<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 16 Sep 2026 06:37:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Yunus Emre Demir vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-yunus-emre-demir-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-yunus-emre-demir-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Yunus Emre Demir (10001) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. YUNUS EMRE DEMİR (10001) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>19.09.1990 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Yunus Emre DEMİR (10001) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 16.09.2026 Çarşamba günü saat 16.45’te Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak namazın ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yunus-emre-demir.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-yunus-emre-demir-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yunus-emre-demir-1.jpg" type="image/jpeg" length="14507"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tazminat Borçlusu Ölürse Alacak Ne Olur]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tazminat-borclusu-olurse-alacak-ne-olur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tazminat-borclusu-olurse-alacak-ne-olur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mirasın reddi mirasçıların sorumluluğu ve sağlığında yapılan mal devirleri]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir tazminat davası devam ederken borçlunun ölmesi, ne borcu sona erdirir ne de mirasçıları kendiliğinden sınırsız sorumlu hâle getirir. Ölüm, alacağın hukuki varlığından çok hangi malvarlığından ve hangi kişilere karşı takip edilebileceğini değiştirir. Bu nedenle doğru soru yalnız ‘miras reddedildi mi’ değildir. Terekeye kimlerin hangi sıfatla dahil olduğu, ret beyanlarının süresinde yapılıp yapılmadığı, terekeye müdahale edilip edilmediği ve borçlunun sağlığındaki devirlerin hangi hukuki rejime tabi olduğu birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Bu mesele deprem, trafik kazası veya mesleki sorumluluk kaynaklı tazminatlarla sınırlı değildir. Haksız fiil, sözleşme, kefalet, kira ve benzeri para alacaklarında aynı temel ayrım geçerlidir: Tereke borcu, mirasçının kişisel borcu ve geçmişte üçüncü kişilere devredilmiş mallar birbirinden ayrı hukuki alanlardır.</p>

<p><strong>Ölüm borcu sona erdirmez</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 599. maddesi uyarınca mirasçılar, mirasbırakanın ayni haklarını, alacaklarını ve kural olarak borçlarını mirasın açılmasıyla bir bütün hâlinde kazanırlar. Miras kabul edilmişse, TMK m. 641 gereğince mirasçılar tereke borçlarından müteselsilen sorumludur. Bununla birlikte şahsa sıkı sıkıya bağlı yükümlülükler ve ceza sorumluluğu bu geçişin dışındadır. Hukuk mahkemesinde talep edilen maddi veya manevi tazminat ile ceza sorumluluğu bu sebeple birbirine karıştırılmamalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalının yargılama sırasında ölmesi hâlinde HMK m. 55 önem kazanır. Mirasçılar mirası kabul veya ret konusunda henüz karar vermemişse, kanuni süreler geçinceye kadar dava ertelenir; gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda kayyım atanabilir. Sonrasında mirası kabul eden mirasçılarla ya da terekenin resmî tasfiyesi söz konusuysa ilgili tasfiye organıyla taraf teşkili sağlanır. Ölen kişi adına doğrudan hüküm kurulması usulen mümkün değildir.</p>

<p><strong>Mirasın reddi ve kişisel malvarlığı</strong></p>

<p>Yasal ve atanmış mirasçılar, TMK m. 605 ve devamı uyarınca mirası reddedebilir. Gerçek ret, sulh hukuk mahkemesine yapılacak kayıtsız ve şartsız beyanla gerçekleşir. TMK m. 606'daki üç aylık süre, yasal mirasçılar için mirasçı olduklarını daha sonra öğrendikleri ispat edilmedikçe mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte; vasiyetnameyle atanmış mirasçılar için tasarrufun kendilerine resmen bildirildiği tarihte başlar. Geçerli ret sonucunda mirasçılık sıfatı geçmişe etkili olarak ortadan kalkar. Ayrıca ölüm tarihinde mirasbırakanın ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmişse miras, TMK m. 605/2 uyarınca reddedilmiş sayılır. Gerçek ret ile bu hükmen ret hâli birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Kanaatimizce bu sonuç uygulamada açık bir sınır gerektirir: Geçerli biçimde mirası reddeden kişinin emeğiyle edindiği taşınmazı, maaş hesabı veya eşinden kalan malı, sırf murisin tazminat borcu nedeniyle haczedilemez. Para alacağı için ihtiyati haciz, çekişmeli belirli bir mal veya hak için ihtiyati tedbir gündeme gelebilir; ancak bu koruma tedbirleri de hedef malvarlığıyla alacak arasında hukuki bağ kurulmasını ve kanuni koşulların yaklaşık olarak ispatını gerektirir. Ret, kişisel malvarlığını korur; fakat muristen daha önce alınmış değerlerin özel hükümler uyarınca incelenmesini engellemez.</p>

<p><strong>Reddin altsoya etkisi ve ret hakkının kaybı</strong></p>

<p>Bir mirasçının reddi, payını otomatik olarak kardeşlerine bırakmaz. TMK m. 611’e göre pay, reddeden mirasçı miras açıldığı sırada sağ değilmiş gibi hak sahiplerine geçer. Dolayısıyla çocuğu bulunan bir mirasçı reddettiğinde onun altsoyu mirasçı olabilir; her altsoy yönünden süre, beyan ve terekeye müdahale ayrı değerlendirilir. En yakın yasal mirasçıların tamamının reddi hâlinde TMK m. 612 uyarınca tereke sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir. TMK m. 613’te ise altsoyun tamamının reddi bakımından sağ kalan eş lehine özel düzenleme vardır.</p>

<p>Ret beyanı kadar ret hakkının korunması da önemlidir. TMK m. 610 gereğince terekenin olağan yönetimi veya korunması için gerekli sınırı aşan işlemler yapan, tereke mallarını gizleyen ya da kendisine mal eden mirasçı reddedemez. Murisin hesabından kişisel amaçla para çekmek, tereke taşınmazını malik gibi satmak veya gelirlerini sahiplenmek bu bakımdan risklidir. Buna karşılık zorunlu koruma önlemleri ile sahiplenme iradesi gösteren işlemler aynı kefeye konulmamalıdır.</p>

<p><strong>Sağlığında yapılan devirler</strong></p>

<p>Mirasın reddi, borçlunun sağlığında gerçekleştirdiği bütün devirleri dokunulmaz kılmaz; fakat aile içindeki her satış veya bağış da kendiliğinden alacaklıdan mal kaçırma sayılmaz. İşlemin tarihi, hukuki niteliği, gerçek bir bedelin bulunup bulunmadığı, alacağın doğum zamanı, borçlunun mali durumu ve devirden sonra mal üzerinde kimin fiilî hâkimiyet kurduğu birlikte araştırılmalıdır. Aynı devir TMK m. 618, İİK m. 277 ve devamı veya TBK m. 19 bakımından farklı sonuçlara tabi olabilir.</p>

<p><strong>TMK 618 kapsamında beş yıllık dönem</strong></p>

<p>TMK m. 618, ödemeden aciz bir mirasbırakanın alacaklılarını koruyan özel bir sorumluluk hükmüdür. Mirası reddeden mirasçılar, ölümden önceki beş yıl içinde mirasbırakandan aldıkları ve mirasın paylaşılmasında geri vermekle yükümlü olacakları değer ölçüsünde sorumlu tutulabilir. Olağan eğitim ve öğrenim giderleri ile adet üzere verilen çeyiz kapsam dışındadır; iyiniyetli mirasçının sorumluluğu geri verme zamanındaki zenginleşmesiyle sınırlıdır.</p>

<p>Beş yıl zarar, dava veya devirden değil ölüm tarihinden geriye doğru hesaplanır. Üstelik beş yıl içindeki her kazandırma otomatik olarak madde kapsamına girmez; murisin ödeme aczi, kazandırmanın niteliği ve paylaşmada geri verilmesi gereken bir değer olup olmadığı ispatlanmalıdır. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 25 Mart 2019 tarihli, 2016/8856 E. ve 2019/2631 K. sayılı kararında da TMK m. 618 koşullarının araştırılması gerektiği, muris alacaklısının talebine TMK m. 617’de düzenlenen altı aylık sürenin uygulanamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce TMK m. 618, mirasın reddi karşısında murisin alacaklısına genel ve sınırsız bir başvuru hakkı tanımaz. Hüküm, kanuni koşulları taşıyan kazandırmaların değeriyle sınırlı özel bir sorumluluk öngörür. Bu nedenle ‘bağış vardı’ tespiti tek başına yeterli değildir. Öte yandan sorumluluğun tutar bakımından sınırlı olması, hükmedilen para alacağının mutlaka yalnız kazandırılan maldan tahsil edileceği anlamına da gelmez; tahsil konusu ayrıca belirlenir.</p>

<p><strong>Tasarrufun iptali ve muvazaa ayrımı</strong></p>

<p>İİK m. 277 ve devamındaki tasarrufun iptali davası, kanunda belirtilen koşullarda borçlunun alacaklıyı zarara uğratan işlemini davacı alacaklı bakımından etkisiz kılar. Mülkiyet kaydı herkese karşı ortadan kaldırılmaz; alacaklıya ilgili mal üzerinde cebrî icra yetkisi tanınır. Aciz belgesi, taraf sıfatı, iptal nedeni ve İİK m. 284’teki tasarruf tarihinden başlayan beş yıllık hak düşürücü süre incelenmelidir. Yerleşik Yargıtay uygulamasında alacağın kural olarak iptali istenen tasarruftan önce doğmuş olması da aranır. Bu sebeple yıllar önce yapılmış gerçek bir devir ile sonradan doğan tazminat alacağı arasındaki zaman ilişkisi belirleyicidir.</p>

<p>Tapuda satış gösterilen işlemin gerçekte bağış olduğu veya tarafların mülkiyeti devretmeyi hiç istemediği ileri sürülüyorsa TBK m. 19 kapsamında muvazaa tartışılabilir. Ancak akrabalık, düşük bedel ya da devirden sonra önceki malik tarafından kullanım tek başına her olayda kesin ispat sayılmaz. Ödeme belgeleri, rayiç değer, zilyetlik, kira gelirleri, vergi ve giderler ile tarafların işlem öncesi ve sonrası davranışları birlikte değerlendirilmelidir. Tasarrufun iptali borçluya ait gerçek bir işlemi alacaklı yönünden etkisizleştirirken, muvazaa görünürdeki işlemin gerçek iradeyi yansıtmadığı iddiasına dayanır; iki yolun koşulları ve sonuçları aynı değildir.</p>

<p><strong>Hukuki değerlendirme</strong></p>

<p>Sağlıklı çözüm, önce alacağın ve ölümün zamanını, ardından mirasçılık zincirini ve ret beyanlarını, son olarak geçmiş devirleri ayrı katmanlar hâlinde incelemeyi gerektirir. Alacaklı, yalnız murisin tereke borcuna dayanarak reddedenin kişisel malına yönelmez. Buna karşılık TMK m. 618’in koşullarını taşıyan yakın tarihli kazandırmalar için tutarı sınırlı ayrı bir sorumluluk; İİK koşulları varsa tasarrufun iptali; gerçek iradeyi saklayan işlemlerde ise muvazaa iddiası gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu yollar birbirinin yerine geçen genel kurtarma araçları değildir. Özellikle tedbir veya haciz talebinde, hedef gösterilen malın neden borçtan sorumlu tutulabileceği somutlaştırılmalıdır. Aksi yaklaşım, reddin kanunen sağladığı korumayı anlamsızlaştırır ve borçla ilgisi bulunmayan kişisel malvarlığına ölçüsüz müdahale sonucunu doğurur.</p>

<p>İspat bakımından da başlangıç noktası iddianın hukuki sebebidir. TMK m. 618’e dayanan alacaklı, mirasbırakanın ödeme aczini, kazandırmanın beş yıllık dönemde yapıldığını ve paylaşmada geri verilmesi gereken nitelikte olduğunu ortaya koymalıdır. Tasarrufun iptalinde takip ve aciz koşullarıyla iptal sebebi; muvazaada ise görünürdeki işlem ile gerçek irade arasındaki uyumsuzluk ispatlanır. Aynı delilin her üç davada aynı sonucu doğuracağı varsayılamaz.</p>

<p>Koruma tedbiri verilmesi de davanın esasını peşinen çözmez. İhtiyati haciz veya tedbir, talebin niteliğine göre geçici güvence sağlar; nihai sorumluluğun dayanağı ve kapsamı hüküm aşamasında belirlenir. Bu sebeple mahkemenin, reddeden mirasçının tüm malvarlığını genel biçimde hedefleyen bir talep yerine, belirli kazandırma veya tasarrufla bağlantılı mal ve değerleri incelemesi ölçülülük ilkesine daha uygundur.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Tazminat borçlusunun ölümü alacağı ortadan kaldırmaz; uyuşmazlığı tereke ve miras hukuku eksenine taşır. Geçerli ret, mirasçının kişisel malvarlığını tereke borcundan ayırır. Bunun istisnaları varsayıma değil, TMK m. 618, tasarrufun iptali veya muvazaa hükümlerinin ayrı ayrı ispatlanan koşullarına dayanmalıdır. Devir tarihi ve tapudaki işlem türü önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Adil ve öngörülebilir sonuç, terekenin, mirasçılık sıfatının ve her devrin hukuki sebebinin somut delillerle ayrı ayrı belirlenmesiyle mümkündür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tazminat-borclusu-olurse-alacak-ne-olur-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1a.jpg" type="image/jpeg" length="97410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DÜZENLEYENİN (KEŞİDECİNİN) ELİNDEN RIZASI DIŞINDA ÇIKAN VEYA KAYBOLAN ÇEKLERDE BAŞVURULABİLECEK HUKUKİ VE CEZAİ YOLLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/duzenleyenin-kesidecinin-elinden-rizasi-disinda-cikan-veya-kaybolan-ceklerde-basvurulabilecek-hukuki-ve-cezai-yollar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/duzenleyenin-kesidecinin-elinden-rizasi-disinda-cikan-veya-kaybolan-ceklerde-basvurulabilecek-hukuki-ve-cezai-yollar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çekin kaybolması veya çalınması hâlinde uygulamada ilk akla gelen yol çoğu zaman “çek iptali davası” olmaktadır. Oysa çekin düzenleyenin elinden çıkması ile lehtarın veya yetkili hamilin elinden çıkması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Özellikle çek henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken ka...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çekin kaybolması veya çalınması hâlinde uygulamada ilk akla gelen yol çoğu zaman “çek iptali davası” olmaktadır. Oysa çekin düzenleyenin elinden çıkması ile lehtarın veya yetkili hamilin elinden çıkması aynı hukuki sonucu doğurmaz. Özellikle çek henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken kaybolmuş veya çalınmışsa, düzenleyen bakımından izlenecek yol sanıldığı kadar açık değildir.</p>

<p>Sorunun bir yönü kıymetli evrak, diğer yönü icra hukukuna ilişkindir. Çek üçüncü bir kişinin eline geçmiş veya kullanılmaya başlanmışsa ceza hukuku da devreye girer. Bu nedenle somut olayda önce çekin kayıp anındaki durumu belirlenmelidir. Tamamen boş ve imzasız bir çek yaprağı ile imzalı açık çek ya da bütün unsurları doldurulmuş çek aynı kurallara tabi tutulamaz.</p>

<p>Asıl güçlük, kıymetli evrakın zıyaı(kaybolması) hâlinde iptal talep etme hakkının kime ait olduğu noktasında ortaya çıkar. TTK m. 651/2, iptal talebini senedin zayi olduğu anda senet üzerinde hak sahibi olan kişiye tanımıştır. Çekler bakımından da TTK m. 818/1-s yollamasıyla poliçedeki iptale ilişkin hükümler uygulanır.<sup>[1]</sup> Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımına göre düzenleyen, çek üzerinde alacak hakkı sahibi değil kambiyo borçlusu olduğundan zayi nedeniyle iptal davası açamaz.<sup>[5]</sup> Bu kabul, çek henüz lehtara teslim edilmeden düzenleyenin elinden çıktığında belirgin bir koruma boşluğu doğurmaktadır.</p>

<p>Bu sebeple mesele yalnızca “iptal davası açılabilir mi?” sorusuna indirgenmemelidir. Çekin nasıl düzenlendiği, hangi aşamada elden çıktığı, kim tarafından ibraz edildiği ve icra takibine konu edilip edilmediği birlikte değerlendirilmelidir. Hukuki ve cezai koruma yolları ancak bu ayrım yapıldıktan sonra doğru kurulabilir.</p>

<p><strong>1. DÜZENLEYEN ZAYİ NEDENİYLE ÇEK İPTALİ DAVASI AÇABİLİR Mİ</strong></p>

<p>TTK m. 651/2 uyarınca kıymetli evrakın iptalini, senedin zayi olduğu veya zıyaın ortaya çıktığı anda senet üzerinde hak sahibi olan kişi isteyebilir. Çekler yönünden TTK m. 818/1-s, poliçenin iptaline ilişkin m. 757 ila 763 ile m. 764/1 hükümlerini uygulanabilir hâle getirmektedir.<sup>[1]</sup> Kanundaki “senet üzerinde hak sahibi” ifadesi, düzenleyenin aktif dava sıfatına ilişkin tartışmanın merkezindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenleyen, çekten doğan kambiyo ilişkisinde alacaklı değil; çek bedelinin ödenmesini sağlama yükümlülüğü altında bulunan borçludur. Bu nedenle Yargıtay’ın uzun süredir benimsediği görüş, zayi nedeniyle iptal davasının lehtar veya yetkili hamil tarafından açılabileceği, düzenleyenin ise yalnızca keşideci sıfatıyla bu davayı açamayacağı yönündedir.</p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 30.04.2014 tarihli kararında, çekin zayi nedeniyle iptalini isteme hakkının lehtar ve hamile ait olduğu; keşidecinin bu hükümlere dayanarak iptal davası açma hakkının bulunmadığı kabul edilmiştir.<sup>[5]</sup> Aynı yaklaşımın farklı tarihli kararlarla sürdürüldüğü öğretide de ortaya konulmuştur.<sup>[6]</sup> Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin 10.06.2026 tarihli kararında ise lehtara gönderilmek üzere kargoya verilen, ancak teslim edilmeden kaybolan beş çek yönünden düzenleyenin iptal talebi aktif sıfat yokluğu nedeniyle reddedilmiştir.<sup>[7]</sup> Dolayısıyla düzenleyen adına hasımsız çek iptali davası açılması bugün için ciddi bir usul riski taşımaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte öğretide aksi yönde güçlü bir eleştiri bulunmaktadır. Muhammet Emin Bingöl, özellikle henüz tedavüle çıkarılmadan düzenleyenin elindeyken zayi olan çeklerde düzenleyenin de iptal talebinde bulunabilmesi gerektiğini savunmaktadır. Yazara göre düzenleyenin kategorik biçimde iptal davası dışında bırakılması, hem kanun hükümlerinin yorumu hem de korunmaya değer menfaat bakımından isabetli değildir.<sup>[6]</sup> Gerçekten de bu ihtimalde belirli bir hamil bulunmadığı için menfi tespit davasının kime yöneltileceği de belirsizdir.</p>

<p>Öğretideki eleştiri ile yürürlükteki yargı uygulaması birbirine karıştırılmamalıdır. Uygulayıcı açısından baskın kabul hâlen açıktır: Düzenleyen, yalnızca bu sıfatına dayanarak zayi nedeniyle çek iptali davası açamaz. Koruma, çekten hak iddia eden kişi belirli hâle geldiğinde menfi tespit davası ve uygun geçici hukuki koruma yoluyla sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>2. ÇEKİN KAYIP ANINDAKİ DURUMU NEDEN ÖNEMLİDİR</strong></p>

<p>Düzenleyenin elinden çıkan her çek yaprağı aynı hukuki nitelikte değildir. Çekin kayıp anında imzalı olup olmadığı ve zorunlu unsurlarının doldurulup doldurulmadığı, hem kambiyo sorumluluğunu hem de ceza hukuku nitelendirmesini değiştirir.</p>

<p>Tamamen boş ve imzasız çek yaprağı henüz kambiyo senedi niteliğinde değildir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.05.2006 tarihli kararında da henüz keşide edilmemiş boş çek yapraklarının zayi nedeniyle iptalinin istenemeyeceği; yaprağın sonradan doldurulup imzalanması ve buna dayanılarak hak ileri sürülmesi hâlinde düzenleyenin ilgili kişiye karşı menfi tespit davası açabileceği kabul edilmiştir.<sup>[8]</sup> Böyle bir olayda temel risk, düzenleyen adına sahte imza atılarak çek oluşturulmasıdır. Düzenleyenin atmadığı imza kambiyo sorumluluğu doğurmaz; ancak çek aslının temini ve imza incelemesi ispat bakımından belirleyici olacaktır.</p>

<p>İmzalanmış, fakat bedel, tarih veya lehtar gibi unsurlarından biri ya da birkaçı boş bırakılmış çek farklı değerlendirilir. İmzalı açık çek fiilen tamamlanıp tedavüle sokulabilir. Bu nedenle belgenin hangi amaçla, kime ve hangi doldurma yetkisiyle bırakıldığı araştırılmalıdır. Çekin rıza ile teslim edilip yetki aşılmak suretiyle doldurulması ile baştan itibaren hukuka aykırı biçimde ele geçirilip doldurulması, ceza hukuku bakımından da aynı değildir.</p>

<p>Üçüncü ihtimal, bütün unsurlarıyla düzenlenmiş ve imzalanmış çekin lehtara teslim edilmeden kaybolması veya çalınmasıdır. Ankara BAM'ın 2026 tarihli kararı bu duruma yakındır: Lehtarları, bedelleri ve tarihleri belirli olan çekler yönünden dahi düzenleyenin açtığı iptal davası kabul edilmemiştir.<sup>[7]</sup> Bu ayrımlar yapılmadan seçilen hukuki yol, daha başlangıçta görev, sıfat veya hukuki yarar sorunuyla karşılaşabilir.</p>

<p><strong>3. BANKAYA ÖDEMEME TALİMATI VERİLMESİ YETERLİ MİDİR</strong></p>

<p>Uygulamadaki bir diğer yanılgı, çek kaybolduğunda bankaya verilen dilekçenin kendiliğinden ödeme yasağı doğuracağı düşüncesidir. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 711/3. maddesi, çekin düzenleyenin veya üçüncü bir kişinin elinden rıza dışında çıkması hâlinde düzenleyene muhatabı ödemeden men etme imkânı tanıyordu. Bu hüküm 5838 sayılı Kanun ile yürürlükten kaldırılmıştır.<sup>[9]</sup> Yürürlükteki TTK m. 799'a göre ise çekten cayma ancak ibraz süresi geçtikten sonra hüküm ifade eder.<sup>[1]</sup> Bu nedenle düzenleyenin ibraz süresi içinde bankaya tek taraflı “ödemeyin” talimatı vermesi, mahkemece verilen ödeme yasağıyla aynı sonucu doğurmaz.</p>

<p>Buna rağmen bankaya bildirim yapılması ihmal edilmemelidir. Çekin seri numarası, bedeli, düzenleme tarihi, lehtarı ve kayıp anındaki durumu mümkün olan en kısa sürede yazılı olarak bankaya bildirilmeli; bildirimin alındığı belgelendirilmelidir. Bu işlem tek başına çeki bloke etmese de bankayı olaydan haberdar eder, bildirim zamanını ispatlar ve ileride ortaya çıkabilecek sahtecilik veya banka sorumluluğu tartışmalarında delil oluşturur.</p>

<p>Banka bildirimi ile mahkeme tedbiri arasındaki fark uygulamada sonuç doğurur. Çek ibraz süresi içindeyse güvenilecek işlem, bankaya verilen talimat değil; görevli mahkemeden alınarak muhataba tebliğ edilen tedbir kararıdır.</p>

<p><strong>4. MENFİ TESPİT DAVASI VE GEÇİCİ HUKUKİ KORUMA</strong></p>

<p>Çeki elinde bulunduran veya çekten hak iddia eden kişi belirli hâle geldiğinde düzenleyenin başvurabileceği temel yol menfi tespit davasıdır. İİK m. 72 uyarınca borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığının tespitini isteyebilir.<sup>[2]</sup> Çekin düzenleyenin elinden rızası dışında çıktığı ve hamil ile düzenleyen arasında çek bedelini haklı kılan bir ilişki bulunmadığı iddiası da bu kapsamda ileri sürülebilir.</p>

<p>Menfi tespit davası hasımlı bir davadır. Çek henüz ortaya çıkmamış ve kimin elinde olduğu bilinmiyorsa “bilinmeyen hamile karşı” dava açılamaz. Düzenleyenin iptal davası hakkının kabul edilmemesinden doğan koruma boşluğu en açık biçimde burada görülmektedir. Hamil veya lehtar belli olduğunda ise düzenleyen, menfi tespit davasıyla birlikte çekin ödenmemesi ya da icra takibine konu edilmemesi için ihtiyati tedbir talep edebilir.</p>

<p>Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesinin 28.05.2025 tarihli kararında, keşidecinin bankaya tek taraflı talimatla çek bedelinin ödenmesini engelleyemeyeceği; korumanın mahkemeden tedbir istenmesi ve menfi tespit davası açılmasıyla sağlanabileceği belirtilmiştir.<sup>[10]</sup> Tedbirde yaklaşık ispat yeterli olmakla birlikte kayıp iddiası soyut beyana bırakılamaz. Banka bildirimi, çek koçanı, ticari ilişkiye ait belgeler, savcılık müracaatı, kargo veya teslim kayıtları ve olayın oluşunu destekleyen diğer deliller ilk başvuruda sunulmalıdır.</p>

<p>Teminat konusunda İİK m. 72 ile HMK m. 389 ve devamındaki genel tedbir rejimi ayrılmalıdır. İİK m. 72, icra takibinden önce açılan menfi tespit davasında takibin durdurulması için alacağın yüzde 15'inden az olmamak üzere teminat öngörür.<sup>[2]</sup> HMK m. 392'de ise sabit bir oran yoktur. Kural olarak teminat aranmakla birlikte talep resmî belgeye veya başka kesin bir delile dayanıyorsa yahut durum ve koşullar gerektiriyorsa mahkeme gerekçesini göstermek suretiyle teminatsız tedbire de karar verebilir.<sup>[3]</sup> Sakarya BAM'ın anılan kararında yüzde 15 teminat uygulanmış olması, her ödeme yasağı talebinin kanunen aynı orana tabi olduğu anlamına gelmez.<sup>[10]</sup></p>

<p>Tedbirin kişisel kapsamı ayrıca önemlidir. Sakarya BAM, menfi tespit davasının yalnızca lehtara yöneltildiği olayda tedbirin üçüncü kişilere sirayet ettirilmemesini hukuka uygun bulmuş; çekin tedavül kabiliyetini ve iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarını vurgulamıştır.<sup>[10]</sup> Hamiline çeklerde bu risk daha yüksektir. Çek ilk olarak kötü niyetli kişinin eline geçmiş olsa dahi sonradan başka kişilere devredilmiş olabilir. Düzenleyen ile ilk lehtar arasındaki şahsi def'ilerin sonraki hamillere karşı ileri sürülüp sürülemeyeceği, hamilin iktisap biçimi ile kötü niyet veya ağır kusur durumuna göre ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Ceza soruşturması bu noktada hukuk davasını tamamlayabilir; fakat onun yerine geçmez. Çeki kimin ibraz ettiğinin ve hangi aşamalardan geçerek edindiğinin soruşturma yoluyla belirlenmesi, doğru kişiye husumet yöneltilmesi ve kötü niyetin ispatı bakımından önemlidir. Buna karşılık savcılığa başvurulmuş olması, hukuk mahkemesinden alınması gereken tedbiri gereksiz kılmaz.</p>

<p><strong>5. ZORUNLU ARABULUCULUK VE SÜRE RİSKİ</strong></p>

<p>7445 sayılı Kanun ile TTK m. 5/A değiştirilmiş; 1 Eylül 2023 tarihinden itibaren ticari nitelikteki menfi tespit ve istirdat davaları da açıkça dava şartı arabuluculuk kapsamına alınmıştır.<sup>[4]</sup> Bu nedenle kayıp çekten doğan ticari menfi tespit davasında kural olarak önce arabulucuya başvurulmalıdır.</p>

<p>Çekin ödenmesi veya takibe konulması gibi acil bir tehlike varsa ihtiyati tedbir için arabuluculuğun sonuçlanması beklenmez. Dava açılmadan önce tedbir alınmış ve ardından arabuluculuğa başvurulmuşsa, HMK m. 397'deki iki haftalık dava açma süresinin hesabında HUAK m. 18/A'daki özel düzenleme gözetilmelidir.<sup>[4]</sup> Tedbirin uygulanma tarihi, arabuluculuk başvuru tarihi ve son tutanak tarihi dosyada ayrı ayrı izlenmelidir. Bu sürelerin yanlış hesaplanması, esasa ilişkin haklılıktan bağımsız olarak tedbirin kendiliğinden kalkmasına yol açabilir.</p>

<p><strong>6. CEZA HUKUKU BAKIMINDAN DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Çekin kaybolması veya düzenleyenin elinden rızası dışında çıkması tek başına belirli bir suç tipini göstermez. Nitelendirme, çekin nasıl ele geçirildiğine, imzanın gerçek olup olmadığına, belgenin sonradan nasıl doldurulduğuna ve hangi amaçla kullanıldığına göre yapılmalıdır.</p>

<p>Çek gerçekten kaybolmuş, bir başkası tarafından bulunmuş ve sahibi ya da yetkili merciler haberdar edilmeksizin çek üzerinde malik gibi tasarrufta bulunulmuşsa TCK m. 160'ta düzenlenen kaybolmuş veya hata sonucu ele geçmiş eşya üzerinde tasarruf suçu gündeme gelebilir.<sup>[11]</sup> Çekin çalınması hâlinde ise olayın özelliklerine göre hırsızlık hükümleri uygulanır.</p>

<p>Boş çek yaprağının ele geçirilerek düzenleyen adına sahte imza atılması hâlinde belgede sahtecilik suçu önem kazanır. TCK m. 210/1 uyarınca emre veya hamiline yazılı kambiyo senetleri, sahtecilik suçları bakımından resmi belge hükmündedir.<sup>[11]</sup> Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20.10.2020 tarihli kararına konu olayda çalınan boş çek yaprağına hesap sahibinin imzası taklit edilerek çek düzenlenmiş ve mal alımında kullanılmış; resmî belgede sahtecilik suçundan verilen beraat hükmü eksik araştırma nedeniyle bozulmuştur.<sup>[12]</sup></p>

<p>Düzenleyenin gerçek imzasını taşıyan boş veya kısmen boş çekin hukuka aykırı biçimde ele geçirilip doldurulması farklıdır. TCK m. 209/2 uyarınca imzalı ve kısmen ya da tamamen boş bir kâğıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi hakkında belgede sahtecilik hükümleri uygulanır.<sup>[11]</sup> Belge belirli bir amaçla doldurulmak üzere rıza ile teslim edilmiş, fakat teslim alan verilen yetkiyi aşmışsa TCK m. 209/1'deki açığa imzanın kötüye kullanılması suçu tartışılmalıdır. Dolayısıyla rıza ile teslim ve yetki aşımı ile başlangıçtan itibaren hukuka aykırı ele geçirme birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Sahte veya hukuka aykırı biçimde doldurulan çekin mal, hizmet ya da başka bir ekonomik menfaat sağlamak amacıyla kullanılması hâlinde dolandırıcılık hükümleri de gündeme gelir. Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 09.02.2016 tarihli kararında çalınmış boş çekin sahte olarak doldurulup mal alımında kullanılması, resmî belgede sahtecilik ve nitelikli dolandırıcılık suçları kapsamında değerlendirilmiştir.<sup>[13]</sup> Dairenin 03.06.2020 tarihli kararında ise çalınan çeklerden oluşturulan sahte çekin araç satın almak amacıyla kullanılması, resmî belgede sahtecilik ve banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılığa teşebbüs olarak nitelendirilmiştir.<sup>[14]</sup></p>

<p>Bu nedenle “kayıp çek kullanıldıysa TCK m. 160 uygulanır” biçimindeki tek cümlelik değerlendirme yetersizdir. Çekin kaybolduğu mu çalındığı mı, imzanın gerçek olup olmadığı, açık çekin ne şekilde doldurulduğu ve çek kullanılarak menfaat sağlanıp sağlanmadığı ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>7. UYGULAMADA İZLENECEK YOL</strong></p>

<p>Düzenleyen, çekin elinden çıktığını öğrendiğinde önce olayın hukuki ve fiili fotoğrafını çıkarmalıdır. Çekin seri numarası, bedeli, düzenleme tarihi, lehtarı, hesap bilgileri ve kayıp anında imzalı olup olmadığı çek koçanı ve banka kayıtları üzerinden belirlenmeli; kaybolma veya çalınma koşulları tarih ve saat belirtilerek tutanağa bağlanmalıdır.</p>

<p>Ardından muhatap banka gecikmeksizin yazılı olarak bilgilendirilmeli ve bildirimin alındığı ispatlanmalıdır. Bildirimde çekin tüm ayırt edici bilgilerine yer verilmeli; ibraz hâlinde düzenleyene haber verilmesi ve mevcut kayıtların korunması istenmelidir. Ancak bu bildirim, tek başına ödeme yasağı olarak görülmemelidir.</p>

<p>Olay kaybolma, çalınma veya sahtecilik şüphesi taşıyorsa Cumhuriyet Başsavcılığına başvurulmalıdır. Başvuruda çekin ibrazı hâlinde aslının muhafazası, ibraz edenin kimliğinin tespiti, banka kamera kayıtlarının saklanması ve çekin edinim zincirini gösterebilecek kayıtların toplanması talep edilmelidir. Suç vasfı, çekin elde ediliş ve kullanılış biçimine göre soruşturma makamınca belirleneceğinden, başvurunun yalnızca TCK m. 160'a sıkıştırılması doğru değildir.</p>

<p>Çekten hak iddia eden kişi belli olduğunda, zorunlu arabuluculuk ve tedbir süreleri birlikte gözetilerek menfi tespit davası açılmalı; ödeme veya takip tehlikesi varsa uygun ihtiyati tedbir istenmelidir. İcra takibi başlamışsa İİK m. 72'nin takip sonrası döneme ilişkin sınırlamaları ayrıca dikkate alınmalıdır: Takibin tedbiren durdurulması mümkün değilken, koşulları varsa icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi sağlanabilir.<sup>[2]</sup></p>

<p>Tedbir talebi somut delillerle desteklenmeli ve karar verildiğinde muhatap bankaya gecikmeden tebliğ ettirilmelidir. Tedbirin hangi kişilere karşı ve hangi işlemleri kapsadığı karar metninden açıkça kontrol edilmelidir. Özellikle çek üçüncü kişiye devredilmişse, lehtara karşı alınan tedbirin yeni hamile kendiliğinden uygulanacağı varsayılmamalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak banka bildirimi, ceza soruşturması, menfi tespit davası ve geçici hukuki koruma birbirinin alternatifi değil, somut olayın gerektirdiği ölçüde birlikte yürütülmesi gereken araçlardır. Hangi aracın önce kullanılacağı, çekin kayıp anındaki durumu ile hamilin ve ibrazın belirlenip belirlenmediğine göre kararlaştırılmalıdır.</p>

<p><strong>8. SONUÇ</strong></p>

<p>Düzenleyenin elinden rızası dışında çıkan veya kaybolan çeklerde en sık yapılan hata, olayın doğrudan çek iptali meselesi olarak ele alınmasıdır. Mevcut Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi uygulamasında zayi nedeniyle iptal talebinin lehtar veya yetkili hamile ait olduğu; düzenleyenin yalnızca keşideci sıfatıyla bu davayı açamayacağı kabul edilmektedir. Bu yaklaşımın henüz tedavüle çıkmamış çeklerde düzenleyeni korumasız bıraktığı yönündeki öğretisel eleştiri haklı bir soruna işaret etse de uygulamadaki baskın görüş değişmiş değildir.</p>

<p>Doğru hukuki yol, çekin kayıp anındaki niteliğine bağlıdır. Boş ve imzasız çek yaprağı, imzalı açık çek ve tamamen düzenlenmiş çek birbirinden ayrılmalı; bankaya bildirim ile mahkemece verilen ödeme yasağının aynı işlem olmadığı bilinmelidir. Çekten hak iddia eden kişi belirlendiğinde menfi tespit davası, ihtiyati tedbir ve dava şartı arabuluculuk birlikte planlanmalıdır.</p>

<p>Ceza hukuku bakımından da tek tip bir değerlendirme yapılamaz. Kaybolmuş çek üzerinde tasarruf, çekin çalınması, sahte imzayla düzenlenmesi, imzalı açık çekin yetkisiz doldurulması ve çek aracılığıyla menfaat sağlanması farklı suç tiplerini gündeme getirir. Bu nedenle hukuki nitelendirme, belgenin ele geçiriliş ve kullanılış biçimi ortaya konularak yapılmalıdır.</p>

<p>Kayıp çek dosyalarında etkili koruma, tek bir başvurudan değil; çekin niteliğinin doğru tespit edilmesi, delillerin erken toplanması ve banka, savcılık ile ticaret mahkemesi süreçlerinin birbiriyle uyumlu yürütülmesinden doğar.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ"><img alt="Av. Melih Umut YILDIZELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/melih-umut-yildizeli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ">Av. Melih Umut YILDIZELİ</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, RG 14.02.2011, S. 27846; özellikle m. 651, 757-764, 780 vd., 799, 812 ve 818.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu, özellikle m. 72.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, özellikle m. 389-399.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/A; 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 30.04.2014, E. 2014/1443, K. 2014/8132. Karar ve aynı yöndeki içtihatlar için bkz. Bingöl, Muhammet Emin, “Çekin Zayi Olması Durumunda Düzenleyenin İptal Davası Açma Hakkına Sahip Olup Olmadığına İlişkin Bir Değerlendirme”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 1, 2024, s. 73-100.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] Bingöl, Muhammet Emin, “Çekin Zayi Olması Durumunda Düzenleyenin İptal Davası Açma Hakkına Sahip Olup Olmadığına İlişkin Bir Değerlendirme”, Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 28, S. 1, 2024, s. 73-100, DOI: 10.34246/ahbvuhfd.1305198. https://dergipark.org.tr/tr/pub/ahbvuhfd/article/1305198</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi, T. 10.06.2026, E. 2026/375, K. 2026/812.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, T. 29.05.2006, E. 2005/5775, K. 2006/6299.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[9] 5838 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun, m. 32; mülga 6762 sayılı TTK m. 711/3.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[10] Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, T. 28.05.2025, E. 2025/469, K. 2025/1024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[11] 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, özellikle m. 160, 204, 209 ve 210.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[12] Yargıtay 11. Ceza Dairesi, T. 20.10.2020, E. 2018/6018, K. 2020/6038.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[13] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, T. 09.02.2016, E. 2013/24233, K. 2016/1269.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[14] Yargıtay 15. Ceza Dairesi, T. 03.06.2020, E. 2017/16706, K. 2020/4537.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/duzenleyenin-kesidecinin-elinden-rizasi-disinda-cikan-veya-kaybolan-ceklerde-basvurulabilecek-hukuki-ve-cezai-yollar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/cek-imza.jpg" type="image/jpeg" length="60911"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/13317 E. ve 2025/3013 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 15.03.2022 tarihli, 2021/13317 E., 2022/4336 K. sayılı kararı ve 03.02.2026 tarihli, 2025/3013 E., 2026/1146 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/13317 E., 2022/4336 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul 7. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇLAR : Banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik<br />
HÜKÜMLER : Mahkumiyet</p>

<p>A) "Resmi belgede sahtecilik" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz incelemesinde;<br />
Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanık müdafisinin temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün ONANMASINA,</p>

<p>B) "Banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık" suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin temyiz incelemesinde;<br />
Sanığın, 200.000,00 TL limitli Genel Kredi Sözleşmesinde teminat olarak verdiği sahte bonolar karşılığında kredi kullanması şeklinde gerçekleşen somut olayda;</p>

<p>1) Maddi gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde tespiti bakımından; öncelikle suça konu senetlerin banka ile düzenlenen genel kredi sözleşmesi kapsamında teminat olarak mı yoksa tahsil amaçlı mı verildiğinin belirlenerek, önceden doğan borç için sonradan yapılan hileli hareketlerin dolandırıcılık suçuna vücut vermeyeceği de dikkate alınarak, suça konu senetlerin kredilerin kullanımı sırasında mı yoksa kredi kullandırıldıktan sonra mı verildiği, bu senetlerin banka kayıtlarına hangi tarihte geçtiği, elde edilen menfaatin tespiti açısından kullanılan kredi miktarı da belirlendikten sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik inceleme mahkumiyetine hükmedilmesi,</p>

<p>Kabule göre de;</p>

<p>2) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 05.04.2013 tarih, 2013/21697 Esas numaralı iddianamesi ile sanık hakkında TCK'nin 158/1-f -son maddesinin uygulanması istenerek kamu davası açıldığı, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 226. maddesi uyarınca sanığa ek savunma hakkı verilmeden TCK’nin 158/1-j-son maddesi uygulanmak suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık müdafisinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nin 321. maddesi uyarınca hükmün BOZULMASINA, 15.03.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/3013 E., 2026/1146 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2009/291 E. 2014/424 K.<br />
SUÇLAR : Nitelikli dolandırıcılık, özel belgede sahtecilik<br />
HÜKÜMLER: Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama, düşme, bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanıklar hakkında kurulan hükümlerin temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>I. Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm yönünden<br />
Yargılamanın hukuka uygun olarak yapıldığı, iddia ve savunmada ileri sürülen hususların gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delillerin değerlendirilerek fiilin sanık tarafından işlendiğinin tespit edildiği, suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, cezanın kanuni takdir sınırlarında uygulandığı tüm dosya kapsamından anlaşılmakla, sanığın temyiz nedenleri yerinde görülmediğinden hükmün Tebliğname'ye uygun olarak oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>II. Özel belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümler yönünden<br />
Sanıkların yargılama konusu eylemi için, 5237 sayılı Kanun’un 207. maddesi uyarınca belirlenecek cezanın türü ve üst haddine göre aynı Kanun’un 66/1-e ve 67/4. maddeleri gereği öngörülen 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin, suç tarihinden temyiz inceleme tarihine kadar gerçekleştiği ve bu itibarla sanık ... müdafinin temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nin 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA; ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususta aynı Kanun’un 322. maddesindeki yetkiye dayanılarak karar verilmesi mümkün olduğundan, sanık hakkındaki kamu davalarının gerçekleşen olağanüstü dava zamanaşımı nedeniyle 5271 sayılı CMK’nin 223/8. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>III. Sanıklar ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümler yönünden</p>

<p>1. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden;</p>

<p>a.Sanığın katılan bankaya kredi başvurusu sırasında verdiği çalışma belgesinin sahte olduğu, bu şekilde dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda; sanığın, galericilik yapan diğer sanık ...'dan otomobil aldığı sırada krediye ihtiyacı olduğu, sanık ...'nın sanıktan nüfus cüzdanını alarak ben hallederim dediği, sanığın kredinin çıkması için başka bir eyleminin olmadığı, sanığın dolandırıcılık kastı ile hareket ettiğine dair dosya kapsamında delil bulunmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>b.Kabule göre de;<br />
5271 sayılı Kanun'un 5728 sayılı Kanun ile değişik 231/5. maddesi uyarınca, mahkemece hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezasına ilişkin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması, mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak, yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması ve suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Dosya kapsamında, dosyaya yansıyan olumsuz kişilik özelliği bulunmayan, katılan bankanın zararını gideren sanık hakkında, özel belgede sahtecilik suçundan verilen hüküm CMK'nın 231. Maddesi gereği hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına rağmen şartlar oluştuğu halde bu suçtan CMK'nın 231. Maddesi uygulanmayarak çelişkiye sebebiyet verilmesi,</p>

<p>2.Sanık ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümler yönünden;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp gerekçeli kararda gösterilerek tartışılan delillere, Mahkemenin oluşa uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dosya içeriğine göre, sanık ... müdafinin diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir, ancak;</p>

<p>5237 sayılı TCK'nin 43/1. Maddesinde "bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi" halinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiğinin belirtildiği, mevcut dosya kapsamına göre de, sanığın, temyiz dışı sanıklar ..., ...,......, ... ..., ..., ..., ..., ... ..., ..., ..., ..., ... için sahte çalışma belgesi düzenleyerek veya düzenlettirerek bu kişilerin katılan bankadan toplam 140.500,00 TL kredi almalarını sağladığı yine katılan bankadan yetkilisi olduğu şirkete ilişkin gerçek dışı bilanço bilgileri ile 123.00 TL kredi kullanarak haksız menfaat elde ettiğinin iddia edildiği olaylarda; sanığın sübut bulan eylemleri nedeniyle aynı mağdura karşı farklı zamanlarda menfaat temin ettiğinin anlaşılması karşısında; sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suretiyle tek nitelikli dolandırıcılık suçundan hüküm kurulması gerekirken iki ayrı mahkumiyet hükmü kurularak fazla ceza tayini,</p>

<p>Yasaya aykırı, sanık ... müdafii ve sanık ... müdafiinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükümlerin, 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 321. maddesi uyarınca Tebliğnameye kısmen aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, 03.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 16:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="41874"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/192 E., 2017/204 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 28.03.2017 tarihli, 2013/192 E., 2017/204 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/192 E., 2017/204 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Günü : 14.12.2011<br />
Sayısı : 5 - 661</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'ın nitelikli dolandırıcılık, sanıklar ... ve ...'nın nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından beraatlerine ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 14.12.2011 gün ve 5-661 sayılı hükümlerden, Cumhuriyet savcısınca resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümlerin, katılanlar vekilleri tarafından ise tüm hükümlerin temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 21.11.2012 gün ve 7880-44065 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 05.01.2013 gün ve 119869 sayı ile;</p>

<p>“Somut olaydaki sorun; sanıkların sabit olan eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığının ve hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Dolandırıcılık 5237 sayılı TCK'nun 157. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Madde 157 (1) Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir.</p>

<p>Madde metninde dolandırıcılık suçu tanımlanmıştır. Dolandırıcılık, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır.</p>

<p>Ayrıca, bu suçun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişiler aldatılmaktadır. Aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyi niyet ve güven ihlâl edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu, kasten işlenebilen bir suçtur. Burada söz konusu olan kast, dolandırıcılık suçunun maddî unsurlarının hepsinin fail tarafından bilinmesini ifade etmektedir. Bir başka ifadeyle, fail gerçekleştirdiği davranışların hile teşkil ettiğini, başka birini aldatıcı nitelikte olduğunu bilmelidir. Ayrıca, fail, bu hileli davranışlar sonucunda bunların etkisiyle, hileye maruz kalan kişinin veya başkasının malvarlığında bir eksilme meydana geldiğini, zarar gördüğünü ve buna karşılık, kendisinin veya sair bir kişinin malvarlığında bir artma meydana geldiğini bilmelidir. Bu itibarla, fail, mağdurun malvarlığındaki eksilmenin, mağdurun gördüğü zararın kendi hileli davranışları sonucunda meydana geldiğini bilmelidir; hile ile zarar arasındaki illiyet bağının varlığının bilincinde olmalıdır. Belirtilen hususlara ilişkin kast, doğrudan kast olabileceği gibi, olası kast da olabilir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır.</p>

<p>2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır.</p>

<p>Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır. Bu suretle kişinin irade serbestîsi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, birden çok hukuki konusu olan bir suçtur. Bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemektedir. Malvarlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de, hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.<br />
Bu aşamada 'hileli davranışlar' kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Türk Dil Kurumu sözlüğünde, 'birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika' (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891) şeklinde,<br />
Uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir.</p>

<p>Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide de şu görüşlere yer verilmiştir; 'Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir' (Prof. Dr. Özbek, Veli Özer- Yrd. Doç. Dr. Kanbur, M.Nihat- Dr. Doğan, Koray- Arş. Gör. Bacaksız, Pınar- Arş. Gör. Tepe, İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler 2010, sf.687), 'Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır' (Prof. Dr. Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, sf.343), 'Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir.' (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar 2007, Cilt I. sf.457)</p>

<p>Maddi ceza hukukunda, suç vasfı, suçun nitelendirilmesi, tipiklik unsurunun gerçekleşip gerçekleşmediği sanığın veya sanıkların kastına göre belirlenir. 5237 TCK'nun 21. maddesi 'Kast, suçun kanunî tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.'<br />
Dolandırıcılık suçunda hiçbir zaman ve hiçbir durumda mağdura sanığın veya sanıkların kastının aranması mükellefiyeti yüklenemez. Diğer bir deyişle mağdurdan sanıkların kasıtlarının ne olduğunu veya ne olacağını yada hileli davranışların saikini araştırması istenemez.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanıkların...kendilerini büyük iş yapan, gelirleri yüksek, olmayan vergi matrahı ve yüksek bilançolar düzenledikleri, bu bağlamda sahte vergi kaydı ve sahte bilanço hazırlamaları, paraya ihtiyaçları olduğu şeklinde oluşturdukları mizansenle katılan bankanın kendilerine olan güvenini iyice pekiştirmek ve denetleme olanağını ortadan kaldırmak amacıyla katılana tahsil edilemeyeceğini bildikleri senet ve çekleri vermeleri şeklindeki davranışları hileli olup katılan bankaya sahte evrak vermelerindeki asıl amaçlarının bankadan haksız yere kredi alıp ödememek olduğu, sanıkların aynı eylem ve fikir birliği ile, yaptıkları bu hileli davranışlarla, kendi yararlarına, katılan banka zararına sahte evraklarla kredi kullandıkları anlaşılmakla;<br />
aa) Resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından, sanık ...’nın 5237 sayılı TCK'nun 204/1, 53; 158/1-f, 43, 53; sanık ... ...’nın 204/1, 43, 53; 158/1-f, 43 ve 53;<br />
bb) Dolandırıcılık suçundan, sanıklar ..., ..., ... ve ...’un 158/1-f, 53; sanıklar ... ve ...’in 158/1-f, 43 ve 53 maddeleri gereğince cezalandırılmaları yerine haklarında beraat kararı verilmesinin yasaya aykırı olduğu<br />
” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.<br />
5271 sayılı CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 30.01.2013 gün ve 9-1582 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçundan kurulan beraat hükümleri ile sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve inceleme dışı sanık ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar inceleme dışı olup itirazın kapsamına göre inceleme, tüm sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık, sanıklar ... ve ... hakkında ayrıca resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1- Sanıklara atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı,</p>

<p>2- Nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluştuğunun kabulü halinde, sanıkların eyleminin TCK'nun 158/1-j maddesi mi yoksa 158/1-f maddesi kapsamında mı kaldığı,</p>

<p>3- Sanıklar ... ve ...'ya atılı resmi belgede sahtecilik suçunun sabit olup olmadığının tespitine ilişkin ise de öncelikle, eksik araştırma sonucu hüküm kurulup kurulmadığı, resmi belgede sahtecilik suçu yönünden itirazın kabulü halinde inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği,<br />
Hususlarının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Sanık ...'un sahte evrak düzenlediği ve bu evrakları kullandığı yönündeki ihbar üzerine emniyet müdürlüğünce yapılan istihbarî faaliyetler neticesinde, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında Ankara 7. Sulh Ceza Mahkemesinin 17.11.2006 tarih ve 1632 ile 15.02.2007 tarih ve 234, Ankara 2. Sulh Ceza Mahkemesinin 12.04.2007 tarih ve 531, Ankara 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 03.05.2007 tarih ve 508 sayılı kararları ile sanıklar ..., ... ve inceleme dışı sanık ... hakkında iletişimin tespiti kararları alındığı,</p>

<p>Yürütülen teknik takipler ve soruşturma sonucunda, ... Özel Güvenlik Ltd. Şti. ortağının sanıklar ..., ... Medikal Ltd. Şti. ortaklarının sanıklar ... ve ..., .... Kimya Ltd. Şti. yetkili müdürünün sanık ..., .... Oto Ltd. Şti. ortağının sanık ...,... Plastik Ltd. Şti. ortağının sanık ..., .... Yapı İnşaat Ltd. Şti. ortağının.... ve ........ oldukları, sanıkların, belirtilen şirketlerin ortaklık yapıları farklı olmakla birlikte birbirlerini alacaklı göstermek suretiyle kendileri adına senet ve çekler düzenleyip sanıklar ... ve ... aracılığıyla inceleme dışı sanık ........'ın matbaasında düzenlenen sahte belgeleri de kullanarak, katılan ....... Şubesinden kredi kullandıkları, sanık ...'nın ise .... Oto ve... Plastik Ltd. Şti.'ne kredi kullandırılmasına aracılık ettiği iddiasıyla sanıklar hakkında nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kamu davaları açıldığı,</p>

<p>Katılan ....'nin 23.09.2008 tarihinde alacağın temliki sözleşmesi ile kredi kullanımından kaynaklanan alacaklarını katılan ... Yönetimi A.Ş.'ne devretmesi nedeniyle, Girişim Varlık Yönetimi A.Ş.'nin davaya katılma talebinde bulunduğu ve mahkemece 07.05.2009 tarihinde bu şirketin davaya katılmasına karar verildiği,</p>

<p>Sanık ...'ın ortağı ve yetkili müdürü olduğu .... Oto Bakım ve Servis Ltd. Şti.'ne katılan ....... Şubesi tarafından 18.05.2007 tarihinde 50.000 Lira kredi tahsisiyle ilgili olarak, sanıklar ... ve ...'in kullandığı telefon hatlarına ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarında özetle;</p>

<p>15.05.2007 tarihinde saat 10.04 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ...'in “o şeyler hazır olunca yani bilanço milanço onları dedi, sonra şey yaparız onları, hemen bana fakslasınlar”, ....'nın “o bilançoyu .... konuşmuş, şimdi ben şey yapıcam hazırlayacak pazartesi tek yapacağız diyor, iki tane daha evrak isteyeceğim getireceksiniz diyo, bilanço milanço yok zaten de onu şey yapıcam anladın”, ....'in “anladım abi, onları ben hazırlattırırım”, ....'nın “orada değil, mi evraklar” ....'in “burada değil, ....'nın vergi levhası falan yok yani yanında, abi o ayrı şirketler ya”,</p>

<p>Aynı gün saat 11.52’de yapılan görüşmede; ....'nın “bir tane şey yapacağız şirket, kredi çekecem ya, konuştum dün kızla ne yapayım abi senin için girerim dedi, 40-50 milyar borcum var 14-15 yetmiyor dedim, bul abi o zaman sana 50 milyar vereyim dedi, bi bak sen yine tamam mı”, ....'in “tamam ben şimdi bi gazete alayım da sağlam şirketlere bakayım, o kızı ara de ki arkadaşımızın bir şirketi var, bir senedir iki senedir durdurmuşlar işlem yapmıyorlar şirket müdürü de hazır şirket de hazır de”, ....'nın “şirket var diyeceğim”, ....'in “geleyim öyle konuşalım, angili dingili aynı geçen sefer ki gibi yaparız”,</p>

<p>Aynı gün saat 13.51'de yapılan görüşmede; ....'nın “dedim ki para lazım, abi evraklar geldi bunlar çok eski 93'ün dedi, ondan sonra da yok ya duruyor faliyette, dükkanın bir sıkıntısı yok bugün sen bi para ver de bankaları kapatayım dedim, tamam abi o zaman ben sana 6-7 şey yapayım dedi”, ....'in “6-7 yetmez, öbür çocuklara da bana da yetmez”, ....'nın “10'a çıktı, ben buradan 14'e çıkarttım tamam mı, evraklar gittikten sonra yine verecek bize bu, yalnız gelip birinin çekmesi lazım dedi”, ....'in “abi ben firma sahibini getiririm”, ....'nın “eğer o gelmiyorsa bak yazıyor ya .... Otomotiv bilmem ne birine şey versin dedi”, ....'in “abi yok gelir kendi alır aha şimdi alır”, ....'nın “kendisini alır gelirsin giyimi miyimi iyi değil mi”, ....'in “ iyi iyi normal, işçi adam abi ne olacak”,</p>

<p>Aynı gün saat 13.57'de yapılan görüşmede; ....'nın “Atakule'nin orda Hoşdere'ye dönünce binanın altı Akbank.... Şubesi ....Hanım, merdivenden çıkıyosun en son masa gözlüklü bir bayan; 'merhaba ablacağım, Basrı abi gönderdi bizi' dersin”, ....'in “tamam abi”, ....'nın “kaşeyi basacak imzayı atacak, şeyi aldığın zaman sen girmeyecen mi bankaya”, ....'in “girerim canım”,<br />
Aynı gün saat 14.11'de yapılan görüşmede; ....'nın “aradım işler hazır dedi, gelsinler dedi”, ....'in “tamam abi biz şimdi Muharrem abi ile direk bankaya gidicez”,</p>

<p>23.05.2007 tarihinde saat 19.28 sıralarında sanık ... ile .... arasında yapılan görüşmede; sanık ...'in, sanık ...'i kastederek “yarın bir abimizi göndericem sana”, ....'ın “olmaz kendin gelicen”, .....'in “olmaz yok iş var elimde banka işimiz var, gündüzleyin verirsek öbür güne para çıkacak anladın mı, o sana bişey yapmayacak sana bırakacak çıkacak”, ....'ın “ne kâr çıkacak ne zarar çıkıcak ne kadar olacak, onu senle konuşarak yaparım”, .....'in “çok sevdiğim bir abimin işi benim yapmam gerekiyor, bu sadece bilanço başka bir şey yok”, ....'ın “yarın gel hallederiz oğlum ben sana anlatıyom ne kadar alıcı”, .....'in “ben onu söylerim, elinde 2005 var tamam mı”, ....'ın “anladım 2005'den çıkartıcam eklicem bişey yapıcam”, .....'in “hiç bir şey çıkarma sadece formalite, 2005'in aynısı 2006 olarak çıkart sen ne yapacaksın imza atmıycan, vatandaşı bir saat sonra gönderiyorum”,</p>

<p>23.05.2007 tarihinde saat 19.35'de sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; .....'in “abi şimdi arkadaşla konuştum, adresi aklında tut rica ettik işi halledecek, yalnız elinde o 2005'in şeyini götür mutlaka yani onun aynısını 2006 olarak çıkartacak yeterli değil mi bu”, ....'in “aynısı mı çıkacak, değişik çıkmasın mı”, .....'in “aynısını 2006 olarak çıkartsın”, ....'in “oraya 2005-2006'yı vericez ya” .....'in “abi onlar değişecek işte diyorum ya anlamadın sana sıfırdan nasıl yapacak elde bir veri yok ki, uydurma olmayacak mı”, ....'in “uydurulacak” .....'in “o da uydurma aynı şey 2005'in aynısı 2006 olarak yapacak sana” ....'in “ama 2005-2006 verilecek bankaya”,</p>

<p>25.05.2007 tarihinde saat 18.13 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; .....'in “sana bir adres vericem Kızılay'da Konur Sokakta, o adrese gideceksin arkadaşın yanına, şeyi verirsin, önünü o hazırlar bir saat sonra gider alırsın tamam mı”, Muharrem'in “tamam ben sabahleyin seni arıyorum”,</p>

<p>02.07.2007 tarihinde sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “Muharrem ustanın şirketi var ya yeni yapılan”, .....'in “....”, ....'in “bana bir tane çıkarıp getirsen”, .....'in “mümkün değil abi senin öbür istediğini çıkarmaya çalışıyorum yazıcıyla boğuşuyorum”<br />
Şeklinde konuştuklarının tespit edildiği,</p>

<p>Sanık ...'ın ortağı ve yetkili müdürü olduğu... Plastik Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'ne katılan ....... Şubesi tarafından 02.07.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi tahsisi ile ilgili olarak, sanıklar ... ve ...'in kullandığı telefon hatlarına ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarında özetle;</p>

<p>22.06.2007 tarihinde saat 15.40 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “şimdi ben .....'le konuştum da o bir taksiye binsin, abi bu çocuğa para verilecek çocuk dediğim ..... yani binsin senin yanına gelsin, sen dosyayı ona ver o güzel bir şey ayarlayacak yarın yapacak sabah da ben ondan alırım”, ....'nın “tamam”,</p>

<p>25.06.2007 tarihinde saat 13.50 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “bu .... Bey'in dosyasını vermiştik ya, Basrı abiden aldıydın, onu bugün içeriye vermemiz lazım”, .....'in “o dosya gibi fotokopi şeklinde mi vereceksiniz”, ....'in “aynı dosyayı vericez fotokopi şeklinde”, .....'in “orjinallerini vermicez demi öyle olursa benim için daha kolay hazırlamak”, ....'in “ama vergi dairesinden alınanların aslını isterler”, .....'in “aslını isterler diyorsun tamam”,</p>

<p>Aynı gün saat 14.40'da yapılan görüşmede; .....'in “abi şeyler hazır da basmak için fırsat kolluyorum”, ....'in “peki bu... Plastikle alakalı bilançolar tasdik edilmemiş”, .....'in “onlar da tasdik yoktu ki orjinalinde de yoktu, ben neyse ona göre yaptım, abi orjinalinde olmayan bir şeyi ben görmediğim bir şeyi nasıl tasdik edeyim, neye göre tasdik edeyim”,<br />
25.06.2007 tarihinde saat 16.39'da sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “ben sana bilançoyu hazırlattırıyorum bugün", .... ...'nin “abi hazırlattırıyorsun da aynı yer olmaz ki zaten”,</p>

<p>Aynı gün saat saat 16.41'de yapılan görüşmede; .... ...'nin “abi son altı ayı yılbaşından sonrakini çıkarttık, öteki matrahsız çıktı, vergi levhasının son altı ayı çıktı”, ....'in “onlar yanlış yazılmış zaten”, .... ...'nin “son altı ayı çıkartsak problem değil, son altı ayı 2007'ye giriyor problem olmaz yani”, ....'in “sen zaten 2007'yi boşvermişsin, verdiğin evrağı bilmiyorsun sana yarın gösteririm”,</p>

<p>26.06.2007 tarihinde saat 12.02 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “şimdi bak evrakı tamamlattık da, bu kadın öncekini gördü ya, bir kıllık etmesin, sen gönderiyorum arkadaşın işini hallet de”, ....'nın “tamam tamam nerdesiniz şimdi”, ....'in “.... çıkacak bankaya ben gözükmem bankada, bankaya girmeden sana alo deriz telefon edersin biz öyle gideriz konuş onunla”, ....'nın “ben akşam konuştum”, ....'in “yok işte vergi dairesinden soruşturuyorum falan filan muamelesi yapmasın”, ....'nın “yok yok”, ....'in “öyle bir şey yapmazsan problem yok abi dört dörtlük direk 100 lira da isteyebiliriz yani şirketle”,</p>

<p>Aynı gün saat 14.30'de yapılan görüşmede; ....'in “abi herhalde problem var bi arasana 10-15 dakika oldu daha çıkmadı”, ....'nın “şey mi .... mi problem yoktu belki bekliyordur sıra vardır”, ....'in “yok ya şimdi aradım nasıl giriş yaptın diye sonra ararım biraz zor gibi dedi”, ....'nın “kardeşim biz o kadar sıkboğaz edince şey olacak ben ararım yanında müdür falan vardır, masalar yan yana rahat hareket edemiyordur”,</p>

<p>Aynı gün saat 15.08'de yapılan görüşmede; ....'in “abi şimdi vergi levhasını onaylattırdık gelir gider tablosunu da onaylatırız demiş vergi dairesinden, onaylattırdığımızı geri götürüyoruz, o demişti ya, 15-20 ancak çıkar sen telefon et de fazla versinler para lazım de”, ....'nın “ben konuşurum onu tamam”,</p>

<p>02.07.2007 tarihinde saat 11.16 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan telefon görüşmesinde; ....'in “vergi levhasını yanlış yazmışsın onla uğraşıyoruz, yoksa sabahtan aldıydık parayı”, .....'in “neyi yanlış yazmışız abi”, ....'in “033 yazacağına 083 yazmışsın”, .....'in “bana verilen fotokopiye baksana”, ....'in “baktık baktık”, .....'in “düzeltilseydi”, ....'in “olur canım normal yani”, .....'in “fotokopi silik çıkmıştır, ben onu sekiz gibi görmüşümdür”, ....'in “doğrudur onu hallettik bakalım, ikincisi şey diyecem o gün Muharrem abinin evraklarından beş on tane lazım bugün bankadan para alıcaz illa ki sana şeyimiz var yani, biz sana 500 sıkarız bu güzelliği .... yapmış olur ben vesile olurum”, .....'in “eyvallah abi ondan şüphemiz yok”,<br />
02.07.2007 tarihinde sanıklar ... ile ... arasında saat 12.19'de yapılan görüşmede; ....'nın “öğleden sonraya kaldı, müdür gelmemiş”, ....'in “bir buçukta gidicem müdür yok dedi”, ....'nın “beni aradı şimdi, şeylerin devre faizi ne olacak diyor, ....'in, öyle bir daraldım ki diyor her yerden bunaltıyorlar bura diyor pek güvenilir şey değil diyor”,</p>

<p>Aynı gün saat 14.29'da yapılan görüşmede; ....'in “içeri girdi abi ....”, ....'nın “konuştum da 15 dakika önce müdür gelmemiş şimdi geldiyse bilmiyorum”, ....'in “şimdi gönderdim içeri”,<br />
Aynı gün saat 15.20'de yapılan görüşmede; ....'nın “10 yatırmışlar tamam mı 15'i de on dakika içinde yatıyormuş”, ....'in “tamam abi”, ....'nın "al da buraya çıkın hadi görüşürüz”</p>

<p>Şeklinde konuştuklarının belirtildiği,</p>

<p>Sanık ...'nun yetkili müdürü olduğu .... Kimya Gıda İnşaat Medikal Kırtasiye Turizm şirketine katılan ....... şubesi tarafından 25.01.2007 tarihinde 25.000 Lira, 05.02.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi tahsisiyle ilgili olarak, sanıklar ... ve ...'in kullandığı telefon hatlarına ilişkin iletişimin tespiti tutanaklarında özetle;</p>

<p>19.03.2007 tarihinde saat 16.04 sıralarında sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “sakın imzayı değiştirme, imzayı değiştirirsen bizi bitirirsin”, ....'in “ben sana abi her şeyi açık açık söylerim, kimseyi satmam, değiştireceğim zaman haberin olur”, ....'in “değiştireceğin zaman haberin olur değil, değiştirmeyeceksin, bu sefer beni satmış olursun”,</p>

<p>Aynı gün saat 15.43'de yapılan görüşmede; ....'in “ben şimdi aradım ....'yi, dedim böyle böyle bana kalleşlik yapıldı, sahte imzayla şey aldınız dedim para çektiniz, şimdi bak bunlar 25 milyarı aldı ya, ....'nin hesabına 25 milyar da ortak çektiler ya % 50 onundu, bak söyledim diye kızdı, 12,5 milyar aldı mı, 2 milyar sen aldın mı, 1 milyar ben aldım mı etti 3, 4 de şey aldı bizim ...., 3,5 demi kaç Lira kaldı abi yok şimdi 12,5 dan ne kaldı, bankadayım ben”, ....'in “telefonda konuşmayalım yok yok 7 milyar 200 milyon para vermiş karı”, ....'in “kime”, ....'in “.....'a”, ....'in “sabah konuştum ya 12 milyar Lira”, ....'in “karı kendi bana dedi”, ....'in “abi ben daha yeni konuştum, para istedim para gönderdiler bana 1.250 Lira benim paramı gönderin yoksa ben varıp şey yaparım dedim, imza da atmam dedim”, ....'in “şimdi ben bunlara çarşamba gününe kadar müsaade ettim, ondan sonra kimse beni bağlamıyor”, ....'in “ben de böyle böyle dedim, benim hakkımı gönderin % 5 değilmiydi abi, 50 milyar çekilmedi mi, 1 milyar 250 aldım, 250 de yarın alacam hakkımı aldım yani”, ....'in “ biz napıcaz abi”, ....'in “sen de hakkını al abi”, ....'in “sen de ....'ı ara söyle o zaman kalleşlik yapıyo hiç para almadım diye”, ....'in “çekle alakalı bir söz verdiler, onları yapmazsa çarşamba günü gidecem bunlarla kendim konuşucam, seni de alıcam bankaya gidicez, bankayı da sahtekarlıkla suçlayacağız, bunları da anladın mı” ....'in “şimdi ne diye bankaya gidicen” ....'in “o imzayı değiştiricem” ....'in “kesinlikle değiştirme daha 3-4 milyar benim yaram var” ....'in “tamam baba 25 milyar direk hesabımıza direk geçer o zaman, benim alacağım vereceğim de kalmadı onu da söyliyeyim”,</p>

<p>26.03.2007 tarihinde sanıklar ... ile ... arasında saat 14.11 sıralarında yapılan görüşmede; ....'in “vergi dairesinden aradılar abi, dedim, böyle böyle ayrıldım ordan dedim, haberim yok bir şeyden dedim”, ....'in “niye seni arıyorlar ki”, ....'in “telefon numaramı verdik ya”, ....'in “birşey olmaz, Resmi Gazete'de senin üzerine geçmedi ya vekalet aldıydım geri bıraktım anlaşamadık diyeceksin”,</p>

<p>06.04.2007 tarihinde sanıklar ... ile ... arasında saat 15.20 sıralarında yapılan görüşmede; ....'in “bankaya vardım söyledim abi böyle böyle parayı kullanmadık, sahte imzayla ....gil kullandı diye, şimdi ....'nin annesi beni arıyor illa yanıma gel diyor, haberin olsun sen beni bilmiyorsun telefona cevap vermiyor de tamam mı, şimdi bana ne yapıcan biliyon mu, şirketi temizlettiricem ben”, ....'in “anladım”, ....'in “ben dedim organizeye gidiyorum ....Hanım'a, nasıl para verdiniz şirket yerinde yok öyle bir şirket yok dedim, bu şirket temizlenecek dedim, .... ile anası illa yazaneye gel diyor”,</p>

<p>06.04.2007 tarihinde saat 15.50'de sanıklar ... ile ... arasında yapılan telefon görüşmesinde; .......'nın “.... gitmiş oraya biz silah zoruyla götürüp kredi açtırmışız, savcılığa veriyormuş”, ....'in “şimdi bir saat önce aradı dedi ki yatırılmamış bu nerden çıktı ben çözemedim”, .......'nın “kimse kimseden bir şey talep etmeyecek ....cim herkes ne çektiyse ....'e ödeyecek, ....'in hesabı kapanacak”, ....'in “en güzeli o olur”, .......'nın “.... şimdi orayı ödesin, faizini de ödesin tamam mı”, ....'in “herkes aldığını ödesin o zaman”, .......'nın “benim orada senden, sizden kredi ....'den çekilenden kredi kullandım doğru bana da kullandırdınız, ben çeklerimi sizin firmaya koydum kullandım, günü gelince zaten benim çeklerim ödenecek”,<br />
Aynı gün saat 19.52'de yapılan görüşmede; .......'nın “.... şirket ortağı görünmüyormuş”, ....'in “kim diyo onu”, .......'nın “....Hanım söylemiş”, ....'in "abla Resmi Gazete'ye bakmış mı, ticaret siciline baksın görsün ...., .... diye şimdi oraya gitmedi, imza atmadı şu bu olmadı ya o yüzden kimse bilmiyor ya”, .......'nın “bu şirket kaç senelikti”, ....'in “şirket 2 senedir bizde gazeteden ilanla almıştık”,</p>

<p>18.04.2007 tarihinde saat 17.24'de sanıklar ... ile ... arasında yapılan görüşmede; ....'in “on tane var bir tanesi tutmuş, eski şeyi yazmış biliyo musun ilk başlığı yazmış”, .....'in “ilk başlık aynı zaten değişmiyecek”, ....'in “başlık değil, şimdi bunda ne yazdı biliyo musun, ....”, .....'in “Kimya Medikal İnşaat cart curt”, ....'in “kimya falan filan, yani ne inşaat var ne kırtasiye var anladın mı”, .....'in “yok mu inşaatla kırtasiye, vay eşşekler”, ....'in “bu da harbi matbaacı Ceylan amca'ya gitti tanıdığında bastırdı”, .....'in “Ceylan'ın yapacağı budur sen .... yazdırdığına dua et, zarfımı ayarla”</p>

<p>Şeklinde konuştuklarının tespit edildiği,</p>

<p>Akbank T.A.Ş. Teftiş Kurulu Başkanlığının 25.07.2007 tarihli soruşturma raporunda; ... Özel Güvenlik Ltd. Şti., .... Kimya Ltd. Şti., ... Medikal Ltd. Şti., .... Yapı İnşaat Ltd. Şti., .... Oto Ltd. Şti. ve... Plastik Ltd. Şti. firmalarına toplam 480.000 Lira kredi kullandırıldığı, bu firmalar nezdinde kullandırılan kredilerin teminatında firmalar ile bağlantılı şahısların keşide ettikleri 336,895 Liralık çek/senet ile sanıklar ..., ..., ..., ...'ın kefalet imzalarının bulunduğu, tahsil kabiliyeti olmayan çek ile senetlerin karşılıksız çıktığı ve protesto olduğu, kredilerin geri ödenmediği, ... Özel Güvenlik, .... Kimya, .... Oto ve... Plastik firmalarının ticari olarak faal olmadıkları ve bir kısmına ulaşılamadığı, firmalara tahsis edilen kredilerin ... Medikal firması ve ortağı sanık ... .... tarafından kullanıldığı, kullandıkları kredilerin teminatı olmak üzere birbirlerinin borçlusu olduğu veya tahsil kabiliyeti olmayan çek ve senet verdikleri, kredi kullanım aşamasında verilen sanık ... ve....'ın maaş belgeleri, .... Oto firmasının vergi levhası,... Plastik firmasının vergi levhası ve bilançosu üzerindeki vergi dairesi mührünün sahte olduğu, şubece moralitesi yüksek ve güvenilir olarak tanınan Sam Medikal firmasının ortağı ... isimli şahıs ile ilişkilerini kullanan sanıklar .... ve ...'nın, ...'la ilişkisi olan banka görevlisi ......... ile de yakın ilişkiler tesis ederek bankanın.... şubesinden kredi temin ettikleri, faal oldukları ve kredileri geri ödeyecekleri yönünde izlenim yaratan şahısların gerekli teminatları sağlayacaklarını söyleyerek şubeyi oyaladıkları, referans olduğu veya perde arkasında asıl sahibi olduğu firmalar üzerinden kredi temin edildiği, sahte evrakla kredi temin eden ve gerçekte faal olmadıkları anlaşılan .... Oto ve... Plastik firmalarına kredi kullandırılmasında ise, sanık ...'nın yanında şubeye gelip giderek personel ile samimiyet geliştiren sanık ...'nın referansının etkili olduğu yönünde açıklamalara yer verildiği,</p>

<p>Yeminli Mali Müşavir, Bankalar Yeminli Murakıbı ve Sahtecilik Uzmanı tarafından düzenlenen 13.12.2010 tarihli bilirkişi kurulu raporunda; ... Özel Güvenlik Ltd. Şti.'ne kullandırılan kredi ile ilgili olarak; şirketin 03.06.2005 tarihinde kurulduğu, 08.06.2006 tarihi itibarıyla ortaklık yapısının değiştirildiği, şirketin sanık ...'ya ait olduğu, firmaya 12.10.2006 tarihinde 250.000 Liralık kredi tahsis edildiği, bu kredinin talimatlara istinaden 225.998 Lirasının firma ortağı sanık ...'nın oğlu olan ve ... Medikal firmasında % 50 hissesi bulunan sanık ...'ya ödendiği, yine ... Medikal firması şoförü olduğu belirtilen Yılmaz Öteyüz'e 9.200 Lira ödendiği, kalan miktarın ... Medikal şirketine havale ile gönderildiği, kredinin teminatı olarak ipotek alınmasının gündeme geldiği, gayrimenkul için ekspertiz incelemelerinin yaptırıldığı ancak ipotek tesis edilmeden kredinin kullandırıldığı, kredi teminatına sanık ...'nın kefalet imzasıyla çeşitli firmaların borçlu ve keşideci olduğu senet ve çeklerin alındığı, müfettiş raporuna göre toplam 197.125 Lira tutarında 16 adet senedin protesto edildiği, rapor itibarıyla toplam 263.695 Lira tutarlı senet ve çeklerin vadesinin gelmediği, 75.000 Liralık 3 adet senedin cirantasının ... Medikal Şirketi olduğu, hatıra dayalı senetlerin ve çeklerin hukuken geçerli olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle sahteciliğin söz konusu olmadığı, sonuç olarak ... Özel Güvenlik şirketine kredi tahsisi ve kullandırılımında sahteciliğin söz konusu olmadığı, teminatı alınan çek ve senetlerin büyük çoğunluğunda borçluların şüpheli kişi veya firmalardan oluşmadığı, kredinin geri ödenmemesinin firmanın kredi değerliliğinin doğru tespit edilememesi, mali tahlil ve istihbaratın layıkıyla yapılamamasından kaynaklandığı,</p>

<p>.... Medikal Ltd.Şti.'ne kullandırılan kredi ile ilgili olarak; 2001 yılında kurulan firmanın ....ve ... tarafından 26.12.2005 tarihinde devralındığı, firmanın müdürlüğünü 2007 yılı başından itibaren sanık ...'nun yürüttüğü, firmaya toplam 50.092 Lira kredi tahsis edildiği, 26.01.2007 tarihinde 25.000 Liranın sanık ... ....'ya, 05.02.2007 tarihinde 24.880 Liranın ... Medikal Ltd.Şti.'ne aktarıldığı, kredi teminatı olarak üç ayrı senet ile ... Medikal Ltd. Şti.'nin keşide ettiği çeklerin alındığı, alınan çeklerin iade edildiği, senetlerin ise ödenmediği, firmanın kredi başvurusunda bulunurken şubeye ibraz ettiği belgeler arasında; 02.01.2006 tarihinde işe başlandığına ilişkin vergi levhası ve 2004 - 2005 yıllarına ilişkin bilanço ve gelir tablolarının bulunduğu, şube tarafından Yenimahalle Vergi Dairesine 16.07.2007 tarihinde yazılan yazıya verilen cevapta, .... Medikal Ltd. Şti.'nin 2005 - 2006 yıllarında kurumlar vergisi beyannamesini vermemiş olması ve firmanın adresinde bulunamaması nedeniyle vergi incelemesi başlatıldığının bildirildiği, Yenimahalle Vergi Dairesi yetkililerinin kayıtları kontrol ettiklerinde taraflarınca onaylanan vergi levhasının bulunmadığını ifade ettikleri hususunun müfettiş raporunda yer aldığı, kredi başvurusunda bulunulurken şubeye verilen bilanço ve gelir tablolarının 2004 ve 2005 yıllarına ilişkin olması, ayrıca vergi dairesinden gelen yazıda 2005 ve 2006 yılı kurumlar vergi beyannamesi vermediklerinden bahsedilirken diğer ifadeyle 02.01.2006 tarihinden önce de şirketin faal olduğu resmi kayıtlarında açıkca anlaşılmasına karşın vergi levhasında işe başlama tarihinin 02.01.2006 olarak gösterilmiş olmasının vergi levhasının vergi dairesince düzenlenmediğini ortaya koyduğu, ayrıca 2004 ve 2005 yıllarına ilişkin bilanço ve gelir tablolarında firma ünvanının .... Medikal Maden Ltd. Şti. olarak yer aldığı, buna karşılık imzalayan firma ünvanının .... Kimya Gıda Ltd. Şti. olduğunun tespit edildiği, bu ayrımın da belgelerin gerçekliğinde şüphe uyandıracak mahiyette bulunduğu, kredi başvurusunda gerekli evraklar arasında yer alan vergi levhasının sahte olarak düzenlendiği, vergi levhası ile bilanço ve gelir tablosunun da tarih itibarıyla birbirleri ile uyumlu olmadığı, sanık ...'nun şirket müdürü olduğu ve belgeleri müdür sıfatıyla imzaladığı, sahte olduğu anlaşılan vergi levhasının kredi tahsisinde kullanılması nedeniyle iğfal kabiliyetinin bulunduğu,</p>

<p>.... Oto Bakım ve Servis Ltd. Şti.'ne kullandırılan kredi ile ilgili olarak; firmanın ... ve....'ın %50'şer paylı ortaklığı ile kurulduğu, firmaya 18.05.2007 tarihinde 50.000 liralık kredi tahsis edildiği, müfettişlikçe yapılan aramada firmanın Ostim'deki adresinde bulunmadığı, Ostim Vergi Dairesinin 16.07.2007 tarihli yazısında, firmanın vergi mükellefiyetinin 31.05.2005 tarihinde sona erdiği, vergi levhasının dairece onaylanmadığı ve 2005 hesap dönemine ilişkin kurumlar vergisi beyannamesinin verilmediğinin belirtildiği, oysa kredi başvurusu sırasında şubeye firmanın 2005 ve 2006 yılına ilişkin bilanço ve gelir tablosu 2005 yılına ait vergi matrahı ve kurumlar vergisi tahakkuk ettirildiğine dair vergi levhası ibraz edildiği, Ostim Vergi Dairesinin yazısı dikkate alındığında, vergi levhası ile 2005-2006 yıllarına ilişkin bilanço ve gelir tablolarının gerçek olmadığı ve sahte olarak düzenlendiği, telefon görüşmeleri değerlendirildiğinde, sanık ...'nın, .... Oto Bakım Ltd. Şti. adına kredi alınması için şube yetkilisi ....ile görüştüğü, istenilen belgeleri ...'e ilettiği, eksik belgeler tamamlanıncaya kadar şubenin firmaya 14.000 Lira kredi kullandırmayı kabul ettiği, 14.000 Liranın 18.05.2007 tarihinde ödendiği, bu tutarın sanık ... ile firma tarafından alındığı ancak kimin ne kadar aldığının belirlenemediği, 24.05.2007 tarihinde 25.000 Lira daha ödeme yapıldığı, bu ödemeye ilişkin olarak firmanın 2006 yılına ilişkin bilançosunun 2005 yılı kayıtlarına uygun olacak şekilde sanık ... tarafından sahte olarak hazırlattırıldığı, görüşme konularının bankada gerçekleştirilen işlemlerle örtüştüğü,</p>

<p>... Plastik Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'ne kullandırılan krediye ilişkin olarak; firmanın 2004 yılında kurulduğu, 03.03.2006 tarihinde de sanık ... tarafından satın alındığı, firmaya 02.07.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi tahsisinde bulunulduğu ve bu miktarın sanık ...'a ödendiği, kredi müracaatında şubeye firmanın vergi levhasıyla 2006 yılı bilanço ve gelir tablosunun ibraz edildiği, müfettişlikçe yapılan araştırmada firmanın faal olduğu ancak vergi levhasının vergi dairesi kayıtlarına uygun olmadığı bilgisine ulaşıldığı, Ostim Vergi Dairesinin 16.07.2007 tarihli yazısı dikkate alındığında kredi müracaatında bankaya verilen vergi levhası ile 2005 ve 2006 yıllarına ilişkin bilanço ve gelir tablolarının gerçek olmadığı, sahte olarak düzenlendiği,<br />
Tespitlerine yer verildiği,</p>

<p>Aynı bilirkişi kurulunun 09.06.2011 tarihli ek raporunda; .... Medikal şirketine, .... Oto Bakım ve Servis Ltd. Şti.'ne ve... Plastik Oto Bakım ve Ltd. Şti.'ne kullandırılan krediye ilişkin olarak düzenlenen vergi levhalarının ve ilgili bilançoların iğfal kabiliyetini haiz olduklarının bildirildiği,</p>

<p>Bilirkişi kurulunca, sahteliği iddia olunan belgelerin fotokopileri üzerinden inceleme yapıldığı, söz konusu belgelerin asıllarının ya da onaylı örneklerinin dosya arasında bulunmadığı, ancak sanıkların ev ve iş yerinde yapılan aramalar sırasında ele geçirilerek el konulan, adı geçen şirketlere ilişkin bir takım belge asıllarının emanette kayıtlı olduğu, sahte olduğu iddia edilen belgelerin aldatma yeteneğinin olup olmadığı hususunun mahkemece de değerlendirilmediği,</p>

<p>... Medikal Ltd. Şti. ortaklarının sanıklar ... ile ... olduğu, firma adına 500.000 Liralık kredi talebinde bulunulduğu, ancak gerekli teminatların sağlanamaması nedeniyle katılan bankaca adı geçen şirketin kredi talebinin onaylanmadığı, müfettişlikçe düzenlenen raporda; Maltepe Vergi Dairesi nezdinde yapılan araştırmada firmanın vergi levhasındaki 2005 verilerinin uyuştuğunun ancak 2004 beyanının sistemde görünen değerlerle uyuşmadığının şifahi olarak ifade edildiğinin belirtildiği,</p>

<p>Yine dava konusu olan .... Yapı Sanayi Ltd. Şti. ortaklarının haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen.... ve ........ olduğu, firma adına 250.000 Liralık kredi talebinde bulunulduğu, ipotek tesis edilemediğinden katılan bankaca kredinin kullandırılamadığı, müfettişlikçe düzenlenen raporda; firmanın Ticaret Sicil Gazetesinde belirtilen adreste bulunamadığı bilgisinin yer aldığı, bu krediye ilişkin olarak.... adına düzenlenilerek katılan bankaya verilen ve ... Medikal Ltd. Şti. tarafından tanzim edilen maaş belgesinde,....'ın 2.750 Lira maaş ile bu firmanın çalışanı olduğu hususunun belirtildiği,</p>

<p>Sanık ...'ın,... Plastik Ltd. Şti. adına katılan bankadan çektiği kredinin tamamını bankaya geri ödediği ve kredilerin kapandığına dair ibranamenin dosya içerisinde bulunduğu,<br />
Ticari kredi tahsisinde, ticari ve kurumsal müşterilere yönelik kredi tahsis ve kredi politikaları gereğince, bankaca alınması gerekli bilgi ve belgelere ilişkin olarak katılan .... tarafından dosyaya sunulan 2005 tarihli genelgeye göre; tüm kredi tekliflerinde, temel bilgi formu, kredi teklif ve onay formu, teklifin gerekçesi, kredinin şartları, ilişki notu, mali analiz bilgileri, risk santralizasyonu, firma ve kefillerine ait protesto ve karşılıksız çek bilgileri, protesto ve geri dönme oranları, teklifin yapıldığı tarih itibarıyla diğer banka borçları, son 3 yıla ait bilanço, gelir tabloları ve nakit alım tabloları ile risk analiz özeti ve mali tablolar analizi bilgilerinin banka yetkililerince "akrobat" adı verilen sisteme girilmesi gerektiği, yine Bankalar Kanunu ve banka mevzuatı gereği kredili firmalardan, içinde bulunan yıla ait bağlı oldukları Ticaret ve Sanayi Odasından alınan faaliyet belgesi, şirket kuruluşu, sermaye artırımı ve statü değişikliğine dair ticaret sicili gazetesi, şirket ana sözleşmesi, hesap durumu belgesi, vergi dairesi onaylı son 3 yıllık bilanço, gelir tablosu ya da işletme hesap özeti, son mali yıla ait vergi levhası, istihbarat yapılmasına yetki veren belge, TCMB memzuç kayıtlarının alınması için beyanname ve varsa şirket ortakları adına kayıtlı gayrimenkullerin tapu fotokopileri, ekspertiz raporları ve sigorta poliçelerinin alınması gerektiği, ancak katılan banka yetkililerince kredi tahsisi sırasında davaya konu şirketlerden, vergi kaydı, bilanço, ticaret sicili gazetesi, şirket sözleşmesi dışında listede belirtilen diğer belgelerin alınmadığı, yine söz konusu şirketler ile ilgili olarak herhangi bir araştırmanın da yapılmadığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ......... kollukta; katılan bankada şirket müşteri ilişkileri temsilcisi olarak yedi yıldır görev yaptığını, firmaların ticari işlerine baktığını, hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ........'i, sanıklar ... ve ... isimli şahısların sahibi olduğu ... Medikal ve ... Güvenlik isimli firmaların sekreterliğini yapması sebebiyle tanıdığını, ancak herhangi bir samimiyetinin olmadığını, sanık ...'ı,... isimli firmanın sahibi olması ve şubelerine kredi başvurusunda bulunmasından dolayı tanıdığını, sanık ...'yı ise sanıklar ...ve .... vesilesiyle tanıdığını, bu şahsın da şubelerinden kredi kullandığını ve... Plastik ve .... Oto isimli firmaların ticari kredi yönlendirmelerini yaptığını, erkek arkadaşı olan ... ile birlikte bir defa sanık ...'nın evinde yemek yediklerini, sanık ...'yu da .... Medikal isimli firmanın şirket müdürü olması sebebiyle tanıdığını, bu şahıs ile kredi görüşmeleri dışında bir görüşmesinin olmadığını, .... Medikal şirketinin, şubelerinden iki seferde 25.000 Liralık kredi kullandığını, buna ilişkin evrakın ... Medikal ve ... Özel Güvenlik isimli firmaların sahibi olan sanıklar ... ve .... tarafından iletildiğini, bundan sonraki kredi aşamalarında yetkili müdür olan ... ile muhatap olduğunu, bu kredi işleminden iki ay sonra sanık ...'nun, .... Medikal adına kullanılan 50.000 Liralık kredinin 25.000 Lirasından haberinin olduğunu diğer 25.000 Lirasından haberinin olmadığını ve imzasının taklit edilerek kredinin çekildiğini ifade etmesi üzerine sanık ...'ya el yazısı ile talimat yazmasını söylediğini, ancak sanık ...'in, ortağı ile arasında problemleri olduğunu ve bundan dolayı özür dilediğini söylediğini, yine... Plastik Ltd. Şti. isimli firmanın sahibi olan sanık ... .......'ı bankaya sanık ...'nın tavsiye ettiğini, kredi başvuru müracaatının bizzat sanık ... tarafından yapıldığını, kredi kapsamında evrakın tamamlandığını ve bu şekilde kredi kullandırıldığını, ... Özel Güvenlik ve ... Medikal isimli firmanın sahiplerine 250.000 Liralık kredi kullandırıldığını, bunun da usulüne uygun olarak gerçekleştirildiğini, yine sanık ...'nın .... İnşaat isimli şirketi tavsiye edip bu şirketin de kredi başvurularının olacağını söylediğini, bu firmanın kredi başvurularını sanık ...'nın getirdiğini ve bankadan 250.000 Liralık ticari kredi istendiğini, ancak bu firmanın sahibi olarak görünen kişinin yaşının şirket sahibi olamayacak kadar küçük ve noter devrinin de yeni olması nedeniyle, ipotek göstermesi durumunda taksitli olarak kredi verileceğini söylediğini, eksperlerin ipotek olarak gösterilen dairelere değer biçememeleri sebebiyle de kredilerinin onaylanmadığını, bankanın ticari kredilerde politikasının bankaya kredi kazandırmak olduğunu, bu nedenle kendisinin ve kendisiyle aynı görevi yapan arkadaşlarının birlikte değişik firmalara giderek firma sahipleriyle tanıştıklarını, firmaların referansları doğrultusunda müşteri kazandıklarını, .... Medikal, ... Medikal, ... Özel Güvenlik,... Plastik isimli firmalara kullandırılan kredilerin kriterlere uygun olduğunu, herhangi bir usulsüzlüğün söz konusu olmadığını,</p>

<p>Hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen .... kollukta; sanıklar ..., ... ve ...'yu tanıdığını, bu şahıslarla ticari ilişkisinin olmadığını, sanık ...'yu sanık ...'in elemanı olarak bildiğini, sanık ...'le 06.04.2007 ve 23.05.2007 tarihlerinde yaptığı telefon görüşmeleri okunarak sorulduğunda ise; .... Medikal isimli firmanın sanık ...'e ait olduğunu, sanık ...'ya .... Medikal adına bankadan 50.000 Liralık kredi çekildiğini, bu kredinin 43.000 Lirasını sanık ...'nın, kalan 7.000 Lirasını da sanık ...'in aldığını bildiğini,</p>

<p>Hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ........ kollukta; ... Medikal şirketinin sahibi olan sanık ...'nın yanında yaklaşık bir sene önce sekreter olarak çalışmaya başladığını ve 600 Lira maaş aldığını, sanık ...'nın kendisine maddi olarak zorda olduğunu, ... Medikal ve ... Özel Güvenlik isimli firmaları kapatacağını, yeni bir firmaya ihtiyaç olduğunu ancak kendi üzerine şirket kuramayacağını, kısa süreliğine .... Yapı İnşaat isimli firmanın kendisi ve aynı iş yerinde çalışan.... üzerinde görüneceğini söylediğini, kendisinin ve....'ın bu durumu kabul ettiğini, bu firma ile ilgili olarak herhangi bir işin yapılmadığını, sanık ...'nın ricası üzerine kredi başvurusunda bulunulduğunu,</p>

<p>Hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen .... kollukta; muhasebeci olduğunu, sanık ...'i tanıdığını, ... Medikal şirketiyle ilgili olarak herhangi bir işlem yapmadığını, sanık ...'in bir gün kendisine maaş bordrosu düzenlemesini istediğini, kendisinin de yasal çerçevede bu işi yapacağını söylediğini,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>İnceleme dışı sanık ...; sanık ...'u tanıdığını, ancak aralarında herhangi bir ticari ilişki olmadığını, diğer sanıkları tanımadığını,<br />
Sanık ... aşamalarda; inceleme dışı sanık ... ile sanık ...'i tanıdığını, Kadir'in bilgisayar ve teknik konularda kendisine yardımcı olduğunu, ancak herhangi bir ortaklığının bulunmadığını, piyasada götürü usulüyle elektrik, telefon santrali montajı, asansör bakım ve arıza işleri yaptığını, diğer sanıkları tanımadığını, iddia konusu evraklarda herhangi bir yazı, imza ve cirosunun bulunmadığını, mahkemece, ev ve iş yerinde yapılan arama sonucunda ele geçirilen belgelerle ilgili olarak sorulduğunda ise; ele geçirilen sahte bankamatik kartını kendisinin çıkarttığını, borçları olduğunu, adına hesap açmaktan çekindiği için bu kartı düzenlediğini, ancak kartı kullanmadığını, inceleme dışı sanık ........'ın iş yerindeki bilgisayarlarda bulunan belgelerin de kendisine ait olduğunu, bu belgelerin kopya olduğunu, eline geçen orijinal bulduğu belge ve evrakı resmi ve özel ayırmadan arşiv şeklinde sakladığını,</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; .... Medikal isimli şirketin ....adına kayıtlı olduğunu, ancak bu şahsın yaşlı ve kanser hastası olup ayakkabı boyacılığı yaptığını, bu şahsın kimlik bilgileri kullanılarak şirketi .... Süslü ile sanıklar ... ve ...'nın kurduğunu, kendisinin de bu şirkette sigortalı işçi olarak çalışmaya başladığını, bu sanıkların adına vekaletname düzenlettirdikten sonra buna dayalı olarak şirket adına bankadan iki kez 25.000'er Lira kredi çektiklerini, çekilen kredilerden birine ait evrakda bulunan imzaların kendisine ait olmadığını, kendi adına sanık ... ya da .... tarafından imzalanmış olabileceğini, kredi çıktıktan sonra krediyi aldığına dair imzaları kendisinin attığını, çekilen kredi bedellerinin tamamının ... Medikal şirketine aktarıldığını, kendi imzası olmadan alınan kredi için daha sonra .... ve sanık ...'nin zorlamasıyla evrakı yeniden imzaladığını, bu işten bir menfaati olmadığını, daha sonra başka krediler için de müracaatını istediklerini ancak kabul etmediğini, .... Şirketinin resmi ve faal bir şirket olduğunu, sanık ...'in aynı zamanda sahte fatura düzenleyip piyasaya sürdüğünü, yine şirket kaşeleri basılmış halde boş kâğıtları ve senetleri kendisine imzalatmak istediklerini ancak kendisinin imzalamadığını,</p>

<p>Sanık ... kollukta; sanıklar ... ve ...'i ve hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen ....'i tanıdığını, .... firması adına kredi çekmesi sırasında katılan bankaya giderek sanık ...'e referans olduğunu, sanık ...'yu tanımadığını, sadece onun .... Şirketinin sigortalı çalışanı olduğunu bildiğini, .... Şirketinin gerçekte kime ait olduğunu bilmediğini, bu şirket adına çekilen kredinin 50.000 Lira olduğunu, ....'e günü gelmiş çekleri olduğunu söylediğini, bu nedenle ....'un çekilen kredi bedelini kendisine havale ettiğini, aldığı paranın bir miktarını nakit olarak elden verdiğini, kalanını ödemediğini, bu firmaya halen borcunun bulunduğunu, ... Özel Güvenlik ve ... Medikal isimli şirketlerin kendisine ait olduğunu, ödeme güçlüğü çektiğinden ihalelere katılamadığını, bu nedenle iş yerinde çalışan.... ve ........'e ricada bulunarak .... Yapı isimli şirketi onların adına aldığını,</p>

<p>Mahkemede; ... Medikal isimli firmanın ortağı ve yetkili müdürü olduğunu, ... Özel Güvenlik firmasının da aynı adreste faaliyette bulunduğunu, daha önce de bankalarla çalıştığını ve hiçbir sorun yaşamadığını, ofisine gelen banka görevlisi ......... ve onun arkadaşı ...'ın, katılan ...'ın şirketlere ticari kredi verdiğini, kendisine de kredi vermek istediklerini söylemeleri üzerine katılan bankadan kredi almayı kabul ettiğini, belgeleri bankaya sunduğunu, hiçbir evrakın sahte olmadığını, diğer sanıklarla bir bağı bulunmadığını, .... firmasının ... Medikal Şirketine borcu bulunması sebebiyle kredi çekildiği sırada sanık ... ile tanıştığını ve kredinin çekilerek bu şirket tarafından borcun ödendiğini,</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen .... ile sanık ...'yı babasının arkadaşları, banka görevlisi .........'ı arkadaşı olan ...'ın kız arkadaşı, ........'i de sekreterleri olması, sanık ...'yu ise .... Şirketiyle aralarındaki ticari ilişki nedeniyle tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, sanık ...'in, .... Şirketinin müdürlüğünü yaptığını, bu şirketin ... Medikal Şirketine borcu olduğundan Akbank.... şubesinden çekilen kredi sırasında sanık ... ile karşılaştığını ve kredinin çekilerek ortağı bulunduğu ... Medikale olan borcun banka yoluyla kapatıldığını, atılı suçlamaları kabul etmediğini,</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen .... ve ........ ile sanıklar ..., ... ve ...'yı tanıdığını, sanıklar ...ve ... arasında .... Medikal şirketinden dolayı alacak verecek meselesi olduğunu bildiğini, sanık ... ile arasının iyi olması nedeniyle sanık ...'in bazen kendisini arayarak sanık ...'dan olan alacağını istemesini söylediğini, yine sanık ...'in kendisine arkadaşı olan .... Otomotiv sahibinin kredi çekeceğini, tanıdık biri olup olmadığını sorduğunu, kendisinin de Akbank şubesinde ....Hanımı tanıdığını söylediğini, bunun üzerine sanık ...'in kendisi için kredi hususunu sormasını istediğini, kendisinin de ....Hanımla görüştüğünü ve gereken evrakı öğrenerek sanık ...'e bildirdiğini, şirket hakkında bilgisinin bulunmadığını, yalnızca bu şirketin Muharrem isminde bir şahsa ait olduğunu bildiğini,</p>

<p>Sanık ... ....aşamalarda;... Plastik Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olduğunu, sanık ...'i arkadaşı olması nedeniyle tanıdığını, Akbank.... şubesinde görevli olan .........'ı ise kredi alımı sırasında tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, olay tarihinde ekonomik durumu iyi olmadığından sahte bilanço ve sahte vergi levhası düzenleyerek bankadan kredi çektiğini, bu işlemleri tek başına yaptığını ancak aldığı kredinin tamamını bankaya geri ödediğini, bankanın herhangi bir araştırma yapmadığını, yapıldığı takdirde vergi müdürlüğünden gerçek durumun ortaya çıkabileceğini,</p>

<p>Sanık ... mahkemede; sanık ...'i tanıdığını, diğer sanıkları tanımadığını, .... Oto Ltd. Şti.'nin kendisine ait olduğunu, bu şirketin gerçek olduğunu, katılan bankaya kredi almak üzere başvurduğunu ve toplam 50.000 Lira kredi kullandığını, kredi borcunun ilk taksidini ödediğini, ikinci taksidi ise işlerinin bozulması nedeniyle ödeyemediğini, borcunu kabul ettiğini, diğer sanıkların eylemlerine katılmadığını,</p>

<p>Sanık ... kollukta; sanıklar ..., ..., ... ve ...'yu tanıdığını ancak herhangi bir ticari ilişkilerinin olmadığını,<br />
Mahkemede; sahte belge düzenlemediğini, bankadan para çekmediğini, sanıklarla telefon görüşmesi yapmasından ötürü bağlantı kurulmaya çalışıldığını, sanık ...'nun kendisine adına kredi çekildiğini ancak bunların kendisiyle bir ilgisinin olmadığını söylemesi üzerine ona bankaya gidip durumu iletmesini söylediğini, telefon konuşmalarının boş konuşmalar olduğunu,<br />
Savunmuşlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>1- Sanıklara atılı nitelikli dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı,</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "dolandırıcılık" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun temel şekli 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiş, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri sayılmıştır.<br />
Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,</p>

<p>2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,</p>

<p>3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,</p>

<p>Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.<br />
Görüldüğü gibi dolandırıcılık suçunu malvarlığına karşı işlenen diğer suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olması karşısında, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.</p>

<p>Hile, Türk Dil Kurumu Sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.</p>

<p>Öğretide de hile ile ilgili olarak; “Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde birtakım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s.453); “Hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir” (Nur Centel - Hamide Zafer - Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2011, 2. Bası, Cilt I. s.456) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.</p>

<p>Yerleşik yargısal uygulamalar ve öğretideki genel kabul gören görüşlere göre ortaya konulan ilkeler göz önünde bulundurulduğunda hile; maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, hataya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail elinde bulunmayan imkânlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli birtakım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde veya sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana birtakım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.<br />
Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi bakımından öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir” (Veli Özer Özbek-M.Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012, 4. Bası s.690); “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır” (Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, 9. Bası, Ankara 2012 s.421); “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Nur Centel-Hamide Zafer-Özlem Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınevi, İstanbul 2011, 2. Bası, Cilt I. s.462).</p>

<p>Esasen, hangi davranışların hileli olduğu ya da olmadığı veya bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, somut olayın özelliklerine göre bir değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunu ilgilendiren banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla dolandırıcılık suçu ise suç tarihinde yürürlükte bulunan 5237 sayılı TCK’nun 158. maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde; “(1)Dolandırıcılık suçunun;... j-...Banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla, … işlenmesi hâlinde, iki yıldan yedi yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur. Ancak, (e), (f) ve (j) bentlerinde sayılan hâllerde hapis cezasının alt sınırı üç yıldan, adlî para cezasının miktarı suçtan elde edilen menfaatin iki katından az olamaz” şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Madde gerekçesinin bu bende ilişkin bölümünde ise, “Dolandırıcılık suçunun banka veya diğer kredi kurumlarından, esasta tahsil edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak amacıyla işlenmesi bir nitelikli unsur olarak tanımlanmıştır. Banka veya kredi kurumundan bir kredinin temini amacıyla hileli davranışlarda bulunulması ve buna dayalı olarak kredi adı altında bir yarar sağlanması durumunda bu nitelikli unsur oluşacaktır. Kredi kurumu deyiminden banka olmamasına karşın, kanunen borç para vermeye yetkili kılınan kurumlar anlaşılır” açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Banka ve kredi kurumları kanun ile kurulan, mevduat toplayan, gerçek ve tüzel kişilere kredi vererek kâr amacı güden kurumlardır. Bu bent ile banka ve kredi kurumlarının yanında bankacılık sektörü de korunmaktadır. Hileli davranışlar doğrudan doğruya banka veya diğer kredi kurumlarına yönelik olup sahte belgelerle kredi alınmalıdır. Bu suçtan zarar görenin banka veya kredi kurumu olması gerekir. Kredi verme yetkisi olmayan bir kişi veya kuruluşun hile kullanılarak aldatılıp kredi alınması durumunda bu nitelikli halin uygulanması olanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Bankanın her türlü işlemleri için dolandırılması, bu nitelikli halin uygulanmasını gerektirmez. Yalnızca banka veya diğer kredi kurumlarının bir kredinin tahsisini sağlamak amacıyla dolandırılması durumunda, bu nitelikli hâl uygulanacaktır. 5411 sayılı Bankacılık Kanununun 48. maddesinde kredi tanımlanmıştır. Buna göre “Bankalarca verilen nakdi krediler ile teminat mektupları, kontrgarantiler, kefaletler, aval, ciro, kabul gibi gayrinakdi krediler ve bu niteliği haiz taahhütler, satın alınan tahvil ve benzeri sermaye piyasası araçları, tevdiatta bulunmak suretiyle ya da herhangi bir şekil ve surette verilen ödünçler, varlıkları vadeli satışından doğan alacaklar, vadesi geçmiş nakdi krediler, tahakkuk etmekle birlikte tahsil edilmemiş faizler, gayrinakdi kredilerin nakde tahvil olan bedelleri, ters repo işlemlerinden alacaklar, vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile benzeri diğer sözleşmeler nedeniyle üstlenilen riskler, ortaklık payları ve Kurulca kredi olarak kabul edilen işlemler izlendikleri hesaba bakılmaksızın bu Kanun uygulamasında kredi sayılır...” (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu-Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, Ankara 2014, Cilt IV. s.5176-5177)</p>

<p>Hileli davranışın kredinin alınmasından sonra gerçekleştirilmesi halinde dolandırıcılık suçu oluşmayacaktır. Dolandırıcılık suçunun oluşması için hileli davranışın menfaat elde etmeye yönelik olması ve bu davranışların sonunda çıkar sağlanması gerekir. Kredi alınıp çıkarın sağlanmasından sonra, geri ödenmemesi üzerine sahte çek, senet, teminat belgesi verilmesi halinde bu belgeler, kredi alınmasına yani çıkar sağlanmasına yönelik olmayıp önceden doğan borcun ödenmesi için verildiğinden dolandırıcılık suçu oluşmaz, yalnızca sahtecilik suçu oluşur.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
Sanıklar ... ve ...'nın ... Medika Ltd. Şti.'nin ortağı, sanık ...'nın ayrıca ... Özel Güvenlik Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü, sanık ...'nun .... Kimya Ltd. Şti.'nin yetkili müdürü, sanık ...'ın .... Oto Ltd. Şti.'nin, sanık ...'ın... Plastik Ltd. Şti.'nin, hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ... ....'in de .... Yapı İnşaat Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü oldukları,<br />
Sanık ...'nın ortağı ve yetkili müdürü olduğu ... Özel Güvenlik Şirketi adına katılan bankadan 250.000 Lira kredi aldığı, bu kredinin 225.998 Lirasının sanık ...'nın oğlu olan sanık ...'ye aktarıldığı, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi alımı sırasında sanık ... tarafından bankaya teminat olarak verilen çek ve senetlerin katılan bankaca tahsil edilmek istendiği, ancak çeklerin karşılıksız çıkması, senetlerin de protesto edilmesi nedeniyle tahsil edilemediği,</p>

<p>Sanıklar ...ve ...'nin, sahte belgelerle bankalardan kredi alınmasını sağlayan sanık ... ile, ticari olarak faal olmayan .... Kimya Ltd. Şti. adına sahte belgelerle katılan bankadan kredi çekilmesi hususunda anlaştıkları, sanık ...'in bu amaç doğrultusunda kredi tahsisi sırasında bankaya verilmesi gereken belgeleri sanık ...'a sahte olarak düzenlettirdiği, akabinde adı geçen şirketin müdürü olarak tayin edilen sanık ... vasıtasıyla katılan bankaya kredi başvurusunda bulunulduğu ve bu şirket adına farklı tarihlerde alınan toplam 50.000 Lira krediyi aralarında paylaştıkları,</p>

<p>Sanıklar ...ve ...'nin ortağı oldukları ... Medikal Ltd. Şti. adına, sanık ... tarafından 09.04.2007 tarihinde 500.000 Lira kredi talebinde bulunulduğu, gerekli teminatların sağlanamaması nedeniyle bankaca kredi talebinin onaylanmadığı, yine sanık ...'nın, bankadan kredi çekmek maksadıyla, .... Yapı isimli şirketin ortaklarının sekreterleri olan ve haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen.... ve ........ olarak görünmelerini sağladıktan sonra, .... ve ....aracılığıyla katılan bankadan 27.04.2007 tarihinde 250.000 Lira kredi talebinde bulunduğu, ancak ipotek tesis edilemediğinden bankaca kredinin kullandırılmadığı,</p>

<p>.... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ...'ın, ticari olarak faal olmayan ve 31.05.2005 tarihi ile itibarıyla mükellefiyetinin sona erdiği belirlenen adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 18.05.2007 tarihinde 50.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği,</p>

<p>... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ... ....'nın, adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 02.07.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği anlaşılan olayda;</p>

<p>Katılan ...'nin, ticari kredi tahsisine ilişkin olarak, kredi talebinde bulunan firmalardan alınması gereken bilgi ve belgeler ile banka tarafından kredi isteğinde bulunan firmalarla ilgili olarak birtakım araştırmalar yapılması gerektiği hususlarını içeren 2005 tarihinde düzenlenen genelgeyi şubelerine duyurmasına rağmen, banka yetkililerince söz konusu genelgeye uygun hareket edilmediği, bu kapsamda davaya konu şirketler adına kredi tahsisi sırasında alınması gereken birçok bilgi ve belgenin şirket yetkililerinden alınmadığı, sanıklar tarafından sunulan belgelerin doğruluğunun da teyit ettirilmediği, ayrıca kredilerin geri dönüşümünün olup olmayacağı konusunda yeterli istihbari araştırmanın yapılmadığı, katılan banka yetkililerince, kredi tahsisi sırasında alınması gereken belgelerin tamamının eksiksiz alınması ve gerekli araştırmaların yapılması halinde söz konusu kredilerin kullandırılmayabileceği gözetildiğinde, sanıkların hileli davranışlarının, katılan bankanın inceleme ve denetim yükümlülüğünü etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olmadığı anlaşıldığından, dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla; bu uyuşmazlık yönünden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Birinci uyuşmazlıkla ilgili olarak ulaşılan sonuç nedeniyle ikinci uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p>

<p>3- Sanıklar ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerinin eksik araştırmaya dayalı olup olmadığı, itirazın kabulü halinde inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;</p>

<p>Resmi belgede sahtecilik suçu 5237 sayılı TCK’nun 204. maddesinde;</p>

<p>“(1) Bir resmî belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir resmî belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmî belgeyi kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren, gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Söz konusu suç, maddenin birinci fıkrasında seçimlik hareketli bir suç olarak tanımlanmış olup, resmi belgenin sahte olarak düzenlenmesi, gerçek bir resmi belgenin başkalarını aldatacak şekilde değiştirilmesi veya sahte resmi belgenin kullanılması durumunda suç oluşacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Maddenin ikinci fıkrasında, resmi belgede sahtecilik suçunun kamu görevlisi tarafından işlenmesi ayrı bir suç olarak tanımlanarak daha ağır bir yaptırıma bağlanmış, maddenin üçüncü fıkrasında ise, suçun konusunu oluşturan resmi belgenin, kanunun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya kadar geçerli olan bir belge niteliğinde olması halinde cezanın yarı oranında artırılması hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güveni olup belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek yaptırıma bağlanmıştır.</p>

<p>Resmî belgenin sahte olarak düzenlenmesi ya da gerçek bir resmi belgenin değiştirilmesi eyleminin sahtecilik suçunu oluşturabilmesi için, düzenlenen ya da değiştirilen belgenin gerçek bir belge olduğu konusunda kişiyi yanıltıcı nitelikte olması gerekir. Aldatıcılık özelliği suçun temel unsuru olup, özel bir incelemeye tabi tutulmadıkça gerçek olmadığı anlaşılamayan belge, sahte belge olarak kabul edilmelidir. Sahteciliğin kişileri aldatacak nitelikte olup olmadığı ve beş duyuyla ilk bakışta anlaşılabilir olup olmadığı şüpheye yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 14.10.2003 gün ve 232-250 sayılı kararında, aldatma keyfiyetinin belgeden objektif olarak anlaşılması gerektiği, muhatabın hatasından, dikkatsizlik veya özensizliğinden kaynaklanan fiili iğfalin, aldatma yeteneğinin varlığını göstermeyeceği belirtilmiştir. Bu noktada sahteciliğe konu olan belgenin aldatma yeteneği olup olmadığının tartışılması ve belirlenmesi öncelikle yargılamayı yürüten mahkemeye ait olup, hâkim olayın çıkış, oluş ve akışını, düzenlenen belgelerle yapılan işlemleri göz önüne alarak, sahteciliğin kolaylıkla anlaşılıp anlaşılamayacağını bizzat saptamalı ve sonucuna göre belgelerde aldatma yeteneği olup olmadığını takdir ve tespit etmelidir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, mahkemece, suçun konusunu oluşturan belge aslı getirtilerek resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih, imza, mühür gibi zorunlu öğelerin incelenmesi, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığının saptanması, duraksama halinde ise; mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne başvurulmasında zorunluluk vardır.</p>

<p>Ceza yargılamasının amacı, somut gerçeğin ortaya çıkarılması olup bunun için başvurulan ispat araçlarından biri de belgelerdir. Yargılama makamları suç isnadı nedeniyle oluşan uyuşmazlığı çözümlerken kendiliklerinden getirttikleri ya da iddia ve savunma doğrultusunda sunulan belgelerin güvenilirliğini denetlemek durumundadırlar. Güvenilirliğin denetlenebilmesi için, belgenin aslının veya bunun mümkün olmaması halinde aslına uygunluğu yetkili makam veya kişilerce onaylanmış örnek ya da kopyalarının dosyaya konulması gerekir. Bununla birlikte davanın esasına müessir olmayan ve hükme de dayanak yapılmayan veya işin esasının başka delillerle de çözülebildiği durumlarda onaysız fotokopi belgelerin bulunması gerçeğe ulaşma sonucunu da etkilemeyecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Bilirkişi incelemesinin, kredi tahsisi sırasında katılan bankaya verilen belgelerin fotokopileri üzerinde yapıldığının, söz konusu belgelerin asıllarının ya da onaylı örneklerinin dosya arasında bulunmadığının, ancak sanıkların ev ve iş yerinde yapılan aramalar sırasında ele geçirilerek el konulan bir takım belgelerin emanette kayıtlı olduğunun anlaşılması karşısında; sanıklar tarafından kullanıldığı iddia edilen belgelerin asıllarının getirtilerek, sahteliğin aldatma yeteneğinin olup olmadığının mahkemece değerlendirilmesi amacıyla duruşmada incelenmesi, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması, aldatma yeteneği bulunup bulunmadığının öncelikle mahkemece değerlendirilmesi, duraksama halinde bu yönde uzman bilirkişiden rapor alınması, aldatma yeteneği ile ilgili değerlendirmenin gerekçeli karara yansıtılması gerekirken, sanıklar tarafından kredi tahsislerinde kullanılan belgelerin asılları getirtilip duruşmada incelenmeden ve aldatma yeteneği ile ilgili gerekçeli kararda hiçbir değerlendirme yapılmadan eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile sanıklar hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan beraat hükmü kurulması usul ve kanuna aykırıdır.</p>

<p>Bu itibarla, resmi belgede sahtecilik suçu yönünden eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulduğu anlaşıldığından, yerel mahkeme hükmü ile bu hükmün onanmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetsizdir.</p>

<p>Uyuşmazlığa ilişkin olarak varılan bu sonuç karşısında, inceleme günü itibarıyla dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunun da değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.06.2012 gün ve 978-250 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hallerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 21.06.2011 gün ve 94-133; 22.11.2011 gün ve 203-238 sayılı kararlarında; Yargıtay ilgili Ceza Dairesince bir mahkûmiyet hükmü onanmakla kesinleşeceğinden, kesinleşme anına kadar işleyen dava zamanaşımının bu aşamada sona ereceği, bu karara karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine yapılan incelemede, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü halinde, Özel Daire onama kararı ile Ceza Genel Kurulunun karar tarihi arasında geçen sürenin, dava zamanaşımının hesaplanmasında göz önünde bulundurulmayacağı, ancak itirazın kabulü üzerine dosyanın derdest hale gelmesi nedeniyle yargılamaya devam edildiğinde, Ceza Genel Kurulunca itirazın kabulü tarihinden itibaren geçerli olmak üzere sürenin işlemeye devam edeceği ve dava zamanaşımının buna göre hesaplanması gerektiği belirtilmiştir. İncelemeye konu dosyada ise, Özel Dairece onanmasına karar verilen hüküm, mahkûmiyet hükmü olmayıp beraat hükmü olduğundan, bu hükmün kesinleşmesinin zamanaşımını kesen, durduran veya sona erdiren bir sebep olarak değerlendirilemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>Buna göre; sanıklara atılı resmi belgede sahtecilik suçunun yaptırımı, TCK'nun 204/1. maddesinde iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak düzenlenmiş olup aynı Kanunun 66/1-e maddesi uyarınca bu suçun tabi olduğu asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, 67/4. maddesi göz önüne alındığında kesintili dava zamanaşımı süresi ise oniki yıldır.</p>

<p>Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve sanık ... yönünden 12.10.2006, 25.01.2007, 05.02.2007 ve 27.04.2007 tarihlerinde, sanık ... yönünden ise 18.05.2007 ve 02.07.2007 tarihlerinde gerçekleştirildiği iddia olunan eylemlerle ilgili olarak, dava zamanaşımını kesen en son işleminin sanık ... ...hakkında 30.05.2008 tarihli sorgu; sanık ... hakkında ise 28.02.2008 tarihli sorgu olduğu, bu tarihten sonra dava zamanaşımını kesen veya durduran başkaca bir işlem olmadığı gözetildiğinde, TCK'nun 66/1-e maddesindeki sekiz yıllık asli dava zamanaşımı sanık ... yönünden 30.05.2016 tarihinde, sanık ... yönünden ise 28.02.2016 tarihinde dolmuş bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün, sanıklar ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmasına, ancak, atılı suç için 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e maddesinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkındaki kamu davasının 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca düşmesine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının;</p>

<p>a) Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan hükümler yönünden REDDİNE,</p>

<p>b) Sanıklar ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan hükümler yönünden ise değişik gerekçeyle KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 21.11.2012 gün ve 7880-44065 sayılı, resmi belgede sahtecilik suçundan sanıklar ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerine ilişkin onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 14.12.2011 gün ve 5-661 sayılı sanıklar ... ve ... hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümlerinin, eksik araştırma ve yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>Ancak, atılı suç için 5237 sayılı TCK'nun 66/1-e maddesinde öngörülen dava zamanaşımı süresinin Ceza Genel Kurulunun inceleme tarihinden önce dolduğu anlaşıldığından, 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nun 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5237 sayılı TCK’nun 66/1-e ve 5271 sayılı CMK’nun 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.03.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="50042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 2016/3192 E., 2016/6136 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi'nin 11/05/2016 tarihli, 2016/3192 E., 2016/6136 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/3192 E., 2016/6136 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Nitelikli dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Resmi belgede sahtecilik suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 204/1, 62, 53, CMK'nın 231 maddeleri gereğince neticeten 1 yıl 8 ay hapis ve hak yoksunluğu, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına,<br />
Nitelikli dolandırıcılık suçundan; 5237 sayılı TCK'nın 158/1-j-son, 62, 52, 53 maddeleri gereğince neticeten 4 yıl 2 ay hapis ve 666.660 TL adli para cezası, hak yoksunluğu.</p>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1) Resmi belgede sahtecilik suçundan verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları CMK’nın 231/12, 267 vd. maddeleri geriğince itiraz kanun yoluna tabi olup, sanık müdafisinin bu hükme yönelik temyiz isteminin merciince itiraz olarak değerlendirilmek üzere dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,</p>

<p>2) Sanık hakkında nitelikli dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik temyiz itirazlarına gelince;<br />
Sanığın yetkilisi olduğu ... Tic. Ltd. Şti adına,...AŞ,'den genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi aldığı, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine, yapılan araştırmada kredi karşılığı teminat olarak verilen 4 adet çekin ve şirkete ait bilanço ile gelir tablolalarının sahte olduğunun belirlendiği, bu çekler hakkında icra takibi yapıldığı, çek sahiplerinin takibe itiraz ettikleri, itiraz sonucu bilirkişi raporu düzenlendiği, bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda suça konu çeklerdeki keşideci imzalarının çek sahiplerine ait olmadığının görüldüğü, sahte belgelerden, kredi sözleşmesi ile birlikte sanık tarafından şirketlerine ait olduğu belirtilen şirket bilançosu ile şirket gelir tablosunun altında kaşesi bulunan serbest muhasebeci mali müşavir ...'ın ifadesinde, dosyada bulunan bilanço ile gelir tablosundaki kaşeler üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, böyle bir şirketle çalışmadığını, belgeleri kendisinin düzenlemediğini belirttiği; böylece sanık ...'ın sahteiliğini bildiği çekleri cirolayıp teminat olarak bankaya vererek hak etmediği krediyi almak için çekleri kullanmak ve bankadan 400 bin TL kredi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği anlaşıldığından mahkumiyete yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>TCK'nın 53/1. maddesinde düzenlenen hak yoksunluklarının, Anayasa Mahkemesi'nin 24.11.2015 tarih ve 29542 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 08.10.2015 tarih, 2014/140 E, 2015/85 sayılı iptal kararı doğrultusunda uygulanmasının infaz aşamasında gözetilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak ;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suç nedeniyle olayda her hangi bir somut zararı doğmayan müşteki... A.Ş'nin katılan sıfatıyla davaya kabul edilerek lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK’nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu hususların aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca düzeltilmesi mümkün bulunduğundan, "müşteki Denizbank A.Ş lehine vekalet ücretine hükmedilmesine" ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle sair yönleri usul ve yasaya uygun bulunan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 11/05/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="99396"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp Mesajlarını Paylaşmak Suç mu? Yazışmaların Hukuki Sınırı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-mesajlarini-paylasmak-suc-mu-yazismalarin-hukuki-siniri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsapp-mesajlarini-paylasmak-suc-mu-yazismalarin-hukuki-siniri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamuoyunda ve uygulamada sıkça rastlanan “Mesaj bana atıldı, benimle yapılan bir yazışma, dolayısıyla üzerinde tasarruf hakkı bana aittir.” düşüncesi; Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) hükümleri karşısında hukuki dayanaktan yoksundur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir haberleşmenin tarafı veya muhatabı olmak, haberleşmenin diğer tarafının rızası hilafına haberleşme içeriğini üçüncü kişilere aktarma, özel hayatına ilişkin bilgileri ifşa etme veya kişisel verilerini hukuka aykırı şekilde yayma hakkı vermez. Bununla birlikte, her paylaşımın otomatik olarak suç oluşturduğu da söylenemez. Eylemin hukuki ve cezai niteliği; paylaşımın kime yapıldığına, hangi amaçla gerçekleştirildiğine, paylaşımın kapsamına ve mesajın içeriğine göre değişebilir.</p>

<p>Peki, kişi kendi tarafı olduğu bir WhatsApp konuşmasını hangi durumlarda paylaşabilir ve hangi noktada cezai sorumlulukla karşılaşabilir?</p>

<p><strong>1. Haberleşmenin tarafı olmak, yazışma içeriğini paylaşma hakkı verir mi?</strong></p>

<p>Haberleşmenin tarafı veya doğrudan muhatabı olmak, yazışma içeriklerini serbestçe paylaşma, üçüncü kişilere aktarma veya alenen ifşa etme hakkı vermez. Nitekim kanun koyucu, TCK m. 132/3 hükmüyle, failin haberleşmenin tarafı olduğu durumlarda da haberleşme içeriğinin diğer tarafın rızası olmaksızın hukuka aykırı şekilde ifşa edilmesini ayrıca düzenlemiştir. Dolayısıyla kişinin bir WhatsApp konuşmasının tarafı olması, o konuşmanın içeriği üzerinde sınırsız bir tasarruf yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Haberleşmenin gizliliği, yalnızca mesajı gönderen veya alan kişinin tek başına tasarruf edebileceği bir alan değildir. Anayasa'nın 22. maddesi ve AİHS'nin 8. maddesi kapsamında korunan özel alanın bir parçası olan haberleşmenin gizliliği, haberleşmenin tarafları bakımından hukuki koruma doğurur. Bu nedenle taraflardan birinin, kendisine gönderilen bir mesajı diğer tarafın rızası dışında üçüncü kişilere aktarması veya alenen ifşa etmesi, paylaşımın amacı, kapsamı, yöntemi ve içeriği dikkate alınarak hukuka aykırılık bakımından değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle iki kişi arasında gerçekleşen özel bir konuşmada kullanılan anlık, kişisel veya sert ifadelerin sosyal medya platformlarında ya da geniş katılımlı gruplarda paylaşılması, haberleşmenin taraflar arasındaki sınırını aşan bir ifşa niteliği taşıyabilir. Bu nedenle “Mesaj bana gönderildi, dolayısıyla istediğim gibi paylaşabilirim.” yaklaşımı hukuken kabul edilebilecek genel bir kural değildir. Ancak burada da her paylaşımın kendiliğinden suç oluşturduğu sonucuna varılmamalıdır; somut olayda mesajın içeriği, paylaşımın kime yapıldığı, hangi amaçla gerçekleştirildiği ve paylaşımın kapsamı ayrıca değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Her WhatsApp ekran görüntüsünün paylaşılması aynı hukuki sonucu doğurur mu?</strong></p>

<p>İki kişi arasında WhatsApp, veya benzeri iletişim araçlarıyla gerçekleştirilen yazışmaların üçüncü bir kişiye aktarılması, her olayda aynı hukuki sonucu doğurmaz. Değerlendirmede; paylaşımın kime yapıldığı, hangi amaçla gerçekleştirildiği, paylaşımın kapsamı ve mesajların içeriği birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Özellikle haberleşmenin tarafı olan kişinin, kendisine gönderilen mesajları üçüncü bir kişiye aktarması bakımından TCK m. 132/3 önem taşır. Bu nedenle “Yalnızca bir kişiye gönderdim, dolayısıyla suç oluşmaz.” şeklinde genel bir kuraldan söz edilemez. Paylaşımın hukuki niteliği, haberleşme içeriğinin nasıl ve ne şekilde ifşa edildiği ve somut olayın diğer özellikleri dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>Bunun yanında, mesajların içeriğinde kişisel veri niteliğindeki bilgiler bulunması halinde, olayın şartlarına göre TCK m. 136 kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi, yayılması veya ele geçirilmesi suçu da gündeme gelebilir. Ancak bir yazışmada isim, adres veya benzeri bir bilginin bulunması, tek başına TCK m. 136'nın her olayda otomatik olarak uygulanacağı anlamına gelmez. Verinin niteliği ve paylaşımın hukuka uygun olup olmadığı somut olay üzerinden ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Benzer şekilde, yazışmanın karşı tarafın özel hayat alanına ilişkin bilgiler içermesi halinde TCK m. 134 bakımından da değerlendirme yapılması mümkündür. Cinsel hayat, sağlık durumu, ailevi meseleler veya kişinin dış dünyaya karşı gizli tuttuğu mahrem alanına ilişkin bilgilerin rıza dışında üçüncü kişilere aktarılması ya da daha geniş bir çevreye yayılması, paylaşımın niteliğine göre özel hayatın gizliliğinin ihlali sonucunu doğurabilir.</p>

<p>Sosyal medyada paylaşım</p>

<p>Sosyal medya hesapları veya kalabalık mesajlaşma grupları, içeriğin belirsiz veya geniş bir kişi kitlesi tarafından görülmesine elverişli ortamlardır. Bu nedenle burada paylaşımın aleniyet boyutu ayrıca önem kazanır.</p>

<p>Fail mesajın tarafı olsa dahi, karşı tarafın rızası olmaksızın haberleşme içeriğini kamuya açık şekilde paylaşması halinde TCK m. 132/3 kapsamında cezai sorumluluk gündeme gelebilir. Paylaşımın niteliğine göre kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya yayılması ya da özel hayatın gizliliğinin ihlali bakımından TCK m. 136 ve m. 134 hükümleri de ayrıca değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla aynı ekran görüntüsünün farklı şekillerde paylaşılması, farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bir kişiye özel olarak gönderilen mesaj ile sosyal medya hesabında geniş bir kişi kitlesinin erişimine açılan mesaj, yalnızca “paylaşılmış” olmaları bakımından aynı değerlendirmeye tabi tutulamaz.</p>

<p><strong>Yetkili makama delil olarak sunmak</strong></p>

<p>Öte yandan, kişinin uğradığı bir haksızlığı veya suç teşkil ettiğini düşündüğü bir eylemi ispatlamak amacıyla ilgili yazışmayı yetkili adli veya idari makamlara delil olarak sunması, sosyal medyada paylaşmaktan farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti çerçevesinde, somut olayın koşullarına göre TCK m. 26/1'de düzenlenen hakkın kullanılması kapsamında hukuka uygunluk gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle “Bana hakaret etti, herkes görsün.” amacıyla bir yazışmayı sosyal medyada paylaşmak ile aynı yazışmayı hakkın korunması veya bir iddianın ispatı amacıyla yetkili makama sunmak aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir. Burada da paylaşımın amacı, gerekli olup olmadığı, kapsamı ve somut olayın diğer özellikleri dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>3. Mesajın içeriği neden önemli?</strong></p>

<p>Bir WhatsApp mesajının, sohbet kaydının veya ekran görüntüsünün üçüncü kişilerle paylaşılması ya da ifşa edilmesi halinde, eylemin hukuki niteliğinin belirlenmesinde mesajın içeriği önemli bir unsurdur. Uygulamada yapılan en yaygın hatalardan biri, yazışmanın yalnızca WhatsApp gibi bir iletişim platformu üzerinden gerçekleştirilmiş olmasına odaklanarak içeriğin mahiyetini göz ardı etmektir. Oysa mesajın içerisinde yer alan bilgilerin niteliği, özel hayat kapsamında olup olmadığı ve kişisel veri içerip içermediği, uygulanabilecek hukuki düzenlemelerin belirlenmesinde önem taşır.</p>

<p>Kişinin kamuya açmadığı, yalnızca muhatabına güvenerek paylaştığı cinsel hayatına, ailevi meselelerine, sağlık durumuna veya mahrem yaşam alanına ilişkin bilgiler, özel hayatın gizliliği bakımından ayrıca değerlendirilmelidir. Bu tür bilgilerin rıza dışında üçüncü kişilere aktarılması veya daha geniş bir çevrenin erişimine sunulması halinde, somut olayın özelliklerine göre <strong>TCK m. 134/2</strong> kapsamında özel hayatın gizliliğini ihlal suçu gündeme gelebilir.</p>

<p>Bunun yanında mesajın veya ekran görüntüsünün içerisinde <strong>T.C. kimlik numarası, telefon numarası, açık adres, banka hesap veya IBAN bilgisi, e-posta adresi, profil fotoğrafı</strong> ya da kişiyi belirli veya belirlenebilir hale getiren diğer bilgiler bulunabilir. Bu verilerin hukuka aykırı olarak üçüncü kişilere verilmesi veya internet ortamında yayılması halinde, somut olayın koşullarına göre <strong>TCK m. 136/1</strong> kapsamında kişisel verilerin hukuka aykırı olarak verilmesi veya yayılması suçu gündeme gelebilir. Ancak bir yazışmada kişisel veri bulunması, paylaşımın her durumda kendiliğinden TCK m. 136 kapsamında suç oluşturduğu anlamına gelmez; verinin niteliği ve paylaşımın hukuka uygun olup olmadığı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Mesajın içeriği, paylaşımın amacı bakımından da önem taşır. Örneğin karşı tarafın mesajında tehdit (TCK m. 106), hakaret (TCK m. 125), şantaj (TCK m. 107) veya cinsel taciz (TCK m. 105) niteliğinde ifadeler bulunması halinde, bu yazışmanın bir hakkın korunması veya bir suçun ispatlanması amacıyla yetkili adli makamlara sunulması ile aynı yazışmanın sosyal medya üzerinden kamuya açık şekilde paylaşılması aynı hukuki değerlendirmeye tabi değildir.</p>

<p>Kişinin uğradığı bir haksızlığı veya suç teşkil ettiğini düşündüğü bir eylemi ispatlamak amacıyla elindeki yazışmayı yetkili adli veya idari makamlara sunması, somut olayın koşullarına göre <strong>TCK m. 26/1'de düzenlenen hakkın kullanılması</strong> kapsamında hukuka uygunluk gündeme getirebilir. Buna karşılık, “Bana hakaret etti, herkes görsün.” düşüncesiyle aynı yazışmanın sosyal medya üzerinden geniş bir kitleye sunulması, hak arama amacıyla gerekli ve ölçülü bir delil sunma faaliyetinden farklıdır.</p>

<p>Dolayısıyla aynı WhatsApp ekran görüntüsünün farklı amaçlarla ve farklı kişilere sunulması, farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Mesajın tarafı olmak tek başına sınırsız bir paylaşma yetkisi sağlamadığı gibi, mesajın suç teşkil eden bir içerik taşıması da bu içeriğin doğrudan kamuya açık şekilde paylaşılmasını kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez.</p>

<p><strong>4. Sonuç</strong></p>

<p>WhatsApp üzerinden gönderilen bir mesajın tarafı olmak, kişiye o mesajı sınırsız şekilde paylaşma veya ifşa etme hakkı vermez. Kişinin haberleşmenin tarafı olması, mesajın içeriğinin hukuki koruma dışında kaldığı anlamına gelmediği gibi, yapılan paylaşımın hukuki niteliği de mesajın içeriğine, paylaşımın amacına, kime ve hangi kapsamda yapıldığına göre değişebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir WhatsApp yazışmasının diğer tarafın rızası alınarak paylaşılması ile rıza dışında üçüncü kişilere veya sosyal medya üzerinden geniş bir kitleye sunulması aynı şekilde değerlendirilmemelidir. Özellikle özel hayat alanına ilişkin bilgiler veya kişisel veriler içeren yazışmaların hukuka aykırı şekilde paylaşılması halinde, somut olayın özelliklerine göre <strong>TCK m. 132, m. 134 ve m. 136</strong> kapsamında cezai sorumluluk gündeme gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, kişinin elindeki yazışmayı bir hakkını korumak, uğradığı haksızlığı ortaya koymak veya bir suçun ispatlanmasını sağlamak amacıyla gerekli ve ölçülü şekilde yetkili adli veya idari makamlara sunması farklı değerlendirilmelidir. Somut olayın koşullarına göre bu tür bir paylaşım, <strong>TCK m. 26/1 kapsamında hakkın kullanılması</strong> nedeniyle hukuka uygun kabul edilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla “Bana gönderdi, ben de istediğim gibi paylaşırım.” şeklindeki yaklaşım hukuken geçerli bir kural değildir. Aynı mesajın sosyal medyada binlerce kişinin erişimine açılması ile bir mahkeme veya Cumhuriyet Başsavcılığına delil olarak sunulması arasında, paylaşımın amacı ve kapsamı bakımından önemli bir fark bulunmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, <strong>WhatsApp yazışmalarının tarafı olmak sınırsız bir paylaşma yetkisi vermez.</strong> Bir yazışmanın paylaşılmasının hukuka uygun olup olmadığı; mesajın içeriği, paylaşımın amacı, paylaşımın yapıldığı kişi veya kişiler, paylaşımın kapsamı ve somut olayın diğer koşulları birlikte değerlendirilerek belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Stj. Av. Ozan SERİNDERE</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-mesajlarini-paylasmak-suc-mu-yazismalarin-hukuki-siniri</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/whats-manset.jpg" type="image/jpeg" length="43224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETLERDE GERÇEĞE AYKIRI FİNANSAL TABLOLARLA KREDİ TEMİNİ: CEZAİ SORUMLULUK VE YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN HUKUKİ SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-gercege-aykiri-finansal-tablolarla-kredi-temini-cezai-sorumluluk-ve-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-gercege-aykiri-finansal-tablolarla-kredi-temini-cezai-sorumluluk-ve-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GİRİŞ

Bir anonim şirketin gerçeğe aykırı finansal tablolarla banka kredisi temin etmesi; ceza hukuku, bankacılık hukuku, ve şirketler hukuku bakımından farklı sorumluluk rejimlerini gündeme getirmektedir. Bu çalışmada önce Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-j maddesindeki kredi dolandırıcılığı incelenmek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Bir anonim şirketin gerçeğe aykırı finansal tablolarla banka kredisi temin etmesi; ceza hukuku, bankacılık hukuku, ve şirketler hukuku bakımından farklı sorumluluk rejimlerini gündeme getirmektedir. Bu çalışmada önce Türk Ceza Kanunu’nun 158/1-j maddesindeki kredi dolandırıcılığı incelenmekte; ardından kredi işleminin banka görevlilerinin bilinçli katılımıyla banka kaynağının zimmete geçirilmesine dönüşebildiği hâller ele alınmaktadır. Son olarak, yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğuna ilişkin olarak farklılaştırılmış teselsül ilkesi kapsamında birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulunulmaktadır.</p>

<p><strong>I. TAHSİS EDİLMEMESİ GEREKEN KREDİNİN TAHSİS EDİLMESİ SUÇU</strong></p>

<p>Uygulamada “tahsis edilmemesi gereken krediyi tahsis ettirme suçu” olarak anılan fiil, Türk Ceza Kanunu’nda bu adla bağımsız bir suç değildir. Kanunun 158/1-j maddesi, dolandırıcılığın “<i>banka veya diğer kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken bir kredinin açılmasını sağlamak maksadıyla</i>” işlenmesini nitelikli hâl olarak düzenler. Dolayısıyla hukuki nitelendirme, yalnızca kredinin daha sonra ödenmemiş olmasına değil, kredi tahsisinden önce veya tahsis sırasında gerçekleştirilen hileli davranışın banka kararına ve malvarlığı zararına etkisine dayanır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p><strong>II. GERÇEĞE AYKIRI BİLANÇO-MİZAN İLE KREDİ TEMİNİ: TCK M.158/1-J</strong></p>

<p><strong>A. Hilenin Gerekmesi</strong></p>

<p>Kredi dolandırıcılığının merkezinde, kredi kurumuna yöneltilen ve tahsis kararını etkileyebilecek nitelikte bir hile bulunur. Uydurma bilanço, gerçeğe aykırı gelir tablosu, var olmayan alacağın mizanda aktifte gösterilmesi, ilişkili şirket borcunun gizlenmesi, borçların eksik beyanı veya sahte vergi ve çalışma belgeleri bu kapsamda değerlendirilebilir. Ancak belgenin yanlışlığı tek başına yeterli değildir. Yanlışlık, banka görevlilerinin gerçek durumu değerlendirme imkânını bozmalı, kredi kararı bu yanılgının sonucu olmalı ve bankanın malvarlığında zarar meydana gelmelidir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Bununla birlikte, banka personelinin yanıltılmadığı, aksine onların vermemesi gereken bir krediyi vermeleri durumunda ise 5411 sayılı Kanun m.160 hükmünde yer alan bankacılık zimmeti suçu oluşacaktır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari">Yargıtay 23.Ceza Dairesi</a>, 11 Mayıs 2016 tarihli kararında şirket yetkilisinin sahte şirket bilançosu ve gelir tabloları ile teminat olarak verilen dört sahte çek üzerinden 400.000 TL kredi kullanması, TCK m.158/1-j kapsamında kabul edilmiştir. Karara göre:</p>

<p>“Sanığın yetkilisi olduğu ... Tic. Ltd. Şti adına,...AŞ,"den genel kredi sözleşmesine dayanarak kredi aldığı, daha sonra kredinin ödenmemesi üzerine, yapılan araştırmada <strong>kredi karşılığı teminat olarak verilen 4 adet çekin ve şirkete ait bilanço ile gelir tablolalarının sahte olduğunun belirlendiği</strong>, bu çekler hakkında icra takibi yapıldığı, çek sahiplerinin takibe itiraz ettikleri, itiraz sonucu bilirkişi raporu düzenlendiği, bilirkişi tarafından düzenlenen raporlarda suça konu çeklerdeki keşideci imzalarının çek sahiplerine ait olmadığının görüldüğü, sahte belgelerden, kredi sözleşmesi ile birlikte sanık tarafından şirketlerine ait olduğu belirtilen şirket bilançosu ile şirket gelir tablosunun altında kaşesi bulunan serbest muhasebeci mali müşavir ..."ın ifadesinde, dosyada bulunan bilanço ile gelir tablosundaki kaşeler üzerindeki imzaların kendisine ait olmadığını, böyle bir şirketle çalışmadığını, belgeleri kendisinin düzenlemediğini belirttiği; böylece sanık ..."ın sahteiliğini bildiği çekleri cirolayıp teminat olarak bankaya vererek hak etmediği krediyi almak için çekleri kullanmak ve <strong>bankadan 400 bin TL kredi almak suretiyle nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği</strong> anlaşıldığından mahkumiyete yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4].</a></p>

<p><strong>B. Bankanın İnceleme Yükümlülüğü Hileyi Ortadan Kaldırır mı?</strong></p>

<p>Profesyonel bir kredi kurumunun araştırma ve teyit yükümlülüğü, somut olay değerlendirmesinde önemlidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun</a> 28 Mart 2017 tarihli kararında; banka iç düzenlemelerinde öngörülen belgelerin toplanmaması, vergi dairesi ve ticari faaliyet araştırmalarının yapılmaması ve sunulan mali verilerin olağan kontrol süreçlerinden geçirilmemesi karşısında, kullanılan hilenin banka görevlilerinin denetim olanağını ortadan kaldıracak yoğunlukta olmadığı sonucuna varılmıştır. Aynı kararda, kredi kullandırıldıktan sonra mevcut borcun teminatı amacıyla verilen sahte belgenin ilk tahsis kararına neden olamayacağı da vurgulanmıştır.[<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari" rel="dofollow">5]</a></p>

<p>Bu meyanda, basiretli bir tacir gibi davranma yükümlülüğü bulunan ve ağırlaştırılmış özen sorumluluğu altında bulunan bankaların, doğruluğu teyit edilebilecek hususlar konusunda gerekli araştırmayı yapmaması durumunda, ortada gerçek anlamda bir hile bulunmayacağından atılı suçun oluşmayacağı ifade edilebilir. Bununla birlikte, kredi kontrol akışı her somut dosyada yeniden ele alınmalıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p><strong>C. Hilenin Zamanı, Sahtecilik ve Zincirleme Suç</strong></p>

<p>Hilenin kredi tahsisinden önce veya tahsis sürecinde bulunması gerekir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 11.Ceza Dairesi</a>nin 15 Mart 2022 tarihli kararında, genel kredi sözleşmesine dayalı borç için verilen sahte bonoların ilk krediye teminat olarak mı, yoksa doğmuş borcun tahsili amacıyla sonradan mı teslim edildiğinin, teslim tarihleri, kredi hareketleri ve miktarlar karşılaştırılarak belirlenmesi gerektiği ifade edilmiş, eksik araştırmaya dayalı hüküm bozulmuştur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">[7]</a></p>

<p>Aynı bankaya değişik zamanlarda birden fazla hileli kredi başvurusu yapılması hâlinde zincirleme suç hükümleri de gündeme gelebilir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi</a>nin 3 Şubat 2026 tarihli kararında, aynı mağdur bankadan farklı zamanlarda kredi temini için kullanılan sahte çalışma belgeleri ile şirket adına bildirilen gerçeğe aykırı bilanço bilgilerinin tek zincirleme nitelikli dolandırıcılık kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">[8]</a></p>

<p>Kredi başvurusunda sahte resmî veya özel belge kullanılmışsa, TCK m.212 uyarınca belgedeki sahtecilik ayrıca cezalandırılabilir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><strong>III. YÖNETİM KURULU ÜYELERİNİN SORUMLULUĞU</strong></p>

<p><strong>A. Ceza Sorumluluğu</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu m.20/2 uyarınca tüzel kişiler hakkında ceza yaptırımı uygulanamaz, kanunda öngörülen güvenlik tedbirleri saklıdır. Dolandırıcılıktan yarar sağlayan anonim şirket bakımından TCK m.169’un gönderme yaptığı tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri gündeme gelebilir. Buna karşılık hapis ve adli para cezasının muhatabı gerçek kişidir. Yönetim kurulu üyesi sıfatı, tek başına ceza sorumluluğunu gerektirmez.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Bunun için, her üye yönünden şu sorular ayrı cevaplanmalıdır: Gerçeğe aykırı bilanço kim tarafından hazırlandı veya hazırlatıldı? Üye belgenin yanlışlığını biliyor muydu? Kredi başvurusuna veya banka sunumuna katıldı mı? Tahsis kararını etkileme amacı var mıydı? Kurul kararına olumlu oy verdi mi, karşı oyunu tutanağa geçirdi mi, yoksa karar ve uygulamadan habersiz miydi? Kredi tutarı nereye aktarıldı ve üyeye veya ilişkili kişilere bir yarar sağlandı mı? Ceza sorumluluğu, bu kişisel bağlantı kurulmadan yalnızca imza sirkülerine veya ticaret sicilindeki göreve dayandırılamaz.</p>

<p>Bir üye sahte belgeyi bizzat düzenleyebilir, düzenlettirebilir, bankaya sunabilir, başka bir üye yalnızca şirketin temsil işlemini yapmış, belgenin gerçeğe aykırılığını bilmemiş olabilir. İlk durumda müşterek faillik, azmettirme veya yardım etme; ikinci durumda kastın yokluğu tartışılır. Banka mensubuyla anlaşmalı kredi düzeninde ise dış şirket yöneticisinin bankacılık zimmetine iştiraki için, banka mensubunun özgü suç faili olduğunu bilerek onun fiiline katılması aranır. Bu durumda, şirketin birden çok yönetim kurulu üyesinin bulunması, suçun, eylem ve fikir ortaklığı içerisinde işlenmediğinin anlaşılması durumunda sorumluluk, cezaların şahsiliği prensibine bağlı olarak suçun detaylarını bilen ve oluşmasında katkısı olan üyeye ait olacaktır<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>.</p>

<p><strong>B. Hukuk Sorumluluğu</strong></p>

<p>Yönetim kurulunun özen ve bağlılık borcu TTK m.369’da; yönetimin devredilemez alanları, muhasebe ve finansal denetim düzeninin kurulması TTK m.375’te; finansal tabloların hazırlanması ve şirketin malvarlığı ile borçlarını dürüst resim ilkesine uygun biçimde yansıtması TTK m.514 ve m.515’te düzenlenmiştir. Yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu, kusura dayanan sorumluluktur<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. Yönetim kurulu üyelerinin, salt kast veya ihmali değil dikkatsizlik neticesinde meydana gelebilecek zararlardan da sorumlu tutulması gerekir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>. Buna koşut olarak, sorumlu üye, akıllı ve mantıklı bir kimsenin aynı koşullarda göstermesi gerkene özen ve dikkati göstermelidir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>. Bu itibarla, bir üyenin kendi bireysel işlerinde de aynı özeni göstereceğine dair savunması geçersizdir. Bununla birlikte, TTK m.553/3 hükmüne göre, <strong> “</strong><i>Hiç kimse kontrolü dışında kalan, kanuna veya esas sözleşmeye aykırılıklar veya yolsuzluklar sebebiyle sorumlu tutulamaz; bu sorumlu olmama durumu gözetim ve özen yükümü gerekçe gösterilerek geçersiz kılınamaz</i>.”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Gerekçe’de hükmün, <i>yönetim kurulu üyelerinin uygun nedensellik bağının veya kusurlarının yokluğu halinde, soyut bir gözetim görevi anlayışına dayanılarak sorumlu tutulmalarına engel olmak amacıyla öngörüldüğü</i> ifade edilmektedir<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>. Dolayısıyla, salt üyelik sıfatı ve bunun getirdiği gözetim yükümü gerekçe gösterilerek yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gidilemeyecek, uygun illiyet bağı ve kusur aranacaktır<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p>Bu meyanda, banka kredisinin alınması şirket açısından her zaman zarar değildir, kredi şirket faaliyetinde kullanılmış, karşılığında eş değer malvarlığı edinilmiş ve borç şartları piyasa koşullarındaysa sırf borçlanma bir aktif azalması yaratmayabilir. Buna karşılık, geri ödeme kapasitesi bulunmadığı bilindiği hâlde ağır maliyetli kredi alınması, kredinin ilişkili kişilere aktarılması, sahte bilanço nedeniyle ceza ve tazminat riski doğması veya şirket malvarlığının karşılıksız azaltılması şirket zararına yol açabilir. Banka yönünden ise gerçeğe aykırı tabloya güvenerek normalde vermeyeceği krediyi açması, teminat açığı ve tahsil edilemeyen bakiye doğrudan zarar iddiasının temelini oluşturabilir. Zarar hesabında geri ödemeler, teminatların paraya çevrilmesi ve elde edilen diğer menfaatler düşülmelidir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 25 Ekim 1994 tarihli kararı, olay örgüsü bakımından doğrudan konuyla ilgilidir. Karara yansıyan uyuşmazlıkta anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin sahte bilanço düzenleyerek kredi aldıkları ve daha sonra konkordato talep ettikleri ileri sürülmüştür. Daire, hukuki sorumluluğun doğması için soyut hukuka aykırılık iddiasının yeterli olmadığı, davacının somut zararını kanıtlaması gerektiği gerekçesiyle tazmin talebinin reddi yönündeki sonucu benimsemiştir. Eski Ticaret Kanunu dönemine ait olmakla birlikte kararın güncel değeri açıktır: Sahte bilanço, kredi ve konkordato olguları güçlü şüphe doğursa da tazminat davasında “ne kadar zarar, kime ait zarar ve hangi üyenin hangi fiiliyle” soruları ayrıca cevaplanmalıdır.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>D. Farklılaştırılmış Teselsül Uygulaması</strong></p>

<p>TTK, anonim şirket yönetim kurulu üyelerini, kategorik olarak sorumlu tutan müteselsil sorumluluk anlayışı yerine, üyelerin kusuru oranında sorumluluğunu öngöre “farklılaştırılmış teselsül” uygulamasını kabul etmiştir. Bu hususta TTK m.557/1 hükmüne göre<i>, Birden çok kişinin aynı zararı tazminle yükümlü olmaları hâlinde, bunlardan her biri, kusuruna ve durumun gereklerine göre, zarar şahsen kendisine yükletilebildiği ölçüde, bu zarardan diğerleriyle birlikte müteselsilen sorumlu olur.</i>Bu itibarla, dış ilişkide her yönetim kurulu, kendisine atfedilebilir bir kusur oranında müteselsil sorumludur; kusur yoksa, sorumluluk da olmaz<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>.</p>

<p>TTK m.557’deki farklılaştırılmış teselsül ilkesi uyarınca hiçbir yönetici, somut olayda kendisine yükletilebilecek zarardan daha fazlasından sorumlu tutulmamalıdır. Görev devri, imza yetkisi, kurul içindeki uzmanlık, bilgi akışı, karşı oy ve denetim imkânı değerlendirilir. Finansal raporlama sisteminin hiç kurulmaması veya açık ihlallere rağmen kredi dosyasının onaylanması, kişisel kusur değerlendirmesinde önem taşıyabilir. Önemi nedeniyle belirtelim ki, şirket alacaklılarının yönetim kuruluna veya üyelerine dava açması, ancak şirketin iflası durumunda ve tazminatın şirkete ifa edilmesi şartıyla mümkündür (TTK m.654). Zira şirket alacaklıları, dolayısıyla zararları nedeniyle dava hakkını haiz değillerdir. Alacaklılar, TTK m.556 mucibince, salt şirketin iflası halinde, tazminatın şirkete ifa edilmesini talep hakkına sahiptirler<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>. Ancak şirket veya pay sahipleri bakımından aynı esas geçerli olmayıp onlar, yönetim kurulu üyeleri aleyhine dava açabilirler (TTK m.555/1). Fakat pay sahibinin hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep etmesi gerekmektedir (TTK m.555/1, ikinci cümle).</p>

<p><strong>E.Zamanaşımı</strong></p>

<p>TTK m.560 hükmüne göre, “<i>Sorumlu olanlara karşı tazminat istemek hakkı, davacının zararı ve sorumluyu öğrendiği tarihten itibaren iki ve her hâlde zararı doğuran fiilin meydana geldiği günden itibaren beş yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, bu fiil cezayı gerektirip, Türk<strong> </strong>Ceza Kanununa göre daha uzun dava zamanaşımına tabi bulunuyorsa, tazminat davasına da bu zamanaşımı uygulanır</i>”.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Kredi tahsis sürecinde banka görevlilerinin gerçeğe aykırı bilanço, sahte belge veya yanıltıcı mali veriler kullanılarak hataya düşürülmesi ve bu suretle, gerçek mali durum bilinseydi kullandırılmayacak bir kredinin açılmasının sağlanması hâlinde, eylemin TCK m.158/1-j kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturması gündeme gelecektir. Burada belirleyici olan, hileli davranışın kredi tahsis kararından önce veya bu karar sırasında gerçekleştirilmesi, banka görevlilerinin yanılmasına neden olması ve kredi kullandırma işlemiyle banka zararına yol açmasıdır. Bu itibarla, bankanın mevzuattan kaynaklanan kontrol yükümlülüğünü yerine getirmemesinden dolayı tahsis edilen krediler bakımından mezkur suç oluşmayacaktır.</p>

<p>Buna karşılık banka görevlilerinin kredi kullanan şirketin gerçek mali durumunu bilmelerine rağmen, görünüşte bir kredi işlemi tesis ederek banka kaynağını belirli kişi veya şirketlerin kullanımına aktarmaları durumunda, kredi işleminin gerçek bir finansman faaliyeti olmaktan çıkarak banka kaynağının sahiplenilmesine veya üçüncü kişilere aktarılmasına hizmet etmesi hâlinde, Bankacılık Kanunu m.160’ta düzenlenen bankacılık zimmeti suçu söz konusu olabilecektir. Bu ayrımda temel ölçüt, banka görevlisinin hileyle yanıltılan kişi mi, yoksa banka kaynağının aktarılmasına yönelik planın bilinçli bir parçası mı olduğudur. Şirket yöneticilerinin bankacılık zimmetinin doğrudan faili olabilmeleri mümkün değilse de banka görevlisinin sıfatını ve zimmet iradesini bilerek fiile katkı sunmaları hâlinde, özgü suçlara iştirake ilişkin hükümler çerçevesinde sorumlulukları doğabilecektir.</p>

<p>Anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğu bakımından ise yalnızca yönetim kurulu üyesi sıfatının bulunması yeterli değildir. TTK m.553 ve m.557 hükümleri uyarınca geçerli olan farklılaştırılmış teselsül ilkesi gereğince bir yönetim kurulu üyesi, ancak kendisine isnat edilebilen kusur ve illiyet bağı ölçüsünde sorumlu tutulabilir. Dolayısıyla görev ve yetki alanı, alınan karara katılımı, bilgiye erişim imkânı, mali tabloların gerçeğe aykırılığını bilip bilmediği ve zararın meydana gelmesindeki kişisel katkısı dikkate alınarak sorumluluk belirlenmelidir.</p>

<p>Dava hakkı yönünden de zararın niteliği belirleyicidir. Şirket, uğradığı zararın tazminini doğrudan talep edebilir; pay sahipleri ise şirket zararının giderilmesini istemekle birlikte hükmedilecek tazminatın şirkete ödenmesini talep etmek zorundadır. Şirket alacaklılarının, kural olarak yönetim kurulu üyelerine sorumluluk davası açma hakları yoktur. Şirket alacaklıları, TTK m.556 uyarınca, ancak şirketin iflası hâlinde ve tazminatın şirkete ödenmesi şartıyla sorumluluk davası açabilirler.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Talha IŞIK"><img alt="Av. Mehmet Talha IŞIK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/mehmet-talha-isik-2.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Talha IŞIK">Av. Mehmet Talha IŞIK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.158/1-j (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Devrim Aydın, "Dolandırıcılık Suçu", <i>Hacettepe Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, Cilt 11, Sayı 2, Aralık 2021, s.686-688 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/1910027).</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <i>Ibid, s.687.</i></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4</span></a><span style="color:#999999">]</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20163192-e-20166136-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 23. Ceza Dairesi, 11 Mayıs 2016 Tarih ve E.2016/3192, K.2016/6136 Sayılı Karar.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] </span></a><span style="color:#999999">“Sanıklar ... ve ...'nın ... Medika Ltd. Şti.'nin ortağı, sanık ...'nın ayrıca ... Özel Güvenlik Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü, sanık ...'nun .... Kimya Ltd. Şti.'nin yetkili müdürü, sanık ...'ın .... Oto Ltd. Şti.'nin, sanık ...'ın... Plastik Ltd. Şti.'nin, hakkında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen ... ....'in de .... Yapı İnşaat Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü oldukları,<br />
Sanık ...'nın ortağı ve yetkili müdürü olduğu ... Özel Güvenlik Şirketi adına katılan bankadan 250.000 Lira kredi aldığı, bu kredinin 225.998 Lirasının sanık ...'nın oğlu olan sanık ...'ye aktarıldığı, söz konusu kredi borcunun ödenmemesi üzerine kredi alımı sırasında sanık ... tarafından bankaya teminat olarak verilen çek ve senetlerin katılan bankaca tahsil edilmek istendiği, ancak çeklerin karşılıksız çıkması, senetlerin de protesto edilmesi nedeniyle tahsil edilemediği,<br />
Sanıklar ...ve ...'nin, sahte belgelerle bankalardan kredi alınmasını sağlayan sanık ... ile, ticari olarak faal olmayan .... Kimya Ltd. Şti. adına sahte belgelerle katılan bankadan kredi çekilmesi hususunda anlaştıkları, sanık ...'in bu amaç doğrultusunda kredi tahsisi sırasında bankaya verilmesi gereken belgeleri sanık ...'a sahte olarak düzenlettirdiği, akabinde adı geçen şirketin müdürü olarak tayin edilen sanık ... vasıtasıyla katılan bankaya kredi başvurusunda bulunulduğu ve bu şirket adına farklı tarihlerde alınan toplam 50.000 Lira krediyi aralarında paylaştıkları,<br />
Sanıklar ...ve ...'nin ortağı oldukları ... Medikal Ltd. Şti. adına, sanık ... tarafından 09.04.2007 tarihinde 500.000 Lira kredi talebinde bulunulduğu, gerekli teminatların sağlanamaması nedeniyle bankaca kredi talebinin onaylanmadığı, yine sanık ...'nın, bankadan kredi çekmek maksadıyla, .... Yapı isimli şirketin ortaklarının sekreterleri olan ve haklarında ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen.... ve ........ olarak görünmelerini sağladıktan sonra, .... ve ....aracılığıyla katılan bankadan 27.04.2007 tarihinde 250.000 Lira kredi talebinde bulunduğu, ancak ipotek tesis edilemediğinden bankaca kredinin kullandırılmadığı,<br />
.... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ...'ın, ticari olarak faal olmayan ve 31.05.2005 tarihi ile itibarıyla mükellefiyetinin sona erdiği belirlenen adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 18.05.2007 tarihinde 50.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği,<br />
... Oto Bakım ve Servis Tic. Ltd. Şti.'nin ortağı ve yetkili müdürü olan sanık ... ....'nın, adı geçen şirket adına sahte belgelerle katılan bankadan 02.07.2007 tarihinde 25.000 Lira kredi kullandığı, kredi kullanımı sırasında bankaya verilen sahte belgelerin sanık ... aracılığıyla sanık ... tarafından hazırlandığı, sanık ...'nın da bu kredinin temini hususunda diğer sanıklarla birlikte hareket ettiği anlaşılan olayda;<br />
Katılan ...'nin, ticari kredi tahsisine ilişkin olarak, kredi talebinde bulunan firmalardan alınması gereken bilgi ve belgeler ile banka tarafından kredi isteğinde bulunan firmalarla ilgili olarak birtakım araştırmalar yapılması gerektiği hususlarını içeren 2005 tarihinde düzenlenen genelgeyi şubelerine duyurmasına rağmen, banka yetkililerince söz konusu genelgeye uygun hareket edilmediği, bu kapsamda <strong>davaya konu şirketler adına kredi tahsisi sırasında alınması gereken birçok bilgi ve belgenin şirket yetkililerinden alınmadığı, sanıklar tarafından sunulan belgelerin doğruluğunun da teyit ettirilmediği, ayrıca kredilerin geri dönüşümünün olup olmayacağı konusunda yeterli istihbari araştırmanın yapılmadığı, katılan banka yetkililerince, kredi tahsisi sırasında alınması gereken belgelerin tamamının eksiksiz alınması ve gerekli araştırmaların yapılması halinde söz konusu kredilerin kullandırılmayabileceği gözetildiğinde, sanıkların hileli davranışlarının, katılan bankanın inceleme ve denetim yükümlülüğünü etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olmadığı anlaşıldığından,</strong> dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir”.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013192-e-2017204-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 28 Mart 2017 Tarih ve E.2013/192, K.2017/204 Sayılı Karar</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Ersin Şare, "Dolandırıcılık Suçu Kapsamında Cezalandırılan Hile", <i>Süleyman Demirel Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, Cilt 12, Sayı 2, Aralık 2022, s.682-685 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2454073).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7</span></a><span style="color:#999999">] </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi, 15 Mart 2022 Tarih ve E.2021/13317, K.2022/4336 Sayılı Karar</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8</span></a><span style="color:#999999">] </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202113317-e-ve-20253013-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Onbirinci Ceza Dairesi, 3 Şubat 2026 Tarih ve E.2025/3013, K.2026/1146 Sayılı Karar</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.43, m.204, m.207 ve m.212 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> 26 Eylül 2004 Tarih ve 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu, m.20/2, m.60 ve m.169 (https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuatmetin/1.5.5237.pdf).</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay CGK, 17 Aralık 1990 Tarih ve 312/340 sayılı karar; Prof.Dr.Doğan Şenyüz, Vergi Ceza Hukuku, Ekin Yayınları, 12.Baskı, Bursa, 2022, s.418.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Prof.Dr.Hasan Pulaşlı, <i>Şirketler Hukuku Genel Esaslar, </i>9.Baskı, Adalet Yayınları, Ankara, 2024, s.658.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> <i>Ibid, </i>s.658.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> <i>Ibid, </i>s.659; Schnyder/Christen-Westenberg, von Büren/Stoffel, s.209, N.1019.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Hilal Betül Güngüneş Şahin, "Anonim Şirket Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki ve Cezai Sorumluluk Ayrımı", <i>Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, Cilt 11, Sayı 1, Ocak 2025, s.431-443 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/4329410).</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> https://www.lexpera.com.tr/mevzuat/gerekceler/turk-ticaret-kanunu-madde-gerekceleri/1</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Abuzer Kendigelen, <i>Yeni Türk Ticaret Kanunu</i>, 2.Baskı, Onikilevha Yayınları, İstanbul, 2012, s.461.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Şeyda Şanlı, "Anonim Şirketlerde Yönetim Kurulu Üyelerinin Hukuki Sorumluluğu", <i>Bingöl Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi</i>, Sayı 24, Ekim 2022, s.211-213 (https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/2458051).</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> “<i>anonim ortaklık yönetim kurulu üyeleri sahte bilanço düzenleyerek kredi almışlar ve sonradan konkordato yoluna gitmiş olasalar bile, bu eylem ile zarar doğmamış ise, açılan tazminat davasının reddi gerekir</i>” Yargıtay Onbirinci Hukuk Dairesi, 25 Ekim 1994 Tarih ve E.1994/5627, K.1994/7871 Sayılı Karar.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Pulaşlı, <i>Op.Cit., </i>s.670.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Pulaşlı, <i>Op.Cit., </i>s.682.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-gercege-aykiri-finansal-tablolarla-kredi-temini-cezai-sorumluluk-ve-yonetim-kurulu-uyelerinin-hukuki-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/terazi-sozles-mevzuati.jpg" type="image/jpeg" length="72186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Genel Sekreteri Ekmekçi, Özbekistan’da Türk Dünyası Hukukçularıyla Buluştu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-genel-sekreteri-ekmekci-ozbekistanda-turk-dunyasi-hukukculariyla-bulustu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-genel-sekreteri-ekmekci-ozbekistanda-turk-dunyasi-hukukculariyla-bulustu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Genel Sekreteri Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, 11-12 Eylül 2026 tarihlerinde Özbekistan’da gerçekleştirilen program kapsamında Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan’dan hukukçular ve baro temsilcileriyle bir araya geldi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşkent’te düzenlenen toplantıda, Özbekistan Cumhuriyeti Avukatlar Odası Başkanı Shukrat Sadikov, Kazakistan Cumhuriyeti Ulusal Barosu Başkan Yardımcısı Mukhmedyarov Amanzhol Nurlanovich, Kırgızistan Cumhuriyeti Avukatlar Konseyi Başkanı Begilerova Meyil Adilbekovna, Azerbaycan Barolar Birliği Başkan Yardımcısı Akhundov Aydin Agha Oglu ve Aşkabat Şehir Barosu Başkanlık Divanı Başkanı Eyvanova Bestir de yer aldı.</p>

<p>Farklı ülkelerdeki avukatlık sistemleri ve mesleki örgütlenme modellerinin değerlendirildiği buluşmada; savunma hakkının güçlendirilmesi, hukuk eğitimi ve mesleğe giriş süreçleri, genç avukatların geleceği, dijitalleşme ve yapay zekanın hukuk hizmetlerine etkileri ile meslek örgütleri arasında geliştirilebilecek iş birliği imkanları üzerinde duruldu.</p>

<p><strong>EKMEKÇİ: “ORTAK DEĞERLERİMİZ HUKUK ALANINDA KALICI BİR İŞ BİRLİĞİNE DÖNÜŞEBİLİR”</strong></p>

<p>Programda Türkiye’de avukatlık mesleğinin yapısı ve Türkiye Barolar Birliğinin çalışmalarına ilişkin bir konuşma yapan Ekmekçi, Türkiye ile Özbekistan, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan ve Türkmenistan arasındaki ortak tarihsel ve kültürel birikimin hukuk alanındaki iş birliğinin geliştirilmesi bakımından da güçlü bir zemin oluşturduğunu söyledi.</p>

<p>Hukuk sistemleri ve mesleki örgütlenme modelleri farklılık gösterse de savunma hakkının korunması, adalete erişimin sağlanması ve hukuk devletinin güçlendirilmesinin ortak hedefler olduğunu belirten Ekmekçi, “Bu ortak değerlerin, ülkelerimiz arasındaki tarihsel kardeşliği hukuk alanında da daha güçlü ve kalıcı bir iş birliğine dönüştürebileceğine inanıyorum.” dedi.</p>

<p>Türkiye’de avukatlığın yargının kurucu unsurlarından bağımsız savunmayı temsil ettiğini hatırlatan Ekmekçi, avukatın yalnızca müvekkilinin temsilcisi değil, savunma hakkının ve adalet sisteminin vazgeçilmez unsurlarından biri olduğunu vurguladı. Avukatların temsil ettikleri kişiler veya savundukları görüşlerle özdeşleştirilemeyeceğini belirten Ekmekçi, barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin mesleğin bağımsızlığının korunmasındaki rolüne dikkat çekti.</p>

<p>Hukuk eğitiminin niteliği ve mesleğin geleceğine ilişkin değerlendirmelerde de bulunan Ekmekçi, nitelikli hukuk eğitimi, mesleğe giriş ve avukatlık stajının birbirini tamamlayan süreçler olduğunu ifade etti. Dijitalleşme ve yapay zekanın hukuk hizmetlerine etkileri karşısında mesleğin değiştiğini ancak avukatın bağımsızlığı, savunma hakkı, meslek etiği ve hukukun üstünlüğünün değişmez temel değerler olduğunu söyledi.</p>

<p><strong>“İŞ BİRLİĞİ PROTOKOL DÜZEYİNDE KALMAMALI”</strong></p>

<p>Genç avukatların eğitimi, dijitalleşme, yapay zeka, uluslararası ticari ilişkiler, sınır aşan hukuki uyuşmazlıklar ve farklı ülkelerde hukuki yardıma erişim gibi başlıkların meslek örgütleri arasında daha yakın ilişkileri gerekli kıldığını belirten Ekmekçi, barolar ve avukatlık örgütleri arasında sürekli, somut ve kurumsal bir mesleki iş birliği geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.</p>

<p>Ekmekçi, “Bizler farklı devletlerin hukuk düzenlerinde görev yapıyor olabiliriz fakat ortak tarihimizin, kültürümüzün ve kardeşliğimizin bize yüklediği sorumlulukla aynı adalet idealine hizmet ediyoruz. Savunmanın güçlü olduğu, avukatın bağımsız olduğu ve insanların hukuki yardıma güven içinde ulaşabildiği bir hukuk düzeni hepimizin ortak hedefidir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Program, ülkeler arasındaki hukuk ve avukatlık alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik değerlendirmelerin ardından sona erdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_1_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_2_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_3_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_4_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_5_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_6_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_7_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_8_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_9_15092026121454.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_10_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_11_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_12_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_13_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_14_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_15_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_16_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_17_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_18_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_19_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260915_tbb_genel_sekreteri_/86686_20_15092026121454.jpeg" title="" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-genel-sekreteri-ekmekci-ozbekistanda-turk-dunyasi-hukukculariyla-bulustu</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/86686-8-15092026121454.jpeg" type="image/jpeg" length="22095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Ülker Gürkan hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ulker-gurkan-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ulker-gurkan-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ülker Gürkan hayatını kaybetti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Ülker Gürkan hayatını kaybetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürkan, yarın saat 12'de Hukuk Fakültesi'nde düzenlenecek törenin ardından Cebeci Asri Mezarlığına defnedilecektir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/h-s-p-w-f7-w-u-a-a-b-isz.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ulker-gurkan-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 11:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/ulker-gurkan.jpg" type="image/jpeg" length="29830"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/5083 E., 2025/5601 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin20255083-e-20255601-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin20255083-e-20255601-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, 2025/5083 Esas, 2025/5601 Karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5083 E., 2025/5601 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/390 E., 2024/971 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar davalı vekili ve katılma yolu ile davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 6111 sayılı Bazı Alacakların Yeniden Yapılandırılması ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu ve Diğer Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (6111 sayılı Kanun) kapsamında Samsun İl Emniyet Müdürlüğünde çalışmaya başladığını, müvekkilinin Samsun İl Emniyet Müdürlüğünde çalışmaya başlamadan önce İlkadım Belediyesinde şoför olarak çalıştığını ve davalı işyerinde de 17.02.2018 tarihine kadar şoför olarak çalıştığını ancak bu tarihte hiçbir gerekçe gösterilmeksizin çaycı ve temizlik görevlisi olarak çalışmasının istendiğini, pozisyonunun temizlik görevlisi olarak değiştirildiğini, bu hususta davalıya başvuruda bulunmasına rağmen başvurunun reddedildiğini, yapılan değişikliğin esaslı değişiklik mahiyetinde olduğunu, ayrıca işyerinde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesi uyarınca işçilerin kendi branşlarında çalıştırılmalarının esas olduğunu ileri sürerek davalı tarafından gerçekleştirilen görevlendirmenin hukuka aykırılığının ve davacının pozisyonunun şoför olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 04.11.2011 tarihinde nakil olarak davalı Kuruma geldiğinde Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarında meslek kodunun büro işçisi olarak belirtildiğini, davalı Kurum bünyesinde işçi-şoför kadrosunun bulunmadığını, şoför olarak sadece polis memurlarının görev yaptığını, bu nedenle davalı Kurumun ihtiyacının ortadan kalktığı anda işçileri eski işlerine iade hakkının olduğunu, davacının büro işçisi görev tanımı kapsamında istihdam edildiğini, ayrıca İdare tarafından ölümlü veya yaralamalı trafik kazalarının meydana geldiği durumlarda şoför olan kişinin işçi statüsünde olması hâlinde İdarenin sorumluluğuna gidildiğini, bu nedenle büro işçilerinin şoför olarak çalıştırılmaması yönünde karar alındığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli kararı ile; davacının 2011 yılından 2018 yılına kadar şoför olarak davalı işyerinde çalıştığı, 2018 yılından itibaren temizlik görevlisi ve çaycı olarak çalışmasının istendiği, davacının yapılan değişikliğe ilişkin yazılı rızasının bulunmadığı ancak davacının meslek kodunun büro işçisi olduğu, büro işçisinin görev tanımı içerisinde içecek servisi ve temizlik görevlerinin bulunduğu, davacının 2011-2018 yılları arasında şoförlük yapmış olmasının süreye bağlı olmaksızın başka bir alanda çalıştırılabileceği gerçeğini değiştirmediği, davalı bünyesinde şoför olarak işçi kadrosunun bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesinin 14.12.2023 tarihli kararı ile, davacının davalı işyerinde 2018 yılına kadar şoför olarak çalıştığı, bu tarihte pozisyonunun çaycı ve temizlik görevlisi olarak değiştirildiği, toplu iş sözleşmesinin 32. maddesinde işverenin lüzum ve ihtiyacına göre işçileri branşları dâhilinde bir işten diğer işe nakledilebileceğinin düzenlendiği, işçinin lüzum ve ihtiyaca göre branşına benzer diğer işlerde çalıştırılabileceğinin belirtildiği; bu sebeple davalı tarafından yapılan işlemde hata bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 14.12.2023 tarihli kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairece, davacının 6111 sayılı Kanun uyarınca davalı Samsun İl Emniyet Müdürlüğüne devredildiği ve 2018 yılına kadar şoför olarak davalı Kurum bünyesinde çalıştığı, davalı tarafından, davalı Kurumda polis kadrosunda görev yapanların şoför olarak istihdam edildiği belirtilerek davacının içecek servisi ve temizlik işlerinde görevlendirildiği, yapılan bu değişikliğin çalışma koşullarında esaslı değişiklik mahiyetinde ve işçinin kabulüne bağlı olduğu, Mahkemece davalı tarafça yapılan görevlendirmenin hukuka aykırı olduğunun tespitine karar verilmesi gerekirken davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, Dairenin bozma kararına uyulmasına karar verilerek, yapılan görevlendirmenin hukuka aykırı olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davacının meslek koduna göre başka bir işte görevlendirilmesinin mümkün olduğunu,</p>

<p>b. Kurum bünyesinde şoför kadrosunun bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davacı vekili katılma yoluyla temyiz dilekçesinde; dava dilekçesinde ayrıca davacının şoför olarak çalıştığının da tespitinin istendiğini, ancak Mahkemece bu hususta karar verilmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, davalı tarafından yapılan görevlendirmenin hukuka uygun olup olmadığına ilişkindir.<br />
Temyiz olunan nihai kararların bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Davalı ... harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin20255083-e-20255601-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="91485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞÇİNİN İŞ TANIMI DIŞINDA ÇALIŞTIRILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iscinin-is-tanimi-disinda-calistirilmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iscinin-is-tanimi-disinda-calistirilmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[4857 sayılı kanunun tanımlar başlıklı 2. Maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denmekte, bir tarafın (işçi) ba...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>4857 sayılı kanunun tanımlar başlıklı 2. Maddesine göre bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denmekte, bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşmeye ise iş sözleşmesi denilmektedir. Bu çerçevede işverenin sözleşmeden kaynaklanan yönetim hakkı bulunmaktadır. İşveren yönetim hakkı kapsamında işçilere emir ve talimat verme yetkisini haizdir. İşçi, işverenin emir ve talimatlarına uymakla yükümlü olup bu emir ve talimatlar doğrultusunda iş görme borcunu ifa etmekle mükelleftir. Ancak işverenin emir ve talimat verme hakkı sınırsız olmayıp bu emir ve talimatların iş ile ilgili veya işin yapılış şekline ilişkin olması gerekmektedir. İlk olarak işverenin emir ve talimatlarının kanuna, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olmaması gerekmektedir. Böyle bir durumda işçinin işverenin emir ve talimatlarına uyma yükümlülüğü olduğu söylenemez.</p>

<p>İşin yürütümünü ve iş organizasyonunu düzenleme konusunda yönetim hakkı bulunan işveren, işçinin görev ve sorumluluklarını, iş sözleşmesiyle belirlenen çalışma koşullarını ve işin niteliğini dikkate almak ve bu çerçevede emir ve talimat vermek zorundadır.</p>

<p>İşçiye zaman zaman asli göreviyle bağlantılı, nitelik olarak benzer veya işin yürütülmesi bakımından makul ve geçici görevler verilmesi, her durumda iş tanımı dışında çalışma yapıldığı anlamına gelmez. Buna karşılık işçinin yaptığı işten tamamen farklı, daha ağır, daha düşük nitelikli veya çalışma koşullarını işçi aleyhine değiştiren bir göreve sürekli olarak geçirilmesi, “çalışma koşullarında esaslı değişiklik” olarak değerlendirilir. Bu çerçevede 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi, çalışma koşullarında esaslı değişiklik yapılmasını işçiye yazılı olarak bildirmeyi ve işçinin de bu değişikliği 6 işgini içerisinde yazılı olarak kabul etmesi gerektiğini düzenleme altına almıştır. Yani işverenin tek taraflı olarak işçinin görev tanımına uymayan bir işin yapılması yönündeki talimatı, yapılan değişikliğin niteliğine göre hukuken geçerli olmayabilir.</p>

<p>Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken şey, her farklı görev verilmesi otomatik olarak esaslı değişiklik oluşturmaz. Değerlendirme yapılırken somut olayın bütün özellikleri dikkate alınır. Örneğin ; Büro personelinin sürekli olarak taşıma veya depolama işlerinde çalıştırılması, şoför olarak çalışan işçinin sürekli servis ve temizlik işlerinde görevlendirilmesi, görev değişikliğiyle birlikte ücret, çalışma süresi veya diğer çalışma koşullarının işçi aleyhine değiştirilmesi gibi durumlar somut olayın özelliklerine göre çalışma koşullarında esaslı değişiklik olarak değerlendirilebilir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin20255083-e-20255601-k-sayili-karari" rel="dofollow">30.06.2025 tarihli Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/5083 Esas 2025/5601 Karar sayılı kararı </a>şoför olarak çalışan işçinin içecek servisi ve temizlik işlerinde görevlendirilmesini çalışma koşullarında esaslı değişiklik olarak kabul etmiş ve bu değişikliğin işçinin kabulüne bağlı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>Peki iş sözleşmesinde “her işi yapabilir, her işi yapması zorunludur” şeklinde bir hüküm bulunması işçinin her işi yapması gerektiği şeklinde yorumlanabilir mi ?</strong></p>

<p>Elbette ki bu şekilde bu şekilde genel ve sınırsız sorumluluk altına sokan, işçiye belirsiz iş yükü yükleyen ifadeler İş Kanunun 22. Maddesini bertaraf etmek için yeterli değildir. Sözleşmede yer alacak bu ifadeler işçi aleyhine düzenleme yasağı kapsamında geçersiz kabul edilmelidir. Zira Yargıtay uygulamasında işverenin yönetim hakkı ile işçinin çalışma koşullarının korunması arasındaki denge gözetilmektedir. Hülasa; sözleşmedeki genel bir hüküm, işverenin 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesindeki sınırları tamamen ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz.</p>

<p><strong>Peki İşçi Görev Değişikliğini Kabul Etmezse Ne Olur?</strong></p>

<p>Eğer yapılan değişiklik çalışma koşullarında esaslı değişiklik niteliğindeyse ve işçi bu değişikliği kabul etmiyorsa, değişiklik işçiyi bağlamaz. İşçinin sessiz kalmasının her durumda “kabul” anlamına gelmemesidir. Yargıtay, özellikle işçinin değişikliğe itiraz ettiği veya ihtirazî kayıt koyduğu durumlarda, sırf çalışmaya devam edilmiş olmasının değişikliğin kabul edildiği şeklinde yorumlanamayacağını kabul etmektedir. İşveren ise işçinin değişiklik önerisini kabul etmemesi halinde, değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını ileri sürerek kanunda öngörülen usule uygun şekilde hareket etmek zorundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Görev Değişikliğini Kabul Etmeyen İşçi Haklı Nedenle İş Sözleşmesini Feshedebilir Mi?</strong></p>

<p>İşçinin iş tanımı dışında çalıştırılması, her olayda doğrudan haklı fesih sonucunu doğurmaz. Bunun için görevlendirmenin niteliği, sürekliliği, işçinin aleyhine olup olmadığı, sözleşme hükümleri, işyerindeki uygulama ve işverenin talimatının çalışma koşullarında esaslı bir değişiklik oluşturup oluşturmadığı birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle işverenin işçiyi sözleşmedeki görevinden farklı ve işçi aleyhine ağır sonuçlar doğuran bir işe sürekli olarak yönlendirmesi, işçinin çalışma koşullarının esaslı biçimde değiştirilmesi anlamına gelmektedir. Bu nedenle işçinin fesih kararı vermeden önce görevlendirme yazısı, iş sözleşmesi, görev tanımı ve işyerindeki fiili uygulamaları birlikte değerlendirmesi önem arz etmektedir. İşçi, kendisine görev tanımı dışında bir iş verildiğini düşünüyorsa öncelikle yapılan görevlendirmenin yazılı hale getirilmesini işverenden istemelidir. Pratikte bu durum çok fazla mümkün olmasa da işveren tarafından yazılı görevlendirme yapılması halinde verilen görevin mevcut görevden farklı olup olmadığı, geçici mi sürekli mi olduğu, ücret ve diğer çalışma koşullarında değişiklik olup olmadığı hususlarını değerlendirmelidir. Tüm bu hususların birlikte değerlendirilmesi neticesinde kıdem tazminatını hak kazanacak bir fesih imkanı olup olmadığı sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak ; İşverenin iş kanununda ve iş sözleşmesinden doğan yönetim hakkı, işçiye her türlü işi yaptırabileceği ve işçinin de bunu yapmak zorunda olduğu anlamına gelmez. İşçinin görev tanımında veya iş sözleşmesiyle oluşan çalışma koşullarında işçi aleyhine esaslı bir değişiklik yapılmak isteniyorsa, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesinde öngörülen usule uyulması gerekir. Özellikle işçinin mesleği, unvanı, yaptığı işin niteliği, ücret ve diğer çalışma koşulları dikkate alınarak yapılan değerlendirmede, görevlendirmenin işverenin yönetim hakkı kapsamında mı kaldığı yoksa çalışma koşullarında esaslı değişiklik mi oluşturduğu belirlenmelidir. İşverenin talimat verme yetkisi, iş sözleşmesi, çalışma koşulları ve iş hukukunun emredici hükümleriyle sınırlıdır. Koşulları oluşması durumunda işçi iş koşullarında esaslı değişikli oluşturan ve iş tanımında yer almayan işi gerekçe göstererek haklı nedenle fesih yapabilmekte ve kıdem tazminatı başta olmak üzere işçilik alacaklarını talep edebilmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yasir-dikmen-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Yasir DİKMEN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iscinin-is-tanimi-disinda-calistirilmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/isciafgasf4.jpg" type="image/jpeg" length="38622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUK SİSTEMİMİZDE UMUT HAKKI ŞEKLİNDE BİR HAK TANIMI VAR MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemimizde-umut-hakki-seklinde-bir-hak-tanimi-var-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemimizde-umut-hakki-seklinde-bir-hak-tanimi-var-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Umut hakkı, aleyhinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunan kişilerin belirli süre ceza infaz kurumunda kalmalarından sonra tahliyelerinin değerlendirilmesi gerektiğini savunan görüşü ifade etmektedir. Hukuki açıdan ve teknik manada umut hakkı denildiğinde akla öncelikli olarak kesinleşm...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Umut hakkı, aleyhinde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunan kişilerin belirli süre ceza infaz kurumunda kalmalarından sonra tahliyelerinin değerlendirilmesi gerektiğini savunan görüşü ifade etmektedir. Hukuki açıdan ve teknik manada umut hakkı denildiğinde akla öncelikli olarak kesinleşmiş mahkumiyet hükmü olanlar içerisinden ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alanlar ve cezası kesinleşerek infaz süreci devam edenler gelmektedir. Türk hukuk sistemi ele alındığında hiçbir Anayasal ve yasal hükümde umut hakkına ilişkin düzenlemenin olmadığı görülmektedir. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin Uygulanması Hakkında Kanun’da koşullu (şartlı) salıverilmeden bahsedilmekte ise de bu müessesenin umut hakkıyla ilgisi bulunmamakta; umut hakkı ve koşullu salıverilme kavramları, karşımıza eş kavramlar olarak çıkmamaktadır. Koşullu salıverilme ülkemizde doğrudan uygulanan bir müessesedir. Oysa mevzuatımızda umut hakkı şeklinde bir tanımlama, tahliye sebebi, gerekçesi ve yöntemi yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizin de tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. maddesinde <i>“Hiç kimse işkenceye veya insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”</i> denilmektedir. Ancak burada tartışılması gereken husus, bir kişi hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunması ve bu cezanın mevzuat hükümlerine uygun şekilde infazına başlanması ile aradan belirli sürenin (örneğin yirmi ya da yirmi beş yılın) geçmesi, işkence, insanlık dışı, aşağılayıcı muamele veya bu türden davranış anlamına gelebilir mi? Yargılamanın hukuka ve usulüne uygun yapılması, bağımsız ve tarafsız mahkeme önüne çıkılması, adil yargılanma hakkının ihlal edilmemiş olması, savunma hakkının kısıtlanmaması ve infaz koşullarının hukuka uygun olması halinde, yalnızca cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması veya fazlalığı ya da infaz süresinin uzunluğu, tek başına işkence, eziyet, kötü muamele, aşağılayıcı veya insanlık dışı muamele ya da davranış olarak görülebilir mi? Bu durum başlı başına bir tahliye sebebi olabilir mi? Bu soruların yanıtları olumsuz nitelikte olup <i>“Hayır”</i> şeklindedir. Ülkemiz Anayasal ve yasal hükümleri ile AİHS’de umut hakkına ilişkin hiçbir ifade ve düzenleme yoktur. Yalnızca cezanın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması, hükümlüye kötü muamele edildiğini, hükümlünün aşağılayıcı muameleye maruz bırakıldığını ve işkence gördüğünü ortaya koymamakta ve bu türdeki muamelelerin olduğuna delil teşkil etmemektedir. Kendisini bir hukuk devleti olarak tanımlayan ve mahkemelerince hukuka uygun şekilde karar verildiğini açıklayan bir ülkede de aksinin kabulü, devletin çelişkili davrandığını, kendi iç hukuk sisteminde ve uygulamasında tezada düştüğünü göstermektedir. Zira aksi halde bu türdeki bir cezanın mevzuat hükümlerinde hiçbir şekilde yazılı olmaması, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmemesi, mahkemelerce bu yönde bir cezaya hükmolunamaması ve bu türdeki bir cezanın yokluğu sebebiyle de infazının en baştan mümkün olmaması gereklidir. Bu sebeple hiçbir cezanın yalnızca nev’inden ötürü umut hakkı adı altında işkence veya insanlık dışı muamele olarak anılması ya da görülmesi mümkün değildir. İşkence, eziyet, insanlık dışı ve kötü muamele gibi kavramlar döneme, siyasi iktidara veya ideolojik görüşlere göre anlamlandırılamaz ve şekillenemez. Bunun yanı sıra hiç kimsesi veya siyasi, idari ya da maddi gücü olmayan kişiler bakımından da insan haysiyeti, onuru ve şerefi gibi kavramlar kişiye göre aşılabilir ve rahatlıkla ihlal edilebilir olamaz. Aslında gerçek bir hukuk devletinde, bir başka anlatımla hukukun üstünlüğünün tanındığı ve hukuk sisteminin oturduğu bir ülkede kişiye göre davranılamaz, kişilere hukuk önünde farklı muamele edilemez. Benzer şekilde kişiye göre ceza hükmü, infaz rejimi, tahliye sebebi, umut hakkı ve davranış biçimi olamaz. Burada objektif açıdan değerlendirme yapılması zorunlu olduğundan bir cezanın yalnızca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olması veya infaz edilecek ceza miktarının yüksek oluşu insanlık dışı, kötü muamele veya işkence olarak nitelendirilemez. Zira her suç failine işlediği suçla orantılı olarak ceza verilmekte, bir suçtan ötürü birden fazla ceza verilmesi mümkün olmamakta, ağırlaştırılmış müebbet ve müebbet hapis cezaları ile beş yıl üzeri süreli hapis cezaları istinaf ve temyiz aşamalarından geçmekte ve çok yönlü denetim sağlanmaktadır. Hatta kişinin özel müdafinin olmaması halinde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca kişiye zorunlu müdafi tayin edilmektedir. Görüldüğü üzere her durumda avukatın da aktif olarak yer aldığı bir süreçte sanık adına ve lehine istinaf ve temyiz yasa yollarına başvuru yapılmaması olanaksızdır, velev ki sanığın aksi yönde yazılı istemi ve talimatı ya da istinaf yahut temyiz başvurusundan feragat dilekçesi olsun. Hatta yerel mahkemenin mahkumiyet hükmünü yerinde görmemesi halinde savcının dahi olağan yasa yollarına başvurması mümkündür. Bunun dışında on beş yıl ve üzeri süreli hapis cezaları ile müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezalarına ilişkin yerel mahkeme kararları bölge adliye mahkemelerince re’sen incelenmektedir. İstinaf ve temyiz incelemelerinden geçmeksizin kesinleşen kararlar bakımından da olağanüstü kanun yolları içerisinden kanun yararına bozma yoluna başvuru imkanı söz konusu olduğundan yanlış olan veya yerinde görülmeyen hükmün birçok aşamada kaldırılması ya da bozulması mümkündür. Burada netlik kazanması gereken husus, yalnızca kesinleşen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının varlığının başlı başına erken tahliye, pratikte dile getirildiği üzere umut hakkına konu olamaması gerektiğidir.</p>

<p>Hukuk sistemimizde umut hakkına ilişkin bir düzenlemenin olmadığı dikkate alındığında, olmayan bir hususun kişiye göre değişkenlik arz eder ve özellikle o anki ülkesel koşul ve konjonktür yapıya, siyasi ve/veya ideolojik baskılara ya da taleplere yahut görüşlere göre kabul edilebilir olması mümkün değildir. Umut hakkı sebep ve gerekçesiyle tahliye kararı verilebilmesi için elbette bu hakkın bir tahliye nedeni olarak hukuki metinlerde, bir başka ifadeyle mevzuat hükümlerinde açıkça tanımlanmış olması zorunludur. Bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olmasının ve mahkemelerin hukuka uygun şekilde karar vermelerinin gerekmesi karşısında olmayan bir hususa istinaden hükümlünün tahliyesine karar verilmesi hukuka aykırılık teşkil etmektedir. Hatta bu durum ayrımcılık yasağına dahi işaret etmekte ve eşitlik ilkesinin ihlali anlamına gelmektedir. Zira hakkında tahliye kararı verilen hükümlüyle aynı koşullar altında olan bir diğer hükümlünün tahliye edilmemesi halinde bu durum kişiye göre infaz koşulu ve tahliye sebebi uygulamalarına yol açmaktadır. Ayrıca kişinin ne kadar süre ceza infaz kurumunda kalması halinde ve infazın başlangıcından itibaren kaç yıl sonra tahliye olması gerektiği değerlendirilecektir ya da infazın başından itibaren ne kadarlık süre tahliye için yeterli görülecektir? Bu değerlendirmeyi yapacak olanlar hangi hükme istinaden bu kararı vereceklerdir? Düzenleme olmaksızın yalnızca AİHM kararının varlığı ya da herhangi bir kararda azami yıl belirtilmesi yeterli olacak mıdır? İşlenen suçların mağdurlarının ya da yakınlarının bu duruma rıza ve muvafakatlerinin olup olmadığı tek tek araştırılacak, sorulacak ve bu kişilerin beyanları alınacak mıdır? Başta terör ve örgüt suçları ile ülke aleyhine işlenen suçlarda topluma ve kamuoyuna sorulacak mıdır? Sayılan hususların ve benzeri nitelikteki soruların cevaplarının olumsuz olduğu ve umut hakkından bahisle kişilerin tahliye edilmelerinin mümkün olmadığı tarafımızca değerlendirilmektedir. Bu yüzden Türk hukuk sisteminde ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan ve cezası kesinleşen kişilerin aradan belirli bir müddet geçtikten sonra umut hakkından bahisle tahliye talep etmeleri ya da tahliyelerinin değerlendirilmesi hukuken mümkün değildir. Zira mevzuatımızda bu yönde bir hak tanımı, tahliye sebebi ve gerekçesi bulunmamaktadır. Aksi yönde ve o anki siyasi veya ideolojik konjonktüre göre verilecek bir kararın da ilerleyen aşamalarda ve sonraki yıllarda denetimsiz kalmaması ve geriye dönük inceleme ile işlem başlatılması gerektiği kanaatinde olunmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemimizde-umut-hakki-seklinde-bir-hak-tanimi-var-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazis4s.jpg" type="image/jpeg" length="40572"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGI MENSUBU: HAYATA YAKIN, HÜKME MESAFELİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mesleğe yeni başlayan hâkim ve savcılara zaman zaman, meslekleri dışındaki insanlarla ilişkilerinde dikkatli olmaları, çevrelerini mümkün olduğunca sınırlı tutmaları öğütlenir.

Bu öğüdün haklı bir tarafı vardır. Yakınlık, beraberinde beklenti getirebilir. Bir tanışıklık hatır talebine, bir dostlu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mesleğe yeni başlayan hâkim ve savcılara zaman zaman, meslekleri dışındaki insanlarla ilişkilerinde dikkatli olmaları, çevrelerini mümkün olduğunca sınırlı tutmaları öğütlenir.</p>

<p>Bu öğüdün haklı bir tarafı vardır. Yakınlık, beraberinde beklenti getirebilir. Bir tanışıklık hatır talebine, bir dostluk çıkar çatışmasına dönüşebilir. Yargı mensubunun tarafsızlığı kadar, tarafsızlığına duyulan güven de korunmalıdır.</p>

<p>Fakat burada başka bir soru doğar: İnsanlarla arasına sürekli mesafe koyan biri, onların hayatına ilişkin kararlar verirken o hayatı ne kadar anlayabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir hâkim ya da savcı, önüne gelen dosyada yalnızca olayları ve kanun maddelerini görmez. İnsanların korkularıyla, geçim sıkıntılarıyla, aile ilişkileriyle ve birbirlerine verdikleri zararlarla karşılaşır. Toplumdan bütünüyle uzaklaşmak, insanı anlama kabiliyetini zayıflatabilir.</p>

<p>Penguen suya girmediği için kuru kalmaz. Suyun içine girer; fakat tüyleri suyun derisine ulaşmasını büyük ölçüde engeller. Yargı mensubunun ihtiyaç duyduğu mesafe de buna benzer: Hayata temas etmek, fakat o temasın hükmü belirlemesine izin vermemek.</p>

<p>Bu denge, yargı mensubunun cübbeyle ilişkisinde de kendini gösterir. Cübbesini hiç giymeyen görevinin sorumluluğunu, hiç çıkarmayan ise hayatın gerçekliğini kavrayamaz. Asıl olan, cübbeyi gerektiği yerde hakkıyla giymek, gerektiği yerde de çıkarabilmektir. İyi bir yargı mensubu, karar verirken makamının ağırlığını taşımalı; hayatın içinde ise insanlara yalnızca makamının arkasından bakmamalıdır.</p>

<p>Kaldı ki yakınlık yalnızca adliye dışında kurulmaz. Hâkim ve savcılar birbirleriyle uyuşmazlık yaşayabilecekleri gibi, meslek dışından kişilerle de bir davada karşı karşıya gelebilirler. Böyle bir dosyaya bakan hâkim, taraf olan yargı mensubuyla birlikte çalışmış ya da onun kararlarına yönelik itirazları inceleyen mercide görev yapmış veya hâlen yapıyor olabilir.</p>

<p>Bu tür mesleki ilişkiler, tek başına tarafsızlığın kaybedildiğini göstermez. Ancak taraflardan birinin, karşısındakinin adliye içindeki konumu veya ilişkileri nedeniyle adil yargılanıp yargılanmayacağı konusunda kuşku duymasını da görmezden gelemeyiz. Yargı mensubunun tarafsız olması kadar, tarafların bu tarafsızlığa güvenebilmesi de önemlidir.</p>

<p>Bütün bunlar, ilişki çevresini meslektaşlarla sınırlamanın tarafsızlığı tek başına güvence altına almadığını gösteriyor. Belirleyici olan, ilişkinin adliye içinde veya dışında kurulması değil, yargısal değerlendirmeye etkisinin önlenmesidir.</p>

<p>Bir hâkim taraflardan birinin acısını anlayabilir; fakat onun öfkesini kendi öfkesine dönüştüremez. Bir savcı suç şüphesini ciddiyetle araştırır; fakat şüpheyi peşinen verilmiş bir hüküm gibi taşıyamaz. Etki her zaman açık bir baskı biçiminde de gelmez. Bazen eski bir tanışıklık, bazen meslektaşlık duygusu, bazen de kamuoyunun beklentisi sessizce kendine yer arar.</p>

<p>Bunları fark etmek ve kararın dışında tutmak mesleki olgunluk gerektirir. Yine de adalet yalnızca kişisel iradeye bırakılamaz. Savunma hakkı, gerekçeli karar ve denetim yolları, tarafsızlığa duyulan güvenin korunmasına da hizmet eder.</p>

<p>İyi yargı mensubu, insanlardan uzak duran değil; adliye kapısının içinde de dışında da hayata yakın kalırken, hükmüne etki edebilecek her şeye gerekli mesafeyi koyabilendir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-mensubu-hayata-yakin-hukme-mesafeli-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/hakim-14a74.jpg" type="image/jpeg" length="84620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU KURUMLARININ TAHKİME BAŞVURMA VE KARARLARI UYGULAMA AŞAMASINDAKİ ÇEKİNCELERİ İLE SAYIŞTAY RİSKİ ALGISI: ÇÖZÜM ÖNERİLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Özet

Küreselleşen ekonomik düzen ve karmaşıklaşan ticari ilişkiler, kamu kurumlarının taraf olduğu sözleşmelerde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kullanımını artırmıştır. Ancak Türkiye’de kamu idareleri, aleyhlerine verilen tahkim hakem kararlarını uygulamada ciddi...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Küreselleşen ekonomik düzen ve karmaşıklaşan ticari ilişkiler, kamu kurumlarının taraf olduğu sözleşmelerde alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kullanımını artırmıştır. Ancak Türkiye’de kamu idareleri, aleyhlerine verilen tahkim hakem kararlarını uygulamada ciddi bir direnç ve çekince göstermektedir. Bu direncin en belirgin motivasyonu, harcama yetkilisi olan kamu görevlilerinin karşı karşıya kaldığı "Sayıştay denetimi ve şahsi mali sorumluluk" riskidir. Ayrıca kararların adilliğine duyulan kurumsal güvensizlik de bir neden olarak gösterilebilir.</p>

<p>Bu çalışma; kamu bürokrasisinin tahkim kararlarına yaklaşımını, Sayıştay denetiminin bu süreçteki etkilerini, 5018 sayılı Kanun bağlamında gelişen "kamu zararı" algısını ve ortaya çıkan bu sorunları aşılması için çözüm önerilerini incelemektedir.</p>

<p><strong>A. Kamu Bürokrasisinde Hakem Kararlarına Yönelik Çekinceler ve Güven Sorunu</strong></p>

<p>Kamu kurumları hukuki uyuşmazlıklarda tahkim yolu yerine devlet mahkemelerini tercih etmektedir. Bu tercihin en önemli nedenleri arasında, katı mevzuat sınırları, kişisel rücu riski taşıyan bürokratik çekinceler yer almaktadır.</p>

<p>Kamu kurumlarının tahkim anlaşması yapabilmesi veya tahkime gidebilmesi genellikle bürokratik izin süreçlerine tabidir. Kurumlar zaman alan bürokratik izin süreçleriyle uğraşmak yerine ve sorumluluk zincirine girmek yerine doğrudan mahkeme yolunu seçer.</p>

<p>Kamu kurumları bir uyuşmazlığı mahkeme yerine tahkime götürdüklerinde sürecin aktif bir parçası olurlar. Tahkimde hakem seçimi, yargılama usulünün belirlenmesi gibi süreçler kurum yetkililerinin iradesine bağlıdır. Olası bir kayıp durumunda, yetkililer kişisel sorumluluk (rücu) veya zimmet suçlamasıyla karşı karşıya kalmaktan çekinirler. Bu nedenle uyuşmazlığı bir mahkemenin karara bağlamasını daha güvenli bulurlar.</p>

<p>Devlet mahkemelerinde görülen bir davada ise yanlış karar verildiği düşünülüyorsa, karar sırasıyla İstinaf (Bölge Adliye/İdare Mahkemesi) ve Temyiz (Yargıtay/Danıştay) aşamalarına taşınabilir. Üst mahkemeler, delilleri yeniden inceler ve hukuka aykırılık varsa kararı bozar. Bu durum kamu kurumu için çok güçlü bir "hata düzeltme" güvencesidir. Buna karşılık tahkimde hakem heyetinin verdiği karar nihai karardır. Bu karara karşı devlet mahkemelerinde yalnızca "İptal Davası" açılabilir. Ancak iptal davasında mahkeme, davanın esasına giremez; sadece hakem heyetinin yetkisizliği, sahtecilik, savunma hakkının kısıtlanması veya kamu düzenine açık aykırılık gibi çok sınırlı usul yönlerinden inceleme yapabilir. Bu durum kamu kurumlarının tahkim kararlarına şüpheyle yaklaşmasına neden olur.</p>

<p>Birçok kamu kurumunun hukuk müşavirliğinde görev yapan avukatlar, iş yoğunluğu nedeniyle tahkim hukukuna tam anlamıyla uzmanlaşacak zamanı bulamazlar. Bu nedenle mahkemeleri tercih ederler.</p>

<p>Kamu kurumlarının tahkim süreçlerinden kaçınma refleksini kırmak, yargının iş yükünü azaltmak ve Türkiye'yi küresel bir tahkim merkezi haline getirmek amacıyla 2014 yılında 6570 sayılı Kanun ile bağımsız, tarafsız ve özerk bir kurum olan İSTAC (İstanbul Tahkim Merkezi) kurulmuş ve kamu ihale sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklarda İSTAC’ı tercih etmeleri için yönetmelik ve genelgeler yayımlanmıştır. Söz konusu mevzuat, bürokratların "sorumluluk riski" korkusunu hafifletmek için önemli bir idari dayanak olmuştur.</p>

<p>Kamu idarelerinin uyuşmazlık çözümünde tahkim yolunu seçmede yaşadığı tereddütlerin yanı sıra, tahkim yargılaması sonucunda idare aleyhine tesis edilen hakem kararlarının fiilen uygulanması aşamasında da ciddi yapısal tıkanıklıklar yaşanmaktadır. Kamu görevlileri, mahkemeler tarafından verilen ilamları uygulama konusunda gösterdikleri yasal zorunluluk refleksini, hakem kararları söz konusu olduğunda göstermemektedir. Bu isteksizliğin temelinde yatan en büyük sebep ise idari mekanizmanın üzerindeki Sayıştay denetimi baskısıdır.</p>

<p>Ancak unutulmamalıdır ki; kamu görevlilerinin Sayıştay sorumluluğundan kaçınmak adına yargı kararlarını infaz etmekten imtina etmelerinin, devleti çok daha ağır bir hukuki ve mali külfetle karşı karşıya bırakmaktadır. Bürokratlar hakem kararlarını uygulamayarak bireysel mali riskini kısa vadede bertaraf ettiğini varsaysa da devlet tüzel kişiliğinin borcunu temerrüt faizi, icra masrafları ve vekalet ücretleriyle katlanarak artırmaktadır. Ayrıca İİK m. 82 uyarınca kamunun doğrudan kamu hizmetine tahsis edilmemiş mallarının ve banka hesaplarının haczedilebilirliği, idarenin operasyonel kabiliyetini kilitlemektedir. Dolayısıyla, kamu kaynaklarını korumak amacıyla kurgulanan katı ve cezalandırıcı mali sorumluluk rejimi, uygulamada tam tersi bir amaca hizmet ederek kamuyu daha büyük zararlara uğratan sistemik bir verimsizlik mekanizmasını beslemektedir. Yine hakem kararlarının uygulanmaması devletin uluslararası arenadaki hukuki güvenilirliğini ve yatırım iklimini derinden sarsmaktadır.</p>

<p><strong>B. Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Kamu idarelerinin tahkim kararlarına karşı gösterdiği direnci kırmak ve Sayıştay denetimi korkusunu makul bir hukuki zemine oturtmak için aşağıdaki düzenlemelerin yapılmasını öneriyoruz:</p>

<p><strong>1) Tahkim Ve Mahkeme İlamlarının İnfazına Ayrılmış Özel Acil Ödeme Fonlarının Oluşturulması </strong></p>

<p>Kamu idarelerinin bütçelerine, tahkim ve mahkeme ilamlarının infazına ayrılmış, başka bir kaleme aktarılamayan ve haczedilebilir nitelikte özel acil ödeme fonları eklenmelidir.</p>

<p><strong>2) Kamu Görevlilerine Yasal Koruma Sağlanması</strong></p>

<p>Hakem kararlarının yerine getirilmesi veya süreç içinde sulh olunması aşamasında, kastı veya ağır kusuru bulunmayan kamu görevlilerine yasal koruma sağlanmalı, kişisel rücu mekanizması objektif kriterlere bağlanmalıdır. Bu kapsamda 5018 sayılı Kanun’da veya ilgili ikincil mevzuatta; usulüne uygun şekilde teşkili sağlanmış hakem heyetlerince verilen ve kesinleşen yahut icra edilebilir nitelik kazanan hakem kararlarının yerine getirilmesinin, kamu görevlisinin kastı veya ağır kusuru (rüşvet, görevi kötüye kullanma vb.) ispat edilmedikçe doğrudan "kamu zararı" sayılamayacağı açıkça hükme bağlanmalıdır. Ayrıca <strong>Sayıştay’ın tahkim denetim kriterlerini netleştirilmelidir. </strong>Sayıştay, kamu kurumlarının tahkim süreçleri ve hakem kararlarının uygulanmasına ilişkin spesifik denetim rehberleri ve kılavuzları yayımlamalıdır.</p>

<p><strong>3) Tahkim Hakem Kararlarını Uygulamayan Kamu Görevlilerinin Sorumluluklarının Hatırlatılması </strong></p>

<p>Hakem kararlarını sebepsiz yere uygulanmaması ve geç uygulamanın kamuyu yüksek faiz, vekalet ücreti ve icra masrafı yükü altına sokacağını hatırlatan idari genelgeler yayımlanmalıdır.</p>

<p><strong>4) Kamu Kurumları ile Sigorta Şirketleri Arasındaki Uyuşmazlıkların Tahkim Yoluyla Çözümünün Teşvikine Yönelik Düzenlemeler Yapılması </strong></p>

<p>Kamu ihale mevzuatındaki (KİK) tip sözleşme ve şartnamelere, idarenin ve yüklenicilerin yaptıracağı sigortalardan doğacak uyuşmazlıklarda Sigorta Tahkim Komisyonu'nun yetkili kılınacağına dair öncelikli tahkim şartı (tahkim klozları) konulmalıdır.</p>

<p>İstanbul Tahkim Merkezi (İSTAC) örneğinde olduğu gibi, Cumhurbaşkanlığı, Kamu İhale Kurumu ve ilgili bakanlıklarca yayımlanacak bir genelge ile kamu avukatlarına ve birim amirlerine, sigorta uyuşmazlıklarında adli yargı yerine tahkim yoluna gitme konusunda açık yetki verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Türkiye’de alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin, özellikle de tahkimin kamu sözleşmelerindeki varlığı yasal bir gerçekliktir. Ancak bu yöntemin nihai çıktısı olan hakem kararlarının hayata geçirilmesi sürecinde yaşanan sorunlar, sistemin işleyişine büyük zararlar vermektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamu kurumlarının tahkim kararlarını uygulamadaki isteksizliği, yapısal bir güvensizlikten ziyade, mevcut idari ve mali denetim sisteminin yarattığı kişisel risklerden kaynaklanmaktadır. Ancak Sayıştay denetiminden çekinen kamu görevlilerinin, kararları uygulamayarak kendilerini korumaya çalışırken, devleti daha büyük bir mali ve hukuki yükün altına soktuğu unutulmamalıdır.</p>

<p>Sorunun çözümü için kamu görevlilerine kötü niyet veya ağır kusurları olmadıkça yasal bir koruma kalkanı sağlanması, Sayıştay’ın denetim standartlarını tahkim yargılamasının doğasına uygun şekilde esnetmesi ve kararı geciktirmenin bizzat "kamu zararı" olduğunun idari mekanizmada kabul görmesi gerekir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuk ABD Başkanı</strong></p>

<p><strong>Tahkim Hakemleri Derneği Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p>

<p><strong>İstanbul Tahkim Merkezi (ISTAC) Genel Kurul Üyesi </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-kurumlarinin-tahkime-basvurma-ve-kararlari-uygulama-asamasindaki-cekinceleri-ile-sayistay-riski-algisi-cozum-onerileri</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-kitaplks.jpg" type="image/jpeg" length="86938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UZUN SÜREN YARGILAMALARDA TAZMİNAT HAKKI: İNSAN HAKLARI TAZMİNAT KOMİSYONUNA BAŞVURU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın veya ceza soruşturmasının yıllarca belirsizlik içinde devam etmesi yalnızca usule ilişkin bir problem olmayıp kişilerin hukuki güvenliğini, özel ve mesleki hayatını ve adalete duyduğu...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması, adil yargılanma hakkının temel unsurlarından biridir. Bir uyuşmazlığın veya ceza soruşturmasının yıllarca belirsizlik içinde devam etmesi yalnızca usule ilişkin bir problem olmayıp kişilerin hukuki güvenliğini, özel ve mesleki hayatını ve adalete duyduğu güveni doğrudan etkileyebilmektedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa’nın 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesi kapsamında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, yargılamaların makul bir süre içerisinde sonuçlandırılmasını da gerektirmektedir.</p>

<p>Türk hukukunda uzun süren yargılamalar nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin giderilmesi bakımından önemli değişiklikler yapılmış; 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun kapsamında <strong>Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu</strong>, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan manevi tazminat başvurularını incelemekle görevlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1) Makul Sürede Yargılanma Hakkının Önemi</strong></p>

<p><strong>A. Birey Yönünden Önemi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı, bireyin adalete yalnızca hukuken doğru bir kararla değil, aynı zamanda zamanında ulaşmasını güvence altına almaktadır. Zira yargılamanın gereğinden uzun sürmesi, kişi açısından uyuşmazlığın kendisinden bağımsız olarak yeni bir mağduriyet yaratabilmekte; bireyin yıllarca hukuki belirsizlik içerisinde kalmasına neden olabilmektedir. Bu belirsizlik, özellikle ceza yargılamalarında kişinin uzun süre suç isnadı altında bulunmasına, hukuk ve idari yargılamalarda ise kişinin hakkına veya alacağına fiilen ulaşmasının gecikmesine yol açmaktadır.</p>

<p>Uzun süren yargılamaların etkileri yalnızca hukuki alanla da sınırlı değildir. Yıllarca devam eden bir dava veya soruşturma kişinin ekonomik, mesleki, ailevi ve sosyal hayatını etkileyebilmekte; yargılama sürecinin yarattığı belirsizlik ve sonuç beklentisi birey üzerinde ciddi bir manevi yük oluşturabilmektedir. Özellikle kişinin özgürlüğünü, çalışma hayatını, aile ilişkilerini, mülkiyet hakkını veya ekonomik geleceğini doğrudan etkileyen uyuşmazlıklarda zaman faktörü, verilen kararın kendisi kadar önemli hâle gelebilmektedir. Nitekim gecikerek sağlanan hukuki koruma, bazı durumlarda hakkın fiilen kullanılmasını güçleştirebilmekte veya verilecek kararın kişi açısından taşıdığı faydayı önemli ölçüde azaltabilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkı, yalnızca yargılamanın belirli bir hızda yürütülmesine ilişkin usulî bir ilke olarak değil; bireyin hukuki güvenliğinin, adalete erişiminin ve yargıya duyduğu güvenin korunmasına hizmet eden temel bir güvence olarak değerlendirilmelidir. Adaletin etkinliği, yalnızca doğru karar verilmesine değil, bu kararın hakkın anlamını yitirmesine neden olmayacak bir süre içerisinde verilmesine de bağlıdır.</p>

<p><strong>B. Devlet ve Yargı Sistemi Yönünden Önemi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı yalnızca bireyin menfaatlerini koruyan bir güvence olmayıp devletin etkin, verimli ve sürdürülebilir bir yargı sistemi oluşturması bakımından da önem taşımaktadır. Bir dosyanın gereğinden uzun süre yargı sistemi içerisinde kalması; mahkemelerin iş yükünün artmasına, aynı dosya üzerinde uzun yıllar boyunca işlem yapılmasına ve hâkim, savcı, adliye personeli ile diğer kamusal kaynakların gereğinden fazla kullanılmasına neden olabilmektedir.</p>

<p>Uzayan yargılama süreci; tebligat, duruşma, bilirkişi incelemesi, keşif, yazışma, arşivleme ve diğer usul işlemleri nedeniyle devlet açısından ilave mali ve idari yük de doğurmaktadır. Bir dosyanın makul süre içerisinde sonuçlandırılamaması yalnızca o uyuşmazlığın maliyetini artırmamakta, yargı mercilerinin sınırlı insan ve zaman kaynağının uzun süre aynı dosyalara tahsis edilmesi nedeniyle diğer uyuşmazlıkların görülme hızını da etkileyebilmektedir. Bu nedenle yargılamaların gereksiz gecikmelerden arındırılması, mahkemelerin iş yükünün azaltılması ve kamu kaynaklarının etkin kullanılması bakımından da önemlidir.</p>

<p>Nitekim Anayasa’nın 141. maddesinde <strong>“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”</strong> hükmüne yer verilerek yargılamanın süratli ve ekonomik biçimde yürütülmesi doğrudan anayasal bir görev olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, yalnızca tarafların bireysel menfaatlerinin değil, yargı teşkilatının etkinliğinin ve usul ekonomisinin sağlanmasının da bir gereğidir.</p>

<p>Uzun süren yargılamalar ayrıca devlet bakımından tazminat yükümlülüğünün doğmasına neden olabilmektedir. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle çok sayıda başvurunun yapılması ve başvurucular lehine manevi tazminata hükmedilmesi, ihlalin bireysel sonuçlarının yanı sıra kamu bütçesi üzerinde de mali bir yük meydana getirmektedir. Bu bakımdan devlet açısından esas hedef, uzun yargılama nedeniyle ortaya çıkan ihlalleri yalnızca sonradan tazmin etmek değil, yargı sistemini bu ihlallerin ortaya çıkmasını mümkün olduğunca önleyecek biçimde işletmek olmalıdır.</p>

<p>Bununla birlikte yargılamanın süratli sonuçlandırılması, adil yargılanmanın diğer güvencelerinden vazgeçilmesi anlamına gelmemektedir. Amaç davaların her koşulda mümkün olan en kısa zamanda bitirilmesi değil; gereksiz işlemlerin ve hareketsizlik dönemlerinin önlendiği, tarafların usulî haklarının korunduğu, adil, etkin ve ekonomik bir yargılama sürecinin sağlanmasıdır. Bu yönüyle makul sürede yargılanma hakkının korunması, hem temel hakların güvence altına alınmasına hem de daha etkin ve ekonomik işleyen bir adalet sisteminin oluşturulmasına hizmet etmektedir.</p>

<p><strong>2. Ceza Yargılamalarında Süre Ne Zaman Başlar?</strong></p>

<p>Ceza yargılamaları bakımından makul sürenin hesabı yalnızca ceza davasının mahkemede açıldığı tarihten itibaren yapılmaz.</p>

<p>Kişinin suç isnadından resmî olarak haberdar edildiği veya arama, gözaltı gibi bir tedbir nedeniyle isnattan esaslı biçimde etkilenmeye başladığı tarih sürenin başlangıcında dikkate alınabilir.</p>

<p>Bu nedenle uzun yıllar devam etmiş bir soruşturmanın ardından açılan ceza davasında yalnızca iddianamenin kabul edildiği tarihe bakılması her zaman doğru değildir. Soruşturma aşamasında geçen süre de somut olayın koşullarına göre toplam süre içerisinde değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p><strong>3. Tazminat Komisyonunun Görev Alanı Genişletildi</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin başvurular uzun yıllar boyunca doğrudan Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde önemli bir yer tutmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, özellikle <a href="https://www.hukukihaber.net/makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-iddiasina-yonelik-basvurulabilecek-etkili-bir-yol-bulunmamasi-nedeniyle-etkili-basvuru-hakkinin-ihlal-edilmesi-pilot-karar" rel="dofollow"><strong>Nevriye Kuruç</strong> pilot kararı</a>nda, uzun yargılama şikâyetlerinin yapısal bir sorun hâline geldiğini ve bu ihlaller bakımından Anayasa Mahkemesine bireysel başvurudan önce kullanılabilecek etkili bir hukuk yolunun oluşturulması gerektiğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu süreç sonunda 2 Mart 2024 tarihli 7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda önemli değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemeyle İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna; <strong>ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiasıyla ileri sürülen manevi tazminat taleplerini inceleme yetkisi</strong> daimi olarak verilmiştir.</p>

<p>Böylelikle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini düşünen kişiler bakımından Tazminat Komisyonu, bireysel başvuru sisteminden önce başvurulması gereken temel iç hukuk yollarından biri hâline gelmiştir.</p>

<p><strong>4. Dava Devam Ederken Tazminat Komisyonuna Başvurulabilir mi?</strong></p>

<p>Bu konuda uygulamada karşılaşılan en önemli yanılgılardan biri, Tazminat Komisyonuna ancak dava kesinleştikten sonra başvurulabileceğinin düşünülmesidir.</p>

<p>6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesine göre başvuru; <strong>“</strong><strong>soruşturma, kovuşturma veya yargılama sürecinde ya da en geç bunların kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren bir ay içinde yapılır. ” </strong>yapılabileceği gibi, süreç kesin bir kararla sona erdikten sonra da yapılabilir.</p>

<p>Dolayısıyla örneğin yıllardır devam eden ve henüz kesinleşmemiş bir ceza davasında, sırf yargılama sonuçlanmadığı gerekçesiyle kişinin yıllarca daha beklemesi gerekmemektedir. Bu düzenleme özellikle uzun süredir derdest bulunan dosyalar açısından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>5. Kesinleşen Dosyalarda Başvuru Süresi Ne Kadardır?</strong></p>

<p>6384 sayılı Kanun’un 5/A maddesi uyarınca yargılama henüz devam ediyorsa süreç içerisinde Komisyona müracaat edilebilir.</p>

<p>Ancak soruşturma, kovuşturma veya yargılama kesin bir kararla sona ermişse başvuru; <strong>kesin bir kararla sonuçlandığının öğrenilmesinden itibaren en geç bir ay içerisinde</strong> yapılmalıdır. Bu süre hak kaybı yaşanmaması bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Haklı bir mazeret nedeniyle süresinde müracaat edemeyen kişiler bakımından ise Kanunda ayrıca bir imkân tanınmıştır. Buna göre kişi, mazeretin ortadan kalkmasından itibaren <strong>on beş gün içerisinde</strong>, mazeretini gösteren delilleri de sunarak başvuruda bulunabilir.</p>

<p><strong>6. Başvuru Nasıl Yapılır?</strong></p>

<p>Başvurunun bir dilekçeyle yapılması ve dilekçede başvurucunun açık kimlik ve adres bilgilerinin yanı sıra hak ihlaline neden olduğu ileri sürülen sürecin, uğranıldığı iddia edilen zararın niteliğinin ve talebin açıklanması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvurunun dayanağı olan belgelerin de dilekçeye eklenmesi önemlidir. Komisyon, sunulan bilgi ve belgeleri yetersiz görürse eksikliklerin tamamlanması için başvurucuya <strong>bir aylık süre</strong> verir. Eksikliğin verilen süre içerisinde tamamlanmaması hâlinde müracaat reddedilebilir.</p>

<p>Kanun ayrıca başvuruların Cumhuriyet başsavcılıkları aracılığıyla veya belirlenen usuller çerçevesinde elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkına ilişkin müracaatlar kapsamında düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak işlemler ise harçtan muaftır.</p>

<p><strong>7. Her Uzun Yargılama Otomatik Olarak Tazminat Getirir mi?</strong></p>

<p>Bir yargılamanın uzun sürmüş olması önemli olmakla birlikte tek başına otomatik olarak hak ihlali ve tazminat sonucunu doğurmaz. Komisyon değerlendirme yaparken Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yerleşik içtihatlarını da dikkate almaktadır.</p>

<p>Örneğin çok sayıda tarafın bulunduğu, kapsamlı bilirkişi incelemeleri yapılan veya uluslararası delil toplama süreçleri bulunan karmaşık bir davanın uzun sürmesi ile herhangi bir önemli usul işlemi yapılmaksızın uzun süre hareketsiz bırakılmış bir dosya aynı şekilde değerlendirilemez. Başvurucunun yargılamayı geciktiren davranışları da değerlendirmede dikkate alınabilir.</p>

<p>Buna karşılık mahkemeden veya diğer kamu makamlarından kaynaklanan uzun hareketsizlik dönemleri, duruşmalar arasında açıklanamayan uzun sürelerin bulunması veya dosyanın niteliğinin gerektirmediği ölçüde uzaması ihlal değerlendirmesinde önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>8. Davayı Kazanmak Şart mıdır?</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkı, davanın esasından bağımsız bir güvencedir. Kişinin yargılama sonucunda davayı kazanmış veya kaybetmiş olması tek başına makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğini belirlemez.</p>

<p>Örneğin bir ceza yargılamasının sonunda beraat kararı verilmiş olması, yargılamanın gereksiz şekilde on yıl sürmüş olması hâlinde geçen süreyi kendiliğinden hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p>Aynı şekilde hukuk davasını kaybeden bir taraf da, somut olayın şartları mevcutsa yargılamanın aşırı uzun sürmesi nedeniyle manevi tazminat talebinde bulunabilir.</p>

<p>Burada incelenen husus uyuşmazlığın kimin lehine sonuçlandığı değil, <strong>devletin yargılamayı makul süre içerisinde sonuçlandırma yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğidir.</strong></p>

<p><strong>9. Komisyon Kararına Karşı İtiraz Edilebilir mi?</strong></p>

<p>6384 sayılı Kanun uyarınca İnsan Hakları Tazminat Komisyonunun kararlarına karşı, kararın tebliğinden itibaren <strong>on beş gün içerisinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz edilebilir.</strong> İtiraz öncelikli işlerden sayılmakta ve Kanunda üç ay içerisinde karara bağlanması öngörülmektedir.</p>

<p>Ankara Bölge İdare Mahkemesi Komisyon kararını yerinde görmezse yalnızca kararı kaldırmakla yetinmeyip işin esası hakkında karar verebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir.</p>

<p><strong>10. Tazminat Ne Zaman Ödenir?</strong></p>

<p>Tazminata hükmedilmesi hâlinde ödeme, kararın kesinleşmesinden itibaren <strong>üç ay içerisinde Adalet Bakanlığı tarafından</strong> gerçekleştirilir. Ödemeye ilişkin işlemler de damga vergisi ve harçtan muaftır.</p>

<p><strong>11. Tazminat Komisyonundan Sonra Anayasa Mahkemesine Başvurulabilir mi?</strong></p>

<p>Tazminat Komisyonunun oluşturulmasının temel amaçlarından biri, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin şikâyetlerin doğrudan Anayasa Mahkemesinin önüne gelmeden önce etkili bir iç hukuk mekanizması içerisinde giderilmesidir.</p>

<p>Bu nedenle makul sürede yargılanma hakkının ihlaline ilişkin şikâyetlerde doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapılması yerine, kanunda öngörülen Tazminat Komisyonu ve devamındaki yargısal denetim yolunun tüketilmesi önem taşımaktadır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi de Tazminat Komisyonu yolunun ulaşılabilir ve yeterli giderim sağlama kapasitesine sahip etkili bir başvuru yolu olduğunu kabul eden kararlar vermiştir.</p>

<p>Komisyon kararı ve buna karşı öngörülen yargısal başvuru yolu tüketildikten sonra ise koşulları mevcutsa Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>12. Manevi Tazminat Miktarı Nasıl Belirlenir?</strong></p>

<p>Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle talep edilen manevi tazminatın miktarı yalnızca yargılamanın kaç yıl sürdüğüne göre matematiksel bir şekilde belirlenmez.</p>

<p>Toplam yargılama süresinin yanı sıra dosyanın niteliği, uyuşmazlığın başvurucu açısından taşıdığı önem, gecikmenin boyutu ve Anayasa Mahkemesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin benzer olaylarda benimsediği tazminat ölçütleri birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle başvurunun yalnızca “davam uzun sürdü” şeklindeki genel bir iddiaya dayandırılması yerine, <strong>yargılamanın hangi dönemlerde ve hangi nedenlerle gereksiz biçimde uzadığının somutlaştırılması</strong> önem taşımaktadır.</p>

<p>Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması, hukuk devletinin ve adil yargılanma hakkının vazgeçilmez unsurlarından biridir. Adaletin yalnızca doğru karar verilmesiyle değil, aynı zamanda kararın makul bir zaman içerisinde verilmesiyle gerçekleştiği unutulmamalıdır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun ile 6384 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerin ardından, ceza soruşturması ve kovuşturmaları ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddiaları bakımından <strong>Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonuna başvuru</strong>, iç hukukta önemli ve etkili bir tazmin mekanizması hâline gelmiştir.</p>

<p>Üstelik başvuru için yargılamanın sona ermesini beklemek zorunlu değildir. Yargılama devam ederken de başvuru yapılabilir. Yargılama kesin olarak sonuçlanmışsa, öğrenme tarihinden itibaren öngörülen <strong>bir aylık başvuru süresinin</strong> kaçırılmaması gerekir.</p>

<p>Uzun süren bir yargılama nedeniyle yapılacak başvuruda dosyanın yalnızca toplam süresinin değil; soruşturmanın başlangıcından itibaren geçirilen aşamaların, mahkemeden kaynaklanan bekleme dönemlerinin, bozma ve kanun yolu süreçlerinin ve başvurucunun gecikmeye herhangi bir katkısının bulunup bulunmadığının birlikte değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bu nedenle her dosya kendi koşulları içerisinde incelenmeli; makul süre ihlali iddiası somut olayın kronolojisi ve gecikmenin nedenleri ortaya konularak gerekçelendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uzun-suren-yargilamalarda-tazminat-hakki-insan-haklari-tazminat-komisyonuna-basvuru</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kum-asd.jpg" type="image/jpeg" length="72522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Trafik Kazasında Maddi ve Manevi Tazminat hakkınız Nasıl Belirlenir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasında sağlık gideri teminatı kişi başı 3.600.000 TL’ye, maddi hasar teminatı ise 800.000 TL’ye yükseldi. Ancak bu rakamlar, bir trafik kazası mağdurunun eline geçecek tazminatın ne kadar olacağını tek başına göstermiyor. Tazminat miktarı; kusur oranından he...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 yılı itibarıyla zorunlu trafik sigortasında sağlık gideri teminatı kişi başı <strong>3.600.000 TL’ye</strong>, maddi hasar teminatı ise <strong>800.000 TL’ye</strong> yükseldi. Ancak bu rakamlar, bir trafik kazası mağdurunun eline geçecek tazminatın ne kadar olacağını tek başına göstermiyor. Tazminat miktarı; kusur oranından hesaplama yöntemine, hakimin takdir yetkisinden zamanaşımı süresine kadar birçok değişkenin bir araya gelmesiyle şekilleniyor ve bu yüzden çoğu kişi “hakkım ne kadar” sorusuna net bir cevap bulamıyor.</p>

<p><strong>Tazminat Hakkının Hukuki Dayanağı: Kusursuz Taraf Kimdir?</strong></p>

<p>Bir trafik kazasında tazminat hakkının doğması için öncelikle <strong>hukuka aykırı bir fiil</strong>, bir zarar ve bu ikisi arasında illiyet bağı bulunması gerekir. Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar verenin bu zararı gidermekle yükümlü olduğunu düzenler; motorlu araç işletenlerin sorumluluğu ise Karayolları Trafik Kanunu çerçevesinde çoğu zaman kusursuz sorumluluğa yaklaşan ağırlıkta değerlendirilir.</p>

<p>Örneğin kırmızı ışıkta bekleyen bir sürücüye arkadan çarpılması halinde, çarpan sürücünün kusuru kaza tespit tutanağıyla açıkça ortaya konur ve mağdur sürücünün tazminat talep etme hakkı doğar. <strong>Kusurun tamamen karşı tarafta olması</strong>, zararın tam olarak talep edilebilmesinin ilk koşuludur; kusurun paylaşılması durumunda ise hesap değişir.</p>

<p><strong>Maddi Tazminat Kalemleri Nasıl Hesaplanır?</strong></p>

<p>Maddi tazminat, parasal değeri ölçülebilen zararları kapsar ve genellikle birden fazla kalemden oluşur: tedavi giderleri, geçici veya sürekli iş göremezlik nedeniyle kaybedilen gelir, bakıcı gideri ve kaza sonucu ölüm halinde <strong>destekten yoksun kalma tazminatı</strong>. Bu kalemlerin her biri ayrı ayrı belgelenmeli ve gerektiğinde bilirkişi raporuyla desteklenmelidir.</p>

<p>Diyelim ki inşaat işçisi olarak çalışan bir kişi kaza sonucu bacağını kırdı ve iki ay boyunca çalışamadı. Bu durumda hastane faturaları, fizik tedavi giderleri ve çalışamadığı döneme ait <strong>gelir kaybı</strong> ayrı ayrı hesaplanarak maddi tazminat talebine dahil edilir. Sürekli maluliyet söz konusuysa, kişinin yaşam beklentisi ve kazanç kapasitesindeki azalma <strong>TRH-2010 yaşam tablosu</strong> esas alınarak aktüeryal hesaplamayla belirlenir.</p>

<p>Tedavi süreci uzadıkça maddi tazminat kalemleri de genişler.</p>

<p>Poliçe limitlerini aşan zararlarda, mağdurun aracı işleten veya sürücünün kişisel malvarlığına başvurma hakkı saklıdır; bu nedenle tazminat talebi kurgulanırken yalnızca sigorta teminatına değil, <strong>sorumlunun genel hukuki sorumluluğuna</strong> da odaklanılması gerekir.</p>

<p><strong>Kusur Oranı Tazminat Miktarını Nasıl Değiştirir?</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi, zarar görenin kendi kusurunun bulunduğu hallerde tazminattan indirim yapılabileceğini öngörür. Bu ilke, uygulamada “müterafık kusur” olarak adlandırılır ve kazada tarafların kusur payı ne kadar dengeliyse tazminat miktarı da o oranda değişir.</p>

<p>Örneğin bir kavşakta iki sürücü de trafik ışığı ihlali yapmışsa ve bilirkişi incelemesi sonucunda biri <strong>%70</strong>, diğeri <strong>%30</strong> kusurlu bulunmuşsa, daha az kusurlu sürücü zararının yalnızca karşı tarafın kusur oranına denk gelen kısmını talep edebilir. Kusuru bulunan taraf tamamen tazminat hakkından mahrum kalmaz, ancak alacağı miktar kendi kusuru oranında azalır.</p>

<p>Bu noktada sıkça tartışılan bir mesele var: kusur oranının tamamen kaza tespit tutanağına bağlı kalınarak mı, yoksa mahkemenin atadığı bağımsız bilirkişi incelemesiyle mi belirlenmesi gerektiği. Tutanaktaki kusur paylaşımı çoğu zaman ilk izlenimi yansıtır ve olay yerindeki fiziki delillerle, kamera kayıtlarıyla veya tanık beyanlarıyla değişebilir. Bu yüzden tutanağı kesin kabul etmek yerine, <strong>bağımsız bilirkişi raporunu</strong> esas almak, gerçek kusur dağılımını yansıtma açısından daha isabetli bir yaklaşımdır.</p>

<p><strong>Manevi Tazminatta Hakimin Takdir Yetkisi Nereye Kadar Uzanır?</strong></p>

<p>Manevi tazminat, bedensel bütünlüğün zedelenmesi veya yakın kaybı nedeniyle duyulan elem ve ızdırabın karşılığıdır. Türk Borçlar Kanunu’nun 56. maddesi, hakime bu konuda geniş bir <strong>takdir yetkisi</strong> tanır; sabit bir tarife veya formül bulunmaz.</p>

<p>Sürekli sakatlık yaşayan genç bir kadının açtığı davada hakim; yaşını, sakatlığın günlük yaşamına etkisini, olayın oluş şeklini ve tarafların ekonomik durumunu birlikte değerlendirerek bir miktara karar verir. Aynı şekilde bir kaza sonucu eşini veya çocuğunu kaybeden kişinin manevi tazminat talebinde, kaybın yakınlık derecesi ve kişinin yaşadığı travmanın ağırlığı belirleyici olur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Manevi tazminat kavramı yalnızca bedensel zararlarla sınırlı değildir; nitekim kişilik haklarına yönelik ihlallerde de benzer bir takdir mantığı işletilir. Sabit bir formülün bulunmaması bazı çevrelerce öngörülebilirliği azalttığı gerekçesiyle eleştirilir. Ancak kanaatimce bu esneklik bir eksiklik değil, aksine <strong>somut olay adaletini</strong> sağlayan bir mekanizmadır; her kazanın etkisi, mağdurun yaşı, mesleği ve yaşam koşullarına göre farklılaştığından, önceden belirlenmiş katı bir tarife çoğu zaman gerçek zararı yansıtmaktan uzak kalır. Kritik olan, hakimin bu takdir yetkisini kullanırken kararını somut gerekçelerle desteklemesi ve manevi tazminatın ne mağduru zenginleştiren ne de sembolik kalan bir miktara dönüşmemesidir.</p>

<p>Manevi tazminat, kazanın kişinin yaşamındaki gerçek etkisi üzerinden değerlendirilir.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi ve İzlenmesi Gereken Yol</strong></p>

<p>Trafik kazasından doğan tazminat taleplerinde zamanaşımı, Türk Borçlar Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenir: zarar görenin, zararı ve failin kim olduğunu öğrendiği tarihten itibaren <strong>2 yıl</strong>, her halükarda fiilin gerçekleştiği tarihten itibaren <strong>10 yıl</strong> içinde dava açılmalıdır. Kaza aynı zamanda taksirle yaralama veya taksirle ölüme neden olma gibi bir suç oluşturuyorsa ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, bu uzamış süre tazminat davası için de uygulanır.</p>

<p>Örneğin iki yıl önce meydana gelen ve haklarında ceza davası da açılan bir trafik kazasında mağdur, hukuk davası açmayı ertelemiş olsa bile, ceza davasındaki uzamış zamanaşımı süresinden faydalanarak talebini ileri sürebilir. Bu nedenle süreci takip ederken yalnızca hukuk davasının değil, varsa <strong>paralel yürüyen ceza sürecinin</strong> de göz ardı edilmemesi gerekir.</p>

<p>Uygulamada izlenmesi gereken yol şu şekilde özetlenebilir: öncelikle kaza tespit tutanağı, hastane raporları ve varsa tanık bilgileri eksiksiz toplanmalı; ardından maddi zarar kalemleri belgelerle desteklenmeli ve gerekiyorsa bağımsız bilirkişi incelemesi talep edilmelidir. Zamanaşımı süresinin kaçırılmaması için sürecin başında hukuki danışmanlık alınması, hem maddi hem manevi tazminat talebinin doğru kurgulanması açısından belirleyici bir adımdır. Mahkemece hükmedilen tazminat borçlu tarafından gönüllü ödenmezse, alacağın tahsili için icra takibi başlatılması gündeme gelir.</p>

<p>Özetle, trafik kazasında tazminat hakkının belirlenmesi tek bir hesaplamadan ibaret değildir:</p>

<p>- Kusur oranı, kaza tespit tutanağı ve bağımsız bilirkişi incelemesiyle netleştirilmelidir.</p>

<p>- Maddi tazminat kalemleri (tedavi, gelir kaybı, destekten yoksun kalma) ayrı ayrı belgelenmelidir.</p>

<p>- Manevi tazminat, hakimin somut olay koşullarına göre belirlediği bir miktardır, sabit bir tarifesi yoktur.</p>

<p>- Zamanaşımı süreleri (2 yıl / 10 yıl, uzamış zamanaşımı) titizlikle takip edilmelidir.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/trafik-kazasinda-maddi-ve-manevi-tazminat-hakkiniz-nasil-belirlenir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/trafik-kazaa11.jpg" type="image/jpeg" length="99574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Eylül 2026 Tarihli ve 33371 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İbn Haldun Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ ARAP DİLİ VE EĞİTİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İbn Haldun Üniversitesi Arap Dili ve Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İbn Haldun Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Senato: İbn Haldun Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>e) Üniversite: İbn Haldun Üniversitesini,</p>

<p>f) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Arapçanın öğretimi konusunda uygulamalar ve araştırmalar yaparak programlar hazırlamak, yöntem ve projeler geliştirmek, akademik amaçlı ve mesleki amaçlı Arapça müfredat hazırlanmasına katkı sağlamak, bu hedef doğrultusunda ilgili mevzuat kapsamında kurslar ve sertifika programları düzenlemek.</p>

<p>b) Arap kültürünü tanıtmak ve Arapça öğrenmeyi teşvik etmek amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>c) Arap diline dair doğru eğitim ve öğretim metotlarının, Arapça öğretimi alanında uluslararası tanınırlığa sahip akademisyenler aracılığıyla geliştirilmesi; bu çerçevede, ilgili mevzuat kapsamında açılacak sertifika programlarıyla ülkemizde Arapça eğitiminin kalitesinin artırılmasına katkı sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Arapça ile diğer dillerin öğretimi arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapmak; basılı, görsel ve çoklu ortam öğretim araçları üretmek ve yayımlamak.</p>

<p>b) Yurt içi ve yurt dışında uluslararası Arapça dil eğitim programları düzenlemek, gerektiğinde ilgili mevzuat hükümlerine göre sertifika vermek.</p>

<p>c) Arapçanın öğretimi ile ilgili yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve kuruluşlarla ikili ve uluslararası anlaşmalar çerçevesinde ortak eğitim-öğretim, araştırma, uygulama ve yayın faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümlerine göre Arapça ile ilgili alanlarda çalışan öğretim elemanları ve yurt içindeki ve yurt dışındaki üniversitelerin Arap dili ile ilgili bölüm öğrencileri ve mezunları için mesleki tecrübeye yönelik çalıştay, toplantı, eğitim ve staj programları düzenlemek.</p>

<p>d) Arapça öğretimini yaygınlaştırmak için Üniversite Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi ile iş birliği içinde uzaktan eğitim programları ve sınavları hazırlamak, bunları yurt içinde ve yurt dışında uygulamak, yurt dışındaki çeşitli üniversite ve dil merkezleriyle iş birliği yaparak öğrenci ve öğretim elemanı değişimini ve eğitim araçlarının paylaşımını sağlamak.</p>

<p>e) Arapça öğretimi ile ilgili araştırma ve uygulamaları desteklemek, bilimsel çalışmaları teşvik etmek ve yapılan araştırmaları duyurmak ve yakından izlemek amacıyla seminer, kurs ve toplantılar düzenlemek.</p>

<p>f) Arapça öğretimi konusundaki gelişmeleri yakından takip etmek amacıyla yabancı dil öğretimine yönelik fuarlara katılmak, konuyla ilgili tanıtım faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>g) Arapça öğrenmeye teşvik amacıyla yurt içi ve yurt dışında sosyal ve kültürel etkinlikler, geziler, gösteriler düzenlemek, ödüller vermek.</p>

<p>ğ) Arap dili alanında çalışan akademisyenlerin araştırmalarını bir araya getirmek amacıyla dergiler, kitaplar ve benzeri bilimsel yayınlar ile çeşitli toplantılar düzenlemek.</p>

<p>h) Rektörlükçe önerilen ve/veya Yönetim Kurulu tarafından kararlaştırılan diğer faaliyetleri gerçekleştirmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdürün herhangi bir sebeple kesintisiz altı aydan fazla görevinin başında bulunamayacağı durumlarda yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Gerekli görülen hâllerde görev süresi bitiminden önce Rektör tarafından aynı usulle değiştirilebilir. Müdür yardımcısının görev süresi Müdürün görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>c) Merkezin eğitim-öğretim, araştırma, uygulama ve yayın faaliyetlerinin, etkinliklerinin ve sınavlarının düzenli yürütülmesini sağlamak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Merkez ile her düzeydeki personelin görev ve sorumlulukları üzerinde genel gözetim ve denetim görevini yapmak.</p>

<p>d) Merkezin araştırma ve uygulama faaliyetleri için ortaya çıkan genel ihtiyaçları ve bunlarla ilgili önerilerini Rektöre sunmak.</p>

<p>e) Rektörlüğe sunulacak faaliyet raporunu görüşmek.</p>

<p>f) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından görevlendirilecek dört üye ile birlikte toplam beş üyeden oluşur. Yönetim Kurulu üyelerinin görev süresi en fazla üç yıldır. Görev süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine yılda en az üç kez toplanarak, Müdür tarafından hazırlanan gündem maddelerini görüşerek karar alır. Yönetim Kurulu, üye tam sayısının salt çoğunluğu ile toplanır ve kararlar oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Müdür yardımcıları, oy hakkı olmaksızın Yönetim Kurulu toplantılarına katılabilir. Toplantılara katılım video konferans usulü veya internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetleri ile ilgili karar almak, bu faaliyetlere ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili birimler kurulması, kurslar açılması ve personel görevlendirilmesi ile ilgili önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Yurt içi ve yurt dışındaki kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek, farklı kurumlarla iş birliklerini Rektör onayına sunmak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında eğitim programları sonunda katılım belgesi, sertifika ve benzeri belgelerin verilmesi ile ilgili esasları belirleyerek Senatoya sunmak.</p>

<p>d) Danışma Kurulunun görüş ve önerilerini değerlendirerek karar vermek.</p>

<p>e) Müdürün her faaliyet dönemi sonunda hazırlayacağı faaliyet raporunun düzenlenmesine ilişkin esasları belirlemek, sunulan raporu değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programına öneriler sunmak.</p>

<p>f) Müdürün, Merkezin yönetimi ile ilgili getireceği konuları değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, Yönetim Kurulunun önerisiyle, Üniversite içinden veya dışından Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları ve deneyimleri bulunan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en az beş en fazla on beş üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu toplantılarında salt çoğunluk aranmaz. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usuller ile internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi, Merkezin faaliyetleriyle ilgili konularda görüş ve tavsiyelerde bulunmaktır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü ölçü ve süreyle Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde; 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini İbn Haldun Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-arap-dili-ve-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-g2.jpg" type="image/jpeg" length="47895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Eylül 2026 Tarihli ve 33371 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ERZİNCAN BİNALİ YILDIRIM ÜNİVERSİTESİ TEKNOLOJİ TRANSFER OFİSİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam </strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına ve yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak </strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ve 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite: Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite bünyesinde araştırmacı ve öğrencilerin iş fikirlerini ticarileştirmeleri amacıyla ön kuluçka ve kuluçka merkezleri kurmak ve işletmek, bu merkezlerin KOSGEB,TEKMER, TÜBİTAK ve benzeri fon sağlayıcı kurumların destek programlarına entegre edilmesini ve ilerleyen aşamalarda Teknoloji Geliştirme Bölgeleri (TGB) bünyesinde yapılandırılmasını koordine etmek ve şirketleşme süreçlerine rehberlik sağlamak.</p>

<p>b) Akademisyen, öğrenci ve girişimcilerin TÜBİTAK, KOSGEB, Kalkınma Ajansları ve AB gibi ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlardan hibe ve destek alabilmeleri için rehberlik hizmetleri sunmak.</p>

<p>c) TEKNOFEST gibi ulusal ve uluslararası teknoloji ve bilim yarışmalarına öğrencilerin ve takımların hazırlanması süreçlerini koordine etmek ve Milli Teknoloji Atölyesi (MTA) ve benzeri altyapılarla entegre çalışmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite içerisinde proje kültürü ve teknoloji transferi konularında farkındalık oluşturup eğitimler ve bilgi günleri düzenlemek ve teknoloji transfer ofisinin tanıtım faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>b) Ulusal ve uluslararası fon kaynaklarına yönelik proje (Üniversite-sanayi iş birlikleri dâhil) hazırlama, bütçelendirme ve yönetim süreçlerine teknik ve idari destek vermek.</p>

<p>c) Üniversite kaynaklı buluşların bildirim, tescil ve ticarileşme süreçlerini yönetmek ve bu konudaki iş ve işlemleri Üniversite tarafından çıkarılan yönerge hükümlerine göre yürütmek.</p>

<p>ç) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür </strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları ve teknoloji transfer ofisleri, teknoparklar veya kuluçka merkezleri gibi teknoloji transfer altyapılarında en az beş yıl fiili çalışma tecrübesi bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür görevi başında bulunmadığı zaman Rektör onayı ile müdür yardımcılarından birini vekil bırakır. Göreve vekâlet altı ayı aştığı takdirde, Rektör aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Müdürün önerisi üzerine teknoloji transfer altyapılarında en az beş yıl tecrübesi bulunan öğretim elemanları arasından en çok iki kişi üç yıl süre için Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilebilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcılarının da görevi sona erer. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yönetim Kurulunun aldığı kararları ve hazırladığı çalışma programını uygulamak.</p>

<p>b) Yönetimi altındaki birimleri Merkezin amaçları doğrultusunda yönetmek.</p>

<p>c) Merkezin yıllık bütçesini planlamak ve hazırlamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kuruluna başkanlık etmek.</p>

<p>d) İlgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilen iki üye olmak üzere toplam en fazla beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üye aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Görev süresinin bitiminden önce ayrılan üyelerin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin ve birimlerin yıllık çalışma programını, bütçesini ve stratejik hedeflerini, Üniversite stratejik planı ile uyumlu olacak şekilde hazırlamak ve karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin alt birimlerinden ve çalışma kurullarından gelen faaliyet raporlarını değerlendirmek.</p>

<p>c) Teknoloji portföyü ve ticarileştirme stratejilerine ilişkin süreçleri onaylamak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) 8/4/2019 tarihli ve 30739 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Teknoloji Transfer Ofisi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/erzincan-binali-yildirim-universitesi-teknoloji-transfer-ofisi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="92943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanlığı’ndan çocukları korumaya yönelik yeni genelge]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, aileyi, çocukları ve gençleri zararlı içeriklerden korumaya yönelik hazırlanan genelgenin 81 ildeki 175 ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini açıkladı. Genelgede, çocukları hedef alan müstehcen ve suç içerikli faaliyetlere ilişkin ihbarların hızlı değerlendirilmesi, dijital delillerin korunması ve gerekli hâllerde erişim engeli uygulanması istendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ailenin, Gençlerin ve Toplumun Genel Ahlaka Aykırı ve Olumsuz Etkileyen İçerik ve Oluşumlardan Korunması” başlıklı genelgenin 81 ilde bulunan 175 ağır ceza Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiğini duyurdu.</p>

<p>Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2026-2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu doğrultusunda aileyi, çocukları ve gençleri istismar, müstehcenlik, suç ve zararlı içeriklerden korumaya yönelik çalışmaların kararlılıkla sürdürüldüğünü belirtti.</p>

<p><strong>İHBARLAR HIZLA DEĞERLENDİRİLECEK</strong></p>

<p>Genelge kapsamında başsavcılıklardan; çocukları ve gençleri hedef alan müstehcen ve suç içerikli faaliyetlere ilişkin ihbarların gecikmeksizin değerlendirilmesi istendi.</p>

<p>Savcılıklara ayrıca dijital delillerin hızlı şekilde tespit edilerek muhafaza altına alınması, gerekli durumlarda içeriklerin çıkarılması ve erişim engelleme tedbirlerinin uygulanması talimatı verildi.</p>

<p>Organize yapı şüphesi bulunan durumlarda örgütlü suç hükümlerinin devreye alınması, suçtan gelir elde edildiğine yönelik emare bulunması hâlinde ise eş zamanlı mali soruşturma yürütülmesi istendi.</p>

<p><strong>MAĞDUR ÇOCUKLAR İÇİN KORUYUCU TEDBİRLER</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genelgede, suç mağduru çocukların ikinci kez zarar görmesini önleyecek koruyucu tedbirlerin eksiksiz uygulanmasına da dikkat çekildi.</p>

<p>İlgili kurumlarla güçlü ve sürekli koordinasyon sağlanması gerektiği belirtilirken, dijital mecralarda ve gerçek hayatta hukuk devletinin gereklerinin kararlılıkla yerine getirileceği vurgulandı.</p>

<p>Bakan Gürlek açıklamasında, “Çocuklarımızın üstün yararı bizim için tartışmaya açık değildir. Aile kurumunu, gençlerimizin geleceğini ve toplum düzenimizi hedef alan hiçbir suç yapılanmasına müsamaha göstermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>ADLİ İŞLEM BAŞLATILMASI TALİMATI</strong></p>

<p>Öte yandan Adalet Bakanlığından 81 ildeki Cumhuriyet Başsavcılıklarına talimat: Çocukları ve gençleri cinsiyetsizleştirmeye teşvik ettiği değerlendirilen faaliyetlerin arkasındaki amaç ve kullanılan yöntemlerin araştırılması, çeşitli suçlarla bağlantı tespit edilmesi hâlinde ise derhal adli işlem başlatılması istendi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adalet-bakanligindan-cocuklari-korumaya-yonelik-yeni-genelge</guid>
      <pubDate>Mon, 14 Sep 2026 23:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/akin-gurlek-adalet-b.jpg" type="image/jpeg" length="73541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18360"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="51312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="69526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="40038"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="74110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="57654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="24368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="50640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="35121"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="20521"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="72217"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
