<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 21 May 2026 09:43:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuktan Sanata II: Size Hikaye Bize Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuktan-sanata-ii-size-hikaye-bize-gercek-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuktan-sanata-ii-size-hikaye-bize-gercek-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuktan Sanata II:</p>

<p>Size Hikaye Bize Gerçek</p>

<p><i>“Sanatçı için bulunduğu konumu doğru bir şekilde ayarlamak, bulunduğu yerin efendisi değil asil gayelere hizmet eden bir hizmetkâr olduğunu fark etmek çok önemlidir. Kendini eğitmeli, kendi ruhunun derinliklerine inmeli, kendi dışsal yeteneğine giydirmek üzere ruhunu yetiştirmeli ve geliştirmelidir.”</i></p>

<p><i>— Vasili Kandinsky</i></p>

<p>Schubert üzerine kaleme aldığım amatör seyir yazısında hukukçunun ve sanatçının insan ruhunun ortak topraklarında buluşabileceğine değinmiştim. Bu yazıda meseleyi bir adım öteye taşımak ve aynı sorunun iki ayrı cevabı olarak gördüğüm iki figürü yan yana koymak niyetindeyim: Ernst Theodor Wilhelm Hoffmann ve Vasili Kandinsky.</p>

<p>Bu iki ismi yan yana koymanın bir sebebi var. Her ikisi de hukuk tahsil etmiş, hukuk mesleklerine intisap etmiş ve sonra farklı nedenlerle sanata yönelmiş insanlar. Ne var ki yönelmenin biçimi birbirinden bambaşka. Hoffmann hukuku hiç terk etmedi; ömrünün sonuna kadar Berlin Yüksek Mahkemesi’nde (Kammergericht) üye hâkim olarak görev yaptı, geceleleri ise Kreisleriana’yı, Fındıkkıran’ı, Don Juan hikâyesini kaleme aldı. Kandinsky ise tam tersine, Moskova Üniversitesi’nde başarılı bir hukuk öğretim üyesiyken Dorpat’tan gelen Roma Hukuku kürsüsü teklifini geri çevirip otuz yaşında her şeyi bırakıp Münih’e taşındı ve hayatının geri kalanını boyaya, çizgiye ve renge adadı. Hoffmann içeride kaldı, Kandinsky ise akademik kariyerin eşiğinden geri döndü. Hoffmann hâkim cübbesinin altında bir ikinci hayat sürdürdü; Kandinsky kendisini bekleyen akademik hayatı reddederek bambaşka bir dilin peşine düştü.</p>

<p>Yine de bana göre, iki biyografi de benzer soruların cevabıdır. Cevaplar farklıdır; sorular aynı. Bu belki iddialı bir ifade ama her halükarda onların hikayesinin izini sürmenin anlamlı olduğuna inanıyorum. Şairin de dediği gibi</p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Eskiler iz sürerdi.</i></p>

<p><i>Biz muttasıl arıyoruz yeni insanlar.</i></p>

<p><i>Arıyoruz alemin iç yüzünden zihnimize</i></p>

<p><i>Yansıyan bir tasarımla gerçeği.</i></p>

<p><strong>Hoffmann’ın Cübbesinin Altındakiler</strong></p>

<p>Hoffmann o kadar müziğe vurgundur ki vaftiz adındaki üçüncü ismi olan “Wilhelm”i Mozart’a duyduğu muhabbet uğruna “Amadeus” ile değiştirmiş ve artık E. T. A. Hoffmann olarak imza atmıştır. Bu küçük detay aslında onun bütün hayatının özetidir sanırım: Adında bile hayatın iki yakasını birden taşımak; bürokratik düzen ile sanatın çağrısını aynı kişide üst üste bindirmek.</p>

<p><i>“Müzik ruhu doğrudan etkiler ve onda yankı bulur, çünkü az olsun çok olsun müzik, doğuştan insanın içindedir.” Kandinsky</i></p>

<p>Berlin Yüksek Mahkemesi’nde üye hâkim olarak görev yaptığı yıllarda onu mahkemede gören biri, herhalde, ortalama bir Prusyalı hâkimden farklı bir şey görmezdi. Belki biraz daha titiz dosya okuyuşunu, gerekçedeki ince ayrımları fark ederdi en fazla. Aynı kişi akşam evine döndüğünde ise edebiyat tarihinin en kuvvetli karakterlerinden birini, Kapellmeister Johannes Kreisler’i yaratıyordu. Kreisler basit bir kurgu figürü değildir; sanatın tahammül edilmez yüksekliği ile gündelik hayatın bürokratik düzeni arasında parçalanan, dehası ile çıldırmışlığı arasında salınan bir besteci tipidir. Yani Hoffmann’ın kendi içindeki ikiliğin edebî tezahürüdür diyebiliriz.</p>

<p>Bu karakterin geçtiği Lebensansichten des Katers Murr adlı roman, biçim olarak da bir gariplik taşır. Romanda Kreisler’in trajik hayatı, kibirli bir kedinin otobiyografisinin sayfaları arasına sıkışmıştır; iki ayrı metin birbirini sürekli yarıda keserek aynı sayfada akar. Sanki sanatçının trajedisi, bürokratik nizamın artık sayfaları arasında ancak böyle hayatta kalabilirmiş gibi. Bu tipografik şaka bile bana çok şey anlatır: Sanat ile düzen, aynı kitabın aynı sayfasında, ama birbirini sürekli kesintiye uğratan iki ayrı yazı olarak yan yana yaşar. Hoffmann’ın kendi hayatının da görüntüsüdür bu sanırım.</p>

<p>Bir hukukçu için bu sürekli ikinin içinde durma hali pek tanıdıktır esasında. Mesleğimiz bizden hem kanunun katı dilini hem hayatın akışkan gerçekliğini aynı anda görmemizi talep eder; hâdise ile hükmü aynı çerçeveye sığdırma çabası, her dosyada yeniden başlar. Hoffmann bu çift bakışı meslekî yetersizliğinden dolayı mı taşıyordu yoksa bu durum kendi tabiatının zenginliğinden mi taşıyordu? Bu sorulması gereken bir sorudur sanırım. Mahkeme salonunda bir tarafın iddiasını tartarken aklının bir köşesinde Kreisler, bir başka köşesinde Murr, bir bölümü de Don Juan’ın trajedisi ile meşguldü diyebiliriz. Bu beraberlik onun mahkeme kararlarını da, biz onları bugün okuyamasak da, en azından şu önemli zenginliğe kavuşturuyordu kanaatimce: Hayatın çok katmanlı olduğunu unutmamış birinin elinden çıkıyorlardı.</p>

<p><strong>Beethoven Yazısı ve Bir Akrabalığın Keşfi</strong></p>

<p>Hoffmann’ın belki de tarihe yaptığı en sessiz katkısı müzik eleştirisi alanındadır. 1810’da Allgemeine musikalische Zeitung’a yazdığı Beethoven’ın 5. Senfonisi üzerine değerlendirme, modern müzik eleştirisinin dönüm noktası kabul edilir desek abartmış olmayız. O yazıda Hoffmann, Beethoven’ı sadece teknik açıdan tartan çağdaşlarına karşı koyarak müziği bir “metafizik özlem”in dili olarak çerçeveler. Müzik artık mahza bir eğlenceden ibaret değildir, o görünmez olana açılan bir kapıdır.</p>

<p>Şimdi şuna dikkat etmek gerek: Bu çerçeveleme bir hukukçunun kaleminden çıkmıştır. Yani gündüzleri delil değerlendiren, taraf iddialarını tartan, hukukî nitelendirme yapan bir adam, geceleyin Beethoven’ı dinlerken duyduğu o eşsiz titreşimi kelimelere döküyor. Burada bir akrabalık bağı işaretleyemez miyiz? Eleştirinin disiplini ile hukukî muhakemenin disiplini birbirine pek yakın. Her iki faaliyet de bir nesneyi tartmaktır — biri davayı, ötekisi senfoniyi. Her ikisi de o nesnenin değerini kendi içkin kriterleriyle ölçmeye çalışır; her ikisi de bir yargıya varmadan önce uzun bir muhakeme süreci işletmek mecburiyetindedir. Hoffmann aynı zihinden iki ayrı kalem üretmiş gibidir: Biri Berlin Yüksek Mahkemesi için karar yazıyor, ötekisi bir deha niteliğindeki Beethoven hakkında kalem oynatma cüretini gösteriyor.</p>

<p><strong>Sanatın Hukuka Karşı Tanıklığı</strong></p>

<p>Görüldüğü kadarıyla Hoffmann’ın hayatının son yıllarında bir başka olay vardır ki anlatmadan geçmemek lazım. 1819’da Karlsbader Beschlüsse’nin ardından Prusya’da, vatana ihanet niteliğindeki bağlantıları ve diğer tehlikeli faaliyetleri soruşturmak üzere Krala Doğrudan Bağlı Soruşturma Komisyonu (Immediatkommission) kuruldu; devrim sempatizanı sayılan kişiler bu komisyon tarafından kovuşturulacaktı. Hoffmann da bu komisyonda görevlendirildi ve kısa sürede meselenin asıl çatışma noktasına dahil oldu. Komisyon, hukuka uygun usul kurallarına titizlikle sarıldı. Bu titizlik İçişleri Bakanlığı’ndaki Karl Albert von Kamptz’ı rahatsız etti; Kral, komisyonun usul ısrarından memnun olmayınca onun üzerine bir de Bakanlık Komisyonu (Ministerialkommission) kurdu ve Kamptz orada müdahale gücüne kavuştu. Hoffmann, hukuki güvencelerin baypas edilmesine açıkça itiraz etti, Kamptz ile defalarca çatıştı.</p>

<p>Peki ne yaptı bu hâkim yazarımız? Meister Floh (Üstat Pire) adlı hikâyesinde Kamptz’ı, Knarrpanti adlı zalim ve gülünç bir soruşturmacı tipi olarak edebiyatın aynasına yansıttı. Sansür Üstat Pire’nin söz konusu pasajlarını yasakladı, Hoffmann hakkında disiplin soruşturması açıldı. Bildiğimiz kadarıyla Hoffmann ölüm döşeğinde, felç olmuş bedeniyle, kendi savunmasını dikte ettirmek mecburiyetinde kaldı.</p>

<p>Bu hikâye hemen herkes için çok şey ifade eder. Hoffmann, hukukun kendisine yetmediği yerde, hukuka karşı hukukun dilini değil sanatın dilini kullandı. Berlin Yüksek Mahkemesi üyesi olarak içinden çıkamadığı haksızlığı, edebî tahayyülün serbestliğinde teşhir etti. Bu sanırım sadece bir hukukçu-sanatçı kombinasyonunun yapabileceği bir şeydir. Tek başına hukukçu olsa Kamptz karşısında çaresizdi, tek başına sanatçı olsa hukukî usulün kendisini içeriden bilmiyor olacaktı. Tam da iki kimliğin birleşmesi sayesinde Knarrpanti gibi bir tip ortaya koyabildi. Demek ki sanatın hukuka söyleyebileceği bir şey de varmış; hatta hukukun kendisini hatırlamasını sağlayabileceği bir şey.</p>

<p><strong>Kandinsky’nin Mintanı</strong></p>

<p>Hoffmann için söylenebilecek bunca şeyden sonra şimdi Kandinsky’ye geçmeyi deneyelim. Deneyelim diyorum zira kuşatılması zor bir kişidir Kandinsky. Onun hikâyesi dış yüzü itibariyle tam tersi bir yöne işaret ediyor: Hukukun içinde kalmak değil, hukuktan ayrılarak hukukun sorularını taşıyan bir başka dilin peşine düşmek.</p>

<p>Kandinsky bugün resim tarihinde soyutlamanın kurucu babası olarak anılır. Ne var ki otuz yaşına kadar başka bir kimliği taşımıştır. Moskova Üniversitesi’nde hukuk, iktisat ve etnografya tahsil etmiş; 1889’da üniversitenin kendisini gönderdiği etnografik bir saha araştırmasında kuzey Rusya’nın Vologda eyaletinde Komi-Zırya halkının geleneksel ceza hukuku pratikleri ile pagan inançlarını incelemiştir. 1893’te hukuk-iktisat formasyonunu tamamlamış, aynı üniversitede ders vermeye başlamıştır. 1896’da Dorpat (bugünkü Tartu) Üniversitesi’nin kendisine teklif ettiği Roma Hukuku kürsüsünü ise reddetmiş; aynı yıl Münih’e taşınmış ve ömrünün geri kalanını bambaşka bir dilde geçirmiştir.</p>

<p>Bu reddedişi yalnızca bir kariyer tercihi olarak okumak bana göre eksik kalır. Kandinsky’nin saha notlarında, XIX. yüzyıl Rus hukukunun büyük ölçüde Alman pandekt geleneğinin etkisi altındaki kavramsal mimarisi ile köylülerin yaşadığı adalet arasındaki uçurum apaçık görülür. Yazılı hukukun kategorileri, köylünün sezgisini, kuşaklar arası dengesini, manevî tasavvurunu yakalayamıyordu. Bu hususunu dünün ve bugünün Türkiye’sine de söyleyeceği şeyler olsa gerek. Şu noktayı da ayrıca işaretlemeliyiz: Kendisine teklif edilen kürsünün spesifik olarak Roma Hukuku kürsüsü oluşu, anlamlı bir tesadüf gibi durur. Çünkü Roma Hukuku, Avrupa’da pandekt biliminin ürettiği o mücerret kavramsal mimarinin tam da kaynağıdır. Bir tarafta Komi köylüsünün yaşanmış adaleti; öteki tarafta Roma’nın ondokuzuncu asır pandekt aklınca tasnif edilmiş soyut yapısı… Kandinsky’nin reddi sadece bir kürsüyü değil, iki adalet anlayışı arasındaki o uçurumun resmî tarafını reddedişti aslında.</p>

<p>Bu kavrayış sanatçı Kandinsky’nin doğum sancılarıdır diyebilir miyiz emin değilim ancak ortada bir gerilim olduğu açık. Her zaman olduğu gibi iyi değerlendirilen bir zihinsel gerilim nitelikli bir enerji olarak kendini açığa çıkarıyor.</p>

<p>Bana kalırsa Kandinsky meseleyi bırakmadı; sadece soruyu başka bir alanda sormaya başladı. Bu yeni alanda sorduğu soru şuydu: Bir biçim, ne zaman zorunludur? Cevabı, sanat felsefesinin en tartışılan kavramlarından birini doğurdu: innere Notwendigkeit — içsel zorunluluk. Bir nota, bir leke, bir çizgi ancak ruhun derininden gelen bir zorunluluğa cevap verdiğinde estetik bir hakikat taşır. Dıştan dayatılan kural değil, içten doğan zorunluluk… Bu kavramın hukukçu kulağa nasıl tanıdık geldiğini söylemeye sanırım gerek yok. Kandinsky sanatta normativiteyi pozitivist temelden alıp bir tür “doğal hukuk” temeline taşımıştır; ya da daha tam söylersek, hukukta bulamadığı meşruiyeti sanatta yeniden inşa etmeye girişmiştir.</p>

<p>Bu elbette benim diktiğim bir kıyafet olarak da nitelenebilir ancak yukarıda değindiğim üzere ben iz sürüyorum ve herkesin izleği kendine göre olup mintanı da boylu boyuncadır.</p>

<p><strong>Saman Yığınları Önünde</strong></p>

<p>Kandinsky’nin dönüşüm anı, 1895’te Moskova’da gezdiği bir Fransız resim sergisinde gerçekleşir adeta. Claude Monet’nin Saman Yığınları (Les Meules) serisinden bir tablonun önünde uzun süre durup konuyu seçemez. Resimde “bir şey” aradığı halde bulamaz, ancak rengin ve ışığın kendisinin etkisi altında kalır. Sonraki yıllarda anılarında bu durum şöyle aktarılır: Resmi göremiyordu; sergi kataloğuna baktığında konunun bir saman yığını olduğunu öğrenince hayrete düşmüştü. Konunun ne olduğu fark etmiyordu çünkü; resmin kendisi başlı başına bir etkiye sahipti. Kandinsky’nin yıllar sonra çıkaracağı sonuç buradan filizlenir: Tablonun gücü, tasvir ettiği konuyla sınırlı değildir; konunun ötesinde, biçimin kendisinden gelen bir kuvvet vardır.</p>

<p>Bir hukukçu için bu sahnenin “uzak” bir akrabası var sanırım: Lafzın sınırına gelinip kanunun ruhuyla yüzleşilen an. Kandinsky lafzı atıp gitmedi; lafzın tek belirleyici olmadığını fark etti. Hukukçunun da mevzuatın ötesinde bir adalet duygusuyla karşılaşması gibi, o da nesnenin ötesinde - onu bertaraf etmeden saf biçimin kendi başına bir kuvvet taşıdığını gördü. Bu, ne basit bir soyutlama ne de lafzı reddediştir; lafızla ruh arasındaki gerilimi tek bir denklemde tutabilme çabasıdır. Bir hâkimin mevzuatın katı çerçevesini bütünüyle yıkmadan onun içinde hakkaniyetin daha geniş ufkunu aralayabildiği an ne ise, Kandinsky’nin de Monet önünde yaşadığı an o olsa gerektir.</p>

<p>1913’te tamamladığı Kompozisyon VII bu yeni arayışın doruğudur. İlk bakışta bir kıyamet sahnesini andırır; renkler çarpışır, çizgiler kıvranır, biçimler yarılır. Ancak eserle uzun süre kalan göz, karşısındakinin kaos değil sıkı bir denklem olduğunu fark eder. Kandinsky bu tablo için otuzdan fazla hazırlık çalışması yapmıştır. Yani önümüzdeki bu görünür “kaos”, en az bir mahkeme kararının gerekçesi kadar disiplinli bir muhakemenin ürünüdür.</p>

<p>Belki de adalet de tam böyle bir şeydir. Görünürde tarafların çatışması, çıkarların çarpışması, hayatın düzensiz cürufu… Hâkimin zihninde ise bu cürufu bir nizama bağlayan, görünmez ama zorunlu bir mantık işler durur. Kandinsky’nin tuvali bu içsel muhakemenin görünür kılınmış halidir adeta. Kompozisyon VII karşısında benim aklıma gelen şey, dört başı mamur yazılmış bir gerekçeli karardaki o sessiz emek oluyor: Görünmeyen ama bütün hükmü taşıyan o ince muhakeme zinciri.</p>

<p><strong>İki Hikaye, Tek Soru</strong></p>

<p>Burada bir mola verip şu yan yana koyma işini yeniden düşünmek istiyorum. Hoffmann içeride kaldı; Kandinsky kendisini bekleyen akademik geleceği bir kenara itti. Hoffmann sanatı hâkim cübbesinin altında bir gizli hayat olarak yaşadı, Kandinsky ise hukuk kürsüsünü reddederek sanatı tek hayatı yaptı. Yüzeyden bakıldığında bu iki hikaye birbirinin zıttı gibi durur.</p>

<p>Ne var ki dikkatle baktığımızda iki adamın aynı soruyla boğuştuğunu görüyoruz: Biçim nereden meşruiyetini alır? Norm neden bağlayıcıdır? Bir yapı, ne zaman zorunlu ve ne zaman zorlama olur? Hoffmann bu soruyu mahkeme salonunda da, Don Juan üzerine yazarken de sordu; Knarrpanti tipini yaratırken de aynı sorunun bir başka cevabını bilfiil verdi. Kandinsky aynı soruyu Komi köylüleri arasında not alırken de, Monet’nin tablosunun önünde dururken de, Kompozisyon VII’yi otuz eskizden sonra tuvale taşırken de sordu.</p>

<p>İki adam da şu noktada hemfikir gibidir: Biçim, dıştan dayatıldığında zorbalıktır, içten zorunluluk olarak doğduğunda hakikattir. Hâkim Hoffmann’ın Kamptz karşısında duyduğu rahatsızlık ile sanatçı Kandinsky’nin pandekt geleneğinin köylüye yetmediğini fark edişi, aynı sezginin iki ayrı dilde ifadesidir kanaatimce. Hukukta da, sanatta da, biçim ancak içsel bir zorunluluktan doğduğunda meşrudur.</p>

<p>Bu noktada şunu söyleyebiliriz: Hukukçunun “hakkaniyet” yahut da “nesafet” dediği şey ile sanatçının “içsel zorunluluk” dediği şey, belki de aynı kaynaktan beslenen iki nehirdir. Her ikisi de, yazılı kuralın ötesinde bir başka mertebenin varlığını işaret eder. Hâkim bir uyuşmazlığa son verirken aslında hayatın kaotik akışında bir biçim arıyordur; “buraya kadar” diyebilmenin, bir noktayı koyabilmenin, “hak burada, haksızlık şurada” diyebilmenin kendisi bir estetik edim de değil midir esasında? Bu yüzdendir ki hukuk metinlerinin de güzeli olur, çirkini olur; bir gerekçenin kuru ve yetersiz olanı vardır, mücevher gibi parlayan, okuyanı kıvandıran olanı vardır. Nihai olarak iyi, doğru ve güzelin tahakkuk ve teşahhus ettikleri sahalar farklı olsa da özleri itibariyle birbirlerine istinat ederler ve bir bütünlüğün içinde arz-ı endam ederler.</p>

<p><strong>Hukukçunun Tahayyül Kapasitesi Üzerine</strong></p>

<p>Buradan kendi mesleğimize döneceğim, çünkü bu yazıyı yazmamın asıl sebebi de orasıdır biraz. Bizde hukuk eğitimi ne yazık ki çoğunlukla tahayyülü törpüleyen bir yerde durur. Genç hukukçuya öğretilen şey, hâdiseyi mevzuata indirgemek, indirgenemiyorsa içtihada başvurmak, içtihat da yetmezse doktrini taramaktır. Bunlar elbette gereklidir; bir mesleğin teknik altyapısı bunlardan oluşur. Ancak bir kuşağın hayal etme kapasitesinin tedrici bir biçimde nasıl daraldığını da gözlemliyorum etrafımda. Hâdise dosyaya, dosya da formüle indirgendiğinde geriye sadece bir aritmetik kalıyor — oysa hukuk, asıl gerilimini tam da bu aritmetiğin sınırında yaşar. Bir başka yazımda ele almaya çalışacağım ama bu epistemik yetersizlik bir şiddet neticesi ve diğer taraftan bir kolonizasyon halidir de. Kanatsız bir uçuş, ayaksız bir koşu ne kadar mümkünse bu da öyledir bir bakıma.</p>

<p>Hoffmann’ın da Kandinsky’nin de bana ayrı ayrı verdiği ders şu sanırım: Hayatın çok katmanlı olduğunu unutmamış birinin elinden çıkan hukuk, teknik olarak ne kadar doğru olursa olsun, hayatı unutmuş birininkinden esaslı bir farkla ayrılır. O fark, kararın aritmetik doğruluğunda değil, hayatın trajedisini sezme kapasitesindedir. Hoffmann mahkemede karşısına çıkan davayı sadece bir “vaka” olarak değil, kozmik bir dramın küçük bir kesiti olarak görebiliyordu, çünkü Don Juan üzerine yazmıştı. Kandinsky’nin “içsel zorunluluk” arayışı, hukuktan ayrıldıktan sonra bile, aslında hukukun ona sorduğu sorunun cevabıydı.</p>

<p><i>Esasında bu arayış coğrafyalar ve çağlar üstüdür: İslam hukukunun kurucu mimarı İmam Muhammed’in, fıkhın dehası olmadan evvel babasından kalan koca mirasın tam yarısını şiir ve lügat kitaplarına harcaması da aynı sezgisel ihtiyacın sonucuydu. Hayatın kozmik dramını şiirle, renkle veya notayla tartmamış bir hukukçu, sadece kuru bir aritmetikten ibaret kalmaya mahkum değil midir? </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu yüzdendir ki her hukukçunun bir parça Hoffmann’a, bir parça Kandinsky’ye (isimler değişebilir, maksat bir rivayet muhtelif) ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Hoffmann’a, mesleğimizin içinde kalarak bile içimizdeki o ikinci sesi öldürmemek için. Kandinsky’ye ise, gerektiğinde lafzın ötesine geçip ruhu aramayı becerebilmek için. İki kapasite de mesleğimizin asıl zenginliğini oluşturur sanırım ya da başka bir tabirle biri olmadan diğeri eksik kalır.</p>

<p><strong>Biçimin Sırrı</strong></p>

<p>Schubert hukuktan kaçtı, Hoffmann hukukla beraber yaşadı, Kandinsky hukuktan ayrılarak hukuku başka bir dile tercüme etti. Üç ayrı hikaye; aynı ortak alanı işaret eden üç ayrı yol. Bu yazıyı kapatırken bana öyle geliyor ki bu üç hayatın bize en kıymetli hatırlattığı şey, hukuk ile sanatın aynı kaynaktan beslenen iki ayrı nehir oluşudur.</p>

<p>Her iki disiplin de hayatın ham malzemesini bir biçim içine yerleştirme çabasıdır. Hayatın ihtirasları, çatışmaları, kayıpları, arzuları, korkuları, hak iddiaları… Hukuk bu ham malzemeyi karar’ın biçiminde durdurur; sanat ise eser’in biçiminde dondurur. Her iki biçim de bir tür hakikat iddiası taşır, ama farklı yollarla. Önemli olan, biçimin dıştan dayatılmış bir kalıp değil, içten doğan bir zorunluluk olabilmesidir.</p>

<p>Hoffmann’ın aynı sayfanın iki yarısında yan yana yaşattığı Kreisler ile Murr; Kandinsky’nin Komi köylülerinin sezgisinden tutup Kompozisyon VII’nin tuvaline kadar taşıdığı o “içsel zorunluluk” arayışı; ve aslında bizim her dosyamızda, her gerekçemizde, her hükmümüzde sessizce yaşayan o adalet duygusu… Hepsi aynı sırrın etrafında dönmektedir kanaatimce. Hayatın çok katmanlı oluşunu unutmamış birinin, bu katmanları birbirine sıkıştırmadan bir biçim içinde durdurabilmesinin sırrı.</p>

<p>Belki de bir hukukçunun en derin ödevi, kendi içindeki o Kreisler’i öldürmemek, kendi tahayyülündeki o Monet anını boşa çıkarmamaktır. Cübbe çıkarıldığında bir başka kimliğin sahibi olabilmek; ya da daha doğrusu, cübbe üzerindeyken bile o öteki kimliği unutmamak. Hâdise ile hüküm, hukuk ile sanat, görünen ile görünmeyen arasında sürekli yapılan o sessiz müzakere — bir hukukçunun bütün hayatının aslında içinde geçtiği o gerilimli ortak alan.</p>

<p>Hoffmann ile Kandinsky’nin amatör seyircisi olarak yazdığım bu yazı umarım, kendi tahayyülümüze daha çok güvenmemizin, mesleğimizin estetik boyutunu hatırlamamızın bir vesilesi olabilir. Çünkü her yargı bir biçim arayışıdır; ve biçim arayan herkes, hukukçu olsun sanatçı olsun, aynı sessiz sualin cevabını aramaktadır.</p>

<p><i>“Her resimde koca bir yaşam gizli. Korkular, kuşkular, umutlar ve neşelerle dolu bir yaşam…</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Kalabalığın duyamadığı sesi önce sanatçı duyar.”</i></p>

<p><i>Kandinsky</i></p>

<p>Bu oldukça acemi ve amatör yazıyı -eskilerin ifadesi ile lakırdıları- az da olsa bir kıymete eriştirmek için bir ustanın, Safer DAL Baba’nın veciz sözleri ile taçlandırarak bitirmek istiyorum :</p>

<p><i>Sûret ehline, kısa sözler uzatılarak söylenir, mânâ ehline uzun sözler kısaltılarak.. </i></p>

<p><i>Size hikâye, bize gerçek...</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuktan-sanata-ii-size-hikaye-bize-gercek-1</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/hukuktan-sanata.jpg" type="image/jpeg" length="17003"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Dairesi Şirketinizi Sahte Fatura Riski ile Kendiliğinden Kapatabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-dairesi-sirketinizi-sahte-fatura-riski-ile-kendiliginden-kapatabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-dairesi-sirketinizi-sahte-fatura-riski-ile-kendiliginden-kapatabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vuk 160/A Re'sen Terkin Durumunda Haklarınız Ve Emsal Kararlar]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Re'sen Terkin Müessesesi ve Uygulamadaki Görünümü</strong></p>

<p>Re’sen terkin Vergi Usul Kanunu'nun 160. maddesine göre, bir vergi kaydının vergi dairesi tarafından kendiliğinden sonlandırılması demektir. Türk vergi hukukunda mükellefiyetin tesisi kadar, bu mükellefiyetin sona erdirilmesi süreçleri de sıkı kanuni şartlara bağlanmıştır. Vergi Usul Kanunu’nun (VUK) 160. maddesinde düzenlenen "re'sen terkin" müessesesi, vergi dairesinin belirli şartların varlığı halinde mükellefiyet kaydını kendiliğinden sonlandırmasını ifade eder. İlgili hüküm uyarınca; mükellefin uzun süre beyanname vermemesi, yapılan yoklamalarda adresinde bulunamaması, faaliyetine dair herhangi bir ize rastlanmaması veya işi bıraktığını idareye bildirmemesi gibi durumlarda vergi kaydı idarece silinmektedir. Bu işlemin tesis edilmesiyle birlikte işletmenin mükellefiyet kaydı ilgili tarih itibarıyla nihayete erer ve mükellefin fatura düzenleme yetkisi ortadan kalkar.</p>

<p>Uygulamada aktif, ticari faaliyetini sürdürmekte olan küçük ve orta ölçekli pek çok şirketin hiçbir bildirimde dahi bulunulmadan bağlı bulundukları vergi daireleri tarafından bu şirketler hakkında düzenlenmiş bir vergi tekniği raporu bulunmadığı halde şirketin gerçek bir ticari faaliyeti olmadığı veya sahte fatura düzenleme riski bulunduğu iddiası ile re’sen terkin edildiği görülmektedir. Vergi dairelerinin hiçbir hukuki zemine oturtmadan uyguladığı bu terkin işlemleri doktrin ve yargı kararları ışığında incelendiğinde, somut verilere dayanmayan bu tür idari tasarrufların hukuka aykırılık teşkil ettiği ve çoğunlukla Mahkemeler tarafından iptale konu olduğu açıkça görülmektedir.</p>

<p><strong>VUK 160/A Maddesi ve İdarenin Somutlaştırma Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Vergi idaresinin bir mükellef hakkında sahte belge düzenleme riskinin bulunduğuna yönelik bir kanaate varabilmesi ve VUK 160/A maddesi kapsamında işlem tesis edebilmesi için keyfi mülahazalardan uzak, objektif bir analiz süreci yürütmesi yasal bir zorunluluktur. Kanun koyucu idareye bu konuda mutlak bir takdir yetkisi tanımamış; aksine risk analizinin sınırlarını net bir şekilde çizmiştir.</p>

<p>Buna göre, bir şirketin terkin edilebilmesi için şu hususların entegre bir biçimde analiz ve değerlendirmeye tabi tutulması gerekmektedir:</p>

<p>· Mükelleflerin aktif ve öz sermaye büyüklükleri ile beyanlarının uyumluluğu,</p>

<p>· İş yeri, taşıt, makine, teçhizat, demirbaş varlığı ve sigortalı çalışan sayıları itibarıyla üretim veya ticaret kapasitesi,</p>

<p>· Hakkında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge (SMİYB) düzenleme veya kullanma yönünden somut bir raporun ya da tespitin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>· Ticari ilişkide bulunulan (alış ve satış yapılan) diğer mükellefler hakkındaki olumsuz rapor ve tespit bilgileri,</p>

<p>· Şirketin ortaklık yapısı ve ortakların hukuki/mali geçmişine ilişkin veriler.</p>

<p>Herhangi bir somut bilgi ve belgeye dayanmayan, aleyhe yapılmış karine teşkil edecek nitelikte dahi bir tespiti bulunmayan mükellefler hakkında, sadece soyut bir "risk" varsayımıyla işlem yapılması hukuki güvenlik ilkesini zedelemektedir. Hatta idarenin kendi yaptığı yoklamalarda dahi şirketin aktif olduğu ve hukuka aykırı bir durumun bulunmadığı belirlenmişken re'sen terkin yoluna gidilmesi, idari işlemin "sebep" ve "amaç" unsurları yönünden sakatlanmasına yol açmaktadır.</p>

<p>Herhangi bir somut bilgi ve belge olmadan, aleyhe yapılmış tespitler yokken, hatta pek çok şirkete yapılan yoklamada şirketin aktif olduğu ve hukuka aykırı bir durumun olmadığı tespit edilmişken vergi dairelerinin hangi sebeple bu şirketler hakkında sahte belge düzenleme riski bulunduğuna kanaat getirdiği ve şirketi terkin ettiği anlaşılamamaktadır.</p>

<p><strong>VUK 160/A Uyarınca Teminat Gösterme Süresi ve İdari Prosedür</strong></p>

<p>Vergi Usul Kanunu’nun 160/A maddesi, idareye doğrudan terkin yetkisi vermeden önce, riskli bulduğu mükelleflere yönelik bir ön şart ve tasfiye mekanizması öngörmüştür. Kanun koyucu, sahte belge düzenleme riski yüksek olduğu analizlerle saptanan mükelleflerin ticari hayata zarar vermesini önlemek amacıyla bir "teminat" müessesesi ihdas etmiştir. İdare, yaptığı analizler neticesinde riskli gördüğü mükellefe durumu bir yazı ile tebliğ etmekle mükelleftir. Bu aşamada izlenmesi gereken yasal prosedür ve süreler şu şekildedir:</p>

<p>· <strong>Tebliğ ve Süre:</strong> İdare, mükelleften sahte belge düzenleme riskini ortadan kaldıracak nitelikte bir teminat göstermesini talep eder. Mükellefe bu teminatı ibraz etmesi için tebliğ tarihinden itibaren <strong>1 ay</strong> süre tanınır.</p>

<p>· <strong>Teminatın Niteliği:</strong> Talep edilecek teminat tutarı, mükellefin düzenlediği veya düzenleme potansiyeli olan belgelerin hacmi dikkate alınarak kanuni sınırlar çerçevesinde belirlenir.</p>

<p>· <strong>Sürenin Sonucu:</strong> Eğer mükellef kendisine tanınan 1 aylık süre içinde istenen teminatı göstermez veya aynı süre içinde faaliyetinin gerçekliğini (iş yeri, iş gücü, emtia varlığı vb.) ispat eden somut delilleri idareye sunamazsa, vergi dairesi ancak bu sürenin bitiminden sonra re’sen terkin işlemini tesis edebilir.</p>

<p>Dolayısıyla, idarenin mükellefe 1 aylık süre tanımadan, teminat gösterme hakkı sunmadan veya bu sürenin dolmasını beklemeden doğrudan doğruya re’sen terkin kararı alması, kanunda öngörülen emredici şekil şartlarının ihlali niteliğindedir ve işlemi tek başına sakatlayan ağır bir usul hatasıdır. Halihazırda vergi daireleri çoğunlukl bu yasal prosedürü izlemeden doğrudan terkin işlemi uygulamaktadır.</p>

<p><strong>Tebliğ Edilmeyen Re’sen Terkin İşlemlerinde Dava Açma Süresi</strong></p>

<p>İdari yargılama hukukunun en temel unsurlarından biri olan "dava açma süresi", kural olarak idari işlemin mükellefe usulüne uygun bir şekilde tebliğ edildiği tarihten itibaren işlemeye başlar. Ancak vergi daireleri, pratik uygulamada re’sen terkin kararlarını mükelleflere tebliğ etmekten imtina etmekte; şirketler durumdan ancak elektronik beyanname gönderemediklerinde, fatura düzenleyemediklerinde veya sistemde "terkin" ibaresini gördüklerinde haberdar olmaktadırlar.</p>

<p>Hukuken tebliğ edilmemiş bir idari işleme karşı dava açma süresinin başladığından bahsedilmesi mümkün değildir. Anayasa’nın 40. maddesinde yer alan "Devlet, işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmek zorundadır" hükmü uyarınca, tebliğ edilmeyen kararlar mükellefin hak arama özgürlüğünü kısıtlayamaz. Bu doğrultuda, idarenin gizli tuttuğu veya tebliğ etmediği re’sen terkin işlemlerinde, mükellefin durumu <strong>öğrenme tarihi</strong> (örneğin sistemde engellendiğini fark ettiği gün) tebliğ tarihi olarak kabul edilir. Mükellefler, bu öğrenme tarihinden itibaren <strong>30 gün</strong> içinde vergi mahkemesinde dava açma hakkına sahiptir. Süre aşımı def’inin önüne geçebilmek adına, dava dilekçesinde işlemin tebliğ edilmediği ve öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği hukuki gerekçeleriyle açıkça vurgulanmalıdır.</p>

<p><strong>Ticari Hayatın Devamlılığı Bakımından "Yürütmenin Durdurulması"</strong></p>

<p><strong>Talebinin Hayati Önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Vergi mahkemelerinde açılan iptal davaları, kural olarak idari işlemin yürütülmesini kendiliğinden durdurmaz. Bir diğer ifadeyle, dava açılmış olsa dahi vergi dairesinin re’sen terkin işlemi hukuken geçerliliğini korur. Bu durum, aktif bir şirketin dava süresince fatura kesememesi, beyanname verememesi, ticari sözleşmelerini ifa edememesi ve neticede ticari olarak "fiilen" yok olması anlamına gelir. Vergi mahkemelerindeki yargılama süreçlerinin aylarca sürebildiği göz önüne alındığında, davanın sonunda haklı çıkılsa bile şirketin telafisi imkansız zararlara uğraması kaçınılmazdır. İşte bu noktada, dava dilekçesiyle birlikte <strong>"Yürütmenin Durdurulması" </strong>talep edilmesi hayati bir önem arz eder. Mahkemenin yürütmeyi durdurma kararı verebilmesi için iki şartın bir arada bulunması gerekir:</p>

<p>1. İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların doğacak olması,</p>

<p>2. İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması.</p>

<p>Aktif bir şirketin usulsüz şekilde terkin edilmesi, ticari faaliyetini tamamen felç edeceği için "telafisi imkansız zarar" şartını doğrudan karşılar. Mahkemenin hızlı bir şekilde yürütmeyi durdurma kararı vermesi durumunda, dava sonuçlanıncaya kadar vergi dairesi mükellefiyet kaydını tekrar aktif hale getirmek zorundadır. Böylece şirket, yargılama sonuna kadar ticari hayatına, fatura düzenlemeye ve beyanname vermeye kesintisiz devam edebilir. Yürütmenin durdurulması istemi, davanın esası kadar kritik bir usulü kalkandır. Uygulamada vergi mahkemeleri re’sen terkinin iptali istemiyle açılan davalarda çoğunlukla yürütmeyi durdurma kararı vermekle birlikte, vergi daireleri yürütmeyi durdurma kararına karşı itirazda bulunarak hüküm kesinleşene kadar şirketin faaliyette bulunmasına imkan tanımamaktadır. Dolayısıyla Mahkemeden yürütmeyi durdurma kararı alınsa da beklenen faydanın sağlanamadığı durumlar da ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>Yargısal Denetim ve Güncel Emsal Kararlar</strong></p>

<p>Davacısı bulunduğumuz İstanbul 2. Vergi Mahkemesi'nin 2024/574 esas, 2024/1630 Karar sayılı 20.09.2024 tarihli kararı "<i>davacı hakkındaki olumsuz tespitlere dayanılarak, sahte belge düzenleme riskinin yüksek olduğu gerekçesiyle mükellefiyet kaydının re'sen terkine karar verilmişse de, davacı şirketin yapılan yoklamalarda işyerinde faal olduğu, ,deposunun, satışa hazır ambalaj inşaat malzemelerinin bulunduğu, sigortalı çalışanının olduğu ,hususlarının tespit edildiği, yoklamaya ek yapılan fotoğraflarda emtianın bulunduğunun görüldüğü, yoklamaya ek belgelerde kira kontratı, vekaletname vb. faaliyetin devam ettiğini gösteren evrakların bulunduğu hususları değerlendirildiğinde, hakkında olumuz tespitler bulunmasına rağmen tamamen sahte fatura düzenlemek üzere mükellefiyet tesis ettirilmiş olduğu somut şekilde ortaya konulamadığından, davacının mükellefiyet kaydının re'sen terkin ettirilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığından işlemin iptaline" </i>şeklinde olup işbu davada haklılığımızı emsal nitelikteki durum hakkında tesis edilen karar ile ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yine davacısı bulunduğumuz İstanbul 14. Vergi Mahkemesi'nin 2025/692 E. 2025/1886 Karar sayılı 29.09.2025 tarihli kararı "<i>Olayda, dosyada mevcut bilgi ve belgelerin tetkikinden; 20/02/2025 tarihinde şirket adresinde yapılan yoklamada; iş yerinin açık olduğu, 100 metrekare büyüklüğünde deposunun bulunduğu, son muhtasar beyannamesinde üç asgari ücretli çalışan beyan edildiği, mükellefin adreste faal olduğu, dükkanda tespit anında bir sigortalıya rastlanıldığı, mükellefin adreste inşaat malzemeleri hırdavat ürünlerinin satışı faaliyeti ile iştigal ettiği, sigortalı çalışanı olduğu, adresin aile mülkü olduğu, 1 adet depo adresinin bulunduğu, sisteme girildiği, son beş alış ve son beş satış faturasının sisteme girildiği, faturanın eke alındığı hususlarının beyan edildiğinin şirket yetkilisi nezdinde tespit edildiği, 20/02/2025 tarihinde şirket yetkilisinin ikametgah adresinde yapılan yoklamada; mükellefe ulaşıldığı, mükellefin adresinin aile mülkü olduğu, alt katında dükkanın bulunduğu, dükkanında inşaat malzemeleri hırdavat ürünlerinin satışı faaliyeti ile iştigal ettiği, dükkanında üç sigortalı çalışan olduğu, dükkanına ait bir adet deposunun bulunduğunun beyan edildiğinin şirket yetkilisi nezdinde tespit edildiği, 18/03/2025 tarihi itibariyle vadesi geçmiş ve ödenmesi gereken borcunun bulunmadığı, 2024 dönemi Ba-Bs analizinde 45.384.805,77-TL tutarında mal alışı, 44.339.750,00-TL tutarında mal satışı bildirildiği, 2024 yılı toplam matrahının 44.349.358,00-TL olduğu, ödenecek 7.329,47-TL tutarında ödenecek vergi çıktığı, davacının alım ve satım yaptığı mükelleflerden davalı idarenin yetki alanında bulunanlar hakkında düzenlenmiş vergi tekniği raporunun bulunmadığı, işletme kapasitesi ile beyanlarının uyumlu olmadığı, ticari teammüllerinin olağan akışına aykırı yüksek tutarlı beyanlarının bulunduğu, Ba-Bs bildirimlerindeki alım/satım yaptığı mükelleflerin çoğunluğunun sahte belge düzenleme nedeniyle incelemeye sevk edildiği veya haklarında vergi tekniği raporunun düzenlendiği, tahakkuk/tahsilat bilgileri, borç bilgileri ve işletme kapasitesi ile matrahlarının uyumlu olmadığı tespitlerinden hareketle dava konusu işlem tesis edilmiş ise de; yapılan yoklamalarda davacı şirket yetkilisine ulaşıldığı ve davacının işyerinde faal olduğu, iş yerinde emtiasının bulunduğu, davacıya ait deponun bulunduğu hususunun tespit edildiği, çalışanının bulunduğu, ödenecek vergi borcunun bulunmadığı hususları birlikte değerlendirildiğinde; davacı şirketin gerçek bir faaliyeti olmaksızın sahte belge düzeleme riskinin yüksek olduğuna ilişkin yeterli tespit bulunmadan, eksik tespitler dikkate alınarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır"</i>. şeklinde olup gerekçenin detaylı olması da gözetildiğinde açılacak davada hangi hususlara değinilmesi ve hangi delillerin sunulmasının gerektiği açıkça anlatıldığından önemli bir emsaldir.</p>

<p>Sonuç olarak mükellefiyet kaydının re'sen terkini, bir işletmenin ticari hayatını doğrudan sonlandıran ve ağır mali sonuçlar doğuran radikal bir idari yaptırımdır. Bu nedenle, idarenin bu yetkiyi kullanırken varsayımlardan veya soyut risk analizlerinden değil; kanunun aradığı somut, şüpheye yer bırakmayan ve objektif tespitlerden hareket etmesi hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Aksi yönde tesis edilen usulsüz terkin işlemlerine karşı, yargı mercileri emsal kararlarda da görüldüğü üzere mükelleflerin haklarını koruyan ve idarenin somut delil ikame etme zorunluluğunu hatırlatan bir duruş sergilemektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ilayda-gundu.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ilayda-gundu.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. İlayda GÜNDÜ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-dairesi-sirketinizi-sahte-fatura-riski-ile-kendiliginden-kapatabilir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-toplantidsf-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="11927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dava Travması: Hak Arama Sürecinin Yaralayıcı ve Onarıcı Yüzü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dava-travmasi-hak-arama-surecinin-yaralayici-ve-onarici-yuzu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dava-travmasi-hak-arama-surecinin-yaralayici-ve-onarici-yuzu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Dava Travması: Hak Arama Sürecinin Yaralayıcı ve Onarıcı Yüzü</strong></p>

<p><strong>Litigafobi, Terapötik Yargılama, Travma Bilgili Savunma ve Avukat–Psikiyatr İşbirliği Üzerine Bir Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Dava, hukuk düzeninin bireye sunduğu en temel hak arama yollarından biridir. Ancak dava süreci yalnızca normatif, usulî ve teknik bir mekanizma değildir; aynı zamanda insanın belleğini, duygusunu, güven ihtiyacını, kontrol algısını, toplumsal kimliğini ve adalet beklentisini etkileyen yoğun bir psikolojik deneyimdir. Kişi mahkemeye başvurduğunda yalnızca hukuki bir talepte bulunmaz; çoğu zaman görülmek, dinlenmek, tanınmak ve uğradığı haksızlığın adının konulmasını ister. Ne var ki yargılama süreci kimi zaman bu onarıcı vaadi gerçekleştirmek yerine kişiyi tekrar tekrar anlatmaya, beklemeye, ispatlamaya, savunmaya ve yeniden incinmeye zorlayan travmatik bir alana dönüşebilir. Bu makalede “dava travması” kavramı, hak arama sürecinin psikolojik bedelini açıklamak üzere ele alınmakta; “litigafobi” ise bu travmanın dava açma, dava edilme veya hukuki ihtilafa karışma korkusuna dönüşmüş biçimi olarak değerlendirilmektedir. Makale ayrıca terapötik ve anti-terapötik yargılama ayrımı üzerinden, yargılamanın insanı nasıl yaralayabileceğini ya da onarabileceğini tartışmakta; savunmanın bu süreçte yalnızca teknik bir temsil faaliyeti değil, aynı zamanda müvekkilin hukuki öznelik duygusunu koruyan insanî bir tampon işlevi görebileceğini ileri sürmektedir. Dava travmasının klinik sınıra yaklaştığı durumlarda ise avukat–psikiyatr işbirliği, avukatın kendi mesleki sınırını bilmesi, müvekkili doğru uzmana yönlendirmesi ve hukuki temsil ile ruhsal destek arasındaki etik dengeyi koruması bakımından zorunlu bir başlık hâline gelmektedir.</p>

<p><strong>I. Giriş: Dava Sadece Hukuki Bir Süreç Değildir</strong></p>

<p>Dava, hukuk düzeninin insana sunduğu en temel kurumsal imkânlardan biridir. Haksızlığa uğrayan, zarara katlanan, suçlanan, dışlanan, aldatılan, yaralanan veya hakkının ihlal edildiğini düşünen kişi, bireysel öfkesini ya da çaresizliğini kamusal bir talebe dönüştürerek mahkemeye başvurur. Bu yönüyle dava, medenî toplumun şiddet yerine usulü, intikam yerine yargılamayı, kişisel hesaplaşma yerine kurumsal çözümü koyma çabasıdır.</p>

<p>Fakat dava yalnızca bir dilekçe, duruşma, delil, bilirkişi raporu ve hüküm toplamı değildir. Dava, insanın hayatına giren ağır bir deneyimdir. Kişinin gündelik hayatını, uykusunu, ilişkilerini, ekonomik dengesini, itibarını, gelecek algısını ve kendilik duygusunu etkileyebilir. Bazen yıllarca süren bir bekleyişe, bazen tekrar eden bir anlatım yüküne, bazen de sürekli tetikte kalma hâline dönüşebilir.</p>

<p>Mahkeme koridorlarında dolaşan şey yalnızca dosyalar değildir; incinmişlikler, korkular, beklentiler, utançlar, öfkeler, kırgınlıklar ve tanınma arzuları da o dosyaların içinde taşınır. Bu nedenle dava, yalnızca hukuk tekniğiyle değil, insan psikolojisiyle de düşünülmelidir. İşte bu noktada “dava travması” kavramı önem kazanır. Dava travması, kişinin bir yargılama sürecine taraf olması nedeniyle yaşadığı ruhsal zorlanmayı, belirsizlik yükünü, yeniden yaralanma hissini ve hak arama sürecinin kendisinin bir psikolojik baskı alanına dönüşmesini ifade eder.</p>

<p><strong>II. Dava Travması Kavramı</strong></p>

<p>Dava travması, kişinin mahkeme sürecinde yaşadığı sıradan stresin ötesinde, yargılamanın yapısı, dili, süresi, belirsizliği ve ilişkisel atmosferi nedeniyle ortaya çıkan daha derin bir psikolojik zorlanmadır. Bu travma yalnızca mağdur ya da davacı bakımından ortaya çıkmaz. Sanık, davalı, müşteki, tanık, boşanma davasının tarafı, iş davası yürüten işçi, yıllarca suç isnadı altında yaşayan kişi, haksız yere icra takibiyle karşılaşan birey veya aile içi uyuşmazlığın tarafı olan herkes dava travmasının öznesi hâline gelebilir. Dava travmasının merkezinde çoğu zaman şu duygu vardır: <strong>“Benim hayatım hakkında karar verilecek; fakat ben sürecin hâkimi değilim.”</strong></p>

<p>Bu duygu, insanın temel güven ihtiyacını sarsar. Duruşma ertelendikçe, bilirkişi raporu geciktikçe, hâkim değiştikçe, karşı taraf yeni iddialar ileri sürdükçe, dosya istinafa veya temyize gittikçe kişi kendi hayatının askıya alındığını hisseder. Dava, geçmişte yaşanan bir haksızlığı çözmek için başlar; fakat giderek kişinin bugününü işgal eden ve geleceğini belirsizleştiren bir sürece dönüşür. Bu nedenle dava travması yalnızca “mahkemeye gitme stresi” değildir. Daha derin bir şeydir: Kişinin kendi hayatı üzerindeki kontrol duygusunu, adalete olan güvenini ve toplumsal tanınma beklentisini sarsan bir yargısal deneyimdir.</p>

<p><strong>III. Dava Neden Yaralayıcı Olabilir?</strong></p>

<p>Dava sürecinin yaralayıcı etkisi birkaç temel kaynaktan beslenir. İlk olarak dava, kişiyi yaşadığı olayı tekrar tekrar anlatmaya zorlar. Kişi bir defa incinmiştir; fakat dava sürecinde bu incinmeyi dilekçede anlatır, karakolda anlatır, savcılıkta anlatır, duruşmada anlatır, bilirkişiye anlatır, istinaf dilekçesinde yeniden anlatır. Her anlatım, hukuken gerekli olabilir; fakat psikolojik olarak bazen yaranın yeniden açılması anlamına gelir.</p>

<p>İkinci olarak dava, kişiyi ispat yüküyle karşı karşıya bırakır. Hukuk, haklılığı yalnızca hissiyat üzerinden kabul etmez; delil ister. Bu zorunludur. Ancak kişi açısından bu bazen şöyle yaşanır: “Ben zaten yaralandım; şimdi bir de yaralandığımı ispatlamak zorundayım.” Özellikle şiddet, cinsel saldırı, mobbing, aile içi baskı, ekonomik sömürü veya psikolojik taciz dosyalarında bu ispat yükü, mağdur açısından ikinci bir yük hâline gelebilir.</p>

<p>Üçüncü olarak dava dili soğuktur. Hukuk, insanın acısını “vakıa”, “iddia”, “delil”, “beyan”, “hukuki nitelendirme”, “ispatlanamayan husus” gibi kategorilere ayırır. Bu teknik dil gerekli olmakla birlikte, insanî boyutu tamamen dışarıda bıraktığında kişi kendisini görülmemiş hissedebilir. Oysa davaya başvuran insan çoğu zaman yalnızca karar değil, tanınma da ister.</p>

<p>Dördüncü olarak dava, belirsizlik üretir. İnsan psikolojisi belirsizlik karşısında yorulur. Ne zaman biteceği bilinmeyen, nasıl sonuçlanacağı kestirilemeyen, hangi raporun geleceği öngörülemeyen, karşı tarafın ne yapacağı bilinmeyen süreçler kişide sürekli tetikte kalma hâli doğurur.</p>

<p>Beşinci olarak dava, sosyal kimliği etkiler. Kişi artık yalnızca kendisi değildir; “sanık”, “davalı”, “şikâyetçi”, “mağdur”, “boşanma davası süren kişi”, “hakkında dava olan kişi” sıfatlarıyla yaşamaya başlar. Hukuki sıfat, zamanla sosyal etikete dönüşebilir.</p>

<p><strong>IV. İkincil Mağduriyet: Olaydan Sonra Sürecin Yaralaması</strong></p>

<p>Dava travmasının en önemli görünümlerinden biri ikincil mağduriyettir. İlk mağduriyet, kişinin uğradığı haksızlık, suç, şiddet, ihlal veya zarar nedeniyle ortaya çıkar. İkincil mağduriyet ise kişinin bu haksızlığı gidermek için başvurduğu kurumlar tarafından yeniden incitilmesiyle doğar. Bu incinme her zaman açık bir kötü muamele biçiminde gerçekleşmez. Bazen bir duruşmanın gereksiz yere ertelenmesi, bazen kişinin sözünün kesilmesi, bazen kararın gerekçesiz bırakılması, bazen kollukta ya da mahkemede kullanılan küçültücü bir dil, bazen de dosyanın ciddiyetle ele alınmadığı duygusu ikincil mağduriyet üretir.</p>

<p>Burada hukuk düzeninin büyük paradoksu ortaya çıkar: İnsan, yarasını onarmak için hukuka gider; fakat hukuk süreci kötü işlediğinde yara derinleşebilir. Bu nedenle dava travması, yalnızca bireysel bir psikolojik sorun olarak görülemez. Aynı zamanda yargılamanın dili, süresi, ritmi, kayıt düzeni, dinleme kapasitesi ve karar gerekçesiyle ilgili kurumsal bir meseledir.</p>

<p><strong>V. Litigafobi: Dava Travmasının Korkuya Dönüşmüş Biçimi</strong></p>

<p>Dava travmasının önemli sonuçlarından biri, kişinin ileride yeniden dava sürecine girmekten kaçınmasıdır. İşte burada “litigafobi” kavramı devreye girer. Litigafobi, genel anlamıyla dava edilme, dava açma, mahkemeye gitme veya hukuki ihtilafa taraf olma korkusu olarak tanımlanabilir. Bu korku her zaman soyut veya irrasyonel değildir. Çoğu zaman kötü yaşanmış bir dava deneyiminin, uzayan dosyaların, ağır masrafların, yıpratıcı karşı taraf dilinin, anlaşılmayan kararların ve kurumsal ilgisizlik hissinin sonucudur.</p>

<p>Bu kavramı bizim tartışmamız bakımından şöyle yerleştirmek mümkündür: <strong>Dava travması, yargılama sürecinde yaşanan yaralanmadır; litigafobi ise bu yaralanmanın gelecekteki hak arama davranışını felç etmesidir.</strong> Kişi daha önce uzun, pahalı, yıpratıcı, aşağılayıcı veya sonuçsuz bir dava yaşamışsa, sonrasında haklı olduğu hâlde yeni bir hukuki yola başvurmaktan kaçınabilir. “Mahkemeyle uğraşamam”, “Bir daha o sürece giremem”, “Haklı olsam bile değmez”, “Dava açarsam daha çok yıpranırım” gibi cümleler, çoğu zaman yalnızca pratik bir tercih değil, dava travmasının ürettiği kaçınma refleksidir.</p>

<p>Bu kaçınma, hak arama özgürlüğü bakımından ciddi bir sorundur. Çünkü hukuk düzeni kişiye teorik olarak dava açma hakkı tanımış olabilir; fakat kişi psikolojik olarak o hakkı kullanamayacak hâle gelmişse, hak arama özgürlüğü kâğıt üzerinde kalır. Litigafobi bu yönüyle yalnızca bireysel bir korku değildir. Yargı sistemine ilişkin deneyimlerin kişi üzerinde bıraktığı tortudur. Kişi karşı taraftan değil, bizzat sürecin kendisinden korkmaya başlar: Tebligattan, duruşma salonundan, bilirkişi raporundan, hâkim karşısında konuşmaktan, karşı tarafın iddialarından, masraflardan, yıllarca beklemekten ve sonunda anlaşılmamış olmaktan.</p>

<p><strong>VI. Dava Travması ile Litigafobi Arasındaki Döngü</strong></p>

<p>Dava travması ile litigafobi arasında dairesel bir ilişki vardır. Önce kişi bir haksızlık yaşar. Bu haksızlığı gidermek için dava sürecine girer. Dava süreci kötü yönetilir, uzar, kişiyi yorar, onu dinlemez veya ona anlaşılmadığı duygusunu verir. Bunun sonucunda dava travması ortaya çıkar. Dava travması zamanla litigafobiye dönüşür. Kişi artık yeni bir haksızlık yaşadığında bile dava açmaktan kaçınır. Böylece haksızlık içselleştirilir, hak arama davranışı zayıflar ve kişi kendi adalet talebinden geri çekilir.</p>

<p>Bu döngü şöyle özetlenebilir:</p>

<p><strong>Haksızlık → dava → dava travması → litigafobi → hak aramadan kaçınma → haksızlığın içselleştirilmesi</strong></p>

<p>Ancak bunun tersine çevrilmiş, onarıcı bir modeli de mümkündür:</p>

<p><strong>Haksızlık → doğru hukuki rehberlik → gerçekçi süreç yönetimi → dinlenme ve tanınma → dava korkusunun azalması → hak arama kapasitesinin güçlenmesi</strong></p>

<p>İşte bu ikinci ihtimal, avukatlık mesleğinin ve yargı etiğinin önemini gösterir. Çünkü dava süreci kendiliğinden onarıcı olmaz. Onarıcı olabilmesi için insanın dinlendiği, sürecin açıklandığı, beklentilerin gerçekçi kurulduğu, belirsizliğin azaltıldığı ve kişinin özne olarak korunduğu bir hukuk pratiğine ihtiyaç vardır.</p>

<p><strong>VII. Terapötik ve Anti-Terapötik Yargılama: Dava Travmasının Yargısal Mekaniği</strong></p>

<p>Dava travması kavramı, yargılamanın insan üzerindeki psikolojik etkisini görünür kılar. Ancak bu etki tek yönlü değildir. Yargılama kimi zaman kişiyi daha fazla yaralayan anti-terapötik bir sürece; kimi zaman ise kişiye tanınma, anlamlandırma ve onarım imkânı sunan terapötik bir deneyime dönüşebilir. Burada “terapötik” sözcüğü, mahkemenin terapi yaptığı anlamına gelmez. Yargıç terapist değildir; avukat terapist değildir; duruşma salonu da terapi odası değildir. Fakat yargılama sürecinin insan üzerinde iyileştirici veya yaralayıcı etkileri vardır. Bu nedenle her yargılama, farkında olsun ya da olmasın, tarafların ruhsal dünyasında bir iz bırakır.</p>

<p>Anti-terapötik yargılama, kişinin hak arama sürecinde yeniden yaralanmasına yol açan yargılama biçimidir. Bu tür yargılamada taraf dinlenmez, sözü kesilir, acısı teknik kalıplara hapsedilir, iddiası ciddiye alınmaz, duruşma mekanik biçimde yürütülür, tutanak eksik tutulur, karar gerekçesiz bırakılır ve süreç belirsizlik içinde uzar. Böyle bir yargılama, yalnızca uyuşmazlığı çözmekte gecikmez; aynı zamanda kişinin adalete olan güvenini de zedeler.</p>

<p>Terapötik yargılama ise kişinin mutlaka davayı kazanması anlamına gelmez. Kişi kaybedebilir; talebi reddedilebilir; mahkûmiyet, beraat, tazminat ya da ret kararı verilebilir. Fakat buna rağmen kişi sürecin sonunda şunu hissedebilir: “Ben dinlendim. İddiam ciddiye alındı. Deliller tartışıldı. Kararın gerekçesi bana açıklandı. Süreç bana karşı kör, sağır ve hoyrat değildi.”</p>

<p>Bu duygu, hukuk bakımından küçümsenemez. Çünkü yargılamanın meşruiyeti yalnızca kararın sonucundan değil, kararın üretildiği sürecin taraflar tarafından nasıl deneyimlendiğinden de beslenir.</p>

<p><strong>VIII. Anti-Terapötik Yargılama Biçimleri</strong></p>

<p>Anti-terapötik yargılama birkaç temel görünüm altında ortaya çıkar. İlk görünüm, <strong>dinlemeyen yargılama</strong>dır. Tarafın, sanığın, mağdurun veya tanığın konuşmasına usulen izin verilir; fakat söz gerçekten işitilmez. Kişi konuşur ama yargısal dikkat dosyaya, ön kabule veya hazır kanaate kilitlenmiştir. Bu durumda dinlenilme hakkı şeklen vardır; fakat yargısal dikkat bakımından eksiktir.</p>

<p>İkinci görünüm, <strong>küçültücü dil kullanan yargılama</strong>dır. Mahkeme dili bazen farkında olmadan kişiyi çocuklaştırır, azarlar, küçümser veya ahlaken mahkûm eder. Özellikle kırılgan taraflarda bu dil dava travmasını derinleştirir. İnsan yalnızca kararın sonucuyla değil, kendisine nasıl hitap edildiğiyle de yaralanır.</p>

<p>Üçüncü görünüm, <strong>belirsizliği büyüten yargılama</strong>dır. Ertelenen duruşmalar, açıklanmayan ara kararlar, bekletilen raporlar, gerekçesiz işlemler ve öngörülemeyen usulî gelişmeler kişide kontrol kaybı duygusunu artırır. Yargılama uzadıkça, dava hayatın bir parçası olmaktan çıkar; hayat davanın etrafında dönmeye başlar.</p>

<p>Dördüncü görünüm, <strong>tutanağa yansımayan yargılama</strong>dır. Kişi duruşmada bir şey söylemiştir; fakat bu söz tutanağa geçmemiştir. Bu durumda yalnızca söz değil, kişinin yargısal varlığı da silinmiş olur. Tutanak krizi bu nedenle sadece teknik değil, aynı zamanda psikolojik bir krizdir. İnsan, söylediğinin kayda geçmediği yerde, varlığının da kayda geçmediğini hisseder.</p>

<p>Beşinci görünüm, <strong>gerekçesiz yargılama</strong>dır. Gerekçesiz veya yetersiz gerekçeli karar, kişiye yalnızca “kaybettin” demez; aynı zamanda “neden kaybettiğini bilmeye değmezsin” duygusu da verebilir. Bu, dava travmasının en ağır biçimlerinden biridir. Çünkü insan kararın sonucunu kabullenmekte zorlanabilir; fakat anlaşılır bir gerekçe hiç değilse ona muhatap alındığı duygusunu verir.</p>

<p><strong>IX. Terapötik Yargılama: Tanınma, Gerekçe ve Usulî Saygı</strong></p>

<p>Terapötik yargılama, yargılamanın tedavi faaliyetine dönüşmesi değildir. Terapötik yargılama, insanın yargılama sürecinde özne olarak görülmesi, sözünün ciddiye alınması, delillerin gerçekten tartışılması, kararın anlaşılır gerekçeyle kurulması ve sürecin onur kırıcı olmayan bir dille yürütülmesidir. Bu tür yargılamada kişi mutlaka kazanmaz. Ancak kaybetse bile, sürecin kendisini yok saymadığını hisseder. Hukukun onarıcı etkisi de çoğu zaman buradan doğar. İnsan bazen sonucu değil, kendisine nasıl davranıldığını daha uzun süre hatırlar.</p>

<p>Bir mağdur açısından terapötik yargılama, yaşadığı olayın adının konulmasıdır. Bir sanık açısından terapötik yargılama, peşinen mahkûm edilmeden savunmasının dinlenmesidir. Bir davalı açısından terapötik yargılama, yalnızca iddiaların nesnesi değil, kendi anlatısının öznesi olarak görülmesidir. Bir tanık açısından terapötik yargılama, baskı altında bırakılmadan ve aşağılanmadan konuşabilmesidir. Bu nedenle terapötik yargılama, yalnızca psikolojik bir iyi niyet değil, aynı zamanda yargısal meşruiyet meselesidir. Dinleyen, gerekçelendiren, tutanağa alan, açıklayan ve tarafları özne olarak gören yargılama, adalet duygusunu güçlendirir. Buna karşılık aceleci, küçültücü, gerekçesiz, dosya merkezli ve ilgisiz yargılama, karar doğru olsa bile adalet deneyimini zedeler.</p>

<p><strong>X. Dava Travması Sadece Mağdura Ait Değildir</strong></p>

<p>Bu meselede dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Dava travmasını yalnızca mağdurun psikolojisi üzerinden düşünmek eksik olur. Elbette mağdur, müşteki veya davacı bakımından dava süreci ağır bir yük doğurabilir. Ancak sanık, davalı veya haksız yere suçlanan kişi bakımından da dava travması son derece gerçektir.</p>

<p>Bir kişi yıllarca sanık sıfatı taşıyabilir. Beraat etse bile sosyal çevresinde, iş hayatında, ailesinde ve kendi iç dünyasında yargılanmış olmanın izini taşıyabilir. Hukuken beraat eden kişi, psikolojik olarak aynı hızla beraat edemeyebilir. Karar onu aklar; fakat süreç onu yormuş, tüketmiş ve itibar olarak zedelemiş olabilir.</p>

<p>Aynı şekilde boşanma davalarında taraflar, yalnızca hukuki taleplerle değil, kişiliklerine yönelen ağır ithamlarla karşılaşabilir. İş davalarında işçi, yıllarca emeğinin değersizleştirildiğini hissedebilir. Ticari davalarda taraflar yalnızca para değil, güven ve itibar kaybı yaşar. Ceza davalarında ise isnadın kendisi bile başlı başına bir psikolojik yük oluşturabilir.</p>

<p>Bu nedenle dava travması, “mağdur psikolojisi” başlığına sıkıştırılamaz. Daha geniş bir kavramdır: <strong>Yargılama sürecine maruz kalan insanın psikolojik yaralanmasıdır.</strong></p>

<p><strong>XI. Avukat-Müvekkil İlişkisinde Dava Travması</strong></p>

<p>Dava travması, avukat-müvekkil ilişkisini doğrudan etkiler. Müvekkilin bazı davranışları çoğu zaman yalnızca “zor müvekkil” davranışı olarak görülür. Oysa bu davranışların arkasında dava sürecinin yarattığı psikolojik dalgalanma olabilir.</p>

<p>Müvekkil sürekli arayabilir. Çünkü belirsizlik onu yormaktadır. Aynı soruyu defalarca sorabilir. Çünkü duyduğu cevaba değil, güven duygusuna ihtiyaç duymaktadır. Avukatın araştırma için zamana ihtiyaç duymasını bilgisizlik olarak algılayabilir. Çünkü kendi kaygısı, beklemeyi tahammül edilmez hâle getirmiştir. Duruşma ertelendiğinde avukata öfkelenebilir. Çünkü sistemin yarattığı çaresizliği en yakınındaki hukuk temsilcisine yöneltmektedir. Karşı tarafın her dilekçesini büyük bir saldırı gibi algılayabilir. Çünkü dava artık onun için yalnızca bir uyuşmazlık değil, benlik savunması hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın, müvekkilin davranışlarını yalnızca karakter meselesi olarak değil, dava travmasının belirtileri olarak da okuyabilmesi gerekir. Bu, avukatın terapist gibi davranması anlamına gelmez. Fakat avukat, dava sürecinin psikolojik etkilerini gözetmeden sağlıklı bir temsil ilişkisi kuramaz.</p>

<p><strong>XII. Savunmanın Terapötik İşlevi</strong></p>

<p>Savunma yalnızca hukuki iddia üretmez; aynı zamanda kişinin yargılama içindeki özne konumunu korur. Avukat, müvekkilin sesinin kaybolmasını, acısının teknik dil içinde buharlaşmasını ve iddiasının dosya konforu içinde görünmezleşmesini engellemeye çalışır. Bu anlamda savunmanın terapötik bir işlevi vardır. Fakat bu işlev psikolojik tedavi anlamında değil; kişinin hukuk karşısında özne olarak korunması anlamındadır.</p>

<p>Avukatın terapötik savunma işlevi birkaç alanda görünür. Avukat, müvekkilin yaşadığı olayı dağınık bir acı olmaktan çıkarıp hukuki anlatıya dönüştürür. Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir tercüme değildir. Acının hukuken anlamlı, delille desteklenebilir ve mahkemenin anlayabileceği bir forma sokulmasıdır.</p>

<p>Avukat, müvekkile süreci açıklar ve belirsizliği azaltır. Belirsizlik, dava travmasının en güçlü kaynaklarından biridir. Müvekkil neyin neden olduğunu, hangi ihtimallerin bulunduğunu, hangi işlemin ne anlama geldiğini bildikçe kontrol duygusu kısmen geri gelir.</p>

<p>Avukat, duruşmada sözün kaybolmasını önler. Müvekkilin beyanı eksik geçirilirse, soru engellenirse, delil tartışılmadan geçilirse, avukat yalnızca usulî bir hak kullanmaz; aynı zamanda müvekkilin yargılama içindeki varlığını korur.</p>

<p>Avukat, eksik tutanağa müdahale eder. Çünkü tutanak, duruşmanın hafızasıdır. Tutanakta olmayan söz, çoğu zaman üst denetimde de yok hükmündedir. Bu nedenle tutanak hassasiyeti yalnızca teknik bir refleks değil, aynı zamanda müvekkilin yargısal görünürlüğünü koruma çabasıdır.</p>

<p>Avukat, müvekkilin öfkesini usulî ve stratejik bir dile çevirir. Ham öfke mahkemede çoğu zaman zarar verir; fakat doğru dönüştürülmüş itiraz, kayıt ve hukuki gerekçe savunmanın etkisini artırır. Bu nedenle savunma, dava travmasının yargılama içinde büyümesini engelleyen hukuki ve insanî bir tampon işlevi görür.</p>

<p><strong>XIII. Anti-Terapötik Savunma Riski</strong></p>

<p>Ancak burada dürüst bir mesleki yüzleşme de gerekir: Savunma da bazen anti-terapötik olabilir. Avukat müvekkili dinlemezse, süreci açıklamazsa, boş vaatlerde bulunursa, müvekkilin acısını yalnızca dosya malzemesi gibi görürse, her şeyi kazanma-kaybetme ikiliğine sıkıştırırsa, duruşmada müvekkilin sözünü korumazsa, dava uzadıkça iletişimi koparırsa, müvekkilin korkusunu “abartı” diye küçümserse savunma da yaralayıcı bir pratiğe dönüşebilir.</p>

<p>Kötü savunma, müvekkilin çaresizlik duygusunu artırır. Müvekkil bu kez yalnızca mahkeme tarafından değil, kendi temsilcisi tarafından da anlaşılmadığını hisseder. Bu, dava travmasını derinleştiren ağır bir deneyimdir.</p>

<p>Bu nedenle travma bilgili avukatlık, müvekkilin her duygusuna teslim olmak değildir. Aksine mesleki sınırları koruyarak, ama insanî dikkati de kaybetmeden yürütülen bir temsil pratiğidir. Avukat ne terapisttir ne sıradan bir dosya teknisyenidir. Avukat, hukuki temsilin içinde insan psikolojisini görebilen meslek kişisidir.</p>

<p><strong>XIV. Travma Bilgili Avukatlık</strong></p>

<p>Travma bilgili avukatlık, avukatın psikolog ya da psikiyatrist rolüne girmesi değildir. Avukatın görevi terapi yapmak değildir. Ancak avukat, dava sürecinin insan üzerindeki etkilerini bilmeli; müvekkilin kaygısını, öfkesini, suskunluğunu, aşırı kontrol ihtiyacını veya kaçınma davranışını hukuki temsilin parçası olarak doğru okuyabilmelidir.</p>

<p>Travma bilgili avukatlık şu unsurları içerir: Birincisi, süreci açık anlatmak. Müvekkil neyin ne zaman olacağını, hangi ihtimallerin bulunduğunu, hangi belirsizliklerin normal olduğunu bilmelidir. Bilinmeyen şey, korkuyu büyütür.</p>

<p>İkincisi, beklentiyi gerçekçi kurmak. Avukat, müvekkile ne boş umut vermeli ne de onu gereksiz biçimde çaresiz hissettirmelidir. Gerçekçi umut, dava travmasına karşı en önemli koruyucu unsurlardan biridir.</p>

<p>Üçüncüsü, müvekkilin anlatısını hukuki dile çevirirken onu değersizleştirmemek. Her acı dilekçeye aynen yazılamaz; fakat her acı hukuken görünmez de kılınmamalıdır.</p>

<p>Dördüncüsü, müvekkili sürece hazırlamak. Duruşmada ne olacağı, karşı tarafın ne söyleyebileceği, hâkimin nasıl sorular sorabileceği, hangi sözlerin hukuken önemli olduğu anlatılmalıdır. Hazırlıksızlık travmayı artırır; hazırlık ise kontrol duygusunu güçlendirir.</p>

<p>Beşincisi, sınır koymak. Travma bilgili avukatlık, müvekkilin her kaygısına sınırsız şekilde teslim olmak değildir. Aksine sağlıklı, açık ve profesyonel sınırlar kurarak müvekkilin kaygısını yönetilebilir bir zemine çekmektir.</p>

<p>Burada temel cümle şudur: <strong>Travma bilgili avukatlık, müvekkilin acısını hukuki stratejiye dönüştürürken onu yeniden yaralamamayı da mesleki sorumluluğun parçası sayan avukatlık anlayışıdır.</strong></p>

<p><strong>XV. Avukat–Psikiyatr İşbirliği: Travma Bilgili Savunmanın Klinik Sınırı</strong></p>

<p>Dava travması, her zaman klinik düzeyde bir ruhsal bozukluk anlamına gelmez. Her dava stresi psikiyatrik bir tablo değildir. Davaya taraf olan kişinin kaygılanması, öfkelenmesi, uykusunun bozulması, belirsizlik karşısında huzursuzluk yaşaması çoğu zaman anlaşılabilir insanî tepkilerdir. Ancak bazı durumlarda dava süreci, kişinin ruhsal dayanıklılığını aşan bir yoğunluğa ulaşabilir.</p>

<p>Müvekkil sürekli panik hâlindeyse, uyuyamıyor, işlevselliğini kaybediyor, takıntılı biçimde dosyaya kilitleniyor, dava dışındaki hayatını sürdüremiyor, yoğun çaresizlik yaşıyor, gerçeklikle bağını zayıflatan yorumlar yapıyor, kendisine veya başkasına zarar verme düşüncelerinden söz ediyorsa artık mesele yalnızca avukatlık ilişkisi içinde yönetilebilecek bir kaygı değildir. Bu noktada avukatın görevi teşhis koymak değil, sınırı fark etmektir.</p>

<p>Avukat psikiyatr değildir; psikiyatr da avukat değildir. Fakat dava travmasının ağırlaştığı vakalarda bu iki mesleğin temas etmesi gerekebilir. Bu temas, müvekkilin hem hukuki hem de ruhsal bütünlüğünün korunması bakımından önemlidir.</p>

<p>Avukatın burada üstlenmesi gereken rol üçlüdür. Birincisi, <strong>gözlem rolüdür.</strong> Avukat, müvekkilin dava sürecinde olağan stresin ötesine geçen ruhsal zorlanmalar yaşadığını fark edebilir. Bu fark ediş tanı koymak anlamına gelmez; yalnızca bir risk işaretinin görülmesidir.</p>

<p>İkincisi, <strong>yönlendirme rolüdür.</strong> Avukat, uygun bir dille müvekkile profesyonel psikiyatrik veya psikolojik destek almasının yararlı olabileceğini söyleyebilir. Bu öneri, “siz hastasınız” anlamına gelecek biçimde değil; “bu süreç insanı çok yıpratabilir, bu yükü uzman desteğiyle taşımak daha sağlıklı olabilir” diliyle kurulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üçüncüsü, <strong>hukuki stratejiyle uyumlaştırma rolüdür.</strong> Müvekkilin ruhsal durumu, bazı dosyalarda doğrudan hukuki önem taşıyabilir. Ceza yargılamasında kusur yeteneği, algılama ve irade yeteneği, ifade güvenilirliği, mağdurun travmatik etkilenmesi, tanığın beyan kapasitesi, tutukluluğun ruhsal etkileri; boşanma ve velayet dosyalarında aile içi şiddet, çocukların ruhsal etkilenmesi, ebeveynlik kapasitesi; iş hukuku dosyalarında mobbingin ruhsal etkileri, tükenmişlik, depresyon ve anksiyete; tazminat davalarında ise manevi zarar ve yaşam kalitesindeki bozulma gibi başlıklarda psikiyatrik değerlendirme hukuki tartışmanın parçası hâline gelebilir.</p>

<p>Ancak burada son derece hassas bir sınır vardır. Psikiyatrik bilgi, savunmanın veya iddianın araçsal malzemesine indirgenmemelidir. Kişinin ruhsal durumu, yalnızca davada avantaj sağlamak için kullanılan bir etikete dönüştürülürse bu kez hukuk, travmayı anlamak yerine onu istismar etmiş olur.</p>

<p>Bu nedenle avukat–psikiyatr işbirliği şu ilkelere dayanmalıdır:</p>

<p><strong>Açık rıza.</strong> Müvekkilin bilgisi ve onayı olmadan ruhsal durumuna ilişkin değerlendirme alınmamalıdır. <strong>Gizlilik.</strong> Avukatlık sırrı ve tıbbi gizlilik ayrı ayrı korunmalıdır. <strong>Rol sınırı.</strong> Avukat tanı koymamalı; psikiyatr hukuki stratejiyi avukatın yerine kurmamalıdır. <strong>İnsan onuru.</strong> Müvekkilin ruhsal durumu onu küçültmek, değersizleştirmek veya iradesizleştirmek için kullanılmamalıdır. <strong>Hukuki gereklilik.</strong> Psikiyatrik değerlendirme gerçekten dosyayla ilgili olduğunda talep edilmelidir; her duygusal zorlanma tıbbi rapora dönüştürülmemelidir. <strong>Etiketleme riskinden kaçınma.</strong> “Paranoyak”, “histrionik”, “borderline”, “obsesif”, “psikopat” gibi gündelik ve damgalayıcı etiketler avukatlık dilinden uzak tutulmalıdır. Avukatın görevi kişiyi teşhis etmek değil, hukuki ilişkiyi sağlıklı yönetmektir.</p>

<p>Bu işbirliği özellikle dava travması ve litigafobi bakımından önemlidir. Çünkü bazı kişiler dava sürecinden o kadar örselenmiştir ki artık hak arama davranışı felce uğramıştır. Böyle bir durumda avukatın yalnızca “dava açalım” veya “açmayalım” demesi yeterli değildir. Kişinin dava korkusunun hukuki riskten mi, önceki travmatik deneyimden mi, ağır anksiyeteden mi, depresif çökkünlükten mi, yoksa gerçekçi bir tehlike algısından mı kaynaklandığı ayırt edilmelidir. Bu ayrım, gerektiğinde ruh sağlığı uzmanının katkısıyla daha sağlıklı yapılabilir.</p>

<p>Avukatlık pratiği bakımından temel ölçü şudur: Avukat, müvekkilin ruhsal durumunu görmezden gelmemeli; fakat onu psikiyatrik bir nesneye de dönüştürmemelidir. Müvekkil önce insandır, sonra davanın tarafıdır.</p>

<p>Dava travmasının ağırlaştığı yerde avukatın mesleki olgunluğu, psikiyatr rolüne soyunmasında değil; kendi sınırını bilerek müvekkili doğru uzmana yönlendirmesinde ve hukuki temsil ile ruhsal destek arasındaki etik dengeyi korumasında ortaya çıkar.</p>

<p><strong>XVI. Hibrit Kopuş Savunması Bağlamında Dava Travması</strong></p>

<p>Dava travması, savunma stratejisi bakımından da önemlidir. Özellikle ceza yargılamasında savunmanın görevi yalnızca maddi gerçeğe ilişkin iddia üretmek değildir; aynı zamanda yargılamanın anti-terapötik etkilerini fark etmek ve gerektiğinde bunlara müdahale etmektir. Bu noktada Hibrit Kopuş Savunması kavramı işlevsel bir çerçeve sunar. Savunma, yargılamanın seyrine göre uyum ile kopuş arasında dereceli bir müdahale dili kurar. Mahkeme dinliyorsa, delilleri tartışıyorsa, söz hakkını tanıyorsa ve süreci usule uygun yürütüyorsa savunma daha uyumlu bir hatta ilerleyebilir. Fakat yargılama anti-terapötik bir yöne kayıyorsa, savunmanın müdahale derecesi artabilir.</p>

<p>Müvekkilin sözü kesiliyorsa, savunma söz hakkını korumalıdır. Beyan tutanağa eksik geçiriliyorsa, savunma tutanağı kilitlemeye çalışmalıdır. Deliller tartışılmadan hükme gidiliyorsa, savunma CMK’nın delillerin tartışılmasına ilişkin hükümlerini işletmelidir. Mahkeme dili onur kırıcı hâle geliyorsa, savunma ölçülü ama açık bir itiraz dili geliştirmelidir. Gerekçe üretilmiyor, ara kararlar açıklanmıyor, yargılama dosya konforuna sıkışıyorsa, savunma üst denetime yönelik kayıt oluşturmalıdır.</p>

<p>Bu anlamda Hibrit Kopuş Savunması, yalnızca bir duruşma stratejisi değil; aynı zamanda anti-terapötik yargılamaya karşı koruyucu bir savunma dramaturjisi olarak da okunabilir. Savunma, yargılama içindeki yaralanma riskini görür; buna göre sessiz kalır, mikro müdahale eder, açık itiraz geliştirir veya daha sert bir kopuş hattına geçer.</p>

<p>Burada ölçü önemlidir. Her yaralayıcı etki sert bir çatışmayı gerektirmez. Bazen doğru zamanda yapılan kısa bir tutanak müdahalesi, bazen mahkemeden gerekçeli ara karar talebi, bazen delilin tartışılmasını istemek, bazen de müvekkilin sözünün tamamlanmasını sağlamak yeterlidir. Savunmanın ustalığı, anti-terapötik etkiyi fark etmek kadar, buna hangi derecede müdahale edeceğini de bilmektir.</p>

<p><strong>XVII. Hak Arama Özgürlüğünün Psikolojik Boyutu</strong></p>

<p>Hak arama özgürlüğü genellikle anayasal ve usulî bir hak olarak ele alınır. Kişinin mahkemeye erişebilmesi, dava açabilmesi, savunma yapabilmesi, delil sunabilmesi ve kararın denetlenmesini isteyebilmesi bu hakkın temel unsurlarıdır. Ancak hak arama özgürlüğünün bir de psikolojik boyutu vardır. İnsan, dava açma hakkına sahip olabilir; fakat dava sürecinden o kadar korkuyor olabilir ki bu hakkı fiilen kullanamaz. İşte litigafobi burada hak arama özgürlüğünün görünmeyen engellerinden biri hâline gelir.</p>

<p>Bu nedenle adalete erişim yalnızca adliye binasının kapısının açık olması değildir. Adalete erişim, insanın o kapıdan içeri girebilecek ruhsal dayanıklılığa, bilgiye, güvene ve rehberliğe sahip olmasıdır. Bir hukuk düzeni, kişiye “dava açabilirsin” demekle yetinemez. Aynı zamanda şu soruyu da sormalıdır: <strong>Bu dava süreci, insanı gereksiz yere yaralamadan yürütülebiliyor mu?</strong> Bu soru, yargı etiğinin de avukatlık etiğinin de merkezinde yer almalıdır. Çünkü hukukun amacı yalnızca uyuşmazlığı bitirmek değildir; uyuşmazlığı çözerken insanı tüketmemektir.</p>

<p><strong>XVIII. Sonuç: Dava, Yarayı Açabilir de Onarabilir de</strong></p>

<p>Dava, insanın adalet arayışının kurumsal biçimidir. Fakat her kurumsal biçim gibi dava da çift yönlüdür. Bir yandan haksızlığı görünür kılabilir, zararı telafi edebilir, suçun adını koyabilir, kişiye tanınma ve onarım imkânı sunabilir. Diğer yandan kötü yönetildiğinde, uzadığında, insanı dinlemediğinde, teknik dile hapsedildiğinde ve belirsizliği büyüttüğünde yeni bir travma alanına dönüşebilir.</p>

<p>Dava travması, hukuk sisteminin çoğu zaman görmezden geldiği insanî bedeli ifade eder. Litigafobi ise bu bedelin gelecekteki hak arama davranışını felç eden korkuya dönüşmüş hâlidir. Terapötik ve anti-terapötik yargılama ayrımı, bu bedelin nasıl üretildiğini veya nasıl azaltılabileceğini gösterir. Dinleyen, gerekçelendiren, tutanağa alan, açıklayan ve tarafları özne olarak gören yargılama onarıcıdır. Buna karşılık aceleci, küçültücü, gerekçesiz, dosya merkezli ve ilgisiz yargılama yaralayıcıdır.</p>

<p>Savunma ise bu noktada yalnızca teknik bir temsil faaliyeti değildir. Avukat, müvekkilin sesini yargılama içinde koruyan, acısını hukuki dile çeviren, belirsizliği azaltan, sözün kaybolmasını önleyen ve gerektiğinde anti-terapötik yargılama pratiklerine karşı müdahale eden meslek kişisidir. Ancak avukatın bu rolü sınırsız değildir. Dava travmasının klinik düzeye yaklaştığı yerde avukatın görevi psikiyatr rolüne girmek değil, bu sınırı fark etmek ve müvekkili doğru uzmana yönlendirmektir. Avukat–psikiyatr işbirliği, tam da bu nedenle travma bilgili savunmanın tamamlayıcı unsurudur. Hukuki temsil ile ruhsal destek arasındaki etik sınır korunduğunda, müvekkil ne yalnızca dosya nesnesine indirgenir ne de psikiyatrik etiketlerin gölgesinde görünmez hâle gelir.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş avukatlık pratiği, yalnızca hukuki bilgiye değil, yargılama psikolojisine de ihtiyaç duyar. Avukat, müvekkilin davasını takip ederken onun dava sürecindeki kırılganlığını da görmelidir. Müvekkilin korkusunu küçümsememeli; fakat bu korkunun hak arama iradesini tamamen esir almasına da izin vermemelidir.</p>

<p>Yargı ise yalnızca karar veren bir mekanizma değildir. Aynı zamanda insanı dinleyen, tanıyan, usul içinde koruyan ve gerekçeyle muhatap alan bir kamusal alandır. Hukukun gerçek başarısı yalnızca hüküm kurmasında değil, hükme giden yolda insanı gereksiz yere yeniden yaralamamasında yatar.</p>

<p>Sonuç olarak dava, bazen yaranın yeniden açıldığı yerdir; bazen de yaranın nihayet adının konulduğu yer. Hukukun ve avukatlığın görevi, hak arama sürecini yeni bir travmaya değil, mümkün olduğunca onarıcı bir adalet deneyimine dönüştürmektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dava-travmasi-hak-arama-surecinin-yaralayici-ve-onarici-yuzu-1</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 09:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/durusmassa.jpg" type="image/jpeg" length="10707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/18)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202618</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202618" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/18), 21 Mayıs 2026 Tarihli ve 33260 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/18)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Magma Mekatronik Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılan ve Alnal Elektromekanik San. ve Tic. A.Ş., Gedik Kaynak Sanayi ve Ticaret A.Ş., Zenweld Kaynak ve Kesme Ekipmanları A.Ş., Kolarc Makine İmalat San. ve Tic. A.Ş., Işık Kaynak Makine San. ve Tic. Ltd. Şti. ve Nuriş Teknoloji Makine Sanayi Tic. A.Ş. tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 8515.39 gümrük tarife pozisyonu altında kayıtlı “yalnız aksesuarları hariç net 13 kg ve altındaki kaynak makineleri” ürününün ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyetini,</p>

<p>c) EBYS: Elektronik belge yönetim sistemini,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>e) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>f) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>g) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ğ) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 8515.39 GTP’i altında kayıtlı “yalnız aksesuarları hariç net 13 kg ve altındaki kaynak makineleri”dir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTP yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Magma Mekatronik Makine Sanayi ve Ticaret A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) 16/9/2015 tarihli ve 29477 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (2015/44) ile ÇHC menşeli 8515.39 GTP’i altında yer alan “yalnız aksesuarları hariç net 13 kg ve altındaki kaynak makineleri” ithalatına yönelik olarak 29 ABD doları/adet ila 154 ABD doları/adet arasında firma bazında değişen tutarlarda dampinge karşı kesin önlem yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) 22/5/2021 tarihli ve 31488 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/19) ile sonuçlandırılan birinci NGGS ile 8515.39 GTP’i altında yer alan “yalnız aksesuarları hariç net 13 kg ve altındaki kaynak makineleri” ithalatına yönelik olarak 29 ABD doları/adet ila 154 ABD doları/adet arasında firma bazında değişen tutarlarda uygulanan dampinge karşı kesin önlem aynı şekilde uygulanmaya devam etmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe </strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce 16/7/2025 tarihli ve 32957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/15) vasıtasıyla mevcut önlemin yürürlükten kalkacağı ve ilgili ürünün yerli üretici veya üreticilerinin mevzuatta öngörülen sürelerde yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesi veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğuna ilişkin olarak bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile ÇHC menşeli 8515.39 GTP’i altında sınıflandırılan “diğerleri (yalnız aksesuarları hariç net 13 kg ve altındaki kaynak makineleri)” ithalatına yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) ÇHC’de yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülke için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu malın ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkede yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturma konusu ülkenin Ankara’daki Büyükelçiliği ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturma konusu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “https://www.ticaret.gov.tr/ithalat” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarını sunmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP adresi: <u>ticaretbakanligi</u><u>@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys</u><u>@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekaletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekmektedir. Düzenlenecek vekaletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve ünvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplama süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ve 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202618</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="15564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DEVLETİN GÜVENLİĞİNE İLİŞKİN BELGELER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Devletin güvenliğine ilişkin belgeler” başlıklı madde 326: </strong><i>“(1) Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlarına ilişkin belge veya vesikaları kısmen veya tamamen yok eden, tahrip eden veya bunlar üzerinde sahtecilik yapan veya geçici de olsa, bunları tahsis olundukları yerden başka bir yerde kullanan, hileyle alan veya çalan kimseye sekiz yıldan oniki yıla kadar hapis cezası verilir</i>.</p>

<p><i>(2) Yukarıdaki yazılı fiiller, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye koymuş ise müebbet hapis cezası verilir”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Madde, Türkiye ile savaş halinde bulunan düşman bir devletten herhangi bir akademik derece veya şeref, unvan, nişan ve sair fahri rütbe veya bunlara ait maaş almayı veya başka yararlar kabul etmeyi ihanet sayan bir görüşten hareketle bunları alan veya kabul edenleri cezalandırmaktadır”</i>.</p>

<p>Devletin güvenliği, “devlet” denilen ve kamu kudretini kullanma yetkisine sahip kılınıp, ülkenin benimsediği yönetim sistemini koruyup kollayan, kişi hak ve hürriyetlerini gözeten, kendisini hukukla bağlı kabul eden kamu tüzel kişiliğinin somut tehlikelerle karşı karşıya bırakılmaması anlamını taşır. Bunun için de, devletin güvenliğine iç veya dış siyasal yararların, yani izlediği yol ve yöntemlerden elde ettiği ve elde etmeyi düşündüğü ülke yararlarını koruyan belgelerin yok edilmesi veya ortadan kaldırılması, tahrip edilmesi, bunlar üzerinde sahtecilik yapılması veya başka amaçlarla kullanılması veya bulundukları yerden alınması suç sayılmıştır.</p>

<p>Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin kötüye kullanılması bir soyut tehlike suçudur. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.326/2’de, bu suçun somut tehlike hali düzenlenmiştir. Devletin güvenliğine ilişkin belgelere zarar verilmesi, bu belgelerin tahsis edildiği yerden başka yerde kullanılması veya bulundukları yerden izinsiz alınması fiilleri, savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş etkinliğini veya askeri hareketlerin tehlikeye düşürmüş, yani somut tehlikeye yol açmışsa, fail hakkında müebbet hapis ceza uygulanacaktır.</p>

<p>Failin, Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin zilyedi olması, yani bu belgeleri elinde tutması veya güvenliğinden sorumlu olması, TCK m.326’da tanımlanan suçun işlenmesine engel değildir. Esas itibariyle 326. madde, devletin güvenliğine ilişkin belgeleri elinde veya bilgisinde bulunduran veya bu belgelere ulaşabilecek konumda olan kişilerin ceza sorumluluğunu düzenlemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>326. madde, bir vatana ihanet suçu tipidir. Devletin güvenliği ve dolayısıyla Ülke ve Milletin güvenliğini ilgilendiren her türlü belgenin güvenliğinin sağlanıp korunması bu belgelerin zarar görmemesi, başka yerde kullanılmaması ve yetkisi olmayan kişilerce bulundukları yerlerden alınmaması gerekir.</p>

<p>Örneğin; fotokopi çekilmesi, tercüme edilmesi veya tasdik edilmesi amacıyla yerinden çıkarılan, fakat TCK m.326’da tanımlanan icra hareketlerinden birisine konu edilen veya yetkisi olmadığı halde belgeyi bulunduğu yerden alan, bir arama sırasında rastladığı bu yönde bir belgeyi alıp tahrip veya tahrif eden veya başka amaçla kullanan veya yetkili olmadığı bir soruşturmaya müdahil olup 326. madde kapsamına giren belgeyi gizlice veya izinsiz elde eden failin ceza sorumluluğu doğacaktır. Devletin güvenliğine ilişkin belgelerin bulundukları yerden veya kişiden hile ile alma veya çalma da, suçun seçimlik hareketleri arasında sayılmıştır. 326. maddede tanımlanan suçun, Devletin güvenliğine ilişkin belgeler konusunda yetkili olan kişiler ile yetkisiz kişilerin iştiraki ile işlenmesi mümkündür.</p>

<p>Devletin güvenliğine ilişkin belgelere karşı suç, seçimlik hareketli suçlardan olup, TCK m.326’da tanımlanan icra hareketlerinden birisi vasıtasıyla işlenebilir. Suçun manevi unsuru genel kast olup, failin suçun hareket ve neticesine yönelik bilme ve isteme iradesi yeterlidir. Bu suç teşebbüse elverişli olup, yasal tanımda yer alan icra hareketlerinden birisinin tamamlanmaya çalışıldığı sırada, failin elinde olmayan sebeplerle suçun yarıda kalması mümkün olabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p></p>

<p>(Bu makale, sayın <a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow">Prof. Dr. Ersan ŞEN </a>tarafından <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">www.hukukihaber.net</a> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/devletin-guvenligine-iliskin-belgeler-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 19:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/terazi/study-law-school-italy-890213.jpeg" type="image/jpeg" length="45457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'YE BİREYSEL BAŞVURU İLE AYM'NİN KARARI SONRASINDA YENİDEN YARGILAMAYA BAŞLANDIĞI TARİHLER ARASINDA ZAMANAŞIMI SÜRESİ İŞLEMEMEKTEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6650</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/9689</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 09.12.2025</strong></p>

<p><strong>KIDEM VE İHBAR TAZMİNATINDA ZAMANAŞIMI</strong></p>

<p><strong>ISLAHA KARŞI ZAMANAŞIMI DEFİ</strong></p>

<p><strong>BİREYSEL BAŞVURU</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır. İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince işçinin iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. İstinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında işçinin dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa işçi tarafından yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle işçinin bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre işçi tarafından ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup işçinin iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmakta olup kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025 Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.</p>

<p>..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.</p>

<p>Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymye-bireysel-basvuru-ile-aymnin-karari-sonrasinda-yeniden-yargilamaya-baslandigi-tarihler-arasinda-zamanasimi-suresi-islememektedir</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="25724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesinde Staj (2026 - Yaz Dönemi)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, anayasa yargısı alanına ilgi duyan ve bu alanda tecrübe kazanmak isteyen lisans öğrencilerine tam zamanlı staj imkânı tanımaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p>Staj kapsamında öğrenciler, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri kapsamında Norm Denetimi ile Bireysel Başvuru başta olmak üzere Siyasi Parti Kapatma Davaları ve Siyasi Partilerin Mali Denetimi gibi konularda bilgi edinmekte, farklı birimlerde deneyim kazanarak anayasa yargısına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirme imkânı bulmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Stajlarının sonunda başarılı olan öğrencilere sertifika verilmektedir.</p>

<p><strong>Staj Tarihleri</strong></p>

<ol>
 <li>Grup: 15-26 Haziran 2026 (40-55 Kişi)</li>
 <li>Grup: 29 Haziran-10 Temmuz 2026 (40-55 Kişi)</li>
 <li>Grup: 13-24 Temmuz 2026 (40-55 Kişi)</li>
</ol>

<p><strong>Başvuru Şartları</strong></p>

<ul>
 <li>Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak</li>
 <li>Üniversitelerin Hukuk Fakültelerinde öğrenim görüyor olmak</li>
 <li>2025-2026 eğitim-öğretim yılında 4. sınıf öğrencisi olmak</li>
</ul>

<p><strong>Başvuru Belgeleri</strong></p>

<ul>
 <li>Fotoğraflı Özgeçmiş</li>
 <li>Öğrenci Belgesi</li>
 <li>Transkript (Güncel olmalıdır)</li>
 <li>Niyet Mektubu (Anayasa Yargısına ilginiz ve stajdan beklentileriniz)</li>
 <li>Adli Sicil Kaydı Belgesi (e-Devlet üzerinden temin edilebilir)</li>
</ul>

<p><strong>Başvuru Tarihleri</strong></p>

<p>Başvuru şartlarını taşıyan adayların başvurularını 20-25 Mayıs 2026 tarihleri arasında <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/" rel="nofollow"><strong>staj.anayasa.gov.tr</strong></a> adresinden yapmaları gerekmektedir.</p>

<p><strong>Sonuçların Açıklanması</strong></p>

<p>Staj Programına kabul edilenler 10 Haziran 2026 tarihinde <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/stajsorgulama" rel="noopener" target="_blank"><strong>https://staj.anayasa.gov.tr/stajsorgulama</strong></a> adresinde ilan edilecektir.</p>

<p><strong><u>NOT:</u></strong> Bu ilanın yayınlandığı tarihten önce yapılmış olan staj başvurularının, burada belirtilen bilgi ve belgeleri de içerir şekilde <a href="https://staj.anayasa.gov.tr/" rel="nofollow"><strong>staj.anayasa.gov.tr</strong></a> web adresi üzerinden yeniden yapılması gerekmektedir.</p>

<p>* Staj programına kabul edilenlerin staj programını kapsayacak şekilde Ferdi Kaza Sigortası yaptırması gerekmektedir. (Staja gelirken bir örneğini getiriniz)</p>

<p>Her öğrenci yalnızca bir defa staj yapabilir ve staj dönemi içerisinde yer alan gruplardan yalnızca birine başvuru yapabilir. İlgili dönem için (örneğin yaz dönemi) staj başvurusu reddedilen öğrenciler, takip eden staj dönemlerinde (örneğin takip eden kış dönemi) başvurularını yineleyebilirler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-staj-2026-yaz-donemi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/aym-staj-20261.jpg" type="image/jpeg" length="22438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Kavga ve Sataşma Neticesinde Fesih]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş Hukuku uygulamalarında işyerinde işçiler arasında yaşanan kavga ve sataşmalara sıkça rastlanmaktadır. Bir işçinin işyerindeki diğer işçilere yahut da işveren ve/veya işveren vekillerine karşı kavga ve sataşma fiilleri de olabilmektedir. Yaşanan bu gibi olaylar sonrasında işverenin nasıl hareket ettiği ve nasıl sonuçlandırdığı olası iş mahkemelerinde görülecek olan davalarda önem arz etmektedir. İşyerinde yaşanan kavga yahut sataşmaya bağlı fesihlerde işveren tarafından işçiler arası eşitlik ilkesine uyulup uyulmadığı detaylı bir şekilde incelenmelidir. Ayrıca yaşanan olayın büyüklüğüne göre iş kazası sayılıp sayılmadığı da zaman zaman tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Fesih kavramı sözleşmeyi sona erdirmek isteyen tarafın sözleşmeyi sona erdirmeye yönelik tek yanlı irade açıklamasıdır. Taraflardan birisinin fesih iradesini açıklamasıyla birlikte iş sözleşmesi geleceğe yönelik olarak ortadan kalkar. Buna bağlı olarak irade açıklaması nın şüpheye yer vermeyecek şekilde ve karşı tarafa ulaşması gerekir. Karşı tarafın himayesine girmeyen feshe yönelik irade açıklamaları hüküm ve sonuçlarını doğurmaz. Fesih beyanı, karşı tarafa ulaştığı an itibarıyla tüm sonuçlarını doğurur ve bu beyandan geri dönmek artık mümkün değildir.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesi işverene, işçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenlerle iş sözleşmesini feshetme yetkisi vermiştir. İşçinin davranışlarından kaynaklanan fesihte takip edilen amaç, işçinin daha önce işlediği iş sözleşmesine aykırı davranışları cezalandırmak veya yaptırıma bağlamak değil; onun sözleşmesel yükümlülükleri ihlale devam etmesi, tekrarlaması rizikosundan kaçınmaktır. İşçinin davranışları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilebilmesi için, işçinin iş sözleşmesine aykırı, sözleşmeyi ihlal eden bir davranışının varlığı gerekir. İşçinin kusurlu davranışı ile sözleşmeye aykırı davranmış ve bunun sonucunda iş ilişkisi olumsuz bir şekilde etkilenmişse işçinin davranışından kaynaklanan geçerli bir fesih söz konusu olur. Buna karşılık, işçinin kusur ve ihmaline dayanmayan sözleşmeye aykırı davranışlarından dolayı işçiye bir sorumluluk yüklenemeyeceğinden işçinin davranışlarından kaynaklanan geçerli fesih nedeninden de bahsedilemez.</p>

<p>İşçinin davranışlarından ve yeterliliğinden kaynaklanan nedenler, aynı yasanın 25. maddesinde belirtilen nedenler yanında, bu nitelikte olmamakla birlikte, işyerlerinde işin görülmesini önemli ölçüde olumsuz etkileyen nedenlerdir. İşçinin davranışlarından veya yetersizliğinden kaynaklanan nedenlerde, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından önemli ve makul ölçüler içinde beklenemeyeceği durumlarda, feshin geçerli nedenlere dayandığını kabul etmek gerekecektir.</p>

<p>İşçinin davranışlarına dayanan fesih, her şeyden önce, iş sözleşmesinin işçi tarafından ihlal edilmesini şart koşmaktadır. Bu itibarla, önce işçiye somut olarak hangi sözleşmesel yükümlülüğün yüklendiği belirlendiği, daha sonra işçinin, hangi davranışı ile somut sözleşme yükümlülüğünü ihlal ettiğinin eksiksiz olarak tespit edilmesi gerekir. Şüphesiz, işçinin iş sözleşmesinin ihlali işverene derhal feshetme hakkını verecek ağırlıkta olmadığı da bu bağlamda incelenmelidir. Daha sonra ise, işçinin isteseydi yükümlülüğünü somut olarak ihlal etmekten kaçınabilip kaçınamayacağının belirlenmesi gerekir. İşçinin somut olarak tespit edilmiş sözleşme ihlali nedeniyle işverenin işletmesel menfaatlerinin zarar görmüş olması şarttır. İşçinin yükümlülüklerinin kapsamı bireysel ve toplu iş sözleşmesi ile yasal düzenlemelerde belirlenmiştir. İşçinin kusurlu olarak (kasden veya ihmalle) sebebiyet verdiği sözleşme ihlalleri, sözleşmenin feshi açısından önem kazanır. Geçerli fesih sebebinden bahsedilebilmesi için, işçinin sözleşmesel yükümlülüklerini mutlaka kasıtlı ihlal etmesi şart değildir. Göstermesi gereken özen yükümlülüğünün ihlal edilerek ihmali davranış ile ihlali yeterlidir.</p>

<p>İşçinin, işverenin başka bir işçisine sataşması 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25/II, d hükmü uyarınca haklı fesih nedeni sayılmıştır. Sataşma niteliğinde olmadığı sürece, diğer işçilerle devamlı ve gereksiz tartışmaya girişmek, iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermek geçerli fesih nedenidir. Buna karşılık bir darp veya hakaret söz konusu olmaksızın işçinin, yasanın gerekçesinde de belirtildiği gibi <i>"amirleri veya iş arkadaşları ile ciddi geçimsizlik göstermesi, sıkça ve gereksiz yere tartışmaya girişmesi"</i> gibi davranışlarda bulunması, işyerinde olumsuzluklara yol açması halinde, geçerli bir fesih nedenidir. Gerçekten işçinin işverenle, işveren vekilleriyle veya diğer işçilerle geçimsizliği işyerinin normal işleyişine zarar veriyorsa işveren süreli fesih hakkını kullanabilir.</p>

<p>İş yerinde sosyal etkileşim, bireylerin iş performansını ve genel işyeri atmosferini derinden etkileyen bir faktördür. Ancak, olumsuz sosyal etkileşimler, iş yerinde kavga ve sataşma gibi davranışları tetikleyebilir. Bu kavramlar, çalışanlar arasındaki çatışmaları ve eğilimleri anlamak açısından kritik öneme sahiptir.</p>

<p><strong>1. Kavga Kavramı :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kavga, genellikle fiziksel bir çatışma olarak tanımlanır ve farklı bireyler arasında şiddet içeren bir etkileşim olarak ortaya çıkar. İş yerinde kavga, hem bireylerin fiziksel sağlığını tehdit eder hem de iş ortamında güvenlik açıklarına neden olur. Örneğin, bir çalışanın başka bir çalışana karşı fiziksel saldırıda bulunması, yalnızca saldırıya uğrayan bireyin değil, aynı zamanda çevresindekilerin de psikolojik ve duygusal sağlığını olumsuz etkileyebilir. Kavga, genellikle stres, yoğun rekabet, kötü yönetim veya iletişim eksikliği gibi faktörlerin bir sonucu olarak ortaya çıkar. Ayrıca, kavga, iş yerinde moral bozukluğuna ve ekip çalışmasının sekteye uğramasına neden olabilir, bu da iş verimliliğini olumsuz etkiler.</p>

<p><strong>2. Sataşma Kavramı :</strong></p>

<p>Sataşma, daha çok sözlü veya duygusal bir saldırı şeklinde ortaya çıkar. Bu, bireyler arasında alay etme, küçümseme veya tehdit edici ifadelerle kendini gösterir. Sataşma, genellikle çalışma ortamında güç dengesizlikleri, ayrımcılık veya cinsiyet temelli ayrımcılık gibi sorunların bir sonucu olarak ortaya çıkar. Sataşmanın etkileri, bireyler üzerinde derin psikolojik etkilere yol açabilir. Uzun vadeli sataşmalara maruz kalan bireylerde anksiyete, depresyon ve düşük özsaygı gibi sorunlar gelişebilir. Ayrıca, sataşma, ekip üyeleri arasında güven kaybına yol açabilir ve iş yerindeki genel atmosferi bozabilir.</p>

<p>Kavga ve sataşma, iş yerinde ciddi sorunlar yaratabilir. Bu nedenle, yöneticilerin bu tür davranışları önleyici stratejiler geliştirmeleri önemlidir. İş yerinde pozitif bir atmosfer yaratmak, açık iletişimi teşvik etmek ve çatışma yönetimi eğitimleri düzenlemek, bu tür olumsuz davranışların önüne geçebilir. Ayrıca, iş yerinde sıfır tolerans politikaları uygulamak, çalışanların bu tür davranışlara maruz kalma olasılığını azaltabilir. Çalışanların haklarını korumak ve onları desteklemek, sağlıklı bir işyeri kültürü oluşturmada önemli bir adımdır. İş yerinde kavga ve sataşma, bireylerin psikolojik ve fiziksel sağlığı üzerinde olumsuz etkiler yaratabilir. Bu nedenle, yöneticilerin bu tür davranışları önlemek için etkili stratejiler geliştirmesi ve uygulaması gerekmektedir. Sağlıklı bir işyeri atmosferi yaratmak, çalışanların motivasyonunu artırabilir ve genel iş verimliliğini olumlu yönde etkileyebilir.</p>

<p><strong>Kavga, Sataşma ve Fesihler Arası Değerlendirme :</strong></p>

<p>İşyerinde kavga ve sataşma, iş ilişkilerinin bozulmasına ve çalışma ortamının olumsuz etkilenmesine neden olabilir. Kavga ve sataşmalar, işyeri disiplinini bozarak verimliliği düşürebilir. İşçilerin birbirlerine fiziksel veya sözlü saldırıda bulunmaları çalışma ortamını gergin hale getirir. Bu durum hem diğer çalışanların moralini bozar hem de genel iş huzurunu zedeler. Bu tür durumlar, işverenin disiplin kurallarını uygulamasına ve hatta iş sözleşmesinin feshine neden olabilir. Ancak, kavga, sataşma ve fesih arasındaki ilişki, her durumda aynı değildir. Kavga ve sataşma, işyerinde tolerans gösterilemeyecek davranışlardır. Bu tür davranışlar, işverenin işyerindeki düzen ve disiplini korumak için gerekli önlemleri almasına neden olabilir. Kavga ve sataşma her zaman fesihle sonuçlanmayabilir. Nitekim kavga ve sataşmanın fesihle sonuçlanabilmesi için genellikle işyerinde ciddi bir düzen ve disiplin bozukluğuna neden olmalıdır. Buna bağlı olarak kavga veya sataşma sonrası yapılacak değerlendirmelerde; Kavganın veya sataşmanın ciddiyeti dikkate alınmalı, Kavgada yer alan tüm tarafların katkısı değerlendirilmeli, Kavgayı kimin başlattığı, kimin hangi ölçüde dahil olduğu belirlenmeli, İşverenin bu tür olayları önlemek için gerekli tedbirleri alıp almadığı incelenmeli ve ilgili işçinin savunmasının alınması gereklidir. Sonrasında yapılacak değerlendirme ile fesih aşamasına geçilmelidir.</p>

<p>İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. İş Kanunu’nun 25’inci maddesi kapsamında değerlendirilecek ağır sözleri, işçi, işverenin veya vekilinin tahrikleri sonucu söylemesi, ya da tahrik kapsamında savunma sınırlarını aşarak darp veya hakarette bulunması geçerli fesih nedeni sayılmalıdır. İşverenin tahrik eden veya sataşmayı başlatan işçinin iş sözleşmesini feshetmemesi, eşit işlem borcu kapsamında sataşılan ve cevap veren işçinin iş sözleşmesinin feshin haksız kılsa da, davranış işyerinde olumsuzluklara yol açmış ise geçerli nedeni ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p>Fesih, iş sözleşmesinin sona erdirilmesidir. Kavga ve sataşma nedeniyle fesih türleri, haklı-haksız fesih ve geçerli nedenle fesih olmak üzere gruplanabilir. Kavga ve sataşma nedeniyle fesih, haklı fesih olarak değerlendirilebilir. Ancak, feshin haklı olup olmadığı, her durumda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Haklı nedenle fesih işçinin ciddi anlamda kusurlu bulunduğu hallerde uygulanır. Ancak işverene yahut da işçiye göre haklı olarak görülen bir fesih yargılama aşamasında haksız olarak değerlendirilebilecektir. İş ilişkisinin sürdürülmesi beklenemeyecek durumlarda fesih, geçerli neden ileri sürülerek gerçekleştirilir. Bu durumda da karşımıza geçerli nedenle fesih kavramı ortaya çıkar. Ancak kavga ve sataşma nedeniyle feshin işe iadeye konu olabilmesi için genellikle yapılan feshin haksız olması gerekmektedir. Nitekim uygulama açısından kavga ve sataşma nedeniyle geçerli nedenle bildirimli fesih yoluna gidilmemektedir. Uygulama açısından en az rastlanan diğer bir durum ise kavga ve sataşma sonrası işveren yahut işçi tarafından bildirimli fesih yoluna gidilmesidir. Nitekim bildirimli fesih bu şekilde ani gelişen olaylardan ziyade işin akışına göre tarafların alacakları kararlar sonrası işlemektedir.</p>

<p>Kavga ve sataşma ile ilgili işyerinde yaşanan olumsuzluklarda her somut olaya göre ayrı ayrı değerlendirilme yapılmalıdır. Yapılacak değerlendirmede Yargıtay’ın konuya ilişkin görüşüne hâkim olunmalıdır. Kişiler arasında hukuk güvenliğinin sağlanması, benzer olaylar da farklı sonuçların çıkmasının önüne geçmek için Yargıtay kararlarının dikkate alınması önemlidir. Somut olayda özellikle kavganın veya sataşmanın tek taraflı olup olmadığı, tek taraflı saldırılarda ise tahrik durumu olup olmadığı hususları dikkatle değerlendirilmelidir. Ayrıca işverenlerin yaşanan olay karşısında yaptıkları feshin prosedürü, sonrasında taraflar arasında olabilecek davaların sonuçları bakımından önem arz etmektedir. Bu kapsamda haklı nedenle fesih imkânı varken geçerli nedenle fesih yapılmasının olası sonuçlarına ayrıca işyerinde yürütülmesi gereken disiplin prosedürü varken bu prosedüre uymamanın sonuçlarını çalışmamamızda detaylıca belirttik.</p>

<p>Sonuç olarak işyerinde kavga, sataşma, küfür, hakaret yahut benzeri eylemleri değerlendirirken eylemlerin ağırlığı, karşılıklı olup olmadığı ayrı ayrı değerlendirilmeli ve İş Kanunu kapsamında yer aldığı şekilde haklı yahut da geçerli fesih yoluna gidilmelidir. Fesih işlemi yapılırken de seçilen fesih yöntemine yahut da işyerinde uygulanan sözleşme kapsamında belirtilen fesih prosedürüne uyulması gerekmektedir. Kanaatimizce kanunda yapılacak bir değişiklikle işyerinde kavga ve sataşma hususlarına yönelik daha belirgin bir çerçeve çizilmesi uygun olabilecektir. Özellikle haklı nedenle feshin geçerli nedenle feshe dönüşmesine ilişkin yapılacak düzenleme ile kavga ve sataşma halinde haklı neden ve geçerli neden ayrımının sonuçları işçi bakımından lehe olacaktır. Öte yandan yapılacak düzenleme ile işverenler açısından olası bir durumda nasıl hareket edileceğinin daha anlaşılır bir şekil alması sağlanabilir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kavga-ve-satasma-neticesinde-fesih-dal-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="91062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 18/04/2017 tarihli, 2013/14422 E., 2017/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/14422<br />
Karar No : 2017/1836</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden (Davalı) :<br />
Vekilleri :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :<br />
Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekilleri :</p>

<p>İstemin Özeti :Davacıların, mirasbırakanları .......2.6.2006 tarihinde ... Mahallesi ... Sokakta meydana gelen trafik kazasında vefatı üzerine; kazanın yoldaki çukurdan kaynaklandığı, bu durumun Ceza Mahkemesi tarafından hazırlattırılan bilirkişi raporu ile de sabit olduğu, hizmet kusurundan kaynaklı zararlarının idare tarafından karşılanmasının gerektiği ileri sürülerek uğranılan 50.000,00 TL maddi, 80.000,00 TL manevi tazminatın olay tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte taraflarına ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 1. İdare Mahkemesi'nce; Adli tıp Kurumu'nun 26/12/2008 tarihli raporunda gerekli aydınlatma ve işaretleme sistemlerini yapmayıp trafiği tehlikeye düşüren davalı idarenin %60; kask takmayan, hızını ayarlamayan ve direksiyon kurallarına uymayan davacılar murisinin %40 kusuru bulunduğunun belirtildiği; bu kusur oranları uyarınca ...... için 19.547 TL;.......n için 4.118,73 TL; ...... için 688.82 TL destekten yoksun kalma tazminatı hesaplandığı, hesaplanan toplam 24.354,78 TL maddi tazminat ile manevi tazminat istemlerinin 50.000 TL'lik kısmının kabulü, tazminatın idareye başvuru tarihi olan 04.06.2007 tarihinden itibaren ödemenin yapıldığı güne kadar idarece hesaplanacak yasal faizi ile birlikte davalı ... Belediye Başkanlığı tarafından davacılara ödenmesi, davanın ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı yönünden hizmet kusurunun bulunmadığı gerekçesiyle reddi, maddi ve manevi tazminat istemlerinin fazlaya ilişkin kısımlarının reddi yolunda verilen kararın, davalı Gaziemir Belediye Başkanlığı tarafından hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p>Savunmaların Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, dosyanın tekemmül ettiği anlaşılmakla yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 1. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 18/04/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="18913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 15. Dairesi'nin 20/02/2017 tarihli, 2013/9890 E., 2017/807 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONBEŞİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2013/9890<br />
Karar No : 2017/807</strong></p>

<p><br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davacılar) :<br />
Vekili :<br />
Temyiz Eden ve Karşı Taraf (Davalı) :<br />
Vekili :<br />
Diğer Davalı :<br />
Vekili :</p>

<p>İstemin Özeti : ... Kasabası ... Mahallesi ... Köyü yol ayrımında bulunan hemzemin geçitte 16.04.2004 tarihinde meydana gelen kaza sonucu çocukları ......... kaybeden davacıların, çocuklarını kaybetmelerinden dolayı zarara uğradıklarından bahisle davacı baba için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 TL manevi, davacı anne için 20.000,00 TL maddi, 50.000,00 manevi olmak üzere toplam 40.000,00-TL maddi ve 100.000,00-TL manevi tazminatın; Devlet Demiryollarının gerekli tedbirleri almadığının belirterek olay tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka iskonto haddine göre belirlenecek reeskont faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılan dava sonucunda, ... 16. İdare Mahkemesi'nce; Adli Tıp Kurumu tarafından hazırlanan 18/07/2007 tarihli raporunda; olay yeri hemzemin geçide trafiğin güvenliği açısından gerekli önlemleri (bariyer, alt geçit ya da üst geçit gibi) almayan, anılan bu önlemleri almakla yükümlü kazanın meydana geldiği yerdeki karayolunun yapım, bakım, onarımından sorumlu Kurum mevcut şartlarda meydana gelen olayda %10 ; TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğü'nün %10 oranında kusurlu olduğunun belirtildiği; bu kusur oranları hükme esas alınarak ve Adli Tıp Kurumu raporunda TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğüne atfedilen %10 oranındaki kusurun da karayolundan sorumlu olan idareye atfedilerek; hesap bilirkişisince hesaplanan destekten yoksun kalma zararının davacı baba için 4.066,06 TL maddi, davacı anne için 6.525,17 TL maddi, davacılar için 25.000,00 TL'er manevi tazminatın adli yargıda davanın açıldığı 14.12.2004 tarihinden itibaren hesaplanacak yasal faiziyle birlikte davalı Sincan Belediye Başkanlığı'nca davacılara ödenmesi, fazlaya ilişkin maddi ve manevi tazminat ile faiz isteminin reddi yolunda verilen kararın, taraflarca aleyhlerine olan kısımlarının hukuka uygun olmadığı ileri sürülerek temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br />
Savunmanın Özeti : Savunma verilmemiştir.</p>

<p>Düşüncesi : Temyiz isteminin reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onbeşinci Dairesi'nce, tetkik hakiminin açıklamaları dinlenip, dosyadaki belgeler incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kararın Bozulması" başlıklı 49. maddesinin 2. fıkrasında; temyiz incelemesi sonucu Danıştayın; a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması, b) Hukuka aykırı karar verilmesi, c) Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması sebeplerinden dolayı incelenen kararı bozacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyadaki belgeler ile temyiz dilekçesindeki iddiaların incelenmesinden, temyiz istemine konu kararın hukuka ve usule uygun olduğu, kararın bozulmasını gerektirecek yasal bir sebebin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle; temyiz isteminin reddine, ... 16. İdare Mahkemesi'nin ... tarih ve ... sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 2577 sayılı Kanunun 18.06.2014 gün ve 6545 sayılı Kanunla eklenen Geçici 8. maddesinin 1. fıkrası ve 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren onbeş gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 20/02/2017 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="17931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BELEDİYELERİN YOL AĞLARINDAKİ BAKIM YÜKÜMLÜLÜKLERİ İHLALİNDEN DOĞAN KÜMÜLATİF ARAÇ ZARARLARI VE İDARENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Bu akademik inceleme yerel yönetimlerin ulaştırma ve altyapı hizmetlerindeki bakım-onarım yükümlülüklerinin ihlali neticesinde motorlu taşıtlarda meydana gelen kümülatif(zamana yayılı) zararların idare hukuku prensipleri çerçevesindeki tazmin edilebilirliğini ele almaktadır. Şehir içi yol ağlarında sıklıkla karşılaşılan yapısal bozulmalar, çukurlar ve asfalt deformasyonları araçlarda yalnızca anlık çarpma hasarlarına değil, aynı zamanda uzun vadeli mekanik yıpranmalara da sebebiyet vermektedir. Çalışma kapsamında, Anayasa'nın 125. maddesi başta olmak üzere 5393 sayılı Belediye Kanunu, 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümleri detaylıca irdelenmiştir. Hizmet kusuru ve tehlike ilkesine dayalı kusursuz sorumluluk kavramları arasındaki teorik sınırlar tartışılarak idari yargı pratiğinde ispat külfeti ve uygun illiyet bağının kümülatif zararlar yönünden nasıl esnetilmesi gerektiği yüksek yargı içtihatları eşliğinde analiz edilmiştir.</p>

<p><strong>1. GİRİŞ VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>

<p>Hukuk devleti ilkesinin en önemli yansımalarından biri, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları tazmin etme yükümlülüğüdür. Toplumun ortak ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanan kamu hizmetleri, süreklilik, düzenlilik ve eşitlik prensipleri doğrultusunda yürütülmek zorundadır. İdarenin asli görevleri arasında yer alan kentsel altyapı ve ulaştırma hizmetleri modern yaşamın kesintisiz akışı için büyük bir öneme sahiptir. Karayollarının inşası, bakımı ve güvenliğinin sağlanması yerel yönetimler ile merkezi idarenin ortak sorumluluk alanına girmektedir. Günümüzde kentleşmenin ve motorlu araç kullanımının büyük bir hızla artması şehir içi yol ağları üzerindeki fiziki yükü ve yıpranma payını artırmıştır. Belediyelerin bütçelerinin yetersizliği, düzenli bakımlarının yapılmaması veya yol kalitesinin yeterli seviyede olmaması sebebiyle yollarda oluşan derin çukurlar, rögar kapaklarının yol seviyesiyle eşit düzeyde yapılmaması ve yollarda meydana gelen bölgesel çökmeler trafik güvenliğini tehlikeye atmaktadır. Bu durum ayrıca bireylerin mülkiyet hakkına doğrudan zarar veren idari bir kusur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Uygulamada, söz konusu yol kusurlarından kaynaklanan araç hasarları iki farklı kategoride ortaya koyabiliriz. Bunlardan ilki araçlarda meydana gelen "ani ve statik hasarlar"dır. Bu tip durumlarda kaza tespit tutanakları ve olay yeri fotoğrafları ile illiyet bağı kolaylıkla kurulabilmektedir. İkinci kategori ise bu çalışmanın asıl konusunu oluşturan "zamana bağlı kümülatif hasarlar"dır.</p>

<p>Sürücünün ikametgâhı ile iş yeri arasında yer alan ve idarece uzun süre bakımsız bırakılan bir güzergâhı düzenli olarak kullanması neticesinde, aracın süspansiyon ve yürür aksamında meydana gelen olağan dışı, hızlandırılmış yıpranmalar bu gruba girmektedir. Bu makale, klasik hizmet kusuru anlayışının kümülatif zararları tazmin noktasındaki yetersizliklerini aşmayı ve modern ispat hukuku teorileriyle konuya yeni bir perspektif kazandırmayı amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>2. YOL BAKIM VE ONARIM HİZMETLERİNE İLİŞKİN NORMATİF ALTYAPI</strong></p>

<p>Türkiye'de karayolu ağlarının yönetimi ve bakımı yolun hukuki statüsüne ve coğrafi konumuna göre çeşitli idari makamlar arasında paylaştırılmıştır. Sorumluluğun tespiti ve husumetin doğru idareye yöneltilmesi açısından bu paylaşımın sınırlarının net olarak çizilmesi gerekmektedir. 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 14/1-a maddesi uyarınca kentsel altyapı ve ulaşım hizmetleri belediyelerin asli görevleri arasında yer almaktadır. Bu madde uyarınca belediyenin yalnızca yol inşa etme görevi yoktur; aynı zamanda o yolun ekonomik ömrü boyunca ulusal standartlara (TSE) uygun, sürüş güvenliğini tehdit etmeyecek kondisyonda tutulması görevini de yüklemektedir. Belediyeler bu kapsamda gereken her türlü tedbiri almakla yükümlüdür.</p>

<p>Büyükşehir statüsüne sahip illerde ise 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu hükümleri uygulama alanı bulacaktır. 5216 sayılı Kanunun 7/1-g maddesi "Büyükşehir belediyesinin yetki alanındaki mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar, meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımı ile bu yolların temizliği ve karla mücadele çalışmalarını yürütmek; kentsel tasarım projelerine uygun olarak bu yerlere cephesi bulunan yapılara ilişkin yükümlülükler koymak; ilân ve reklam asılacak yerleri ve bunların şekil ve ebadını belirlemek; meydan, bulvar, cadde, yol ve sokak ad ve numaraları ile bunlar üzerindeki binalara numara verilmesi işlerini gerçekleştirmek" yetki sınırları çizilmiştir. Buna göre bulvarlar, meydanlar ve geniş caddelerin yapım, bakım ve onarımı doğrudan büyükşehir belediyeleri üzerine bırakılırken; mahalle aralarında kalan tali yollar ve dar sokakların sorumluluğu ilçe belediyeleri üzerine bırakılmıştır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ile 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun uyarınca şehir içinden geçse dahi devlet yolları ve il yolları statüsündeki transit güzergâhların bakım, onarım ve trafik güvenliğinin Karayolları Genel Müdürlüğüne ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla idari başvuru aşamasında yolun niteliğinin doğru tespit edilmesi sorumlu idarenin tespiti açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>3. İDARİ SORUMLULUĞUN TEMELLERİ: KUSUR VE RİSK</strong></p>

<p>İdarenin hukuki sorumluluğu özel hukuktaki haksız fiil sorumluluğundan farklı olarak, kamu hukukunun kendine has dinamikleri üzerine inşa edilmiştir. T.C. Anayasası'nın 125. maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür" hükmü bu sorumluluğun anayasal temelini oluşturur. İdare hukukunda mali sorumluluk, kural olarak "hizmet kusuru", istisnai olarak ise "kusursuz sorumluluk" esasına dayanır.</p>

<p>Hizmet kusuru idarenin yürütmekle yükümlü olduğu bir kamu hizmetinin kuruluşunda, işleyişinde veya teşkilatında meydana gelen objektif aksaklıklarda sorumluluğunu ortaya koymaktadır. Yol bakım hizmetleri bağlamında hizmet kusuru üç şekilde ortaya çıkabilir. Hizmetin hiç işlememesi (Bozulan veya çöken bir yolun idare tarafından tamamen kaderine terk edilmesi ve hiçbir müdahalede bulunulmaması) Hizmetin geç işlemesi (Vatandaşların CİMER veya yerel şikâyet hatları üzerinden bildirimde bulunmasına rağmen, yoldaki derin bir çukurun uzun süreler boyunca onarılmaması) Hizmetin kötü işlemesi (Onarımın standartlara aykırı yapılmasıdır. Niteliksiz asfalt kullanımı, zemin etüdünün yapılmaması veya yamaların ilk yağışta tekrar açılarak daha tehlikeli çukurlar oluşturması bu kapsamda değerlendirilebilir.) İdarenin yol ağını sürekli denetim altında tutma yükümlülüğü bulunduğundan "çukurdan haberimiz yoktu" savunması idari yargıda kabul görmemektedir.</p>

<p>İdarenin kusursuz sorumluluğu, devletin ve idari kurumların eylem veya işlemlerinden doğan zararları, herhangi bir hizmet kusuru aranmaksızın tazmin etmesi yükümlülüğü anlamına gelmektedir. Yolların idaresi, doğası gereği bünyesinde potansiyel tehlikeler barındıran kompleks bir faaliyettir. Bazı hallerde idare tüm bakım ve onarım süreçlerini gerektiği gibi yürütmesine rağmen zararın doğmasını engelleyemeyebilir. Bu noktada, idarenin "fedakârlığın denkleştirilmesi" ve "kamu külfetleri karşısında eşitlik" prensipleri gereği kusuru bulunmasa dahi sorumluluğuna gidilebilecektir. Ağır tonajlı araçların ve yoğun iklim koşullarının yıprattığı yolların yönetimi potansiyel bir risk yaratır. Bu riskin gerçekleşerek bireyin mal varlığında zararlar yaratması getirmesi durumunda idarenin tehlike ilkesi uyarınca kusursuz sorumluluğu doğabilecektir.</p>

<p><strong>4. KÜMÜLATİF ZARAR KAVRAMI VE UYGUN İLLİYET BAĞININ İSPATI</strong></p>

<p>Araçlarda çukurlar ve yapısal bozukluklar nedeniyle meydana gelen zamana bağlı kümülatif hasarlar ispat hukuku açısından sorunlu bir alan olarak karşımıza çıkmaktadır. Geleneksel zarar teorisi eylem ile sonuç arasında kesintisiz bağ arar. Oysa kümülatif zararlarda süreç küçük mikro-travmaların zaman içerisinde birikmesiyle oluşur. Bu noktada güzergâhtaki kusurlu geçiş sayısı, yolun bozukluğundan kaynaklanan her bir dikey ivme etkisini, parçada oluşan anlık mikro deformasyonu, malzemenin olağan yorulma payını göz önünde bulundurarak araçta meydana gelen kümülatif zararın tespit edilmesi gerekmektedir. Bu noktada "uygun illiyet bağı" teorisinin modern yorumlarına başvurulması gerekmektedir. İdari eylemin tek bir olay değil, "süregelen bir eylemsizlik hali" olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Kümülatif zarar iddiasının ispatını temel 3 madde altında ortaya koyabilmektedir. Bunlardan ilki güzegahın ortaya konulmasıdır. Zarara uğrayan taraf araç güzergahını Plaka Tanıma Sistemi (PTS), Kent Güvenlik Yönetim Sistemi (KGYS) kayıtları, ev-işyeri adres bilgileri, tanık ve kamera kayıtları ile ortaya koyabilmektedir. Burada önemli olan husus kişinin bozuk güzergahı kullanma zorunluluğunun ve kullandığı gerçeğinin ortaya konulmasıdır. Ayrıca belirtmemiz gerekir ki ev-işyeri bilgileri ispat açısından fiili karine oluşturabilecektir.</p>

<p>Kümülatif zararı iddiasını ortaya koymada ikinci önemli maddemiz eksper incelemesidir. Araçların kusurlu yollar nedeniyle zarara uğrayabilecek parçaları arasında lastik, jantlar, süspansiyon sistemi, amortisörler, rot ayarı, tabla ve burçlar, egzoz sistemi ve motor karteri sayılabilir. Bu noktada aracın eski muayene kayıtları, varsa eksper raporu, yenilenen parçalar var ise bunlara dair fatura ve servis kayıtları, aracın yaşı ve kilometre bilgileri eşliğinde eksper raporu alınması ve meydana gelen zarar ile idarenin kusuru arasındaki illiyet bağının ortaya konulması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Kümülatif zararı ortaya koymada bir diğer önemli maddemiz ise idareye yapılan talep ve şikayetlere ilişkin kayıtlardır. Bu sayede idarenin bilme ve onarım yapma yükümlülüğünü ihlal ettiği ve hizmet kusuruna neden olduğu ortaya konulmuş olacaktır.</p>

<p><strong>5. YÜKSEK YARGI İÇTİHATLARI VE YARGI YOLU</strong></p>

<p>Türkiye'de karayollarındaki bakım eksikliklerinden doğan zararların tazmini konusunda yüksek yargı organları zaman zaman görüş ayrılıkları yaşamış olsa da, uyuşmazlıkların çözüm yeri ve esası konusunda artık yerleşik bir içtihat hukuku oluşmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karayollarındaki fiziki kusurlar veya yapısal hatalar nedeniyle talep edilecek tazminat uyuşmazlıklarında hangi mahkemenin görevli olduğu, olayın şartlarına göre farklılık gösterir. Ne var ki, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun açık hükmü gereği bu davaların çözüm yeri istisnasız olarak adli yargı mercileridir. Eğer kazanın yaşandığı kusurlu yolun bakım ve onarım sorumluluğu kamuya (Belediyelere veya Karayolları Genel Müdürlüğü'ne) aitse, söz konusu davaların adresi adli yargı kolunda yer alan Asliye Hukuk Mahkemeleri olmalıdır. Diğer taraftan, güzergahın yap-işlet-devret modeliyle özel firmalar tarafından yönetildiği otoyollarda durum farklılaşır. Bu tür özel yollardaki bozukluklardan kaynaklanan zararlarda, aracı kullanan kişinin seyahat amacı belirleyici bir kriterdir. Şayet sürücü şahsi, yani ticari veya mesleki olmayan bir nedenle seyahat ediyorsa dava Tüketici Mahkemelerinde açılmalıdır. Ancak yapılan yolculuğun temelinde ticari ya da mesleki bir faaliyet yatıyorsa, uyuşmazlığın çözüm yeri yine Asliye Hukuk Mahkemeleri olacaktır.</p>

<p>Belediye veya Karayolları Genel Müdürlüğü'nün sorumluluğunda olan bir yolda, idarenin yoldaki çukuru kapatmaması, gerekli uyarı levhalarını yerleştirmemesi veya bakım çalışmalarını standartlara uygun yapmaması neticesinde meydana gelen araç zararları ile diğer maddi zararlar, doğrudan doğruya kamu hizmetinin yürütülmesine ilişkin bir "hizmet kusuru" teşkil eder. Danıştay'ın bu konuda vermiş olduğu kararlar illiyet bağı ve idarenin sorumluluğunun sınırları konusunda yol göstericidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-20139890-e-2017807-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesi’nin T.20/02/2017, E.2013/9890, K.2017/807 sayılı kararın</a>da yol zeminindeki bozukluk ve ıslaklık nedeniyle meydana gelen kazada gerekli bakım-onarımı yapmayan ve uyarıcı işaret koymayan idarenin hizmet kusuru bulunduğu kabul edilmiştir. Bu kapsamda öncelikli olarak olayın meydana geliş şekli, idarenin hizmet kusurunun ağırlığı, zararın niteliği araştırılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-15-dairesinin-201314422-e-20171836-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 15. Dairesinin T.18/04/2017 E.2013/14422 K.2017/1836 sayılı kararı</a>nda İzmir'de yoldaki çukur sebebiyle meydana gelen ölümlü kazada geride kalanların, ceza mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucunda idarenin hizmet kusuru olduğunun anlaşıldığını belirterek belediyeye tazminat davası açtığına yer verilmiştir. Adli Tıp Kurumu raporuyla yolda gerekli aydınlatma ve işaretleme tedbirlerini almayan idarenin %60 oranında hizmet kusuru işlediği; kask takmayıp hızını ayarlamayan sürücünün ise %40 oranında kusur taşıdığı tespit edilmiştir. Danıştay, İdare Mahkemesi'nin bu kusur oranları ışığında idarenin sorumluluğuna hükmederek hesapladığı maddi ve manevi tazminatların yasal faiziyle birlikte ödenmesi kararını hukuka uygun bularak onamıştır.</p>

<p><strong>6. USUL HUKUKU YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRMELER (ZORUNLU İDARİ BAŞVURU)</strong></p>

<p>İdari yargıda açılacak tam yargı (tazminat) davaları bir takım katı usul kurallarına tabidir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu md. 13/1'e göre "İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir." Bu zorunlu idari başvuru süreci işletilmeden doğrudan mahkemeye gidilmesi, davanın usulden reddi ile sonuçlanacaktır.</p>

<p>İYUK md. 13 uyarınca mağdur, eylemi ve zararı öğrendiği tarihten itibaren 1 yıl ve her halükarda eylem tarihinden itibaren 5 yıl içinde ilgili belediyeye veya idareye yazılı olarak başvurmalıdır. Ani hasarlarda bu süre olayın gerçekleştiği gün başlarken; makalemizin konusu olan kümülatif zararlarda "zararı öğrenme tarihi" hukuki bir tartışma yaratmaktadır. Doktrindeki baskın görüşe ve yargısal eğilimlere göre, kümülatif hasarlarda öğrenme tarihi, aracın mekanik bir incelemeye tabi tutularak arızanın yol kaynaklı olduğunun yetkili bir ekspertiz veya servis raporuyla somutlaştırıldığı tarihtir</p>

<p><strong>7. SORUMLULUĞU ORTADAN KALDIRAN VEYA AZALTAN HUKUKİ HALLERİ</strong></p>

<p>İdari eylem ve işlemlerden kaynaklanan tazminat yükümlülüğü, nedensellik (illiyet) bağını kesen birtakım harici faktörlerin varlığında bütünüyle ortadan kalkabileceği gibi; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda yer alan hükümlerin idare hukukuna kıyasen uygulanması yoluyla oransal olarak da azaltılabilmektedir. Bu kapsamda öne çıkan temel etkenlerden ilki mücbir sebeptir.</p>

<p>Kamu idaresinin önceden tahmin edip tedbir almasının ve karşı koymasının fiilen imkânsız olduğu olağanüstü tabiat olayları mücbir sebep olarak nitelendirilebilir. Örneğin, ansızın gelişen yıkıcı bir depremin karayolunda meydana getirdiği derin yarıkların araçlara verdiği zararlarda idareye kusur atfedilemez. Buna karşılık, bölgenin iklim standartları dahilinde gerçekleşen yağışların ardından asfalt yüzeyinde meydana gelen erime ve bozulmalar mücbir sebep şemsiyesi altına alınamaz; bu tür deformasyonlar açıkça projelendirme, mühendislik veya hatalı malzeme kullanımından kaynaklanan birer hizmet kusurudur.</p>

<p>İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan bir diğeri ise üçüncü kişinin ağır kusurudur. Yol güzergâhında altyapı, doğalgaz veya telekomünikasyon çalışması yürüten taşeron firmaların ya da kurumların, çalışma sahasını usulüne uygun kapatmayarak çukur veya hafriyat bırakması neticesinde doğan zararları bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yine üçüncü kişilerin kendi hatalarıyla yollara verdikleri zararlar da bu kapsama dahildir. Ne var ki mahkemeler, belediyelerin kendi yetki havzalarındaki her türlü kazı ve yapım işini denetleme mükellefiyetine sahip olmasından yola çıkarak, genellikle idareyi mağdura karşı "müteselsilen (zincirleme) sorumlu" kabul etmektedir. Belediyenin, mağdura ödemek zorunda kaldığı tazminat bedelini daha sonra asıl kusurlu işletmeye veya müteahhide rücu etme (yansıtma) hakkı ise saklıdır</p>

<p>İlliyet bağını kesen veya azaltan unsurlardan üçüncüsü ise zarar görenin ağır kusurudur. Sürücünün söz konusu yolun fiziki eksikliklerini ve tehlikelerini bilmesine rağmen hız sınırlarını aşması, aracın taşıma kapasitesinin üzerinde yük yüklemesi yahut gerekli trafik dikkatini sergilememesi hallerini bu kapsamda değerlendirebiliriz. Yargılama aşamasında mahkemece görevlendirilen bilirkişi heyeti, olayın oluşumuna göre taraflar arasında matematiksel bir kusur dağılımı (örneğin idare %71, zarar gören %29) belirler ve hükmedilecek tazminat miktarından davacının kusuru oranında hakkaniyet indirimi (tenzilat) yapılır. Bu kapsamda somut olayın tüm unsurları göz önünde bulundurulmalı ve ondan sonra eksper raporu eşliğinde karar verilmelidir.</p>

<p><strong>8. SONUÇ </strong></p>

<p>İdarenin varoluş amacından doğan en temel ödevlerinden biri; çağdaş standartlara uygun ulaşım ağları inşa etmek, bu yolların periyodik onarımını sağlamak ve ortaya çıkan fiziki riskleri gecikmeksizin ortadan kaldırmaktır. Yerel yönetimlerin bu kamusal yükümlülüğü ihmal etmesi neticesinde yollarda süreklilik kazanan çukurlar ve yapısal bozukluklar, yurttaşların mülkiyet hakkını ihlal etmesinin yanı sıra motorlu taşıtlarda zamanla biriken (kümülatif) mekanik zararlara zemin hazırlamaktadır.</p>

<p>Aniden gerçekleşen kaza kaynaklı hasarlarla kıyaslandığında, zamana yayılan kümülatif yıpranmaların hukuken ispatlanması daha karmaşık bir süreçtir. Buna rağmen; aracın söz konusu güzergâhı sürekli kullandığını teyit eden elektronik veriler, bağımsız bilirkişi incelemeleri ve idareye yapılmış şikâyet bildirimleri vasıtasıyla "uygun illiyet bağı" rahatlıkla kurulabilmektedir. Hukuk devleti ilkesi, idari yargı makamlarının "hizmet kusuru" kavramını katı ve durağan bir çerçeveden çıkararak, mütemadi idari eylemsizliklerin birikimli sonuçlarını da kapsayacak modern ve dinamik bir yorum metodolojisine geçiş yapmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Artan hukuki ihtilafları asgariye indirmek ve kamu bütçesinin tazminat yüküyle tükenmesinin önüne geçmek için, belediyelerin önleyici bakım stratejilerini benimsemesi şarttır. Bu bağlamda, çöp kamyonları veya belediye otobüsleri gibi sahada sürekli aktif olan araçlara yapay zekâ destekli yüzey tarama sistemlerinin entegre edilmesi asfalt deformasyonlarının büyümeden tespitini sağlayacaktır. Ek olarak, Sayıştay denetim raporlarında "yol bakım kalitesinin" bağımsız bir performans kriteri haline getirilmesi yerel yöneticilerin hesap verebilirliğini artıracak ve hizmet standardını yükseltecektir.</p>

<p>Hasılı sağlam altyapıya sahip ve sürüş güvenliği sağlanan kentlerin inşası, sadece idarenin karşılaşacağı mali külfetleri engellemekle kalmayacak, aynı zamanda bireylerin devlete duyduğu anayasal güven hissini de kalıcı olarak sağlamada büyük rol oynayacaktır.</p>

<p><strong>Av. Tarık Buğra KAYA</strong></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (1982).5393 Sayılı Belediye Kanunu, 5216 Sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu, 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu, 6001 Sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun, 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu, Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümü E.2019/543, K.2019/675, Danıştay 15. Daire E.2015/8023, K.2017/1402, Reyhan Kayışlı Arslanbuğa Bozuk Yolda Meydana Gelen Trafik Kazasında İdarenin Tazminat Sorumluluğu 18/02/2021, Yoldaki Çukur, Bozuk Asfalt ve Açık Rögar Nedeniyle Oluşan Zararlarda Belediyenin Hukuki Sorumluluğu Onur Küçükyetim, Çağlayan, R. (2019) İdari Yargılama Hukuku ve İdari Sorumluluk (5. Baskı), Seçkin Yayıncılık, Ankara.Gözler, K. (2022). İdare Hukuku Dersleri (21. Baskı). Ekin Yayınları, Bursa.Giritli, K., Bilgen, P., &amp; Akgüner, T. (2015). İdare Hukuku. Der Yayınları, İstanbul.Yıldırım, T. (2018). Türkiye'de İdari Yargı Sistemi ve Sorumluluk Hukuku Esasları. Yetkin Yayınları, Ankara</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belediyelerin-yol-aglarindaki-bakim-yukumlulukleri-ihlalinden-dogan-kumulatif-arac-zararlari-ve-idarenin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-tokmak-kitaplss.jpg" type="image/jpeg" length="20214"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mağduriyet Egoizmi Karşısında Avukat: Acının Temsili ile Hukukun Sınırı Arasında]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Mağduriyet, hukukun en güçlü başlangıç noktalarından biridir. Haksızlığa uğrayan insan yalnızca zararının giderilmesini değil, sesinin duyulmasını, acısının tanınmasını ve uğradığı haksızlığın kamusal olarak adlandırılmasını ister. Bu yönüyle mağduriyet, hak arama davranışının meşru ve insani kaynağıdır. Ancak mağduriyet duygusu her zaman hukukileşerek ilerlemez; kimi zaman genişler, katılaşır, kendi etrafında ahlaki bir üstünlük alanı kurar ve kişiye sınırsız talep hakkı verdiği yanılsamasını üretir. Bu noktada mağduriyet, adalet arayışının zemini olmaktan çıkarak mağduriyet egoizmine dönüşür.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi, kişinin uğradığı haksızlığı bütün hukuki, ahlaki ve usuli sınırların üstüne yerleştirmesi; kendi acısını başkalarının haklarını, delil rejimini, ölçülülük ilkesini ve yargılamanın tarafsızlığını bastıran bir meşruiyet kaynağına dönüştürmesidir. Bu durum, özellikle avukatlık mesleği bakımından hassas bir gerilim yaratır. Avukat, müvekkilinin acısını anlamak ve temsil etmek zorundadır; fakat o acının içinde eriyerek hukuku intikamın aracına dönüştüremez. İyi avukatlık, müvekkilin duygusunu inkâr etmeden ona hukuki biçim kazandırmak; mağduriyetin haklı çekirdeğini korurken onun ölçüsüz genişlemesine sınır koyabilmektir.</p>

<p>Bu makale, mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumunu empati, mesafe, meslek etiği, yargısal dikkat ve savunma hakkı bağlamında incelemektedir. Temel iddia şudur: Avukat, mağduriyetin sözcüsü olabilir; fakat mağduriyetin sınırsızlaştırılmış egosunun memuru olamaz. Avukatın sadakati, müvekkilin her duygusuna teslim olmak değil, müvekkilin gerçek menfaatini hukukun sınırları içinde korumaktır.</p>

<p><strong>1. Giriş: Mağduriyetin Haklılığı ile Mağduriyetin Mutlaklığı Arasında</strong></p>

<p>Hukuk çoğu zaman bir mağduriyet anlatısıyla başlar. Bir insan gelir ve anlatır: Haksızlığa uğramıştır. Aldatılmıştır, yaralanmıştır, küçük düşürülmüştür, dışlanmıştır, dolandırılmıştır, tehdit edilmiştir, terk edilmiştir, itibarı zedelenmiştir, emeği gasp edilmiştir, onuru kırılmıştır. Avukatın masasının karşı tarafında oturan kişi çoğu kez sadece bir hukuki uyuşmazlığın tarafı değildir; aynı zamanda kendi hayat hikâyesinin bir yerinde incinmiş, kırılmış, görünmez bırakılmış bir öznedir. Bu nedenle avukatlık, yalnızca kanun maddelerini bilen bir teknik meslek değildir. Avukat, insanın haksızlık deneyimiyle ilk temas eden mesleklerden biridir. Mahkeme salonundan önce gelen yer, çoğu zaman avukatın odasıdır. Müvekkil orada yalnızca olayları sıralamaz; kendisini, öfkesini, utancını, kırgınlığını, haklılık ihtiyacını ve tanınma arzusunu da getirir. Avukatlık masasının üstüne sadece belgeler değil, insanın iç dünyası da konur.</p>

<p>Fakat işte tam burada kritik bir ayrım doğar. Her mağduriyet haklılık üretmez; her acı hukuki doğruluk anlamına gelmez; her incinme, sınırsız talep hakkı vermez. İnsan haksızlığa uğramış olabilir; fakat bu, onun her iddiasını ispatlanmış, her talebini ölçülü, her öfkesini meşru, her yöntemini hukuka uygun kılmaz. Mağduriyet, hukukun kapısını açabilir; ama hukukun yerine geçemez.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi dediğimiz şey, tam da bu geçiş noktasında ortaya çıkar. Kişi, uğradığı haksızlığı kendi benliğinin merkezine yerleştirir ve artık dünyayı bu merkezden okumaya başlar. Kendi acısı, bütün ölçülerin ölçüsü olur. Karşı taraf yalnızca hukuki bir muhatap değil, mutlak kötüye dönüşür. Mahkeme, hakikati araştıracak bir yargılama makamı değil, mağdurun anlatısını onaylaması gereken bir sahne olarak görülür. Avukat ise hukuki aklın temsilcisi değil, müvekkilin öfkesini taşıması gereken bir sözcü gibi konumlandırılır.</p>

<p>Bu tablo, avukat açısından en zor mesleki sınavlardan birini doğurur. Avukat müvekkiline duyarsız kalamaz; onun acısını küçümseyemez; mağduriyetini soğuk bir prosedür meselesine indirgeyemez. Ancak avukat, müvekkilin mağduriyet duygusu tarafından da bütünüyle ele geçirilemez. Çünkü avukatın görevi, acıyı hukuka tercüme etmektir; acıyı hukukun yerine geçirmek değildir. Bu nedenle mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumu, iki uç arasında kurulmalıdır: Bir yanda mağduru susturan, onun acısını teknik ayrıntılar içinde eriten soğuk hukukçuluk; diğer yanda mağduriyet duygusunu mutlaklaştırıp hukuku intikamın aracına dönüştüren kontrolsüz tarafgirlik. İyi avukatlık, bu iki uç arasında zor, ince, fakat onurlu bir yerde durur.</p>

<p><strong>2. Mağduriyetin Haklı Çekirdeği</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmini tartışırken ilk dikkat edilmesi gereken nokta, mağduriyeti baştan patolojik veya sorunlu bir hâl gibi görmemektir. Çünkü mağduriyet, çoğu zaman hukuki ve ahlaki bir gerçeğe dayanır. İnsan gerçekten zarar görmüş olabilir. Bedeni incinmiş, malvarlığı eksilmiş, itibarı zedelenmiş, ailesi dağılmış, iş hayatı sarsılmış, güven duygusu yıkılmış olabilir. Bu nedenle “mağduriyet egoizmi” kavramı, mağduru suçlayan, mağdurun acısını küçümseyen, onun hak arama davranışını gayrimeşru gösteren bir kavram olarak kullanılmamalıdır. Aksi halde hukuk, zaten incinmiş olan kişiye ikinci bir incinme yaşatır. Mağdur önce fiilin, sonra da duyarsızlığın mağduru hâline gelir.</p>

<p>Mağdurun tanınma ihtiyacı son derece insani bir ihtiyaçtır. Haksızlığa uğrayan kişi çoğu zaman yalnızca sonuç almak istemez; yaşadığı şeyin adının konulmasını ister. “Bana yapılan haksızlıktır” cümlesinin kamusal olarak duyulmasını ister. Bu nedenle dava, yalnızca maddi sonuç üreten bir mekanizma değildir; aynı zamanda sembolik bir tanınma alanıdır. Avukat bu haklı çekirdeği görmezse müvekkilini anlayamaz. Onu sadece dilekçeye çevrilecek bir olaylar toplamı gibi görür. Oysa müvekkilin anlattığı şey çoğu zaman çıplak olay değildir; olayın kendisinde bıraktığı izdir. İyi avukat, bu izi görür. Müvekkilin öfkesinin altında bazen korku, bazen aşağılanma, bazen utanç, bazen çaresizlik, bazen de kaybedilmiş bir saygınlığı yeniden kazanma arzusu bulunduğunu anlar.</p>

<p>Ancak avukatın anlaması, onaylaması anlamına gelmez. Empati, teslimiyet değildir. Müvekkilin duygusuna temas etmek başka şeydir; o duygunun hukuki stratejiyi bütünüyle yönetmesine izin vermek başka şeydir. Mağduriyetin haklı çekirdeğini korumak için bile onun ölçüsüz genişlemesini sınırlamak gerekir. Çünkü kontrolsüz mağduriyet dili, sonunda mağdurun kendi davasına da zarar verir.</p>

<p><strong>3. Mağduriyet Egoizmi Nedir?</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi, kişinin uğradığı haksızlık nedeniyle kendisini hukuki ve ahlaki sınırların üstünde görmeye başlamasıdır. Bu psikolojide kişi artık yalnızca zararının giderilmesini istemez; kendi acısının bütün dünyayı yeniden düzenlemesini bekler. Herkesin kendisine inanmasını, herkesin kendi öfkesini paylaşmasını, yargılamanın kendi anlatısı etrafında şekillenmesini ister.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hâl birkaç tipik cümlede kendisini gösterir:</p>

<p>“Ben mağdurum, o hâlde bana inanılmalı.”</p>

<p>“Ben acı çektim, bu yüzden karşı tarafın savunma hakkı bu kadar önemsenmemeli.”</p>

<p>“Ben zarar gördüm, o hâlde onun da hayatı mahvolmalı.”</p>

<p>“Ben haklıyım, avukat da benim öfkemi aynen mahkemeye taşımalı.”</p>

<p>“Bu kadar acıdan sonra usulden, delilden, ölçülülükten söz edilemez.”</p>

<p><strong>Bu cümlelerin ortak noktası, mağduriyetin hukuki denetimin yerine geçirilmesidir.</strong> Mağduriyet, delilin yerine geçer; öfke, gerekçenin yerine geçer; ahlaki üstünlük hissi, ispatın yerine geçer. Böylece hukuk, mağduriyet anlatısının hizmetkârı hâline getirilmek istenir. Oysa hukuk tam da bu nedenle vardır: Acıyı tanımak, fakat acının tek başına hüküm kurmasına izin vermemek için. Hukuk, haksızlığı ciddiye alır; ama haksızlığa uğrayan kişinin bütün taleplerini otomatik olarak haklı kabul etmez. Hukuk, mağduru dinler; fakat karşı tarafı da dinlemek zorundadır. Hukuk, zararı görür; fakat delili, usulü, savunmayı ve ölçülülüğü de korur.</p>

<p>Mağduriyet egoizmi, en çok bu noktada hukuki düzenle çatışır. Çünkü hukuk yavaş, usuli, denetime açık ve sınırlayıcıdır. Mağduriyet egoizmi ise hızlı, mutlak, duygusal ve sınırsızdır. Hukuk “ispatla” der; mağduriyet egoizmi “acıma bak” der. Hukuk “karşı tarafı da dinleyelim” der; mağduriyet egoizmi “onu dinlemek bile bana haksızlık” der. Hukuk “ölçülü olalım” der; mağduriyet egoizmi “benim acımın ölçüsü olmaz” der. Bu yüzden avukatın görevi, mağduriyet ile hukuk arasında bir çeviri yapmaktır. Avukat, müvekkilin acısını inkâr etmeden ona hukuki biçim verir. Öfkeyi talebe, kırgınlığı delile, tanınma arzusunu usuli hakka, intikam isteğini ölçülü bir hukuki sonuca dönüştürmeye çalışır.</p>

<p><strong>4. Avukatın Empatik Mesafesi</strong></p>

<p>Avukatlıkta en zor becerilerden biri empatik mesafedir. Empati olmadan avukatlık mekanikleşir; mesafe olmadan avukatlık savrulur. Avukat müvekkilini anlamalıdır, fakat müvekkilinin duygusal evreninde kaybolmamalıdır. Onun acısını duymalıdır, fakat o acının diliyle düşünmeye başlamamalıdır.</p>

<p>Empatik mesafe, avukatın müvekkiline şöyle yaklaşabilmesidir: “Seni duyuyorum. Yaşadığın şeyin sende nasıl bir yıkım oluşturduğunu görüyorum. Fakat bunu mahkemeye bu ham öfkeyle taşırsak haklılığımız güçlenmez, zayıflar. Şimdi bunu hukuki dile çevirmemiz, delillendirmemiz, ölçülü bir talep hâline getirmemiz gerekir.” Bu cümle, avukatlığın temel sınır çizgisidir. Avukat, müvekkilin öfkesini küçümsemez; ama o öfkeye mesleki aklını teslim etmez. Çünkü avukatın görevi müvekkilin duygusunu çoğaltmak değil, onu hukuken işlenebilir hâle getirmektir.</p>

<p>Empatik mesafeyi kaybeden avukat iki ayrı hataya düşebilir. Birinci hata, soğuk teknisyenliktir. Bu durumda avukat müvekkilin acısını hiç görmez. Onu yalnızca “dosya”, “talep”, “delil”, “dava türü”, “süre” ve “harç” üzerinden okur. Müvekkilin yaşadığı kırılmayı anlamadığı için onunla güven ilişkisi kuramaz. Bu tür avukatlık, teknik olarak doğru işler yapabilir; fakat insanı temsil etmekte eksik kalır.</p>

<p>İkinci hata ise duygusal özdeşleşmedir. Bu durumda avukat müvekkilin acısını o kadar sahiplenir ki, mesleki mesafesini kaybeder. Karşı tarafı artık hukuki bir özne olarak değil, müvekkilin anlatısındaki mutlak kötü olarak görür. Dilekçenin dili sertleşir, talepler ölçüsüzleşir, dava stratejisi intikam duygusuna göre şekillenir. Avukat, hukuki temsilci olmaktan çıkar; müvekkilin öfkesinin uzantısı hâline gelir. Oysa iyi avukatlık ne duygusuz teknisyenliktir ne de duygusal taşeronluk. İyi avukatlık, müvekkilin acısını anlayarak ona hukuki sınır koyabilmektir.</p>

<p><strong>5. Müvekkilin Öfkesi ve Avukatın Sınır Koyma Görevi</strong></p>

<p>Müvekkilin avukattan beklediği şey çoğu zaman yalnızca hukuki yardım değildir. Müvekkil, avukatın kendi öfkesine katılmasını, kendi haklılık anlatısını onaylamasını, karşı taraf hakkında aynı duygusal sertliği paylaşmasını isteyebilir. Hatta kimi zaman avukatın sakinliği, müvekkil tarafından duyarsızlık gibi algılanır.</p>

<p>“Avukatım bile beni anlamıyor.”</p>

<p>“Benim kadar öfkelenmiyor.”</p>

<p>“Karşı tarafı yeterince sert anlatmıyor.”</p>

<p>“Bu dilekçe çok yumuşak olmuş.”</p>

<p>“Ben onun mahvolmasını istiyorum.”</p>

<p>Bu tür beklentiler, avukatın sınır koyma becerisini sınar. Çünkü avukatın müvekkile sadakati, müvekkilin her istediğini yapmak değildir. Avukat, müvekkilin gerçek ve hukuken korunabilir menfaatini gözetir. Müvekkilin anlık öfkesi ile uzun vadeli hukuki menfaati çatıştığında, avukatın görevi öfkeye değil menfaate sadık kalmaktır.</p>

<p>Bazen iyi avukatlık, müvekkile “hayır” diyebilmektir.</p>

<p>“Bu iddiayı bu şekilde ileri süremeyiz.”</p>

<p>“Bu dil bize zarar verir.”</p>

<p>“Bu talep hukuken ölçüsüz görünür.”</p>

<p>“Bu belgeyi böyle kullanmak doğru olmaz.”</p>

<p>“Bu davayı intikam alanına çevirirsek mahkeme bizi dinlemez.”</p>

<p>“Karşı tarafın haksız olması, bizim her yöntemi kullanabileceğimiz anlamına gelmez.”</p>

<p>Bu cümleler müvekkilin hoşuna gitmeyebilir. Fakat avukatlık her zaman müvekkili memnun etme sanatı değildir; kimi zaman müvekkili hukuki gerçeklikle yüzleştirme cesaretidir. Avukat, müvekkilin kendisine kızmasını göze alarak onu daha büyük bir hatadan koruyabilmelidir. Çünkü mağduriyet egoizminin en tehlikeli tarafı, müvekkile kendi zararına davranışları haklı göstermesidir. Müvekkil öfkeyle hareket eder, ölçüsüz taleplerde bulunur, karşı tarafı aşağılayan bir dil ister, hukuken zayıf iddiaların dosyaya sokulmasını talep eder, yargılamayı kişisel hesaplaşma sahnesine dönüştürmek ister. Avukat buna teslim olursa, yalnızca meslek etiğini değil, müvekkilin davasını da zedeler.</p>

<p><strong>6. Mağduriyetin İntikam Diline Dönüşmesi</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizminin en belirgin sonucu, adalet talebinin intikam talebine dönüşmesidir. Başlangıçta kişi hak arıyordur; fakat zamanla karşı tarafın cezalandırılması, küçük düşürülmesi, toplum içinde itibarsızlaştırılması, ekonomik olarak çökertilmesi veya psikolojik olarak yıpratılması temel amaç hâline gelir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle önemlidir: Adalet talebi, hukuki sorumluluğun tespitini ve uygun sonucun doğmasını ister. İntikam talebi ise karşı tarafın acı çekmesini ister. Adalet talebi ölçü arar. İntikam talebi doyum arar. Adalet talebi delile ihtiyaç duyar. İntikam talebi anlatısının onaylanmasını yeterli görür. Adalet talebi mahkemeye yönelir. İntikam talebi çoğu zaman mahkemeyi de kendi öfkesinin aracına dönüştürmek ister. Bu nedenle avukat, müvekkilin talebinin hangi hatta ilerlediğini sürekli kontrol etmelidir. Müvekkil gerçekten hukuki bir sonuç mu istiyor, yoksa dava yoluyla karşı tarafın hayatını mı cezalandırmak istiyor? Zararının giderilmesini mi istiyor, yoksa karşı tarafın bütün varlığının ahlaken mahkûm edilmesini mi? Hak arama mı yapıyor, yoksa hukuku kişisel öfkesinin taşıyıcısına mı dönüştürüyor?</p>

<p>Bu sorular kolay sorular değildir. Çünkü çoğu olayda adalet ile intikam duygusu iç içe geçer. İnsan haksızlığa uğradığında doğal olarak öfkelenir. Sorun öfkenin varlığı değildir; öfkenin hukuki aklı bütünüyle ele geçirmesidir. Avukatın görevi, öfkeyi yok saymak değil, onu hukukun taşıyabileceği sınırlara çekmektir.</p>

<p><strong>7. Mağduriyet Egoizmi ve Yargılamanın Ahlakileştirilmesi</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi, yargılamayı aşırı ahlakileştirir. Hukuki uyuşmazlık, iyi ile kötü arasındaki mutlak bir savaşa dönüştürülür. Karşı taraf artık hata yapan, borcunu ödemeyen, sözleşmeye aykırı davranan, suç isnadı altında bulunan veya savunma hakkını kullanan bir kişi değildir; mutlak kötülüğün temsilcisi hâline gelir.</p>

<p>Bu dil, yargılamanın doğasını bozar. Çünkü yargılama, tarafların ahlaki varlığını bütünüyle tartan bir mahşer sahnesi değildir. Hukuk, somut fiile, delile, sorumluluğa, kusura, zarara, illiyet bağına ve usule bakar. Fakat mağduriyet egoizmi, somut hukuki tartışmayı karakter mahkûmiyetine dönüştürme eğilimindedir.</p>

<p>Böylece dilekçelerde, duruşma beyanlarında ve müvekkil anlatılarında şu kayma görülür: “Şu eylem hukuka aykırıdır” demek yerine, “O zaten kötü bir insandır” denir. “Şu zararı doğurmuştur” demek yerine, “Beni mahvetti, o da mahvolmalı” denir. “Şu delillerle sorumluluğu sabittir” demek yerine, “Benim yaşadıklarım ortadayken daha ne delili?” denir.</p>

<p>Bu ahlakileştirici dil, ilk bakışta güçlü görünür. Fakat çoğu zaman hukuken zayıflatıcıdır. Çünkü yargılamayı somut olaydan koparır, mahkemede savunulabilir noktaları dağıtır, hâkimde duygusal abartı izlenimi yaratır ve karşı tarafa mağdurun ölçüsüzlüğünü gösterme imkânı verir. Avukat burada dili yeniden hukukileştirmelidir. “Kötü insan” söylemini “hukuka aykırı fiil” diline, “mahvolsun” talebini “hukuki sorumluluk doğsun” talebine, “beni anlamıyorlar” yakınmasını “şu deliller tartışılmadı” itirazına çevirmelidir. Bu çeviri, avukatlığın en önemli entelektüel ve etik işlevlerinden biridir.</p>

<p><strong>8. Ceza Yargılamasında Mağduriyet Egoizmi: Savunma Hakkı Üzerindeki Baskı</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi ceza yargılamasında daha ağır sonuçlar doğurabilir. Çünkü ceza yargılaması, devletin cezalandırma yetkisini kullandığı alandır. Burada mağdurun acısı ne kadar gerçek olursa olsun, sanığın adil yargılanma hakkı, masumiyet karinesi, susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, delillerin tartışılması hakkı ve şüpheden sanık yararlanır ilkesi ortadan kalkmaz.</p>

<p>Ancak toplumsal infialin yüksek olduğu, mağduriyet anlatısının güçlü biçimde dolaşıma girdiği dosyalarda savunma hakkı kolayca ahlaki baskı altına alınır. Sanık müdafii, sanki mağdura karşı konumlanmış gibi gösterilir. <strong>Delili tartışması mağduru incitmek, çelişkiyi göstermesi mağduru suçlamak, usul itirazı yapması gerçeği örtmek, tanığı sorgulaması acıya saldırmak gibi sunulabilir.</strong></p>

<p>Bu, ceza yargılaması açısından son derece tehlikelidir. Çünkü savunma hakkı, sadece sanığın kişisel hakkı değildir; yargılamanın meşruiyet koşuludur. Savunmanın susturulduğu yerde mahkûmiyet kararı verilse bile adalet duygusu tamamlanmış olmaz. Hukuk, mağduriyetin yüksek sesi altında sanığın haklarını kaybederse, yargılama hakikati bulma süreci olmaktan çıkar; kamu vicdanını yatıştırma ritüeline dönüşür.</p>

<p>Sanık müdafii burada ince bir hat üzerinde yürür. Mağdurun acısını küçümsememeli, onu ikinci kez incitecek bir dil kullanmamalıdır. Fakat mağduriyet anlatısının delil yerine geçmesine de izin vermemelidir. Müdafiin görevi mağduru aşağılamak değil, iddiayı denetlemektir. Mağduru susturmak değil, anlatının hukuki ve delilî sınırlarını göstermektir.</p>

<p>Bu nedenle savunma şu cümleyi sakin ama kararlı biçimde kurabilmelidir: “Mağdurun acısına saygı duyuyoruz; ancak ceza yargılamasında hüküm acıya değil, hukuka ve duruşmada tartışılmış delile dayanır.” Bu cümle, mağduriyet egoizmi karşısında savunmanın temel ahlaki ve hukuki konumudur.</p>

<p><strong>9. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Mağduriyet Egoizmi</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında mağduriyet egoizmi, duruşma atmosferini etkileyen özel bir psikolojik ve dramaturjik basınç alanı üretir. Özellikle kamuoyuna yansımış, sosyal medya ilgisi çekmiş, mağdur anlatısı güçlü olan dosyalarda mahkeme salonu yalnızca hukuki aktörlerin bulunduğu bir yer olmaktan çıkar; duygusal beklentilerin, sembolik cezalandırma taleplerinin ve toplumsal onay arzusunun sahnesi hâline gelir. Bu atmosferde savunmanın tamamen uyumlu, görünmez ve pasif kalması tehlikeli olabilir. Çünkü mağduriyet anlatısı, dosyanın bütün anlamını belirleyen tek anlatıya dönüşebilir. Mahkeme, farkında olmadan bu anlatının ritmine girebilir. İddia makamı, mağduriyetin ahlaki gücünü delil tartışmasının yerine geçirebilir. Tutanak, savunmanın itirazlarını değil, mağduriyet anlatısının duygusal yoğunluğunu taşıyabilir.</p>

<p>HKS burada savunmaya dereceli bir strateji önerir. Her mağduriyet dosyasında sert kopuş gerekmez. Bazen birinci derece uyumla, mağdurun acısına saygılı fakat hukuki sınırları hatırlatan bir savunma dili yeterlidir. Bazen ikinci derece mikro müdahaleler gerekir: “Bu hususun delil değeri nedir?”, “Bu beyanın hangi maddi olguyu ispatladığı açıklansın”, “Bu anlatının duygu boyutu ile delil boyutu ayrıştırılsın”, “Tutanağa savunmanın bu itirazı geçirilsin.” Bazen ise üçüncü derece kontrollü kopuş zorunlu hâle gelir: Delilsiz ahlaki mahkûmiyet atmosferi kuruluyorsa, savunma açıkça yargılamanın hukuk zemininden uzaklaştığını belirtmelidir.</p>

<p>Burada kritik olan şey üsluptur. Savunma, mağduriyet egoizmine karşı çıkarken mağdura saldıran bir dile düşmemelidir. Kopuş, kişiye değil yargısal çerçevenin bozulmasına yönelmelidir. Müdafi şöyle bir hat kurmalıdır: “Bu dosyada mağduriyet iddiası ciddiyetle dinlenmelidir; ancak mağduriyet iddiasının ciddiyeti, sanığın savunma hakkını zayıflatmaz. Delil tartışması, mağdura saygısızlık değildir. Tam tersine, yargılamanın adil olmasının zorunlu koşuludur.”</p>

<p>Bu çizgi, HKS’nin kontrollü kopuş mantığına uygundur. Savunma ne mağduriyetin ahlaki baskısı altında görünmezleşir ne de mağdura saldıran kaba bir çatışma diline savrulur. Hukuki zemini korumak için gerektiğinde müdahale eder; fakat müdahalenin dozunu duruşma atmosferine, hâkimin tutumuna, dosyanın delil yapısına ve tutanak riskine göre ayarlar.</p>

<p><strong>10. Avukatın Üçlü Sadakati</strong></p>

<p>Mağduriyet egoizmi karşısında avukatın konumu, üçlü bir sadakat üzerinden kurulmalıdır.</p>

<p>Birincisi, müvekkile sadakat. Avukat, müvekkilinin acısını ciddiye almak, onun haklarını korumak, zararını görünür kılmak ve hukuki menfaatini takip etmek zorundadır. Bu sadakat olmadan avukatlık olmaz. Müvekkil, avukatına güvenebilmelidir. Avukatın kendisini anladığını, yanında durduğunu ve hukuki mücadeleyi sahiplendiğini hissetmelidir.</p>

<p>İkincisi, hukuka ve meslek etiğine sadakat. Avukat, müvekkilinin temsilcisidir; fakat hukukun dışına çıkma yetkisine sahip değildir. Müvekkilin öfkesi, avukata hakaret etme, delili çarpıtma, karşı tarafı insanlıktan çıkarma, yargılamayı yanıltma veya ölçüsüz talepleri bilerek sürdürme hakkı vermez. Avukat, müvekkiline sadık kalırken mesleğin onurunu ve hukukun sınırlarını korumak zorundadır.</p>

<p>Üçüncüsü, yargılamanın adalet işlevine sadakat. Avukat taraf vekilidir; tarafsız hâkim değildir. Ancak bu, yargılamanın tümüyle kirlenmesine kayıtsız kalabileceği anlamına gelmez. Avukat, kendi tarafının hakkını savunurken aynı zamanda yargılamanın hukuki zeminde kalmasına katkı sunar. Delilin tartışılmasını ister, usul güvencelerini hatırlatır, ölçülülük talep eder, aşırı ahlakileştirici dili sınırlar.</p>

<p>Bu üç sadakat arasındaki denge bozulduğunda avukatlık da bozulur. Yalnızca müvekkilin duygusuna sadakat, avukatı öfkenin memuruna dönüştürür. Yalnızca soğuk hukuka sadakat, avukatı insan acısından koparır. Yalnızca soyut adalet kaygısı ise avukatı kendi tarafının somut menfaatini takip etmekten uzaklaştırabilir. İyi avukatlık, bu üç sadakati aynı anda taşıyabilme sanatıdır.</p>

<p><strong>11. Mağduriyet Egoizmi Karşısında Pratik Avukatlık İlkeleri</strong></p>

<p>Bu noktada mesele yalnızca teorik değildir. Avukat, günlük meslek pratiğinde mağduriyet egoizmiyle karşılaştığında bazı temel ilkeleri gözetmelidir.</p>

<p>İlk ilke, duyguyu dinlemek fakat stratejiyi duyguya teslim etmemektir. Müvekkilin öfkesi dinlenmeli, acısı anlaşılmalı, yaşadığı haksızlık ciddiye alınmalıdır. Ancak dava stratejisi bu ham duygu üzerinden kurulamaz. Strateji; delil, süre, usul, hukuki nitelendirme, mahkeme pratiği ve karşı tarafın savunma imkânları dikkate alınarak kurulmalıdır.</p>

<p>İkinci ilke, müvekkile erken dönemde sınırları anlatmaktır. Avukat, davanın başında müvekkile hukukun neyi yapabileceğini ve neyi yapamayacağını açıkça söylemelidir. Hukuk her acıyı bütünüyle onaramaz. Her haksızlık yargı kararıyla tamir edilemez. Her ahlaki yanlış hukuki sorumluluk doğurmaz. Her öfke dilekçeye taşınamaz. Bu gerçekler baştan konuşulmazsa, müvekkil dava sürecinden hem haksız hem de aldatılmış hissederek çıkar.</p>

<p>Üçüncü ilke, dili hukukileştirmektir. Müvekkilin “beni mahvetti” dediği yerde avukat “şu somut zarar doğdu” demelidir. Müvekkilin “o kötü biri” dediği yerde avukat “şu fiil hukuka aykırıdır” demelidir. Müvekkilin “herkes onun gerçek yüzünü görsün” dediği yerde avukat “mahkemenin görev alanı şu hukuki uyuşmazlıkla sınırlıdır” diyebilmelidir.</p>

<p>Dördüncü ilke, karşı tarafı insanlıktan çıkaran dilden kaçınmaktır. Karşı taraf haksız olabilir, kusurlu olabilir, suç işlemiş olabilir, tazminat sorumluluğu altında bulunabilir. Fakat avukatlık dili, kişiyi bütünüyle değersizleştiren ve hukuki tartışmayı karakter infazına dönüştüren bir dile teslim olmamalıdır.</p>

<p>Beşinci ilke, müvekkilin gerçek menfaatini anlık tatmininden ayırmaktır. Müvekkil bazen sert bir dilekçeyle rahatlamak ister; fakat bu dilekçe davaya zarar verebilir. Bazen karşı tarafa ağır isnatlarda bulunmak ister; fakat bunlar ispatlanamazsa müvekkili yeni hukuki risklere sokabilir. Bazen davayı büyütmek ister; fakat uzun ve yıpratıcı süreç sonunda daha fazla zarar görebilir. Avukat, bu ayrımı yapmalıdır.</p>

<p>Altıncı ilke, gerektiğinde temsil ilişkisinin sınırını koymaktır. Müvekkil avukattan hukuka aykırı, meslek etiğine aykırı veya yargılamayı kötüye kullanmaya dönük taleplerde ısrar ediyorsa, avukat bu ilişkiyi sürdürüp sürdüremeyeceğini sorgulamalıdır. Çünkü avukatlık, müvekkilin her arzusuna profesyonel biçim verme mesleği değildir.</p>

<p><strong>12. Mağduriyet Egoizmi ve Avukatın Kendi Egosuyla İmtihanı</strong></p>

<p>Bu meselenin yalnızca müvekkil tarafı yoktur; avukat tarafı da vardır. Bazen mağduriyet egoizmi, avukatın kendi mesleki egosuyla birleşir. Avukat, müvekkilin acısını kendi savaş alanına dönüştürebilir. Dosya, müvekkilin hakkını koruma aracı olmaktan çıkar; avukatın kendisini güçlü, sert, mücadeleci, yenilmez gösterdiği bir sahneye dönüşür.</p>

<p>Bu da en az müvekkilin mağduriyet egoizmi kadar tehlikelidir. Çünkü avukat bu durumda müvekkilin duygusunu yönetmek yerine onun duygusundan beslenir. Sertliği strateji sanır. Ölçüsüzlüğü cesaret zanneder. Gereksiz çatışmayı mesleki kararlılık gibi sunar. Oysa her sertlik iyi avukatlık değildir. Her bağırma savunma değildir. Her yüksek perdeden konuşma, hak arama değildir.</p>

<p>Avukatın kendi egosunu kontrol etmesi, mağduriyet egoizmiyle mücadelede zorunludur. Çünkü müvekkilin öfkesi ile avukatın mesleki hırsı birleştiğinde dava hukuki zeminini hızla kaybedebilir. İyi avukat, kendi performansını değil, müvekkilin gerçek menfaatini merkeze alır. Gerektiğinde geri çekilir, yumuşar, bekler, susar, daraltır, sadeleştirir. Çünkü avukatlık yalnızca hamle yapma sanatı değil, hamleyi zamanında ve ölçüsünde yapma sanatıdır.</p>

<p><strong>13. Sonuç: Acıyı Temsil Etmek, Acıya Teslim Olmak Değildir</strong></p>

<p>Mağduriyet, hukukun en sahici kaynaklarından biridir. İnsan haksızlığa uğradığında susmak istemez; hakkının tanınmasını, acısının görülmesini, zararının giderilmesini ister. Avukat bu talebi ciddiye almak zorundadır. Mağduriyetin haklı çekirdeğini görmeyen avukatlık, insanı dosyaya indirger.</p>

<p>Fakat mağduriyetin haklılığı, onun sınırsızlaştırılmasını meşru kılmaz. Acı, delilin yerine geçemez. Öfke, hukuki gerekçenin yerini alamaz. Tanınma arzusu, karşı tarafın savunma hakkını ortadan kaldıramaz. Mağduriyet, hukukun kapısını açabilir; ama hukukun yerine geçemez.</p>

<p>Avukatın konumu tam da burada belirir. Avukat, mağduriyetin tercümanıdır; fakat mağduriyet egoizminin memuru değildir. Müvekkilin yanında durur; fakat onun her duygusunun arkasına saklanmaz. Acıyı duyar; fakat acının hukuki aklı yutmasına izin vermez. Öfkeyi anlar; fakat öfkeyi dilekçenin, duruşmanın ve stratejinin tek ilkesi hâline getirmez.</p>

<p>Bu nedenle avukatın sadakati, müvekkilin her talebine teslim olmak değildir. Avukatın gerçek sadakati, müvekkilin haklı menfaatini hukukun sınırları içinde korumaktır. Bazen bu sadakat, müvekkile daha sert bir dava açmakla değil, onu daha ölçülü bir hukuki hatta çekmekle gösterilir. Bazen iyi avukatlık, müvekkilin öfkesini mahkemeye taşımak değil, o öfkeyi mahkemede dinlenebilir bir adalet talebine dönüştürmektir.</p>

<p>Sonuçta hukuk, acıyı yok saymamalıdır; fakat acıya teslim de olmamalıdır. Avukatlık da aynı ilke üzerinde yükselir: İnsan acısına duyarlı, fakat hukuki sınır bilincine sahip bir meslek ahlakı. Mağduriyet egoizmi karşısında avukatın asıl konumu budur: Müvekkilin acısını temsil etmek, ama hukukun onurunu da korumak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/magduriyet-egoizmi-karsisinda-avukat-acinin-temsili-ile-hukukun-siniri-arasinda-1</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 10:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/toksdghsdhglg.jpg" type="image/jpeg" length="45163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (No: 2026/3), 20 Mayıs 2026 Tarihli ve 33259 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRK GIDA KODEKSİ YENİ GIDALARA İLİŞKİN UYGULAMA TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/3)</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç </strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı; bir gıdanın 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği kapsamına girip girmediğinin belirlenmesine yönelik danışma işlemi sırasında uygulanacak olan prosedüre ilişkin usul ve esasları, yeni gıdalara izin verilmesine yönelik başvurular ile ilgili idari ve bilimsel gereklilikleri, diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular ile ilgili idari ve bilimsel gereklilikleri belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ; Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin uygulanmasına ilişkin kuralları, 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen başvuruları ve 13 üncü maddesinde yer alan bildirimi ve 15 inci maddesinde yer alan başvuruları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğ 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına, 12 nci maddesine ve 19 uncu maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Başvuru: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi veya 15 inci maddesi gereğince, bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesi için sunulan bilgi ve bilimsel verileri içeren tek bir dosyayı,</p>

<p>b) Bildirim: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğinin 13 üncü maddesinde düzenlenen, diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesi için sunulan bilgi ve bilimsel verileri içeren tek bir dosyayı,</p>

<p>c) Danışma talebi: Bir gıda işletmecisinin belirli bir gıdanın yeni gıda statüsünün belirlenmesi için Genel Müdürlüğe ilettiği talebi,</p>

<p>ç) Genel Müdürlük: Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>d) Yönetmelik: Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliğini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>(2) Bu Tebliğin uygulanmasında bu maddede belirtilen tanımlara ilave olarak, 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlar ile Yönetmeliğin 4 üncü maddesinde yer alan tanımlar da geçerlidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıda Statüsünün Belirlenmesine Yönelik Danışma İşlemi</p>

<p>Sırasında Uygulanacak Olan Prosedür</p>

<p><strong>Danışma talebi, talebin içeriği ve sunumu </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gıda işletmecisi, Yönetmeliğin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasında belirtildiği gibi bir danışma talebi sunarak Genel Müdürlüğe danışır.</p>

<p>(2) Danışma talebi, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-1’de yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) EK-2’de yer alan örneğe göre hazırlanan ve Genel Müdürlüğün yeni gıda statüsü ile ilgili karar vermesine olanak sağlayacak gerekli bilgileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Destekleyici belgeler.</p>

<p>ç) Sunulan belgelerin amacını ve geçerliliğini açıklayan bir açıklama notu.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (b) bendi uyarınca hazırlanan teknik dosyanın, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması halinde EK-2’de yer alan tüm unsurları içermesi gerekmez.</p>

<p><strong>Danışma talebinin geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Genel Müdürlük, danışma talebinin 5 inci maddede yer alan gerekliliklere uygun olup olmadığını kontrol eder.</p>

<p>(2) Gıda işletmecisinin danışma talebinde sunduğu bilgilerin yetersiz olması durumunda, Genel Müdürlük gıda işletmecisinden verilen süre içerisinde ilave bilgi sağlamasını veya danışma talebiyle ilgili güncellemeleri yapmasını talep eder.</p>

<p>(3) Danışma talebi aşağıdaki durumlarda geçersiz sayılır:</p>

<p>a) Gıda işletmecisinin, Genel Müdürlük tarafından verilen süre içerisinde, talep edilen ilave bilgileri veya güncellenmiş danışma talebini sunmaması durumunda.</p>

<p>b) Sunulan ilave bilgilerin, danışma talebinin geçerli olduğu sonucuna varmak için yetersiz olması durumunda.</p>

<p>(4) Genel Müdürlük, danışma talebinin geçerliliği ile ilgili kararını verdikten sonra, gıda işletmecisini resmi yazı ile bilgilendirir. Danışma talebinin geçerli bulunmadığı durumlarda, talebin neden geçerli bulunmadığı konusunda bilgi verilir.</p>

<p><strong>Geçerli bir danışma talebinin değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Genel Müdürlük, danışma talebinin geçerli olduğuna karar verilen tarihten itibaren dört ay içinde söz konusu gıdanın yeni gıda statüsü hakkında kararını verir.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, söz konusu gıdanın yeni gıda statüsü hakkında karar vermek için yeterli kanıta sahip olmadığını belirlerse, gıda işletmecisinden ilave bilgi talep edebilir. Bu talebin yerine getirilmesi için verilen süre, gıda işletmecisi ile birlikte belirlenir ve gıda işletmecisine resmi yazı ile bildirilir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, uygun olarak gerekçelendirilmiş olması şartıyla, birinci fıkrada belirtilen süreyi en fazla dört ay uzatabilir. Bu durumda Genel Müdürlük, alınan kararı ve gerekçelerini gıda işletmecisine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra saklı kalmak kaydıyla, ikinci fıkrada düzenlenen ilave bilgi talebi birinci fıkrada belirtilen süreyi uzatmaz.</p>

<p>(5) Bir gıdanın yeni gıda statüsü hakkında karar verildiğinde, Genel Müdürlük, gıda işletmecisini, alınan karar ve gerekçeler konusunda 8 inci maddeye uygun olarak resmi yazı ile bilgilendirir.</p>

<p><strong>Yeni gıda statüsü hakkında bilgilendirme ve bu bilgilerin yayımlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) 7 nci maddenin beşinci fıkrasında yer alan bilgilendirme aşağıdaki bilgileri de içerir:</p>

<p>a) İlgili gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>b) İlgili gıdanın, yeni gıda olduğunu ya da olmadığını veya sadece takviye edici gıdalarda kullanım açısından yeni gıda olmadığını belirten bir açıklama.</p>

<p>c) (b) bendinde belirtilen açıklamayı destekleyen nedenler.</p>

<p>ç) Söz konusu gıdanın yeni gıda olması durumunda, Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendine göre bu gıdanın yer alacağı en uygun gıda kategorisi.</p>

<p>(2) Yeni gıda statüsünün belirlenmesine yönelik danışma işlemi sonucunda alınan kararlar, birinci fıkrada belirtilen bilgileri içerecek şekilde Genel Müdürlüğün internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Gıda işletmecileri, danışma talebinin bir parçası olarak sunulan ve açıklanması durumunda rekabetçi konumlarına zarar verebilecek bilgilerin, gizli olarak işleme alınmasını talep edebilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen amaç doğrultusunda, gıda işletmecileri, sunulan bilgilerin hangi kısımlarının gizli olarak işleme alınmasını istediğini ayrıntılı gerekçeleri ile birlikte belirtir.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, bilgilerin hangi kısımlarının gizli kalması gerektiği konusunda bir karar verir ve bu konuda gıda işletmecisini resmi yazı ile bilgilendirir.</p>

<p>(4) Aşağıdaki bilgiler hiçbir durumda gizli olarak kabul edilmez:</p>

<p>a) Danışma talebinde bulunan gıda işletmecisinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>c) Danışma talebinde bulunan gıda işletmecisi tarafından sunulan çalışmaların özeti.</p>

<p>ç) Varsa analiz yöntemleri.</p>

<p>(5) Gıda işletmecisi, üçüncü fıkraya göre bilgilendirilmesinin ardından, üç hafta içinde danışma talebini geri çekebilir. Bu süre boyunca söz konusu bilgilerin gizliliği korunur.</p>

<p>(6) Genel Müdürlük, bu Tebliğin hükümlerine uygun olarak teslim alınan ve üçüncü fıkrada düzenlenen şekilde gizli kalması uygun görülen bilgilerin gizliliğinin korunması için gerekli önlemleri alır. Ancak insan sağlığının korunması için kamu ile paylaşılması gereken bilgiler gizlilik kapsamının dışındadır.</p>

<p>(7) Gıda işletmecisinin beşinci fıkraya göre başvurusunu geri çekmesi durumunda, Genel Müdürlük, gıda işletmecisi tarafından birinci fıkra uyarınca gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgileri ifşa etmez.</p>

<p>(8) Bu madde hükümlerinin uygulanması, bu Tebliğ kapsamında sunulan danışma talebinin değerlendirilmesi için gerekli olan Genel Müdürlük içindeki bilgi alışverişini etkilemez.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdaların Başvuruları İçin İdari ve Bilimsel Gereklilikler</p>

<p><strong>Başvuru usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen başvuru, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-3’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 11 inci maddede belirtilen idari bilgiler ile 12 nci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin; halihazırda kullanımına izin verilmiş olan bir yeni gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir başvuru sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut risk değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 12 nci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde bahsedilen teknik dosyanın özeti; Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a), (b) ve (d) bentlerinde belirtilen bilgilere ilave olarak, söz konusu yeni gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir ve Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>İdari bilgi gereklilikleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Başvuru, Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen bilgilere ilave olarak aşağıda yer alan idari bilgileri içerir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın üreticisinin başvuru sahibinden farklı olması durumunda yeni gıda üreticisinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Başvuru sahibi adına Genel Müdürlük ile doğrudan iletişime geçmek üzere yetkilendirilmiş olan sorumlu kişinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>c) Dosyanın sunulma tarihi.</p>

<p>ç) Dosyanın içindekiler listesi.</p>

<p>d) Başlıkları, cilt ve sayfa numaraları ile ilgili bilgiler de dâhil olmak üzere, dosyaya eklenen belgelerin ayrıntılı bir listesi.</p>

<p>e) Başvuru sahibinin, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince, ek bilgiler de dahil olmak üzere dosyadaki bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınması talebinde bulunması durumunda, bu bilgilerin açıklanmasının başvuru sahibinin çıkarlarına önemli ölçüde zarar verebileceğini gösteren gerekçelerle birlikte, gizli olarak işleme alınması istenen bölümlerin listesi.</p>

<p>f) Üretim süreci gizli veri içeriyorsa, üretim sürecinin gizli nitelikte olmayan bir özeti.</p>

<p>g) Yönetmeliğin 25 inci maddesi gereğince, başvuru sahibinin tescilli bilimsel kanıtları ve bilimsel verileri referans gösterme hakkına sahip olduğunu doğrulayan ve ayrı bir dosya olarak sunulan bilgiler ve açıklamalar.</p>

<p><strong>Bilimsel veri gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik başvuruyu desteklemek için sunulan dosya, söz konusu yeni gıda için kapsamlı bir risk değerlendirmesi yapılmasına olanak sağlar.</p>

<p>(2) Bir yeni gıdanın kullanımına izin verilmesi için yapılan başvurunun, Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendinin (8) ve (9) numaralı alt bentlerinde düzenlenen tasarlanmış nanomateryallerin kullanımını içermesi durumunda, başvuru sahibi Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında belirtilen gerekliliklere uygun olarak tespit ve karakterizasyona yönelik test yöntemlerini dosyada sunar.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, verilerin toplanması sırasında izlenen yöntem ve strateji ile ilgili belgelerin bir kopyasını sunar.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi, güvenilirlik değerlendirme stratejisi ve ilgili toksikolojik test stratejisi hakkında bilgi verir ve belirli çalışmaların veya bilgilerin değerlendirmeye dâhil edilmesi veya değerlendirme dışında bırakılmasını gerekçelendirir.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi, talep edilmesi halinde, başvurusunu desteklemek amacıyla kendisi tarafından veya kendisi adına gerçekleştirilmiş olan, yayımlanmış ve yayımlanmamış her bir çalışmanın ham verilerini sunar. Bu bilgiler, her bir çalışmanın ve incelemelerin sonuçlarını elde etmek için kullanılan verileri içerir.</p>

<p>(6) Nüfusun belirli bir grubuna yönelik olan bir yeni gıdanın, nüfusun diğer grupları tarafından da tüketileceğinin göz ardı edilemeyeceği durumlarda, güvenilirlik verileri söz konusu diğer nüfus gruplarını da kapsayacak şekilde sağlanır.</p>

<p>(7) Başvuru sahibi, her bir biyolojik veya toksikolojik çalışma için, test materyalinin önerilen veya mevcut spesifikasyonlara uyup uymadığını açıklar. Test materyalinin bu spesifikasyonlardan farklı olması durumunda, başvuru sahibi, söz konusu verilerin değerlendirilmekte olan yeni gıdaya uygun olduğunu kanıtlar. Toksikolojik çalışmalar, İyi Laboratuvar Uygulamalarına İlişkin Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü İlkeleri gibi uluslararası kabul görmüş gerekliliklere uygun olarak yürütülür. Başvuru sahibi, söz konusu gerekliliklerin yerine getirildiğine dair kanıtları sunar ve standart protokollerden herhangi bir sapma olması durumunda bunu gerekçelendirir.</p>

<p>(8) Başvuru sahibi, söz konusu yeni gıdanın önerilen kullanımının güvenilirliği hakkında dosyada sunduğu belgeler ışığında genel bir değerlendirme yapar. İnsan sağlığına yönelik potansiyel riskin genel değerlendirmesi, insanların bilinen veya tahmin edilen maruz kalma miktarları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p><strong>Başvurunun geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Başvuru Genel Müdürlük tarafından teslim alındığında, en geç on beş iş günü içerisinde, başvurunun Yönetmelik kapsamına girip girmediğine ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında ve bu Tebliğin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerinde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre ön kontrolden geçirilen başvuru, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, başvurunun geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrası saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, başvuru bu Tebliğin 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerinde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, başvurunun geçerli kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Başvurunun geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçelerini resmi yazıda belirtir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler </strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bilimsel komisyonun bir yeni gıda başvurusuna istinaden Yönetmeliğin 10 uncu maddesi gereğince oluşturduğu bilimsel görüş aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın tanımlanması ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Üretim sürecinin değerlendirilmesi.</p>

<p>c) Bileşim ile ilgili veriler.</p>

<p>ç) Spesifikasyonlar.</p>

<p>d) Yeni gıdanın ve/veya kaynağının tüketim geçmişi.</p>

<p>e) Önerilen kullanımlar, kullanım seviyeleri ve beklenen alım miktarı.</p>

<p>f) Emilim, dağılım, metabolizma ve atılım ile ilgili bilgiler.</p>

<p>g) Beslenme ile ilgili bilgiler.</p>

<p>ğ) Toksikolojik bilgiler.</p>

<p>h) Alerjenite ile ilgili bilgiler.</p>

<p>ı) Yeni gıdanın, önerilen kullanımlar ve kullanım seviyelerine göre, gerektiğinde belirsizlikler ve kısıtlamaların vurgulandığı, genel risk değerlendirmesi.</p>

<p>i) Beslenme yoluyla maruz kalma miktarının genel risk değerlendirmesinde belirlenen sağlık bazlı kılavuz değeri aşması durumunda, söz konusu yeni gıdanın kullanımına izin verilen veya kullanımının talep edildiği her bir gıda grubunun veya gıdanın toplam maruz kalmaya katkısını gösterecek şekilde, ayrıntılı maruz kalma değerlendirmesi.</p>

<p>j) Sonuç değerlendirme.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Diğer Bir Ülkeden Gelen Geleneksel Gıdalar İçin İdari ve Bilimsel Gereklilikler</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için bildirim usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Yönetmeliğin 13 üncü maddesinde belirtilen bildirimler, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-4’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 17 nci maddede belirtilen idari bilgileri ve 18 inci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin; halihazırda kullanımına izin verilmiş olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir bildirim sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut güvenilirlik değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 18 inci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde düzenlenen teknik dosyanın özeti; diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için başvuru usulü </strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Yönetmeliğin 15 inci maddesinde belirtilen başvurular, Genel Müdürlüğe gönderilir ve aşağıdaki belgeleri içerir:</p>

<p>a) EK-5’te yer alan örneğe göre hazırlanan dilekçe.</p>

<p>b) 17 nci maddede belirtilen idari bilgileri ve 18 inci maddede belirtilen bilimsel verileri içeren teknik dosya.</p>

<p>c) Teknik dosyanın özeti.</p>

<p>ç) Yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince oluşturulan, Bilimsel Komisyonun gıdanın güvenilirliğine dair itirazını içeren, uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüş.</p>

<p>d) Başvuru sahibinin, (ç) bendinde düzenlenen gıdanın güvenilirliğine dair itiraza karşılık yanıtı.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin, halihazırda kullanımına izin verilmiş olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanım koşullarında, spesifikasyonlarında, ilave özel etiketleme gerekliliklerinde veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinde değişiklik yapılmasına yönelik bir başvuru sunması durumunda, önerilen değişikliklerin mevcut güvenilirlik değerlendirmesinin sonuçlarını etkilemeyeceğine dair bir gerekçe sunulduğu takdirde, 18 inci maddede yer alan tüm verilerin sağlanmasına gerek olmayabilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkranın (c) bendinde düzenlenen teknik dosyanın özeti; diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın kullanımının Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen genel koşullara uygun olduğuna dair kanıtları içerir ve Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince gizlilik talebine konu olan herhangi bir bilgi içermez.</p>

<p><strong>Bildirimde veya başvuruda sağlanması gereken idari bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular, Yönetmeliğin 13 üncü maddesinde düzenlenen bilgilere ilave olarak aşağıda yer alan idari bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibi adına Genel Müdürlük ile iletişime geçmek üzere yetkilendirilmiş olan sorumlu kişinin adı, adresi ve diğer iletişim bilgileri.</p>

<p>b) Dosyanın sunulma tarihi.</p>

<p>c) Dosyanın içindekiler listesi.</p>

<p>ç) Başlıkları, cilt ve sayfa numaraları ile ilgili bilgiler de dâhil olmak üzere, dosyaya eklenen belgelerin ayrıntılı bir listesi.</p>

<p>d) Başvuru sahibinin, Yönetmeliğin 22 nci maddesi gereğince, ek bilgiler de dahil olmak üzere dosyadaki bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınması talebinde bulunması durumunda, bu tür bilgilerin açıklanmasının başvuru sahibinin çıkarlarına önemli ölçüde zarar verebileceğini gösteren gerekçelerle birlikte gizli olarak işleme alınması istenen bölümlerin listesi.</p>

<p><strong>Bildirimde veya başvuruda sağlanması gereken bilimsel veriler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bir bildirimi veya başvuruyu desteklemek için sunulan dosya, diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın güvenilir tüketim geçmişinin değerlendirilmesine olanak sağlar.</p>

<p>(2) Başvuru sahibi, verilerin toplanması sırasında izlenen yöntem ve strateji ile ilgili belgelerin bir kopyasını sunar.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, güvenilirlik değerlendirme stratejisi hakkında bilgi verir ve belirli çalışmaların veya bilgilerin değerlendirmeye dâhil edilmesini veya değerlendirme dışında bırakılmasını gerekçelendirir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi, diğer bir ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın önerilen kullanımının güvenilirliği hakkında dosyada sunduğu belgeler ışığında genel bir değerlendirme yapar. İnsan sağlığına yönelik potansiyel riskin genel değerlendirmesi, insanların bilinen veya tahmin edilen maruz kalma miktarları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p><strong>Bildirimin geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya ilişkin bildirim Genel Müdürlük tarafından teslim alındığı tarihten itibaren en geç on beş iş günü içerisinde, söz konusu gıdanın Yönetmelik kapsamına girip girmediği ve bildirimin bu Tebliğin 15 inci, 17 nci ve 18 inci maddelerinde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre yapılan ön kontrolden geçirilen bildirim, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, bildirimin geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 13 üncü maddesi saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, bildirim bu Tebliğin 15 inci, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, bildirimin geçerli kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Bildirimin geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçesini resmi yazıda belirtir.</p>

<p><strong>Başvurunun geçerliliğinin kontrolü</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik başvuru Genel Müdürlük tarafından teslim alındığı tarihten itibaren en geç on beş iş günü içerisinde, başvurunun 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen gereklilikleri karşılayıp karşılamadığına ilişkin ön kontrol yapılır.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya göre ön kontrolden geçirilen başvuru, risk değerlendirmesi ile ilgili gereklilikler açısından da detaylı kontrolden geçirilir. Detaylı kontrol, otuz iş günü içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Genel Müdürlük, başvurunun geçerliliği konusunda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edebilir. Bu durumda, ilave bilginin sağlanması için bir süre belirlenir ve başvuru sahibi resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya istisna olarak ve Yönetmeliğin 15 inci maddesi saklı kalmak kaydıyla, başvuru sahibinin her bir eksik unsur için bir gerekçe sunması koşuluyla, başvuru 16 ncı, 17 nci ve 18 inci maddelerde belirtilen tüm unsurları içermese de geçerli olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(5) Genel Müdürlük, başvurunun geçerli olarak kabul edilip edilmediği konusunda başvuru sahibini resmi yazı ile bilgilendirir. Başvurunun geçerli kabul edilmemesi durumunda, Genel Müdürlük bu kararın gerekçelerini resmi yazıda belirtir.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bildirimler için oluşturduğu bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdaya ilişkin bildirim ile ilgili olarak; Yönetmeliğin 14 üncü maddesi gereğince bilimsel komisyon tarafından Genel Müdürlüğe sunulan ve bilimsel komisyonun gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı olup olmadığına ilişkin uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüş, duruma göre ikinci veya üçüncü fıkralarda belirtilen bilgileri içerir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada yer alan bilimsel görüş, bilimsel komisyonun bildirime konu olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunması halinde, aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın insan sağlığı için neden bir güvenilirlik riski oluşturabileceğini gösteren bilimsel açıklamalar.</p>

<p>(3) Birinci fıkrada yer alan bilimsel görüş, bilimsel komisyonun bildirime konu olan diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı bulunmaması halinde, aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın tanımlanması ve karakterizasyonu ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilir gıda tüketim geçmişine ilişkin değerlendirme.</p>

<p>c) Önerilen kullanımlar, kullanım seviyeleri.</p>

<p>(4) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p><strong>Bilimsel Komisyonun başvurular için oluşturduğu bilimsel görüşünde yer alması gereken bilgiler </strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın kullanımına izin verilmesine yönelik bir başvuru için bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın tanımlanması ve karakterizasyonu ile ilgili bilgiler.</p>

<p>b) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın güvenilir gıda tüketim geçmişine ilişkin değerlendirme.</p>

<p>c) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın, mümkünse güvenilirliğini ortaya koyan ve gerektiğinde belirsizlikler ve kısıtlamaların vurgulandığı genel risk değerlendirmesi.</p>

<p>ç) Sonuç değerlendirme.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, bilimsel komisyondan bilimsel görüş talep ederken ilave bilgiler isteyebilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatına uyum</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Bu Tebliğ;</p>

<p>a) Yeni gıda statüsünün belirlenmesine ilişkin 19/3/2018 tarihli ve (AT) 2018/456 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>b) Yeni gıdaların başvuruları için idari ve bilimsel gerekliliklere ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AT) 2017/2469 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>c) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdalar için idari ve bilimsel gerekliliklere ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AT) 2017/2468 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü,</p>

<p>dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>İdari yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Bu Tebliğe aykırı davrananlar hakkında, 5996 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre yaptırım uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260520-3-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalara-iliskin-uygulama-tebligi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="15305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalar Yönetmeliği, 20 Mayıs 2026 Tarihli ve 33259 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRK GIDA KODEKSİ YENİ GIDALAR YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; insan sağlığının ve tüketici haklarının yüksek düzeyde korunmasını sağlayacak şekilde, yeni gıdaların piyasaya arz edilmesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; yeni gıdaları kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) 13/8/2010 tarihli ve 27671 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik kapsamındaki değerlendirmeleri,</p>

<p>b) 24/2/2017 tarihli ve 29989 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Enzimleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>c) 13/10/2023 tarihli ve 32338 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıda Katkı Maddeleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>ç) 29/12/2011 tarihli ve 28157 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Aroma Vericiler ve Aroma Verme Özelliği Taşıyan Gıda Bileşenleri Yönetmeliği kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>d) Gıda maddelerinin ve gıda bileşenlerinin üretiminde kullanılan ekstraksiyon çözücüleri ile ilgili dikey gıda kodeksi kapsamına giren ürünleri,</p>

<p>kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 21 inci, 23 üncü, 24 üncü ve 26 ncı maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,</p>

<p>b) Başvuru sahibi: 9 uncu veya 15 inci maddeye göre hazırlanan bir başvuruyu ya da 13 üncü maddeye göre hazırlanan bir bildirimi, değerlendirilmek üzere Genel Müdürlüğe sunan ilgili tarafları,</p>

<p>ç) Bilimsel görüş: Bu Yönetmelik kapsamındaki konular ile ilgili olarak bilimsel komisyon tarafından hazırlanan ayrıntılı bilimsel dokümanı,</p>

<p>ç) Bilimsel komisyon: Bu Yönetmelik kapsamına giren konularda bilimsel değerlendirmeyi yapacak olan ve 24/12/2011 tarihli ve 28152 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Risk Değerlendirme Komite ve Komisyonlarının Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde Bakanlık tarafından oluşturulan komisyonu,</p>

<p>d) Diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişi: 13 üncü madde kapsamında yapılan bir bildirim öncesinde, bileşim verileri ve en az bir ülkedeki insanların önemli bir bölümünün alışılagelmiş diyetinde başvuru tarihinden itibaren geriye dönük olarak en az 25 yıldır devam eden tüketiminden edinilen deneyim vasıtasıyla, söz konusu gıdanın güvenilirliğinin teyit edildiğini,</p>

<p>e) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıda: Birincil üretimden elde edilen ve diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olan ve (h) bendinin (1), (3), (7), (8), (9) ve (10) numaralı alt bentleri kapsamına girmeyen yeni gıdaları,</p>

<p>f) Geçerli başvuru/bildirim: Bu Yönetmelik kapsamına giren ve risk değerlendirme ve izin prosedürü için gerekli olan bilgileri içeren başvuruyu/bildirimi,</p>

<p>g) Genel Müdürlük: Gıda ve Kontrol Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ğ) Tasarlanmış nanomateryal: 100 nanometreden büyük boyutlarda olabilen fakat nano boyut karakteristiğini (bahse konu malzemenin geniş spesifik yüzey alanı ile ilgili olan ve/veya aynı malzemenin nano hali olmayan cinsinden farklı spesifik fizikokimyasal özellikleri içeren) koruyan agregat, aglomerat veya yapılar içeren, bir çoğunun bir veya daha fazla boyutu 100 nm veya daha az olan, içinde veya yüzeyde bulunan ayrı fonksiyonel parçalardan oluşan veya bir veya daha fazla boyutu 100 nm veya daha az olan ve özel bir amaç için üretilen malzemeyi,</p>

<p>h) Yeni gıda: Yeni gıdalar listesinde yer alan gıdalar ile 31/12/2025 tarihinden önce ülkemizde insan tüketimine yönelik olarak önemli bir ölçüde kullanılmayan ve aşağıdaki kategorilerden en az birine giren herhangi bir gıdayı,</p>

<p>1) Yeni bir moleküler yapıya sahip veya moleküler yapısı kasıtlı olarak değiştirilmiş olan gıdaları,</p>

<p>2) Mikroorganizmalar, mantarlar veya alglerden oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>3) Mineral esaslı materyalden oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>4) Ülkemizde güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olan ve bir bitkiden oluşan, izole edilen veya üretilen veya aynı türlerin bir varyetesinden; gıda üretimi amacıyla 31/12/2025 tarihinden önce kullanılan geleneksel çoğaltma yöntemleriyle yetiştirilerek veya gıda üretimi amacıyla gıdanın yapısı veya bileşiminde önemli düzeyde değişikliğe neden olmayan veya gıdanın besin değerini, metabolizmasını veya içerdiği istenmeyen maddelerin seviyesini etkilemeyen ve 31/12/2025 tarihinden önce kullanılmayan geleneksel olmayan çoğaltma yöntemleriyle yetiştirilerek elde edilen gıdalar hariç olmak üzere bitkilerden veya bitki kısımlarından oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>5) Ülkemizde gıda üretimi için 31/12/2025 tarihinden önce kullanılan geleneksel besleme yöntemleriyle yetiştirilen hayvanlar ile bu hayvanlardan elde edilen ve ülkemizde güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip gıdalar hariç olmak üzere; hayvanlardan veya hayvan kısımlarından oluşan, izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>6) Bitkiler, mikroorganizmalar gibi organizmalardan elde edilen hücre kültürü veya doku kültüründen oluşan ya da bu hücre kültürü veya doku kültüründen izole edilen veya üretilen gıdaları,</p>

<p>7) Gıdanın besin değerini, metabolizmasını veya içerdiği istenmeyen maddelerin seviyesini etkileyecek şekilde yapısı veya bileşiminde önemli düzeyde değişikliğe neden olan ve ülkemizde gıda üretimi için 31/12/2025 tarihinden önce kullanılmayan bir üretim süreci uygulanarak elde edilen gıdaları,</p>

<p>8) (ğ) bendinde tanımlanan tasarlanmış nanomateryallerden oluşan gıdaları,</p>

<p>9) Üretiminde (7) numaralı alt bentte bahsedilen şekilde, ülkemizde 31/12/2025 tarihinden önce gıda üretiminde kullanılmayan bir üretim sürecinin kullanılması durumunda veya (ğ) bendinde tanımlanan tasarlanmış nanomateryalleri içermesi veya bu nanomateryallerden oluşması durumunda, 7/3/2017 tarihli ve 30000 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Gıdalara Vitaminler, Mineraller ve Belirli Diğer Öğelerin Eklenmesi Hakkında Yönetmelik, 2/7/2019 tarihli ve 30819 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Bebek ve Küçük Çocuklara Yönelik Gıdalar ile Vücut Ağırlığı Kontrolü için Diyetin Yerini Alan Gıdalar Yönetmeliği ve takviye edici gıdalar ile ilgili dikey gıda kodeksi kapsamına giren vitaminler, mineraller ve diğer öğeleri,</p>

<p>10) Ülkemizde 31/12/2025 tarihinden önce sadece takviye edici gıdalarda kullanılan ve takviye edici gıdalar dışındaki gıdalarda da kullanılması amaçlanan gıdaları,</p>

<p>ı) Yeni gıda statüsünün belirlenmesi: Piyasaya arz edilmesi amaçlanan gıdaların, bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğinin, bir başka deyişle bu Yönetmelik gereğince yeni gıda olup olmadığının belirlenmesini,</p>

<p>i) Yeni gıdalar listesi: Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde piyasaya arz edilmek üzere izin verilmiş olan yeni gıdalardan oluşan listeyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin uygulamasında bu maddede belirtilen tanımlara ilave olarak 5996 sayılı Kanunun 3 üncü maddesinde yer alan tanımlar da geçerlidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıda Statüsünün Belirlenmesi ve Yeni Gıdaların</p>

<p>Piyasaya Arzına İlişkin Gereklilikler</p>

<p><strong>Yeni gıda statüsünün belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gıda işletmecileri, piyasaya arz etmeyi amaçladıkları gıdaların bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğini kontrol eder.</p>

<p>(2) Piyasaya arz etmeyi amaçladıkları bir gıdanın bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğinden emin olmayan gıda işletmecileri; gıdayı piyasaya arz etmeden önce Genel Müdürlüğe danışır ve söz konusu gıdanın bu Yönetmelik kapsamına girip girmediğini belirlemeye olanak sağlayacak gerekli bilgileri, Genel Müdürlüğe sunar.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada bahsedilen danışma işlemi sırasında uygulanacak olan prosedür, süreler ve kamuoyuna açıklamaya ilişkin hususlar dahil olmak üzere, 20/5/2026 tarihli ve 33259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile belirlenir.</p>

<p><strong>İzin verilen yeni gıdalar listesi </strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bakanlık, 7 nci ve 8 inci maddelere göre piyasaya arz edilmek üzere izin verilen ve EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesini oluşturur ve günceller.</p>

<p>(2) Sadece EK-1’deki listede yer alan yeni gıdalar, listede belirtilen kullanım koşulları ve etiketleme gerekliliklerine uygun olarak piyasaya arz edilebilir ve gıdalarda kullanılabilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdaların yeni gıdalar listesine dâhil edilmesine ilişkin genel koşullar</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bakanlık, bir yeni gıdaya sadece aşağıdaki koşullara uygun olduğu takdirde izin verir ve bu yeni gıdayı, EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesine ekler:</p>

<p>a) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın, mevcut bilimsel kanıtlara dayalı olarak insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmaması.</p>

<p>b) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın bir başka gıdanın yerine kullanılması amaçlandığında ve besin değerinde önemli bir değişiklik olduğunda, bu gıdanın kullanımının tüketiciyi yanıltmaması.</p>

<p>c) Listeye eklenmesi öngörülen gıdanın bir başka gıdanın yerine kullanılması amaçlandığında, bu gıdanın normal tüketiminin, yerine kullanıldığı gıdaya göre, tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık göstermemesi.</p>

<p>(2) Domuz ve böcek kaynaklı bir yeni gıda ile ilgili başvuru/bildirim kabul edilmez ve bu gıdalar yeni gıdalar listesinde yer almaz.</p>

<p>(3) Bir yeni gıda, üretim sürecinin Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmalar ve Ürünlerine Dair Yönetmelik kapsamında bir husus içermesi halinde öncelikle bu kapsamda değerlendirmeye tabidir. Bu değerlendirme sonucuna göre gıda amaçlı kullanım izni alınması halinde bu Yönetmelik kapsamında yeni gıda olarak ayrıca değerlendirme yapılır.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinin içeriği ve güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Bakanlık; 9 uncu, 10 uncu, 11 inci, 13 üncü, 14 üncü, 15 inci, 16 ncı, 17 nci, 18 inci ve 26 ncı maddelerde yer alan kurallara göre yeni gıdaya izin verir ve yeni gıdalar listesini günceller.</p>

<p>(2) Avrupa Birliğinin yeni gıdalarla ilgili mevzuatında yapılan değişikliklere ilişkin güncellemeler için birinci fıkranın uygulanması gerekmez. Ancak, ihtiyaç halinde bilimsel komisyonun görüşüne başvurulabilir ve bu durumda birinci fıkrada bahsedilen maddelerin uygulanabilir olanları dikkate alınarak güncelleme yapılır.</p>

<p>(3) Yeni gıdalara izin verilmesi ve EK-1’de yer alan yeni gıdalar listesinin güncellenmesi kapsamında;</p>

<p>a) Yeni gıdalar listesine bir yeni gıda eklenebilir.</p>

<p>b) Yeni gıdalar listesinden bir yeni gıda çıkarılabilir.</p>

<p>c) Yeni gıdalar listesinde yer alan bir yeni gıdanın listede bulunması ile ilgili olarak; spesifikasyonlar, kullanım koşulları, ilave özel etiketleme gereklilikleri veya piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri eklenebilir, çıkarılabilir veya değiştirilebilir.</p>

<p>(4) Yeni gıdalar listesinde üçüncü fıkra kapsamında bir güncelleme yapılması halinde söz konusu yeni gıdanın spesifikasyonları ve uygun hallerde aşağıdaki bilgiler listeye eklenir:</p>

<p>a) Özellikle belirli nüfus grupları üzerindeki olası olumsuz etkileri, maksimum alım düzeylerinin aşılmasını ve aşırı tüketim durumundaki riskleri önlemeye yönelik gereklilikler de dâhil olmak üzere, söz konusu gıdanın kullanım koşulları.</p>

<p>b) Gıdanın bileşimi, besin değeri ya da beslenmeye etkileri ve kullanım amacı gibi, bir yeni gıdanın mevcut bir gıdaya artık eşdeğer olmadığını gösteren herhangi bir spesifik nitelik ya da gıda özelliği hakkında veya nüfusun belirli gruplarının sağlığı üzerindeki etkiler hakkında son tüketiciyi bilgilendirmeye yönelik ilave özel etiketleme gereklilikleri.</p>

<p>c) 23 üncü maddeye uygun olarak piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdalara Yönelik İzin Prosedürü Kapsamında Genel Kurallar</p>

<p><strong>Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesine ilişkin prosedür</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve 8 inci maddede belirtilen yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemi aşağıdaki şekilde üç yolla başlatılabilir:</p>

<p>a) Genel Müdürlüğün inisiyatifi.</p>

<p>b) Bir başvuru sahibi tarafından Genel Müdürlüğe yapılan başvuru üzerine.</p>

<p>c) Yeni gıdalarla ilgili Avrupa Birliği mevzuatında yapılan değişikliklere uyum sağlanması amacıyla.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b) bendinde bahsedilen başvurular aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Yeni gıdanın adı ve açıklaması.</p>

<p>c) Üretim sürecinin detaylı açıklaması.</p>

<p>ç) Yeni gıdanın detaylı bileşimi.</p>

<p>d) Yeni gıdanın insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturmadığını gösteren bilimsel kanıtlar.</p>

<p>e) Varsa analiz metotları.</p>

<p>f) Amaçlanan kullanım koşulları ve tüketiciyi yanıltmayacak şekilde özel etiketleme gereklilikleri ile ilgili öneri veya bu bilgilerin gerekli olmadığına ilişkin doğrulanabilir bir gerekçe.</p>

<p>(3) Genel Müdürlüğün talebi üzerine bilimsel komisyon, söz konusu güncelleme ile ilgili bilimsel görüşünü verir.</p>

<p>(4) Test yöntemleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (h) bendinin (8) ve (9) numaralı alt bentlerinde bahsedilen tasarlanmış nanomateryallere uygulandığında, başvuru sahipleri tarafından, bu yöntemlerin nanomateryaller için bilimsel olarak uygun olduğuna ve uygun durumlarda bu materyallerin spesifik özelliklerine yanıt verecek şekilde teknik adaptasyonun sağlandığına veya ayarlamaların yapıldığına dair bir açıklama sunulur.</p>

<p>(5) Yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesi ve 8 inci maddede belirtilen yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemi 11 inci maddeye göre sonuçlandırılır.</p>

<p>(6) Beşinci fıkraya istisna olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan değerlendirme sonunda söz konusu güncellemenin uygun olmadığına karar verilir ise, işlem herhangi bir aşamada sonlandırılır ve bir güncelleme yapılmamasına karar verilir. Bu tür durumlarda, varsa bilimsel komisyonun bilimsel görüşü ve değerlendirilen konu ile ilgili diğer hususlar dikkate alınır. Güncellemenin neden uygun bulunmadığı, resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(7) Başvuru sahibi, başvurusunu istediği zaman geri çekebilir ve başvuru işlemini sona erdirebilir.</p>

<p>(8) Başvurunun, ikinci fıkranın (a), (b) ve (d) bentlerinde yer alan bilgileri içerecek şekilde hazırlanan bir özeti ve altıncı fıkra kapsamında sonlandırılan başvuruların listesi Bakanlık resmi internet sayfasında yayımlanır.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun bilimsel görüşü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) 9 uncu madde kapsamında yapılan bir başvurunun geçerliliği, Genel Müdürlükçe kırk beş iş günü içerisinde kontrol edilir. Geçerli bulunan başvuru, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona sunulur. Bilimsel komisyon, geçerli bulunan başvurunun kendisine iletildiği tarihten itibaren dokuz ay içinde bilimsel görüşünü oluşturur.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, bilimsel görüş oluştururken aşağıdaki hususları dikkate alır:</p>

<p>a) İlgili yeni gıdanın, hâlihazırda piyasaya arz edilmiş olan karşılaştırılabilir bir gıda kategorisindeki gıda kadar güvenilir olup olmadığını.</p>

<p>b) Söz konusu yeni gıdanın bileşimi ve kullanım koşullarının insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturup oluşturmadığını.</p>

<p>c) Başka bir gıdanın yerine kullanılması amaçlanan bir yeni gıdanın, yerine kullanıldığı gıdaya göre, normal tüketiminin tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık gösterip göstermediğini.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından, başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilmesi halinde, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre uzatılabilir. Genel Müdürlük, başvuru sahibi ile görüştükten sonra, istenen ilave bilginin sağlanması için uygun bir süre belirler. Bu durumda, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre, ilave bilgi için belirlenen süre kadar uzatılmış sayılır. Genel Müdürlük, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibi tarafından, üçüncü fıkrada bahsi geçen ilave bilginin verilen süre içerisinde Genel Müdürlüğe iletilmemesi halinde, bilimsel komisyon bilimsel görüşünü daha önce sunulan mevcut bilgilere dayanarak sonuçlandırır.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi tarafından kendiliğinden ilave bilgi sunulması halinde, bu bilgi yazılı olarak Genel Müdürlüğe gönderilir. Gönderilen ilave bilgi, Genel Müdürlükçe bilimsel komisyona iletilir. Bilimsel komisyonun bilimsel görüşü, birinci fıkrada belirtilen dokuz aylık süre içinde Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(6) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş taslağı, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, duruma göre, birinci, üçüncü ve beşinci fıkralarda belirtilen sürelere uygun olarak tamamlanır. Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p><strong>Başvurunun sonuçlandırılması ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Genel Müdürlük, 31/10/2020 tarihli ve 31290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Gıda Kodeksi Hazırlama Yönetmeliğine göre, aşağıdaki hususları da dikkate alarak yeni gıdaların piyasaya arzına izin verilmesini ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesini sağlar:</p>

<p>a) 7 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen koşulları.</p>

<p>b) 5996 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde yer alan ihtiyati tedbirler de dâhil olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerini.</p>

<p>c) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü.</p>

<p>ç) Değerlendirilen başvuru ile ilgili diğer mevzuat kapsamındaki hususları.</p>

<p><strong>Başvurular için idari ve bilimsel gereklilikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Yeni gıdalara izin verilmesine yönelik başvurular ile ilgili olarak;</p>

<p>a) 9 uncu maddede bahsedilen başvuruların içeriği, hazırlanması ve sunulmasına ilişkin hususlar,</p>

<p>b) Bahse konu başvuruların geçerliliğinin kontrolüne ilişkin düzenlemeler,</p>

<p>c) 10 uncu maddede bahsedilen bilimsel komisyonun bilimsel görüşü kapsamında yer alacak bilgiler,</p>

<p>Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3)’nde belirlenir.</p>

<p>(2) Başvurular hazırlanırken, bu Yönetmelik ve birinci fıkrada belirtilen tebliğ, varsa Bakanlığın internet sayfasında yayımlanmış olan başvurulara ilişkin açıklayıcı kılavuzlar da başvuru sahibi tarafından dikkate alınır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yeni Gıdalara Yönelik İzin Prosedürü Kapsamında Diğer Ülkelerden</p>

<p>Gelen Geleneksel Gıdalar İçin Özel Kurallar</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın bildirimi </strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdayı piyasaya arz etmek isteyen başvuru sahibi, 9 uncu maddede belirtilen prosedürü izlemek yerine, Genel Müdürlüğe bu isteği ile ilgili bir bildirim sunmayı tercih edebilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada bahsedilen bildirim aşağıdaki bilgileri içerir:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresini.</p>

<p>b) Geleneksel gıdanın adı ve açıklamasını.</p>

<p>c) Geleneksel gıdanın detaylı bileşimini.</p>

<p>ç) Geleneksel gıdanın coğrafi menşe ülkesi veya ülkelerini.</p>

<p>d) Geleneksel gıdanın diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişi olduğunu gösteren belgeye dayalı verileri.</p>

<p>e) Amaçlanan kullanım koşulları ve tüketiciyi yanıltmayacak şekilde özel etiketleme gereklilikleri ile ilgili öneri veya bu bilgilerin gerekli olmadığına ilişkin doğrulanabilir bir gerekçeyi.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın piyasaya arz edilmesine ilişkin bildirim prosedürü</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) 13 üncü madde kapsamında sunulan bir bildirim, Genel Müdürlük tarafından kırk beş iş günü içerisinde yapılan kontrolün ardından geçerli bulunursa, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona iletilir.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, birinci fıkraya uygun olarak geçerli bulunan bildirimin Genel Müdürlük tarafından iletildiği tarihten itibaren dört ay içerisinde, geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazı olup olmadığına ilişkin uygun şekilde gerekçelendirilmiş bilimsel görüşünü Genel Müdürlüğe iletir.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, ikinci fıkrada belirtilen süreye uygun olarak tamamlanır. Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(4) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde söz konusu geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunmaması halinde, Genel Müdürlük, gıdanın piyasaya arzına izin verilmesi ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi işlemlerinin karara bağlanmasını sağlar. Yeni gıdalar listesi güncellenirken, söz konusu güncellemenin diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda ile ilgili olduğu belirtilir. Gerekli hallerde, kullanım koşulları, özel etiketleme gereklilikleri, spesifikasyon veya piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri de belirtilir.</p>

<p>(5) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünde söz konusu geleneksel gıdanın güvenilirliğine dair bir itirazının bulunması halinde, Genel Müdürlük, söz konusu geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin vermez ve yeni gıdalar listesini güncellemez. Başvuru sahibi, bilimsel komisyonun bilimsel görüşünün ayrıntıları konusunda Genel Müdürlük tarafından resmi yazı ile bilgilendirilir. Bu durumda, başvuru sahibi 15 inci maddeye göre Genel Müdürlüğe bir başvuruda bulunabilir.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya izin verilmesine ilişkin başvuru</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) 14 üncü maddenin beşinci fıkrasına göre Genel Müdürlük, bir geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin vermez veya yeni gıdalar listesini güncellemez ise başvuru sahibi, 13 üncü maddeye göre daha önce sunulan bilgilere ilave olarak, 14 üncü maddenin beşinci fıkrasına göre bilimsel komisyon tarafından verilen ve itiraz içeren bilimsel görüş kapsamındaki hususlara ilişkin belgeye dayalı verileri de başvuruya dâhil eder. Yapılan başvuru ile ilgili olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan kontrolün ardından geçerli bulunan başvuru, değerlendirilmek üzere bilimsel komisyona sunulur.</p>

<p><strong>Bilimsel komisyonun diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdaya ilişkin bilimsel görüşü</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bilimsel komisyon geçerli başvuruyu aldığı tarihten itibaren altı ay içinde bilimsel görüşünü oluşturur.</p>

<p>(2) Bilimsel komisyon, diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda hakkındaki bilimsel görüşünü oluştururken aşağıdaki hususları dikkate alır:</p>

<p>a) Diğer bir ülkede güvenilir bir gıda tüketim geçmişine sahip olma durumunun, başvuru sahibi tarafından 13 üncü ve 15 inci maddeler gereğince sunulan güvenilir veriler vasıtasıyla doğrulanıp doğrulanmadığı.</p>

<p>b) Söz konusu gıdanın bileşimi ve kullanım koşullarının insan sağlığı açısından herhangi bir güvenilirlik riski oluşturup oluşturmadığı.</p>

<p>c) Diğer ülkeden gelen söz konusu geleneksel gıdanın başka bir gıdanın yerine kullanımının amaçlanıp amaçlanmadığı ve yerine kullanıldığı gıdaya göre, normal tüketiminin tüketici için beslenme açısından dezavantajlı olacak şekilde bir farklılık gösterip göstermediği.</p>

<p>(3) Bilimsel komisyon tarafından, başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilmesi halinde, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre uzatılabilir. Genel Müdürlük başvuru sahibi ile görüştükten sonra, istenen ilave bilginin sağlanması için bir süre belirler. Bu durumda, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre, ilave bilgi için belirlenen süre kadar uzatılmış sayılır. Genel Müdürlük, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkrada bahsi geçen ilave bilginin başvuru sahibine verilen süre içerisinde yazılı olarak Genel Müdürlüğe iletilmemesi halinde, bilimsel komisyon bilimsel görüşünü daha önce sunulan mevcut bilgilere dayanarak sonuçlandırır.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi tarafından kendiliğinden ilave bilgi sunulması halinde, bu bilgi yazılı olarak Genel Müdürlüğe gönderilir. Gönderilen ilave bilgi, Genel Müdürlükçe Bilimsel Komisyona iletilir. Bilimsel Komisyonun bilimsel görüşü, birinci fıkrada belirtilen altı aylık süre içinde Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p>(6) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüş, Genel Müdürlük vasıtasıyla kamuoyunun görüşüne açılır. İlgili taraflar, bilimsel komisyonun bilimsel görüşüne ilişkin görüşlerini otuz gün içinde bildirir. Bilimsel komisyon, gelen görüşleri değerlendirir. Görüşe açma ve görüş değerlendirme süreci, birinci, üçüncü ve beşinci fıkralarda belirtilen sürelere uygun olarak tamamlanır.</p>

<p>(7) Bilimsel komisyon tarafından son şekli verilen bilimsel görüş, Genel Müdürlüğe iletilir.</p>

<p><strong>Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıda ile ilgili başvurunun sonuçlandırılması ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Genel Müdürlük, Türk Gıda Kodeksi Hazırlama Yönetmeliğine göre, aşağıdaki hususları da dikkate alarak diğer bir ülkeden gelen geleneksel gıdanın piyasaya arzına izin verilmesini ve yeni gıdalar listesinin güncellenmesini sağlar:</p>

<p>a) 7 nci maddenin birinci fıkrasında belirtilen koşulları.</p>

<p>b) 5996 sayılı Kanunun 26 ncı maddesinde yer alan ihtiyati tedbirler de dâhil olmak üzere ilgili mevzuat hükümlerini.</p>

<p>c) Bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü.</p>

<p>ç) Değerlendirilen başvuru ile ilgili diğer mevzuat kapsamındaki hususları.</p>

<p>(2) Birinci fıkraya istisna olarak, Genel Müdürlük tarafından yapılan değerlendirme sonunda söz konusu güncellemenin uygun olmadığına karar verilir ise, işlem herhangi bir aşamada sonlandırılır ve güncelleme yapılmamasına karar verilir. Bu tür durumlarda, varsa bilimsel komisyonun bilimsel görüşü ve değerlendirilen konu ile ilgili diğer hususlar dikkate alınır. Güncellemenin neden uygun bulunmadığı, resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(3) Başvuru sahibi, 15 inci madde uyarınca yaptığı başvuruyu, istediği zaman geri çekebilir ve başvuru işlemini sona erdirebilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinde yer alan diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalar ile ilgili güncellemeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın yeni gıdalar listesinden çıkarılması veya diğer bir ülkeden gelen geleneksel bir gıdanın yeni gıdalar listesinde yer alması ile ilgili olarak spesifikasyonların, kullanım koşullarının, ilave özel etiketleme gerekliliklerinin veya piyasaya arz sonrası izleme gerekliliklerinin eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi için 9 uncu, 10 uncu, 11 inci ve 12 nci maddelerde yer alan hükümler uygulanır.</p>

<p><strong>Diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara ilişkin bildirimler ve başvurular için idari ve bilimsel gereklilikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdalara izin verilmesine yönelik bildirimler ve başvurular ile ilgili olarak;</p>

<p>a) 13 üncü maddede bahsedilen bildirimlerin ve 15 inci maddede bahsedilen başvuruların içeriği, hazırlanması ve sunulmasına ilişkin hususlar,</p>

<p>b) Bahse konu bildirimlerin ve başvuruların geçerliliğinin kontrolüne ilişkin düzenlemeler,</p>

<p>c) 16 ncı maddede bahsedilen bilimsel komisyonun bilimsel görüşü kapsamında yer alacak bilgiler, Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile belirlenir.</p>

<p>(2) Bildirimler ve başvurular hazırlanırken, bu Yönetmelik ve Türk Gıda Kodeksi Yeni Gıdalara İlişkin Uygulama Tebliği (Tebliğ No: 2026/3) ile birlikte, Bakanlığın internet sayfasında yayımlanmış olan bildirimlere ve başvurulara ilişkin açıklayıcı kılavuzlar da başvuru sahibi tarafından dikkate alınır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Prosedür ile İlgili İlave Kurallar ve Diğer Gereklilikler</p>

<p><strong>Risk yönetimine ilişkin ilave bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Genel Müdürlük tarafından, risk yönetimi ile ilgili konularda başvuru sahibinden ilave bilgi talep edilebilir. Bu durumda Genel Müdürlük, istenen ilave bilginin temini için başvuru sahibi ile birlikte uygun bir süre belirledikten sonra, talep edilen ilave bilgiyi ve bu bilginin sağlanması için belirlenen süreyi başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada düzenlenen ilave bilginin belirlenen süre içinde gönderilmemesi durumunda, Genel Müdürlük mevcut bilgiler doğrultusunda işlem yapar.</p>

<p><strong>Süre uzatımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) İstisnai durumlarda, 10 uncu maddenin birinci fıkrasında, 14 üncü maddenin ikinci fıkrasında ve 16 ncı maddenin birinci fıkrasında belirtilen süreler Genel Müdürlük tarafından veya bilimsel komisyonun talebi üzerine ilgili konunun niteliğinin uygun bir uzatmayı haklı kılması halinde uzatılabilir. Sürenin uzatılması ve gerekçesi konusunda başvuru sahibi bilgilendirilir.</p>

<p><strong>Yeni gıdalar listesinin güncellenmesine yönelik başvuruların gizliliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Başvuru sahibi; başvuruyu sunarken, bu Yönetmelik kapsamında sunulan bilgilerin belirli bölümlerinin gizli olarak işleme alınmasını talep edebilir ve bu taleple birlikte, söz konusu bilgilerin kamuoyuna açıklanmasının, kendi çıkarlarına önemli ölçüde zarar vereceğini kanıtlayan doğrulanabilir gerekçeler sunar.</p>

<p>(2) Başvuru sahibinin talebi üzerine, sadece aşağıdaki bilgiler için, bilginin açıklanmasının kendi çıkarlarına önemli ölçüde zarar verme potansiyeli bulunduğunun başvuru sahibi tarafından kanıtlanması durumunda, söz konusu bilgi Genel Müdürlük tarafından gizli olarak işleme alınabilir:</p>

<p>a) Güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, yöntemi ve yenilikçi yönleri dâhil imalat veya üretim süreci ve bu sürece veya yönteme özgü diğer teknik ve endüstriyel özellikler.</p>

<p>b) Uygulanabilir olduğu durumlarda, üretici veya ithalatçı ile başvuru sahibi veya izin sahibi arasındaki ticari bağlantılar.</p>

<p>c) Başvuru sahibinin kaynak kullanımını, pazar paylarını veya iş stratejisini ortaya koyan ticari bilgiler.</p>

<p>ç) Güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, talebe konu olan maddenin nicel bileşimi.</p>

<p>d) Uygulanabilir olduğu durumlarda, güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, başlangıç maddelerinin ve başlangıç preparatlarının ayrıntılı tanımlarına ve bunların izne tabi olan yeni gıdayı üretmek için nasıl kullanıldıklarına dair bilgiler ve başvuru sahibinin söz konusu yeni gıdayı kullanmayı amaçladığı belirli gıdaların veya gıda kategorilerinin yapısı ve bileşimi hakkında ayrıntılı bilgiler.</p>

<p>e) Uygulanabilir olduğu durumlarda, güvenilirlik değerlendirmesiyle ilgili bilgiler hariç olmak üzere, üretim partilerindeki değişkenlik ve stabilite hakkında ayrıntılı analitik bilgiler.</p>

<p>(3) İkinci fıkranın istisnası olarak;</p>

<p>a) Genel Müdürlük, insan sağlığını, hayvan sağlığını veya çevreyi korumak için acil önlem alınmasının gerekli olduğu durumlarda, ikinci fıkrada bahsedilen bilgileri açıklayabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Bilimsel komisyon tarafından oluşturulan bilimsel görüşün sonuçlarının bir parçası olan bilgiler ve insan sağlığı, hayvan sağlığı veya çevre üzerindeki öngörülebilir etkilerle ilgili bilgiler kamuoyuna açıklanabilir.</p>

<p>(4) Aşağıdaki bilgiler hiçbir durumda gizli olarak kabul edilmez:</p>

<p>a) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>b) Başvuruyu destekleyen yayınlanmış veya kamuoyuna açık çalışmaların yazarlarının adları.</p>

<p>(5) Başvuru sahibi gizlilik talebinde bulunduğunda, sunduğu bilgilerin gizli olmayan versiyonu ile gizli versiyonunu sunar. Gizli olmayan versiyonda, başvuru sahibinin ikinci fıkraya dayanarak gizli olduğunu düşündüğü bilgilere yer verilmez ve bu bilgilerin silindiği yerler gösterilir. Gizli versiyon, başvuru sahibinin gizli olduğunu düşündüğü bilgiler de dahil olmak üzere, sunulan tüm bilgileri içerir. Gizli versiyonda, gizli olarak işleme alınması istenen bilgiler açıkça işaretlenir. Başvuru sahibi, her bir bilgi grubu için gizliliğin hangi gerekçelerle talep edildiğini açıkça belirtir.</p>

<p>(6) Gizlilik talebi aşağıdaki adımlar takip edilerek karara bağlanır:</p>

<p>a) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin incelemesini ve değerlendirmesini gecikmeksizin yapar.</p>

<p>b) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin resmi bir karar vermeden önce, gizlilik talebinde bulunulan bilgilerden hangileri için talebin kabul edilmediğini ve bunun nedenlerini başvuru sahibine resmi yazı ile bildirir. Başvuru sahibi, Genel Müdürlüğün değerlendirmesini kabul etmezse, söz konusu değerlendirmenin kendisine bildirildiği tarihten itibaren iki hafta içinde görüşlerini bildirebilir veya başvurusunu geri çekebilir.</p>

<p>c) Genel Müdürlük, gizlilik talebine ilişkin gerekçeli kararını, başvuru sahibinin görüşlerini de dikkate alarak, başvuruya ilişkin gizlilik talebinin kendisine ulaştığı tarihten itibaren 10 hafta içinde, tamamlayıcı bilgi ve verilerin varlığı halinde ise gecikmeksizin verir. Başvuru sahibi, gerekçeli karar ve yedinci fıkraya göre bir doğrulama başvurusu sunma hakkı bulunduğu konusunda resmi yazı ile bilgilendirilir.</p>

<p>(7) Genel Müdürlüğün gizlilik talebine ilişkin kararının altıncı fıkra gereğince başvuru sahibine bildirilmesinden itibaren iki hafta içinde, başvuru sahibi, Genel Müdürlükten kararını yeniden gözden geçirmesini talep eden bir doğrulama başvurusunda bulunabilir. Doğrulama başvurusu sunulması durumunda, gizlilik talebine ilişkin Genel Müdürlük kararı askıya alınır. Genel Müdürlük, doğrulama başvurusunun gerekçelerini inceler ve bu başvuruya ilişkin gerekçeli bir karar verir. Bu karar, doğrulama başvurusunun sunulmasından sonraki üç hafta içinde resmi yazı ile başvuru sahibine bildirilir.</p>

<p>(8) Genel Müdürlük, bu Yönetmelik gereğince kendisine ulaşan ve gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgilerin, gizlilik talebine ilişkin bir karar alınana ve kesinleşene kadar gizliliğinin korunması için gerekli önlemleri alır. Genel Müdürlük ayrıca, gizli olarak işleme alınması kabul edilen bilgilerin gizliliğinin korunması için de gerekli önlemleri alır.</p>

<p>(9) Başvuru sahibinin başvurusunu geri çekmesi durumunda, Genel Müdürlük, gizli olarak işleme alınması talep edilen bilgileri ifşa etmez.</p>

<p>(10) Bu madde hükümlerinin uygulanması, Genel Müdürlük birimleri içindeki ve Genel Müdürlük ile bilimsel komisyon arasındaki başvuru ile ilgili bilgi alışverişini etkilemez.</p>

<p>(11) Bakanlık, bu madde hükümlerinin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar hakkında düzenleme yapabilir.</p>

<p><strong>Piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Genel Müdürlük, gıda güvenilirliğini sağlamak amacıyla ve bilimsel komisyonun bilimsel görüşünü dikkate alarak piyasaya arz sonrası izleme gereklilikleri uygulayabilir. Bu tür gereklilikler, vaka bazında, ilgili gıda işletmecilerinin belirlenmesini kapsayabilir.</p>

<p><strong>İlave bilgi gereklilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Piyasaya bir yeni gıda arz etmiş olan herhangi bir gıda işletmecisi, yeni gıdanın kullanımına ilişkin güvenilirlik değerlendirmesini etkileyebilecek herhangi bir yeni bilimsel ya da teknik bilgi veya yeni gıdanın piyasaya arz edildiği diğer bir ülke tarafından uygulanan herhangi bir yasaklama veya kısıtlama olması durumunda, bu bilgiler hakkında Genel Müdürlüğü gecikmeksizin yazılı olarak bilgilendirir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Verilerin Korunması</p>

<p><strong>Verilerin korunmasında izin prosedürü</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Başvuru sahibinin talebi üzerine ve bu talebin, 9 uncu maddenin birinci fıkrasında belirtilen başvuruya dâhil edilen uygun ve doğrulanabilir bilgilerle desteklendiği durumlarda, başvuruyu destekleyen yeni geliştirilmiş bilimsel kanıtlar ya da bilimsel veriler, ilgili yeni gıdaya izin verildiği tarihten itibaren beş yıl süreyle ilk başvuru sahibinin onayı olmaksızın sonraki başvuru sahibinin yararına kullanılamaz.</p>

<p>(2) Genel Müdürlük, aşağıdaki koşulların sağlandığı durumlarda, 26 ncı maddenin birinci fıkrası gereğince verileri koruma altına alır:</p>

<p>a) Yeni geliştirilmiş bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilerin ilk başvuru sahibi tarafından ilk başvurunun yapıldığı sırada tescilli olarak belirtilmiş olması.</p>

<p>b) İlk başvuru sahibinin, ilk başvurunun yapıldığı sırada tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler için özel bir referans gösterme hakkına sahip olması.</p>

<p>c) İlk başvuru sahibi tarafından sunulan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler olmaksızın yeni gıdanın bilimsel komisyon tarafından değerlendirilemeyecek olması ve Genel Müdürlük tarafından söz konusu yeni gıdaya izin verilemeyecek olması.</p>

<p>(3) İkinci fıkrada belirtilen bilimsel kanıtlar ve bilimsel veriler ile ilgili olarak; ilk başvuru sahibi, bir sonraki başvuru sahibi ile bu tür bilimsel kanıt ve bilimsel verilerin kullanılabilirliği konusunda anlaşmaya varabilir.</p>

<p>(4) Bu madde diğer ülkelerden gelen geleneksel gıdaların piyasaya arzına ilişkin bildirimler ve başvurular hakkında uygulanmaz.</p>

<p><strong>Koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere dayalı olarak izin verilen bir yeni gıdanın yeni gıdalar listesine dâhil edilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Bir yeni gıdaya, 25 inci maddenin birinci fıkrasında belirtildiği şekilde koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere dayalı olarak 9 uncu, 10 uncu ve 11 inci maddelere göre izin verilmesi ve bu yeni gıdanın yeni gıdalar listesine dâhil edilmesi durumunda, söz konusu yeni gıda, yeni gıdalar listesine eklenirken 8 inci maddenin dördüncü fıkrasında bahsedilen bilgilere ilaveten aşağıdaki bilgiler de belirtilir:</p>

<p>a) Yeni gıdanın listeye eklenme tarihi.</p>

<p>b) Yeni gıdanın listeye dâhil edilmesinin, 25 inci maddeye göre koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlara ve bilimsel verilere dayandırıldığı bilgisi.</p>

<p>c) Başvuru sahibinin adı ve adresi.</p>

<p>ç) Sonraki başvuru sahibinin, söz konusu yeni gıda için 25 inci maddeye göre koruma altına alınan tescilli bilimsel kanıtlar veya bilimsel verilere atıf yapmadan izin aldığı durumlar veya sonraki başvuru sahibinin, söz konusu yeni gıda için ilk başvuru sahibi ile anlaşma yaparak izin aldığı durumlar dışında, yeni gıdanın veri koruma süresi boyunca sadece (c) bendinde belirtilen başvuru sahibi tarafından piyasaya arzına izin verildiği bilgisi.</p>

<p>d) 25 inci maddede belirtilen veri koruma süresinin bitiş tarihi.</p>

<p>(2) 25 inci maddeye göre koruma altında olan veya koruma süresi dolmuş olan bilimsel kanıtlar veya bilimsel veriler, yeniden koruma altına alınmaz.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Bakanlık, bir gıdanın yeni gıda tanımına girip girmediğine karar vermeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Uygulamaya ilişkin düzenlemeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulamasına yönelik hazırlanacak talimat, kılavuz ve bilimsel komisyon tarafından hazırlanan bilimsel görüşler, Bakanlık internet sitesinde yayımlanır.</p>

<p><strong>Avrupa Birliği mevzuatına uyum</strong></p>

<p><strong>MADDE 29-</strong> (1) Bu Yönetmelik, yeni gıdalara ilişkin 25/11/2015 tarihli ve (AB) 2015/2283 sayılı Avrupa Parlamentosu ve Konseyi Tüzüğü ile yeni gıdalar listesine ilişkin 20/12/2017 tarihli ve (AB) 2017/2470 sayılı Komisyon Uygulama Tüzüğü dikkate alınarak Avrupa Birliği mevzuatına uyum çerçevesinde hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>İdari yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Bu Yönetmeliğe aykırı davrananlar hakkında, 5996 sayılı Kanunun ilgili maddelerine göre yaptırım uygulanır.</p>

<p><strong>Uyum zorunluluğu</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri, EK-1’e 30/6/2027 tarihinden itibaren uymak zorundadır. 30/6/2027 tarihinden önce etiketlenen veya piyasaya arz edilen gıdalar raf ömrü sonuna kadar piyasada bulunabilir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce faaliyet gösteren gıda işletmecileri, EK-1’e uyum sağlayana kadar, Yönetmeliğin yayım tarihinden önce yürürlükte olan mevzuat hükümlerine uymakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260520-1-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-gida-kodeksi-yeni-gidalar-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Wed, 20 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="77941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOSYAL MEDYA ORTAMINDA ESTETİK AMAÇLI SAĞLIK HİZMETLERİNİN DİJİTAL TANITIMI VE HUKUKİ SINIRLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZET</strong></p>

<p>Dijital platformların gündelik yaşam üzerindeki etkisinin artmasıyla birlikte sağlık hizmetleri de sosyal medya ekonomisinin önemli bir unsuru hâline gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler, hekimler ve güzellik merkezleri; Instagram, TikTok, YouTube ve benzeri dijital platformlar aracılığıyla görünürlük temelli pazarlama faaliyetleri yürütmektedir. Bu platformlar yalnızca tanıtım mecrası olarak değil; aynı zamanda potansiyel danışan kitlesinin yönlendirilmesi, tüketici davranışlarının şekillendirilmesi ve sağlık hizmetlerine yönelik talebin artırılması bakımından etkili dijital iletişim araçları olarak kullanılmaktadır. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin içeriklerin klasik reklam anlayışının ötesine geçtiği görülmektedir. Özellikle “before-after” görselleri, danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerinin canlı yayınlanması, influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve örtülü reklam niteliği taşıyan dijital paylaşımlar aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki hukuki sınır giderek belirsizleşmektedir. Sağlık hizmetlerinin sosyal medya platformlarında görsel tüketim nesnesine dönüştürülmesi, sağlık hizmetinin etik niteliği ile sosyal medya odaklı ticari tanıtım anlayışı arasında ciddi bir çatışma yaratmaktadır. Bunun yanı sıra sosyal medya algoritmalarının yüksek etkileşim alan estetik dönüşüm içeriklerini ön plana çıkarması, estetik müdahalelerin sıradanlaştırılmasına ve kullanıcıların özellikle fiziksel görünüm odaklı psikolojik yönlendirmelere maruz kalmasına neden olmaktadır. Böylelikle sağlık hizmetleri yalnızca tıbbi gereklilik çerçevesinde değil; sosyal kabul, dijital görünürlük ve tüketim kültürü ekseninde de şekillenmeye başlamaktadır. Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Bununla birlikte mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulduğu, sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, influencer ekonomisi ve algoritmik içerik dolaşımı karşısında uygulamada önemli denetim sorunlarının ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin “bilgilendirme”, “danışan deneyimi”, “kişisel paylaşım” veya “eğitici içerik” görünümü altında sunulması, örtülü ticari iletişim sorununu gündeme getirmektedir. Bu durum, tüketicilerin manipülatif yönlendirmelere açık hâle gelmesine, sağlık hizmetinin ticarileşmesine ve hasta mahremiyeti ile kişisel verilerin korunmasına ilişkin hukuki risklerin artmasına neden olmaktadır. Bu nedenle sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin dijital reklam faaliyetlerinin sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve dijital iletişim hukuku çerçevesinde çok yönlü biçimde değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve dijital iletişim hukuku perspektifinden incelenmiş; özellikle örtülü reklam, sağlık verisi paylaşımı, manipülatif görsel içerikler ve influencer pazarlaması bakımından mevcut hukuki rejimin yeterliliği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmeler ve dijital iletişim araçlarının yaygınlaşması, ekonomik ve mesleki faaliyetlerin yürütülme biçiminde köklü değişiklikler meydana getirmiş; sosyal medya platformları yalnızca bireysel iletişim alanı olmaktan çıkarak ticari faaliyetlerin, mesleki görünürlüğün ve tüketici davranışlarının yönlendirilmesinde temel araçlardan biri hâline gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler, hekimler ve güzellik merkezleri bakımından Instagram, TikTok, YouTube ve benzeri dijital platformlar; potansiyel danışanlara doğrudan ulaşılabilen, yüksek etkileşim sağlayan ve ticari yönlendirme gücü oldukça yüksek dijital pazarlama mecraları meydana getirmiştir. Bu platformlar aracılığıyla gerçekleştirilen içerik üretimi, klasik reklam anlayışının ötesine geçerek sağlık hizmetlerinin dijital ortamda sunulma ve pazarlanma biçimini önemli ölçüde dönüştürmüştür. Sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasıyla birlikte estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin içeriklerin niteliği de dönüşüm geçirmiş; özellikle “before-after” görselleri, danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerinin canlı yayınlanması, influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve algoritmik görünürlük amacı taşıyan paylaşımlar aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki hukuki sınır giderek belirsizleşmiştir. Bu içerikler çoğu zaman “bilgilendirme”, “eğitici paylaşım”, “kişisel deneyim aktarımı” veya “danışan memnuniyeti” görünümü altında sunulmakta; ancak fiilen belirli bir sağlık hizmetine yönelik talep oluşturma ve tüketiciyi yönlendirme işlevi görmektedir. Bu durum, sağlık hizmetlerine ilişkin reklam yasağının dolaylı biçimde aşılması sonucunu doğurmaktadır. Özellikle estetik alanında faaliyet gösteren bazı sağlık kuruluşlarının sosyal medya platformlarında algoritmik görünürlük elde etmek amacıyla agresif dijital pazarlama stratejileri uyguladığı görülmektedir. Sosyal medya platformlarında takipçi sayısının artırılması, içeriklerin viral hâle getirilmesi ve algoritmik görünürlüğün güçlendirilmesi amacıyla yürütülen dijital tanıtım faaliyetleri, sağlık hizmetinin etik niteliği ile ticari görünürlük kaygısı arasında ciddi bir çatışma doğurmaktadır. Nitekim sağlık hizmetinin temel amacı bireyin sağlık hakkının korunması ve kamu sağlığının güvence altına alınması iken, dijital platformlarda yürütülen bazı faaliyetlerin sağlık hizmetini ticari görünürlüğü artırmaya yönelik bir pazarlama unsuruna dönüştürdüğü görülmektedir. Bu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda kamu sağlığı, tüketicinin korunması ve meslek etiği bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır.</p>

<p>Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. Ancak mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulmuş olması, sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, influencer ekonomisi, dijital pazarlama teknikleri ve algoritmik içerik dolaşımı karşısında uygulamada önemli denetim sorunlarının ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin “bilgilendirme”, “danışan deneyimi”, “kişisel paylaşım” veya “eğitici içerik” görünümü altında sunulması; reklam niteliği taşıyan faaliyetlerin açık reklam kurallarına tabi olmaksızın yürütülmesine imkan sağlamaktadır. Bu durum, tüketicilerin manipülatif yönlendirmelere açık hale gelmesine ve sağlık hizmetine ilişkin etik sınırların zayıflamasına neden olmaktadır. Ayrıca estetik operasyon görüntülerinin ve hasta görsellerinin sosyal medya platformlarında paylaşılması, kişisel verilerin korunması ve hasta mahremiyeti bakımından da ciddi hukuki riskler doğurmaktadır. Özellikle sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri kapsamında korunması karşısında, estetik işlemlere ilişkin görsel ve içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılabilmesi; ilgili kişilerin açık, belirli ve bilgilendirmeye dayalı rızalarının alınmasını zorunlu kılmaktadır. Bunun yanı sıra veri işleme süreçlerine ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun şekilde yerine getirilmesi ve paylaşım faaliyetinin hukuki dayanağını ortaya koyan yazılı onam prosedürlerinin eksiksiz biçimde uygulanması gerekmektedir. Bu kapsamda sağlık kuruluşları ve hizmet sunucularının, paylaşım süreçlerinde 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nda öngörülen hukuka uygunluk, belirli amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine uygun hareket etme yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Bu çerçevede sosyal medya ortamında estetik ve güzellik hizmetlerine ilişkin dijital reklam faaliyetlerinin; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, ticari reklam hukuku ve dijital iletişim hukuku perspektifinden birlikte değerlendirilmesi zorunlu hâle gelmiştir. Zira sağlık hizmetlerinin dijital platformlar aracılığıyla görünürlük odaklı dijital pazarlama faaliyetlerinin bir unsuru haline gelmesi, yalnızca reklam hukukuna ilişkin bir mesele olmayıp aynı zamanda kamu sağlığı, meslek etiği, hasta güvenliği ve bireyin kişilik haklarının korunması bakımından çok boyutlu hukuki sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p><strong>I. SAĞLIK HİZMETLERİNDE REKLAM YASAĞININ HUKUKİ TEMELLERİ</strong></p>

<p><strong>A. Sağlık Hizmetinin Ticari Faaliyetten Ayrılan Niteliği</strong></p>

<p>Sağlık hizmeti, doğrudan insan yaşamı, beden bütünlüğü ve kamu sağlığı ile bağlantılı olması nedeniyle klasik ticari faaliyetlerden farklı bir hukuki rejime tabi tutulmaktadır. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içerisinde sürdürmesini sağlamakla yükümlü olup sağlık hizmetlerinin planlanması, düzenlenmesi ve denetlenmesi kamu otoritesinin temel görevleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle sağlık hizmetlerinin salt piyasa koşulları ve ticari kazanç amacı çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Zira sağlık hizmetinin temel amacı ekonomik menfaat sağlanması değil, bireyin sağlık hakkının korunması ve kamu sağlığının güvence altına alınmasıdır. Sağlık hizmetinin ticari faaliyetlerden ayrılan niteliği, hekimlik mesleğinin etik ve kamusal yönünden kaynaklanmaktadır. Hekimlik faaliyeti, güven ilişkisine dayalı, yüksek dikkat ve özen yükümlülüğü gerektiren bir meslek faaliyeti niteliğinde olup sağlık hizmeti sunumunda mesleki etik ilkelerin korunması, hasta güvenliğinin sağlanması ve bireylerin yanıltıcı sağlık beyanlarından korunması büyük önem ihtiva etmektedir. Nitekim sağlık alanındaki reklam yasaklarının temelinde de hasta güvenliğinin korunması, sağlık hizmetine ilişkin yanıltıcı ve abartılı beyanların önlenmesi, mesleki etik ilkelerin muhafaza edilmesi ve sağlık hizmetinin ticari metalaşmasının engellenmesi yer almaktadır. Özellikle sağlık alanında yapılan yönlendirici reklam faaliyetleri, bireylerin sağlık kaygıları ve fiziksel görünüm hassasiyetleri üzerinden manipülatif sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle sağlık hizmetine ilişkin reklam faaliyetleri, diğer ticari sektörlere kıyasla daha sıkı hukuki ve etik denetime tabi tutulmaktadır. Bu kapsamda Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri çeşitli normatif düzenlemeler aracılığıyla sınırlandırılmış olup 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun ile Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, hekimlik mesleğinin ticari görünüm kazanmasını engellemeyi amaçlayan temel düzenlemeleri içermektedir. Özellikle Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi’nin 8. ve 9. maddelerinde hekimin reklam niteliği taşıyan davranışlarda bulunamayacağı, mesleki faaliyetlerini ticari rekabet aracı haline getiremeyeceği ve hasta sağlamaya yönelik yönlendirici faaliyetlerde bulunamayacağı açık şekilde düzenlenmiştir. Bununla birlikte dijital iletişim araçlarının gelişmesi ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşmasıyla birlikte sağlık hizmeti sunumunun niteliğinde önemli dönüşümler meydana gelmiştir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları ve hekimlerin sosyal medya platformları aracılığıyla görünürlük elde etmeye yönelik yoğun dijital içerik faaliyetleri yürüttüğü görülmektedir. Bu durum sağlık hizmetinin yalnızca tedavi ilişkisi çerçevesinde değil; dijital görünürlük, takipçi sayısı, etkileşim oranı ve sosyal medya erişimi üzerinden de değerlendirilmesine neden olmaktadır. Özellikle Instagram, TikTok ve YouTube gibi platformlarda gerçekleştirilen “before-after” paylaşımları, danışan deneyim videoları, sponsorlu içerikler ve influencer iş birlikleri aracılığıyla sağlık hizmeti ile ticari tanıtım faaliyetleri arasındaki sınır giderek belirsizleşmektedir. Böylelikle sağlık hizmeti sunumu ile dijital pazarlama faaliyetleri iç içe geçmekte; hekimlik mesleğinin etik niteliği ile görünürlük odaklı dijital tanıtım anlayışı arasında ciddi bir çatışma ortaya çıkmaktadır. Bu çerçevede sağlık hizmetlerinde reklam yasağının yalnızca klasik reklam araçları bakımından değil, sosyal medya platformları ve dijital iletişim teknikleri bakımından da yeniden değerlendirilmesi zorunlu hale gelmiştir. Zira dijital platformların algoritmik yapısı ve görünürlük esaslı çalışma sistemi, sağlık hizmetlerinin ticari rekabet unsuru haline gelmesini kolaylaştırmakta; bu durum ise kamu sağlığı, hasta güvenliği, meslek etiği ve tüketicinin korunması bakımından önemli hukuki riskler doğurmaktadır.</p>

<p><strong>B. Tanıtım ve Reklam Ayrımı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türk hukukunda sağlık kuruluşlarının belirli ölçüde bilgilendirme faaliyeti yürütmesine izin verilmekte; ancak sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru haline gelmesine yol açabilecek reklam niteliğindeki yönlendirici faaliyetler çeşitli normatif düzenlemeler aracılığıyla sınırlandırılmaktadır. Bu yaklaşımın temelinde, sağlık hizmetinin kamu yararı ile doğrudan bağlantılı olması ve hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı etik niteliğinin korunması amacı bulunmaktadır. Nitekim sağlık alanında yürütülen tanıtım faaliyetlerinin, bireylerin sağlık hakkı, hasta güvenliği ve kamu sağlığı üzerindeki etkileri dikkate alındığında; bu faaliyetlerin klasik ticari reklam faaliyetlerinden farklı bir hukuki rejime tabi tutulması zorunlu hale gelmektedir. Bununla birlikte dijital iletişim araçlarının gelişmesi ve sosyal medya platformlarının yaygınlaşması, sağlık hizmetlerine ilişkin bilgilendirme faaliyetleri ile reklam niteliği taşıyan ticari yönlendirmeler arasındaki sınırın önemli ölçüde belirsizleşmesine neden olmuştur. Özellikle Instagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen içerik paylaşımlarında sağlık hizmetine ilişkin bilgilendirme ile tüketiciyi belirli bir sağlık hizmetine yönlendirme amacı taşıyan reklam faaliyetleri çoğu zaman iç içe geçmektedir. Bu durum, mevcut reklam yasağı rejiminin dijital platformlar bakımından yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Hekimin uzmanlık alanını belirtmesi, mesleki çalışma alanlarına ilişkin açıklama yapması veya sağlık hizmetinin genel çerçevesine yönelik bilgilendirici içerikler paylaşması kural olarak hukuka uygun bilgilendirme faaliyeti kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin; hasta kazanma amacı taşıyacak şekilde yönlendirici, abartılı veya yanıltıcı nitelik kazanması halinde söz konusu faaliyetlerin reklam niteliği taşıdığı kabul edilmektedir. Özellikle somut olayın özelliğine göre “en iyi sonuç”, “garantili işlem”, “tek seansta çözüm”, “kalıcı sonuç” veya “mucize değişim” gibi ifadeler; sağlık hizmetinin ticari pazarlama unsuru haline getirilmesine yol açabilecek nitelikte değerlendirilmekte ve sağlık mevzuatı bakımından hukuki sorun doğurmaktadır. Bununla birlikte sosyal medya platformlarında gerçekleştirilen yönlendirme faaliyetleri çoğu zaman açık reklam dili kullanılmaksızın yürütülmektedir. Özellikle danışan deneyim videoları, operasyon süreçlerine ilişkin görseller, “before-after” paylaşımları, influencer iş birlikleri ve kullanıcı deneyimi aktarımı biçimindeki içerikler; doğrudan reklam ibaresi taşımamakla birlikte fiilen belirli bir sağlık hizmetine yönelik talep oluşturma ve tüketiciyi yönlendirme işlevi görmektedir. Bu nedenle sosyal medya ortamında sağlık hizmetlerine ilişkin içeriklerin önemli bir kısmı, örtülü ticari iletişim niteliği taşımaktadır. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital içerik faaliyetleri bakımından, sağlık hizmetinin görsel etki ve sosyal medya görünürlüğü üzerinden pazarlanabilir bir hizmete dönüştüğü görülmektedir. Sosyal medya algoritmalarının yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm içeriklerini ön plana çıkarması, sağlık hizmetlerinin dijital görünürlük esaslı rekabet ortamına dâhil olmasına neden olmaktadır. Bu durum ise sağlık hizmetinin etik niteliği ile ticari görünürlük amacı taşıyan dijital pazarlama faaliyetleri arasında ciddi bir çatışma doğurmaktadır. Dolayısıyla sosyal medya platformlarında yürütülen sağlık temelli içerik faaliyetlerinin yalnızca ifade özgürlüğü veya bilgilendirme hakkı kapsamında değerlendirilmesi yeterli olmayıp söz konusu faaliyetlerin tüketiciyi yönlendirme kapasitesi, kamu sağlığı üzerindeki etkileri, meslek etiği ilkeleri ve reklam hukuku bakımından doğurduğu sonuçlar birlikte değerlendirilmelidir. Bu çerçevede sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içeriklerin hukuki niteliğinin belirlenmesinde; içeriğin sunuluş biçimi, kullanılan ifadeler, görsel unsurlar, ticari amaç, algoritmik görünürlük hedefi ve tüketici davranışları üzerindeki etkisi birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>II. SOSYAL MEDYA PLATFORMLARINDA ESTETİK VE GÜZELLİK HİZMETLERİNİN PAZARLANMASI VE HUKUKİ SINIRLARI</strong></p>

<p><strong>A. Influencer Doktor Modeli ve Dijital Görünürlük Ekonomisi</strong></p>

<p>Sosyal medya çağında sağlık hizmeti sunucuları yalnızca mesleki yetkinlikleri ve bilimsel uzmanlıkları üzerinden değil; aynı zamanda dijital görünürlük düzeyleri, sosyal medya etkileşim oranları ve algoritmik erişim kapasiteleri üzerinden de rekabet etmektedir. Özellikle İnstagram, TikTok ve YouTube gibi sosyal medya platformlarında kısa video içerikleri, operasyon süreçlerine ilişkin görseller, danışan deneyim videoları, canlı yayınlar ve tanınmış kişilerle gerçekleştirilen iş birlikleri aracılığıyla sağlık hizmeti sunucularının dijital görünürlüğünü artırmaya yönelik yeni bir iletişim modeli ortaya çıkmıştır. Öğretide sıklıkla “influencer doktor modeli” olarak ifade edilen bu yapı kapsamında hekim, yalnızca sağlık hizmeti sunan meslek mensubu olarak değil; aynı zamanda dijital içerik üreticisi, sosyal medya figürü ve kişisel marka niteliği taşıyan bir görünürlük unsuru olarak konumlandırılmaktadır. Bu gelişmeler neticesinde sağlık hizmeti sunumu ile dijital pazarlama faaliyetleri arasındaki sınır giderek belirsizleşmekte; sağlık hizmetleri sosyal medya platformlarının görünürlük ve etkileşim esaslı rekabet sistemi içerisinde değerlendirilmeye başlanmaktadır. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe faaliyet gösteren sağlık kuruluşları bakımından sosyal medya görünürlüğü; danışan kitlesine ulaşılması, kurumsal bilinirliğin artırılması ve ticari rekabet avantajı sağlanması bakımından önemli bir araç haline gelmiştir. Bununla birlikte sağlık hizmetinin dijital görünürlük ekseninde pazarlanabilir bir hizmet niteliği kazanması, hekimlik mesleğinin etik temelleri ile ticari tanıtım faaliyetleri arasında ciddi hukuki ve etik tartışmaları beraberinde getirmektedir. Özellikle görünürlük odaklı içerik üretim süreçlerinin sağlık hizmetini ticari rekabet unsuru line getirdiği, hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı yapısını zayıflatabildiği ve tüketiciler üzerinde manipülatif etkiler doğurabildiği ileri sürülebilir. Nitekim sosyal medya platformlarında paylaşılan estetik dönüşüm içerikleri, operasyon görüntüleri ve danışan deneyim videoları çoğu zaman sağlık hizmetine ilişkin gerçekçi olmayan beklentiler oluşturabilmekte; bireylerin fiziksel görünüm kaygıları ve sosyal kabul hassasiyetleri üzerinden yönlendirici etki yaratabilmektedir. Özellikle “before-after” içerikleri ve yüksek görsel etki taşıyan dijital paylaşımlar aracılığıyla estetik müdahalelerin sıradanlaştırıldığı, normalleştirildiği ve ticari pazarlama unsuruna dönüştürüldüğü görülmektedir. Bunun yanı sıra sosyal medya platformlarının algoritmik çalışma sistemi de söz konusu süreci önemli ölçüde güçlendirmekte yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm videolarının ve dikkat çekici görsel içeriklerin platform algoritmaları tarafından daha fazla kullanıcıya önerilmesi, sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içeriklerin görünürlüğünü artırmakta ve estetik hizmetlerine yönelik talebin yapay biçimde yükselmesine neden olabilmektedir. Böylelikle sağlık hizmeti, yalnızca tıbbi ihtiyaç ve tedavi gerekliliği çerçevesinde değil; dijital görünürlük, sosyal medya etkileşimi ve toplumsal görünüm algısı üzerinden de şekillenmeye başlamaktadır. Söz konusu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hukuku, tüketicinin korunması hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku ve meslek etiği bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır. Zira sağlık hizmetinin sosyal medya algoritmaları aracılığıyla görünürlük esaslı rekabet sistemine dahil olması, hekimlik mesleğinin kamusal ve etik niteliğinin zedelenmesine yol açabilmektedir. Özellikle sağlık hizmetinin “takipçi”, “erişim”, “beğeni” ve “etkileşim” gibi dijital ölçütler üzerinden değerlendirilmesi; sağlık hizmetinin ticarileşmesini hızlandırmakta ve bireylerin manipülatif dijital yönlendirmelere daha açık hale gelmesine sebebiyet verebilmektedir. Bu çerçevede sosyal medya platformlarında yürütülen sağlık temelli dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca ifade özgürlüğü veya bilgilendirme hakkı kapsamında değerlendirilmesi yeterli olmayıp; söz konusu faaliyetlerin kamu sağlığı, hasta güvenliği, meslek etiği, tüketicinin korunması ve sağlık hizmetinin ticari sınırları bakımından doğurduğu sonuçların birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital görünürlük faaliyetlerinin sağlık hizmetinin etik ilkeleriyle uyumlu şekilde sınırlandırılması ve etkin biçimde denetlenmesi, kamu sağlığının korunması ve sağlık hizmetinin güven ilişkisine dayalı niteliğinin muhafaza edilmesi bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>B. Before–After Paylaşımlarının Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Estetik ve güzellik sektöründe en yaygın dijital pazarlama yöntemlerinden biri “before-after” görselleri aracılığıyla gerçekleştirilen içerik paylaşımlarıdır. Sosyal medya platformlarında yoğun biçimde kullanılan bu içerikler, çoğu zaman sağlık hizmetinin belirli ve garanti edilmiş sonuçlar doğurduğu yönünde algı oluşturmakta; bireylerde gerçek dışı beklentiler meydana getirebilmekte ve tüketicilerin sağlık hizmetine ilişkin karar alma süreçlerini etkileyebilmektedir. Özellikle estetik müdahalelerin görsel etki üzerinden sunulması, sağlık hizmetinin tıbbi niteliğinin geri planda kalmasına ve işlemlerin ticari pazarlama unsuru haline dönüşmesine neden olabilmektedir.<strong> </strong>Bunun yanı sıra söz konusu paylaşımların manipülatif görsel teknikler içerebildiği de görülmektedir. Özellikle filtre kullanımı, ışık düzenlemeleri, açı farklılıkları, dijital rötuş uygulamaları ve çeşitli görsel müdahaleler aracılığıyla estetik işlemlerin etkisinin gerçeğe aykırı veya abartılı biçimde sunulması mümkündür. Bu durum, sağlık hizmetine ilişkin tüketici algısının yönlendirilmesine ve yanıltıcı sağlık beyanlarının ortaya çıkmasına sebebiyet verebilmektedir. Nitekim estetik işlemlere ilişkin görsel içeriklerin, işlemin riskleri, komplikasyon ihtimalleri ve kişisel farklılıklar dikkate alınmaksızın yalnızca olumlu sonuçlar üzerinden sunulması; tüketicilerin eksik veya hatalı bilgiye dayalı karar vermesine yol açabilecek nitelik taşımaktadır.<strong> </strong>Söz konusu paylaşımlar aynı zamanda kişisel verilerin korunması hukuku ve hasta mahremiyeti bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurabilmaktadır. Estetik operasyon görüntüleri, yüz görselleri ve işlem süreçlerine ilişkin kayıtlar; sağlık verisi niteliğinde özel nitelikli kişisel veri kapsamında değerlendirilmekte olup 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun 6. maddesi uyarınca sağlık verileri özel koruma altına alınmıştır. Söz konusu verilerin işlenmesi ve üçüncü kişilerle paylaşılması sıkı hukuki şartlara bağlanmıştır. Bu nedenle estetik işlemlere ilişkin görsel ve içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılabilmesi için veri işleme faaliyetinin hukuki dayanağının açık şekilde ortaya konulması gerekmektedir. Bu kapsamda ilgili kişilerin açık, belirli, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış rızalarının alınması zorunlu olmakla birlikte veri işleme süreçlerine ilişkin aydınlatma yükümlülüğünün usulüne uygun biçimde yerine getirilmesi, paylaşımın kapsamı, amacı, süresi ve erişim alanına ilişkin gerekli bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir. Ayrıca paylaşım faaliyetinin hukuki dayanağını oluşturan yazılı onam prosedürlerinin eksiksiz şekilde uygulanması, sağlık kuruluşları ve hizmet sunucuları bakımından önemli bir yükümlülük niteliği taşımaktadır.<strong> </strong>Uygulamada çoğu zaman standart nitelikte açık rıza formlarının kullanıldığı görülmektedir. Ancak sosyal medya görünürlüğü, ticari fayda ve dijital tanıtım amacıyla alınan rızaların gerçekten özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususu tartışmalıdır. Özellikle sağlık hizmeti ilişkisinin doğası gereği hasta ile sağlık hizmeti sunucusu arasında bulunan bilgi ve güç asimetrisi dikkate alındığında, ilgili kişinin sosyal medya paylaşımına ilişkin rızasının her somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra kişinin açık rızasının bulunması, sağlık hizmetinin etik sınırlarının ortadan kalktığı anlamına da gelmemektedir. Zira sağlık hizmetine ilişkin görsel içeriklerin ticari görünürlük amacıyla kullanılması, hekimlik mesleğinin etik ilkeleri, hasta mahremiyeti ve kişilik haklarının korunması bakımından ayrıca değerlendirilmesi gereken hukuki sonuçlar doğurmaktadır.<strong> </strong>Bu nedenle estetik ve güzellik sektöründe yürütülen dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca reklam hukuku perspektifiyle değil; aynı zamanda sağlık hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, tüketicinin korunması hukuku ve meslek etiği ilkeleri çerçevesinde bütüncül biçimde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarında yayımlanan estetik içeriklerin denetimi bakımından daha etkin ve açık normatif düzenlemelere ihtiyaç bulunduğu açıktır.</p>

<p><strong>III. TÜKETİCİ HUKUKU VE ÖRTÜLÜ REKLAM SORUNU</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 61. maddesi uyarınca ticari reklamların; doğru, dürüst, açık ve tüketiciyi yanıltmayacak nitelikte olması zorunludur. Anılan hüküm kapsamında reklamların, tüketicilerin bilgi eksikliği, tecrübesizliği veya psikolojik hassasiyetlerinden yararlanacak biçimde kurgulanması hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Aynı Kanun’un 62. maddesinde ise haksız ticari uygulamalar yasaklanmış; tüketicilerin ekonomik davranış biçimini bozabilecek, karar alma süreçlerini manipüle edebilecek ve normal koşullarda vermeyecekleri kararları almalarına neden olabilecek uygulamaların hukuka aykırı olduğu açık şekilde düzenlenmiştir. Bu kapsamda estetik ve güzellik sektöründe sosyal medya aracılığıyla yürütülen dijital reklam faaliyetlerinin, tüketicilerin davranışları üzerindeki yönlendirici etkisi bakımından tüketici hukuku çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>estetik amaçlı tıbbi uygulamalarda sosyal medya reklamlarının çoğu zaman bireylerin fiziksel görünüm kaygıları, toplumsal kabul hassasiyetleri ve psikolojik yönelimleri üzerinden şekillendiği görülmektedir. Özellikle sosyal medya platformlarında “kusursuz görünüm”, “ideal beden algısı” ve “mükemmel estetik sonuç” anlayışının yoğun biçimde görselleştirilmesi; bireylerin fiziksel görünüm algıları üzerinde yönlendirici ve baskı oluşturucu etki meydana getirebilmektedir. Nitekim bireylerin fiziksel görünüm kaygıları üzerinden oluşturulan dijital yönlendirmeler, estetik müdahalelere ilişkin karar alma süreçlerinin objektif sağlık ihtiyaçlarından uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Özellikle operasyon görüntüleri, danışan deneyim videoları ve yüksek görsel etki taşıyan paylaşımlar aracılığıyla estetik işlemlerin yalnızca olumlu sonuçlarının ön plana çıkarıldığı görülmektedir. Buna karşılık işlemlerin riskleri, komplikasyon ihtimalleri, kişisel farklılıklar ve olası tıbbi sonuçlara ilişkin yeterli bilgilendirme çoğu zaman geri planda kalmaktadır. Bu durum, tüketicilerin eksik veya yanıltıcı bilgiye dayalı karar vermelerine sebebiyet verebilmekte; estetik müdahalelere ilişkin gerçekçi olmayan beklentiler oluşmasına neden olabilmektedir. Özellikle “kesin sonuç”, “garantili değişim”, “hızlı dönüşüm” veya “mükemmel görünüm” algısı oluşturabilecek dijital içerikler, tüketicilerin ekonomik davranışlarını etkileyebilecek manipülatif ticari uygulama niteliği taşıyabilmektedir. Örtülü reklam sorunu ise özellikle influencer iş birlikleri bakımından daha belirgin hale gelmektedir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 22. maddesi uyarınca örtülü reklam yapılması açık şekilde yasaklanmıştır. Anılan düzenleme kapsamında reklam olduğu açıkça belirtilmeksizin gerçekleştirilen ve tüketiciyi ticari amaç doğrultusunda yönlendirme niteliği taşıyan içerikler hukuka aykırı kabul edilmektedir. Buna rağmen sosyal medya platformlarında sponsorlu estetik deneyimleri, ücretsiz işlem karşılığında yapılan paylaşımlar, influencer iş birlikleri ve reklam ilişkisini gizleyen dijital içeriklerin oldukça yaygın olduğu görülmektedir. Özellikle “kişisel deneyim paylaşımı”, “günlük yaşam içeriği”, “danışan hikayesi” veya “samimi tavsiye” görünümü altında sunulan içerikler aracılığıyla reklam faaliyetlerinin gizlenmesi, tüketicilerin söz konusu içeriklerin ticari niteliğini fark etmelerini güçleştirmektedir. Bu durum, sağlık hizmetlerine ilişkin ticari iletişimin şeffaflığını ortadan kaldırmakta ve tüketicilerin manipülatif dijital yönlendirmelere daha açık hale gelmesine neden olmaktadır. Nitekim sosyal medya platformlarının algoritmik çalışma sistemi de yüksek etkileşim sağlayan estetik dönüşüm içeriklerini daha fazla kullanıcıya ulaştırarak söz konusu yönlendirici etkinin genişlemesine sebebiyet verebilmektedir. Böylelikle sağlık hizmetleri yalnızca tıbbi ihtiyaç ve tedavi gerekliliği çerçevesinde değil; dijital görünürlük, sosyal medya etkileşimi ve ticari pazarlama stratejileri doğrultusunda da şekillenmeye başlamaktadır. Öte yandan Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca sağlık hizmet sunucularının talep yaratmaya yönelik, yanıltıcı, doğruluğu bilimsel olarak kanıtlanmamış veya diğer sağlık kuruluşlarına kıyasla üstünlük algısı oluşturabilecek içerikler paylaşması yasaklanmıştır. Aynı şekilde sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru haline getirilmesine yol açabilecek yönlendirici tanıtım faaliyetleri de mevzuat kapsamında sınırlandırılmıştır. Bu kapsamda sosyal medya ortamında gerçekleştirilen estetik içeriklerin yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hukuku, meslek etiği ve kamu sağlığının korunması ilkeleri bakımından da değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak estetik ve güzellik sektöründe sosyal medya aracılığıyla yürütülen dijital reklam ve tanıtım faaliyetlerinin; tüketicinin korunması, kamu sağlığı, hasta güvenliği ve sağlık hizmetinin etik niteliği dikkate alınarak daha etkin biçimde denetlenmesini zorunlu kılmaktadır. Özellikle influencer iş birlikleri, sponsorlu içerikler ve örtülü reklam niteliği taşıyan dijital paylaşımlar bakımından açık, uygulanabilir ve güncel hukuki standartların oluşturulması; sağlık hizmetlerinin ticari görünürlük kaygısından uzak, etik ilkelere uygun biçimde yürütülmesi bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>IV. KİŞİSEL VERİLERİN KORUNMASI VE HASTA MAHREMİYETİ</strong></p>

<p>Sosyal medya ortamında estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin görsel ve içerik paylaşımı, yalnızca reklam hukuku kapsamında değerlendirilebilecek bir faaliyet niteliği taşımamakta; aynı zamanda kişisel verilerin korunması, hasta mahremiyeti, kişilik haklarının korunması ve meslek etiği ilkeleri bakımından da çok boyutlu hukuki sonuçlar doğurmaktadır. Özellikle operasyon görüntüleri, işlem süreçlerine ilişkin videolar, danışan fotoğrafları ve benzeri dijital içerikler; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında sağlık verisi niteliğinde özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilmekte olup bu verilerin işlenmesi ve sosyal medya platformlarında paylaşılması sıkı hukuki şartlara tabi tutulmaktadır.<strong> </strong>KVKK’nın 4. maddesi uyarınca kişisel verilerin işlenmesinde hukuka uygunluk, belirli ve meşru amaç, ölçülülük ve veri minimizasyonu ilkelerine riayet edilmesi zorunludur. Bu çerçevede estetik müdahalelere ilişkin görsel içeriklerin sosyal medya platformlarında paylaşılması sürecinde, paylaşımın amacı ile kullanılan içerik arasında makul ve ölçülü bir ilişkinin bulunması gerekmektedir. Özellikle sağlık hizmetine ilişkin görsellerin yalnızca dijital görünürlük sağlama, sosyal medya etkileşimini artırma veya ticari tanıtım amacıyla kullanılması; hasta mahremiyetinin korunması ve sağlık hizmetinin etik sınırları bakımından tartışmalı sonuçlar doğurabilmektedir.<strong> </strong>Bu kapsamda estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin görsel ve içeriklerin paylaşılabilmesi için ilgili kişilerin açık, belirli, bilgilendirmeye dayalı ve özgür iradeyle açıklanmış rızalarının alınması gerekmektedir. Bunun yanı sıra veri işleme faaliyetinin kapsamı, amacı, hukuki sebebi ve paylaşım süreçlerine ilişkin gerekli aydınlatmanın usulüne uygun şekilde yapılması zorunludur. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunucularının yalnızca standart nitelikte onam formlarıyla yetinmeleri yeterli olmayıp; paylaşım faaliyetinin kapsamını açık biçimde ortaya koyan ilgili kişinin bilgilendirilmiş iradesini yansıtan ve mevzuata uygun şekilde düzenlenmiş aydınlatma ve açık rıza prosedürlerini eksiksiz biçimde uygulamaları gerekmektedir.<strong> </strong>Öte yandan ilgili kişinin açık rızasının bulunması, sağlık hizmetine ilişkin görsel içeriklerin sınırsız biçimde paylaşılabileceği anlamına da gelmemektedir. Zira sağlık hizmetinin dijital görünürlük ve ticari tanıtım amacıyla teşhir unsuruna dönüştürülmesi, hekimlik mesleğinin güven ilişkisine dayalı etik niteliği ile bağdaşmayan sonuçlar doğurabilecek mahiyettedir. Bu nedenle sağlık hizmetine ilişkin dijital içerik faaliyetlerinin hukuka uygunluğu değerlendirilirken yalnızca açık rızanın varlığı değil; aynı zamanda paylaşımın ölçülülüğü, hasta mahremiyetine etkisi, kişilik hakları üzerindeki sonuçları ve sağlık hizmetinin etik sınırları birlikte dikkate alınmalıdır.<strong> </strong>Nitekim Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik kapsamında sağlık hizmet sunucularının talep yaratmaya yönelik, yanıltıcı, abartılı veya yönlendirici nitelikte içerikler paylaşmaları yasaklanmış olup; sağlık hizmetinin ticari rekabet unsuru hâline getirilmesine yol açabilecek dijital tanıtım faaliyetleri çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuştur. <strong> </strong>Sonuç olarak estetik amaçlı sağlık hizmetleri alanında yürütülen dijital içerik faaliyetleri bakımından daha açık, güncel ve etkin denetim mekanizmalarının oluşturulması gerekmekle birlikte; özellikle sosyal medya platformlarında yayımlanan operasyon görüntüleri, danışan deneyim içerikleri ve görsel paylaşımlar bakımından hasta haklarının korunmasını esas alan, veri güvenliği yükümlülüklerini güçlendiren ve sağlık hizmetinin etik niteliğini muhafaza eden normatif düzenlemelere duyulan ihtiyaç giderek artmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Dijital iletişim teknolojilerinin gelişmesi ve sosyal medya platformlarının gündelik yaşam üzerindeki etkisinin artması, sağlık hizmetlerinin sunum ve tanıtım biçiminde köklü değişimlere yol açmıştır. Özellikle estetik ve güzellik hizmetleri alanında faaliyet gösteren sağlık kuruluşları, özel klinikler ve hekimler bakımından sosyal medya platformları; yalnızca bilgilendirme aracı olmaktan çıkarak görünürlük temelli dijital pazarlama faaliyetlerinin merkezine dönüşmüştür. Bu dönüşüm neticesinde sağlık hizmeti ile ticari reklam arasındaki geleneksel sınır önemli ölçüde belirsizleşmiş; sağlık hizmetleri sosyal medya algoritmaları, dijital görünürlük ve etkileşim ekonomisi içerisinde yeniden şekillenmeye başlamıştır. Çalışma kapsamında yapılan değerlendirmeler göstermektedir ki; özellikle “before-after” paylaşımları, operasyon görüntüleri, danışan deneyim videoları, influencer iş birlikleri ve sponsorlu içerikler aracılığıyla yürütülen dijital faaliyetler, çoğu zaman bilgilendirme sınırını aşarak örtülü reklam ve yönlendirici ticari iletişim niteliği kazanmaktadır. Bu durum yalnızca reklam hukuku bakımından değil; aynı zamanda sağlık hizmetinin etik niteliği, kamu sağlığının korunması, hasta güvenliği ve tüketicinin manipülatif yönlendirmelerden korunması bakımından da önemli hukuki sorunlar doğurmaktadır. Özellikle sosyal medya platformlarının algoritmik yapısı nedeniyle yüksek etkileşim sağlayan estetik içeriklerin daha geniş kullanıcı kitlelerine ulaştırılması, estetik müdahalelerin sıradanlaştırılmasına ve bireylerin fiziksel görünüm algıları üzerinden yönlendirilmesine zemin hazırlamaktadır. Türk hukukunda sağlık hizmetlerine ilişkin reklam faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında çeşitli sınırlamalara tabi tutulmuş olmakla birlikte mevcut normatif düzenlemelerin büyük ölçüde geleneksel medya sistemi esas alınarak oluşturulduğu görülmektedir. Buna karşılık sosyal medya platformlarının dinamik yapısı, sponsorlu içerikler ve algoritmik görünürlük sistemi karşısında mevcut denetim mekanizmalarının uygulamada yetersiz kalabildiği anlaşılmaktadır. Özellikle reklam niteliği taşıyan dijital içeriklerin “kişisel deneyim”, “bilgilendirme”, “günlük yaşam paylaşımı” veya “danışan memnuniyeti” görünümü altında sunulması, örtülü reklam yasağının dolaylı biçimde aşılmasına neden olabilmektedir. Bunun yanı sıra estetik amaçlı sağlık hizmetlerine ilişkin operasyon görüntülerinin, danışan fotoğraflarının ve sağlık verilerinin sosyal medya platformlarında paylaşılması; kişisel verilerin korunması hukuku ve hasta mahremiyeti bakımından da ciddi riskler doğurmaktadır. Özellikle sağlık verilerinin özel nitelikli kişisel veri statüsünde bulunması karşısında, dijital içerik paylaşım süreçlerinde açık rıza, aydınlatma yükümlülüğü, ölçülülük ilkesi ve veri minimizasyonu ilkelerinin titizlikle uygulanması zorunludur. Bununla birlikte ilgili kişinin açık rızasının bulunması tek başına hukuka uygunluk bakımından yeterli kabul edilmemeli; paylaşım faaliyetinin amacı, kapsamı, hasta mahremiyetine etkisi ve sağlık hizmetinin etik niteliği üzerindeki sonuçları birlikte değerlendirilmelidir. Bu çerçevede sosyal medya ortamında sağlık hizmetlerine ilişkin dijital içerik faaliyetlerinin yalnızca reklam hukuku perspektifiyle ele alınması yeterli olmayıp; sağlık hukuku, tüketici hukuku, kişisel verilerin korunması hukuku, dijital iletişim hukuku ve meslek etiği ilkeleri kapsamında bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesi gerekmektedir. Özellikle estetik amaçlı sağlık hizmetleri alanında yürütülen dijital tanıtım faaliyetleri bakımından daha açık, güncel ve uygulanabilir normatif standartların oluşturulması; influencer reklamlarına ilişkin denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi, örtülü reklam uygulamalarının daha etkin şekilde yaptırıma bağlanması ve sağlık verilerinin korunmasına ilişkin idari denetim süreçlerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir.</p>

<p>Sonuç itibarıyla sağlık hizmetinin sosyal medya görünürlüğü ekseninde ticari rekabet unsuru haline dönüşmesi, sağlık hukukunun temel koruma alanları bakımından dikkatle değerlendirilmesi gereken yeni bir hukuki gerçeklik ortaya çıkarmaktadır. Sağlık hizmetinin güven ilişkisine dayalı etik niteliğinin korunabilmesi için dijital pazarlama faaliyetlerinin yalnızca ticari serbestlik ilkesi çerçevesinde değil; kamu sağlığı, hasta hakları, tüketicinin korunması ilkeleri doğrultusunda sınırlandırılması zorunlu görünmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-berna-vural" title="Av. Fatma Berna VURAL"><img alt="Av. Fatma Berna VURAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-berna-vural-5.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-berna-vural" title="Av. Fatma Berna VURAL">Av. Fatma Berna VURAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-ortaminda-estetik-amacli-saglik-hizmetlerinin-dijital-tanitimi-ve-hukuki-sinirlari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/saglik-estetikk.jpg" type="image/jpeg" length="67654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 25.03.2025 tarihli, 2023/16840 E., 2025/3578 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/16840 E., 2025/3578 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/71 E., 2022/472 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına, sanık hataya düşürüldüğünden hakkında 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesi hükümlerinin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>2. Sanığın savunmasında adı geçen ... ve diğer kişiler hakkında araştırma yapılmaksızın eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>3. ...'ın tanık olarak dinlenilmesine ilişkin talebin kabul edilmeyerek savunma hakkının kısıtlandığına,</p>

<p>4. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>Adli kolluk görevlisi “suçu ve failini belirleme, suçla ilgili delilleri toplama” konusundaki genel görevi kapsamında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçu ile ilgili olarak, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde alabilir. Bu şekilde elde edilen delil gizli soruşturmacının adli kolluk görevlisi olması halinde hukuka uygundur. Adli kolluk görevlisi de olsalar delil toplama faaliyetlerini 5271 sayılı<br />
CMK'nın 2. maddesinin (e) bendi ve 161/2. maddesi ile 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun Ek 6. maddesine uygun bir biçimde gerçekleştirmeleri halinde ele geçirilen deliller hükme esas alınabilecektir. Bu kapsamda görevlilerin kışkırtıcı ajan sayılabilecek şekilde faili suç işlemeye yönlendirmesi sonucu ele geçirilen deliller hükme esas alınamayacaktır.<br />
İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça azmettirmeden veya teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>Küçükçekmece ilçesi genelinde uyuşturucu madde ticareti yapan ve açık kimliği tespit edilemeyen faillerin belirlenmesi ve bu suça yönelik delil toplanması amacıyla 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karar alınmış ise de; 02.06.2018 tarihli rapor içeriğine göre kolluk görevlilerince uyuşturucu madde ticareti içi kullanıldığı belirlenen 0539 ... nolu hattın tespit edildiği ve tespit edilen bu hattın gizli soruşturmacılara verilerek bu hat üzerinden sanık ile irtibat kurulmasının sağlandığı olayda; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların, sanık ile telefon irtibatı kurarak hazırladıkları 02.06.2018 tarihli raporda sanığın "caddeden gelirken şirin sokak var oraya gel görürüm sen ne kadar borcun var?" demesi üzerine sanığın belirttiği yerde buluşulduğu, sanığın yanında bir kişinin daha olduğu, gizli soruşturmacının "arkadaş mı?" diye sorması üzerine sanığın "hı hı ne kadar?" dediği, gizli soruşturmacının "kanki ben bi 50'lik sana zahmet" diyerek parayı sanığa verdiği ve uyuşturucu maddeyi aldığı, şüphelinin kullandığı GSM hattının görevlilerce tespit edilmesine rağmen şüpheli hakkında öncelikle 5271 sayılı CMK gereğince genel soruşturma usulleri ve CMK'nın 135. maddesi kapsamında iletişimin tespitine ilişkin tedbir kararı alınarak delil elde edilmeye çalışılması gerekirken sanıkla buluşma öncesinde gizli soruşturmacıların sanığı telefon ile arayarak irtibat kurdukları, gizli soruşturmacıların yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Bakırköy 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
25.03.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202316840-e-20253578-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="62819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2022/3587 E., 2024/17492 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3587 E., 2024/17492 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/3292 E., 2021/3012 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesinin, 27.10.2021 tarihli ve 2021/202 Esas, 2021/420 Karar sayılı kararı ile sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, dördüncü fıkrasının (a) bendi, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 13 yıl 9 ay hapis ve 27.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümdeki hukuka aykırılık düzeltilerek, hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>2. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Sanığın uyuşturucu maddeyi aldığını söylediği kişi araştırılmadığından eksik inceleme yapıldığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada 5271 sayılı Kanun'un "Teknik Araçlarla İzleme" başlıklı 140 ıncı maddesindeki düzenlemeye göre, sanığın teknik araçlarla izlenmesine ilişkin bir karar bulunmadığı, gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin karara dayanılarak ve 5271 sayılı Kanun'un 140 ıncı maddesi uyarınca ayrıca bir karar alınmadan teknik araçlarla izleme ve görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığının anlaşılması karşısında, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı kısmen doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, yargılama esnasında 07.06.2021 tarihli celsede dinlenen gizli soruşturmacının olayı hatırlayamadığını belirtmesi nazara alındığında sanığın uyuşturucu maddeyi başkasına satma ya da devretme iradesi veya eyleminin her türlü şüpheden uzak ve kesin olarak tespit edilemediği, anlatılan şekilde elde edilen delilin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozma nedenine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Bakırköy 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>04.04.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20223587-e-202417492-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="98870"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 15/03/2022 tarihli, 2021/14424 E., 2022/3224 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/14424 E., 2022/3224 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hüküm : 1- Mahkûmiyet; İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/10/2020 tarih, 2019/527 esas ve 2020/255 sayılı kararı<br />
2- İstinaf istemlerinin esastan reddi; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarihli,<br />
2020/3802 esas ve 2021/382 sayılı kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre incelendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ :</strong></p>

<p>Dosya kapsamına göre; temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasını gerektirir bir neden görülmediğinden, sanık ... müdafiinin duruşmalı inceleme isteğinin 696 sayılı KHK'nın 100. maddesi ve 7079 sayılı Kanun'un 94. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 299. maddesi uyarınca takdiren reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>A) Sanıklar ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvurusunun esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
TCK'nın 53. maddesinin uygulanması ile ilgili olarak hükümden sonra 15/04/2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'la yapılan değişikliklerin infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan hükme ilişkin istinaf taleplerinin esastan reddine dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararı hukuka uygun bulunduğundan, sanıklar müdafilerinin yerinde görülmeyen temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, hükmolunan ceza miktarı ile tutuklu kalınan süre dikkate alınarak sanık ... hakkındaki tahliye talebinin reddine,</p>

<p>B) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan verilen istinaf başvuruların esastan reddine yönelik hükümlerin incelenmesinde:<br />
5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınıp, sanıklar müdafilerinin dilekçelerinde belirttikleri temyiz sebeplerinin hükümlerin hukuki yönüne ilişkin olduğu değerlendirilerek, anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine dair karar, olay, yakalama ve fiziki takip tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre; alıcı olarak davranan gizli soruşturmacıların kendilerine suça konu uyuşturucu maddeleri temin etmesi için 17/10/2018 ve 23/10/2018 tarihlerinde sanık ...’ın kullandığı ... numaralı GSM hattından aradıkları ve ...’ın da bu teklifleri kabul ederek diğer sanıklar ... ve ... ile birlikte, konuşma esnasında belirlenen yerde uyuşturucu maddeleri gizli soruşturmacılara teslim ettiği olayda; gizli soruşturmacılar yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanıkların suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça azmettirecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanıkların iradeleri üzerinde etkili oldukları ve bu nedenle elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerinde hükme esas alınamayacak olması nedeni ile sanıkların beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi, (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 05/02/2008 tarih ve 74420/01 sayılı Romanauskas/Litvanya kararı, 15/12/2009 tarih ve 17570/04 sayılı ... Hun/Türkiye kararı, Muhammed Demirel, “Uyuşturucu Madde Ticareti Suçlarında Alıcı Kılığına Giren Kolluk Görevlisinin Hukuki Niteliği ve Cezalandırılabilirliği”, Ceza Hukuku Dergisi Y:13, Sayı:36 Nisan 2018, syf 101-116 )</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olup, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin 09/02/2021 tarih, 2020/3802 esas ve 2021/382 karar sayılı hükmü hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca hükümlerin BOZULMASINA, bozmanın niteliğine göre sanıkların SALIVERİLMELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadıkları takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine; kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmesine,<br />
15/03/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114424-e-20223224-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="18764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="65651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 28.05.2025 tarihli, 2019/2783 E., 2025/6186 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/2783 E., 2025/6186 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2012/214 E., 2015/30 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi" başlıklı 139/1. maddesinde; "Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir." denilmektedir.</p>

<p>İlgili yasa maddesi gereğince, gizli soruşturmacılar suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delil temin etmek için kişileri suça teşvik etmeden bilgi toplayabilecektir.</p>

<p>28.11.2011 tarihli güven alımı tutanağı içeriğine göre; olay öncesinde sorumlu kolluk görevlisinin gizli soruşturmacılara "sanığın kullandığı hat üzerinden kullanıcılarla iletişim kurarak belirtilen yerde buluşma sağlamak suretiyle eroin satışı yaptığına" ilişkin bilgi verdiği, diğer bir ifadeyle sanığın isminin, kullandığı hattın ve uyuşturucu madde satma yönteminin kolluk görevlilerince bilindiği, bunun üzerine gizli soruşturmacının sanık ile telefon irtibatı kurmak suretiyle buluşma sağlayıp, sanıktan eroin satın aldığı olayda;</p>

<p>Kolluk görevlilerinin sanığı genel soruşturma usulleri ile takip ederek ya da 5271 sayılı CMK'da yazılı diğer koruma tedbirlerine başvurarak suça ilişkin delilleri elde etmeleri mümkün olduğu halde, öncelikle şüphelisi belli olmayan suçun işlendiği hususunda delil toplamaya yönelik uygulanması gereken gizli soruşturmacı kararına dayanarak delil toplamaya çalışıldığı olayda gizli soruşturmacıların soruşturma yapan adli kolluk görevlisi olduğu kabul edilse dahi, görevlilerin suç teşkil eden fiilleri yalnız pasif davranışlarla izleyip tespit etmek yerine, sanığı arayıp buluşma sağlayarak uyuşturucu madde satın alma iradesini ortaya koyduğu, yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve bu nedenle elde edilen delilin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, Anayasa'nın 38/6. maddesi ve 5271 sayılı CMK'nın 206/2-(a) maddesi uyarınca hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, Cumhuriyet savcısı ve sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde görüldüğünden, Tebliğnameye uygun olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20192783-e-20256186-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 19 May 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="98404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37348"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48655"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="52314"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="23866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="46244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="14582"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="93362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="87315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56645"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="44536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="29236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="11457"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
