<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 09 Jun 2026 13:47:15 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ve 11. Yargı Paketleri Işığında Güncel İnfaz Hukuku Değerlendirmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değerli meslektaşlarım, daha önce şahsımın da kaybolduğu infaz hukukunun karanlık dehlizlerinden, 10. Yargı paketi değişikliklerini etüt etmek suretiyle; biraz aydınlanmak ve meslektaşlara yardımcı olmak amacıyla <a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber</a> sitesinde İnfaz Hukukunun birçok uygulama noktasını sizlerle paylaştım ve yüksek teveccühünüze mazhar oldum.</p>

<p>İlgili yazılarıma, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">tüm yazılarım</span></a></strong> sekmesinden ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Bu yazımda uygulamada İnfaz Hukuku’nun geldiği noktayı ve sonuç odaklı değerlendirmelerde bulunacağım. Şöyle ki;</p>

<p><strong>1.</strong> Bilindiği üzere 4 Haziran 2025 tarihi itibariyle; amiyane tabirle girdi-çıktı dediğimiz, doğrudan denetimli serbestliğe ayrılma uygulaması tarih olmuştur.</p>

<p>Hükümlülerin, sabah adliyeye teslim olup akşamüstü ayrılmaları garabetinin de sona ermesi sevindiricidir.</p>

<p>Toplumdaki cezasızlık algısını bastırmak ve kamu vicdanını tatmin etmek amacıyla olumlu bir adım olduğunu düşünmekteyim.</p>

<p>Bu tarih ve sonrasında işlenen suçlardan ötürü alınan hapis cezalarının, koşullu salıverilme tarihinin 10/1 i ceza infaz kurumunda infaz edilecek ve kişinin ceza infaz kurumunda geçireceği süre 5 günden az olmayacaktır.</p>

<p>Bir örnekle açıklayalım :</p>

<p>· 1 yıl 10 ay tefecilik suçundan cezası, suç tarihi 5 Haziran 2025 olan hükümlünün, suç tarihi yeni olduğu için girdi çıktısı mümkün değildir.</p>

<p>Aldığı cezanın koşullusu 1 Yıl 10 Ay (1/2) 11 Aydır.</p>

<p>Koşullu tarihinin 10/1 ini (1 Ay 4 gün) Ceza infaz kurumunda geçirdikten sonra denetime ayrılabilir.</p>

<p>Doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılabilecektir.</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci kez mükerrirlere de bilindiği üzere 10. Yargı paketi değişiklikleriyle koşullu salıverilme hakkı tanındı ve buna bağlı olarak özel infaz usullerinden faydalanma, denetime ayrılma gibi haklarda doğmuş oldu.</p>

<p>Artık, ikinci kez mükerrir bir hükümlünün koşullu salıverme oranı 3/4 tür.</p>

<p>Örn : Hükümlünün İkinci Kez Mükerrir 4 ay ve birinci kez mükerrir 1 yıl 8 ay cezasını toplayalım.</p>

<p>AY 2. Mükerrir (3/4) : 3 Ay + 1 Yıl 8 Ay İlk Mükerrir (2/3) : 1 Yıl 20 Gün = 1 Yıl 3 Ay 20 Gün kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Hükümlünün, ceza infaz kurumunda 3 Ay 20 gün kalması gerekmektedir.</p>

<p>İkinci mükerrir cezası olduğu için de, 3 yıldan az ceza toplamı olsa da doğrudan açık ceza infaz kurumuna ayrılmayacak, 1 ay kapalı ceza infaz kurumunda kalacaktır.</p>

<p>Eğer Temmuz 2023den önce bir suç tarihi varsa; 1 ay sonra denetimli serbestliğe ayrılabilir.</p>

<p>· İstisnai Koşullu Salıverilme Oranları :</p>

<p>*Kasten öldürme suçu ,*Altsoya, üstsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumunda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama, *Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu 867/2-d</p>

<p>*İşkence, *Eziyet suçu *Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar (madde 102, 103, 104, 105),(102/2 , 103, 104/2-3 suçlarında 3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Haberleşmenin gizliliğini ihlal, *kişiler arasındaki konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması, *özel hayatın gizliliğini ihlal, *kişisel verilerin hukuka aykırı olarak kaydedilmesi, verileri hukuka aykırı olarak ele geçirme ve yayma, verileri yok etmeme</p>

<p>*Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal veya ticareti (3/4 infaz oranı)</p>

<p>Devletin güvenliğine karşı suçlar (örgüt üyeliği suçu dahil),</p>

<p>Anayasal düzene karşı suçlar, Milli savunmaya karşı suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar, *3713 sayılı TMK (Terörle Mücadele Kanunu) kapsamına giren suçlar, (3/4 infaz oranı)</p>

<p>*Birinci kez mükerrirler (2.mükerrirler 3/4 infaz oranı)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnfaz hesaplamada bu oranlar hayati öneme haizdir.</p>

<p>Yukarıdaki suçlardan, parantez içerisinde belirtilenler haricindeki suçlarda, koşullu salıverilme <strong>2/3 oranında hesaplanır</strong>.</p>

<p><strong>3. </strong>Açık Ceza İnfaz Kurumuna Ayrılma Yönetmeliği, 10. ve 11. Yargı Paketi değişikliklerinden vareste tutuldu ve hükümlerini korudu.</p>

<p>10. Yargı Paketiyle 30 Mart 2020 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülerin, koşullu salıverilme tarihlerine 3 yıl kala denetimli serbestliğe ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>· Örn : 2019 Suç Tarihli 3 Yıl 6 Ay dolandırıcılık suçundan ceza alan hükümlünün; denetim süresi koşullu salıverilmesine 3 yıl kala uygulanacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla, başka yeni tarihli bir cezası yoksa açık ceza infaz kurumuna ayrıldıktan sonra (cezası 3 yıldan fazla olduğu için kapalıda 1 ay yatarı olur.) denetime ayrılabilir.</p>

<p>Ancak, 1 aylık dahi yeni tarihli bir cezası olursa; denetim süresi koşullu tarihine 1 yıl kala olarak uygulanacaktır.</p>

<p><strong>4.</strong> 11.Yargı Paketiyle de 31.07.2023 tarihi ve öncesi suç tarihi olan hükümlülere (istisnai suçlar hariç) +3 yıl denetim ve +3 yıl erken açığa ayrılma hakkı getirildi.</p>

<p>Ancak bir hükümlünün, 11. Yargı paketinden yararlanması için; 1 ay kapalı infaz kurumunda 3 ay da açık infaz kurumunda yatması gerekmektedir.</p>

<p>Sadece 10.yargı paketinden yararlanarak denetimli serbestliğe ayrılabilecek hükümlüler için böyle bir zorunluluk bulunmamaktadır.</p>

<p>· Hesaplama Örneği :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Ticareti ve 1 Yıl Tehdit suçundan kesinleşmiş hapis cezası alan hükümlünün infaz durumunu inceleyelim :</p>

<p>8 Yıl 4 Ay Uyuşturucu Tic. (3/4) 6 Yıl 3 Ay + 1 Yıl Tehdit (1/2) 6 Ay = 6 Yıl 9 Ay kişinin koşullu salıverilme süresidir.</p>

<p>Ceza infaz kurumunda 5 yıl 9 Ay kaldığı takdirde denetime ayrılabilir. 10 Yıldan az cezası olmasına rağmen, uyuşturucu ticareti suçundan mahkum olduğu için; koşullusuna 5 yıl kala yani 9 ay kapalı infaz kurumunda kaldıktan sonra Açık ceza infaz kurumuna ayrılabilir.</p>

<p>İki suçun da suç tarihleri hususu denetimde önemlidir. Yeni yargı paketine göre Temmuz 2023 öncesi ise 4 yıl, Mart 2020 öncesiyse koşulluya 6 yıl kala hükümlü denetime ayrılabilir. Burada 1 ay kapalı ve 3 ay açık infaz kurumunda kalmayı unutmayalım.</p>

<p>· Özel infaz usulleri ve infaz ile ilgili sair yazılarıma tüm yazılarımdan ulaşabilirsiniz.</p>

<p>Tüm değişikliklere bu yazımda değinmeyeceğim.</p>

<p><strong>5. Sonuç olarak :</strong></p>

<p>İnfaz hukuku en fazla değişikliğin olduğu, zaman zaman hükümlü ve hükümlü yakınlarının desteğini alma saikiyle de Cumhuriyet Tarihinde bir türlü istikrar sağlanamamış bir hukuk alanıdır.</p>

<p>Aynı zamanda İnfaz hukuku, Ceza hukukunun en spesifik ve yanlış bilginin hükümlünün özgürlüğüne doğrudan etki ettiği bir alandır.</p>

<p>Dolayısıyla üst üste bu kadar çok düzenlemeyi kaldırmayacağını ve İnfaz hukukunda istikrarın sağlanması gerektiğini düşünmekteyim.</p>

<p>Tabii ki ikinci kez mükerrirlerin cezası ne olursa olsun (örn 2 ay) 1 ay kapalı ceza evinde kalma zorunluluğu gibi garabet uygulamalara ilişkin yeni düzenlemeler getirilmelidir.</p>

<p>Bir süredir İnfaz tartışmalarının durulması ve 12.yargı paketinde yeni bir düzenlemenin de beklenmemesi sevindiricidir :)</p>

<p>Bir avukat olarak işbu düzenlemeler müvekkillerimiz lehine olsa da, yurttaş gözüyle</p>

<p>bakıldığında; bilhassa suç işlemeyi meslek edinen hükümlülerin birkaç yıl içerisinde</p>

<p>tahliye olmaları hazindir.</p>

<p>Toplumumuzda hasıl olan cezasızlık algısını işbu 10 ve 11.yargı paketleri körüklemiştir.</p>

<p>Gerekli ve hukuka aykırı düzenlemeler haricinde, siyasi saiklerle yeni bir İnfaz Hukuku paketinin sunulmamasını temenni ediyorum.</p>

<p></p>

<p>· Bu yazımda naçizane, İnfaz hukukunun güncel uygulama alanı ve sosyolojik gerçekliğini değerlendirmeye çalıştım.</p>

<p>Meslektaşlarıma faydalı olması dileğiyle..</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU"><img alt="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/06/furkan-taha-dulkadiroglu.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-furkan-taha-dulkadiroglu" title="Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU">Av. Furkan Taha DULKADİROĞLU</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ve-11-yargi-paketleri-isiginda-guncel-infaz-hukuku-degerlendirmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/hakim-terazi-aa.jpg" type="image/jpeg" length="64972"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3662 E., 2026/2712 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3662 E., 2026/2712 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/209 E., 2023/288 K.</p>

<p>Mahkeme kararının bir kısım (... ve ...) davacılar vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın bozulmasına dair verilen kararın davalı vasisi tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; davacıların müşterek murisleri ... ile davalı arasında, davalının hissedar olduğu taşınmazın satışı konusunda 30.09.1970 tarihinde harici bir satış anlaşması yapıldığını, anlaşmaya konu olan taşınmaz üzerindeki davalının hissesi kadar bir taşınmaz parçasının zilyetliğinin, aynı tarihte müşterek murise geçtiğini, satış bedelinin tamamının peşinen ödendiğini, murisin vefatından sonra da söz konusu taşınmazı nizasız ve fasılasız olarak kullana geldiklerini ancak Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı dosyası ile 2501 parsel sayılı taşınmaz için ortaklığın giderilmesi davası açıldığını ve davanın halen derdest olduğunu ileri sürerek; harici satış anlaşması ile davalıdan satın alınan taşınmaz bölümünün kendilerine ait olduğunun tespiti ile, bu kısmın bedelinin taşınmazın tümünün toplam değeri üzerinden hesaplanmasına, Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin hesaplanacak olan orandaki kısmın kendilerine ait olduğunun tespitine ve bu bedellerin müvekkillere ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, 16.04.2019 tarihli ıslah dilekçesiyle; 2501 sayılı parselin ifrazı sonucu oluşan 2907, 29 08... parsel sayılı taşınmazların davalıya ait toplam 11.219,25 m²'lik hissesinin 1/3'ünün davacı ...'a 1/3'ünün de ...'a ait olduğunun tespit edilerek, bu kısmın değeri olan 200.353,46 TL nin ana taşınmazın tümünün toplam değerine oranının her davacı için ayrı ayrı %8,33 olduğundan Orhangazi Sulh Hukuk Mahkemesinin 2010/166 E. sayılı ortaklığın giderilmesi davasında satıştan elde edilecek gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı müvekkillerine ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vasisi; ıslah yoluyla zamanaşımı def'ini ileri sürmüş, ayrıca senedin sahte olduğunu, imzanın davalıya ait olmadığını, davacıların taşınmazda işgalci olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 28.01.2015 tarihli kararıyla; taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, davacılar veya murisleri yönünden artık ferağ imkanının ortadan kalktığı ve davacılar veya murislerinin ferağdan ümitlerinin kesildiği tarihin "Gayri Menkul Satış Senedi"ndeki ifade kapsamında, kadastro tutanağının kesinleştiği tarih olan 28.01.1971 tarihi olduğu, bu tarihten itibaren başlayan 10 yıllık zamanaşımının da 28.01.1981 tarihi itibariyle sona erdiği, davanın; davacıların tüm talepleri yönüyle zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle, davanın zamanaşımı nedeni ile reddine karar verilmiş, karar süresi içinde davacılardan ... ve ... tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Dairemizin 12.04.2017 tarihli ilamıyla; davanın davacıların murisi ile davalı arasında imzalanan adi yazılı taşınmaz satım sözleşmesi ile satın alınan taşınmaz hakkında diğer hissedarlar tarafından ortaklığın giderilmesi davası açılmış olması nedeniyle, bedelin tahsili istemine ilişkin olduğu, davacıların satın alma tarihinden bu yana zilyetliklerine bir itirazın olmadığı, zamanaşımının ancak zilyetliğin son bulduğu tarihte işlemeye başlayacağı, Mahkemece; işin esasına girilerek bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin 17.05.2019 tarihli kararıyla; satış sözleşmesinde, satışa konu taşınmazın parsel olarak bildirilmediği, tepealtı mevkii ve ahlat sırtı mevkiinde iki taşınmazın 1.200,00 TL bedel ile satılarak bedelin nakden alındığının sözleşmede ifade edildiği, satıcıların babaları ... ile anneleri ...'dan kendilerine intikal eden hisseleri sattığı, ancak tapuda devir işlemlerinin yapılmadığı, satış tarihinden itibaren davacıların zilyet olduğu, dava tarihi itibariyle dava konusu parselin ... nolu parsel olduğu, daha sonra ifraz edilerek 29 07... parseller olduğu, gerekçesiyle, davacılar ... ile ...'ın davasının kabulü ile; 2501 parsel sayılı taşınmazın (ifrazdan sonra 2907, 2908, 2909 parsel sayılı taşınmazların) Fen bilirkişisinin 02.01.2019 tarihli rapor ve krokisinde gösterilen davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacı ...'a, 1/3'ünün davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 100.176,83 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının ayrı ayrı davacı ...'a ve davacı ...'a ait olduğunun tespiti ile davacıya ödenmesine; davacılar ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına karar verilmiş olup, karar davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dairemizin 03.03.2020 tarihli ilamıyla, imza inkarında bulunulduğundan dava konusu sözleşmedeki imzanın davalının eli ürünü olup olmadığına ilişkin Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması; imzanın davalıya ait olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine karar verilmesi, sahte olmadığının anlaşılması halinde; davaya konu 30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde, iki adet taşınmaz (6,5 dönüm ve 3,5 dönüm) satışa konu edildiği, her iki taşınmaz için 12.000 ETL bedel belirlendiği davacılar tarafından sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedeli, dava konusu edilerek eldeki davanın açıldığı, 2501 parsel sayılı taşınmazın geldisi olan 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların davalı ... vd. olduğu, davacılar tarafından dosyaya ibraz edilen 13.04.2015 tarihli temyiz dilekçesi ile, denkleştirici adalet uyarınca tarafların aldıklarını geri vermesi gerektiği yönünde talepte bulunulduğu, Mahkemece, davacılar tarafından, 30.09.1970 tarihli sözleşme ile dava konusu taşınmaz için ödenen paranın talep edilmesinin, sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince ve denkleştirici adalet ilkesinin esas alınması suretiyle tahsili talebine ilişkin olduğu kabul edilerek, satış bedeli olarak kabul edilen değerin dava konusu edilen taşınmaz ve davalı hissesine tekabül edecek miktar esas alınmak suretiyle, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücünün belirlenmesi için konusunda uzman bilirkişiden Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli rapor aldırılması ve bu yolla belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, kadastro sonrası davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktar esas alınmak suretiyle, taşınmazın tespit edilen rayiç bedeli üzerinden davalı aleyhine yazılı şekilde hüküm tesisinin doğru görülmediği gerekçesiyle, hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 29.03.2022 tarihli ATK raporunda söz konusu imzaların ...'in eli ürünü olduğunun belirlendiği, dava konusu “30.09.1970 tarihli gayrimenkul satış senedinde” satıcının ..., ... vekili ..., ... ve ...'ın alıcının ise ... olduğu, parsel numarası belirtilmemekle iki adet taşınmazın 12.000 TL’ye satışının yapıldığı, bedelinin nakden alındığı, taşınmazların 6,5 dekar tarla ve 3,5 dekar olduğu, satış senedine konu olan 6.5 dönüm taşınmazın 2501 parsel sayılı taşınmaz olduğu, taşınmazın ifraz işlemi ile 641 nolu taşınmazdan geldiği, 641 nolu taşınmazın kadastro tutanağının 28.01.1971 tarihinde kesinleştiği, toplam miktarının 44.975 dönüm olduğu, maliklerinin ... , ... , ... , ... ve ... olduğu, bilahare ifraz ve intikal ile 2501 parsel numarasını aldığı, hissedarların ..., ..., ... vd. olduğu, davalının toplam taşınmaz hissesinin 8.414,44 m² ve 2.804,81 m² olduğu, davacılar tarafından sadece sözleşmede 6,5 dönüm olarak sınırlandırılan 2501 parsel sayılı taşınmaz bedelinin talep edildiği; 10 dönümlük taşınmazın 12.000,00 TL'ye satın alındığı, dava konusu taşınmazın dönüm itibari ile 7.800,00 TL'ye alındığının kabulü ile ilgili miktarın satış tarihi olan 30.09.1970 tarihinden itibaren enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs ortalamaları alınmak suretiyle 24.066,32 TL olduğu, davalının hissesi oranında (3/16 oranında paylı mülkiyeti ile 120/1920 iştiraken hissesi toplamı 480/1920 = 1/4 olmakla) 6.016,58 TL'den sorumlu olacağı, davacıların ise 1/3 hissedar olması sebebi ile davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine, davacılardan ... ve ... yönünden kararın temyiz edilmeyerek kesinleşmiş olması nedeni ile bu davacılar yönünden yeniden hüküm kurulmasına yer olmadığına,<br />
karar verilmiş; karar süresi içinde davacılar Vedat ve Ahmet vekili ve davalı vasisi tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmadığı anlaşılmakla, bir kısım davacılar vekilinin tüm davalı vasisinin aşağıdaki temyiz nedeni yapılan hususlar dışında kalan diğer temyiz itirazları yerinde görülmediği, Mahkemece; bozma ilamında belirtildiği şekilde rapor alınarak satış bedeli olarak kabul edilen değerin ifanın imkansız hale geldiği tarihte ulaşacağı alım gücüne ilişkin hesaplamaların yapılarak miktarın belirlenmiş olmasına göre, satış bedelinden davalının hissesine düşen bedelin, her bir davacı için ayrı ayrı hüküm kurulmak suretiyle, davalıdan alınarak davacılara verilmesine, şeklinde karar verilmesi ile yetinilmesi gerekirken, bozmaya uyulduğu halde; Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğuna uyulmayarak davalının hissesine düşen toplam 11.219,25 m²'lik kısmın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespiti ile bu kısmın toplam bedelinin davacıların veraset ilamındaki 32/96 payına göre 2.005,52 TL olduğunun, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti ile davacı ...'a ve davacı ...'a ayrı ayrı ödenmesine şeklinde karar verilerek, kadastronun kesinleşmesi sonrasında davalı ve diğer hissedarlar üzerine tescil gören ve davalı hissesine tekabül eden miktarın 1/3'ünün davacılara ait olduğunun tespitine dair hüküm kurulması doğru olmadığı gibi, ortaklığın giderilmesi davasından satıştan elde edilen gelirin bu orandaki kısmının davacılara ait olduğunun tespiti hükmü kurulması da doğru görülmediği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vasisi karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı vasisi; bozma kararı verilmesinin memnuniyet verici olduğunu, reddedilen temyiz nedenlerinin karşılanmadığını, bilirkişi raporların (ATK raporu imza konusunda ve denkleştirici adalet konusunda) hukuka aykırı ve kasıtlı düzenlendiğini, bozma ilamında belirtilen hususlar gözetilmeden karar verildiğini ileri sürerek hükmün bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, harici satış sözleşmesine dayanan alacak istemine ilişkindir.<br />
Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vasisinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,<br />
Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının karar düzeltme isteyene yükletilmesine,<br />
04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263662-e-20262712-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="89485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2026/3634 E., 2026/2711 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3634 E., 2026/2711 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/43 E., 2023/254 K.</p>

<p>Mahkeme kararının davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece kararın onanmasına dair verilen kararın davalı ... vekili tarafından düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, ... Belediye Başkanlığı ve ... A.Ş. arasında 16.10.2006 düzenleme tarihli "Ambalaj Atıklarının ... Belediyesinde Kaynağında Ayrı Toplanması ve Geri Kazanımı Projesi Uygulama Protokolü’ başlıklı 5 yıl süreli Protokol imzalandığını, Protokol gereklerinin yerine getirildiğini, ancak davalı Belediyece gönderilen fesih ihbarnamesiyle ... Belde Belediyesinin 29.03.2009 tarihinde tüzel kişiliği sona erdiğinden Protokolün (8.) maddesine istinaden sözleşmenin tek taraflı olarak feshedildiğinin bildirildiğini, Belediye mal varlıkları, hakları, alacakları ve borçları ile devrolduğunu, sözleşmenin devamının gerektiğini ileri sürerek; değişik iş üzerinden kaydedilen asıl davasında ... Belediyesinin 22.07.2009 tarihli fesih işleminin geçersiz olduğunun tespiti ile taraflar arasında tanzim edilen 16.10.2006 tarihli sözleşmenin geçerliliği ve yürürlüğünün tespitine karar verilmesini istemiş, esas dava kaydı alan birleşen davasında ise; liste halinde zararlarını göstererek şimdilik 20.000,00 TL'nin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili; 5747 sayılı Büyükşehir Belediyesi Sınırları İçerisinde İlçe Kurulması ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun (5747 sayılı Kanun) ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğini, müvekkili olan ... Belediye Başkanlığına katıldığını, söz konusu protokolün geçerli olmadığını, davacının Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülükleri yerine getirmediğini, Protokole konu atık toplama ve geri kazanım uygulamasının tüm ilçe sınırlarını kapsayacak şekilde tek elden yürütülmesi gerektiğini, bu işlemin ayrı ayrı firmalarla yapılmasının uygulamada aksaklık oluşturacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı şirket vekili; Protokolün müvekkilli şirket tarafından feshedilmediğini, müvekkili şirketin sorumluluğunun bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 12.05.2015 tarihli kararıyla; asıl dava olan 2009/20 Değişik İş dosyasında, davanın kabulüne taraflar arasındaki sözleşmenin geçerli olduğunun tespitine, 2010/426 E. sayılı birleşen davada davanın kabulü ile 437.447,00 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 25.09.2019 tarihli ilamıyla; birleştirme kararı verilebilmesi için her iki dosyanın ‘dava’ niteliğinde olması gerektiği, değişik iş üzerinden tutulan kayıtların dava olarak kabul edilip birleştirme kararı verilemeyeceği, asıl davada talep olunduğu gibi sözleşmenin feshinin geçersizliğine ilişkin kabul veya red hükmünün değişik iş üzerinden verilebilecek bir karar olmadığı gibi esas sırasına kayıtlı bir dava, değişik işler kaydındaki bir dosya ile birleştirilemeyeceği, Mahkemece Değişik İş kaydı kapatılarak daha sonra açılacak esas kaydında birleştirme ve nihai kararın verilmesi gerektiği gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin tarafı olan ... Belediye Başkanlığının 5747 sayılı Kanun ile tüzel kişiliğinin sona erdirildiği ve davalı ... Başkanlığına katıldığı ancak sözkonusu katılma ile ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin devam ettiği süreçte yapılan işlemlerin yok hükmünde sayılamayacağı, dolayısıyla davalı ..., davacının taraf olduğu protokolün ... Belediye Başkanlığının tüzel kişiliğinin sona erdiğinden bahisle tek taraflı irade ile feshedilemeyeği, yapılan fesih işleminin haksız fesih niteliğinde olduğu, davacının söz konusu feshe bağlı olarak kâr mahrumiyeti niteliğindeki müspet zararını talep edebileceği, ancak sözkonusu sözleşmenin ifası amacıyla alındığı belirtilen demirbaşlar ve ... Belediyesine hibe edildiği ileri sürülen araç bedelinin munzam zarar kapsamında talep edilemeyeceği, davacının davalı ... Başkanlığından sözleşmenin haksız feshine dayalı olarak müspet zarar kapsamında 14.12.2022 tarihli rapor ile davacının dava ve ıslah dilekçesindeki talepleri doğrultusunda davalı ... yönünden davanın kısmen kabulü ile toplam 358.835,37 TL'nin (20.000,00 TL'si için dava tarihinden, bakiye 338.835,37 TL'si için ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte) davalı belediyeden tahsiline, protokolde davalı ...'ın görevinin koordinasyonu sağlamak olduğu, fesih işleminde ve feshe bağlı uğradığı zararlardan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmiş; karar, süresi içinde davalı ... vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p>

<p>Dairece hükme esas alınan bilirkişi raporunun denetlenebilir ve somut olaya uygun olmasına, bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin ileri sürülen sebeplerin incelenmesinin artık mümkün olmamasına göre, davalı ... vekilinin temyiz itirazının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı ... vekili; kararın gerekçesinin yeterli, bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olmadığını, alacağın zamanaşımına uğradığını, müvekkil idarenin tazminattan sorumlu olmadığını, müvekkili Belediyenin ..., ... ve ... Belediyelerinin birleşmesinden meydana geldiğini, 5747 sayılı Kanuna göre ... Belediyesi kurulduktan sonra yapılan sözleşmeye davacının muvafakatinin aranmayacağını ve bu işlemlerin mevzuat hükümlerine uygun olduğunu, davacı şirketin Protokolün (4/3.) bendinde düzenlenen yükümlülüklerini yerine getirmediğini, davacının muhtemel zararı hesaplanırken fesih nedeniyle uğradığını iddia ettiği müspet zarardan, fesih nedeniyle yaptığı ikame işler kazancının düşülmesi bu suretle tazminat miktarının hesaplanması gerektiğini, davacının kâr mahrumiyeti hesaplanırken işin kalan bölümünün yapılmaması nedeniyle edinilen tasarruf, başka bir iş nedeniyle kazandığı veya kazanmaktan kasten feragat eylediği şeylerin mahsubunun yapılması gerektiğini, 29.11.2021 tarihli bilirkişi raporunda feshin davacı şirket için zarara yol açmadığını, başka işler alarak daha büyük kârlar elde etmesini sağladığının tespit edildiğini, davacı fesihten sonra personel ve ekipmanını başka işlerde kullandığını, elde edilen dönem kârları toplandığında müvekkil aleyhine hükmedilen miktardan çok daha fazla olduğunu, feshedilen sözleşmede herhangi bir bedel kararlaştırılmadığını, davacı şirketin çöplerin geri dönüşümünden elde edeceği gelir ile kazanç sağlamasının hedeflendiğini, davacı zararını ispatlayamadığını ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, sözleşmenin haksız feshedildiği iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Karar düzeltme yoluyla incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle hükme esas alınan bilirkişi raporunun taraf, Mahkeme, Yargıtay denetimine elverişli olduğunun anlaşılmasına göre davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı ... vekilinin yerinde bulunmayan karar düzeltme isteminin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı para cezasının karar düzeltme isteyenden alınmasına,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263634-e-20262711-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="97208"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2025/9525 E., 2026/757 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9525 E., 2026/757 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/155 E., 2025/102 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı nezdinde, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında çalıştığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından haksız olarak feshedildiğini, müvekkilinin haftanın 6 günü günlük 12 saat çalıştığını, ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalıştığını, son 6 aylık çalışmasında hafta sonu izinlerini de kullanmadığını, müvekkilinin hiç izin kullanmadığını belirterek ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkili Şirkette, 27.02.2017-09.04.2018, 16.08.2019-25.08.20 20... .11.2021-31.01.2022 tarihleri arasında olmak üzere birden fazla dönemde çalıştığını, davacının iddia ettiği gibi işyerinde güveni kötüye kullanarak haksız menfaat sağlamak suretiyle hareket ettiği anlaşılınca istifa ederek işten ayrıldığından işten çıkışının istifa nedeniyle yapıldığını, davacının haftada 6 gün çalıştığını, 3 gün 11.00-21.00 arası ve 3 gün de 14.00-22.00 saatleri arasında olacak şekilde çalıştığını, davacının her ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışmadığını, işyerinde dönüşümlü olarak çalışma yapıldığını, dönüşümlü olarak denk geldiğinde de ücretinin kendisine ödendiğini, davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiğine ilişkin dosyada herhangi bir delil olmadığı, istifa dilekçesi sunulmadığı, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirmeden feshedildiği, hafta tatili alacağının ispatlanamadığı, ulusal bayram ve genel tatil günleri alacaklarının tahakkuk edilerek ödendiği, davacının 2 tam yıllık çalışması karşılığında 24 gün yıllık ücretli izin hakkı kazandığı, yıllık izinlerin kullandırıldığı ve davacının bakiye yıllık izin alacağının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığı kanun yararına temyiz isteminde; davacının hizmete esas süresi karşılığında toplam 28 gün ücretli izin hakkının bulunduğu, davacının yıllık iznini kullandığı döneme denk gelen hafta tatili günlerinin izin süresinden sayılmayacağı, buna göre davacının hafta tatiline denk gelmesi sebebiyle kullanmadığı yıllık izninin bulunduğu, iş sözleşmesinin sona ermesi nedeniyle işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait ücretin davalı tarafça ödenmesi gerektiği dikkate alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle talebin reddine karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık, davacının yıllık ücretli izin alacağının bulunup bulunmadığı noktasındadır.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 59. maddesinde, iş sözleşmesinin herhangi bir nedenle sona ermesi hâlinde, işçiye kullandırılmayan yıllık ücretli izin sürelerine ait ücretlerin son ücret üzerinden ödeneceği hükme bağlanmıştır. Yıllık izin hakkının ücrete dönüşmesi için iş sözleşmesinin feshi şarttır. Bu noktada, sözleşmenin sona erme şeklinin ve haklı nedene dayanıp dayanmadığının önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığı noktasında ispat yükü işverene aittir. İşveren yıllık izinlerin kullandırıldığını imzalı izin defteri veya eşdeğer bir belge ile kanıtlamalıdır. Bu konuda ispat yükü üzerinde olan işveren, işçiye yemin teklif edebilir.</p>

<p>İzin ücreti hesabında, 4857 sayılı Kanun’un 56/5 hükmünde yer alan “Yıllık ücretli izin günlerinin hesabında izin süresine rastlayan ulusal bayram, hafta tatili ve genel tatil günleri izin süresinden sayılmaz” hükmünün dikkate alınması gereklidir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacının davalı işyerindeki çalışma süresine göre toplam 28 gün yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu, dosya kapsamında bulunan yıllık izin belgelerine göre 12.03.2018-26.03.20 18... .06.2020-15.06.2020 tarihleri arasında toplam 28 gün yıllık ücretli izin kullandığı, ancak bu tarihler arasında toplamda 4 hafta tatili günü bulunduğu, buna göre davacının kullanmadığı 4 günlük yıllık ücretli izin hakkının bulunduğu anlaşılmaktadır. Hal böyle olunca bakiye 4 günlük yıllık ücretli izin alacağının bulunduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Kanun yararına temyiz isteminin yukarıda açıklanan sebeplerle kabulü ile İlk Derece Mahkemesince verilen kararın kanun yararına bozulması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'un 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanun'un 363/2 hükmü gereğince KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>03.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20259525-e-2026757-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="86554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Suç örgütü operasyonunda 6 avukata gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul merkezli 7 ilde, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik operasyon düzenlendiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Sokak çeteleri ve organize suç örgütleri; milletimizin huzuruna, gençlerimizin geleceğine, kamu düzenine ve şehirlerimizin güvenliğine kasteden yapılardır. Bu yapılara karşı İçişleri Bakanlığımızla tam bir iş birliği ve eş güdüm içinde mücadelemizi kararlılıkla sürdürüyor, suç örgütlerine karşı her alanda daha etkin adımlar atılacağını ifade ediyoruz. Bu çerçevede İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımızın koordinasyonunda; İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüzle yürütülen etkin iş birliği neticesinde, lideri hakkında kırmızı bülten bulunan ve halihazırda İtalya'da tutuklu olan organize silahlı suç örgütüne yönelik İstanbul merkezli Tekirdağ, İzmir, Siirt, Samsun, Tokat ve Şanlıurfa'da eş zamanlı operasyon gerçekleştirilmiştir. Yürütülen soruşturma kapsamında; nitelikli yağma ve tehdit eylemlerine karıştığı, şüphelilerin ifade vermelerini engellemeye veya yönlendirmeye çalıştığı, suç örgütü mensuplarına maddi destek sağladığı değerlendirilen, aralarında 6 avukatın da bulunduğu toplam 54 şüpheliye yönelik 7 ilde 113 adreste eş zamanlı operasyonlar düzenlenmiştir" dedi.</p>

<p><strong>'HİÇBİR SUÇ YAPILANMASINA GEÇİT VERMEYECEĞİZ'</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, söz konusu suç örgütüne yönelik bugüne kadar yürütülen soruşturmalar kapsamında 700 şüpheli hakkında işlem yapıldığını ve iddianameler düzenlenerek kamu davaları açıldığını hatırlatarak, "Suç örgütleriyle mücadelemiz; yargı ve kolluk birimlerimizin kararlı, koordineli ve kesintisiz çalışmalarıyla hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde devam edecektir. Soruşturmayı titizlikle yürüten İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığımıza, operasyonu başarıyla gerçekleştiren İstanbul İl Emniyet Müdürlüğümüze ve emeği geçen tüm güvenlik güçlerimize teşekkür ediyorum. Milletimizin huzurunu, kamu düzenini ve adaletin üstünlüğünü hedef alan hiçbir suç yapılanmasına geçit vermeyeceğiz. Adaletin ve güvenliğin teminatı olan devletimiz; suç örgütlerinin karşısında, milletimizin yanındadır. Kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü hedef alan tüm suç yapılanmalarıyla mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/suc-orgutu-operasyonunda-6-avukata-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-hapis.jpg" type="image/jpeg" length="97944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu tavsiye niteliğinde tevkil tarifesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu, genç avukatların ekonomik haklarını korumak ve emek sömürüsünü önlemek amacıyla, Tavsiye Niteliğindeki Tevkil 2026 Yılı Ücret Tarifesini açıkladı. Tarifeye göre; Tevkil ücreti (KDV dahil) 4 bin lira olarak belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Barodan yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı;</i></p>

<p>"İstanbul Barosu’na kayıtlı avukatların önemli bir bölümü işçi avukat veya 35 yaş altı genç avukatlardan oluşmaktadır. Meslekte artan işçileşme ve buna bağlı emek sömürüsünden uzaklaşmak isteyen genç avukatlar, serbest çalışmaya yönelmektedir.</p>

<p>Bugünkü çalışma düzeninde birçok avukat, geçimini sağlayabilmek için hukuk bürolarında yarı zamanlı ve parça başı işlerle çalışmakta; farklı dosyaları ise çoğunlukla tevkil yoluyla takip etmektedir. Görünürde bağımsız olan bu çalışma biçimi, gerçekte iş sahibi başka avukatlara sürekli bağlılığı da beraberinde getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenli olarak tevkil işi yapan avukatlar geçim sıkıntısı yaşarken, sürekli tevkile başvuran meslektaşlarımızın da farkında olmadan bu emeği daha da ucuzlaştırdığı ve istihdam ihtiyacını bu şekilde kapatmaya çalıştığı görülmektedir. Bu ilişkide çoğu zaman güç dengesi bozulmakta, iş sahibi avukatın ekonomik ve mesleki konumu belirleyici hale gelmektedir. Güvencesizlik, denetimsizlik ve iş süreksizliği genç avukatların karşılaştığı başlıca sorunlardır. Bu tablo, mesleğin etik ilkeleri açısından da ciddi sorunlar yaratmaktadır.</p>

<p>Mesleğin serbest ve bağımsız niteliği gereği, bir işin bizzat iş sahibi avukat tarafından takip edilmesi esastır; tevkil ise istisnai bir yöntemdir. Bu asli–tali ayrımı, Avukatlık Kanunu’nun 171. maddesinde açıkça düzenlenmiştir. Kanun, tevkil ve buna ilişkin ücretlendirmeyi de meslektaşlar arasında ve müvekkilden bağımsız bir konu olarak ele alır. Ayrıca 56. maddede yer alan yetki belgesi düzenlemesi de bu anlayışla uyumludur.</p>

<p>Bugün gelinen noktada hem işçi avukatlık hem de atipik serbest çalışma biçimleri, işin avukat tarafından bizzat takip edilmesi esasının giderek aşındığını göstermektedir. Bu aşınma ise büyüyen bir emek sömürüsünü ortaya çıkarmaktadır. Tevkil nedeniyle oluşan ve meslektaşlar arası eşitlikten uzak bu ilişkinin görmezden gelinmesi, sayıları her geçen gün artan genç avukatların, onların yaşadığı güçlüklerin ve mesleğin genel sorunlarının yok sayılması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin asli çalışma biçimini göz ardı etmeden ancak hiçbir meslektaşın emeğini de karşılıksız bırakmadan, uygulamadan kaynaklı sorunlara kayıtsız kalmadan hazırladığımız “Tavsiye Niteliğindeki Tevkil Ücret Tarifesi” ile “Tevkil Tarifesine İlişkin Dikkate Alınacak İlkeler”i değerli meslektaşlarımızın bilgisine sunarız."</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/h-k-rq-f-tm-wg-a-a4n-d-r.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-tavsiye-niteliginde-tevkil-tarifesi</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/baro/ist-baro-bina8.jpg" type="image/jpeg" length="42242"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 09 Haziran 2026 Tarihli ve 33275 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÇEVRE, ŞEHİRCİLİK VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ BAKANLIĞI PERSONELİNİN ATAMA VE YER DEĞİŞTİRME YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 12/4/2012 tarihli ve 28262 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Personelinin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliğinin 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “657 sayılı” ibaresi “14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı” şeklinde ve aynı fıkranın (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “şehir plancısı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “peyzaj mimarı, iç mimar,” ibaresi eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“a) Çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlükleri ile temiz hava merkezi müdürlüklerinde görev yapan bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı, bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı ve şube müdürü,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bu Yönetmelik,” ibaresinden sonra gelmek üzere “14/7/1965 tarihli ve” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) ve (m) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“d) Doğrudan merkeze bağlı taşra teşkilatı hizmet birimleri: Temiz Hava Merkezi Müdürlüklerini,”</p>

<p>“m) Yönetici personel: Bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı, bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı ve şube müdürünü,”</p>

<p>“o) Merkez teşkilatı: Bakanlık merkez hizmet birimlerini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin başlığı “Yer değiştirme suretiyle atama, atama dönemi ve başvuru” şeklinde ve aynı maddenin altıncı fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(6) 2 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile bu maddenin beşinci fıkrasının (ç) ve (d) bentleri ile 10, 12, 13 üncü maddeleri kapsamında yapılan atamalar hariç diğer atamaların Haziran, Temmuz ve Ağustos aylarında yapılması esastır.”</p>

<p>“(7) Bu Yönetmelik kapsamında ataması yapılan personelin ilişik kesme işlemi, atamanın ilgili birime ulaşmasından itibaren en geç bir hafta içinde personele tebliğ edilerek personelin görevden ayrılışı sağlanır. İlgili birimin talebi doğrultusunda bu süre bir aya kadar uzatılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17/A maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 17/A- (1) Bölge temiz hava merkezi müdürü, çevre ve şehircilik il müdür yardımcısı ile bölge temiz hava merkezi müdür yardımcısı unvanlı kadrolara atanabilmek için, üniversitelerin mühendislik, mimarlık, peyzaj mimarlığı, iç mimarlık, şehir ve bölge planlama bölümleri ile fen fakültelerinin kimya ve biyoloji bölümlerinden ya da öğrenim süresi en az dört yıl olup bu bölümlere denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen diğer fakülte veya yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olma şartı aranır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Memurun kadrosunun bulunduğu yerin bölge hizmetinden sayılacak süreler aşağıda gösterilmiştir:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 102 nci, 103 üncü ve 104 üncü maddelerinde öngörülen izinlerin tamamı ile 105 inci maddesi gereğince verilen izinlerin toplamının altı ayı geçmeyen kısmı.</p>

<p>b) Görevden uzaklaştırılan ve görevleri ile ilgili olsun veya olmasın herhangi bir suçtan tutuklanan veya gözaltına alınan memurların 657 sayılı Kanunun 143 üncü maddesinde sayılan durumların gerçekleşmesi halinde bu sürelerin tamamı.</p>

<p>c) Yılda toplam 90 günü geçmeyen geçici görev süreleri.</p>

<p>ç) Hizmet içi eğitimde başarılı geçen sürelerin tamamı.”</p>

<p>“(3) Yılda toplam 90 günü aşan geçici görev süreleri, aynı unvanda aday memur olarak geçen süreler ile başka yerdeki bir görevin 657 sayılı Kanunun 86 ncı maddesi uyarınca memura vekaleten gördürülmesi halinde bu sürelerin tamamı geçirildiği yerin bölge hizmetinden sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 20- (1) Bölge hizmetinden sayılmayacak süreler aşağıda gösterilmiştir:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanun veya diğer kanunlar uyarınca aylıksız izin almak suretiyle geçirilen süreler.</p>

<p>b) Yetiştirilmek amacıyla yurt dışına gönderilen memurların yurt dışında geçirdiği süreler.</p>

<p>c) 657 sayılı Kanunun 105 inci maddesi gereğince verilen izinlerin altı ayı aşan kısmı.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Kamu Personeli Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında” ibaresi “Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik” ibaresi “657 sayılı Kanunun ilgili hükümleri ile Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-personelinin-atama-ve-yer-degistirme-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="21924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yeterlilik Sınavı Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yeterlilik Sınavı Hakkında Yönetmelik, 09 Haziran 2026 Tarihli ve 33275 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ YETERLİLİK SINAVI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi bünyesinde subay ve astsubay nasbedilmek için eğitim alan öğrencilere uygulanacak yeterlilik sınavıyla ilgili usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisinde eğitim gören öğrencilerden temel kolluk eğitimini başarıyla tamamlayan öğrencilerin subay ve astsubay nasbedilmesi için yapılacak yeterlilik sınavıyla ilgili usul ve esasları kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı nam ve hesabına diğer yükseköğretim kurumlarında okuyan öğrencileri kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun 13/A maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akademi (JSGA): Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisini,</p>

<p>b) Akademi Yönetim Kurulu: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Yönetim Kurulunu,</p>

<p>c) Bakan: İçişleri Bakanını,</p>

<p>ç) Bakanlık: İçişleri Bakanlığını,</p>

<p>d) Başkan: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanını,</p>

<p>e) Başkanlık: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığını,</p>

<p>f) Fakülte: Belirlenen bilim dallarında lisans eğitim ve öğretimi veren, temel kolluk eğitim programı kapsamındaki akademik eğitimi veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>g) İlgili yönetim kurulu: Fakültelerde Fakülte Yönetim Kurulunu, Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığında Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı Yönetim Kurulunu, Meslek Yüksekokullarında Meslek Yüksekokulu Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ğ) İntibak eğitimi: Akademide mesleki mevzuatı tanıtmak, temel mesleki örf ve adetleri öğretmek, öğrencilerin eğitim ve öğretiminin gerektirdiği niteliklere ulaşmalarını sağlamak üzere, kesin süresi ve uygulanacak zamanı yıllık çalışma takvimlerinde belirlenen temel kolluk eğitim programı öncesinde verilen eğitimi,</p>

<p>h) Kıt’a kaynaklı öğrenci: Öğrencilerden astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, sözleşmeli erbaş ve sözleşmeli erler ile ilgili mevzuatla bir statü sahibi olanları,</p>

<p>ı) Kolluk Uygulamaları Yüksekokulu ve Eğitim Merkezi Komutanlığı (KUYO): Subay ve astsubay nasbedilecek öğrencilere belirlenen bilim dallarında ve meslek derslerinde eğitim veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>i) Meslek Yüksekokulu (MYO): Belirlenen bilim dallarında ön lisans eğitim ve öğretimi veren, temel kolluk eğitim programı kapsamındaki akademik eğitimi veren, bilimsel araştırma ve yayın yapan yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>j) Öğrenci: Akademi bünyesinde subay ve astsubay nasbedilmek üzere eğitime alınan kişileri,</p>

<p>k) Senato: Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Senatosunu,</p>

<p>l) Temel kolluk eğitimi: Subay ve astsubay adaylarına, subay ve astsubay nasbedilinceye kadar verilen intibak eğitimi hariç tüm eğitimleri,</p>

<p>m) Yeterlilik sınavı: Temel kolluk eğitimini başarı ile tamamlayan öğrencilerin subay ve astsubay olarak nasbedilmeleri için girmek zorunda oldukları sınavı,</p>

<p>n) Yüksekokul: Belirli bir meslek ve alana yönelik eğitim ve öğretime ağırlık veren, gerektiğinde örgün eğitim, temel kolluk eğitiminin bütünü veya sorumluluğuna verilen dönemleri, diğer eğitim ve öğretim birimlerinin yabancı dil hazırlık eğitimi, uygulamalı eğitimleri gibi belirli aşamalarındaki özel alan eğitimlerini işleten yükseköğretim kurumunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sınava İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Sınavın yeri ve zamanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yıllık çalışma takviminde planlanan yeterlilik sınavının yerleri ve saatleri Öğrenci İşleri Daire Başkanlığınca belirlenir ve sınav tarihinden en az beş iş günü önce ilan edilir.</p>

<p><strong>Komisyonların oluşturulması ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Sınav ile ilgili komisyonların kurulması, görevlendirilmesi, çalışma esasları ve üyelerin görevlendirilmesi Başkanlık onayı ile belirlenir.</p>

<p>(2) Sınav ile ilgili komisyonlar ve görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi Sınav Komisyonu, Genel Sekreter başkanlığında Öğrenci İşleri Daire Başkanı ve öğrencinin bağlı bulunduğu alay komutanı olmak üzere üç üyeden oluşur. Bünyesinde Genel Sekreter ve Öğrenci İşleri Daire Başkanı bulunmayan birimlerde yerleşke komutanı, okul müdürü/öğretim başkanı ve alay komutanı/birlik komutanından oluşur. Ayrıca sahil güvenlik sınıfı öğrencilerinin yeterlilik sınavı için sahil güvenlik sınıfı bir üstsubay Merkezi Sınav Komisyonu üyesi olarak görevlendirilir. Bu Komisyon, sınav takvimi süresince yürütülecek iş ve işlemleri takip, koordine ve denetlemek ile yetkilidir.</p>

<p>b) Sözlü Sınav Soru Hazırlama Komisyonu, hazırlanacak soru sayısı ve ders konuları dikkate alınarak belirlenecek yeterli sayıda öğretim elemanından oluşur. Bu Komisyon, akademide öğrenim gören öğrencilere uygulanacak sözlü sınav sorularını hazırlamaktan sorumludur.</p>

<p>c) Sözlü Sınav Komisyonu, bir üstsubay başkanlığında, bir sivil öğretim elemanı ile subay nasbedilecek öğrenciler için bir subay; astsubay nasbedilecek öğrenciler için bir astsubay olmak üzere üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, sözlü sınav yapmakla görevli ve yetkilidir.</p>

<p>ç) Atış Sınav Komisyonu, bir üstsubay başkanlığında, takım ve bölük komutanı olarak görev yapan iki rütbeli personel olmak üzere üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, öğrencilerin atış sınavına nezaret ederek sınavı icra etmekle görevli ve yetkilidir.</p>

<p>d) Spor Sınav Komisyonu, Kolluk Savunma Müdahale Teknikleri ve Beden Eğitimi Spor Bilimleri Bölüm Başkanlığında görev yapan bir subay başkanlığında üç üyeden oluşur. Bu Komisyon, öğrencilerin spor sınavına nezaret ederek sınavı icra etmekle görevli ve yetkilidir.</p>

<p>(3) Merkezi Sınav Komisyonu tarafından ihtiyaca göre birden fazla sınav komisyonu oluşturulabilir. Komisyonlarda görev almak üzere yeteri kadar yedek üye ile komisyonlara yardımcı olmak üzere yeterli sayıda personel görevlendirilir.</p>

<p>(4) Sözlü Sınav Komisyonu teşkil edilen yerleşkelerde sivil öğretim elemanı bulunamaması durumunda bu üye yerine subay nasbedilecek öğrenciler için bir subay, astsubay nasbedilecek öğrenciler için bir astsubay görevlendirilir.</p>

<p>(5) Sınav komisyonu başkan ve üyeleri, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, üçüncü dereceye kadar (bu derece dâhil) kan ve ikinci dereceye kadar (bu derece dâhil) kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldığı sınavda görev alamazlar.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavı şekli ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Temel kolluk eğitimini başarı ile tamamlayan öğrenciler, subay veya astsubay olarak nasbedilmeden önce yeterlilik sınavına tabi tutulur. Yeterlilik sınavı; sözlü, atış ve spor sınav aşamalarından oluşur. Sözlü sınav aşamasındaki konular öğrencilerin Akademi bünyesinde almış olduğu eğitim müfredatına göre belirlenir. Atış sınavı EK-1’de ve spor sınavı EK-2’de yer alan çizelgeye göre icra edilir.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavının icrası</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Yeterlilik sınavı başarı notu; sözlü sınav notunun %70’i, spor sınav notunun %15’i, atış sınav notunun %15’i alınarak belirlenir. Öğrencinin sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az altmış puan alması gerekir.</p>

<p>(2) Atış ve spor aşamasını tamamlamayan öğrenci sözlü sınava alınmaz.</p>

<p>(3) Sağlık sebebiyle sınava giremeyecek durumda olan öğrenciler almış oldukları sağlık kurulu raporları doğrultusunda, yeterlilik sınavlarının atış ve/veya spor testlerinden muaf tutulabilirler. Yeterlilik sınavının atış ve/veya spor sınavından muaf tutulma talepleri ilgili yönetim kurulunda değerlendirilerek karar alınır. Atış veya spor testinin yalnızca birinden muaf olanların yeterlilik sınavı başarı notu, sözlü sınav notunun %85’i alınarak, bu testlerin her ikisinden de muaf olanların yeterlilik sınavı başarı notu, sözlü sınav notunun %100’ü alınarak belirlenir. Öğrencinin sınavda başarılı olabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az altmış puan alması gerekir.</p>

<p>(4) Sözlü Sınav Komisyonu tarafından yapılacak sözlü sınavda öğrenciler;</p>

<p>a) Akademik ve mesleki bilgi ile uygulama düzeyi,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücü,</p>

<p>c) Özgüveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığı,</p>

<p>ç) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğu,</p>

<p>hususları açısından yüz tam puan üzerinden değerlendirilirler.</p>

<p>(5) Sözlü sınavlarda, Sözlü Sınav Soru Hazırlama Komisyonu tarafından hazırlanarak bastırılan sorular arasından öğrencilere soru kartı çektirilerek cevaplamaları istenir.</p>

<p>(6) Sözlü Sınav Komisyonu üyeleri tarafından verilen puanlar, ayrı ayrı puan değerlendirme karar formuna işlenir. Komisyon üyelerinin ayrı ayrı vermiş oldukları puanların aritmetik ortalaması alınarak öğrencilerin sözlü sınav puanı tespit edilir.</p>

<p>(7) Başarısız olan öğrencinin aldığı puan ve gerekçesi EK-4’te yer verilen Başarısız Öğrenci Yeterlilik Sınavı Değerlendirme Formuna işlenerek her üye tarafından başarısız olma gerekçesine ilişkin ayrıntılı tutanak tanzim edilir. Tutanaklar tüm öğrenciler için hazırlanan ve EK-3’te yer verilen yeterlilik sınavı değerlendirme formları ile birlikte Merkezi Sınav Komisyonuna teslim edilir ve Merkezi Sınav Komisyonunca sınav sonuçları ilan edilir.</p>

<p>(8) Sınavda başarısız olan öğrenciler; subay veya astsubay nasbedilmezler, akademik program kapsamında sertifika ve Fakülte veya Meslek Yüksekokulu öğrencilerine eğitim gördüğü birime göre lisans veya ön lisans diploması verilir ve kıt’a kaynaklı öğrenciler kıtalarına gönderilir, dış kaynaktan temin edilenlerin ise ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Sınav komisyonları kararlarına itirazlar değerlendirilmeye alınmaz.</p>

<p><strong>Mazereti sebebiyle yeterlilik sınavına katılamama</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Öğrenci, doğal afet veya salgın, eşi veya birinci dereceden kan hısımlarının ölümü nedeniyle, kendisinin tedavi ve sağlık gerekçesiyle ya da kendisine uygulanan tutuklama veya diğer koruma tedbirleri sebebiyle sınava katılamaması halinde Başkanlıkça belirlenecek tarihte oluşturulacak komisyon tarafından aynı usul ve esaslarla sınava tabi tutulur. Bu sınava da katılmayanlar başarısız sayılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Mazeretsiz olarak sınava katılmayanlar yeterlilik sınavından başarısız sayılır ve herhangi bir hak talebinde bulunamaz.</p>

<p><strong>Yeterlilik sınavı sebebiyle ilişik kesme</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yeterlilik sınavında başarısız olan öğrencilerin ilişikleri ilgili yönetim kurulunun kararı ile kesilir.</p>

<p>(2) Öğrenciler, yeterlilik sınavından başarısız olduklarına ilişkin ilişik kesme kararına karşı; ilgili yönetim kurulunun kararının tebliğ tarihini takip eden yedi gün içinde yazılı olarak Akademi Yönetim Kuruluna itirazda bulunabilir.</p>

<p>(3) İtiraz üzerine toplanan Akademi Yönetim Kurulu, itirazları inceleyerek kesin karara bağlar. Akademi Yönetim Kurulu, öğrencinin ilişik kesme kararında yer alan üyeler olmadan toplanır. Bu üyeler olmadan toplanan Akademi Yönetim Kurulu geri kalan üyeleri ile eksiksiz toplanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Sınav evrakının muhafazası</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yeterlilik Sınavı Değerlendirme Formu ve birer nüsha orijinal soru metni, cevap anahtarları gibi bilgi ve belgeler, son sınav tarihinden itibaren bir yıl süre ile, yeterlilik sınavı dava konusu olmuş öğrencilerin ise sınav evrakları davanın kesin karara bağlanmasına kadar Öğrenci İşleri Daire Başkanlığınca saklanır ve bilâhare usulüne uygun olarak imha edilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Akademi öğrencilerinden;</p>

<p>a) Disiplinsizliği, sağlık durumu, ders başarısızlığı veya devamsızlığı nedeniyle ilgili mevzuat hükümleri gereğince ilişiği kesilenler,</p>

<p>b) Eğitim kurumundan çıkarma cezasını gerektiren fiiller veya tespit edilen son disiplinsizlik fiili ile disiplin puanı sebebiyle eğitim kurumundan çıkarılmayı gerektirecek tutum ve davranışlar nedeniyle haklarında soruşturma işlemi bulunanlar,</p>

<p>sınava alınmazlar.</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b) bendi kapsamına girenler, devam eden disiplin soruşturması sonucunda eğitim kurumundan çıkarma cezası almamaları halinde kararın kesinleşmesinden itibaren en geç bir ay içinde sınava alınırlar.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260609-4-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/jandarma-ve-sahil-guvenlik-akademisi-yeterlilik-sinavi-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 09 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="33390"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi Kapanış Töreni ve Adana Bölge Toplantısı Düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, anayasal güvencelerin gerçek anlamının yalnızca mahkeme kararlarında değil bu kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıktığını belirterek “Anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır.” dedi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi ile Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi iş birliğinde yürütülen “Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi”nin kapanış töreni ve proje kapsamında düzenlenen bölge toplantılarının sekizincisi Adana’da gerçekleştirildi.</p>

<p>Programa Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Sayıştay Başkanı Metin Yener, Anayasa Mahkemesi Başkanvekilleri Basri Bağcı ve İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Üyeleri, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Adana Valisi Mustafa Yavuz, Mersin Valisi Atilla Toros, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı ile Adana, Hatay, Mersin ve Osmaniye’de görev yapan hâkim ve savcılar katıldı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya programın açılışında yaptığı konuşmada, bölge toplantılarının iki temel amacı bulunduğunu belirtti. Başkan Özkaya, bu amaçlardan ilkinin yargısal iletişim ve iş birliğinin daha yaygın ve etkin hâle getirilmesi suretiyle Anayasa Mahkemesi ile diğer yargı kurumları arasında verimli bir iş birliği gerçekleştirmek olduğunu ifade etti. İkinci amacın ise bireysel başvurularda verilen ihlal kararlarının objektif ve subjektif etkilerinin hayata geçirilmesi olduğunu kaydeden Başkan Özkaya, verilen hak ihlali kararlarının sonuçlarının süratle giderilmesini sağlamayı ve Mahkeme tarafından sık karşılaşılan ihlal alanlarına ilişkin farkındalığı artırmayı amaçladıklarını söyledi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Projesi’nin önemine dikkat çeken Başkan Özkaya, “Hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır.” dedi. Başkan Özkaya, anayasal güvencelerin gerçek anlamının yalnızca mahkeme kararlarında değil bu kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıktığını belirterek “Anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Geniş Bir Alanda Güçlü Bir İçtihat Oluşturuldu</strong></p>

<p>Bireysel başvuru mekanizmasının Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biri olduğunu vurgulayan Başkan Özkaya, 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesine toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığını, bunların 637 bin 274’ünün sonuçlandırıldığını kaydetti. Hâlihazırda derdest bulunan başvuru sayısının 102 bin 143 olduğunu aktaran Başkan Özkaya, bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dâhil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verildiğini söyledi. Başkan Özkaya, bireysel başvuru yoluyla yaşam hakkından ifade özgürlüğüne, kişi hürriyeti ve güvenliğinden adil yargılanma hakkına kadar geniş bir alanda güçlü bir içtihat oluşturulduğunu ve bu süreçte verilen kararların hukuk sisteminin insan hakları standartlarının yükseltilmesinde belirleyici rol oynadığını ifade etti.</p>

<p>Temel hakların korunmasının yalnızca Anayasa Mahkemesinin değil yargının bütün kademelerinin ortak sorumluluğu olduğu yönündeki anlayışın giderek daha güçlü bir şekilde yerleştiğini belirten</p>

<p><strong>Bölge Toplantıları Ortak Anayasal Kültürün Güçlendirildiği ve Yargısal Diyaloğun Geliştirildiği Önemli Platformlardır</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya; son yıllarda yüksek mahkemeler, bölge adliye mahkemeleri, bölge idare mahkemeleri ve ilk derece mahkemeleri arasında tesis edilen etkili diyalog sayesinde bireysel başvurunun ikincil niteliğine ilişkin farkındalığın önemli ölçüde güçlendiğini dile getirdi. İnsan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkân tanıyan bireysel başvurunun son derece önemli sonuçlar ürettiğini kaydeden Başkan Özkaya şunları söyledi: “Anayasa Mahkemesi, yüksek mahkemeler, ilk derece mahkemeleri, akademi ve savunma makamı arasında kurulan yapıcı diyalog; anayasal ilkelerin daha doğru anlaşılmasına, ortak standartların gelişmesine ve hukuk güvenliğinin güçlenmesine önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle bölge toplantılarımızı yalnızca bilgi paylaşımının yapıldığı programlar olarak değil, ortak anayasal kültürün güçlendirildiği ve yargısal diyaloğun geliştirildiği önemli platformlar olarak görüyoruz.”</p>

<p>Anayasa yargısında artık yeni bir aşamaya geçildiğine dikkat çeken Başkan Özkaya, “Geçmişte temel mesele hak ihlalinin tespit edilmesi iken bugün artık daha önemli olan husus, anayasal kararların sistem genelinde etkili sonuçlar doğurabilmesidir.” dedi. Başkan Özkaya, artık meselenin yalnızca karar vermek değil verilen kararların ilk derece mahkemelerinde uygulanması, kamu otoriteleri tarafından içselleştirilmesi, yeni ihlallerin önlenmesine katkı sunması ve toplumda hak ve adalet eksenli bir hukuk kültürünün yerleşmesini sağlamak olduğunu belirterek anayasal hakların gerçek güvencesinin anayasal değerlerin bütün hukuk düzenine nüfuz edebilmesiyle mümkün olacağını söyledi.</p>

<p><strong>Kararlar Bilgi Bankası Yenilenerek Daha Erişilebilir, Pratik ve İşlevsel Bir Yapı Oluşturulmuştur</strong></p>

<p>Proje kapsamında yürütülen çalışmalara da değinen Başkan Özkaya, Avrupa’daki iyi uygulama örnekleri ve karşılaştırmalı analizler esas alınarak önemli uzmanlık çalışmaları hazırlandığını, ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik bir yol haritası oluşturulduğunu ifade etti. Kararların uygulanmasının daha etkin izlenebilmesi amacıyla dijital altyapının güçlendirildiğini hatırlatan Başkan Özkaya, Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası’nın yenilendiğini ve kamuoyunun kullanımına sunulduğuna işaret ederek “Tüm karar türlerine tek bir platform üzerinden erişim imkânı sağlayan, daha pratik ve işlevsel bir yapı oluşturulmuştur. Gelişen yazılım ve teknoloji imkânlarından yararlanılarak sistemin teknik altyapısı modernize edilmiş, arama ve filtreleme olanakları genişletilmiş, kararların daha hızlı ve etkin şekilde erişilebilir hâle gelmesi sağlanmıştır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Konuşmasının sonunda insan hakları düşüncesinin özünün insan onurunun korunması olduğunu dile getiren Başkan Özkaya; savaşlar, yabancı düşmanlığı, ayrımcılık ve nefret söylemlerinin insan haklarını tehdit ettiği günümüzde demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan hakları değerlerinin korunmasının büyük önem taşıdığının altını çizdi. Temel hak ve özgürlüklerin korunmasının yalnızca bir mahkemenin değil bütün toplumun ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayan Başkan Özkaya, “Adalet, yalnızca bireylerin değil, toplumların ve devletlerin de ömrünü uzatan en güçlü değerdir.” dedi.</p>

<p>Programda konuşan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak ise temel hak ve özgürlüklerin korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilen bireysel başvurunun çağdaş ve önemli bir kurum olduğunu belirtti. Adem Albayrak, bireysel başvuru kapsamında yürütülen proje kapsamında çok faydalı ve etkili faaliyetler gerçekleştirildiğini ifade etti. Bireysel başvurunun 103 yıllık Cumhuriyet tarihinin hukuk alanına ilişkin en önemli reformlarından biri olduğuna vurgulayan Albayrak “Bireysel başvuru sayesinde anayasal hak ve hürriyetlere yönelik ihlal iddialarının uluslararası organlara taşınmadan öncelikle ulusal sınırlar içinde çözümü ve ele alınması ile ihlalin giderildiği etkili bir hukuk yolu oluşturulmuştur.” ifadelerine yer verdi. Anayasa Mahkemesi kararlarının bağlayıcılığına ilişkin ilgili mevzuat kapsamında değerlendirmelerde bulunan Albayrak, “Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının bağlayıcı olduğu konusunda hiçbir şüphe yoktur.” dedi.</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu da proje kapsamında düzenlenen faaliyetlerin önemine ve işlevselliğine işaret ederek projenin amacına dikkat çekti. Temel hakların güvence altına alınmasının yalnızca güçlü normlar yazmakla tamamlanamayacağını belirten Fuzuli Aydoğdu, normların yargısal uygulamada sürekli ve etkin bir şekilde hayat bulmasının son derece önemli olduğunu vurguladı. Bireysel başvuru mekanizmasının Türk hukuk sisteminin en önemli reformlarından biri olduğunu kaydeden Aydoğdu “Bu mekanizma, hak ihlallerini tespit eden bir araç olmanın çok ötesinde; hukuk sistemimizin kendisini değerlendirmesine, eksiklerini görmesine ve geliştirmesine imkân tanıyan köklü ve kurumsal tecrübe alanı hâline gelmiştir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Programa ev sahipliği yapmaktan duydukları memnuniyeti dile getiren Adana Valisi Mustafa Yavuz ise devlet anlayışlarının öznesinin insan ve insan onuru olduğunu kaydederek bu çerçevede hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması, hukuk devletinin güçlendirilmesi ve yargısal kararların etkin bir şekilde uygulanmasının büyük önem taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin de konuşmasında, demokratik hukuk devletinin en önemli güvencelerinden birinin kişilerin temel hak ve özgürlüklerinin etkin bir şekilde korunabilmesi olduğunu dile getirdi. Bireysel başvuru mekanizmasının hayata geçirilmesi ile Anayasa Mahkemesinin temek hak ve özgürlüklerin korunması bağlamında önemli bir içtihat birikimi oluşturduğunu vurgulayan Vasip Şahin “Bu içtihatlar hak ihlallerinin giderilmesinin yanı sıra benzer ihlallerin önlenmesine ve hak eksenli bir uygulama kültürünün yerleşmesine de hizmet etmektedir.” ifadelerine yer verdi.</p>

<p>Programda konuşan Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, bireysel başvuru müessesesinin anayasal hakların korunması bakımından yeni ve güçlü bir dönemin başlangıcı olduğunu belirtti. Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin korunması hususunda hukuk sisteminin en önemli teminatlarından biri hâline geldiğini kaydeden Metin Yıldırım “Anayasa Mahkemesinin temel haklara ilişkin kararları yalnızca somut olayları değil aynı zamanda hukuk sistemini ve kamu uygulamasını da derinden etkilemektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarının etkili şekilde uygulanması bireysel adaletin yanı sıra hukuk güvenliği ve insan hakları standartlarının güçlenmesi bakımında da büyük önem taşımaktadır.” dedi.</p>

<p>Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin ise hak ihlallerini ilk aşamada önlemeyi hedeflediklerini belirterek bu kapsamda Anayasa Mahkemesi içtihatlarını yakından takip ettiklerini vurguladı.</p>

<p>Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş da Anayasa Mahkemesi ihlal kararlarının yerine getirilmesine ilişkin titiz çalışmalar yürüttüklerini aktardı ve bu konuda önemli bir farkındalık oluştuğuna dikkat çekti.</p>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek bireysel başvuru yolunun Türk hukuk sistemine önemli kazanımlar sağladığını dile getirerek bireysel başvuruda verilen kararların yargı mercilerince yakından takip edilmesi gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan ise projenin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulunarak proje kapsamında yürütülen faaliyetlerin anayasal düzenin istikrarı noktasında önemli katkılar sunacağına ve başarılı sonuçlara vesile olacağına inandığını söyledi.</p>

<p>Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbé de konuşmasında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf ve Avrupa Birliğine aday ülke olarak Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği ile yürüttüğü iş birliğinin önemine dikkat çekti. Anayasa Mahkemesi ile yürütülen ortak çalışmaların, temel hakların korunması ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesine katkı sunduğunu dile getiren Jean Barbé, 2012 yılında hayata geçirilen bireysel başvuru mekanizmasının çok önemli bir kazanım olduğunu ifade etti.</p>

<p>Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin ise projenin uygulanması sürecindeki iş birliği için Türkiye Cumhuriyet Anayasa Mahkemesine teşekkür etti. William Massolin, Türkiye’de insan haklarının korunmasının temel taşlarından biri hâline gelen bireysel başvuru mekanizmasının uygulamaya girdiği tarihten itibaren iç hukuk yollarını önemli ölçüde güçlendirdiğini dile getirdi ve “İnsan haklarının korunması asla tamamlanmış bir görev değildir. Sürekli çaba, diyalog, düşünme ve bağlılık gerektirir. Avrupa Konseyi, bu çabalarda Türkiye’ye ve kurumlarına destek verme konusunda tam bir kararlılık sergilemeye devam etmektedir.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Açış konuşmalarının ardından “Bireysel Başvuru İhlal Kararlarının Objektif ve Subjektif Etkisi” başlıklı akademik oturuma geçildi. Anayasa Mahkemesi Üyesi Selahaddin Menteş’in başkanlığını yürüttüğü oturumda, hukuk ve ceza davaları yönünden Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisi ve uygulamada karşılaşılan sorunlar konuları ile Anayasa Mahkemesi kararlarının icrasına ilişkin hususlar ele alındı. Oturumun ardından bölgede görev yapan; adli yargıdan 73 hâkim ve Cumhuriyet savcısı, idari yargıdan ise 36 hâkimin katılımıyla gerçekleştirilen yuvarlak masa toplantılarında Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklere ilişkin kararları ışığında değerlendirmeler yapıldı.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10331/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10332/2.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10333/3.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10334/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10335/5.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10336/6.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10337/7.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10338/8.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10339/9.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10340/10.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10341/11.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10342/12.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10343/13.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10344/14.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10345/15.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10346/16.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10347/17.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10348/18.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10349/19.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10350/20.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-temel-haklar-alanindaki-kararlarinin-etkili-sekilde-uygulanmasinin-dest</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 23:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-148.jpg" type="image/jpeg" length="95564"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya: Bireysel başvuruların yüzde 86'sı karara bağlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentteki bir otelde, ‘Anayasa Mahkemesinin Temel Haklar Alanındaki Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanmasının Desteklenmesi Avrupa Birliği-Avrupa Konseyi Ortak Projesi’ kapsamında Proje Kapanış Töreni ve Adana Bölge Toplantısı gerçekleştirildi. Etkinliğe Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya’nın yanı sıra, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak, Hakimler ve Savcılar Kurulu Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, Adana Valisi Mustafa Yavuz, Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu Başkanı Vasip Şahin, Türkiye Adalet Akademisi Başkanı Metin Yıldırım, Adana Cumhuriyet Başsavcısı Altuğ Kürşat Şahin, Adana Adli Yargı Adalet Komisyonu Başkanı Ferhat Karakuş, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Başkanı Mehmet Yüksek, Adana Bölge Adliye Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcısı Bestami Tezcan, Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu Yönetişim Bölüm Başkanı Jean Barbe, Avrupa Konseyi Ankara Program Ofisi Başkanı William Massolin katıldı.</p>

<p><strong>‘ADANA DAYANIŞMANIN EN ÖNEMLİ ŞEHİRLERİNDEN BİRİ OLMUŞTUR’</strong></p>

<p>Etkinlikte konuşan Vali Mustafa Yavuz, kentin tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yaptığını belirterek “Adana, tarih boyunca milletlerin hafızasında iz bırakan şehirlerden bir tanesidir. Toroslara vakıf duruşunu ufkunda taşıyan Adana’mız tarih boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu kadim şehir, geçmişten bu güne dayanışmanın önemli şehirlerinden bir tanesi olmuştur. Bu topraklar asırlar boyunca devlet geleneğinin ve milletimizin hakkaniyet duygusunu aynı zeminde buluşturmuştur. Adalet, mülkün temelidir. Bu tür programlar vatandaşlarımızın adalete olan güveninin pekişmesine katkı sağlayacağına inanıyorum” dedi.</p>

<p><strong>‘BİREYSEL HUKUK SİSTEMİ KÖKLÜ BİR DEĞİŞİKLİĞE YOL AÇTI’</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Başkanı Adem Albayrak da bireysel başvurunun Türk hukuk sisteminde çok köklü bir değişikliğe yol açtığını kaydederek, "Bireysel başvuru ülkemizde temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve standartlarının yükseltilmesi amacıyla getirilmiş çağdaş ve önemli bir kazanımdır. Türk Anayasa Mahkemesi’nin önüne gelen bireysel başvuru sayısının fazla olması hem işin önemini, hem yürütülüşünü, hem de sıkıntıları birlikte getiriyor. Bu fazlalık öyle bir fazlalık ki, iyi uygulayan Avrupa ülkelerindeki rakamlara baktığımızda 10-12 kat daha fazla. 47 ülkeden başvuru alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin bile üstünde Türk Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru geliyor. Bu sayının çokluğu konusunda hiçbir şüphemiz yok. Bu artan iş yüküyle Anayasa Mahkemesi’nin başa çıkmak için mümkün olduğunca ve en kısa sürede bu başvuruları sonuçlandırmak için yoğun ve fark edilebilir bir çalışma içerisinde olduğunu görüyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘HUKUK DEVLETİNİN GÜCÜ NORMLARIN ETKİLİ UYGULAMASINDAN KAYNAKLANMAKTA’</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ise “Bilindiği üzere hukuk devletinin gerçek gücü, yalnızca normların varlığından değil, bu normların etkili şekilde uygulanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde anayasal güvencelerin gerçek anlamı da yalnızca mahkeme kararlarında değil, o kararların toplumsal hayata, yargısal uygulamalara ve kamu otoritesinin işleyişine yansımasında ortaya çıkmaktadır. Esasen anayasa yargısının nihai amacı yalnızca ihlal tespiti yapmak değildir. Daha önemlisi, ihlallerin tekrarını önleyecek anayasal bir bilinç ve uygulama kültürü oluşturmaktır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>‘2012’DEN BU YANA 739 BİN BAŞVURU YAPILDI’</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun hukuk tarihi açısından en önemli reform olduğunu belirten Özkaya, “Bireysel başvuru mekanizması, hiç kuşkusuz Türk hukuk tarihinin en önemli reformlarından biridir. Bireysel başvuru sisteminin bugün ulaştığı nokta, yürüttüğümüz çalışmaların ve kurumsal iş birliğinin ne denli önemli sonuçlar doğurduğunu açıkça göstermektedir. Güncel veriler incelendiğinde, bireysel başvurunun kabul edilmeye başlandığı 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana Anayasa Mahkemesi’ne toplam 739 bin 417 başvuru yapıldığı görülmektedir. Bu başvuruların 637 bin 274'ü sonuçlandırılmış, böylece başvuruların yaklaşık yüzde 86'sı karara bağlanmıştır. Derdest bulunan başvuru sayısı ise 102 bin 143'tür. Bu rakamlar, bir yandan vatandaşlarımızın Anayasa Mahkemesi’ne ve bireysel başvuru mekanizmasına duyduğu güveni ortaya koyarken diğer yandan mahkememizin karşı karşıya bulunduğu iş yükünün büyüklüğünü de göstermektedir” dedi.</p>

<p><strong>‘YARGILANMA HAKKI DAHİL, 87 BİN İHLAL KARARI VERİLDİ’</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar 87 bin ihlal kararı verildiğini aktaran Özkaya şöyle devam etti:</p>

<p>"Anayasa Mahkemesi tarafından bugüne kadar makul sürede yargılanma hakkı dahil yaklaşık 87 bin ihlal kararı verilmiş olması, bireysel başvurunun hak eksenli hukuk kültürünün gelişmesinde ne kadar önemli bir işlev gördüğünü ortaya koymaktadır. Bireysel başvurunun temel amacı, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin ulusal düzeyde daha güçlü şekilde korunmasını sağlamaktır. Bunun yanında bireysel başvuru, insan haklarına ilişkin uyuşmazlıkların uluslararası mercilere taşınmadan önce ulusal hukuk sistemi içinde çözülebilmesine imkan tanıyan etkili bir iç hukuk yolu niteliği taşımaktadır. Nitekim bireysel başvurunun uygulanmaya başlamasıyla birlikte temel hak ve özgürlüklere ilişkin birçok uyuşmazlık ulusal hukuk sistemimiz içerisinde çözüme kavuşturulabilmiş, böylece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne yapılan başvurularda azalma yaşanmış ve insan haklarının korunmasında iç hukuk mekanizmalarının etkinliği önemli ölçüde güçlenmiştir. Başvurunun başarısı sadece Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararlarla ölçülemez. Asıl önemli olan, bu kararların ilk derece mahkemelerine, bölge adliye mahkemelerine, bölge idare mahkemelerine, idari uygulamalara ve toplumsal hayata etkili şekilde yansımasıdır. Özellikle ilk derece mahkemeleri tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının daha etkin uygulanmasına yönelik hazırlanan yol haritası, kararların hayata geçirilmesinde karşılaşılan sorun alanlarını tespit etmiş ve uygulama süreçlerinin güçlendirilmesine yönelik son derece değerli öneriler sunmuştur."</p>

<p>Açılış konuşmalarının ardından ‘Bireysel başvuru ihlal kararlarının objektif ve subjektif etkisi’ konulu panel gerçekleştirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-bireysel-basvurularin-yuzde-86si-karara-baglandi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 16:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/kadir-ozkayaa.jpg" type="image/jpeg" length="52017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİN TESPİTİ DAVASI - KİRA BEDELİNİN NET VEYA BRÜT OLARAK BELİRTİLMEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1717 E., 2022/8408 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>MAHKEMESİ : İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 36. HUKUK DAİRESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ : GAZİOSMANPAŞA 1. SULH HUKUK MAHKEMESİ</strong></p>

<p>Taraflar arasında ilk derece mahkemesinde görülen itirazın iptali davasının kısmen kabulüne dair verilen karar hakkında bölge adliye mahkemesi tarafından yapılan istinaf incelemesi sonucunda; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden davanın kısmen kabulüne yönelik olarak verilen karar, davalılar vekili tarafından duruşmalı olarak temyiz edilmekle; duruşma günü olarak belirlenen 01/11/2022 tarihinde davalılar vekili Av. ... geldi. Başka gelen olmadı. Açık duruşmaya başlandı ve hazır bulunan vekilin sözlü açıklaması dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için saat 14.00'e bırakılması uygun görüldüğünden, belli saatte dosyadaki bütün kağıtlar okunarak, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlenip, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; bodrum, zemin ve asma kattan ibaret toplam 1.850 m² alanlı taşınmazın 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi ile davalılara kiraladığını, kesinleşen mahkeme kararı ile aylık kira bedelinin 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak belirlendiğini, bu tespite göre 01/09/2007 ile 27/02/2012 tarihleri arası ödenmesi gereken aylık 22.000 TL kira bedelinden, eksik ödenen 549.044 TL’nin yasal faiziyle birlikte tahsili talepli takip başlattığını ancak davalıların takibe haksız olarak itiraz ettiklerini ileri sürerek; takibe vaki itirazın iptaline, takibin devamına ve davalıların icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar; 17/01/2012 tarihinde taşınmazı tahliye ettiklerini, anahtarların teslim edildiği icra dosyasından geç teslim alınmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, Gaziosmanpaşa 1.Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/1883 Esas sayılı dosyasından verilen ilamda, tespit edilen kiranın, brüt ya da net olduğu hususun belirtilmediğini, bu nedenle bedelin brüt olarak tespit edildiğinin kabul edilmesi gerektiğini, bu nedenle davacının kira fark bedelini talep ederken, stopajın tenzili ile net 17.600 TL kira bedeli talep edebileceğini, 22.000 TL brüt kira bedeli talep edilmesinin haksız ve kötüniyetli olduğunu ayrıca kira sözleşmesinde taraf olmayan ...’a husumet yöneltilemeyeceğini savunarak, davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; davalı ...’ın, ... isimli davalı şirketin yetkili temsilcisi sıfatıyla sözleşmeyi imzaladığı, tespiti yapılan kira bedelinin ise brüt kabul edilmesi gerektiği, yine 27/02/2012 tarihli tahliye tutanağının tahliye tarihi olarak dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle; davalı ... bakımından davanın usulden reddine, davalı ... Ticaret ve İnşaat A.Ş. bakımından davanın kısmen kabulü ile icra takibine yönelik itirazın kısmen iptaline, icra takibinin 301.331 TL asıl kira fark alacağının, 05/03/2013 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte devamına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce dosya hesabında nazara alınmasına karar verilmiş; karara karşı, taraf vekillerince istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun reddine, kesinleşen mahkeme kararları ile davalı ...’ın kiracılık sıfatının kesinleştiği, tespit edilen aylık kira bedelinin ise net olarak belirlendiği yine kira tespit kararının kesinleştiği tarihten, takibin yapıldığı tarihe kadar avans faizi istenebileceği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına davanın kısmen kabulü ile davalıların icra dosyasında yaptıkları itirazlarının 515.781,86 TL asıl alacak ve 5.244,81 TL birikmiş faiz yönünden iptali ile bu miktarlar yönünden takibin devamına, asıl alacağa takip tarihinde itibaren avans faizi uygulanmasına, davalı tarafından icra takibinden sonra ödenen 74.700 TL'nin icra müdürlüğünce icra dosyasının infazı aşamasında dikkate alınmasına karar verilmiş; karar, davalılar vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, özellikle temyiz olunan bölge adliye mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre, davalılar vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2- Taraflar arasında, 01/09/1998 başlangıç tarihli ve dört yıl süreli kira sözleşmesi nedeniyle Gaziosmanpaşa 1. Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen davada verilen 2009/1883 E. 2012/603 K. sayılı kararla; aylık kira bedeli, 01/09/2007 tarihinden itibaren 22.000 TL olarak tespit edilmiş ve Yargıtayca söz konusu hüküm onanarak kesinleşmiştir. Davacı tarafından, işbu tespit hükmüne dayanılarak başlatılan icra takibinde, aylık 22.000 TL kira bedeli üzerinden hesaplanan, 01/09/2007 ile 27/02/2012 dönemlerine ait bakiye 549.044 TL asıl, 163.050,06 TL işlemiş faiz alacağının, yıllık %13,75 faiziyle birlikte tahsili istenilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar bölge adliye mahkemesince; kira tespit dosyasındaki beyanlar, deliller, bilirkişi raporları ve Yargıtay ilamındaki gerekçeden, tespit edilen kira bedelinin net olduğunun anlaşıldığı gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmiş ise de; Yargıtayın yerleşmiş içtihatlarında da belirtildiği üzere, kira bedelinin tespiti davalarında kira bedelinin brüt olarak tespitine karar verileceği, hüküm fıkrasında kira bedelinin net veya brüt şeklinde belirtilmemesi halinde, brüt olarak tespit edildiğinin kabul edileceği dikkate alındığında, tespit edilen kira bedelinin brüt olarak belirlendiğinin kabulü gerekmektedir. Kaldı ki, dava konusu kiralanana ilişkin taraflar arasında görülen tazminat davasında, Gaziosmanpaşa 3. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen kararın bozulmasına yönelik Dairemizin 01/06/2021 tarihli ve 2020/2108 E. 2021/5839 K. sayılı ilamı ile de, belirlenen aylık 22.000 TL kira bedelinin brüt olarak kabul edildiği, yine aynı ilam ile açıkça kiralananın tahliye tarihinin taşınmazın anahtarlarının ilgili icra dairesine teslim tarihi olan 19/01/2012 olduğunun belirlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca, bölge adliye mahkemesince; 01/09/2007 tarihinden itibaren belirlenen aylık kira bedelinin brüt, kiralananın ise 19/01/2012 tarihinde tahliye edilmiş olduğu gözetilerek, davacının talep edebileceği bakiye kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması, usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda birinci bentte açıklanan nedenlerle davalıların sair temyiz itirazlarının reddine; ikinci bentte açıklanan nedenlerle 6100 sayılı HMK'nın 371. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi kararının davalılar yararına BOZULMASINA, 8.400 TL Yargıtay duruşması vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalılara verilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine, dosyanın aynı Kanun'un 373/2 maddesi uyarınca kararı veren bölge adliye mahkemesine gönderilmesine, 01/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelin-tespiti-davasi-kira-bedelinin-net-veya-brut-olarak-belirtilmemesi</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="84395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kasten Öldürmeye Teşebbüs Suçu, Gönüllü Vazgeçme ve Kasten Yaralama Ayrımı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukunda bazı olaylarda failin eylemi ilk bakışta ağır bir saldırı olarak görünse de, hukuki nitelendirme bakımından daha dikkatli ve bütüncül bir değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle mağdurun yaralandığı, ancak ölüm neticesinin meydana gelmediği olaylarda, eylemin <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> mü yoksa <strong>kasten yaralama</strong> mı olduğu uygulamada sıkça tartışma konusu olmaktadır.</p>

<p>Bu ayrım yalnızca teorik bir tartışma değildir. Suçun hukuki vasfı, fail hakkında uygulanacak ceza miktarını, tutuklama değerlendirmesini, adli kontrol tedbirlerini, savunma stratejisini ve yargılamanın seyrini doğrudan etkiler. Bu nedenle mahkemeler yalnızca ortaya çıkan yaralanmanın ağırlığına değil; failin kastına, kullanılan aracın niteliğine, darbe sayısına, hedef alınan vücut bölgesine, taraflar arasındaki husumete, olayın gelişim biçimine ve failin olay sonrasındaki davranışlarına da bakmaktadır.</p>

<p>Bu yazıda, kasten öldürmeye teşebbüs suçu, gönüllü vazgeçme kurumu ve kasten yaralama suçu arasındaki farklar; Türk Ceza Kanunu hükümleri, genel ceza hukuku ilkeleri ve Yargıtay uygulamasında dikkate alınan temel kriterler çerçevesinde incelenecektir.</p>

<p><strong><a name="kasten-öldürmeye-teşebbüs-nedir">Kasten Öldürmeye Teşebbüs Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nun 81. maddesinde düzenlenmiştir. Failin bir kişiyi öldürme kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmemesi halinde ise, olayın niteliğine göre <strong>kasten öldürmeye teşebbüs</strong> suçu gündeme gelebilir.</p>

<p>Suça teşebbüs, TCK m.35’te düzenlenmiştir. Buna göre kişi, işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamazsa teşebbüsten dolayı sorumlu tutulur.</p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunun oluşabilmesi için failin öldürme kastıyla hareket etmesi, elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya başlaması ve ölüm neticesinin failin elinde olmayan nedenlerle gerçekleşmemesi gerekir.</p>

<p><strong><a name="failin-öldürme-kastıyla-hareket-etmesi">Failin Öldürme Kastıyla Hareket Etmesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs suçunda en önemli unsur, failin öldürme kastıdır. Failin mağduru yaralama kastıyla mı, yoksa öldürme kastıyla mı hareket ettiği her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Failin iç dünyasını doğrudan bilmek mümkün olmadığından, mahkemeler failin dış dünyaya yansıyan davranışlarından hareket eder. Bu kapsamda olay öncesi husumet, kullanılan aracın öldürmeye elverişli olup olmadığı, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan bölge, failin eylemine devam edip etmediği ve olay sonrası davranışları birlikte dikkate alınır.</p>

<p>Örneğin, mağdurun hayati bölgelerine çok sayıda ve şiddetli darbe uygulanması, öldürmeye elverişli bir aracın kullanılması, taraflar arasında önceye dayalı ciddi husumet bulunması ve failin mağdura yardım etmeksizin olay yerinden uzaklaşması öldürme kastı bakımından değerlendirilebilecek unsurlar arasındadır. Ancak bu unsurların hiçbiri tek başına kesin sonuç doğurmaz; olayın tamamı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="icra-hareketlerine-başlanması">İcra Hareketlerine Başlanması</a></strong></p>

<p>Suça teşebbüsten bahsedilebilmesi için failin yalnızca hazırlık hareketlerinde bulunması yeterli değildir. Fail, suçu işlemeye yönelik doğrudan doğruya icra hareketlerine başlamış olmalıdır.</p>

<p>Hazırlık hareketleri ile icra hareketleri arasındaki ayrım her olayda kolay olmayabilir. Failin olay yerine gitmesi, araç temin etmesi veya saldırı planı yapması tek başına her zaman teşebbüs hükümlerinin uygulanması için yeterli olmayabilir. Buna karşılık mağdura ateş edilmesi, bıçakla saldırılması, hayati bölgelere yönelik darbeler uygulanması veya doğrudan neticeye yönelen hareketlerin başlaması icra hareketlerinin başladığını gösterebilir.</p>

<p>Bu nedenle icra hareketlerinin başlayıp başlamadığı değerlendirilirken failin eyleminin suçun kanuni tanımındaki neticeye ne kadar yaklaştığı ve somut olayda dış dünyaya nasıl yansıdığı dikkate alınır.</p>

<p><strong><a name="Xaff3bd4a320c6210ee499cb33b6580fdefa5176">Ölüm Neticesinin Failin Elinde Olmayan Nedenlerle Gerçekleşmemesi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüste, ölüm neticesinin meydana gelmemesi failin iradesi dışında bir nedene dayanmalıdır. Mağdurun tıbbi müdahale ile kurtarılması, üçüncü kişilerin müdahalesi, failin engellenmesi, silahın tutukluk yapması veya mağdurun kaçması gibi nedenler teşebbüs hükümlerinin uygulanmasına yol açabilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, kendi iradesiyle eylemine son verir veya ölüm neticesinin meydana gelmesini önlemek için etkili davranışlarda bulunursa, bu durumda TCK m.36’da düzenlenen <strong>gönüllü vazgeçme</strong> hükümleri tartışılabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçme-nedir">Gönüllü Vazgeçme Nedir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, Türk Ceza Kanunu’nun 36. maddesinde düzenlenmiştir. Bu hükme göre fail, suçun icra hareketlerinden gönüllü olarak vazgeçer veya kendi çabalarıyla suçun tamamlanmasını ya da neticenin gerçekleşmesini önlerse, teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak vazgeçme anına kadar gerçekleşen fiiller bağımsız bir suç oluşturuyorsa, fail yalnızca bu suçtan sorumlu tutulur.</p>

<p>Bu düzenleme, ceza hukukunda önemli bir suç politikası tercihidir. Kanun koyucu, failin suç yolunda ilerlemekten vazgeçmesini veya neticenin meydana gelmesini engellemesini teşvik etmektedir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme halinde fail teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz. Ancak mağdurun yaralanması gibi tamamlanmış fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa, olayın niteliğine göre kasten yaralama hükümleri uygulanabilir.</p>

<p><strong><a name="gönüllü-vazgeçmenin-şartları">Gönüllü Vazgeçmenin Şartları</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p>Öncelikle fail, kasıtlı bir suçun icra hareketlerine başlamış olmalıdır. Henüz icra hareketlerine başlanmadan failin suç işlemekten vazgeçmesi halinde zaten cezalandırılabilir bir teşebbüs bulunmayacağından, TCK m.36’nın uygulanmasına gerek kalmaz.</p>

<p>Bunun yanında vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gerçekleşmelidir. Suç tamamlandıktan sonra failin pişman olması, mağdurun zararını gidermesi veya yardımda bulunması kural olarak gönüllü vazgeçme sonucunu doğurmaz. Bu tür durumlarda, koşulları varsa etkin pişmanlık, takdiri indirim veya başka hukuki kurumlar tartışılabilir.</p>

<p>Vazgeçmenin failin kendi iradesine dayanması da gerekir. Failin eylemine dışsal bir engel nedeniyle devam edememesi gönüllü vazgeçme sayılmaz. Örneğin failin üçüncü kişiler tarafından yakalanması, mağdurun kaçması, silahın çalışmaması veya kolluğun müdahale etmesi nedeniyle suçun tamamlanamaması halinde gönüllü vazgeçme değil, teşebbüs hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, eylemine devam etme imkânı varken kendi iradesiyle saldırıyı sonlandırmışsa veya neticenin gerçekleşmesini engellemişse gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılabilir.</p>

<p><strong><a name="neticeli-suçlarda-aktif-çaba-şartı">Neticeli Suçlarda Aktif Çaba Şartı</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs gibi neticeli suçlarda gönüllü vazgeçme değerlendirmesi yapılırken, failin davranışı özellikle önem taşır. Fail henüz icra hareketlerini tamamlamadan kendi iradesiyle eylemine son vermişse, olayın özelliklerine göre pasif vazgeçme yeterli görülebilir.</p>

<p>Ancak icra hareketleri tamamlanmış ve mağdurun hayatı bakımından tehlikeli bir sonuç ortaya çıkmışsa, failin yalnızca saldırıyı bırakması çoğu durumda yeterli kabul edilmez. Bu aşamada failden, neticenin gerçekleşmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlar göstermesi beklenir.</p>

<p>Örneğin fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir şey yapmadan olay yerinden uzaklaşırsa, ölüm neticesini engellemeye yönelik aktif bir çaba göstermemiş olur. Buna karşılık failin ambulans çağırması, kolluk birimlerine haber vermesi, mağduru hastaneye götürmesi, kanamayı durdurmaya çalışması veya tıbbi müdahalenin sağlanması için ciddi ve etkili davranışlarda bulunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p><strong><a name="X2750644e50bff6041820da03a67e641d115fb81">Gönüllü Vazgeçme ile Etkin Pişmanlık Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme ile etkin pişmanlık uygulamada zaman zaman karıştırılmaktadır. Oysa bu iki kurum farklı aşamalarda ortaya çıkar ve farklı sonuçlar doğurur.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme, suç tamamlanmadan önce gündeme gelir. Fail, suçun tamamlanmasını veya neticenin gerçekleşmesini kendi iradesiyle engeller. Bu nedenle teşebbüsten dolayı cezalandırılmaz; ancak o ana kadar tamamlanan fiiller ayrıca suç oluşturuyorsa bu suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p>Etkin pişmanlık ise suç tamamlandıktan sonra ortaya çıkan bir kurumdur. Fail, suçu işledikten sonra pişmanlık gösterir, zararı giderir, malı iade eder veya kanunda belirtilen başka bir davranışta bulunur. Etkin pişmanlık her suç bakımından uygulanmaz; yalnızca kanunda açıkça düzenlenen suçlarda sonuç doğurur.</p>

<p>Bu nedenle, kasten öldürmeye teşebbüs iddiası bulunan bir olayda failin ölüm neticesini suç tamamlanmadan önce engellemesi gönüllü vazgeçme kapsamında değerlendirilebilir. Buna karşılık suç tamamlandıktan sonra duyulan pişmanlık, gönüllü vazgeçme değil; ancak şartları varsa başka hukuki kurumlar kapsamında ele alınabilir.</p>

<p><strong><a name="kasten-yaralama-suçu-nedir">Kasten Yaralama Suçu Nedir?</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu, TCK m.86’da düzenlenmiştir. Buna göre bir kişinin başkasının vücuduna acı veren, sağlığının veya algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan davranışlarda bulunması kasten yaralama suçunu oluşturur.</p>

<p>Kasten yaralama suçunda failin kastı mağduru öldürmeye değil, yaralamaya yöneliktir. Bu nedenle kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki en önemli ayrım, failin kastında ortaya çıkar.</p>

<p>Kasten yaralama suçunun basit hali yanında, silahla işlenmesi, kamu görevlisine karşı işlenmesi, kendisini savunamayacak durumda olan kişiye karşı işlenmesi veya neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama halleri de bulunmaktadır.</p>

<p><strong><a name="X5f491349d938546117ad1320a9fe694f52169ee">Kasten Yaralama ile Kasten Öldürmeye Teşebbüs Arasındaki Fark</a></strong></p>

<p>Kasten yaralama ile kasten öldürmeye teşebbüs arasındaki ayrım her zaman kolay değildir. Aynı eylem, somut olayın özelliklerine göre farklı şekilde nitelendirilebilir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında bu ayrım yapılırken olayın bütünü esas alınır. Taraflar arasındaki husumet, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, darbelerin şiddeti, hedef alınan vücut bölgesi, failin eyleme neden son verdiği ve olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="taraflar-arasındaki-husumet">Taraflar Arasındaki Husumet</a></strong></p>

<p>Fail ile mağdur arasında olay öncesinde ciddi bir husumet bulunması, tehditler yaşanması veya failin öldürme yönünde açık beyanlarının olması, öldürme kastının varlığı bakımından dikkate alınabilir.</p>

<p>Buna karşılık olayın ani gelişmesi, taraflar arasında öldürmeyi gerektirecek yoğunlukta bir husumetin bulunmaması veya eylemin sınırlı biçimde gerçekleşmesi, olayın kasten yaralama kapsamında değerlendirilmesi bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Ancak husumetin varlığı veya yokluğu tek başına belirleyici değildir. Mahkeme bu unsuru olayın diğer delilleriyle birlikte değerlendirir.</p>

<p><strong><a name="kullanılan-aracın-niteliği">Kullanılan Aracın Niteliği</a></strong></p>

<p>Silah, bıçak, kesici-delici alet veya öldürmeye elverişli başka bir aracın kullanılması öldürme kastı bakımından önemlidir. Ancak tek başına öldürücü nitelikte bir aracın kullanılmış olması her zaman kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Aracın nasıl kullanıldığı, hangi mesafeden kullanıldığı, mağdurun hangi bölgesine yöneldiği, eylemin devam edip etmediği ve failin saldırıyı hangi koşullarda sonlandırdığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="darbe-sayısı-ve-şiddeti">Darbe Sayısı ve Şiddeti</a></strong></p>

<p>Failin mağdura bir kez mi yoksa çok sayıda mı darbe vurduğu, darbelerin şiddeti ve sürekliliği kastın tespitinde önemlidir.</p>

<p>Çok sayıda, şiddetli ve hayati bölgelere yönelen darbeler öldürme kastı lehine değerlendirilebilir. Buna karşılık tek ve sınırlı bir darbe, olayın diğer koşullarıyla birlikte yaralama kastını gösterebilir.</p>

<p>Ancak darbe sayısı da tek başına yeterli değildir. Tek bir darbenin niteliği, isabet ettiği bölge ve meydana getirdiği tehlike de ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong><a name="hedef-alınan-vücut-bölgesi">Hedef Alınan Vücut Bölgesi</a></strong></p>

<p>Baş, göğüs, karın, boyun gibi hayati bölgelerin hedef alınması, kasten öldürmeye teşebbüs değerlendirmesinde önemli bir kriterdir.</p>

<p>Buna rağmen darbenin hayati bölgeye isabet etmesi tek başına kesin olarak öldürme kastını göstermez. Darbenin şiddeti, derinliği, kullanılan aracın niteliği, eylemin devam edip etmediği ve failin olay sonrası davranışları birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong><a name="failin-eyleme-son-verme-sebebi">Failin Eyleme Son Verme Sebebi</a></strong></p>

<p>Failin saldırıya neden son verdiği de suç vasfının belirlenmesinde önemlidir. Eğer fail, mağdurun kaçması, çevredeki kişilerin müdahalesi, kolluğun gelmesi veya başka bir dışsal engel nedeniyle saldırıyı sonlandırmışsa, bu durum gönüllü vazgeçme olarak değerlendirilmeyebilir.</p>

<p>Buna karşılık fail, herhangi bir dış engel olmaksızın kendi iradesiyle saldırıyı bırakmış ve özellikle neticenin gerçekleşmesini engellemek için çaba göstermişse, gönüllü vazgeçme hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p><strong><a name="olay-sonrası-davranışlar">Olay Sonrası Davranışlar</a></strong></p>

<p>Failin olay sonrasında mağdura yardım edip etmediği, ambulans çağırıp çağırmadığı, kolluğa haber verip vermediği, mağduru hastaneye götürüp götürmediği kast ve gönüllü vazgeçme bakımından önem taşır.</p>

<p>Failin mağdura yardım etmesi her zaman otomatik olarak yaralama kastı bulunduğu anlamına gelmez. Bu davranış, olayın bütünü içinde değerlendirilir. Aynı şekilde failin olay yerinden kaçması da tek başına öldürme kastını kanıtlamaz; fakat gönüllü vazgeçme bakımından aleyhe değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle olay sonrası davranışlar, diğer delillerle birlikte ele alınmalıdır.</p>

<p><strong><a name="aktif-çaba-göstermek-ne-anlama-gelir">Aktif Çaba Göstermek Ne Anlama Gelir?</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçmede en kritik konulardan biri aktif çabadır. Aktif çaba, failin neticenin meydana gelmesini engellemek için somut, ciddi ve etkili davranışlarda bulunmasıdır.</p>

<p>Failin ambulansı araması, mağduru hastaneye götürmesi, kolluk birimlerine haber vermesi, mağdurun kanamasını durdurmaya çalışması, tıbbi müdahaleyi sağlamak için olay yerinde kalması veya mağdurun yaşaması için somut katkı sunması aktif çaba kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin yalnızca saldırıyı bırakıp olay yerinden ayrılması, mağduru kendi haline terk etmesi veya üçüncü kişilerin yardım etmesine sessiz kalması çoğu durumda aktif çaba olarak kabul edilmeyebilir.</p>

<p><strong><a name="pasif-vazgeçme-her-zaman-yeterli-midir">Pasif Vazgeçme Her Zaman Yeterli midir?</a></strong></p>

<p>Pasif vazgeçme, failin icra hareketlerine devam etmemesi anlamına gelir. Ancak her durumda aynı hukuki sonucu doğurmaz.</p>

<p>Failin henüz neticeye yönelik icra hareketlerini tamamlamadığı aşamada kendi iradesiyle eylemine son vermesi ile icra hareketleri tamamlandıktan sonra neticenin gerçekleşmesini engellemesi farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İlk durumda pasif vazgeçme bazı hallerde yeterli olabilirken, ikinci durumda çoğu zaman aktif çaba aranır. Özellikle mağdurun hayatı bakımından ciddi bir tehlike ortaya çıktıktan sonra failin yalnızca saldırıyı bırakması yeterli görülmeyebilir. Bu aşamada failin ölüm neticesini engellemek için ciddi ve etkili davranışlar göstermesi önem taşır.</p>

<p><strong><a name="örnek-olaylar-üzerinden-değerlendirme">Örnek Olaylar Üzerinden Değerlendirme</a></strong></p>

<p>Gönüllü vazgeçme, kasten öldürmeye teşebbüs ve kasten yaralama ayrımı somut olaylar üzerinden daha net anlaşılabilir. Çünkü ceza hukukunda her olay kendi özellikleri içinde değerlendirilir ve tek bir kriter üzerinden kesin sonuca varılmaz.</p>

<p><strong><a name="X68be227533ee8cef3da190da630ff9930f11992">Failin Mağduru Yaraladıktan Sonra Ambulans Çağırması</a></strong></p>

<p>Fail mağduru ağır şekilde yaralamış, ancak hemen ardından 112’yi arayarak ambulans çağırmış, kolluk birimlerine haber vermiş ve mağdurun hastaneye sevk edilmesini sağlamışsa, olayda gönüllü vazgeçme hükümleri tartışılabilir.</p>

<p>Bu durumda mahkeme, failin gerçekten ölüm neticesini engellemek amacıyla mı hareket ettiğini, yardım çağrısının zamanlamasını, mağdurun kurtulmasında bu davranışın etkili olup olmadığını ve eylemin bütününü birlikte değerlendirir.</p>

<p>Failin yardım çağrısının neticenin gerçekleşmesini önlemede etkili olması, gönüllü vazgeçme değerlendirmesi bakımından önemlidir.</p>

<p><strong><a name="X7e7031bc2ca418c851aadcb4ba3aed86af0080f">Failin Mağduru Yaralayıp Olay Yerinden Kaçması</a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fail mağduru hayati tehlike oluşturacak şekilde yaraladıktan sonra hiçbir yardımda bulunmadan olay yerinden uzaklaşmışsa, gönüllü vazgeçmeden söz etmek güçtür. Çünkü fail neticenin gerçekleşmesini engellemek için aktif çaba göstermemiştir.</p>

<p>Bu durumda olayın niteliğine göre kasten öldürmeye teşebbüs veya kasten yaralama suçu tartışılabilir. Kastın belirlenmesinde darbe sayısı, kullanılan araç, hedef alınan bölge ve taraflar arasındaki husumet önem taşır.</p>

<p><strong><a name="X4abe24d7e3027d17d3f34baf106ec3d21945366">Failin Eyleme Devam Etme İmkânı Varken Kendi İradesiyle Durması</a></strong></p>

<p>Fail, mağdura zarar verme imkânı devam ettiği halde, dışsal bir engel olmaksızın kendi iradesiyle eylemine son verirse gönüllü vazgeçme ihtimali değerlendirilir.</p>

<p>Ancak mağdurun yaralanmış ve ölüm neticesinin doğma ihtimalinin ortaya çıkmış olduğu hallerde, failin yalnızca durması değil, neticeyi engellemek için aktif davranışlar sergilemesi de aranabilir.</p>

<p>Bu nedenle failin eyleme son verme sebebi, olayın hangi aşamada bulunduğu ve neticenin önlenmesi için gösterilen çaba birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="X7406af990751a395f62c4d1c29c61107ed725ab">Olası Kastla Kasten Öldürmeye Teşebbüs Tartışması</a></strong></p>

<p>Ceza hukukunda tartışmalı konulardan biri de olası kastla kasten öldürmeye teşebbüsün mümkün olup olmadığıdır. Olası kastta fail neticenin meydana gelebileceğini öngörür, ancak neticeyi doğrudan istemez; buna rağmen eylemini sürdürür.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında kasten öldürmeye teşebbüs bakımından failin öldürmeye yönelik kastı somut olayın özelliklerinden hareketle araştırılmaktadır. Olası kastla teşebbüs meselesi ise doktrinde ve uygulamada tartışmalı bir alan olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle mahkemeler, failin doğrudan öldürme kastıyla mı yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiğini somut olayın tüm özelliklerine göre belirlemek zorundadır. Olayın sonucuna göre fail kasten yaralama, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama veya gerçekleşen neticeye göre başka bir suçtan sorumlu tutulabilir.</p>

<p><strong><a name="X0cc70764713d47c3ad1c5366f7374390ec0f5d8">Kasten Yaralama Sonucu Ölüm Meydana Gelirse Ne Olur?</a></strong></p>

<p>Failin kastı öldürmeye değil, yaralamaya yönelik olabilir. Ancak bazı durumlarda yaralama sonucunda mağdur hayatını kaybedebilir. Böyle bir durumda, failin öldürme kastı bulunmuyorsa olay kasten öldürme olarak değil, <strong>neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama</strong> kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>TCK m.87/4 bu konuda önemlidir. Failin yaralama kastıyla hareket etmesine rağmen ölüm neticesinin meydana gelmesi halinde, şartlarına göre neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu oluşabilir.</p>

<p>Burada asıl mesele yine failin kastıdır. Failin mağduru öldürmeyi mi amaçladığı, yoksa yaralama kastıyla mı hareket ettiği olayın bütününe göre belirlenir.</p>

<p><strong><a name="savunma-ve-yargılama-bakımından-önemi">Savunma ve Yargılama Bakımından Önemi</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama arasındaki ayrım, ceza yargılamasında savunma bakımından son derece önemlidir.</p>

<p>Yanlış suç vasfı, fail hakkında daha ağır ceza tehdidi doğurabilir. Bu nedenle savunma makamı, olayın yalnızca neticesine değil; olayın öncesine, failin kastına, mağdurun yaralanma şekline, tıbbi raporlara, kamera kayıtlarına, tanık beyanlarına ve olay sonrası davranışlara odaklanmalıdır.</p>

<p>Özellikle taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı, kullanılan aracın niteliği, darbenin sayısı ve şiddeti, yaralanmanın hayati bölgede olup olmadığı, failin eylemine neden son verdiği, failin mağdura yardım edip etmediği, ambulans veya kolluk çağrısı yapılıp yapılmadığı, mağdurun kurtulmasında failin davranışının etkili olup olmadığı, olayın ani gelişip gelişmediği, kamera ve tanık kayıtlarının olayın hangi yönünü desteklediği dikkatle incelenmelidir.</p>

<p>Bu hususlar yalnızca suç vasfı bakımından değil; tutukluluk değerlendirmesi, adli kontrol tedbiri, ceza miktarı ve hükmün bireyselleştirilmesi bakımından da önem taşır.</p>

<p><strong><a name="yargıtay-uygulamasında-genel-yaklaşım">Yargıtay Uygulamasında Genel Yaklaşım</a></strong></p>

<p>Yargıtay, kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında olayın bütününü esas almaktadır. Tek bir kriter üzerinden sonuca gidilmemektedir.</p>

<p>Örneğin yalnızca bıçak kullanılması, tek başına öldürme kastını göstermez. Aynı şekilde mağdurun hayati tehlike geçirmesi de otomatik olarak kasten öldürmeye teşebbüs sonucunu doğurmaz. Ancak hayati bölgeye yönelen çok sayıda ve şiddetli darbe, olay öncesi husumet ve failin yardım etmeksizin kaçması gibi unsurlar birlikte değerlendirildiğinde öldürme kastı kabul edilebilir.</p>

<p>Buna karşılık failin eylemden sonra mağdura yardım etmesi, ambulans çağırması veya neticenin gerçekleşmesini engellemeye yönelik ciddi çaba göstermesi, gönüllü vazgeçme hükümlerinin uygulanması bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p>Bu nedenle her olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong><a name="sonuç">Sonuç</a></strong></p>

<p>Kasten öldürmeye teşebbüs, gönüllü vazgeçme ve kasten yaralama ayrımı, ceza hukukunun en hassas konularından biridir. Bu ayrım yapılırken yalnızca mağdurun yaralanmasının ağırlığına bakılması yeterli değildir.</p>

<p>Failin kastı, kullanılan aracın niteliği, darbe sayısı, hedef alınan bölge, taraflar arasındaki ilişki, olayın gelişimi ve failin olay sonrası davranışları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Gönüllü vazgeçme ise failin suç yolunda ilerlemekten kendi iradesiyle dönmesi veya neticenin gerçekleşmesini engellemesi halinde gündeme gelir. Ancak özellikle icra hareketlerinin tamamlandığı ve mağdurun hayati tehlike geçirdiği olaylarda, failin yalnızca saldırıyı bırakması değil, neticenin gerçekleşmesini önlemek için aktif ve etkili çaba göstermesi gerekir.</p>

<p>Ceza yargılamasında doğru suç vasfının belirlenmesi, hem adil yargılanma hakkı hem de cezanın ölçülü uygulanması bakımından büyük önem taşır. Bu nedenle kasten öldürmeye teşebbüs ile kasten yaralama ayrımında her somut olay, delillerin tamamı ve Yargıtay uygulamasında kabul edilen kriterler ışığında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu yazı genel hukuki bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır. Her somut olayın özellikleri farklı olduğundan, suç vasfı ve hukuki sorumluluk değerlendirmesi dosya kapsamındaki deliller, tıbbi raporlar, tanık beyanları ve olayın oluş şekli dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL"><img alt="Av. Mehmet Buğra ANIL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/mehmet-bugra-anil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-bugra-anil" title="Av. Mehmet Buğra ANIL">Av. Mehmet Buğra ANIL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-oldurmeye-tesebbus-sucu-gonullu-vazgecme-ve-kasten-yaralama-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 14:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/delil-silah-kasten-oldurme.jpg" type="image/jpeg" length="49074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2024/5981 E., 2025/8851 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/5981 E., 2025/8851 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1036 E., 2023/870 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/138 E., 2022/264 K.<br />
SUÇ : Silahlı terör örgütüne üye olma, silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;<br />
Ceza süresi yönünden yasal şartları oluşmadığından; sanıklar ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin duruşmalı inceleme isteminin CMK'nın 299. maddesi uyarınca REDDİNE,<br />
01.09.2016 tarih ve 2918 sayılı mükerrer Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı KHK’nın 19. ve 20. maddeleri kapsamında müsaderesine karar verilen şirketlerin kayyımlık görev ve yetkilerini elinde bulunduran Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun sadece şirketlerin müsaderesi yönünden davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisi bulunduğundan CMK'nın 237/2. maddesi uyarınca davaya katılan olarak KABULÜNE,<br />
Temyiz edenlerin sıfatı, başvuruların süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;<br />
I-) Müşteki ... vekilinin temyiz taleplerinin incelenmesinde;<br />
Müşteki kurum vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun katılma haklarının bulunmadığından Bölge Adliye Mahkemesinin istinaf talebinin CMK'nın 279/1-b maddesi uyarınca reddine karar verildiği, bu karar karşı anılan müşteki vekilince usulüne uygun olarak itiraz kanun yoluna başvurulduğu ve itiraz makamınca itirazların reddine karar verildiği görülmekle, bu hususta temyizi mümkün bir karar bulunmadığından temyiz incelemesine yer olmadığına, dosyanın incelenmeksizin mahalline İADESİNE,</p>

<p>Temyiz taleplerinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;<br />
Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre tebliğnamede ismi geçen sanıklar ... ve ...'e ilişkin aleyhe temyiz istemi bulunmadığından haklarında verilen beraat kararlarının temyiz edilmeden Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak kesinleştirildiği belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p><strong>II-) HUKUKİ AÇIKLAMALAR</strong></p>

<p><strong>1-) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNE ÜYE OLMA</strong></p>

<p>Ayrıntıları Yargıtay (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2017/1809 Esas ve 2017/5155 sayılı kararında ve Dairemizce de benimsenen, istikrar kazanmış yargısal kararlarda açıklandığı üzere;</p>

<p>Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.</p>

<p>Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir (Evik, Cürüm İşlemek İçin Örgütlenme, S 383 vd.).</p>

<p>Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır (Toroslu Özel Kısım s.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt s.28, Özgenç Genel Hükümler s.280).<br />
Suç örgütünün tanımlanıp yaptırıma bağlandığı 5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinin 7. Fıkrasında yardım fiiline yer verilmiştir. “Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve isteyerek yardım eden kişinin, örgüt üyesi olarak” cezalandırılacağı belirtilmiş, anılan normun konuluş amacı, gerekçesinde; “örgüte hakim olan hiyerarşik ilişki içinde olmamakla beraber, örgütün amacına bilerek ve isteyerek hizmet eden kişi, örgüt üyesi olarak kabul edilerek cezalandırılır.” şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Yardım fiilini işleyen failin örgütün hiyerarşik yapısına dahil olmaması, yardımda bulunduğu örgütün TCK’nın 314. maddesi kapsamında silahlı terör örgütü olduğunu bilmesi, yardımın örgütün amacına hizmet eder nitelikte bulunması yardım ettiği kişinin örgüt yöneticisi ya da üyesi olması gereklidir. Yardımdan fiilen yararlanmak zorunlu değildir. Örgütün istifadesine sunulmuş olması ve üzerinde tasarruf imkanının bulunması suçun tamamlanması için yeterlidir.<br />
Yardım fiilleri örgüte silah sağlama ve terörün finansmanı dışında tahdidi olarak sayılmamıştır. Her ne surette olursa olsun örgütün hareketlerini kolaylaştıran ve yaşantısını sürdürmeye yönelik eylemler yardım kapsamında görülebilir (Yargıtay Ceza Genel Kurulu 11.11.1991 tarih, Esas 9-242, Karar 305). Yardım teşkil eden hareketin başlı başına suç teşkil etmesi gerekmez. Yardım bir kez olabileceği gibi birden çok şekilde de gerçekleşebilir. Ancak yardım teşkil eden faaliyetlerde devamlılık, çeşitlilik veya yoğunluk var ise örgüt üyesi olarak da kabul edilebilecektir.</p>

<p>Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri (Kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2015/3 Esas sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören, fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alınmalıdır.</p>

<p><strong>2-) TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU:</strong></p>

<p>Terörizmin finansmanıyla mücadeleyi ve özellikle terörizmin finansmanının suç haline getirilerek bu suçların suçun ağırlığına uygun şekilde cezalandırılması için gerekli ulusal düzenlemelerin yapılması ve devletler arasında işbirliğinin sağlanmasını hedefleyen birtakım uluslararası belge ve sözleşmeler ortaya konulmuştur.</p>

<p>Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 09.12.1999 tarihinde kabul edilerek 10.01.2000 tarihinde imzaya açılan “Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme" terörizmin finansmanıyla mücadele konusundaki ayrıntılı düzenlemeler içeren ilk uluslararası sözleşme olarak kabul edilmiştir. Anılan Sözleşme, Türkiye Cumhuriyeti tarafından 27.09.2001 tarihinde imzalanarak 17.01.2002 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4738 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşmenin Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş, Bakanlar Kurulunun 01.03.2002 tarih ve 2002/3801 sayılı kararıyla onaylanmasının ardından sözleşme 01.04.2002 tarihli ve 24713 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu Sözleşme çerçevesinde, "Terörün finansmanı suçu" ilk kez 18.07.2006 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5532 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'la 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesinde düzenlenmiştir.<br />
16.02.2013 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun'la, anılan uluslararası sözleşme çerçevesinde terörizmin finansmanının önlenmesi konusu yeniden düzenlenmiş ve aynı Kanun'un 18. maddesiyle de 3713 sayılı Kanun'un 8. maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.<br />
6415 sayılı Kanun'un “Tanımlar” başlıklı 2. maddesi;<br />
“1) Bu Kanunun uygulanmasında;<br />
...<br />
c)Fon: Para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belgeyi,<br />
ç)(Değişik:27/12/2020-7262/35 md.) Malvarlığı: Bir gerçek veya tüzel kişinin;<br />
1)Mülkiyetinde veya zilyetliğinde bulunan ya da doğrudan veya dolaylı olarak kontrolünde olan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,<br />
2)Adına veya hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan fon ve gelir ile bunlardan elde edilen veya bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değeri,”</p>

<p>Aynı Kanun'un "Fon sağlanması veya toplanması yasak fiiller” başlıklı 3. maddesinde;<br />
“(1) Aşağıda sayılan fiillerin gerçekleştirilmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaktır:<br />
a)Bir halkı korkutmak veya sindirmek ya da bir hükûmeti veya uluslararası kuruluşu herhangi bir eylemi gerçekleştirmeye veya gerçekleştirmekten kaçınmaya zorlamak amacıyla, kasten öldürme veya ağır yaralama fiilleri.<br />
b)12.4.1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında terör suçu olarak kabul edilen fiiller.<br />
c)Türkiye’nin taraf olduğu;</p>

<p>1)Uçakların Kanun Dışı Yollarla Ele Geçirilmesinin Önlenmesi Hakkında Sözleşmede,<br />
2)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmede,<br />
3)Diplomasi Ajanları da Dahil Olmak Üzere Uluslararası Korunmaya Sahip Kişilere Karşı İşlenen Suçların Önlenmesi ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşmede,<br />
4)Rehine Alınmasına Karşı Uluslararası Sözleşmede,<br />
5)Nükleer Maddelerin Fiziksel Korunması Hakkında Sözleşmede,<br />
6)Sivil Havacılığın Güvenliğine Karşı Kanun Dışı Eylemlerin Önlenmesine İlişkin Sözleşmeye Munzam, Uluslararası Sivil Havacılığa Hizmet Veren Havaalanlarında Kanun Dışı Şiddet Olaylarının Önlenmesine İlişkin Protokolde,<br />
7)Denizde Seyir Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Sözleşmede,<br />
8)Kıta Sahanlığında Bulunan Sabit Platformların Güvenliğine Karşı Yasadışı Eylemlerin Önlenmesine Dair Protokolde,<br />
9)Terörist Bombalamalarının Önlenmesine İlişkin Uluslararası Sözleşmede yasaklanan ve suç olarak düzenlenen fiiller.” şeklinde, terörizmin finansmanının önlenmesi amacıyla fon sağlanması veya toplanması yasaklanan fiiller sayılmış,</p>

<p>“Terörizmin finansmanı suçu” başlıklı 4. maddesinde ise;<br />
“(1) Üçüncü madde kapsamında suç olarak düzenlenen fiillerin gerçekleştirilmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütlerine fon sağlayan veya toplayan kişi, fiili daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.<br />
(2)(Ek:27/12/2020-7262/36 md.)(1) Birinci fıkrada sayılan fiillerin, örgütü kuran veya yöneten ya da örgüt üyesi tarafından gerçekleştirilmesi hâlinde bu kişiler hakkında örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları uyarınca verilecek ceza üçte birine kadar artırılır.<br />
(3)Birinci fıkra hükmüne göre ceza verilebilmesi için fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmaz.<br />
(4)Bu madde kapsamına giren suçların kamu görevinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.<br />
(5)Suçun bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, bunlara özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunur.<br />
(6)Suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlıdır.<br />
(7)3713 sayılı Kanunun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümleri, bu suç bakımından da uygulanır.<br />
(8)(Ek: 14/04/2016-6704/29 md.) Bu suç bakımından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;<br />
a)133 üncü maddesinde yer alan şirket yönetimi için kayyım tayini,<br />
b)135 inci maddesinde yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması,<br />
c)139 uncu maddesinde yer alan gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,<br />
ç)140 ıncı maddesinde yer alan teknik araçlarla izleme, tedbirlerine ilişkin hükümler uygulanabilir. (Ek cümle:27/11/2020-7262/36 md.) Ayrıca, 13/11/1996 tarihli ve 4208 sayılı Kanunda yer alan hükümlere göre kontrollü teslimat tedbirine karar verilebilir.” şeklinde, terörizmin finansmanı suçunun unsurlarına, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine, bu suçların soruşturma, kovuşturma ve infazına ilişkin hükümlere yer verilmiştir.<br />
Görüldüğü üzere "fon"; 3713 sayılı Kanun'un suç tarihinden sonra yürürlükten kaldırılan 8. maddesinin ikinci fıkrasında "para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü mal, hak, alacak, gelir ve menfaat ile bunların birbirine dönüştürülmesinden hasıl olan menfaat ve değer" olarak, 6415</p>

<p>sayılı Kanun'un 2. maddesinin (c) bendinde ise, "para veya değeri para ile temsil edilebilen taşınır veya taşınmaz, maddi veya gayri maddi her türlü mal, hak, alacak ile bunları temsil eden her türlü belge" olarak tanımlanmıştır. Her iki kanuna göre de fon; para veya değeri para ile temsil edilebilen her türlü değer veya menfaat olduğundan, maddi değeri olan her şey fon olabilmektedir. Bu bakımdan, fonun para veya eşya olması zorunlu olmayıp “alacak hakkı” gibi bir ekonomik değer ihtiva etmesine rağmen eşya niteliği taşımayan şeyler olması da mümkündür.</p>

<p>6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinin 1. fıkrasında; aynı Kanun'un 3. maddesi kapsamına giren suçların işlenmesinde tümüyle veya kısmen kullanılması amacıyla veya kullanılacağı bilinerek, terör örgütlerine veya bir teröriste fon sağlanması veya toplanması yasaklanmakta ve yaptırıma bağlanmaktadır. Bu düzenlemeye göre, terörizmin finansmanı suçunun oluşabilmesi için, 3713 sayılı Kanun'un 3 ve 4. maddelerinde düzenlenen terör suçlarında veya 6415 sayılı Kanun'un 3. maddesinde belirtilen suçların işlenmesinde kullanılacağını bilerek ve isteyerek belli bir fiille ilişkilendirilmeden dahi bir teröriste veya terör örgütüne fon sağlanması veya toplanması yeterlidir.<br />
Aynı maddenin 3. fıkrasında ise; terörizmin finansmanı suçundan ceza verilebilmesi için, fonun bir suçun işlenmesinde kullanılmış olması şartı aranmamakta, fonun sağlanması veya toplanması yeterli kabul edilmektedir. Bu bakımdan, terörizmin finansmanı suçu bir tehlike suçudur. Zira, fonun sağlanması veya toplanmasının yarattığı tehlike cezalandırılmakta ve başkaca bir zarar ya da netice öngörülmemektedir.<br />
Terörizmin finansmanı suçu seçimlik hareketli bir suçtur. 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre bu suç fon sağlamak veya fon toplamak şeklinde iki farklı hareket ile işlenebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fon sağlamayı; failin kendi mal varlığından veya başkasının mal varlığından fon sayılabilecek ekonomik bir değeri örgüte aktarma veya terör örgütünün finansmanında kullanılacak fonun temin edilmesine yönelik her türlü faaliyet olarak, fon toplamayı ise; failin başkalarından temin edilen fonları örgüte aktarma konusunda aracılık yapması olarak tanımlamak mümkündür.</p>

<p>Terörizmin finansmanı suçunun oluşması açısından, toplanan ya da sağlanan fonun miktarının ya da toplama veya sağlama yönteminin herhangi bir önemi yoktur. Ancak fon sağlama ya da toplama eylemlerinin belli yoğunluk ve süreklilik arz ettiği durumlarda, diğer koşulların varlığı halinde, failin eyleminin TCK'nın 314/2. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu oluşturacağı gözetilmelidir.<br />
Terörizmin finansmanı suçunun manevi unsuru bilme ve istemeden ibaret olan kasttır.<br />
Terörizmin finansmanı suçu, silahlı terör örgütüne yardım etme suçunun özel bir hâlidir.</p>

<p>27/12/2020 tarihinde kabul edilen 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesinde yapılan değişikliğe kadar bu suçun faili terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesi olmayan her gerçek kişi olabilirdi. Ancak 31/12/2020 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle 6415 sayılı Kanun'un 4. maddesine eklenen 2. fıkra ile artık terör örgütünün kurucusu, yöneticisi ya da üyesinin de bu suçun faili olabileceği kabul edilmiştir. Terör örgütünün kurucusu/yöneticisi/üyesinin terörizmin finansmanı suçunu işlemesi halinde TCK'nın 314. maddesine göre tayin edilecek temel cezadan 7262 sayılı Kanun'un 36. maddesiyle eklenen 6415 sayılı Kanun'un 4/2. maddesi gereğince artırım yapılacak daha sonra 3713 sayılı Kanun'un 5/1. maddesi uygulanacaktır.</p>

<p>Failin kamu görevlisi olması ve suçun kamu görevlisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi ise, 6415 sayılı Kanun'un 4/4. maddesinde nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir.<br />
Anılan maddenin 5. fıkrasına göre, bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi hâlinde, tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirlerine hükmolunacaktır. Aynı maddenin 6. fıkrasında suçun, yabancı bir devlet veya uluslararası bir kuruluş aleyhine işlenmesi hâlinde, soruşturma ve kovuşturma yapılması Adalet Bakanının talebine bağlı kılınmıştır. Söz konusu maddenin 7. fıkrası ile Terörle Mücadele Kanunu'nun soruşturmaya, kovuşturmaya ve infaza ilişkin hükümlerinin, bu suç bakımından da uygulanacağı hususu düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>3-)TERÖRİZMİN FİNANSMANI SUÇU BAĞLAMIN FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜNÜN GELİR KAYNAKLARI</strong></p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün finans sağlama ve mali kaynak kullanımı açısından geleneksel anlamdaki terör örgütlerinden farklılaşması ve yeni nesil bir terör örgütü olması nedeniyle sadece 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun yönünden değerlendirmek bütünü görme ve tedbir alma açısından yeterli olmayabilir. Bunun yanında örgüt üyesi gerçek ve tüzel kişiler ortaklaşa hareket etmekte ve yalnızca örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri pek çok kazanç bulunmaktadır. Hatta örgüt ilişkili şirketler, örgütün sızmış olduğu kamu kurumları vasıtasıyla pek çok avantaj elde etmekte ve örgüt menfaatleri adına varlıklarını sürdürmeleri ve kazançlarını arttırmalarını sağlamaktadır. Bunlar terörizmin finansmanı ile yakın ilişkili olmakla birlikte örgüt ilişkili şirket yöneticilerinin örgüt üyesi olma sebebiyle elde ettikleri suç gelirleri altında düşünülmelidir.</p>

<p>Finansal kaynakları nazara alındığında örgütün kendine özgü bir yapı oluşturduğu görülmektedir. Bir yandan, “himmet” adı altında ve bağış, burs, zekât, fitre şeklinde örgüte yapılan yardımlar, diğer yandan doğrudan örgütün finansmanı için oluşturulan veya örgütün amacına tahsis edilen ticari şirketler bu örgüte sabit bir finansal kaynak sağlamıştır. Bu türden yapılan yardımlar, örgüt mensuplarından ve örgüt mensubu olmayıp çeşitli yollardan baskılarla adeta “haraç” gibi toplanarak sağlanmaktadır. Himmet şeklindeki zorunlu kesintiler; örgüt iltisaklı şirketler için aylık bağış ve sponsorluklar, örgüt üyesi kişiler için maaşlarının bir kısmı olmaktadır.<br />
Öte yandan örgüt, sabit olmayan gelirler de elde etmektedir. Bunlar da özellikle örgüte yakın olmasa da örgütün kamusal ve iş hayatındaki gücünden yararlanmak isteyen kişilerin örgüte sağlamış olduğu doğrudan ya da dolaylı kazançlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca örgüt, kamu kurumlarındaki örgütlü insan gücünü kullanarak kamu kaynaklarından da pek çok gelir elde etmiş ve bunlar sayesinde finansmanı için kurduğu ya da kendisini finanse eden ticari şirketlerin gelirlerini arttırmıştır. Gelirleri katlanan ticari şirketler ise kazançlarının bir kısmını kendi uhdelerinde tutarken büyük kısmını da örgüte veya örgütün amaçları doğrultusunda kurulan başka kurumlara aktarmışlardır.</p>

<p>FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye’nin yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Ülke içindeki pek çok şirket örgütün yurtdışı faaliyetlerini finanse eder duruma gelmiştir. Ayrıca söz konusu yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans, ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda kuruluşu bulunmaktadır.</p>

<p><br />
FETÖ/PDY’nin dünya çapında tahmin edilen sermaye değeri 150 milyar dolardır. Bu sermaye birikimi başta özel sektör olmak üzere kamu sektörü ve sivil toplum kuruluşlarından gerek emri vaki yöntemlerle gerekse ekonomik faaliyetlerle oluşturulmuştur. Fakat finansman açısından “himmet” gibi öyle örnekler vardır ki halkın iyi niyetinin suistimal edilmesiyle özellikle tüm İslam aleminin dini bayramı olan kurban bayramında, kapı kapı dolaşarak hayvan derilerinin toplanması, yardım, bağış, burs, zekat, fitre, camii yaptırma, okul yaptırma adı altında köylerde ve kentlerden elde edilen gelirler finansman açısından daha önce başka terör örgütlerinde görülmeyen örneklerdir. Yine FETÖ/PDY’nin Türkçe Olimpiyatları organizasyonları ile milli duygular üzerinden yapılan suistimaller ulusal ve uluslararası arenada örgüt sempatizanlarının artmasına neden olmuş, bu durum bağışları ve diğer destekleri artırmıştır. Örgüt eliyle kamuya yerleşen kişiler, ilk maaşlarının tamamını ve sonrasında diğer maaşlarının %10 ile %20 arasında değişen oranını örgüte ödemişlerdir. Aynı şekilde örgütün kamu ihalelerinde yolsuzluk yaparak ihaleleri yandaş şirketlerin kazanmasına vesile olduğu da bilinmektedir. Yaklaşık olarak Türkiye’de 1700, yurt dışında 2500 ilkokul, ortaokul ve lise; Türkiye’de 15, yurt dışında 10 üniversite; Türkiye’de 450, yurt dışında 200 yurt; 1 banka, 1000 dershane, 3 haber ajansı, 16 televizyon kanalı, 23 radyo istasyonu, 45 gazete, 15 dergi, 29 yayınevi; Türkiye’de 35, yurt dışında 15 hastane; Türkiye’de 1200, yurt dışında 1500 dernek ve vakıf ve Türkiye’de 8 bin, yurt dışında 3000 şirketiyle devasa bir yapı haline gelmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY içerisindeki ticari yapılanma, elde ettiği finansal getirisinin yanı sıra örgütün insan kaynağının yetiştirilmesinde de faydalanılmıştır. “Başka bir ifadeyle parasal girdi, örgüt çarkı içinde insan çıktısı üretecek şekilde dizayn edilmiştir.” Örgütün dışarıdan görünen yüzünün sempatikleştirilmesi, sözde hoşgörü, barış ve demokrasiye dayanan söylemleri, pek çok kişiye moral ve umut vaadederek kendi safına çekmeyi sağlamıştır.<br />
Türkiye’nin şimdiye kadar gördüğü klasik terör örgütü algısını yıkan ve terör, terörizm terimlerine yeni bir boyut kazandıran örgüt, suç dünyasından da himmet adı altında haraç almış, himmet vermek istemeyenlerin kamu gücünü kullanarak tepesine binmiş, himmet verenlerin ise önünü açarak işlerini kolaylaştırmıştır. Bu noktada aslında devleti her zaman kötü olarak görmüş ve “düşman devletten kaçır, himmete yatır” sloganıyla hareket ederek kendisini güçlendirip devleti zayıflatmak istemiş, yine kamu kurumlarındaki örgüt elemanları sayesinde birçok ihaleyi yanlısı olduğu şirketlere kazandırarak vergi muafiyeti sağlatmış, bu yönüyle ise kamu gelirlerini azaltıp ve kamu bütçesini zarara uğratarak kendini finanse etmiştir.</p>

<p>FETÖ paralel devlet yapılanması faaliyetlerinden hareketle kuruluşundan bu yana ele geçirdiği tüm sektörler birbirini destekleyerek örgüt faaliyetlerini kolaylaştırmış ve devleti ele geçirmeye çalışan devasa bir örgüte dönüştürmüştür.</p>

<p>Örgütün mali yapıya sızma amacının;<br />
• Kamu destek ve teşviklerini grup şirketlerine yönlendirme,<br />
• Mali Denetim faaliyetlerinden haberdar olma ve denetimleri yönlendirme, Kamu ihalelerini örgütle bağlantılı şirketlere verme,<br />
• Bilişim altyapısı ve kurum arşivini örgütle bağlantılı kişilerin ve şirketlerin menfaatine kullanma olarak özetlenmesi mümkündür.</p>

<p>FETÖ/PDY’nin özel sektör yapılanması temelde iki faaliyet için kullanılmıştır. Bunlardan birincisi ekonomik gelir elde etme, ikincisi ise kara para aklayarak fon transferlerini kolaylaştırma şeklindedir.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğünün hazırlamış olduğu rapora göre, örgüt, şirketlerinin binlercesi üzerinden elde ettikleri kazançları ticaret gibi göstererek bankacılık sistemine sokmaktadırlar.</p>

<p>FETÖ/PDY basın yayın ve medya kuruluşlarının efektif etkisinin her zaman farkında olmuş, amaçlarına ulaşmak için algı yönetimi politikalarını bu kuruluşlar üzerinden yapmaya çalışmıştır. Örgütün basın yayın, medya kuruluşları incelenecek olursa;... ve ....gazeteleri, ...ve ...TV ile öne çıkan FETÖ/PDY’nin hedefi dindar-muhafazakâr olmayan kesime hitap etmektir.... Grubu bu anlamda .... Gazetecilik’i tamamlar niteliktedir.</p>

<p>FETÖ’nün mali anlamda büyüklüğünü anlatabilmek için faaliyetlerini “yatay büyüme” teorisiyle açıklamak faydalı olacaktır. Bu teori aslen bir işletmenin ürettiği mal veya hizmeti, ara mallarını ve parçalarını da üretmek üzere genişlemesidir. Örgüt, topladığı himmet gelirleri ile okullar, yurtlar ve dershaneler açarak eğitim sektörüne yatırım yapmıştır. Daha sonrasında yine eğitim sektöründe şirketler kurarak faaliyetlerini bu şirketler üzerinde yürütmüştür. Bu sistem içerisinde kendi matbaasını ve okulları için kılık kıyafet firmalarını, kırtasiye ve kargo şirketlerini kurarak bir ticaret döngüsüne girmiştir. Sonuç olarak örgüt dış alımlarını olabildiğince azaltmış ve iç alımlar ile parayı kendi şirketlerini güçlendirmekte kullanmıştır. Bu bağlamda eğitim alanında başlayan ticari ilişki, basın, yayın, taşımacılık, tekstil, gıda hatta sağlık ve finans gibi sektörlere uzanmıştır. 1990’lı yıllardan sonra sistemli şekilde gelişme ve genişleme dönemi yaşanmış bazı sektörler hedef olarak özellikle seçilmiştir.</p>

<p>FETÖ/PDY ile İlişkili Şirketler;</p>

<p>Örgüt Şirketleri: Örgüt sermayesi ile kurulan ve örgütü aktif olarak destekleyen şirketlerdir.<br />
Bağlantılı Şirketler: Örgüt ile hareket etmekte olup, kuruluş sermayesi örgüte ait olmamakla birlikte ilerleyen süreçte şirketlerin örgütün amacına tahsis edilen şirketlerdir. Bu şirketlerin bir kısmı örgüte maddi destek sağlamakla birlikte bir kısmı ise tümüyle örgüt kontrolüne girmiştir.<br />
Diğer Şirketler: Bu şirketler, bağlantılı şirketler gibi doğrudan ilişkide bulunmamakla birlikte örgüte kaynak sağlayan şirketlerdir.<br />
Örgütle ilişkili şirketlerin genel özelikleri şöyledir:<br />
-Örgüte ait ve örgütle bağlantılı şirketlerin ortaklık yapısı belirsiz ve karmaşıktır.<br />
-Çokça şüpheli hisse devirleri gerçekleştirilmiştir. Söz konusu hisse devirlerinin gerçekleşmesinde bedellerin ödenmesine ilişkin kayıtlara rastlanılmamaktadır.<br />
-Şirketlerin kayıt dışı para giriş çıkışını kolaylaştırabilmek için ortaklarına yüklü miktarda borçlandırıldığı görülmüştür.<br />
-Aynı sermayenin ürünü şirketlerin aralarında mal ve hizmet alımına dayanmayan yüklü miktarda fiktif işlem yoluyla para transferlerinin gerçekleştirildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>-Gerçekte şirket ortağı olmayarak görünürde şirket ortağı olan “Emanetçi Ortaklık” ilişkileri bulunmaktadır.<br />
-Şirketlerin birbiri ile olan faaliyetlerinde transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü kazanç dağıtımına gidilmiştir. Bu durumun sonucu olarak yüksek miktarlarda kaynak aktarımları görülmektedir.<br />
-Kâr dağıtımı yapmamışlardır.<br />
-Personel maaş ödemeleri ve bilançoda gider olarak gösterilen kalemleri, geri toplayarak bu paraları örgütün finansmanında kullanmışlardır.<br />
-Şirketlerin bütün işlemlerini örgüte dahil olan diğer şirketler ile gerçekleştirdiği, örgütsel bir yapılanma içerisinde daha önce bahsedilen yatay büyüme konusuyla ilişkili olduğu bilinmektedir. Şirketlerin mal ve hizmet alışlarıın çok büyük çoğunlukla örgüte mensup kişilere ait şirketlerden gerçekleştirildiği, iş ilişkilerinde ağırlıklı olarak örgütle iltisakı şirketlerin tercih edildiği, gözlemlenmiştir.<br />
-Şirketler tarafından örgüte ait kâr amacı gütmeyen kuruluşlara ve yurtdışı okullarına yardım ve bağış adı altında para transferi yapılmaktadır.<br />
-FETÖ/PDY diğer terör örgütlerinden belirli özellikleri ile ayrılmakta, özellikle üyelerinin kamu kurumlarına sızması ve kamu kurumlarının sahip olduğu kamu gücünü örgüt lehine yönlendirmeleri ve kurumlardaki gizli bilgi ve belgeleri örgütün kullanımına açmaları suretiyle örgüte avantaj sağladıkları da bilinen bir gerçekliktir.<br />
-Himmet olarak toplanan paralar öncelikle şirketlerin faaliyet konularıyla ilişkilendirilmekte sonra ise bu paralarla gazete, dergi vs. aboneliği yapılarak döndürülmektedir.</p>

<p><strong>4-) MÜSADERE</strong><br />
Anayasa'nın 13. maddesine göre, temel hak ve özgürlükler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlandırılabilecektir. Mülkiyet hakkının düzenlendiği Anayasa madde 35/1’de, herkesin mülkiyet ve miras haklarına sahip olduğu belirtildikten sonra, ikinci fıkrada bu hakların, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasına göre ise, mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamayacaktır. Anayasa madde 38/9’da “genel müsadere cezası verilemez” şeklinde müsadere konusunda temel bir yasak kabul edilmiştir.<br />
Mülkiyet hakkı aynı zamanda uluslararası hukukta da teminat altına alınmış temel hak ve hürriyetlerin en önemlilerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır. İnsan Hakları</p>

<p>Evrensel Beyannamesinin 17. maddesi, herkesin tek başına ve başkalarıyla ortaklaşa mal ve mülk edinme hakkı olduğunu ve hiç kimsenin keyfi olarak mal ve mülkinden yoksun bırakılamayacağını düzenlemektedir. Ayrıca, İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmeye Ek Protokolün "Mülkiyetin korunması" başlıklı 1. maddesinde, her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı bulunduğu, bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Söz konusu hükme göre, bu hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek için gerekli gördükleri kanunları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmeyecektir.</p>

<p>Kamusal düzeni bozarak, temel hak ve hürriyetlere en derin biçimde müdahale eden suç olgusuyla mücadele amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesinin Anayasanın ve Ek Protokolün öngördüğü şekilde kamu yararı taşıdığı açıktır. Maddi hakikate ulaşılabilmesi için delil olarak kullanılması gereken malvarlığı değerlerinin değiştirilmeden veya kaybolmadan muhafaza altına alınması gerektiği gibi, suçla bağlantılı malvarlığı değerlerinin ileride müsadere edilebilmesi için de bu malvarlığı değerlerinin kontrol altına alınması gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi de kararlarında el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin çeşitli kamu yararı amaçlarını taşıdığını, söz konusu tedbirler ile suçta kullanılan, kullanılmak üzere hazırlanan veya suçtan meydana gelen eşyanın mahkûmiyete rağmen suçlunun elinde bırakılmaması, suçtan gelir elde edilmemesi, ayrıca suçla ilgili veya bizatihi suç teşkil eden eşyanın ülke ekonomisi, kamu düzeni ve güvenliği ile toplum ve çevre sağlığı bakımından arz ettiği tehlikelerin önlenmesinin amaçlandığını belirtmiştir. Böylece suçla mücadelede caydırıcılığın sağlanması, yeni suçların işlenmesinin önüne geçilmesi ve tehlikelilik arz eden suça konu mülkün kullanılmasının ve dolaşımının engellenmesi hedeflenmektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 97).</p>

<p>Suç işlemenin kazanç elde etme yöntemi olarak kullanılması, suç işleme eğilimini artıracağı kuşkusuzdur. Bu şekilde kazanç amacıyla suç işlenmesi bireysel olarak mağduriyetler yanında genel olarak toplumsal yapının ve kamu düzenin bozulmasına neden olmaktadır. Ayrıca müsadere tedbiri özellikle terör ve örgütlü suçlarla ulusal ve uluslararası düzeyde mücadele bakımından büyük önem taşımaktadır. Nitekim uluslararası hukuk metinlerinde de suçla mücadelede bu gibi tedbirlerin etkin bir yaptırım olarak kullanılması gerektiği belirtilmektedir. Ülkemizin de taraf olduğu 141 sayılı Suç Gelirlerinin Aklanması, Aranması, Zapt Edilmesi ve Müsadere Edilmesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ile 198 sayılı Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması ve Müsaderesi Hakkındaki Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nde; giderek artan ölçüde uluslararası bir sorun hâline gelen suça karşı mücadelenin uluslararası düzeyde modern ve etkin yöntemlerin kullanılmasını gerektirdiği, bu yöntemlerden birinin de el koyma ve müsadere tedbirleri olduğu ve bu alanda uluslararası iş birliğine de ihtiyaç duyulduğu belirtilmektedir. Ayrıca yine ülkemizin taraf olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından kabul Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Uluslararası Sözleşme de terörizmin finansmanının engellenmesi bakımından el koyma ve müsadere gibi tedbirlerin uygulanmasının gerekli olduğunu düzenlemektedir (Hamdi Akın İpek Başvurusu, B.N.: 2015/17763, 24/5/2018, § 98).</p>

<p>Bu nedenlerle suçla mücadele bakımından suç ve fail araştırılması kadar, suç gelirlerinin araştırılması ve bu gelirlere elkonulması ve müsadere edilmesi gerekmektedir. Özellikle terör ve örgütlü suçlarla mücadelenin, bu örgütlerin finansal kaynakları kurutulmadan başarılı olması da mümkün değildir. Bu nedenle suç örgütlerine yönelik soruşturmalarda, örgütlerin suçun işlenmesinde kullanıldıkları veya suçun işlenmesine tahsis ettikleri ya da suçtan elde ettikleri ya da dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların ve malvarlığı değerlerinin tespit edilerek, müsadere edilmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Eşya müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 54’e göre, eşya müsaderesi dört farklı durumda söz konusu olabilecektir. Buna göre müsadere kararının, suçla bağlantılı eşya hakkında, suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşya hakkında, konusu suç teşkil eden eşya hakkında ve kaim değer hakkında verilmesi mümkündür. Bir suçla bağlantılı olarak eşyanın müsaderesine göre, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunacaktır. Suçun işlenmesine tahsis edilen tehlikeli eşyanın müsaderesine göre, suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşyanın, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilecektir. Konusu suç teşkil eden eşyanın müsaderesine göre, üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı suç oluşturan eşya müsadere edilecektir. Kaim değerin (eşdeğerin) müsaderesine göre, müsadereye tabi eşyanın, ortadan kaldırılması, elden çıkarılması, tüketilmesi veya müsaderesinin başka bir surette imkânsız kılınması halinde; bu eşyanın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilecektir. Kazanç müsaderesinin düzenlendiği TCK madde 55/1’e göre, suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilecektir. TCK madde 55/2’ye göre, müsadere konusu eşya veya maddi menfaatlere elkonulamadığı veya bunların merciine teslim edilmediği hallerde, bunların karşılığını oluşturan değerlerin müsaderesine hükmedilecektir.</p>

<p>Öte yandan müsaderenin ölçülü olması için bazı düzenlemeler yapılmıştır. Müsadereyi ölçülülük bakımından sınırlandıran hükümler, aynı zamanda, müsadere amacıyla elkonulacak eşya veya malvarlığı değerlerini de sınırlandırmaktadır. Nitekim eşya müsaderesinde orantılılığı sağlamak amacıyla TCK madde 54/3’de düzenlenen, “Suçta kullanılan eşyanın müsadere edilmesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığında, müsaderesine hükmedilmeyebilir.” şeklindeki hüküm, mecburi müsadere sistemi yerine kısmen de olsa ihtiyari müsadere sisteminin kabul edildiğini göstermektedir. Buna göre eşyanın yukarıdaki şekilde bir suçla bağlantısı tespit edilse dahi, verilecek kararın orantılı olmaması, yani eşyanın müsadere edilmesi ile suçun ihtiva ettiği haksızlık muhtevası arasında makul bir oranın bulunmaması durumunda hâkime müsadere kararı verme konusunda takdir yetkisi verilmiştir. Müsadere bakımından orantılılık ilkesini sağlamak TCK madde 54/5’de ayrı bir hükme daha yer verilmiştir. Söz konusu hükme göre, “bir şeyin sadece bazı kısımlarının müsaderesi gerektiğinde, tümüne zarar verilmeksizin bu kısmı ayırmak olanaklı ise, sadece bu kısmın müsaderesine karar verilecektir”. Dolayısıyla bu hükümlere göre müsadere edilmeyecek bir eşyaya elkoyulmaması gerekir. Ancak söz konusu hükümler müsadere konusunda mahkemenin takdirine bağlı bir yetki verdiğinden, bu müsadere sınırlamasının soruşturma evresinde elkoyma kararına etkisi olmayacaktır. Ancak kovuşturma evresinde, mahkeme orantılık ilkesi nedeniyle müsadere etmemeye karar verdiği eşyayı elkoyma kararını kaldırarak, derhal sahibine iade edilmelidir.</p>

<p>Mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin anayasal güvencelerden gerçek kişiler gibi tüzel kişilerin de yararlanma hakkı bulunduğu şüphesizdir. Tüzel kişiler tabi oldukları hukuka göre, kamu hukuku tüzel kişileri ve özel hukuk tüzel kişileri olarak ikiye ayrılmaktadır. Kamu görevlileri tarafından idare edilen ve zaten devlete ait olan kamu tüzel kişilerine elkonulması ve kamu tüzel kişilerinin müsadere edilmesi anlamsızdır. Ancak bir kamu tüzel kişiliği bünyesinde suç işleyen kamu görevlilerinin idari ve cezai sorumluluğu bulunduğu gibi, kamu tüzel kişiliklerinin yöneticilerinin her zaman değiştirilmesi de mümkündür. Bu nedenle elkoyma ve müsadere tedbirleri bakımından tüzel kişi ifadesi, özel hukuk tüzel kişilerini ifade etmektedir. Özel hukuk tüzel kişileri, belli bir amacı gerçekleştirmek üzere bağımsız bir varlık halinde teşkilatlanan şahıs ve mal topluluklarıdır. Özel hukuk tüzel kişileri kazanç paylaşma amacı güden şirketler ve böyle bir amaç gütmeyen dernekler ve vakıflar olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Bir suçun özel hukuk tüzel kişinin faaliyetleri kapsamında özel hukuk tüzel kişinin yararına işlenmesi mümkündür. Kamusal düzeni sağlamakla yükümlü bir hukuk devletinde, tüzel kişi bünyesinde suç işlenmesine ve bu şekilde kazanç elde edilmesine izin verilmesi düşünülemez. Bu nedenle tüzel kişiler vasıta edilerek suç işlemesini ve bu suç vasıtasıyla kazanç elde edilmesini engelleyici düzenlemeler yapılması zorunluluğu bulunmaktadır.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığına elkonulması ve müsaderesi bakımından CMK madde 128’de sayılan suçların işlendiğine ve tüzel kişinin elde ettiği yararın bu suçtan kaynaklandığına ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebin bulunması ve bu durumun maddede sayılan kurumlar tarafından rapora bağlanması, tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Tüzel kişiliğe elkonulması (ispat aracı olan eşyalar hariç) ileride müsadere hükümlerinin uygulanabilmesi için yapıldığına göre, ancak ileride müsadere edilebilecek malvarlığı değerlerine elkonulabilmesi mümkündür. Bu nedenle tüzel kişinin tamamının müsadere konusu olabilmesi için müsadereye ilişkin bazı yasal hükümler dikkate alınmalıdır. Öncelikle 60. maddenin son fıkrası uyarınca tüzel kişilik hakkında müsadere kararı verilebilmesi için, tüzel kişi yarına işlenen suç dolayısıyla tüzel kişi hakkında güvenlik tedbirlerine hükmolunabileceğine ilişkin açık bir düzenleme bulunmalıdır. Ancak bu şekilde açık bir düzenleme bulunan bir suçun tüzel kişi yararına işlenmesi de tüzel kişiliğe elkonulması için yeterli değildir. Hem 60. maddenin üçüncü fıkrasındaki hem de 54. maddenin üçüncü fıkrasındaki orantılılık (hakkaniyet) ilkesi, tüzel kişiliğe elkonulması bakımından önemli bir sınırlama getirmektedir. Buna göre, suçtan elde edilen yararın miktarı ile tüzel kişiliğin müsaderesi arasında bir orantılılığın bulunması gerekmektedir. Eğer işlenen suç neticesinde elde edilen yarar ile tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi kıyaslandığında suç nedeniyle elde edilen yarara nazaran müsaderenin ağır bir yaptırım olacağı ve bu nedenle hakkaniyete aykırı olacağı anlaşıldığı durumlarda tüzel kişiliğin müsaderesi yoluna gidilmemelidir.</p>

<p>Ancak, tüzel kişiliğin tüm faaliyetleri dikkate alındığında kasıtlı bir suçun işlenmesinde vasıta olarak kullanılıyorsa veya tüzel kişilik tamamen bir suçun işlenmesine tahsis edildiyse bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsadere edilmesi gerekecektir. Yine faaliyetleri hukuka uygun olmasına rağmen elde ettiği kazanç başka suçların finansmanına tahsis edildiyse tüzel kişilik müsadere edilmelidir. Buna göre, legal bir görüntü altında faaliyet yürüten bir tüzel kişiliğin tüm kazancını bir terör örgütünün finansmanı amacıyla kullanması, diğer bir ifadeyle terör örgütü tarafından paravan olarak kullanılan tüzel kişinin hukuka uygun biçimde ticari faaliyette bulunmasına ve kazancını hukuka uygun elde etmesine karşılık, bu kazancın bir terör örgütünün finansmanı için kullanılması ve böylece terörizmin finansmanı suçunun işlenmesi durumunda, bu tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekecektir. Aynı şekilde hukuka uygun biçimde ticaret yapıyor olsa da, bir terör örgütünün sermayesiyle kurulan tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüzel kişiliğin malvarlığının müsaderesi bakımından dikkate alınması gereken başka hükümler de bulunmaktadır. Öncelikle Anayasa madde 38/9’da genel müsadere yasaklanmıştır. Genel müsadere, öğretide suçlunun taşınabilir ve taşınmaz bütün malvarlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunu devlete geçiren bir ceza olarak ifade edilmektedir. (Dönmzer/Erman, C.II, s. 710, par.) Öğretide hemen bütün yazarlar genel müsadereyi tanımlarken, müsaderenin failin tüm malvarlığına ilişkin olarak gerçekleştirilmesine vurgu yapmaktadırlar. Genel müsaderenin varlığından söz edebilmek için kişinin bir suç işlemesi yeterli olup, müsadere edilecek olan eşyanın suçla ilgisinin bulunması aranmaz. Fail, malvarlığının bir kısmını veya bir eşyasını suçta kullanmış, suça özgülemiş veya suçtan elde etmişse, sadece söz konusu eşya veya malvarlığı değeri değil, bütün malvarlığı müsadere ediliyorsa genel müsadereden söz edilebilir. Başka bir deyişle genel müsadereyi, suç işleyen kimsenin suçla ilgili olmayan malvarlığını da kapsayacak biçimde tüm malvarlığının müsaderesi olarak tanımlamak gerekir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken diğer önemli husus iyiniyetli üçüncü kişilerin haklarının korunmasıdır. 54. maddenin birinci fıkrasında müsadere edilecek eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine fıkraya göre mülkiyet hakkı yanında iyiniyetli üçünçü kişilere ait sınırlı ayni haklarda korunmuştur. Buna göre, eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması hâlinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilecektir. Ayrıca maddenin son fıkrasına göre, birden fazla kişinin paydaş olduğu eşya ile ilgili olarak, sadece suça iştirak eden kişinin payının müsaderesine hükmolunacaktır. Söz konusu hükümler dikkate alındığında tüzel kişi hakkında elkoyma kararı verilirken müsadere edilemeyecek iyiniyetli üçüncü kişilere ait eşyalara ve paylara elkonulmaması gerektiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu kapsamda elkonulamayacak malvarlığı değerleri arasında, tüzel kişinin faaliyetini yürütürken kiraladığı bir eşya olabileceği gibi, işlenen suça iştiraki ve suç konusunda bilgisi olmayan ortaklardan birine ait payda olabilir. Elkoyma kararı iyiniyetli üçüncü kişilere ait bu eşya veya pay elkoyma kararının kapsamı dışında tutulacak şekilde verilmelidir veya bu durumun sonradan tespit edilmesi durumunda bu eşya veya pay elkoyma kararı kapsamından çıkartılmalıdır.</p>

<p>Şu hale göre, doğrudan FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne ait şirketlerin mal varlığı ile FETÖ/PDY mensubu kimselere ait ticari şirketlerin mal varlığı veya hisselerinin müsaderesi ile ilgili olarak şu hususlar gözetilmelidir:</p>

<p>1. Müsadere davasına konu şirketin veya hissenin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olup olmadığına bakılmaksızın;</p>

<p>a. Şirketin veya hissenin sermayesinin örgüte ait olduğunun,</p>

<p>b. Şirketin yönetiminin şirketin sahibi olarak görülen kişiler tarafından değil doğrudan örgüt mensupları tarafından gerçekleştirildiğinin,</p>

<p>c. Şirketten veya hissenin ticari faaliyetlerinden elde edilen gelirlerin örgütün fonlanması amacına tahsis edildiğinin, somut delillerle ortaya konulması durumunda bu şirketin tamamı veya şirketteki hisse müsadere edilecektir.</p>

<p>2. Şirketin sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması halinde şirketin mali hesap kayıtlarının gerçeği yansıtmadığının ve gerçek hukuki ilişkilere dayanmayan örgüte ait/irtibatlı/iltisaklı şirket ve kurumlarla arasında büyük miktarda para hareketlerinin bulunduğunun tespiti halinde şirketin müsaderesine karar verilmelidir.<br />
3. Şirket sahibinin veya şirketteki hisse sahibinin FETÖ/PDY terör örgütü mensubu olması, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için yeterli değildir. Böyle bir müsadere kararı verilebilmesi için öncelikle şirketin ticari faaliyetleri sonucunda veya şirketteki hisseden elde edilen gelirin terör örgütünün faaliyetlerinde kullanıldığının somut delillerle ortaya konulması gerekir. Ancak bu durumun ispatlanması da şirketin tamamının veya şirketteki hissenin<br />
müsadere edilmesi için yeterli görülemez. Şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilebilmesi, şirketin veya hissenin örgütün geliriyle alınmış olmasına veya şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının terör örgütüne tahsis edilmesine veya şirketin doğrudan örgüt tarafından yönetilmesine bağlıdır.</p>

<p>4. Şirketten veya hisseden elde edilen gelirin tamamının örgüte tahsis edilmediği durumlarda, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsadere edilmesi için, örgüte tahsis edilen paranın şirketin veya hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslanması gereklidir. Örgüte gönderilen miktar şirketin veya şirketteki hissenin mali büyüklüğüyle kıyaslandığında, müsadere kararı verilmesinin orantılı olmayacağı durumlarda, şirketin veya şirketteki hissenin tamamının müsaderesine karar verilmemelidir. Buna göre, şirketin tamamının veya şirketteki hissenin müsaderesinin hakkaniyete uygun olmaması nedeniyle müsadere edilemediği, ancak FETÖ/PDY terör örgütü mensubunun örgüte fon sağladığının somut delillerle ortaya konulduğu durumlarda, örgüte verilen miktar müsadere edilecektir. Dolayısıyla bu durumda ele geçirildiğiyse örgüte gönderilen paranın; ele geçirilemediyse, bu miktarın değeri kadar para tutarının müsaderesine karar verilmelidir.</p>

<p>5. Şirketin tamamı hakkında müsadere kararı verilirken her durumda iyiniyetli üçüncü kişilerin hakları korunmalıdır.<br />
6. Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet yöntemleri Dairemizin 2015/3 Esas ve 2017/3 sayılı kararında anlatılan ve nihai amacı, Devletin Anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara alındığında; terör örgütü mensubu olmayan kişilere ait şirketlerden veya şirket paylarından gönderilen kurban, öğrencilere burs verilmesi, öğrenci yurtlarına iaşe temini gibi salt dini veya sosyal saiklerle yapılan yardımlar, silahlı terör örgütüne fon sağlama kastıyla yapılmadığından şirket veya hissenin müsadere gerekçesi olamayacaktır.</p>

<p><strong>III-) YUKARIDAKİ AÇIKLAMALAR IŞIĞINDA SOMUT OLAY DEĞERLENDİRİLDİĞİNDE:</strong></p>

<p>1-)Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan kurulan mahkumiyet kararına ilişkin sanık ..., ..., ..., ... ile sanıklar müdafilerinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;<br />
i-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>ByLock kullanıcısı olmayan, kod adı kullanmayan ancak dosya kapsamına göre örgüt ile irtibatı bulunan sanık hakkında atılı suçun sübutu açısından belirleyici delil niteliğinde bulunan ve CMK'nın 50/1-c maddesine yanlış anlam yüklenerek yemin verilmeyen tanıklar ...</p>

<p>ve ... ile ...'nın CMK’nın 210. maddesi gereğince doğrudan aleni duruşmada sanığın huzurunda veya 5271 sayılı CMK’nın 180/1-2-5 maddesi gereğince SEGBİS kullanılmak suretiyle dinlenip, AİHS’in 6/3-d ve Anayasa'nın 36. maddeleri ile teminat altına alınan “iddia/kamu tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek” hakkı tanınarak dinlenilmesinden sonra sanığın hukuki durumunun tayin ve takdiri gerekirken eksik araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>ii-) Sanık ... bakımından;</p>

<p>Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtildiği üzere gizli tanık beyanlarının tek başına ve diğer deliller ile doğrulanmadıkça hükme esas alınamayacağı cihetle; örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanığın, yönetim kurulu başkanı olduğu şirketlerin taşeron şirketlerden burs ve kurban parası toplamaya yönelik eylemleri, 2014 yılı temmuz ayı itibariyle şirketler grubu bünyesinde çalışanların maaş hesaplarının ...'ya taşınmasına karar verilmesi ve ... TV'de yayımlanan ... isimli programa 2015 yılında da sponsor olunduğu hususu nazara alındığında; sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım boyutunda kaldığı gözetilmeden suç vasfında düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>iii-) Sanıklar ... ve ... bakımından;</p>

<p>Örgütün hiyerarşik yapısına organik bağ ile dahil olarak, süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetlerde bulunduğuna ilişkin yeterli ve kesin delil bulunmayan sanıkların dosyaya yansıyan eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturup oluşturmayacağının karar yerinde tartışılması gerekmesi lüzumu,</p>

<p>iv-) Sanık ... bakımından;<br />
Örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğuna dair herhangi bir bağlantı tespit edilemeyen sanığın, dosya kapsamına yansıyan eylemleri de göz önünde bulundurulduğunda; aşamalardaki savunmalarının aksine, terör örgütüne yardım etmek kastı ile hareket ettiğine dair kesin ve inandırıcı delil bulunmaması karşısında, mevcut şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği gözetilmeden atılı suçtan sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2-)... Holding A.Ş., ... Teknoloji A.Ş., ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Yönetim Hizmetleri ve Tic.A.Ş., ... Kentsel Dönüşüm ve Proje Gelişim A.Ş., ... Sigorta Acenteliği Ltd.Şti., ... Dış Ticaret ve Pazarlama A.Ş., ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd.Şti., ...Demir Çekme ve Civata Sanayi ve Ticaret A.Ş., ...Plastik Yapı Elemanları Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Sosyal Tesis İşletmeciliği Ltd.Şti., ... Bina ve Ev Teknoloji Ürünleri Sanayi ve Ticaret A.Ş., ... Gayrimenkul ve İnşaat A.Ş., ... ve ... İnşaat A.Ş., ... Oto Sanayi ve Ticaret A.Ş., Tasfiye halinde ...Mağaza Geliştirme Dekorasyon Sanayi ve Ticaret A.Ş.'nin müsaderesine ilişkin karar yönelik sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemlerinin incelenmesinde;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, müsaderesine karar verilen şirketlerin sermayesinin örgüte ait olduğuna, örgüt tarafından fonlandığına ya da örtülü veya çifte muhasebe kayıtları tutulduğuna dair bir tespit bulunmadığı hususu nazara alındığında; ... İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret A.Ş., isimli şirketler tarafından örgüt ile iltisaklı olan üniversite, dernek ve kurumlara aktarılan, taşeron firmalardan burs ve kurban açıklaması ile alınan çekler ve ... açıklaması ile kasadan çıkışı yapılan paraların miktarı ile söz konusu şirketlerin ekonomik değerleri arasında orantı bulunup bulunmadığının tespitine yönelik; yine ... Holding A.Ş. Bünyesinde bulunan tüm şirketler için ayrı ayrı olmak üzere; şirketlerin kazancının örgüte tahsis edilip edilmediği, şirketlerin ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla, bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği, örgüte kaynak aktarımı yapıldığının tespit edilmesi halinde ise şirketlerin ekonomik değerlerinin büyüklüğüne göre aktarılan paranın cüzi miktarda kalması durumunda şirket veya şirketlerin tüm malvarlıklarının müsadere edilmesinin orantılılık ilkesine uygun olmayacağı, bu durumda örgüte aktarılan miktarın ele geçirilmesi halinde bu miktarın, ele geçirilememesi halinde ise örgüte aktarılan miktar kadar kaim değer olan paranın müsaderesi gerektiği gözetilmeden, eksik gerekçe ve yetersiz bilirkişi raporu ile yazılı şekilde tüm şirketlerin müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanıklar ve müdafileri ile katılan TMSF vekilinin temyiz istemleri bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan belirtilen sebepten dolayı hükmün 5271 sayılı CMK’nın 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, şirketler hakkında verilen kayyım atanması kararının sürdürülmesine ilişkin takdirin İlk Derece Mahkemesince değerlendirilmesine, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanun'un 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun'un 304. maddesi uyarınca dosyanın İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="92052"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/902 E., 2024/5846 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.05.2024 tarihli, 2022/902 E. ve 2024/5846 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/902 E., 2024/5846 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/304 E., 2019/113 K.<br />
SUÇ : 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun'a muhalefet<br />
HÜKÜM : Nakil aracının müsaderesine yer olmadığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Kısmî ret, kısmî onama</p>

<p>Şikâyetçi Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteği yönünden; suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisinin bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz isteği yönünden; suçun işlenmesinde kullanılan nakil aracı yönünden bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebepleri; nakil aracının iadesine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle usul ve yasaya aykırı hükmün bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliğine göre suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin davaya katılma ve hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz inceleme isteğinin 5320 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 317. maddesi gereği reddine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Suç tarihinde Başkale Sulh Ceza Mahkemesinin 05.10.2012 tarihli ve 2012/15 Değişik İş sayılı önleme araması kararına istinaden ... plakalı araçta yapılan aramada, toplam 2.400 karton gümrük kaçağı sigaranın ele geçirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Malen sorumlu ...'ın alınan beyanında, nakil aracını ... isimli şahsa sattığını ancak aracın devrini veremediğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dairemizin 12.06.2018 tarihli bozma ilamı sonrası ...'ın alınan beyanında ise; nakil aracını olaydan iki ay önce ...'dan satın aldığını ancak aracın devrini henüz almadığını, sanık ...'ın akrabası olduğunu, köye gideceğini söylemesi üzerine aracı emanet olarak kendisine verdiğini beyan ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 54/1. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği, sanığın savunmasında arkadaşı ...'dan kendisine ait olan ... plaka sayılı aracını emaneten aldığını belirttiği, ...'ın beyanının da aracı emanet olarak sanığa verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde, nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edilerek iadesine karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
A. Şikâyetçi Gümrük İdaresi Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Sanığın eyleminin suç tarihi ve ele geçen eşyanın niteliği itibarıyla 4733 sayılı Tütün, Tütün Mamulleri ve Alkol Piyasasının Düzenlenmesine Dair Kanun kapsamında kaldığı, bu suçtan zarar görenin de Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu olduğu cihetle, suçtan doğrudan zarar görmeyen Gümrük İdaresinin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 237/1. maddesi uyarınca kamu davasında katılan sıfatının ve aynı Kanun’un 260/1. maddesi gereği sanıklar hakkındaki hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunmadığı hükmün, karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33. maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8. maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Kanun’un 305/1. maddesi gereği re’sen temyize de tabi olmadığı anlaşılmakla, Gümrük İdaresi vekilinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317. maddesi gereği Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>B. Katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) Vekilinin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu (Tarım ve Orman Bakanlığı) vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 28.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="98072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2019/9964 E., 2023/2035 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 06.03.2023 tarihli, 2019/9964 E. ve 2023/2035 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2019/9964 E., 2023/2035 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/741 E., 2015/935 K.<br />
MALEN SORUMLU : ...<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM :Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, suçta kullanılan nakil vasıtasının müsaderesine yer olmadığına<br />
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzelterek Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 ... maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 ... maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na (5607 sayılı Kanun) muhalefet suçundan 6545 sayılı Kanun ile değişik 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onsekizinci fıkrası yollaması ile aynı maddenin beşinci ve onuncu fıkraları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 62</p>

<p>nci maddesi, aynı Kanun'un 53 üncü maddesinin birinci fıkrası, 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası yollamasıyla 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği 2 yıl 6 ... hapis ve 100,00 TL adlî para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, eşya müsaderesine, suçta kullanılan nakil vasıtasının müsaderesine yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
1.Sanığın temyiz sebebi, olay günü emaneten aldığı araçla yolda giderken yol kenarına atılmış ve terkedilmiş vaziyette söz konusu sigaraları bulduğuna ve aracına yüklediğine, araç hareket etmeden kolluk kuvvetleri tarafından yakalandığına, olay nedeniyle pişman olduğuna, hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükmünün veya hapis cezasının ertelenmesi hükmünün uygulanması talebine ilişkindir.</p>

<p>2.Katılan vekilinin temyiz sebebi, suçta kullanılan nakil aracının müsadere edilmesi gerektiğine ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerle verilen kararın bozulmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
1.Olay tutanağına göre, 30.03.2015 tarihinde Polateli İlçe Jandarma K.lığı görevlileri tarafından icra edilen yol emniyet ve kontrol devriyesi sırasında, sanığın sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın arka koltuğunun bezle kapalı olduğunun görüldüğü, sanığa örtünün altında ne olduğunun sorulması üzerine sigara olduğunu belirtmesi üzerine aracın arka koltuğunda ve bagajında toplam 450 karton kaçak sigara ele geçirilmiştir. Sanığın mahkeme huzurundaki savunmasında, suça konu ... plakalı aracın ...'a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...'tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını, yolda giderken Çimenli köyüne yakın bir yerde yol kenarına atılmış vaziyette sigaraları görerek arabaya koyduğunu, amacının kayınbabasına götürmek olduğunu ancak araç hareket etmeden jandarmanın geldiğini ve sigaraları bularak hakkında işlem yapıldığını, yakalanmasaydı bu sigaraları büyük ihtimal satacağını ve pişman olduğunu söylediği anlaşılmıştır.</p>

<p>2.Kaçak eşyaya mahsus tespit varakası dava dosyasında bulunmaktadır.</p>

<p>3.16.06.2015 tarihli tütün teknoloji mühendisinin düzenlemiş olduğu bilirkişi raporuna göre ele geçirilen sigaraların kaçak olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>4.Malen sorumlu ...'ın beyanı ile suçta kullanılan araca ait ruhsat sureti dava dosyasında bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
A. Nakilde Kullanılan ... Plakalı Nakil Aracının İadesi Yönünden<br />
5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması</p>

<p>gerektiği anlaşılmakla; sanığın suçta kullanılan aracın Mustafa ...'a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...'tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını beyan ettiği, malen sorumlu olarak dinlenen ...'ın da aracın kendisine ait olduğunu, kardeşi Halil ...'a aracını gezmek amaçlı verdiğini, kardeşinin de aracı emaneten arkadaşı olan sanığa verdiğini, kendisinin ve kardeşinin olayla ilgisi olmadığını, sanığı tanımadığını beyan ettiği görülmekle; iyiniyetli üçüncü kişiye ait araçta kaçak eşya için özel olarak hazırlanmış gizli tertibatın bulunmaması, aracın müsadere edilmesi halinde hakkaniyete aykırı olacağı kabul edilerek müsadereye yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına dair karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><br />
B. Sanık Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden<br />
1.10.12.2022 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanıp, aynı gün yürürlüğe giren 7423 sayılı Kanun'nun 8 ... maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmiikinci fıkrasının “yirmiüçüncü” fıkra olarak değiştirildiği gözetilerek, hükümden sonra 15.04.2020 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun'un 61 ... maddesi ile 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin yirmi ikinci fıkrasına eklenen "Eşyanın değerinin hafif olması halinde verilecek cezalar yarısına kadar, pek hafif olması halinde ise üçte birine kadar indirilir." şeklindeki düzenlemenin sanık lehine hükümler içerdiği, yine aynı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesinin ikinci fıkrası uyarınca kovuşturma aşamasında etkin pişmanlık uygulamasının olanaklı hale geldiği, dava konusu eşyanın gümrüklenmiş değerinin 2 katının ödenmesi halinde, soruşturma evresinde etkin pişmanlık konusunda ihtarat yapılmamış ise verilecek cezada 1/2 oranında, yapılmış ise 1/3 oranında indirim yapılacağı belirtilerek 7242 sayılı Kanun'un 62 nci maddesi ile değiştirilen 5607 sayılı Kanun'un 5 ... maddesi ikinci fıkrası uyarınca etkin pişmanlık ihtaratında bulunulması gerektiği de göz önünde bulundurulmak suretiyle; 5237 sayılı Kanun'un 7 nci maddesi ve 7242 sayılı Kanun'un 63 üncü maddesi ile 5607 sayılı Kanun'a eklenen geçici 12 nci maddenin ikinci fıkrası gereği ilgili hükümlerin yasal koşullarının oluşup oluşmadığının mahkemesince saptanması ve sonucuna göre uygulama yapılması zorunluluğu,</p>

<p>2.Mahkemece sanığa 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin beşinci ve onuncu fıkraları uyarınca ceza tayin edildikten sonra verilen 1 yıl 6 ... hapis ve 7 gün adli para cezasında, 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrası gereği hükmedilen cezanın alt sınırının 3 yıldan az olamayacağı anlaşılarak sanığın 3 yıl hapis ve 7 gün adlî para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş ise de sevk maddesinin 5607 sayılı Kanun'un 3 üncü maddesinin onuncu fıkrasının (son) bendi olarak gösterilmemesi,</p>

<p>3.5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanması açısından 24.11.2015 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarih ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı kararı gözönünde bulundurularak hüküm oluşturulmasının gerekmesi,</p>

<p>4.Dava konusu kaçak eşyanın 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin dördüncü fıkrası gereği müsaderesine karar verilmesi gerekirken, mahkemece 5607 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinin birinci fıkrası delaletiyle 5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği müsadere karar verilmesi,</p>

<p><br />
5.Suçtan doğrudan zarar gören ve davaya katılma hakkı bulunan Gümrük İdaresi'nin Mahkemece katılmasına karar verildiği halde, gerekçeli kararda sıfatının ''suçtan zarar gören''' olarak gösterilmesi, Hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
A. Nakilde Kullanılan ... Plakalı Nakil Aracının İadesi Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararında katılan vekilince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy çokluğuyla ONANMASINA,</p>

<p>B. Sanık Hakkında Kurulan Mahkumiyet Hükmü Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde (B) bendinde açıklanan nedenlerle Kilis 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.10.2015 tarihli ve 2015/741 Esas, 2015/935 Karar sayılı kararına yönelik sanık ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 ... maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.03.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><br />
(Karşı Düşünce)</p>

<p><br />
<strong>KISMİ KARŞI DÜŞÜNCE</strong></p>

<p>Sanık ... hakkında, 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan kurulan hükmün, sanık ve katılan ... İdaresi vekili tarafından temyizi üzerine, sayın çoğunluğun sanığın da temyiz talebi olduğu halde nakil aracının iadesine ilişkin temyiz incelemesinin sadece katılan ... İdaresinin temyizine hasredilmesi ile hükmün müsadereye ilişkin fıkrasının onanmasına dair kararı yerinde değildir. Şöyle ki;</p>

<p>1) Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.11.2019 tarih ve 2016/10-543 E, 2019/668 K nolu ilamında da belirtildiği üzere, suçta kullanılan ancak müsadere edilmeksizin aracın iadesine dair hükmün, cezayı aleyhe değiştirmeme ilkesi kapsamında değerlendirilemeyeceği dikkate alındığında, işlenen suça bağlı ve suçtan ayrılmayan, sanık hakkında verilen mahkumiyet hükmünün sonucu doğrultusunda değerlendirilmesi gereken bir hüküm olduğu, bu nedenle de mahkumiyet hükmünün sanık tarafından temyiz edildiği durumlarda da temyiz incelemesine konu edilebileceği, kaldı ki 7. Ceza Dairesinin 15.09.2022 tarih ve 2021/1265 E, 2022/12357 K ile 21.09.2022 tarih ve 2021/894 E, 2022/12287 K sayılı ilamları ve bir çok ilamında da sadece sanık temyiz ettiği halde sanığın temyizine göre araç</p>

<p>müsaderesiyle ilgili karar verildiği de gözetildiğinde, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmünün temyizi kapsamında aracın iadesine ilişkin hükmün sanığın temyizine göre de incelenmesi yerine, sadece katılan ... İdaresi vekilinin temyizine hasren nakil aracının iadesine ilişkin hükmün temyiz incelemesine konu edilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>2) Yerel Mahkemenin 23.10.2015 tarih ve 2015/935 K sayılı kararıyla sanığın 5607 sayılı Yasaya aykırılık suçundan mahkumiyetine, suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına karar verilmiştir. Temyiz incelemesi yapan Dairemiz, hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin fıkrasının onanmasına, mahkumiyete ilişkin kısmının ise bozulmasına karar vermiştir.</p>

<p>Esas hükümle birlikte Yargıtay’ın temyiz incelemesine tabi tutulan müsadere kararının, aynı davanın konusunu oluşturan suça doğrudan bağlı olduğu hallerde suça ilişkin mahkumiyet hükmü bozulduğunda, bu hükme bağlı olarak verilen müsadereye ilişkin hüküm fıkrasının onanması ya da düzeltilerek onanması mümkün değildir. Nitekim doktrindeki görüşler ile Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları da bu yöndedir. Hükmün bozulması durumunda hüküm tümüyle ortadan ..., kısmi kesinleşme olmaz. (Nurullah Kunter, Temyiz Kanunyolunda Reform, Cumhuriyetin Ellinci Yılında Ceza Adalet Reformunun İlkeleri Sempozyumu Kanun Yolları, İstanbul 1973, s 97; Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, 5. Baskı, Ankara, Ekim 2017, s. 963; Veli ... Özbek, M. Nihat Kanbur, Koray ..., Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Ceza Muhakemesi Hukuku, Seçkin, Ankara 2011, s. 733). Bir karar bozulmakla tümüyle ortadan kalkmış ve hukuki gerekliliğini yitirmiş olacağından mahkeme bozmaya uyarsa yeni bir hüküm kurmak zorundadır. (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 14.11.1994 tarih ve 1994/5-262/280 E-K; 26.12.1994, 1994/1-350/375 E-K). Yukarda anlatılan doktrindeki görüşler ve Ceza Genel Kurulu kararlarına göre, özetle, bir karar hangi nedenle ve ne yönde bozulursa bozulsun tümüyle ortana kalkacak ve hukuki sonuç doğurma özelliğini kaybedecektir. Yine; Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 11.07.2014 tarih ve 2014/66-365 E-K sayılı ilamı ile birçok ilamında, Dairemiz ile diğer Ceza Dairelerinin ilamlarında belirtildiği gibi müsadere kararı bir güvenlik tedbiri olmakla birlikte hükmün bir parçasını oluşturmaktadır. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise, yani incelemeye konu dosyada olduğu gibi suçta kullanılan aracın müsaderesi işlenen suça bağlı olarak talep edilmişse, mahkemenin kurmuş olduğu hüküm bir bütün olup, bozma kararı verilmesi halinde hüküm tüm sonuçları ile ortadan kalkacak, yerel mahkemece bozma sonrası yapılacak yargılamada müsadere ile ilgili yeniden değerlendirme yapılarak bu konuda da karar verilecektir. Müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili ise ancak asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğurabilir. Bu halde sadece müsaderenin infazı mümkün değildir. Hükmün bölünmek suretiyle, asıl suç ve hükümle birlikte sonuç doğuran müsadere ile ilgili fıkranın onanması, hükmün diğer kısımlarının bozulması halinde yerel mahkeme kararının ceza ve güvenlik tedbiri olarak birbirinden ayrıştırılması sonucunu doğuracaktır. Bunların yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Yasası’nın 54/3. maddesinde belirtildiği gibi müsadere kararının verilip verilmeyeceği mahkemenin takdirine bırakılan hallerde ki, dosyamızdaki müsadere hususu hakimin takdirinde olup, takdir yetkisinin ve mahkemenin direnme hakkının elinden alınması sonucuna neden olacaktır. Bunun tek istisnası müsadere kararı esas hükme konu suç ile doğrudan ilişkili olmayıp müsadere konusu eşyanın üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımının suç oluşturmasıdır. Tüm bu anlatılanlar dikkate alındığında hükmün suçta kullanılan aracın müsaderesine yer olmadığına ilişkin kısmının onanmasına dair sayın çoğunluğun kararına katılmıyorum.06.03.2023<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="95410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli, 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/1868 E., 2015/28194 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle evrak okunarak;</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazların reddine, ancak;</p>

<p>Adli ...'in 2013/96 sırasında kayıtlı olup suçta kullanıldığından bahisle TCK'nin 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilen bıçağın, dosyada tanık olarak dinlenilen ...'nin bakkalındaki tezgahtan, onun bilgisi ve rızası dışında sanık tarafından alınıp suçta kullanıldığı gözetilmeden, söz konusu bıçağın iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki sahibine aidesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık müdafiin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten 5320 sayılı Yasanın 8/1. maddesi ile yürürlükte bulunan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 1412 sayılı CMUK’un 322. maddesi gereğince, hükmün müsadereye ilişkin fıkrasından ''5237 sayılı TCK m. 54 uyarınca müsaderesine"' ibaresi çıkartılarak yerine ''iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunan...'ye ait olduğu anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nin 54/1. maddesi gereğince sahibine iadesine,'' ibaresi eklenmek suretiyle hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, 13.10.2015 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitasfysdg54.jpg" type="image/jpeg" length="59464"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 2022/13371 E., 2024/5531 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 22.05.2024 tarihli, 2022/13371 E. ve 2024/5531 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/13371 E., 2024/5531 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/350 E., 2021/370 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet, kaçak eşyanın müsaderesi, ... plaka sayılı römorkun müsaderesi, ... plaka sayılı çekicinin iadesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık hakkında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 7242 sayılı Kanun kapsamındaki iade yazısı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteğinin süresinde olduğu, temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılan vekilinin temyiz isteği münhasıran ... plaka sayılı nakil aracının müsadere edilmemesine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
Katılan ... İdaresi vekilinin temyiz isteminin ... plaka sayılı nakil aracının müsaderesinin gerektiği ile sınırlı olması nedeniyle temyiz incelemesi münhasıran ... plaka sayılı nakil aracına ilişkin olarak yapılmıştır.</p>

<p>5237 sayılı Kanun'un 54 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki ''İyi niyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.'' şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği, beyan içeriklerine göre dosya kapsamında malen sorumlunun iyiniyet iddiasını çürütebilecek delil bulunmadığı anlaşıldığından, nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu ve eşyanın gümrüklenmiş değeri ile aracın değerinin karşılaştırılmasında aracın müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı, bu durumun da hakkaniyete uygun olmayacağı kabul edilerek iadesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle İskenderun 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 31.03.2021 tarihli ve 2020/350 Esas, 2021/370 Karar sayılı kararında ... plaka sayılı nakil aracının iadesinde katılan ... İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün ... plaka sayılı nakil aracının iadesine ilişkin bölümünün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>22.05.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="50482"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 2016/425 E., 2017/2921 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 15.03.2017 tarihli, 2016/425 E. ve 2017/2921 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>18. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/425 E., 2017/2921 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Göçmen kaçakçılığı<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p><strong>KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle, başvurunun süresi ve kararın niteliği ile suç tarihine göre dosya görüşüldü:<br />
Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede; başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Ancak;</p>

<p>1-) Müsaderesine karar verilen ... plaka sayılı aracın sahibi olan ... Tic. Ltd. Şti. sahibinin iyiniyetli olmadığına dair delillerin nelerden ibaret olduğu tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi gerektiği gözetilmede ve müsaderenin hakkaniyete aykırı olup olmayacağı konusunda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin suça konu aracın müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>2-) TCK'nın 53/1-b maddesinde yer alan hak yoksunluğunun uygulanmasına ilişkin hükmün, Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarihli ve 2014/140 esas, 2015/85 sayılı kararıyla iptal edilmesi nedeniyle uygulanma olanağının ortadan kalkmış olması,</p>

<p>3-) 6545 sayılı Kanunun 81. maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanunun 106/3 maddesi uyarınca hükmolunan adli para cezasının ödenmemesi durumunda hapse çevrilemeyeceğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı ve sanık ... temyiz nedenleri yerinde görüldüğünden tebliğnameye uygun olarak HÜKMÜN BOZULMASINA, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın esas/hüküm mahkemesine gönderilmesine, 15/03/2017 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="33000"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜSADEREDE İYİNİYETLİ ÜÇÜNCÜ KİŞİ OLMAMA ŞARTI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bu yazımızda; </strong>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun Güvenlik Tedbirleri başlıklı İkinci Bölümünde yer alan “Eşya müsaderesi” başlıklı m.54 ile “Kazanç müsaderesi” başlıklı m.55’in tatbiki için aranan, <i>kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmaması </i>şartı ve uygulamada bunun nasıl tespit edileceği incelenecektir.</p>

<p><strong>Müsadere; </strong>suça konu eşyanın mülkiyetinin mahkeme kararıyla sahibinden alınarak, kamuya verilmesini öngören bir güvenlik tedbiri niteliğinde olmakla birlikte, bunun bir yaptırım niteliği taşıdığı da söylenebilecektir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong><strong>[1]</strong></strong></a>. Müsadere kararının kesinleşmesi ile birlikte Anayasa m.35’in güvencesi altında olan mülkiyet hakkına müdahale edilir ve mülkiyet sahibinin sahipliği, izni veya rızası olmaksızın sonlandırılır<a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><strong><strong>[2]</strong></strong>.</a> <strong>Ancak kanun koyucu; </strong>“ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesini de gözönünde bulundurarak, suçun işlenmesine iştirak etmeyen ve suçun işlenişinden haberi olmayan kişinin mülkiyet hakkını korumak için, eşya müsaderesi kararının sadece iyiniyetli üçüncü kişi olmayan kişiler hakkında verilebileceğini öngörmüştür. Benzer şekilde, kazanç müsaderesi yönünden de eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu kapsamında iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerektiği şartı öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Nitekim</strong> <strong>TCK m.54’ün gerekçesine göre;</strong> <i>“…müsaderenin Anayasada yer alan mülkiyet hakkını zedelememesi için, suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen eşyanın müsaderesine karar verileceği kabul edilmiştir. <strong>Ancak, bunun için, eşyanın iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerekir. Başka bir deyişle, kişinin suçun işlenmesine iştirak etmemesi, suçun işlenişinden haberdar olmaması durumunda, sahibi bulunduğu eşya bir suçun işlenmesinde kullanılmış olsa bile, müsadereye hükmedilemeyecektir.</strong> Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanmış olan eşya ise, suçun icra hareketlerine henüz başlanmamış ise, sadece bu nedenle müsadere edilemeyecektir. Ancak bu eşyanın niteliği itibarıyla kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsaderesine hükmedilecektir”.</i></p>

<p><strong>Eşya müsaderesi kurumunun düzenlendiği TCK m.54/1’e göre; <i>“İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla,</i></strong><i> kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur. Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir. <strong>Eşyanın üzerinde iyiniyetli üçüncü kişiler lehine tesis edilmiş sınırlı ayni hakkın bulunması halinde müsadere kararı, bu hak saklı kalmak şartıyla verilir”.</strong></i></p>

<p><strong>“Kazanç müsaderesi” başlıklı TCK m.55/3’de ise; </strong><i>“Bu madde kapsamına giren eşyanın müsadere edilebilmesi için, eşyayı sonradan iktisap eden kişinin 22/11/2001 tarihli ve <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun iyiniyetin korunmasına ilişkin hükümlerinden yararlanamıyor olması gerekir.”</strong> </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Görüleceği üzere;</strong> TCK m.54/1’de sadece “iyiniyetli üçüncü kişi” kavramına yer verilirken, TCK m.55/3’de 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıfta bulunulmuştur.</p>

<p>Ceza Hukuku bakımından iyiniyetli üçüncü kişiden; suçun işlenişine iştirak etmemiş, suç işlendiğiyle ilgili herhangi bir bilgisi veya duyumu olmayan kişinin anlaşılması gerektiği kabul edilmektedir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong><strong>[3]</strong></strong></a>. “İyiniyet” başlıklı TMK m.3’de ise; Kanunun iyiniyete hukuki bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olanın iyiniyetin varlığı olduğu, ancak durumun gereklerine göre kendisinden beklenen özeni göstermeyen kişinin iyiniyet iddiasında bulunamayacağı ifade edilmiştir. Dolayısıyla, eşya ve kazanç müsaderesi bakımından iyiniyetin tespitinde farklı şartlara atıf yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Eşya müsaderesinde kişinin iyiniyetli olup olmadığı tespit edilirken;</strong> kişinin gerekli dikkat ve özen yükümlülüğünü gösterip göstermediği değil, suça iştirak edip etmediği veya suça iştirak etmese bile suçtan haberdar olup olmadığı incelenecektir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong><strong>[4]</strong></strong></a>. <strong>Kazanç müsaderesi yönünden ise; </strong>TCK m.55/3’de doğrudan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’na atıf yapıldığından, burada aranan iyiniyet şartlarının sağlanması, yani doğrudan suçla bağlantılı olmamanın dışında, kişinin kendisinden beklenen özeni göstermesi gerektiği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>karine,<strong> </strong>kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olmasıdır. Aksi ispatlanmadıkça kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilecek ve bu sebeple müsadere kararı verilemeyecektir. Eşya müsaderesinde; iyiniyet doğrudan suçla bağlantılı olarak incelendiğinden, bu hususta zaten <i>masumiyet karinesi </i>geçerli sayılmalı ve kişinin suça iştirak ettiği veya suçun işlenişinden haberdar olduğu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispat edilmedikçe, TCK m.54 uyarınca müsadere kararı verilemeyecektir. Kazanç müsaderesinde ise; doğrudan atıf yapılan TMK’nın 3. maddesinin 1. fıkrası, asıl olanın kişinin iyiniyetli olduğunu açıkça ifade etmiştir. Tüm bunlar dikkate alındığında; kişinin iyiniyetli olmadığı ispat edilmedikçe, mülkiyet sahibinin sahipliğine müsadere yoluyla son verilemeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>TCK m.54’de yer alan eşya müsaderesi ile m.55’de düzenlenen kazanç müsaderesinde; ilgili kişi iyiniyetli olduğunu değil, iddia eden taraf ilgili kişinin iyiniyetli olmadığını ispat etmekle yükümlüdür.</strong> İddia edenin iddiasını ispatla yükümlü olduğuna dair kural, mülkiyet ve zilyetlik haklarının kaybolmasına yol açan müsadere bakımından da değişkenlik göstermez. Yeri gelmişken, soruşturmanın ve kovuşturmanın tarafı olmayan, fakat tedbire konu malın mülkiyeti üzerinde hak sahibi olan veya hak sahibi olduğunu iddia eden kişinin bu iddiasını yargılamada dile getirebilmesi, yani soruşturmada ve özellikle kovuşturmada tedbire konu malvarlığı ile ilgili beyan ve delillerinin yargı mercileri tarafından alınıp değerlendirilmesi gerekir. Aksi halde, Anayasa m.36/1’in güvencesi altında bulunan hak arama hürriyeti ile m.35’in koruduğu mülkiyet hakkının özü ihlale uğrar. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 gözönünde bulundurulduğunda, temel hak ve hürriyetlerin özüne yönelik böyle bir müdahale hukuki sayılmaz.</p>

<p>Kişinin bir bütünde malvarlığının müsaderesinin yasak olduğu, Anayasa m.38/10’da (bir üst fıkranın mülga olması sebebiyle 9. fıkrada) yer alan <i>“(…) Genel müsadere cezası verilemez.” </i>hükmünde belirtilmiştir. Buna göre, suçtan elde edilmeyen veya suçta kullanılmayan malvarlığına elkoyma tedbiri uygulanması ve ilgisiz malvarlığının müsadere edilmesi yanlıştır. Aynı şekilde; suçla ilgisi bulunmayan kişinin, iyiniyetli olması koşuluyla malvarlığı müsadere edilemez.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-18-ceza-dairesinin-2016425-e-20172921-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 18. Ceza Dairesi’nin 15.03.2017 tarihli, 2016/425 E. ve 2017/2921 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Müsaderesine karar verilen ... plaka sayılı aracın sahibi olan ... Tic. Ltd. Şti. sahibinin<strong> iyiniyetli olmadığına dair delillerin nelerden ibaret olduğu tartışılıp sonucuna göre karar verilmesi </strong>gerektiği gözetilmede ve müsaderenin hakkaniyete aykırı olup olmayacağı konusunda yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeksizin suça konu aracın müsaderesine karar verilmesi,”</i> bozma sebebi yapılarak, kişinin iyiniyetli olduğunu değil, olmadığını gösteren delillerin tartışılması gerektiği vurgulanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Benzer şekilde, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202213371-e-20245531-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 22.05.2024 tarihli, 2022/13371 E. ve 2024/5531 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“‘Suçun işlenmesinde kullanılmak üzere hazırlanan eşya, kamu güvenliği, kamu sağlığı veya genel ahlak açısından tehlikeli olması durumunda müsadere edilir.’ şeklindeki düzenleme gereği nakil aracının müsaderesi için iyiniyetli üçüncü kişilere ait olmaması gerektiği,<strong> beyan içeriklerine göre dosya kapsamında malen sorumlunun iyiniyet iddiasını çürütebilecek delil bulunmadığı anlaşıldığından,</strong> <strong>nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğu</strong> ve eşyanın gümrüklenmiş değeri ile aracın değerinin karşılaştırılmasında aracın müsaderesinin işlenen suça nazaran daha ağır sonuçlar doğuracağı, bu durumun da hakkaniyete uygun olmayacağı kabul edilerek iadesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.” </i>denilerek, aksi ispat edilmedikçe, kişinin iyiniyetli üçüncü kişi olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Uygulamada ortaya çıkan en temel sorun, kişinin iyiniyetli olmadığının nasıl tespit edileceği hususundadır. <strong>Bu kapsamda; </strong>kişinin suça iştirak edip etmediği ve suçtan haberdar olup olmadığı tartışılmalı ve hatta şartların oluşması halinde, kişinin “Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi” başlıklı TCK m.165 veya “Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama” başlıklı TCK m.282 uyarınca sorumluluğuna gidileceği kabul edilmelidir. <strong>Bir başka ifadeyle; </strong>sırf kişinin suç eşyasını satın almış olması, kişiyi otomatik olarak dosyanın sanığı yapmayacak olup, bu kişilerin müdahillik taleplerinin de kabulü önem ifade etmektedir; zira verilecek karar, sahibi oldukları eşya ile ilgili karar kurulması sonucunu doğurabilecek ve suçtan zarar görmelerine yol açabilecektir.</p>

<p><strong>Ayrıca; </strong>üçüncü kişinin, ticareti kapsamında yaptığı satın alımın şartlarının, kişinin suçtan haberdar olduğunu ortaya koymaya yeterli olmadığı açıktır. <strong>Örneğin; </strong>bir taşınmazın, objektif değerinden daha uygun meblağa satın alınması, o taşınmazın suçun işlenmesinden elde edildiğinin bilindiği anlamına gelmeyecektir. Taşınmazın hangi şartlarda anlaşılarak satın alındığı, tek başına kişinin suçu bildiğini ortaya koymayacak olup, Ceza Hukukunun konusu değildir. Taşınmazın değerinden fazla veya az meblağa satın alınması, yani taraflar arasındaki anlaşma şartları ancak hukuk davasının konusu olabilecektir. Ceza Hukuku ve müsadere bakımından önemli olan, kişinin iyiniyetli olup olmadığı ile sınırlıdır.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın da müsadere kapsamında iyiniyetli üçüncü kişi olmama şartını incelediği kararlarında;</strong> suç eşyasının kişinin rızası ve bilgisi dışında kullanılıp kullanılmadığını<a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[5]</strong></strong></a>, dinlenen kişilerin beyanlarının uyumlu olup olmadığını<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[6]</strong></strong></a>, eşyanın fiziksel durumunu<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[7]</strong></strong>,</a> yani eşyanın suçta kullanılmaya hazır vaziyette olup olmadığını ve kişinin saikini<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong><strong>[8]</strong></strong>,</a> yani başka amaçla hareket edilip edilemeyeceği ihtimalini tartıştığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Netice itibariyle; </strong>ticaret ortamının şartları, birisinin zor durumda olması, kredi çekilmesi, borçlanılması veya ne şekilde ödeme yapıldığı gibi hususlar, kişinin ticaret dışında bir niyetle o malı aldığını açıklamaya yeterli değildir. Aksi kabul; “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesine ve kanun koyucunun amacına açıkça aykırı olacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Doğa Ceylan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[1]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Hasan Tahsin Gökcan, Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, II. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.1911.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong><strong>[2]</strong></strong> </span></a><span style="color:#999999">Ersan Şen, Muhammed Enes Efe, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Eşya Müsaderesi ve Müsaderede Yaşanan Bazı Sorunlar,</span></a><span style="color:#999999"> 29.07.2023, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/esya-musaderesi-ve-musaderede-yasanan-bazi-sorunlar-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999"> erişim tarihi: 18.05.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[3]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Mehmet Emin Artuk, Ahmet Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, 15. Baskı, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.929.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[4]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>Ersan Şen, Yeni Türk Ceza Kanunu Yorumu Cilt I (m.1-140), Vedat Kitapçılık, İstanbul 2006, s. 175.</span></p>

<p><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[5]</strong></span></a><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20151868-e-201528194-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 13.10.2015 tarihli, 2015/1868 E., 2015/28194 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda;<i> </i></span></strong><span style="color:#999999"><i>“Adli ...’in 2013/96 sırasında kayıtlı olup <strong>suçta kullanıldığından bahisle TCK’nin 54. maddesi gereğince müsaderesine karar verilen bıçağın, dosyada tanık olarak dinlenilen ...’nin bakkalındaki tezgahtan, onun bilgisi ve rızası dışında sanık tarafından alınıp suçta kullanıldığı gözetilmeden,</strong> söz konusu bıçağın iyiniyetli üçüncü kişi konumundaki sahibine iadesi yerine yazılı şekilde müsaderesine karar verilmesi,”</i> bozma sebebi yapılmıştır.</span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2022902-e-20245846-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[6]</strong> Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 28.05.2024 tarihli, 2022/902 E. ve 2024/5846 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; <i>“Sanığın savunmasında arkadaşı ...’dan kendisine ait olan ... plaka sayılı aracını emaneten aldığını belirttiği, ...’ın beyanının da aracı emanet olarak sanığa verdiğini beyan etmesi birlikte değerlendirildiğinde,</i></span></strong><span style="color:#999999"><i> nakil aracının iyiniyetli üçüncü kişiye ait olduğunun kabul edilerek iadesine karar verilmesinde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamıştır”.</i></span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[7]</strong></span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-20199964-e-20232035-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 06.03.2023 tarihli, 2019/9964 E. ve 2023/2035 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">na göre;</span></strong><span style="color:#999999"> <i>“Sanığın suçta kullanılan aracın Mustafa ...’a ait olduğunu, ancak Halil ... tarafından kullanıldığını, kendisinin de Halil ...’tan kayınbabasına gideceğini söyleyerek aracı ödünç aldığını beyan ettiği, malen sorumlu olarak dinlenen ...’ın da aracın kendisine ait olduğunu,<strong> kardeşi Halil ...’a aracını gezmek amaçlı verdiğini, kardeşinin de aracı emaneten arkadaşı olan sanığa verdiğini, kendisinin ve kardeşinin olayla ilgisi olmadığını, sanığı tanımadığını beyan ettiği görülmekle; iyiniyetli üçüncü kişiye ait araçta kaçak eşya için özel olarak hazırlanmış gizli tertibatın bulunmaması, </strong>aracın müsadere edilmesi halinde hakkaniyete aykırı olacağı kabul edilerek müsadereye yer olmadığına ve karar kesinleştiğinde trafik kaydı üzerindeki şerhin kaldırılmasına dair karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır”.</i></span></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-20245981-e-20258851-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[8]</strong> Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nin 20.03.2025 tarihli, 2024/5981 E. ve 2025/8851 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999">nda; </span></strong><span style="color:#999999"><i>“Şirketlerin <strong>ticari faaliyetten kar elde etme amacı dışında örgütsel motivasyonla yönetildiğinin ve terör örgütü ile irtibatlı olup olmadığı, para transferinde bulunup bulunmadığı, örgütün amacına özgülenip özgülenmediği, örgütün yurt dışı yapılanmalarına para gönderip göndermediği, örgütün amacına hizmet eder nitelikte sistematik şekilde para havaleleri gerçekleştirip gerçekleştirmediği, örgütün amaç ve faaliyetleri doğrultusunda hareket edip etmediği ve terör örgütünün devamlılığını sağlamaya yönelik finansal desteklerinin bulunup bulunmadığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edilebilmesi amacıyla,</strong> bu hususları da karşılayacak şekilde yeniden MASAK ve uzman bilirkişilerden oluşacak bir heyet raporu aldırılıp, para aktarımı olmayan şirketlerin müsaderesine karar verilemeyeceği,” </i>ifade edilmiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/musaderede-iyiniyetli-ucuncu-kisi-olmama-sarti-1</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 13:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terazi-altin-para.jpg" type="image/jpeg" length="58093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2><strong>Kişisel Verileri Koruma Kurumu</strong></h2>

<h2><strong>İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu</strong></h2>

<p>İş yerlerinde güvenlik kameralarının; iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, iş kazalarının önlenmesi, çalışma koşullarının ve çalışanların performansının denetlenmesi veya iş yeri güvenliğinin sağlanması, suçun önlenmesi ve tespitine yardımcı olunması gibi çeşitli amaçlarla yoğun kullanım alanı bulunmaktadır. Nitekim son zamanlarda iş yerlerinde kamera sistemlerinin hukuka aykırı olarak veya amacı dışında kullanıldığına dair Kurumumuza çok sayıda şikâyet ve ihbar iletilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İş yerlerinde yer alan güvenlik kameralarının, belirlenen amaç dışında ve ölçüsüz bir şekilde kullanımı bireylerin özel hayatın gizliliği hakkına müdahale edebilmekte ve kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesine neden olabilmektedir. Bu çerçevede, iş yerlerinde güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerinin hukuka uygun şekilde uygulanması hususunda kamuoyunun ve sektörün bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (6698 sayılı Kanun) temel amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumaktır. Güvenlik kameraları ile kişilerin iş yerinde görüntü kaydının alınması şeklinde gerçekleşen işlem açıkça bir kişisel veri işleme faaliyetidir. Bu işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun uyarınca hukuki bir dayanağının bulunması ve Kanun kapsamında öngörülen yükümlülüklere ve sair mevzuat hükümlerine uygun bir işleme faaliyetinde bulunulması gerekmektedir.</p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartlarına yer verilmiş olup; bu maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan <i>(-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını</i> <i>açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da</i> <i>bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin</i> <i>kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel</i> <i>verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi</i> <i>için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi,</i> <i>kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve</i> <i>özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin</i> <i>zorunlu olması) </i>birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Kişisel verilerin işlenmesi süreçlerinde 6698 sayılı Kanun’un 4’üncü maddesinde yer alan;</p>

<p><i>“a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma.</i></li>
 <li><i>c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme.</i></li>
</ol>

<p><i>ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma.</i></p>

<ol>
 <li><i>d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme” </i>ilkelerine de ayrıca riayet edilmesi gerekir.</li>
</ol>

<p>6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası <i>“Veri sorumlusu; <strong>a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek,</strong> <strong>b) Kişisel verilere hukuka aykırı olarak erişilmesini önlemek, c) Kişisel verilerin muhafazasını sağlamak</strong>, amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik gerekli her türlü teknik ve idari tedbirleri almak zorundadır.”</i> hükmünü haizdir.</p>

<p>Diğer taraftan 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) “İşçinin kişiliğinin korunması” başlıklı 417’nci maddesi <i>“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.” </i>şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) “İşverenin genel yükümlülüğü” başlıklı 4’üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi <i>“İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.”</i> hükmünü amirdir.</p>

<p>Yukarıda yer alan mevzuat hükümleri doğrultusunda; işverenlerin, çalışanlarının kişiliğini koruma borcu kapsamında sağlık ve güvenliğinden sorumlu olduğu bu kapsamda 6098 sayılı Kanun ve 6331 sayılı Kanun’dan kaynaklanan birtakım hukuki yükümlülükleri bulunduğu açıktır. Bu kapsamda <u>işveren niteliğindeki veri sorumluları tarafından söz konusu hukuki yükümlülüklerin yerine getirilebilmesini teminen iş yerlerinde güvenlik kamerası sistemlerinin kullanılarak kişisel veri işleme faaliyetinde bulunulması mümkün olmakla birlikte</u><u> söz konusu güvenlik kameraları vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun hükümlerine uygun şekilde gerçekleştirilmesi ve aşağıda yer verilen hususlara da ayrıca dikkate edilmesi önem arz etmektedir: </u></p>

<p>- Veri sorumluları tarafından güvenlik kamerası gerekliliği değerlendirilirken; amaca ulaşabilmek için işlenecek kişisel verilerin en aza indirgenmesi ve veri minimizasyonu ilkesi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>- İş yerinde güvenlik kamerası kurulmasında birden fazla amaç söz konusu olabileceğinden, kişisel veri işleme amacının somut olay özelinde baştan belirlenmesi gereklidir.</p>

<p>- Güvenlik kameralarının kurulma amacının (<i>iş yeri güvenliğinin sağlanması, suçların önlenmesi ve tespitine yardımcı olması veya çalışanların iş sağlığı ve güvenliğinin korunması vb.)</i> net bir şekilde belirlenmesi ve bu amaç dışında çalışanların devam durumu veya performansını izleme gibi başka amaçlar kapsamında kullanımından kaçınılması gerekir.</p>

<p>- Kameralar ile çalışanların verimli çalışıp çalışmadığını görme, disiplini artırma, genel kontrol sağlama gibi soyut ve çalışanların denetlenmesi gibi amaçların güdülmesi “meşru bir amaç” kapsamında değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>- Güvenlik kameraları vasıtasıyla işlenen kişisel verilerin ölçülülük ilkesinin unsurları olan elverişlilik, gereklilik ve orantılılık unsurları bakımından hassasiyetle değerlendirilmesi gerekir. Ortak alanlar (giriş–çıkış alanları, depo vb.) veya güvenlik riski bulunan bölgelerde (kasa vb.) kamera kullanımı, kamera konumu ve görüş açısı göz önünde bulundurulmak suretiyle orantılılık bakımından uygun görünebilir. Ancak tuvalet, soyunma odası, mescit, dinlenme alanı gibi özel alanlara kamera sistemi yerleştirilmemelidir.</p>

<p>- Kullanılan güvenlik kameralarının konumu, görüş açısı ve yakınlaştırma ile süreklilik ve izlenme sıklığı dikkatle değerlendirilmeli ve iş yerinde dahi olsa çalışanların makul mahremiyet beklentisi göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>- İzlemenin kapsamı ve yoğunluğu genişledikçe, müdahalenin ağırlığı artacağından iş yerindeki tüm alanları kapsayan geniş açılı veya yüz odaklı kayıtlar yapılmamalıdır.</p>

<p>- Ses kayıt özelliği bulunan kameralar<strong> </strong>özel hayatın gizliliğine son derece müdahaleci bir yöntem olduğundan ölçülülük ilkesi açısından dikkatle değerlendirilmeli, hukuka uygun gerekçesi ve gerekliliği açıkça ortaya konulmadan kullanılmamalıdır.</p>

<p>- İş yerinin kamuya açık alanlarında gözetim ve denetim kapsamında olmayan bireylerin özellikle hassas ve çocuklar gibi özel koruma gerektiren kişilerin güvenlik kamerası sistemi kurulması vasıtasıyla gerçekleşen kişisel verileri işleme faaliyetinden etkilenip etkilenmeyeceği de dahil olmak üzere bütün etmenler etraflıca değerlendirilmelidir. Her durumda güvenlik kamerası vasıtasıyla kişisel verilerin işlenmesi hususunda, kişilerin kamera kaydı kapsamı dahlindeki alanlarda bulundukları sırada sahip olabileceği mahremiyet beklentisi dikkate alınmalıdır.</p>

<p>- Veri sorumlusu tarafından güvenlik kamerası vasıtasıyla gerçekleştirilen kişisel veri işleme faaliyetlerine ilişkin olarak çalışanların bilgilendirilmesi ve 6698 sayılı Kanun’un 10’uncu maddesi uyarınca ortamın kayıt altına alındığına dair aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi gereklidir.</p>

<p>- Güvenlik kamerası kayıtları vasıtasıyla işlenen kişisel verilerin güvenliğinin sağlanması bakımından veri sorumlusu işveren tarafından gerekli teknik ve idari tedbirler (örneğin yetki matrisi, yetkisiz erişimin önlenmesi vb.) alınmalıdır.</p>

<p>- Kameralar ile kayıt alınan görüntülerin saklama sürelerine ayrıca özen gösterilmelidir. Gereğinden uzun süre kayıtların saklanması 6698 sayılı Kanuna aykırılık teşkil edebileceğinden mümkün olan en kısa süre yeterli görülmeli, sistemde otomatik imha mekanizması bulunmalıdır. Bir olay yaşanması halinde hukuki süreç boyunca sadece ilgili olan kayıt saklanmalıdır.</p>

<p>- Kamera kayıtlarının, izinsiz olarak yetkisiz kişilerle paylaşımı söz konusu olmamalı ve yalnızca yetkili kişilerin kayıtlara erişimi mümkün olmalıdır.</p>

<p>- Kayıtların güvenliği ile gizliliğinin sağlanmasına yönelik olarak gerekli prosedürler hazırlanmalı ve güvenlik kamerası verilerine kimlerin erişebileceği ve nasıl yönetilip kaydedileceğinin sınırları belirlenmelidir.</p>

<p>Bu çerçevede belirtilen hususların, 6698 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin birinci fıkrası uyarınca kişisel verilerin hukuka uygun işlenmesini, yetkisiz erişimin önlenmesini ve muhafazasını teminen, veri sorumluları tarafından yukarıda belirtilen hususlara uygun hareket edilmediğinin tespiti halinde ilgili veri sorumluları hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesinde yer alan hükümler çerçevesinde idari para cezası da uygulanmak suretiyle işlem tesis edilebilecektir.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-yerlerinde-guvenlik-kamerasi-sistemi-kullaniminda-dikkat-edilecek-hususlara-dair-kamuoyu-duyurusu</guid>
      <pubDate>Mon, 08 Jun 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/isci-kamera-isyeri.jpg" type="image/jpeg" length="24986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15500"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35105"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20454"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49794"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69821"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="61677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="13800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="26218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="77278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="45040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="92868"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="68732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="70942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="16620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="34078"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
