<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 25 Apr 2026 14:16:53 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Yargılamasında Sanığın Devam Eden Soruşturma ve Davalarının Hükme Esas Alınması İhsas-ı Rey Niteliğindedir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-sanigin-devam-eden-sorusturma-ve-davalarinin-hukme-esas-alinmasi-ihsas-i-rey-niteligindedir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-sanigin-devam-eden-sorusturma-ve-davalarinin-hukme-esas-alinmasi-ihsas-i-rey-niteligindedir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza yargılamasının temel amacı, maddi gerçeğe ulaşmak suretiyle adil bir karar vermektir. Ancak bu amaca ulaşılırken başta <strong>masumiyet karinesi</strong> olmak üzere, adil yargılanma hakkını güvence altına alan temel ilkelerin titizlikle korunması gerekir. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum, hâkimlerin sanığın devam eden başka soruşturma ve kovuşturmalarını inceleyerek mevcut yargılamaya etkili olacak şekilde değerlendirmelerde bulunmalarıdır. Bu yaklaşım, ciddi anayasal ve hukuki sorunlar doğurmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, devam eden soruşturma ve davaların hükme esas alınmasının <strong>ihsas-ı rey</strong> niteliği taşıyıp taşımadığı ve bu uygulamanın <strong>masumiyet karinesi</strong> ile <strong>adil yargılanma hakkı</strong> üzerindeki etkileri incelenecektir.</p>

<p><strong>I. Masumiyet Karinesi ve Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Masumiyet karinesi, hem ulusal hem de uluslararası hukukta güvence altına alınmış temel bir ilkedir. Türkiye’de bu ilke, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 38 hükmünde açıkça ifade edilmiştir:</p>

<p>“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.”</p>

<p>Benzer şekilde, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 kapsamında da masumiyet karinesi korunmaktadır.</p>

<p>Bu ilkenin doğal sonucu olarak:</p>

<p>- Kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunmayan hiçbir fiil, sanık aleyhine değerlendirmeye esas alınamaz.</p>

<p>- Devam eden soruşturma veya kovuşturmalar, hukuken “şüphe” aşamasını ifade eder ve kesinlik içermez.</p>

<p><strong>II. İhsas-ı Rey Kavramı ve Ceza Yargılamasındaki Yeri</strong></p>

<p>İhsas-ı rey, hâkimin henüz hüküm vermeden önce davaya ilişkin kanaatini açıklaması veya bu kanaati yargılamaya yansıtması anlamına gelir. Bu durum, tarafsızlık ilkesini zedeler ve yargılamanın objektifliğini ortadan kaldırır.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu m. 24 kapsamında hâkimin tarafsızlığını şüpheye düşüren durumlar, reddi hâkim sebebi olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Devam eden soruşturma ve davaların değerlendirilmesi şu sonucu doğurur:</p>

<p>- Hâkim, henüz kesinleşmemiş iddiaları sanığın kişiliğine ve suçluluğuna dair bir veri olarak kabul etmektedir.</p>

<p>- Bu durum, hâkimin zihninde sanık hakkında ön yargı oluşmasına neden olur.</p>

<p>Dolayısıyla bu yaklaşım, açıkça <strong>ihsas-ı rey</strong> niteliğindedir.</p>

<p><strong>III. Devam Eden Soruşturma ve Davaların Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Devam eden soruşturma ve kovuşturmalar:</p>

<p>- Henüz kesinleşmemiştir,</p>

<p>- Delil değerlendirmesi tamamlanmamıştır,</p>

<p>- Beraat, düşme veya takipsizlikle sonuçlanma ihtimali mevcuttur.</p>

<p>Bu bağlamda, soruşturma aşamasında verilen <strong>kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlar (KYOK)</strong> veya kovuşturma sonucunda verilen beraat kararları, başlangıçta var olan şüpheyi ortadan kaldırmaktadır.Kaldı ki, sanığın diğer devam eden soruşturmalarının veya davalarının sonucunda mahkumiyetine karar verilse dahi, sorgulamayı yapan mahkemenin hükmünü açıkladığı tarihte henüz ortada karar bulunmamaktadır. Karar verilmiş olsa dahi kesinleşmediği sürece yine hükme esas alınamaz.Kanaatimizce ceza hukukunda her olayın kendi içinde ayrı değerlendirilmesi gerektiğinden, sanık hakkında aynı suçtan kesinleşmiş mahkumiyet kararı bulunsa dahi, devam eden yargılamada sanığın yine beraat etme şansı vardır.Bu bağlamda daha önceki kesinleşmiş mahkumiyet kararları, yalnızca suçun sübut bulması noktasında, cezanın tayininde etken olmaldır.</p>

<p>Dolayısıyla:</p>

<p>- Henüz sonuçlanmamış bir dosyanın, başka bir yargılamada sanık aleyhine değerlendirilmesi hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır.</p>

<p>- Bu durum, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin de dolaylı ihlaline yol açar.</p>

<p><strong>IV. Adil Yargılanma Hakkının İhlali</strong></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi m. 6 kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme önünde yargılanmayı gerektirir.</p>

<p>Hâkimin:</p>

<p>- Sanığın geçmiş veya devam eden dosyalarını inceleyerek karakter analizi yapması,</p>

<p>- Bu dosyalardan hareketle mevcut davada kanaat oluşturması,</p>

<p>şu ihlallere yol açar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Tarafsızlık İlkesinin İhlali</strong></p>

<p>Hâkim, sadece somut dosya kapsamındaki delillerle karar vermek zorundadır. Başka dosyaların dikkate alınması, tarafsızlığı ortadan kaldırır.</p>

<p><strong>2. Silahların Eşitliği İlkesinin Zedelenmesi</strong></p>

<p>Sanık, henüz sonuçlanmamış bir dosya üzerinden dolaylı olarak yargılanmış olur.</p>

<p><strong>3. Önyargılı Yargılama</strong></p>

<p>Sanığın “suça meyilli” olduğu yönünde bir algı oluşur ki bu, ceza hukukunun bireysel sorumluluk ilkesine aykırıdır.</p>

<p><strong>V. Uygulamadaki Sorun </strong></p>

<p>Uygulamada birçok hâkim:</p>

<p>- UYAP üzerinden sanığın devam eden dosyalarını incelemekte,</p>

<p>- Bu bilgileri bilinçli veya bilinçsiz şekilde hükme yansıtmaktadır.</p>

<p>Bu uygulama:</p>

<p>- Hukuki dayanağı olmayan,</p>

<p>- Anayasal ilkelere aykırı,</p>

<p>- Sistematik bir hak ihlali niteliği taşıyan bir pratik haline gelmiştir.</p>

<p>Özellikle kısa gerekçeli kararlarda açıkça yer almamakla birlikte, kararın oluşum sürecinde bu bilgilerin etkili olduğu gözlemlenmektedir.</p>

<p><strong>VI. Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>1. Normatif Düzenleme Yapılması</strong></p>

<p>Devam eden soruşturma ve kovuşturmaların başka dosyalarda dikkate alınamayacağı açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>2. Yargısal İçtihat Geliştirilmesi</strong></p>

<p>Yüksek mahkemeler, bu uygulamayı açıkça hukuka aykırı kabul eden içtihatlar oluşturmalıdır.</p>

<p><strong>3. UYAP Erişim Sınırlandırması</strong></p>

<p>Hâkimlerin yalnızca ilgili dosya ile sınırlı bilgiye erişmesi sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>4. Eğitim ve Farkındalık</strong></p>

<p>Hâkim ve savcılara yönelik eğitimlerle masumiyet karinesi güçlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında devam eden soruşturma ve davaların hükme esas alınması, <strong>masumiyet karinesine açıkça aykırı</strong> olup aynı zamanda <strong>ihsas-ı rey</strong> niteliği taşımaktadır. Bu uygulama, sanığın henüz kesinleşmemiş iddialar üzerinden değerlendirilmesine yol açarak <strong>adil yargılanma hakkını ihlal etmektedir</strong>.</p>

<p>Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, yargılamaların yalnızca somut deliller üzerinden ve tarafsız bir şekilde yürütülmesi zorunludur. Aksi yöndeki uygulamalar, bireylerin devlete olan güvenini zedeleyecek ve yargı sisteminin meşruiyetini tartışmalı hale getirecektir. Mahkemelerin çağdaş ceza hukukuna göre yargılama yapması gerektiğini, yargılama faaliyetinin basite indirgenmemesi gerektiği,somut delillere dayanmayan çıkarımlarda bulunma, niyet okuma gibi bilim dışı yollara başvurulmamaldır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI"><img alt="Av. Vefa VARLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/vefa-varli-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI">Av. Vefa VARLI</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-yargilamasinda-sanigin-devam-eden-sorusturma-ve-davalarinin-hukme-esas-alinmasi-ihsas-i-rey-niteligindedir-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tesarsas.jpg" type="image/jpeg" length="54973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (4)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-4-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-4-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş ve Özet</strong></p>

<p>Aynı başlığı taşıyan yazının birinci bölümünde belirtildiği için tekrar edilmemiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>A) İstinaf Cumhuriyet Başsavcılıklarına Düşen Görevler</strong></p>

<p>İstinafın, kuruluş amacına uygun olarak ve mümkün oldukça daha hızlı ve etkili uygulamanın yerleşmesi ile ilk derece mahkemelerine hukuki yol gösterici ve uygulama birliğine katkı sunulmasının temini yönünden istinaf Cumhuriyet başsavcılıklarına (savcılarına) önemli görevler düşmektedir. C. Savcıları yönünden, özellikle “görüldü” işlemi sırasında, genel hukuki aykırılıkların yanında, dairece verilen karar türünün, yasa maddesinde belirtilen hallere uygun olup olmadığının incelenmesinde yarar vardır. Bu çerçevede örneğin,</p>

<p>- Duruşma açılması gereken bir halde, dosya üzerinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi,</p>

<p>- Duruşma açılması gereken bir halde, Yargıtay Ceza Daire ve Genel Kurul kararlarında da belirtildiği üzere yasa maddesinde sınırlı sayıda gösterilen bozma nedeninin dosya kapsamıyla uyumlu olmadığı halde bozma kararının verilmesi,</p>

<p>- İlk derece mahkemesi hükmünün kaldırılmasına dair kararın, mutlaka duruşma sonrası verilmesi gerekirken dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verilmesi,</p>

<p>- İstinaf incelemesi sonucunda işin esasına girilerek verilen bozma kararı sonrasında ilk derece mahkemesinde veya bozma olmaksızın istinaf aşamasınada karar niteliğinin değişmesi (istinaf sonucunda beraatin mahkumiyete ya da mahkumiyetin beraate dönüşmesi) hallerinde kararın mahkemeye erişim ve adil yargılanma hakkı bakımından temyize tabi olduğunun gözetilmemesi,</p>

<p>CMK'nın 280. maddesinde belirtilen yasal düzenlemeye aykırı olacaktır.</p>

<p>İlk derece mahkemelerinde görevli Cumhuriyet savcılarının özellikle temyiz imkanlarının bulunmadığı da gözetilerek işleyişe ve genel uygulamaya katkısı olabileceği düşünülen esas ve usul konularında istinaf C. Savcılarının yasa yollarına başvurmaları,</p>

<p>Mesleki uygulamada karşılaşılan kayda değer hususların bir araya getirilmesi, niteliğe göre Adalet Bakanlığı, HSK, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Daireleri ile paylaşılması, tartışılıp değerlendirilmesi,</p>

<p>uygulama birliğine, uygulamanın yerleşmesine veya teamüllerin oluşmasına ya da istinafların daha da kurumsallaşmasına katkı verebilecektir.</p>

<p><strong>B) Barolara ve/veya Avukatlara Düşen </strong><strong>Görevler</strong></p>

<p>İstinaf Cumhuriyet başsavcılıklarına düşen görevlere ek olarak, meselenin kendi yönleri açısından yapılan istinaf taleplerinde, karar türlerine uygun terimleri belirtmeleri, bu şekilde dilekçe yazmaları ve bu tabirleri kullanmaları yararlı olacaktır. Bu çerçevede örneğin, uygulamada sıklıkla görülen;</p>

<p><strong>- </strong>Sanık tarafı yönünden, iradenin gerçekte istinafın beraatine veya cezasının indirilmesine ya da lehine olan bir yasal durumun uygulanmasına karar verilmesini istemek iken "kararın bozulması"nı istemesi ve bunu talebinde-karşı cevabi yazısında belirtmesi. Hâlbuki buradaki “bozma”, teknik bir hukuki terim olup sadece yasa maddesinde sınırlı sayıda, ismen belirtilen ve kesin hukuka aykırı hal olarak kabul edilen durumlarda verilerek dosyanın yeniden ilk derece mahkemesine gönderilmesinden ibarettir. Oysa onun murat ettiği talebin hukuki karşılığı çoğunlukla, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine veya duruşma sonucunda ilk derece mahkemesi hükmünün kaldırılarak lehine bir karar verilmesidir ki bu uygulama dosyanın daha erken sonuca bağlanmasına da katkı verebilir.</p>

<p><strong>-</strong> Mahkûmiyetlerde ise katılan tarafın gerek aleyhe istinaflarında gerekse de istinaf başvurularına verilen karşı cevap-talep dilekçelerinde, ilk derece mahkemesi kararının onanmasını istemeleri. Hâlbuki istinaf aşamasında kararın “onanmasına” dair bir karar türü yoktur. Bu durum, Yargıtay'daki uygulamadan kalan bir ezber alışkanlığıdır. Bu taleplerle daha çok murat edilenin hukuki karşılığı çoğunlukla, istinaf başvurusunun reddine veya istinaf başvurusunun esastan reddine ya da duruşma sonucunda ilk derece mahkemesi hükmün kaldırılarak daha aleyhe bir karar verilmesidir.</p>

<p>- Özellikle verilen bozma kararlarının, yasal bozma nedenine dayanıp dayanmadığına dikkat edilerek bu yönden hukuki değerlendirme yapmaları ve/veya yasa yoluna gitmeleri, uygulamayı daha yeknesak ve yasaya uygun hale getirmesine katkı verebilecektir.</p>

<p><strong>- </strong>Belli aralıklarla, mesleki uygulamada karşılaşılan kayda değer sorunların bir araya getirilmesi, tartışılması, çözüm önerilerinin ilgili kişi-makamlarla değerlendirilmesi yararlı olabilecektir.</p>

<p><strong>C) Olağan Üstü İtiraz Uygulaması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kanun yolu kapsamındaki başvurular, zamanla gittikçe ciddi olarak artan bir oranla yapıldığı gözlenmektedir.</p>

<p><strong><i>a-Sorun: CMK’nın 308/A. maddesi uyarınca ceza dairesinin kesin nitelikteki kararına karşı aleyhe olağan üstü itiraz süresi taraflar aleyhine sonuç doğurabilmektedir.</i></strong><strong> </strong>Bu itirazı ancak re’sen veya istem üzerine istinaf Cumhuriyet başsavcılığı yapabilir. Taraflara bu itirazı doğrudan daireye yapabilme imkânı tanınmamıştır. Aleyhe itiraz 01.06.2024 tarihi itibariyle 1 aylık sürede, lehe itiraz ise her zaman yapılabilir. Taraflar buna ilişkin, yani itiraza gidilmesine dair istemlerini ancak istinaf Cumhuriyet başsavcılığına yapabilirler. İlk derece mahkemesine veya istinaf ceza dairesine ya da başka yere yapılan bu yöndeki başvurular, istinaf başsavcılığına gönderilir ama başvuru yapılmakla süre durmadığı için bu arada sürenin kaçırılması kuvvetle muhtemel olabiliyor. Başvurunun süre geçmeden ve olabilecek en kısa zamanda itiraz makamına ulaştırılması önem arz eder. Uygulamada aleyhe yapılan itiraz başvurularının önemli kısmı yasal süre geçtiği için ret ediliyor. Yasa maddesine göre Cumhuriyet başsavcılığı, re’sen veya istem üzerine, kararın kendisine verildiği tarihten itibaren süresi içinde kararı veren daireye aleyhe itiraz edebilir. Uygulamada karar, CMK 38A. maddesi uyarınca UYAP sisteminden Cumhuriyet savcısının ekranına düşmekle tebliğ yapılmış ve süre de bu şekilde işlemeye başlamış oluyor. Dolayısıyla katılanın, müştekinin veya vekillerinin yaptıkları aleyhe itiraz istemindeki süre, ilgililere kararın yapılan tebliğinden değil, Cumhuriyet savcısına yapılan Uyap üzerindeki tebliğden başlıyor. Bu nedenle kısmen de konunun hukuki yönünün anlaşılmaması nedeniyle süre geçtiği için, olağan üstü bir hukuki hata olsa bile itiraza gitme imkânı kalmıyor. Ayrıca genel ve doğal olarak istinaf Cumhuriyet savcısı, görüldü veya kanun yolu incelemelerini daha çok olağan kanun yolu çerçevesinde değerlendirebildiği için, tarafların olası aleyhe olağan üstü tespitlerinin önüne geçilmemesi adına onlara da makul bir süre verilmesi yararlı olabilecektir. Zira az da olsa zaman zaman nitelik itibariyle önemli hukuka aykırılıklar gözden kaçabilmektedir. Kanuni süre geçtiği için başvuru yapma imkanı ortadan kalkmış oluyor.</p>

<p><strong><i>Öneri:</i></strong><i> </i>Aleyhe itirazda, taraflar (katılan, müşteki, vekilleri) yönünden <strong><i>itiraza gidilmesine dair istem için süre başlangıcının, uygulamadaki olası mağduriyetlerin önlenmesinin temini bakımından kendilerine yapılan tebliğden itibaren başlatılması</i></strong>, süresinde ilk derece mahkemesine, istinaf ceza dairesine veya Cumhuriyet başsavcılığına itiraz istemi yapılması halinde bunun süresinde sayılması ve Cumhuriyet Savcısının geliş tarihinden itibaren bir aylık sürede istemi sonuçlandırması, resen itirazda ise sürenin tebliğden başlanmasının düzenlenmesi değerlendirilebilir<i>.</i></p>

<p><strong><i>b-Sorun: CMK’nın 308/A. maddesi uyarınca ceza dairesinin kesin nitelikteki kararına karşı hangi suçlar ya da aykırılıklar veya hangi nedenle bu itirazın yapılabileceğine ilişkin yoruma bağlı uygulamalar olabilmektedir. </i></strong><i>S</i>anık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması zorunlu olması öngörülmüştür ancak “esaslı hata”dan ne anlaşılması gerektiği belirtilmemiştir. Buradaki “esaslı hata”dan ne anlaşılması gerektiğinin tartışılması gerekir. Buna karşılık, sanık aleyhine itiraz edilebilmesi için kararı etkileyecek nitelikte esaslı bir hatanın bulunması zorunluluğuna ilişkin düzenlemenin mefhumu muhalifine göre sanık lehine esaslı olmayan,<strong> </strong>basit gibi görünse de tüm hukuka aykırılıklar için olağan üstü olmasına rağmen bu itiraz yoluna gidilebileceğini ileri sürmek mümkün olabilir ki bu vaziyet olağan üstü itirazın mahiyeti ile örtüşmez. Yine önemli ve uygulamada oran olarak çok verilen bozma kararlarına karşı bu yola gidilip gidilmeyeceği belirsizliği söz konusudur. Madde içeriğinde bozma kararına karşı bu itiraza gidilmeyeceği anlamı çıkmamakla, hatta engeli olmamakla beraber, genellikle bozma kararına karşı olağan üstü itiraza gidilmemesi gerektiği görüşü ağır basmaktadır.</p>

<p><strong><i>Öneri: </i></strong>Olağan üstü itirazın mahiyeti de gözetilerek bu kanun yoluna <strong><i>hangi hallerde gidilebileceği veya gidilmeyeceğinin belirtilmesi </i></strong>veya bunların tartışılması.</p>

<p><strong><i>c- Sorun:</i></strong><strong> <i>CMK’nın 308/A. maddesi uyarınca olağan üstü itiraz yoluna gidilmesi talepli dilekçelerin ilk derece mahkemesine verilmesi veya yapılan itiraz nedeniyle dosyanın Cumhuriyet başsavcılığınca istenmesi üzerine mahkeme kalemince her nasılsa istinaf formu düzenlenerek </i></strong>dosya gönderiliyor. Bu yöntem, önemli ölçüde gecikmelere ve bazen de yasal sürenin dolmasına neden olabilmektedir. Yasal olarak itiraz etme yetkisine sahip bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına dosyanın gönderilmesi gerektiği halde, ilk derece mahkemesince sehven de olsa istinaf formu düzenlenmesi sonucu UYAP sisteminde daire esasına otomatik kayıt alınmaktadır. Bu halde daire kararına yönelik bir itiraz başvurusu var sayılmadığından ve açılan esas numarasının da kapatılması gerektiğinden dairece karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi zorunluluğu doğuyor. Daire, bu kararı verdikten sonra itiraza gidilmesi yönündeki talebin değerlendirilmesi için dosyayı bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına gönderiyor. Bu uygulama, gecikmelere neden olduğu gibi eğer aleyhe itiraza gidilmesi yönünde başvuru yapılmış ise kuvvetle muhtemel hak düşürücü sürenin dolmasına neden olabiliyor.</p>

<p><strong><i>Öneri: </i></strong>İtirazın doğrudan Cumhuriyet başsavcılığına yapılması ve dosyanın fiziki olarak ilk derece mahkemesinden istenmesi icap ettiğinde dosya isteme üst yazısında açıkça “istinaf formu düzenlenmeksizin gönderilmesi” ibaresinin yazılması<strong><i>,</i></strong> <strong><i>ilk derece mahkemesinin dosyayı, istinaf formu düzenlemeden üst yazıyla göndermesi, her nasılsa form düzenlenmiş ise ya mümkün olduğunca aynı günde açılan esasın kapatılarak dosyanın gönderilmesine çalışılması ancak karar yazılması, heyetin onaylaması, Cumhuriyet savcısının görüldüsü gibi işlemler yine de belli bir zamanı alacağı için özellikle aleyhe başvurularda esas kapatılmadan önce dosyanın Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi, buradaki işlemin sonucundan sonra esasın kapatılması ya da başka çözümlerin tartışılması…</i></strong></p>

<p><strong>D) İtirazları İncelemeye Yetkili Başkanlar Kurulu</strong></p>

<p><strong>Sorun: Kurulun oluşumu ve etkinliği ile ilgili olarak,</strong> CMK'nın 308/A. maddesi uyarınca özellikle İstanbul, Ankara, İzmir’de ceza dairesi başkanları arasından bir yıllık dönüşümlü ve dairelerindeki görevlerine ek olarak itirazları incelemeye yetkili başkanlar kurulu oluşturuluyor. Kurulu oluşturan başkanların asli daire işlerinin yoğunluğu, geçici olarak görevlendirilmeleri, bir yıl sonra başka daire başkanlarının kurula gelecek olmaları gibi nedenler, yapılan itirazların daha etkin ve hızlı olarak karara bağlanmasına etki edebiliyor. Kararına itiraz edilen dairenin başkanı veya görevlendirilen üye, itiraz nedeniyle başkanlar kurulana rapor hazırlıyor ve/veya kurula izahat-açıklama yapıyor. Ayrıca kararına itiraz edilen daire başkanı itirazın karara bağlanmasında oylamaya katılıyor.</p>

<p><strong>Öneri: <i>Büyük veya ihtiyacı karşılayacak derecede itiraz işi olan yerlerde itirazları incelemeye yetkili başkanlar kurulu üyelerinin</i></strong>, yapılan itirazların daha etkin ve hızlı olarak karara bağlanmasının sağlanması amacıyla <strong><i>münhasıran bu işle görevlendirilmeleri</i></strong>, kararına itiraz edilen dairenin, açıklama yapması veya rapor hazırlamasının, bu husus dairenin itiraza konu kararında olduğu için sonlandırılması, hukuki güven ve istikrar yönünden yeni gerekçe oluşturmanın önlenmesi, kararına itiraz edilen daire başkanı veya üyesinin oylamaya katılmaması, alternatif öneri olarak <strong>münhasıran itiraz inceleme işlerine bakan bir hakimin veya üyenin hazırladığı raporun başkanlar kurulu üyelerine dağıtılması, kararın da bu hakim veya üyenin yazması</strong>, karar ve gerekçesinin daire tarafından yazılmaması<strong> </strong>ya da silahların eşitliği adına Cumhuriyet savcısı ile tarafların-vekillerinin de dairenin hazırladığı rapora karşı veya başka nedenlerle kurul huzurunda itirazlarını ileri sürebilmelerine-savunmalarına imkan verilmesi tartışılmalıdır.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen uygulamaların, daha hızlı ve etkin yargılama bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (1)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">-</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-2" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (2)</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">-</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-3" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (3)</span></a></strong></h3>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Uygulamada İstinaf Ceza El Kitabı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 7.Baskı, 2026</span></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-4-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 11:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazdv.jpg" type="image/jpeg" length="66689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[638 faili meçhul dosya yeniden incelemeye alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/638-faili-mechul-dosya-yeniden-incelemeye-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/638-faili-mechul-dosya-yeniden-incelemeye-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı 75 ilde 693 maktulün adının geçtiği 638 faili meçhul dosyayı yeniden incelemeye aldı. Adalet Bakanı Akın Gürlek, "Faili meçhul suçların cezasız kalmaması ve toplum vicdanının rahatlatılması için bu yeni birimi ihdas ettik" demişti. Bu kapsamda Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı illere göre faili meçhul haritasını çıkardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulan “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı”, faili meçhul soruşturma dosyalarını yakından incelemeye aldı. 81 ilde yapılan tüm adliyelerde yapılan tarama neticesinde ilk etapta 75 ilde tespit edilen 638 soruşturma dosyası ile 693 maktule ilişkin adalet arayışı süreci hızlandı.</p>

<p>Adalet Bakanlığı, toplumda infial yaratan faili meçhul dosyalar için tarihi bir adım attı.</p>

<p><strong>75 İLDE TOPLAMDA 638 KRİTİK DOSYA MERCEK ALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Yeni kurulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, toplum vicdanında derin izler bırakan kasten öldürme ve kayıp şahıs olaylarını "farklı bir gözle" incelemeye başladı. Yapılan ilk tespitlere göre, ülke genelindeki 75 ilde bulunan 638 dosya ve 693 maktul yönünden kapsamlı analiz süreci başlatıldı.</p>

<p>Bu özel birim, özellikle kadın ve çocuk cinayetleri dahil "Gülistan Doku soruşturması" gibi kamuoyunun yakından takip ettiği faili meçhul olayların aydınlatılması için kurumsal kapasiteyi en üst seviyeye taşıyacak ve başsavcılıklarla yakından koordinasyon kuracak.</p>

<p><strong>İLLERE GÖRE TÜRKİYE’NİN FAİLİ MEÇHUL HARİTASI ÇIKARTILDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakanlık kaynaklarından elde edilen verilere göre, toplumda büyük yankı uyandırabilecek nitelikteki faili meçhul cinayetler ve maktül vakaları ülke genelinde tek tek derlendi. İlk etapta 75 ilde toplam 638 dosya ve 693 maktul için inceleme başlatıldı. Bakanlığın verilerine göre, inceleme kapsamına alınan dosya ve maktul sayılarında bazı iller yoğunluklarıyla dikkat çekiyor.</p>

<p>Yapılan sıralamada; İzmir 49 dosya ve 51 maktul ile ilk sırada yer alırken, onu 34 dosya ve 35 maktul ile Sakarya , 30 dosya ve 31 maktul ile Trabzon takip ediyor. Listenin devamında; Giresun 29 dosya ve 32 maktul , Tokat 29 dosya ve 32 maktul ve Tekirdağ 29 dosya ve 31 maktul ile dikkat çekerken; Malatya 24 dosya ve 24 maktul, Kahramanmaraş 19 dosya ve 21 maktul ve Çanakkale 17 dosya ve 28 maktul ile yüksek sayılara sahip öncelikli iller arasında bulunuyor.</p>

<p>İlk 15 ili tamamlayan; Bursa 16 dosya ve 18 maktul , Düzce 16 dosya ve 18 maktul , Diyarbakır 17 dosya ve 18 maktul , Uşak 15 dosya ve 17 maktul , Elazığ 15 dosya ve 15 maktul ve Kütahya 15 dosya ve 15 maktul illerindeki faili meçhul vakalar; adaletin tecellisi ve cezasızlıkla mücadele vizyonu doğrultusunda titizlikle mercek altına alınacaktır. Ankara ve İstanbul illeri gibi metropollerde ise önem arz eden 10'ar dosya ve 10'ar maktul yönünden incelemeler yürütülecek.</p>

<p><strong>ADALET BAKANLIĞI SİSTEMATİK İNCELEME YAPACAK VE KOORDİNASYON YÜRÜTECEK</strong></p>

<p>Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı, sadece dosya incelemekle kalmayıp Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde derdest bulunan dosyaların sistematik şekilde analiz edilmesini sağlayacak yöntemler de geliştiriyor. Suçların cezasız kalmaması adına teknik, kriminal ve analitik yöntemler konusunda rehberlik yapılarak, ilgili kurumlar arasında güçlü bir bilgi akışı tesis edilecek.</p>

<p>Bu sayede Yeni dönemde “Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığı”, yıllardır çözülemeyen dosyalar için kritik rol üstlenecek. Bu birim, delil yetersizliği veya karartılması nedeniyle sonuçlandırılamayan dosyaları yeniden mercek altına alacak. Cumhuriyet başsavcılıklarında bulunan faili meçhul dosyalar sistematik şekilde incelenecek, böylece cezasızlık algısının önüne geçilmesi ve kamu vicdanının rahatlatılması hedefleniyor.</p>

<p><strong>”BAKAN GÜRLEK: HEDEFİMİZ GÜVEN VEREN BİR ADALET SİSTEMİ”</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, dairenin kuruluşunu duyurduğu sosyal medya paylaşımında bu hamlenin "Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılma" vizyonunun bir parçası olduğunu belirterek şu vurguyu yapmıştı:</p>

<p>"Savcı dosyanın kapağındaki isme değil, içindeki delile bakar. Faili meçhul suçların cezasız kalmaması ve toplum vicdanının rahatlatılması için bu yeni birimi ihdas ettik. Hedefimiz; daha hızlı, daha etkin ve daha güven veren bir adalet sistemini inşa etmektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/638-faili-mechul-dosya-yeniden-incelemeye-alindi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 10:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/katil-cinayet.jpg" type="image/jpeg" length="84567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay zekâ yargı süreçlerinde işleri kolaylaştıran bir araç olarak kullanılacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-yargi-sureclerinde-isleri-kolaylastiran-bir-arac-olarak-kullanilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-yargi-sureclerinde-isleri-kolaylastiran-bir-arac-olarak-kullanilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, temel amaçlarının Türkiye’nin her yerindeki vatandaşın adalete kolay ve hızlı şekilde erişmesini sağlamak olduğunu söyleyerek, online dava açma, yapay zekâ destekli dilekçe şablonları, havalimanı mahkemeleri ve dijital yargı uygulamalarının bu hedef doğrultusunda geliştirildiğini belirtti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Edirne’de tarihi Peykler Medresesinde Gençler ile Buluşma programına katılan Adalet Bakanı Akın Gürlek, adalet sisteminde temel önceliklerinin vatandaşın hak arama sürecini kolaylaştırmak olduğunu belirtti. Bakan Gürlek, sosyal medyada yayılan yalan haberler, dijital dönüşüm, yapay zekâ uygulamaları ve yeni anayasa ihtiyacına ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Programda gençlerden gelen soruları da yanıtlayan Bakan Gürlek öğrencilerden gelen ‘Türkiye’nin adalet sistemi adına en büyük hedefiniz nedir?’ sorusuna “Adaleti hızlandırmak en büyük hedefimiz ve vatandaşın adaleti olan güven duygusunu yükseltmek. Adalete mutlaka güvenin" diye yanıt verdi. Yargıda kendi kendini denetleyebilen bir sistemi olduğuna vurgu yapan Bakan Gürlek, "Hakimin vermiş olduğu karar itiraza tabi. İtirazı istinaf inceler. İstinaf’tan Yargıtay’a gider. Yani böyle üç beş tane karar yüzünden adalete güven duygusu sanki yokmuş gibi düşükmüş gibi algılanıyor. Biz üzerimize ne düşüyorsa bunu yapacağız. Kesinlikle bir hakim savcı eğer haklıysanız mutlaka karar verir. Belki ilk başta yanlış karar vermiştir. Burada özel bir kast güttüğünü düşünmüyorum. Ama mutlaka o karar yanlış karar İstinaf’tan Yargıtay’dan mutlaka döner. Yani haklı karar eninde sonunda gelir sizi bulur.” diye konuştu.</p>

<p><strong>“TAVSİYEM SOSYAL MEDYADA VAKİT GEÇİRECEĞİNİZE HAYATA DOKUNUN”</strong></p>

<p>Öğrencilere sosyal medyada geçirilen süre konusunda uyarılarda bulunan Bakan Gürlek, sosyal medyada oluşturulan algıların çoğu zaman gerçeği yansıtmadığını söyledi. Bakan Gürlek, sosyal medyanın günlük haberleri ve gelişmeleri takip etmek için kullanıldığını ancak burada kurulan dünyanın büyük ölçüde kurgu olduğunu ifade etti. Bakan Gürlek, öğrencilere sosyal medyada vakit geçirmek yerine Edirne’nin tarihi ve kültürel dokusunu tanımalarını, kitap okumalarını, belgesel izlemelerini ve hayata doğrudan temas etmelerini tavsiye ederken şunları kaydetti:</p>

<p>“Arkadaşlar sosyal medyaya fazla kendinizi kaptırmayın. Benim de çocuğum var, sizler de muhtemelen sosyal medyada çok vakit geçiriyorsunuz. Sosyal medya gerçekten bir yalan dünyası, hayal dünyası. Hepimiz mecburen giriyoruz, günlük haberleri takip ediyoruz, gelişmeleri takip ediyoruz ama orada anlatılanlar, orada yaşananların çoğu gerçek değil. Orada bir hayat kuruluyor, orada bir kurgu var. Herkes o kurgunun içine yerleşmeye çalışıyor. Benim size tavsiyem sosyal medyada vakit geçireceğinize Edirne'yi gezin, burası tarihi bir şehir, buranın tarihiyle ilgili bilgi edinin, kitap okuyun, belgesel izleyin. Mutlaka hayata dokunun. Bu Edirne'nin sokaklarında her bir anı, her bir tarih yaşanmışlık var burada. Bundan kaç yüz yıl önce ecdadımız bu topraklarda Osmanlı'yı kurmuş, seferler düzenlemiş, burası Payitaht bir şehir olmuş, Fatih Sultan Mehmet'in burada gençliği geçmiş, medrese eğitimini burada almış. Benim size tavsiyem sosyal medyada vakit geçireceğinize gerçek alan, gerçek medya burası, gerçek kültür şehri burası, burada vakit geçirin.”</p>

<p><strong>“SOSYAL MEDYADA YALAN ALGI YAPAN BİR KİŞİ MUTLAKA HESABINI GÖRECEK” </strong></p>

<p>Adalet Bakanı Gürlek, sosyal medyada özellikle kriz dönemlerinde yalan haberlerin ve provokatif paylaşımların hızla yayıldığını belirtti. Devletin resmi kaynaklarından yapılan açıklamalara itibar edilmesi gerektiğini vurgulayan Bakan Gürlek, sahte hesaplar üzerinden toplumda paniğe ve güvensizliğe yol açan paylaşımlara karşı düzenleme yapılmasının önemine dikkat çekti. Bakan Gürlek, sosyal medya düzenlemesinin amacının özgürlük alanını daraltmak olmadığını, suç işleyen sahte ve anonim hesapların tespit edilebilmesini sağlamak olduğunu belirterek, “Sosyal medyada yalan haberlerin oradaki provokatif hesaplar var. Bir sorumsuzluk var. Ben de gittim Kahramanmaraş'a. Dört tane bakanımızla oradaydım. Cumhurbaşkanımız da sürekli olarak telefonla bilgi verdik. Ama sosyal medyaya bir bakıyorsun orada işte yazıyorlar ‘Olaylar farklı şöyle böyle yok efendim çocuk ölmedi, çocuğu kaçırdılar. O cani çocuğun kaçırıldığı yurt dışına, dışarıda görüldüğü.’ Bakın arkadaşlar işte biz sosyal medya yasası bu yüzden yapmak istiyoruz. Sosyal medyada yalan algı yapan bir kişi mutlaka hesabını görecek. Ne yapıyor? Yurt dışından bir tane fake hesap açıyor. Ondan sonra o yani dilin kemiği yok diyor, yalan algı yapıyor. Bunların çoğu da provokatif insanlara böyle galeyana getirmek için açılan hesaplar. Bunlara inanmayın, itibar etmeyin. Sosyal medya yasasının aslında bir anlamda neden önemli olduğunu, neden acil çıkartılması gerektiğini bu tip güncel olaylarda görüyoruz” dedi.</p>

<p>Sosyal medya platformlarında kimlik doğrulamasına yönelik çalışmalar hakkında da bilgi veren Bakan Gürlek, vatandaşların kimlik bilgilerinin yabancı platformlarla paylaşılacağı yönündeki endişelerin doğru olmadığını belirtti. Bakan Gürlek, sistemin Bilgi Teknolojileri Kurumumu ile Siber Başkanlık üzerinden yürütülecek bir doğrulama altyapısına dayanacağını ifade ederek, katalog suçlar işlendiğinde ilgili hesabın gerçek kullanıcısının tespit edilebilmesinin hedeflendiğini söyledi.</p>

<p>Edirne’nin kendisi için özel bir yere sahip olduğunu belirten Bakan Gürlek, mesleğe ilk başladığı yerin Lalapaşa olduğunu hatırlattı. Bakan Gürlek, öğrencilere eğitim hayatlarını sadece derslerden ibaret görmemeleri gerektiğini belirterek, öğrencilere dil öğrenmeleri, yüksek lisans ve doktora yapmaları, kitap okumaları, sosyal ve kültürel alanlarda kendilerini geliştirmeleri tavsiyesinde bulundu.</p>

<p><strong>“YENİ ANAYASA İHTİYACI VAR”</strong></p>

<p>Bir soru üzerine Türkiye’de anayasa değişikliğine ihtiyaç olduğunu söyleyen Bakan Gürlek, 1982 Anayasası’nın darbe döneminin ürünü olduğunu hatırlattı. Mevcut anayasanın yıllar içinde çok sayıda değişiklikle “yamalı bohça” haline geldiğini ifade eden Bakan Gürlek, güncel ihtiyaçlara cevap verecek yeni bir anayasa çalışmasının toplumsal uzlaşıyla yapılması gerektiğini belirtti. Bakan Gürlek, “Türkiye'de bir Anayasa değişikliği yapılması gerekiyor. Biliyorsunuz 1982 Anayasamız var. Bu da bir darbe döneminin anayasası. Sürekli biz değişiklik yaptık. Bir tabir var, “Yamalı Bohça”, yamalı bohçaya döndü. Artık Anayasa güncel konulara, güncel ihtiyaçlara fayda sağlamıyor. Anayasa değişikliğinin yapılması lazım. Burada elbette bir toplumsal uzlaşı olması gerekiyor. Hem milletvekillerimizle hem de toplumda uzlaşı olması gerekiyor.” diye konuştu.</p>

<p>Yargı süreçlerinin uzun sürmesine yönelik eleştirilere de değinen Bakan Gürlek, özellikle boşanma, kira ve işçi alacakları gibi bazı dava türlerinde sürelerin uzadığını tespit ettiklerini söyledi.</p>

<p><strong>“TEMENNİMİZ TÜRKİYE'NİN HER YERİNDEKİ VATANDAŞIN ADALETE KOLAY BİR ŞEKİLDE ERİŞMESİNİ SAĞLAMAK”</strong></p>

<p>Adalet alanında dijital dönüşüm çalışmalarına da değinen Bakan Gürlek, UYAP sisteminde son dönemde önemli yenilikler yapıldığını söyledi. Yapay zekânın yargı süreçlerinde işleri kolaylaştıran bir araç olarak kullanılacağını belirten Bakan Gürlek, avukatların temyiz aşamasındaki dosyalara erişimi konusunda da güncelleme çalışmalarının sürdüğünü açıkladı. Bakan Gürlek ayrıca e-avukat uygulamasıyla avukatların cezaevindeki hükümlü ve tutuklularla uzaktan görüşebildiğini, e-duruşma uygulamasının kapsamının da genişletileceğini ifade etti.</p>

<p>Bakan Gürlek, temel amaçlarının Türkiye’nin her yerindeki vatandaşın adalete kolay ve hızlı şekilde erişmesini sağlamak olduğunu söyleyerek, online dava açma, yapay zekâ destekli dilekçe şablonları, havalimanı mahkemeleri ve dijital yargı uygulamalarının bu hedef doğrultusunda geliştirildiğini belirtti.</p>

<p>Bakan Gürlek, vatandaşın yargıya kolay bir şekilde erişmesini istediklerini ifade etti.</p>

<p><img alt="ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK ADALET SİSTEMİ İÇİN EN BÜYÜK HEDEFİNİ AÇIKLADI: &quot;ADALETİ HIZLANDIRMAK VE ADALETE GÜVENİ GÜÇLENDİRMEK EN BÜYÜK HEDEFİMİZ&quot; - 1" src="https://rayp.adalet.gov.tr/Resimler/44/whatsapp-image-2026-04-24-at-21162924-04-20269-19-pm.jpeg" /></p>

<p><img alt="ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK ADALET SİSTEMİ İÇİN EN BÜYÜK HEDEFİNİ AÇIKLADI: &quot;ADALETİ HIZLANDIRMAK VE ADALETE GÜVENİ GÜÇLENDİRMEK EN BÜYÜK HEDEFİMİZ&quot; - 2" src="https://rayp.adalet.gov.tr/Resimler/44/whatsapp-image-2026-04-24-at-21163024-04-20269-19-pm.jpeg" /></p>

<p><img alt="ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK ADALET SİSTEMİ İÇİN EN BÜYÜK HEDEFİNİ AÇIKLADI: &quot;ADALETİ HIZLANDIRMAK VE ADALETE GÜVENİ GÜÇLENDİRMEK EN BÜYÜK HEDEFİMİZ&quot; - 3" src="https://rayp.adalet.gov.tr/Resimler/44/whatsapp-image-2026-04-24-at-211631-1-24-04-20269-19-pm.jpeg" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK ADALET SİSTEMİ İÇİN EN BÜYÜK HEDEFİNİ AÇIKLADI: &quot;ADALETİ HIZLANDIRMAK VE ADALETE GÜVENİ GÜÇLENDİRMEK EN BÜYÜK HEDEFİMİZ&quot; - 4" src="https://rayp.adalet.gov.tr/Resimler/44/whatsapp-image-2026-04-24-at-21163124-04-20269-19-pm.jpeg" /></p>

<p><img alt="ADALET BAKANI AKIN GÜRLEK ADALET SİSTEMİ İÇİN EN BÜYÜK HEDEFİNİ AÇIKLADI: &quot;ADALETİ HIZLANDIRMAK VE ADALETE GÜVENİ GÜÇLENDİRMEK EN BÜYÜK HEDEFİMİZ&quot; - 5" src="https://rayp.adalet.gov.tr/Resimler/44/whatsapp-image-2026-04-24-at-21163224-04-20269-19-pm.jpeg" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-yargi-sureclerinde-isleri-kolaylastiran-bir-arac-olarak-kullanilacak</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/whatsapp-image-2026-04-24-at-21163224-04-20269-19-pm.jpeg" type="image/jpeg" length="78528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Lawfare: Bir Fiili Ceza Türü Olarak Yargılama]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-lawfare-bir-fiili-ceza-turu-olarak-yargilama-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-lawfare-bir-fiili-ceza-turu-olarak-yargilama-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h2>Özet</h2>

<p>Lawfare, en genel anlamıyla, hukukun ve yargısal süreçlerin uyuşmazlığı çözme işlevinin ötesine geçirilerek stratejik bir mücadele aracına dönüştürülmesini ifade eder. Kavramın kökeni daha çok savaş ve uluslararası çatışma literatüründe “hukukun savaş aracı olarak kullanılması” fikrine dayanmakla birlikte, zamanla iç siyaset, ceza adaleti, kamusal alan ve temel haklar bağlamında da tartışılır hale gelmiştir. Charles J. Dunlap Jr.’ın klasik çerçevesi, lawfare’i hukukun stratejik kullanımına ya da kötüye kullanımına işaret eden bir kavram olarak kurarken, sonraki tartışmalar bunun demokratik kurumlar, muhalefet, kamusal katılım ve savunma hakkı üzerinde de işleyebileceğini göstermiştir.</p>

<p>Bu çalışma, lawfare olgusunu Hibrit Kopuş Savunması teorisi çerçevesinde ele almaktadır. Çalışmanın temel iddiası şudur: Lawfare karşısında savunmanın görevi yalnız isnada cevap vermek değildir; aynı zamanda yargılamanın araçsallaştırılmış yapısını teşhis etmek, görünür kılmak, kayda geçirmek ve buna uygun derecede müdahale etmektir. Ceza muhakemesinde lawfare, yalnız haksız isnat veya yanlış karar ihtimaliyle sınırlı değildir; isnadın kuruluşundan usul araçlarının kullanılma biçimine, medya anlatılarından meşruiyet üretimine, sürecin bizzat cezaya dönüşmesine kadar uzanan çok katmanlı bir baskı rejimi olarak ortaya çıkabilir. Bu rejim bazen yalnız sanığı değil, bizzat müdafii de hedef alır. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmemesi ve mesleki görevlerini korkutma, taciz veya uygunsuz müdahale olmaksızın yerine getirebilmesi gerektiği yönündeki uluslararası ilkeler ile Avrupa Konseyi’nin 12 Mart 2025’te kabul ettiği avukatlık mesleğinin korunmasına ilişkin sözleşme, bu meselenin bireysel değil yapısal bir nitelik taşıdığını göstermektedir.</p>

<p>Bu çerçevede makale, önce lawfare kavramını açıklamakta, ardından ceza muhakemesindeki görünüm biçimlerini incelemekte, daha sonra lawfare’in müdafie yönelen boyutunu çözümlemekte ve son olarak Hibrit Kopuş Savunması’nın beş dereceli yapısını bu olguya karşı geliştirilebilecek bir savunma modeli olarak önermektedir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Bazı yargılamalarda sorun, hukukun uygulanmaması değildir. Asıl sorun, hukukun belirli bir kişi, grup ya da siyasal-toplumsal aktör üzerinde baskı kuracak şekilde uygulanmasıdır. Başka bir ifadeyle mesele, hukukun yokluğu değil, hukukun silah disipliniyle işletilmesidir. İşte lawfare tartışmasının merkezinde bu olgu bulunmaktadır.</p>

<p>Lawfare kavramı literatürde tek anlamlı değildir. Charles J. Dunlap Jr. kavramı, en bilinen formülasyonlarından birinde, hukukun geleneksel askerî araçların yerine veya onların tamamlayıcısı olarak stratejik biçimde kullanılması yahut kötüye kullanılması şeklinde tanımlar. Sonraki tartışmalar ise bu kavramı yalnız savaş bağlamında değil, demokratik süreçlerin aşındırılması, siyasal rakiplerin kriminalizasyonu, toplumsal muhalefetin bastırılması ve yargının siyasal mücadele alanına dönüşmesi bağlamında da değerlendirmiştir. Bu yüzden lawfare’i yalnız “hukukun savaşı” şeklinde değil, daha geniş biçimde <strong>“hukukun araçsallaştırılmış mücadele tekniği” </strong>olarak okumak gerekir.</p>

<p>Ceza muhakemesi bakımından lawfare’in önemi özellikle şuradadır: Burada hedef her zaman mahkûmiyet olmayabilir. Bazen soruşturmanın açılması, bazen gözaltı veya tutuklama tedbiri, bazen iddianamenin dili, bazen yargılamanın uzatılması, bazen de medya üzerinden dolaşıma sokulan suç isnadı, kişinin zaten fiilen cezalandırılmasına yetebilir. Bu durumda süreç, hükmün önüne geçer. Yargılama, hakikat araştırmasının zemini olmaktan çıkar; yıpratma, baskılama ve meşruluk üretme aracına dönüşür. Lawfare’in tehlikesi tam da burada başlar.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada güçlü bir teorik ve pratik çerçeve sunar. Çünkü bu savunma modeli, yalnız isnadın maddi içeriğine cevap vermez; aynı zamanda yargılamanın çerçevesini, sahne düzenini, karar psikolojisini, kurumsal asimetrilerini ve epistemik kapanmalarını da analiz eder. Lawfare ise tam da bu çok katmanlı sahada işler. Dolayısıyla lawfare’e karşı savunma, klasik anlamda <strong>“suçsuzluk anlatısı”</strong> kurmakla sınırlı kalamaz. Savunma; çerçeveyi teşhis etmeli, usulün araçsallaştırılmasını görünür kılmalı, tutanağı bir mücadele alanına çevirmeli ve gerektiğinde üst yargı için kayıt üretmelidir. Bu makalenin amacı, işte bu ilişkiyi sistematik biçimde ortaya koymaktır.</p>

<p><strong>I. Lawfare Kavramı: Tanım, Çekirdek Unsurlar ve Sınırlar</strong></p>

<p>Lawfare’in kavramsal gücü, onun tam da hukuk ile güç arasındaki gri bölgeyi görünür kılmasından gelir. Kavramın sınırları tartışmalıdır. Kimi yazarlar onu büyük ölçüde savaş hukuku ve uluslararası çatışmalar bağlamında kullanırken, kimi yazarlar iç siyaset, kamusal protesto, muhalif hareketler ve ceza adaleti alanındaki araçsallaştırılmış hukuk pratiklerini de lawfare başlığı altında ele alır. Bu nedenle kavrama yaklaşırken iki hatalı sadeleştirmeden kaçınmak gerekir.</p>

<p>Birincisi, lawfare’i her siyasî davayla özdeşleştirmek yanlıştır. Her yüksek profilli soruşturma lawfare değildir. Her sert ceza muhakemesi pratiği de lawfare sayılmaz. İkincisi, lawfare’i yalnız kötü niyetli iktidar tasarruflarına indirgemek de eksiktir. Çünkü lawfare bazen açık bir siyasî talimatla değil, kurumsal reflekslerin, medya baskısının, güvenlikçi dilin ve önceden kurulmuş anlatıların birleşmesiyle de doğabilir. Bu nedenle lawfare’i sonuçtan çok, süreç mantığı üzerinden okumak gerekir.</p>

<p>Bu süreç mantığının çekirdeğinde dört unsur vardır. İlk olarak, hukukî form korunur; yani süreç dışarıdan bakıldığında “hukuk içinde” görünür. İkinci olarak, bu formun içeriği, asli işlevinden saptırılarak rakibi etkisizleştirecek biçimde kullanılır. Üçüncü olarak<strong>, amaç çoğu zaman yalnız hüküm almak değil, süreç içinde yıpratma, damgalama, korkutma veya dışlama üretmektir.</strong> Dördüncü olarak da bu araçsallaştırma, anlatı, medya, usul ve kurumsal meşruiyet mekanizmalarıyla desteklenir. Dunlap’ın lawfare’i “law as a substitute for traditional military means” veya hukukun stratejik kullanımı olarak geliştiren yaklaşımı kavramın ilk çekirdeğini gösterirken, daha sonraki literatür bu mantığın demokratik kurumlar ve iç siyaset bakımından da işlediğini vurgular.</p>

<p>Bu bağlamda lawfare’in en önemli özelliği, hukukun tamamen askıya alınmasından ziyade, hukuk görüntüsü altında işleyen bir baskı tekniği olmasıdır. Açık çıplak keyfilik ile lawfare aynı şey değildir. Lawfare’in daha sinsi tarafı, usulün korunuyor görünmesi, fakat adil yargılanmanın maddi çekirdeğinin aşındırılmasıdır. Savunmanın karşı karşıya kaldığı güçlük de tam buradan doğar: Mücadele edilen şey hukuksuzluk değil, hukuk biçiminde sunulan araçsallaştırmadır.</p>

<p><strong>II. Ceza Muhakemesinde Lawfare: Maddi Hukuktan Çok Usulün Silahlaştırılması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde lawfare çoğu zaman maddi ceza normlarından önce usul kurumları üzerinden işler. Suç isnadı, gözaltı, arama, elkoyma, iletişimin denetlenmesi, tutuklama, adli kontrol, soruşturmanın zamanlaması, dosya gizliliği, seçilmiş delillerin dolaşıma sokulması, duruşmaların uzaması, medya sızıntıları ve damgalayıcı kavramsallaştırmalar, bir bütün halinde kişiyi henüz hüküm kurulmadan cezalandırabilir.</p>

<p>Burada kritik nokta şudur: Bazen beraat ihtimali, lawfare mantığını boşa çıkarmaz. Çünkü amaç, mahkûmiyet kadar hatta bazen ondan daha çok, süreçteki tahribattır. Kişinin kamusal itibarı zedelenir, meslekî alanı daralır, ekonomik kaynakları tükenir, sosyal ilişkileri aşınır ve uzun süreli belirsizlik altında yaşaması sağlanır. Böylece süreç, kendi başına yaptırım haline gelir.</p>

<p>Ceza muhakemesi alanında bu mantık daha da yıkıcıdır. Çünkü burada devletin cebir tekelini arkasına alan tedbirler söz konusudur. Tutuklama ya da tutuklama tehdidi, yalnız özgürlüğün geçici sınırlandırılması değildir; aynı zamanda yargılamanın geri kalanını psikolojik olarak çerçeveleyen çok güçlü bir ön-anlatıdır. İddianame de bu çerçevenin parçasıdır. İddianame, yalnız olayların hukuki nitelendirmesini yapan teknik bir belge gibi görünse de, çoğu zaman ilk suç hikâyesini kurar. Bu ilk hikâye, sonraki delil okuması üzerinde çıpa etkisi yaratabilir. Böylece lawfare, maddi delilin yetersizliğinden bağımsız olarak, okuma rejimini belirleyen ön-çerçeve üzerinden de çalışır.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde lawfare’i anlamak için şu sorular sorulmalıdır: Süreç gerçekten hakikati araştırmak için mi işliyor, yoksa önceden kurulmuş risk anlatısını meşrulaştırmak için mi? Deliller gerçekten tartışılıyor mu, yoksa bir kanaati doğrulamak üzere mi seçilip diziliyor? Koruma tedbirleri koruma amacıyla mı işletiliyor, yoksa süreci cezaya dönüştürecek yoğunlukta mı kullanılıyor? Savunma, sürece etkili biçimde katılabiliyor mu, yoksa yalnızca hukukî meşruiyet görüntüsü sağlayan pasif bir unsur haline mi getiriliyor? İşte Hibrit Kopuş Savunması’nın gireceği yer tam burasıdır.</p>

<p><strong>III. Hibrit Kopuş Savunması Neden Lawfare’e Karşı Özel Bir Savunma Modelidir?</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın ayırt edici özelliği, yargılamayı yalnız normatif bir işlem dizisi olarak değil, aynı zamanda bir sahne, bir anlatı savaşı, bir karar psikolojisi alanı ve bir meşruiyet mücadelesi olarak okumasıdır. Lawfare de tam bu çok katmanlı zeminde etkili olur. Çünkü lawfare’in gücü, hukuki teknik ile anlatısal ve kurumsal etkinin birleşmesinden gelir.</p>

<p>Klasik savunma çoğu zaman isnadın unsurlarına odaklanır: suçun maddi unsuru oluşmuş mudur, delil yeterli midir, kast var mıdır, hukuka uygunluk sebebi bulunmakta mıdır? Bunlar elbette vazgeçilmezdir. Ancak lawfare şüphesinin bulunduğu dosyalarda bunlar tek başına yeterli değildir. Çünkü böyle dosyalarda sorun, yalnız delilin zayıflığı değil; delilin nasıl seçildiği, nasıl anlatıldığı, hangi sırayla sunulduğu, hangi kavramlarla çerçevelendiği ve mahkemenin bunu hangi psikolojik iklim içinde değerlendirdiğidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam burada devreye girer. Bu model, yargılamada bazen doğrudan içerikle değil, içeriğin okuma rejimiyle mücadele edilmesi gerektiğini söyler. Örneğin savunmanın asıl meselesi bazen “bu tanık güvenilmezdir” demek değil, “mahkeme bu tanığı neden yalnız suçlayıcı fonksiyonuyla dinliyor?” sorusunu görünür kılmaktır. Bazen mesele “tutuklama şartları yoktur” itirazından önce, “bu dosyada koruma tedbiri risk önleme mantığıyla değil, damgalama ve baskı mantığıyla mı işletiliyor?” sorusunu kayda geçirmektir. Bazen de ana mücadele, beraat talebinden önce, savunmanın gerçekten duyulmadığını, delil tartışmasının fiilen yapılmadığını ve kararın erken kapandığını göstermek olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla Hibrit Kopuş’un lawfare karşısındaki değeri, onun çift işlevli karakterinde yatar. Bir yandan dosyanın içeriğine cevap verir; öte yandan sürecin işleyiş biçimine itiraz eder. Bir yandan teknik savunma yapar; öte yandan çerçeve kırar. Bir yandan uyumlu görünür; öte yandan uygun anda kopuş üretir. Lawfare gibi hukuk biçimi içindeki araçsallaştırmalar karşısında etkili savunma tam da böyle olmalıdır: Hem içeriden konuşmalı, hem de gerektiğinde içerinin artık bozulduğunu gösterebilmelidir.</p>

<p><strong>IV. Ceza Muhakemesinde Lawfare’in Beş Görünümü</strong></p>

<h3>1. Suç İsnadının Silahlaştırılması</h3>

<p>Lawfare’in ilk ve en görünür tezahürü, suç isnadının kuruluş biçiminde ortaya çıkar. Burada iddianame yahut soruşturma anlatısı, yalnızca maddi vakıayı hukuki kategoriye yerleştiren nötr bir vasıflandırma işlemi olmaktan çıkar; kişiyi daha yargılama başlamadan belirli bir toplumsal ve siyasal anlam evrenine yerleştiren ilk çerçeveye dönüşür. Kullanılan kavramlar çoğu zaman teknik sınırlarını aşar; isnat, yalnız bir eylem tasviri olmaktan çıkarak ahlaki, güvenlikçi ve siyasal çağrışımlar üreten bir kimliklendirme pratiğine dönüşür. Böylece kişi, henüz hüküm verilmeden, yalnızca şüpheli ya da sanık olarak değil; aynı zamanda tehlikeli, örgütlü, sistematik, manipülatif veya kamu düzeni bakımından tehdit oluşturan bir figür olarak sunulur.</p>

<p>Bu durumun en önemli sonucu, ilk isnadın sonraki bütün muhakeme faaliyetleri üzerinde bir çıpa etkisi yaratmasıdır. Deliller, tanık beyanları, koruma tedbirleri ve hatta usule ilişkin işlemler bile çoğu zaman bu ilk çerçevenin ışığında okunmaya başlanır. Artık tartışma, “olgu nedir?” sorusundan çok, “önceden kurulmuş çerçeve hangi yeni unsurlarla doğrulanacaktır?” sorusuna yaklaşır. İşte lawfare’in burada işleyen mantığı, hukuki isnadı maddi hakikatin başlangıç noktası olmaktan çıkarıp stratejik bir yönlendirme aracına dönüştürmesidir.</p>

<p>Bu aşamada savunmanın görevi yalnızca alternatif bir hikâye anlatmak değildir. Asıl görev, ilk isnadın kendisinin bir olgu değil, bir çerçeve olduğunu görünür kılmaktır. Savunma, iddianamenin veya soruşturma dilinin tarafsız bir betimleme değil, belli bir algı ve yönelim üretme teşebbüsü olduğunu teşhis etmeli; kullanılan kavramların teknik değil yönlendirici işlevini açığa çıkarmalıdır. Çünkü lawfare’de ilk isnat, yalnız yargılamanın başlangıcı değil, sonraki bütün işlemlerin anlam rejimini kuran asli çıpadır.</p>

<h3>2. Usul Araçlarının Silahlaştırılması</h3>

<p>Lawfare’in ikinci görünümü, ceza muhakemesinin koruma ve düzenleme amacıyla tasarlanmış usul araçlarının, bu işlevlerini aşarak fiili yaptırım üreten mekanizmalara dönüşmesidir. Gözaltı, tutuklama, elkoyma, iletişimin denetlenmesi, arama, uzun süreli adli kontrol, dosya gizliliği veya <strong>sürekli ertelenen yargılama pratiği</strong>, hukuken geçici ve istisnai tedbirler olarak öngörülmüş olsalar da, bazı dosyalarda kişiyi henüz hüküm verilmeden cezalandıran etkiler doğurabilir. Bu halde usul, maddi hukukun önüne geçer; yargılamanın sonucu beklenmeden, süreç bizzat bir daraltma ve yıpratma tekniğine dönüşür.</p>

<p>Bu silahlaştırma biçiminin en önemli özelliği, hukuki görünümünü korumasıdır. Tedbirler kağıt üzerinde meşru, geçici ve istisnai görünür; ancak uygulamada kişiyi ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak tüketen bir yoğunluk kazanır. Böylece muhakeme, hakikate ulaşmak için yürüyen bir usul olmaktan uzaklaşır; kişinin hareket alanını daraltan, mesleki ve toplumsal varlığını zayıflatan bir baskı rejimine dönüşür. Özellikle uzun süren soruşturmalar, ölçüsüz koruma tedbirleri ve belirsizliğin uzatılması, mahkûmiyet kararı bulunmaksızın bir cezalandırma etkisi yaratabilir.</p>

<p>Bu nedenle lawfare bağlamında usul, yalnız tarafsız bir çerçeve değil; bizzat mücadelenin alanıdır. Savunmanın burada yapması gereken, her tedbiri yalnız biçimsel yasallık açısından değil, fiili etki ve amaç bakımından da sorgulamaktır. Sorulması gereken mesele şudur: Bu tedbir gerçekten koruma amacıyla mı uygulanmaktadır, yoksa süreç içinde cezalandırıcı ve sindirici işlev mi üstlenmektedir? Hibrit Kopuş Savunması bakımından bu ayrım belirleyicidir; çünkü usulün silahlaştırıldığı yerde savunma, yalnız sonuçla değil, sürecin kendisiyle mücadele etmek zorundadır.</p>

<h3>3. Anlatının ve Medyanın Silahlaştırılması</h3>

<p>Lawfare’in üçüncü görünümü, hukukî isnadın mahkeme salonu dışına taşarak medya ve kamusal anlatı yoluyla çoğaltılmasıdır. Ceza muhakemesi bu aşamada yalnızca dosya içi bir süreç olmaktan çıkar; haber başlıkları, televizyon tartışmaları, sosyal medya akışları, sızdırılan belgeler, seçilmiş cümleler ve tekrarlanan etiketler üzerinden ikinci bir yargılama alanı oluşur. Henüz hüküm verilmeden suç isnadı kamusal dolaşıma girdiğinde, sosyal bir mahkûmiyet doğabilir. Bu durumda kişi, hukuki statüsünden bağımsız olarak kamusal imaj bakımından çoktan hüküm giymiş hale gelir.</p>

<p>Medyanın ve anlatının silahlaştırılması, yalnızca kamuoyu baskısı yaratmakla kalmaz; aynı zamanda yargılamanın dramaturjik çevresini kurar. Belirli ifadelerin sürekli tekrar edilmesi, bazı delillerin öne çıkarılması, bazı hususların ise görünmez kılınması, yargılamaya eşlik eden bir “anlam iklimi” oluşturur. Bu iklim, doğrudan veya dolaylı biçimde karar verici aktörlerin psikolojik dünyasını da etkileyebilir. Böylece mahkeme salonundaki hukuki süreç ile salon dışındaki damgalama ve algı üretimi birbirini besleyen iki hatta dönüşür.</p>

<p>Bu görünüm karşısında savunmanın görevi yalnız dosyaya cevap vermek değildir; aynı zamanda anlatı savaşını tanımak ve ona uygun strateji geliştirmektir. Çünkü lawfare’de bazen dosyanın kendisinden çok, dosya hakkında kurulan toplumsal anlam rejimi belirleyici hale gelir. Savunma, isnadın medyatik tekrarını nötr bir dolaşım olarak değil, yargısal atmosferi etkileyen bir çerçeveleme pratiği olarak okumalıdır. Aksi halde salon içindeki teknik doğruluk, salon dışındaki güçlü anlatı tarafından bastırılabilir.</p>

<h3>4. Meşruiyetin Silahlaştırılması</h3>

<p>Lawfare’in dördüncü görünümü, yargılamanın hakikat araştırma alanı olmaktan ziyade kurumsal meşruiyet üretme törenine dönüşmesidir. Burada süreç, yalnızca bir uyuşmazlığı çözmek için değil; aynı zamanda topluma “kurumlar işliyor”, “devlet tehditlere karşı harekete geçiyor” veya “riskli unsurlar denetim altına alınıyor” mesajı vermek için işletilir. Özellikle daha baştan tehlikeli, sakıncalı veya kabul edilemez olarak kodlanan kişi ya da gruplara karşı yürütülen muhakemelerde, yargılama bir anlamda kamusal güven üretme sahnesi haline gelebilir.</p>

<p>Bu durumda hukukun işlevi değişir. Yargılama, gerçek tartışma ve adil değerlendirme zemini olmaktan uzaklaşır; kurumsal tepkinin görünür kılındığı bir meşruiyet dekoruna dönüşür. Hukuki form korunur, duruşmalar yapılır, kararlar verilir, prosedür işler; fakat asıl amaç çoğu zaman uyuşmazlığı hakkaniyetle çözmek değil, belirli bir güç kullanımını meşru göstermek haline gelir. Böylece hukuk, hakikat arayan bir alan olmaktan çıkıp, önceden belirlenmiş tepkinin sembolik onay mekanizmasına dönüşür.</p>

<p>Savunmanın bu aşamadaki temel görevi, süreçteki normatif görünüm ile gerçek işlev arasındaki mesafeyi görünür hale getirmektir. Başka bir ifadeyle savunma, “işleyen şey gerçekten adalet mi, yoksa adalet görüntüsü altında meşruiyet üretimi mi?” sorusunu kayda geçirmelidir. Hibrit Kopuş Savunması’nın burada önemi büyüktür; çünkü bu model, yargılamanın yalnız hukuki içeriğine değil, meşruiyet ve sahne boyutuna da müdahale edebilme kapasitesine sahiptir.</p>

<h3>5. Sürecin Cezaya Dönüşmesi</h3>

<p>Lawfare’in en ağır ve en yıkıcı görünümü, nihai karar ne olursa olsun sürecin bizzat cezalandırıcı sonuca dönüşmesidir. <strong>Bu halde kişi sonunda beraat etmiş olsa bile, soruşturma ve kovuşturma süresi boyunca işini kaybetmiş, mesleki itibarını yitirmiş, ekonomik gücünü tüketmiş, sosyal çevresinden dışlanmış ve psikolojik olarak aşınmış olabilir.</strong> Böyle bir durumda beraat kararı, hukuki açıdan bir temize çıkış sağlasa bile, fiili tahribatı tümüyle ortadan kaldırmaz. Süreç, kendi başına cezaya dönüşmüş; karar ise bu cezalandırıcı etkinin sonradan verilmiş sınırlı bir hukuki cevabı haline gelmiştir.</p>

<p>İşte lawfare’in en tehlikeli boyutu da burada yatar. Amaç her zaman mahkûmiyet almak değildir; bazen yalnızca kişinin uzun süre suç isnadı altında tutulması, belirsizlik içinde yaşatılması, kamusal mevcudiyetinin aşındırılması ve mücadele kapasitesinin kırılması yeterlidir. Bu nedenle lawfare, yalnız karar odaklı değil, süreç odaklı bir baskı mantığıdır. Süreç uzadıkça, tedbirler ağırlaştıkça ve toplumsal damgalama derinleştikçe, hukuki sonuçtan bağımsız bir cezalandırma etkisi ortaya çıkar.</p>

<p>Savunmanın burada üstlenmesi gereken rol, yalnız beraat talebini sürdürmek değildir. Aynı zamanda sürecin cezaya dönüştüğünü kayda geçirmek, fiili yaptırım etkisini görünür kılmak ve yargılamanın sonuçtan bağımsız biçimde nasıl bir yıkım ürettiğini ortaya koymaktır. Çünkü lawfare’e karşı savunmanın gerçek başarısı, yalnız davayı kazanmakla değil, sürecin araçsallaştırılmasını teşhis edip ifşa edebilmekle de ölçülür.</p>

<p></p>

<p><strong>V. Lawfare Karşısında Hibrit Kopuş Savunması’nın Beş Derecesi</strong></p>

<p>Lawfare, hukukun açıkça askıya alındığı değil; tersine, hukuk biçiminin korunarak araçsallaştırıldığı bir mücadele tarzıdır. Bu nedenle böyle dosyalarda savunmanın karşısındaki problem, yalnızca “hukuka aykırılık” değil, <strong>“hukuk içinde işleyen yönlendirilmiş süreç”</strong>tir. İşte bu yüzden lawfare’e karşı etkili savunma, tek tonda ve tek düzlemde yürütülemez. Sürece ya bütünüyle uyum sağlayan ya da ilk andan itibaren sürekli çatışmayı seçen savunma tarzları, çoğu kez lawfare’in karmaşık işleyişi karşısında ya etkisiz kalır ya da kolayca marjinalleştirilir. Hibrit Kopuş Savunması’nın önemi, tam da burada ortaya çıkar. Bu model, savunmayı sabit bir tutum olmaktan çıkarıp, yargılamanın araçsallaştırılma derecesine göre ayarlanabilen dinamik bir strateji haline getirir.</p>

<p>Hibrit Kopuş’un lawfare karşısındaki mantığı şudur: Savunma her aşamada aynı sertlikte tepki vermez; önce süreci okur, ardından hangi müdahalenin hangi anda etkili olacağını belirler. Bazen içeriden konuşmak gerekir, bazen küçük müdahalelerle çerçeveyi zorlamak gerekir, bazen de artık yargılamanın işleyiş rejimine açık biçimde itiraz etmek zorunlu hale gelir. Böylece savunma, ne pasif bir uyum çizgisine hapsolur ne de erken radikalleşmeyle etkisini kaybeder. Aşağıda bu dereceli yapı, lawfare bağlamında beş aşamada incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Derece: Uyumlu Ama Uyanık Savunma</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın ilk derecesi, görünüşte uyumlu fakat gerçekte son derece dikkatli bir savunma tarzını ifade eder. Lawfare şüphesinin bulunduğu her dosyada ilk refleksin doğrudan sert kopuş olması gerekmez. Zira bazı durumlarda savunmanın başlangıçta yüksek tonda sistem eleştirisine yönelmesi, mahkeme nezdinde savunmanın “önceden siyasileştirilmiş” veya “çatışmayı baştan seçmiş” bir pozisyona itilmesine yol açabilir. Bu ise hem savunmanın güvenilirliğini zedeleyebilir hem de henüz tam görünür hale gelmemiş araçsallaştırma biçimlerini teşhis etmeyi zorlaştırabilir.</p>

<p>Bu nedenle ilk derece savunma, normatif zemini terk etmeyen; delile, usule, ölçülülüğe ve muhakeme güvencelerine içeriden yaslanan bir savunmadır. Ancak bu uyum, teslimiyet anlamına gelmez. Aksine burada savunma, bir yandan hukukî teknik dil içinde konuşurken, diğer yandan sürecin hangi noktalarında lawfare mantığının devreye girdiğini dikkatle gözlemler. İddianamenin dili, koruma tedbirlerinin yoğunluğu, savunma taleplerine verilen tepkiler, delil tartışmasının gerçekliği ve mahkemenin erken kapanma emareleri bu aşamada yakından izlenir.</p>

<p>Bu derecede savunmanın en önemli işlevi, güvenilirlik inşa etmektir. Savunma, mahkemeye ve dosyaya hâkim olduğunu, teknik düzlemde güçlü konuşabildiğini ve çatışmayı sırf çatışma için üretmediğini gösterir. Çünkü lawfare’e karşı sonraki derecelerde geliştirilecek müdahalelerin etkili olabilmesi için, savunmanın başlangıçta meşru ve disiplinli bir zemin kurmuş olması gerekir. Dolayısıyla birinci derece, lawfare karşısında pasif değil; stratejik sabrın derecesidir.</p>

<p><strong>2. Derece: Mikro Müdahale ve Çerçeveye İnce Çentikler Atma</strong></p>

<p>İkinci derece, lawfare’in ilk işaretlerinin belirdiği noktada devreye giren küçük ama etkili müdahaleler düzeyidir. Burada savunma artık yalnızca dosyanın içeriğine cevap vermekle kalmaz; dosyanın hangi kavramsal ve psikolojik rejim içinde okunduğuna da sınırlı fakat sistematik müdahalelerde bulunur. Bu derecenin mantığı, büyük kopuşlar üretmeden önce küçük kaymaları görünür hale getirmektir. Çünkü lawfare çoğu zaman bir anda ortaya çıkan kaba ihlallerle değil, önemsizmiş gibi görünen küçük yönlendirmelerin birikimiyle çalışır.</p>

<p>Bu aşamada kullanılan araçlar dikkat çekici ama ölçülüdür. Kavram düzeltmeleri, “olgu” ile “değerlendirme” arasındaki ayrımın ısrarla hatırlatılması, iddianamede veya ara kararlarda kullanılan yönlendirici dilin teşhiri, risk varsayımının otomatik gerçeklik gibi sunulmasına itiraz edilmesi, tutanakta eksik veya çarpıtılmış kayıtların anında fark edilip düzeltilmesinin istenmesi, bu derecenin tipik hamleleridir. Yine bu aşamada soru sorma biçimi de son derece önemlidir. Savunma, bazen doğrudan itiraz etmekten çok, doğru sorularla yerleşmiş anlatının altını oymaya başlar. Böylece mahkeme önünde sessizce kurulmuş okuma rejimine ince çatlaklar atılır.</p>

<p>Mikro müdahale düzeyi, Hibrit Kopuş’un en rafine alanlarından biridir. Çünkü burada savunmanın amacı salonu aniden kırmak değil; kanaatin akışını yavaşlatmak, otomatikleşmiş zihinsel yolları görünür kılmak ve karar vericinin önceden yerleşmiş çerçeveyle rahatça ilerlemesini engellemektir. Bu aşama doğru işletildiğinde, lawfare’in görünmez kalmak isteyen yönleri görünür hale gelir. Yanlış işletildiğinde ise savunma ya etkisiz kalır ya da gereksiz sertleşme riski taşır. Bu nedenle ikinci derece, ölçülü ama bilinçli gerilim üretme sanatıdır.</p>

<p><strong>3. Derece: Kontrollü Kopuş ve İşleyiş Rejimine Açık İtiraz</strong></p>

<p>Üçüncü derece, savunmanın artık yalnız isnadın maddi içeriğine değil, yargılamanın işleyiş rejimine de açık biçimde itiraz etmeye başladığı aşamadır. Bu noktada lawfare emareleri artık yalnız sezgisel değil, pratik olarak görünür hale gelmiştir. Deliller seçici okunmakta, savunma talepleri sistematik biçimde değersizleştirilmekte, soru sorma imkânı daraltılmakta, mahkemenin değerlendirme çizgisi erken kapanmakta veya usul işlemleri gerçek koruma amacı dışına taşmaktadır. <strong>Böyle bir tabloda savunmanın yalnız “dosya içi teknik savunma” ile yetinmesi, sürecin araçsallaştırılmasına fiilen uyum sağlamak anlamına gelebilir.</strong></p>

<p>Bu derecede savunma, artık şu itirazı kayda geçirir: Sorun sadece delilin zayıflığı değildir; delilin değerlendirilme biçimi de sorunludur. Sorun yalnız koruma tedbirinin ağırlığı değildir; bu tedbirin uygulanma mantığı da tartışmalıdır. Sorun yalnız savunma talebinin reddi değildir; reddin sistematik niteliği nedeniyle savunmanın etkili katılım hakkı aşınmaktadır. Böylece savunma, yargılamanın yalnız içeriğini değil, çerçevesini tartışma konusu haline getirir.</p>

<p>Kontrollü kopuşun en önemli özelliği, topyekûn bir meşruiyet reddine dönüşmemesidir. Savunma burada hâlâ hukuk içinde kalır; ancak hukukun içeriğinin boşaltılmasına sessiz kalmaz. Delil tartışmasının gerçekten yapılmasını ister, kayıtların eksiksiz tutulmasını talep eder, mahkemenin yönlendirici dilini görünür hale getirir ve sürecin tarafsızlık iddiasıyla fiilî işleyişi arasındaki açıyı somutlaştırır. Bu nedenle üçüncü derece, lawfare karşısında savunmanın “artık yalnız cevap vermiyorum; aynı zamanda oyunun nasıl kurulduğunu da gösteriyorum” dediği aşamadır.</p>

<p><strong>4. Derece: Stratejik Çatışma ve İhlal Rejiminin Belgelendirilmesi</strong></p>

<p>Dördüncü dereceye geçiş, lawfare niteliği taşıyan araçsallaştırmanın artık süreklilik ve yoğunluk kazandığı durumlarda söz konusu olur. Burada mesele, münferit bir usul sorunu veya tekil bir yönlendirme olmaktan çıkmış; savunmanın etkili varlığını daraltan, çerçeveyi sürekli tek yöne iten ve yargılamayı yapısal olarak bozan bir pratik haline gelmiştir. Bu noktada savunma daha sert, daha görünür ve daha çatışmalı araçlara başvurmak zorunda kalır. Stratejik çatışma derecesinde öne çıkan husus, sertliğin kendiliğinden değil amaçlı olmasıdır. Burada savunma, reddi hâkim, ağır usul itirazları, ihlal söylemini merkezileştirme, savunmanın etkisizleştirildiğini açık biçimde tutanağa geçirme, ara kararlardaki yönlendirilmiş mantığı teşhir etme gibi yollarla hareket eder. Ancak bu sertlik, rastgele yükselmiş bir gerilim değildir. Amaç, yalnız anlık tepki göstermek değil; yargılamanın araçsallaştırılmış yapısını üst denetimde görülebilecek şekilde belgelemektir.</p>

<p>Bu derecede savunmanın temel işlevlerinden biri, lawfare’i “hissedilen bir haksızlık” olmaktan çıkarıp “kayda geçmiş bir ihlal rejimi” haline dönüştürmektir. Çünkü birçok durumda üst mahkemeler, yalnız sonuca değil, sürecin nasıl kaydedildiğine bakar. Savunmanın sertleşmesi, bu nedenle salt çatışmacı üslup değil; sistematik kayıt üretme tekniği olmalıdır. Dördüncü derece, savunmanın etik sınırları aşmadan, fakat çekinmeksizin, meşruiyetin araçsallaştırılmasına direnç gösterdiği aşamadır.</p>

<p><strong>5. Derece: Sistem Kırılması ve Üst Normlara Yönelen Savunma</strong></p>

<p>Beşinci derece, yargılamanın artık yalnız problemli değil, adil yargılanma kapasitesini ciddi biçimde kaybetmiş olduğu durumlarda devreye girer. Bu aşamada savunma, artık temel sorunun tek tek deliller, münferit usul hataları veya belli bir mahkeme pratiği olmadığını; daha derinde, yargılamanın bütünsel çerçevesinin bozulduğunu ileri sürer. Burada lawfare, artık yalnız araçsallaştırılmış işlem dizisi değil; sistemin kendi meşruiyet iddiasını aşındıran yapısal bir sorun haline gelmiştir.</p>

<p>Bu derecede savunma, üst normlara yönelir. Anayasal güvenceler, adil yargılanma hakkının çekirdek unsurları, üst yargı denetimi, gerektiğinde AYM ve AİHM hattı merkezileşir. Savunmanın dili de buna uygun olarak değişir: artık mesele yalnız “bu delil tartışılmamıştır” değil; “savunmanın etkili katılımı ortadan kalkmıştır”, “mahkemenin tarafsız görünümü bozulmuştur”, “yargılama fiilen cezaya dönüşmüştür” ve “usul güvenceleri meşruiyet dekoruna indirgenmiştir” düzeyine taşınır.</p>

<p>Sistem kırılması derecesi, öfkenin veya duygusal taşmanın değil, normatif sıçramanın derecesidir. Burada savunma, salon içi ikna çabasını tamamen terk etmese de, asıl mücadeleyi daha yüksek normatif düzleme taşır. Çünkü artık sorun, tek bir yargılama tasarrufu ile çözülebilecek sınırı aşmıştır. Beşinci derece, Hibrit Kopuş Savunması’nın lawfare karşısında en radikal ama aynı zamanda en hukuki biçimidir. Burada kopuş, düzene dışarıdan saldırı değil; düzenin kendi ilan ettiği normlara içeriden, ama en yüksek düzeyden çağrıda bulunmaktır.</p>

<p>Lawfare karşısında Hibrit Kopuş Savunması’nın bu beş dereceli yapısı, savunmaya iki önemli imkân sağlar. İlk olarak, savunmayı tek biçimli olmaktan kurtarır. Böylece müdafi, her dosyada ya aşırı uyumlu ya da sürekli çatışmalı bir hatta sıkışmaz; sürecin niteliğine göre uygun savunma dozunu belirleyebilir. İkinci olarak, lawfare’in temel gücünü oluşturan görünmezliği bozar. Çünkü lawfare çoğu zaman kaba hukuk dışılık biçiminde değil, normallik görüntüsü altında çalışır. Dereceli savunma ise bu normallik perdesini adım adım kaldırır. Bu nedenle lawfare karşısında başarılı savunma, yalnız güçlü bir içerik savunması değil; aynı zamanda iyi ayarlanmış bir süreç savunmasıdır. Bazen sessiz dikkat, bazen küçük düzeltmeler, bazen açık itiraz, bazen sert kayıt ve bazen üst normlara sıçrama gerekir. Hibrit Kopuş Savunması’nın teorik değeri de tam burada yatar: Savunmayı tepkisel bir refleks olmaktan çıkarıp, hukukî araçsallaştırmayı teşhis eden ve ona göre biçimlenen bir stratejik akla dönüştürür.</p>

<p><strong>VI. Lawfare Karşısında Savunmanın Temel Görevi: Beraatten Fazlası</strong></p>

<p>Lawfare niteliği taşıyan yahut bu yönde güçlü emareler barındıran ceza muhakemelerinde savunmanın rolü, klasik anlamda isnada cevap vermenin ötesine geçer. Çünkü bu tür dosyalarda sorun yalnızca suçlama içeriğinin maddi ve hukuki temelden yoksun olması değildir. Asıl mesele, yargılamanın bütününün belirli bir stratejik işlev yüklenmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle, lawfare bağlamında savunma yalnız “neyle” suçlandığını değil, “nasıl” yargılandığını ve bu yargılanma biçiminin hangi sonuçları üretmek üzere kurgulandığını da sorgulamak zorundadır. Bu nedenle savunmanın görevi yalnız beraat talep etmek değil; sürecin araçsallaştırılmış yapısını teşhis etmek, görünür kılmak, kayda geçirmek ve buna uygun derecede müdahale etmektir.</p>

<p><strong>1. Teşhis Etme Görevi: Araçsallaştırmanın Nerede Başladığını Saptamak</strong></p>

<p>Lawfare karşısında savunmanın ilk ve en önemli görevi teşhistir. Çünkü doğru teşhis yapılmadan geliştirilen her savunma stratejisi, çoğu zaman yanlış hedefe yönelir. Savunma, öncelikle yargılamanın hangi aşamasında ve hangi araçlarla araçsallaştırıldığını tespit etmelidir. İlk kapanma kolluk işlemlerinde mi kurulmuştur? İddianamenin dili mi isnadı damgalayıcı bir çerçeveye yerleştirmiştir? Tutuklama veya koruma tedbirleri mi süreci fiilen cezalandırıcı hale getirmiştir? Medya dolaşımı mı dosyayı hukuk alanından çıkarıp kamusal mahkûmiyet alanına taşımıştır? Yoksa bütün bunlar birleşerek katmanlı bir lawfare pratiği mi yaratmıştır?</p>

<p>Bu teşhis, savunmanın yalnız delillere bakmasıyla mümkün olmaz. Dosyanın dili, işlemlerin zamanlaması, hangi tedbirlerin ne yoğunlukta kullanıldığı, hangi anlatının hangi araçlarla tekrarlandığı ve yargı makamlarının süreç içindeki psikolojik yönelimi birlikte okunmalıdır. Çünkü lawfare çoğu zaman tek bir işlemde değil, dağınık görünen ama aynı sonucu besleyen çok sayıda küçük hareketin toplamında ortaya çıkar. Savunma işte bu dağınık görünümleri birleştirerek, dosyanın ardındaki yönlendirici mantığı açığa çıkarmalıdır. Dolayısıyla lawfare karşısında müdafi, yalnız hukuki analist değil; aynı zamanda süreç çözümleyicisi olmak zorundadır. Hangi işlem gerçekten muhakeme ihtiyacından doğmuştur, hangisi süreci baskı aracına dönüştürmektedir, hangi kavram teknik değil yönlendirici işlev taşımaktadır, hangi gecikme doğal değil stratejiktir, bütün bunlar savunmanın ilk dikkat alanını oluşturur. Doğru teşhis, Hibrit Kopuş Savunması’nın hangi derecede kalacağını yahut hangi dereceye yükseleceğini belirleyen asli zemindir.</p>

<p><strong>2. Görünür Kılma Görevi: Çerçevenin Çerçeve Olduğunu Göstermek</strong></p>

<p>Lawfare’in gücü, çoğu zaman kendisini sıradan hukukî süreç gibi sunabilmesinden gelir. İşte bu nedenle savunmanın ikinci görevi, <strong>normalleşmiş görünen yönlendirmeyi görünür hale getirmektir.</strong> Bir kavramın teknik değil damgalayıcı işlev gördüğünü, bir tedbirin koruma amacıyla değil baskı amacıyla sonuç doğurduğunu, bir usul işleminin tarafsız değil seçici kullanıldığını, bir anlatının olgu değil çerçeve olduğunu göstermek, lawfare karşısında savunmanın en kritik fonksiyonlarından biridir.</p>

<p>Bu görünür kılma faaliyeti, yalnız yüksek sesli itirazlarla değil; çoğu zaman dikkatle kurulmuş dilsel ve usulî müdahalelerle yürütülür. Savunma bazen <strong>tek bir kelimenin</strong> düzeltilmesini isteyerek, bazen bir ara kararın gerekçesindeki varsayımı açığa çıkararak, bazen “olgu” ile “değerlendirme” arasındaki sınırı belirginleştirerek, bazen de tekrar eden risk dilinin soyutluğunu teşhir ederek bunu yapar. Çünkü lawfare’de mücadele edilen şey yalnız işlemler değil, aynı zamanda işlemleri doğal ve kaçınılmaz gösteren anlam rejimidir.</p>

<p>Bu yüzden savunmanın görevi, mahkemeye ve üst denetim mercilerine şu soruyu sürekli hatırlatmaktır: Burada işleyen şey gerçekten olağan muhakeme mantığı mı, yoksa olağan hukuk görüntüsü altında özel bir yönlendirme mi? İşte bu soru görünür kılındığında, lawfare’in en büyük avantajı olan görünmezlik zayıflamaya başlar. Hibrit Kopuş Savunması’nın çerçeve bozucu niteliği, tam da bu aşamada belirleyici hale gelir.</p>

<p><strong>3. Kayda Geçirme Görevi: Tutanaktan Üst Denetime Uzanan Savunma</strong></p>

<p>Lawfare karşısında savunmanın üçüncü görevi, yaşananları yalnız fark etmek ve söylemek değil, bunları kayda geçirmektir. Çünkü araçsallaştırılmış süreçlerin en büyük gücü, çoğu zaman sonradan denetlenebilir iz bırakmadan akıp gitmeleridir. Müdahaleler sözlü düzeyde kalır, yönlendirmeler tutanağa yansımaz, savunmanın itirazları eksik veya dar biçimde kaydedilir, usulün fiilî işleyişi karar metinlerinde görünmez hale gelir. Böyle bir durumda lawfare, yalnız salonda değil, kayıt rejiminde de kazanmış olur.</p>

<p>Bu nedenle savunma, tutanağı pasif bir yazım işlemi olarak göremez. Tutanak, lawfare karşısında mücadelenin en önemli alanlarından biridir. Hangi talebin reddedildiği, hangi gerekçeyle reddedildiği, savunmanın hangi itirazı yaptığı, mahkemenin hangi müdahalede bulunduğu, delil tartışmasının ne ölçüde gerçek anlamda yürütüldüğü, hepsi mümkün olduğunca somut ve açık biçimde kayıt altına alınmalıdır. Çünkü üst mahkemeler çoğu zaman yalnız savunmanın ne hissettiğine değil, neyi ne ölçüde kayda geçirebildiğine bakar.</p>

<p>Burada kayıt, yalnız teknik bir usul gerekliliği değildir; aynı zamanda normatif ve stratejik bir savunma alanıdır. Özellikle Hibrit Kopuş Savunması’nın üçüncü, dördüncü ve beşinci derecelerinde, kayıt üretimi salt belge biriktirme işi değil, yargılamanın araçsallaştırılmış doğasını görünür bir yapıya dönüştürme çabasıdır. Başka bir ifadeyle savunma, lawfare’i soyut bir yakınma olmaktan çıkarıp, denetlenebilir bir ihlal deseni haline getirmek zorundadır.</p>

<p><strong>4. Derecelendirme Görevi: Her Dosyada Aynı Sertlikte Konuşmamak</strong></p>

<p>Lawfare karşısında savunmanın dördüncü temel görevi, müdahale dozunu doğru ayarlamaktır. Çünkü her araçsallaştırma aynı yoğunlukta değildir; her dosya da aynı savunma şiddetini gerektirmez. Bazı dosyalarda birinci derece uyumlu ama uyanık savunma yeterli olabilir. Bazılarında ikinci derece mikro müdahale, sürecin yönünü değiştirmeye yetebilir. Ancak bazı durumlarda üçüncü dereceden itibaren işleyiş rejimine açık itiraz etmek, hatta dördüncü ve beşinci derecede üst normlara yönelen sert kayıtlı savunmaya geçmek zorunlu hale gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle lawfare karşısında savunmanın başarısı, yalnız cesaretinde değil; aynı zamanda dozaj bilgisindedir. Erken ve ölçüsüz sertlik, savunmayı etkisizleştirebilir. Geç kalmış uyum ise sürecin araçsallaştırılmasına fiilen katkı sunabilir. Hibrit Kopuş Savunması’nın en güçlü yanı da burada ortaya çıkar: Savunmaya sabit bir karakter değil, ayarlanabilir bir ritim kazandırır. Böylece müdafi, ne sürekli yumuşak ne sürekli sert bir çizgiye mahkûm olur; aksine dosyanın gelişimine göre savunma derecesini artırıp azaltabilir.</p>

<p>Bu derecelendirme görevi aynı zamanda etik bir görevdir. Çünkü savunmanın sertliği, keyfî bir öfke değil; zorunluluk, orantılılık ve savunmanın etkisizleşme derecesiyle uyumlu olmalıdır. Lawfare’e karşı yürütülen savunma ancak bu ölçüde hem güçlü hem meşru kalabilir.</p>

<p><strong>5. Çerçeve Kırma Görevi: Yargılamanın Asıl Meselesini Yeniden Kurmak</strong></p>

<p>Lawfare karşısında savunmanın beşinci görevi, yargılamanın tartışma eksenini yeniden kurmaktır. Çünkü araçsallaştırılmış süreçler çoğu zaman savunmayı yalnız isnadın dar maddi çerçevesi içinde konuşmaya zorlar. Bu durumda savunma, kendi seçmediği oyunun kuralları içinde hareket eder ve sürecin asıl yapısal sorunlarını dile getiremeden yalnız ayrıntılı içerik savunmasına sıkışır. Oysa lawfare niteliği taşıyan dosyalarda mesele çoğu zaman yalnız “sanığın fiili işleyip işlemediği” değil; daha derinde, sürecin hangi mantıkla ve hangi yönelimle işletildiğidir.</p>

<p>Bu nedenle savunma, gerektiğinde tartışmanın eksenini değiştirmelidir. “Bu delil doğru mu?” sorusunun yanına “bu delil neden yalnız tek yönde okunuyor?” sorusunu koymalıdır. “Tutuklama şartları oluşmuş mu?” sorusunun yanına “koruma tedbiri neden fiilî yaptırıma dönüşmüş durumda?” sorusunu eklemelidir. “Mahkeme usulü uyguluyor mu?” sorusunun yanına “uygulanan usul gerçekten savunmanın etkili katılımına izin veriyor mu?” sorusunu yerleştirmelidir. İşte bu hareket, çerçeve kırma hareketidir.</p>

<p>Çerçeve kırma, savunmanın yalnız cevap veren değil, tartışmayı yeniden kuran özne haline gelmesidir. Hibrit Kopuş Savunması’nın lawfare karşısındaki özgün katkısı da tam budur: Savunmayı edilgen bir reddiye makamı olmaktan çıkarıp, yargılamanın gerçek sorununu isimlendiren kurucu bir konuma taşır.</p>

<p><strong>6. Sürecin Fiilî Sonuçlarını Gösterme Görevi: Karardan Önce Gelen Cezayı Teşhir Etmek</strong></p>

<p>Lawfare karşısında savunmanın bir diğer temel görevi, yargılamanın sonuçtan bağımsız ürettiği fiilî tahribatı görünür hale getirmektir. Çünkü lawfare mantığında çoğu zaman süreç, hükmün önüne geçer. Kişi uzun süren soruşturma altında kalır, mesleki alanı daralır, ekonomik gücü zayıflar, toplumsal itibarı aşınır, ailesel ve psikolojik yük artar. Nihai karar beraat olsa dahi, geriye dönüşü zor zararlar çoktan doğmuş olabilir.</p>

<p>Savunmanın bu fiilî etkileri görünmez bırakmaması gerekir. Yargılama, salt dosya içi normatif bir işlem dizisi olarak ele alındığında, lawfare’in en güçlü sonucu olan “karardan önce gelen ceza” gözden kaçar. Oysa savunma, sürecin müvekkil üzerinde yarattığı daraltıcı etkiyi, mesleki, ekonomik, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla görünür hale getirdiğinde, hukuki işlemlerin fiilî ağırlığını da tartışmaya açmış olur. Bu, özellikle koruma tedbirlerinin ölçülülüğünün, yargılamanın makul sürede yürütülmesinin ve adil yargılanma hakkının fiilî boyutunun değerlendirilmesinde büyük önem taşır.</p>

<p>Bu nedenle lawfare karşısında savunma yalnız hukuki soyutluklarla değil, sürecin insan üzerindeki gerçek etkileriyle de konuşmalıdır. Çünkü bazı dosyalarda asıl cezalandırıcı güç, karar metninde değil, karar gelmeden önce yaşanan yıpratma sürecinde saklıdır.</p>

<p>Bütün bu görevler birlikte değerlendirildiğinde, lawfare karşısında savunmanın sıradan bir reddiye faaliyeti olmadığı açıkça görülür. Böyle dosyalarda savunma, hem teşhis eden, hem görünür kılan, hem kayda geçiren, hem derecelendiren, hem çerçeve kıran, hem de sürecin fiilî cezalandırıcı etkisini açığa çıkaran çok katmanlı bir işlev üstlenir. Başka bir ifadeyle savunma, yalnız hukukî cevap üretmez; aynı zamanda yargılamanın gerçek doğasını anlamlandıran ve onu adalet ölçütleri karşısında sınayan kurucu bir karşı-özneye dönüşür.</p>

<p>Tam da bu yüzden Hibrit Kopuş Savunması, lawfare karşısında güçlü bir modeldir. Çünkü bu teori, savunmayı pasif bir sav açıklama makamı olmaktan çıkarır; onu süreç okuyan, çerçeve çözen, gerektiğinde kopuş üreten ve hukukun araçsallaştırılmasına karşı normatif direnç geliştiren stratejik bir akla dönüştürür.</p>

<h2>VII. Lawfare’in Müdafie Yönelmesi: Savunmanın Öznesinin Hedefe Konulması</h2>

<p>Lawfare yalnız sanık veya şüpheli üzerinde işletilen bir araçsallaştırma rejimi değildir. Bazı durumlarda yargısal ve idarî baskının yöneldiği asıl hedef, savunmayı kuran müdafiin kendisi haline gelir. Bu halde müdafi, yalnız temsil eden kişi olarak değil; temsil faaliyeti nedeniyle şüpheli, sakıncalı, manipülatif veya suçla iltisaklı bir figür gibi kodlanır. Böylece savunmanın kurucu öznesi, yargılama alanında bağımsız bir hukuk aktörü olmaktan çıkarılmaya; bizzat baskılanacak, yıldırılacak veya itibarsızlaştırılacak ikinci bir hedefe dönüştürülür.</p>

<p>Bu mesele artık yalnız teorik bir iddia değildir. BM Avukatların Rolüne Dair Temel Prensipler, avukatların meslekî görevlerini korkutma, engelleme, taciz veya uygunsuz müdahale olmaksızın yerine getirebilmesi gerektiğini; ayrıca avukatların müvekkilleriyle veya müvekkillerinin davalarıyla özdeşleştirilemeyeceğini açık biçimde belirtir. Avrupa Konseyi’nin 12 Mart 2025’te kabul ettiği Avukatlık Mesleğinin Korunmasına İlişkin Sözleşme de, avukatlara yönelik artan tehditler, saldırılar, taciz ve mesleki görevlere müdahaleler karşısında ilk uluslararası bağlayıcı koruma çerçevesi olarak sunulmaktadır. Amerikan Barosu’nun 2025 tarihli küresel değerlendirmesi ise, gazetecileri savunan avukatların son on yılda 10 ülkede tespit edilen 36 bireysel vakada hedef alındığını; ayrıca insan hakları savunucularını veya muhalif siyasetçileri temsil eden avukatlara ilişkin 258 vaka saptandığını bildirmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla müdafiye yönelen lawfare’i şöyle tanımlamak mümkündür: Savunmanın öznesinin kriminalize edilmesi, itibarsızlaştırılması, disiplin veya ceza tehdidi altına alınması, müvekkille temasının zorlaştırılması ya da meslekî faaliyetinin “şüpheli faaliyet” gibi sunulması yoluyla savunma işlevinin dolaylı biçimde felç edilmesi.</p>

<h3>Müdafiye yönelen lawfare’in beş görünümü</h3>

<p>İlk görünüm, müdafiin kriminalize edilmesidir. Burada avukatın müvekkiliyle yoğun teması, delilleri ısrarla sorgulaması, sert usul itirazları yapması veya ulusal ve uluslararası başvuru yollarını zorlaması, meşru savunma faaliyeti olmaktan çıkarılıp şüpheli yakınlık ya da manipülatif etkinlik gibi sunulabilir.</p>

<p>İkinci görünüm, disiplin ve ceza süreçlerinin baskı aracına dönüştürülmesidir. Esas mesele her zaman yaptırım uygulanması değildir; bazen salt soruşturma tehdidinin varlığı bile caydırıcı etki kurmaya yeter.</p>

<p>Üçüncü görünüm, müdafiin itibarsızlaştırılmasıdır. Avukat, müvekkilini savunan hukuk aktörü olmaktan çıkarılıp “yanlış tarafta duran”, “suçluyu koruyan” veya “kamusal adaleti engelleyen” bir figür gibi sunulur.</p>

<p>Dördüncü görünüm, müdafi-müvekkil ilişkisinin zayıflatılmasıdır. Savunma hazırlığının güvenli alanı aşındırılır; görüşme, erişim, temas ve strateji üretimi baskı altına alınır.</p>

<p>Beşinci görünüm ise, tek bir müdafiye yönelen baskının bütün savunma alanına dolaylı mesaj göndermesidir. Böylece bazı dosyalara girmenin, bazı müvekkilleri temsil etmenin ve bazı itirazları yükseltmenin bedelli olduğu gösterilir.</p>

<p>Müdafiye yönelen lawfare, bu nedenle avukata karşı yürütülen kişisel bir husumet olarak görülemez. Burada hedef, avukatın şahsı üzerinden savunmanın kurumsal omurgasıdır.</p>

<h2>VIII. Müdafie Yönelen Lawfare Karşısında Hibrit Kopuş Savunmasının Tepki Biçimleri</h2>

<p>Müdafiye yönelen lawfare karşısında savunmanın tepkisi yalnız içerik savunması olamaz. Müdafi bir yandan müvekkilini savunurken, öte yandan kendi meslekî meşruiyetini, bağımsızlığını ve savunma alanının dokunulmaz çekirdeğini de korumak zorunda kalır. Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli yapısı bu nedenle burada özel bir önem kazanır. Çünkü müdafiye yönelen baskı her zaman aynı şiddette ortaya çıkmaz; bazen ima düzeyinde başlar, bazen disiplin veya ceza tehdidine dönüşür, bazen itibarsızlaştırma kampanyasıyla derinleşir, bazen de savunma alanına genel gözdağı veren yapısal nitelik kazanır.</p>

<h3>1. Derece: Sessiz teşhis ve meslekî zemini sağlamlaştırma</h3>

<p>İlk aşamada savunmanın görevi, henüz açık çatışmaya girmeden baskının niteliğini doğru teşhis etmektir. Müdafi, kendisine yönelen tutumun sıradan usul gerilimi mi, olağan kurumsal direnç mi, yoksa savunma faaliyetini riskli hale getirmeyi amaçlayan daha derin bir araçsallaştırma mı olduğunu ayırt etmelidir. Bu aşamada kullandığı dilin hukukî ve ölçülü olmasına dikkat eder; taleplerini açık normatif dayanaklarla kurar; temsil faaliyetinin meşru zeminini görünür kılar.</p>

<h3>2. Derece: Mikro kayıt ve sınır çizme müdahaleleri</h3>

<p>İkinci derecede müdafiye yönelen lawfare, küçük ama tekrar eden biçimlerde görünür olmaya başlar. Müdafiin sözleri farklı anlamlara çekilir, meslekî temasları ima yoluyla şüpheli gösterilir, sert itirazları “uygunsuz tavır” gibi etiketlenir. Bu durumda savunma, her meslekî işlemin savunma hakkı çerçevesinde yürütüldüğünü küçük ama net kayıtlarla görünür kılar. Amaç, lawfare’in en çok sevdiği alan olan belirsizliği daraltmaktır.</p>

<h3>3. Derece: Açık itiraz ve savunmanın bağımsızlığı sorununu adlandırma</h3>

<p>Üçüncü derecede baskı artık dolaylı olmaktan çıkar ve savunmanın bağımsızlığı üzerinde fiilî etkiler doğurmaya başlar. Müdafiye yönelik itham edici dil yoğunlaşır, temsil faaliyetinin olağan unsurları kuşkulu gösterilir, müdafiin itibarı hedef alınır veya hareket alanı daraltılmaya başlanır. Bu aşamada savunma, meseleyi kişisel bir rahatsızlık değil, doğrudan savunma hakkını etkileyen yapısal bir sorun olarak adlandırır. “Burada hedef yalnız şahsım değildir; savunmanın etkili icrasıdır” cümlesi tam da bu dereceye aittir. Bu yaklaşım, BM Temel Prensipleri’nin avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilemeyeceği ve korkutma ya da uygunsuz müdahale olmadan görev yapabilmesi gerektiğine dair hükümleriyle uyumludur.</p>

<h3>4. Derece: Stratejik çatışma ve kurumsal koruma mekanizmalarını harekete geçirme</h3>

<p>Dördüncü derecede müdafiye yönelen lawfare süreklilik ve yoğunluk kazanmıştır. Artık yalnız imalar değil; disiplin, ceza, idarî süreçler, erişim engelleri ve sistematik itibarsızlaştırma söz konusudur. Bu noktada savunma daha görünür ve daha kurumsal araçlarla karşılık verir. Baro desteğinin işletilmesi, yazılı başvuruların yoğunlaştırılması, müdafiin bağımsızlığını zedeleyen işlemlerin açıkça itiraza konu edilmesi, ulusal ve uluslararası meslek standartlarının zikredilmesi bu aşamanın temel araçlarıdır. Avrupa Konseyi’nin 2025 sözleşmesinin profesyonel haklar, ifade özgürlüğü, disiplin ve koruyucu tedbirler gibi alanları özel olarak düzenlemesi de bu tarz kurumsal savunma için güçlü dayanak sağlar.</p>

<h3>5. Derece: Müdafiye yönelen baskıyı yapısal adil yargılanma ihlali olarak kurma</h3>

<p>Beşinci derece, müdafiye yönelen lawfare’in artık yalnız bir avukat sorunu olarak değil, savunma hakkının çekirdeğini bozan yapısal ihlal olarak formüle edildiği aşamadır. Burada mesele müdafiin şahsına yapılan haksızlık değildir. Asıl mesele, bağımsız savunma imkânının aşındırılması, müdafi-müvekkil ilişkisinin riskli hale getirilmesi ve böylece yargılamanın adil niteliğinin içeriden boşaltılmasıdır. Bu aşamada savunma, meseleyi üst normlar düzeyinde kurar: etkili hukukî yardım hakkı aşınmıştır, savunmanın bağımsızlığı bozulmuştur, müdafi-müvekkil ilişkisinin güvenliği zedelenmiştir.</p>

<p>İşte bu noktada müdafiye yönelen lawfare, savunmanın öznesini baskılayarak savunma hakkını dolaylı biçimde felç etme tekniği olarak tüm açıklığıyla görünür hale gelir.</p>

<h2>Sonuç</h2>

<p>Lawfare, hukukun bütünüyle askıya alındığı bir alanı değil; tersine, hukuk biçiminin korunarak araçsallaştırıldığı bir mücadele rejimini ifade eder. Bu nedenle lawfare’in en tehlikeli yönü, açık keyfilikten çok, normallik görüntüsü altında işlemesidir. Süreç görünüşte hukukîdir; iddianame vardır, tedbir kararı vardır, duruşma yapılır, karar verilir. Ancak bütün bu biçimsel işleyişin ardında, yargılamanın hakikat arayışından uzaklaşıp belirli kişi ve grupları yıpratmaya, etkisizleştirmeye, damgalamaya veya kamusal alandan dışlamaya yönelmiş olması mümkündür.</p>

<p>Ceza muhakemesi bakımından lawfare’in belirleyici özelliği, sonucun değil sürecin merkezileşmesidir. Bazen isnadın kendisi, bazen koruma tedbirleri, bazen medyatik anlatı, bazen kurumsal meşruiyet ihtiyacı, bazen de yargılamanın uzunluğu ve belirsizliği, hükümden bağımsız biçimde cezalandırıcı sonuçlar üretir. Böylece beraat ihtimali, sürecin yarattığı fiilî tahribatı ortadan kaldırmaya yetmez.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın önemi tam burada belirginleşir. Çünkü bu model, ceza muhakemesini yalnız normatif hükümler dizisi olarak görmez; aynı zamanda onu bir anlatı alanı, bir karar psikolojisi zemini, bir kurumsal güç ilişkisi ve bir meşruiyet sahnesi olarak da okur. Lawfare de tam bu çok katmanlı zeminde işler. Bu yüzden lawfare karşısında etkili savunma, yalnız maddi isnada cevap vermekle yetinemez; sürecin hangi aşamada araçsallaştırıldığını teşhis etmeli, bunu görünür hale getirmeli, kayda geçirmeli, müdahale dozunu doğru ayarlamalı ve gerektiğinde yargılamanın tartışma eksenini yeniden kurmalıdır.</p>

<p>Mesele burada da bitmez. Çünkü lawfare bazı dosyalarda yalnız müvekkili değil, bizzat müdafii de hedef alır. Avukatların müvekkilleriyle özdeşleştirilmemesi gerektiğini vurgulayan BM Temel Prensipleri ile avukatlara yönelik artan tehdit ve müdahalelere yanıt olarak kabul edilen Avrupa Konseyi sözleşmesi, müdafiye yönelen baskının savunma hakkına yönelik yapısal tehdit olduğunu açık biçimde göstermektedir.</p>

<p>Son tahlilde lawfare karşısında savunmanın görevi yalnız “müvekkil suçsuzdur” demek değildir. Asıl görev, “bu yargılama hangi mantıkla işliyor?” sorusunu sormak ve bu soruyu hukukî tartışmanın merkezine yerleştirmektir. Bazı dosyalarda adalet sorunu, yalnız yanlış hüküm ihtimalinde değil; o hükme giden yolun baştan itibaren belirli bir stratejik amaçla örülmüş olmasında yatar. Savunma, bu yolu teşhis edip ifşa edebildiği ölçüde, yalnız bir taraf işlemi olmaktan çıkar; hukukun araçsallaştırılmasına karşı normatif direnç odağına dönüşür. Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması, lawfare çağında savunmayı yalnız cevap veren değil, yargılamanın gerçek doğasını açığa çıkaran kurucu bir özne olarak yeniden düşünmeye imkân sağlar. Savunmanın değeri, yalnız beraat üretmesinde değil; hukukun silaha dönüşmesine karşı onun adalet iddiasını yeniden hatırlatabilmesinde yatar.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-lawfare-bir-fiili-ceza-turu-olarak-yargilama-1</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41a.jpg" type="image/jpeg" length="70264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-sehir-sagligini-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-sehir-sagligini-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği, 25 Nisan 2026 Tarihli ve 33234 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ ŞEHİR SAĞLIĞINI GELİŞTİRME, ARAŞTIRMA VE UYGULAMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; sağlıklı yaşam ortamlarını sağlamak ve geliştirmek için yerel yönetimler, üniversiteler, kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde bilimsel çalışmalar ve uygulamalar yapmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Şehir sağlığı ile ilgili konularda bilimsel araştırma, inceleme ve yayın yapmak, bu nitelikteki çalışmaları desteklemek.</p>

<p>b) Su ve atık su kirliliği, hava kirliliği ve gürültü, toprak kirliliği ve katı atıklar, kentsel alanlardaki fiziksel mekanlar, bu mekanların nitelikleri ve insanların sosyal yapılarına ve sağlığına olan etkileri, insan, bitki, hayvan ve çevre etkileşim alanları başta olmak üzere şehir sağlığı ile ilgili konularda ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşların ihtiyaç duyduğu araştırmaları yapmak, sektörler arası planlama, şehir düzeyinde ortaklık, toplum katılımı, veri kayıt sistemi kurulması, izleme ve değerlendirme konularında eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermek.</p>

<p>c) Toplumun şehir sağlığı konusunda farkındalığının artırılması, bilinçlendirilmesi, eğitilmesi ve gelişmesine imkân sağlayıcı çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası kongre, konferans, seminer, sempozyum, çalıştay ve eğitim toplantıları düzenlemek ve bu gibi faaliyetlere katılmak.</p>

<p>d) Konu ile ilgili yurt içi ve yurt dışındaki benzer amaçlı kurum ve kuruluşlarla iş birliğinde bulunmak; ortak faaliyetler ve projeler yürütmek.</p>

<p>e) Yönetim Kurulu tarafından karar verilen diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine, Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından iki kişi Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdür, görevi başında bulunmadığı durumlarda yardımcılarından birini yerine vekil bırakır. Vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p>(4) Müdür, Merkezin amaçları doğrultusunda düzenli olarak çalışmalarının yürütülmesinden, gözetiminden, denetiminden ve gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>c) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>ç) Her faaliyet yılı sonunda ve gerekli görüldüğünde Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, iki müdür yardımcısı ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllığına görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az dört kez ve gerektiğinde salt çoğunlukla toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, danışmanlık ve yayın faaliyetlerine ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezin planladığı veya Merkezden talep edilen eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve yayın konularındaki talepleri değerlendirip karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili geçici çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, yurt dışındaki kurum ve kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların temel ilke, esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>e) Merkezin yönetimi ile ilgili diğer kararları almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Üniversitenin Merkezin faaliyet konularıyla ilgili çalışmaları bulunan öğretim elemanları arasından ve Merkezin faaliyet alanlarına katkıda bulunabilecek resmî veya özel kurum ve kuruluşların temsilcileri veya bu alanla ilgili çalışmaları bulunanlar ile bu konuda hizmet vermiş kişiler arasından, Merkez Müdürünün teklifi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az beş üye olmak üzere toplam elli üyeden oluşur. Görev süresi dolmadan görevlerinden ayrılan üye yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Görev süresi sona eren üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır ve oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkeze özel uzmanlık gerektiren faaliyet alanlarında katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak değerlendirmelerde bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanlarına uygun programları, talep edilen faaliyetleri değerlendirmek, önerilerde bulunmak, gerektiğinde faaliyet alanları ile ilgili alt komisyonlar oluşturmak.</p>

<p>c) Faaliyet alanlarına uygun ihtiyaçları tespit etmek, stratejileri belirlemek ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetleri hakkında süre, şekil, amaca uygunluk, insan gücü ve benzeri konularda değerlendirmelerde ve tavsiyelerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) 20/5/2009 tarihli ve 27233 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Şehir Sağlığını Geliştirme, Araştırma ve Uygulama Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-sehir-sagligini-gelistirme-arastirma-ve-uygulama-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="82701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-romanlar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-romanlar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Nisan 2026 Tarihli ve 33234 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ ROMANLAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amacı; kısa, orta ve uzun vadeli planlar çerçevesinde Romanların yaşam kalitesini artırmak, sağlıklı yaşam ortamları sağlamak ve geliştirmek; sosyal, ekonomik ve çevresel sorunlarını tespit etmek ve çözümler üretmek, insan hakları bilincinin geliştirilmesi, kültür ve dil araştırmaları yapmak üzere yerel yönetimler, üniversiteler, ulusal ve uluslararası kamu kurum, özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarıyla iş birliği içinde bilimsel araştırmalar ve uygulamalar yapmak, sosyal uyum projeleri geliştirmek, yapılan çalışmaların sonuçlarını yayımlamak ve paylaşmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Romanlar konusunda bilimsel araştırmalar, incelemeler ve yayınlar yapmak, bu konudaki çalışmaları koordine etmek, yapılan çalışmaları desteklemek.</p>

<p>b) Romanlar ile ilgili konularda sektörler arası planlama, şehir, bölge ve ülke düzeyinde ortaklığı, toplum katılımını, veri kayıt sistemi kurulmasını sağlamak, izleme ve değerlendirme yapmak, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim hizmeti vermek.</p>

<p>c) Toplumun Romanlar konusunda farkındalığının artırılması, bilinçlendirilmesi ve destek mekanizmalarının oluşturulmasına imkan sağlayıcı çalışmalar yapmak.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası kongre, konferans, seminer, sempozyum, çalıştay ve eğitim toplantıları düzenlemek ve bu gibi faaliyetlere katılmak.</p>

<p>d) Merkezin amacına yönelik yurt içi ve yurt dışındaki benzer amaçlı kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak; ortak faaliyetler ve projeler yürütmek.</p>

<p>e) Romanlar konusunda görsel, işitsel ve yazılı yayınlar yapmak.</p>

<p>f) Merkezin amacına yönelik diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan, Üniversitenin öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür yardımcısı, Müdürün bulunmadığı durumlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu ve Danışma Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantıların gündemini hazırlamak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>ç) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>d) Her faaliyet yılı sonunda ve istenildiğinde Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>e) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye ile birlikte toplam en fazla yedi üyeden oluşur. Süresi sona eren üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az dört kez üye tamsayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim, bilimsel araştırma, yayın, tanıtım ve yapılacak iş birliklerine ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezin planladığı eğitim, uygulama, araştırma, yayın ve iş birliklerini karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetleri ile ilgili gerekli durumlarda birimler ve çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>d) Ulusal ve uluslararası kamu kurum ve özel sektör kuruluşları ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların temel ilke, esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>e) Merkezin yönetimi ile ilgili diğer kararları almak.</p>

<p>f) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanlarında çalışmaları bulunan, Üniversitenin ve diğer üniversitelerdeki öğretim elemanları ile istekleri halinde Merkezin çalışma alanlarına katkıda bulunabilecek kamu kurum veya özel sektör kuruluşlarının temsilcileri veya bu alanda çalışmaları bulunanlar ile bu konuda hizmet vermiş kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen üyelerle birlikte en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki defa üye tamsayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin özel uzmanlık gerektiren faaliyet alanlarına ilişkin önerilerde bulunmak ve Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanlarına uygun programları ve talep edilen faaliyetleri değerlendirmek ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanlarına ilişkin stratejilerin belirlenmesine yönelik önerilerde bulunmak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetlerinin süresi, şekli, amaca uygunluğu ve benzeri konularda değerlendirmeler yapmak ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin amaçlarının gerçekleştirilebilmesi için Yönetim Kurulu tarafından çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(2) Çalışma gruplarında görev alacak personel, çalışma gruplarının görevleri ile çalışma usul ve esasları Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 5/4/2011 tarihli ve 27896 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Romanlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-romanlar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="22505"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Spor Hukukunda Yapısal Sorunlar ve Çözüm Arayışları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/spor-hukukunda-yapisal-sorunlar-ve-cozum-arayislari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/spor-hukukunda-yapisal-sorunlar-ve-cozum-arayislari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Spor deyince akla çoğu zaman milyon dolarlık transferler, yüksek maaşlar, dev sponsorluk anlaşmaları ve büyük kulüpler gelir. Oysa bu tablo, spor dünyasının yalnızca bir yüzüdür.</p>

<p>Madalyonun diğer yüzünde ise yıllarını antrenman sahalarında geçiren, çoğu zaman yeterli gelir elde edemeyen, sponsor bulamayan, ailesinin ya da kendi imkânlarıyla sporda kalmaya çalışan binlerce sporcu vardır. Bir sakatlıkla kariyeri sona erebilen, kulübünden alacağını tahsil edemeyen, sosyal güvencesi eksik kalan, görünürlüğü olmadığı için emeği karşılık bulmayan sporcular da aynı sistemin parçasıdır.</p>

<p>Bu nedenle spor hukuku yalnızca yüksek gelirli futbolcuların, büyük kulüplerin veya yayın ihalelerinin hukuku değildir. Spor hukuku; 13 yaşında hiçbir ekonomik güvencesi olmayan bir çocuğun 20 yaşında milyonlarca liralık bir değere dönüşmesini sağlayan sistemin, bu süreçte emeğin, fırsat eşitliğinin, sözleşme güvenliğinin, kulüp mali disiplininin ve taraftar haklarının hukukudur.</p>

<p>Bugün spor, yalnızca saha içi kurallardan ibaret değildir. Borçlar hukuku, idare hukuku, ceza hukuku, ticaret hukuku, rekabet hukuku, anayasa hukuku ve kişisel verilerin korunması hukukunun kesiştiği çok katmanlı bir alandır. Sporun kendine özgü kuralları ise “Lex Sportiva” olarak adlandırılan ayrı bir normatif düzen yaratmaktadır.</p>

<p>Türkiye’de spor hukuku tek bir çatı kanun altında toplanmış değildir. Bu alan başta 7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu, 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ve 3289 sayılı Gençlik ve Spor Hizmetleri Kanunu olmak üzere farklı kanunlar, federasyon talimatları, kurul kararları ve yargı içtihatları üzerinden şekillenmektedir.</p>

<p>Bu parçalı yapı, uygulamada önemli belirsizliklere yol açmaktadır. Sporcu hakları, federasyonların düzenleme yetkisinin sınırları, kulüplerin mali sorumluluğu, tahkim sisteminin bağımsızlığı, taraftar güvenliği, kişisel verilerin korunması ve yasadışı bahisle mücadele gibi başlıklar, Türk spor hukukunun temel tartışma alanlarını oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>Federasyonların Düzenleme Yetkisi ve Sınırları</strong></p>

<p>Spor federasyonları, kendi branşlarının düzenlenmesi bakımından geniş yetkilere sahiptir. Talimat çıkarabilir, lisans koşulları belirleyebilir, yaş kategorileri düzenleyebilir, disiplin yaptırımları uygulayabilir ve müsabaka organizasyonunu yönetebilirler. Ancak bu yetki sınırsız değildir.</p>

<p>Federasyonların düzenleme yetkisi, sporun gelişimi, rekabet dengesi, sporcu sağlığı ve organizasyon güvenliği gibi meşru amaçlara dayanmalıdır. Bununla birlikte, getirilen düzenlemeler ölçülü, gerekçeli, eşitlik ilkesine uygun ve sporcu haklarını gereksiz şekilde sınırlamayan nitelikte olmalıdır.</p>

<p>Nitekim yargı kararlarında da federasyonların düzenleme yetkisinin ancak somut, ciddi ve yeterli gerekçelerle kullanılabileceği vurgulanmaktadır. Belirli bir yaş grubunun müsabakalardan dışlanması, milli takıma seçilebilme imkânının ortadan kaldırılması veya sporcular arasında objektif dayanağı olmayan ayrımlar yapılması, eşitlik ilkesine ve hakkaniyete aykırı sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle federasyon talimatlarının yalnızca teknik düzenleme metinleri olarak değil, doğrudan sporcu kariyerini etkileyen hukuki işlemler olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Spor Tahkimi ve Hak Arama Hürriyeti</strong></p>

<p>Spor hukukunun en hassas alanlarından biri tahkim sistemidir. Türkiye’de spor tahkimi uzun süre “kesin karar” anlayışıyla ele alınmıştır. Özellikle federasyon kararlarına karşı başvuru yollarının sınırlı olması, sporun hızlı işleyen yapısı bakımından makul görülebilir. Ancak hızlı karar alma ihtiyacı, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını tamamen ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Spor tahkimi, bağımsız ve tarafsız olduğu ölçüde meşrudur. Tahkim kurullarının oluşumu, üyelerin seçimi, görev süresi, reddi, çekilmesi ve kararların gerekçelendirilmesi gibi hususlar, spor yargısına duyulan güven bakımından belirleyicidir.</p>

<p>Özellikle sözleşmeden kaynaklanan uyuşmazlıklar, alacak talepleri ve haksız fiil niteliğindeki tazminat istemleri bakımından adli yargı yolunun açık olduğu kabul edilmelidir. Sporun kendi iç uyuşmazlık çözüm mekanizmaları, genel hukuk düzeninin tamamen dışında ve denetimsiz bir alan yaratmamalıdır.</p>

<p>Aksi halde spor tahkimi, hızlı çözüm sağlayan uzman bir mekanizma olmaktan çıkar; sporcular, kulüpler ve diğer paydaşlar bakımından kapalı ve denetlenemez bir yargı alanına dönüşür.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Sporcu Hakları ve Disiplin Yaptırımları</strong></p>

<p>Spor hukukunun merkezinde çoğu zaman kulüpler ve federasyonlar görünse de korunması gereken asli değerlerden biri sporcu emeğidir.</p>

<p>Özellikle alt liglerde, amatör branşlarda, kadın sporlarında ve genç sporcularda hak ihlalleri daha görünmez hale gelmektedir. Kulüplerin sporculara uyguladığı para cezaları, kadro dışı bırakma kararları, geç ödenen ücretler, sosyal güvenlik primleri, tek taraflı fesihler ve keyfi disiplin yaptırımları bu alanın temel sorunlarıdır.</p>

<p>Sportif başarısızlık, tek başına sporcuya para cezası verilmesini haklı kılmaz. Sporcu kötü performans gösterebilir, form düşüklüğü yaşayabilir veya teknik tercihler nedeniyle kadroya alınmayabilir. Bunlar sporun doğasında vardır. Ancak sportif başarısızlık üzerinden cezalandırma sistemi kurulması, sporcu sözleşmesinin dengesini bozabilir.</p>

<p>Aynı şekilde sosyal medya paylaşımlarına dayalı disiplin cezalarında da ispat yükü son derece önemlidir. Paylaşımın gerçekten sporcuya ait olup olmadığı, ifadenin bağlamı, kulüp disiplin talimatındaki karşılığı ve cezanın ölçülülüğü titizlikle incelenmelidir.</p>

<p>Sporcunun alacaklarını tahsil edememesi halinde ise haklı fesih mekanizması etkili şekilde işletilmelidir. Kulübün ödeme yapmaması, sporcunun yalnızca ekonomik olarak değil, kariyer planlaması bakımından da zarar görmesine neden olur. Bu nedenle sporcu alacakları, spor hukukunun en temel koruma alanlarından biri olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Kulüplerin Mali Krizi ve Yönetici Sorumluluğu</strong></p>

<p>Türkiye’de spor kulüplerinin en ciddi yapısal sorunlarından biri sürdürülemez borçlanmadır.</p>

<p>Kulüpler çoğu zaman kısa vadeli sportif başarı baskısıyla hareket etmekte, yüksek maliyetli transferlere yönelmekte, döviz cinsinden yükümlülük altına girmekte ve gelir-gider dengesini koruyamamaktadır. Bu durum yalnızca kulüpleri değil; sporcuları, çalışanları, taraftarları, sponsorları ve kamu kaynaklarını da etkilemektedir.</p>

<p>7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu, bu soruna karşı önemli bir adım olarak yürürlüğe girmiştir. Kanun, spor kulüpleri ve spor anonim şirketlerinin bütçe disiplinini, borçlanma sınırlarını, gelir-gider dengesini ve yöneticilerin sorumluluğunu düzenlemektedir.</p>

<p>Ancak mali disiplin yalnızca kanun metniyle sağlanamaz. Etkili denetim, şeffaf raporlama, bağımsız kontrol mekanizması ve yöneticilerin gerçekten sorumlu tutulduğu bir uygulama gerekir.</p>

<p>Başarısız transfer her zaman hukuki sorumluluk doğurmaz. Spor yöneticileri sportif kararlar alırken hata yapabilir. Ancak piyasa rayicinin çok üzerinde işlem yapılması, kulübün mali gücünü aşan borçlanmalara gidilmesi, ilişkili kişiler lehine kulübün zarara uğratılması veya bütçe sınırlarının bilinçli şekilde aşılması halinde yöneticilerin sorumluluğu gündeme gelmelidir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Yayın Gelirleri ve Kulüplerin Ekonomik Gerçekliği</strong></p>

<p>Modern sporda kulüpler yalnızca sportif organizasyonlar değildir. Bilet satışı, yayın hakları, sponsorluk, reklam, lisanslı ürün satışı ve transfer gelirleriyle ciddi ekonomik faaliyet yürütürler.</p>

<p>Bu nedenle spor kulüpleri bazı faaliyetleri bakımından ekonomik birer teşebbüs niteliği taşır. Ancak kulüplerin tüm faaliyetlerini sıradan ticari işletme gibi görmek de doğru değildir. Çünkü sportif rekabet, doğası gereği ekonomik rekabetten farklıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir kulüp hem rakibiyle yarışır hem de aynı rakibin varlığı sayesinde ligin ekonomik değerinden pay alır. Bu nedenle spor ekonomisinde rekabet ve iş birliği iç içedir.</p>

<p>Yayın gelirleri bu yapının merkezindedir. Türkiye’de birçok kulüp bakımından yayın gelirleri toplam gelir içinde hayati öneme sahiptir. Bu nedenle yayın ihalesi, merkezi gelir dağıtımı ve lig organizasyonunun sürdürülebilirliği yalnızca ticari değil, aynı zamanda spor hukukunun da temel meselesidir.</p>

<p><strong>VI. </strong><strong>6222 Sayılı Kanun, Taraftar Güvenliği ve Kişisel Veriler</strong></p>

<p>6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanun, spor alanlarında şiddeti ve düzensizliği önlemek amacıyla çıkarılmıştır. Kanun; elektronik bilet, seyirden yasaklama, kamera kayıtları, güvenlik tedbirleri ve müsabaka düzenini bozan fiillere ilişkin hükümler içermektedir.</p>

<p>Seyirden yasaklama tedbiri, niteliği itibarıyla önleyici bir koruma tedbiridir. Amaç, kişinin ileride müsabaka güvenliğini bozmasının önüne geçmektir. Ancak uygulamada bu tedbirin otomatikleşmesi, gereğinden uzun sürmesi veya kişinin etkin başvuru hakkını zayıflatması ciddi sorunlar doğurabilir.</p>

<p>Taraftar güvenliği elbette önemlidir. Ancak güvenlik gerekçesiyle taraftar hakları keyfi biçimde sınırlandırılamaz. Misafir takım taraftarlarının stadyuma alınmaması, toplu yasak kararları, deplasman kısıtlamaları ve benzeri uygulamalar somut güvenlik gerekçelerine dayanmalı; genel, soyut ve otomatik tedbirlere dönüşmemelidir. Elektronik bilet sistemi ise başka bir önemli tartışmayı beraberinde getirmiştir: kişisel verilerin korunması.</p>

<p>Sporda şiddetin önlenmesi amacıyla taraftar bilgilerinin alınması, belirli sınırlar içinde meşru görülebilir. Ancak bu verilerin ticari amaçlarla kullanılması, reklam ve pazarlama faaliyetine konu edilmesi veya rıza olmaksızın üçüncü kişilerle paylaşılması kişisel verilerin korunması hakkını ihlal eder. Dolayısıyla spor güvenliği ile kişisel veri koruması arasında hassas bir denge kurulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. </strong><strong>Yasadışı Bahis, Şike ve Alt Liglerin Kırılganlığı</strong></p>

<p>Yasadışı bahis, spor hukukunun en ağır ve en yaygın sorunlarından biridir.</p>

<p>Bu sorun yalnızca büyük ligler, büyük kulüpler veya popüler maçlarla sınırlı değildir. Aksine, en tehlikeli etkisini çoğu zaman alt liglerde gösterir.</p>

<p>Alt lig futbolcuları ve görünürlüğü düşük branşlardaki sporcular çoğu zaman düzenli gelir elde etmekte zorlanır. Maaşların geç ödenmesi, primlerin belirsizliği, kariyer süresinin kısa olması ve sözleşme güvencesinin zayıflığı, bu sporcuları dış müdahalelere açık hale getirebilir.</p>

<p>Yasadışı bahis organizasyonları da tam olarak bu zayıf noktaları hedef alır.</p>

<p>Bir sporcunun, hakemin, kulüp çalışanının veya teknik ekip üyesinin bahis ağına dahil edilmesi yalnızca tek bir müsabakanın sonucunu etkilemez. Sporun tamamına duyulan güveni sarsar.</p>

<p>Toplum bakımından da sonuçları ağırdır. Yasadışı bahis:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>gençler arasında kolay para kazanma algısını besler,</li>
 <li>dijital platformlar ve sosyal medya üzerinden normalleşir,</li>
 <li>suç örgütlerine finansman sağlar,</li>
 <li>sporun dürüstlüğüne duyulan inancı zedeler,</li>
 <li>taraftarın “sonuçlar sahada değil, dışarıda belirleniyor” düşüncesine kapılmasına yol açar.</li>
</ol>

<p>Bu nedenle yasadışı bahisle mücadele yalnızca ceza artırımıyla yürütülemez. Önleyici ve kurumsal bir model gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda;</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>MASAK, BTK, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı, federasyonlar ve kolluk birimleri arasında hızlı veri paylaşımı sağlanmalı,</li>
 <li>şüpheli bahis hareketleri için erken uyarı sistemi kurulmalı,</li>
 <li>alt lig sporcularına yönelik finansal okuryazarlık ve etik eğitimleri verilmeli,</li>
 <li>kulüpler için bahis ve şike riskine karşı uyum programı zorunlu hale getirilmeli,</li>
 <li>sporcuların ücret ve prim ödemeleri denetlenmeli,</li>
 <li>sosyal medya üzerinden yasadışı bahis reklamı yapan kişiler ve hesaplar etkin şekilde yaptırıma tabi tutulmalıdır.</li>
</ol>

<p>Yasadışı bahis, sporun dışından gelen bir tehdit gibi görünse de, aslında spor sistemindeki ekonomik kırılganlıkları kullanarak büyüyen bir yapıdır. Bu nedenle çözüm, yalnızca failleri cezalandırmak değil; sporcuları bu ağlara karşı korunabilir hale getirmektir.</p>

<p><strong>VIII. </strong><strong>Medya Dili ve Sporda Şiddetin Normalleşmesi</strong></p>

<p>Sporda şiddet yalnızca stadyumda başlamaz. Çoğu zaman ekranlarda, sosyal medyada ve spor yorumculuğunda kullanılan dil ile beslenir.</p>

<p>Hakemleri, kulüp yöneticilerini, futbolcuları veya federasyon görevlilerini hedef alan ağır, aşağılayıcı, tehditkâr ve kışkırtıcı ifadeler, taraftar davranışlarını doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Eleştiri elbette serbesttir. Spor medyası, hakem kararlarını, federasyon uygulamalarını, kulüp yönetimlerini ve oyuncu performansını sert biçimde eleştirebilir. Ancak eleştiri ile hedef gösterme arasında açık bir fark vardır.</p>

<p>“Operasyon”, “tetikçi”, “katil”, “şerefsiz” gibi ifadeler spor kamuoyunu bilgilendirmekten çok, öfkeyi ve gerilimi artıran bir dil üretir. Bu dil, zaten yüksek duygusal yoğunluk taşıyan spor alanında şiddeti normalleştirebilir.</p>

<p>Bu nedenle spor hukukunun yalnızca stadyum güvenliğini değil, medya dilini ve dijital spor kültürünü de dikkate alması gerekir.</p>

<p><strong>IX. </strong><strong>E-Spor ve Yeni Nesil Hukuki Sorunlar</strong></p>

<p>Spor hukukunun yeni tartışma alanlarından biri de e-spordur.</p>

<p>E-sporda klasik spor dallarından farklı olarak oyunun kendisi bir şirketin fikri mülkiyetindedir. Futbol topunun sahibi yoktur; ancak bir e-spor oyununun kodu, karakterleri, turnuva sistemi ve kullanım şartları özel bir şirketin kontrolündedir.</p>

<p>Bu durum şu soruları beraberinde getirir:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>E-sporcu sporcu mudur, çalışan mıdır?</li>
 <li>Nickname ve dijital kimlik kime aittir?</li>
 <li>Yayın gelirleri nasıl paylaşılacaktır?</li>
 <li>Takım, oyuncunun sosyal medya hesapları üzerinde hak iddia edebilir mi?</li>
 <li>Oyun şirketinin kuralları ile federasyon düzenlemeleri çatışırsa hangisi uygulanacaktır?</li>
</ol>

<p>Bu sorular henüz yeterince net cevaplanmış değildir. Oysa e-sporcuların büyük bölümü genç yaşta sözleşme imzalamakta, yayın gelirleri, sponsorluklar, dijital kimlik ve oyun içi başarı üzerinden ekonomik değer yaratmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle e-spor alanında özel sözleşme standartları, genç oyuncu koruması, dijital haklar, yayın gelirleri ve fikri mülkiyet bakımından açık düzenlemelere ihtiyaç vardır.</p>

<p><strong>X. </strong><strong>Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Türkiye’de spor hukukunun temel sorunu, her olaydan sonra yeni bir yasak veya ceza getirme refleksidir. Oysa spor hukukunda asıl ihtiyaç, yapısal ve sürdürülebilir bir hukuk mimarisi kurmaktır.</p>

<p>Bu kapsamda öncelikli çözüm önerileri şunlardır:</p>

<p><strong>1. Spor tahkimi bağımsız ve çoğulcu hale getirilmelidir.</strong></p>

<p>Tahkim kurullarının oluşumunda yalnızca federasyon yönetimlerinin değil, kulüplerin, sporcuların, hakemlerin, antrenörlerin ve bağımsız hukukçuların temsili sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>2. Federasyon talimatları standartlaştırılmalı ve gerekçeli hale getirilmelidir.</strong></p>

<p>Sporcu haklarını etkileyen yaş, lisans, transfer ve disiplin düzenlemeleri somut gerekçelere dayanmalı; eşitlik ve ölçülülük ilkelerine uygun olmalıdır.</p>

<p><strong>3. Kulüplerin mali yapıları etkin şekilde denetlenmelidir.</strong></p>

<p>7405 sayılı Spor Kulüpleri ve Spor Federasyonları Kanunu’nun getirdiği borçlanma ve yönetici sorumluluğu hükümleri kâğıt üzerinde kalmamalı; bağımsız denetim, şeffaf raporlama ve yaptırım mekanizmasıyla desteklenmelidir.</p>

<p><strong>4. Sporcu hakları için asgari sözleşme standartları oluşturulmalıdır.</strong></p>

<p>Ücret, prim, sakatlık, sosyal güvenlik, imaj hakkı, fesih ve disiplin cezaları bakımından sporcu lehine asgari güvenceler getirilmelidir.</p>

<p><strong>5. Yasadışı bahisle mücadelede erken uyarı sistemi kurulmalıdır.</strong></p>

<p>Alt ligler de dahil olmak üzere şüpheli bahis hareketleri anlık izlenmeli; federasyonlar, kolluk, MASAK, BTK ve ilgili kurumlar arasında etkin veri paylaşımı sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>6. Taraftar güvenliği ile temel haklar arasında denge kurulmalıdır.</strong></p>

<p>Seyirden yasaklama, deplasman yasağı ve elektronik bilet uygulamaları somut gerekçeye dayanmalı; kişisel verilerin ticari amaçla kullanılması engellenmelidir.</p>

<p><strong>7. Spor medyası ve dijital yayıncılık için etik ilkeler güçlendirilmelidir.</strong></p>

<p>Eleştiri hakkı korunmalı; ancak hedef gösterici, aşağılayıcı ve şiddeti kışkırtıcı dil açık şekilde sınırlandırılmalıdır.</p>

<p><strong>8. E-spor için özel hukuki çerçeve oluşturulmalıdır.</strong></p>

<p>E-sporcu sözleşmeleri, nickname hakları, yayın gelirleri, genç oyuncuların korunması ve oyun şirketlerinin yetkileri açık şekilde düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Spor hukuku, yalnızca maç sırasında yaşanan olaylara veya disiplin cezalarına ilişkin bir alan olarak görülmemelidir. Bugün spor; çocuğunu antrenmana götüren aileden, alt liglerde emeğinin karşılığını almaya çalışan sporcuya, stadyuma giden taraftardan, kulübünü ayakta tutmaya çalışan yöneticiye kadar çok geniş bir toplumsal alanı etkilemektedir.</p>

<p>Bu nedenle spor hukukunun görevi yalnızca cezalandırmak değil; sporu daha adil, daha güvenilir ve daha sürdürülebilir hale getirecek zemini kurmaktır. Kulüp ekonomisi, sporcu emeği, taraftar hakları, yayın gelirleri, kişisel veriler, yasadışı bahis, medya dili ve e-spor artık birbirinden ayrı düşünülemeyecek başlıklardır.</p>

<p>Sporun bir tarafında büyük sözleşmeler, transferler ve dev ekonomik değerler varken; diğer tarafında görünmeyen emek, güvencesiz kariyerler ve korunmaya ihtiyaç duyan genç sporcular vardır. Hukukun asıl işlevi de bu iki gerçeklik arasında makul, adil ve insan odaklı bir denge kurabilmektir.</p>

<p>Türkiye’de spor hukukunun geleceği, yalnızca yeni yasaklar ve cezalar üretmekten değil; bağımsız, şeffaf, denetlenebilir ve tüm paydaşların haklarını gözeten bir sistem inşa etmekten geçmektedir.</p>

<p>Çünkü sporun sahada kalabilmesi, adil kalabilmesine bağlıdır. Adalet duygusunun zedelendiği yerde ise yalnızca maçların değil, spora duyulan güvenin de sonucu değişir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ"><img alt="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/mehmet-onur-ozkilinc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ">Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/spor-hukukunda-yapisal-sorunlar-ve-cozum-arayislari-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 23:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/futboollss.jpg" type="image/jpeg" length="55215"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2015/19402 E., 2017/4866 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201519402-e-20174866-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201519402-e-20174866-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.04.2017 tarihli, 2015/19402 E., 2017/4866 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/19402 E., 2017/4866 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki vasiyetnamenin iptali davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; mirasbırakan ...'nin, Nazilli 2.Noterliğince düzenlenen 04.02.2005 tarih ve 1640 yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile oğlu olan davacıyı mirasçılıktan çıkardığını, vasiyetnamede mirastan mahrumiyet için sebep gösterilen olaylarla davacının ilgisinin bulunmadığını, muris babasıyla ilgilendiğini, annesinden intikal eden malvarlığı için kanunların kendisine tanıdığı hak arama yöntemi ile hareket ettiğini, mirastan mahrumiyet için geçerli bir sebep olmadığını, vasiyetnamenin davalının yönlendirmesiyle yapıldığını belirterek, vasiyetnamenin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı; davacının muris babasıyla sağlığında ilgilenmediği, miras yoluyla intikal eden taşınmazların haksız yıkımı için uğraştığını, kamu görevlileri hakkında soruşturma açtırtdığını, yaşananların murisin sağlığını bozduğunu, davacının aile yükümlülüklerini ağır şekilde ihlal ettiğinden vasiyetname ile mirasçılıktan çıkarıldığını belirterek, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece; davacının murisine karşı ailevi ve hukuki vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmediği, murisin yanına gelmediği, gerekli yardımı göstermediği ve ilgilenmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mirasdan iskat, mahfuz hissenin temelini teşkil eden aile dayanışmasının zedelendiği hallerde, mahfuz hisseli mirasçıyı mirasdan uzaklaştırma olanağını miras bırakana tanıyan ölüme bağlı bir tasarruftur.</p>

<p>Bu tasarrufla vasiyetci mahfuz hisseli bir mirasçısını miras hakkından ve mahfuz hissesinden yoksun bırakır. Normal koşullarda vasiyetci mahfuz hisse üzerinde tasarruf edemez, etse bile bu tenkis yolu ile iskat olunan mirasçılara dönebilir. Ancak iskat yoluyla ve iskat sebeplerinin gerçekleşmesi halinde mahfuz hisseden yoksun kalma konusu gündeme gelir.</p>

<p>Vasiyetci her zaman ve dilediği taktirde mahfuz hisse dışında kalan hisseler üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir. Onun için mirasdan iskat sadece mahfuz hisseli mirasçılar hakkında hüküm ifade eder.</p>

<p>Mirasdan iskat murisin tek taraflı ölüme bağlı bir tasarrufu ile gerçekleşir.</p>

<p>İskat cezai (olağan) ve koruyucu olmak üzere iki türlüdür.</p>

<p>Mirascı miras bırakana ve yakınlarından birine karşı Medeni Kanunun 510.maddesinde gösterilen ağır bir suç işler veya murisine veya ailesine karşı kanunen yerine getirmekle yükümlü olduğu aile görevlerini ifada büyük bir kusur işlerse cezai (olağan) iskat nedenleri doğmuş olur.</p>

<p>Koruyucu iskat ise: Tamamen iyi niyete dayalı adından anlaşılacağı üzere murisin iskat ettiği mirasçının çocuklarını koruma amacına yöneliktir.</p>

<p>Cezai (olağan) iskat sebepleri iki kısımda incelenebilir.</p>

<p>a) Mirasçının murisine ve onun yakınlarına karşı ağır bir suç işlemesidir. Bu suçun tamamlanması şart olmadığı gibi bu konuda bir mahkumiyet kararı bulunması da koşul değildir. Afdan ve zamanaşımından yararlanılmasının da önemi yoktur.</p>

<p>Ağır suçdan amaç miras bırakanın şahsiyet haklarına, beden tamlığına, mamelekine yönelik onunla aile bağlarının kopduğunu gösteren hukuka aykırı bir fiildir. Bunun belirlenmesinde ceza hukuku değil Medeni Hukuk kuralları gözönünde bulundurulacaktır. Mirasbırakanın yakınlarına karşı aynı nitelikte işlenen suçlarda iskat nedenidir. Yani suçun mutlaka murise karşı işlenmiş olması da koşul değildir.</p>

<p>Yakınlık kavramına murisin sevgi, saygı ve bağlılık duyduğu tüm kişiler örneğin arkadaşlar, nişanlı, öğretmen, öğrenci, ona bakan onu koruyan veya onun baktığı, koruduğu v.b. kişilerde dahildir (MK. 457/1 md.).</p>

<p>b)Mirasçının murise ve ailesine karşı kanunen mükellef olduğu aile hukuku vazifelerini büyük bir kusurlu davranışla yerine getirmemesi (MK. 457/2. md.).<br />
Örneğin; Medeni Kanunun 151.maddesinde düzenlenen sadakat, yardım, bağlılık, çocuklara itina gösterme görevini yapmaması,</p>

<p>Ana baba ve çocukların karşılıklı sevgi ve saygı şefkat bağları, yoksulluğa ve zarurete düşmede yardım yükümlülüğü, nafaka borcu (MK. madde 315) aile birlik ve huzuru bozan davranışlarda bulunmama ilkelerine aykırı hareketler v.b. gibi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı nedenlerle evlatlık da mirasdan iskat edilebilir veya aynı nedenlere dayalı olarak evlatlığın evlatlık ilişkisinin kaldırılması davası da açılabilir (MK. madde 258, 457). Ancak, bu haklar şahsa sıkı sıkıya bağlı haklardan olduğundan mirasçılara geçmez, sadece muris tarafından kullanılabilir. Mirasçılar bu konuda açılmış bir dava varsa murisin ölümü halinde bu davalara devam edebilirler.</p>

<p>İskat sebebi açık olmalı, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanmalıdır. Sadece mirasdan iskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. İskat sebebi kabul edilen olayların delillerinin gösterilmesi de mirasçının iskata itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufda yer almalıdır (MK. madde 512/2).</p>

<p>İskat edilen şahsın iskatla mirascılık sıfatı sona erer. Ancak, iskat mahfuz hissenin tamamına ilişkin olabileceği gibi bir kısmına ilişkin de olabilir.</p>

<p>Miras hakkından tamamen iskat olunan kimse terekeden hisse talep edemiyeceği gibi tenkis davası dahi açamaz.</p>

<p>Kısmi iskat halinde ise, mirasçının mirascılık sıfatı devam eder. Çünkü iskat haricinde kalan saklı payın bir kısmını bu mirasçı iktisap edecektir.</p>

<p>Mirasbırakanın mirasdan iskat ettiği şahıs lehine mal vasiyetinde bulunması da mümkündür.</p>

<p>İskat şahsidir. İskat olunanın mahfuz hisseli füruuna şamil olamaz.</p>

<p>İskat haksız ise iskat edilen1 mirasçı davacı: İskata itiraz edebilir ve iskatın iptalini veya tenkisini isteyebilir (MK. madde 512/2).</p>

<p>Dava, iskat olunan şahıs dışındaki ıskattan yararlanan diğer kanuni mirasçılar aleyhine açılır.</p>

<p>Genel olarak iskata itiraz nedenleri:</p>

<p>Davacı genel olarak vasiyetcinin ehliyetsiz olduğunu, iskatın hata, hile, ikrah sonucu yapıldığını ortaya koyarsa veya vasiyetname şeklen geçersiz ise iskat tasarrufu iptal edilir ve mirasçı iskat edilmemiş gibi tüm miras hakkına kavuşur.</p>

<p>Özel olarak iskata itiraz nedenleri:</p>

<p>Cezai (olağan) iskatın hükümsüz kılınması konusunda ölüme bağlı tasarrufun genel olarak hükümsüzlüğü yanında Medeni Kanunun 512.maddesinde belirlenen bazı özel durumlarda mirasdan iskat edilen mirasçıya, iskata ilişkin ölüme bağlı tasarrufa itiraz ederek onu kısmen veya tamamen etkisiz bırakma imkanı tanınmıştır.<br />
İskat edilen mirascı, bu itirazını duruma göre tenkis veya iptal davası açmak suretiyle gerçekleştirir.</p>

<p>TMK'nun 510.maddesinde "Mirasbırakanın ölüme bağlı bir tasarruf ile saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak, 1)Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse, 2) Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse mirasçılıktan çıkarabilir" hükmü getirilmiştir. (Ayrıca mirasçının temyiz kudretine haiz olarak kasıtlı ve kusurlu davranışlarıyla belirli bir fiili yapması şartı aranacaktır. Ancak, muris kusurlu davranışı ile ıskata neden olan olaylara sebep olmuş ise iskat şartları oluşmayabilir. Bu hususun takdiri ise olayların akışına göre, hakime aittir.)</p>

<p>TMK'nun 512/1. maddesinde "Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir." 2.fıkrasında "Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer". 3.fıkrasında ise "Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapılmışsa, çıkarma geçersiz olur" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Somut olay; mirasbırakan, oğlu olan davacıyı mirastan çıkarma sebebini vasiyetnamesinde; "... bana ve aile üyelerime aile hukukundan doğan yükümlülüklerini hiç yerine getirmemiştir. Yine kanunun 230.maddesinde belirtilen yardım, saygı ve anlayışı göstermemiş ve aile onurunu gözetmemiştir. Tam tersine bana bu yaşıma kadar sürekli eziyet etmiştir. Bir evlada yakışmayacak davranışlarda bulunmuştur. Eşimle birlikte Almanya'da 20 yıl çalışarak edindiğimiz Bozdoğan-Nazilli ve İzmir'deki taşınmazları eşimin vefatından sonra mahkeme kanalıyla yok denecek düşük fiyatlara sattırmıştır. Altıntaş Mah. 95 sok. no.50 adresindeki .... Apartmanında 3.katında yaptırdığımız tadilattan sonra kızımın evlenmesinden itibaren 1998 yılından bu güne kadar kızımla beraber oturduğumuz konutu yıktırmak için belediyeye şikayette bulunmuş, belediye yıkmadı diye belediye başkanı ve bürokratlarına soruşturma açtırtmış ve en sonunda .... Başkanı....'in sırf binayı yıktırmamasından dolayı hakkında ağır ceza mahkemesinde görevi suistimal davası açılmasına neden olmuştur. 80 yaşından sonra beni sokağaatmak için bu kadar gayret gösteren bir evladın verdiği üzüntü nedeniyle 2003 yılında felç geçirip bir hastanede 3 ay evde yatalak olarak kalmama neden olmuştur." olarak açıklamıştır.<br />
Dinlenen davacı tanıkları, davacının mirasbırakana karşı gerekli evlatlık vazifelerini yaptığını, davacının kendisiyle ilglendiği yönünde murisin beyanları olduğu, davacının annesinin ölümünden sonra problemleri olduğu, davacının yurtdışından muris babasını ziyarete geldiği ancak davalının kapıyı açmadığı anlaşılmaktadır. Toplanan deliller birlikte değerlendirildiğinde; davacının mirasbırakana karşı gerekli evlatlık vazifelerini yerine getirmeye çalıştığı, ailesini ziyarete gittiği anlaşılmakla, aile yükümlülüklerinin önemli ölçüde yerine getirmediği hususunun davalı tarafça ispat edilemediği, bu itibarla miraçılıktan çıkarmanın geçerli olmadığı ortadadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, mahkemece; dava konusu 04.02.2005 tarihli vasiyetname ile mirasbırakan ...'nin çocuğu olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığı gözetilerek, TMK. nun 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı, başka bir ifade ile davacının saklı payını isteyebileceği ve davaya tenkis davası olarak devam edilebileceği düşünülmeden, istemin tümden reddilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün HUMK.nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine, 6100 sayılı HMK'nun Geçici Madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nun 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.04.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201519402-e-20174866-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 20:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="17057"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20244654-e-20252660-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20244654-e-20252660-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2025 tarihli, 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4654 E., 2025/2660 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/561 E., 2024/1447 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/274 E., 2021/426 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekilin tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan öninceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimince hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının eşi olan muris ...'in 15.01.2017 tarihinde vefatı sonrasında Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyasından 05.06.2018 tarihinde usule aykırı biçimde açıklanan "09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin" hatalarla dolu ve hukuka aykırı olup ayrıca gerekli şartları da taşımadığından iptali gerektiğini, şöyle ki muris ...'in vasiyetnameyi düzenlediği tarihte tasarruf ehliyetinin bulunmadığını, kanser tedavisi görmekte iken vasiyetnamenin murise dikte ettirildiğini, vasiyetname içeriğinin, üzerindeki karalamaların, düzeltmelerin ve düzensizliklerin bu iddialarını doğruladığını, eldeki davaya konu iptali talep edilen vasiyetname ile davacının mirasçılıktan çıkarılmak istendiğini, ancak davacının mirasçılıktan çıkarılmasını gerektirecek ve mahkeme kararı ile kesinleşmiş herhangi bir kusurunun ya da davranışının olmadığını, müvekkilinin aile hukukundan kaynaklanan tüm yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirdiğini, vasiyetname metninde müvekkili aleyhine ileri sürülen sebeplerin doğru olmadığını, vasiyetnamede tanık olarak imzası bulunan ...'ın boşanma davasında davalının avukatı olduğunu, diğer tanık Bilal Akarsu'nun ise yaşı itibariyle tanıklık yapma ehliyetinin bulunmadığını, lehine vasiyetname düzenlenen davalı ...'nun hileli biçimde terekeden para kaçırıp zimmetine geçiren birisi olduğunu ileri sürerek; 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamenin iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacı vekilinin 30.03.2017 tarihinde ve 20.04.2017 tarihinde katıldığı boşanma davasına ilişkin celselerde vasiyetnameden ve iptal sebebinden haberdar olduğunu, eldeki vasiyetnamenin iptali istemli davanın açıldığı 28.06.2018 tarihinde ise vasiyetnamenin iptali davası için gerekli bir yıllık hak düşürücü sürenin geçmiş olduğunu, davanın öncelikle bu sebeple reddi gerektiğini, muris ... tarafından davacı ... aleyhine Adana 4. Aile Mahkemesi'nde 2016/642 Esas sayılı açılan boşanma davasının devamı sırasında ...'in 05.01.2017 tarihinde vefat ettiğini, kanser tedavisi gören muris ...'in, ölmeden önce hastanede 09.12.2016 tarihinde kendi el yazısıyla vasiyetname düzenleyerek kanser hastası olduktan sonra kendisine bakıp gerekli ilgiyi göstermeyen davacıyı mirasçılıklan çıkardığını, taşınmazını ve diğer tüm malvarlığını abisi ...'ya vasiyet ettiğini, muris ...'in vasiyetnamenin tanzimi tarihi olan 09.12.2016 tarihinde hukuki işlem ehliyetine sahip olup akciğer kanseri tedavisi görmekte iken vefat ettiğini, ruhsal veya psişik rahatsızlığı bulunmadığını, algılama ve kavrama yeteneğinin mevcut olup davacı tarafın murisin hukuki işlem ehliyetinin bulunmadığı yönündeki iddiasının hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, vasiyetname tanıklarının da fiil ehliyetlerinin bulunuyor olup tanıklık için yasal engellerinin bulunmadığını, vasiyetnamenin murisin kendi el yazısı ile yazılıp ve imzalandığını, davacının ise kanser rahatsızlığı olan eşini en zor zamanlarında ve ölümle savaşırken, çalışma bahanesiyle terk ettiğini, evinde ve hastanede yalnız bırakıp arayıp sormadığını, maddi ve manevi hiçbir ihtiyacını karşılamadığını belirterek; davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesince yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "...Davacının, vasiyet eden/muris ...'in eşi olup müşterek çocuklarının bulunmadığı, muris ...'in 15/01/2017 tarihinde vefat ettiği, muris tarafından düzenlenen 09.12.2016 tarihli vasiyetnamenin Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas - 2018/1149 Karar sayılı dosyasından vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine dair verilen kararın kesinleştiği, 09.12.2016 tarihli vasiyetnamenin vasiyet eden tarafından bizzat el yazısıyla iki şahit huzurunda usulüne uygun düzenlendiği, vasiyetnamede şekil noksanlığı bulunmadığı, Adli Tıp Kurumu İhtisas Kurulunca düzenlenen 17.05.2021 tarihli raporda da vasiyet edenin vasiyetin düzenlendiği tarihte fiil ehliyetine sahip olduğunun tespit edildiği, davacının 03/08/2016 tarihinde Adana 4. Aile Mahkemesinin 2016/642 Esas sayılı dosyası ile vasiyetnameden haberdar olduğu ve vekilinin ise Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin dosyasına 07.03.2017 tarihinde dilekçe ibraz ettiği, vasiyetnamenin açılıp okunduğunun tespitine ilişkin ilamın ise 30.03.2021 tarihinde kesinleştiği, hak düşürücü sürenin bu tarihten itibaren başladığı, eldeki davanın 28.06.2018 tarihinde hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, davacının fiil ehliyeti yokluğu, şekil noksanlığı ve mirastan ıskat sebeplerinin bulunmadığı iddialarını ispatlayamadığı..." gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılarak esas yönünden yeniden hüküm kurulmak suretiyle; "...Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı vasiyetnamenin açılması istemli dava dosyasına, davacı ... vekili sıfatıyla 07.03.2017 havale tarihli dilekçe sunularak vasiyetnamenin iptale tabi olduğunun beyan edildiği, bu haliyle davacı tarafın vasiyetnameyi ve iptal sebeplerini 07.03.2017 tarihinde Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2017/120 Esas sayılı dosyası ile öğrendiği, vasiyetnamenin iptali davasının ise bir yıllık hak düşürücü süre geçtikten sonra 28.06.2018 tarihinde açıldığı, o halde mahkemece bir yıllık hak düşürücü sürenin dolmuş olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı kabul edildiği..." gerekçesiyle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne; Mersin 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin 30.11.2021 tarihli ve 2018/274 Esas 2021/426 Karar sayılı kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-2 hükmü gereğince kaldırılarak; davanın esası ile ilgili olarak yeniden aşağıdaki hükmün kurulmasına; davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine, karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; müvekkili ... ile murisin karşılıklı dairelerde komşu olarak ikamet ederken tanışıp 18.10.2008 tarihinde evlendiklerini, müşterek çocuklarının olmadığını, müvekkilinin evlenmeden önce ve evlendikten sonrada uluslararası yük ve yolcu taşıyan gemilerde ve her seferinde mecburen üç - dört ay açık denizde bulunan gemilerde çalıştığını, vasiyet eden ...'in 2015 yılında akciğer kanserine yakalandığını, tedavisi sürecinde müvekkilinin eşinin yanında olduğunu, 17.12.2015 tarihinde ilk ameliyatını olup daha sonra ikinci kez hastalanarak vefat ettiğini, bu durumlardan müvekkilinin sorumlu tutulmak istendiğini, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Dairesince sunulan ve sonuç olarak “...’in işlem tarihi olan 09.12.2016 tarihinde fiil ehliyetini haiz olduğu” yönündeki raporun eksik ve yetersiz inceleme sonucu yazıldığını, Adana ... Hastanesinin 19 Mart 2019 tarihli kanser hastalarına psikolojik destek adlı makalesinde, dördüncü evre kanser hastalarının karşılaştıkları ileri derece psikolojik rahatsızlıklardan bahsedip bir psikolog destediği alması gerektiğinden bahsedildiğini, bu sebeplerle Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulu raporuna mahkeme nezdinde itiraz edildiğini ancak mahkemece taleplerinin reddedildiğini, müvekkilinin eşi ... tarafından düzenlenen vasiyetnamede müvekkilini mirasından ıskat etme nedenleri olarak, özetle hastalığında bakmadığı, çalışma bahanesi ile gittiği vs. gibi nedenler ileri sürüldüğünü, ancak bunların gerçeği yansıtmadığını, vasiyet edilen ...’nun iki yalancı şahitle ...’e attığı iftiradan Adana 13. Adana Asliye Ceza Mahkemesi kararından sonra Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin de kesinleşmiş kararı ile beraat ettiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; ehliyetsizlik, şekil noksanlığı ve mirasçılıktan çıkarma nedenlerinin bulunmadığı sebeplerine dayalı olarak açılan vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince; 07.03.2017 tarihli dilekçeyle davacının vasiyetnameyi öğrendiği kabul edilerek davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine yönelik hüküm kurulmuş ise de, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca vasiyetnamenin açılıp okunarak vasiyetnamenin tamamından haberdar olunmasıyla öğrenme süresi başlayacağı için 07.03.2017 tarihli dilekçe kapsamının "öğrenme" olarak kabul edilip süre yönünden davanın reddedilmesi doğru değildir. Vasiyetnamenin açılması davasının kesinleştiği tarih itibariyle eldeki dava hak düşürücü süre içerisinde açılmış olup işin esasının incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>2. Kanun koyucu, miras bırakanın irade özgürlüğüne büyük önem verdiğinden, miras bırakanın iradesinin öldükten sonra da ayakta tutulmasını ve değer taşımasını, yapacağı ölüme bağlı tasarrufların hukuk düzenince korunmasına bağlamıştır (... Kılıçoğlu: Miras Hukuku, Ankara 2018, s. 32). Bu tür hukuki işlemlerin ölüme bağlı tasarruf olarak adlandırılmalarının sebebi, miras bırakanın terekesine ilişkin olmalarıdır.3. Vasiyetnameler de, bir kimsenin (gerçek kişi) bizzat yapacağı ölüme bağlı bir tasarruf olup amacı bütün mamelekinin veya muayyen bir malının mülkiyetini gerçek veya tüzel bir şahsa devredilmesini sağlamaya yönelik tek taraflı bir hukuksal işlemdir (Hukuk Genel Kurulunun 14.10.2021 tarihli, 2020/14-540 Esas, 2021/1223 Karar sayılı kararı).</p>

<p>4. Miras bırakan vasiyetname ile mal varlığı üzerinde ölümüne bağlı tasarrufta bulunurken, bu tasarruf nedeniyle saklı paylarının karşılığını alamayan mirasçılar da belli koşullarla kanun koyucu tarafından korunmuş ve 4721 sayılı Kanun'un 560 ıncı maddesinde miras bırakanın tasarruf oranını (nisabını) aşan tasarruflarının tenkisini dava edebilecekleri hükme bağlanmıştır. Saklı pay ihlâlinin yaptırımı tenkistir ve ancak mirastan feragat, mirasçılıktan çıkarma ve mirastan yoksunluk gibi istisnai hâllerde, miras bırakanın tasarruf oranı (nisabı) genişler. Ne var ki bu hâllerde dahi miras bırakanın tasarruf oranının genişlemesi mutlak değildir.</p>

<p>5. Gelinen aşamada somut olayda, uyuşmazlık noktasını teşkil eden mirasçılıktan çıkarma ile ilgili kavram ve hükümlerin ortaya konulmasında fayda vardır. Türk Medeni Kanunu'nun 510 ve devamı maddelerinde düzenlenen mirasçılıktan çıkarma; kanunun aradığı anlamda aile bağına layık olmadığını gösteren kimseye uygulanan bir "medeni hukuk yaptırımı", bir çeşit özel hukuk cezasıdır. Davranışlarıyla miras bırakan ile arasındaki sıkı ve yoğun aile bağlarını koparan mirasçıyı, miras bırakanın tasarruflarına karşı korumakta ısrar etmek anlamlı olmayacağından, belli koşullar dâhilinde kanun koyucu miras bırakana ölüme bağlı tasarrufuyla mirasçısını mirasından tümüyle uzaklaştırma imkânı tanımıştır. Cezai mirasçılıktan çıkarma olarak isimlendirilen bu durumun şartları 4721 sayılı Kanun'un 510. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre;</p>

<p>“Aşağıdaki durumlarda mirasbırakan, ölüme bağlı bir tasarrufla saklı paylı mirasçısını mirasçılıktan çıkarabilir:</p>

<p>1. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın yakınlarından birine karşı ağır bir suç işlemişse,</p>

<p>2. Mirasçı, mirasbırakana veya mirasbırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemişse.”</p>

<p>6. Görüldüğü üzere; mirasçılıktan cezai çıkarmanın iki temel şartı bulunmaktadır: Bunlar, çıkarma sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ve çıkarmanın ölüme bağlı tasarruf biçiminde yapılmasıdır. Miras bırakanın bu sebebe dayanabilmesi için, mirasçının mutlaka suçtan mahkûm olması gerekmez. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere, bu sebebin varlığının kabul edilebilmesi için suçun "ağır" olması aranmıştır. Hâkimin suçun ağırlığı konusunda takdir yetkisini kullanırken ceza hukuku kuralları bağlamında değil, işlenen fiilin aile bağlarına yaptığı etki bakımından medeni hukuk esaslarına göre değerlendirmede bulunması gerekir. Mirastan çıkarma için ikinci sebep ise; mirasçının, miras bırakana veya miras bırakanın ailesi üyelerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemiş olması hâlidir. Aile üyelerinin birbirlerine karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerine ilişkin olarak Medeni Kanunda, somut olayı da ilgilendiren pek çok hüküm bulunmaktadır. Somut uyuşmazlıkla ilgili olan mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin bu ikinci sebep; ilkine kıyasla daha genel nitelikli olmakla birlikte, kanun koyucunun amacına bakıldığında ilk bentte aranan "suçun ağır olma hâli" ile ikinci bentte düzenlenen "aile hukuku yükümlülüklerinin önemli ölçüde ihlâli" birbiriyle uyumlu ve orantılı şekilde yorumlanmalıdır. Aksi takdirde ilk bentte mirastan çıkarma koşulu çok ağır şartlara tâbi iken, ikinci bentte daha esnek ve kolay şekilde saklı paydan yoksun bırakılma sonucu doğabilir ki bu durumun, söz konusu düzenlemeyle sağlanmak istenen miras bırakan ve mirasçının hakları arasındaki dengeye hizmet etmeyeceği açıktır. Bu nedenle; aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemiş olması, ağır bir suç işlenmiş gibi miras bırakanın mirasçısını saklı payından mahrum bırakarak cezalandırmasını haklı kılacak ağırlık ve yoğunlukta olmalı, bazı yükümlülüklerin ihlâl edilmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemeli ve ağır bir ihlâlin varlığı aranmalıdır. Aksi takdirde mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın mirasçılarına karşı kullanabileceği bir baskı aracına dönüşebileceği gibi kötüye kullanmaya da açık hâle gelebilecektir. Ayrıca mirasçının eyleminin objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olması yeterli değildir; eylemin fiilen yani sübjektif olarak da aile bağlarını koparıp koparmadığı irdelenmelidir. Neticeten her iki çıkarma sebebinde de hâkim, taraflarca sunulan ispat araçlarıyla dosyaya yansıyan vakıaları her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmeli ve mirasçının kanun koyucunun miras bırakının tasarruf özgürlüğüne karşı koruduğu saklı payından dahi mahrum olmasını gerektirir bir durumun var olup olmadığını ortaya koymalıdır. (Hukuk Genel Kurulunun 25.09.2024 tarihli, 2023/3-53 Esas - 2024/464 Karar sayılı kararı.)</p>

<p>7. Mirasçılıktan çıkarma sebeplerine ilişkin bu açıklamalardan sonra mirasçılıktan çıkarılmanın sonuçları ve bu duruma itirazın koşulları üzerinde durulmalıdır. Türk Medeni Kanununun mirasçılıktan çıkarmanın "Hükümleri" başlıklı 511. maddesine göre; miras bırakanın ölüme bağlı tasarrufuyla mirasçılıktan çıkarılan kimse; saklı pay da dâhil olmak üzere mirastan pay alamaz ve tenkis davası açamaz. Mirasçılıktan çıkarmada, kural olarak mirasçılıktan çıkarılan saklı paylı mirasçı da dikkate alınarak saklı paylar hesaplanır ancak mirasçılıktan çıkarılan saklı paylı mirasçıya isabet eden saklı pay oranı, miras bırakanın tasarruf oranına (nisabına) eklenir. Miras bırakan aksi yönde bir tasarrufta bulunmamışsa, mirastan çıkarılan kişinin miras payı sanki o miras bırakandan önce ölmüş gibi varsa kendi alt soyuna, yoksa miras bırakanın diğer yasal mirasçılarına geçer (m. 511/2). Yine maddenin üçüncü fıkrası uyarınca, mirasçılıktan çıkarılan kimsenin altsoyu, o kimse miras bırakandan önce ölmüş gibi saklı payını isteyebilir.</p>

<p>8. Kanun koyucu böyle bir sonuç doğurabilecek söz konusu ölüme bağlı tasarrufa karşı mirasçılara tasarrufun iptali imkânı sağlayan bazı haklar tanımıştır. Bunlardan ilki daha genel koşullar içeren ve 4721 sayılı Kanun'un 557-559. maddelerinde düzenlenen "Ölüme bağlı tasarrufların iptali" hükümleridir. Anılan 557. maddede ölüme bağlı tasarrufun iptali sebepleri sınırlı olarak sayılmıştır: Buna göre ehliyetsizlik, vasiyetnamenin yanılma, aldatma, korkutma veya zorlama sonucunda yapılmış olması, tasarrufun içeriğinin bağlandığı koşullar veya yüklemelerin hukuka veya ahlâka aykırı olması ve tasarrufun kanunda öngörülen şekillere uyulmadan yapılmış olması hâllerinden birinin mevcut olduğu iddiasıyla açılacak bir dava ile vasiyetnamenin tamamen yahut kısmen iptali mümkün olabilecek, mirasçı yalnızca saklı payını değil, miras payını alabilecektir.</p>

<p>9. Kanun'un 512. maddesinde ise ölüme bağlı tasarrufla mirasçılıktan çıkarılmanın söz konusu olduğu duruma özgü bir hâl düzenlenmiştir. Buna göre;<br />
"Mirasçılıktan çıkarma, mirasbırakan ancak buna ilişkin tasarrufunda çıkarma sebebini belirtmişse geçerlidir.<br />
Mirasçılıktan çıkarılan kimse itiraz ederse, belirtilen sebebin varlığını ispat, çıkarmadan yararlanan mirasçıya veya vasiyet alacaklısına düşer.<br />
Sebebin varlığı ispat edilememiş veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf, mirasçının saklı payı dışında yerine getirilir; ancak, mirasbırakan bu tasarrufu çıkarma sebebi hakkında düştüğü açık bir yanılma yüzünden yapmışsa, çıkarma geçersiz olur". Kanun koyucu maddenin birinci fıkrasında, genel iptal sebeplerinden farklı şekilde, bir geçerlilik koşulu öngörmüştür: Mirastan çıkarmanın geçerli olabilmesi için miras bırakan ortaya koyduğu bu iradesini gerektiren sebepleri tasarrufunda açıklamak zorundadır (m. 512/1). Mirasçılıktan çıkarılan mirasçı Kanun'un 512/2 maddesi hükmü çerçevesinde söz konusu ölüme bağlı tasarrufa itiraz edebilir. Bu durumda ispat yükü çıkarmadan yararlanan mirasçı veya vasiyet alacaksına aittir. Bir başka deyişle, vasiyetnamelerde açıklandığı üzere, davacının mirasçılıktan çıkarılması sebeplerinin var olduğunun ispatı, çıkarmadan yararlanan davalı mirasçıya düşmektedir. Mirasçılıktan çıkarılan kişinin itirazı üzerine, çıkarma sebebinin varlığı karşı tarafça ispat edilemezse veya çıkarma sebebi tasarrufta belirtilmemişse tasarruf Kanun'un 512/3 maddesi gereği ancak mirasçının saklı payı dışında yerine getirilebilir. Başka bir anlatımla bu durumda ölüme bağlı tasarruf tümden geçersiz hâle gelmez, mirasçılıktan çıkarılması yerinde görülmeyen mirasçının saklı payı dışında miras bırakanın iradesi yerine getirilir. Ancak mirastan çıkarılan kişi, miras bırakanın çıkarma sebebi konusunda açık bir yanılgıya düştüğünü ispat edebilirse çıkarma geçersiz olacak (md. 512/3); bu hâlde mirasçı sadece saklı payını hak etmeyecek, miras payını alabilecektir.</p>

<p>10. Konuyla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olaydaki durum ortaya konulmalıdır. Davacı taraf genel iptal koşullarının var olduğu iddiasından başka, mirasçılıktan çıkarma sebebi olarak vasiyetnamede bahsi geçen hususların gerçekle bağdaşmadığını ileri sürerek 4721 sayılı Kanun'un 512 nci maddesi anlamında itirazda bulunmuş, bu iddiaya karşı ispat yükü üzerine düşen davalı tarafça vasiyetnamede belirtilen hususlara ilişkin bir takım deliller sunulmuştur.</p>

<p>11. Mirasbırakan dava konusu 09.12.2016 tarihli el yazılı vasiyetnamede; "Eşim ...'i mirasımdan ve mirasçılığımdan çıkarıyorum. Malvarlığımın hiçbir şekilde ona intikal etmesini istemiyorum. Kanser hastası olduktan sonra bana bakmamış, benimle ilgilenmemiş, beni yalnız bırakmıştır. En çok bakım ve sevgiye ihtiyacım olduğu zamanda çalışma bahanesiyle evden gitmiştir. Bu halde dahi telefonla/mesajla hakaret ederek beni rahatsız etmiş, beni bu durumda bırakan eşim ...'in mirasımdan, malvarlığımdan, emekli aylığımdan hiçbir şey almasını istemiyorum, mirasçılığımdan çıkarıyorum. Adıma kayıtlı ...3314 parseldeki B Blok, 6 numaralı bağımsız bölümü, tüm malvarlığımı, mirasımı, her zaman yanımda, destek olan ağabeyim ...'ya bırakıyorum. Bu taşınmaza eşim ...'ın hiçbir katkısı olmamıştır. SGK'dan aldıklarım, alacaklarım, emekli maaşımla ilgili herhangi bir ödemenin eşime verilmemesini istiyorum..." ifadelerini kullanarak, davacı eşini mirasçılıktan çıkarmak istediğini belirtmiştir.</p>

<p>12. O hâlde; Mahkemece davanın hak düşürücü süre içerisinde açıldığı gözetilerek öncelikle vasiyetnamenin iptali bakımından davacının ileri sürdüğü nedenlerin irdelenmesi, sonrasında mirastan/mirasçılıkta çıkarma (ıskat) koşullarının oluşup oluşmadığı, yani; dava konusu vasiyetname ile mirasbırakanın, davacı eşi ...'ı mirastan çıkarma sebebi olarak ileri sürdüğü vakıaların, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunup bulunmadığı, davacı ...'ın, eşi mirasbırakana karşı mükellef olduğu aile hukukundan doğan yükümlülüklerini büyük ve kusurlu davranışlarla ihmal edip etmediği gözetilerek öncelikle bir karar verilmesi gereklidir. Mirasbırakanın, eşi olan davacı hakkında gösterdiği sebeplerin, mirasçılıktan çıkarma sebebi sayılabilecek nitelik ve nicelikte bulunmadığına mahkemece kanaat getirilmesi halinde; 4721 sayılı Kanun'un 512. maddesinin 3. fıkrasının ilk cümlesi uyarınca mirasçılıktan çıkarmanın tasarruf nisabı oranında geçerli olacağı gözetilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1.Yukarıda "değerlendirme ve gerekçe" başlığı altında açıklanan sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,<br />
Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
15.05.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20244654-e-20252660-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 20:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="74341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2025/127 E., 2025/3607 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-2025127-e-20253607-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-2025127-e-20253607-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2025 tarihli, 2025/127 E., 2025/3607 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/127 E., 2025/3607 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2522 E., 2024/3140 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/191 E., 2024/152 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin mirasbırakanı ...'in 04.09.2023 tarihinde öldüğünü, mirasbırakanın sağlığında düzenlediği ... Noterliğinin 17.11.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamesi ile müvekkilini mirasçılıktan çıkardığını, çıkarmaya ilişkin yasal şartların oluşmadığını ileri sürerek mirasçılıktan çıkarmanın iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının mirasbırakanının ölümüne kadar aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının eşi ...'in müvekkiline yönelik ağır suçlar işlemesine seyirci kalarak desteklediğini, davacının daha önce mirasbırakanın evinde oturduğunu; ancak murisin bu iyi niyetli yaklaşımına karşın davacının evlatlık görevlerini yerine getirmediğini, evi kendi üzerine devrettirmek için mirasbırakana baskı yaptığını, bu yüzden davacı ile mirasbırakanın arasının bozulduğunu, davacının evlatlık görev ve yükümlülüklerini ağır bir şekilde ihlal ettiğini, davacının kusurlu davranışları nedeniyle mirasbırakan ile arasındaki ailevi ilişkilerin kopmasına sebep olduğunu, davacının mirasbırakanın cenazesine dâhi gelmediğini ileri sürerek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... cevap dilekçesinde; mirasbırakan ile davacının uzun süre birbirine bitişik evlerde kaldığını, davacının mirasbırakana saygısızlığına şahit olmadığını, mirasbırakanın anneleri olan ...'a bakması için davacıyı ...'a çağırdığını, davacının ...'a gelerek annelerinin ölümüne kadar annelerine baktığını, daha sonra mirasbırakanın davalı ... ile evlendiğini, davalı ...'nin mirasın kendisine kalması için murisi sürekli olarak yönlendirdiğini, davacının mirasçılıktan çıkarmayı gerektirir bir söz ya da davranışının bulunmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... cevap dilekçesinde; mirasbırakanın anneleri ...'a bakması için davacıyı ...'a getirdiğini, anneleri hasta yatarken mirasbırakanın annelerini boşayarak davalı ile evlendiğini, mirasbırakanın mahkeme yoluyla davacının evini boşaltmasını talep ettiğini, mahkeme süreci uzayınca 60.000,00 TL para karşılığında evi boşalttırdığını, babasının bu olay üzerine kızgınlık duyarak davacıyı mirasından mahrum bırakma yoluna gittiğini, ablası ...'in mirastan pay almasını istediğini beyan etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yapılan yargılama, dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamına göre mirasbırakanın ikinci evliliğinden sonra üzerine mirasbırakan ile davacı ve eşi arasında davacının ikamet ettiği taşınmaz nedeniyle husumet meydana geldiğinin anlaşıldığı, bahse konu taşınmazın davalı ...'ye verildiği ve tapusunun dava dışı ... adına devredildiği, davacı ile mirasbırakan arasında mirasçılıktan çıkarmayı gerektirecek yasal unsurların oluşmadığı gerekçesiyle davanın kabulü ile .... Noterliğinin 17.11.2017 tarih ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamenin mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin hükmünün iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davacının aile hukukundan doğan yükümlülüklerine aykırı davrandığını, mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin yasal şartların oluştuğunu ileri sürerek Bölge Adliye Mahkemesi kararının müvekkili lehine bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, mirastan çıkarmanın iptali istemine ilişkindir.<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı ... vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
15.09.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-2025127-e-20253607-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="92074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2025/1105 E., 2025/5220 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20251105-e-20255220-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20251105-e-20255220-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2025 tarihli, 2025/1105 E., 2025/5220 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1105 E., 2025/5220 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2022/854 E., 2024/2142 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul 13. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI: 2020/767 E., 2021/713 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris ...'ın 07.07.2020 tarihinde öldüğünü, murisin .... Noterliğinde düzenlenen 12.12.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetname ile müvekkillerini ve müvekkili ...'ın kızı ...'ı mirasçılıktan çıkardığını, murisin yapmış olduğu bu işlemin haksız ve gerçek dışı nedenlere dayandığından iptali gerektiğini, murisin, torunu olan ...'a karşı cinsel istismar suçundan dolayı yargılanarak hapis cezası aldığını, kararın onanarak kesinleştiğini, cezası infaz olunduğu sırada murisin öldüğünü, üzerine atılı suçu işlediği mahkeme kararı ile sabit olduğundan kendisine iftira atıldığını, toplum önünde küçük düşürüldüğünü ileri sürerek müvekkillerini mirasçılıktan çıkaramayacağını, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 510. maddesinde sayılan mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin bulunmadığını, aksine murisin alt soyuna karşı suç işlediğini ileri sürerek, .... Noterliğinde düzenlenen 12.12.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı vasiyetnamenin hukuka ve şekle aykırı olması sebebiyle iptalini, bu mümkün olmadığı takdirde davacıların saklı payı oranında tenkisine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; vasiyetnamenin geçerli olduğunu, davacıların vasiyetnameden haberdar olduğunu ve davanın süresi içinde açılmadığını, murisin hüküm giydiği ceza davasında davacıların müşteki ve tanık olarak yer aldıklarını, bu şekilde sürekli aile bağlarını koparan, kopmasına sebep olan hâl, tutum, davranış ve eylemlerde bulunmuş olduklarını, ceza davasında murisin cinsel istismar suçunu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığını belirterek, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; somut olayda mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin bulunmaması gerekçesiyle davanın kabulüne, .... Noterliğinin 12.12.2014 tarihli ve ... yevmiye numaralı düzenleme şeklindeki vasiyetnamenin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin vasiyetnamede ".... bu zamana kadar yapmış oldukları maddi ve manevi ezalardan dolayı" cümlesinin müphem olduğu, açık ve somut sebep içermediği, devam eden kısımda ise ceza dosyasının sebep olarak belirtildiği, ceza dosyasında yargılanan murisin atılı suçtan cezalandırılmasına karar verildiği, kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, buna göre ispat yükü üzerinde bulunan davalının çıkarma sebepleri bulunduğunu ispat edemediği anlaşıldığına göre Mahkemece yazılı gerekçe ile verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; tanık dinletme taleplerinin yasaya aykırı olarak reddedildiğini, mirasçılıktan çıkarma sebeplerinin mevcut olduğunu, davacıların iddialarının düpedüz iftira olduğunu, davacıların kötüniyetli olduğunu, davacıların vasiyetnameden 2014 yılından bu yana haberdar olduklarını, davanın süresinde açılmadığını, müteveffanın son arzusuna itibar edilmesi gerektiğini, asgari bir Türk evladının kendisine yahut yakınına karşı böylesi kötü, yüz kızartıcı bir suça karışmış kimsenin mirasçısı olarak kalmayı dilemesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, açılan davanın Türk örf adetleri ile de bağdaşmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Taraflar arasındaki uyuşmazlık, mirasçılıktan çıkarmaya yönelik vasiyetnamenin iptali istemine ilişkindir.<br />
Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,<br />
Onama harcı peşin alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
08.12.2025 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20251105-e-20255220-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 20:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="26827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Murisle ilgilenmeyen mirasçı her durumda mirastan çıkarılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/murisle-ilgilenmeyen-mirasci-her-durumda-mirastan-cikarilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/murisle-ilgilenmeyen-mirasci-her-durumda-mirastan-cikarilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu'nun 510’uncu maddesinin ikinci fıkrasında mirasbırakana, kendisine ya da aile üyelerine karşı aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyen saklı paylı mirasçıyı saklı payından mahrum etme imkânı tanınmıştır. Eğer mirasçı, murisin kendisine ve aile bireylerine karşı, aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa mirasçılıktan çıkarılabilir. Ancak mirastan çıkarmanın geçerli olabilmesi yani mirasçının ileride mirasçılıktan çıkarmanın iptali davası açarak saklı payını geri alamaması için bazı şartların sağlanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Birincisi </strong>mirasbırakan, saklı paylı mirasçısını aile hukukundan doğan ödevlerini yerine getirmediği için mirasından çıkarıyorsa mirasçının hangi davranışlarıyla bu yükümlülükleri ihlal ettiğini açıklaması gerekir. Yani mirasbırakanın mirasçılıktan çıkarma sebebi teşkil eden somut olaylarla bağlantılı olarak desteklenmeyen soyut ifadelerle yetinmemesi gerekir. Mirasbırakanın “ mirasçım bana karşı ağır suç işlediği için mirasçılığımdan çıkarıyorum ” veya “ bana karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini yerine getirmediği için mirasçılığımdan çıkarıyorum ” gibi soyut ve genel ifadeleri geçerli çıkarma nedeni olarak kabul edilmemektedir. <strong>( TANYELİ, Mirasçılıktan Çıkarma, Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, İzmir 2025 sf. 50 )</strong></p>

<p>Yargıtay, çeşitli kararlarında çıkarma sebebinin belirli bir eyleme dayandırılmaması durumunda çıkarma sebebini yeterli kabul etmemektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20251105-e-20255220-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2025 tarihli 2025/1105 E. 2025/5220 K. Sayılı ilamı</a>nda</strong> " bu zamana kadar yapmış oldukları maddi ve manevi ezalardan dolayı " cümlesinin müphem olduğu, açık ve somut sebep içermediği gerekçesiyle mirasçılıktan çıkarma işleminin iptaline karar vermiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20195571-e-2021471-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2019/5571 E. 2021/471 K. Sayılı ilamı</a>nda</strong> da; “çıkarma sebebinin açık olması, belirli bir eyleme, işleme ve davranışa dayanması gerekmektedir. Sadece mirasdan ıskat ettim, miras dışı bıraktım, bana ilgi göstermedi v.b. gibi gerekçesiz sözler yeterli sayılmamalıdır. Çıkarma sebebi kabul edilen olayların, delillerinin gösterilmesi de mirasçının çıkarmaya itirazı halinde diğer tarafa kolaylık sağlayacağından, tasarrufta yer almalıdır.” açıklamalarına yer verilmiştir.<i> ( Dairenin <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-201519402-e-20174866-k-sayili-karari" rel="dofollow">2015/19402 E. 2017/4866 K.</a> ve<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20169952-e-20182354-k-sayili-karari" rel="dofollow"> 2016/9952 E. 2018/2354 K. Sayılı ilam</a>ları da benzer yöndedir. )</i></p>

<p><strong>İkincisi, </strong>aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlalinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturabilmesi için yükümlülüğün önemli ölçüde ihlal edilmiş olması gerekmektedir. Yükümlülüğün önemli ölçüde ihlal edilip edilmediği her somut olayın özelliğine ve ailenin kendine özgü yapısına bakılarak hâkim tarafından takdir edilmelidir. Yükümlülüğün önemli ölçüde ihlalinin mirasçılıktan çıkarma sebebi oluşturabilmesi için ihlale konu davranışın hem objektif hem sübjektif manada aile bağlarını önemli ölçüde zedeleyici bir etkiye sahip olması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202353-e-2024464-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2024 tarihli 2023/3-53 Esas ve 2024/464 Karar sayılı kararı</a>nda; </strong>" mirasçılıktan çıkarmaya ilişkin sebep konusunda; "suçun ağır olma hâli" ile "aile hukuku yükümlülüklerinin önemli ölçüde ihlâli" birbiriyle uyumlu ve orantılı şekilde yorumlanmalıdır. Aksi takdirde ilk bentte mirastan çıkarma koşulu çok ağır şartlara tâbi iken, ikinci bentte daha esnek ve kolay şekilde saklı paydan yoksun bırakılma sonucu doğabilir ki bu durumun, söz konusu düzenlemeyle sağlanmak istenen miras bırakan ve mirasçının hakları arasındaki dengeye hizmet etmeyeceği açıktır. Bu nedenle; aile hukukundan doğan yükümlülüklerin önemli ölçüde yerine getirilmemiş olması, ağır bir suç işlenmiş gibi miras bırakanın mirasçısını saklı payından mahrum bırakarak cezalandırmasını haklı kılacak ağırlık ve yoğunlukta olmalı, bazı yükümlülüklerin ihlâl edilmiş olması tek başına yeterli kabul edilmemeli ve ağır bir ihlâlin varlığı aranmalıdır. Aksi takdirde mirasçılıktan çıkarma, miras bırakanın mirasçılarına karşı kullanabileceği bir baskı aracına dönüşebileceği gibi kötüye kullanmaya da açık hâle gelebilecektir. Ayrıca mirasçının eyleminin objektif olarak aile bağını koparacak nitelikte olması yeterli değildir; eylemin fiilen yani sübjektif olarak da aile bağlarını koparıp koparmadığı irdelenmelidir. Neticeten her iki çıkarma sebebinde de hâkim, taraflarca sunulan ispat araçlarıyla dosyaya yansıyan vakıaları her somut olayın özelliğine göre ayrı ayrı değerlendirmeli ve mirasçının kanun koyucunun miras bırakının tasarruf özgürlüğüne karşı koruduğu saklı payından dahi mahrum olmasını gerektirir bir durumun var olup olmadığını ortaya koymalıdır. " açıklamalarında bulunulmuştur.</p>

<p>Yargıtay; verdiği kararlarında aile yükümlüğünü ihlal durumunda, hangi davranışlarla bu durumun ihlal edildiğinin en ince ayrıntısına kadar araştırılması ve incelenmesi gerektiğine hükmetmiştir. Örneğin<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-2025127-e-20253607-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.09.2025 tarihli 2025/127 E., 2025/3607 K. Sayılı ilamı</a>nda</strong>; mirasçının mirasbırakanın ikinci evliliğini yapmadan önce onun evinde oturduğu, mirasbırakanın ikinci evliliğinden sonra mirasbırakan ile mirasçı ve mirasçının yeni eşi arasında mirasçının ikamet ettiği ev nedeniyle husumet meydana geldiği, bahse konu evin diğer mirasçılardan birine verildiği ve tapusunun olay dışında başka kişi adına devredildiği için mirasçının mirasbırakana küstüğü hatta cenazesine dâhi gelmediği olayda mirasçılıktan çıkarmayı gerektirecek unsurların oluşmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20244654-e-20252660-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2025 tarihli 2024/4654 E., 2025/2660 K. sayılı ilamı</a>nda</strong> ise; akciğer kanseri tedavisi gören murisin; kanser olduktan sonra kendisine bakıp gerekli ilgiyi göstermeyen eşini mirasçılıktan çıkarıp taşınmazını ve diğer tüm malvarlığını abisine vasiyet ettiği olayda; akciğer kanseri tedavisi görmekte iken eşin kanser rahatsızlığı olan eşini çalışma gerekçesiyle terk edip evinde ve hastanede yalnız bırakıp arayıp sormaması, maddi ve manevi hiçbir ihtiyacını karşılamaması halinde bile mirasçılıktan çıkarmanın geçersiz olabileceği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Üçüncüsü, </strong>mirasbırakanın saklı paylı mirasçısını mirasından ıskat edebilmesi için mirasçının aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerini kendi kusuruyla ihlal etmesi gerekmektedir. Mirasçının murisin yanına gittiği zamanlarda murisin mirasçıyla görüşmek istemediğini bildirip aralarındaki ilişkiye son verdiği varsayımında mirasçının kusurundan bahsedilemeyecektir.</p>

<p>Diğer yandan toplumda yaygın olarak ebeveynlerin, çocuklarının rıza göstermedikleri bir kişiyle yaptıkları evlilikler nedeniyle mirasçılıktan çıkarma yoluna gittikleri bir gerçektir. Ancak doktrinde de kabul gördüğü üzere mirasçının evden ayrılması, mirasbırakanın istemediği bir ilişki veyahut evlilik birliği kurması, istemediği bir mesleği seçmesi, yasal haklarını kullanması mirasçılıktan çıkarma nedeni sayılmaz. <strong>(SEROZAN/ ENGİN, Miras Hukuku, Seçkin Yayınları, Ankara 2021, s. 387; KARTAL, Yargıtay Kararları Işığında Mirasçılıktan Çıkarmanın Geçerlilik Şartları, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 30, Sayı:2, 2022, s.616- 617)</strong></p>

<p>Doktrin bu şekilde olmakla birlikte Yargıtay kararlarında kusur meselesine dar açıyla değil geniş açıyla yaklaşıldığından dolayı birtakım yorum farklılıklarının olduğunu görmekteyiz. Bu doğrultuda farazi olarak aynı olay özelinde mirasçı hem murisin istemediği bir evlilik yapmış hem de murise karşı kötü davranışlar sergilemiş olabilir. Bu durumda mirasçının murise karşı olan davranışlarının mirastan yoksun bırakılmasını gerektirecek düzeyde görülmesi halinde mahkemelerce mirastan çıkarma işlemi isabetli bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak bizce mirasçı tarafından evlilik başta olmak üzere murisçe tasvip edilmeyen tercihlerde bulunulmasından önce muris/mirasçı ilişkileri gayet iyiyken bu olay sonrasında ilişkiler bozulmaya başlamışsa, yani ilişkiyi olumsuz etkileyen sürecin orijini evlilik olayına dayandırılmaktaysa yine mirasçının mirastan yoksun bırakılması adaletsiz sonuçlara yol açabilecektir. Zira modern toplumda bireyin kendi seçimlerine saygı duyulmasını isteme hakkı vardır. Bireysel özerklik olarak adlandırılan bu hak, toplumsal yaşamın yapı taşlarından biridir. Bireyin kendi yaşam tarzını, mesleğini ve ilişkilerini kendi özgür iradesiyle belirlemesi, toplumsal esnekliğin ve hoşgörünün bir göstergesi olarak kabul edilir. Bireyin seçimlerini yaparken geliştirdiği kişisel sınırlar, özellikle kültürümüzün de içinde bulunduğu doğu toplumlarında geleneksel değerler ile bireysel özgürlükler arasında çatışma doğurabilmektedir. Dolayısıyla bu çatışmanın başlangıcı da mirasçının seçimlerine indirgendiğinde mirasçıyı mirastan yoksun bırakmak doğru bir düşünce olmayacaktır. Yine de bir hususun altını çizmekte fayda vardır ki o da şudur; Bu durum sadece mirasçının aile hukukundan kaynaklanan yükümlülükleri yerine getirmemesi halinde geçerlidir. Aksi takdirde mirasçının murise ya da onun yakınlarına karşı ağır suç işlemesi halinde geçerli değildir.</p>

<p><img alt="Mehmet Koçkavak" height="199" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-kockavak.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="200" /></p>

<p><strong>Av. Mehmet KOÇKAVAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/murisle-ilgilenmeyen-mirasci-her-durumda-mirastan-cikarilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 19:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-tokmak-kitaplss.jpg" type="image/jpeg" length="40245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EKSİK ARAŞTIRMA İLE MAHKÛMİYET OLUR MU?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/eksik-arastirma-ile-mahkumiyet-olur-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/eksik-arastirma-ile-mahkumiyet-olur-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ceza Genel Kurulu Kararı Işığında Maddi Gerçeğin Araştırılması İlkesi</strong></p>

<p>Bir ceza yargılamasını düşünelim. Sanıklar hakkında ağır bir suç isnadı bulunmaktadır. Yerel mahkeme tarafından mahkûmiyet hükmü kurulmuş, bu hüküm istinaf incelemesinden geçerek hukuka uygun bulunmuş ve nihayet temyiz incelemesi sonucunda Yargıtay tarafından <strong>onanmıştır</strong>.</p>

<p>Artık dosya, görünüşte kesinleşme aşamasına gelmiştir.</p>

<p>Ancak bu noktada devreye giren bir itiraz, tüm süreci tersine çevirebilir mi? Yargıtay tarafından onanan bir mahkûmiyet hükmü, yeniden değerlendirilerek ortadan kaldırılabilir mi? Ve en önemlisi, eksik inceleme ile verilen bir mahkûmiyet hükmü, en üst yargı mercii tarafından dahi sürdürülebilir mi?</p>

<p>İşte bu sorular, <strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2024/1-424 E., 2026/118 K.</strong> sayılı kararda açık bir şekilde cevap bulmaktadır.</p>

<p>Somut olayda, sanıklar hakkında kasten öldürme suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri;</p>

<p>- İlk derece mahkemesinde kurulmuş,</p>

<p>- İstinaf başvuruları esastan reddedilmiş,</p>

<p>- Ve nihayet <strong>Yargıtay 1. Ceza Dairesi</strong> tarafından temyiz incelemesi sonucunda <strong>onanmıştır</strong>.</p>

<p>Bu aşamadan sonra, müdafilik kapsamında yapılan başvuru üzerine <strong>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</strong> itiraz yoluna gitmiş ve dosya Ceza Genel Kurulu önüne taşınmıştır.</p>

<p>İtirazın temelinde, olayın karşılıklı silahlı çatışma niteliğinde gerçekleştiği ve bu nedenle haksız tahrik hükümlerinin değerlendirilmesi gerektiği ileri sürülmüştür.</p>

<p>Ne var ki Ceza Genel Kurulu, uyuşmazlığı yalnızca bu çerçevede ele almamış; daha temel bir soruya odaklanmıştır:</p>

<p><strong>Sanıkların suçu işlediği, her türlü şüpheden uzak biçimde ortaya konulmuş mudur?</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin temel amacı, maddi gerçeğe ulaşmaktır. Bu amaç doğrultusunda mahkeme;</p>

<p>- Tüm delilleri toplamak,</p>

<p>- Deliller arasındaki çelişkileri gidermek,</p>

<p>- Olayın oluş şeklini hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Nitekim Ceza Genel Kurulu kararında da açıkça vurgulandığı üzere;<br />
<strong>eksik araştırma ve inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gibi, beraat kararı verilmesi de mümkün değildir.</strong></p>

<p>Somut olay bu ilke çerçevesinde değerlendirildiğinde, dosyada birçok kritik eksikliğin bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>Öncelikle, olayın gerçekleştiği alanın coğrafi yapısı ve tarafların konumları belirlenmeden hüküm kurulmuştur. Oysa sanık müdafii tarafından açıkça talep edilen keşif işlemi, mahkeme tarafından “dosyaya katkı sağlamayacağı” gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>

<p>Halbuki olay;</p>

<p>- Geniş bir coğrafi alanda gerçekleşen,</p>

<p>- Birden fazla kişinin katıldığı,</p>

<p>- Silahlı çatışma niteliği taşıyan karmaşık bir yapıya sahiptir.</p>

<p>Bu tür olaylarda, <strong>keşif yapılmaksızın maddi gerçeğe ulaşılması çoğu zaman mümkün değildir.</strong></p>

<p>Bununla birlikte dosyada yer alan teknik bulgular da ciddi şüpheler içermektedir.</p>

<p>Balistik incelemelerde;</p>

<p>- Olay yerinde bulunan kovanların sanıkların silahlarıyla eşleşmediği,</p>

<p>- Maktulün bulunduğu yer ile sanıkların bulunduğu iddia edilen yer arasında ciddi mesafe bulunduğu,</p>

<p>- Silahın etkili menzili dikkate alındığında bu mesafeden isabetin tartışmalı olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Ayrıca, tarafların yaralanma zamanı ile maktulün ölüm zamanı arasında da netlik bulunmamaktadır. Bu hususun aydınlatılması için gerekli olan iletişim kayıtlarının (HTS) tam olarak incelenmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tüm bu eksiklikler birlikte değerlendirildiğinde, olayın faili ve oluş şekli konusunda <strong>kuşkunun giderilemediği</strong> açıktır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulu da bu noktadan hareketle, öncelikle maddi gerçeğin tam olarak ortaya konulması gerektiğini belirtmiş ve şu tespiti yapmıştır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Failin kim olduğu kesin olarak belirlenmeden ve tüm deliller eksiksiz şekilde toplanmadan mahkûmiyet hükmü kurulamaz.</strong></p>

<p>Bu kapsamda;</p>

<p>- Olay yerinde keşif yapılması,</p>

<p>- Atış mesafesi ve isabet imkânının bilimsel olarak tespit edilmesi,</p>

<p>- Zaman çizelgesinin netleştirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Yapılan değerlendirme sonucunda Ceza Genel Kurulu;</p>

<p>- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin onama kararını kaldırmış,</p>

<p>- Bölge Adliye Mahkemesi kararını incelemeksizin,</p>

<p>- Eksik araştırma nedeniyle hükmü <strong>bozmuştur</strong>.</p>

<p>Bu kararla birlikte, kesinleşme aşamasına gelmiş bir mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmış ve dosya yeniden yargılama yapılmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>Bu karar, ceza yargılamasında savunma makamının rolünü de açıkça ortaya koymaktadır. Zira yargılamanın her aşamasında;</p>

<p>- Eksik incelemelerin tespiti,</p>

<p>- Deliller arasındaki çelişkilerin ortaya konulması,</p>

<p>- Usule aykırılıkların ısrarla ileri sürülmesi dosyanın seyrini tamamen değiştirebilmektedir.</p>

<p>Nitekim somut olayda da, yapılan itiraz neticesinde yalnızca hukuki nitelendirme değil; dosyanın temel dayanağı olan maddi vakıa dahi yeniden tartışma konusu yapılmıştır.</p>

<p>Sonuç olarak; ceza yargılamasında maddi gerçeğin eksiksiz şekilde ortaya konulması, adil yargılanma hakkının vazgeçilmez bir unsurudur.</p>

<p>Bu nedenle, eksik araştırma ile verilen mahkûmiyet hükümlerinin hukuken geçerliliğini sürdürmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulu</strong> tarafından verilen bu karar da, şüpheden sanık yararlanır ilkesinin ve maddi gerçeğin araştırılması zorunluluğunun, en üst yargı mercii tarafından dahi titizlikle korunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Aksi yöndeki uygulamalar, yalnızca bireysel hak ihlallerine yol açmakla kalmayacak; aynı zamanda ceza adalet sistemine duyulan güveni de zedeleyecektir.</p>

<p>Bu nedenle benzer durumlarla karşılaşan kişilerin, süreci dikkatle değerlendirmeleri ve uzman bir ceza avukatından destek almaları büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><img alt="Mehmet Faruk Özer" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/mehmet-faruk-ozer.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="202"></p>

<p><strong>Av. Mehmet Faruk ÖZER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/eksik-arastirma-ile-mahkumiyet-olur-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-avukatksa.jpg" type="image/jpeg" length="69237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9177 E., 2026/33 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259177-e-202633-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259177-e-202633-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 12.01.2026 tarihli, 2025/9177 E., 2026/33 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9177 E., 2026/33 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 30. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2025/1544 E., 2025/2184 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 84. İş Mahkemesi<br />
SAYISI: 2024/111 E., 2025/66 K.<br />
BİRLEŞEN DAVA<br />
MAHKEMESİ: ... 45. İş Mahkemesi<br />
SAYISI: 2021/510 E., 2022/6 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı asıl tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
1. Davacı asıl davalı ... İnşaat Sanayi ve ... AŞ'ye (... İnşaat Şirketi) yönelttiği asıl dava dilekçesinde; mühendis ve genel müdür yardımcısı olarak 28.10.2013 tarihinden itibaren davalı nezdinde çalıştığını, şirketin tek deneyimli ve eski mühendisi olarak tüm projelerin, ihale teklif ve şartnamelerinin hazırlanması, işlerin kontrolleri gibi sebeplerle fazla çalışma yaptığını, yıllık izinlerinde uzaktan çalışmanın devam ettiğini, hafta tatilleri ile bayram tatillerinde de çalıştığını, 30.09.2021 tarihinde birimine liyakata uygun olmayan atamalar yapılarak çalışma koşullarının değiştirildiğini ileri sürerek ücret, tazminat, fazla çalışma, gece çalışması, hafta tatili, genel tatil, bayram tatili, yıllık ücretli izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Davacı asıl davalı ... İnşaat Sanayi ve ... AŞ'ye (... İnşaat Şirketi) yönelttiği birleşen davaya ilişkin dava dilekçesinde; mühendis ve genel müdür yardımcısı olarak 15.04.2015 tarihinden itibaren davalı nezdinde çalıştığını, şirketin tek deneyimli ve eski mühendisi olarak tüm projelerin, ihale teklif ve şartnamelerinin hazırlanması, işlerin kontrolleri gibi sebeplerle fazla çalışma yaptığını, yıllık izinlerinde uzaktan çalışmanın devam ettiğini, hafta tatilleri ile bayram tatillerinde de çalıştığını, 30.09.2021 tarihinde birimine liyakata uygun olmayan atamalar yapılarak çalışma koşullarının değiştirilmesi sebebiyle talep ettiği izin dönüşünden sonraki ikinci çalışma günü sonunda bilgisayarına el konulduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ücret, fazla çalışma, hafta tatili, gece çalışması, genel tatil, bayram tatili, geç ödeme, yıllık ücretli izin ve asgari geçim indirimi alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili asıl davaya ve birleşen davaya ilişkin cevap dilekçesinde; derdestlik, zamanaşımı, hak düşürücü süre, husumet, dava şartı, görev ve yetki itirazında bulunduklarını, davacının dilekçelerinde talep sonucu belirli ve anlaşılır olmadığını, davacının inşaat mühendisi olup her iki Şirkette genel müdür yardımcısı olarak çalıştığını, davacının öncelikle ... İnşaat Şirketinde çalıştığını, bu çalışma dönemine ilişkin davacı ile müvekkili Şirket arasında 04.11.2020 tarihinde gerçekleşen ihtiyari arabuluculuk ile davacının müvekkili Şirket nezdinde çalıştığı 25.10.2013-31.10.2020 tarihleri arasındaki çalışmasına ilişkin hak ve alacaklarının ödendiğini, akabinde müvekkili ... İnşaat Şirketi bünyesinde genel müdür yardımcısı olarak çalışmaya başladığını, davacının istifa ettiğini beyan ettiğini, sonrasında çelişkili beyanları ile işe devam etmediğini ve sonuçta iş sözleşmesinin davacının işe devamsızlığı nedeniyle feshedildiğini, davacının çalışma koşullarının ağırlaştırılmadığını, aylık ücretlerinin eksiksiz ve zamanında ödendiğini, haftalık 45 saati aşan çalışmasının bulunmadığını, gece çalışması, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti taleplerinin de haksız olduğunu, işveren vekili konumundaki davacının çalışma şartlarını kendisinin belirlediğini, yıllık ücretli izinlerini kullandığını, bakiyesinin ise ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; asıl dava ve birleşen dava ile talep edilen ücret, kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, asgari geçim indirimi, gece mesaisi, hafta tatili ücreti alacakları yönünden davanın tefrikine karar verildiği; işbu davanın asıl dava ve birleşen dava ile talep edilen fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına ilişkin olduğu, ilgili alacaklar yönünden ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu, davacının tanık dinletmediği, davalı tanıkları beyanları ile Şirket yetkilisi ...'nin ... ile alınan beyanlarından davacının davalı Şirkette genel müdür yardımcısı olup üst düzey çalışan olduğundan çalışma saatlerini ve çalışma düzenini kendisinin ayarladığı, bir kısım evrakın davacı tarafça dosyaya sunulduğu, davacının dosyaya sunduğu kayıtlar ile iddiasını ispatlayamadığı, kayıtlarda davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunduğunun tespitine dair verilerin bulunmadığı gerekçesiyle asıl ve birleşen davaya konu söz konusu alacakların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanunî gerektirici sebeplere göre ve özellikle davacının fazla çalışma yaptığını ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat etmesi gerektiği, çalışma şartlarına ilişkin dosyaya giriş çıkış kayıtlarının sunulmadığı, ayrıca bu yönde tanık beyanları ile çalışma olgusunu ispat edemediği, İlk Derece Mahkemesince davacının üst düzey yönetici olması nedeniyle mesaisinin kendisinin belirlediği yönündeki kabulünün hatalı olup kararın gerekçesi yönünden isabetsiz olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak yeniden belirtilen gerekçeyle hüküm kurulmak suretiyle asıl davanın ve birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı asıl temyiz dilekçesinde;<br />
1. Yapılan hafta sonu, gece ve bayram çalışmaları ile ilgili izin onay belgelerinin 26.01.2022 tarihinde cevap dilekçesinde davalı Şirketlerin avukatı tarafından dava dosyasına delil olarak sunulduğunu, bu tutanaklara aykırı olarak davalı tanıklarının çalışması dışında hiçbir çalışma yapılmadığını ifade etmelerinin dürüstlük kuralına aykırı olduğunu,<br />
2. Dava açarken sunulan ve daha sonra Şirketlerin avukatının da dilekçe ekinde sunduğu izin belgelerine göre, her iki Şirket yönetimince 9 günlük genel tatil ilan edilen kurban bayramının dönüşünde girilecek 3 adet ihale hazırlığı için işveren ...'nin dava açılışında da sunulan ekli ... talimatı dolayısıyla yapılan çalışmanın yok sayıldığını, 2021 yılı bayram çalışmasında, hafta tatillerinde de çalıştığını, gece çalışması da yaptığını,<br />
3. Yapılan çalışmaların Şirket telefonları, ... adresi ile Şirket e-postalarında ve genel müdür .... ve tanık ... şahsi telefonlarında ... mesajlarında kayıtlı olduğunu ve ayrıca işbu dava konusu olmayan diğer alacaklarına ilişkin itirazlarını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatına ilişkindir.<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) “Somutlaştırma yükü ve delillerin gösterilmesi” başlıklı 194/1 hükmü şöyledir:</p>

<p>"Taraflar, dayandıkları vakıaları, ispata elverişli şekilde somutlaştırmalıdırlar.”<br />
6100 sayılı Kanun'un "Hâkimin davayı aydınlatma ödevi" kenar başlıklı 31. maddesi ise şöyledir:<br />
"Hâkim, uyuşmazlığın aydınlatılmasının zorunlu kıldığı durumlarda, maddi veya hukuki açıdan belirsiz yahut çelişkili gördüğü hususlar hakkında, taraflara açıklama yaptırabilir; soru sorabilir; delil gösterilmesini isteyebilir."</p>

<p>Dava dilekçesi içeriği incelendiğinde; davacı tarafça, işyerindeki çalışma saatleri ile ulusal bayram ve genel tatil günleri dâhil çalışma düzenine ilişkin taleplerin açıkça belirtilmediği anlaşılmaktadır. Davacı tarafın taleplerine ilişkin vakıaları somutlaştırmaması ve uyuşmazlık konusu fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacağı için ne miktar talep ettiğini belirtmemiş olması hatalıdır. Mahkemece bu konudaki eksiklik giderilmeden hüküm kurulması hatalı olduğundan, davacıdan somutlaştırma yükümlülüğü çerçevesinde fazla çalışma ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti talepleri bakımından vakıaları somutlaştırması, hangi alacak kaleminin ne tutarda dava konusu yapıldığının belirtilmesi (harca esas toplam değer ile tefrikine karar verilen talep konusu diğer alacaklar da dikkate alınmak suretiyle) istenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir.</p>

<p>2. Diğer yandan 6100 sayılı Kanun'un "İspat yükü" başlıklı 190. maddesinin 1. fıkrasına göre; " İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir."<br />
Fazla çalışma yaptığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını iddia eden işçi bu iddiasını ispatla yükümlüdür. Bölge Adliye Mahkemesince, davacının fazla çalışma yaptığını ve ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını ispat etmesi gerektiği, çalışma şartlarına ilişkin dosyaya giriş çıkış kayıtlarının sunulmadığı; ayrıca bu yönde tanık beyanları ile çalışma olgusunu ispat edemediği gerekçesiyle fazla çalışma ücreti ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının reddine karar verilmiş ise de davacı tarafça süresinde sunulan delil dilekçesinde, davacının "8 yıllık bilgisayar arşivi, 8 yıllık harddisk arşivi, 8 yıllık ....-posta arşivi ile 8 yıllık 053*******9 numaralı Telefon/... geçmişi" ne dayandığı anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı tarafça tanık ve bilirkişi deliline dayanılmamış olmakla birlikte 6100 sayılı Kanun'un "Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesinde, "Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir." düzenlemesi yer almakta olup söz konusu düzenleme uyarınca davacının belirttiği deliller üzerinden herhangi bir inceleme yapılmaksızın davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi isabetli değildir. Söz konusu deliller ve tüm dosya kapsamı bir bütün hâlinde değerlendirilmek suretiyle davacının fazla çalışma ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına hak kazanılıp kazanılmadığının değerlendirilmesi gerekirken eksik inceleme ile verilen karar hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,<br />
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
12.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong><br />
Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillere kanuni gerektirici sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre, yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan hükmün onanması gerektiğini düşündüğümden sayın çoğunluğun bozma düşüncesine katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259177-e-202633-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="86696"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOYBAĞININ KURULMASINDA BABALIK DAVASININ ROLÜ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/soybaginin-kurulmasinda-babalik-davasinin-rolu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/soybaginin-kurulmasinda-babalik-davasinin-rolu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Soybağı, çocuğun kimliğinin, aile bağlarının ve buna bağlı çok sayıda kişisel ve malvarlığı hakkının temelini oluşturan bir hukuki kurumdur. Türk hukukunda soybağı; çocuk ile anne arasında doğumla, çocuk ile baba arasında ise evlilik, tanıma veya hâkim hükmü ile kurulabilmektedir. Evlilik dışında doğan çocuk yönünden, baba ile soybağının kurulması çoğu zaman ihtilaflı bir süreci beraberinde getirir. Bu ihtilafın yargısal çözüm mekanizması babalık davasıdır.</p>

<p>Babalık davası yalnızca bireyler arasındaki bir uyuşmazlık olarak görülemez. Yargıtay içtihatlarında sıklıkla vurgulandığı üzere, soybağına ilişkin davalar kamu düzeni ile yakından ilgilidir ve çocuğun üstün yararıyla doğrudan bağlantılıdır. Bu nedenle mahkeme, maddi gerçeğe ulaşmak için delilleri etkin biçimde toplamak; özellikle bilimsel gelişmelerin sağladığı imkanlardan (başta DNA incelemesi) yararlanmak zorundadır. Bu yaklaşım, hem çocuğun temel haklarının korunması hem de nüfus kayıtlarının doğruluğu bakımından kritik önemdedir.</p>

<p>Bu yazımızda babalık davası; dava hakkı ve taraflar, hak düşürücü süreler, ispat ve karine sistemi, yargılama usulünün kamusal niteliği, ihbar zorunluluğu, başka bir soybağı ilişkisi bulunması hâlinde izlenecek yol, hükmün sonuçları ve uygulamada sık karşılaşılan sorunlar ekseninde incelenecektir.</p>

<p><strong>2. Babalık Davasının Tanımı, Hukuki Niteliği ve Amacı</strong></p>

<p>Babalık davası, Türk Medeni Kanunu m.301 ve devamında düzenlenen; çocuk ile baba arasındaki soybağının mahkeme kararıyla kurulmasını amaçlayan davadır. Bu dava, evlilik dışı doğan çocuk yönünden biyolojik bağın hukuken tanınması ve hukuki sonuç doğurması bakımından işlev görür.</p>

<p>Hukuki nitelik bakımından babalık davası: Kişilik durumunu (status) etkileyen, sonucu itibarıyla yalnız tarafları değil üçüncü kişileri ve kamuyu da ilgilendiren, bu nedenle klasik anlamda tarafların serbest iradeleriyle yönlendirilemeyen (tam anlamıyla tasarruf serbestisi olmayan), çocuğun kimlik, aile bağları, mirasçılık ve nafaka gibi temel haklarına temas eden bir davadır.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımı, soybağı davalarında hâkimin “kuşku ve duraksamaya yer bırakmayacak şekilde” doğru sonuca ulaşması gerektiği yönündedir. Bu doğrultuda mahkeme, salt ikrar veya tanık beyanlarıyla yetinmemeli; çoğu olayda DNA incelemesi başta olmak üzere bilimsel delilleri toplamalıdır. Bu yaklaşım, soybağının “temel hak” boyutu olduğuna ilişkin değerlendirmelerle de güçlendirilir.</p>

<p><strong>3. Dava Hakkı, Taraflar ve İhbar Zorunluluğu (TMK m.301)</strong></p>

<p><strong>3.1. Davayı Kim Açabilir?</strong></p>

<p>TMK m.301’e göre babalık davasını ana ve çocuk açabilir. Bu yönüyle dava hakkı sınırlı bir şekilde tanınmıştır. Dava hakkının anne ve çocuğa tanınması, çocuğun menfaatinin korunması ve soybağı ilişkisinin doğrudan muhatapları olmaları ile açıklanır.</p>

<p><strong>3.2. Davalı Kimdir?</strong></p>

<p>Dava, kural olarak babaya karşı açılır. Baba ölmüşse dava mirasçılara yöneltilir (TMK m.301). Böylece soybağı kurulmasının miras hukuku sonuçları (özellikle mirasçılık ve buna bağlı terekede hak iddiası) bakımından davanın doğru hasma yöneltilmesi sağlanır.</p>

<p><strong>3.3. Cumhuriyet Savcısı ve Hazineye İhbar</strong></p>

<p>TMK m.301’in son cümlesi, babalık davasının Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar edilmesini zorunlu kılar. Yargıtay uygulamasında bu ihbar, salt şekli bir işlem olarak değil; soybağının kamu düzeni boyutu nedeniyle yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için önemli bir usul güvencesi olarak değerlendirilir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay kararlarında, Cumhuriyet savcısına ve Hazineye ihbar yapılmadan yargılamaya devam edilerek hüküm kurulması bozma nedeni sayılmaktadır. Uygulamada, mahkemenin ihbarı resen gözetmesi; eksiklik varsa tamamlatması beklenir. Bu çerçevede, davacı taraf (anne/çocuk) açısından ihbar yapılmaması bir “usul eksikliği” oluşturduğundan, davanın esası doğru olsa bile kararın sırf bu nedenle bozulma ihtimali gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>3.4. Kayyım İhbarı ve Çocuğun Menfaatinin Korunması</strong></p>

<p>Kanun, davanın anne tarafından açılması hâlinde kayyıma; kayyım tarafından açılması hâlinde anneye ihbar öngörür. Bu sistemin amacı, özellikle anne ve baba arasında çocuğun aleyhine olabilecek bir uzlaşma ya da uyuşmazlığın çocuğun haklarını zedelemesini önlemek; çocuğun temsilinin ve menfaatlerinin bağımsız şekilde korunmasını sağlamaktır. Yargıtay, bu mekanizmanın çocuğun yararını korumaya dönük olduğunu vurgulayan değerlendirmeler yapmaktadır.</p>

<p><strong>4. Hak Düşürücü Süreler (TMK m.303) ve Sürenin Başlangıcı</strong></p>

<p>TMK m.303 uyarınca babalık davası, çocuğun doğumundan önce veya sonra açılabilir. Anne açısından dava hakkı yönünden temel kural, doğumdan itibaren bir yıl içinde dava açılmasıdır. Bununla birlikte maddede, çok kritik bir istisna düzenlenmiştir: Çocuk ile başka bir erkek arasında soybağı ilişkisi varsa, bir yıllık süre bu ilişkinin ortadan kalktığı tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>

<p>Bu hüküm, uygulamada şu olgularla doğrudan ilişkilidir:</p>

<p>- Çocuğun doğum anında anne evli ise, koca ile çocuk arasında hukuki soybağı karinesi/doğrudan soybağı ilişkisi bulunabilir.</p>

<p>- Çocuk, başka bir erkek tarafından tanınmış olabilir.</p>

<p>- Nüfus kayıtlarında başka bir erkek baba görünüyor olabilir.</p>

<p>Bu durumda babalık davasının sağlıklı yürütülmesi için, önce mevcut soybağı bağının ortadan kaldırılması (örneğin soybağının reddi gibi davalarla) gündeme gelebilir. Yargıtay’ın güncel nitelikteki Hukuk Genel Kurulu kararında, başka bir erkekle soybağı ortadan kalkmadan babalık davası açılamayacağı; doğru yöntemin “tefrik ve bekletici sorun” mekanizmasıyla yürütülmesi gerektiği ayrıntılı şekilde ele alınmıştır.</p>

<p>Ayrıca TMK m.303’te, bir yıllık süre geçtikten sonra gecikmeyi haklı kılan sebepler varsa, sebebin ortadan kalkmasından itibaren bir ay içinde dava açılabileceği düzenlenmiştir. Bu hüküm, süreyi kaçırmış anne/çocuk açısından “son bir imkan” yaratır; ancak haklı sebep olgusunun ispatı ve yorumlanması uygulamada dikkat gerektirir.</p>

<p><strong>5. Babalık Karinesi (TMK m.302) ve İspat Sistemi</strong></p>

<p>TMK m.302, babalığa ilişkin bir karine (aksinin ispatı mümkün olan varsayım) öngörür. Buna göre:</p>

<p>- Davalının, çocuğun doğumundan önceki 300. gün ile 180. gün arasında anne ile cinsel ilişkide bulunmuş olması babalığa karine sayılır.</p>

<p>- Bu sürenin dışında olsa bile fiilî gebe kalma döneminde ilişkinin varlığı ispatlanırsa karine yine uygulanır.</p>

<p>- Davalı, babalığın imkânsızlığını veya üçüncü kişinin baba olma olasılığının daha yüksek olduğunu ispatlayarak karineyi çürütebilir.</p>

<p>Modern yargılama pratiğinde, karine sistemi tek başına sonuca götürmekten ziyade delillerin değerlendirilmesinde bir başlangıç noktası işlevi görür. Çünkü DNA incelemesi ile biyolojik bağ çok yüksek doğrulukla tespit edilebilmektedir. Bu sebeple Yargıtay, birçok kararında salt tanık/ikrarla yetinilmesini isabetsiz görmüş; DNA incelemesi yaptırılmasını “kuşku ve duraksamayı giderecek” zorunlu bir delil gibi değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>6. Deliller, DNA İncelemesi ve Mahkemenin Resen Araştırma Rolü</strong></p>

<p>Soybağı davaları kamu düzeni ile ilgili kabul edildiğinden, mahkemenin pasif bir hakem gibi kalmaması; gerektiğinde resen delil toplaması beklenir. Yargıtay içtihatları, özellikle DNA incelemesinin soybağı davalarında merkezi rolünü vurgular:</p>

<p>- Salt beyanlara dayanarak soybağı kurulması isabetsiz bulunabilir.</p>

<p>- DNA incelemesi, çoğu olayda maddi gerçeğe ulaşmanın en güçlü aracıdır.</p>

<p>- Baba sağ değilse veya ulaşılmıyorsa, biyolojik akrabalardan örnek alınması gibi alternatif yöntemler gündeme gelebilir; ancak bunun her olayda mümkün olmadığı da uygulamada görülmektedir.</p>

<p>Örneğin bazı kararlarda, iddia edilen babaya ölü/sağ ulaşılamaması ve yakın akrabalar üzerinden de testin sağlıklı yapılamaması gibi olgular davanın ispatını güçleştirebilmekte; tanıkla ispatın da sınırlı etkisi nedeniyle dava reddedilebilmektedir. Bu tablo, davacı bakımından “delil stratejisinin” ve özellikle DNA deliline erişimin önemini ortaya koyar.</p>

<p><strong>7. Başka Bir Erkekle Soybağı Bulunması: Babalık Davasına Etkisi ve Doğru Usul</strong></p>

<p>Uygulamada en kritik sorunlardan biri şudur: Çocuğun nüfus kaydında bir baba görünüyorsa ya da çocuk başka bir erkekle hukuken soybağı ilişkisi içindeyse, biyolojik babaya karşı babalık davası doğrudan yürütülebilir mi?</p>

<p>Yargıtay’ın özellikle Hukuk Genel Kurulu kararında vurgulanan yaklaşım şudur:</p>

<p>- Mevcut soybağı bağı ortadan kalkmadan babalık davası yürütülemez.</p>

<p>- Davacı, iddianın niteliğine göre hem “soybağının reddi” hem “babalığın tespiti” taleplerini iç içe ileri sürmüş olabilir.</p>

<p>- Bu durumda, mahkemenin doğru yöntemi:</p>

<p>(i) soybağının reddi talebini tefrik etmek, (ii) soybağının reddi davasını babalık davası açısından bekletici sorun yapmak, (iii) mevcut soybağı ortadan kalkınca babalık davasına devam etmektir.</p>

<p>Bu yaklaşım hem nüfus kayıtlarının tutarlılığı hem de bir çocuğun aynı anda birden fazla erkekle soybağı ilişkisinin kurulmasının önlenmesi açısından sistematik bir zorunluluk olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>8. Babalık Hükmünün Sonuçları</strong></p>

<p>Babalık davasının kabulü ile çocuk ile baba arasında soybağı kurulur. Bu sonucun doğurduğu başlıca etkiler şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p>- Çocuk açısından:</p>

<p>Kimlik bağının hukukça tanınması, nüfus kayıtlarına işlenme, mirasçılık, nafaka, aile bağları gibi geniş bir hak alanı.</p>

<p>- Baba açısından:</p>

<p>Soybağının sonuçları (özellikle çocuğa karşı mali yükümlülükler ve aile hukuku kaynaklı sonuçlar).</p>

<p>- Anne açısından:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TMK m.304 uyarınca doğum giderleri, gebelik/doğum kaynaklı geçim giderleri ve diğer giderlerin istenmesi.</p>

<p>TMK m.304, anaya tanınan mali talepleri “babalık davasıyla birlikte veya ayrı” talep edebilme imkanı vererek pratik bir yol sağlar. Bu, davacı anne açısından dava ekonomisi ve hak arama özgürlüğü bakımından önemlidir.</p>

<p><strong>9. Görevli Mahkeme ve Uygulama Notları</strong></p>

<p>Yargıtay kararlarında babalık davasında görevli mahkemenin aile mahkemesi olduğu açıkça belirtilmektedir. Bu, soybağı uyuşmazlıklarının ihtisaslaşmış yargılama içinde ele alınması amacına uygundur.</p>

<p>Uygulamada dikkat edilmesi gereken bazı noktalar:</p>

<p><strong>1. İhbarların eksiksiz yapılması</strong>: Cumhuriyet savcısı ve Hazineye ihbar eksikliği bozma riskini artırır.</p>

<p><strong>2. DNA deliline hazırlık</strong>: Davacı tarafın, olabildiğince erken aşamada DNA incelemesi talep etmesi; testin kimlerden ve nasıl alınabileceğine dair plan yapılması önemlidir.</p>

<p><strong>3. Mevcut soybağı ilişkisi</strong>: Nüfus kaydında baba görünen kişi varsa önce bu bağın ortadan kaldırılması gerekip gerekmediği analiz edilmelidir.</p>

<p><strong>4. Süre yönetimi</strong>: TMK m.303’teki süreler ve “haklı sebep” tartışmaları, dava stratejisinin merkezinde yer alır.</p>

<p><strong>5. Davanın kapsamı</strong>: Sadece soybağının kurulması mı, nafaka/tazminat gibi fer’i talepler de mi isteniyor; talep sonucunun doğru kurulması gerekir.</p>

<p><strong>10. Sonuç</strong></p>

<p>Babalık davası, çocuğun soybağının ve buna bağlı haklarının belirlenmesi bakımından Türk aile hukukunun en önemli dava türlerinden biridir. TMK m.301-304, bu davanın taraflarını, ihbar rejimini, sürelerini, karinelerini ve ananın mali taleplerini düzenleyerek temel çerçeveyi oluşturur. Yargıtay içtihatları ise davanın kamu düzeni boyutunu güçleştirir; mahkemelerin maddi gerçeğe ulaşmak için DNA incelemesi gibi bilimsel imkanları kullanmasını, ihbar zorunluluğunun eksiksiz yerine getirilmesini ve mevcut soybağı ilişkisi varken doğru usulün uygulanmasını (tefrik-bekletici sorun) zorunlu görür.</p>

<p>Bu nedenle babalık davasında başarı, yalnız maddi olgulara değil; doğru hasım, doğru süre, doğru usul işlemleri ve güçlü delil planlamasına bağlıdır.</p>

<p></p>

<p><strong><i>AV. SELENAY FEYZA BIKMAZ TÜREN &amp; AV. ZEYNEP YILDIZ</i></strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/soybaginin-kurulmasinda-babalik-davasinin-rolu-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/teraa4fazx.jpg" type="image/jpeg" length="50495"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2021/7539 E., 2021/9869 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217539-e-20219869-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217539-e-20219869-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.12.2021 tarihli, 2021/7539 E., 2021/9869 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/7539 E., 2021/9869 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davasının yapılan yargılaması sonunda, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. Hükme karşı, davacı erkek tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesince, kadının cep telefonu ile başka erkeklerle görüşmek suretiyle güven sarsıcı davranışlarda bulunduğu gerekçesiyle davalı kadının tamamen kusurlu olduğundan bahisle erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden; davacı tanıkları, davalı kadına ait telefonda resim ve yazışmalar gördüklerini beyan etseler de davacı erkeğin duruşmadaki “ kadının telefonuna “disk digger" isimli programı kurduğu, telefondaki silinen kayıtları geri getirdiği” beyanı dikkate alındığında erkeğin eşinin telefonuna yüklediği program ile elde edilen görüşme kayıtlarının hukuka aykırı olarak elde edilen delil niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında, hukuka aykırı bu delil kusur belirlemesinde dikkate alınamaz ve bu delil ile kanıtlanmak istenen vakıa kadına kusur olarak yüklenemez. Diğer yandan davacı erkek tarafından dosyaya sunulan ve davalı kadına ait olduğunu iddia ettiği yazışmaların davalı kadın tarafından kabul edilmediği, davalı tarafından yazıldığı iddiasının soyut kaldığı anlaşılmakla bu yazışmalar da kusur belirlemesinde dikkate alınamaz. Bu durumda, dinlenen tanıkların davacıdan edindikleri duyuma dayalı anlatımları da dikkate alındığında, davalı kadına yüklenen güven sarsıcı davranış vakıasının ispatlanamadığı anlaşılmaktadır. O halde, davacı erkeğin davasının reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Temyiz edilen bölge adliye mahkemesi kararının yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, dosyanın ilgili bölge adliye mahkemesi hukuk dairesine gönderilmesine oy birliğiyle karar verildi. 21.12.2021 (Salı)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20217539-e-20219869-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiitay404-1.jpg" type="image/jpeg" length="21296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA SÖZLEŞMELERİNDE, UNUTULMUŞ BİR İMKAN OLARAK, TEMERRÜT FAİZİNİN TARAFLARCA BELİRLENEBİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmelerinde-unutulmus-bir-imkan-olarak-temerrut-faizinin-taraflarca-belirlenebilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmelerinde-unutulmus-bir-imkan-olarak-temerrut-faizinin-taraflarca-belirlenebilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A.GİRİŞ</strong></p>

<p>Sözleşmeler hukukunun evrensel anlamda kabul görmüş temel ilkelerinden birisi de , sözleşme serbestisi ilkesidir. Bu anlamda sözleşme serbestisi ilkesini , istisnalar haricinde , tarafların sözleşme içeriğini istedikleri gibi belirleyebilecekleri şeklinde tanımlayabiliriz. Bu ilke, Türk Hukukunda da , Türk Borçlar Kanunu'nun 26. Maddesinde tezahür etmiştir.</p>

<p><strong>Sözleşme özgürlüğü<br />
MADDE 26- </strong>Taraflar, bir sözleşmenin içeriğini kanunda öngörülen sınırlar içinde özgürce belirleyebilirler.</p>

<p>Ancak bu serbestinin istisnaları hemen devam maddesinde karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p><strong>Kesin hükümsüzlük<br />
MADDE 27- </strong>Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür.</p>

<p>Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olmadığı müddetçe , sözleşme serbestisi ilkesi kapsamında sözleşme içeriği taraflarca serbestçe belirlenebilecektir.</p>

<p>Sözleşme içeriği kavramı ile , sadece sözleşmeye konu edimlerin ne olduğu aklımıza gelmemelidir. Sözleşme serbestisi ile taraflar arasında, o sözleşme ile alakalı tüm hukuki ilişkilerin kuralları belirlenmektedir. Bu anlamda, uygulanacak kuralların neler olduğunun belirlenmesi de sözleşme serbestisi kapsamındadır.</p>

<p>Temerrüt faizi , en sade tanımı ile para borçlarında vadeden sonra ve temerrüt koşullarının oluşmasıyla işleyen faiz türüdür.</p>

<p>Burada temerrüdün koşullarını uzun uzadıya anlatıp konudan sapmaktan kaçınacağım. O nedenle temerrüt faizinin sözleşmede belirlenebilirliğinden başlayalım.</p>

<p><strong>B.SÖZLEŞMEDE TEMERRÜT FAİZİNİN BELİRLENEBİLMESİ</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 120. Maddesi , temerrüt faizinin sözleşme ile kararlaştırılabileceğini , kararlaştırılmadığı takdirde faiz borcunun doğduğu tarihteki mevzuat hükümlerine göre belirleneceği açıkça emredilmiştir.</p>

<p><strong>2. Temerrüt faizi<br />
a. Genel olarak<br />
MADDE 120- </strong>Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir.</p>

<p>Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.</p>

<p>Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.</p>

<p>"Faiz borcunun doğduğu tarihteki mevzuat hükümleri" ifadesi de bizleri 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun'a yönlendirmektedir. Kanunun 1. ve 2. Maddeleri birlikte okunduğunda , sözleşme ile temerrüt faizi belirlenmediği takdirde , temerrüt faizinin kanuni faiz oranı kadar olacağı görülmektedir.</p>

<p><strong>Kanuni faiz</strong></p>

<p><strong>Madde 1 – (Değişik : 21/4/2005 - 5335/14 md.)</strong></p>

<p>Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır.</p>

<p>Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>Temerrüt faizi</strong></p>

<p><strong>Madde 2 – (Değişik : 15/12/1999 - 4489/2 md.) </strong>Bir miktar paranın ödenmesinde temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1 inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.</p>

<p>Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamaz.</p>

<p>O halde ; bu yazının yazıldığı tarih olan 18/04/2026 tarihi itibariyle , temerrüt faizi hakkında hüküm bulunmayan bir sözleşmede, edimi para borcu ödemek olan taraf temerrüde düştüğünde, kendisi hakkında uygulanacak temerrüt faizi oranı yıllık %24'tür.</p>

<p>Elbette her ne kadar sözleşme ile bu oran belirlenebilse de birtakım sınırlamalar getirilmiştir. Bunlardan birincisi TBK m. 120/2'de getirilmiş olan , kanuni faizin yüzde yüzünü aşamama sınırıdır. Bu bağlamda , sözleşme ile kararlaştırılan temerrüt faizi en çok %48 olarak kararlaştırılabilecektir.</p>

<p>Ancak bununla birlikte , Türk Ticaret Kanunu'nun da 8. Maddesinde, ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirlenebileceği hükmü yer almaktadır. O halde , TBK m. 120/2'de belirlenen sınırın ticari işlerde uygulanıp uygulanmayacağı gibi bir sorun karşımıza çıkıyor. Bu sorun uzun yıllar yargıyı da meşgul etmiştir. Her ne kadar Yargıtay'ın farklı daireleri, farklı yıllarda, farklı yönlerde kararlar vermiş olsa da , artık istikrar kazanmış görüşe göre , bu sınırlama ticari işlerde uygulanmayacaktır. Dolayısıyla , ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yani özetle söyleyebiliriz ki; adi işlerde sözleşme ile kararlaştırılmadığı durumda temerrüt faizi %24 ; adi işlerde kararlaştırılmak istenir ise temerrüt faizi en fazla %48; ticari işlerde sözleşme ile kararlaştırılmadığı durumda temerrüt faizi (yazı tarihi itibariyle) %39,75 ; ticari işlerde sözleşme ile kararlaştırılacak ise de serbestçe belirlenebilecektir.</p>

<p>Ancak elbette ki hukukta her zaman istisna var olduğu gibi, burada da serbestçe belirlenebileceği kuralının istisnaları derhal karşımıza çıkıyor. Bu istisnalar için de , sözleşme serbestisinin düzenlenmiş olduğu Türk Borçlar Kanunu'nun 26 ve 27. Maddelerine geri dönmek gerekiyor.</p>

<p>Buna göre ; kişinin ekonomik özgürlüğünü elinden alacak derecede yüksek belirlenen temerrüt faizinin, hakim önüne gelerek , ahlaka aykırılık ya da kişilik hakkının ihlali olarak değerlendirilmesi ve en nihayetinde de kesin hükümsüz olduğunun tespitine karar verilebilmesi mümkündür.</p>

<p>Bulabildiğim kararlarda çoğunlukla, kriz dönemlerinde ikrazatçılık faaliyeti kapsamında bankalar dışında kredi kullanan kişilere dayatılan yüksek temerrüt faizi oranlarının ahlaka aykırı olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla bu kararların, kira sözleşmelerinde ne denli uygulanacağı somut durumun şartlarına göre belirlenecektir.</p>

<p><strong>C. KİRA SÖZLEŞMELERİNİN TİCARİ İŞ OLABİLMESİ</strong></p>

<p>Yine kira sözleşmesinin ticari iş olabileceği ile ilgili de herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Ticari işin tanımı Türk Ticaret Kanunu m. 3'te yapılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- (1)</strong> Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir.</p>

<p>Yine Türk Ticaret Kanunu m. 19'da da ticari iş karinesi düzenlenmiş olup, bir tacirin borçlarının ticari iş olması ve taraflardan yalnızca biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmenin aksi bulunmadıkça diğer taraf için de ticari iş sayılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- (1) </strong>Bir tacirin borçlarının ticari olması asıldır. Ancak, gerçek kişi olan bir tacir, işlemi yaptığı anda bunun ticari işletmesiyle ilgili olmadığını diğer tarafa açıkça bildirdiği veya işin ticari sayılmasına durum elverişli olmadığı takdirde borç adi sayılır.</p>

<p>(2) Taraflardan yalnız biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmeler, Kanunda aksine hüküm bulunmadıkça, diğeri için de ticari iş sayılır.</p>

<p>Esasında bu hususta emsal karara gerek olmamasına rağmen, alışkanlık nedeniyle bir tane de olsa kira sözleşmelerinin ticari iş kabul edilebileceğine ilişkin kararı ekliyorum. bkz: 6. HD. E.2012/8888 K. 2012/12380 T: 27.09.2012</p>

<p><strong>D.KİRA SÖZLEŞMELERİNDE TEMERRÜT FAİZİNİN TARAFLARCA BELİRLENMESİ</strong></p>

<p>Yukarıda yaptığımız açıklamaların tamamı göz önünde bulundurularak, kira sözleşmelerinde de temerrüt faizinin sözleşme ile kararlaştırılabileceği noktasında hiçbir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte ; ilk gelebilecek itiraz , özellikle konut ve çatılı işyeri kiralamalarında , kiracıya , kira bedeli dışında ödeme yükümlülüğünün getirilemeyeceğine ilişkin TBK m. 346 ileri sürülse de, ilgili maddeye ve gerekçesine bakıldığında ana amacın kira borcu ödememe nedeniyle ek bir ceza koşulu ödeme ve kalan kira bedellerinin muaccel olması gibi yükümlülüklerin getirilmesinin önüne geçmektir. Temerrüt faizinin belirlenmesine ilişkinse bir kısıtlama bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>YARGITAY HUKUK GENEL KURULU E. 2013/6-2249 K. 2015/1362 T. 15.5.2015</strong></p>

<p><strong>ÖZET :</strong> Uyuşmazlık; tacir olan taraflar arasında akdedilen kira sözleşmesi gereğince sözleşmeden kaynaklanan alacağa aylık %10 gecikme faiz uygulanacağına ilişkin hükmün geçerli olup olmadığına ilikindir. Somut olayda, kira sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tamamının süresinde ödenmediği, tarafların tacir olduğu hususunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nın 8/1. maddesinde ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği hükmüne aynı maddenin 3. fıkrasında tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlerin saklı tutulacağına ilişkin bir istisna getirilmiş ise de başkaca bir istisna bulunmamaktadır. Aynı Kanunun 9. maddesinde, ticari işlerde kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan yasa hükmünde sözü edilen ilgili mevzuatın 3095 sayılı yasa hükümleri olduğunun, akdi faiz oranı yönünden bir sınırlama getirmediğinin ve 6102 sayılı TTK'nın 8. ve 9. maddelerinin ticari işler bakımından özel hüküm niteliğinde olup ticari işlerde bu hükümlerin uygulanması gerektiğinin, başka bir anlatımla 6098 sayılı TBK'nın 88. ve 120. maddeleri hükümlerinin ticari işlerde uygulanamayacağının kabulü gerekir. O halde, Mahkemenin tacir olan taraflar arasında kararlaştırılan faiz oranı dikkate alınarak hükmedilen miktara %10 akdi faiz oranı uygulanmasına ilişkin kararı açıklanan nedenlerle usul ve yasaya uygun olup direnme kararının açıklanan nedenlerle onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>YARGITAY 8. HUKUK DAİRESİ 2018/15669 E. , 2019/511 K.</strong></p>

<p>Davacı alacaklı 21.11.2014 tarihli yazılı kira akdine dayanarak 29.09.2015 tarihinde başlattığı icra takibi ile aylık 18.366,44 TL’den 2015 yılı Temmuz, Ağustos ve Eylül ayları kira alacağı 55.099,32 TL’nin faiziyle tahsilini talep etmiş, ödeme emri davalı borçluya 30.09.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Davalı borçlu vekili itiraz dilekçesinde, alacaklı şirketin müvekkili şirket ile imzaladığı sözleşmenin yükümlülüklerini yerine getirmediğini, dolayısıyla kira alacağının muaccel olmadığını bildirerek takibe, borca ve ferilerine itiraz etmiştir. Ödeme emrine davalı borçlu tarafından itiraz edilmesi üzerine, davacı alacaklı İcra Mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Mahkemece verilen ilk kararda, aylık kira bedelinin sözleşmeden açıkça anlaşılamadığı, şartların ne şekilde gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece davanın reddine dair verilen ilk kararın davacı tarafça temyizi üzerine Dairemizin 13.12.2017 tarih ve 2017/4252 E. 2017/16854 .... sayılı ilamı ile; “...davacı alacaklı takip talebi kira sözleşmesinde kararlaştırılan asgari kira bedeline KDV eklenerek (15.564,78 TL + 2.801,64 TL) belirlenen miktar üzerinden kira alacağının tahsilini istemiştir. Davalı borçlu takibe itirazında açıkça ve ayrıca kira ilişkisine ve borç miktarına karşı çıkmamış, alacaklı görünen şahsa herhangi bir borcu olmadığını ileri sürerek takibe ve borca itiraz etmiştir. Borçlunun kira ilişkisine ve kira miktarına açıkça karşı çıkmaması karşısında İİK.nin 269/2. maddesi gereğince kira ilişkisinin ve kira miktarının kesinleştiğinin kabulü gerekir. Bu durumda davalı borçlu kiranın ödendiğini veya sair bir sebeple istenemeyeceğini İİK.’nun 269/c maddesinde belirtilen belgelerle kanıtlamak durumundadır. Bu durumda, davalı borçlu tarafça ödemeye dair böyle bir belge ibraz edilmediğine göre, Mahkemece itirazın kaldırılması ve tahliyeye karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi doğru değildir.” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyulmak suretiyle yapılan yargılama sonunda; dosya arasına alınan bilirkişi raporunda davalı tarafın asıl alacağa yaptığı itirazının yersiz olduğu, işlemiş faiz noktasında takipte istenebilecek faiz miktarının 2.019,99 TL olduğu yönünde görüş ve kanaat bildirildiği, dosyaya sunulan bilirkişi raporu denetime uygun hüküm kurmaya elverişli kabul edilmekle davalı tarafın, asıl alacağa ve 2.019,99.-TL işlemiş faize yönelik itirazının ve takibin başlatıldığı icra dairesinin taraflar arasında kira sözleşmesinin bulunması ve kira bedelinin alacaklının ikametgahında ödenme mecburiyeti dikkate alındığında ifa yeri açısından ... Anadolu İcra Dairelerinin yetkili olduğu, bu anlamda icra dairesinin yetkisine yapılan itiraz yerinde olmadığından icra dairesinin yetkisine itirazın da kaldırılmasına karar verilmiş, karar davacı vekili tarafından faiz yönünden temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, kira alacağının tahsili için başlatılan takibe itirazın kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 88. maddesinin “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz.” hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, ticari işlere ilişkin düzenlemelerin bulunduğu 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 8/1. maddesinde; ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği, 9/1. maddesinde; ticari işlerde kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmış olup, bu maddede gönderme yapılan ilgili mevzuat 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanundur. 3095 sayılı Kanun'un 1/1. maddesinde, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu’na göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse faiz oranının yıllık % 12 olacağı düzenlenmiştir. Fakat Bakanlar Kurulu, Kanun’un 1/2 maddesinden aldığı yetkiye dayanarak 01.01.2006 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere kanuni faiz oranını % 9’a indirmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında imzalanan 21.11.2014 tarihli kira sözleşmesinin varlığı hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Somut olayda davalı taraf tacir olup, kira sözleşmesi ile alışveriş merkezinin zemin katındaki 124,50 m2 alan davacı ...Ş. tarafından, davalı ... Ltd. Şti.ne kiralanmış, kira sözleşmesinin 10.4. maddesi ile geciken kira bedellerine aylık % 15 + KDV üzerinden temerrüt faizi uygulanacağı kararlaştırılmıştır. Olayımızda davalı taraf tacir olup, davanın sebebini oluşturan taşınmaz da davalının ticari faaliyetinde kullanmak üzere kiralanmıştır. Kira sözleşmesi gereğince kira sözleşmesinden kaynaklanan alacağın tamamının süresinde ödenmediği anlaşılmaktadır. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK'nin 8/1. maddesinde ticari işlerde faiz oranının serbestçe belirleneceği hükmüne aynı maddenin 3. fıkrasında tüketicinin korunmasına ilişkin hükümlerin saklı tutulacağına ilişkin bir istisna getirilmiş ise de başkaca bir istisna bulunmamaktadır. Aynı Kanun'un 9. maddesinde, ticari işlerde kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Anılan yasa hükmünde sözü edilen ilgili mevzuatın 3095 sayılı Yasa hükümleri olduğunun, akdi faiz oranı yönünden bir sınırlama getirmediğinin ve 6102 sayılı TTK'nin 8. ve 9. maddelerinin ticari işler bakımından özel hüküm niteliğinde olup ticari işlerde bu hükümlerin uygulanması gerektiğinin, başka bir anlatımla 6098 sayılı TBK'nin 88. ve 120. maddeleri hükümlerinin ticari işlerde uygulanamayacağının kabulü gerekir.</p>

<p>O halde, mahkemece tacir olan davalı kiracı şirket ile davacı şirket arasında serbest irade ile kararlaştırılmış faiz oranı üzerinden faizin hesaplanması gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda yazılı nedenle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK.ya 6217 Sayılı Kanunla eklenen Geçici 3.madde hükmü gözetilerek HUMK.un 428 ve İİK.nin 366.maddesi uyarınca kararın BOZULMASINA, taraflarca İİK'nin 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 17/01/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>Görüldüğü gibi her iki kararda da , ciddi miktarda temerrüt faizi taraflarca kararlaştırılmış olunmasına rağmen, Yargıtay tarafından tarafları tacir olduğu için herhangi bir sınırlama olmayacağından bahisle geçerliliğine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>E.SONUÇ</strong></p>

<p>Kira uyuşmazlıklarının ciddi bir kısmının temel sebebi, temerrüt faizinin, alacağın enflasyona ezilmesini engelleyememesidir. Esasında ülkemizde uyuşmazlıkların en temel sebeplerinden birisinin bu olduğu çok açıktır. Bu bağlamda, temerrüt faizinin taraflarca belirlenebileceği imkanının belki de en önemli olduğu dönemlerdeyiz. Bu nedenle ; bu imkanın etkin bir şekilde kullanılmasının "öderim ama dava sonunda öderim" mantığı ile hareket eden sözleşme tarafları açısından, keyfi olarak ödememeyi ortadan kaldıracak etkin yollardan biri olduğunu düşünmekteyim. Meslektaşlarıma faydalı olmasını dilerim.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/suat-kasapoglu.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/suat-kasapoglu.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Suat KASAPOĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmelerinde-unutulmus-bir-imkan-olarak-temerrut-faizinin-taraflarca-belirlenebilmesi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/bina-ev-sozlemsd.jpg" type="image/jpeg" length="77953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunmasında Müvekkilin Savunmayı Sabotaj Riski]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasinda-muvekkilin-savunmayi-sabotaj-riski-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasinda-muvekkilin-savunmayi-sabotaj-riski-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde savunma çoğu zaman hâkim, savcı, tanık, tutanak pratiği ve dosya merkezli yargılama gibi dışsal baskılar üzerinden ele alınmaktadır. Oysa savunmanın kırılması yalnız dış müdahalelerle değil, savunmanın kendi içinden doğan düzensizliklerle de gerçekleşebilir. Bu çalışmada, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden müvekkilin savunma stratejisini bozabilecek davranışları “sabotaj riski” kavramı çerçevesinde incelenmektedir. Burada sabotaj, kötü niyetli bir bozma iradesi olarak değil; müvekkilin çoğu zaman farkında olmadan, konuşma dürtüsü, duygusal patlama, hakime doğrudan hitap etme refleksi, avukata rağmen açıklama yapma eğilimi, jest ve mimiklerle olumsuz izlenim üretmesi gibi davranışlarla savunmanın stratejik bütünlüğünü zedelemesi olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Çalışmanın temel iddiası, savunmanın başarısının yalnız müdafiin hukuki yetkinliğine değil, müdafi ile müvekkil arasında kurulan stratejik disipline de bağlı olduğudur. Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli yapısı, yalnız avukatın müdahale dozunu değil, müvekkilin de bu derece sistemine uygun biçimde hazırlanmasını gerektirir. Müdafi birinci derecede uyumlu bir çizgi izlemeye çalışırken müvekkilin ani öfke patlamasıyla daha sert bir kopuş üretmesi yahut müdafi kontrollü çatışma kurarken müvekkilin zamansız geri çekilmesi, savunmanın “vites sistemini” bozabilir. Bu sebeple savunma, yalnız mahkemeye karşı değil, kendi iç dağılma riskine karşı da örgütlenmelidir.</p>

<p>Makale, müvekkilin konuşma dürtüsü ile stratejik sessizlik arasındaki gerilimi, duygusal tepkilerin karar psikolojisi üzerindeki etkisini, hakime doğrudan anlatma arzusunun savunma mimarisine verdiği zararı ve beden dilinin duruşma dramaturjisindeki rolünü tartışmaktadır. Sonuç olarak, Hibrit Kopuş Savunması’nın tam anlamıyla uygulanabilmesi için müdafi ile müvekkil arasında bir “duruşma protokolü” kurulması, kopuş derecelerinin müvekkile önceden anlatılması ve müvekkilin sesinin bastırılması değil, stratejiye dönüştürülmesi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde savunma çoğu zaman dış baskılar altında düşünülür. Hâkimin müdahaleleri, savcının iddia çizgisi, tanığın yönlendirici anlatımı, tutanak pratiği, dosya merkezlilik, zaman baskısı ve önceden oluşmuş kanaat gibi unsurlar, savunmanın dışsal kırılma alanlarını oluşturur. Oysa savunmanın zedelenmesi yalnız dışarıdan gerçekleşmez. Bazen savunma, en büyük hasarı kendi içinden alır. Müdafiin kurduğu strateji, tam da temsil ettiği kişi tarafından bozulabilir. Bu nedenle ceza yargılamasında savunmanın kırılganlığı yalnız mahkeme ile değil, müvekkille olan ilişki üzerinden de analiz edilmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, savunmayı statik bir duruş değil, dereceli bir stratejik konumlanma olarak kavrar. Müdafi, somut yargılama iklimine göre bazen uyumlu, bazen mikro müdahaleci, bazen açık ve kontrollü kopuşçu, bazen de daha sert bir çizgi benimseyebilir. Ancak bu dereceli yapı, yalnız müdafiin zihninde kurulu kaldığında eksik kalır. Çünkü savunmanın salon içindeki gerçek taşıyıcısı yalnız avukat değildir; müvekkil de aynı sahnenin aktif unsurudur. Hatta kimi zaman müdafiin en büyük rakibi savcı değil, müvekkilin kontrolsüz konuşma arzusu, duygusal patlaması, zamanlamasız çıkışı ve beden dili olur.</p>

<p>Bu bağlamda müvekkilin sabotaj riski, kötü niyetli bir engelleme olarak değil; savunma stratejisini farkında olmadan bozan, müdafiin inşa ettiği ritmi dağıtan ve yargılamadaki algısal dengeyi savunma aleyhine çeviren davranışlar bütünü olarak anlaşılmalıdır. Müvekkil çoğu zaman savunmayı sabote etmek istemez; aksine kendisini kurtarmaya çalışırken sabote eder. Onun hedefi kendini anlatmaktır; müdafiin hedefi ise kendini anlatmayı hukuken etkili, zamanlaması doğru ve stratejik bakımdan işlevsel bir forma sokmaktır. Sorun da tam burada doğar: Müvekkilin “hemen konuşma” dürtüsü ile müdafiin “doğru anda doğru yoğunlukta konuşma” stratejisi sık sık çatışır.</p>

<p>Bu nedenle Hibrit Kopuş Savunması’nın eksiksiz bir teoriye dönüşebilmesi için, savunmanın yalnız karşı tarafa karşı değil, kendi iç dağılma riskine karşı da düşünülmesi gerekir. Müvekkilin konuşma dürtüsü, hakime doğrudan hitap etme refleksi, avukata rağmen açıklama yapma isteği, öfke, panik, jest ve mimiklerle mesaj verme eğilimi, savunmanın derecesini bozabilir; müdafi birinci derecede kalmaya çalışırken müvekkil dördüncü derecede patlayabilir ya da tam tersine müdafi kontrollü çatışma kurarken müvekkil gereksiz geri adımlarla bu stratejiyi söndürebilir. Bu sebeple savunmanın “vites sistemi”, yalnız müdafiin değil müvekkilin de taşıyabileceği bir disipline dönüşmelidir.</p>

<p>Ceza yargılamasında savunmanın başarısı, yalnız hukuki argümanların gücüne değil, müdafi ile müvekkil arasında kurulan stratejik disiplinin korunmasına da bağlıdır. Müvekkilin sabotaj riski, savunmanın tali değil merkezi bir sorunudur. Bu risk yönetilmeden Hibrit Kopuş Savunması tam anlamıyla uygulanamaz.</p>

<p><strong>I. Savunmanın İç Kırılması: Sabotajın Kavramsal Çerçevesi</strong></p>

<p>“Müvekkilin sabotajı” ifadesi ilk bakışta sert görünebilir. Çünkü sabotaj sözcüğü, bilinçli bir bozma kastını çağrıştırır. Oysa ceza muhakemesinde müvekkilin savunmayı bozması çoğu zaman kasıtlı değildir. Bu nedenle burada sabotaj, kötücül bir irade değil; savunmanın mimarisini strateji dışı biçimde bozan davranışlar toplamı anlamında kullanılmaktadır. Başka bir deyişle müvekkil, savunmanın düşmanı olduğu için değil, savunmanın doğasına farklı bir yerden baktığı için onu bozabilir.</p>

<p>Müdafi açısından savunma; seçilmiş kelimeler, ayarlanmış ton, belirlenmiş ritim, hesaplanmış sessizlik, kontrollü itiraz ve belirli bir kopuş derecesiyle yürütülen bütünlüklü bir stratejidir. Müvekkil açısından ise savunma çoğu zaman “kendimi anlatmam lazım” cümlesinde toplanır. Müdafi hukuki etkiyi düşünür; müvekkil işitilme ihtiyacını. Müdafi zamanlamayı gözetir; müvekkil birikmiş duygunun boşalmasını. Müdafi dosyayı, tutanağı, hâkimin psikolojisini ve usulü birlikte hesaba katar; müvekkil ise çoğu zaman kendisine yönelen isnadın yarattığı varoluşsal baskı altında tepki verir. Bu nedenle aynı duruşma, müdafi için stratejik bir alan, müvekkil için ise duygusal bir eşik olabilir.</p>

<p>Savunmanın iç kırılması tam da bu iki düzlem arasındaki uyumsuzlukta ortaya çıkar. Eğer müdafi ile müvekkil arasında stratejik birlik kurulmazsa, yargılamadaki dış basınçlar daha da güçlenir. Savcı bir itham ileri sürer, hâkim sınırlayıcı bir müdahalede bulunur, tanık kışkırtıcı bir anlatım sergiler; müvekkil de buna kontrolsüz tepki verirse savunma yalnız dışarıdan sıkıştırılmış olmaz, içeriden de parçalanır. Dolayısıyla savunmanın iç disiplini, dış baskılara karşı ilk savunma hattıdır.</p>

<p>Bu bağlamda sabotaj riskini üç düzeyde anlamak gerekir. Birincisi, <strong>sözel sabotaj</strong>dır: gereksiz açıklamalar, çelişkili beyanlar, doğrudan hâkime hitap ederek avukatın çizgisini bozma, zamansız özür ya da zamansız saldırganlık. İkincisi, <strong>duygusal sabotaj</strong>dır: öfke patlamaları, ağlama krizleri, mağdura laf atma, tanığa tepki verme, panikle savunma hattını terk etme. Üçüncüsü ise <strong>bedensel-dramaturjik sabotaj</strong>dır: küçümseyici gülümseme, göz devirme, alaycı tavır, huzursuz hareketler, el-kol tepkileri, müdafiin sözünü kesme, salona “taşınan” olumsuz enerji. Mahkeme çoğu zaman yalnız sözleri değil, kişilik izlenimini de değerlendirir. Bu nedenle sabotaj yalnız beyanda değil, bedende de meydana gelir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından asıl mesele, bu sabotajın savunmanın derecesini bozmasıdır. Dereceli savunma modeli, müdahalenin dozunu ve zamanını hassas şekilde ayarlamayı gerektirir. Müvekkilin kontrolsüz çıkışı ise bu ayarı bozar; savunmanın vites kutusuna dışarıdan değil içeriden müdahale eder. Bu yüzden müvekkil faktörü, teorinin çevresel değil yapısal bir unsurudur.</p>

<p><strong>II. Müvekkilin Konuşma Dürtüsü ve Sessizliğin Çöküşü</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında birçok müvekkil, sessizliğin stratejik değerini kavramakta zorlanır. Konuşmamak, ona göre susmak; susmak ise çoğu kez suçluluk, korku ya da teslimiyet anlamına gelir. Oysa müdafi bakımından her konuşma yararlı değildir. Hatta kimi zaman en etkili savunma, kontrollü susuşla alan açmak, gereksiz ayrıntıyı engellemek ve karşı tarafın kurduğu çerçeveye fazladan malzeme vermemektir.</p>

<p>Müvekkilin en yaygın sabotaj biçimlerinden biri, her soruya cevap verme mecburiyeti hissetmesidir. Özellikle itham altındaki kişi, hakkında söylenen her şeye anında karşılık vermek ister. Çünkü sessiz kalırsa anlatının sabitleneceğini, cevap verirse hakikatin ortaya çıkacağını düşünür. Fakat duruşmanın pratiği çoğu zaman böyle işlemez. Kontrolsüz cevaplar, açıklık değil dağınıklık üretir. Müvekkil bir ayrıntıyı düzeltmek isterken yeni bir çelişki doğurabilir; kendisini rahatlatmak için yaptığı ek açıklama, tutanakta aleyhine sabitlenebilir; “yanlış anlaşılmayı” gidermeye çalışırken dosyada hiç görünmeyen yeni bir tartışma başlatabilir.</p>

<p>Bu nedenle konuşma dürtüsü, yalnız bir psikolojik tepki değil, savunmanın ritmini bozan yapısal bir risk olarak görülmelidir. Müdafi belirli bir argüman sırası kurmuş olabilir: önce usul eksikliği, sonra delilin tartışılması, ardından anlatıdaki kopukluklar. Müvekkilin araya girip “ama aslında o gün şöyle olmuştu” diyerek başka bir yönden konuşması, savunmanın temasını dağıtır. Bu durumda savunmanın merkezi kayar; müdafiin kurduğu ana hat zayıflar; hâkimin zihni, avukatın göstermek istediği noktadan müvekkilin kontrolsüz ayrıntısına çekilir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nda sessizlik pasiflik değildir. Sessizlik, bazen müdahalenin ertelenmiş biçimidir; bazen delilin kendi ağırlığıyla görünür olmasına izin vermektir; bazen de karşı tarafın savunmayı provoke etmesine kapılmamaktır. Müvekkilin kontrolsüz konuşması ise bu stratejik sessizlik alanını tahrip eder. Bu yüzden müvekkilin konuşma arzusu ile müdafiin sessizlik stratejisi arasında önceden kurulmuş bir uyum zorunludur.</p>

<p>Burada temel mesele, müvekkile “sus” demek değil; sessizliğin ne zaman savunmanın parçası olduğunu anlatmaktır. Aksi halde müvekkil, müdafiin susuşunu zayıflık olarak yorumlar ve stratejiyi kendi eliyle bozar.</p>

<p><strong>III. Duygusal Patlama, Hâkime Doğrudan Anlatma Refleksi ve Avukata Rağmen Konuşma</strong></p>

<p>Müvekkilin sabotaj riski yalnız konuşma miktarıyla sınırlı değildir; konuşmanın duygusal tonu da aynı derecede belirleyicidir. Ceza yargılaması, duygudan arındırılmış steril bir alan değildir. Bilakis korku, utanç, öfke, kırgınlık, haksızlığa uğrama hissi ve bazen derin bir varoluşsal çöküntü, müvekkilin salon içindeki davranışlarını biçimlendirir. Ne var ki mahkeme, bu duygusal taşkınlığı her zaman insani açıklık olarak okumaz. Çoğu zaman öfke, saldırganlık; telaş, saklama çabası; alaycı tebessüm, pişmanlıksızlık; ani itiraz, disiplinsizlik olarak algılanabilir. Böylece müvekkilin duygusal tepkisi, hakikati görünür kılmak yerine “karakter” hakkında olumsuz izlenim üretir.</p>

<p>Özellikle “hâkime kendim anlatayım” refleksi, savunmanın iç kırılmasının en tipik görünümlerindendir. Müvekkil, kendi çıplak hikâyesinin avukatın hukukileştirilmiş anlatısından daha etkili olacağını düşünebilir. Ona göre gerçek olan, doğrudan söylenendir. Oysa ceza muhakemesinde her doğrudanlık, etki doğurmaz; bazen tersine, hukuki etkisizliği büyütür. Filtrelenmemiş anlatı, gereksiz ayrıntı üretir, önceki beyanlarla çelişebilir, savunmanın kurduğu temayı dağıtır ve hâkimin dikkatini esas meseleden ayrık noktalara çekebilir. Daha kötüsü, müvekkil kendisini aklamak isterken farkında olmadan aleyhe yorumlanabilecek ifadeler kurabilir.</p>

<p>Avukata rağmen doğrudan konuşma da benzer biçimde yıkıcı olabilir. Müdafi belirli bir kopuş derecesinde ilerlemeye çalışırken müvekkil bu dereceyi bozabilir. Örneğin müdafi birinci ya da ikinci derecede kalarak güven kurmaya, usule yaslanmaya ve mahkemenin direncini artırmadan kayıt oluşturmaya çalışırken müvekkil aniden sesini yükselterek dördüncü dereceye sıçrayabilir. Tersine, müdafi kontrollü sertlik kurduğu bir anda müvekkil panikle özür dileyebilir, geriye çekilebilir ya da “beni yanlış anlamayın” tonuyla savunmanın ağırlığını dağıtabilir. Bu nedenle müvekkil sabotajı yalnız gereksiz sertlik değil, gereksiz yumuşama şeklinde de ortaya çıkabilir.</p>

<p>Buradan çıkan temel sonuç şudur: Müvekkilin salon içindeki sözü, kendi başına değerlendirilmez; müdafiin inşa ettiği stratejik alan içinde anlam kazanır. Bu alan bozulduğunda, savunmanın dereceli yapısı da bozulur. Müvekkilin konuşma dürtüsü ile duygusal patlaması, savunmanın vites sistemini kilitleyebilir.</p>

<p><strong>IV. Jest, Mimik ve Beden Dilinin Stratejik Etkisi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde çoğu savunma tartışması kelimelere odaklanır; oysa mahkeme salonu yalnız söylenenlerin değil, sahnelenenlerin de alanıdır. Bu nedenle müvekkilin sabotaj riski beden dili üzerinden de incelenmelidir. Göz devirmek, küçümseyici gülümsemek, savcıya veya hakime öfkeyle bakmak, tanık konuşurken baş sallamak, alaycı bir yüz ifadesi takınmak, huzursuz biçimde kıpırdanmak, müdafi konuşurken araya girmek ya da rahatsızlığını bedensel reflekslerle göstermek, tutanağa geçmese bile duruşmanın iklimini etkiler.</p>

<p>Dramaturjik açıdan bakıldığında müvekkil, yalnız ifade veren kişi değil, aynı zamanda mahkeme sahnesindeki görünür aktördür. Hâkim, savcı, zabıt kâtibi, tanık, müşteki ve izleyiciler arasındaki bütün etkileşimlerde beden dili sessiz bir ifade biçimi olarak çalışır. Bu yüzden müvekkilin jest ve mimikleri, savunmanın sözlü içeriğiyle çelişirse sözün etkisini azaltabilir. Müdafi son derece ölçülü, saygın ve kontrollü bir savunma kurarken müvekkilin küçümseyici bir tebessümü, bu emeği bir anda zedeleyebilir. Ya da müdafi mağdur beyanındaki çelişkileri teknik bir dille gösterirken müvekkilin mağdura dönük öfkeli bakışı, bütün dikkatleri başka bir yöne çekebilir.</p>

<p>Burada önemli olan, mahkemenin bu beden dilini her zaman bilinçli ve adil şekilde çözümlemesi değil; çoğu kez <strong>bilinçdışı </strong>biçimde etkilenmesidir. Yani mesele yalnız normatif değil, karar psikolojisine ilişkindir. Bazen tek bir yüz ifadesi, onlarca cümleden daha kalıcı bir olumsuz izlenim yaratabilir. Bu nedenle savunmanın dramaturjik bütünlüğü bakımından müvekkilin bedensel disiplini tali değil asli önemdedir.</p>

<p>Mahkeme yalnız söyleneni değil, taşınanı da dinler. Müvekkilin bedeni, savunmanın lehine de aleyhine de konuşabilir. Hibrit Kopuş Savunması’nın dramaturjik boyutu bu nedenle müvekkilin bedenini de stratejinin bir unsuru olarak düşünmeyi gerektirir.</p>

<p><strong>V. Kopuş Derecesine Müvekkilin Hazırlanması</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın en önemli pratik sonuçlarından biri şudur: Savunma dereceleri yalnız müdafiin zihninde kalan soyut bir kurgu olamaz. Müvekkil, en azından temel düzeyde, hangi duruşmada nasıl bir çizgi izleneceği konusunda hazırlanmalıdır. Çünkü derece değişimi yalnız avukatın sesiyle değil, müvekkilin davranışıyla da görünür hale gelir.</p>

<p>Birinci derecede yani uyumlu ve adaptif savunmada müvekkilden beklenen; kısa, açık, kışkırtmaya kapılmayan, gereksiz ayrıntı üretmeyen ve müdafiin konuşma alanına saygı duyan bir tutumdur. İkinci derecede, yani mikro müdahale evresinde müvekkilin görevi yine kontrollü kalmaktır; çünkü bu aşamada müdafi küçük kırılmalar yaratmakta, kayıt kurmakta ve savunma lehine ince boşluklar açmaktadır. Üçüncü ve dördüncü derecelerde ise müvekkil, artan gerilim ortamında duygusal reflekslerini değil, müdafiin yönlendirmesini izlemek zorundadır. Beşinci dereceye yaklaşan durumlarda ise artık her sözün üst yargı, ihlal iddiası ve kayıt stratejisi bakımından sonuç doğurabileceği müvekkile açıkça anlatılmalıdır. Başka bir ifadeyle, müvekkilin “bugün ne yapıyoruz?” sorusuna net bir cevabı olmalıdır. Bugün daha uyumlu mu kalınacak? Bugün belirli bir usul ihlaline karşı kayıt mı kurulacak? Bugün sertleşmeyecek miyiz? Yoksa bugün kontrollü ve görünür bir itiraz çizgisine mi geçiyoruz? Müvekkil bu stratejik çerçeveyi bilmezse, duruşmada kendi sezgisiyle hareket eder; sezgi ise çoğu zaman savunmanın değil, duygunun ürünüdür.</p>

<p>Bu nedenle her önemli duruşma öncesinde müdafi ile müvekkil arasında kısa ama net bir strateji konuşması yapılmalıdır. Müvekkile hangi sorularda kısa cevap vermesi gerektiği, hangi konuda hiç açıklama yapmaması gerektiği, hâkim müdahale ettiğinde avukatın alan bırakılmadan konuşmaması gerektiği, tahrik halinde nasıl davranacağı ve beden dilini nasıl kontrol edeceği anlatılmalıdır. Bu, müvekkilin iradesini bastırmak değil; iradeyi stratejik forma sokmaktır.</p>

<p><strong>VI. Müdafi–Müvekkil Arasında Bir Duruşma Protokolü İhtiyacı</strong></p>

<p>Savunmanın iç kırılmasını önlemek için teorik bilinç kadar pratik mekanizmalar da gerekir. Bu bağlamda müdafi ile müvekkil arasında adeta bir “duruşma protokolü” kurulmalıdır. Bu protokol yazılı olmak zorunda değildir; ancak savunmanın salon içindeki iç tüzüğü gibi çalışmalıdır.</p>

<p>Bu protokolün merkezinde birkaç temel ilke yer alır. İlk olarak, müvekkil söz istemeden doğrudan konuşmamalıdır. İkinci olarak, kısa cevap ile uzun açıklama arasındaki fark ona örneklerle gösterilmelidir. Üçüncü olarak, tanık veya müşteki beyanı sırasında yüz ifadesi, jest ve bedensel tepkinin de bir dil olduğu hatırlatılmalıdır. Dördüncü olarak, tahrik edici bir soru, ağır bir isnat ya da haksız bir değerlendirme karşısında doğrudan tepki vermek yerine önce müdafi ile göz teması kurması öğretilmelidir. Beşinci olarak, müdafiin belirli bir anda sessiz kalması, geri çekilmesi ya da beklemesi “zayıflık” değil strateji olarak açıklanmalıdır.</p>

<p>Bu protokol aynı zamanda güven ilişkisinin de ürünüdür. Müvekkil avukatın neden sustuğunu, neden hemen itiraz etmediğini, neden bazı şeyleri kendisine anlattırmadığını kavrayamazsa, stratejiyi ihanet ya da ilgisizlik gibi görebilir. Oysa müdafiin görevi bazen konuşmamak, bazen konuşmayı ertelemek, bazen de müvekkilin konuşmasını sınırlamaktır. Bu sınırlandırmanın meşru görülebilmesi için, savunmanın mimarisi müvekkile anlaşılır biçimde anlatılmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla duruşma protokolü, yalnız davranış düzenlemesi değil, aynı zamanda savunmanın ortaklaştırılmasıdır. Müdafi stratejiyi tek başına taşımaz; müvekkili de bu stratejinin asgari taşıyıcısına dönüştürür.</p>

<p><strong>VII. Etik Boyut: Müvekkilin Sesini Kısmak mı, Stratejiye Dönüştürmek mi?</strong></p>

<p>Müvekkilin sabotaj riskinden söz etmek, ister istemez etik bir soruyu da beraberinde getirir: Müdafi, müvekkilin sözünü ne ölçüde sınırlayabilir? Bu sınırlama, müvekkilin özne oluşuna zarar verir mi? Savunma disiplini adına müvekkili susturmak, onu edilgen bir nesneye dönüştürme riski taşır mı? Bu soruya verilecek cevap, savunmanın amacının doğru kavranmasına bağlıdır. Müdafiin görevi müvekkilin sesini bastırmak değildir. Müdafi, müvekkilin yerine konuşan vesayet makamı da değildir. Fakat müdafi, bu sesi hukuken etkili, stratejik olarak işlevsel ve zarar vermeyecek bir form içine yerleştirmekle yükümlüdür. Çünkü ceza muhakemesi yalnız hakikatin iç dökülerek anlatıldığı bir alan değil; sözün biçiminin, zamanlamasının ve etkisinin son derece önemli olduğu bir yapıdır.</p>

<p>Bu nedenle müdafiin müdahalesi, susturma değil dönüştürme olarak anlaşılmalıdır. Müvekkilin “hemen söylemek” istediğini, “doğru anda söylemek”; uzun ve dağınık anlatıyı, kısa ve etkili cümlelere indirmek; duygusal tepkiyi, ölçülü beyana çevirmek; saldırgan çıkışı, stratejik itiraza dönüştürmek; panik halindeki savunmayı, kontrollü duruşa çevirmek, müdafiin etik ve mesleki işlevinin parçasıdır.</p>

<p>Müdafi, müvekkilin iradesini ortadan kaldırmaz; onu yargılamanın diline tercüme eder. Bu nedenle savunma disiplini ile müvekkilin özne oluşu arasında zorunlu bir çatışma yoktur. Çatışma, ancak müvekkilin sesi bütünüyle yok sayıldığında doğar. Oysa doğru yaklaşım, müvekkilin sesini kısmak değil, sesini stratejiye dönüştürmektir.</p>

<p><strong>VIII. Uygulamada Müdafi İçin 10 Pratik Öneri</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nda müvekkilin sabotaj riski teorik bir mesele olmanın ötesinde, doğrudan doğruya duruşma pratiğini etkileyen bir sorundur. Bu nedenle müdafi, yalnız hukuki argümanlarını değil, müvekkilin salon içi davranışını da önceden yönetmek zorundadır. Aşağıdaki öneriler, savunmanın iç kırılmasını azaltmak ve stratejik disiplinini korumak bakımından uygulamada yararlı olabilir.</p>

<p><strong>1. Her duruşmadan önce kısa bir “strateji brifingi” yapın.</strong><br />
Müvekkil, o günün amacını bilmelidir. Duruşmanın hedefi beraat yönünde güçlü bir anlatı kurmak mı, yalnızca bir usul ihlalini kayda geçirmek mi, tansiyonu düşük tutmak mı, yoksa kontrollü bir çatışma alanı açmak mı? Müvekkil “bugün ne yapıyoruz?” sorusunun cevabını bilmezse, kendi duygusal sezgisiyle hareket eder. Bu da çoğu zaman stratejiyi dağıtır.</p>

<p><strong>2. Müvekkile “ne söyleyeceğini” değil, “ne zaman ve ne kadar söyleyeceğini” öğretin.</strong><br />
Birçok müdafi, hazırlığı yalnız içerik üzerinden yapar; oysa asıl mesele doz ve zamanlamadır. Müvekkile kısa cevap ile uzun açıklama arasındaki fark anlatılmalı; her sorunun geniş hikâye anlatma fırsatı olmadığı açıkça gösterilmelidir. Savunma çoğu zaman eksik konuşmaktan değil, fazla konuşmaktan zarar görür.</p>

<p><strong>3. “Hakime kendim anlatayım” refleksini önceden konuşun.</strong><br />
Müvekkile açıkça anlatılmalıdır ki, doğrudan anlatma arzusu anlaşılır olmakla birlikte her zaman faydalı değildir. Mahkeme huzurunda filtresiz anlatı, hakikati berraklaştırmaktan çok dağıtabilir. Bu nedenle “senin anlatman gereken yer” ile “benim kurmam gereken hukuki çerçeve” arasındaki fark önceden kurulmalıdır.</p>

<p><strong>4. Müvekkille basit bir işaret sistemi geliştirin.</strong><br />
Duruşma sırasında uzun açıklama yapmak çoğu zaman mümkün olmaz. Bu nedenle önceden belirlenmiş küçük işaretler faydalı olabilir: göz teması kurduğumda sus, not aldığımda bekle, sana döndüğümde kısa cevap ver, elimle sakinleşmeni işaret ettiğimde tepki verme gibi. Böylece müvekkil panik anında kendi dürtüsüyle değil, önceden kararlaştırılmış disiplinle hareket eder.</p>

<p><strong>5. Müvekkili yalnız söz bakımından değil, beden dili bakımından da hazırlayın.</strong><br />
Savunmanın aleyhine çalışan tek şey cümleler değildir. Göz devirmek, küçümseyici gülümseme, baş sallama, alaycı yüz ifadesi, mağdura ya da tanığa sert bakışlar, yerinde huzursuz hareketler çoğu zaman tutanağa geçmez; fakat hâkimin zihninde iz bırakır. Bu yüzden müvekkile “ne söyleme” kadar “nasıl durma” da anlatılmalıdır.</p>

<p><strong>6. Duygusal tetikleyicileri önceden tespit edin.</strong><br />
Bazı müvekkiller tanığın sözünde, bazıları mağdurun ifadesinde, bazıları savcının itham tonunda, bazıları ise hâkimin küçümseyici tavrında patlar. Müdafi, müvekkilin hangi noktalarda kontrolünü kaybetmeye yatkın olduğunu önceden bilmelidir. Çünkü sabotaj çoğu zaman sürpriz değildir; doğru okunursa önceden görülebilir. Hangi cümlelerin, hangi kişilerin ya da hangi suçlamaların müvekkili provoke ettiğini bilmek, savunmanın önleyici gücünü artırır.</p>

<p><strong>7. Sessizliği zayıflık değil, strateji olarak açıklayın.</strong><br />
Müvekkilin en büyük yanlış anlamalarından biri, müdafiin her an konuşmamasını etkisizlik sanmasıdır. Oysa bazen konuşmamak, sözü biriktirmektir; bazen karşı tarafın hatasını büyütmektir; bazen de gereksiz gerilimden kaçınmaktır. Müvekkil, sessizliğin savunmadaki işlevini anlamazsa, o boşluğu kendi refleksiyle doldurur ve stratejiyi bozar.</p>

<p><strong>8. Kopuş derecesini müvekkile sade bir dille anlatın.</strong><br />
Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli yapısı yalnız teorik bir model olarak kalmamalıdır. Müvekkile, “bugün yumuşak kalacağız”, “bugün sadece kayıt kuracağız”, “bugün daha net itiraz edeceğiz” gibi sade ve pratik ifadelerle savunmanın düzeyi anlatılmalıdır. Böylece müvekkil, müdafiin neden bazen sakin, bazen sert, bazen de bekleyici davrandığını kavrar. Bu kavrayış, iç sabotaj riskini ciddi biçimde azaltır.</p>

<p><strong>9. Ara verme anlarını savunmanın tamir alanı olarak kullanın.</strong><br />
Duruşma içinde küçük kırılmalar yaşanabilir. Müvekkil beklenmedik bir tepki vermiş, yüzü düşmüş, öfkelenmiş ya da gereksiz bir cümle kurmuş olabilir. Bu durumda ara verme anları yalnız dinlenme değil, stratejiyi onarma fırsatıdır. Müdafi bu anlarda müvekkili yeniden dengelemeli, “buradan sonra nasıl devam edeceğiz” sorusunu netleştirmelidir. Savunma bazen kusursuz gitmez; önemli olan, kırılmadan sonra toparlanabilmektir.</p>

<p><strong>10. Müvekkilin sesini bastırmaya değil, stratejiye dönüştürmeye çalışın.</strong><br />
En önemli ilke budur. Müvekkili tamamen susturmak, onu edilgenleştirmek ve savunmadan koparmak da başka bir risk üretir. Doğru yaklaşım, müvekkilin anlatma ihtiyacını tümüyle yok etmek değil, uygun yere ve uygun biçime taşımaktır. Bazen müvekkilin söylemek istediği şey savunma için değerlidir; mesele bunun ne zaman, nasıl ve hangi yoğunlukta dile getirileceğidir. Müdafiin ustalığı da burada ortaya çıkar: ham duyguyu stratejik ifadeye dönüştürmek.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesinde savunmanın başarısı yalnız karşı tarafın tezlerini çürütmeye ya da hukuki argümanların gücüne bağlı değildir. Savunma aynı zamanda bir iç disiplin meselesidir. Müdafi ne kadar yetkin olursa olsun, müvekkilin kontrolsüz konuşması, duygusal patlaması, hakime doğrudan hitap etme refleksi, avukata rağmen açıklama yapması ya da beden diliyle olumsuz izlenim üretmesi, savunmanın bütün mimarisini bozabilir. Bu nedenle müvekkilin sabotaj riski, savunmanın çevresel değil merkezî bir problemidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın dereceli yapısı, müvekkil unsuru hesaba katılmadan eksik kalır. Çünkü savunmanın vites sistemi yalnız müdafi tarafından değil, müvekkilin davranışıyla da taşınır ya da bozulur. Müdafi birinci derecede kalmaya çalışırken müvekkil dördüncü derecede patlayabilir; müdafi kontrollü çatışma kurarken müvekkil gereksiz geri çekilmeyle bu hattı söndürebilir. O halde savunmanın dereceleri, salon içindeki tüm aktörler bakımından ortak bir stratejik disipline dönüştürülmelidir. Son tahlilde, ceza yargılamasında savunmanın zayıflaması bazen dış baskıdan değil, iç dağılmadan doğar. Bu yüzden savunmanın gerçek ustalığı yalnız hâkimi, savcıyı ve salon iklimini okumakta değil; müvekkilin duygusunu, konuşma dürtüsünü ve davranış enerjisini de savunmanın stratejik bütünlüğü içinde yönetebilmekte yatar. Hibrit Kopuş Savunması, bu boyut eklenince daha sahici, daha uygulanabilir ve daha güçlü bir teori haline gelir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasinda-muvekkilin-savunmayi-sabotaj-riski-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/avukat-tokdmnf.jpg" type="image/jpeg" length="65818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Nisan 2026 Tarihli ve 33233 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ankara Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ANKARA ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>13/6/2024 tarihli ve 32575 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ankara Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin ikinci, dördüncü, beşinci ve on ikinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuran adayların lisans öğrenimini tamamlamış veya lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olmaları gerekir. Mezun olan adayların lisans mezuniyet not ortalamasının, ikinci öğretimde yürütülen tezsiz yüksek lisans programları için de geçerli olmak üzere; 4,00 katsayı üzerinden en az 2,00 veya 100 üzerinden eşdeğeri bir puan olması gerekir. Lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adayların genel başarı not ortalamasının, ikinci öğretimde yürütülen tezsiz yüksek lisans programları için de geçerli olmak üzere; 4,00 katsayı üzerinden en az 2,00 veya 100 üzerinden eşdeğeri bir puan olması gerekir.”</p>

<p>“(4) ALES puanı şartı aranmayan tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde; mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalaması veya lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalaması ve yazılı ve/veya mülakat olarak yapılacak bilimsel değerlendirme sınavı sonucu değerlendirilir. Değerlendirmede mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalamasının %50'si, lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalamasının %50’si ve yazılı ve/veya mülakat sınavı sonucunun %50’si (birlikte yapıldığında yazılı sınav sonucunun %25’i ve mülakat sınavı sonucunun %25’i) dikkate alınarak anabilim/anasanat dalı akademik kurulunun önerisi ve enstitü yönetim kurulunun kararıyla toplam en az 60 puan alanlar arasında sıralama yapılır.</p>

<p>(5) ALES puanı şartı aranan tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde; ALES puanı, mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalaması veya lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalaması ve yazılı ve/veya mülakat olarak yapılan bilimsel değerlendirme sınavı sonucu değerlendirilir. Değerlendirmede ALES puanının %50’si, mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalamasının %20'si, lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalamasının %20’si ve yazılı ve/veya mülakat sınavı sonucunun %30’u (birlikte yapıldığında yazılı sınav sonucunun %15’i ve mülakat sınavı sonucunun %15’i) dikkate alınarak anabilim/anasanat dalı akademik kurulunun önerisi ve enstitü yönetim kurulunun kararıyla toplam en az 60 puan alanlar arasında sıralama yapılır. Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarından ALES puanı şartı aranan tezsiz yüksek lisans programlarına başvurularda adayın ALES puanı 70 olarak kabul edilir.”</p>

<p>“(12) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvuru şartlarını sağlayan adaylar, girmek istedikleri programı belirterek dilekçelerine aşağıdaki belgeleri eklerler:</p>

<p>a) Mezun durumdaki adaylar:</p>

<p>1) Lisans diplomasının aslı veya Üniversite tarafından onaylı örneği; yabancı ülkelerdeki lisans programından mezun olanların diplomaları ile birlikte Yükseköğretim Kurulundan alacakları denklik/tanıma belgesinin aslı veya onaylı örneği.</p>

<p>2) İstenildiği takdirde ALES sonuç belgesi.</p>

<p>3) İstenildiği takdirde yabancı dil belgesi.</p>

<p>4) Diplomaya esas teşkil eden, lisans mezuniyet not ortalamasını içeren öğrenci durum belgesi.</p>

<p>5) Başvuru şartlarında istenmişse referans mektubu.</p>

<p>b) Lisans öğreniminin son yarıyılında olan adaylar:</p>

<p>1) Genel başarı not ortalamasını gösterir öğrenci durum belgesi.</p>

<p>2) İstenildiği takdirde ALES sonuç belgesi.</p>

<p>3) İstenildiği takdirde yabancı dil belgesi.</p>

<p>4) Başvuru şartlarında istenmişse referans mektubu.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Tezsiz yüksek lisans programında kayıtlı olan ve doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası enstitü yönetim kurulu kararı ile iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci, beşinci, altıncı ve on birinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Tezli yüksek lisans programlarına başvuran adayların lisans öğrenimini tamamlamış veya lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olmaları gerekir. Mezun olan adayların lisans mezuniyet not ortalamasının, ikinci öğretimde yürütülen tezli yüksek lisans programları için de geçerli olmak üzere; 4,00 katsayı üzerinden en az 2,00 veya 100 üzerinden eşdeğeri bir puan olması gerekir. Lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adayların genel başarı not ortalamasının, ikinci öğretimde yürütülen tezli yüksek lisans programları için de geçerli olmak üzere; 4,00 katsayı üzerinden en az 2,00 veya 100 üzerinden eşdeğeri bir puan olması gerekir.”</p>

<p>“(5) Tezli yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde lisans mezunu adaylardan/lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylardan başvuranlar için ALES puanının %50’si, mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalamasının %20’si, lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalamasının %20’si ve yazılı ve/veya mülakat sınavı sonucunun %30’u (birlikte yapıldığında yazılı sınav sonucunun %15’i ve mülakat sınavı sonucunun %15’i) dikkate alınarak anabilim/anasanat dalı akademik kurulunun önerisi ve enstitü yönetim kurulunun kararıyla toplam en az 60 puan alanlar arasında sıralama yapılır. Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarından tezli yüksek lisans programlarına başvurularda adayın ALES puanı 70 olarak kabul edilir.</p>

<p>(6) ALES puanı şartı aranmayan tezli yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde; mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalaması veya lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalaması ve yazılı ve/veya mülakat olarak yapılacak bilimsel değerlendirme sınavının sonucu değerlendirilir. Değerlendirmede mezun durumdaki adaylar için lisans mezuniyet not ortalamasının %50’si, lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar için son yarıyıldaki genel başarı not ortalamasının %50’si ve yazılı ve/veya mülakat sınavı sonucunun %50’si (birlikte yapıldığında yazılı sınav sonucunun %25’i ve mülakat sınavı sonucunun %25’i) dikkate alınarak anabilim/anasanat dalı akademik kurulunun önerisi ve enstitü yönetim kurulunun kararıyla toplam en az 60 puan alanlar arasında sıralama yapılır.”</p>

<p>“(11) Tezli yüksek lisans programlarına başvuru şartını sağlayan adaylar, girmek istedikleri programı belirterek, dilekçelerine aşağıdaki belgeleri eklerler:</p>

<p>a) Mezun durumdaki adaylar:</p>

<p>1) Lisans diplomasının aslı veya Üniversite tarafından onaylı örneği; yabancı ülkelerdeki lisans ve/veya yüksek lisans programından mezun olanların diplomaları ile birlikte Yükseköğretim Kurulundan alacakları denklik/tanıma belgesinin aslı veya onaylı örneği.</p>

<p>2) ALES sonuç belgesi (Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarının enstitülerdeki anabilim/anasanat dallarına öğrenci kabulünde ALES puanı istenmez. Ancak ilgili birimin önerisi üzerine Senato kararı ile ALES puanı istenebilir; bu durumda taban puan Senato tarafından belirlenir).</p>

<p>3) Yabancı dil belgesi.</p>

<p>4) Diplomaya esas teşkil eden, lisans mezuniyet not ortalamasını içeren öğrenci durum belgesi.</p>

<p>5) Başvuru şartlarında istenmişse referans mektubu.</p>

<p>b) Lisans öğrenimlerinin son yarıyılında olan adaylar:</p>

<p>1) Genel başarı not ortalamasını gösterir öğrenci durum belgesi.</p>

<p>2) ALES sonuç belgesi (Güzel Sanatlar Fakültesi ve Devlet Konservatuvarının enstitülerdeki anabilim/anasanat dallarına öğrenci kabulünde ALES puanı istenmez. Ancak ilgili birimin önerisi üzerine Senato kararı ile ALES puanı istenebilir; bu durumda taban puan Senato tarafından belirlenir).</p>

<p>3) Yabancı dil belgesi.</p>

<p>4) Başvuru şartlarında istenmişse referans mektubu.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Tezli yüksek lisans programında kayıtlı olan ve doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası enstitü yönetim kurulu kararı ile iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Emekliye ayrılma veya başka bir yükseköğretim kurumuna geçme gibi sebeplerle ilgili yükseköğretim kurumundan ayrılan öğretim üyelerinin danışmanlıkları, öğrencinin tez önerisinin kabul edilmiş olması koşuluyla anabilim/anasanat dalının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile devam edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yer alan “70” ibareleri “65” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Doktora programında kayıtlı olan ve doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası enstitü yönetim kurulu kararı ile iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Emekliye ayrılma veya başka bir yükseköğretim kurumuna geçme gibi sebeplerle ilgili yükseköğretim kurumundan ayrılan öğretim üyelerinin danışmanlıkları, öğrencinin tez önerisinin kabul edilmiş olması koşuluyla anabilim/anasanat dalının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile devam edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 31 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında yer alan “70” ibareleri “65” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Sanatta yeterlik programında kayıtlı olan ve doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası enstitü yönetim kurulu kararı ile iki dönem ek süre verilebilir. Verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Emekliye ayrılma veya başka bir yükseköğretim kurumuna geçme gibi sebeplerle ilgili yükseköğretim kurumundan ayrılan öğretim üyelerinin danışmanlıkları, öğrencinin tez önerisinin kabul edilmiş olması koşuluyla anabilim/anasanat dalının önerisi ve enstitü yönetim kurulunun onayı ile devam edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 48 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Doktora programları ile sanatta yeterlik çalışmasına, hangi lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olanların başvurabileceği ile yüksek lisans programlarına hangi lisans programlarından mezun olanların veya mezuniyet aşamasında olanların başvurabileceği YÖK’ün kararları çerçevesinde Senato tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Ankara Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="49107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97766"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17528"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96753"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="74027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="35335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="91043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="93522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="93595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="68115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="87075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="59534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="87919"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="65793"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
