<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 17 Sep 2026 00:47:17 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK CEZA KANUNU'NDA SUÇTA TEKERRÜR VE HUKUKİ SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-kanununda-sucta-tekerrur-ve-hukuki-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-kanununda-sucta-tekerrur-ve-hukuki-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Suçta tekerrür, ceza adaleti sisteminde failin topluma uyum sağlama derecesini ve suç işleme iradesindeki ısrarını gösteren en önemli kurumlardan biridir. 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu döneminde tekerrür, cezanın doğrudan doğruya artırılmasına yol açan asli bir maddi ceza hukuku nedeni iken; 523...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Suçta tekerrür, ceza adaleti sisteminde failin topluma uyum sağlama derecesini ve suç işleme iradesindeki ısrarını gösteren en önemli kurumlardan biridir. 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu döneminde tekerrür, cezanın doğrudan doğruya artırılmasına yol açan asli bir maddi ceza hukuku nedeni iken; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu (TCK) sisteminde bu anlayış radikal bir biçimde değiştirilmiştir. Yeni sistemde tekerrür, cezada bir artırım sebebi olarak değil, tehlikeli faillerin ıslahını ve topluma kazandırılmasını amaçlayan özel bir infaz rejimi modeli ve güvenlik tedbiri olarak yapılandırılmıştır. Bu çalışmada, TCK'nın 58. maddesi ışığında suçta tekerrürün hukuki niteliği, uygulanma şartları, kapsam dışı bırakılan durumlar, infaz hukukuna yansıyan ağırlaştırılmış sonuçları doktrin ve güncel Yargıtay içtihatları çerçevesinde detaylıca incelenmiştir.</p>

<p>Ceza Hukuku’nun temel amacı suç işlenmesini önlemek, kamu düzenini korumak ve suçluyu ıslah etmektir. İlk kez suç işleyen bir kişi ile ceza almasına rağmen suç işlemeye devam eden bir kişinin hukuki durumu ogrenilip toplumsal tehlikeliliği aynı ölçüde değerlendirilemez. Suçta tekerrür, kişinin daha önce işlediği bir suçtan dolayı hakkında verilen mahkûmiyet hükmü kesinleştikten sonra, kanunun öngördüğü süreler içerisinde yeniden suç işlemesi durumunu ifade eder. Kanun koyucu, suç işlemedeki bu inat ve ısrarı ceza politikasının bir gereği olarak daha sıkı ve caydırıcı tedbirlere tabi tutmuştur.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kabulüyle birlikte tekerrürün hukuki mahiyetinde köklü bir paradigma değişimi yaşanmıştır. 765 sayılı eski TCK sisteminde mükerrir faillere verilen cezalar belirli oranlarda artırılmaktaydı. Ancak yürürlükteki TCK'nın 58. maddesinde tekerrür, bir ceza artırım sebebi olarak düzenlenmemiştir. Kanun koyucu tekerrürü, cezanın infaz biçimini ve denetim sürecini ağırlaştıran bir 'infaz rejimi kurumu' ve 'güvenlik tedbiri' olarak tasarlamıştır. Dolayısıyla, tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda failin temel cezası artırılmaz; ancak fail cezasını 'mükerrirlere özgü infaz rejimi' çerçevesinde daha uzun süre cezaevinde kalarak ve infaz sonrasında denetimli serbestliğe tabi tutularak çeker. Yargıtay içtihatlarında भी vurgulandığı üzere, tekerrürün ceza artırımı olmaktan çıkarılması, failin kusuruna göre ceza tayini ilkesini korurken, tehlikelilik durumuna göre infazın kişiselleştirilmesini amaçlamaktadır.</p>

<p><strong>TCK MD. 58 UYARINCA TEKERRÜRÜN UYGULANMA ŞARTLARI VE YARGITAY UYGULAMASI</strong></p>

<p>Bir sanık hakkında suçta tekerrür hükümlerinin ve mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanabilmesi için kanunda öngörülen belirli şartların kümülatif olarak gerçekleşmesi zorunludur. Yargıtay kararları bu şartların uygulanmasında oldukça katı normlar geliştirmiştir:</p>

<p>· <strong><i>Önceki Mahkumiyetin Kesinleşmiş Olması</i></strong></p>

<p>Tekerrürün en temel şartı, failin ilk işlediği suçtan dolayı verilen mahkûmiyet hükmünün ikinci suçun işlendiği tarihten önce kesinleşmiş olmasıdır. İlk cezanın infaz edilmiş (çekilmiş) olması şart değildir; hükmün kesinleşmesi tekerrürün oluşması için yeterlidir. Ancak ilk suçun cezası henüz kesinleşmeden ikinci suç işlenirse tekerrür değil, 'gerçek içtima' hükümleri uygulanır. Yargıtay içtihatlarına göre, uyarlama yargılaması yapılması durumunda mahkumiyetin kesinleşme tarihi değişse bile, ilk suçun asıl kesinleşme tarihi tekerrür değerlendirmesinde esas alınır. Ayrıca, uzlaşma kapsamına giren ve uzlaşma neticesinde davanın düşmesine karar verilen eski mahkumiyetler artık tekerrüre esas alınamaz.</p>

<p>· <strong><i>Yeni Bir Suçun İşlenmesi</i></strong></p>

<p>Failin kesinleşen ilk hükümden sonra, kanunda öngörülen süre sınırları içerisinde kasıtlı veya taksirli (istisnalar saklı kalmak kaydıyla) yeni bir suç işlemiş olması gerekir. Yeni suçun ilk suçla aynı türden olması şart değildir; ancak suç tiplerinin birbiriyle olan ilişkisi tekerrürün oluşumunu etkiler.</p>

<p>· <strong><i>Belirli Sürelerin Geçmemiş Olması (Tekerrür Süreleri)</i></strong></p>

<p>TCK md. 58/2 uyarınca, tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için önceki mahkûmiyetin infaz edildiği tarihten itibaren belirli bir sürenin geçmemiş olması gerekir. Eğer önceki mahkûmiyet beş yıldan fazla hapis cezası ise beş yıl; beş yıl veya daha az hapis cezası ya da adli para cezası ise üç yıl içinde yeni bir suç işlenmelidir. Burada dikkat edilmesi gereken ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarına da sıkça konu olan kritik husus şudur: Tekerrürün oluşması için infaz şart değilken, tekerrür sürelerinin (3 ve 5 yıllık zamanaşımı benzeri sürelerin) işlemeye başlaması için ilk cezanın tamamen infaz edilmiş olması şarttır. Ceza infaz edilmeden ikinci suç işlenirse süre koşulu aranmaksızın tekerrür hükümleri doğrudan uygulanır.</p>

<p><strong>YARGITAY İÇTİHATLARIYLA ŞEKİLLENEN KRİTİK ESASLAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Ek Savunma Hakkı Zorunluluğu</i></strong></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve daire kararlarına göre, sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanabilmesi için adil yargılanma hakkı bağlamında CMK'nın 226. maddesi uyarınca ek savunma hakkı tanınması kritik bir usul kuralıdır. Eğer iddianamede veya duruşma aşamasındaki mütalaada TCK md. 58'in uygulanması açıkça talep edilmemişse, sanığa ek savunma hakkı verilmeden tekerrür hükümleri uygulanamaz. Ancak Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarına göre (örneğin CGK 2013/103 ve 2013/134 sayılı kararları), adli sicil kaydı duruşmada sanığa okunup diyecekleri sorulmuş ve sanık bu kayda karşı beyanda bulunmuşsa, ek savunma hakkı fiilen kullanılmış sayılır ve ayrıca bir ek savunma süresi verilmesine gerek kalmaz. Sabıka kaydı okunmadan veya beyanı alınmadan tekerrür uygulanması ise mutlak bozma nedenidir.</p>

<p><strong><i>Birden Fazla İlam Durumunda En Ağır Cezanın Esas Alınması</i></strong></p>

<p>Sanığın adli sicil kaydında tekerrüre esas olabilecek birden fazla kesinleşmiş mahkumiyet ilamı bulunması halinde, mahkemenin hangi ilamı tekerrüre esas aldığını hüküm fıkrasında açıkça belirtmesi gerekir. Yargıtay içtihatları ve 5275 sayılı Kanun'un 108/2. maddesinin emredici hükmü uyarınca, koşullu salıverilme süresine eklenecek miktar bakımından failin aleyhine en az zararı doğuracak, yani adli sicildeki en ağır cezayı içeren mahkumiyet ilamının tekerrüre esas alınması zorunludur. Eğer mahkemece bu husus belirtilmemişse, infaz aşamasında en ağır cezayı içeren ilamın esas alınması gerektiği kabul edilmektedir. Ancak fail hakkında daha önce tekerrür hükümleri uygulanmışsa ve 'ikinci defa tekerrür' söz konusu ise, en ağır ceza içeren ilam değil, daha evvel tekerrür uygulanan ilamın esas alınması gerekir.</p>

<p><strong><i>Seçenek Yaptırımların Belirlenmesinde Mecburiyet</i></strong></p>

<p>TCK md. 58/3 uyarınca, tekerrür halinde, sonraki suça ilişkin kanun maddesinde seçimlik ceza olarak hapis veya adli para cezası öngörülmüşse, mahkeme adli para cezasını seçemez; zorunlu olarak hapis cezasına hükmetmek zorundadır. Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere, mükerrir sanık hakkında seçimlik yaptırımlardan hapis cezasının tercih edilmesi kanuni bir zorunluluktur. Bu hapis cezası hükmedildikten sonra artık TCK m. 50/1-a uyarınca yeniden adli para cezasına veya seçenek yaptırıma çevrilemez; doğrudan mükerrirlere özgü infaz rejimine tabi tutulur.</p>

<p><strong>TEKERRÜRÜN İSTİSNALARI VE UYGULANAMAYACAĞI HALLER</strong></p>

<p>Kanun koyucu ve Yargıtay içtihatları, ceza adaleti ve hakkaniyet ilkeleri gereği bazı durumlarda tekerrür hükümlerinin uygulanmasını mutlak surette engellemiştir:</p>

<p>• Fiili işlediği sırada on sekiz yaşını doldurmamış olan kişilerin (çocukların) işledikleri suçlar hiçbir şekilde sonraki suçlar için tekerrüre esas alınamaz (TCK md. 58/5).</p>

<p>• Kasıtlı suçlar ile taksirli suçlar arasında tekerrür hükümleri uygulanamaz. İlk suçu kasıtlı olan birinin ikinci suçu taksirli ise ya da tam tersi durumda tekerrür oluşmaz. Ancak kasıtlı suç kendi içinde, taksirli suç da kendi içinde tekerrüre esas olabilir (TCK md. 58/4).</p>

<p>• Sırf askeri suçlar ile adli suçlar arasında tekerrür ilişkisi kurulamaz.</p>

<p>• Doğrudan verilen veya seçenek yaptırıma çevrilen, miktar itibarıyla kanunen kesin nitelikte olan adli para cezaları tekerrüre esas alınamaz (Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2020/334 sayılı kararı da bu doğrultudadır).</p>

<p>• Seri muhakeme usulü uygulanarak kesinleşen ilamlar, Yargıtay'ın güncel değerlendirmelerine göre olağan kanun yollarına tabi olmaması sebebiyle tekerrüre esas alınmamaktadır.</p>

<p><strong>MÜKERRİRLERE ÖZGÜ İNFAZ REJİMİ VE HUKUKİ SONUÇLARI</strong></p>

<p>Mahkemece fail hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına karar verildiğinde, bu durum cezanın çektirilmesi aşamasında failin aleyhine çok önemli sonuçlar doğurur. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un (CGTİHK) 108. maddesi uyarınca mükerrirlerin koşullu salıverilme (yatar) oranları ağırlaştırılır. Normal şartlarda daha düşük olan koşullu salıverilme oranı, tekerrür halinde 2/3 (üçte iki) olarak uygulanır. Böylece mükerrir suçlu, cezaevinde ilk kez suç işleyen bir kişiye kıyasla daha uzun süre kalır.</p>

<p>Ayrıca, mükerrirlerin cezası infaz edildikten sonra, haklarında mutlaka denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. Denetimli serbestlik süresi, hakim aksine karar vermedikçe en az bir yıl olarak belirlenir ve bu süre içinde failin toplumsal takibi devam eder. Son olarak, tekerrür halinde failin hak yoksunlukları ve denetim süreleri de bu statüye göre şekillenir.</p>

<p>Sonuç olarak; Türk Ceza Hukuku'nda tekerrür kurumu, suçta ısrar eden faillerin topluma arz ettiği tehlikelilik durumunu kontrol altına almayı hedefleyen dinamik bir araçtır. 5237 sayılı TCK ile benimsenen 'infaz rejimi' odaklı yaklaşım, faili doğrudan cezayı artırarak cezalandırmak yerine, infaz sürecini uzatarak ve infaz sonrasına denetim mekanizmaları ekleyerek toplumu korumayı amaçlamaktadır. Uygulamada hak kayıplarının önüne geçilmesi adına, adli sicil kayıtlarının analizi, yaş sınırı, kasıt-taksir ayrımı ve kanunda belirtilen 3 ve 5 yıllık sürelerin hesabı titizlikle ele alınmalı, sanığın ek savunma hakkı eksiksiz olarak kullandırılmalıdır. Yargıtay'ın istikrarlı içtihatları, bu müessesenin sanık aleyhine ölçüsüz bir hak kısıtlamasına dönüşmesini engellemekte ve ceza muhakemesinin güvence fonksiyonunu tahkim etmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/serhat-metin-2.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Serhat METİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-kanununda-sucta-tekerrur-ve-hukuki-sonuclari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aaa.jpg" type="image/jpeg" length="76098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ufuk-universitesi-hukuk-fakultesi-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ufuk-universitesi-hukuk-fakultesi-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 17 Eylül 2026 Tarihli ve 33373 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ufuk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>UFUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ LİSANS EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/12/2024 tarihli ve 32742 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 7 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Yabancı uyruklu” ibaresi “Uluslararası” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bir derste” ibaresi “Derslerde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “en az bir hafta” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “denetiminde” ibaresi “desteğiyle” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Akademik danışmanının onayı ile AGNO kat sayısı 2,00-2,24 arasında olan ve tekrara kaldığı dersi bulunan öğrenciye; normal ders yükünün üzerinde yıllık en çok on iki kredilik, AGNO kat sayısı 2,25 ve üzerinde olan ve tekrara kaldığı dersi bulunan öğrenciye de normal ders yükünün üzerinde yıllık en çok yirmi kredilik ders daha verilebilir.</p>

<p>(3) AGNO kat sayısı en az 2,50 olan, tekrara kaldığı ve bulunduğu yarıyıl/yıl ile önceki yarıyıl/yıldan alamadığı dersi bulunmayan öğrenci, akademik danışmanının görüşü ve Dekanlığın onayı ile üst yarıyıl/yıldan çakışmayan iki ders daha alabilir. Bu durumdaki öğrenci, ilk ara sınavdan önce Dekanlığa yazılı olarak bildirmek kaydıyla bu derslerden çekilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yaz öğretiminin yürütülmesi için asgari öğrenci sayısı, derslerin yapılış şekli ve devam koşulları hakkında ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci, muafiyet başvurusunu akademik takvimde belirtilen süre içinde dilekçe ile Dekanlığa yapar. Süresi içinde yapılmayan veya eksik belgeyle yapılan başvurular değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(2) Başvuru, öğrencinin daha önce öğrenim gördüğü yükseköğretim kurumunun resmî internet sayfasından alınan ve erişim adresini belirten ders içerikleri ile dörtlük sistemdeki karşılıklarını içeren not dökümünün/transkriptinin yer aldığı dilekçeyle yapılır. Komisyon gerekli gördüğü durumlarda başvuran öğrenciden onaylı, mühürlü ve yetkili kişi tarafından imzalanmış ders içeriklerini talep edebilir. Dilekçede daha önce alınan ve başarılan derslerden hangileri için muafiyet tanınması ve kredi not transferinin yapılmasının istendiği açıkça belirtilir.”</p>

<p>“(4) Yurt dışındaki bir yükseköğretim kurumunda başarılı olunan derslerden muafiyet tanınması işlemi, öğrencinin yükseköğrenime başladığı yıl kayıtlı olduğu üniversitenin 24/4/2010 tarihli ve 27561 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Önlisans ve Lisans Düzeyindeki Programlar Arasında Geçiş, Çift Anadal, Yan Dal ile Kurumlar Arası Kredi Transferi Yapılması Esaslarına İlişkin Yönetmelikte yer alan koşulları sağlaması durumunda gerçekleştirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 21- (1) Daha önce alınan, başarılı olunan ve muafiyet talep edilen tüm derslere dair değerlendirmeler, ilgili komisyon tarafından öğrencinin başvuru dilekçesinde yer alan talep çerçevesinde yapılır ve Fakülte Yönetim Kurulunca karara bağlanır.</p>

<p>(2) İlgili komisyon, muafiyet ve kredi transferi istenen dersleri zorunlu veya seçimlik olmasına bakmaksızın inceler. Öğrencinin daha önce başka bir yükseköğretim kurumunun hukuk fakültesinde alarak başarılı olduğu seçmeli dersler, Fakülte müfredatında birebir karşılığı bulunmasa dahi, içeriğinin ve kapsamının doğrudan hukukla ilgili olması kaydı ile Komisyonun uygun görüşü ve Fakülte Yönetim Kurulunun kararıyla Fakülte müfredatında yer alan başka seçmeli derslere karşılık sayılabilir.</p>

<p>(3) Muafiyet değerlendirmesi aşağıdaki esaslara göre yapılır:</p>

<p>a) Derslerin amacı, kapsamı, içeriği ve işlenen konular bakımından eş değerliği esas alınır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Derslerin (a) bendinde belirtilen hususlar bakımından eş değer olduğunun tespit edilmesi halinde; ders adı, AKTS, kredi veya ders saati farklılığı nedeniyle muafiyet talebi reddedilmez.</p>

<p>c) Bir veya birden fazla ders, amaç, kapsam ve içerik bakımından birlikte değerlendirilerek tek bir derse eş değer sayılabilir.</p>

<p>ç) Yarıyıllık ve yıllık dersler arasında eş değerlik kurulabilir.</p>

<p>d) Muafiyet Komisyonu, eş değerlik değerlendirmesinde ilgili anabilim dalının görüşüne başvurabilir.</p>

<p>(4) Üniversite programlarından birinde kayıtlı iken Yükseköğretim Kurulu tarafından tanınan ulusal/uluslararası başka bir yükseköğretim kurumunun programlarında özel veya misafir öğrenci statüsünde ders alan öğrencilerin kredi transfer işlemlerinde bu Yönetmeliğin muafiyete ilişkin hükümleri uygulanır.</p>

<p>(5) Muafiyet ve kredi transferi kabul edilen derslerin kredi/AKTS değerleri ilgili dersin Fakültede ders müfredatında yer alan kredi/AKTS değeri olarak işlenir; başarı notu ise öğrencinin transkriptinde yer alan 4’lük sistemdeki notun 100’lük sistemdeki karşılığı olan sayı/harf notu olarak aktarılır. Bu işlemler yapılırken küsüratlar lehe olacak şekilde yuvarlanır ve şartlı geçilmiş olunan dersler en düşük harf notuyla (CC) eşleştirilir.</p>

<p>(6) Muaf olunan derslerin başarı notlarının öğrenci bilgi sistemine işlenmesi aşağıdaki esaslara göre yapılır:</p>

<p>a) Öğrencinin, daha önce öğrenim gördüğü yükseköğretim kurumunda başarılı olduğu ancak önceki yükseköğretim kurumundaki başarı notunun Fakültede uygulanan geçme notunun altında kaldığı dersler için başarı notu 60 olarak işlenir.</p>

<p>b) Öğrencinin, daha önce öğrenim gördüğü yükseköğretim kurumunda başarı durumu “geçer”, “başarılı”, “yeterli” veya benzeri ifadelerle gösterilen dersler için başarı notunu gösteren onaylı bir belgenin ibraz edilmesi halinde bu belgede yer alan not, belgenin ibraz edilememesi halinde ise başarı notu 60 olarak işlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “başarısız olduğu” ibaresinden sonra gelmek üzere “ya da yıl sonu sınavına girme hakkı olup giremediği” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Mazeret sınavı, Fakülte Yönetim Kurulunca kabul edilen haklı ve geçerli bir mazereti nedeniyle ara sınava, seçimlik derslerin yarıyıl sonu sınavına giremeyen öğrenciler için açılan sınavdır.”</p>

<p>“(4) Mazeret sınavı, Dekanlık tarafından belirlenen tarihte yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bu sınav sonucunda başarısız dersi bulunan öğrencilere güz ve bahar dönemlerinin sonunda tekrar sınav hakkı verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ufuk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ufuk-universitesi-hukuk-fakultesi-lisans-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="54608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-optisyen-gozlukculer-birligi-yonetmeligi-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-optisyen-gozlukculer-birligi-yonetmeligi-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Yönetmeliği, 17 Eylül 2026 Tarihli ve 33373 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğinden:</strong></p>

<p><strong>TÜRK OPTİSYEN-GÖZLÜKÇÜLER BİRLİĞİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; 22/6/2004 tarihli ve 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine göre kurulan optisyen-gözlükçüler odaları ile Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğinin faaliyetleri, organları, görevleri, toplantıları, karar alışları, gelirleri, giderleri, organları için seçim, seçilme yeterliliği, seçimlerin yapılışı, meslekî sicil, meslekî disiplin, hizmet bedelleri ile odalar ve Birlik ile ilgili diğer iş ve işlemler hakkındaki usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğini, Birliğin organlarını, optisyen-gözlükçü odalarını, bunların organlarını ve ülke genelindeki optisyenler ile gözlükçüleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 22/6/2004 tarihli ve 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanunun ek 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Sağlık Bakanlığını,</p>

<p>b) Birlik: Meslek Kanunu kapsamında kurulup faaliyet gösteren Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğini,</p>

<p>c) Merkez Yönetim Kurulu: Birliğin meslek ile alâkalı mevzuatta öngörülen bütün iş ve işlemlerini Birlik adına yürütmek üzere teşkil edilen ve Birliğin en üst icra mercii olan Birlik Merkez Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ç) Meslek: Meslek Kanunu çerçevesinde yürütülen optisyenlik ve gözlükçülük faaliyetlerini,</p>

<p>d) Meslek Kanunu: 22/6/2004 tarihli ve 5193 sayılı Optisyenlik Hakkında Kanunu,</p>

<p>e) Meslek mensubu: Optisyenlik ve gözlükçülük mesleğine mensup olan kimseleri,</p>

<p>f) Oda: Meslek Kanunu kapsamında kurulup faaliyet gösteren optisyen-gözlükçüler odalarını,</p>

<p>g) Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemi: Merkez Yönetim Kurulunca oluşturulan, meslek mensuplarının kişisel ve meslekî bilgilerinin ilgili mevzuata uygun olarak tutulduğu ve Birlik ile odaların iş ve işlemlerinde kullanılan ortak bilgi sistemini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Birliğin ve Odaların Kuruluşu ve Görevleri</p>

<p><strong>Birliğin amacı, yapısı ve faaliyetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Türkiye sınırları içinde meslek ve sanatlarını icra etmeye yetkili olup da, özel kanunlarında üye olamayacakları belirtilenler hâriç olmak üzere, sanatlarıyla uğraşan ve meslekleriyle ilgili hizmetlerde çalışan optisyen-gözlükçülerin katılmasıyla; meslek mensuplarının müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, meslekî faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin umumî menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak üzere, meslek disiplini ve ahlâkını korumak maksadıyla; tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak kurulan Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği ve odaları kuruluş amaçları dışında faaliyette bulunamazlar.</p>

<p>(2) Birlik; bu Yönetmelikte kuruluş usulü belirtilen odalar ile Birlik merkez teşkilâtı organlarından teşekkül eder.</p>

<p>(3) Birlik ve odalar, protokol kuralları çerçevesinde resmî törenlere katılır; amaçlarına uygun işlerde kullanılmak üzere taşınır ve taşınmaz mal edinebilir iktisadi işletme, lokal, misafirhane ve benzeri sosyal tesisler açabilir.</p>

<p><strong>Odalar ve odaya kayıt mecburiyeti</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Mesleğini serbest olarak icra eden veya özel kuruluşlarda meslek ile ilgili hizmetlerde çalışacak olan meslek mensupları, işlerine başlamadan önce bulundukları ilde bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre kurulmuş bulunan odaya veya bulundukları ilin tâbi olduğu odaya kaydolmakla ve üyelik mükellefiyetlerinin gereklerini yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Meslek Kanununun geçici 2 nci maddesine göre kazanılmış hak sahibi olup saatçilik mesleğini optisyenlik-gözlükçülük mesleği ile birlikte yapanlar da birinci fıkra hükmüne tâbidir.</p>

<p>(3) Meslek Kanununun ek 1 inci maddesi gereğince optisyenlik müessesesi açıp işletmek isteyen gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişileri müesseselerini otuz gün içinde bağlı bulundukları ticaret veya esnaf siciline tescil ettirmekle ve sicil gazetesinde ilan ettirmekle yükümlü olup, diğer kanunlarla kurulmuş meslek odalarına kaydolmaları zorunlu değildir.</p>

<p>(4) Kamu kurum ve kuruluşları ile kamu iktisadi teşebbüslerinde asli ve sürekli kadrolarda çalışan optisyen-gözlükçüler, Meslek Kanununun geçici 2 nci maddesi kapsamında faaliyet yürüten eczacılar ile herhangi bir sebeple meslek ve sanatıyla uğraşmayan optisyen-gözlükçüler istedikleri takdirde optisyen-gözlükçüler odalarına kaydolabilirler.</p>

<p><strong>Birliğin görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Birliğin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Gayesi hasta ve halk sağlığı için fedakâr ve feragatli hizmette bulunmak olan mesleğe ilişkin ilkeleri ve gelenekleri muhafazaya ve geliştirmeye çalışmak.</p>

<p>b) Üyelerinin maddî ve manevi hak ve menfaatlerini korumak ve bunları halkın ve Devletin menfaati ile en iyi şekilde telifi için gayretler göstermek.</p>

<p>c) Meslek Kanununun ve ilgili mevzuatın gereği gibi tatbik ve icrasına yardım etmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Mensuplarının daha yüksek bir meslek kültürüne erişebilmesi için kütüphaneler tesis etmek, dergi çıkarmak, ilmî ve teknik konferans ve kongreler tertip eylemek ve meslek ile ilgili eğitim ve öğretim gören öğrencilerin optisyenlik müesseselerinde yapacakları stajları, ilgili yükseköğretim kurumlarının eğitim ve öğretime ilişkin görev ve yetkileri saklı kalmak kaydıyla düzenlemek.</p>

<p>d) Halk sağlığını korumaya, mensuplarını muayyen refah seviyesine ulaştıracak iş sahaları bulmaya, ilgili mevzuat hükümlerinin tatbikinde mesleğin ve meslektaşların hak ve menfaatlerini korumaya ve her türlü iş tevzini adilane bir şekilde tanzime çalışmak.</p>

<p>e) Mensuplarından yaşlı ve malûl olanlara ve ölenlerin hayatta iken bakmakla mükellef olduğu kimselere yardımlarda bulunmak üzere meslek mensuplarının iştirak edeceği yardımlaşma sandığı kurmak.</p>

<p>f) Halk sağlığı ve meslek ile ilgili meseleler için resmî makamlar ile işbirliğinde bulunarak bu makamların yardımını temine çalışmak.</p>

<p>g) Meslek Kanununa göre meslek mensuplarının faaliyetlerine ilişkin tutmakla yükümlü oldukları kayıtlar için Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uygun defter ve programları hazırlatmak ve bedeli mukabilinde üyelerinin kullanımına sunmak.</p>

<p>ğ) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Odaların kuruluşu</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Sınırları içinde odalara kayıtlı en az yüz elli meslek mensubu bulunan her ilde bir oda kurulur.</p>

<p>(2) Sınırları içinde oda kurmak için yeter sayıda meslek mensubu bulunmayan illerdeki meslek mensuplarının hangi ildeki odaya bağlanıp kaydolacağı; memleketin coğrafya şartları ve ulaşım durumu ile meslek mensuplarının toplu olarak bulundukları iller göz önüne alınarak Merkez Yönetim Kurulunun teklifi üzerine Büyük Genel Kurul tarafından kararlaştırılır.</p>

<p>(3) Odalar, kuruluşlarını Merkez Yönetim Kurulu marifetiyle Bakanlığa bildirmekle tüzel kişilik kazanırlar.</p>

<p>(4) Yeni kurulacak odaların kurucu üyeleri, Merkez Yönetim Kurulunca atanır. Yeni kurulan odalar en geç üç ay içinde organlarının seçimini yapar. Bu seçim; odanın kurulduğu yılın Eylül ayında yapılmış sayılır ve kanunî süreler buna göre hesaplanır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Odaların Organları, Çalışma Düzeni ve Görevleri</p>

<p><strong>Odaların organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Odaların organları şunlardır:</p>

<p>a) Genel kurul.</p>

<p>b) Yönetim kurulu.</p>

<p>c) Disiplin kurulu.</p>

<p>ç) Denetleme kurulu.</p>

<p><strong>Genel kurul</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Genel kurul, odaya kayıtlı üyelerin toplanması ile teşekkül eder.</p>

<p>(2) Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, bütün odaların genel kurullarında tabiî üye olarak bulunabilirler. Ancak kayıtlı bulundukları oda hariç olmak üzere diğer oda genel kurullarında hiçbir konuda oy kullanamazlar. Başkanlık divanı dâhil olmak üzere hiçbir organda görev alamazlar. Sadece görüşmelere katılıp her konu hakkında söz alabilirler ve tavsiyede bulunabilirler.</p>

<p><strong>Genel kurulun toplanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Genel kurul, yılda bir defa Eylül ayı içinde odaya kayıtlı üyelerin salt çoğunluğu ile toplanır. İlk toplantıda çoğunluk sağlanamaz ise ertesi gün mevcut üyeler ile toplantı yapılır.</p>

<p>(2) Genel Kurulun her türlü toplantılarına oda üyelerinin katılmaları ve seçimli toplantılarda da ayrıca oy kullanmaları mecburîdir. Mazereti sebebiyle genel kurul toplantılarına katılmayanlar ile seçimli toplantılarda oy kullanmayanlar, mazeretlerini bir hafta içerisinde oda yönetim kuruluna yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu süre içerisinde mazeret bildirmeyenler veya bildirdikleri mazeret geçerli kabul edilmeyenler hakkında Meslek Kanununun ek 2 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde öngörülen yaptırım uygulanır.</p>

<p><strong>Genel kurul için dâvet</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Oda yönetim kurulu, genel kurul toplantısını bütün üyelerine en az yirmi gün önceden, kayıtlı elektronik posta (KEP) adresi bulunan üyelere KEP yoluyla, KEP adresi bulunmayan üyelere ise taahhütlü mektupla bildirir ve gazete ilanı ile duyurur. Bildirim ve ilanda toplantının yeri, günü, saati ve gündemi ile ilk toplantıda yeterli çoğunluk sağlanamaması hâlinde yapılacak ikinci toplantının yeri, günü ve saati belirtilir.</p>

<p>(2) Seçimi gerektirmeyen olağan ve olağanüstü genel kurul toplantılarında gazete ilanı yeterlidir.</p>

<p><strong>Genel kurulun gündemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Genel kurul toplantılarında evvelce bildirilen gündemde belirtilen konular müzakere edilir. Ayrıca müzakere olunması teklif edilen bir konu, genel kurulun çoğunluğu tarafından kabul edildiği takdirde gündeme ilâve olunur.</p>

<p><strong>Genel kurulun açılışı, divan teşkili, görüşmeler ve seçim</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Olağan ve olağanüstü oda genel kurulları; yoklamayı takiben, oda başkanı, yoksa başkan yardımcısı, genel sekreter veya en yaşlı üye tarafından açılır. Daha sonra, aday gösterilmek sureti ile müzakereleri idare etmek üzere bir divan başkanı, bir divan başkan yardımcısı ve iki kâtip seçilir.</p>

<p>(2) Divan seçiminde, odanın mührünü taşıyan oy pusulaları ile zarflar kullanılır, oy pusulasına genel kurul divan başkanlığı, başkan yardımcılığı ve iki kâtiplik için gösterilen adayların ismi yazılır. Oyların tasnifi, genel kurula katılanlar arasından kura ile belirlenecek üç kişilik bir tasnif kurulunca yapılır.</p>

<p>(3) Her bir görev için birden fazla isim yazılı olan oy pusulalarında ilk önce yazılmış olan isme itibar edilir. Divan seçimi sonucu genel kurulu açan kişi tarafından açıklanır ve divan bundan sonra görevine başlar.</p>

<p>(4) Genel kurulun kararları ekseriyetle alınır. Oylarda eşitlik olması hâlinde, divan başkanının bulunduğu taraf ekseriyette sayılır.</p>

<p>(5) Genel kurul toplantılarında yönetim kurulunun ibrasına ilişkin olarak lehte ve aleyhte söz almak isteyenlerin, görüşmelere geçilmeden önce divan heyetine yazılı olarak müracaat etmeleri; divan başkanı tarafından söz verilmesi üzerine genel kurula hitaben görüşlerini açıklamaları ve konunun müzakere edilmesi esastır.</p>

<p>(6) Odanın organlarının seçimi ile ilgili hususlar hakkında 95 inci madde hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Genel kurulun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Genel kurulun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yönetim kurulunun yıllık çalışma raporu ile denetleme kurulu raporunu incelemek.</p>

<p>b) Yönetim kurulunu ibra etmek, gerektiğinde sorumlu görülenler hakkında disiplin soruşturması başlatılmasına karar vermek.</p>

<p>c) Bütçeyi tasdik etmek.</p>

<p>ç) Yönetim kurulunca teklif edilen veya oda üyelerince teklif edilip genel kurulun ekseriyetince kabul olunan konuları müzakere etmek.</p>

<p>d) Yönetim kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>e) Büyük Genel Kurula iştirak edecek asıl ve yedek temsilcileri seçmek.</p>

<p>f) Denetleme kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>g) Disiplin kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>ğ) Oda adına amacına uygun işlerde kullanılmak üzere taşınmaz mal alınmasına veya satılmasına, taşınmazlar üzerine ipotek ve her türlü ayni hak tesisine karar vermek, bu konularda yönetim kuruluna yetki vermek.</p>

<p>h) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Odaların olağanüstü genel kurulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Genel kurul;</p>

<p>a) Yönetim kurulunca gerekli görülüp kararlaştırılması hâlinde,</p>

<p>b) Oda üyelerinin üçte birinin noterlik marifetiyle vaki isteği üzerine,</p>

<p>c) Yönetim kurulu üye sayısı boşalmalar sebebiyle yedeklerin de göreve getirilmesinden sonra üye tam sayısının yarısından aşağıya düştüğü takdirde, mevcut yönetim kurulu üyelerinin veya oda denetleme kurulu üyelerinin veya Merkez Yönetim Kurulunun dâveti üzerine,</p>

<p>bir ay içerisinde olağanüstü olarak toplanır.</p>

<p><strong>Olağanüstü genel kurula dâvet</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 15 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen hâlde, olağanüstü genel kurula dâvete ilişkin olarak 11 inci maddedeki usul uygulanır.</p>

<p>(2) 15 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen hâlde, genel kurulun toplanmasını talep eden ve oda üyeleri sayısının üçte birini sağlayan üyelerin isteklerinin son 30 gün içerisinde vaki olmaları şartıyla, bu isteklerden üçte birlik oranı sağlayan son isteğin odaya intikal etmesini takiben en geç bir ay içinde yönetim kurulunca genel kurul dâveti yapılır ve dâvet konusunda 11 inci maddedeki usul uygulanır.</p>

<p>(3) 15 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde belirtilen hâlde, mevcut yönetim kurulu üyeleri, denetleme kurulu veya Merkez Yönetim Kurulu; yedi gün içerisinde toplanarak olağanüstü genel kurul kararı almak ve buna dair her türlü kanunî işlemleri tamamlayarak karar tarihinden itibaren en geç bir ay içerisinde genel kurulu olağanüstü olarak toplantıya dâvet etmek zorundadırlar.</p>

<p>(4) İkinci ve üçüncü fıkralarda belirtilen bir aylık süre içerisinde genel kurul dâveti yapılmadığı takdirde, 15 inci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde belirtilenlerin müracaatı üzerine, odanın bulunduğu mahallin asliye hukuk mahkemesince oda üyeleri arasından seçilecek beş kişi, yönetim kurulu seçimi yapılması için genel kurulun bir ay içerisinde toplanmasını sağlamak üzere görevlendirilir.</p>

<p>(5) 15 inci maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen sebepten dolayı yapılan genel kurul gündemine, bu üyelerin talep ettikleri gündem maddeleri eklenir. Gündemin ilânı, olağan genel kurul gündeminin ilânına ilişkin hükümler uyarınca yapılır.</p>

<p>(6) Seçimler ile ilgili diğer hususlar hakkında, 95 inci madde hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun ve üyelerinin görev süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Yönetim kurulu, genel kurulca seçilecek yedi asıl ve yedi yedek üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Yönetim kurulunun görev süresi üç yıldır. Bu süre içinde asıl üyeliklerden boşalan yerlere yedeklerden en çok oy almış olan üye getirilir. İstifa, ibra edilmeme, dağılma sebebiyle veya diğer sebeplerle yeniden seçilen yönetim kurulu, önceki kurulun görev süresinden geriye kalan süreyi tamamlar.</p>

<p><strong>Yönetim kurulu üyeliğine seçilme şartları ve üyeliğin düşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacılar Birliği Kanununun 16 ncı maddesinde yer alan hükümler uyarınca; bir seneden fazla ağır hapis veya üç seneden fazla hapis cezasına veya meslekî bir suçtan dolayı hürriyeti tahdit eden bir cezaya veya meslek ve sanatın geçici olarak tatili cezasına mahkûm olanlar ya da oda disiplin kurulu kararı ve Yüksek Disiplin Kurulunun tasdiki ile geçici olarak sanat icra etmekten yasaklananlar yönetim kurulu üyeliğine seçilemezler.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen cezalara mahkûm edilmiş veya disiplin cezası almış olup engelleyici hâllerinin devam ettiği anlaşılanların yönetim kurulu üyeliği düşer. Bu mahkûmiyetlerinin ve disiplin cezalarının devamı müddetince hiçbir üye seçimlere katılamaz ve oy kullanamazlar.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun görev taksimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yönetim kuruluna seçilen asıl üyeler, seçim neticesinin kesinleştiği tarihi takip eden üç gün içerisinde genel kurula başkanlık edenin veya başkan vekilinin dâveti üzerine, dâvet edenin başkanlığında ilk toplantılarını yaparak gizli oylamayla aralarından bir başkan, bir başkan yardımcısı, bir genel sekreter ve bir de sayman seçerek görev taksimi yaparlar.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen görev taksiminden sonra oda başkanı, genel kurulca yönetim kuruluna ve diğer organlara seçilen bütün asıl ve yedek üyelere görevlerini ve ayrıca seçilenlerin aldıkları oyların sıralamasını yazılı olarak 15 gün içerisinde bildirmekle yükümlüdür. Bu konudaki bütün bilgiler, aynı süre içerisinde Merkez Yönetim Kuruluna genel kurul tutanağı ile birlikte sunulur.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun toplantıları ve kararları</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yönetim kurulu; en az 15 günde bir defa oda başkanı veya onun bulunmaması hâlinde başkan yardımcısı, onun da bulunmaması halinde genel sekreter, genel sekreterin de bulunmaması hâlinde en yaşlı üyenin başkanlığında salt çoğunlukla toplanır.</p>

<p>(2) Kararlar, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile alınır. Oylarda eşitlik olması hâlinde toplantı başkanının bulunduğu taraf ekseriyette sayılır. Olağan toplantı günleri ve saatleri, ilk yönetim kurulu toplantısında bir karar ile belirlenir.</p>

<p><strong>Toplantılara katılamama</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Mazeretleri sebebiyle toplantıya katılamayacak olanlar, bu mazeretlerini toplantıdan önce yazılı olarak yönetim kurulu başkanına veya üyelerine bildirmekle yükümlüdür. Aksi takdirde, toplantı tutanağına bu kişilerin toplantıya mazeretsiz olarak katılmadıkları yazılır.</p>

<p>(2) Mazeretli, başka yerde görevli veya izinli olanların bu durumları da tutanağa geçirilir. Mazeretsiz olarak üst üste olağan üç toplantıya katılmayan üyeler istifa etmiş kabul edilerek yerlerine oy sıralamasına göre yedek üyeler çağrılır. Belirlenmiş olan toplantı saatinden itibaren bir saat içinde çoğunluk sağlanamazsa bu durum bir tutanakla tespit edilir. Hazır bulunan yönetim kurulu ve var ise denetleme kurulu üyeleri bu tutanağı imza ederler.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun olağanüstü toplanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Oda yönetim kurulu; kurul üyelerinin çoğunluğunun veya başkanın, genel sekreterin veya denetleme kurulunun talebi üzerine olağanüstü olarak da toplanabilir.</p>

<p>(2) Olağanüstü toplantıya başkanlık hususunda da 20 nci maddenin birinci fıkrası hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun düşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Oda yönetim kurulu; odanın durumu, yapılan işlemleri ve çalışmalar hakkındaki raporunun genel kurulda okunmasını sağladıktan sonra ibrasını ister. İbra edilmeyen yönetim kurulu düşmüş sayılarak yeni bir yönetim kurulu seçilir.</p>

<p>(2) Yönetim kurulunun düşmesi veya ibra edildikten sonra çekilmesi hâlinde, yeni yönetim kurulunun seçilmesine kadar yönetim kurulunun yapması gereken iş ve işlemler ile görev ve yetkilerin gerekleri, genel kurul başkanlık divanınca yerine getirilir ve genel kurul en geç bir ay içerisinde seçim yapılmak üzere olağanüstü toplantıya dâvet edilir. Seçilen yönetim kurulu eski yönetim kurulunun süresini tamamlar.</p>

<p>(3) İbra edilmeyen yönetim kurulu üyeleri aradan iki sene geçmedikçe tekrar seçilemezler.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunca uyulacak esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Oda yönetim kurulları; çalışmaları sırasında, Büyük Genel Kurulca ve oda genel kurulunca alınmış olan bütün kararlara uymak ve odanın iş ve işlemlerini bu kararların gerekleri uyarınca yürütmek zorundadır.</p>

<p>(2) Oda genel kurulları, Büyük Genel Kurulca alınmış olan kararlara aykırılık teşkil eden veya uyumsuz olan kararlar alamaz.</p>

<p><strong>Yönetim kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Yönetim kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Odanın gelir-gider bilânçosunu ve bütçesini hazırlayarak Genel Kurula sunmak.</p>

<p>b) Disiplin kurulunun soruşturma yapmasına karar vermek, Meslek Kanunu uyarınca verilen disiplin ve para cezalarının uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Odaya yeni kaydolan, başka odalara naklini yapan ve odadan kaydı silinen üyeleri, en geç otuz gün zarfında Merkez Yönetim Kuruluna bildirmek.</p>

<p>ç) İki yıl içerisinde üyelik sorumluluklarını yerine getirmeyen üyelerin odaya üyelik kayıtlarını Merkez Yönetim Kurulunun kabulü hâlinde silmek.</p>

<p>d) Oda adına amacına uygun işlerde kullanılmak üzere taşınmaz mal alınmasına veya satılmasına, taşınmazlar üzerine ipotek ve her türlü ayni hak tesisine ilişkin konularda genel kurulun onayını alarak Merkez Yönetim Kurulunun onayına sunmak.</p>

<p>e) Yıllık çalışma raporunun bir suretini en geç 15 gün içerisinde Merkez Yönetim Kuruluna göndermek.</p>

<p>f) Meslek Kanununda ve diğer kanunlarda belirtilenler hâricinde menfaat temin etmek maksadı ile gerek üyeler arasında ve gerekse meslek mensupları ile başka şahıslar arasında gizli anlaşmalar yoluna gidilmesine ve optisyenlik müesseselerinin muvazaalı olarak faaliyet yürütmelerine mâni olmak.</p>

<p>g) Oda üyeleri arasında çıkacak meslekî ihtilâfları meslek ilkeleri ve mevzuat çerçevesinde halletmek.</p>

<p>ğ) Meslek Kanunu kapsamındaki mal, malzeme ve hizmet bedelleri hususunda oda üyeleri ile hasta ve hasta yakınları arasında meydana gelen ihtilâfların meslek ahlâkı ilkelerine uygun düşecek şekilde halledilmesi için uzlaştırma yoluna gidilmesi hâlinde, ilgili mercilerin talebi üzerine görüşler vermek.</p>

<p>h) Üyelerin meslekî yönden gelişmeleri için gerekli teşebbüslerde bulunmak ve bu hususun gereklerini yerine getirmek üzere kamu ve özel sağlık kurum ve kuruluşlarından yararlanmak.</p>

<p>ı) Üyelerin meslekî bilgi ve beceri yönünden gelişmelerine katkıda bulunmak üzere kütüphane açmaya çalışmak, üyelerini ülkenin sağlık meseleleri ile mesleğe ilişkin meselelerini incelemeye ve bu hususta araştırmalarda bulunmaya teşvik etmek ve bunlardan çıkacak neticelere göre sağlık hizmetleri ile ilgili mercilerden ve kurumlardan taleplerde bulunmak.</p>

<p>i) Meslekî şeref ve haysiyeti, meslekî disiplin ile meslektaşların hukukunu ve menfaatlerini müdafaa etmek.</p>

<p>j) İhtiyaç görülen yerlere ilgili mevzuatta belirtilen yetki ve usul çerçevesinde temsilci tayin etmek.</p>

<p>k) Odanın ve üyelerin meslekî meselelerinin çözümü noktasında, Büyük Genel Kurul ve Merkez Yönetim Kurulu kararlarına ve meslek ilkelerine bağlı kalarak, bölgeleri dâhilindeki resmî makamlar nezdinde yazılı ve sözlü temaslarda bulunmak ve neticelerini Merkez Yönetim Kuruluna bildirmek.</p>

<p>l) Optisyen-gözlükçülerin ticaret ve esnaf siciline kayıt olabilmeleri için yeterli olacak oda kayıt belgelerini vermek.</p>

<p>m) Oda üyelerini Meslek Kanununun ek 2 nci maddesi hükümleri çerçevesinde; Sağlık Meslekleri Kurulunca belirlenen mesleki etik ilkeler ile Büyük Genel Kurul, oda genel kurulu, Merkez Yönetim Kurulu ve oda yönetim kurulu tarafından alınan kararlara gerektiği şekilde uyulup uyulmadığı, üyeliğe ilişkin bilgi ve belgelerin gereklerinin yerine getirilip getirilmediği yönünden denetlemek.</p>

<p>n) Bakanlıkça belirlenmiş usul ve esaslara aykırı satış, reklam ve tanıtım faaliyetinde bulunulduğu tespit edilen optisyenlik müesseseleri hakkında ilgili kurumlara bildirimde bulunmak.</p>

<p>o) Oda üyeleri ile optisyenlik müesseselerinin sahipleri arasında çıkabilecek ihtilafları mevzuat hükümlerine göre çözüme kavuşturmak ve mesleğini aktif olarak icra eden meslek mensuplarının emsal maaş, mesai saatleri, huzur hakkı ve benzeri hak edişlere ilişkin hususları, tarafların karşılıklı hak ve menfaatlerini gözeterek 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında tanzime çalışmak.</p>

<p>ö) Merkez Yönetim Kurulunun kamu ve özel kurum ve kuruluşlar ile yaptığı anlaşmalar ve protokollere ilişkin sözleşme metinlerini Birliğin belirlediği bedel karşılığında optisyenlik müesseselerine dağıtmak.</p>

<p>p) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Oda başkanlık divanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Oda başkanlık divanı; yönetim kurulu başkanı, başkan yardımcısı, genel sekreter ile saymandan teşekkül eder.</p>

<p>(2) Başkanlık divanı, yönetim kurulunca alınmış olan kararların zamanında uygulanıp yürütülmesini ve bunlara ilişkin çalışmaların devamını sağlar.</p>

<p><strong>Oda başkanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Yönetim kurulu başkanı, odanın başkanıdır; bu sıfatla odanın tüzel kişiliğini imzası ile her hususta temsile ve ilzama yetkili ve bu hususta görevlidir. Yönetim kurulunun ve odanın başkanı olarak yönetim kurulunun olağan ve olağanüstü toplantılarına ve oda bölgesi çapında yapılan diğer toplantılara başkanlık eder. Oda başkanı, aynı zamanda malî konularda harcama yetkilisi olarak imza yetkisine sahiptir. Bu yetki, gerekli görülen hâllerde yönetim kurulu üyelerinden herhangi birine devredilebilir.</p>

<p><strong>Başkan yardımcısı</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Başkan yardımcısı; başkanın hazır bulunamadığı hâllerde, başkanın bütün görevlerinin gereklerini onun sahip olduğu yetkileri kullanarak yerine getirir.</p>

<p>(2) Başkanın hazır bulunduğu hâllerde, başkanlık divanı ve yönetim kurulu üyeliğinin gerekleri hâricinde, başkan tarafından kendisine tevdi edilen ve yetki devrinde bulunulan iş ve işlemleri ve bu Yönetmelikte belirtilen diğer hususlardaki faaliyetleri yürütür.</p>

<p><strong>Oda genel sekreteri</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Oda genel sekreterinin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Odanın üyeleri ve bölgedeki diğer kuruluşlar ile ilişkileri sağlamak.</p>

<p>b) Yönetim kurulunun toplantı gündemlerini, toplantı tutanağını, karar defterini, oda ile ilgili haberleşmeleri ve bütün büro işlerini yönetim kurulunca belirlenen yetkiler ve usuller çerçevesinde düzenlemek.</p>

<p>c) Oda hizmetlerinde çalıştırılan personelin sicillerini düzenlemek, çalışmalarındaki verimliliklerini değerlendirmek ve görev ve yetkilerini tespit etmek.</p>

<p>ç) Yönetim kuruluna ilişkin idarî iş ve işlemlerin yürütülmesini sağlamak veya sağlatmak.</p>

<p>d) Kurulmuş olan komisyonların toplantılarının gerçekleşmesini sağlamak.</p>

<p>e) Her türlü raporlar ve etütler de dâhil olmak üzere, yönetim kurulunca uygun görülecek yazıları ve bu husustaki dokümanı hazırlamak veya hazırlatmak ve odaya gelen yazıları cevaplandırmak.</p>

<p>f) Yönetim kurulunun vereceği yetkinin sınırları içinde kalmak kaydı ile gerekli belge ve yazıları imzalamak.</p>

<p>g) Başkanın ve başkan yardımcısının bulunmadığı zamanlarda odayı temsil etmek.</p>

<p>ğ) İlgili mevzuat ile genel sekretere verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Oda saymanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Sayman, odanın gelir ve giderleri ile bütçesinin hazırlanmasından başlayarak her türlü malî işlerinin sorumlusudur.</p>

<p>(2) Demirbaş ve emtia da dâhil olmak üzere odanın bütün gelir ve gider hesaplarını usulüne uygun şekilde yapmak, muhasebe defterlerini tutmak veya sorumluluk kendi uhdesinde olmak üzere tutturmak, nakit ve emtia giriş ve çıkışları ile ilgili belgeleri düzenlemek ve muhafaza etmek, ödeme belgelerini harcama yetkilisi sıfatı ile; çek ve diğer kıymetli evrakı, harcama yetkilisi yanında ikinci derece imza yetkisini haiz olarak imzalamak, odanın hesap durumları bilânçolarını ve hesap raporlarını hazırlamak veya sorumluluk kendi uhdesinde olmak üzere hazırlatmak, tahsil ve ödeme evrakını düzenlemek, görevi ile ilgili mevzuatın noksansız ve hatasız şekilde uygulanmasını sağlamak saymanın görev ve yetkileri arasındadır.</p>

<p><strong>Disiplin kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Her odada genel kurul tarafından seçimle, üç yıl görev yapmak üzere beş asıl ve beş yedek üyeden oluşacak bir disiplin kurulu teşkil edilir.</p>

<p>(2) Disiplin kuruluna seçilecek üyelerde, yurt içinde en az beş yıl mesleğini icra etmiş olma şartı aranır.</p>

<p>(3) Asıl üyeliklerde herhangi bir sebepten dolayı boşalma olduğu takdirde, yedek üyelerden en çok oy alan asıl üyeliğe geçer.</p>

<p>(4) 18 inci madde hükümleri, disiplin kurulu üyeleri için de geçerlidir.</p>

<p><strong>Disiplin kurulunun görev taksimi ve gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Disiplin kurulu üyeleri, ilk toplantılarında kendi aralarından bir başkan, bir başkan vekili, bir de sözcü seçerler.</p>

<p>(2) Disiplin kurulunun müzakereleri ve müzakere tutanakları gizli olup disiplin kurulu başkanının mesuliyeti altında muhafaza edilir.</p>

<p><strong>Disiplin kurulunun toplantıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Disiplin kurulunun toplanması gerekli görüldüğü takdirde, durum taahhütlü bir mektup ile veya imza mukabilinde en az bir hafta önce kurul üyelerine yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(2) Toplantıda hazır bulunamayacak olan üyeler, toplantı tarihinden en az üç gün önce yazılı olarak mazeretlerini bildirmeye mecburdur. Asıl üyelerin mazeretleri hâlinde, birinci fıkrada belirtilen süre şartı aranmaksızın yedek üye dâvet edilerek kurul tamamlanır.</p>

<p>(3) Üç defa mazeretsiz olarak toplantıya iştirak etmeyen kurul üyesi istifa etmiş sayılır.</p>

<p>(4) Disiplin kuruluna iştirak edecek olan kurul üyesinin yol masrafları ve yaptığı zarurî masraflar, mensup olduğu oda bütçesinden ödenir.</p>

<p><strong>Disiplin kurulu üyelerinin reddi</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Disiplin kurulu üyeleri, tarafsızlıklarını şüpheye düşürecek bir vaziyet olması hâlinde reddedilebilirler.</p>

<p>(2) Red talebinde bulunan oda üyesi, red sebebi teşkil eden iddiasını delilleriyle birlikte disiplin kuruluna bildirmeye mecburdur. Bu takdirde, red olunan üyenin yerine yedek üyelerden sıradaki üye disiplin kuruluna dâvet edilir. Başkan veya başkan vekilinin reddedilmesi hâlinde, gizli oylama ile geçici bir başkan seçilmek suretiyle red talebi incelenir.</p>

<p>(3) Red talebi disiplin kurulu tarafından kabule şayan görülmediği takdirde, talebin reddine karar verilir.</p>

<p>(4) Reddedilen kurul üyesi sayısı fazla olduğu takdirde, disiplin kurulu yedeklerin iştiraki ile dahi teşkil edilemiyor ise red talebi en yakın odanın disiplin kurulunda incelenir. Bu durumda da bu madde hükümleri aynen tatbik olunur.</p>

<p>(5) Red talebinin reddi hakkındaki kararlara karşı esas mesele ile birlikte Yüksek Disiplin Kuruluna itiraz olunabilir.</p>

<p><strong>Disiplin kurulu üyeliğinden çekilme mecburiyeti</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Aşağıdaki hâlleri bulunan disiplin kurulu başkanı ve üyeleri toplantıya katılamazlar:</p>

<p>a) İncelenen mesele ile şahsî alâkası veya menfaat münasebeti bulunanlar.</p>

<p>b) Hakkında incelemede bulunulan kimse ile usul ve füru alâkası bulunanlar.</p>

<p>c) Hakkında incelemede bulunulan kimse ile üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) akrabalığı bulunanlar; kardeş, amca, dayı, hala, teyze ve yeğen münasebeti bulunanlar.</p>

<p>ç) Evlilik bağları bitmiş olsa bile, hakkında incelemede bulunulan kimsenin eşi ve bunlar ile usul ve füru alâkası olanlar.</p>

<p>d) Hakkında incelemede bulunulan kimse ile evlâtlık ile evlât edinen münasebeti olanlar.</p>

<p><strong>Disiplin kurulunun görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Disiplin kurulu; Meslek Kanunu ve meslekle ilgili diğer mevzuatın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmeyen, Genel Kurul kararlarına aykırı hareket eden meslek mensupları ile soruşturma evrakı kendisine tevdi edilen üyelerin meslek adap ve haysiyetine aykırı eylem ve davranışlarının niteliğine ve ağırlık derecesine bağlı olarak hakkaniyete uygun ve Meslek Kanununda belirlenmiş disiplin cezalarını verir.</p>

<p>(2) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Disiplin cezasını gerektiren fiil ve haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Meslek Kanunu ve meslekle ilgili diğer mevzuatın kendisine yüklediği görevleri yerine getirmeyen, meslek onuruna uymayan eylem ve davranışlarda bulunan veya genel kurul kararlarına aykırı hareket eden meslek mensuplarına Meslek Kanunu hükümleri çerçevesinde kınama, para cezası ve meslek icrasını durdurma disiplin cezaları uygulanır.</p>

<p>(2) Kınama; mesleki tutum ve davranışlarında kusurlu sayıldığının meslek mensubuna yazıyla bildirilmesidir. Kınama cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:</p>

<p>a) Mesleki faaliyetinde ortaya çıkan değişiklikleri, değişiklik tarihinden itibaren on beş gün içinde odaya bildirmemek.</p>

<p>b) Sağlık Meslekleri Kurulunca belirlenen mesleki etik ilkelerine aykırı fiil ve davranışlarda bulunmak.</p>

<p>c) Hastaya ve yakınlarına karşı taahhütlerini yerine getirmemek veya yanıltıcı bilgi vermek.</p>

<p>ç) Satışa arz edilen görmeye yardımcı tıbbi cihazların niteliği hakkında gerçeğe aykırı beyanda bulunmak.</p>

<p>d) Üyelik görev ve sorumlulukları ile ilgili yönetim kurulunca yapılan davet ve talebin gereğini, alınan kararları mazeretsiz olarak yerine getirmemek.</p>

<p>(3) Para cezası; fiilin işlendiği tarihteki yıllık üyelik aidatının beş katına kadar verilecek para cezasıdır. Para cezasını gerektiren fiil ve haller şunlardır:</p>

<p>a) Kendisine reçete gönderilmesini sağlamak üzere kişileri, herhangi bir sağlık kurum ve kuruluşuna veya tabibe yönlendirmek ya da buralardan kendi müesseselerine hasta yönlendirmek, bunlara aracılık etmek.</p>

<p>b) Organ seçimlerinin düzen içinde ve sağlıklı biçimde yürütülmesi amacıyla hâkimin ve seçim sandık kurulunun aldığı tedbirlere uymamak.</p>

<p>c) Oda denetçileri tarafından yapılacak inceleme ve denetimlerde istenilen üyeliğe ilişkin bilgi ve belgeleri ibraz etmemek, inceleme ve denetime engel olmak.</p>

<p>ç) Mesleki sırlar ile hastalara veya hizmet alıcılara ait sırları yasal zorunluluk dışında açıklamak.</p>

<p>(4) Meslek icrasını durdurma; meslek icrasının bir ay veya bir yıl süreyle durdurulmasıdır. Para cezasıyla cezalandırılan meslek mensubunun üç yıl içinde aynı cezayı gerektirecek yeni bir davranışta bulunması halinde meslek icrasını bir ay durdurma cezası verilir. Bir ay süreyle meslek icrasını durdurma cezası verilen meslek mensubuna, üç yıl içinde para cezasını gerektirecek yeni bir davranışta bulunması halinde meslek icrasını bir yıl süreli durdurma cezası verilir.</p>

<p><strong>Disiplin soruşturmasında usul</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Disiplin cezasını gerektirecek tutum ve davranışta bulunduğu iddiasıyla şikâyet edilen meslek mensubundan, oda yönetim kurulunca hakkındaki şikâyet ve deliller eklenmek suretiyle konu ile ilgili olarak en az on beş gün süre verilerek savunma istenir. Yapılan tebligat üzerine üye yazılı veya talebi halinde sözlü savunma yapabilir. Süresinde savunmasını yapmayan meslek mensubu, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>(2) Oda yönetim kurulu, şikâyet dilekçesini ve savunmayı ekleriyle birlikte inceledikten sonra, disiplin suçu oluşturabileceği kanaatine varması halinde dosyayı oda disiplin kuruluna sevk eder.</p>

<p>(3) Oda disiplin kurulu, gerekli görmesi halinde üyeden yeni bir yazılı veya sözlü savunma isteyebilir, gerekli görmez ise evrak üzerinden karar verebilir. Kendisine gönderilen dosyaları üç ay içinde inceleyerek disiplin cezası verilmesine veya verilmemesine karar verir.</p>

<p>(4) Oda disiplin kurulunca verilen disiplin cezalarına, kararın tebliğinden itibaren on beş gün içinde yazılı olarak itiraz edilebilir. İtiraz üzerine dosya oda yönetim kurulunca Yüksek Disiplin Kuruluna gönderilir. Yüksek Disiplin Kurulu itiraz üzerine veya resen gönderilen dosyaları en geç beş ay içinde karara bağlar.</p>

<p>(5) Meslek icrasını durdurma kararlarına itiraz edilmese dahi karar, oda yönetim kurulunca Yüksek Disiplin Kuruluna gönderilir ve Yüksek Disiplin Kurulunca incelenerek karara bağlanır.</p>

<p>(6) Meslek Kanunu uyarınca kesinleşen kınama ve para cezalarına dair kararlar ilgililerin kayıtlı olduğu odalarca, meslek icrasını durdurmaya dair kararlar ise Sağlık Bakanlığınca uygulanır.</p>

<p>(7) Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde disiplin soruşturmasına başlanılmamış ise bu fiil ve hallerle ilgili disiplin soruşturması yapılamaz. Disiplin cezasını gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren en geç iki yıl içinde disiplin cezası verilmediği takdirde zamanaşımı nedeniyle ceza verilemez.</p>

<p>(8) Disiplin Kurulu kararları gerekçeli yazılır ve kararın sonunda başvurulabilecek yasal yollar gösterilir.</p>

<p>(9) İsim, imza ve adres içermeyen şikâyet dilekçeleri işleme konulmaz.</p>

<p><strong>Denetleme kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Her odada genel kurul tarafından seçimle, üç yıl görev yapmak üzere üç asıl ve üç yedek üyeden oluşacak bir denetleme kurulu teşkil edilir.</p>

<p>(2) Asıl üyeliklerde herhangi bir sebeple boşalma olduğu takdirde, yedek üyelerden oy sıralamasına göre yeri doldurulur. Üyelikte doğan boşluğun yedekler ile doldurulması mümkün olmadığı takdirde, bu boşluğun meydana geldiği tarihten itibaren 15 gün içinde yönetim kurulunca olağanüstü genel kurul dâvetinde bulunulur.</p>

<p>(3) 18 inci madde hükümleri, denetleme kurulu üyeleri için de geçerlidir.</p>

<p><strong>Denetleme kurulunun görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Denetleme kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:</p>

<p>a) Oda bütçesinin uygulanmasına ve odanın yönetime dair bütün işlemlerini ilgili mevzuata uygunluk bakımından inceleyip denetlemek.</p>

<p>b) Odanın gelir ve giderleri ile defterleri ve diğer evrakını incelemek ve yılda en az iki defa kasa sayımı yapmak.</p>

<p>c) Yüklendiği görevlere ilişkin çalışmalar ile oda bütçesinin uygulamasına dair inceleme ve değerlendirmeyi ihtiva eden denetim raporunu hazırlayarak genel kurula sunmak.</p>

<p>ç) Genel kurulun olağanüstü toplanmasını gerektiren hâllerde, genel kurul dâvetinde bulunmak.</p>

<p>d) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Denetleme kurulunun toplantıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Denetleme kurulunun asıl üyeleri, seçimin kesinleştiği tarihi takip eden üç gün içerisinde genel kurul divan başkanının veya ikinci başkanının dâveti üzerine, dâvet edenin başkanlığında ilk toplantılarını yaparlar ve aralarından bir başkan seçerler.</p>

<p>(2) Denetleme kurulunun üyeleri, yönetim kurulunun toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler. Toplantılara katılan denetleme kurulu üyelerinin isimleri toplantı tutanağına yazılır.</p>

<p>(3) Denetleme kurulu kararları oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Denetleme kurulunun çalışmalarına kolaylık sağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Denetleme kurulu üyelerine denetleme, inceleme ve soruşturmaları sırasında muhatap oldukları yönetim kurulu üyeleri ve istihdam edilen personel, gereken yardımı göstermek, talep olunan lüzumlu bilgi ve belgeleri ibraz etmek, vermek ve kendilerine sorulanları cevaplandırmak zorundadırlar.</p>

<p><strong>Yardımcı komisyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Meslek Kanununun, bu Yönetmeliğin ve ilgili diğer mevzuatın yüklediği bütün görevlerin gereklerini zamanında ve eksiksiz olarak yerine getirmekle yükümlü olan yönetim kurulu; oda üyelerinin, gerek görülürse diğer meslek kuruluşlarının mensuplarının ve akademik elemanların iştirak ettirilmesi suretiyle çalışma komisyonları kurabilir.</p>

<p>(2) Kurulacak komisyonların çalışma konularının niteliği, üye adedi, çalışma usulleri ve kuruluş şekli yönetim kurulu kararı ile belirlenir. Komisyonlar, yönetim kurulunun bilgisi ve gözetimi altında çalışırlar. Komisyonlar, çalışmalarının sonuçlarını ve bu husustaki tekliflerini bir rapor hâlinde yönetim kuruluna iletirler.</p>

<p><strong>Kamuoyuna açıklama</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Yönetim kurulu, Büyük Genel Kurulca belirlenip Merkez Yönetim Kurulunca yürütülmekte olan meslek ilkeleri kararlarına ve politikalarına uygun olmak şartı ile kamuoyuna açıklamada bulunabilir.</p>

<p><strong>Oda temsilcilikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Yönetim kurulu, ihtiyaç duyulduğu takdirde odanın faaliyet bölgesine dâhil il ve ilçe merkezleri ile gerek görülecek olan diğer yerlerde kurulun görev süresince çalışmak üzere oda temsilcileri atayabilir. Atanan temsilciler, görevde bulunacakları bölgenin mülkî amirliklerine ve ilgili bulunan diğer kurum ve kuruluşlara bildirilir.</p>

<p>(2) Temsilciler, atayan yönetim kurulunun yazılı talimatları çerçevesinde çalışırlar. Yönetim kurulunca, görevli ve yetkili olduklarını belirten resimli bir belge temsilcilere verilir.</p>

<p>(3) Gerek görüldüğünde, temsilcilerin görevi yönetim kurulu kararı ile sona erdirilebilir; durum, yazılı olarak kendilerine bildirilir.</p>

<p><strong>Oda görev giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 46-</strong> (1) Yönetim kurulu, denetleme kurulu ve disiplin kurulu üyelerinin, Büyük Genel Kurul için seçilen temsilcilerin, yönetim kurulunca görevlendirilenlerin ve oda personelinin görevleri ile ilgili harcamaları, karar defterinde belirtilmek ve belgelendirilmek şartıyla odanın bütçesinden karşılanır.</p>

<p><strong>Denetim</strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Yönetim kurulu, odanın faaliyet bölgesine dâhil yerlerde mesleklerini ve sanatlarını icra etmekte olan meslek mensuplarını Sağlık Meslekleri Kurulunca belirlenen mesleki etik ilkeler ile Büyük Genel Kurul, oda genel kurulu, Merkez Yönetim Kurulu ve oda yönetim kurulu kararlarının ve üyeliğe ilişkin bilgi ve belgelerin gereklerinin yerine getirilip getirilmediği yönünden denetler. Denetimlerin neticesine göre mevzuatın gerektirdiği iş ve işlemleri yapar veya yapılmasını sağlamak üzere denetimin neticelerini ilgili mercilere bildirir.</p>

<p>(2) Yapılacak denetimlerde müessesesinin faaliyeti ve denetimi ile ilgili her türlü işlemde oda denetçilerinin birinci derecede muhatabı mesul müdürdür. Mesul müdür sağlık hizmet sunumu bakımından bizzat, idari işlerden sahip ve işletenleriyle birlikte sorumludur.</p>

<p><strong>Denetçi optisyen-gözlükçüler</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) 47 nci maddede belirtilen denetim işleri, yönetim kurulunun seçilmesinden sonra yapacağı ilk toplantıda alınan karar ile atanacak olan denetçi optisyen-gözlükçüler tarafından yapılır. Yönetim kurulu, gerek görülen hâllerde yeni denetçiler atayabilir. Denetçilere, görevli ve yetkili olduklarını gösteren resimli bir belge verilir.</p>

<p>(2) Denetçi optisyen-gözlükçüler, meslekte en az üç yıl çalışmış olan meslek mensupları arasından atanır. Denetçilerin sayısı, ihtiyaca göre yönetim kurulu kararı ile belirlenir.</p>

<p>(3) Denetçiler, yönetim kurulunun yazılı talimatı çerçevesinde görev yaparlar ve gerek görüldüğünde, yönetim kurulunun kararı üzerine görevden alınırlar.</p>

<p>(4) Denetçilerin görev süresi, atamada bulunan yönetim kurulunun görev süresi kadardır.</p>

<p>(5) Denetçiler tarafından yapılan denetim görevinin yerine getirilmesinde Birlik tarafından bastırılmış, EK-1’de yer alan denetim formu kullanılır.</p>

<p>(6) 18 inci madde hükmü, denetçi optisyen-gözlükçüler hakkında da geçerlidir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Odaların Gelirleri, Aidat, Malî İşlemler ve Hizmet Bedelleri</p>

<p><strong>Odaların gelirleri ve giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Odaların gelirleri şunlardır:</p>

<p>a) Odaya giriş aidatı; odaya kaydolacak her meslek mensubunun ödeyeceği aidattır. Miktarı, brüt asgari ücretin yüzde onunu geçmemek üzere Birlik Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenecek meblağdır.</p>

<p>b) Yıllık aidat; odaya kayıtlı her üyenin her yıl Şubat ayı sonuna kadar ödemek zorunda olduğu aidattır. Miktarı, brüt asgari ücretin yüzde onunu geçmemek üzere Birlik Büyük Genel Kurulu tarafından belirlenecek meblağdır. Kamuda çalışan optisyenler yıllık üye aidatlarını yüzde elli indirimli olarak öderler.</p>

<p>c) Bağışlar, yardımlar, yayın gelirleri ve sosyal faaliyetlerden elde edilen gelirler.</p>

<p>ç) Oda tarafından verilen hizmetlerin bedeli olarak sağlanan gelirler.</p>

<p>d) Disiplin kurulunca verilen para cezaları.</p>

<p>e) İhtiyaca göre Merkez Yönetim Kurulunca yapılacak olan yardımlar.</p>

<p>f) Kanunî diğer gelirler.</p>

<p>(2) Odalar, aidatları 51 inci maddede belirtilen şekilde tahsil ederler.</p>

<p>(3) Bir odadan başka bir odaya nakil hâlinde, giriş aidatı ve yıllık aidat tekrar alınmaz.</p>

<p>(4) Aidatlarını zamanında ödemeyen üyeler, vecibelerini yerine getirinceye kadar oda hizmetlerinden faydalanamazlar.</p>

<p>(5) Odanın gelirleri; genel yönetim, personel ve benzer hizmet giderleri ile gayrimenkul ve menkul mal alımı, faaliyet ve temsil giderleri, toplantılara katılma ve görevlendirme harcamaları ve çeşitli giderler için sarf edilir.</p>

<p><strong>Giriş aidatının ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Bir defaya mahsus olarak alınan giriş aidatı, kayıt işlemi yapılırken tahsil olunur.</p>

<p>(2) Giriş aidatını ve kaydolduğu seneye ilişkin yıllık aidatı ödemeyenlerin odaya kayıt işlemi ve Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemine kaydı yapılmaz. Bu takdirde meslek mensubu, Meslek Kanununun tanıdığı haklardan faydalanamaz ve herhangi bir şekilde mesleğini icra edemez.</p>

<p>(3) Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sisteminde kaydı olup, herhangi bir nedenle oda kaydını sildirmiş meslek mensubu, yeniden kaydolmak istemesi halinde o yılın aidatını peşin öder, giriş aidatı ödemez. Kaydın silinme tarihi ile yeni kayıt tarihi aynı yıl içindeyse ayrıca o yılın aidatını ödemez.</p>

<p><strong>Gelirlerin tahsili ve makbuz</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) Odaların bütün gelirlerinin tahsil edilmesinde ve nakdî işlemlerinde, Birlik Merkez Yönetim Kurulunca tesis edilen Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemi kullanılır. Bu işlemlere ilişkin her türlü makbuz ve evrak, Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemi üzerinden alınarak ilgilisine verilir.</p>

<p>(2) Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sisteminin teknik aksaklıklardan dolayı çalışmaması hâlinde, Merkez Yönetim Kurulunca bastırılmış olan makbuzlar kullanılır.</p>

<p><strong>Oda hizmetlerinden faydalanamama</strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) Oda ve Yardımlaşma Sandığı aidatını mevzuatla belirlenen süre içinde ödemeyenler oda tarafından sağlanan hizmetlerden faydalanamazlar ve oda tarafından verilmesi gereken hiçbir resmî belgeyi, basılı defterleri ve sözleşme formlarını ve diğer formları alamazlar ve kullanamazlar.</p>

<p><strong>Üyelik kaydı, bilgi sistemi ve nakil</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Odaya kaydolmak veya kaydını başka odaya nakletmek isteyen meslek mensubu;</p>

<p>a) T.C. kimlik kartının fotokopisi,</p>

<p>b) Var ise kendisine ait vergi numarası beyanı,</p>

<p>c) Mesleği ile ilgili diplomasının veya ruhsatnamesinin bir örneği,</p>

<p>ç) Adlî sicil kaydı belgesi,</p>

<p>d) İkametgâh belgesi,</p>

<p>e) Meslekî özgeçmiş bilgilerini ihtiva eden belgesi,</p>

<p>f) Vesikalık fotoğrafı (2 adet),</p>

<p>eklenmiş olan bir dilekçe ile odaya müracaat eder.</p>

<p>(2) Mesleğini icra etmekte olan meslek mensupları, 18/1/2014 tarihli ve 28886 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Optisyenlik Müesseseleri Hakkında Yönetmelik uyarınca verilmiş olan optisyenlik müessesesi ruhsatnamesini, mesul müdür dışındakiler ise personel çalışma belgesini il sağlık müdürlüğünden teslim aldıktan sonra odaya ibraz ettikleri dilekçelerine eklerler.</p>

<p>(3) Birinci fıkrada belirtilen belgelerin eksiksiz olarak verilmesinden sonra, yönetim kurulunca gerekli inceleme tamamlanarak müracaat en geç 20 iş günü içinde karara bağlanır. Üyelik kaydının yapılmasına karar verildiği takdirde, üyelik kaydına ilişkin bütün işlemler Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemine hemen kaydetme suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(4) Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sisteminde kaydı olmayan meslek mensubu, Meslek Kanununun ve diğer mevzuatın yüklediği haklardan faydalanamaz.</p>

<p>(5) Odaya üye olarak kaydedilmiş olanlar, optisyenlik müessesesi açmak istedikleri takdirde, birinci fıkradaki belgelere ilâveten, optisyenlik müessesesinin mahalli ve ikametgâhı konularında oda tarafından talep edilen belge ve bilgileri ayrıca verir.</p>

<p>(6) Odaya kayıtlı bir üyenin başka bir odaya naklini talep etmesi hâlinde, üye sicil dosyasının bir örneği, gereken yazılı açıklamalarda da bulunulmak suretiyle nakledileceği odaya gönderilir. Üyenin odadan ayrıldığına ve başka odaya naklinin yapıldığına dair bilgiler, her iki oda tarafından Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemine işlenir.</p>

<p>(7) Aidat dâhil olmak üzere, üyenin odaya herhangi bir borcu varsa bu borç tahsil ve tasfiye edilmeden ve Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sisteminden onay alınmadan naklen kayda dair işlemler yapılamaz.</p>

<p>(8) Bu maddede belirtilen usule göre naklini yaptırmış olan meslek mensubunun yeniden eski odasına kaydını talep etmesi hâlinde, eski üyelik kaydı numarası verilerek kaydına dair işlemler yapılır.</p>

<p>(9) Üyenin sicil dosyalarında, üye hakkında gerekli olan her türlü bilgiler eksiksiz olarak bulundurulur.</p>

<p>(10) Kadın üyelerin kayıt işlemlerinde, soyadlarının yanı sıra, varsa eski soyadları da belirtilir.</p>

<p><strong>Üyeliğe giriş fişleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 54- </strong>(1) Üyelik kaydı işlemleri sırasında, şekli ve muhtevası, Merkez Yönetim Kurulunca belirlenip odalara bildirilen üyeliğe giriş fişi kullanılıp düzenlenir.</p>

<p>(2) Üyeler, üyelik kaydı yapıldıktan sonra soyadlarında, ikametgâhlarında, adreslerinde ve üyelik bilgilerine ilişkin diğer hususlarda meydana gelecek olan değişiklikleri bağlı oldukları odaya bir ay içerisinde bildirmek zorundadırlar.</p>

<p><strong>Üyelik kaydının güncelleştirilmesi ve takibi</strong></p>

<p><strong>MADDE 55- </strong>(1) Odalar; üye kayıtlarını takip etmekle, mevcut üyeler ve yeni üye olanlar ile ilgili her türlü üyelik bilgilerini Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sistemine kaydetmek ve bu bilgilere ilişkin değişiklikleri, değişikliğin meydana geldiğinin bildirildiği günden itibaren en geç 20 iş günü içinde Optisyen-Gözlükçü Bilgi Sisteminde güncellemek ile mükelleftir.</p>

<p>(2) Meslek Kanunu ve ilgili diğer mevzuat hükümlerine uygun hareket etmeyerek optisyen-gözlükçüler odasına kaydolmayan meslek mensupları hakkında ilgili oda tarafından il sağlık müdürlüğüne gerekli bildirim yapılır. Bu kişilerin odaya kayıt işlemleri ancak; mesul müdürün ve müessesenin ruhsatlandırıldığı tarih ile optisyen-gözlükçüler odalarının kuruluş tarihi dikkate alınmak suretiyle o yıllar için geçerli olan giriş aidatı ve yıllık aidat bedelleri tahsil edilmek suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Bilânço, hesap ve çalışma raporu</strong></p>

<p><strong>MADDE 56- </strong>(1) Oda yönetim kurulunun bilânço, hesap ve çalışma raporları genel kurul toplantısından en az 3 gün önce oda üyelerinin kayıtlı elektronik posta adreslerine gönderilir veya odanın resmî internet sitesi üzerinden üyelerle paylaşılır.</p>

<p>(2) Odalar, usulüne göre düzenlenmiş yıllık dönem sonu bilânçolarını ve hesap raporlarını ilgili genel kurulun yapılmasından sonra en geç 20 gün içerisinde Merkez Yönetim Kuruluna göndermek zorundadırlar.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Büyük Genel Kurul</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurulun teşkili</strong></p>

<p><strong>MADDE 57- </strong>(1) Büyük Genel Kurul, odaların genel kurullarında seçilen temsilcilerden oluşur.</p>

<p>(2) Odaların genel kurullarında, Büyük Genel Kurulda odayı temsil etmek üzere, meslekte fiilen beş yılını doldurmuş üyeler arasından;</p>

<p>a) 150 üyesi olanlar, beş,</p>

<p>b) 300’e kadar üyesi olanlar, beş temsilciye ilâveten 150’den fazla her tam 75 üye için birer,</p>

<p>c) 300’den fazla üyesi olanlar ise yedi temsilciye ilâveten 300’den fazla her tam 300 üye için birer,</p>

<p>Büyük Genel Kurul temsilcisi ve aynı miktarda yedek temsilci seçerler.</p>

<p>(3) Seçilecek temsilciler sayısının tespitinde Birlikteki üyelik kayıtları esas alınır.</p>

<p>(4) Büyük Genel Kurula iştirak eden temsilciler, il sağlık müdürlüklerine bilgi vermek şartı ile Büyük Genel Kurul müddetince müesseselerinden ve kurumlarından izinli sayılırlar.</p>

<p>(5) Bütün temsilcilerin yol ve sair zarurî masrafları bağlı bulundukları odalarca ödenir.</p>

<p>(6) 18 inci madde hükümleri, Büyük Genel Kurul temsilcileri hakkında da geçerlidir.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurulun toplantıları ve toplantı dâveti</strong></p>

<p><strong>MADDE 58- </strong>(1) Olağan ve olağanüstü Büyük Genel Kurul, temsilcilerinin salt çoğunluğu ile toplanır. İlk toplantıda salt çoğunluk sağlanamazsa bir gün sonra mevcut temsilciler ile toplantısını yapar.</p>

<p>(2) Olağan ve olağanüstü Büyük Genel Kurul, Merkez Yönetim Kurulu Başkanı tarafından Başkan yoksa İkinci Başkan, Genel Sekreter veya en yaşlı üye tarafından yoklamayı müteakiben açılır. Büyük Genel Kurulu idare etmek üzere gizli oy ile bir başkan, bir başkan yardımcısı ve iki kâtip seçilir. Büyük Genel Kurulun kararları salt çoğunluk ile alınır. Oylarda eşitlik hâlinde, Büyük Genel Kurul Divan Başkanının bulunduğu taraf çoğunluğu sağlamış sayılır.</p>

<p>(3) Büyük Genel Kurulun seçimler ile ilgili toplantılarına temsilcilerin katılması ve oy kullanması mecburîdir. Geçerli bir mazereti olmaksızın katılmayanlar ile oy kullanmayanlar, beş yıl müddetle Büyük Genel Kurul temsilciliklerine seçilemezler.</p>

<p>(4) Merkez Yönetim Kurulu, seçim yapılacak toplantıları, Büyük Genel Kurula katılacak olan oda temsilcilerine, toplantı tarihinden en az 20 gün önce, ülke çapında yayımlanan bir gazete ilânı, kayıtlı elektronik posta veya taahhütlü mektupla bildirir. Bu bildirimde, toplantının yapılacağı gün, yer, toplantı gündemi ve ayrıca ilk toplantıda çoğunluk sağlanmadığı takdirde yapılacak ikinci toplantının tarihi, yeri, günü ve saati de belirtilir. Seçimi gerektirmeyen toplantılar da Birliğin yayın organlarında veya internet sitesinde yayımlanır.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurulun toplanma zamanı ve olağanüstü toplantı</strong></p>

<p><strong>MADDE 59- </strong>(1) Birliğin olağan Büyük Genel Kurulu, her iki yılda bir kere Kasım ayında Ankara’da toplanır.</p>

<p>(2) Büyük Genel Kurul dışında, Merkez Yönetim Kurulu veya Büyük Genel Kurul asıl temsilcilerinin en az üçte birinin yazılı talebi üzerine olağanüstü olarak da toplanır. Her iki hâlde de toplantı dâveti, Merkez Yönetim Kurulunca yapılır. Olağanüstü Genel Kurulun toplanmasını talep edenlerin isteklerinin son 30 gün içerisinde vaki olmaları şartıyla, bu isteklerden üçte birlik oranı sağlayan son isteğin Birliğe intikal etmesini takiben en geç bir ay içinde Genel Kurul dâveti yapılır.</p>

<p>(3) Olağanüstü Büyük Genel Kurulun gündemi, günü, yeri ve saati Merkez Yönetim Kurulunca, 58 inci maddede belirtilen usule uyularak temsilcilere duyurulur.</p>

<p>(4) Büyük Genel Kurulun olağanüstü toplanmasını asıl temsilcilerin üçte biri istemiş ise bunların istediği gündem maddesi de gündemde gösterilir.</p>

<p>(5) Büyük Genel Kurulun yapıldığı gün en az 25 temsilci, imzalı bir yazı ile gündeme yeni madde ilâvesini isteyebilir.</p>

<p>(6) Büyük Genel Kurul toplantılarında Merkez Yönetim ve Denetim Kurulunun ibrasına lehte ve aleyhte söz alacakların, görüşmelere geçilmeden önce divan heyetine yazılı olarak müracaatta bulunmaları ve divan başkanı tarafından söz verilip genel kurula hitaben izahatta bulunmaları ve müzakere edilmesi esastır.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurulun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 60- </strong>(1) Büyük Genel Kurulun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez Yönetim Kurulu ile Merkez Denetleme Kurulunu ayrı ayrı ibra etmek, gerek görülmesi halinde sorumlu görülenler hakkında disiplin soruşturması başlatılmasına karar vermek.</p>

<p>b) Merkez Yönetim Kurulunun bilânçosunu tetkik ve kabulü hâlinde ibra etmek.</p>

<p>c) Bütçeyi tasdik etmek.</p>

<p>ç) Merkez Yönetim Kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>d) Yüksek Disiplin Kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>e) Merkez Denetleme Kurulu asıl ve yedek üyelerini seçmek.</p>

<p>f) Merkez Yönetim Kurulunca teklif olunan konuları müzakere etmek, karara bağlamak.</p>

<p>g) Birlik adına amacına uygun işlerde kullanılmak üzere taşınmaz mal alınmasına veya satılmasına, taşınmazlar üzerine ipotek ve her türlü ayni hak tesisine karar vermek, bu konularda Merkez Yönetim Kuruluna yetki vermek.</p>

<p>ğ) Odaların ihtiyaçlarını tespit etmek.</p>

<p>h) Odaların iç işlerini müzakere etmek.</p>

<p>ı) Odaların Merkez Yönetim Kuruluna gönderdikleri yıllık çalışma raporları hakkında bilgi edinmek.</p>

<p>i) Giriş ve yıllık üye aidat tutarını yürürlükteki brüt asgari ücretin yüzde onunu geçmemek üzere tespit etmek.</p>

<p>j) Büyük Genel Kurula arz edilen dilekleri müzakere ve yapılması gereken işleri tespit etmek ve uyulması mecburî meslekî kararlar almak.</p>

<p>k) Merkez Yönetim Kurulunca hazırlanan yönetmelik taslaklarını Bakanlığın görüşünü aldıktan sonra onaylamak.</p>

<p>l) Toplantı ve görevlendirme bedellerini tespit etmek.</p>

<p>m) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurula katılmama</strong></p>

<p><strong>MADDE 61- </strong>(1) Büyük Genel Kurula bizzat katılmayan temsilciler, kendilerini herhangi bir şekilde vekil aracılığı ile temsil ettiremeyecekleri gibi seçimlere zarf göndererek de katılamazlar.</p>

<p>(2) Asıl temsilcilerin istifası veya ölümü hâlinde, en çok oy alan yedek temsilciler, asıl temsilci olarak göreve dâvet edilir. Bunlar hakkında da asıl temsilciler ile ilgili hükümler uygulanır.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurula tabii üyelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 62- </strong>(1) Olağan ve olağanüstü Büyük Genel Kurula, odalarca temsilci seçilmiş olanlardan başka, tabii üye olarak katılabilecek olanlar şunlardır:</p>

<p>a) Birliğin kuruluşunu sağlamış olan Büyük Genel Kurulun kurucu üyeleri.</p>

<p>b) Merkez Yönetim Kurulunun asıl üyeleri.</p>

<p>c) Merkez Denetleme Kurulunun asıl üyeleri.</p>

<p>ç) Yüksek Disiplin Kurulunun asıl üyeleri.</p>

<p>d) Daha önce görev yapmış bulunan Merkez Yönetim Kurulu üyeleri.</p>

<p>e) Daha önce görev yapmış olan Merkez Denetleme Kurulu üyeleri.</p>

<p>f) Daha önce görev yapmış olan Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri.</p>

<p>g) Büyük Genel Kurula daha evvel divan başkanlığı yapmış olanlar.</p>

<p>ğ) Oda yönetim kurulu başkanlarından temsilci seçilmemiş bulunanlar.</p>

<p>h) Meslek mensubu milletvekilleri.</p>

<p>ı) Meslek ile ilgili eğitim ve öğretim verilen yükseköğretim kuruluşlarının dekanları veya müdürleri.</p>

<p>i) Meslek ile ilgili olarak profesör veya doçent unvanına sahip olanlar.</p>

<p>j) Türkiye İlâç ve Tıbbî Cihaz Kurumu Başkanı.</p>

<p>(2) Tabii üyeler, aynı zamanda Büyük Genel Kurul için seçilmiş temsilci olmadıkları takdirde, herhangi bir konuda oy kullanamazlar ve Genel Kurul Başkanlık Divanı ile Büyük Genel Kurul içi çalışma komisyonlarına seçilemezler.</p>

<p><strong>Büyük Genel Kurul komisyonları</strong></p>

<p><strong>MADDE 63- </strong>(1) Büyük Genel Kurulun gündeminin kesinlik kazanmasından sonra, Büyük Genel Kurul boyunca bütçe ve hesap, mevzuat ve dilek ve teklifler hususlarında çalışmak üzere üçer üyeden teşekkül eden üç komisyon, Büyük Genel Kurulca seçilir.</p>

<p>(2) Merkez Yönetim Kurulu, komisyonların seçimlerinin sonuçlarını, organların seçimine geçilmeden önce ilçe seçim kurulu başkanına teslim eder.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Birliğin Merkez Teşkilâtı, Organları, Görevleri ve Faaliyet Usulü</p>

<p><strong>Birliğin merkez teşkilâtı</strong></p>

<p><strong>MADDE 64- </strong>(1) Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğinin merkez teşkilâtının organları şunlardır:</p>

<p>a) Büyük Genel Kurul.</p>

<p>b) Merkez Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Merkez Denetleme Kurulu.</p>

<p>ç) Yüksek Disiplin Kurulu.</p>

<p><strong>Merkez Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 65- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulu; meslek ile ilgili bütün işler ile meşgul olmak ve Meslek Kanununda, bu Yönetmelikte ve ilgili diğer mevzuatta belirtilen görevlerin gereklerini yerine getirmek üzere Birliğin merkezinde kurulan icra merciidir. Asli faaliyet yeri, Birliğin merkezinin bulunduğu Ankara’dır.</p>

<p>(2) Merkez Yönetim Kurulu, Birliği temsil eder.</p>

<p>(3) Merkez Yönetim Kurulu, üç yıllık bir dönem için, mesleklerinde beş yılını tamamlamış Büyük Genel Kurul temsilcileri arasından seçilir.</p>

<p>(4) Merkez Yönetim Kurulu, on bir asıl ve on bir yedek üyeden teşkil edilir. Asıl ve yedek üyelikler için ayrı ayrı seçim yapılır. Asıl üyeliklerden herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, yerlerine yedek üyelerden sırası ile en fazla oy almış olanlar getirilerek Kurul tamamlanır.</p>

<p>(5) Görev dönemi içinde herhangi bir sebeple değişen Merkez Yönetim Kurulunun görev süresini, yerine seçilen yeni Kurul tamamlar.</p>

<p><strong>Merkez Yönetim Kurulunun ilk toplantısı, görevleri ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 66- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulu asıl üyeliklerine seçilenler, seçim neticelerinin kesinleştiği tarihten sonra en geç on gün içerisinde Büyük Genel Kurul Divan Başkanının veya Başkan Yardımcısının dâveti üzerine, dâveti yapanın başkanlığında toplanarak aralarından gizli oy ile bir Başkan, bir İkinci Başkan, bir Genel Sekreter ve bir Genel Sayman seçerler.</p>

<p>(2) Merkez Yönetim Kurulu, 15 günde bir defa üye tam sayısının salt çoğunluğu ile Birlik merkezinde olağan olarak ve Başkanın dâveti üzerine olağanüstü olarak toplanır. Kararlar, toplantıya katılan üyelerin salt çoğunluğu ile alınır. Oylarda eşitlik olması hâlinde, Başkanın taraf olduğu görüş ekseriyeti sağlamış sayılır.</p>

<p>(3) Geçerli bir mazereti olmaksızın üst üste üç olağan toplantıya veya altı ay içinde yapılan olağan toplantıların yarısından fazlasına her ne sebeple olursa olsun katılmayanlar, Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa etmiş sayılırlar.</p>

<p>(4) Merkez Yönetim Kurulu, Kurul üyelerinden herhangi birisince olağanüstü toplantıya dâvet edilebilir. Olağanüstü toplantıya dâvetin belgeye dayalı olması şarttır.</p>

<p>(5) Merkez Yönetim Kurulunun üye sayısı, boşalmalar sebebiyle yedeklerin de göreve getirilmesinden sonra üye tam sayısının yarısından aşağı düştüğü takdirde, Büyük Genel Kurul, mevcut Merkez Yönetim Kurulu üyeleri veya Merkez Denetleme Kurulu tarafından bir ay içinde olağanüstü toplantıya dâvet edilir. Olağanüstü toplantıya dâvetin bu süre içerisinde yapılmaması hâlinde, Büyük Genel Kurul temsilcilerinden birinin müracaatı üzerine, Merkez Yönetim Kurulunun bulunduğu mahallin asliye hukuk mahkemesi, Büyük Genel Kurul delegeleri arasından seçeceği beş kişiyi, Büyük Genel Kurulu bir ay içinde Merkez Yönetim Kurulu üyelerinin seçimini yaptırmak üzere toplamakla görevlendirir.</p>

<p>(6) Merkez Yönetim Kurulu; ilgili mevzuatta yer alan yetki ve görevlerinin gereklerini yerine getirilmesini sağlamak amacıyla, Meslek Kanununa, bu Yönetmeliğe ve ilgili diğer mevzuata aykırı olmamak kaydı ile genelgeler yayımlamaya ve optisyenlik müesseselerinin, meslek mensuplarının ve müessese çalışanlarının hizmet standartlarını belirlemeye yetkilidir.</p>

<p>(7) Merkez Yönetim Kurulunun diğer görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Büyük Genel Kurulca alınan kararların gereklerini yerine getirmek.</p>

<p>b) Birlik adına taşınır ve taşınmaz mal satın almak, satmak, ipotek etmek ve bunlar üzerinde her türlü aynî hak tesis etmek, kaldırmak ve bu konularda yetki vermek.</p>

<p>c) Birliğin odalar ile alâkalı işlerini takip ve koordine etmek.</p>

<p>ç) Odaların işlem ve çalışmalarının düzen içinde olmasını sağlamak adına takip etmek, aksaklık görülmesi halinde denetleme yaptırılmak suretiyle ihtarda bulunmak, lüzumu halinde oda organları hakkında adli ve idari makamlara bildirimde bulunmak.</p>

<p>d) Her iki yılda bir Büyük Genel Kurulu Kasım ayı içinde toplantıya çağırmak ve lüzumu hâlinde Büyük Genel Kurulu olağanüstü toplantıya dâvet etmek.</p>

<p>e) Meslekî faaliyetler ile ilgili olarak resmî ve özel kurum ve kuruluşlar ile üyeler arasında söz konusu olan iş ve işlemleri kolaylaştırıcı tedbirler almak, bu hususta bilgi alışverişinde bulunmak, meslekî yardımlaşma ve dayanışmayı ve meslek ahlâkına uygun ilişkilerin tesis edilmesini temin edecek çalışmalarda bulunmak.</p>

<p>f) Kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların uygulanmasına yönelik yönetmelik taslaklarını hazırlayarak Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Büyük Genel Kurulun onayına sunmak, kabul edilenlerin Resmî Gazete’de yayımını sağlamak.</p>

<p>g) Meslektaşların birbirleri ile hastalarla ve diğer sağlık mensuplarıyla münasebetlerini düzenleyerek meslekî etik ilkeleri belirlemek.</p>

<p>ğ) Birlik merkez teşkilâtında çalıştırılacak olan kimselerin adedini, vasıflarını ve ücretlerini belirlemek.</p>

<p>h) Optisyenlik müesseselerinden sağlık hizmeti satın alacak bütün resmî ve özel kurum ve kuruluşlar ile anlaşmalar akdetmek, imzalanan protokollere uygun tip sözleşme metinlerini hazırlamak ve belirlediği bedel karşılığında odalar aracılığıyla optisyenlik müesseselerine dağıtılmasını sağlamak.</p>

<p>ı) Seri ve sıra numaralı aidat tahsili makbuzları ile odalarca kullanılacak her türlü matbu evrakı bastırmak ve bedeli karşılığında dağıtmak.</p>

<p>i) Meslek Kanunu, bu Yönetmelik ve ilgili diğer mevzuatta öngörülen iş ve işlemleri yapmak.</p>

<p>j) Meslek mensuplarının daha yüksek bir meslek kültürüne erişebilmelerini temin etmek, mesleğin ilgili mevzuat gereğince icra edilmesine ve meslek mensuplarının meslekî bilgilerinin ve becerilerinin geliştirilmesine katkı sağlamak üzere konferanslar, seminerler, eğitim programları düzenlemek.</p>

<p>k) Büyük Genel Kurul tarafından yapılan seçimlere ilişkin oy pusulalarını ve mazbatalarını, bir sonraki seçimin yapılmasına kadar muhafaza etmek.</p>

<p>l) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Merkez Yönetim Kurulu Başkanlık Divanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 67- </strong>(1) Başkanlık Divanı; Merkez Yönetim Kurulu Başkanı, İkinci Başkan, Genel Sekreter ile Genel Saymandan teşkil edilerek faaliyet gösterir.</p>

<p>(2) Başkanlık Divanı, Merkez Yönetim Kurulunca alınmış olan kararların zamanında uygulanmasını ve bunlara ilişkin çalışmaların devamlılığını sağlar.</p>

<p><strong>Merkez Yönetim Kurulu Başkanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 68- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulu Başkanı, Birliğin Genel Başkanıdır. Birliğin tüzel kişiliğini imzası ile her hususta temsile ve ilzama yetkilidir. Birliğin Genel Başkanı sıfatı ile Merkez Yönetim Kurulunun olağan ve olağanüstü toplantılarına, bölgelerarası toplantılara ve ayrıca meslek teşekkülleri veya diğer resmî ve özel kuruluşlar temsilcilerinin iştirak edeceği genişletilmiş Merkez Yönetim Kurulu toplantılarına başkanlık eder. Hazır bulunduğu bütün heyet, komisyon ve delegasyonların tabii başkanıdır.</p>

<p>(2) Başkan, aynı zamanda malî konularda harcama yetkilisi olarak imza yetkisine sahiptir. Bu yetki, gerek görülen hâllerde ve konularda Merkez Yönetim Kurulu üyelerinden birisine devredilebilir.</p>

<p><strong>İkinci Başkan</strong></p>

<p><strong>MADDE 69- </strong>(1) İkinci Başkan; Başkanın hazır bulunamadığı hâllerde, Başkanın bütün görevlerinin gereklerini sahip olduğu yetkileri kullanarak yerine getirir.</p>

<p>(2) İkinci Başkan; Başkanın hazır bulunduğu hâllerde, Başkanlık Divanı ve Merkez Yönetim Kurulu üyeliğinin gerekleri hâricinde, Başkan tarafından kendisine tevdi edilen ve yetki devrinde bulunan iş ve işlemleri ve bu Yönetmelikte belirtilen diğer hususlardaki faaliyetleri yürütür.</p>

<p><strong>Genel Sekreter</strong></p>

<p><strong>MADDE 70- </strong>(1) Genel Sekreterin görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez Yönetim Kurulunun gerek Birlik içindeki ve gerekse Birlik dışı meslek kuruluşları arasındaki ilişkilerini sağlamak.</p>

<p>b) Merkez Yönetim Kurulu toplantılarının gündemlerini, toplantı tutanağını, karar defterini, muhaberatı ve bütün büro işlerini kendisine Merkez Yönetim Kurulunca verilen yetkiler dâhilinde düzenlemek.</p>

<p>c) Birliğin merkez teşkilâtında çalıştırılan personelin sicillerini düzenlemek, çalışmalarındaki verimlerini değerlendirmek, görev ve yetkilerini tespit etmek.</p>

<p>ç) Merkez Yönetim Kurulunun idarî işlerini yürütmek veya yürütülmesini temin etmek, komisyon toplantılarının gerçekleşmesini sağlamak, her türlü raporlar ve etütler de dâhil olmak üzere Merkez Yönetim Kurulunca uygun görülecek yazıları hazırlamak veya hazırlatmak.</p>

<p>d) Birliğe ve Merkez Yönetim Kuruluna gelen yazıları cevaplandırmak.</p>

<p>e) Merkez Yönetim Kurulunun vereceği yetki sınırları dâhilinde kalmak şartı ile gereken belgeleri ve yazıları imzalamak.</p>

<p><strong>Genel Sayman</strong></p>

<p><strong>MADDE 71- </strong>(1) Genel Sayman, Merkez Yönetim Kurulunun gelir ve gider bütçelerinin uygulanması başta olmak üzere, her türlü malî iş ve işlemlerin sorumlusudur.</p>

<p>(2) Demirbaş ve emtia da dâhil olmak üzere Merkez Yönetim Kurulunun bütün gelir ve gider hesaplarını, usulüne uygun bir şekilde muhasebe defterleri kullanarak tutmak veya kendi sorumluluğu altında tutulmasını sağlamak, nakit ve emtia giriş ve çıkışları ile ilgili belgeleri düzenlemek ve korunmasını sağlamak, ödeme belgelerini harcama yetkilisi sıfatı ile; çekleri ve diğer kıymetli evrakı harcama yetkilisi yanında ikinci derecede imza yetkisini haiz olarak imzalamak, Merkez Yönetim Kurulu ile odaların malî ilişkilerini düzenlemek.</p>

<p>(3) Merkez Yönetim Kurulunun hesap durumlarını, bilânçolarını ve hesap raporlarını hazırlamak veya sorumluluk uhdesinde olmak üzere hazırlatmak, tahsil ve ödeme evrakını düzenlemek, görevi ile ilgili mevzuatın noksansız ve hatasız şekilde uygulanmasını sağlamak da Genel Saymanın görev ve yetkileri arasındadır.</p>

<p><strong>Bilânço, hesap ve çalışma raporu</strong></p>

<p><strong>MADDE 72- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulunun yıllık hesap dönemi, olağan veya olağanüstü seçimli Büyük Genel Kurulun toplanmasından en geç 10 gün önce kapatılır.</p>

<p>(2) Seçilen yeni Merkez Yönetim Kurulunun ilk toplantısına kadarki iş ve işlemler ve harcamalar, önceki Merkez Yönetim Kurulunca devam ettirilir.</p>

<p>(3) Merkez Yönetim Kurulunun bilânço, hesap ve çalışma raporları Büyük Genel Kurul toplantısından en az 3 gün önce Büyük Genel Kurul temsilcilerinin kayıtlı elektronik posta adreslerine gönderilir veya Birliğin resmi internet sitesi üzerinden temsilcilerle paylaşılır.</p>

<p><strong>Danışma toplantıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 73- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulu; uygun gördüğü zamanlarda ve uygun gördüğü yerde odaların yönetim kurulu başkanlarını ve odalar tarafından görevlendirilecek kişileri toplayarak meslekî konular hakkında düşünce ve tekliflerini alıp değerlendirebilir.</p>

<p><strong>Yardımcı komisyonlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 74- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulu; çalışmalarının gerekli kılması hâlinde yardımcı ihtisas komisyonları kurmaya, çalıştırmaya ve bunların çalışmalarına son vermeye yetkilidir.</p>

<p>(2) Kurulacak komisyonların niteliği, üye adedi ve bunlarda görevlendirilecek kişiler, Merkez Yönetim Kurulu kararı ile tespit edilir. Komisyonların çalışmaları, Merkez Yönetim Kurulunun bilgisi ve gözetimi altında yürütülür.</p>

<p>(3) Komisyonlar, ilk toplantılarını Genel Sekreterin dâveti üzerine yaparlar ve dâvet edilenler arasından bir başkan, bir ikinci başkan ve bir raportör seçerler. Her komisyonun bir görüşme ve karar defteri bulunur. Bu defter, Merkez Yönetim Kurulunca muhafaza edilir.</p>

<p>(4) Komisyonların başkanları; Merkez Yönetim Kurulunun bilgisi ve tasvibi çerçevesinde, gündemindeki konuların gerektirdiği sürece çalışmak üzere, komisyon üyelerinin ekseriyetinin isteği üzerine veya Merkez Yönetim Kurulunca birlikte tespit edilen yerde ve zamanda çalışmak üzere komisyonlarını toplantıya dâvet eder. Komisyon başkanları, komisyonlarının aldıkları kararları ve tekliflerini yazılı olarak Merkez Yönetim Kuruluna sunarlar. Komisyonlarca getirilen teklifler, Merkez Yönetim Kurulunca gündeme alınıp görüşülür ve bu hususta yapılabilecek olanlar kararlaştırılır.</p>

<p>(5) Yardımcı komisyonlarda görevlendirilen kişiler üst üste üç toplantıya özürsüz olarak katılmadıkları takdirde istifa etmiş sayılırlar.</p>

<p><strong>Komisyonların giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 75- </strong>(1) Komisyonların çalışmaları ile ilgili yollukları ve zaruri masrafları, Birliğin bütçesinden karşılanır.</p>

<p>(2) Merkez Yönetim Kurulu, toplantıların masrafsız veya daha az masraflı olması için uygun toplantı yerlerini tespit eder.</p>

<p><strong>Merkez Yönetim Kurulunun görev giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 76- </strong>(1) Ankara’da veya Ankara dışında yapılacak her türlü toplantıya katılmaları mecburî olan ve aşağıda belirtilen kişilerin görevleri ile ilgili harcamalar karar defterinde belirtilmek ve belgelendirilmek şartı ile Birliğin Merkez Yönetim Kurulu için ayırılan bütçeden karşılanır:</p>

<p>a) Merkez Yönetim Kurulu üyeleri.</p>

<p>b) Merkez Denetleme Kurulu üyeleri.</p>

<p>c)Yüksek Disiplin Kurulu üyeleri.</p>

<p>ç) Yardımcı komisyonların üyeleri.</p>

<p>d) Toplantılar için görevlendirilen kişiler.</p>

<p>(2) Toplantı ve görevlendirme bedelleri Büyük Genel Kurul tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Merkez Denetleme Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 77- </strong>(1) Büyük Genel Kurulca, Merkez Yönetim Kurulunun hesaplarını, iş ve işlemlerini ve faaliyetlerini üç yıl süre ile denetlemek üzere, bu Yönetmelikte belirtilen usullere göre üç asıl ve üç yedek Merkez Denetleme Kurulu üyesi seçilir.</p>

<p>(2) Merkez Denetleme Kurulu asıl üyeleri, seçim sonuçları kesinleştikten sonra en geç on gün içerisinde Büyük Genel Kurul Divan Başkanının veya Başkan Yardımcısının dâveti üzerine, dâveti yapanın başkanlığında ilk toplantılarını yaparlar ve aralarından bir başkan ve bir başkan vekili seçerler.</p>

<p>(3) Denetleme Kurulu kararları oy çokluğu ile alınır.</p>

<p>(4) Merkez Denetleme Kurulu üyeleri, Merkez Yönetim Kurulu toplantılarına gözlemci olarak katılabilirler. Toplantılara gözlemci olarak katılanların isimleri toplantı tutanağına yazılır.</p>

<p><strong>Merkez Denetleme Kurulunun görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 78- </strong>(1) Merkez Denetleme Kurulunun görev ve yetkileri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez Yönetim Kurulu bütçesinin uygulanması ile bütün iş ve işlemleri denetlemek.</p>

<p>b) Gelir ve giderleri, bunlara dair defterleri ve diğer evrakı incelemek ve yılda en az iki defa kasa sayımında bulunmak.</p>

<p>c) Yılda en az iki defa denetlemede bulunarak yürüttüğü görevlere ilişkin çalışmalar ile bütçe uygulamasını ve incelemesini ihtiva eden denetleme raporunu hazırlayıp Merkez Yönetim Kuruluna ve toplandığında Büyük Genel Kurula sunmak.</p>

<p>ç) Merkez Yönetim Kurulunun dağılması hâlinde Büyük Genel Kurulu olağanüstü toplantıya dâvet etmek.</p>

<p>d) Odaları yetkisi çerçevesinde denetlemek.</p>

<p>e) Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Merkez Denetleme Kurulu üyeliğinin boşalması</strong></p>

<p><strong>MADDE 79- </strong>(1) Merkez Denetleme Kurulu asıl üyeliklerinden herhangi bir sebeple boşalma olması hâlinde, yerlerine yedek üyelerden sırası ile en fazla oy almış olanlar getirilerek Kurul tamamlanır. Yedek üyeler, yerlerini aldıkları üyelerin görev sürelerini tamamlarlar. Doğan boşluğun yedekler ile doldurulması mümkün olmadığı takdirde, boşluğun doğduğu tarihten itibaren en geç 15 gün içinde Merkez Yönetim Kurulunca Olağanüstü Büyük Genel Kurul toplantısı dâvetinde bulunulur.</p>

<p><strong>Merkez Denetleme Kurulunun çalışmalarına kolaylık sağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 80- </strong>(1) Merkez Denetleme Kurulu üyelerinin denetleme, inceleme ve soruşturma faaliyetleri sırasında; muhatap oldukları meslek mensupları, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, oda yönetim kurulu üyeleri ve bu yerlerde istihdam edilen personel yardımcı olmak, gerekli bilgi ve belgeleri vermek, sorulanları cevaplandırmak zorundadırlar.</p>

<p><strong>Yüksek Disiplin Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 81- </strong>(1) Yüksek Disiplin Kurulu, Büyük Genel Kurulca seçilen dokuz asıl ve dokuz yedek üyeden teşekkül eder. Yüksek Disiplin Kuruluna seçilebilmek için Türkiye'de en az 15 yıl mesleğini icra etmiş olmak ve 18 inci maddede belirtilen mahkûmiyet ve disiplin cezalarından herhangi birini almamış olmak gerekir.</p>

<p>(2) Yüksek Disiplin Kurulu; Ankara'da, Birliğin faaliyet merkezinde olağan olarak Haziran ve Ekim aylarında olmak üzere, yılda iki defa toplanır. Merkez Yönetim Kurulu başkanının veya son Yüksek Disiplin Kurulu toplantısına başkanlık edenin dâveti üzerine Yüksek Disiplin Kurulu daha sık toplanabilir.</p>

<p>(3) Yüksek Disiplin Kurulunun toplantıları, taahhütlü bir mektup ile veya imza mukabilinde en az bir hafta önce Kurul üyelerine yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(4) Toplantıda hazır bulunamayacak olan üyeler, toplantı tarihinden en az üç gün önce yazılı olarak mazeretlerini bildirmeye mecburdur. Asıl üyelerin mazeretleri hâlinde, birinci fıkrada belirtilen süre şartı aranmaksızın yedek üye dâvet edilerek Kurul tamamlanır.</p>

<p>(5) Yüksek Disiplin Kurulu, her toplantıda gizli oyla bir başkan ve bir raportör seçer. Toplantıyı, bir önceki toplantının başkanı, onun hazır bulunmadığı hâllerde ise en yaşlı üye açar.</p>

<p>(6) Yüksek Disiplin Kurulu, oda disiplin kurullarından gelen evrakı ve kararları inceledikten sonra aynen veya düzelterek kabul ve tasdik edebilir. Mahallince verilen kararın uygun bulunmaması halinde, gerekçesi açıklanarak yeni bir karar verilmek üzere dosya ilgili disiplin kuruluna iade edilir. Oda disiplin kurulunun bu konuda vereceği ikinci karara itiraz üzerine Yüksek Disiplin Kurulunca verilecek karara yeniden itiraz edilemez. Kurul kararında, karar aleyhine başvurulacak yasal yollar belirtilir.</p>

<p>(7) Yüksek Disiplin Kurulunun verdiği kararlar, ilgili disiplin kuruluna bildirilir ve durum, hakkında disiplin işlemi yapılan kimseye tebliğ edilir. Bütün kanunî işlem ve işleyen süreler sonunda kesinleşen ihtar ve para cezalarına dair kararlar, ilgililerin kayıtlı olduğu odalarca uygulanır. Meslek icrasının durdurulmasına ilişkin kararlar ise uygulanmak üzere Bakanlığa gönderilir.</p>

<p><strong>Yüksek Disiplin Kurulunun görev süresi ve toplantıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 82- </strong>(1) Yüksek Disiplin Kuruluna seçilen asıl ve yedek üyelerin görev süresi üç yıldır. Eski üyeler yeniden seçilebilir. Herhangi bir sebepten dolayı boşalan asıl üyeliğe oy sırasına göre yedeklerden üye alınarak Yüksek Disiplin Kurulu tamamlanır.</p>

<p>(2) Yüksek Disiplin Kurulu üye tam sayısı ile toplanır ve mevcudun salt çoğunluğu ile karar alır.</p>

<p>(3) Üç defa mazeretsiz olarak toplantıya iştirak etmeyen Kurul üyesi istifa etmiş sayılır.</p>

<p><strong>Yüksek Disiplin Kurulunun giderleri ve disipline dair diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 83- </strong>(1) Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin yollukları ve zarurî masrafları, Birlik bütçesinden ödenir.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen ödemeye ve disiplin soruşturmasının yürütülmesi ile disiplin iş ve işlemlerine ilişkin diğer hususlar Merkez Yönetim Kurulunca düzenlenir.</p>

<p><strong>Para cezalarının ve aidatların tahsili</strong></p>

<p><strong>MADDE 84</strong>- (1) Her türlü oda ve yardımlaşma sandığı aidatlarını 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanununa göre tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde ödemeyenler hakkında, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu hükümlerine göre icra takibatı yapılır.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Mali Hükümler</p>

<p><strong>Birliğin gelirleri ve birlik merkezi payının ödenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 85- </strong>(1) Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliğinin gelirleri şunlardır:</p>

<p>a) Birlik merkezi payı olarak, odaların topladığı her türlü aidatlar toplamının % 30’u.</p>

<p>b) Bağışlar ve yardımlar.</p>

<p>c) Çeşitli gelirler.</p>

<p>(2) Tahsil edilen her türlü aidata ilişkin Birlik merkezi payının, tahsil zamanını takip eden ayın sonuna kadar, oda yönetim kurullarınca Birliğin hesabına gönderilmesi mecburîdir.</p>

<p><strong>Birliğin giderleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 86- </strong>(1) Birliğin giderleri şunlardır:</p>

<p>a) Genel yönetim giderleri.</p>

<p>b) Personel ücretleri, yönetim ve görevlendirme giderleri.</p>

<p>c) Gayrimenkul ve menkul mal giderleri.</p>

<p>ç) Faaliyet ve temsil giderleri.</p>

<p>d) İhtiyaca göre odalara Merkez Yönetim Kurulunca yapılacak olan yardımlar.</p>

<p>e) Çeşitli giderler.</p>

<p><strong>Birlik bütçesi ve malî iş ve işlemlere ilişkin hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 87- </strong>(1) Meslek Kanununda ve bu Yönetmelikte belirtilmiş olan hususlar dışında, Birliğin ve odaların uygulayacağı bütçe sistemi, gelir ve gider bütçesinin hazırlanması, bütçenin gerçekleştirilmesi, bütçeden harcamalar, bütçenin raporlanması, muhasebe sistemi ve kayıt düzeni başta olmak üzere muhasebe iş ve işlemleri ve bunların kontrolü, her türlü alım-satım, harcama yetkileri ve malî sorumluluk, Birliğin mal varlığının kayıtlanması ve bütçeye ve malî konulara ilişkin diğer usul ve esaslar, Birlik Merkez Yönetim Kurulunca düzenlenir.</p>

<p><strong>Yardımlaşma sandığı</strong></p>

<p><strong>MADDE 88- </strong>(1) Büyük Genel Kurul kararı ile Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Yardımlaşma Sandığı kurulur. Yardımlaşma Sandığının işleyişi, yardımlaşma aidatları ve Sandıkça yapılacak olan yardımlara ilişkin usul ve esaslar Birlik tarafından hazırlanarak Büyük Genel Kurulun onayına sunulan yönetmelikle düzenlenir.</p>

<p><strong>Hizmet bedellerinin tespiti</strong></p>

<p><strong>MADDE 89- </strong>(1) Meslek mensuplarının meslek icra ederken verdikleri hizmetlere ilişkin bedeller her yıl Ocak ayı içinde Merkez Yönetim Kurulunca tespit edilerek odalara ve odalarca da üyelere bildirilir. Bu bedellerin altında bir bedel üzerinden hizmet verilmemesi tavsiye edilir.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Kamu görevlisi gibi hareket etme</strong></p>

<p><strong>MADDE 90- </strong>(1) Birliğin ve odaların organlarında üye olanlar ve Birlik ve odalar bünyesinde görev yapanlar, görevleri sırasında kamu hizmetinin lâzım kıldığı itibar ve güvenin gereklerine uygun hareket etmek zorundadırlar. Bunların görevleri sırasında muhatap oldukları kimseler, bu görevlilerin kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu adına kamu görevi yürütmekte olduğunu göz önünde bulundururlar.</p>

<p><strong>Meslekî sicil</strong></p>

<p><strong>MADDE 91- </strong>(1) Birlik mensubu kişilerin eğitim ve meslekî kariyeri ve bu hususta almış olduğu kurs ve benzeri eğitimler, fiilen meslek icra etmesine ilişkin meslekî geçmişi, hakkındaki soruşturmalar, cezalandırma ve mükâfatlandırılma durumları ile şahsî diğer hususları ihtiva eden bir meslek sicil sistemi kurulur. Meslekî sicilin 53 üncü maddede belirtilen bilgi sistemi ile irtibatı sağlanır.</p>

<p>(2) Meslekî sicilin gizliliği esastır ve kanunî gereklilikler dışında ifşa edilemez ve bu hususta kimseye bilgi verilemez. Meslek mensubunun kendisi, hakkında soruşturma yapmakla yetkili kılınanlar, hakkında karar verecek olan kişiler ile sınırlı olmak üzere, odaların disiplin kurulları ile Yüksek Disiplin Kurulunun üyeleri dışında hiç kimse bu sicil kayıtlarını göremez. Kanunlar ile yetkili kılınmış makamlar tarafından talep edilen hâllerde, Başkan veya yetkilendirilmiş Merkez Yönetim Kurulu üyesi, bu bilgileri talep eden mercilere gönderir.</p>

<p><strong>Yedek üyelerin göreve dâvet usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 92- </strong>(1) Birliğin ve Odaların organlarındaki asıl üyeliklerin herhangi bir sebepten dolayı boşalması hâlinde, yedek üyeler aldıkları oy sırasına uyularak asıl üyeliğe yazılı olarak dâvet edilir. Dâvetin kabul edilmediğinin yazılı olarak bildirilmesi veya en geç yedi gün içerisinde yazılı olarak olumlu cevap verilmemesi hâlinde, yeniden aynı işlemler yapılır.</p>

<p><strong>Birleşen ve birleşemeyen görevler</strong></p>

<p><strong>MADDE 93- </strong>(1) Merkez Yönetim Kurulunun, Yüksek Disiplin Kurulunun ve Merkez Denetleme Kurulunun üyeleri ile oda yönetim kurulunun, oda disiplin kurulunun ve oda denetleme kurulunun üyeleri; 88 inci maddede belirtilen yardımlaşma sandığındaki görevler hâriç olmak üzere, bir başka kurulda görev kabul edemezler. Herhangi bir kurulun üyeliğine seçilmiş olanların bir başka kurul için aday olmamaları, aday gösterilmemeleri asıldır.</p>

<p>(2) Birinci fıkrada belirtilen kurullardaki üyelikler, sâdece seçim ile elde edilen Büyük Genel Kurul temsilciliği ile birleşebilir.</p>

<p>(3) Seçimler neticesinde, bir arada yapılması mümkün olmayan birden çok görev için seçilmiş olanlar, seçim neticelerinin kesinleştiğinin bildirilmesini takip eden üç gün içinde bu görevlerden hangisini tercih ettiğini, seçilmiş olduğu organın başkanlığına yazılı olarak bildirmek zorundadır. Bu takdirde, asıl üyelikte meydana gelen boşluk, yedeklerden asıl üyeliğe dâvet yoluyla giderilir. Yedekten asıl üyeliklere dâvet edilen üyeler hakkında da aynı hüküm geçerlidir.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkrada belirtilen tercih mecburiyetinin gereği üyenin kendisince yerine getirilmediği takdirde, Birliğin merkez teşkilâtı organları üyelikleri için Merkez Yönetim Kurulu Başkanı ve oda organları üyelikleri için Oda Başkanı tarafından, görevin önem sırasına göre resen işlem yapılır ve yedeklerden asıl üyeliğe dâvet yoluna gidilir. Resen işlem yapılmasında görevlerin önemi bakımından gözetilecek sıralama aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Merkez Yönetim Kurulu üyeliği.</p>

<p>b) Yüksek Disiplin Kurulu üyeliği.</p>

<p>c) Merkez Denetleme Kurulu üyeliği.</p>

<p>ç) Oda yönetim kurulu üyeliği.</p>

<p>d) Oda disiplin kurulu üyeliği.</p>

<p>e) Oda denetleme kurulu üyeliği.</p>

<p><strong>Odaların ve Birliğin Bakanlıkça denetlenmesi ve organların görevlerine son verilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 94- </strong>(1) Odalar ve Birlik, Bakanlığın idarî vesayetine tâbi olup gözetimi ve denetimi ile organlarının görevine son verilmesi iş ve işlemlerinde 6643 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Seçim usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 95- </strong>(1) Odaların ve Birlik organlarının seçimleri, 6643 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesi hükmünde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(2) Büyük Genel Kurulca seçilecek olan organlara ilişkin olarak hazırlanmış bulunan oy pusulaları ve diğer bütün seçim malzemesi, Merkez Yönetim Kurulu tarafından; oda genel kurullarınca seçilecek olan organlara ilişkin olanlar ise oda yönetim kurulu tarafından, seçimden önce ilgili ilçe seçim kurulu başkanına teslim edilir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmeliğe göre yapılması gereken seçimlerin tamamında gizli oy açık sayım uygulanır.</p>

<p>(4) Büyük Genel Kurul ve oda genel kurullarında yeni organların üyeleri seçilip görev alıncaya kadar eski üyeler görevlerine devam eder.</p>

<p><strong>Milletlerarası toplantılar için izin</strong></p>

<p><strong>MADDE 96- </strong>(1) Birliği veya onun mahallî organları olan Odaları temsil etmek üzere milletlerarası kongre, konferans ve benzeri toplantılara iştirak edenlerin, Birliğin teklifi üzerine Bakanlıktan izin almaları mecburîdir.</p>

<p><strong>Birliğin diğer düzenleme yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 97- </strong>(1) Birlik; Meslek Kanununa, 6643 sayılı Kanuna, bu Yönetmeliğe ve ilgili diğer kanunlara aykırı olmamak kaydıyla Birliğin ve odaların iş ve işlemleri ile ilgili olarak genelge ve benzeri düzenlemeler yapabilir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelikte öngörülen belge, form, basılı evrak ve diğer malzemeler, Merkez Yönetim Kurulunca hazırlanarak odalara gönderilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller ve yorum</strong></p>

<p><strong>MADDE 98- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde öncelikle Meslek Kanunu hükümleri, Meslek Kanununun ek 1 inci maddesinde belirtilen konularda Meslek Kanununda hüküm bulunmaması hâlinde, 6643 sayılı Kanunun ilgili hükümleri kıyasen uygulanır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmeliğin uygulanması ve yorumlanmasında Meslek Kanunu hükümleri esas alınır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 99- </strong>(1) 10/12/2025 tarihli ve 33103 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 100- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 101- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türk Optisyen-Gözlükçüler Birliği Merkez Yönetim Kurulu Başkanı yürütür.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/09/20260917-7-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-optisyen-gozlukculer-birligi-yonetmeligi-2</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="25755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İCRA TAKİBİNİN TEDBİREN DURDURULMASI: KARAR GELMEDEN ZARAR GELMESİN]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-takibinin-tedbiren-durdurulmasi-karar-gelmeden-zarar-gelmesin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-takibinin-tedbiren-durdurulmasi-karar-gelmeden-zarar-gelmesin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İcra takibine ilişkin yargılamalarda yalnızca sonunda doğru kararın verilmesi yetmez. Takibin devamı telafisi güç zararlara yol açabilecekse, hakkın karar verilinceye kadar da korunması gerekir.

Çünkü icra takibi ilerlerken yargılama sonucu beklenmez. Hesaplara bloke konulabilir, mallar haczedile...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İcra takibine ilişkin yargılamalarda yalnızca sonunda doğru kararın verilmesi yetmez. Takibin devamı telafisi güç zararlara yol açabilecekse, hakkın karar verilinceye kadar da korunması gerekir.</p>

<p>Çünkü icra takibi ilerlerken yargılama sonucu beklenmez. Hesaplara bloke konulabilir, mallar haczedilebilir, ticari faaliyet aksayabilir; hatta henüz borcun gerçekten mevcut olup olmadığı kesin biçimde belirlenmeden kişi veya şirket ağır sonuçlarla karşılaşabilir.</p>

<p>Bu noktada icra takibinin tedbiren durdurulması önem kazanır.</p>

<p>İcra hukukunun temel amaçlarından biri, alacaklının hakkına mümkün olan en kısa sürede kavuşmasını sağlamaktır. Bu nedenle icra takiplerinin süratli ve etkili biçimde yürütülmesi gerekir. Ancak hız, tek başına adalet değildir. Takibin süratle ilerlemesi uğruna, sonradan borçlu olmadığı anlaşılan bir kişinin mal varlığına ve ekonomik hayatına ağır biçimde müdahale edilmişse sistem şeklen işlemiş olsa bile adalet tam olarak gerçekleşmiş sayılmaz.</p>

<p>Öte yandan, takibin her itiraz veya dava üzerine kolaylıkla durdurulması da doğru değildir. Böyle bir uygulama, takiplerin gereksiz yere uzamasına ve alacaklının hakkına ulaşmasının güçleşmesine yol açabilir.</p>

<p>Mesele, alacaklı ile borçludan birini mutlak biçimde korumak değil; iki tarafın hakları arasında adil bir denge kurabilmektir.</p>

<p>Bu sebeple icra takibinin ihtiyati tedbir yoluyla durdurulması genel ve sınırsız bir imkân değildir. İcra ve İflas Kanunu, açılan davanın türüne ve takibin hangi aşamada bulunduğuna göre farklı düzenlemeler öngörmektedir.</p>

<p>Örneğin menfi tespit davası icra takibinden önce açılmışsa, kanunda belirtilen teminat karşılığında takibin başlatılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Buna karşılık dava, takip başladıktan sonra açılmışsa kural olarak ihtiyati tedbir yoluyla takibin durdurulması mümkün değildir. Bu durumda, kanundaki şartların gerçekleşmesi hâlinde icra veznesine giren paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilebilir.</p>

<p>Bunun yanında takibin dayanağına, ileri sürülen itiraz veya şikâyetin niteliğine ve başvurulan hukuki yola göre takibin durdurulmasına ilişkin başka özel düzenlemeler de bulunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla her uyuşmazlıkta yalnızca “tedbir talep edildi” denilerek icra takibinin durdurulması mümkün olmadığı gibi, “icra takibi başlamıştır” denilerek geçici hukuki koruma ihtiyacının bütünüyle göz ardı edilmesi de doğru değildir.</p>

<p>Mahkeme; ileri sürülen iddianın ciddiyetini, sunulan delilleri, tarafların uğrayabileceği zararları ve yargılama sonunda verilecek kararın etkisiz kalma tehlikesini birlikte değerlendirmelidir. Tedbirin kapsamı da korunmak istenen hak ve önlenmek istenen zararla ölçülü olmalıdır.</p>

<p>İhtiyati tedbir, uyuşmazlığı önceden sonuçlandıran bir karar değil; nihai karar verilinceye kadar hakkın tüketilmesini önleyen geçici bir güvencedir.</p>

<p>Çünkü yargılama sonunda borcun bulunmadığına veya takibin hukuka aykırı olduğuna karar verilmesi, aradan geçen sürede işletmenin faaliyeti durmuş, malları satılmış yahut ticari itibarı ağır biçimde zedelenmişse her zaman yeterli olmayabilir. Hukuken geri alınabilen bir işlem, ekonomik ve sosyal hayatta aynı kolaylıkla geri alınamaz.</p>

<p>Takibin devam etmesi hâlinde, karar verilinceye kadar haksız ve telafisi güç bir zararın meydana gelmesi kuvvetle muhtemelse, kanunun izin verdiği ölçüde ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde icra takibi tedbiren durdurulmalı; bunun mümkün olmadığı hâllerde ise hakkı koruyacak uygun bir geçici hukuki koruma sağlanmalıdır. Bu koruma, kanunun teminatı zorunlu tuttuğu hâller saklı kalmak üzere, somut olayın özelliklerine göre teminatsız veya gerektiğinde uygun bir teminat karşılığında sağlanmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Geçici hukuki korumanın amacı, yargılama sonunda verilecek kararın etkisiz kalmasını önlemek ve korunması gereken hakkı o zamana kadar güvence altında tutmaktır.</p>

<p>Bu nedenle icra takibinin tedbiren durdurulması, icra hukukunun işleyişine yöneltilmiş bir engel olarak görülmemelidir. Yerinde ve ölçülü kullanıldığında bu kurum, icra takibinin adaletle bağını korur.</p>

<p>Elbette takibin durdurulmasına ilişkin kararlar somut gerekçelere ve ciddi bir hukuki değerlendirmeye dayanmalıdır. Fakat gerekli olduğu yerde tedbir kararı verilmemesi de en az ölçüsüz bir tedbir kadar ağır sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Zira bazen adalet, yalnızca yargılama sonunda kimin haklı olduğuna karar vermek değildir.</p>

<p>Karar gelmeden zararın gelmesini önlemektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-takibinin-tedbiren-durdurulmasi-karar-gelmeden-zarar-gelmesin-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 21:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/icra-dosyasad1ada.jpg" type="image/jpeg" length="23633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE ASGARİ MİKTAR BELİRTİLEREK AÇILAN DAVALARDA TÜKETİCİ HAKEM HEYETİNE BAŞVURU ZORUNLULUĞU TALEP ARTIRIMI İLE AŞILABİLİR Mİ ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayınlanan istatistiklere göre 2025 yılında 01 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı 907.515, verilen karar sayısı ise 849.143. Tüketici mahkemelerinde açılan dava sayısını ise buna ilişkin elimizde net bir ver...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticaret Bakanlığının internet sitesinde yayınlanan istatistiklere göre 2025 yılında 01 Ocak ile 31 Aralık tarihleri arasında Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı 907.515, verilen karar sayısı ise 849.143. Tüketici mahkemelerinde açılan dava sayısını ise buna ilişkin elimizde net bir veri olmadığı için bilemiyoruz. Ancak Tüketici Hakem Heyetlerine yapılan başvuru sayısı ile karşılaştırıldığında bu sayının çok küçük kalacağı kesin. Bunun nedeni ise Tüketici Hakem Heyetine başvuruda parasal sınırların çok yüksek olmasıdır. 2025 yılında 149.000 TL olan parasal sınır 2026 yılında 186.000 TL’ye arttırıldı. Yani 186.000 TL’ye kadar olan uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetine, 186.000 TL’nin üzerindeki uyuşmazlıklar içinse Tüketici Mahkemelerine başvurmak zorunludur.</p>

<p>Tüketici Hakem Heyetine bu kadar fazla başvuru yapılması, Tüketici Hakem Heyetlerinin bu kadar çok başvuruda karar vermesi, 186.000 TL gibi yüksek miktardaki uyuşmazlığın hakim kararı ile değil de Tüketici Hakem Heyetinin vereceği kararla sonuçlandırılmasının hukuki boyutu uzun zamandır tartışılmaktadır. Bunun nedeni ise 5 üyesi bulunan hakem heyetinin üyelerinin illerde Ticaret İl müdürü ya da görevlendireceği bir memur (ilçelerde kaymakam ya da görevlendireceği bir memur), belediye tarafından görevlendirilen bir üye, baro tarafından görevlendirilen bir üye, tüketici örgütlerinin kendi aralarında seçeceği bir üye, Ticaret Odası ya da Esnaf ve Sanaatkar Odası tarafından seçilecek bir üyeden oluşmasıdır. Görüleceği üzere miktar ve değeri son derece yüksek uyuşmazlıkların çözüm yeri olan Tüketici Hakem Heyetlerinin üyeleri yargı mensubu olmayan kişilerden oluşmaktadır. Kaldı ki uyuşmazlığın hukuki boyutunun yalnızca parasal ölçütlerle değerlendirilmesi de mümkün değildir. Bu nedenle, yargı mensubu olmayan kişilerden oluşan kurullar aracılığıyla hukuki uyuşmazlıkların çözümlenmesi, adil yargılanma ilkesi bakımından tartışılması gereken önemli bir mesele olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak bu konu çok daha kapsamlı olarak ele alınması gereken bir husus olup yazımız <strong>Tüketici Mahkemelerinde asgari miktar belirtilerek açılan davalarda Tüketici Hakem heyetine başvuru zorunluluğunun talep artırımı ile aşılıp aşılamayacağı </strong> olduğu için Tüketici Hakem Heyetinin yapısal sorunlarına ve bunun hukuki boyutuna ilişkin tartışmayı burada noktalıyoruz.</p>

<p><strong>Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki Görev Ayrımı Nasıl Belirlenir ?</strong></p>

<p>Her ne kadar teknik anlamda Tüketici hakem heyetleri ile Tüketici Mahkemeleri arasındaki ilişki <strong>Tüketici Mahkemesinde dava açılabilmesi için tüketilmesi zorunlu olan bir özel dava şartı ilişkisi olsa da g</strong>erek mevzuatta gerekse Yargıtay içtihatlarında sıklıkla <i>"Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı"</i> veya <i>"görev alanı"</i> tabirleri kullanıldığında biz de başlıkta görev tabirini kullanmayı tercih ettik.</p>

<p>Tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasındaki görev ayrımı öncelikli olarak uyuşmazlığın parasal değerine göre belirlenmektedir. Kanun koyucu, belli bir miktarın altında kalan uyuşmazlıklar bakımından tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu bir dava şartı olarak öngörmüştür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, 2023/1365 Esas ve 2023/3074 Karar sayılı kararı</a>nda belirtildiği üzere: <i>"Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin … yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş"</i> olup, kanun koyucunun düzenlemesi şu şekildedir: "Kanun koyucu Tüketici Hakem Heyetlerinin atıl duruma düşmesi engellenmek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır."</p>

<p>Bu zorunluluk ve tercih hakkının bulunmadığı hususu <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2021 tarihli, 2017/2214 Esas ve 2021/711 Karar sayılı ilamı</a>nda da aynen vurgulanmıştır: <i>"Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır"</i></p>

<p>Görevli merciin tayininde dava ve başvuru tarihi esas alınmaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2021 tarihli, 2017/614 Esas ve 2021/232 Karar sayılı ilamı</a>nda, <i>"Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır" ilkesi yinelenerek, "Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır" kuralı ortaya konulmuş ve "Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 2.500,00TL’ye ilişkin uyuşmazlığın miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde kaldığının kabulü gerekir"</i> denilerek dava şartı yokluğu sebebiyle usulden ret gerekliliği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>Tüketici Mahkemelerinde Asgari Miktar Belirtilerek Açılan Davalarda Tüketici Hakem Heyetine Başvuru Zorunluluğu Talep Artırımı/Islah İle Aşılabilir Mi ?</strong></p>

<p>Tüketici Hakem Heyeti ile Tüketici Mahkemesi Arasındaki görev sorunu tam da burada ortaya çıkmaktadır. Şöyle ki : Asgari bir miktar belirtilerek açılan davalarda ıslah ya da talep arttırım yoluna başvurulabilmektedir. Ancak asgari olarak belirtilen miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırına giriyorsa yani Tüketici Mahkemesinin parasal sınırının altında kalıyorsa ya da talep / dava konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise asgari miktar belirtilerek açılan davada Tüketici Mahkemesi görevli hale gelir mi ? Örnek verecek olursak aldığımız ayıplı üründe ayıp oranında indirim talep edeceğiz ancak ayıp miktarını bilmemiz mümkün değil. 10.000 TL olarak açtığımız davada bilirkişi tarafından bulunan bedel 2026 tarihi itibariyle 200.000 TL ise yani Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırını aşıyorsa bu durumda Tüketici Mahkemesinde açtığımız davada görev sorununu aşmış olur muyuz ? Güncel Yargıtay kararlarına göre aşmış olmayız ve bu davaya Tüketici Mahkemesi bakamaz. Yani her ne kadar alacak miktarını başlangıçta belirlememiz mümkün değil ve bu nedenle asgari olarak bir miktar belirterek dava açsak da burada asgari olarak belirlediğimiz miktar hakem heyeti parasal sınırı olarak değerlendirilmektedir. Asgari olarak belirlediğimiz miktar Tüketici Hakem Heyeti sınırındaysa Tüketici Hakem Heyetine, sınırın üzerindeyse yani Tüketici Mahkemesinin sınırına giriyorsa Tüketici Mahkemesinde dava açmak zorundayız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı kararı</a>nda, talep sonucunun asgari miktarının hakem heyeti sınırında kaldığı durumlara ilişkin açık ilke benimsenmiştir:</p>

<p><i>"Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır."</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 09.09.2024 tarihli ve 2023/3525 E., 2024/2105 K. ile 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K.</a>: Her iki kararda da <i>"tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği"</i> ve aksi uygulamanın kanun koyucunun amacını zedeleyeceği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 22.04.2026 tarihli ve 2025/5221 E., 2026/2400 K.</a>: Kararda, <i>"<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari" rel="dofollow">24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilaml</a>arında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu" vurgulanmış; tüketicinin dava değerini hakem heyeti sınırı dâhilinde göstermesi sebebiyle "davacının dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL olarak belirlediği belirsiz alacak davasında, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olduğunun bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın reddedilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre"</i> hüküm kurulmuştur.</p>

<p>31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış derdest davalarda belirsiz alacak nitelendirmesi korunmakta olup yargı kararlarında geçen belirsiz alacak ifadeleri kararların tesis edildiği tarihteki hukuki durumu yansıtmaktadır. Ancak Hukuk Genel Kurulu ve daire içtihatlarında vurgulanan temel ilke uyarınca, ister belirsiz alacak ister kısmi dava olarak açılsın, dava dilekçesinde gösterilen asgari/kısmi miktar Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı dâhilindeyse öncelikle Tüketici Hakem Heyetine başvurulması zorunludur.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>- Başlangıçta talep edilen ve dilekçede gösterilen asgari miktar Tüketici Hakem Heyetinin parasal sınırları içinde kalıyorsa, doğrudan Tüketici Mahkemesinde dava açılamaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Sonradan ıslah veya talep artırımı yoluyla miktarın Tüketici Mahkemesinin görev sınırına çıkarılacak olması, dava açılışı sırasında Tüketici Hakem Heyetine başvurma zorunluluğunu ve bu zorunluluğun oluşturduğu dava şartını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>- Bu şekilde doğrudan Tüketici Mahkemesinde açılan davaların, mahkemece işin esasına girilmeksizin dava şartı noksanlığı sebebiyle usulden reddedilmesi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA"><img alt="Av. Nazif SUNCA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/10/nazif-sunca-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA">Av. Nazif SUNCA</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tuketici-mahkemelerinde-asgari-miktar-belirtilerek-acilan-davalarda-tuketici-hakem-heyetine-basvuru-zorunlulugu-talep-artirimi-ile-asilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="21126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2234 E., 2021/830 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.06.2021 tarihli ve 2017/2234 E., 2021/830 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2234 E., 2021/830 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik nedeniyle davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararıdavacı vekilive katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 26.01.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde 719,18TL dosya masrafı, 450TL ekspertiz ücreti ve 2.500TL komisyon bedeli adı altında kesinti yapıldığını, tüketiciden müzakere edilmeden, haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen bu ücretlerin tamamının iadesi gerektiğini, alınan masrafların zorunlu masraf olup olmadığı bakımından ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu, masrafların ne sebeple alındığının davalı tarafından tüketiciye verilen evraktan anlaşılamadığını ve dava değerinin tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle davanın 100TL üzerinden belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek haksız olarak tahsil edilmiş olan ücretlerin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili; dava değeri itibariyle öncelikle tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu yerine getirilmeksizin dava açılamayacağını, talebin belirsiz alacak davası olarak istenmesinin de mümkün olmadığını, müvekkili tarafından yapılan kesintilerin haklı ve hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 12.03.2015 tarihli ve 2015/49 E., 2015/140 K. sayılı kararı ile; dava tarihi itibariyle büyükşehir belediyelerine bağlı yerlerde tüketici hakem heyetlerine zorunlu başvuru sınırının 3.300TL olduğu, bu nedenle dava değeri 100TL olarak gösterilerek belirsiz alacak davası olarak açılan davada ihtilafı çözümleme görevinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine ait olduğu gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 28.09.2015 tarihli ve 2015/20741 E.,2015/27555 K. sayılı karar ile; “…Eldeki davada, davacı davayı açarken, kendisinden 3.669,18 TL masraf ve komisyon alındığını, başkaca bir masraf ve komisyon alınıp alınmadığını tespit edemediğinden belirsiz alacak davası açtığını ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesini talep ettiğini belirtmiştir. Mahkemece; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinde öngörülen;“Değeriikibin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Taraflar bu kararlara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesinin vereceği karar kesindir” hükmü uyarınca (3.000 TL’lik parasal sınırın 1.1.2015 tarihi itibariyle 3.300,00 TL olduğu da belirtilerek) 6502 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan ve dava tarihi itibariyle 3.300,00 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvurulmadan tüketici mahkemesinde dava açılamayacağı gerekçesiyle görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki davacı dava açarken fazlaya dair haklarını saklı tutmuş olup, uyuşmazlık miktarının 3.669,18 TL olduğuna göre; mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Mahkemece 28.12.2015 tarihli ve 2015/869 E.,2015/753 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçelerinin yanında, Özel Dairenin uyuşmazlık miktarına yönelik değerlendirmesinin de yerinde olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “görevsizlik nedeniyle davanın reddine” karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>12. Davalı vekiline gerekçeli karar 11.03.2016 tarihinde, davacı vekilinin temyiz dilekçesi ise 21.03.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekili temyiz ve temyize cevap süresinin son gününden sonra 02.04.2016 tarihli dilekçe ile katılma yoluyla kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>13. Temyiz talebinin on günlük kanunî süresi geçirildikten sonra yapıldığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 432 ve 433/2. maddeleri gereğince, süre aşımı sebebiyle davalı vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.300TL’dir.</p>

<p>18. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>19. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>21. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>22. Anılan düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişmiş ise de eldeki davada uygulanması gereken değişiklik öncesi hâliyle madde metni;</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” şeklindedir.</p>

<p>23. Belirtilmelidir ki; 7251 sayılı Kanun’un HMK’nın yukarıda yazılı hükmüne ilişkin değişiklik getiren 7. maddesiyle 107. maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve ikinci fıkrası da “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. Tüketici gerek dava açarken (HMK, m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülen alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir dava değeri gösterilmiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2010/239 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>26. Mahkemece direnme gerekçesinde bu yöne ilişkin yapılan değerlendirme yerinde ise de mahkeme niteliğini haiz olmayan tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasında görev ilişkisinin varlığından bahsedilemeyeceğinden, davanın görevsizlik nedeniyle değil, tüketici hakem heyetine zorunlu başvurunun sağlanmasına ilişkin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Bu yanılgı dışında direnme kararı vardığı sonuç itibariyle haklı ve yerindedir.</p>

<p>27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca sonuç itibariyle yerinde olan direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, oybirliği ile (III-A),</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine,</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değişik gerekçe ve nedenlerle reddi ile direnme kararının ONANMASINA oy çokluğu ile (III-B),<br />
Davacıdan harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p><br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazete'de yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın herhâlükârda 6'ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir (22/1). Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştir.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması hâlinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukukî işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK Geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 100TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 100TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir. Kaldı ki davacı dilekçesinde yapılan kesinti miktarlarını göstermiş olup bildirilen rakamların toplamı 3.669,18TL’dir. Davacı bu kesintilerin ne kadarının haksız olduğunu belirleyemediğinden davasını belirsiz alacak davası olarak açmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hâle gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu hâlde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle Özel Dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172234-e-2021830-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="90715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5221 E., 2026/2400 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 22.04.2026 tarihli ve 2025/5221 E., 2026/2400 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5221 E., 2026/2400 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 57. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1077 E., 2025/1525 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/896 E., 2024/881 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirket tarafından inşa edilen “... Sitesi" içerisinde yer alan bağımsız bölüm maliki olduğunu, davalı şirket tarafından ortak alanında inşa edilen yapay gölette birçok eksik, hatalı imalat ve yapılmayan işler bulunduğunu, yapay göletteki eksik, hatalı imalatlar ve yapılmayan işlerin tespiti için değişik iş tespit dosyası ile bilirkişi raporu alındığını, dava konusu göletin davacıya vaad edildiği şekliyle imal edilmediği gibi eldeki dava tarihine kadar teslim de edilmediğini belirterek, şimdilik 5.000,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; zaman aşımı ve husumet itirazları olduğunu, davacının konutunun taraflar arasındaki sözleşme ve teknik şartnameye uygun surette tamamlanıp kendisine teslim edildiğini, yapay göletin muhafazasının, devamlılığının, işlerliğinin sağlanmasının tamamen dava dışı site yönetiminin sorumluluğunda olduğunu, 2017 yılından bu yana dava dışı site yönetiminin hüküm, tasarruf, görev ve sorumluluğunda bulunan yapay gölet ile ilgili olarak 5 yılı aşkın bir zaman sonra müvekkili şirkete eksik ve hatalı imalat iddiası ile dava ikame edilmesinin hiçbir hukuki dayanağı bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; alınan bilirkişi raporunda dava konusu yapay göletin projesine aykırı bir unsurun bulunmadığının değerlendirildiği, buharlaşmayla eksilen suyla ilgili olarak projeye aykırılık bulunmadığı, davalıdan kaynaklı bir ayıplı imalat bulunmadığı, davacıya ait taşınmazda bir değer kaybı oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı ve davalı vekili istinaf başvurusunun reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili istinaf isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; mahkemece tüketici hakem heyetine başvurulmadan dava açıldığı gerekçesiyle, davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine ilişkin karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek davanın reddine karar verilmesi hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak esas hakkında yeniden hüküm kurulmasına, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiş; karar, davacı ve davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; dava konusu gölete ilişkin olarak bilirkişice bir tespit yapılması durumunda ortaya çıkacak bedellerin Tüketici Hakem Heyeti'ne başvuru miktarının çok üstünde çıkacağının aşikar olduğunu, yerel Mahkemece eksik inceleme yapıldığını, göletin boş haliyle keşif yapılması taleplerinin dikkate alınmadığını ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; davanın zaman aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili lehine vekalet ücretinin eksik takdir edildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme<br />
Uyuşmazlık, satın alınan taşınmaza ait ortak alan niteliğindeki göletteki eksik ve ayıplı işler nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava ya da başvurunun belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanunun 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı; bu hususun 6502 sayılı Kanun’un 72... . maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22. maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Temyiz olunan kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının dava değerini fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 5.000,00 TL olarak belirlediği belirsiz alacak davasında, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olduğunun bu nedenle dava şartı yokluğu nedeni ile davanın reddedilmesinin yerinde olduğunun anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
22.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/551 E., 2020/239 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
6. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;<br />
“Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK'nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
8. Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>11. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>12. 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>13. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>14. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.</p>

<p>15. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>16. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>18. Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>19. Anılan madde hükmü şu şekildedir:</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”</p>

<p>20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. Maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazetede yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir. (22/1) Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000 TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştîr.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. Maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması halinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukuki işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080 TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hale gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu halde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle özel dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan direnme uygun daireye yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2234 E., 2021/830 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen görevsizlik nedeniyle davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararıdavacı vekilive katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 26.01.2015 tarihli dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde 719,18TL dosya masrafı, 450TL ekspertiz ücreti ve 2.500TL komisyon bedeli adı altında kesinti yapıldığını, tüketiciden müzakere edilmeden, haksız ve hukuka aykırı olarak tahsil edilen bu ücretlerin tamamının iadesi gerektiğini, alınan masrafların zorunlu masraf olup olmadığı bakımından ispat yükünün davalı üzerinde olduğunu, masrafların ne sebeple alındığının davalı tarafından tüketiciye verilen evraktan anlaşılamadığını ve dava değerinin tam olarak tespit edilemediğini, bu nedenle davanın 100TL üzerinden belirsiz alacak davası olarak açıldığını ileri sürerek haksız olarak tahsil edilmiş olan ücretlerin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili; dava değeri itibariyle öncelikle tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğu yerine getirilmeksizin dava açılamayacağını, talebin belirsiz alacak davası olarak istenmesinin de mümkün olmadığını, müvekkili tarafından yapılan kesintilerin haklı ve hukuka uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Bafra 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 12.03.2015 tarihli ve 2015/49 E., 2015/140 K. sayılı kararı ile; dava tarihi itibariyle büyükşehir belediyelerine bağlı yerlerde tüketici hakem heyetlerine zorunlu başvuru sınırının 3.300TL olduğu, bu nedenle dava değeri 100TL olarak gösterilerek belirsiz alacak davası olarak açılan davada ihtilafı çözümleme görevinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine ait olduğu gerekçesiyle davanın görevsizlik nedeni ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesince 28.09.2015 tarihli ve 2015/20741 E.,2015/27555 K. sayılı karar ile; “…Eldeki davada, davacı davayı açarken, kendisinden 3.669,18 TL masraf ve komisyon alındığını, başkaca bir masraf ve komisyon alınıp alınmadığını tespit edemediğinden belirsiz alacak davası açtığını ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile şimdilik 100,00 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte iadesini talep ettiğini belirtmiştir. Mahkemece; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinde öngörülen;“Değeriikibin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu uyuşmazlıklarda heyetin vereceği kararlar tarafları bağlar. Taraflar bu kararlara karşı 15 gün içinde Tüketici Mahkemesine itiraz edebilirler. Tüketici Hakem Heyeti kararlarına karşı yapılan itiraz üzerine Tüketici Mahkemesinin vereceği karar kesindir” hükmü uyarınca (3.000 TL’lik parasal sınırın 1.1.2015 tarihi itibariyle 3.300,00 TL olduğu da belirtilerek) 6502 sayılı Kanunun uygulanmasından kaynaklanan ve dava tarihi itibariyle 3.300,00 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvurulmadan tüketici mahkemesinde dava açılamayacağı gerekçesiyle görevsizlik nedeni ile davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki davacı dava açarken fazlaya dair haklarını saklı tutmuş olup, uyuşmazlık miktarının 3.669,18 TL olduğuna göre; mahkemece, işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…” gerekçesi ile bozma kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Mahkemece 28.12.2015 tarihli ve 2015/869 E.,2015/753 K. sayılı karar ile; ilk karar gerekçelerinin yanında, Özel Dairenin uyuşmazlık miktarına yönelik değerlendirmesinin de yerinde olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili ve katılma yoluyla davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre mahkemece “görevsizlik nedeniyle davanın reddine” karar verilmesinin yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Davalı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>12. Davalı vekiline gerekçeli karar 11.03.2016 tarihinde, davacı vekilinin temyiz dilekçesi ise 21.03.2016 tarihinde tebliğ edilmiş olup davalı vekili temyiz ve temyize cevap süresinin son gününden sonra 02.04.2016 tarihli dilekçe ile katılma yoluyla kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>13. Temyiz talebinin on günlük kanunî süresi geçirildikten sonra yapıldığı anlaşıldığından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) “Geçici Madde 3” hükmü uyarınca uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (HUMK) 432 ve 433/2. maddeleri gereğince, süre aşımı sebebiyle davalı vekilinin katılma yolu ile temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Davacı vekilinin temyiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. Anılan Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.300TL’dir.</p>

<p>18. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>19. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>21. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>22. Anılan düzenleme 28.07.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile değişmiş ise de eldeki davada uygulanması gereken değişiklik öncesi hâliyle madde metni;</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir” şeklindedir.</p>

<p>23. Belirtilmelidir ki; 7251 sayılı Kanun’un HMK’nın yukarıda yazılı hükmüne ilişkin değişiklik getiren 7. maddesiyle 107. maddenin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve ikinci fıkrası da “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>24. Tüketici gerek dava açarken (HMK, m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülen alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir dava değeri gösterilmiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2010/239 K. sayılı kararında da aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>26. Mahkemece direnme gerekçesinde bu yöne ilişkin yapılan değerlendirme yerinde ise de mahkeme niteliğini haiz olmayan tüketici hakem heyetleri ile tüketici mahkemeleri arasında görev ilişkisinin varlığından bahsedilemeyeceğinden, davanın görevsizlik nedeniyle değil, tüketici hakem heyetine zorunlu başvurunun sağlanmasına ilişkin dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerekir. Bu yanılgı dışında direnme kararı vardığı sonuç itibariyle haklı ve yerindedir.</p>

<p>27. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca sonuç itibariyle yerinde olan direnme kararının açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin katılma yoluyla temyiz isteminin süre yönünden REDDİNE, oybirliği ile (III-A),</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının davalıya geri verilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değişik gerekçe ve nedenlerle reddi ile direnme kararının ONANMASINA oy çokluğu ile (III-B),<br />
Davacıdan harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Geçici Madde 3” hükmüne göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440/III-1. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 24.06.2021 tarihinde yapılan ikinci görüşmede kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p><br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazete'de yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın herhâlükârda 6'ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir (22/1). Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştir.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması hâlinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukukî işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK Geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 100TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 100TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir. Kaldı ki davacı dilekçesinde yapılan kesinti miktarlarını göstermiş olup bildirilen rakamların toplamı 3.669,18TL’dir. Davacı bu kesintilerin ne kadarının haksız olduğunu belirleyemediğinden davasını belirsiz alacak davası olarak açmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hâle gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu hâlde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle Özel Dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan hükmün onanması yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255221-e-20262400-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="85470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/3525 E. ve 2023/3663 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.09.2024 tarihli ve 2023/3525 E., 2024/2105 K. ile 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3525 E., 2024/2105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 19. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/634 E., 2023/789 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 11. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/85 E., 2023/12 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince 03.02.2023 tarihli ek kararla kararın kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin reddine dair ek karar verilmiştir.</p>

<p>03.02.2023 tarihli İlk Derece Mahkemesinin ek kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararıyla kesin kararlardan olması nedeniyle davacı vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin davalı üniversitede 2019-2020 bahar, 2020-2021 güz ve 2020-2021 bahar dönemlerinin uzaktan eğitim ile icra edilmesinden dolayı ödemiş olduğu okul ücretinden belirtilen dönemler boyunca Covid-19 önlemleri sebebiyle herhangi bir şekilde kullanma imkanı olmadığı laboratuvar ve kampüs binası giderleri gibi benzeri ücretlerin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline geri ödenmesi gerektiğini, bu konuda Tüketici Hakem Heyetine yaptığı başvurunun reddine karar verildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak kaydıyla müvekkilinin hizmet almamış olduğu ve 2019-2020 Bahar, 2020-2021 Güz ve 2020-2021 Bahar dönemlerinin uzaktan eğitim ile icra edilmesinden dolayı ödemiş olduğu okul ücretinden belirtilen dönemler boyunca Covid-19 önlemleri sebebiyle müvekkilinin herhangi bir şekilde kullanma imkânı olmadığı ya da kısıtlı kullandığı laboratuvar ve kampüs binası giderleri gibi benzeri ücretlerin bilirkişi kanalı ile hesaplanarak şimdilik 10.000,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte müvekkiline iadesini, İstanbul Tüketici Hakem Heyetinin 16.08.2021 tarihli ve 007820210003288 karar numaralı kararının iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; müvekkili üniversitenin kamu tüzel kişiliğini haiz bir vakıf üniversitesi olması nedeniyle yargı yolunun caiz olmaması nedeniyle davanın usulden reddi gerektiğini, ayrıca Hakem Heyeti kararına karşı davanın süresi içinde açılmaması nedeniyle davanın reddinin gerektiğini, Hakem Heyetine itiraz davası ile alacak davasının birlikte açılamayacağını, davacı öğrencinin uzaktan eğitim hizmeti almasında müvekkili şirketin herhangi bir kusuru bulunmadığını, müvekkili üniversitenin davacıya sunmuş olduğu eğitim hizmetinde Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve ilgili yasal mevzuat gereği herhangi bir kusur bulunmadığını, kampüs ve laboratuvar kullanımı için bir ücret tahsili söz konusu olmadığını, kampüs ve laboratuvar kullanım için ek ücret tahsili yapılmadığını savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
1. İstanbul Anadolu 1. Tüketici Mahkemesinin 13.09.2021 tarihli ve 2021/727 E., 2021/913 K. sayılı ilamıyla; yetkili Mahkemenin İstanbul Tüketici Mahkemesi olduğu gerekçesiyle verilen yetkisizlik kararının kesinleşmesi üzerine dosyanın gönderildiği İlk Derece Mahkemesinin 12.01.2023 tarihli ve 2022/85 E., 2023/12 K. sayılı kararıyla; davacının 2020/2021 eğitim öğretim yılında pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada eğitimin uzaktan verildiği, pandemi nedeni ile yüz yüze eğitim verilmemesinin davalı üniversitenin takdirinde olmadığı, öğrencinin kaydını sildirmeyerek veya öğretim yılının bir kısmında başka bir okula kaydolmayarak uzaktan eğitime katıldığı, dolayısıyla davalı üniversitenin vermiş olduğu hizmette eksiklik veya ayıp bulunmadığı, üniversitedeki hocaların ders vermeye devam ettiği, üniversitenin de hocalara ücret ödemeye devam ettiği, ödenen ücretin içinde yemek vs. gibi eğitim ve öğretim dışında kalan herhangi bir tutar olmadığı için öğrencinin iadesini isteyebileceği bir tutar olmadığı gerekçesiyle davanın reddi ile, İstanbul İl Tüketici Hakem Heyeti Başkanlığının 16.08.2021 tarihli ve 007820210003288 karar sayılı kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesinin kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2023 tarihli ek kararıyla; Mahkeme kararının kesin olması nedeniyle davacı vekilinin istinaf başvuru dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin 03.02.2023 tarihli ek kararına karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu, bilirkişi incelemesi yapılması talebiyle fazlaya ilişkin hakkı saklı tutularak alacak davası açıldığını ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2023 tarihli ve 2023/634 E., 2023/789 K. sayılı kararıyla; Hakem Heyeti kararına itiraz üzerine verilen İlk Derece Mahkemesi kararının kesin karar niteliğinde olduğu gerekçesiyle, davacı vekilinin ek karara yönelik istinaf kanun yolu başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesi kararının davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararıyla; temyiz edilen kararın kesin kararlardan olduğu, dolayısıyla temyiz kanun yolunun caiz olmadığı, temyiz dilekçesinin kesin karara karşı verilmiş olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen ek kararına karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, Covid-19 nedeniyle faydalanamadığı hizmet bedelinin iadesi ve Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un "Başvuru" başlıklı 68 inci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>2. 21.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren (dava sırasında) Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin "Başvuru" başlıklı 11 nci maddesi.</p>

<p>3. 21.09.2022 tarihli Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin 20 nci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>4. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Belirsiz alacak davası" başlıklı 107 nci maddesi.</p>

<p>5. 6100 sayılı Kanun'un "Kısmi dava" başlıklı 109 uncu maddesi.</p>

<p>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamı.</p>

<p>7. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 22.01.2024 tarihli ve 2023/3663 E., 2024/279 K. sayılı ilamı.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davacı vekilinin dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak dava açtığı, dava dilekçesinde davacı vekili tarafından "...Müvekkilim 08 02 2020 de 12 975,50 , 01.10.2020'de 13.774,50 ve 20.02.2021'de de 13.772,50 TL olmak üzere toplam 40.522,50 TL ödeme yapmıştır. Müvekkilin talebi asgari bir tutar olup uygulamada hali hazırda ücretin üçte ikisinin iadesi gerektiği yolunda Mahkeme ve Hakem Heyeti kararları mevcuttur..." açıklamasına yer verildiği, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutsa da davacının talep edebileceği üst bedelin temyiz sınırının altında kaldığı, kaldı ki davacı vekilinin dava dilekçesinde fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak talep ettiği 10.000,00 TL'nin Tüketici Hakem Heyetine başvuru sınırı içinde kaldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı, 6502 sayılı Kanun’un 72 nci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22 nci maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşıldığından davacı vekilinin Bölge Adliye Mahkemesinin 09.05.2023 tarihli ek kararına yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesince verilen 09.05.2023 tarihli ek kararının ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 09.09.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3663 E., 2024/279 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/52 E., 2023/192 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen alacak davasında davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin oğlu...'ı 2019 - 2020 ve 2020 - 2021 yılı için ABC Koleji'ne kayıt yaptırdığını, ancak Covid 19 nedeniyle 2020 yılı Mart ayından itibaren uzaktan eğitime geçildiğini, örgün eğitimin hiçbir sosyal ve eğitimsel faaliyetinden yararlanılamadığını, 2019 -2020 yılı eğitim ücretini 20.05.2019 - 20.06.2019 tarihlerinde toplam 19.060,00 TL olarak ödediğini, bu dönem için sadece yemek ücretinin iade edildiğini, eğitim ücretine yönelik hiçbir iade yapılmadığını, 2020 - 2021 eğitim dönemi için ise 31.01.2020 tarihinde 22.364,00 TL'yi nakit olarak ödediğini, söz konusu eğitim yılı için yemek ücreti ve KDV iadesi olarak toplamda 4.198,00 TL'nin iade edildiğini, fakat eğitim ücretine yönelik herhangi bir ödeme yapılmadığını, uzaktan eğitime geçilmesi nedeniyle düşündüğü hizmeti alamadığını, tüm dünyayı etkisi altına alan Covid 19 nedeniyle Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile getirilen düzenlemeler kapsamında tüm eğitim kurumlarında yüz yüze eğitime son verildiğini, bu karara paralel olarak davalı kurumun da eğitime yüz yüze devam etmediğini, sebepsiz zenginleşme ve hakkaniyet gereğince örgün eğitimle uzaktan eğitim arasındaki farkın davalı tarafça ödenmesinin gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakkı saklı kalmak üzere şimdilik, 100,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; Davacı vekili 07.02.2023 tarihli ıslah dilekçesiyle; talebini 2.009,69 TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili süresinden sonra verdiği cevap dilekçesiyle; davacının velisi olduğu...'ın müvekkili okulda eğitim gördüğünü, uzaktan eğitimin yasal düzenlemeler ile kabul edilen bir eğitim türü olduğunu, uzaktan eğitim ile sözleşme gereği yüklenilen edimin yerine getirildiğini, ...'ın 2019 - 2020 yılı kayıt bedelinin 23.110,00 TL olduğunu, yemek hizmetinin alınmadığı günler için 1.050,00 TL indirim yapıldığını, ön ödeme planına yansıtıldığını, 2020 - 2021 döneminde ise kayıt bedelinin 26.158,00 TL olduğunu ve 1. Dönem 21-30 Eylül 2020, 01-30 Ekim 2020 ve 02 - 13 Kasım 2020 arasındaki tarihlerde 39 iş günü online eğitim verildiğini, 2. Dönem ise 8 Şubat - 7 Haziran arası online eğitimin gerçekleştirildiğini, KDV'nin %1'e indirilmesinden kaynaklı 1.450,00 TL indirim yapıldığını ve hiçbir zorunluluk olmamasına ve online eğitim mevzuatı ile yüz yüze eğitimin denk sayılmasına rağmen müvekkili tarafından velileri zor durumda bırakmamak adına tamamen ihtiyari olarak toplam 8.649,00 TL indirim gerçekleştirildiğini, 2020-2021 yılı eğitim öğretim ücretinin 17.507,00 TL olarak revize edildiğini, davacının yapılan bu iade tutarlarından tam olarak bahsetmediğini, kötü niyetli ve hukuka aykırı bir şekilde tekrar iade talep ettiğini, iki yıl için ihtiyari indirimler, KDV indirimi ve diğer yasal indirimler toplamının 10.000,00 TL'nin üzerinde olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; eldeki davada tüm dünyayı etkisi altına alan Covid -19 salgını ile 16.03.2020 tarihinden sonra davalı şirketin hizmet sağladığı eğitim kurumunun alınan tedbirler kapsamında kapatıldığı, online canlı ders eğitimine geçildiği, bu durumda yüz yüze eğitmin yerini online eğitim almış olduğu, online eğitimin yüz yüze eğitime denk olabilmesi için aynı şart ve koşullarda derslerin işlenmesi gerektiği, bilirkişi raporunun denetime elverişli ve gerekçeli olarak hazırlandığı, alınan hizmet ile alınması gereken hizmete oranla %30 oranında eğitim bedelinde indirim yapılmasının yerinde olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 2.009,69 TL'nin arabulucuya başvuru tarihi olan 27.12.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong><br />
A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Adalet Bakanlığınca; Mahkemece Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olması nedeniyle davanın dava şartı eksikliği nedeniyle usulden reddi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmiş olmasının doğru olmadığı ve yine eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiği, davalı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğünün söz konusu olmadığı, davalının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiği dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin de usul ve yasaya aykırı bulunduğunu ileri sürülerek kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacının çocuğunun davalının işlettiği özel okulda 2019/2020 ve 2020/2021 eğitim ve öğretim yılı için pandemi döneminde eğitime ara verilen dönem için yapılan uzaktan eğitim nedeniyle faydalanılamayan faaliyetlerinden kaynaklı alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.</p>

<p>2. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) "Genel olarak" başlıklı 136 ncı maddesi.</p>

<p>4. 6098 sayılı Kanun'un "Kısmi ifa imkânsızlığı" başlıklı 137 nci maddesi.</p>

<p>5. 6098 sayılı Kanun'un "Aşırı ifa güçlüğü" başlıklı 138 inci maddesi.</p>

<p>6. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un "Başvuru" başlıklı 68 inci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>7. 21.09.2022 tarihinde yürürlüğe giren (dava sırasında) Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin "Başvuru" başlıklı 11 nci maddesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. 21.09.2022 tarihli Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 20 nci maddesinin birinci fıkrası ile mülga Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22 nci maddesinin birinci fıkrası.</p>

<p>9. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Belirsiz alacak davası" başlıklı 107 nci maddesi.</p>

<p>10. 6100 sayılı Kanun'un "Kısmi dava" başlıklı 109 uncu maddesi.</p>

<p>11. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 09.06.2022 tarihli ve 2022/3043 E., 2022/5665 K. sayılı ilamı</p>

<p><br />
12. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamı.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Dava dosyasının incelenmesinde; davacı vekilinin dava dilekçesi ile fazlaya ilişkin hakkını saklı tutarak dava açtığı, bilirkişi raporu sonrasında talebini 2.006,69 TL olarak ıslah ettiği, fazlaya ilişkin hakkını saklı tutsa da davacının talep edebileceği üst bedelin Tüketici Hakem Heyetinin görevi kapsamında kaldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli ve 2017/13-551 E., 2020/239 K. sayılı ilamı ile 24.06.2021 tarihli ve 2017/(13)3-2234 E., 2021/830 K. sayılı ilamlarında belirtildiği üzere tüketicinin gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse Tüketici Hakem Heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorunda olduğu, ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacağı, tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar 6502 sayılı Kanun'un 68 inci, ilgili Yönetmelik’in 6 ncı maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun Kanun'un amacına uygun şekilde öncelikle Tüketici Hakem Heyetleri nezdinde yapılması gerektiği, aksi yönde bir kabul kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü Tüketici Hakem Heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz/kısmi alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde Mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacağı, 6502 sayılı Kanun’un 72 nci ve 84 üncü maddelerine dayanılarak Tüketici Hakem Heyetlerinin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alındığı ve Yönetmeliğin 22 nci maddesinde de açıkça düzenlendiği anlaşıldığından Mahkemece, Tüketici Hakem Heyetine başvuru yapılmadan doğrudan dava açılmış olması nedeniyle davanın dava şartı eksikliği nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken işin esasına girilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.</p>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p>2. Dosyanın esasına yönelik kanun yararına temyiz talebi bakımından; somut olay özelinde yapılan değerlendirmede eğitim hizmetinin şekil ve kapsamının kamu otoritesi tarafından belirlendiği, davalı tarafından pandemi nedeniyle yüz yüze eğitime verilen arada dava dışı çocuğa Milli Eğitim Bakanlığının almış olduğu karar gereğince belirlenen şartlarda eğitimin uzaktan verildiği, eğitim hizmetine ilişkin borcun yerine getirilmesinde kısmen veya tamamen imkansızlık yahut aşırı ifa güçlüğü söz konusu olmadığı, bu durumda ara verilen döneme ilişkin servis, yemek, barınma ücreti gibi diğer yan ücretlerin davaya konu edilmediği ve uzaktan eğitimin ayıplı hizmet anlamında eksik veya kusurlu ifa edildiği hususunda da bir iddia bulunmadığı, davalının eğitim hizmetine ilişkin sözleşmeden doğan edimini uzaktan eğitim vermek suretiyle yerine getirdiği, bu hususun Dairemizin 09.06.2022 tarihli ve 2022/3043 E., 2022/5665 K. sayılı kanun yararına temyiz ilamında da belirtildiği anlaşıldığından Mahkemece yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmektedir.</p>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz istemlerinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>22.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233525-e-ve-20233663-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="47587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/551 E., 2020/239 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2020 tarihli ve 2017/551 E., 2020/239 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/551 E., 2020/239 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “istirdat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 21.10.2014 tarihli dava dilekçesiyle; davalı bankadan kullandığı konut kredisi çerçevesinde müvekkilinden haksız şekilde dosya masrafı, ekspertiz ücreti, hizmet ve ipotek bedeli vb. isimler altında para tahsil edildiğini, haksız olarak kesilen meblağın bilirkişilerce yapılacak inceleme sonunda tespit olunabileceğini, bu nedenle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi çerçevesinde belirsiz alacak davası olarak açtıkları davada fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 2.000TL’nin davalıdan faizi ile birlikte tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. Ankara 12. Tüketici Mahkemesince ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 11.11.2014 tarihli, 2014/356 E., 2014/26 K. sayılı karar ile; dava konusu değerin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesi gereğince açılan belirsiz alacak davalarında da dava dilekçesinde gösterilen asgari miktarın 3.000TL’lik görev sınırının altında kalması durumunda tüketici hakem heyetine zorunlu başvuru yapılmadan tüketici mahkemeleri nezdinde dava açılamayacağı, bunun bir dava şartı mahiyeti taşıdığı gerekçesiyle davanın HMK’nın 115/2 maddesi gereğince reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
6. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>7. Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 13.04.2015 tarihli ve 2015/11230 E.,2015/11810 K. sayılı kararı ile;<br />
“Eldeki davada, davacı davayı açarken, davalı bankadan kredi kullandığını kredi kullanırken kendisinden çeşitli adlar altında kesintiler yapıldığını ileri sürerek, belirsiz alacak davası olarak şimdilik 2.000,00 TL nın tahsiline ilişkin talepte bulunduğunu açıkça belirtmiştir. Mahkemece, dava değerinin 6502 sayılı Kanunun 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kaldığı, HMK 107 gereği açılan belirsiz alacak davalarında da, dava dilekçesinde asgari miktar olarak gösterilen ve değeri 3.000,00 TL nın altında bulunan uyuşmazlıklarda tüketici hakem heyetine başvuru yapılmadan tüketici mahkemesi nezdinde dava açılamayacağı, hakem heyetine başvurunun dava şartı olduğu kanaatine varıldığından HMK'nın 115/2 maddesi gereğince dava şartı yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir. Davacı davayı açarken fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak belirsiz alacak davası açmış olduğundan mahkemece, delillerin toplanarak işin esasına girilmesi gerekirken bu husus gözetilmeksizin hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
8. Mahkemece 20.10.2015 tarihli ve 2015/857 E., 2015/1722 K. sayılı karar ile ilk karar gerekçeleri tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
9. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>10. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tüketici hakem heyetlerinin görev sınırı dâhilinde kalan dava değeri üzerinden açılan belirsiz alacak davalarının tüketici mahkemelerince çözümlenmesinin mümkün olup olmadığı, burada varılacak sonuca göre mahkemece dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesinin usul ve yasaya uygun bulunup bulunmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>11. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>12. 6502 sayılı Kanun’un 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>13. "Başvuru" başlıklı 68. madde ise “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>14. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. Eldeki uyuşmazlıkta dava tarihi itibariyle bu değer 3.000TL’dir.</p>

<p>15. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>16. Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin verdiği kararların niteliği ve kapsamına değinilmesi faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri 6502 sayılı Kanun’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmelik’in 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>18. Yönetmelik’te geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise HMK’nın 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>19. Anılan madde hükmü şu şekildedir:</p>

<p>“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir.</p>

<p>(3) Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.”</p>

<p>20. Tüketici gerek dava açarken (HMK m.119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m.22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmelik’in 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul,kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; davacı vekili belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürdüğü alacak isteminde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir değeri göstermiş olup bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gereklidir. Bu aşama tamamlanmaksızın dava açılması nedeniyle tüketici mahkemesinin dava şartı noksanlığından davanın reddine karar vermesi usul ve yasaya uygundur.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında HMK’nın 107. maddesine göre açılmış bir davada mahkemenin görevli olup olmadığını dava dilekçesinde gösterilen miktara göre değil, yapacağı tahkikat sonucunda tespit edeceği değere göre belirlemesi gerektiği, bu sebeple doğrudan davanın usul yönünden reddedilmesinin hatalı olduğu, direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen işin esasına girilmesi yönündeki gerekçeler ve alacak miktarının yapılacak yargılama neticesinde tespit olunan değerin tüketici hakem heyetlerinin görev sınırında olduğunun anlaşılması hâlinde ise dava şartı noksanlığından davanın reddine karar verilmesi gerektiği yönündeki genişletilmiş gerekçelerle bozulması gerektiği yönünde ileri sürülen görüş, açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle direnme kararı yerinde olup davacı vekilinin uyuşmazlık kapsamı dışında kalan temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ :</strong><br />
Yukarıda açıklanan nedenlerle direnme uygun olup davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 13. Hukuk Dairesi Başkanlığına GÖNDERİLMESİNE, ancak karar düzeltme yolunun açık olması sebebiyle öncelikle Hukuk Genel Kurulunun kararının mahkemesince taraflara tebliği ile karar düzeltme yoluna başvurulması hâlinde dosyanın Hukuk Genel Kuruluna, başvurulmaması hâlinde ise doğrudan 13. Hukuk Dairesine gönderilmesine,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 04.03.2020 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1. maddesinin dava tarihinde yürürlükte olan hükmüne göre; tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>Kanunun 70. Maddesinde ise tüketici hakem heyetinin verdiği kararların tarafları bağlayacağı, tarafların, bu kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde tüketici hakem heyetinin bulunduğu yerdeki tüketici mahkemesine itiraz edebileceği, itirazın tüketici hakem heyeti kararının icrasını durdurmayacağı ancak talep edilmesi şartıyla hâkimin, tüketici hakem heyeti kararının icrasını tedbir yoluyla durdurabileceği ve itiraz üzerine tüketici mahkemesinin vereceği kararın kesin olduğu hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Belirtilen 68 ve 70. maddeler kapsamından belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlıklarda doğrudan tüketici mahkemesinin görevli olmadığı ve öncelikle tüketici hakem heyetine başvurulmasının zorunlu olduğu, tüketici mahkemesinin sadece bu kararlara ilişkin itirazları incelemekle görevli olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Burada belirtilen miktarı geçmeyen uyuşmazlık konusundaki miktar, ilgilinin dilekçesinde gösterdiği değer mi olmalı yoksa gösterilmeyen kısım da dahil olmak üzere uyuşmazlığa konu toplam değer mi olmalıdır.</p>

<p>Bu konuda 6502 sayılı Kanunda bir hükme yer verilmemiş ise de 27.11.2014 Resmî Gazetede yayınlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 22. maddesinde düzenleme yapılmıştır. Yönetmelikteki düzenlemeye göre; tüketici hakem heyeti, uyuşmazlık ile ilgili karar verirken tarafların talebiyle bağlıdır. Ancak başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda, başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir. (22/1) Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlık için ayrı ayrı başvuru yapılması durumunda, uyuşmazlığın değerleri toplamı tüketici hakem heyetinin görev sınırı içinde kalmak şartıyla, tek bir başvuruda birleştirilerek karar verilebilir. Aynı tüketici işleminden kaynaklanan birden fazla uyuşmazlığın değerleri toplamının görev sınırını aşması durumunda uyuşmazlıklar hakkında ayrı ayrı karar verilir. (22/2)</p>

<p>Yönetmelikteki bu hükümler 6100 sayılı HMK’da yer alan belirsiz alacak davasıyla ilgili hükme paralel bir düzenleme olup talep belirsiz alacak niteliğinde ise dilekçede gösterilen miktar daha az olsa bile inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi halinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebileceğinden dilekçede gösterilen asgari değere değil hakem heyetince belirlenecek uyuşmazlık miktarı esas alınarak tüketici hakem heyetinin uyuşmazlığa bakmaya görevli olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>Somut olayda tüketici hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine asgari değer 2.000 TL gösterilmek suretiyle belirsiz alacak davası olarak dava açılmış olduğundan 6502 sayılı Kanunun bu hükümleri yanında 6100 sayılı HMK hükümlerine bakılarak da mahkemenin görevli olup olmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Belirsiz alacak ve tespit davasının düzenlendiği HMK’da; davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklının, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabileceği (HMK 107/1), karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacının, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabileceği (HMK 107/2) düzenlenmiştîr.<br />
Bu hükümlerin sonucu olarak mahkeme uyuşmazlığı, dilekçede gösterilen miktarla sınırlı olarak incelemeyip alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesine esas tahkikat yapmak durumunda olduğundan tüketici mahkemesi olarak hakem heyetine başvuru zorunluluğu nedeniyle görevli olup olmadığını, dilekçede gösterilen asgari değere göre değil, yapacağı tahkikat sonucu belirleyeceği miktara göre anlaşılacak olan uyuşmazlık değerine göre belirlemelidir.</p>

<p>HMK 107. Maddenin bu çok açık sonucu nedeniyle mahkemenin tahkikatı yapıp davacının talep edebileceği alacak miktarını belirlemeden dava dilekçesinde gösterilen asgari değeri esas alarak tüketici hakem heyetinin görevli olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar vermesi mümkün olmamalıdır.<br />
Bu arada uyuşmazlık miktarının dava dilekçesinde gösterilen değer mi olduğu ya da dava dilekçesinde gösterilmemiş ancak taraflar arasında çekişmeli olan diğer alacak kısmı da eklenerek mi bu miktarın belirleneceği konusunda, usul kanunumuzdaki diğer hükümlerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
6100 sayılı HMK’dan önce yürürlükte olan 1086 sayılı HUMK 8. maddede mamelek hukukundan doğan değer veya miktarı kanunda belirtilen rakamı geçmeyen davaların sulh hukuk mahkemelerinde görüleceği hükmü, davanın kısmi dava olarak açılması halinde görevli mahkemenin nasıl belirleneceği konusunda ise HUMK 4. maddede alacağın son kesimi dava edilmiş ise dava edilen bu son kısım, dava edilen miktar son kesim değil ve alacağın tamamı çekişmeli ise dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere alacağın tamamının dikkate alınacağı hükmü bulunmaktaydı. Bu hükümlerin sonucu olarak sulh hukuk mahkemesinin kısmi davada değere bağlı olarak görevli olup olmadığı uygulamada dava edilmeyen kısım da dahil olmak üzere çekişmeli alacağın tamamı esas alınarak belirlenmiştir. Yine bu konuyla bağlantılı olarak temyiz ve karar düzeltme kesinlik sınırında alacağın tamamının esas alınacağına dair HUMK 427/3 ve 427/5. madde hükümleri bulunmaktaydı.</p>

<p>6100 sayılı HMK’da ise sulh hukuk mahkemelerinin değere bağlı görevi kaldırılmış olduğundan HUMK 4. madde benzeri bir hükme de yer verilmemiştir. Bu şekilde bir hükme yer verilmemiş olsa da uyuşmazlık miktarının dava edilen kısım olmayıp dava edilmeyen alacak kesimi de dahil olmak üzere belirlenmesi gerektiğini gösteren hükümler HMK’da yine de yer almıştır. Bunlar istinafta kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 341/3. madde, temyizde kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceğine dair HMK 362/2. madde ve senetle ispat parasal sınırında ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle daha aşağı düşse bile hukuki işleme esas değerin esas alınacağını belirten HMK 200/1. madde hükümleridir.</p>

<p>HMK’nın bu hükümleri dahi uyuşmazlık miktarının dilekçede gösterilen değer olmayıp dava edilmeyen ve çekişmeli olan alacak kesimini de kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>Somut olayda direnme kararı 2015 yılında verilmiş ve o tarihte bölge adliye mahkemeleri kurulmuş olmadığı gibi HMK geçici 3/2. maddenin de sonucu olarak bu dosyada verilen karar HUMK’nun 2004 değişikliği öncesi hükümlerine göre temyiz incelemesine tabi olmuştur. HUMK hükümlerine göre o tarihteki temyiz kesinlik sınırı 2.080 TL’dir. Uyuşmazlık miktarını dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak kabul etmemiz gerekir diye düşündüğümüzde bu miktar kesinlik sınırı altında kaldığından esastan temyiz incelemesi yapılmayıp temyiz talebinin kesinlik sınırı nedeniyle reddi gerekecektir. Bu miktarı esas almayıp temyiz incelemesi yaptığımıza göre bu uyuşmazlık değerinin dilekçede gösterilen 2.000 TL olarak görülmediği ve henüz dilekçede miktarı gösterilmemiş olan çekişmeli kısmın da uyuşmazlık miktarına dahil edilerek temyiz incelemesi yapıldığı anlamına gelmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlık miktarı dilekçede gösterilen değer olarak alınmaz ise gerçek uyuşmazlık miktarı tüketici hakem heyetine başvurulması zorunlu miktarı geçmese bile davayı belirsiz alacak olarak gösterip hakem heyetine gitme zorunluluğundan kurtulup tüketici mahkemelerinin iş yükü altına sokulması ve tüketici hakem heyetlerinin işlevsiz hale gelmesine neden olunup olunmayacağı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi gerçek değeri belirlediğinde davanın yine usulden reddine karar vermek durumunda olduğu için davacı gerçek uyuşmazlık değerine göre tüketici mahkemesinin görevli olmadığını bilebilecek durumda ise zaten tüketici mahkemesine gitmeyecektir. Zira bu halde tüketici mahkemesinde yapılan yargılama gereksiz yapılmış, sürecin uzamasına ve alacaklının alacağına daha geç kavuşmasına neden olacak bir aşama olduğu için zaten kişi tüketici mahkemesine dava açmak yerine doğrudan tüketici hakem heyetine başvuracaktır. Bu yönüyle de tüketici mahkemesinin gerçek uyuşmazlık değerini araştırdıktan sonra görevli olup olmadığını incelemesinin tüketici hakem heyetlerinin işlevinin azalmasına ve tüketici mahkemelerinin iş yükünün aşırı artmasına neden olacağı düşünülmemelidir.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle özel dairenin bozma kararı yerinde olup belirttiğimiz ilave gerekçelerle hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan direnme uygun daireye yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017551-e-2020239-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="73790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/614 E., 2021/232 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.03.2021 tarihli, 2017/614 Esas ve 2021/232 Karar sayılı ilamı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/614 E., 2021/232 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla)</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Niksar Asliye Hukuk Mahkemesince Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili; müvekkilinin davalı bankadan konut kredisi kullandığı sırada dosya masrafı adı altında haksız kesinti yapıldığını ileri sürerek 2.500,00TL’nin avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı cevabı:<br />
5. Davalı vekili; davacının talep ettiği miktarın iadesi için il tüketici hakem heyetine başvurulması gerektiğinden davanın öncelikle dava şartı yokluğu nedeniyle reddinin gerektiğini, yapılan kesintilerin mevzuata uygun olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkeme Kararı:<br />
6. Niksar Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 14.07.2015 tarihli ve 2015/91 E., 2015/499 K. sayılı kararı ile; davanın kısmen kabulü ile 2.337,40TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 12.02.2016 tarihli ve 2015/40110 E., 2016/4074 K. sayılı kararı ile ;</p>

<p>“…1- 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68.maddesine göre; "Değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyük şehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz". Bu madde uyarınca değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyük şehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu husus dava şartı olup, Tüketici Mahkemelerince re'sen dikkate alınması gerekir. Hal böyle olunca da mahkemece, uyuşmazlığın esasına girilmeksizin dava dilekçesinin dava şartı noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken, mahkemece; uyuşmazlığın tüketici mahkemesince çözümlenmesi gerektiği kabul edilerek ve davanın esasına girilerek hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davalının diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Niksar Asliye Hukuk Mahkemesinin Tüketici Mahkemesi sıfatıyla verdiği 07.06.2016 tarihli ve 2016/391 E., 2016/477 K. sayılı kararı ile; tüketici mahkemeleri ve tüketici hakem heyetlerinin görev sınırını düzenleyen 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun (TKHK)’un 68/1. maddesinde “değeri iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunluluğunun büyükşehir statüsünde bulunan illerde uygulanacağının” hüküm altına alındığı, Mahkemenin bulunduğu Niksar ilçesinin bağlı olduğu Tokat ilinin büyükşehir belediyesi statüsünde olmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlık için Tokat İl Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunluluğunun bulunmadığı ve uyuşmazlığı inceleme görevinin Mahkemeye ait olduğu gerekçesiyle direnme kararı vermiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda davacı tüketicinin isteminin miktarı nazara alındığında il tüketici hakem heyetlerinin mi yoksa tüketicinin ikamet ettiği ilçedeki tüketici mahkemesinin mi görevli olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren TKHK’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>13. TKHK’nun 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerle tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>14. Kanun’un "Başvuru" başlıklı 68. maddesi ise "Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz." şeklindedir.</p>

<p>15. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. İl ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki tek fark görev alanına ilişkin parasal sınırdır (Yılmaz, E./Yardım, E.: 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, Milli Şerh, İstanbul 2016, s. 1127).</p>

<p>16. Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş ve kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır.</p>

<p>17. Tüketici hakem heyetlerinin görev sınırlarını ayrıntılı şekilde düzenleyen, Resmî Gazete’de 27.10.2014 tarihinde yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin “Görev alanı” başlıklı 6. maddesi;</p>

<p>“ (1) Tüketici hakem heyetlerine yapılacak başvurularda değeri:</p>

<p>a) İki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyeti,</p>

<p>b) Büyükşehir statüsünde olan illerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti,</p>

<p>c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerinde üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti,</p>

<p>ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyeti, görevlidir. Bu fıkrada belirtilen parasal sınırların üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.</p>

<p>(2) Görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırlar dikkate alınır.</p>

<p>(3) (…)</p>

<p>(4) Bu maddede belirtilen parasal sınırlar her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında arttırılarak uygulanır. Bu artışların hesabında on Türk Lirasının küsuru dikkate alınmaz.” şeklinde düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18. Yönetmelikte de belirtildiği üzere parasal sınırlar her yıl yeniden düzenlenmekle birlikte, 6. maddenin 2. fıkrasında belirtildiği üzere görevli tüketici hakem heyetinin tespitinde başvuru tarihindeki parasal sınırların dikkate alınması gerekir.</p>

<p>19. Eldeki davada başvuru tarihi 2015 yılı olduğundan somut olaya 01.01.2015 tarihinde yürürlüğe giren "6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68 İnci Ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6 ncı maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Arttırılmasına İlişkin Tebliğ”in uygulanması gerekir. İlgili parasal sınırların düzenlendiği tebliğin 1. maddesi ise;</p>

<p>“ (1) 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68 inci maddesinde belirtilen parasal sınırlar, 15/11/2014 tarihli ve 29176 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde (Sıra No:441) tespit edilen 2014 yılı için yeniden değerleme oranı olan % 10,11 (yüzde on virgül on bir) artış esas alınarak, 1/1/2015 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere: 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68 inci maddesinin 1 inci fıkrası ve 27/11/2014 tarihli ve 29188 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği'nin 6 ncı maddesi gereğince; Tüketici hakem heyetlerinin, uyuşmazlıklara bakmakla görevli ve yetkili olmalarına ilişkin parasal sınırlar;</p>

<p>a) İlçe tüketici hakem heyetleri için üst parasal sınır, 2.200 Türk Lirası,</p>

<p>b) Büyükşehir statüsünde olan illerdeki il tüketici hakem heyetleri için parasal sınır, 2.200 Türk Lirası ile 3.300 Türk Lirası arası,</p>

<p>c) Büyükşehir statüsünde olmayan illerin merkezlerindeki il tüketici hakem heyetleri için üst parasal sınır, 3.300 Türk Lirası,</p>

<p>ç) Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerdeki il tüketici hakem heyetleri için parasal sınır, 2.200 Türk Lirası ile 3.300 Türk Lirası arası olarak tespit edilmiştir.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>20. Tüketici hakem heyetleri kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda Yönetmelik’in 22. maddesi çerçevesinde başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her halükârda 6. maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir.</p>

<p>21. Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; 2.500,00TL’ye ilişkin uyuşmazlığın miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde kaldığının kabulü gerekir. Yerel Mahkemece Niksar ilçesinin bağlı olduğu Tokat ilinin büyükşehir belediyesi statüsünde olmaması nedeniyle dava konusu uyuşmazlık için Tokat İl Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunluluğunun bulunmadığından bahisle, esasa ilişkin hüküm tesisi yanılgılı değerlendirme olarak nitelendirilerek yerinde görülmemiştir.</p>

<p>22. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, direnme kararının Yönetmelik’e aykırı ancak Kanun’a uygun olduğu, Kanun’un sadece büyükşehirler için istisna getirdiği, özel hüküm olmaması nedeniyle somut olayda tüketici mahkemesine başvurulabileceği, aksi düşüncenin mahkemeye erişim hakkını kısıtlayacağı, bu nedenle direnmenin uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>23. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>24. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri</p>

<p>Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 09.03.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><i>KARŞI OY</i></p>

<p>Tüketici hakem heyetleri 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 66 vd. maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bakanlık, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevlidir (md. 66/1).</p>

<p>Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz (md. 68/1).</p>

<p>Tüketici hakem heyetlerinin kuruluşu ve görev alanının düzenlendiği bu maddede açıkça tüketici hakem heyetlerinin il merkezinde ve ilçe merkezinde kurulacağı belirtilmiştir. Bu yapılanma mahalli idare yapılanması olmayıp tüketici hakem heyetleri, merkezi idare yapılanması içinde kalmaktadır. Heyetlerin oluşumunda 66/2. maddede, ilde kurulacaklar için il ticaret müdürüne, ilçede kurulacaklara kaymakama yetki verilmiş olması da bunu göstermektedir.</p>

<p>İdarenin kuruluşuyla ilgili olarak illerde merkezi idare teşkilatı bakımından temel kanun 5442 sayılı İl İdaresi Kanunudur. Bu kanunda ilçe ve il idare ayrımına göre il ve ilçe idare teşkilatına ilişkin düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>5542 sayılı Kanunla birlikte değerlendirildiğinde gerek 6502 sayılı Kanunda gerekse diğer Kanunlarda özel ve istisnai bir düzenleme yapılmadığına göre bu hakem heyetlerinin yetki sınırlarının da idare teşkilatı esasına göre belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Bu durumda; hem ilçelerde hem de il merkezlerinde hakem heyeti kurulacağı belirtildiğine göre ilçe hakem heyetlerinin ilçe merkezi ve bağlı köyleri kapsayan alanda, il hakem heyetlerinin ise merkez ilçe ve bağlı köyleri kapsayan alanda faaliyet göstermek üzere kurulduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Büyükşehir statüsündeki illerde ise, il merkezlerde birden fazla ilçe bulunmakta ve bu ilçelerde başında kaymakamın yer aldığı ilçe idare teşkilatı bulunmaktadır. Bu ilçeler tüm ili kapsayacak biçimde kurulduğundan bu il merkezlerinde bunların dışında kalan ayrı bir merkez ilçe teşkilatı yoktur. Bu ilçelerde kurulan hakem heyetleri ile il merkezini kapsayan hakem heyeti oluştuğu halde ayrı bir il hakem heyeti kurulması yetki alanı çakışması yaratmaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen 68/1. madde hükmünün de merkezi idarenin il ve ilçe teşkilat yapısıyla birlikte değerlendirilmesi gerekir. İlçe mülki sınırlarındaki uyuşmazlıklarla ilgili olarak iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerinin görevli olacağı açıktır. Büyükşehir statüsündeki illerde ise yetki çakışmasını önleyecek bir düzenleme maddede yer almakta olup iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda büyükşehir sınırları içindeki ilçe tüketici hakem heyetlerine başvurulacağı, iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda ise il tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılacağı açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Büyükşehir statüsünde olmayan illerde ise hakem heyeti yapılanması Kanunda il merkezi denilerek merkez ilçede kurulduğundan merkez ilçe ve bağlı köyler yönünden üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıkları çözmeye yetkilidirler. Merkezde Kurulan bu hakem heyetlerinin ayrıca diğer ilçeleri de kapsayan biçimde yetkilendirildiğine dair açık bir düzenleme de bulunmadığından diğer ilçelerdeki iki bin üçbin TL arasındaki uyuşmazlıkları çözmeye yetkili olacağı kabul edilemez. Kanun bu yetkilendirmeyi sadece Büyükşehir statüsündeki iller için yapmış ve diğer il merkezlerinde kurulan hakem heyetlerinin merkez ilçe dışındaki ilçelerde oturanlar için iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il hakem heyetine başvurmasını zorunlu kılmamıştır. Büyükşehirler için getirilen bir istisna hükmünün Kanunda belirtilmeyen diğer iller için de uygulanması gerektiğinden söz edilemez.</p>

<p>6502 sayılı Kanun tüketiciler için bazı kolaylıklar getirmiş ve tüketicilerin kendi yerleşim yerlerinde dava açabilmesini kolaylaştırmıştır. Tüketiciler için kolaylık sağlamayı amaçlayan hükümler getiren bir Kanun tüketici aleyhine yorumlanmamalıdır. Aleyhe yorumlandığında ikibin Türk Lirasını bir Türk Lirası bile geçtiğinde azami miktarı bin Türk Lirası olabilecek bir konuda kişi bulunduğu yer dışındaki il merkezine başvurmak zorunda kalacak gerek başvuru, gerekse hakem heyeti kararına itiraz nedeniyle bulunduğu yer dışındaki il merkezinde işini takip etmek zorunda kalacaktır. İl merkezinin 200 kilometreyi bulabildiği ilçeler bulunmaktadır. Tüketiciye kolaylık getirmek isteyen bir Kanunda açık bir istisna hükmü olmadığına göre kişinin il merkezindeki hakem heyetine başvurmak zorunda kalması, tüketicinin adalete erişimini güçleştiren ve bulunduğu yerdeki tüketici davalarına bakan mahkemeye başvurmasını da engelleyen bir sonuç doğuracaktır.<br />
Kanundaki bu düzenlemelere rağmen Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinde; İl tüketici hakem heyetlerinin il sınırları içinde, ilçe tüketici hakem heyetlerinin ise ilçe sınırları içinde yetkili olduğu (md. 7/1), Büyükşehir statüsünde olmayan illere bağlı ilçelerde iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetinin görevli olduğu (md 6/1-ç) düzenlemeleri bulunmaktadır.</p>

<p>Yukarıda da açıklandığı üzere Büyükşehir statüsünde olmayan illerde il hakem heyetleri tüm ili kapsayacak şekilde değil merkezde kurulmuş iken yönetmelik ile yetki alanı genişletilmiş ve ilçe tüketici hakem heyetlerinin kurulu bulunduğu alanı da kapsar hale getirilmiştir. Bu Kanun ile getirilmeyen bir yapılanmanın yönetmelik hükmü ile getirilmesi anlamına gelmektedir. Oysa ki Anayasada İdarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve kanunla düzenleneceği (123/1), idarenin kuruluş ve görevleri, merkezden yönetim ve yerinden yönetim esaslarına dayandığı (123/2), kamu tüzelkişiliğinin, kanunla veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle kurulacağı (123/3) hükümleri bulunmaktadır. Anayasanın bu açık hükmü karşısında Kanunda yer almayan bir hükme rağmen yönetmelik hükmü ile farklı bir idare yapılanmasına gidilmesi mümkün olmadığından yönetmelik hükmü uygulanmamalı ve açık kanun hükümleri karşısında büyükşehirler dışındaki il hakem heyetlerinin diğer ilçelerdeki uyuşmazlıklara bakmaya yetkili organ olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler (Anayasa 124/1). Anayasada yer alan yönetmeliklerle ilgili bu hüküm de aynı sonuca varmayı gerektirmektedir. Kanunun uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılan ve Kanuna aykırı olmaması gereken yönetmelikte yer alan Kanuna aykırı bir hükmün uygulanması mümkün olmadığından yönetmelikteki bu hükme rağmen iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda ilçede oturanlar için il tüketici hakem heyetine başvuru zorunlu tutulamaz. Bu durumdaki kişiler iki bin Türk Lirası altında kalmadığından, ilçe tüketici hakem heyetine başvurmak zorunda olmayacak ve doğrudan tüketici mahkemesinde dava açabilecektir.</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklama ve sözü edilen kurallarla birlikte somut olay değerlendirildiğinde. Tokat ili büyükşehir statüsünde olmadığından Tokat iline bağlı Niksar ilçesinde bulunan davacının iki bin Türk Lirasının üstündeki uyuşmazlık için ilçe tüketici hakem heyetine başvurması mümkün olmayıp, il merkezinde bulunan ve merkez ilçedeki uyuşmazlıkları çözmekle görevli bulunan il hakem heyetine başvurma zorunluluğu da bulunmadığından mahkemenin davayı görmeye görevli olduğuna dair direnme kararı uygun bulunarak işin esası incelenmek üzere dosyanın özel daireye gönderilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan, davacının il hakem heyetine başvurmak zorunluluğunda olduğu gerekçesiyle bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017614-e-2021232-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="36044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/2214 E., 2021/711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.06.2021 tarihli, 2017/2214 Esas ve 2021/711 Karar sayılı ilamı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/2214 E., 2021/711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “muarazanın giderilmesi ve alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 4. Tüketici Mahkemesince verilen dava şartı yokluğundan davanın reddine ilişkin karar davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili 06.01.2015 tarihli dava dilekçesi ile, müvekkilinden kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli vs. adı altında haksız tahsil edilen bedellerin iadesine, taraflar arasında düzenlenen abone sözleşmesinde bu bedellerin alınacağına dair hükümlerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptaline, bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasına ve haksız tahsil edilen bedellere mahsuben, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, şimdilik 100TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 27.01.2015 havale tarihli dilekçesi ile, taleplerinin yalnızca kayıp-kaçak bedeline ilişkin olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
5. ... 4. Tüketici Mahkemesince, ön inceleme aşamasında dosya üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda, 28.01.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı karar ile; dava konusu alacak miktarının 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 68. maddesinde gösterilen hakem heyetine zorunlu başvuru sınırının altında kalması nedeniyle tüketici il hakem heyetine başvurulmadan doğrudan tüketici mahkemesine dava açılamayacağı gerekçesiyle dava şartı bulunmadığından dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararının Temyizi:<br />
6. Mahkeme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Mahkemenin Ek Kararı:<br />
7. Mahkemenin 10.02.2015 tarihli ve 2015/9 E., 2015/94 K. sayılı ek kararı ile; kararın kesin mahiyette olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin temyiz talebinin miktardan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Ek Kararın Temyizi:<br />
8. Mahkemece verilen ek karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
9. Mahkemenin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>10. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 08.12.2015 tarihli ve 2015/6457 E., 2015/19887 K. sayılı kararı ile ;<br />
“…Davada, abonelik sözleşmesi gereğince faturaya yansıyan kayıp-kaçak ve sayaç okuma bedellerine ilişkin haksız şartların tespiti, bu maddelerin iptali ve ayrıca bu isimler altında bundan sonra kesinti yapılmaması ile fazla tahsil edilen miktardan şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsili talep edilmektedir. Görüldüğü üzere, davacının talebi sadece 100 TL ile sınırlı olmayıp, ileriye dönük ard etkisi yapabilecek belirli olmayan, devamlılık arz eden bir isteme ilişkindir.<br />
6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1 ve HUMK'nun 427.maddesinde belirtilen kesinlik sınırının davada gözetilmeden, davanın miktar ve değerine bakılmadan temyizi kabil olduğuna karar verilmiştir.Nitekim, Hukuk Genel Kurulunun 13.05.2009 tarih, 2009/13-122 E.-2009/189 K.sayılı, 13.10.2010 tarih, 2010/13-406 E.-2010/503 K.sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle, kararın kesin olduğundan bahisle, temyiz dilekçesinin reddine dair mahkemece verilen ek kararın kaldırılmasına karar verilerek, yasal süresi içinde verilen temyiz dilekçesinin incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında düzenlenen elektrik abone sözleşmesi gereğince davacının meskeni ile ilgili abone kaydına gelen faturalarda perakende satış hizmet bedeli, sayaç okuma bedeli, iletim bedeli gibi unsurların yer aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>06.01.2015 dava tarihi itibariyle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 68/1.maddesinde; "Değeri 2.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketim hakem heyetlerine, 3.000 TL'nin altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise 2.000 TL ile 3.000 TL arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.", aynı maddenin 4.bendinde "Bu madde de belirtilen parasal sınırları her takvim yılı başından itibaren geçerli olmak üzere, o yıl için 04.01.1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298.maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>Davacı dava dilekçesinde; abone sözleşmesinde yer alan kayıp-kaçak, sayaç okuma bedeli gibi dayanak yapılan ve faturaya yansıtılan madde ve sair düzenlemelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptalini ve ayrıca ileriye dönük olarak bundan sonra bu isimler altında kesinti yapılmamasını istemiş, ödenen bedellerden ise fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 100 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davacının bu talepleri bütün olarak değerlendirildiğinde; taraflar arasında kurulan sözleşme(abonelik) ilişkisi sırasında davalı tarafından kayıp-kaçak ve diğer bedellerin davacı tarafından ödeme yükümlülüğü altında olup olmadığı konusunda yaratılmış bir muaraza(çekişme) olduğu, davada da muarazanın(çekişmenin) giderilmesinin talep edildiği açıktır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun 29.09.2004 tarih, 2004/13-417 E.-2004/442 K.sayılı ilamında da açıklandığı üzere; muarazanın men'i(çekişmenin önlenmesi) davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Bu tür davalarda hem muarazanın(çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun önlenmesi(men'i) talep edilir.</p>

<p>Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmediğine ve davacının sözleşme ilişkisine yönelik davalının muaraza yarattığı ileri sürülerek, muarazanın önlenmesi, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile iptali ile ileriye yönelik talep de bulunduğuna ve davanın müddeabihinin 3.300 TL'den az olmadığı anlaşıldığına göre, davanın Tüketici Hakem Heyetine başvurulmadan doğrudan Tüketici Mahkemesinde görülmesi gerekmektedir, dava şartı oluşmuştur.<br />
Mahkemece; davacının talebi hakkında davanın esası hakkında inceleme yapılarak oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
11. Mahkemenin 11.03.2016 tarihli ve 2016/189 E., 2016/396 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçelerin yanında, davanın dava tarihinden sonraki dönemi de kapsayan bir çekişmenin giderilmesi davası olup olmadığının tartışılması gerektiği, faturada hangi kalemlerin yer alacağına dair adli yargı yerinde karar verilemeyeceği, dava tarihinden sonraki dönemlerde tüketim bedeli haricinde hiçbir kalem giderin yer almaması yönünde verilecek kararın tarife, yönetmelik hükümleri ile EPDK tebliğ ve kararlarını ortadan kaldıracak şekilde idari yargının görev alanına giren konuda adli mahkemelerin hüküm tesis etmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle davanın çekişmenin giderilmesi davası değil alacak davası olduğu, davanın belirsiz alacak davası olup olmadığının ve belirsiz alacak davasında dava dilekçesinde asgari bir miktarın belirtilmesinin zorunlu olup olmadığının tartışılması gerektiği, davanın tüketici mahkemesinde görülebilmesi için davacının dava dilekçesinde asgari bir miktar göstermesinin ve gösterdiği bu miktarın da dava tarihi itibariyle il ve ilçe hakem heyeti görev sınırı içinde kalmaması gerektiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
12. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>13. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; elektrik abonelik sözleşmesinin kayıp kaçak bedeli adı altında ücret alınmasına dayanak olan ilgili maddelerinin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, bundan sonra bu isim adı altında kesinti yapılmaması, fazlaya ilişin hakların saklı kalması kaydıyla 100TL’nin davalıdan tahsili istenilen eldeki davanın alacak davası mı çekişmenin giderilmesi davası mı mahiyetinde olduğu, buradan varılacak sonuca göre tüketici hakem heyetine başvurulmadan davanın tüketici mahkemesinde görülmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>14. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren TKHK’dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.</p>

<p>15. TKHK’nın 73. maddesine göre “Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir.” Ancak kanun koyucu tüketici uyuşmazlıklarının çözüm merci olarak tüketici mahkemelerinden önce 66. ve devamı maddelerinde tüketici hakem heyetlerini düzenlemiştir. Buna göre Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir tüketici hakem heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>16. Kanun’un "Başvuru" başlıklı 68. madde ise; “Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetlerine başvuru yapılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>17. Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için tüketici hakem heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır.</p>

<p>18. Tüketici sorunları hakem heyetleri, tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak ve aynı zamanda tüketici mahkemelerinin iş yükünün hafifletilmesi amacıyla kurulmuştur. Kanun koyucu tüketici hakem heyetlerinin atıl duruma düşmesini engellemek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak için belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Söz konusu kanun hükmü emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır.</p>

<p>19. Tüketici hakem heyetlerinde uygulanacak usul hükümleri TKHK’da düzenlenmemiştir. 27.10.2014 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 11. maddesinin ikinci fıkrasına göre, hakem heyetine başvuruda bulunan tüketicinin talebini ve uyuşmazlık değerini göstermesi zorunludur. Tıpkı mahkemeler gibi tüketici hakem heyetleri de kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte Yönetmeliğin 22. maddesine göre başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda başvuru sahibinin hukukî ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi gerekir. İnceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde tüketici hakem heyeti, miktar itibariyle görev sınırı dâhilinde kalmak kaydıyla, talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına karar verilebilecektir.</p>

<p>20. Yönetmelikte geçen “uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda” ifadesiyle kastedilen ise 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen belirsiz alacak mahiyetindeki istemlerdir.</p>

<p>21. Bu noktada belirsiz alacak davasına ilişkin açıklama yapılmasında yarar vardır.</p>

<p>22. 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren HMK’nın 107. maddesiyle mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak davası kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>23. 7251 sayılı Kanun ile değişik HMK’nın 107. maddesinde yer alan;</p>

<p>“1- Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.</p>

<p>2- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklindeki hüküm ile belirsiz alacak davası düzenlenmiştir.</p>

<p>24. Davanın belirsiz alacak davası türünde açılabilmesi için, davanın açıldığı tarih itibariyle uyuşmazlığa konu alacağın miktar veya değerinin tam ve kesin olarak davacı tarafça belirlenememesi gereklidir. Belirleyememe hâli, davacının gerekli dikkat ve özeni göstermesine rağmen, miktar veya değerin belirlenmesinin kendisinden gerçekten beklenilmemesi durumuna ya da objektif olarak imkânsızlığa dayanmalıdır.</p>

<p>25. Bu kriterler, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin;</p>

<p>a)Davacının kendisinden beklenememesi,</p>

<p>b)Bunun olanaksız olması,</p>

<p>c)Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir.</p>

<p>26. Tüketici gerek dava açarken (HMK m. 119/1-d) gerekse tüketici hakem heyetlerine başvururken (Yön. m. 22) talep sonucunun değerini göstermek zorundadır. Ancak iddia konusu alacak değerinin dava veya başvuru sırasında belirlenmesi mümkün değilse yahut alacaklıdan bunu belirlemesinin beklenemeyeceği bir hâl söz konusu ise dava/başvuru belirlenebilen asgari bir miktar üzerinden yapılacaktır. Tüketicinin belirleyebildiği ve bu suretle dilekçesinde gösterdiği asgari miktar TKHK’nın 68., ilgili Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenen parasal sınır dâhilindeyse başvurunun kanunun amacına uygun şekilde öncelikle tüketici hakem heyetleri nezdinde yapılması gerekir. Aksi yönde bir kabul, kanun koyucunun belli parasal sınırlar için zorunlu çözüm yeri olarak öngördüğü tüketici hakem heyetlerini işlevsiz hâle getirerek, belirsiz alacak davası olarak açıldığı belirtilen her ihtilâfın mahkemeler önüne getirilmesine ve bu suretle kanun koyucunun amacına aykırı şekilde mahkemelerin iş yükünün artmasına, uyuşmazlıkların daha geç çözümlenmesine yol açacaktır. Nitekim bu husus Kanun’un 72. ve 84. maddelerine dayanılarak tüketici hakem heyetlerinin usul ve esaslarına ilişkin yönetmeliğin hazırlanması sırasında da dikkate alınmış ve 22. maddede açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 04.03.2020 tarihli, 2017/13-551 E., 2020/239 K.; 09.03.2021 tarihli ve 2017/(13)3-614 E., 2021/232 K. sayılı kararlarında da aynı hususlara değinilmiştir.28. Gelinen aşamada tüm bu açıklamalar ışığında; davanın türünün belirlenmesi önem arz etmekte olup; eldeki davanın belirsiz alacak davası olup olmadığı noktasının aydınlatılması gerekmektedir.</p>

<p>29. Somut olayda dava, abonelik sözleşmesinde kayıp kaçak bedeline ilişkin maddelerin haksız şart olduğunun tespiti ile iptali, haksız tahsil edilen bedelin iadesi istemiyle açılmış olmakla birlikte, verilecek hüküm bir faturaya mahsus olmayacağı gibi ileriye dönük art etkisi doğuracağından, yine kayıp-kaçak vs. bedellerinin alınması sebebiyle eldeki dosyada tek bir abone uyuşmazlığı yargıya taşınmış olmasına karşın, ortada tüm aboneleri ilgilendiren toplu bir uyuşmazlığın bulunması nedeniyle, muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) mahiyetindedir.</p>

<p>30. Nitekim Özel Daire de, bozma gerekçesinde, görülmekte olan davayı bir muarazanın men’i (çekişmenin giderilmesi) davası olarak nitelendirmiştir. O hâlde, eldeki davanın belirsiz alacak davası değil, çekişmenin giderilmesi davası mahiyeti taşıdığı hususu her türlü tartışmadan uzaktır.</p>

<p>31. Muarazanın men’i davaları, usul hukuku anlamında tespit değil, eda davası niteliğindedir. Zira, bu tür davalarda, hem bir muarazanın (çekişmenin) varlığının tespiti ve hem de onun men’i talep edilir.</p>

<p>32. Bu durumda, taraflar arasındaki abonelik sözleşmesi feshedilmemiş olmakla mevcudiyetini koruduğundan ve davalı tarafından yaratıldığı iddia edilen muarazanın men’i, sözleşmede yer alan haksız şartların tespiti ile ileriye yönelik iptali istemi bulunduğundan, artık davanın müddeabihinin tüketici hakem heyetinin sınırı dâhilinde kaldığından bahsedilemeyecek olup; davanın tüketici mahkemesinde görülmesi gerekmektedir. Keza, Özel Daire bozma kararında da bu hususa değinilmiştir.</p>

<p>33. Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>34. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 08.06.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20172214-e-2021711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="26708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/1365 E., 2023/3074 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2023 tarihli, 2023/1365 Esas ve 2023/3074 Karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/1365 E., 2023/3074 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında, İlk Derece Mahkemesinde görülen hakem heyeti kararına itiraz davasında davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; davalının müvekkili tarafından imal ve inşa edilen Referans ... Projesinden 01.11.2021 tarihinde A Blok, No:14'de bulunan konutu KDV dahil 695.000,00 TL bedelle satın aldığını, sözleşmenin imzası sonrası kredi işlemlerinin davalı tarafça tamamlanarak müvekkilinin hesabına 26.12.2021 tarihinde satış bedelini ödediğini ve tapu işlemlerinin de aynı tarihte gerçekleştirildiğini, davalının sözleşme içeriğinin müzakere edilmediği ve içeriğine müdahale etme imkanı tanınmadığı, sözleşmenin haksız şart içerdiği iddiasının somut gerçeklikten uzak olduğunu, itiraza konu kararda davalının konutun teslim edilmediği ve geç teslim iddiaları doğrultusunda 11.250,00 TL'lik kira kaybı/zararı olduğu yönünde verilen Hakem Heyeti kararının kabulünün mümkün olmadığını, aksaklıklar giderildikten sonra konutun taahhüt edildiği gibi davalıya süresi içerisinde müvekkili tarafından teslim edildiğini ve davalının da 15.03.2022 tarihinde konutu kiraya verdiğini, davalının kira kaybı bulunmadığını belirterek, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 20.09.2022 tarih ve 005020220002000 karar no.lu kararına itirazlarının kabulü ile şikayetin reddine ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; müvekkili tarafından sözleşmenin müzakere edilmediğini, taşınmazın süresinde teslim edilmediğini, taşınmazda eksiklikler söz konusu olduğunu, dava dilekçesinde evin üç ayda kiraya verildiği ve bunun makul olduğu belirtilmişse de hükmedilen tazminatın evin vadesinde teslim edilmemesi, kullanılamaması nedeniyle olduğunu, olaya kullanamama nedeniyle hükmedilen gecikme tazminatı olarak bakılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava konusu taşınmaz her ne kadar mesken vasfında ise de dava konusu taşınmazın 15.03.2022 tarihinde kiraya verildiği, davalının dava konusu taşınmazdan gelir elde ettiği, dolayısıyla tüketici vasfında olmadığı, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 3/k maddesinde tüketici işleminin tanımlandığı ve tarafların tüketici olmadığı, Tüketici Hakem Heyetinin görev alanına girmediği, davanın usulden kabulü gerektiği gerekçesiyle davanın kabulüne, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 20.09.2022 tarih ve 005020220002000 sayılı kararının iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong><br />
A. Kanun Yararına Temyiz Yoluna Başvuran<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiştir.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Adalet Bakanlığınca; davanın davalının ticari ve mesleki olmayan amaçlarla hareket ederek aldığı konutun sözleşmede belirlenen süreden sonra teslim edilmesi nedeniyle uğradığı kira kaybının ve eksik imalat nedeniyle uğradığı maddi zararın tazminine ilişkin olduğu, uyuşmazlığın çözümünde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde öngörülen usul kapsamında Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğu, işin esası hakkında yapılacak inceleme ve değerlendirmenin sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kararın kanun yararına bozulması talep edilmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, hakem heyeti kararına itiraz davasında dava konusunun Tüketici Hakem Heyetinin görevine girip girmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur.</p>

<p>2. Temyiz talebi Yargıtayca yerinde görüldüğü takdirde, 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca karar kanun yararına bozulur ve bu bozma, kararın hukuki sonuçlarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>3. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un (6502 sayılı Kanun) Tanımlar başlıklı 3/k maddesinde; "Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi", yine 3/l maddesinde; "Tüketici işlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlemi" ifade eder.</p>

<p>4. 6502 sayılı Kanun'un Tüketici mahkemeleri başlıklı 73 üncü maddesinin birinci fıkrası ise; "Tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemeleri görevlidir." şeklindedir.</p>

<p>5. 6502 sayılı Kanun'un Diğer hükümler başlıklı 83 üncü maddesinin ikinci fıkrası şöyledir: "Taraflardan birini tüketicinin oluşturduğu işlemler ile ilgili diğer kanunlarda düzenleme olması, bu işlemin tüketici işlemi sayılmasını ve bu Kanunun görev ve yetkiye ilişkin hükümlerinin uygulanmasını engellemez."</p>

<p>6. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2018 tarihli ve 2017/13-508 E., 2018/1803 K. sayılı ilamının geç teslimden kaynaklı kira kaybı talebinde Tüketici Hakem Heyetinin görevli olup olmadığı ile ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"...Uyuşmazlık geç teslim nedeniyle kira kaybı iddiasıyla tazminat isteminde bulunan tüketicinin miktar itibari ile Tüketici Hakem Heyetinin görev sınırı dâhilindeki alacak için Tüketici Mahkemelerine başvurmasının mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Öncelikle 28.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun'dan doğan uyuşmazlıkların çözüm mercii konusuna değinmek gerekir.<br />
Kanun’un 66’ncı maddesinde; Gümrük ve Ticaret Bakanlığının, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara çözüm bulmak amacıyla il merkezlerinde ve yeterlilik şartları yönetmelikle belirlenen ilçe merkezlerinde en az bir Tüketici Hakem Heyeti oluşturmakla görevli olduğu belirtilmiş, aynı maddenin devam eden fıkralarında, hakem heyetlerinin nasıl oluşacağına yer verilmiştir.</p>

<p>"Başvuru" başlıklı 68’inci madde ise "Tarafların İcra ve İflas Kanunundaki hakları saklı olmak kaydıyla; değeri iki bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda ilçe tüketici hakem heyetlerine, üç bin Türk Lirasının altında bulunan uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine, büyükşehir statüsünde bulunan illerde ise iki bin Türk Lirası ile üç bin Türk Lirası arasındaki uyuşmazlıklarda il tüketici hakem heyetlerine başvuru zorunludur. Bu değerlerin üzerindeki uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetlerine başvuru yapılamaz." şeklindedir.</p>

<p>Madde metninden anlaşıldığı üzere Kanun belli bir miktarın altındaki uyuşmazlıklar için Tüketici Hakem Heyetine başvuruyu zorunlu kılmıştır. Bu parasal sınır her yıl "yeniden değerlenme oranına" göre artmaktadır (m. 68/IV). Parasal değerin belirlenmesinde uyuşmazlığın başvuru tarihindeki değeri esas alınır. İl ve ilçe tüketici hakem heyetleri arasındaki tek fark görev alanına ilişkin parasal sınırdır (Yılmaz /Yardım M.; 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun, Milli Şerh, ... 2016, s.1127).</p>

<p>Tüketici ile satıcı ve sağlayıcı arasında çıkan uyuşmazlıkların daha hızlı ve daha az masrafla çözümlenmesini sağlamak, aynı zamanda da tüketici mahkemelerinin ... yükünün hafifletilmesi amacıyla tüketici sorunları hakem heyetleri kurulmuş ve kanun koyucu Tüketici Hakem Heyetlerinin atıl duruma düşmesi engellenmek ve kaynakların daha hızlı ve etkin şekilde çalışmasını sağlamak amacıyla belli miktarın altında kalan uyuşmazlıklarda hakem heyetine başvurulmasını zorunlu kılmıştır. Kanun hükmü</p>

<p>emredici mahiyette olup tüketiciye tercih hakkı tanımamıştır. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.01.2018 tarihli, 2017/13-609 E., 2018/89 K. sayılı kararında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>Bu noktada tüketici hakem heyetlerinin çalışma prensiplerine de kısaca değinilmesi faydalı olacaktır.<br />
27.10.2014 tarihinde Resmî Gazetede yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliği’nin 18’inci maddesine göre “Tüketici hakem heyeti incelemeyi, raportör tarafından hazırlanan rapor ve ilgili belgelerin yer aldığı dosya üzerinden yapar. Gerekli görmesi hâlinde tüketici hakem heyeti ayrıca tarafları ve bilirkişiyi dinler.”</p>

<p>Anılan Yönetmelik’in 19’uncu maddesine göre de “Tüketici hakem heyeti çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut re’sen, bilirkişinin görüşünün alınmasına karar verebilir.”</p>

<p>Tüketici hakem heyetleri kural olarak taleple bağlıdır. Bununla birlikte başvurunun yapıldığı tarihte uyuşmazlık miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olmadığı durumlarda Yönetmelik’in 22 nci maddesi hükmü çerçevesinde başvuru sahibinin hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktarı belirtmesi ve inceleme sürecinde uyuşmazlık miktarının bilgi veya belgelerle tam olarak tespit edilmesi hâlinde talep edilen miktardan daha fazlasına veya daha azına tüketici hakem heyetince karar verilebilir. Verilen kararın her hâlükârda 6 ncı maddede belirtilen parasal sınırlar dâhilinde olması gerekir.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar ışığında somut olay irdelendiğinde; uyuşmazlık miktar itibari ile tüketici sorunları hakem heyetinin görev sınırı dâhilinde olup yerel mahkemece tüketicinin hakem heyetine başvurma zorunluluğu göz ardı edilerek işin esası hakkında hüküm tesisi yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Sonuç itibariyle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır..."</p>

<p>3.Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davalının 01.11.2021 tarihinde davacı ile satış sözleşmesi imzaladığı, 26.11.2021 tarihinde tapunun davalıya devredildiği, teslimi için 31.12.2021 tarihi öngörülmesine rağmen bu tarihte teslimin gerçekleşmediği, davalının geç teslim nedeniyle 15.03.2022 tarihinde taşınmazını kira verebildiği, geç teslimden kaynaklı kira kaybını talep ettiği, 14.10.2022 tarihli TAKBİS sorgulamasında üzerine kayıtlı sadece dava konusu taşınmazın bulunduğu değerlendirildiğinde davalının tüketici olduğu, uyuşmazlığın 6502 sayılı Kanun kapsamında kaldığı, dava konusu uyuşmazlığın Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 29.11.2018 tarihli ve 2017/13-508 E., 2018/1803 K. sayılı ilamına göre miktar itibariyle Tüketici Hakem Heyetinin görevine girdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca Mahkemece, uyuşmazlığın çözümünde 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun hükümlerinde öngörülen usul kapsamında Tüketici Hakem Heyetlerinin görevli olduğu değerlendirilerek işin esası hakkında inceleme yapılıp sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz talebinin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz istemlerinin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>06.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231365-e-20233074-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="82342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[30 bin hapla yakalanıp tutuklanan avukat ikinci defa yakalandı!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya'da, 2 yıl önce uyuşturucu nitelikli 30 bin hapla yakalanıp tutuklanan ve geçen yıl tahliye edilen avukat A. İ., yine bir uyuşturucu operasyonunda gözaltına alındı. Avukat İ., uyuşturucu ham maddesiyle yakalanmaktan yine tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HaberTürk'ten Zafer Samancı'nın haberine göre; Konya İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şubesi ekipleri, bir araçla uyuşturucu madde sevkiyatı yapıldığı bilgisi üzerine çalışma başlattı.</p>

<p><strong>4 ŞÜPHELİ GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Polis ekipleri, belirlenen aracı takibe aldı. Yapılan çalışmaların ardından durdurulan araçta detaylı arama yapıldı. Araçta 2 kilo 50 gram uyuşturucu ham maddesi ele geçirildi. Araçtaki 4 kişi gözaltına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ŞÜPHELİLERDEN BİRİ TANIDIK ÇIKTI</strong></p>

<p>Şüphelilerden birinin, daha önce de uyuşturucu soruşturması kapsamında işlem yapılan Konya Barosu’na kayıtlı 47 yaşındaki avukat A.İ. olduğu belirlendi. 4 şüpheli emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edildi. A.İ. tutuklandı.</p>

<p><strong>2 YIL ÖNCE 30 BİN HAPLA YAKALANMIŞTI</strong></p>

<p>A. İ., 2 yıl önce gerçekleştirilen uyuşturucu operasyonunda da, 30 bin hapla yakalanmış, 2 kişiyle birlikte tutuklanmıştı. Avukata, yargılama sonunda etkin pişmanlık ve iyi hal hükümleri uygulanarak 2 yıl 11 ay hapis cezası verilmiş ve geçen yıl mayıs ayında tahliye edilmişti.</p>

<p><strong>5 YIL ÖNCE SİLAHLI SALDIRIDA YARALANMIŞTI</strong></p>

<p>Avukat A. İ.'nin adı, daha önce de bir silahlı saldırıyla gündeme gelmişti. 5 yıl önce adliye otoparkının girişinde uğradığı silahlı saldırıda bacağından vurularak yaralanmıştı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/30-bin-hapla-yakalanip-tutuklanan-avukat-ikinci-defa-yakalandi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/untitled-1-18.jpg" type="image/jpeg" length="85790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hâkim ve savcı atamalarına yeni sistem geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının atamalarında hizmet puanı ve puan sıralamasını ölçü alan yeni bir sisteme geçeceklerini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni sistemin ayrıntılarını aktaran Bakan Gürlek, “Terfi ve teftiş sonuçları ile liyakat ve mesleğe uygunluk göstergeleri puanlamaya yansıtılacak; doğu-batı ayrımı kalkacak; nesnel ve ölçülebilir kriterler ön plana çıkacak” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Bakan Gürlek, vatandaşların adalete daha etkin ve hızlı erişmesi için yargıda köklü bir dönüşüm başlattıklarını söyledi.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılma hedefiyle reformlarını sürdürdüklerini belirten Bakan Gürlek, “Hedefimiz, vatandaşlarımızın hakkına makul sürede kavuştuğu, daha etkin ve daha güven veren bir yargı sistemidir” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“YARGININ HIZLANDIRILMASI İÇİN GEREKLİ DÜZENLEMELERİ HAYATA GEÇİRDİK”</strong></p>

<p>Gerçekleştirdiği il programlarında adliyelerde görev yapan hâkim ve Cumhuriyet savcıları ile bir araya geldiklerini ifade eden Bakan Gürlek, “Vatandaşlarımızın en önemli beklentilerinden biri olan yargılamaların makul sürede tamamlanması konusundaki hassasiyeti kendileriyle paylaştık. 12. Yargı Paketimizle yargılama süreçlerini hızlandıran, uyuşmazlıkların daha kısa sürede sonuçlandırılmasına imkân sağlayan düzenlemeleri hayata geçirdik” dedi.</p>

<p><strong>ATAMA SİSTEMİNDE YENİ MODEL</strong></p>

<p>Hakim ve Cumhuriyet savcıları atamalarında yeni bir sisteme geçileceğini belirten Bakan Gürlek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Şimdi aynı hedef doğrultusunda, hâkim ve Cumhuriyet savcılarımızın atamalarında yeni bir sisteme geçiyoruz. Hâkimler ve Savcılar Kurulumuzun bugün aldığı kararla; atamalarda hizmet puanı ve puan sıralaması temel ölçüt olacak. Terfi ve teftiş sonuçları ile liyakat ve mesleğe uygunluk göstergeleri puanlamaya yansıtılacak; doğu-batı ayrımı kalkacak; nesnel ve ölçülebilir kriterler ön plana çıkacak. 2027 Yılı Ana Kararnamesi ile uygulanmaya başlayacak yeni sistemle emeğin, liyakatin ve mesleki başarının daha güçlü karşılık bulduğu; hakkaniyetin ve öngörülebilirliğin daha da güçlendiği bir atama sistemi hayata geçmiş olacak.”</p>

<p><strong>“YENİ SİSTEM VATANDAŞLARA VE YARGI CAMİAMIZA HAYIRLI OLSUN”</strong></p>

<p>Daha hızlı işleyen, daha isabetli kararlar üreten ve vatandaşların adalete güvenini güçlendiren bir yargı sistemi için çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğü vurgusu yapan Bakan Gürlek, “Yargının daha etkin ve verimli işlemesine katkı sağlayacak bu yeni sistemin vatandaşlarımıza ve yargı camiamıza hayırlı olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/h-s-v-nsn-b-xs-a-a-v47-i.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/h-s-v-nsm-w0-a-awcoq.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-atamalarina-yeni-sistem-geliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/hakim-savci-yeni.jpg" type="image/jpeg" length="46973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6136 SAYILI KANUNA MUHALET SUÇUNUN UYGULAMASINDA YARGITAY KRİTERLERİNE GÖRE SAYISAL VAHAMET]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde;

Bu Kanun kapsamına giren ateşli silahlar ile bunlara ait mermileri, yasada sayılan parçalarını ülkeye sokan, ülkeye sokmaya kalkışan veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eden, izinsiz olarak yapan veya bir yerden diğer bir yere taşıyan veya yollayan veya t...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6136 sayılı Kanunun 12. maddesinde;</p>

<p>Bu Kanun kapsamına giren ateşli silahlar ile bunlara ait mermileri, yasada sayılan parçalarını ülkeye sokan, ülkeye sokmaya kalkışan veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eden, izinsiz olarak yapan veya bir yerden diğer bir yere taşıyan veya yollayan veya taşımaya bilerek aracılık eden, satan veya satmaya aracılık eden veya bu amaçla bulunduranların beş yıldan oniki yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasıyla cezalandırılıcağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Birinci fıkrada yazılı suçların iki veya daha çok kişinin birlikte işlemeleri halinde ya da suç işlemek amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, verilecek cezaların artırılacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Ateşli silahın tüfek veya seri ateşli kısa sürede çok sayıda ve etkili biçimde mermi atabilen tam otomatik, dürbünlü, susturuculu veya hedef noktalayıcı aparat takılı tabanca veya bu fıkrada sayılanların benzerleri olması ya da bu niteliği taşımayan ateşli silahlar veya her türlü mermilerin veya namlu, sürgü, gövde, çerçeve, silindir, mekanizma başı, çıkarıcı, tırnak, ateşleme iğnesinden oluşan ana veya balistik önemi haiz parçaların miktar bakımından vahim olması halinde verilecek cezalar yarı oranında artırılarak hükmolunacaktır.</p>

<p>Ateşli silahlar ile benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde ise verilecek cezalar bir kat artırılarak hükmolunur.</p>

<p>Kurusıkı tabir edilen ses veya gaz fişeği ya da benzerlerini atabilen silahı, teknik özelliklerinde değişiklik yaparak bu Kanun hükümlerine tabi silah haline dönüştürmek eylemi de cezalandırılmaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 13. maddesinde ise;</p>

<p>Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak ateşli silahları satın alan veya taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında iki yıldan dört yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasına hükmolunacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Ateşli silahın, bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlardan olması ya da silahın, mermilerin veya yasada sayılan parçaların sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde beş yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşyüz günden beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Bu Kanunun 12 nci maddesinin dördüncü fıkrasında sayılanlar dışındaki ateşli silahın bir adet olması ve mutat sayıdaki mermilerinin veya yasada sayılan parçaların ev veya işyerinde bulundurulması halinde verilecek ceza bir yıldan üç yıla kadar hapis ve yüz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.</p>

<p>Ateşli silahlara ait mermilerin veya bunlara ait yasada sayılan parçaların pek az sayıda bulundurulmasının veya taşınmasının mahkemece vahim olarak takdir edilmemesi durumunda hükmolunacak ceza altı aya kadar hapis ve otuz günden beşyüz güne kadar adlî para cezasıdır.</p>

<p>Bu madde kapsamındaki bulundurma ve taşıma fiilinin; vefat, sağlık durumu, mahkûmiyet, müsadere, satın alma veya devir nedeniyle yapılan ruhsatlandırma ya da ruhsat yenileme işlemlerinde bu Kanunda düzenlenen yükümlülüklere aykırı davranılarak işlenmesi halinde onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Nakil izin belgesi almaksızın, bulundurma izni verilen silahını mesken veya işyeri değişikliği nedeniyle nakledenler hakkında onbin Türk Lirasından yirmibeşbin Türk Lirasına kadar idari para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Son dönemde adli süreçteki çocukların ateşli silahlara erişimlerinin kolaylaşması ve bu silahların suçta kullanılması üzerine yasa koyucu tarafından isabetli şekilde 6136 sayılı Kanunda düzenleme yapılmış,</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 13/A maddesi ile;</p>

<p>Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişinin, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 14. maddesinde;</p>

<p>“Her kim, bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya başkaca aletler yahut benzerlerini ülkeye sokar, sokmaya kalkışır veya bunların ülkeye sokulmasına aracılık eder veya bunları ülkede yapar veya bir yerden diğer bir yere taşır veya yollar veya taşımaya aracılık ederse iki yıldan beş yıla kadar hapis ve ikiyüz günden az olmamak üzere adlî para cezası ile cezalandırılır. Suç konusu bıçak ve aletlerin niteliği veya sayı olarak azlığı halinde verilecek ceza yarısına kadar indirilir.</p>

<p>Birinci fıkradaki eylemleri işlemek amacı ile teşekkül kuranlar ile yönetenler veya teşekküle mensup olanlar tarafından sözü geçen fıkrada yazılı suçlar işlenirse failler hakkında beş yıldan on yıla kadar hapis ve bin günden onbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Birinci fıkrada yazılı suçları ikinci fıkradaki hal dışında iki veya daha çok kişinin birlikte işlemeleri halinde, birinci fıkraya göre verilecek cezalar bir kat artırılır.<br />
Bu madde kapsamına giren bıçak ve başkaca aletlerin veya benzerlerinin miktar bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkralara göre hükmolunacak cezalar yarı oranında artırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun 15. maddesinde;</p>

<p>“Bu Kanun hükümlerine aykırı olarak 4 üncü maddede yazılı olan bıçak veya diğer aletleri veya benzerlerini satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis ve yirmibeş günden az olmamak üzere adlî para cezasına hükmolunur.</p>

<p>Bu madde kapsamına giren bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde yukarıdaki fıkraya göre hükmolunacak cezalar yarıdan bir katına kadar artırılır.</p>

<p>Bu Kanunun 4 üncü maddesine göre yapımına izin verilen bıçakları veya diğer aletleri veya benzerlerini kullanma amacı dışında satanlar, satmaya aracılık edenler, satın alanlar, taşıyanlar veya bulunduranlar hakkında birinci fıkradaki; o bıçak veya diğer aletlerin veya benzerlerinin sayı ve nitelik bakımından vahim olması halinde de ikinci fıkradaki cezalar hükmolunur.</p>

<p>Bu Kanunun 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yazılı olan yivli ve yivsiz silahlarla bıçak ve diğer aletleri, hal ve şartlara göre sırf saldırıda kullanmak amacıyla taşıyanlar, üç aya kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>6136 sayılı Kanunun uygulamasında, yukarıdaki yasal düzenlemeler gereği sayısal vahametin belirlenmesi büyük önem arz etmektedir.</p>

<p>Yine; TCK’nın 174. maddesinde düzenlenen Tehlikeli Maddelerin İzinsiz Olarak Bulundurulması veya El Değiştirmesi Suçu yönünden de sayısal vahametin dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik kararlarından yola çıkılarak düzenlenen tabloya, uygulayıcılara faydalı olacağı düşüncesi ile aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p>A-6136 sayılı Kanunun 12.maddesi yönünden;</p>

<p>5001-20000 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 12/1 maddesi</p>

<p>20001 adet mermi ve üzeri, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/4 maddesi</p>

<p>21 ve üzeri tabanca, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/4 maddesi</p>

<p>11 ve üzeri uzun namlulu tüfek, sayısal vahamet, 6136 sayılı Kanunun 12/5 maddesi</p>

<p>B-6136 sayılı Kanunun 13. maddesi yönünden;</p>

<p>1 - 4 adet tabanca, 6136 sayılı Kanunun 13/1 maddesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5 ve üzeri tabanca, 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddesi</p>

<p>1 - 50 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/son maddesi</p>

<p>51 - 250 mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/3 maddesi</p>

<p>251 - 5000 adet mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/1 maddesi</p>

<p>5001 ve üzeri mermi, 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddesi</p>

<p>C-6136 sayılı Kanunun 14.maddesi yönünden;</p>

<p>1 - 100 adet bıçak, az vahim, 6136 sayılı Kanunun 14/1 maddesi</p>

<p>101 - 1000 adet bıçak, normal, 6136 sayılı Kanunun 14/1 maddesi</p>

<p>1001 ve üzeri bıçak, vahim, 6136 sayılı Kanunun 14/4 maddesi</p>

<p>D-6136 sayılı Kanunun 15. maddesi yönünden;</p>

<p>101 ve üzeri bıçak, 6136 sayılı Kanunun 15/3 maddesi</p>

<p>E-TCK’nın 174. maddesindeki patlayıcı maddeler yönünden;</p>

<p>5 ve üzeri el bombası (vahim)</p>

<p>1 kg’dan fazla C4 - TNT (vahim)</p>

<p>26 ve üzeri dinamit lokumu (vahim)</p>

<p>501 üzeri fünye, kapsül (vahim)</p>

<p>Lav, roket (vahim)</p>

<p>Antitank lav silahı (vahim)</p>

<p>Dinamit, el bombası nitelik itibarıyla önemsiz sayılamayacağından son fıkra uygulanamaz.</p>

<p>1 - 25 adet dinamit lokumunun cezası 4 - 8 yıldır,26 adet ve fazlası ele geçirilirse alt hadden uzaklaşılarak hapis cezası tayin olunmalı, sayısına göre 8 yıla kadar uygulanmalıdır.</p>

<p>1 - 4 adet el yapımı patlayıcının cezası 4 - 8 yıldır, 5 adet ve fazlası ele geçirilirse alt hadden uzaklaşılarak hapis cezası tayin olunmalı, sayısına göre 8 yıla kadar uygulanmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/onder-yaman-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6136-sayili-kanuna-muhalet-sucunun-uygulamasinda-yargitay-kriterlerine-gore-sayisal-vahamet</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="40072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/43 E., 2025/552 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarihli, 2024/43 E., 2025/552 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/43 E., 2025/552 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2021/152845</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 606-1309</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın kaçak eşyayı bu özelliğini bilerek ticari amaçla bulundurma suçundan 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’nun 3/5-10-son maddeleri ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62, 52/2, 53... . maddeleri gereğince 2 yıl 6 ay hapis ve 160 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve kaçak eşyanın müsaderesine ilişkin Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2016 tarihli ve 586-233 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 02.06.2020 tarih ve 165729 sayı ile; "7242 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerindeki değişiklikler sebebiyle lehe kanun değerlendirmesi yapılmak üzere dosyanın mahalline gönderilmesine" karar verilmiştir.</p>

<p>Samsun 1. Asliye Ceza Mahkemesince 30.09.2021 tarih ve 606-1309 sayı ile; sanığın 5607 sayılı Kanun’un 3/5-10-son-22 ile TCK’nın 62, 52/2, 53... . maddeleri uyarınca 10 ay hapis ve 40 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve kaçak eşyanın müsaderesine ilişkin verilen kararın sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın gönderildiği Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.03.2023 tarih, 128-2104 sayı ve oy çokluğu ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyesi ...; "...Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 1 16... uncu maddelerine uymadan arama yapıldığı sabittir. Makul şüphe oluşturan bir duruma muttali olan kolluk görevlileri öncelikle Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatlarına göre hareket etmedikleri için, hem de iş yerinde önleme arama kararına dayanılarak adlî arama yapılamayacağı için arama usulsüzdür. 5271 sayılı Kanun'daki düzenlemelere uymadan arama yapılması nedeniyle deliller usulsüz elde edildiğinden hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p>Hükmün usulsüz arama nedeniyle sanığın beraatına karar verilmesi doğrultusunda bozulması gerektiğini düşündüğüm için, heyetimizin sayın çoğunluğunun suçun sübutunu kabul eden kararına katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.06.2023 tarih ve 152845 sayı ile; "...Somut olayda 5271 sayılı Kanun'un 1 16... uncu maddelerine uymadan arama yapıldığı sabittir. Makul şüphe oluşturan bir duruma muttali olan kolluk görevlileri öncelikle Cumhuriyet savcısına bilgi verip onun talimatlarına göre hareket etmedikleri için, hem de iş yerinde önleme arama kararına dayanılarak adlî arama yapılamayacağı için arama usulsüzdür. 5271 sayılı Kanun'daki düzenlemelere uymadan arama yapılması nedeniyle deliller usulsüz elde edildiğinden hükme esas alınmamalıdır.</p>

<p>Hükmün usulsüz arama nedeniyle sanığın beraatına karar verilmesi doğrultusunda bozulması gerekirken onanması hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Açıklanan nedenlerle Yüksek Daire kararına karşı sanık lehine 5271 sayılı Kanun’un 308. maddesi uyarınca itiraz olağanüstü kanun yoluna başvurulmuştur." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 08.11.2023 tarih ve 11416-9927 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça konu kaçak sigaraların hukuka uygun yöntemle elde edilip edilmediğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>02.09.2015 tarihli olay tutanağına göre; devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince cadde üzerindeki giriş bölümü tamamen açık olan bijuteri dükkânının önünde oturan sanığın, yanındaki sehpanın üzerinde kaçak sigara olduğunun görülmesi üzerine Samsun 2. Sulh Ceza Hakimliğinin 26.08.2015 tarihli ve 2015/2871 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden yapılan aramada iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecelerinde, çekmece altında bulunan dolapta ve sehpa üzerinde ele geçirilen 169 paket kaçak sigaraya el konulduğu,</p>

<p>El koyma kararının Samsun 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 03.09.2015 tarihli ve 2015/3036 değişik iş sayılı kararıyla onanmasına karar verildiği,</p>

<p>Dava konusu 169 paket kaçak sigaraya ilişkin Gümrük İdaresince düzenlenen 03.09.2015 tarihli Kaçak Eşyaya Mahsus Tespit (KEMT) Varakasına göre; eşyanın CİF kıymetinin 169.00 TL, gümrük vergisinin 1.023,00 TL, gümrüklenmiş değerinin ise 1.192,00 TL olduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık aşamalarda kaçak sigarayı satmak için bulundurduğunu savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Asıl Uyuşmazlık Konuları ile Ön Soruna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Yüksek Genel Kurulun 02.07.2025 tarihli ve 147-312, 14.05.2025 tarihli ve 324-2 03... .06.2024 tarihli ve 455-191 sayılı içtihatları ve diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; kolluk görevlileri, bir önleme araması kararına dayansın ya da dayanmasın şüphelinin veya sanığın yakalanması veya suç delillerinin (müsaderesi gerekecek eşya ya da kazancın) elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe duyduğunda, gerekiyorsa genel ve delil güvenliği için gerekli tedbirleri aldıktan sonra bir koruma tedbiri olarak arama işlemini icra cümlesinden olarak CMK 116 ve devamı maddelerinde öngörülen şartlara uymakla mükelleftir. Yani kolluk görevlileri mümkün ise hemen Cumhuriyet savcısına ulaşacak ve onun delaletiyle sulh ceza hâkiminden arama kararı alınacaktır. Fakat gecikmesinde sakınca bulunan bir hâl varsa Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise (konut, iş yeri ve kamuya açık olmayan kapalı alanlar hariç) kolluk amirinin yazılı emri ile arama yapabilecektir. CMK'nın 161/3. maddesinde yer alan "Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir." şeklindeki düzenlemenin, acilliği de beraberinde taşıyan zorunluluk hâlinde arama işlemi için de uygulanabileceği kabul edilebilir. Doktrinde Kiziroğlu da aynı görüştedir. (Serap Keskin Kiziroğlu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nda Basit Arama (Adli Arama) Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2009, C. 58, S. 1, s. 153).</p>

<p>Arama; "Arama işi, taharri, birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak, araştırmak, yoklamak" anlamlarına gelmektedir (Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu Yayınları, 2009, s. 113). Arama, gizli olanı ortaya çıkarmak için yürütülen bir faaliyet olduğundan gözle görülen veya açıkta bırakılan şeyler aramanın konusu olamaz. Diğer bir ifade ile bu durumda yapılmış bir arama olmadığından bu koruma tedbiri için öngörülen yasal şartların yerine getirilmesi de gerekmez.</p>

<p>Ne var ki bu gibi durumlarda, yani suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış ise bunların elde edilmesi CMK'nın 123. maddesi uyarınca gerçekleştirilecektir. Burada iki ihtimal vardır ve farklı usullere tabi tutulmuştur:</p>

<p>Birinci ihtimalde; ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri, ilgilinin/şüphelinin (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde muhafaza altına alınır (CMK madde 123/1). Rızaen teslim olgusunun; "Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz." şeklindeki Anayasa'nın 38. maddesi ile CMK'nın 148. maddesinde ve Adlî Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 8/f bendindeki "Rızaen arama" hükmünün iptaline ilişkin Danıştayın 13.03.2007 tarihli ve 6392-948 sayılı kararında belirlenen parametreler ışığında değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak şüphelinin ve sanığın beyanı/rızası özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılmamalı, kanuna aykırı bir yarar vaat edilmemelidir. Yasak usüllerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez. Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alınamaz. İlgilinin/şüphelinin, tadat olunan şeyleri, (hukuka uygun) rızası ile teslim etmesi hâlinde elkoyma değil ve fakat muhafaza altına alma hâli olduğundan bir el koyma kararı da gerekmez.</p>

<p>Ancak suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeylerler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise yanında bulunduran kişinin (sözde) rızasıyla teslim etmesi, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz. Çünkü her şeyden önce bu durumda çoğunlukla arama kararı olmadan yapılan arama ile bu eşyaya ulaşılmakta bunun üzerine zilyet eşyayı sözde rızaen teslim etmektedir. Oysa Anayasa'nın 20... . maddelerinde yer verilen "özel hayatın gizliliği" ve "konut dokunulmazlığı" hakları dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez, kişiliğe bağlı temel haklardandır. Anayasa'da bu hakların hangi hâllerde ve nasıl sınırlanabileceği belirtilirken, anılan hakların vazgeçilmez niteliği nedeniyle sınırlama usulleri içinde ilgilinin rızasına yer verilmemiştir. Keza gerek Anayasa'nın zikredilen maddelerinde gerekse CMK'da, özel hayatın gizliliği ve konut dokunulmazlığı hakkı ile kamu güvenliği arasında bir denge kurulmaya çalışılırken, birey ile kolluk arasındaki güç dengesizliğinin, ilgilinin rızasını sakatlayabileceği endişesiyle, bu hakların, mümkün olduğunca yargı yerlerince verilen kararlarla sınırlanması esası benimsenmiştir (Danıştay Onuncu Dairesi'nin 13.03.2007 tarihli, E. 2005/6392, K. 2007/948 sayılı kararını onayan Danıştay İDDK, E. 2007/2257 K. 20). Zira, öncelikle bu şeylere/nesnelere bir arama kararı olmadan, aranarak ulaşılmış olmaktadır (14.09.2012 tarihli ve 12/1117 sayılı). Bu nedenlerle suç delilleri, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan şeyler/nesneler gözle görülecek biçimde veya açıkta bırakılmış vaziyette değil ise zilyedin görünüşte rızaen tesliminin, kural olarak usulüne uygun bir arama ve elkoyma kararı alınma zorunluluğunu ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Aksi hâlde özel hayatın gizliliği (Anayasa madde 20) konut dokunulmazlığının ihlali (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkı (Anayasa madde 35) ile adil yargılanma hakkının (Anayasa madde 38) özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan bir sonuca ulaşılır.</p>

<p>İkinci ihtimalde; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği hâllerde bu tür eşyaya elkonulabilir (CMK madde 123/2). Ancak el koyma işlemi arama kararına paralel bir usule tabi tutulmuştur. Hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlileri, elkoyma işlemini gerçekleştirebilir. Hâkim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi, yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını elkoymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi hâlde elkoyma kendiliğinden kalkar (CMK madde 127/1-3).<br />
Genel emniyet ve asayişin korunması ile tehlikelerin önlenmesi amacıyla başvurulan önleme araması; 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu'nun 9 ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18-26. maddelerinde düzenlenmiş olup Yönetmeliğin 19. maddesinde; "Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir." şeklinde tanımlanmıştır. Böylelikle kamu güvenliği ile düzenini bozabilecek kişi ve eşya bulunarak muhtemel bir zararın gerçekleşmesine veya suç işlenmesine engel olunarak toplum yakın bir tehlikeden korunacaktır.</p>

<p>Önleme aramasına karar verilebilmesi için belirtilen konulara ilişkin somut ve öngörülebilir bir tehlike olması gerekir. 2559 sayılı PVSK bu nitelikteki tehlike hâlini makul sebep olarak ifade etmektedir. Suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe ile önleme aramasındaki makul sebep farklı kavramlardır. Makul sebep; konunun uzmanları tarafından ortak görüşle anlamlandırılıp değerlendirilen bir olgu iken makul şüphe; çok sayıdaki sıradan insanın somut bir olguyu aynı yönde değerlendirmeleri hâlidir (Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku Ders Kitabı, Seçkin, 4. Baskı, 2016, s. 381-382).</p>

<p>Önleme araması ancak kanunda öngörülen yerlerde yapılabilir. 2559 sayılı Kanun'un 9. maddesinde somut ve yakın bir tehlikenin baş gösterebileceği alanlar esas alınmak suretiyle önleme araması yapılabilecek yerler tek tek sayılmış olup buna göre önleme araması;</p>

<p>1) 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamına giren toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yapıldığı yerde veya yakın çevresinde,</p>

<p>2) Özel hukuk tüzel kişileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları veya sendikaların genel kurul toplantılarının yapıldığı yerin yakın çevresinde,</p>

<p>3) Halkın topluca bulunduğu veya toplanabileceği yerlerde,</p>

<p>4) Eğitim ve öğretim özgürlüğünün sağlanması için her derecede eğitim ve öğretim kurumlarının idarecilerinin talebiyle ve kurumun imkânlarıyla önlenmesi mümkün görülmeyen olayların çıkması ihtimali karşısında rektör, acele hâllerde de dekan veya bağlı kuruluş yetkililerinin kolluktan yardım istemeleri hâlinde, girilecek yüksek öğretim kurumlarının içinde, bunların yakın çevreleri ile giriş ve çıkışlarında,</p>

<p>5) Umumî veya umuma açık yerlerde,</p>

<p>6) Her türlü toplu taşıma araçlarında, seyreden taşıtlarda yapılabilecektir.</p>

<p>Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.</p>

<p>Önleme araması idari bir işlem olsa da kural olarak hâkim kararıyla yapılmalıdır. Kolluk tarafından somut tehlikenin oluştuğunu gösteren belirlemeler önceden tespit edilip aramanın yapılması önerilen yer ve zaman ile birlikte o yer mülkî âmirine yazılı olarak iletilir. İllerde vali veya bu konuda yetkilendirdiği yardımcısı ve ilçelerde ise kaymakamı ifade eden mülki amir, kolluğun talebini uygun bulursa hâkimden arama kararı talep eder; ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kendisi de yazılı arama emri verebilir. Önleme araması kararının alınmasında ve icrasında Cumhuriyet savcısının herhangi bir görev ve fonksiyonu yoktur. Kolluğun kendi içindeki birim amirlerinin emri ile önleme araması yapılamaz. Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 4. maddesi uyarınca, önleme araması bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hâl; derhâl işlem yapılmadığı takdirde, millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunmasının tehlikeye girmesi veya zarar görmesi, suç işlenmesinin önlenememesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespit edilememesi ihtimâlinin ortaya çıkması ve gerektiğinde hâkimden karar almak için vakit bulunmaması hâlini ifade etmektedir. 2559 sayılı Kanun'un 9/6. maddesi uyarınca spor karşılaşması, miting, konser, festival, toplantı ve gösteri yürüyüşünün düzenlendiği veya aniden toplulukların oluştuğu hâllerde gecikmesinde sakınca bulunan hâlin bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Önleme araması kararında veya emrinde; aramanın sebebi, konusu ve kapsamı, aramanın yapılacağı yer, aramanın yapılacağı zaman ve geçerli olacağı süre belirtilmelidir. Önleme aramasında gece ile ilgili bir istisnaya yer verilmediğinden her zaman yapılması mümkündür. Önleme araması kararının geçerli olacağı sürenin sınırı ile ilgili olarak da mevzuatta kısıtlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. Zira önleme aramasının geçerli olacağı süre, karar verilmesine dayanak teşkil eden makul sebebin niteliğine göre değişkenlik arz edebilmektedir. Örneğin; olimpiyat oyunları gibi iki ya da üç hafta sürecek ve dünyanın bir çok ülkesinden sporcu ve izleyicilerin katılacağı bir spor organizasyonunda yaşanabilecek kamu düzenini bozucu nitelikteki olayların ve suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla makul sebep oluşması hâlinde yapılacak bir önleme aramasının geçerlilik süresi organizasyon süresi kadar olabileceği gibi, başka olaylarda duruma göre bir gün süreli, hatta saatli önleme araması kararlarının verilmesi de mümkündür. Her hâlükârda bu sürenin aramanın haklı kıldığı süreden fazla olmaması lazımdır. Önleme aramasının da kişilerin temel hak ve özgürlüklerine bir müdahale niteliğinde bulunması nedeniyle, makul bir sebep olmadığı hâlde verilen uzun süreli önleme araması kararı görünürde yasal olsa bile hukuka uygun olmayacaktır. Aynı şekilde makul bir sebep yokken belli periyotlarla yenilenmek suretiyle süreklilik arz edecek ve genel arama izlenimi verecek şekilde önleme araması kararı verilmesi de hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Önleme aramasının nasıl icra edileceği hususunda 2559 sayılı Kanun'da ve Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nde özel bir düzenleme bulunmamaktadır. Yönetmeliğin "Aramaların Yapılma Şekli" başlıklı dördüncü bölümündeki hükümler hem adli hem de önleme araması için geçerli ortak hükümlerdir. Dolayısıyla icra edilişi bakımından adli arama ile önleme araması arasında bir fark gözetilmemiştir.</p>

<p>Anayasal ve yasal dayanakları bu şekilde ortaya konulan adli arama, öngörülen şartlara uyulmadan icra edildiğinde; "bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması" (CMK madde 288) hâli ortaya çıkacağından, hukuka aykırı olacaktır. Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez (Anayasa madde 38). Yüklenen suç, (ancak) hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş delille ispat edilebileceğinden (CMK madde 217/2) delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse mahkemece reddolunur (CMK madde 206/2-a). Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde hükme esas alınan ve reddedilen deliller belirtilir; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi gerekir (CMK madde 230/1-b).<br />
B. Hukuki Değerlendirme<br />
02.09.2015 tarihinde devriye görevini ifa eden kolluk görevlilerince cadde üzerindeki giriş bölümü tamamen açık olan bijuteri dükkânının önünde oturan sanığın yanındaki sehpanın üzerinde kaçak sigara olduğunun görülmesi üzerine Samsun 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 26.08.2015 tarihli ve 2015/2871 değişik iş sayılı önleme araması kararına istinaden arama yapıldığı ve iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecelerinde, çekmece altında bulunan dolapta ve sehpa üzerinde ele geçirilen 169 paket kaçak sigaraya el konulduğu kabul edilen olayda;</p>

<p>Suç delili, müsaderesi gerekecek eşya ya da kazanç kapsamında değerlendirilmesi hususunda makul şüphe duyulan kaçak sigaralar, açık bir rızaya gerek duyulmaksızın girilmesi mutat olan iş yerinin önündeki sehpa üzerinde açıkta satışa sunulmuştur. Dolayısıyla suça konu sigaraların görevlilerce muhafaza altına alınması işlemi, gizlenmiş bir şeyi bulmaya çalışma ve araştırma anlamına gelen arama olarak değerlendirilemeyecektir. Somut olayda kolluk görevlilerince gerçekleştirilen işleme yönelik sanığın bir itirazı bulunmadığı gibi iş yeri dokunulmazlığı (Anayasa madde 21) ve mülkiyet hakkının (Anayasa madde 35) özü ile bağdaşmayan, keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılan ve hukuken geçerli olmayan rızaya dayalı bir teslim olgusu da söz konusu olmamıştır. Açıklanan nedenlerle suçun delili ve konusunu oluşturan ve açıktaki sehpa üzerinde ele geçirilen bir kısım kaçak sigaranın hukuka uygun yöntemle ele geçirildiğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Ancak, 02.09.2015 tarihli tutanakta, iş yerinin önündeki sehpada kaçak sigaraların ele geçirilmesinden itibaren adli soruşturma süreci başlamış olmakla, kolluğun PVSK'nın Ek 6. maddesi delaletiyle CMK'nın 161/2 ve 123. maddeleri çerçevesinde Cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda arama ve el koyma işlemlerine devam etmesi gerekirken, bundan zuhul ile iş yerinin kapalı bölümlerinde re'sen arama ve el koyma yapamayacağı gözetilmelidir. Bu nedenle yukarıda anılan anayasal hakların özü ile bağdaşmayan ve keyfî muamelelere karşı öngörülen usuli teminatları etkisiz kılacak biçimde, suçun delili ve konusunu oluşturan iş yerinin mutfak bölümündeki masanın çekmecesinde ve dolap içerisinde ele geçirilen kaçak sigaralara el konulmasına yönelik yapılan işlemlerde hukuka uygunluk görülmediğinden işbu delilin, Anayasa'nın 38. maddesinde yer alan emredici düzenleme gereğince hükme esas alınamayacağı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Sanığın iş yerinin önündeki sehpa üzerinde satışa hazır şekilde ele geçirilen ticari mahiyetteki bir kısım kaçak sigaraya ilişkin Yerel Mahkemece verilen 30.09.2021 tarihli ve 606-1309 sayılı mahkûmiyet hükmünün sanığın en lehine olacak şekilde taktir edildiği de sabittir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="89307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Senet ve Çek Borcunda İcra: Borçlunun ve Alacaklının Hakları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 itibarıyla İstanbul'daki icra dairelerine düşen dosyaların önemli bir kısmı hâlâ çek ve senetten kaynaklanan alacaklar. Bir esnaf elinde karşılıksız çıkan bir çekle icra dairesinin kapısını çaldığında ya da bir borçlu eline geçen ödeme emrini anlamlandıramadığında, karşılarına çıkan süreç genel...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 itibarıyla İstanbul'daki icra dairelerine düşen dosyaların önemli bir kısmı hâlâ <strong>çek ve senetten kaynaklanan alacaklar</strong>. Bir esnaf elinde karşılıksız çıkan bir çekle icra dairesinin kapısını çaldığında ya da bir borçlu eline geçen ödeme emrini anlamlandıramadığında, karşılarına çıkan süreç genel icra takibinden oldukça farklı işliyor. Çünkü kanun, çek ve senet gibi <strong>kambiyo senetlerini</strong> özel bir kategoriye alıyor ve alacaklıya normalden çok daha hızlı, borçluya ise çok daha kısa süreli bir savunma imkânı tanıyor.</p>

<p>Bu farkı bilmemek, her iki taraf için de ciddi hak kayıplarına yol açabiliyor. Alacaklı yanlış takip yolunu seçtiğinde zaman kaybediyor; borçlu ise elindeki <strong>5 günlük itiraz süresini</strong> kaçırdığında mal varlığının haczedilmesine engel olamıyor. Bu yazıda her iki tarafın da bilmesi gereken hakları ve süreci, güncel İcra ve İflas Kanunu (İİK) hükümleri çerçevesinde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Kambiyo Senedi Nedir, Neden Ayrı Bir İcra Yolu Var?</strong></p>

<p>Çek, bono (senet) ve poliçe, hukuken <strong>kambiyo senedi</strong> olarak adlandırılıyor ve Türk Ticaret Kanunu'nda aranan şekil şartlarını taşımaları hâlinde "kesin bir borç ikrarı" niteliği taşıyor. Örneğin elinde vadesi geçmiş, karşılığı ödenmemiş bir bono bulunan bir tedarikçi düşünelim: müşterisinin borcu ayrıca ispatlamasına gerek kalmadan, doğrudan icra dairesine başvurup takip başlatabiliyor.</p>

<p>Kanun koyucu bu senetlere neden bu kadar güç tanıyor? Çünkü kambiyo senetleri ticari hayatın <strong>güven mekanizması</strong>. Bir çek veya senet elden ele dolaşabildiği, üçüncü kişilere ciro edilebildiği için, bu senede bağlanan alacağın tahsili de sıradan bir borç ilişkisinden daha hızlı ve öngörülebilir olmak zorunda. Bu yüzden İİK, "kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu" adı verilen ayrı bir bölüm ayırmış durumda.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Alacaklının Yolu: Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Takibi</strong></p>

<p>Kambiyo senedine dayalı takipte alacak miktarı ve faiz hesabı büyük önem taşır.</p>

<p>Alacaklı, elindeki çek veya senedin kambiyo vasfını taşıdığından eminse, icra dairesine başvururken bunu açıkça belirtmeli ve talebini "kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu" olarak işaretlemeli. Diyelim ki bir mobilyacı, müşterisine sattığı ürün karşılığında aldığı 6 aylık vadeli bir bonoyu tahsil edemedi. Vade tarihi geldiğinde doğrudan icra müdürlüğüne başvurup ödeme emri gönderilmesini isteyebilir; ayrıca dava açmasına ya da alacağını ispat etmesine gerek kalmaz.</p>

<p>Bu yolun alacaklıya sağladığı en büyük avantaj hız. Genel haciz yolunda borçlunun itirazı takibi kendiliğinden durdururken, kambiyo senedine özgü takipte durum farklı işliyor, bu da bir sonraki başlığın konusu.</p>

<p><strong>Borçlunun Hakları: Ödeme Emrine İtiraz ve 5 Günlük Süre</strong></p>

<p>Ödeme emrini elinde bulan bir borçlu ne yapmalı? Burada kanunun tanıdığı süre, genel icra takibindeki 7 günlük itiraz süresinden bile kısa: borçlunun elinde yalnızca <strong>5 gün</strong> var. Bu süre içinde icra mahkemesine başvurup itirazını bildirmezse, borç kesinleşmiş sayılıyor.</p>

<p>İtiraz iki türlü olabilir. Borçlu, "bu imza bana ait değil" diyerek <strong>imzaya itiraz</strong> edebilir ya da "borç zaten ödendi" veya "senet zamanaşımına uğradı" gibi gerekçelerle <strong>borca itiraz</strong> edebilir. Örneğin elinde üzerinde imzası olmayan sahte bir bono ile karşılaşan bir kişi, imzaya itiraz yoluyla icra mahkemesinden takibin durdurulmasını isteyebilir; bu durumda mahkeme gerekirse bilirkişi incelemesi yaptırıyor.</p>

<p>Bu noktada sıkça karıştırılan bir konuya da değinmek gerekiyor: genel haciz yoluyla icra takibinde itiraz süresi 7 gün iken, kambiyo senedine dayalı takipte bu süre 5 güne inmiş durumda. Borçlunun eline geçen ödeme emrinin türünü doğru okuması, bu yüzden kritik önem taşıyor.</p>

<p><strong>İtiraz Takibi Durdurur mu? İcra Mahkemesinin Rolü</strong></p>

<p>Ödeme emrine itiraz süreci, borçlu için gerginlik yaratsa da haklarını kullanmak için tanınmış bir imkândır.</p>

<p>Burada genel icra takibinden en belirgin fark ortaya çıkıyor: kambiyo senedine dayalı takipte, borçlunun icra mahkemesine yaptığı itiraz, takibi <strong>kendiliğinden durdurmuyor</strong>. Alacaklı, mal varlığına haciz koydurmaya devam edebilir; durabilecek olan yalnızca <strong>satış işlemi</strong>. Yani borçlu itiraz etmiş olsa bile, evine veya aracına haciz konulabiliyor; sadece bu malların satılarak paraya çevrilmesi, itirazın sonuçlanmasına kadar bekletiliyor.</p>

<p>Peki borçlu bu durumda çaresiz mi? Hayır, icra mahkemesinden ayrıca <strong>tehir-i icra kararı</strong> talep edebiliyor. Ancak bunun için genellikle takip konusu borcun belli bir yüzdesi kadar teminat yatırması gerekiyor. Örneğin itirazında haklı çıkma ihtimali güçlü olan ama elinde nakit sıkıntısı yaşayan bir borçlu, teminat mektubu ile bu yolu kullanarak satış işlemini tamamen durdurabiliyor. Bu, maaşına veya banka hesabına konan haciz sınırlarını bilmek kadar önemli bir savunma aracı.</p>

<p><strong>Karşılıksız Çekte Cezai Boyut: Sadece İcra Değil</strong></p>

<p>Çek konusunda bir ayrım daha yapmak gerekiyor: senetten farklı olarak, karşılıksız çıkan bir çek yalnızca icra hukukunu değil, 5941 sayılı Çek Kanunu kapsamında <strong>idari yaptırımları</strong> da devreye sokabiliyor. Çek hesabı sahibi, karşılıksız işlem yapılan çek bedelini belirli bir süre içinde ödemezse, bankalar arası çek yasaklısı listesine girebiliyor ve yeni çek hesabı açması kısıtlanabiliyor.</p>

<p>Bu durumla karşılaşan bir borçlu için pratik öneri şu: icra takibiyle ilgili itiraz sürecini yürütürken, çek bedelini mümkün olan en kısa sürede kapatmak, yalnızca haczi değil bu idari yaptırımları da önlüyor. Bir esnafın, elindeki üç çekten birini süresinde kapatarak çek yasaklısı listesine girmekten kurtulması, bu iki sürecin birbirinden bağımsız ama iç içe geçtiğini gösteren tipik bir örnek.</p>

<p><strong>Sonuç: Kim, Ne Zaman, Nasıl Hareket Etmeli?</strong></p>

<p>Alacaklı açısından bakıldığında, elindeki senedin kambiyo vasfını taşıyıp taşımadığını başvuru öncesinde netleştirmek büyük önem taşıyor; şekil şartı eksik bir senetle açılan takip, borçlunun basit bir şikâyetiyle iptal edilebiliyor. Borçlu açısından ise en kritik adım, ödeme emrini aldığı andan itibaren <strong>5 günlük süreyi</strong> takvime işaretlemek ve itiraz gerekçesini (imzaya mı borca mı) netleştirerek vakit kaybetmeden icra mahkemesine başvurmak.</p>

<p>Her iki taraf için de bu sürecin teknik detayları -itiraz dilekçesinin içeriği, teminat miktarının hesaplanması, bilirkişi incelemesi talebi- somut olayın özelliklerine göre değişiyor. Bu yüzden hem alacağını hızlı ve doğru şekilde tahsil etmek isteyen alacaklının hem de haksız bir takiple karşılaştığını düşünen borçlunun, elindeki evrakı ve süreyi kaybetmeden bir hukuki değerlendirmeden geçirmesi, sürecin sonucunu doğrudan etkiliyor.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/senet-ve-cek-borcunda-icra-borclunun-ve-alacaklinin-haklari-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="43457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RUHSATSIZ SİLAH SUÇLARINDA HUKUKA AYKIRI ARAMA VE DELİL YASAĞI: ELE GEÇİRİLEN SİLAH MAHKÛMİYETE ESAS ALINABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde aranır. Bu ilkenin en çok sınandığı alanlardan birisi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarıdır. Zira...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğe ulaşmaktır; ancak maddi gerçek her ne pahasına olursa olsun değil, hukukun çizdiği sınırlar içerisinde aranır. Bu ilkenin en çok sınandığı alanlardan birisi, 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun'a muhalefet suçlarıdır. Zira bu suç tipinde silahın kendisi hem suçun maddi konusu hem de neredeyse tek delildir. Silah çoğu zaman bir durdurma sırasında, bir yol uygulamasında, konutta veya iş yerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilir. Aramanın hukuka uygun yapılıp yapılmadığı sorusu, bu nedenle doğrudan mahkûmiyetin mümkün olup olmadığı sorusuna dönüşür. Uygulamada sıkça karşılaşılan tablo şudur: Kolluk, elinde adli arama kararı bulunmaksızın, çoğu kez genel nitelikli bir önleme araması kararına dayanarak kişinin üstünü, aracını veya kapalı alanını aramakta, ruhsatsız tabanca ele geçirilmekte ve sanık da soruşturmanın ilk anlarında silahın kendisine ait olduğunu ikrar etmektedir. Peki bu ikrar ve bu silah, mahkûmiyet için yeterli midir?</p>

<p><strong>I. Anayasal ve Yasal Çerçeve</strong></p>

<p>Sorunun cevabını önce normatif çerçevede aramak gerekir. Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrası "<i>Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.</i>" hükmünü içermektedir. Dikkat edilirse Anayasa koyucu "delil" kavramını dahi kullanmamış, daha geniş bir kavram olan "bulgu" ifadesini tercih etmiştir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu bu anayasal yasağı usul hukuku düzleminde somutlaştırmıştır. CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendine göre ortaya konulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddolunur. CMK'nın 217. maddesinin ikinci fıkrası yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini öngörür. CMK'nın 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesini emreder. Nihayet CMK'nın 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi, hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanmasını hukuka kesin aykırılık halleri arasında saymıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu delil yasağı konusunda takdire alan bırakmayan, emredici bir sistem kurmuştur.</p>

<p>Arama tedbirinin usul ve esasları ise CMK'nın 116 ilâ 134. maddelerinde düzenlenmiştir. CMK m. 116 uyarınca şüphelinin yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa arama yapılabilir; m. 119 uyarınca arama kural olarak hâkim kararıyla, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, savcıya ulaşılamayan hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emriyle gerçekleştirilir. Konutta, iş yerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda kolluk amirinin yazılı emriyle arama yapılamayacağı gibi, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın bu yerlerde yapılan aramada o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulması da aynı maddenin dördüncü fıkrasının amir hükmüdür. Önleme araması ise farklı bir rejime tabidir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu'nun 9. maddesinde düzenlenen önleme araması, bir suçun veya tehlikenin önlenmesi amacına hizmet eder ve Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin 18 ilâ 26. maddelerinde ayrıntılandırılmıştır. Yönetmeliğin 19. maddesi önleme aramasını "<i>Millî güvenlik ve kamu düzeninin, genel sağlık ve genel ahlâkın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, taşınması veya bulundurulması yasak olan her türlü silâh, patlayıcı madde veya eşyanın tespiti amacıyla, hâkim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde mülkî âmirin yazılı emriyle ikinci fıkrada belirtilen yerlerde, kişilerin üstlerinde, aracında, özel kâğıtlarında ve eşyasında yapılan arama işlemidir.</i>" şeklinde tanımlamaktadır.</p>

<p><strong>II. Yargıtay’ın konuya yaklaşımı</strong></p>

<p>Önleme aramasının muhatabı henüz suç şüphesi altında bulunmayan kişilerdir. Somut bir suç şüphesi doğduğu anda artık önleme araması rejimi devreden çıkar ve CMK hükümleri uygulama alanı bulur. Yargıtay birden fazla ceza dairesi genel olarak önleme araması ile adli aramayı birbirinden net bir şekilde ayırmıştır. Adli aramayla elde edilmesi gereken bir delil önleme aramasıyla elde edilmişse delilin hukuka aykırı bir şekilde elde edildiği yönünde genel bir görüş mevcuttur. Yine birçok kararda kolluk görevlilerinin suç şüphesi dahi oluşmadan, Cumhuriyet savcısına haber verilmeksizin önleme araması kararına dayanarak delil elde etme amacıyla arama yapmasının hukuka aykırı olduğunu vurgulanmıştır. Yani ihbar, istihbarî bilgi veya fiziksel takip neticesinde belirli bir kişiye yönelmiş şüphe varsa, elde tutulan genel önleme araması kararı o kişinin aranması bakımından hukuki dayanak olamaz. Yine adli aramanın kanun ve yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre yapılması gerekir.</p>

<p>Konunun 6136 sayılı Kanun özelindeki mihenk taşı, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ceza-genel-kurulunun-2013166-e-2014514-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli ve 2014/166 Esas, 2014/514 Karar sayılı içtihadı</a>dır. Sonraki yıllarda 19. Ceza Dairesinin onlarca kararında aynen tekrarlanan bu içtihada göre; "<i>Hukuka uygun olmayan arama işlemi sonucunda ele geçen delillerin hükme esas alınamayacağının belirlendiği olayda; 6136 sayılı Kanuna aykırılık suçunda, ruhsatsız tabanca suçun maddî konusu olup, arama işleminin hukuka aykırı yapılması nedeniyle ele geçirilen ruhsatsız tabancanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olmasından dolayı hükme esas alınmayacağının kabulü karşısında, başkaca maddi delillerle desteklenmeyen ikrara dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.</i>" <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013464-e-2015132-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu, 28.04.2015 tarihli ve 2013/464 Esas, 2015/132 Karar sayılı kararı</a>nda da arama tanıkları hazır edilmeden yapılan arama sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu bir kez daha teyit etmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20136183-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi ise 19.11.2014 tarihli ve 2013/6183 başvuru numaralı kararı</a>yla, ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulmadan yapılan arama sonucunda elde edilen hukuka aykırı delillerin hükme esas alınmasının adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetmiştir.</p>

<p>Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 2018/1426 E., 2018/4678 K., 25.04.2018 T. kararında : "<i>Suça konu tabancanın 6136 sayılı Yasa kapsamında kalıp kalmadığına yönelik ekspertiz raporunun alınmaması, Sanığın aracına yönelik usulüne uygun bir arama kararının dosya içerisinde bulunmadığı cihetle, anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanık hakkında atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması,"</i> bozma sebebi yapılmıştır.</p>

<p>Bu içtihat çizgisinin uygulamaya yansımasında üç husus özellikle dikkat çekicidir.</p>

<p><strong>1. İkrarın akıbeti:</strong> Hukuka aykırı aramada ele geçen silah sanığın önüne konularak alınan savunmadaki ikrar, özgür iradeye dayalı sayılamamakta ve soyut ikrar mahkûmiyete yeterli görülmemektedir. 19. Ceza Dairesi bir kararında bu hususu şu ifadelerle gerekçelendirmiştir: <i>"</i><i>Aynı şekilde hukuka aykırı biçimde elde edilip, "delil" olma özelliği bulunmamasına rağmen, suçun sübutuna en büyük delil olarak sanığa gösterilerek alınan savunmadaki "ikrar" özgür iradeye dayalı olmayacağından, değer atfedilmemelidir. Usulsüz olarak gerçekleştirilen denetleme/arama/elkoyma işlemi sonucunda elde edilen suçun konusu ve maddi unsuru olan eşya ele geçmeden yapılacak savunma ile suçun konusu eşyanın ele geçirilmesinden sonra yapılacak savunma aynı olacak mıydı? Cumhuriyet savcısı veya Hâkim, hukuka aykırı olarak elde edildiğini belirterek, suça konu eşya ele geçmemiş gibi sanıktan savunma yapmasını isteselerdi sanık aynı şekilde suçunu ikrar edecek miydi? Suçun maddi unsuru ortada yokken ikrarda bulunulsa bile bu ikrar soyut kalacağından, mahkumiyete yeterli delil olarak kabul edilemez.</i><i>"</i> (Yargıtay 19. CD, 28.12.2015, E. 2015/5002, K. 2015/9324). Yani delil yasağı yalnızca silahı değil, silaha dayanılarak elde edilen beyanı da kapsamaktadır.</p>

<p><strong>2. Bilirkişi raporunun akıbeti:</strong> Hukuka aykırı aramada ele geçen silah üzerinde düzenlenen kriminal raporun da hükme esas alınamaması gerekmektedir. Dairenin ilgili kararının karşı oy gerekçesindeki ifadeyle "<i>bilirkişi raporu aramada ele geçen ürünün değerlendirilmesine yönelik bir araçtır</i>" (Yargıtay 19. CD, 23.11.2015, E. 2015/13906, K. 2015/7572). Uzak etkiyi kabul eden bu yaklaşım, delil yasağının dolanılmasını engellemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Sonucun beraat olması:</strong> Hukuka aykırı delil değerlendirme dışı bırakıldığında geriye mahkûmiyete yeterli delil kalmıyorsa verilmesi gereken karar beraattir. Nitekim 8. Ceza Dairesi, şüphe üzerine durdurulan araçta usulüne uygun arama kararı bulunmaksızın yapılan aramada ruhsatsız tabanca ele geçirilen bir olayda; "<i>anılan yerde yapılan arama ve elkoyma işlemlerinin hukuka aykırı olduğu, ele geçirilen suç eşyasının hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş delil olmasından dolayı hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, suç eşyasının müsaderesiyle sanığın beraati yerine atılı suçtan yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi</i>" gerekçesiyle hükmü bozmuştur (Yargıtay 8. CD, 24.05.2022, E. 2021/4149, K. 2022/7635). Aynı yönde, mahkeme kararlı aramada dahi CMK m. 119/4'e aykırılık nedeniyle yerel mahkemenin beraat kararının isabetli bulunduğu kararlar mevcuttur (Yargıtay 19. CD, 05.10.2015, E. 2015/4795, K. 2015/5072).</p>

<p>Ne var ki içtihadın seyri tek yönlü değildir ve savunma makamının aksi yöndeki çizgiyi de bilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesi 15.04.2015 tarihli ve 2013/2392 başvuru numaralı kararında, arama sırasında bulundurulması gereken kişilerden birinin eksikliğinin kanuna aykırılık teşkil etmekle birlikte, delillerin güvenilirliğini şüpheye düşüren somut bir durum bulunmadıkça yargılamanın adilliğini zedelemeyeceği sonucuna varmıştır. Yargıtay 7. Ceza Dairesi de 17.10.2023 tarihli ve 2023/7441 Esas, 2023/8952 Karar sayılı kararında, arama tanıklarının hazır bulundurulmamasının tek başına, arama işleminin sıhhatini ve elde edilen delillerin gerçekliğini şüpheli hâle getirmeyen durumlarda delili hukuka aykırı kılmayacağı yönünde değerlendirme yapmıştır. Yine geçerli bir önleme araması kararının mevcut olduğu hâllerde yapılan aramanın hukuka uygun sayıldığı kararlar da azımsanmayacak sayıdadır. 8. Ceza Dairesi, uygulama noktasında durdurulan araçta olay yeri ve tarihini kapsayan önleme araması kararına istinaden yapılan aramada ele geçen ruhsatsız tabanca yönünden, aramayı hukuka uygun kabul ederek yerel mahkemenin beraat kararını isabetsiz bulmuştur (Yargıtay 8. CD, 12.04.2023, E. 2021/6595, K. 2023/2231). 7. Ceza Dairesi de Ceza Genel Kurulunun 21.02.2017 tarihli ve 2016/20-763 Esas, 2017/80 Karar sayılı içtihadına atıfla, geçerli önleme kararı uyarınca durdurulan araçta sanıkların tedirgin tavırları üzerine yapılan aramayı hukuka uygun saymıştır (Yargıtay 7. CD, 02.12.2024, E. 2021/11722, K. 2024/10641). Şu hâlde 2014-2016 döneminin katı şekilci yaklaşımı ile güncel uygulama arasında belirgin bir yumuşama olduğu, tanık eksikliği gibi şekli aykırılıkların tek başına delil yasağına götürmediği, buna karşılık arama kararının veya emrinin hiç bulunmaması yahut adli arama gereken hâlde önleme kararına sığınılması durumlarında delil yasağının istikrarlı biçimde uygulandığı tespit edilmelidir.</p>

<p>Son olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202443-e-2025552-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulunun 03.12.2025 tarihli ve 2024/43 Esas, 2025/552 Karar sayılı</a> güncel içtihadına değinmek gerekir. Kaçakçılık suçuna ilişkin olmakla birlikte arama hukukunun bütününü ilgilendiren bu kararda Genel Kurul, gözle görülür biçimde açıkta bırakılan eşyanın muhafaza altına alınmasının teknik anlamda "arama" sayılmayacağını, zira aramanın gizli olanı ortaya çıkarmaya yönelik bir faaliyet olduğunu belirtmiş; buna karşılık suç şüphesi doğduktan sonra kapalı bölümlerde önleme kararına dayanılarak re'sen arama yapılamayacağını vurgulamıştır. Kararda yer alan "<i>Konutta, yerleşim yerinde, kamuya açık olmayan iş yerlerinde ve eklentilerinde hiçbir şekilde önleme araması yapılması mümkün olmayıp bu yerlerde şartları varsa ancak adli arama yapılabilir.</i>" tespiti, ruhsatsız silah dosyaları bakımından da yol göstericidir. Genel Kurul aynı kararda, açıkta ele geçen eşya ile kapalı bölümde ele geçen eşyayı ayrı ayrı değerlendirmiş; ilkini hukuka uygun, ikincisini hukuka aykırı delil saymıştır. Bu ayrıştırma yöntemi, silahın "görünür vaziyette" mi bulunduğu yoksa "araştırma neticesinde" mi ele geçirildiği sorusunu, savunmanın ilk elden incelemesi gereken bir mesele hâline getirmektedir.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p>Tüm bu çerçeve karşısında varılması gereken sonuç şudur: Ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma suçlarında silah suçun maddi konusudur ve hukuka aykırı arama neticesinde ele geçirilmişse Anayasa m. 38/6 ile CMK m. 206/2-a, 217/2, 230/1-b ve 289/1-i hükümleri uyarınca hükme esas alınamaz; bu silaha dayanılarak alınan ikrar soyut kalır, kriminal rapor da değerlendirme dışı bırakılır ve dosyada başkaca hukuka uygun delil yoksa beraat kararı verilmesi gerekir. Ancak her arama eksikliği aynı sonucu doğurmamaktadır. Güncel içtihat; arama kararının yokluğu, adli arama gerektiren hâlde önleme kararına dayanılması ve kapalı alanlarda önleme araması yapılması gibi öze ilişkin aykırılıklar ile arama tanığı eksikliği gibi şekle ilişkin aykırılıklar arasında giderek belirginleşen bir ayrım yapmaktadır. Bu itibarla savunma makamının, dosyadaki arama tutanağını, arama kararının veya emrinin varlığını, kapsamını, süresini ve aramanın fiilen hangi saikle yapıldığını titizlikle irdelemesi; iddia ve yargılama makamlarının ise mahkûmiyet hükmü kurmadan önce delilin elde ediliş biçimini CMK m. 230/1-b'nin emrettiği şekilde gerekçede açıkça tartışması gerekmektedir. Hukuk devletinde suçla mücadele meşru bir amaçtır; fakat bu mücadele, bizatihi hukukun kendisini araçsallaştırarak yürütülemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ruhsatsiz-silah-suclarinda-hukuka-aykiri-arama-ve-delil-yasagi-ele-gecirilen-silah-mahkumiyete-esas-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/tokmak-silah.jpg" type="image/jpeg" length="59408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞVERENİN, İŞ AMAÇLI TAHSİS EDİLEN CEP TELEFONUNDAKİ ÖZEL MESAJLARI ÇALIŞANIN RIZASI OLMADAN OKUMASI, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİNİN İHLALİ NİTELİĞİNDEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/9161</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/2</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 12.01.2026</strong></p>

<p><strong>İŞVERENCE İŞ SÖZLEŞMESİNİN FESHİNİN, İŞÇİNİN WHATSAPP MESAJLARI OKUNARAK, ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ İHLAL EDİLMEK SURETİ İLE GERÇEKLEŞMESİ</strong></p>

<p><strong>İŞÇİNİN MANEVİ TAZMİNATA HAK KAZANMASI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi, ikramiye ücreti, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, yıllık ücretli izin, prim ve manevi tazminat alacaklarının ispatı ile hesaplanması ve zamanaşımı noktalarında toplanmaktadır. Davalının, davacının telefonda bulunan özel hayatı oluşturan, başkaları ile yaptığı mesajlaşmalarını okuma, bunları tutanak altına alma ve bunları fesih gerekçesi yapma hakkı bulunmadığından yapılan feshin haksız olduğu, davacının kullandırılmayan yıllık izinlerinin bulunduğu, iş güvencesi kapsamında olan işçilerin kötüniyet tazminatı talep hakları bulunmadığı, davacının iş güvencesi kapsamında olduğu ve dosya kapsamı itibarıyla feshin kötüniyet tazminatını gerektirecek şekilde yapıldığı hususunda ayrıca delil bulunmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>MAHKEMESİ: ... Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI: 2025/1493 E., 2025/2213 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ: ... Batı 6. İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI: 2024/130 E., 2025/179 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 12.03.2015-16.07.2020 tarihleri arasında çevre mühendisi olarak çalıştığını, müvekkiline her işin yaptırıldığını, iş sözleşmesinin işveren tarafından haksız şekilde feshedildiğini, müvekkilinin zimmetinde ve kullanımında olan Şirkete ait telefonuna davalı Şirket yetkilisinin el koyduğunu, telefonda bulunan mesajların izinsiz okunduğunu ve feshe gerekçe yapıldığını, davacının net 4.450,00 TL ücret ile çalıştığını, ayrıca aylık prim aldığını, yol yemek yardımının işverence sağlandığını, 2019/Mart ayından sonra primlerin ödenmediğini, davalı işverenin kişisel verilerin silinmesine izin verilmeden, kişisel verileri izinsiz ele geçirilen ve işten çıkarma tehdidi altında çalıştırılan müvekkilinin psikolojik yönden yıprandığını belirterek kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin ücreti, prim, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı ve manevi tazminat alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 12.03.2015-16.07.2020 tarihleri arasında çevre mühendisi olarak çalıştığını, iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini, 14.07.2020 tarihinde kendisine zimmetlenen telefonun talep edildiğini, Şirket telefonu üzerinde yapılan incelemede sadece iş görüşmesi yapması için verilen telefon ile davacının Şirket ve rakip firma çalışanları ile yaptığı mesajlaşmalarda Şirket patronu, Şirket projeler direktörü ve çalışma arkadaşları hakkında hakaretlerinin tespit edildiğini, üç kadın çalışanın işyeri yemekhanesinde yemek yerken gizlice fotoğrafını çektikten sonra başka bir Şirket çalışanına göndererek "üç şeytan" dediğini, bunların tutanak hâline getirtildiğini, davacıdan savunma istendiğini ancak savunma vermediğini, davacının iş sözleşmesinin 4857 sayılı İş Kanunu'nun 25/II-(b) hükmü uyarınca haklı nedenle feshedildiğini, son ücretinin brüt 5.916,00 TL olduğunu, tüm ücretlerin banka kanalıyla ödendiğini, aylık ücret dışında herhangi bir ödeme yapılmadığını, yıllık izin alacağının bulunmadığını, manevi tazminat ve kötüniyet tazminatı talebinin reddi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Bölge Adliye Mahkemesinin ortadan kaldırma ilâmı doğrultusunda davalının, davacının telefonda bulunan özel hayatı oluşturan, başkaları ile yaptığı mesajlaşmalarını okuma, bunları tutanak altına alma ve bunları fesih gerekçesi yapma hakkı bulunmadığından yapılan feshin haksız olduğu, davacının kullandırılmayan yıllık izinlerinin bulunduğu, iş güvencesi kapsamında olan işçilerin kötüniyet tazminatı talep hakları bulunmadığı, davacının iş güvencesi kapsamında olduğu ve dosya kapsamı itibarıyla feshin kötüniyet tazminatını gerektirecek şekilde yapıldığı hususunda ayrıca delil bulunmadığı, davalı işverence iş sözleşmesinin feshi, davacının whatsapp mesajları okunarak, özel hayatın gizliliği ihlal edilmek sureti ile gerçekleştirildiğinden davacının manevi tazminata hak kazandığı gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve esas yönünden yerinde olduğu gerekçesi ile başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğini,</p>

<p>2. Davacının ücretlerinin tam olarak ödendiğini, işyerinde prim ödemesi yapılmadığını,</p>

<p>3. Davacının manevi tazminat talebinin kabulünün hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin feshi, ikramiye ücreti, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, yıllık ücretli izin, prim ve manevi tazminat alacaklarının ispatı ile hesaplanması ve zamanaşımı noktalarında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isverenin-is-amacli-tahsis-edilen-cep-telefonundaki-ozel-mesajlari-calisanin-rizasi-olmadan-okumasi-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali-niteligindedir</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="89897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/493 E., 2025/356 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 28.05.2025 tarihli, 2023/493 E., 2025/356 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/493 E., 2025/356 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/251 E., 2022/308 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve<br />
2022/3146 Esas, 2022/4303 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil, tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda düzeltilerek onanmış, davalı vekilinin karar düzeltme istemi üzerine bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin babaları olan mirasbırakan ...’dan kalan 5 parsel sayılı taşınmazın intikal işlemleri için dava dışı dayılarına vekâlet verdiklerini, ancak vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını ve kardeşleri olan davalı ...’ın taşınmazın tamamını adına tescil ettirdiğini, ayrıca aynı taşınmazda anneleri ...’ya ait payın da davalı tarafından muvazaalı olarak devraldığını, kök muris baba ...’nin 1997 anne ...’nın ise 2011 yılında öldüğünü, müvekkillerinin durumu annenin ölümünden çok sonra öğrendiklerini ve davalıdan haklarını talep ettiklerini ancak davalının hakkın teslimi yerine taşınmazı satmaya çalıştığını duyduklarını ileri sürerek, babalarından intikal eden paylar ile anneleri ...’dan intikal etmesi gereken paylar yönünden tapu kaydının iptali ile müvekkillerinin miras payları oranında adlarına tesciline, olmadığı takdirde bedelin tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların dava konusu taşınmazın satışı için dayıları olan dava dışı ...'ı vekil tayin ettiklerini, anılan vekâletname uyarınca ...’un davacılardan ... ve ...’in miras paylarını müvekkiline, diğer davacı ...’in payını da anneleri ...'ya satış suretiyle temlik ettiğini, daha sonra ...’nın payını yine satış yoluyla müvekkiline devrettiğini, satış bedelinin davacılara ödendiğini, devir tarihinden itibaren taşınmazın müvekkilinin kullanımında olduğunu, davacıların on altı yıl sonra kötüniyetli olarak dava açtıklarını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı</p>

<p>6. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2016 tarihli ve 2013/581 Esas, 2016/42 Karar sayılı kararı ile; davacıların vekâlet verdikleri dayıları ...'ın sağlığında ...'a da yöneltilmek suretiyle bir dava açmadıkları, asıl muhatapları olması gereken ve hesap vermek zorunda olan vekil ...'a karşı vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan haklarını ileri sürmedikleri, aksine devir tarihi olan 1997 yılından 2013 yılına kadar yaklaşık on altı yıl gibi bir süre bekledikleri, davacılarca vekâlet görevini kötüye kullanması için bir neden ileri sürülüp ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.09.2019 tarihli ve 2016/12451 Esas, 2019/4874 Karar sayılı kararı ile;<br />
"... taraflarca bildirilen delillerin eksiksiz toplanması ile vekalet görevinin kötüye kullanılması hususunda; taşınmaz başında keşif yapılarak temlik tarihindeki rayiç bedelin tespit edilmesi, davalı savunması ile davalı tanıkları beyanları arasındaki çelişkinin giderilmesi ve yukarıdaki ilkeler birlikte değerlendirilerek vekilin iradesinin saptanması, muris muvazaası hususunda ise mirasbırakan ...’nın gerçek iradesinin mirasçılardan mal kaçırma amacı taşıyıp taşımadığının tereddüde mahal bırakmayacak şekilde tespit edilmesi ve varılacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ve noksan soruşturma ile yetinilerek yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin İkinci Kararı</p>

<p>9. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 09.03.2021 tarihli ve 2019/532 Esas, 2021/38 Karar sayılı kararıyla; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı</p>

<p>10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.12.2021 tarihli ve 2021/6970 Esas, 2021/7965 Karar sayılı kararı ile; “...Hemen belirtilmelidir ki; hükmüne uyulan bozma kararında, gösterildiği şekilde işlem yapılarak davanın kabulüne karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik yoktur. Davalı vekilinin işin esasına yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden reddine.</p>

<p>..Somut olayda, Mahkemece davanın kabulü ile “davalı adına” olan tapu kaydının iptaline karar verilmesi gerekirken, “davacı adına kayıtlı” tapu kaydının iptaline şeklinde infazda tereddüt yaratacak biçimde hüküm kurulmuş olması doğru değildir.</p>

<p>Ne var ki, bu hususun düzeltilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün 1. bendinde yer alan “...Davacı adına kayıtlı...” ibaresinin hükümden çıkarılarak yerine; “...Davalı adına kayıtlı...” ibaresinin yazılmasına, davalının bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın geçici 3. maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün bu şekliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA...” oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>13. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 30.05.2022 tarihli ve 2022/3146 Esas, 2022/4303 Karar sayılı kararıyla;<br />
“...Bilindiği üzere, 6100 sayılı HMK’nin 190/1. maddesi uyarınca; ispat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Öte yandan, 4721 sayılı TMK’nin 6. maddesinde, kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her birinin, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, davacılar babaları ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen payları yönünden vekalet görevinin kötüye kullanıldığı, mirasbırakan anneleri ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise işlemin muvazaalı olduğu iddialarını öne sürerek tapu kaydının iptali ile payları oranında adlarına tescilini, olmadığı takdirde bedelin tahsilini talep etmişlerdir.</p>

<p>Dosya kapsamından; davaya konu taşınmazda davalı ...’un oturduğu, mirasbırakan ... adına kayıtlı taşınmazın 20/10/1997 tarihinde vekil ..., davalı ... ve mirasbırakan ... huzurunda tüm mirasçılara intikal ettiği ve aynı işlemle davacı ... ve ... ile dava dışı ... paylarının vekil aracılığıyla davalıya devredildiği, davacı ... payının ise mirasbırakan ...’ya devredildiği, ...’nın ise aynı tarihte bir sonraki işlemle maliki bulunduğu payı davalıya devrettiği, davalının taşınmazda murisin ölümünden sonra da oturmaya devam ettiği, davanın 17/09/2013 tarihinde açıldığı, bu tarihten davanın açıldığı tarihe kadar yaklaşık 16 yıl boyunca davacılar tarafından herhangi bir hak talebinde bulunulmadığı, bu nedenle davacıların da bu durumu bildiklerinin anlaşıldığı, aksi yöndeki kabulün hayatın olağan akışına uygun düşmediği, tüm dosya kapsamındaki deliller değerlendirildiğinde vekaletlerin davacılar tarafından taşınmazı kullanan kardeşleri olan davalıya devir amacıyla verildiği kanaatinin oluştuğu, böyle olmasa dahi en azından aradan geçen zaman nedeniyle vekilin işlemine onay verildiğinin kabulünün gerektiği, bu nedenle vekalet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayalı davanın haklı olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacıların muris muvazaasına dayalı iddialarına gelince, davacı ...’in payını diğer davacılarla aynı tarihte kardeşine değil annesine temlik ettiği, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırdığından bahsetmek de mümkün olmayacaktır. Zira diğer mirasçıların da amacı davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmektir. Rızaya dayalı temliklerden 16 yıl sonra dava açılmasını engelleyen yasal bir düzenleme yoksa da Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi gereğince herkes haklarını kullanırken dürüstlük kuralına uymak zorundadır.</p>

<p>Açıklanan bu nedenlerle kanıtlanamayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulü yönündeki kararın isabetsiz olduğu anlaşılmıştır.<br />
Kabule göre de, davaya konu taşınmazın dava tarihindeki değeri üzerinden davacıların miras payına isabet eden miktar belirlenerek bu değer üzerinden karar ve ilam harcına hükmedilmesi gerekirken usul ve yasaya uymaksızın daha düşük karar ve ilam harcına hükmedilmiş olması hatalıdır...” gerekçesiyle karar düzeltme isteminin kabulü ile düzelterek onama kararı kaldırılarak hükmün bozulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
14. Gebze 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 08.12.2022 tarihli ve 2022/251 Esas, 2022/308 Karar sayılı kararıyla; önceki karar gerekçesi genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
15. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan babaları ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan anneleri ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada; davacı tarafça ileri sürülen iddiaların ispatlanıp ispatlanamadığı, somut olayda vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası bakımından temlik tarihinden dava tarihine kadar geçen süre dikkate alındığında öne sürülen iddiaların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2 ve 3. maddeleri kapsamında değerlendirilerek reddinin gerekip gerekmediği noktalarında toplanmıştır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Vekâlet sözleşmesi, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 502 ilâ 514. maddeleri arasında düzenlenmiş olup, TBK’nın gerek temsile gerekse vekâlet sözleşmesine ilişkin hükümleri uyarınca vekilin, vekâlet verenin yararına ve iradesine uygun hareket etme, onu zararlandırıcı davranışlardan kaçınma yükümlülüğü bulunmaktadır. TBK’nın 506/2. maddesinde yer alan “Vekil üstlendiği iş ve hizmetleri, vekâlet verenin haklı menfaatlerini gözeterek, sadakat ve özenle yürütmekle yükümlüdür” şeklindeki açık hüküm gereğince, vekilin sadakat ve özen borcu, vekil edene karşı en önde gelen borçlarındandır. Bu borcun bir gereği olarak vekil, vekil edenin daima yararına hareket etme, vekil edeni zararlandırıcı, onun iradesine aykırı eylem ve işlemlerden kaçınma yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>18. Vekil bu yükümlülüğünü yerine getirmediği, özellikle vekâleti kasten vekil edenin zararına, kendisinin veya başka birinin yararına kullandığı takdirde vekâlet sözleşmesinin kötüye kullanılması söz konusu olabilir. Çünkü, vekâlet sözleşmesi temelinde güven esasına dayalı iş görme edimi ihtiva eden bir sözleşme olup, bu güvenin korunması TBK’nın vekâlet sözleşmesini düzenleyen hükümleri yanında 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralının da bir gereğidir.</p>

<p>19. Vekilin sadakat ve özellikle özen borcunu yerine getirmemesi mutlaka vekâlet görevinin kötüye kullanılması sonucunu doğurmaz. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasından söz edilebilmesi için zararlandırma kastının bulunması, vekil edenin zararlandırma kastıyla hareket eden vekilin eylem ve işlemlerinden zarar görmesi gerekir. Vekâlet görevinin kötüye kullanılmasında en önemli unsur kasıt iken, vekilin mutlaka kendisine veya bir başkasına çıkar sağlaması gerekmez. Vekil, kendisi veya üçüncü kişinin çıkarı için kasten vekil edenin zararına hareket edebileceği gibi, vekâlet görevini kötüye kullanırken, kendisini veya üçüncü kişiyi faydalandırmayı düşünmeyerek sırf vekil edeni zararlandırmak amacıyla da bir eylem veya işlem yapabilir.</p>

<p>20. Diğer taraftan, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hâlinde vekilin üçüncü kişilerle yaptığı işlemlerin vekâlet veren açısından bağlayıcı olup olmayacağı sorunu ile karşılaşılmaktadır. Bu durumda, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin 4721 sayılı TMK’nın 3. maddesi anlamında iyiniyetli olup olmadığı önem taşımaktadır. İşlem yapan üçüncü kişi vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını bilmiyor veya kendisinden beklenen özeni göstermesine rağmen bilmesine olanak yoksa, vekil ile yaptığı sözleşmenin geçerli olduğu ve vekâlet vereni bağladığı kabul edilmektedir. Vekil, vekâlet görevini kötüye kullansa dâhi bu husus vekil ile vekâlet veren arasında bir iç sorun olarak kalmakta, vekil ile sözleşme yapan üçüncü kişinin kazandığı haklara etki etmemektedir.</p>

<p>21. Ne var ki, üçüncü kişi vekil ile çıkar ve işbirliği içerisinde ise ya da kötüniyetli olup vekilin vekâlet görevini kötüye kullandığını biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, vekil edenin sözleşme ile bağlı sayılmaması, TMK’nın 2. maddesindeki dürüstlük kuralının doğal bir sonucu olarak kabul edilmelidir. Söz konusu yasa maddesi buyurucu nitelik taşıdığından hâkim tarafından kendiliğinden (resen) göz önünde tutulması zorunludur. Aksine düşünce kötüniyeti teşvik etmek, en azından ona göz yummak olur. Oysa bütün çağdaş hukuk sistemlerinde kötüniyet korunmamış daima mahkûm edilmiştir. Nitekim uygulama ve bilimsel görüşler de bu yönde gelişmiş ve kararlılık kazanmıştır (Hukuk Genel Kurulunun 07.12.2011 tarih ve 2011/14-609 E., 2011/744 K.; 18.02.2021 tarih ve 2017/1-1243E., 2021/113 K).</p>

<p>22. Görüleceği üzere, vekilin vekâlet sözleşmesinden kaynaklanan yetkilerini müvekkilini zarara uğratmak amacıyla kullanarak onu zararlandıran sonuçlara sebebiyet vermesi durumunda vekâletin kötüye kullanılması söz konusu olacaktır. Vekilin vekâlet görevini kötüye kullanmak suretiyle başka bir kişi ile bir sözleşme yapması ve söz konusu kişinin de bu durumu bilmesi veya bilebilecek durumda olması hâlinde, vekâlet veren yapılan işlemle bağlı tutulamayacak ve işlemin iptalini talep edebilecektir. Çünkü bu durumda vekil vekâlet yetkisini TMK’nın 2. maddesinde öngörülen dürüstlük kuralına aykırı olarak, vekil ile işlem yapan üçüncü kişi ise hakkını kötüye kullanmaktadır.</p>

<p>23. Vekâlet görevi kötüye kullanılmış ve vekille sözleşme yapan kişi vekil ile el ve işbirliği içerisinde ise veya en azından vekâlet görevinin kötüye kullanıldığını biliyor yahut bilmesi gerekiyorsa vekil eden, sözleşmenin feshini, bu sözleşmeye göre tapuda intikal yapılmışsa tapunun iptalini her zaman isteyebilir. Zira, vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuki sebebine dayanılarak açılan tapu iptal ve tescil davaları hiçbir süreye bağlı değildir.</p>

<p>24. Vekâlet görevinin kötüye kullanılması hukuksal sebebine ilişkin olarak yapılan açıklamalardan sonra muris muvazaası hukuksal sebebine de dayanılmış olduğundan uyuşmazlığın çözümü bakımından bu konu ilgili kavram ve yasal mevzuatın da incelenmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>25. Muvazaa kavramı, Türk Hukuk Lûgatında; ‘‘Anlaşmalı saptırma gerçek dışı durumlara gerçekmiş niteliğini kazandırma işlemi. Hukuksal bir işlem konusunda gerçek duruma aykırılıkta birleşilerek yapılan ortak açıklama (beyan) ya da ortaya konulan belgedir. Danışıklı işlem’’ şeklinde ifade edilmiştir (Türk Hukuk Kurumu, Türk Hukuk Lûgatı, Cilt I, Ankara, 2021, s. 819).</p>

<p>26. Muvazaa, pozitif hukukumuzda 6098 sayılı Kanunu'nun 19. [BK'nın 18.] maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddenin 1. fıkrasında;<br />
"Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>27. Muvazaa; tarafların üçüncü kişileri aldatmak amacı ile ve fakat kendi gerçek iradelerine uymayan ve aralarında hüküm ve sonuç doğurmayan bir görünüş yaratmak hususunda anlaşmaları, şeklinde tanımlanabilir.</p>

<p>28. Muvazaa daha çok sözleşmenin yorumuyla ilgili olduğundan, öğreti ve uygulamada kapsamlı olarak incelenmiş ve belirli kurallara bağlanmıştır. Gerek öğretide ve gerekse uygulamada muvazaa, mutlak ve nispi muvazaa olarak iki gruba ayrılmaktadır; mutlak muvazaada taraflar herhangi bir hukuki işlem yapmayı (oluşturmayı) istemezler, yalnız görünüşte bir hukuki işlem için gerekli irade açıklamasında bulunurlar; nispi muvazaada ise taraflar gerçekten belli bir hukuki işlem yapmak isterler, ancak onu saklamak amacıyla, bir başka hukuki işlemin kurulduğu görüşünü yaratmak üzere irade açıklamasında bulunurlar.</p>

<p>29. Taraflar ister yalnız bir görünüş yaratmayı, ister ikinci bir gizli işlem yapmayı arzu etmiş olsunlar, görünüşteki (zahiri) işlem tarafların gerçek iradelerine uymadığından, ilke olarak herhangi bir sonuç doğurmaz. Muvazaada görünüşteki işlemin her türlü hukuki sonuçtan yoksun olması, tarafların ortak iradelerinin bu yolda olmasından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>30. Eldeki davanın konusunu oluşturan ve "muris muvazaası" olarak isimlendirilen muvazaa türünün ise Türk Hukukunda büyük bir yeri ve önemi vardır.</p>

<p>31. Türk Borçlar Kanunu'nun yukarıda yer verilen genel hükmü dışında muris muvazaasına ilişkin bir düzenleme kanunlarımızda yer almamaktadır. Muris muvazaası kaynağını daha çok Yargıtay içtihatlarından ve bilimsel görüşlerden almakta ise de esas kaynağını Yargıtay İçtihadı Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı kararı oluşturmaktadır.</p>

<p>32. Anılan İçtihadı Birleştirme Kararında sonuç olarak; “Bir kimsenin; mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapu sicilinde kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu sicil memuru önünde iradesini satış doğrultusunda açıklamış olduğunun gerçekleşmiş bulunması hâlinde, saklı pay sahibi olsun ya da olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçıların, görünürdeki satış sözleşmesinin Borçlar Kanunu'nun 18. maddesine dayanarak muvazaalı olduğunu ve gizli bağış sözleşmesinin de şekil koşulundan yoksun bulunduğunu ileri sürerek dava açabileceklerine ve bu dava hakkının geçerli sözleşmeler için söz konusu olan Medeni Kanunun 507 ve 603. maddelerinin sağladığı haklara etkili olmayacağına” hükmedilmiştir.</p>

<p>33. 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı, mirasbırakanın tapulu taşınmazlarının temliklerinde yaptığı muvazaalı işlemlere ilişkindir.</p>

<p>34. Muris muvazaasında, mirasbırakan ile sözleşmenin karşı tarafı, aralarında yaptıkları bağış sözleşmesini genellikle satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi ile gizlemektedirler. Başka bir anlatımla, mirasbırakan ile karşı taraf malın gerçekten temliki hususunda anlaşmışlardır. Görünüşteki ve gizlenen sözleşmelerin her ikisinde de samimi olarak temlik istenmektedir. Ne var ki, görünüşteki satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesinin vasfı (niteliği) muvazaalı sözleşme ile değiştirilmekte, ayrıca gizli bir bağış sözleşmesi düzenlenmektedir. Görünüşteki sözleşmenin vasfı (niteliği) tamamen değiştirildiğinden, muris muvazaası aynı zamanda "tam muvazaa" özelliği de taşınmaktadır.</p>

<p>35. Muris muvazaasını diğer nispi muvazaalardan ayıran unsur ise mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla yapılmasıdır. Daha açık bir anlatımla, 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere bu muvazaa türünde mirasbırakan, mirasçısını miras hakkından yoksun etmek amacıyla, gerçekte bağışlamak istediği tapuda kayıtlı taşınmaz malı hakkında tapu memuru önünde iradesini satış veya ölünceye kadar bakma akdi şeklinde açıklamaktadır.</p>

<p>36. Bu nedenle, mirasbırakanın muvazaalı işlemi yaparken gerçek irade ve amacı mirasçılarından mal kaçırmak olmalıdır. Murisin mirasçılarından mal kaçırma amacının bulunmaması hâlinde 01.04.1974 tarihli ve 1974/1 Esas, 1974/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararını uygulama olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>37. Muris muvazaasına dayalı olarak açılan davalarda ispat yükü ise muvazaanın varlığını iddia eden tarafa aittir. Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 6. maddesindeki “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür” hükmü ve gerekse 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 190/1. maddesindeki “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir” hükmü uyarınca, mirasbırakanın yaptığı temlikteki gerçek irade ve amacının mirasçıdan mal kaçırmak olduğunu, bu hususu ileri süren davacı taraf kanıtlamalıdır.</p>

<p>38. Diğer bir anlatımla, muris muvazaası davalarında, mirasbırakan tarafından yapılan temlikin muvazaalı ve terekeden mal kaçırma amacıyla yapıldığını ispat yükü davacı tarafa aittir.</p>

<p>39. Dava açan mirasçılar, mirasbırakan ile davalı arasındaki sözleşmenin dışında olduklarından üçüncü kişi konumundadırlar. Bu nedenle iddialarını tanık dâhil olmak üzere her türlü delille kanıtlamaları mümkündür. Kanunen kendilerine intikal etmesi gereken miras haklarına, mirasbırakan tarafından muvazaalı olarak yapılan sözleşme ile engel olunduğundan bu sözleşmenin muvazaalı olduğunu ileri sürerek iptalini istemekte hukuki yararlarının bulunduğu açıktır.</p>

<p>40. Ancak bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün, diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır.</p>

<p>41. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması ise genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanması yanında, birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşınmaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alış gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile mirasbırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.</p>

<p>42. Tüm bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere, muris muvazaasına ilişkin davaların niteliği gereğince taraflarca sunulan delillerin, her somut olayın özelliğine göre az yukarıda açıklanan objektif olgulardan da yararlanılarak bir bütün olarak değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerekmektedir. Burada hemen belirtmek gerekir ki muris muvazaasına ilişkin davalarda mirasbırakanın asıl irade ve amacı belirlenirken, tarafların dayandıkları delillerin her olayın kendi özelliklerine göre objektif olgulardan da yararlanılarak birlikte değerlendirilmesi ve sonuca ulaşılması gerektiği açıktır. Fiili karineler de denilen bu objektif olgular, tarafların iddialarının doğruluğu veya bir delilin güvenilebilirlik derecesi hakkında hâkimin kanaat edinmesine yarayan, yaşam tecrübelerinin ortaya koyduğu, hukukla ilgili bulunmayan değer hükümleri olarak kabul edilmektedir. Bu fiili karinelerin varlığı tarafın ispat yükünü ortadan kaldırmaz ise de somut olayda olduğu gibi tanık delili dışında dayanılan başka delillerin bulunması durumunda dayanılan bu delillerin değerlendirilmesi sırasında da gözetileceği kuşkusuzdur.</p>

<p>43. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmazda mirasbırakan ...’dan kalıp vekil aracılığıyla davalıya devredilen paylar yönünden vekâlet görevinin kötüye kullanılması, mirasbırakan ... tarafından davalıya devredilen pay yönünden ise muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil olmadığı takdirde tazminat istemine ilişkin olarak açılmıştır.</p>

<p>44. Mirasbırakan ...'ın 25.03.1997 tarihinde ölümü ile mirasçı olarak geriye eşi ... ile davacı çocukları ..., ..., ... ve davalı oğlu ... ile dava dışı oğlu ... kalmış, eş ... ise 07.03.2011 tarihinde ölmüştür.</p>

<p>45. Dosya kapsamında bulunan kayıtlardan 168 ada 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki haklarının satışı yetkisini de içerir şekilde davacı ...’in Torbalı 2. Noterliğinin 09.10.1997 tarih ve 14071 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile, davacı ...’in de Bursa 11. Noterliğinin 08.10.1997 tarih ve 30055 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı ...'ı vekil tayin ettikleri, davacı ...’in ise 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazlardaki hakkının ...'ya satılması yetkisini de içeren Altındağ 3. Noterliğinin 10.10.1997 tarih ve 23397 yevmiye numaralı vekâletnamesi ile dava dışı ...'ı vekil tayin ettiği, 20.10.1997 tarihli ve 5566 yevmiye numaralı resmi senet ile 4 ve 27 parsellerde ..., ..., ... payların vekil ...tarafından davalı ...'a, davacı ...'e ait payın ise vekil ...aracılığıyla ...'ya temlik edildiği anlaşılmaktadır. 20.10.1997 tarihli ve 5567 yevmiye numaralı resmi senet ile de anne ...’nın 4 ve 27 parsellerdeki 8/20 payını ...'a devrettiği, 4 ve 27 parsel sayılı taşınmazların imar uygulaması sonucu 5315 ada 5 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın 317/319 payının davalı ... adına, 2/319 payının ise ... Belediyesi adına kayıtlı olduğu, davacılar ... ve ...’in vermiş olduğu vekâletnamenin genel yetki içeren vekâletname, davacı ... tarafından verilen vekâletnamenin ise ise özel yetkili vekâletname olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>46. Diğer yandan vekâletin kötüye kullanılması ve muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan davalarda kural olarak hak düşürücü süre ve zamanaşımı süresi yoktur. Her iki dava bakımından da ispat yükü davacı tarafta olup, uyuşmazlığın ispat hukukuna ilişkin kurallar çerçevesinde çözümlenmesi gerekmektedir. Dinlenen tanık beyanlarından davaya konu taşınmazın davalının parasıyla alındığı ancak tapu kaydının mirasbırakan adına oluşturulduğu, davalı ve annesinin söz konusu taşınmazda oturdukları, vekâletlerin taşınmazı kullanan davalıya intikal amacıyla iradi olarak verildiği, davacıların kandırılmak suretiyle vekâletlerinin alınıp zararlandırıldıkları yönünde somut bir neden ileri süremedikleri, aksine tüm dosya kapsamına ve tanık beyanlarına göre dava konusu payların temlikinin iradî olduğu, talimata aykırı hareket edildiği ve vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddialarının kanıtlanamadığı, annenin payı ile birlikte bu hissenin de ardışık işlemle yine aynı tarihte davalıya intikal ettiği, bütün işlemlerin aynı anda ve aynı amaçla yapıldığı göz önüne alındığında murisin diğer mirasçılardan mal kaçırma kastının bulunduğundan da söz edilemeyeceği, zira annenin ve diğer mirasçıların amacının davalıya oturduğu taşınmazdaki paylarını rızalarıyla temlik etmek olduğu sonucuna ulaşıldığından her iki hukuki sebebe dayalı ispatlanamayan davanın reddi gerekmektedir.</p>

<p>47. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı iddiası yönünden davalının satış bedelini ödendiğini ispatlayamadığı, dosya kapsamına göre vekâlet görevinin kötüye kullanıldığı, muris muvazaası iddiası yönünden ise temlikin mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğu ispatlandığından direnme kararının onanması gerektiği görüşü ile; vekâlet görevinin kötüye kullanılması davalarında zamanaşımı ve hak düşürücü süre uygulanması mümkün değil ise de, iradeye aykırı davranışın öğrenilmesine rağmen uzunca sayılacak sürede dava açılmamış olması işlemin iradi olduğu ve vekâletnamenin iradeye uygun olarak kullanıldığı yönünde delil niteliğinde bulunduğu, somut olaya uygun alan ve bozma kararında yer verilen gerekçe değiştirilmeden hükmün bozulması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de; bu görüşler yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>48. Hâl böyle olunca direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 28.05.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>"K A R Ş I O Y"</strong></p>

<p>Tarafların iddia ve savunmalarına, uyuşmazlığın niteliğine, taraflarca sunulup incelenen delillere uygun bir gerekçe ve sonuç içeren Özel Daire kararı gibi hükmün bozulması gerektiği görüşünde olduğumuzdan, hukuki nitelemeye ilişkin bir farklılık dahi olmadığı hâlde Özel Dairenin delil değerlendirmesi yönündeki gerekçeleri değiştirilmek suretiyle değişik bozma yönünde oluşan değerli çoğunluk görüşüne katılamıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-22023493-e-2025356-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 11:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="73568"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77708"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57825"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="23131"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="57648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="49579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="11642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="64240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="71093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="32504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="57438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="69398"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
