<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 08 Apr 2026 22:29:57 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7574 SAYILI KANUN İLE 2918 SAYILI KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7574-sayili-kanun-ile-2918-sayili-karayollari-trafik-kanununda-yapilan-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7574-sayili-kanun-ile-2918-sayili-karayollari-trafik-kanununda-yapilan-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7574 sayılı kanun ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununda Bazı Köklü Değişiklikler yapıldı</a>, yapılan değişiklikler 12 Şubat 2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilmiş ve 27 Şubat 2026 tarihli ve 33181 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yayımı tarihinde (27.02.2026) yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunda yapılan değişikliklerle beraber artan idari para cezaları özellikle sürücülerin kendilerinin, ailelerinin ve toplumun diğer fertlerinin hayatlarını ve maddi bütünlüklerini düşünmeye sevk edip ayrıca artan bu cezalar sürücüler üzerinde caydırıcı etkiye sahip olacağı muhakkaktır. Cep yakacak düzeyde olan trafik idari para cezalarının sürücülerin daha sakin ve emniyetli seyir halinde olmalarını sağlamakla beraber trafikte hız, kavga, akrobatik hareketler, drift vb. trafikte kaos yaratan eylemlerde ciddi düşüşlerin olacağı da düşünülmektedir.</p>

<p>7574 sayılı kanunun 2. maddesi ile 2918 sayılı karayolları trafik kanunun 20. maddesinde değişiklik yapılmıştır:</p>

<p>Araç sahiplerinin vefatı durumunda yapılması gerekenler: Ölüm tarihinden itibaren 90 gün içinde muristen geriye kalan aracı kendi adlarına tescil ettirmek zorundalar aksi takdirde; bu araçların süresi sonunda mirasçılar adına tescil edilmeden karayoluna çıkarıldığının tespiti halinde sürücüye 3.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve mirasçılar adına tescil ettirilinceye kadar araç trafikten menedilir.”</p>

<p>7574 sayılı kanunun 3. Maddesi ile 2918 sayılı karayolları trafik kanunun 21. maddesinde değişiklik yapılmıştır:</p>

<p>Tescil edilen araçlar, "Tescil Belgesi" ve "Tescil Plakası" alınmadan karayollarına çıkarılamaz. Buna aykırı davranan sürücüler hakkında 46.000 Türk lirası idari para cezası kesilecektir.</p>

<p>Yine aynı şekilde Hurdaya çıkarılmış araçların karayolunda sürülmesi yasaktır denilmiş akabinde yeni düzenleme ile buna aykırı davranıp hurda aracı sürmeye kalkışanlar hakkında 46.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve bu araçlar trafikten menedilir.</p>

<p>7574 sayılı kanunun 4. maddesi ile 2918 sayılı karayolları trafik kanunun 23. maddesinde değişiklik yapılmıştır:</p>

<p>Karayolları trafik yönetmeliğinde belirtilen nitelik veya ölçülere aykırı plaka takan, öngörülen sayıda plaka takmayan sürücülere 4.000 Türk lirası idari para cezası verilir. Bu araçlar plakaları uygun duruma getirilene kadar trafikten menedilir.</p>

<p>Tescil plakasının farklı okunmasına veya okunamamasına bilerek neden olan sürücülere 140.000 Türk lirası idari para cezası verilir ve araç otuz gün süre ile trafikten menedilir.</p>

<p>Bu madde de ek olarak bu kişiler hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 204'üncü maddesinde düzenlenen Resmî Belgede Sahtecilik suçuna da vücut vereceği vurgulanmıştır.</p>

<p>7574 sayılı kanunun 10. maddesi ile 2918 sayılı karayolları trafik kanunun 46. maddesinde değişiklik yapılmıştır:</p>

<p>Trafikte saldırı amacıyla başka bir aracı ısrarla takip etmek veya bu amaçla araçtan inmek yasaktır uymayanlara 180.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır; uymayan sürücülerin sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araçları altmış gün süre ile trafikten menedilir.</p>

<p>Otoyollarda veya yerleşim yeri dışındaki bölünmüş karayollarında araçlarını ters istikamette sürmemek, 90.000 Türk lirası, idari para cezası uygulanır uymayan sürücülerin sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araçları altmış gün süre ile trafikten menedilir.</p>

<p>Araçlarını konvoy şeklinde veya münferiden sürerken, diğer araçların geçişini zorlaştıracak veya tehlikeye sokacak şekilde keyfi hareketlerle trafiğin akışını kısmen veya tamamen engelleyecek şekilde araçlarını karayolu üzerinde durduranlar hakkında 90.000 Türk lirası, idari para cezası uygulanır uymayan sürücülerin sürücü belgeleri altmış gün süreyle geri alınır ve araçları altmış gün süre ile trafikten menedilir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1744.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>KIRMIZI RENKLİ IŞIK İHLALİ </strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p><strong>ÖNGÖRÜLEN İDARİ PARA CEZASI</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p><strong>EHLİYETİN GERİ ALINMA SÜRESİ </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>1. ihlal</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>5.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>2. ihlal</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>10.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>1 yıl içinde 3. ihlal </strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>15.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>30 gün</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>1 yıl içinde 4. ihlal</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>20.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>60 gün</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>1 yıl içinde 5. ihlal</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>30.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>90 gün</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="145">
   <p><strong>1 yıl içinde 6. ihlal</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="192">
   <p>80.000 Türk lirası</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Sürücü belgesi iptal edilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/17441.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddelerin etkisi altında araç sürülmesi halinde öngörülen idari para cezası ve sürücü ehliyetine el konulması şeklinde yaptırımlar uygulanıp söz konusu cezalar sürücülerin cebini yakmakla kalmayıp belirli süre ile araç sürmekten de mahrum bırakılmalarına neden olup ehliyetlerinin iptali yoluna kadar gidilebilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>FİİLİN NİTELİĞİ</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p><strong>TEKERRÜR DURUMU (5 YIL İÇİNDE)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p><strong>İDARİ PARA CEZASI (TL)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p><strong>SÜRÜCÜ BELGESİNE UYGULANAN İŞLEM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>0.50 promil üzerinde alkollü olarak araç kullanma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p>İlk tespit</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>25.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>6 ay süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>0.50 promil üzerinde alkollü olarak araç kullanma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p>İkinci tespit</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>50.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>2 yıl süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>0.50 promil üzerinde alkollü olarak araç kullanma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p>Üçüncü ve daha fazla tespit</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>150.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Her defasında 5 yıl süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>Alkol veya uyuşturucu ölçümünü yaptırmaktan kaçınma</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p>-</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>150.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>5 yıl süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p><strong>Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanıldığı tespiti</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="137">
   <p>-</p>
   </td>
   <td valign="top" width="91">
   <p>150.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Sürücü belgesi iptal edilir</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174412.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yeni düzenleme ile yönetmelikte yer alan hız sınırlarını aşağıda belirtildiği şekilde aşan sürücülere idari para cezası kesilip ve belirli bentlerdeki hız sınırının ihlali halinde ehliyetlerine de el konulacak</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>HIZ AŞIM MİKTARI (</strong><strong>YERLEŞİM YERİ İÇİNDE</strong><strong>)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p><strong>İDARİ PARA CEZASI (TL)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p><strong>SÜRÜCÜ BELGESİNE UYGULANAN İŞLEM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>6 – 10 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>2.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>11 – 15 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>4.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>16 – 20 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>6.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>21 – 25 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>8.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>26 – 35 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>12.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>36 – 45 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>15.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>46 – 55 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>20.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Her ihlalde 30 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>56 – 65 km/s aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>25.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Her ihlalde 60 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="282">
   <p><strong>66 km/s ve üzeri aşım</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="154">
   <p>30.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="265">
   <p>Her ihlalde 90 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>YERLEŞİM YERİ DIŞINDA HIZ SINIRI İHLALLERİ</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>HIZ AŞIM MİKTARI</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p><strong>İDARİ PARA CEZASI (TL)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p><strong>SÜRÜCÜ BELGESİNE UYGULANAN İŞLEM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>11 – 15 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>2.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>16 – 20 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>4.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>21 – 25 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>6.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>26 – 30 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>8.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>31 – 40 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>12.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>41 – 50 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>15.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>51 – 60 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>20.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Her ihlalde 30 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>61 – 70 km/s</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>25.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Her ihlalde 60 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="141">
   <p><strong>71 km/s ve üzeri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="174">
   <p>30.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="285">
   <p>Her ihlalde 90 gün süreyle geri alınır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>ÇEŞİTLİ TRAFİK İHLALLERİNE İLİŞKİN İDARİ YAPTIRIMLAR TABLOSU</strong></p>

<p><strong>(7574 sayılı Kanun ile değişik 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu hükümleri)</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>KANUN MADDESİ (DEĞİŞİK)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p><strong>FİİLİN NİTELİĞİ</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p><strong>İDARİ PARA CEZASI (TL)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p><strong>SÜRÜCÜ BELGESİNE UYGULANAN İŞLEM</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p><strong>DİĞER YAPTIRIMLAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.55 (15. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Ambulans, itfaiye, cankurtaran ve yangın araçlarına geçiş hakkı vermeme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>46.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>30 gün geri alınır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.65/A (19. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Kış lastiği zorunluluğuna uymama</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>6.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.65/A</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Kar zinciri bulundurmama/kullanmama</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>6.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.65/A</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Kar zinciri kullanmaması nedeniyle trafiği engelleyen ağır vasıta sürücüleri</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>24.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.66 (20. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Trafik kurallarına (bentlere) aykırılık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>5.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.66</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Bisiklet ile akrobatik hareket yapma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>46.000</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>60 gün geri alınır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Araç 60 gün trafikten men</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.67 (21. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Drift yapma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>140.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>60 gün geri alınır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.70 (22. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>İzinsiz yarış/koşu düzenleme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>16.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.70</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>İzinsiz yarışa katılan sürücüler</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>46.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>2 yıl geri alınır</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Araç 60 gün trafikten men</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.71 (23. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Haksız yere geçiş üstünlüğü kullanma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>46.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.73 (25. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Seyir halinde cep telefonu kullanma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>5.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>m.81 (27. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Maddi hasarlı kazada anlaşma olmadan olay yerini terk etme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>46.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="105">
   <p><strong>Ek Madde 20 (33. md değişikliği)</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="226">
   <p>Trafik ihlalini sosyal medyada yayma/övme</p>
   </td>
   <td valign="top" width="70">
   <p>25.000</p>
   </td>
   <td valign="top" width="121">
   <p>Yok</p>
   </td>
   <td valign="top" width="79">
   <p>Yok</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>B-) İDARİ PARA CEZASINA İTİRAZ USULÜ</strong></p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu dördüncü bölüm alt başlığında Karar verme yetkisi ve kanun yolları 22. madde ve devamında düzenlenmiş olup;</p>

<p>1-) Kanun metnine göre itirazımızı sulh ceza hakimliğine kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç on beş gün içinde yapmamız gerekir.</p>

<p>2-) Mücbir sebebin varlığı halinde bu sebebin ortadan kalktığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde başvurumuzu yapmalıyız.</p>

<p>3-) Aynı kişi hakkında idari yargının görev alanına giren bir yaptırım ile beraber idari para cezasına hükmedilmişse idari dava yoluna başvurulması gerekmektedir.</p>

<p>Konuya ilişkin Yargıtay içtihatları:</p>

<p>''...5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28/1-a maddesi uyarınca, Bitlis Sulh Ceza Hakimliğince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 22/4. maddesi uyarınca "yer yönünde yetkili" olunmadığından bahisle, öncelikle adı geçen Kanun'un 28/1-a maddesi uyarınca "dosyanın yetkili (Kocaeli) Sulh Ceza Mahkemesi'ne (Hakimliğine)" gönderilmesine karar vermesi gerekirken, başvurunun usulden kabulü ile esası hakkında inceleme yaparak, hakkında idari yaptırım uygulanan kabahatlinin 2802 sayılı Kanuna tabi olduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar vermesinde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmaktadır...'' <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari" rel="dofollow">(7.CD 2021/12379E. 2021/12105 K. 30.09.2021 T.)</a></strong></p>

<p>''...İdari yaptırımlarla ilgili kanun yollarına gelince;</p>

<p>5326 sayılı Kanun'un 27. maddesinde "başvuru" kanun yolu düzenlenmiştir:</p>

<p>1- İdari yaptırım kararının, kanunda açıkça gösterilen, idari kurul, makam veya kamu görevlileri tarafından verilmesi ve kanunda aykırı hüküm bulunmaması hâlinde, bu karar aleyhine on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilecektir. (27/1. md.) Ancak, idari yaptırım kararı ile birlikte idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hâlinde idari yaptırım kararına karşı yapılan başvuru, idari işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargı mercilerince karara bağlanacaktır. (27/8. md.)</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinde başvuru, 28. maddesinde başvurunun incelenme yöntemi, 29. maddesinde ise itiraz kanun yoluna ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, her üç hükümde de başvurulacak kanun yollarının şartları ve sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir...''<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (CGK 2016/965 E. 2019/349 K. ve 18.04.2019 tarih.)</a></strong></p>

<p>Uyuşmazlık mahkemesi 2025/95 E. 2025/183 K. ve 03/03/2025 tarihli kararında İdari yaptırım ve idari para cezasının beraber idari yargının görev alanına girmesi için her iki yaptırımın aynı kişiye karşı olması gerekir şeklinde şu ifadelerle açıklamış:</p>

<p>''...Uyuşmazlık Mahkemesince de, daha evvelki idari para cezası yönünden oluşan olumsuz görev uyuşmazlıklarının çözümünde, idari para cezasına konu işlem kapsamında aynı kişi ile ilgili olarak idari yargının görev alanına giren kararın da verilmiş olması ve dosya içeriğinden bu kararın idari yargı yerinde dava konusu edildiğinin anlaşılması halinde; idari para cezasına ilişkin kararın hukuka aykırılığı iddiasının da, idari yargı yerinde görüleceği sonucuna varılarak, idari yargı yerince verilen görevsizlik kararlarının kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İncelenen uyuşmazlıkta, aynı maddi olay nedeniyle üçüncü kişi ticari şirket adına kayıt ve tescilli araç hakkında uygulanan 30 gün süreli trafikten men yaptırımının bu şirket tarafından idari yargı yerinde dava konusu yapıldığı, bu yaptırımın davacı sürücü ile ilgili olmadığı ve onun hakkında düzenlenmediği, davacı hakkında uygulanan trafik para cezasının da 5326 sayılı Kanun’un 16. maddesinde belirtilen idari yaptırım türlerinden biri olduğu, 2918 sayılı Kanun’da da bu para cezasına itiraz konusunda görevli mahkemenin gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu durumda, Kabahatler Kanunu’nun değişik 3. maddesi ve aynı Kanun'un 27. Maddesinin birinci fıkrası bir arada değerlendirildiğinde, 2918 sayılı Kanun’un Ek 2/3-b maddesi uyarınca verilen idari para cezasına karşı açılan davanın çözümünde adli yargı yerinin görevli olduğu sonucuna varılmıştır...''</p>

<p><strong>C-) Trafik idari para cezası kesinleşmeden tahsil edilemez, itiraz süreci tamamlanmadan ödeme emri düzenlenmesi hukuka aykırıdır.</strong></p>

<p>''...İdarî para cezasına ilişkin genel kurallar Kabahatler Kanunu'nun çeşitli başlıklar altındaki maddelerinde düzenlenmiş, ancak bunların ödeme emri ile ne zaman isteneceğini gösteren özel bir düzenleme getirilmemiştir. Kanun'un 17. maddesinin 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği şeklinde dolaylı bir ifadeye yer verilmiştir. Maddenin genel ifadesinde, cezanın hangi idare tarafından ve hangi kurallara dayanılarak tahsil edileceği gösterilmiştir. Kanun'un 27. maddesinde, idarî yaptırım kararının, on beş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması hâlinde kesinleşeceği öngörüldüğünden, 17. maddesinde geçen "kesinleşen karar" ibaresinden, idari para cezasına karşı dava açılması halinde mahkeme kararının, yargısal sürecin sonunda kesinleşmesinin anlaşılması gerekmektedir. Ancak kesinleşme aşamasından sonra idari para cezasının 6183 sayılı Kanun'a dayanılarak tahsil edilebileceği sonucuna varılmaktadır...'' (D8.DB 2025/2112 E. 2025/6006 K. 23/06/2025)</p>

<p>Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Hangi Usulde Tutanak Düzenlenmesi Gerektiği ve İspata Elverişli Deliler Hakkında Danıştay İçtihadı</p>

<p>''...2918 sayılı Kanunun 121. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan ve trafik idari para cezası ile araç trafikten men tutanaklarının düzenlenmesine ilişkin usul ve şekil kurallarını da içeren Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te denetim görevlilerince para cezası ve trafikten men tutanaklarının fiziki veya elektronik ortamda düzenlenmesinin mümkün olduğu belirtilmekte, tercih edilecek yönteme göre tutanakların düzenlenme usulü ve görevlilerce kullanılacak tutanak örnekleri Yönetmelikte Ekler halinde yer almaktadır. Buna göre, anılan Yönetmeliğin usul ve şekil kurallarını belirlediği tutanaklar, temyizen bakılan davaya konu edilen... tarih ve ... sayılı araç trafikten men işlem tutanağı ile bu davaya konu edilmeyen dava dışı araç sürücüsüne verilen ... tarih ve ... sayılı idari para cezası tutanağıdır. Bahse konu tutanakların şekil ve usul kuralları örnek halinde belirli olduğundan, denetim görevlilerince yapılacak işlem, fiziki ya da elektronik olarak bu tutanakların usulüne uygun şekilde doldurulmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca idarenin, işlendiği tespit edilen kabahati ispata elverişli (bilgi, belge, elektronik kayıt, fotoğraf gibi) delili de sunması hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p>Olayda yapılan denetim sonucunda yukarıda alıntılanan Yönetmelik hükümlerinde belirtilen ve Yönetmelik Ekinde yer alan matbu karar tutanaklarının düzenlendiği ve bu tutanaklarda, kabahatin ne olduğu, işlendiği yer ve zamanın belirtildiği, araç sürücüsü tarafından tutanakların imzalandığı; ayrıca, denetim sırasında kamera kaydıyla da görüntü alındığı, dosyaya sunulan kamera kaydı görüntülerinde, araç sürücüsünün ... civarından alınan yolcuların ... taşındığını beyan ettiği, dava dilekçesinde de davacının ... ile personel servis taşımacılığı konusunda sözleşme yapıldığını, ancak aracın ticari araç olup, izinlerinin bulunduğunu beyan ettiği görülmekte olup, bu durumda belediye sınırları içerisinde personel servis taşımacılığı yapıldığı noktasında uyuşmazlık bulunmamaktadır...'' <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Danıştay 8. Daire Başkanlığı 2022/200 E. , 2025/257 K. 30/01/2025)</a></strong></p>

<p><strong>D-) RADARA İLİŞKİN YARGITAYIN YERLEŞİK İÇTİHATLARI</strong></p>

<p>''...Radarla hız denetiminde dikkat edilecek hususlar” başlıklı 34. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendinde şu kurala yer verilmiştir, “Sabit denetim yapılması durumunda radar aracı, karayolunun her iki yönünden kolayca görülebilecek ve trafiği tehlikeye düşürmeyecek şekilde konuşlandırılır.</p>

<p>Trafik Denetimlerinde ve Trafik Kazalarında Alınacak Önlemlere İlişkin Yönergenin 47 nci kapsamındaki bilgilendirmenin, bu Yönetmelikteki usul ve esaslara göre konulacak “trafik işaret levhaları” ile yapılması gerekmektedir. Bu yöntem dışında gerekiyorsa medya ve diğer iletişim araçlarından da yararlanacaktır. Dolayısıyla, bahse konu Yönerge hükmü uyarınca, “radarla hız denetiminin karayolunun hangi kesiminde ve hangi sürelerde yapılacağı” konularında sürücülerin, her şeyden önce trafik işaret levhalarıyla bilgilendirilmesi zorunludur.</p>

<p>Öncelikle kişilerin can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla yapılması gereken trafik denetimlerini, yol kullanıcılarına ceza vermek amacıyla bilgilendirme yapmadan kural ihlali yapmasını beklemek, trafik kurallarının konuluş amacına uygun olmadığı gibi araç sürücülerine tuzak kurulması anlamına gelecektir ki bu durum, çağdaş hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmaz ve kabul edilemez...'' (7.CD 2014/2954 E. 2014/14281K. T. 08.07.2014, 19.CD 2015/4955 E. 2015/3029 K. T. 18.06.2015, 19.CD 2015/4962 E. 2015/3030 K. 18.06.2015)</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ramazan-baran.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/ramazan-baran.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ramazan BARAN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA: </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>1-) </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>KARAYOLLARI TRAFİK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/karayollari-trafik-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</span></a></p>

<p><strong><span style="color:#999999">2-) </span><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/karayollari-trafik-kanunu.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#999999">KARAYOLLARI TRAFİK KANUNU</span></a></strong><span style="color:#999999"> </span><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/karayollari-trafik-kanunu.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/karayollari-trafik-kanunu.pdf</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">3-) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat (KARAYOLLARI TRAFİK YÖNETMELİĞİ)</span></p>

<p><span style="color:#999999">4-) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat (5326 sayılı KABAHATLER KANUNU)</span></p>

<p><span style="color:#999999">5-) https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7574-sayili-kanun-ile-2918-sayili-karayollari-trafik-kanununda-yapilan-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/oto-sozle-arac-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="76145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 2022/200 E., 2025/257 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 30/01/2025 tarihli, 2022/200 E., 2025/257 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
SEKİZİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2022/200<br />
Karar No : 2025/257</strong></p>

<p>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI): ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ...1 gün ve E:..., K:... sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: Davacı adına kayıtlı... plakalı araç ile ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dahilinde ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle söz konusu aracın 2918 sayılı Kanunun Ek-2/3-a maddesi hükmü uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin ... tarih ve ... sayılı işlemin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:... K... sayılı kararda; 26/03/2021 günü ... yolunda yapılan denetim esnasında trafik ekiplerince kayda alınan video görüntülerinin incelenmesinden; araç şoförü O.D'den çalışma izin belgesi ve ruhsatının talep edildiği, ilgili belgelerin araç şöförü tarafından sunulamadığı, Pol-net sorgulamasının yapıldığı, şoförden sorulması üzerine araç ile ...civarından alınan ... çalışanı işçilerin taşındığının beyan edildiği, dolayısıyla dava konusu araç ile ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın ticari amaçlı yolcu taşındığının tespit edildiği, dava konusu işlemin tesis edilmesinden sonra işbu dava açıldıktan sonra davacı tarafından, anılan araca ilişkin olarak ... Büyükşehir Belediyesinden 13/04/2021 tarihinde alınmış personel servis çalışma ruhsatı ile 08/04/2021 tarihli özel izin belgesinin ibraz edildiği, anılan çalışma ruhsatı ve izin belgesinin dava konusu işlemin tesis edildiği 26/03/2021 tarihinden sonra düzenlendiğinin anlaşıldığı; bu durumda, davacının tespit tarihi itibarıyla ilgili belediyeden izin ve ruhsat almadan ticari amaçlı personel servis taşımacılığı yaptığının sabit olduğu ve sonradan alınan çalışma ruhsatı ve izin belgesinin tesis edilen işlemi hukuka aykırı hale getirmeyeceği belirtilerek dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:Bölge İdare Mahkemesi'nce; 2918 sayılı Kanun'un Ek-2/3. maddesi, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3., 25, 26. maddeleri ile Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 5. ve 8. maddelerine yer verildikten sonra, idari işlemlerin yasa veya ilgili mevzuatında belirtilen şekil şartlarına uygun olarak düzenlenmemesinin tek başına iptal edilmesine yeterli bir gerekçe oluşturacağı, dava konusu kabahat fiili için düzenlenecek tutanağın şekli ve içeriğinin anılan Yönetmeliğin ekinde yer alan "Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı (Ek-7)"nda gösterildiği, aracın ve sürücünün bilgilerine yer verilmesine karşın "Aracın men / muhafaza altına alınmasını gerektiren kanun maddesi ve nedeni" kısmına sadece, -Ek2-3/A- ibaresi yazıldığı, "aracın men nedeni" konusunda herhangi bir açıklama yapılmadığı gibi, yolcu taşımacılığının hangi amaçla ve ne şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin olarak haricen başka bir tutanağın da düzenlenmediğinin anlaşıldığı; dolayısıyla, fiil tespiti yapan ve aracı trafikten men eden dava konusu "Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağının(Ek-7)", "aracın men nedenini" açıklamaması sebebiyle "şekil" unsuru yönünden usule aykırı olarak düzenlendiği, bu haliyle maddi olayı tam olarak ortaya koymadığından işlemin "sebep" unsurunu da sakatladığı, bu durumda; dava konusu aracın men edilmesine ilişkin olarak düzenlenen dava konusu Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağında, "men nedeninin" belirtilmemesi, davacıya ait araçla ilgili belediyeden izin veya ruhsat alınmadan ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığını ortaya koyan harici başka bir tutanak düzenlenmemesi nedeniyle davacıya ait aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde "şekil" ve "sebep" unsurları yönünden hukuka uygunluk bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, dava konusu işlemin mevzuat hükümlerine uygun tesis edildiği, izinsiz personel servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, dosya tekemmül ettiğinden davalı idarenin yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong><br />
26.03.2021 tarihinde yapılan denetimde,... plaka sayılı araç ile ilgili belediyeden izin belgesi almaksızın servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiğinden bahisle dava konusu işlem tesis edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Yönetmelikte yer alacak diğer esaslar" başlıklı 121. maddesinde; "Para cezalarının tahsilinde ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile kullanılacak makbuzun, suç ve ceza tutanağının şekli ve kullanma esasları ile Bayındırlık Bakanlığı mensuplarından hangi niteliklere sahip kişilerin, hangi şartlarda, suç ve ceza tutanağı düzenleyeceği, genel zabıtaya mensup kişilerin bu Kanuna göre düzenleyecekleri tutanaklar hakkında yapılacak işlemler, yetki sınırları, koordinasyon ve işbirliği esasları İçişleri, Maliye ve Bayındırlık bakanlıklarınca müştereken çıkarılacak yönetmelikte gösterilir. Makbuz ve tutanaklar Maliye Bakanlığınca bastırılır ve trafik kuruluşlarına dağıtım sağlanır. (Ek cümle: 25/6/2010-6001/34 md.) Söz konusu tutanaklar elektronik ortamda da üretilebilir ve düzenlenebilir. Buna dair usul ve esaslar İçişleri ve Maliye bakanlıklarınca müştereken belirlenir." hükümleri yer almaktadır.</p>

<p>26/10/2018 tarih ve 7148 sayılı Kanun'un 26. maddesi ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2. maddesi değiştirilerek, "Araçlarını motorlu araç tescil belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerine 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır.</p>

<p>Ayrıca, araç on beş gün süre ile trafikten men edilir.</p>

<p>10/7/2004 tarihli ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanunu kapsamında ilgili belediyeden;</p>

<p>a) Çalışma izni/ruhsatı almadan,</p>

<p>b) Alınan izin/ruhsatta belirtilen faaliyet konusu dışında,</p>

<p>c) Alınan izin/ruhsatta belirtilen çalışma bölgesi/güzergâh dışında</p>

<p>belediye sınırları dâhilinde yolcu taşımak yasaktır. Bu fıkranın (a) bendine uymayanlara 5.010 Türk lirası, (b) bendine uymayanlara 2.018 Türk lirası, (c) bendine uymayanlara 1.002 Türk lirası idari para cezası verilir. Fiilin işlendiği tarihten itibaren geriye doğru bir yıl içinde tekerrürü hâlinde, bu fıkrada yer alan idari para cezaları iki kat olarak uygulanır. İşleteni veya sahibi, sürücüsünün kendisi olup olmadığına bakılmaksızın aracın bu maddenin üçüncü fıkrasına aykırı olarak kullanılmaması hususunda gerekli tedbirleri almak ve denetimini yapmakla yükümlüdür. Araç, bu maddenin üçüncü fıkrasının;</p>

<p>a) (a) bendinin ihlali hâlinde altmış gün,</p>

<p>b) (b) bendinin ihlali hâlinde otuz gün,</p>

<p>c) (c) bendinin ihlali hâlinde ise on beş gün<br />
süreyle trafikten men edilir. İlgili belediye tarafından tahdit veya tahsis kapsamına alınmış ve bu kapsamda verilmiş çalışma izninin/ruhsatının süresi bittiği hâlde, belediye sınırları dâhilinde yolcu taşıyan kişiye 1.002 Türk lirası idari para cezası uygulanır ve eksikliği giderilinceye kadar araç trafikten men edilir.Ayırıcı işareti bulunmayan üçüncü fıkra kapsamındaki araçlardan taşımacılık hizmeti alanlara da 334 Türk lirası idari para cezası uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "İdari yaptırım kararı" başlıklı 25. maddesinde; "(1) İdarî yaptırım kararına ilişkin tutanakta; a) Hakkında idarî yaptırım kararı verilen kişinin kimlik ve adresi, b) İdarî yaptırım kararı verilmesini gerektiren kabahat fiili, c) Bu fiilin işlendiğini ispata yarayacak bütün deliller, d) Karar tarihi ve kararı veren kamu görevlilerinin kimliği, açık bir şekilde yazılır. Tutanakta, ayrıca kabahati oluşturan fiil, işlendiği yer ve zaman gösterilerek açıklanır." hükümleri yer almaktadır.<br />
Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin "Düzenlenecek tutanakların şekli, içeriği ve basımı" başlıklı 5. maddesinde;</p>

<p>"(1) (Değişik:RG-25/12/2020-31345) Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağının şekli ve içeriği (EK-1)’de, elektronik ortamda düzenlenen Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-2), (Ek-3) ve (Ek-3/A)’da, Mülki Amire Sevk Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-4)’te, Mazbatalı Tebligat Zarfının şekli ve içeriği (Ek-6)’da, Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-7)’de, Araç Teslim Tutanağının şekli ve içeriği (Ek-7/A)’da Sürücü Belgesi Geri Alma Tutanağının şekli ve içeriği ise (Ek-8)’de gösterilmiştir.(2) Mülki Amire Sevk Tutanağı ve Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanağı, (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlığınca bastırılır ve yetkili kılınmış kuruluşlara dağıtılmak üzere (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek birime veya kuruma gönderilir. Bu Yönetmelikte belirtilen tutanaklar elektronik ortamda da üretilebilir ve düzenlenebilir. Buna dair diğer usul ve esaslar İçişleri ve (Değişik ibare:RG-25/12/2020-31345) Hazine ve Maliye Bakanlıklarınca müştereken belirlenir."</p>

<p>"Tutanakların düzenlenmesi ve teslimine ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 8. maddesinde; "(1) Tutanakların her nüshası okunaklı olacak şekilde tam ve eksiksiz olarak doldurulur ve düzenleyen/düzenleyenler tarafından imzalanır. Tutanakların ihlali yapanın yüzüne karşı düzenlenmesi halinde kural ihlalinde bulunana imzalattırılmak suretiyle tebliğ edilir, imza etmekten kaçınanlar için tutanak üzerine “imza etmedi” kaydı konulur. Tutanaklar görevlilerce elektronik imza ile de imzalanabilir.</p>

<p>(2) Trafik idari para cezası karar tutanaklarından;</p>

<p>a) Fiziki ortamda düzenlenenler (Ek-1) üç nüsha olmak üzere sabit, mürekkepli veya tükenmez kalemle doldurulur. Birinci nüshası kural ihlalinde bulunan ilgiliye verilir, ikinci nüshası görev hitamında tutanağı düzenleyen görevlinin bağlı olduğu kurumun ilgili birimine muhafaza edilmek üzere teslim edilir. Dip koçanı ise bittikten sonra tutanakların teslim alındığı vergi dairesine teslim edilmek üzere bağlı olunan kurumun yetkili personeline verilir.</p>

<p>b) Taşınabilir veya el cihazlarıyla düzenlenen tutanaklar (Ek-3) bir nüshası kural ihlalinde bulunana verilmek, bir nüshası ise kurumda muhafaza edilmek üzere iki nüsha olarak düzenlenir.</p>

<p>(3) Mülki Amire Sevk Tutanağı (Ek-4) fiziki ortamda düzenlenmesi halinde üç nüsha olarak doldurulur ve ilk iki nüshası görev bitimi, dip koçanı ise tutanak bittikten sonra görevlinin bağlı olduğu kuruma teslim edilir. Tutanak, sabit/masaüstü ya da taşınabilir veya el cihazlarıyla elektronik ortamda da üretilebilir. Bu durumda tutanak iki nüsha olarak düzenlenir ve dip koçan üretilmez. Kurumdaki ilgili birim tarafından, tutanak mülki amire sevk defterine (Ek-12) kaydedilerek birinci nüshası düzenlenecek idari yaptırım kararı ile birlikte onaylanmak üzere yedi iş günü içerisinde ilgili mülki amirliğe gönderilir, tutanağın ikinci nüshası kurumda muhafaza edilir, dip koçanı ise kurumun yetkili personeli tarafından tutanakların teslim alındığı vergi dairesine teslim edilir.</p>

<p>(4) Düzenlenen trafik idari para cezası karar tutanaklarına ilişkin bilgiler elektronik ortama aktarılır veya elektronik ortamda tutulur ve bu bilgiler cezanın kesinleşmesinden sonra tahsil ve takip için elektronik ortamda Hazine ve Maliye Bakanlığına gönderilir.</p>

<p>(5) Birkaç trafik kuralının bir arada ihlal edilmesi halinde, tutanaklara her ihlal için fiile uyan kanun maddeleri ayrı ayrı yazılır. Aynı anda üçten fazla ihlal tespit edildiği durumlarda, ilgili maddeler için yeni tutanak düzenlenir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik ekinde yer alan tutanaklardaki açıklamalar, mevzuatta yapılacak değişikliklere uygun olarak İçişleri Bakanlığınca güncellenebilir."</p>

<p>"Trafikten men edilen/muhafaza altına alınan araçlar için kullanılacak tutanak ve defterlerin düzenlenmesine ilişkin usul ve esaslar" başlıklı 12. maddesinde;</p>

<p>"(1) Karayolları Trafik Kanununun ilgili maddeleri gereğince bu Kanunla yetkili kılınan görevliler tarafından;</p>

<p>a) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan araçlar için, bir nüshası kural ihlali yapan sürücüye verilmek, bir nüshası birimde oluşturulacak dosyada muhafaza edilmek, bir nüshası ise dip koçanda kalmak üzere üç nüsha olarak “Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı” (Ek-7) düzenlenir. Bu araçlara ilişkin bilgiler ilgisine göre “Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15)” veya “Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A)”ne kaydedilir.</p>

<p>b) Trafikten men edilen veya muhafaza altına alınan aracın ilgilisine teslimi sırasında bir nüshası teslim alana verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek, bir nüshası ise dip koçanda kalmak üzere üç nüsha olarak “Araç Teslim Tutanağı” (Ek-7/A) düzenlenir. Teslim işlemine ilişkin bilgiler ilgisine göre “Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15)” veya “Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A)”ne kaydedilir.</p>

<p>c) Teknik altyapısının uygun olması ve trafikten men edilen/muhafaza altına alınan araçlara ilişkin bilgilerin ilgili kurumun merkezi bilgi sistemine kaydedilmesi halinde;</p>

<p>1) Trafikten Men Edilen Araç Kayıt Defteri (Ek-15) ve Muhafaza Altına Alınan Araç Kayıt Defteri (Ek-15/A) tutulmaz.</p>

<p>2) Fiziki ortamda Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı (Ek-7) düzenlenmez. Bir nüshası ilgiliye verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek üzere merkezi bilgi sisteminde yer alan Araç Trafikten Men/Muhafaza Altına Alma Tutanağı iki nüsha üretilerek imzalanır ve ilgilisine imzalattırılır.</p>

<p>3) Araçların ilgilisine teslimi sırasında fiziki ortamda Araç Teslim Tutanağı (Ek-7/A) düzenlenmez. Bir nüshası teslim alana verilmek, bir nüshası biriminde muhafaza edilmek üzere merkezi bilgi sisteminde yer alan araç teslim tutanağı iki nüsha olarak üretilir ve ilgilisine imzalattırılır." kuralları yer almıştır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; 26.03.2021 tarihinde yapılan denetimde ilgili belediyeden izin almaksızın personel servis taşımacılığı yapıldığının tespit edildiği gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu işlemin sebep unsurunun hukuka uygunluğun ortaya konulabilmesi bakımından, davalı idarece, işlenen kabahat fiili ile bu fiilin işlendiği yer ve zamanın karar tutanağında gösterilmesi ve ayrıca yaptırıma konu kabahatin işlendiğini ispata yarayacak bütün delillerin de ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 121. maddesi uyarınca yürürlüğe konulan ve trafik idari para cezası ile araç trafikten men tutanaklarının düzenlenmesine ilişkin usul ve şekil kurallarını da içeren Trafik İdari Para Cezası Karar Tutanaklarının Düzenlenmesinde, Tahsilinde ve Takibinde Uygulanacak Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'te denetim görevlilerince para cezası ve trafikten men tutanaklarının fiziki veya elektronik ortamda düzenlenmesinin mümkün olduğu belirtilmekte, tercih edilecek yönteme göre tutanakların düzenlenme usulü ve görevlilerce kullanılacak tutanak örnekleri Yönetmelikte Ekler halinde yer almaktadır. Buna göre, anılan Yönetmeliğin usul ve şekil kurallarını belirlediği tutanaklar, temyizen bakılan davaya konu edilen... tarih ve ... sayılı araç trafikten men işlem tutanağı ile bu davaya konu edilmeyen dava dışı araç sürücüsüne verilen ... tarih ve ... sayılı idari para cezası tutanağıdır. Bahse konu tutanakların şekil ve usul kuralları örnek halinde belirli olduğundan, denetim görevlilerince yapılacak işlem, fiziki ya da elektronik olarak bu tutanakların usulüne uygun şekilde doldurulmasıdır.</p>

<p>Bununla birlikte, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 25. maddesi uyarınca idarenin, işlendiği tespit edilen kabahati ispata elverişli (bilgi, belge, elektronik kayıt, fotoğraf gibi) delili de sunması hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p>Olayda yapılan denetim sonucunda yukarıda alıntılanan Yönetmelik hükümlerinde belirtilen ve Yönetmelik Ekinde yer alan matbu karar tutanaklarının düzenlendiği ve bu tutanaklarda, kabahatin ne olduğu, işlendiği yer ve zamanın belirtildiği, araç sürücüsü tarafından tutanakların imzalandığı; ayrıca, denetim sırasında kamera kaydıyla da görüntü alındığı, dosyaya sunulan kamera kaydı görüntülerinde, araç sürücüsünün ... civarından alınan yolcuların ... taşındığını beyan ettiği, dava dilekçesinde de davacının ... ile personel servis taşımacılığı konusunda sözleşme yapıldığını, ancak aracın ticari araç olup, izinlerinin bulunduğunu beyan ettiği görülmekte olup, bu durumda belediye sınırları içerisinde personel servis taşımacılığı yapıldığı noktasında uyuşmazlık bulunmamaktadır.</p>

<p>İdare Mahkemesi'nin... tarihli ara kararı üzerine ... Büyükşehir Belediye Başkanlığı tarafından verilen ... tarihli cevap yazısı ve eki belgelerin incelenmesinden; davacının... plakalı aracına, ... İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün ... tarihli plaka tahsis fişi ile ... numaralı plakanın tahsis edildiği, davacı tarafından söz konusu plaka ile taşımacılığa başlandığı, 26.03.2021 tarihinde yapılan denetimden sonra 09.04.2021 tarihinde belediyeye başvurusu üzerine 13.04.2021 tarihinde personel servis aracı çalışma ruhsatının düzenlendiği, 08.04.2021 tarihinde de personel servis aracı özel izin belgesinin verildiği görülmektedir.</p>

<p>Denetim görevlilerince düzenlenen tutanakların usulüne uygun olduğu, işlendiği ileri sürülen kabahatin delillendirilmesi için kamera kaydından yararlanıldığı, söz konusu kayıt ile izinsiz personel servis taşımacılığı yapıldığının ortaya konulduğu, dosyada yer alan diğer belgelere göre de bu tespitin aksini ispat edecek bir delilin sunulmadığı görüldüğünden tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle, davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak 30/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2022200-e-2025257-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/danistays.jpg" type="image/jpeg" length="23802"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2016/965 E., 2019/349 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 18.04.2019 tarihli, 2016/965 E., 2019/349 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2016/965 E., 2019/349 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 19. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Sulh Ceza<br />
Sayısı : 148</p>

<p><br />
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 65/1-b(b) maddesine muhalefet eyleminden dolayı ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2.558 TL idari para cezası uygulanmasına dair Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin 09.02.2013 tarihli idari yaptırım kararına karşı kabahatli tarafından yapılan başvuru üzerine inceleme yapan Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesince 06.06.2014 tarih ve 148 değişik iş sayı ile başvurunun kabulüne, idari para cezası karar tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara yönelik olarak Adalet Bakanlığının 18.05.2015 tarihli ve 32343 sayılı kanun yararına bozma talebine istinaden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 04.06.2015 tarihli ve 187261 sayılı ihbarname ile dosyanın gönderildiği Yargıtay 19. Ceza Dairesince 25.11.2015 tarih ve 8929-7783 sayı ile;<br />
“...Muteriz şirket yetkilisi tarafından 23.10.2013 tarihinde mahkemeye ibraz edilen itiraz dilekçesinde şirkete ait ... plaka sayılı kamyona 09.02.2013 tarihinde ... seri numaralı trafik ceza tutanağı ile yazılan 2.558 TL idari para cezasının iptalinin talep edildiği, dilekçe ekinde ibraz edilen Gelirler İdaresi Başkanlığı'nın internet sitesi motorlu taşıtlar sorgulama ekranına ilişkin çıktıda 09.02.2013 itiraza konu 2.558 TL bedelli trafik para cezasına ilişkin dayanak belgenin ... numaralı tutanak olarak sistemde kayıtlı olduğu, keza İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından mahkemeye sunulan 22.11.2013 tarihli cevabi yazıda, itiraza konu trafik cezasının İstanbul Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edildiğinin bildirildiği, gönderilen cevabi yazıya ekli belgede de ... sayılı tutanak ile 09.02.2013 tarihinde saat 09.45'te muterize ait ... plaka sayılı araca 2.558 TL idari para cezası uygulandığının anlaşıldığı, buna karşın mahkemece İstanbul İl Emniyet Müdürlüğü Trafik Tescil Denetleme Şube Müdürlüğünden itiraz edilen idari para cezasına ilişkin dayanak belgelerin istenildiği, Şube Müdürlüğünün 01.05.2014 tarihli cevabi yazısında ise, muterize ait araca 09.02.2013 tarihinde uygulanan idari para cezasına dayanak olarak ... numaralı tutanağın gösterildiği, yazı ekinde gönderilen bu tutanak ile muterize ait ... plaka sayılı kamyona 09.02.2013 tarihinde saat 09.45 itibarıyla 2.558 TL idari para cezası uygulandığının görüldüğü, yazı cevabı ve gönderilen tutanak itibari ile mahkemece yapılan inceleme neticesinde ... sayılı tutanak ile uygulanan idari para cezasının iptaline karar verildiği, bu kez de Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğinin, 18.06.2014 tarihli mahkemeye hitaben yazdığı müzekkere ile iptaline karar verilen ... sayılı tutanak ile ... plaka sayılı araca idari para cezası uygulandığının bildirildiği, hâl böyleyken resmî kurumlar tarafından sunulan belgeler arasındaki çelişki giderilip muterize ait kamyona 09.02.2013 tarihinde uygulanan 2.558 TL idari para cezasının dayanak belgelerinin kesin olarak tespiti ile dosya arasına alındıktan sonra yapılacak inceleme neticesinde hasıl olacak sonuca göre karar vermek gerekirken, yazılı şekilde idari para cezasına vaki itirazın kabulüne karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden, Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararının CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına,” karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.01.2016 tarih ve 187261 sayı ile;</p>

<p>“...İtirazın konusunu oluşturan uyuşmazlık;<br />
İdari yaptırım kararına yönelik itirazın kabulüne, idari yaptırım kararının kaldırılmasına dair kararın, kanun yararına bozulmasına karar verilmesi halinde, Özel Dairece,</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca mı yoksa (c) bendi uyarınca mı işlem yapılacağının, yani idari para cezasının iptaline ilişkin mahkeme kararlarının kanun yararına bozulması durumunda, bozmanın aleyhe sonuç doğurup doğurmayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 ve 310. maddelerinde düzenlenen kanun yararına bozma kurumu; hâkim veya mahkemelerce verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 309. maddesinin 4. fıkrasında, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler, bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ve bozma kararının etkileri bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrım yapılarak ayrıntılı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>Düzenlemede; kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken, öncelikle 'karar’ ve 'hüküm’ ayrımı gözetilmiş ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>Bozma nedenleri;</p>

<p>5271 sayılı Yasa'nın 223 üncü maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddenin 4. fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar bulunmadığı için, verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.</p>

<p>Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise, anılan fıkranın (b) bendi uyarınca kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.</p>

<p>Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, 'tekriri muhakeme’ yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.</p>

<p>4’üncü fıkranın (d) bendi gereğince bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde, cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemece yeni bir inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılmayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu maddede sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Kanuni düzenleme ile kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama belirlenirken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>Yargılamanın değişik aşamalarında gerek hâkimlik makamı gerekse mahkemeler tarafından farklı nitelikte kararlar verilmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde bu kararlardan hangilerinin hüküm olduğu açıklanmıştır. Buna göre; 'mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi kararları’ birer hükümdür. Yine 'adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları’ da yasa yolu bakımından hüküm sayılır.</p>

<p>Bunlardan mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirlerine hükmedilmesine dair hükümlerin uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler oldukları konusunda öğretide genel bir mutabakat bulunmaktadır.</p>

<p>03.06.1936 gün ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da; zamanaşımı, genel af ve davadan vazgeçme gibi düşme nedenlerinden birine dayanılarak verilen mahkeme kararlarının da davanın esasını çözümleyen ve suçlular hakkında kazanılmış hak sağlayan kararlardan olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Adli yargı dışındaki bir yargı mercisine yönelik görevsizlik kararları, yasa yolu bakımından hüküm sayılmakla birlikte, davanın esasını çözen nitelikteki kararlardan değildir. Ayrıca, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223. maddesinde sayılan hüküm çeşitleri arasında yer almayan durma kararlarının da davanın esasını çözen kararlardan olmadığı açıktır.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (a) bendi gereğince bozma, aynı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verilecektir. Kararı veren mahkeme veya hâkimce bozma doğrultusunda yeniden bir karar verilmesi yasa gereği zorunludur. Ayrıca bu tür kararların kanun yararına bozulmasının ilgililer aleyhine sonuç doğurmayacağına dair bir kurala ilgili maddede yer verilmemiştir. Uygulamada Yargıtay tarafından (a) bendi kapsamına giren kararların kanun yararına bozulmasına ve anılan bent uyarınca bozma kararı doğrultusunda karar veren hâkim veya mahkemece gereken kararın verilmesini sağlamak üzere 'müteakip işlemlerin mahkemesince yerine getirilmesine' karar verilmektedir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesinin 4. fıkrasının (c) bendi gereğince kanun yararına bozma istemi, davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışında kalan hükümlere ilişkin ise, aleyhe sonuç doğurmaz ve yeniden yargılama da yapılamaz.</p>

<p>Mahkûmiyet hükmünde, bozma sonrası yapılacak uygulamalar bozma nedenine göre farklı düzenlendiği hâlde, mahkûmiyet dışındaki davanın esasını çözen kararların bozulmasının sonuçları açısından bozma nedenine göre bir ayrım yapılmamıştır. Mahkûmiyet hükmü dışında kalan davanın esasını çözen hükümlerin hangi nedenle olursa olsun kanun yararına bozulması, aleyhe tesir etmeyecek ve yeniden yargılama yapılmasını da gerektirmeyecektir. Bu hükümlerin, kanun yararına bozulmasının aleyhe sonuç doğurmayacağı ve yeniden yargılama yapılmayacağı yasanın açık hükmü gereğidir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca başvuru üzerine Yerel Mahkeme tarafından verilen 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle 5326 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla 5326 sayılı Kanun'da hüküm bulunmaması hâlinde CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>5326 sayılı Kanunda kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş, bazı konularda ise 5237 ve 5271 sayılı Kanun hükümlerine atıf yapılmıştır.</p>

<p>Kabahatler Kanunu'nun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adli mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 235-247 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 166-197 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 167-195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Bu kararların sonucu olarak CMK’da öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş olan CMK'nın 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre verilen kararların, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan düzenlemeye göre değerlendirilerek 309. madde açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/1-b maddesi uyarınca hükmedilen idari para cezanın iptali amacıyla, Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan başvuru üzerine Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesince yapılan başvurunun kabulü ile verilen idari para cezasının kaldırılmasına dair 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararın, CMK’nın 223. maddesinde sayılan hükümlerden olmadığında ve 309. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan dört bendin hiç birisinin doğrudan kapsamına girmediğinde tereddüt bulunmamaktadır. Ancak kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre, idari yaptırım kararlarına karşı yapılan başvuru üzerine Yerel Mahkemece verilen idari yaptırım kararının iptaline ilişkin kararın, davanın esasını çözen bir karar olduğu gözardı edilmemelidir. Bu durum karşısında 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'na aykırılıktan ... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti. hakkında 2.558 TL idari para cezası uygulanmasına dair Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... sayılı idari para cezasına yönelik başvurunun kabulü ile hükmedilen idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 06/06/2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararının, davanın esasını çözmesi ve mahkûmiyet hükmü olmaması nedeniyle CMK’nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi kapsamında kabul edilmesi, hakkaniyete uygun bir kabul olacaktır.</p>

<p>Nitekim Ceza Genel Kurulunun 11.06.2013 tarihli ve 1360-290 sayılı, 17.09.2013 tarihli ve 2012/7-1359 Esas, 2013/365 Karar, 01.10.2013 tarihli ve 2012/7-1395 Esas, 2013/406 Karar sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemece itiraz üzerine verilen itirazın kabulü ile verilen idari yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Hakimliğince verilen 06.06.2014 tarihli ve 2014/148 değişik iş sayılı kararın Özel Dairece CMK’nın 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerekirken, CMK’nın 309/4. maddesi uyarınca bozulmasına ve müteakip işlemlerin mahallinde mahkemesince yapılmasına karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu" düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 19. Ceza Dairesince 07.04.2016 tarih ve 126-14689 sayı ile; itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; idari para cezasının iptaline ilişkin sulh ceza mahkemesi kararındaki hukuka aykırılığın CMK'nın 309/4-a maddesi kapsamında mı yoksa 309/4-c maddesi kapsamında mı kanun yararına bozma nedeni yapılması gerektiğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
... Pazarlama Dağ. Nak. Gıda ve Dış Tic. Ltd. Şti.'ye ait ... plakalı kamyon ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 65/1-b(b) maddesinde tanımlanan azami yüklü ağırlığın aşılması kabahatinin işlendiği gerekçesiyle Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağı tanzim edilerek kabahatli şirkete 2.558 TL idari para cezası verildiği,</p>

<p>23.10.2013 tarihinde kabahatli şirket yetkilisi ... tarafından şirket hakkında düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının kendilerine tebliğ edilmemesi sebebiyle idari para cezasının iptalinin talep edildiği,</p>

<p>İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesinin talebi üzerine İzmir İl Emniyet Müdürlüğünün 22.11.2013 tarihli yazısında bahse konu ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının İstanbul Bölge Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü görevlilerince tanzim edildiğinin belirtildiği, bu nedenle İzmir 4. Sulh Ceza Mahkemesince 28.11.2013 tarihli ve 741 d. iş sayılı yetkisizlik kararıyla dosyanın Büyükçekmece Sulh Ceza Mahkemesine gönderildiği, Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin talebine istinaden Büyükçekmece İlçe Emniyet Müdürlüğünce itiraza konu ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının ... görevlilerince düzenlendiğinin belirtildiği, Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince düzenlenen 01.05.2014 tarihli yazı ve ekindeki trafik idari para cezası karar tutanağının içeriğine göre kabahatli şirkete ait ... plakalı kamyonetle 09.02.2013 tarihinde saat 09.45'te 569 kg fazla yük taşındığının tespit edilmesi üzerine 2918 sayılı Kanun'un 65/1-b(b) maddesi uyarınca kabahatli şirket aleyhine 2.558 TL idari para cezası verildiği ancak tutanağın seri numarasının kabahatli tarafından iptali istenen tutanağın seri-sıra numarasından farklı şekilde ... olarak gösterildiği,</p>

<p>Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 148 d. iş numaralı kararıyla usul ve yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına karar verildiği,</p>

<p>Yerel Mahkemenin kararı üzerine kabahatli vekili tarafından iptali talep edilen trafik idari para cezası karar tutanağının 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı olmasına rağmen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı tutanağın iptal edildiği, bu sebeple para cezasını düzenleyen ilgili müdürlük tarafından davaya konu idari para cezasının iptal edilmediği ve mağduriyetin hâlen devam ettiği belirtilerek kararın düzeltilmesinin talep edildiği, aynı şekilde ... tarafından mahkemece iptal edilen ... seri-sıra numaralı trafik idari para cezası karar tutanağının 01.02.2013 tarih ve ... plaka sayılı araca İstanbul Trafik Denetleme Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen trafik idari para cezası karar tutanağı olduğu belirtilerek kararın düzeltilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir çözüme kavuşturulabilmesi için öncelikle "kanun yararına bozma" kanun yolu, kanun yararına bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri konularının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Öğretide “olağanüstü temyiz” denilen, 5320 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile yürürlükten kaldırılan 1412 sayılı CMUK'da ise “yazılı emir” olarak adlandırılan bu olağanüstü kanun yolu, 5271 sayılı CMK’nın 309 ve 310. maddelerinde “kanun yararına bozma” olarak yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.</p>

<p>Böylece ülke genelinde uygulama birliğine ulaşılacak, hâkim ve mahkemelerce verilen cezaya ilişkin karar veya hükümlerdeki hukuka aykırılıkların, toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi sağlanacaktır.</p>

<p>Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre ayrıma tabi tutularak maddenin dördüncü fıkrasında ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Buna göre bozma nedenleri;</p>

<p>CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca; kararı veren hâkim veya mahkemece gerekli inceleme ve araştırma sonucunda, yeniden karar verilecektir. Bu hâlde, yargılamanın tekrarlanması yasağına ilişkin kurallar uygulanamayacağı gibi, davanın esasını çözen bir karar da bulunmadığı için verilecek hüküm veya kararda, lehe ve aleyhe sonuçtan da söz edilemeyecektir.</p>

<p>Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin olması hâlinde ise anılan fıkranın (b) bendi uyarınca, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilecek, ancak bu hâlde verilen hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.</p>

<p>Davanın esasını çözen mahkûmiyet dışındaki diğer hükümlerin bozulmasında ise (c) bendi uyarınca aleyhte sonuç doğurucu herhangi bir işlem yapılamayacağı gibi, yeniden yargılama yapılması yasağı nedeniyle kanun yararına bozma kapsamında yeniden yargılama da gerekmeyecektir.</p>

<p>Aynı Kanun maddesinin dördüncü fıkrasının (d) bendi uyarınca, bozma nedeninin hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektirmesi hâlinde cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektirmesi hâlinde ise bu hafif cezaya Yargıtay ilgili ceza dairesince doğrudan hükmedilecektir. Bu hâlde de yargılamanın tekrarlanması yasağı bulunduğundan, Yargıtay ceza dairesince hükmün bozulması ile yetinilmeyip, gereken kararın doğrudan ilgili daire tarafından verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir karar veya hükmün kanun yararına bozulmasının, ilgili aleyhine sonuç doğurup doğurmayacağı, bozma sonrasında kararı veren hâkim veya mahkemede yeniden inceleme, araştırma ve yargılama yapılıp yapılamayacağı, hangi hâllerde Yargıtay’ın doğrudan hükmetme yetkisinin bulunduğu, 5271 sayılı CMK’nın 309. maddesinde sıralı ve ayırıcı biçimde düzenlenmiştir. Bu düzenlemede, kanun yararına bozmanın sonuçları ve bozma sonrasındaki uygulama saptanırken “karar” ve “hüküm” ayrımı gözetilmiş, ayrıca mahkûmiyet hükmü ile davanın esasını çözen veya çözmeyen diğer hükümler bakımından farklı uygulama ve sonuçlar öngörülmüştür.</p>

<p>CMK'nın 223. maddesinde kararlardan hangilerinin “hüküm” olduğu açıklanmıştır. Buna göre; “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbiri, davanın reddi ve düşme kararları” birer hükümdür. “Adlî yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları” da kanun yolu bakımından hüküm sayılmaktadır. Belirtilen kararlardan “mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı ve güvenlik tedbirine” dair hükümlerin “uyuşmazlığı sona erdiren, davanın esasını çözen nitelikteki hükümler” oldukları konusunda öğretide genel bir kabul de bulunmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun, mülga 4077 sayılı Kanun gereğince verilen idari para cezasının iptali talebiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi uyarınca yapılan başvuru üzerine verilen iptal kararına karşı itiraz edilmesi üzerine, itiraz mercisi tarafından aynı Kanun'un 29. maddesi uyarınca verilen kararın CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ilişkin olması nedeniyle 5326 sayılı Kanun ile 5271 sayılı Kanun arasında bağlantı bulunup bulunmadığı, başka bir anlatımla 5326 sayılı Kanun'da hüküm bulunmaması hâlinde CMK hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
5326 sayılı Kanun'da kabahatler yönünden hem maddi ceza hukuku, hem de usul hukuku konularına yer verilmiş, bazı konularda ise 5237 sayılı TCK ve 5271 sayılı CMK hükümlerine atıf yapılmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda, zaman bakımından uygulama (md. 5), yer bakımından uygulama (md. 6), hata (md. 10), hukuka uygunluk nedenleri ile kusurluluğu ortadan kaldıran nedenler (md. 12), teşebbüs (md. 13) konularında 5237 sayılı TCK hükümlerine; 22. maddenin dördüncü fıkrası ile yer bakımından yetki kurallarına, 28. maddenin beşinci fıkrasında ise tanıklığa, bilirkişi incelemesine ve keşfe, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikle 29. maddenin birinci ve beşinci fıkralarında itiraza ilişkin konularda 5271 sayılı CMK hükümlerine atıfta bulunulmak suretiyle kabahatler konusunda, 5237 sayılı TCK ile 5271 sayılı CMK hükümlerinin uygulanacağı açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kanun'un 22. maddesinde genel olarak idari yaptırım kararı verme, 23 ve 24. maddelerinde ise Cumhuriyet savcısı ve mahkemenin karar verme yetkisi düzenlenmiştir.</p>

<p>İdari yaptırımlarla ilgili kanun yollarına gelince;</p>

<p>5326 sayılı Kanun'un 27. maddesinde "başvuru" kanun yolu düzenlenmiştir:</p>

<p>1- İdari yaptırım kararının, kanunda açıkça gösterilen, idari kurul, makam veya kamu görevlileri tarafından verilmesi ve kanunda aykırı hüküm bulunmaması hâlinde, bu karar aleyhine on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurabilecektir. (27/1. md.) Ancak, idari yaptırım kararı ile birlikte idari yargının görev alanına giren kararların da verilmiş olması hâlinde idari yaptırım kararına karşı yapılan başvuru, idari işlemin iptali istemiyle birlikte idari yargı mercilerince karara bağlanacaktır. (27/8. md.)</p>

<p>2- İdari yaptırım kararının mahkeme tarafından verilmesi hâlinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir. (27/5. md.) Ancak, kovuşturma konusu fiilin suç oluşturmaması nedeniyle verilen idari yaptırım kararı ile birlikte fiilin suç oluşturmaması nedeniyle beraat kararı verilmişse ve bu beraat kararına karşı kanun yoluna başvurulmuş ise idari yaptırım kararına yönelik itiraz da bu kanun yolu merci tarafından incelenecektir. (27/7. md.)</p>

<p>3- İdari yaptırım kararının Cumhuriyet savcısı tarafından verilmesi hâlinde, bu karar aleyhine on beş gün içinde sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir. Ancak idari yaptırım kararı ile birlikte kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karar verilmiş ise ve kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edilmişse, idari yaptırım kararına karşı itiraz da, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararı inceleyen, Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenecektir. (27/6 md ve CMK 173. md.)</p>

<p>Başvuru üzerine hâkimlik makamının yetkili bulunmadığının anlaşılması hâlinde dosya yetkili sulh ceza hâkimliğine gönderilecek, başvurunun süresi içerisinde yapılmadığı, söz konusu kararın sulh ceza hâkimliğince incelenebilecek kararlardan olmadığı veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının saptanması hâlinde başvurunun bu nedenle reddine karar verilecektir. Bu usuli eksikliklerin bulunmadığının belirlenmesi hâlinde ise hâkimlik tarafından idari yaptırım kararının hukuka uygun olması hâlinde başvurunun reddine, hukuka aykırı olması durumunda ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verilecek, maddenin dokuzuncu fıkrasındaki şartların varlığı hâlinde ise başvuru mercisi idari para cezasının miktarında değişiklik yapmak suretiyle başvurunun kabulüne karar verebilecektir.<br />
Hâkimliğin verdiği son karara karşı ise 29. madde uyarınca yedi gün içinde, daha önce yargı çevresinde yer aldığı ağır ceza mahkemesine itiraz edilebilecek iken, 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle yapılan değişiklikle itirazın CMK hükümlerine göre yapılacağı hükmü getirilmiştir. İdari yaptırım kararının ağır ceza mahkemesi tarafından verilmesi hâlinde de bu mahkemenin kararına karşı yine 6217 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle yapılan değişiklik sonucu 5271 sayılı CMK hükümlerine göre itiraz edilebilecektir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesinde başvuru, 28. maddesinde başvurunun incelenme yöntemi, 29. maddesinde ise itiraz kanun yoluna ilişkin hükümlere yer verilmiş olup, her üç hükümde de başvurulacak kanun yollarının şartları ve sonuçları ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hükümler uyarınca;</p>

<p>a) 14.04.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6217 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik öncesinde 2.000 TL'ye kadar (2.000 TL dâhil), değişiklik sonrasında ise 3.000 TL'ye kadar (3.000 TL dâhil) idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarına karşı başvuru üzerine sulh ceza hâkimliğince verilecek kararlar,</p>

<p>b) Bu miktardan fazla idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararlarında ise yapılan başvuru üzerine sulh ceza hâkimliğince verilen kararlara itiraz üzerine, itiraz mercisince verilecek kararlar,</p>

<p>c) İdari yaptırım kararının mahkemece verilmesi hâlinde, itiraz üzerine itiraz mercisince verilecek karar,</p>

<p>İle 5326 sayılı Kanun'da öngörülen olağan kanun yolu süreci tamamlanacaktır.</p>

<p>Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin suç oluşturmayıp kabahat teşkil ettiği belirlenerek, suç nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin karara itiraz edildiğinde, bu karar Cumhuriyet savcısının yargı çevresinde görev yaptığı ağır ceza mahkemesinin bulunduğu yerdeki sulh ceza hâkimliği tarafından incelenecek olup sulh ceza hâkimliğince verilen karar da hem suç soruşturması ile ilgili yapılan işlemleri hem de idari yaptırım kararını kapsadığından, bu karar olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma kanun yoluna konu edilebilecektir.</p>

<p>Aynı şekilde, mahkemelerce eylemin suç oluşturmaması nedeniyle suçtan dolayı beraat, kabahat nedeniyle de idari yaptırım kararı verilmesi hâlinde, bu şekilde kesinleşen bir beraat kararı, eylemin suç oluşturduğu iddiasıyla kanun yararına bozma konusu yapılabilecektir.</p>

<p>Görüldüğü gibi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu ile getirilen sistem Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerinden farklı ve kendine özgü olup, bu kanunda CMK'ya atıf yapılması da kendisine özgü sistem öngörülmesi gerçeğini değiştirmemektedir.</p>

<p>Kabahatler Kanunu'nun getirdiği kendine özgü sistem nedeniyle idari para cezasına ilişkin idari yaptırım kararına başvuru ya da itiraz üzerine adlî mercilerce verilen kararlara karşı kanun yararına bozma isteminde bulunulup bulunulamayacağı tartışmalara ve yargısal kararlara konu olmuş, Ceza Genel Kurulunun 07.12.2010 tarihli ve 235–247 sayılı, 19.10.2010 tarihli ve 166–197 sayılı, yine 19.10.2010 tarihli ve 167–195 sayılı kararlarıyla, bu kararlara karşı da kanun yararına bozma yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Ancak CMK'da öngörülen karar ve hükümlere uygun olarak düzenlenmiş olan aynı Kanun'un 309. maddesinin, Kabahatler Kanunu uyarınca verilen kararlar açısından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira tamamen kendine özgü bir sistem getiren Kabahatler Kanunu'na göre verilen kararların, Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yer alan düzenlemelere göre değerlendirilerek 309. madde açısından sonuçlar çıkarılması, hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına yol açabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kabahatli şirkete ait ... plakalı kamyonet ile 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 65/1-b(b) maddesinde tanımlanan azami yüklü ağırlığın aşılması kabahatinin işlendiği gerekçesiyle Silivri Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliğince 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağı tanzim edilerek kabahatli şirkete 2.558 TL idari para cezası verilmesi üzerine 23.10.2013 tarihinde kabahatli şirket yetkilisi tarafından şirket hakkında düzenlenen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptalinin talep edilmesine rağmen mahkemece talep konusu olmayan 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı trafik ceza tutanağının iptal edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sulh ceza mahkemesince verilen trafik idari para cezası karar tutanağının iptali ile idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın uyuşmazlığa konu kabahate uygulanan idari para cezasını ortadan kaldırması sebebiyle görünürde davanın esasını çözen nitelikte kararlardan olsa da Büyükçekmece 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 06.06.2014 tarihli ve 148 d. iş sayılı kararıyla kabahatlinin başvurusunda iptali talep edilen tutanak yerine Silivri Bölge Trafik İstasyon Amirliği tarafından bildirilen 09.02.2013 tarihli ve ... seri-sıra numaralı başka bir araç hakkında düzenlendiği iddia edilen tutanağın iptal edilmesi sebebiyle gerçekte somut olaydaki davanın esasının çözülmediği, kabahatli şirketin iptalini talep ettiği tutanağın seri-sıra numarasının kararda farklı gösterilmesi sebebiyle de idari para cezası uygulayan kurum tarafından Yerel Mahkemece verilen idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın infaz edilemediği belirlenmiştir.</p>

<p>Öte yandan, Kabahatler Kanunu uyarınca yapılan başvuru üzerine sulh ceza mahkemesince verilen trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin kararın CMK’nın 223. maddesinde hüküm olarak kabul edilen ceza verilmesine yer olmadığı kararına benzer bir karar olduğu, Ceza Muhakemesinde kıyasın da mümkün olduğu gözetildiğinde uyuşmazlığa konu kararın aynı Kanun'un 223. maddesinde tanımlanan hüküm niteliğindeki kararlardan olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına ilişkin karar görünüşte esası çözen bir karar olsa da verilen kararın yalnızca adına bakarak davanın esasını çözüp çözmediği hususunda kanaate varılamayacak olması, talepte bulunan tarafından başvuru yolu ile mahkeme önüne getirilen uyuşmazlığa konu trafik ceza tutanağının değil de başka bir trafik ceza tutanağının mahkemece iptal edilmesi, kabahatli tarafından başvuru yoluna konu edilen idari para cezası hakkındaki kararın gerçekte uyuşmazlığın esasını çözen bir karar niteliğinde olmaması, trafik idari para cezası karar tutanakları arasındaki çelişkinin giderilmesi için mahallince yeniden inceleme ve araştırma yapılmasının gerekmesi ve söz konusu kararın CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan hüküm niteliğinde olması hususları birlikte dikkate alındığında, idari para cezasının iptaline ilişkin sulh ceza mahkemesi kararındaki hukuka aykırılığın CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi kapsamında kaldığının kabul edilmesi hakkaniyete uygun olacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkeme tarafından verilen trafik ceza tutanağının iptaline ve idari para cezasının kaldırılmasına dair kararın Özel Dairece CMK'nın 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe tesir etmemek üzere kanun yararına bozulmasına karar verilmesi gerektiğine ilişkin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 18.04.2019 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2016965-e-2019349-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="45333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2021/12379 E., 2021/12105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 30.09.2021 tarihli, 2021/12379 E., 2021/12105 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/12379 E., 2021/12105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa aykırı davranmak eyleminden kabahatli ... hakkında anılan Kanun'un 73/C maddesi uyarınca 235,00 Türk lirası idarî para cezası uygulanmasına dair Körfez Trafik Denetleme Büro Amirliğinin 09/09/2019 tarihli ve MA 44433888 sayılı idarî yaptırım karar tutanağına karşı... Cumhuriyet Savcısı ... tarafından yapılan başvurunun kabulü ile anılan idarî yaptırım kararının kaldırılmasına ilişkin... Sulh Ceza Hâkimliği'nin 10/03/2020 tarihli ve 2020/641 değişik iş sayılı kararı aleyhine Yüksek Adalet Bakanlığı'ndan verilen 27/08/2020 tarihli kanun yararına bozma istemini içeren dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.09.2020 tarihli ve KYB. 2020-76117 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.</p>

<p>Mezkür ihbarnamede;</p>

<p>1-5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 27/3. maddesinde "Başvuru, bizzat kanunî temsilci veya avukat tarafından sulh ceza mahkemesine verilecek bir dilekçe ile yapılır. Başvuru dilekçesi, iki nüsha olarak verilir." şeklinde yer alan düzenleme karşısında, 2918 sayılı Kanuna aykırı davranmak eyleminden dolayı... hakkında anılan idarî yaptırım karar tutanağının düzenlenmesi ve... Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan muterizin taraf sıfatı bulunmadığı gözetilerek başvurunun usulden reddine karar verilmesi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde,</p>

<p>2-5326 sayılı Kanunun 6, 22/4 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 12. maddeleri uyarınca kabahat eylemi hakkında idari yaptırım kararı veren Körfez Trafik Denetleme Büro Amirliğinin bulunduğu yer mahkemelerinin kabahatlinin başvurusunu incelemekle yetkili ve görevli olması karşısında, yetkisizlik kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, başvurunun esastan incelenerek yazılı şekilde karar verilmesinde,</p>

<p>3-5326 sayılı Kanun'un, "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28. maddesindeki "(2) Başvurunun usulden kabulü hâlinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder.(3) İlgili kamu kurum ve kuruluşu, başvuru dilekçesinin tebliği tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde mahkemeye cevap verir. (4) Mahkeme, başvuruda bulunan kişilere cevap dilekçesinin bir örneğini tebliğ eder; talep üzerine veya re'sen tarafları çağırarak belli bir gün ve saatte dinleyebilir....(7) Mahkeme ilgilileri dinledikten ve bütün delilleri ortaya koyduktan sonra aleyhinde İdarî yaptırım kararı verilen ve hazır bulunan tarafa son sözünü sorar. Son söz hakkı, aleyhinde İdarî yaptırım kararı verilen tarafın kanunî temsilcisi veya avukatı tarafından da kullanılabilir. Mahkeme son kararını hazır bulunan tarafların huzurunda açıklar." hükmüne aykırı olarak, kabahatlinin, idarî para cezasının iptali istemli başvurusuna istinaden mahkemece, ilgili kamu kurumundan gerekli olan tüm evraklar getirtilip inceleme ve araştırma yapılmadan ve başvuruda bulunan kabahatliye cevap dilekçesinin bir örneği tebliğ edilmeden yazılı şekilde karar verilmesinde, isabet görülmemiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk Milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Dairemizin emsal kararlarında da belirtildiği üzere;</p>

<p>Hakim ve savcıların kabahat oluşturan eylemlerinin, 2802 sayılı Kanun kapsamında "kişisel suç" olarak değerlendirildiği, hakim ve savcıların kabahat oluşturan eylemleri nedeniyle uygulanması gereken idari yaptırım kararlarının, 5236 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 22. maddesi gereği, kabahatin ve idari yaptırımın düzenlendiği ilgili Kanunda yetkili olduğu yazılı "idari makam veya mercilerce" değil, 2802 sayılı Kanun'un 93. maddesinde yazılı kişisel suçlar hakkında karar vermeye yetkili adli yargı makam ve mercilerince uygulanması gerektiği,</p>

<p>Hakim ve Savcıların kabahat oluşturan eylemleri nedeniyle, idari makam veya mercilerce düzenlenen idari yaptırım kararlarının, idari işlemlerin yetki unsuru açısından sakat - geçersiz (yok hükmünde) olacağı, ancak yetkisiz idari makam veya mercilerce uygulanan söz konusu tutanakların kabahat oluşturduğu iddia edilen bir olayı tespit eder mahiyette olduklarından şekli anlamda geçerliliği olan bu tutanakların, icrai anlamda sonuç doğurmaması için her halde ve öncelikle adli yargı mercileri tarafından iptaline karar verilmesi gerektiği, şayet tutanakla tespit edilen olay, idari yaptırım uygulanmasını gerektiriyorsa, kabahatli yargı mensubunun statüsüne göre 2802 sayılı Kanun'da yazılı öngörülen yetkili adli makamlar tarafından ve yine adı geçen Kanundaki koşullarda, kabahatli hakim ve savcılar hakkında da idari yaptırım kararının verilmesinin hukuk devletinin bir gereği olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>a-) Kanun yararına bozmaya talebinin "1-" numaralı bozma nedeninde yazılı "başvuru hakkı" yönünden incelenmesinde;</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28. maddesi;</p>

<p>"(1) Başvuru üzerine mahkemece yapılan ön inceleme sonucunda;</p>

<p>a) Yetkili olmadığının anlaşılması halinde dosyanın yetkili sulh ceza mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>b) Başvurunun süresi içinde yapılmadığının, başvuru konusu idarî yaptırım kararının sulh ceza mahkemesinde incelenebilecek kararlardan olmadığının veya başvuranın buna hakkı bulunmadığının anlaşılması halinde, bu nedenlerle başvurunun reddine,</p>

<p>c) (a) ve (b) bentlerinde sayılan nedenlerin bulunmaması halinde başvurunun usulden kabulüne,<br />
Karar verilir.</p>

<p>(2) Başvurunun usulden kabulü halinde mahkeme dilekçenin bir örneğini ilgili kamu kurum ve kuruluşuna tebliğ eder..." hükümlerini içermektedir.</p>

<p>Buna göre, yer yönünden yetki hususu, Sulh Ceza Hakimliğince incelenmesi gereken ilk ve en önemli husus olmakla birlikte, 5326 sayılı Kanun'a göre, bu usul kuralının diğerlerinden önce incelenmesi ve yetkili olunması halinde diğer hususlara girilmesi, nihayetinde başvuruda usulen bir eksiklik yoksa esaslı incelemeye geçilmesi gerektiği açıkça hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Kabahate konu aracı kendisinin kullandığını beyan (ikrar) eden ve aracın trafik tescildeki kaydını da kabahatten üç gün sonra kendi adına tescil ettirdiğini ispatlayan başvuran hakkında; 2918 sayılı Kanunun 116. maddesi dolayısıyla araç plakasına idari para cezası kesilmiştir. Uyuşmazlığa konu idari yaptırım karar tutanağında, ihlal edilen kural olarak belirtilen ve adı geçen Kanun'un 73. maddesinde yazılı "tedbirsiz ve saygısız araç sürme" eyleminin faili, trafikte bu şekilde araç süren sürücülerdir.</p>

<p>2918 sayılı Kanun'un 116. maddesi, kabahati işleyenin kimliğinin tespit edilemediği durumlarda, aracı süren kişinin araç sahibi olarak kabul edilmesi gerektiğini ortaya koyan ve doktrinde "kanuni karine" olarak tanımlanan bir kuraldır. 5326 sayılı Kanun'da açıkça düzenlenmemiş ise de; Dairemizin emsal kararlarında da belirtildiği üzere; 5237 sayılı TCK'nun "genel hükümler" bölümünde yer alan 20. maddesinde düzenlenen "ceza sorumluluğunun şahsiliği" ilkesi, TCK'nun 5. maddesi kapsamında "özel kanunlarda açıkça hüküm bulunmayan hallerde" uygulanmalıdır. Ancak yukarıda bahsedilen kanuni karinenin aksinin iddia edildiği durumlarda, karineden daha üst düzeyde hukuken itibar edilebilir ve yan delillerle de desteklenebilir bir delilin var olması gerekmektedir. Yegane amacı maddi gerçekliğe ulaşmak olan ceza muhakemesi hukukunda; ikrar (kabul) beyanının, cezai sorumluluğun belirlenmesi açısından itibar edilebilen ve diğer delillerle eşdeğer nitelikte bir delil olduğu, ancak her durumda gerçekliği kesin bir şekilde ispatlanamayan bir fiili durumun tespiti için emare (işaret) olarak tanımlanan "karine"den üstün tutulması gereken bir delil olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>5326 sayılı Kanunun 27/3. maddesinde başvurunun nasıl yapılacağının düzenleme altına alındığı, bu hususta başvuru hakkına dair bir sınırlayıcı hüküm konulmadığı, ilgili maddenin idari yargılama usulü benzeri bir değerlendirme ile "taraf sıfatı" veya "husumet" açısından değil, ceza muhakemesi hukukunda, "uygulanan cezai yaptırıma karşı kanun yollarına başvuru hakkı" çerçevesinde yorumlanması gerekeceği, kabahatler karşılığında uygulanan idari para cezaları bakımından Sulh Ceza Hakimliğinin yargı yolu bakımından görevli olarak belirlenmesinin amacının da bu esas üzerine bina edildiği değerlendirilmiştir. Ancak, bu değerlendirme şüphesiz işlenen kabahatle ilgili - ilgisiz herkesin idari para cezasına karşı başvurabileceği sonucunu doğurmamaktadır. İdari para cezasına karşı, kabahatle ilgisini ispatlayan herkesin, somut delillerini ortaya koymak kaydıyla, başvuru hakkına sahip olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Başvuruya konu idari yaptırım tutanağının iptali için başvuran kişinin, kabahati işlediğini ikrar (kabul) etmesi, dosyada mevcut diğer delillerle birlikte değerlendirilmesi gereken bir durum olmakla birlikte, idari yaptırım tutanağının aracın sürücüsünün tespit edilemediği durumlarda araç plakasına düzenlenmesi hallerinde, Kanun'da yazılı karineyi tersine çevirebilecek nitelikte bir delil olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Bu nedenle, idari para cezasının iptaline karar veren yetkisiz (Bitlis) Sulh Ceza Hakimliğinin kararının öncelikle yetki yönünden değerlendirilmesi, bu hususta yetkili olsaydı başvuru hakkı yönünden esas hakkında incelemeye geçilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, ihlali yapan ve kabahate konu fiili gerçekleştiren kişinin kendisi olduğunu beyan eden kişinin, bizzat kendisi veya temsilcisi vasıtasıyla yada araç sahibi ile birlikte idari yaptırım tutanağının iptali için başvurma hakkı bulunup bulunmadığını inceleme ve takdir yetkisinin, dosyayı somut diğer delillerden hareketle inceleyip bu hususta bir karar vermeye yetkili ve görevli Sulh Ceza Hakimliğinin takdirinde olduğu, somut başvuru diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde, tutanakta adı geçmeyen ve kimliği tespit edilemeyen sürücünün başvuru hakkının bulunduğu, öte yandan ilgili Sulh Ceza Hakimliğince yanılgılı değerlendirme ile bir sonraki hususun da atlanarak esastan incelmemeye girildiği, kararı veren mahkeme yetkili olsaydı dahi "başvuru hakkı" yönünden verilen kararda isabetsizlik olmayacağı anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesi, "1-" numaralı "başvuru hakkı" yönünden yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, bu sebeple REDDİNE,</p>

<p>b-) Kanun yararına bozmaya talebinin "3-" numaralı bozma nedeninde yazılı "ilgili idarenin savunmasının alınmasının zorunlu olduğu" yönünden incelenmesinde;<br />
Yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, ilgili idareden savunma istenmesi için 5326 sayılı Kanun'un 28/2. maddesi uyarınca işin esasına girilmesi gerektiği, ancak savunmanın sadece yetkili Sulh Ceza Hakimliğince istenebileceği açıktır.</p>

<p>Kanun yararına bozmaya konu edilen somut uyuşmazlıkta, kararı veren Sulh Ceza Hakimliğinin yetkili olmadığı, kanun yararına bozma istemlerinin kararın verildiği anda ilgili adli yargı mercilerince uygulanan usul kurallarına göre değerlendirilmesi gerektiği, gelinen aşamada idarenin savunmasının istenmemesi nedeniyle verilecek bir bozma kararının sonuç doğurmayacağı değerlendirilmekle birlikte,</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, zaten yetkisiz olduğu anlaşılan... Sulh Ceza Hakimliği'nce, idari para cezasını uygulayan ... idari makamlarına savunma için dilekçenin bir örneğinin gönderilmesinin söz konusu olmadığı, yukarıda ayrıntıları verilen somut uyuşmazlığın özellikleri göz önüne alındığında, şayet başvuran hakkında bir işlem yapılması takdir edilirse, idarenin savunmasının alınması gerektiği hususunun bu aşamada değerlendirilmesi gerektiği anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma ihbarnamesi, "3-" numaralı "idarenin savunmasının alınmasının zorunlu olduğu" yönünden yerinde görülmediğinden, kanun yararına bozma talebinin yukarıda yazılı açıklamalar ışığında, bu sebeple REDDİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c-) Kanun yararına bozmaya talebinin "2-" numaralı bozma nedeninde yazılı "başvuru hakkı" yönünden incelenmesinde;</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Başvurunun incelenmesi" başlıklı 28/1-a maddesi uyarınca, Bitlis Sulh Ceza Hakimliğince, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 22/4. maddesi uyarınca "yer yönünde yetkili" olunmadığından bahisle, öncelikle adı geçen Kanun'un 28/1-a maddesi uyarınca "dosyanın yetkili (Kocaeli) Sulh Ceza Mahkemesi'ne (Hakimliğine)" gönderilmesine karar vermesi gerekirken, başvurunun usulden kabulü ile esası hakkında inceleme yaparak, hakkında idari yaptırım uygulanan kabahatlinin 2802 sayılı Kanuna tabi olduğu gerekçesiyle idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar vermesinde hukuka uygunluk bulunmadığı anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği, "2-" numaralı nedenle yerinde görüldüğünden, kanun yararına bozma talebinin kabulüyle, Bitlis Sulh Ceza Hakimliği'nin 10.03.2020 tarihli ve 2020/641 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nun 309/4-c maddesi uyarınca, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılamayı gerektirmemek üzere; kanun yararına BOZULMASINA, 30.09.2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202112379-e-202112105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 17:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="30130"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tıbbi Malpraktis Davalarında Aydınlatılmış Onamın Önemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tibbi-malpraktis-davalarinda-aydinlatilmis-onamin-onemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tibbi-malpraktis-davalarinda-aydinlatilmis-onamin-onemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tıbbi müdahaleler doğrudan kişinin vücut bütünlüğüne yöneliktir. Bu nedenle hukuka uygun sayılabilmeleri için sadece tıbbi açıdan doğru yapılmaları yetmez aynı zamanda hastanın bu müdahaleye bilgilendirilmiş şekilde rıza göstermesi gerekir. Uygulamada ise çoğu uyuşmazlık, sanıldığı gibi yalnızca “tıbbi hata” dan değil, hastanın yeterince bilgilendirilip bilgilendirilmediğinden kaynaklanır. Nitekim birçok dosyada asıl tartışma müdahalenin doğru yapılıp yapılmadığından çok aydınlatmanın gerçekten yapılıp yapılmadığı üzerinde yoğunlaşmaktadır.</p>

<p><strong>Aydınlatılmış Onam Gerçekten Ne Anlama Gelir?</strong></p>

<p>Aydınlatılmış onam, hastanın kendisine yapılacak işlem hakkında bilgi sahibi olduktan sonra özgür iradesiyle karar vermesidir. Ancak burada önemli bir yanlış algı var, imzalı bir onam formu varsa her şey tamam sanılıyor. Oysa uygulamada durum böyle değil. Standart, matbu, herkes için aynı şekilde düzenlenmiş formlar tek başına yeterli kabul edilmiyor. Özellikle “tüm riskleri kabul ediyorum” gibi genel ifadeler, somut olay açısından bir anlam taşımıyor. Kısacası; onamın geçerli olabilmesi için gerçekten “anlatılmış” olması gerekiyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hastaya Ne Anlatılmalı?</strong></p>

<p>Bir aydınlatmanın geçerli sayılabilmesi için hastaya; yapılacak işlemin ne olduğu, olası risk ve komplikasyonlar, alternatif tedavi seçenekleri, müdahale yapılmazsa ortaya çıkabilecek sonuçlar açıkça anlatılmalıdır. Ama burada asıl kritik nokta şu, bu anlatımın hastanın anlayacağı şekilde yapılması gerekir. Sadece tıbbi terimlerle yapılan, hasta açısından anlaşılması güç açıklamalar, hukuken yeterli görülmemektedir.</p>

<p><strong>Geçerlilik Kriteri</strong></p>

<p>Aydınlatılmış onamın hukuken geçerliliği yalnızca imzaya indirgenemez. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da açıkça vurgulandığı üzere, bir onam formunun ispat gücünü belirleyen temel unsur, hastanın sürece aktif ve bilinçli katılımının sağlanmış olmasıdır. Bu noktada özellikle “el yazısı beyanı” kritik bir rol oynamaktadır. Zira yalnızca standart bir formun imzalanması, hastanın gerçekten bilgilendirilerek rıza gösterdiğini tek başına ortaya koymaz. Hastanın kendi el yazısıyla “okudum, anladım, riskleri kabul ederek onaylıyorum” şeklinde bir ibare eklemesi, aydınlatmanın yapıldığı ve rızanın bilinçli olarak verildiği yönünde en güçlü delillerden biri olarak kabul edilmektedir. Öte yandan, aydınlatmanın içeriği kadar nasıl yapıldığı da önem arz etmektedir. Teknik ve karmaşık tıbbi terimlerle hazırlanan, hastanın anlayabileceği seviyenin üzerinde kalan metinler, şeklen var olsa dahi hukuken yeterli kabul edilmemektedir. Bu nedenle aydınlatmanın hastanın eğitim durumu ve sosyo-kültürel düzeyi gözetilerek açık, sade ve anlaşılabilir bir dilde yapılması gerekmektedir. Aksi halde, alınan onamın “bilgilendirilmiş rıza” niteliği tartışmalı hale gelecek ve sağlık uygulamasının hukuka uygunluğu ciddi şekilde sorgulanabilecektir. <strong><i>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bir kararında:</i></strong><strong><i> </i></strong><i>“Matbu ve genel ifadeler içeren formlar aydınlatılmış onam yerine geçmez. Formda operasyonun risklerinin hastanın anlayabileceği dilde somutlaştırılmaması ve hastanın el yazısı beyanının bulunmaması, onamı geçersiz kılar. Bu durumda ispat yükü yerine getirilmemiş sayılır.” </i>şeklinde karar vermiştir.</p>

<p><strong>İspat Yükü</strong></p>

<p>Uygulamada en çok gözden kaçan ama davanın kaderini belirleyen noktalardan biri de burasıdır. Aydınlatmanın yapıldığını ispat yükü hekime aittir. Hasta çoğu zaman yalnızca “bana anlatılmadı” demekle yetinir. Buna karşılık hekimin, bu bilgilendirmenin gerçekten yapıldığını somut şekilde ortaya koyması gerekir. Burada da sadece imzalı bir form ya da “anlattık” şeklindeki savunmalar çoğu zaman yeterli kabul edilmez. Özellikle hastanın sürece aktif olarak katıldığını gösteren belgeler (örneğin el yazısı ile eklenen beyanlar) çok daha güçlü kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>Zamanlama Faktörü</strong></p>

<p>Aydınlatmanın sadece içeriği değil, ne zaman yapıldığı da önemlidir. Uygulamada sıkça karşılaşılan bir durum, ameliyat öncesi son anda imza alınması ya da hasta sedasyon altındayken onam formu imzalatılması. Bu gibi durumlarda <strong><i>Yargıtay</i></strong><i> genellikle “Bu durumda hastanın özgür iradesinden söz edilemez.”</i> şeklinde yorum yapılıyor. Dolayısıyla bu şekilde alınan onamlar geçerli kabul edilmemektedir.</p>

<p><strong>Estetik Müdahalelerde Durum Daha Farklı</strong></p>

<p>Tıbbi müdahaleler genelde “özen borcu” kapsamında değerlendirilir. Yani hekim, sonucu garanti etmez; sadece doğru şekilde hareket etmekle yükümlüdür. Ancak estetik işlemlerde tablo değişir. Bu tür müdahalelerde artık bir sonuç beklentisi vardır. Bu nedenle hukuki değerlendirme de farklı yapılır ve çoğu durumda eser sözleşmesi hükümleri uygulanır. Bu ne demek? Sonuç beklendiği gibi çıkmazsa, ortaya çıkan durum “ayıplı eser” olarak değerlendirilebilir. Bu durumda hekimin sorumluluğu çok daha ağır hale gelir.</p>

<p><strong><i>Yargıtay</i></strong><i> “Estetik amaçlı müdahaleler eser sözleşmesi niteliğindedir. Eser sözleşmesinde yüklenici (hekim), işin sonucunu garanti eder. Davacıya uygulanan meme protezi operasyonu sonrası oluşan asimetri ve şekil bozukluğu, eserin ayıplı olduğunu gösterir. Hekim, tıbbi bir hata yapmadığını savunsa da vaat edilen estetik sonucun gerçekleşmemiş olması tazminat sorumluluğunu doğurur.”</i> şeklinde karar vermiştir.</p>

<p><strong>Acil Durumlar ve İstisnalar</strong></p>

<p>Elbette her durumda onam aranmaz. Hastanın rıza veremediği, acil müdahale gerektiren durumlarda hekim müdahalede bulunabilir. Bu gibi haller “vekâletsiz iş görme” kapsamında değerlendirilir. Ancak burada da sınır nettir. Müdahale sadece zorunlu olanla sınırlı olmalıdır. Bu sınır aşıldığında sorumluluk yine doğar. Uygulayıcılar açısından önemli bir husus şudur; vekaletsiz iş görme hali, hekime sınırsız bir müdahale yetkisi tanımaz. Müdahalenin gerçekten acil olup olmadığı ve hastanın rıza veremeyecek durumda bulunup bulunmadığı somut olay özelinde açıkça ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda, müdahalenin zorunluluğu epikriz kayıtlarında ayrıntılı şekilde açıklanmalı; mümkünse sürece tanıklık eden sağlık personelinin (hemşire vb.) imzasıyla da bu durum kayıt altına alınmalıdır.</p>

<p>Tıbbi malpraktis uyuşmazlıklarında değerlendirme yalnızca tıbbi müdahalenin doğruluğu ile sınırlı değildir. Hastanın yeterli şekilde aydınlatılıp aydınlatılmadığı ve bu sürecin usulüne uygun biçimde yürütülüp yürütülmediği de en az müdahalenin kendisi kadar belirleyicidir. Nitekim uygulamada, tıbben doğru kabul edilen işlemler dahi, eksik veya yetersiz aydınlatma nedeniyle hukuka aykırı sonuçlar doğurabilmektedir. Bu sebeple her olayda, tıbbi sürecin yanı sıra aydınlatma sürecinin de bütüncül bir şekilde ele alınması gerekir.</p>

<p><strong>Av. Ceren TÜRKİŞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tibbi-malpraktis-davalarinda-aydinlatilmis-onamin-onemi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/saglik-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="96075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[OTEL GÖREVLİSİNİN MÜŞTERİYLE SAMİMİ OLMASI İŞTEN ÇIKARILMA SEBEBİDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA["İşçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği..." gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/12350 E., 2020/1151 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz taleplerinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>YARGITAY KARARI</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:<br />
Davacı vekili, davacının, davalıya ait .... adlı otelinde, 05.09.2006 - 12.09.2013 tarihleri arasında resepsiyon görevlisi olarak çalıştığını, sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmadığını, SGK Müfettişleri tarafından işyerinde inceleme yapıldığını, şirket müdürünün çalışanlara aylık ücretinin 800,00 TL olduğu yönünde beyanda bulunmaları yönünden telkinde bulunduğunu, davacı dahil 11 işçinin 08.07.2013 tarihinde davalı işverene dilekçe vererek sigorta primlerinin gerçek ücret üzerinden yatırılmasını talep ettiklerini, bunun üzerine davalı işveren tarafından davacının işi bırakması için baskı uygulanmaya başlandığını, 11.09.2013 tarihinde davacının yabancı bir müşteriye odasını gösterdiğini, daha sonra resepsiyona indiğini, akabinde müşterinin aşağı inmesi üzerine davacının müşterinin odasını kontrol ettiğini, davalı işverenin de bunu bahane ederek iş akdini sona erdirdiğini ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücretin, hafta tatili ücreti, yıllık izin ücreti alacağını talep etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:<br />
Davalı vekili, davanın haksız ve kötüniyetli olduğunu, davacının mesai saatleri içerisinde müşteri ile işyeri dahilinde özel ve yakın ilişkiye girdiğini, işyerindeki kamera kayıtlarından davacının bu müşteri ile yakın ve samimi görüntüler sergilediğinin tespit edildiğini, davacının görev yerini terk ettiğini, daha sonra müşteri ile birlikte davalı işyerindeki odaya gittiğini ve orada 20 dakikalık bir zaman geçirdiğini, iş akdinin de davalı işveren tarafından bu nedenlerle haklı olarak feshedildiğini, davacının taleplerinin zamanaşımına uğradığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti ve Yargılama Süreci:<br />
Mahkemece, toplanan kanıtlar ve bilirkişi raporuna dayanılarak, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:<br />
Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. İş sözleşmesinin, işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırı söz veya davranışları sebebiyle işverence haklı olarak feshedilip feshedilmediği noktasında taraflar arasında uyuşmazlık söz konusudur.</p>

<p>4857 sayılı İş Kanunu'nun 25'inci maddesinin (II) numaralı bendinde, ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller sıralanmış ve belirtilen durumlar ile benzerlerinin varlığı halinde, işverenin iş sözleşmesini haklı fesih imkânının olduğu açıklanmıştır. Yine değinilen bendin (e) alt bendinde, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarının da işverene haklı fesih imkânı verdiği ifade edilmiştir. Görüldüğü üzere yasadaki haller sınırlı sayıda olmayıp, genel olarak işçinin sadakat borcuna aykırılık oluşturan söz ve davranışları işverene fesih imkânı tanımaktadır. Haklı fesih halinde savunma alınması yasal zorunluluk değildir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı işveren tarafından dosyaya sunulan ve otel güvenlik kamera kayıtlarını içeren CD'nin bilirkişi tarafından çözümlenmiş ve davacının mesaisinin olduğu 08.09.2013 tarihindeki görüntülerde; otele gece 02:10:53'te giriş yapan kadın müşteri ile davacının ilgilendiğinin ve lobide yakınlaştıklarının, kadın müşteri ile birlikte otel odasına girdiklerinin ve 22 dakika odada kaldıklarının, davacının kadın müşteriyi samimi bir şekilde taksiye bindirdiğinin, sonrasında otele dönerek tekrar aynı odaya girdiğinin tespit edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Mahkemece aynen; "...dosya içerisinde bulunan davalı işyerindeki kamera kayıtlarına ilişkin CD üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de davacının mesai saatleri içerisinde kadın müşteri ile samimi görüntüleri olduğu anlaşılsa da; davalı işveren tarafından davacının bu davranışına ilişkin savunmasının alınmasına yönelik herhangi bir işlem yapılmadığı, yerleşik Yargıtay İçtihatları’na göre, işçinin savunması alınmadan iş akdinin feshedilmesinin salt bu nedenle geçersiz olduğu, işçinin fesih sebebi sayılan eylemi ile ilgili savunmasının alınmadan belirsiz süreli iş sözleşmesinin feshedilemeyeceği..." gerekçesi ile kıdem ve ihbar tazminatı talebinin kabulüne karar verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı şekilde işçinin doğruluk ve bağlılığa aykırılık oluşturan güven sarsıcı davranışları işverene haklı fesih imkânı tanımaktadır. Mahkemece davacının doğruluk ve bağlılığa aykırı davranışı tespit edilmiş olup, bu durumda işçinin savunmasının alınmaması feshi haklı olmaktan çıkarmaz.</p>

<p>Bu nedenle; mahkemece davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerininin reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirmeyle kabulüne karar verilmesi yerinde olmayıp bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>F) SONUÇ:</strong><br />
Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 03.02.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otel-gorevlisinin-musteriyle-samimi-olmasi-isten-cikarilma-sebebidir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiitay404-1.jpg" type="image/jpeg" length="70578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTALININ HAKLARINI KISITLAYAN POLİÇE HÜKÜMLERİNİN GEÇERLİ OLMASI İÇİN SİGORTALININ ISLAK İMZASI VEYA AÇIK ONAYI GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigortalinin-haklarini-kisitlayan-police-hukumlerinin-gecerli-olmasi-icin-sigortalinin-islak-imzasi-veya-acik-onayi-gerekir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigortalinin-haklarini-kisitlayan-police-hukumlerinin-gecerli-olmasi-icin-sigortalinin-islak-imzasi-veya-acik-onayi-gerekir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Ticaret Kanunu’nun 1423/2. hükmü uyarınca, aydınlatma açıklamasının verilmemesi hâlinde, sigorta ettiren sözleşmenin yapılmasına ondört gün içinde itiraz etmemişse, sözleşme poliçede yazılı şartlarla yapılmış olur. Ancak sigorta şirketi sigorta poliçesini sigorta ettirene teslim etmemiş veya teslim etmiş olmakla birlikte, poliçede sigorta ettirenin imzası yoksa, sözleşme yine de poliçede yazılı şartlarda kurulmuş sayılır mı?</p>

<p>Kanaatimizce bu gibi durumlarda teminat kapsamı dışında tutulan hususu içeren sigorta poliçesi sigorta ettirenin imzasını taşımadığından ve sigortacı, teminat kapsamı dışında tutulan özel şartlar hakkında sigortalıyı bilgilendirdiğini de ispat edemediğinden, sözleşme poliçede yazılı şartlarda kurulmuş sayılamaz. Bu nedenle bu durumda teminat dışında tutulan riskin teminat içinde olduğu kabul edilir (Bkz. Karasu, Rauf; Yargıtay ve Sigorta Tahkim Heyeti Kararları Işığında Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası, Yetkin, Ankara 2016, s. 80).</p>

<p>Yargıtay aydınlatma yükümlülüğünün ihlalinin sonuçlarını düzenleyen TTK m. 1423/2 hükmünü, hükmün lafzını esas alarak katı bir şekilde uygulamaktadır. Ancak bu uygulama kanaatimizce hükmün amacıyla bağdaşmadığı gibi menfaatler dengesine uygun olmayan sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>Konuyla ilgili 17. Hukuk Dairesi, bir kararında diğer kararlarından farklı olarak TTK m. 1423/2 hükmünün sadece lafzı ile yetinilmemiş, hükmün amacını da dikkate alarak menfaatler dengesine uygun bir karar vermiştir.</p>

<p>Yrg. 17. HD., 2013/1087 E., 2013/2041 K., 21.03.2013 T.).</p>

<p><strong><i><u>Kararın Özeti: </u></i></strong></p>

<p>“<i>Davalı tarafça dosyanın mahkemesine eksikliklerin giderilmesi yönünden iadesinden sonra verilen 17.1.2013 tarihli dilekçede, müvekkil şirket kayıtlarında bilgilendirme formunun bulunamadığı bildirilmiş ise de poliçede davacı sigortalının imzasının bulunması halinde de davacı sigortalının poliçede gösterilen özel şartın varlığından haberdar olduğu kabul edilebilir. Dosyaya poliçe aslı olarak ibraz edilen kasko sigorta sözleşmesinde davacı sigortalının imzasının bulunup bulunmadığı anlaşılamamıştır.</i></p>

<p><i>Bu durumda ispat külfeti kendisine düşen davalı sigorta şirketine özel şartın poliçe metninde bulunduğuna dair savunmasını ispat zımnında, davacının imzasını içeren poliçe aslını ibraz etmesi, özel şartın poliçe metninde bulunduğuna ilişkin tüm kesin delillerini sunması, gerektiğinde davalı sigorta şirketi ile poliçeyi düzenleyen acentenin tüm ticari defter ve kayıtlarında uyuşmazlık konusu özel şartın davacının imzasını içeren poliçe metninde bulunup bulunmadığı konusunda uzman bilirkişi incelemesi yaptırılması, sigortalının imzasının ve özel şartın mevcut olduğu poliçenin varlığı halinde davalının özel şarttan haberinin olduğunun aksi halde ise davacının özel şarttan haberinin olmadığı, davalının bilgilendirme yükümlülüğüne uymadığının kabulü ile sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yazılı olduğu biçimde eksik inceleme ile hüküm tesisi doğru görülmemiştir.”</i></p>

<p>Bazı Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti Kararları anılan karara benzer kararlar vermiştir.</p>

<p><strong><i><u>Sigorta Tahkim Komisyonu, 01/06/2022- 2022/İHK-26575</u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>Kararın Özeti: </u></i></strong></p>

<p><i>“… teminat kapsamı dışında tutulan hususu içeren sigorta poliçesi sigorta ettirenin imzasını taşımadığından ve sigortacı, teminat kapsamı dışında tutulan özel şartlar hakkında sigortalıyı bilgilendirdiğini de ispat edemediğinden, sözleşme poliçede yazılı şartlarda kurulmuş sayılamaz. Bu nedenle bu durumda teminat dışında tutulan riskin teminat içinde olduğu kabul edilir. Somut olayda hastalık beyan formunda sigortalının ismi yer almadığı gibi imzası da bulunmamaktadır. Ayrıca poliçede de sigortalının adı ve imzası bulunmamaktadır. Sunulan bütün belgeler matbu belgelerden ibarettir. Belirtilen nedenlerle davalı vekilinin itirazının reddi gerekmiştir.”</i></p>

<p><strong>Konuyla ilgili İspanya Yüksek Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>Konuyla ilgili İspanya Yüksek Mahkemesi, 22 Ocak 2026 tarihinde verildiği güncel bir kararında, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin anılan kararına ve Sigorta Tahkim Komisyonu kararlarına benzer değerlendirmelerde bulunmuştur.</p>

<p>İspanya Yüksek Mahkemesi, bankaların müşterilerine ücretsiz olarak sunduğu grup kaza sigortalarında, sigortalı haklarını kısıtlayan maddelerin geçerli olması için sigortalının ıslak imzasının veya açık onayının gerekmediğine karar verdi. Bu karar ile Yüksek Mahkeme, sigortalıların herhangi bir prim ödemeden yararlandığı sigortalarda, poliçede yer alan sınırlamaların onay alınmadan da geçerli olduğunu, buna karşılık prim ödenen poliçelerde yer alan kısıtlamaların geçerli olması için sigortalının açık onayı veya ıslak imzası gerektiğini kabul etmiş oldu. (Karar metni için bkz. (https://confilegal.com/20260408-tribunal-supremo-clausulas-limitativas-seguros-colectivos-gratuitos/</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanaatimizce bu karar somut sorunu daha anlaşılır kıldığı için çok önemlidir. Karar Türk bilimi ve uygulamasına da emsal teşkil edecek niteliktedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf KARASU</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigortalinin-haklarini-kisitlayan-police-hukumlerinin-gecerli-olmasi-icin-sigortalinin-islak-imzasi-veya-acik-onayi-gerekir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/terazi/terazi-sozles-mevzuati.jpg" type="image/jpeg" length="42557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAZMİNAT KOMİSYONU BAŞKANLIĞI TAZMİNAT SÜREÇLERİNİ HIZLANDIRAMAMIŞTIR!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tazminat-komisyonu-baskanligi-tazminat-sureclerini-hizlandiramamistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tazminat-komisyonu-baskanligi-tazminat-sureclerini-hizlandiramamistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilindiği üzere; Türkiye Büyük Millet Meclisinde 02.03.2024 tarihinde kabul edilen 7499 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (8. Yargı Paketi), 12.03.2024 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş ve Tazminat Komisyonu Başkanlığı’nın görev alanı genişletilmiştir.</p>

<p>Bu kapsamda;</p>

<p>5271 sayılı Kanunun 141 inci maddenin birinci fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri (haksız tutuklama, yakalama, arama, elkoyma işlemleri ve belirli hallerde makul sürede yargılanmama) kapsamındaki istemler bakımından 9.1.2013 tarihli ve 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun hükümleri uygulanır:</p>

<p><i>(e) Kanuna uygun olarak yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,</i></p>

<p><i>(f) Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan,</i></p>

<p><i>(l) Konutunu terk etmemek veya uyuşturucu, uyarıcı veya uçucu maddeler ile alkol bağımlılığından arınmak amacıyla hastaneye yatmak dâhil, tedavi veya muayene tedbirlerine tâbi olmak ve bunları kabul etmek şeklindeki adli kontrol yükümlülükleri uygulandıktan sonra haklarında kovuşturmaya yer olmadığına veya beraatlerine karar verilen,</i></p>

<p>Kişilerin,</p>

<p>Bu kapsamdaki maddi ve manevi her türlü tazminat taleplerinin <i><u>01.06.2024 tarihinden sonra</u></i> Ağır Ceza Mahkemesi yerine Tazminat Komisyonu Başkanlığına yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Bu düzenleme, koruma tedbirleri nedeniyle açılacak tazminat davalarında idari başvuru yolunu zorunlu hale getirmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile yargı yükünün azaltılması (özellikle Anayasa Mahkemesi'nin "makul sürede yargılanma" dosyaları altında boğulmasını engellemek) ve tazminat süreçlerinin hızlandırılması amaçlanmıştır.</p>

<p>Peki, Tazminat Komisyonuna yapılan bir müracaat hakkında ne kadar bir süre içinde karar verilmesi gerekir? Zorunlu bir süre var mı?</p>

<p>Hayır, yukarıda anlattığımız sebeplerle yapılan başvurular hakkında karar verilmesi için zorunlu bir süre yoktur.</p>

<p>Oysa ki; 6384 sayılı Tazminat Komisyonunun Görevleri ile Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Kanun’ un “Müracaat hakkında karar ve karara itiraz” başlıklı 7. maddesinin birinci fıkrasında Komisyonun, 2 nci maddenin birinci ve ikinci fıkraları (Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı, mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği, iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış başvurular) kapsamında yapılan müracaatlar hakkında dokuz ay içinde karar vermek zorunda olduğu açıkça düzenlenerek kesin ve bağlayıcı bir süre konulmuştur.</p>

<p>Bir hak arama yolunun "etkili" kabul edilebilmesi için sadece var olması yetmez, aynı zamanda öngörülebilir bir sürede sonuçlanması gerekir.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki tazminat taleplerinin 01.06.2024 tarihinden itibaren Tazminat Komisyonu’na yapılması zorunluluğuna ilişkin düzenleme sırasında Kanun koyucunun Tazminat Komisyonu için kesin ve bağlayıcı bir süre koyması daha doğru olurdu. Şu anki düzenlemede Komisyon için "dokuz ay içinde karar vermek zorundadır" gibi emredici bir süre sınırı bulunmamaktadır.</p>

<p>Elbette ki Komisyonun genel hukuk ilkesi olan "makul sürede sonuçlandırma" yükümlülüğü vardır. Ancak bu durum, başvurucu için belirsizlik yaratmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Neden Zorunlu Süre Öngörülmedi?</strong></p>

<p>Kesin bir süre konulması durumunda, Komisyonun bu sürelere uyamaması "hizmet kusuru" teşkil ederek devletin yeni tazminatlarla karşı karşıya kalmasına yol açabileceğine dair gerekçelere katılmak mümkün değildir. Zira; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir iç hukuk yolunun "etkili" olup olmadığını denetlerken sürecin uzunluğuna da bakar. Kesin bir sürenin olmaması, ileride bu mekanizmanın AİHM tarafından "etkisiz" bulunma riskini de taşımaktadır.</p>

<p>Uygulamada, örneğin "Başvurudan itibaren en geç 9 ay içinde karar verilir" gibi bir üst sınır getirilmesi, sistemin güvenilirliğini artırırdı.</p>

<p>Yine de, 1.6.2024 sonrası düzenlemenin en büyük eksikliği; mahkemeden alınan güvencenin (hâkim teminatı), ucu açık bir idari inceleme sürecine bırakılmış olmasıdır. Bu durumun zamanla yeni bir "makul sürede tazminat alamama" sorununa evrilmemesi için yasal bir üst sınırın getirilmesi, hukuk devleti ilkesiyle daha bağdaşır olurdu.</p>

<p>Acaba, Tazminat Komisyonu tazminat süreçlerinin hızlandırılması amacı doğrultusunda 1.6.2024 tarihinden sonra yapılan başvurular hakkında hiç karar verdi mi?</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 141. maddesinin birinci fıkrasının (e), (f) ve (l) bentleri kapsamındaki tazminat taleplerinin 01.06.2024 tarihinden itibaren Tazminat Komisyonu’na yapılması zorunluluğuna ilişkin düzenleme sonrası, Komisyonun bu kapsamda verdiği somut bir karara dair doğrudan bir veri tarafımızdan bulunamamıştır.</p>

<p>01.06.2024 sonrası döneme ilişkin fiili uygulama sonuçları ve karar örnekleri hakkında kaynaklarda da yeterli bilgi bulunmamaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ismail-gurses.png" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ismail-gurses.png" /></a></p>

<p><strong>Avukat</strong></p>

<p><strong>İSMAİL GÜRSES</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Avukat</strong></p>

<p><strong>EGEMEN GÜRSES</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tazminat-komisyonu-baskanligi-tazminat-sureclerini-hizlandiramamistir</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/resmi/tazminat-komisyonu-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="59875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 1 sözleşmeli bilişim personeli alacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-1-sozlesmeli-bilisim-personeli-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-1-sozlesmeli-bilisim-personeli-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanlığı Sözleşmeli Bilişim Personeli Alım İlanı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINDAN SÖZLEŞMELİ BİLİŞİM PERSONELİ ALIM İLANI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanlığı Bilgi İşlem Müdürlüğü bünyesinde istihdam edilmek üzere, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin Ek 6'ncı maddesi ve bu maddeye dayanılarak 31/12/2008 tarih ve 27097 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Büyük Ölçekli Bilgi İşlem Birimlerinde Sözleşmeli Bilişim Personeli İstihdamına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik’in 8'inci maddesi uyarınca, sözlü ve uygulamalı mülakat sonucunda oluşacak başarı sırasına göre 1 (bir) Sözleşmeli Bilişim Personeli alınacaktır.<br />
<br />
2024 veya 2025 yıllarında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavında (KPSS) alınan KPSSP3 puanının yüzde yetmişi (%70) ile 2021 yılından itibaren (2021 yılı dahil) yapılan İngilizce dilinde Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavı (YDS) veya buna denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilen YDS dengi puanın yüzde otuzunun (%30) toplamı esas alınarak yapılacak sıralamaya göre en yüksek puanlıdan başlanarak Sözleşmeli Bilişim Personeli pozisyonunun 10 (on) katı aday, Başkanlığımız tarafından 11.05.2026 tarihinde gerçekleştirilecek sözlü ve uygulamalı mülakata çağrılacaktır. KPSSP3 puanı olmayan veya belge ibraz etmeyen adayın KPSSP3 puanı 70 (yetmiş), İngilizce dilinde yabancı dil puanı olmayan veya belge ibraz etmeyen adayın yabancı dil puanı 0 (sıfır) olarak değerlendirilecektir. Mülakat sonucunda oluşacak başarı sırasına göre Sözleşmeli Bilişim Personeli istihdam edilecektir.<br />
<br />
<strong>I- BAŞVURU ŞARTLARI<br />
A- GENEL ŞARTLAR</strong><br />
a) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48’inci maddesinde sayılan genel şartları haiz olmak.<br />
b) Fakültelerin dört yıllık bilgisayar mühendisliği, yazılım mühendisliği, elektrik mühendisliği, elektronik mühendisliği, elektrik ve elektronik mühendisliği ve endüstri mühendisliği bölümlerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yüksek öğretim kurumlarından mezun olmak.<br />
c) Yazılım, yazılım tasarımı ve geliştirilmesi ile bu sürecin yönetimi konusunda veya büyük ölçekli ağ sistemlerinin kurulumu ve yönetimi konusunda ücret tavanı üç katını geçemeyecekler için en az 5 yıllık mesleki tecrübeye sahip bulunmak. (Mesleki tecrübenin belirlenmesinde; bilişim personeli olarak 657 sayılı Kanun’a tabi kadrolu veya aynı Kanunun 4’üncü maddesinin (B) bendi ya da 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye tabi sözleşmeli statüdeki hizmetler ile özel kesimde sosyal güvenlik kurumlarına prim ödenmek suretiyle işçi statüsünde bilişim personeli olarak geçtiği belgelenen hizmet süreleri dikkate alınır).<br />
ç) Bilgisayar çevre birimlerinin donanımı ve kurulan ağ yönetimi güvenliği hakkında bilgi sahibi olmaları kaydıyla güncel programlama dillerinden en az ikisini bildiğini belgelemek.<br />
d) ""Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Büyük Ölçekli Bilgi İşlem Birimlerinde Sözleşmeli Bilişim Personeli İstihdamına İlişkin Esas ve Usuller Hakkında Yönetmelik""te belirtilen özlük hakları ve diğer kuralları kabul etmek.<br />
e) Erkek adaylar için muvazzaf askerlik hizmetini yapmış, ertelemiş veya muvazzaf askerlik hizmetinden muaf ya da yedek sınıfa geçirilmiş olmak.<br />
f) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme edebilme yeteneğine sahip, yoğun iş temposuna ayak uydurabilen ve takım çalışmasına yatkın olmak.<br />
g) Tutum ve davranışların göreve uygun olması gibi kriterlere sahip olmak. ğ) Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sonucu olumlu olmak."<br />
<br />
<strong>B- ÖZEL SARTLAR (NİTELİKLER)</strong><br />
Başvuru genel şartlarına ilave olarak aşağıdaki özel şartlar aranacaktır.<br />
<br />
<strong>Kıdemli Uzman Yazılımcı (1 (bir)Kişi - Tam Zamanlı - Aylık Brüt Sözleşme Ücret Tavanının 3 Katına Kadar)</strong><br />
a) Genel şartlar (b) bendindeki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,<br />
b) Büyük ölçekli bilgi işlem birimlerinde veya milli güvenliği tehdit edebilecek ya da kamu düzeninin bozulmasına yol açabilecek kritik türdeki verilerin bulunduğu kamu kurum ve kuruluşlarında yahut en az 1.000 (bin) iç veya 10.000 (on bin) dış kullanıcısı bulunan özel sektördeki sistem merkezlerinde yazılım geliştirilmesi konusunda en az 5 (beş) yıllık tecrübe sahibi olmak ve belgelemek,<br />
c) Java EE / Jakarta EE veya Spring Framework (Spring MVC, Spring Boot, Spring Data, Spring Cloud) mimarilerinde geliştirilen projelerde aktif olarak en az 5 (beş) yıl çalışmış olmak, ç) Java Swing ve grafik kullanıcı arayüzü (GUI) geliştirme projelerinde deneyimli olmak,<br />
d) Nesneye dayalı programlama (Object Oriented Programming), Cephe yönelimli programlama (Aspect Oriented Programming) ve Fonksiyonel programlama (Functional Programming) konularına hâkim olmak,<br />
e) SOLID prensipleri, veri yapıları, algoritmalar, çok katmanlı yazılım mimarileri, tasarım kalıpları (design patterns), kod düzenleme (refactoring) ve kodlama standartları konusunda bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
f) REST, SOAP, GraphQL ve gRPC mimarilerindeki web servislerin geliştirilmesi ve entegrasyonu, JSON/XML veri alışverişleri ile ilgili deneyime sahip olmak,<br />
g) SOA (Service-Oriented Architecture - Hizmet Odaklı Mimari) ve Microservices mimarileri konusunda bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
ğ) Oracle, PostgreSQL, MSSQL gibi ilişkisel veri tabanlarından en az birinde, tercihen Oracle kullanarak uygulama geliştirmiş olmak ve ileri seviyede SQL konusunda tecrübe sahibi olmak,<br />
h) JPA, Hibernate vb. ORM araçlarından en az birinde ileri seviyede tecrübe sahibi olmak,<br />
ı) NoSQL veri tabanları, veri tabanı tasarımı, optimizasyon ve performans artırımı konularında bilgi ve deneyim sahibi olmak,<br />
i) JavaScript, JavaScript kütüphaneleri ve React teknolojileri ile ön yüz geliştirme süreçlerine hâkim olmak, ayrıca UI/UX standartları ve kullanıcı deneyimi hakkında bilgi sahibi olmak,<br />
j) DevOps yaklaşımı, CI/CD süreçleri, Git dağıtık sürüm denetim sistemi ve konteyner teknolojileri (Docker, Podman vb.) hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
k) Asenkron programlama, uygulama performansı, önbellek sistemlerini kullanma ve yazılım ölçekleme konularında bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
l) Çevik yazılım geliştirme süreçleri ve çevik proje yönetimi hakkında tecrübe sahibi olmak,<br />
m) Yazılım mimari gereksinimlerinin belirlenmesi, tasarım, geliştirme ve altyapının teknolojik gelişmelere uyarlanması konusunda bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
n) Apache, Tomcat ve NGINX gibi uygulama sunucuları yönetimi konusunda bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
o) Tercihen yapay zeka alanında, Python programlama dili ile çok modelli ve çok ajanlı mimaride uygulama geliştirme deneyimine sahip olmak,<br />
ö) Tercihen UYAP geliştirme süreçleri hakkında bilgi ve tecrübe sahibi olmak,<br />
p) Tercihen kuyruklama mekanizmalarının (RabbitMQ, Kafka vb.) kullanımı ve yönetimi konusunda tecrübe sahibi olmak,<br />
r) Tercihen mobil uygulama geliştirme konusunda bilgi ve tecrübe sahibi olmak.<br />
s) Tercihen .NET teknolojileri (.NET, .NET Core, ASP.NET Core, Web API, SignalR) kullanarak proje geliştirme ve Umbraco CMS platformunda deneyim sahibi olmak.<br />
<br />
<strong>II- BAŞVURU ŞEKLİ, YERİ VE TARİHİ </strong><br />
a) A<strong>daylar, başvurularını 08.04.2026 - 22.04.2026 tarihleri arasında saat 23:59:59’a kadar e-Devlet üzerinde Anayasa Mahkemesi Başkanlığı - Kariyer Kapısı Kamu İşe Alım ve Kariyer Kapısı <a href="https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim" rel="nofollow" target="_blank">https://kariyerkapisi.gov.tr/isealim</a> üzerinden gerçekleştirecek olup duyuruda belirtilen süre içinde şahsen veya posta yoluyla yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</strong><br />
b) İlanda belirtilen şartlara uygun olmayan başvurular kabul edilmeyecektir.<br />
<br />
<strong>III- BAŞVURU İÇİN GEREKLİ BELGELER" </strong><br />
a) Fotoğraflı özgeçmiş,<br />
b) 2024 veya 2025 yıllarında yapılan Kamu Personeli Seçme Sınavında (KPSS) alınan KPSSP3 puanını gösterir barkodlu belge,<br />
c) Yabancı Dil (İngilizce) Sınav Sonuç Belgesi (E-Devlette yer almayan ve ÖSYM tarafından YDS denkliği kabul edilen sınav belgesi beyanı yapılması durumunda yüklenecektir) (Yabancı dil puanı olmayan veya belge ibraz etmeyen adayın yabancı dil puanı 0 (sıfır) olarak değerlendirilecektir),<br />
ç) Yurtdışındaki üniversitelerin “genel şartlar altında yer alan bölümlere denk bölümlerinden” mezun olup başvuru yapabilen adayların başvurularının değerlendirilmeye alınabilmesi için e-devlet başvurusu sırasında “Diğer Belgeleriniz” aşaması altında bulunan “Denklik Gösterir Belge” alanına ilgili dokümanı mutlaka yüklemeleri gerekmektedir. (E-devlet üzerinde mezuniyet bilgileri bulunan adayların denklik belgesi ibraz etmesine gerek yoktur)<br />
d) Genel şartlar (d) bendinde belirtilen mesleki tecrübeyi gösterir belge, (e-devletten alınan üzerinde barkod ve doğrulama kodu bulunan “SGK Hizmet Dökümü” mesleki tecrübeyi gösteren belge olarak kabul edilecektir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.) Adayın başvuru yaptığı tarih itibari ile mesleki tecrübe süresini doldurmuş olması gerekmektedir.<br />
e) Genel şartlar (e) bendinde belirtilen güncel programlama dillerinden en az ikisini bildiğini gösterir belge (transkript, sertifika gibi belgeler),<br />
f) Mülakat sonucunda sözleşme imzalamaya hak kazanan adaylardan “akıl ve ruh sağlığı yerindedir raporu” istenilecektir.<br />
g) https://anayasa.gov.tr linki üzerinden indirilen, Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması Yönetmeliğine uygun olarak, bilgisayar ortamında doldurup çıktısını imzalanan Güvenlik Soruşturması Formu,<br />
ğ) E-Devlet üzerinden alınacak barkodlu başvuran kişiye ait vukuatlı nüfus kayıt örneği.<br />
<br />
<strong>IV- BAŞVURULARIN DEĞERLENDİRİLMESİ, BAŞVURU SONUÇLARININ DUYURULMASI</strong><br />
a) Genel ve özel şartları sağlayan ve usulüne uygun olarak başvuru yapan adaylardan KPSSP3 puanının yüzde yetmişi (%70) ile yabancı dil puanının yüzde otuzunun (%30) toplamı esas alınarak sıralama yapılacak ve aday listesi oluşturulacaktır.<br />
b) Aday listesine göre en yüksek puanlıdan başlanarak sözleşme yapılacak pozisyon sayısının 10 (on) katı kadar aday sözlü ve uygulamalı mülakata çağırılacaktır<br />
c) Mülakata katılmaya son sırada hak kazanan adaylardan aynı puana sahip birden fazla adayın bulunması halinde, bu adayların tamamı mülakata kabul edilecektir.<br />
ç) Mülakata katılmaya hak kazanan adaylar Kariyer Kapısı üzerinden ilan edilecektir. Adaylar Kariyer Kapısı üzerinden giriş yaparak mülakat ile ilgili bilgileri görüntüleyebilecektir. Bu ilan tebligat yerine geçecek olup ayrıca yazılı bildirim veya tebligat yapılmayacaktır.<br />
<br />
<strong>V- SINAVIN ŞEKLİ VE KONULARI</strong><br />
a) Sınav sözlü ve uygulamalı mülakat olarak yapılacaktır.<br />
b) Sınavda, adayların kimlik tespitinde kullanılmak üzere, yanlarında fotoğraflı ve onaylı bir kimlik belgesini (nüfus cüzdanı, ehliyet veya pasaport) bulundurmaları gerekmektedir. Aksi halde adaylar sınava alınmayacaklardır.<br />
c) Sözlü ve uygulamalı mülakat konuları yukarıdaki genel şartlar (ç), (f) ve (g) bentleri ile pozisyona uygun olarak özel şartlarda belirtilen konulardır.<br />
ç) Adaya özel şartlarda belirtilen bilgi, deneyim ve tecrübeyi ölçmeye yönelik sorular sorulacaktır.<br />
d) Uygulama mülakatında adaydan bilgisayar başında uygulama yapması istenilecektir.<br />
<br />
<strong>VI- SINAV YERİ, TARİHİ VE DEĞERLENDİRİLMESİ </strong><br />
a) Sözlü ve uygulamalı mülakat 100 (yüz) tam puan üzerinden değerlendirilecektir.<br />
b) Sözlü mülakattan alınan puanın %30’u ve uygulamalı mülakattan alınan puanın %70’i toplanarak değerlendirme puanı hesaplanacaktır. Değerlendirme puanı 70 (yetmiş) puan ve üzeri olan adaylar başarılı sayılacaktır.<br />
c) Başarılı sayılanlardan en yüksek puanlıdan başlamak koşuluyla sınav başarı sırası oluşturulacaktır. İlan edilen personel pozisyon sayısı kadar aday asıl ve yedek olarak ilan edilecektir.<br />
ç) Sözlü ve uygulamalı mülakat 11.05.2026 tarihinde Ahlatlıbel Mahallesi İncek Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz Bulvarı No: 4 Çankaya/ANKARA adresinde bulunan Anayasa Mahkemesi Başkanlığı Merkez Binasında yapılacaktır.<br />
<br />
<strong>VII- SONUÇLARIN İLANI VE İŞE BAŞLAMA </strong><br />
a) Bilişim personeli olarak sözleşme yapılabilecek boş pozisyon sayısı 1 (bir) olarak belirlenmiştir.<br />
b) Adaylar sınavlarına ilişkin bilgileri ve sınav sonuçlarını Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir.<br />
c) Listede adı bulunan asıl adaylara ilandan itibaren en geç 5 (beş) iş günü içinde postalanmak suretiyle yapılacak bildirimde, tebligatın tebliğ tarihinden itibaren en geç 10 (on) iş günü içerisinde sözleşme imzalamak, sözleşmede belirtilecek tarihte işe başlamak ve varsa istenecek belgeleri teslim etmek üzere müracaat etmeleri istenecektir.<br />
ç) Adreslerine yapılan tebligatın tebliğ tarihinden itibaren 10 (on) iş günü içerisinde Başkanlığımıza müracaat etmeyen, bu süre içerisinde belge ile ispat edilebilen kabul edilebilir mazeretini bildirmeyen veya sözleşme imzaladığı halde sözleşmede belirtilen tarihte işe başlamayan adaylar, hakkından feragat etmiş sayılır."<br />
d) Asıl adaylardan hakkından feragat etmiş sayılanların yerine varsa ilan edilen yedek adaylardan işe başlama işlemleri hakkında da yukarıda belirtilen esaslar uygulanır.<br />
e) Sözlü ve uygulamalı mülakatı kazananlardan başvuru belgelerinde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin sınavları geçersiz sayılır ve sözleşme yapılmaz. Bunların sözleşmeleri yapılmış olsa dahi iptal edilir. Bu kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur.<br />
<br />
<strong>VIII – ÜCRET</strong><br />
a) Aylık brüt sözleşme ücret tavanı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (B) bendine göre istihdam edilenler için 06/06/1978 tarih ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararıyla yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esasların 3’üncü maddesinde tespit edilen sözleşme ücret tavanının (Ocak-Haziran 2026 tarihleri arası belirlenen brüt ücret 67.718,06 TL'nin) aşağıda belirtilen cetvelde belirlenen kat ile çarpımı sonucu bulunacak tutar olacaktır.<br />
b) Sözleşmeli bilişim personeline 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin ek 6’ncı maddesi uyarınca sözleşme ücreti dışında herhangi bir ad altında (ek ödeme, fon, fazla mesai vb.) başkaca bir ödeme yapılamaz.<br />
c) Kurum, tavan ücretin altında sözleşme düzenlemeye ve ödeme yapmaya yetkilidir. ç) Aylık brüt sözleşme tavan ücreti Hazine ve Maliye Bakanlığının 2026 yılı için belirleyeceği oranda arttırılacaktır.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td><strong>Pozisyon</strong></td>
   <td><strong>Sayı</strong></td>
   <td><strong>Aylık Brüt Sözleşme Ücreti Katsayı Tavanı</strong></td>
   <td><strong>Aylık Brüt Sözleşme Ücreti Tavanı</strong></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>Kıdemli Uzman Yazılımcı</td>
   <td>1 kişi</td>
   <td>3 katına kadar</td>
   <td>203.154,18 TL</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><br />
İlan olunur.<br />
<strong>İLETİŞİM TEL:</strong><br />
0312 463 74 55<br />
0312 463 74 56<br />
0312 463 74 57</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-1-sozlesmeli-bilisim-personeli-alacak</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="17581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GEREKÇELİ KARARDA SEHVEN İSTİNAF KANUN YOLUNUN AÇIK OLDUĞUNUN GÖSTERİLMESİ, KESİN OLAN KARAR HAKKINDA TARAFLARA İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMA HAKKI SAĞLAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>BURSA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>18. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2026/152</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/380</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 05.02.2026</strong></p>

<p><strong>KİRALANANIN TAHLİYESİ DAVASI</strong></p>

<p><strong>DAVA DEĞERİNİN DAVANIN AÇILDIĞI TARİHTEKİ İSTİNAF SINIRININ ALTINDA KALMASI</strong></p>

<p><strong>GEREKÇELİ KARARDA SEHVEN İSTİNAF KANUN YOLUNUN AÇIK OLDUĞUNUN GÖSTERİLMESİNİN KESİN OLAN KARAR HAKKINDA TARAFLARA İSTİNAF YOLUNA BAŞVURMA HAKKI SAĞLAMAYACAĞI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ:</strong> Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamasında 22.10.2025 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalının tahliyesine karar verilmiş, bu karara karşı 07.01.2026 tarihli dilekçeyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı 07.07.2025 tarihinden önce kira aylık 1.750,00 TL ise de, kiracının yeni dönemde kira bedelini 2.900,00 TL olarak ödediğini bildirmiş olup, makbuz sunmuştur. Buna göre yıllık kira bedeli 34.800,00 TL'dir. Yıllık 34.800,00 TL'lik dava değeri, davanın açıldığı tarihteki istinaf sınırının altında kaldığından Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca kararın verildiği anda kesin olduğu ve istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşılmaktadır. Gerekçeli kararda sehven istinaf kanun yolunun açık olduğunun gösterilmesi, kesin olan karar hakkında taraflara istinaf yoluna başvurma hakkı sağlamaz. İlk derece mahkemesince Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili maddesi uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosya içindeki tüm belgeler ile dairemiz başkanı tarafından hazırlanan ön inceleme raporu incelendi. Gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>YARGILAMA SAFAHATI</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki kiralananın tahliyesi davasının ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamasında 22.10.2025 tarihli karar ile davanın kabulüne, davalının tahliyesine karar verilmiş, bu karara karşı 07.01.2026 tarihli dilekçeyle istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>HMK'nun "İstinaf Yoluna Başvurulabilen Kararlar" başlıklı 341/2. maddesinde "Miktar veya değeri üç bin Türk Lirasını geçmeyen malvarlığı davalarına ilişkin kararlar kesindir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>6763 sayılı kanunun 44. maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na eklenen "Parasal sınırların artırılması" başlıklı Ek Madde 1 maddesinde ise "(1) 200 üncü, 201 inci, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırlar her takvim yılı başından geçerli olmak üzere, önceki yılda uygulanan parasal sınırlarım o yıl için 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca Maliye Bakanlığınca her yıl tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında artırılması suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz.</p>

<p>(2) (Değişik:4/6/2025-7550/20 md.) 200 üncü ve 201 inci maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında hukuki işlemin yapıldığı, 341 inci, 362 nci ve 369 uncu maddelerdeki parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktar esas alınır" düzenlemesi mevcuttur.</p>

<p>Buna göre davanın açıldığı 2025 yılı itibarı ile istinaf kanun yoluna başvurulabilmesi için dava değerinin 40.000,00 TL'yi aşması gerekmektedir.</p>

<p>Dava, kiralananın tahliyesi davasıdır. Davacı 07.07.2025 tarihinden önce kira aylık 1.750,00 TL ise de, kiracının yeni dönemde kira bedelini 2.900,00 TL olarak ödediğini bildirmiş olup, makbuz sunmuştur. Buna göre yıllık kira bedeli 34.800,00 TL'dir. Yıllık 34.800,00 TL'lik dava değeri, davanın açıldığı tarihteki istinaf sınırının altında kaldığından HMK'nun 341/2. maddesi uyarınca kararın verildiği anda kesin olduğu ve istinaf kanun yoluna başvurulamayacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Gerekçeli kararda sehven istinaf kanun yolunun açık olduğunun gösterilmesi, kesin olan karar hakkında taraflara istinaf yoluna başvurma hakkı sağlamaz. İlk derece mahkemesince HMK'nun 346/1 maddesi uyarınca istinaf dilekçesinin reddine karar verilmesi gerekirken dava dosyasının istinaf incelemesi için dairemize gönderilmesi hatalı olmuştur. Ancak bu durumda HMK 352/1-b maddesi uyarınca bizzat dairemizce istinaf başvurusunun reddine karar vermek mümkündür.</p>

<p><strong>KARAR:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava değerinin HMK 341/2 maddesinde belirtilen parasal sınırın altında olması nedeniyle kesin olan karar hakkında yapılan istinaf başvurusunun HMK 352/1-b maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>Harçlar Kanunu'nun Eki-1 sayılı tarife A-Ill-2 maddesi uyarınca alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar harcı peşin olarak alındığından yeniden alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>İstinaf gider avansının kullanılmayan kısmının Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 207/1 maddesi uyarınca istinaf edene iadesine,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan ön inceleme sonucunda, 05.02.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p>

<p>KANUN YOLU: HMK'nun 362/1 maddesi uyarınca kesin olmak üzere</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gerekceli-kararda-sehven-istinaf-kanun-yolunun-acik-oldugunun-gosterilmesi-kesin-olan-karar-hakkinda-taraflara-istinaf-yoluna-basvurma-hakki-saglamaz</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 13:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/yargi/bursa-bolge-adliye.jpg" type="image/jpeg" length="99268"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİLİRKİŞİ, HÂKİMİN YETKİSİNDE OLAN KUSURLULUK ORANINI BELİRLEYEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2025/2154<br />
Karar No : 2026/22</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : Adalet Bakanlığı<br />
KARŞI TARAF (DAVACI) :</p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU : </strong>Danıştay Onuncu Dairesinin 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: </strong>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istenilmiştir.</p>

<p><strong>Daire kararının özeti: </strong>Danıştay Onuncu Dairesinin 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararıyla;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun ve Bilirkişilik Yönetmeliği'nin ilgili maddelerine yer verildikten sonra;</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddelerinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği, hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı, bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kurallarına yer verildiği,</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan kurallara benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kurallarına yer verildiği,</p>

<p>Anılan kuralların, Anayasa'nın, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören 9. maddesinin zorunlu ve doğal sonucu olduğu, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirmeyen ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmasının, yargı yetkisinin devri anlamına gelebileceği,</p>

<p>Nitekim bu hususun, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde, "...uyuşmazlığın çözümü, hâkimin hukuk bilgisi dışında özel veya teknik bilgiyi gerektirmesi halinde bilirkişi görevlendirilebilecektir. Özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Teknik bilgiden maksat ise fizik, kimya, matematik gibi pozitif bilimlerin verilerinden elde edilen bilgidir. Düzenlemeyle bilirkişinin, raporunda veya yargı mercilerinin önünde sözlü olarak oy ve görüşünü açıkladığı sırada hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı hususu açık ve kesin olarak hüküm altına alınmaktadır. Çünkü iddia edilen eylemin veya maddi vakıaların hukuki niteliğinin tayini ve bunların delillerle ilişkilendirilerek bir sonuca varılması yani hukukun olaya uygulanması, bilirkişinin değil hâkimin asli görevidir. Bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu-hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir. ..." ifadelerine yer verilmek suretiyle açıklandığı,</p>

<p>Buna göre, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların lafzı, amacı ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişinin hukuk bilimi dışındaki özel ve teknik bilgisini mahkemece yöneltilen sorular çerçevesinde somut olaya uygulaması suretiyle ulaştığı sonucu ifade eden "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, bilirkişiye 6100 ve 6754 sayılı Kanunlar ile verilip ilgili mahkemece dosya bazında tevdi edilen görev tanımı ve yetki sınırları dahilinde kaldığı, aksi durumda bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın sağlanmasına, yani uyuşmazlığın çözümüne etki eden özel ve teknik bilgiye tam olarak ulaşıldığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı,</p>

<p>Bir diğer ifadeyle, bilirkişinin, uyuşmazlığa esas konuda oy ve görüşünü (inceleme konusu üzerinde vardığı kanaati) ortaya koymasının, vardığı sonuçları aktarırken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmamak kaydıyla, 6100 ve 6754 sayılı Kanun'lara dayandığı; ancak bilirkişinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamamasının, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak vardığı kanaati ortaya koyamacağı anlamına gelmediği, kaldı ki 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde belirtildiği gibi hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği, bilirkişinin oy ve görüşünün, gerekçesinin de ortaya konulması kaydıyla, mahkemeler yönünden bağlayıcı nitelikte bir delil olmadığı,</p>

<p>Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan ve davaya konu edilen düzenlemede ise, bilirkişinin, münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağının, aksi yöndeki tutumun bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade edeceğinin belirtildiği,</p>

<p>Bu durumda, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle vardığı sonuçları -yani oy ve görüşünü- aktarmak hususunda kanunen yetkisi olan ve mahkeme kararı gereği tevdi edilen dosya bakımından bu yetkisini kullanmakla yükümlü bulunan bilirkişilerin, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, uyuşmazlığın içeriğine bakılmaksızın her ne surette olursa olsun bir görüş belirtemeyeceği yolundaki dava konusu genel düzenleyici işlemin, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların yukarıda aktarılan hükümlerinin lafzına ve amacına aykırı olduğu sonucuna varıldığı gerekçesiyle, iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :</strong> Davalı idare tarafından, Mahkemenin, ancak hakimin hukuk ve olağan hayat bilgisi ile kavrayamayacağı, özel veya teknik bilgi gerektiren hususlarda bilirkişi raporu isteyebileceği, bilirkişilerin ise, raporlarında sadece mahkeme veya hakimlerce istenilen hususlara ilişkin özel ve teknik açıklamalar yapacağı; bilirkişilerin bunun dışında, kusur veya kusur oranını belirlemesinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirme niteliğinde olduğu, bu yetkinin ise yalnızca hakime veya mahkemeye ait olduğu, hakimin kusur durumunu belirlemek için uzmanından ihtiyaç duyduğu teknik bilgileri aldıktan sonra gerekçesinde tartışarak kusurun ağırlığını belirleyeceği, dava konusu düzenlemede hukuka aykırılık bulunmadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka uygun bulunduğu ve temyiz dilekçesinde öne sürülen nedenlerin, kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı belirtilerek temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ SULTAN AKSOY KUYUMCU'NUN DÜŞÜNCESİ : </strong>Temyiz isteminin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA </strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE: </strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığınca, listelerinde kayıtlı olan ve kusur durumuna göre bilirkişi raporu hazırlayıp Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasına ve 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunduğu ileri sürülen bilirkişilerin sundukları raporların içerikleri hakkında, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 59. ve devamı maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>Davacının bilirkişi olarak görevlendirildiği dosyalarda düzenlediği raporların bir kısmında tarafların kusur oranlarını ve kusur durumlarını belirlemek suretiyle hukuki nitelendirme veya değerlendirmelerde bulunduğu, bir kısmında ise "sigorta" temel uzmanlık alanı ve "motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanında uzmanlığı bulunmamasına karşın bu alanın konusuna girecek şekilde rapor düzenlediği gerekçesiyle, Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulunun 14/10/2020 tarih ve 2020/271 sayılı kararı ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ve 2. fıkrası gereğince uyarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine Antalya Bilirkişilik Bölge Kurulunun 18/11/2020 tarih ve 2020/418 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir. Anılan karar, Antalya 3. İdare Mahkemesinin 18/03/2022 tarih ve E:2021/590, K:2022/332 sayılı kararı ile "Davacının söz konusu raporları Mahkeme ve savcılık kararlarına istinaden düzenlemiş olduğu, bununla birlikte davacının uzmanlık alanları arasında motorlu taşıt, trafik kazalarına sebebiyet veren teknik sorunlar, adli trafik alanlarının bulunması karşısında davacının uzmanlık alanına girmeyen konularda rapor düzenlediği ve hukuki nitelendirme ve değerlendirme yaptığı gerekçesiyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı" gerekçesiyle iptal edilmiş, iptal kararı istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>Davacı tarafından, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemi ile temyizen incelenen dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT :</strong></p>

<p>04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişilik görevinin kapsamı" başlıklı 269. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişilik görevi, mahkemece yapılan davete uyup tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve bilgisine başvurulan konuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeye bildirmeyi kapsar. ..." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişinin görev alanının belirlenmesi" başlıklı 273. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:</p>

<p>a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.</p>

<p>b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.</p>

<p>c) Raporun verilme süresi.</p>

<p>(2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir." kuralına;</p>

<p>"Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir.</p>

<p>(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir.</p>

<p>(4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz."kuralına;</p>

<p>"Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde,</p>

<p>"(1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>17/12/2004 tarih ve 25673 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişinin atanması" başlıklı 63. maddesinde;</p>

<p>"(1) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına re'sen, Cumhuriyet savcısının, katılanın, vekilinin, şüphelinin veya sanığın, müdafiinin veya kanunî temsilcinin istemi üzerine karar verilebilir. (Değişik cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Ancak, genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. (Ek cümle: 3/11/2016-6754/42 md.) Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez. ..." kuralı,</p>

<p>"Bilirkişi raporu, uzman mütalaası" başlıklı 67. maddesinde,</p>

<p>"(3) (Değişik: 3/11/2016-6754/45 md.) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz." kuralı yer almaktadır.</p>

<p>24/11/2016 tarih ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun;</p>

<p>"Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.</p>

<p>(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz. (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.</p>

<p>...</p>

<p>(6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.</p>

<p>...</p>

<p>(8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz." kuralı;</p>

<p>"Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve görevleri" başlıklı 6. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur.</p>

<p>(2) Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:</p>

<p>...</p>

<p>ç) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek. ..." kuralı;</p>

<p>"Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma" başlıklı 13. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır:</p>

<p>...</p>

<p>ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.</p>

<p>...</p>

<p>(2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir." kuralı;</p>

<p>"Yönetmelik" başlıklı 18. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur. " kuralı yer almıştır.</p>

<p>03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinde, Kanun'un 3. maddesi tekrar edilmiştir.</p>

<p>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Dairesi Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan dava konusu Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde ise,</p>

<p>“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ve Bilirkişilik Yönetmeliği'nin yukarıda yer verilen maddeleri incelendiğinde; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmasının yasak olduğu görülmektedir.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlığın çözümü için, dava konusu "Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesinde yer alan "kusurluluk konusu"nun, hakimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Haksız fiil bakımından kusur kavramı incelenecek olursa;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, haksız fiil sorumluluğunu düzenleyen genel hüküm niteliğindeki 49. maddesinin birinci fıkrasına göre, kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür. Buna göre, bir kişinin bir başkasının uğradığı zararı tazminle yükümlü tutulabilmesi için bir sorumluluk temelinin bulunması gerekir. Bu itibarla, haksız fiil sorumluluğu kural olarak kusur esasına dayalıdır.</p>

<p>Ancak ceza hukukundan farklı olarak, haksız fiil alanında istisnaî olmakla birlikte kusursuz sorumluluk halleri de mevcuttur.</p>

<p>Haksız fiil sorumluluğunda kusurun kast ve ihmal olmak üzere iki türü vardır. Ceza hukukunda eylemin suç teşkil edebilmesi için failin kural olarak kastla hareket etmiş olması gerektiği halde, haksız fiilin gerçekleşmesi bakımından kusurun türü kural olarak önemli değildir. Kusurun varlığı sorumluluk doğurmakta, yokluğu ise sorumluluğu ortadan kaldırmaktadır. Kusurun derecesi ise, tazminat sorumluluğunun doğması bakımından değil, tazminat miktarının belirlenmesi bakımından önemlidir. Tazminat sorumluluğunun doğması için, en hafif ihmal dahi yeterlidir.</p>

<p>Bu konuda Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 03/12/2020 tarih ve E:2019/5890, K:2020/8066 sayılı kararında; "Haksız fiile dayalı tazminat davalarında kusurun belirlenmesi tazminatın doğru tespitinde önemli bir yer tutmaktadır. BK.53.(TBK.74) maddesinde haksız eylemin “kusur” öğesi konusunda hukuk hakimine tanınan yetkiler iki bölüm olup, birincisi “kusur bulunup bulunmadığına”, öteki “kusurun derecesini ve zararın tutarını belirlemeye” ilişkindir. Hakim, kusurun derecesini ve zarar tutarını belirlemede tam bağımsızdır. HMK 266 madde (HUMK 275 md.) hükmüne göre de, kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur. Elde edilen teknik bulgulara göre hakim bu oranı belirlemede ihlal edilen kuralları gözönüne almalıdır.</p>

<p>Yukarıda da değinildiği üzere HMK'nın 266. maddesi uyarınca hakim, bilirkişilerce tespit edilen kusur oranları ile bağlı olmayıp kusura ilişkin teknik verileri kendisi değerlendirerek kusur oranlarını kendisi belirlemelidir. Mahkemece yapılacak iş; bilirkişilerce elde edilen teknik verilerin HMK'nın 266. maddesi çerçevesinde mahkeme hakimince değerlendirilerek, olayın oluş şekline göre davacıya ait otobüs sürücüsünün daha fazla ve asıl kusurlu olduğu gözetilerek, sürücülerin kusur oranlarının tespiti ile hasıl olacak sonuca göre karar vermekten ibaret olup, bu nedenle hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir." ifadeleri ile kusur konusunun teknik değil hukuki bir konu olduğu ve kusurun mahkemece belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Suç bakımından kusur kavramı incelendiğinde;</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksir" başlıklı 22. maddesinin 4. fıkrasında, taksirle işlenen suçtan dolayı verilecek olan cezanın, failin kusuruna göre belirleneceği, birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda, herkesin kendi kusurundan dolayı sorumlu olacağı, her failin cezasının kusuruna göre ayrı ayrı belirleneceği kurala bağlanmıştır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin gerekçesi şu şekildedir:</p>

<p>"...Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk, bir değerlendirmeyle ancak olay hâkimi tarafından yapılabilir. Bu nedenle, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir.</p>

<p>Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlâl edilip edilmediğinin belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesi yaptırılabilir. Örneğin ölümle sonuçlanan bir ameliyat sırasında hastaya yapılan tıbbi müdahalenin tekniğine uygun olarak yapılmış olup olmadığının belirlenmesi açısından bilirkişi incelemesine gerek bulunduğu muhakkaktır. Keza, ölüm veya yaralanma ile sonuçlanan bir trafik kazasında, sürücülerin trafik kurallarına uyup uymadıklarının, hangi trafik kuralının ne suretle ihlâl edildiğinin, trafiğe çıkarılan aracın teknik bakımdan herhangi bir arızasının olup olmadığının belirlenmesi açısından da bilirkişi incelemesi yapılabilir. Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.</p>

<p>Hâkim, bu teknik veriler çerçevesinde somut olayda failin kusurlu olup olmadığını takdir edecektir. Failin kusurlu bulunması durumunda, kusurun ağırlığı ve diğer sebepleri de göz önünde bulundurmak suretiyle suçun kanuni tanımındaki cezanın alt ve üst sınırı arasında bir cezaya hükmedecektir</p>

<p>Birden fazla kişinin taksirle işlediği suçlarda herkes kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle sorumlu tutulur. Taksirli suçun kanuni tanımında belirlenen netice birden fazla kişinin karşılıklı olarak işledikleri taksirli fiiller sonucunda gerçekleşmiş olabilir. Örneğin bir trafik kazasında sürücü ile yaya veya her iki sürücü de taksirle hareket etmiş olabilir. Bu gibi durumlarda neticenin oluşumu açısından her kişinin taksirli fiili dolayısıyla kusurluluğu bir diğerinden bağımsız olarak belirlenmelidir.</p>

<p>Aynı şekilde birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştirilen bir ameliyatın ölüm veya sakatlıkla sonuçlanması durumunda, ameliyata katılan kişiler müştereken hareket etmektedirler. Ancak tıbbın gereklerine aykırılık dolayısıyla ölüm veya sakatlıkla sonuçlanan bu ameliyatta işlenen taksirli suçun işlenişi açısından suça iştirak kuralları uygulanamaz. Kanunun suça iştirake ilişkin hükümleri, kasten işlenen suçlarda suçun işlenişine iştirak eden kişilerin sorumluluk statülerini belirlemektedir. Birden fazla kişinin katılımıyla yapılan ameliyat sırasında meydana gelen ölüm veya sakatlık neticeleri bakımından her bir kişinin sorumluluğu kendi kusuru göz önünde bulundurulmak suretiyle belirlenmelidir. Bu tespitte diğer kişilerin kusurlu olup olmadığı hususu dikkate alınamaz. ..."</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin gerekçesinde de ifade edildiği üzere, kusur değerlendirmesi ancak hakim tarafından yapılabilir. Bilirkişinin görevi ise, hukuk biliminin dışında kalan, teknik bilgi gerektiren alanda tarafların dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışlarının varlığı/yokuluğunu tespitle sınırlı olup, bu tespitler üzerine hakim failin kusuruna göre vereceği cezayı takdir edecektir. Buna göre, örneğin bir trafik kazasında aracın hızının tespiti konusunda bilirkişi incelemesi yaptırılabilir ise de trafik kuralının ihlal edilip edilmediğinin tespiti görevi yargı yerine aittir.</p>

<p>Bu konuda, Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 05/09/2013 tarih ve E:2012/19402, K:2013/19286 sayılı kararında,"Taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluk değerlendirmesi ancak mahkeme hakimi tarafından yapılabilecektir. Bu nedenle 5237 sayılı TCK'da, taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesinden vazgeçilmiştir. Taksir dolayısıyla kusurun belirlenmesi normatif bir değerlendirmeyle mümkün olmakla birlikte, konunun teknik bilgiyi gerektirmesi, hakimin hukuk bilgisiyle sorunu çözemeyeceği durumlarda, bilirkişi incelemesi yaptırılması da gerekebilir, ancak, bu durumlarda dahi, bilirkişinin inceleme yetkisi kusurlulukla ilgili olmayıp, işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesi ile sınırlıdır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 62, 63. ve 67. maddelerinde de bilirkişinin atanması, bilirkişi raporu ve uzman mütalaası alınmasına ilişkin düzenlemelere yer verilerek çözümü uzmanlığı özel veya teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişinin oy ve görüşüne başvurulacağı belirtilmiştir. Ancak, bilirkişi raporlarının mahkemeyi bağlayıcı değil, delilleri değerlendirme vasıtalarından biri olduğu, mahkemelerin gerekçelerini açıklamak suretiyle bilirkişi raporlarına itibar edip etmeme hususunda takdir ve değerlendirme hakkına haiz bulunduğu bilirkişi tarafından münhasıran hakimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmaması gerekmekle birlikte, bu yöndeki bir değerlendirmenin de hakimi bağlayıcı bir yönünün bulunmadığı unutulmamalıdır." ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak, haksız fiilde kusur sorumluluğunda, hukuk biliminin dışında kalan, teknik bilgi gerektiren bir alanda konunun uzmanı bilirkişiye başvurularak elde edilen teknik verileri hakimin kendisi değerlendirerek, bir olayda kusurun kasıt veya ihmal derecesinde olduğunu, ihmal derecesinde ise ağır veya hafif ihmal olduğunu ya da olayın tesadüf sonucu ortaya çıkarak kusurdan arındığını tespit edecek, tazminat miktarını buna göre belirleyecektir. Ceza sorumluluğunda da taksirle işlenen suçlardan dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün olmayıp, ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilecektir.</p>

<p>Bu durumda, Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinde hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu düzenlemenin iptali yolundaki Daire kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalı idarenin temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu düzenlemenin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin Danıştay Onuncu Dairesinin temyize konu 11/03/2025 tarih ve E:2021/3687, K:2025/1505 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 07/01/2026 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.<br />
Başkan - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye - Üye</p>

<p><strong>KARŞI OY </strong></p>

<p>X-Temyiz edilen kararla ilgili dosyanın incelenmesinden; Danıştay Onuncu Dairesince verilen kararın usul ve hukuka aykırı bulunmadığı, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı anlaşıldığından, temyiz isteminin reddi ile temyize konu kararın onanması gerektiği oyuyla, karara katılmıyoruz.</p>

<p>Üye - Üye - Üye</p>

<p>---</p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2021/3687<br />
Karar No : 2025/1505</strong></p>

<p>DAVACI : ...</p>

<p>DAVALI : ... Bakanlığı / ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p><strong>DAVANIN_KONUSU : </strong>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACININ_İDDİALARI : </strong>Dava konusu Standartlar’ın davalı idarenin internet sitesinde yayımlandığı 07/09/2020 tarihinden sonra tarafınca hazırlanan bilirkişi raporlarının incelendiği ve uyarma yaptırımının uygulandığı, dava konusu Standartlar’ın kendisine UETS üzerinden tebliğ edilmesi imkanı varken bunun yapılmadığı, ilanen bildirim yapılmasının işlemi sakatladığı, ilanda hangi kanun yollarına, hangi mercilere ne zaman başvurulacağının belirtilmediği, dava konusu genel düzenleyici işlemin geriye yönelik hüküm ve sonuç doğuramayacağı, yaptırıma esas bilirkişi raporlarının Standartlar’ın yayım tarihinden önce düzenlendiği, disiplin soruşturmasının dayanağı olmadığını anlayan idarenin, işlemlerin dayanağı olması amacıyla dava konusu düzenlemeyi hazırladığı, suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin suç sayıldığının ve bu fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunda gösterilmesi; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirlenmiş olması gerektiği, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nda yer almayan, bilirkişilerin "kusur oranı hesaplaması, yüzdelik kusur bildirmesi" fiillerinin, dava konusu düzenlemenin 27. maddesi ile bilirkişilerin cezalandırılması gereken fiiller hâline getirildiği, Anayasa'nın 38. maddesinin 1. fıkrası gereğince suç ve cezanın ancak kanunla belirlenebileceği, dava konusu düzenlemenin iptal edilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>DAVALININ SAVUNMASI : </strong>Savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ: ...<br />
DÜŞÜNCESİ :</strong> Yasal düzenlemeleri aşar nitelikteki dava konusu düzenlemenin hukuka ve mevzuata aykırı olduğu, bu nedenle iptali gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI: ...<br />
DÜŞÜNCESİ : </strong>Dava, bilirkişi olan davacının Bilirkişilik Kanununun 13/1-ç ve 13/2 maddeleri gereği uyarılmasına ilişkin ... tarih ve ... karar sayılı ... Bilirkişilik Bölge</p>

<p>Kurul Başkanlığı işlemi ile bu işleme yaptığı itirazın reddine dair 18/11/2020 tarih ve 2020/418 karar sayılı ... Bilirkişilik Bölge Kurulu işleminin ve 08/09/2020 tarihinde Bilirkişi Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan "Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartların 27.'nci maddesinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanununun 2/b maddesinde, Bilirkişi: Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olarak ifade edilmiştir. 3. maddesinde; (1) Bilirkişinin, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getireceği, (2) Bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı, (3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı, (4) Bilirkişinin, kendisine tevdi olunan görevi bizzat yerine getirmekle yükümlü olup, görevinin icrasını kısmen yahut tamamen başka bir kimseye devredemeyeceği, hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında, bilirkişilerin, sicilden ve listeden çıkarılacağı şartlar belirlenmiş, ç) bendinde; 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması hali sayılmış, 2. fıkrasında da; birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımının uygulanabileceği hükmü getirilmiştir. 14. maddesinin 1. fıkrasında ise; bilirkişilerin, görevleriyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların ilgili mevzuata uygunluğu bakımından bölge kurulları tarafından resen veya başvuru üzerine denetleneceği, 15. maddesinde de; Bölge kurulu kararlarına karşı, kararın tebliğ veya ilan tarihinden itibaren otuz gün içinde kararı veren bölge kuruluna itiraz edileceği, Bölge kurulunun itiraz üzerine verdiği kararlara karşı yetkili idare mahkemesine dava açılabileceği, hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan Kanun hükmüne dayanılarak hazırlanmış ve 03.08.2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmış olan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin, 11'inci maddesinin 2. Fıkrasında, bilirkişinin görevlendirildiği konuda uzmanlık bilgisi ve tecrübesinin yeterli olmadığını, konunun kendi uzmanlık alanına girmediğini, varsa görevi kabulden kaçınmasını haklı kılacak mazeretini görevlendirmeyi yapan mercie bildirmekle yükümlü olduğu, "Sicil ve listeden çıkarılma" başlıklı 48. maddesinde; (1) Bilirkişilerin; a) Bilirkişiliğe kabul şartlarının kaybedilmesi veya sicile kabul tarihinde gerekli şartların bulunmadığının sonradan tespit edilmesi. b) Kanuni bir sebep olmaksızın bilirkişilik yapmaktan kaçınılması veya raporun belirlenen süre içinde mazeretsiz olarak verilmemesi. c) Bilirkişilik görevi ve bu görevin gerektirdiği etik ilkelerle bağdaşmayan, güven duygusunu sarsıcı tutum ve davranışlarda bulunulması. ç) Temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması. d) Bölge kurulu tarafından yapılacak performans değerlendirmeleri sonucunda yeterli bulunulmaması. e) Bilirkişilik süresinin dolmasına rağmen süresi içerisinde yenileme talebinde bulunulmaması. f) Bilirkişinin sicilden ve listeden çıkarılmayı talep etmesi. şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılacağı, (2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabileceği, kurala bağlanmış, "Denetim ve inceleme" başlıklı 59. maddesinde; (1) bilirkişilerin, görevleriyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladıkları raporların mevzuata uygunluğu bakımından bölge kurulları tarafından resen veya başvuru üzerine denetleneceği, (2) görevlendirmeyi yapan merciin, görevlendirdiği bilirkişinin göreviyle ilgili tutum ve davranışlarının veya hazırladığı raporun mevzuata uygun olmadığına ilişkin kanaat edinmesi durumunda, varsa dayanak bilgi ve belgeleri de ekleyerek, bu hususu bölge kuruluna bildireceği, (3) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına başvuru yapılamayacağı, 60. maddesinde; (1) Bölge kurullarının, bilirkişi raporlarının kanun, tüzük, yönetmelik ve genelgelerde gösterilen usul ve esaslara uygun hazırlanıp hazırlanmadığı ile Daire Başkanlığı tarafından belirlenen rehber ilkelerle bağdaşıp bağdaşmadığı hususlarını denetleyeceği, (2) Bölge kurullarının, bilirkişi raporlarını özel veya teknik bilgi yönünden denetleyemeyeceği, (3) Bilirkişi raporlarına ilişkin yargı mercileri tarafından yapılacak denetimlerin bu Yönetmelik kapsamı dışında olduğu, 61. maddesinde; (1) Bölge kurulu başkanının, bilirkişilik temel ilkeleri ile etik ilkeleri ihlal ettiği iddia edilen bilirkişiler hakkında başvuru üzerine veya resen gerekli inceleme ve araştırmayı bizzat yapabileceği gibi bölge kurulu üyelerinden biri vasıtasıyla da yapabileceği, Bölge kurulu başkanı veya görevlendirilen üyenin, bizzat veya istinabe suretiyle delilleri toplayacağı, gerekli gördüğü kimselerin beyanlarını alacağı ve yapacağı inceleme sonucunda hazırladığı raporu bölge kuruluna sunacağı, (2) Bilirkişi hakkındaki incelemenin, ivedilikle ve her halde başvuru veya resen incelemeye başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde sonuçlandırılacağı, (3) Bölge kurulu başkanı veya görevlendirilen üyenin, inceleme sırasında yargı mercilerinden, kamu kurum ve kuruluşlarından, meslek odalarından, özel hukuk tüzel kişilerinden ve gerçek kişilerden inceleme konusuyla ilgili bilgi ve belge talep edebileceği, ilgililerce bu talebin yerine getirilmesinin zorunlu olduğu, 62. maddesinde; (1) Bilirkişi raporlarının özel veya teknik bilgi yönünden içeriğine ilişkin bölge kurullarına yapılan başvuruların incelenmeksizin reddedileceği, bu yöndeki başvuruların görevlendirmeyi yapan merci ile bilirkişinin bağlı bulunduğu meslek kuruluşu veya görev yaptığı kuruluşlara gönderileceği, (2) Bilirkişiler hakkında yapılan denetim sonucunda 48 inci maddenin birinci fıkrasının (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarma kararı verileceği, (3) Bilirkişiler hakkında yapılan denetim sonucunda 48 inci maddenin birinci fıkrasının (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabileceği, (4) Bilirkişilik sicili ve listesinde kayıtlı olmayıp da 50 nci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca görevlendirilenler ile listeye kaydolmaktan muaf tutulanların, temel ilkeler ile etik ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunduklarının tespit edilmesi hâlinde, görevlendirmeyi yapan merciin yetki çevresinde bulunan bölge kurulu tarafından resen veya başvuru üzerine denetim ve incelemeye tabi tutularak, bölge kurulu kararı ile bilirkişilik yapmaktan yasaklanabileceği, bu kararın, ilan edilmek üzere Daire Başkanlığına bildirileceği,(...), kuralı getirilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 273'ncü maddesi 1/a bendinde, mahkeme bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında inceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi b) bendinde bilirkişinin cevaplaması gereken soruları belirleyeceği, Bilirkişi Açıklamalarının tespiti ve rapor başlıklı 279'ncu maddesinin 4'ncü fıkrasında "Bilirkişi raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz, hakim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirme bulunamaz" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>İncelenen dosyadan, ... Bilirkişilik Bölge Kurulu Listesinde bilirkişi olarak yer alan davacının UYAP Bilişim Sistemi Bilirkişi raporları arşiv araştırma kaydı sorgulama ekranında yer alan bilirkişi raporlarının re'sen incelenmesi sonucu raporlarında hukuki nitelendirme ve değerlendirmeler de bulunduğu ve kayıtlı uzmanlık alanları içinde "sigorta" uzmanlık alanı bulunmamasına rağmen "Motorlu Araç Değer Kaybı" alt uzmanlık alanının inceleme alanının konusuna giren rapor düzenlediği hususunda davacıdan alınan yazılı savunma sonrası davacının 6754 sayılı Kanunun 13/1-c ve 13/2 maddeleri uyarınca uyarılmasına ilişkin işlem üzerine bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>08/09/2020 tarihinde Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan dava konusu düzenlemenin 27. maddesinde; "Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hakimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hakimin yetkisinde olan kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hakimin yerine geçmeyi ifade eder." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>08/09/2020 tarihinde Daire Başkanlığının internet sitesinde yayımlanan Düzenleyici işlem yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Yukarıda yer alan yasal düzenlemelere göre çözümü ve uzmanlığı ve özel teknik bilgiyi gerektiren hallerde bilirkişiye başvurulacağı belirtilmiştir. Kural olarak bilirkişinin yetkisi kendine verilen görevle sınırlı olmalıdır. Buna göre davanın türü ve maddi olayın niteliğine, göre hakim tarafından belirlenen soru çerçevesinde rapor hazırlamakla sorumlu olan bilirkişi tarafından inceleme konusunun sınırını aşacak nitelikte hukuki değerlendirme yapmasına olanak bulunmadığından söz konusu düzenlemede hukuka ve yasaya aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Davacının uyarılmasına ilişkin olarak tesis edilen işlem yönünden;</p>

<p>Davacıya ... Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığı tarafından uyarma yaptırımı uygulanmasına ilişkin işlemin sebebinin, davacının bilirkişi raporlarında tarafların kusur oranların ve kusur durumlarını belirterek hukuki nitelendirmede bulunduğu, bunun Bilirkişilik Kanununun 3/2 maddesine aykırı olduğu, birçok dosyada hukuki nitelendirmede bulunduğu uzmanlık alanı içinde yer almayan "Sigorta Temel Uzmanlık Alanının" "Motorlu Araç Değer Kaybı" alt uzmanlık alanında rapor düzenlemek olduğu anlaşılmaktadır. Davacının çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren sorunun mahkemece açıkça belirtildiği konu kapsamı sınırlarının açıkça gösterilerek görevlendirildiği, buna göre düzenlediği raporların mahkeme hakimince kabul edildiği, UYAP'ta görev seçiminde kusur oranının tespiti altında başlık bulunduğu hususundaki iddialarının aksi yönde bir tespitin yapılmadığı, bilirkişinin kendisinden istenilen inceleme konusu ile sınırlı sorumluluğu bulunduğu gözönünde alındığında düzenlediği raporlarda kusur, kusur oranının belirlenmesi nedeniyle hukuki nitelendirme yaptığından bahisle uyarma yaptırımı uygulamasında hukuki isabet bulunmamakla birlikte, raporların bir kısmında maddi olguların ilgili mevzuat kapsamında uygun olup olmadığı yönünden hukuki değerlendirmelerde bulunduğu, makine mühendisi olan davacının sigorta "temel uzmanlık alanının" "Motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanının inceleme konusuna giren hasar hesabı yapmak suretiyle rapor düzenlediği anlaşıldığından, Bilirkişi Yönetmeliği'nin 11/2'nci fıkrasını ihlal eden davacıya uyarma yaptırımı uygulanmasına ilişkin işlemde hukuk aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>MADDİ OLAY VE HUKUKİ SÜREÇ :</strong></p>

<p>... Bilirkişilik Bölge Kurulu Başkanlığınca, listelerinde kayıtlı olan ve kusur durumuna göre bilirkişi raporu hazırlayıp Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasına ve 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunduğu ileri sürülen bilirkişilerin UYAP Bilişim Sistemi Bilirkişi Raporları Arşiv Kaydı Sorgulama ekranına göre sunmuş oldukları raporların içerikleri hakkında, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 9. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendi ve Bilirkişilik Yönetmeliği’nin 59. ve devamı maddeleri uyarınca inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>Kamulaştırma (Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları), Güneş Enerjisi, Rüzgar Enerjisi, Nükleer Enerji, Enerji Verimliliği, Basınçlı Hava Tesisatı, Basınçlı Kaplar, Buhar Tesisatı, Doğal Gaz Tesisatı, Havalandırma Tesisatı, Hijyenik (Temiz Oda ve Ameliyathane) Klima Tesisatı, Isıtıcı, Soğutucu, Klima, İklimlendirme Cihazları, Kalite Yönetimi, Klima Tesisatı, Lpg Tesisatı, Alet ve Makine Değerleme, Mekanik Tesisatı (Isı Yalıtımı, Sıhhi Tesisat, Pis Su Tesisatı, Isıtma Tesisatı), Motorlu Taşıt, Trafik Kazalarına Sebebiyet Veren Teknik Sorunlar, Soğutma Tesisatı, Makine ve Teçhizat, Araç, Ekipman, Alet, İş Makinaları Gibi Menkul İşletme Tesisatının Değerlemesi, Yangın Söndürme Tesisatı, Yangın Algılama ve Uyarma Sistemleri, Kamulaştırma (Mühendis, Mimar, Şehir Plancıları), Adli Trafik, İz İncelemeleri, Asansör Tesisatı, Hidrolik Pnömatik Sistemler, Kaldırma ve İletme Makinaları, Medikal Gaz Tesisatı, Sanayi Tipi Mutfak ve Çamaşırhane Tesisatı, Yüzme Havuzu ve Filtrasyon Tesisatı, Arıtma Tesisatı, İş Sağlığı ve Güvenliği uzmanlık alanlarında bilirkişi olarak görev yapan davacının, ... ... ...... ... ... sayılı dosyalarında bilirkişi olarak görevlendirildiği, bu kapsamda düzenlenen raporların bir kısmında tarafların kusur oranlarını ve kusur durumlarını belirlemek suretiyle hukuki nitelendirme veya değerlendirmelerde bulunduğu, bir kısmında ise "sigorta" temel uzmanlık alanı ve "motorlu araç değer kaybı" alt uzmanlık alanında uzmanlığı bulunmamasına karşın bu alanın konusuna girecek şekilde rapor düzenlediği iddiasıyla davacı hakkında inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>İnceleme sonucunda, ... Bilirkişilik Bölge Kurulunun ... tarih ve ... sayılı kararı ile 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendi ve 2. fıkrası gereğince davacının uyarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karara karşı davacı tarafından itiraz edilmesi üzerine ... Bilirkişilik Bölge Kurulunun 18/11/2020 tarih ve 2020/418 sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.<br />
Bunun üzerine anılan Standartlar’ın ilgili kısmı ile birlikte Kurul kararlarının iptali istemiyle açılan dava sonucunda ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile dava dilekçesinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Anılan kararın 30/04/2021 tarihinde tebliğinin ardından davacı tarafından Kurul kararları ile Standartlar'a karşı ayrı dilekçeler ile dava açılması sonucunda, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemini içeren dilekçe üzerine oluşturulan dava dosyası ... İdare Mahkemesinin... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile Danıştay'a gönderilmiş ve Dairemizin 2021/3687 sayılı esasına kaydedilmiştir.</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
ESAS YÖNÜNDEN:</strong></p>

<p>İlgili Mevzuat:</p>

<p>04/02/2011 tarih ve 27836 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun;</p>

<p>"Bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller" başlıklı 266. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez." hükmüne;<br />
"Bilirkişilik görevinin kapsamı" başlıklı 269. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişilik görevi, mahkemece yapılan davete uyup tayin edilen gün ve saatte mahkemede hazır bulunmayı, yemin etmeyi ve bilgisine başvurulan konuda süresinde oy ve görüşünü mahkemeye bildirmeyi kapsar.<br />
..." hükmüne;</p>

<p>"Bilirkişinin görev alanının belirlenmesi" başlıklı 273. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, tarafların da görüşünü almak suretiyle bilirkişinin görevlendirilmesine ilişkin kararında, aşağıda belirtilen hususlara yer vermek zorundadır:<br />
a) İnceleme konusunun bütün sınırlarıyla ve açıkça belirlenmesi.<br />
b) Bilirkişinin cevaplaması gereken sorular.<br />
c) Raporun verilme süresi.</p>

<p>(2) Bilirkişiye, görevlendirme yazısının ekinde, inceleyeceği şeyler, dizi pusulasına bağlı olarak ve gerekiyorsa mühürlü bir biçimde teslim edilir; ayrıca bu husus tutanakta gösterilir." hükmüne;<br />
"Bilirkişi açıklamalarının tespiti ve rapor" başlıklı 279. maddesinde,</p>

<p>"(1) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü yazılı veya sözlü olarak bildirmesine karar verir.<br />
(2) Raporda, tarafların ad ve soyadları, bilirkişinin görevlendirildiği hususlar, gözlem ve inceleme konusu yapılan maddi vakıalar, gerekçe ve varılan sonuçlarla, bilirkişiler arasında görüş ayrılığı varsa, bunun sebebi, düzenlenme tarihi ve bilirkişi ya da bilirkişilerin imzalarının bulunması gerekir. Azınlıkta kalan bilirkişi, oy ve görüşünü ayrı bir rapor hâlinde de mahkemeye sunabilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, bilirkişinin oy ve görüşünü sözlü olarak açıklamasına karar verirse, bilirkişinin açıklamaları tutanağa geçirilir ve tutanağın altına bilirkişinin de imzası alınır. Kurul hâlinde görevlendirme söz konusu ise bilirkişilerin bilgilerine başvurulan hususu hemen aralarında müzakere etmelerine imkân tanınır ve müzakere sonucunda açıklanan oy ve görüş, tutanakla tespit edilip; tutanağın altı, bilirkişilere imza ettirilir.</p>

<p>(4) Bilirkişi, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz." hükmüne;<br />
"Bilirkişinin oy ve görüşünün değerlendirilmesi" başlıklı 282. maddesinde,</p>

<p>"(1) Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir." hükmüne yer verilmiştir.<br />
24/11/2016 tarih ve 29898 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun;<br />
"Temel ilkeler" başlıklı 3. maddesinde,</p>

<p>"(1) Bilirkişi, görevini dürüstlük kuralları çerçevesinde bağımsız, tarafsız ve objektif olarak yerine getirir.</p>

<p>(2) Bilirkişi, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz.</p>

<p>(3) Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz.<br />
...<br />
(6) Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren sorun açıkça belirtilmeden ve inceleme yaptırılacak konunun kapsamı ile sınırları açıkça gösterilmeden bilirkişi görevlendirilemez.<br />
...<br />
(8) Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi ile bu Sisteme entegre bilişim sistemleri veya yazılımlar vasıtasıyla ulaşılabilen bilgiler veya çözülebilen sorunlar için bilirkişiye başvurulamaz." hükmü;<br />
"Bilirkişilik Daire Başkanlığı ve görevleri" başlıklı 6. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişilik hizmetlerinin etkin, düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesini sağlamak amacıyla bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek üzere Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü bünyesinde Bilirkişilik Daire Başkanlığı kurulur. Daire Başkanlığı, bir daire başkanı ile yeteri kadar tetkik hâkimi ve diğer personelden oluşur.<br />
(2) Daire Başkanlığının görevleri şunlardır:<br />
...<br />
ç) Temel ve alt uzmanlık alanlarına göre bilirkişilerin uyacağı rehber ilkeleri ve hazırlayacağı raporların standardını belirlemek.<br />
..." hükmü;</p>

<p>"Bilirkişilik sicilinden ve listesinden çıkarılma" başlıklı 13. maddesinde,<br />
"(1) Bilirkişiler, aşağıdaki şartlardan birinin gerçekleşmesi hâlinde sicilden ve listeden çıkarılır: ...<br />
ç) 3 üncü maddede belirtilen temel ilkelere aykırı olarak bilirkişilik faaliyetinde bulunulması.<br />
...<br />
(2) Birinci fıkranın (b), (c), (ç) ve (d) bentlerinde belirtilen hâllerde ihlalin niteliğine göre sicilden ve listeden çıkarma yaptırımı yerine uyarma veya bir yıla kadar geçici süreyle listeden çıkarma yaptırımı uygulanabilir." hükmü;<br />
"Yönetmelik" başlıklı 18. maddesinde,<br />
"(1) Bu Kanunun uygulanmasına ilişkin yönetmelikler Bakanlık tarafından yürürlüğe konulur. " hükmü yer almıştır.<br />
03/08/2017 tarih ve 30143 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Bilirkişilik Yönetmeliği'nin 5. maddesinde, Kanun'un 3. maddesi aynı başlıkla ve aynı metin olarak yer almıştır.<br />
Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Dairesi Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan dava konusu Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde,<br />
“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Dava Konusu Düzenlemenin İncelenmesi:<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddeleri incelendiğinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı; bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kural altına alınmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan hükümlere benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kural hâline getirilmiştir.</p>

<p>Esasen anılan hükümler, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın, yargı yetkisinin, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılmasını öngören 9. maddesinin zorunlu ve doğal sonucu olup; çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektirmeyen ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulması, yargı yetkisinin devri anlamına gelebileceğinden, mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim bu husus, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinin 2. fıkrasının gerekçesinde, "...uyuşmazlığın çözümü, hâkimin hukuk bilgisi dışında özel veya teknik bilgiyi gerektirmesi halinde bilirkişi görevlendirilebilecektir. Özel bilgiden maksat, hukuk bilimi dışında belirli bir bilim dalının araştırıp ortaya koyduğu sonuçlara ilişkin bilgidir. Teknik bilgiden maksat ise fizik, kimya, matematik gibi pozitif bilimlerin verilerinden elde edilen bilgidir. Düzenlemeyle bilirkişinin, raporunda veya yargı mercilerinin önünde sözlü olarak oy ve görüşünü açıkladığı sırada hukuki değerlendirmelerde bulunamayacağı hususu açık ve kesin olarak hüküm altına alınmaktadır. Çünkü iddia edilen eylemin veya maddi vakıaların hukuki niteliğinin tayini ve bunların delillerle ilişkilendirilerek bir sonuca varılması yani hukukun olaya uygulanması, bilirkişinin değil hâkimin asli görevidir. Bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu-hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir. ..." ifadelerine yer verilmek suretiyle açıklanmıştır.</p>

<p>Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük'te, oy; "bir toplantıya katılanların, bir sorunla ilgili birkaç seçenekten birini tercih etmesi"; görüş ise "bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir; kanaat" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, mahkemece bütün sınırları ile açıkça belirlenen ve soruları hazır edilen inceleme konusu hakkında oy ve görüşünün alınmasına karar verilen bilirkişi, çizilen sınırlar dahilinde soruları cevaplandıracak şekilde raporunu hazırlamak, oy ve görüşünü ortaya koymakla yükümlüdür. 6754 sayılı Kanun'un gerekçesinde de ifade edildiği gibi, bilirkişinin asıl fonksiyonu, hâkim tarafından ortaya konulan teknik konu - hukuki konu ayrımı doğrultusunda herhangi bir hukuki değerlendirmede bulunmadan sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları aktarmaktan ibarettir.</p>

<p>Buna göre, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların lafzı, amacı ve gerekçesi birlikte değerlendirildiğinde; bilirkişinin hukuk bilimi dışındaki özel ve teknik bilgisini mahkemece yöneltilen sorular çerçevesinde somut olaya uygulaması suretiyle ulaştığı sonucu ifade eden "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, bilirkişiye 6100 ve 6754 sayılı Kanunlar ile verilip ilgili mahkemece dosya bazında tevdi edilen görev tanımı ve yetki sınırları dahilinde kaldığı, aksi durumda bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın sağlanmasına, yani uyuşmazlığın çözümüne etki eden özel ve teknik bilgiye tam olarak ulaşıldığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>Bir diğer ifadeyle, bilirkişinin, uyuşmazlığa esas konuda oy ve görüşünü (inceleme konusu üzerinde vardığı kanaati) ortaya koyması, varmış olduğu sonuçları aktarırken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmamak kaydıyla, 6100 ve 6754 sayılı Kanun'lara dayanmaktadır. Ancak bilirkişinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaması, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak vardığı kanaati ortaya koyamacağı anlamına gelmemektedir. Kaldı ki 6100 sayılı Kanun'un 282. maddesinde belirtildiği gibi hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirecektir.</p>

<p>Bilirkişinin oy ve görüşü, gerekçesinin de ortaya konulması kaydıyla, mahkemeler yönünden bağlayıcı nitelikte bir delil değildir.</p>

<p>Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan ve davaya konu edilen düzenlemede ise, bilirkişinin, münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, aksi yöndeki tutumun bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade edeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi mahkemeye iletmek veya bu bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulamak suretiyle varmış olduğu sonuçları -yani oy ve görüşünü- aktarmak hususunda kanunen yetkisi olan ve mahkeme kararı gereği tevdi edilen dosya bakımından bu yetkisini kullanmakla yükümlü bulunan bilirkişilerin, kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) konusunda herhangi bir değerlendirme yapamayacağı, uyuşmazlığın içeriğine bakılmaksızın her ne surette olursa olsun bir görüş belirtemeyeceği yolundaki dava konusu genel düzenleyici işlemin, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların yukarıda aktarılan hükümlerinin lafzına ve amacına aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin İPTALİNE,</p>

<p>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ... TL yargılama giderinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>3. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>4. Bu kararın tebliğini izleyen günden itibaren 30 (otuz) gün içinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'na temyiz yolu açık olmak üzere, 11/03/2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(X)-KARŞI OY:</strong><br />
Dava, Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığının resmi internet sayfasında 07/09/2020 tarihinde yayımlanan Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar’ın 27. maddesinde yer alan “Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.” ibaresinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun bilirkişiliğe yönelik maddeleri incelendiğinde; mahkemenin, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine veyahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği; hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı; bilirkişinin, raporunda ve sözlü açıklamaları sırasında çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı, hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; hâkimin, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendireceği kural altına alınmıştır.</p>

<p>6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun 3. maddesinde de 6100 sayılı Kanun'da yer alan hükümlere benzer şekilde; bilirkişinin, raporunda çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamayacağı; hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamayacağı; genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamayacağı kural hâline getirilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, anılan Kanun hükümlerine uygun olarak, bilirkişinin "kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)" tespitinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunması kapsamında kabul edilerek yasaklanması yolunda getirilen düzenlemede hukuka aykırılık görülmediğinden, davanın reddi gerektiği oyu ile Daire kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="22240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eskişehir Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/eskisehir-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/eskisehir-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Eskişehir Büyükşehir Belediyesi İmar Yönetmeliği, 08 Nisan 2026 Tarihli ve 33218 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eskişehir Büyükşehir Belediyesinden:</strong></p>

<p><strong>ESKİŞEHİR BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ İMAR YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Eskişehir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisinde plan, fen, sağlık ve sürdürülebilir çevre şartlarına uygun yapı ve yapılaşma ile projelendirmeye ve denetime ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisindeki uygulama imar planı bulunan alanları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 15 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun ek 5 inci maddesi ve 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 69 uncu maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan tanımların yanı sıra bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Bahçe duvarı: Parsel sınırlarını aşmayan, bitişik parseller arasında ortak duvar olarak da yapılabilen ve yan yüklere maruz kalmayan bahçe sınırlayıcılarını,</p>

<p>b) İstinat duvarı: Yol veya bitişik parseller arasında düzenlenen, vaziyet ve aplikasyon planında gösterilen, farklı düzeydeki zeminlerde oluşan zemin etkilerini güvenlikle karşılamada, zemini tabi şev açısından daha dik tutmak amacı ile inşa edilen ve düşey veya düşeye yakın duvarı,</p>

<p>c) Kat terası: Ana kütle üzerinde yükselen bloklardan arta kalan alanlar ile son kat çatı terası olarak kabul edilen alanlar hariç, bir alttaki kata göre geri çekilerek inşa edilen katın önünde kalan, suyun tahliyesi için yeterli eğim verilen, bulunduğu iklim bölgesine uygun ısı ve su yalıtımları yapılan, çakıl, toprak, çim ve benzeri doğal örtüler ile kaplanarak iklime uygun bitkilendirilebilen alanı,</p>

<p>ç) Mansard tipi çatı: İlk eğimi ikinci eğimden daha dik açılı olan iki eğimli çatı tipini,</p>

<p>d) Süs havuzu: Parsel sınırına 2 metreden fazla yaklaşmamak kaydıyla bahçe mesafeleri içerisinde de düzenlenebilen, peyzaj öğesi olarak kullanılan ve derinliği 0.50 metreyi geçmeyen havuzları,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Genel İlkeler</p>

<p><strong>Genel ilkeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Genel ilkelere yönelik olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 5 inci maddesine uyulur.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Arsalara İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Parsel büyüklükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) İmar planında gösterilen çeşitli bölgelerde imar planı ile getirilmiş farklı hükümler yoksa yapılacak ifrazlarda, elde edilecek yeni parsellerin asgari ölçüleri; arazi meyili, yol durumu, mevcut yapılar ve benzeri gibi mevkiin özellikleri ile bu parsellerde yapılması mümkün olan yapıların ölçüleri ve yöresel ihtiyaçları da göz önünde tutularak tespit olunur. Bu tespit sırasında ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen şartlar ihlâl edilemez.</p>

<p>(2) Parsel genişlikleri;</p>

<p>a) Konut ve ticaret bölgelerinde:</p>

<p>1) 4 kata kadar (4 kat dâhil) inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: 6.00 metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + 6.00 metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (6.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>2) 6 kata kadar (6 kat dahil) inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: 8.00 metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (8.00) metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (8.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>3) 9 kata kadar (9 kat dâhil) inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: (9.00) metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (9.00) metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (9.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>4) 10 veya daha fazla katlı inşaata müsait yerlerde:</p>

<p>Bitişik nizamda: (12.00) metreden,</p>

<p>Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (12.00) metreden,</p>

<p>Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (12.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>b) Yalnız 1 katlı dükkân yapılacak ticaret ve küçük sanayi bölgelerinde:</p>

<p>1) Bitişik nizamda: (5.00) metreden,</p>

<p>2) Blok başlarında: Yan bahçe mesafesi + (5.00) metreden,</p>

<p>3) Ayrık nizamda: Yan bahçe mesafeleri toplamı + (5.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>c) Sanayi bölgelerinde, 30.00 metreden az olamaz.</p>

<p>ç) Akaryakıt istasyonlarında 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>d) Konut dışı kentsel çalışma alanlarında, 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>e) Bu fıkradaki ölçülerin tespitinde, köşe başına rastlayan parsellerde yol tarafındaki yan bahçe yerine, o yol için tayin edilmiş ön bahçe mesafesi alınır.</p>

<p>(3) Parsel derinlikleri:</p>

<p>a) Konut ve ticaret bölgelerinde:</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (13.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (13.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>b) Ticaret bölgelerinde (Yalnız 1 katlı dükkân yapılması halinde):</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (5.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (5.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>c) Küçük sanayi bölgelerinde:</p>

<p>1) Ön bahçesiz nizamda: (6.00) metreden,</p>

<p>2) Ön bahçeli nizamda: Ön bahçe mesafesi + (6.00) metreden,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>ç) Sanayi bölgelerinde, 30.00 metreden az olamaz.</p>

<p>d) Akaryakıt istasyonlarında 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>e) Konut dışı kentsel çalışma alanlarında, 40.00 metreden az olamaz.</p>

<p>(4) Parsel alanları, konut dışı kentsel çalışmaları alanlarında 2000 m<sup>2</sup>’den az olamaz.</p>

<p>(5) Parsel büyüklükleri hakkındaki hükümlere uymayan arsalarda, yeni veya ilave yapı ruhsatı düzenlenemez.</p>

<p><strong>İfraz ve tevhit</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Parselasyon planı bulunan yerlerde, daha sonra plan değişikliği veya revizyonu yapılması halinde bu planlar ile belirlenen; umumi hizmet alanına isabet eden taşınmazlar ile imar istikameti önünde kalan donatı alanları, kamu eline geçmeden tevhit ve ifraz yapılamaz.</p>

<p>(2) Bir imar adasında, mevzuatına uygun binalar dikkate alınarak ve yeni inşa edilecek binaların şematik konumu çizilerek ada bazında etüt yapılıp, ada içindeki parsel dağılımının yapıların estetiği ve sokak silüetini bozmayacak şekilde olduğu ortaya konulmadan, ifraz ve tevhit işlemi yapılamaz.</p>

<p>(3) Mevcut haliyle yapılaşmaya elverişli olmayan parsellere ilişkin olarak, ilgili idarenin tebliğ tarihinden itibaren 3 ay içerisinde parsellerin maliklerinin kendi aralarında anlaşamadığı takdirde resen tevhit ve ifraz yoluyla işlem yapmaya ilgili idare yetkilidir.</p>

<p>(4) İmar planı ile mahreç aldığı yolu kapanan ve imar adası ortasında kalan, yola cephesi bulunmayan parseller ifraz edilemez.</p>

<p>(5) İmar planı ile kapanan yollarda kalan, yola cephesi olmayan parsellere imar yoluna cephe sağlayacak şekilde arazi düzenlemesi yapılmadan kapanan yollar, ifraz ve tevhide konu edilemez veya ayrı bir parsel olarak değerlendirilemez.</p>

<p>(6) Taşkın, heyelan ve kaya düşmesi gibi afet alanlarında bulunan sıhhi ve jeolojik mahzurları olan veya bunlar gibi tehlikeli durumlar arz etmesi yüzünden imar planlarına veya ilgili idarelerce hazırlanmış veya onaylanmış raporlara göre yapı yapılması yasaklanan alanlar ifraz edilemez, bu gibi yerlerde arazi takviyesine matuf tesisler harici yapı yapılamaz. Ancak;</p>

<p>a) Sadece bir kısmı yapılaşmaya yasaklanan alanda kalan parsellerin yapılaşmaya uygun kısımları,</p>

<p>b) Bu fıkradaki nedenlerle ağaçlandırılacak alan olarak gösterilen alanlarda kalan parsellerin yasaklamaya tabi olmayan kısımları,</p>

<p>c) İmar planlarında özel mülkiyet içinde kalıp tarım yapılacak alanların yasaklamaya tabi olmayan kısımları İl Tarım ve Orman Müdürlüğünün görüşü alınarak,</p>

<p>ifraz edilebilir.</p>

<p>(7) Kademe hattı belirlenen yerlerde imar planında aksine bir hüküm yoksa ifraz ve tevhit zorunlu değildir. Ancak kademe hattı belirlenen imar parsellerindeki ifraz ve tevhit talepleri kademe hattı dikkate alınarak gerçekleştirilir.</p>

<p>(8) Çeşitli kamu ve hizmet tesislerinin yapılması için gereken kamulaştırmalar yüzünden bu hizmet ve tesisler için lüzumlu parçalara ayrılmasını sağlamak üzere yapılacak ifrazlar bu Yönetmelikteki ifraz şartlarına tabi değildir.</p>

<p>(9) Aynı yapı nizamı ve kullanım kararına sahip parsellerin tevhit edilmeleri halinde uygulama imar planında; tevhit sonrası elde edilen parselin taban alanı ve katlar alanı, tevhit öncesi parsellerin ayrı ayrı hesaplanan taban alanları ve katlar alanları toplamını geçemez. Plan üzerinde ölçüsü belirlenmiş blok nizamında olan parsellerin tevhidi halinde, tevhit öncesi parsellerin blok ölçüsü ile belirlenmiş inşaat alanı hakları toplamı aşılamaz. İfrazla/tevhitle oluşan parsellerin taban alanı ve katlar alanı toplamı, ifrazdan/tevhitten önceki taban alanı ve katlar alanı toplamını geçemez.</p>

<p>(10) Yapı nizamı veya kullanım kararı birbirinden farklı parseller ve farklı yollardan cephe alan ara parseller ile imar planında ifraz hattıyla birbirinden ayrılan parseller tevhit edilemez.</p>

<p>(11) İmar adasındaki aynı veya farklı yapı nizamı bulunan parsellerin bahçelerinin daha etkin kullanılabilmesi amacıyla; ilgili parsel maliklerinin muvafakati alınmak, her bir parsel sınırı korunmak ve bu sınırlara göre planda verilen yapılaşma koşulları ayrı ayrı uygulanmak kaydıyla, tevhit koşulu olan kot ve cephe sınırlamalarına bakılmaksızın ve parseller tevhit edilmeksizin vaziyet planı idarece onaylanarak ve tapuda beyanlar hanesine şerh düşülerek açık veya tamamen gömülü olmak ve dilatasyonla ayrılmak kaydıyla kapalı, ortak otopark uygulaması yapılabilir.</p>

<p>(12) Aynı yoldan cephe alan ve aralarında 4.50 metre ve daha fazla kot farkı bulunan imar parsellerinin tevhidi halinde parsellerin bitiştiği sınırda bu Yönetmeliğe göre kademe yapılması ve kat adedinin ve bina yüksekliğinin, her kademenin kendi içinde değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>(13) Maliklerinin talebi üzerine mevcut bitişik parsellerde, uygulamayı kolaylaştırmak ve birbirleri ile olan sınırlarının düzeltilmesine yönelik ifraz ve tevhit işlemlerinde, parsel sayısı değiştirilmemek kaydıyla, bu Yönetmelikte bahsedilen asgari ifraz şartları aranmaz.</p>

<p>(14) Uygulama imar planı ile farklı kat adedi veya yükseklik getirilmiş imar parselleri tevhit edildiği takdirde tevhit edilen parsellere verilen yükseklik değerleri aşılamaz, tevhit edilen parsellerin kesiştiği sınırda plan kararına uygun kademe yapılır.</p>

<p><strong>Parsele ilişkin hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Parselasyon planına göre müstakil yapı yapılmasına müsait tapuya tescilli imar parseli oluşması ve mülkiyet değişikliği olmaması halinde; yapılaşma için, parselasyon planının tamamının tapuya tescil şartı beklenmez.</p>

<p>(2) Parsel büyüklükleri hakkındaki hükümlere uymayan arsalar mevzuat hükümlerine göre yapı yapılmasına müsait hale getirilinceye kadar veya bu mümkün olmadığı takdirde kamulaştırılıncaya kadar, bu parsellerdeki mevzuatına uygun yapılmış mevcut yapıların olduğu gibi kullanılmasına, tadilatına veya imar planına aykırı olmamak kaydıyla işlev değişikliğine izin verilir.</p>

<p>(3) Tamamı umumi hizmetlere ayrılan yerlere rastlayan veya kalan parçası plan ve bu Yönetmelik hükümlerine göre yapı yapılmasına müsait olmayan arsalar, kamulaştırılıncaya kadar sahipleri tarafından olduğu gibi kullanılmaya devam olunur.</p>

<p>(4) Komşu parsellerin mevzuatına uygun olarak yapılaşmış olması nedeni ile müstakil kalan ve asgari parsel büyüklüklerine uymayan parsellere; fen, sanat ve sağlık kuralları ile bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine uygun yapı yapılmasına izin verilir.</p>

<p>(5) İmar planında yapı nizamı belirlenmeyen hallerde ayrık nizam uygulanır.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yapılaşmaya İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Yol genişliklerine göre bina kat adetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) 1/10/2017 tarihinden önceki mevcut uygulama imar planlarında kat adetleri veya bina yükseklikleri belirtilmemiş parsellerde;</p>

<p>a) Bina yükseklikleri, 28 inci maddede katın bulunduğu konuma göre ayrı ayrı belirtilmiş olan azami kat yüksekliklerinin aşağıda belirtilen kat adetleri ile çarpımı ile bulunan toplam yüksekliği aşmamak üzere belirlenir:</p>

<p>İmar Planına göre En Çok Kat Adedi</p>

<p>Yol genişliği (metre) (Bodrum Hariç)</p>

<p>Yol Genişliği ≤ 7.00 2</p>

<p>7.00 &lt; Yol G. ≤ 10.00 3</p>

<p>10.00 &lt; Yol G.≤ 12.00 4</p>

<p>12.00 &lt; Yol G.≤ 15.00 5</p>

<p>15.00 &lt; Yol G.≤ 20.00 6</p>

<p>20.00 &lt; Yol G.≤ 25.00 8</p>

<p>25.00 &lt; Yol G.≤ 35.00 10</p>

<p>35.00 &lt; Yol G.≤ 50.00 14</p>

<p>50.00 &lt; Yol Genişliği 18</p>

<p>b) Bu maddenin uygulanmasındaki yol genişlikleri, parselin ön cephesinde yer alan yolun planda belirtilen genişliği veya planda belirtilmemiş ise ön bahçe, yeşil alan, refüj, meydan, otopark, demiryolu, su kanalı gibi unsurları içermeyen yolun genişliği esas alınır.</p>

<p>c) Kat adetleri, binanın kot aldığı noktaya göre hesaplanır. Ancak artan kat yüksekliğinden faydalanılmak suretiyle binanın hiç bir cephesinde bodrum katlar hariç kat sayısı artırılamaz. İmar planlarında gösterilen bina yüksekliklerinin veya kat adetlerinin birbirlerine tahvillerinde veya neye tekabül ettiklerinin tespitinde bu esaslar ile binanın kot aldığı noktaya en fazla 1.2 metre eklenmek suretiyle belirlenen subasman kotu dikkate alınır.</p>

<p><strong>Binalara kot verilmesine ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) İmar planlarında aksine bir hüküm bulunmaması halinde yoldan kotlandırma esastır.</p>

<p>(2) Kot alınan noktanın tespitinde sokak silüeti dikkate alınır.</p>

<p>(3) Bir parselde birden fazla bina yapılması durumunda, arazi yapısına ve yollara uyumlu kotlandırma yapmak için, ilgili idarenin imar birimince onaylanacak vaziyet planına göre her bina için kendisine yakın yoldan veya tabii zeminden kotlandırma yapılır.</p>

<p>(4) Viyadük, köprü gibi parsele giriş çıkış yapılamayan yerlerden, parklardan ve parsele bitişik olmayan yollardan binalara kot verilemez.</p>

<p>(5) Tabii zeminden kotlandırma ile kademelendirme işlemlerinde ada bazında değerlendirme yapılır.</p>

<p>(6) Mevcutta yapılaşma olup olmadığına bakılmaksızın, gelişme alanlarında ilgili kurum ve kuruluşlarla koordinasyon halinde, bütüncül olarak kırmızı kot çalışması tamamlanıp idaresince onaylanmadan binalara kot verilemez.</p>

<p><strong>Yoldan kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Binalara parselin kot aldığı yol cephesinin bina köşeleri hizasındaki en yüksek tretuvar seviyesinden kot verilir.</p>

<p>(2) Tretuvar seviyesi, kırmızı kota göre belirlenen yol seviyesinin 0.18 metre üstü olarak kabul edilir.</p>

<p>(3) Kotlandırma yapılması için, yolun yapımının tamamlanmış olması veya yol projesinin onaylanarak kırmızı kot çalışmasının yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Henüz oluşmamış yollarda kot talebi halinde bordür/tretuvar üst seviyesi, ilgili idare tarafından 10 iş günü içerisinde hazırlanacak projeye göre belirlenir.</p>

<p>(5) Parselin kot aldığı yolun eğiminden dolayı zemin kat taban kotunun kot alınan noktaya göre en fazla 4.50 metre yükseldiği noktalarda binalarda kademe yapılması mecburidir. Her kademenin kendi hizasındaki en düşük bordür kotundan itibaren yüksekliği en çok 4.50 metre olmak zorundadır. Kademelendirme, kot aldığı noktaya göre olması gerekli saçak seviyesi dikkate alınarak üst katlarda da yapılır.</p>

<p>(6) Kademelendirmede her kademe, cephe boyunca 6.00 metreden aşağı olamaz. Son kademenin 6.00 metreden az olması durumunda bir önceki kademe seviyesine uyulur. Ayrıca her kademedeki bina yüksekliği imar planı ile belirlenen saçak seviyesini geçemez.</p>

<p>(7) Yoldan kotlandırılan binalarda yoldan düşük olan parsellerin arka köşe noktalarının en düşük yol kotundan 3.50 metreden daha fazla kot farkı olması durumunda bina derinliği boyunca beşinci ve altıncı fıkralardaki kademelendirme esaslarına göre kademelendirilir.</p>

<p>(8) % 20’den fazla eğime sahip yollarda; bitişik veya blok nizam uygulanacak yerlerde bina cepheleri toplamı 12.00 metreden düşük olan ara parsellerde bina kotları, bina köşe hizalarındaki en yüksek yol kotundan verilir.</p>

<p>(9) 40.00 metre ve altında olan bina cephe ve derinliklerinde, talep edilmesi halinde; bu maddedeki hükümlere göre yapılması gerekli olan kademe sayısı kadar bina üst katlarında, binanın kademe yapılması gerekli olan cephelerinden her bir kademe için bir alt kata göre en az 3.00 metre geriye çekilmek suretiyle de kademe uygulaması yapılabilir.</p>

<p><strong>Tabii zeminden kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Arazinin meyilli olması durumunda, parselin tabii zemini yoldan yüksek ve ön bahçe mesafesi 10.00 metre veya daha fazla veya parselin tabii zemini yoldan aşağıda ve ön bahçe mesafesi 12.00 metre veya daha fazla ise tabii zeminden kot verilir. Ancak tabii zemini yoldan aşağıda olan, en az 5.00 metre bahçe mesafesi bulunan ve ayrık nizam yapı adasına isabet eden parsellerde talep edilmesi halinde silüeti bozmamak kaydıyla çevre yapılaşmalar dikkate alınarak ilgili idaresince değerlendirilerek tabii zeminden kot verilebilir.</p>

<p>(2) Bina köşe kotlarının aritmetik ortalamasının yola göre 3.00 metreden yüksek olması durumunda, tabii zemin kotu, ilgili idarenin imar birimince yapı adasının tamamının bu madde hükümleri çerçevesinde etüt edilmesi ile belirlenir.</p>

<p>(3) Bir yola cepheli veya birden fazla yola cepheli olup, üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün olan parsellerde kot, her binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur. Ancak, yola nazaran 3.00 metreden yüksek olan parsellerde, tabii zemin kotu ilgili idarenin imar birimince yapı adasının tamamının kotlandırmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde etüdü ve bunun ilgili idare encümenince kabulü ile yapılır.</p>

<p>(4) Tabii zeminden kotlandırmada, ± 0.00 kotu binanın köşe kotlarının aritmetik ortalaması alınarak bulunur.</p>

<p><strong>Köşe başı parsellerde kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Köşe başı parsellerde;</p>

<p>a) Parselin cephe aldığı yollardan yüksek olanına göre kot verilir.</p>

<p>b) Bu binalarda 11 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkralarındaki esaslara göre cepheleri ve derinlikleri boyunca kademelendirme yapılarak düşük kottaki yol için belirlenen bina yüksekliklerine uyulur.</p>

<p><strong>İki yola bakan ara parsellerde kotlandırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Parselin cepheli olduğu yollar arasında kot farkı bulunması halinde düşük kottaki yol ve yüksek kottaki yolun silüetleri açısından ilgili idaresince değerlendirilerek kotlandırma yapılır.</p>

<p>(2) Bu binalarda 11 inci maddenin beşinci ve altıncı fıkralarındaki esaslara göre cepheleri ve derinlikleri boyunca kademelendirme yapılır.</p>

<p><strong>Bahçe tesviyelerine ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Tabii zemin veya tabii zemin kotuna göre düzenlenmiş tesviye zemin hiçbir şekilde bağımsız bölüm oluşturmak maksadıyla hafredilemez.</p>

<p>(2) Yol cephelerinin otopark olarak düzenlenmesi halinde otopark alanları yol kotuna göre tesviye edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Ön, yan ve arka bahçeler ile kademelerin, birbiri ile veya yol ile bağlantısını sağlayacak merdiven veya rampa düzenlenir.</p>

<p>(4) Bahçe tesviyelerinde oluşacak kademelerde çevre binaların, parseldeki binanın ve bahçelerdeki yaşam alanlarının güvenliğini sağlayacak şekilde, teraslama, istinat duvarı ve benzeri uygulamalar mühendislik esaslarına göre projelendirilerek yapılır.</p>

<p>(5) Bir parselde birden fazla yapının bulunduğu veya birden fazla parselin bütünleşik olarak projelendirildiği durumlarda, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısımlar, ön cephe, arka cephe ve yan cephelerin tesviye hükümleri esas alınarak otopark giriş çıkışlarını sağlamak şartıyla kendi içerisinde kademelendirilerek tesviye edilebilir.</p>

<p>(6) Bahçe tesviyelerinde engelliler için erişilebilirlik standartlarına uygun düzenlemelerin yapılması zorunludur.</p>

<p>(7) Bahçe girişinden bina girişine kadarki güzergâhta yer alan eğimlerin %5’ten fazla olması durumunda öncelikle 30 uncu maddede yer alan ölçü ve özelliklerde rampa düzenlenir. Rampa yapılmasının mümkün olmadığı durumlarda erişilebilirlik mevzuat ve standartlarına uygun diğer tedbirler alınır.</p>

<p>(8) Parselde birden fazla bina yapılması halinde, arazi tanzim şekli; plan notları ve bu maddedeki tesviyelerle ilgili hükümler doğrultusunda ilgili idare imar birimince tespit edilir.</p>

<p><strong>Ön bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Yoldan kot alan parsellerde;</p>

<p>a) % 15’ten daha az eğimli bir yola cephesi bulunan parsellerin yol cephesinde, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısımlar komşu parsel sınırına kadar yol eğimine göre kaldırım seviyesinde tesviye edilir.</p>

<p>b) % 15'ten fazla eğimli bir yola cephesi bulunan parsellerde, parsel sınırı ile bina cephesi arasında kalan kısım, yaya kaldırımı ile uyumlu olmak ve kademeler arasında en çok 0.15 metre kot farkı olmak üzere tesviye edilir.</p>

<p>(2) Bina yol cephe hatları ile yollar arasında kalan bahçeler yola doğru en fazla % 2 meyil verilerek tesviye edilir.</p>

<p>(3) Köşe başı parsellerin yol cepheleri bina cephe hattı boyunca, komşu parsel sınırına kadar yaya kaldırımı eğimince tesviye edilir.</p>

<p>(4) Otopark giriş eğimleri, istinat duvarı, korkuluk ve benzeri gerekli güvenlik tedbirleri alınmak kaydıyla parsel sınırından itibaren başlatılabilir.</p>

<p>(5) Otopark rampaları ön bahçe boyunca yola paralel yapılamaz.</p>

<p><strong>Yan bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Arka bahçe tesviye kotunun ±0.00 kotundan düşük olduğu durumlarda; yan bahçelerde, ön ve arka bahçeler arasında uyum sağlayacak şekilde ve hiçbir biçimde arka bahçe tesviye kotunun altına inilmemek koşuluyla tesviye yapılabileceği gibi kademelendirme de yapılabilir.</p>

<p>(2) Arka bahçe tesviye kotunun ±0.00 kotundan yüksek olduğu durumlarda; yan bahçelerde, ön ve arka bahçeler arasında uyum sağlayacak şekilde ve hiçbir biçimde ±0.00 kotunun altına inilmemek koşuluyla tesviye edilebileceği gibi kademelendirme de yapılabilir.</p>

<p><strong>Arka bahçelerin tesviyesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Tabii zemini ±0.00 kotunun üstündeki arka bahçe zemininin bu kota kadar kazılması esastır. Ancak, kayalık zeminlerde veya parsel arka sınırındaki ortalama tabii zeminin +2.00 kotundan yukarıda olması halinde, gerekli önlemler alınarak bina arka cephesinden itibaren 3.00 metrelik şeridin tesviyesi ile yetinilir.</p>

<p>(2) Tabii zemin kotu ±0.00 kotunun altında kalan arka bahçelerde bina köşelerinden en düşük kottakinin seviyesine kadar kazı yapılabilir. Parselin en düşük arka köşe noktası ile binanın en düşük arka köşe noktası arasındaki kot farkının 1.00 metreden fazla olması durumunda, bina arka cephesinden 3.00 metreden itibaren kademelendirme yapılabilir.</p>

<p>(3) Arka bahçelerde 2.00 metreden fazla olmamak ve (±0.00) kotunu geçmemek koşuluyla dolgu yapılabilir.</p>

<p><strong>Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Parsel kullanım fonksiyonlarına göre yapılaşma koşullarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 19 uncu maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>Taban alanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Taban alanına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 20 nci maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>Katlar alanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Katlar alanı; bodrum kat, asma kat, çatı arası piyesi ve açık/kapalı çıkmalar dâhil, kullanılabilen bütün katların, katlar alanına dâhil edilmeyen alanları çıktıktan sonraki alanları toplamıdır. Kullanılabilen alanlar deyiminden; konut, işyeri, eğlence ve dinlenme yerleri gibi oturmaya, çalışmaya, eğlenmeye, dinlenmeye veya ibadet etmeye ayrılan alanlar anlaşılır.</p>

<p>(2) Tamamen toprağın altında kalması nedeniyle; 22 nci madde uyarınca emsal hesabına konu edilmeyen alanlar ile kat adedine konu edilmeyen katların hiç bir cephesi kazı ve tesviye yapılarak açığa çıkarılamaz.</p>

<p>(3) Emsal hesabına dâhil edilmeyen alanlar, proje değişikliği ile imar planındaki veya bu Yönetmelikle belirlenen emsal değerini aşacak şekilde emsal hesabına konu alan haline getirilemez, müstakil bağımsız bölüm haline dönüştürülemez ve kat mülkiyeti tesis edilemez.</p>

<p>(4) Uygulama imar planında emsal verilmeyen parsellerde katlar alanı, imar planlarında bu yönde revizyon yapılıncaya kadar imar planında farklı belirlenmediyse taban alanı katsayısı 0.40 kabul edilerek kat adediyle çarpılmasıyla hesaplanır.</p>

<p><strong>Katlar alanı hesabına dâhil edilmeyen kullanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca %30 hesabı dahilinde emsal harici olan alanlar;</p>

<p>a) Taban alanına dâhil edilmeyen kullanımlar,</p>

<p>b) Üstü sökülür-takılır hafif malzeme ile kenarları rüzgâr kesici cam panellerle kapatılmış olsa dahi açık oturma yerleri,</p>

<p>c) Bu Yönetmelik uyarınca yapılması zorunlu olan kapıcı dairelerinin toplam 70 m<sup>2</sup>’si,</p>

<p>ç) Atrium ve galeri boşlukları,</p>

<p>d) Ortak alan niteliğindeki mescit ve müştemilat,</p>

<p>e) Alışveriş merkezlerinde ve 40’tan fazla bağımsız bölümü bulunan binaların normal katlarında, binanın ortak merdiveni ile bağlantılı, dışarıdan erişimi bulunmayan, toplamda 50 m²’yi geçmeyen, ticari kullanıma konu edilemeyen, ortak alan niteliğinde kütüphane odası,</p>

<p>f) Bina için gerekli minimum sığınak alanı,</p>

<p>g) Ticari amaç içermeyen, ortak alan niteliğindeki ve bu Yönetmelik veya Planlı Alanlar İmar Yönetmeliği gereği yapılması zorunlu olan çocuk oyun alanları ve çocuk bakım üniteleri,</p>

<p>ğ) Otopark alanları,</p>

<p>h) Yapı yüksekliği 60.50 metreden fazla olan binalar ile özelliği gereği tesisat katı oluşturulması zorunlu binalarda sadece tesisat için oluşturulan tesisat katları,</p>

<p>ı) Bina veya tesise ait olan ısıtma, soğutma, tesisat alanı, su sarnıcı, havalandırma sistemleri ve enerji verimliliği sistemlerinin bulunduğu alanlar, arıtma tesisi, gri su toplama havuzu, yakıt ve su depoları, trafolar, jeneratör, ısı merkezi, enerji odası, kömürlük, eşanjör ve hidrofor bölümleri,</p>

<p>i) Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katlar ile kısmen açığa çıkan yol cephesi haricindeki bodrum katlarda yer alan, tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bir bağımsız bölümün eklentisi olmayan, ticari amaç içermeyen, sadece binada oturanların kullanımına yönelik, toplamda emsal hesabına konu alanın %5’ini ve 1000 m<sup>2</sup>’yi geçmeyen ortak alan niteliğindeki yönetim ve toplantı odaları ile spor ve sosyal mekânlar,</p>

<p>j) Bütün cepheleri tamamen toprağın altında kalan bodrum katlarda yer alan, tek başına bağımsız bölüm oluşturmayan, bağımsız bölüm net alanının %50’sini geçmeyen depo amaçlı eklentiler,</p>

<p>k) Bağımsız bölüm net alanının %20’sini geçmemek kaydıyla açık çıkma şartlarını taşıyan balkonlar, kat ve ara sahanlıkları dâhil açık veya kapalı merdiven evi ile açık havuzlar,</p>

<p>l) Taşıyıcı sistemi kesme taş yığma bina olarak tasarlanan zemin dâhil 3 katı geçmeyen geleneksel mimari öğeler barındıran yapıların statik tasarım gereği düşey taşıyıcılar da bulunabilen ve bağımsız bölüm net alanının %20’sini geçmeyen balkonları, bu yapıların geleneksel mimari öğesi olan; bahçe ile irtibatı olup gerektiğinde basamak ile çıkılan, binanın girişi ile beraber ya da çıkma veya balkon altında yer alabilen, düşey taşıyıcılar ile desteklenen üst örtüye sahip olabilen taşlık, dış sofa veya eyvan alanları,</p>

<p>katlar alanına dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Bahçe mesafeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Uygulama imar planında, aksine bir hüküm bulunmadığı durumlarda bahçe mesafeleri;</p>

<p>a) Ön bahçe ve yol kenarına rastlayan bahçe mesafeleri en az 5.00 metredir.</p>

<p>b) Yan bahçe mesafesi en az 3.00 metredir.</p>

<p>c) Arka bahçe mesafesi en az 3.00 metredir.</p>

<p>ç) Yan ve arka bahçe mesafeleri; tabii veya tesviye edilmiş zeminin üzerinde kalan bodrum katları da dâhil, dörtten fazla katlı binalarda 4 katın üzerindeki her kat için 0.50 metre artırılır.</p>

<p>d) Yan ve arka bahçe mesafelerinin hesabında dikkate alınacak kat adedi o cephede kısmen veya tamamen tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında kalan katlar hariç diğer katların toplam yüksekliğinin üçe bölünmesi ile bulunur. 2.50 metreyi aşan artık değerler 1 kat adedine tekabül eder.</p>

<p>e) Bina yüksekliği hesabında, arkasında kullanılan hacim oluşturulmamış istinat duvarları yükseklik hesabına dâhil edilmez.</p>

<p>f) Bu Yönetmelikte yer alan kat adedine bağlı olarak yan ve arka bahçe mesafelerinin 0.50 metre arttırılmasına ilişkin hükümler yapıda bulunan her katta ayrı ayrı değerlendirme yapılarak da uygulanabilir.</p>

<p>g) Uygulama imar planında aksine bir açıklama getirilmediği takdirde, binanın tabii zemin veya tesviye edilmiş zemindeki en düşük kottaki görünen yüksekliği 60.50 metre veya daha fazla ise; ön, yan ve arka parsel sınırından en az 15.00 metre çekilmek durumundadır. 60.50 metre yükseklikten sonra artan her kat için ön, yan ve arka bahçe mesafelerine 0.50 metre ilave edilir.</p>

<p>ğ) Çok yüksek yapı, az katlı bir ana kitle üzerinde yükseliyorsa, parsel sınırı ile ana kitlenin parsele en yakın noktası arasındaki mesafe 10.00 metreye kadar düşürülebilir. Ana kitle yüksekliği dâhil yapı yüksekliğinin 60.50 metre olması durumunda yükselen blok ile parsel sınırı arasındaki mesafe en az 15.00 metre olup 60.50 metre yükseklikten sonra artan her kat için bu mesafeye 0.50 metre ilave edilir. Bu maddede ifade edilen ana kitle; en fazla 5 katlı olup kat adedi binanın en düşük kottaki cephesi esas alınarak belirlenir. Bir parselde birden fazla 60.50 metre yükseklikte bina yapılması halinde binalar arasındaki mesafe, 20.00 metre olup, 60.50 metre yükseklikten sonra ilave her 3.00 metre yükseklik için bu mesafeye 0.50 metre ilave edilir. Bu fıkraya göre fazladan bırakılması gereken çekme mesafeleri bir veya birkaç kat birlikte etüt edilerek binada kademelenme yapılmak suretiyle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>h) Bir parselde az katlı ana bir kitle üzerinde birden fazla yükselen bloklar tertiplenmesi halinde, bloklar arasında en az yapının ana kitlesi üzerinde kalan bölümlerinin yüksekliklerine göre bu Yönetmelikte belirlenen iki bina arasındaki yan bahçelerin toplamı kadar mesafe bırakılmak zorundadır.</p>

<p>(2) Tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında kalmak ve parsel sınırları dışına taşmamak kaydıyla, ön bahçe statüsünde olmayan yan ve arka bahçe mesafelerinde su deposu, otopark ve mevzuatı gereğince zorunlu miktardaki sığınaklar yapılabilir. Ayrıca ön bahçelerde de tabii veya tesviye edilmiş zeminin altında; parsel sınırına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak şartıyla otoparklar yapılabilir. Ancak sit alanları ve özel çevre koruma alanlarında, koruma amaçlı uygulama imar planı hükümlerine uyulur.</p>

<p>(3) Ön, yan ve arka bahçelerde; kapalı mekân oluşturmayan ve tüm cepheleri açık, katlı olmayan, bağımsız bölüm veya bağımsız bölümün eklentisi niteliği taşımayan, tabii veya tesviye edilmiş zemin üzerine;</p>

<p>a) Kameriye,</p>

<p>b) Pergola,</p>

<p>c) Süs havuzu,</p>

<p>ç) Çocuk bahçeleri,</p>

<p>d) Bina giriş köprüleri,</p>

<p>e) Oyun ve sportif amaçlı bahçe düzenlemeleri,</p>

<p>f) Bitişik nizam yapılarda, arka bahçe zemin kotundan en fazla 2 metre yükselmek kaydı ile genişliği 1,5 metreyi geçmeyen, binaya bitişik, zemin veya bodrum katların ortak alanlarından arka bahçeye iniş merdivenleri,</p>

<p>yapılabilir.</p>

<p>(4) Ön, yan ve arka bahçelerde güvenlik kulübesi yapılabilir. Binaya ait trafolar zorunlu hallerde ilgili standartlar ve emniyet tedbirlerine uyulması kaydıyla ön, yan ve arka bahçelerde parsel sınırına minimum 1.00 metre yaklaşmak ve başka amaçla kullanılmamak şartı ile yapılabilir.</p>

<p>(5) Konut, konut+ticaret, turizm, eğitim, ibadet, sağlık ve spor parsellerinin bahçe mesafelerinde, binanın zemine oturduğu alanın dışında kalan alanın her 30.00 m<sup>2</sup>’si için bir ağaç dikilir. Parselin ağaç dikimine uygun olmaması halinde bu fıkrada belirtilen şarta göre hesaplanan sayıda ağaç, ilgili idarenin uygun göreceği, imar planlarında kamunun kullanımına ayrılmış bir alana dikilir.</p>

<p>(6) Mevzuat değişikliği veya yapıdaki kat veya alan artışları nedeniyle asansör yapılması zorunlu hale gelen mevcut yapılara ilişkin ilave veya tadilat ruhsatı taleplerinde; bina içinde yapılacak tadilatlarla asansör tesis edilememesi halinde, engellilerin de erişiminin sağlanabilmesi için ön, yan ve arka bahçe mesafeleri içinde parsel sınırına en az 1.50 metre mesafe bırakılmak kaydıyla asgari ölçülerde panoramik asansör veya ulaşılacak katın yüksekliğinin uygun olması halinde 23/6/1965 tarihli ve 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu uyarınca muvafakat alınarak mekanik kaldırma iletme platformu yapılabilir. Ayrıca 634 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen koşulların sağlanması durumu da idarelerce bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>(7) Eksik katlı yapı ruhsatı taleplerinde, uygulama imar planında belirlenen veya uygulama imar planında belirlenmemişse, bu Yönetmelikteki kat adedi veya bina yüksekliğine göre bu Yönetmelik ile belirlenen bahçe mesafelerine uyulur.</p>

<p><strong>Bir parselde birden fazla bina yapılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Uygulama imar planında aksine bir hüküm yoksa bu Yönetmeliğin bahçe mesafeleri ile ilgili hükümlerine uyulması kaydı ile bir parsele, birden fazla bina yapılabilir.</p>

<p>(2) Bir parselde birden fazla binanın projelendirilmesi halinde, binalar arası mesafe her binanın yüksekliğine göre yaklaşma mesafeleri ayrı ayrı tespit edilip toplanmak suretiyle bulunur.</p>

<p>(3) Maliklerin talebi halinde, tapu idareleri aynı kullanım kararını ve yapı nizamını haiz imar parsellerini imar adası içinde tevhit ederek yeni elde edilen imar parselleri üzerinde yatay kat mülkiyeti veya kat irtifakı tesis ederler.</p>

<p><strong>Eksik katlı bina yapılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Planla veya bu Yönetmelikle belirlenen kat adedine veya bina yüksekliğine uygun olarak bahçe mesafesi bırakılmak ve ilgili idarenin uygun görmesi, üçüncü ve dördüncü fıkralarda belirtilen koşullar sağlanmaksızın ilave kat yapılamayacağının ilgilisine tebliğ edilmesi kaydıyla daha az katlı bina yapılabilir. Uygulama imar planlarında bu uygulamanın yapılmasına ilişkin hüküm olması halinde, ilgili idarenin uygun görmesi koşulu aranmaz.</p>

<p>(2) Eksik katlı yapılan binalarda yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi ve enerji kimlik belgesi yapılan kısım için düzenlenir. Daha sonradan tamamlanmak istenmesi halinde, yürürlükteki plan ve mevzuat hükümlerine uygun olarak ilave ruhsat ve binanın tamamı için enerji kimlik belgesi düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Eksik katlı binalara imar planına aykırı olmamak koşuluyla kat ilavesi yapılabilmesi için; temel ve statik çözümlerin, yangın tedbirlerinin, enerji verimliliğinin, plan ve bu Yönetmelikte gösterilen azami yüksekliğe uygun olması; otopark, sığınak, merdiven, asansör yeri, ışıklık ve diğer yapı elemanlarının da plan ve bu Yönetmelikte gösterilen azami yüksekliğe göre hesaplanması ve bırakılması zorunludur.</p>

<p>(4) Eksik katlı inşa edilen binanın mevcut haliyle veya tadilat yapılarak yürürlükteki plana ve mevzuata uygunluğunun sağlanamaması halinde bina yıkılmadan kat ilavesi yapılmasına izin verilmez.</p>

<p>(5) Eksik katlı binalara yapılacak ilavelerde fenni mesuliyet, temel ve statik hesapları, yangın tedbirleri ve enerji verimliliği konuları da dâhil mevcut yapı ve ilave yapılan kısımları kapsayan teknik rapor düzenlemek suretiyle yapı denetim kuruluşlarınca üstlenilir.</p>

<p><strong>Yapılaşmada idarenin yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) İdareler sorumluluk ve tasarrufundaki kamu malı olarak terkinli yerler üzerinde; ulaşım denetim noktaları, turizm ofisleri, taksi durağı, su, doğalgaz, otobüs, tramvay ve benzeri bileti, elektrik faturası ve benzeri tahsilat ve satış üniteleri, kamu ihtiyacına yönelik sondaj kuyusu, terfi istasyonu ve benzeri tesisler, emlak, tabela, vergi tahsilat merkezleri ve benzeri kamu hizmeti veren birimler, mescit, taziye evi, kan merkezi, 112 acil ambulans istasyonu gibi kamuya ait sağlık birimleri, turizm, tanıtma, danışma, bilgi edinme, kültür, sanat, kermes ve benzeri sosyokültürel amaçlı sökülüp takılabilir geçici yapılar, sosyal hizmet amaçlı dernek, vakıf ve benzeri tüzel kuruluşlara ücretsiz verilecek teşhir ve satış reyonları, belediye ve şirketlerinin kendi tesislerinde veya kurslarında ürettikleri her türlü ürünlerin satış ve teşhir stantları gibi kamu hizmetlerine yönelik geçici tesisler, ancak tarihi ve doğal dokuyu bozmayacak, trafiği olumsuz etkilemeyecek, civar binaların görüşünü kapatmayacak, bina girişlerini engellemeyecek şekilde söz konusu yerin karakterini muhafaza etmek şartı ile yaptırılabilir.</p>

<p>(2) İdareler, tasarrufu altındaki meydan, yol, otopark, park, yaya bölgesi, kaldırım gibi yerler ile bunlar üzerindeki kamu hizmetlerinin yürütülmesi için gerekli büfe, para çekme makinesi, anıtsal yapı, çeşme, havuz, saat kulesi, heykel, tuvalet ve benzeri tesisleri, ulaşım ve haberleşme noktaları, sinyalizasyon ve aydınlatma elemanları, çöp kutusu, bank, Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Reklam, İlan ve Tanıtım Yönetmeliği hükümlerine uyulması kaydıyla reklam ve bilgilendirme levha ve panoları gibi kent mobilyaları ile peyzaj elemanlarını ulaşımı aksatmayacak şekilde Türk Standardları Enstitüsü (TSE) standartlarına da uymak şartı ile yapar veya yaptırır.</p>

<p>(3) Birinci ve ikinci fıkralarda belirtilenlerin ve her türlü altyapının yapımı ve kullanımı ile bakım ve onarımı sırasında yaya sirkülasyonunun engellenmemesi, engellilerin erişiminin, can ve mal güvenliğinin sağlanması zorunludur.</p>

<p>(4) Bu madde kapsamında yürütülen çalışmalarda tescilli ve tarihi yapılar ile doğal dokunun korunması esas alınır.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yapılara İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Yapı ünite fonksiyonlarına göre yapılaşma koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Yapıda aşağıdaki kullanımların bulunması zorunludur:</p>

<p>a) İlgili mevzuatında öngörülen ölçülerde enerji odası,</p>

<p>b) Merkezi ısıtma sistemli binalarda kazan dairesi veya kaskat sistemi veya teshin merkezi,</p>

<p>c) Katı yakıt kullanan sobalı binaların bodrum veya zemin katlarında veya bodrum katı bulunmayan binaların ortak alan niteliğini haiz olmak ve eklenti ihdas etmemek kaydıyla bahçelerinde her daire için en az 5.00 m<sup>2</sup>, en fazla 10.00 m<sup>2</sup> odunluk, kömürlük veya depolama yeri,</p>

<p>ç) 27/11/2007 tarihli ve 2007/12937 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik, 25/8/1988 tarihli ve 19910 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sığınak Yönetmeliği, 22/2/2018 tarihli ve 30340 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Otopark Yönetmeliği, 5/12/2008 tarihli ve 27075 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve 18/3/2018 tarihli ve 30364 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Bina Deprem Yönetmeliğinde binada zorunlu olarak bulunması gereken birimler,</p>

<p>asgari ölçülerde yapılır.</p>

<p>(2) İçinde patlayıcı madde bulundurulan yerlerle, sivri ve yüksek bina ve tesislere Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik gereği, TSE standardlarına uygun paratoner konması mecburidir.</p>

<p><strong>Kat yükseklikleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Kat yükseklikleri uygulama imar planında daha fazla belirlenmemiş ise döşeme üst kotundan döşeme üst kotuna olmak üzere en fazla;</p>

<p>a) Ticaret bölgelerinde; zemin katlarda 4.50 metre, diğer katlarda 4.00 metre,</p>

<p>b) Ticaretin de yapılabildiği karma alanlarda; zemin katlarda 4.50 metre, diğer katlar konut ise 3.60 metre, konut harici ise 4.00 metre,</p>

<p>c) Konut bölgelerinde zemin ve normal katlarda 3.60 metre,</p>

<p>ç) Zemin katında ticaret yapılabilen konut bölgelerinde ise zemin katlarda 4.50 metre, diğer katlarda 3.60 metre,</p>

<p>d) Konut bölgelerinde; geleneksel mimari öğeler barındıran ve taşıyıcı sistemi kesme taş yığma bina olarak tasarlanan zemin dâhil 3 katı geçmeyen binalarda zemin ve normal katlarda 4.50 metre,</p>

<p>kabul edilerek uygulama yapılabilir.</p>

<p>e) Sanayi ve küçük sanayi bölgeleri hariç, yapılarda asma kat yapılamaz.</p>

<p>(2) Bu maddede belirtilen kat yükseklikleri dikkate alınmadan bina yüksekliği verilen planlarda birinci fıkraya göre değerlendirme yapılıp bina yüksekliği yeniden değerlendirilinceye kadar uygulamalar birinci fıkrada belirtilen kat yükseklikleri ile plandaki veya planda belirlenmemişse bu Yönetmelikle belirlenen kat adedinin çarpılması sonucu bulunan bina yüksekliğine göre gerçekleştirilebilir. Ancak bir adada bulunan parsellerin en az dörtte üçünün yürürlükteki planın kat adedine göre yapılaşmış olması halinde mevcut teşekkülün kat yükseklikleri dikkate alınır.</p>

<p>(3) Tesisat katının yüksekliği 1.80 metre (döşeme ve kiriş yüksekliği hariç) iç yüksekliği aşamaz. Özelliği gereği tesisat katı zorunluluğu olan 60.50 metreyi aşan binalarda tesisat katının 2.00 metresi bina yüksekliğinden ve yapının kat adedinden sayılmaz.</p>

<p>(4) İskân edilen katların iç yüksekliği, 2.60 metreden az olamaz. Ancak hava maniası olup planla kat adedi belirlenen parsellerde bu yükseklik 2.40 metreye düşürülebilir.</p>

<p>(5) Yıkanma yeri, banyo, duş, lavabo yeri, tuvalet, kiler, merdiven altı, her türlü iç ve dış geçitler ve iskân edilmeyen bodrum katları ile müştemilât binalarında, iç yükseklik 2.20 metreye kadar düşürülebilir.</p>

<p>(6) Garaj, kalorifer dairesi, odunluk, kömürlük, bodrum katlarda yer alan otoparklar ve benzeri özellik arz eden yerlerin yükseklikleri bu maddede yer alan hükümlere tabi olmayıp, hizmetin gerektirdiği şekilde 2.20 metrenin altında olmamak kaydıyla idaresince tespit ve tayin olunur.</p>

<p>(7) Eğitim, sağlık, sanayi yapıları ile sinema, tiyatro ve konferans salonları, katlı otoparklar, düğün salonu, resmi kurum ve kuruşlara ait binalar ve spor salonları gibi özellik arz eden yapılarda iç yükseklikler, teknolojik ve mimari gereklere göre mimari estetik komisyon kararı ile belirlenir.</p>

<p>(8) Düğün salonlarında taban döşemesi üzerinden tavan altına kadar olan yükseklik 4.00 metreden az olamaz.</p>

<p><strong>Yapı piyesleri ve ölçüleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Her müstakil konutta en az aşağıdaki piyesler bulunur:</p>

<p><u>Piyes</u> <u>Dar Kenarı</u> <u>Net Alanı</u></p>

<p>1 oturma odası 3.00 metre 12.00 m<sup>2</sup></p>

<p>1 yatak odası 2.50 metre 9.00 m<sup>2</sup></p>

<p>1 mutfak veya yemek pişirme yeri 1.50 metre 3.30 m<sup>2</sup></p>

<p>1 banyo veya yıkanma yeri 1.50 metre 3.00 m<sup>2</sup></p>

<p>1 tuvalet 1.00 metre 1.20 m<sup>2</sup></p>

<p>(2) Konutlarda banyo/yıkanma yeri ile tuvalet aynı yerde düzenlenebilir.</p>

<p>(3) Hol ve koridor genişlikleri 1.20 metreden az olamaz.</p>

<p>(4) Mutfak nişi ve oda ile banyo ve tuvaletin aynı mekânda düzenlenmesi halinde her mekân için öngörülen en az alanların toplamı kadar alan düzenlenmek zorundadır.</p>

<p>(5) Birinci fıkrada belirtilen bu piyesler ile koridor ölçüleri engellilerin de kullanımını sağlayacak standartlara ve erişilebilirlik mevzuatına uygun olmak zorundadır.</p>

<p>(6) Mutfak, oda ve tuvalet/banyo havalandırmaları aynı boşluğa açılamaz. Ancak, banyo ve tuvalet havalandırmaları aynı boşluğa açılabilir.</p>

<p>(7) Su depoları ve ıslak hacimlerin altında enerji odaları teşkil edilemez.</p>

<p><strong>Bina girişleri ve rampaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Bina giriş koridoru genişliği, ana merdivene ve asansöre ulaşıncaya kadar dış kapı genişliğinden az olmamak koşuluyla umumi binalarda en az 2.20 metre, diğer binalarda ise en az 1.50 metredir.</p>

<p>(2) Ön bahçe mesafesi 10.00 metre ve daha fazla olan parsellerde bordür üst seviyesinden en fazla 2.00 metre inilmek veya çıkılmak suretiyle ön bahçeden bina girişi yapılabilir.</p>

<p>(3) Yoldan yüz almayan cephelerden, köprü veya giriş şeridi aksı hizasındaki bordür seviyesinden en fazla 2.00 metre inilmek veya çıkılmak suretiyle giriş yapılabilir.</p>

<p>(4) Yoldan doğrudan giriş alan binalarda, girişin hizasındaki bordür taşı üst seviyesinin altında giriş yapılamaz.</p>

<p>(5) Tabi zeminden kotlandırılan parseller birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkralardaki şartlara tabii değildir. Girişin, tabi zemine uyumlu olarak düzenlenen merdiven ve rampalarla sağlanması gerekir.</p>

<p>(6) Bölge kat nizamını bozacak şekilde tesviye yapılamaz.</p>

<p>(7) Konut binalarının zemin katlarının dükkân veya mağaza olarak düzenlenmesi halinde dükkân ve mağaza girişlerinin sadece yol cephesinden yapılması gerekir.</p>

<p>(8) Döşeme kaplamalarında kaymayı önleyen, tekerlekli sandalye ve koltuk değneği hareketlerini güçleştirmeyen, standardına uygun malzeme kullanılması zorunludur.</p>

<p>(9) Binalarda ve girişlerinde engellilerin erişimine yönelik TS 9111 standardına uyulması zorunludur.</p>

<p>(10) Rampaların kenar korumaları, genişlikleri, sahanlıkları, korkuluk ile küpeşte ve kaplama malzemeleri engellilerin de dolaşımına olanak sağlayacak şekilde TS 9111 standardına uygun yapılmak zorundadır.</p>

<p>(11) Bina girişlerinde engellilere yönelik ön bahçede parsel sınırına kadar giriş rampası veya merdivene bitişik dar kenarı en az 0.90 metre ve alanı en az 1.20 m² engelli asansörü yeri ya da mekanik kaldırma iletme platformu yapılır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının görüşü alınmak suretiyle engellilerin kullanımı için farklı uygulama yapılabilir.</p>

<p>(12) İlgili mevzuatına aykırı olmamak kaydıyla; bina girişinde ve bina içinde bulunan rampaların eğimleri aşağıdaki değerlere uygun olmak zorundadır:</p>

<p><u>En fazla yükseklik</u> <u>En fazla eğim</u></p>

<p>15 cm ve daha az 1: 12 (% 8)</p>

<p>16-50 cm arası 1: 14 (% 7)</p>

<p>51-100 cm arası 1: 16 (% 6)</p>

<p>100 cm üzeri 1: 20 (% 5)</p>

<p>(13) Rampalarda ve ara sahanlıklarda kesintisiz olarak 0.90 metre yükseklikte 1. düzey ve 0.70 metre yükseklikte 2. düzey, elle tutulduğunda kolay kavranabilecek şekilde 32-45 mm çapında küpeşte bulunmak zorundadır.</p>

<p><strong>Merdivenler</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Merdiven kolu ve sahanlıklar:</p>

<p>a) Ortak merdiven kolu ve sahanlık genişlikleri konut yapılarında Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hesap edilecek kaçış genişliğinden az olmamak üzere 1.20 metreden, diğer yapılarda 1.50 metreden, konutlarda bağımsız bölüm içindeki merdivenler ise 1.00 metreden az olamaz. Çatıya ve bodrum katlarına ulaşan ortak merdivenler ile servis merdivenlerinde de bu ölçülere uyulur. Bu merdivenler ahşap olamaz.</p>

<p>b) Merdiven evlerinin bina cephesinden, çatıdan veya ışıklıktan doğrudan ışık alması ve merdivenlerin yalnızca konut kullanımlı müstakil binalar hariç çatıya ve bağımsız bölüm veya eklenti ya da ortak kullanım alanı olan bodrumlara ulaştırılması zorunludur. Bu durum bitişik nizam yapılaşma koşulu olan yapılarda ise arka bahçeye mimari projede belirtilecek çıkışların sağlanması kaydıyla geçerlidir.</p>

<p>c) Merdiven basamakları ve sahanlık ölçülerine dair TSE standartlarının bu maddede belirtilen ölçü ve miktarlardan küçük olması halinde bu madde hükümleri geçerlidir.</p>

<p>ç) Merdivenlerin her iki tarafında da engellilerle ilgili TSE erişilebilirlik standartlarına uygun korkuluk ve küpeşte yapılması, ayrıca sahanlık ve merdiven döşemelerinde ve kaplamalarında da standartlara uyulması zorunludur.</p>

<p>(2) Merdiven basamaklarının ölçüleri ve özellikleri:</p>

<p>a) Asansörü olmayan binalarda basamak yüksekliği 0.16 metreden, asansörlü binalarda 0.18 metreden fazla olamaz.</p>

<p>b) Basamak genişliği 2a+b= 60 ila 64 formülüne göre hesaplanır. Formüldeki a: yükseklik, b: genişliktir. Ancak bu genişlik 0.27 metreden az olamaz.</p>

<p>c) Balansmanlı (dengelenmiş) merdivenlerde basamak genişliği en dar kenarda 0.10 metre, basamak ortasında 0.27 metreden az olamaz.</p>

<p>ç) Basamak uçları çıkıntısız (damlalıksız) olmak zorundadır.</p>

<p>(3) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yürürlükte olan mevzuata uygun olarak yapılmış yapılara bu Yönetmelik hükümlerine göre kat ilavesi yapılması halinde mevcut merdiven ölçüleri ilave katlar için de aynen uygulanabilir.</p>

<p>(4) Karma kullanımlı binalarda her kullanım için ayrı merdiven evi düzenlenmesi zorunludur. Bu kullanımların birbirine dönüştürülmesi durumunda yeni oluşan kullanım için bağımsız genel merdiven oluşturulmadan tadilata izin verilmez.</p>

<p>(5) Yüksekliği 1.80 metreden az olan merdiven altları kapatılır.</p>

<p><strong>Işıklıklar ve hava bacaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Her müstakil ev veya dairede, en az 1 oturma odası ile yatak odalarının doğrudan doğruya hariçten ışık ve hava almaları gereklidir. Bu şekilde ışık ve hava almalarına lüzum olmayan diğer odalarla mutfakların ışıklıktan, yıkanma yeri ve tuvaletlerin ışıklık veya hava bacasından faydalanmaları da mümkündür. Ancak tuvalet ve yıkanma yerleri ile odalar aynı ışıklığa açılamaz.</p>

<p>(2) Işıklıkların;</p>

<p>a) 1 ve 2 katlı binalarda dar kenarı 1.00 metreden ve alanı 3.00 m<sup>2</sup>’den,</p>

<p>b) 3 ve 9 katlı binalarda dar kenarı 1.50 metreden ve alanı 4.50 m<sup>2</sup>’den,</p>

<p>c) 10 ve daha fazla katlı binalarda dar kenarı 2.00 metreden ve alanı 9.00 m<sup>2</sup>’den,</p>

<p>az olamaz.</p>

<p>(3) Her türlü binada hava bacalarının dar kenar net ölçüsü 0.30 metrenin altına düşmemek kaydıyla asgari 0.36 m<sup>2</sup>’dir. Bu alan herhangi bir yapı elemanı (baca, kiriş ve benzeri) ile daraltılamaz.</p>

<p>(4) Hava bacaları, şönt baca tipi olarak düzenlenemez.</p>

<p>(5) Asgari ölçüdeki bir ışıklık veya hava bacasından her katta en çok dört piyes faydalanabilir. Bu piyeslerin sayısının artması halinde, dörtten fazla her piyes için ışıklık veya hava bacası ölçüsü aynı oranda arttırılır. Ancak, birinci fıkrada belirtilen şekilde ışık ve hava alması gerekmeyen veya lüzumlu ışık ve havayı bu Yönetmelikte tarif edilen şekilde alması mümkün olan piyeslerden, herhangi bir ışıklık veya hava bacasına pencere açılması, bu ışıklık veya hava bacası ölçülerinin arttırılmasını gerektirmez.</p>

<p>(6) Her binanın lüzumlu ışıklık veya hava bacası, kendi parseli üzerinde bulunur. Komşu bina ve parselin ışıklık veya hava bacasından faydalanmak suretiyle, bu elemanlarının yapılmasına ve ölçülerinin azaltılmasına izin verilmez.</p>

<p>(7) Işıklık ve hava bacaları, bunlara ihtiyacı olan kattan itibaren başlatılabilir. Hava bacalarının ve ışıklıkların bitişik komşu parsele bakan kısımlarının duvar ile kapatılması mecburidir.</p>

<p>(8) Binaların bitişik olması gereken komşu tarafından boydan boya ışıklık yapılması halinde, civarın inşaat nizamına aykırı bir görünüm meydana getirmemek üzere, sokak cephesinde bina yüksekliğince kapatılması mecburidir.</p>

<p>(9) Binalarda banyo, tuvalet ve benzeri kullanım alanlarının havalandırma bacası ile veya mekanik havalandırma ile havalandırılması zorunludur.</p>

<p>(10) Havalandırma bacalarından elektrik ve doğalgaz tesisatı geçirilemez.</p>

<p><strong>Bacalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Kaloriferli binaların konut olarak kullanılan bağımsız bölümlerinin oturma ve yatma hacimlerinin en az birinde ve sıcak su tesisatı bulunmayan banyo ve mutfaklarında, sobalı binalarda ise tuvalet ve koridor hariç tüm piyeslerde duman bacası yapılması zorunludur.</p>

<p>(2) Kaloriferli umumi binaların her katında en az bir adet duman bacası yapılması gereklidir.</p>

<p>(3) Konut olarak kullanılan sobalı binaların ticari kullanımlı bağımsız bölümlerinde birer adet duman bacası yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Zemin katta tertip edilen her bir işyeri için net 0.50 x 0.50 metre ebadında işyeri bacası bırakılması zorunludur.</p>

<p>(5) Bacaların TSE standartlarına uygun olarak yapılması zorunludur.</p>

<p>(6) Yapılarda bina yüksekliğine göre uygun ölçülerde şönt baca yapılabilir.</p>

<p>(7) Kapıcı dairesi zorunlu olan konut binalarında, evsel atıkların yerinde ayrıştırılmasını teminen ilgili standartlara uygun atık ayrıştırma bacası için yer ayrılır. Atık ayrıştırma bacası bağımsız bölümlerin kat sahanlıklarında en az bir adet yapılabileceği gibi her bağımsız bölüm içinde de yapılabilir.</p>

<p>(8) Atık ayrıştırma bacası tesis edilmesi mümkün olamayan mevcut binalarda bahçe mesafeleri içinde TAKS ve KAKS’a dâhil olmaksızın atık ayrıştırma bacası tesis edilebilir.</p>

<p>(9) Şofben, kombi cihazı ve bu gibi ısıtma araçları hayati tehlike arz edecek şekilde yerleştirilemez ve havalandırmadan uzak olan piyeslerle, banyo ve tuvaletlerde yer alamaz.</p>

<p>(10) Sınırları ilgili idare tarafından belirlenecek doğalgaz uygulama bölgeleri içinde inşa edilecek, iskân edilebilir bodrum katlar dâhil 5 katlı binaların mutfaklarında, doğalgazla çalışan her cihaz için bir müstakil baca yapılır.</p>

<p>(11) Bağımsız bölümlerin mutfaklarında en az bir adet aspiratör bacası yapılır. Bağımsız bölümlerde düzenlenen soba ve aspiratör bacaları, standartlara uygun olarak şönt baca şeklinde düzenlenebilir. 10 katın üzerindeki binalarda aynı baca sistemi yapılmakla birlikte hermetik cihaz kullanılır.</p>

<p>(12) Kat kaloriferleri kazanı mutfak dışında özel bir bölmeye konulduğunda, bu mahallin en az 6 m<sup>3</sup> hacminde olması, bina dış cephesinden havalandırılması ve bir müstakil bacasının bulunması gerekir.</p>

<p>(13) Isıtmada denge bacalı sistemde olmayan doğalgaz sobalarının kullanılması halinde, her sobanın bu maddede belirlenen esaslara göre düzenlenen ayrı bir bacaya bağlanması gerekir.</p>

<p>(14) Elektrik-haberleşme, mekanik, doğalgaz tesisatları için ortak tesisat bacası kullanılamaz.</p>

<p>(15) Kalorifer daireleri ve bacalar ile ısıtma ve buhar tesisleri, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak düzenlenir.</p>

<p><strong>Asansörler</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Tek bağımsız bölümlü konutlar hariç uygulama imar planına göre kat adedi 3 olan binalarda asansör yeri bırakılması, 4 ve daha fazla olan binalarda ise asansör tesisi zorunludur. İskân edilen veya bağımsız bölüm bulunan bodrum katlar dâhil kat adedi 4 ve daha fazla olan binalarda asansör yapılması zorunludur. Daha az katlı yapılarda da asansör yapılabilir.</p>

<p>(2) Tek asansörlü binalarda; asansör kabininin dar kenarı 1.20 metre ve alanı 1.80 m<sup>2</sup>’den, kapı net geçiş genişliği ise 0.90 metreden az olamaz. Asansör kapısının açıldığı sahanlıkların genişliği, asansör kapısı sürgülü ise en az 1.20 metre, asansör kapısı dışa açılan kapı ise en az 1.50 metre olmak zorundadır. Birden fazla asansör bulunan binalarda, asansör sayısının yarısı kadar asansörün bu fıkrada belirtilen ölçülerde yapılması şarttır. Tek sayıda asansör bulunması durumunda sayı bir alta yuvarlanır. TSE standartlarının bu fıkrada belirtilen ölçü ve miktarlardan küçük olması halinde; taban alanında yapılaşma hakkı 120 m<sup>2</sup>’nin altında olan parseller ile tek bağımsız bölümlü müstakil konut binalarında TSE standartlarına uyulmasına ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(3) Mevcut binalarda yapılacak tadilatlarda, bu madde hükümlerinin ya da TSE standartlarının uygulanmasında ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(4) Kullanılabilir katlar alanı tek katlı olan binalar hariç 800 m<sup>2</sup>’den veya kat adedi birden fazla olan umumi binalarda en az bir adet asansör yapılması zorunludur. Ayrıca; kat alanı 800 m<sup>2</sup>’den ve kat adedi 3’ten fazla olan umumi binalarda, uygulama imar planına göre 10 kat ve üzeri binalarda veya zemin kat üzerinde 20’den fazla konut kullanımlı bağımsız bölüm bulunan yapılarda ikinci fıkrada belirtilen asgari ölçülere uygun ve en az 2 adet olmak üzere binanın tipi, kullanım yoğunluğu ve ihtiyaçlarına göre belirlenecek sayıda asansör yapılması zorunludur. Bu asansörlerden en az bir tanesinin herhangi bir tehlike anında, arıza veya elektriklerin kesilmesi halinde zemin kata ulaşıp kapılarını açacak, yangına dayanıklı malzemeden yapılmış, kuyu içinde, duman sızdırmaz nitelikte, kesintisiz bir güç kaynağından beslenecek şekilde tesis edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) 10 kat ve üzeri binalarda asansörlerden en az bir tanesi yük, eşya ve sedye taşıma amacına uygun olarak dar kenarı 1.20 metre ve alanı 2.52 m<sup>2</sup>’den, kapı genişliği ise net 1.10 metreden az olmayacak şekilde yapılır.</p>

<p>(6) Binalarda usulüne göre asansör yapılmış olması, bu Yönetmelikte belirtilen şekil ve ölçülerde merdiven yapılması şartını kaldırmaz.</p>

<p>(7) Asansörün yapılması ve işletilmesi ile ilgili hususlarda; bu madde hükümleri de dikkate alınarak, 29/6/2016 tarihli ve 29757 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Asansör Yönetmeliği (2014/33/AB) ve TSE standartları hükümlerine uyulur.</p>

<p>(8) Asansör zorunluluğu bulunan binalarda asansörlerin, bağımsız bölüm, çatı piyesi, eklenti ya da ortak kullanım alanı olan tüm katlara hizmet vermesi zorunludur.</p>

<p>(9) Asansörlere bina girişinden itibaren erişilebilirlik standartlarına uygun engelsiz erişim sağlanması zorunludur.</p>

<p>(10) Asansörler, erişilebilirlik standartlarına uygun gerekli donanımlara sahip olmak zorundadır.</p>

<p>(11) Özellik arz eden binalarda, binanın kat adedi, yapı inşaat alanı, kullanma şekli göz önünde tutularak asansör sayıları ile asgari ölçüleri ilgili idaresince artırılabilir.</p>

<p><strong>Akaryakıt servis istasyonları</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) İmar planlarında akaryakıt servis istasyonu olarak belirlenen alanlarda istasyonlar arası mesafe ve diğer kriterlerle ilgili mevzuata uyulması şartıyla; akaryakıt ve servis istasyonları, CNG otogaz istasyonları, LPG otogaz istasyonları, hidrojen üretim ve dolum istasyonları yapılabilir.</p>

<p>(2) Yapı yüksekliği 2 katı geçmemek şartıyla; istasyonların bünyelerinde kullanıcıların asgari ihtiyaçlarını karşılayacak oto-market, çay ocağı, tuvalet, mescit, büfe, oto elektrik, lastikçi, yıkama yağlama fonksiyonları yer alabilir.</p>

<p>(3) Yakıt tankı ve borulama sistemlerinin bakım, tadilat veya onarımlarının, TSE standartları ve ilgili kurumların görüşü doğrultusunda yapılması zorunludur.</p>

<p>(4) Elektrik enerjisi ile çalışan araçların şarj edilmeleri için, ilgili elektrik kurumunun olumlu görüşü ile otoparklar, akaryakıt istasyonları veya diğer uygun yerlerde elektrikli araç şarj yeri yapılabilir.</p>

<p>(5) Akaryakıt istasyonları, ilgili mevzuat hükümlerine ve ilgili standartlara uyularak yapılır.</p>

<p><strong>Su depoları</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Bu Yönetmelikte belirtilen;</p>

<p>a) Çok yüksek yapılarda 30 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>b) Umumi binalarda 15 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>c) Bağımsız bölüm sayısı 25 ve üzeri olan konut binalarında 10 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>ç) Diğer binalarda 5 m<sup>3</sup>’ten,</p>

<p>az olmamak üzere yapının kullanma amacı, günlük su ihtiyacı, seçilen yangın söndürme sistemi gibi kriterler ile ulusal ve uluslararası standartlara uyulmak ve gerekli drenaj ve yalıtım tedbirleri alınmak şartıyla hacmi belirlenen su deposu bulundurulması zorunludur.</p>

<p>(2) Konut binalarında 25 bağımsız bölümden sonraki artan her bağımsız bölüm için su deposu hacmi 0.50 m<sup>3</sup> arttırılır.</p>

<p>(3) Tüm binalarda su deposunun bulunduğu kat itibarıyle cazibeli akımın mümkün olmadığı durumlarda hidrofor konulması zorunludur.</p>

<p>(4) Su depoları ve hidrofor, gerekli drenaj ve yalıtım tedbirleri alınarak binanın bodrum ya da çatı katında tertiplenebileceği gibi, aynı koşulları taşımak şartıyla, bina alanı dışında ön, yan ve arka bahçelerde toprağa gömülü şekilde de yerleştirilebilir.</p>

<p>(5) Su depoları, taşıyıcı sistemden bağımsız olarak betonarme, paslanmaz çelik veya sıhhi şartlara uygun benzeri malzemeden yapılır.</p>

<p><strong>Fosseptikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Genel olarak pis su kuyuları ile fosseptikler komşu hudutlarına 5.00 metreden fazla yaklaştırılmaz. Ancak bahçe mesafelerinin müsait olmaması halinde özellikle bitişik yapı nizamına tabi yerlerde fenni ve sıhhi mahzur bulunmadığı takdirde bu mesafeleri azaltmaya veya birkaç komşuya ait fosseptikleri bir arada veya bitiştirerek yaptırmaya belediye yetkilidir.</p>

<p>(2) Binaların en düşük kanal bağlantı kotu altında kalan pis su deşarjları ise, deşarj pompalarının elektrik kesintisi durumunda çalışmayacağı göz önünde bulundurularak; boyutları binanın kullanış şekillerine göre muvakkat depolama imkânını veren ayrı bir rögarda toplanır ve motopomp sistemi kullanılarak kanalizasyon şebekesine verilir.</p>

<p><strong>Korkuluklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Binalarda; balkon, teras, galeri boşluğu, sahanlıkların boş kenarları 1'den fazla basamağı bulunan açık merdivenlerde ve rampalarda, istinat duvarı üstünde, 0.50 metreden daha aşağıda veya yukarıda teşekkül etmiş bahçelerde, 1.10 metreden düşük düzenlenmiş bahçe duvarlarında, bulunduğu katın taban döşemesinden itibaren kotu 0.90 metreden az olan pencere boşluklarında, döşeme kotundan itibaren en az 1.10 metre yüksekliğe kadar teknik gereklere ve standartlara uygun olarak korkuluk yapılması mecburidir.</p>

<p>(2) Bina son kat açık teraslarında düzenlenen korkulukların ve parapetlerin 1.10 metresi bina yüksekliğinden sayılmaz.</p>

<p>(3) Korkuluklar, kırılmaz veya kırıldığında dağılmayan malzemeden ve insan çarpması dâhil, tasarım yüklerini karşılayacak taşıyıcı malzeme ve montaj sistemleri ile yapılır.</p>

<p>(4) Korkuluklar düşme, kayma, yuvarlanma gibi sebeplerle insanların can güvenliğini tehlikeye atacak boşluklar içermeyecek şekilde düzenlenir. Boşluklarda, yük altındaki deformasyonlar da dâhil, en fazla 0.10 metre çapında geçişe izin verilir.</p>

<p><strong>Kapı ve pencereler</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bütün yapılarda;</p>

<p>a) Kapı yükseklikleri 2.10 metreden,</p>

<p>b) Kapı net (temiz) genişlikleri bina giriş kapılarında 1.50 metreden, kapıların çift kanatlı olması halinde bir kanat 1.00 metreden,</p>

<p>c) Bağımsız bölüm giriş kapılarında 1.00 metreden, diğer mahallerin kapılarında 0.90 metreden,</p>

<p>az olamaz. Balkon, kiler ve tuvalet kapıları 0.80 metreye düşürülebilir.</p>

<p>ç) Döner kapılar, belirtilen ölçülerde yapılacak normal kapıların yanında ilave olarak bulunabilir.</p>

<p>(2) Kapılarda eşik yapılamaz. Eşik yapılması zorunlu hallerde engellilerin hareketini, yangın çıkışlarını ve benzeri eylemleri engellemeyecek önlemler alınır.</p>

<p>(3) Pencerelerde Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliğine ve TSE standartlarına uyulması zorunludur.</p>

<p>(4) Bitişik ve blok nizama tabi binalarda komşu parsel sınırı üzerindeki bitişik duvarlarda pencere ve kapı açılamaz.</p>

<p>(5) Asansörlü eşya taşımacılığı için, 3 kattan fazla 10 kattan az katlı binalarda her bir bağımsız bölümün en az bir balkonunun kapısının eni net 0.90 metreden düşük olamaz.</p>

<p>(6) Bağımsız bölümün tuvalet, banyo ve benzeri ıslak hacimlerinde mekanik havalandırma yapılmadığı takdirde yapılacak havalandırma penceresinin ölçüsü net 0.30 metre x 0.30 metreden az olamaz.</p>

<p>(7) Atriumlu, galeri boşluklu veya iç bahçeli tasarlanan binalarda, bu mekânlara bakan pencere veya camekânların camlarının kırıldığında dağılmayan özellikli olması zorunludur.</p>

<p>(8) Bodrum katlardaki mekânların gün ışığından faydalandırılması ve havalandırılması amacı ile yapılan pencerelerde sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması ve bunların zemin seviyesinden en az 0.10 metre yukarıdan başlaması zorunludur.</p>

<p><strong>Çatılar</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Çatıların, civarındaki cadde ve sokakların mimari karakterine, yapılacak binanın nitelik ve ihtiyacına uygun olması şarttır.</p>

<p>(2) Çatı eğimleri, kullanılacak çatı malzemesi ile yörenin mimari özelliği ve iklim şartları dikkate alınarak ilgili idarenin tasvibi ile tayin edilir. Çatı eğimi içinde kalmak ve silüeti etkilememek kaydıyla çatı örtüsü olarak fotovoltaik paneller de kullanılabilir.</p>

<p>(3) Çatı eğimi saçak ucundan hesaplanır. Çatılar parapet üzerine oturtulamaz.</p>

<p>(4) Mahya yüksekliği 5.00 metreyi geçmemek kaydıyla; ayrık binalarda kırma, ikili blok binalarda bloğu ile müşterek kırma, iki taraftan da bitişik binalarda ise ön ve arka cepheye akıntılı beşik çatı kurulacağı varsayılarak belirlenir.</p>

<p>(5) Merdiven evleri, ışıklıklar, hava bacaları, alın ve kalkan duvarları dördüncü fıkraya göre belirlenen çatı örtüsü düzlemlerini en fazla 0.60 metre aşabilir. Ayrıca zorunlu olan tesisatla ilgili hacimlerin, fotovoltaik panellerin (PV), güneş enerjili su ısıtıcılarının ve çatı pencerelerinin çatı örtüsünü aşmasına ilgili idarece teknik gereklere göre uygun görülecek ölçü ve şekilde izin verilebilir. Asansörlü binalarda TSE standartlarına göre projelendirilecek asansör kulelerinin ve bu bölümlerle birlikte düzenlenen merdiven evlerinin en az ölçülerdeki bölümlerinin, çatı örtüsünü aşmasına da izin verilir.</p>

<p>(6) Teras çatılarda 1.10 metre parapet yapılabilir. Teras çatının kullanıma açık olması durumunda 1.10 metre yüksekliğinde parapet veya korkuluk yapılması zorunludur.</p>

<p>(7) Çatı aralarına bağımsız bölüm yapılmaz. Bu kısımlarda ancak su deposu, asansör kulesi, iklimlendirme ve kaskat sistemleri de içerebilen tesisat odası ve son kattaki bağımsız bölümlerle irtibatlı piyesler yapılabilir. Son kattaki bağımsız bölümler ile irtibatlı çatı piyeslerinden, çatıya ulaşan merdiven ve asansör holüne ulaşım için (bu Yönetmelikte belirtilen normal ölçülerde) ayrıca bağımsız bölüm giriş kapısı düzenlenebilir.</p>

<p>(8) Çatı arasındaki mekânlarda, çatı eğimi içerisinde kalmak ve söz konusu fonksiyonunu sağlamak şartıyla asgari yükseklik şartı aranmaz. Ancak, üst kat tavan döşemesi ile çatı örtüsü arasında kalan hacimler, döşeme yapılmak suretiyle bölünemezler.</p>

<p>(9) Yangın güvenliğine ilişkin tedbirler alınmak şartıyla ve konutlar hariç olmak üzere binaların çatı araları; sergi salonu, toplantı salonu, yemekhane, spor salonu gibi fonksiyonlarda ortak alan olarak kullanılabilir.</p>

<p>(10) Tescilli yapılar, anıtlar ve kamu yararlı yapılar ile dini yapıların çatı örtüleri ve bunların yapılacak ya da tamir ve tadil edilecek çatı örtüleri bu kayıtlara tabi değildir.</p>

<p>(11) Belediyeler meclis kararıyla mahallin ve çevrenin özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamak, güzel bir görünüm elde etmek amacı ile dış cephe boya ve kaplamaları ile çatının malzemesini ve rengini tayin etmeye yetkilidir. Bu yetki, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önce yapılmış olan yapılar için de kullanılabilir.</p>

<p>(12) Çatıda birden fazla bağımsız bölüme ait birden fazla teras olması halinde birbirleri arasında en az 3.00 metre mesafe bırakılmak zorundadır. Ancak, bodrum hariç 2 katı geçmeyen binalarda çatıdaki değişik çözümlerin kabulünde ilgili idaresi yetkilidir.</p>

<p>(13) Çatı arasının son kat bağımsız bölümü ile birlikte kullanılması amacıyla son kat tavan döşemesi kısmen veya tamamen yapılmayabilir.</p>

<p>(14) Teras çatılarda çatı bahçesi olarak düzenleme yapılabilir. Bahçe düzenlemesi yapılabilmesi için gerekli olan 0.50 metre toprak dolgu, parapet yüksekliğine dâhil edilmez. Ortak alan olarak kullanılan teras çatılarda; bahçe düzenlemesi yapılması halinde merdiven evi yanında, bina sakinleri tarafından kullanılmak üzere, tuvalet, lavabo, çay ocağı, bahçe düzenlemesinde kullanılacak malzemeleri depolamak için merdiven evine bitişik, toplam teras alanının %10’unu ve 20 m²’yi geçmeyen ve en fazla 3.00 metre yüksekliğinde kapalı mekân oluşturulabilir. Kapalı mekân bina ön cephesine 3.00 metreden fazla yaklaşamaz. Ayrıca rezidans, otel, apart otel gibi konaklama tesislerinin teras çatılarında bina cephelerine 3.00 metreden fazla yaklaşmamak, en fazla 1.50 metre derinliğinde olmak ve parapet kotunu aşmamak koşuluyla açık havuz yapılabilir.</p>

<p>(15) Mansard tipi çatılar bu Yönetmeliğin çatılara ilişkin hükümlerine aykırı olmamak üzere uygulanabilir. İmar planlarında 2 veya daha az katlı bitişik yapı nizamı belirlenmiş alanlara isabet eden binaların arka bahçelerine bakan cephelerinde çatı eğimi uygulanmayabilir. Ancak ayrık nizam yapılaşma koşullu alanlarda kat rejimine bakılmaksızın her yönde çatı eğimi yapılması zorunludur. Mansard tipi çatılarda ilk eğimin şakûli yüksekliği 2.50 metreyi, mahya yüksekliği 5.00 metreyi aşamaz.</p>

<p><strong>Çıkmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Binalarda taban alanı dışında kendi bahçe hudutları dışına taşmamak şartı ile binanın her cephesinde açık ve kapalı çıkma yapılabilir. Ancak;</p>

<p>a) Kapalı çıkmalar;</p>

<p>1) Parsellerin yol cephelerinde parsel sınırları içerisinde kalmak koşuluyla yapı yaklaşma sınırından itibaren en fazla 1.20 metre taşacak şekilde yapılabilir.</p>

<p>2) Arka ve yan bahçe mesafelerine, parsel sınırlarına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak kaydı ile 1.20 metre taşabilir.</p>

<p>3) Bina tabanı zeminde yapı yaklaşma sınırlarından daha içeri çekilerek bu fıkranın (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerindeki mesafelere tecavüz etmemek şartı ile istenilen ölçülerde yapılabilir.</p>

<p>b) Açık çıkmalar;</p>

<p>1) Parsellerin yol cephelerinde parsel sınırları içerisinde kalmak koşuluyla yapı yaklaşma sınırından itibaren en fazla 1.20 metre taşacak şekilde yapılabilir.</p>

<p>2) Arka ve yan bahçe mesafelerine, parsel sınırlarına 3.00 metreden fazla yaklaşmamak kaydı ile 1.20 metre taşabilir.</p>

<p>3) Bina tabanı zeminde yapı yaklaşma sınırlarından daha içeri çekilerek bu fıkranın (b) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerindeki mesafelere tecavüz etmemek şartı ile istenilen ölçülerde yapılabilir.</p>

<p>4) Bitişik nizamda bitişik olduğu komşu sınırına 2.00 metreden fazla yaklaşamaz.</p>

<p>(2) Açık ve kapalı çıkmaların tabii zeminden veya tesviye edilmiş zeminden çıkma altına kadar en yakın şakûli mesafesi en az 2.20 metre olmak zorundadır. Ön bahçe mesafesi 3 metre ve daha az olan parsellerde; ön bahçeye yapılacak çıkmalarda, yol kotu ile çıkma altı arasındaki düşey mesafe hiçbir yerde 2.20 metreden az olamaz.</p>

<p>(3) Zemin katta kendi parsel hududu dışına taşmayan hangi katta yapılırsa yapılsın 0.20 metreyi geçmeyen, kullanım alanına dâhil edilmeyen motif çıkmalar yapılabilir. Bahçe içinde yapılacak üstü açık teras ve zemin kat giriş merdivenleri ile bina cephesinden itibaren genişliği 2.50 metreyi geçmemek, tretuvar dışına taşmamak ve en alçak noktası tretuvar kotundan en az 2.50 metre yükseklikte yapılacak giriş saçakları çıkma olarak değerlendirilmez. Motif çıkmalar, açık ve kapalı çıkma önüne yapılacak ise motif çıkma da dâhil olmak üzere çıkma genişliği birinci fıkranın (a) ve (b) bentlerinde açıklanan hükümlere göre belirlenir.</p>

<p>(4) Bina cephelerinde, mimari projesinde cephe estetiği ve tasarımı göz önünde bulundurulmak ve detay projeleri verilmek, hafif malzemeden yapılmak, parsel sınırına taşmamak ve kapalı mekân oluşturmamak kaydıyla 0.50 metreye kadar güneş kırıcı yapılabilir.</p>

<p>(5) Yapılarda yapılacak balkonlar, kullanım alanını arttırmaya yönelik daimi bir kapalı alan oluşturularak kapatılamaz.</p>

<p>(6) Binaların 12.00 metre ve üzeri genişlikteki yollara bakan cephelerinde yer alan balkonlar açılır, kapanır, katlanır cam panellerle kapatılır. Bu balkonlar, balkon özelliğini yitirmeyecek ve kullanım niteliğini değiştirerek kiler, depo gibi bölümlere dönüştürülmeyecek (kullanım alanını arttırmayacak) şekilde açılıp kapanabilir, katlanır ve profil çerçevelerle bölünmeksizin, şeffaf cam sistem ile mimari proje aşamasında detaylandırılarak buna göre uygulama yapılır.</p>

<p><strong>Saçaklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Uygulama imar planında belirlenmemiş ise 1.00 metreyi geçmeyen saçak yapılabilir. Saçakların şekli ve genişliği, yörenin mimari karakterine ve yapılacak yapıların özelliğine göre mimari estetik komisyonu kararı alınarak ilgili idarece de tayin edilebilir.</p>

<p>(2) Saçaklar parsel sınırlarını aşamaz.</p>

<p><strong>Bahçe duvarları</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Bahçe duvarlarının yüksekliği; binaların yol tarafındaki cephe hatlarının önünde, yoldan kotlandırılan binalarda kaldırım üst kotundan itibaren 0.50 metreyi, yoldan yüksek olup tabi zeminden kotlandırılan binalarda ise parselin yol sınırındaki tabii zemin kotundan itibaren 0.50 metreyi, yol cephelerinin en az 2.00 metre gerisinde düzenlenmesi halinde ise 1.5 metreyi geçemez. Ayrıca üzerlerine dönüşlerde ve otopark giriş çıkışlarında taşıt trafiğini tehlikeye atacak şekilde görüşü engellememek şartıyla yükseklikleri 1.00 metreyi aşmayan parmaklık yapılabilir.</p>

<p>(2) Eğimli yollarda/arazilerde bahçe duvarı üst kotunun tretuvardan en fazla 1.50 metre yükseldiği durumlarda duvar üstten kademelendirilir. Fazla meyilli ve tehlike arz eden yerlerde uygulanacak şekli takdire idare yetkilidir.</p>

<p>(3) Devletin güvenlik ve emniyeti ile harekât ve savunma bakımından gizlilik veya önem arz eden bina ve tesisler ile okul, hastane, cezaevi, ibadet yerleri, elçilik, sefarethane, açık hava sineması ve benzerleri gibi özellik arz eden bina ve tesislerin bahçe duvarları ile sanayi bölgelerinde yapılacak bahçe duvarları bu madde hükmüne tabi değildir.</p>

<p><strong>Kapıcı dairesi, bekçi odası ve kontrol kulübeleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Kapıcı dairesi ve bekçi odası yapılacak binalar:</p>

<p>a) Konut kullanımlı bağımsız bölüm sayısı 40’tan fazla olan ve katı yakıt kullanan kaloriferli veya kalorifersiz binalar için bir adet kapıcı dairesi yapılması zorunludur. Birden fazla yapı bulunan ve toplam bağımsız bölüm sayısı 40’tan fazla olan parsellerde de bu hüküm uygulanır, ancak bağımsız bölüm sayısının 80’i aşması halinde ikinci bir kapıcı dairesi yapılır. Ayrıca, birden fazla yapının bulunduğu parsellerde 60’tan fazla bağımsız bölümü olan her bir bina için mutlaka ayrı bir kapıcı dairesi yapılır.</p>

<p>b) Katı yakıt haricindeki diğer ısıtma sistemleri kullanılması ve parseldeki konut kullanımlı toplam bağımsız bölüm sayısının 40’tan fazla olması halinde bir, 150’den fazla olması halinde iki kapıcı dairesi yapılması zorunludur. İlave her 150 daire için ek bir kapıcı dairesi yapılır.</p>

<p>c) Sıra evler düzeninde, ayrık, ikiz nizamda tek bağımsız bölümlü 1’den fazla müstakil konut binası bulunan parsellerde kapıcı dairesi yapılması mecburiyeti aranmaz.</p>

<p>ç) Yapı inşaat alanı 2000 m<sup>2</sup>’den fazla olan işyeri ve büro olarak kullanılan binalarda bekçi odası yapılması şarttır.</p>

<p>(2) Kapıcı dairelerinin ve bekçi odalarının ölçü ve nitelikleri:</p>

<p>a) Kapıcı daireleri, doğrudan ışık ve hava alabilecek şekilde düzenlenir.</p>

<p>b) Taşkın riski taşıyan alanlarda kalan binalarda düzenlenecek kapıcı dairelerinin kapı ve pencere boşluklarının alt seviyesi su taşkın seviyesinin en az 1.50 metre üzerinde olmak zorundadır.</p>

<p>c) Kapıcı dairelerinin toprağa dayalı ve iskân edilebilen bodrum katlarda yapılması halinde, oturma odası ve bir yatak odasının dış mekâna açılması bu mekânların taban döşemesinin üst seviyesinin tabii veya tesviye edilmiş zemine gömülü olmaması, kapı ve pencere açılmak suretiyle, doğal aydınlatma ve havalandırmasının sağlanması sel, taşkın ve su basmasına karşı önlem alınmış olması zorunludur. Kapıcı dairelerinin toprağa gömülü duvarlarında kuranglez yapmak suretiyle kapı ve pencere açılamayacağı gibi bu duvarlarda pencere açılabilmesi için pencere denizliğinin tabii zeminden veya tesviye edilmiş zeminden en az 0.90 metre yukarıda konumlanması gerekir.</p>

<p>ç) Bina içinde düzenlenen kapıcı daireleri, en az brüt 50 m<sup>2</sup>’dir. Kapıcı dairelerinde, her birisi en az 9 m<sup>2</sup> ve dar kenarı en az 2.50 metre olmak üzere 2 yatak odası ve 12 m<sup>2</sup>’den az olmamak üzere 1 oturma odası, en az 3.3 m<sup>2</sup> mutfak ve banyo veya duş yeri ve tuvalet bulunur.</p>

<p>d) Bina dışında tertiplenen kapıcı daireleri en fazla brüt 40 m<sup>2</sup> olmak zorundadır. Bu fıkranın (ç) bendinde yer alan ölçüleri sağlayacak şekilde 1 yatak odası, 1 oturma odası, mutfak ve banyo veya duş yeri ve tuvalet bulundurulur.</p>

<p>(3) Bekçi odası en az 4 m<sup>2</sup> büyüklüğünde, doğrudan ışık ve hava alabilecek şekilde düzenlenir. Bekçi odasında en az 1.5 m<sup>2</sup>’lik bir tuvalet yer alır.</p>

<p>(4) Kontrol kulübeleri:</p>

<p>a) Üzerinde birden fazla yapı yapılması mümkün ve yüzölçümü en az 1000 m<sup>2</sup> olan parsellerde, istenmesi halinde, trafik emniyeti bakımından tehlike arz etmemek ve hiçbir şartta parsel sınırını aşmamak kaydıyla bahçe mesafeleri içinde kontrol kulübesi yapılabilir.</p>

<p>b) Kontrol kulübesi 9 m<sup>2</sup>’yi geçemez.</p>

<p>c) Kontrol kulübesinin yüksekliği tabii veya tesviye edilmiş zeminden itibaren en fazla 4.00 metredir.</p>

<p>ç) Kontrol kulübesi ile esas bina arasındaki mesafe 2.00 metreden az olamaz.</p>

<p>d) Devletin güvenliği bakımından özellik arz eden parsellerde bu fıkrada belirtilen ölçülere uyulma şartı aranmaz.</p>

<p><strong>Portikler</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Portikli yapıların yapılacağı cadde ve sokaklar uygulama imar planı kararı ile belirlenir.</p>

<p>(2) Genel olarak portik bırakılması gereken yerlerde, portik yüksekliği 3.50 metre, derinliği ise 4.00 metredir. Ancak, civarın teşekkül tarzı ve mevkiin özellikleri dolayısıyla bu miktarlar ilgili idarece değiştirilebilir.</p>

<p>(3) Portiğe ve doğrudan yola açılan bina giriş kapıları dışa açıldığında, gizlenecek kadar bina giriş holüne doğru çekilir.</p>

<p><strong>Fırınlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) 14/7/2005 tarihli ve 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümleri saklı kalmak üzere fırınlar; sanayi, küçük sanayi, organize sanayi, konut dışı çalışma alanları ile ticaret bölgelerinde yapılabilir. Katkılı pide, kebap, simit fırınları ve geleneksel tandır ocakları, zemin katı işyeri olarak kullanılabilen binalarda yapılabilir.</p>

<p>(2) Fırınların tanziminde;</p>

<p>a) Mevcut binalarda ekmek fırını hariç fırın ve tandır yapılması durumunda, 634 sayılı Kanun hükümlerine uyulur.</p>

<p>b) Ekmek fırınları ayrık nizam yapılaşma bölgelerinde ve müstakil olarak yapılır.</p>

<p>c) Projesinde sınıfı belirtilmek zorundadır.</p>

<p>ç) Duvar ve döşemelerinde ısı ve ses yalıtımı uygulanır. Binanın taşıyıcı sisteminin ve fırınla ilgisi olmayan diğer bağımsız bölümlerin ısı değişiminden olumsuz etkilenmemesi için proje müelliflerince veya bu konunun uzmanı teknik elemanlarca hazırlanan rapora göre gerekli tedbir alınır.</p>

<p>d) Mekanik tesisat projelerinde, kanalizasyon bağlantısına, her türlü böcek ve kemirgen girişini önlemek için çekvalf konulur.</p>

<p>e) Baca ölçülerinin hesaplanması, bacaların bina iç duvarlarında tesis edilmesi ve filtre takılması şartı aranır.</p>

<p>f) Trafik açısından ilgili birimin görüşünün alınması gerekir.</p>

<p>g) Tesisin ihtiyacı olan otopark kendi parselinde karşılanır.</p>

<p>ğ) TSE standartlarına uyulur.</p>

<p>h) Binaların Yangından Korunması Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca gerekli tedbirler alınır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra hükümlerine uyulmaması durumunda ruhsat düzenlenemez.</p>

<p><strong>Pasajlar ve alışveriş merkezleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Ticaret bölgelerinde yapılacak pasajların;</p>

<p>a) Taban döşemesi üzerinden tavan alana kadar olan yüksekliğinin 3.50 metreden, uzunluğunun 30.00 metreden az olmaması,</p>

<p>b) Her biri 1.50 metreden dar olmayan en az 2 giriş-çıkış kapısı ile yeteri kadar havalandırma bacası veya tertibatını haiz bulunması, pasaj giriş ve çıkışlarının erişilebilir olması,</p>

<p>c) Birden fazla katlı olmaları halinde her bir kat arasında bu Yönetmelikte belirtilen şartlara uygun merdiven olması ve erişilebilirlik standartlarına uygun düzenlemelerin yapılması,</p>

<p>ç) Bir kısmı veya diğer katları başka maksatlar için kullanılan binalar içerisinde bulunmaları halinde, diğer esas giriş merdiven, asansör ve geçit gibi tesislerle, bu tesislere ayrılan yerlerin pasaj dışında ve müstakil olarak tertiplenmesi,</p>

<p>gereklidir.</p>

<p>d) Kapasiteye bağlı olarak ilgili idaresince uygun görülen büyüklük ve miktarda çocuk oyun alanı, bay ve bayan tuvaletler, bebek bakım alanları, ilk yardım alanı ve çarşı bütününde 30 m<sup>2</sup>’den küçük olmamak üzere ihtiyacı karşılayacak büyüklükte mescit ayrılır.</p>

<p>(2) Alışveriş merkezlerinde; 26/2/2016 tarihli ve 29636 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Alışveriş Merkezleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine uyulur.</p>

<p><strong>Tuvaletler</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Yarısı kadınlar, yarısı erkekler için olmak üzere; iş hanı, büro, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj ve mağaza gibi binalar ile otel ve benzerleri binalarda her 25 kişi için, en az birer adet, resmî binalar ile sinema, tiyatro gibi umumî binalarda ise her 50 kişi için en az birer adet tuvalet yapılması zorunludur. Bu yapılarda engellilerin erişiminin sağlanmasına yönelik tedbirler alınarak en az 1 kadın, 1 erkek olmak üzere engellilerin kullanımına ve erişilebilirlik standardına uygun tuvalet ayrılır.</p>

<p>(2) İbadet yerleri, şehirlerarası yollarda yer alan dinlenme tesisleri, meydan ve park gibi yerlerde yapılacak umumî tuvaletlerin en az yarısının, diğer yapılarda ise en az üçte birinin alaturka tuvalet taşlı olması sağlanır.</p>

<p>(3) Tuvaletlerde yeterli sayıda pisuar ve lavabo bulundurulur. Resmî binalar, işyeri, büro, fabrika gibi yerlerde çalışan sayısı, mağaza, alışveriş merkezi, çarşı, pasaj gibi yerlerde tahmini müşteri sayısı, lokanta, sinema, tiyatro gibi yerlerde oturma sayısı, otel ve benzeri konaklama tesislerinde yatak sayısı ve bu hesaplamalara dâhil olarak ziyaretçi sayıları ve diğer farklı özellikler dikkate alınarak yeterli tuvalet ayrılır.</p>

<p>(4) Birden fazla kullanımı haiz binalarda her kullanım için bu maddedeki kriterlere göre ayrı ayrı değerlendirme yapılır. Uluslararası kurallara tabi yapılarda bu Yönetmelikte belirtilenden az olmamak kaydıyla uluslararası kuralların gerektirdiği sayıda tuvalet yapılması zorunludur.</p>

<p>(5) Umumî binalarda çalışan, müşteri ve ziyaretçi gibi tüm kullanıcıların ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla kapasite hesabına göre belirlenen büyüklük ve sayıda erişilebilirlik standardına uygun engelli tuvaleti yapılır.</p>

<p><strong>Çay ocakları</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Büro, iş hanı, alışveriş merkezi, pasaj gibi ticari binalarla, sanayi tesislerinde; kullanma alanı en az 3 m² olmak, dar kenarı en az 1.20 metre, yüksekliği en az 2.20 metre olmak, 0.45 x 0.45 metre ebadında hava bacasıyla havalandırılmak, bir ateş bacasıyla irtibatlandırılmak kaydıyla çay ocakları bağımsız bölüm olarak düzenlenebilir.</p>

<p>(2) Çay ocaklarının nizamı ışıklıktan veya doğrudan ışık ve hava alması halinde hava bacasına gerek yoktur.</p>

<p><strong>Yığma, ahşap ve kâgir yapılarda aranan şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Binalar, güncel teknik mevzuat ile fen ve sanat kurallarına uygun olarak;</p>

<p>a) Binayı etkiyebilecek bileşik etkilere karşı yeterli dayanıma sahip olacak ve etkileri güvenli bir şekilde zemine aktarabilecek ve aynı zamanda civar yapılara herhangi bir zarar vermeyecek şekilde,</p>

<p>b) Temel zemininde oluşabilecek oturma, kabarma, büzülme ve donma sebebiyle yapı stabilitesi bozulmayacak biçimde,</p>

<p>tasarlanarak inşa edilmek zorundadır.</p>

<p>(2)Taşıyıcı sistem tasarımında, asansör makine dairesi ve merdiven evinin çatı saçağı üzerinde kalan kısmı yığma yapı tekniğiyle oluşturulamaz.</p>

<p><strong>Bodrumlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) Katı yakıt kullanan sobalı binaların bodrum veya zemin katlarında veya teknik olarak bodrum kat tesis edilememesi durumunda yüksekliği 2.20 metreyi geçmemek üzere bahçelerinde; ortak alan niteliğini haiz olmak ve eklenti ihdas etmemek kaydıyla her bağımsız bölüm için en az 5 m<sup>2</sup>, en fazla 10 m<sup>2</sup> odunluk, kömürlük veya depolama yeri ayrılması zorunludur.</p>

<p>(2) Bodrum kapısı tamamen tretuvar üzerinde kalan fazla meyilli yollar dışında yapılacak ön bahçesiz binalarda, yol cephesinde bodrum girişi yapılamaz.</p>

<p>(3) Toprağa dayalı bodrum katlarda bulunan konutlarda oturma odası ve bir yatak odasının; taban döşemesinin üst seviyesinin tabii veya tesviye edilmiş zemine gömülü olmaması, doğal aydınlatma ve havalandırmasının pencere açılmak suretiyle sağlanması, sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması zorunludur. Bu bağımsız bölümlerin kısmen veya tamamen tabii ve tesviye edilmiş zemin altında kalan duvarlarında pencere açılamaz.</p>

<p>(4) Konut kullanımı içeren binalarda otopark katlarının altında iskan edilebilir bağımsız bölüm düzenlenemez.</p>

<p>(5) Ticari alanlarda yapılan binaların ticari amaçla kullanılan bodrum katlarında döşemenin zemine gömülü olmama şartı aranmaz. Bu tür binalarda suni havalandırmanın sağlanması ile engellilerin dolaşımına olanak sağlayan erişilebilirlik standartlarına uygun rampa, yürüyen bant ve bunlar gibi önlemler alınır.</p>

<p>(6) Konut alanında kalmakla birlikte, ilgili idare meclisince yol boyu ticaret kararı alınan yol güzergâhlarında zemin katta, halkın günlük ihtiyaçlarını karşılamaya dönük olarak ticaret yapılabilir. Bu kullanımların bodrum katlarında içten bağlantılı piyesleri olabilir. Bu piyesler binanın ortak alanları ve müştemilatlarıyla irtibatlandırılamaz. Ancak, köşe başı veya köşe başından başka iki yola cephesi olan parsellerde yapılacak binaların yola cephesi bulunan bodrum katlarına ticari kullanımlı bağımsız bölüm yapılabilir. Bu bölümlerin üst ve alt kattaki mekânlarla içten bağlantısı sağlanabilir. Ticari kullanımların altında konut yapılamaz.</p>

<p>(7) Toprağa dayalı tüm bodrum katlarda, dış etkilere karşı ısı ve su yalıtımı yapılması zorunludur.</p>

<p>(8) Bina etrafında mütemadi kuranglez tesis edilemez. Kuranglezlerden giriş çıkış yapılamaz. Ancak, yol cephesinde bulunmayan kuranglezlerinden kaçış amacıyla çıkış tertiplenebilir. Kuranglezlerde sel, taşkın ve su baskınlarına karşı tedbirlerin alınmış olması zorunludur.</p>

<p>(9) Arazi eğiminden faydalanmak amacıyla veya mimari nedenlerle, binalar bloğunun, bir binanın veya bağımsız bir dairenin; belirlenen bina yüksekliğini aşmamak, belirli piyesler için tespit olunan asgari kat yüksekliklerine veya bu Yönetmeliğin diğer hükümlerine aykırı olmamak şartı ile çeşitli katlarda ve/veya farklı taban ve/veya tavan seviyelerinde düzenlenmesi mümkündür. Ayrıca, zemin katların binanın kot aldığı yol cephesi üzerinde bulunmayan piyesleri ile yol cephesinde yer alan piyeslerinin yol cephesinde kalmayan ve piyes derinliğinin yarısını aşmayan bir kısım alanları, zemin kat kotundan farklı kotta düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Müştemilatlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) Binaların müştemilat kısımları, mümkün ise binanın bodrumunda, aksi halde bahçede tertiplenir.</p>

<p>(2) 4 tarafı yol ile çevrili istisnai parseller dışında esas binaların yol tarafındaki cephe hatlarına tecavüz eden müştemilat binası yapılamaz. Bu gibi istisnai parsellerde müştemilat binalarının yapılacağı yeri tayine idare yetkilidir.</p>

<p>(3) Müştemilat binalarının;</p>

<p>a) Dar kenarı 4.00 metreden, en yüksek noktasının tabii zeminden yüksekliği 2.50 metreden fazla olamaz.</p>

<p>b) Binaya bitişik oldukları takdirde, komşu parsel sınırına, aksi halde binaya ve ayrıca komşu parsel sınırına uzaklıkları bu Yönetmelikle veya planla belirlenen miktarlardan az olamaz.</p>

<p>c) Yapı cinsleri ahşap olamaz.</p>

<p>ç) Parsel durumu müsait olduğu takdirde esas binanın inşasından önce de yapılması mümkündür.</p>

<p>d) Kapıcı dairesi, garaj, odunluk, kömürlük, depo, mutfak, çamaşırhane ve benzeri hizmetler için olup, maksadı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(4) Müştemilatlar mimari projede ve vaziyet planında gösterilir. Bahçede yapılmasının zorunlu olduğu hallerde; bu Yönetmelikte veya planında belirtilen şartlara ve çekme mesafelerine uyularak yapılır.</p>

<p><strong>Mescitler</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının (c), (ç), (e) ve (h) bentlerinde sayılan yerlerin yanı sıra tersanelerde, 634 sayılı Kanun kapsamındaki toplu yapılarda, organize sanayi-endüstri-teknoloji geliştirme bölgelerindeki yapılarda ve dinlenme tesislerinde kullanıcıların, çalışanların veya müşterilerin ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla mescit kullanımı için yeterli mekânlar ayrılır. Mimari projelerde mescit alanı olarak ayrılacak mekânlar gösterilmeksizin ilgili idarece proje onayı yapılamaz ve yapı ruhsatı düzenlenemez.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamındaki yerlerde mescit olarak ayrılacak mekânlar için aşağıda belirtilen şartlar aranır:</p>

<p>a) Yeterli aydınlatma ve iklim koşullarına göre merkezî sistem veya klima ile iklimlendirme sağlanır.</p>

<p>b) Kolay erişilebilir bir konumda bulunması esastır.</p>

<p>c) Kadınlar ve erkekler için ayrı alanlarda abdest almaya ve ibadet etmeye elverişli olacak şekilde tesis ve tanzim edilir. Abdest alınan ıslak hacimlerde tuvalet yer almaz ve ibadet mekânlarına doğrudan geçiş sağlanmaz.</p>

<p>ç) Toplam personel sayısı yüze veya toplam emsale esas alanı bin metrekareye kadar olan yerlerde kadın ve erkekler için ayrı ayrı tesis edilen ibadet mekânlarından her birinin net alanı abdest alanı hariç 15 m²’den az olamaz. İlave her yüz personel veya her üç bin metrekare emsale esas alan için kadınlara ve erkeklere ayrı ayrı olmak üzere on beşer metrekare alan eklenir. Personel sayısına veya emsale esas alana göre yapılan hesaplamadan çok olanı esas alınır.</p>

<p>(3) Birinci fıkrada sayılan kullanımların;</p>

<p>a) Aynı yapı bünyesinde bulunması ve bunlardan birinde ikinci fıkrada belirlenmiş şartları karşılayan nitelikleri haiz mescit bulunması halinde,</p>

<p>b) Yer aldığı parselde veya tesis, kampüs, yerleşke ve benzeri içerisinde ya da toplu yapı kapsamında 250 metre yürüyüş mesafesi dahilinde cami bulunması halinde,</p>

<p>ayrıca mescit bulundurma şartı aranmaz. Bu fıkra yapı sahibince talep edilmesi halinde mescit yapılmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Birinci fıkra kapsamındaki yapıların bu madde uyarınca denetimi belediye ve mücavir alan sınırları içinde belediyeler, belediye ve mücavir alan sınırları dışında il özel idareleri tarafından yapılır. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yapılacak bildirim üzerine ilgili idarece gerekli tedbirlerin alınması sağlanır.</p>

<p><strong>Dış görünüm ve binaların estetiğinde idarelerin yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 54- </strong>(1) Eskişehir Büyükşehir Belediyesi yetki ve sorumluluk alanında kalan yerlerde; kentin mevcut ve yeni yapılacak yapılarının estetiği ile ilgili kurallar getirmeye, çevre ve mevcut bina cephe özelliklerine göre yapılar arasında uyum sağlamaya, kente yakışır bir görünüm elde etmek amacıyla dış cephe boya ve kaplamalarını, bahçe duvarlarını, pergola, sundurma ve benzeri kullanım şekillerini, çatı malzeme ve renklerini ve çatı üzerinde kurulan yenilenebilir enerji kaynaklarına ilişkin tesislerin görünümlerinin estetik açıdan düzenlenmesine ilişkin karar almaya ve tüm ilçelerde uygulamaya koymaya Büyükşehir Belediye Meclisi yetkilidir.</p>

<p>(2) İlçe belediyeleri bu kararların uygulanmasından ve denetlenmesinden sorumludurlar.</p>

<p>(3) İlgili belediyeler, binaların cephelerinin temiz ve bakımlı kalmasını sağlamak amacıyla, dış cephe boya ve kaplamalarının yenilenmesi için gerekli önlemleri alır ve yapı malikini uyarır. Belediye encümen kararı ile yapılan tebligata rağmen mal sahipleri tarafından yerine getirilmeyen eskimiş cephe, malzeme, boya ve kaplamasının yenilenmesi iş ve işlemleri, belediye tarafından yerine getirilir. Yapılan işlerin masrafı %20 fazlasıyla mal sahibinden tahsil edilir.</p>

<p>(4) Mevcut ve yeni yapılacak binalarda uydu anteni ve klima dış ünite yerlerinin, bina cephelerinde görüntü kirliliği yaratmayacak şekilde belirlenmesi zorunludur.</p>

<p>(5) Zemin katı ticaret, üst katlarında da ofis, büro ve benzeri olan binalarda işyerlerine ait tabelalar, binanın giriş kapısının iki yanına 0.25 x 0.15 metre ebadında pirinç levha üzerine belirtilir, bunun dışında katlar seviyesinde tabela yapılamaz. Zemin katta yer alan işyerlerinde ise işyeri cephesi eninde ve 0.70 m. yüksekliği geçmemek üzere tabela kullanılır. Cam giydirme yapılarda cephelere hiçbir şekilde işyeri belirten yazılar yazılamaz. Apartman yönetimi bina cephesinde yapılan uygulamalardan sorumludur.</p>

<p>(6) Bitişik yapı düzenindeki parsellerde yapılan binaların diğer parsellere bitişik olan yan yüzlerinde yapı yoksa veya daha alçak katlı yapı olması nedeniyle sağır cephe görünen yüzleri düzgün bir sıva ile kaplanıp, boyanır.</p>

<p>(7) Bitişik parselde bulunan alçak katlı bina sahipleri, asma iskele ile yapılacak olan bu sıva işlemine binalarının çatılarına zarar verilmemek, verilirse onarmak ve daha sonra çatıyı temizlemek koşuluyla izin verir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Projeler ve Yapı İzin Belgeleri</p>

<p><strong>Projeler ve yapı izin belgelerine ilişkin hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 55- </strong>(1) Projeler ve yapı izin belgelerine ilişkin hususlarda;</p>

<p>a) Yapı ruhsatına ilişkin genel hükümlere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 54 üncü maddesi,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı işlemlerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 55 inci maddesi,</p>

<p>c) Kamu alanlarında yapılacak yapılarda ruhsata ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 56 ncı maddesi,</p>

<p>ç) Yapı projelerine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57 nci maddesi,</p>

<p>d) Binalarda tasarruf tedbirleri ve iklim değişikliğine dair ilkelere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57/A maddesi,</p>

<p>e) Esaslı tadilata ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 58 inci maddesi,</p>

<p>f) Yapı ruhsatı gerekmeyen inşai faaliyetlere ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 59 uncu maddesi,</p>

<p>g) İstinat duvarlarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 60 ıncı maddesi,</p>

<p>ğ) Muvakkat yapıya ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 61 inci maddesi,</p>

<p>h) Elektronik haberleşme istasyonlarına ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 62 nci maddesi,</p>

<p>ı) Şantiye binaları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 63 üncü maddesi,</p>

<p>i) Yapı kullanma iznine ilişkin olarak Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 64 üncü maddesi,</p>

<p>j) Yapı kullanma izinlerinde başvuru sahibinden bilgi ve belge istenmesine ilişkin esaslar hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 65 inci maddesi,</p>

<p>k) Mimari estetik komisyonları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 66 ncı maddesi,</p>

<p>uygulanır.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Denetime Dair Hükümler</p>

<p><strong>Bakanlığın denetim yetkisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 56- </strong>(1) Bakanlığın denetim yetkisine ilişkin hususlarda Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 67 nci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Fenni mesuliyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 57- </strong>(1) Fenni mesuliyet hizmetlerine ilişkin hususlarda Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 68 inci maddesine uyulur.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yönetmeliğin Uygulanmasına İlişkin Esaslar</p>

<p><strong>Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 58- </strong>(1) Yönetmeliğin uygulanmasına ilişkin esaslar hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 69 uncu maddesine uyulur.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında düzenlenmesi gereken taahhütnameler, tutanaklar, yapı denetim defteri, yapı tatil zaptı, yapı kullanma izin belgesi formu ve yapı ruhsatı formu hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin eklerinde yer alan örnekler ve formlar kullanılır.</p>

<p>DOKUZUNCU BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Bakanlık denetçilerinin yetkilendirilmesi ve özellikleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bakanlık denetçilerinin yetkilendirilmesi ve özellikleri hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 1 inci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut teşekkül</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) Mevcut teşekkül hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 2 nci maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut yapı ruhsatı başvuruları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3- </strong>(1) Mevcut yapı ruhsatı başvuruları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 3 üncü maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Mevcut haberleşme istasyonları</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 4- </strong>(1) Mevcut haberleşme istasyonları hakkında Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin geçici 4 üncü maddesine uyulur.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 59- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 60- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/eskisehir-buyuksehir-belediyesi-imar-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Wed, 08 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="39352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıda Madalyonun İki Yüzü: Af Demeden Affetmek ve Yargısız İnfaz]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargida-madalyonun-iki-yuzu-af-demeden-affetmek-ve-yargisiz-infaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargida-madalyonun-iki-yuzu-af-demeden-affetmek-ve-yargisiz-infaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye’de ceza adaleti tartışmaları son zamanlarda tuhaf bir ikilik içinde yürüyor. Bir tarafta “bu ülkede suç işleyenin yanına kalıyor” denilerek cezasızlık olgusu eleştiriliyor; diğer tarafta ise tutuklamanın olağanlaştığından, sert koruma tedbirlerinin peşin cezalandırmaya dönüştüğünden yakınılıyor. İlk bakışta birbiriyle bağdaşmaz görünse de bu iki parametre gerçekte aynı madalyonun iki yüzü.</p>

<p>Cezasızlık hissi ile aşırı tutuklama ve sert tedbir pratiği, sanıldığı gibi birbirinin zıttı değildir. Yaptırımın sonu belirsizleştikçe, sürecin başı sertleşmekte; bu da hem ceza hukukunun normatif ciddiyetini hem de adil yargılanmanın güvencelerini birlikte aşındırmaktadır. Sorun bu nedenle yalnızca bazı kötü uygulamalar değil; infaz rejiminin yaptırımın toplumsal ağırlığını zayıflattığı, buna karşılık tutuklama ve görünür müdahalenin bu boşluğu doldurmaya çalıştığı daha derin bir yapısal bozulmadır.</p>

<p>Ceza hukukunun amacı yalnızca suç tanımlamak ve yaptırım göstermek değildir. Ceza hukuku aynı zamanda devletin cezalandırma yetkisini hukuk içinde tutar; keyfîliği sınırlar; güce ölçü, sürece usul, sonuca çerçeve getirir. Ne var ki sistem bir yandan yaptırımın ciddiyetini aşındırıp diğer yandan muhakeme evresindeki müdahaleyi ağırlaştırmaya başladığında, artık yalnızca kötü işleyen bir uygulamadan değil, kendi mantığıyla arasına mesafe koymaya başlayan bir ceza adaleti yapısından söz etmek gerekir.</p>

<p><strong>Cezasızlık Hissi Nereden Çıkıyor?</strong></p>

<p>Cezasızlık hissi çoğu zaman toplumsal bir abartı gibi anlatılsa da çoğu durumda sistemin kendi pratiğinin toplumsal sonucu olduğunu artık biliyoruz. İnsanlar yalnızca kanunda ne yazdığına bakmaz; dosyanın sonunda fiilen ne olduğuna bakar. Suç ile yaptırım arasındaki bağ ne kadar görünür ve öngörülebilirse hukuk o kadar ciddi görünür; bu bağ ne kadar zayıflarsa cezasızlık hissi de o kadar büyür.</p>

<p>Bu nedenle cezasızlık hissi yalnızca bazı dosyaların kötü soruşturulmasından doğmaz. Aynı zamanda cezanın fiilî sonucunun belirsizleşmesinden doğar. Toplumun baktığı yer basittir: “Bu suç işlendiğinde gerçekten ne oluyor?” Eğer bu sorunun cevabı dosyadan dosyaya, paketten pakete, düzenlemeden düzenlemeye değişiyorsa, hukuk normu kâğıt üzerindeki ağırlığını korusa bile toplumsal ağırlığını kaybetmeye başlar.</p>

<p>Sorun tam da burada başlar. Ceza hukukunun ciddiyeti yalnızca hüküm anında değil, sonucun öngörülebilirliğinde kurulur. Kanunda sert görünen bir yaptırım, hayatta sürekli esneyen bir sonuca bağlanıyorsa, yurttaşın zihninde hukuk ile fiilî hayat arasındaki mesafe büyür. Cezasızlık hissi de tam bu mesafenin içinden çıkar. Bu, psikolojik değil, kurumsal bir meseledir.</p>

<p><strong>Adı Af Değil, Etkisi Neye Benzer?</strong></p>

<p>Buradaki temel mesele, teknik hukuk dilinin toplumsal hafızayla aynı yerden konuşmamasıdır. Kanun koyucu buna af demeyebilir. Düzenleme infaz rejimi içinde kurulmuş olabilir. Biçimsel olarak af niteliğinde sayılmayabilir. Ama toplum çoğu zaman kavrama değil, etkiye bakar. Etki tekrar tekrar aynı yere çıkıyorsa, yani ceza fiilen hafifliyor, öteleniyor ya da baştan ilan edilen ağırlığını sonunda taşımıyorsa, hukuki isimlendirme toplumsal sonucu değiştirmeye yetmez.</p>

<p>Bu yüzden “adı af değil” cümlesi meseleyi çözmez. Asıl soru şudur: Devlet bir yandan cezanın ciddiyetini vurgularken, diğer yandan o cezanın fiilî sonucunu sürekli esnetiyorsa, burada yurttaşın hukukla kurduğu güven ilişkisi nasıl ayakta kalacaktır? Toplum bir noktadan sonra şu düşünceye sürüklenir: Demek ki ceza var, ama sonu kesin değil. Demek ki yaptırımın gerçek ağırlığı, kanunda yazılandan çok daha sonra ve başka bir yerde belirleniyor.</p>

<p>İşte bu, ceza hukukunun sembolikleşmeye başladığı noktadır. Norm vardır; ama etkisi bulanıktır. Yaptırım vardır; ama sonucu belirsizdir. Kanun metni yürürlüktedir; ama toplumsal hafıza onun gerçek sonucuna ikna olmamaktadır. Böyle bir düzende ceza hukuku, yalnızca norm koyan bir alan olmaktan çıkar; varlığı ile etkisi arasında açıklık büyüyen bir yapıya dönüşür.</p>

<p>Bu yüzden burada yalnızca infaz siyaseti değil, kanunilik ilkesi de tartışma konusudur. Kanunilik yalnızca suçun ve cezanın kanunda yazılı olması değildir; aynı zamanda belirlilik, öngörülebilirlik ve keyfîliğe karşı güvence demektir. Eğer yaptırımın gerçek sonucu, normun ilan edildiği yerde değil de sonradan gelen düzenlemelerle sürekli değişiyorsa, kanunilik ilkesi metinde korunup etkide aşınmaya başlar. Kanun vardır; ama bağlayıcılığı gevşemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dengeler Yer Değiştiriyor: </strong></p>

<p><strong>Cezanın Sonu Yumuşarken Sürecin Başı Sertleşiyor</strong></p>

<p>Meselenin düğüm noktası burasıdır. Sistem, yaptırımın sonundaki gevşekliği sürecin başındaki sertlikle telafi etmeye çalışmaktadır. Bir başka ifadeyle, infaz alanında üretilen belirsizlik ve güvensizlik, soruşturma ve kovuşturma evresinde daha görünür müdahalelerle dengelenmek istenmektedir.</p>

<p>Tam da bu noktada, sistemin en kritik kırılma hattı görünür hale gelir: tutuklama, olması gereken yerden kaymaya başlar. Oysa tutuklama, ceza muhakemesi bakımından bir ceza değildir. Hükümden önce başvurulan, sıkı şartlara bağlı, istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir. Mantığı da bellidir: kaçma riskini, delil karartma ihtimalini ya da yargılamanın sağlıklı yürütülmesini tehdit eden somut durumları bertaraf etmek.</p>

<p>Ne var ki yaptırımın sonundaki belirsizlik büyüdükçe ve sistem görünür ciddiyetini muhakeme evresinde telafi etmeye yöneldikçe, tutuklama da kendi hukukî mahiyetinden uzaklaşmaya başlar. Artık yalnızca yargılamayı koruyan istisnai bir araç olarak değil, sistemin kaybettiği otoriteyi geri çağıran sert bir müdahale biçimi olarak çalışır. Kırılma da burada başlar. Çünkü o andan sonra tutuklama, muhakemenin aracı olmaktan çıkıp sistemin gerginliğini taşıyan bir alana dönüşür.</p>

<p>Bu aynı zamanda adil yargılanma ilkelerinin sessiz aşınmasıdır. Masumiyet karinesi kâğıt üzerinde korunabilir; fakat kişi daha hüküm kurulmadan fiilen cezalandırılıyorsa, o karine toplumsal etkisini yitirir. Savunma hakkı ve ölçülülük ilkesi metinde varlığını sürdürebilir; fakat müdahalenin ağırlığı dosyanın gerçek ihtiyacını aşıyorsa bu güvenceler soyutlaşır. Gerekçe klişeye dönüştüğünde ise denetlenebilirlik kaybolur.</p>

<p><strong>Tutuklama Neden Peşin Cezalandırmaya Dönüşüyor?</strong></p>

<p>Bu yüzden cezasızlık hissi ile aşırı ve ölçüsüz tedbir pratiği (özellikle keyfi tutuklamalar) birbirinin zıttı değildir. Tersine, aynı bozulmanın birbirini tamamlayan iki hareketidir. <strong><i>Toplum bir yandan “zaten sonunda çıkıyorlar” kanaatine sürüklenirken, öte yandan sistem bu kanaatin doğurduğu öfkeyi “en azından hemen müdahale ediyoruz” mesajıyla yönetmeye çalışmaktadır. Gerçek reform yerine görünür sertlik öne çıkmaktadır.</i></strong></p>

<p>Bu yer değişimi yalnızca kurumsal bir dengesizlik üretmez; birey üzerinde de bozucu bir etki yaratır. Yaptırımın sonundaki belirsizlik, kişiye hukuka güven değil, yaptırımdan sıyrılabileceğine dair bozuk bir cesaret verir. <i>Kimi zaman kişi bu algıya güvenerek suç işlemeye daha kolay yönelir; kimi zaman da suç işlemese bile içinde bulunduğu çevrenin, temas ettiği ilişkilerin ya da attığı adımların doğurabileceği hukukî sonuçları gereği gibi ciddiye almaz</i>. Böylece hukuk normu, sınır çizen ve yön veren bir çerçeve olmaktan çıkar; sonradan yumuşatılabilir bir risk hesabına dönüşür. Bu da yalnızca bireysel sapmayı değil, daha geniş bir toplumsal yozlaşmayı besler.</p>

<p>Ne var ki aynı kişi, sistemin bu kez öbür yüzüyle karşılaştığında, yani soruşturma ve yargılama aşamasındaki sert tedbir pratiğine maruz kaldığında (örneğin hiç koşulları oluşmamasına rağmen basit bir şüphe ile özgürlüğünden mahrum edildiğinde), önceki rahatlık duygusunun ne kadar yanıltıcı olduğunu görür. <i>Ona cesaret veren de sonradan onu ezici biçimde karşılayan da aslında aynı bozulmuş sistemdir.</i> Fakat kişi bunu çoğu zaman yapısal bir çelişki olarak değil, kendisine yönelmiş kişisel bir haksızlık olarak yaşar. Sorunu sistemde değil, kendi dosyasında, kendi kaderinde görmeye başlar. Bu da hukukla kurulan ilişkinin rasyonel zeminden çıkıp öfke, kırılma ve yabancılaşma eksenine kaymasına yol açar.</p>

<p>Tam da bu nedenle, böyle bir düzenin ıslah üretmesi beklenemez. Islah, ancak öngörülebilirlik, ölçülülük ve adalet duygusu içinde mümkündür. Önce yanlış bir güven verip ardından ölçüsüz bir sertlikle karşılayan bir sistem, kişiyi dönüştürmez; yalnızca onu hukuk düzeninden daha fazla uzaklaştırır.</p>

<p>Ezcümle, tutuklamanın peşin cezalandırmaya dönüşmesi yalnızca bir usul sorunu değildir. Bu, ceza adalet sisteminin bel kemiğini oluşturan adil yargılanma güvencelerinin etkisizleşmeye başlamasıdır. Kişi henüz hüküm giymeden özgürlüğünden, itibarından, işinden ve gündelik hayatından olur. Sonradan beraat etmesi, çoğu zaman bu kaybı geri getirmez. Hukuk aklayabilir; fakat süreçte yaşanan fiilî cezalandırmayı bütünüyle telafi edemez.</p>

<p><strong>Aynı Krizi Besleyen Dört Ayrı İşleyiş</strong></p>

<p><strong><i>1. Eksik olan nitelikse, gösterilen şey sertlik oluyor.</i></strong> Bir ceza adalet sisteminin gücü ne kadar sert göründüğünde değil ne kadar sağlam çalıştığında anlaşılır. Delil zayıfsa, soruşturma dağınıksa, gerekçe ikna etmiyorsa; bunun yerini çoğu zaman sertlik almaya başlar. O noktada devlet, hukuken güçlü olduğu için değil, zafiyetini görünür ağırlıkla kapatmak istediği için sertleşir.</p>

<p><strong><i>2. Adalet aranırken, gösteri üretiliyor</i></strong>. Toplumun adalet talebi meşrudur. Sorun, bu talebin hangi araçla ve hangi zihniyetle karşılandığındadır. <i>Cezasızlık hissi büyüdükçe toplumsal öfke de büyür; bu öfke çoğu zaman doğrudan yargıya yönelir. Ancak yargının önüne konulan tablo da sade değildir. İnfaz rejimindeki istikrarsızlık, ağır iş yükü ve hızlı sonuç üretme baskısı, soruşturma ve kovuşturma makamlarını giderek daha görünür, daha sert ve daha kolay başvurulabilir tedbirlere yaslanan bir pratiğe itebilmektedir.</i></p>

<p>Bu nedenle ortaya çıkan tabloyu yalnızca tek tek uygulayıcıların kişisel tercihleriyle açıklamak eksik kalır. Buradaki sorun, onların önüne çelişkili beklentiler koyan ceza siyasetinin de sorunudur. Bir yandan yaptırımın sonundaki ciddiyet aşındırılmakta, öte yandan bunun doğurduğu toplumsal basınç yargı pratiği üzerinden yönetilmeye çalışılmaktadır.<i> Böylece adaletin kendisi değil, adalet duygusunu yatıştıracak bir görünürlük üretilmektedir.</i></p>

<p><strong><i>3. Sertlik hiçbir zaman boşluğa uygulanmaz.</i></strong> Ölçüsüz müdahale rejimleri kâğıt üzerinde herkese eşit görünse de hayatta çoğu zaman eşit işlemez. <i>Kimin savunma kapasitesi daha zayıfsa, kimin sesi daha az çıkıyorsa, kimin dosyası daha kolay simgeleştirilebiliyorsa sertliğin yükü çoğu zaman onun üzerinde toplanır. </i>Hukuk burada yalnızca sertleşmez; aynı zamanda seçici biçimde sertleşir.</p>

<p><strong><i>4. Tedbir cezaya benzedikçe, yargılama güvence olmaktan çıkıyor</i></strong>. Ceza ile tedbir arasındaki ayrım, ceza adaletinin en temel ayrımlarından biridir. Ceza, hükmün sonucudur; tedbir ise yargılamanın güvenliği için başvurulan geçici araçtır. Bu çizgi bulanıklaştığında, muhakeme de anlamını kaybetmeye başlar. Çünkü süreç artık hakikati arayan bir alan olmaktan çok, sonucun erkene çekildiği bir zemine dönüşür.</p>

<p><strong>İnfazda Açılan Boşluk Muhakemeye Yüklenirken Sistem Kendi Mantığını Yitiriyor</strong></p>

<p>Ceza adalet sistemi bir bütündür. Norm koyma, soruşturma, kovuşturma, hüküm ve infaz aşamaları birbirini tamamlayan halkalardır. Bu halkalardan birindeki istikrarsızlık, diğerlerini de etkiler. İnfaz alanında yaptırımın ciddiyeti aşındığında, bunun toplumsal ve kurumsal baskısı muhakeme alanına kayar. <i><u>Sistem, son aşamada kaybettiği ağırlığı ilk aşamada fazla müdahaleyle telafi etmeye yönelir.</u></i></p>

<p>Fakat bu, restorasyon değildir. Bir çarktaki boşluğu öteki çarkları sıkarak kapatmaya çalışmak, makineyi düzeltmez; yalnızca daha gürültülü hale getirir. İnfaz sonunu belirsizleştirirken muhakemenin başını ağırlaştıran bir sistem, kendi bütünlüğünü yeniden kurmuş olmaz. Yalnızca sorunu bir yerden başka bir yere taşımış olur.</p>

<p>Bu taşımanın en ağır sonucu, adil yargılanmanın artık yapının taşıyıcı kolonu değil, sürecin dekoru haline gelmesidir. Güvenceler mevcut görünür; fakat belirleyici değildir. Kanunlar yürürlüktedir; fakat etkileri sembolleşmektedir. O zaman hukuk, gerçekten çalışan bir düzen olmaktan çok, varlığına inanılmak istenen bir çerçeveye dönüşür.</p>

<p>Bugünkü tablo, tek tek yanlış kararların toplamı olarak görülemez. Asıl mesele, sistemin kendi normatif omurgasına yabancılaşmasıdır. Eğer sistem bir yandan yaptırımın toplumsal ciddiyetini aşındırıyor, diğer yandan bu aşınmanın doğurduğu güvensizliği tutuklama ve sert koruma tedbirleriyle bastırmaya çalışıyorsa, artık kendi mantığıyla çatışıyor demektir. Bir yanda kanunilik aşınır; çünkü sonuç öngörülemez hale gelir. Öte yanda adil yargılanma aşınır; çünkü süreç, güvence olmaktan çıkıp baskının taşıyıcısına dönüşür.</p>

<p>Bu durumda kanunlar tamamen ortadan kalkmış olmaz; fakat normatif ağırlıkları zayıflar. Biçim korunur, içerik erir. Şeklen modern, fiilen ise ilkel reflekslere açık bir cezalandırma rejimi doğar. Sorun tam da budur. <i>Sistem kâğıt üzerinde çağdaş hukuk devletine ait kavramlarla konuşurken, pratikte yer yer daha kadim ve daha çıplak bir güç mantığıyla işlemeye başlar.</i></p>

<p><strong>Sonuç: Cezanın ve Tedbirin Yer Değiştirmesi</strong></p>

<p>Bugün ceza adaleti alanında yaşanan en büyük sorun, sertlik ile yumuşaklık arasında tercih yapma meselesi değildir. Asıl mesele, cezanın ve tedbirin yer değiştirmesidir. <strong><i>Hükümden sonra gelmesi gereken ciddiyet zayıflarken, hükümden önce uygulanması gereken istisnai müdahale ağırlaşmaktadır.</i></strong> Cezanın sonu yumuşamakta, sürecin başı sertleşmektedir. <strong><i>Ortaya çıkan yapı ne gerçekten caydırıcıdır ne gerçekten adildir. Yalnızca güvensizliği başka biçimlerde çoğaltır.</i></strong></p>

<p>Bu nedenle çözüm, daha çok sertlik ya da daha çok esneklik sloganlarında değildir. Çözüm, önce sistemin kendi ilkelerine geri dönmesindedir. Soruşturma nitelikli yürütülmeli, delil standardı ciddiyetle korunmalı, iddianame gerçek bir hukukî eşik olarak kurulmalı, tutuklama gerçekten istisnai hale dönmeli, adli kontrol gerçek alternatif olarak işletilmeli, infaz siyaseti de cezanın öngörülebilirliğini aşındıran sürekli geçici düzenlemelerle değil, tutarlı bir yaklaşımla yürütülmelidir.</p>

<p>Daha önemlisi, adil yargılanma ilkeleri sistemin vitrini değil, taşıyıcı kolonu haline getirilmelidir. Masumiyet karinesi, savunma hakkı, silahların eşitliği, gerekçeli karar, ölçülülük ve makul süre gibi güvenceler yalnızca metinde duran ilkeler değil, fiilen yön veren esaslar olmalıdır. Kanunilik de yalnızca suç ve cezanın yazılı olmasından ibaret görülmemeli; yaptırımın belirli ve öngörülebilir sonucunu da kapsayan gerçek bir güvence olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak mesele tek tek yanlışlardan ibaret değildir. Sorun, ceza hukukunun ve ceza muhakemesinin yer değiştirmeye başlamasıdır. Af demeden affeden, tedbir diyerek cezalandıran bir sistem, kısa vadede düzen görüntüsü verebilir. Fakat uzun vadede ne topluma güven verir ne hukuka saygı üretir. Çünkü hukuk, ancak kendi ilkelerine sadık kaldığında ciddidir; o sadakat gevşediğinde geriye adalet değil, yalnızca onun gölgesi kalır.</p>

<p><strong>Av. Tuğba ŞEN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargida-madalyonun-iki-yuzu-af-demeden-affetmek-ve-yargisiz-infaz</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 21:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/terazi.jpg" type="image/jpeg" length="68742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKSIZ MAL EDİNME, MÜLKİYET HAKKININ KORUNMASI, ELKOYMA VE MÜSADERE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haksiz-mal-edinme-mulkiyet-hakkinin-korunmasi-elkoyma-ve-musadere-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haksiz-mal-edinme-mulkiyet-hakkinin-korunmasi-elkoyma-ve-musadere-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1- 3628 Sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu</strong></p>

<p><strong>3628 sayılı Kanunun 04.05.1990 tarihinde yürürlüğe girdiği,</strong></p>

<p><strong>Bu Kanunun amacının;</strong> rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele kapsamında, Kanunun kapsamına girenlerin mal bildiriminde bulunmalarını, bildirimlerin yenilenmesi, mal edinmelerin denetimi ile haksız mal edinme veya gerçeğe aykırı bildirimde bulunma halinde uygulanacak hükümleri, bunun yanında Kanunla belirlenen suçlar ile bazı suçlardan dolayı kamu görevlileri ve suç ortakları hakkında takip ve yargılama usulünün düzenlenmesi olduğu, kamuoyunda 3628 sayılı Kanunun kamu görevlilerinin <strong>“Nereden Buldun Kanunu”</strong> olarak bilindiği, bu Kanunun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçu bakımından öncül suçun aranmadığı, bu yönü ile suçun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.282’de tanımlanan suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçundan ayrıldığı, bir fiilin zimmet, irtikap veya rüşvet suçlarının kapsamına girmediği, fakat 3628 sayılı Kanun kapsamına giren kişilerin bu Kanunun 4. maddesinde tanımlanan haksız mal edinme olarak nitelendirebilecek malvarlıklarının Kanunun 13 ve 14. maddelerine göre değerlendirilebilecekleri, ayrıca 3628 sayılı Kanunun m.5 ila m.9’da düzenlenen mal bildirimi ile kamu görevlilerinin bazı suçlarında soruşturma izninin aranmasını bertaraf eden 17. maddede dikkat çekici hükümlerin bulunduğu,</p>

<p>3628 sayılı Kanunun 1. maddesinde Kanunun amacına yer verildikten sonra, kimlerin mal bildiriminde bulunmasını gerektiğinin 2. maddede, hediye ve haksız mal edinme hükümlerinin 3. ve 4. maddelerde, mal bildirimleri konusunun 5. maddede, mal bildirimi zamanlarının 6. maddede, mal bildirimlerinin yenilenmesinin sonu 0 ve 5 ile biten yılların en geç şubat ayı sonu olarak 7. maddede, 8. maddede bildirimlerin hangi makamlara verileceğinin, bildirimlerin gizliliğinin korunacağına dair hükmün 9. maddede düzenlendiği,</p>

<p>3628 sayılı Kanunun 10. maddesinde mal bildiriminde bulunmama suçunun, 11. maddesinde mal bildirimi muhtevası hakkında 9. maddeye aykırı davranma suçunun, 12. maddede gerçeğe aykırı mal bildiriminde bulunma suçunun, 13. maddede haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme suçlarının, 14. maddede haksız edinilen malların müsaderesinin, 15. maddede kamu hizmetlerinden yasaklanma cezasının, 16. maddede ise 3628 sayılı Kanunun 10. maddesinin 1. fıkrası hariç olmak üzere, 3628 sayılı Kanunda yazılı cezaların tecil edilemeyeceğinin, hapis cezasının paraya veya tedbire çevrilemeyeceğinin ve önödeme uygulanamayacağının belirtildiği,</p>

<p>3628 sayılı Kanunun 17. maddesinde; soruşturma izni dışında kalan suçların neler olduğunun sayıldığı, buna göre 3628 sayılı Kanunun 10 ila 13. maddelerinde tanımlanan suçlar ile irtikap, rüşvet, basit ve nitelikli zimmet, kaçakçılık, ihale ve alımlara ve satımlara fesat karıştırma, Devlet sırlarının açıklanması suçlarından dolayı 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanamayacağının belirtildiği, bu hükümle kamu görevinden dolayı suç işlediği iddia edilen kamu görevlileri ve memurlar hakkında soruşturma izni aranması şartının belirtilen suçlar yönünden kaldırıldığı ve Cumhuriyet savcılarının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.160 uyarınca doğrudan soruşturma başlatabilecekleri, Kanunun 18. maddesinde suçun ihbarının, 19. maddesinde soruşturma usulünün ve 20. maddesinde bilgi verme zorunluluğunun özel olarak düzenlendiği, 22. maddesinde ise mal bildiriminde bulunmanın şekil ve şartlarına ilişkin yönetmeliğin Cumhurbaşkanı tarafından çıkarılacağının belirtildiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> mal bildirimi ile bazı suçlarda soruşturma izninin aranmaması hükümlerinin değil, 3628 sayılı Kanunun 13. ve 14. maddelerinde düzenlenen haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme suçları ile zoralım/müsadere hükümleri hakkında kısa açıklamalarda bulunulacağı,</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 247 ila 266. maddelerinde “Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar” başlığı altında bilhassa kamu görevlileri ve memurlar yönünden görevi nedeniyle ve görevin ifası kapsamında işlenen suçların ve cezalarının düzenlendiği, korunan hukuki yararın kamu idaresinin güvenilirliği olduğu, bu hukuki yarar yönüyle kamu görevlilerinin ve memurların işlediği suçlar ile kamu görevlileri dışında kalanların malvarlığına karşı işlediği suçları düzenleyen m.141 ila m.169’dan ayrıldıkları,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>2- Haksız Mal Edinme, Kaçırma veya Gizleme Suçları</strong></p>

<p>Kamu görevlilerinin ve memurların işlediği suçlar bakımından kanun koyucunun malvarlığının korunmasından ziyade, kamu idaresinin güvenilirliğini esas aldığı, bu suçlardan zimmet, irtikap, rüşvet alma gibi suçların kapsamına girmeyen, fakat kamu görevlileri ve memurlar açısından “Nereden Buldun Kanunu” niteliği taşıyan 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde tanımlanan haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme suçlarının dikkate alınması gerektiği,</p>

<p><strong>Suçun unsurları bakımından zimmet, irtikap veya rüşvet alma olarak değerlendirilemeyen, öngördüğü ceza azlığı itibariyle görevden kaynaklanan yetkinin kötüye kullanılması veya ihmali suçunu tanımlayan TCK m.257’de tanımlanan cezaların üstünde bir ceza öngören, ceza kanunlarının daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde haksız mal edinen faile 3 yıldan 5 yıla kadar hapis ve 5 milyon liradan 10 milyon liraya kadar para cezasının verileceği,</strong> burada geçen para cezasının 1990 yılına, yani mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu dönemine ait olduğu, yine o dönemde 5083 sayılı Kanunla liradan 6 sıfırın atılmadığı, dolayısıyla 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un 5. ve 8. maddelerinin uygulanmasının gerektiği,</p>

<p>3628 sayılı Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında belirtilen para cezalarında henüz değişikliğe gidilmediğinden, adli para cezasının alt sınırı 2.500 lira ve üst sınırının da 5.000 lira olarak uygulanacağı, her ne kadar bu konuda bir tereddüt yaşasak da uygulamanın “suçta ve cezada kanunilik” prensibi ile 5252 sayılı TCK Yürürlük Kanununun ilgili hükümleri dikkate alındığında yasal değişikliğe gidilmedikçe adli para cezasının bu şekilde uygulanacağı, 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrasında ise, haksız edinilen malı kaçıranın veya gizleyenin de aynı ceza ile cezalandırılacağı,</p>

<p>13. maddenin 1. fıkrasında tanımlanan haksız mal edinme suçunun ancak 3628 sayılı Kanunun kapsamında girenler olabileceği, diğer faillerin ve şeriklerin “Bağlılık kuralı” başlıklı TCK m.40 kapsamında ele alınabilecekleri, diğer faillerin ve iştirak edenlerin ancak suça azmettiren veya yardım eden olabilecekleri, fakat fail veya müşterek fail olamayacakları,</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> 13. maddenin 2. fıkrasında tanımlanan seçimlik hareketlerin kamu görevlisi veya memur olmayanlar tarafından da işlenebileceği, çünkü 1. fıkrada “haksız mal edinene” ibaresine yer verildiğinden, bunun ancak kamu görevlisi olabileceği, haksız edindiği malı bir başkasına verse veya emanet etse bile, kamu görevlisi veya memur için m.13/1’de tanımlanan suçun oluşacağı, malı kaçıran, yani alıp götüren veya gizleyen/saklayan failin ise bu suçtan dolayı ayrıca cezalandırılacağı, malı kaçırma veya gizleme fiillerinden birisine girmemekle birlikte, malın kamu görevlisi veya memur tarafından haksız edinilmesine iştirak edenin de TCK m.38 veya m.39 kapsamında ceza sorumluluğunun bulunacağı, suça iştirak edenin bu fiilinin yanında ayrıca haksız edinilmesine aracılık yaptığı malı alıp kaçırması veya saklaması durumunda da, fikri içtimanın değil, ayrı zamanlarda icra edilen birden fazla fiilin gündeme geleceği, bu durumda haksız mal edinme suçuna yardım eden failin, haksız edinilen malı saklaması durumunda ayrıca ceza sorumluluğunun gündeme geleceği,</p>

<p>TCK m.282’de suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçunun düzenlendiği, bu maddenin 1. ve 2. fıkralarında aklama suçlarının tanımlandığı, burada öngörülen cezaların daha ağır olduğu, fakat TCK m.282/2’de öngörülen hapis cezasının alt sınırının daha az olduğu, bu nedenle 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde öngörülen “kanunun daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde” hükmü ibaresi de her ne kadar bu maddenin 1. fıkrasında yer alsa da, 2. fıkra bakımından da geçerli olduğu, bu nedenle suçtan kaynaklanan malvarlığı değerinin aklanması hali varsa, yani TCK m.282’nin tatbikini gerektiren bir öncül suçtan elde edilmiş ve aklama kapsamına alınmış malvarlığı varsa, bu durumda hangi ceza hükmünün uygulanacağının belirlenmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde düzenlenen haksız mal edinme suçu bakımından öncül suçun aranmadığı,</strong> zaten bu suçu kamu idaresinin güvenilirliği suçlarından ayıran en önemli özelliğin, bu Kanunun kapsamına giren kamu görevlileri ile memurların malvarlığı değerleri artışlarını açıklayamamalarına, bunların meşru kaynaklarını gösterememelerine bağlı olmasından kaynaklandığı, kanun koyucunun doğrudan haksız mal edinmeyi suç saydığı, yine haksız edinildiğini bildiği malı kaçıranın veya gizleyenin fiilini suç olarak tanımladığı,</p>

<p><strong>Kamu görevlisinin veya memurun “mal” kapsamına giren her türlü maddi değeri, yani malvarlığını kendisinin veya bir başkasının mülkiyetinde tutmasını açıklayamadığı, geliri belli olduğu ve bunun dışında kazanç elde etmesinin mümkün bulunmadığı, malvarlığı değerinde oluşan artışları makul, mantıklı, meşru zeminde ve somut delillerle ortaya koyamayan kamu görevlisinin veya memurun haksız mal edindiğinin kabul edildiği,</strong></p>

<p>Esasen kanun koyucunun burada kamu idaresinin güvenilirliği kapsamında malvarlığı değerinde artışın meşruiyeti ile ilgili ispat yükünü failin üzerinde bıraktığı, bunun da rüşvet veya herhangi bir yolsuzluk kapsamına girdiği belirlenemeyen, fakat buna rağmen malvarlığında haksız, yani hukuka aykırı ve izah edilemeyen artış bulunan kamu görevlisinin veya memurun sırf bu nedenle cezalandırılabildiği, kamu görevlisinin veya memurun haksız, yani hukuka uygun kazanı dışında mal edindiğini bilen üçüncü kişinin bu haksız edinilen malı kaçırması veya gizlemesi halinde 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinin 2. fıkrasında tanımlanan suçun oluşacağı,</p>

<p><strong>Esas itibariyle;</strong> 04.05.1990 tarihinde yürürlüğe giren 3628 sayılı Kanunun 13. ve 14. maddelerinde, kamu görevlilerin, memurların ve bunların yanında bu Kanun kapsamına girenlerin “Nereden Buldun Kanunu” olarak nitelendirilebilecek yasal düzenlemenin çıkarıldığı, böylece zimmet (TCK m.247), irtikap (TCK m.250), denetim görevini ihmal (TCK m.251), rüşvet (TCK m.252) ile ihaleye fesat karıştırma (TCK m.235) ve edimin ifasına fesat karıştırma (TCK m.236) kapsamına girmeyen, bu suçlarla illiyet bağı kurulamayan, ancak meşru zemini gösterilemediği için, yani kamu görevlisinin veya memurun kazancı dışında kalan, usule uygun bildirilmeyen, bildirilmekle birlikte açıklanamayan, gerçeğe aykırı bildirilen malvarlığı değerlerinde meydana gelen artışın haksız olarak değerlendirilmesi gerektiği,</p>

<p>Her ne kadar ispat yükünün iddia eden tarafa ait olduğu, bu nedenle 3628 sayılı Kanunun 13. maddesi kapsamında haksız mal edinmeden bahsedilebilmesi için, bunun haksızlığının ve kaynağının meşru olmadığının iddia eden tarafça ortaya koyulup ispatlanmasının gerektiği söylense de, 3628 sayılı Kanunun amacının rüşvet ve yolsuzluklarla mücadele olduğu, bu nedenle mal bildirimini düzenlendiği,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><strong>3- Hediye</strong></p>

<p><strong>Kanunun 3. maddesinde “hediye” kapsamına giren malvarlığının kamu idaresine tesliminin öngörüldüğü,</strong> ancak kamu görevlileri yönünden getirilen hediye yasağının kapsamına yabancı devletlerin, milletlerarası kuruluşların, sair milletlerarası hukuk tüzel kişiliklerinin, Türk uyruğunda olmayan özel veya tüzel kişi veya kuruluşların dahil edildiği, yabancı devletlerden, kurum ve kuruluşlardan alındığı tarih itibariyle değeri 10 aylık net asgari ücret toplamını aşan hediye veya bağış niteliği taşıyan eşyanın kamu görevlisi tarafından alındığı tarihten 1 ay içinde çalıştığı kuruma teslim zorunluluğunun öngörüldüğü,</p>

<p><strong>Kanunun 3. maddesinde sayılan hediye yasağı kapsamına yurt içinde bulunan kurum ve kuruluşlar ile Türk uyruklu özel ve tüzel kişilerin alınmadığı,</strong> ancak bunlardan “hediye” veya “bağış” adı altında alınan malvarlığı değerinin de makul olması gerektiği, daha da önemlisi kamu görevlisinin veya 3628 sayılı Kanun kapsamına giren kişilerin ifa ettikleri görevin ifası ile verilen hediyenin hiçbir ilgisinin bulunmaması gerektiği, kamu görevlisinin kamu görevinden kaynaklanan yetkiyi kullanmasında önce veya sonra verilen hediyelerin TCK m.250, m.252 veya m.257 kapsamında değerlendirilebileceği, bu kapsama girmeyenlerin de 3628 sayılı Kanunun 13. ve 14. maddelerinde dikkate alınacağı, görevden kaynaklanan kötüye kullanılması veya ihmal suçlarını düzenleyen TCK m.257’de tanımlanan cezanın 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinde belirtilen cezadan az olması sebebiyle, bu maddenin mefhum-u muhalifinden TCK m.257, m.54, m.55 ile 3628 sayılı Kanunun 13. ve 14. maddelerinin birlikte uygulanabilecekleri, burada TCK m.44’de düzenlenen fikri içtima halinin de bulunmadığı,</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> 3628 sayılı Kanunun “Hediye” başlıklı 3. maddesinin kapsamına girmeyen, fakat kamu görevlisinin hediye veya bağış olarak açıkladığı malvarlığının haksız mal edinme kapsamında sayılıp sayılmayacağına ilişkin tespitin, “Haksız mal edinme” başlıklı 4. maddenin değerlendirilmesi suretiyle yapılmasının gerektiği, bu bakımdan kanunlara veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı açıklanan veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliri ile uygun olduğunun kabulü mümkün olan malvarlığı artışlarının veya harcamaların haksız mal edinme sayılamayacağı, görüleceği üzere kanun koyucunun bu konuda kanun, genel ahlak, elde edilen gelir ve malvarlığında artışa veya harcamaya sebep olan hediye ve kazancın maddi kıymetinin önemli olduğu, bu konuda da “Hediye” başlıklı 3. maddede yer alan hükümlere bakılmasının uygun olacağı,</p>

<p>Dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>4- Haksız Mal Edinme Nedir?</strong></p>

<p><strong>3628 sayılı Kanunun 4. maddesinde “haksız mal edinme” kavramının açıkça tanımladığı,</strong> <strong>bu maddede; </strong><i>“Kanuna veya genel ahlaka uygun olarak sağlandığı ispat edilmeyen mallar veya ilgilinin sosyal yaşantısı bakımından geliriyle uygun olduğu kabul edilemeyecek harcamalar şeklinde ortaya çıkan artışlar, bu Kanunun uygulanmasında haksız mal edinme sayılır.” </i>hükmüne yer verildiği, gerçekten de ispat yükünü iddia edene değil de kamu idaresinin güvenilirliği nedeniyle kamu görevlisi ve memur ile bu Kanunun kapsamına girenlere yükleyen kanun koyucunun, hukuka veya genel ahlaka uygun olarak elde edildiği ispatlanamayan mallar ile ilgilinin sosyal yaşantısı ile gelirine uygun düşmeyen harcamalarından ortaya çıkan artışların “haksız mal edinme” sayılacağı, bu durumda 3628 sayılı Kanunun 13. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan suçun oluşacağı, maddenin 2. fıkrasında haksız edinilen malı kaçırma veya gizleme seçimlik hareketleri altında, haksız mal edinmeden sonra işlenecek suçun tanımlandığı, buna göre haksız edinildiği tespit edilen malın kasten, yani bilerek ve isteyerek kaçırılmasına veya gizlenmesine iştirak eden failin, azmettirenin veya yardım edenin de m.13/2 nedeniyle ceza sorumluluğunun doğacağı, haksız mal edinen kamu görevlisi tarafından m.13/2’de tanımlanan suçun da ayrıca işlenebileceği,</p>

<p>Haksız mal edinme, mal kaçırma veya gizleme seçimlik hareketlerinin 13. maddede sayıldığı, esasen haksız mal edinme ile mal kaçırmanın veya gizlemenin ayrı fıkralarda düzenlendiği, bu bakımdan haksız mal edinme suçunu düzenleyen 1. fıkrada nasıl haksız mal edinildiğine ilişkin bağlı veya seçimlik hareketlerin öngörülmediği, haksız mal edinme suçunun serbest hareketli suç olup, 3628 sayılı Kanunun 4. maddesi kapsamına giren malvarlığının haksız edinilen mal olarak kabul edileceği,</p>

<p>Gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p><strong>5- Soruşturma ve Kovuşturma Usulü</strong></p>

<p><strong>3628 sayılı Kanunun 13. maddesine göre yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda;</strong> m.14’de olduğu gibi zoralıma, yani müsadereye benzer bir düzenleme arama, muhafaza altına alma ve elkoyma tedbirleri bakımından öngörülmediğinden, arama, muhafaza altına alma ve elkoyma tedbirleri ile alakalı olarak CMK m.116 ila m.134’ün uygulanacağı, çünkü 3628 sayılı Kanunun 10 ila 14. maddelerinde suçların düzenlendiği, 14. maddede zoralım, 15. maddede kamu hizmetlerinden yasaklanma, 16. maddede tecil, yani erteleme, paraya çevirme ve önödeme yasağına yer verildiği, 3628 sayılı Kanunun 17 ila 20. maddelerinde soruşturma usulüne ilişkin özel hükümlerin bulunduğu, 3628 sayılı Kanunda sayılan suçlar ile bir kısım suçlar yönünden 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmayacağının m.17/1’de yer aldığı, ancak bu hükmün müsteşarlar ile yeni yönetim sisteminde müsteşara denk gelen kamu görevlileri, valiler ve kaymakamlara uygulanmayacağının belirtildiği, 18. maddede suçun ihbarının nasıl yapılacağının ve kayda alınacağının düzenlendiği, 19. maddede soruşturma usulüne yer verildiği, m.19/3’de soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısının, kamu davası açılmadan önce haksız elde edinildiği yolunda delil veya emare elde edilen para veya mal ile ilgili tedbirin alınmasını, yalnızca sulh ceza hakimliğinden değil, paranın veya malın bulunduğu yer hukuk mahkemesinden istenebileceğinin de düzenlendiği, “Bilgi verme zorunluluğu” başlıklı m.20’nin özel ve önemli bir düzenleme olduğu, bu maddede düzenlenen bilgi verme zorunluluğunun ihlali halinde tanımlanan suçun ve cezasının “Bilgi isteme” başlıklı CMK m.332’ye göre “özel hüküm” niteliği taşıdığı gibi, çok daha güçlü bir düzenleme olduğu,</p>

<p>Belirtilmelidir.</p>

<p><strong>6- Zoralım (Müsadere)</strong></p>

<p><strong>“Zoralım” başlıklı 3628 sayılı Kanunun 14. maddesinde;</strong> TCK m.54’de düzenlenen eşya müsaderesi ile m.55’de tanımlanan kazanç müsaderesi dışında özel bir zoralım, yani müsadere cezasına yer verildiği, esasen kanun koyucunun Türk Ceza Kanunu’nda müsadereyi “güvenlik tedbiri” kapsamında ele aldığı, bize göre müsaderenin asli olmasa da mülkiyet ve zilyetlik haklarını ortadan kaldırması sebebiyle fer’i ceza olarak nitelendirilmesinin gerektiği,</p>

<p><strong>3628 sayılı Kanunun 14. maddesinde;</strong> <i>“Haksız edinilmiş olan malların zoralımına hükmolunur. Bu malların elde edilememesi veya bir malın tümünün haksız mal edinme konusu teşkil etmemesi sebepleri ile zoralımın mümkün olmadığı hallerde haksız edinilen değere eşit bedelinin Hazineye ödenmesine karar verilir. Bu bedel, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil olunur.”</i> hükmüne yer verildiği, buna göre haksız edinildiği tespit edilen malların müsaderesine hükmolunacağı, ancak bu malların elde edilememesi veya bir malın bütünün haksız mal edinme kapsamına girmemesinden dolayı müsaderesinin mümkün olmadığı halinde, haksız edinilen değere eşit güncel değerin Hazineye ödenmesine karar verileceği ve bu bedelin de 6183 sayılı Amme Alacakların Tahsili Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği, görüleceği üzere 14. maddenin “özel hüküm” niteliği taşıdığı, TCK m.54’den ve m.55’den ayrıca ele alınmasının gerektiği, müsadere ile ilgili burada hüküm bulunmayan hallerde Türk Ceza Kanunu hükümlerinden yararlanılabileceği, ancak m.14’ün yeterince açık olduğu, m.13’e bağlı olarak dikkate alınacağı, m.13’ün bütününde haksız edinildiği tespit edilen malvarlığının tespiti halinde, buna bağlı olarak müsadere kararı verileceği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>7- Mülkiyet Hakkı</strong></p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong></p>

<p><strong>Normlar hiyerarşisinin tepesinde bulunan Anayasa m.38/10’a göre genel müsadere cezasının yasak olduğu,</strong> yani işlenen bir suç nedeniyle failin ilgili ilgisiz tüm malvarlığının müsaderesinin yapılamayacağı, bu nedenle müsadereden önce tedbiren uygulanan elkoyma tedbirinin de CMK m.123 ila m.128/A hükümlerine göre tatbikinin gerektiği, ancak uygulamada elkoyma ve dava sonunda gündeme gelen müsadere karar ve yöntemlerinde aşırıya gidildiği, yasal şartlar oluşmadan elkoyma tedbiri ile müsadere cezası uygulanarak, bireyin mülkiyet ve zilyetlik haklarının özünün zedelendiği, bunun da Anayasa m.13’e ve m.35 ile İnsan Haklar Avrupa Sözleşmesi 1. Ek Protokolünün 1. maddesinin güvencesinde olan mülkiyet hakkını ihlal ettiği,</p>

<p>Demokratik hukuk toplumlarında can ve mal güvenliği, yani yaşama, maddi ve manevi bütünlüğü koruma, kişi hürriyeti ve güvenliği, mülkiyet haklarının çok önemli olduğu, bu temel hakların özlerinin muhakkak korunmasının gerektiği, bu güvenceyi de “normlar hiyerarşisi” prensibi dikkate alınarak, Anayasa, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ile eki protokollerinin ve kanunların sağlayacağı,</p>

<p>Bununla birlikte yazılı hukuk kurallarının temel hak ve hürriyetler için yeterli güvence oluşturmayacağı, çünkü bu yazılı güvencelerin hukukun evrensel ilke ve esasları ışığında yürürlüğe koyulmasının yanında, pratikte uygulanmasının önemli olduğu, uygulamanın yeknesak, derhal ve dürüst şekilde, yani hukuk güvenliği hakkını gözeterek, temel hak ve hürriyetlerin kamu otoritesi veya başkalarına karşı haksız müdahalelere uğramasının önüne geçecek şekilde gerçekleşmesinin gerektiği, aksi halde, yani yazılı hukuk kurallarında yeterli güvenceler gösterilse bile, bunların sahada eşit ve yeterince uygulanmadığı hususunda ortaya çıkacak şüphenin hukuk güvenliği hakkını gölgeleyeceği,</p>

<p>Temel hak ve hürriyetlerinin korunmasının esas, “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün istisna olduğunu, kanunlarda belirtilen bu istisnaların dışına çıkılamayacağı, her ne kadar kesin kaide bu olsa da uygulamada “kanunilik” ilkesini açıkça veya örtülü olarak ihlal eden uygulamalara rastlandığı, bunların hukukilik denetimlerinin ise etkin şekilde yapılmadığına veya yapılamadığına ilişkin eleştirilerde bulunulduğu, oysa “hukuk devleti” ilkesinin en önemli özelliğinin ve güvencesinin, gerek hukuk kurallarının ve gerekse kararlar ile bu kararlara göre yapılan işlerin ve işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının etkin ve hızlı şekilde hukukilik denetiminin yapılması olduğu, hukukilik denetiminin etkin ve hızlı şekilde yapılamadığı bir yerde hukuk güvenliği hakkının korunduğundan, temel hak ve hürriyetlerin güvencesi olan hukuk kurallarında yeterince uygulandığından bahsedilemeyeceği, hukuk devleti ile kanun veya polis devletini ayıran en önemli özelliğin, hem hukuk kurallarının ve hem de bu kuralların tatbikinin hukukun evrensel ilke ve esaslarına uygunluğunun olduğu, “hukuk devleti” ilkesinin keyfiliği ve denetimsizliği kaldıramayacağı, bu bakımdan Anayasa m.2’nin güvencesi altında bulunan “hukuk devleti” ilkesinin herkesi kapsayıcı, koruyucu ve kollayıcı olduğu algısını toplumda gösteren olguların gerçekleşmesi gerektiği, bunun için de toplumun tamamı bakımından “temel hak ve hürriyetler, eşitlik, güvenlik ve denetim” dengesinin, birey yararı ile kamu yararı arasında iyi kurulmasının gerektiği, bunun da yazılı hukuk sistemine bağlı bir devlette kanunların iyi düzenlenmesine, bununla birlikte iyi ve eşit uygulanmasına bağlı olduğu,</p>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haksiz-mal-edinme-mulkiyet-hakkinin-korunmasi-elkoyma-ve-musadere-1</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazi-kelepce-para.jpg" type="image/jpeg" length="47381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KENTSEL DÖNÜŞÜMDE RİSKLİ YAPI TESPİTİ SONRASI İZLENECEK YASAL PROSEDÜRLER VE UYGULAMA ESASLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespiti-sonrasi-izlenecek-yasal-prosedurler-ve-uygulama-esaslari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespiti-sonrasi-izlenecek-yasal-prosedurler-ve-uygulama-esaslari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun ve bu Kanun’un Uygulama Yönetmeliği hükümleri uyarınca, riskli yapı şerhi kesinleştikten sonra yürütülecek süreçler yasal bir takvime ve belirli şekil şartlarına bağlanmıştır. Bu sürecin ilk ve en önemli aşaması, maliklerin bir araya gelerek taşınmazın geleceği hakkında karar vermesidir.</p>

<p><strong>Riskli Yapı Tespitinin Kesinleşmesi ve Tebligat Süreci</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un 3. maddesi ve Uygulama Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca, lisanslı kuruluşlarca hazırlanan riskli yapı tespit raporunun İdare tarafından onaylanmasıyla birlikte tapu kütüğüne "riskli yapı" şerhi işlenir. Bu durum, maliklere e-Devlet kapısı üzerinden bildirilir ve ilgili muhtarlıkta on beş gün süreyle ilan edilir. Muhtarlıktaki ilanın son günü itibarıyla on beş günlük itiraz süresi başlar. Eğer bu süre içinde bir itiraz yapılmazsa veya yapılan itiraz Teknik Heyet tarafından reddedilirse, riskli yapı tespiti kesinleşmiş sayılır. Tespitin kesinleşmesiyle birlikte, 6306 sayılı Kanun’un 5. maddesi uyarınca İdare, maliklere yapının tahliyesi ve yıkımı için doksan günden fazla olmamak üzere bir süre verir. Bu aşamadan sonra mülkiyet hakkının kullanımına ilişkin karar alma süreci başlar.</p>

<p><strong>Maliklerin Toplantıya Çağrılması ve Ek-12 Formu Uygulaması</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 15. maddesinin ikinci fıkrasına göre, riskli yapının bulunduğu parselde yeni uygulamanın nasıl yürütüleceğine karar vermek amacıyla maliklerden herhangi birinin istemi üzerine tüm malikler toplantıya çağrılır. Bu çağrı sürecinde, yönetmelik ekinde yer alan Ek-12 numaralı "Toplantı Davet Formu" kullanılır. Toplantının yeri, zamanı ve gündemi bu form ile belirlenerek, toplantı tarihinden en az on beş gün önce riskli binanın girişine veya ilan panosuna asılır. Aynı zamanda bir örneği ilgili muhtarlığa verilerek orada da on beş gün süreyle ilan edilmesi sağlanır. Bu usulle yapılan duyuru, tüm paydaşlara şahsen tebligat yapılmış gibi hukuki sonuç doğurur. Toplantıda temel olarak inşaat firmasının seçimi, paylaşım modeli ve uygulama şartları görüşülür.</p>

<p><strong>Salt Çoğunluk ile Karar Alma ve Uygulama Protokolü</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un 6. maddesinin birinci fıkrası ve Uygulama Yönetmeliği’nin 15. maddesi gereğince, riskli yapıların bulunduğu parsellerde yapılacak her türlü uygulama için maliklerin sahip oldukları hisseleri oranında salt çoğunluk (%50+1) ile karar alınması yeterlidir. Yapılan son yasal düzenlemelerle birlikte, bu kararın alınabilmesi için binanın yıkılmış olması şartı kaldırılmıştır; dolayısıyla yapı ayaktayken de salt çoğunlukla karar alınarak süreç ilerletilebilir. Toplantıda alınan karar, hazırlanan bir tutanakla imza altına alınır. Bu karara katılan malikler, seçilen inşaat firması ile noter huzurunda kat karşılığı inşaat sözleşmesi veya diğer sözleşme türlerini imzalayarak uygulama sürecini resmileştirirler. Bu aşamada, sürecin şeffaf yürütülmesi adına karara katılmayan maliklere yapılacak bildirimlerin temeli atılmış olur.</p>

<p><strong>Değerleme Raporunun Alınması ve Kararın Bildirilmesi (Ek-8 Formu)</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 12. ve 15/A maddeleri uyarınca, pay satışı sürecine geçilebilmesi için taşınmazın mevcut durumuna ilişkin rayiç değerinin belirlenmesi zorunludur. Bu amaçla Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) lisanslı değerleme kuruluşlarından resmi bir değerleme raporu alınır. Alınan salt çoğunluk kararı ve bu kararın şartlarını içeren teklif, toplantıya katılmayan veya karara muhalif kalan maliklere bildirilir. Bu bildirim, yönetmeliğin Ek-8 numaralı formu kullanılarak, muhtarlıkta on beş gün süreyle ilan edilmek suretiyle veya noter kanalıyla yapılır. Bu ihtarname ile ilgili malike, teklifi kabul etmesi için on beş günlük süre tanındığı, aksi halde arsa payının açık artırma yoluyla satılacağı yasal olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Arsa Payı Satışı ve Açık Artırma Usulü</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un 6. maddesi ve Uygulama Yönetmeliği’nin 15/A maddesi uyarınca, on beş günlük süre içinde teklife cevap vermeyen veya kabul etmeyen maliklerin arsa paylarının satışı için Satış Komisyonu'na başvurulur. Satış süreci başlamadan önce tapu kaydına satış işlemine tabi olduğuna dair şerh düşülür. Satış, Müdürlük veya İdare tarafından düzenlenen bir açık artırma ile gerçekleştirilir. İlk artırmaya yalnızca anlaşma sağlayan diğer paydaşlar katılabilir ve pay, rayiç değerden düşük olmamak kaydıyla en yüksek teklifi verene satılır. Eğer paydaşlar arasında alıcı çıkmazsa, 15/A maddesinin on ikinci fıkrası uyarınca, anlaşma şartlarını kabul eden üçüncü kişilere satış yapılabilmesi için süreç yinelenir. Satışın tamamlanmasıyla birlikte yeni malik, mevcut sözleşmeyi imzalamış sayılarak projeye dahil edilir.</p>

<p><strong>Kentsel Dönüşüm Uygulaması Kapsamındaki Muafiyetler: </strong></p>

<p>· <strong>Tapu ve Kadastro Harçları Muafiyeti</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 9. fıkrasına göre, kentsel dönüşüm sürecinde tapu müdürlüklerinde yapılan işlemlerin büyük bir kısmı tapu harcından muaftır. Bu muafiyet; riskli yapının bulunduğu parsellerdeki payların devri, tescili, şerhlerin konulması veya kaldırılması, birleştirme (tevhit), ayırma (ifraz) ve cins değişikliği işlemlerini kapsar. Özellikle maliklerin müteahhitle yaptığı anlaşma neticesinde arsa paylarının müteahhide devri veya inşaat tamamlandıktan sonra konut/işyerlerinin maliklere tescili sırasında ödenmesi gereken tapu harçları bu madde uyarınca alınmaz. Ayrıca, riskli yapının bulunduğu parselde yeni yapılacak binaların "ilk satışı" da, malik veya müteahhit tarafından yapılması fark etmeksizin tapu harcı istisnası kapsamındadır. Ancak bu muafiyetin uygulanabilmesi için işlemin Kanun kapsamındaki uygulama protokolüne uygun olması ve İdare'den alınan muafiyet belgesinin ibraz edilmesi şarttır.</p>

<p>· <strong>Noter Harçları ve Damga Vergisi İstisnası</strong></p>

<p>Sürecin sözleşme aşamasında ortaya çıkan noter giderleri önemli bir muafiyet kalemidir. 6306 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 9. fıkrasının (a) bendi uyarınca, malikler ile müteahhitler arasında imzalanan "Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi" ve bu süreçle bağlantılı olarak noter huzurunda düzenlenen diğer tüm sözleşme ve vekâletnameler noter harcından müstesnadır. Aynı madde uyarınca, bu sözleşmelerin taraflarca imzalanması aşamasında doğan damga vergisi de alınmaz. Bu durum, hem maliklerin hem de yüklenici firmaların sözleşme maliyetlerini ciddi oranda düşürmektedir. Noterlerin bu muafiyeti uygulaması için taşınmazın riskli yapı şerhini içerir güncel tapu kaydının ve riskli yapı tespit raporunun sunulması yeterli olmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· <strong>Belediyelerce Alınan Harçlar ve Ücretler</strong></p>

<p>İnşaatın başlangıcından bitimine kadar yerel yönetimlere ödenmesi gereken birçok harç kaleminde de muafiyet söz konusudur. 6306 sayılı Kanun’un 7. maddesinin 9. fıkrasının (ç) bendi uyarınca, belediyelerce alınan imar durumu belgesi ücreti, aplikasyon ücreti, kayıt ve suret harçları, parselasyon harcı, ifraz ve tevhit harcı ile en önemlisi "Yapı Ruhsat Harcı" ve "Yapı Kullanma İzin Harcı" (iskan harcı) kentsel dönüşüm projelerinde ödenmez. Bunun yanı sıra, binaların yıkımı aşamasında alınan yıkım ruhsatı harçları ve otopark harcı gibi kalemler de bu kapsamda değerlendirilmektedir. Bu muafiyetler sayesinde, bir inşaat projesinin belediyeye ödeyeceği ruhsat maliyetleri neredeyse sıfıra inmektedir.</p>

<p><strong>Müteahhit Teminatı ve Tahliye Zorunluluğu</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un Uygulama Yönetmeliği’nin 13. maddesinin dokuzuncu fıkrasının (c) bendi uyarınca, inşaat sürecinin güvenliği için müteahhit, yapı ruhsatı almadan önce yapı yaklaşık maliyetinin yüzde altısı (%6) oranında bir teminatı İdareye sunmak zorundadır. Bu teminat, inşaatın tamamlanmaması riskine karşı malikleri koruma amacı taşır. Aynı zamanda, 6306 sayılı Kanun’un 5. maddesi çerçevesinde, verilen tahliye sürelerine rağmen yapıyı boşaltmayan maliklerin hizmetleri (elektrik, su, doğalgaz) durdurulur ve tahliye işlemleri mülki idare amirleri vasıtasıyla kolluk kuvveti desteği ile gerçekleştirilir. Bu süreçte e-Devlet ve muhtarlık askı ilanları tüm bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmek için yeterli kabul edilir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/dogan-arslan.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/dogan-arslan.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Stj. Av. Doğan ARSLAN</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespiti-sonrasi-izlenecek-yasal-prosedurler-ve-uygulama-esaslari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 14:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="36743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektronik Kelepçe, 6284 Sayılı Kanun m.12’ye göre "Gecikmesinde Sakınca Bulunan Hal’de" Takılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektronik-kelepce-6284-sayili-kanun-m12ye-gore-gecikmesinde-sakinca-bulunan-halde-takilabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektronik-kelepce-6284-sayili-kanun-m12ye-gore-gecikmesinde-sakinca-bulunan-halde-takilabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Elektronik kelepçe, yükümlü kişinin belirli bir yere gitmesini, bir alandan çıkmasını veya bir kişiye yaklaşmasını engellemek için kullanılan cihazdır. Başka bir ifadeyle elektronik kelepçe, yükümlünün ayak veya kol bileğine takılan elektronik cihazın adıdır. Kelepçeden alınan sinyal sayesinde kişinin belirlenen yerde olduğu veya yasaklı yerlerde olmadığı kontrol edilmektedir. Elektronik kelepçe, kanuna göre "Teknik Yöntemlerle Takip" tedbirinin bir bileşenidir. Ancak çoğu zaman teknik yöntemlerle takip yerine elektronik kelepçe tedbiri de denilmektedir.</p>

<p>Elektronik kelepçe uygulaması, hem teknik kapasitenin sınırlılığı hem de hürriyeti sınırlayıcı yönü dikkate alındığında her olayda başvurulabilecek bir tedbir değildir. Uygulamada ağırlıklı olarak uzaklaştırma tedbirleri uygulanmakta, uzaklaştırma tedbiri yeterli görülmediğinde elektronik kelepçe tedbirine başvurulmakta veya zorlama hapsi uygulanmaktadır. 6284 sayılı kanunda tedbirler, koruyucu ve önleyici tedbirler şeklinde ayrı maddelerde düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki kanun incelendiğinde koruyucu tedbirler, kanun kapsamında korumadan yararlanan şiddet mağdurlarıyla ilgiliyken önleyici tedbirler, şiddet uygulayan faille ilgilidir. Elektronik kelepçe takılması, başlı başına bir tedbir olarak düzenlenmemiştir. Kanuna göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında "destek" amaçlı olarak kullanılmaktadır. Elektronik kelepçe ile bu tedbirlerin uygulamasında etkinliğin artırılması hedeflenmektedir.</p>

<p>Her ne kadar kanuna göre mağdurlar, olayı ihbar ettiklerinde ve bazı tedbirler uygulandığında sürecin "hukuka uygun" olarak yürüyeceği öngörülse de gerçek hayatta durum farklı olabilmektedir. Gerçekten de şiddet mağdurları, şikayetçi olduktan sonra faillerin tehditlerine daha fazla maruz kalabilmekte ve mağduriyet yaşama korkuları artabilmektedir. Elektronik kelepçe tedbiri, suç işlemeyi hedefleyen faili "tamamen" durdurmaya yeterli olmasa da kolluk kuvvetlerinin bu kişileri izlemesini kolaylaştırmakta, izlenme algısı saldırganları caydırabilmektedir ve mağdurların kendilerini daha fazla güvende hissetmelerine katkı sağlayabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6284 sayılı Kanunun 12. maddesine göre, tedbir kararlarının uygulanmasında hâkim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Elektronik kelepçe, Kanunun 12. maddesinde ve bu maddeye dayanılarak çıkarılan 6284 sayılı Kanun Kapsamında Teknik Yöntemlerle Takip Sistemlerinin Kullanılmasına Dair Yönetmelikte düzenlenmiştir.</p>

<p>Bahse konu Kanun m.12’de "<i>(1) Bu Kanun hükümlerine göre verilen tedbir kararlarının uygulanmasında hâkim kararı ile teknik araç ve yöntemler kullanılabilir. Ancak, bu suretle, kişilerin ses ve görüntüleri dinlenemez, izlenemez ve kayda alınamaz. (2) Teknik araç ve yöntemlerle takibe ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle düzenlenir</i>" denilmektedir. Yönetmelik m.8 ve m.9’da oldukça detaylı düzenlemeler yapıldığı görülmektedir. Kanunda yer alan tedbirlerin <strong>etkin uygulanması ve takibi amacıyla; koruyucu ve önleyici tedbir kararlarının yetersiz kalması, mağdurun hayatının olağan akışının aksaması gibi nedenlerle teknik yöntemlerle takibe uygun olabileceği yönünde kanaat oluşan vakalar</strong> Aile İçi ve Kadına Karşı Şiddetle Mücadele Büro Amirliği ve Aile İçi Şiddetle Mücadele ve Çocuk Şube Müdürlüğü/Kısım Amirliği ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı birimler tarafından tespit edilir. Vaka tespit edildikten sonra olaya ilişkin elde edilen bilgi, belge ve delillerle birlikte vakanın teknik yöntemlerle takibe uygunluğu Komisyon tarafından değerlendirilmek üzere ŞÖNİM’e gönderilmektedir.</p>

<p>Yönetmeliğe göre kurulan Komisyon; vakanın teknik yöntemlerle takibe uygunluğu, teknik yöntemlerle takip kararının alınması, uzatılması ve kaldırılmasına ilişkin değerlendirme yapmaktadır. Komisyon değerlendirmesinden geçmeden mahkemeye ulaşan vakalar için, <strong>hâkimin talep etmesi halinde,</strong> Komisyon bu maddenin ikinci fıkrası kapsamında değerlendirme yapar ve ŞÖNİM tarafından hazırlanan nihai değerlendirme raporu, ilgili bilgi ve belgelerle birlikte ivedilikle aile mahkemesine sunulmaktadır.</p>

<p>Elektronik kelepçe kararı; ŞÖNİM, kolluk, şiddet mağduru ya da Cumhuriyet savcısı tarafından en çabuk ve en kolay ulaşılabilecek yer aile mahkemesi hâkiminden talep edilmektedir. Hâkim tarafından 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen teknik yöntemlerle takip kararı ilgili kolluk birimine gönderilmektedir. İzleme için gerekli cihazlar, kolluğa ulaştığında mağdur ve yükümlü ayrı ayrı olarak polis merkezine davet edilmesi ve cihazlar teslim edilmesi, yükümlüye elektronik kelepçe takılarak izlemeye başlanması öngörülmektedir (Adli Destek Ve Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanlığı, 6284 Sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun Uygulama Kılavuzu, Ankara, 2023, s.60). Teknik yöntemlerle takip kararına itiraz edilmiş olması kararın uygulanmasını durdurmamaktadır. Kelepçe takan kişi belirlenen sınırları ihlal ederse sistem hemen uyarı vermekte ve kolluk, hızla müdahale etmektedir. Sistemde 7 gün 24 saat izleme yapılmaktadır.</p>

<p>6284 sayılı kanun kapsamındaki olayların (özellikle aile içi ve kadına karşı şiddet olayları) kendine özgü yönleri bulunduğu için bu olaylarda özel tedbirlere başvurulmaktadır. Bu olaylarda çoğu zaman fail ile mağdur arasında bir yakınlık bulunmaktadır, şiddet olaylarının çoğu zaman belirli bir süreç içinde tekrar ettiği ve şiddet düzeyinin artış gösterdiği gözlenmektedir. Şiddet suçlarında, mağdurlar olayın hemen ardından yoğun bir şok, öfke ve korku içine girerler. Fail de aynı şekilde öfkeyle hareket eder ve karşılık verme saikiyle intikam arayışı artar. Bu süreçte mantıklı kararlar yerine duygusal davranılması şiddet olaylarında çoğu zaman zararı artırma riski taşımaktadır. Çünkü şiddet eşiği aşılmıştır ve konu "bu sefer polise intikal etmiştir".</p>

<p>Yürürlükteki mevzuatta elektronik kelepçe takılması, sadece hakim kararıyla mümkündür, gecikmesinde sakınca bulunan hal durumuna dair bir düzenleme bulunmamaktadır. Kanundaki şiddet tanımı, ceza hukukundaki suç tanımıyla birebir örtüşmese de TCK’daki belirli ağırlık düzeyindeki suçlar bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında elektronik kelepçe tedbiri uygulanabilmesi için <strong>kanun maddesinde değişiklik yapılması</strong> gerekir. Özellikle kasten yaralama, kasten öldürme, cinsel saldırı, silahlı tehdit veya bu suçlara teşebbüs gibi belirli ağır suçlar bakımından gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savsının talimatıyla elektronik kelepçe tedbiri uygulanabilmelidir. Bu kanunun öncelikli amacı, koruma kapsamındaki kişilere karşı şiddeti önlemektir. Şüpheliler, gözaltına alınıp veya tutuklanıp salıverilene kadar karar alınması durumunda zaten bir sorun bulunmamaktadır. Ancak hakim kararı alınmadan veya alınamadan salıverilen şiddet failleri, elektronik kelepçe için kolluğa gelmekten de kaçınabilmektedir. Başka bir ifadeyle elektronik kelepçe takma süreci, failin tekrar ele geçirilememesi riskini taşımaktadır. Dolayısıyla kolluk bu kişileri, yakaladığı ilk anda elektronik kelepçeyi takabilmelidir. Kanuna göre asıl tedbirlere başvurulurken "gecikmesinde sakınca bulunan ha" durumu kabul edilirken bu tedbirlerin etkinliği için başvurulan elektronik kelepçenin takılamaması sistemsel olarak da gözden geçirilmesi gereken bir durumdur. Çünkü bu gecikmeler, şiddet mağdurlarının telafisi mümkün olmayan mağduriyetlerine neden olabilir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektronik-kelepce-6284-sayili-kanun-m12ye-gore-gecikmesinde-sakinca-bulunan-halde-takilabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/elektronik-kele.jpg" type="image/jpeg" length="49946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/3431 E., 2025/5386 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2025 tarihli, 2025/3431 E., 2025/5386 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/3431 E., 2025/5386 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/219 E., 2025/432 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 58. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/95 E., 2024/481 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 2016 yılı Mayıs ayında davalı ... İnşaat AŞ bünyesinde çalışmaya başladığını, iş sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedildiği 21.11.2020 tarihine kadar çalışmasını sürdürdüğünü, bu süreçte sigorta kaydının yürütülen projeler ve bu projelere ilişkin ihale alan ... İnşaat AŞ ile organik bağı bulunan şirketler üzerinden yapıldığını, iş sözleşmesinin feshedildiği tarihte sigorta kaydının davalı ... AŞ ile aynı adreste bulunan diğer davalı ... AŞ'de olduğunu, bunun gibi bu süreçte müvekkilinin sigorta bildiriminin dava dışı ... Yapı AŞ Pers Yapı, ...............Müşavirlik ve sair diğer şirketler tarafından yapıldığının Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kaydından anlaşıldığını, iş sözleşmesinin işverenler tarafından tek taraflı olarak haksız ve kanuna aykırı olarak feshedilmesine karşın yasal işçilik alacaklarının ödenmediğini, inşaat mühendisi olup şantiye şefi olarak çalışan müvekkilinin 2020 Ocak ayından itibaren de genel koordinatör yardımcısı olarak görevlendirildiğini, eşit davranmama, psikolojik şiddet ve baskı gibi psikolojik tacizle (mobbing) davacının yıpratıldığını, en son olarak ücretinin 22.000,00 TL olduğunu, bu sektördeki teamül gereğince her yıl düzenli olarak prim ödendiğini, son ödemenin Mart 2020'de 80.000,00 TL olarak yapıldığını, 2020 yılı için prim ödemesinin yapılmadığını iddia ederek kıdem ve ihbar tazminatı ile manevi tazminat, bakiye ücret, prim, izin, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalılardan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... İnşaat AŞ vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının işe başlama tarihinin sigorta kaydından da anlaşılacağı üzere 26.02.2020 olduğunu, işten istifa ederek ayrılma tarihinin ise 27.04.2020 olduğunu, daha önceki bir tarihte çalıştığı iddiasının mesnetsiz olduğunu, ücretinin sigorta kayıtlarına göre aylık net 11.000,00 TL olduğunu, banka kayıtlarıyla da sabit olduğu üzere müvekkili Şirketin davacıya işçilikten kaynaklanan hiçbir borcunun bulunmadığını, dava dilekçesinde bahsi geçen şirketler ile müvekkili Şirket arasında organik bir bağ bulunduğu iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacının psikolojik taciz iddialarını reddettiklerini, hafta sonları çalışma iddiasının gerçek dışı olduğunu, davacıya davalı Şirket tarafından prim, ikramiye veya başka bir ad altında ödeme yapılmadığını, Şirket personeli ...... ile ilgili iddiaları da kabul etmediklerini beyan ederek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... AŞ vekili cevap dilekçesinde; davacının organik bağ iddiasına itiraz ettiklerini, iş sözleşmesinin davacının devamsızlığı nedeniyle haklı olarak feshedildiğini, ücretinin zamanında ve eksiksiz ödendiğini, davalı Şirketten herhangi bir alacağının bulunmadığını, yapım projelerinde şantiye şefi olarak görev yaptığını, ücretinin imzalayarak kabul ettiği bordrosundan görüldüğü üzere 12.100,00 TL olduğunu, davacının alt kadrolarda çalışıp daha yüksek ücret ödendiğini iddia ettiği kişilerin şirketlerinde çalışmadığını, baskı ve psikolojik taciz iddialarının gerçeği yansıtmadığını, davacının şantiye şefi olması ve işyerinde en yüksek amir olması nedeniyle iş saatleri, çalışma ve izinlerinin kendisi tarafından düzenlendiğini, çalışmalarını kendisi belirleyen davacının bu yüzden herhangi bir alacağı olduğu iddiasının haksız olduğunu, davacının çalışma süresi 1 yılı doldurmadığı için yıllık ücretli izin talep etmesinin mümkün olmadığını, davacının Şirket merkezinden ayrı ve genellikle farklı şehirlerde olan şantiyelerde çalıştığından araç, akaryakıt, konaklama, yeme, içme maliyetlerinin Şirketlerince karşılandığını, harcırah ve prim iddiasının asılsız olduğunu, iş sözleşmesinde prim ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmadığını, davacının devamsızlık yaptığı dönemde başka bir Şirket ile görüştüğünü, başka bir iş bulduğu için işten ayrıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından sunulan aynı döneme ilişkin kamu idarelerine hitaben düzenlenen personel bildirim evrakında davacının ... yol yapım işinde ... Üst Yapı, Diyarbakır-Silvan-Hani yol yapım işinde .... Grup, Yedigöze İçme Suyu projesinde ...Yapı çalışanı olarak bildirildiği hâlde bu bildirimlerin yapıldığı dönemlerdeki sigorta kayıtlarında (26.02.2020-27.04.2020 tarihleri arasında 1040867 sigorta sicil numarası ile) davacının davalı ... İnşaat AŞ işyerinde çalıştığının görüldüğü, dinlenen tanıkların beyanlarının tüm bu şirketlerin ... İnşaat AŞ ile bağı olduğu yönünde olduğu, yine dosya kapsamındaki banka kayıtları incelendiğinde davacının dava dışı şirketler nezdinde çalıştığı dönemde ... İnşaat yönetim kurulu başkanı ve genel koordinatörü tarafından davacıya 09.05.2017, 01.03.2018, 28.02.2019 ila 20.03.2020 tarihlerinde prim ödemesi yapıldığı, diğer davalı ... AŞ nezdindeki sigorta kayıtlarının ile ise girdi-çıktı şeklinde yapıldığının anlaşıldığı, hâl böyle olunca davacının SGK kaydındaki ... sıklıkla değişse de yaptığı işin ve işvereninin aynı olduğu, bu nedenle davalıların işçilik alacaklarından müteselsil sorumluluklarının bulunduğu, SGK kayıtlarında yer alan 17.05.2016-04.12.2020 tarihleri arasındaki 4 yıl 6 ay 17 günlük hizmet süresi bulunduğu, davacının en son Ekim 2020 ücret hesap pusulasında 30 günlük çalışma karşılığında 19.471,89.-TL/Brüt- 12.100,00.-TL/Net (331,09.-TL ...........dâhil 12.431,09.-TL/Net) ücret tahakkuk ettirildiği, ücret hesap pusulasının ihtirazı kayıt konmaksızın imzalı olduğu, imzalı bordronun aksinin yazılı belge ile ispat edilemediği gibi yapılan emsal araştırmalarının da bordro ücreti ve davacının iddiasının çokça altında kaldığı anlaşılmakla imzalı bordrodaki ücrete itibar etmek gerektiği, giydirilmiş ücreti davacının tanık beyanlarıyla ve banka kayıtlarıyla ispat ettiği, yemek, cep telefonu tahsisi, araç tahsisi ve prim ödemesinin dâhil edilmesi gerektiği, anılan esaslara göre hesaplama yapan bilirkişi raporunun hükme esas alındığı, psikolojik taciz uygulandığı hususu da inandırıcı delillerle ispatlanamadığından manevi tazminat isteminin reddine karar verildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalının tutanak tanığı dinletmediği, ispat yükünü yerine getiremediği, davacının gönderdiği ihtarname, tanığının beyanı dikkate alındığında davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiğinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının çalışmasını belirleme yetkisi bulunmadığı, tanık beyanlarına göre davacının fazla çalışma yaptığı, dinî bayramlar dışındaki genel tatillerde ve hafta tatillerinde çalıştığı, kıdemine göre 56 gün yıllık izne hak kazandığı, davalılar tarafından izin kullanıma dair belge sunulmadığı, davacının izin alacağı olduğu, banka hesabına prim alacağının ödendiği, tanıkların da prim hususunu doğruladıkları anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davalı ... İnşaat AŞ vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davalılar arasındaki organik bağ tespitinin yerinde olmadığını,</p>

<p>b. Hizmet süresinin hatalı tespit edildiğini,</p>

<p>c. Davacının iş sözleşmesinin devamsızlık nedeniyle haklı nedenle feshedildiğini, müvekkili Şirkette çalışması bir yılı dolmadığından kıdem tazminatına ve izin alacağına hak kazanamayacağını,</p>

<p>d. Prim uygulamasının bulunmadığını,</p>

<p>e. Şantiye şefi üst düzey yönetici olduğundan davacının fazla çalışma alacağına hak kazanmayacağını,</p>

<p>f. Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davalı ... AŞ vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Davalılar arasındaki organik bağ tespitinin yerinde olmadığını, davacının müvekkili Şirkette 61 gün çalışmasının bulunduğunu,</p>

<p>b. Davacının iş sözleşmesinin istifa ile sonuçlandığı, ayrıca 61 gün çalıştığından tazminata ve izin alacağına hak kazanmadığını,</p>

<p>c. Şantiye şefi üst düzey yönetici olduğundan davacının fazla çalışma alacağına hak kazanmayacağını, kayıtların dikkate alınmadığı, duyuma dayalı tanık beyanlarının esas alınamayacağı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>d. Hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil çalışması karşılıklarının ödendiğini, bordroların ihtirazi kayıtsız imzalandığını,</p>

<p>e. Prim alacağının bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanacak şekilde sona erip ermediği, yaptığı işin niteliği ve buna bağlı olarak aylık ücretinin miktarı ile fazla çalışma, prim, ulusal bayram ve genel tatil, hafta tatili ile yıllık izin ücreti alacaklarının ispatı, davalıların sorumluluğunun tespiti noktalarındadır.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalılar vekillerinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı işçinin fazla çalışma yapıp yapmadığı noktasında uyuşmazlık bulunmaktadır.. İşyerinde üst düzey yönetici konumda çalışan işçi, görev ve sorumluluklarının gerektirdiği ücretinin ödenmesi durumunda, ayrıca fazla çalışma ücretine hak kazanamaz. Bununla birlikte üst düzey yönetici konumunda olan işçiye, aynı yerde görev ve talimat veren bir başka yönetici ya da şirket ortağı bulunması hâlinde, işçinin çalışma gün ve saatlerini kendisinin belirlediğinden söz edilemeyeceğinden, yasal sınırlamaları aşan çalışmalar için fazla çalışma ücreti talep hakkı doğar. O hâlde üst düzey yönetici bakımından şirketin yöneticisi veya yönetim kurulu üyesi tarafından fazla çalışma yapması yönünde bir talimatın verilip verilmediğinin araştırılması gerekir. İşyerinde yüksek ücret alarak görev yapan üst düzey yöneticiye işveren tarafından fazla çalışma yapması yönünde açık bir talimat verilmemişse, görevinin gereği gibi yerine getirilmesi noktasında kendisinin belirlediği çalışma saatleri sebebiyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir.</p>

<p>Dosya kapsamından inşaat mühendisi olup davalıya ait işyerinde 17.05.2016 tarihinden itibaren şantiye şefi olarak çalışan davacının, 2020 Ocak ayından itibaren de genel koordinatör yardımcısı olarak görevlendirildiği anlaşılmaktadır. Dava dilekçesinde davacının, sorumlu olduğu davalılara ait 6 şantiyenin işlemlerini bizatihi takip ederek yürüttüğü, şantiye sahalarında çalıştığı, bu nedenlerle yapılan iş seyahatlerinin ise bir ayda iki haftayı geçtiği iddia edilmiştir. Davacı tanıkları tarafından da davacının şantiye şefi olarak çalıştığı, son olarak saha müdürü/koordinatör yardımcısı olarak çalıştığı beyan edilmiştir. Şantiye şefinin çalışma düzenini kendisinin belirlemesi ve dosya kapsamına göre çalıştığı şantiyede davacı işçi üzerinde çalışma koşullarını düzenleyen başka bir amirinin olmaması, davacının projeyi sevk ve idare eden kişi olması nedeniyle fazla çalışma ücreti talep edemeyeceği kabul edilmelidir. Buna göre, davacının şantiye şefi olarak çalıştığı dönemde çalışma düzenini kendisinin belirlediğinin anlaşılması karşısında, Dairemizin yerleşik uygulamasına göre, 2020 Ocak ayından önce şantiye şefi olarak çalıştığı dönem yönünden fazla çalışma ücreti talebinin reddi gerekir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi 06.03.2024 tarihli ve 2024/1303 Esas, 2024/4311 Karar; 05.12.2023 tarihli ve 2023/15202 Esas, 2023/18910Karar sayılı kararları). Mahkemece yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20253431-e-20255386-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="47877"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/491 E., 2026/103 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 18.02.2026 tarihli, 2025/491 E., 2026/103 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/491 E., 2026/103 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/5021 E., 2025/148 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın kaldırılması ve tahliye isteminden dolayı yapılan inceleme sonunda İlk Derece Mahkemesince istemin reddine karar verilmiştir.<br />
Kararın alacaklılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 12. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozularak dosya Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir. Direnme kararı alacaklılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca dosya üzerinde yapılan ön inceleme sonunda gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.06.2022 tarihli ve 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararı ile "İcra takibine maruz kalan borçlu, vekil marifetiyle takibe itiraz ettiğinde, itiraz üzerine duran icra takibinin devamını sağlamak için alacaklının açacağı itirazın iptali davasında dava dilekçesinin asıla tebliğ edilmesi gerekmektedir" şeklinde karar verilmiştir.</p>

<p>2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 45. maddesi uyarınca içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. Bu yasal düzenleme gereğince, içtihadı birleştirme kararlarının benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurulları, daireleri ve adliye mahkemeleri için gerekçeleri ile açıklayıcı, sonucu ile bağlayıcı olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 03.06.2022 tarihli ve 2021/1 Esas, 2022/3 Karar sayılı kararının gerekçesinde belirtildiği üzere 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 4. maddesi gereğince icra mahkemesi, icra ve iflas dairelerinin işlemlerine karşı yapılan şikâyetlerle, itirazları incelemeye görevli olup takip hukukuna ilişkin kararlar verir. Vekâletnamenin icra dosyasına ibrazı ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 73. maddesine kıyasen bir kül (bütün) olan icra takibinin sonuna kadar takip hukuku ile ilgili tüm işlemler vekile tebliğ edilir. İtirazın kaldırılması borçlunun itirazı ile duran ilâmsız icra takibine (ilâmsız icra prosedürü içinde) devam edilmesini sağlayan bir yoldur. İtirazın iptali gibi bir dava olmadığından, itirazın kaldırılması istemini içeren dilekçe asıla değil borçlunun vekiline tebliğ edilir ve itirazın kaldırılması istemi İİK hükümlerine göre incelenir.</p>

<p>Somut olayda alacaklılar vekili tarafından borçlu aleyhine başlatılan tahliye talepli ilâmsız takipte ödeme emrinin borçluya tebliği üzerine borçlu vekili Avukat ... tarafından 29.04.2022 tarihinde vekâletname sunularak takibe itiraz edilmiştir. Alacaklılar vekili icra mahkemesine başvurarak itirazın kaldırılması ve tahliye talebinde bulunmuştur. Dosya kapsamında ve UYAP sisteminde Avukat ...'ın azli veya istifasına ilişkin bir bilgi veya belge bulunmamasına rağmen İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesince tebligatlar borçlunun vekili yerine borçlu asıla çıkarılmıştır.</p>

<p>Bu durumda vekil varken borçlu asıla yapılan tebliğ işlemi usulsüz olup Bölge Adliye Mahkemesinin 22.01.2025 tarihli direnme kararının ve alacaklılar vekilinin 18.02.2025 tarihli temyiz dilekçesinin borçlu vekili Av. ...'a 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat dikkate alınarak usulüne uygun tebliğ edilmeli ve yasal süresi beklenildikten sonra dosya Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına gönderilmelidir.</p>

<p>O hâlde belirtilen eksikliğin tamamlanması için dosyanın mahkemesine geri çevrilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Yukarıda belirtilen eksiklik tamamlandıktan sonra temyiz incelemesi için Hukuk Genel Kurulu Başkanlığına gönderilmek üzere dosyanın mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE,<br />
18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025491-e-2026103-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="56071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 07 Nisan 2026 Tarihli ve 33217 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İstanbul Galata Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL GALATA ÜNİVERSİTESİ TÜRKÇE ÖĞRETİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 19/10/2020 tarihli ve 31279 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İstanbul Galata Üniversitesi Türkçe Öğretimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “yurt dışından gelecek yabancı uyruklu öğrencilere” ibaresi “yurt dışından veya yurt içinden gelen öğrencilere” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Yurt içinde Türkçe ve dil öğrenim faaliyetleri yapmak ve bunun yanında yabancı uyruklu kişilere Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak; bu doğrultuda ilgili mevzuat hükümlerine göre şubeler açmak.</p>

<p>b) Türkçe öğretimi konusunda uygulamalar ve araştırmalar yaparak programlar hazırlayıp yöntemler geliştirmek ve bu konu doğrultusunda yurt içindeki ve yurt dışındaki çeşitli kurum ve kuruluşlarla ortak çalışmalar yapmak.</p>

<p>c) Türkçe öğretimi alanında bilimsel araştırmalar yapmak, yaptırmak ve bu konularla ilgili çalışmaların yapılmasını, yaptırılmasını ve teşvik edilmesini sağlamak; bu kapsamda gerçekleştirilen araştırmaları kamuoyuna duyurmak, seminer, kurs ve toplantılar düzenlemek ve konuya ilişkin raporlar hazırlamak.</p>

<p>ç) Dil öğrenimi alanında faaliyet yapan ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak; Merkezin amaçları doğrultusunda ulusal ve uluslararası düzeyde ortak kongre, seminer, çalıştay, toplantı, eğitim ve benzeri etkinliklerle sertifikalı veya sertifikasız eğitim programları düzenlemek ve yürütmek.</p>

<p>d) Kamu ve özel kuruluşlara, faaliyet alanlarına ilişkin konularda, ilgili mevzuat çerçevesinde danışmanlık hizmeti vermek; Türkçeyi öğretmek, yabancılara Türkiye’yi ve Türk kültürünü tanıtmak amacıyla yurt içi ve yurt dışında geziler düzenlemek, öğretim elemanlarına ve öğrencilere ödüller vermek, dil öğrenimini teşvik etmek amacıyla kursiyerlere burs vermek.</p>

<p>e) Yurt dışındaki üniversitelerin Türkoloji bölümü öğrencilerine ve Türkiye’deki üniversitelerin Türk Dili, dil bilim ve yabancı diller son sınıf öğrencilerine ve mezunlarına mesleki tecrübeye yönelik uygulama programları düzenlemek, gerektiğinde bu çalışmalarla ilgili sertifikalar vermek.</p>

<p>f) Merkezin amaçlarının gerçekleşmesine hizmet edecek şekilde Türkçe öğrenimine ve öğretimine yönelik öğretim araçlarını hazırlamak; kitap, dergi, bülten, rapor, proje, broşür yayımlamak; bu amaçla yurt içi ve yurt dışındaki çeşitli fuarlara katılarak tanıtım masaları açmak.</p>

<p>g) Türkçe öğretimi konusundaki gelişmeleri yakından izlemek amacıyla yurt içinde ve yurt dışında çeşitli seminer, çalıştay ve benzeri etkinlikler düzenlemek ve bu tür çalışmalara katılmak.</p>

<p>ğ) Merkez faaliyetleri ile ilgili arşiv merkezi oluşturmak.</p>

<p>h) Araştırma, inceleme, proje ve eğitim faaliyetlerinin gerçekleşmesinde yerli ve yabancı uzmanlardan yararlanmak.</p>

<p>ı) Türkçe öğretimini yaygınlaştırmak için uzaktan eğitim programlarını ve sınavlarını hazırlamak, bunları yurt içinde ve yurt dışında uygulamak, yurt dışındaki çeşitli üniversite ve dil merkezleriyle iş birliği yaparak öğrenci ve öğretim elemanı değişimini ve eğitim araçlarının paylaşımını sağlamak.</p>

<p>i) Türkçe öğretiminin verimli hale getirilmesi için kursiyerlerin ana dili ile Türkçe arasında karşılaştırmalı çalışmalar yapmak.</p>

<p>j) Kurum ve kuruluşların istekleri doğrultusunda dil sınavları düzenlemek.</p>

<p>k) Kursiyerlerin Türkçe öğrenimini geliştirmeye yönelik sosyal ve kültürel destekli kurslar açmak.</p>

<p>l) Türkçe öğretimiyle ilgili projeler geliştirmek ve bu alanda hazırlanan ulusal ve uluslararası projelerde yer almak.</p>

<p>m) Merkezde Türkçe öğrenen yabancı uyruklu öğrencilerin Türk öğrencilerle tanışıp kaynaşmalarını sağlamak amacıyla sosyal ve kültürel etkinlikler düzenlemek; koro, konuşma kulübü, gösteri ve kültürel geziler gibi çeşitli çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>n) Yabancı öğrencilerin yalnızca Türkçe dil yeterliliği kazanmalarına yönelik bir öğretim sisteminin ötesine geçerek; Türk kültürü, Türk tarihi ve yaşadıkları çevrenin kültürel mirasının öğretilmesini de sağlamak.</p>

<p>o) Merkezin amacına uygun diğer faaliyetleri düzenlemek.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“c) Danışma Kurulu.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Yönetim Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin tam zamanlı öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen üç üye ile birlikte toplam dört üyeden oluşur.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğe 11 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Danışma Kurulu ve görevi</p>

<p>MADDE 11/A- (1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Danışma Kurulu üyelerinin görev süresi üç yıldır. Görevi sona eren üye yeniden aynı usulle görevlendirilebilir. Üyeliğin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu yılda en az bir kez toplanır, toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p>(3) Danışma Kurulunun görevi; Merkezin çalışmalarıyla ilgili görüş ve önerilerde bulunmaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğe 12 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“Birim sorumluları</p>

<p>MADDE 12/A- (1) Merkezde, öğretilen Türkçeye ait eğitim ve öğretim faaliyetlerinin yürütülmesi için öğrenci sayısına göre birimler oluşturulur ve birim sorumluları görevlendirilir. Söz konusu birimlerin kurulması ile ilgili esaslar Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Birim sorumlusu, Müdür tarafından öğretim elemanları arasından üç yıl için görevlendirilir. Süresi biten birim sorumlusu aynı yöntemle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>Birim sorumlularının görevleri</p>

<p>MADDE 12/B- (1) Birim sorumlularının görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezde eğitim-öğretimi planlamak bilimsel çalışmaları düzenlemek, izlemek.</p>

<p>b) Öğretim elemanlarını gelişmeler konusunda bilgilendirmek, yönlendirmek ve görevlendirmek, sınav sorularının hazırlanması, ölçme-değerlendirme gibi eğitim öğretimle ilgili teknik ilkeleri belirlemek, uygulamaları denetlemek.</p>

<p>c) Merkez birimleri ile ortak çalışmalar yürütmek, hizmet içi eğitim çalışmalarını düzenlemek ve yürütmek.</p>

<p>ç) Kendi birimi ile ilgili eğitim-öğretim etkinliklerini denetlemek ve öğretim elemanlarının başarı durumlarını izlemek.</p>

<p>(2) Birim sorumluları bu çalışmaların programlanması ve uygulamasından doğrudan Müdüre karşı sorumludur.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İstanbul Galata Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-galata-universitesi-turkce-ogretimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="28829"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tarihi Romanya'da Türk ailelerin hukuki statüsü: 1878 Berlin Kongresi'nden 1940 yılına kadar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tarihi-romanyada-turk-ailelerin-hukuki-statusu-1878-berlin-kongresinden-1940-yilina-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tarihi-romanyada-turk-ailelerin-hukuki-statusu-1878-berlin-kongresinden-1940-yilina-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[1878 yılından sonra tarihi Romanya topraklarındaki Türk ailelerin statüsünün nasıl değiştiğine dair tarihsel bir inceleme. Makalede Kuzey Dobruca, Güney Dobruca, Besarabya, savaşlar arası hukuki değişiklikler ve 1940 yılı olaylarının sonuçları ele alınmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h1><a name="_71ihlwq8gm5"></a>Tarihi Romanya'da Türk Ailelerin Hukuki Statüsü Nasıl Değişti: 1878 Berlin Kongresi'nden 1940 Yılına Kadar</h1>

<p></p>

<p>19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısı, tarihi Romanya'daki Türk ailelerin hukuki statüsünün dönüşüm dönemi olarak kabul edilir. Kilit olay, daha önce Osmanlı İmparatorluğu'na ait olan Dobruca'nın bağımsız Romanya Krallığı'nın egemenliğine geçmesidir. Romanya'nın tam bağımsızlığı, 1878 Berlin Kongresi'nde resmen tanınmıştır. O dönemde Dobruca topraklarında yaşayan Müslüman nüfus, yeni devletin bir parçası haline gelerek ulusal ve dini bir azınlık oluşturmuştur.</p>

<p>Savaşlar arası dönemde (1918–1940) Türkler ve Tatarlar, Romanya topraklarında birleşme ve milli kimliklerini koruma çabası içindeydiler. Ancak 1940 yılında devlet, topraklarının önemli bir kısmını kaybetti: Güney Dobruca Bulgaristan'ın, Besarabya ise SSCB'nin bir parçası oldu. Türklerin Romanya'daki yerleşim dönemi (1878–1940), jeopolitik istikrarsızlıkla karakterize edilir. Sadece bir iki nesil içinde aynı aile; Osmanlı, Romanya, Bulgaristan, Sovyet veya Türk gibi farklı devletlerin hukuk sistemleriyle karşı karşıya kalabilmiştir.</p>

<p><i>Türk vatandaşlarının soy ağacı araştırmalarında; toprakların farklı egemenliklere geçişi, nüfus mübadelesi, soyadı değişikliği ve 1940 sonrası Dobruca'dan gerçekleşen göçler en önemli işaretlerdir. Bu durum, sınırların ve vatandaşlık statülerinin sıkça değişmesiyle açıklanır.</i></p>

<p>Romanya'daki Türk aile hatlarının nasıl değiştiğine dair tüm detaylar makalenin devamında yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><a name="_vycw2yzo25o"></a>1878 Sonrası: Osmanlı Geçmişinden Romanya Devlet Yapısına Geçiş Alanı Olarak Kuzey Dobruca</h2>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174461sdgsd-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>15. yüzyılın başından itibaren Dobruca, Osmanlı İmparatorluğu'nun ayrılmaz bir parçasıydı. Burada yaşayan sakinler, diğer herhangi bir Osmanlı sancağı veya eyaletindeki vatandaşlarla aynı hak ve yükümlülüklere sahipti.</p>

<p>1877–1878 Osmanlı-Rus Savaşı ve Berlin Antlaşması'nın imzalanmasının ardından, Türk limanı Küstendil (bugünkü Constanța) ile birlikte Kuzey Dobruca, Romanya'nın bir parçası oldu. bu bölge; Rusya'nın Kırım Savaşı (1853–1856) sonrasında kaybettiği Güney Besarabya'nın iadesi ve müttefiklik ilişkileri karşılığında bir tazminat olarak devredildi.</p>

<p>Kuzey Dobruca'daki Türk aileler, kendilerini yeni bir devlet sisteminin içinde buldular. Müslüman cemaatler, idari ve dini yapılar aniden yok olmamış, aksine kademeli olarak yeni düzene entegre olmuştur. Türkler kendi dini okullarını ve kurumlarını korumuşlardır. Romanya makamları, halihazırda yerleşmiş olan yerel düzeni ani bir şekilde bozmak istememiştir. Eski Osmanlı yönetim pratikleri, Romanya'nın idari mantığı çerçevesinde hukuki alanda işlemeye devam etmiştir. Müslümanlar, kendi kimliklerini koruyarak yeni mevzuata uyum sağlamışlardır.</p>

<p>Romanya devleti idari mekanizmasını kademeli olarak uygulamaya koymuş ve makamlarla olan resmi etkileşim giderek daha fazla Romence diline geçmiştir. Hukuki ve belgesel geçiş süreci aniden gerçekleşmemiş; Osmanlı normlarının ve statülerinin bir kısmı varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Türk ailelerin konumu yalnızca din veya yerel çevre tarafından belirlenmemiştir. Bu durum, aynı zamanda Romanya devletinin izlediği politikalara da bağlı kalmıştır.</p>

<p>1878 <strong>Berlin Kongresi</strong>'nden sonra Kuzey Dobruca, Romanya'ya geçmiştir. Yönetim sistemi, yasalar, kültür ve alışılagelmiş yerleşik düzen değişmiştir. Bu andan itibaren, söz konusu bölgede yaşayan Türklerin aile biyografileri Romanya'nın idari düzleminde kaydedilmeye başlanmıştır.</p>

<h2><a name="_ap33vwallq4s"></a>Savaşlar Arası Dönem: Anayasa, Vatandaşlık Kanunu; Güney Dobruca ve Besarabya İçin Farklı Rejimler</h2>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1744611737saw-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Savaşlar arası dönemde statü sadece bölgesel olarak belirlenmemiştir. 1918–1939 yılları arasında Romanya; idari, hukuki ve sivil sistemin tek tipleşmesini hedeflemiştir. 1923 yılında Romanya Anayasası kabul edilmiş, 1924 yılında ise vatandaşlığın kazanılması ve kaybını düzenleyen 74/1924 sayılı Kanun yürürlüğe girmiştir. Savaşlar arası dönemdeki Romanya, bağımsız bir üniter devlet yaratma çabası içindeydi. Ancak uygulamada, yeni sınır bölgelerinin (Besarabya ve Güney Dobruca) entegrasyonu farklı şekillerde gerçekleşmiştir.</p>

<p>● <strong>Romanya Anayasası:</strong> https://lege5.ro/Gratuit/gi3tgnjsgeyq/legea-nr-724-1924-privitoare-la-dobandirea-si-pierderea-nationalitatii-romane</p>

<p>● <strong>74/1924 sayılı Kanun:</strong> https://legislatie.just.ro/Public/DetaliiDocument/15014</p>

<h3><a name="_o8ab55ezmk9u"></a>Güney Dobruca</h3>

<p>Güney Dobruca, 1913 yılında İkinci Balkan Savaşı'nın ardından Bükreş Antlaşması ile Romanya'ya katılmıştır. 1913–1940 yılları arasında Güney Dobruca'da Bulgarlar ve Türkler nüfusun çoğunluğunu oluşturmaktaydı.</p>

<p>Entegrasyon; idari, toprak ve demografik önlemler bütünüyle gerçekleştirilmiştir. Bükreş'in politikası, bölge üzerindeki kontrolü güçlendirmeye ve Romenleştirmeye yönelikti. Oysa başlangıçta Romenler, nüfusun yalnızca yaklaşık %2'sini oluşturmaktaydı.</p>

<p>Romanya, Güney Dobruca'nın kalkınması için çaba sarf etmiştir. Ancak entegrasyon süreci oldukça zorlu geçmiştir. Romanya makamları, diğer bölgelerden Romenlerin yerleştirilmesini teşvik ederek bir iskân politikası yürütmüştür. Bölgedeki kültürel ve siyasi çatışmalar, özellikle eğitim ve toprak mülkiyeti alanlarında Bulgarların hoşnutsuzluğu nedeniyle ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Güney Dobruca yönetimi Romen memurlarla değiştirilmiş ve okullarda eğitim dili kitlesel olarak Romenceye dönüştürülmüştür. Arazi parsellerine zorla el konulmuş ve bu topraklar Romen sömürgeciler tarafından yerleşime açılmıştır.</p>

<p>Güney Dobruca'nın Romanya'ya katılmasından sonra bölgedeki demografik durum değişmiştir. Savaşlar arası dönem, Bulgar ve Türk nüfusunun kitlesel göçüne sahne olmuştur. Böylece 1940 yılına gelindiğinde, Romen vatandaşlarının (yerliler ve sömürgeciler) sayısı toplam nüfusun yaklaşık %28,4'ünü oluşturmaktaydı.</p>

<h3><a name="_sa0tfivizbh3"></a>Besarabya</h3>

<p>Romanya yönetimindeki Besarabya, 1918–1940 yılları arasında 22 yıl boyunca bu statüde kalmıştır. Romenleştirme politikasına rağmen Besarabya, çok uluslu bir bölge olma özelliğini sürdürmüştür. Çoğunluğu oluşturan Moldovalılar ve Romenlerin yanı sıra burada Ruslar, Ukraynalılar, Gagauzlar ve Bulgarlar yaşamaktaydı.</p>

<p>Söz konusu bölge 9 idari bölgeye (Județ) ayrılmıştır: Akkerman, Belts, Bender, İzmail, Cahul, Kişinev, Orhei, Soroca ve Hotin. Yerel yönetimler, Bükreş tarafından atanan prefektler aracılığıyla idare edilmiştir.</p>

<p>Katılımın hemen ardından devlet kurumları ve eğitim kurumları Romenceye geçirilmiştir. il prefektlikleri, yerel yönetimler ve belediye idarelerindeki memurlar, 1,5 ay içinde Romence öğrenmekle yükümlü tutulmuşlardır.</p>

<p>Yönetimsel, eğitimsel ve sosyal alanlarda önemli değişiklikler gözlemlenmiştir. Okullar ve liseler de eğitim dilini Romenceye çevirmiş, öğretmen kadrosu ise Romen öğretmenlerle değiştirilmiştir.</p>

<p>Kişinev, Akkerman ve Bender gibi şehirlerde kültürel ortam çok dilliydi. Ancak Romence kademeli olarak baskın dil haline gelmiştir.</p>

<p>Devlet ayrıca dinî azınlıkların faaliyetlerini de düzenlemiştir. Besarabya'daki Ortodoks Kilisesi, Romanya Patrikhanesi'ne bağlanmıştır. Besarabya, ilhak edilmiş bir toprak parçası olarak görülen Güney Dobruca'ya kıyasla kültürel açıdan daha fazla entegre olmuştur.</p>

<p>Güney Dobruca ve Besarabya'daki Romenleştirme yaklaşımları benzer olsa da bunun için farklı araçlar kullanılmıştır. Güney Dobruca'da Romanya hükümeti, bölgenin demografik durumunu değiştirmeye çalışarak öncelikle iskân ve yerleşime odaklanmıştır. Besarabya'da ise farklı yöntemler izlenmiştir: okullarda ve idari işlerde Romencenin güçlendirilmesi ile yerel yönetim mekanizmasının yeniden yapılandırılması. Güney Dobruca'da Romenleştirme doğrudan nüfus yapısının değiştirilmesi yoluyla gerçekleşirken, Besarabya'da eğitim, bürokrasi ve dil politikası aracılığıyla yürütülmüştür.</p>

<p>Savaşlar arası dönemde statü, sadece yerel köken üzerinden görülmemektedir. Dobruca ve Besarabya'daki pek çok ailenin biyografisi, Romanya devletinin belgelerine kaydedilmiştir. Bu kayıtlar; medeni durumdan toprak mülkiyetine, eğitimden idari aidiyete ve göç izlerine kadar uzanmaktadır. Bu durum artık sadece bir nüfus tarihi değil, devlete aidiyetin tarihidir.</p>

<h2><a name="_e6tmcot5b92a"></a>Bir Dönüm Noktası Olarak 1940 Yılı: Güney Dobruca'nın Devri, Romanya'nın Besarabya'dan Çekilmesi ve Aile Statüsünün Kopuşu</h2>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174461173hhd-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>(<i>https://tr.wikipedia.org/wiki/Romanya_Krall%C4%B1%C4%9F%C4%B1</i>)</p>

<p>7 Eylül 1940 tarihinde, Bulgaristan'ın Güney Dobruca'yı geri almasını sağlayan <strong><a href="https://legislatie.just.ro/Public/DetaliiDocumentAfis/23040" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Krayova Antlaşması</span></a><span style="color:#2980b9"> </span></strong>imzalanmıştır. Romanya ve Bulgaristan, aralarındaki anlaşmazlığı diplomatik yollarla çözüme kavuşturmuşlardır. Bu durum, iki devlet arasındaki toprakların nihai olarak paylaşılmasıyla sonuçlanmıştır. Bölgede yaşayan aileler için bu olay şu sonuçları doğurmuştur:</p>

<p>● <strong>Zorunlu nüfus mübadelesi:</strong> Çok sayıda Romen, Kuzey Dobruca'ya taşınmak zorunda kalmış; Bulgarlar ise tam tersine Kuzey Dobruca'dan Güney Dobruca'ya göç etmişlerdir;</p>

<p>● <strong>Kişisel mülkiyet kaybı:</strong> Her iki taraftan göçmenler sıklıkla evlerini terk etmek ve taşınmaz mallarını geride bırakmak zorunda kalmışlardır;</p>

<p>● <strong>Yerli Bulgar halkının Romanya'nın kolonizasyon politikasından kurtulması:</strong> 1940 yılına kadar Bulgarlar, Romanya makamlarının ciddi kısıtlamalarına ve idari baskılarına maruz kalmışlardır.</p>

<p>1940 Yazında, daha önce Romanya Krallığı'nın bir parçası olan Besarabya, SSCB'nin yönetimine geçmiştir. Rus İmparatorluğu'nun dağılmasının ardından SSCB yetkilileri, bir muhtıra vererek bölgenin iadesini talep etmişlerdir. Romanya Kralı, Sovyet tarafınca öne sürülen şartları kabul etmek zorunda kalmıştır. Bölgesel mesele, iki devletin orduları arasında herhangi bir askeri çatışma yaşanmadan çözülmüştür.</p>

<p>Güney Dobruca ve Besarabya'daki aileler için bu durum, harita üzerindeki devlet sınırlarının değişmesinden çok daha fazlasıydı. 1878-1940 yılları arasındaki olaylar, onların hayat akışını kademeli olarak değiştirmekteydi. İktidarın değişmesiyle birlikte yargı yetkisi, belgeler, kayıt kuralları ve göç rotaları değişmekteydi; bunlarla beraber soyun sonraki hukuki biyografisi de değişmekteydi.</p>

<p><strong>1940 Yılı, Romanya tarihinde bir dönüm noktası olmuştur.</strong> Bu olaylar, pek çok kişinin kişisel belgelerinde ve yaşadıkları coğrafyada büyük çaplı değişimlere yol açmıştır. O yıl Romanya devleti önemli topraklarını kaybetmiş; bu durum, başta Türkler ve Tatarlar olmak üzere yerel halkın kitlesel göçlerine neden olmuştur. Ayrıca bu durum, aynı aile içindeki belgelerde neden farklı ülkelerin belirtildiğini ve doğum yeri adlarının neden değiştiğini de açıklamaktadır.</p>

<p>Güney Dobruca için temel sonuçlar zorunlu göç ve nüfus mübadelesi olurken; Besarabya için iktidarın ani değişimi ve Romanya idari ortamının tasfiyesi olmuştur. Bir durumda aile biyografisi göç yoluyla değişmekteydi; diğerinde ise yargı yetkisi, kayıt sistemi ve hukuki ortamın değişmesiyle bu süreç yaşanmaktaydı.</p>

<p><i>Soybilim araştırmaları için 1940 yılı, tarihi bir dönüm noktası olarak büyük önem taşımaktadır. Aile soy çizgisi, Romanya sisteminde keskin bir kopuş yaşayarak başka bir yargı yetkisi altında devam etmiş olabilir. Türk vatandaşları için bu dönem, aile ağaçlarının analiz edilmesi ve incelenmesinde kilit bir rol oynamaktadır.</i></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tarihi-romanyada-turk-ailelerin-hukuki-statusu-1878-berlin-kongresinden-1940-yilina-kadar</guid>
      <pubDate>Tue, 07 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/turkiye-romanya-1.jpg" type="image/jpeg" length="78055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82200"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28680"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16721"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutukluluk Süreleri Nelerdir Ve Hangi Suçlarda Hangi Süreyle Uygulanır? CMK 102]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi çerçevesinde tutukluluk sürelerini tüm ayrıntılarıyla ele alıyoruz. Tutuklamanın ne anlama geldiğini, hangi şartlarda uygulanabileceğini, azami süre sınırlarını, katalog suçlarda öngörülen istisnaları ve çocuklar için getirilen özel hükümleri açıklıyoruz. Ayrıca, AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin uzun tutukluluk konusundaki ihlal kararlarını da değerlendiriyoruz.</p>

<p>⚖️ Videoda Yanıt Bulacağınız Sorular</p>

<p>Tutuklama nedir, hangi koşullarda uygulanır?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen suçlarda tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Ağır ceza kapsamındaki suçlarda azami tutukluluk süresi nedir?<br />
Katalog suçlarda neden 5 yıla kadar tutuklama öngörülmektedir?<br />
Terör suçlarında ve toplu suçlarda süreler nasıl belirlenir?<br />
Çocuklar için özel tutukluluk süreleri nasıl hesaplanır?<br />
Tutukluluk uzatma kararları hangi gerekçelerle verilebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AİHM ve Anayasa Mahkemesi’nin bu konuda tespit ettiği hak ihlalleri nelerdir?</p>

<p>📖 Öne Çıkan Başlıklar</p>

<p>Masumiyet karinesi ve hukuk devleti ilkesi<br />
CMK 102 kapsamında azami süreler<br />
Ağır ceza ve katalog suçlarda farklı uygulamalar<br />
Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçlarda tutuklama<br />
Çocuklara özgü düzenlemeler (15 yaş altı – 18 yaş altı)<br />
Adli kontrol ve alternatif tedbirler<br />
Somut gerekçe şartı ve uzatma kararlarının sınırları<br />
AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararları</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutukluluk-sureleri-nelerdir-ve-hangi-suclarda-hangi-sureyle-uygulanir-cmk-102</guid>
      <pubDate>Thu, 15 Jan 2026 22:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/K4ofKL-dTLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="59790"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="82843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="96591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="60437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="33872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="66258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="51589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="60181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="34094"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="86322"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
