<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 28 Sep 2026 20:27:32 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DOSYA GİZLİ, SUÇLAMA MANŞETLERDE: SORUŞTURMA EVRESİNDE SAVUNMANIN YAPISAL EŞİTSİZLİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dosya-gizli-suclama-mansetlerde-sorusturma-evresinde-savunmanin-yapisal-esitsizligi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dosya-gizli-suclama-mansetlerde-sorusturma-evresinde-savunmanin-yapisal-esitsizligi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza muhakemesinde savunma hakkından, silahların eşitliğinden ve müdafinin yargılamanın kurucu süjelerinden biri olduğundan sıkça söz ederiz. Kanunlarımızda bu kavramların karşılığını bulmak da mümkündür. Ne var ki soruşturma evresinin pratiğine girildiğinde, kâğıt üzerindeki bu eşitliğin çoğu zaman...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza muhakemesinde savunma hakkından, silahların eşitliğinden ve müdafinin yargılamanın kurucu süjelerinden biri olduğundan sıkça söz ederiz. Kanunlarımızda bu kavramların karşılığını bulmak da mümkündür. Ne var ki soruşturma evresinin pratiğine girildiğinde, kâğıt üzerindeki bu eşitliğin çoğu zaman ciddi biçimde aşındığı görülür.</p>

<p>Soruşturma makamı dosyanın nasıl başladığını, hangi ihbarın yapıldığını, kimlerin ne söylediğini, hangi teknik verilerin toplandığını, hangi delilin hangi şüpheyi doğurduğunu bilir. Kolluk kimi zaman haftalarca, savcılık ise soruşturmanın başından itibaren dosya üzerinde çalışır. Buna karşılık müdafi çoğu zaman bütün bu sürecin son birkaç saatinde dosyaya dâhil olur.</p>

<p>Önünde bir şüpheli vardır ve kısa süre sonra ifadesi alınacaktır. Müdafiden, henüz bütünüyle bilmediği bir dosyada, müvekkilinin geleceğini doğrudan etkileyebilecek kararlar vermesi beklenir. Konuşacak mı, susacak mı, hangi hususu açıklayacak, hangi soruya cevap vermeyecek, hangi delilin toplanmasını isteyecek? Bütün bunlar birkaç saat, bazen birkaç dakika içinde kararlaştırılmak zorundadır. Soruşturma evresindeki temel eşitsizlik de tam burada başlar.</p>

<p><strong>NEYLE SUÇLANDIĞINI BİLMEK</strong></p>

<p>CMK m.147’ye göre şüpheliye kendisine yüklenen suç anlatılmalı, müdafi yardımından yararlanma hakkı bildirilmeli, susma hakkı hatırlatılmalı ve lehine delillerin toplanmasını isteyebileceği belirtilmelidir. Kural açık olmakla birlikte, uygulamada “yüklenen suçun anlatılması” ile yalnızca suçun adının söylenmesi zaman zaman birbirine karıştırılmaktadır.</p>

<p>“Dolandırıcılık suçundan ifadeniz alınacak”, “kişisel verilerle ilgili bir soruşturma var” veya “örgüt kapsamında işlem yapılıyor” denilmesi, çoğu durumda isnadın gerçekten anlatıldığı anlamına gelmez. Şüphelinin bilmesi gereken yalnızca Türk Ceza Kanunu’ndaki suç başlığı değildir. Hangi fiilin, hangi tarihte, nerede, kime karşı işlendiğinin iddia edildiğini ve en azından isnadın maddi çerçevesini bilmesi gerekir. Aksi hâlde kişiden savunma değil, tahmin yürütmesi istenir.</p>

<p>Daha da sorunlu olanı, soruşturmanın gerçek ağırlık merkezi başka bir suç veya maddi vakıa olduğu hâlde, şüpheliye daha dar, daha hafif yahut farklı bir suç anlatısı üzerinden soru sorulmasıdır. Elbette savcılığın hukuki nitelendirmesi soruşturmanın gelişimine göre değişebilir. Fakat hukuki nitelendirmenin süreç içinde değişmesi ile mevcut isnadın şüpheliden saklanması aynı şey değildir.</p>

<p>Savunma stratejisi isnadın niteliğine göre şekillenir. Şüphelinin konuşması mı, susması mı gerektiği; hangi belgeyi sunacağı; hangi hususu açıklayacağı ancak neyle karşı karşıya bulunduğu bilindiğinde sağlıklı biçimde değerlendirilebilir. İsnadı bilmeden savunma hazırlanamaz; yalnızca refleks gösterilir.</p>

<p><strong>EPİSTEMİK ASİMETRİ</strong></p>

<p>Bu durumu “epistemik asimetri” kavramıyla açıklamanın yararlı olduğunu düşünüyorum. Basitçe söylemek gerekirse epistemik asimetri, taraflardan birinin diğerinden çok daha fazla bilgiye sahip olmasıdır. Ceza soruşturmasında böyle bir farklılığın belirli ölçüde bulunması doğaldır; soruşturmayı devlet yürütmekte ve bilgiyi ilk toplayan da odur.</p>

<p>Sorun, bu doğal bilgi farkının savunmayı sistematik olarak zayıflatan bir üstünlüğe dönüşmesidir. Müdafi dosyanın tamamına erişemez, bazı belgeler kendisine gösterilmez, birtakım evrakın henüz sisteme yüklenmediği söylenir ya da kısıtlama kararı bulunmasa bile fiilî bir erişim engeliyle karşılaşır. Sonuçta soruşturma makamı dosyanın bütününü görürken savunma, kendisine gösterilen birkaç parça üzerinden pozisyon almaya zorlanır.</p>

<p>Buradaki mesele yalnız bilgi eksikliği değildir. Asıl mesele, eksik bilgiyle geri dönüşü zor bir savunma kararı verilmesinin istenmesidir. İddia makamı bildikleri üzerinden soru sorar; şüpheli ise çoğu zaman bilmedikleri hakkında cevap vermek zorunda bırakılır.</p>

<p>Bu noktada dosya inceleme hakkının kâğıt üzerinde var olması da tek başına yeterli değildir. Müdafi hangi belgelerin mevcut olduğunu dahi bilmiyorsa, kendisine gösterilen kısmın bütünün ne kadarını temsil ettiğini değerlendiremez. Kısmi görünürlük bazı hâllerde tam gizlilikten daha yanıltıcıdır. Çünkü savunma, gördüğü birkaç belgeyi dosyanın bütünü sanarak strateji kurabilir.</p>

<p><strong>SAVUNMANIN ERKEN KİLİTLENMESİ</strong></p>

<p>İlk ifade ceza soruşturmasının en kritik anlarından biridir. Şüpheli çoğu zaman suçlamayla ilk kez kollukta karşılaşır; müdafi müvekkilini yeni tanımaktadır ve dosyanın tüm ayrıntılarına hâkim değildir. Buna rağmen o anda verilen ifade, aylar ve hatta yıllar sonra dahi şüphelinin karşısına çıkabilir.</p>

<p>Daha sonra yeni bir delil ortaya çıktığında veya dosyanın başta bilinmeyen bir yönü öğrenildiğinde, şüpheli açıklamasını değiştirmek zorunda kalabilir. Bu durumda “savunmasını değiştirdiği”, “çelişkili beyanda bulunduğu” ya da “sonradan savunma geliştirdiği” söylenir. Oysa önce şu sorunun sorulması gerekir: İlk ifade verildiğinde şüpheli ve müdafi ne biliyordu?</p>

<p>İddia makamı soruşturma boyunca kendi teorisini değiştirebilir, yeni deliller toplayabilir, bazı şüphelerinden vazgeçebilir ve soruşturmanın yönünü tamamen başka bir yere çevirebilir. Buna karşılık savunmanın, henüz dosyayı tam olarak görmeden söylediği ilk sözlerin değişmez bir referans noktası hâline getirilmesi hakkaniyetli değildir.</p>

<p>Devlet kendi soruşturma teorisini geliştirme imkânına sahipken, savunmanın daha başlangıçta kendi anlatısına bağlanması beklenmemelidir. Buna “savunmanın erken kilitlenmesi” denilebilir.</p>

<p><strong>HAKLARIN TÖRENSELLEŞTİRİLMESİ</strong></p>

<p>Bir başka sorun, şüphelinin haklarının yalnız şeklen bildirilmesidir. Susma hakkı vardır, müdafi yardımından yararlanabilir, kendisini suçlayıcı beyanda bulunmaya zorlanamaz ve lehine delil toplanmasını isteyebilir. Bunların tutanağın başında yazılı olması elbette önemlidir; ancak tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Şüpheli susma hakkını kullanırsa bunun aleyhine sonuç doğuracağını düşünüyor, avukat istemenin kendisini suçlu göstereceğine inanıyor veya “doğrusunu anlatırsan hemen gidersin” şeklinde bir psikolojik ortam içinde konuşuyorsa, hak bildirimi yalnızca bir usul ritüeline dönüşür. Hakların varlığı kadar, kişinin o hakkın anlamını bilmesi ve onu özgürce kullanabilmesi de önemlidir.</p>

<p>Bu nedenle “hakları bildirmek” ile “hakları öğretmek” arasında önemli bir fark vardır. Şüpheliye birkaç madde okunması, onun o hakların sonuçlarını gerçekten kavradığı anlamına gelmez. Müdafi yardımından yararlanma hakkı da aynı şekilde yalnızca avukatın ifade odasında bulunmasına indirgenemez. Müdafinin gerçek ve etkili bir hukuki yardım sunabilmesi gerekir.</p>

<p><strong>“MÜLAKAT” ADI ALTINDA İFADE ALMA</strong></p>

<p>Özellikle üzerinde durulması gereken bir başka uygulama, resmî ifade öncesinde yapılan “mülakat”, “ön görüşme” veya “bilgi alma” şeklindeki görüşmelerdir. İşlemin hangi adla anıldığı değil, gerçekte ne işe yaradığı önemlidir.</p>

<p>Şüpheliye suçla ilgili sorular soruluyor, olay hakkında açıklama yapması isteniyor, ikrara yönlendiriliyor veya verdiği bilgilerden hareketle yeni delillere ulaşılıyorsa, burada maddi anlamda bir sorgulama faaliyeti vardır. Kişi bir eşyanın yerini söyleyebilir, başka bir kişinin adını verebilir, bir telefonun veya dijital materyalin nerede olduğunu açıklayabilir. Kolluk bu bilgilerden hareketle yeni delillere ulaştıktan sonra şüphelinin resmî ifadesini almaya geçebilir.</p>

<p>Böyle bir durumda son ifade tutanağı son derece düzgün görünebilir. Haklar okunmuş, müdafi hazır bulunmuş ve tutanak usulüne uygun biçimde imzalanmış olabilir. Fakat soruşturmanın en önemli delilleri bundan önce, “mülakat” denilen gri alanda üretilmişse, sonradan yapılan usule uygun ifade önceki yöntemi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p>Ceza muhakemesinde ölçüt işlemin adı değil, işlevi olmalıdır. Devlet, ifade alma işlemini başka bir isim altında yürüterek ifade alma güvencelerinin dışına çıkamaz. Şüphelinin hakları, bilgisayarda “ifade tutanağı” açıldığı anda değil, devletin ondan suçla ilgili bilgi almaya başladığı anda işlerlik kazanmalıdır.</p>

<p><strong>ZAMANSAL ASİMETRİ</strong></p>

<p>Bilgiye erişim tek başına yeterli değildir. O bilgiyi değerlendirecek zamana da ihtiyaç vardır. Soruşturma makamı bir dosya üzerinde haftalarca çalışmış olabilir; teknik incelemeler yapılmış, kişiler dinlenmiş, HTS kayıtları değerlendirilmiş, dijital materyaller üzerinde çalışma yapılmış olabilir.</p>

<p>Müdafi ise birkaç saat içinde göreve çağrılır. Müvekkiliyle görüşür, dosyaya ulaşmaya çalışır, isnadı anlamaya çalışır, belgeleri okur, hangi delilin ne anlama geldiğini çözmeye uğraşır ve sonunda şu temel soruya cevap vermek zorunda kalır: Şüpheli konuşmalı mı, susmalı mı?</p>

<p>Bu yalnız epistemik değil, aynı zamanda zamansal bir asimetridir. İddia makamının bilgiyi toplamak ve değerlendirmek için sahip olduğu süreyle savunmanın aynı bilgiyi anlamlandırmak için sahip olduğu süre arasında büyük bir fark vardır. Müdafiye yüzlerce sayfalık dosyayı gösterip birkaç dakika sonra ifadeye geçmek, şeklen dosya inceleme hakkı tanımak olabilir; ancak bunun etkili bir savunma imkânı sağladığını söylemek güçtür.</p>

<p>Savunma hakkı yalnız bilgiye erişme hakkı değildir. O bilgi üzerinde düşünme, onu müvekkilin anlatımıyla karşılaştırma ve sonuçlarını tartma hakkıdır. Savunmanın zamanı daraltıldıkça, müdafinin varlığı da giderek biçimsel bir güvenceye dönüşür.</p>

<p><strong>GÖZALTI: KORUMA TEDBİRİ Mİ, BASKI ARACI MI?</strong></p>

<p>Soruşturma evresindeki bir başka önemli sorun, gözaltı süresinin amacı dışında uzatılmasıdır. Gözaltı bir koruma tedbiridir; amacı şüpheliyi cezalandırmak, direncini kırmak veya ifade vermeye daha elverişli hâle getirmek değildir. Buna rağmen gerekli işlemler daha kısa sürede tamamlanabilecek nitelikteyken kişinin uzun süre nezarethanede tutulması, savunma hakkı bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Burada yalnızca kanuni azami sürenin aşılması meselesinden söz etmiyorum. Bir gözaltı işlemi azami yasal süre içinde kalabilir; fakat yine de somut soruşturmanın ihtiyaçları bakımından gereğinden uzun sürmüş olabilir. Asıl ölçüt, kişinin hangi işlem için ve neden hâlâ özgürlüğünden yoksun tutulduğudur.</p>

<p>Uzayan gözaltı, şüpheli üzerinde ciddi bir psikolojik ve fiziksel baskı yaratır. Uykusuzluk, belirsizlik, aile ve iş hayatından kopma, nezarethane koşulları ve sürekli “ne zaman çıkacağım?” kaygısı, kişinin karar verme kapasitesini etkileyebilir. Bu şartlar altında şüphelinin “bir an önce bitsin” düşüncesiyle konuşmaya veya normal koşullarda vermeyeceği bir ifadeyi vermeye yönelmesi ihtimal dışı değildir.</p>

<p>Bu nedenle özgürlükten yoksun bırakma, doğrudan veya dolaylı biçimde ifade alma tekniğine dönüşmemelidir. Gözaltı, soruşturmanın ihtiyacı kadar sürmelidir; şüphelinin direncini kıracak kadar değil.</p>

<p><strong>DOSYA MÜDAFİDEN GİZLİ, SUÇLAMA KAMUOYUNA AÇIK</strong></p>

<p>Bütün bunların belki de en çarpıcı tarafı, soruşturmanın basına yansıyan kısmında görülmektedir. Müdafi dosyaya ulaşamazken soruşturmanın ayrıntıları kamuoyuna aktarılabilmektedir. Böylece dosya savunma bakımından gizliyken, suçlayıcı anlatı bakımından son derece görünür hâle gelebilmektedir.</p>

<p>Buna yakın tarihte basına yansıyan pek çok soruşturmayı örnek verebiliriz. Örneğin Aydo Yazılım hakkında 16 Eylül 2026 tarihinde yapılan operasyon bunun yakın tarihli örneklerinden biridir. Bu soruşturmayla ilgili haberlere Google’da bir “ Aydo haber” anahtar sözcükleriyle arama yaparak ulşaşmak mümkün.Operasyonun daha ilk saatlerinde yalnızca gözaltı bilgisi değil, soruşturmanın ileri sürdüğü teknik altyapıya, kullanılan yazılımlara, veri tabanlarının niteliğine ve sistemin nasıl çalıştığına ilişkin ayrıntılı iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bazı haberlerde olay daha soruşturmanın başlangıç aşamasında <strong>“siber casusluk”</strong>, “<strong>yasa dışı veri sorgulama</strong>” gibi ağır ve çarpıcı kavramlarla sunulmuştur.</p>

<p>Burada Aydo Yazılım hakkındaki suçlamaların doğru veya yanlış olduğunu tartışmıyorum. Zaten soruşturma devam ederken yapılmaması gereken de budur. Dikkat çekmek istediğim nokta başka: Savunmanın dosyanın tümüne erişemediği, dijital materyallerin henüz bütünüyle incelenmediği ve suçlamaların yargısal denetimden geçmediği bir aşamada kamuoyu, oldukça ayrıntılı ve tek yönlü bir suç anlatısıyla karşı karşıya kalabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tam da bu nedenle şu soru önemlidir: Dosya müdafi bakımından gizliyse, kamuoyu bu kadar ayrıntılı bilgiyi nasıl öğrenmektedir? Elbette somut olayda bilgiyi kimin, hangi amaçla ve hangi yöntemle basına aktardığı ayrıca kanıtlanması gereken bir husustur. Bu konuda somut delil olmadan kesin bir isnatta bulunmak doğru olmaz. Fakat yapısal sorun bundan bağımsızdır. Soruşturmanın suçlayıcı kısmı kamuoyuna hızla aktarılırken savunma henüz kendi anlatısını kuracak bilgiye bile sahip olmayabilir.</p>

<p>Aydo Yazılım örneği, burada suçlamanın doğruluğunu tartışmak için değil; soruşturmanın ilk aşamasında suçlayıcı anlatının savunmadan önce kamusal alana çıkabilmesini göstermek için kullanılmaktadır. Buna “kamusal anlatı asimetrisi” denilebilir.</p>

<p><strong>İTİBARİ CEZALANDIRMA</strong></p>

<p>Soruşturmanın basına erken ve abartılı biçimde yansıması, yalnızca masumiyet karinesi bakımından sorun yaratmaz. Aynı zamanda kişinin veya şirketin itibarı üzerinde de doğrudan sonuç doğurur. Şüpheli henüz mahkûm değildir, hatta hakkında iddianame dahi düzenlenmemiş olabilir. Buna rağmen adı internette dolaşmaya başlamış, şirketi, mesleği, ticari ilişkileri ve sosyal çevresi suçlamanın sonuçlarını yaşamaya başlamıştır.</p>

<p>Ceza hukukunun hükmü daha sonra verilir; fakat toplumsal hüküm çoğu zaman soruşturmanın ilk sabahında kurulmuş olur. Bu nedenle modern ceza soruşturmalarında bir de itibari cezalandırma olgusuyla karşı karşıyayız.</p>

<p>Zaman burada da eşit işlemez. Gözaltı ve operasyon haberleri manşetten verilir; takipsizlik veya beraat haberi çoğu zaman aynı görünürlüğe ulaşmaz. Operasyon görüntüsü yıllarca internette kalırken, beraat kararını kamuoyunun önemli bir kısmı hiçbir zaman öğrenmeyebilir. Kişi hukuken beraat etmiş olsa bile dijital hafızada “operasyon yapılan kişi” olarak kalabilir. Bu bakımdan soruşturmanın ilk günü verilen itibar zararı, bazen sonradan verilecek beraat kararının telafi edemeyeceği kadar ağır olabilir.</p>

<p><strong>SAVUNMAYI KUŞATAN ASİMETRİLER</strong></p>

<p>Soruşturma evresindeki savunma sorununu artık yalnızca “dosyaya erişim hakkı” çerçevesinde tartışmanın yeterli olmadığını düşünüyorum. Daha geniş bir çerçeveye ihtiyacımız var.</p>

<p>Birincisi epistemik asimetri vardır. Soruşturma makamı bilir, savunma bilmez veya daha az bilir.</p>

<p>İkincisi zamansal asimetri vardır. Soruşturma makamı haftalarca değerlendirdiği dosya hakkında savunmadan birkaç saat içinde stratejik karar vermesini bekler.</p>

<p>Üçüncüsü özgürlük asimetrisi vardır. Devlet şüphelinin zamanını, mekânını ve hareket özgürlüğünü kontrol ederken savunma bu koşullar altında karar vermeye çalışır.</p>

<p>Dördüncüsü kamusal anlatı asimetrisi vardır. Soruşturmanın suçlayıcı anlatısı kamuoyuna hızla ulaşırken savunma henüz dosyanın tamamına erişememiş olabilir.</p>

<p>Bunlara bir de ilk ifadenin ileride şüphelinin karşısına çıkarılması eklendiğinde tablo tamamlanır. Savunma eksik bilgiyle, yetersiz zamanda, özgürlükten yoksun bırakılmanın yarattığı baskı altında ve çoğu zaman ağır bir kamusal atmosfer içinde daha başlangıçta pozisyon almaya zorlanır. Daha sonra ise bu ilk pozisyon “<strong>özgürce yapılmış savunma”</strong> olarak değerlendirilir. Kanaatimce asıl sorun budur.</p>

<p><strong>MÜDAFİİN ORADA OLMASI YETMEZ</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi savunma hakkını yalnızca müdafinin ifade odasında bulunmasına indirgerse, geriye şekli bir güvence kalır. Müdafi orada olabilir; fakat dosyayı bilmiyorsa neyi savunacaktır? Müvekkiliyle yeterince görüşememişse hangi stratejiyi belirleyecektir? İsnadın maddi çerçevesi açıklanmamışsa hangi konuda susmasını önerecektir? Şüpheli resmî ifade öncesinde “mülakat” adı altında saatlerce konuşturulmuşsa, müdafinin sonradan ifade odasına girmesinin gerçek etkisi ne olacaktır?</p>

<p>Aynı şekilde, gözaltı süreci gereğinden uzun tutulmuş, şüpheli fiziksel ve psikolojik olarak yıpranmış, dosyanın suçlayıcı kısmı da kamuoyuna çoktan anlatılmışsa müdafi yalnız hukuki savunma yapmakla kalmaz; bir yandan müvekkilinin sağlıklı karar verebilmesini sağlamaya, bir yandan da itibarını korumaya çalışır. Bunlar avukatların mesleki konforuyla ilgili sorunlar değildir. Doğrudan adil yargılanma hakkının ve savunmanın etkinliğinin konusudur.</p>

<p>Savunma hakkı avukata tanınan bir ayrıcalık değildir. Şüphelinin devlet karşısındaki temel güvencelerinden biridir. Bu nedenle müdafinin bilgiye ulaşması, müvekkiliyle serbestçe görüşebilmesi, dosyayı inceleyebilmesi ve elde ettiği bilgiyi değerlendirmek için makul zamana sahip olması ceza muhakemesinin lüksü değil, meşruiyet şartıdır.</p>

<p>Sonuç olarak sorulması gereken yalnızca “Avukat dosyayı görebildi mi?” sorusu değildir. Asıl soru şudur: Şüpheli, devlet karşısında gerçekten savunma yapabilecek bilgiye, zamana, fiziksel ve zihinsel koşullara ve özgür karar verme imkânına sahip miydi? Çünkü savunma hakkı yalnız konuşma hakkı değildir. Doğru ve yeterli bilgiye ulaşarak düşünme, susma, konuşma ve strateji belirleme hakkıdır.</p>

<p>Eğer isnat muğlaklaştırılıyor, dosya saklanıyor, haklar yalnızca okunuyor, “mülakat” adı altında şüpheli konuşturuluyor, müdafiye dosyayı anlaması için yeterli zaman tanınmıyor, gözaltı soruşturmanın gerçek ihtiyacını aşacak biçimde uzatılıyor ve bütün bunlar olurken suçlayıcı anlatı kamuoyuna servis ediliyorsa, orada biçimsel olarak bir savunma bulunabilir; fakat etkili savunmadan söz etmek giderek zorlaşır.</p>

<p>Müdafinin ifade odasında bulunması, tek başına adil bir soruşturma yaratmaz.</p>

<p>Bazen avukat içeridedir. Ama savunma hâlâ dışarıdadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dosya-gizli-suclama-mansetlerde-sorusturma-evresinde-savunmanin-yapisal-esitsizligi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 18:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/terazi-themiss.jpg" type="image/jpeg" length="67527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SPK TARAFINDAN TASFİYESİNE KARAR VERİLEN YATIRIM FONLARINDA CEZA SORUŞTURMASININ MAĞDURLARIN ZARARLARININ GİDERİLMESİNE ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/spk-tarafindan-tasfiyesine-karar-verilen-yatirim-fonlarinda-ceza-sorusturmasinin-magdurlarin-zararlarinin-giderilmesine-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/spk-tarafindan-tasfiyesine-karar-verilen-yatirim-fonlarinda-ceza-sorusturmasinin-magdurlarin-zararlarinin-giderilmesine-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1. Tasfiye kararı ile ceza soruşturması neden birlikte değerlendirilmelidir?

Sermaye Piyasası Kurulu'nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls portföy yönetim şirketlerinin TEFAS'ta işlem gören fonlarına yönelik kısıtlamalar getirilmiş ve belirli fonların...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Tasfiye kararı ile ceza soruşturması neden birlikte değerlendirilmelidir?</strong></p>

<p>Sermaye Piyasası Kurulu'nun 17 Eylül 2026 tarihli kararıyla Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls portföy yönetim şirketlerinin TEFAS'ta işlem gören fonlarına yönelik kısıtlamalar getirilmiş ve belirli fonların tasfiyesine karar verilmiştir. Ardından tasfiye işlemlerinin yürütülmesi için T. İş Bankası ve T.C. Ziraat Bankası görevlendirilmiştir.</p>

<p>Tasfiye sürecinin başlamasıyla yatırımcılar bakımından iki ayrı hukuki mesele ortaya çıkmaktadır. Bunlardan ilki, fon malvarlığının tasfiye edilmesi sonucunda katılma payı sahiplerine ne kadar ödeme yapılacağıdır. İkincisi ise tasfiye sonucunda karşılanamayan bir zarar ortaya çıkması hâlinde, bu zararın hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanıp kaynaklanmadığı ve sorumlulardan nasıl tahsil edilebileceğidir.</p>

<p>İkinci mesele bakımından ceza hukuku önemli bir işleve sahip olabilir. Fonun hukuka aykırı biçimde yönetildiğine, yatırımcıların yanıltıldığına, piyasa fiyatlarının yapay olarak oluşturulduğuna veya fon malvarlığının amacı dışında kullanıldığına ilişkin somut şüpheler mevcutsa, ceza soruşturması bu işlemlerin ortaya çıkarılmasına katkı sağlayabilir.</p>

<p>Ancak SPK tarafından tasfiye kararı verilmesi, kendiliğinden bir suç işlendiği veya bütün yatırımcıların ceza hukuku anlamında mağdur olduğu sonucunu doğurmaz. Ceza sorumluluğunun belirlenebilmesi için ilgili fiillerin, faillerin ve suçun kanuni unsurlarının ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Ceza soruşturması yatırımcının tazminat talebini nasıl güçlendirebilir?</strong></p>

<p>Ceza soruşturmasının yatırımcı bakımından sağlayabileceği en önemli katkı, özel hukuk yollarıyla elde edilmesi güç olabilecek delillerin ortaya çıkarılması ve hukuka aykırı işlemlerle yatırımcının uğradığı zarar arasındaki bağlantının belirlenmesidir.</p>

<p>Örneğin yatırım fonu kaynaklarının belirli şirketlere sistematik biçimde aktarıldığı, fon portföyündeki varlıkların gerçeğe aykırı değerlerle gösterildiği veya belirli kişilerin yararına piyasa işlemleri gerçekleştirildiği yönünde somut şüpheler bulunması hâlinde, ceza soruşturmasında elde edilen banka hareketleri, işlem kayıtları ve bilirkişi raporları, yatırımcıların açacağı tazminat davaları bakımından da önem taşıyabilir.</p>

<p>Burada ceza soruşturmasının üç ayrı etkisi bulunmaktadır.</p>

<p>İlk olarak, yatırımcının yalnızca zarara uğradığını değil, zararın hangi işlemden kaynaklandığını ortaya koymasına yardımcı olabilir. İkinci olarak, hukuka aykırı işlemden sorumlu gerçek kişilerin belirlenmesini sağlayabilir. Üçüncü olarak ise kanuni koşulların oluşması hâlinde suçtan elde edilen malvarlığı değerlerinin tespit edilmesi ve bunlar üzerinde koruma tedbirleri uygulanması mümkün olabilir.</p>

<p>Bununla birlikte ceza soruşturması açılması, tazminat miktarının kendiliğinden artmasını sağlamaz. Tazmin edilebilir zararın kapsamı, hukuka aykırılık ve illiyet bağı ayrıca belirlenmelidir. Ceza soruşturmasının asıl katkısı, yatırımcının zararını ispatlayabilmesine ve sorumluların malvarlığına ulaşabilmesine yönelik imkânları güçlendirmesidir.</p>

<p>3. Hangi durumlarda ceza hukuku yoluna başvurulmalıdır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yatırım fonunun değer kaybetmesi, fon yöneticilerinin mutlaka suç işlediği anlamına gelmez. Bu nedenle her zarar için aynı içerikte suç duyurusunda bulunulması yerine, somut olayda hangi fiilin hangi suç tipini oluşturabileceği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 106 ve 107. maddelerinde düzenlenen bilgi suistimali ve piyasa dolandırıcılığı suçları ile somut olayın özelliklerine göre TCK kapsamında değerlendirilebilecek dolandırıcılık, güveni kötüye kullanma veya diğer malvarlığı suçları birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Örneğin bir fonun portföyündeki payların piyasa fiyatlarının yapay biçimde yükseltildiği, fonun bu payları gerçek ekonomik değerleriyle bağdaşmayan fiyatlardan satın aldığı ve bundan belirli kişilerin menfaat sağladığı iddiası varsa, yalnızca fonun değer kaybına değil, söz konusu işlemlerin kimler tarafından ve hangi amaçla gerçekleştirildiğine odaklanılmalıdır.</p>

<p>Benzer şekilde, yatırımcılara açıklanan bilgiler ile fonun fiilen gerçekleştirdiği işlemler arasında önemli farklılıklar bulunması hâlinde, bu durumun yalnızca mevzuata aykırı portföy yönetimi mi olduğu, yoksa ayrıca cezai sorumluluk doğurabilecek kasıtlı bir davranış içerip içermediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Sermaye piyasası suçları bakımından SPKn m.115'teki özel soruşturma usulü de dikkate alınmalıdır. Bu kapsamdaki suçlarda SPK'nın yazılı başvurusu muhakeme şartı olduğundan, yatırımcıların Kurula yapacakları somut ve gerekçeli başvurular önem taşır. Diğer suç tipleri bakımından ise ilgili suçun kendine özgü soruşturma şartları ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>4. Malvarlığına el koyma tedbirleri mağdurların zararının giderilmesinde nasıl kullanılabilir?</strong></p>

<p>Ceza soruşturmasının özel hukuk davasından ayrıldığı önemli noktalardan biri, kanuni koşulların gerçekleşmesi hâlinde malvarlığına yönelik koruma tedbirlerinin uygulanabilmesidir.</p>

<p>CMK m.128 kapsamında, maddede belirtilen suçlar ve aranan koşullar yönünden şüpheli veya sanığa ait taşınmazlara, hak ve alacaklara, banka hesaplarına ve diğer malvarlığı değerlerine el konulması gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu tedbirlerin amacı, suçla bağlantılı olduğu değerlendirilen malvarlığının soruşturma veya kovuşturma devam ederken elden çıkarılmasının önlenmesidir. Bununla birlikte elkoyma, mağdurun tazminat alacağını güvence altına alan genel bir ihtiyati haciz mekanizması değildir.</p>

<p>CMK m.131/2 uyarınca, 128. madde kapsamında el konulan malvarlığı değerlerinin suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması hâlinde sahibine iadesi mümkündür.</p>

<p>Bu nedenle yatırımcının, suçtan kaynaklandığını ileri sürdüğü zararını ve ilgili malvarlığı değerleriyle arasındaki bağlantıyı ortaya koyması önem taşır. Bununla birlikte suçtan elde edilen değerlerin üçüncü kişilere devredilmiş olması veya farklı hesaplar üzerinden dolaştırılması hâlinde, bu işlemlerin araştırılması ve kanuni şartları varsa ilgili koruma tedbirlerinin değerlendirilmesi talep edilebilir.</p>

<p><strong>Şu husus atlanmamalıdır,</strong> Fon malvarlığı, SPKn m.53 kapsamında portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrı ve özel koruma altındadır. Bu nedenle fonun tasfiye edilen varlıkları ile suç işlendiği şüphesi bulunan kişilerin kendi malvarlıkları birbirine karıştırılmamalıdır. Ceza soruşturmasındaki elkoyma talepleri de bu ayrım gözetilerek hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>5. Ceza soruşturması ile tazminat davası birlikte nasıl yürütülmelidir?</strong></p>

<p>Yatırımcının zararının giderilmesi için ceza soruşturması ile özel hukuk sürecinin birbirinin alternatifi olarak görülmemesi gerekir. Her iki yolun amacı, koşulları ve hukuki sonuçları farklıdır.</p>

<p>Ceza soruşturmasında suç teşkil ettiği ileri sürülen fiillerin ve bunlardan sorumlu kişilerin belirlenmesi amaçlanırken, tazminat davasında yatırımcının uğradığı hukuken tazmin edilebilir zararın karşılanması hedeflenir.</p>

<p>Bu nedenle ceza soruşturmasının sonucunu beklemek her durumda doğru bir yöntem olmayabilir. Özellikle zamanaşımı, dava şartı arabuluculuk veya delillerin kaybolması riski bulunan hâllerde, özel hukuk yollarının zamanında değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Ceza soruşturması kapsamında elde edilen bilirkişi raporları, işlem kayıtları ve diğer delillerin hukuk dosyasına kazandırılması talep edilebilir. Ancak ceza mahkemesinin her tespiti hukuk hâkimini aynı kapsamda bağlamaz. Bu nedenle hukuk davasındaki ispat faaliyeti yalnızca ceza dosyasına dayandırılmamalıdır.</p>

<p>Tasfiye sonucunda yatırımcıya ödeme yapılması hâlinde ise bu ödemenin tazminat hesabına etkisi ayrıca değerlendirilmelidir. Aynı zararın iki kez tahsil edilmesi mümkün olmadığından, tasfiye kapsamında elde edilen tutarlar ile hukuka aykırı işlemden kaynaklanan bakiye zarar birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>6. Mağdurların zararlarının giderilmesi için nasıl bir yol izlenmelidir?</strong></p>

<p>Yatırımcıların ceza hukuku bakımından başvurabilecekleri yollar, her fon ve her yatırımcı için aynı değildir. Bununla birlikte somut bir suç şüphesi bulunan hâllerde aşağıdaki işlemler değerlendirilebilir.</p>

<p>İlk olarak, yatırımcının zararının hangi işlemlerden kaynaklandığı belirlenmeli ve hukuka aykırılık iddiası somutlaştırılmalıdır. Bunun ardından, fiilin sermaye piyasası suçu oluşturduğu düşünülüyorsa SPK'ya gerekçeli başvuru yapılmalı; ayrıca genel hükümlere tabi bir suç şüphesi varsa Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru imkânı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak, soruşturma kapsamında yalnızca ilgili şirketin değil, hukuka aykırı işlemden sorumlu olduğu iddia edilen kişilerin ve işlemlerden menfaat sağladığı düşünülen üçüncü kişilerin rolünün de araştırılması talep edilmelidir. Ancak bu kişilerin yalnızca şirketle bağlantılı olmaları, haklarında cezai sorumluluk bulunduğunu göstermez.</p>

<p>Üçüncü olarak, kanuni koşulların mevcut olduğu durumlarda suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin araştırılması ve bunlar üzerinde uygun koruma tedbirlerinin uygulanması istenebilir. Özellikle suçtan elde edildiği düşünülen kazançların farklı hesaplara aktarılması veya üçüncü kişilere devredilmesi ihtimalinin somut verilere dayanarak incelenmesi önem taşır.</p>

<p>Dördüncü olarak, soruşturma kapsamında elde edilen bulguların tazminat davasında kullanılabilmesi için gerekli usul işlemleri yürütülmelidir. Yatırımcı, zararın miktarı ve hukuki niteliği bakımından ayrıca bilirkişi incelemesi yapılmasını da talep edebilir.</p>

<p>Son olarak, tasfiye sürecinde yatırımcıya yapılan ödemeler takip edilmeli ve bu ödemeler sonrasında karşılanmayan zararın bulunup bulunmadığı yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>7. Yatırımcılar hangi hatalardan kaçınmalıdır?</strong></p>

<p>Ceza hukukuna başvurulması, zararların giderilmesi bakımından önemli imkânlar sağlayabilmekle birlikte yanlış hukuki stratejiler sürecin uzamasına ve hak kayıplarına neden olabilir.</p>

<p>Kaçınılması gereken işlemler</p>

<p>- Her yatırım zararını dolandırıcılık olarak nitelendirmek: Olağan piyasa riski nedeniyle meydana gelen kayıplar ile hukuka aykırı işlemlerden doğan zararlar birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>- Tasfiye kararını tek başına suç delili kabul etmek: SPK'nın idari tedbirleri, belirli kişilerin suç işlediğinin veya bütün zararların suçtan kaynaklandığının kesin kanıtı değildir.</p>

<p>- Ceza soruşturmasının sonucunu bekleyerek hukuk yollarını ihmal etmek: Ceza soruşturmasının başlaması, her özel hukuk talebi bakımından zamanaşımını kendiliğinden durdurmaz.</p>

<p>- Fon malvarlığına doğrudan haciz uygulanabileceğini varsaymak: Fon malvarlığı ile sorumluluğu gündeme gelen şirket ve kişilerin malvarlıkları arasındaki hukuki ayrım korunmalıdır.</p>

<p>- Ceza şikâyetini ödeme garantisi olarak görmek: Şikâyette bulunulması veya malvarlığına el konulması, yatırımcının zararının mutlaka ve tamamen karşılanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>- Zarar miktarını yalnızca yatırılan anaparaya göre hesaplamak: Tasfiye ödemeleri, olağan yatırım riski ve hukuka aykırı işlemlerden kaynaklanan kayıplar ayrı ayrı incelenmelidir.</p>

<p><strong>8. Ceza soruşturması, zararın giderilmesi amacıyla bir baskı aracına dönüştürülmemelidir</strong></p>

<p>Ceza soruşturması, somut suç şüphesinin araştırılması için öngörülmüş bir hukuki yoldur. Bu nedenle yalnızca karşı tarafı ödeme yapmaya zorlamak amacıyla suç duyurusunda bulunulması, ceza muhakemesinin amacıyla bağdaşmaz.</p>

<p>Buna karşılık gerçekten suç işlendiğine ilişkin somut şüphelerin mevcut olduğu durumlarda, mağdurun zararının giderilmesine yönelik girişimlerde bulunması ve soruşturma kapsamında hukuki haklarını kullanması mümkündür.</p>

<p>Bu noktada zararın gönüllü olarak giderilmesinin ilgili suçun ceza hukuku bakımından sonuçları ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanıp uygulanamayacağı, isnat edilen suç tipine ve kanunda öngörülen özel koşullara bağlıdır.</p>

<p>Her sermaye piyasası suçu bakımından zararın giderilmesinin cezayı azaltacağı veya ortadan kaldıracağı varsayılmamalıdır. Aynı şekilde şüphelinin ödeme yapmayı kabul etmesi, tek başına suçun işlendiğini kanıtlamaz.</p>

<p>Yatırımcıların zararlarının giderilmesine ilişkin olası anlaşmalarda ise ödemelerin kapsamı, tasfiye sonucunda yapılacak ödemelerle ilişkisi ve varsa kalan alacak hakları açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Ceza hukukunun amacı ile mağdurun zararının giderilmesi birlikte değerlendirilmeli</strong></p>

<p>SPK'nın fon tasfiyesi kararları sonrasında yatırımcıların karşı karşıya kaldığı hukuki mesele, yalnızca tasfiye sonucunda ne kadar ödeme yapılacağıyla sınırlı değildir. Tasfiye sonucunda karşılanamayan zararların hukuka aykırı işlemlerden kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde, sorumluların cezai ve hukuki durumlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekecektir.</p>

<p>Bu süreçte ceza soruşturması, özellikle hukuka aykırı işlemlerin ortaya çıkarılması, sorumluların belirlenmesi ve suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin tespit edilmesi bakımından önemli imkânlar sağlayabilir. Soruşturma kapsamında elde edilen deliller, yatırımcıların açacağı tazminat davalarına da katkıda bulunabilir.</p>

<p>Ancak yatırımcının ceza soruşturmasından beklentisi ile özel hukuk kapsamında ileri süreceği tazminat talebi birbirinden ayrılmalıdır. Ceza soruşturması tek başına bir tahsil yöntemi değildir. Bu nedenle hukuki strateji, yalnızca suç duyurusunda bulunulmasına değil, tasfiye sürecinin takibine, sorumluluğun belirlenmesine ve gerektiğinde özel hukuk yollarının eş zamanlı olarak kullanılmasına dayanmalıdır.</p>

<p><strong>Mağdurların zararlarının giderilmesi bakımından belirleyici olan, ceza soruşturması açılmış olması değil; somut hukuka aykırılığın, zararın ve sorumlularla zarar arasındaki bağlantının ortaya konulması ve buna uygun hukuki yolların zamanında işletilmesidir.</strong></p>

<p><strong>Av. Melikşah Soy &amp; Av. Ceren Kurt</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT"><img alt="Av. Ceren KURT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT">Av. Ceren KURT</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/spk-tarafindan-tasfiyesine-karar-verilen-yatirim-fonlarinda-ceza-sorusturmasinin-magdurlarin-zararlarinin-giderilmesine-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/resmi/spk-k.jpg" type="image/jpeg" length="43341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/728 E., 2021/487 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.10.2021 tarihli, 2017/728 E., 2021/487 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/728 E., 2021/487 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 407-8<br />
Nitelikli zimmet suçundan sanık ...'nın TCK'nın 247/1-2, 43, 53 ve 54. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 17.02.2015 tarihli ve 398-33 sayılı hükmün sanık müdafisi ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.10.2015 tarih ve 7470-14733 sayı ile;</p>

<p>"Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin soruşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;<br />
...<br />
Yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığın çalıştığı kurumun kamusal faaliyet icra ettiği bu bağlamda sanığın kamu görevlisi sıfatının bulunduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte sanığın uzun yıllara sari eylemlerinde zimmet suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının da incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>TCK'nın 247. maddesinde düzenlenen zimmet suçunun oluşabilmesi için kamu görevlisinin görevi nedeniyle kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi gereklidir. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade etmektedir. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suç konusu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklamalar ışığında kamu görevlisi sıfatı bulunduğu anlaşılan sanığın eylemlerini gerçekleştirme şekli nazara alındığında zimmet suçunun unsurlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesi için somut olay değerlendirildiğinde; Çevre ve Orman Bakanlığında (Orman ve Su İşleri Bakanlığı) 657 sayılı DMK'nın 4/B maddesi kapsamında her yıl yinelenen hizmet sözleşmeleriyle sözleşmeli statüde programcı kadrosunda istihdam edilen sanığın Bakanlık merkez birimlerinde istihdam edilen 4/B statülü personelin maaş mutemetliği görevini yürüttüğü,</p>

<p>2003-2004 döneminde düzenlenen 4/B sözleşmeli personel maaş evrakının kurumda kalan nüshalarındaki toplam tutarlar ile Saymanlıkça yapılan net ödeme tutarları arasında fark bulunması üzerine Say 2000 sisteminden alınan tahakkuk müzekkeresi ve verile emirlerindeki net ödeme tutarlarının karşılaştırılması sonucunda Saymanlığa gönderilen belgelerin fazla ödemeye esas teşkil edecek şekilde kurumda kalan nüshalarına aykırı düzenlendiğinin belirlendiği,</p>

<p>2005-2007 döneminde 4/B sözleşmeli personel maaş evrakında kurumda kalan nüshalara aykırı şekilde arazi tazminatları üzerinden brüt ücretleri artırıp, yükseltilmiş ücretleri içerir maaş bordrosu, banka ödeme listesi ve ödeme emri belgesinin Saymanlığa verildiği,</p>

<p>2008 döneminde mühendis statülü 4/B sözleşmeli personelin arazi tazminatı gelir kaleminin yükseltildiği ve artırılmış ücrete bağlı olarak sosyal güvenlik prim tutarlarının usulsüz şekilde artırılarak kurumda kalan nüshalara aykırı ödeme emri belgesi, maaş bordrosu ve banka net ödeme listesi düzenlediği ve bu belgelerin Saymanlığa gönderildiği,</p>

<p>2009-2011 döneminde usulsüz olarak arazi tazminatı ve seyyar görev tazminatı eklenmesine ilaveten ilgili birimde çalışan sözleşmeli personel sayısının iki-üç katı fazla gösterilip bu şekilde artırılan ücret tutarlarına bağlı olarak ödenecek sosyal güvenlik prim tutarları da yükseltilerek kurumda kalan nüshalara aykırı maaş bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlediği ve bu belgelerin Saymanlığa gönderilerek devlet hazinesinden kurumun maaş hesabına aktarılacak maaş ve diğer ödemelere esas alındığı,</p>

<p>Sanığın, kurumda kalan nüshalarına aykırı olarak oluşturduğu ve Saymanlığa gönderdiği belgeler üzerinde yapılan kriminal incelemeler sonucu ibraz edilen raporlara göre; 2008 ve öncesi yıllarda düzenlenerek Saymanlığa gönderilen ödeme emri belgelerinin ıslak imzalı olduğu, 2009-2011 yıllarındaki ödeme emri belgelerinin üzerindeki harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi adına atılan imzaların renkli kopya yöntemiyle basıldığı, söz konusu imzaların belgelere imza atan şahısların orijinal imzalarının bilgisayar programları yardımıyla alınıp belgeler üzerine laser-jet yazıcı yardımıyla basılmasıyla oluşturulduğunun, yine maaş bordroları ve banka net ödeme listeleri üzerindeki düzenleyen, gerçekleştirme görevlisi bölümünde atılı imzaların ise karbon nüsha olduklarının tespit edildiği,</p>

<p>Bakanlık bünyesindeki bir kısım sözleşmeli personelin maaşları, arazi tazminatları, asgari geçim indirimleri, proje ikramiyeleri, ücretsiz izin, sağlık raporu, istifa gibi sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personelin maaşları, göreve yeni başlayan uzman yardımcısı personelin kısıt maaşları üzerinden kurumda kalan nüshalarına aykırı şekilde düzenlediği belgelerle Hazine zararına olarak toplam 6.341.339,00 TL yarar sağladığı somut olayda sanığın elde ettiği yararın kendisine görevi gereği yasal olarak verilmiş paradan elde edilmediği gibi bu paranın üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün de bulunmadığı hususu nazara alındığında sanığın kurumdaki nüshalarına aykırı yükseltilmiş ücretleri içerir ödeme belgesi, maaş bordrosu ve banka net ödeme listesi oluşturarak devlet hazinesinden kurumun maaş depo hesabına fazladan para gönderilmesini sağlayıp bu fazla parayı da banka üzerinden kendisi, akrabaları ve tanıdıklarının hesaplarına aktarılmasını sağlaması şeklinde gerçekleşen eyleminin zincirleme şekilde resmî belgede sahtecilik ile kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçlarını oluşturacağı ve resmî belgede sahtecilik suçundan açılmış bir dava bulunmadığı da gözetilip gereği için Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunularak dava açılmasının sağlanmasından sonra TCK'nın 3 ve 61. maddeleri birlikte değerlendirilerek elde edilen yararın suç tarihleri itibarıyla yüksek değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, eylemlerin uzun bir zamana yayılmasına bağlı suç işleme konusundaki ısrarı ve kastının yoğunluğu nazara alınarak hukuki durumun değerlendirilmesi ve alt sınırdan uzaklaşılarak cezalandırılması gerekirken suç niteliğinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde nitelikli zimmet suçundan mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Adli Emanetin 2012/444 sırasında kayıtlı MacBook Air marka beyaz renkli notebook dizüstü bilgisayar, WD marka kırmızı renkli harici harddisk, kırmızı renkli FC ibareli Kingston marka flash belleğin suçun işlenmesinde nasıl kullanıldığı gerekçeleriyle açıklanmadan TCK'nın 54/1. madde uyarınca müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>... 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 21/12/2012 tarihli ve 2011/1449 sayılı kararı ile el konulan eşyalar hakkında herhangi bir karar verilmemesi,</p>

<p>Yüklenen suçu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği kabul edilen sanık hakkında aynı Yasa'nın 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemesi,</p>

<p>Suçun 2003-2011 yılları arasında işlendiği kabul edilmesine karşın suç tarihinin karar başlığına 2011 olarak yazılması,</p>

<p>Yargılama giderlerinin dökümünün gerekçeli kararda gösterilmeyerek CMK'nın 324. maddesine muhalefet edilmesi" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Suç tarihinin karar başlığına yanlış yazımına ve yargılama giderinin gerekçeli kararda gösterilmemesine ilişkin yapılan bozma nedenine uyan ... 8. Ağır Ceza Mahkemesince 12.01.2016 tarih ve 407-8 sayı ile;</p>

<p>"...Sanığın bu suçu maaş mutemedi olarak çalıştığı dönem içerisinde 2003-2008 döneminde ödeme yapılacak personele nitelik değişikliği yaparak ücretlerini artırdığı, 2009 - 2011 döneminde ise maaş ödemelerinde brüt ücret, arazi tazminatı, sosyal güvenlik primi, gelir vergisi oranlarında değişiklik yaparak maaş unsurlarını kayıtlara yanlış girerek kurum kasasından fazla para çıkmasına, istihkak dışındaki kısmın ise zimmetine geçirilmesini sağladığı, mali suçlar araştırma kurulu raporuna göre de sanığın ... para akladığı, yine dosya içerisinde bulunan belgelere göre önceki dönemde bildirmiş olduğu mal bildiriminde tahrifat yaparak sahtecilik suçlarını da işlediği, sonuç olarak sanığın 2003-2011 döneminde Orman ve Su İşleri Bakanlığı birimlerinde mutemet olarak çalıştığı dönem içerisinde yukarıda izah edildiği şekilde zincirleme olarak nitelikli zimmet suçunu işlediği inancına varılmış, bu itibarla eylemin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturacağı şeklindeki Yargıtay 5. Ceza Dairesinin bozma ilamına uyulmayarak mahkememizin önceki kararında direnilmek suretiyle sanığın zincirleme nitelikli zimmet suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi hususunda kurulumuzda tam bir inanç hasıl olmuş, ayrıca sanık hakkında resmî belgede sahtecilik suçundan da suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmesine" gerekçesiyle diğer bozma nedenlerine direnerek sanığın ilk hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2016 tarihli ve 168486 sayılı “Bozma” istekli tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya Ceza Genel Kurulunca 14.12.2016 tarih ve 1263-1629 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen Geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 280-1038 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>İnceleme dışı sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen beraat kararı Özel Dairece onanmak suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme, sanık ... hakkında nitelikli zimmet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı eylemin nitelikli zimmet suçunu mu yoksa nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Sanık ...’nın, Orman ve Su İşleri (Çevre ve Şehircilik) Bakanlığında 2000 yılında 4/B statüsünde personel olarak çalışmaya başladığı, 2003 yılından itibaren kurum amirlerince Bakanlığın Çevre Yönetim Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde, 04.12.2008 tarihinde ise Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde mutemet olarak görevlendirildiği,</p>

<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığının 12.10.2011 tarihli ve 157 sayılı yazısına göre; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün ödeme emirleri ile saymanlıkta yapılan karşılıklı mutabakat sonucunda bazı bütçe giderlerinde tutarsızlıklar olduğunun anlaşılması nedeniyle konunun Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca görevlendirilecek müfettiş marifeti ile incelenmesi ve gerektiğinde soruşturulmasının talep edildiği ve buna ilişkin aynı tarihli Bakan olurunun bulunduğu,</p>

<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığının 08.05.2013 tarihli ve 2022 sayılı yazısına göre; sanığa atılı eylemlerden dolayı soruşturma izni verilmesinin uygun olacağı belirtildikten sonra aynı tarihli Bakan oluru ile soruşturma izni verildiği, kararın itiraz edilmeksizin kesinleştiği,</p>

<p>... 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 16.03.2012 tarihli, 289 değişik iş numaralı kararına ve adli emanet makbuzuna göre; sanık ...’nın kullandığı ve hâla Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde muhafaza edilen CBOX marka, Pandera GQ760 model, PGQ7607535L20 seri numaralı; Hp Compaq marka, 7700C model, CZC7102DJC seri numaralı bilgisayarın içerisinde delil niteliğinde olabilecek bilgi ve veri bulunma ihtimaline binaen suçta kullanılan bilgisayar, bilgisayar programları, bilgisayar kütüklerinde CMK’nın 134. maddesi gereğince arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkartılmasına ve bu kayıtların çözümlenerek metin hâline getirilmesine karar verildiği, söz konusu eşyaların adli emanetin 2012/444 sırasında kayıt altına alındığı,</p>

<p>20.04.2012 tarihli bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda; inceleme konusu bilgisayar kasalarında bilgisayar üzerindeki dosyaların değiştirilip değiştirilmediği veya silindiğinin tam olarak tespit edilemediği, var olan dosyaların "DVD-1" ve "DVD-2" olarak kayıt altına alındığı, HP Compaq bilgisayar içindeki dosyalarda bulunan "EXP 1" adlı uygulama dosyasının şifresi açılamamakla birlikte maaş hesaplamalarında kullanılıyor olmasının olası olduğu, HP Compaq bilgisayarın domain ortamına alınmadığı veya sonradan çıkarıldığı, bu sebeple bilgisayarda tespit edilen programlar için Bakanlık Bilgi İşlem Merkezinin bireysel programlar için kullandığı kısıtlamaların uygulanamadığı bilgilerine yer verildiği,</p>

<p>Kolluk görevlileri tarafından 26.10.2011 tarihinde düzenlenen tutanağa göre; sanık ...’nın hakkında yürütülen soruşturma kapsamında arandığı sırada 26.10.2011 tarihinde ... Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olduğu, müdafisi tarafından da sanık ...’ya ait olduğu belirtilen iphone marka siyah renkli İmei numarası okunamayan dokunmatik sim kartsız cep telefonu, Samsung marka GT 19100 model, 355 310 044 589 814 İmei numaralı sim kartsız cep telefonu, MacBook Air marka beyaz renkli notebook dizüstü bilgisayar, WD marka kırmızı renkli harici harddisk, kırmızı renkli FC ibareli flash belleğin teslim edildiği, sanık ...’nın kendisine şantajda bulunulduğunu iddia etmesi üzerine söz konusu materyallerin incelenmek için muhafaza altına alındığı,<br />
... Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Adli Bilişim Büro Amirliğinin 17.04.2012 tarihli raporuna göre; İmei numarası okunamayan dokunmatik sim kartsız cep telefonu, Samsung marka GT 19100 model 355 310 044 589 814 İmei numaralı sim kartsız cep telefonu, MacBook Air marka beyaz renkli notebook dizüstü bilgisayar, WD marka kırmızı renkli harici harddisk ve kırmızı renkli FC ibareli flash belleğin incelenmesinde söz konusu flash bellek içinde bulunan “clip-2011-02-24 15.07.02.mov”, “clip-2011-02-24 15.07.02.mov”, “clip-2011-03-27 15.31.31.mov” adlı video dosyalarında sanık ...’ya ait görüntülerin yer aldığı, diğer materyallerde tahkikata esas olabileceği düşünülen herhangi bir bilgi, belge ve suç unsuruna rastlanılmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>... 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 21.12.2011 tarihli ve 2011/1449 değişik iş numaralı kararı ile; ...’nın müdafisinin başvurusu üzerine sipariş verdiği bir kısım eşyaların paralarının bu firmalara yatırılmasına rağmen eşyaların henüz teslim edilmediği bildirildiğinden, sipariş verilen eşyalara el konulmasının talep edilmesi üzerine; sanık ...’nın Büyükesat Mah. Uğur Mumcu Cad. No: 50, Daire: 3, GOP/... adresinde faaliyet gösteren Bang-Olufsen’den ses sistemi, Turan Güneş Bulvarı 571 Cad. 614 Sok. No: 9, Çankaya/... adresinde faaliyet gösteren Enplus ...’dan el yapımı özel buzdolabı, Panora Alışveriş Merkezi No: 182 Kat: 1 Daire: 195 Çankaya adresinde faaliyet gösteren Step Halı Mağazasından eskitme usulü halı siparişi verdiği ve ücretlerini peşin ödediği anlaşılmakla bu paralara CMK’nın 127 ve 128. maddeleri uyarınca el konulmasına, şayet paralara el konulamadığı takdirde şüpheli tarafından satın alınan eşyalara el konulmasına hükmedildiği,</p>

<p>Orman ve Su İşleri Bakanlığı Müfettişliğinin 13.10.2011 tarihli ve 636 sayılı raporuna göre; sanık ...’nın 25.09.2000 tarihli hizmet sözleşmesi ile o tarihteki adıyla Çevre Bakanlığında 657 sayılı DMK’nın 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli statüde programcı kadrosunda istihdam edildiği, adı geçenin ilerleyen yıllarda Maliye Bakanlığınca her yıl vize edilen kadrolara göre sözleşmesinin yenilendiği, Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde sözleşmeli statüde programcı maaş mutemetliği görevini yürütürken genel müdür yardımcılarının önerisiyle Devlet Memurları Kanunu’nun 122. maddesine göre takdirname ile taltif edildiği, 04.12.2008 tarihinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde (DKMPGM) görevlendirilip, 25.02.2009 tarihinde bu birime tayin edildiği, 16.02.2010 tarihinde ise Çevre ve Orman Bakanlığı Bilgi İşlem Daire Başkanlığında görevlendirildiği, ancak DKMPGM’de mutemetlik görevine devam ettiği, sanık ...’nın sözleşmeli statüde görev yaptığı tüm dönemde Bakanlık merkez birimlerinde istihdam edilen 4/B statülü personelin maaş mutemetliği görevini yürüttüğü,</p>

<p>Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde görev yapan, 657 sayılı Kanun’a tabi 4/B’li sözleşmeli personelin 2011 Mayıs ayı ücretlerinin ödenmesi için düzenlenen 05.05.2011 tarihli ödeme emri belgesinin gerçek tutarı 68.227,90 TL olmasına karşın, bu belgenin Orman ve Su İşleri (Çevre ve Şehircilik) Bakanlığı Merkez Saymanlığında 10.05.2011 tarihli ve 6922 yevmiye numarasında işlem gören, 4/B’li sözleşmeli personel maaş ödemesine esas olan ikinci nüshasının, 109.357,90 TL olduğu ve bu hâliyle arada 41.130,00 TL fark bulunduğu, yine 4/B’li personelin 2011 yılı Nisan ayı ücretlerinin ödenmesi için düzenlenen 04.04.2011 tarihli ödeme emri belgesinin gerçek tutarı 60.251,25 TL olmasına karşın, bu belgenin merkez saymanlığında 11.04.2011 tarihinde 4969 yevmiye numarasında işlem gören söz konusu personelin maaş ödemesine esas olan ikinci nüshasının 133.719,22 TL olduğu ve bu hâliyle arada 73.467,97 TL fark bulunduğu, son olarak, DKMPGM’ne bağlı 4/B’li personelin 2011 Mart ayı ücretlerinin ödenmesi için düzenlenen 03.03.2011 tarihli ödeme emri belgesinin gerçek tutarı 61.240,31 TL olmasına karşın, bu belgenin merkez saymanlığında 09.03.2011 tarihli ve 3031 yevmiye numarasında işlem görüp 4/B’li sözleşmeli personel maaş ödemesine esas olan ikinci nüshasının 134.563,91 TL tutarında olduğu ve bu hâliyle arada 73.323,60 TL fark bulunduğu görüldüğünden DKMPGM’ce konunun Rehberlik ve Teftiş Başkanlığınca incelenmesi için olayın ... Cumhuriyet Başsavcılığına bildirildiği ve müfettiş görevlendirildiği, ilk etapta incelenen belgelere göre, 4/B statülü personel maaş ödeme belgelerinde sahtecilik yapılmak suretiyle yapılan usulsüzlüğün DKMPGM ile sınırlı olmadığı, aynı usulsüz işlemlerin Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde (ÇYGM) de yapıldığı, 4/B statüsünde çalışan personelin maaş ödemeleri için tahakkuk birimlerince düzenlenen ödeme evrakının, saymanlığa gönderilen nüshalarında sahtecilik ve tahrifat yapılarak maaşların toplam miktarının artırılıp bu maaş tutarlarının ise mutemetler sanık ... ve inceleme dışı sanık ...'ın hesaplarına aktarıldığı, ilk inceme kapsamında 2010-2011 döneminde usulsüz işlemlerle mal edinilen tutarın 3.629.608,64 TL olduğunun belirlendiği, bu kapsamda Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde çalışan 4/B statülü personel maaş ödeme belgelerinin 2005-2010 dönemi Sayıştay nüshalarının, aynı konuda Bakanlık Merkez Saymanlık Müdürlüğünde inceleme yapan Maliye Bakanlığı uzmanından devralındığı ve buna göre;<br />
Mayıs 2003-Mayıs 2011 döneminde Çevre ve Orman Bakanlığı personel maaşlarının yatırıldığı Vakıfbank ... Şubesi'ne ve Haziran 2011 döneminden itibaren ödendiği Ziraat Bankası Beşevler Şubesi'ne yazılan muhtelif tarihli yazılar ile maaş protokolü hükümleri doğrultusunda, saymanlıkça personel maaşlarının aktarıldığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile Bakanlığın diğer bazı birimlerinin bankalar nezdinde açılan vadesiz mevduat hesap hareketleri (kurum depo hesabı), personel maaş ödeme kontrol listeleri ile ilgili kişilere ait maaş hesabı dökümlerinde yapılan incelemelerde söz konusu eylemlerin 2010 ve 2011 yılları ile sınırlı kalmadığı ve suç mahsulü paraların sanık ... ve inceleme dışı sanık ...’a ek olarak kurum personeli olmayan kişiler hesabına da aktarıldığının anlaşılması üzerine, 2002-2011 yılları arasında sanık ...’nın mutemet olarak görev yaptığı birimlerdeki maaş ve diğer maaş benzeri (ek ödeme, özel hizmet ve arazi tazminatı, özel gider indirimi, proje ödemeleri, kısıt maaşlar, proje ikramiyeleri vb.) ödeme evrakının incelendiği, sanık ... ve inceleme dışı sanık ... tarafından Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde çalışmakta olan sözleşmeli personel maaşları, arazi tazminatları, asgari geçim indirimleri, proje ikramiyeleri, ücretsiz izin, sağlık raporu, istifa gibi muhtelif sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personelin maaşları, göreve yeni başlayan uzman yardımcısı personelin kısıt maaşları üzerinden usulsüz işlemlerle aşırılan tutarların, sanık ...'nın ve inceleme dışı sanık ... ile kurum personeli olmayan ..., ..., ..., ... ile kurum personeli ...’ün hesaplarına aktarıldığının tespit edildiği, 2003-2011 döneminde suç teşkil eden usulsüz işlemlerle meydana gelen kamu zararının yasal faiz hariç 6.341.339,00 TL olarak hesaplandığı, öte yandan sahte maaş evrakıyla artırılan tahakkuk tutarlarına bağlı olarak sanık ... tarafından Sosyal Güvenlik Kurumuna gönderilen sözleşmeli personel sosyal güvenlik prim ödemeleri üzerinden usulsüz işlemlerle kendisi ile Çevre ve Orman Bakanlığı personeli olmadığı hâlde oğlu ... ... ile bazı aylarda Bakanlıkta çalışan 4/B statülü personelin sigorta primlerini artırmak suretiyle gerçekleştirilen fazla ödemeler toplamının ise 473.143,37 TL olduğu,</p>

<p>Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre sözleşmeli statüde çalışan personel ile diğer personelin maaş ve ek ödeme belgeleri ile söz konusu Genel Müdürlükte 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre sözleşmeli statüde çalışan personelin maaş tahakkuk evrakında yapılan incelemeler neticesinde;<br />
ÇEYGM’ce 2003 yılında düzenlenen 15 Temmuz-14 Ağustos ve 15 Kasım-14 Aralık ile 2004 yılında düzenlenen 15 Ocak-14 Şubat, 15 Mart-14 Nisan, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık ve 15 Aralık-14 Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarının aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2005 yılında düzenlenen 15 Ocak-14 Şubat, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Eylül-14 Ekim, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık, 15 Aralık-14 Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarının aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle 15 Mart-14 Nisan, 15 Haziran-14 Temmuz ve 15 Temmuz-14 Ağustos aylarına ilişkin ödemelerin kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli ...’ün Vakıfbank ... Şubesi'ndeki, diğer aylara ilişkin ödemelerin ise doğrudan sanık ...’nın aynı şubedeki maaş hesabına havale edildiği, 2003-2004-2005 dönemi maaş ödeme belgelerindeki sahtecilik eyleminin, mühendis statülü 4/B sözleşmeli personele ödenen arazi tazminatı gelir kaleminin usulsüz şekilde artırılarak, bu ücretler ve buna bağlı olarak usulsüz şekilde yükseltilmiş ödenecek sosyal güvenlik prim tutarlarına göre, sahte ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, saymanlıkça ödemeye esas alınan ve Sayıştaya gönderilen sahte ödeme belgeleri ile harcama birimlerinde kalan ödeme belgelerindeki imzaların aynı görevlilerin isim ve ıslak imzalarını taşıdığı, her iki belgede kullanılan mühürlerin de yine harcama birimine ait kurum mühürleri olduğu,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2006 yılında düzenlenen, 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran ve 15 Temmuz-14 Ağustos dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği, maaş ödeme belgelerindeki sahtecilik eyleminin, mühendis statülü 4/B sözleşmeli personele ödenen arazi tazminatı gelir kaleminin usulsüz şekilde artırılarak, bu ücretler ve buna bağlı olarak usulsüz şekilde yükseltilmiş ödenecek sosyal güvenlik prim tutarlarına göre, sahte ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, saymanlıkça ödemeye esas alınan ve Sayıştaya gönderilen sahte ödeme belgeleri ile harcama birimlerinde kalan ödeme belgelerindeki imzaların aynı görevlilerin ismini ve ıslak imzalarını taşıdığı, her iki belgede kullanılan mühürlerin de yine harcama birimine ait kurum mühürleri olduğu,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2007 yılında düzenlenen 15 Mart-14 Nisan dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği, maaş ödeme belgelerindeki sahtecilik eyleminin, mühendis statülü 4/B sözleşmeli personele ödenen, arazi tazminatı gelir kaleminin usulsüz şekilde artırılarak, çoğaltılmış arazi tazminatlarına göre, ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, SGB İç Kontrol Daire Başkanlığınca yapılması zorunlu ön mali kontrol işleminin yapılmadığı ve saymanlıkça sahte ödeme belgeleri üzerinden ödeme yapılarak kamu zararına sebep olunduğu, saymanlıkça ödemeye esas alınan ve Sayıştaya gönderilen sahte ödeme belgeleri ile harcama birimlerinde kalan ödeme belgelerindeki imzaların aynı görevlilerin isim ve ıslak imzalarını taşıdığı, her iki belgede kullanılan mühürlerin de yine harcama birimine ait kurum mühürleri olduğu,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2008 yılında düzenlenen; 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık, 15 Aralık-14 Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>Maaş ödeme belgelerindeki sahtecilik eyleminin, 2003 ve 2008 yılı arasında mühendis statülü 4/B sözleşmeli personele ödenen arazi tazminatı gelir kaleminin usulsüz şekilde artırıldığı, sosyal güvenlik prim tutarlarına göre, sahte ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlemek suretiyle gerçekleştirildiği, Ekim 2008 döneminden Aralık 2008 dönemine kadar ise arazi tazminatlarının usulsüz artırılmasına ek olarak 62 olan personel sayısının 63’e yükseltilerek toplam tahakkuk tutarının artırıldığı, 2008 yılı maaş farkları bordosu olarak düzenlenen 18.12.2008 tarihli ve 21383 yevmiye numaralı ödeme emri belgesi ve eklerinin bütünüyle sahte olduğu, bütün sayfa ve eklerinin sahte, ıslak imzalı ve mühürlü olup sahte maaş tahakkuk evrakı ile Saymanlıkça 90.789,35 TL ödeme yapılarak 90.789,35 TL kamu zararının doğmasına yol açıldığı, bu paranın kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olmadığı hâlde kurum personeliymiş gibi maaş ödeme listesine eklenen ... isimli kişinin Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2009 yılında düzenlenen; 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos, 1-14 Temmuz dönemi 14 günlük fark maaşı, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Eylül-14 Ekim, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık, 15 Aralık-14 Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği, 15 Ocak-14 Şubat, 15 Nisan-14 Mayıs ve 1-14 Temmuz dönemi 14 günlük farkın maaşı kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olmayan ...’nın Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos ve 15 Eylül-14 Ekim döneminde kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olan ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki, 15 Ağustos-14 Eylül dönemindeki maaşın kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olan inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki ve kurum personeli olmayan ...’nın Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık döneminde kurum maaş depo hesabından doğrudan inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki ve kurum personeli olmayan ...’ın Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki, 15 Aralık-14 Ocak dönemindeki maaşların kurum maaş depo hesabından inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki ve sanık ...’nın Vakıfbank Diyanet Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2010 yılında düzenlenen; 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Eylül-14 Ekim, 15 Ekim-14 Kasım, 15 Kasım-14 Aralık, 15 Aralık-14 Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olan inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki ve sanık ...’nın Vakıfbank Diyanet Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği, maaş ödeme belgelerindeki sahteciliğin, Ocak-Mart 2010 döneminde ücretlere, usulsüz olarak arazi tazminatı ve seyyar görev tazminatı gelir kalemleri eklenerek, Nisan-Aralık 2010 döneminde ise adı geçen Genel Müdürlükte fiilen çalışan sözleşmeli personel sayısının 2-3 katını aşacak şekilde usulsüz şekilde artırılarak, ücret tutarlarına bağlı olarak ödenecek sosyal güvenlik prim tutarları yükseltilerek, sahte ücret bordrosu, sahte banka net ödeme listesi ve sahte ödeme emri belgesi/muhasebe işlem fişi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, saymanlıkça ödemeye esas alınan ve Sayıştaya gönderilen sahte ödeme belgeleri ile harcama birimlerinde kalan ödeme belgelerindeki imza ve mühürlerin karşılaştırmalı olarak incelenmesi sonucunda, saymanlıkça ödemeye esas alınan ödeme emri belgesi, muhasebe işlem fişi ve ek belgelerin sahte olduğu,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2011 yılında düzenlenen; 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz ve 15 Temmuz-14 Ağustos dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olan inceleme dışı sanık ...’ın ve sanık ...’nın Ziraat Bankası Beşevler Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği, sözleşmeli personelin 2011 yılı maaşlarına ilişkin ödeme emri belgelerinin birinci nüshalarının ve ekindeki kanıtlayıcı belgelerin, saymanlıkta harcama belgelerinin konulmuş olduğu çuvalların içinde bulunamaması ve belgelerin yok edildiğinin tespit edilmesi sebebiyle incelenemediği, maaş ödeme belgelerindeki sahtecilik eyleminin, sözleşmeli personel ücretleri ve sosyal güvenlik prim tutarlarının usulsüz şekilde artırılıp bu rakamlara göre, sahte ödeme emri belgesi ve maaş bordrosu düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği, saymanlıkça da SGB İç Kontrol Daire Başkanlığınca yapılması zorunlu ön mali kontrol işlemi yapılmadan, sahte ödeme belgeleri üzerinden ödeme yapılarak kamu zararına sebep olunduğu,</p>

<p>Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde 657 sayılı Kanun'un 4/B maddesine göre sözleşmeli statüde çalışan personelin maaşları üzerinden (arazi tazminatlarının artırılması, sağlık raporlu personele maaş hesaplanması vb. yöntemle) yapılan usulsüzlüklerin incelenmesinde; Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde çalışan 4/B statülü personelin 2005-2011 dönemi maaş hesaplarını yapmak üzere yapılan çalışmalar sonucunda düzenlenen maaş listelerinin hesaplamalarında maaş tahakkuk dosyasında yer alan bireysel ödeme makbuzları, arazi tazminatları ile ilgili görevlendirme olurları, aylık prim bildirgeleri hizmet sözleşmeleri ile Bakanlar Kurulunca belirlenen ücret zam ve artış oranlarının esas alındığı, personele ait sağlık raporlarının dosyasında bulunmadığı gibi, bordro eki personel bildirim formlarında personelin raporlu olduğu gün bilgilerinin belirtilmediği, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğüne ait maaş dosyalarında daha fazla olmak üzere bazı aylarda arazi tazminatına esas görevlendirme olurlarının dosyasında bulunmadığı tespitlerine yer verildiği, maaş hesap listeleri, harcama birimlerinde kalan maaş tahakkuk dosyaları ve ilgili personel özlük dosyalarının Vakıflar Bankası ... Şubesi ve Ziraat Bankası Beşevler Şubesi'nden temin edilen banka maaş ödeme listelerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi sonucunda, maaş tahakkuk dosyalarında yer alan bordrolarda hesaplanan maaş tutarları ile bankaya yatırılan tutarlar arasında fark bulunduğu, yine sağlık raporlu veya ücretsiz izinli personel adına maaş tahakkuk ettirildiği, bu şekilde oluşan fark tutarlarının doğrudan e-mail yoluyla Bankaya yollanan maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler hesabına veya sanık ... ile inceleme dışı sanık ... hesabına “Maaş” ve “Ek ödeme” açıklamalarıyla aktarıldığı, buna göre; ÇEYGM’ce 2004 yılında düzenlenen; Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos ve Eylül ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; görevli 4/B’li personelin 2004 yılındaki maaşları üzerinden ve ücretsiz izin sağlık raporu vs. sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş hesaplanarak maaşlar üzerinden mal edinilen toplam tutarın 10.236,22 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesine iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişilerin hesabına veya sanık ...’nın hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği, bu paranın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesindeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2005 yılında düzenlenen; Şubat, Mart, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Ekim, Kasım ve Aralık ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; görevli 4/B’li personelin 2005 yılındaki maaşları üzerinden ve ücretsiz izin sağlık raporu vs. sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş hesaplanarak maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 8.950,78 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler veya sanık ... hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2006 yılında düzenlenen; Şubat, Mart, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; görevli 4/B’li personelin 2006 yılındaki maaşları üzerinden ve ücretsiz izin, sağlık raporu vs. sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş hesaplanarak maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 47.459,63 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler veya sanık ...’nın hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2007 yılında düzenlenen; Ocak, Şubat, Nisan, Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim, Kasım ve Aralık ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; görevli 4/B’li personelin 2007 yılındaki maaşları üzerinden ve ücretsiz izin, sağlık raporu vs. sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş hesaplanarak maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 88.596,23 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler veya sanık ... hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2008 yılında düzenlenen; Ocak, Şubat, Mart, Haziran, Temmuz ve Aralık ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; görevli 4/B’li personelin 2008 yılındaki maaşları üzerinden ücretsiz izin, sağlık raporu vs. sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş hesaplanarak maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 3.825,50 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler veya sanık ... hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2009 yılında düzenlenen; Mayıs ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen ödeme emri belgesine ekli maaş bordrosu listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; uhdesine geçirilen toplam tutarın 2.001,78 TL olduğu, usulsüzlüğün personel ücretlerine arazi tazminatı eklenmesiyle gerçekleştirildiği, bu paranın kurum maaş depo hesabından, kurum personeli olmadığı hâlde kurum personeliymiş gibi maaş ödeme listesine eklenen ... isimli kişinin Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki ve kurum personeli olan inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği,</p>

<p>ÇEYGM’ce 2011 yılında düzenlenen; Mart ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen ödeme emri belgesine ekli maaş bordrosu listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; uhdesine geçirilen toplam tutarın 124,65 TL olduğu, bu paranın ... ve mutemet olan inceleme dışı sanık ...’ın Vakıfbank Şubesi'ndeki hesaplarına havale edildiği, dosyalarda arazi tazminatı ödenmesine esas fiilen görevin ifa edildiğine dair arazi görev olurlarının bulunmadığı, 2007-2011 dönemi maaş evrakı kurum dosyalarında personel bilgi formlarının bulunmadığı, anılan formların tam ve eksiksiz doldurulmadığı, raporlu olup maaş almaması gereken personele maaş tahakkuk ettirildiği, 12.01.2007 tarihinde göreve başlayan çevre ve orman uzman yardımcılarının kısıt maaşlarında yapılan usulsüzlüklerle ilgili incelemede ise ÇEYGM’de 12.01.2007 tarihi itibarıyla ilk defa göreve başlayan çevre ve orman uzman yardımcılarının kısıt maaşlarının ödenmesi için ÇEYGM’ce 23.01.2007 tarihinde düzenlenip Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlığınca 24.01.2007 tarihinde 357 yevmiye numarasında işlem gören ödeme emri belgesi ekinde yer alan 38 uzman yardımcısının hak ettiği 4.555,47 TL tutarlı kısıt maaşlar ile ÇEYGM’ce 23.01.2007 tarihinde düzenlenerek Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlığınca 24.01.2007 tarihinde 356 yevmiye numarasında işlem gören ödeme emri belgesi ekinde yer alan 36 uzman yardımcısının hak ettiği 4.306,70 TL tutarlı kısıt maaşları olmak üzere toplam 8.862,17 TL’nin ilgili memurların hesaplarına yatırılmadığı, söz konusu kısıt maaş tutarının tamamının 26.01.2007 tarihinde sanık ... tarafından kurum personeli olmadığı hâlde kurum personeliymiş gibi Vakıflar Bankasına e-mail yoluyla gönderilen maaş ödeme listesine dahil edilen ... isimli kişinin (...’nın annesi) hesabına yatırıldığı,</p>

<p>12.01.2007 tarihinde göreve başlayan çevre ve orman uzman yardımcılarına ikinci kere kısıt maaş tahakkuk ettirilmesi ve 15.01.2007 tarihinde göreve başlayan uzman yardımcılarının kısıt maaşlarında yapılan usulsüzlüklerin incelenmesinde; 12.01.2007 tarihi itibarıyla ilk defa göreve başlayan 74 ve 15.01.2007 tarihinde göre başlayan 32 uzman yardımcısı olmak üzere toplam 106 uzman yardımcısının kısıt maaşlarının ödenmesi için ÇEYGM’ce 03.02.2007 tarihinde 48.149,89 TL’lik sahte ödeme emri belgesi düzenlendiği, bu belgenin ekinde yer alan bordroya, usulsüz olarak 24.01.2007 tarihli ve 356-357 yevmiye numaralı ödeme belgesine konu 74 uzman yardımcısı kısıt maaşlarının ikinci kere dahil edilerek 8.862,17 TL mükerrer zarara yol açıldığı, ayrıca Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlığınca 09.02.2007 tarihinde 784 yevmiye numarasında işlem gören söz konusu bu ödeme emri belgesinin ekinde yer alan 106 uzman yardımcısından 15.01.2007 tarihinde göreve başlayanların kısıt maaşlarının tam olarak ilgililerin hesaplarına yatırılmadığı, 15.02.2007 tarihinde sanık ... tarafından kurum personeli olmadığı hâlde kurum personeliymiş gibi Vakıflar Bankasına e-mail yoluyla gönderilen maaş ödeme listesine dahil edilen ... isimli kişinin hesabına yatırıldığı,</p>

<p>Sözleşmeli personel maaşlarına eklenen asgari geçim indirimlerinin mükerrer hesaplanmasının incelenmesinde; ÇEYGM'ce 2008 yılı Ocak ayında 4/B’li personelin maaş ödemeleri için tanzim olunan 10.01.2008 tarihli ödeme emri belgesine ekli ücret bordrosunda, personel maaşının net toplamının 88.929,10 TL olduğu ve bu tutarın içine asgari geçim indirimi tutarı olan 3.045,77 TL dâhil olduğu hâlde, bu defa söz konusu ödeme emri belgesinin özel gider indirimi toplamı hanesine bu tutarın yeniden ilave edildiği, mükerrer hesaplama yapılarak bordronun artırıldığı, 3.045,77 TL fazla ödemeye sebebiyet verilerek kamu zararına yol açıldığı,</p>

<p>ÇEDGM'ce 2008 yılı Ocak ayında; 4/B’li personelin maaş ödemeleri için tanzim olunan 08.01.2008 tarihli ödeme emri belgesine ekli ücret bordrosunda, personel maaşı net toplamının 38.541,80 TL olduğu ve bu tutarın içine asgari geçim indirimi tutarı olan 1.464,71 TL dahil olduğu hâlde, bu defa söz konusu ödeme emri belgesinin özel gider indirimi toplamı hanesine bu tutarın yeniden ilave edildiği, mükerrer hesaplama yapılarak bordronun artırıldığı, 1.464,71 TL fazla ödemeye sebebiyet verilerek kamu zararına yol açıldığı,</p>

<p>DKMPGM'ce 2008 yılı Ocak ayında; 4/B’li personelin maaş ödemeleri için tanzim olunan, 08.01.2008 ödeme emri belgesine ekli ücret bordrosunda, personel maaşları net toplamının 30.000,55 TL tutarında olduğu ve bu tutarın içine asgari geçim indirimi tutarı olan 1.122,48 TL dahil olduğu hâlde, bu defa söz konusu ödeme emri belgesinin özel gider indirimi toplamı hanesine bu tutarın yeniden ilave edildiği, mükerrer hesaplama yapılarak bordronun artırıldığı, 1.122,48 TL fazla ödemeye sebebiyet verilerek kamu zararına yol açıldığı, asgari geçim indirimlerinin, mükerrer ödeme emri belgesine dâhil edilmesi yöntemiyle toplam 5.632,96 TL tutarındaki meblağın, 18.01.2008 tarihinde Vakıfbank ... Şubesi'nde açılan sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>Teknik personele yapılan ek özel hizmet tazminatı ödemelerindeki mükerrer hesaplamanın incelenmesinde; ÇEYGM’de görevli teknik personelden büyük yatırım projelerinde fiilen çalışanlara ödenecek ek özel hizmet tazminatlarının ödenmesi için düzenlenen 06.03.2008 tarihli, 2168 yevmiye numaralı ve 4.112,24 TL tutarlı ödeme emri belgesine ekli Ocak-Şubat 2008 dönemine ait ek özel hizmet tazminatı bordrosunda yer alan 22 personele ek özel hizmet tazminatlarının tam olarak ödenmesinden sonra, bu kez aynı tutarlı, 05.08.2008 tarihli ve 12257 yevmiye numaralı sahte ödeme belgesi ve kanıtlayıcı evrak vücuda getirilerek, tahakkuk tutarı olan 4.112,24 TL olan, ıslak imzalı ödeme belgesi oluşturup 08.08.2008 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>ÇEYGM teknik personele ek özel hizmet tazminatlarının ödenmesi için tanzim olunan 4.112,24 TL tutarlı ödeme emri belgesine ekli Ocak-Şubat 2008 dönemine ait ücret bordrosu, 3.575,03 TL tutarlı ödeme emri belgesine ekli 2007 Ekim-Kasım-Aralık dönemine ait arazi çalışması ücret bordrosu ve 2.550,93 TL tutarlı ödeme emri belgesine ekli 2007 Kasım-Aralık dönemine ait ek özel hizmet tazminatı ücret bordrosunda yer alan personele fazladan arazi tazminatı tahakkuk ettirildiği ve fazla tahakkuk ettirilen 360,59 TL’nin Vakıfbank ... Şubesi'ne e-mail yoluyla iletilen net ödeme listelerinde tahrifat yapılarak 12.03.2008 tarihinde sanık ...’nın Vakıfbank maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>ÇEYGM'ce teknik personele ek özel hizmet tazminatı adı altında 23.10.2008 tarihli, 17066 yevmiye numaralı 2.168,94 TL tutarlı sahte ödeme emri belgesi düzenlendiği, ek özel hizmet tazminatı ödemeleri için sanık ... tarafından e-mail yoluyla Vakıfbank ... Şubesi'ne 7.546,48 TL tutarlı ödeme listesiyle gönderilmesi üzerine, 08.11.2008 tarihinde sanık ... hesabına yatırıldığı,</p>

<p>Teknik personele yapılan arazi tazminatı ödemelerinde; ÇEYGM’de görevli teknik personelden arazide fiilen çalışanlara ödenecek ek özel hizmet tazminatlarının (arazi tazminatı) ödenmesi için düzenlenen 07.08.2008 tarihli, 12406 yevmiye numaralı ve 4.480,49 TL tutarlı ödeme emri belgesine ekli Nisan-Mayıs-Haziran 2008 dönemine ait ek özel hizmet tazminatı bordrosunda yer alan 25 personele, ek özel hizmet tazminatlarının tam olarak ödenmesinden sonra, 02.09.2008 tarihli olmak üzere 13915 yevmiye numaralı ve 883,20 TL tutarlı, 13882 yevmiye numaralı ve 3.008,49 TL tutarlı, son olarak 13916 yevmiye numaralı ve 588,80 TL tutarlı üç adet sahte ödeme evrakının oluşturulduğu, bu üç ödeme emri belgesinin toplam tutarı olan 4.480,49 TL’nin, Vakıfbank nezdindeki Bakanlık kurum depo hesabına aktarıldığı, bu hesapta bulunan 25,72 TL’lik bakiye miktarı ile birlikte toplam 4.506,21 TL’nin 04.09.2008 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>ÇEYGM’de teknik hizmetler sınıfında (tekniker, mühendis vb.) görev yapan 26 personelin 2010 yılı Temmuz-Ağustos-Eylül aylarına ait özel hizmet tazminatı (arazi tazminatı) ödemeleri için düzenlenen bordronun 2.812,80 TL olması gerekirken bu tutarın artırılarak 5.275,20 TL olduğu, bu bordroya dayalı olarak düzenlenen ödeme emri belgesinin yerine getirilmesi için sanık ... tarafından Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne 01.12.2010 tarihli ödeme talimatı gönderildiği, bu doğrultuda Çevre ve Orman Bakanlığı kurum hesabına aktarılan 5.275,20 TL’nin 2.812,80 TL’si bordroda yer alan hak sahiplerinin maaş hesaplarına aktarıldıktan sonra, bordro toplamının artırılması ile üretilen 2.462,40 TL’lik tutarın, 02.12.2010 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>...’a istifa tarihinden sonra yersiz tahakkuk ettirilen ödemelerle ilgili incelemede; ÇEYGM'de çevre ve orman uzman yardımcısı olarak görev yapmaktayken 18.08.2008 tarihinde istifa eden ...’a, istifa tarihinden sonra 15 Eylül-14 Ekim 2008 döneminde maaş dönemi için yersiz tahakkuk ettirilen maaş tutarı olan 1.319,55 TL’nin, ...’ın değil, 15.09.2008 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı, 14,57 TL tutarlı ek ödemenin ise 03.09.2008 tarihinde ...’ın maaş hesabına yatırılıp yersiz ödeme yapıldığı, ...’a peşin ödenen 15 Ağustos 2008 tarihli maaşın istifa tarihinden sonra yapıldığından iade edilmesi gereken tutarın iade/tahsil işleminin yapılmadığı, kurum hesabı hareketlerinin incelenmesinde, ... tarafından Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün Vakıfbank ... Şubesi'ndeki depo hesabına toplam 1.384,89 TL yatırıldığı, ancak bu paranın ...’a ait maaş iadesi olarak kayıt altına alınmadığı, 07.10.2008 tarihinde sanık ... maaş hesabına yatırılarak kamu zararına yol açıldığı,</p>

<p>... isimli personele istifa tarihinden sonra yersiz tahakkuk ettirilen maaş ve ek ödeme tutarları ile ilgili incelemede; ÇEYGM’de 4/B statüsünde çalışırken 14.06.2010 tarihinde istifa eden ...’e, istifa tarihinden sonra 15 Haziran-14 Temmuz 2010 maaş dönemi için yersiz maaş tahakkuk ettirilerek, Bakanlık depo hesabına aktarılan maaş tutarı olan 1.492,76 TL’nin, ...’in maaş hesabına değil, 15.06.2010 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı, 381,48 TL tutarlı ek ödemenin ise 15.06.2010 tarihinde ...’in maaş hesabına yatırıldığı, yersiz yapılan ödemenin adı geçenden tahsil edilmediği,</p>

<p>Ücretsiz izinli olan personellerin adına maaş tahakkuku yapılması hususunun incelenmesinde; ÇEYGM’de mühendis olarak görev yapan ...’ın 06.10.2008-06.04.2009 tarihleri arasında ücretsiz izinli olduğu hâlde adı geçenin 05.11.2008 tarihli ödeme emri belgesine ekli bordro dökümünde, 1.400,79 TL yersiz maaş hesaplandığı, ÇEYGM’de çevre ve orman uzman yardımcısı olarak görev yapan ...’in 16.06.2008-15.07.2010 tarihleri arasında ücretsiz izinli olduğu hâlde 05.11.2008 tarihli ödeme emri ile adı geçene 1.327,82 TL yersiz maaş hesaplandığı, ancak bu maaşların ilgililerinin maaş hesaplarına yatırılmayarak 15.11.2008 tarihinde sanık ...’nın maaş hesabına yatırıldığı,</p>

<p>TÜBİTAK proje personeli teşvik ikramiye bordroları ile bankaya yatırılan ikramiye tutarlarının incelenmesinde; ÇEYGM ile TÜBİTAK arasında yürütülen projenin 2. aşaması kapsamında projede görevli 20 personele yapılacak ödeme için tanzim olunan 17.12.2007 tarihli ve 18314 yevmiye numaralı tutarlı muhasebe işlem fişine ekli ikramiye bordrosunda, hak sahibi kişilere ödenmesi gereken toplam tahakkuk miktarının 25.525,09 TL olmasına karşın ilgililerin banka hesaplarına aktarılan toplam tutarın 24.865.09 TL olduğu, kişi hak edişlerinde yersiz kesilen fark olan 660,00 TL’nin 19.12.2007 tarihinde sanık ...'nın hesabına aktarıldığı, söz konusu projenin 3. aşaması kapsamında görevli 15 personele yapılacak ödeme için tanzim olunan 27.11.2008 tarihli ve 19801 yevmiye numaralı 25.065,09 TL tutarlı muhasebe işlem fişine ekli ikramiye bordrosunda, hak sahibi kişilere ödenmesi gereken toplam tahakkuk miktarının, 25.065,09 TL olmasına karşın ilgililerin banka hesaplarına aktarılan toplam tutarın 24.405.09 TL olduğu, kişi hakedişlerinden yersiz kesilen 660,00 TL’lik farkın 29.11.2008 tarihinde sanık ...’nın hesabına yatırıldığı,</p>

<p>Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde (DKMPGM) 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre sözleşmeli statüde çalışan personel maaş tahakkuk evrakının incelenmesinde; DKMPGM’ce 2003 yılında düzenlenen 15 Temmuz-14 Ağustos ve 15 Eylül-14 Ekim dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarının aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki, 15 Eylül-14 Ekim dönemi maaş tutarının ise kurum personeli ...’ün Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>2008 yılında düzenlenen 18.12.2008 tarihli ve 21383 yevmiye numaralı ödeme emri belgesi ve eklerinin bütünüyle sahte olduğu, ıslak imzalı ve mühürlü sahte maaş tahakkuk evrakı ile saymanlıkça 27.808,74 TL ödeme yapıldığı, bu paranın, kurum maaş depo hesabından doğrudan kurum personeli olmadığı hâlde kurum personeliymiş gibi maaş ödeme listesine eklenen ...’nın Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki hesabına havale edildiği,</p>

<p>2009 yılında düzenlenen 15 Ocak-14 Şubat, 15 Şubat-14 Mart, 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz, 15 Temmuz-14 Ağustos, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Eylül- 14 Ekim, 15 Ekim-14 Kasım ve 15 Kasım-14 Aralık dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarının aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, Ocak-Şubat ve Mayıs-Haziran dönemine ilişkin söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından kurum personeli olmayan ...’nın, Şubat-Mart, Nisan-Mayıs, Haziran-Temmuz, Temmuz-Ağustos, Ağustos-Eylül dönemine ilişkin söz konusu miktarın kurum maaş depo hesabından kurum personeli olmayan ...’nın hesabı ile kurum personeli inceleme dışı sanık ...’ın maaş hesabına, Mart-Nisan dönemine ilişkin söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından sanık ...’nın ve kurum personeli inceleme dışı sanık ...’ın maaş hesabına, Eylül-Ekim dönemine ilişkin söz konusu miktarın kurum maaş depo hesabından kurum personeli olmayan ... ve ...’ın hesabına, Ekim- Kasım, Kasım-Aralık dönemlerine ilişkin söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından inceleme dışı sanık ...’ın maaş hesabına ve kurum personeli olmayan ...’ın hesabına havale edildiği, maaş ödeme belgelerindeki sahteciliğin, 2009 Ocak ayında brüt ücretlerin ve arazi tazminatlarının usulsüz şekilde artırılarak, Şubat-Haziran 2009 dönemine kadar arazi tazminat tutarları ve sanık ...’nın brüt ücretleri artırılarak, Temmuz 2009 döneminden sonra ise adı geçen Genel Müdürlükte fiilen çalışan sözleşmeli personel sayısının 2-3 katını aşacak şekilde usulsüz şekilde artırılıp brüt ücret tutarlarının yükseltildiği, artırılmış ücret tutarlarına bağlı olarak ödenecek sosyal güvenlik prim tutarları da artırılıp sahte ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>2010 yılında düzenlenen 15 Mart-14 Nisan, 15 Ağustos-14 Eylül, 15 Eylül-14 Ekim, 15 Kasım-14 Aralık ve Aralık-Ocak dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı söz konusu dönemlere ilişkin söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından sanık ...’nın ve inceleme dışı sanık ...’ın hesabına havale edildiği, Mart-Nisan ayında brüt ücretlere usulsüz şekilde seyyar görev tazminatı eklenerek, Ağustos 2010 döneminden sonra ise adı geçen Genel Müdürlükte fiilen çalışan sözleşmeli personel sayısının 2-3 katını aşacak şekilde artırılarak, artırılmış ücretlere bağlı olarak ödenecek sosyal güvenlik prim tutarları da yükseltilerek, sahte ücret bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlenmek suretiyle gerçekleştirildiği,</p>

<p>2011 yılında düzenlenen 15 Mart-14 Nisan, 15 Nisan-14 Mayıs, 15 Mayıs-14 Haziran, 15 Haziran-14 Temmuz ve 15 Temmuz-14 Ağustos dönemi maaş tahakkuk evrakında, ıslak imzalı onaylı kurum nüshası tahakkuk tutarı ile saymanlık nüshası tahakkuk tutarı aynı olmayıp saymanlık nüshasının artırıldığı, Mart-Nisan, Nisan-Mayıs ve Mayıs-Haziran dönemine ilişkin söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından kurum personeli inceleme dışı sanık ...’ın ve sanık ...’nın maaş hesabına, Haziran-Temmuz ve Temmuz-Ağustos dönemine ilişkin ise söz konusu miktarın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından sanık ...’nın hesabına havale edildiği,</p>

<p>DKMPGM’de 4/B statüsünde görevli personelin, tahakkuk birimlerince düzenlenerek ödeme emri belgesine eklenen bordrolardaki maaş tutarı ile adı geçen banka tarafından ilgili personel maaş hesaplarına yatırılan tutarların incelenmesinde; 2004 yılında düzenlenen; Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ile verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ve Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde maaşlar üzerinden mal edinilen toplam tutarın 1.069,30 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler hesabına veya sanık ...'nın hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği, bu paranın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesindeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>2005 yılında düzenlenen Ağustos, Eylül, Kasım ve Aralık ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde; maaşlar üzerinden mal edinilen toplam tutarın 2.107,12 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflarbank ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişilerin veya sanık ...'nın hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği, bu paranın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>2006 yılında düzenlenen Şubat ve Ekim ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde, maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 404,97 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesine iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişilerin veya sanık ...'nın hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği, bu paranın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>2008 yılında düzenlenen Mayıs ve Ekim ayı maaşlarının ödenmesi için düzenlenen tahakkuk müzekkeresi ve verile emrine ekli maaş bordrosu (net ücretler + özel gider indirimi ödemesi) listesi ile Vakıfbank tarafından maaş ödemesi yapılan kurum personeli kontrol listesinin mukayesesi neticesinde, maaşlar üzerinden uhdesine geçirilen toplam tutarın 1.113,82 TL olduğu, usulsüz hesaplanan maaşların, mutemet olan sanık ... tarafından doğrudan e-mail yoluyla Vakıflar Bankası ... Şubesi'ne iletilen maaş listelerine dahil edilen kurum personeli olmayan kişiler hesabına veya sanık ... hesabına maaş ve ek ödeme koduyla aktarılmak suretiyle gerçekleştirildiği, bu paranın maaşına eklenmek suretiyle kurum maaş depo hesabından doğrudan sanık ...’nın Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesabına havale edildiği,</p>

<p>Çevre ve Orman Bakanlığında 4/B statüsünde çalışan personelin Sosyal Güvenlik Prim hesaplamaları ve ödemeleri ile ilgili incelemelerde, sanık ...’nın oğlu ... ...’nın, Çevre ve Orman Bakanlığında çalışmadığı hâlde, sanık ... tarafından usulsüz olarak Çevre ve Orman Bakanlığında 4/B statüsünde çalışan personelin 2008 yılı Eylül, Ekim, Kasım, Aralık, 2009 yılı Ocak ve Şubat ayları sigortalı hizmet listelerine dahil edilerek adına toplam 8.278,73 TL prim ödemesi yapıldığı, sanık ... tarafından, 2004-2011 döneminde SGK’ya gönderilen prim bildirgelerinde zincirleme olarak tahrifat yapılarak, prime esas kazanç tutarının artırıldığı ve artırılan kazanç tutarı üzerinden prim hesaplanarak ödenen prim miktarlarının usulsüz şekilde artırıldığı, bu yöntemle artırılmış kazanç tutarları üzerinden hesaplanan prim tutarlarının SGK’ya ödendiği, bu yöntemle sanık ... lehine 2004 yılında 1.358,86 TL, 2005 yılında 3.677,64 TL, 2006 yılında 3.488,49 TL, 2007 yılında 5.103,95 TL, 2008 yılında 9.119,42 TL, 2009 yılında 9.705,55 TL, 2010 yılında 10.145,56 TL ve 2011 yılında 5.647,20 TL fazla ödeme yapıldığı, ÇEYGM ile DKMPGM’de çalışan 4/B sözleşmeli personel maaşları üzerinden ücretlerde meydana getirilen artışa paralel olarak prime esas kazanç tutarlarının ve SGK’ya ödenecek prim tutarlarının artırıldığı, sanık ... adına hesaplanan prime esas kazanç tutarları ve prim hesaplarında bu usulsüzlüğün süreklilik arz ettiği, 2008-2009 döneminde prim bildirgelerine kurum çalışanı olmayan ... ...’nın eklendiği, bazı yıllarda ve aylarda ise 2009 yılı Ocak-Şubat aylarında dikkat çekici düzeyde olmak üzere prim bildirgesine dahil personelin prime esas kazanç tutarları ve prim tutarlarının artırıldığı, 2004-2011 döneminde maaş tahakkuk evrakına göre, saymanlıkça Sosyal Güvenlik Kurumuna 473.143,37 TL fazla prim ödemesi yapıldığı, bunun yanı sıra aynı dönem için SGK kayıtlarına göre ise Bakanlığın Sosyal Güvenlik Kurumuna 171.503,33 TL prim borcunun bulunduğu, SGK kayıtlarındaki tahakkuk fişlerinin tahrif edilmiş gerçeğe aykırı prim bildirgeleri esas alınarak düzenlendiği dikkate alındığında sanık ... tarafından yapılan eylemler sebebiyle Bakanlıkça, Sosyal Güvenlik Kurumuna toplam 474.143,37 TL yersiz ödeme yapıldığı,<br />
Sanık ...’nın banka hesap hareketlerinin incelemesinde; Çevre ve Orman Bakanlığında çalıştığı dönem olan 01.01.2002-15.05.2003 tarihleri arasında ve 16.05.2003 tarihinden 09.01.2008 tarihine kadar Vakıfbank ... Şubesi'nde açılan vadesiz mevduat hesabının kullanıldığı, 2003-2007 döneminde Çevre ve Orman Bakanlığı bütçesinden usulsüz işlem ve eylemlerde paraların “Maaş ödemesi(M)” ve “Ek ödeme(E)” açıklamalarıyla kurum maaş depo hesabından doğrudan bu hesaba aktarıldığı, hesap hareketlerinin incelenmesinde, bu hesap ile hesabına usulsüz para aktarılan kurum personeli ... ve inceleme dışı sanık ... adlarına adına açılı hesaplar ve kurum personeli olmadığı hâlde kurum maaş listesine eklenerek hesaplarına usulsüz para aktarılan ... ve ... adına olan banka hesaplarıyla para hareketlerinin olduğu, ...’ün maaş hesabına doğrudan farklı tarihlerde 24.304,27 TL usulsüz para aktarıldığı, kurum personeli olmadığı hâlde kendilerine maaş ve ek ödeme adı altında yersiz ödeme yapılan ..., ..., ... ve ...'a ait banka hesap hareketleri ve diğer belgelerin incelenmesinde ... hesabına 15.06.2006-15.09.2006 döneminde 25.254,86 TL, ... hesabına 15.09.2009-14.11.2009 döneminde 816.879,43 TL, ... hesabına 15.10.2006-15.12.2007 döneminde 125.160,56 TL, ... hesabına 26.12.2008-15.09.2009 döneminde 995.877,57 TL para aktarıldığı, toplam kamu zararının 6.341.339,00 TL olduğu, sanık ...’nın 4.192.144,95 TL, inceleme dışı sanık ...’nın 137.121,07 TL, kurum personeli ...’ün 24.304,27 TL, kurum personeli olmayan ...’ın 25.254,86 TL, ...’ın 816.879,43 TL, ...’nın 125.160,56 TL, ...’nın hesabına 995.877,57 TL geçirildiği, sahte maaş tahakkuk müzekkeresi, verile emri/maaş ödeme emri belgeleri ile ek özel hizmet tazminatı ödeme emirleri ve eki kanıtlayıcı belgelerin mutemet olan sanık ... tarafından saymanlığa verilmesi, saymanlıkça sahte ödeme emri belgelerindeki artırılmış ücret tutarlarının maaş protokolleri gereği maaş ödeme gününden en az iki gün önce ilgili Bankalar nezdindeki kurum depo hesaplarına aktarılması işlemlerinden sonraki aşamada, hüküm ihtiva eden maaş ödeme talimatlarının usulüne uygun olarak harcama birimlerinde düzenlenip evrak kaydına alındıktan sonra harcama yetkilisi imzası ile bankalara iletilmesi gerekirken, ÇEYGM ve DKMPGM'de çalışan 4/B statülü personel maaş ödeme talimatlarının artırılmış sahte maaş bordrolarındaki rakamlara göre mutemet olan sanık ... tarafından düzenlenerek imzalandığı ve bankalara fakslandığı, ödeme talimatlarının kurum kaydına alınmadığı, ayrıca kurum depo hesabında bekleyen toplam paranın personele dağıtımına yönelik olarak personel adı soyadı hesap numarası ve net ödeme tutarı bilgilerini içeren banka net ödeme listelerinin de yine artırılmış maaş bordrolarındaki toplam rakamlara paralel olarak mutemet olan sanık ... tarafından düzenlenerek elektronik ortamda (disket/e-mail yoluyla) bankalara iletildiği, dolayısıyla maaş ödeme talimatı ile banka net ödeme listelerinin de sahte olarak düzenlendiği, sanık ... tarafından usulsüz işlemlerle maaş hesaplarına aktarılan paraların, “SSK ödemesi, SSK gecikme bedeli, SSK cezası, SSK kapaması” işlem açıklamaları ile transfer edildiği, onaylı maaş listelerinin Bankaya gönderilmesi zorunluluğu hem maaş protokollerinde hem de 6 No.’lu Tebliğde hüküm altına alınmasına rağmen ÇEYGM ve DKMPGM'de çalışan personel maaş listelerinin yalnızca mutemetlerce düzenlenen e-mail listeleri şeklinde elektronik ortamda (bant) bankaya iletildiği, tahakkuk dairelerince saymanlıkça tasdik edilen maaş listelerinin bankaya gönderilmesi yönünde bir uygulama yapılmadığı, onaylı listelerin gönderilip gönderilmediği hususunun banka tarafından da aranmadığı, böylelikle tahakkuk eden ve ödenmesi gereken net maaş ödeme listeleri ile banka tarafından gerçekleştirilen ödemelerin karşılıklı kontrol edilmesi gerekliliği ihmal edilerek, sözleşmeli personel maaşları üzerinden usulsüz işlemlerle kamu zararının doğmasına neden olunduğu, ödeme talimatında toplam tutarları belirtilen maaş ve ek ödemelerin ve personel net ödeme listelerinin de sanık ... tarafından bant üzerinden veya e-mail yoluyla Bankaya gönderildiği, Tebliğ ve protokol hükümleri gereğince Bakanlığın protokol kapsamındaki personel aylıklarını yalnızca akit banka şubesi aracılığıyla ödenmesini sağlama, Bankanın da protokolün yürürlük tarihinden sonra başka şube nezdinde tanımlı personel hesaplarına para aktarmama ve aksine bir durumun varlığının tespiti hâlinde Bakanlığa bildirim yükümlülüğü olduğu hâlde 2008, 2009, 2010 ve 2011 yıllarında sanık ... adına açılan maaş hesapları ile kurum personeli olmayan kişiler adına başka şubelerde açılı vadesiz maaş hesaplarına maaş ve ek ödeme açıklamalarıyla doğrudan yatırılan paraların protokol kapsamında ödenebilecek maaş ve ek ödemelere kıyasla olağan dışı rakamlar olduğunun kolayca fark edilebilecek durumda bulunduğu,</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü ... Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünün 08.06.2012 tarihli ve 1223 numaralı raporunda özetle; 2008 yılı maaş ödeme evrakının Sayıştaydan temin edilen ve sahtecilik yapıldığı belirtilen asıl nüshalarının ödeme emri belgeleri/muhasebe işlem fişleri, maaş bordroları ve banka net ödeme listelerinin, kurumda kalan nüshaları ile mukayese edilmesi neticesinde; tetkike konu belgelerdeki imzalar üzerinde yapılan incelemelerde söz konusu belgelerdeki düzenleyen, harcama yetkilisi, muhasebe yetkilisi ve kontrol memuru bölümlerindeki imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmış oldukları, imzalar arasında yapılan karşılaştırmada, imzaların genel şekli ve tersim tarzı, imzaların başlangıcı ve sonlandırılışı, imzalar içindeki el hareketlerinin yapılışı, kaligrafik ve ihtiyati diğer hususiyetler yönünden uygunluk görüldüğü, söz konusu imzaların aynı şahıs veya şahıslar elinden çıktığı kanaatine varıldığı, mühürlerin ıslak mürekkepli mühür ile basıldığının tespit edildiği, inceleme konusu belgeler üzerindeki mühür izlerinin mukayese konusu belgeler üzerindeki mühür izlerinin basıldığı mühür ile basıldığı, söz konusu ödeme emri belgelerinde ilk nazarda dikkati çekip kolaylıkla anlaşılabilir nitelikte herhangi bir sahtelik emaresi bulunmadığı, söz konusu belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olacağı, tetkike konu ücret bordroları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, bazı belgelerin mutemet ve gerçekleştirme görevlisi hanelerinde atılı bulunan imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmış, bazı belgeler üzerindeki imzaların ise karbon nüshası imzalar olduklarının müşahede ve tespit edildiği, tetkike konu belgeler ile mukayese konusu belgeler üzerindeki mutemet ve gerçekleştirme görevlisi hanelerindeki imzalar arasında karbon nüsha imzaların da imkân verdiği ölçüde karşılaştırılması neticesinde, imzaların genel şekli ve tersim tarzı, imzaların başlangıcı ve sonlandırılışı, imzalar içerisindeki el hareketlerinin yapılışı, kaligrafik ve ihtiyati diğer hususiyetler yönünden inceleme konusu ve mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların üst üste çakıştıklarının tespit edildiği, inceleme konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların, mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların karbon nüshası oldukları sonucuna varıldığı, inceleme konusu belgeler üzerindeki mühür izlerinin mukayese konusu belgeler üzerindeki mühür izlerinin basıldığı mühür ile basıldığı, tetkike konu ücret bordrolarının ilk nazarda dikkati çekip kolayca anlaşılabilir nitelikte herhangi bir sahtelik arıza ve emaresi bulunmadığı cihetle, söz konusu belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu, tetkike konu işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde, söz konusu belgelerden bir kısmının karbon nüshası imza, bir kısmının ise ıslak mürekkepli kalemlerle atılmış olduklarının müşahede ve tespit edildiği, imzaların karşılaştırılması neticesinde, mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaların karbon nüshaları oldukları sonucuna varıldığı, söz konusu imzaların aynı şahıs/şahıslar elinden çıktığı, mühürler arasında uygunluk görüldüğü, tetkike konu işçi banka listeleri üzerinde ilk nazarda dikkat çekip kolayca anlaşılabilir nitelikte sahtelik arıza ve emaresi bulunmadığı cihetle söz konusu belgelerin iğfal kabiliyetini haiz olduğu görüşüne yer verildiği,</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 10.07.2012 tarihli ve 1169 numaralı Kriminal Uzmanlık Raporunda özetle; 2008 yılına ilişkin maaş ödeme belgeleri, ödeme emirleri, maaş bordroları, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde; tetkike konu ödeme emri belgesi, üzerindeki ..., ..., ... ve ... adına atılı bulunan imzaların, ... ve sanık ... adına atılı bulunan imzaların, ..., ..., ... ve ... adına atılı bulunan imzaların ve net ödeme listesi ve bordrodaki ... ve sanık ... adına atılı bulunan imzaların ıslak mürekkepli kalemle atılmış olduğu, banka net ödeme listesindeki ... adına atılı bulunan imzanın karbon nüsha olduğu, imzalar ile mukayese belgeler arasında uygunluk görüldüğü ve bahse konu imzaların aynı şahsın elinden çıktığı, inceleme konusu banka net ödeme listesi üzerindeki ... adına atılı bulunan imza ile mukayese belgeler üzerindeki aynı şahıs adına atılı bulunan imzalar arasında benzerlikler bulunduğu, bahse konu imzanın karbon nüsha olması sebebiyle aynı şahsın elinden çıkmış olmasının kuvvetle mümkün olduğu, inceleme konusu belgeler üzerindeki mühürlerin ıslak mürekkeple oluşturulduğu, inceleme ve mukayese belgeler üzerindeki mühür izlerinin aynı mühürle oluşturulmuş olduğu görüşüne yer verildiği,</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 22.06.2012 tarihli ve 1218 numaralı raporunda özetle; 2009 yılına ilişkin maaş ödeme belgeleri, ödeme emirleri, muhasebe işlem fişleri, maaş bordroları, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde, tetkike konu ödeme emri belgeleri-muhasebe işlem fişlerindeki düzenleyen, harcama yetkilisi, bölümlerindeki imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmayıp, bilgisayar yazıcısı yardımıyla renkli kopya yöntemiyle söz konusu bölümlere basılmış olduğu, ödeme emri belgelerinin ön yüzündeki kontrol memuru ve muhasebe yetkilisi bölümlerindeki imzaların ise ıslak mürekkepli kalemle atılmış olduğu, ödeme emri belgeleri ve mukayese konusu belgeler üzerindeki düzenleyen ve harcama yetkilisi bölümlerindeki imzalar arasında benzerlikler görüldüğü, inceleme konusu belgeler üzerindeki renkli kopya yoluyla basılmış imzaların, mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaları atan şahısların orijinal imzalarının bilgisayar programları yardımıyla alınıp inceleme konusu belgeler üzerine laser-jet yazıcı yardımıyla basıldıkları sonucuna varıldığı, ücret bordroları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, belgelerin mutemet ve gerçekleştirme görevlisi hanelerinde atılı bulunan imzaların karbon nüsha imzalar oldukları, mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların üst üste çakıştırıldıklarının tespit edildiği, inceleme konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların, mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların karbon nüshası oldukları sonucuna varıldığı, ıslak imzalı mukayese ücret bordroları ile mukayese konusu belgeler arasında uygunluk görüldüğü, söz konusu imzaların aynı şahıs-şahıslar elinden çıkmış olmasının kuvvetle mümkün olduğu, işçi banka hesap listelerindeki imzaların karbon nüsha imzalar oldukları, inceleme konusu belgeler üzerindeki imzaların mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaların karbon nüshaları olduğu, mühürlerin incelenmesinde tetkike konu belgeler üzerinde basılı mühürler ile mukayese belgeler üzerinde basılı mühürler arasında uygunluk görüldüğü, mühür izlerinin aynı mühür ile oluşturulduğu tetkike konu ödeme emri belgeleri, ücret bordroları ve işçi banka hesap listeleri üzerinde ilk nazarda dikkat çekip kolayca anlaşılabilir nitelikte sahtelik arıza ve emaresi bulunmadığı cihetle söz konusu belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu kanaatine varıldığı,</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 19.06.2012 tarihli ve 1225 numaralı raporunda özetle; 2010 yılına ilişkin maaş ödeme belgeleri, ödeme emirleri, muhasebe işlem fişleri, maaş bordroları, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde; tetkike konu belgeler üzerindeki düzenleyen, harcama yetkilisi, bölümlerindeki imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmayıp, bilgisayar yazıcısı yardımıyla renkli kopya yöntemiyle söz konusu bölümlere basılmış olduğu, 15 Ocak-14 Şubat 2010 dönemi maaş ödeme emri belgesi üzerindeki gerçekleştirme görevlisi ve harcama yetkilisi bölümlerinde atılı imzaların ve ödeme emri belgelerinin ön yüzündeki kontrol memuru ve muhasebe yetkilisi bölümlerindeki imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmış oldukları, inceleme konusu belgeler üzerindeki renkli kopya yoluyla basılmış imzaların, mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaları atan şahısların orijinal imzalarının bilgisayar programları yardımıyla alınıp inceleme konusu belgeler üzerine laser-jet yazıcı yardımıyla basıldıkları sonucuna varıldığı, imzaların karşılaştırılması neticesinde, söz konusu imzaların aynı el ürünü olduğu, ücret bordroları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, belgelerin mutemet ve gerçekleştirme görevlisi hanelerinde atılı bulunan imzaların karbon nüsha imzalar olduğu, bordro üzerindeki gerçekleştirme görevlisi ve mutemet adına atılı bulunan imzaların ise fotokopi imzalar olduğu, imzaların üst üste çakıştıklarının tespit edildiği, inceleme konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların, mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların karbon nüshası oldukları sonucuna varıldığı, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde, tetkike konu belgeler üzerindeki imzaların EK: 36 yazılarak işaretlenmiş banka hesap listesi hariç karbon nüsha imzalar olduğu, EK: 36 numaralı belge üzerindeki imzanın ise fotokopi olduğu, imzaların üst üste çakıştıklarının tespit edildiği, inceleme konusu belgeler üzerindeki imzaların mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaların karbon nüshaları oldukları sonucuna varıldığı, mühürler arasında uygunluk görüldüğü ve mühür izlerinin aynı mühür ile oluşturulduğu, söz konusu belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu görüşüne yer verildiği,</p>

<p>Emniyet Genel Müdürlüğü ... Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 19.06.2012 tarihli ve 1219 numaralı raporunda özetle; 2009 yılına ilişkin maaş ödeme belgeleri, ödeme emirleri, muhasebe işlem fişleri, maaş bordroları, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde; tetkike konu ödeme emri belgeleri, muhasebe işlem fişleri üzerindeki imzalar üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, EK: 1, 10, 13, 16, 19, 22, 25, 28 ve 31 numaralı belgeler üzerindeki düzenleyen, harcama yetkilisi, bölümlerindeki imzaların ıslak mürekkepli kalemlerle atılmayıp, bilgisayar yazıcısı yardımıyla renkli kopya yöntemiyle söz konusu bölümlere basılmış oldukları, EK: 4, 7 numaralı ödeme emri belgelerindeki düzenleyen ve harcama yetkilisi bölümündeki imzalar ile ödeme emri belgelerinin ön yüzündeki kontrol memuru ve muhasebe yetkilisi bölümlerindeki imzaların ise ıslak mürekkepli kalemlerle atılmış olduğu, inceleme konusu belgeler üzerindeki renkli kopya yoluyla basılmış imzaların, mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaları atan şahısların orijinal imzalarının bilgisayar programları yardımıyla alınıp inceleme konusu belgeler üzerine laser-jet yazıcı yardımıyla basıldıkları, ücret bordroları üzerinde yapılan incelemeler neticesinde, belgelerin mutemet ve gerçekleştirme görevlisi hanelerinde atılı bulunan imzaların karbon nüsha imzalar olduğu, imzaların üst üste çakıştıklarının tespit edildiği, inceleme konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların, mukayese konusu ücret bordroları üzerindeki imzaların karbon nüshası oldukları sonucuna varıldığı, tetkike konu EK: 14, 29 ve 32 numaralı ücret bordroları ile mukayese konusu belgeler üzerindeki imzalar arasında benzerlikler görüldüğü, söz konusu imzaların aynı şahıs/şahıslar elinden çıkmış olmasının kuvvetle mümkün olduğu, işçi banka hesap listeleri üzerinde yapılan incelemelerde, tetkike konu belgelerdeki imzaların karbon nüsha imzalar olduğu, imzaların üst üste çakıştıkları, inceleme konusu belgeler üzerindeki imzaların mukayese konusu belgeler üzerindeki imzaların karbon nüshaları olduğu, söz konusu imzaların aynı şahıs/şahıslar elinden çıkmış olmasının kuvvetle mümkün bulunduğu, mühür izlerinin aynı mühür ile oluşturulduğu sonucuna varıldığı, tetkike konu ödeme emri belgeleri, ücret bordroları ve işçi banka hesap listeleri üzerinde ilk nazarda dikkat çekip kolayca anlaşılabilir nitelikte sahtelik arıza ve emaresi bulunmadığı cihetle söz konusu belgelerin aldatma (iğfal) kabiliyetini haiz olduğu kanaat ve görüşüne varıldığı,</p>

<p>Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Dördüncü Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27.08.2014 tarihli ve 3727 sayılı yazına göre; sanık ...’nın atılı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını idrak etme ve bu fiille ilgili davranışlarını yönlendirme yeteneğini ortadan kaldıracak bir arızanın içinde olduğuna dair herhangi bir tıbbi bulgu ve belgeye rastlanmadığı, sanığın suç tarihinde cezai sorumluluğunun tam olduğuna kanaat getirildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tanık ...; Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile çalışan bir taşeron firmada temizlik elemanı olduğunu, maaş ödeme talimatlarının bankalara kimler tarafından verildiğinin ve bunlarla ilgili saymanlığa verilmesi gereken belgelerin kim tarafından teslim edildiğinin sorulması üzerine, inceleme dışı sanığın düzenlemiş olduğu evrakı sanığa teslim ettiğini, saymanlığa verilmesi gereken evrakın kim tarafından teslim edildiğini bilmediğini,</p>

<p>Tanık ...; sanığın eşi olduğunu, Vakıfbank Başkent Şubesi'nde adına olan banka hesabını sigortadan alacağı paranın yatırılması için açtırdığını, daha sonra sanığın bankamatik kartını evdeki eşyalarının arasından alıp kullandığını, 26.12.2008 ile 15.09.2009 tarihleri arasında 10 farklı işlem ile 995.877,57 TL’nin bilgisi dışında hesabına yatırıldığını, sanık tarafından kartının kullanıldığını olaylar ortaya çıkınca öğrendiğini, kayınpederinden dolayı geçim sıkıntılarının olmadığını, sanığın fazla harcamalarının dikkatini çektiğinden bunu sanığa sorduğunda gelirinin kaynağını açıklamadığını,</p>

<p>Tanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında; 2004 yılı Haziran ayında Çevre ve Orman Bakanlığı Merkez Saymanlığında çalışmaya başladığını, 2006 yılının Ekim ayına kadar Saymanlık Müdürlüğünde belgelerin veri girişini yaptığını, 2006 yılı Ekim ayından sonra ise Çevre ve Orman Bakanlığının tüm memur ve diğer çalışanlarının maaş ve ek ödemeleri ile ilgili ödeme belgelerini kontrol ile görevlendirildiğini, Bakanlığın merkez birimlerinde çalışan 4/B statülü sözleşmeli personelin maaş ve ek ödemelerini de kontrol ettiğini, o dönemde 4/B sözleşmeli personel maaş ödeme evrakının mutemet olan sanık tarafından kendisine getirildiğini, söz konusu evrakın saymanlık müdürlüğünce alınıp kendisine havale edilmesi gerekirken bu yolun izlenmediğini, evrakın tümünün sanık tarafindan teslim edildiğini, kendisinin kontrolünü yaptıktan sonra saymanlık müdürüne sunduğunu, evrak kontrol sürecinin bu şekilde yapıldığını, yaptığı kontrollerin ödeme belgesi eki maaş bordrolarındaki toplam rakamlar ile ödeme belgesine yansıyan toplam rakamların ve hesapların doğruluğu ile sınırlı olduğunu, ayrıca ödeme belgesindeki evrakın tam olup olmadığını da kontrol ettiğini, bordrolardaki rakamlarda herhangi bir değişiklik yapacağı konusunda sanıktan şüphelenmediğini, özellikle 2008 yılının 12. ayından sonraki bordrolarda ve ödeme belgelerinde yüksek miktarlı net ödeme tutarlarının dikkatini çekmediğini, bir önceki ayın ödeme miktarını da hatırlamadığından fahiş artışları fark etmediğini, ödeme belgesi ve ekindeki harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlilerinin imzalarını kontrol ettiğini, bir kısım imzaların sahte olduğunu tespit edemediğini,<br />
Mahkemede; 2004 yılından 2013 yılı Şubat ayına kadar Orman ve Su İşleri Bakanlığında veri hazırlama kontrol işletmeni olarak çalıştığından sanığı ve inceleme dışı sanığı tanıdığını, suç tarihinde maaş bordrolarının ve ödeme emirlerinin saymanlığa kim tarafından teslim edildiğinin sorulması üzerine, maaş bordroları ve ödeme emirlerinin genellikle sanık tarafından saymanlığa teslim edildiğini ve söz konusu belgelerin sanık tarafından hazırlandığını, 4/B’li personelin bordrolarının kim tarafından hazırlandığının ve imzalandığının sorulması üzerine, sanık bilgisayar programcısı olduğu için bilgisayar programını kendisinin yaptığını, sanık ... inceleme dışı sanığın aynı birimde mutemet olduklarını, bordroların kim tarafından hazırlandığını denetleme görevinin olmadığını,</p>

<p>Tanık ...; Çevre ve Orman Bakanlığı nezdinde temizlik işi yapan taşeron firmada 2005 yılında çalışmaya başladığını, 23 Eylül 2011 tarihinde sanığın sabah saat 06.30’da saymanlığa gizlice girip girmediğinin sorulması üzerine, bu konuda bilgisinin olmadığını, saat 07.30’da mesaiye başladığını, o saatten önce iş yerinde bulunmadığını, sanığın bir gün saat 07.30-08.00 arası işe geldiğini, kendisinden çöp poşeti istemesi üzerine "Ev mi taşıyacaksın?" dediğini, sanığın da “Evet ev taşıyacağım.” şeklinde cevap vermesi üzerine rulo hâlindeki çöp poşetlerini sanığa verdiğini,</p>

<p>Tanık ...; sanık ... inceleme dışı sanıkla 2007-2010 yılları arasında Çevre ve Orman Bakanlığında beraber çalıştıklarını, kendisinin bilgisayar işletmeni olduğunu, sanığın da 4/B personeli olup sözleşmeli olarak çalıştığını, diğer personel ile 4/B’lilerin maaşlarından sorumlu olduğunu, inceleme dışı sanık ...’un ise memur olarak harcırahlarla ilgilendiğini, 4/B statüsünde çalışanların maaş bordroları ve ödeme emirlerinin kim tarafından yapıldığının, ayrıca düzenlenen evrakın saymanlığa kim tarafından teslim edildiğinin, inceleme dışı sanığın bilgisayar işlemlerini gerçekleştirecek derecede bilgisayar bilgisinin olup olmadığının sorulması üzerine, maaş bordrolarını sanığın düzenlediğini, 2009 yılında sanığın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne geçtiğini ancak yine sanığın 4/B’lilerin maaşlarını yapmaya devam ettiğini, düzenlenen evrakın saymanlığa genelde sanık tarafından teslim edildiğini, hep birlikte çalıştıkları için bazen kendileri veya başkalarının da bu evrakı orada çalışan personele vermek kaydıyla saymanlığa teslim ettiklerini, inceleme dışı sanığın personel maaşlarını yapabilecek şekilde bilgisayar eğitimi almadığını, sanığın 2009 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne geçmesinden sonra maaşların yine sanık tarafından yapılmasına rağmen inceleme dışı sanık yapmış gibi işlem gerçekleştirildiğini, yani inceleme dışı sanık tarafından imzalandıktan sonra, genel müdürlüğün de imzasıyla saymanlığa ilgili evrakın gönderildiğini,<br />
Tanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında; Hizmet Hidrolik Limited Şirketinde satış elemanı olarak çalıştığını, sanığın babasına ait dairede kiracı olduğundan sanıkla tanışıklıklarının olduğunu, Vakıfbank Dikmen Şubesi'nde bulunan vadesiz hesabın kendisi tarafından açılıp açılmadığını hatırlamadığını, ancak Açıköğretim Fakültesi işlemleri sebebiyle 2002-2003 yıllarında Vakıfbankta vadesiz hesap açtırdığını, bunun dışında Vakıfbank bankamatik kartını alıp almadığını anımsamadığını, sanığa güvendiği için bankamatik kartını zaman zaman vermiş olabileceğini, ama Vakıfbank bankamatik kartını verdiğini hatırlamadığını, adına olan Vakıfbank Dikmen Şubesi'nde açılmış bulunan hesaba maaş adı altında 15.06.2006 tarihinde 6.139,30 TL, 15.07.2006 tarihinde 6.218,57 TL, 15.08.2006 tarihinde 5.870,66 TL, 15.09.2006 tarihinde 7.026,33 TL yatırıldığını ve bu paraların kim tarafından ve ne zaman hesaptan çekildiğini de bilmediğini, hatırladığı kadarıyla 2006 yılında Vakıfbank Ostim Şubesi'nden 7.000 TL civarında bir para çekip sanığa teslim ettiğini, kendisine gösterilen 15.09.2006 tarihli işlemle ilgili bu paranın hesabına nereden geldiğini sanığa sorduğunda sanığın bir yerden havale geleceğini, memur olduğundan hesabı kabarık görünmesin diye parayı hesabına yönlendirdiğini söylediğini,</p>

<p>Savcılıkta; sanığın babasının evinde kiracı olması nedeni ile sanığı 1999 yılından itibaren tanıdığını, 2005 yılına kadar da kira ilişkisinin devam ettiğini, kendisinin inşaat işi ile uğraştığını, bazen işlerini takip etmesi için sanığa banka kartlarını verdiğini, Açık Öğretim Fakültesinde okurken Vakıfbank Dikmen Şubesi'ne ait banka kartının olduğunu ve sanığın bu kart üzerinden işlem yaptığını, sanığın hesabına 2006 yılında 25.254,86 TL'yi yatırdığından haberinin olmadığını, hesabının kullanılması karşılığı sanıktan para almadığını,</p>

<p>Tanık ...; sanığın annesi olduğunu, 4-5 yıl kadar önce evinin fayansları zarar gördüğünden, sigortadan zararının tazmin edilmesi amacıyla adına açılan hesaba ait bankamatik kartının kullanıldığını, kendisinin söz konusu bankamatik kartını hiç görmediğini, hesabına 15.10.2006 ile 15.10.2007 tarihleri arasında 17 farklı işlemle aktarılan toplam 125.160,56 TL'den haberinin olmadığını ve kendisine bir bilgi verilmediğini, Vakıfbank Kolej Şubesi'ne gitmeden sanığın kendisi adına bankamatik kartı çıkardığını,</p>

<p>Tanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında; ... Üniversitesi İktisat Fakültesi son sınıf öğrencisi olduğunu, sanığın üvey dayısı olduğunu, akrabalığa dayalı güven ilişkisinden dolayı Vakıfbank'tan aldığı bankamatik kartını 2009 yılının yaz aylarında sanığa verdiğini, kartın sanık tarafından yılın sonuna kadar yaklaşık 3-4 ay kullanıldığını, Vakıfbank Başkent Şubesi'nde adına açılan vadesiz hesabı kendisinin kullandığını, sanığın kullandığı bankamatik kartını da bu şubeden aldığını, hesabına Çevre ve Orman Bakanlığı personeli adı altında maaş açıklamasıyla 15.09.2009 tarihinde 200 TL, 15.10.2010 tarihinde 307.490,27 TL ve 14.11.2009 tarihinde 309.389,16 TL’nin ne zaman ve ne şekilde yatırıldığını bilmediğini, bu paraları kendisinin çekmediğini, kimin tarafından çekildiğini de bilmediğini, hesabındaki yoğun para hareketlerini görünce sanığa sorduğunda onun “Bu paralar babamın birikmiş paraları, bir usulsüzlük olsa kurum yılda iki kere inceliyor ortaya çıkardı, sen rahat ol.” dediğini, o dönemde zaman zaman yüksek miktarlı EFT onayları için Vakıfbank’tan arandığını, EFT öncesi sanığın telefonla arayarak EFT onayı için aranacağını söylediğini, bunun üzerine bankanın EFT taleplerini onayladığını, hesabına yatırılan paralarla hiçbir ilgisinin bulunmadığını,</p>

<p>Savcılıkta; sanığın üvey dayısı olduğunu, tarihini net olarak hatırlayamadığı 2009 yılında sanığın bankamatik kartının ATM'de kaldığını söyleyerek adına gönderilecek parayı çekmesi için Vakıfbank Başkent Şubesi'ndeki hesabını ve bankamatik kartını kullanıp kullanamayacağını sorunca bu teklifi kabul ettiğini, banka kartınının şifresini söyleyip sanığa verdiğini, hesabına sanık tarafından 15.09.2009-14.11.2009 tarihleri arasında üç farklı işlemle aktarılan 816.879,43 TL'den haberinin olmadığını, bankamatik kartını sanığa verdikten sonra hesap hareketlerini incelemediğini, sanığın gerçekleştirdiği iddia edilen olaylar hakkında bilgisinin olmadığını,</p>

<p>Tanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında; Temmuz 2003 ile 2007 yılı arası Teftiş Kurulu Başkanlığında maaş mutemedi olarak görev yaptığını, Mayıs 2003, Mart-Haziran-Temmuz 2005 aylarında maaş hesabına yatırılan fazla paralar hakkında bilgisinin bulunmadığını, bu paranın hangi hesaptan, ne şekilde kimin tarafından yatırıldığını bilmediğini, sanığın zaman zaman hesabına para yatırılacağını söyleyerek kendisine ait bankamatik kartını alıp kullandığını,</p>

<p>İnceleme dışı sanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında; 1997 yılından bu yana Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde bilgisayar işletmeni olarak çalıştığını, 2003 yılında Çevre Bakanlığı ile Orman Bakanlığının birleşmesinden sonra Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü İdari ve Mali İşler Şubesinde çalıştığını, 2008 yılına kadar evrak işleri ile döner sermayeden ödenen yolluk işlemlerinden, 2008 yılının Ağustos ayından sonra ise Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde 4/B statüsünde çalışan personelin maaşlarından sorumlu olduğunu, görevlendirildiği tarihe kadar 4/B’li personelin maaşlarını sanığın gerçekleştirdiğini, sanığın Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde görevlendirilmesinden sonra 4/B’lilerin maaşlarından kendisinin sorumlu olduğunu, sanığın Bakanlıktaki tüm 4/B’li personelin maaşlarını yaptığından maaş programının onda olduğunu, kendisinin sadece 4/B’li personelin sigorta ve rapor gibi bilgilerini verdiğini, maaşların bilgisayardan dökümünün alınması, ödeme emrinin düzenlenmesi gibi işlemleri sanığın yaptığını, bordroları imzaladığını, ödeme emrine bağlanan maaş listelerini ve eklerini gerçekleştirme görevlisi ve harcama yetkilisine imzalattığını, bu evraktan ödeme emirlerini üç nüsha, listeler ile tahakkukta kullanılan diğer evrakı ise iki nüsha hâlinde düzenlediklerini, evrakı imzalattıktan sonra tüm ödeme evrakını sanığa teslim ettiğini, üç nüsha imzalanan 4/B’li maaş tahakkuk evrakını merkez saymanlığına sanığın teslim ettiğini, saymanlıkça onaylanan net ödeme listelerinin e-maillerini ilgili bankaya yine sanığın gönderdiğini, maaş tahakkuk dosyasının yıl sonunda kendisine iade edildiğini, ödeme emirlerinin ne şekilde değiştirildiğini bilmediğini, kendisinin imzalattığı üç nüsha ödeme emrinin tamamının aynı bilgi ve tutarları içerdiğini, sanığın kendisinden teslim aldığı 4/B’lilerin maaşlarını saymanlığa nasıl verdiğini bilmediğini, ancak bir üst yazı ile vermediğini, sanığın kendisine imzalattığı asıl suretlerden birinin gönderildiğini, bu şekilde en son 2010 yılı dosyalarının kendisine ulaştırıldığını, Ağustos 2011’den sonra 4/B’liler kadroya geçtiğinden maaşların tek liste hâlinde düzenlendiğini, 2008 yılının sonlarına doğru ekonomik yönden sıkıntısının olduğunu, sanığa ve iş yerindeki arkadaşlarına anlatınca, sanığın “Sana borç verebilirim.” deyip vereceği borcun meblağını söylemediğini, parayı her ay maaş hesabına göndereceğini söylediğini, parayı nereden bulacağını sorduğunda babasının Belçika’dan emekli olduğunu, anne ve babasının kendisine vekâletname verdiklerini söyleyince kabul ettiğini, her ayın 15’inde 2.500 TL ile 11.000 TL arası miktarın maaş hesabına yatırıldığını, bu şekilde 15 Temmuz 2011 tarihine kadar ödemenin devam ettiğini, net maaşının ise ortalama 1.300-1.600 TL olduğunu, fazla ödenen paraları sorması üzerine sanığa "Bunları sorun etme." dediğini, bunun üzerine borçlardan dolayı sanığa ödeme yapmadığını, samimi olduklarından zaman zaman ihtiyacı için bankamatik kartını sanığa verdiğini, havale işlemleri yaptığını, kimlere ne kadar aktardığını bilmediğini, sanığın çoğu zaman hesabına fazla para yatırıldığını, bankamatik kartının yanında olmadığını söyleyerek bankamatik kartını alıp hesabındaki fazla parayı kendi hesabına aktardığını, hesabına yapılan usulsüz işlemler sonucu fazladan ödeme yapıldığını anlaması hâlinde müdahalede bulunacağını, maaşına fazladan yatırılan 133.000 TL’yi 18.10.2011 tarihinde merkez saymanlığına ödediğini,</p>

<p>Savcılıkta; Çevre ve Orman Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde bilgisayar işletmeni olup bu birimdeki personelin maaşını hazırladığını, kendisinin de bu listeden maaşını aldığını, sanığın ise Orman ve Su İşleri Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü bünyesinde bilgisayar programcısı olarak çalışıp bu birimdeki 4/B'li personelin maaşlarını hazırladığını, ayrıca sanık ile aynı mahallede oturdukları için de görüştüklerinden 2009 yılı Şubat ayında maddi sıkıntısı olduğunu anlatınca sanığın, “Canını sıkma ben sana yardımcı olacağım.” dediğini, bu görüşmeden sonraki her maaş tahakkuk eden ayın 15'inde 2.700 ile 10.000 TL arasındaki bir meblağın hesabına fazladan yatırıldığını, sanığa bunu nasıl yaptığını sorduğunda “Sen işini gör merak etme arkadaşız. Bana güvenmiyor musun?” dediğini, bunu amirleri ile görüşmediğini çünkü sanığın kendisine yardım ettiğini düşündüğünü, sanığın kendisine gönderdiği parayı usulsüz bir şekilde temin ettiğini öğrenince ve maaş hesabını inceleyince 133.000 TL'nin fazladan hesabına aktarıldığını tespit ettiğini, bu parayı Orman ve Su İşleri Bakanlığı Merkez Saymanlık Müdürlüğüne yatırdığını, sanığın zaman zaman bankamatik kartını alarak kullandığını, kendi uhdesinde gözüken 133.000 TL'nin yaklaşık 100.000 TL'sini bankamatik kartı ile farklı zamanlarda sanığın çektiğini, bu parayı çekerken “Ben senin maaşına fazla para yatırdım.” diyerek bu parayı çektiğini,</p>

<p>Mahkemede; hiçbir zaman 4/B sözleşmeli personel maaşı ile ilgili herhangi bir belge düzenlemediğini, bunun Çevre ve Orman Bakanlığında 2003 yılından beri sanık tarafından yapıldığını, Bakanlıktaki tüm 4/B statüsündeki personelin maaşının gerçekleştirilmesinden sanığın sorumlu olduğunu, Bakanlıkta üç tane Genel Müdürlük olduğunu, çalıştığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünde de 66 tane 4/B statüsünde personel olduğunu, bu 66 personel ile ilgili her maaş döneminde değişen bir durum olduğunda sanığa bilgi verdiğini, maaş programı sanıkta olduğu için sanığın verileri girip daha sonra işlemi yaptıktan sonra dökümünü alıp kendilerine verdiğini, sanığın bunları düzenlemesinden sonra ödeme emri ve maaş bordrolarını kendisinin kontrol ettiğini, kontrol sonrası imzalayıp harcama yetkililerine de imzalatarak söz konusu belgeleri tekrar sanığa verdiğini, onun da evrakı düzenleyip saymanlığa teslim ettiğini, kendisinin imzaladığı evrakta herhangi bir usulsüzlük olmadığını, sanığın çalışan personelin 2-3 katı oranında personel çalışıyormuş gibi belge düzenlediğine tanık olmadığını, kendisinin imzaladığı belgelerin ıslak imzalı olduğunu,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ... Müfettiş tarafından alınan beyanında, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde çalışan 4/B’li sözleşmeli personel maaşlarını düzenlerken ödeme emri, maaş icmali, maaş bordrosu, arazi tazminatlarına ilişkin geçici görevlendirme olurları, özel sigorta kesenekleri, net ödeme, banka listesi ile personel bilgi formlarını üçer suret tanzim ettikten sonra Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde maaş işleri ile ilgili şube müdürlerine paraflattığını, daha sonra gerçekleştirme görevlileri ve harcama yetkililerine imzalatıp düzenlemiş olduğu evrakın iki nüshasını Strateji Geliştirme Başkanlığına kontrol için gönderdiğini, 2006 yılından sonra düzenlemiş olduğu ödeme emri belgelerini Strateji Geliştirme Başkanlığı 5.000 TL'nin üzerindeki maaş ödemelerinin doğrudan saymanlık müdürlüğüne gönderilmesi gerektiğinden bahisle kabul etmeyince 2006 yılından sonra ödeme emri belgeleri ve eklerini saymanlığa gönderdiğini, 2003-2008 yılları arasında maaş ödemelerine ilişkin düzenlenen evrakın hepsinin orijinal ve ıslak imzalı olduğunu, 2009-2011 Temmuz dönemi arasında düzenlenen evrakın saymanlığa giden ödeme emri hariç ikinci nüshalarının fotokopi olduğunu, saymanlıktan sonra maaşların ödemesinin yapıldığı banka şubelerine personel listelerini e-mail ortamında gönderdiğini, bu ödeme emri belgeleri ile adına ve bu konuyla ilgili bilgisi olmayan farklı kişilerin adına açılan hesaplara para aktardığını, bu işleri 2003 yılında bir rus fuhuş çetesinin kendisinin uygunsuz görüntüleriyle şantajda bulunması üzerine gerçekleştirmeye başladığını, yapmış olduğu bu olayların açığa çıkması için elinden geleni yaptığını, fakat kimsenin tespit edemediğini, 2009-2011 Temmuz döneminde ise Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü ve Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile ÇED Genel Müdürlüğünde çalışan sözleşmeli personel sayısını ilgili genel müdürlüklerin personel listesinde bulunan isimleri bir başka genel müdürlüğün listesine ekleyerek ve aynı personeli ikinci defa mükerrer yazarak ayrıca maaş unsurunu oluşturan gelir vergisi, damga vergisi, SSK ve brüt ücret kalemlerinde oynamalar yaparak evrak düzenlediğini, saymanlığa gönderilen evrakın ıslak imzalı olması gerekirken bunları fotokopi olarak gönderip bu şekilde yakalanmak amacıyla hareket ettiğini, SSK ödemelerine ilişkin evrakın da maaş ödeme evrakı ile birlikte düzenlendiğini, Bakanlıkta SSK ödemelerini 2009 yılının Ağustos ayına kadar elden SSK ... İl Müdürlüğüne teslim ettiğini, 2009 yılının Ağustos ayından sonra kendisine, ..., ... ve ... ...'da bulunan şifrelerle elektronik ortamda gönderildiğini, elektronik ortama geçildiğinde prime esas maaş unsurları yanlış olduğundan ortaya çıkan SSK prim artışını kurumda çalışmayan oğlu ... ... adına gönderdiğini, burada SSK primleri ile ilgili usulsüzlük yapmadığını, sadece kurum personeli olmayan bir kişi adına SSK primi gönderdiğini, saymanlığın SSK primlerini kontrol edip SSK listelerini ilgili birimlerden almak zorunda olmasına rağmen bu evrakın gereksiz denilerek kendisine iade edildiğini, kurum adına oğlu ... ... adına yatırılan prim dışında herhangi bir usulsüzlük yapmadığını, bunun döner sermayeden yapılan ek ödemelere bakıldığında görüleceğini, bu işleri inceleme dışı sanık ...’la 2009 yılından itibaren beraber yaptıklarını, bu dönemde Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü evrakını kendisinin düzenlediğini, inceleme dışı sanığın ise yetkililere imzalattığını, inceleme dışı sanığın bu işlerden 600.000 TL'ye yakın para aldığını, bu olayda tanık ...'e de 24.000 TL para aktardığını, bu parayı bankadan tanık...'ın bankamatik kartını kullanarak çektiğini, bunun dışında ne kendisinde ne de başkasında para olmadığını,</p>

<p>Müfettişe sunduğu 02.10.2012 tarihli dilekçede; Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne ait 2009-2011 yılları ödeme emirleri belgelerinde yer alan harcama görevlisi ve gerçekleştirme görevlisine ait imzaları kendisinin, Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğüne ait belgelerdekileri ise inceleme dışı sanık ...’un makasla kesip gerçekleştirme görevlisi ve harcama görevlisinin imzalarını alıp yeni oluşturduğu ödeme emri belgesindeki imza bölümlerine yapıştırarak renkli fotokopi ile çoğalttıklarını ve bu surette ödeme emirlerini düzenlediklerini, ödeme emri ekinde yer alan ve ödemeye esas teşkil eden bordro, banka listesi, net ödeme listesinin ise gerçekleştirme görevlisi ve mutemetin atmış oldukları imzaların diğer alt suretlerinin karbonlu olduğu için otomatikman o belgelere de geçtiğini, maaş belgelerinin tümünün dört nüsha ve karbon olduğunu, üst kısma atılan imzanın diğer üç nüshaya da geçtiğini, dikkatli bakılmış olsa en üstte bulunan belge ile diğer üç nüshanın birbiriyle aynı olmadığının kolaylıkla görüleceğini, ÇED Genel Müdürlüğünde 4/B sözleşmeli personel maaş evrakının ıslak imzalı olup gerçek hesaplama tekniği kullanıldığını, 2009-2011 yılında ÇEYGM ile DKMPGM’de söz konusu evrakın ıslak imzalı olmayıp fotokopi olduğunu, normalde bu evraka dayanarak ödeme yapılmaması gerektiğini, ödeme belgelerinin en az üç nüsha düzenlenmesi gerektiğini, bunlardan ilk iki nüshanın diğer kanıtlayıcı belgelerle birlikte muhasebe birimine verileceğini, ödeme emrinin birinci nüshası ile eki kanıtlayıcı belgelerin Sayıştay’a gönderileceğini, ikinci nüshanın ise muhasebe biriminde saklanacağını ve evrakın asıllarına ve ıslak imzalı nüshalarına göre işlem yapılması gerekirken yıllarca fotokopi belgelerle işlem yapıldığını, 2008 yılı öncesindeki yıllarda ödeme emri belgesinin ıslak imzalı ve orijinal olduğunu, imzalayan personelin neyi imzaladığına dikkat etmediğinden yaptığı usulsüzlüğün ortaya çıkmadığını, 2009-2011 yılı Temmuz ayına kadarki dönemde ödeme emirlerinde renkli kopya yoluyla basılmış imzalar olduğunu, fakat herhangi bir bilgisayar programı yardımıyla laser-jet yazıcı yardımıyla imzanın oluşturulduğu iddiasının doğru olmadığını, belgelerdeki imzaların renkli fotokopiden ibaret bulunduğunu, söz konusu ödeme emirlerindeki imza bölümlerini makasla kesip bunları sahte olarak oluşturduğu ödeme emirlerindeki imzaların olduğu kısımlara yapıştırıp renkli fotokopi çektiğini, 18.12.2008 tarihli ödeme emri belgesinin tümüyle sahte olduğu iddiasının yerinde olmadığını, daha önce sözleşmeli personelin hizmet gruplarının 5 yıl olduğunu, Eylül 2008 itibarıyla bu sürenin 20 yıla çıkarıldığını, dolayısıyla personele üç aylık fark bordrosu yapmak gerektiğinden söz konusu ödeme emrinin oluşturulduğunu ve harcama görevlisi ile gerçekleştirme görevlisi izinli olduğunda yerine vekâlet eden kişiler baktığından imzalardaki farklılığın bundan kaynaklandığını, 4/B sözleşmeli personel ödemelerinin ücret bordrolarında brüt ücret tutarını yanlış yazdığını, arazi tazminatı kısmına ve ek ödeme kısmına gereğinden fazla veri girerek maaş hesapladığı iddiasının yersiz olduğunu, 2003-2008 yılları arasında 4/B statülü pesonel maaş ödemelerinde sadece kalifiye girerek artırdığını, 2009-2011 yılları arasında ise 4/B statülü personel maaş ödemelerinde brüt ücret, arazi tazminatı, SSK oranı, gelir vergisi ve damga vergisi oranlarını yanlış girerek atılı suçu işlediğini,</p>

<p>Savcılıkta; tanık ...’nın eşi olduğunu, 2003-2011 yılı Temmuz ayları arasında tanık ...’nın Vakıfbankta açılan hesabına kendisinin para aktardığını, daha sonra bu hesaptan para çekilmesi ve paranın kendi hesabına aktarılması işlemlerini internet bankacılığı üzerinden yaptığını, bu işlemlerden tanık ...’ın herhangi bir bilgisinin olmadığını, yaşantısındaki fazla harcamaların kaynağını babası yurt dışından emekli olduğundan ayrıca ardiye dükkânı bulunduğundan onun maddi desteğinin olduğu şeklinde açıkladığını, tutuklandığı dönemde babasının yurt dışından aylık 7.000-8.000 TL maaş aldığını, tanık ...’ın ablasının boşandığı eşinin oğlu olduğunu ve ... Üniversitesinde okuduğunu, onun Vakıfbankta burs hesabı olduğunu ve zaman zaman burs parasını aldıktan sonra bankamatik kartını kullanmaması nedeni ile kendisine lazım olduğunu söyleyip bankamatik kartını isteyince tanık ...’ın kartı şifresini de söyleyerek verdiğini, kurumda maaş hazırladığı dönemde fazladan kurum çalışanı olarak gösterdiği kişiler adına hesapta biriken paraları bu hesaptan maaş ödemesi gibi tanık ...'ın hesabına aktardığını, günlük para çekme limitinin 1.000 TL olması nedeni ile 1.000 TL'lik havaleler şeklinde kendi hesabına aktardığını, ancak bu hesap hareketlerinden hesabı eksiye düşmediğinden ve banka tarafından hesap sahibine ekstre gönderilmediğinden tanık ...'ın haberinin olmadığını, tanık ...’nın annesi olduğunu, annesinin Vakıfbank hesabına yine aynı şekilde kurum personel hesabına aktardığı fazla parayı aynı gün başka bir maaş hesabı adında hesaba aktarması gerektiğinden aksi hâlde paranın bloke edileceğinden annesinin bilgisi dışında daha önceden aldığı annesi adına olan banka hesap numarası bilgilerini kullanarak hesabına para aktardığını, buradan da kendi hesabına havale ettiğini, babasının kiracısı olan tanık ... ile samimi olduklarını, Vakıfbankta hesabı olduğunu öğrenince tanık ...'tan hesap numarasını istediğini, tanık ...'ın bankamatik kartını verebileceğini söylediğini, bunun üzerine tanık ...'ın hesap numarasını maaş hesabına ekleyerek bu hesap üzerinden tahakkuk ettirdiği paranın tanık ...'ın hesabına doğrudan banka tarafından aktarıldığında tanık ...’a “Adıma senin hesabına bir para geldi, bana çekip verir misin?” dediğini, onun da parayı çekip kendisine verdiğini, bu paranın kaynağını sormadığını, onun hesabında bu işlemi bir kez yaptığını, tanık ...’ün aynı iş yerinde teftiş biriminde şef olduğunu, bütün Bakanlığın maaşlarını kendisi yaptığı için güvendiklerini, tanık...’a bankamatik kartının manyetiğinin arızalı olduğunu, hesabına para havale edileceğini ve banka hesap bilgilerini kullanıp kullanamayacağını sorunca olumlu cevap aldığını, tanık...'ın maaş hesabına ek olarak kurumda çalışmayan kişiler adına fazladan tahakkuk ettirdiği paraları aktardığını, daha sonra tanık...’a hesabına para havale edildiğini söyleyince, onun da söylediği miktar kadar parayı çekip kendisine verdiğini, inceleme dışı sanığın da kendisi gibi kurumda mutemet olduğunu ve 2009 yılında göreve başladığını, kendisinin yaptığı işleri bildiğini ancak kendisinden bağımsız olarak eylemlerini gerçekleştirdiğini, ayrıca değişik zamanlarda elde ettiği 400.000 TL’yi 60.000 TL ve 70.000 TL şeklinde parçalar hâlinde verdiğini, onun bu parayı usulsüz olarak elde edildiğini bilerek aldığını, parayı ona banka hesabına havale yapmayıp elden verdiğini, belirttiği şahıslar dışında hesaplarını kullandığı kişinin olmadığını, 2004 yılına kadar Bakanlığın tüm birimlerinin mutemetliğini yaptığını, 2004 yılından sonra Orman ve Su İşleri Bakanlığının Doğa Koruma Milli Parklar Genel Müdürlüğü ve ÇED Genel Müdürlüğü ile Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünün mutemetliğini yaptığını, 2003-2008 yılları arasında söz konusu belgelerin ıslak imza ile oluşturulduğunu, öncelikle maaşları bilgisayarda iki nüsha tanzim ettiğini, ancak nüshaları hazırlarken ödenmemesi gereken arazi tazminatına ekleme yaparak bu şekilde genel müdür ve genel müdür yardımcısına imzalattıktan sonra bir suretinin kendi birimlerinde kaldığını, diğer nüshalarının bütçe dairesine gönderildiğini, burada kontrolden geçtikten sonra ödenmesi için saymanlığa gönderildiğini, saymanlıktan da bankaya aktarma yapıldığını, sonrasında kendi birimlerindeki personele ödenecek maaşlara ilişkin disket gönderdiklerini, bu diskette daha önce saymanlığa bildirdiği ek ödeme tazminatlarını düşerek personele normalde ödenmesi gereken maaşları bankaya disketle gönderdiğini, bankanın da disketteki miktara göre personele maaş ödemesi yaptığını, fazla kalan miktarı ise kendi maaş hesabına aktarılmak üzere diskete yazdığını, eylemini bu şekilde 2009 yılına kadar gerçekleştirdiğini, 2009 yılından sonra yine söz konusu belgelerin bir suretini kuruma diğer nüshasını ise saymanlığa göndermek üzere hazırladığını, genel müdür ve genel müdür yardımcısının imzaladığını, bu nüshaların kendiliğinden karbonlu kağıtlar olduğunu, üst nüshasını doğru düzenlediğini, bunu çıkardıktan sonra saymanlığa gidecek sureti hayali olarak eklediği kişilere ve rakamlara göre çıkardığını, bunu da doğru olarak düzenlediği nüsha ile beraber imzaya sunduğunu, imzalandığında altı karbonlu kağıt olduğundan gerçeğe aykırı olarak düzenlediği fotokopi belgenin de imzalanmış olduğunu, ancak bu imzanın orijinal değil karbon kağıttaki imza olduğunu, saymanlığın ıslak imza olmadan ödeme yapmaması gerekirken 2009 yılından 2011 yılına kadar bu şekilde yapmış olduğu hayali kişilere yapılan fotokopi bordrolar ile maaş hesabına aktarma gerçekleştiğini, kurumun hesabında fazla biriken paranın kendi maaş hesabına aktarılması için bankaya CD gönderdiğini, bu miktarı daha sonra hesaptan çektiğini, bunun istisnalarının, belirttiği üzere eşi, annesi, ablasının üvey oğlu, babasının kiracısı ... ve ... 'ün hesabına yaptığı aktarmalar olduğunu, TÜBİTAK adına yaptığı proje kapsamında görev yapan personele aktarılan parayı sanki mal edinmiş gibi müfettişlerce değerlendirme yapılmış ise de, paranın TÜBİTAK tarafından Çevre ve Orman Bakanlığı adına gönderildiğini, daha sonra bu hesaptaki paranın ödeme planına göre projede çalışan şahısların hesabına kendisi tarafından aktarıldığını, bu aktarma işinin üç aşamalı olduğunu, birinci aşamada personele almak istedikleri kadar aktarıldığını, mutemetlik hizmeti karşılığı kişi başı 10 TL alması gerektiğini, TÜBİTAK'tan gönderilen paranın ikinci ve üçüncü ödemesinde personelin alacağı paradan 10 TL keserek hesabına aktardığını, bunu Genel Müdür ...'ın ve adına ödeme yapılan personelin bilgisi dahilinde yaptığını, ancak Genel Müdürün yazılı değil sözlü talimatı ile bu kesintiyi yaptığını, ilgili bordroyu imzalarken bu durumu gördüklerini ve itiraz etmediklerini, TÜBİTAK'tan gönderilen paranın personele ödenmesinin 2007 yılının Aralık ayında gerçekleştirildiğini, müfettiş raporunda oğlu ... ...'nın çalıştığı kurumda SSK'lı olarak gösterilerek fazladan prim yatırıldığı iddiasının doğru olmadığını, hayali kişiler üzerinden banka hesabına gönderdiği maaş ödemelerinin karşılığı ayrıca SKK primlerinin arttığını, bu primlerin saymanlık hesabında biriktiğini ve Sosyal Güvenlik Kurumunun anlaşmalı olduğu bankaya prim ödemesini gönderdiğini, SSK priminin gönderilmesinde kurum olarak yetkilerinin saymanlıkta biriken SSK priminin hangi personelin adına gönderileceğinin liste yapılıp gün sayısı ile birlikte ilgili SSK birimine bildirim yaptıklarını, ilk aşamada saymanlık tarafından SGK hesabına gönderilen primden hayali personel adına üretilen fazla primin SGK tarafından takibinin yapılıp yapılmadığının tespiti için 6 ay boyunca bu fazla parayı oğlu ... ...'nın bilgisi olmaksızın onun adını diskete ekleyerek SGK'ya gönderdiğini, ancak oğlu ... gerçekte kurum çalışanı olmadığı ve sigortalı giriş çıkış kaydı bulunmadığı için bu paradan dolayı kendisi veya oğlunun herhangi bir haksız menfaat elde etmediğini, sadece SGK'nın kurumlarından gönderilen fazla primlerin fark edilip edilmediğinin tespiti için bu işlemi yaptığını, bilişim personeli olması nedeni ile 2003 ile 2009 yıllarında %25 fazla ücret alması gerekirken bu bedelin ödenmemesi nedeni ile geriye dönük olarak primlerini %25 artırarak ödediğini, yasal hakkını kullandığını, fazlaya ilişkin ödeme yapılırken geçmişe yönelik eksik ödenen prim nedeni ile kurum yetkilileri tarafından yazılı bir onay almadığını, 2009 yılında hak ettiğini düşünerek belgeleri hazırladığını, kurum yetkililerinin de bu ödeme belgelerini imzalaması neticesinde fazla SSK primlerinin yatırıldığını, Lütfü Akça’nın kendisinden sık sık borç istediğini, birkaç kez talebini reddedince onun tarafından 2008 yılı Kasım veya Aralık ayında başka birimde görevlendirilmesinin istendiğini, Personel Daire Başkanlığınca Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde görevlendirdiğini, kurum personelinin sosyal güvenlik primini tam olarak yatırdığını, ek ödemeleri dikkate almayan müfettişlerin bu şekilde iddiada bulunduklarını, ÇEYGM, ÇEDGM ile DKMPGM’deki 4/B’li sözleşmeli personel maaş evrakının Sayıştaya gönderilecek dosyalarının yok edilmesi iddiasını kabul etmediğini, bu dosyaları saymanlıkta maliye elemanlarının muhafaza ettiğini, ÇEDGM üzerinden hiçbir zaman usulsüzlük yapmadığı için söz konusu dosyaları yok etmesinin mümkün olmadığını, bu dosyaların saymanlıkta görev yapan maliye personeli tarafından yok edildiğini düşündüğünü, normalde saymanlık tarafından 30 evrak üzerinden ödendi işlemi yapılmasına rağmen kaybolan evrak bildirimi 24 evrak üzerinden yapıldığından saymanlıkta da müfettiş incelemesi başlatılınca saymanlık görevlilerinin dosyaları incelediğinde büyük hata yaptıklarını görerek kendilerini sorumluluktan kurtarmak için bu dosyaları yok ettiklerini düşündüğünü, ayrıca kamera kayıtlarında kendisinin o bölümden evrak alıp götürdüğüne dair görüntü kaydının olmadığını, çalıştığı dönemde maaşları Vakıfbank ... Şubesi'nden almakta iken eşini kurumda çalışıyormuş gibi göstererek eşinin bilgisi dışında onun adına hesap açtırdığını ve bu hesap üzerinden hesap hareketleri gerçekleştirdiğini, ayrıca Yapı Kredi Bankası Ulus Şubesi'ne eşinin bilgisi dışında havale yaptığını, daha sonra eşi adına Yapı Kredi Bankası Ulus Şubesi'ne “Babamdan kalan para” açıklamasıyla havale ettiğini, daha sonra eşine iyi bir arsa bulduğunu söyleyerek para çektirdiğini, bu parayı da kendisine şantaj yapan Rus fuhuş çetesine verdiğini, eşinin banka veya diğer resmî ve özel kuruluşlarda işlerini takip etmesi için kendisine vermiş olduğu herhangi bir vekâletname olmadığını,</p>

<p>Mahkemede; iddianamede her ne kadar maaşları gerçekleştirmek için kullanılan bilgisayar programlarını kendisinin yaptığı yazılı ise de programın kendisi tarafından oluşturulmayıp bu programın Bakanlığa ait olduğunu, olayın ortaya çıkmasını kendisinin sağladığını, yetkisi olmayan bir hesabı kapatmak suretiyle olayı ihbar ettiğini, zira Orman ve Su İşleri Bakanlığına Bütçe ve Mali İşler Şube Müdürü olarak atandığını, görev değişikliği yaptığında daha fazla yetki ile donatıldığını, yeni görevi gereği daha fazla miktarda usulsüzlük yapabilecekken pişman olduğu için ve psikolojik rahatsızlığı nedeniyle kendisini ihbar etmek zorunda kaldığını ve olayın bu şekilde ortaya çıktığını, 2011 yılı Eylül ayında kendisine ait olmayan ve kullanma yetkisi bulunmadığı bir hesaptan yaklaşık 8.940 TL gibi bir rakamı arkadaşı hesabına transfer ettiğini, Bakanlık müfettişlerinin, Sayıştay görevlilerinin, saymanlık, Strateji Daire Başkanlığı yetkililerinin bunu çözemediğini, kendisinin büyük bir boşluk içerisinde olduğunu ve suçu basit yöntemlerle işlediğini, önce 3.000, 5.000 TL gibi rakamlarla daha sonra 50.000 TL, 100.000 TL, 200.000 TL ve 300.000 TL gibi rakamlarla tek bir kalemde bütün birimlerdeki personellerin isimlerini birbirine katarak, aynı personeli defalarca aynı listeye yazarak, maaş hesaplama usulleri olan öğeleri tamamen uydurma yöntem vererek gerçekleştirdiğini, Devlet Harcama Yönetmeliği uyarınca bütün evrakın asıllarının gönderilmesi gerekirken fotokopilerini gönderdiğini, Sayıştay Başkanlığının her yıl harcama ile ilgili "Bu kadar açığınız var, izahat yapın" dediği belgelerle ilgili işin başında olan ilgili Bütçe Mali İşler Şube Müdürü, genel müdür, genel müdür yardımcılarının olayı araştırmadan personel sayısının arttığını ve aradaki farkın da SSK’ya ödendiğine ilişkin açıklamalar ile olayı geçiştirdiklerini, bunları soruşturma esnasında öğrendiğini, bu işlemleri yaptığında kendisinin 4/B statüsünde sözleşmeli programcı olduğunu, normalde programcılara kendi çalıştıkları iş dışında herhangi bir işin verilmediğini, kendisinin çalışan personel sayısını 2-3 kat artırdığını, her personeli başka birimlerde defalarca gösterdiğini, hiçbir şekilde saymanlığa evrakın aslını göndermediğini, bir gün Sayıştay başdenetçisinin önce saymanlığı, daha sonra da kendisini arayıp 4/B mensuplarının maaşı ile ilgili bilgilendirme istediğini, zira daha önceden sayman müdürünün pek tecrübeli olmadığını, başdenetçinin yapılan ihbara göre "Sözleşmeli personele fazla ödeme yaptınız mı, usulsüz arazi tazminatları ödediniz mi, bu işlemlerin doğruluğu nedir?" demesi üzerine olayı anlattığını ve "Dosyaları inceleyin daha sonra beni arayın." dediğini, bu konuşmadan bir gün sonra tekrar kendisini arayan başdenetçinin ihbarda yazılı olan arazi tazminatının hangi bölümde yazılı olduğunu sorduğunu, kendisinin de bilgi verdiğini, amacının usulsüzlüğün tespit edilmesi olduğunu, orada ödenmemesi gereken seyyanen tazminat bölümünden söz ettiğini, onu gelir vergisi oranı olan %15 ile çarpmasını istediğini, halbuki kendisinin düzenlemiş olduğu belgede gelir vergisi kesintisinin %6 olarak gösterildiğini ve ne şekilde işlem yapılması gerektiğini söylediğini, başdenetçiye hatalı işlemleri tespit etmesi için ipucu verdiğini, ancak tespit edemediğini, sorulması üzerine, Bakanlığın esasen hard diski olmadığını, port üzerinden bilgi işleme bağlı olarak çalıştıklarını, kendi bilgisayarı ile bilgi işleme bağlanarak gönderdiğini, 2009 ve 2011 yılları arasında büyük miktarda paraları hesabına geçirdiğini, 2009 yılında inceleme dışı sanığın çalıştığı Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğünden ayrılıp Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğüne geçtiğini, inceleme dışı sanığın haberi olmadan, ona bir şey öğretmeden ve bilgi vermeden onun yaptığı işlemleri değiştirerek onun sorumlu olduğu biriminden de yetkisi olmadığı hâlde o paraları uhdesine geçirdiğini, bunun toplam tutarının 4.200.000,00TL olduğunu, 130.000 TL para dışında inceleme dışı sanığın olaylarla hiçbir alakasının olmadığını,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun isabetli bir şekilde çözülebilmesi için zimmet ve dolandırıcılık suçları üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Zimmet suçu TCK’nın 247. maddesinde;</p>

<p>"(1) Görevi nedeniyle zilyedliği kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu malı kendisinin veya başkasının zimmetine geçiren kamu görevlisi, beş yıldan oniki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) Zimmet suçunun, malın geçici bir süre kullanıldıktan sonra iade edilmek üzere işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilebilir" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Madde ile kamu görevlisinin görevi dolayısıyla kendisine devredilmiş olan veya koruma ve gözetimiyle yükümlü olduğu mallar üzerinde görevinin gerekleriyle bağdaşmayan bir surette tasarrufta bulunması, bu malları kendisinin veya başkasının zimmetine geçirmesi suç olarak tanımlanmıştır. Zimmete geçirme, suç konusu mal üzerinde malikmiş gibi tasarrufta bulunmayı ifade eder. Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere, zimmet suçunun oluşabilmesi için, suça konu malın kamu görevlisinin şahsının veya bir başkasının zimmetine geçirilmiş olması arasında fark bulunmamaktadır.</p>

<p>Maddenin ilk fıkrasında zimmet suçunun basit şekli düzenlenmiş, ikinci fıkrada, suçun, zimmetin açığa çıkmamasını sağlamaya yönelik hileli davranışlarla işlenmesi daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülmüş, böylece hileli davranışlarla işlenen zimmet suçu, ayrı bir suç olarak değil, basit zimmet suçunun nitelikli hâli olarak kabul edilmiştir. Madde gerekçesinde "...Zimmet suçunda, suç konusu mal kamu görevlisinin zilyetliğinde veya koruma ve gözetim sorumluluğunda olduğu için, bunun zimmete geçirilmesi için herhangi bir kişinin aldatılmış olması gerekmez. Burada hile, sadece zimmet olgusunun sonradan anlaşılmasının önüne geçilmek amacıyla gerçekleştirilmektedir. Bu bakımdan, zimmet suçundaki hile, suçun delillerini gizlemeye yönelik bir davranıştır..." ifadelerine yer verilmek suretiyle nitelikli zimmet suçunun oluşması bakımından hilenin hangi davranışlarla gerçekleştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklama yapılmıştır. Görüldüğü gibi hilenin aldatıcı nitelikte ve zimmet olgusunun sonradan anlaşılmasının önüne geçilmesine yönelik olması ve bunu sağlamaya elverişli nitelikte bulunması gerekir. 765 sayılı TCK'nın 202. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "dairesini aldatacak" ibaresine, maddede yer verilmeyerek nitelikli zimmet suçunun uygulama alanı genişletilmiş, böylece hileli davranışların olağan ve basit bir denetim, araştırma ve karşılaştırma ile ilk bakışta kolayca ve kesin bir biçimde anlaşılabilecek nitelikte olmamak şartıyla, zimmet veya miktarının kurum içi kayıtlardan ortaya çıkarılması hâlinde de eylemin nitelikli zimmet olarak kabulü mümkün hâle gelmiştir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu ise TCK'nın 157. maddesinde;</p>

<p>"Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir." şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise suçun nitelikli hâlleri sayılmıştır.</p>

<p>Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>a) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,</p>

<p>b) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,</p>

<p>c) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,</p>

<p>Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.</p>

<p>"Hile", Türk Dili Kurumu sözlüğünde; "Birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika" (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s. 891.) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; "Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez." biçiminde tanımlanmıştır.</p>

<p>Öğretide de hile ile ilgili olarak; "Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir." (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453.), "Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir." (Nur Centel/Hamide Zafer/Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Cilt I, Beta Yayınevi, 4. Baskı, Eylül 2017, ..., s. 502-503.) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.</p>

<p>Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda; hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: "Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir." (Veli Özer Özbek/Koray Doğan/Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 15. Baskı, ... 2020, s. 717.), "Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır." (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, 13. Baskı, ... 2020, s. 439.), "Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir." (Centel/Zafer/Çakmut, s. 509.).</p>

<p>Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı konusunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, bu konuda olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren "kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık" suçu ise suç tarihinde yürürlükte bulunan TCK'nın 158. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde;</p>

<p>(1) Dolandırıcılık suçunun; ...e- Kamu kurum ve kuruluşlarının zararına olarak, işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.", son cümlesi ise "Ancak, ... (e), ... bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adli para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz." şeklinde iken, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 24.11.2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile birinci fıkrada yer alan "iki yıldan yedi yıla" ibaresi "üç yıldan on yıla", son cümledeki "üç yıldan" ibaresi ise "dört yıldan" şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan "elkoyma" ve "müsadere" kurumlarına değinilmesi, ardından elkonulan ancak müsadereye tabi tutulamaması nedeniyle iade edilmesi gereken eşya ve malvarlığı değerlerinin iade koşullarının irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Elkoyma, 5271 sayılı CMK'nın birinci kitabının "Koruma Tedbirleri" başlıklı dördüncü kısmının, "Arama ve Elkoyma" başlıklı dördüncü bölümünde, 123 ilâ 134. maddeler arasında düzenlenmiş bir koruma tedbiri olup "Ceza muhakemesinin yapılmasını veya yapılan muhakemenin sonunda verilecek kararın kâğıt üzerinde kalmamasını ve muhakeme masraflarının karşılanmasını sağlamak amacıyla, kural olarak ceza muhakemesinde karar verme yetkisini haiz olan yetkililer tarafından, gecikmede sakınca bulunan durumlarda geçici olarak başvurulan ve hükümden önce bazı temel hak ve hürriyetlere müdahaleyi gerektiren kanuni çarelere 'koruma tedbiri' denir" (Bahri Öztürk, Behiye Eker Kazancı, Sesim Soyer Güleç, Ceza Muhakemesi Hukukunda Koruma Tedbirleri, Seçkin, 2013, 1. Bası, s. 1).</p>

<p>CMK'nın 123. maddesine göre, ispat aracı olarak yararlı görülen ya da eşya veya kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan malvarlığı değerleri muhafaza altına alınırken; yanında bulunduran kişinin rızasıyla teslim etmediği bu tür eşyaya elkonulabilmektedir. Aynı Kanun’un 127. maddesinde, hâkim kararı üzerine veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hâllerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile kolluk görevlilerinin elkoyma işlemini gerçekleştirebileceği belirtilmiştir. CMK'nın 128. maddesi uyarınca soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde maddede sayılan malvarlığı değerlerine elkonulabilir.</p>

<p>Elkoyma, çoğu zaman bir suçun gerçekten işlenip işlenmediğinin belli olmadığı ya da işleme muhatap olan şüpheli tarafından işlendiğinin henüz yargı kararı ile sabit olmadığı hallerde, gecikmesinde sakınca bulunmasından dolayı görünüşte haklılıkla yetinilerek başvurulan bir koruma tedbiridir.</p>

<p>Müsadere ise, TCK'nın birinci kitabının "Yaptırımlar" başlıklı üçüncü kısmının, "Güvenlik Tedbirleri" başlıklı ikinci bölümünde, 54 ve 55. maddelerde düzenlenmiş bir güvenlik tedbiri olup "Güvenlik tedbiri, işlediği suçtan dolayı kusurlu olup olmadığına bakılmaksızın, suç işleyen kişi hakkında ya da suç konusu ile veya suçun işlenmesinde kullanılan araçla ilgili olarak uygulanan, koruma veya iyileştirme amacına yönelik ceza hukuku yaptırımıdır" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, ..., 2006, s. 627).<br />
Müsadere, konusu olan eşya ya da kazancın mülkiyetinin devlete geçmesi sonucunu doğurmakta olup "eşya müsaderesi"ni düzenleyen TCK'nın 54. maddesinin birinci fıkrasında, iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak kaydıyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacağı; suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edileceği; dördüncü fıkrasında ise üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşyanın müsadere edileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer verilmeyen, ancak bazı özel kanunlarda yer verilmiş olan “kazanç müsaderesi kurumu”, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesinde tüm suçları kapsayacak şekilde genişletilerek düzenlenmiştir.</p>

<p>TCK'nın "Kazanç müsaderesi" başlıklı 55. maddesi;</p>

<p>"(1) Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir. Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir.</p>

<p>(2) Müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilir" biçiminde iken, 5918 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle;</p>

<p>"(3) Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir" şeklindeki fıkra eklenmiştir.<br />
Türk Ceza Kanunu'nda bir güvenlik tedbiri olarak düzenlenen kazanç müsaderesinin konusunu; bir suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançlar oluşturmaktadır. Bu durumda, suçun işlenmesi ile elde edilen bütün malvarlığı değerleri müsadere edilebilecektir.</p>

<p>Madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği üzere; kazanç müsaderesi, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesini engelleyecek etkin bir yaptırım olarak düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile güdülen temel amaç, suç işlemek yoluyla kazanç elde edilmesinin önüne geçilmesidir. Bu konu öğretide de aynı şekilde değerlendirilmiş, kazanç müsaderesiyle, suç işlemek suretiyle veya dolayısıyla elde edilmiş olan maddi menfaatin, kişinin yanında kâr olarak kalmasının önüne geçmenin amaçlandığı belirtilmiştir (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, ..., 2008, s. 685; Artuk – Gökçen - Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 3. Bası, ..., 2007, s. 1027).</p>

<p>TCK’nın 55. maddesi ile yapılan düzenlemenin temel amaçlarından birisi de mağdurun haklarının korunmasıdır. Bu husus, 55. maddenin 1. fıkrasının son cümlesinde; “… Bu fıkra hükmüne göre müsadere kararı verilebilmesi için maddi menfaatin suçun mağduruna iade edilememesi gerekir” hükmüne yer verilmek suretiyle vurgulanmıştır. Dolayısıyla, elkonulmuş olan maddi menfaatlerin suçun mağduruna iade edilebildiği veya iade edilebilme olanağının bulunduğu ya da suçun mağdurunun belli olduğu durumlarda kazanç müsaderesine hükmetmeye gerek kalmayacağından, müsadere kararı da verilemeyecektir. Çünkü, bu durumda suçun mağduru, kazanç müsaderesinin konusunu oluşturan değeri sanıktan talep etme hak ve olanağına sahip olduğundan, mağdurun hakları korunmuş olacak, bu suretle de suçtan elde edilen değer failin yanına kâr olarak kalmayacaktır.</p>

<p>5237 sayılı Kanun’un kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki “mağdur” ibaresi, dar anlamda suçtan zarar göreni de kapsayacak şekilde yorumlanmalı, işlenen suç nedeniyle elde edilen kazancın, meşru hak sahiplerinin belirlendiği veya belirlenme olanağının bulunduğu ahvalde kazanç müsaderesine hükmedilmemelidir.</p>

<p>Öte yandan; 55. maddenin 2. fıkrasıyla, eşya ve maddi menfaatlere el konulamadığı veya bunların mercisine teslim edilmediği durumlarda da, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine olanak tanınmıştır. Bu durumda dahi, suçtan mağdur olanın belirlenebildiği hâllerde müsadere kararı verilemeyeceğinde bir kuşku yoktur.</p>

<p>Yine, 55. maddenin 3. fıkrasıyla, bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerektiği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>CMK'nın "Elkonulan eşyanın iadesi" başlıklı 131. maddesinde; şüpheliye, sanığa veya üçüncü kişilere ait elkonulmuş eşyanın, soruşturma ve kovuşturma bakımından muhafazasına gerek kalmaması veya müsadereye tâbi tutulmayacağının anlaşılması halinde, resen veya istem üzerine geri verilmesine Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından karar verileceği;</p>

<p>CMK'nın 128. maddesinde ise elkonulan eşya veya diğer malvarlığı değerlerinin, suçtan zarar gören mağdura ait olması ve bunlara delil olarak artık ihtiyaç bulunmaması halinde, sahibine iade edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hükümler uyarınca iade kararı verilebilmesi için, eşya ya da malvarlığı değerlerinin müsadereye tabi tutulamayacak olması ve aidiyetleri hususunda da herhangi bir kuşku bulunmaması gerekir. Aidiyetin ihtilaflı olduğu durumlarda ise hak sahibi olduğunu iddia eden kişi, aidiyete ilişkin uyuşmazlığın çözümü için hukuk mahkemelerine başvurmalıdır. Çünkü, ceza mahkemelerinin, elkonulan ancak müsaderesine tabi tutulmayacağı anlaşılan ve üzerinde hak iddia edilen eşya ya da malvarlığı değerlerinin aidiyeti hususundaki ihtilafları çözecek şekilde karar verme görevleri bulunmamaktadır. Öğretide de buna ilişkin olarak "Elkonulan eşyanın sahibine iadesi, eşyaya eski statüsünün kazandırılması anlamına gelir. Eşya üzerinde üçüncü kişilerin hak iddiaları varsa, bu durumda eşya doğrudan ilgisine verilmez. Bu uyuşmazlığın hukuk mahkemesinde çözüme bağlanmasından sonra hak sahibine verilmesi gerekir" şeklinde görüşler mevcuttur (Ahmet Gökcen, Ceza Muhakemesi Hukukunda Basit Elkoyma ve Postada Elkoyma, ... 1994, s. 162; Haluk Çolak - Mustafa Taşkın, Ceza Muhakemesi Kanunu Şerhi, 2. Bası, ... 2007, s. 596, naklen: Ali Parlar - Muzaffer Hatipoğlu, Ceza Muhakemesi Kanunu Yorumu, ... 2008, s. 522).</p>

<p>CMK'nın 256. maddesinin ikinci fıkrasında ise; kamu davası açılmış olup da iade edilmesi gereken eşya veya malvarlığı değerleri ile ilgili olarak esasla birlikte bir karar verilmemiş olması durumunda, mahkemece resen veya ilgililerin istemi üzerine bunların iadesine karar verileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Çevre ve Orman Bakanlığında mutemet olan sanığın, 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesi kapsamında sözleşmeli olarak çalışan personelin maaş işlemlerini yapmakla görevli olup suç tarihi olan 2003-2008 yılları arasında Çevre Yönetimi Genel Müdürlüğü (ÇYGM) ile Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünde (DKMPGM), 2009-2011 yılları arasında ise DKMPGM’de sözleşmeli personelin maaş işlemlerini gerçekleştirdiği, DKMPGM tarafından 2011 yılına ilişkin bir kısım ödeme emri belgelerinde farklılıklar olduğunun tespit edilmesi üzerine inceleme yapılması için anılan Bakanlıkça müfettiş görevlendirildiği, müfettiş tarafından yapılan incelemelerde 4/B’li sözleşmeli personel maaş evrakının kurumda kalan nüshalarındaki toplam tutarlar ile saymanlıkça yapılan net ödeme tutarları arasında fark bulunduğu anlaşılınca sistemden alınan tahakkuk müzekkeresi ve verilen emirlerdeki net ödeme tutarlarının karşılaştırılması sonucunda sanık tarafından saymanlığa gönderilen belgelerin fazla ödemeye esas teşkil edecek şekilde kurumda kalan nüshalarına aykırı düzenlendiğinin belirlendiği, 4/B sözleşmeli personel maaş evrakında kurumda kalan nüshalara aykırı olarak arazi tazminatları üzerinden brüt ücretleri artırıp, yükseltilmiş ücretleri içerir maaş bordrosu, banka ödeme listesi ve ödeme emri belgesinin saymanlığa verildiği, anılan personelin arazi tazminatı gelir kaleminin yükseltilerek artırılmış ücrete bağlı olarak sosyal güvenlik prim tutarlarının usulsüz şekilde artırılarak kurumda kalan nüshalara aykırı ödeme emri belgesi, maaş bordrosu ve banka net ödeme listesi düzenlenerek bu belgelerin saymanlığa gönderildiği, usulsüz olarak arazi tazminatı ve seyyar görev tazminatı eklenmesine ilave olarak ilgili birimde çalışan sözleşmeli personel sayısının iki-üç katı fazla gösterilip bu şekilde artırılan ücret tutarlarına bağlı olarak ödenecek sosyal güvenlik prim tutarları da yükseltilerek kurumda kalan nüshalara aykırı maaş bordrosu, banka net ödeme listesi ve ödeme emri belgesi düzenlediği ve bu belgelerin saymanlığa gönderilerek devlet hazinesinden kurumun maaş hesabına aktarılacak maaş ve diğer ödemelere esas alındığı; sanığın, kurumda kalan nüshalarına aykırı olarak oluşturduğu ve saymanlığa gönderdiği belgeler üzerinde yapılan incelemeler sonucu düzenlenen kriminal raporuna göre; 2008 ve öncesi yıllarda düzenlenerek saymanlığa gönderilen ödeme emri belgelerinin ıslak imzalı olduğu, 2009-2011 yıllarındaki ödeme emri belgelerinin üzerindeki harcama yetkilisi ve gerçekleştirme görevlisi adına atılan imzaların renkli kopya yöntemiyle basıldığı, söz konusu imzaların belgelere imza atan şahısların orijinal imzalarının bilgisayar programları yardımıyla alınıp belgeler üzerine laser-jet yazıcı yardımıyla basılmasıyla oluşturulduğu, yine maaş bordroları ve banka net ödeme listeleri üzerindeki düzenleyen, gerçekleştirme görevlisi bölümündeki imzaların ise karbon nüshası olduğunun tespit edildiği, sanığın 2009-2011 yılları arasında düzenlenen ödeme emri belgelerini usulüne uygun olarak birim amirlerine imzalattıktan sonra ilgili imzaları kesip yeniden oluşturduğu ödeme emri belgelerindeki imza bölümlerine yapıştırarak bu belgenin renkli fotokopisini çektikten sonra söz konusu belgeyi saymanlığa gönderdiğini belirterek atılı eylemi gerçekleştirme şekline ilişkin kısmen farklı beyanda bulunmakla birlikte suçlamayı kabul ettiği olayda;</p>

<p>Sanığın, Çevre ve Orman Bakanlığı bünyesindeki bir kısım sözleşmeli personelin maaşları içerisinde yer alan arazi tazminatları, asgari geçim indirimleri, özel hizmet tazminatı ve proje ikramiyelerini olması gerekenden fazla hesaplayarak, proje teşvik fonunda usulsüzlük yaparak, ücretsiz izin ve istifa gibi sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş tahakkuk ederek, göreve yeni başlayan uzman yardımcısı personelin kısıt maaşları üzerinden usulsüzlük yaparak ödeme emri ile ekindeki maaş bordroları ve banka net ödeme listelerini kurumda kalan nüshalarına aykırı şekilde düzenlediği, bu şekilde tahakkuk ettirilen tutarın saymanlık tarafından onaylanmasından sonra bankaya yazılan ödeme talimatı ekinde yer alan banka hesap listesine kendisini, eşi tanık ...’yı, annesi tanık ...’yı, babasının kiracısı tanık ... ve yeğeni tanık ...'ı, aynı kurumda çalıştığı mutemet olan inceleme dışı sanık ...’ı ve şef ...’ü eklediği, böylece ödenmesi gereken paranın kurum maaş depo hesabından doğrudan maaş ödeme listesine eklenen sanık ... adı geçenlerin Vakıfbank ... Şubesi'ndeki maaş hesaplarına veya anılan bankanın başka şubelerindeki hesaplarına aktarılmasını sağlamak suretiyle sanığın toplam 6.341.339,00 TL kazanç elde ettiği anlaşılmakla; sanığın arazi tazminatları, asgari geçim indirimleri, özel hizmet tazminatı ve proje ikramiyelerini olması gerekenden fazla hesaplayarak, proje teşvik fonunda usulsüzlük yaparak, ücretsiz izin ve istifa gibi sebeplerle maaş hesabı yapılmaması gereken personele maaş tahakkuk ederek, göreve yeni başlayan uzman yardımcısı personelin kısıt maaşlarını usulsüz şekilde mükerrer hesaplayarak ve personel sayısını 2-3 kat artırarak elde ettiği söz konusu yararın, kendisine görevi gereği yasal olarak tevdi edilmiş paradan kaynaklanmaması ve bu paranın üzerinde koruma ve gözetim yükümlülüğünün de bulunmaması hususu nazara alındığında, sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Öte yandan her ne kadar Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonunda söz konusu eşyanın suçun işlenmesinde kullanıldığı belirtilerek TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmiş ise de sanığın teslim olduğunda müdafisi eşliğinde şahsına ait olduğunu belirterek rızasıyla teslim ettiği MacBook Air marka beyaz renkli notebook dizüstü bilgisayar, WD marka kırmızı renkli harici harddisk, kırmızı renkli FC ibareli Kingston marka flash bellekin adli emanetin 2012/444 sırasında kayıtlı olduğu, Mahkemece öncelikle anılan eşyanın suçun işlenmesinde nasıl kullanıldığı hususunun gerekçeleriyle açıklanmadığı anlaşılmakla; söz konusu eşyanın suçun işlenmesinde kullanıldığının anlaşılması veya TCK’nın 54. maddesinde belirtilen koşulların bulunması hâlinde müsadere edilebileceği, delil kabiliyetinin bulunduğunun anlaşılması hâlinde dosyada delil olarak saklanabileceği, aksi hâlde sahibine iade edileceği göz önüne alındığında gerekçesiz bir şekilde ve ne surette suçun işlenmesinde kullanıldığı açıklanmaksızın müsadere kararı verilemeyeceği; sanık müdafisinin başvurusu üzerine sanığın sipariş verdiği bir kısım eşyaların parasını söz konusu firmalara yatırmasına rağmen eşyanın henüz teslim edilmediğini belirterek sipariş verilen eşyaya el konulmasının talep edilmesi üzerine, sanığın sipariş verdiği ses sistemi, el yapımı özel buzdolabı ve eskitme usulü halının ücretini peşin ödediğinden bahisle bu paralara el konulmasına, şayet paralara el konulamadığı takdirde sanık tarafından satın alınan eşyaya el konulmasına karar verildiği, yapılan yargılama sonucu el konulan eşya hakkında herhangi bir karar verilmediği anlaşılmakla; TCK’nın 55. maddesi ve gerekçesi göz önüne alınarak elkonulmuş olan maddi menfaatlerin suçun mağduruna iade edilebildiği veya iade edilebilme olanağının bulunduğu ya da suçun mağdurunun belli olduğu durumlarda kazanç müsaderesine hükmedilemeyeceği de göz önünde bulundurulmak suretiyle el konulan eşya hakkında karar verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.<br />
Ayrıca sanığın nitelikli dolandırıcılık suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işlediği anlaşılmakla birlikte sanık hakkında aynı Kanun’un 53/5. maddesi uyarınca hak yoksunluğuna hükmedilmemiş ise de Yerel Mahkemece verilen direnme kararına konu hükmün yalnızca sanık müdafisi tarafından temyiz edildiği anlaşılmakla aleyhe temyiz olmamasından dolayı 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi gereğince bu husus bozma nedeni yapılamayacağından sadece eleştiri konusu yapılmalıdır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması, müsaderesine karar verilen eşyanın suçun işlenmesinde ne şekilde kullanıldığının açıklanmaması ve el konulan adli emanette kayıtlı eşya hakkında bir karar verilmemesi isabetsizliklerinden bozulmasına, sanık hakkında TCK’nın 53/1-a ve 53/5. maddelerinin uygulanmaması isabetsiz ise de aleyhe temyiz bulunmadığından 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi gereğince bu hususun eleştiri konusu yapılmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- ... 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 407-8 sayılı sanık hakkında nitelikli zimmet suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün sanığın eyleminin nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması, müsaderesine karar verilen eşyanın suçun işlenmesinde ne şekilde kullanıldığının açıklanmaması ve el konulan adli emanette kayıtlı eşya hakkında bir karar verilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Nitelikli dolandırıcılık suçunu TCK'nın 53/1-a maddesindeki hak ve yetkileri kötüye kullanmak suretiyle işleyen sanık hakkında TCK’nın 53/1-a ve 53/5. maddelerinin uygulanmaması isabetsiz ise de aleyhe temyiz bulunmadığından 1412 sayılı CMUK'nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 326/son maddesi gereğince bu hususun ELEŞTİRİ KONUSU YAPILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 19.10.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="52456"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sermaye Piyasası Suçlarının Hukuki Niteliği ve Suçtan Elde Edilen Malvarlığı Değerinin Mağdura İadesi ve Elkoyma Tedbiri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-suclarinin-hukuki-niteligi-ve-suctan-elde-edilen-malvarligi-degerinin-magdura-iadesi-ve-elkoyma-tedbiri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-suclarinin-hukuki-niteligi-ve-suctan-elde-edilen-malvarligi-degerinin-magdura-iadesi-ve-elkoyma-tedbiri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Daha önce; 17.05.2023 tarihinde “Piyasa Dolandırıcılığı Dahil Sermaye Piyasası Suçları ve İdari Suçlar”, 19.08.2024 tarihinde “Sermaye Piyasası Kurulu’nun Başvuru Şartı ve Pişmanlığın Başvuruya Etkisi”, 04.06.2025 tarihinde ise “Piyasa Dolandırıcılığı (Borsada Manipülasyon) Suçu” başlıklı yazıları k...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Daha önce;</strong> 17.05.2023 tarihinde <a href="https://www.hukukihaber.net/piyasa-dolandiriciligi-dahil-sermaye-piyasasi-suclari-ve-idari-suclar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>“Piyasa Dolandırıcılığı Dahil Sermaye Piyasası Suçları ve İdari Suçlar”</strong></span></a>,<strong> </strong>19.08.2024 tarihinde<span style="color:#2980b9"> </span><strong><span style="color:#2980b9">“</span><a href="https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-kurulunun-basvuru-sarti-ve-pismanligin-basvuruya-etkisi-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Sermaye Piyasası Kurulu’nun Başvuru Şartı ve Pişmanlığın Başvuruya Etkisi</span></a><span style="color:#2980b9">”</span></strong>, 04.06.2025 tarihinde ise <strong><span style="color:#2980b9">“</span><a href="https://www.hukukihaber.net/piyasa-dolandiriciligi-borsada-manipulasyon-sucu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Piyasa Dolandırıcılığı (Borsada Manipülasyon) Suçu</span></a><span style="color:#2980b9">”</span></strong> başlıklı yazıları kaleme almıştık.</p>

<p><strong>Sermaye piyasalarında işlenen suçların;</strong> bir özel düzenleme olan ve ancak SPK raporu ile soruşturmaya konu edilebilen, zararın giderilmesinde de Hazineye karşı sorumluluk öngören “piyasa dolandırıcılığı” adlı manipülasyon suçunu mu, yoksa her bir mağdura karşı ayrı suçun gündeme geleceği, soruşturma için SPK raporuna ihtiyaç duyulmayan ve mağdurların zararlarının giderilmesi kaydıyla ceza indirimi öngören nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturacağı, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca, bu suçların düzenlendiği Sermaye Piyasası Kanunu m.107’de ve TCK m.157 ile 158’de gösterilen unsurlara göre belirlenmelidir.</p>

<p>Elbette her bir mağdura karşı işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun cezası çok ağır olup, bu suçta ceza indirimi de her bir mağdurun zararının giderilmesi şartına bağlıdır. TCK m.158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı soruşturma açılabilmesi için SPK’nın raporuna da ihtiyaç yoktur. Dolandırıcılık suçunda; failin, mağduru esaslı hataya düşürme kastına başta sahip olması ve hileli hareketlerle mağdura yapmayacağı bir işi yaptırarak veya almayacağı bir kararı aldırarak, mağduru zarara uğratması ve bu yolla haksız yarar sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>Hisselerde manipülasyon ise;</strong> sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapmak, emir vermek, emri iptal etmek veya emri değiştirmek veya hesap hareketleri gerçekleştirmek suretiyle yapılır.</p>

<p>Her iki suç da iştiraken veya örgütlü olarak işlenebilir, fakat dolandırıcılık baştan, yani halka arz öncesinde veya en geç sırasında faillerin fikir ve eylem birliğine sahip olarak hareket etmeleri ile gündeme gelir.</p>

<p><strong>Sermaye Piyasası Kanunu m.106 düzenlenen bilgi suistimali (insider trading) suçu; </strong>doğrudan veya dolaylı olarak sermaye piyasası araçları veya ihraççılar hakkında, ilgili sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek nitelikteki ve henüz kamuya duyurulmamış bilgilere dayalı olarak, ilgili sermaye piyasası araçları için alım veya satım emri vermek veya verdiği emri değiştirmek veya iptal etmek ve bu suretle kendisine veya bir başkasına menfaat temin etmek suretiyle işlenir.</p>

<p><strong>Bu tespitler ışığında;</strong></p>

<p>Bir şirketin halka açılması sürecinde ve sonrasında yaşanan hadiselerde; içeriden bilgi almaktan ziyade, öncelikle bir plan dairesinde hareket edilip edilmediğine, hileli hareketlere iştirak edilip edilmediğine bakılmalı, ardından Sermaye Piyasası Kanunu m.106’ya ve m.107’ye göre değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Nitelikli dolandırıcılık ve piyasa dolandırıcılığı dışında, portföy yönetim şirketleri ile bunların oluşturduğu fonlar bakımından;</strong></p>

<p><strong>TCK m.155’de malvarlığına karşı suçlardan güveni kötüye kullanma suçunun ve bu suçun etkin pişmanlığının da m.168’de düzenlendiği;</strong> benzer şekilde, Sermaye Piyasası Kanunu m.110’da da güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının düzenlendiği, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinin gösterildiği ve cezasının üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve 3000 güne kadar adli para cezası olarak tanımlandığı, yine bu suçtan soruşturma başlatılmasının da SPK’nın yazılı başvurusuna bağlı olduğu, m.110/3’de özel etkin pişmanlığın öngörüldüğü,</p>

<p></p>

<p><strong>Buna göre;</strong> sermaye piyasası araçlarını suiistimal eden veya emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak suretiyle örtülü işlemlerde bulunan veya bu amaçla anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapan veya işlem hacmi üretmek suretiyle halka açık ortaklıkların karını veya malvarlığını azaltan veya malvarlıklarının artmasını engelleyen kişi nitelikli güveni kötüye kullanma suçunun işlenmiş sayılacağı,</p>

<p></p>

<p><strong>Sermaye Piyasası Kanunu m.110/3’de suçun mağduru Hazine kabul edildiğinden, </strong>her ne kadar suçun tanımı ve cezası bakımından TCK m.155/2’ye atıf yapılmışsa da, bu özel düzenlemede suçun her bir mağdur yönünden oluştuğu değil, zincirleme şekilde işlenen nitelikli güveni kötüye kullanma suçundan bahsedilebileceği, ancak paralarını fonlara yatıran ve portföy yönetim şirketlerinin emanetinde olan malvarlığının suiistimalinde, her bir mağdur yönünden TCK m.155/2’nin gündeme geleceği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Sonucuna varılabilir.</p>

<p></p>

<p>Bu suçlara iştirakin, somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p></p>

<p><strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nda düzenlenen “Güveni kötüye kullanma ve sahtecilik” başlıklı m.110/1-c’ye göre;</strong> <i>Aşağıdaki fiiller güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturur; ancak bu durumda 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz: (…)</i></p>

<p><i>c) Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıklarının, yönetim, denetim veya sermaye bakımından doğrudan veya dolaylı olarak ilişkide bulundukları gerçek veya tüzel kişiler ile emsallerine uygunluk, piyasa teamülleri, ticari hayatın basiret ve dürüstlük ilkelerine aykırı olarak farklı fiyat, ücret, bedel, şartlar içeren anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapmak veya işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak karlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya karlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek”</i> suçuna yer verilmiştir. Maddenin 3. fıkrasında<i> </i>ise; <i>“Birinci fıkranın (b) ve (c) bentleri kapsamına giren güveni kötüye kullanma suçunu işleyen kişi, etkin pişmanlık göstererek 21 inci maddenin dördüncü fıkrasında yer alan ödemenin yanı sıra bunun iki katı parayı”</i> Hazineye ödeyen failin etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabileceği, ödemenin yapıldığı yargılama evresine göre cezada oranının değişeceği düzenlenmiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>.</p>

<p><strong>Bu hükümde sayılan fiiller Türk Ceza Kanunu m.155’de düzenlenen güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturmaktadır.</strong> Güveni kötüye kullanma suçunda fail; üzerinde belirli bir şekilde tasarruf etmesi veya saklaması amacıyla kendisine tevdi edilmiş bir malı, bu malın kendisine verilme amacı dışında kullanarak veya devir olgusunu inkar ederek kendisi veya bir başkasının yararına olarak menfaat etmektedir. <strong>Sermaye Piyasası Kanunu m.110’da sayılan fiiller;</strong> bu Kanunda özellikle suç olarak düzenlenmese dahi, Türk Ceza Kanunu’nda yer alan güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hali kapsamında değerlendirilecek idi. Ancak öngörülen ceza miktarı konusunda 3 yıllık bir alt sınır koyulması, ayrıca 2 ve 3. fıkralarda yer alan ayrık durumlar, bu düzenlemeyi yapmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>Yatırım fonlarının;</strong> 6362 sayılı Kanun m.52 uyarınca, 6362 sayılı Kanun m.3/1-m uyarınca “kolektif yatırım kuruluşu” olduğu, dolayısıyla 6362 sayılı Kanun m.110 kapsamında değerlendirileceği, 6362 sayılı Kanun m.110/1-c’de; <i>“</i><i>işlem hacmi üretmek gibi işlemlerde bulunarak karlarını veya malvarlıklarını azaltmak veya karlarının veya malvarlıklarının artmasını engellemek”</i> fiilinin suç olarak düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Yukarıda da ifade ettiğimiz üzere; 6362 sayılı Kanun m.106, m.107, m.110 bakımından etkin pişmanlık kapsamında “Hazineye” ödeme yapılacağının düzenlendiği,</strong> dolayısıyla mağdurun Hazine olduğu, fon yatırımcılarının veya bu suçlardan zarar görenlerin mağdura sayılamayacağı, ancak suçtan zarar gören olabileceği, dolayısıyla mağdur sayısınca değil, her bir fiil bakımından tek suçun meydana geleceği, bu cezada aynı nev’iden fikri içtima hükümlerinin tatbik edilmeyeceği, farklı fiillerin bulunması halinde ise, aynı suç işleme kararının icrası sözkonusu ise TCK m.43/1 uyarınca cezada artırım yapılacağı, bu durumda suçtan elde edilen malvarlığı değerinin mağdura değil, suçtan zarar görene iade edilebileceği, nitekim Yargıtay’ın da bu görüşte olduğu<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari" rel="dofollow"><sup><sup>[2]</sup></sup> </a>kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>Diğer bir görüşe göre;</strong> yukarıda tanımına yer verdiğimiz halka açık ortaklık ve kolektif yatırım kuruluşlarının, 6362 sayılı Kanun m.110’a göre güveni kötüye kullanma suçunu işleyerek, fon katılma payı sahipleri zararına, kendi menfaatlerine işlem yaptıkları durumda güveni kötüye kullanma suçunun gündeme geleceği, güveni kötüye kullanma suçu bakımından 6362 sayılı kanun m.110’da doğrudan <i>“</i><i>Aşağıdaki fiiller güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli halini oluşturur; ancak bu durumda 5237 sayılı Kanunun 155 inci maddesinin ikinci fıkrasına göre hükmolunacak ceza üç yıldan az olamaz:”</i> denilerek, TCK m.155’de düzenlenen güveni kötüye kullanma suçuna atıf yapıldığı, dolayısıyla mağdur sayısınca bu suçun oluşacağı, bir başka ifadeyle, her bir fon yatırımcısı yönünden, 6362 sayılı Kanun m.110/1-c’de düzenlenen suçun oluştuğunun tespiti halinde, her bir fon yatırımcısının mağdur sayılacağı, 6362 sayılı Kanun m.106 ve m.107’den farklı olarak, mağdurun toplumu oluşturan herkes sayılmayacağı, dolayısıyla mağdur sayısınca suçun oluşacağı, aynı fiil ile birden fazla mağdura karşı suçun işlendiği kabul edildiği takdirde, TCK m.43/2 uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağı (aynı neviden fikri içtima), ancak farklı fiillerle/işlemlerle suçun oluştuğunun tespiti halinde, mağdur sayısınca suçun meydana geleceği, ancak aynı mağdura karşı birden fazla defa aynı suç işlenmiş ise, bu defa TCK m.43/1 uyarınca zincirleme suçun tatbik edileceği, toplumu oluşturan herkesin mağdur kabul edildiği takdirde ise, aynı mağdura karşı, aynı suç işleme kararının icrası kapsamında hareket edildiği takdirde TCK m.43/1’in uygulanacağı, ayrıca bu kabulün suçtan elde edilen malvarlığı değerinin mağdura iadesi yönünden de sorun oluşturabileceği, 6362 sayılı Kanun m.110 atfıyla TCK m.155’in oluştuğu durumda mağdurdan elde edilen menfaatin mağdura iade edileceği, müsadere edilmeyeceği, bununla birlikte, suçun mağdurunun toplumu oluşturan herkes kabul edildiğinde dahi, fon yatırımcıları suçtan zarar gören olacağından, yine öncelikle suçtan elde edilen menfaatin bu kişilere iadesinin gerekeceği, son olarak 6362 sayılı Kanun m.21/4’ün<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a> de iade bakımından dikkate gerektiği alınması düşünülebilir.</p>

<p><strong>Ayrıca; CMK m.128 uyarınca taşınmaz, hak ve alacaklara uygulanacak elkoyma tedbiri bakımından, TCK m.155’in CMK m.128/2-a-5’de sayıldığı, bu tedbirin, 6362 sayılı Kanun m.110’in TCK m.155’e atfı nedeniyle 6362 sayılı Kanun m.110 bakımından da uygulanabileceği, </strong>dolayısıyla m.128/1’e göre <i>“Bu taşınmaz, hak, alacak ve diğer malvarlığı değerlerinin şüpheli veya sanıktan başka bir kişinin zilyetliğinde bulunması halinde dahi, elkoyma işlemi yapılabilir. Bu madde kapsamında elkoyma kararı alınabilmesi için ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu, Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan, suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınır. Bu rapor en geç üç ay içinde hazırlanır. Özel sebepler zorunlu kıldığında bu süre talep üzerine iki ay daha uzatılabilir.”</i> hükmüne uygun olarak soruşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunduğunun tespiti halinde elkoyma tedbirinin tatbik edilebileceği,</p>

<p><strong>Yine 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun m.17/2’ye göre;</strong> <i>“Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da elkoyma kararı verebilir. Hakim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim en geç yirmi dört saat içinde onaylanıp onaylanmamasına karar verir. Hakimin onaylaması halinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinde belirtilen değere ilişkin rapor üç ay içinde alınır ve tekrar hakim onayına sunulur. Onaylanmama veya raporun üç ay içinde alınamaması halinde Cumhuriyet savcılığının kararı hükümsüz kalır.”</i> kuralı uyarınca CMK m.128’de aranan raporlar bulunmaksızın da elkoymanın tatbik edilebileceği, elbette temel haklardan olan mülkiyet hakkına ilişkin bu kısıtlamanın Anayasa m.13’e uygun olarak ölçülü olması gerektiği, ayrıca 5549 sayılı Kanun m.19/A uyarınca işlemlerin 7 iş günü süreyle ertelenmesinin (işlemleri askıya almanın) mümkün olduğu tartışmasızdır. <strong>5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun m.19/A’ya göre; </strong><i>“Yükümlüler nezdinde veya bunlar aracılığıyla yapılmaya teşebbüs edilen ya da halihazırda devam eden işlemleri, işleme konu malvarlığının aklama veya terörün finansmanı suçu ile ilişkili olduğuna dair şüphe bulunması üzerine; Başkanlıkça şüpheyi teyit etmek, işlemi analiz etmek ya da gerekli görüldüğünde analiz sonuçlarını yetkili makamlara intikal ettirmek amacıyla yedi iş günü süreyle askıya almaya veya bu işlemlerin aynı süreyle gerçekleşmesine izin vermemeye Bakan yetkilidir. Bakan bu yetkisini bakan yardımcısına devredebilir”. </i>Burada geçen Bakan, Hazine ve Maliye Bakanıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Buğra Şahin</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[1]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong><strong>6362 sayılı Kanun m.3/1-c’ye göre;</strong> <i>“Halka açık ortaklık: Kitle fonlaması platformları aracılığıyla para toplayanlar hariç olmak üzere, payları halka arz edilmiş olan veya halka arz edilmiş sayılan anonim ortaklıkları,”</i> ve <strong>m.3/1-m’ye göre; </strong><i>“Kolektif yatırım kuruluşları: Yatırım fonları ve yatırım ortaklıklarını,”</i> ifade eder.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017728-e-2021487-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YCGK, 19.10.2021 T., 2017/728 E., 2021/487 K. sayılı karara</span></a><span style="color:#999999"> göre;</span></strong><span style="color:#999999"><i> “5237 sayılı Kanun’un kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki “mağdur” ibaresi, dar anlamda suçtan zarar göreni de kapsayacak şekilde yorumlanmalı, işlenen suç nedeniyle elde edilen kazancın, meşru hak sahiplerinin belirlendiği veya belirlenme olanağının bulunduğu ahvalde kazanç müsaderesine hükmedilmemelidir”.</i></span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>6362 sayılı Kanun m.21/4’ göre; </strong><i>“</i><i>Kazanç aktarımının Kurulca tespiti halinde halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya karı azaltılan ortaklığa veya kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep eder. Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali ile ilgili 94 üncü ve 110 uncu maddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezai ve idari yaptırımlar saklıdır”.</i></span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sermaye-piyasasi-suclarinin-hukuki-niteligi-ve-suctan-elde-edilen-malvarligi-degerinin-magdura-iadesi-ve-elkoyma-tedbiri-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yazar/ersan-sen-sermaye-1.jpg" type="image/jpeg" length="56176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Manipülasyon Suçu mu, Nitelikli Dolandırıcılık Suçu mu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/manipulasyon-sucu-mu-nitelikli-dolandiricilik-sucu-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/manipulasyon-sucu-mu-nitelikli-dolandiricilik-sucu-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sermaye piyasalarında işlenen suçların; bir özel düzenleme olan ve ancak SPK raporu ile soruşturmaya konu edilebilen, zararın giderilmesinde de Hazineye karşı sorumluluk öngören “piyasa dolandırıcılığı” adlı manipülasyon suçunu mu, yoksa her bir mağdura karşı ayrı suçun gündeme geleceği, soruşturma...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sermaye piyasalarında işlenen suçların; </strong>bir özel düzenleme olan ve ancak SPK raporu ile soruşturmaya konu edilebilen, zararın giderilmesinde de Hazineye karşı sorumluluk öngören “piyasa dolandırıcılığı” adlı manipülasyon suçunu mu, yoksa her bir mağdura karşı ayrı suçun gündeme geleceği, soruşturma için SPK raporuna ihtiyaç duyulmayan ve mağdurların zararlarının giderilmesi kaydıyla ceza indirimi öngören nitelikli dolandırıcılık suçunu mu oluşturacağı, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca, bu suçların düzenlendiği Sermaye Piyasası Kanunu m.107’de ve TCK m.157 ile 158’de gösterilen unsurlara göre belirlenmelidir.</p>

<p>Elbette her bir mağdura karşı işlenen nitelikli dolandırıcılık suçunun cezası çok ağır olup, bu suçta ceza indirimi de her bir mağdurun zararının giderilmesi şartına bağlıdır. TCK m.158’de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçundan dolayı soruşturma açılabilmesi için SPK’nın raporuna da ihtiyaç yoktur. Dolandırıcılık suçunda; failin, mağduru esaslı hataya düşürme kastına başta sahip olması ve hileli hareketlerle mağdura yapmayacağı bir işi yaptırarak veya almayacağı bir kararı aldırarak, mağduru zarara uğratması ve bu yolla haksız yarar sağlaması gerekir.</p>

<p><strong>Hisselerde manipülasyon ise;</strong> sermaye piyasası araçlarının fiyatlarına, fiyat değişimlerine, arz ve taleplerine ilişkin olarak yanlış veya yanıltıcı izlenim uyandırmak amacıyla alım veya satım yapmak, emir vermek, emri iptal etmek veya emri değiştirmek veya hesap hareketleri gerçekleştirmek suretiyle yapılır. Her iki suç da iştiraken veya örgütlü olarak işlenebilir, fakat dolandırıcılık baştan, yani halka arz öncesinde veya en geç sırasında faillerin fikir ve eylem birliğine sahip olarak hareket etmeleri ile gündeme gelir.</p>

<p>Sermaye Piyasası Kanunu m.106 düzenlenen bilgi suistimali (insider trading) suçu; doğrudan veya dolaylı olarak sermaye piyasası araçları veya ihraççılar hakkında, ilgili sermaye piyasası araçlarının fiyatlarını, değerlerini veya yatırımcıların kararlarını etkileyebilecek nitelikteki ve henüz kamuya duyurulmamış bilgilere dayalı olarak, ilgili sermaye piyasası araçları için alım veya satım emri vermek veya verdiği emri değiştirmek veya iptal etmek ve bu suretle kendisine veya bir başkasına menfaat temin etmek suretiyle işlenir.</p>

<p><strong>Bu tespitler ışığında;</strong></p>

<p>Bir şirketin halka açılması sürecinde ve sonrasında yaşanan hadiselerde; içeriden bilgi almaktan ziyade, <strong>öncelikle bir plan dairesinde hareket edilip edilmediğine, hileli hareketlere iştirak edilip edilmediğine bakılmalı, ardından Sermaye Piyasası Kanunu m.106’ya ve m.107’ye göre değerlendirme</strong> yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Nitelikli dolandırıcılık ve piyasa dolandırıcılığı dışında, portföy yönetim şirketleri ile bunların oluşturduğu fonlar bakımından;</strong></p>

<p>TCK m.155’de malvarlığına karşı suçlardan güveni kötüye kullanma suçunun ve bu suçun etkin pişmanlığının da m.168’de düzenlendiği,</p>

<p>Benzer şekilde; Sermaye Piyasası Kanunu m.110’da da güveni kötüye kullanma ve sahtecilik suçlarının düzenlendiği, güveni kötüye kullanma suçunun nitelikli hallerinin gösterildiği ve cezasının üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve 3000 güne kadar adli para cezası olarak tanımlandığı, yine bu suçtan soruşturma başlatılmasının da SPK’nın yazılı başvurusuna bağlı olduğu, m.110/3’de özel etkin pişmanlığın öngörüldüğü,</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> sermaye piyasası araçlarını suiistimal eden veya emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, ücret ve bedel uygulamak suretiyle örtülü işlemlerde bulunan veya bu amaçla anlaşmalar veya ticari uygulamalar yapan veya işlem hacmi üretmek suretiyle halka açık ortaklıkların karını veya malvarlığını azaltan veya malvarlıklarının artmasını engelleyen kişi nitelikli güveni kötüye kullanma suçunun işlenmiş sayılacağı,</p>

<p>Sermaye Piyasası Kanunu m.110/3’de suçun mağduru Hazine kabul edildiğinden, her ne kadar suçun tanımı ve cezası bakımından TCK m.155/2’ye atıf yapılmışsa da, bu özel düzenlemede suçun her bir mağdur yönünden oluştuğu değil, zincirleme şekilde işlenen nitelikli güveni kötüye kullanma suçundan bahsedilecektir. Ancak paralarını fonlara yatıran ve portföy yönetim şirketlerinin emanetinde olan malvarlığının suiistimalinde, her bir mağdur yönünden TCK m.155/2’nin gündeme geleceği,</p>

<p>Sonucuna varılabilir.</p>

<p>Bu suçlara iştirakin, somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Sermaye Piyasası Kanunu’nun “Örtülü kazanç aktarımı yasağı” başlıklı 21. maddesinin 4. fıkrasına göre;</strong> <i>“Kazanç aktarımının Kurulca tespiti halinde halka açık ortaklıklar, kolektif yatırım kuruluşları ile bunların iştirak ve bağlı ortaklıkları, Kurulca belirlenecek süre içinde kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflardan, aktarılan tutarın kanuni faizi ile birlikte mal varlığı veya karı azaltılan ortaklığa veya kolektif yatırım kuruluşuna iadesini talep eder. </i><strong><i>Kendilerine kazanç aktarımı yapılan taraflar Kurulca belirlenecek süre içinde aktarılan tutarı kanuni faizi ile birlikte iade etmek zorundadır. Örtülü kazanç aktarımı yasağının ihlali ile ilgili 94 üncü ve 110 uncu maddeler ile ilgili mevzuatta öngörülen hukuki, cezai ve idari yaptırımlar saklıdır</i></strong><i>”.</i></p>

<p>Portföy yönetim şirketleri ile bunların oluşturduğu fonlarda örtülü kazanç aktarımları tespit edildiğinde, kazanç aktarımı yapılan taraflardan paraların iadesinin yasal faizi ile tahsili gerekir.</p>

<p><strong>Malvarlığına Elkoyma Tedbiri:</strong></p>

<p><strong>1- </strong>Taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma tedbiri CMK m.128/A’da özel olarak düzenlenmiştir. Bu elkoyma işleminde iki şart aranır:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>a) </strong>Soruşturma veya kovuşturma konusu suçun işlendiğine ve bu suçlardan elde edildiğine dair somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi bulunan hallerde, şüpheli veya sanığa ait suçla ilgili olan taşınmazlara, hak ve alacaklara m.128/A’da gösterilen usule göre tapu kütüğüne, trafik tescile, bankaya, mali kuruma, ticaret siciline kayıt düşülür. Elkoyma tedbiri; fiili değil, kaydi uygulanır. Malvarlığına genel elkoyma olmaz. Genel müsadere gibi, genel elkoyma da yasaktır.</p>

<p><strong>b) </strong>Elkoyma kararı alınabilmesi için; ilgisine göre Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, Sermaye Piyasası Kurulu, Mali Suçları Araştırma Kurulu veya Hazine Müsteşarlığı ve Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumundan suçtan elde edilen değere ilişkin rapor alınır.</p>

<p><strong>2- </strong>Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu bakımından rapor almanın 3 ay süreli bir istisnası vardır. 5549 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanmasının Önlenmesi Hakkında Kanun’un “Koruma tedbirleri” başlıklı 17. maddesinin 2. fıkrasına göre; <i>“Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı da elkoyma kararı verebilir. Hakim kararı olmaksızın yapılan elkoyma işlemi yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim en geç yirmi dört saat içinde onaylanıp onaylanmamasına karar verir. Hakimin onaylaması halinde 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesinde <strong>belirtilen değere ilişkin rapor üç ay içinde alınır </strong>ve tekrar hakim onayına sunulur. Onaylanmama veya raporun üç ay içinde alınamaması halinde Cumhuriyet savcılığının kararı hükümsüz kalır”.</i></p>

<p><strong>3- Malvarlığının dondurulması ise; </strong>terör ve terörizmin finansmanı ile etkin mücadele edilebilmesi için kabul edilen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanun’un 5 ila 15. maddelerinde düzenlenen istisnai bir idari tedbirdir. 6415 sayılı Kanun; terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla, yetkili kılınan idari makamlar tarafından malvarlığının dondurulmasına ilişkin usul ve esasları belirlemiştir.</p>

<p>Terörizmin finansmanından dolayı malvarlığını dondurma; bir kişinin, kuruluşun veya organizasyonun tasarrufunda bulunan tüm malvarlığının dondurulması şeklinde uygulanabilecek genişliğe sahip olup, fon sağlanması ve yasak fiiller ile terörizmin finansmanı suçunun tanımı ve dondurma tedbiri kararı ve bu kararın uygulanma usulü hakkında 6415 sayılı Kanunun 3 ila 7. maddelerine bakılması uygun olacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/manipulasyon-sucu-mu-nitelikli-dolandiricilik-sucu-mu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-ass.jpg" type="image/jpeg" length="67635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAT KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE GÖREV ARTIK TÜKETİCİ MAHKEMELERİNDE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-gorev-artik-tuketici-mahkemelerinde-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-gorev-artik-tuketici-mahkemelerinde-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kentsel dönüşüm kapsamında binası yenilenen daire sahiplerinin mülkiyet haklarının kamu otoritesi tarafından kısıtlandığı, şablon hükümler içeren 6306 sayılı yasa karşısında pek de takdir haklarının olmadığı bir gerçektir. Genel olarak icbar yöntemiyle vatandaşın müteahhit şirketlere yönlendirildiği...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentsel dönüşüm kapsamında binası yenilenen daire sahiplerinin mülkiyet haklarının kamu otoritesi tarafından kısıtlandığı, şablon hükümler içeren 6306 sayılı yasa karşısında pek de takdir haklarının olmadığı bir gerçektir. Genel olarak icbar yöntemiyle vatandaşın müteahhit şirketlere yönlendirildiği görülmektedir. Bu durumda, dairesinin haraç-mezat satılmasını istemeyen hak sahipleri zorunlu olarak müteahhit şirketlerle anlaşma yapmaktadır. Yasada tanınan zorlama gücünü arkasına alan bazı yüklenici şirketler, genel işlem şartlarına aykırı sözleşme maddelerini dayatma yoluyla arsa sahibine kabul ettirmektedir. Yasal hakkın suistimali niteliğindeki bu uygulama şüphesiz ki, vatandaşların mağduriyetlerine yol açmaktadır. Mevcut durum karşısında daire sahiplerini koruyan birtakım düzenlemelere ihtiyaç duyulduğu kuşkusuzdur. İşte bu noktada, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi aşağıda açıklayacağımız kararını yayınlamıştır.</p>

<p>Kitabımızın ilk basımının yayınlandığı, 2016 yılından itibaren belirttiğimiz, 6306 sayılı kanun uygulamasında da daire sahipleri tüketici sayılmalıdır şeklindeki önerimiz, Yargıtay tarafından uygun bulunarak, Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 12.02.2026 tarihli görev yeri belirleme kararı ile resmiyet kazanmıştır. Aradan “10” yıl geçmiş olsa da zararın neresinden dönülürse kardır. <u>Buna göre, 6306 sayılı kanun kapsamında inşa edilen binalarla ilgili olarak arsa sahiplerinin yükleniciye karşı açtığı kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan davalarda Tüketici Mahkemesi’nin görevli olduğu belirtilmiştir.</u> Önceki uygulanmada, kentsel dönüşüm uygulamaları kapsamında kat malikleri tarafından imzalanan sözleşmelerde, arsa sahipleri, tacir olarak kabul edilmekteydi. Adeta, milli seferberlik ilan edilerek depremden korunmak amacıyla yürütülen kentsel dönüşüm çalışmalarında, binaları yenilenen arsa sahiplerinin tacir olarak kabul edilmesi yasal bir çelişkidir. 6306 sayılı kanunun genel gerekçesi incelendiğinde temel amacın deprem riskine karşı önlem almak ve bu uğurda gerekirse mülkiyet hakkından da feragat edilerek sağlam binalar inşa etmektir. Aynı zamanda, yasada yer alan icbar ve zorlama niteliğindeki hükümler yukarıda açıklanmıştır. Bu durumda, yasanın temel mantığı esas alındığında, hak dengesini korumak ve daire sahiplerinin, özellikle müteahhit ile olan ilişkilerinde tüketici olarak kabul edilmesi ve tüketici kanunundan kaynaklanan tüm hakların kullanılabilmesine imkan tanınması doğru bir uygulamadır.</p>

<p>Bir tarafta tamamen kar amacı güden yüklenici şirket, diğer tarafta yasa zoruyla mülkiyet ve şerefiye haklarından feragat etmek zorunda kalan daire sahipleri mevcut iken, bu tablo içerisinde daire sahiplerini tacir olarak kabul etmek zaten abesle iştigaldir.</p>

<p>Yukarıda da açıklandığı üzere, yürütme erki, riskli yapı parsellerinde vatandaşı yasa zoruyla yüklenici şirketlerle anlaşma yapmaya icbar etmektedir. Bu durumda, “<i>ister imza at istersen atma hissen satışa çıkar”</i> mantığıyla hareket edildiğinden, arsa sahiplerinin başkaca yasal korumaya ihtiyaç duyduğu açıktır. Vatandaş, devlet eliyle özel sektör müteahhitlerine yönlendirilirken, bazı müteahhit şirketlerin de vatandaşa zorlama niteliğinde sözleşmeler dayattıkları bilinmektedir. Ancak, içtihat değişikliği ile artık, 6306 sayılı kanun kapsamındaki kat karşılığı inşaat sözleşmeleri “Tüketici Akdi” sayılacağından, sözleşme içerikleri Tüketici Mahkemesi tarafından denetlenecek ve inşaat sözleşmelerinde yer alan, “Haksız Şart” niteliğindeki sözleşme maddeleri Mahkemece iptal edilecektir. Bu durumda, kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yer alan genel işlem koşullarına aykırı ve dayatma niteliğindeki sözleşme maddeleri geçersiz olacaktır.</p>

<p>Deprem riski endişesiyle hazırlanan, “Olağanüstü Koşullarda Uygulanacak Yasa” niteliğindeki 6306 sayılı kanun uygulanırken, olağan koşullarda uygulanabilecek Borçlar Kanunundaki eser sözleşmesi hükümlerinin tatbik edilmek istenmesi hukuk mantığıyla örtüşmemektedir. Çünkü, Borçlar Kanunundaki eser sözleşmesi hükümleri(kat karşılığı inşaat sözleşmesi) olağan koşullarda uygulanmak üzere ihdas edilmiştir. Halbuki 6306 sayılı yasa deprem riski telaşıyla, olağanüstü koşullarda uygulanmak üzere yürürlüğe konulmuştur. Bu sebepledir ki, 6306 sayılı yasada salt çoğunluk kararı ile mülkiyet hakları sonlandırılabilmektedir. Mülkiyet hakkının özüne müdahale eden bir yasa ihdas edildikten sonra, arsa sahiplerinin olağan koşullarda uygulanabilecek Borçlar Kanunundaki eser sözleşmesi hükümlerine yönlendirilmesi uygulamada bu tür yargısal sorunlara neden olacaktır. Şüphesiz ki, uzun yıllar önce Borçlar Kanununda ihdas edilen eser sözleşmesi(Kat Karşılıği İnşaat Sözleşmesi) hükümleri ileride çıkacak 6306 sayılı yasadaki koşullar gözetilerek yürürlüğe konmamıştır. Bu sebeple, Borçlar a-Kanunu ile 100 yıl önce ihdas edilen eser sözleşmesi kalıplarının, sadece “14” yıl önce yürürlüğe konulan 6306 sayılı Kanun uygulamasındaki devasa sorunları çözmesi beklenemez. Esas itibariyle yapılması gereken, daire sahipleri ile yüklenici arasında aktedilecek İnşaat Sözleşmesine ilişkin tüm koşulların 6306 sayılı yasada kendi dinamikleri çerçevesinde yeniden düzenlenmesidir. Yüklenici ile daire sakinleri arasında yapılacak inşaat sözleşmesinin temel koşulları, 6306 sayıl yasa içerisinde ve bu yasanın olağanüstü koşulları gözetilerek yeniden düzenlendiğinde sorunların önemli bir kısmı çözülecektir.</p>

<p>Ülkemizde kentsel dönüşüm kapsamında bina yenileme faaliyetlerinin büyük çoğunluğu özel sektör müteahhitleri tarafından yürütülmektedir. Kitabımızın giriş bölümünde belirttiğimiz dünyadaki büyük kentsel dönüşüm projelerinin önemli bir kısmında kamu otoritesi bizzat projenin içerisindedir. Bizdeki uygulamada ise, kentsel dönüşüm yasası kapsamında bina yenileme faaliyetleri özel sektör müteahhitlerine bırakılmıştır. Vatandaş yasa zorlamasıyla özel sektör müteahhitlerine yönlendirilirken, Bakanlığın müteahhitlere yönelik etkin bir denetim mekanizmasının da olmadığı görülmektedir. Yani, piyasada müteahhitlerin “sermaye yeterliliği”, “iş bitirme oranları” , vatandaşa dayatılan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin hakkaniyetli olup olmadığı gibi hususlar Bakanlık tarafından hiçbir şekilde denetlenmemektedir. Örneğin, bir proje yarım kaldığında Bakanlık devreye girmemekte ve vatandaş adli yargı sürecini takip ederek yaklaşık “10” yıl süebilecek davaları açmak zorunda kalmaktadır. Başlangıçta yasa zoruyla ve hisse satışı riskiyle özel sektör müteahhitlerine yönlendirilen arsa sahipleri yüklenici ile sorun yaşadıklarında kamu otoritesi olaya hiçbir müdahalede bulunmamaktadır.</p>

<p>6306 sayılı yasa kapsamında getirilen, “İdari Fesih” prosedürü ve “Müteahhit Sınıflandırma” uygulaması devasa sorunların çözümünde yetersiz kalmaktadır. Öncelikle, İdari Feshi gerçekleştiren kurumlarda yeterli hukuki bilgiye sahip personel bulunmamaktadır. Sözleşme feshi gibi tamamen hukuki bir konuda yeterli eğitimi olmayan bürokratların karar vererek belki de yüzlerce kişinin kaderini etkileyebilecek sorumluluk üstlenmesi teknik olarak doğru değildir. Milyonlarca liralık hacmi olan ve aileleriyle birlikte yüzlerce kişiyi ilgilendiren bir konuda Belediyelerde görevli olan ancak bu konularda hiçbir tecrübesi olmayan personelin karar veriyor olması son derece düşündürücüdür.</p>

<p>Kanunun uygulanmasında birincil sorumlu kurum, Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile bu kuruma bağlı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlükleri iken, özellikle İstanbul’da yetki devri ile kentsel dönüşüm işlemlerinin tamamı ilçe Belediyeleri tarafından yürütülmektedir. Pay Satışı ve İdari Fesih gibi son derece hassas konuların Belediyeler tarafından yürütülmesi ve asıl sorumlu olan Bakanlık Kurumlarının deyim yerindeyse etliye-sütlüye karışmadan kentsel dönüşüm işlemlerini dışarıdan izlemesi ve yeri geldiğinde kısa bir görüş yazarak çetrefilli konuların sorumluluğunu Belediyelere bırakması doğru değildir. Kanunun uygulanmasında birincil derecede sorumlu olan Çevre Bakanlığı’nın daha fazla sorumluluk almak suretiyle sorunların çözümünde sahada etkin rol üstlenmesi gerekmektedir. Buna göre, kadro tahsis edilerek tüm kritik işlemler bizzat Bakanlık kurumları tarafından yürütülmelidir. Belediyelere asli görevi olmayan bir konuda sorumluluk yüklenerek sorunları Belediyelere havale etmek sahadaki sorunların çözümünde yeterli olmamaktadır. Kaldı ki, Belediyelerde kentsel dönüşüm hizmetlerini yürütecek uzman kadrolar da yoktur.</p>

<p>Bununla birlikte, idari fesih uygulamasında yükleniciye süre verildiğinden, müteahhitler kendilerine verilen sürede inşaatta göstermelik faaliyetlerde bulunarak fesih işleminden kaçınma yoluna gitmektedir. İdari Fesih işleminin sadeleştirilmesi, prosedürün azaltılması ve mutlak surette uzman hukukçular eşliğinde fesih işleminin tamamlanması önem arz etmektedir. Ayrıca, sözleşme feshi sonrasında yeni müteahhit seçimi ve parselde yeniden inşaat ruhsatı düzenlenmesi konusunda da Belediyelerde bürokratik işlemler kolaylaştırılmalıdır. Yine, sözleşme feshi sonrasında, tarafların sözleşmeden kaynaklanan borçları için adli mahkemelere gidilebileceği kanunda belirtilmiştir. Kamu otoritesi konuya el atmışken, aynı konuda vatandaşın adli mahkemeleri yönlendirilmesi ve konunun eksik ve yarım bırakılması doğru değildir. Bu konuda, tahkim benzeri bir kurum oluşturularak arsa sahipleri ile yüklenicilerin edimleri zorunlu tahkim müessesesi ile çözümlenmelidir.</p>

<p>Deprem riski nedeniyle hızlı ilerleyen yasal süreçlerin en sonunda yine adli mahkemelere gidilecekse mağduriyet kaçınılmaz olacaktır. Bu durum kentsel dönüşümün genel işleyişine zarar vermekte ve işlemlerin yavaşlamasına neden olmaktadır. Yine, bu konularda hızlı karar verebilecek özel yetkili Kentsel Dönüşüm Mahkemeleri kurulması da bir çözümdür. Ülkemizde neredeyse hiç global markamız yokken, yurtdışı menşeili global markaların haklarını korumak için özel yetkili Fikri Sınai Haklar Mahkemeleri kurulmuştur. Beka meselesi olarak kabul edilen deprem riski ve kentsel dönüşüm işlemlerinin global markaların korunmasından daha önemli olduğu açıktır. Bu durumda, kentsel dönüşüm faaliyetlerinin daha sağlıklı ilerleyebilmesi için özel yetkili Kentsel Dönüşüm Mahkemeleri’nin kurulması şarttır. Bu konuda çalışma yapılmaması halinde korkarım ki, önümüzdeki dönemde de daire sahiplerinin yükleniciye karşı açtığı dava dosyaları Asliye Hukuk Mahkemeleri ve Tüketici Mahkemeleri arasında böyle mekik dokur gibi dolaşacaktır.</p>

<p>Yasa koyucunun ihmal ettiği daire sahiplerini koruma mekanizması Yargı erki tarafından giderilmeye çalışılmaktadır. Maalesef yasal düzenlemeler adil ve hakkaniyetsiz olduğu sürece yargı erkinin bu boşlukları doldurma refleksi son derece normaldir. Nitekim, geçmişte de bu durumun sayısız örneği bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-senol-saltik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şenol SALTIK"><img alt="Av. Şenol SALTIK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukat_ha1y.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-senol-saltik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şenol SALTIK">Av. Şenol SALTIK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kat-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-gorev-artik-tuketici-mahkemelerinde-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/kentsel-donusumssa.jpg" type="image/jpeg" length="59550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya, Filistin Yargı Heyetini kabul etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-filistin-yargi-heyetini-kabul-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-filistin-yargi-heyetini-kabul-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Türkiye Adalet Akademisi tarafından yürütülen program kapsamında Türkiye’de bulunan Filistin Yargı Enstitüsü Müdürü Wesam A. A. Salayma ve beraberindeki Filistin’de başsavcı, hâkim ve savcı olarak görev yapan yargı mensuplarından oluşan heyeti kabul etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya kabulde yaptığı konuşmada, Filistin’in kendileri nezdinde özel bir yeri olduğunu belirterek konuk heyeti ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Türkiye Cumhuriyeti’nin devleti ve milletiyle Filistin halkının yanında olduğunu ifade eden Başkan Kadir Özkaya, Filistin ve Gazze’de yaşanan ağır insan hakları ihlallerine dikkat çekti. Tüm insanlığın ortak vicdan ve ortak akılla hareket ederek bu zulmü durdurması gerektiğini vurgulayan Başkan Özkaya, “Lütuf istemiyoruz. Adaleti ve insan haklarını merkeze alan bir anlayış sergilenmesini bekliyoruz.” dedi. İnsani değerleri yok sayan her türlü uygulamayı şiddetle kınadığını ifade eden Başkan Özkaya, yaşanan zulmün en kısa zamanda son bulmasını diledi.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin diplomasi alanındaki girişimlerine dikkat çeken Başkan Kadir Özkaya; Türk Anayasa Mahkemesi olarak Güney Afrika’da düzenlenen J20 Zirvesi ve İspanya’da düzenlenen Dünya Anayasa Yargısı Konferansı (WCCJ) 6. Kongresi’nin yanı sıra uluslararası birçok platformda da Filistin’de yaşanan zulmü etkili bir şekilde dile getirdiklerini kaydetti.</p>

<p>“Adaleti olmayan güç zalimdir, güçle koruma altına alınmayan adalet ise acizdir.” diyen Başkan Özkaya, Filistin’de yaşanan insanlık dramına karşı dünyanın aciz kaldığını ifade etti. Türkiye Cumhuriyeti’nin ise her zaman ve zeminde adil ve güçlü bir duruş sergilediğine işaret eden Başkan Özkaya, Filistin halkının gösterdiği onurlu duruşu destansı bir mücadele olarak nitelendirdi.</p>

<p>Filistin Yargı Enstitüsü Müdürü Wesam A. A. Salayma ise misafirperverliklerinden ve Filistin’e desteklerinden dolayı Başkan Kadir Özkaya’ya teşekkür etti. Yaşanan zulümlere ilişkin açıklamalarda bulunan konuk heyet, insan haklarını hiçe sayan zulümlerin yaşandığı bir coğrafyada adaletin tesisi için gayret gösterdiklerini belirtti. Türkiye’nin varlığının Filistin halkına umut ve güç verdiğini dile getiren heyet, desteklerinden dolayı Türkiye Cumhuriyeti’ne teşekkür etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görüşmede ayrıca, iki ülkenin hukuk sistemine ilişkin bilgi alışverişinde bulunuldu. Başkan Özkaya, konuk heyete Türk yargı sistemi ile Anayasa Mahkemesinin yapısı ve görevleri hakkında bilgiler aktardı. Türk Anayasa Mahkemesinin uluslararası anayasa yargısı alanındaki etkin rolüne de değinen Başkan Özkaya, bu kapsamda yürütülen çalışmalara ilişkin açıklamalarda bulundu. Başkan Özkaya, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi olarak her türlü iş birliğine ve desteğe hazır olduklarını belirtti.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/ymocecfc/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/osgjtdu3/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/higp1v0v/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-filistin-yargi-heyetini-kabul-etti</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/3-13.jpg" type="image/jpeg" length="78408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara BAM 26. Hukuk Dairesi'nin 2023/323 E., 2025/473 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-2023323-e-2025473-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-2023323-e-2025473-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 10.04.2025 tarihli, 2023/323 E., 2025/473 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANKARA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
26. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><br />
<strong>ESAS NO : 2023/323<br />
KARAR NO : 2025/473</strong></p>

<p><br />
<strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
K A R A R</strong></p>

<p><strong>İNCELENEN KA</strong>RARIN<br />
MAHKEMESİ : ANKARA 8. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 28.12.2022<br />
NUMARASI : 2022/544 Esas 2022/747 Karar</p>

<p>DAVANIN KONUSU : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan)<br />
KARAR TARİHİ : 10.04.2025<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
YAZILMA TARİHİ : 02.05.2025</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI</strong></p>

<p>Davacı vekili, 08.02.2014 tarihinde yaya olarak karşıdan karşıya geçmekte olan davacıya, davalı sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu aracın çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının ağır şekilde yaralandığını, yatağa bağımlı hale geldiğini, kaza tespit tutanağında sigortalı araç sürücüsünün hız kurallarını ihlal ettiğinden kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalı sigorta şirketine yapılan başvuruya karşılık ödeme yapılmadığını belirterek, kısmi dava olarak, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile davacının iş göremezlik zararı için şimdilik 1.000,00-TL, bakıcı gideri zararı için şimdilik 1.000,00-TL olmak üzere toplam 2.000,00-TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 28.05.2018 tarihli dilekçesi ile talebinin 500,00TL sürekli, 500,00-TL geçici iş göremezliğe dayalı olduğunu açıklamış, yargılama sırasında sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 268.000,00-TL, bakıcı gideri talebini 268.000,00-TL olarak arttırmıştır.</p>

<p>Davalı vekili, kazaya karışan ... plakalı aracın 17.05.2013- 17.05.2014 tarihleri arasında davalı şirket nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesi ile sigortalı olduğunu, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun poliçe limiti olan 250.000TL ile sınırlı olduğunu, kusur ve maluliyet iddialarını kabul etmediklerini, davalının bakıcı giderine ilişkin sorumluluğu bulunmadığını, olay tarihinden itibaren avans faizi talebinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece Bölge Adliye Mahkemesi kaldırma kararından sonra yapılan yargılama ve toplanan delillere göre, davanın, ZMSS poliçesine dayalı sürekli ve geçici iş göremezlikten kaynaklı tazminat ve bakıcı gideri isteğine ilişkin olduğu, Ankara Üniversitesi, Tıp Fakültesi Dahili Tıp Bilimleri Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı'ndan alınan 09.07.2018 tarihli raporda davacının vücut genel çalışma gücünü % 100 oranında kaybettiği, sürekli iş göremezlik halinde kaldığının belirtildiği, Ankara Adli Tıp Grup Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'ndan alınan 20.03.2019 tarihli raporda kazanın oluşumunda sürücü ...'ın %35, yaya ...'in %65 oranında kusurlu olduğunun bildirildiği, kaldırma kararından sonra SGK'ya yazılan yazı cevabında 3.kişiye rücu edilebilecek ödemenin %60 kusur oranına göre 92.606,84 TL olduğunun bildirildiği, BAM kaldırma kararı gereği hükme esas kök rapor tarihindeki verilere göre kusur oranı ve rücuya tabi miktar 159.393,45 TL kabul edilerek yapılan hesaplamada davacının sürekli iş göremezlik tazminatının 380.789,75 TL olduğu, SGK yazısında belirtilen rücuya tabi peşin sermaye değeri esas alınarak (92.606,84 TL) yapılan garame paylaşımında davacının 215.573,27 TL zararından davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağını, istinafa konu olmayan ve bu nedenle usulü kazanılmış hak sayılan 159.393,45 TL peşin sermaye değeri kabul edilerek yapılan garame paylaşımında ise davacının 188.920,44 TL zararından davalı sigorta şirketinin sorumlu olacağının bildirildiği, ilk karara davacı tarafça istinaf kanun yoluna başvurulmadığı, kaldırma kararı öncesi rapor tarihi itibariyle veriler de esas alınarak kusur oranları gözetilerek ve kaldırma kararı öncesi bildirilen ilk peşin sermaye değerinin yarısı 159.393,45 TL'nin düşümü ile sürekli iş göremezlik zararı 380.789,75 TL olarak belirlendiği, poliçe limitinin üzerinde olduğu, Ankara BAM 26. Hukuk Dairesinin kaldırma kararı doğrultusunda bilirkişi ek raporu alınmış ise de, davacıya SGK tarafından yapılan ödemenin rücu niteliği gözetildiğinde SGK'nın davacıya bağladığı sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden 01.08.2014 tarihinden geçerli olmak üzere zamanaşımının başladığı, rücuya esas peşin sermaye değerinin bu tarih itibariyle belirli hale geldiği, mahkemenin ilk hüküm tarihi, ve 2. hüküm tarihine kadar 2 yıllık zaman aşımı süresi geçtiği halde SGK tarafından davalı sigorta şirketine herhangi bir tazminat ödemesi talebinde bulunulmamış olması gözetildiğinde, sigorta limitinin bir kısmının garame hesabı neticesinde SGK 'ya ayrılması halinde ayrılan tutarın davalı sigorta şirketi hesabında kalacağı, sigorta şirketince mahkeme kararı doğrultusunda davacıya limitin altında ödeme yapılacağı, limitin kalan kısmının ise SGK'ya zamanaşımı süresi gözetilerek ödenmeyeceği ve poliçe limitinin altında bir ödeme yapmak suretiyle davalı sigorta şirketinin sorumluluktan kurtulmasına yol açılacağının değerlendirildiği, ek rapordaki hesaplamaya itibar edilmediği belirtilerek sürekli iş göremezlik zararına yönelik talebin kabulü ile 268.000,00 TL, bakıcı gideri zararına yönelik talebin kabulü ile 268.000,00 TL'nin 17.03.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, geçici iş göremezlik zararına yönelik davanın reddine karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yolu başvurusu yapılmıştır.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde, BAM kararına rağmen SGK tarafından ödenen bedelin poliçe limitinden mahsup edilmeyerek tüm teminat limiti üzerinden hüküm kurulmuş olmasının hatalı olduğunu, SGK tarafından yapılan ödemenin temelinin davacının zararı ile doğrudan ilişkili olduğunu, Yerleşik Yargıtay uygulamalarının garame hesabı yapılması yönünde olduğunu, mahkemenin alacağın zamanaşımına uğraması sebebiyle hüküm kurulmasına yönelik kararının hatalı olduğunu, SGK tarafından yapılan ödemenin zamanaşımı süresinin kurumun ödeme onayı verdiği tarihten itibaren 10 yıl olduğunu, mahkemece davacıya SGK'ya iş kazasını bildirmesi için süre verilmesi, işlemlerin takip edilerek gerekirse dava açılması için süre verilmesi, davanın bekletici mesele yapılması gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğunu, davanın iş kazası olduğunu, peşin sermaye değerli gelir bağlanmış olması halinde hesaplanacak tazminattan mahsubunu, SGK ya ihbar da bulunulmasını, SGK tarafından yapılabilecek ödemelerin davalı şirketten de talep edilmesinin mükerrer ödemeye sebep olacağını, poliçe limitine indirilmesi gerektiğini, iş kazasına ilişkin yeterli inceleme yapılmadığını, bilirkişi raporunda hesaplanan tazminat tutarlarının fahiş olduğunu, maluliyet oranının afaki şekilde belirlendiğini, sigortalı araç sürücüsüne atfedilen kusur oranını kabul etmediklerini, ZMMS Genel Şartlar gereği davalının bakıcı giderinden sorumluluğu bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE</strong></p>

<p>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;</p>

<p>Dava, trafik kazasında yaralanmadan kaynaklanan geçici, sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı vekili, 08.02.2014 tarihinde davalı sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olduğu ... plakalı aracın davacı yayaya çarpması sonucu meydana gelen trafik kazasında davacının ağır şekilde yaralandığını belirterek geçici, sürekli iş göremezlik tazminatı ile bakıcı gideri tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, mahkemenin 2017/624 E. 2019/863 K. sayılı kararı ile SGK tarafından davacıya bağlanan 318.786,90 TL'nin yarısı olan 159.393,45 TL'nin hesaplanan 540.183,20 TL tazminattan mahsubunda zararın teminat limitinin üstünde olduğu belirtilerek 268.000 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 268.000,00 TL bakıcı gideri zararına yönelik talebin kabulü ile davalıdan tahsiline, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. İlk karara karşı davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Dairemizin 2020/2 E.,2022/1517K. sayılı kararı ile mahkemece SGK tarafından davacıya bağlanan gelirlerin ilk peşin sermaye tutarı olarak bildirilmiş olan 318.786,90-TL'nin rücuya tabi olup olmadığı, rücuya tabi ise üçüncü kişilere rücu edilebilecek miktarın ne olduğu, rücu için dava açılıp açılmadığı hususlarının SGK'dan araştırılması; neticesine göre 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 4. fıkrası gereğince SGK'nın rücu edebileceği kısmın, üçüncü kişinin kusuruna isabet eden ilk peşin sermaye değerinin yarısı kadar olabileceği gözönüne alınmak suretiyle kurum tarafından davalı sigorta şirketine rücu edilebilecek miktarın tazminattan düşülmesi suretiyle davacının sürekli iş göremezlik zararına yönelik tazminat miktarının belirlenmesi, belirlenecek olan rücuya tabi bu miktar ile davacının sürekli iş göremezlik zararına yönelik hesap edilen tazminat tutarının poliçe limitini aşması halinde azami sigorta limitinin anılan alacaklar toplamına olan oranına göre garameten paylaştırma yapılması hususunda rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi, davacının istinafının bulunmaması karşısında usuli kazanılmış haklar gözetilmek ve hükme esas alınan rapor tarihindeki veriler esas alınmak suretiyle davacının sürekli iş göremezlik zararına yönelik tazminat miktarının belirlenmesi gerektiğinden kaldırılmasına karar verilmiştir. Dairemiz kaldırma kararından sonra mahkemece SGK'ya müzekkere yazılmış, aktüer bilirkişiden ek rapor alınarak davanın sürekli iş göremezlik tazminatı ve bakıcı gideri talebi yönünden kabulüne, geçici iş göremezlik tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>1-Davalı vekilinin kusura yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; kazadan sonra düzenlenen 08.02.2014 tarihli kaza tespit tutanağında, ... plakalı araç sürücüsü ...'ın orta şeritte seyir halinde iken yolun sağındaki kaldırım kısmından orta refüj istikametine yoğun trafiğin arasından geçmeye çalışan yaya ...'e aracının ön kısmıyla çarptığı, yayanın ilk çarptığı noktadan 12 m ileride orta şeride düştüğü, aracın ise 32 m ileride en sağ şeritte sağ yan kısmı üzerine sürtünerek devrildiği, çarpma noktasının 53,00 m. gerisinde ışık kontrollü yaya geçidinin mevcut olduğu, motosiklet sürücüsü ...’ın KTK'nın 52/1-b kuralını ihlal ettiği, yaya ...’in ise yaya geçidini kullanmadığından KTK'nın 68/1-b-1 kuralını ihlal ettiği tespit edilmiştir.<br />
Dava konusu kazaya ilişkin İstanbul 6. Asliye Ceza Mahkemesi’nin 2015/452 E., 2018/58 K. sayılı dosyasında İstanbul Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinden alınan 04.08.2017 tarihli raporda olayın meydana gelmesinde sanığın sağa yönelmeden önce giriş yapmak istediği şeridi kontrol etmesi, taşıt yoluna karşıdan karşıya geçmek için girmiş olan yaya nedeniyle etkili fren tedbiri alması gerekirken yeterli kontrolü yapmadan sağa yöneldiği sırada katılana çarpması nedeniyle tali derecede kusurlu olduğu kabulü ile sanık ...’ın 4.500-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, sanık müdafii ve katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine İstanbul BAM 19. Ceza Dairesi'nin 2018/1595 E. 2018/2460 K. sayılı ilamı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar 10.09.2018 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>Mahkemece Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığı'ndan alınan 20.03.2019 tarihli raporda olay anını gösteren video görüntüleri de incelenerek sürücü ...'ın yönetimindeki motosiklet ile seyri sırasında ön ilerisinde sol şerit üzerinde seyreden kamyoneti yakından takip ettiği, olay yerinde sağa yönelmeden önce giriş yapacağı şeridi kontrol etmesi gerekirken bu hususa özen göstermeyerek kontrolsüz biçimde sağa yöneldiği sırada gördüğü yayaya karşı zamanında etkin tedbirine başvurmayarak çarpmasıyla meydana gelen olayda %35 oranında, yaya ...'in ise, karşıya geçişini 53 m. mesafedeki yaya geçidinden yapmayıp, taşıt yolunun trafik yoğunluğunu ve yol üzerinde seyir halinde bulunan aracın hızını ve yakınlığını dikkate alıp karşıya geçiş için en uygun zamanı beklemesi gerektiği halde, seyir halinde olan araçlara rağmen yolun sağından kaplamaya girip, solundan gelen motosikletin çarpmasına maruz kaldığı olayda % 65 oranında kusurlu olduğu belirlenmiş olmakla ceza yargılaması sırasında kesinleşen maddi vakıa ve bilirkişi raporundaki kusur dağılımının oluşa uygun olması sebebiyle benimsenmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>2-Davalı vekilinin maluliyete yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde; Yargıtay'ın yerleşik uygulamalarına göre haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise Adli Tıp Kurumu veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Maluliyete ilişkin alınacak raporların 11.10.2008 tarihinden önce Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11.10.2008 tarihi ile 01.09.2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01.09.2013 tarihi ile 01.06.2015 tarihleri arasında Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01.06.2015 tarihi ile 20.02.2019 tarihleri arasında Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik, 20.02.2019 tarihinden sonra da Erişkinler için Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir.</p>

<p>Mahkemece Ankara Üniversitesi Dahili Tıp Bilimleri Bölümü Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı'ndan alınan 09.07.2018 tarihli raporda davacının yaralanması nedeniyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre sağ frontoparietal kemikte kraniektomi, sol kol sol bacak paralizi ve nörolojik arazı nedeniyle %100 oranında vücut genel çalıma gücü kaybı oluştuğunun belirlendiği, davacının son durum raporunun alındığı ve fiziki muayenesinin yapıldığı, davacının kaza sonrası tedavi evraklarının ve raporlarının incelendiği, kaza tarihi itibariyle Yargıtay tarafından uygulanmakta olan yönetmelik hükümlerinin esas alındığı anlaşılmakla hükme esas alınarak karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>3-Davalı sigorta şirketi vekilinin bakıcı giderine yönelik istinaf sebeplerinin incelenmesinde, olay tarihinde yürürlükte ulunan 2918 sayılı KTK'nın 90. Maddesi gereğince davacının zararının ve zararın kapsamının 2918 sayılı KTK'nın ve 6098 sayılı TBK'nın haksız fiile ilişkin hükümlerine ve Yargıtay uygulamalarına göre belirlenmesi gerekir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun Bedensel zarar başlıklı 54. maddesinde “Bedensel zararlar tedavi giderleri, kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak belirtilmiş ve bedensel zarara uğrayan kimse tamamen veya kısmen çalışamamasından ve ilerde ekonomik yönden uğrayacağı yoksunluktan kaynaklanan zarar ve ziyanı ile bütün masraflarını zarar verenlerden isteyebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bunlar doktrin ve Yargıtay uygulamaları ile; geçici iş göremezlik nedeniyle iş ve kazanç kaybı, sürekli iş göremezlik (kalıcı sakatlık yada maluliyet ) nedeniyle çalışma gücü ve kazanç kaybı, tedavi giderleri ve tüm iyileşme sürecinde yapılan her türlü masraflar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen maddelerden de anlaşılacağı üzere, geçici işgöremezlik tazminatı, yaralanan kişinin iyileşme süresince çalışamaması nedeniyle ortaya çıkan zarar, bakıcı gideri ise iyileşme süresi veya ömür boyu başkasının yardımına ihtiyaç duyulması olup TBK'nın 54. maddesinde sayılan bu zararlardan, zarar sorumluları KTK'nın 85. maddesi ve 91. maddesi gereğince araç işleteni ve zorunlu mali sorumluluk sigortası sorumlu olduğundan ve KTK'nın 98. maddesinde belirtilen SGK'nın sorumlu olduğu sağlık hizmet bedeli kapsamında geçici işgöremezlik zararı ve bakıcı gideri bulunmadığından ve Kanun ile düzenlenmeyen hususun zorunlu mali sorumluluk sigortası genel şartları ile düzenlenmesi mümkün olmadığı gibi kanun maddesine aykırı genel şart hükümleri de getirilemeyeceğinden davalı sigorta şirketinin bakıcı gideri zararından sorumlu olmayacağı yönündeki istinaf gerekçesi yerinde değildir.</p>

<p>4-6098 sayılı TBK'nın 55.maddesinde; “Bedensel zararlar, bu Kanun hükümlerine ve sorumluluk hukuku ilkelerine göre hesaplanır. Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez” düzenlemesi mevcuttur. Buna göre; rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri yahut ifa amacı taşımayan ödemeler tazminattan indirilememekte, ifa amacı taşıyan ödemeler bulunması halinde davadan önce parayı alan ve bu dönem zarfında parayı kullanan davacı tarafın sebepsiz zenginleşmesinin önlenebilmesi için, davadan önce yapılan bu neviden ödemelerin güncellenmiş karşılığının hesaplanan tazminattan düşülmesi gerekmekte, rücu edilebilir sosyal güvenlik ödemeleri bulunması halinde ise sadece ödemeler toplamının hesaplanan zarar tutarından mahsup edilmesi gerekmektedir. Zira, sigortalıya veya hak sahiplerine Kurum tarafından 5510 sayılı yasa gereği yapılmış veya ileride yapılacak olan sosyal güvenlik ödemeleri (geçici iş göremezlik ödeneği, cenaze masrafları ve kız çocuklarına verilen evlenme ödeneği) ilgililere rücu edilmekte, sigortalıya bağlanan sürekli iş göremezlik geliri, sigortalının ölümü sebebiyle hak sahiplerine iş kazası ve meslek hastalığı sigortası kolundan bağlanan ölüm geliri bulunması halinde de bu gelirlerin ilk peşin sermaye değeri ilgililere rücu edilmektedir. Nitekim, davaya konu kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 4. fıkrasında "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir" düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Dosyada mevcut İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü'nün 01.12.2022 tarihli yazısında, davacının yaralanması nedeniyle bağlanan aylık gelirin ilk peşin sermaye değerinin 308.689,48 TL olduğu, üçüncü kişiye rücu edilecek ödeme tutarı ise %60 kusur karşılığı 92.606,84 TL olarak bildirilmiştir. Dairemiz kaldırma kararında, SGK'nın rücu edebileceği kısmın, üçüncü kişinin kusuruna isabet eden ilk peşin sermaye değerinin yarısı kadar olabileceği, kurum tarafından rücu edilebilecek miktarın tazminattan düşülmesi suretiyle davacının sürekli iş göremezlik zararına yönelik tazminat miktarının belirlenmesi, belirlenecek olan rücuya tabi bu miktar ile davacının sürekli iş göremezlik zararına yönelik hesap edilen tazminat tutarının poliçe limitini aşması halinde azami sigorta limitinin anılan alacaklar toplamına olan oranına göre garameten paylaştırma yapılması gerektiği belirtilmiş ise de bölge adliye mahkemelerinin kaldırma kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı dairemizin kaldırma kararından sonra SGK'na yazılan yazıya verilen cevapta rücu işlemelerin başlamadığı, rücu için dava açılmadığının belirtilmiş olmasına göre mahkemece alınan bilirkişi raporunda davacının zararının kusur oranına göre 540.183,20 TL belirlendiği, SGK tarafından ödenen tazminatın ilk peşin sermaye değerinin yarısının zarar sorumlusunun kusur oranına isabet eden miktarın davacının gerçek zararından mahsup edildiğinde zararın poliçe teminat limitinin üzerinde olduğu, SGK'nın rücuya tabi olarak yaptığı ödemeleri 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 4. fıkrasında "zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir" düzenlemesi gereğince zarar sorumlusu kişilere rücu edebileceği, davalı sigorta şirketinin aracın sürücüsü ve işleteni ve varsa diğer sorumlular ile birlikte davacının zararından ve dolayısıyla davacıya ödenen rücuya tabi ödemelerden müteselsilen sorumlu oldukları, SGK'nın ödediği tazminatın zarardan düşülmüş olması halinde dahi poliçe teminat limiti üzerinde zarar olması nedeniyle diğer zarar sorumluların sorumluluğunun devam ettiği, SGK'nın zarar sorumlusu diğer müteselsil sorumlulara rücu hakkının bulunduğu da gözetildiğinde karar gerekçesi yerinde değil ise de sonuç itibariyle sigorta şirketinin poliçe teminat limiti ile sorumlu tutulmasında bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde, özellikle oluşa uygun olarak düzenlenen uzman bilirkişi raporunda belirtilen kusur oranının ve maddi tazminata ilişkin hesaplamanın hükme esas alınmasında, bir usulsüzlük bulunmamasına göre davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1.b.1.maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davalı ... Sigorta AŞ vekilinin istinaf başvurusunun Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1.b.1 maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Harçlar Kanunu gereğince davalıdan alınması gereken 36.614.16TL istinaf karar ve ilam harcından peşin alınan 9.153,54TL'nın mahsubu ile kalan 27.460,62TL harcın davalıdan tahsili ile hazineye gelir olarak kaydedilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3- Başvuran tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4-Taraflarca yatırılan delil ve gider avansından kullanılmayan kısmın HMK'nın 333.maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde yatırana iadesine,</p>

<p>5-Karar tebliği, harç mahsup, iade ve tahsil işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,</p>

<p>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 10.04.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-2023323-e-2025473-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/istinafsd.jpeg" type="image/jpeg" length="87933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/10431 E., 2025/16028 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 01.12.2025 tarihli, 2024/10431 E., 2025/16028 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/10431 E., 2025/16028 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/781 Değişik İş – 2024/781 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : İHK-2024/44331<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/206014</p>

<p><br />
İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 18.01.2022 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki motorlu bisiklet ile davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yapılan aracın karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının yaralandığını ve malul kaldığını, davalı ... şirketine yapılan başvuruya olumlu yanıt verilmediğini ileri sürerek açtığı belirsiz alacak davasında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 14.900,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 50,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 50,00 TL geçici bakıcı giderinin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiş, sürekli iş göremezlik tazminatı talebini 500.000,00 TL'ye, geçici iş göremezlik tazminatı talebini 8.364,90 TL'ye, geçici bakıcı gideri talebini 2.502,00 TL'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün kazada kusuru bulunmadığını, kaza tespit tutanağında bu durumun tespit edildiğini, geçici iş göremezlik süresince maaş alıp almadığının araştırılması gerektiğini, raporda belirtilen geçici bakıcı sürelerine itibar edilmemesi gerektiğini, somut olay iş kazası olduğundan rücuya tabi bir gelir bağlanıp bağlanmadığının, geçici iş göremezlik tazminatı ödenip ödenmediğinin araştırılması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, ceza dosyasının celbi gerektiğini, faiz talebinin kabulünün mümkün olmadığını, avans faizi talebinin de yerinde olmadığını, aleyhe hüküm kurulacak olması halinde davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne (AAÜT) göre belirlenen rakamın 1/5'i oranında olması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sunulan maluliyet raporu mevzuata aykırı olduğundan sigorta şirketine başvuru şartının yerine getirildiğinin söylemeyeceğini belirterek talebin usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunulması üzerine; itirazın kabulüne, başvurunun kısmen kabulüne, 500.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ile 2.502,00 TL geçici bakıcı gideri olmak üzere toplam 502.502,00 TL tazminatın 08.03.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin 8.364,90 TL geçici iş göremezlik tazminatının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sigortalı araç sürücüsünün kusuru bulunmadığından davanın reddi gerektiğini, kaza tespit tutanağında tüm kusurun davacı tarafa verildiğini, başvuranın dosyaya sunduğu mütalaanın kabulünün mümkün olmadığını, kaza tespit tutanağının aksinin ispat edilemediğini, sigortalı araç sürücüsünün park halindeki araçların arasından bir motosikletin yola çıkacağını öngörmesinin beklenemeyeceğini, kaza tespit tutanağı ile bilirkişi raporu arasında çelişki oluştuğunu, bu çelişkinin giderilmeden karar verilemeyeceğini, kazanın iş kazası olduğunu bu nedenle maluliyet geliri bağlanıp bağlanmadığının araştırılması gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminatı ödemesi olup olmadığının araştırılması gerektiğini, koruyucu ekipman kullanılmadığından müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının sürücü belgesi olup olmadığının araştırılması gerektiğini, asgari geçim indirimi olmadan pasif dönemin hesaplanması gerektiğini belirterek kararı temyiz etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası yapılan aracın karıştığı trafik kazasında yaralanıp malul kalan davacı motorlu bisiklet sürücüsünün sürekli iş göremezlik ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talebine ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Dosyanın incelenmesinde; resmi görevliler tarafından düzenlenen trafik kazası tespit tutanağında sigortalı araç sürücüsünün kazanın oluşumunda kusuru bulunmadığı belirlenmiştir. Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından dosyaya kazandırılan kusur bilirkişi raporunda ise sigortalı araç sürücüsünün park alanında sağlı sollu park eden araçların arasından ilerlerken her an bu araçların yola çıkabileceğini düşünerek hızını yol durumuna göre ayarlaması gerekirken çarpma sonrası araçta oluşan hasar ve davacıdaki yaralanmalara bakıldığında aracının hızının yüksek olduğunun anlaşılması karşısında tali kusurlu olduğu belirlenmiştir. Uyuşmazlık Hakem Heyetince kaza tespit tutanağı ile çelişen bu rapora itibar olunarak hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarınca çelişkili rapora neden itibar edildiği, diğer tespitin neden tercih edilmediği gerekçelendirilmeli veya her iki tespit arasındaki çelişkiyi gideren bir rapor alınmalıdır.</p>

<p>Şu durumda İtiraz Hakem Heyetince, dosyada mevcut rapor ile kaza tespit tutanağında yer alan tespitler de irdelenmek suretiyle kusura ilişkin çelişkiyi giderecek İTÜ ya da Karayolları Fen Heyetinden oluşturulacak üç kişilik heyetten varsa ceza dosyası da getirtilmek suretiyle yeni bir rapor alınması ve oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>

<p>3. Davaya konu kaza ve dava tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin 1.fıkrasında; "iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır" düzenlemesine; aynı maddenin 4. fıkrasında "iş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir" düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Somut olayda; davaya konu kazanın, davacı motosikletli kuryenin işini yaparken trafik kazası geçirdiği anlaşılmaktadır. Davacının maluliyet oranı dikkate alınarak belirtilen hususta yeniden araştırma yapılması gereklidir.</p>

<p>Bu durumda; İtiraz Hakem Heyetince, SGK Başkanlığı'na müzekkere yazılarak davaya konu kazaya ilişkin olarak iş kazası yönünden araştırma yapılıp yapılmadığı ve olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmediği; olayın iş kazası olarak kabulü suretiyle, davaya konu kazadaki kalıcı maluliyeti nedeniyle davacıya sürekli iş göremezliğine ilişkin herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığı, gelir bağlanıp bağlanmadığı; ödeme yapılmış veya gelir bağlanmış ise, rücuya tabi olup olmadığı ve rücu istemli dava açılıp açılmadığı; bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerinin ne olduğu hususlarının sorulması; yapılan ödeme veya bağlanan gelir rücuya tabi ise 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesi hükmü değerlendirilerek tazminatın belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulması isabetli olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Yukarıda (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>01.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="47134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/10375 E., 2025/16769 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 15.12.2025 tarihli, 2024/10375 E., 2025/16769 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/10375 E., 2025/16769 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/794 D.İş - 2024/795 K<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2024/İHK-44819<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2024/216805</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 20.11.2022 tarihinde davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile müvekkilinin sevk ve idaresindeki motosikletin karıştığı çift taraflı trafik kazası neticesinde müvekkilinin yaralandığını ve malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 50.000,00 TL sürekli maluliyet tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini, 60,50 TL baro pulu ve diğer tahkim giderleri ile Adli Tıp rapor ücreti ve tam vekalet ücretinin karşı yan üzerine bırakılmasını talep etmiş, 18.03.2024 tarihli talep arttırım dilekçesiyle talebini 895.661,09 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet raporunun yönetmeliğe uygun düzenlenmediğini, dava konusu kazanın iş kazası kriterleri yönünden değerlendirilmesi gerektiğini, kusur oranlarının tespiti için dosyanın Adli Tıp bilirkişisine gönderilmesi gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının kaza sebebiyle elde ettiği gelir ve tazminatların mahsubu gerektiğini, dava tarihinden itibaren yasal faiz işletilmesi gerektiğini, 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamında alınan aktüer bilirkişi raporu gözetilerek davanın kabulüne, 895.661,09 TL sürekli iş göremezlik tazminatının, 23.09.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte aleyhine başvuru yapılan sigorta kuruluşundan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; başvurunun usulüne uygun olmadığını, kazanın oluşumunda sigortalı araç sürücüsünün kusurlu olmadığını, hesaplamanın TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz yöntemine göre yapılması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, mevzuata uygun maluliyet raporu alınması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1-Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ve devamı maddeleri gereğince, çözümü özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verilir.<br />
Somut olayda, kazaya ilişkin kaza tespit tutanağı düzenlenmediği, kazaya ilişkin soruşturma dosyasında alınan kusur raporunda sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu, davacının kusursuz olduğunun bildirildiği, Uyuşmazlık Hakem Heyetince alınan hesap raporunda trafik kazasında tarafların kusur oranlarının belirlenmeden sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğu kabul edilerek hesaplama yapıldığı, Uyuşmazlık Hakem Heyetince anılan hesaplamaya itibar edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu durumda, İtiraz Hakem Heyetince dava konusu trafik kazasına ilişkin ceza soruşturma dosyası da dosya arasına alınarak tüm deliller değerlendirilmek suretiyle tarafların olaydaki kusur oranlarının tespiti için üniversite öğretim üyelerinden veya Karayolları Genel Müdürlüğünde görevli fen heyetinden seçilecek uzman bilirkişilerden denetime elverişli, ayrıntılı ve gerekçeli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3-Olay tarihi itibariyle yürürlükte olan 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 21. maddesinin dördüncü fıkrasında, “İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücu edilir.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Somut olayda; dosyada yer alan kazaya ilişkin görüntülerde davacının üzerinde "Getir" logosunun bulunduğu motosiklet ile kazaya karıştığı bu durumda dava konusu olayın aynı zamanda iş kazası niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Davalı tarafça kazanın iş kazası kriterleri yönünden değerlendirilmesi talep edilmiş ise de İtiraz Hakem Heyetince bu hususta bir araştırma yapılmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şu durumda, davaya konu kazada davacının yaralanması nedeniyle iş kazasına dayalı herhangi bir inceleme yapılıp yapılmadığı, olayın iş kazası olarak kabul edilmiş olması hâlinde davacıya ödeme yapılıp yapılmadığı, yapılan ödemenin miktarı ve niteliği (iş kazası sigorta kolundan olup olmadığı) ile ilk peşin sermaye değeri tutarının ne olduğu, rücuya tabi olup olmadığı hususlarının SGK’dan sorulması, dayanak ödeme belgelerinin temin edilmesi, rücuya tabi ödeme bulunması hâlinde ilk peşin sermaye değeri tutarlarının indirilmesiyle tazminatın hesaplanması için ek rapor alınması ve oluşacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle karar verilmesi doğru değildir. Kararın açıklanan nedenle de bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>15.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="97537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/14094 E., 2026/86 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202514094-e-202686-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202514094-e-202686-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05.01.2026 tarihli, 2025/14094 E., 2026/86 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/14094 E., 2026/86 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/755- 2023/752<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK-53737<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2023/330589</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 05.06.2018 tarihinde davacının çalıştığı kargo şirketine ait park halindeki kamyonetin yerini değiştirmek istediği sırada, davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı kamyonun manevra yapması üzerine, davacının elinin kamyonetin kapısı ile kamyonun dorsesi arasında sıkıştığını, meydana gelen trafik kazasında davacının elinden yaralanarak malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talep artırım dilekçesiyle talebini 275.699,72 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusuru kabul etmediklerini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kabulü ile 275.699,72 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 13.01.2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davaya konu kazanın bir iş kazası olduğunu, SGK tarafından davaya konu trafik kazası sebebiyle davacıya rücuya tabi bir gelir bağlanıp bağlanmadığının tespit edilmesi, rücuya tabi bir gelirin bağlandığının anlaşılması halinde davacıya bağlanan gelirin peşin sermaye değerinin eldeki davada hesaplanan tazminattan mahsup edilmesi, SGK tarafından davacıya rücuya tabi bir gelirin bağlanmadığının tespit edilmesi halinde ise davacıya SGK’ya başvurarak gelir bağlanması hususunda süre verilmesi, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,8 teknik faize göre yapılması gerektiğini, davalıya sigortalı aracın sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını, kusur oranın hatalı tespit edildiğini, kusur raporu alınması gerektiğini beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı yayanın sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, dosya kapsamındaki SGK'nın 24.07.2025 tarihli yazısına göre davacının davaya konu trafik kazasından kaynaklanan maluliyetinin %10 oranının altında olması sebebiyle davacıya sürekli iş göremezlik geliri bağlanamadığı, söz konusu nedenle peşin sermaye değerinin hesaplanamadığının belirtilmiş olmasına, buna göre davacıya SGK tarafından rücuya tabi bir gelirin bağlanmadığının anlaşılmasına, tazminat hesaplama yönteminin doğru olmasına, dosya kapsamında alınan kusur bilirkişi raporunun oluşa uygun ve denetime elverişli olmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>05.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202514094-e-202686-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="86438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YARGILAMA HUKUKUNDA: VERGİ İPTAL DAVASI AÇILMASINDA BİLGİ ALMA TARİHİNİN ÖNEMİ NEDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargilama-hukukunda-vergi-iptal-davasi-acilmasinda-bilgi-alma-tarihinin-onemi-nedir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargilama-hukukunda-vergi-iptal-davasi-acilmasinda-bilgi-alma-tarihinin-onemi-nedir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I- GENEL AÇIKLAMALAR 

Bilindiği üzere, 2577 sayılı İYUK’nunda dava açma süreleri genel ve özel dava açma süreleri şeklinde iki türlü dava süresi bulunmaktadır. Bunun dışında yasada belirtilen bazı özel durumların gerçekleşmesi halinde verilen ek sürelerde de dava

açmak mümkün olabilmektedir.[1...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I- GENEL AÇIKLAMALAR </strong></p>

<p>Bilindiği üzere, 2577 sayılı İYUK’nunda dava açma süreleri genel ve özel dava açma süreleri şeklinde iki türlü dava süresi bulunmaktadır. Bunun dışında yasada belirtilen bazı özel durumların gerçekleşmesi halinde verilen ek sürelerde de dava</p>

<p>açmak mümkün olabilmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Genel dava açma süreleri İYUK md.7 hükmünde gösterilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, İYUK’nun 7. maddesinde yer alan genel dava açma sürelerinden başkaca özel yasalarda da idari dava açma süreleri ile ilgili bazı hükümler mevcuttur. Yasa koyucu kamu hizmetlerinin niteliklerini ve diğer kamu hizmetlerine nazaran durumlar dikkate alınarak İYUK’da gösterilenlerden daha uzun veya daha kısa idari dava açma süreleri tespit edebilir. Bu gibi durumlarda özel dava açma süreleri dikkate alınarak, genel dava açma süreleri uygulanmaz.</p>

<p><strong>II- </strong><strong>DANIŞTAY ‘A BİRİNCİ DERECE MAHKEMESİ OLARAK BAŞVURU</strong></p>

<p>Danıştay’ın ilk derece mahkemesi olarak görevine giren davalarda 60 gün, idari mahkemelerin görevine giren davalarda 60 gün; vergi mahkemelerinin görevine giren davalarda 30 gün dava açma süresidir.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nda, vergi mahkemelerinde dava açma süresi otuz gün olarak belirlenmiştir. İkmalen, re'sen veya idarece yapılacak tarhiyatlarla, idarece düzeltme yoluyla re'sen yapılan tarhiyatlara, ihtirazi kayıtla yapılan beyanlara veya tahakkuklara yahut kesilen cezalara karşı açılacak davalarda bu süre uygulanır.</p>

<p>2577 sayılı kanun, vergi mahkemelerinde açılacak davalarda süreyi belirlerken, özel kanunlarda yer alan düzenlemeleri saklı tutmuştur. Nitekim pek çok yasada konumuzu ilgilendiren dava açma sürelerine rastlamak mümkündür.</p>

<p>6183 sayılı kanunda ödeme emrine karşı açılacak davalar, 7 günlük süreye tabi tutulmuştur. (Bu süre ödeme emrine karşı açılacak davalarda, 7 günden 15 güne çıkartılmıştır.) Ancak, Danıştay tarafından verilen bir kararda ödeme emri üzerinde dava açma süresinin belirtilmemiş olması durumunda 30 gün içerisinde dava açılabileceği yönünde kararlarda bulunmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p><strong>III- </strong><strong>BAZI İDARİ İŞLEMLERDE DAVA AÇMA SÜRESİ 7 GÜNDEN 15 GÜNE YÜKSELTİLMİŞTİR </strong></p>

<p>Ödeme emrinin iptaline yönelik açılacak davalarda süre 7 günden 15 güne çıkartılmıştır.</p>

<p>Yine 6183 sayılı kanunun 9 ve 13. maddelerine temas eden haklarında ihtiyati haciz uygulanan kişilerin ihtiyati hacze, haklarında ihtiyati tahakkuk uygulanan kişilerin ihtiyati tahakkuka karşı açacakları davalar da 7 günlük süreye tabidir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Vergi borcundan dolayı haklarında yurtdışına çıkma işlemi uygulanan kişilerin dava açma süreleri de 30 gündür. Ancak bu davaların idare mahkemesinin görev alanına girdiği hallerde süre 60 güne çıkmaktadır. Anayasa mahkemesi tarafından verilen karar gereğince vergi borcu dolayısıyla yurtdışı çıkış yasağı mahkeme kararına bağlı olarak uygulanacağından dolayı şimdilik bu konularda dava açma yoluna gidilmemektedir. Zira, vergi borcu dolayısıyla yurtdışı çıkış yasağı uygulamasına son verilmiştir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Emlak Vergisi ile ilgili olarak takdir komisyonlarınca belirlenen arsa ve arazi değerlerine karşı ilgili kurum ve kuruluşlarla mahalle ve köy muhtarlıklarınca açılacak davalarda dava açma süresi 15 gündür.</p>

<p>Aleyhlerine tarhiyat yapılanların uzlaşma yoluna gitmeleri ve uzlaşmanın vaki olmaması halinde, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendilerine tebliğinden itibaren dava açma süreleri, uzlaşmaya konu olan ihbarnamenin kendilerine tebliğinden itibaren uzlaşmaya müracaat için harcanan gün sayısının dava açma süresinden düşülmesi suretiyle hesaplanır. Ancak bu sürenin 15 günden az kalması halinde, açılacak davalarda dava açma süresi olarak 15 gün esas alınır. Burada tarhiyat sonrası uzlaşma müzakerelerine iştirak edip, uzlaşmaya varılamaması halinde dava açma süresi 15 gündür. Tarhiyattan önce uzlaşmalarda ise, uzlaşmaya varılmaması halinde, vergi dairesinden gelecek ihbarnameye göre; tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içerisinde dava açma tercihi kullanılabilir. Zamanaşımının bitmesine son 3 ay kala tarhiyat öncesi uzlaşma imkanı bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>IV- </strong><strong>TARHİYAT ÖNCESİ UZLAŞMA VAKİ OLMAMASI VEYA TEMİN EDİLMEMESİ DURUMUNDA TARHİYAT SONRASI UZLAŞMA TALEBİ MÜMKÜN OLAMAZ </strong></p>

<p>Tarhiyat öncesi uzlaşmanın vaki olmaması veya temin edilememesi halinde, daha sonra tarh edilecek vergiler hakkında herhangi bir şekilde tarhiyat sonrası uzlaşma istenmesi mümkün değildir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>Mükelleflerin sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge kullanmaları veya adresinde bulunmamaları dolayısıyla özel esaslara alınması durumunda bu durumdan haberdar olur olmaz veya kendilerine vergi dairesi tarafından bu konuda yazılı bir bildirim yapılması halinde 30 gün içerisinde vergi mahkemesi nezdinde dava açmaları mümkündür.</p>

<p>Mükelleflerin önce, 213 sayılı VUK md. 376 hükmü gereği indirim talep edip, bilahare bundan caymaları durumunda dava açmaları mümkün bulunmaktadır.</p>

<p>Dava açma süresi içinde dava açmak yerine koşulları varsa düzeltme talep eden mükelleflerin, düzeltme taleplerinin açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde dava açma süresi, 30 günlük dava açma süresinden düzeltme talep etmek için harcanan gün sayısının düşülmesi suretiyle hesaplanır.</p>

<p>Dava açma süresi geçtikten sonra düzeltme talep eden mükelleflerin, düzeltme taleplerinin açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde, doğrudan dava açma hakları yoktur. Bu mükelleflerin red işlemine karşı şikâyet yolu ile Maliye Bakanlığı'na müracaat etmeleri gerekmektedir. İstemin Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresince açıkça veya 60 günlük sürede cevap verilmemek suretiyle zımnen reddedilmesi halinde, dava hakkı doğar ve dava açma süresi 30 gündür.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Vergi hukuku ile ilgili Bakanlar Kurulu Kararı veya Genel Tebliğ gibi genel düzenleyici işlemlere karşı doğrudan açılacak davalarda görevli mahkeme, Danıştay'dır. Danıştay'ın ilgili dairesi bu gibi davalara ilk derece mahkemesi sıfatıyla bakar. Bu tür soyut veya objektif iptal davalarında dava açma süresi ise 60 gündür. Bu süre 14.07.2021 gün ve 31541 sayılı resmi gazetede yayınlanan düzenleme gereğince 7331 sayılı CMK ve bazı yasalarda düzenleme yapılmasına dair yasa kapsamında 2577 sayılı İYUK da yapılan değişiklikler ile idarelerin idari müracaatlara yanıt verme süresi 60 günden 30 güne çekilmiştir. Kesin olmayan yanıtlar için ön görme bekleme süresi ise, 6 aydan 4 aya çekilmiştir.</p>

<p>Bu sürelerin son günü, resmi tatil gününe denk gelirse süre, tatili izleyen ilk iş gününün mesai saati bitimine kadar uzamaktadır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><strong>V- </strong><strong>SONUÇ VE ÖZETLE</strong></p>

<p>Son olarak, vergi yargılama hukukunda süreler yukarıda açıklandıktan sonra ıttıla faktörü konusuna değinmek istiyoruz:</p>

<p>İdari yargılama hukukunda olduğu gibi vergi yargılama hukukunda da dava açma süreleri ve bu sürelerin başlama tarihinin saptanması önem taşımaktadır. Vergi yargısında yukarıda açıklandığı gibi prensip olarak yazılı bildirimin yapıldığı tarihi takip eden günden başlamak suretiyle genelde 30 gün içerisinde dava açılmaktadır. Bu süre, bazı özel durumlarda 7 gün olarak dikkate alınabilmektedir. Ancak vergi yargılamasında, idari yargılama usulü yasasının (İYUK) 7. maddesinin 2/b bendinde düzenlenen özel durumlar dışında da ıttıla faktörü “dava açma sürelerinin başlangıcının saptanmasında önemli rol oynamaktadır. Vergilendirmeye ilişkin bir idari işlem tatbikatına başlandıktan sonra ya da düzenleyici işlemlere dayalı olarak bir işlem tesis edildiğinde yeni hukuksal durumlar ortaya çıkmakta ve dava açma müddetinin başlangıcının tespitinde ıttıla (bilgi sahibi olma veya öğrenme) faktörünü gündeme getirmektedir. Bu durumda ıttıla tarihi dava açma süresi yönünden önem taşımaktadır. Örneğin, mükellefin bilgisi dışında komşusuna bırakılan tebligattan daha sonra bir şekilde bilgi sahibi olması halinde bilgi aldığı tarihten itibaren ödeme emrine 15 gün içerisinde dava açılabilecektir. Aynı şekilde, mükellefin bilgisi dışında ilgisiz bir kişiye usulsüz olarak yapılan ihbarname tebligatına ise, mükellefin bu durumdan haberdar olduğu tarihi izleyen tarihten itibaren 30 gün içerisinde dava açılabilir. (bkz. ALPASLAN Mustafa, KAYA Eda, ALPASLAN G. Nazlı, Ödeme Emri, Met Matbaacılık, Ekim,2017)</p>

<p>01.01.2018 tarihinden itibaren ödeme emrine karşı dava açma süresi 7 günden 15 güne çıkartılmıştır.</p>

<p>Danıştay 4. Dairesinin bir kararında, kardeşe yapılan tebliğin geçerli olabilmesi için tebliğ yapılan yerin yükümlünün ikametgahının olması gerektiğini bir kamu alacağının tüzel kişiden mi yoksa kanuni temsilciden mi alınacağını ortaya koymadan kanuni temsilcinin ikametgahında eşine yapılan tebligatın süreyi başlatmayacağını, şirket adına ise tebligatın geçersiz olacağını ve dolayısıyla ıttıla tarihine göre açılan davaların yerinde olacağı hükme bağlanmıştır. <a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazli-gaye-alpaslan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazlı Gaye ALPASLAN"><img alt="Av. Nazlı Gaye ALPASLAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/__0-_8uY8u8aaahhhghaga7aaualYghghaahjggg.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazli-gaye-alpaslan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazlı Gaye ALPASLAN">Av. Nazlı Gaye ALPASLAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> CANDAN Turgut, İdari Yargılama Usul Kanunu, Maliye ve Hukuk Yayınları 2 Baskı, Ekim 2006 Ankara, s.329.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Danıştay 4. Dairesinin 13.11.2006 gün ev E:2005/2134-K:2006/2156 sayılı kararları. (KIZILOT age, Cilt 8, s.1452-1456).</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> 6183 sayılı AATUHK md. 15</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Anayasa Mahkemesi, 8.12.2007 gün ve 26724 sayılı RG’de yayınlanan 18.10.2007 gün ve E:2007/4-K:2007/81 sayılı kararları. Bkz. ilgili yasa 6183 md.36/A.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> KARAKOÇ Yusuf, Vergi Sorunlarının / Uyuşmazlıklarının Çözüm Yolları (Vergi Yargılaması Hukuku), Yetkin Yayınları, 2007, Ankara, s.47.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. VUK 116 ila 124 md.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> 2577 sayılı İYUK md.8.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Dnş. 7. D. nin, 31.10.2000 tarih ve E:2000/3132-K:2000/3015 sayılı kararı.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargilama-hukukunda-vergi-iptal-davasi-acilmasinda-bilgi-alma-tarihinin-onemi-nedir-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/hesapvergi-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="73320"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2026/968 E., 2026/3685 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-06042026-tarihli-2026968-e-20263685-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-06042026-tarihli-2026968-e-20263685-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 06.04.2026 tarihli, 2026/968 E., 2026/3685 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/968 E., 2026/3685 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/550 E., 2023/550 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 08.12.2020 tarihinde davacının sevk ve idaresindeki motosiklet ile davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı kamyonetin karıştığı çift taraflı trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 8.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatı ve 600,00 TL adli tıp raporu ücreti olmak üzere toplam 9.000,00 TL tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talep artırım dilekçesiyle talebini 409.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatı ve 600,00 TL adli tıp raporu ücreti olmak üzere toplam 410.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; maluliyet raporunun hatalı olduğunu, SGK tarafından davaya konu trafik kazası nedeniyle davacıya tazminat ödendiyse bu tutarın hesaplamada dikkate alınması gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kabulü ile 409.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı ve 100,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 409.400,00 TL tazminatın 04.11.2022 tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin vekalet ücretine ilişkin itirazının kabulüne, diğer itirazlarının reddine, Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının hüküm kısmının vekalet ücretine ilişkin bendinin düzeltilmesine, davacı lehine 12.063,20 TL (1/5 oranında) nispi vekalet ücretine hükmedilmesine, hükmün kalan kısmının aynen icrasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet raporunun hatalı olduğunu, davacının kurye olarak çalıştığını, davaya konu kazaya karışan motosikletin davacının işyerine ait olduğunu, davaya konu kazanın iş kazası niteliğinde olduğunu, davacının ceza soruşturması kapsamındaki ifadesinde kazanın iş kazası olarak tutanaklara geçtiğinin belirtildiğini, bu nedenle SGK tarafından davacıya sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı kapsamında yapılan rücuya tabi bir ödeme varsa tazminattan mahsup edilmesi, ödeme yapılmadıysa davacıya SGK’ya başvuru yapması için süre verilmesi gerektiğini, davacının güncel SGK hizmet dökümünün dosyaya sunulması gerektiğini, davacının geçici iş göremezlik süresi boyunca maaş almaya devam ettiğinin tespit edilmesi durumunda davacının geçici iş göremezlik tazminatına ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, SGK tarafından davacıya geçici iş göremezlik tazminatı ödendiyse bu tutarın hesaplamada dikkate alınması gerektiğini, davalının adli tıp raporu ücretinden poliçe teminatı kapsamında sorumlu olmadığını, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, davacının kaza esnasında kask ve koruyu ekipman takmadığını, davacının kaza esnasında kuryelik yaptığını, davacının idaresindeki motosikletin arka kısmında bagaj kutusunun bulunduğunu, davaya konu trafik kazasında davacının aracının arka kısmına çarpılması sonucu söz konusu büyük boy bagaj kutusunun davacının beline çarptığını, davacının yaralanmasının sebebinin bu olduğunu, davacının başka bir yaralanmasının bulunmadığını, dolayısıyla bu kutunun olmaması halinde davacının yaralanmayacağını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı sürücünün sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, maluliyet raporunun mevzuat hükümlerine uygun hazırlanmasına, dosya arasındaki SGK'nın E-73829531-204.01.04-... sayılı yazısında davacının davaya konu trafik kazası nedeniyle sürekli iş göremezlik gelir talebi ile ilgili herhangi bir başvurusunun bulunmadığının belirtilmesine, yine SGK'nın E-10448831-118.01.99-... sayılı yazısına göre davacının davaya konu trafik kazasında yaralanması sebebiyle trafik kazası rücu dosyası bulunmadığının anlaşılmasına, dosyadaki SGK hizmet dökümüne göre davacının 45 günlük geçici iş göremezlik süresi boyunca gelir elde etmediğinin görülmesine, SGK tarafından davacıya 3.120,25 TL geçici iş göremezlik tazminatı ödemesi yapıldığı, eldeki dosyada hükme esas alınan 27.05.2023 tarihli aktüer bilirkişi raporunda davacı için 3.782,73 TL geçici iş göremezlik tazminatı hesaplandığı, buna göre taleple bağlı kalınarak davacı için 100,00 TL geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinde isabetsizlik bulunmamasına, davalının yargılama gideri kapsamında makul gider olarak adli tıp raporu ücretinden sorumlu olmasına, davacının müterafik kusurlu olduğuna ilişkin delil bulunmamasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>06.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-06042026-tarihli-2026968-e-20263685-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="97817"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK MİRAS HUKUKUNDA TEMEL DAVA TÜRLERİ, TEREKENİN TASFİYESİ VE HAK KORUMA MEKANİZMALARI: DOKTRİN TARTIŞMALARI VE YARGITAY İÇTİHATLARI EKSENİNDE BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-miras-hukukunda-temel-dava-turleri-terekenin-tasfiyesi-ve-hak-koruma-mekanizmalari-doktrin-tartismalari-ve-yargitay-ictihatlari-ekseninde-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-miras-hukukunda-temel-dava-turleri-terekenin-tasfiyesi-ve-hak-koruma-mekanizmalari-doktrin-tartismalari-ve-yargitay-ictihatlari-ekseninde-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ

Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında düzenlenen miras hukuku, bireyin ölümü veya gaipliği hâlinde malvarlığının akıbetini tayin eden temel kuralları ihtiva eder. Murisin irade serbestisi ile aile fertlerinin ve saklı paylı mirasçıların ekonomik menfaatlerinin korunması arasındaki hassas deng...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong>GİRİŞ</strong></h3>

<p>Türk Medeni Kanunu (TMK) kapsamında düzenlenen miras hukuku, bireyin ölümü veya gaipliği hâlinde malvarlığının akıbetini tayin eden temel kuralları ihtiva eder. Murisin irade serbestisi ile aile fertlerinin ve saklı paylı mirasçıların ekonomik menfaatlerinin korunması arasındaki hassas denge, miras hukukunun omurgasını oluşturmaktadır. Uygulamada, mirasbırakanın sağlığında gerçekleştirdiği tasarruflar ile ölüme bağlı tasarrufların mirasçıların yasal haklarını zedelemesi yahut miras ortaklığının yönetilememesi neticesinde muhtelif uyuşmazlıklar ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>İşbu çalışma; adli yargı uygulamasında ve miras hukuku pratiğinde en sık karşılaşılan muris muvazaası nedeniyle tapu iptal ve tescil, tenkis, mirasta iade (denkleştirme), vasiyetnamenin iptali ve ortaklığın giderilmesi davalarını mevzuat hükümleri, doktrindeki hâkim görüşler ve yerleşik Yargıtay içtihatları çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır.</p>

<h4><strong>MURİS MUVAZAASI NEDENİYLE TAPU İPTAL VE TESCİL DAVASI</strong></h4>

<p>Mirasbırakan muvazaası (muris muvazaası), mirasbırakanın yasal veya iradi mirasçılarını miras paylarından yoksun bırakmak gayesiyle yaptığı, görünürde satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi gibi ivazlı; gerçekte ise bağışlama niteliği taşıyan karmaşık bir nispi muvazaa türüdür.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak ve Unsurlar</strong></p>

<p>Muris muvazaasının temel dayanağı pozitif bir kanun hükmünden ziyade, yargısal içtihatlarla şekillenmiş ve Türk hukukuna 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile kazandırılmıştır. Doktrinde hâkim görüş (Kocayusufpaşaoğlu, Antalya, Eren) ile Yargıtay uygulaması paralelinde; mirasbırakanın yasal veya atanmış mirasçılarını terekeden mahrum etmek amacıyla gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını tapuda satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi şeklinde temlik etmesi hâlinde ikili bir geçersizlik rejimi doğar. Görünürdeki ivazlı sözleşme tarafların gerçek iradesini yansıtmaması (TBK m. 19 muvazaa) sebebiyle mutlak butlanla; gizli işlem olan bağışlama sözleşmesi ise TMK m. 706, TBK m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 gereğince zorunlu resmi şekil şartına uyulmadığından şekil noksanlığı sebebiyle kesin hükümsüzdür. Doktrinde bir kısım yazarlar bu durumu karmaşık nispi muvazaa olarak nitelendirirken, işlemin baştan itibaren hüküm ifade etmediği ve yolsuz tescil yarattığı hususunda görüş birliği mevcuttur.</p>

<p>Muris muvazaasının varlığından söz edebilmek için dört temel unsurun bir arada bulunması şarttır:</p>

<p>1. Görünürdeki Sözleşme: Muris ile lehtar arasında haricen bağış niteliğinde olan ancak tapuda resmi memur huzurunda genellikle "satış" veya "ölünceye kadar bakma vaadi" şeklinde gösterilen ivazlı sözleşmedir.</p>

<p>2. Muvazaa Anlaşması: Tarafların görünürdeki işlemin hiçbir hüküm ve sonuç doğurmayacağına dair zımni veya sarih mutabakatıdır.</p>

<p>3. Mirasçıları Aldatma Kastı: Murisin asıl gayesinin diğer mirasçıları terekeden mahrum bırakmak olması gerekir.</p>

<p>4. Gizli Sözleşme: Tarafların gerçek iradelerine uyan bağışlama sözleşmesidir; ne var ki bu işlem TMK m. 706, Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 237 ve Tapu Kanunu m. 26 gereğince zorunlu olan resmi şekil şartına uyulmadığından geçersizdir.</p>

<p><strong>Dava Hakkı, İspat Yükü ve Deliller</strong></p>

<p>01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı çerçevesinde; muris muvazaası davasını saklı pay sahibi olsun ya da olmasın __tüm yasal mirasçılar, atanmış mirasçılar ve evlatlıklar__ açabilir. Davacı mirasçılar, murisin halefi sıfatıyla değil, kendi mirasçılık haklarına dayanan "üçüncü kişi" sıfatıyla hareket ettiklerinden, Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) uyarınca muvazaa iddiasını tanık dahil her türlü hukuki delille ispatlayabilirler; senetle ispat kuralı (HMK m. 200) bu uyuşmazlıklarda uygulanmaz.</p>

<p>Yargıtay yerleşik uygulamasında muvazaa olgusunun tespiti için birtakım fiili karineleri ve somut olguları aramaktadır:</p>

<p>• Yöre gelenek ve görenekleri,</p>

<p>• Toplumsal ve ailevi eğilimler (örneğin erkek çocuklara mal kaçırma saiki),</p>

<p>• Murisin sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Davalının alım gücünün olup olmadığı,</p>

<p>• Taşınmazın tapudaki resmi devir bedeli ile devir tarihindeki gerçek rayiç değeri arasındaki fahiş fark,</p>

<p>• Murisin satıştan elde ettiği semenin banka hesaplarına girip girmediği yahut bu bedelle yeni bir tasarruf yapılıp yapılmadığı.</p>

<p>Muvazaa ile illetli temliklerde mülkiyet alıcıya hukuken hiç geçmediğinden, yolsuz tescile dayanan tapu iptal ve tescil davası ayni hakka dayalı olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi olmaksızın her zaman ikame edilebilir. Nitekim Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ve Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere; mirasbırakanın yaptığı temlikte 'mirasçıdan mal kaçırma' (muris muvazaası) kastının bulunup bulunmadığı araştırılırken yalnızca devir tarihindeki bedel farkına bakılmamalı; murisin ekonomik durumu, taşınmaz satma ihtiyacının bulunup bulunmadığı, taşınmazın bakım, gözetim veya minnet duygusuyla devredilip devredilmediği bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Şayet mirasbırakan taşınmazı kendisiyle ilgilenen, bakımını üstlenen çocuğuna ya da üçüncü kişiye minnet veya bakım borcunu ifa gayesiyle temlik etmişse, Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca mirasçıları aldatma kastının bulunmadığı kabul edilmekte ve davanın reddi gerekmektedir.</p>

<h4><strong>SAKLI PAYIN KORUNMASI VE TENKİS DAVASI</strong></h4>

<p>Mirasbırakan, terekesi üzerinde tasarruf özgürlüğüne sahip olmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Kanun koyucu, mirasbırakanın belirli yakınlarını korumak amacıyla saklı pay müessesesini tesis etmiştir.</p>

<p><strong>Saklı Pay ve Tasarruf Oranları</strong></p>

<p>TMK m. 505 uyarınca, mirasbırakanın tasarruf nisabı, saklı paylı mirasçıların saklı payları mahsup edildikten sonra kalan kısımdır. <strong>TMK m. 506</strong> hükmüne göre saklı pay oranları şu şekildedir:</p>

<p>• Altsoy için: Yasal miras payının yarısı (1/2),</p>

<p>• Ana ve babadan her biri için: Yasal miras payının dörtte biri (1/4),</p>

<p>• Sağ kalan eş için: Altsoy veya ana-baba zümresiyle birlikte mirasçı olması hâlinde yasal miras payının tamamı (1/1); diğer hâllerde yasal miras payının dörtte üçü (3/4).</p>

<p><i>(Not: Mülga 5650 sayılı Kanun ile 10.05.2007 tarihinden itibaren kardeşlerin saklı payı yürürlükten kaldırılmıştır.)</i></p>

<p><strong>Tenkis Davasının Hukuki Niteliği ve Şartları</strong></p>

<p>Tenkis davası, mirasbırakanın tasarruf özgürlüğü sınırlarını aşarak saklı payları zedelemesi hâlinde, saklı pay sahibi mirasçılar tarafından açılan ve tasarruf edilebilir kısmı aşan tasarrufların kanuni sınıra çekilmesini sağlayan yenilik doğuran (inşai) nitelikte bir davadır (<strong>TMK m. 560 vd.</strong>).</p>

<p>Tenkise tabi tasarruflar iki ana grupta toplanır:</p>

<p>1. Ölüme bağlı tasarruflar: Mirasbırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesi ile yaptığı karşılıksız kazandırmalar (TMK m. 563).</p>

<p>2. Sağlararası karşılıksız kazandırmalar: TMK m. 565'te sınırlı sayıda sayılan; serbestçe dönülebilecek bağışlamalar, murisin ölümünden önceki bir yıl içinde yaptığı olağan hediyeler dışındaki kazandırmalar, saklı pay kurallarını etkisiz kılmak amacıyla yapılan kazandırmalar ile tasfiye maksatlı devirler.</p>

<p>Tenkis davasında tenkis hesabı (net terekenin tespiti) teknik ve usuli titizlik gerektirir. Murisin ölüm tarihindeki aktif malvarlığı tespit edilir; borçlar, cenaze masrafları, terekenin mühürlenmesi ve yazımı giderleri ile murisle birlikte yaşayanların üç aylık geçim giderleri (TMK m. 507) düşüldükten sonra net tereke bulunur. Bu meblağa tenkise tabi sağlararası kazandırmalar eklenerek tasarruf edilebilir oran ve zedelenen saklı pay miktarı matematiksel olarak hesaplanır.</p>

<p><strong>Hak Düşürücü Süreler</strong></p>

<p><strong>TMK m. 571</strong> uyarınca tenkis davası;</p>

<p>• Saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve</p>

<p>• Her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda ise mirasın açılması (ölüm) tarihinden başlayarak on yıl geçmekle düşer.</p>

<p>Buna mukabil, tenkis iddiası def'i yoluyla ileri sürüldüğünde herhangi bir hak düşürücü süreye tabi değildir; saklı paylı mirasçılar kendilerinden tenkise tabi tasarrufun ifası talep edildiği her aşamada def'i hakkını ileri sürebilirler (TMK m. 571/3). Doktrinde (Dural/Öz, İnan/Ertaş/Albayrak) ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin istikrarlı kararlarında belirtildiği üzere; tenkis davasında hâkim, net tereke tutarını murisin ölüm tarihindeki rayiçler üzerinden hesaplamalı, saklı pay zedelenmesini matematiksel olarak netleştirmelidir. Özellikle TMK m. 564 kapsamında bölünmesi kabil olmayan bir malın tenkisi söz konusu olduğunda, tasarruf lehine yapılan davalıya 'bedelini ödeyerek malı muhafaza etme' veya 'malı terekeye vererek tasarruf edilebilir kısmın bedelini nakden alma' hakkı tanıyan tercih hakkı prosedürü mahkemece re'sen gözetilmek zorundadır.</p>

<h4><strong>MİRASTA İADE (DENKLEŞTİRME) DAVASI</strong></h4>

<p>Mirasta iade veya denkleştirme müessesesi, mirasbırakanın sağlığında yasal mirasçılarına karşılıksız olarak yaptığı bazı kazandırmaların, terekenin mirasçılar arasında eşit ve adil biçimde paylaştırılmasını temin etmek üzere terekeye geri verilmesini veya paylarına mahsup edilmesini düzenler (<strong>TMK m. 669 vd.</strong>).</p>

<p><strong>Hukuki Niteliği ve Kapsamı</strong></p>

<p>Denkleştirme, murisin hayatta iken mirasçılarına yaptığı kazandırmaların bir 'miras payına mahsuben avans' niteliğinde olduğu kanuni varsayımına dayanır. Doktrinde (İmre, Dural/Öz) mirasbırakanın asıl iradesinin mirasçıları arasında dengeyi korumak olduğu, bu nedenle altsoya yapılan kazandırmalarda ivazsızlığın asıl, bağışlamadan muaf tutmanın ise istisna teşkil ettiği kabul edilmektedir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere; miras ortaklığının tasfiyesinde veya paylaşma davasında öncelikle denkleştirmeye tabi bir kazandırmanın bulunup bulunmadığı saptanmalı, tereke aktifine dahil edilecek bu değerler üzerinden miras payları belirlenmelidir. Denkleştirme borçlusu mirasçı, dilerse aldığını aynen iade eder, dilerse payından fazlasını terekeye nakden ödeyerek malı muhafaza eder (TMK m. 671).</p>

<p>Kanun koyucu denkleştirmede ikili bir ayrım benimsemiştir:</p>

<p>1. Altsoy Bakımından (TMK m. 669/2): Altsoy lehine yapılan kuruluş sermayesi, çeyiz, malvarlığının devri, borçtan kurtarma gibi tasarrufların miras payına mahsuben yapıldığı kanuni karinedir. Mirasbırakan bu kazandırmanın denkleştirmeden muaf olduğunu açıkça belirtmediği müddetçe __iade zorunludur__.</p>

<p>2. Diğer Yasal Mirasçılar Bakımından (TMK m. 669/1): Altsoy dışındaki yasal mirasçılar bakımından ise kural tersinedir. Karşılıksız bir kazandırmanın denkleştirmeye tabi tutulabilmesi için mirasbırakanın bu yönde açık bir irade beyanı bulunmalıdır.</p>

<p><strong>Denkleştirmenin İstisnaları</strong></p>

<p>TMK m. 674 ve m. 675 hükümleri gereğince;</p>

<p>• Çocukların eğitimi ve öğrenimi için yapılan olağan giderler (aşırı olmamak şartıyla),</p>

<p>• Evlenme sırasında yapılan mutat çeyiz ve düğün harcamaları,</p>

<p>• Örf ve âdete uygun mutat hediyeler denkleştirmeye tabi tutulamaz.</p>

<p><strong>Tenkis ile Denkleştirme Arasındaki Temel Farklar</strong></p>

<p>Doktrin ve yargı uygulamasında tenkis ile denkleştirme sıklıkla karıştırılsa da iki kurum mahiyetleri ve uygulama alanları itibarıyla kesin sınırlarla birbirinden ayrılır: Yargıtay uygulamasında kabul edildiği üzere, mirasçı dava dilekçesinde öncelikle denkleştirme (mirasta iade), bunun kabul görmemesi hâlinde kademeli (terditli) olarak tenkis talebinde bulunabilir.</p>

<p>• Tenkis, saklı payın ihlali hâlinde hem yasal hem atanmış mirasçılar yahut üçüncü kişiler aleyhine açılabilirken; denkleştirme kural olarak yalnızca __yasal mirasçılar__ arasında cereyan eder.</p>

<p>• Tenkis talebinde bulunabilmek için saklı payın ihlal edilmiş olması zaruridir; denkleştirmede ise saklı pay zedelenmese dahi miras paylarının kanuni eşitliğini sağlamak üzere kazandırmanın terekeye iadesi talep edilir.</p>

<h4><strong>ÖLÜME BAĞLI TASARRUFLARIN İPTALİ: VASİYETNAMENİN İPTALİ DAVASI</strong></h4>

<p>Vasiyetname, mirasbırakanın son arzularını içeren, tek taraflı ve ölümünden sonra hüküm ifade eden şekle bağlı bir hukuki işlemdir. Murisin serbest iradesini yansıtmayan veya kanunun öngördüğü emredici kurallara aykırı olarak tanzim edilen vasiyetnameler iptal davasına konu teşkil eder.</p>

<p><strong>İptal Sebepleri (TMK m. 557)</strong></p>

<p>Kanunda öngörülen iptal sebepleri tahdidi (sayılı) nitelikte olup şunlardır:</p>

<p>1. Ehliyetsizlik (TMK m. 557/1): Vasiyetçinin tanzim tarihinde fiil ehliyetine, bilhassa ayırt etme gücüne sahip olmaması durumudur. TMK m. 502 uyarınca vasiyet yapabilmek için ayırt etme gücüne sahip olmak ve on beş yaşını doldurmuş bulunmak şarttır.</p>

<p>2. İrade Sakatlıkları (TMK m. 557/2): Tasarrufun yanılma (hata), aldatma (hile), korkutma (ikrah) veya cebir etkisi altında yapılmış olmasıdır.</p>

<p>3. Hukuka ve Ahlaka Aykırılık (TMK m. 557/3): Tasarrufun içeriğinin, bağlanan koşulların veya yüklemelerin hukuka ya da ahlaka aykırı olmasıdır.</p>

<p>4. Şekil Noksanlığı (TMK m. 557/4): Vasiyetnamenin kanunda öngörülen resmi (TMK m. 532-537), el yazılı (TMK m. 538) veya sözlü (TMK m. 539-541) şekil şartlarına riayet edilmeksizin düzenlenmesidir. Özellikle el yazılı vasiyetnamelerde metnin tamamının, tanzim tarihinin (gün, ay, yıl) ve imzanın murisin bizzat el yazısıyla olması mutlak geçerlilik koşuludur.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi ve Hukuki Sonuçları</strong></p>

<p>Vasiyetnamenin iptali davası, tasarrufun iptal edilmesinde menfaati bulunan mirasçı veya vasiyet alacaklısı tarafından açılır. <strong>TMK m. 559</strong> uyarınca hak düşürücü süreler:</p>

<p>• Davacının tasarrufu, iptal sebebini ve kendisinin hak sahibi olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak bir yıl,</p>

<p>• Her hâlde vasiyetnamelerin açılması tarihinden başlayarak iyi niyetli davalılara karşı on yıl, iyi niyetli olmayan davalılara karşı yirmi yıldır.</p>

<p>Mahkemece verilen iptal kararı geçmişe etkili (makabline şamil) olarak tasarrufu tanzim tarihinden itibaren hükümsüz kılar. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları uyarınca; ehliyetsizlik iddiasına dayalı vasiyetnamenin iptali davalarında, murisin tasarruf tarihindeki tüm tıbbi evrak, hasta tabelası ve raporları celbedilerek dosyanın Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kuruluna sevk edilmesi ve fiil ehliyetinin tasarruf anında bulunup bulunmadığının tereddütsüz tespiti zorunludur; tanık beyanlarıyla ehliyetsizlik raporu aşılamaz. Benzer şekilde el yazılı vasiyetnamelerde tanzim tarihinin (gün, ay, yıl) bulunmaması veya murisin el yazısıyla yazılmamış olması mutlak butlan sebebi sayılmakta, tarih içermeyen vasiyetnameler Yargıtay denetiminde doğrudan iptal edilmektedir.</p>

<h4><strong>MİRAS ORTAKLIĞININ TASFİYESİ: ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ (İZALE-İ ŞÜYU) DAVASI</strong></h4>

<p>Mirasbırakanın ölümüyle birlikte terekede yer alan bütün hak ve borçlar, mirasın taksimine kadar mirasçılara kendiliğinden geçer ve tereke üzerinde <strong>elbirliği mülkiyeti (iştirak hâlinde mülkiyet)</strong> kurulur (TMK m. 640). Elbirliği mülkiyetinde mirasçıların münferit tasarruf yetkisi bulunmayıp kararlar oy birliğiyle alınır.</p>

<p><strong>Ortaklığın Giderilmesi Yolları (TMK m. 642)</strong></p>

<p>Mirasçılardan her biri, sözleşme veya kanun gereğince ortaklığı sürdürmekle yükümlü olmadıkça, her zaman miras ortaklığının giderilmesini talep edebilir. HMK m. 4 uyarınca Sulh Hukuk Mahkemesinin görev alanına giren işbu davada paylaşma iki şekilde gerçekleşir; ancak Yargıtay (kapatılan) 14. Hukuk Dairesi ve güncel temyiz mercii kararlarında istikrarlı şekilde belirtildiği üzere, öncelik daima aynen taksimdedir. Taşınmazın aynen taksimi mümkün iken doğrudan satışa karar verilemez. Satış kararı verilmesi zorunlu hâllerde ise satışın yalnızca paydaşlar arasında yapılması, istisnasız tüm paydaşların oy birliğiyle bu yönde muvafakat bildirmesine bağlıdır; paydaşlardan birinin dahi rıza göstermemesi durumunda açık artırma kamuya açık olarak icra edilir.</p>

<p>1. Aynen Taksim Suretiyle Giderme: Taşınmaz veya malvarlığı unsurlarının fiziksel, imar mevzuatına ve ekonomik bütünlüğüne halel gelmeksizin mirasçılar arasında payları oranında aynen bölüştürülmesidir. Kat mülkiyeti kurulması mümkün olan yapılarda kat mülkiyeti tesisi yoluyla da aynen taksim sağlanabilir.</p>

<p>2. Satış Suretiyle Giderme: Taşınmazın aynen taksiminin fiilen veya hukuken mümkün olmaması ya da tarafların anlaşamaması hâlinde, mahkemece tereke unsurunun icra dairesi vasıtasıyla açık artırma yoluyla satılarak bedelinin mirasçılara hisseleri nispetinde dağıtılmasıdır.</p>

<h4><strong>SONUÇ</strong></h4>

<p>Türk Miras Hukuku, murisin tasarruf hürriyeti ile ailevi dayanışma ve hakkaniyet ilkeleri arasında hassas bir denge üzerine inşa edilmiştir. Uygulamada görüldüğü üzere;</p>

<p>1. Muris muvazaası davaları, zamanaşımına tabi olmaksızın 01.04.1974 tarihli ve 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda görünürdeki işlemin geçersizliğine dayanırken;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Tenkis davaları, mirasbırakanın tasarruf sınırını aşarak saklı payı zedelemesini konu alan ve TMK m. 571'deki katı hak düşürücü sürelere tabi olan tasarruflardır.</p>

<p>3. Mirasta iade davaları, yasal mirasçılar arasındaki adalet ve eşitliği hedefleyen mahsup mekanizmasıdır.</p>

<p>4. Vasiyetnamenin iptali davası, ölüme bağlı tasarrufların geçerlilik şartlarına aykırılığını denetlerken;</p>

<p>5. Ortaklığın giderilmesi davası, elbirliği mülkiyetinin yarattığı tıkanıklığı çözerek terekenin tasfiyesini nihayete erdirir.</p>

<p>Miras uyuşmazlıklarında hak kayıplarının önlenmesi; uyuşmazlığın niteliğinin doğru teşhis edilmesine, tenkis ile muvazaa taleplerinin terditli olarak ileri sürülmesindeki usuli ayrımların gözetilmesine ve kanuni hak düşürücü sürelerin titizlikle takip edilmesine bağlıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-miras-hukukunda-temel-dava-turleri-terekenin-tasfiyesi-ve-hak-koruma-mekanizmalari-doktrin-tartismalari-ve-yargitay-ictihatlari-ekseninde-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/sozlesme-teraz.jpg" type="image/jpeg" length="36798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FON KRİZLERİNDE MAĞDURLARI KORUYACAK VE PİYASA GÜVENİNİ TESİS EDECEK KANUN TASLAĞI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-krizlerinde-magdurlari-koruyacak-ve-piyasa-guvenini-tesis-edecek-kanun-taslagi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-krizlerinde-magdurlari-koruyacak-ve-piyasa-guvenini-tesis-edecek-kanun-taslagi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1. Neden Özel Bir Kanuna İhtiyaç Duyulmaktadır?

Finansal piyasaların derinleşmesi, sürdürülebilirliği ve tabana yayılması; anayasal birer güvence olan iktisadi güven ile hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin eksiksiz bir şekilde tesis edilmesine bağlıdır. Ancak son dönemde sermaye piy...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Neden Özel Bir Kanuna İhtiyaç Duyulmaktadır?</strong></p>

<p>Finansal piyasaların derinleşmesi, sürdürülebilirliği ve tabana yayılması; anayasal birer güvence olan iktisadi güven ile hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerinin eksiksiz bir şekilde tesis edilmesine bağlıdır. Ancak son dönemde sermaye piyasalarımızda yaşanan fon krizleri, iktisadi güvene ağır zarar vermiştir. Mevcut mevzuatımız ise bu güvenin yeniden tesisinde ve zarar gören yatırımcıların korunmasında yetersiz kalmaktadır.</p>

<p>Mevcut yasal çerçeve ve genel tasfiye hükümleri, finansal krizlerin yarattığı tahribatları ve bilgi asimetrisinden doğan hak ihlallerini gidermede yetersiz kalmaktadır. Genel hükümler uyarınca yürütülen bir tasfiye süreci, adaleti sağlamak bir yana, mağduriyetleri daha da derinleştiren bir araca dönüşmektedir. Yürürlükteki mevzuat, kriz anında içeriden edindiği gizli bilgilerle erkenden katılma payı iade talimatı vererek fondan çıkan imtiyazlı azınlığı adeta "korunan alacaklı" konumuna getirmektedir. Şöyle ki; krizin eşik tarihi öncesinde Türkiye Elektronik Fon Dağıtım Platformu (TEFAS) üzerinden katılma payı satış talimatı veren yatırımcılar, alacaklarını kriz öncesindeki cari fiyat üzerinden sabitleyerek fona karşı muaccel alacaklı haline gelmiştir. Buna karşılık, kamuyu aydınlatma belgelerini anlık olarak takip etme imkânı bulunmayan ve kamusal denetime güvenerek fonunda bekleyen dürüst yatırımcı ise tasfiye masasının inisiyatifine terk edilmekte; bir başka ifadeyle "zarara katlanan ortak" konumuna itilmektedir.</p>

<p>Ayrıca mevcut düzenlemelerde enflasyon farkı ödenmesine dair açık bir hüküm bulunmadığından, yüksek enflasyon karşısında paranın alım gücü erimektedir. Yatırımcının reel sermayesini koruyacak bir "Enflasyon Kalkanı" ancak özel bir kanun hükmüyle tesis edilebilir. Yapılacak düzenleme ile küçük yatırımcıların fona yatırdıkları anaparalar, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ilan edilen Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranında güncellenerek reel değer üzerinden güvenceye alınmalıdır.</p>

<p>Devlet, yaptığı bu ödemeler karşılığında zarar görenin halefi olacağından, zarar verenlere karşı doğrudan rücu davası açma hakkını elde edecektir. Bu yöntemin en önemli avantajlarından biri de ispat kolaylığıdır; zarar gören küçük yatırımcıların devasa finansal kuruluşların veya piyasayı manipüle eden aktörlerin kusurlarını, hilelerini ya da ihmallerini tek başlarına delillendirmeleri son derece zorken, devletin elindeki imkânlarla bunu ispat etmesi çok daha kolaydır. Devlet, bu yolla sermaye piyasası sistemine olan güveni de ayakta tutmuş olur. Zira kusur tespiti, bilirkişi raporları ve temyiz süreçleri nedeniyle tazminat davaları yıllarca sürebilmektedir. Geç gelen adalet, özellikle nakit ihtiyacı olan küçük yatırımcı için işlevini yitirmekte ve mağduriyeti derinleştirmektedir.</p>

<p>Ayrıca devletin ödediği limitin üzerinde kalan zararlar için yatırımcı, kusurlu tarafa karşı mahkemelerde hakkını aramaya devam edebilir. Bu sayede, devletin ve zarar görenlerin birlikte açacağı davalar ile daha etkili bir savunma yapılmış olur.</p>

<p>Açılacak davalar, gerek devlet gerekse zarar görenler tarafından sadece fonlar aleyhine değil; onlarla birlikte, müteselsil sorumluluk esaslarına göre Portföy Yönetim Şirketlerinin (PYŞ) yöneticilerine ve hâkim ortaklarına karşı da yöneltilmelidir. Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi olmayan ticaret şirketlerinin ortak ve yöneticileri, Türk Ticaret Kanunu hükümleri uyarınca tüzel kişiliğin perdesi arkasına sığınabilirken; Sermaye Piyasası Kanunu’na tabi fon şirketlerinin ortak ve yöneticilerinin bazı hallerde, şirketle birlikte zarar görenlere karşı şahsi sorumluluğu da kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda;</p>

<p>· Kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan bilgilerin yanlış, yanıltıcı veya eksik olması durumunda (m. 32),</p>

<p>· Halka açık ortaklıklar ve kolektif yatırım kuruluşlarının; hâkim ortakları, yöneticileri veya bunlarla ilişkili olan kişiler lehine, emsallerine göre bariz şekilde farklı fiyat, şart veya vadelerle ticari işlemlerde bulunarak şirketin kârını ya da mal varlığını azaltması durumunda,</p>

<p>· Yöneticilerin veya hâkim ortakların "insider trading" (içsel bilgi ticareti) veya manipülasyon (piyasa dolandırıcılığı) suçlarını işlemesi durumunda (m. 106 ve m. 107),</p>

<p>bu hükümlere aykırı hareket eden hâkim ortaklar ve işlemi onaylayan şirket yöneticileri şahsi mal varlıklarıyla sorumlu olur. Ayrıca sermaye piyasası hukukunda "Bilgi Suistimali" (Insider Trading) olarak adlandırılan suçta, sadece şirketin içindeki yöneticiler veya çalışanlar değil; bu kişilerden kamuya açıklanmamış içsel bilgiyi alan ve bu bilgiye dayanarak pay alım-satımı yapan kişiler de doğrudan fail olarak kabul edilir (Karasu, Rauf; AÜHF Dergisi, 2003, Cilt 52, Sayı 4, s. 299-334).</p>

<p>Bu nedenle; fonu kötü yöneten, varlıkları manipülatif veya likiditesi düşük hisselerle dolduran portföy yönetim şirketinin hakim ortakları ve yönetim kurulu üyeleri, kişisel mal varlıklarıyla ve şirket özkaynaklarıyla müteselsil olarak sorumlu kılınmalıdır. Yatırımcıların zararları, öncelikle kusurlu PYŞ'den ve içeriden bilgi alanların müsadere edilen mal varlıklarından karşılanmalıdır.</p>

<p>Sermaye piyasalarının işleyişindeki en ağır suçlardan biri, asimetrik bilgi akışı vasıtasıyla dürüst yatırımcılar aleyhine haksız menfaat temin edilmesidir (içeriden öğrenenlerin ticareti / insider trading). Krizin somutlaştığı kesim tarihinin hemen öncesinde sistemde gözlemlenen olağan dışı ve yoğun satış talimatlarının kaynağı, idari ve adli incelemeye tabi tutulmalıdır.</p>

<p>Siyasi nüfuz sahibi kişilerin, üst düzey kamu görevlilerinin veya bunların yakınlarının kurumsal çöküş bilgilerine önceden vakıf olup olmadıkları ivedilikle aydınlatılmalıdır. İçeriden bilgi sızdırma yoluyla haksız avantaj sağladığı yargısal ve idari incelemelerle tespit edilen kişi ve odakların fiktif veya yüksek fiyatlı satış emirleri geriye dönük olarak geçersiz sayılmalı; payları, tasfiye sürecindeki en düşük fiili piyasa değeri üzerinden hesaplanmalıdır. Bu yolla elde edilen tüm haksız kazançlar müsadere edilerek Takasbank bünyesinde kurulacak *"Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzu"*na aktarılmalı ve bilgi ağının dışında kalan dürüst vatandaşların zararlarının karşılanmasında kullanılmalıdır.</p>

<p><strong>2) Hazırlanacak Kanun taslağı içeriği nasıl olmalıdır </strong></p>

<p><strong>Sermaye Piyasası Kanununda Değişiklik Yapılması ve Sermaye Piyasası Fon Krizlerinde Küçük Yatırımcıların Korunması Hakkında Kanun Teklifi Taslağı</strong></p>

<p><strong>GENEL GEREKÇE</strong></p>

<p>Finansal piyasaların derinleşmesi, sürdürülebilirliği ve tabana yayılması; anayasal bir güvence olan iktisadi güven ve hukuki belirlilik/öngörülebilirlik ilkelerinin eksiksiz tesis edilmesine bağlıdır. Ancak son dönemde sermaye piyasalarımızda yaşanan fon krizleri, iktisadi güvene ağır zarar vermiştir.</p>

<p>Yürürlükteki genel tasfiye hükümleri ve mevcut mülga/cari mevzuat, kriz anında içeriden edindiği gizli bilgilerle erkenden katılma payı iade talimatı vererek fondan çıkan imtiyazlı azınlığı adeta "korunan alacaklı" konumuna getirmektedir. Buna karşılık kamuyu aydınlatma belgelerini anlık takip etme imkânı bulunmayan, kamusal denetime güvenerek fonunda bekleyen dürüst ve küçük yatırımcı ise tasfiye masasının inisiyatifine terk edilmekte; "zarara katlanan ortak" konumuna itilmektedir. Kusur tespiti, bilirkişi raporları ve temyiz süreçleri nedeniyle tazminat davalarının yıllarca sürmesi, adaleti geciktirmekte ve mağduriyeti derinleştirmektedir.</p>

<p>Bu Kanun teklifi ile; kriz dönemlerinde asimetrik bilgi akışı vasıtasıyla (insider trading) yapılan haksız işlemler geriye dönük olarak geçersiz kılınmakta, küçük yatırımcıların anaparaları TÜİK tarafından ilan edilen TÜFE oranında bir <strong>"Enflasyon Kalkanı"</strong> ile güvenceye alınmakta, devletin mağdurlara yapacağı ödemeler sonrası kusurlu aktörlere (PYŞ yöneticileri ve hâkim ortakları) müteselsilen şahsi mal varlıklarıyla rücu edebilmesinin önü açılmakta ve Takasbank bünyesinde bir <strong>"Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzu"</strong> kurulması amaçlanmaktadır.<strong> </strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE METİNLERİ</strong></p>

<p><strong>Amaç ve Kapsam</strong><br />
<strong>MADDE 1 –</strong> (1) Bu Kanunun amacı; sermaye piyasalarında faaliyet gösteren yatırım fonlarının tasfiyesi veya krize girmesi durumunda, bilgi asimetrisinden kaynaklanan hak ihlallerini önlemek, küçük yatırımcıların birikimlerini enflasyon karşısında korumak, kusurlu piyasa aktörlerinin şahsi sorumluluklarını tesis etmek ve devletin rücu mekanizması ile piyasa güvenini yeniden inşa etmektir.<br />
(2) Bu Kanun, Sermaye Piyasası Kanununa tabi yatırım fonlarını, portföy yönetim şirketlerini, bunların yöneticilerini, hâkim ortaklarını, içeriden bilgi ticareti ve manipülasyon yoluyla menfaat sağlayan üçüncü kişileri ve mağdur olan yatırımcıları kapsar.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong><br />
<strong>MADDE 2 –</strong> (1) Bu Kanunun uygulanmasında;</p>

<p>· <strong>Kriz Eşik Tarihi:</strong> Fonun mali bünyesinin bozulduğunun, taahhütlerini yerine getiremediğinin veya tasfiye sürecinin idari/adli makamlarca fiilen başlatıldığının tespit edildiği tarih ve saati,</p>

<p>· <strong>Küçük Yatırımcı:</strong> Sermaye Piyasası Kurulu düzenlemelerine göre nitelikli yatırımcı sıfatını haiz olmayan gerçek ve tüzel kişileri,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong>Havuz:</strong> İstanbul Takas ve Saklama Bankası A.Ş. (Takasbank) bünyesinde kurulacak Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzunu,</p>

<p>· <strong>PYŞ:</strong> Portföy Yönetim Şirketini,<br />
ifade eder.</p>

<p><strong>Enflasyon Kalkanı ve Küçük Yatırımcının Korunması</strong><br />
<strong>MADDE 3 –</strong> (1) Tasfiye edilen veya mali yapısı çöken yatırım fonlarında, küçük yatırımcıların fona yatırdıkları anaparalar kamusal güvence altındadır.<br />
(2) Tasfiye edilen fonların içindeki varlıkların piyasa değerinin küçük yatırımcıların anaparasını karşılamaya yetmediği hâllerde, aradaki fark Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından ilan edilen Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) oranında güncellenerek reel değer üzerinden hesaplanır ve 5 inci maddede belirtilen Havuzdan mağdurlara derhal ödenir.</p>

<p><strong>Geriye Dönük İşlemlerin Geçersizliği ve İnceleme</strong><br />
<strong>MADDE 4 –</strong> (1) Kriz eşik tarihinin hemen öncesinde sistemde gözlemlenen olağan dışı ve yoğun satış/katılma payı iade talimatları, idari ve adli incelemeye tabi tutulur.<br />
(2) Siyasi nüfuz sahibi kişilerin, üst düzey kamu görevlilerinin veya bunların yakınlarının ve diğer şüpheli aktörlerin kurumsal çöküş bilgilerine önceden vakıf olarak (içeriden öğrenenlerin ticareti / insider trading) veya manipülasyon yoluyla fona verdikleri fiktif veya yüksek fiyatlı satış emirleri geriye dönük olarak geçersiz sayılır.<br />
(3) Bu kapsamda haksız avantaj sağladığı tespit edilen kişilerin payları, tasfiye sürecindeki en düşük fiili piyasa değeri üzerinden hesaplanır. Elde edilen tüm haksız kazançlar müsadere edilerek 5 inci maddede düzenlenen Havuza aktarılır.</p>

<p><strong>Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzu</strong><br />
<strong>MADDE 5 –</strong> (1) Küçük yatırımcıların zararlarının süratle tazmin edilmesi amacıyla Takasbank bünyesinde "Küçük Yatırımcıyı Koruma ve Mağduriyet Tazmin Havuzu" kurulur.<br />
(2) Havuzun gelirleri; içeriden bilgi sızdırma ve manipülasyon suçlarından müsadere edilen mal varlıkları ve haksız kazançlar, kusurlu PYŞ özkaynaklarından aktarılan tutarlar ve kanunla belirlenecek diğer kamusal kaynaklardan oluşur.</p>

<p><strong>Devletin Halefiyeti ve Müteselsil Şahsi Sorumlulukla Rücu</strong><br />
<strong>MADDE 6 –</strong> (1) Devlet, Havuz vasıtasıyla küçük yatırımcılara yaptığı ödemeler tutarında zarar görenlerin haklarına kendiliğinden halef olur.<br />
(2) Devlet, ödediği tutarların tahsili amacıyla, zarara sebebiyet veren portföy yönetim şirketine (PYŞ), bu şirketin yönetim kurulu üyelerine, yöneticilerine ve hâkim ortaklarına karşı müteselsil sorumluluk esaslarına göre doğrudan rücu davası açar.<br />
(3) Fonu kötü yöneten, kamuyu aydınlatma belgelerinde yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgi sunan, fon varlıklarını manipülatif veya likiditesi düşük hisselerle dolduran PYŞ'nin hâkim ortakları ve yöneticileri, tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınamazlar; şahsi mal varlıklarıyla da zarardan müteselsilen ve sınırsız sorumludurlar.<br />
(4) Küçük yatırımcıların devlet tarafından ödenen limitlerin üzerinde kalan zararları var ise, kusurlu taraflara karşı yargı mercilerinde dava açma hakları saklıdır. Devlet ve yatırımcılar bu davaları birlikte yürütebilirler.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong><br />
<strong>MADDE 7 –</strong> Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer ve yürürlük tarihi itibarıyla tasfiye süreci henüz tamamlanmamış (derdest) olan tüm yatırım fonlarına ve bu fonlarda kriz/tasfiye tarihinden önceki 30 gün içinde gerçekleştirilen şüpheli işlemlere uygulanır.</p>

<p><br />
<img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-krizlerinde-magdurlari-koruyacak-ve-piyasa-guvenini-tesis-edecek-kanun-taslagi</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/fon-kriz.jpg" type="image/jpeg" length="51241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MOTOKURYE KAZASINDA MALULİYET TAZMİNATI VE SGK MAHSUBU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motokurye-kazasinda-maluliyet-tazminati-ve-sgk-mahsubu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motokurye-kazasinda-maluliyet-tazminati-ve-sgk-mahsubu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MOTOKURYE KAZASINDA MALULİYET TAZMİNATI VE SGK MAHSUBU

Trafik Kazası Aynı Zamanda İş Kazası Olduğunda Zorunlu Trafik Sigortacısının Sorumluluğu, Rücuya Tabi Ödemelerin İndirimi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025-2026 Uygulaması



GİRİŞ

Motosiklet, son yıllarda Türkiye trafiğinin en hızl...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>MOTOKURYE KAZASINDA MALULİYET TAZMİNATI VE SGK MAHSUBU</strong></p>

<p><strong><i>Trafik Kazası Aynı Zamanda İş Kazası Olduğunda Zorunlu Trafik Sigortacısının Sorumluluğu, Rücuya Tabi Ödemelerin İndirimi ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025-2026 Uygulaması</i></strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Motosiklet, son yıllarda Türkiye trafiğinin en hızlı büyüyen unsuru oldu. 21.09.2026 tarihinde basına yansıyan TÜİK ve İçişleri Bakanlığı verilerine göre trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı yaklaşık 7,6 milyona ulaşmış; 2026 yılının ilk dört ayında meydana gelen 138.833 ölümlü ve yaralanmalı kazanın 69.131'inde bir motosiklet yer almıştır. Anadolu Ajansının 06.04.2026 tarihli haberine göre ise 2025 yılında meydana gelen 288.318 trafik kazasının yüzde 50,2'sine motosikletler karışmıştır. Bu tablonun önemli bir bölümünü, paket servisi ve hızlı teslimat sektöründe çalışan motokuryeler oluşturmaktadır.</p>

<p>Motokuryenin geçirdiği kaza, hukuken iki ayrı sistemin kesişim noktasındadır. Kaza bir yandan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu (KTK) kapsamında bir trafik kazasıdır ve kusurlu aracın zorunlu mali sorumluluk (trafik) sigortacısının sorumluluğunu doğurur. Öte yandan kurye, kazayı işini yaparken geçirdiği için olay çoğu zaman 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu anlamında bir iş kazasıdır ve Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) edimlerini harekete geçirir. Bu iki sistemin nasıl bir arada işleyeceği, özellikle sigorta tahkiminde, uygulamanın en sık bozma sebeplerinden biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Bu çalışmada, kurye kazalarında sigortacıların ileri sürdüğü "iş kazası, SGK ödemesi mahsup edilsin" savunmasının hukuki temeli, mahsup edilecek tutarın nasıl belirleneceği ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025 ve 2026 yıllarında verdiği kararlarla şekillenen uygulama incelenecek; SGK'ya başvurunun fiilen bir ön şarta dönüşüp dönüşmediği sorusu tartışılacaktır.</p>

<p><strong>I. KURYENİN KAZASI NEDEN AYNI ZAMANDA İŞ KAZASIDIR?</strong></p>

<p>5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olayların yanında, işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle ve sigortalının görevli olarak işyeri dışına gönderilmesi nedeniyle meydana gelen olayları da iş kazası sayar. Teslimat yapan bir kuryenin trafikte geçirdiği kaza, bu tanımın tipik örneğidir. Aynı maddeye göre iş kazası, hizmet akdiyle çalışan sigortalı bakımından işveren tarafından kolluğa derhal ve Kuruma en geç kazadan sonraki üç iş günü içinde; kendi adına ve hesabına bağımsız çalışan sigortalı bakımından ise, bir ayı geçmemek şartıyla, rahatsızlığının bildirim yapmaya engel olmadığı günden sonraki üç iş günü içinde kendisi tarafından bildirilmelidir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, olayın iş kazası niteliğini dosyadaki somut verilerden çıkarmaktadır. Daire, 15.12.2025 tarihli kararında kaza görüntülerinde davacının bir hızlı teslimat şirketinin logosunu taşıyan motosiklet ile kazaya karıştığını tespit ederek olayın "aynı zamanda iş kazası niteliğinde" olduğunu kabul etmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari" rel="Dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/10375, K. 2025/16769, 15.12.2025).</a> 01.12.2025 tarihli bir başka kararda da davacının "motosikletli kuryenin işini yaparken trafik kazası geçirdiği" belirlenmiştir <a href="http://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari" rel="Dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/10431, K. 2025/16028, 01.12.2025).</a> Kaza tespit tutanağı, ceza soruşturmasındaki ifade, sigortalı hizmet dökümü ve motosikletin kime ait olduğu, bu nitelendirmenin başlıca kaynaklarıdır.</p>

<p>Böylece kurye kazasında üç ayrı ilişki ortaya çıkar: kuryenin karşı aracın işleteni ve trafik sigortacısına karşı tazminat alacağı (KTK m. 85, 91), SGK'nın kuryeye karşı sosyal sigorta edimleri ve SGK'nın, yaptığı ödemeler için kusurlu üçüncü kişilere karşı rücu hakkı.</p>

<p><strong>II. MAHSUBUN HUKUKİ TEMELİ: HANGİ ÖDEME, NE KADAR?</strong></p>

<p>Mahsup tartışmasının kilit hükmü, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 55. maddesinin birinci fıkrasıdır:</p>

<p><i>"Kısmen veya tamamen rücu edilemeyen sosyal güvenlik ödemeleri ile ifa amacını taşımayan ödemeler, bu tür zararların belirlenmesinde gözetilemez; zarar veya tazminattan indirilemez."</i></p>

<p>Hükmün karşıt anlamı açıktır: tazminattan yalnızca rücu edilebilen sosyal güvenlik ödemeleri indirilebilir. Rücu edilebilir kısmın ölçüsünü ise 5510 sayılı Kanun'un 21. maddesinin dördüncü fıkrası verir:</p>

<p><i>"İş kazası, meslek hastalığı ve hastalık, üçüncü bir kişinin kusuru nedeniyle meydana gelmişse, sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara rücû edilir."</i></p>

<p>KTK m. 92'nin son fıkrası da, SGK tarafından yapılan gelir kaybına ilişkin ödemelerde sigortacının Kuruma karşı sorumluluğu varsa bu sorumluluğun "sigortacının kendi sigortalısının kusuru oranında" devam edeceğini düzenler. Bu üç hüküm birlikte okunduğunda, kurye kazasında trafik sigortacısına karşı hesaplanan tazminattan düşülecek tutar, SGK'nın bağladığı gelirin ilk peşin sermaye değerinin tamamı değil, bunun yarısının sigortalı araç sürücüsünün kusuruna isabet eden kısmıdır. Geri kalan kısım zarar görenin gerçek zararından indirilemez; aksi hâlde sigortacı, kendi sigortalısının kusurunu aşan bir sosyal güvenlik ödemesinden yararlanmış olur.</p>

<p>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesinin kesin nitelikteki kararı bu hesabın somut bir örneğini içermektedir. Dosyada SGK, yaralanan kişiye bağlanan gelirin ilk peşin sermaye değerini 308.689,48 TL, üçüncü kişiye rücu edilecek tutarı ise yüzde 60 kusur karşılığı 92.606,84 TL olarak bildirmiştir. Daire, rücu edilebilen kısmın "üçüncü kişinin kusuruna isabet eden ilk peşin sermaye değerinin yarısı" kadar olabileceğini; bu tutar düşüldükten sonra zarar poliçe limitini aşıyorsa sigortacının limit dâhilinde sorumlu olacağını kabul etmiş, rücu işlemlerinin başlamadığı ve rücu davası açılmadığı dosyada sigortacının istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-2023323-e-2025473-k-sayili-karari" rel="Dofollow">(Ankara BAM 26. HD, E. 2023/323, K. 2025/473, 10.04.2025)</a>. Dairenin aynı dosyada daha önce verdiği ve kararda aktarılan kaldırma kararında ise, zarar ile rücuya tabi tutarın toplamının poliçe limitini aştığı hâllerde limitin bu alacaklar arasında garameten paylaştırılması gerektiği belirtilmişti.</p>

<p><strong>III. YARGITAY 4. HUKUK DAİRESİNİN ÇİZGİSİ</strong></p>

<p>Dairenin 2025-2026 kararları incelendiğinde üç ayrı durumun farklı sonuçlara bağlandığı görülmektedir.</p>

<p>Birinci durum, iş kazası niteliği ortada olduğu hâlde SGK yönünden hiçbir araştırma yapılmadan karar verilmesidir. Yargıtay bu hâlde kararı bozmaktadır. Yukarıda anılan 15.12.2025 tarihli kararda, uyuşmazlık hakem heyetinin 895.661,09 TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmettiği ve itiraz hakem heyetinin bu kararı onadığı dosyada Daire, SGK'dan iş kazasına dayalı inceleme yapılıp yapılmadığının, ödeme yapılıp yapılmadığının, ödemenin miktarı ve niteliğinin, ilk peşin sermaye değerinin ve rücuya tabi olup olmadığının sorulmasını; rücuya tabi ödeme varsa ilk peşin sermaye değerinin indirilmesiyle tazminatın ek raporla yeniden hesaplanmasını istemiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari" rel="Dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2024/10375, K. 2025/16769).</a> 01.12.2025 tarihli kararda ise araştırma listesine, rücu istemli dava açılıp açılmadığı da eklenmiştir<a href="http://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari" rel="Dofollow"> (Yargıtay 4. HD, E. 2024/10431, K. 2025/16028).</a></p>

<p>İkinci durum, araştırma yapılmış ve SGK nezdinde rücuya tabi bir ödeme bulunmadığının anlaşılmış olmasıdır. Daire bu hâlde tazminatı indirimsiz onamaktadır. 06.04.2026 tarihli kararda sigortacı, davacının kurye olduğunu, motosikletin işyerine ait bulunduğunu ve olayın iş kazası olduğunu ileri sürerek ödeme yapılmamışsa davacıya SGK'ya başvurması için süre verilmesini istemiştir. Dosyada bulunan SGK yazılarında davacının sürekli iş göremezlik geliri için başvurusu bulunmadığı ve bu kaza nedeniyle trafik kazası rücu dosyası açılmadığı bildirilmiştir. Daire, 409.200,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatına hükmeden kararı onamış; SGK'nın ödediği 3.120,25 TL geçici iş göremezlik ödeneği ile aktüer raporunda hesaplanan 3.782,73 TL geçici iş göremezlik zararını karşılaştırarak, taleple bağlı kalınıp 100,00 TL'ye hükmedilmesinde isabetsizlik görmemiştir. Aynı kararda, motosikletin arkasındaki büyük bagaj kutusunun yaralanmaya yol açtığı gerekçesiyle ileri sürülen müterafik kusur savunması da delil bulunmadığından reddedilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-06042026-tarihli-2026968-e-20263685-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 4. HD, E. 2026/968, K. 2026/3685, 06.04.2026)</a>.</p>

<p>Üçüncü durum, maluliyet oranının SGK bakımından gelir bağlanmasına yetmemesidir. 5510 sayılı Kanun'un 19. maddesine göre sürekli iş göremezlik gelirine hak kazanmak için meslekte kazanma gücünün en az yüzde 10 oranında azalmış olması gerekir. Bir kargo şirketi çalışanının araç manevrası sırasında elinden yaralandığı olayda SGK, maluliyetin yüzde 10'un altında kaldığını, bu nedenle gelir bağlanamadığını ve peşin sermaye değerinin hesaplanamadığını bildirmiştir. Daire, rücuya tabi bir gelir bulunmadığı gerekçesiyle 275.699,72 TL tazminata hükmeden kararı onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202514094-e-202686-k-sayili-karari" rel="Dofollow">(Yargıtay 4. HD, E. 2025/14094, K. 2026/86, 05.01.2026).</a> Bu karar, trafik tazminatında esas alınan maluliyet oranı ile SGK'nın meslekte kazanma gücü kaybı oranının aynı şey olmadığını da hatırlatmaktadır: trafik tazminatında 20.02.2019 tarihinden sonraki kazalar için Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik esas alınırken, SGK geliri Kurum Sağlık Kurulunun meslekte kazanma gücü kaybı tespitine bağlıdır.</p>

<p><strong>IV. TARTIŞMALI SORU: SGK'YA BAŞVURU BİR ÖN ŞART MIDIR?</strong></p>

<p>Uygulamada sigortacılar, kurye kazalarında giderek daha sık biçimde, zarar görene SGK'ya başvurması için süre verilmesini, SGK sürecinin bekletici mesele yapılmasını veya henüz bağlanmamış bir gelirin tahmini peşin sermaye değerinin tazminattan düşülmesini talep etmektedir. Bu talepler kabul edildiğinde, kanunda öngörülmeyen bir ön şart fiilen yaratılmış olur.</p>

<p>Kanaatimizce bu yaklaşım TBK m. 55/1 ile bağdaşmaz. Hüküm, indirimi rücu edilebilen bir sosyal güvenlik ödemesinin varlığına bağlamaktadır; yapılmamış, talep edilmemiş ve bağlanmamış bir gelir, rücu edilebilir bir ödeme değildir. Mükerrer tazmin endişesi ise mahsupla değil, SGK'nın rücu hakkıyla karşılanır: SGK ileride gelir bağlarsa, rücuya tabi kısmı 5510 sayılı Kanun m. 21/4 ve KTK m. 92'nin son fıkrası çerçevesinde sigortacıdan isteyebilir. Ankara BAM 26. HD'nin yukarıdaki kararı da, rücu işlemlerinin başlamadığı ve dava açılmadığı bir dosyada sigortacının limit dâhilindeki sorumluluğunu daraltmamış; SGK'nın müteselsil sorumlulara rücu hakkının saklı olduğuna işaret etmiştir. Yargıtay'ın 06.04.2026 tarihli onama kararı da, SGK'da başvuru bulunmamasını tazminatı engelleyen bir durum olarak görmemiştir.</p>

<p>Buna karşılık, araştırma yükümlülüğü gerçektir ve ihmal edilmesi kararı bozdurur. Sonuç olarak doğru çizgi şudur: SGK'ya müzekkere yazılması ve rücuya tabi bir ödeme bulunup bulunmadığının belirlenmesi zorunludur; ancak rücuya tabi bir ödeme yoksa, zarar görenin SGK'ya başvurmaya zorlanması ya da tahmini bir tutarın indirilmesi hukuka aykırıdır. Tahkim yargılamasında hakemlerin yalnızca kendilerine verilen evrak üzerinden karar verdiği düşünüldüğünde (5684 s. K. m. 30/15), bu yazının dosyaya baştan kazandırılması, sonradan gelecek bir bozma kararının en etkili önlemidir.</p>

<p><strong>V. 7589 SAYILI KANUN SONRASI USUL NOTU</strong></p>

<p>16.07.2026 tarihli ve 7589 sayılı Kanun ile HMK'nın belirsiz alacak davasını düzenleyen 107. maddesi yürürlükten kaldırılmış, 109. maddeye eklenen dördüncü fıkra ile kısmi davada talep konusunun tahkikatın sona ermesine kadar bir defaya mahsus artırılabileceği ve zamanaşımının artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Kurye kazalarında maluliyet oranı, kusur dağılımı ve SGK'nın rücuya tabi tutarı dava açılırken çoğunlukla bilinmediğinden, kısmi dava ve HMK m. 109/4 uyarınca artırım, zarar görenin temel usul aracı hâline gelmiştir. Aynı Kanun'la TBK m. 55'e eklenen fıkralar ise sigortacının ifa amacıyla yaptığı ödemelerin oransal olarak mahsubunu öngörmektedir; bu ödemeler, SGK'nın sosyal güvenlik edimlerinden ayrı bir mahsup rejimine tabidir ve ikisi birbirine karıştırılmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. UYGULAMA İÇİN ÖNERİLER</strong></p>

<p>· Kazanın iş kazası niteliği gizlenmemeli; aksine baştan açıklanmalıdır. Kaza tespit tutanağı, ceza soruşturmasındaki ifade ve hizmet dökümü bu niteliği zaten ortaya koyacaktır.</p>

<p>· Başvuru veya dava aşamasında SGK'dan; olayın iş kazası olarak kabul edilip edilmediği, gelir bağlanıp bağlanmadığı, ilk peşin sermaye değeri, rücuya tabi tutar ve rücu davası açılıp açılmadığı hususlarında yazı istenmelidir.</p>

<p>· Rücuya tabi tutar, ilk peşin sermaye değerinin yarısının sigortalı araç sürücüsünün kusuruna isabet eden kısmıdır; bilirkişi raporunda gelirin tamamının düşülmesine itiraz edilmelidir.</p>

<p>· SGK'da başvuru veya rücu dosyası bulunmuyorsa bu durumu gösteren yazı dosyaya sunulmalı, "başvuru için süre verilsin" talebine karşı TBK m. 55/1 ve SGK'nın rücu hakkı hatırlatılmalıdır.</p>

<p>· Maluliyet oranı yüzde 10'un altındaysa SGK tarafından gelir bağlanamayacağı, dolayısıyla mahsup edilecek bir peşin sermaye değeri bulunmadığı ileri sürülmelidir.</p>

<p>· Zarar ile rücuya tabi tutarın toplamı poliçe limitini aşıyorsa garame hesabı istenmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Motokurye kazası, trafik sigortası ile sosyal güvenlik sisteminin aynı zarar için yan yana işlediği bir alandır. TBK m. 55/1, 5510 sayılı Kanun m. 21/4 ve KTK m. 92'nin son fıkrası birlikte değerlendirildiğinde, trafik sigortacısına karşı hesaplanan tazminattan yalnızca SGK'nın rücu edebileceği kısım, yani ilk peşin sermaye değerinin yarısının sigortalı sürücünün kusuruna isabet eden bölümü indirilebilir.</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2025-2026 kararları, SGK yönünden araştırma yapılmadan verilen kararları bozmakta, rücuya tabi ödeme bulunmadığı anlaşılan dosyalarda ise tazminatı indirimsiz onamaktadır. Bu çizgi doğrudur ve korunmalıdır. Araştırma yükümlülüğü, zarar görene SGK'ya başvurma külfeti yükleyen bir ön şarta dönüştürülmemeli; yapılmamış bir ödeme için tahmini mahsup yoluna gidilmemelidir. Aksi hâlde, trafikte en çok risk altında çalışan meslek gruplarından birinin tazminatı, kanunda dayanağı bulunmayan bir usul engeliyle gecikecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 91, 92.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu, m. 13, 19, 21.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 55 (7589 sayılı Kanun ile eklenen fıkralar dâhil).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 107 (mülga), m. 109.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik (RG 20.02.2019).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-06042026-tarihli-2026968-e-20263685-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2026/968, K. 2026/3685, 06.04.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202514094-e-202686-k-sayili-karari" rel="Dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2025/14094, K. 2026/86, 05.01.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410375-e-202516769-k-sayili-karari" rel="Dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/10375, K. 2025/16769, 15.12.2025.</span></a></p>

<p><a href="http://hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202410431-e-202516028-k-sayili-karari" rel="Dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. HD, E. 2024/10431, K. 2025/16028, 01.12.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-2023323-e-2025473-k-sayili-karari" rel="Dofollow"><span style="color:#999999">· Ankara BAM 26. HD, E. 2023/323, K. 2025/473, 10.04.2025.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Anadolu Ajansı, "Trafiğe kayıtlı motosiklet sayısı 7,2 milyona ulaştı, kazalardaki payı yüzde 50'yi aştı", 06.04.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Ulusal Kanal, "Yollarda ölüm tuzağı! Her 2 ciddi kazadan birinde motosiklet var", 21.09.2026.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motokurye-kazasinda-maluliyet-tazminati-ve-sgk-mahsubu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/kurye-motor-arac.jpg" type="image/jpeg" length="94239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren "bu ay maaş yerine prim verdim' diyerek maaşı eksik yatırabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-bu-ay-maas-yerine-prim-verdim-diyerek-maasi-eksik-yatirabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NdkeVZBsnhY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19585"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapı Kooperatiflerinde Yönetim ve Denetim Kurulu Üyelerinin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapi-kooperatiflerinde-yonetim-ve-denetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapi-kooperatiflerinde-yonetim-ve-denetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yapı kooperatifleri, yüksek hacimli nakit akışlarının yönetildiği, müteahhitlik ve inşaat sözleşmelerinin akdedildiği ve yüzlerce ortağın birikimlerini emanet ettiği tüzel kişiliklerdir. Bu büyüklükteki bir organizasyonun sevk ve idaresini üstlenen yönetim ve denetim kurulu üyeleri, hem ortaklara hem de kooperatif tüzel kişiliğine karşı ağır hukuki ve cezai sorumluluklar taşımaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Yöneticilerin Özen Yükümlülüğü ve Görev Sınırları</strong></p>

<p>1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m. 62 f. 1 uyarınca yönetim kurulu üyeleri; kooperatif işlerinin yönetimi için gereken titizliği göstermek, kooperatifin başarısı ve gelişmesi yolunda bütün gayretini sarf etmekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, objektif bir özen derecesini (tedbirli ve basiretli bir yöneticinin göstermesi gereken özeni) ifade eder.</p>

<p>Kanun m. 62 f. 2 uyarınca yönetim kurulu özellikle;</p>

<p>- Tutanakların, ortak listelerinin, gelir-gider hesaplarının ve yıllık bilançoların usulüne uygun tutulması, saklanması ve denetçilere sunulmasından,</p>

<p>- Görevi sona erdiğinde, sorumluluğu altındaki para, mal, defter ve tüm kooperatif evrakını <strong>üç iş günü içinde</strong> tutanakla yeni seçilen yönetime devretmekten bizzat sorumludur.</p>

<p><strong>2. Hukuki (Tazminat) Sorumluluğu</strong></p>

<p>1163 sayılı Kooperatifler Kanunu m. 62 f. 3 hükmüne göre yönetim kurulu üyeleri, kendi kusurlarından ileri gelen kooperatif zararlarından müteselsilen sorumludurlar. Kooperatifler Kanununda özel hüküm bulunmayan hallerde, m. 98 yollamasıyla Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) anonim şirket yönetim kurullarının sorumluluğuna ilişkin hükümleri (TTK m. 553 vd.) uygulanır.</p>

<p><strong>A. Sorumluluk Davasını Kimler Açabilir?</strong></p>

<p><strong>1. Kooperatif Tüzel Kişiliği Adına Dava:</strong> Genel kurul tarafından yönetim kurulu aleyhine sorumluluk davası açılmasına karar verilmesi halinde, kooperatifi temsilen denetim kurulu veya genel kurulca tayin edilecek özel temsilci tarafından dava açılır.</p>

<p><strong>2. Bireysel Ortaklar:</strong> Doğrudan zarara uğrayan ortak kendi adına tazminat isteyebileceği gibi; kooperatifin uğradığı dolaylı zararlar için de tazminatın ortağa değil, kooperatif tüzel kişiliğine ödenmesi talebiyle dava ikame edebilir.</p>

<p><strong>B. İbranın Etkisi ve Zamanaşımı</strong></p>

<p><strong>- İbra:</strong> Genel kurul tarafından yönetim kurulunun faaliyet döneminin ibra edilmesi (aklanması), kural olarak ibra yönünde oy kullanan ortaklar ve kooperatif bakımından sorumluluk davası açma hakkını sınırlar. Ancak genel kurula sunulmayan, gizlenen, bilanço dışı bırakılan işlemler veya suç teşkil eden eylemler bakımından ibra kararı yöneticileri sorumluluktan kurtarmaz.</p>

<p><strong>- Zamanaşımı:</strong> TTK m. 560 yollamasıyla sorumluluk davası; zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren <strong>iki yıl</strong> ve her halükarda zararı doğuran fiilin meydana geldiği tarihten itibaren <strong>beş yıl</strong> geçmekle zamanaşımına uğrar. Ancak eylem aynı zamanda Türk Ceza Kanunu kapsamında bir suç teşkil ediyorsa ve ceza kanununda daha uzun bir dava zamanaşımı öngörülmüşse, uzamış ceza zamanaşımı uygulanır.</p>

<p><strong>3. Cezai Sorumluluk: "Kamu Görevlisi Gibi" Cezalandırılma</strong></p>

<p>Yapı kooperatifi yöneticileri bakımından en kritik düzenleme 1163 sayılı Kanun m. 62 f. 3'te yer almaktadır: Yönetim kurulu üyeleri ve memurları, suç teşkil eden fiil ve hareketlerinden ve özellikle kooperatifin para ve malları, bilanço, tutanak, rapor ve belgeleri üzerinde işledikleri suçlardan dolayı <strong>kamu görevlisi gibi cezalandırılırlar</strong>.</p>

<p>Bu yasal statü nedeniyle,</p>

<p><strong>- Zimmet Suçu (TCK m. 247):</strong> Kooperatife ait aidat paralarını, banka hesaplarını veya malvarlığını şahsi menfaati için kullanan yöneticiler hakkında adi "güveni kötüye kullanma" suçu değil, ağır hapis cezası öngören zimmet suçu hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>- Resmi Belgede Sahtecilik (TCK m. 204):</strong> Kooperatif defterleri, bilançolar ve yönetim kurulu karar tutanakları üzerinde tahrifat yapılması veya gerçeğe aykırı belge düzenlenmesi resmi belgede sahtecilik kapsamında değerlendirilir.</p>

<p><strong>- Görevi Kötüye Kullanma (TCK m. 257):</strong> Yetkilerini aşarak kooperatifi zarara sokan veya haksız menfaat temin eden eylemler bu kapsamda cezalandırılır.</p>

<p><strong>4. Denetim Kurulunun Sorumluluğu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kooperatif denetçileri, yönetim kurulunun işlemlerini, kasa ve defter kayıtlarını, genel kurula sunulacak bilançonun doğruluğunu periyodik olarak incelemekle mükelleftir. Görevlerini gereği gibi yapmayarak usulsüzlüklerin ve zararların gizlenmesine göz yuman veya raporlarında gerçeğe aykırı tespitlerde bulunan denetçiler de yönetim kurulu üyeleriyle birlikte zincirleme hukuki ve cezai sorumluluk altına girerler.</p>

<p>Sonuç olarak; yapı kooperatiflerinde yöneticilik fahri bir görev olmayıp, hem ortakların malvarlığını doğrudan ilgilendiren hukuki tazminat hem de kamu görevlisi gibi ağır ceza yaptırımları doğuran yüksek riskli bir yetki alanıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapi-kooperatiflerinde-yonetim-ve-denetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 09:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41a.jpg" type="image/jpeg" length="95661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“Okundu, Dosyasına Konuldu”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/okundu-dosyasina-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/okundu-dosyasina-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ceza davalarının duruşma tutanaklarında en sık rastlanan cümlelerden biri şudur: “Dosyaya gelen belgeler okundu, dosyasına konuldu.”]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çoğu zaman tutanakta bu cümlenin ardından başka bir şey gelmez. Taraflara okunan belgeler hakkında ne diyecekleri sorulmaz, itirazları alınmaz. Duruşma bir sonraki işleme geçer. Bazen yüzlerce sayfalık bilirkişi raporu, bazen onlarca iletişim tespit tutanağı, bazen de bir soruşturmanın bütün koruma tedbiri kararları bu tek cümleyle duruşmadan geçer. Kâğıt üzerinde delil duruşmaya girmiş, dosyaya konulmuş ve iş tamamlanmıştır.</p>

<p>Bu yazının sorusu şudur: <strong>Tutanağa “okundu, dosyasına konuldu” yazılması, Ceza Muhakemesi Kanununun 217. maddesinin gerçekleştiği anlamına gelir mi?</strong></p>

<p><strong>CMK m. 217 ne istiyor?</strong></p>

<p>CMK m. 217/1’e göre hâkim, kararını ancak <strong>duruşmaya getirilmiş</strong> ve <strong>huzurunda tartışılmış</strong> delillere dayandırabilir. Hüküm iki ayrı şart içerir ve ikisi de ayrı ayrı gerçekleşmelidir.</p>

<p><strong>Duruşmaya getirilme</strong>, delilin içeriğinin duruşmada ortaya konulmasıdır. Belgeler okunur (CMK m. 209), tanıklar dinlenir, bilirkişi raporları incelenir. Delilin dosyada bulunması, UYAP’a yüklenmiş olması ya da iddianamede adının geçmesi bu şartı karşılamaz.</p>

<p><strong>Tartışılma</strong> ise bir adım daha ileridir. Ortaya konulan delil hakkında taraflara söz verilir (CMK m. 215). Taraflar delilin içeriğine, güvenilirliğine ve nasıl elde edildiğine itiraz eder. Mahkeme de bu itirazları değerlendirir.</p>

<p>Kanun koyucunun “tartışılmış” kelimesini seçmesi bilinçlidir. Tartışma, tek taraflı bir bildirim değildir. Delili ortaya koyan, delile itiraz eden ve itirazı değerlendiren makamın katıldığı çelişmeli bir süreçtir. “Okundu” bir işlemi, “tartışıldı” ise bir süreci anlatır.</p>

<p><strong>“Okundu” gerçekten okunduğu anlamına gelir mi?</strong></p>

<p>Avukatlar bu sorunun cevabını bilir. Tutanağa yazılan “okundu” ifadesi çoğu zaman gerçeği yansıtmaz. Belge duruşmada okunmamıştır. Çoğu durumda duruşmadan önce ya da sonra da okunmaz. Tutanaktaki kelime, gerçekleşmiş bir işlemi değil, gerçekleşmesi gereken bir işlemi kayda geçirir.</p>

<p>Kaldı ki belge duruşma dışında, örneğin hâkimin odasında incelenmiş olsa bile sonuç değişmez. CMK m. 217’nin aradığı, delilin duruşmaya getirilmesi, yani tarafların huzurunda ortaya konulmasıdır. Hâkimin dosyayı kendisinin bilmesi, sanığın ve müdafinin delili duruşmada öğrenmesinin yerine geçmez.</p>

<p>Tutanaktaki soyut ifade, hangi belgenin okunduğunu da göstermez. Belgenin tarihini, düzenleyenini ve içeriğini de göstermez. Otuz klasörlük bir dosyada bu cümle, gerçekte hangi belgenin duruşmaya getirildiğini belirsiz bırakır.</p>

<p>Yargıtay bu belirsizliği kabul etmemektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28.06.2011 tarihli ve 2011/1-130 E., 2011/149 K. sayılı kararında, tutanaktaki soyut ifadelerin hükme esas alınan tutanağın da okunduğu anlamına gelmeyeceğini belirtmiştir.</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesi de 16.06.2020 tarihli ve 2020/2317 E., 2020/2326 K. sayılı kararında aynı sonuca varmıştır. İlk derece mahkemesinin tutanağında “mevcut arama kararları, mobese kayıtları, kamera izleme kayıtları okundu” yazılıdır. Daire, belge ve tutanakların isim, tarih ve içerikleriyle, başta sanık ve müdafi olmak üzere taraflara anlatılması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Burada avukatlar için önemli bir tuzak vardır. CMK m. 222 uyarınca duruşmada uyulması gereken usule ilişkin işlemlerin yapıldığı ancak tutanakla ispat olunur ve tutanağın ispat gücüne karşı ancak sahtelik iddiasında bulunulabilir. Yani tutanakta “okundu” yazıyorsa, belgenin gerçekte okunmadığını sonradan ispat etmek son derece güçtür. Bu nedenle belgenin okunmadığına, o duruşmada ve o anda itiraz edilmeli, itiraz da tutanağa geçirtilmelidir.</p>

<p>Buradan çıkan sonuç açıktır; toplu ve soyut bir “okundu” ifadesi, CMK m. 217’nin ilk şartını, yani delilin duruşmaya getirilmesini dahi karşılamaz.</p>

<p><strong>Taraflara söz bile verilmiyorsa</strong></p>

<p>CMK m. 217’nin ikinci şartı, delilin tartışılmasıdır. Tartışmanın kanundaki ilk adımı CMK m. 215’tir. Buna göre her tanığın dinlenmesinden, her bilirkişi incelemesinden ve her belgenin okunmasından sonra Cumhuriyet savcısına, sanığa ve müdafiye o delil hakkında söyleyecekleri sorulur.</p>

<p>“Okundu, dosyasına konuldu” uygulamasında bu adım çoğu zaman hiç yer almaz. Tutanakta yalnızca “okundu, dosyasına konuldu” yazan bir delil hakkında taraflara söz verilmemiş, dolayısıyla tartışma hiç başlamamıştır. Bu delil, CMK m. 217 anlamında tartışılmış bir delil değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun önceki kanun döneminden beri, belgelerin okunup sanığa diyeceğinin sorulmamasını mutlak bozma nedeni sayması da bu yüzdendir (örneğin 30.05.1994 tarihli, 1/143-161 sayılı karar). Sorun yeni değildir; Yargıtay bunu otuz yılı aşkın süredir tespit etmektedir.</p>

<p>Tutanağa “diyecekleri soruldu” cümlesinin eklendiği durumlarda da sorun tam olarak çözülmüş olmaz. Bu soru tartışmanın başlangıcıdır, kendisi tartışma değildir. Somut olarak ortaya konulmamış yüzlerce sayfa için sorulan tek bir “Diyeceğiniz var mı?” sorusuna somut bir cevap verilemez. Gerçek bir tartışma en az üç unsur içerir:</p>

<p>1. <strong>İçerik:</strong> Delil ne söylüyor? Hangi olguyu, hangi sanık ve hangi eylem bakımından ispatladığı ileri sürülüyor?</p>

<p>2. <strong>Kaynak:</strong> Delil nasıl elde edildi? Hukuka uygun mu?</p>

<p>3. <strong>Cevap:</strong> Savunmanın itirazı nedir? Mahkeme bu itirazı hangi gerekçeyle kabul ya da reddetti?</p>

<p>Savunmanın delil talepleri de ancak kanunda sayılan sınırlı sebeplerle ve gerekçe gösterilerek reddedilebilir (CMK m. 206/2, m. 34). Kısacası “okundu, dosyasına konuldu” uygulamasında tartışma eksik yapılmış değildir, hiç yapılmamıştır.</p>

<p><strong>Tartışılması gereken, delilin sonucu kadar kaynağıdır</strong></p>

<p>Delil tartışmasında en çok atlanan unsur, delilin nasıl elde edildiğidir. CMK m. 217/2 uyarınca suç ancak “hukuka uygun şekilde elde edilmiş” delillerle ispat edilebilir. Anayasanın 38. maddesi de kanuna aykırı elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini söyler. Hukuka uygunluk, delilin içeriğinden önce çözülmesi gereken bir ön şarttır.</p>

<p>Bu en belirgin biçimde koruma tedbirlerinde görülür. İletişimin denetlenmesi (CMK m. 135) veya teknik araçlarla izleme (CMK m. 140) sonucunda elde edilen bir kayıt, duruşmada çoğu zaman yalnızca çözüm tutanağının okunmasıyla “tartışılmış” sayılır. Oysa çözüm tutanağı tedbirin yalnızca sonucunu gösterir. Tedbirin hukuka uygunluğu ise tutanakta değil, ona uzanan zincirdedir: kolluğun talep yazısı, Cumhuriyet savcısının talebi ve sulh ceza hâkimliği kararı. Tedbir uzatılmışsa zincir her uzatma için yeniden kurulur.</p>

<p>Bu belgeler dosyada bulunduğu hâlde duruşmada ortaya konulmuyorsa, tedbir kararının somut delillere dayanıp dayanmadığı, kişiselleştirilmiş bir gerekçe içerip içermediği ve delilin kararın süre ve kapsamı içinde elde edilip edilmediği hiç tartışılmamış olur. Görüşmenin içeriği ne kadar önemli görünürse görünsün, “çözüm tutanakları okundu” cümlesi bu sorulara cevap vermez.</p>

<p><strong>Tartışılmayan delil nereye gider?</strong></p>

<p>Duruşmada tartışılmayan delil dosyadan çıkmaz. Yargılamanın daha geç ve düzeltme imkânının daha dar olduğu aşamalarında yeniden ortaya çıkar.</p>

<p>İlk olarak <strong>mütalaada</strong> ortaya çıkar. Duruşmada tek cümleyle geçilen deliller, esas hakkındaki mütalaada sanık aleyhine değerlendirilir. Savunma, bir delilin neyi ispatladığının ileri sürüldüğünü çoğu zaman ilk kez bu aşamada öğrenir ve cevabını esas hakkındaki savunmaya sıkıştırmak zorunda kalır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonra <strong>gerekçeli kararda</strong> ortaya çıkar. Duruşmada tartışılmayan delil, gerekçede de tartışılamaz. Bu nedenle gerekçelerde delillerin tek tek değerlendirilmesi yerine “dosya kapsamı”, “tüm dosya içeriği” ve “toplanan deliller” gibi toplu ifadeler görülür. Duruşma tutanağındaki “okundu” cümlesinin gerekçedeki karşılığı “dosya kapsamı” ifadesidir.</p>

<p><strong>Avukat ne yapabilir?</strong></p>

<p>“Okundu, dosyasına konuldu” cümlesi mahkemenin tutanağıdır. Ancak bu cümleye itiraz edilmemesi, kanun yolunda “delil tartışılmadı” iddiasını zayıflatır. Bu nedenle avukatın bu aşamada şunları yapması önem taşır:</p>

<p>• <strong>Söz verilmesini istemek ve tutanağa geçirtmek:</strong> Belgeler okunduktan sonra taraflara söz verilmemişse, CMK m. 215 uyarınca söz istenmeli ve hem talebin hem de yapılan beyanın tutanağa geçirilmesi sağlanmalıdır. Tutanakta yer almayan beyan, kanun yolunda yapılmamış sayılır.</p>

<p>• <strong>Delilin tek tek ortaya konulmasını talep etmek:</strong> Toplu okumaya ve belge fiilen okunmadığı hâlde tutanağa “okundu” yazılmasına itiraz edilmeli; hangi belgenin, hangi tarih ve içerikle ortaya konulduğunun tutanağa geçirilmesi istenmelidir.</p>

<p>• <strong>Hukuka uygunluk zincirini istemek:</strong> Özellikle gizli tedbirlerde kolluk talebi, savcılık talebi, hâkimlik kararı ve uzatma kararlarının duruşmada ayrı ayrı ortaya konulması talep edilmelidir.</p>

<p>• <strong>Somut itiraz etmek:</strong> “Aleyhe hususları kabul etmiyoruz” yerine delilin hangi yönüne, hangi gerekçeyle itiraz edildiği söylenmelidir.</p>

<p>• <strong>Ret kararını tutanağa geçirtmek:</strong> Talep reddedilirse, ret kararının ve gerekçesinin tutanağa yazılması sağlanmalıdır.</p>

<p>Duruşmada bu yönde bir beyan şu şekilde olabilir:</p>

<p><i>“Dosyaya gelen belgelerin ‘okundu, dosyasına konuldu’ şeklinde toplu olarak tutanağa geçirilmesine ve okunan belgeler hakkında tarafımıza CMK m. 215 uyarınca söz verilmemesine itiraz ediyoruz. Hükme esas alınması muhtemel belgelerin isim, tarih ve içerikleriyle duruşmada ayrı ayrı ortaya konulmasını, özellikle sanık hakkındaki CMK m. 135 kapsamındaki tedbire ilişkin kolluk ve savcılık talepleri ile hâkimlik kararlarının okunarak tartışmaya açılmasını talep ediyoruz.”</i></p>

<p>Böyle bir beyan, kanun yolunda genel bir “deliller tartışılmadı” itirazı yerine denetlenebilir bir itiraz sunulmasını sağlar: Hangi delilin, hangi celsede, hangi talebe rağmen ortaya konulmadığı tutanakta yazılı olur.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yazının başındaki soruya dönelim: “Okundu, dosyasına konuldu” demekle CMK m. 217 gerçekleşmiş olur mu?</p>

<p>Hayır. Toplu ve soyut bir “okundu” ifadesi, delilin duruşmaya getirildiğini göstermez. Tutanakta çoğu zaman taraflara söz verildiği dahi yazmaz ve CMK m. 222 uyarınca tutanağa geçmeyen usul işlemi yapılmamış sayılır. Bu kalıp, CMK m. 217’nin iki şartından hiçbirini karşılamaz. Yalnızca bu şartların karşılandığı izlenimini yaratır.</p>

<p>Duruşma, soruşturmada oluşturulan dosyanın onaylandığı yer değildir. Delillerin hâkim huzurunda ilk kez gerçekten sınandığı yerdir. Bu sınama yapılmadığında dosya, duruşmadan geçmiş ama duruşmada tartışılmamış delillerle hükme ulaşır.</p>

<p><img alt="" class="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/lale-demirkazan.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Lale DEMİRKAZAN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/okundu-dosyasina-konuldu</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/terazi/dosya-sorusturma.jpg" type="image/jpeg" length="81859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Fon krizinde kritik haftaya giriliyor: 1 milyon lira eşiği ve 66 fon için yeni formül masada]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fon-krizinde-kritik-haftaya-giriliyor-1-milyon-lira-esigi-ve-66-fon-icin-yeni-formul-masada-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fon-krizinde-kritik-haftaya-giriliyor-1-milyon-lira-esigi-ve-66-fon-icin-yeni-formul-masada-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'de 455 binden fazla yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren fon krizinde hafta sonu, çözüm arayışları ile adli soruşturmanın aynı anda hızlandığı yeni bir aşamaya geçildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapıldığı bildirilen toplantıda, fonlarda 1 milyon liranın altında parası bul...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de 455 binden fazla yatırımcıyı doğrudan ilgilendiren fon krizinde hafta sonu, çözüm arayışları ile adli soruşturmanın aynı anda hızlandığı yeni bir aşamaya geçildi. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapıldığı bildirilen toplantıda, fonlarda 1 milyon liranın altında parası bulunan yatırımcılara ödemelerin hızlandırılması ve Bulls, Pardus ile A1 Capital'e ait toplam 66 fonun tasfiye listesinden çıkarılması seçenekleri ele alındı. Adli soruşturma ise Tera'nın üst yönetimine uzandı.</p>

<p>Ekonomi bürokrasisinin 29 Eylül Salı günü yeniden toplanarak seçeneklere son şeklini vermesi bekleniyor. Ancak hafta sonu basına yansıyan çözüm önerileri henüz Sermaye Piyasası Kurulunun (SPK) yeni bir kararına dönüşmüş değil. Üstelik 1 milyon liralık eşik, 66 fon ve Salı günkü toplantıya ilişkin haberlerin esas olarak aynı kaynağa, Sabah yazarı Dilek Güngör'ün aktardığı bilgilere dayandığını da not etmek gerekiyor. Farklı yayınlarda yer alması bu bilgilerin birbirinden bağımsız olarak doğrulandığı anlamına gelmiyor.</p>

<p>SPK'nın yürürlükteki resmî çerçevesine göre yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fon tasfiye kapsamında bulunuyor. Merkezi Kayıt Kuruluşu kayıtlarında bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı yer alıyor. Kurul da yatırımcıların süreçte yalnız resmî kaynaklardan yapılan açıklamaları dikkate almalarını istedi.</p>

<p>Bu nedenle hafta sonunda ortaya çıkan tabloyu kesinleşmiş bir kurtarma paketi olarak değil, <strong>mevcut tasfiye yöntemini yatırımcı açısından hızlandırmaya ve fonların durumuna göre daha seçici hâle getirmeye yönelik bir çözüm arayışı</strong> olarak değerlendirmek daha doğru.</p>

<p><strong>1 milyon lira eşiği tasfiye yöntemini değiştirebilir</strong></p>

<p>Hafta sonunun hukukî açıdan en önemli başlığı, 1 milyon liranın altında yatırımı bulunanlara daha erken ödeme yapılması seçeneği.</p>

<p>Basına yansıyan plana göre özellikle para piyasası fonlarındaki küçük yatırımcılara öncelik verilmesi; ödeme için Takasbank'taki teminatlar ile fon portföylerinde bulunan Devlet İç Borçlanma Senetlerinden (DİBS) yararlanılması üzerinde duruluyor. Bulls Portföy'e ait 15, Pardus Portföy'e ait 42 ve A1 Capital Portföy'e ait dokuz fonun tasfiye listesinden çıkarılması da aynı çalışmanın diğer ayağını oluşturuyor.</p>

<p>Para piyasası fonlarının ödeme konusunda öne çıkarılmasının teknik bir karşılığı var. SPK düzenlemelerine göre bu fonların portföylerinin tamamının vadesine en fazla 184 gün kalmış likiditesi yüksek para ve sermaye piyasası araçlarından oluşması, günlük hesaplanan ağırlıklı ortalama vadenin de en fazla 45 gün olması gerekiyor. Bu yapı, para piyasası fonlarını uzun vadeli veya likiditesi düşük varlıklar taşıyan fonlara göre nakde dönüş bakımından genel olarak daha elverişli hâle getiriyor.</p>

<p>Ancak bunun kriz kapsamındaki her para piyasası fonunun bütün yatırımcılarına hemen ödenebilecek durumda olduğu anlamına gelmediğini de özellikle belirtmek gerekiyor. Nihai değerlendirme fonun kendi portföyü ve gerçek likiditesi üzerinden yapılmalı.</p>

<p><strong>Asıl hukukî mesele ise 1 milyon liralık sınırın nasıl uygulanacağı.</strong></p>

<p>Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nin 28'inci maddesi, fonun tasfiye bakiyesinin katılma payı sahiplerine <strong>payları oranında dağıtılmasını</strong> öngörüyor. Tasfiye hâlinde yalnız katılma payı sahiplerine ödeme yapılabileceği de aynı maddede açıkça düzenlenmiş durumda.</p>

<p>Bu nedenle küçük yatırımcıya öncelik verilmesinin hukukî sonucu, yöntemin nasıl tasarlanacağına bağlı olacak.</p>

<p>Eğer 1 milyon liranın altındaki yatırımcıya yalnızca <strong>ödeme zamanı bakımından öncelik</strong> tanınır ve tasfiye sonunda diğer yatırımcıların paylarından doğan ekonomik hakları eksiksiz korunursa, mesele esas olarak ara ödeme ve tasfiye takviminin düzenlenmesi üzerinde yoğunlaşır.</p>

<p>Buna karşılık küçük yatırımcının parasının erken ödenmesi sonucunda geride kalan yatırımcıların fondaki zarara veya sonradan ortaya çıkabilecek değer kaybına daha yüksek oranda katlanması söz konusu olursa, durum farklılaşır. Böyle bir modelin Tebliğ'deki “payları oranında dağıtım” kuralıyla nasıl bağdaştığının ayrıca açıklanması gerekir.</p>

<p>Bu aşamada düzenlemenin hukuka aykırı olacağını veya yargıdan döneceğini söylemek için ortada yeterli veri yok. Fakat 1 milyon liralık sınırın yatırımcı başına mı yoksa her fon için ayrı ayrı mı hesaplanacağı, aynı kişinin farklı fonlardaki yatırımlarının birleştirilip birleştirilmeyeceği ve ödeme önceliğinin hangi fonlarla sınırlandırılacağı, gelecek hafta açıklanabilecek modelin hukukî niteliğini belirleyecek.</p>

<p>Başka bir ifadeyle asıl ayrım <strong>“kim daha önce parasını alacak?” ile “sonunda kimin ne kadar hak sahibi olacağı?”</strong> arasında.</p>

<p>İlkinde ödeme takvimi değişir; ikincisinde yatırımcıların maddi hakları etkilenir. İki durumun hukukî sonucu aynı değil.</p>

<p><strong>66 fon neden diğerlerinden ayrılabilir?</strong></p>

<p>Gündemdeki ikinci önemli seçenek Bulls, Pardus ve A1 Capital bünyesindeki toplam 66 fonun tasfiye listesinden çıkarılması.</p>

<p>Basına yansıyan bilgilere göre üç şirket, söz konusu fonlardaki yatırımcıların paralarının ödenebileceğini yetkili makamlara bildirdi. Bu beyanlar 66 fonun diğer 65 fondan ayrılarak değerlendirilmesinin temel gerekçesini oluşturuyor.</p>

<p>Fakat burada önemli bir finansal ve hukukî ayrım var.</p>

<p>Yatırım fonunun malvarlığı, portföy yönetim şirketinin malvarlığından ayrıdır. Fon varlıkları, kanunda öngörülen sınırlı hâller dışında şirketin borçları için teminat gösterilemez; haczedilemez ve şirketin iflas masasına dahil edilemez. Kurucunun üçüncü kişilere olan borçlarıyla fonun aynı kişilerden olan alacaklarının mahsup edilmesi de mümkün değil.</p>

<p>Bu nedenle portföy yönetim şirketinin mali durumunun iyi olması tek başına yönettiği her fonun bütün yatırımcılarının parasını hemen ödeyebileceğini göstermez. Esas bakılması gereken her fonun kendi portföyüdür: varlıkların gerçek değeri, piyasa derinliği, nakde çevrilme kabiliyeti, borç ve yükümlülükleri ile belirli ihraççılara veya karşı taraflara yoğunlaşıp yoğunlaşmadığı.</p>

<p>Bu nokta mevcut krizde ayrıca önem taşıyor. SPK, 18 Eylül'deki açıklamasında daha önce bazı fonlarda ilişkili taraflar arasında teminatsız borçlanma ve olağandışı fiyat hareketleri üzerinden sistemik risk oluştuğunu tespit ettiğini açıklamıştı. Kurulun 2025 sonundan itibaren yaptığı düzenleme çalışmalarının bir bölümünün de bu riskleri sınırlandırmaya yönelik olduğu belirtilmişti.</p>

<p>Bu tespit, tasfiyeden çıkarılması konuşulan 66 fonun aynı sorunları taşıdığı anlamına gelmiyor. Ancak şirket düzeyindeki “likidite sorunumuz yok” açıklamalarının neden tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor. SPK'nın fonları ayrı ayrı değerlendirmesi hâlinde her portföyün kendi varlık yapısına ve ilişkilerine bakması gerekecek.</p>

<p>66 fon, sayı bakımından tasfiye kapsamındaki 131 fonun yaklaşık yarısını oluşturuyor. Ancak bundan tasfiye kapsamındaki yatırımcıların veya varlıkların yarısının serbest kalacağı sonucu çıkarılamaz. Bunun anlaşılması için söz konusu fonların tekil yatırımcı sayıları ve net aktif değerlerinin ayrıca açıklanması gerekiyor.</p>

<p>Aynı şekilde bir fonun tasfiye listesinden çıkarılması ile TEFAS'ta normal işleyişine aynı gün dönmesi de aynı şey değil. Birikmiş satış taleplerinin büyüklüğüne bağlı olarak işlemlerin ne zaman ve hangi esaslarla başlayacağı ayrıca belirlenebilir.</p>

<p>Dolayısıyla gelecek haftanın asıl meselesi yalnız “66 fon tasfiye kapsamından çıkarılacak mı?” değil; <strong>hangi ölçüt kullanılarak çıkarılacakları</strong> olacak.</p>

<p>Bu ölçüt açıklanırsa, 17 Eylül'deki toplu tasfiye kararının neden bazı fonlar bakımından sürdürülüp bazıları bakımından kaldırıldığı da denetlenebilir hâle gelecek.</p>

<p><strong>Altı aylık süre krizin temel ikilemini görünür hâle getirdi</strong></p>

<p>SPK, 20 Eylül'de başlangıçta üç ay olan tasfiye süresini altı aya çıkardı. Kurul değişikliğin, fon portföylerinin yapısı ve piyasa koşulları dikkate alınarak varlıkların mümkün olduğunca uygun şartlarda satılmasını sağlamak amacıyla yapıldığını; altı aylık sürenin tasfiyenin mutlaka altı ay süreceği anlamına gelmediğini açıkladı.</p>

<p>Karar, krizin temel açmazını daha belirgin hâle getirdi.</p>

<p>Varlıkları çok kısa sürede satmak, yatırımcının parasına daha erken ulaşmasını sağlayabilir. Fakat özellikle piyasa derinliği sınırlı varlıklarda yoğun satış, fiyatların düşmesine ve fon yatırımcısının daha fazla zarar etmesine yol açabilir.</p>

<p>Daha uzun tasfiye süresi ise satışların daha uygun koşullara yayılmasını sağlayabilir; buna karşılık yatırımcının parasına erişemediği süre uzar.</p>

<p>1 milyon lira eşiği ve bazı fonların tasfiye dışına çıkarılması seçenekleri, ekonomi yönetiminin şimdi bu iki sorunu birbirinden ayırmaya çalıştığını düşündürüyor: <strong>nakde çevrilmesi zaman gerektiren portföylerde zorunlu satış baskısı yaratmamak, buna karşılık ödeme imkânı bulunan fonlarda yatırımcıyı aylarca bekletmemek.</strong></p>

<p>Eğer hafta sonunda konuşulan model hayata geçirilirse, 131 fonun tamamını aynı takvim içinde ele alan yaklaşım yerini daha fazla fon bazlı değerlendirmeye bırakabilir.</p>

<p><strong>Hafta sonu gelişmelerinin taşıdığı asıl yapısal önem de burada yatıyor.</strong></p>

<p><strong>Adli soruşturma Tera'nın üst yönetimine uzandı</strong></p>

<p>Mali ve idari çözüm seçenekleri tartışılırken ceza soruşturmasının kapsamı da hafta sonunda genişledi.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek 26 Eylül'de, <strong>1 Temmuz-16 Eylül</strong> arasındaki fon çıkışlarının en yüksek tutarlardan başlanarak incelendiğini açıkladı. Bakanlığın resmî açıklamasına göre 46 tüzel kişi, 18 fon ve 42 gerçek kişinin malvarlığı donduruldu; haklarında daha önce tedbir bulunmayan 37 şüpheliye ise yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulandı.</p>

<p>Bu tarihte ayrıca bazı yayınlarda inceleme döneminin “16 Ağustos”ta sona erdiği yönünde haberler çıktı. Ancak Adalet Bakanlığının resmî metninde tarih açık biçimde <strong>16 Eylül</strong> olarak yer alıyor; dolayısıyla esas alınması gereken tarih bu.</p>

<p>Soruşturma 27 Eylül'de Tera'nın üst yönetimine ulaştı. Tera Yatırım CEO'su Emir Münir Sarpyener ile Tera Portföy Yönetim Kurulu Başkanı Erdin Özel hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Özel daha sonra gözaltına alındı; Sarpyener hakkındaki yakalama kararının sürdüğü bildirildi.</p>

<p>Bu gelişmeler değerlendirilirken idarî tedbirlerle ceza soruşturmasını birbirinden ayırmak gerekiyor. Bir kişi hakkında soruşturma yürütülmesi, yakalama kararı verilmesi veya gözaltına alınması, isnat edilen fiillerin işlendiğinin kesinleştiği anlamına gelmiyor.</p>

<p>Aynı şekilde yatırımcıların ödemelerini hızlandıracak bir formül aranması da ceza soruşturmasının gevşetildiği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Hafta sonunun ortaya çıkardığı tablo tam tersine iki ayrı hattın aynı anda ilerlediğini gösteriyor: bir tarafta yatırımcının parasına ulaşmasını hızlandırabilecek çözümler araştırılıyor; diğer tarafta savcılık ve MASAK para hareketlerini ve olası sermaye piyasası suçlarını incelemeyi sürdürüyor.</p>

<p><strong>Salı günü hangi işaretlere bakılmalı?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>29 Eylül'de yapılması beklenen toplantının sonucunu değerlendirmek için birkaç ölçüt belirleyici olacak.</p>

<p>İlki, <strong>1 milyon liralık sınırın yalnız ödeme zamanını mı değiştirdiği, yoksa yatırımcıların nihai ekonomik haklarında da farklılaşma yaratıp yaratmadığı.</strong> İkincisi, 66 fonun tamamının mı yoksa yalnız belirli koşulları karşılayanların mı tasfiye listesinden çıkarılacağı.</p>

<p>Üçüncü ölçüt ise ayrımın hangi nesnel verilere dayandırılacağı. Fonların net aktif değeri, nakit ve likit varlık oranı, ödeme yükümlülükleri, portföy yoğunlaşması ve yatırımcıların birikmiş iade talepleri gibi göstergelerin açıklanması, kararın neden bazı fonlara uygulanıp bazılarına uygulanmadığını görünür hâle getirebilir.</p>

<p>Para piyasası fonlarının ayrıca değerlendirilip değerlendirilmeyeceği de önemli olacak. Mevzuat gereği kısa vadeli ve likiditesi yüksek araçlara yatırım yapan bu fonlar, hızlı ödeme açısından doğal adaylar arasında bulunuyor. Ancak her fonun gerçek portföyünün ayrıca incelenmesi gerekiyor.</p>

<p>Son olarak yeni kararın <strong>SPK tarafından hangi hukukî araçla alınacağı</strong> ve tasfiye sürecini yürüten bankalara nasıl bir uygulama talimatı verileceği izlenmeli.</p>

<p>Bu başlıklardan biri veya birkaçı netleşirse, hafta sonu kulislerinde konuşulan model ilk kez somut bir politika çerçevesine kavuşmuş olacak.</p>

<p><strong>Kriz yönetiminde yön değişikliği işareti</strong></p>

<p>Fon krizinin ilk aşamasında ağırlık işlemlerin durdurulması, 131 fonun tasfiyesi ve adli tedbirler üzerindeydi. Üçüncü haftaya girilirken gündemin niteliği değişmeye başlıyor.</p>

<p>Artık mesele yalnız tasfiyenin nasıl tamamlanacağı değil.</p>

<p><strong>Hangi fonların tasfiyede kalması gerektiği, hangilerinin ödeme gücüne sahip olduğu, hangi yatırımcılara diğer pay sahiplerinin hakları zedelenmeden daha erken ödeme yapılabileceği ve bütün bunların hangi nesnel ölçütlerle ayrıştırılacağı</strong> da krizin merkezine yerleşiyor.</p>

<p>29 Eylül toplantısının önemi burada.</p>

<p>Eğer 66 fonun tamamı veya bir bölümü tasfiye listesinden çıkarılır ve küçük yatırımcılar için ayrı bir ödeme takvimi oluşturulursa, 17 Eylül'de başlayan toplu tasfiye süreci fiilen daha seçici ve fon bazlı bir kriz yönetimine dönüşmüş olacak.</p>

<p>Bu değişikliğin kalıcı bir politika olup olmadığı ise basına yansıyan bilgilerle değil, önümüzdeki günlerde çıkabilecek SPK kararlarının kapsamı, fonların hangi ölçütlerle ayrıştırıldığı ve ödeme yönteminin ayrıntılarıyla anlaşılacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fon-krizinde-kritik-haftaya-giriliyor-1-milyon-lira-esigi-ve-66-fon-icin-yeni-formul-masada-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yatirim-fonu.jpg" type="image/jpeg" length="48329"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İnternet Haberciliğinin Hukuki Boyutu, Haklar ve Yükümlülükler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/internet-haberciliginin-hukuki-boyutu-haklar-ve-yukumlulukler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/internet-haberciliginin-hukuki-boyutu-haklar-ve-yukumlulukler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[A) İnternet Haberciliğinin Hukuki Boyutu

1) Genel Olarak

Bugün için internetteki tüm platformlar içerisinde habercilik ve basın faaliyetleri yürütülmektedir. Tüm bu platformlar için internet haberciliği, genel olarak tek bir kanunda düzenlenmiş değildir. İnternet televizyonculuğu ve radyoculuğ...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>A) İnternet Haberciliğinin Hukuki Boyutu</strong></p>

<p><strong>1) Genel Olarak</strong></p>

<p>Bugün için internetteki tüm platformlar içerisinde habercilik ve basın faaliyetleri yürütülmektedir. Tüm bu platformlar için internet haberciliği, genel olarak tek bir kanunda düzenlenmiş değildir. İnternet televizyonculuğu ve radyoculuğu konusunda RTÜK ve görevlerine dair özel hükümler bulunmakta, internet haber sitelerine yönelik Basın Kanunu düzenlemeleri bulunmakta ve tüm internet haber platformlarına uygulanacak çerçeve hükümler ise 5651 s. Kanun’da yer almaktadır.</p>

<p>En önemli husus şudur ki hangi platformda olursa olsun, habercilik faaliyeti anayasal basın hürriyetinin koruması altındadır. Tamamen haberciliğe özgülenmemiş bir sosyal medya profili veya Youtube kanalının ise basın hürriyetinden ziyade ifade hürriyeti bağlamında değerlendirilebileceğini ifade etmek gerekir.</p>

<p><strong>2) İnternet Haber Siteleri Bakımından, Basın Kanunu’na Bağlı Faaliyet Gösteren-Göstermeyen Ayrımı</strong></p>

<p>2022 yılındaki kanun değişiklikleri sonucunda; Basın Kanunu’na tabi olan, kanun gereğince habercilik faaliyetleri sırasında bir kısım ayrıcalıklardan faydalanabilecek ve bu oranda sorumluluk altına girecek internet haber siteleri, kanunda ayrıca düzenlenmiştir. Bu ayrıcalıklardan faydalanamayacak ve genel hükümlere göre sorumlu tutulacak internet haber siteleri ise sıradan bir internet platformu olarak 5651 s. Kanun’a göre varlığını sürdürmeye devam etmiştir.</p>

<p><strong>B) Haklar</strong></p>

<p><strong>1) Basın Hürriyeti</strong></p>

<p>Basın hürriyeti ile ilgili temel düzenlemeler doğrudan Anayasa’da yer almaktadır. Dolayısıyla Basın Kanunu’na dayanarak faaliyette bulunsun ya da bulunmasın, bütün bir internet haber platformları için basın hürriyeti söz konusudur.</p>

<p><strong>2) Haber Kaynağını Gizli Tutma</strong></p>

<p>Basın Kanunu md. 12’ye göre süreli yayın sahibi, sorumlu müdür ve eser sahibi, bilgi ve belge dahil her türlü haber kaynağını açıklamaya ve bu konuda tanıklık yapmaya zorlanamaz.</p>

<p><strong>3) Ceza Yargısında 4 Aylık Dava Açma Süresi Şartı</strong></p>

<p>Kanuna göre bir muhakeme şartı olarak, haber sitesi vasıtasıyla işlenen suçlarda davanın <u>dört ay içinde açılması</u> zorunludur. Süre, başsavcılığa yahut sair bir yetkili mercie ihbarının yapıldığı tarihten başlar ve hiçbir şekilde TCK’daki dava zamanaşımına ilişkin süreyi aşamaz.</p>

<p><strong>4) Adli Para Cezasında Hapis Cezasına Çevirememe Durumu</strong></p>

<p><a name="_Hlk121958460"></a><a name="_Toc132101192">Bilindiği üzere adli para cezaları, ödenmez ise önce kamu yararına çalışmaya ve daha sonra da hapse çevrilmektedir. Basın Kanunu’na göre ise aynı kanunun 18 ve 22. maddelerdeki suçlar dışında, kanunda öngörülen suçlar için hükmedilen para cezaları, hürriyeti bağlayıcı cezaya çevrilemez. </a></p>

<h4><strong>5) Resmi İlan ve Reklam Alma Hakkı</strong></h4>

<p>195 s. Kanun ile Resmi İlan ve Reklam Yönetmeliği’ndeki şartları taşıyan ve aynı zamanda Basın Kanunu’na göre internet haber sitesi vasfını taşıyan haber platformları, resmi ilan ve reklam alma hakkına sahiptir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6) Basın Kartı Hakkı</strong></p>

<p>Basın Kanunu’na göre internet haber sitesi vasfını taşıyan ve bir süreli yayın sayılan internet haber sitelerindeki gazeteciler için de ilgili şartları taşımaları durumunda basın kartı alma hakkı mevcuttur.</p>

<p><strong>C) Sorumluluklar</strong></p>

<p>Basın Kanunu’nun 8. maddesi, beyanname vermediği için ilgili kanuna göre ‘internet haber sitesi’ vasfını taşımayacak olanlara yönelik, <i>‘ayrıcalık ve hakların ortadan kalkacağı fakat kanun ve ilgili mevzuat uyarınca öngörülen yaptırımların uygulanabileceğini’</i> düzenlemiştir. Fakat kanunilik ve belirlilik ilkesi gereğince, bunun böyle olmaması gerekir. Zira aynı maddede, beyannamesini usulüne göre vermeyenlerin ‘internet haber sitesi vasfı taşımayacağı’ yazılıdır. Dolayısıyla internet haber sitesi vasfı taşımadığını söylediği bir platforma aynı kanunun ‘hayır, sen internet haber sitesisin’ diyerek cezai müeyyide uygulamasının doğru olmayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla bu noktada usulüne uygun beyanname vermeyen haber platformlarının sorumluluğunun genel hükümler ve 5651 s. Kanun’a göre olması gerektiğini belirtmek isterim.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p><strong>1) 5651 s. Kanundan Doğan Yükümlülükler</strong></p>

<p>Basın Kanunu’na göre internet haber sitesi vasfını taşısın ya da taşımasın, bütün internet haber platformları için 5651 s. Kanun’dan doğan temel yükümlülükler; uyar-kaldır sistemini işletmek, resmi taleplere yönelik mevzuat çerçevesinde bilgi vermek ve yine mevzuat çerçevesinde içerikleri kaldırmaktır. Bu platform aynı zamanda kendi verilerini de kendi sunucularında barındırıyorsa, yer sağlayıcı sayılacağı için yer sağlayıcılara yönelik log tutma gibi yükümlülüklere de uyması gerekecektir.</p>

<p><strong>2) Basın Kanunu’ndan Doğan Yükümlülükler</strong></p>

<p><strong>a) Özel Ceza Sorumluluğu Düzeni</strong></p>

<p>İnternet haber siteleri yoluyla işlenen suçlar bakımından Basın Kanunu’nun düzenlemeleri, kanaatimce anayasanın ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesine aykırıdır. Kanuna göre işlenen suçlardan eser sahibi yani içeriği düzenleyen veya kaydeden medya mensubu doğrudan sorumludur. Ancak kanunda “<i>eser sahibinin belli olmaması veya yayım sırasında ceza ehliyetine sahip bulunmaması ya da yurt dışında bulunması nedeniyle Türkiye'de yargılanamaması veya verilecek cezanın eser sahibinin diğer bir suçtan dolayı kesin hükümle mahkum olduğu cezaya etki etmemesi hallerinde, sorumlu müdür ve yayın yönetmeni, genel yayın yönetmeni, editör, basın danışmanı gibi sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkili sorumlu olur</i>” denilerek, kolektif sorumluluğun yolu açılmıştır. Her ne kadar maddenin devamında “<i>ancak bu eserin sorumlu müdürün ve sorumlu müdürün bağlı olduğu yetkilinin karşı çıkmasına rağmen yayımlanması halinde, bundan doğan sorumluluk yayımlatana aittir</i>.” denilmiş ise de bu düzenleme, anayasaya aykırılık sorununu çözmemektedir.</p>

<h4><a name="_Hlk121958664"><strong>b) Hukuki Sorumluluk Düzeni</strong></a></h4>

<p>Basın Kanunu md. 13’te ise hukuki sorumluluğa dair düzenlemeler yer almaktadır. İlgili düzenlemelere göre internet haber siteleri yoluyla işlenen fiillerden doğan maddi ve manevi zararlardan dolayı; eser sahibi ile yayın sahibi ve varsa temsilcisi müteselsilen sorumludur. Bu hüküm yayın sahibi, marka veya lisans sahibi, kiralayan, işleten veya herhangi bir sıfatla yayımlayan, yayımcı gibi hareket eden gerçek veya tüzel kişiler hakkında da uygulanır. Tüzel kişi şirket ise anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanı, diğer şirketlerde en üst yönetici, şirket ile birlikte müteselsilen sorumludur.</p>

<h4><a name="_Hlk121959143"></a><a name="_Toc132101196"><strong>c) Bilgi Paylaşımı Yükümlülüğü</strong></a></h4>

<p>Basın Kanunu’nun 4. maddesinde belirtilen hak sahipliği bilgileri, sorumlu müdür ve diğer ilgilinin bilgileri, iletişim bilgileri ile yer sağlayıcısının adı ve adresinin, internet platformunun ana sayfasında yayınlanması zorunludur.<strong><i> </i></strong>Bunun yerine getirilmemesi, kanunda suç olarak düzenlenmiştir.</p>

<h4><a name="_Hlk121959528"></a><a name="_Toc132101197"><strong>d) Haberlerde Şeffaflık Sağlama Yükümlülüğü</strong></a></h4>

<p>İnternet haber sitelerinde bir içeriğin ilk kez sunulmaya başlandığı tarih ile sonraki güncelleme tarihleri, her erişildiğinde değişmeyecek şekilde içeriğin üzerinde belirtilmek zorundadır. Bunun yerine getirilmemesi de suçtur.</p>

<h4><a name="_Hlk121959687"></a><a name="_Toc132101198"><strong>e) Beyanname Verme Yükümlülüğü</strong></a></h4>

<p>Basın Kanunu’nun internet haber siteleri için getirdiği ayrıcalıklardan yararlanmak ve resmen internet haber sitesi vasfını taşımak isteyen platformların, başsavcılığa gerekli hususları içeren bir beyanname vermesi şarttır. Beyanname verilmezse ilgili platform erişime engellenmemekte, yalnızca ilgili ayrıcalıklardan yararlanamamaktadır.</p>

<h4><a name="_Hlk121960097"></a><a name="_Toc132101199"><strong>f) Log Kayıtlarını Saklama Yükümlülüğü</strong></a></h4>

<p>İnternet haber sitelerinde yayınlanan içerikler, gerektiğinde talep eden başsavcılığa teslim edilmek üzere doğruluğu ve bütünlüğü sağlanmış şekilde iki yıl süre ile muhafaza edilecektir. Dikkat edilmesi gerekir ki <u>burada kaydı tutulması gereken loglar trafik bilgileri değil, yayınlanan içeriklerdir. </u>Trafik bilgileri ise 5651 s. Kanun’dan doğan yükümlülükler gereğince yer sağlayıcılar tarafından saklanmaktadır.</p>

<h4><a name="_Toc132101200"></a><a name="_Hlk121961071"><strong>g) Düzeltme ve Cevap Hakkına Yönelik Yükümlülükler </strong></a></h4>

<p>Düzeltme ve cevap hakkına dair Basın Kanunu’nun 14. maddesine göre internet haber sitelerinin de içerisinde yer aldığı süreli yayınlarda; kişilerin şeref ve haysiyetini ihlal edici veya kişilerle ilgili gerçeğe aykırı yayım yapılması halinde, bundan zarar gören kişinin düzeltme ve cevap hakkı mevcuttur.</p>

<p>İnternet haber sitesinin sorumlu müdürü, kanundaki şartları taşıyan bildirimleri yayınlamaz ise ilgilisi, sulh ceza hakimliğinden bu yönde bir karar alabilir ve bu kararın gereğini yapmamak, kanunda suç olarak düzenlenmiştir.</p>

<h4><a name="_Toc132101201"><strong>h) Cinsel Saldırı, Cinayet ve İntihar Olayları Hakkında </strong></a><strong>Sınırı Aşmama Yükümlülüğü</strong></h4>

<p>Basın Kanunu md. 20’de “<i>cinsel saldırı, cinayet ve intihar olayları hakkında, haber vermenin sınırlarını aşan ve okuyucuyu bu tür fiillere özendirebilecek nitelikte olan yazı ve resim yayımlayanlar birmilyar liradan yirmimilyar liraya kadar ağır para cezasıyla cezalandırılır</i>.” şeklinde bir suç bulunmaktadır.</p>

<h4><a name="_Hlk121962291"></a><a name="_Toc132101202"><strong>ı) Bir Kısım Haber Süjesinin Kimliğini Açıklamama Yükümlülüğü</strong></a></h4>

<p>Basın Kanunu md. 21’e göre internet haber sitesi içeriklerinde; “<i>a) 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre evlenmeleri yasaklanmış olan kimseler arasındaki cinsel ilişkiyle ilgili haberlerde bu kişilerin, b) Türk Ceza Kanununun 414, 415, 416, 421, 423, 429, 430, 435 ve 436’ncı maddelerinde yazılı cürümlere ilişkin haberlerde mağdurların, c) Onsekiz yaşından küçük olan suç faili veya mağdurlarının</i>” kimliklerini açıklayacak ya da tanınmalarına yol açacak şekilde yayın yapılması yasaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Aynı yönde bkz. S. Burcu Ezer, İnternet Haber Sitelerinin Basın Kanunu ve Basın İş Kanunu Kapsamına Eklenmesinin Hüküm ve Sonuçları, YBHD, Yıl 8 - Sayı 2023/2, s. 458-459</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/internet-haberciliginin-hukuki-boyutu-haklar-ve-yukumlulukler-1</guid>
      <pubDate>Mon, 28 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/basin-gazete-news-internet.jpg" type="image/jpeg" length="13116"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33905"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89608"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79317"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="32886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="15175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="97779"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="73194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="48548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="52504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="89945"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="90797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="86332"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="77530"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
