<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2026 01:30:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden birinci sınıf Gebze Onaltıncı Noterliği 21.06.2026 tarihinde, Bakırköy Yirmiyedinci Noterliği 29.06.2026 tarihinde, İstanbul Otuzikinci Noterliği 04.07.2026 tarihinde, Beykoz İkinci Noterliği 06.07.2026 tarihinde, Üsküdar Ondördüncü Noterliği 14.07.2026 tarihinde ve İstanbul İkinci Noterliği 17.07.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI: 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 GEBZE ONALTINCI NOTERLİĞİ 22.929.727,59 ₺</p>

<p>2 BAKIRKÖY YİRMİYEDİNCİ NOTERLİĞİ 17.051.057,96 ₺</p>

<p>3 İSTANBUL OTUZİKİNCİ NOTERLİĞİ 27.695.646,64₺</p>

<p>4 BEYKOZ İKİNCİ NOTERLİĞİ 53.340.153,93₺</p>

<p>5 ÜSKÜDAR ONDÖRDÜNCÜ NOTERLİĞİ 13.694.864,92₺</p>

<p>6 İSTANBUL İKİNCİ NOTERLİĞİ 18.136.541,42₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.</p>

<p>—— • ——</p>

<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİK<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi geliri 8.101.388,95 Türk Lirası olan ikinci sınıf İnegöl Yedinci Noterliği 12.07.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf ve ikinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="52058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Haziran 2026 Tarihli ve 33270 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>29/6/2004 tarihli ve 25507 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“f) Üretime ara vermek isteyen müteşebbis, ara verme gerekçesini belirten dilekçesiyle il müdürlüğüne müracaat eder. İl müdürlüğü, müteşebbisin dilekçesini görüşüyle birlikte Bakanlık Merkez Teşkilatına gönderir. Bakanlık Merkez Teşkilatı, müteşebbise üretime ara vermesi için bir yıl, bu sürenin sonunda müteşebbisin talebi olması durumunda en fazla bir yıl daha ek süre verebilir. Müteşebbis su kira sözleşmesinde belirtilen kiralama süresi içerisinde bir kez üretime ara verebilir. Ara verme süresi sonunda üretime başlamayan müteşebbisin su ürünleri yetiştiricilik belgesi il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından iptal edilir. 31/10/2020 tarihli ve 31290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Üretiminde Kiralama Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin on dördüncü fıkrası kapsamında üretime ara veren tesisler için bu bent uygulanmaz.”</p>

<p>“i) Devletin ilan ettiği doğal afet, yangın ve salgın hastalık gibi mücbir sebepler nedeniyle müteşebbisin üretime ara vermek için müracaat etmesi durumunda ara verme süresi, Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“a) Su veya arazi kira sözleşmesinden son yapılmış olanın başlangıç tarihinden itibaren on sekiz ay içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesini almayan müteşebbisin projesi iptal edilir. Sürenin aşılması durumunda, onayı il müdürlüğünce yapılan projelerin iptali il müdürlüğünce yapılır ve Bakanlık Merkez Teşkilatına bildirilir. Onayı Bakanlık Merkez Teşkilatınca yapılan projelerin iptali ise, il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık merkez teşkilatınca yapılır.</p>

<p>“e) Su Ürünleri Üretiminde Kiralama Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde su kira sözleşmesi yapılmaması durumunda, proje onay merci tarafından iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“a) Projesinde, tür değişikliği, kapasite artırımı/azaltılması, alan artırımı/azaltılması, ek ünite kurmak ve yer değişikliği yapmak isteyen müteşebbis, tesisinin bulunduğu il müdürlüğüne dilekçe (EK-7) ile müracaat eder. İl müdürlüğü proje değişiklik talebini Bakanlık Merkez Teşkilatına iletir. Proje değişiklik taleplerinde, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında verilen izinlere ilişkin değişiklik talepleri, Müracaat Değerlendirme Komisyonu tarafından diğer tesislere verilen izinlere ilişkin değişiklik talepleri, Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından değerlendirilir. Proje değişiklik taleplerinde Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından revize proje ön izni verilir.”</p>

<p>“f) Deniz veya baraj gölünde ağ kafeste su ürünleri yetiştiriciliği yapan tesisin, üçer yıllık dönem içinde onaylı proje kapasitesinin %75’inin altında üretim yapması halinde, gerçekleştirdiği üretim miktarı dikkate alınarak Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenen usul ve esaslara göre proje kapasitesi ve tahsis edilen su alanı yeniden belirlenir.</p>

<p>g) Tesise ait yeni proje kapasitesi ve tahsis edilen su alanı; tesis denetim raporları, nakil belgeleri ve izleme sistemlerinden elde edilen veriler esas alınarak il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenir ve yeni kapasite ve tahsis edilen su alanı, il müdürlüğünce müteşebbise tebliğ edilir.</p>

<p>ğ) Müteşebbis, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içerisinde belirlenen yeni kapasite ve tahsis edilen su alanına uygun olarak hazırlatacağı revize projesini onaylatmak ve belirlenmiş olan yeni kapasite ve tahsis edilen su alanına göre üretim yapmak zorundadır.</p>

<p>h) Su ürünleri yetiştiricilik belge onay tarihi esas alınırken kapasite değişikliği haricindeki belge değişikliklerinde ilk belge onay tarihi, tesisin devri durumunda ise devralan kişinin adına düzenlenen belge onay tarihi göz önünde bulundurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“e) Devir işlemi tamamlanmış projeler için altmış gün içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesi düzenlenmesi zorunludur. Bu projeler için 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanır. Bu süre içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesi düzenlenmeyen tesislerin projeleri iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine “Su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kuluçkahanelerinde” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkranın (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>Geçici madde 1- Bu maddenin yayımı tarihinde halihazırda üretim yapan tesisler için 11 inci maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde öngörülen üçer yıllık dönem bu maddenin yayımı tarihini takip eden takvim yılının birinci gününden itibaren başlar.</p>

<p>9 uncu maddenin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında üretime ara vermiş olan tesisler bakımından üretime ara verme süresi, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren yeniden hesaplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="43047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 04 Haziran 2026 Tarihli ve 33270 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7582</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 21/5/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “36” ibaresi “72” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “ellibin Yeni Türk Lirasını” ibareleri “bir milyon Türk lirasını” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>8/6/1959 tarihli ve 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 16 ncı maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20/D maddesi kapsamında gelir vergisi istisnasından yararlananlardan, mezkûr istisna için öngörülen süre dâhilinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikalinde vergi oranı %1 olarak uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “üç”, “dört”, “altı”, “yedi” ve “on iki” ibareleri sırasıyla “iki”, “üç”, “dört”, “beş” ve “altı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>193 sayılı Kanuna mükerrer 20/C maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası:</p>

<p>MÜKERRER MADDE 20/D- Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki gerçek kişilerin bu madde kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.</p>

<p>İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemez.</p>

<p>İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“20. 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanır.). Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Nitelikli hizmet merkezi</p>

<p>EK MADDE 1- Nitelikli hizmet merkezi, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve ikinci fıkrada belirtilen faaliyetleri yapmak üzere kurulan, yıllık hasılatlarının en az %80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketlerini ifade eder.</p>

<p>Bu merkezler;</p>

<p>a) Finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı (yurt içi faaliyetlere veya Türk hukukuna yönelik hukuk danışmanlığı, sadece 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında hizmet verebilecek avukat veya avukat ortaklığından alınmak suretiyle), tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini,</p>

<p>b) Satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini,</p>

<p>sunar.</p>

<p>İkinci fıkra kapsamındaki hizmetleri doğrudan ifa eden ve destek personeli dışında kalan çalışanlar nitelikli hizmet personelidir.</p>

<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı; Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığının görüşünü almak suretiyle bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“i) Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların %95’i (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran %100 olarak uygulanır.).</p>

<p>Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması, aracılık faaliyetine ilişkin malların satıcısı ve alıcısının Türkiye’de olmaması şarttır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan oranları sıfıra kadar indirmeye, %100’e kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p>“j) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların %95’i (4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile 7412 sayılı Kanun hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran %100 olarak uygulanır.).</p>

<p>Bu indirim; kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi şartıyla, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren yirmi hesap dönemi itibarıyla uygulanır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan oranları %50’ye kadar indirmeye, %100’e kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>5520 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Kurumlar vergisi oranı, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına %12,5 olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında indirimli orandan faydalanılan kazançlar için yedinci fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>5520 sayılı Kanunun 32/C maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “(g) ve (h)” ibaresi “(g), (h), (i) ve (j)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“d) 7412 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan kazanç indirimi.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>5520 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 19- (1) Vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekir. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıkların yurda getirildiği, Gümrük İdaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunur. Gümrük İdaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirir.</p>

<p>(3) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilir. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunludur.</p>

<p>(4) Birinci ve üçüncü fıkra kapsamında bildirilen varlıklar 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilir. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu madde hükümleri uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemez, sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmez. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz ve bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilir.</p>

<p>(5) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, bildirimde bulundukları varlıklarını ikinci fıkrada yer alan sürede Türkiye’ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri durumlarında dördüncü fıkrada yer alan şartlar aranmaksızın madde hükümlerinden yararlanırlar.</p>

<p>(6) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler. Şu kadar ki vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda, 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında; en az beş yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0, en az dört yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %1, en az üç yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %2, en az iki yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %3, en az bir yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %4 olarak uygulanır. 1/1/2027 tarihinden itibaren 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılır. 31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında verilecek taahhütnamelerden damga vergisi alınmaz.</p>

<p>(7) Bu madde kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.</p>

<p>(8) Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Şu kadar ki, diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz. Bulunan matrah farkının, bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu madde kapsamında bildirilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır.</p>

<p>(9) Birinci fıkra uyarınca bildirildiği halde, bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmemesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da üçüncü fıkra uyarınca bildirildiği halde aynı fıkrada belirtilen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde sekizinci fıkra hükmünden yararlanılamaz. Ayrıca, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur. Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu madde kapsamında yapılan bildirim dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de sekizinci fıkra hükmü uygulanmaz. Tahakkuk eden verginin vadesinde ödenmemesi vergi aslının gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsiline engel teşkil etmez. Tahsil edilmiş olan vergiler red ve iade edilmez.</p>

<p>(10) Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin düzeltme yapılamaz.</p>

<p>(11) Cumhurbaşkanı 31/7/2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında altı ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu madde kapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(15) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen teknogirişim rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenir.</p>

<p>(16) 4691 sayılı Kanun kapsamında kuluçka girişimcisi olmaya hak kazanmış girişimciler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek dijital şirket tanımına uygun olarak kurulan ve işletilen şirketler, kuruluş tarihi itibarıyla üç yıla kadar, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 24 üncü maddesinde tanımlı ücret ve aidat ödemelerinden muaftır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların” ibaresi “Katılımcıların” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Nitelikli hizmet merkezlerinin bu istisnadan yararlanan personeline, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan istisna uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>7412 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “2031” ibaresi “2047” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “beş” ibaresi “yirmi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 4 üncü maddesi, 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) 7 nci ve 9 uncu maddeleri, 1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) 8 inci maddesi, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>ç) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="48027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[140 yeni mahkeme kuruluyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 140 yeni mahkemenin kurulmasına karar verildiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde adalet hizmetlerinin vatandaşlarımıza daha etkin, verimli ve hızlı bir şekilde ulaştırılması ve mahkemelerde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla;</p>

<p>🔹 1 Ağır Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 1 Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 3 Çocuk Mahkemesi,<br />
🔹 46 Asliye Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 1 Sulh Ceza Hâkimliği,<br />
🔹 4 İnfaz Hâkimliği,<br />
🔹 36 Asliye Hukuk Mahkemesi,<br />
🔹 1 Sulh Hukuk Mahkemesi,<br />
🔹 5 Asliye Ticaret Mahkemesi,<br />
🔹 2 Aile Mahkemesi,<br />
🔹 24 İş Mahkemesi,<br />
🔹 16 Tüketici Mahkemesi</p>

<p>olmak üzere toplam 140 yeni mahkemenin kurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu adımla, yargılamaların daha makul sürede tamamlanmasını ve adalet hizmetlerinin etkinliğinin daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni kurulan mahkemelerimizin vatandaşlarımıza ve yargı teşkilatımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="73552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞME HUKUKUNA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ: ZAYIF TARAFIN KORUNMASINA YÖNELİK KANUN KOYUCUNUN ÖNGÖRDÜĞÜ TEORİK MEKANİZMALARIN PRATİKTE İŞLEVSİZLİĞİ VE YARGI YOLUNA BAŞVURMA KÜLFETİ DOĞURMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Özel hukukun temel yapı taşlarından biri olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bireylerin hukuki ilişkilerini kendi iradeleri doğrultusunda şekillendirebilmelerine olanak tanımaktadır. Bu ilke kapsamında kişiler, diledikleri kişiyle sözleşme yapabilmekte, sözleşmenin içeriğini belirleyebilmekte ve hukuki ilişkinin sınırlarını kendi tercihleri doğrultusunda çizebilmektedir. Liberal hukuk anlayışının bir ürünü olan sözleşme özgürlüğü, bireysel özerkliğin ve ekonomik serbestinin hukuki alandaki yansıması olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte modern ekonomik ve sosyal yaşamın ortaya çıkardığı güç dengeleri, sözleşme özgürlüğü ilkesinin teorik varsayımlarını önemli ölçüde tartışmalı hâle getirmiştir. Günümüzde sözleşmelerin önemli bir bölümü, birbirleriyle eşit pazarlık gücüne sahip bireyler arasında değil; ekonomik, kurumsal veya sosyal açıdan üstün konumda bulunan bir taraf ile belirli bir ihtiyacını karşılamak zorunda olan zayıf taraf arasında kurulmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş hukuk sistemleri, sözleşme serbestisinin mutlak bir ilke olmadığını kabul etmiş ve sözleşmenin zayıf tarafını korumaya yönelik çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Türk hukukunda da bu amaç doğrultusunda Türk Borçlar Kanunu'nda genel işlem şartlarına ilişkin hükümler öngörülmüş, tüketici hukukunda emredici düzenlemeler kabul edilmiş ve iş hukukunda işçinin korunması ilkesi benimsenmiştir.</p>

<p>Ancak söz konusu düzenlemelerin uygulamadaki etkinliği incelendiğinde, normatif düzeyde sağlanan korumanın çoğu zaman fiili hayata yansımadığı görülmektedir. Normatif düzeyde getirilen korumaların, pratikte işlevselliği sorgulanmamaktadır. Bu çalışma kapsamında, sözleşmenin zayıf tarafını koruma amacı taşıyan yasal düzenlemelerin uygulamada neden yetersiz kaldığı, teorik koruma ile fiili koruma arasındaki farklar ve bu alanda geliştirilebilecek çözüm önerileri ele alınacaktır. En basit hukuki işlem için bile yargı yoluna başvurmadan vatandaşların hakkını elde etme olanağı tartışılacaktır.</p>

<p><strong>I. Sözleşme Özgürlüğü İlkesinin Teorik Temelleri</strong></p>

<p>Sözleşme özgürlüğü ilkesi, klasik liberal hukuk düşüncesinin en önemli unsurlarından biridir. Bu anlayışa göre bireyler kendi menfaatlerini en iyi şekilde değerlendirebilecek kapasiteye sahiptir ve devlet, özel hukuk ilişkilerine mümkün olduğunca müdahale etmemelidir. Sözleşme özgürlüğünün temel unsurları; sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü, sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü, sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğü ve sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğü olarak sıralanmaktadır.</p>

<p>Ancak bu yaklaşımın dayandığı temel varsayım, sözleşmenin taraflarının ekonomik ve sosyal açıdan birbirine yakın güçte oldukları düşüncesidir. Klasik hukuk teorisinde tarafların sözleşme öncesinde eşit müzakere imkanına sahip olduğu kabul edilmekte, bu nedenle sözleşmenin içeriğinin tarafların ortak iradesini yansıttığı varsayılmaktadır.</p>

<p>Oysa günümüz ekonomik yapısında bu varsayım çoğu zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Çoğu zaman sözleşmenin zayıf tarafı olan bir işçi veya kiracı sözleşmeyi okuyamaz, okumasına fırsat bile verilmez. Kaldı ki okusa dahi, sözleşmenin zayıf tarafının, sözleşmeye şerh düşmesine izin verilmez çünkü şartları kabul etmediği takdirde kabul etmek zorunda kalacak başka bir kişi kolaylıkla bulunabilmektedir. Özellikle kitlesel sözleşmelerin yaygınlaşması, standart sözleşme metinlerinin kullanılması, vatandaşın ihtiyacının elzem teşkil etmesi ve belirli sektörlerde piyasa gücünün belirli aktörlerde yoğunlaşması, taraflar arasındaki müzakere imkanını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde sözleşme özgürlüğü kavramının yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşler doktrinde giderek güç kazanmaktadır.Biz de toplum huzurunu önemli ölçüde etkileyen bu alanda görüşlerimizi paylaşmak isteriz.</p>

<p><strong>II. Sözleşmesel İlişkilerde Yapısal Güç Eşitsizliği Sorunu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Modern sözleşme hukukunun karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, taraflar arasındaki yapısal güç eşitsizliğidir. Ekonomik açıdan güçlü taraf; sahip olduğu sermaye, kurumsal yapı, uzman kadrolar ve hukuki danışmanlık imkanları sayesinde sözleşme şartlarını belirleme gücünü elinde bulundurmaktadır. Buna karşılık zayıf taraf çoğu zaman sözleşme şartlarını müzakere etme imkanına sahip olmaksızın, önüne sunulan metni kabul etmek veya hukuki ilişkiden tamamen vazgeçmek seçenekleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Kabul etmesinde en büyük etken, sözleşme konusu ihtiyacın elzem ve zaruri olması, karşı tarafın kolayca başka bir kişi bulabilmesidir.</p>

<p>Bu durum özellikle;</p>

<p>- İş sözleşmelerinde işçi ile işveren arasında,</p>

<p>- Tüketici işlemlerinde tüketici ile büyük şirketler arasında,</p>

<p>- Kira ilişkilerinde kiracı ile mülk sahibi arasında,</p>

<p>- Bankacılık işlemlerinde müşteri ile finans kuruluşları arasında,</p>

<p>açık şekilde gözlemlenebilmektedir.</p>

<p>Hukuki açıdan bakıldığında sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarının bulunması yeterlidir. Ancak ekonomik gerçeklik dikkate alındığında, bu irade açıklamalarının her zaman özgür bir tercih sonucunda ortaya çıkmadığı görülmektedir. Gerçek iradeye dayanmayan bir onam kağıt üzerinde eşit güçte kabul edilebilir ancak baskı ve ihtiyaç sebebiyle atılan bir imzanın hukuk düzeninde kabul edilmesi etik değildir.</p>

<p><strong>Gerçekten de iş bulma ihtiyacı bulunan bir kişinin ağır çalışma koşullarını kabul etmesi, barınma ihtiyacı bulunan bir kişinin hakkaniyete aykırı kira şartlarını imzalaması veya krediye ihtiyaç duyan bir kişinin ağır sözleşme hükümlerini kabul etmesi çoğu zaman serbest iradenin değil ekonomik zorunluluğun sonucudur. </strong>Bu nedenle sözleşme hukukunun yalnızca şekli eşitlik anlayışıyla hareket etmesi, fiili eşitsizlikleri görünmez hâle getirebilmektedir.</p>

<p><strong>III. Türk Hukukunda Zayıf Tarafın Korunmasına Yönelik Düzenlemeler</strong></p>

<p>Türk hukukunda sözleşmenin zayıf tarafını koruma amacı taşıyan çeşitli mekanizmalar bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenen genel işlem şartları hükümleri, sözleşme içeriğinin tek taraflı olarak belirlenmesinden kaynaklanan sakıncaları önlemeyi amaçlamaktadır. Bu hükümler kapsamında dürüstlük kuralına aykırı, karşı taraf aleyhine dengesizlik yaratan veya açıkça bilgilendirme yapılmaksızın sözleşmeye dahil edilen hükümler geçersiz sayılabilmektedir.</p>

<p>Benzer şekilde, tüketici hukukunda tüketicinin ekonomik olarak daha zayıf konumda bulunduğu kabul edilmekte ve bu nedenle tüketici lehine yorum ilkesi benimsenmektedir. İş hukukunda ise işçinin ekonomik bağımlılığı dikkate alınarak işçi lehine yorum ilkesi ve işçiyi koruyucu emredici hükümler kabul edilmektedir. Bu düzenlemeler teorik açıdan son derece önemlidir. Ancak uygulama pratiği incelendiğinde korumanın çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığı görülmektedir. Kaldı ki, kağıt üzerindeki bu korumalar, yargı önünde her zaman olması gerektiği gibi uygulanmaz. Maalesef hatalı kararlar verilip, genel hükümlere göre değerlendirme yapıldığı sıklıkça karşılanmaktadır. Çoğu zaman parasal sınır sebebiyle kesin olan bu kararlara itiraz da edilememektedir.</p>

<p><strong>IV. Teorik Koruma ile Fiili Koruma Arasındaki Uçurum</strong></p>

<p>Kanaatimizce sorunun temelinde, kanun koyucunun normatif düzenlemeleri oluştururken tarafların davranışlarını ideal koşullar altında değerlendirmesi yatmaktadır.</p>

<p><strong><u>Gerçek hayatta zayıf tarafın sahip olduğu hakları kullanabilmesi için yalnızca hukuki düzenlemenin varlığı yeterli değildir.</u></strong> Bu hakların ekonomik, psikolojik ve usuli açıdan kullanılabilir olması da gerekir.</p>

<p>Örneğin bir tüketicinin haksız sözleşme şartına karşı dava açabilmesi teorik olarak mümkündür. <u>Ancak dava masrafları, yargılamanın uzun sürmesi, ispat güçlükleri, gündelik hayatın koşturmacası ve hukuki bilgi eksikliği çoğu zaman bireyi hakkını aramaktan vazgeçirmektedir.</u> Zaten haksızlığa uğrayıp maddi kayıp yaşayan bir vatandaş, uluslararası yargıya güven endeksinde sonlarda olan ülkemizde, çoğu zaman tekrar maddi külfete maruz kalıp, hakkını elde edeceği belirsiz bir ortamda hakkını aramakla uğraşmaz.</p>

<p>Benzer şekilde işçinin hukuka aykırı çalışma koşullarına karşı yargı yoluna başvurabilmesi teorik olarak mümkündür. <u>Ancak işini kaybetme korkusu, sektörde dışlanma endişesi ve ekonomik bağımlılık nedeniyle bu hak çoğu zaman kullanılamamaktadır. </u>Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından tanınan koruma mekanizmaları ile bu mekanizmaların fiilen kullanılabilmesi arasında ciddi bir mesafe bulunmaktadır. Bu durum, normatif koruma ile fiili koruma arasındaki yapısal uyumsuzluğu ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>V. Görünürdeki Rıza ve Ekonomik Zorlama Altında Oluşan Rıza</strong></p>

<p>Sözleşme hukukunda irade serbestisi temel kabul edilmekle birlikte, modern doktrinde ekonomik baskı altında verilen rızanın hukuki niteliği giderek daha fazla tartışılmaktadır. Klasik yaklaşım, sözleşmenin imzalanmasını tarafın sözleşme şartlarını kabul ettiğinin göstergesi olarak değerlendirmektedir. Ancak günümüzde birçok hukukçu, ekonomik zorunluluk altında verilen onayın gerçek anlamda özgür iradeyi yansıtmayabileceğini ileri sürmektedir.</p>

<p>Gerçekten de kişinin barınma, çalışma veya finansman ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla ağır sözleşme şartlarını kabul etmesi ile alternatif seçenekler arasında özgürce tercih yapması aynı hukuki ve ahlaki değere sahip değildir. Bu nedenle sözleşmenin kurulmuş olması tek başına tarafların eşit şartlar altında irade açıkladıkları sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p><strong>VI. Sosyal Devlet İlkesi Açısından Değerlendirme</strong></p>

<p>Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Sosyal devlet ilkesi, yalnızca devletin sosyal yardımlarda bulunmasını değil, aynı zamanda özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkan <strong>yapısal eşitsizlikleri giderecek tedbirler almasını da gerektirmektedir. </strong>Bu bağlamda sözleşme özgürlüğü ile sosyal adalet arasında makul bir denge kurulmalıdır.</p>

<p>Hukuk düzeni, ekonomik açıdan güçlü tarafın sözleşme özgürlüğünü korurken, zayıf tarafın insan onuruna uygun yaşam hakkını ve ekonomik varlığını sürdürebilme imkanını da güvence altına almak zorundadır. Aksi hâlde şekli anlamda özgür görünen sözleşmeler, gerçekte ekonomik zorlamanın hukuki görünüm kazanmış hâline dönüşebilecektir.</p>

<p><strong>VII. Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Mevcut sistemin daha etkin hâle getirilebilmesi için çeşitli reformlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>

<p>1-Belirli sözleşme türlerinde ispat yükünün güçlü tarafa aktarılması değerlendirilebilir. Güçlü tarafın sözleşme hükümlerinin müzakere edildiğini ve karşı tarafın yeterince bilgilendirildiğini ispat etmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>2- Hâkimlere sözleşmesel dengeyi yeniden tesis edebilecek daha geniş müdahale yetkileri tanınmalıdır.</p>

<p>3- Özellikle bankacılık, sigortacılık, kira ve dijital platform sözleşmelerinde önleyici idari denetim mekanizmaları geliştirilmelidir.</p>

<p>4-Zayıf tarafın hak arama maliyetlerini azaltacak usuli güvenceler oluşturulmalıdır.</p>

<p>5-En basit işlem için bile yargı yoluna başvurmayı önleyecek tedbirler alınmalıdır. Bu bağlamda, baskı altında aleyhe şartları kabul eden şahsın, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren örneğin bir aylık süre içinde aleyhe hususları içeren ve kabul etmediğini belirten çekince koymasına imkan tanınmalı ve bu çekince karşısında sözleşmeyi iptal etmeye çalışan karşı tarafa yüksek idari para cezası verilmelidir. Son olarak, ekonomik zorunluluk altında verilen rızanın hukuki sonuçları doktrinsel ve yasal düzeyde yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sözleşmenin zayıf tarafını korumaya yönelik mevcut düzenlemeler, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışının önemli kazanımları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte söz konusu düzenlemeler çoğu zaman teorik düzeyde kalmakta, ekonomik ve sosyal gerçeklikler karşısında beklenen korumayı sağlayamamaktadır. Günlük hayatın gerçeklerini göz ardı edip, kağıt üzerinde korumaya yönelik normatif düzenlemeler daha çok dava yüküne sebebiyet vermektedir. En basit hukuki işlem için yargı yoluna başvurmak, vatandaş için maddi-manevi bir külfettir. Çoğu zaman, tüm bu olumsuzluklar ve yıpranmalar karşısında vatandaşlar haklı olmalarına rağmen hak arama hürriyetlerini kullanamamaktadırlar. Bu da hukuk düzeninin etkin olmadığını gösterir.</p>

<p>Sözleşme özgürlüğü ilkesinin temelinde yer alan taraf eşitliği varsayımı, <u>modern ekonomik yaşamın gerçekleriyle büyük ölçüde uyuşmamaktadır.</u> Günümüzde birçok sözleşme, zayıf tarafın gerçek anlamda müzakere gücüne sahip olmadığı koşullarda kurulmaktadır. Bu nedenle çağdaş sözleşme hukukunun önündeki temel görev, yalnızca şekli eşitliği değil, maddi eşitliği de gözeten yeni koruma mekanizmaları geliştirmektir. Hukukun amacı yalnızca sözleşmeleri ayakta tutmak değil, aynı zamanda sözleşmesel ilişkilerde adaleti sağlamaktır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi ise teorik koruma anlayışından fiili koruma anlayışına geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Teorik korumalardan ziyade, hayatın gerçeklerinden kopuk olmayan pratik ve hakkaniyet esaslı çözümler üretilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI"><img alt="Av. Vefa VARLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/vefa-varli-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI">Av. Vefa VARLI</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/toplanti-kitap-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="71275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK TUTANAĞINDAKİ İŞÇİLİK ALACAĞI MİKTARININ İŞÇİNİN GERÇEK MAAŞI VE KIDEMİ İLE ÖRTÜŞMEMESİ HALİNDE TUTANAĞIN AŞIRI YARARLANMA (GABİN) NEDENİYLE İPTALİ GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/9390</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/1065</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 10.02.2026</strong></p>

<p><strong>İHTİYARİ ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİNİN GEÇERLİLİĞİ</strong></p>

<p><strong>GABİN</strong></p>

<p><strong>Özeti: </strong>Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir. Arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, bu durumda arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, somut olayda, anlaşma tutanağı konusu alacak kalemlerinin işçi ve işveren arasında daha öncesinde müzakere edildiğinin de ispatlanamadığı, davalı işverence fesih işlemi ve buna ilişkin ödemelerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiği, bu hâliyle ihtiyari arabuluculuk sürecinin usul ve kanuna uygun yürütülmediği, İlk Derece Mahkemesince tutanağın geçersiz olduğu yönünde davanın kabulüne ilişkin kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1578 E., 2025/1684 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Çerkezköy 2. İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/750 E., 2025/168 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.</p>

<p>Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 14.05.2018-04.09.2024 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, müvekkilinin ruhsal rahatsızlıkları bulunduğundan ve ağır ilaçlar kullandığından bahisle iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiğini, müvekkilinin aynı tarihte davalı Şirketin sürekli çalışmış olduğu bir arabulucunun ofisine götürülerek tüm alacaklarını ödeyeceklerini, hatta işsizlik ödeneğinden de yararlandıracaklarını beyan ederek apar topar imza atmaya sürüklendiğini, kendisine 156.058,70 TL ödeneceğini öğrenen müvekkilinin hesaplama yapma hususunda bir yetkinliği olmadığından ve maddi olarak ihtiyacı olan bir dönemde bulunduğundan teklifin isabetli olduğuna inandırılarak imza attığını, davacının son net ücretinin 51.750,00 TL olduğunu, bu hususlar dikkate alındığında gabinin objektif unsurunun somut olay bakımından gerçekleştiğini, ayrıca tutanağın imza tarihinde müvekkilinin karışık anksiyete ve depresif bozukluk tanısı ile tedavi gördüğünü, bir kısım ilaçlar kullandığını, bu ilaçların yan etkileri olarak da müvekkilinin zihin karışıklığını ve uyuşukluğunu sık sık hissettiğini, çoğu olayda karar almakta dahi zorlanabildiğini, bu durumun raporlar ile sabit olduğunu, müvekkilinin bu yan etkiler altında ve Şirket yetkilisinin kendisinin paraya olan ihtiyacını fırsat bilmesi sebebiyle imzalatılan ... numaralı arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 14.05.2018–04.09.2024 tarihleri arasında müvekkili Şirketin çelikli üretim/kaynak montaj bölümünde üretim elemanı olarak çalıştığını, davacının son ücretinin aylık brüt 51.808,00 TL olduğunu, müvekkili Şirketçe her ne kadar davacı yanca iş sözleşmesinin feshi yönünde irade ortaya konulmuş ise de davacının açık ve net bir şekilde artık davalı Şirkette çalışmak istemediğini beyan etmesi üzerine, davacının işbu tutumu ve bakış açısı neticesinde bundan sonraki süreçte davacının çalışma performansından beklenen faydanın sağlanamayacağı düşüncesi ile kendisinin 6 yıllık çalışan olması, çalışma süresi boyunca işi ile ilgili yarattığı memnuniyet ve güven karşısında, kendisine uygun bir meblağ ödenmesine karar verildiğini, davacının psikolojik sorunlarının olmasının işe gelmesine ve çalışabilmesine engel değil ise hesaplama yapabilmeye ya da en azından istemediği bir durumu kabul etmemeye de engel olmaması gerektiğini, davacı yanın bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanıldığı iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, ihtiyari arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde başlatıldığını ve yürütüldüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı nezdinde çalışırken 04.09.2024 tarihinde işten çıkarıldığı, kendisine yeterli kadar düşünme süresi verilmeksizin aynı tarihte ihtiyari arabuluculuk görüşmesi gerçekleştirerek iş sözleşmesinin sona erdirildiği, sürecin başladığı tarih ile sona erdiği tarihin 04.09.2024 tarihi olduğu, arabuluculuk görüşmesi talebinin davacıdan geldiğine dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı, dinlenen tanık beyanlarından davacının 6 yıllık bir kıdeminin bulunduğu ve bu çalışmasının karşılığında kendisine 156.000,00 TL ödeme yapıldığı; ancak tanık olarak bildirilen ve 3 yıllık kıdemi olan L.B'ye dahi 162.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacının alacağının çok daha fazla olduğu ve bu hâli ile iradesinin fesata uğramış olduğu; davacının iş sözleşmesinin alacakları ödenmek suretiyle feshedildiği, taraflar arasında ikale sözleşmesi yerine geçmek üzere ihtiyari arabulucuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin ileri sürülebileceği, işverence işçinin iş sözleşmesinin ikale ile sonlandırıldığının kabul edilmesi için işçiye makul bir yarar sağlanmış olması gerektiği, somut olayda taraf ve tanık beyanlarından ikale önerisinin işverence gerçekleştirildiği anlaşılmakla davacının bu teklifi kabul etmesinde makul yararının gözetilmiş olması gerekmekte olup davacıya hak edişleri haricinde makul yarar sağlandığının da ispat olunamadığı gerekçesiyle taraflarca imzalanan 04.09.2024 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının geçersizliğinin tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin talep edildiği, fesih tarihinden hemen önce Çorlu Devlet Hastanesince düzenlenen 06.06.2024, 07.08.20 24... .08.2024 tarihli raporlara göre davacının "karışık anksiyete ve depresif bozukluk" tanısı ile bir süredir ilaç kullandığının anlaşıldığı, 29.08.2024 tarihli raporda davacının ilaca bağlı olarak sedasyon ve uyuşukluk nedeniyle iş kazası riskinden korunmak amacıyla gece vardiyasında çalışmaması yönünde tıbbi görüş bildirildiği, dinlenen davacı tanıklarınca davacının iş sözleşmesinin feshedilmeden önceki sağlık durumunun iyi olmadığının belirtildiğinin anlaşıldığı, davalı işveren nezdinde çalışması devam eden davacı tanığı M.'nin davacının ilaç kullanmaya başladıktan sonra yorgunluk ve kafa karşılıklığı ile konuşmalar yapmaya başladığını, bilinci ve algıları zayıflamış şekilde cevaplar verdiğini, fesih tarihinde çalışması olan L.B'nin ise davacının ilaç kullandıktan sonra sorularına düzgün cevaplar vermediğini, bilinci ve algıları zayıflamış şekilde cevaplar verdiğini ifade ettikleri; davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından 04.09.2024 tarihinde sona erdirildiği ve aynı gün arabuluculuk başvurusu yapılarak yine aynı gün anlaşma tutanağı ile son tutanağın düzenlenmiş olduğu, anlaşma tutanağında, tarafların kıdem ve ihbar tazminatı, ücret alacağı, transfer ücreti, prim (bonus) ücreti, kötüniyet tazminatı, fazla çalışma alacağı, hafta tatili çalışma alacağı, dinî millî bayram çalışma alacağı, ulusal bayram ve genel tatil alacağı, yıllık ücretli izin alacağı, asgari geçim indirimi, yemek ve yol ücreti, sendikal tazminat, 06.11.2019, 12.10.2020, 13.02.2023, 15.12.2023 tarihli iş kazaları ve buna bağlı ihtilaflardan ... maddi manevi tazminat ve işe iade, boşta geçen süre ücreti, işe başlatmama tazminatı ve her nam adı altında olursa olsun tüm hak ve alacakları talebine ilişkin alacaklar için anlaştıklarına ve davalı işverenin talep edilen alacaklar için ödenecek olan net 156.058,70 TL'nin tamamının 05.10.2024 tarihinde Şirket tarafından işçiye ödeneceğinin ve işçinin de işbu ödemeyi kabul ettiğinin beyan edildiği, davacı tanığı L.B. davacıdan sonraki bir tarihte işyerinde kendisi de dâhil 6-7 kişinin daha iş sözleşmesine son verildiğini, aynı gün araba ile arabulucuyla görüşmeye götürüldüklerini ve görüştürüldükleri arabulucunun davacının tutanağını düzenleyen arabulucu ile aynı kişi olduğunu beyan ettiği, davacının 2024/ Eylül ayı ücret bordrosuna göre aylık brüt ücretinin 51.808,50 TL olarak tahakkuk ettirilmiş olduğu, davacıya ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağında ödeneceği belirtilen tutarın 6 yıl 3 aydan fazla kıdem süresi bulunan davacı bakımından oldukça orantısız bir ödeme olduğu, işveren karşısında zayıf konumda olan işçi açısından anlaşma tutanağının aşırı yararlanma niteliğinde olduğu; ayrıca arabuluculuğa ilişkin tüm işlemlerin fesih tarihi ile aynı gün içerisinde gerçekleşmiş olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı, bu hâliyle davacı yanın arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı, fesihle birlikte arabuluculuk görüşmelerine arabulucunun davetiyle değil davalı işverenin dayatmasıyla katıldığının kabul edilmesi gerektiği, davacı tanığı L.B'nin beyanlarından anlaşılacağı üzere davalı Şirketin işten çıkaracağı işçilerle arabuluculuk görüşmelerinde hep aynı arabulucunun görev yaptığı, davacının işten çıkış tarihi, arabuluculuk sürecinin başladığı ve bittiği tarihlerin aynı gün olması karşısında, davacıya yeterince düşünebilmesi ve karar alabilmesi için imkânın sağlanmadığı, davacının arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, bu durumda arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, somut olayda, anlaşma tutanağı konusu alacak kalemlerinin işçi ve işveren arasında daha öncesinde müzakere edildiğinin de ispatlanamadığı, davalı işverence fesih işlemi ve buna ilişkin ödemelerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiği, bu hâliyle ihtiyari arabuluculuk sürecinin usul ve kanuna uygun yürütülmediği, İlk Derece Mahkemesince tutanağın geçersiz olduğu yönünde davanın kabulüne ilişkin kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; cevap dilekçesindeki savunmalarını tekrarla ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olduğunu, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen 04.09.2024 tarihli ve 2024/485548 ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="85196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLERİ AÇIKLAMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Gizli kalması gereken bilgileri açıklama”</strong> <strong>başlıklı</strong> <strong>madde 330: </strong><i>“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.</i></p>

<p><i>(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Madde, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır.</i></p>

<p><i>Suçun maddi unsuru olan ‘açıklama’, yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir.</i></p>

<p><i>İkinci fıkrada gösterilen, suça ait nitelikli unsurlar hakkında yukarıdaki maddenin ikinci fıkrasının gerekçesine bakılmalıdır.</i></p>

<p><i>Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hali cezalandırılmakta ve bu hallerde birinci ve ikinci fıkraların ihlal edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır. Bu fıkrayla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır”</i>.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.330’da; TCK m.328’de tanımlanan siyasal veya askeri casusluk amacıyla gizli bilgileri temin etmeden başka, bu bilgilerin failde bulunan siyasal veya askeri casusluk (failin sahip olduğu bilgilere göre bu iki özel kast aynı anda birlikte de olabilir) maksadıyla başkalarına açıklanması suç sayılmıştır.</p>

<p>Kanun koyucu bu maddede, gizli bilgi teminin ötesine geçen eylem yönünden ceza sorumluluğunu düzenlemiştir. Gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunun basit halinin cezası müebbet hapis ve nitelikli hali olarak öngörülen somut tehlike suç bakımından da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür.</p>

<p>Gizli kalması gereken bilgilerin, bu bilgilere sahip olan yetkili veya yetkisiz kişiler tarafından siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklanmasına dair suçun işlenmesinde failde özel kastın varlığı tespit edilmelidir. Failin sahip olduğu gizli bilgileri, başka devlete ulaştırılması için muhatap olabileceği kişi veya bir örgüt olabilir. Failin gizli bilgileri açıklama maksadının siyasi veya askeri casusluğa dayanması yeterli olup, bundan maddi veya manevi yarar elde edip etmediği araştırılmaz.</p>

<p>Bir başka ifadeyle; casusluk suçunun oluşabilmesi için failin muhatap alabileceği en az bir yabancı devlet veya bu devlete bilgi aktarma amacı taşıyan bir yapılanmaya ihtiyaç olmakla birlikte, suçun tamam olabilmesi için failin casusluk suçundan maddi veya manevi bir yarar sağlaması da aranmaz.</p>

<p>Fail, Devlete duyduğu kızgınlıkla veya bağlı olduğu veya sempati duyduğu bir yere hizmet amacıyla sahip olduğu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlara ilişkin gizli bilgileri doğrudan veya dolaylı yolla yabancı devlete açıklayabilir. Suçun oluşması için; failin, gizli bilgileri sahip olduğu özel kastla bir başkasına veya birkaç kişiye açıklaması veya paylaşması yeterli olup, bu bilgilerin yabancı devlete veya yabancı yasal veya yasal olmayan yapılanmaya ulaşması veya ulaştırılması şart değildir. Failin, gizli bilgileri taşıdığı özel casusluk kastı ile başkasına veya bir suç veya terör örgütüne aktarması yeterlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına aktarılması suçu, teşebbüse elverişlidir. Failin sahip olduğu gizli bilgileri, casusluk maksadıyla başkalarına açıklamaya çalışması, bu amaçla özel görüşmeler yapması, sahip olduğu bilgileri menfaat karşılığı ve casusluk için nakle yönelik çalışmalar yapması, fakat bilgileri aktaramadan yakalanması veya bir başka nedenle suçun yarıda kalması durumunda suça teşebbüs gündeme gelecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/ter-toka4a.jpg" type="image/jpeg" length="95976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Sorumlularınca Ödenmeyen Vergilerin Beyanname Vermekle Yükümlü Olan Sporcular Tarafından Ödenmesini Öngören Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-sorumlularinca-odenmeyen-vergilerin-beyanname-vermekle-yukumlu-olan-sporcular-tarafindan-odenmesini-ongoren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-sorumlularinca-odenmeyen-vergilerin-beyanname-vermekle-yukumlu-olan-sporcular-tarafindan-odenmesini-ongoren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 12/2/2026 tarihinde E.2025/219 numaralı dosyada, 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na 5766 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen geçici 72. maddenin 7194 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “...tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla,…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong><strong> </strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, sporcuların ücret gelirleri üzerinden kesilen vergilerin tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmemesi durumunda ödenmeyen bu vergilerin sporcular tarafından verilen yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan vergilerden mahsup edilememesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla gelir vergisi kesintisinin yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsubu için vergiyi tevkif etmekle sorumlu olanların bu vergileri ödemiş olması şartının getirilmesinin sporcuların mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu, bu durumun farklı spor kulüpleriyle sözleşmesi olan sporcular açısından eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil eder.</p>

<p>Vergilendirmenin mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğunda kuşku bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı amaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir. Bu itibarla itiraz konusu kural yönünden anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda yapılan incelemede, vergi sorumlularınca ödenmeyen vergilerin beyanname vermekle yükümlü olan sporcular tarafından ödenmesini öngören kuralın kanunilik şartını sağladığı ve meşru bir amaca yönelik olduğu görülmüştür. Anayasa’ya uygunluk denetiminde, anılan hususların yanı sıra kuralın ölçülülük ilkesine aykırı olup olmadığı yönünden de incelenmesi gerekir.</p>

<p>Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. İtiraz konusu kuralın verginin bir an önce tahsilini sağlayacağı gözetildiğinde anılan meşru amacı gerçekleştirme bakımından elverişli olduğu açıktır. Ayrıca verginin ödenmesini güvence altına almaya yönelik araçların seçimi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunduğundan kuralın gereklilik şartını da sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Orantılılık ilkesi kapsamında hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilip gözetilmediği incelenmiştir. Ücretlerden kaynağında kesilen vergilerin ödenmesinden doğal olarak vergi sorumlularının yükümlü olduğu ve kesinti yapılan vergilere ilişkin olarak vergi mükelleflerinin bu aşamada herhangi bir tasarruf yetkisinin bulunmadığı şüphesizdir. Ayrıca kesilen vergilerin vergi sorumlusu tarafından ödenmemesi durumunda 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca vergi borcunun sorumlulardan cebren tahsili de mümkündür.</p>

<p>Bu değerlendirmeler ışığında, kaynağında kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ödenmemesi durumunda vergi mükellefinden tahsil edilmesine imkân tanıyan kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklediği ve kuralın orantılılık ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olduğuna ve iptaline karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/219</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/43</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 3/6/2026-33269</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 1. Vergi Mahkemesi<strong> </strong></p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen geçici 72. maddenin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “<i>…tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla,…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 35. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Elde edilen gelirin beyan dışı bırakıldığı gerekçesiyle yapılan cezalı tarhiyatın kaldırılması talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ </strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı geçici 72. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici Madde 72 – (Ek: 4/6/2008-</i><i>5766/8 md.)</i></p>

<p><i>(1) 31/12/2028 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden aşağıdaki oranlarda gelir vergisi tevkifatı yapılır.</i></p>

<p><i>a) Lig usulüne tabi spor dallarında;</i></p>

<p><i>1) En üst ligdekiler için % 20,</i></p>

<p><i>2) En üst altı ligdekiler için % 10,</i></p>

<p><i>3) Diğer liglerdekiler için % 5,</i></p>

<p><i>b) Lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporculara yapılan ödemeler ile milli sporculara uluslararası müsabakalara katılmaları karşılığında yapılan ödemelerden %5.</i></p>

<p><i>(2) (Değişik:5/12/2019-7194/21 md.) Bu ödemeler üzerinden 94 üncü madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmaz. Bu madde kapsamındaki gelirler toplamının, 103 üncü maddede yazılı tarifenin dördüncü diliminde yer alan tutarı aşması hâlinde, bu gelirler yıllık beyannameyle beyan edilir. Yıllık beyanname verilmesi durumunda, beyan edilen bu gelirler üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, <strong><u>tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla,</u></strong> bu Kanuna göre kesilen vergiler mahsup edilir.</i></p>

<p><i>(3) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yapılmış olan ücret ve ücret sayılan ödemelerin vergilendirilmesinde 31/12/2007 tarihinde yürürlükte olan hükümler uygulanır.</i></p>

<p><i>(4) (Değişik:27/12/2023-7491/13 md.) Cumhurbaşkanı birinci fıkrada yer alan oranları sıfıra kadar indirmeye, bir katına kadar artırmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 6/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Murat ÖZDEN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları, bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 193 sayılı Kanun’un 1. maddesinde gerçek kişilerin gelirlerinin gelir vergisine tabi olduğu belirtilmiş, gelir ise bir gerçek kişinin bir takvim yılı içinde elde ettiği kazanç ve iratların safi tutarı olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasının (3) numaralı bendinde de ücretlerin gelir vergisine tabi kazançlardan olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kanun’un 61. maddesinin birinci fıkrasında ücret, işverene tabi belirli bir işyerine bağlı olarak çalışanlara hizmet karşılığı verilen para ve ayınlar ile sağlanan ve parayla temsil edilebilen menfaatler olarak tanımlanmış; üçüncü fıkrasının (6) numaralı bendinde de sporculara transfer ücreti veya sair adlarla yapılan ödemeler ve sağlanan menfaatler ücret olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>5. 63. maddede ise ücretin gerçek safi değerinin, işveren tarafından verilen para ve ayınlarla sağlanan menfaatler toplamından anılan maddede sayılan -emekli sandıkları ve sosyal güvenlik kurumlarınca yapılan kanuni kesintiler ile hayat sigorta poliçeleriyle ölüm, kaza, sağlık sigorta poliçelerinden kaynaklanan prim ödemeleri gibi- bazı indirimler düşüldükten sonra kalan miktar olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>6. 103. maddede ücretler üzerinden alınacak gelir vergisine ilişkin oranlar belirlenmiştir. Buna göre gelir vergisine tabi ücret gelirleri 18.000 TL’ye kadar %15; 40.000 TL’nin 18.000 TL’si için 2.700 TL, fazlası %20; 148.000 TL’nin 40.000 TL’si için 7.100 TL, fazlası %27; 500.000 TL’nin 148.000 TL’si için 36.260 TL, fazlası %35; 500.000 TL’den fazlasının 500.000 TL’si için 159.460 TL, fazlası %40 oranında vergilendirilmektedir. Mükerrer 123. madde uyarınca anılan tarifede yer alan tutarlar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanmaktadır.</p>

<p>7. Anılan Kanun’un 8. maddesinin ikinci fıkrasında <i>vergi sorumlusu,</i> verginin ödenmesi bakımından alacaklı vergi dairesine karşı muhatap olan kişi olarak tanımlanmış; dördüncü fıkrasında da bu Kanun’un devamı maddelerinde geçen <i>mükellef</i> kavramının vergi sorumlularını da kapsadığı belirtilmiştir. Kanun’un “<i>Vergi kesenlerin sorumluluğu</i>” başlıklı 11. maddesinin birinci fıkrasında ise yaptıkları veya yapacakları ödemelerden vergi kesmeye mecbur olanların verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten sorumlu oldukları hükme bağlanmıştır.</p>

<p>8. 193 sayılı Kanun’un geçici 72. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 31/12/2028 tarihine kadar sporculara yapılan ücret ve ücret sayılan ödemelerden yapılacak gelir vergisi tevkifatına ilişkin oranlar belirlenmiş, bu kapsamda yapılacak tevkifat oranları açısından spor dalının lig usulüne tabi olup olmamasına göre bir ayrıma gidilmiştir. Buna göre tevkifat oranı en üst ligdekiler için %20, en üst altı ligdekiler için %10, diğer liglerdekiler için %5, lig usulüne tabi olmayan spor dallarındaki sporculara yapılan ödemeler ile millî sporculara uluslararası müsabakalara katılmaları karşılığında yapılan ödemeler için %5 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>9. Söz konusu maddenin (2) numaralı fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde bu ödemeler üzerinden 94. madde kapsamında ayrıca tevkifat yapılmayacağı ve geçici 72. madde kapsamındaki gelirler toplamının 103. maddede yazılı tarifenin dördüncü diliminde yer alan tutarı aşması hâlinde bu gelirlerin yıllık beyannameyle beyan edileceği öngörülmüştür. Anılan fıkranın üçüncü cümlesinde ise yıllık beyanname verilmesi durumunda beyan edilen bu gelirler üzerinden hesaplanan gelir vergisinden, tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla, bu Kanun’a göre kesilen vergilerin mahsup edileceği hüküm altına alınmıştır. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla,…</i>” ibaresi itiraz konusu kuraldır.</p>

<p>10. Bu itibarla sporcuların beyana tabi gelirleri üzerinden hesaplanan vergilerden, yılı içinde kesinti yoluyla ödenen vergiler kural gereğince bu vergilerin vergi sorumlularınca ödenmiş olması şartıyla mahsup edilebilecektir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla gelir vergisi kesintisinin yıllık beyanname üzerinden hesaplanan vergiden mahsubu için vergiyi tevkif etmekle sorumlu olanların bu vergileri ödemiş olması şartının getirilmesinin sporcuların mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu, bu durumun farklı spor kulüpleriyle sözleşmesi olan sporcular açısından eşitsizliğe neden olduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10. ve 35. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>13. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.</p>

<p>14. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, onun semerelerinden yararlanma ve ondan tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, mülkün semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil eder (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, §§ 26, 27; E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18; E.2022/61, K.2022/101, 8/9/2022, § 22).</p>

<p>15. Vergilendirmenin mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama oluşturduğunda kuşku bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı amaçlar dikkate alındığında- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. AYM, E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 14; E.2025/152, K.2025/195, 8/10/2025, § 14; <i>Türkiye İş Bankası A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 48; <i>İskenderun Demir ve Çelik A.Ş.</i> [GK], B. No: 2015/941, 25/10/2018, §§ 45, 46; <i>Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş.</i> [1. B.], B. No: 2015/12721, 18/4/2019, §§ 36, 37).</p>

<p>16. Bu itibarla sporcuların ücret gelirleri üzerinden kesilen vergilerin tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmemesi durumunda ödenmeyen bu vergilerin sporcular tarafından verilen yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanan vergilerden mahsup edilememesini öngören itiraz konusu kural yönünden anılan ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>17. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>18. Bu kapsamda temel hak ve özgürlükleri sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2024/104, K.2024/173, 17/10/2024, § 22).</p>

<p>19. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ve vergilerin kanuniliği ilkelerinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ve vergilerin kanuniliği ilkeleri ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>20. Anayasa’nın 73. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin kanunla konulması, değiştirilmesi veya kaldırılması gerekmektedir. Bu yönüyle verginin kanuniliği ilkesi, takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların kanunda yer almasını gerektirmekte ve vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin konulması, değiştirilmesi veya kaldırılmasının kanun ile yapılmasını zorunlu kılmaktadır (AYM, E.2024/68, K.2024/167, 24/9/2024, § 24).</p>

<p>21. Sporcuların beyana tabi ücretleri üzerinden hesaplanacak vergiden, yılı içinde kesilen vergilerin hangi şartla mahsup edileceği hususunun kuralla herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>22. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Verginin tahsilini güvence altına almaya yönelik kuralın kamu hizmetlerinin sunumu için ihtiyaç duyulan mali kaynağın temini yönündeki kamu yararını sağlamak amacıyla öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>23. Öte yandan kuralın kamu yararını sağlamak açısından meşru bir amaca yönelik olmasının yanı sıra ölçülü de olması gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine uygun olması gerekir.</p>

<p>24. Vergi sorumlularınca ödenmeyen vergilerin beyanname vermekle yükümlü olan sporcular tarafından ödenmesini öngören kuralın verginin bir an önce tahsilini sağlayacağı gözetildiğinde anılan meşru amacı gerçekleştirme bakımından elverişli olduğu açıktır. Ayrıca verginin ödenmesini güvence altına almaya yönelik araçların seçimi hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunduğundan kuralın gereklilik şartını da sağladığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>25. Diğer yandan kuralın orantılı olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Ücretlerden kaynağında kesilen vergilerin ödenmesinden doğal olarak vergi sorumlularının yükümlü olduğu ve kesinti yapılan vergilere ilişkin olarak vergi mükelleflerinin bu aşamada herhangi bir tasarruf yetkisinin bulunmadığı şüphesizdir. Ayrıca kesilen vergilerin vergi sorumlusu tarafından ödenmemesi durumunda 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca vergi borcunun sorumlulardan cebren tahsili de mümkündür. Bu itibarla kaynağında kesilen vergilerin vergi sorumluları tarafından ödenmemesi durumunda vergi mükellefinden tahsil edilmesine imkân tanıyan kuralın kişilere aşırı bir külfet yüklediği ve kuralın orantılılık ilkesine aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 10. maddesi yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanunu’na 4/6/2008 tarihli ve 5766 sayılı Kanun’un 8. maddesiyle eklenen geçici 72. maddenin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 21. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı fıkrasının üçüncü cümlesinde yer alan “<i>...tevkifat yapmakla sorumlu olanlarca vergi dairesine ödenmiş olması şartıyla,…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-sorumlularinca-odenmeyen-vergilerin-beyanname-vermekle-yukumlu-olan-sporcular-tarafindan-odenmesini-ongoren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymada.jpg" type="image/jpeg" length="69249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sakarya-universitesi-afrika-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sakarya-universitesi-afrika-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 03 Haziran 2026 Tarihli ve 33269 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sakarya Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SAKARYA ÜNİVERSİTESİ AFRİKA ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Sakarya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Sakarya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Sakarya Üniversitesi Afrika Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Sakarya Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Sakarya Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; Türkiye’de disiplinlerarası Afrika çalışmalarının gelişimini desteklemek, bilimsel araştırmaları teşvik etmek, bu amaç doğrultusunda çeşitli faaliyetler yürütmek, özgün bilgi üretimini sağlamak ve bu alanda çalışan ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında akademik yayınlar yapmak, projeler geliştirmek, mevcut projelere katılmak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında disiplinlerarası Afrika çalışmaları alanında ulusal ve uluslararası seminer, konferans, kongre, sempozyum ve benzeri bilimsel toplantılar düzenlemek, düzenlenen bu tür bilimsel toplantılara katılmak.</p>

<p>c) Merkezin amacına yönelik ilgili ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlar ile iş birliği içerisinde ortak araştırmalar yapmak ve çalışmalar yürütmek.</p>

<p>ç) Afrika çalışmaları alanında kütüphane oluşturmak.</p>

<p>d) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmalarda bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından, Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Süresi biten Müdür tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Rektör; Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Yönetim Kurulu üyeleri arasından bir kişiyi müdür yardımcısı olarak görevlendirir.</p>

<p>(3) Müdür, görevi başında bulunmadığında müdür yardımcısına veya Yönetim Kurulu üyelerinden birine vekâlet bırakabilir. Müdürün altı aydan fazla görevinin başında bulunamayacağı durumlarda yerine yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(4) Müdür, Merkezin bütün etkinliklerinin gözetim ve denetiminden ve bu konularda gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı birinci derecede sorumludur.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçları doğrultusunda çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>ç) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>d) Her eğitim öğretim yılı sonunda, Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü de aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>e) Yurt içinde ve yurt dışında benzer faaliyetlerde bulunan kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ve Müdürün önerisiyle ilgili alandaki Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen üç üye dahil olmak üzere toplam beş üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu, yılda en az bir defa Müdürün daveti üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışma plan ve programını hazırlamak.</p>

<p>b) Araştırma ve uygulama projelerini görüşmek ve karara bağlamak.</p>

<p>c) Rektörlüğe sunulmak üzere hazırlanacak faaliyet raporlarını görüşmek.</p>

<p>ç) Merkezde gerçekleştirilen çalışmaları değerlendirip ileriye yönelik öneriler hazırlamak.</p>

<p>d) Kurulacak araştırma ve çalışma gruplarını belirlemek.</p>

<p>e) Merkezle ilgili görevlendirmeleri karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite içinden veya dışından uzman kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla on üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, yılda en az bir kez Müdürün ya da vekilinin çağrısı üzerine toplanır. Toplantı Müdürün ya da vekilinin başkanlığında yapılır. Toplantılar davete icabet etmiş üyeler ile yapılır; toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Süresi dolmadan ayrılacak üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı yöntemle yenileri seçilir. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.</p>

<p>(4) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili tavsiye ve önerilerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında edinilen her türlü alet, donanım ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sakarya Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sakarya-universitesi-afrika-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="80378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 2022/4589 E., 2025/4695 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 12. Daire'nin 23/10/2025 tarihli, 2022/4589 E., 2025/4695 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"<br />
T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONİKİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2022/4589<br />
Karar No : 2025/4695</strong></p>

<p>DAVACI : ...</p>

<p>DAVALI : ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>DAVANIN KONUSU : ... No'lu ... Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda ... olarak görev yapan davacının; Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile anılan işlemin dayanağı olan 29/12/2005 tarih ve 26038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ İDDİALARI : </strong>25/10/1982 tarih ve 17849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlarak yürülüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in 6. maddesinde yer alan düzenlemenin ilk hali; “Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler.” şeklinde iken, anılan maddede 04/10/2013 ve 31/10/2016 tarihinde kapsamlı değişiklikler yapıldığı; bu maddenin güncel halinin; “Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup olanlar, hâkimler, savcılar, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görev yapan subay, sözleşmeli subay, yedek subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, sözleşmeli erbaş ve er ile erbaş ve erler ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler.” olduğu; önceki düzenlemede yer alan “Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar” ibaresi nedeniyle yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin üst Yönetmeliğe aykırı olduğu, bu bağlamda infaz ve koruma memurları ile infaz koruma başmemurlarının saç, favori, sakal ve bıyık bırakıp bırakamayacağı hususunda başvuruda bulunulduğu, söz konusu başvurunun, Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) maddesine atıf yapılarak reddedildiği, dava konusu Yönetmeliğin üçüncü maddesinde; “Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.” düzenlemesinin olduğu ve dayanağı olan genel Yönetmeliğe uygun olarak hazırlandığı, ancak genel Yönetmelik’te yapılan değişiklik sonrası yeniden düzenleme yapılmadığından, dava konusu maddenin hiçbir değişiklik yapılmamış gibi uygulanmaya devam ettiği, Danıştay İkinci Dairesinin 18/11/2020 tarih ve E:2017/665, K:2020/3432 sayılı kararıyla Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan (erkek personel için) "Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir." ibaresinin; Danıştay Onikinci Dairesinin 20/04/2022 tarih ve E:2021/7000, K:2022/2247 sayılı kararıyla da "...Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz..." ibaresinin iptal edildiği, anılan iptal hükümleri neticesinde emniyet hizmetleri ve Türk Silahlı Kuvvetlerinde üniforma giyen personel haricindeki hizmet sınıflarında görev yapan personelin saç, favori ve her gün sakal tıraşı olmak gibi yükümlülüklerinin kalmadığı, infaz ve koruma memurlarının genel idare hizmetleri sınıfında görev yaptığı, dava konusu düzenlemenin dayanaksız kaldığı, ancak dokuz yıl geçmesine rağmen değişiklik yapılmayarak personelin haklarını kullanamamalarına sebep olunduğu, personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesinin demokratik toplumda gerekli olabileceği, bu kapsamda kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunmasının doğal olduğu; ancak, eşitlik ilkesini zedeleyecek, ayrımcılığa neden olabilecek hususlar gündeme geldiğinde, bu alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için, kamu makamlarınca ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerektiği, davalı idarece, yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmediği, davacının mesleğinin ya da kamu hizmetinin işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin açıklanmadığı, sınırlayıcı tedbirin, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemeyeceği, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüne sağladığı korumanın yalnızca içerik açısından olmadığı, bilgi ve düşüncelerin dile getirildiği, iletildiği ve bunlara ulaşıldığı farklı biçim ve araçları da kapsadığı, benzer hususların Anayasa bakımından da geçerli olduğu, Anayasa Mahkemesinin de sıklıkla ifade ettiği gibi Anayasa'da sadece düşünce ve kanaatlerin değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçlarının da güvence altına alındığı; bir düzenleyici işlemin, hiyerarşik olarak bağlı bulunduğu üst hukuk normlarında düzenlenen konuları, genel ve objektif kuralları açıkça içermesi gerektiği, üst hukuk normlarında açık bir düzenlemeye yer verilmediği durumlarda bir hakkın kullanımının engellenmesi ya da kısıtlanması sonucunu doğuran bir başka düzenlemenin yapılmasının hukuken mümkün olmadığı, Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ancak bu maddelerde belirlenen sebeplerin varlığı halinde özlerine dokunulmaksızın ve bu sebeplere dayalı olarak kanunla kısıtlanabilmesinin mümkün olduğu, bu kısıtlamaların ise; Anayasa'nın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağının yine Anayasa'da düzenlendiği, dava konusu edilen Yönetmelik maddesinde, dayanağı genel Yönetmelik’te yer almayan ibarelere yer verilmek suretiyle amacını aşacak nitelikte bir düzenlemenin devam ettirildiği ve böylece dayanağı üst hukuk normunda herhangi bir kısıtlama ya da engelleme bulunmadığı halde söz konusu maddede yer alan bu belirleme ile Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi sonucunu doğuracağının açık olduğu, Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5 maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin üst hukuk normlarına uygun olmaması nedeniyle iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI : </strong>Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesinin demokratik toplumda gerekli olabileceği, kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunmasının doğal olduğu, eşitlik ilkesini zedeleyecek, ayrımcılığa neden olabilecek hususlar gündeme geldiğinde ise, bu alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu makamlarınca gerekçelerin gösterilmesi gerektiği, ceza infaz kurumlarının, kamu düzeninin sağlanması açısından, kamu düzenini bozanların hak ettikleri cezaların infazının sağlandığı, böylece kamu vicdanının rahatlatıldığı, öte yandan, suçluların ıslah edilerek yeniden topluma kazandırılmalarının amaçlandığı önemli kamu kuruluşlarından olduğu, ceza infaz kurumlarında görev yapacak personelin, bu hedefleri sağlamaya yeterli nitelikte disiplinli, dikkatli, güvenilir olması gerektiği, infaz kurumu gibi güvenliğin en ileri derecede yüksek olması gereken yerlerde en küçük bir dikkatsizliğin ve personel zaafiyetinin vahim sonuçlar doğurabileceği göz önüne alındığında ceza infaz kurumlarında disiplin ve güvenliğin sağlanmasının son derece önemli olduğu, en ufak bir personel zaafiyetinin vahim sonuçlar doğurduğunun pek çok kez gözlemlendiği, bu kapsamda, davacının görev yerinin ceza infaz kurumu olduğu, ceza infaz kurumunda güvenliğin sıkı bir şekilde uygulandığı, hükümlü ve tutukluların sıkı denetimden geçirildikten sonra kuruma kabulünün yapıldığı gibi hükümlü ve tutuklu yakınlarının da ziyaretler esnasında sıkı güvenlik tedbirlerine tabi tutulduğu, bunun yanısıra ceza infaz kurumunun işleyişi ve niteliği gereği, burada görev yapan personelin de kuruma giriş-çıkışlarda X-ray cihazından geçtiği, cep telefonu gibi iletişim cihazlarının ve yasaklı eşyaların dışarıda bırakılıp kuruma giriş yapıldığı, bazı yerlerde göz retinası incelemesi yapıldığı, resmi üniforma giyildiği; bu bakımdan, ceza infaz kurumları ve tutukevleri personelinin diğer memurlarla aynı statü rejimine tabi tutulamayacağı, dış görünüşleri ve fiziksel özellikleriyle ifade edebilecekleri hususların, kırılgan durumda olan hükümlü/tutuklu üzerinde olumsuz etkiler bırakabileceği de dikkate alındığında, düzenlemeye aykırı tutum ve davranışın kamu hizmetinin işleyişi üzerinde olumsuz etkisi olacağının değerlendirildiği, infaz ve koruma memurlarının ceza infaz kurumlarında emniyet personeli ve askeri personel ile birlikte görev yaptığı ve emniyet personeli ile askeri personelin mevzuatları gereği sakal ve bıyık bırakamadıkları da göz önünde bulundurulduğunda, güvenlik hizmetlerinin tek otoritenin yönetimi altında düzenli, sürekli ve etkin bir biçimde yerine getirilmesinin zorunluluğu, polis ve askeri personel ile yeknesaklığın sağlanması amacıyla infaz ve koruma memurlarının da sakal ve bıyık bırakamayacağının düzenlendiği, tüm bu açıklamalar karşısında, ceza infaz kurumlarındaki kamu hizmetinin işleyişi ve bu kurumların niteliği dikkate alındığında dava konusu Yönetmelik hükmünün, davacı üzerinde bir müdahale olarak değerlendirilmesinin söz konusu olmadığı, davanın reddine karar verilmesi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...</strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ : </strong>Davacının başvuru dilekçesinin içeriği ve dava dilekçesi incelendiğinde; yapılan başvurunun bir mütalaa talebi olduğu, bu doğrultuda tesis edilen dava konusu bireysel işlem, hukuk aleminde tek başına değişiklik yaratan, davacı hakkında tesis edilecek işlemlerde, yapılacak değerlendirmelerde dikkate alınacak, idari davaya konu edilebilecek kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığından bireysel işlem yönünden davanın incelenmeksizin reddine; 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca düzenleyici işlemin ilanı üzerine altmış gün içinde dava açılabileceği gibi, düzenleyici işlemin uygulanması üzerine de, uygulama işleminin tebliğ tarihinden itibaren yine altmış gün içinde düzenleyici işleme veya düzenleyici işlemle birlikte uygulama işlemine karşı dava açılabileceği düzenlemesine yer verildiği, uyuşmazlıkta dava konusu düzenleyici işlemin uygulanması niteliğinde, kesin ve yürütülebilir vasıfları haiz bir bireysel işlem bulunmadığından, dava konusu düzenleyici işlem açısından Resmi Gazete'de yayım tarihi dışında başka bir tarihin esas alınmasına hukuken olanak bulunmadığından, bu kısım yönünden ise davanın süre aşımı nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI : ...</strong></p>

<p><strong>DÜŞÜNCESİ : ... </strong>No'lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda ... olarak görev yapan davacı tarafından; Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile işlemin dayanağı olan Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5/g maddesinin iptali istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>Davacı infaz ve koruma memuru olarak görev yaptığından dava konusu Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5/g maddesi infaz ve koruma memurları yönünden incelenmiştir.</p>

<p>25.10.1982 tarih ve 17849 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, ''Erkekler;</p>

<p>Elbiseler temiz, düzgün, ütülü ve sade; ayakkabılar kapalı, temiz ve boyalı giyilir. Sandalet veya atkılı ayakkabı giyilmez. Bina içinde ve görev mahallinde baş daima açık bulundurulur. (Danıştay İkinci Dairesinin 18/11/2020 tarihli ve E.:2017/665; K.:2020/3432 sayılı kararı ile iptal ibare: Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar, kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir), temiz bakımlı ve taranmış olur. (Danıştay Onikinci Dairesinin 20/4/2022 tarihli ve E:2021/7000; K:2022/2247 sayılı kararı ile iptal ibare; Hergün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz.) Bıyık tabii olarak bırakılır, uzunluğu üst dudak boyunu geçemez. Üstten alınmaz, yanlar üst dudak hizasında olur, alt uçları dudak hizasından kesilir. Kravat takılır, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri süveterler giyilmez. Hizmet gereğine uygun olarak verilmişse tek tip elbise giyilir.</p>

<p>(Değişik: 7/8/1991 - 91/2048 K.) Bina içinde gömleksiz, kravatsız ve çorapsız dolaşılmaz.'' hükmü; 6. maddesinde ise '' Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup olanlar, hâkimler, savcılar, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görev yapan subay, sözleşmeli subay, yedek subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, sözleşmeli erbaş ve er ile erbaş ve erler ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler.'' hükmü yer almaktadır.</p>

<p>1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanun'un değişik 2 nci, 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu'nun 18 inci maddesi ile 16/7/1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlan ve 29.12.2005 tarih ve 26038 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe konulan Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5/g maddesinde, ''İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez. Ceza infaz kurumu niteliğinden çıkarılarak tarihî ve turistik amaçlar için tahsis edilen bina ve eklentilerinde görevli olanlar için bu hüküm, Genel Müdürlüğün izni ile uygulanmayabilir. Beden temizliğine her bakımdan özen gösterilir.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik toplumda gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Ancak, eşitlik ilkesini zedeleyecek, ayrımcılığa neden olabilecek hususlar gündeme geldiğinde, bu alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için, kamu makamlarınca ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, düzenleyici işlemin, hiyerarşik olarak bağlı olduğu üst hukuk normlarında düzenlenen konuları, genel ve objektif kuralları açıkça içermesi gerekmektedir. Üst hukuk normlarında açık bir düzenlemeye yer verilmediği durumlarda bir hakkın kullanımının engellenmesi ya da kısıtlanması sonucunu doğuran bir idari düzenleme yapılması hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Bu durumda, dayanağı mevzuatta yer verilmediği ve hizmet gereklerine uygunluğu konusunda yeterli ve ikna edici gerekçelerin ortaya konulmadığı dikkate alındığında infaz ve koruma memurlarının her gün sakal ve bıyık tıraşı olmasını öngören düzenlemede ve davacının başvurusunun reddine ilişkin işlemde hukuka uyarlık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile işlemin dayanağı olan Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5/g maddesinin iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dava konusu Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi, davacının statüsü, dava konusu bireysel işleme esas alınan başvurusu ve dava dilekçesi gözönünde bulundurularak, infaz ve koruma başmemurları ve memurlarına hasren incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :</strong></p>

<p>Davacı tarafından, 01/08/2022 tarihinde; 25/10/1982 tarih ve 17849 sayılı Resmi Gazete’de yayımlarak yürülüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik’in norm-çatı yönetmelik olduğu ve 6. maddesinde yer alan düzenlemenin ilk halinde yer alan “Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar” ibaresi nedeniyle yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin hukuki dayanağının kalmadığı; Danıştay İkinci Dairesinin 18/11/2020 tarih ve E:2017/665, K:2020/3432 sayılı kararıyla Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmelik'in 5. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan (erkek personel için) "Kulak ortasından aşağıda favori bırakılmaz. Saçlar kulağı kapatmayacak biçimde ve normal duruşta enseden gömlek yakasını aşmayacak şekilde uzatılabilir." ibaresinin; Danıştay Onikinci Dairesinin 20/04/2022 tarih ve E:2021/7000, K:2022/2247 sayılı kararıyla da "...Her gün sakal tıraşı olunur ve sakal bırakılmaz..." ibaresinin iptal edildiği; infaz ve koruma memurlarının ve başmemurlarının genel idare hizmetleri sınıfında yer aldığı; Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin, Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 5. ve 6. maddesi ile birlikte yeniden değerlendirilerek, gerekli hukuki düzenlemenin yapılıp yapılmaması gerekliliğinin yürürlükteki mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi için başvuru yapılmış; davacının başvurusuna, Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile “davacının görevde iken sakal bırakıp bırakamayacağına dair talebi incelendi” şeklinde dava konusu Yönetmelik maddesi yazılmak suretiyle cevap verilmiş, bunun üzerine Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işlemi ile anılan işlemin dayanağı olan 29/12/2005 tarih ve 26038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin iptali istemiyle bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "İfade özgürlüğü" başlıklı 10. maddesinde, "Herkes ifade özgürlüğü hakkında sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.</p>

<p>Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>1982 Anayasası'nın "Cumhuriyet'in nitelikleri" başlıklı 2. maddesinde, "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk Devletidir."; "Devletin temel amaç ve görevleri" başlıklı 5. maddesinde, "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."; "Kanun önünde eşitlik" başlıklı 10. maddesinde, "Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz."; "Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" başlıklı 13. maddesinde, "Temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz"; "Çalışma hakkı ve ödevi" başlıklı 49. maddesinde ise, "Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır." hükmüne; "Milletlerarası andlaşmaları uygun bulma" başlıklı 90. maddesinin beşinci fıkrasında, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır."; "Yönetmelikler" başlıklı 124. maddesinde, "Cumhurbaşkanı, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler. Hangi yönetmeliklerin Resmî Gazete'de yayımlanacağı kanunda belirtilir." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun "Kıyafet mecburiyeti" başlıklı Ek 19. maddesinde; Devlet memurlarının, kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ve yönetmeliklerin öngördüğü kılık ve kıyafet kurallarına uymak mecburiyetinde oldukları belirtilmiştir.</p>

<p>1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanun'un 2. maddesinin B fıkrasında; hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu ve tutukevlerinde görevli personelin giydirilmesi, hükümlü ve tutukluların yatırılması, ısıtılması, temizliğinin sağlanması, okutulması, eğitilmesi, meslek veya zanaat sahibi yapılması ve çalıştırılması konusunda Cumhurbaşkanı tarafından yönetmelik tanzim olunacağı hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu'nun "Yönetmelikler" başlıklı 18. maddesinde ise; Eğitim merkezlerinin teşkilât, görev, çalışma, disiplin ve denetimi ile eğitim ve öğretime ilişkin esas ve usuller, çalışanların görev, yetki ve sorumlulukları, Eğitim Kurulunun toplantı, çalışma esas ve usulleri, eğitim merkezlerine kabul edilecek olanlarda aranacak nitelik ve şartlar, giyilecek resmî kıyafetler, okutulacak dersler, eğitim ve sınavların esas ve usulleri, eğitim görenlerin tâbi olacakları disiplin kuralları ve diğer hususlar bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde Adalet Bakanlığınca hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir. " hükmü öngörülmüştür.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. maddesinin dördüncü fıkrasında ise; "İlanı gereken düzenleyici işlemlerde dava süresi, ilan tarihini izleyen günden itibaren başlar. Ancak bu işlemlerin uygulanması üzerine ilgililer, düzenleyici işlem veya uygulanan işlem yahut her ikisi aleyhine birden dava açabilirler. Düzenleyici işlemin iptal edilmemiş olması bu düzenlemeye dayalı işlemin iptaline engel olmaz." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>25/10/1982 tarih ve 17849 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin "Çeşitli hükümler" başlıklı 6. maddesinde yer alan düzenlemenin ilk hali; “Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler.” iken, 04/10/2013 tarihli ve 2013/5443 sayılı Bakanlar Kurulu Eki Yönetmeliğin 2. maddesi ile bu fıkrada yer alan “Resmi elbise (üniforma) giymek zorunda olanlar” ibaresi “Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup olanlar, hâkimler, savcılar, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görev yapanlar” şeklinde; 31/10/2016 tarih ve 2016/9432 sayılı Bakanlar Kurulu Eki Yönetmeliğin 1. maddesi ile bu fıkrada yer alan “Türk Silâhlı Kuvvetlerinde görev yapanlar” ibaresi “Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görev yapan subay, sözleşmeli subay, yedek subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, sözleşmeli erbaş ve er ile erbaş ve erler” şeklinde değiştirilmiştir. Anılan 6. maddenin yürürlükte olan hali ise; "Emniyet Hizmetleri Sınıfına mensup olanlar, hâkimler, savcılar, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında görev yapan subay, sözleşmeli subay, yedek subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman erbaş, uzman jandarma, sözleşmeli erbaş ve er ile erbaş ve erler ilgili kurum ve kuruluşun özel yönetmeliklerinde belirtilen usul ve esaslara tabidirler." şeklindedir.</p>

<p>29/12/2005 tarih ve 26038 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğinin "Amaç" başlıklı 1. maddesinde; Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarında görev yapmakta olan infaz ve koruma başmemuru ve infaz ve koruma memurları ile 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu gereğince kurulan eğitim merkezlerinde; infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin hizmet öncesi eğitimleri sırasındaki kılık ve kıyafetlerinde birlik ve beraberliği sağlamak, giyecek eşyasının renk, cins, biçim, kullanma zamanı ve tarzını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır; "Dayanak" başlıklı 3. maddesinde ise; "Bu Yönetmelik, 14/6/1930 tarihli ve 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanunun değişik 2 nci, 29/7/2002 tarihli ve 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanununun 18 inci maddesi ile 16/7/1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır."; "Kılık ve Kıyafette Uyulması Gereken Hususlar ve Denetim" başlıklı ikinci bölümünün "Uyulması gereken hususlar" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında kılık ve kıyafette uyulması gereken başlıca hususlardan biri olarak (g) bendinde ; "İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez. Ceza infaz kurumu niteliğinden çıkarılarak tarihî ve turistik amaçlar için tahsis edilen bina ve eklentilerinde görevli olanlar için bu hüküm, Genel Müdürlüğün izni ile uygulanmayabilir. Beden temizliğine her bakımdan özen gösterilir." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin iptali istemi yönünden;</p>

<p>İnsan hakları, tüm insanların sahip olduğu temel hak ve özgürlüklere denir. İnsan hakları; ırk, ulus, etnik köken, din, dil ve cinsiyet ayrımı gözetmeksizin tüm insanların yararlanabileceği haklar olup, bu hakları kullanmakta herkes eşittir. İnsan hakları, bireylerin doğuştan sahip oldukları haklar oldukları için bireylerin dış görünüşleri, fiziksel özellikleri, hayat tarzı ve benzeri özellikleri nedeniyle ihlal edilmemelidir. Doğuştan, yaratılıştan gelen ya da sonradan edinilen, insanları ayırt edici bu özelliklerden dolayı diğer kişilerden daha aşağı oldukları yönünde bir algıya neden olabilecek yaptırımlar öngören her türlü hukuki uygulama, eşitsizliği ve ayrımcılığı meşrulaştıracaktır.</p>

<p>Ayrımcılık, nesnel ve makul bir gerekçe olmaksızın, konuyla ilgili olarak benzer durumda olan kişilere farklı muamelede bulunulmasıdır. Aynı durumdaki kişilere farklı muamele, meşru bir amaca dayalı olmadığında ve izlenilen yol ile varılmaya çalışılan hedef arasında makul bir orantılılık ilişkisi kurulmadığında ayrımcılık ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk Devleti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında da belirtildiği üzere, hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda eşitliği gözeten, adaletli bir hukuk düzeni kurup sürdürmekle kendini yükümlü sayan Devlettir.</p>

<p>Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda, kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik toplumda gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının, faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Ancak, eşitlik ilkesini zedeleyecek, ayrımcılığa neden olabilecek hususlar gündeme geldiğinde, bu alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için, kamu makamlarınca ciddi gerekçelerin gösterilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlıkta, davacı üzerindeki müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili yeterli gerekçe ortaya konulamadığından, müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup olmadığı tartışmasını karşımıza çıkarmaktadır.</p>

<p>Demokratik toplum düzeninin gereklerinden olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse, dava konusu düzenleyici işlemde olduğu gibi, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Öte yandan, kamuda görev yapan personelin, özünde öncelikle birer birey oldukları; (statü rejimine uygun olduğu ölçüde) kendilerini dış görünüşleriyle, fiziksel özellikleriyle ifade edebilecekleri hususu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin geniş olarak yorumladığı bir özgürlük olan ifade özgürlüğünü karşımıza çıkarmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ifade özgürlüğüne sağladığı koruma yalnızca içerik açısından olmayıp, bilgi ve düşüncelerin dile getirildiği, iletildiği ve bunlara ulaşıldığı farklı biçim ve araçları da kapsamaktadır. Benzer hususlar Anayasa bakımından da geçerli olup, Anayasa Mahkemesinin de sıklıkla ifade ettiği gibi Anayasa'da sadece düşünce ve kanaatler değil, ifadenin tarzları, biçimleri ve araçları da güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Kaldı ki, bir düzenleyici işlemin, hiyerarşik olarak bağlı olduğu üst hukuk normlarında düzenlenen konuları, genel ve objektif kuralları açıkça içermesi gerekmektedir. Üst hukuk normlarında açık bir düzenlemeye yer verilmediği durumlarda bir hakkın kullanımının engellenmesi ya da kısıtlanması sonucunu doğuran bir idari düzenleme yapılması hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmeler ile güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklerin ancak bu maddelerde belirlenen sebeplerin varlığı halinde özlerine dokunulmaksızın ve bu sebeplere dayalı olarak kanunla kısıtlanabilmesi mümkündür. Bu kısıtlamaların ise; Anayasa'nın özüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı yine Anayasa'da düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalardan anlaşılacağı üzere; dava konusu edilen Yönetmelik maddesinde, dayanağı üst hukuk normlarında yer almayan ibarelere yer verilmek suretiyle dayanağı olan Kanun'un amacını aşan nitelikte bir düzenleme yapıldığı ve böylece dava konusu kuralın, dayanağı Kanun'a aykırı bir niteliğe dönüştüğü görüldüğünden, dayanağı üst hukuk normlarında herhangi bir kısıtlama ya da engelleme bulunmadığı halde söz konusu maddede yer alan bu belirlemenin, Anayasa ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınmış olan hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi sonucunu doğuracağı da açıktır.</p>

<p>Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin yukarıda yapılan açıklamalar uyarınca üst hukuk normlarına uygun olmadığı anlaşıldığından, iptaline karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Dava konusu bireysel işlem incelendiğinde;<br />
Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin hukuka aykırı bulunarak iptal edilmesi nedeniyle, hukuki dayanaktan yoksun kalan dava konusu bireysel işlemde de hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Dava konusu Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin infaz ve koruma başmemurları ve memurları yönünden İPTALİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Dava konusu Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğünün ... tarih ve ... sayılı işleminin İPTALİNE,</p>

<p>3. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>4. Posta giderleri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen 30 gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 23/10/2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 19:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="15858"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA İNFAZ KURUMLARI PERSONELİ İLE CEZA İNFAZ KURUMLARI VE TUTUKEVLERİ PERSONELİ EĞİTİM MERKEZLERİ ÖĞRENCİLERİNİN KIYAFET YÖNETMELİĞİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p></p>

<p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar</strong></p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>Madde 1 —</strong> Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarında görev yapmakta olan infaz ve koruma başmemuru ve infaz ve koruma memurları ile 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu gereğince kurulan eğitim merkezlerinde; infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin hizmet öncesi eğitimleri sırasındaki kılık ve kıyafetlerinde birlik ve beraberliği sağlamak, giyecek eşyasının renk, cins, biçim, kullanma zamanı ve tarzını belirlemek amacıyla hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>Madde 2 —</strong> Bu Yönetmelik, ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma başmemuru ve infaz ve koruma memurları ile 29/7/2002 tarihli ve 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanunu gereğince kurulan eğitim merkezlerindeki infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin, kıyafet şekilleri ve rütbe işaretleri ile 14/9/1991 tarihli ve 91/2268 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğinde kurumlar için hizmetin özelliği itibarıyla verilmesi öngörülen giyecek eşyasının renk, cins, biçimi, kullanma zamanı ve tarzına ilişkin hususları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>Madde 3 —</strong> Bu Yönetmelik, 14/6/1930 tarihli ve 1721 sayılı Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında Kanunun değişik 2 nci, 29/7/2002 tarihli ve 4769 sayılı Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Kanununun 18 inci maddesi ile 16/7/1982 tarihli ve 8/5105 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Çalışan Personelin Kılık ve Kıyafetine Dair Yönetmeliğin 6 ncı maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>Madde 4 —</strong> Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>Bakan: Adalet Bakanını,</p>

<p>Bakanlık: Adalet Bakanlığını,</p>

<p>Genel Müdür: Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürünü,</p>

<p>Genel Müdürlük: Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>Ceza İnfaz Kurumları: Kapalı, Yüksek Güvenlikli Kapalı, Kadın Kapalı, Çocuk Kapalı, Gençlik Kapalı, Açık Ceza İnfaz Kurumları ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Çocuk Eğitimevlerini,</p>

<p>Eğitim Merkezleri: Ceza infaz kurumlarında görev yapacak personelden idare memurluğu öğrencileri ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin hizmet öncesi eğitimi ile bu kurumlarda görev yapan personelin aday memurluk, hizmet içi ve görevde yükselme eğitimlerinin yapıldığı 4769 sayılı Kanunla kurulan Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi ile Bölge Eğitim Merkezlerini,</p>

<p>Personel: İnfaz ve Koruma Başmemuru ile İnfaz ve Koruma Memurunu,</p>

<p>Öğrenci: İdare memurluğu ile infaz ve koruma memurluğu öğrenciliği sınavını kazanarak hizmet öncesi eğitime alınanları,</p>

<p>Üniforma: İnfaz ve koruma başmemuru ile infaz koruma memuru ve infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin giydikleri tek tip elbiseyi,</p>

<p>İşleme: Alt tarafı tela veya plâstik ile sertleştirilmiş lâcivert renkli kumaş üzerine sırma, kaliteli floş iplik ve plâstik döküm işlemeyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p></p>

<p><strong>İKİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Kılık ve Kıyafette Uyulması Gereken Hususlar ve Denetim</strong></p>

<p><strong>Uyulması gereken hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5 –</strong> <strong>(Değişik:RG-17/8/2012-28387)</strong></p>

<p>Kılık ve kıyafette uyulması gereken başlıca hususlar şunlardır:</p>

<p>a) İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencileri, görev sırasında üniforma giymek zorundadırlar. Üniforma bir bütün olup, kısmî giyilemez. Ancak, çocuk eğitimevlerinde üniforma giydirilmeyebilir. Hizmet içi eğitim kurs ve seminerlerine katılacak personel ile infaz koruma memurluğu öğrencilerinin üniforma giyip giymeyeceğine, yapılacak eğitimin niteliğine göre Genel Müdürlük tarafından karar verilir.</p>

<p>b) Üniforma, arma, kıdem ve rütbe işaretleri ile bot, bu Yönetmelikte gösterilen renk, vasıf ve şekillere uygun olarak giyilir, takılır ve taşınır.</p>

<p>c) Mont ve pardesü-gocuk düğmeleri daima ilikli ve fermuarı kapalı bulunur. Görev anında ve görevin özelliğine göre, amirlerin vereceği emir ile düğme veya fermuar açık olabilir.</p>

<p>d) Kep resmî elbisenin tamamlayıcı bir unsurudur. Yazlık ve kışlık bütün kıyafetlerde kapalı ortamlar haricinde giyilmesi zorunludur.</p>

<p>e) Kep, vizyörünün ön kenarı ile kaş arasında bir parmakla, en çok birbuçuk parmak mesafe bırakılmak suretiyle kaşlara paralel olarak giyilir.</p>

<p>f) Bu Yönetmelikte belirtilen, tip ve model dışında bot giymek yasaktır.</p>

<p>g) İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez. Ceza infaz kurumu niteliğinden çıkarılarak tarihî ve turistik amaçlar için tahsis edilen bina ve eklentilerinde görevli olanlar için bu hüküm, Genel Müdürlüğün izni ile uygulanmayabilir. Beden temizliğine her bakımdan özen gösterilir.</p>

<p>h) Üniforma ile birlikte bu Yönetmelikte belirtilen işaretler dışında kolye, künye, bilezik, küpe, madalyon, rozet ve benzerlerinin takılması ve tespih kullanılması yasaktır.</p>

<p>i) Üniforma ile birlikte kıyafetin içerisine dışarıdan görülebilecek şekilde sivil kazak, yelek ve benzeri giyecek giyilmesi yasaktır. Üniformalı personelin giydiği çorapların üniformanın pantolon rengine uygun koyu renkli olması zorunludur.</p>

<p>j) Eskimiş bile olsa resmî elbisenin satılması yasaktır.</p>

<p>k) Rütbe işaretleri sökülmek suretiyle resmî kıyafetlerin sivil kıyafete dönüştürülerek kullanılması, resmî pantolonun, sivil gömlek, kazak, ceket gibi şeylerle birlikte giyilmesi veya resmî kıyafetlerin üzerine sivil palto, pardesü ve benzerlerinin giyilmesi yasaktır.</p>

<p>l) Düşük kemerli pantolon yaptırılması ve giyilmesi yasaktır.</p>

<p>m) Üniforma; temiz, düzgün, ütülü, sade; botlar bağcıkları kapalı olup temiz ve boyalı giyilir.</p>

<p>n) Bayan personel ve öğrenci, tırnak uzatamaz, makyaj ve saç modeli yapamaz, ziynet eşyası ve benzerlerini takamaz. Saçlar kısa kesilir ve kâkül bırakılmaz veya sade topuz şeklinde toplanır. Saçların omuzlara dökülecek şekilde serbest bırakılması yasaktır.</p>

<p>o) <strong>(Ek:RG-21/6/2016-29749)</strong> Kadın personel ve öğrenci, hamilelik dönemlerinin gerekli kıldığı zamanlarda bu Yönetmelikte belirtilen üniformaların şekil ve rengiyle uyumlu olması koşuluyla durumlarına uygun kıyafet giyebilir.</p>

<p><strong>Kılık ve kıyafetin denetimi</strong></p>

<p><strong>Madde 6 —</strong> Kurum amirleri, astlarının kılık ve kıyafetlerinin bu Yönetmelik esaslarına uygun olup olmadığını kontrol etmek, gördükleri hatalara müdahale etmek, kılık ve kıyafetleri bozuk olanların hatalı durumları ile kimliklerini kişinin mensup olduğu kuruma rapor etmekle görevli, yetkili ve sorumludur.</p>

<p></p>

<p><strong>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Verilecek Giyim Eşyası ve Kullanma Süresi</strong></p>

<p><strong>Giyim eşyaları ve kullanma süreleri</strong></p>

<p><strong>Madde 7 —</strong> <strong>(Değişik:RG-17/8/2012-28387) </strong>Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğine göre, resmî kıyafet taşıyan infaz ve koruma başmemur ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerine adı geçen Yönetmelikte belirtilen kullanma süreleri dikkate alınarak, pantolon, yazlık ve kışlık tişört, yazlık ve kışlık bot, mont, pardesü-gocuk, kep, yağmurluk ve palaska verilir.</p>

<p><strong>(Değişik:RG-17/8/2012-28387) </strong>Giyecek yardımı Genel Müdürlükçe temin edilerek hak sahibi personele görevleri esnasında giyilmek üzere infaz ve koruma başmemuru, infaz koruma memuru ve infaz koruma memuru öğrencilerine aynî olarak verilir.</p>

<p>Herhangi bir nedenle, bir dönem için verilmeyen giyim eşyası, sonraki döneme ait giyecek yardımı ile birlikte verilmez.</p>

<p>Giyim eşyalarının kullanma süreleri Memurlara Yapılacak Giyecek Yardımı Yönetmeliğinde gösterilmiş olup, bir giyim eşyası için belirlenen kullanma süresi dolmadan yeni giyim eşyası verilmez. Ancak, giyim eşyası görev nedeni ile kullanılmaz hale gelir ve bu durum bir tutanakla tespit edilirse, genel veriliş zamanı beklenmeksizin yenisi verilebilir.</p>

<p><strong>Giyim eşyasının iadesini gerektiren durumlar</strong></p>

<p><strong>Madde 8 —</strong> Emekliye ayrılma, kadro tasarrufu dolayısı ile göreve son verilme ve ölüm dışında herhangi bir sebeple görevinden ayrılan veya çıkarılanlardan, aynı çeşit giyim eşyası verilmeyen bir göreve nakledilenlerden, aldıkları giyim eşyalarından kullanma süresi sona ermemiş olanların aynen iadesi istenir.</p>

<p>Görevden uzaklaştırılan, tutuklanan, gözlem altına alınan veya memuriyetten ilişiğinin kesilmesini gerektirmeyen bir cezaya mahkûm olupta, bu cezası infaz edilmekte olanlara giyim eşyası verilebilmesi için bu personelin görevlerine dönmüş olmaları şarttır.</p>

<p>Hizmet öncesi eğitimde başarılı olamayan infaz ve koruma memurluğu öğrencileri üniformalarını iade eder.</p>

<p>Ayrıca, aylıksız izin alarak görevlerinden ayrılanlara bu süre için giyim eşyası verilmez.</p>

<p></p>

<p><strong>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Giyim Eşyasının Renk, Cins ve Biçimleri ile Kıyafet Şekilleri</strong></p>

<p><strong>Verilecek giyim eşyasının cins, biçim, şekil ve renkleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9 – (Değişik:RG-17/8/2012-28387)</strong></p>

<p><strong>(Değişik fıkra:RG-21/6/2016-29749)</strong> Üniforma giyen personele verilecek mont, pardesü-gocuk, kep, yağmurluk, pantolon ve kışlık tişört lacivert renkli, yazlık tişört mavi renkli, yazlık ve kışlık bot siyah renklidir.</p>

<p>İnfaz koruma başmemur ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin yazlık, kışlık ve tören kıyafeti olmak üzere üç ayrı kıyafeti vardır:</p>

<p>a) Kışlık kıyafet: Mont, kışlık tişört, kışlık pantolon, kışlık bot, pardesü-gocuk, kep, palaska ve yağmurluktan oluşur. (Şekil 1, 2)</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1)</sup></strong><sup> </sup>Mont: Lacivert renkli, birinci sınıf 260 gr./m2, 3 katlı laminasyon, dış kumaşı elastan polyester karışımı 2/2 dimi, orta katman PTFE mebranlı, ısı izolasyon astarı %100 polyester kumaştan yapılır. (Şekil 4)</p>

<p>2)<strong> (Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1)</sup></strong> Kışlık tişört: Lacivert renkli, %70 poliviskon, %10 elyaf, %2 likra, %18 pamuk, (± %15 gr./m2) kumaştan yapılır. Ön arka roba omuzdan dikişli, yaka ve yaka ayağı iki parçalı, kol ve etek ucunda ribanalı (tunik etek ucu hariç), kollar iki parçadan oluşmakta, dirsek kısımlarında yama parça bulunmaktadır. Önden patlı 3 düğmeli, arka kısımda robalı, omuzlar apoletlidir. (Şekil 13)</p>

<p>3) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1)</sup> </strong>Kışlık pantolon: Lacivert renkli, en az 220 gr./m2, %30 (± %5 gr./m2) pamuk %2 (± %1 gr./m2) elastan, kalanı polyester karışımlı kumaştan yapılır. Dokusu 1/1 bez ayağı (13 atkıda çift atkı, 24 çözgüde çift çözgü) ripstoptur. Önde sağda ve solda yan pantolon cepleri, yanlarda körüklü ve kapakları üzerinde büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden “İNFAZ KORUMA” yazan cepleri, arkada sağda ve solda ilik-düğmeli tek fleto ve kapaklı cepleri olmak üzere altı adet cebi bulunmaktadır. Paçalar gizli stoper ve lastiklidir. (Şekil 5, 6)</p>

<p>4) Kışlık bot: Su geçirmez, kaymaz tabanlı birinci sınıf deriden mamul ortopedik iç taban özelliğine sahip olup erkek ve bayan personelce kullanılır. (Şekil 11)</p>

<p>5) Pardesü-gocuk: Soğuğa, suya ve ısıya dayanıklı birinci sınıf polyester ve benzeri kumaştan yapılır. (Şekil 3)</p>

<p>6) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Kep: Erkek ve kadın personelce kullanılır ve pantolon kumaşından yapılır. (Şekil 9)</p>

<p>7) Palaska: Palaska birinci sınıf siyah renkli tekstil malzemeden ayarlanabilir özellikte ve iki köprüsü ile bir adet kelepçe kılıfı bulunan aparattan oluşur. Geçmeli plastik toka üzerinde hilal ve yıldız bulunur. (Şekil 25)</p>

<p>8) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Yağmurluk: Lacivert renkte su geçirmez dış kumaş %100 polyester, arka kısım poliüretan veya akrilik kaplama 2 katlı laminasyon malzemeden yapılır. (Şekil 26)</p>

<p>b) Yazlık kıyafet: Mont, yazlık tişört, yazlık pantolon, yazlık bot, kep ve palaskadan oluşur. (Şekil 15)</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1)</sup></strong> Mont: Lacivert renkli, birinci sınıf 260 gr./m2, 3 katlı laminasyon, dış kumaşı elastan polyester karışımı 2/2 dimi, orta katman PTFE mebranlı, ısı izolasyon astarı %100 polyester kumaştan yapılır. (Şekil 4)</p>

<p>2) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Yazlık tişört: Mavi renkli (renk pantonesinde #0000ff renk skalasında yer alan), 140 gr./m2 (± %15 gr./m2), %100 kanallı polyester (4-5 kanallı) kumaştan yapılır. Önde sağ ve solda kupları, yaka ve yaka ayağı, sol kolda kalem cebi vardır. Önden patlı 3 düğmeli, arka kısımda robalı, omuzlar apoletlidir. (Şekil 16)</p>

<p>3) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Yazlık pantolon: Lacivert renkli, en az 220 gr./m2, %30 (± %5 gr./m2) pamuk %2 (± %1 gr./m2) elastan, kalanı polyester karışımlı kumaştan yapılır. Dokusu 1/1 bez ayağı (13 atkıda çift atkı, 24 çözgüde çift çözgü) ripstoptur. Önde sağda ve solda yan pantolon cepleri, yanlarda körüklü ve kapakları üzerinde büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden “İNFAZ KORUMA” yazan cepleri, arkada sağda ve solda ilik-düğmeli tek fleto ve kapaklı cepleri olmak üzere altı adet cebi bulunmaktadır. Paçalar gizli stoper ve lastiklidir. (Şekil 5, 6)</p>

<p>4) <strong>(Değişik:RG-20/12/2018-30631)</strong> Yazlık bot: Siyah renkli ortopedik iç taban özelliğine sahip ve şekillerde belirtilen kısmı hava alabilir tekstil malzemeden yapılır. Erkek ve bayan personelce kullanılır. Mevsim şartlarına göre kurum müdürünün kurum için belirleyeceği (Şekil 17) veya (Şekil 31)’deki botlar giyilir.</p>

<p>5) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Kep: Erkek ve kadın personelce kullanılır. Ön kısmı pantolon kumaşından arka kısmı hava alabilir özellikte dikilir. (Şekil 9)</p>

<p>6) Palaska: Palaska birinci sınıf siyah renkli tekstil malzemeden ayarlanabilir özellikte ve iki köprüsü ile bir adet kelepçe kılıfı bulunan aparattan oluşur. Geçmeli plastik toka üzerinde hilal ve yıldız bulunur. (Şekil 25)</p>

<p>c) Tören kıyafeti: Resmî açılış ve törenlerde, tören kıyafeti giydirilebilir, kıyafet üzerinde kullanılan armalardan sadece işleme göğüs arması metal malzemeden olup gümüş rengindedir. Üniforma üzerinde bulunan diğer arma ve işaretlerin yeri ve özellikleri aynıdır. (Şekil 29, 30)</p>

<p></p>

<p><strong>BEŞİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Üniforma Özellikleri</strong></p>

<p><strong>Üniforma işaretlerinin kıyafet üzerindeki yerleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10 –</strong> <strong>(Değişik:RG-17/8/2012-28387)</strong></p>

<p>Personel ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin göğüs arması, kep kokardı, görev yeri kol arması, infaz koruma yazılı arma, kıdem işareti ile rütbe işaretlerinin resmî kıyafet üzerindeki yerleri aşağıdaki şekilde tespit edilmiştir:</p>

<p>a) Kep:</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma başmemurları: Kepin ön orta kısmında en geniş en yeri 4 cm, en uzun boy yeri 5 cm ölçülerinde defne dalı ile kısmi olarak çerçevelenmiş kep kokardı ile 1,5 cm eninde 33-34 cm uzunluğunda sarı simden sakındırak bulunur. (Şekil 12, 18)</p>

<p>2) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencileri: Kepin ön orta kısmında en geniş en yeri 4 cm, en uzun boy yeri 5 cm ölçülerinde defne dalı ile kısmi olarak çerçevelenmiş kep kokardı ve 33-34 cm uzunluğunda beyaz renkli sakındırak bulunur. (Şekil 12, 18)</p>

<p>b) Pardesü-gocuk:</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma başmemurları: Omuz apoletleri üzerinde rütbe işareti, sol göğüs üstünde işlemeli göğüs arması, sırtında büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden oluşturulmuş “İNFAZ KORUMA” yazısı, sağ kolda infaz koruma yazılı arma ile bunun 1 cm altına gelecek şekilde personelin görev yaptığı yeri gösterir kol arması bulunur. (Şekil 20, 21, 22, 23)</p>

<p>2) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma memurları: Rütbe işaretleri bulunmaz, sol göğüs üstünde işlemeli göğüs arması, sırtında büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden oluşturulmuş “İNFAZ KORUMA” yazısı, sağ kolda infaz koruma yazılı arma ile bunun 1 cm altına gelecek şekilde personelin görev yaptığı yeri gösterir kol arması, sol kolda kıdem işareti bulunur. (Şekil 20, 21, 24, 32)</p>

<p>3) İnfaz ve koruma memurluğu öğrencileri: Sol göğüs üstünde işlemeli göğüs arması, sol kolda öğrencinin bulunduğu eğitim merkezinin adı, altında öğrenci yazısı, omuzlarda öğrenci numarasının bulunduğu apoletler ve sağ kolda infaz koruma yazılı arma bulunur. (Şekil 20, 21, 27, 28)</p>

<p>c) Mont:</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma başmemurları: Omuz apoletleri üzerinde rütbe işareti, sol göğüs üstünde işlemeli göğüs arması, sırtında büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden oluşturulmuş “İNFAZ KORUMA” yazısı, sağ kolda infaz koruma yazılı arma ile bunun 1 cm altına gelecek şekilde personelin görev yaptığı yeri gösterir kol arması bulunur. (Şekil 20, 21, 22, 23)</p>

<p>2) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve koruma memurları: Rütbe işareti bulunmaz, sol göğüs üstünde işleme göğüs arması, sırtında büyük harflerle baskı şeklinde ve reflektif malzemeden oluşturulmuş “İNFAZ KORUMA” yazısı, sağ kolda infaz koruma yazılı arma ile bunun 1 cm altına gelecek şekilde personelin görev yaptığı yeri gösterir kol arması, sol kolda kıdem işareti bulunur. (Şekil 20, 21, 24, 32)</p>

<p>3) İnfaz ve koruma memurluğu öğrencileri: Omuz apoletlerinde altı rakamdan oluşan öğrenci numarası, sol göğüs üstünde işleme göğüs arması, sol kolda öğrencinin bulunduğu eğitim merkezinin adı ve altında öğrenci yazısı ile sağ kolda infaz koruma yazılı arma bulunur. Rütbe işareti bulunmaz. (Şekil 20, 21, 27, 28)</p>

<p>d) Yazlık tişört: Montta bulunan işaretler aynen yer alır.</p>

<p>e) Kışlık tişört: Montun altına giyilir. Montta bulunan işaretler aynen yer alır.</p>

<p></p>

<p><strong>ALTINCI BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Kıyafetlerde Bulunması Gereken İşaretler</strong></p>

<p><strong>Göğüs arması, rütbe işaretleri, görev yeri kol arması, infaz koruma yazılı arma ve kıdem işareti (Değişik madde başlığı:RG-17/8/2012-28387)</strong></p>

<p><strong>Madde 11 —</strong> Üniforma ile görev yapan personel ve infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin kıyafetlerinde bulunması gereken işaretler aşağıdaki şekildedir.</p>

<p>a) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İşleme Kep Kokardı: Etrafı 0,2 cm sarı sarma içinde lâcivert rengi polyester kumaş üzerine en geniş en yeri 4 cm, en uzun boy yeri 5 cm ölçülerinde; sarı renkte defne dalı ile kısmi olarak çerçevelenmiş, beyaz ayyıldız ve Genel Müdürlük işareti bulunur. (Şekil 18)</p>

<p>b) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İşleme Göğüs Arması: Etrafı 0,2 cm sarı sarma içinde polyester lâcivert rengi kumaş üzerine en geniş en yeri 6 cm, en uzun boy yeri 7,5 cm ölçülerinde; sarı renkte defne dalı ile kısmi olarak çerçevelenmiş, beyaz ayyıldız ve Genel Müdürlük işareti bulunur. (Şekil 20)</p>

<p>c) <strong>(Değişik:RG-17/8/2012-28387) </strong>İnfaz koruma yazılı arma: Üniformanın sağ kolunda 7 x 4,5 cm ebatlarında lacivert gabardin armalık kumaş üzerinde daire dış çemberi beyaz ve zemini kımızı renkli daire içinde beyaz renkli hilal ve yıldızın altında 1,2 cm gri fonlu şerit üzerine kırmızı renkli infaz koruma yazısı bulunur. Üniforma giyen tüm personel kullanır. (Şekil 21)</p>

<p>d) Rütbe İşareti:</p>

<p>1) İnfaz ve Koruma Başmemurları: Rütbe işareti olarak lâcivert rengi zemin üzerine gri floş iplik işlemeden 1 cm eninde bir adet şerit bulunur. (Şekil 22)</p>

<p>2) İnfaz ve Koruma Memurları: Rütbe işareti bulunmayıp kıdem işareti bulunur.</p>

<p>e) İnfaz ve Koruma Memurluğu Öğrencilerinin Omuz Apoleti: Palto ve pardösünün omuzlarına apolet konulur. Apoletler takriben 17 cm olup omuz başlarına kol dikişleri ile dikilir. Apolet uzunluğu üst yaka dikişine kadar devam eder. Yaka kenarı ile temasta olacak şekilde palto ve pardösüye dikilerek beyaz madeni küçük boy düğme ile iliklenir. Apoletler omuz başlarında 6 cm, omuz nihayeti hizasında 4 cm genişliğindedir. Apoletlerin uç kısımları yuvarlak olup, omuz başlarında altı rakamdan oluşan öğrenci numarası bulunur. (Şekil 27)</p>

<p>f) Görev Yeri Kol Arması <strong>(Mülga ibare:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>(…):</p>

<p>1) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve Koruma Başmemurları: <u>Fermateks (cırt bant) üzerine yapıştırılacak olan armada; 7 cm x 3,5 cm ebadında zemini lâcivert renkli polyester armalık kumaştan olup, kenarlarında 0,3 cm kırmızı renkli sarma, alt uzun kenar sarmanın hemen üzerinde 5 cm uzunluğunda personelin görev yaptığı kadroyu belirten sarı renkte defne dalı bulunur.</u> (Şekil 23)</p>

<p>2) <strong>(Değişik:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>İnfaz ve Koruma Memurları: Fermateks (cırt bant) üzerine yapıştırılacak olan armada, personelin görev yaptığı kadroyu belirten 7 cm x 3,5 cm ebadında zemini lâcivert renkli polyester armalık kumaştan olup kenarlarında 0,3 cm kırmızı renkli sarma bulunur. (Şekil 24)</p>

<p>3) İnfaz ve Koruma Memurluğu Öğrencileri: 6 x 7,5 cm ebadında zemini lacivert, kenarları 0,3 cm lacivert biyeli olup, 1,2 cm enindeki gri rengi şerit içerisinde öğrencinin bulunduğu eğitim merkezinin adı ve öğrenci olduğunu belirten içi kırmızı, kenarları beyaz yazı bulunur. (Şekil 28)</p>

<p>g) <strong>(Ek:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong>Kıdem İşareti: İnfaz ve koruma memuru pardesü-gocuk, mont ve tişörtlerinin sol kollarına kenarları 0,3 cm lâcivert rengi biyeli ve ortası gri kıdem işareti takılır. 5 yıl dolmadan kıdem işareti takılmaz. (Şekil 32)</p>

<p><strong>Kıyafetlerin giyilme zamanı</strong></p>

<p><strong>Madde 12 —</strong> Yazlık ve kışlık kıyafetlerin giyilme zamanları bölgenin iklim özellikleri dikkate alınarak ceza infaz kurumları personelinde Cumhuriyet başsavcılarınca, infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinde ise eğitim merkezleri müdürlerince belirlenir.</p>

<p></p>

<p><strong>YEDİNCİ BÖLÜM</strong></p>

<p><strong>Çeşitli ve Son Hükümler</strong></p>

<p><strong>Yürürlükten Kaldırılan Yönetmelikler</strong></p>

<p><strong>Madde 13 —</strong> 18/2/1998 tarihli ve 23262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Personelinin Kıyafet Yönetmeliği ile 5/8/2004 tarihli ve 25544 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezleri Öğrenci Kıyafet Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Önceki kıyafetlerin kullanılması</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1 – (Ek:RG-17/8/2012-28387) (Değişik:RG-21/6/2016-29749)</strong></p>

<p><strong>(Değişik ibare:RG-7/4/2020-31092)<sup>(1) </sup></strong><u>31/12/2020</u> tarihine kadar, bu Yönetmeliğin, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki halinde belirtilen kıyafetler de kullanılabilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>Madde 14 —</strong> Bu Yönetmelik 1/1/2006 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>Madde 15 —</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Adalet Bakanı yürütür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>_____________</i></p>

<p><i>(1) Bu değişiklik 1/7/2020 tarihinde yürürlüğe girer.</i></p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/yonetmelik/7.5.9746%20ek.doc" rel="nofollow">Yönetmeliğin eklerini görmek için tıklayınız</a></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td rowspan="5" valign="top" width="55">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" width="480">
   <p><strong>Yönetmeliğin Yayımlandığı Resmî Gazete’nin</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="240">
   <p><strong>Tarihi</strong></p>
   </td>
   <td width="240">
   <p><strong>Sayısı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="240">
   <p>29/12/2005</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>26038</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" width="480">
   <p><strong>Yönetmelikte Değişiklik Yapan Yönetmeliklerin Yayımlandığı Resmî Gazetelerin</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="240">
   <p><strong>Tarihi</strong></p>
   </td>
   <td width="240">
   <p><strong>Sayısı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="55">
   <p>1.</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>17/8/2012</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>28387</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="55">
   <p>2.</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>21/6/2016</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>29749</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="55">
   <p>3.</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>20/12/2018</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>30631</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="55">
   <p>4.</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>7/4/2020</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>31092</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 19:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/infaz-koruma-memuru-hapis-cezaevi.jpg" type="image/jpeg" length="21280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA İNFAZ KURUMU PERSONELİNE YÖNELİK SAKAL VE BIYIK YASAĞININ YARGISAL DENETİMİ VE DANIŞTAY 12. DAİRESİ KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumu-personeline-yonelik-sakal-ve-biyik-yasaginin-yargisal-denetimi-ve-danistay-12-dairesi-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumu-personeline-yonelik-sakal-ve-biyik-yasaginin-yargisal-denetimi-ve-danistay-12-dairesi-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza infaz kurumlarında görev yapan infaz ve koruma personelinin kılık ve kıyafetine ilişkin düzenlemeler, idarenin kamu hizmetini yürütme yetkisi kapsamında uzun yıllardır ayrıntılı şekilde düzenlenmektedir. Bu düzenlemeler, özellikle güvenlik hizmetlerinin niteliği ve disiplinin sağlanması gerekçeleriyle daha sıkı kurallar içerebilmekte; buna karşılık kamu görevlilerinin temel hak ve özgürlükleri ile idarenin düzenleme yetkisi arasındaki denge, yargısal denetimin yoğunlaştığı alanlardan biri olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Onikinci Dairesi’nin (Esas No: 2022/4589 Karar No: 2025/4695) 23.10.2025 tarihli kararı</a>nda, 29.12.2005 tarihli <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi" rel="dofollow">Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliği</a>’nin 5. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinde yer alan sakal ve bıyık yasağı ile günlük tıraş zorunluluğunu öngören düzenleme hukuka aykırı bulunarak iptaline karar verilmiştir. (Bkz. <i>“Madde 5- (g) İnfaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerinin sakal ve bıyık bırakması yasaktır. Her gün sakal ve bıyık tıraşı olunması zorunlu olup, saçlar kep giyildiğinde dışarı taşmayacak uzunlukta kesilir. Favoriler kulak deliği hizasını geçemez. Ceza infaz kurumu niteliğinden çıkarılarak tarihî ve turistik amaçlar için tahsis edilen bina ve eklentilerinde görevli olanlar için bu hüküm, Genel Müdürlüğün izni ile uygulanmayabilir. Beden temizliğine her bakımdan özen gösterilir.”)</i></p>

<p><strong>I. Dava Konusu Düzenlemenin İçeriği ve Hukuki Çerçeve</strong></p>

<p>Dava konusu düzenleme ile infaz ve koruma başmemurları ve memurları ile infaz ve koruma memurluğu öğrencilerine yönelik olarak:</p>

<p>- Sakal ve bıyık bırakma yasağı,</p>

<p>- Her gün sakal ve bıyık tıraşı olma zorunluluğu,</p>

<p>- Favori uzunluğuna ilişkin sınırlamalar,</p>

<p>- Saç uzunluğu ve dış görünüşe ilişkin detaylı kurallar, öngörülmüştür.</p>

<p>İdare bu düzenlemeyi, ceza infaz kurumlarının güvenlik niteliği, disiplinin sağlanması, kurum içi düzenin korunması ve üniforma bütünlüğü gerekçelerine dayandırmıştır. Ayrıca ceza infaz kurumlarının, yüksek güvenlik gerektiren kapalı kurumlar olduğu, personelin görünüşünün hükümlü ve tutuklular üzerinde etkili olabileceği ve güvenlik zafiyeti doğurabilecek unsurların önlenmesi gerektiği savunulmuştur.</p>

<p><strong>II. Normlar Hiyerarşisi ve Üst Hukuk Normuna Uygunluk Sorunu</strong></p>

<p>Danıştay, öncelikle düzenleyici işlemlerin hukuki geçerliliği bakımından <strong>normlar hiyerarşisi ilkesine</strong> vurgu yapmıştır. Buna göre idarenin düzenleyici işlem tesis etme yetkisi, ancak kanun ve üst normlarla çizilen çerçeve içinde kullanılabilir.</p>

<p>Mahkeme,<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi" rel="dofollow"> Ceza İnfaz Kurumları Kıyafet Yönetmeliği</a>’nin dayanağını oluşturan üst düzenlemelerde, sakal ve bıyık yasağına ilişkin açık, belirli ve zorunlu bir düzenleme bulunmadığını değerlendirmiştir. Bu nedenle yönetmelik hükmünün, üst normların sınırlarını genişlettiği ve kanuni çerçevenin ötesine geçtiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu yönüyle karar, idarenin düzenleme yetkisinin <strong>kanuni dayanaktan yoksun şekilde genişletilemeyeceği</strong> ilkesini yeniden vurgulamaktadır.</p>

<p><strong>III. Temel Hak ve Özgürlükler Bağlamında Değerlendirme</strong></p>

<p>Kararda ayrıca, kılık ve kıyafete ilişkin düzenlemelerin yalnızca idari disiplin alanına ilişkin olmadığı, aynı zamanda bireyin kişisel görünümüne ilişkin tercihlerini de etkileyen yönü bulunduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda Danıştay, söz konusu müdahalenin Anayasa’nın:</p>

<p>13. Maddesinde düzenlenen <strong>temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimi</strong>,</p>

<p>10. Maddesinde yer alan <strong>eşitlik ilkesi</strong>,</p>

<p>2. Maddesinde yer alan <strong>hukuk devleti ilkesi</strong>, çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Mahkeme, temel haklara yönelik sınırlamaların ancak <strong>kanunla öngörülmesi, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve ölçülülük ilkesini aşmaması</strong> halinde hukuka uygun kabul edilebileceğini vurgulamıştır.</p>

<p><strong>IV. Ölçülülük İlkesi Yönünden Değerlendirme</strong></p>

<p>Kararın en önemli gerekçelerinden biri ölçülülük ilkesine ilişkin tespittir. Danıştay’a göre, kamu hizmetinin niteliği gereği bazı sınırlamalar öngörülebilmekle birlikte, bu sınırlamaların; elverişli, gerekli ve orantılı olması gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen düzenlemede ise sakal ve bıyık bırakmanın mutlak şekilde yasaklanması ve her gün tıraş zorunluluğu getirilmesinin, ulaşılmak istenen amaç bakımından <strong>ölçüsüz bir müdahale niteliği taşıdığı</strong> değerlendirilmiştir. Mahkeme ayrıca, idarenin güvenlik ve disiplin gerekçelerini soyut düzeyde ileri sürmesinin yeterli olmayacağını, bu gerekçelerin somutlaştırılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p><strong>V. Demokratik Toplum Düzeni ve Gereklilik Standardı</strong></p>

<p>Kararda, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10. maddesi kapsamında ifade özgürlüğüne ilişkin standartlara da atıf yapılmıştır. Bu bağlamda, bireyin dış görünüşünün de belirli ölçüde kişisel ifade alanı ile bağlantılı olabileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Danıştay, sınırlamanın “demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması” gerektiğini, bu bağlamda müdahalenin <strong>zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı karşılaması gerektiğini</strong> vurgulamıştır. Somut olayda ise bu yönde yeterli bir gerekçelendirme bulunmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>VI. İdarenin Takdir Yetkisi ve Sınırları</strong></p>

<p>Kararda idarenin özellikle ceza infaz kurumları gibi güvenlik hassasiyeti yüksek alanlarda geniş takdir yetkisine sahip olduğu kabul edilmiştir. Ancak bu yetkinin sınırsız olmadığı, yargısal denetime tabi bulunduğu açıkça belirtilmiştir. Mahkemeye göre, idarenin takdir yetkisi:</p>

<p>- Hukuka uygunluk denetimine,</p>

<p>- Ölçülülük ilkesine,</p>

<p>- Üst normlara uygunluğa, tabidir.</p>

<p>Bu sınırların aşılması halinde düzenleyici işlemin iptali gerekecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. Sonuç ve Değerlendirme</strong></p>

<p>Danıştay Onikinci Dairesi, düzenlemenin:</p>

<p>- Üst hukuk normlarına uygun olmadığı,</p>

<p>- Ölçülülük ilkesini ihlal ettiği,</p>

<p>- Demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun düşmediği,</p>

<p>- Yeterli ve somut gerekçeye dayanmadığı, sonuçlarına ulaşarak iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Ayrıca aynı gerekçeler doğrultusunda, bireysel başvuruya dayalı idari işlemin de hukuki dayanaktan yoksun kaldığı tespit edilerek iptaline hükmedilmiştir. Bu karar, ceza infaz kurumu personeline yönelik kılık ve kıyafet düzenlemelerinin sınırlarının yeniden tartışmaya açıldığı; idarenin güvenlik ve disiplin gerekçeleri ile bireylerin temel hakları arasında kurulması gereken dengenin yargı denetimi yoluyla yeniden şekillendirildiği önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır. Karar, ceza infaz kurumlarında görev yapan personelin dış görünüşüne ilişkin düzenlemelerin tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemekte; ancak bu tür sınırlamaların kanuni dayanak ve ölçülülük ilkesi çerçevesinde yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>VIII. Kararın Uygulamaya Olası Etkileri</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Onikinci Dairesi tarafından verilen iptal kararı</a>, yalnızca bir yönetmelik hükmünün hukuka uygunluğunun denetlenmesi bakımından değil, ceza infaz kurumu personelinin özlük hakları ve çalışma hayatına ilişkin etkileri bakımından da önem taşımaktadır. Öncelikle kararın kesinleşmesi halinde, <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi" rel="dofollow">Ceza İnfaz Kurumları Personeli ile Ceza İnfaz Kurumları ve Tutukevleri Personeli Eğitim Merkezi Öğrencilerinin Kıyafet Yönetmeliğ</a>i’nde yer alan sakal ve bıyık yasağı ile günlük tıraş zorunluluğunun hukuki dayanağı ortadan kalkacaktır. Böylece infaz ve koruma personeline yalnızca sakal veya bıyık bırakması nedeniyle disiplin işlemi uygulanmasının hukuki zemini önemli ölçüde zayıflayacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte karar, ceza infaz kurumlarında kılık ve kıyafete ilişkin her türlü düzenlemenin ortadan kalktığı şeklinde yorumlanmamalıdır. İdarenin kamu hizmetinin gerekleri doğrultusunda personelin görünümüne ilişkin belirli kurallar koyma yetkisi devam etmektedir. Ancak bundan sonraki süreçte yapılacak düzenlemelerin kanuni dayanağa sahip olması, ölçülülük ilkesine uygun bulunması ve güvenlik ya da disiplin gerekçelerinin somut verilerle desteklenmesi gerekecektir.</p>

<p>Öte yandan kararın, yalnızca ceza infaz kurumu personeli açısından değil, üniformalı veya disiplin esasına göre görev yapan diğer kamu personeli bakımından da tartışmalara yol açması mümkündür. Her ne kadar ceza infaz kurumlarının kendine özgü güvenlik koşulları bulunsa da Danıştay'ın ölçülülük, temel hakların korunması ve idarenin takdir yetkisinin sınırlandırılması yönündeki değerlendirmeleri benzer nitelikteki düzenlemeler bakımından da emsal olarak ileri sürülebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak karar, ceza infaz kurumlarında disiplin ve güvenlik anlayışı ile kamu görevlilerinin bireysel hakları arasında kurulması gereken dengeyi yeniden gündeme taşımış; idarenin düzenleme yetkisinin sınırlarının yargısal denetime tabi olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ"><img alt="Ali ÖZKARDAŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/ali-ozkardas.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ">Ali ÖZKARDAŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- https://www.hukukihaber.net/danistay-12-dairenin-20224589-e-20254695-k-sayili-karari</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumlari-personeli-ile-ceza-infaz-kurumlari-ve-tutukevleri-personeli-egitim-merkezleri-ogrencilerinin-kiyafet-yonetmeligi</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-infaz-kurumu-personeline-yonelik-sakal-ve-biyik-yasaginin-yargisal-denetimi-ve-danistay-12-dairesi-karari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 19:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/infaz-koruma-cezaevi-2.jpg" type="image/jpeg" length="70607"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/1742 E., 2021/4196 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20211742-e-20214196-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20211742-e-20214196-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 25/05/2021 tarihli, 2021/1742 E., 2021/4196 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/1742 E., 2021/4196 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Taksirle öldürme<br />
Hüküm : TCK'nın 85/1, 27/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca mahkumiyet<br />
Temyiz edenler : Sanık müdafii, katılanlar vekili</p>

<p>Taksirle öldürme suçundan sanığın mahkumiyetine ilişkin hüküm sanık müdafii ve katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:<br />
Bozma ilamına uyularak yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre;</p>

<p>Olay günü, iki grup arasında çıkan husumet sonrasında kolluk tarafından olaya müdahale edildiği, gruplardan bir şahsın zırhlı araç ile muayeneye götürülmesini takiben evine bırakılacağı esnada, karşı gruba ait şahısların özel otomobilleri ile zırhlı aracın önünü kesmeye çalıştığı, zırhlı aracın ... İlçe Emniyet Müdürlüğü önüne dönüş yapması üzerine emniyet binası önünde 90-100 kişilik grup tarafından diğer gruba mensup kişilere ulaşmak için taş, sopa ve silahlar ile polis memurlarına saldırıldığı, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliği'nde görevli polis memuru sanığın başka bir polis memuruna saldıran birkaç şahıs olduğunu görmesi üzerine havaya ateş açtığı, ancak şahısların saldırıya devam etmesi nedeniyle şahıslardan birini ensesinden çektiği, bu şahsın sanığın boynunu sıkmaya başladığı, sanığın kurtulmak için havaya ateş etmek üzere silahını havaya kaldırdığı sırada başka bir şahsın sanığın eline sert bir şekilde vurması üzerine sanığın elinin aşağıya düşüp silahının ateş alması sonucu kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin mermi isabet etmesi nedeniyle hayatını kaybetmesi şeklinde meydana gelen olayda,<br />
Öncelikle yaşama hakkı ve yaşama hakkı ihlalinin “kanunun emrini yerine getirme” sebebiyle hukuka uygun sayılabileceği hallere ilişkin olarak ülkemizde yürürlükte bulunan hukuki düzenlemenin irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Ülkemizin de taraf olduğu ve Anayasanın 90. maddesi uyarınca iç hukukun bir parçası haline gelen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin “Haklar ve Özgürlükler” başlıklı bölümünde yer alan 2. maddesinde “yaşama hakkı” düzenlenmiş, aynı maddenin “b” bendinde “usulüne uygun olarak yakalamak veya usulüne uygun olarak tutuklu bulunan bir kişinin kaçmasını önlemek için kuvvete başvurulmasının kesin zorunluluk haline gelmesi sonucunda ölüm meydana gelmişse yaşama hakkının ihlal edilmiş sayılamayacağı belirlenmiştir.</p>

<p>Anayasanın 17. maddesi 1. fıkrasında “herkesin yaşama hakkına” sahip olduğu belirtilmiş, aynı maddenin 4. fıkrasında “meşru müdafaa hali, yakalama ve tutuklama kararlarının yerine getirilmesi, bir tutuklu veya hükümlünün kaçmasının önlenmesi, bir ayaklanma veya isyanın bastırılması, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde yetkili merciin verdiği emirlerin uygulanması sırasında silah kullanılmasına kanunun cevaz verdiği zorunlu durumlarda meydana gelen öldürme fiilleri, birinci fıkra hükmü dışındadır.” denilmek suretiyle birinci fıkradaki hakkın istisnalarını düzenlemiştir.</p>

<p>TCK'nun 24. maddesinin birinci fıkrasındaki; "Kanunun hükmünü yerine getiren kimseye ceza verilmez" şeklindeki düzenleme ile kanunla verilen görevin yerine getirilmesi bir hukuka uygunluk nedeni olarak öngörülmüştür. Maddede geçen kanun kelimesinden pozitif hukuk metinleri yani yazılı hukuk kuralları anlaşılmalıdır. Kanun hükmünün yerine getirilmesinde, belirli konularda kişiye verilen yetki aynı zamanda o kişinin görevidir. Bu nedenle sözü edilen hukuka uygunluk nedenini görevin ifası kapsamında değerlendirmek gerekir.</p>

<p>2559 sayılı Vazife ve Selahiyet Kanununun 16. maddesinde, ”polisin görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkili olduğu, zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları gerçekleştiğinde silah kullanılabileceği, kendisine veya başkasına yönelik bir saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde savunmada bulunacağı, meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, silah kullanmaya yetkili olduğu, silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunacağı, kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebileceği, buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebileceği, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebileceği” düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde;</p>

<p>Polis memuru olan sanığın olay sırasında görevi gereği kanun hükmünü yerine getirdiği ancak bu sırada kastı olmaksızın görev sınırını aştığı, eyleminin taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında kaldığı kanaati ile mahkemece mahkumiyet kararı verilmiş ise de; sanığın havaya ateş açmak için silahını havaya kaldırdığı esnada kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin sanığın eline vurması neticesinde sanığın elinin aşağıya doğru yöneldiği, eline aldığı darbe nedeniyle tetikte bulunan parmağın istemsiz olarak hareket etmesi sonucu silahın ateş almasının olağan olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının 16. maddesi uyarınca silah kullanma yetkisi bulunan polis memuru olan sanığın, kanun hükmünü yerine getirdiği ve bunu yaparken de hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmadığının anlaşılması karşısında, beraatine karar verilmesi yerine, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde mahkumiyet kararı verilmesi;</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>Sanık hakkında hükmedilen uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesine karar verilirken uygulanan Kanun maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı hareket edilmesi;</p>

<p>Kanuna aykırı olup, sanık müdafinin ve katılanlar vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 25/05/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20211742-e-20214196-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 17:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="13560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARBEDE-KAVGA ESNASINDA POLİSİN SİLAHININ ATEŞ ALMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arbede-kavga-esnasinda-polisin-silahinin-ates-almasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arbede-kavga-esnasinda-polisin-silahinin-ates-almasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk devletinde polis, temel hak ve hürriyetlerin koruyucusu ve güvencesidir. Polislik faaliyetleri bir yönüyle temel hak ve hürriyetleri sınırlandırırken diğer yönüyle bu hak ve hürriyetleri korumayı amaçlamaktadır. Polisin zor kullanma yetkisi her iki bağlamda da gerekli olmasına rağmen bir o kadar da tartışmalı bir alandır. Zor kullanma yetkisine uygulamada çoğu zaman başvurulmamasına rağmen zor kullanma yetkisinde sınırın aşıldığı olaylar kamuoyunun dikkatini hızlıca çekerek bu yetkiyle ilgili tartışmalara neden olabilmektedir.</p>

<p>Zor kullanma araçları içinde silahın kullanımı ise PVSK m.16’da özel olarak düzenlenmektedir. Silah kavramının hukuk dilinde farklı anlamları bulunmaktadır. Silah mevzuatı bakımından ayrı bir silah tanımı, ceza hukuku uygulamasında ayrı bir silah tanımı bulunmaktadır. Kanunda silah kavramı tanımlanmasa da PVSK m. 16’da geçen silah, kolluğun envanterinde olan her türlü ateşli silahı ifade etmektedir.</p>

<p>Silah kullanılabilecek durumlar ise hali hazırdaki PVSK m.16’ya göre</p>

<p>“<i>Polis; </i></p>

<p><i>a) Meşru savunma hakkının kullanılması kapsamında, </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde, </i></p>

<p><i>c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde, </i></p>

<p><i>d) (Ek: 27/3/2015-6638/4 md.) Kendisine veya başkalarına, işyerlerine, konutlara, kamu binalarına, okullara, yurtlara, ibadethanelere, araçlara ve kişilerin tek tek veya toplu halde bulunduğu açık veya kapalı alanlara molotof, patlayıcı, yanıcı, yakıcı, boğucu, yaralayıcı ve benzeri silahlarla saldıran veya saldırıya teşebbüs edenlere karşı, saldırıyı etkisiz kılmak amacıyla ve etkisiz kılacak ölçüde, silah kullanmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir. </i></p>

<p><i>Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş edebilir</i>” şeklinde düzenlenmektedir.</p>

<p>Ateşli silahın kullanılması durumunda muhatabın hayat hakkı sonlanabileceğinden dolayı silah kullanmak, zor kullanmanın son çaresidir.</p>

<p>Gerçek hayatta polisler, çok stresli ve öngörülemeyen kavgaların ve arbedelerin içinde kalabilmektedir. Hatta bazı olaylarda polislere mukavemet neredeyse «linç» düzeyine yaklaşabilmektedir. Bu olaylar içinde kalan polis, her ne kadar takviye kuvvet isteyerek krizi yönetmeye çalışsa da bazen olaylar çok hızlı bir şekilde tetiklenebilmektedir. Böyle bir kaotik durumda polis, kanunun kendisine verdiği yetki sınırlarına uygun olarak biber gazı, cop veya silah kullanarak kendini kontrolsüz ve saldırgan gruptan kurtarmaya çalışmaktadır (meşru savunma).</p>

<p>Bu olaylar esnasında istenmeyen olaylardan birisi de özellikle uyarı amaçlı ateş eden polisin, kavga nedeniyle etraftakilerin polisin eline saldırıp silahı ele geçirmeye çalışması anında silahın ateş alması sonucu yaşanan ölüm veya yaralanma olaylarıdır. Ölen veya yaralanan kişi, kavga esnasında polise saldıran kişi olabileceği gibi saldırgan grup içinden biri veya olayla ilgisi olmayan üçüncü bir kişi olabilir.</p>

<p>Böyle olaylarda olayın ilk şüphelisi, polis olarak görülmektedir. Çünkü ölüme veya yaralanmaya neden olan silah, polise aittir. Oysaki ceza hukuku bakımından cezalandırılmayı hak eden fiil, sadece “illi (nedensel)” değil, “gai” bir olay olup, belirli bir amaca yönelen iradi insan davranışı olması gerekir. Hareketin iradi olmadığı durumlarda, taksir nedeniyle bile cezalandırma mümkün değildir. Dolayısıyla bu olaylarda meydana gelen neticeden polisin sorumlu tutulabilmesi için silahı, polisin iradi olarak ateşleyip ateşlemediğinin açıklığa kavuşturulması gerekir. Eğer polisin iradi bir fiili yoksa, silah kavga esnasında irade dışı ateş almışsa, ceza sorumluluğundan bahsedilemez.</p>

<p>Konuyla ilgili örnek bir olayda <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20211742-e-20214196-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2021/1742 E., 2021/4196 K. sayılı kararı</a></strong>nda;</p>

<p>"<i>...Olay günü, iki grup arasında çıkan husumet sonrasında kolluk tarafından olaya müdahale edildiği, gruplardan bir şahsın zırhlı araç ile muayeneye götürülmesini takiben evine bırakılacağı esnada, karşı gruba ait şahısların özel otomobilleri ile zırhlı aracın önünü kesmeye çalıştığı, zırhlı aracın ... İlçe Emniyet Müdürlüğü önüne dönüş yapması üzerine <strong>emniyet binası önünde 90-100 kişilik grup tarafından diğer gruba mensup kişilere ulaşmak için taş, sopa ve silahlar ile polis memurlarına saldırıldığı</strong>, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Büro Amirliği'nde görevli polis memuru sanığın başka bir polis memuruna saldıran birkaç şahıs olduğunu görmesi üzerine havaya ateş açtığı, ancak şahısların saldırıya devam etmesi nedeniyle şahıslardan birini ensesinden çektiği, bu şahsın sanığın boynunu sıkmaya başladığı, sanığın kurtulmak için havaya ateş etmek üzere silahını havaya kaldırdığı sırada başka bir şahsın sanığın eline sert bir şekilde vurması üzerine sanığın elinin aşağıya düşüp silahının ateş alması sonucu kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin mermi isabet etmesi nedeniyle hayatını kaybetmesi şeklinde meydana gelen olayda,…</i></p>

<p><i>Bu açıklamalar ışığında somut olayı değerlendirdiğimizde;</i></p>

<p><i>Polis memuru olan sanığın olay sırasında görevi gereği kanun hükmünü yerine getirdiği ancak bu sırada kastı olmaksızın görev sınırını aştığı, eyleminin taksirle ölüme neden olma suçu kapsamında kaldığı kanaati ile mahkemece mahkumiyet kararı verilmiş ise de; <strong>sanığın havaya ateş açmak için silahını havaya kaldırdığı esnada kalabalık içerisinde bulunan bir kişinin sanığın eline vurması neticesinde sanığın elinin aşağıya doğru yöneldiği, eline aldığı darbe nedeniyle tetikte bulunan parmağın istemsiz olarak hareket etmesi sonucu silahın ateş almasının olağan olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde</strong>; 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Yasasının 16. maddesi uyarınca silah kullanma yetkisi bulunan polis memuru olan sanığın, kanun hükmünü yerine getirdiği ve bunu yaparken de hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmadığının anlaşılması karşısında, beraatine karar verilmesi yerine, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı biçimde mahkumiyet kararı verilmesi;...</i>"</p>

<p>Kanuna aykırı olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arbede-kavga-esnasinda-polisin-silahinin-ates-almasi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/poliss.jpg" type="image/jpeg" length="55792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SAĞLIK TURİZMİNDE “SONUÇ GARANTİSİ” TUZAĞI: YARGITAY ESTETİK MÜDAHALELERE NASIL BAKIYOR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/saglik-turizminde-sonuc-garantisi-tuzagi-yargitay-estetik-mudahalelere-nasil-bakiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/saglik-turizminde-sonuc-garantisi-tuzagi-yargitay-estetik-mudahalelere-nasil-bakiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir klinik düşünün. Operasyon teknik olarak başarılı. Hasta hayatta. Komplikasyon gelişmemiş. Tıbbi standartlara uyulmuş. Ancak mahkeme yine de tazminata hükmediyor. Çünkü sağlık turizminde bazı işlemlerde mahkemeler artık yalnızca “ameliyat doğru yapıldı mı?” sorusunu sormuyor. “Vaat edilen sonuç gerçekleşti mi?” sorusunu da soruyor.</p>

<p>Türkiye, sağlık turizminde dünyanın en önemli destinasyonlarından biri haline gelirken; saç ekimi, estetik cerrahi, diş tedavileri ve obezite cerrahisi alanlarında her yıl yüz binlerce yabancı hastayı ağırlıyor. Ancak sektör büyüdükçe hukuki uyuşmazlıklar da artıyor.</p>

<p>Özellikle estetik amaçlı müdahalelerde Yargıtay’ın son yıllarda benimsediği yaklaşım, hekimlerin ve sağlık kuruluşlarının sorumluluk alanını önemli ölçüde genişletmiş durumda Artık birçok davada tartışma yalnızca tıbbi hata olup olmadığı değil; hastaya ne vaat edildiği, beklentinin nasıl yönetildiği ve sürecin nasıl belgelendiği üzerinde yoğunlaşıyor. Peki sağlık turizminde en sık uyuşmazlığa konu olan işlemlerde mahkemeler hangi reflekslerle karar veriyor?</p>

<p><strong>1. Saç Ekimi: Mahkeme Sonuca da Bakıyor.</strong></p>

<p>Saç ekimi, hukuki uygulamada çoğu zaman klasik bir tedavi hizmeti olarak değil, eser sözleşmesi niteliğinde değerlendiriliyor. Bu yaklaşımın sonucu oldukça önemli:</p>

<p>Hekim yalnızca gerekli özeni göstermekle değil, hastanın makul estetik beklentisini karşılamakla da yükümlü kabul edilebiliyor.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/4360 E. – 2024/322 K. sayılı kararında hasta, ekim sonrası beklenen yoğunluğa ulaşılamadığı ve kafa derisinde iz kaldığı gerekçesiyle dava açtı. Dosyada bilirkişi raporu tıbbi kurallara uyulduğunu belirtmesine rağmen Yargıtay kararı bozdu. Kararın dikkat çekici yönü şuydu:</p>

<p>Mahkeme yalnızca operasyonun teknik olarak doğru yapılıp yapılmadığıyla ilgilenmedi; estetik amacın gerçekleşip gerçekleşmediğinin de ayrıca araştırılması gerektiğini vurguladı. Bu karar, saç ekimi davalarında “komplikasyon yoksa sorumluluk da yoktur” yaklaşımının tek başına yeterli olmayacağını gösteriyor.</p>

<p><strong>2. Rinoplasti: Aynı Ameliyat, Farklı Hukuki Rejim</strong></p>

<p>Burun ameliyatları sağlık hukukunun en ilginç alanlarından biridir. Çünkü aynı operasyon bazen estetik müdahale, bazen de tedavi amaçlı cerrahi olarak değerlendirilebilir. Bu ayrım, davanın kaderini değiştirebilir.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2024/1998 E. – 2025/984 K. sayılı kararında hem nefes alma güçlüğü hem de şekil bozukluğu iddiasıyla yapılan operasyon değerlendirilmiş ve mahkeme işlemi vekalet sözleşmesi kapsamında kabul etmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak ortaya çıkan küçük estetik farklılıklar kusur değil, komplikasyon olarak değerlendirilmiş ve dava reddedilmiştir. Bu kararın verdiği mesaj nettir:</p>

<p>Eğer operasyonun tıbbi gerekliliği güçlü şekilde belgelenebilirse, hekimin sorumluluğu “sonuç garantisinden” çok “özen yükümlülüğü” çerçevesinde incelenebilmektedir.</p>

<p><strong>3. Meme Estetiği: Davayı Kaybettiren Şey Bazen Evraktır.</strong></p>

<p>Estetik cerrahi davalarının önemli bir kısmında tartışma operasyonun nasıl yapıldığı değil, hastanın ne ölçüde bilgilendirildiğidir.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/2697 E. – 2023/3137 K. sayılı kararında meme küçültme operasyonuna ek olarak gerçekleştirilen kol germe işlemi için ayrıca aydınlatılmış onam alınmadığı tespit edilmiştir. Mahkeme bu eksikliği bozma sebebi saymıştır. Kararın ortaya koyduğu ilke açıktır:</p>

<p>Her işlem kendi hukuki riskini doğurur. “Hasta zaten ameliyata onay vermişti” savunması, ek müdahaleler bakımından çoğu zaman yeterli değildir. Özellikle sağlık turizminde tek bir genel onam formuna dayanılması ciddi risk yaratmaktadır.</p>

<p><strong>4. Diş İmplantları ve Estetik Diş Tedavileri: Sonuç Beklentisinin En Yüksek Olduğu Alan</strong></p>

<p>Diş tedavileri, özellikle implant ve estetik uygulamalar bakımından mahkemeler tarafından sıklıkla eser sözleşmesi kapsamında değerlendirilmektedir. Bunun temel nedeni hastanın somut ve ölçülebilir bir sonuç beklemesidir.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2022/1772 E. – 2023/1500 K. sayılı kararında Empress kaplama sonrası meydana gelen kırıklar incelenmiş ve olay komplikasyon olarak değerlendirilmiştir. Ancak bu kararın asıl önemi başka bir noktadadır:</p>

<p>Mahkemeler yalnızca komplikasyonun meydana gelip gelmediğine değil, komplikasyon sonrasında hekimin nasıl davrandığına da bakmaktadır.</p>

<p>· Revizyon önerildi mi?</p>

<p>· Hasta düzenli takip edildi mi?</p>

<p>· Alternatif çözümler sunuldu mu?</p>

<p>Çoğu zaman davanın sonucu bu soruların cevabına göre şekillenmektedir.</p>

<p><strong>5. Bariatrik Cerrahi: Komplikasyon Kaçınılmaz Olabilir, Yönetim Kusuru Değil</strong></p>

<p>Obezite cerrahisi yüksek riskli operasyonlar arasında yer almaktadır. Kaçak, enfeksiyon ve tromboemboli gibi komplikasyonlar literatürde kabul edilen risklerdir. Bu nedenle mahkemeler çoğu zaman komplikasyonun varlığına değil, komplikasyonun yönetimine odaklanmaktadır.</p>

<p>Yakın tarihli bir istinaf kararında ameliyat sonrası gelişen kaçak nedeniyle açılan davada mahkeme, komplikasyonun zamanında tespit edildiğini ve gerekli müdahalelerin eksiksiz yapıldığını belirleyerek davayı reddetmiştir. Bu yaklaşım sağlık hukukunda giderek güçlenmektedir. Komplikasyon tek başına kusur değildir. Ancak komplikasyonu geç fark etmek, takip etmemek veya kayıt altına almamak kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Mahkemelerin Aslında Sorduğu Dört Temel Soru</strong></p>

<p>İncelenen kararlar birlikte değerlendirildiğinde mahkemelerin farklı işlemlerde aslında aynı dört soruya cevap aradığı görülmektedir:</p>

<p>· Hastaya belirli bir sonuç vaat edildi mi?</p>

<p>· Hasta yeterince aydınlatıldı mı?</p>

<p>· Komplikasyon doğru yönetildi mi?</p>

<p>· Tüm süreç eksiksiz şekilde belgelenebildi mi?</p>

<p>Davaların büyük bölümünde sonucu belirleyen unsur tıbbi müdahalenin kendisinden çok bu sorulara verilen cevaplardır.</p>

<p><strong>Sağlık Turizminde Gözden Kaçan Hukuki Riskler</strong></p>

<p><strong>-Dil Bariyeri</strong></p>

<p>Yabancı hastanın anlamadığı dilde imzaladığı onam formu çoğu durumda koruma sağlamaz. Hasta gerçekten neye onay verdiğini anlayabilmelidir.</p>

<p><strong>-Sosyal Medya ve WhatsApp Yazışmaları</strong></p>

<p>· “Harika sonuç alacaksınız.”</p>

<p>· “İz kalmayacak.”</p>

<p>· “Kesin memnun kalırsınız.”</p>

<p>Pazarlama amacıyla kurulan bu cümleler, yıllar sonra mahkeme dosyasında karşınıza çıkabilir. Birçok uyuşmazlıkta Instagram mesajları ve WhatsApp görüşmeleri delil olarak kullanılmaktadır.</p>

<p><strong>-Sağlık Turizmi Aracı Kuruluşları</strong></p>

<p>Artık birçok davada yalnızca hekim veya hastane değil, sağlık turizmi şirketleri ve organizasyon firmaları da davalı olarak yer almaktadır. Mahkemeler giderek daha sık şekilde müteselsil sorumluluk yaklaşımını benimsemektedir.</p>

<p><strong>-Önümüzdeki Dönemde Neler Bekleniyor?</strong></p>

<p>2025–2026 döneminde sağlık turizmi alanındaki davalarda üç eğilim öne çıkıyor:</p>

<p>1- Estetik işlemlerde eser sözleşmesi yaklaşımının güçlenmesi.</p>

<p>2- Dijital delillerin dava dosyalarındaki ağırlığının artması.</p>

<p>3- Yabancı hastaların kişisel verilerinin işlenmesi ve yurt dışına aktarılması nedeniyle KVKK kaynaklı yeni sorumluluk alanlarının ortaya çıkması.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlık turizminde hukuki risk çoğu zaman ameliyathanede başlamaz. İlk Instagram mesajında, ilk telefon görüşmesinde, ilk vaat cümlesinde başlar.</p>

<p>Bugün mahkemeler cerrahi başarı kadar beklenti yönetimine, kayıt disiplinine ve iletişim sürecine de odaklanmaktadır. Bu nedenle sağlık kuruluşları için en önemli soru artık şudur:</p>

<p>“Operasyonu doğru yaptık mı?” değil, “Yarın mahkemede bunu ispatlayabilecek miyiz?”</p>

<p>Çünkü sağlık hukukunda çoğu zaman tartışılan şey tıbbi müdahalenin kendisi değil, o müdahalenin nasıl belgelendiğidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" rel="nofollow" title="Fatma Tokat"><img alt="Fatma Tokat" height="206" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/saglik-turizminde-sonuc-garantisi-tuzagi-yargitay-estetik-mudahalelere-nasil-bakiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/saglik-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="47542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uyuşturucu veya Uyarıcı Madde Ticareti Soruşturmalarında Önleme Araması ile Adli Arama Ayrımı ve Hukuka Uygun Delil Sorunu: Yargıtay Kararları Işığında Bir İnceleme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sorusturmalarinda-onleme-aramasi-ile-adli-arama-ayrimi-ve-hukuka-uygun-delil-sorunu-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sorusturmalarinda-onleme-aramasi-ile-adli-arama-ayrimi-ve-hukuka-uygun-delil-sorunu-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ÖZ</strong></p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçları, toplum sağlığına, kamu düzenine ve güvenliğe yönelen etkileri nedeniyle ceza hukuku ve ceza muhakemesi hukuku bakımından özel bir öneme sahiptir. Bu suçlarla mücadelede delilin çoğu kez arama ve el koyma işlemleriyle elde edilmesi, arama tedbirinin hukuki niteliğini özellikle soruşturma evresinde merkezi hale getirmektedir. Uygulamada araç, bagaj, çanta ve kişi üzerindeki aramalarda önleme araması ile adli arama arasındaki sınırın her zaman açık biçimde korunamadığı; bu durumun ise elde edilen delilin hukuka uygunluğu üzerinde belirleyici olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında önleme araması ile adli arama ayrımı, Anayasa, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili yönetmelik hükümleri çerçevesinde incelenmiş; ardından Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Ceza Dairelerinin konuya ilişkin kararları kronolojik ve tematik olarak değerlendirilmiştir. İnceleme sonucunda, Yargıtay’ın bir dönem önleme aramasına daha geniş bir işlev tanıyan kararlar verdiği, ancak özellikle son dönem kararlarında belirli kişi, araç veya plaka üzerinden somutlaşan şüphe hâllerinde adli arama güvencelerini daha güçlü biçimde öne çıkardığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti, modern ceza adalet sistemlerinin hem maddi ceza hukuku hem de ceza muhakemesi hukuku bakımından en yoğun müdahale alanlarından birini oluşturmaktadır. Bu suç tipi, yalnızca bireysel sağlık üzerinde yıkıcı etkiler doğurmakla kalmamakta; aynı zamanda kamu düzeni, toplumsal güvenlik ve suç ekonomisinin sürekliliği bakımından da ciddi riskler yaratmaktadır. Bu nedenle kanun koyucu, Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesinde uyuşturucu veya uyarıcı madde ticaretine ağır yaptırımlar öngörmüş; uygulamada da soruşturma makamları söz konusu suçlarla mücadelede daha yoğun ve süratli müdahale araçlarına yönelmiştir. Bununla birlikte, ceza muhakemesi hukukunun temel ilkeleri gereğince, suçla mücadelenin etkinliği ile muhakeme işlemlerinin hukuka uygunluğu arasında korunması gereken yapısal bir denge bulunmaktadır. Hukuk devleti ilkesinin gereği olarak, ağır suçlarla mücadele edilmesi, temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan işlemlerin kanuni rejimini etkisizleştiren bir yorum anlayışını meşrulaştırmaz.</p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında bu gerilimin en somut biçimde ortaya çıktığı alanlardan biri arama tedbiridir. Uygulamada pek çok soruşturma dosyası; bir ihbar, istihbarî veri, fiziki takip veya kolluk gözlemi üzerine başlamakta, devamında kişi veya araç durdurulmakta ve arama sonucunda elde edilen uyuşturucu madde soruşturmanın ana delili haline gelmektedir. Ne var ki, bu noktada belirleyici olan yalnızca delilin varlığı değil, delilin hangi hukuki usulle elde edildiğidir. Çünkü arama tedbiri, bireyin özel hayatına, eşya alanına ve kimi zaman beden bütünlüğüne doğrudan müdahale teşkil eden bir koruma tedbiridir. Bu nedenle arama işleminin <strong>önleme araması</strong> mı yoksa <strong>adli arama</strong> mı olduğu; müdahalenin hangi merciin kararıyla, hangi şüphe eşiğine dayanılarak ve hangi kapsam içinde gerçekleştirildiği, delilin hukuka uygunluk denetiminin merkezinde yer almaktadır.</p>

<p>Çalışmanın çıkış noktasını oluşturan temel problem, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında önleme araması ile adli arama arasındaki sınırın uygulamada her zaman açık biçimde korunamamasıdır. Özellikle kolluğun elindeki bilginin niteliği, belirli kişi veya araca yönelip yönelmediği, aramanın bagaj, çanta veya görünmeyen kapalı alanlara uzanıp uzanmadığı ve olayın suçüstü niteliği taşıyıp taşımadığı gibi hususlar, aramanın hukuki rejiminin belirlenmesinde kritik rol oynamaktadır. Bu çerçevede, önleme aramasının adli arama yerine fiilen ikame edilip edilmediği; başka bir deyişle, belirli suç şüphesi doğmuş olmasına rağmen önleyici kolluk rejiminin kullanılmasının hukuken kabul edilip edilemeyeceği sorunu, yalnızca bir usul tartışması değil, aynı zamanda hukuka uygun delil ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından da temel bir meseledir.</p>

<p>Bu çalışmanın amacı, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında önleme araması ile adli arama ayrımını normatif ve içtihadi düzlemde incelemek; bu ayrımın hukuka uygun delil rejimi üzerindeki etkilerini Yargıtay kararları ışığında ortaya koymaktır. Bu kapsamda öncelikle uyuşturucu ticareti suçunun soruşturma pratiği bakımından genel çerçevesi çizilecek; ardından arama tedbirinin anayasal ve yasal dayanakları ele alınacak; devamında Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairelerinin kararları iki ana eğilim etrafında değerlendirilecektir. Çalışma, normatif inceleme ile içtihat analizini birlikte kullanan bir yöntem benimsemektedir. Bu nedenle yalnızca kanuni düzenlemelerin teorik tasvirine değil, aynı zamanda bu düzenlemelerin yargısal uygulamada nasıl anlamlandırıldığına da odaklanılmaktadır.</p>

<p>Çalışmanın temel tezi şudur: Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında, kolluğun elindeki bilgi belirli suç, fail veya delile yönelen somut şüphe düzeyine ulaştığında artık önleme aramasının değil, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda düzenlenen adli arama rejiminin uygulanması gerekir. Bu aşamadan sonra önleme aramasına dayanılarak yapılan müdahalenin kabulü, yalnızca arama tedbirine ilişkin kanuni ayrımı belirsizleştirmekle kalmaz; aynı zamanda hukuka aykırı delil yasağını işlevsizleştirme tehlikesi de doğurur. Nitekim Yargıtay içtihadı, uzun süre iki yönlü bir görünüm sergilemiş olmakla birlikte, özellikle son dönem kararlarında somut şüphe ve yoğun müdahale alanları bakımından adli arama güvencelerini daha belirgin biçimde öne çıkarmaktadır. Bu gelişme, hukuk devleti ve temel hakların korunması bakımından desteklenmesi gereken bir yönelim olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>1. Araştırmanın Konusu ve Amacı</strong></p>

<p>Çalışmanın konusu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında kolluk tarafından yapılan aramaların hukuki niteliğinin belirlenmesidir. Bu çerçevede özellikle şu soru araştırılmaktadır: Kolluğun elindeki bilgi ne zaman genel ve soyut bir güvenlik riskini ifade eder; ne zaman belirli suç, fail ve delile yönelen somut şüphe düzeyine ulaşır? Bu sorunun yanıtı, aramanın önleme araması mı yoksa adli arama mı sayılacağını belirlemekte; dolayısıyla elde edilen delilin hukuka uygun olup olmadığı üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.</p>

<p><strong>2. Yöntem ve Sınırlılık</strong></p>

<p>Bu çalışma, normatif ve içtihadi inceleme yöntemi ile hazırlanmıştır. Öncelikle konuya ilişkin anayasal ve yasal düzenlemeler değerlendirilmiş; ardından Yargıtay Ceza Genel Kurulu ile Ceza Dairelerinin ilgili kararları kronolojik ve tematik biçimde incelenmiştir. Çalışma, özellikle uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında arama tedbirine odaklanmakta; <strong>genel arama hukuku sorunlarının tamamını kapsamamaktadır</strong>. <strong><i>Ayrıca çalışma, mevcut içtihatlar arasından konu bakımından belirleyici nitelikteki kararlar üzerinden bir değerlendirme yapmakta olup, tüm içtihat evrenini kapsama iddiasında değildir.</i></strong></p>

<p><strong>I. UYUŞTURUCU VEYA UYARICI MADDE TİCARETİ SUÇUNUN GENEL ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesi, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak imal edilmesini, ithal veya ihraç edilmesini, ülke içinde satılmasını, satışa arz edilmesini, başkasına verilmesini, sevk edilmesini, nakledilmesini, depolanmasını, satın alınmasını, kabul edilmesini veya bulundurulmasını suç olarak düzenlemektedir. Bu düzenlemeyle korunan hukuki değerin esasen toplum sağlığı olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte uyuşturucu ticareti suçları, organize suç yapılarıyla bağlantı kurabilmesi, suç gelirlerini besleyebilmesi ve kamu düzenine zarar verebilmesi nedeniyle daha geniş kamusal etkiler doğurmaktadır.</p>

<p>Uyuşturucu ticareti suçlarının soruşturma pratiğinde, delilin çoğu kez şüphelinin üzerinde, aracında, bagajında, çantasında veya bulunduğu yerde yapılan aramalarla elde edilmesi, arama tedbirini bu alanda merkezi hale getirmektedir. Pek çok dosyada ele geçirilen maddenin hukuki değeri, yalnızca maddenin varlığıyla değil, o maddenin hangi usulle ele geçirildiğiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu nedenle uyuşturucu ticareti soruşturmalarında arama tedbirinin hukuki niteliği, yalnızca teknik bir usul sorunu değil; doğrudan doğruya delilin meşruiyeti sorunudur.</p>

<p>Uyuşturucu ticareti suçlarının soruşturulmasında karşılaşılan temel güçlüklerden biri, delilin hareketli, taşınabilir ve kolayca gizlenebilir olmasıdır. Bu nedenle kolluk makamlarının ani ve hızlı müdahaleye ihtiyaç duyması olağandır. Ancak bu pratik zorunluluk, muhakeme işlemlerinin hukuki güvencelerini ortadan kaldırmaz. Aksine, ağır ve kamuoyunda hassasiyet oluşturan suçlarda usul güvencelerinin korunması hukuk devleti bakımından daha da önem kazanmaktadır.</p>

<p><strong>II. ÖNLEME ARAMASI VE ADLİ ARAMA AYRIMININ NORMATİF TEMELİ</strong></p>

<p>Arama tedbiri, kişinin özel hayatına, eşyası üzerindeki tasarruf alanına ve kimi zaman beden dokunulmazlığına doğrudan müdahale teşkil eden bir koruma tedbiridir. Bu nedenle anayasal güvence altındadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 20. maddesi uyarınca, kişilerin üstleri, özel kâğıtları ve eşyaları ancak usulüne uygun hâkim kararıyla veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunen yetkili merciin yazılı emriyle aranabilir. Bu düzenleme, arama tedbirinin keyfi olarak uygulanamayacağını açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p>Önleme araması, Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu’nun 9. maddesinde düzenlenmiş olup suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesine yönelik bir kolluk tedbiridir. Burada amaç, tamamlanmış bir suçun fail ve deliline ulaşmak değil; kamu güvenliğini tehdit eden riskin bertaraf edilmesidir. Dolayısıyla önleme araması, genel ve soyut tehlike kavramına daha yakın bir hukuki rejime tabidir.</p>

<p>Adli arama ise Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ve 119. maddelerinde düzenlenmiştir. Burada artık genel ve soyut tehlikeden değil, belirli bir suç şüphesinden söz edilir. Şüpheli veya sanığın yakalanabileceği ya da suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa, üst, eşya, konut, işyeri veya diğer yerlerde arama yapılabilir. Bu nedenle adli arama, önleme aramasından farklı olarak ceza muhakemesinin delil elde etmeye yönelik sıkı usuli rejimine bağlıdır.</p>

<p>Normatif düzlemde bakıldığında, önleme araması ile adli arama arasındaki ayrımın üç temel ölçüt üzerinden kurulduğu görülmektedir. Bunlardan ilki amaçtır. Önleme aramasında amaç suçun veya tehlikenin önlenmesi iken, adli aramada belirli bir suçun deliline ulaşmak ve failini tespit etmek esastır. İkinci ölçüt şüphenin derecesidir. Önleme araması genel ve soyut risk üzerinden işletilebilirken, adli arama makul şüpheyi gerektirir. Üçüncü ölçüt ise muhataptır. Önleme araması suç şüphesi altında olmayan kişilere yönelik koruyucu bir tedbir niteliği taşırken, adli arama belirli şüpheli veya sanığa yönelir.</p>

<p><strong>III. UYUŞTURUCU TİCARETİ SORUŞTURMALARINDA AYRIMI GÜÇLEŞTİREN SORUNLAR</strong></p>

<p>Uyuşturucu ticareti soruşturmalarında önleme araması ile adli arama arasındaki ayrımı en çok zorlaştıran husus, kolluğun elindeki ilk bilginin niteliğidir. Eğer bu bilgi yalnızca genel bir ihbar, doğrulanmamış istihbarî veri veya soyut bir değerlendirme niteliğinde ise, önleme araması çerçevesinde hareket edildiği ileri sürülebilir. Buna karşılık belirli araç plakası, belirli kişi, belirli rota, belirli zaman ve doğrudan uyuşturucu satışı bilgisi mevcutsa, artık şüphenin somutlaştığı ve adli arama rejiminin devreye girdiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bir diğer sorun, aramanın yöneldiği alanın niteliğidir. Kaba üst yoklaması ile çanta, valiz, poşet veya bagaj gibi kapalı ve dışarıdan görünmeyen bölümlerin aranması aynı ağırlıkta müdahale değildir. Müdahale yoğunluğu arttıkça, aramanın hukuki güvencelere bağlılığı daha sıkı değerlendirilmelidir. Özellikle araç bagajı ve çanta aramalarında bu husus daha belirgin hale gelmektedir.</p>

<p>Ayrıca uygulamada suçüstü kavramı da zaman zaman geniş yorumlanmaktadır. Kolluk bazen arama kararı alma zorunluluğunu aşmak için olayı suçüstü kapsamında değerlendirmekte; ancak bu yaklaşım, arama rejimlerine ilişkin anayasal ve kanuni sınırları zayıflatma riski taşımaktadır. Bu nedenle suçüstü hâlinin gerçekten oluşup oluşmadığı somut olayın özelliklerine göre dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>IV. YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA ÖNLEME ARAMASI VE ADLİ ARAMA AYRIMI</strong></p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında arama tedbirine ilişkin Yargıtay kararları incelendiğinde, içtihadın tek çizgide ilerlemediği görülmektedir. Genel olarak iki ana eğilimden söz etmek mümkündür. İlk eğilim, kolluğun elindeki bilginin henüz tam somutlaşmadığı, olayın ani geliştiği ve delil kaybı ihtimalinin yüksek olduğu durumlarda önleme aramasına daha geniş bir uygulama alanı tanımaktadır. İkinci eğilim ise somut suç şüphesi doğduğu andan itibaren önleme aramasının yerini adli aramanın alması gerektiğini, aksi takdirde elde edilen delilin hukuka aykırı sayılacağını kabul etmektedir.</p>

<p><strong>A. Önleme Aramasını Daha Geniş Yorumlayan Kararlar</strong></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/760 E., 2017/138 K. sayılı kararında, kolluğun elindeki istihbarî bilginin henüz somut olgulara dayalı makul şüphe düzeyine ulaşmadığı değerlendirilmiş; olayın gelişim seyri ve suçüstü niteliği dikkate alınarak önleme araması kararına dayalı arama sonucunda elde edilen uyuşturucu maddenin hukuka uygun olduğu kabul edilmiştir. Bu karar, soyut istihbarî bilgi ile somut şüphe arasındaki ara alanda önleme aramasına meşru bir işlev tanınabildiğini göstermektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/763 E., 2017/80 K. sayılı kararında da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir. Kararda, önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddenin hukuka uygun yöntemle elde edildiği kabul edilmiştir. Böylece Ceza Genel Kurulu, her olayda otomatik olarak adli arama zorunluluğu sonucuna gidilmeyeceğini, somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerektiğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/284 E., 2018/615 K. sayılı kararında ise uyuşturucu ticareti suçlarının delil kaybına açık niteliği güçlü biçimde vurgulanmıştır. Kararda, anında müdahale edilmediği takdirde delillerin büyük ölçüde kaybolabileceği, bunun uyuşturucu ticaretiyle mücadelede ciddi zafiyet oluşturacağı belirtilmiştir. Bu yaklaşım, önleme aramasına daha geniş alan tanıyan içtihadın güvenlik eksenli dayanaklarını göstermektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/638 E., 2018/616 K. sayılı kararında, gerçekliği henüz şüpheli olan istihbarî bilgiye dayanılarak önleme araması kararı alınmış, araç takip edilerek oluşturulan kontrol noktasında durdurulmuş ve yapılan aramada uyuşturucu madde ele geçirilmiştir. Ceza Genel Kurulu bu durumda hukuka aykırılık görmemiştir. Bu karar, kolluğun elindeki bilginin henüz belirli fail ve delil düzeyinde somutlaşmadığı olaylarda önleme aramasının kullanılabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/707 E., 2019/220 K. sayılı kararında, aracın kapalı bölümü olan bagajda yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddenin, önleme araması kararına dayanılması nedeniyle hukuka aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. Kararda ayrıca toplum sağlığı bakımından büyük tehlike oluşturan uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi nedeniyle uygulanan tedbirin ölçülü olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Benzer şekilde Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/792 E., 2019/440 K. sayılı kararında da önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddenin hukuka uygun yöntemlerle elde edildiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Aynı içtihat hattı içinde yer alan Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/525 E., 2019/667 K. sayılı kararında ise kolluk görevlilerinin önleme araması kararına istinaden ele geçirdikleri uyuşturucu maddeyi muhafaza altına aldıktan sonra Cumhuriyet savcısına bilgi verdikleri ve soruşturmanın savcılık talimatları doğrultusunda sürdürüldüğü dikkate alınarak, ele geçirmenin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu karar, önleme aramasına dayalı ilk müdahalenin sonrasında savcılık denetiminin devreye girmesinin de hukuka uygunluk incelemesinde etkili olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay’ın belirli bir dönemde uyuşturucu ticareti soruşturmalarında kolluğun operasyonel ihtiyaçlarını ve delil kaybı ihtimalini dikkate alarak önleme aramasına daha geniş bir alan tanıdığı görülmektedir.</p>

<p><strong>B. Adli Arama Güvencelerini Öne Çıkaran Kararlar</strong></p>

<p>Yargıtay’ın ikinci içtihat hattı, önleme aramasının hukuki sınırlarını daha sıkı çizmekte ve somut suç şüphesinin ortaya çıktığı durumlarda adli arama rejiminin zorunlu hale geldiğini kabul etmektedir. 20. Ceza Dairesi’nin 2015/14745 E., 2016/3945 K. sayılı kararı, bu yaklaşımın kavramsal temelini oluşturmaktadır. Kararda, önleme aramasının suç işlenmesinin veya bir tehlikenin önlenmesi amacıyla yapıldığı ve muhataplarının suç şüphesi altında olmayan kişiler olduğu; adli aramanın ise şüpheli veya sanığın yakalanması ya da suç delillerinin elde edilmesi amacı taşıdığı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>1. Ceza Dairesi’nin 2016/844 E., 2016/2525 K. sayılı kararı ise belirli plakalı araç ve somut ihbar durumunda adli arama gerekliliğini öne çıkarmaktadır. Kararda, belirli plakalı bir araç hakkında uyuşturucu ticareti yapıldığı yönünde ihbar alındıktan sonra araç tespit edilmiş ve takip edilmiştir. Ancak arama, adli arama kararı yahut yazılı adli arama emri olmaksızın önleme araması kararına dayanılarak yapılmıştır. Bu durum, belirli araç ve somut suç şüphesi mevcut olduğunda önleme aramasının yeterli olmadığına işaret etmektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/1063 E., 2017/7 K. sayılı kararı, arama tedbirine anayasal perspektiften yaklaşmaktadır. Kararda, önleme ve adli aramaların kişinin özel hayatının gizliliği ve korunması hakkına müdahale oluşturduğu; bu nedenle hukuk devletinde kamu otoritesinin bu alandaki yetkisinin keyfi kullanılamayacağı ifade edilmiştir. Bu karar, arama rejimleri arasındaki ayrımın yalnızca teknik bir muhakeme sorunu değil, temel hak sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/1112 E., 2021/254 K. sayılı kararı da aynı doğrultudadır. Kararda, önleme aramasının muhataplarının suç şüphesi altında olmayan kişiler olduğu açıkça belirtilmiştir. Bu ifade, belirli suç şüphesi altındaki kişiye yönelen delil elde etme amaçlı aramanın artık önleme araması kapsamında değerlendirilemeyeceğini göstermektedir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2019/342 E., 2021/414 K. sayılı kararı, özellikle çanta ve araçların dışarıdan görünmeyen bagaj gibi bölümlerinin aranması bakımından belirleyicidir. Kararda, yetkili adli makamlarca verilmiş yazılı arama izni olmadan bu tür alanların aranamayacağı; aksi hâlde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı elde edilmiş delil niteliğinde olacağı vurgulanmıştır. Bu yaklaşım, aramanın yoğunluğu arttıkça daha güçlü usuli güvencelerin aranması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Güncel yaklaşımın en dikkat çekici örneği ise Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 2021/138 E., 2025/9560 K. sayılı kararıdır. Kararda, önleme aramasının genel ve soyut olarak suç işlenmesinin önlenmesine, adli aramanın ise özel ve somut bir suçun failleri ile delillerinin elde edilmesine yönelik olduğu açıkça ifade edilmiştir. Olay öncesinde araç plakasının tespit edildiği ve sanığın uyuşturucu satışı yaptığı bilgisinin bulunduğu durumda, somut suç şüphesinin oluştuğu ve artık CMK m. 116 ve devamı uyarınca adli arama kararı alınması gerektiği belirtilmiştir. Önleme araması kararına dayanılarak yapılan arama sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddeler ise hukuka aykırı elde edilmiş sayılmıştır. Bu karar, son dönemde Yargıtay’ın özellikle belirli kişi, araç veya plaka üzerinden somutlaşan şüphe hâllerinde daha sıkı bir denetime yöneldiğini güçlü biçimde göstermektedir.</p>

<p><strong>V. KARARLARIN KARŞILAŞTIRMALI DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>İncelenen kararlar birlikte değerlendirildiğinde, Yargıtay içtihadının esasen şüphenin yoğunluğu ve somutlaşma derecesi etrafında şekillendiği görülmektedir. Önleme aramasına daha geniş alan tanıyan kararların çoğunda kolluğun elindeki bilgi doğrulanmamış, genel veya istihbarî nitelikte kalmaktadır. Buna karşılık adli arama güvencelerini öne çıkaran kararlarda, belirli kişi, belirli araç, belirli plaka, önceden edinilmiş satış bilgisi veya yoğunlaştırılmış takip gibi somut veriler mevcuttur.</p>

<p>Bu bağlamda kararlardan çıkan temel ölçüt şu şekilde özetlenebilir: Kolluğun elindeki veri, genel ve soyut güvenlik riskinden çıkarak belirli bir suçun belirli failine veya deliline yöneldiği anda önleme aramasının alanı daralmakta ve adli arama rejimi devreye girmektedir. Özellikle araç bagajı, çanta ve görünmeyen diğer alanların aranması söz konusu olduğunda, güncel Yargıtay kararlarının daha sıkı bir yaklaşım benimsediği görülmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bununla birlikte içtihatta tam bir yeknesaklığın bulunduğunu söylemek güçtür. Nitekim bir kısım kararlar, bagaj gibi kapalı bölümlerde dahi önleme araması kararına dayanılmasını hukuka uygun kabul ederken; daha yeni kararlar, bu alanlarda yazılı adli arama güvencesini zorunlu görmektedir. Ancak güncel eğilimin, somut suç şüphesi ve yoğun müdahale alanları bakımından adli arama güvencelerini öne çıkardığı açıktır.</p>

<p><strong>VI. DOKTRİNER DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi kabul edilmekle birlikte, bu serbesti yalnızca hukuka uygun biçimde elde edilmiş deliller bakımından geçerlidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 206. maddesi kanuna aykırı elde edilmiş delillerin reddedileceğini, 217. maddesi ise yüklenen suçun ancak hukuka uygun şekilde elde edilmiş delillerle ispat edilebileceğini açıkça ortaya koymaktadır. Bu nedenle arama tedbirinin hukuki niteliği, salt usuli bir mesele değil; doğrudan doğruya mahkûmiyet hükmünün dayandığı delilin meşruiyetini belirleyen bir sorundur.</p>

<p>Doktriner açıdan önleme aramasının adli aramanın yerine ikame edilmesi sakıncalıdır. Böyle bir yaklaşım, adli arama için öngörülen makul şüphe, karar mercii ve yazılı emir gibi güvencelerin işlevsiz hale gelmesine yol açabilir. Uyuşturucu ticareti soruşturmaları gibi ağır suç alanlarında bu güvencelerin gevşetilmesi yönünde güçlü bir eğilim doğabilmekteyse de, hukuk devleti ilkesi tam da bu gibi alanlarda korunmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle, belirli kişi, araç, plaka veya delile yönelen aramalarda adli arama rejiminin uygulanması gerektiğini esas alan son dönem Yargıtay yaklaşımı, doktriner olarak daha isabetli görünmektedir. Önleme aramasının önleyici kolluk faaliyetiyle sınırlı tutulması, hem PVSK ile CMK arasındaki sistematik ayrımı korur hem de hukuka uygun delil ilkesini anlamlı kılar. Aksi yöndeki geniş yorum ise önleme araması kararını fiilen genel bir arama serbestisine dönüştürme tehlikesi taşır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında arama tedbiri, maddi gerçeğe ulaşma amacı ile temel hakların korunması yükümlülüğünün en yoğun biçimde karşı karşıya geldiği muhakeme alanlarından birini oluşturmaktadır. İncelenen normatif çerçeve ile Yargıtay içtihadı birlikte değerlendirildiğinde, önleme araması ile adli arama arasındaki ayrımın yalnızca teknik bir sınıflandırma probleminden ibaret olmadığı; aksine, müdahalenin hukuki meşruiyetini ve buna bağlı olarak elde edilen delilin yargılamada kullanılabilirliğini belirleyen yapısal bir güvence niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Başka bir anlatımla, bu ayrım ceza muhakemesinin tali bir usul meselesi değil; hukuk devleti ilkesinin, özel hayatın korunmasının ve hukuka uygun delil rejiminin somutlaştığı temel bir sınır çizgisidir.</p>

<p>Çalışma kapsamında incelenen Yargıtay kararları, içtihadın zaman içerisinde iki farklı eğilim doğrultusunda geliştiğini göstermektedir. Bir kısım kararlarda, uyuşturucu ticareti suçlarının delil kaybına açık niteliği, ani müdahale ihtiyacı ve kolluğun operasyonel koşulları dikkate alınarak önleme aramasına daha geniş bir uygulama alanı tanındığı görülmektedir. Buna karşılık özellikle son dönem kararlarda, kolluğun elindeki verinin belirli kişi, araç, plaka ya da somut satış faaliyeti etrafında yoğunlaşması hâlinde artık önleme aramasının değil, adli arama rejiminin işletilmesi gerektiği daha açık biçimde vurgulanmaktadır. Bu ikinci yaklaşım, yalnızca kanuni sistematikle daha uyumlu olmakla kalmamakta; aynı zamanda ceza muhakemesinde müdahalelerin öngörülebilirliği, ölçülülüğü ve denetlenebilirliği bakımından da daha güçlü bir hukuki zemin sunmaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda çalışmanın temel bulgusu, uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında somut suç şüphesinin ortaya çıktığı andan itibaren önleme aramasına dayanılmasının, arama tedbirine ilişkin normatif ayrımı aşındırdığı ve hukuka uygun delil ilkesini zayıflatma tehlikesi yarattığıdır. Kolluğun elindeki bilgi belirli fail, belirli araç, belirli plaka veya belirli delile yönelmişse, artık aramanın Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 116 ve 119. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir. Özellikle bagaj, çanta ve dışarıdan görünmeyen diğer alanlara yönelen daha yoğun müdahalelerde yazılı adli arama güvencelerinin aranması, hukuk devleti bakımından vazgeçilmez bir gerekliliktir. Aksi yöndeki genişletici yorum ise önleme aramasını fiilen adli aramanın yerine geçen genel bir müdahale aracına dönüştürme riski taşımaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce, son dönem Yargıtay kararlarında gözlemlenen ve somutlaşmış şüphe ile yoğun müdahale alanları bakımından adli arama güvencelerini daha belirgin biçimde öne çıkaran yaklaşım, hem anayasal hakların korunması hem de muhakeme hukukunun sistematik bütünlüğü bakımından daha isabetlidir. Zira ceza muhakemesi hukuku, yalnızca suçla mücadeleyi mümkün kılan değil; aynı zamanda bu mücadelenin hukuki sınırlar içinde yürütülmesini güvence altına alan bir alandır. Bu nedenle uygulamada önleme araması ile adli arama ayrımının daha net, daha öngörülebilir ve daha istikrarlı ölçütlerle korunması, yalnızca delil rejimi bakımından değil, yargılamanın bütünsel meşruiyeti bakımından da zorunludur. Sonuç olarak, uyuşturucu ticareti soruşturmalarında etkinlik ile hak güvenceleri arasındaki denge, önleme aramasının genişletilmesi yoluyla değil; adli arama rejiminin doğru zamanda ve doğru usulle işletilmesi suretiyle kurulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY"><img alt="Av. Deniz TURAY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/deniz-turay.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" title="Av. Deniz TURAY">Av. Deniz TURAY</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>A. Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.<br />
Türk Ceza Kanunu.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu.<br />
Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu.<br />
Adlî ve Önleme Aramaları Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>B. İçtihatlar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 20. Ceza Dairesi, 2015/14745 E., 2016/3945 K.<br />
Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 2016/844 E., 2016/2525 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/1063 E., 2017/7 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/760 E., 2017/138 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/763 E., 2017/80 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/284 E., 2018/615 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/638 E., 2018/616 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/707 E., 2019/220 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/792 E., 2019/440 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/525 E., 2019/667 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2016/1112 E., 2021/254 K.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2019/342 E., 2021/414 K.<br />
Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 2021/138 E., 2025/9560 K.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-veya-uyarici-madde-ticareti-sorusturmalarinda-onleme-aramasi-ile-adli-arama-ayrimi-ve-hukuka-uygun-delil-sorunu-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 11:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/themis-tokmak-1440x900.jpg" type="image/jpeg" length="18184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışanın açık rızası bulunsa dahi işyerlerinde parmak izi taramasıyla mesai takibi yapılamayacak!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmi Gazete'de yayımlanan KVKK 'ilke kararı'nda; Çalışanların açık rızası bulunsa dahi mesai takibinin parmak izi, yüz tarama, iris okuma gibi biyometrik tanımlama sistemleri yerine şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yollar ile sağlanması gerektiği değerlendirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulu (KVKK)'nun Resmi Gazete'de yayımlanan "ilke kararı"nda;</p>

<p>Çalışanların mesai ve devam takipleri için parmak izi, yüz tarama, iris okuma gibi yöntemlerin kullanılmasıyla ilgili olarak;</p>

<p>- Mevzuatta, çalışma sürelerinin takibininin ne şekilde gerçekleștirileceğine ya da takibin biyometrik veri işlenmesi suretiyle yapılması gerektiğine dair açık hüküm bulunmadığı,</p>

<p>- Biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin kanunlarda açıkça öngörülme şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin kabul edilemeyeceği,</p>

<p>- Söz konusu faaliyetlerin açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği ancak işçi - işveren ilişkisindeki güç dengesizliği sebebiyle açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda tereddüt bulunduğu,</p>

<p>- Ölçülülük ilkesinin kişisel veri işleme faaliyetlerinin değerlendirilmesinde önemli bir kriter olduğu ve alternatif, daha az müdahaleci yöntemlerin varlığı karşısında ilgili kişilerin açık rızası bulunsa dahi mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanunun 4'üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı değerlendirilerek,</p>

<p>- Mesai takibinin biyometrik tanımlama sistemleri yerine şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yollar ile sağlanması gerektiği hususları kamuoyunun bilgisine sunuldu.</p>

<h3><strong>Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29.04.2026 Tarihli ve 2026/921 Sayılı İlke Kararına İlişkin Kamuoyu Duyurusu</strong></h3>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumuna <strong>(Kurum)</strong> intikal eden ihbar ve şikâyetlerde en çok karşılaşılan hususlardan biri de çalışan devam takibini dijitalleştirme ve güvenliği artırma amacıyla kurum ve kuruluşların giderek artan ölçüde biyometrik tanımlama sistemlerine yönelmesidir.</p>

<p>Biyometrik tanımlama sistemleri (parmak izi, yüz tanıma, iris ve retina taraması gibi) hızlı, doğru ve manipülasyona dirençli özellikleriyle cazip görünse de kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında son derece hassas bir alanı oluşturmaktadır. Özellikle işçi-işveren ilişkisinde mevcut olan yapısal güç dengesizliği, açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda ciddi tereddütler doğurmaktadır. Bu nedenle biyometrik veri işleme faaliyetlerinin, <strong>yalnızca hukuki sebebe değil aynı zamanda ölçülülük, gereklilik ve veri minimizasyonu ilkelerine de uygun olması</strong> gerekmektedir.</p>

<p>Yasal düzenlemeler ile işverenin çalışma sürelerini takip etmesi ve belgelemesi yönünden hukuki çerçeve çizilmiş olmakla birlikte takibin biyometrik tanımlama sistemleriyle yapılmasını öngören açık kanuni bir düzenleme bulunmadığından mesai takibinin biyometrik verilerin işlenmesi yoluyla gerçekleştirilmesi hukuka aykırılık teşkil edebilecektir.</p>

<p>Bu çerçevede, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan diğer işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle, uygulamada söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği görülmektedir. Ancak, tarafların eşit konumda olmadığı, taraflardan birinin diğeri üzerinde etkili olduğu veya taraflar arasında güç dengesizliğinin bulunduğu istihdam ilişkilerinde çalışana rıza göstermeme veya rızasını geri çekme imkânının etkin bir biçimde sunulmaması ya da rıza göstermemenin çalışan açısından muhtemel olumsuzluklar doğurabilmesi durumunda çalışanın gerçek bir seçeneğe sahip olduğu söylenemeyeceğinden rızanın özgür iradeye dayandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Ayrıca rızanın geri alınabilmesi, biyometrik tanımlama sistemlerinin sürekliliğini ve uygulanabilirliğini zedeleyeceğinden biyometrik verilerin mesai takibi amacıyla yalnızca açık rıza şartına dayanılarak işlenmesi de kural olarak yeterli bir hukuki zemin oluşturmayacaktır.</p>

<p>Öte yandan, mesai takibinde biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin yöntemin amaca uygunluğu (işlendikleri amaçla bağlantılı olma), alternatif yöntemlerin tüketilip tüketilmediği (işlendikleri amaçla sınırlı olma) ve müdahalenin boyutu (işlendikleri amaçla ölçülü olma) açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmekte olup bu kriterleri karşılamayan bir uygulama, ilgili kişinin açık rızası bulunsa dahi hukuka aykırı kabul edilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>- Mevzuatta, çalışma sürelerinin takibine ilişkin hükümler bulunmakla birlikte takibin ne şekilde gerçekleştirileceğine ya da takibin biyometrik veri işlenmesi suretiyle yapılması gerektiğine dair açık hüküm bulunmadığı dikkate alındığında mevcut durumda biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin kanunlarda açıkça öngörülme şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin kabul edilemeyeceği,</p>

<p>- Dolayısıyla, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (ç), (d), (e), (f) ve (g) bentlerinde yer alan işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği ancak işçi-işveren ilişkisindeki güç dengesizliği sebebiyle açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda tereddüt bulunduğu ve bu yönüyle tek başına yeterli bir hukuki zemin oluşturmadığı,</p>

<p>- Ölçülülük ilkesinin kişisel veri işleme faaliyetlerinin değerlendirilmesinde önemli bir kriter olduğu ve alternatif, daha az müdahaleci yöntemlerin varlığı karşısında ilgili kişilerin açık rızası bulunsa dahi mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı</p>

<p>değerlendirilmiş olup bu itibarla;</p>

<p>- Mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 6’ncı maddesinde yer alan işleme şartlarından herhangi birine dayanılmaksızın gerçekleştirildiği, geçerli bir açık rıza bulunsa dahi söz konusu işleme faaliyetinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı, bu nedenle mesai takibinin biyometrik tanımlama sistemleri yerine şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yollar ile sağlanması gerektiğine,</p>

<p>- Belirtilen hususların, Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini teminen veri sorumluları tarafından alınması gereken idari ve teknik tedbirlerden olduğu ve belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında Kanun’un 18’inci maddesi hükümleri gereği işlem tesis edileceği hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve konuya ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından İlke Kararı alınmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİLERİ KORUMA KURULUNUN 29/04/2026 TARİHLİ VE 2026/921 SAYILI KARARI</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2026/921 </strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 29.04.2026</strong></p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) intikal eden ihbar ve şikâyetlerde en çok karşılaşılan hususlardan biri de çalışan devam takibini dijitalleştirme ve güvenliği artırma amacıyla kurum ve kuruluşların giderek artan ölçüde biyometrik tanımlama sistemlerine yönelmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Biyometrik tanımlama sistemleri (parmak izi, yüz tanıma, iris ve retina taraması gibi) hızlı, doğru ve manipülasyona dirençli özellikleriyle cazip görünse de kişisel verilerin korunması hukuku bağlamında son derece hassas bir alanı oluşturmaktadır. Özellikle işçi-işveren ilişkisinde mevcut olan yapısal güç dengesizliği, açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda ciddi tereddütler doğurmaktadır. Bu nedenle biyometrik veri işleme faaliyetlerinin, yalnızca hukuki sebebe değil aynı zamanda ölçülülük, gereklilik ve veri minimizasyonu ilkelerine de uygun olması gerekmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve konuya ilişkin olarak Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından ilke Kararı alınması gereği hasıl olmuştur.</p>

<p>Bu çerçevede, konu ile alakalı mevzuat hükümlerine bakıldığında;</p>

<p>• 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Kanun) “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 6’ncı maddesinde düzenleme altına alınan özel nitelikli kişisel veri kategorileri yasa koyucu tarafından sınırlı sayma yoluyla belirlenmiş olup kıyas yoluyla genişletilebilmelerİ mümkün değildir. Bunlar; kişilerin ırkı, etnik kökeni, siyasi düşüncesi, felsefi inancı, dini, mezhebi veya diğer inançları, kılık ve kıyafeti, dernek, vakıf ya da sendika üyeliği, sağlığı, cinsel hayatı, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili verileri ile biyometrik ve genetik verileridir.</p>

<p>• Kanun kapsamında özel nitelikli kişisel veri olarak kabul edilen biyometrik veri kavramına ilişkin olarak ulusal mevzuatta kapsamlı bir tanım yer almamakla birlikte 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun “Tanımlar” başlıklı 3’üncü maddesinin (ff) bendinde biyometrik veri, “Elektronik sistemler aracılığı ile kimlik tespit ve kimlik</p>

<p>doğrulama işlemlerinin gerçekleştirilmesini sağlamak amacıyla alınan parmak izi, damar izi ve el ayasından elde edilen kişiye özgü verileri” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>• 25.05.2018 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Genel Veri Koruma Tüzüğü’nde (GDPR) ise biyometrik verinin; "yüz görüntüleri veya daktiloskopik veriler gibi bir gerçek kişinin özgün bir şekilde teşhis edilmesini sağlayan veya teyit eden fiziksel, fizyolojik veya davranışsal özelliklerine ilişkin olarak spesifik teknik işlemeden kaynaklanan kişisel veriler” olarak tanımlandığı görülmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda kişiye ait parmak izi, retina/iris verisi fizyolojik; yüz ve el geometrisi fiziksel (fizyolojik özelliklerden farklı olarak gözle görülebilir nitelikte olan); ses tınısı, imza dinamikleri ve klavye kullanım alışkanlıkları davranışsal biyometrik verilere örnek gösterilebilmektedir.</p>

<p>Söz konusu biyometrik verilerin hassas nitelikte ve geri döndürülemez bir yapıya sahip olması (ele geçirilmeleri hâlinde değiştirilmelerinin veya geri alınmalarının mümkün olmaması) nedeniyle, Kanun’un gerekçe metninde de belirtildiği üzere, bu verilerin öğrenilmesi durumunda ilgili kişilerin mağduriyetine yol açılması ihtimali bulunduğundan korunmaları büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>• Kanun’un “Özel nitelikli kişisel verilerin işlenme şartları” başlıklı 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasında özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin yasak olduğu ancak bu kişisel verilerin işlenmesinin anılan fıkrada sayılan a)ilgili kişinin açık rızasının olması, b)Kanunlarda açıkça öngörülmesi, c)Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin, kendisinin ya da bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, çjilgili kişinin alenileştirdiği kişisel verilere ilişkin ve alenileştirme iradesine uygun olması, d)Bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması için zorunlu olması, e)Sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlarca, kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbi teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi ile sağlık hizmetlerinin planlanması, yönetimi ve finansmanı amacıyla gerekli olması, fiistihdam, iş sağlığı ve güvenliği, sosyal güvenlik, sosyal hizmetler ve sosyal yardım alanlarındaki hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesi için zorunlu olması, g)Siyasi, felsefi, dini veya sendikal amaçlarla kurulan vakıf dernek ve diğer kâr amacı gütmeyen kuruluş ya da oluşumların, tâbi oldukları mevzuata ve amaçlarına uygun olmak, faaliyet alanlarıyla sınırlı olmak ve üçüncü kişilere açıklanmamak kaydıyla; mevcut veya eski üyelerine ve mensuplarına veyahut bu kuruluş ve oluşumlarla düzenli olarak temasta olan kişilere yönelik olması) hallerinden birinin varlığı halinde mümkün olduğu hükme bağlanmıştır. Ayrıca özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinde Kurulun 31/01/2018 tarihli ve 2018/10 sayılı kararı ile belirlenen “Özel Nitelikli Kişisel Verilerin İşlenmesinde Veri Sorumlularmca Alınması Gereken Yeterli Önlemler"in de alınması gerekmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte,</p>

<p>• 4857 sayılı İş Kanunu’nun 63’üncü maddesinde genel çalışma süresine ilişkin düzenleme yapılmış olup mezkûr Kanun’un 67’nci maddesinde günlük çalışmanın başlama ve bitiş saatleri ile dinlenme saatlerinin işyerlerinde işçilere duyurulacağı düzenlenmiştir. Söz konusu Kanun’un 75’inci maddesinde ise işverenin her işçi için bir özlük dosyası düzenleyeceği ve bu dosyada işçiye ilişkin kanunen tutulması gereken belge ve kayıtları saklayacağı belirtilmiştir. Buna ek olarak; 06.04.2004 tarihli ve 25425 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan İş Kanunu’na İlişkin Çalışma Süreleri Yönetmeliği’nin 9’uncu maddesinde işverenin, işçilerin çalışma sürelerini uygun araçlarla belgelemek zorunda olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Söz konusu düzenlemeler ile işverenin çalışma sürelerini takip etmesi ve belgelemesi yönünden hukuki çerçeve çizilmiş olmakla birlikte takibin biyometrik tanımlama sistemleriyle yapılmasını öngören açık kanuni bir düzenleme bulunmadığından mesai takibinin biyometrik verilerin işlenmesi yoluyla gerçekleştirilmesi hukuka aykırılık teşkil edebilecektir.</p>

<p>Bu çerçevede, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (ç), (d), (e), (f) ve (g) bentlerinde yer alan işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle, uygulamada söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği görülmektedir.</p>

<p>• Kanun’un 3 ’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca açık rıza; “Belirli bir konuya ilişkin, bilgilendirilmeye dayanan ve özgür iradeyle açıklanan rızayı” ifade etmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, kişisel veri işleme faaliyetinin ilgili kişilerin açık rızasına dayalı olarak gerçekleştirileceği hallerde; rızanın belirli bir konuya ilişkin olması, bilgilendirmeye dayanması ve özgür iradeyle açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede; tarafların eşit konumda olmadığı, taraflardan birinin diğeri üzerinde etkili olduğu veya taraflar arasında güç dengesizliğinin bulunduğu istihdam ilişkilerinde çalışana rıza göstermeme veya rızasmı geri çekme imkânının etkin bir biçimde sunulmaması ya da rıza göstermemenin çalışan açısından muhtemel olumsuzluklar doğurabilmesi durumunda çalışanın gerçek bir seçeneğe sahip olduğu söylenemeyeceğinden rızanın özgür iradeye dayandığından da söz etmek mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Ayrıca rızanın geri alınabilmesi, biyometrik tanımlama sistemlerinin sürekliliğini ve uygulanabilirliğini zedeleyeceğinden biyometrik verilerin mesai takibi amacıyla yalnızca açık rıza şartına dayanılarak işlenmesi de kural olarak yeterli bir hukuki zemin oluşturmayacaktır.</p>

<p>• Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun 10/03/2022 tarihli Kararında, parmak izi kayıt sistemi ile mesai takibi yapılması hususunda yapılan 2018/11988 numaralı başvuru hakkında; Anayasa’nın 20’nci maddesine göre kişisel verilerin “ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla” işlenebileceğinin açık olduğu, 6698 sayılı Kanun’un 6’ncı maddesinde de kanun koyucunun tahdidi olarak saydığı özel nitelikli kişisel verileri işlemeyi önemine binaen daha katı kurallara bağladığı</p>

<p>belirtilmiştir. Karara konu olayda Belediye Başkanlığı (idare) bünyesinde devlet memuru olarak çalışan başvurucu, işyerinde parmak izi sistemi ile mesai takibine başlanması üzerine anılan idari işlemin iptali talebiyle dava açmış olup Bölge idare Mahkemesinin idarenin parmak izi kayıt sistemi ile mesai takibi yapmasında hukuka aykırılık bulunmadığına karar vermesi üzerine konuyu Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru kapsamında taşıyarak parmak izi kayıt sistemi ile mesai takibi yapılması nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nda ve 5393 sayılı Belediye Kanunu'nda mesai takibi amacıyla özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesi ve bu bağlamda biyometrik veri temelli takip sistemlerinin kullanılmasına dair temel esasları ve ilkeleri belirleyen bir düzenleme bulunmadığından başvuruya konu müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı gerekçesiyle kişisel verilerin korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p>Bununla birlikte,</p>

<p>• Kanun’un “Genel ilkeler” başlıklı 4’üncü maddesinde, kişisel verilerin ancak bu Kanun’da ve diğer kanunlarda öngörülen usul ve esaslara uygun olarak işlenebileceği ve kişisel verilerin işlenmesinde “a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma, b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma, c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme. ” şeklinde sayılan ilkelere uyulmasının zorunlu olduğu düzenlenmiş olup kişisel verilerin işlenmesinde her hâl ve şartta söz konusu genel ilkelere uyulması hukuki bir gerekliliktir.</p>

<p>Bu çerçevede, mesai takibinde biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin yöntemin amaca uygunluğu (işlendikleri amaçla bağlantılı olma), alternatif yöntemlerin tüketilip tüketilmediği (işlendikleri amaçla sınırlı olma) ve müdahalenin boyutu (işlendikleri amaçla ölçülü olma) açısından ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmekte olup bu kriterleri karşılamayan bir uygulama, ilgili kişinin açık rızası bulunsa dahi hukuka aykırı kabul edilecektir.</p>

<p>İşlendikleri amaçla bağlantılı ve sınırlı olma ilkesi, kişisel veri işleme faaliyetinin, amacı gerçekleştirmeye yönelik en az müdahaleci yöntem olmasmı gerektirir. Mesai takibi bakımından değerlendirildiğinde; uygulamada şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yöntemlerin mevcut olduğu görülmektedir. Bu alternatiflerin varlığı, biyometrik veri işlemenin zorunlu olmadığını açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ölçülülük değerlendirmesi ise müdahalenin yoğunluğu ile ulaşılmak istenen meşru amaç arasmda makul bir denge bulunup bulunmadığını sorgulamaktadır. Bu kapsamda mesai takibi, sınırlı bir idari amaç olup bu denli yoğun bir veri işleme müdahalesini haklı kılmak bakımından çoğu durumda yetersiz kalmaktadır. Bunun yanı sıra, söz konusu kişisel verilerin başka kişisel veri işleme faaliyetleriyle birleştirilerek farklı amaçlarla kullanılabilme veya kötüye kullanılma ihtimali de dikkate alındığında, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi ölçülülük ilkesinin ihlali anlamına gelecektir.</p>

<p>• Danıştay 12’nci Daire Başkanlığının 2021/3 870 Esas ve 2023/2548 Sayılı Kararına konu olayda davacı Sendika tarafından, davalı Teşekkül’ün mesai takibinde uygulanacak avuç içi damar okuyucu tanımlamasının yapılması ve sisteme kaydının oluşturularak kullanılmasına ilişkin işleminin iptali istenilmiştir. Danıştay tarafından Karara ilişkin yapılan hukuki değerlendirmede; 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde, kişisel verilerin işlenmesinde, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma ilkesine uyulmasının zorunlu olduğuna; Kanun’un 6’ncı maddesinde ise, özel nitelikli kişisel veriler tahdidi olarak sayılarak bu verilerin işlenmesinin genel nitelikli verilere göre daha sıkı koşullara bağlandığına yer verilmiştir. Temyizen incelenen söz konusu Karar hakkında Danıştay idari Dava Daireleri Kurulu 2024/225 Esas ve 2024/2625 Sayılı Kararı ile, Kişisel Verileri Koruma Kurulunun mesai takibi için özel nitelikli kişisel verilerin işlenmesinin gerekliliği konusunda 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan ilkelerden hareketle bir değerlendirme yaptığı, buna göre, anılan Kurul’un 01/12/2020 tarih ve 2020/915 sayılı kararı ile, Kanun’un “Genel İlkeler” başlıklı 4’üncü maddesinde yer alan ilkelerden, "işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma" ilkesi çerçevesinde özel nitelikli kişisel veri işleme faaliyetinde amacm gerçekleştirilmesiyle ilgili olmayan veya ihtiyaç duyulmayan kişisel verilerin işlenmesinden kaçınılmasınm gerektiğine vurgu yapılarak Danıştay 12’nci Daire Başkanlığının 2021/3870 Esas ve 2023/2548 Sayılı Kararmın hukuka uygun olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Sonuç olarak,</p>

<p>Mevzuatta, çalışma sürelerinin takibine ilişkin hükümler bulunmakla birlikte takibin ne şekilde gerçekleştirileceğine ya da takibin biyometrik veri işlenmesi suretiyle yapılması gerektiğine dair açık hüküm bulunmadığı dikkate alındığında mevcut durumda biyometrik veri işlenmesi faaliyetinin kanunlarda açıkça öngörülme şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin kabul edilemeyeceği,</p>

<p>Dolayısıyla, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi faaliyetlerinde Kanun’un 6’ncı maddesinin üçüncü fıkrasının (b), (c), (ç), (d), (e), (i) ve (g) bentlerinde yer alan işleme şartlarından herhangi birinin uygulama alanı bulmaması nedeniyle söz konusu faaliyetlerin (a) bendinde yer alan açık rıza şartına dayalı olarak gerçekleştirilmesinin tercih edildiği ancak işçi- işveren ilişkisindeki güç dengesizliği sebebiyle açık rızanın özgür iradeye dayanıp dayanmadığı hususunda tereddüt bulunduğu ve bu yönüyle tek başma yeterli bir hukuki zemin oluşturmadığı,</p>

<p>Ölçülülük ilkesinin kişisel veri işleme faaliyetlerinin değerlendirilmesinde önemli bir kriter olduğu ve alternatif, daha az müdahaleci yöntemlerin varlığı karşısında ilgili kişilerin açık rızası bulunsa dahi mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı</p>

<p>değerlendirilmiş olup bu itibarla, mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesinin Kanun’un 6’ncı maddesinde yer alan işleme şartlarından herhangi birine dayanılmaksızın gerçekleştirildiği, geçerli bir açık rıza bulunsa dahi söz konusu işleme faaliyetinin Kanun’un</p>

<p>4’üncü maddesinde yer alan genel ilkeler kapsamında ölçülülük kriterini sağlamayacağı, bu nedenle mesai takibinin biyometrik tanımlama sistemleri yerine şifreli kart veya PIN tabanlı sistemler, geleneksel imza ve kâğıt bazlı devam çizelgeleri, RFID/NFC kimlik kartları ya da denetçi gözetiminde elle giriş gibi alternatif yollar ile sağlanması gerektiği hususları kamuoyunun bilgisine sunulmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere, Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası “Veri sorumlusu; a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır. ” hükmünü, Kanun’un 15’inci maddesinin altınca fıkrası “Şikâyet üzerine veya resen yapılan inceleme sonucunda, ihlalin yaygın olduğunun tespit edilmesi hâlinde Kurul, bu konuda ilke kararı alır ve bu kararı yayımlar” hükmünü amirdir.</p>

<p>Bu çerçevede yukarıda belirtilen hususların, Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini teminen veri sorumluları tarafından alınması gereken idari ve teknik tedbirlerden olduğu ve belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında Kanun’un 18’inci maddesi hükümleri gereği işlem tesis edileceği hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi ve bu kapsamda mesai takibi amacıyla biyometrik veri işlenmesi hususunda Kanun’un 15’inci maddesinin altıncı fıkrası uyarınca İlke Kararı alınmasına, söz konusu İlke Kararının Karar ekinde yer alan şekilde Resmi Gazete’de ve Kurumun internet sitesinde yayımlanmasına oybirliği ile karar verilmiştir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-5.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/20260602-3-6.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/kisisel-veri.jpg" type="image/jpeg" length="68362"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLARA YÖNELİK CEZAİ YAPTIRIMLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suca-suruklenen-cocuklara-yonelik-cezai-yaptirimlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suca-suruklenen-cocuklara-yonelik-cezai-yaptirimlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>📌 5237 sayılı TCK’da yaş küçüklüğü 31.maddede düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre;</p>

<p>fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmamış olan çocukların ceza sorumluluğu yoktur. Bu kişiler hakkında, ceza kovuşturması yapılamaz; ancak, çocuklara özgü güvenlik tedbirleri uygulanabilir.</p>

<p>Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanların işlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılayamaması veya davranışlarını yönlendirme yeteneğinin yeterince gelişmemiş olması hâlinde ceza sorumluluğu yoktur. Ancak bu kişiler hakkında çocuklara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur. İşlediği fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama ve bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin varlığı hâlinde, bu kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde dokuz yıldan onbir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların yarısı indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası yedi yıldan fazla olamaz. Fiili işlediği sırada onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında suç, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde onsekiz yıldan yirmidört yıla; müebbet hapis cezasını gerektirdiği takdirde oniki yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Diğer cezaların üçte biri indirilir ve bu hâlde her fiil için verilecek hapis cezası oniki yıldan fazla olamaz.</p>

<p>Kısaca;</p>

<p>cezai sorumluluk 12 yaşını doldurmakla başlar, kademeli olarak 12-15 ve 15-18 yaş grubundaki çocuklara 18 yaşından büyükler için belirlenen cezalar indirimli uygulanır.</p>

<p>📌 18 yaş altındaki çocuklara yönelik cezai yaptırımlar bakımından Kara Avrupası sistemi ile Anglo-Sakson sistemi arasında temel fark, cezanın amacı ve çocuğun cezai sorumluluğuna bakış açısındandır.</p>

<p>📌 Avrupa’nın büyük bölümünde çocuk ceza hukukunun ana amacı cezalandırmaktan çok yeniden sosyalleştirme olarak kabul edilir. Almanya, Fransa ve Hollanda bunun tipik örnekleridir.</p>

<p>📌 Avrupa’da en yaygın alt sınır 14 yaştır. Almanya’da 14, Fransa’da 13, Hollanda’da 12,Avusturya’da 14,Danimarka’da 15, Finlandiya’da 15, Çek Cumhuriyeti’nde 15’dir.</p>

<p>📌 Anglo-Sakson sisteminde cezai sorumluluk daha küçük yaşta başlar.</p>

<p>Örneğin; İngiltere ve Galler’de 10, İskoçya’da 12, Kanada’da 12, Avustralya’da genelde 10 yaştır.</p>

<p>İngiltere ve Galler’deki 10 yaş sınırı Avrupa’nın en düşük sınırlarından biridir. Bu durum son yıllarda yoğun şekilde tartışılmaktadır.</p>

<p>📌 Kara Avrupası ülkelerinde,</p>

<p>özellikle Almanya, Hollanda ve İskandinav ülkelerinde üç basamaklı model görülür:</p>

<p>Uyarı-eğitim tedbirleri-son çare olarak hapis. Tedbirlere örnek olarak; psikolojik destek, sosyal hizmet çalışması, mesleki eğitim programları, mağdurla uzlaştırma, gözetim altında eğitim ve denetimli serbestlik sayılabilir.</p>

<p>📌 Anglo-Sakson sisteminde;</p>

<p>özellikle ABD ve İngiltere’de; çocuk kapalı kurumu, denetimli serbestlik, elektronik izleme, toplum hizmeti, bazı ağır suçlarda yetişkin mahkemesine sevk uygulamaları yaygındır.</p>

<p>Özellikle ABD’de bazı eyaletlerde; cinayet, cinsel saldırı, silahlı suçlarda 16-17 yaşındaki çocuklar yetişkin mahkemesinde yargılanabilir.</p>

<p>📌 Kara Avrupasında birçok ülkede; müebbet hapis çocuklara uygulanmaz veya ciddi şekilde sınırlandırılır. Çocuklar için ceza üst sınırları düşüktür. Eğitim kurumları ön plandadır. Örneğin, Almanya’da çocuklara ilişkin azami cezalar yetişkinlerden belirgin biçimde daha düşüktür. Özellikle ABD’de tarihsel olarak müebbet hapis ve şartlı tahliyesiz müebbet cezası uygulanmış ise de son yıllarda çocuklara yönelik ağır cezalar önemli ölçüde sınırlandırılmıştır.</p>

<p>📌 Türkiye genel olarak Kara Avrupası modeline yakındır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nda;</p>

<p>-12 yaş altı çocukların ceza sorumluluğu yoktur.</p>

<p>-12-15 yaş arasında algılama ve davranışlarını yönlendirme yeteneği araştırılır.</p>

<p>-15-18 yaş arasında sorumluluk vardır, ancak indirilmiş ceza uygulanır.</p>

<p>-Çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemeleri bulunur.</p>

<p>-Güvenlik tedbirleri ve eğitim yaklaşımı esas alınır.</p>

<p>Bu yapı özellikle Alman ve Fransız çocuk ceza hukuku geleneğine daha yakındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📌 Çocuklara yönelik cezai yaptırımların tartışıldığı bu günlerde kanaatimce;</p>

<p>1- “Suça sürüklenen çocuk” tanımlaması terkedilmeli, yerine “çocuk şüpheli” sıfatı kullanılmalıdır.</p>

<p>2- Çocukların işledikleri</p>

<p>suç tiplerine göre çocuk asliye ceza ve çocuk ağır ceza mahkemelerinde yargılanmalarına devam edilmeli, çocuklar yetişkinlerle iştirak halinde suç işlediklerinde pratikte çoğu zaman çocuk mahkemeleri yetişkin yargılamasındaki dosya ile birleştirme kararı verdiği için çocuk mahkemelerinin birleştirme kararı vermesi yolu kapatılmalı, çocuklar mutlak suretle çocuk mahkemelerindeki usullerle yargılanmalıdır.</p>

<p>3- Uzun süredir yerleşik olarak uygulanan ve deneyimlenen cezai sorumluluğun 12 yaşını doldurmakla başlaması, kademeli olarak 12-15 ve 15-18 yaş grubundaki çocuklara 18 yaşından büyükler için belirlenen cezaların indirimli olarak uygulanmasına devam edilmelidir.</p>

<p>4- Tüm dünya ülkelerinde olduğu gibi çocuk yargılamalarında temel amaç eğitim, rehabilitasyon, topluma kazandırma olmalı, öncelikle denetimli serbestlik, son çare olarak hapis cezasına başvurulmalıdır.</p>

<p>5- Mutlak suretle çocuklar genel adliyelerde yaşı büyüklerle değil, çocuklara özgü koşullarda, fiziken ayrı “çocuk adliyelerinde” soruşturulmalı ve kovuşturulmalı, kolluk görevlileri, savcı ve hakimler ile personel çocuk soruşturma ve kovuşturmalarında uzmanlaşmalı, sürekli çocuk adliyelerinde görev yapmaları sağlanmalı, burada görev yapacak hakim, savcı, kolluk ve personeli teşvik edici önlemler alınmalıdır.</p>

<p>6- Çocuklara uygulanan tedbir ve hapis cezaları çocuklara özgü koşullarda, ülke çapında yeterli sayıda “çocuk ıslah evlerinde” yerine getirilmelidir.</p>

<p>7- TCK’nın 31. maddesindeki çocuklara kademeli ve indirimli ceza uygulaması yeterli olmakla birlikte özellikle son dönemlerde silahlı suç örgütlerinin eylemlerinde çocukları kullanmaları karşısında çocukları suç işlemeye azmettiren silahlı suç örgütü kurucu ve yöneticilerine verilecek cezalar artırılmalı, TCK’nın 31. maddesine yapılacak bir ekleme ile kasten öldürme, kasten yaralama, yağma, silahlı tehdit ve 6136 sayılı Yasa’ya muhalefet gibi “katalog suçlar” belirlenerek nitelikli bazı suçlarda çocuklara verilen cezalar yaşlarına göre kademeli olarak artırılmalı, yetişkinlere verilen cezalara yaklaştırılmalı, ancak müebbet ya da ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmemelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onder-yaman-1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Önder YAMAN<br />
Bakırköy Cumhuriyet Savcısı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suca-suruklenen-cocuklara-yonelik-cezai-yaptirimlar</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 10:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/cocuk-hapis.jpg" type="image/jpeg" length="67386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/269 E., 2026/72 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025269-e-202672-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025269-e-202672-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/3/2026 tarihli, 2025/269 esas - 2026/72 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/269</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/72</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 2/6/2026-33268</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Hatay 1. Vergi Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241. maddesinin 18/6/2009 tarihli ve 5911 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Usulsüzlük cezasının kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 241. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>“<i>1. (Değişik: 18/6/2009-5911/63 md.)<strong> </strong>Bu Kanunda ayrı bir ceza tayin edilmiş haller saklı kalmak üzere, bu Kanuna ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan <strong><u>ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket</u></strong> edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezası uygulanır.”</i></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle sınırlama sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. 4458 sayılı Kanun’un 241. maddesinin (1) numaralı fıkrasında -bu Kanun’da ayrı bir ceza tayin edilmiş hâller saklı kalmak üzere- Kanun’a ve Kanun’da tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla altmış TL usulsüzlük cezasının uygulanacağı hükme bağlanmıştır. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, anılan fıkrada yer alan “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket…</i>” ibaresinin iptalini talep etmiştir.</p>

<p>4. Bakılmakta olan davanın konusu, 4458 sayılı Kanun’a dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemeye aykırılık nedeniyle uygulanan usulsüzlük cezasının iptali talebine ilişkindir. Fıkrada yer alan “<i>…aykırı hareket…</i>” ibaresi ise ikincil düzenlemeye aykırılığın yanı sıra 4458 sayılı Kanun’a aykırılık hâllerini düzenleyen “<i>bu Kanuna…</i>” ibaresi yönünden de geçerli, ortak kural niteliğindedir. Bu itibarla bakılmakta olan davanın konusu gözetilerek kuralın esasına ilişkin incelemenin fıkrada yer alan “<i>...ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…</i>” ibaresi ile sınırlı olarak yapılması gerekir.</p>

<p>5. Açıklanan nedenlerle 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket…</i>” ibaresinin esasının incelenmesine, esasa ilişkin incelemenin anılan fıkrada yer alan “<i>...</i><i>ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…</i>”<i> </i>ibaresi ile sınırlı olarak yapılmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>6. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burak FIRAT tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>7. 4458 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının Türkiye Cumhuriyeti gümrük bölgesine giren ve bu bölgeden çıkan eşya ile taşıtlara uygulanacak gümrük kurallarını belirlemek olduğu belirtilmiştir. Kanun’un 231 ila 241. maddelerinde gümrük idaresinin uygulayacağı cezalar düzenlenmiştir.</p>

<p>8. 241. maddenin (1) numaralı fıkrasında Kanun’da ayrı bir ceza tayin edilmemek şartıyla Kanun’a veya Kanun’da tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmüş olması kaydıyla usulsüzlük cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Anılan fıkrada yer alan “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>9. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralda usulsüzlük cezasını gerektiren eylemlerin ikincil düzenlemelerle belirlenmesine imkân tanınmasının gümrük yükümlüleri bakımından belirsizliğe neden olduğu, bu kişilerin hangi eylemleri karşılığında bu cezayla karşılaşacaklarını düzenleyen açık ve anlaşılır bir düzenlemenin bulunmadığı, ayrıca idarenin yönetmelik, tebliğ, genelge gibi benzeri nitelikte düzenleyici işlemler yapabileceği dikkate alındığında “<i>ikincil düzenlemeler</i>” kavramının da belirsizlik içerdiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>10. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>11. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>belirlilik</i>tir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına imkân tanımaması gerekir. Belirlilik ilkesi; hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini anlamasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>12. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>” denilerek <i>suçun kanuniliği</i>, üçüncü fıkrasında da <i>“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.</i>” denilerek <i>cezanın kanuniliği</i> ilkesi güvence altına alınmıştır. Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan <i>suçta ve cezada kanunilik</i> ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak açıklıkta, anlaşılır ve sınırları belirli olarak kanunda gösterilmesi gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 15).</p>

<p>13. Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabidir. Adli ve idari suçlarda davranış normlarına aykırılık ve haksızlık teşkil eden bir fiille, kanun koyucunun koruma altına aldığı hukuki bir değerin ihlali söz konusu olup adli ve idari cezaların her ikisi de cebir içermektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, § 13).</p>

<p>14. Korunan hukuki değer ile ihlalin neden olduğu hukuki sonuçların aynı olmaması ise idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasındaki temel farklılığı oluşturmaktadır. Adli para cezalarından daha yüksek miktarlarda idari para cezalarının verilebilmesine imkân tanıyan düzenlemeler de bulunmakla birlikte adli suçlar için öngörülen cezaların idari suçlar için öngörülen cezalardan genellikle daha ağır olması, hürriyeti bağlayıcı cezaların ilke olarak adli suçlar yönünden geçerli olması, idari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa’nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması, işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerekmektedir (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19).</p>

<p>15. Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına yani fiili bildirmeden suç konusunu gösterip bunun yaptırımını belirtmesine engel değildir. Öğretide suçun cezasını ve konusunu açıkça tanımlamış olmasına rağmen suça vücut verecek somut fiilin ne olduğunu belirtmeyerek bunu idareye bırakan kanun hükümlerine <i>çerçeve kanun</i> veya <i>açık ceza hükmü</i> denmektedir. Bu tür hükümlere zamanın gereklerine göre sık sık değişik tedbirlerin alınmasına veya alınan tedbirlerin kaldırılmasına lüzum görülen hâllerde, yasama organının yapısı bakımından ağır işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında gerekli tedbirleri almasının güçlüğü nedeniyle birçok çağdaş hukuk düzeninde yer verildiği görülmektedir. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da açık ceza hükmü düzenlemelerinin suç ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olmayacağı belirtilmiştir (AYM, E.1962/198, K.1962/111, 10/12/1962; E.1963/4, K.1963/71, 28/3/1963; E.2001/143, K.2004/11, 10/2/2004; E.2011/64, K.2012/168, 1/11/2012).</p>

<p>16. Ancak <i>açık ceza hükmü</i>nün Anayasa’nın 38. maddesine aykırı olmaması için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer vermeyecek şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Ancak bu şekilde suçu belirleyen kuralın erişilebilir ve öngörülebilir olması sağlanabilir. Aksi takdirde kişilerin yasaklanmış olan fiilleri önceden bilmeleri ve kendi hareketlerini buna göre ayarlamaları mümkün olmayacak ve ceza sorumluluğu bireylerin bilinçli tercihlerine bağlanmayarak birey özgürlüğünün güvence altına alınması imkânı önemli ölçüde ortadan kaldırılmış olacaktır (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 182).</p>

<p>17. Açık ceza hükümlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde bu tür düzenlemelerin suçta ve cezada kanunilik ilkesine kategorik olarak aykırılık teşkil etmediği, ancak anayasal güvenceler çerçevesinde bir denetime tabi tutulmaları gerektiği açıktır. Bu kapsamda incelemenin bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alan hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak belirli ve öngörülebilir ölçütler çerçevesinde yapılması zorunludur.</p>

<p>18. Bu bağlamda ilk olarak açık ceza hükmüyle düzenlenen alanın niteliği incelenmelidir. Bu kapsamda düzenlemenin sık değişen, teknik ve uzmanlık gerektiren dinamik bir alana ilişkin olup olmadığı belirlenmelidir. Zira yasama organının yapısı gereği ağır işlemesi ve değişen koşullara süratle uyum sağlama güçlüğü karşısında bu tür alanlarda ayrıntılı düzenlemelerin idareye bırakılması zorunlu hâle gelebilmektedir. Ancak bu durum, açık ceza hükmüne başvurulmasını olağan değil istisnai bir yöntem hâline getirmektedir. Dolayısıyla söz konusu alanın gerçekten dinamik ve teknik bir nitelik taşıyıp taşımadığı ortaya konulmadan açık ceza hükmüne başvurulması, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin zedelenmesi sonucunu doğurabilecektir.</p>

<p>19. İkinci olarak suçun konusu ile yaptırımın kanunda yeterli açıklıkta ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenip belirlenmediği değerlendirilmelidir. Bu çerçevede kanunun ikincil düzenlemelere bırakılan alanın kapsam ve sınırlarını belirleyen çerçeve hükümler içerip içermediği incelenmelidir. Özellikle idareye verilen yetkinin, yalnızca teknik ayrıntıları ve somut fiilleri belirlemeyle sınırlı olup olmadığı ya da bunun ötesine geçerek hangi fiillerin yaptırıma tabi tutulacağına ilişkin geniş ve sınırları belirsiz bir takdir alanı tanıyıp tanımadığı gözetilmelidir. İdareye suça konu fiilleri belirleme yetkisinin yanı sıra bu fiillerden hangilerinin yaptırıma tabi tutulacağını tayin etme yönünde bir takdir alanı tanınması hâlinde yaptırıma bağlanan fiillerin kanunla yeterli açıklık ve kesinlikte belirlenmiş olduğundan söz edilemez. Bu durumda hangi eylemlerin hukuki yaptırıma konu olacağının kanun düzeyinde öngörülebilir bir çerçevede ortaya konulmaması nedeniyle bireylerin davranışlarını buna göre yönlendirmeleri mümkün olmayacaktır. Bu ise suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ayrılmaz unsurları olan belirlilik ve öngörülebilirlik güvencelerini zedeler. Buna karşılık ikincil düzenlemelere bırakılan alanın kapsam ve sınırlarının kanunun diğer hükümleriyle belirlenmiş olması ve bu suretle idareye tanınan yetkinin çerçevesinin çizilmesi hâlinde açık ceza hükmünün anılan nedenle tek başına Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşılamaz.</p>

<p>20. Son olarak ise kanunun atıfta bulunduğu ikincil düzenlemelerde yer alan somut fiillerin ilgililer tarafından önceden bilinebilir olmasını sağlayacak güvencelerin bulunup bulunmadığı incelenmelidir. Bu bağlamda söz konusu düzenlemelerin Resmî Gazete’de yayımlanması, ilan edilmesi, duyurulması veya ilgililere başka yollarla bildirilmesi gibi mekanizmalarla erişilebilir kılınıp kılınmadığı gözetilmelidir. Zira bireylerin hangi fiillerin yasaklandığını önceden bilmesi ve davranışlarını buna göre yönlendirebilmesi, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin temel unsurlarından biridir. İkincil düzenlemelerin ilgililerin bilgisine sunulmasını güvence altına alan herhangi bir mekanizmanın öngörülmemesi hâlinde düzenlemelerin öngörülebilir ve erişilebilir olduğu söylenemez. Bu durum da suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>21. Bu bağlamda ilk olarak itiraz konusu kural bakımından düzenlenen alanın niteliği değerlendirilmelidir. Kuralla, usulsüzlük cezasının uygulanmasının öngörüldüğü alan gümrük işlemlerine ilişkindir. Gümrük işlemlerinin uluslararası ticaret, ekonomik gelişmeler ve teknik düzenlemelerle doğrudan ilişkili olduğu gözetildiğinde değişen koşullara göre ayrıntılı düzenlemeler yapılmasını gerektiren teknik bir alan olmadığı söylenemez.</p>

<p>22. İkinci olarak kurala konu suçun konusu ile yaptırımın kuralda yeterli açıklıkta ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenip belirlenmediği hususunun incelenmesi gerekmektedir. Kuralda 4458 sayılı Kanun’da ayrıca bir ceza öngörülmemiş hâllerde ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere aykırı hareket edenlere usulsüzlük cezasının uygulanacağı belirtilmiştir. Ancak kural uyarınca usulsüzlük cezasının uygulanabilmesi için yalnızca fiillerin ikincil düzenlemelerde belirlenmesi yeterli olmayıp bu fiillerin usulsüzlük cezasına tabi olacağının da söz konusu düzenlemelerde açıkça öngörülmesi gerekmektedir. Bu durum, yalnızca fiillerin değil aynı zamanda hangi fiillerin yaptırıma tabi olacağının belirlenmesinin de ikincil düzenlemelere bırakılması sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>23. Başka bir ifadeyle kuralla idareye, ikincil düzenlemelerde yer alan yükümlülüklerden hangilerinin usulsüzlük cezası yaptırımına bağlanacağını belirleme yetkisi verilmektedir. Bu durum, suç konusunun kanunla belirlenmesi yerine idari düzenlemelerle belirlenmesine yol açmaktadır.</p>

<p>24. Öte yandan kuralda yer verilen “<i>ikincil düzenlemeler</i>” kavramı yalnızca yönetmelikleri değil tebliğ, genelge ve benzeri düzenleyici işlemleri de kapsayabilecek genişliktedir. Bu tür düzenleyici işlemlerin tamamının Resmî Gazete’de yayımlanması, ilan edilmesi, duyurulması ya da ilgililere bildirilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Dolayısıyla ikincil düzenlemelerle getirilen yükümlülüklerin ve bunlara bağlanan yaptırımların kişilerin bilgisine sunulmasını güvence altına alan bir kanuni düzenlemenin de bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>25. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p><strong>IV. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>27. 4458 sayılı Kanun’un 241. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…</i>” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkrada yer alan<strong> </strong>“<i>…ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan…</i>” ibaresinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 241. maddesinin 18/6/2009 tarihli ve 5911 sayılı Kanun’un 63. maddesiyle değiştirilen (1) numaralı fıkrasında yer alan;</p>

<p><strong>A.</strong> “<i>…ikincil düzenlemelerle getirilen hükümlere…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> “<i>…ve bu Kanunda tanınan yetkilere dayanılarak çıkarılan…</i>” ibaresinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025269-e-202672-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="25946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/208 E., 2026/69 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025208-e-202669-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025208-e-202669-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/3/2026 tarihli, 2025/208 esas - 2026/69 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/208</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/69</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 2/6/2026-33268</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının Anayasa’nın 2. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>OLAY: </strong>Millî Eğitim Bakanlığı (Bakanlık) tarafından verilen bursun geri ödenmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu (28) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><u>“<strong><i>(28) 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamına girenler ile söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre içinde anılan maddede belirtilen nedenlerle haklarında borç takibi yapılanlar veya yapılması gerekenlerin, kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafa ilişkin borç tutarları, (daha önce bu borçları ile ilgili olarak yapılandırma düzenlemelerinden yararlanmış ve ödemeleri devam edenler dâhil) bu Kanunun yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Millî Eğitim Bakanlığına başvurmaları hâlinde, imzaladıkları yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi hükümleri dikkate alınmaksızın ve ilgililere önceden ödedikleri faizleri iade etme sonucu doğurmaksızın bu fıkra hükümlerine göre yeniden hesaplanır ve başvuru süresi içinde tahsilat işlemi durdurulur. 5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 34 üncü maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için herhangi bir fer’i alacak hesaplanmaz. Bunların daha önce ödemiş oldukları tutar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutar, anapara borç tutarından mahsup edilir. Bu fıkra uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderleri tahsil edilmez. Hesaplanan borç tutarı, ilgilinin durumu ve ödenmesi gereken meblağ dikkate alınarak yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınması kaydıyla azami beş yıla kadar taksitlendirilebilir. Bu fıkra kapsamında düzenlenen yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi damga vergisi ve noter harcından müstesnadır. Ancak terör örgütlerine veya Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesi ile öğrencilikle veya mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içerisinde kadrolarıyla ilişiği kesilenler hakkında bu fıkra hükümleri uygulanmaz.</i></strong></u>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 8/10/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle uygulanacak kural sorunu görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptali için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu fıkrada 8/4/1929 tarihli ve 1416 sayılı Ecnebi Memleketlere Gönderilecek Talebe Hakkında Kanun kapsamında haklarında borç takibi yapılanların borç tutarlarının yeniden yapılandırılmasına dair düzenlemelere yer verilmiştir.</p>

<p>4. Fıkranın birinci cümlesinde söz konusu Kanun kapsamında borç takibi yapılanlara borçlarını yapılandırma imkânı tanınmış, ikinci cümlesinde yapılandırma talebinde bulunan kişiler hakkında herhangi bir ferî alacak hesaplanmayacağı öngörülmüş, üçüncü cümlesinde ise bu kişilerin daha önce ödediği tutarlar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutarların anapara borç tutarından mahsup edileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>5. Dördüncü cümlede, fıkra uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderlerinin tahsil edilmeyeceği belirtilmiş, beşinci cümlede, yapılandırılan borç için taksitlendirme imkânı tanınmış, altıncı cümlede, fıkra kapsamında düzenlenen yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedinin damga vergisi ve noter harcından müstesna olduğu hüküm altına alınmıştır. Yedinci cümlede ise yapılandırma imkânından kimlerin yararlanamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Bakılmakta olan davanın konusu 1416 sayılı Kanun kapsamında Bakanlık tarafından verilmiş olan bursun geri ödenmesi talebine ilişkindir. Söz konusu davaya bakılmakta iken 7440 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesi üzerine davanın konusuz kaldığı gerekçesiyle verilen karar verilmesine yer olmadığına dair kararın yalnızca yargılama giderleri yönünden istinaf başvurusuna konu edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince sadece bu husus yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla istinaf incelemesi sonrasında bakılmakta olan davanın konusunu vekâlet ücreti de dâhil olmak üzere yargılama giderleri oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Bu itibarla anılan Kanun’un 10. maddesinin itiraz konusu (28) numaralı fıkrasının birinci, ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümlelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu cümlelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>8. Açıklanan nedenlerle 9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci, ikinci, üçüncü, beşinci, altıncı ve yedinci cümlelerinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemenin bakmakta olduğu davada uygulanma imkânı bulunmadığından bu cümlelere yönelik başvurunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> Dördüncü cümlesinin esasının incelenmesine,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>9. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ömer MENCİK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Genel Açıklama</strong></p>

<p>10. Ülkemizde yurt dışına öğrenci gönderilmesine ilişkin usul ve esaslar 1416 sayılı Kanun’da düzenlenmiştir.</p>

<p>11. Anılan Kanun’un 1. maddesinde genel ve katma bütçeden ödenek alan devlet daireleri, tekel idareleri, iller, belediyeler, ticaret odaları ve sözleşmeleri gereğince öğrenci göndermeleri zorunlu şirketlerin eğitim için yabancı ülkelere gönderecekleri öğrencilerin bu Kanun hükümlerine tabi olduğu, 2. maddesinde de söz konusu kurum ve kuruluşlar tarafından yurt dışına gönderilecek öğrencilerin Bakanlıkça yapılacak sınavla belirleneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>12. Kanun kapsamında yurt dışına gönderilecek öğrenciler yazılı ve sözlü sınav sonucuna göre belirlenmektedir. Yazılı sınav; Bakanlık veya düzenlenecek protokolle Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) tarafından, sözlü sınav ise Bakanlıkça oluşturulan sözlü sınav komisyonu tarafından yapılmaktadır.</p>

<p>13. Kanun uyarınca yurt dışına gönderilenleri; kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu öğrenciler, kamu görevini yürütmekte olanlar ve üniversitelerde öğretim elemanı olarak görev yapanlar olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür.</p>

<p>14. Kanun’un 10. maddesinde, yurt dışına gönderilecek öğrencilerden bu Kanun ile kendilerine yüklenen zorunlulukları yerine getireceklerine ilişkin taahhütname alınması öngörülmüştür. Söz konusu taahhütname sınavı kazanan ve gönderilmeleri kararlaştırılan kişilerden Bakanlıkça alınmaktadır.</p>

<p>15. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun ek 34. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ilgili kanunlara veya Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine göre öğrenim görmek, yetiştirilmek, eğitilmek, bilgilerini artırmak, staj yapmak veya benzeri bir nedenle geçici süreli görevlendirilmek suretiyle üç ay veya daha fazla süre ile yurt dışına gönderilen kamu personelinin yurt dışında bulundukları sürenin iki katı kadar mecburi hizmetle yükümlü oldukları belirtilmiştir. Anılan maddenin dördüncü fıkrasında ise 1416 sayılı Kanun ve diğer kanun hükümleri uyarınca yurt dışına gönderilen öğrenciler hakkında da bu madde hükümlerinin uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>16. Öte yandan söz konusu Kanun’un 18. maddesinin birinci fıkrasına göre eğitimini tamamlayarak yurda dönen öğrenci kendisine teklif olunacak hizmeti kabule mecburdur. Dolayısıyla yurt dışına gönderilen ve kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu öğrenciler de mecburi hizmetle yükümlüdür.</p>

<p>17. Kanun’un 19. maddesinde ise yurt dışına gönderilenlerin tazminat yükümlülüğü düzenlenmektedir. Buna göre Kanun uyarınca mecburi hizmet karşılığı yurt dışına gönderilenlerden eğitimin herhangi bir aşamasında öğrencilikle ilişikleri kesilenler, öğrenim sürelerinin bitiminde mecburi hizmetlerini tamamlamak üzere görevlerine başlamayanlar, görevlerine başlayıp da yükümlü bulundukları mecburi hizmetini bitirmeden görevlerinden ayrılanlar ile göreve başladıktan sonra mecburi hizmetle yükümlü bulundukları süre içinde kadrolarıyla ilişiği kesilenler 657 sayılı Kanun’un ek 34. maddesi uyarınca öğrenim masraflarını faizleriyle birlikte ödemekle yükümlüdürler.</p>

<p>18. Anılan maddenin ikinci fıkrasında yurt dışına gönderilen kamu personelinin mecburi hizmet yükümlülüğünü yerine getirmeden veya tamamlamadan görevinden ayrılması, müstafi sayılması ya da bir cezayla görevine son verilmesi hâlinde kendileri için kurumlarınca fiilen döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafların aynı döviz cins ve miktarı üzerinden borçlandırılacağı, döviz borcu toplamından mecburi hizmetin tamamlanan kısmı için hesaplanan miktarın indirileceği, hesaplanan borç miktarının ilgilinin durumu ve ödettirilecek meblağ dikkate alınarak azami beş yıla kadar taksitlendirilebileceği, borç miktarının ilgili tarafından Türk lirası ile ödeneceği ve yapılan ödemenin miktarının tahsil tarihindeki T.C. Merkez Bankasınca tespit ve ilan edilen efektif satış kuru üzerinden dövize çevrilerek hesaplanan döviz borcundan mahsup edileceği öngörülmüştür. Maddenin dördüncü fıkrası gereğince tazminat yükümlülüğüne ilişkin söz konusu düzenleme yurt dışına gönderilen ve kamuda herhangi bir görevi bulunmayan lisans mezunu öğrenciler hakkında da uygulanacaktır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>19. 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasında, 1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrencilerin, tazminat borçlarını yeniden yapılandırmasına imkân tanınmış ve buna ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p>20. Anılan fıkranın birinci cümlesinde söz konusu Kanun’un geçici 1. maddesinin birinci fıkrası kapsamına girenler ile söz konusu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar geçen süre içinde maddede belirtilen nedenlerle haklarında borç takibi yapılan veya yapılması gereken kişilerin kendilerine döviz olarak yapılmış olan her türlü masrafa ilişkin borç tutarlarının 7440 sayılı Kanun’un yayımını izleyen üçüncü ayın sonuna kadar Bakanlığa başvurmaları hâlinde, anılan Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrası hükümlerine göre yeniden hesaplanacağı ve başvuru süresi içinde tahsilat işlemlerinin durdurulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>21. Fıkranın ikinci cümlesinde 5/8/1996 tarihinden sonra yüklenme senedi ile muteber imzalı müteselsil kefalet senedi alınanlar hakkında, 657 sayılı Kanun’un ek 34. maddesinin ikinci fıkrası hükümlerine göre 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten önceki süreler için herhangi bir ferî alacağın hesaplanmayacağı hüküm altına alınmıştır. Üçüncü cümlede bu kişilerin daha önce ödemiş oldukları tutarlar ile mecburi hizmetlerinde değerlendirilen sürelere isabet eden tutarların anapara borç tutarından mahsup edilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>22. İtiraz konusu dördüncü cümlede ise fıkra uyarınca vazgeçilen borç tutarına isabet eden vekâlet ücreti de dâhil yargılama giderlerinin tahsil edilmeyeceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>23. 1416 sayılı Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat borçlarının 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrası gereğince yapılandırılması durumunda söz konusu tazminat borcuyla ilgili olarak devam eden davalar hakkında olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesine gerek kalmayacağından Bakanlık ile borçlular arasındaki bu davaların konusuz kalacağı ve davanın esası hakkında karar verilmeyeceği açıktır. Ancak mahkeme, 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 331. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumuna göre vekâlet ücreti de dâhil olmak üzere yargılama giderlerini takdir edecektir.</p>

<p>24. İtiraz konusu kuralda ise 1416 sayılı Kanun’dan kaynaklı tazminat borçlarını ilgilendiren davalarda vazgeçilen borç tutarına isabet eden yargılama giderlerinin haksız olsa dahi karşı taraftan tahsil edilmemesi öngörülmektedir. Buna göre Mahkeme söz konusu yargılama giderinin, gideri yapan taraf üzerinde bırakılmasına hükmedecektir.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>25. Başvuru kararında özetle; 7440 sayılı Kanun’un 10. maddesinin fıkraları arasında çelişkilerin bulunduğu, bu durumun yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat borçlarıyla ilgili olarak devam eden davalarda yargılama giderlerinin hangi taraf üzerinde kalacağına ilişkin olarak belirsizliğe neden olduğu ve hukuki güvenlik ve sosyal hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>26. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>27. İtiraz konusu kuralla 1416 sayılı Kanun’dan kaynaklı tazminat borçlarını ilgilendiren tüm uyuşmazlıklarda vazgeçilen borç tutarına isabet eden yargılama giderlerinin karşı taraftan tahsil edilmemesi öngörülmektedir. Bu hâliyle kuralın hem idare hem de borçlular açısından iki yönü bulunduğundan anayasallık denetiminin idare ve kişiler bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>28. Kural, borçluların haklı olmaları durumunda lehlerine daha az yargılama giderine hükmedilmesi sonucunu doğuracak niteliktedir. Bu yönüyle kuralın borçlular yönünden incelenmesi gerekir.</p>

<p>29. Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.</i>” denilmektedir. Anılan maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir (AYM, E.2021/9, K.2022/4, 26/1/2022, § 28).</p>

<p>30. Hak arama özgürlüğünün temel unsurlarından biri mahkemeye erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, hukuki bir uyuşmazlığın bu konuda karar verme yetkisine sahip bir mahkeme önüne götürülmesi hakkını da kapsar. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin ya da zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir (AYM, E.2021/37, K.2021/63, 22/9/2021, § 17; E.2021/20, K.2022/84, 30/6/2022, § 10; E.2022/104, K.2023/28, 16/2/2023, § 10).</p>

<p>31. Dava hakkının etkili bir şekilde kullanılabilmesi, hukuk ve ceza yargılamaları ile idari yargılamalarda kişilere avukat yardımından faydalanmaları hususunda gerekli imkânların ve tarafların yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin haksız olması durumunda karşı taraftan tahsilinin sağlanmasıyla mümkündür. Dolayısıyla yargılama giderlerinin ve bu kapsamda olan vekâlet ücretinin miktarının hangi taraftan tahsil edileceğinin ve buna ilişkin şartların dava hakkı kapsamda değerlendirilmesi gerekir (benzer bir değerlendirme için bkz. AYM, E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 20).</p>

<p>32. Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine hükmedileceği belli olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul hükmü olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir (<i>Serkan Acar </i>[1. B.], B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38; <i>Mehmet Okutan ve Mustafa Okutan </i>[2. B.], B. No: 2018/293, 18/5/2021, § 43). Bu bağlamda taraflar aleyhine vekâlet ücretine ve yargılama giderlerine hükmedilmesini ve tarafların yargılama sürecinde yüklendikleri giderlerin karşı tarafa yükletilmesi talebinin reddini öngören düzenlemeler mahkemeye erişim hakkını ilgilendirir (benzer bir değerlendirme için bkz. <i>Hilmi Kocabey ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2018/27686, 17/11/2021, § 98). Dolayısıyla kuralın, yargılama giderlerinin bir kısmının karşı tarafa yükletilmesini imkânsız hâle getirmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olduğu açıktır.</p>

<p>33. Kuralın yer aldığı fıkrada, anılan Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat borçlarının yeniden yapılandırılabilmesine imkân tanınmış, ancak söz konusu yapılandırma imkânından yararlanabilmesi için borçlunun başvuru yapması zorunlu kılınmıştır. Kuralda ise anılan Kanun’dan kaynaklı tazminat borçlarına ilişkin davalarda, borçlunun haklı olması durumunda dava konusu miktarın tamamı yerine vazgeçilen borç tutarı hariç tutulmak suretiyle kalan miktara göre yargılama giderlerinin takdir edilmesine imkân tanınmıştır.</p>

<p>34. Kuralın yol açtığı bu sonucun borçlunun serbest iradesiyle yaptığı bir tercihin sonucu olduğu açıktır. Borçlu, yargılamaya devam etmek yerine yapılandırma imkânından yararlanmayı tercih ettiğinde kanunda bu tercihe bağlanan sonuçlara maruz kalmaktadır. Dolayısıyla borçlunun, mahkemeye erişim hakkının güvencelerinden yararlanamaması kendi rıza ve iradesinden, başka bir anlatımla feragatinden kaynaklı olarak ortaya çıkan bir neticedir.</p>

<p>35. Anayasa’nın 36. maddesinde kişilerin adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmesini geçersiz kılan açık bir hüküm yer almamaktadır. Dolayısıyla davacı veya davalıların mahkemeye erişim hakkından belirli şartlar altında feragat edilebilmesi mümkündür. Söz konusu feragat açık biçimde olabileceği gibi zımnen de olabilir (bazı farklarla birlikte bkz. AYM, E.2022/145, K.2023/59, 22/3/2023, §§ 22, 23; <i>Nurettin Balta</i> [1. B.], B. No: 2016/10023, 28/12/2021, § 45).</p>

<p>36. Söz konusu feragatin Anayasa’ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin kesin olarak (tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi yönünden makul ve öngörülebilir olması gerekir. Buna ek olarak asgari usul güvencelerinin sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması zorunludur (bazı farklılıklar ve eklemelerle birlikte bkz. <i>Nurettin Balta</i> [1. B.], B. No: 2016/10023, 28/12/2021<i>, </i>§ 45; <i>Selçuk Arslan</i>, § 62).</p>

<p>37. Kuralın yer aldığı fıkrada tazminat borcunun yapılandırılabilmesi için borçlunun başvurusunun zorunlu tutulması, kuralda ise yapılandırma sonrasında idarenin vazgeçtiği borç için yargılama gideri takdir edilemeyeceğinin hüküm altına alınması karşısında borçlu tarafından feragat iradesinin kesin ve tereddütsüz bir şekilde ortaya konulmasına imkân tanındığı, dolayısıyla borçlu yönünden feragatin sonuçlarının makul ve öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>38. Mahkemeye erişim hakkından feragat edildiği süreçte sanığa asgari usul güvencelerinin sağlanması da gerekmektedir. Kanun kapsamında yurt dışına gönderilen öğrencilerin tazminat borçlarının yapılandırılması için borçluların bizzat başvurusu gerekmektedir. Bu nedenle borçluların başvuru yapmamak suretiyle tazminat borçlarını yapılandırmamaları, bu bağlamda tarafı oldukları davaları devam ettirmek suretiyle o dava nedeniyle yaptığı masrafların davanın konusunun tamamına göre talep etmeleri her zaman mümkündür.</p>

<p>39. Öte yandan borçlulara yapılandırmaya başvurmak için üç aylık bir süre tanınmıştır. Bu bağlamda borçlunun iradesini sağlıklı bir şekilde ortaya koyabilmesine imkân sağlayacak sürenin kendisine tanındığı da anlaşılmaktadır. Ayrıca kuralda açıkça düzenlenmiş olması karşısında borcun yapılandırılması durumunda borçlunun, idarenin vazgeçtiği borç tutarına isabet eden tutar oranında yargılama gideri talep etme hakkının olmadığını bilebilecek durumda olduğu da açıktır.</p>

<p>40. Son olarak yargı mercilerinin borçlu aleyhine yargılama giderine hükmederken bu husustaki gerekçelerini kararda göstermesi gerektiği ve buna ilişkin itirazların -kanun yolu açık olan davalarda- üst mahkemeler nezdinde ileri sürülmesinin mümkün olduğu da tartışmasızdır. Dolayısıyla borçlu açısından feragatin sonuçlarının makul bir şekilde öngörülebilir olduğu ve borçluya asgari usul güvencelerinin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>41. Öte yandan borçlunun kural kapsamında idarenin vazgeçtiği borç tutarı oranında yargılama gideri alamamasını meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p>42. Bu itibarla kuralın adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkıyla çelişen bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>43. Diğer yandan kural, idarenin haklı olduğu davalar yönünden incelendiğinde; vazgeçilen borç tutarı dikkate alınmadan yargılama giderlerine hükmedilmesi, idare lehine daha az vekâlet ücretinin takdir edilmesi sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>44. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuki güvenliği sağlayan, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>45. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir.</i>” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması devletin pozitif yükümlülüklerindendir. Bu bağlamda kanun koyucunun uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması ve yeni uyuşmazlıkların ortaya çıkmasının önüne geçilerek dava sayısının azaltılması suretiyle adalet hizmetlerinin iyi bir şekilde işlemesini sağlamak ve böylece toplumsal barışın tesis edilmesine de katkıda bulunarak nihai olarak kamu yararını gerçekleştirmek amacıyla belirli konulardaki uyuşmazlıklara ilişkin davaların ortadan kaldırılmasına yönelik düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu açıktır (AYM, E.2024/86, K.2024/230, 25/12/2024, § 22).</p>

<p>46. Öte yandan Anayasa’nın 142. maddesine göre yargılama usulüne ilişkin kuralların belirlenmesi ve bu konuda ihtiyaç duyulan düzenlemelerin yapılması, tarafların yaptığı hangi tür giderlerin yargılama gideri olarak kabul edileceği ile yargılama giderlerinin hangi ölçütlere göre tespit edileceğinin belirlenmesi anayasal ilke ve sınırlar içinde kanun koyucunun takdirindedir (benzer değerlendirme için bkz. AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, § 36; E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, § 50).</p>

<p>47. Kuralın da yer aldığı fıkrada, yurt dışına gönderilen öğrencilerden haklarında borç takibi yapılanlar veya yapılması gerekenlerin borçlarının yeniden hesaplanacağı, ayrıca bu hesaplama sırasında herhangi bir ferî alacak hesaplamasının yapılmayacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla yapılandırmayla birlikte idarenin tahsil etmesi gereken alacağının bir kısmından vazgeçeceği anlaşılmaktadır. Nitekim kuralda vazgeçilen borç tutarından bahsedilmiş olması da bu hususu doğrulamaktadır.</p>

<p>48. Kanun koyucu uyuşmazlıkların bir an önce sonuçlandırılması için devletin bir kısım alacağından vazgeçmesine yönelik düzenlemeler yapma konusunda takdir yetkisine sahiptir. Bunun yanı sıra devletin yapmış olduğu yargılama giderlerinin bir kısmından vazgeçmesinin öngörülmesi de kanun koyucunun takdirindedir. Bu itibarla kanun koyucunun takdir yetkisi çerçevesinde kabul ettiği kuralın hukuk devleti ilkesiyle çelişen bir yönü bulunmamaktadır (benzer kanuni düzenlemelerin incelendiği kararlar için bkz. AYM, E.2023/54, K.2023/90, 4/5/2023, §§ 11-43; E.2021/58, K.2024/14, 23/1/2024, §§ 18-81; E.2024/130, K.2024/235, 25/12/2024, §§ 42-83).</p>

<p>49. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 36. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>9/3/2023 tarihli ve 7440 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 10. maddesinin (28) numaralı fıkrasının dördüncü cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td colspan="2">
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025208-e-202669-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Jun 2026 09:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="98597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29668"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85981"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80825"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="64162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="91866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="40003"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="70832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="13405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="98312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="74125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="16515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="13162"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
