<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 20 Jun 2026 19:53:24 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tarım Arazilerinde Tiny House Kullanımının Hukuki Boyutu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-tiny-house-kullaniminin-hukuki-boyutu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-tiny-house-kullaniminin-hukuki-boyutu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son yıllarda doğayla iç içe yaşam isteğinin artması, konut maliyetlerinin yükselmesi ve minimalist yaşam anlayışının yaygınlaşmasıyla birlikte “tiny house” olarak adlandırılan küçük yaşam alanları Türkiye'de de önemli bir ilgi görmeye başlamıştır. Özellikle tarım arazileri üzerine yerleştirilen tiny house'lar, vatandaşlar açısından alternatif bir yaşam modeli olarak değerlendirilirken; idareler bakımından ise imar mevzuatı, tarım arazilerinin korunması ve kaçak yapılaşma sorunlarını gündeme getirmektedir. Bu nedenle tiny house uygulamalarının hukuki statüsünün doğru değerlendirilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Tiny house kavramı genel olarak iki farklı kategoride incelenmektedir: tekerlekli (mobil) tiny house'lar ve tekerleksiz (sabit) tiny house'lar. Tekerlekli tiny house'lar, şasi üzerine inşa edilen, plaka ve ruhsat sahibi olan, Karayolları Trafik Mevzuatı kapsamında değerlendirilen ve hukuken çekme karavan niteliği taşıyan yapılardır. Buna karşılık tekerleksiz tiny house'lar veya tekerlekli olmasına rağmen zemine sabitlenen, altyapı bağlantıları yapılan ve sürekli kullanım amacıyla yerleştirilen yapılar ise yapı niteliği kazanmakta ve doğrudan imar mevzuatına tabi olmaktadır.</p>

<p>Bu ayrımın temelinde, yapının hukuki niteliğinin belirlenmesi yatmaktadır. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında O1 veya O2 sınıfı tip onay belgesine sahip, ruhsatlandırılmış ve hareket kabiliyeti bulunan tiny house'lar hukuken bir araç veya römork olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle söz konusu yapılar, kural olarak yapı ruhsatına tabi değildir. Ancak tekerlekli olması tek başına yeterli değildir. İdarenin ve yargının değerlendirmesinde, yapının fiilen nasıl kullanıldığı da önem taşımaktadır. Eğer tiny house uzun süre aynı yerde tutuluyor, elektrik ve su şebekelerine bağlanıyor, fosseptik sistemi oluşturuluyor, etrafına veranda veya beton platform yapılıyor ve yaşam alanı olarak sürekli kullanılıyorsa, artık hareketli araç niteliğinden uzaklaşılarak yapı niteliği kazandığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Tarım arazilerinde tiny house kullanımının en önemli hukuki engeli ise 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'dur. Söz konusu Kanun, tarım topraklarının korunmasını ve amaç dışı kullanımının önlenmesini amaçlamaktadır. Kanun kapsamında tarım arazilerinin konut, ticaret veya farklı amaçlarla kullanılabilmesi için belirli izin süreçlerinin tamamlanması gerekmektedir. Özellikle mutlak tarım arazileri üzerinde yapılaşmaya son derece sınırlı şekilde izin verilmekte, marjinal tarım arazilerinde ise belirli şartların gerçekleşmesi halinde tarım dışı kullanım izni alınabilmektedir.</p>

<p>Uygulamada vatandaşların en sık karşılaştığı sorunlardan biri, tekerlekli tiny house'un tarım arazisine yerleştirilmesinin her durumda hukuka uygun olduğu yönündeki yanlış kanaattir. Oysa belediyeler ve tarım idareleri son yıllarda bu konuda daha sıkı denetimler gerçekleştirmektedir. Özellikle çok sayıda tiny house'un bir araya getirilerek "tiny house köyü" şeklinde kullanılması, kooperatifler aracılığıyla tarım arazilerinin fiilen yerleşim alanına dönüştürülmesi veya ticari konaklama faaliyetleri yürütülmesi halinde ciddi yaptırımlar uygulanmaktadır.</p>

<p>Nitekim belediyeler tarafından yapılan değerlendirmelerde, plakalı ve ruhsatlı bir aracın tarım arazisinde süresiz şekilde konaklama amacıyla kullanılmasının otomatik olarak hukuka uygunluk sağlamadığı belirtilmektedir. Yapının fiilen konut işlevi görmesi, sürekli kullanım amacı taşıması ve toprağa bağlı hale getirilmesi durumunda İmar Kanunu kapsamında "yapı" olarak kabul edilmesi mümkündür. Yargı kararlarında da yapının toprağa bağlılığı ve süreklilik arz eden kullanımı temel kriter olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p>Tarım arazilerine mevzuata aykırı şekilde tiny house yerleştirilmesi halinde çeşitli idari ve cezai yaptırımlar söz konusu olabilmektedir. İlk aşamada belediye veya ilgili idare tarafından yapı tatil zaptı düzenlenmekte ve kullanım durdurulmaktadır. Daha sonra 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 42. maddesi kapsamında idari para cezaları uygulanabilmekte, 32. madde kapsamında ise yapının kaldırılması veya yıkılması yönünde karar alınabilmektedir. Ayrıca durumun niteliğine göre Türk Ceza Kanunu'nun 184. maddesinde düzenlenen imar kirliliğine neden olma suçu kapsamında adli süreçler de gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, her tiny house uygulamasının hukuka aykırı olduğu söylenemez. Gerçekten de tekerlekli, ruhsatlı, plakalı, hareket kabiliyetini koruyan ve herhangi bir sabit altyapı bağlantısı bulunmayan mobil evlerin araç statüsünde değerlendirilmesi mümkündür. Özellikle güneş paneli, taşınabilir su deposu ve geçici bağlantılarla kullanılan sistemlerde yapının mobil niteliği korunmaktadır. Ancak bu durumun her somut olayın özelliklerine göre değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır.</p>

<p>Öte yandan son yıllarda tiny house'ların yalnızca bireysel kullanım amacıyla değil, kırsal turizm ve ekoturizm projeleri kapsamında da değerlendirildiği görülmektedir. 18 Ocak 2024 tarihinde yapılan düzenlemeyle mobil evler, Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmelik kapsamında tanımlanmış ve kırsal turizm tesisleri içerisinde yer almıştır. Böylece belirli planlama ve izin süreçlerinin tamamlanması koşuluyla mobil evlerin turizm amaçlı kullanımına hukuki zemin oluşturulmuştur. Ancak bu durum, tarım arazileri üzerinde izinsiz ve plansız şekilde tiny house yerleşimleri oluşturulabileceği anlamına gelmemektedir.</p>

<p><strong>Yargı Kararları ve Uygulamadaki Durum</strong></p>

<p>Tiny house uygulamalarına ilişkin mevzuatta açık ve kapsamlı bir düzenleme bulunmamakla birlikte, idari uygulamalar ve yargı kararları belirli kriterler ortaya koymaktadır. Özellikle yapının fiili kullanım şekli, bulunduğu yerdeki sürekliliği ve toprağa bağlı hale getirilip getirilmediği hususları, hukuki nitelendirmede belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>Danıştay'ın konuya ilişkin kararlarında, tekerlekli bir yapının yalnızca ruhsatlı veya plakalı olmasının tek başına yeterli olmadığı; yapının uzun süre aynı yerde kalması, yaşam alanı olarak kullanılması ve hareket kabiliyetini fiilen kaybetmesi halinde yapı olarak değerlendirilebileceği belirtilmektedir. Bu yaklaşım, idarenin denetim faaliyetlerinde de esas alınmaktadır.</p>

<p>Uygulamada özellikle Balıkesir, Muğla, İzmir ve Çanakkale gibi kırsal yaşamın yoğun olduğu bölgelerde, tarım arazileri üzerine yerleştirilen tiny house'lara yönelik denetimler artırılmıştır. Tarım İl Müdürlükleri ile belediyeler tarafından yapılan incelemelerde, tekerlekli olmasına rağmen uzun süre aynı noktada bulunan ve konut olarak kullanılan tiny house'lar hakkında kaldırma işlemleri ve idari para cezaları uygulanabilmektedir.</p>

<p><strong>Bazı belediyelerde;</strong> kontrolsüz tiny house yapılaşmasının önüne geçebilmek amacıyla planlı kırsal turizm alanları oluşturma yaklaşımını benimsemiştir. Bu kapsamda geliştirilen modelde;</p>

<p>- Kooperatif temelli eko-köy projeleri teşvik edilmekte,</p>

<p>- Tüm yapılar imar planı ve yapı ruhsatı süreçlerine tabi tutulmakta,</p>

<p>- Tarım dışı kullanım izinleri ön şart olarak aranmaktadır.</p>

<p>Bu sistem sayesinde hem tarım arazilerinin korunması hem de kırsal yaşam ve alternatif konaklama taleplerinin hukuka uygun şekilde karşılanması amaçlanmaktadır.</p>

<p><strong>Kooperatif Modeli ve Planlı Yerleşim Çözümleri</strong></p>

<p>Son yıllarda bazı bölgelerde tiny house yerleşimlerinin kooperatifler aracılığıyla planlanması yönünde çalışmalar yapılmaktadır. Bu modelde, tarımsal niteliği değiştirilmiş veya tarım dışı kullanım izni alınmış alanlarda çevreye duyarlı yerleşimler oluşturulmaktadır.</p>

<p>Bu projelerde;</p>

<p>- Tarımsal üretim ile yaşam alanları birlikte planlanmakta,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Ortak enerji, su ve atık altyapısı kurulmakta,</p>

<p>- Her yapı için ruhsat ve çevresel izin süreçleri tamamlanmakta,</p>

<p>- Tarım arazilerinin parçalanmasının önüne geçilmektedir.</p>

<p>Böylece hem sürdürülebilir kırsal kalkınma desteklenmekte hem de kaçak yapılaşma riski azaltılmaktadır.</p>

<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Açısından Değerlendirme</strong></p>

<p>Tiny house kullanımının giderek yaygınlaşması, mevcut mevzuatın bu yeni yaşam biçimine tam olarak cevap veremediğini göstermektedir. Bu nedenle öğretide ve uygulamada;</p>

<p>- Mobil konutlara ilişkin özel bir mevzuat (kanun/yönetmelik) hazırlanması,</p>

<p>- Geçici yaşam alanlarının hukuki statüsünün netleştirilmesi,</p>

<p>- Eko-köy ve kırsal turizm projelerine yönelik standartların belirlenmesi,</p>

<p>- Tarım arazilerinin korunmasını esas alan yeni planlama modellerinin geliştirilmesi,</p>

<p>yönünde öneriler gündeme getirilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak tiny house'ların hukuki durumu, yalnızca tekerlekli olup olmamalarına göre değil; kullanım amacı, altyapı bağlantıları, bulunduğu arazi türü ve fiili kullanım şekli dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Özellikle tarım arazilerinde gerçekleştirilecek uygulamalarda, 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile 3194 sayılı İmar Kanunu hükümlerinin birlikte göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu nedenle tiny house yatırımı planlayan kişilerin, ileride idari yaptırımlarla karşılaşmamak adına öncelikle taşınmazın hukuki durumunu ve gerekli izin süreçlerini ayrıntılı şekilde incelemeleri büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tarim-arazilerinde-tiny-house-kullaniminin-hukuki-boyutu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/tout-ce-quil-faut-savoir-tiny-house-une.jpg" type="image/jpeg" length="33896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AİLE KONUTUNUN RIZASIZ DEVREDİLMESİ SEBEBİYLE TAPU İPTALİ VE TESCİL DAVALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aile-konutunun-rizasiz-devredilmesi-sebebiyle-tapu-iptali-ve-tescil-davalari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aile-konutunun-rizasiz-devredilmesi-sebebiyle-tapu-iptali-ve-tescil-davalari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aile konutu, eşlerin ve varsa çocuklarının yaşam faaliyetlerini sürdürdüğü, acı ve tatlı günleri paylaştığı, ailenin merkezi konumundaki mekandır. Türk Medeni Kanununun 194. maddesi, aile konutu üzerinde mülkiyet hakkı sahibi olan eşin tasarruf yetkisini, diğer eşin açık rızasına tabi kılarak sınırlandırmıştır. Bu çalışma; farklı hukuk kaynaklarındaki ortak esaslar, doktrindeki teorik tartışmalar, usul hukuku dinamikleri ve Yargıtayın güncel içtihat kurguları harmanlanarak, konuyu maddi hukuk, usul hukuku, ispat hukuku ve alternatif talep stratejileri ekseninde kapsamlı bir şekilde incelemektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ VE YASAL MEVZUATIN AMACI </strong></p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ile hukuk sistemimize giren en önemli koruma mekanizmalarından biri aile konutu müessesesidir. Türk Medeni Kanunu madde 194 fıkra 1 hükmüne göre eşlerden biri, diğer eşin açık rızası bulunmadıkça, aile konutu ile ilgili kira sözleşmesini feshedemez, aile konutunu devredemez veya aile konutu üzerindeki hakları sınırlayamaz. Kanun koyucunun bu emredici düzenlemeyi ihdas etmesindeki temel amaç, evlilik birliğinin devamı süresince aile bireylerinin barınma hakkını güvence altına almak, ekonomik açıdan daha zayıf konumda olan veya taşınmazın maliki olmayan eşi, diğer eşin tek taraflı, fevri ya da kötüniyetli tasarruflarına karşı korumaktır. Bu koruma, sosyal ve hukuki açıdan kamu düzenini ilgilendiren emredici bir niteliğe sahiptir.</p>

<p><strong>AÇIK RIZA KAVRAMININ MADDİ VE ŞEKİLSEL UNSURLARI </strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu madde 194 kapsamında geçerli bir devir veya sınırlı ayni hak, örneğin ipotek tesisi için malik olmayan eşin rızasının varlığı zorunludur. Bu rızanın hukuki geçerlilik kazanabilmesi için doktrin ve Yargıtay uygulamasında belirli şartlar aranmaktadır. Bunlardan ilki zaman itibariyle rızadır. Rıza beyanının, tasarruf işlemi yapılmadan önce veya en geç işlem anında verilmiş olması gerekir. İşlem anında rızası bulunmayan eşin, tasarrufa sonradan kesin ve tereddütsüz bir şekilde onay yani icazet vermesi de işlemi geriye etkili olarak geçerli hale getirir. Şekil şartı bakımından ise kanun metninde rızanın noter senedi veya yazılı şekilde verilmesi gerektiğine dair resmi bir şekil şartı öngörülmemiştir. Ancak ispat kolaylığı ve hukuki güvenlik açısından rızanın yazılı olarak ya da noter huzurunda verilmesi uygulamada büyük önem taşır. Son olarak belirlilik ilkesi gereğince eşin vereceği rıza genel nitelikli olamaz. Eşimin yapacağı tüm taşınmaz satışlarına izin veriyorum şeklindeki genel rızalar geçersizdir. Rıza beyanının, doğrudan doğruya dava konusu aile konutuna ve yapılacak olan spesifik hukuki işleme yönelik, somutlaştırılmış olması şarttır.</p>

<p><strong>AİLE KONUTU ŞERHİNİN HUKUKİ ETKİSİ VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN İYİNİYETİ</strong> Uygulamada en çok uyuşmazlık çıkan husus, tapu kaydında aile konutu şerhi bulunmayan taşınmazların üçüncü kişilere devredilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Bu noktada Türk Medeni Kanunu madde 1023’te düzenlenen Tapu Siciline Güven İlkesi ile Türk Medeni Kanunu madde 194’ün getirdiği aile konutu koruması karşı karşıya gelmektedir. Yargıtayın yerleşik ve istikrarlı içtihatlarına göre, tapu kütüğüne işlenen aile konutu şerhi kurucu değil, açıklayıcı niteliktedir. Bir taşınmazın aile konutu vasfını kazanması, tapuya şerh düşülmesiyle değil, eşlerin o konutu fiilen ortak yaşam merkezi haline getirmesiyle gerçekleşir. Dolayısıyla, tapuda şerh bulunmasa bile taşınmaz hukuken aile konutu koruması altındadır. Tapuda şerh olmaması durumunda, taşınmazı devralan üçüncü kişinin durumu titizlikle incelenir. Eğer şerh varsa, üçüncü kişinin iyiniyet iddiası dinlenmez. Şerh, herkese karşı hüküm ifade ettiğinden alıcının konutun durumunu bildiği varsayılır. Tapuda şerh yoksa, normal şartlarda iyiniyetli üçüncü kişinin kazanımı korunur. Ancak rızası alınmayan eş, satın alan üçüncü kişinin bu taşınmazın aile konutu olduğunu bildiğini veya bilebilecek durumda olduğunu ispat ederse, üçüncü kişinin iyiniyet koruması ortadan kalkar. Yargıtay, üçüncü kişinin bilebilecek durumda olma kriterini somut olayın özelliklerine göre değerlendirir. Örneğin; <u>alıcının eşlerden birinin yakın akrabası, iş ortağı, yakın köylüsü veya komşusu olması ya da eşlerin evlilik birliğinde kriz yaşadığını,</u> boşanma aşamasında olduğunu bilmesi gibi durumlarda alıcının iyiniyetli olmadığı kabul edilir ve satış işlemi iptal edilir.</p>

<p><strong>USUL HUKUKU KURALLARI VE YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Aile konutunun rızasız devri nedeniyle açılacak tapu iptal ve tescil davası, usul hukuku yönünden kendine has katı kurallara tabidir. Görevli mahkeme yönünden, 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun uyarınca bu davalarda münhasıran Aile Mahkemeleri görevlidir. Aile mahkemesinin bulunmadığı yerlerde ise Asliye Hukuk Mahkemeleri davaya Aile Mahkemesi Sıfatıyla bakmak zorundadır. Yetkili mahkeme ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu madde 12 uyarınca belirlenir. Taşınmazın aynından doğan davalar kesin yetki kuralına tabi olduğundan, dava mutlaka taşınmazın bulunduğu yer mahkemesinde açılmalıdır. Davanın tarafları yönünden maddi bakımdan zorunlu dava arkadaşlığı söz konusudur. Davacı, rızası alınmayan, malik olmayan eşin kendisidir. Eşin vefatı halinde, hukuki yararı bulunan mirasçılar davayı ikame edebilir veya devam ettirebilir. Davalı taraf ise taşınmazı rızasız devreden malik eş ile taşınmazı devralan üçüncü kişidir. Dava dilekçesinde taraflardan birinin eksik gösterilmesi halinde mahkemece taraf teşkilinin sağlanması için süre verilir. Zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından, bu davalar mülkiyet hakkına ve emredici kanun hükmüne aykırılığa dayandığı için genel olarak herhangi bir zamanaşımı veya hak düşürücü süreye tabi değildir. Ancak evlilik birliğinin boşanma veya ölüm ile kesin olarak sona ermesi halinde taşınmaz aile konutu vasfını kaybedeceğinden, bu tarihten sonra açılacak davalar genel hükümlere tabi olur. Ayrıca taşınmazı devralan üçüncü kişinin tapu siciline dayanarak 10 yıl boyunca kesintisiz ve iyiniyetle zilyetliği sürdürmesi halinde kazandırıcı zamanaşımı riski mevcuttur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İSPAT HUKUKU VE DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p>Tapuda şerh bulunmayan hallerde ispat yükü davacı eş üzerindedir. Davacı eşin iki temel unsuru ispat etmesi gerekir. Birincisi taşınmazın işlem tarihinde ailenin yaşam merkezi yani aile konutu olduğudur. İkincisi ise taşınmazı satın alan üçüncü kişinin kötüniyetli olduğudur. Taşınmazın aile konutu olduğunu ispatlamak için nüfus müdürlüğü <u>yerleşim yeri belgeleri, muhtarlık kayıtları, elektrik, su, doğalgaz abonelik kayıtları</u> ve faturalar ile aile bireylerinin okula gidiş geliş veya iş adresi kayıtları kullanılabilir. Üçüncü kişinin kötüniyetini ispatlamak için ise komşu ve akrabaların tanık beyanları, taraflar arasındaki akrabalık, komşuluk veya ticari ilişkiyi gösteren belgeler, taşınmazın rayiç bedelinin çok altında bir fiyatla devredildiğini gösteren banka ve dekont kayıtları ile sosyal medya yazışmaları, SMS veya mesajlaşma kayıtları delil olarak sunulabilir.</p>

<p><strong>DAVADA TALEP EDİLEBİLECEK SEÇENEKLER VE KADEMELİ TALEPLER</strong> Dava açılır açılmaz atılması gereken ilk pratik adım, taşınmazın üçüncü kişi tarafından iyi niyetli dördüncü kişilere devredilmesini engellemek amacıyla tapu kaydına davalıdır şerhi veya ihtiyati tedbir konulmasını talep etmektir. Aksi takdirde dava devam ederken yapılacak yeni bir devir, davayı konusuz bırakabilir veya hukuki süreci çıkmaza sokabilir. Asıl talep tapu iptal ve tescildir. Mahkeme davanın kabulüne karar verdiğinde, üçüncü kişi adına olan tapu kaydını iptal eder ve taşınmazı eski malik olan eş adına yeniden tescil eder. Taşınmaz davacı eş adına tescil edilmez; mülkiyet hakkı eski malike geri döner ancak konut üzerindeki aile konutu koruması aynen devam eder. Taşınmazın dava açılmadan önce veya dava sırasında tamamen iyiniyetli başka kişilere satılmış olması ve tapu iptalinin hukuken imkansız hale gelmesi durumunda davacı, dava dilekçesinde kademeli yani terditli talepte bulunmalıdır. Bu senaryoda rızası alınmayan eş, tapu iptali mümkün olmadığı takdirde konutun değerine tekabül eden hakkının veya zararının devri yapan malik eşten veya kötüniyetli aracı üçüncü kişiden tazminat olarak tahsil edilmesini talep edebilir.</p>

<p><strong>BOŞANMA SÜRECİ VE MAL KAÇIRMA BAĞLANTISI</strong></p>

<p>Uygulamada aile konutunun rızasız devri, sıklıkla şiddetli geçimsizlik, fiili ayrılık veya açılmış bir boşanma davası ile eş zamanlı olarak karşımıza çıkmaktadır. Malik eş, mal paylaşımı davalarında karşı tarafa verilecek bedeli düşürmek veya konuttan yararlanmasını engellemek amacıyla taşınmazı elinden çıkarma eğilimine girebilir. Açılmış bir boşanma davasının varlığı, taşınmazın aile konutu niteliğini kendiliğinden ortadan kaldırmış sayılmaz. Yargıtayın yerleşik kararlarında vurgulandığı üzere, Türk Medeni Kanunu madde 194 ‘ün sağladığı koruma boşanma hükmünün kesinleştiği ana kadar kesintisiz devam eder. Eşlerin dava sürecinde ayrı mekanlarda yaşıyor olması, konutun ortak yaşam merkezi olma hukuki vasfını zedelemez. Ancak boşanma kararı kesinleştiği andan itibaren aile konutu niteliği geçmişe etkili olmaksızın ileriye dönük olarak son bulur. Bu aşamadan sonra aile konutuna dayalı tapu iptal davası açılamaz; yalnızca devir boşanmadan önce rızasız yapılmışsa geçmişteki ihlale dayalı dava hakkı korunur. Malik eşin taşınmazı sırf mal kaçırmak amacıyla, gerçekte bir satış veya bedel olmaksızın yakın bir tanıdığına devretmesi durumunda, rızası alınmayan eş dava dilekçesinde iki farklı hukuki sebebe birlikte dayanabilir. Asli sebep olarak Türk Medeni Kanunu madde 194 uyarınca açık rızanın bulunmaması sebebiyle işlemin geçersizliği ileri sürülürken, yan sebep olarak Türk Borçlar Kanunu madde 19 uyarınca işlemin nisbi veya mutlak muvazaa yani danışıklı işlem nedeniyle hükümsüzlüğü ileri sürülebilir. Taşınmazın aile konutu olduğu ve rızanın alınmadığı tespit edilirse, muvazaa iddiasının detaylı araştırılmasına gerek kalmaksızın tapu iptal edilir. Ancak taşınmazın aile konutu niteliği ispatlanamazsa, mahkeme bu kez genel hükümler çerçevesinde muvazaa iddiasını inceleyerek bedelsizliği ve danışıklığı kontrol etmek zorundadır. Bu iki hukuki sebebin terditli veya yan yana ileri sürülmesi davacı eş için hukuki bir zırh oluşturur.</p>

<p><strong>SONUÇ OLARAK;</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu madde 194 hükmü, mülkiyet hakkına getirilmiş emredici ve sosyal amaçlı bir kısıtlamadır. Tapuda aile konutu şerhinin bulunmaması, hakkın özünü ortadan kaldırmaz; yalnızca ispat yükümlülüklerini ve üçüncü kişilerin hukuki durumunu etkiler. Yargıtayın güncel yaklaşımı, aile birliğinin korunması felsefesine dayanarak şerh olmasa dahi kötüniyetli devirleri iptal etme yönündedir. Uygulamada bu tür bir davayı yürütecek olan hukukçunun izlemesi gereken stratejik adımlar dizisi şunlardır: İlk olarak dava açılır açılmaz ilk duruşma beklenmeksizin taşınmaz kaydına üçüncü kişilere devrin önlenmesi yönünde teminatsız ihtiyati tedbir kararı alınmalıdır. Eğer taşınmaz henüz devredilmemiş ancak devir riski altındaysa, dava açılmadan önce idari yoldan aile konutu şerhi işlenmesi sağlanmalıdır. Dava dilekçesinde hem malik eş hem de devralan üçüncü kişi davalı olarak gösterilmeli, zorunlu dava arkadaşlığı nedeniyle usuli bir gecikmeye meydan verilmemelidir. Üçüncü kişinin iyiniyet savunmasını kırmak adına taraflar arasındaki sosyal medya bağları, akrabalık ilişkileri, ortak iş ortaklıkları, komşuluk ilişkileri ve tapuda gösterilen satış bedeli ile taşınmazın gerçek rayiç bedeli arasındaki fahiş fark mahkemeye sunulmalıdır. Son olarak taşınmazın iyiniyetli dördüncü kişilere geçme ihtimali gözetilerek, tapu iptal ve tescil talebinin yanında mutlaka kabul görmediği takdirde taşınmaz bedelinin tazminatı talebi kademeli olarak eklenmelidir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-onur-erhan-duva" title="Av. Onur Erhan DUVA"><img alt="Av. Onur Erhan DUVA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/onur-erhan-duva.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-onur-erhan-duva" title="Av. Onur Erhan DUVA">Av. Onur Erhan DUVA</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA:</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Demirhan, İ. B.</strong> "Aile Konutunun Devredilmesi Sebebiyle Tapu İptali ve Tescil Davası", <i>İrem Bike Demirhan Hukuk Bürosu Yayınları</i>,</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Özkan, E. &amp; Çebi, M.</strong> "Aile Konutu Şerhi Bulunmaksızın Yapılan Satışlarda Eşin Açabileceği Tapu İptal Davaları"</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve İlgili Hukuk Daireleri</strong> (1. ve 2. Hukuk Daireleri) emsal aile konutu koruması</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aile Konutunun Eşin Rızası Olmadan Devri Nedeniyle Tapu İptal ve Tescil Davası", <i>Kulaçoğlu Hukuk Yayınları</i>,</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aile-konutunun-rizasiz-devredilmesi-sebebiyle-tapu-iptali-ve-tescil-davalari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/ev-bina-terazi-tok-afkm.jpg" type="image/jpeg" length="54977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Kararı Işığında “ByLock” Delili ve Örgütsel İçerik Tespitinin Önemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-karari-isiginda-bylock-delili-ve-orgutsel-icerik-tespitinin-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-karari-isiginda-bylock-delili-ve-orgutsel-icerik-tespitinin-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20196030-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">19.06.2026 tarihli ve 33285 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan</a>, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20196030-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından 24.02.2026 tarihinde verilen <i>R. Ç. </i>kararı</a>nda;</strong> terör örgütü üyeliğinden mahkum edilen başvurucunun mahkumiyetinde, ByLock kullanımına ilişkin itirazlarının ve delil değerlendirilmesinin yeterli gerekçe ile değerlendirilip değerlendirilmediği incelenmiştir.</p>

<p><strong>Somut olayda;</strong> Ergani Cumhuriyet Başsavcılığı, lise öğretmeni olarak görev yapmakta olan başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında, FETÖ/PDY üyeliği şüphesi ile soruşturma başlatılmıştır.</p>

<p><strong>Kolluk tarafından yapılan araştırmalar sonucunda;</strong> başvurucunun, kendi adına kayıtlı GSM hattı üzerinden ByLock programı kullandığına, Bank Asya hesabı bulunup, bankanın çeşitli şubelerinde bankacılık işlemleri gerçekleştirdiğine, anılan örgütle irtibatı nedeniyle kapatılan Aktif Eğitimciler Sendikasına üye olduğuna ve Sendikanın Ergani ilçe temsilcisi olduğuna dair tespitlerde bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Başvurucu; </strong>Aktif Eğitim-Sen üyeliğini, herhangi bir yönlendirme olmadan ve herhangi bir faaliyetine katılmadan, yalnızca memurların haklarını koruduğunu düşündüğü için üye olduğu şeklinde açıklamıştır. Başvurucu daha sonra, sanık olarak yargılandığı duruşmanın ilk celsesinde, Sendikanın Ergani temsilciliği görevini yürütmediğini de söylemiştir. Bank Asya hesabını ise; faizsiz bankacılık nedeniyle tercih ettiğini, Bankadaki hesabını uzun süredir aktif olarak kullanmadığını, bunlarla birlikte terör örgütü ile hiçbir bağlantısı olmadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen iddianamede;</strong> örgütün gizli iletişim vasıtası olarak kabul edilen ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere, Bank Asya hesap hareketleri, Sendika üyeliği ve anılan örgütle irtibatlı olduğu gerekçesi ile meslekten uzaklaştırılmasına dayanılarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddia edilmiştir.</p>

<p><strong>Başvurucu, sanık olarak yargılandığı duruşmanın ilk celsesinde; </strong>temsilcilikle ilgili beyanına ek, ByLock tespiti yapılan GSM hattını kendisi kullanmakla, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını ifade etmiştir.</p>

<p><strong>Diyarbakır İl Emniyet Müdürlüğü; </strong>örgüte üye oldukları iddiası ile haklarında soruşturma yürütülen F.D.’nin ve H.Do.’nun farklı tarihlerde, kollukta şüpheli sıfatı ile alınan ifadelerine dair tutanaklarla kendilerine gösterilen fotoğraflar üzerinden yaptırılan teşhis işlemine dair tutanağı celse arasında Mahkemeye göndermiştir. Tutanakta;</p>

<p>Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen F.D.’nin, başvurucuyu örgüt içerisinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiği,</p>

<p>Etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen H.Do.’nun ise; ByLock programını kullandığını kabul etmekle, başvurucunun numarasının ByLock’unda ekli olduğunu ve onun örgüt içinde “Ergani ilçe abisi” olduğunu ifade ettiği yer almaktadır.</p>

<p><strong>Ek olarak; </strong>F.D. ve H.Do., kendilerine gösterilen fotoğraflar arasından başvurucuyu teşhis etmişlerdir.</p>

<p>Celse arasında dosyaya sunulan ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ile CGNAT kayıtları ve etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmak isteyen şahısların ifade tutanakları başvurucuya okunmuş olup; başvurucu tarafından, ByLock kullanmadığına dair savunmasını tekrarla, F.D. ve H.Do.’yu tanımadığı ve bu kişilerin beyanlarını kabul etmediği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Yargılamanın son celsesinde başvurucu müdafii tarafından;</strong> H.Do.’nun tanık olarak ifadesinin alınması talep edilmişse de, dosyanın geldiği aşama gerekçe gösterilerek bu talep reddedilmiştir.</p>

<p><strong>Başvuruya konu yargılamayı yapan Mahkemece, ByLock delili üzerinde durulmakla, delil;</strong> “04.03.2016 tarihine kadar ByLock sistemine giriş yaptığı”, “sanığa ait olan ID numarasının ekleyen şahısların sanığa ‘rmzn2143’, ‘erganili Ramazan’ şeklinde isim verdiği ve kendi ByLock listelerine bu şekil eklediği”, “silahlı terör örgütünün kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu suç örgütünün mensupları tarafından kullanılmakta olan ağ özelliğini bilerek, sisteme ancak şifre ile girilebilen dönemde birçok kez kullandığı”, “örgütün haberleşme aracı olan ByLock programının sanık tarafından yoğun bir şekilde kullanılmış olduğu” şeklinde değerlendirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca gerekçede; alt sınırdan uzaklaşılmasına karar verilirken, “sanığın yapmakta olduğu kamu görevinin niteliği” ve “örgütteki konumu” hususlarına da yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Başvurucu tarafından;</strong> ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair yargılama makamları tarafından mahkumiyet kararına dayanak alınan delillere ve değerlendirmelere karşı, davanın esasına etkili olarak ileri sürdüğü itirazların karşılanmaması nedeniyle adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>II. Anayasa Mahkemesi’nin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi;</strong> mahkumiyetin, CGNAT kayıtları ile başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğunun tespit edildiği tespit ve değerlendirme tutanağına dayandığını, ancak tutanakta yer alan veri içeriklerinin örgütsel nitelikte olup olmadığı, uygulamanın örgütsel faaliyet çerçevesinde örgüt içi iletişim amacıyla kullanılıp kullanılmadığını, başvurucunun ByLock kayıtlarında tespit edilen diğer şahıslar bakımından Yargıtay’ın öngördüğü araştırmaların yapılmadığını belirtmiştir. AYM; FETÖ/PDY’nin gizli haberleşme ağı olarak kabul edilen ByLock’u cep telefonuna yüklemenin ve kullanmanın, yalnız başına sanığın FETÖ/PDY mensubu olarak kabulünü mümkün kılmayacağını, hele yegane veya belirleyici delil olarak ByLock’un kabul edildiği davalarda, bu haberleşme programının örgütsel faaliyetler için kullanıldığının tespitinin gerektiğini söylemiş ve nitekim derece mahkemeleri ile Yargıtay da bu yönde kararlar vermiştir.</p>

<p>Başvurucunun ByLock kullanıcısı olduğu sabit olmakla birlikte, uygulamayı örgütsel amaçla kullanıp kullanmadığının ortaya koyulmasının gerekliliği üzerinde durulmuştur.</p>

<p><strong>Önceden, örgüt üyeliği suçunda mahkumiyet için, programın kullanılıp kullanılmadığı yeterli görülse de; </strong>Anayasa Mahkemesi’nin <i><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201815231-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Ferhat Kara</a> </i>ve <i><a href="https://www.hukukihaber.net/teror-orgutune-donustugu-bilinen-bir-yapiya-uye-olunmasi-nedeniyle-suc-ve-cezalarin-kanuniligi-ilkesinin-ihlal-edilmedigi" rel="dofollow">Adnan Şen</a> </i>kararlarından sonra, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi tarafından verilen <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>kararında, ulusal mahkemelerin öngörülemez şekilde ve genişletici yorum yoluyla ByLock kullanımı terör örgütü üyeliği için yeterli kabul edildiğinin tespit edildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> Anayasa Mahkemesi tarafından, başvurucunun, ByLock programını yoğun şekilde kullandığı tespit edilmişse de, yazışmalarının ve kayıtlarda yer alan diğer içeriklerinin örgüt faaliyeti çerçevesinde olup olmadığının tespit edilmesinin gerekliliği ortaya koyulmuş olup, aksi kabul araştırmaların tamamlanmadığı, belirsizlik halinin devam ettiği, bu durumda da şüphenin sanık lehine yorumlanması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p><strong>Kararda da yer verildiği üzere, Yargıtay’ın;</strong> AİHM’in <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>kararından sonraki süreçte verdiği kararlarda, örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dahil olup olmadıklarının tespit edilebilmesi için gerekli görülen araştırma işlemlerini ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaları açıkladığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın ilkesel tutumu, AYM’ye konu kararda (Kapatılan) <a href="https://www.hukukihaber.net/silahli-teror-orgutune-uye-olma-sucu-yazisma-iceriklerinin-orgutsel-nitelikte-olmamasi" rel="dofollow">Yargıtay 16. Ceza Dairesi’nin; </a></strong><a href="https://www.hukukihaber.net/silahli-teror-orgutune-uye-olma-sucu-yazisma-iceriklerinin-orgutsel-nitelikte-olmamasi" rel="dofollow">25.06.2020 tarihli, 2019/11650 E. ve 2020/3039 K. sayılı kararı</a>nda bulunan, <i>“ByLock’ta sadece diğer sanık [Ö.nün] ekli olması ve <strong>yazışma içeriklerinin örgütsel nitelikte olmadığının anlaşılmasına rağmen</strong> hatalı değerlendirmeyle sanığın, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunuıı ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının kabul edilerek yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi”</i> halinde, verilen mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğu, örgütsel nitelik taşımayan yazışma içeriğinin hatalı değerlendirildiği,</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20223864-e-202411879-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay</strong> <strong>3. Ceza Dairesi’nin; </strong>30.09.2024 tarihli, 2022/3864 E. ve 2024/11879 K. sayılı kararı</a>nda yer alan, <i>“ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, <strong>örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun</strong> ve <strong>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının</strong>, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştırılacak <strong>teknik verilerle tespiti halinde</strong> kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte” </i>denilerek, kişinin ByLock’u kullanım amacının tespit edildiği durumda, etkili bir delil mahiyeti taşıdığı,</p>

<p><strong>Aynı Dairenin; </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20227769-e-202412947-k-sayili-karari" rel="dofollow">31.10.2024 tarihli, 2022/7769 E. ve 2024/12947 K. sayılı karar</a> içeriğinden, <i>“Savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından <strong>ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak</strong>, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi” </i>bozma sebebi yapılarak, araştırmaların yapılmasının gerekliliğine örnekleri ile yer verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Yüksek Mahkeme;</strong> eksikliklerin istinaf ve temyiz aşamalarında da giderilmediğinin tespiti ile, Anayasa m.36 ile güvence altına alınan adil/dürüst yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine oyçokluğu ile karar vermiştir.</p>

<p><strong>Karar oyçokluğu ile verilmiş olup, sayın Üye tarafından karşıoyda;</strong> 477… ID numaralı ByLock hesabının başvurucu adına kayıtlı GSM üzerinden kullanıldığı, tespit edilen ilk log tarihinin 09.12.2015 olduğu, bu ID üzerinden aktif şekilde yazışmaların ve aramaların yapıldığı, aynı zamanda elektronik posta alınıp gönderildiği, tespit edilen diğer ByLock kullanıcıları tarafından başvurucuya “rmzn2143” ve “Erganili Ramazan” isimlerinin verildiği,</p>

<p>Etkin pişmanlıktan yararlanan iki şahsın da başvurucuyu teşhis ettiği, örgüt içerisinde “Ergani ilçe abisi” olarak bildiğini beyan ettiği, şahıslardan birisinin ByLock listesinde başvurucunun kayıtlı olduğu,</p>

<p>Delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasının, yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevi olduğu, başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçunu işlediğinden bahisle Yerel Mahkemenin, ByLock kullanımını ve diğer deliller ile kararını gerekçelendirerek hüküm kurduğu gerekçeleri ile çoğunluk görüşe iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>III. Değerlendirme;</strong></p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>silahlı terör örgütü olarak kabul edilen FETÖ/PDY’nin gizli bir haberleşme vasıtası sayılan<strong> </strong>ByLock’un yalnızca cep telefonuna indirilmesi hususunun tek başına örgüt üyeliği için yeterli delil kabul edilmemesinin, bu durumun somut ve destekleyici başka kanıtlarla güçlendirilmesinin, sanığın uygulamayı kullanım amacının terör örgütü mensupları ile iletişim kurmak olup olmadığının açık bir biçimde ortaya koyulmasının, yani uygulamanın örgütsel faaliyetler kapsamında kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilmesinin gerektiği,</p>

<p>Yüksek Mahkeme tarafından; ByLock kullanımının, kural olarak örgütsel iletişime özgü bir veri olması kabulü ile birlikte, bunun doğrudan örgüt üyeliği sonucuna yol açmayacağı, yani örgüt mensubiyeti için kimlik kartı sayılamayacağı, sanığın bu delile yönelik esaslı itirazlarının karşılanmaması halinde adil/dürüst yargılanma hakkının ihlal edileceği<a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-orgut-uyeligi-sucunda-bylock-deliline-yaklasimi" rel="dofollow">[1],</a></p>

<p><strong>ByLock’un tek başına/yegane veya belirleyici delil olduğu durumlarda, sanığın;</strong> uygulamayı, örgütün amacı ve faaliyeti için kullandığının net olarak belirlenmesinin gerektiği, aksi halde sanık hakkında, ya esaslı hatadan dolayı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.30/1 gereğince 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.223/3-d’ye göre ceza verilmesine yer olmadığına veya “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin tatbiki suretiyle CMK m.223/2-e gereğince beraat kararı verilmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>Diğer yandan;</strong> Sanığın örgüt mensubu olduğu başka delillerle tespit edilmişse, bu durumda ByLock uygulamasının belirleyici delil sayılmayacağı, uygulamanın örgüt faaliyeti için telefona yüklendiğinin kabul edileceği, yan veya tamamlayıcı delil olarak mahkumiyete dayanak yapılabileceği<a href="http://www.hukukihaber.net/21112023-tarihli-yargitay-karari-isiginda-bylockun-delil-kuvveti" rel="dofollow">[2],</a></p>

<p>Haberleşme programının örgüt amaçlı kullanılıp kullanılmadığının tespitinin yapılmasının gerektiği, bu aşamadan sonra görüşme içeriklerinin tespitinin, o kişinin örgütte yer aldığı konumunu, yönetici veya üye olup olmadığını ortaya koyacağı, görüşme içeriklerinin tespit edilemediğinin ve başka delillerle yönetici olduğunun anlaşılamadığı durumlarda ise, ByLock programının örgüt içi haberleşme için kullanıldığı tespitinden hareketle, failin örgütün yöneticisi değil, üyesi olduğu sonucuna varılabileceği<a href="http://www.hukukihaber.net/bylock" rel="dofollow">[3]</a>,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesi Hukukunda;</strong> hukuk devletinin bir gerekliliği olarak, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.7, Anayasa m.38 ve TCK m.2 ile güvence altında bulunan “suçta ve cezada kanunilik” prensibinden, yine İHAS m.6/2 ile Anayasa m.38/4’ün öngördüğü suçsuzluk/masumiyet karinesinden, hiçbir durumda uzaklaşılamayacağı ve bu ilkelerinin terk edilemeyeceği,</p>

<p>Bir fiilin suç sayılabilmesi için kanuni tanımın yapılması gerektiği, bir fiilden dolayı failin cezalandırılabilmesi için de, fiilin unsurlarının kanuni tanımında yer alan suçun unsurlarına denk düşmesinin zorunlu olduğu ve İspat Hukuku bakımından da “şüpheden sanık yararlanır” ilkesinin esas olup, mahkumiyet hükmü için hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş somut delillerle maddi hakikate ulaşılmasının gerektiği,</p>

<p>Gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-orgut-uyeligi-sucunda-bylock-deliline-yaklasimi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-orgut-uyeligi-sucunda-bylock-deliline-yaklasimi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-orgut-uyeligi-sucunda-bylock-deliline-yaklasimi</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/21112023-tarihli-yargitay-karari-isiginda-bylockun-delil-kuvveti" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/21112023-tarihli-yargitay-karari-isiginda-bylockun-delil-kuvveti" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/21112023-tarihli-yargitay-karari-isiginda-bylockun-delil-kuvveti</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/bylock" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/bylock"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/bylock</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-karari-isiginda-bylock-delili-ve-orgutsel-icerik-tespitinin-onemi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/bylock-aym.jpg" type="image/jpeg" length="66048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/7769 E., 2024/12947 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20227769-e-202412947-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20227769-e-202412947-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 31.10.2024 tarihli, 2022/7769 E., 2024/12947 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/7769 E., 2024/12947 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2018/998 E., 2019/815 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesinin, 06.03.2018 tarihli ve 2017/180 Esas, 2018/33 sayılı kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ile 63 üncü maddesi uyarınca 6 yıl 3 ay hapis cezasına mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.12.2019 tarihli ve 2018/998 Esas, 2019/815 sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 18.01.2022 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. Lehe olan hükümlerin uygulanması gerektiğine,</p>

<p>3. Kabule esas alınan delillerin hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Eksik araştırma, inceleme ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğuna,</p>

<p>5. ByLock'un hukuka aykırı delil niteliğinde olduğuna, sanığın ByLock kullanmadığına,</p>

<p>6.Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara,</p>

<p>İlişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmeyerek istinaf talebinin esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 Esas, 2017/970 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 Başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak gözüken şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları dosyaya getirtilip, tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulduktan sonra sonucuna göre bir karar verilmesi,</p>

<p>UYAP'ta bulunan örgütlü suçlar bilgi havuzunda araştırma yapılarak sonucunda var ise bu araştırma kapsamında elde edilecek tüm delillerin CMK'nın 217 nci maddesi uyarınca sanık ve müdafiine okunması, sanığın söz konusu delillere ilişki beyanlarının alınması, var ise beyanda bulunan şahısların duruşmada tanık sıfatıyla beyanlarının alınması, tespit edilen tüm delillerin karar yerinde tartışılması lüzumu,</p>

<p>Kabul ve uygulamaya göre de;</p>

<p>Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen cezanın 3713 sayılı Kanun’un 5 inci maddesi ile artırılması sırasında uygulanan kanun maddesinin aynı Kanun’un 5 inci maddesinin birinci fıkrası olarak gösterilmemesi,</p>

<p>Örgüt mensubu olduğuna karar verilen sanık hakkında yalnızca TCK'nın 58/9 uncu maddesi uyarınca tekerrür hükümleri uygulanması gerektiği gözetilmeyerek, ayrıca uygulama maddesi olarak TCK'nın 58/6 ncı maddesinin yazılması, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesinin, 17.12.2019 tarihli ve 2018/998 Esas, 2019/815 sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesi uyarınca Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 19. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>31.10.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20227769-e-202412947-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="18843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/3864 E., 2024/11879 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20223864-e-202411879-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20223864-e-202411879-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 30.09.2024 tarihli, 2022/3864 E., 2024/11879 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3864 E., 2024/11879 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Siirt 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 24.09.2019 gün ve 2018/243 Esas, 2019/392 sayılı Kararı ile sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 5 inci maddesinin birinci fıkrası, 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi, 53 üncü maddesi, 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası ve 63 üncü maddesi uyarınca mahkûmiyet kararı karar verilmiştir.</p>

<p>2. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 15.11.2019 tarihli ve 2019/129 Esas, 2019/86 sayılı Kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 10.12.2021 tarihli ve onama görüşünü içerir Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmadığına,</p>

<p>2. Suç işleme kastının olmadığına,</p>

<p>3. Cezaların kanuniliği ilkesinin ihlal edildiğine,</p>

<p>4. Kararın gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>5. Eksik inceleme ve araştırma ile hüküm kurulduğuna,</p>

<p>6. Bylock delilinin hukuka aykırı olduğuna,</p>

<p>7. Dijital verilerin çelişkili ve hatalı olduğuna,</p>

<p>8. Tanık ...'nın sanığı tanımadığına ve hakkında beyanı olmadığına,</p>

<p>9. ...'ya talimat ile para yatırmadığına,</p>

<p>10. Temyiz dilekçesinde belirtilen sair temyiz sebepleri ve sair hususlara ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince sanığın eyleminin, silahlı terör örgütüne üye olma suçunu oluşturduğunun kabulü ile sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik görülmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede:<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/16-956 Esas, 2017/970 sayılı Kararı ile onanarak kesinleşen Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin ilk derece mahkemesi sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas, 2017/3 sayılı Kararı ile Anayasa Mahkemesinin ... başvurusuna ilişkin 04.06.2020 tarihli ve 2018/15231 başvuru numaralı kararında belirtildiği üzere; ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle, örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını ortaya koyan bir delil olacağında şüphe bulunmamakla birlikte, savunmasında ByLock kullanıcısı olmadığını bildiren sanığın savunmasının denetlenmesi bakımından ... User ID numaralı ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ekleyen, eklenen ve irtibatlı bulunduğu kişiler olarak görünen şahıslar hakkında soruşturma yahut kovuşturma bulunup bulunmadığı araştırılarak, varsa sanık ile ilgili aşama beyanları ile sanığın eşi "... A."nın yargılandığı dava dosyasının, yine iddianamede bir kısım beyanlarına yer verilen, kovuşturma aşamasında tanık sıfatı ile dinlenilen "... U."nun hazırlık aşaması ifade ve teşhis tutanaklarının getirtilip incelenerek, "... U." beyanında geçen "..." isimli kişinin sanık olup olmadığının da tespit edilerek, temyiz aşamasında geldiği anlaşılan Siirt Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/2725 soruşturma numaralı dosyası içerisinde yer alan bilgi, belgelerin ve eşi ile adının geçtiği veri inceleme raporunun 5271 sayılı CMK’nın 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması, ilgili şahısların usulüne uygun olarak tanık sıfatıyla dinlenmelerinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 15.11.2019 tarihli ve 2019/129 Esas, 2019/86 sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca Siirt 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>30.09.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20223864-e-202411879-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="51695"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi Alacakları ve İş Hukukunda Talep Edilebilecek Başlıca Alacak Kalemleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isci-alacaklari-ve-is-hukukunda-talep-edilebilecek-baslica-alacak-kalemleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isci-alacaklari-ve-is-hukukunda-talep-edilebilecek-baslica-alacak-kalemleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>İşçi ile işveren arasındaki iş ilişkisi, yalnızca çalışma ediminin yerine getirilmesinden ibaret değildir. İşçinin emeği karşılığında ücret alma, dinlenme, fazla çalışmasının karşılığını talep etme ve iş sözleşmesinin sona ermesi halinde belirli tazminatlara hak kazanma gibi çok sayıda hakkı bulunmaktadır.</p>

<p>Uygulamada iş davalarının önemli bir kısmı; ücret, fazla mesai, yıllık izin, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretlerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle işçi alacaklarının hangi şartlarda doğduğu, nasıl ispatlanacağı ve hangi sürelerde talep edilebileceği büyük önem taşır.</p>

<p><strong>İşçi Alacakları Kaça Ayrılır?</strong></p>

<p>İşçi alacakları genel olarak iki başlık altında incelenebilir:</p>

<p><strong>1. </strong>İş sözleşmesinin sona ermesine bağlı alacaklar</p>

<p><strong>2.</strong> İş sözleşmesi devam ederken de talep edilebilecek alacaklar</p>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve kullanılmayan yıllık izin ücreti kural olarak iş sözleşmesinin sona ermesiyle gündeme gelir. Buna karşılık ücret, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretleri iş ilişkisi devam ederken de talep edilebilir.</p>

<p><strong>Kıdem Tazminatı</strong></p>

<p>Kıdem tazminatı, işçinin aynı işveren yanında belirli bir süre çalışmasının karşılığı olarak kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi halinde ödenen tazminattır.</p>

<p>İşçinin kıdem tazminatına hak kazanabilmesi için kural olarak en az bir yıl çalışmış olması gerekir. Bunun yanında iş sözleşmesinin, işçi bakımından haklı nedenle veya işveren bakımından haksız şekilde sona ermiş olması gerekir.</p>

<p>İşçinin istifa etmesi halinde kural olarak kıdem tazminatı hakkı doğmaz. Ancak askerlik, emeklilik, kadın işçinin evlilik tarihinden itibaren bir yıl içinde işten ayrılması, işçinin haklı nedenle feshi gibi hallerde kıdem tazminatı talep edilebilir.</p>

<p>Kıdem tazminatı, işçinin son brüt ücreti üzerinden hesaplanır. Düzenli nitelikteki yol, yemek, prim ve benzeri menfaatler de giydirilmiş ücret hesabında dikkate alınabilir.</p>

<p><strong>İhbar Tazminatı</strong></p>

<p>Belirsiz süreli iş sözleşmelerinde taraflar, iş sözleşmesini sona erdirmeden önce karşı tarafa belirli sürelerle bildirimde bulunmak zorundadır.</p>

<p>İhbar süreleri;</p>

<p>- 6 aydan az çalışan işçi için 2 hafta,</p>

<p>- 6 ay ile 1,5 yıl arası çalışan işçi için 4 hafta,</p>

<p>- 1,5 yıl ile 3 yıl arası çalışan işçi için 6 hafta,</p>

<p>- 3 yıldan fazla çalışan işçi için 8 haftadır.</p>

<p>Bu sürelere uyulmadan yapılan fesihlerde, bildirim süresine ilişkin ücret tutarında ihbar tazminatı gündeme gelir.</p>

<p>Haklı nedenle derhal fesih halinde ise ihbar tazminatı talep edilemez.</p>

<p><strong>Ücret Alacağı</strong></p>

<p>Ücret, işçinin emeği karşılığında işveren tarafından ödenmesi gereken temel alacaktır. İşveren, işçinin ücretini zamanında ve eksiksiz ödemekle yükümlüdür.</p>

<p>Ücretin ödenmediği veya eksik ödendiği hallerde işçi, ödenmeyen ücretlerini talep edebilir. Ücretin ödendiğini ispat yükü işverene aittir. Banka kayıtları, bordrolar, ücret pusulaları ve tanık beyanları uyuşmazlıklarda önemli delil niteliği taşır.</p>

<p>Gerçek ücretin bordroda gösterilenden farklı olduğu durumlarda işçi, fiili ücretini tanık dahil her türlü delille ispatlayabilir.</p>

<p><strong>Fazla Çalışma Ücreti</strong></p>

<p>İş Kanunu'na göre haftalık 45 saati aşan çalışmalar fazla çalışma olarak kabul edilir. Fazla çalışma yapan işçiye, her bir saat fazla çalışma için normal saat ücretinin yüzde elli artırılmış hali ödenmelidir.</p>

<p>Fazla çalışma alacaklarında işçi, fazla çalışma yaptığını ispatlamakla yükümlüdür. İşveren ise fazla çalışma ücretinin ödendiğini yazılı delillerle ispatlamalıdır.</p>

<p>Uygulamada fazla mesai alacaklarında işyeri çalışma düzeni, giriş-çıkış kayıtları, puantajlar, bordrolar ve tanık anlatımları önem taşır.</p>

<p><strong>Hafta Tatili Ücreti</strong></p>

<p>İşçinin haftalık çalışma süresini tamamlaması halinde hafta tatiline hak kazanması gerekir. Hafta tatili kural olarak kesintisiz en az 24 saat dinlenme hakkıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçi hafta tatilinde çalıştırılmışsa, bu çalışmasının karşılığını ayrıca talep edebilir. Hafta tatilinde çalışıldığını ispat yükü işçide, ücretin ödendiğini ispat yükü ise işverendedir.</p>

<p><strong>Ulusal Bayram ve Genel Tatil Ücreti</strong></p>

<p>Ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışan işçi, çalıştığı her gün için ayrıca bir günlük ücrete hak kazanır.</p>

<p>Bu alacak kalemi uygulamada özellikle resmi tatillerde, dini bayramlarda, yılbaşı, 1 Mayıs, 15 Temmuz, 30 Ağustos ve 29 Ekim gibi günlerde çalışan işçiler bakımından önemlidir.</p>

<p>İşçi bu günlerde çalıştığını ispatladığında, işveren ödemenin yapıldığını belgelemek zorundadır.</p>

<p><strong>Yıllık İzin Ücreti</strong></p>

<p>Yıllık ücretli izin, işçinin dinlenme hakkının bir sonucudur. İşveren, işçiye yıllık izin hakkını fiilen kullandırmakla yükümlüdür.</p>

<p>İş ilişkisi devam ederken yıllık izin hakkının paraya çevrilmesi mümkün değildir. Ancak iş sözleşmesi sona erdiğinde, kullanılmayan yıllık izin süreleri ücret alacağına dönüşür.</p>

<p>Yıllık izinlerin kullandırıldığını ispat yükü işverene aittir. Bu nedenle işverenin imzalı izin formları, izin defterleri veya eşdeğer yazılı belgelerle ispat yapması gerekir.</p>

<p><strong>İşçi Alacaklarında Zamanaşımı</strong></p>

<p>İşçi alacaklarında zamanaşımı süresi alacağın türüne göre değerlendirilir. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti, kötü niyet tazminatı ve eşit davranma ilkesine aykırılıktan kaynaklanan tazminatlar bakımından zamanaşımı süresi beş yıl olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Ücret, fazla çalışma, hafta tatili ve ulusal bayram genel tatil ücretleri bakımından da genel olarak beş yıllık zamanaşımı süresi uygulanır.</p>

<p>Bu nedenle işçi alacaklarının zamanında talep edilmesi, hak kaybı yaşanmaması bakımından son derece önemlidir.</p>

<p><strong>İşçi Alacaklarında Arabuluculuk Şartı</strong></p>

<p>İşçi alacaklarına ilişkin davalarda arabuluculuk dava şartıdır. Bu nedenle işçi, doğrudan iş mahkemesinde dava açmadan önce arabulucuya başvurmalıdır.</p>

<p>Arabuluculuk süreci tamamlanmadan dava açılması halinde dava, dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddedilebilir.</p>

<p>Arabuluculuk son tutanağında hangi alacak kalemlerinin yer aldığına dikkat edilmelidir. Çünkü dava açılırken talep edilecek alacakların arabuluculuk sürecinde de konu edilmiş olması gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İşçi alacakları, iş ilişkisinin hem devamı sırasında hem de sona ermesinden sonra gündeme gelebilen önemli haklardır. Her alacak kaleminin doğum şartı, ispat yöntemi ve hesaplama biçimi farklıdır.</p>

<p>Bu nedenle işçilik alacaklarına ilişkin uyuşmazlıklarda yalnızca alacağın varlığı değil; fesih şekli, çalışma süresi, gerçek ücret, bordro kayıtları, tanık beyanları ve zamanaşımı süreleri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hak kaybı yaşanmaması için işçi ve işverenlerin süreci hukuki destek alarak yürütmesi önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isci-alacaklari-ve-is-hukukunda-talep-edilebilecek-baslica-alacak-kalemleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/isci-insaat-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="98331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7584 SAYILI KANUN İLE 6831 SAYILI ORMAN KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLERİN İNCELENMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7584-sayili-kanun-ile-6831-sayili-orman-kanununda-yapilan-degisikliklerin-incelenmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7584-sayili-kanun-ile-6831-sayili-orman-kanununda-yapilan-degisikliklerin-incelenmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu çalışmamızın konusunu 11.06.2026 tarihinde kabul edilip<a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"> 20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe</a> giren 7584 Sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a></strong>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanununa eklenen EK MADDE 22 ile getirilen yenilikler oluşturmaktadır.</p>

<p>Çalışmamız sırasında maddenin sistematiğine uygun olacak şekilde henüz davası açılmamış olan ya da davası açılıp devam eden taşınmazlar; davası sonuçlanıp kesinleşen ve fakat henüz tapuda infaz edilmeyen taşınmazlar ile davası sonuçlanıp kesinleşen ve tapuda infaz edilip hazine adına tescil edilen taşınmazlar yönünden ayrı başlıklar altında inceleme yapılacaktır. Diğer yandan iş bu maddenin uygulanması ile birlikte yaşanması muhtemel sorunlara da kısaca dikkat çekilerek çözüm önerileri sunulacaktır.</p>

<p><strong>I)</strong><strong>BU MADDENİN YÜRÜRLÜĞE GİRDİĞİ TARİHTEN (20.06.2026 TARİHİNDEN) ÖNCE KESİNLEŞMİŞ ORMAN KADASTROSUNA GÖRE KISMEN VEYA TAMAMEN DEVLET ORMANI OLARAK SINIRLANDIRILIP HENÜZ DAVASI AÇILMAMIŞ YA DA AÇILAN DAVASI DEVAM EDEN TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME; </strong></p>

<p>20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı <a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin birinci fıkrasında;</p>

<p><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazlardan;</i></p>

<p><i>a) Hazine adına kayıtlı olmayan, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulup halen gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda tescilli olanlar için malikleri, kadastro tespitleri davalı olanlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye başvurulması ve söz konusu başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi,</i></p>

<p><i>b) Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi,</i></p>

<p><i>hallerinde mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilerek söz konusu taşınmazlar hakkında bu Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılır.” </i>düzenlemesi getirilmiştir.</p>

<p>Öncelikle ifade edelim ki bu fıkranın kapsamına, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih olan 20.06.2026 tarihinden önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılarak kaydında orman şerhi mevcut olan ve henüz davası açılmamış olan taşınmazlar ile bu nitelikte olmakla birlikte davası devam eden taşınmazların girdiğini söylemek yerinde olacaktır.</p>

<p>Gerçekten de maddenin birinci fıkrası, EK MADDE 22’nin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazları konu edilmektedir. Bu tarih (20.06.2026) sonrası yapılacak orman kadastrosu sonucunda kısmen ya da tamamen devlet ormanı olarak sınırlandırılacak taşınmazların kapsam dışında bırakıldığı görülmektedir. Kanunun bu fıkrasının yürürlük tarihi öncesinde orman vasfı kesinleşmiş olup henüz dava konusu edilmemiş olan ya da davası devam eden taşınmazların genel müdürlük envanterinden çıkarılmasına yönelik tasfiye amacı güttüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong><i><u>1)Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılacak başvuruya dair değerlendirmelerimiz;</u></i></strong></p>

<p>Kanunda, bu bent kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:</p>

<p>a)Taşınmazın Hazine adına kayıtlı olmaması,</p>

<p>b)Taşınmaz malikinin gerçek ya da tüzel kişi olması,</p>

<p>c)Taşınmazın tapuya kayıtlı (tescilli) bir taşınmaz olması <i>(Diğer bir ifadeyle tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulan bir taşınmaz olması)</i></p>

<p>d)Taşınmaz malikleri ya da kadastro tespitleri davalı olan taşınmazlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye yazılı şekilde başvurulması,</p>

<p>e)Malik ya da davaya taraf olan kişilerce yapılan başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi.</p>

<p>Bu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında yapılan başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi halinde başvuruya konu edilen mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilecek ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilecektir.</p>

<p>Esasen bir taşınmazın kaydına orman şerhi konulması işlemi, taşınmaz malikinin tasarruf yetkisini kısıtlayan, bu özelliği sebebiyle de mülkiyet hakkının özüne dokunan ağır bir idari tasarruf olarak karşımıza çıkmaktadır. AHİM kararlarında bu durum “<i>tapunun içinin boşatılması”</i> olarak ifade edilmektedir. Anayasa Mahkemesinin bir çok kararında bu durum AHİM kararlarına paralel olacak şekilde mülkiyet hakkının ihlalini sonuçlayan eylem olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Anılan bent ile getirilen işbu düzenleme ile orman kadastro kayıtlarının güncellenmesi sağlanarak, kesinleşmiş orman kadastrosuna göre orman statüsünde olan alanlarda; tapusu hukuken yok hükmündeki taşınmazların tapularının, idari bir kararla geçerli kabul edilmeleri sağlanmaktadır. Diğer bir anlatımla bu maddenin işletilmesiyle birlikte, kesinleşen orman tahdit haritasında devlet ormanı olarak sınırlandırılan bir taşınmaz, yeni bir orman kadastrosu işlemi tesis edilmeksizin ya da bu konuda kesinleşmiş bir mahkeme kararı olmaksızın salt malikin yapacağı yazılı bir başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi sonucunda orman sınırı dışına çıkarılmış olacaktır.</p>

<p>Hemen ifade edelim ki, tapu ve kadastro veya imar mevzuatı kapsamında yapılan çalışmalarda uygulama görememiş eski kayıtlı taşınmazın maliki olanlar bu maddede düzenlenen haktan yararlanamayacaktır.</p>

<p>Öte yandan iş bu maddenin uygulanmasına yönelik bazı belirsizliklerin bulunduğu da göz ardı edilmemelidir. Bu bağlamda;</p>

<p>· İştirak halinde mülkiyete tabi taşınmazlar bakımından tüm maliklerin birlikte başvuru yapmaları gerekip gerekmediği, yoksa sadece bir malikin başvuru yapmasının yeterli olup olmayacağı hususu belirsizdir. Aynı sorun müşterek mülkiyete tabi taşınmaz bakımından da geçerlidir.</p>

<p>· Yine başvurunun yapılacağı makam kanunda “<i>idare”</i> olarak tanımlanmış olduğundan, bu idari makamın orman işletme şeflikleri , orman işletme müdürlükleri ile Orman Bölge Müdürlükleri mi yoksa Kadastro Müdürlükleri mi olduğu hususunda bir netlik bulunmadığı görülmektedir.</p>

<p>· Diğer yandan idarenin iş bu başvuruyu ne kadarlık süre içerisinde inceleyip işlem tesis edeceği hususunda Kanunda herhangi bir süre öngörülmediği görülmektedir.</p>

<p>Hemen belirtelim ki anılan Kanunun 14. Maddesiyle 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin son fıkrasında bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından görüş alınarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından belirleneceği düzenlenmiş olup, az yukarıda belirsizlik içerdiği ifade edilen hususların bir an önce açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p><strong><i><u>2)Bu maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılacak başvuruya dair değerlendirmelerimiz;</u></i></strong></p>

<p>Kanunun birinci fıkrasının (b) bendinde Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi durumunda da bu bent kapsamında işlem yapılabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda birinci fıkranın (a) bendinde taşınmaz malikince yapılacak bir yazılı başvuru sonucunda gerekli uygunluğun verilmesi durumunda orman şerhinin terkin edileceği (malikin aktif bir tutum sergilemesi) düzenlenmişken, ( b) bendinde ise Orman Genel Müdürlüğüne resen hareket etme yetki ve görevi verildiği görülmektedir. Nitekim herhangi bir yazılı başvuru olmasa dahi Müdürlüğün yapacağı resen inceleme ve araştırma sonucunda bu madde kapsamına girdiği anlaşılan taşınmazlar bakımından orman şerhinin terkini işlemi yapabileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uygulamada taşınmaz malikinin ölü olması ve mirasçılarının tespit edilememesi yada taşınmaz malikine ulaşılamaması gibi durumlar göz önüne alındığında (a) bendi uyarınca işlem yapılamayan durumlar bakımından böyle bir çözümün benimsendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong><i>3)İş bu kanun değişikliğinin, henüz davası açılmayan taşınmazlar ile davası açılıp devam eden (istinaf ve temyiz aşamasında olan davalar dahil) taşınmazlara olan etkisinin irdelenmesi;</i></strong></p>

<p>Bu husus EK MADDE 22’nin 5. Fıkrasında ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p><strong><i>a)Henüz davası açılmamış taşınmazlar bakımından</i></strong>;</p>

<p>Henüz davası açılmamış bir taşınmazın maliki tarafından bu kanun kapsamında idareye başvuru yapılması durumunda, EK madde 22’nin 5. Fıkrasının (a) bendi uyarınca yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmayacaktır.</p>

<p>Bu maddeyle taşınmaz maliki tarafından yapılan başvuru sonrasında ilgili idarelerce taşınmazın orman vasfında olduğu gerekçesiyle kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmasının önüne geçilmesi sağlanmıştır. Başvuruya yönelik işlem sonuçlanıncaya kadar geçecek süre içerisinde iş bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler de işlemeyecektir.</p>

<p>Yeri gelmişken ifade edelim ki, idareler bakımıdan dava açılmasını engelleyici bir etki yarattığı görülen iş bu düzenlemenin, mülkiyet hakkından ziyade taşınmazın bedelini (tazminat) elde etme yolunu tercih eden kayıt maliki açısından aynı etkiyi doğurmadığı, diğer bir ifadeyle kayıt malikinin tazminat davası açma hakkını koruduğu görülmektedir.</p>

<p><strong><i>b)Davası devam eden (istinaf ve temyiz aşamasında olan davalar dahil) taşınmazlar bakımından ;</i></strong></p>

<p>Davası devam eden taşınmaz maliklerince ilgili idareye bu madde kapsamında işlem tesisi için başvuru yapılması durumunda, yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilecektir.</p>

<p>Burada akla gelen soru şudur: Kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte mahkemece resen dosya ele alınarak taşınmaz malikine bu madde kapsamında ilgili idareye başvuru yapmak üzere süre verilip süresinde başvuru yapılması durumunda mı bekletici mesele kararı verilecektir; yoksa sadece ilgili malik tarafından mahkemeden bu konuda açık bir talepte bulunulması durumunda mı bekletici mesele kararı verilebilecektir?</p>

<p>Kanun lafzından bu hususun açıklığa kavuşturulması güç görünmektedir. Bize göre davaya bakan mahkemece herhangi bir talep olmaksızın resen bekletici mesele kararı verilmesi kanunun ruhuna uygun düşmeyecektir. Şayet taşınmaz malikinin, mevcut tapu kaydının bedel alınmaksızın geçerli kabul edilmesini ve bu doğrultuda tapu kütüğünde varsa orman şerhlerinin terkinini talep etmesini istemesi halinde, öncelikle bu kanun kapsamında idareye başvurmalı, akabinde başvurusu hakkında mahkemeye bilgi verdikten sonra iş bu başvuru sonucunun bekletici mesele yapılmasını mahkemeden talep etmesi, en nihayetinde de mahkemenin iş bu talebe göre olumlu ya da olumsuz bir karar vermesi gerekmektedir. Diğer yandan sadece taşınmaz bedelini almakla yetinmek isteyen bir malikin, bu kanun kapsamında idareye başvuru yapmasını zorunlu kılacak bir durum bulunmamaktadır. Bu ihtimalde idareye başvurmak istemeyen taşınmaz malikinin açık talebi olmaksızın (taşınmaz malikinin iradesinin yerine geçerek şekilde) mahkemece malikin idareye başvuru yapmasına karar verilemeyeceği gibi resen bekletici mesele kararı da verilemeyecektir.</p>

<p>Madde kapsamında gerek taşınmaz maliki gerekse orman yönetimi tarafından açılan davalardan karşılıklı olarak feragat edilmesi ya da vazgeçilmesi durumunda nasıl hareket edilecektir? Söz konusu 5. Fıkra uyarınca taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilecek, taraflar lehine vekalet ücretine ise hükmedilmeyecektir.</p>

<p>Bu maddenin yargılama gideri ile vekalet ücretine ilişkin kısmının isabetli olduğunu söylemek güçtür. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 2017/3-990 Esas- 2027/954 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere, her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukuki duruma göre karara bağlanır. Yine davanın konusuz kalması sebebiyle davanın esası hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi halinde, yargılama giderleri ile bunun kapsamına dahil olan vekalet ücreti (HMK m. 323/1-ğ) hakkında, davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumu nazara alınarak hüküm tesis edilmelidir. (HMK m. 331/1). Bu kapsamda konusuz kalan dava hakkında "karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesinin yanında ayrıca davanın açıldığı tarihteki tarafların haklılık durumlarına göre yargılama gideri ve vekalet ücreti hakkında karar verilmesi gerekmektedir. <strong><i>(Bakınız; Yargıtay 2. H.D.’nin 31.05.2018 tarih ve 2018/1529 Esas - 2018/7023 Karar sayılı kararı)</i></strong></p>

<p>Bu kapsamda edinim tarihinden çok sonra yapılan orman kadastrosu sonucunda kısmen ya da tamamen orman sınırı içerisine alınıp akabinde kaydına orman şerhi konulan taşınmaz malikinin, mülkiyet hakkına yapılan ölçüsüz müdahale sebebiyle idare hakkında tazminat davası açması ya da orman yönetimince açılan tapu iptal tescil davası sonucunda malik adına olan tapu kaydının bedelsiz şekilde iptal edilerek Maliye Hazinesi adına tapuya kayıt ve tescil edilmesi sebebiyle mülkiyet hakkı sonlandırılan taşınmaz malikinin tazminat talepli olarak idare aleyhinde tazminat davası açması durumunda taşınmaz malikinin her iki davayı da açmakta haklı olduğu duraksamasızdır. Bu ihtimallerde davanın açıldığı tarihte haklı olduğu açık ve anlaşılır olan taşınmaz malikince yapılan yargılama masraflarının davalı idarenin uhdesinde bırakılması ve yine taşınmaz maliki lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Nitekim 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6099 sayılı Kanunun 16. maddesiyle 3402 sayılı Kanuna eklenen 36/A maddesi ile “ "<i>Kadastro işlemi ile oluşan tespit ve kayıtların iptali için Devlet veya diğer kamu kurum ve kuruluşları tarafından kayıt lehtarına karşı kadastro mahkemeleri ile genel mahkemelerde açılan davalarda davalı aleyhine vekâlet ücreti dahil, yargılama giderine hükmolunmaz.</i>” düzenlemesi yürürlükteyken, incelemeye konu kanun metninde bu hususun yerleşik yargı kararlarına aykırı olacak şekilde kaleme alınmasını doğru bulmadığımızı ifade etmekle yetiniyoruz.</p>

<p><strong>II)AÇILAN DAVALAR SONUCUNDA TAPULARININ İPTALİNE KARAR VERİLEREK KESİNLEŞEN ANCAK TAPUDA HENÜZ İNFAZ EDİLMEYEN KARARLARA KONU TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME; </strong></p>

<p>20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı <a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin ikinci fıkrasında;</p>

<p><i>“Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen ancak tapuda henüz infaz edilmeyen kararlara konu taşınmazlar hakkında taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmamış olması veya taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi hallerinde bu madde uyarınca işlem yapılır. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.”<strong> </strong> </i>düzenlemesi getirilmiştir.</p>

<p>Anılan maddenin ikinci fıkrası kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:</p>

<p>· Kayıt maliki tarafından Hazine aleyhinde tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı tazminat davası ya da orman yönetimi tarafından kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmış olması,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Açılan davalar sonucunda mahkemece taşınmazın kayıt maliki adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tesciline yönelik karar verilmiş olması,</p>

<p>· Verilen kararın kesinleşmiş olması,</p>

<p>· Kesinleşen mahkeme kararının henüz tapuda henüz infaz edilmemiş olması <i>(Bu durumda kesinleşmiş mahkeme ilamı tapuda henüz infaz edilmediğinden taşınmaz maliki Hazine olarak görünmemekte; aksine taşınmaz kayıt maliki adına kayıtlı kalmaya devam etmektedir.) </i></p>

<p>· Mahkeme kararı gereğince taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak henüz ödeme yapılmamış olması ya da taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi,</p>

<p>· Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması.</p>

<p>İş bu ikinci fıkra, açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen ancak tapuda henüz infaz edilmeyen kararlara ilişkin taşınmazları kapsamaktadır.</p>

<p>Bu fıkrada kanun koyucu iki ayrı ihtimali gözeterek iki farkı koşul ortaya koymuştur.</p>

<p>Birinci ihtimalde, <i>“çekişmeli taşınmazın orman vasfıyla Maliye hazinesi adına kayıt ve tesciline yönelik kesinleşen mahkeme kararı gereğince taşınmaz bedeli karşılığı olarak taşınmaz malikine henüz ödeme yapılmamış olması durumu</i>” ele alınmıştır. Bu ihtimalde şayet diğer koşullar da sağlanıyorsa mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilecek, yine taşınmaz üzerindeki varsa orman şerhleri de terkin edilecektir. Ancak uygulamada sıkça rastlandığı üzere kesinleşmiş mahkeme ilamı bulunan taşınmaz yönünden tapu kaydında mevcut bulunan “tescile yönelik kesinleşmiş mahkeme ilamı vardır” şeklindeki belirtmelerin de kaldırılması gerekmektedir. Maddede bu hususta bir düzenleme yapılmaması isabetsiz olmuştur.</p>

<p>İkinci ihtimalde ise, <i>“çekişmeli taşınmazın orman vasfıyla Maliye hazinesi adına kayıt ve tesciline yönelik kesinleşen mahkeme kararı gereğince taşınmaz bedeli karşılığı olarak taşınmaz malikine ödeme yapılmış olması durumu</i>” ele alınmıştır. Bu ihtimalde mevcut tapu kayıtlarının bedel alınmaksızın geçerli kabul edilmesi ve taşınmaz üzerindeki varsa orman şerhlerinin terkin edilebilmesi için taşınmaz malikine yapılan toplam ödemenin Maliye Hazinesine geri ödenmesi gerekmektedir. Burada önemli olan diğer bir husus ise Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması gerektiğidir.</p>

<p>Maddede yer alan “<i>toplam bedel</i>” kavramından anlaşılması gerekenin malike ödenen tazminat aslı ve faizinden oluşan tutar mı, yoksa tazminat aslı ve faizi yanında ayrıca masraf ve vekalet ücretini kapsayan alacak kalemleri mi olduğu anlaşılamamaktadır. Bize göre mahkeme kararıyla malike ödenen tazminat aslı ve faizinin bu kapsam içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira mahkemece hükmedilen vekalet ücretinin 1136 sayılı Kanun uyarınca iş sahibinin alacağından bağımsız bir alacak olarak vekile ait olduğu ; yine malik tarafından dava sırasında yapılan yargılama masraflarının da HMK. kapsamında yargılama gideri olarak davada haksız çıkan taraftan tahsili gereken bir alacak kalemi olduğu açıktır.</p>

<p>Diğer yandan ikinci fıkranın son cümlesinde yer alan Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması gerektiğine yönelik düzenlemenin bir takım sorunları bünyesinde barındırdığı görülmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin ikinci fıkrasının 5/d bendinde rayiç bedelin, 6292 sayılı Kanun kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce hesaplanacağının düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p>6292 sayılı Kanun uyarınca Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazlar ve Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki yerler ile Bakanlık tarafından belirlenen diğer taşınmazların değerleme işlemlerini düzenleyen T.C. Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün “Hazine taşınmazlarının değerleme işlemleri” konulu 2014/1 sıra noklu genelgesi rayiç bedelin ne şekilde tespit edileceğini düzenlemektedir. Bu çerçevede mezkûr genelgenin,</p>

<p>· 5. maddesinde, değerlemeye konu taşınmazların rayiç bedelinin, değerleme günündeki normal alım satım değeri olduğu,</p>

<p>· 11. maddesinde, değerleme çalışması kapsamında, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yazışmalar yapmak suretiyle işin niteliğine göre bilgi ve belgelerden gerekli olanların temin edileceği,</p>

<p>· 13. maddesinde, taşınmaza emsal teşkil edebilecek veriler ve taşınmazın bedelini belirlemede faydalı olabilecek diğer bilgilerin internet ortamında araştırılacağı, bu kapsamda ülke genelinde yoğun olarak kullanılan internet siteleri üzerinden araştırma yapılarak değerleme konusu taşınmaza konum, nitelik, imar vb. özellikleri açısından emsal olabilecek ilanların seçileceği, gerekirse seçilen ilanlara konu taşınmazların özelliklerinin tam olarak belirlenebilmesi için ilan sahipleri ile görüşme yapılabileceği,</p>

<p>· 14. maddesinde, değerlemeye konu taşınmaza emsal olabilecek bedellerin temini açısından, mümkün olan durumlarda Mahkeme kararları, Bilirkişi raporları, Gayrimenkul değerleme raporları, İcra satışları, Satış, satın alma, trampa veya kamulaştırma işlemleri gerçekleştiren idarelerin kıymet takdiri veya bedel tespit kararları ile nihai bedelleri, gerektiği takdirde ve temin edilebildiği ölçüde, bankalarca konut kredisine esas olmak üzere yaptırılan bedel takdirlerinden de faydalanılacağı,</p>

<p>· 25. maddesinde ise, değerleme çalışmasında; emsal karşılaştırma, gelir ve maliyet olmak üzere üç farklı yöntemin kullanılabileceği, bu yöntemler dışında diğer hesaplamalara başvurulabileceği gibi, kat karşılığı inşaat ve kira verilerine dayalı hesaplamaların da yapılabileceği, tüm bu çalışmalar sonucunda komisyonca taşınmazın güncel rayiç bedelinin tespitinin yapılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Hal böyleyken uygulamada tazminat talepli tapu iptal ve tescil davasında taşınmazın değeri, değerlendirme (dava) tarihine göre Kamulaştırma Kanunu hükümleri kıyasen uygulanmak suretiyle (arsa vasıflı taşınmazlar bakımından emsal kıyaslama yöntemi; tarla vasıflı taşınmazlar bakımından yıllık zirai net gelir yöntemiyle) tespit edilmektedir. Bu şekilde belirlenip mahkemece hüküm altına alınan tazminat tutarlarının uzayan dava süresi <i>(dava tarihi ile tahsilat tarihi arasında geçen süre) </i>sonucunda yüksek enflasyon sebebiyle eridiği görülmektedir. Örneğin mahkemece 5 yıl önce yasal faizle ödenmesine karar verilen tazminat tutarının, ülkemizdeki yüksek enflasyon sonucunda paranın alım gücünde meydana gelen düşüşle birlikte, 2014/1 sayılı genelge uyarınca hesaplanacak güncel rayiç bedelin çok altında kalması kuvvetle muhtemel bir durumdur. Diğer bir ifadeyle taşınmaz malikine ödenen nihai tutar ile taşınmazın güncel rayiç bedeli arasında çoğunlukla taşınmaz maliki aleyhine bir fark oluşmaktadır. Az yukarıda verilen örnekten hareketle 5 yıl önce m2 birim fiyatı 500,00 TL olarak tespit edilen taşınmaz bedelinin, aradan geçen 5 yıl sonunda çoğunlukla bu tutarın çok üzerinde bir rayiç değere ulaşması söz konusu olacağından, bu maddeden faydalanmak isteyen taşınmaz malikinin oldukça yüksek fark bedeller ödemek zorunda kalması söz konusu olabilecektir. Böylesi bir durumda taşınmaz malikinin bu maddeden yararlanma imkanı zayıflatılmış olacaktır.</p>

<p>Bize göre, mahkemece tespit edilen tazminat aslı ile mahkemece faize hükmedildiği tarih ile malik tarafından bu madde kapsamında yapılacak yazılı başvuru tarihi arasında işlemiş yasal faiz tutarı toplanmak suretiyle tespit edilecek bedelin rayiç bedel olarak kabulü hakkaniyetli bir yaklaşım olacaktır.</p>

<p>Diğer yandan ikinci fıkra uyarınca taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmasına karşılık, iş bu toplam ödemenin malik tarafından Hazineye geri ödenmemesi durumunda nasıl hareket edilecektir?</p>

<p>EK MADDE 22’nin dördüncü fıkrasına göre, mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan küçük taşınmazlar Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilebilecektir. Kanunun lafzından maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan büyük taşınmazların ise Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilmeyeceği anlaşılmaktadır. Bu durumda tapu iptal ve tescile yönelik kesinleşen mahkeme kararının tapuda infaz edilerek taşınmazın Maliye Hazinesi adına kayıt ve tescilinin sağlanması söz konusu olacaktır.</p>

<p><strong>III) AÇILAN DAVALAR SONUCUNDA TAPULARININ İPTALİNE KARAR VERİLEREK KESİNLEŞEN KARARLARDAN İNFAZ EDİLEREK/RIZAEN TERK EDİLEREK TAPUDA HAZİNE ADINA TESCİL EDİLEN TAŞINMAZLAR BAKIMINDAN YAPILAN DEĞERLENDİRME; </strong></p>

<p>20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı <a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun">“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin üçüncü fıkrasında;</p>

<p><i>“Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.”<strong> </strong> </i>düzenlemesi getirilmiştir.</p>

<p>Kanunun üçüncü fıkrası kapsamında işlem yapılabilmesinin bir takım koşullara bağlandığı görülmektedir. Buna göre birlikte gerçekleşmesi gerekli olan koşullar şöyle sıralanabilecektir:</p>

<p>· Kayıt maliki tarafından Hazine aleyhinde tapu sicilinin hatalı tutulmasından kaynaklı tazminat davası ya da orman yönetimi tarafından kayıt maliki aleyhinde tapu iptal ve tescil davası açılmış olması,</p>

<p>· Açılan davalar sonucunda mahkemece taşınmazın kayıt maliki adına olan tapu kaydının iptali ile orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tesciline yönelik karar verilmiş olması,</p>

<p>· Verilen kararın kesinleşmiş olması,</p>

<p>· Kesinleşen mahkeme kararının tapuda infaz edilmesi ya da maliklerince karar doğrultusunda rızaen terk edilmesi suretiyle taşınmazın tapuda Hazine adına tescil edilmiş olması,</p>

<p>· Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurularak iade talep edilmiş olması<strong><i>,</i></strong></p>

<p>· Mahkeme kararı gereğince taşınmaz malikine taşınmaz bedeli karşılığı olarak henüz ödeme yapılmamış olması ya da taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararı gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi ,</p>

<p>· Hazineye geri ödenecek bedelin taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olmaması.</p>

<p>İş bu fıkra, tapu iptal ve tescile yönelik kesinleşen mahkeme ilamı infaz edilerek ya da maliklerince kesinleşen mahkeme kararı doğrultusunda rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlara yönelik bir düzenleme içermektedir.</p>

<p>Üçüncü fıkrada kapsamında işlem yapılabilmesi için yukarıda açıklanan koşulların hep birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir. Tüm koşulların gerçekleşmesini müteakip iade işleminin gerçekleşmesi halinde idarelerden, hiçbir şekilde tazminat ve ecrimisil talep edilemeyeceği hususu EK MADDE 22’nin 5/e bendinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Öte yandan Kanunun yasalaşma sürecinde inceleme yapan Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunun madde gerekçesinde de ifade edildiği üzere, başvuru sonrası tapuları geçerli sayılan ya da iade edilen taşınmazlardan 3 hektardan küçük olanlar orman sayılmayacak, 3 hektardan büyük olanlar içerisindeki ağaçlık alan miktarı 3 hektar ve üzeri olan kısımları hususi/hükmi şahsiyeti haiz amme müessesi ormanı sayılacak diğer kısımlar ise orman sayılmayacaktır.</p>

<p>Diğer yandan üçüncü fıkrada iade talep edilmesi için öngörülen iki yıllık başvuru süresinin hak düşürücü süre olduğu anlaşılmaktadır. Pekala bu süre içerisinde taşınmazın önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulmaması durumunda ne olacaktır? Anılan maddenin dördüncü fıkrası bu sorunun cevabını vermektedir. Dördüncü fıkrada, EK 22. maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları kapsamında kalan taşınmazlardan Orman Genel Müdürlüğünce bildirilen, malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulmayan veya mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan küçük taşınmazların ve yine alan büyüklüğüne bakılmaksızın taşınmazlar arasındaki tescilli/tescilsiz yol, boşluk ve benzeri alanların, Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilebileceği hüküm altına alınmıştır. Maddenin bu halinden iade başvurusu yapılmayan taşınmazların 6292 sayılı Kanun kapsamına alınmasının söz konusu olacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dördüncü fıkra uyarınca maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından yasal süresi içerisinde iadesi talep edilmeyen ve miktar olarak üç hektardan küçük olan bir taşınmazın artık eski malikine iadesi söz konusu olmayacak, bu taşınmazın tasarruf yetkisi Milli Emlak Genel Müdürlüğüne ait olacaktır. Kanunun lafzından yasal süresi içerisinde maliki yada akdi veya kanuni halefi tarafından iadesi talep edilmeyen üç hektardan büyük taşınmazların ise Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilmesi söz konusu olamayacağından bu taşınmazların orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına kayıtlı kalmaya devam edeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan iş bu fıkra kapsamında yaşanması muhtemel sorunlardan birisi de şudur: Eski malik tarafından süresi içinde yapılan ve tüm yasal şartları taşıdığı anlaşılan iade başvurusunun idarece uygun bulunması halinde iadeye konu taşınmaz, eski malikine “orman” vasfıyla mı iade edilecektir? Bize göre iadeye konu taşınmazın kesinleşen dava öncesi tapu kaydındaki vasfı neyse o vasıfa uygun cins tahsisi yapılması gerekmekte olup, bu hususun ilgili idarece Kadastro Müdürlüğüne yapılacak bir bildirim ile resen düzeltilmesi, tapunun iş bu cins tashihi sonrası eski malikine iade edilmesi yöntem olarak daha doğru olacaktır.</p>

<p>Nitekim EK MADDE 22’nin 7. Fıkrası ile bu madde kapsamında yapılan işlemler sonrasında orman kadastro kayıtlarının güncelleneceği hususu düzenlenmiştir. Biz bu düzenlemeyi, tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilerek tapu kütüklerindeki orman şerhleri terkin edilen ya da Hazine adına kayıtlı olup başvuru sonrası eski taşınmaz malikine iade edilen taşınmazların kesinleşmiş orman kadastro haritasındaki durumlarının orman sayılmayan alan olarak resen düzeltileceği şeklinde anlamaktayız.</p>

<p>Yine EK MADDE 22’nin 8. Fıkrasında ise , iş bu maddenin uygulanması sonucunda; tapu kayıtları geçerli kabul edilen, ilgililerine iade edilen ve dördüncü fıkra kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilecek taşınmazların alanından az olmamak üzere Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların Orman Genel Müdürlüğüne orman tesis etmek veya orman olarak kullanılmak üzere tahsis edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Burada akla gelen husus şudur: Uygulamada sıkça karşılaşıldığı üzere davası devam eden ya da davası kesinleşip Maliye Hazinesi adına tescili yapılan bir çok taşınmazın genelde eylemli orman vasfında olduğu ve bu taşınmazların genellikle çevresinde bulunan orman örtüsüyle bütünleşik bir görüntü içerisinde oldukları bilinmektedir. Halihazırda eylemli orman vasfında bulunan bu nevi taşınmazların Orman Genel Müdürlüğünün envanterinen çıkartılması sonucunda hak sahiplerince taşınmazların bu niteliklerinin (orman örtüsünün) yok edilmesi tehlikesi karşısında, bu durumun ekolojik denge açısından bir çok olumsuz sonuçları doğuracağını düşünmekteyiz. Şüphesiz kanun koyucu bu olumsuzları düşünerek orman vasfından çıkarılacak bu taşınmazların yerine orman tesis edilmek üzere Orman Genel Müdürlüğüne devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazların devredilmesini öngörmüş ise de, orman tesis edilmek üzere devredilecek bu taşınmazların çoğunlukla üzerinde orman emvali bulunmayan atıl durumda bulunan taşınmazlar olduğu düşünüldüğünde, bu uygulamanın uzun vadede ekolojik dengeyi bozucu ve küresel iklim krizini hızlandırıcı bir etkisinin olabileceği unutulmamalıdır.</p>

<p><strong>IV)KANUN DEĞİŞİKLİĞİ KAPSAMINA GİRMEYEN TAŞINMAZLARA YÖNELİK İRDELEME;</strong></p>

<p>20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 Sayılı <a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">“Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun”</a>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin altıncı fıkrasında, işbu madde hükümlerinden faydalanamayacak taşınmazların hangileri olduğu açıklanmıştır. Bu taşınmazlar şunlardır;</p>

<p>a) Sonradan imar uygulaması yapılmış olsa bile, 26/1/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun kapsamındaki taşınmazlar,</p>

<p>b)Mülga 11/6/1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kapsamında tapuya bağlanmış fakat temlik şartları yerine getirilmemiş taşınmazlar,</p>

<p>c)9/7/1945 tarihli ve 4785 sayılı Kanun kapsamında bedeli ödenerek devletleştirilmiş taşınmazlar,</p>

<p>d)Mülga 8/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanununda mülga 24/3/1950 tarihli ve 5653 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler kapsamında tevzi edilmiş fakat tapuya bağlanmamış taşınmazlar,</p>

<p>e)Tapu ve kadastro veya imar mevzuatı kapsamında yapılan çalışmalarda uygulama görememiş eski kayıtlı taşınmazlar,</p>

<p>f)25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamındaki taşınmazlar,</p>

<p>g)2634 sayılı Kanun kapsamında sınırları tespit ve ilan edilen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, turizm merkezleri, turizm bölgeleri ve turizm alanlarında kalan taşınmazlar,</p>

<p>h)18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ve mübadele anlaşmaları kapsamında olan yerler ile bu Kanuna göre belirlenmiş özel statülü orman alanları ile orman rejimine alınan yerlerde bulunan, izin ve irtifak hakkı tesis edildiğinden ifraz edilerek oluşturulan, yanan orman sahalarında bulunan, geometrisi ve arz üzerindeki yeri belli olmayan taşınmazlar.</p>

<p>Görüleceği üzere kanun koyucunun EK MADDE 22 nin altıncı fıkrası ile, bu maddede tahdidi şekilde sayılan taşınmazlar yönünden mevcut tapu kayıtlarının geçerli kabul edilmeyeceğini, varsa taşınmazlar üzerinde yer alan orman şerhlerinin de terkin edilmeyeceğini düzenlediği görülmektedir.</p>

<p><strong>V)ANAYASAYA AYKIRILIK YÖNÜNDEN DEĞERLENDİRME; </strong></p>

<p>Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Çeltik Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin (2/3588) komisyon görüşmeleri sırasında teklifin bu haliyle Anayasaya aykırı olduğuna yönelik itirazların dile getirildiği, bu kapsamda özellikle Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu raporunda yer alan muhalefet şerhlerinin oldukça dikkat çekici olduğu görülmektedir.</p>

<p>Kanun teklifinin özellikle 14. Maddesine yönelik olarak Komisyon tutanaklarına yansıyan itirazlar irdelendiğinde, Anayasanın 169. Maddesine göre, ormanların korunması, gözetilmesi ve işletilmesinin Devlete ait olduğu, 169. Maddenin birinci fıkrasında “<i>Bütün ormanların gözetimi devlete aittir</i>”; 2. Fıkrasında “<i>Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz, Devlet ormanlar, Kanuna göre Devletçe yönetilir ve işletilir</i>” hükümlerinin yer almasına karşın kanun teklifinin <i>( Teklif, 7584 sayılı Kanun numarasıyla </i><i>20.06.2026 tarih ve 33286 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.) </i>14. Maddesinin Anayasanın iş bu hükümlerine aykırı olduğunun ileri sürüldüğü görülmektedir.</p>

<p>Diğer yandan aynı muhalefet şerhinde, Anayasanın 169. maddesinin yasama organı dahil tüm devlet organlarını bağlayan üst norm niteliğinde olduğu, dolayısıyla kanun koyucunun bu alandaki düzenleme yetkisinin sınırsız olmadığı, bu yetkinin Anayasal sınırlar içinde sıkı bir şekilde çevrelendiği, Anayasanın yalnızca toplam orman alanını değil, belirlenmiş orman sınırlarının kendisini de koruma altına aldığı, bu nedenle orman alanlarının yer değiştirmesi, takas edilmesi ya da eşdeğer alan mantığı ile telafi edilmesinin Anayasal korumayı ortadan kaldıran bir yaklaşım olduğu, esasında bu düzenleme ile kesinleşmiş kadastro işlemlerinin yeniden tartışmaya açılmasına neden olunacağı, hatta 1938 yılından bu yana yapılan tüm orman kadastro çalışmalarının değersizleştirileceği, öte yandan Yargıtay içtihatlarına göre kesinleşmiş mülkiyet ve kadastro işlemlerinin geriye dönük olarak değiştirilmesinin mümkün olmadığı, bu düzenleme ile yargı kararlarının işlevsizleştirileceği, bu durumun da Hukuk devleti ilkesi ile hukuki güvenlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinin ifade edildiği görülmektedir.</p>

<p>Komisyon raporunda yer alan işbu itirazların özünde, orman kadastro alanlarının özel mülkiyete iade edilemeyeceği, aksi yaklaşımın orman alanlarının daraltılması anlamına geleceği düşüncesinin yatmakta olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 169. maddesinde, ormanların ülke yönünden taşıdığı büyük önem gözetilerek, korunmaları ve geliştirilmeleri konusunda ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiş olup, iş bu özel ve ayrıntılı düzenlemenin, ülkemizde orman örtüsünün sürekli yok edilmesi gerçeğinden kaynaklandığı kuşkusuzdur. Maddenin birinci fıkrasında, Devletin, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirleri alacağı, bütün ormanların gözetiminin Devlete ait olduğu, ikinci fıkrasında, Devlet ormanlarının mülkiyetinin devrolunamayacağı, Devlet ormanlarının kanuna göre, Devletçe yönetileceği ve işletileceği, bu ormanların zamanaşımı ile mülk edinilemeyeceği ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamayacağı, üçüncü fıkrasında da, ormanlara zarar verebilecek hiç bir faaliyet ve eyleme izin verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede Anayasanın 169. Maddesinin uygulanmasına yönelik olarak aşağıda künyesini vermiş olduğumuz karar, Anayasa Mahkemesinin konuya bakış açısını ortaya koyması bakımından oldukça dikkat çekicidir. Şöyle ki, İstanbul İli, Sarıyer İlçesi, Rumelifeneri Mevkiindeki Mavromoloz Devlet Ormanı içinde bulunan alana üniversite kurulması amacıyla bedelli izin verilmesine ilişkin işlemin iptali istemiyle Orman Bakanlığı'na karşı açılan davada yargılama yapan İstanbul 2 No'lu İdare Mahkemesi, 31.8.1956 günlü, 6831 sayılı Orman Kanunu'nun 3373 sayılı Yasa ile değiştirilen 17. maddesinin üçüncü fıkrasının Anayasa'nın 63. ve 169. Maddelerine aykırı olduğu kanısına vararak iptali için başvurmuş, itirazı değerlendiren Yüksek mahkemece “<i>Anayasa'nın 169. maddesiyle ormanların özel olarak korunduğu gözetilerek bu maddede geçen "kamu yararı" kavramının hangi durumları kapsadığının yasayla belirlenmesi gerekirken, bu yola gidilmeyerek söz konusu kavramın kapsam ve içeriğinin tespitinin idareye bırakılması, yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle de bağdaşmadığını, bu nedenlerle, itiraz konusu kuralı, Anayasa'nın 7. ve 169. maddelerine aykırı olup iptali gerektiğine</i>” karar vermiştir. <strong><i>(Bakınız; Anayasa Mahkemesinin 17.12.2002 tarih ve 2000/75 Esas- 2002/200 Karar sayılı iptal kararı- Resmi Gazete tarih/sayı: 8.11.2003/25283) </i></strong></p>

<p>Sonuç olarak Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde “iptal davası” ve “itiraz yolu” olmak üzere iki tür başvuru usulü bulunmakta olup, bu çerçevede işbu çalışmamıza konu <a href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7584 Sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>un 14. Maddesi ile 6831 sayılı Kanuna eklenen EK MADDE 22’nin somut norm ya da soyut norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmesi durumunda mezkur düzenlemenin Anayasaya uygunluğu yönünden bir değerlendirme yapılabileceği kuşkusuzdur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-musa-adiyaman" title="Av. Musa ADIYAMAN"><img alt="Av. Musa ADIYAMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Musa_ADIYAMAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-musa-adiyaman" title="Av. Musa ADIYAMAN">Av. Musa ADIYAMAN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7584-sayili-kanun-ile-6831-sayili-orman-kanununda-yapilan-degisikliklerin-incelenmesi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="24618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7584 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 20 Haziran 2026 Tarihli ve 33286 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TOPRAK KORUMA VE ARAZİ KULLANIMI KANUNU İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7584</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 11/6/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>11/6/1936 tarihli ve 3039 sayılı Çeltik Ekimi Kanununun 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- Çeltik tarlaları, il ve ilçe merkezlerine imar sınırından itibaren beş yüz metre, köy ve mahallelerde ise elli metre uzaklıkta bulunabilir. Uzaklıklar, köy ve mahallelerde en kenar evin dış çevresiyle çeltik ekilen yerlerin en yakın noktasının arası ölçülerek tayin olunur.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>8/6/1942 tarihli ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkiler İnhisarı Kanununun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının dördüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, bu cümleden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve dokuzuncu fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayanlar, her ne surette olursa olsun hiçbir etkinliğe veya her tür mecrada yapılacak yayın ve paylaşımlara ticaret unvanları ile ürünlerinin marka, amblem, logoları ile ürünlerin arz ambalajında yer alan ifade, şekil, isim, işaret ve görselleri kullanarak destek olamazlar.”</p>

<p>“Alkollü içkilerin veya alkollü içkileri üreten, ithal eden ve pazarlayan firmaların isim, marka, logo, amblemleri ile arz ambalajında yer alan ifade, şekil, isim, işaret ve görseller iş yerlerinin içinde, dışında, vitrinlerinde, satış ünitelerinde ve hiçbir etkinlik alanında bulundurulamaz.”</p>

<p>“Fermente alkollü içki markası, distile alkollü içki markası olarak; distile alkollü içki markası, fermente alkollü içki markası olarak kullanılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>4250 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “, (e) ve (f)” ibaresi “ve (e)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>4250 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 2- Perakende ya da açık alkollü içki satışı yapılan iş yerleri bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde 6 ncı maddenin birinci fıkrasının beşinci cümlesine uygun hâle getirilir.</p>

<p>6 ncı maddenin dokuzuncu fıkrasının ikinci cümlesinin kapsamına giren ürünler, bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde anılan hükme uygun hâle getirilir. Uygun olmayan ürünler, bu tarihten itibaren piyasaya arz edilemez.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>24/3/1950 tarihli ve 5659 sayılı Atatürk Orman Çiftliği Kanununun 14 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “çiftlik hudutları dahilinde” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Müdürlüğün, 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununun (1) ve (3) sayılı tarifelerine giren bütün işlemleri harçtan müstesnadır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>5659 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 3- Atatürk Orman Çiftliğinin sahip bulunduğu gayrimenkuller için bu maddenin yürürlük tarihinden önce, 29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu hükümlerince tahakkuk ettirilmiş bina ve arazi vergileri ve bunlara bağlı vergi cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamlarının tahsilinden vazgeçilir. Bina ve arazi vergi borcu için yargı mercilerine intikal etmiş uyuşmazlıklarda, davayı gören mahkeme tarafından, karar verilmesine yer olmadığına, tarafların yaptıkları masrafların üzerlerine bırakılmasına karar verilir ve vekalet ücretine hükmedilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünce Yürütülen Hizmetler Hakkında Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 16- 6446 sayılı Kanun kapsamındaki hidroelektrik enerji üretim tesislerinde veya tesisten kaynaklı olarak memba veya mansapta can ve mal emniyeti açısından risk oluşturan durumların tespit edilmesi halinde üretim lisansı sahibi şirkete ihtarda bulunulur ve gerekli önlemlerin alınması için süre verilir. Verilen süre içerisinde şirket tarafından gerekli önlemlerin alınmaması halinde, tesiste enerji üretimine yönelik su kullanımı durdurulur ve ilave süre verilir. İlave süre içerisinde de şirket tarafından gerekli önlemlerin alınmaması halinde şirketle imzalanan su kullanım hakkı anlaşması derhal feshedilir. Ayrıca, mahalli mülki idari amir kararıyla, risk oluşturan durumlar ortadan kaldırtılır. Bu hususta yapılan masraflar ilgili şirketten tahsil edilir.</p>

<p>6446 sayılı Kanun kapsamındaki hidroelektrik enerji üretim tesislerinde DSİ tarafından belirlenen işletme talimat ve programına, Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi tarafından dengeleme güç piyasası kapsamında verilen talimatlara göre yapılan işletme halleri hariç olmak üzere uyulmadığının veya hidroelektrik üretim tesisinin DSİ sorumluluk sahasında bulunan bölümlerinin DSİ tarafından yapılan ya da yaptırılan denetim ve yıllık muayenelerinde eksiklikler olduğunun tespit edilmesi üzerine şirkete ihtarda bulunularak işletme talimatına ve programına uygun hareket etmesi veya eksikliklerin giderilmesi için süre verilir. Verilen süre içerisinde şirketin, DSİ tarafından belirlenen işletme talimat ve programına uymaması veya tespit edilen eksiklikleri gidermemesi halinde şirkete toplam ceza tutarı iki yüz elli bin Türk lirasından az, beş milyon Türk lirasından çok olmamak üzere, ihmal niteliği, kusur, neticenin ağırlığı dikkate alınarak, tesisin hidrolik kurulu gücüne (MWm) bağlı olarak megavat başına, elli bin Türk lirası ile yüz bin Türk lirası arasında idari para cezası uygulanır. İdari para cezasının uygulanmasından itibaren en geç üç ayın sonunda ihtar edilen hususların yerine getirilmemesi halinde, ceza tutarının alt ve üst sınır değerleri iki katına çıkarılmak üzere, para cezası önceki cezanın iki katı olarak uygulanır. Bu durumda ihtar edilen hususların yerine getirilmesi için şirkete üç aydan fazla olmamak üzere ek süre verilir. Verilen süre içerisinde ihtar edilen hususların yerine getirilmemesi halinde DSİ tarafından su kullanım hakkı anlaşması feshedilir.</p>

<p>Bu maddede belirtilen idari para cezasını gerektiren hallerin, idari para cezasının uygulandığı tarihten itibaren bir yıl içerisinde tekrarı halinde ceza tutarı ile alt ve üst sınır değerleri iki katı olarak uygulanır.</p>

<p>Bu maddenin yürütülmesine ilişkin usul ve esaslar DSİ’nin bağlı olduğu Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>6200 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 17- İl özel idareleri, belediyeler ve bağlı kuruluşları, köy tüzel kişilikleri ile diğer kamu kurum ve kuruluşları; su yapılarından kaynaklanabilecek kaza ve kayıpların önlenmesi için kendi görev ve sorumlulukları dâhilinde gereken koruyucu güvenlik tedbirlerini alır ve bu konuda DSİ’yi bilgilendirir.</p>

<p>DSİ tarafından inşa edilen tesislerin bulunduğu yerin kısmen ya da tamamen imar planı kapsamına alınması veya herhangi bir sebeple meskûn mahal sınırları içerisinde kalması durumunda DSİ tarafından belirlenen koruyucu güvenlik tedbirleri ilgili belediye veya il özel idaresi tarafından alınır.</p>

<p>Su yapıları ile ilgili ya da su yapılarında veya koruma alanlarında gerçekleştirilen çalışmalarında kişilerin ve çevrenin zarar görmemesi, can ve mal güvenliğinin sağlanması için DSİ tarafından belirlenen koruyucu güvenlik tedbirleri çalışmayı gerçekleştiren kamu kurum ve kuruluşu tarafından alınır.</p>

<p>Mülkiyeti DSİ’ye ait olan su yapıları ile servis yolları ve diğer unsurları amacı dışında kullanılamaz. Bunların zorunlu nedenlerle amaç dışı kullanımı halinde koruyucu güvenlik tedbirleri, kullanan kişi veya kamu kurum ve kuruluşlarınca alınır. Amaç dışı kullanımdan kaynaklanan zararlardan, amacı dışında kullanan kişi veya kamu kurum ve kuruluşları sorumludur.</p>

<p>Su yapılarına ait servis yolları ilgili idaresince devralınmadığı müddetçe genel ulaşım maksatlı kullanılamaz. Su yapılarına ait servis yollarının, genel ulaşıma açılması talebi olması ve DSİ’nin uygun görmesi halinde, işletme, bakım ve yönetim sorumluluğu ilgili kuruma devredilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>6200 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 18- DSİ’ye ait olan taşınmaz mallar, hisse oranı %40’ı ve hisse miktarı uygulama imar planı sınırları içinde dörtyüz metrekareyi, dışında ise dörtbin metrekareyi aşmamak kaydıyla talepte bulunan hissedarlarına rayiç bedel üzerinden doğrudan satılabilir.</p>

<p>DSİ mülkiyetinde olan yerlerin kiralanması ve satışı ihalelerinde isteklilerden, satışta tahmin edilen satış bedelinin, kiraya vermede tahmin edilen bir yıllık kira bedelinin %3’ünden az olmamak üzere %30’una kadar geçici teminat alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>6200 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 14- Bu maddenin yürürlük tarihi itibarıyla genel ulaşım maksadıyla kullanıldığı halde ilgili kurum tarafından devralınmamış su yapılarına ait servis yollarının işletme, bakım ve yönetim sorumluluğu DSİ tarafından uygun görülmesi halinde bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren en geç altı ay içinde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna devredilir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanunun Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen 41 inci maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“MADDE 41- Haysiyet divanı tarafından uygulanacak olan disiplin cezaları şunlardır:</p>

<p>a) Yazılı ihtar: Veteriner hekime veya bu Kanun kapsamındaki kişilere mesleğini uygularken ve/veya meslektaşları ile olan ilişkilerinde daha özenli bir tutum ve davranış içinde olması gerektiğinin yazı ile bildirilmesidir.</p>

<p>b) Para cezası: Fiilin ağırlığına göre yirmibin Türk lirası ila yüzbin Türk lirası arasında belirlenecek tutarın disiplin soruşturmasını yürüten odaya veya Birliğe ödenmesidir.</p>

<p>c) Geçici olarak meslekten men cezası: Meslek uygulamasından 15 günden 6 aya kadar süreyle alıkonulmadır. Meslekten geçici olarak men cezası alanlar, bu süre dolmadan Türkiye’nin hiçbir yerinde mesleğini icra edemez.</p>

<p>d) Oda bölgesinde meslek icrasından men cezası: Bir oda bölgesinde en az beş defa geçici olarak meslek icrasından men cezası alan veya birden fazla geçici olarak meslek icrasından men cezalarının toplamı yüz seksen günden fazla olan veteriner hekimlerin, o oda bölgesinde 3 yıl süreyle meslek icrasından men edilmesidir.</p>

<p>Yazılı ihtarı gerektiren fiil ve durumlar şunlardır:</p>

<p>a) Meslektaşları, hasta sahipleri ve mesleğin icrası kapsamında meslekle ilgili olarak irtibat kurduğu gerçek ve tüzel kişilerle ilişkilerinde mesleğin onur ve saygınlığına zarar verecek davranışlarda bulunmak, bu ilişkilerinde mesleki etik ve mevzuat hükümlerine aykırı davranmak.</p>

<p>b) Propaganda ve reklam amacı ile çalışma yerlerini ve ihtisaslarını bildirir ilanlar düzenlemek, tabela, ilan, reçete, internet, medya, sosyal medya ve bunun gibi yerlerde reklam ve propaganda mahiyetinde biçim, içerik, ifade ve işaretler kullanmak.</p>

<p>c) Meslek organlarınca düzenlenen zorunlu mesleki eğitim ve toplantılara çağrıldığı hâlde geçerli mazeret olmadan katılmamak.</p>

<p>d) Meslek mevzuatının gerektirdiği görevler ile meslek organlarınca kendilerine verilen görevleri mazeretsiz yapmamak, verilen göreve özen göstermemek, belirlenen zamanda mazeretsiz şekilde yerine getirmemek.</p>

<p>e) Meslektaşlarına, çalışma arkadaşlarına, hasta sahiplerine veya mesleğin icrası kapsamında meslekle ilgili olarak irtibat kurduğu kişilere karşı hakaret, tehdit veya onur kırıcı söz ve davranışlarda bulunmak.</p>

<p>f) Aidat ve oda yönetim kurulu tarafından belirlenen ödentileri yazılı bildirime rağmen zamanında ödemeyerek kanuni takibata sebebiyet vermek veya oda üyelik görevlerini yerine getirmemek.</p>

<p>g) Mesleği ve meslektaşları ile ilgili asılsız bilgileri kasıtlı olarak yaymak.</p>

<p>h) Mesleğin icrasında uygulanması gereken usul ve esaslara aykırı davranmak.</p>

<p>ı) Mesleki mevzuata ve Birlik organlarının karar ve talimatlarına uygun hareket etmemek.</p>

<p>i) Büyük kongrenin veya oda genel kurulunun seçimle ilgili toplantılarına geçerli bir mazereti olmaksızın katılmamak veya oy kullanmamak.</p>

<p>j) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.</p>

<p>Para cezasını gerektiren haller şunlardır:</p>

<p>a) Mevzuata uygun olarak muayenehane, poliklinik, hastane veya laboratuvar açmadan mesleki faaliyet yürütmek.</p>

<p>b) İş ve ikamet adresi değişikliklerini 30 gün içinde kayıtlı olduğu odaya bildirmemek.</p>

<p>c) Mesleki nüfuz ve imkânlarını hukuka aykırı olarak kişisel çıkarları yolunda kullanmak.</p>

<p>d) Meslektaşlarına, hasta sahiplerine ve mesleğin icrası kapsamında meslekle ilgili olarak irtibat kurduğu kişilere fiilî saldırıda bulunmak.</p>

<p>e) Mesleğin icrası esnasında mevzuatın gerektirdiği kayıtları usulüne uygun olarak tutmamak, usulüne uygun evrak kullanmamak.</p>

<p>f) Merkez Konseyi ve/veya odalar tarafından belirlenen asgari ücret tarifesinin altında ücret almak.</p>

<p>g) Kamu dışında çalışan veteriner hekimler bakımından iş sözleşmelerini odaya onaylatmamak, oda onaylı iş sözleşmesi olmadan gerçek veya tüzel kişi veyahut kurumlara süreli/sürekli hizmet vermek veya yıllık çalışma izin belgesini yenilememek.</p>

<p>h) Mesleki çalışmaları sırasında öğrendiği sırları kanuni zorunluluk olmadıkça açıklamak.</p>

<p>ı) Hayvan sağlığında kullanılan ilaç ve veteriner tıbbi ürünlerini etiket fiyatı haricinde satmak.</p>

<p>i) Meslek icrası mahiyetinde yürüttüğü görevle ilgili konularda, kendisine veya bir başkasına menfaat sağlayacak yahut bir başkasına zarar verecek şekilde bilerek yalan ve/veya yanlış beyanda bulunmak.</p>

<p>j) Başkalarının çıkar sağlaması amacıyla mesleğini ve diplomasını kullanmasına imkân vermek.</p>

<p>k) Mesleki faaliyeti kapsamında tedavi ve uygulamalarında bilimsellikten uzak, bilime açıkça aykırı iş ve işlemler yapmak, ihmalkâr ve özensiz davranmak suretiyle maddi veya manevi zarara yol açmak.</p>

<p>1) Bireysel olarak veya yöneticisi oldukları dernekler ya da çalıştıkları kurumlar aracılığıyla kurumlara veya meslektaşlara destek sağlamanın dışında, şahsi çıkar sağlamak amacıyla ticari ürün ve/veya hizmetin tanıtımında yer almak ve/veya reklamına aracılık etmek.</p>

<p>m) Bilimsel araştırmalar ve eğitime yönelik şeffaf kurumsal ilişkiler dışında, endüstri kuruluşları ile çıkar ilişkileri kurmak.</p>

<p>n) Bu Kanun ve bu Kanun uyarınca yürürlüğe konulan mevzuata uygun izin ve/veya ruhsat almadan çalışmak.</p>

<p>o) 48 inci maddenin birinci fıkrasında belirtilen ve büyük kongrede onaylanan oran doğrultusunda Merkez Konseyi payının ilgili yıl sonuna kadar yetkili ve sorumlularca gönderilmemesi.</p>

<p>ö) Kanunen kazanılmamış mesleki veya akademik unvanları kullanmak, veteriner hekimlikte uzmanlık mevzuatına göre alınmış uzmanlık belgesi olmadan herhangi bir biçimde uzmanmış gibi davranmak veya tanıtım yapmak suretiyle meslek uygulamasında bulunmak.</p>

<p>p) Temelsiz suçlamalarla mesleği, Türk Veteriner Hekimleri Birliğini, odalar ve alt birimlerini kamuoyunda küçük düşürmek ya da maddi, manevi kişiliklerine zarar vermek.</p>

<p>r) Veteriner hekim olarak sahibi ve sorumlusu olduğu kuruluşundaki veteriner hekimleri ve diğer personelini sağlık alanı ile ilgili görev ve yetki alanı dışında çalıştırmak.</p>

<p>s) Meslek mensupları arasında haksız rekabete neden olacak davranışlarda bulunmak.</p>

<p>t) Bu Kanun kapsamında yapılacak olan denetimlere engel olmak, zorluk çıkarmak.</p>

<p>u) Yanında çalıştırdığı veteriner hekimi odaya ve resmî kurumlara bildirmemek, çalışma izin belgesi olmadan çalışmasına izin vermek.</p>

<p>v) Muayene ve tedavi sırasında hasta sahiplerinin cinsiyet, ırk, milliyet, etnik köken, din ve mezhep, ahlaki ve siyasi düşünce, kişilik, ekonomik ve sosyal durumuna göre ayrımcılık yapmak.</p>

<p>y) Mevzuatta belirlenen usul ve şartlar dışında hayvan satışı yapmak, satışına aracılık etmek.</p>

<p>z) Meslektaşlarına karşı küçük düşürücü davranışlarda bulunmak veya meslektaşlarını kötülemek.</p>

<p>aa) Veteriner tıbbi ürünlerin mevzuatta izin verilen yerler dışında doğrudan veya dolaylı olarak satışını yapmak veya bu faaliyetlere aracılık etmek.</p>

<p>bb) Menfaat elde etmek amacıyla bir başka veteriner hekime iş veya hasta tedarikine aracılık etmek, aracı kullanımı yoluyla iş veya hasta tedarik etmek.</p>

<p>cc) Narkotik, anestezik veya sedatif ilaçların; kullanımına, teminine ve stok takibine ilişkin kayıtları usulüne uygun tutmamak, gerçeğe aykırı kayıt tutmak veya denetimlerde ibraz etmemek, muhafazasında gerekli güvenlik tedbirlerini almamak ve bu ilaçları kötüye kullanıma açık hale getirmek.</p>

<p>dd) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.</p>

<p>Geçici olarak meslekten men cezasını gerektiren fiil ve hâller şunlardır:</p>

<p>a) Görevi gereği verilen veya hazırlanan bir belgeyi kısmen veya tamamen gerçeğe aykırı şekilde düzenlemek, belgelerde tahrifat yapmak, tahrif edilmiş belgeleri bilerek veya bilmesi gerektiği halde kullanmak, başkalarına kullandırmak, bu belgeler üzerinden işlem yapmak.</p>

<p>b) Salgın hayvan hastalıklarıyla mücadelede uyulması gereken kurallara uymamak.</p>

<p>c) Hayvansal gıdaların üretimi, korunması ve tüketimi sürecinde görevini ihmal etmek suretiyle insan sağlığının tehdit edilmesine yol açmak.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşlarının veya gerçek kişi ve özel kuruluşların aleyhine kendisine veya başkasına haksız menfaat sağlamaya yönelik eylemlerde bulunmak.</p>

<p>e) Veteriner hekimlikle ilgili olarak, bilimsel araştırma verilerini değerlendirirken ve yayına hazırlarken bilimsel gerçekleri yansıtmamak; çalışmaya fiilen katılmamış kişilerin adlarına yayında yer vermek, kaynak göstermeden veya izin almadan başkalarına ait verileri, olguları veya yazılı eserleri kullanmak ve benzeri suretle bilimsel yayınlarda yayın etiğine aykırı davranmak.</p>

<p>f) İlgili mevzuata aykırı olarak canlılar üzerinde deneyler yapmak, yapılmasına destek olmak.</p>

<p>g) Meslek şeref, etik ve ahlakını ağır şekilde ihlal eden, meslekle bağdaşmayan faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>h) Görev yaptığı bölgenin odasına kayıtlı olmadan veteriner hekimlik mesleğini icra etmek.</p>

<p>ı) Kasten ve bilim ilkelerine aykırı olarak hayvanlara eziyet derecesine varan uygulamalar yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>i) Muvazaalı işlemler yoluyla bir başkası adına açılması hali de dahil olmak üzere ikametgâh hariç birden fazla yerde muayenehane açmak ve çalışmak.</p>

<p>j) Duyurulması zorunlu hayvan hastalıklarının ilgili kurumlara bildirilmesine kayıtsız kalmak.</p>

<p>k) Narkotik, anestezik ve sedatif ilaçları; hayvan sağlığı ve tedavi amacı dışında kullanmak, bu amaçla üçüncü kişilere vermek, satmak veya temin etmek; reçetesiz, kayıtsız veya mevzuata aykırı şekilde bulundurmak, temin etmek veya dağıtmak.</p>

<p>1) Nitelik ve ağırlığı itibarıyla yukarıda belirtilen eylemlere benzer eylemlerde bulunmak.</p>

<p>Oda haysiyet divanları, kendilerine intikal eden dosyaları en geç altı ay içerisinde karara bağlamak zorundadır.</p>

<p>Disiplin cezası gerektiren fiil ve halleri işleyenler hakkında, bu fiil ve hallerin işlendiğinin soruşturmaya yetkili birimce öğrenildiği tarihten itibaren altı ay içinde soruşturmaya başlanılmamış ise bu suçlarla ilgili disiplin soruşturması yapılamaz ve ceza verilemez.</p>

<p>Disiplin cezası gerektiren fiil ve hallerin işlendiği tarihten itibaren en geç beş yıl içinde disiplin cezası verilmemesi halinde ceza verme yetkisi zamanaşımına uğrar.</p>

<p>Savunma alınmadan ceza verilemez. Savunma yazılı veya sözlü olarak verilebilir. Hakkındaki iddia ve/veya tespitleri içeren savunma isteme yazısının kendisine tebliğinden itibaren otuz gün içinde geçerli mazereti olmaksızın yazılı veya kendisine bildirilen günde sözlü savunma vermeyen üye, savunma hakkından vazgeçmiş sayılır.</p>

<p>Hakkında herhangi bir disiplin cezası verilen veteriner hekimin, bu cezanın kesinleştiği tarihten itibaren beş yıl içinde aynı ağırlıkta disiplin cezası gerektiren yeni bir fiil işlemesi halinde, bu fiil için Kanunda öngörülen disiplin cezasının bir derece ağır olanı uygulanır.</p>

<p>Veteriner hekim hakkında başlamış olan ceza kovuşturması, disiplin işlem ve kararlarının uygulanmasına engel olmaz. Eylemin işlenmemiş veya sanığı tarafından yapılmamış olması sebebiyle beraat hali müstesna, beraatle sonuçlanmış bir ceza davasının konusuna giren eylemlerden dolayı disiplin soruşturması, o eylemin ceza kanunları hükümlerinden ayrı olarak başlı başına disiplin soruşturmasını gerektirir mahiyette olmasına bağlıdır.</p>

<p>Bu madde gereği verilen disiplin cezaları kesinleşmesini müteakip 10 yıllık sürenin dolmasıyla silinir.</p>

<p>Disiplin soruşturmasına ilişkin usul ve esaslar, disiplin suçlarının izahı ve disiplinle ilgili diğer hususlar Tarım ve Orman Bakanlığının uygun görüşü alınarak Birlikçe hazırlanacak yönetmelikle düzenlenir.</p>

<p>Bu Kanunda belirtilen disiplin para cezaları her takvim yılı başından geçerli olmak üzere o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilân edilen yeniden değerleme oranında artırılarak uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>6343 sayılı Kanunun 55 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “100 liradan 500 liraya kadar inzibati” ibaresi “disiplin cezası gerektiren fiil ve hallerin süresine göre 120.000 Türk lirasından 600.000 Türk lirasına kadar disiplin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 21- Küresel iklim değişikliğiyle mücadeleye katkı sağlamak ve ormanların sera gazı tutum kapasitesini artırmak maksadıyla Orman Genel Müdürlüğü karbon yutak ormanları kurar, bedel almak suretiyle kurdurur veya kurulmuş ormanların tesis maliyetinden az olmamak ve karbon piyasası rayiç bedeli tahsil edilmek kaydıyla tahsis eder, yönetir ve işletir. Bu maddenin uygulanması ile ilgili tanım, şekil, şart ve esaslar İklim Değişikliği Başkanlığının görüşü alınarak yönetmelikle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>6831 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 22- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce kesinleşmiş orman kadastrosuna göre kısmen veya tamamen Devlet ormanı olarak sınırlandırılan taşınmazlardan;</p>

<p>a) Hazine adına kayıtlı olmayan, tapu ve kadastro veya imar mevzuatına göre oluşturulup halen gerçek veya tüzel kişiler adına tapuda tescilli olanlar için malikleri, kadastro tespitleri davalı olanlar için ise davaya taraf olan gerçek veya tüzel kişiler tarafından idareye başvurulması ve söz konusu başvurunun Orman Genel Müdürlüğünce uygun görülmesi,</p>

<p>b) Orman Genel Müdürlüğü tarafından resen yapılan inceleme ve araştırma sonucunda gerçek veya tüzel kişiler adına var olan tapu kayıtlarının doğruluğunun tespit edilmesi,</p>

<p>hallerinde mevcut tapu kayıtları bedel alınmaksızın geçerli kabul edilir ve tapu kütüklerindeki varsa orman şerhleri terkin edilerek söz konusu taşınmazlar hakkında bu Kanun hükümleri uyarınca işlem yapılır.</p>

<p>Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen ancak tapuda henüz infaz edilmeyen kararlara konu taşınmazlar hakkında taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmamış olması veya taşınmaz bedeli karşılığı olarak mahkeme kararları gereğince ödeme yapılmışsa yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi hallerinde bu madde uyarınca işlem yapılır. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.</p>

<p>Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.</p>

<p>İkinci ve üçüncü fıkralar kapsamında kalan taşınmazlardan Orman Genel Müdürlüğünce bildirilen, malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulmayan veya mahkeme kararları gereği yapılan toplam ödemesi Hazineye geri ödenmeyen üç hektardan küçük taşınmazlar ve alan büyüklüğüne bakılmaksızın taşınmazlar arasındaki tescilli/tescilsiz yol, boşluk ve benzeri alanlar, Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez.</p>

<p>b) Yapılacak giderler tapu maliklerince Orman Genel Müdürlüğünün hesaplarına hizmet gideri olarak yatırılır.</p>

<p>c) Mevcut orman izinleri ve yapılan kiralamalar iptal edilmiş sayılır.</p>

<p>ç) Ormanların korunması, istihsal ve imarı ile alakalı olarak yapılmış her nevi bina ve tesis bulunan yerler bu madde kapsamında değerlendirilmez.</p>

<p>d) Rayiç bedeller, 6292 sayılı Kanun kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce hesaplanır.</p>

<p>e) İade işleminin gerçekleşmesi halinde idarelerden, hiçbir şekilde tazminat ve ecrimisil talep edilemez.</p>

<p>Bu madde hükümleri;</p>

<p>a) Sonradan imar uygulaması yapılmış olsa bile, 26/1/1939 tarihli ve 3573 sayılı Zeytinciliğin Islahı ve Yabanilerinin Aşılattırılması Hakkında Kanun, mülga 11/6/1945 tarihli ve 4753 sayılı Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu kapsamında tapuya bağlanmış fakat temlik şartları yerine getirilmemiş, 9/7/1945 tarihli ve 4785 sayılı Kanun kapsamında bedeli ödenerek devletleştirilmiş, mülga 8/2/1937 tarihli ve 3116 sayılı Orman Kanununda mülga 24/3/1950 tarihli ve 5653 sayılı Kanunla yapılan düzenlemeler kapsamında tevzi edilmiş fakat tapuya bağlanmamış, tapu ve kadastro veya imar mevzuatı kapsamında yapılan çalışmalarda uygulama görememiş eski kayıtlı taşınmazlar ile 25/2/1998 tarihli ve 4342 sayılı Mera Kanunu kapsamındaki taşınmazlarda,</p>

<p>b) 2634 sayılı Kanun kapsamında sınırları tespit ve ilan edilen kültür ve turizm koruma ve gelişim bölgeleri, turizm merkezleri, turizm bölgeleri ve turizm alanlarında kalan, 18/11/1983 tarihli ve 2960 sayılı Boğaziçi Kanunu ve mübadele anlaşmaları kapsamında olan yerler ile bu Kanuna göre belirlenmiş özel statülü orman alanları ile orman rejimine alınan yerlerde bulunan, izin ve irtifak hakkı tesis edildiğinden ifraz edilerek oluşturulan, yanan orman sahalarında bulunan, geometrisi ve arz üzerindeki yeri belli olmayan taşınmazlarda,</p>

<p>uygulanmaz.</p>

<p>Bu madde kapsamında yapılan işlemler sonrasında orman kadastro kayıtları güncellenir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanması sonucunda; tapu kayıtları geçerli kabul edilen, ilgililerine iade edilen ve dördüncü fıkra kapsamında Milli Emlak Genel Müdürlüğünce değerlendirilecek taşınmazların alanından az olmamak üzere Devletin hüküm ve tasarrufu altında veya Hazinenin özel mülkiyetinde bulunan taşınmazlar Orman Genel Müdürlüğüne orman tesis etmek veya orman olarak kullanılmak üzere tahsis edilir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasından kaynaklanan tüm anlaşmazlıklar, taşınmazın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesinde görülür.</p>

<p>Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından görüş alınarak Orman Genel Müdürlüğü tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>6831 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 23- Bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamalarının yapıldığı yerlerde Orman Genel Müdürlüğünce yapılacak incelemeler neticesinde; 2 nci maddenin birinci fıkrasının (B) bendi şartlarını taşıdığı halde bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce Kanunda açıkça sayılan sebepler dışındaki gerekçelerle bu uygulamaların hükmen iptal edildiği yerler ile 2 nci maddenin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamalarına ait orman kadastrosu tutanaklarında, bu uygulamaların tamamlandığı veya başkaca uygulama yapılacak sahanın bulunmadığının yazılı olup olmadığına bakılmaksızın 2 nci maddenin birinci fıkrasının (B) bendi şartlarını taşımadığı açıkça belirtilen yerler dışında kaldığı tespit edilen alanlarda 2 nci maddenin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları yapılabilir. Yapılan bu uygulamalar ikinci kadastro sayılmaz. Bu maddeye göre bu Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi uygulamaları yapılan alanlarda yer alan taşınmazlar hakkında açılmış davalar bulunması halinde yapılan çalışmalar Orman Genel Müdürlüğünce mahkemeye bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanununun 29 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 29- 10 uncu madde uyarınca mahkeme heyetinin harcırahları, 15 inci madde uyarınca mahkemece oluşturulan bilirkişilerin ve keşifte dinlenen muhtarın mahkemece takdir edilecek ücretleri ile tapu harçları, kamulaştırmasız el koyma ve tazminat davaları sonucunda tescile yönelik kesinleşen mahkeme kararlarının infazında veya kamulaştırmasız el koyma nedeniyle malik ile idare arasında düzenlenen uzlaşma tutanağının uygulanmasında ortaya çıkan tapu harçları ve bu Kanunun gerektirdiği diğer giderler idarece ödenir.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>16/7/1997 tarihli ve 4283 sayılı Yap-İşlet Modeli ile Elektrik Enerjisi Üretim Tesislerinin Kurulması ve İşletilmesi ile Enerji Satışının Düzenlenmesi Hakkında Kanunun geçici 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2025” ibaresi “31/12/2040” şeklinde ve “4628” ibaresi “14/3/2013 tarihli ve 6446” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>4/4/2001 tarihli ve 4634 sayılı Şeker Kanununun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“a) Bakanlık: Tarım ve Orman Bakanlığını,”</p>

<p>“r) Ekim alanı: Şirketlerin veya fabrikaların şekerin hammaddesi olan şeker pancarını, üreticilerle sözleşme yapmak suretiyle temin ettiği, sınırları Bakanlıkça belirlenen coğrafi alanı,</p>

<p>s) Sözleşme: Hammadde üretimi ve teslimi yapmak amacıyla şirketler ve üreticiler arasında düzenlenen, tarafların karşılıklı görev ve sorumluluklarına ilişkin usul ve esasların yer aldığı belgeyi,”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>4634 sayılı Kanunun 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- Şeker pancarı fiyatları her yıl, şeker fabrikası işleten gerçek ve tüzel kişiler ile üreticiler ve/veya temsilcileri arasında varılan mutabakata göre belirlenir. Şeker fabrikaları, üreticilerce teslim edilen şeker pancarındaki fire tespiti ile bedele esas polarizasyon değerinin belirlenmesi amacıyla yapılacak numune alma ve analiz işlemleri sırasında; üreticileri temsilen mahalli pancar kooperatifi veya mahalli ziraat odasından bir gözlemcinin hazır bulunmasına olanak sağlamakla, mahalli pancar kooperatifi veya mahalli ziraat odası ise talep edilmesi hâlinde bir gözlemci görevlendirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Sözleşme yapılmadan şeker pancarı ekilemez. Buna aykırı hareket edenlerin takip ve kontrolü Bakanlıkça yapılır. Şirketler şeker pancarını Bakanlıkça belirlenen ekim alanlarından üreticilerle sözleşme yaparak temin ederler. Bakanlık gerekli görmesi durumunda şirketlerin ekim alanlarını yeniden belirler.</p>

<p>Şeker üretiminde kullanılan diğer hammaddeler ise şirketler tarafından üreticiler ve/veya piyasadan temin edilir. Şirketler, kendi ekim alanlarından yeterli hammadde bulamadığı takdirde münavebe esasları dâhilinde kendi ekim alanları dışından da Bakanlığın izni ve denetiminde üreticilerle sözleşme yaparak pancar temin edebilirler ya da ihtiyacından fazla şeker pancarı üretimi yapabilen şirketlerden Bakanlık tarafından belirlenecek esaslara göre şeker pancarı satın alabilirler. Bakanlık, şeker pancarının ekiminden fabrikalara teslimine kadar olan tüm süreci denetler, bu görevini yerine getirirken gerektiğinde kolluk kuvvetlerinden yardım alır.</p>

<p>Şeker satış fiyatları, şeker fabrikası işleten gerçek ve tüzel kişiler tarafından serbestçe belirlenir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>4634 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin altıncı fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Sözleşme yapılmadan şeker pancarı eken gerçek ve tüzel kişilere, tespitin yapıldığı ekim alanından üretilecek şeker pancarı için, tespitin yapıldığı pazarlama yılında kamu fabrikaları tarafından belirlenen %16 polar şeker ihtiva eden firesi düşürülmüş A kotası şeker pancarı baz alım fiyatı üzerinden hesaplanacak tutar kadar Bakanlıkça idari para cezası verilir.</p>

<p>Şirketlerin kendi ekim alanları dışından Bakanlığın izni olmaksızın şeker pancarı temin etmeleri halinde, Bakanlıkça, şirketlere cari pazarlama yılı için tahsis edilen A kotası miktarının cari pazarlama yılı başındaki A kotası şeker satış fiyatı ülke ortalaması üzerinden hesaplanacak tutarının %2’si oranında idari para cezası verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>3/1/2002 tarihli ve 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanunun 8 inci maddesinin beşinci fıkrasının (ö) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan “sekiz” ibaresi “yüzaltmış” şeklinde, (2) numaralı alt bendinde yer alan “on” ibaresi “yüzseksen” şeklinde, (3) numaralı alt bendinde yer alan “oniki” ibaresi “ikiyüz” şeklinde değiştirilmiş, fıkranın (p) bendinde yer alan “bulunduranlara,” ibaresinden sonra gelmek üzere “ticari amaçla kullananlara,” ibaresi ile fıkraya aşağıdaki bent eklenmiş, maddenin altıncı ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde ve maddenin dokuzuncu fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “(f), (g), (h), (ı), (j), (n), (o), (p), (r) ve (s) bentlerinde” ibaresi “(f), (g), (ı), (j), (n), (o), (p), (r), (s) ve (ş) bentlerinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“ş) Bakanlıkça belgeleri askıya alınanların askı süresi içinde üretim, satış veya dağıtım yaptığının tespiti halinde yüzbin Türk lirasından birmilyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilir.”</p>

<p>“Yukarıda sayılan fiiller dışında, bu Kanun ile 4250 sayılı Kanuna veya bu Kanuna göre yürürlüğe konulmuş ikincil düzenlemelerde yer alan; tesis kurulum, üretim, işleme, iç ve dış ticaret, tesis ve hisse devri, proje tadilatı, belge düzenlenmesi, kayıt düzeni, izin, bildirim, hammadde temini, geri kazanım ve imha işlemleri, mamul ve hammadde depolanması, piyasaya arz, satış ve sunum, tasfiye, faaliyetin sonlandırılması, ürünlerin teknik özelliklerinin belirlenmesi, üretici tütünlerinin yazılı sözleşme esası veya açık artırma yöntemi ile alınıp satılması, üretim şartını karşılamayan firma mamullerinin fiyatlandırılması, dağıtılması, satışı ve kontrolü ile bayilikler verilmesi şartlarına;</p>

<p>a) Toptan satıcılar, açık alkollü içki satıcıları, perakende satıcılar ve nargilelik tütün mamulü sunum uygunluk belgesi bulunan satıcılar tarafından uyulmadığının tespiti halinde; ilgili gerçek veya tüzel kişiler, eksikliğin giderilmesi için onbeş günden az olmamak üzere uygun süre verilerek veya aykırılığın tekrarlanmaması için yazılı olarak uyarılır. Verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi veya aykırı fiilin ilk fiilin işlenmesinden sonraki beş yıl içinde ikinci kez işlenmesi halinde, eksiklik veya aykırılıkla ilgili faaliyet türüne ilişkin belgeler iptal edilir.</p>

<p>b) Tütün, tütün mamulü, makaron, sigara filtresi, yaprak sigara kâğıdı, alkol ve alkollü içkiler sektöründe (a) bendinde sayılan kişiler dışında faaliyet gösteren gerçek ve tüzel kişiler tarafından uyulmadığının tespiti halinde onbeş günden az olmamak üzere eksikliğin giderilmesi için uygun süre verilerek veya aykırılığın tekrarlanmaması için yazılı olarak uyarılır. Verilen süre içerisinde eksikliğin giderilmemesi veya aykırı fiilin ilk fiilin işlenmesinden sonraki beş yıl içinde ikinci kez işlenmesi halinde yüzbin Türk lirasından birmilyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilir, aykırı fiilin aynı süre içinde üçüncü kez işlenmesi halinde faaliyet türüne ilişkin belgeler iptal edilir.</p>

<p>c) Bu fıkra uyarınca verilecek süreler Bakanlık tarafından belirlenir.</p>

<p>Beşinci fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f), (g), (ı), (j), (k), (1), (m), (n), (o), (p) ve (ş) bentlerinde düzenlenen idarî para cezaları, fiillerin bir yıl içinde tekrarı halinde, bir önceki cezanın iki katı olarak verilir. Beşinci fıkranın (c) bendinde sayılan fiillerin tekrarı halinde ayrıca ihlale konu ürünün piyasaya arzının bir yıla kadar durdurulmasına; (a), (b), (d), (e), (f), (j), (k), (1), (m), (n), (o), (ö), (p), (r) ve (s) bentlerinde sayılan fiillerin, ilk fiilin işlenmesinden sonraki beş yıl içinde üçüncü defa işlenmesi halinde ise belgelerin iptaline karar verilir. Satış belgesi iptal edilen satıcılar, satış belgesi iptaline konu işyeri için iki yıl süreyle yeni belge başvurusunda bulunamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>1/7/2003 tarihli ve 4915 sayılı Kara Avcılığı Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Koruma altında olmayan yaban hayvanlarının, avlanmanın yasaklandığı yer, gün ve süreler de dâhil olmak üzere; insan sağlığına, çevreye, tarım alanları ile besi, evcil ve yaban hayvanlarına zarar verecek sayıda çoğalmaları veya bulaşıcı hastalık taşıdıklarının tespiti durumunda, Genel Müdürlük teşkilatı görevlilerinin ilgili kuruluşlarla birlikte hazırlayacakları rapor doğrultusunda av ve doğa koruma memurları ve avcılara avlattırılmasına Genel Müdürlükçe izin verilebilir. Bu kapsamda yapılacak avlanmalarda Genel Müdürlüğün izni doğrultusunda, mahallî mülki amirin kararıyla kolluk kuvvetleri de görevlendirilebilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 23- </strong>3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanununun 8 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa tabi kooperatifler, 1/5000 ve 1/1000 ölçekli imar planlarındaki tarımsal niteliği korunacak alanlar ile bu planlar dışında kalan ve bu Kanuna tabi alanlarda yer alan taşınmazlar üzerinde mülkiyet ve sınırlı ayni hak edinemezler. Ancak tarımsal amaçlı faaliyet gösteren kooperatiflerin mezkûr alanlardaki taşınmazlar üzerinde mülkiyet ve sınırlı ayni hak edinimi Bakanlığın iznine tabidir.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>5403 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “on” ibaresi “iki bin beş yüz” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>5403 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “on” ibaresi “iki bin beş yüz” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Bu Kanun uyarınca izin alınmadan yapılmış her türlü yapı ve tesise, ilgili idareler, kurum ve kuruluşlar tarafından elektrik, su ve doğal gaz bağlantısı ve abonelikleri tesis edilmez. Bu fıkraya aykırı davranan idare, kurum ve kuruluşlara her abone başına yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir. İdari para cezasının tebliğinden itibaren aboneliğin otuz gün içerisinde iptal edilmemesi halinde aboneliğin devam ettiği her ay için ayrıca yüz bin Türk lirası idari para cezası verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>11/6/2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununun 5 inci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Hayvanlarda herhangi bir tazminatlı hastalık tespit edilmesi sonucu resmî veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim gözetiminde mecburî kesime tâbi tutulan, itlaf edilen veya kesimhanelerde tespit edilen tazminatlı hastalıkları nedeniyle imha edilen hayvanlar ile bu hastalıklar nedeniyle imha edilen hayvansal ürün, yem, madde ve malzemelerin bedelleri, imha, imha yerine nakliye ve dezenfeksiyon masrafları Cumhurbaşkanı tarafından belirlenen oranlarda Bakanlık tarafından sahiplerine tazminat olarak ödenir. Bakanlık bütçe imkânları, hastalıklarla ilgili bilimsel veriler ile eradikasyon ve kontrol programlarına göre, tazminatlı hastalıklar ile bu hastalıklar nedeniyle imha edilen hayvansal ürün, yem, madde ve malzemelerden hangilerine tazminat ödemesi yapacağını, ödeme yapılacak yerleri ve uygulama zamanını belirler.”</p>

<p>“(3) Bakanlıkça belirlenen usullere göre kayıt altına alınmamış hayvanlar, fiilî ithalat işlemleri tamamlanmamış hayvanlar, sahipleri tarafından hasta oldukları Bakanlıkça belirlenen usullere göre bildirilmeyen veya hasta olduğu bilinerek satın alındığı tespit edilen hayvanlar, son sahibine Bakanlıkça belirlenen belgeler bulunmaksızın nakledilen hayvanlar, kamu kurum ve kuruluşlarına ait hayvanlar, Bakanlıkça belirlenen hastalıklarda hastalık sebebiyle uygulanan kontrol tedbirleri kaldırıldıktan sonra hastalığa göre belirlenen süre içerisinde aynı hayvancılık işletmesinde aynı hastalığın tespit edilmesi sebebiyle kestirilen veya itlaf edilen hayvanlar ile bu fıkrada belirtilen hayvanlarda tespit edilen tazminatlı hastalıklar sebebiyle imha edilen hayvansal ürün, yem, madde ve malzemeler için tazminat ödenmez.”</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>5996 sayılı Kanunun 36 ncı maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin birinci cümlesinde yer alan “ve kayıt tutmayan” ibaresi ile beşinci cümlesinde yer alan “fiil suç oluşturmadığı takdirde” ibaresi madde metninden çıkarılmış ve (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“f) 8 inci madde gereği canlı hayvan ve hayvansal ürünlerin sevklerinde Bakanlıkça belirlenen belgeleri bulundurmayan canlı hayvan ve hayvansal ürün sahiplerine sığır cinsi hayvanlar için hayvan başına yedibinsekizyüzaltmışüç Türk lirası, koyun ve keçi türü hayvanlar için hayvan başına binikiyüzdört Türk lirası, diğer hayvan türleri ve hayvansal ürünler için araç başına yirmialtıbinüçyüzaltmış Türk lirası, ayrıca nakil vasıtası sahiplerine yirmialtıbinüçyüzaltmış Türk lirası, Bakanlıkça izin verilen yerler dışında hayvan satışı yapanlara yirmialtıbinüçyüzaltmış Türk lirası idarî para cezası verilir. Belgesiz nakledilen hayvanların, Bakanlıkça belirlenen korunmuş bölgeler hariç olmak koşulu ile nakil esnasında yakalanması durumunda, sahibinin bilgisi dâhilinde karantina altına alınır. Korunmuş bölgeler ve karantina ile ilgili hususlar Bakanlıkça belirlenir. Bu önlemler, insan, bitki ve hayvan sağlığı ile çevre için doğrudan ya da dolaylı herhangi bir olumsuz etkiye sebep olmayacak şekilde uygulanır. Bu iş ve işlemler için yapılacak tüm masraflar sahibi tarafından karşılanır. Kesim, imha ve itlaf hâlinde Bakanlıkça herhangi bir tazminat ödenmez. Canlı hayvan sevklerinde Bakanlıkça belirlenen kurallara göre yol kontrol ve denetim noktalarına girmeyen nakil vasıtası sahiplerine araç başı yirmialtıbinüçyüzaltmış Türk lirası, hayvan sahiplerine yüzotuzikibinyüzsekiz Türk lirası, idarî para cezası verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 10- Ankara ili, Kızılcahamam ilçesi, Dereneci ve Gökbel mahalleleri ile Samsun ili, Vezirköprü ilçesi, Çeltek Mahallesinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce 6831 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendi gereğince orman sınırları dışına çıkarılan alanda nakil, yerleştirme, hak sahipliği tespiti, borçlandırma ve takyide ilişkin usul ve esaslar bu Kanuna göre Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 20 nci maddesi 1/1/2027 tarihinde,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/toprak-koruma-ve-arazi-kullanimi-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 00:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="19266"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/5)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20265</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20265" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/5), 20 Haziran 2026 Tarihli ve 33286 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI İDARESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/5)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam </strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 2915.31.00.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonlu ve “etil asetat” tanımlı eşyanın ithalatında 22/5/2025 tarihli ve 9873 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Etil Asetat İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karar kapsamında ek mali yükümlülük şeklinde uygulanan korunma önleminden muafiyet sağlanması amacıyla açılan genel tarife kontenjanının kullanım usul ve esaslarının düzenlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karar ile 22/5/2025 tarihli ve 9873 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Etil Asetat İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Genel tarife kontenjanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) 1 inci maddede belirtilen eşyanın ithalatında, ek mali yükümlülükten muafiyet sağlamak üzere, ülke ayrımı yapılmaksızın ek mali yükümlülüğün uygulanacağı her bir dönem için belirlenen tarife kontenjanı 10.000 ton’dur.</p>

<p><strong>Başvuru usul ve esasları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) 3 üncü maddede belirlenen tarife kontenjanının dağıtımı, talep toplama yöntemi ile yapılır. Tarife kontenjanı kalması durumunda ise, kalan miktar başvuru sırasına göre ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Talep toplama döneminde bir başvuru sahibi en fazla üç tane farklı ülke veya gümrük bölgesi menşeli eşya için başvuru yapabilir.</p>

<p>(3) Tarife kontenjanından faydalanabilmek için, ek mali yükümlülüğün uygulanacağı ikinci dönemde 22/8/2026 tarihine kadar, üçüncü dönemde 22/6/2027-22/8/2027 tarihleri arasında Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) internet sitesinde (<u>www.ticaret.gov.tr</u>) yer alan “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek elektronik imza ile başvuru yapılır.</p>

<p>(4) Bu Tebliğ kapsamında elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(5) Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurularda, üçüncü fıkrada belirtilen “İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS)” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” sekmesi altındaki “Yeni Başvuru Girişi” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0951-İthal Lisansı (Korunma)”, Tebliğ/Karar olarak bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-1 ve Ek-2’de belirtilen belgelerin eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır. Bir başvuruda ancak bir ithal lisansı talep edilebilir.</p>

<p>(6) Elektronik ortamda yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle başvuru yapılamaması halinde, başvurular fiziksel olarak da yapılabilir.</p>

<p>(7) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Başvuruda sunulan bilgi ve belgelerde eksiklik veya tutarsızlık tespit edilmesi halinde ek bilgi ve belge istenebilir ve söz konusu eksiklik veya tutarsızlık başvuru sahibi tarafından giderilinceye kadar talep karşılanmaz. Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurulara ilişkin belgelerin asılları Bakanlık tarafından başvuru sahibinden istenebilir.</p>

<p><strong>Dağıtım</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tarife kontenjanı, talep toplama yöntemi ile dağıtılır. 4 üncü maddede belirtilen tarihlerde yapılan talep toplama dönemlerinde başvuru yapılmaması, yeterli miktarda başvuru yapılmaması veya yapılan başvurular kapsamında yeterli miktarda ithal lisansı düzenlenmemesi nedeniyle tarife kontenjanı kalması durumunda, kalan miktar talep toplama döneminin sona ermesini takiben yapılan başvuru sırasına göre ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Talep toplama yöntemiyle tarife kontenjanı dağıtımı; geçerli başvuru tarih ve sayısı, toplam talep miktarı, fiili sarfiyat, üretim miktarı, üretim kapasitesi, tüketim kapasitesi, toplam ithalat miktarı, tedarik kaynağı ve önceki yıllarda kendilerine tahsis edilmiş bulunan tarife kontenjanını kullanma performansları kriterlerinden bir veya birkaçı dikkate alınmak suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) İlk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtımda, bir ithal lisansında verilebilecek tarife kontenjanı miktarı 150 tonu geçemez ve bir ithal lisansı sadece bir ülke veya gümrük bölgesi için düzenlenir.</p>

<p>(4) İlk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtımda, bir başvuru sahibi adına yeni ithal lisansı düzenlenebilmesi için söz konusu başvuru sahibi adına bu Tebliğ kapsamında ilk gelen ilk alır yöntemiyle en son tahsis edilen ithal lisansının belge tarihi üzerinden en az 30 gün geçmiş olması ve bu yöntemle daha önce düzenlenen ithal lisansı kapsamındaki eşyanın tüm ithalat işlemlerinin tamamlanmış olması gerekir.</p>

<p>(5) Tarife Kontenjanlarının başvuru yapılabilecek kalan miktarları İthalat Belge İşlemleri (İthalatBİS) sisteminde yetkili kullanıcılarca görülebilir.</p>

<p><strong>İthal lisansının düzenlenmesi, bildirimi ve kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan başvuru sahibi adına ithal lisansı Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik olarak düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.</p>

<p>(3) Bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibinin gümrük idaresinde kaydının olmaması nedeniyle, ithal lisansının Tek Pencere Sisteminde kaydının onaylanamaması durumunda, başvuru formunda yer alan e-posta adresine Bakanlıkça (İthalat Genel Müdürlüğü) bildirimde bulunulur. Yapılan bildirim üzerine ithalatçı tarafından 5 iş günü içinde gümrük sistemine kayıt yaptırılarak Bakanlığa (İthalat Genel Müdürlüğü) bilgi verilir. Aksi takdirde, yapılmış olan başvuru geçersiz sayılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı konusu eşya ancak ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde serbest dolaşıma girebilir.</p>

<p>(6) İthal lisansı devredilemez.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan tebliğ</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) 19/6/2025 tarihli ve 32931 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/4) yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ 22/6/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260620-21-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-20265</guid>
      <pubDate>Sat, 20 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="37415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Evi icra yoluyla satışa çıkınca bankada silahla ateş açan şüpheli tutuklandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/evi-icra-yoluyla-satisa-cikinca-bankada-silahla-ates-acan-supheli-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/evi-icra-yoluyla-satisa-cikinca-bankada-silahla-ates-acan-supheli-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak'ta evi, borcu nedeniyle haczedilen ve tabancayla banka içinde yere ateş eden B. H., tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, dün Terakki Mahallesi Cumhuriyet Caddesi’ndeki banka şubesinde meydana geldi. İddiaya göre; alüminyum fabrikası sahibi B. H.’nun borcu nedeniyle evi haczedilip icra yoluyla satışa çıkarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. H., banka şubesine gelerek görevlilerle tartışmaya başladı. H., belinden çıkardığı tabancayla yere ateş etti. Banka çalışanları silah sesiyle dışarı kaçarken, ihbarla adrese polis ve sağlık ekipleri sevk edildi.</p>

<p>Şüpheli, kendisine müdahale eden polis ekiplerine teslim oldu. Banka şubesi tedbir amacıyla bir süre kapatıldı. Ekipler, şubede inceleme yaptı. Emniyetteki işlemleri tamamlanan H., bugün Zonguldak Adliyesi’ne getirildi ve çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/evi-icra-yoluyla-satisa-cikinca-bankada-silahla-ates-acan-supheli-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 18:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-134.jpg" type="image/jpeg" length="86973"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat İhsan Yavuz Ballık hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ihsan-yavuz-ballik-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ihsan-yavuz-ballik-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kastamonu Barosu'nun önceki Başkanlarında Avukat İhsan Yavuz Ballık, 99 yaşında hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kastamonu Barosu önceki dönem başkanlarından Avukat İhsan Yavuz Ballık, 99 yaşında hayata gözlerini yumdu.</p>

<p>Ballık’ın vefatı Kastamonu’da derin üzüntüye neden olurken, Kastamonu Barosundan da başsağlığı mesajı geldi.</p>

<p>Baro tarafından yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:</p>

<p>“Baromuzun önceki başkanlarından, Türkiye Barolar Birliği Kurucu Başkanlarından, meslek yaşamı boyunca hukukun üstünlüğü, savunma hakkı ve meslek onuru için büyük emekler vermiş değerli meslektaşımız Av. İhsan Yavuz Ballık'ın vefatını derin bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Avukatlık mesleğine ve hukuk camiasına önemli katkılar sunan kıymetli büyüğümüze Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına, meslektaşlarımıza ve Kastamonu halkına sabır ve başsağlığı diliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merhumun mekânı cennet, makamı âli olsun.”</p>

<p><strong>ACI KAYBIMIZ</strong></p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nden paylaşılan taziye mesajında; "Kastamonu Barosu’nun önceki Başkanlarından değerli meslektaşımız Av. İhsan Yavuz Ballık’ın vefatını üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p>Meslek üstadımıza Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına, Kastamonu Barosu’na ve meslek camiamıza başsağlığı dileriz." denildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ihsan-yavuz-ballik-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 17:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ihsan-yavuz-ballik.jpg" type="image/jpeg" length="90231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyede polise talimat veren 'sahte savcı' tutuklandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyede-polise-talimat-veren-sahte-savci-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyede-polise-talimat-veren-sahte-savci-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara’da kendisini 'savcı yardımcısı' ve 'stajyer savcı' olarak tanıtan M.A.'nın, polisin dikkatiyle savcı adayı olmadığı ortaya çıktı. Üzerinde başka bir kişiye ait hakim-savcı adayı kimlik kartı bulunan ve polise talimat verdiği de tespit edilen M.A., 'Hırsızlık' suçundan tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Adliyesi'nde görev yaptığı izlenimi vererek kendisini 'savcı yardımcısı' ve 'stajyer savcı' olarak tanıtan M.A. isimli kadın, son birkaç gün içerisinde birden fazla kez polis merkezine gidip, personele talimat verdi. M.A., polis memurları hakkında şikayette bulunmak için kimlik ve görev bilgileri talep etti.</p>

<p>Polis merkezi görevlileri, davranışlarından şüphelenerek M.A.’dan kimliğini ibraz etmesini istedi. M.A., 'stajyer savcı' olarak görev yaptığını söyledi. Bunun üzerine polis merkezi amirliği tarafından araştırma başlatıldı. Durum, görevli Cumhuriyet savcısına bildirildi. Savcılığın talimatıyla yapılan incelemede, şüphelinin savcı yardımcısı veya stajyer savcı olmadığı belirlendi.</p>

<p><strong>HUKUK FAKÜLTESİNDEN AYRILMIŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Araştırmada M.A.’nın 2000 doğumlu olduğu, Diyarbakır nüfusuna kayıtlı bulunduğu ve Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1’inci sınıftan ayrıldığı tespit edildi. Üzerinde yapılan kontrolde ise erkek arkadaşı olduğunu beyan ettiği M.E. adına düzenlenmiş hakim-savcı adayı kimlik kartı ele geçirildi. Soruşturma kapsamında gözaltına alınan şüpheli, ‘Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle hırsızlık’ suçundan tutuklama talebiyle Ankara 4’üncü Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk edildi. Hakimlikteki sorgusunda suçlamaları reddeden M.A., "Ben hırsızlık amacıyla yapmadım. Ben kimliği böyle bir hususta kullanmadım. Kimlik sahibi şahısla görüşmediğim için de kimliğini vermedim. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmamı talep ederim" dedi.</p>

<p><strong>KAÇMA ŞÜPHESİ</strong></p>

<p>Dosyayı inceleyen hakimlik tarafından kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst sınırı dikkate alındığında kaçma ihtimalinin mevcut olduğu ve adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına hükmetti. Şüpheli M.A.'nın ‘Herkesin girebileceği bir yerde bırakılmakla birlikte kilitlenmek suretiyle hırsızlık' suçundan tutuklanmasına karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyede-polise-talimat-veren-sahte-savci-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 16:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/6a353a47a07152e4fb6f3c50.webp" type="image/jpeg" length="50650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayet Hakkı Ne Zaman İftira Suçuna Dönüşür?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sikayet-hakki-ne-zaman-iftira-sucuna-donusur-11</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sikayet-hakki-ne-zaman-iftira-sucuna-donusur-11" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Bu yazı dizisinde, şikayet hakkı ile iftira suçu arasındaki ayrım iki bölüm halinde incelenecektir. İlk bölümde suçun unsurları ile ihbar ve şikayet yoluyla işlenişi, ikinci bölümde ise hak arama hürriyeti ile savunma hakkının sınırları, failin bilgisi ve isnat amacı ele alınacaktır.</i></p>

<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Yetkili makamlara başvurup bir fiilin araştırılmasını istemek, hak arama hürriyetinin tanıdığı bir imkandır. Ne var ki aynı başvuru, gerçeğe aykırı bir isnatla bir kimseyi şüpheli, sanık veya disiplin soruşturmasına tabi kişi durumuna sokmanın da yolu olabilir. Bir başvurunun anayasal hakkın kullanımı kapsamında mı kaldığı, yoksa iftira suçunu mu oluşturduğu kimi zaman birbirine karışabilmektedir.</p>

<p>Yetkili makamlara yapılan ihbar ve şikayetler, Anayasa’da güvence altına alınan başvuru hakkının kullanım biçimleri arasındadır. Kişi, elindeki bilgi ve delillere dayanarak başvurur ve iddiasının doğruluğu yapılacak inceleme sonunda belirlenir. İftira suçunun oluşumu için failin, bir kimsenin işlemediğini bildiği hukuka aykırı bir fiili, hakkında soruşturma veya kovuşturma başlatılmasını ya da idari yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla isnat etmesi gerekir. Başvurunun hukuki niteliği belirlenirken isnadın içeriği, taraflar arasındaki ilişki, başvuru sahibinin olay hakkındaki bilgi düzeyi ve somut olayın koşulları dikkate alınmalıdır. Çalışmamızda hak arama hürriyetinin nerede sona erdiğini ve iftira suçunun kanuni unsurlarının hangi durumda gerçekleştiğini yüksek yargı kararları ışığında ele alacağız.</p>

<p><strong>II. İftira Suçunun Unsurları</strong></p>

<p><strong>İftira suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Dördüncü Kısmının İkinci Bölümünde, adliyeye karşı suçlar arasında 267. maddede düzenlenmiştir.</strong> Suç, failin, bir kimsenin işlemediğini bildiği hukuka aykırı fiili, o kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla isnat etmesine dayanmaktadır.</p>

<p>Bir kimseye işlemediği bir fiilin yüklenmesi, onun şeref ve saygınlığını, mesleki itibarını, hukuki güvenliğini ve masumiyet karinesini doğrudan zedelemektedir. Kişi, gerçeğe aykırı bu isnat sebebiyle şüpheli, sanık veya disiplin soruşturmasına tabi kişi konumuna getirilebilmektedir. İhbar veya şikayet üzerine adli ve idari makamların harekete geçirilmesi ise gerçeğe uygun bilgiye dayanarak işlem yürütme ve karar verme işlevini tehlikeye düşürmektedir. İftira suçuyla hem isnadın yöneltildiği kişi hem de kamu makamlarının gerçeğe uygun biçimde işlem yapması korunmaktadır. İftira suçunun Türk Ceza Kanunu’nda adliyeye karşı suçlar arasında düzenlenmiş olması, suçla korunan hukuki değerin mağdurun şeref ve saygınlığının yanı sıra adli ve idari makamların doğru bilgiye dayanarak işlemesini ve adalet hizmetlerinin düzenli yürütülmesini de kapsadığını göstermektedir. Gerçeğe aykırı bir isnatla bir kişi hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılması veya idari yaptırım uygulanması, adli ve idari makamların yetkisinin yanıltıcı bir başvuru üzerinden işletilmesine yol açmaktadır. İftira suçu bu yönüyle, failin bir kimsenin işlemediğini bildiği hukuka aykırı bir fiili o kişiye isnat etmesi ile adli veya idari makamların bu isnat üzerine harekete geçirilmesini aynı eylem içinde bir araya getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bir kimseye hukuka aykırı bir fiilin isnat edilmesi, iftira suçunun maddi unsurunu oluşturmaktadır. Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesine göre bu isnadın, yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunularak ya da basın ve yayın yoluyla gerçekleştirilmesi gerekir.</strong> İsnadın, mağdur hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını veya idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamaya elverişli nitelik taşıması aranmaktadır. Kanun koyucu, isnadın konusunu ceza hukuku anlamında suç oluşturan fiillerle sınırlı tutmamış ve maddede “hukuka aykırı fiil” ifadesine yer vermiştir. Bu kapsamda, mağdura isnat edilen fiilin Türk Ceza Kanunu’nda veya ceza hükmü içeren başka bir kanunda suç olarak düzenlenmesinden ziyade hukuka aykırılık niteliği taşıması esas alınmaktadır. Disiplin cezası, idari para cezası, meslekten çıkarma, ruhsatın iptali veya başka bir idari yaptırım uygulanmasını gerektiren fiiller de iftira suçunun konusunu oluşturabilir. Bir kamu görevlisine görevini kötüye kullandığı, mesleki yükümlülüklerini ihlal ettiği, görev alanındaki kişilerin haklarını çiğnediği veya disiplin cezasını gerektiren bir davranışta bulunduğu yönünde gerçeğe aykırı isnatta bulunulması da bu kapsamdadır. Yüklenen fiilin suç oluşturduğu ileri sürülüyorsa ihbar veya şikayet Cumhuriyet başsavcılığına ya da kolluk makamlarına, idari veya disiplin yaptırımı gerektirdiği ileri sürülüyorsa başvuru yetkili idari makama yapılabilir. Yüksek yargı kararlarında da Türk Ceza Kanunu’nun 267. maddesinde yer alan hukuka aykırı fiil kavramının ceza soruşturması ve kovuşturmasının yanında disiplin soruşturmasına veya idari yaptırıma konu olabilecek fiil isnatlarını da kapsadığı kabul edilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20251956-e-20258071-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 27.10.2025 tarihli, 2025/1956 E., 2025/8071 K. sayılı kararı</a>nda,</strong> imam hatip olarak görev yapan şikayetçinin cami bahçesindeki ağaçları izinsiz kestiği ve cami için alınan ses cihazını demirbaş listesine kaydetmediği yönündeki şüphelinin şikayeti üzerine verilen disiplin cezasının idare mahkemesince iptal edilmesinin ardından iftira suçundan yürütülen soruşturmada, şikayete konu idari soruşturma evrakları yerine başka bir disiplin soruşturmasına ait belgeler esas alınarak kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, ilgili idari soruşturma dosyası temin edilerek şüphelinin hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek soruşturmanın genişletilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi kanun yararına bozulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202419973-e-20247737-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 16.10.2024 tarihli, 2024/19973 E., 2024/7737 K. sayılı kararı</a>nda, </strong>sanığın oğluna okul değiştirme yaptırımı uygulanması üzerine BİMER’e gönderdiği dilekçede kaymakam olan katılanın öğrenci davranışlarını değerlendirme mevzuatına aykırı hareket ettiğini, silahlı terör örgütünün mensubu olduğunu ve kendisinin oğlundan intikam almak amacıyla görevini kötüye kullandığını ileri sürdüğü, dilekçenin yetkili makamlara gönderilmesinin ardından 4483 sayılı Kanun uyarınca işleme konulmamasına karar verildiği olayda, sanığın savunmasında isnatları oğluna uygulanan disiplin yaptırımının oluşturduğu kızgınlıkla yönelttiğini beyan etmesi de dikkate alınarak, katılanın işlemediğini bildiği hukuka aykırı fiilleri hakkında soruşturma veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla isnat etmesinin iftira suçunu oluşturduğu belirtilerek mahkumiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p><strong>İftira suçunun oluşabilmesi için hukuka aykırı fiil isnadının belirli veya belirlenebilir bir kişiye yönelmesi ve bu kişiye somut bir hukuka aykırı fiilin yüklenmesi aranır. </strong>İftira suçunun maddi unsuru, başvurunun içeriğinden mağdura hangi davranışın yüklendiğinin ve bu davranış sebebiyle mağdur hakkında hangi soruşturma, kovuşturma veya idari yaptırım sürecinin başlatılmasının amaçlandığının anlaşılabilmesini gerektirmektedir. Somut bir hukuka aykırı fiil isnadı içermeyen genel hoşnutsuzluk açıklamaları, soyut değer yargıları ve ağır sözler, iftira suçunun kapsamı dışında kalır. Yüklenen hukuka aykırı fiilin, isnadın içeriği ve yöneltildiği makam itibarıyla mağdur hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamaya elverişli olması gerekir. Yargıtay, isnadın belirli veya belirlenebilir bir kişiye yönelmesi, mağdura somut bir hukuka aykırı fiil yüklenmesi ve soruşturma, kovuşturma veya idari yaptırım süreci başlatmaya elverişliliği, başvurunun bütünü, kullanılan ifadeler ve hakkında işlem yapılması istenen kişinin başvuru içeriğinden belirlenebilmesi esas alınarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20221860-e-20244419-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 22.05.2024 tarihli, 2022/1860 E., 2024/4419 K. sayılı kararı</a>nda, </strong>şüphelinin aralarında husumet bulunan kamu görevlisi şikayetçi hakkında BİMER’e sunduğu dilekçede “bu şahıs sanırım pedofili de, çünkü küçük çocuklarla çok fazla ilgilenip temasa geçiyor, bazı esnaf arkadaşlar da bunun farkına varmış” şeklinde beyanda bulunarak şikayetçiye çocuklara yönelik hukuka aykırı fiiller isnat ettiği olayda, ifadelerin hakaret kapsamında değerlendirilmesi yönündeki kanun yararına bozma isteminden farklı olarak, yetkili makama yapılan başvuruyla şikayetçi hakkında soruşturma veya idari yaptırım uygulanmasını sağlamaya elverişli somut fiil isnadı niteliği taşıdığı ve iftira suçunu oluşturabileceği belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazın reddi kanun yararına bozulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-2024385-e-20243643-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 30.04.2024 tarihli, 2024/385 E., 2024/3643 K. sayılı kararı</a>nda,</strong> sanığın eşine ait motosikleti satış bedelinin bir kısmı ödenmeden mağdura haricen devrettiği, kalan bedelin ödenmemesi ve mağdura uzun süre ulaşamaması üzerine motosikletin mağdurun elinde bulunduğunu ve herhangi bir hırsızlık olayının gerçekleşmediğini bildiği halde plaka bilgisini de bildirerek motosikletin çalındığı yönünde şikayette bulunduğu olayda, ihbarda mağdurun adı belirtilmemiş olsa da plaka üzerinden motosikleti elinde bulunduran kişinin belirlenebilir olması nedeniyle eylemin faili belirli olmayan suç uydurma kapsamında kalmayıp mağdura işlemediğini bildiği hırsızlık fiilini isnat etmek suretiyle iftira suçunu oluşturduğu belirtilerek bozma üzerine verilen mahkumiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202424934-e-20253159-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21.04.2025 tarihli, 2024/24934 E., 2025/3159 K. sayılı kararı</a>nda,</strong> sanığın farklı tarihlerde köy kahvehanesinde sigara içildiği ve kumar oynandığı, mağdurun kendisini tehdit ettiği, müştekinin kendisine silahla ateş ettiği ve belirtilen araçta esrar içildiği yönünde ihbarlarda bulunduğu, kolluk tarafından yapılan araştırmalarda bu olayların gerçekleşmediğinin belirlenmesi karşısında, sanığın işlenmediğini bildiği fiilleri haklarında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla belirli kişilere isnat etmesinin suç uydurma yerine iftira suçunu oluşturduğu, farklı mağdurlara yönelik eylemler nedeniyle mağdur sayısınca mahkumiyet hükmü kurulması gerekirken zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasının eksik cezaya neden olduğu, ancak aleyhe temyiz bulunmadığından bu hususun bozma nedeni yapılamayacağı belirtilerek iftira suçundan verilen mahkumiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p><strong>III. İftira Suçunun İhbar ve Şikayet Yoluyla İşlenişi</strong></p>

<p>İftira suçunun temel şekli, failin, bir kimsenin işlemediğini bildiği hukuka aykırı bir fiili, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını veya idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak amacıyla o kişiye isnat etmesiyle oluşur. İsnadın yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunularak ya da basın ve yayın yoluyla gerçekleştirilmesi, suçun kanunda düzenlenen işleniş şekillerini oluşturur. İsnat üzerine soruşturma veya kovuşturma başlatılması, kamu davası açılması, koruma tedbiri uygulanması ya da adli veya idari yaptırıma karar verilmesi suçun temel şeklinin oluşması bakımından aranmaz. İftira, bu yönüyle tehlike suçudur. Yetkili makamın başvuruyu reddetmesi, işlem yapılmasına yer olmadığına karar vermesi veya başlatılan incelemenin mağdur lehine sonuçlanması, suçun tamamlanmasından sonraki aşamaya ilişkindir. Bu kararlar, isnadın doğruluğu ile failin başvuru anındaki bilgi ve amacının belirlenmesinde dikkate alınmaktadır. Şöyle ki hukuka aykırı olduğu ileri sürülen fiilin yetkili makama bildirilmesi ihbar niteliğindedir. İhbarda bulunan kişinin fiilden zarar görmesi aranmamaktadır. Suç işlendiği iddiası Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına, idari ya da disiplin yaptırımı gerektirdiği ileri sürülen fiiller ise görevli idari makama bildirilebilir. Şikayet, şikayet hakkına sahip kişinin yetkili makamdan belirli bir fiil hakkında soruşturma veya işlem yapılmasını istemesidir. Diğer kanuni unsurların da bulunması kaydıyla, başvuruda belirli veya belirlenebilir bir kişiye hukuka aykırı fiil yüklenmesi ve bu kişi hakkında soruşturma, kovuşturma veya idari yaptırım sürecinin başlatılmasının istenmesi halinde şikayet, iftira suçunun işleniş yollarından birini oluşturur. Ceza muhakemesi hukukunda şikayet, soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlar bakımından bir muhakeme şartıdır. Şikayet hakkı, yetkili kimse tarafından kanunda öngörülen süre içinde kullanılmalıdır. Bu süre içinde şikayette bulunulmaması halinde soruşturma ve kovuşturma yapılamaz. Şikayetten vazgeçme ise kanunda aksi yazılı olmadıkça ve sanığın kabulü halinde davayı düşürür. Ezcümle, isnat üzerine soruşturma yürütülmesi ve soruşturmanın mağdur lehine sonuçlanması, temel suçun oluşması bakımından ayrıca bir sonuç şartı niteliği taşımamakta, soruşturma dosyasında ulaşılan tespitler failin isnat sırasındaki bilgisi ve amacı yönünden değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202421044-e-20247794-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 17.10.2024 tarihli, 2024/21044 E., 2024/7794 K. sayılı kararın</a>da, </strong>sanığın aralarında husumet bulunan abisi olan katılanın bir avukat ve dönemin emniyet müdürlerinden biri aracılığıyla sınav sorularını temin ederek polis olduğu yönünde CİMER’e ihbarda bulunması üzerine katılan hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği olayda, sanığın katılanın isnat edilen fiili işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla hukuka aykırı fiil isnat etmesinin anayasal şikayet hakkı kapsamında kalmayıp TCK m.267/1’de düzenlenen iftira suçunu oluşturduğu belirtilerek beraat hükmünün kaldırılması suretiyle verilen mahkumiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416975-e-20244435-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 22.05.2024 tarihli, 2024/16975 E., 2024/4435 K. sayılı kararı</a>nda,</strong> sanığın aralarındaki davalardan kaynaklanan husumet nedeniyle kardeşi olan katılanın terör örgütü üyesi olduğu yönünde Cumhuriyet Başsavcılığına dilekçe ve ifade vermek suretiyle ihbarda bulunduğu, bu ihbar üzerine katılan hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütülerek kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği olayda, sanığın katılanın isnat edilen suçu işlemediğini bildiği halde hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla yetkili makama hukuka aykırı fiil isnat ettiği ve iftira kastıyla gerçekleştirdiği eylemin TCK m.267/1 kapsamında iftira suçunu oluşturduğu belirtilerek beraat hükmünün bozulması üzerine verilen mahkumiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN"><img alt="Av. Özer Alişan EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ozer-alisan-ekren-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN">Av. Özer Alişan EKREN</a></strong></h4>

<p><i>Bir sonraki yazıda, hak arama hürriyeti ile savunma hakkının sınırları, failin bilgisi ve isnat amacı ele alınacaktır.</i></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sikayet-hakki-ne-zaman-iftira-sucuna-donusur-11</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 15:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1aa.jpg" type="image/jpeg" length="55164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2022/1860 E., 2024/4419 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20221860-e-20244419-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20221860-e-20244419-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 22.05.2024 tarihli, 2022/1860 E., 2024/4419 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1860 E., 2024/4419 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hakimliği<br />
SAYISI : 2018/5450 Değişik İş<br />
SUÇ : İftira<br />
İNCELEME KONUSU<br />
KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığının 09.07.2018 tarihli ve 2018/28083 Soruşturma, 2018/15900 Karar sayılı kararı ile şikayetçinin iddiaları ile ilgili iftira suçundan şüpheli ... hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı şikayetçi tarafından yapılan itiraza ilişkin Bakırköy 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 04.09.2018 tarihli ve 2018/5450 Değişik iş sayılı kararının kesin olarak verildiği belirlenmiştir.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 08.04.2022 tarihli ve 2021/23313 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.05.2022 tarihli ve KYB-2022/56007 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 12.05.2022 tarihli ve KYB-2022/56007 sayılı kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>“Dosya kapsamına göre, müşteki suç duyurusu dilekçesinde, Devlet Memurları Kanununa tâbi olarak çalışan kamu personeli olduğunu, şüphelinin, şahsî bir husumetinden dolayı Başbakanlık İletişim Merkezine göndermiş olduğu 08/01/2018 tarihli ve 1800048593 sayılı başvurusu ile iftirada bulunduğunu iddia ederek şikayetçi olması üzerine Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma neticesinde, soyut iddia dışında, şüphelinin yüklenen suçu işlediğini gösterir dava açmaya yeterli kanıt ve emare bulunmadığından bahisle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ise de;</p>

<p>Şüphelinin Başbakanlık İletişim Merkezine (BİMER) göndermiş olduğu 08/01/2018 tarihli ve 1800048593 sayılı başvuru metninde " ... bu şahıs sanırım pedofilide, çünkü küçük çocuklarla çok fazla ilgilenip temasa geçiyor. bazı esnaf arkadaşlarda bunun farkına varmış ... " ifadelerini kullanmasının hakaret suçunun yasal unsurlarını oluşturduğu,</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin "Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilat ederek işlenmesi gerekir." şeklindeki,</p>

<p>Yargıtay 23. Ceza Dairesinin 01/06/2016 tarihli ve 2015/8976 esas, 2016/7036 sayılı ilâmında, " ... Sanığın ... katılana yönelik “..çocuklardan uzak dur, sübyancı diye adın çıkar" .. hakaret ve tehdit suçlarından mahkûmiyeti yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, bozmayı gerektirmiş ... 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA ... " şeklindeki açıklamaları nazara alındığında, şüpheli hakkında hakaret suçundan soruşturma yapılması gerektiği hususu gözetilmeden itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir. ”<br />
Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 267 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen iftira suçunun oluşabilmesi için, yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>2. İnceleme konusu uyuşmazlıkta, şüpheli ...'in BİMER aracılığıyla göndermiş olduğu 08.01.2018 tarihli şikayet dilekçesinde "...beni tehdit eden bu şahıs sanırım pedofili de çünkü küçük çocuklarla çok fazla ilgilenip temasa geçiyor. Bazı esnaf arkadaşlar da bunun farkına varmış. Dün akşam eşimi darp etti. Eşim Savcılığa suç duyurusunda bulundu..." şeklinde beyanda bulunması üzerine durumdan haberdar olan müştekinin, şüpheliden şikayetçi olduğu, şüpheli ile müşteki Muhammed Akif Buğday arasında husumet bulunduğu, şüphelinin eşi ile müşteki arasında soruşturma dosyalarının olduğu hususları dikkate alınarak şüpheli hakkında iftira suçundan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiş ise de, şüpheli tarafından BİMER aracılığıyla gönderilen şikayet dilekçesinde yer alan "...bu şahıs sanırım pedofili de çünkü küçük çocuklarla çok fazla ilgilenip temasa geçiyor. Bazı esnaf arkadaşlar da bunun farkına varmış.." şeklindeki ibarelerin iftira suçunu oluşturacağı gözetilmeden kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesinin, 04.09.2018 tarihli ve 2018/5450 Değişik İş sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20221860-e-20244419-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni1222010kkaa.jpg" type="image/jpeg" length="85146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/385 E., 2024/3643 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-2024385-e-20243643-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-2024385-e-20243643-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 30.04.2024 tarihli, 2024/385 E., 2024/3643 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/385 E., 2024/3643 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/3 E., 2023/539 K.<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Akçakale Cumhuriyet Başsavcılığının 13.09.2015 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında suç uydurma suçundan dava açılmıştır.</p>

<p>2.Akçakale 1.Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.12.2015 tarihli kararı ile sanık hakkında suç uydurma suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>3.Akçakale 1.Asliye Ceza Mahkemesinin, 31.12.2015 tarihli kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 10.11.2022 tarihli kararı ile suç vasfının iftira suçu olması nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4.Akçakale 1.Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.09.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanığın temyiz isteği, suç işleme kastı olmadığı, suçu işlediğine dair herhangi bir delil olmadığı, yasaya aykırı karar verildiği ve benzeri nedenlere ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Dava konusu olay, sanığın eşine ait motorbisikleti olay tarihinden önce gayri resmi olarak devrettiği mağdur İbrahim'in devir bedelinin kalan kısmını ödememesi ve şahsa uzun süre ulaşamaması üzerine motorbisikletin çalındığından bahisle şikayetçi olduğu, sanığın böylece işlenmediği bildiği suçu işlenmiş gibi ihbar ederek suç uydurma suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Gerekçeli karar başlığında suç adının iftira yerine suç uydurma olarak yazılması mahallinde düzeltilebilir maddi yazım hatası kabul edilmiştir.<br />
Oluşa ve tüm dosya kapsamına göre daha önce gayri resmi olarak İbrahim'e devir ettiği ancak devir parasının bir kısmını alamadığı motorbisikletin plakasını bildirerek hırsızlık olayı olmadığını bildiği halde çalındığından bahisle şikayetçi olması ve bildirdiği plaka ile elinde bulunduran şahsın tespitinin mümkün olması karşısında sanığın iftira suçunu işlediği anlaşılmakla yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Akçakale 1.Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.09.2023 tarihli kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 30.04.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-2024385-e-20243643-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="74198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/24934 E., 2025/3159 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202424934-e-20253159-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202424934-e-20253159-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 21.04.2025 tarihli, 2024/24934 E., 2025/3159 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/24934 E., 2025/3159 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>BOZMA ÜZERİN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/136 Esas, 2024/346 Karar<br />
MAĞDURLAR : ..., ...<br />
MÜŞTEKİ : ...<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Düzeltilerek Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Yargıtay Bozma İlâmı<br />
Demre Asliye Ceza Mahkemesinin, 07.06.2023 tarihli ve 2018/342 Esas, 2023/365 Karar sayılı kararının sanık ve müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 10.01.2024 tarihli ve 2023/3458 Esas, 2024/124 Karar sayılı kararı ile sanığın eyleminin 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 267/1. maddesinde tanımlanan suçu oluşturması karşısında suç vasfında yanılgıya düşülerek sanığın suç uydurma suçundan cezalandırılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olması nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Yargıtay Bozma İlâmından Sonraki Yargılama Süreci<br />
Bozmaya uyularak yapılan yargılamada, Demre Asliye Ceza Mahkemesinin 04.07.2024 tarihli ve 2024/136 Esas, 2024/346 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında iftira suçundan 5237 sayılı Kanun'un 267/1, 43/1. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, kazanılmış hakkı saklı tutularak cezasının 1 ay 7 gün hapis cezası olarak infazına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Sanığın ve Müdafiinin Temyiz İstemleri<br />
Sanığın, üzerine atılı suçu işlemediğine, delil yetersizliğine, beraatine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Gerekçeli karar başlığında suçun "iftira" yerine "suç uydurma" olarak belirtilmesi ile suç tarihinde "03.03.2015" tarihinin gösterilmemesi mahallinde düzeltilmesi mümkün maddi hatalar olarak görülmüştür.</p>

<p>Sanık hakkında mağdur sayısınca mahkumiyet hükümleri kurulması gerekirken, yazılı şekilde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle eksik ceza tayini, aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Dava dosyası kapsamına göre, sanığın, 21.01.2015 tarihinde ...Köy'ünde tanık Y.G.'nin işlettiği kahvehanede sigara içildiğini, 08.02.2015 tarihinde burada kumar oynandığını, mağdur ... isimli şahsın kendisini tehdit ettiğini, müşteki ...'ın kendisine silahla ateş ettiğini, 03.03.2015 tarihinde 07 ** 779 plakalı araç içinde esrar içildiğini ihbar ettiği ancak kolluk tarafından alınan ihbarlar üzerine yapılan araştırmalarda bahse konu olayların gerçekleşmediğinin tespit edildiği böylece üzerine atılı suçu işlediği iddiasına ilişkin olarak;</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, mağdurların ve tanıkların alınan beyanlarına, ihbar tutanaklarına, olay ve araştırma tutanaklarına göre, sanığın yetkili makamlara muhtelif tarihlerde şikayette bulunarak işlenmediğini bildiği halde, soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını sağlamak amacıyla şikayette bulunduğu kişilere hukuka aykırı birer fiil isnat etmesi şeklindeki kabulün isabetli olduğu anlaşılmakla, sanığın ve müdafiinin temyiz istemleri yerinde görülmemiş, Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Demre Asliye Ceza Mahkemesinin, 04.07.2024 tarihli ve 2024/136 Esas, 2024/346 Karar sayılı kararında sanık ve müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, sanığın ve müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.04.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202424934-e-20253159-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="38385"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/21044 E., 2024/7794 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202421044-e-20247794-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202421044-e-20247794-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 17.10.2024 tarihli, 2024/21044 E., 2024/7794 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/21044 E., 2024/7794 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/216 E., 2024/411 K.<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 25.12.2020 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Ankara 50. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.04.2021 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan, 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>3. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin, duruşma açılmaksızın, 16.05.2022 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilerek 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi ve 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hüküm bozularak sanık hakkında iftira suçundan, 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>4.Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21.12.2023 tarihli ilamıyla sanık hakkında verilen beraat kararının hatalı olup atılı suçun oluşacağı gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5.Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin duruşmalı yaptığı inceleme sonunda, 07.03.2024 tarih 2024/216 Esas, 2024/411 Karar sayılı kararı ile sanığın atılı suçtan 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafinin temyiz istemi özetle;</p>

<p>1.Sanığın Anayasal şikayet hakkını kullandığına,</p>

<p>2.Eksik inceleme yapıldığına,</p>

<p>3.Kesin ve somut delil bulunmadığına, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Dava konusu olay, sanığın husumetli olduğu abisi olan katılan hakkında Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi'ne (CİMER) dilekçe yazıp, "...... efendioğlu isimli avukat aracılığı ile o dönemki emniyet müdürlerinden ... bozkurt aracılığı ile soruları temin ederek polis olmuştur..." şeklinde iddiada bulunması üzerine, katılan hakkında soruşturma yürütülerek silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği, sanığın bu şekilde gerçek olmadığını bildiği halde, katılan hakkında soruşturma açılmasını sağlamak suretiyle atılı suçu işlediği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir.</p>

<p>2. Somut olayda, sanığın aralarında husumet bulunan abisi katılana yönelik olarak CİMER aracılığıyla katılanla ilgili yapmış olduğu "...... efendioğlu isimli avukat aracılığı ile o dönemki emniyet müdürlerinden ... Bozkurt aracılığı ile soruları temin ederek polis olmuştur..." şeklindeki ihbarı neticesinde katılan hakkında ''Silahlı terör örgütüne üye olmak'' suçundan soruşturma yapılarak kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmakla, sanığın, işlemediğini bildiği halde, katılan hakkında soruşturma başlatılmasını sağlamak için, anılan şekilde ihbarda bulunduğu anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>3. Yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz sebeplerinin reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesinin, 07.03.2024 tarihli ve 2024/216 Esas, 2024/411 Karar sayılı kararında sanık müdafince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Ankara 50. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesine gönderilmek üzere gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.10.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202421044-e-20247794-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="29485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/16975 E., 2024/4435 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416975-e-20244435-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416975-e-20244435-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 22.05.2024 tarihli, 2024/16975 E., 2024/4435 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/16975 E., 2024/4435 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1003 E., 2023/1590 K.<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından sanık hakkında bozma üzerine verilen kararın; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu ve reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Konya Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2018 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılması istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>2. Konya 14. Asliye Ceza Mahkemesinin, 08.04.2019 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 14.10.2020 tarihli kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik katılan vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle, sanık hakkında iftira suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin (a) bendi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 08.06.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan ilk derece mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde sanığın beraatine karar verilmesi nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Yargıtay bozma ilamı üzerine yapılan yargılamada; Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 06.12.2023 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafinin temyiz isteği, sanığın iftira kastıyla hareket etmediğine, suçun unsurlarının gerçekleşmediğine ve somut bir nedene dayanmayan diğer temyiz itirazlarına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Temyizin kapsamına göre,<br />
Dava konusu olay; sanığın, aralarındaki mevcut davalar sebebiyle husumet bulunan kardeşi katılan ... hakkında terör örgütü üyesi olduğu yönünde Cumhuriyet başsavcılığına yapmış olduğu başvuru ile asılsız isnatlarda bulunmak suretiyle iftira suçunu işlediği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin kabulü;<br />
İlk derece mahkemesince yapılan yargılama neticesinde, sanığın üzerine atılı eylemi gerçekleştirdiği kabul edilerek, sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin kabulü;<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, katılan vekilinin istinaf başvurusu kabul edilerek yapılan yargılama neticesinde, sanığın beraatine karar verilmiş, ilgili kararın katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine, karar Yargıtay tarafından bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılamada, sanık hakkında iftira suçundan mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Sanık tarafından Cumhuriyet başsavcılığına sunulan 17.08.2016 tarihli dilekçe, aynı tarihli savcılık ifadesi, katılanın aşamalardaki beyanları, 05.02.2018 tarihli katılan hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ve tüm dava dosyası kapsamındaki deliller birlikte değerlendiriliğinde, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği, Bölge Adliye Mahkemesinin sanığın atılı suçu işlediğine dair kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından, sanık müdafinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiş ve kararda hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin, 06.12.2023 tarihli ve 2023/1003 Esas, 2023/1590 sayılı Kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p><br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Konya 14. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Konya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.05.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416975-e-20244435-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="78925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/19973 E., 2024/7737 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202419973-e-20247737-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202419973-e-20247737-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 16.10.2024 tarihli, 2024/19973 E., 2024/7737 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/19973 E., 2024/7737 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/643 E., 2024/116 K.<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Elmadağ Cumhuriyet Başsavcılığının 06.01.2016 tarihli iddianamesiyle sanık hakkında iftira suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ( 5237 sayılı Kanun) 267 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2. Elmadağ Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında iftira suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 267 nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Elmadağ Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararının, Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 22.03.2023 tarihli kararıyla, sanık hakkında ... ceza belirlenirken alt sınırdan fazla uzaklaşılarak üst sınıra yakın ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Bozmaya uyularak yapılan yargılamada, Elmadağ Asliye Ceza Mahkemesinin 22.02.2024 tarihli kararıyla, sanık hakkında iftira suçundan 5237 sayılı Kanun'un 267 nci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası ve 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 6.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği;<br />
Sanık hakkında kurulan hükümde ... ceza belirlenirken alt sınırdan uzaklaşılmasının usul ve kanuna aykırı olduğuna, eksik araştırma ile karar verildiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Dava konusu olay, sanığın, oğlunun aldığı disiplin cezası üzerine, BİMER üzerinden yazdığı şikayet dilekçesinde katılanın, öğrenci davranışlarını değerlendirme yönetmeliğinde uyulması gereken kuralları ihlal ettiğini, FETÖ silahlı terör örgütünün bir bireyi olduğunu, kendisinin ise AK Parti taraftarı olduğundan katılanın intikam aldığını bu nedenle görevini kötüye kullandığını ileri sürerek hukuka aykırı bir fiil isnat ettiğine ilişkindir.</p>

<p>2. Sanığın BİMER üzerinden yaptığı şikayet üzerine, gerekli inceleme ve araştırma için yetkili makamlara dilekçe gereği için gönderilmiş; Ankara Valiliği İl İdare Kurulu Müdürlüğü'nün 21.05.2015 tarihli ve 17556 sayılı Olur'u ile 4483 sayılı Kanun uyarınca şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Dosya kapsamında, İlçe Öğrenci Davranışlarını Değerlendirme Kurulu Kararı mevcuttur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İftira suçunun oluşabilmesi için; yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat edilmesi gerekir.</p>

<p>2. Sanığın, olay tarihinde kaymakam olan katılana, görevini kötüye kullanma suçunu isnat ettiği, ancak alınan savunmasında, oğluna yönelik yapılan disiplin soruşturması neticesinde okul değiştirme yaptırımının uygulanması nedeniyle olayın verdiği kızgınlıkla suç isnadında bulunduğunu ifade ettiği bu nedenle atılı suçun sabit olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanaatin dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Elmadağ Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.02.2024 tarihli ve 2023/643 Esas, 2024/116 Karar sayılı kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 16.10.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202419973-e-20247737-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="55841"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2025/1956 E., 2025/8071 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20251956-e-20258071-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20251956-e-20258071-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 27.10.2025 tarihli, 2025/1956 E., 2025/8071 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1956 E., 2025/8071 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ:Sulh Ceza Hâkimliği<br />
SAYISI : 2022/1477 D.İş<br />
SUÇ : İftira<br />
İNCELEME KONUSU<br />
KARAR : Kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı yapılan itirazın reddi<br />
KANUN YARARINA<br />
BOZMA YOLUNA<br />
BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>...Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2022 tarihli kararı ile şüpheli hakkında iftira suçundan, atılı suçun yasal unsurlarının oluşmaması ve şüphelinin suçu işlemediğinin sabit olması nedenleriyle kovuşturmaya yer olmadığı kararının verildiği, bu karara şikayetçinin itirazı üzerine Manavgat 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 28.10.2022 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararının usul ve kanuna uygun olduğu belirtilerek itirazın reddine kesin olarak karar verildiği belirlenmiştir.<br />
Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 27.01.2025 tarihli ve 2024/28825 sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 11.02.2025 tarihli ve KYB-2025/13230 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>“5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca, Cumhuriyet savcısının, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlaması gerektiği, aynı Kanun’un 170/2. maddesi gereğince yapacağı değerlendirme sonucunda, toplanan delillerin suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturduğu kanısına ulaştığında iddianame düzenleyerek kamu davası açacağı, aksi halde ise anılan Kanun’un 172. maddesi gereği kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar vereceği, buna karşın ortada yasaya uygun bir soruşturmanın bulunmadığı durumda, anılan Kanun’un 173/3. maddesindeki koşullar oluşmadığından, itirazı inceleyen merciin Cumhuriyet savcısının soruşturma yapmasını sağlamak maksadıyla soruşturmanın genişletilmesine karar verebileceği yönündeki açıklamalar karşısında,<br />
Dosya kapsamına göre, müştekinin imam hatip olarak görev yapmakta olduğu ... ili ...ilçesi...caminin avlusunda yer alan ve şüphelinin olay tarihinden önce vefat eden babasının diktiği ağaçları kestiği ve yine şüphelinin babasının camiiye hayır amaçlı aldığı ses cihazının da demirbaş listesinde bulundurmadığından bahisle yaptığı şikayet sonucunda müşteki hakkında verilen disiplin cezasının kaldırılması nedeniyle şüphelinin kendisine iftira attığından bahisle soruşturma işlemlerine başlanılmasına rağmen, şikayet konusu ile ilgili olmayan müşteki hakkındaki bir başka disiplin cezasına dair dosyanın incelenerek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği anlaşılmakla, şikayet konusuna dair ilgili belgelerin temin edilerek sonucuna göre şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayin edilerek bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme sonucu kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği gözetilmeden, soruşturmanın genişletilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir.”</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>1. Şikayetçinin ...Cumhuriyet Başsavcılığına sunulmak üzere ... Kaymakamlığına verdiği 23.12.2021 tarihli dilekçesinde, 26.03.20 13... .03.2021 tarihleri arasında ...ilçesi...Mahallesi... Camiinde imam hatip olarak görev yaptığını, şüphelinin hakkındaki şikayeti nedeniyle idari soruşturma ile tayininin çıkartılıp uyarı cezasının verildiğini, bu cezanın iptali için dava açtığını ve idare mahkemesince işlemin iptaline karar verildiğini, tarafına isnat ettiği suçlamaların asılsız olduğu ortaya çıktığından bu şahıs hakkında işlem yapılması gerektiğini beyanla şikayetçi olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>2. Dosyada mevcut... 2. İdare Mahkemesinin 29.11.2021 tarihli ve 2021/562 Esas, 2021/1052 Karar sayılı kararında,</p>

<p>a) Davacı olan şikayetçinin,... Valiliği İl Müftülüğünün 31.03.2021 tarih ve 1194913 sayılı işleminin usul ve kanuna aykırı olduğu, garez ve özel maksatlarla dava konusu disiplin cezasının verildiği, görevini layıkıyla yerine getirdiği ileri sürülerek iptalini talep ettiği,</p>

<p>b) Şikayetçi hakkındaki iddiaların, "Antalya ili, ...ilçesi,...Mahallesi... Camiinde imam hatip olarak görev yaparken cami bahçesinde bulunan çam ağaçlarının kalın dallarını, bir çam ağacını da kökünden, 4-6 Yaş Kur'an Kursunun yanındaki zeytin ağacının büyük dalını kendi odun ihtiyacını karşılamak için kimseden izin almadan kestiği, rahmetli...hakkında "benimle uğraştı geberdi gitti" dediği ve adı geçen tarafından 1700 dolar karşılığında cami için alınan seyyar ses cihazını cami demirbaş eşyasına kaydetmediği, haftada 1 veya 2 vakit izinsiz ve mazeretsiz namaza gelmediği, lojman caminin karşısında olmasına rağmen şiddetli yağışı bahane ederek namazlara gelmediği, 2013 yılından önce devamlı cami cemaati 6-7 iken şuan 1-2 kişiye düştüğü ve "cemaatin gelip gelmemesi umurumda değil zorla mı getireceğim" diyerek cami cemaatini dağıttığı" şeklinde olduğu,</p>

<p>c) Sonuç olarak yapılan değerlendirmede, "soruşturma raporunda şikayetçiye yöneltilen "... tarafından 1700 dolar karşılığında cami için alınan seyyar ses cihazını cami demirbaş eşyasına kaydetmediği" ve "2 adet çam ağacının dallarının kesilmesi ve zeytin ağaçlarının kesilmesi" iddialarının sübut bulduğunun belirtildiği, soruşturma raporunda ayrıca birinci iddia yönünden şikayetçinin 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/A-a maddesi uyarınca uyarma cezası ile cezalandırılması gerekmekte ise de, bir derece hafif cezası uygulanarak cezanın uygulanmamasının uygun olacağının belirtildiği, ikinci iddia yönünden ise 657 sayılı Kanun'un 125/A-a maddesi uyarınca uyarma cezası ile cezalandırılmasının teklif edildiği, ... 2 adet çam ağacının dallarının kesilmesi ile ilgili olarak, davacının 6831 sayılı Kanun'a muhalif davrandığından bahisle dava konusu disiplin cezasıyla cezalandırılmış ise de, davacının dallarını budadığı çam ağaçlarının 6831 sayılı Orman Kanunu'nda belirtilen orman alanlarında kalmadığı, dolayısıyla davacının Orman Kanununa muhalif hareket ettiğinden söz edilemeyeceğinden davacının bu fiil yönüyle disiplin cezası ile cezalandırılamayacağı; zeytin ağaçlarının kesilmesi ile ilgili olarak da, zeytin ağaçlarının kesildiğinin davacı tarafından kabul edilmediği, ifadesi alınan tanıkların bir kısmının anılan zeytin ağaçlarının davacı tarafından kesildiğini, bir kısmının da davacı tarafından kesilmediğini beyan etmesi karşısında bahsi geçen zeytin ağaçlarının davacı tarafından kesilip kesilmediğinin anlaşılamadığı, dolayısıyla zeytin ağaçlarının davacı tarafından kesildiğinin şüpheden uzak bir şekilde ortaya konulamadığı anlaşıldığından, sübut bulmayan eylemler nedeniyle davacının 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125/A-a maddesi uyarınca uyarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığı" belirtilerek dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş ve bu karar 07.04.2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>3. ...Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturmada, ...Kaymakamlığından şikayetçi hakkında idari soruşturmaya ilişkin evrakların gönderilmesi istenmiş, ...Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün 30.12.2020 tarihli üst yazı ekinde gönderilen inceleme raporu ve diğer belgelerin, şikayetçi hakkında farklı bir idari soruşturmaya ait olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>4. ...Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2022 tarihli kararı ile "Müşteki hakkında yürütülen idari soruşturmanın "Müşteki ...'nın Kuran kursu öğreticisi ...un lojmanının balkonuna merdiven yardımıyla çıktığı, ...a hakaret ettiği, Cami cemaatini dağıttığı, ezanı merkezi sistemden okuttuğu, görev mahallindeki diğer imam hatiplerle iş ilişkilerinin iyi olmadığı" iddiaları ile ilgili olduğunun tespit edildiği, müşteki hakkında idari soruşturma yapılması için ...un ...İlçe Müftülüğüne başvurduğunun tespit edildiği, dosya kapsamında Anayasal hak olan şikayet hakkının kullanıldığı, Türk Ceza Kanunu 267.maddesinde düzenlenen İftira suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı, şüphelinin üzerine atılı suçu işlemediğinin sabit olduğu" belirtilerek kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildiği, şikayetçinin itirazı üzerine Manavgat 1. Sulh Ceza Hakimliğinin 28.10.2022 tarihli kararı ile kovuşturmaya yer olmadığı kararının usul ve kanına uygun olduğu belirtilerek itirazın reddine kesin olarak karar verildiği belirlenmiştir.</p>

<p>5. 5271 sayılı Kanun'un inceleme konusu ile ilgili hükümleri;<br />
“Madde 160 - (1) Cumhuriyet Savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.</p>

<p>(2) Cumhuriyet Savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.<br />
Madde 170 - (1) Kamu davasını açma görevi, Cumhuriyet Savcısı tarafından yerine getirilir.</p>

<p>(2) Soruşturma evresi sonunda toplanan deliller, suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa; Cumhuriyet Savcısı, bir iddianame düzenler.<br />
Madde 172 - (1) Cumhuriyet Savcısı, soruşturma evresi sonunda, kamu davasının açılması için yeterli şüphe oluşturacak delil elde edilememesi veya kovuşturma olanağının bulunmaması hâllerinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verir. Bu karar, suçtan zarar gören ile önceden ifadesi alınmış veya sorguya çekilmiş şüpheliye bildirilir. Kararda itiraz hakkı, süresi ve mercii gösterilir.</p>

<p>Madde 173 - (1) Suçtan zarar gören, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde, bu kararı veren Cumhuriyet Savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliğine itiraz edebilir.</p>

<p>(2) İtiraz dilekçesinde, kamu davasının açılmasını gerektirebilecek olaylar ve deliller belirtilir.</p>

<p>(3) Sulh Ceza Hâkimliği, kararını vermek için soruşturmanın genişletilmesine gerek görür ise bu hususu açıkça belirtmek suretiyle, Cumhuriyet Başsavcılığından talepte bulunabilir; kamu davasının açılması için yeterli nedenler bulunmazsa, istemi gerekçeli olarak reddeder; itiraz edeni giderlere mahkûm eder ve dosyayı Cumhuriyet Savcısına gönderir. Cumhuriyet Savcısı, kararı itiraz edene ve şüpheliye bildirir.</p>

<p>(4) Sulh Ceza Hâkimliği istemi yerinde bulursa, Cumhuriyet Savcısı iddianame düzenleyerek mahkemeye verir.</p>

<p>(5) Cumhuriyet Savcısının kamu davasının açılmaması hususunda takdir yetkisini kullandığı hâllerde bu madde hükmü uygulanmaz."<br />
Şeklinde düzenlemeler içermektedir.</p>

<p>6. Bu kapsamda inceleme konusu dava dosyası değerlendirildiğinde;... ili ...ilçesi,...Mahallesi... Camiinde imam hatip olarak görev yaparken cami bahçesinde bulunan çam ağaçlarının kalın dallarını, bir çam ağacını da kökünden, 4-6 yaş Kur'an Kursunun yanındaki zeytin ağacının büyük dalını kendi odun ihtiyacını karşılamak için kimseden izin almadan kestiği,...tarafından 1700 dolar karşılığında cami için alınan seyyar ses cihazını cami demirbaş eşyasına kaydetmediği iddialarına ilişkin olarak yürütülen idari soruşturma sonucu verilen disiplin cezasının... 2. İdare Mahkemesinin 29.11.2021 tarihli ve 2021/562 Esas, 2021/1052 Karar sayılı kararı ile iptaline karar verildiği ve şikayetçinin, şüpheli tarafından kendisine yöneltilen iddiaların asılsız olduğunu beyanla şikayetçi olduğu, ...Cumhuriyet Başsavcılığınca iftira suçundan yürütülen soruşturmada talep üzerine ...Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün 30.12.2020 tarihli üst yazı ekinde gönderilen inceleme raporu ve diğer belgelerin, şikayetçi hakkında farklı bir idari soruşturmaya ait olduğu halde, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararın soruşturma konusu ile ilgili olmayan bu evraklara dayanılarak verildiği anlaşılmakla, şikayetçinin şikayetine konu iddialar ile ilgili yürütülen idari soruşturmaya ait evrakların ilgili kurumdan temin edilerek şüphelinin hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik incelemeye dayalı olarak verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yönelik itiraz üzerine anılan hususta soruşturmanın genişletilmesi yerine, yazılı şekilde itirazın reddine karar verilmesi, Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. Manavgat 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 28.10.2022 tarihli ve 2022/1477 değişik iş sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 309/3. maddesi gereği oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>5271 sayılı Kanun’un 309/4-a maddesi uyarınca gerekli işlemin yapılması için dava dosyasının Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.10.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20251956-e-20258071-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 19 Jun 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay-1643800.jpg" type="image/jpeg" length="92521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60272"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33952"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58769"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93506"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45113"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="21543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="27059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="60771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="81011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="94761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="11988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="98718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="39785"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="11431"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
