<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 02 Sep 2026 14:42:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlar DavaTek'te neler yapabilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği'nin avukatların dosya takibi, sorgulama, evrak yönetimi ve kontrol işlemlerini daha düzenli ve verimli yürütmesine yardımcı olmak amacıyla hayata geçirdiği DavaTek – Dijital Avukat Veri Asistanı kullanıma açıldı. Peki DavaTek'te neler yapabilirsiniz? İşte ayrıntılar...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB), avukatların günlük mesleki çalışmalarını kolaylaştırmaya ve dijital imkanları mesleğin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini ekledi. Dijital Avukat Veri Asistanı DavaTek, avukatların kullanımına açıldı.</p>

<p>Avukatlar DavaTek'te neler yapabilir? İşte ayrıntılar...</p>

<p><strong>NE SUNUYOR?</strong></p>

<p>Avukatların UYAP kullanımını kolaylaştırmak için geliştirildi.</p>

<p><strong>Dosya İşlemleri</strong></p>

<p>UYAP'ın yoğun olduğu zamanlarda bile dava numarası veya taraf adıyla UYAP üzerindeki dosyalarınıza saniyeler içinde ulaşın ve çevrimdışı çalışın.</p>

<p><strong>Duruşma Takibi</strong></p>

<p>Yaklaşan duruşmalarınızı otomatik listeleyin, tarih ve saat bilgilerini kaçırmadan takip edin.</p>

<p><strong>İcra Sorguları</strong></p>

<p>Birden fazla dosya ve borçlu için MERNİS, TAKBİS, SGK ve diğer kurum sorgularını tek tek yapmak yerine, tek tıkla toplu olarak gerçekleştirin.</p>

<p><strong>Evrak İçi Arama</strong></p>

<p>Bilgisayarınıza indirdiğiniz evraklarda hızlı, kolay ve kapsamlı kelime araması gerçekleştirin.</p>

<p><strong>Fark Takibi</strong></p>

<p>UYAP dosyalarınızı güncellediğinizde, indirilen evrak ve safahat kayıtlarındaki değişiklikleri kolayca tespit edin.</p>

<p><strong>Not ve Etiket</strong></p>

<p>Son güncellenen, favoriye eklediğiniz ve sık açılan dosyalarınıza hızlı erişim sağlayın.</p>

<p><strong>Uygulamanın Amacı</strong></p>

<p>DavaTek'in temel amacı, Avukat Portal işlemlerinde ihtiyaç duyulan dosya takibi, sorgulama, evrak kontrolü ve arşivleme işlemlerinin daha kolay yönetebilmesini sağlamaktır. Uygulama, sık gerçekleştirilen işlemleri tek bir arayüz altında bir araya getirerek dosyaların daha düzenli takip edilmesine ve tekrarlayan işlemlerde kullanıcıya zaman kazandırılmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>UYAP ile Entegre Çalışma</strong></p>

<p>DavaTek, Avukat Portal üzerinden erişilebilen bilgilerin kullanıcı tarafından daha düzenli şekilde takip edilebilmesini sağlar. UYAP bağlantılı işlemlerde aktif bir kullanıcı oturumu kullanılır. Avukat Portal'a giriş işlemi resmi UYAP giriş ekranı üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p><strong><i>DavaTek | Duruşma Sorgulama</i></strong></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/jc6PVv3eEw4?si=OxgqfPj0bJH-OiCt" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p><strong><i>DavaTek | Fark Takibi</i></strong></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/HavkiRWQ9yQ?si=YZTFG7_h07BEJbSC" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Temel özellikler</strong></span></p>

<p><strong>Dosya Yönetimi</strong></p>

<p>UYAP hesabınızda bulunan dava ve icra dosyalarını DavaTek'e aktarabilir, dosyalarınızı çeşitli kriterlere göre filtreleyebilir ve ihtiyaç duyduğunuz kayıtlara hızlı şekilde ulaşabilirsiniz. Dosya detaylarında taraflar, borçlu bilgileri, safahat kayıtları, mali bilgiler, evraklar, notlar ve etiketler gibi dosyayla ilişkili bilgiler bir arada görüntülenebilir.</p>

<p><strong>Fark Takip Sistemi</strong></p>

<p>DavaTek aracılığı ile daha önce bilgisayarınıza indirilen dosya bilgileri ile Avukat Portal'daki güncel kayıtlar karşılaştırılarak yeni safahat ve evrak bilgilerinin tespit edilmesine yardımcı olunur. Birden fazla dosya toplu olarak kontrol edilebilir, bulunan farklar dosya bazında incelenebilir ve sonuçlar excel formatında dışa aktarılabilir.</p>

<p><strong>İcra Sorgulama</strong></p>

<p>İcra dosyaları için desteklenen sorgular tekli veya toplu olarak gerçekleştirilebilir. Kullanıcı, sorgulanacak dosyaları uygulama içerisinden seçebileceği gibi desteklenen Excel şablonunu kullanarak çok sayıda dosyayı toplu sorgulama işlemine dahil edebilir. Sorgu işlemlerinin ilerleme durumu takip edilebilir.</p>

<p><strong>Evrak Yönetimi</strong></p>

<p>Avukat Portal aracılığıyla indirilen evraklar bilgisayarınızda belirlediğiniz klasörde dosya bazında saklanır. DavaTek içerisinden evrak klasörlerine erişebilir, belgeleri görüntüleyebilir, önizleyebilir ve içeriklerinde arama yapabilirsiniz. Evraklar ad veya tarih bilgisine göre sıralanabilir.</p>

<p><strong>Kişisel Çalışma Düzeni</strong></p>

<p>Dosyalara kullanıcı tarafından not ve etiket eklenebilir, sık takip edilen kayıtlar favorilere alınabilir ve yakın zamanda görüntülenen dosyalara hızlı şekilde erişilebilir. Bu özellikler kullanıcının kendi çalışma düzenini oluşturmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Evrak ve Veri Yönetimi</strong></p>

<p>İndirilen evrakların hangi klasörde saklanacağı kullanıcı tarafından belirlenebilir. Uygulamadaki kayıtlar yedeklenebilir ve ihtiyaç halinde başka bir bilgisayara aktarılabilir. Bu sayede bilgisayar değişikliği gibi durumlarda çalışma düzeninin yeni sisteme taşınması kolaylaştırılır.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Nasıl Çalışır?</strong></span></h3>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>4 adımda başlayın</strong></span></h3>

<p><strong>1- Sisteme Giriş Yapın</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>UHAP bilgileriniz ile sisteme giriş yapıp profil sayfanıza ulaşın.</p>

<p><strong>2- İndirin</strong></p>

<p>Profil sayfasında yer alan Windows veya macOS masaüstü sürümünü bilgisayarınıza indirin.</p>

<p><strong>3- Kurun</strong></p>

<p>Kurulum sihirbazını çalıştırın.</p>

<p><strong>4- Bağlanın ve Kullanın</strong></p>

<p>Portalde kimlik bilgilerinizle oturum açın. Dosya, evrak ve duruşma takibinizi masaüstü uygulamasından yönetin.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Güvenlik ve veri yönetimi</strong></span></p>

<p><strong>Güvenli Oturum Kullanımı</strong></p>

<p>Kullanıcı doğrulaması resmi UYAP giriş ekranı üzerinden gerçekleştirilir. DavaTek, kullanıcı adı veya parola ile bağımsız bir UYAP doğrulama sistemi oluşturmaz. UYAP bağlantılı işlemler aktif kullanıcı oturumu üzerinden yürütülür. Oturumun sona ermesi veya geçerliliğini kaybetmesi durumunda kullanıcıdan yeniden Avukat Portal'a giriş yapması istenir.</p>

<p><strong>Verilerin Kullanıcı Kontrolünde Yönetilmesi</strong></p>

<p>DavaTek içerisinde oluşturulan notlar, etiketler, dosya kayıtları ve indirilen evraklara ilişkin bilgiler kullanıcının çalışma ortamının bir parçası olarak yönetilir. Kullanıcı, Ayarlar bölümünden verilerini dışa aktarabilir, daha önce oluşturulan bir yedeği geri yükleyebilir veya aktif kullanıcıya ait uygulama kayıtlarını temizleyebilir. Kalıcı silme işlemleri geri alınamayacağından gerekli verilerin önceden yedeklenmesi önerilir.</p>

<p></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Kılavuz ve teknik destek</span></strong></p>

<p><strong>Kullanım Kılavuzu</strong></p>

<p>Bilgi Merkezi içerisinde bulunan Kullanım Kılavuzu, DavaTek'in temel modüllerini ve bu modüllerde gerçekleştirilebilecek işlemleri açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. UYAP oturumu açma, dosya aktarımı, fark takibi, evrak yönetimi, icra sorgulama ve ayarlar gibi uygulamanın temel işlevleri hakkında kullanıcıya açıklayıcı bilgiler sunar.</p>

<p><strong>Teknik Destek</strong></p>

<p>DavaTek kullanımı sırasında karşılaştığınız teknik sorunları Bilgi Merkezi içerisindeki Teknik Destek bölümünde bulunan form üzerinden iletebilirsiniz. Ad, soyad, iletişim bilgileri, baro bilgileri, destek konusu ve yaşadığınız soruna ilişkin açıklama bilgileri talebin değerlendirilebilmesi amacıyla form üzerinden alınır.</p>

<p>Sorunun daha hızlı incelenebilmesi için gerçekleştirdiğiniz işlemi, karşılaştığınız hata mesajını ve sorunun hangi ekranda oluştuğunu açıklama alanında mümkün olduğunca ayrıntılı belirtmeniz önerilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-194.jpg" type="image/jpeg" length="22174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/520 E., 2025/769 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarihli, 2025/520 E., 2025/769 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/520 E., 2025/769 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/263 E., 2024/454 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve<br />
2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiğini, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı<br />
6. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanmalarına ilişkin dosya incelendiğinde boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013, nafaka ve tazminatlar yönünden ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile 20.07.2013 tarihinde davalının gebeliğinin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı ve 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiğinin anlaşıldığı, böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmâl ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının erkeğe nazaran ağır kusurlu olduğu, ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle yargılamanın iadesi tabinin kabulü ile 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı kararı ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas, 2017/12424 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevi ve 5.000TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Birinci Direnme Kararı</p>

<p>9. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 Esas, 2019/182 Karar sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davacı tarafından ileri sürülen yargılamanın yenilenmesi talebi sonucu yapılan incelemede daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılama iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu Kararı<br />
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddi manevi tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Üçüncü Kararı<br />
12. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli ve 2022/709 Esas, 2023/554 Karar sayılı kararı ile; mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulduğu, belirtilen usulden bozma kararı öncesinde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu, önceki hâkim tarafından direnme kararı verilse de mahkemece yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı<br />
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.<br />
14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve 2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu kararın esas yönünden bozulmasına ilişkin Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir karar bulunmadığı sürece başkaca bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmaksızın usul yönünden bozma kararı verildiği hususu göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı bozma kararında açıklandığı şekilde usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki direnme kararının davacı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeksizin direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
15. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/263 Esas, 2024/454 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar 6100 sayılı Kanun’un 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak sayılıp kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir kanun yolu olsa da tarafların boşanmasına ilişkin 13.03.2015 tarihli kesinleşen mahkeme ilâmının bulunduğu, davalının boşanma aşamasında ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile “erken gebelikte vajinal kanama rahatsızlığı sebebiyle gebeliğinin kürtajla” sonlandırıldığının belirtildiği, böyle olunca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile Bursa 7. Aile Mahkemesinin 2012/2 70... /706 karar sayılı boşanma ilâmının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaldırılmasına dair direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
16. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin eldeki davada; 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde hüküm altına alınan iade sebebinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>18. Uyuşmazlığın çözümü için yargılamanın iadesi kavramının açıklanmasında yarar vardır.</p>

<p>19. Bilindiği üzere bir uyuşmazlık karara bağlanıp verilen hükmün kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir yargılama yapılamaz. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesi yoludur.</p>

<p>20. Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul-2001, Cilt V, s. 5165). Zira karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların, kararın kesinleşmesinden sonra anlaşılması hâlinde dahi kararı ayakta tutmaya çalışmak; toplum vicdanını derin bir şekilde zedelediği gibi hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 4123).</p>

<p>21. Bu yol her ne kadar 6100 sayılı Kanun sistematiği içerisinde kanun yolları arasında düzenlenmiş olsa da; konuyla ilgili 31.03.1937 tarihli ve 1/ 13... .05.1956 tarihli 8/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği ve doktrinde de benimsendiği üzere daha çok bir dava olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın iadesi yolu esasen; kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olan hukuk ve ceza mahkemesi kararları ile Danıştay ve başkaca özel mahkeme kararlarının yasada belirtilen özel nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde, aynı yargı yerinde yeniden incelenmesine, yargılama yapılmasına ve karar verilmesine olanak sağlayan olağanüstü yargılama yöntemi şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara-2021, C. I, s. 1201).</p>

<p>22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesi ile maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen yargılamanın iadesi; kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenebilir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2022, C. II, s. 142). Dolayısıyla yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Eğer ki mahkemenin kararı şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir karar yoksa, başvuru imkânları tüketilmemişse veya karar kesinleşmiş görünse dahi hükmün başka şekillerde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkün ise yargılamanın iadesi talebi hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2003 tarihli ve 2003/6-169 Esas, 2003/183 Karar sayılı kararında bu hususa işaret edilerek, usulsüz tebligatın yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü sonucu doğurmayacağı, zira usulsüz olarak tebliğ edilen bir kararın zaten kesinleşmiş bir karar olmadığı, şeklen kesinleştirme yapılmış olmasının da sonuca etkili olmayacağı açıklanmıştır.</p>

<p>23. Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde on iki bent hâlinde sayılmış, ayrıca 376. maddesinde taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir. Kanunla belirtilen yargılamanın iadesi sebepleri sınırlı sayıda sayılmış olup gösterilen sebepler dışında, yargılama hatası ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın iadesi istenemez. Yargılamanın iadesi: “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.</p>

<p>b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hakimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.</p>

<p>c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.</p>

<p>ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.</p>

<p>d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması.</p>

<p>e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.</p>

<p>f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.</p>

<p>g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.</p>

<p>ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.</p>

<p>h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.</p>

<p>ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.</p>

<p>i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Eklenmiş ibare RGT: 31.07.2018 RG No: 30495 Kanun No: 7145/19) veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” sebeplerinden ibarettir.</p>

<p>24. Somut olayda davacı; boşanmaya sebep olan olaylarda her ne kadar ağır kusurlu olduğunun kabulü ile aleyhine nafaka ve tazminat ödenmesine karar verilmişse de, boşanma davası devam ederken kadının sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, buna ilişkin hastane kaydının aleyhine hüküm verildikten sonra ele geçirdiğini ileri sürerek, 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendine göre, yargılama sırasında aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması yargılamanın yenilenmesi sebebidir. Sözü edilen yargılamanın iadesi sebebinin işlerlik kazanabilmesi için; belgenin davanın bakıldığı sırada mevcut olması, hükmü etkileyecek nitelikte olması, belgenin hükmün kesinleşmesinden sonra ele geçirilmesi, belgenin yargılama sırasında bir mücbir sebepten veya lehine hüküm verilen tarafın eyleminden dolayı elde edilememiş olması gerekir. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki “elde olmayan sebepler” kavramının çok teknik bir nitelik taşıyan mücbir sebep kavramına nazaran, daha geniş bir içeriğe sahip olduğuna ve daha esnek bir kavram konumunda bulunduğuna vurgu yapmakta yarar vardır. Sözü edilen kavramın kapsamına, mücbir sebepler ile beklenmeyin hâllerin yanı sıra, lehine hüküm verilmiş olan tarafın gizleme veya saklama gibi eylemleri dâhil, aleyhine hüküm verilmiş olan tarafın iradesi dışında gelişen her türlü durum girer (Tanrıver, s. 154-156).</p>

<p>26. Anılan sebep çerçevesinde belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus da, yeni vakıaların elde edilmesine ilişkindir. 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde yalnızca “belge” ibaresi yer aldığından, gerek dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar, gerekse dava tarihinden önce gerçekleşmesine rağmen ileri sürülmeyen vakıalara dayanılarak yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün değildir (Abdurrahman Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul-2011, s. 661).</p>

<p>27. Yargılamanın iadesi; 6100 sayılı Kanun’un 377. maddesi ile her bir yargılamanın iadesi sebebine göre başlangıç tarihi değişen hak düşürücü süreler ile sınırlandırılmış olup bu süre kural olarak üç ay ve her hâlde yenileme talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (Özekes/Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 4162).</p>

<p>28. Hak düşürücü süre; bir hakkın kullanılmasına ilişkin olarak, yasayla, sözleşmeyle ya da mahkeme kararıyla kesin olarak belirlenen ve bu süre içinde kullanılmadığında hakkın varlığını sona erdiren süredir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkindir; süreyi belirleyen kurallar buyurucu niteliktedir. Bunun sonucu olarak yargıç ya da diğer yetkililerce kendiliğinden gözetilir. Sürenin geçirilmesi nedeniyle varlığı sona eren hakkı taraflar anlaşarak yeniden canlandıramazlar (Türk Hukuk Lügatı, s. 450). Başka bir anlatımla hak düşürücü süre, hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada “itiraz” olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi “kesme” ve “durma” hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama hâlinde “hakkın” kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünü ortadan kaldıran süredir.</p>

<p>29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendinde belirtilen belgenin ele geçirilmiş olması hâlinde yargılamanın iadesini isteme süresi, belgenin elde edildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde yargılamanın iadesi talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (6100 sayılı Kanun md. 377/1-c). Üç aylık süre; belgenin varlığının öğrenildiği tarihten itibaren değil, 6100 sayılı Kanun’un 377/1-c bendinde açıkça yazılı olduğu üzere belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlar. Belge hüküm kesinleşmeden elde edilmiş ise, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından, hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara-2020, C. II, s. 1537-1538).</p>

<p>30. Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; tarafların 21.09.2011 tarihinde evlendikleri, erkeğin 09.08.2012 tarihinde evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası açtığı, Mahkemece 19.09.2013 tarihli karar ile boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına ve kadın yararına yoksulluk nafakası ile maddi-manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, hükmün erkek eş tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin onama kararı verdiği, erkeğin karar düzeltme talebinin 09.02.2015 tarihinde reddedilerek hükmün kesinleştiği, kesinleşen karara karşı erkeğin 31.07.2015 tarihinde yargılamanın iadesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere bakıldığında ise dosya karar düzeltme aşamasında iken erkeğin 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu ettiği “kadının hastane kayıtlarına ilişkin” belgeyi elde ederek, Özel Dairece yapılacak olan incelemede dikkate alınmasını talep ettiği görülmüştür. Öyleyse davacı erkeğin; en geç 27.01.2015 tarihinde, yargılamanın iadesine konu tüm belgelere ulaşmış olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>31. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 377/1-c bendi uyarınca yargılamanın iadesi talebi için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre; belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlayacak ise de; belge hüküm kesinleşmeden önce elde edilmiş ise hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı yukarıda 29. paragrafta açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla davacının 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile elde etmiş olduğu anlaşılan belgeye dayalı yargılamanın iadesi talebi için üç aylık hak düşürücü süre Özel Dairenin 09.02.2015 tarihli karar düzeltme talebinin reddi ile başlamış ve eldeki dava tarihinden önce 09.05.2015 tarihinde düşmüş olup davacının yargılamanın iadesine yönelik hak düşürücü süre dolduktan sonra, 31.07.2015 tarihinde açılan eldeki davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmelidir.</p>

<p>32. Böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="39366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/634 E., 2022/901 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.06.2022 tarihli, 2019/634 E., 2022/901 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2019/634 E., 2022/901 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “yargılamanın yenilenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili 31.07.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesi’nde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin Bursa 7. Aile Mahkemesinin 19.09.2013 tarihli ve 2017/270 E., 2013/706 K. sayılı karar hakkında yargılamanın iadesi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000TL maddi ve 20.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili 02.12.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebine karşı sunduğu beyan dilekçesinde; mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiği, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talebin reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 E., 2016/24 K. sayılı kararı ile; tarafların boşanma davasına ilişkin yapılan yargılama değerlendirildiğinde, boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013 tarihinde, nafaka ve tazminatların ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, Osmaniye Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısından, davalının 20.07.2013 tarihinde vajinal kanama nedeniyle doğum servisine yatışının yapıldığı ve yapılan tetkikler sonucunda gebeliğin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı, 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiği, hâl böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı ancak daha sonra kürtaj yoluyla gebeliğine son verildiğinin anlaşıldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmal ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, hâl böyle olunca kadının eşine göre ağır kusurlu olduğu ve ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevi ve 5.000TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 E., 2019/182 K. sayılı kararı ile önceki karar gerekçesi yanında; daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılamanın iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; sadakat yükümlülüğünün evlilik birliğinin sürüyor olması nedeniyle eşlerin boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmesine kadar devam ettiği gözetildiğinde, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edemediği bir delili kararın verilmesinden sonra elde etmesi hâlinde bu delilin; yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUN</strong></p>

<p>12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; Mahkemece verilen ilk kararda davalı yararına hükmedilen maddi-manevi tazminat ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verildiği hâlde, Özel Daire bozma kararı sonrasında direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında sadece “direnilmesine” şeklinde hüküm kurulması karşısında, direnme adı altında verilen kararın usul ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>13. Bilindiği üzere, Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.</p>

<p>14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddesinin 3. fıkrasında ise “Hükmün tefhimi herhalde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>15. Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.</p>

<p>16. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 tarihli ve 1991/323 E., 1991/391 K.; 10.09.1991 tarihli ve 1991/281 E., 1991/415 K.; 25.09.1991 tarihli ve 1991/355 E., 1991/440 K.; 05.12.2007 tarihli ve 2007/981 E. 2007/936 K.; 23.01.2008 tarihli ve 2008/29 E., 2008/4 K.; 05.10.2011 tarihli ve 2011/607 E., 2011/604 K. sayılı kararları).</p>

<p>17. Somut olaya gelince; Mahkemece verilen ilk kararda “Mahkememizin 2012/270 Esas ve 2013/706 Karar nolu boşanma ilamının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaldırılmasına” karar verilmiş, Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddi manevi tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır.</p>

<p>18. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.</p>

<p>19. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz usule uygun karar oluşturulmasıdır.</p>

<p>20. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="74190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/8852 E., 2024/754 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2024 tarihli, 2023/8852 E., 2024/754 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/8852 E., 2024/754 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/709 E., 2023/554 K.<br />
DAVANIN KONUSU : Yargılamanın yenilenmesi<br />
DAVA TARİHİ : 09.09.2015<br />
KARAR : Ret</p>

<p>Taraflar arasındaki yargılamanın yenilenmesi davasından dolayı bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili 31.07.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesi’nde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin Bursa 7. Aile Mahkemesinin 19.09.2013 tarihli ve 2017/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı karar hakkında yargılamanın iadesi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000,00 TL maddî ve 20.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili 02.12.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebine karşı sunduğu beyan dilekçesinde; Mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiği, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talebin reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanma davasına ilişkin yapılan yargılama değerlendirildiğinde, boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013 tarihinde, nafaka ve tazminatların ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, Osmaniye Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısından, davalının 20.07.2013 tarihinde vajinal kanama nedeniyle doğum servisine yatışının yapıldığı ve yapılan tetkikler sonucunda gebeliğin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı, 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiği, hâl böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı ancak daha sonra kürtaj yoluyla gebeliğine son verildiğinin anlaşıldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmal ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, hâl böyle olunca kadının eşine göre ağır kusurlu olduğu ve ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davacı tarafın yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile, 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı karar ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1.Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2.Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas, 2017/12424 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevî ve 5.000TL maddî tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
1.Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 Esas, 2019/182 Karar sayılı kararı ile önceki karar gerekçesi yanında; daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılamanın iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2.Dairece 17.09.2022 tarih, 2019/4457 Esas, 2019/8767 Karar sayılı kararıyla, bozma kararının usul ve kanuna uygun bulunduğu ve mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Hukuk Genel Kurulunun Bozma Kararı<br />
Hukuk Genel Kurulu 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 E., 2022/901 K. sayılı kararıyla;<br />
"... Mahkemece verilen ilk kararda “Mahkememizin 2012/270 Esas ve 2013/706 Karar nolu boşanma ilamının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminatın kaldırılmasına” karar verilmiş, Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddî manevî tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz usule uygun karar oluşturulmasıdır. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir" gerekçesi ile usulden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı ilamı ile verilen usulden bozma kararına uyulmasına karar verilerek; dosya incelendiğinde, usulden bozma öncesinde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas sayılı, 2017/12424 Karar sayılı kararın usul ve kanuna uygun olduğu, önceki hakim tarafından direnme kararı verilse de Mahkemece yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli, 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararının ise esasa yönelik olmadığı, usulden bozma kararı olduğu, 6100 sayılı Kanun'un 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak sayıldığı, kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir kanun yolu olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen hususların yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında yer almadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuran<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; verilen direnme kararı ile ilgili Hukuk Genel Kurulu tarafından esas yönünden bir inceleme ve bozma olmamasına karşın Mahkemenin esas yönünden yeni karar vererek davayı reddetmesinin kanuna ve usule aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, Mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmadığı gerekçesiyle usulden bozulmasından sonra, Mahkemece direnme kararından dönülerek Özel Daire kararına uymak suretiyle karar vermesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü ve 297 inci maddeleri. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı.</p>

<p>3.Değerlendirme<br />
1.Direnme kararları bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Direnme kararı ile Mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala yasa koyucu 6100 sayılı Kanun’un 294 üncü ve 297 nci maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü ve 297 nci (1086 sayılı Kanun’un 381 inci ve 388 inci maddeleri) maddeleri emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmiştir. Bu madde hükümlerine göre kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere olan güveni sarsacağı için hiçbir suretle mümkün görülemez.</p>

<p>2.Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'da (mülga 1086 sayılı Kanun) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>3.Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.</p>

<p>4.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).</p>

<p>5.Burada hemen belirtmek gerekir ki, usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>6.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda, mahkemece direnme kararı verilmekle davacı yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Özel Dairenin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinin son fıkrası gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>7.Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu kararın esas yönünden bozulmasına ilişkin Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir karar bulunmadığı sürece başkaca bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmaksızın usul yönünden bozma kararı verildiği hususu göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı bozma kararında açıklandığı şekilde usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki direnme kararının davacı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeksizin direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR;</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="51258"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 08.11.2017 tarihli, 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/7175 E., 2017/12424 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Yargılamanın Yenilenmesi</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16/09/2013 tarih, 2012/270 esas ve 2013/706 karar sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000 TL manevi ve 5.000 TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13/03/2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05/08/2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile biraraya gelmedikleri halde davalı kadının 20/07/2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09/08/2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 08.11.2017 (Çrş.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="67150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KANITI DOSYAYA SUNDU, DAVAYI ZAMANINDA AÇMADI: HUKUK GENEL KURULU'NDAN YARGILAMANIN YENİLENMESİNDE SÜRE DERSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİR</strong><strong>İŞ</strong></p>

<p>Bir mahkeme kararı kesinleştikten sonra onu yeniden yargılamaya açmak için tanınan süre, kanunun sınırlı saydığı hâllerde bile kural olarak üç aydır : doksan gün. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 3 Aralık 2025 tarihli kararına konu olan boşanma dosyasında taraflardan biri, aradığı kanıta zamanında ulaşmıştı. Kaçırdığı şey, o kanıtla ayrı bir dava açmak için tanınan doksan günün ta kendisiydi.</p>

<p>Dosya 2012 yılında açılmış sıradan bir boşanma davasıyla başlıyor. On üç yıl sonra Hukuk Genel Kurulu önüne geldiğinde tartışılan artık boşanmanın kendisi değil, kesinleşmiş bir hükmü yeniden yargılamaya açmanın ne kadar dar bir kapı olduğuydu.</p>

<p><strong>II. OLAY: KES</strong><strong>İNLE</strong><strong>Ş</strong><strong>MEDEN </strong><strong>Ö</strong><strong>NCE ELE GE</strong><strong>Ç</strong><strong>EN BELGE</strong></p>

<p>Taraflar 21 Eylül 2011'de evlenmiş, erkek 9 Ağustos 2012'de evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma davası açmıştır. Bursa 7. Aile Mahkemesi 2013 yılının Eylül ayında verdiği kararla (E.2012/270, K.2013/706) tarafların boşanmasına, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğuna hükmetmiş; kadın yararına aylık 250 TL yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata karar vermiştir. Boşanma hükmü temyiz edilmeden 16 Aralık 2013'te kesinleşmiş; nafaka ve tazminat kısmı ise Özel Dairenin onamasından sonra, karar düzeltme talebinin reddiyle 9 Şubat 2015'te kesinleşmiştir.</p>

<p>Ne var ki dosyada bir ayrıntı daha vardır. Erkek, karar düzeltme aşaması sürerken, 27 Ocak 2015 tarihli bir dilekçeyle Yargıtay'a başvurmuş; kadının hastane kayıtlarına ilişkin bir belgeyi ele geçirdiğini, bu belgenin incelemede dikkate alınmasını istediğini bildirmiştir. İddiasına göre kadın, boşanma davası henüz sürerken 20 Temmuz 2013'te bir devlet hastanesinde hamileliğini sonlandırmıştır. Erkeğin okuduğu anlam açıktır: evlilik birliği hukuken sona ermeden sadakat yükümlülüğü ihlal edilmiştir.</p>

<p>Özel Daire bu dilekçeyi ayrı bir talep gibi değerlendirmemiş, kararını onamış, karar düzeltmeyi reddetmiştir. Hüküm 9 Şubat 2015'te kesinleşmiştir.</p>

<p>Kadın tarafı ise davaya baştan itibaren iki noktadan direnmiştir: hükmedilen nafaka ve tazminatın zaten boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlar dikkate alınarak belirlendiğini, dolayısıyla ortada yeni bir kusur değerlendirmesini gerektirecek bir durum olmadığını; ayrıca sadakatsizlik iddiasının dava ve cevaba cevap dilekçelerinde hiç yer almamış yeni bir vakıa olarak, yargılamanın bu aşamasında ileri sürülemeyeceğini savunmuştur. Mahkeme bu savunmayı ilk etapta yerinde bulmamış, hastane kaydını yeterli görerek talebi kabul etmiştir.</p>

<p>Erkek bu kez farklı bir yola başvurmuştur: yargılamanın iadesi davası. Ama bu davayı ancak 31 Temmuz 2015'te, kesinleşmeden yaklaşık beş buçuk ay sonra açmıştır.</p>

<p>Dosya buradan sonra tam on yıl boyunca mahkemeler arasında gidip gelmiştir. Bursa 7. Aile Mahkemesi talebi ilk kez kabul etmiş, nafaka ve tazminatı kaldırmıştır (12.01.2016, E.2015/813, K.2016/24). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bunu esastan bozmuş, yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E.2016/7175, K.2017/12424, T.08.11.2017)</a>. Mahkeme direnmiş; bu direnme kararı, hükmün usule uygun kurulmadığı gerekçesiyle bu kez Hukuk Genel Kurulundan dönmüştür <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E.2019/2-634, K.2022/901, T.14.06.2022)</a>. Mahkeme yeniden karar vermiş, bu sefer talebi reddetmiştir (06.07.2023); Özel Daire bu kararı da usulden bozmuş (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" rel="dofollow">E.2023/8852, K.2024/754, T.12.02.2024)</a> ve mahkeme son olarak yine kabul yönünde direnmiştir (28.05.2024). Dosya böylece ikinci kez temyize, oradan da Hukuk Genel Kuruluna taşınmıştır.</p>

<p><strong>III. HUKUK</strong><strong>İ Ç</strong><strong>ER</strong><strong>Ç</strong><strong>EVE: NEDEN "OLA</strong><strong>ĞAN</strong><strong>Ü</strong><strong>ST</strong><strong>Ü</strong><strong>" B</strong><strong>İR YOL</strong></p>

<p>Yargılamanın iadesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 374 ilâ 381. maddelerinde düzenlenmiştir. <strong>HMK m. 374</strong> açıktır: bu yola yalnızca kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulabilir. Kanun, kesin hükmün otoritesini bozmayı göze aldığı için sebepleri sınırlı saymıştır; <strong>HMK m. 375</strong>'te on iki bent hâlinde sayılan sebeplerin dışına çıkılamaz.</p>

<p>Somut olayda dayanılan sebep, maddenin (ç) bendidir: "Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması." Bu sebebin işlemesi için belgenin dava sırasında zaten var olması, hükmü etkileyecek nitelikte olması ve tarafın iradesi dışındaki bir nedenle o ana kadar elde edilememiş olması aranır.</p>

<p>Yargılamanın iadesi bir itiraz değil, ayrı bir davadır. Kanun sistematiğinde kanun yolları arasında sayılmış olsa da, 1937 ve 1956 tarihli iki İçtihadı Birleştirme Kararına dayanan yerleşik anlayışa göre bağımsız bir dava niteliğindedir.</p>

<p>Sürenin hesabı, <strong>HMK m. 377</strong>'de ayrı bir rejime bağlanmıştır: belge sebebine dayalı taleplerde süre "yeni belgenin elde edildiği" tarihten itibaren üç ay, her hâlde de hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır. Kanun metni tek bir başlangıç noktası öngörmüş gibi görünse de, Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanan uygulamasına göre belge kesinleşmeden önce ele geçirilmişse üç aylık süre kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlar — çünkü hüküm kesinleşmeden zaten dava açılamaz.</p>

<p>Sürenin niteliği de gözden kaçmamalıdır. Bu üç aylık süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Aradaki fark pratikte belirleyicidir: zamanaşımı def'i taraflarca ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmazken, hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkindir, mahkeme onu resen gözetmek zorundadır ve taraflar anlaşarak bu süreyi ne durdurabilir ne de uzatabilir. Somut olayda karşı taraf süre itirazında bulunmamış olsaydı bile Kurul, dosyadaki tarihlerden süre aşımını kendiliğinden tespit edip davayı bu nedenle reddedebilirdi.</p>

<p>Davanın arkasındaki maddi hukuk sorunu da hatırlanmaya değer. Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi eşlere birbirine sadık kalma yükümlülüğü yükler; aynı Kanunun 175. maddesi ise yoksulluk nafakasını, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan tarafa tanır. Erkeğin iddiası kabul görseydi kadının kusur durumu ağırlaşacak, nafaka ve tazminatın dayanağı sarsılacaktı. Ama Hukuk Genel Kurulu bu tartışmaya hiç girmemiştir; dava, esasa ulaşmadan süre eşiğinde kalmıştır.</p>

<p>Kanun koyucunun burada iki ayrı sınır öngörmesi tesadüf değildir. Üç aylık kısa süre, hakkını arayan tarafın makul bir hızla harekete geçmesini; on yıllık uzun süre ise kesin hükmün sonsuza kadar tehdit altında kalmamasını sağlar. İkisi birlikte, kesin hükmün istikrarı ile somut adalet arayışı arasındaki gerilimi dengelemeyi amaçlar. Uygulamada asıl tuzak, davacıların on yıllık üst sınıra güvenip üç aylık kısa süreyi gözden kaçırmasıdır — tam da bu dosyada yaşanan budur.</p>

<p><strong>IV. HUKUK GENEL KURULU'NUN DE</strong><strong>Ğ</strong><strong>ERLEND</strong><strong>İ</strong><strong>RMES</strong><strong>İ</strong></p>

<p>Kurul, kararında yargılamanın iadesini şöyle tanımlar:</p>

<p>"Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur."</p>

<p>Kurulun asıl işi ise tarihleri sıraya koymaktır. Erkeğin 27 Ocak 2015 tarihli dilekçesi, hastane kaydına ilişkin belgeyi o tarihte elde etmiş olduğunu göstermektedir. Bu, hükmün kesinleşme tarihinden (9 Şubat 2015) öncesine denk düşer. Kurul bu noktada şu tespiti yapar:</p>

<p>"Üç aylık süre; belgenin varlığının öğrenildiği tarihten itibaren değil, [...] belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlar. Belge hüküm kesinleşmeden elde edilmiş ise, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından, hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar."</p>

<p>Buradan çıkan sonuç nettir: üç aylık süre 9 Şubat 2015'te başlamış, 9 Mayıs 2015'te dolmuştur. Erkeğin davayı açtığı 31 Temmuz 2015 ise bu son günün yaklaşık iki buçuk ay sonrasıdır.</p>

<p>Kurul ayrıca, belgenin karar düzeltme dilekçesiyle dosyaya sunulmuş olmasının ayrı bir dava açma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığının altını çizer. Özel Dairenin bu dilekçeyi ayrıca bir talep olarak değerlendirmemesi süreyi durdurmamış, tam tersine erkeğin bağımsız bir dava açması gerektiğini daha da belirgin kılmıştır.</p>

<p>Kararın kendi içinde bir ironi de var. Dosya bu noktaya gelene kadar iki kez daha Hukuk Genel Kurulundan geçmiş, ama 2022 ve 2024 tarihli iki bozma da süre meselesine hiç değinmemiş; ikisi de yalnızca hükmün ve direnme kararının yazım biçimi üzerinden, salt usulden bozulmuştur. Süre itirazı davanın esasına ilk kez, açılışından on yılı aşkın bir süre sonra, bu kararla girmiştir. Bu da yargılamanın iadesi gibi olağanüstü bir yolun, sıradan usul hatalarına karşı bile ne kadar dirençli biçimde ayakta kalabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Kararda karşı oy yoktur; Kurul bu sonuca oy birliğiyle ulaşmıştır. Bu da beklenen bir sonuçtur — çünkü tartışma, takdire açık bir kusur veya nafaka değerlendirmesi değil, dosyadaki tarihlerin nesnel biçimde okunmasından ibarettir. Sadakatsizlik iddiasının doğru olup olmadığı, dolayısıyla hiç tartışılmamıştır.</p>

<p><strong>V. UYGULAMAYA D</strong><strong>ÖN</strong><strong>Ü</strong><strong>K SONU</strong><strong>ÇLAR</strong></p>

<p><strong>S</strong><strong>üre, belgeyi </strong><strong>öğrendi</strong><strong>ğiniz an de</strong><strong>ğ</strong><strong>il, h</strong><strong>ükm</strong><strong>ün kesinle</strong><strong>şti</strong><strong>ği an işlemeye ba</strong><strong>şlayabilir.</strong> Belge kesinleşmeden önce ele geçirilmişse üç aylık süre kesinleşme tarihinden başlar; kesinleşmeden sonra ele geçirilmişse ele geçirildiği tarihten başlar. İkisini karıştırmak, davanın süre yönünden reddiyle sonuçlanır.</p>

<p><strong>Ana davaya dilek</strong><strong>çe sunmak, ayr</strong><strong>ı </strong><strong>dava a</strong><strong>çma zorunlulu</strong><strong>ğunu kar</strong><strong>şılamaz.</strong> Yargılamanın iadesi, kanun sistematiğinde kanun yolu gibi görünse de esasen bağımsız bir davadır; harcı yatırılmış, dilekçesi ayrı, hasmı gösterilmiş bir dava açılmadan bu yola başvurulmuş sayılmaz.</p>

<p><strong>On y</strong><strong>ıll</strong><strong>ık </strong><strong>üst s</strong><strong>ın</strong><strong>ır her zaman g</strong><strong>ü</strong><strong>vence de</strong><strong>ğildir.</strong> Kanun her hâlde on yıllık bir tavan öngörse de davaları fiilen düşüren çoğunlukla üç aylık kısa süredir. Bu süre hak düşürücüdür, hâkim tarafından resen gözetilir, tarafların iradesiyle uzatılamaz.</p>

<p><strong>Belgeyi elde eder etmez tarihini kay</strong><strong>ı</strong><strong>t alt</strong><strong>ı</strong><strong>na al</strong><strong>ın.</strong> Bir belgenin ne zaman ele geçirildiğini ispat yükü, yargılamanın iadesini isteyen taraftadır. Tebliğ-tesellüm belgesi, resmî yazışma tarihi ya da dilekçe havale tarihi gibi somut kayıtlar, sonradan yapılacak süre hesabında belirleyici olmaktadır.</p>

<p><strong>Yarg</strong><strong>ılaman</strong><strong>ın iadesi, h</strong><strong>ükm</strong><strong>ün tamam</strong><strong>ın</strong><strong>ı de</strong><strong>ğil yaln</strong><strong>ız etkilenen k</strong><strong>ısm</strong><strong>ın</strong><strong>ı hedef al</strong><strong>ır.</strong> Bu dosyada boşanmanın kendisi hiç tartışma konusu olmamış, hüküm 2013'te kesinleşmiş kalmıştır; yeniden yargılama talebi yalnızca nafaka ve tazminat kalemlerine yöneliktir. Uygulamada dilekçe kaleme alınırken talebin kapsamını gereğinden geniş tutmak, mahkemenin ve Yargıtayın işini karmaşıklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.</p>

<p><strong>VI. SONU</strong><strong>Ç</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun bu kararı, esasa hiç girmeden, salt bir tarih hesabıyla sonuçlanmıştır. On üç yıl süren bir boşanma davasının ve ardından gelen yargılamanın iadesi mücadelesinin akıbeti, üç aylık bir sürenin başlangıç noktası doğru hesaplanmadığı için belirlenmiştir. Kanaatimizce bu sonuç, kesin hükmün istikrarını korumaya yönelik kanun sisteminin tutarlı bir uzantısıdır: yargılamanın iadesi ne kadar haklı bir gerekçeye dayanırsa dayansın, kanunun çizdiği dar süre kapısından geçemeyen talep esasa hiç ulaşamadan kapanmaktadır. Uygulayıcılar için ders açıktır: yeni bir belge ele geçirildiğinde önce tarih, sonra dava.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlan</strong><strong>ılan Kaynaklar</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/520, K.2025/769, T.03.12.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/7175, K.2017/12424, T.08.11.2017.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2019/2-634, K.2022/901, T.14.06.2022.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/8852, K.2024/754, T.12.02.2024.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.374, m.375/1-ç, m.377/1-c (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.175, m.185 (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul, 2001, C. V.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, C. II.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Muhammed Özekes / Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2025, C. IV.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/hukukihaber-yazi-11-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="79238"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/4959 E., 2024/5231 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 13.05.2024 tarihli, 2024/4959 E., 2024/5231 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/4959 E., 2024/5231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/228 E., 2024/646 K.<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/213 E., 2023/151 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki ödeme emrinin iptali davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararın davalı Kurum vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı Kurum vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong><br />
Davacılar vekili dava dilekçesinde özetle; ... ... ...'nun dava dışı şirketin borçlarından dolayı davacılar aleyhine düzenlenen ödeme emirlerinin iptalini talep ve dava etmişlerdir.</p>

<p><strong>II.CEVAP</strong><br />
Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; Kurumda 2 8531 01 01 1140601 041 08 87 ve 2 8531 01 01 1105684 041 13 90 sicil sayılı dosyalarda işlem gören işyeri işvereni ... Öğretim Kurumları A.Ş. (12.10.2020 Devrelan Şirket ... İnovasyon ve Bilim Eğitim Hizmetleri A.Ş.)'nin 2018/5 ila 2019/3 aylardan ödenmeyen prim, işsizlik sigortası primi ve damga vergisi borçlarından dolayı 20.04.2018 tarihli 423 sayılı Ticaret Sicil Gazetesi ve 22.03.2019 tarihli ve 415 sayılı Ticaret sicili gazetesiyle Yönetim Kurulu Başkanı olarak ... ...'nun sorumluluğunun tespit edildiğini, ancak Yönetim Kurulu Başkanı olarak ... ...'nun 04.07.2020 tarihinde vefat etmesi nedeniyle varisler hakkında icra takibi başlatıldığını ve varisi ...'a 04.10.2022 tarihli ve 53292569 sayıyla gönderilen ödeme emrinin 13.10.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, ...'na gönderilen 04.10.2022 tarihli ve 53292765 ödeme emrinin 13.10.2022 tarihinde tebliğ edildiğini, davacı tarafın mirasın reddini süresi içinde düzenlendiğini iddia ettiğini ancak bu iddianın yanlış olduğunu, müteveffanın ölüm tarihinin 04.07.2022 olduğunu, söz konusu ödeme emirlerinin 04.10.2022 tarihinde düzenlendiğini beyanla davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.İLK DERECE MAHKEME KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne, davalı Kurumun davacılar aleyhine düzenlediği 04.10.2022 tarih ve 53292765 sayılı 04.10.2022 tarih ve 53292569 sayılı ödeme emirlerinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.İSTİNAF</strong><br />
A.İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>B.İstinaf Sebepleri:<br />
Davalı Kurum vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının Kuruma başvurmadığından davanın dava şartı yokluğundan reddi gerektiğini, davanın 7 günlük hak düşürücü süre içerisinde açılmadığını, ödeme emirlerinin mirasın reddi süresi içerisinde düzenlendiği iddiasının murisin ölüm tarihinin 04.07.2020, ödeme emirlerinin düzenlenme tarihinin 04.10.2022 olması nedeniyle kabul edilemez olduğunu, davanın kabulüne karar verildiğini, İstanbul 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/33 Tereke sayılı dosyasının derdest olduğunu, en azından bu davanın bekletici mesele yapılması gerektiğini, terekeye ilişkin davada sadece davacılardan ... tarafından açıldığını, kararın hatalı olduğunu beyanla kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C.Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 7036 sayılı Kanun'un 4/1 (5521 sK m. 7) maddesinin uygulama yeri olmadığı, dava konusu olayda kişinin Kurumdan talebi değil, Kurumun davacıdan alacak talebi bulunmakta olduğu, Kanun'da ödeme emrine itiraz prosedürünün özel olarak düzenlendiği, Kuruma başvuru şartının bulunmadığı,</p>

<p>Mirasçılardan ... tarafından 27.09.2020 tarihinde resmi defter tutulması talebiyle İstanbul 1. Sulh Hukuk Mahkemesi'nde dava açıldığı, TMK'nın 625/1 maddesi uyarınca resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için takip yapılamayacağı, mirasçılardan birinin terekenin resmi defterinin tutulması talebinin diğer mirasçıları da etkileyeceği, davanın derdest olduğu,</p>

<p>Mirasbırakan ... ...'nun 04.07.2020 tarihinde vefat ettiği, mirasçılardan ... tarafından 1 aylık süresi içerisinde resmi defter tutulması talebinde bulunulduğu, TMK'nın 619. Maddesine göre mirasçılardan birisinin resmi defter tutulması talebinin diğer mirasçılar hakkında da etkili olacağı, bu halde diğer davacı ... yönünden de süresi içerisinde defter tutma talebinde bulunduğunun kabulü gerektiği, defter tutulma aşamasının tamamlanmasından sonra sulh hukuk mahkemesi hakiminin belirleyeceği sürede mirasçıların mirası reddettiğini yahut resmi tasfiye talep ettiğini ya da deftere göre veya mirası kayıtsız şartsız kabul ettiğini açıklayabileceği, resmi defter tutma aşaması devam ettiği sürece mirası açıkça kabul ettiğini beyan etmeyen mirasçılar dışındaki mirasçıların mirasçılık sıfatının bulunduğu kabul edilemeyeceği, davacılar tarafından resmi defter tutulması talep edildiğine göre davacıların mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığı bu aşamada belli olmadığından murisin amme borçları nedeniyle davacılar yönünden takip yapılamayacağı, İlk Derece Mahkemesinin takiplerin iptali ve ihtiyati tedbir talebinin kabulü yönünden vermiş olduğu kararların yerinde olduğu anlaşılmakla istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V.TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Kurum vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı Kurum vekili; istinaf taleplerinin tekrarla temyiz talebinde bulunmuştur.</p>

<p>C.Gerekçe<br />
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, ödeme emrinin iptali davasıdır.</p>

<p>2.İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri;</p>

<p>6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun'un 55 ve devamı maddeleri ilgili hükümleri, TMK 619 uncu maddesi, 625 inci maddesinin 1inci fıkrası.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde verilen hükmün yerinde olduğu anlaşılmakla davalı Kurum vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>13.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="65641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 2015/2668 E., 2016/2688 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 14. Hukuk Dairesi'nin 03.03.2016 tarihli, 2015/2668 E., 2016/2688 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>14. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/2668 E., 2016/2688 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
Tereke tespiti isteyen vekili tarafından, davalı aleyhine 10.04.2012 gününde verilen dilekçe ile terekenin tespiti istenmesi üzerine yapılan duruşma sonunda; murisin tereke mevcudunun tespit edildiği mahkemece yapılacak başka bir işlem olmadığından terekeden el çekilmesine dair verilen 04.06.2013 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi tespit isteyen vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşündü:</p>

<p><strong>_ K A R A R _</strong></p>

<p>Davacı, muris ...'un 13.01.2012 tarihinde vefat ettiğini, terekesinin tespiti ile defterinin tutulmasını, tespit edilecek tüm tereke malları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, muris...'ın terekesinin dosyaya gelen yazı cevapları ve mevcut duruma göre tespitine, mahkeme kasasında olan eşyaların yediemin sıfatı ile eşi ...'a teslimine karar verilmiştir.<br />
Hükmü davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Tereke tespiti davaları delil tespiti niteliğinde olup, istihkak davası niteliğinde değildir. Bu nedenle mahkemece yapılması gereken iş terekeye ait olduğu bildirilen mal varlığı unsurlarını tespit edip deftere geçirmek, bunlardan muhafazası mümkün olmayanlar varsa satıp paraya çevrilmesini sağlamak ve menkuller için de para, döviz vb. varsa bunları tereke malvarlığı olarak bankaya yatırmak; altın vb. ziynet eşyaları varsa bunları tereke mahkemesi kasasına alıp kaydetmek; diğer eşyaları ise ilgilisine veya üçüncü bir kişiye yediemin sıfatıyla teslim etmek ve böylece tespit edilen eşyaları kararda göstermekten ibarettir.</p>

<p>Davacının defter tutulmasına dair isteği, Türk Medeni Kanununun 619. maddesinde düzenlenen mirası kabul veya redde esas olmak üzere "resmi defter tutma" değil, aynı Kanunun 589. ve devamı maddelerinde yer olan "koruma önlemi" olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, böylece olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmak, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir. Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işlemi, kural olarak bir süreye bağlı olmayıp, bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hale gelmedikçe tereke paylaşılmadığı sürece istenebilir. Çünkü, koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla mahkemece, resmi kurumlardan murisin taşınır ve taşınmaz tüm malvarlığına ilişkin bilgi istenmek, tereke mallarını zilyetliğinde bulunduran veya murise borcu olan mirasçıların murisin mali durumu ile ilgili bilgi vermekle yükümlü oldukları hatırlatılarak bu hususta mirasçılardan bilgi alınmak suretiyle "Türk Medeni Kanununun Velayet, Vesayet ve Miras Hükümlerinin Uygulanmasına İlişkin Tüzüğün" 33'üncü maddesi gereğince; ölüm anı itibarıyla terekedeki (taşınır veya taşınmaz) mal ve hakların tespit edilip hükümde gösterilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu sebeple kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda belirtilen nedenlerle hükmün BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatıran tarafa geri verilmesine, 03.03.2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay7mghj74.jpg" type="image/jpeg" length="33479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/1036 E., 2016/551 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.04.2016 tarihli, 2014/1036 E., 2016/551 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2014/1036 E., 2016/551 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki “şikayet” kanun yolundan dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4. İcra Hukuk Mahkemesince istemin kabulüne dair verilen 21.09.2011 gün; 2009/3412 E. - 2011/998 K. sayılı kararın incelenmesi karşı taraf/alacaklı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin 10.05.2012 gün ve 2011/32221 E. - 2012/16241 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>"...Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;<br />
Alacaklı tarafından başlatılan ilamlı icra takibinde borçlu mirasçıları TMK.nun 625.maddesi resmi defter tutulması süresince icra takibi yapılamayacağından bahisle takibin iptalini talep etmişler ve mahkemece takibin iptaline karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>İİK.nun 53/2 maddesine göre; "icra takibi sırasında borçlu öldüğünde tereke henüz taksim edilmemiş veya resmi tasfiyeye tabi tutulmamış yahut mirasçılar arasında aile şirketi tesis olunmamışsa, borçlu hayatta olsaydı hangi usul tatbik olunacak idi ise terekeye karşı ona göre takip devam eder." Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise; "Bu takibin mirasçıya karşı devam edebilmesi ancak rehinin paraya çevrilmesi veya haciz yolları ile kabildir" düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>Türk Medeni Kanununun 625 maddesinde; "Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında davalara devam edilemeyeceği gibi yeni dava açılamaz." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda mirasçıların, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 esasında kayıtlı olan murisin terekesinin, resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep ettikleri görülmektedir. TMK.nun 625. maddesi, resmi defter tutulması süresince icra takibi yapılamayacağını öngörmekte olup, açılmış olan takiplerin iptal edileceğine ilişkin bir hüküm içermemektedir. Bu durumda takip, defter tutulması sona erip, mirasçılara tutulan defter gereğince mirası kabul veya reddetmeleri için TMK'nun 626 ve 627. maddeleri gereğince, verilecek bir aylık süre sonuna kadar ertelenir.</p>

<p>O halde mahkemece, yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca, resmi defter tutulmasının sonucu beklenerek, mirasçıların TMK.nun 627.maddesi uyarınca verecekleri karara göre sonuca gidilmesi gerekirken, takibin iptali yönünde hüküm tesisi isabetsizdir..."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>İstek, takibin iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Şikayetçi/borçlular vekili, İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2009/2821 E. sayılı dosyasında ... mirasçıları olan müvekkilleri hakkında 06.08.2009 tarihinde ilamlı takip yapıldığını, ancak müvekkillerince Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğunu, TMK'nın 625/1. maddesi gereğince defter tutma işlemi süresince takip yapılamayacağını belirterek, takibin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Karşı taraf/alacaklı vekili, şikayetin reddini talep etmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkemece, Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyasında M. S. Erdem mirasçıları tarafından resmi defter tutulmasının talep edildiği, TMK’nın 625. maddesi uyarınca defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları hakkında icra takibi yapılamayacağı, yasanın bu emredici hükmüne aykırılığın süresiz şikayete tabi olduğu gerekçesi ile şikayetin kabulü ile takibin iptaline dair verilen karar, karşı taraf/alacaklı vekilinin temyizi üzerine, Özel Dairece yukarıda başlık bölümünde yazılı gerekçeyle bozulmuş; mahkemece önceki kararda direnilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararını karşı taraf/alacaklı vekili temyize getirmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; icra takip borçlusunun mirasçılarının, takip tarihinden önce terekenin resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep etmeleri halinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 625. maddesi uyarınca, takibin ertelenmesine mi, yoksa iptaline mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki; miras açılınca mirasçılar, külli halef olarak, aktif ve pasifi ile terekeyi iktisap (TMK m. 599) ederler. Mirasçının öz mal varlığı ile tereke bir bütün haline gelmiş olur.</p>

<p>Bunun, bazı hallerde sakıncalı olacağını gözeten kanun koyucu, yarar dengesinin sağlanması için tedbirler almak gereğini duymuştur.</p>

<p>Terekenin, mirasçıyı külfet altına sokacağı konusunda mirasçı yeterli bilgi veya kanaate sahip ise, üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir (TMK. m. 605, 606).</p>

<p>Eğer tereke borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, red hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir (TMK. m. 605). Mirasçı borca batıklığı bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.</p>

<p>Bazen tereke, açık ve kesin bir durum ifade etmez. Bu hallerde mirasçı, red hakkını kullanıp kullanmamakta tereddüde düşer. İşte bu haklı şüphe karşısında kabul veya red konusunda güvenli bir karara varmasını sağlamak için, terekenin defterinin tutulması öngörülmüştür (TMK. m. 619 vd). Bu yolla mirasçı, bilinçli olarak red hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsî mal varlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacağı gibi, deftere göre kabul etmekle de, borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.</p>

<p>Defter tutma işleminin yapıldığı sürece, ancak telafisi (gecikmesi) terekenin zararına olan idarî tasarruflar yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi yapılamaz, yapılmakta olan icra takibi durur, bu süre içinde zamanaşımı işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz (TMK. m. 625).</p>

<p>Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacıların murisi ...’in 23.05.2009 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2009/54 Tereke sayılı dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğu ve İstanbul 12. İcra Müdürlüğünün 2009/2821 sayılı dosyası ile ... mirasçıları olan davacılar aleyhine 06.08.2009 tarihinde uyuşmazlık konusu ilamlı takibin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere TMK'nın 625/1. maddesi uyarınca resmî defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları nedeniyle icra takibi yapılaması mümkün bulunmadığından resmi defter tutulması isteminden sonra başlatılan icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, TMK’nın 625. maddesi uyarınca resmi defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları nedeniyle icra takibi yapılamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline dair verdiği kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme kararının onanması gerekir.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle karşı taraf/alacaklı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA, gerekli temyiz ilam harcı peşin alındığından başkaca harç alınmasına mahal olmadığına, 27.04.2016 gününde oybirliğiyle ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="72374"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİRASI KABUL VEYA REDDE ESAS OLMAK ÜZERE TEREKENİN RESMİ DEFTERİNİN TUTULMASI (TMK 619-631)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mirasi-kabul-veya-redde-esas-olmak-uzere-terekenin-resmi-defterinin-tutulmasi-tmk-619-631-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mirasi-kabul-veya-redde-esas-olmak-uzere-terekenin-resmi-defterinin-tutulmasi-tmk-619-631-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><a name="_Toc124584504"><strong>1. </strong></a><strong>Genel Olarak</strong></p>

<p>Bilindiği üzere TMK’nın 605. ve 606. maddeleri gereği mirasçı üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir. Eğer tereke borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, ret hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir. Mirasçı, terekenin borca batık olduğunu bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.</p>

<p>Ancak bazen tereke<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->, açık ve kesin bir durum ifade etmediğinden mirasçı, ret hakkını kullanıp kullanmamakta tereddüde düşer. Bu durumda TMK’nın 619. ve devamı maddelerinde ret hakkı bulunan mirasçıya güvenli bir karar verebilmesi için, terekenin defterinin tutulması isteme hakkı tanınmıştır. Bu şekilde mirasçı, terekenin mevcut durumunu bildiği için bilinçli olarak ret hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsi malvarlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacak, deftere göre kabul ettiğinden, borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.</p>

<p>“<i>...uyuşmazlık; icra takip borçlusunun mirasçılarının, takip tarihinden önce terekenin resmi defter tutulması yolu ile tespitini talep etmeleri halinde 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 625. maddesi uyarınca, takibin ertelenmesine mi, yoksa iptaline mi karar verilmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</i></p>

<p><i>Hemen belirtmek gerekir ki; miras açılınca mirasçılar, külli halef</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BK%25C3%25BClli%2520Halef%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> olarak, aktif ve pasifi ile terekeyi iktisap (TMK 599) ederler. Mirasçının öz mal varlığı ile tereke</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> bir bütün haline gelmiş olur. Bunun, bazı hallerde sakıncalı olacağını gözeten kanun koyucu, yarar dengesinin sağlanması için tedbirler almak gereğini duymuştur.</i></p>

<p><i>Terekenin, mirasçıyı külfet altına sokacağı konusunda mirasçı yeterli bilgi veya kanaate sahip ise, üç ay içinde hiçbir gerekçe göstermeden mirası reddedebilir (TMK 605, 606).</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Eğer tereke</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> borca batıksa ve bu durum mirasçı tarafından açıkça bilinmekte ise, ret hakkının kullanılmasına da gerek yoktur. Çünkü kanun koyucu, terekenin kendiliğinden (hükmen) reddedilmiş sayıldığını kabul etmiştir (TMK 605). Mirasçı borca batıklığı bilmese bile, hükmen reddin sonuçlarından yararlanır.</i></p>

<p><i>Bazen tereke</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>, açık ve kesin bir durum ifade etmez. Bu hallerde mirasçı, ret hakkını kullanıp kullanmamakta tereddütte düşer. İşte bu haklı şüphe karşısında kabul veya ret konusunda güvenli bir karara varmasını sağlamak için, terekenin defterinin tutulması öngörülmüştür (TMK 619 vd.). Bu yolla mirasçı, bilinçli olarak ret hakkını kullanıp tereke borçlarından şahsi mal varlığı ile sorumlu olmaktan kurtulacağı gibi, deftere göre kabul etmekle de borçlar ödendikten sonra, geriye kalanı almak hakkını kazanır.</i></p>

<p><i>Defter tutma işleminin yapıldığı sürece, ancak telafisi (gecikmesi) terekenin zararına olan idari tasarruflar yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları için icra takibi</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0cra%2520Takibi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> yapılamaz, yapılmakta olan icra takibi durur, bu süre içinde zamanaşımı</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BZamana%25C5%259F%25C4%25B1m%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz (TMK 625).</i></p>

<p><i>Bu genel açıklamaların ışığında somut olaya gelince, davacıların murisi ...’in 23.05.2009 tarihinde vefat ettiği, davacılar tarafından... Sulh Hukuk Mahkemesi</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BSulh%2520Hukuk%2520Mahkemesi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i>’nin dosyası ile 18.06.2009 tarihinde terekenin resmi defterinin tutulması ve terekeye temsilci atanması için talepte bulunulduğu ve... İcra Müdürlüğünün dosyası ile... mirasçıları olan davacılar aleyhine 06.08.2009 tarihinde uyuşmazlık konusu ilamlı takibin başlatıldığı anlaşılmaktadır. Yukarıda belirtildiği üzere TMK’nın 625/1. maddesi uyarınca resmi defter tutulması devam ettiği sürece miras bırakanın borçları sebebiyle icra takibi</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0cra%2520Takibi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> yapılaması mümkün bulunmadığından resmi defter tutulması isteminden sonra başlatılan icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekir.</i></p>

<p><i>Hal böyle olunca; yerel mahkemenin, TMK’nın 625. maddesi uyarınca resmi defter tutma işleminin devamı müddetince terekenin borçları sebebiyle icra takibi</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0cra%2520Takibi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> yapılamayacağı gerekçesi ile takibin iptaline dair verdiği kararda bir isabetsizlik bulunmamaktadır...</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a></p>

<p>“<i>...Davacının defter tutulmasına dair isteği, 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 619. maddesinde düzenlenen mirası kabul veya redde esas olmak üzere “resmi defter tutma” değil, aynı Kanunun 589. vd. maddelerinde yer olan “koruma önlemi” olarak ölüm tarihi itibariyle terekeyi oluşturan unsurları belirlemek, böylece olası ihtilaflarda başvuru kaynağı oluşturmak, bu sayede terekenin içeriği ile ilgili ölüm anındaki durumu öğrenme imkanını elde etmeye yönelik olarak terekede bulunan mal ve hakların tespitine ilişkindir. Koruma önlemi olarak terekenin tespiti işlemi, kural olarak bir süreye bağlı olmayıp, bu önlemin alınması olanaksız veya yararsız hale gelmedikçe tereke</i><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A105%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><i> paylaşılmadığı sürece istenebilir. Çünkü, koruma önlemi olarak terekenin tespiti işleminin maddi hukuk bakımından haklara ve borçlara bir etkisi bulunmamaktadır...</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a></p>

<p><strong>2. Resmi Defter Tutulmasının Koşulları</strong></p>

<p>TMK’nın 619. maddesine göre, terekenin resmi defterinin tutulmasını mirası reddetmeye hakkı olan her mirasçı, mirasın reddi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BMiras%25C4%25B1n%2520Reddi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->ne ilişkin usule uyulmak suretiyle, bir ay içinde sulh hâkiminden isteyebilir. Yani defter tutma istemi mirasın reddine ilişkin sürenin işlemeye başladığı tarihten itibaren bir ay içerisinde istenilmelidir. Bu süre hak düşürücü süre<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BHak%2520D%25C3%25BC%25C5%259F%25C3%25BCr%25C3%25BCc%25C3%25BC%2520S%25C3%25BCre%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->dir. Mirasçılardan birinin defter tutma istemi, diğerleri hakkında da etkili olur. Ancak mirasın resmi defterini tutma mirasçılara tanınmış bir hak olduğundan, başvuru öncesi kabul veya ret yönünde bir irade açıklamasında bulunmuşlarsa artık resmi defterinin tutulmasını isteyemezler.</p>

<p>Ancak Devletin son mirasçı olması halinde TMK’nın 631/1. maddesine göre, “Mirasın Devlete geçmesi halinde sulh mahkemesi, re'sen yukarıdaki usuller uyarınca terekenin resmi defterini düzenler.”</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="" title="Bağlantı" /><a name="_Toc168416628"><strong>3. Resmi Defter Tutma Usulü</strong></a></p>

<p>TMK’nın 620. maddesi gereği sulh hukuk mahkemesi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BSulh%2520Hukuk%2520Mahkemesi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->, deftere terekeye ait aktif ve pasifler takdir edilen değerleriyle birlikte yazar. Resmi defterde mirasbırakanın tüm malvarlığı değerleri tek tek gösterilecek ve resmi kayıtlardan yahut mirasbırakanın uhdesindeki belgelerden varlığı anlaşılan alacak ve borçları da resmi deftere yazılır. Yine deftere mirasbırakanın alacağı kefaletle garanti edilmiş alacaklıları ile ölen borçluya kefil olması sebebiyle borçlu olan borçluları da yazılacaktır.</p>

<p>TMK’nın 621. maddesi gereği sulh hukuk mahkemesi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BSulh%2520Hukuk%2520Mahkemesi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> yasal ve atanmış mirasçılar yönünden başvuru üzerine, Devletin mirasçılığı halinde re’sen mirasbırakanın alacaklıları ile borçlularını belli bir süre içinde alacaklarını ve borçlarını bildirmeleri için bir ay arayla iki defa yapılacak ilan yoluyla<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0lan%2520Yoluyla%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> çağırır. Çağrı, kefalet sebebiyle alacaklı ve borçlu olanları da kapsar. İlanda bildirimde bulunmamanın sonuçları hakkında alacaklıların dikkatleri çekilir. Bildirim süresi, ikinci ilandan başlayarak en az bir aydır. Bu bir aylık süre hak düşürücü süredir.</p>

<p>TMK’nın 620. maddesinin ikinci fıkrasında bilgi verme yükümlülüğü<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253B%250Aline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253A%250Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BBilgi%2520Verme%2520Y%25C3%25BCk%25C3%25BCml%25C3%25BCl%25C3%25BC%25C4%259F%25C3%25BC%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> düzenlenmiştir. Düzenleme gereği mirasbırakanın mali durumu hakkında bilgi sahibi olan herkes, sulh mahkemesi tarafından istenilen bilgiyi vermekle yükümlüdür. Haklı bir sebep olmaksızın bilgi vermeyenler veya yanlış ya da eksik bilgi verenler, bundan doğacak zararları mirasçılara, vasiyet alacaklıları<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BVasiyet%2520Alacakl%25C4%25B1lar%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->na veya üçüncü kişilere tazminle yükümlüdürler. Üçüncü fıkrasında mirasçıların bu konudaki yükümlülüğüne ayrıca işaret edilmiş olup mirasçılar, özellikle mirasbırakanın kendilerince bilinen borçlarını sulh mahkemesine bildirmek zorundadırlar.</p>

<p>Resmi defterin tutulma şekli TMK’nın 622. maddesinde düzenlenmiştir. Buna göre, resmi kayıtlardan veya mirasbırakanın belgelerinden varlığı anlaşılan alacaklar ve borçlar, deftere doğrudan doğruya geçirilir. Deftere geçirilenler, alacaklılara ve borçlulara bildirilir. Defter tutma giderleri terekeden ödenir. Giderler terekeden karşılanamazsa defter tutulmasını istemiş olan mirasçılardan alınır.</p>

<p>Resmi defterin nasıl tutulacağı Cumhurbaşkanınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="" title="Bağlantı" /><a name="_Toc168416629"><strong>4. Defter Tutma Sürecinde Yapılamayacak İşlemler ve Yönetim Şekli</strong></a></p>

<p>TMK’nın 624. maddesine göre, defter tutma süresince ancak zorunlu yönetim işleri yapılabilir. Resmi defter tutulması devam ettiği sürece mirasbırakanın borçları için icra takibi<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253B%25C4%25B0cra%2520Takibi%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> yapılamaz. Bu süre içinde zamanaşımı<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BZamana%25C5%259F%25C4%25B1m%25C4%25B1%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> işlemez. Acele haller dışında, davalara devam edilemeyeceği gibi, yeni dava da açılamaz.</p>

<p>TMK’nın 625. maddesine göre, mahkemece bu süre içerisinde mirasbırakanın işlerinin yürütülmesi mirasçılardan birine veya birkaçına bırakılabilir. Bu durumda diğer mirasçılar güvence göstermesini isteyebilirler.</p>

<p><img alt="Bağlantı" src="" title="Bağlantı" /><a name="_Toc168416630"><strong>5. Defter Tutmanın Sonuçları</strong></a></p>

<p>TMK’nın 626. maddesine göre, defteri inceleme süresi bittikten sonra her mirasçı, mahkemece bir ay içinde beyanda bulunmaya çağrılır. Koşullar gerektirdiği takdirde sulh mahkemesi, tereke<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> mallarına yeni değer biçilmesi, uyuşmazlıkların çözümü ve benzeri durumlar için ek süre verebilir.</p>

<p>TMK’nın 627. maddesine göre ise, mirasçılardan her biri, tanınan süre içinde mirası reddettiğini veya resmi tasfiye<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BResmi%2520Tasfiye%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> istediğini ya da deftere göre veya kayıtsız şartsız kabul ettiğini beyan edebilir. Yani bu aşamada mirasçıların dört seçimlik hakları mevcut olup, bunlar; mirası kabul, mirası ret, mirası tutulan defter uyarınca kabul ve son olarak resmi tasfiye isteyebilmek. Ancak süresi içinde herhangi bir beyanda bulunmayan mirasçı, belirtilen seçimlik hakkını kaybeder ve mirası tutulan deftere göre kabul etmiş sayılır. Mirasçıların tümünün mirası reddetmeleri halinde ise TMK’nın 612. Maddesi gereği iflas hükümlerine göre tasfiyeye gidilir.</p>

<p>Resmi deftere göre kabulün sonuçları TMK’nın 628 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. Yapılan düzenlemelere göre;</p>

<p>Resmi deftere göre kabul edilen miras, mirasçıya sadece deftere yazılmış borçlarla geçer. Bu suretle mirasın geçmesi, mirasın açıldığı tarihten başlayarak hüküm ifade eder. Mirasçı, mirasbırakanın deftere yazılmış olan borçlarından hem tereke<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%2520XE%2520%2526quot%253BTereke%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Astyle%253D'font-size%253A12.0pt%253Bline-height%253A110%2525%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--> malları, hem kendi malvarlığı ile sorumludur. Öte yandan alacaklarını süresi içinde yazdırmayan alacaklılara karşı mirasçı, kendi kişisel mallarıyla sorumlu olmadığı gibi; terekeden kendisine geçen mallarla da sorumlu tutulamaz. Ancak, alacaklının kusuru olmadan deftere yazdıramadığı veya bildirdiği halde deftere yazılmamış alacakları için mirasçı, zenginleşmesi ölçüsünde sorumlu kalır. Alacakları, tereke mallarıyla güvence altına alınmış olan alacaklılar deftere geçirilmemiş olsa bile bu haklarını güvenceden alabilirler.</p>

<p>Mirasbırakanın kefaletten doğan borçları TMK’nın 630. maddesine göre defterde ayrı bir yere yazılır ve mirasçılar, mirası kayıtsız ve şartsız kabul etmiş olsalar bile, bu borçlardan terekenin iflas hükümlerine göre tasfiyesi halinde kefalet sebebiyle alacaklı olanlara ne düşecek idiyse ancak o miktarla sorumlu olurlar.</p>

<p>“<i>…</i><i>Mirasbırakanın 04.07.2020 tarihinde vefat ettiği, mirasçılardan... tarafından 1 aylık süresi içerisinde resmi defter tutulması talebinde bulunulduğu, TMK'nın 619. maddesine göre mirasçılardan birisinin resmi defter tutulması talebinin diğer mirasçılar hakkında da etkili olacağı, bu halde diğer davacı... yönünden de süresi içerisinde defter tutma talebinde bulunduğunun kabulü gerektiği, defter tutulma aşamasının tamamlanmasından sonra sulh hukuk mahkemesi hakiminin belirleyeceği sürede mirasçıların mirası reddettiğini yahut resmi tasfiye talep ettiğini ya da deftere göre veya mirası kayıtsız şartsız kabul ettiğini açıklayabileceği, resmi defter tutma aşaması devam ettiği sürece mirası açıkça kabul ettiğini beyan etmeyen mirasçılar dışındaki mirasçıların mirasçılık sıfatının bulunduğu kabul edilemeyeceği, davacılar tarafından resmi defter tutulması talep edildiğine göre davacıların mirasçılık sıfatının bulunup bulunmadığı bu aşamada belli olmadığından murisin amme borçları nedeniyle davacılar yönünden takip yapılamayacağı…</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3]</a></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aydın TEKDOĞAN"><img alt="Av. Aydın TEKDOĞAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/12/aydin-tekdogan-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aydın TEKDOĞAN">Av. Aydın TEKDOĞAN</a></strong></h4>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi</p>

<p>2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">----------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Miras İş ve İşlemleri ile Miras Davaları, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ocak 2026, 1608 Sayfa.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20141036-e-2016551-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurul<!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%2520lang%253DX-NONE%2520style%253D'font-size%253A%250A12.0pt%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%2520style%253D'mso-element%253Afield-begin'%253E%253C%252Fspan%253E%250AXE%2520%2526quot%253BGenel%2520Kurul%2526quot%253B%2520%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E--><!--{C}%3C!%2D%2D%7BC%7D%253C!%252D%252D%255Bif%2520supportFields%255D%253E%253Cspan%250Alang%253DX-NONE%2520style%253D'font-size%253A12.0pt%253Bfont-family%253A%2522Times%2520New%2520Roman%2522%252Cserif'%253E%253Cspan%250Astyle%253D'mso-element%253Afield-end'%253E%253C%252Fspan%253E%253C%252Fspan%253E%253C!%255Bendif%255D%252D%252D%253E%2D%2D%3E-->u E. 2014/12-1036 K. 2016/551 T. 27.4.2016</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-14-hukuk-dairesinin-20152668-e-20162688-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 14. Hukuk Dairesi E. 2015/2668 K. 2016/2688 T. 3.3.2016</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20244959-e-20245231-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi E. 2024/4959 K. 2024/5231 T. 13.5.2024</span></a></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mirasi-kabul-veya-redde-esas-olmak-uzere-terekenin-resmi-defterinin-tutulmasi-tmk-619-631-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/terazi-koltutut.jpg" type="image/jpeg" length="95103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay Başkanı Ömer KERKEZ'in 2025-2026 Adli Yıl Açılış Konuşması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-baskani-omer-kerkezin-2025-2026-adli-yil-acilis-konusmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-baskani-omer-kerkezin-2025-2026-adli-yil-acilis-konusmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong><span style="color:#c0392b">Yargıtay Başkanı Ömer KERKEZ'in 2025-2026 Adli Yıl Açılış Konuşması</span></strong></h3>

<p>Sayın Cumhurbaşkanı Vekilim,</p>

<p>Çok değerli misafirlerimiz,</p>

<p>2025-2026 Adli Yıl açılışı nedeniyle düzenlemiş olduğumuz törenimize hoş geldiniz şeref verdiniz.</p>

<p>Bugüne kadar yargımızın her aşamasında büyük hizmetlerde bulunup emekliliğe ve onursal üyeliğe ayrılmış tüm meslektaşlarımıza ömür boyu sağlık ve mutluluk temenni ediyorum.</p>

<p>Ayrıca vefat eden bütün meslektaşlarıma da</p>

<p>Allah’tan rahmet diliyorum.</p>

<p>Tarihimizin en büyük destanlarından biri olan 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.</p>

<p>Aldığı emirle ilk hedefini Akdeniz olarak belirleyen ordularımız ve milletimizin azim ve kararlılığıyla, yine milletimizin istiklali kazanılmış, ülkemiz düşman işgalinden kurtarılmıştır.</p>

<p>Başta Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Önder Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, tüm silah arkadaşlarını ve vatan uğruna can veren bütün kahraman şehitlerimizi şükran ve minnet duygularıyla anıyor, kendilerine Allah’tan rahmet diliyorum.</p>

<p>İnsanlığın başlangıcından bu yana, her zaman ve her yerde iyi ile kötünün mücadelesi olmuştur.</p>

<p>İyi ve kötünün ilk temsilcileri olan Habil ile Kabil arasındaki kavga ile başlayan bu mücadele günümüze kadar gelmiş ve halen devam etmektedir.</p>

<p>İyi ile kötünün,haklı ile haksızın,mağdur ile suçlunun bu mücadelesinde, insan olarak her birimizin üzerine düşen görev, net bir şekilde tarafımızı iyiden ve haklıdan yana ortaya koymak olmalıdır.</p>

<p>Günümüzde iyi ile kötünün, haklı ile haksızın, mağdur ile suçlunun mücadelesi en yoğun bir şekilde maalesef Gazze’de yaşanmaktadır.</p>

<p>Burada haklı, mağdur ve mazlum olan Filistin halkı haksız, suçlu ve zalim olan ise İsrail’dir.</p>

<p>Zalimin zulmüne ses çıkarmamak ise neredeyse zalimin zulmü kadar acıdır.</p>

<p>Hiçbir inanış, hiç bir düşünce ve hiç bir gerekçe, savunmasız insanları, kadınları ve özellikle çocukları, yerinden etmeyi, aç bırakmayı ve öldürmeyi haklı kılamaz.</p>

<p>Dünyanın ve insanlığın bir an önce insafa gelmesini ve bu insanlık dramının, toplu katliamların ve soykırımın sona ermesini yürekten diliyorum. Bu insanlık dışı tutumundan dolayı İsrail’i nefretle kınıyorum.</p>

<p>“Hak” mücadelesi süreklilik arz eden bir olgudur.</p>

<p>Aile hayatında, iş ve arkadaş ortamında, ticarette, her zaman hakkını arama, hukukunu koruma isteği vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakkı olana hakkını vermenin ve hukukunu korumanın adı “Adalet” tir. Adalet her ülkede herkesin ve özellikle yargının görevi ve mutlaka sağlaması gereken bir hedefidir.</p>

<p>Yargı hiçbir beklenti veya korku içinde olmadan, kamuoyunun ve sosyal medyanın baskısı ve etkisi altında kalmadan, tamamen ve sadece gerçekler ve deliller ışığında, vicdani kanaatine göre hareket etmelidir.</p>

<p>Sonuçta adaletin tecellisi olarak ortaya koyduğu karara herkesten önce ve herkesten çok kendisinin inanması gerekir. Adalete güven duygusu ancak bu şekilde tesis edilir.</p>

<p>Hâkim bir dava dosyasının iki kapağı arasındadır.</p>

<p>Hâkim cübbesini giyer.</p>

<p>Dosyasını önüne alır. Dosyanın kapağını kaldırırken dosya dışındaki her şeyi kapağın arkasında bırakır. Sadece dava veya suç konusuna ve delillere odaklanır.</p>

<p>Davacı ve davalının veya mağdur ile sanığın, kanunen dikkat edilmesi gereken dışındaki hiçbir özelliğiyle de asla ilgilenmez.</p>

<p>Hatta hâkim dosyanın kapağını tekrar kapatana kadar kendi kişisel düşünce ve varsa önyargılarından da sıyrılmayı başarabilmelidir.</p>

<p>Bu şekilde dosyanın kapağını kapatan hâkim, bu sefer de dosyada olanı kapağın altında bırakır.</p>

<p>Bir toplumda yaşayanlar arasında, herkes tarafından kabul edilen güzel hasletlerin yaygınlaşması, o toplumda huzurun ve adaletin sağlanmasını çok daha kolay ve sağlam kılacaktır.</p>

<p>Hoşgörü, tarafsızlık, eşitlik, sağduyu, hakkına razı olma, başkasının hakkına saygı duyma gibi çok daha fazla sayabileceğimiz birçok davranış şekliyle, o toplumda huzur ve adalet büyük ölçüde fiilen sağlanmış olacaktır. Bu güzel hasletlerden biri de empatidir.</p>

<p>Üzülerek görüyoruz ki, ülkemizde empati kültürü giderek azalmaya başlamıştır.</p>

<p>Komşusu aç iken tok yatmayan bir inanışa sahip olan yüce bir millet olarak kendimizi her zaman diğerinin yerine koyabilmeliyiz.</p>

<p>Aynı olayın o anda hangi tarafında isek ona göre düşünüp konuşmaktan, bir başka ifadeyle, arabayla giderken yayalara, yaya giderken arabalara kızmaktan kendimizi kurtarmamız gerekir.</p>

<p>Ülkemizde yargı alanında bir an önce çözüme kavuşturmamız gereken temel olarak iki husus vardır. Bunlar dava dosya sayısının azaltılması ve karar süresinin kısaltılmasıdır.</p>

<p>Çok sayıda dava açılmasının ve yargılama süresinin uzun olmasının sebeplerinin iyi tahlil edilerek çözümlerin tespit edilmesi ve ihtiyaç halinde mevzuat değişiklikleriyle bu çözümlerin hayata geçirilmesi gerekir.</p>

<p>Geçici bir rahatlama sağlayan, sorunun bütününü kapsamayan tedbir veya uygulamalar yerine, kök sorunun çözümüne yönelik düzenlemelerin yapılması konusunda yoğun çaba sarf etmeliyiz.</p>

<p>Çünkü birçok zaman sorunun temelini ve genelini çözmeye yaramayan tedbirler ve uygulamalar kendi handikapını da beraberinde getirebilmekte ve yeni sorunlara yol açmaktadır. Mümkün olduğu kadar vatandaşlarımızın, dava açılmasına ihtiyaç duymayacağı veya dava açmak mecburiyetinde kalmayacağı şekilde düzenlemeler yapılması son derece faydalı olacaktır.</p>

<p>Bunun sağlanabilmesi için ise her türlü hukuki ilişkinin, mevzuatla çerçevesi çizilmiş şekil şartına uygun olarak ve ileride ispat şartını sağlayıcı nitelikte yapılması gerekir.</p>

<p>Şekil ve ispat şartının yasal bir zorunluluk olmasının yanında vatandaşlarımız arasında bu konuda bir kültürün de oluşması çok önemlidir. Çünkü haklı olmakla hakkını kanun ve mahkeme nezdinde ispat etmek farklıdır. Hâkim için önemli olan davacının davasını ispat etmesidir.</p>

<p>Bazı durumlarda gerçekte haklı olan bir vatandaşımız, hakkını kanunun aradığı şekilde ispat edemediği için hakkını alamamakta, sonuçta hakkına kavuşmadığı için de yargıya olan güveni azalmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle kanuni düzenlemeler ile vatandaşlarımızın hukuki ilişkilerdeki uygulamaları arasında mümkün olduğu kadar bir uyum sağlanması yerinde olacaktır</p>

<p>Hukuki ilişkilerin şekil ve ispat şartlarına uygun olarak yapılması davaların bir an önce sonuçlanmasını da sağlayacaktır.</p>

<p>Kira ilişkisi var kira kontratı yoksa, vekâlet ilişkisi var ücret sözleşmesi yoksa, gayrimenkul alım satımı var tapu veya noter senedi yoksa, ticari ilişki var yazılı sözleşme yoksa yargılamanın uzaması kaçınılmaz olacaktır.</p>

<p>Bu durumda haklı olanın hakkını ispat etmesi yoğun bir uğraş ve uzun bir süreç gerektirmektedir. Yapılan keşifler, alınan bilirkişi raporları, itiraz üzerine tekrar yapılan keşifler ve tekrar alınan raporlar yargılama sürecini uzatmakta, yargıya olan güvenin azalmasına sebebiyet vermektedir.</p>

<p>Doğumu sırasında iki gözünü de kaybeden bir bebeğin anne ve babasının açtığı tazminat davasının temyiz duruşması sırasında, duruşma salonuna 12 yaşında bir çocuk geldi. Ve o çocuğun gözleri görmüyordu. Yani o bebek büyümüş ve kendi duruşmasına gelmişti.</p>

<p>O çocuğun görmeyen gözlerinin arkasında ne hissettiğini anlamak mesleğimizin en önemli hassasiyetlerinden biri olmalıdır.</p>

<p>O gün biz o çocuğun gözlerinin davasına bakıyorduk</p>

<p>ama gözlerine bakamıyorduk.</p>

<p>Adalet bir hâkimin kalbinin en derininde hissettiği duygudur.</p>

<p>Buradan tüm samimiyetimle söylemek istiyorum ki, yargılama sürecinin uzaması vatandaşlarımız kadar bizleri de derinden etkileyen bir husustur.</p>

<p>Adli ve idari yargıda gerek ilk derece ve istinaf mahkemelerinde, gerekse yüksek mahkemelerde görev yapan hakim ve savcılar olarak, çok ağır bir dosya yükü altında büyük bir özveriyle çalıştığımızdan emin olmanızı istiyoruz. Bundan sonra da yine canla başla çalışacağımıza söz veriyoruz.</p>

<p>Bu vesileyle söylemek isterim ki, geçen yıldan bugüne Yargıtay’daki dosya sayımız 420 binlerden 300 binlere düşmüştür. Bir yüksek mahkeme için 300 bin dosya sayısı da aslında korkunç bir rakamdır. Sonuçta çalışma gününe tekabül eden dosya sayısı izahtan varestedir.</p>

<p>Yargıtay olarak dosyaların bekleme sürelerini en az seviyeye indirme gayretimiz devam etmektedir.</p>

<p>Yargıtayımızda önceki adli yıl açılışından bu yana 313 bin dosya karara bağlanmıştır. Bu nedenle üstün gayretlerinden dolayı kıymetli genel kurul ve daire başkanlarımız ile Yargıtay üyelerimizi ve değerli tetkik hâkimlerimiz ile Yargıtay savcılarımızı kutluyor, kendilerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum.</p>

<p>Toplumsal adaleti yaralayan en büyük hususlardan birisi de cezaların yetersizliği algısıdır.</p>

<p>Bu konuda özellikle infaz rejimimizin toplumun beklentilerine uygun bir bakış açısıyla yeniden düzenlenmesi gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p>Çünkü ülkemizde neredeyse cezanın miktarından ziyade bu cezanın yeteri kadar infaz edilmediği konusunda ciddi bir algı oluşmuştur.</p>

<p>Ayrıca, mağdurun uğradığı maddi ve manevi zararın tam olarak giderilmesi gerekir. Öncelikle mağdurun suç işlenmeden önceki haline döndürülmesi, bunun mümkün olmaması hallerinde ise, mağdurun yeterli tazminat hakkına kavuşması gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda manevi tazminatın zenginleşme aracı olmaması gerektiği konusundaki içtihadımızın ve uygulamamızın yeniden gözden geçirilmesi kanaatindeyim.</p>

<p>Suçlu yüzünden kolunu, bacağını, gözünü kaybeden bir mağdurun alacağı tazminat miktarı belirlenirken, mağdurun zenginleşmesi meselesi değil, bir koldan, bir gözden ne kadar miktar paraya vazgeçilebileceği hesaplanmalıdır.</p>

<p>Devletin maddi olarak zarara uğradığı suçlarda ise, suçlunun işlediği suçun cezasını tam olarak çekmesinin yanında verdiği zararı giderinceye kadar etkili bir infaz sisteminin devam etmesi gerekir.</p>

<p>Ülke olarak her alanda uymamız ve uygulamamız gereken önemli hususlardan biri de “Etik Kurallar” dır.</p>

<p>Yazılı olmayan ama yazılı olmasına gerek olmadan herkesin kabul edeceği, uyulmaması halinde yapılan iş veya davranışın kabulünü ve itibarını düşüren, neredeyse görevin gerekleri kadar önemli olan etik ilkelerine dikkat edilmesi, özellikle kamu görevi yapan her meslek grubunun vazgeçilmezi olmalıdır.</p>

<p>Bugün burada düzenlediğimiz törenle tüm yargı mensuplarımıza üstün başarı dileklerimle Türkiye’de Adli Yıl’ı açmış bulunuyoruz.</p>

<p>Gerek ilk derece ve istinaf mahkemelerimizde, gerekse yüksek mahkemelerimizde görevli hâkim ve savcı meslektaşlarımıza başarılı bir adli yıl diliyorum.</p>

<p>Amacımız ve hedefimiz vatandaşlarımızın beklentilerine en hızlı ve en adaletli bir şekilde karşılık verebilmektir. Ayrıca yargı sistemimizin vazgeçilmezi olan avukat meslektaşlarımızın da yeni adli yılını tebrik ediyor, kendilerine üstün başarılar diliyorum.</p>

<p>Ve özel olarak her türlü övgüyü hak eden, çok değerli genel kurul ve daire başkanlarımıza ve kıymetli Yargıtay üyelerimize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız.</p>

<p>Bu özel ve güzel günümüzde uzak yollardan gelerek aramızda bulunan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Azerbaycan’ın çok değerli Yüksek Mahkeme Başkanları ve Başsavcıları ile beraberindeki heyetlerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesindeki Türk Yargıcımıza hem hoş geldiniz diyor hem de kendilerine teşekkür ediyorum.</p>

<p>Yine bizleri onurlandıran başta Cumhurbaşkanı Vekilimiz Sayın Cevdet Yılmaz’a ve tüm konuklarımıza ayrı ayrı teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyor ve konuşmamı şu sözlerimle tamamlamak istiyorum.</p>

<p>Adalet huzurun temelidir.</p>

<p>Adalet barışın temelidir.</p>

<p>Adalet hoşgörünün temelidir.</p>

<p>Adalet liyakatin temelidir.</p>

<p>Adalet ekonominin temelidir.</p>

<p>Adalet demokrasinin temelidir.</p>

<p>Adalet cumhuriyetin temelidir.</p>

<p>Adalet insanlığın temelidir.</p>

<p>Adalet mülkün temelidir.</p>

<p>Teşekkür ediyor saygılar sunuyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-baskani-omer-kerkezin-2025-2026-adli-yil-acilis-konusmasi</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/yargitay-baskani-omer-kerkez-in-adli-yil-acilis-1.jpg" type="image/jpeg" length="69863"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜKETİCİ UYUŞMAZLIĞI - KISMİ DAVA VE BELİRSİZ ALACAK DAVASI - TÜKETİCİ MAHKEMESİNİN GÖREV SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tuketici-uyusmazligi-kismi-dava-ve-belirsiz-alacak-davasi-tuketici-mahkemesinin-gorev-siniri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tuketici-uyusmazligi-kismi-dava-ve-belirsiz-alacak-davasi-tuketici-mahkemesinin-gorev-siniri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Davacının Tüketici Hakem Heyetine Başvurmak Yerine Tüketici Mahkemesinde Kısmi Dava ve Belirsiz Alacak Davası Açarak Talep Ettiği Alacağın Miktar Olarak Tüketici Mahkemesinin Görev Sınırında Kaldığını İddia Etmesi Durumunda Dava Değerini Mahkemenin Görevli Olacağı Şekilde En Az Tüketici Mahkemesinin Görev Sınırı Kadar Göstermek Mecburiyeti Vardır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/5731</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/2980</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 12.05.2026</strong></p>

<p><strong>AYIPLI MAL</strong></p>

<p><strong>TÜKETİCİ UYUŞMAZLIĞI</strong></p>

<p><strong>DAVA ŞARTI</strong></p>

<p><strong>KISMİ DAVA VE BELİRSİZ ALACAK DAVASI</strong></p>

<p><strong>TÜKETİCİ MAHKEMESİNİN GÖREV SINIRI</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Somut olayda; davacı vekili fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL tamir ve işçilik masrafının, 100,00 TL değişen parça bedelinin, 100,00 TL araç ikame bedelinin, yine Kanun’un 107. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL araçta oluşan değer kaybının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı, Tüketici Hakem Heyetine başvurmak yerine Tüketici Mahkemesinde kısmi ve belirsiz alacak davası açarak talep ettiği alacağın miktar olarak Tüketici Mahkemesinin görev sınırında kaldığını iddia etmektedir. Bu durumda dava değerini mahkemenin görevli olacağı şekilde en az Tüketici Mahkemesinin görev sınırı kadar göstermek mecburiyeti vardır. Hal böyle olunca mahkemece davacıya süre verilerek talep ettiği miktarı açıklatmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı şirkete ait olan petrol istasyonundan düzenli olarak ********** plakalı aracına motorin aldığını, aracı aldığı tarihten bu yana davalılara ait petrol istasyonundan başka istasyondan motorin almadığını, son olarak ******** tarihinde motorin aldıktan sonra aracından bir takım ses ve arızların ortaya çıktığını fark ettiğini, tamirci tarafından yapılan incelemeler neticesinde aracındaki bahse konu arızaların nedeni olarak aracın içinde bulunan motorindeki su oranın fazla olmasından kaynaklandığının tespiti edildiğini, davalılar tarafından müvekkile satılan ayıplı mal/hizmetten dolayı müvekkilin aracının arızalandığını, bahse konu arızalanmadan dolayı müvekkil tarafından tamir ve parça değişimleri yapıldığını, aracın müvekkili tarafından tamir edilmesine rağmen bir türlü arızalar son bulmadığından, dava konusu aracın değerinin çok altında satılması nedeniyle müvekkilinin zarara uğradığını, davalıların müvekkilinin aracında meydana gelen zararı karşılamadıklarını ileri sürerek; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL tamir ve işçilik masrafının, 100,00 TL değişen parça bedelinin, 100,00 TL araç ikame bedelinin, Kanunun 107. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL araçta oluşan değer kaybının, zararın oluştuğu tarihten itibaren yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ******* Otomotiv vekili; satış ve uyuşmazlık konusu olan araçla ilgili olarak teknik bakımdan müvekkili şirketin herhangi bir kusuru ve araçla ilgili herhangi bir ayıp, kusur ve eksiklik bulunmadığını belirterek; davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ******* Petrolcülük vekili; müvekkili şirkete ait akaryakıt tanklarında bulunan ve diğer davalı şirket tarafından tedariki sağlanan akaryakıtta herhangi bir aykırılık bulunmadığını savunarak; davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava değerinin 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 68/1 maddesi ile öngörülen parasal sınırların altında kaldığı, Tüketici hakem heyetine başvuru yapmadan dava açmak isteyen davacının dava değerini davanın açıldığı tarih de gözetilerek 104.000,00 TL veya üzerinde bir değer olarak belirlemesi gerektiği, dolayısıyla anılan tüketici işlemi bakımından tüketici hakem heyetine başvurunun zorunlu olduğu gerekçesiyle; dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmiş; karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayılı belirtilen kararıyla; fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla kısmi dava ve belirsiz alacak davası şeklinde ileri sürülen ayıplı mal ve hizmet satışı nedeniyle tazminat istemlerinde, talep tarihi itibariyle tüketici hakem heyetlerinin zorunlu görev sınırı dâhilinde bir dava değeri (toplam 400,00 TL) gösterilmiş olup, bu hâlde öncelikle tüketici hakem heyetine başvuruda bulunulması gerekli olduğu, davacı vekilinin istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karara karşı, davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; dava dilekçesinde talep edilen alacak kalemlerinin hiçbirinin önceden hesaplanmasının mümkün olmadığını, araçta yapılan tamir ve işçilik bedeli, araç ikame bedeli, orjinal parça bedeli ve araç değer kaybının hesaplanmasının özel uzmanlık gerektiren ve konunun uzmanları tarafından rapor tanzim edilmesi neticesinde hesaplanabilir nitelikte olduğunu, mahkeme tarafından gerekli tahkikat yapılıp konusunda uzman bilirkişilerden rapor aldırıldıktan sonra miktarın tüketici hakem heyeti sınırı altından kalması neticesinde davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, ayıplı hizmet nedeniyle oluşan zararın tazmini istemine ilişkindir.</p>

<p>Somut olayda; davacı vekili fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL tamir ve işçilik masrafının, 100,00 TL değişen parça bedelinin, 100,00 TL araç ikame bedelinin, yine Kanun’un 107. maddesi kapsamında belirlenecek; 100,00 TL araçta oluşan değer kaybının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davacı, Tüketici Hakem Heyetine başvurmak yerine Tüketici Mahkemesinde kısmi ve belirsiz alacak davası açarak talep ettiği alacağın miktar olarak Tüketici Mahkemesinin görev sınırında kaldığını iddia etmektedir. Bu durumda dava değerini mahkemenin görevli olacağı şekilde en az Tüketici Mahkemesinin görev sınırı kadar göstermek mecburiyeti vardır. Hal böyle olunca mahkemece davacıya süre verilerek talep ettiği miktarı açıklatmak suretiyle sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tuketici-uyusmazligi-kismi-dava-ve-belirsiz-alacak-davasi-tuketici-mahkemesinin-gorev-siniri</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="80961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAHLİYE TAAHHÜDÜNDE SAHTE İMZA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhudunde-sahte-imza-kiraya-veren-ne-zaman-sahtecilikten-kiraci-ne-zaman-iftiradan-sorumlu-olur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhudunde-sahte-imza-kiraya-veren-ne-zaman-sahtecilikten-kiraci-ne-zaman-iftiradan-sorumlu-olur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[KİRAYA VEREN NE ZAMAN SAHTECİLİKTEN, KİRACI NE ZAMAN İFTİRADAN SORUMLU OLUR?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kira ilişkilerinde uygulamada sıklıkla başvurulan tahliye taahhüdü, kiracının belirli bir tarihte kiralananı tahliye edeceğini yazılı olarak üstlendiği ve kiraya verene belirli şartların gerçekleşmesi halinde tahliye talep etme imkanı sağlayan önemli bir belgedir.</p>

<p>Tahliye taahhüdünün hukuki sonuç doğurabilmesi için belgenin gerçek iradeyi yansıtması ve özellikle kiracı tarafından imzalanmış olması gerekir. Uygulamada ise kiracının tahliye taahhüdündeki imzayı inkar etmesi, yapılan imza incelemesi sonucunda imzanın kiracıya ait olmadığının belirlenmesi ve kiraya veren tarafından söz konusu belgenin icra takibinde veya tahliye davasında kullanılması halleriyle karşılaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durum yalnızca özel hukuk bakımından bir uyuşmazlık oluşturmayıp, somut olayın özelliklerine göre Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde düzenlenen özel belgede sahtecilik suçunun konusunu da oluşturabilmektedir.</p>

<p><strong>1-TAHLİYE TAAHHÜDÜNDEKİ İMZANIN KİRACIYA AİT OLMAMASI VE ÖZEL BELGEDE SAHTECİLİK SUÇU</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 207. maddesinde özel belgede sahtecilik suçu düzenlenmiştir. Buna göre, bir özel belgeyi sahte olarak düzenleyen veya gerçek bir özel belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren ve bu sahte belgeyi kullanan kişi cezalandırılmaktadır.</p>

<p>Tahliye taahhüdü, belirli koşullarda hukuki sonuç doğurmaya elverişli bir belge olduğundan, sahte olarak düzenlenmesi veya sahte olduğu bilindiği hâlde kullanılması hâlinde özel belgede sahtecilik suçunun konusunu oluşturabilecektir.</p>

<p>Ancak burada önem taşıyan husus, imzanın kiracıya ait olmadığının belirlenmesi ile kiraya verenin sahtecilik suçunu işlediğinin kabul edilmesinin aynı şey olmadığıdır.Ceza sorumluluğunun doğabilmesi için failin sahtecilik fiiliyle bağlantısının ve kastının ortaya konulması gerekir. Özellikle kiraya verenin sahte imzayı bizzat atıp atmadığı, belgeyi kendisinin düzenleyip düzenlemediği veya belgeyi sahte olduğunu bilerek kullanıp kullanmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Asliye Ceza Mahkemesince verilen kararda, kiraya verenin sahte olduğunu bildiği tahliye taahhüdünü icra takibinde kullanması nedeniyle özel belgede sahtecilik suçundan sorumlu olduğu kabul edilmiştir;</strong><i>Dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde, sanığın savunması, müştekinin iddiası, bu iddiayı doğrular rapor ile olayın seyri nazara alındığında, katılanın, olay tarihinde sanığın kiracısı olduğu, sanığın sahte olduğunu bildiği tahliye taahhüdünü kullanarak 16/12/2022 tarihinde takip başlattığı, yapılan itiraz üzerine Sulh Hukuk Mahkemesinin dosyasında yapılan yargılamada alınan 29/01/2024 tarihli bilirkişi raporu <strong>ile tahliye taahhüdünde müşteki adına atılı bulunan imzanın müştekinin eli ürünü olmayıp taklit imza olduğunun tespit edilerek davanın reddine karar verildiği, her ne kadar sanığın alınan savunmasında özetle suçlamaları kabul etmemiş ise de tahliye taahhüdünde yer alan imzanın müştekinin eli ürünü olmadığının bilirkişi raporu ile sabit olduğu, her ne kadar imzanın sanığa ait olduğuna ilişkin kesin delil bulunmasa da anılan tahliye taahhüdünün düzenlenmesinin sanık lehine olduğu ve sanık tarafından icra takibinde kullanıldığı</strong>, bu nedenle sanığın belgeyi, sahteliğini bilerek kullandığının kabul edilerek üzerine atılı suçu anlatılan şekilde işlediği sabit olduğundan müsnet suçtan cezalandırılmasına daha önceden hakkında kasıtlı bir suçtan mahkumiyet kararı olmayan sanığın, kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurulduğunda yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varıldığından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair karar verilmiştir.</i></p>

<p><strong>2-TAHLİYE TAAHHÜDÜNÜN EMLAKÇI ARACILIĞIYLA ALINMASI</strong></p>

<p>Uygulamada özellikle dikkat edilmesi gereken bir diğer durum, kira sözleşmesinin emlakçı aracılığıyla kurulması ve tahliye taahhüdünün de emlakçı tarafından alınmasıdır. Bu durumda kiraya veren, tahliye taahhüdündeki imzanın kendisine ait olmadığını bilmediğini ve belgenin kendisine emlakçı tarafından teslim edildiğini ileri sürebilir. Bu nedenle kiraya verenin ceza sorumluluğunun belirlenmesinde, tahliye taahhüdünün kim tarafından hazırlandığı, kimin huzurunda imzalandığı, belgenin kiraya verene ne zaman ve nasıl teslim edildiği ve kiraya verenin belgenin sahte olduğunu bilip bilmediği önem kazanır.</p>

<p>Nitekim <strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin kararında</strong> bu husus açık biçimde değerlendirilmiştir:<i>Sanık; tahliye taahhütnamesinde müşteki adına imza atmadığını, müşteki ile kira konusunda anlaşamadıklarını, avukatının "taahhüt var mı" dediğinde evraklara bakınca olduğunu gördüğünü, üzerinde müştekinin ismi ve imzasının bulunduğunu, kendisinin müşteki yerine herhangi bir şekilde imza atmadığını savunmuştur. Tanık beyanında; emlakçı olarak çalıştığını, sanığın evini müştekiye emlakçı olarak kiraladığını, prensip olarak kira sözleşmesini yaparken kimlik fotokopilerini aynı zamanda tahliye taahhüdünü de aldıklarını, müştekinin o gün emlakçı dükkanına kalabalık bir şekilde ailecek geldiklerini, kira sözleşmesini kendisinin hazırladığını, tahliye taahhütnamesi de o gün müşteki tarafından imzalandığını kalabalık geldikleri için kimin imza attığını bilmediğini beyan etmiştir.İncelenen dosyada; Suça konu tahliye taahhütnamesinde kiracı adına imzanın müşteki kiracıya ait olmadığından bahisle şikayette bulunulduğu, <strong>sanık ev sahibinin evini emlakçı aracılığı ile kiraya verdiği, Tanık emlakçının "tahliye taahhütnamesini, kira sözleşmesini yaparken almakta olduklarını, o gün müştekinin emlakçı dükkanlarına kalabalık bir şekilde geldiğini, kira sözleşmesini kendisinin hazırladığını, tahliye taahhütnamesinin de o gün müşteki tarafından imzalandığını, kalabalık geldikleri için kimin imza attığını bilmediğini" beyan etmesi</strong>; sanığın da tahliye taahhütnamesinde müşteki adına imza atmadığını, kendi adına açılan yeri imzaladığını, avukatının "taahhütname var mı?" dediğinde; evraklara bakınca olduğunu gördüğünü, suçlamayı kabul etmediğini" bildirdiği, bu deliller karşısında sanığın atılı suçu işleyip işlemediğinin şüpheli kaldığı; Evini emlakçı aracılığı ile kiraya veren, evin kiralanması sırasında kendisine kira sözleşmesi ve tahliye taahhütnamesi verilmiş olan sanığın, tahliye taahhütnamesini işleme koymasında suç kastı bulunmadığının da gözetilmemesi, bozmayı gerektirmiştir.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Karar, emlakçı aracılığıyla gerçekleştirilen kiralamalarda kiraya verenin belge üzerindeki imzanın sahte olduğunu bilip bilmediğinin ayrıca araştırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>3-TAHLİYE TAAHHÜDÜNÜN HUKUK MAHKEMESİ VE İCRA DOSYASINDA KULLANILMASI: "HUKUKİ UYUŞMAZLIK" SAVUNMASININ SINIRLARI</strong></p>

<p>Tahliye taahhüdünden kaynaklanan uyuşmazlıkların özel hukuk alanına ilişkin olması, her olayda cezai sorumluluğun bulunmadığı anlamına gelmez. Özellikle belgenin sahte olduğu iddiası ileri sürülmüşse, soruşturma makamlarınca belgenin aslının getirtilmesi ve imza incelemesinin yapılması gerekir.</p>

<p>Bu husus <strong>Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 19.01.2026 tarihli Kanun Yararına Bozma kararında açık biçimde ortaya konulmuştur</strong>;<i>İnceleme konusu soruşturma dosyası değerlendirildiğinde; şüpheli tarafından icra dairesi ve hukuk mahkemesine sunularak kullanılan tahliye taahhütnamesinin, şikayetçi tarafından düzenlenmediğinin iddia olunması karşısında; şüphelinin ifadesine başvurulması, suça konu belge aslının temini ile imza ve yazıların kime olduğu konusunda bilirkişi raporu aldırılması, belgenin düzenleme tarihine yönelik şikayet dilekçesinde belirtilen hususlara ilişkin gerekli araştırmanın yapılması, icra takip dosyası ile hukuk mahkemesi dosyasının getirtilerek incelenmesi onaylı suretlerinin dosya arasına alınması, sonucuna göre suç vasfının ve şüphelinin hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken; “...müşteki ile şüpheli arasındaki ilişkinin özel hukuk hükümlerine dayanan ve özel hukuk hükümleri çerçevesinde hukuk mahkemelerinde çözülmesi gereken hukuki nitelikteki ihtilaf olduğu, somut olayda özel belgede sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmadığı..." şeklindeki hatalı gerekçe ve eksik soruşturma neticesinde verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı yapılan itiraz üzerine soruşturmanın genişletilmesine karar verilmesi yerine itirazın reddine karar verilmesi Kanun’a aykırı olup kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</i></p>

<p>Bu karar son derece önemlidir. Zira tahliye taahhüdünün kira ilişkisinden doğması, uyuşmazlığın temelinde özel hukuk ilişkisinin bulunması veya tahliye talebinin hukuk mahkemesinde ileri sürülmesi, belgenin sahte olduğu iddiasını kendiliğinden "hukuki ihtilaf" hâline getirmemektedir.Sahtecilik iddiası varsa ceza soruşturması kapsamında belgenin aslı üzerinde inceleme yapılması ve gerekli delillerin toplanması gerekir.</p>

<p><strong>4-KİRACININ SAHTECİLİK İDDİASIYLA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNMASI VE İFTİRA SUÇU</strong></p>

<p>Tahliye taahhüdündeki imzanın kiracıya ait olmadığı iddiasıyla kiraya veren hakkında suç duyurusunda bulunulması, tek başına hukuka aykırı değildir. Kiracı gerçekten imzanın kendisine ait olmadığını düşünüyor veya bundan emin değilse, olayın soruşturulmasını yetkili makamlardan talep etmesi mümkündür. Ancak soruşturma sonucunda imzanın kiracıya ait olduğunun kesin olarak ortaya çıkması hâlinde, kiracının başlangıçtaki iddiasının TCK m. 267 kapsamında iftira suçunu oluşturup oluşturmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Burada temel ölçüt, yalnızca suç duyurusunun sonucunun kiracı aleyhine çıkması değildir. İftira suçunda failin, isnat ettiği fiilin gerçekte gerçekleşmediğini bilmesine rağmen yetkili makamlara başvurması gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte, yapılan bilirkişi incelemesi sonucunda imzanın kiracıya ait olduğunun açıkça tespit edilmesi ve somut olayın özelliklerinden kiracının aslında imzayı attığını bildiğinin anlaşılması halinde, iftira suçunun oluşması gündeme gelebilecektir.</p>

<p><strong>5- İMZANIN KİRACIYA AİT OLDUĞUNUN TESPİTİ SONUCUNDA İFTİRA SUÇU</strong></p>

<p>Bu konuda <strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi</strong> tarafından verilen karar dikkat çekicidir; <i>“Rapor <strong>ile taahhütnamedeki imzanın sanığın eli ürünü olduğunun tespit edildiği, olağan hayat akışına göre böyle bir belgeyi imzaladığını bilmemesinin mümkün olmadığı, bu şekilde sanığın gerçekte taahhütnameyi imzaladığı halde hakkında sahte belgeye istinaden icra takibi yapıldığı iddiasında bulunmak suretiyle Türk Ceza Kanunu'nun 267/1.maddesinde "Yetkili makamlara ihbar veya şikayette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla</strong>, işlemediğini bildiği halde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idari bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." şeklinde tarif edilen iftira suçunu işlediği vicdani kanaatine varılmıştır”</i></p>

<p>Kararda özellikle "olağan hayat akışına göre böyle bir belgeyi imzaladığını bilmemesinin mümkün olmadığı" değerlendirmesi önemlidir.</p>

<p>Somut olayda kiracının imzayı neden inkar ettiği, belgeyi daha önce görüp görmediği, imzanın hangi şartlarda atıldığı, belge üzerinde sonradan değişiklik yapılıp yapılmadığı, taahhüdün kira sözleşmesiyle birlikte mi yoksa daha sonra mı verildiği ve kiracının gerçekten imzayı kendisine ait olmadığı düşüncesiyle mi hareket ettiği araştırılmalıdır.</p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin</strong> kararında ise olayın soruşturma süreci daha ayrıntılı biçimde ortaya konulmuştur; <i>Sanık vekili aracılığı ile Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş olduğu 15/02/2023 tarihli şikayet dilekçesinde ev sahibi olan mağdur E.T tarafından düzenlenen 04/01/2023 tarihli tahliye taahhütnamesindeki imzanın kendisine ait olmadığını, bu <strong>şekilde özel belgede sahtecilik suçunu işlediğini beyan ederek şikayetçi olması üzerine E.T. hakkında soruşturma başlatıldığı, yapılan imza yazı incelemesi sonucu düzenlenen 22/01/2024 bilirkişi raporuyla suça konu tahliye taahhüdündeki M..A. adına atılmış imzanın M.A’'a ait olduğunun tespit edilmesi üzerine E.T. hakkında EK KYOK verilerek M.A hakkında iftira suçundan kamu davası açıldığı olayda gerçeğe aykırı olduğu halde mağdur hakkında sahtecilik suçundan soruşturma başlatacak şekilde</strong> Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunan sanığın üzerine atılı iftira suçu tüm unsurları ile oluştuğu halde, delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde karar verilmesi Bozmayı gerektirmiştir.</i></p>

<p>Bu karar da, kiracının gerçekte imzaladığı tahliye taahhüdünü sahte olarak nitelendirerek kiraya veren hakkında ceza soruşturması başlatılmasını sağlamaya çalışması hâlinde, şartları oluştuğu takdirde iftira suçunun gündeme gelebileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>6-SAHTECİLİK VE İFTİRA SUÇLARI BAKIMINDAN KAST UNSURU</strong></p>

<p>Her iki suç bakımından da kast unsuru belirleyici niteliktedir. Kiraya veren bakımından: <strong><i>"İmzanın kiracıya ait olmadığını biliyor muydu</i></strong><i>?" </i>sorusu önem taşırken;<i> </i>kiracı bakımından:<i> <strong>"İmzanın kendisine ait olduğunu bildiği halde mi kiraya veren hakkında sahtecilik suçundan şikayette bulundu</strong></i>?"<i> </i>sorusunun cevaplandırılması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi"><img alt="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/aynur-oguz-ekmekci.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aynur-oguz-ekmekci" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi">Av. Arb. Aynur Oğuz Ekmekçi</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhudunde-sahte-imza-kiraya-veren-ne-zaman-sahtecilikten-kiraci-ne-zaman-iftiradan-sorumlu-olur-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/kira-degeri-tespit-800x580-1.webp" type="image/jpeg" length="33046"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Toros Üniversitesi Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/toros-universitesi-yenilenebilir-enerji-teknolojileri-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/toros-universitesi-yenilenebilir-enerji-teknolojileri-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Toros Üniversitesi Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 02 Eylül 2026 Tarihli ve 33358 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Toros Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>TOROS ÜNİVERSİTESİ YENİLENEBİLİR ENERJİ TEKNOLOJİLERİ EĞİTİMİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>19/7/2017 tarihli ve 30128 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Toros Üniversitesi Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin adı “Toros Üniversitesi Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 1 inci maddesinde yer alan “Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Eğitimi” ibaresi “Sürdürülebilirlik” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 2 nci maddesinde yer alan “Yenilenebilir Enerji Teknolojileri Eğitimi” ibaresi “Sürdürülebilirlik” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Merkez (SÜRAM) Toros Üniversitesi Sürdürülebilirlik Uygulama ve Araştırma Merkezini,”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Mikro ve makro düzeyde sürdürülebilir büyüme, kalkınma, ekonomik, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlik gibi alanlarda bilgi üretmek, araştırma ve uygulama yapmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b) Sürdürülebilirliğin bir bilim olarak gelişmesi ve uygulamada yaygınlaşmasını sağlama amacıyla faaliyette bulunmak.</p>

<p>c) Sürdürülebilirlikle ilgili konularda Üniversitede mevcut bilgi ve deneyimlerden yararlanarak teknoloji üretme, geliştirme, mal ve hizmet üretme yoluyla Türkiye’nin bilimsel, teknolojik, kültürel alt yapısının güçlendirilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>ç) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında sürdürülebilirlikle ilgili konularda eğitim, öğretim vermek, sertifika programları açmak ve yürütmek, danışmanlık hizmeti vermek, derecelendirme ve akreditasyon yapmak, analiz, Ar-Ge ve proje desteği sağlamak ve benzeri yollarla Üniversiteye kaynak yaratmak.</p>

<p>d) Sürdürülebilirlikle ilgili konularda hem ulusal hem de uluslararası düzeyde araştırmalar ve projeler yapmak, yapılmasını teşvik etmek, kolaylaştırmak.</p>

<p>e) Toplumun bütün kesimlerinde çevresel, ekonomik ve sosyal sürdürülebilirlik konusunda farkındalık oluşturmak, sürdürebilirlik bilincinin yükselmesi, benimsenmesi ve uygulamaya yansımasına hizmet edecek faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>f) Sürdürebilirlikle ilgili konularda hem ulusal hem de uluslararası kurum, kuruluş ve araştırmacılar ile iş birliği yapmak.</p>

<p>g) Merkezin olanakları, vizyonu, stratejileri ve amacı çerçevesinde sosyal sorumluluk projeleri gerçekleştirmek.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında ulusal ve uluslararası düzeyde sürdürülebilirlik ile ilgili konuları ve sorunları incelemek, araştırma, proje ve atölye çalışmaları yapmak, konferans, çalıştay, seminer, sempozyum, kongre ve benzeri bilimsel faaliyetleri düzenlemek, tasarım/model oluşturmak, ölçek, değerlendirme ve derecelendirme kriterleri geliştirmek, uygulamak ve akreditasyon yapmak, danışmanlık hizmeti vermek, analiz, Ar-Ge hizmeti ve proje desteği sağlamak.</p>

<p>b) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında sürdürülebilirlikle ilgili konularda, uzmanların katkısıyla, kısa ve/veya uzun dönemli ulusal ve/veya uluslararası düzeyde eğitim faaliyetleri düzenlemek, yürütmek, yürütülmesini sağlamak ve mevcut eğitim programlarına destek vermek, sertifika programları açmak ve devam ettirmek.</p>

<p>c) Sürdürülebilirlikle ilgili konulardaki çalışmalara ve ilgili kuruluşlar arasındaki koordinasyona yardımcı olmak, sürdürülebilirlikle ilişkili her türlü kurum, kuruluş, kişi topluluğu ve bireyler arasında karşılıklı bilgi ve deneyim paylaşımı sağlamak.</p>

<p>ç) Çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik alanlarındaki sorunları gidermeye hizmet edebilecek araştırma ve projelerin yapılmasını, bunların devamının yaşama geçirilmesini özendirmek, bu amaca hizmet eden yarışmalar düzenlemek ve ödüller vermek.</p>

<p>d) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili konularda yayım yapmak.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Danışma Kurulu; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan kamu ve özel sektör kurum ve kuruluş temsilcileri ve uzmanlar arasından istekleri halinde, Yönetim Kurulunun önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre ile görevlendirilen en fazla on üyeden oluşur. Bu üyelerin görev süreleri ve yeniden görevlendirilmeleri, Yönetim Kurulu üyeleri ile aynı şekilde olur. Danışma Kurulu Müdürün çağrısı üzerine toplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Toros Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/toros-universitesi-yenilenebilir-enerji-teknolojileri-egitimi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="79483"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan'dan Adli Yıl Açılış Töreni'nde eleştiriler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni'nde eleştirilerde bulundu. Sağkan, "Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni adli yıl, Yargıtay'daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu'nda düzenlenen törenle başladı.</p>

<p>Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile bazı siyasiler ve Yargıtay üyeleri, hakimler ve savcılar katıldı.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni'nde açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Hukukun üstünlüğünün en önemli göstergelerinden birinin bağımsız yargının kararlarına riayet edilmesi olduğunu belirten Sağkan, "Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce, kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi, yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içinde tutulduğudur. Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise bağımsız yargının kararlarına riayettir" dedi.</p>

<p>Erinç Sağkan, şöyle devam etti: "Adalet yargı kararının verilmesiyle değil, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa’nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin devlete yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi hâlde tartışma tek bir yargı kararını aşar; Anayasa’nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır."</p>

<p><strong>"HUKUKA AYKIRI UYGULAMALAR GÜVENSİZLİK OLUŞTURUYOR"</strong></p>

<p>Sağkan, son dönemde kişi özgürlüğünü sınırlayan tutuklama ve bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda öngörülen koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde uygulandığını ifade etti.</p>

<p>Ceza soruşturmalarında gizlilik ilkesinin kamu makamları tarafından ihlal edilmesinin lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesini zedelediğini belirten Sağkan, "Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleriyle infazın iç içe geçtiği yönündedir. Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır" dedi.</p>

<p><strong>"İZİN VERİLEN VE İZİN VERİLMEYEN DÜŞÜNCE AYRIMI"</strong></p>

<p>İfade özgürlüğüne ilişkin yargı pratiklerinin de özgürlük alanını daralttığını kaydeden Sağkan, şunları söyledi:</p>

<p>"Bireylerin, özgürce düşüncelerini açıklayabilmesi ve yayabilmesi anlamında ifade özgürlüğü temel haklardan olup, çekirdek özü her koşulda korunmalıdır. Maalesef ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu’nda 'Kamu Barışına Karşı Suçlar' başlığında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek, izin verilen düşünce ve izin verilmeyen düşünce ayrımına işaret etmektedir. Az önce de belirttiğim üzere koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, 'tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı' algısı yaratan ve hatalı bir değerlendirme diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır."</p>

<p><strong>"SİYASETİN DİLİ İLE YARGININ DİLİ GİDEREK BİRBİRİNE YAKLAŞIYOR"</strong></p>

<p>Türkiye’de üzerinde durulması gereken sorunlardan birinin siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine yaklaşması olduğunu söyleyen Sağkan, siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı bir ortamın adalete duyulan güveni sarstığını belirtti. Sağkan, "Yargısal kararların hukuki anlamlarından ziyade; kime yaradığı, kimi etkilediği, hangi siyasi sonucu doğuracağı daha fazla konuşulmaktadır. Böylesi dönemlerde, kararın gerekçesi değil, kararın arkasındaki irade aranmaya başlanmaktadır" dedi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/HjRBHahi2uY?si=ZFuLfR94TF178eEn" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<h3><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV. R. ERİNÇ SAĞKAN’IN 2026-2027 ADLİ YIL AÇILIŞ TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ</span></strong></h3>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Sizleri Türkiye Barolar Birliği adına saygıyla selamlıyor; Sayın Yargıtay Başkanımızın, yüksek yargı organlarımızın değerli başkan ve üyelerinin, adaletin ağırlığını ülkenin her köşesinde omuzlayan avukat, hâkim ve savcı meslektaşlarımın, adalet emekçilerinin ve tüm yurttaşlarımızın yeni adli yılını kutluyorum.</p>

<p>Bu adli yıla da maalesef çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın tam ortasında giriyoruz. Böyle bir kuşatılmışlığın içinde ülkemizin bir taraftan savaşların dışında kalarak, çatışmasızlık süreçlerinin ve barış çabalarının önemli aktörlerinden biri olabilmesi, bir taraftan ise insanlığa karşı suçlarda mağdurun yanında yer alarak uluslararası mekanizmaları hayata geçirme çabası, korunması ve dünyanın geri kalanına örnek olması gereken tarihi bir duruştur.</p>

<p>Bununla birlikte devleti güçlü kılan ve toplumu ayakta tutan asli unsur uluslararası alanda olduğu kadar yerelde de "toplumsal bütünleşmenin'' tesisi, kendi içindeki ihtilafları hukuk ve demokrasiyle çözebilme kudretidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bugün Türkiye, tam da bu kudretini ortaya koyacağı önemli bir eşiktedir. <strong>Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik irade, çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkândır.</strong> Zira yaklaşık kırk yıldır devam eden terör süreci, yalnızca şehitlerimiz, gazilerimiz, sivil kayıplarımız gibi korkunç sonuçlarıyla değil, aynı zamanda demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla olumsuz yönde belirleyici olmuştur.</p>

<p>Terörle mücadele gerekçesiyle kamusal yetkiler alabildiğine genişletilmiş, olağanüstü hâllerle başa çıkmanın yöntemleri kurumsallaştırılmış, âdeta olağanlaştırılmıştır. Yine aynı dönemde suç kavramının anlamı da değişmiştir. Siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanları da içine alan çok daha geniş bir "tehdit'' ve ''tehlike" anlayışı ceza hukukunun merkezine yerleşmiş, hâliyle olağanüstü önlemler almak ve güç kullanmak da daha kolay meşrulaştırılmıştır.</p>

<p>Tam da bu nedenle, bugün önümüzde duran meselenin silahların susması olarak görüldüğü kadar, demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla tesisi olarak görülmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Evet, siyasi iradeler çatışma süreçlerini sona erdirebilirler, ancak toplumsal bütünleşme ve bunun kalıcı olması, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk düzenini gerektirir.</p>

<p>Toplumsal barışın güçlenmesi ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi hepimizin ortak arzusudur. Böylesine tarihî sonuçlar doğuracak bir sürecin hukuki zemininin de açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve Anayasal ilkelerle uyumlu olması beklenir. Bu sorumlulukla ifade etmek isterim ki, böyle bir düzenlemeyi kalıcı kılacak olan, vaatlerden öte taşıdığı hukukî sağlamlık ve hukuk devleti güvencesidir.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği olarak, Yüce Meclis çatısı altında kurulan komisyonda görüş ve önerilerimizi ifade etme fırsatı bulmuştuk. Bunların bir bölümünün komisyon raporuna da yansıdığını gördük. Bundan sonraki aşamada da, ulus devlet anlayışı ve üniter yapı içerisinde, kalıcı toplumsal bütünleşmenin hukukun güvencesi altında tesisi için bütün kurumsal birikimimizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu önemli belirtmek isterim.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Dünyanın içinde bulunduğu hâl, yaşanan büyük acılar, savaşlar ve adaletsizlikler, evrensel hukuka bağlılığın samimiyetini her gün yeniden sınamaktayken, insanlığın ortak vicdanının yaralandığı bu dönemde, sınanan yalnızca milyonlarca masum değil; İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden "bir daha asla" sözüyle kurulan uluslararası hukuk düzeninin bizzat kendisidir.</p>

<p>İşte böyle bir dönemde, uluslararası insancıl hukuku ve barışı savunmak ve bu kapsamda etkili rol alabilmek az önce de ifade ettiğim üzere onurlu ve tarih önünde kayda değer bir duruş olmakla birlikte, bu tutum, kendi hukuk sistemimizi tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız bir yapıya büründürmek, evrensel hukuk kurallarına tam riayet ve eksiksiz demokrasiyle anlam kazanır. Çünkü bir devletin dünyaya hukuk adına yükselttiği söz, en büyük gücünü o devletin kendi hukukuna sadakatinden ve demokrasisinin eksiksiz işlemesinden alır.</p>

<p>Bu kapsamda, ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için, bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından hatalı veya hukuka aykırı gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.</p>

<p><strong>Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce, kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi, yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içinde tutulduğudur.</strong> Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise, bağımsız yargının kararlarına riayettir.</p>

<p>Adalet yargı kararının verilmesiyle değil, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa'nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin devlete yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa'nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi hâlde tartışma tek bir yargı kararını aşar; Anayasa'nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği olarak Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna sunduğumuz önerilerin başında da yüksek mahkeme kararlarının etkili ve eksiksiz biçimde uygulanmasını sağlayacak güvencelerin güçlendirilmesi gelmiştir. Bu önerinin Komisyon Raporu'na yansımış olmasını önemli buluyoruz. Ancak hukuk devletinde asıl güvence, bir ilkenin raporlarda kabul edilmesi değil, devletin bütün organları bakımından tereddütsüz biçimde hayata geçirilmesidir. Beklentimiz, ortaya konulan bu iradenin mevzuata ve uygulamaya aynı açıklıkla yansımasıdır.</p>

<p>Hukuk ve yargı sistemimiz bakımından son dönemde en çok öne çıkan bir diğer husus, kişi özgürlüğünü sınırlayan bir ceza muhakemesi işlemi olarak tutuklama tedbirinin ve tutuklamaya alternatif oluşturmak amacıyla düzenlenen bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda yazılı koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde; âdeta birer ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleriyle infazın iç içe geçtiği yönündedir. <strong>Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır.</strong> Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Cezaların infazı ise başlı başına büyük bir sorun teşkil etmektedir. Sık değiştirilen mevzuat ve idare gözlem kurullarının objektiflikten uzak kararları mağduriyetler yaratmakta, sistem infazda eşitlik temelinden uzaklaştığı gibi cezalandırmanın en önemli amaçlarından olan caydırıcılık unsuru da etkisizleşmektedir. Vakit geçirilmeksizin infazın temel ilkeleri ve amaçları doğrultusunda insan haysiyetine yakışır, etkili yargısal denetime açık adil bir gözden geçirme mekanizması içeren, herkes için eşit uygulanabilecek ve yaşanan mağduriyetleri de giderecek yeni bir infaz kanunu hayata geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Bireylerin, özgürce düşüncelerini açıklayabilmesi ve yayabilmesi anlamında ifade özgürlüğü temel haklardan olup, çekirdek özü her koşulda korunmalıdır.</strong> Maalesef ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu'nda "Kamu Barışına Karşı Suçlar" başlığında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek, izin verilen düşünce ve izin verilmeyen düşünce ayrımına işaret etmektedir. Az önce de belirttiğim üzere koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, "tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı" algısı yaratan ve hatalı bir değerlendirme diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p><strong>Bugün Türkiye'de üzerinde ciddiyetle durmamız gereken sorunlardan biri de siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine yaklaşmasıdır.</strong> Siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı, yargısal süreçlerin hukuki gerekçelerinden çok siyasi sonuçları üzerinden okunduğu bir iklim, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Yargısal kararların hukuki anlamlarından ziyade; kime yaradığı, kimi etkilediği, hangi siyasi sonucu doğuracağı daha fazla konuşulmaktadır. Böylesi dönemlerde, kararın gerekçesi değil, kararın arkasındaki irade aranmaya başlanmaktadır. İşte yargının araçsallaştığı algısının doğmasına sebebiyet veren uygulamaların demokratik düzene verdiği en ağır zararlardan biri budur.</p>

<p>Yargının itibarı, savunmanın haysiyeti ve yurttaşın adalete güveni aynı zeminde yükselir. Birindeki aşınma diğerlerine de sirayet eder. Yeni adli yılın başında kendimize sormamız gereken, bu güveni hangi sözlerle tarif ettiğimizden çok, onu gündelik hukuk pratiğinde ne ölçüde karşılayabildiğimizdir.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Bir hukuk düzeninin gücü ve meşruiyeti, vatandaşların o sisteme ve adalete duyduğu güven ile ölçülür. Bu güvenin ilk sınandığı yer ise, adaletin terazisi olduğu kadar aynı zamanda takvimidir. Anayasa'nın 141'nci maddesi, davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargıya bir temenni olarak değil, bir görev olarak yüklemiştir. Ancak geciken adalet sorunumuz her sene dile getirilmekte olsa da artarak devam etmektedir. Bu sorunun çözümünün önleyici hukuk uygulamalarının geliştirilerek yargının iş yükünün azaltılması ile avukatın bilgi ve belgeye erişiminin önündeki engeller kaldırılarak avukata yetki ve sorumluluk tanınmasıyla mümkün olabileceğine dair görüşlerimizi ilgili makamlarla her fırsatta paylaştık.</p>

<p>Özellikle avukatın bilgi ve belgeye erişim hakkını düzenleyen Avukatlık Kanunu'nun 2'nci maddesi, Kişisel Verileri Koruma Kanunu gerekçe gösterilerek tamamen uygulanamaz hâle getirilmiş olup, mesleğimizi artık icra edilemeyecek duruma getiren bu sorunun çözümü için Adalet Bakanlığıyla yaptığımız ayrıntılı çalışmanın yasalaşması yönündeki beklentimizi buradan da paylaşmak isterim.</p>

<p><strong>Yargının kurucu unsurlarından olan </strong><strong>savunma mesleği bağımsız ve güçlü olmadan yargının bağımsızlığından da söz edilemez.</strong> Bu bağımsızlığın ve savunmanın etkinliğinin sınandığı hukuka aykırı uygulamalar hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir.</p>

<p>Bunların başında bazı savunma faaliyetlerinin bir suçlama konusuna dönüştürülmesi gelmektedir. Kamuoyunun da yakından takip ettiği birtakım yargısal süreçlerde, avukatların mesleki faaliyetlerinin yeterli ve somut deliller bulunmaksızın suçlamaya dönüştürülmesi ve hukuka aykırı gözaltı işlemi ile tutuklama uygulamaları, avukatlık bürolarında usule aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılması, savunma hakkının çekirdeğine dokunan bir eşiktir. Kanun koyucu büro ve konut aramasını sıkı güvencelere bağlamışken, bu güvencelerin aşındığı her işlem yalnızca avukata değil, yurttaşların savunma hakkına da dokunmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vermektedir. Bu bakımdan meslektaşlarımızın görevlerini baskıdan uzak biçimde yerine getirebilmeleri ve savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi için, avukatı müvekkiliyle özdeşleştiren anlayıştan uzaklaşılmasının, mevzuatımızdaki özel soruşturma usullerine riayet edilmesinin ve Avukatlık Mesleğinin Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ne taraf olunması gerekliliğinin altını önemle çizmek isterim.</p>

<p><strong>Avukata yönelen şiddet ise artık münferit olarak görülemeyecek bir yaygınlığa ulaşmıştır.</strong> Hemen her gün farklı illerden meslektaşlarımıza yönelen şiddet haberleri gelmektedir. Avukatlar anlaşmazlıkların tarafı olarak görülmekte, şiddete uğramakta ve hatta öldürülmektedir. Bu yıl, 28 Nisan'da Bursa'da Av. Hatice Kocaefe'yi hain bir saldırıda kaybettik. Keza 7 Ocak'ta Yalova'da bir kamu kurumunu temsil ederken görevi başında uğradığı silahlı saldırı sonucu genç meslektaşımız Av. Zekeriya Polat'ı yitirmiştik; huzurlarınızda kendilerini rahmetle anıyorum.</p>

<p>Bu sorunun çözümünde sonuç alınabilmesi, bireysel olarak verdiğimiz mücadelenin ötesinde, bütüncül politikaları gerektirmektedir. Avukata yönelen şiddetin, yurttaşların savunma hakkına ve yargının işleyişine de yöneldiği göz önüne alındığında, caydırıcı yaptırımlarla karşılanması ve önleyici mekanizmalara ilişkin olarak Adalet Bakanlığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz önerilerin sadece mesleki bir talep değil, doğrudan adalete erişimle ilgili olduğu da değerlendirilmeli, önerilerimiz gecikmeden hayata geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Konuşmamın bu noktasında biraz da savunmanın imkânlarından bahsetmek istiyorum. Çünkü bağımsızlık aynı zamanda mesleği yaşatacak ve onuruyla yapabilecek koşullara sahip olmayı da gerektirir. <strong>Avukatın ekonomik bağımsızlığı ve mesleki güvenceleri, savunma hakkının etkin kullanımını belirleyen asli unsurlardır.</strong></p>

<p>Hukuk fakültesi ve mezunu sayısındaki orantısız artışın yarattığı gerek nitelik gerekse nicelik sorununa dair son dönemde atılan adımları memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Birliğimizin ve Baroların önerileri, fikr-i takip konusundaki yaklaşımları, siyasi iradenin ise kararlı tutumu sonucunda, lisans düzeyindeki hukuk öğrenimi alanında büyük bir dönüşüm hatta "sessiz bir devrim" gerçekleşmiştir. 2022'den itibaren yeni bir hukuk fakültesi açılmamasıyla gösterilmeye başlanan irade; ikinci öğretimlerin, adalet meslek yüksekokullarının kapatılması ve Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'nın uygulanmasıyla devam etmiş; hukuk fakülteleri için başarı sıralamasının yüz bine yükseltilmesi ve kontenjanların önemli ölçüde sınırlandırılmasıyla gözle görülür sonuçlar üretmeye başlamıştır. Önceki yıllarda on altı binlerde seyreden hukuk fakültesi kontenjanları sekiz binler düzeyine indirilmiştir.</p>

<p>Bu tablo yalnızca avukatlık mesleğinin geleceği için değil, hukuk düzenimizin tamamı açısından olumlu etkiler yaratacaktır. Bunu önümüzdeki yıllarda daha da net göreceğimize inanıyoruz. Bu önemli adımlar nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve emek verenlere içtenlikle teşekkür etmeyi borç biliyoruz.</p>

<p>Öte yandan, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak elli bine yükseltilmesi ve hukuk fakülteleri için akreditasyon uygulamasının hayata geçirilmesi önerilerimizin de bir kez daha altını çizmek isteriz. Esasen, açıklanan sonuçlara göre devlet üniversiteleri bakımından hukuk fakültelerine yerleştirmede başarı sıralaması otuz binin üstünde kalmışken, vakıf üniversitelerindeki sıralama ise yüz bin olarak gerçekleşmiştir. Başarı sıralamasının elli bine yükseltilmesi, hakkaniyete aykırı bu görüntüyü giderecek, akreditasyon ise hukuk eğitimindeki niteliğin standart hâle gelmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte özellikle genç meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunların derinleştiğini ifade etmek durumundayım. Son dönem yürütülen ekonomi politikaları çerçevesinde genç girişimci prim muafiyetinin kaldırılması, ekonomik hiçbir güvencesi olmayan meslektaşlarımız bakımından son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu kapsamda meslektaşlarımızın mesleklerini bu mesleğin onuruna uygun şekilde icra edebilmeleri bakımından; prim muafiyetinin tekrar uygulamaya geçirilmesi, önleyici hukuk uygulamaları kapsamında iş alanlarının geliştirilmesi, zorunlu müdafi ve vekillere yapılacak ödemelerin verilen hizmetin niteliğine uygun şekilde belirlenmesi, staj dönemi için kamu desteği sağlanması, kamu avukatlarının haklı beklentileri çerçevesinde özlük haklarının iyileştirilmesi, bağlı çalışanlar için mesleğin niteliğine uygun bir ücret rejimi oluşturulması yönündeki, büyük çoğunluğu aynı zamanda Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde bir taahhüt olarak da yer alan taleplerimizin artık uygulamaya geçmesi yönündeki beklentimizi önemle belirtmek isterim.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Sözlerimin başında, çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın ortasında bulunduğumuzu ifade etmiştim. <strong>Bu ülkeyi çevresindeki acılardan ayıran, Cumhuriyet'in bize bıraktığı bir arada yaşama iradesi ve bu iradeyi hukukla güvence altına alan laik, demokratik düzendir. </strong>Romalı devlet adamı ve filozof Cicero, silahlar konuşurken hukukun sustuğunu söyler. Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir. Her alanda, herkes için ve eşit biçimde…</p>

<p>Adalet, insanlık tarihinin en eski arayışıdır. Bu uzun arayışın bizim kuşağımıza düşen kısmında nasıl bir iz bırakacağımızı ise bugün vereceğimiz kararlar belirleyecek. Gücün hukukla sınırlandığı, savunmanın özgür, yargının bağımsız, insan onurunun dokunulmaz kaldığı bir Türkiye, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız en büyük sorumluluktur.</p>

<p>Mahkeme salonlarımızın duvarına asırlardır nakşedilen; adaletin, mülkün yani devletin temeli olduğu sözü, özünde her duruşmada, her kararda, her gerekçede yeniden kurulması gereken bir ahittir. Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, henüz Kurtuluş Savaşı'nın ortasında, adliye siyasetinin gayesini <i>"halkı yormaksızın, süratle, isabetle, emniyetle adaleti dağıtmak</i>" olarak tarif etmiştir. Yüz yılı aşkın süre sonra bu kürsüde konuştuklarımız, o gayenin hâlâ ödenmeyi bekleyen kısmıdır ve ödenecektir; çünkü bu sözü ayakta tutan, hukukun üstünlüğüne bağlı yüz binlerce avukat, hâkim ve savcı bu ülkede görev başındadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesine ve adaletin gerçek sahibi yurttaşlarımıza olan borcumuzun bilinciyle, yeni adli yılın tüm yargı mensupları, adalet çalışanları ve aziz milletimiz için adalete doygun bir yıl olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-193.jpg" type="image/jpeg" length="19852"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44446"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vasiyetname Nasıl Hazırlanır? Geçerlilik Şartları ve İptali]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Medeni Kanunu’na göre 15 yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip her kişi vasiyetname düzenleyebilir; buna rağmen çoğu insan bu hakkını hiç kullanmadan hayatını sürdürüyor. Oysa doğru şekilde hazırlanmamış bir vasiyetname, ölümden sonra mirasçılar arasında yıllarca sürecek bir iptal davasına dönüşebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Vasiyetname Nedir, Kimler Düzenleyebilir?</strong></p>

<p>Vasiyetname, kişinin ölümünden sonra mal varlığının nasıl paylaşılacağını kendi iradesiyle belirlediği <strong>ölüme bağlı tasarruf</strong> belgesidir. Kanuni mirasçıların paylarını tamamen sıfırlamaz, ancak yasal payların üzerine çıkan kısımda serbestçe düzenleme yapma imkânı tanır.</p>

<p>Diyelim ki Bahçelievler’de yaşayan 68 yaşındaki bir emekli, üç çocuğundan birinin engelli olması nedeniyle ona ek bir pay bırakmak istiyor. Bu durumda vasiyetname, çocuklar arasındaki eşitliği bozmadan <strong>saklı pay sınırları içinde</strong> ek düzenleme yapmasına imkân tanır.</p>

<p><strong>Genel Eğilim</strong></p>

<p>TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye’de yaşlı nüfus oranı her geçen yıl artıyor; buna paralel olarak <strong>miras planlaması ve vasiyetname düzenleme talebi</strong> de son yıllarda giderek daha sık gündeme geliyor.</p>

<p><strong>Vasiyetname Türleri: Resmi, El Yazılı ve Sözlü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun üç farklı vasiyetname türü tanımlar ve her birinin geçerlilik koşulları birbirinden farklıdır. Hangi türü seçeceğiniz, güvenlik ihtiyacınıza ve o an bulunduğunuz koşullara göre değişir.</p>

<p>Örneğin acil bir sağlık durumunda hastanede bulunan bir kişi noter huzuruna çıkamayabilir; bu durumda kanun <strong>sözlü vasiyet</strong> imkânı tanır. Normal koşullarda ise resmi ya da el yazılı vasiyet çok daha güvenlidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Tür</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Nasıl Düzenlenir</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Resmi Vasiyetname</p>
   </td>
   <td>
   <p>Noter veya yetkili memur huzurunda, <strong>iki tanığın</strong> katılımıyla düzenlenir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>El Yazılı Vasiyetname</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tamamen kendi el yazınızla, <strong>tarih ve imza</strong> ile hazırlanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sözlü Vasiyet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca olağanüstü hallerde, <strong>iki tanığa</strong> beyanla yapılır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Vasiyetnamenin Geçerli Sayılması İçin Aranan Şartlar</strong></p>

<p>En sık karşılaşılan hata, el yazılı vasiyetnamenin bilgisayarda yazılıp altına sadece imza atılmasıdır. Oysa kanun, el yazılı vasiyetin <strong>baştan sona kendi el yazınızla</strong> yazılmasını, tarih atılmasını ve imzalanmasını şart koşar; daktilo veya bilgisayarla yazılan metin, altına imza atılsa bile geçersiz sayılır.</p>

<p>Bir başka örnek: Kadıköy’de yaşayan bir kişi, bilgisayarda hazırladığı metni yazdırıp imzaladı ve ölümünden sonra bu belge <strong>şekil şartı yokluğu</strong> nedeniyle mahkemece geçersiz kabul edildi. Bu tür hatalar, yıllar süren miras anlaşmazlıklarının en yaygın sebeplerinden biri.</p>

<p><strong>Resmi Vasiyetname Hazırlama Adımları</strong></p>

<p>1. Noter veya yetkili memura başvurun</p>

<p>2. İki güvenilir tanık belirleyin</p>

<p>3. İsteklerinizi sözlü veya yazılı olarak memura bildirin</p>

<p>4. Düzenlenen metni tanıklar huzurunda okuyup imzalayın</p>

<p>5. Vasiyetnamenin bir örneğini saklı bir yerde muhafaza edin</p>

<p><strong>Saklı Pay Kuralı: Herkesi Mirastan Çıkaramazsınız</strong></p>

<p>Vasiyetname özgürlüğü sınırsız değildir. Kanun, <strong>altsoy (çocuklar), ana-baba ve sağ kalan eş</strong> için saklı pay güvencesi tanır; bu kişilerin yasal miras payının belirli bir kısmına vasiyetnameyle bile dokunamazsınız.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Çocuklarınızın saklı payı, yasal miras payının <strong>yarısı</strong> kadardır. Tüm mal varlığınızı bir vakfa bırakmayı vasiyet etseniz bile çocuklarınız bu payı geri almak için tenkis davası açabilir.</p>

<p>Örneğin bir baba, tüm mal varlığını vasiyetnameyle bir hayır kurumuna bıraktı. Çocukları, kendilerine ait saklı payın ihlal edildiğini öne sürerek <strong>tenkis davası</strong> açtı ve mahkeme, saklı pay tutarının kendilerine iadesine karar verdi.</p>

<p><strong>Vasiyetname Nasıl İptal Edilir? İptal Davası Süreci</strong></p>

<p>Bir vasiyetnamenin iptali için mahkemeye başvurulması gerekir; kağıdı yırtmak ya da yok saymak hukuken yeterli değildir. İptal sebepleri arasında <strong>düzenleme sırasında ehliyetsizlik, irade sakatlığı (hile, tehdit), şekil şartlarına uyulmaması</strong> ve içeriğin hukuka veya ahlaka aykırı olması sayılabilir.</p>

<p>Şöyle bir durum düşünün: Bir mirasçı, babasının vefatından sonra ortaya çıkan el yazılı vasiyetnamedeki imzanın <strong>babasına ait olmadığından</strong> şüpheleniyor. Bu durumda bilirkişi incelemesi talep ederek vasiyetnamenin iptalini dava edebilir.</p>

<p>Kanun, iptal davası için süre sınırı da koyar: davacının vasiyetnameyi ve iptal sebebini öğrendiği tarihten itibaren <strong>1 yıl</strong>, her hâlde vasiyetnamenin açılmasından itibaren <strong>10 yıl</strong> içinde dava açılmalıdır. Bu süreler geçtikten sonra iptal hakkı düşer.</p>

<p><strong>Vasiyetnameyi Güvenceye Almanın Yolları</strong></p>

<p>Hazırlanan bir vasiyetname, saklandığı yerde kaybolur ya da kimse tarafından bulunamazsa hiçbir işe yaramaz. Bu yüzden resmi vasiyetnamenizi noterde <strong>Vasiyetname Sicili</strong>‘ne kaydettirmek, ölümünüzden sonra belgenin bulunmasını garanti altına alır.</p>

<p>Peki ama el yazılı vasiyetnameyi evde bir çekmecede saklamak yeterli mi? Pratikte hayır, güvenilir bir yakınınıza, avukatınıza ya da noter tevdi sistemine bırakmak, belgenin kaybolma veya kasten yok edilme riskini büyük ölçüde azaltır.</p>

<p><strong>Resmi ve el yazılı vasiyetname arasındaki temel fark nedir?</strong></p>

<p>Resmi vasiyetname noter huzurunda ve tanıklarla düzenlenirken, el yazılı vasiyetname tanık gerektirmez ancak tamamen kendi el yazınızla yazılmış olmalıdır.</p>

<p><strong>Vasiyetnamemi istediğim zaman değiştirebilir miyim?</strong></p>

<p>Evet, vasiyetname yaşarken her zaman değiştirilebilir veya iptal edilebilir; en son tarihli ve geçerli olan vasiyetname esas alınır.</p>

<p><strong>Vasiyetname olmadan miras nasıl paylaşılır?</strong></p>

<p>Vasiyetname yoksa mal varlığı, Türk Medeni Kanunu’ndaki yasal mirasçılık sırasına ve oranlarına göre paylaşılır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/imza-vasiyetname.jpg" type="image/jpeg" length="63519"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TANIK VE MAĞDUR BEYANLARININ DELİL DEĞERİ: YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri, sanığın aleyhine yalnızca tek bir tanık veya mağdur beyanının bulunduğu hâllerde mahkûmiyet kararı verilip verilemeyeceğidir.</p>

<p>Uygulamada bu konuda iki farklı ve birbirine zıt kabulün bulunduğu görülmektedir. Bir görüşe göre tek bir kişinin anlatımıyla mahkûmiyet kararı verilemez. Diğer görüş ise özellikle mağdurun sanığı açıkça suçladığı durumlarda bu beyanın mahkûmiyet için yeterli olduğu yönündedir.</p>

<p>Kanaatimizce her iki yaklaşım da ceza muhakemesinin ispat sistemini tam olarak karşılamamaktadır. Çünkü ceza yargılamasında belirleyici olan, sanık aleyhine beyanda bulunan kişilerin sayısı değil, ileri sürülen delilin ispat gücüdür. Tek bir tanığın anlatımı bazı durumlarda mahkûmiyet için yeterli olabilirken, birden fazla tanığın bulunduğu başka bir dosyada beraat kararı verilmesi mümkündür.</p>

<p>Asıl mesele; tanık veya mağdur anlatımının güvenilir olup olmadığı, kendi içinde ve dosya kapsamıyla çelişip çelişmediği ve sonuç itibarıyla sanığın üzerine atılı suçun her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispat edilip edilmediğidir.</p>

<p><strong>Tek Bir Tanık Bir Davanın Sonucunu Değiştirebilir mi?</strong></p>

<p>Bu konunun uygulamadaki önemini göstermesi bakımından, ağır ceza mahkemesinde görülen bir kasten öldürme davası dikkat çekicidir.</p>

<p>Dava dosyasına göre sanık ile maktul arasında olaydan önce ciddi bir tartışma yaşanmış, sanık tartışma sırasında maktule “Bunun hesabını sana soracağım.” şeklinde sözler söylemiştir.</p>

<p>İddiaya göre olay gecesi cinayetin gerçekleştirileceği bölgedeki sokak aydınlatmaları devre dışı bırakılmış ve karanlıktan yararlanılarak maktul silahla öldürülmüştür.</p>

<p>Olay yeri karanlıktır. Eylem kısa sürede gerçekleştirilmiştir. Sanık mümkün olduğunca iz bırakmamaya çalışmıştır. Ancak olayın bir tanığı vardır.</p>

<p>Tanık soruşturma aşamasında ayrıntılı beyanda bulunmuş, sanığı teşhis etmiş ve anlatımı dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme de tanık anlatımını soyut ve tek başına bir suçlama olarak kabul etmemiş; olayın meydana geliş biçimi, taraflar arasındaki önceki husumet, sanığın olay öncesindeki sözleri ve dosyada bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta sanığın tasarlayarak kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş, hüküm Yargıtay tarafından da onanmıştır.</p>

<p>Bu örnekte mahkûmiyetin nedeni dosyada “bir tanığın bulunması” değildir. Belirleyici olan, tanığın anlatımının güvenilir bulunması ve bu anlatımın dosyanın bütünüyle örtüşmesidir.</p>

<p>Dolayısıyla tartışılması gereken husus, tanığın sayısından ziyade beyanının delil değeridir.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesinde Deliller Arasında Önceden Belirlenmiş Bir Üstünlük Yoktur</strong></p>

<p>Türk ceza muhakemesi sistemi, delil serbestisi ve vicdani delil sistemi esasına dayanmaktadır.</p>

<p>Tanık beyanı, mağdur anlatımı, kamera görüntüsü, HTS kayıtları, DNA incelemesi, parmak izi veya bilirkişi raporu gibi delillerden herhangi biri, sırf niteliği itibarıyla diğerinden üstün değildir.</p>

<p>Hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delilleri bir bütün hâlinde değerlendirerek vicdani kanaatine ulaşır.</p>

<p>Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, “vicdani kanaat” kavramının hâkime sınırsız bir takdir yetkisi vermediğidir. Vicdani kanaat, kişisel sezgiye veya soyut değerlendirmelere değil, duruşmada ortaya konulan ve tartışılan somut delillere dayanmalıdır.</p>

<p>Anayasa'nın 141. maddesinde bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğinin kabul edilmiş olması da bunun doğal sonucudur.</p>

<p>Mahkeme; hangi tanığın anlatımını neden güvenilir bulduğunu, hangi beyana neden itibar etmediğini ve mahkûmiyet sonucuna hangi delillerden hareketle ulaştığını denetime elverişli biçimde ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde önemli olan delilin adı veya sayısı değil, somut olay bakımından taşıdığı ispat gücüdür.</p>

<p><strong>Tek Tanıkla Mahkûmiyet Mümkün müdür?</strong></p>

<p>Tek tanığın bulunması, tek başına mahkûmiyet kararı verilmesine engel değildir.</p>

<p>Ancak buradan, tek tanığın her durumda mahkûmiyet için yeterli olduğu sonucu da çıkarılmamalıdır.</p>

<p>Tanığın olayı gerçekten görüp görmediği, anlatımının kendi içinde tutarlı olup olmadığı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanları arasında önemli farklılıkların bulunup bulunmadığı, anlatımının diğer delillerle çelişip çelişmediği ve mümkün olduğu ölçüde objektif bulgular tarafından desteklenip desteklenmediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2013/31341 Esas, 2015/39400 Karar sayılı ilamına konu olay bu bakımdan önemlidir.</p>

<p>Söz konusu dosyada tanığın önceki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımı arasındaki farklılık mahkeme huzurunda açıklattırılmış; yapılan değerlendirme sonucunda tanığın duruşmadaki anlatımı güvenilir bulunmuş ve mahkûmiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla “Dosyada tek tanık varsa mahkûmiyet olmaz.” şeklinde genel bir kuraldan söz etmek mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Tek Tanık Beyanının Mahkûmiyet İçin Yeterli Olmadığı Hâller</strong></p>

<p>Tanık anlatımının kendi içinde ciddi çelişkiler taşıması, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında önemli ölçüde değişmesi veya dosyadaki objektif delillerle doğrulanmaması hâlinde ise durum farklıdır.</p>

<p>Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2015/6254 Esas, 2017/9635 Karar sayılı ilamına konu olayda, olayın tek tanığının soruşturma aşamasındaki anlatımı ile kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında önemli çelişkiler bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>Tanık, kollukta sanığa ait olduğunu söylediği araç plakasını daha sonra kendisinin vermediğini ve ifadesini okumadan imzaladığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Yargıtay, bu çelişkili anlatım dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut bir delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Burada sorun tanığın “tek” olması değildir. Sorun, beyanın güvenilirliğinin ortadan kalkmış olmasıdır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2018/4109 Esas, 2018/13431 Karar sayılı ilamında da sanıkların mahkûmiyetinin yalnızca çelişkili tanık anlatımlarına dayandırılması ve bu anlatımları doğrulayan başka kesin ve inandırıcı delillerin bulunmaması hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p>Aynı Dairenin 2017/23037 Esas, 2018/6720 Karar sayılı kararında ise mağdur ve tanık anlatımlarının birbiriyle çelişmesi, sanığın savunmaları ve silahın ele geçirilememesi birlikte değerlendirilmiş; mahkûmiyete yeterli kesin delil bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2016/9962 Esas, 2020/5778 Karar sayılı ilamında da mağdure ile tanıkların anlatımları arasındaki çelişkiler, doktor raporları ve dosyanın bütünü dikkate alınarak mahkûmiyet için gerekli ispat seviyesine ulaşılamadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar göstermektedir ki Yargıtay bakımından belirleyici ölçüt tanık sayısı değildir. Tanığın anlatımının güvenilirliği, tutarlılığı ve dosyanın diğer delilleriyle uyumu önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “Tek tanık varsa mahkûmiyet olmaz.” şeklindeki kabul ne kadar yanlışsa, “Tek tanık suçladıysa mahkûmiyet gerekir.” şeklindeki yaklaşım da aynı ölçüde isabetsizdir.</p>

<p><strong>Mağdur Beyanı ile Tanık Beyanı Aynı Şekilde mi Değerlendirilir?</strong></p>

<p>Tanık beyanı ile mağdur beyanının birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Tanık, kural olarak uyuşmazlığın dışında bulunan ve olaya ilişkin gözlemlerini aktaran üçüncü kişidir. Mağdur ise suç teşkil ettiği ileri sürülen fiilin doğrudan muhatabıdır.</p>

<p>Bu nedenle mağdur anlatımı değerlendirilirken suçun niteliği, olayın gerçekleşme koşulları, olayın mağdur üzerindeki etkileri, beyanların kendi içinde tutarlı olup olmadığı, zaman içerisinde değişip değişmediği, taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı ve anlatımın diğer delillerle desteklenip desteklenmediği önem taşır.</p>

<p>Özellikle cinsel suçlar, aile içi şiddet ve niteliği gereği üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleştirilen bazı suçlarda mağdur beyanı, dosyanın en önemli delili hâline gelebilir. Ancak bu özellik, mağdurun her anlatımının peşinen doğru kabul edilmesini gerektirmez.</p>

<p>Ceza muhakemesinde sanığın inkârı nasıl tek başına beraat sonucunu doğurmuyorsa, mağdurun suçlayıcı beyanı da yalnızca mağdur sıfatı nedeniyle otomatik olarak mahkûmiyet sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p>Mağdur beyanı da diğer deliller gibi güvenilirlik ve ispat gücü bakımından değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Çelişkili Mağdur Beyanı Mahkûmiyet İçin Yeterli midir?</strong></p>

<p>Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2015/12 Esas, 2015/19351 Karar sayılı ilamı bu konuda önemli bir örnektir. Karara konu olayda sanık, soruşturma ve kovuşturmanın bütün aşamalarında isnat edilen suçu istikrarlı biçimde inkâr etmiştir. Buna karşılık mağdurun anlatımları arasında önemli çelişkiler bulunduğu gibi, mağdur hakkında düzenlenen adli raporda herhangi bir darp veya cebir izine rastlanmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, çelişkili mağdur beyanı dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Bu yaklaşımın benzerini Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2014/15123 Esas, 2014/35302 Karar sayılı ilamında da görmek mümkündür. Bu dosyada sanık ile mağdur arasında devam eden boşanma davası nedeniyle husumet bulunmaktadır. Yargıtay; mağdurun beyanlarındaki çelişkileri, adli raporda yaralanmanın eski tarihli olduğunun belirtilmesini ve taraflar arasındaki husumeti birlikte değerlendirerek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Burada ayrıca bir hususun altını çizmek gerekir: Taraflar arasında husumet bulunması, mağdurun beyanını kendiliğinden değersiz hâle getirmez. Ancak böyle bir durum, beyanın diğer delillerle birlikte daha dikkatli değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2013/2293 Esas, 2014/12460 Karar sayılı ilamında da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden mağdurun çelişkili anlatımı dışında sanığın suçluluğunu gösteren başka kesin delil bulunmadığından mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Benzer şekilde Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2014/2148 Esas, 2019/2369 Karar sayılı ilamında, mağdurun çelişkili beyanı dışında sanığın alkollü içecek sattığını gösteren, kuşku sınırlarını aşan başka bir delil bulunmaması karşısında mahkûmiyet kararı isabetli görülmemiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere sorun, mağdur beyanının tek başına bulunması değildir. Asıl mesele, bu beyanın mahkûmiyet için gerekli ispat seviyesine ulaşıp ulaşmadığıdır.</p>

<p><strong>Beyanın Değerlendirilmesinde Hangi Ölçütler Esas Alınmalıdır?</strong></p>

<p>Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, tanık veya mağdur anlatımının delil değeri belirlenirken bazı ortak ölçütlerin öne çıktığı görülmektedir.</p>

<p>Beyanın öncelikle kendi içinde tutarlı olması gerekir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki anlatımlar arasında esaslı farklılıklar varsa bunların nedeni araştırılmalıdır.</p>

<p>Anlatımın olayın oluş biçimi, akla ve mantığa uygun olup olmadığı , dosyadaki diğer delillerle uyumu da önemlidir. Beyanı destekleyen kamera görüntüsü, adli rapor, HTS kaydı, kriminal inceleme veya başka objektif delillerin bulunması, kuşkusuz beyanın ispat gücünü artıracaktır.</p>

<p>Bununla birlikte her olayda mutlaka maddi bir destek delili bulunması gerektiği şeklinde genel bir kural koymak da doğru değildir. Değerlendirme, somut olayın özelliklerine ve dosyanın bütününe göre yapılmalıdır.</p>

<p>Nihayetinde cevaplanması gereken soru şudur: Tanık veya mağdurun anlatımı, dosyadaki diğer deliller ve sanığın savunmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suçu işlediği konusunda her türlü makul şüphe ortadan kalkmış mıdır?</p>

<p>Mahkûmiyet açısından esas ölçüt budur.</p>

<p><strong>Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Bakımından Değerlendirme</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin amacı, sanık hakkında ileri sürülen suç isnadını doğrulamaya çalışmak değildir. Amaç, hukuka uygun şekilde elde edilen deliller vasıtasıyla maddi gerçeğe ulaşmaktır.</p>

<p>Bu nedenle mahkûmiyet kararı ihtimale, kuvvetli şüpheye veya bir anlatımın diğerine tercih edilmesine ilişkin soyut kanaate dayandırılamaz.</p>

<p>Bir kimsenin suç işlemiş olabileceğinin düşünülmesi ile o kişinin suçu işlediğinin ceza mahkûmiyetini gerektirecek kesinlikte ispatlanması birbirinden farklıdır.</p>

<p>“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi tam da bu noktada önem kazanır.</p>

<p>Tanık veya mağdur beyanındaki önemli çelişkiler giderilemiyor, anlatım dosyanın diğer delilleriyle doğrulanmıyor ve suçun sanık tarafından işlendiği hususunda makul bir şüphe devam ediyorsa mahkûmiyet kararı verilmemelidir.</p>

<p>Buna karşılık tek bir tanığın veya mağdurun bulunması da sırf sayısal nedenle beraat sonucunu doğurmaz. Güvenilir, tutarlı ve dosyanın bütünüyle örtüşen bir anlatımın somut olayın özelliklerine göre mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkündür.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında tanık ve mağdur beyanı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında son derece önemli delil kaynaklarıdır. Ancak hiçbir beyan, yalnızca beyan sahibinin sıfatı nedeniyle mutlak doğru veya tartışılmaz kabul edilemez.</p>

<p>Yargıtay kararlarından çıkan sonuç da bu yöndedir.</p>

<p>Tek bir tanığın bulunması mahkûmiyete engel olmadığı gibi, tek bir tanığın sanığı suçlaması da mahkûmiyet için kendiliğinden yeterli değildir. Aynı esas mağdur beyanı bakımından da geçerlidir.</p>

<p>Belirleyici olan sayı değil, ispat gücüdür.</p>

<p>Tanık veya mağdur anlatımının kendi içinde tutarlı olması, aşamalar boyunca esaslı şekilde değişmemesi, olayın oluş biçimiyle uyum göstermesi ve dosyanın bütünü içerisinde güvenilir bulunması hâlinde mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkündür.</p>

<p>Buna karşılık ciddi çelişkiler içeren, güvenilirliği konusunda tereddüt oluşturan ve dosyanın diğer delilleriyle bağdaşmayan bir anlatıma dayanılarak mahkûmiyet kurulması, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak ceza yargılamasında doğru soru, “Kaç tanık var?” veya “Mağdur sanığı suçluyor mu?” değildir.</p>

<p>Doğru soru şudur: <strong>Mevcut deliller, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlıyor mu?</strong></p>

<p>Mahkûmiyet ile beraat arasındaki sınır, esas itibarıyla bu soruya verilecek cevapta ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazii-dava.jpg" type="image/jpeg" length="36606"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/2692 E., 2015/2487 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.11.2015 tarihli, 2015/2692 E., 2015/2487 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2015/2692 E., 2015/2487 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mah. Sıf.)</p>

<p>Taraflar arasındaki “ayıplı malın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kabulüne dair verilen 10.05.2011 gün ve 2010/559 E. 2011/485 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 06.02.2012 gün ve 2011/17613 E. 2012/2069 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...Davacı, davaya konu aracı davalı ... ... A.Ş.' den 18.06.2005 tarihinde 32.200 TL bedelle sıfır km olarak satın aldığını, beş yıl kullandıktan sonra arkadaşına satmak üzere serviste boya kontrolü yaptırdığında aracın ön kaput, çamurluk ve sol kapısının boyalı olduğunu öğrendiğini, aracı ile hiçbir kaza yapmadığını ve düzenli olarak kasko yaptırdığını, kasko hasarsızlık indiriminden de faydalandığını, aracın kendisine ayıplı olarak satılmış olduğunu ileri sürerek; araç bedeli olan 32.300 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işlemiş ticari faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.</p>

<p>Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2-Davacı, dava konusu aracı davalı ... ... A.Ş.' den satın aldığını ve beş yıl boyunca kullandığını, aracın kendisine satışı esnasında mevcut boyaya ilişkin ayıbı aracın üçüncü kişiye satışı öncesi servis kontrolünde yapılan teknik inceleme sonucu öğrendiğini belirterek aracın iadesi ile araç için ödemiş olduğu bedelin davalı taraflardan tahsilini talep etmiştir.<br />
4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesi hükmü gereğince tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece araç üzerinde yapılan teknik incelemeye dayalı olarak alınan bilirkişi raporunda aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. Aracın boyasının teknik inceleme sonucu ayıplı olduğu sabit olmakla birlikte davacı aracı 18.06.2005 tarihinde satın almış ve dava tarihine kadar geçen yaklaşık 5 yıllık sürede kullanmaya devam etmiştir. Aracın boyası dışında araçtan yararlanmaya engel her hangi bir ayıbının bulunmadığı, aracın boyasındaki mevcut ayıbın ise aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımadığı ancak aracın değerini etkileyen bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında, anılan yasa hükmü uyarınca araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilince davalılardan Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.’nin Gaziantep bayii olan diğer davalı ... Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.’den toplam 32.300,00 TL bedelle Ford T. Connect Kombi K210S 1.8 TDDİ marka / Tip araç satın alındığını, aracın 18.06.2005 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilince yaklaşık 5 yıl süreyle kullanılan aracın müvekkilinin bir arkadaşı tarafından satın alınmak istemesi üzerine, 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonucunda aracın sağ ön çamurluğu, ön motor kaputu ve sol arka kapının boyalı olduğunun ve bu üç parçadaki likron (boya kalınlığı) oranının olması gereken ölçülerde bulunmadığının belirlendiğini, aracı aldığı günden beri hiçbir kaza yapmayan, her yıl düzenli olarak aracı servise götürüp, kasko yaptıran ve hasarsızlık indiriminden faydalanan müvekkilinin bu durum karşısında şoke olduğunu, müvekkilince her iki davalıya 16.04.2010 tarihinde Bingöl 1. Noterliği kanalıyla, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin haklarını kullandığına ilişkin ihtarın gönderildiğini, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunu ileri sürerek, araç için ödenen 32.300,00 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte ve 5.000,00 TL manevi tazminatın ihtar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili, aracın teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava konusu araçta üretimden kaynaklanan bir ayıbın bulunmadığını, bedel iadesine yönelik talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, manevi tazminat talebinin kabul edilemeyeceğini, ayıplı olduğu iddia edilen malın iade edilmeden faize hak kazanılamayacağını, davacı tarafın araçtan elde ettiği faydayı iade etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, dava konusu araç üzerindeki boyaların orijinal olmadığı, bu durumun sadece ehil kimseler tarafından tespit edilebileceği belirtilmekle araçtaki ayıbın gizli ayıp olduğu ve bu husus ağır kusur olmakla davalıların zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı, manevi tazminat talebine ilişkin eksik harcın süresi içerisinde tamamlanmadığından bahisle davanın kabulü ile 32.300,00 TL'nin davalı ... San. A.Ş. açısından temerrüt tarihi olan 20.05.2010, davalı ... Oto San. ve Tic. A.Ş. yönünden ise temerrüt tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, ayıplı olan aracın davalı şirketlere iadesine, manevi tazminat talebi yönünden açılan davanın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına dair verilen karar, davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.<br />
Mahkemece; önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davalılar vekili temyize getirmiştir.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davaya konu aracın trafik kaydında aracın kullanım amacının hususi olmakla birlikte kullanım şeklinin yük nakli olduğu ve araca ilişkin olarak maksimum ticari kasko sigorta poliçesinin düzenlendiği görülmekle davaya konu aracın ticari araç olup olmadığı ile varılacak sonuca göre tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığı hususu önsorun olarak tartışılmış, davaya konu aracın ticari araç olmadığı ve bu nedenle tüketici mahkemesinin görevli olduğu oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre, tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketici satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir.<br />
Ayıplı hizmet, sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetlerdir.</p>

<p>Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 4 üncü maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:</p>

<p>Davacı tarafça satın alınan dava konusu araç, 18.06.2005 tarihinde davacıya teslim edilmiş, beş yıl süreyle kullanılan aracın davacı tarafça satılmak istenilmesi nedeniyle 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonunda, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davaya konu aracın ayıplı olduğu yapılan bu teknik inceleme sonucu kesinleşmiş de olsa davacı tarafından aracın satın alınma tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık beş yıl süre ile kullanılmaya devam edilmiş olması ile araçta tespit edilen ayıbın aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımaması dikkate alındığında bu ayıbın sadece aracın değerini etkileyen bir husus olduğu, sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce dava konusu araçta tespit edilen boya kalınlığının basit bir ayıp olmadığı bu nedenle ayıbın giderilmesi için aracın iadesinin istenilmesinin uygun olacağı ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.</p>

<p>O halde, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 06.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="38439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/4913 E., 2023/4690 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.09.2023 tarihli, 2022/4913 E., 2023/4690 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/4913 E., 2023/4690 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/472 Esas, 2022/367 Karar<br />
HÜKÜM : Karar verilmesine yer olmadığına</p>

<p>Taraflar arasındaki ayıplı malın misliyle değiştirilmesi, alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 27.02.2014 tarihinde davalı Ermat... A.Ş.’den 2014 model Renault marka kamyoneti satın aldığını, aracın ithalatçısının davalı Mais...A.Ş. olduğunu, aracın teslim alındıktan iki gün sonra arızalandığını, yetkili servise müracat edilmesine rağmen sorunun giderilemediğini ve arızanın tekrarlandığını, araçtaki arızanın imalat hatasından kaynaklandığını ileri sürerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini, bu talep mahkemece kabul görülmezse araç bedelinin aracın satın alındığı tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, bu talepleri de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı Ermat Motorlu Araçlar Ve Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından satış sonrası davacı araç sahibi mağdur edilmeksizin bakım ve onarım hizmeti verilerek, işlemler süresince davacıya ücretsiz ikame araç tahsis edildiğini, davacının, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep hakkı bulunmadığını, bedel iadesi talepli davada faize hükmedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2.Davalı Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu araç üzerinde Akbank A.Ş. lehine rehin şerhi bulunduğundan aracın hukuki ayıplı olduğunu, işbu davanın ikame edilemeyeceğini, davacının ihbar ve muayene yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen Karar<br />
Mahkemece 31.05.2016 tarih, 2014/1300 E. ve 2016/541 K. sayılı kararı ile dava konusu aracın 27.02.2014 tarihinde davalı Ermat....A.Ş.'den davacı tarafından satın alındığı, aracın 12.03.2014 tarihinde "egzos enjeksiyon arıza ikaz veriyor" şikayetiyle servise götürüldüğü, garanti kapsamında araçta gerekli kontrollerin yapıldığı, 29.03.2014, 05.04.2014, 13.08.2014 ve 14.11.2014 tarihlerinde aynı şikayetlerle servise götürüldüğü, arızasının giderilemediği, arızanın kullanım hatasından kaynaklanmadığı, gizli ayıp olduğu ve tam olarak tespitinin yapılamadığı, arızanın devam etmesinin araçtan beklenen faydayı azaltacağı ve davacının ekonomik kaybına neden olacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu aracın davalılara iadesine, aracın teslim tarihindeki sıfır kilometre misliyle değiştirilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairenin (Kapatılan 19. Hukuk Dairesi) 21.06.2018 tarih, 2016/18669 E. ve 2018/3476 K. sayılı kararıyla davalıların sair temyiz itirazlarının reddi ile uyuşmazlık konusu araçta dava dışı Akbank A.Ş.’nin rehni bulunduğu, aracın imalat hatalı olduğu anlaşıldığından davacının aracı rehinden ari olarak veya üzerinde başka sınırlamalar var ise bunlardan arındırılmış ve ayrıca hasarsız olarak iadesi gerektiği, rehin alacaklısının davaya açık ve şartsız muvafakatı gerekirken dava dışı Akbank'ın şartlı muvafakatta bulunduğu, bu muvafakat geçerli olmadığından Mahkemece bu yön gözetilerek bir karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Akbank A.Ş.'nin açılan davaya kayıtsız ve şartsız muvafakat edildiğini bildirdiği, yargılama sırasında davacı tarafından davaya konu aracın 3 üncü bir şahsa satılarak devredildiği, aracın dava dışı 3 üncü şahsa satılmış olması nedeniyle davacının seçimlik haklarından semenin tenzili seçimlik hakkının kullanıldığının beyan edildiği, her iki davalı vekilince davacı tarafın seçimlik hakkını değiştirmesine muvafakat edilmediğinin bildirildiği, davacı yanın daha önce dava konusu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde talebini kullandığı, seçimlik hakkının aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde kullanılmakla tüketildiği, bu nedenle davacının bu kez talebini semenin tenzili yönünde kullanamayacağı, dava konusu aracın dava devam ederken dava dışı 3 üncü şahsa devredilmiş olması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle dava konusu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönündeki talep açısından davacının haklı konumda olduğu, davalılar yararına bu kapsamda yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmeyeceği gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın uzun sürmesi, aracın yerinde bekleyerek hasar görmesi, işler hale gelmemesi nedeniyle doğal olarak hasarlandığını, aracın depoda durarak daha fazla hasarlanmasını önlemek amacıyla aracın düşük bedelle satıldığı, aracın ayıplı hali ile düşük bedelle satılması sebebiyle satılan mal başkasına temlik edilmiş ise alıcının ayıp sebebiyle malın aynı misli ile değiştirilmesini değil ancak semenin tenzilini isteyebileceğini, bu nedenle dava dilekçesinde geçen seçimlik haklarından semenin tenzili seçimlik hakkını kullanma yönünde mahkemeye beyanda bulunulduğunu, davacıya semenin tenziline hasredip etmeyeceği sorulduktan sonra sonuca göre hüküm kurulması gerektiğini, aracın ayıplı olduğunun bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, dolayısıyla bilirkişi tarafından hesaplanan semenin tenziline karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, dava konusu ayıplı olduğu iddia edilen aracın öncelikle ayıpsız misli ile değiştirilmesi, olmadığı takdirde sözleşmenin feshi ile bedel iadesi, bu talep de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 ve 228 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Dava, davalılar tarafından ithal edilen ve satışı yapılan aracın ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, olmadığı taktirde aracın iadesi ile bedelinin tahsili, bu talepleri de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>2. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar tarafından temyizi üzerine Dairenin (Kapatılan 19. Hukuk Dairesi) 21.06.2018 tarih, 2016/18669 E. - 2018/3476 K. sayılı ilamı ile araç üzerinde rehin bulunması sebebiyle rehin alacaklısının davaya açık ve şartsız muvafakatinin bulunması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozmaya uyulmuştur.</p>

<p>3. Bozma sonrası davacı vekilince, yargılama sırasında aracın müvekkili tarafından satıldığını, davaya bedel indirimi olarak devam edilmesini talep etmiş, mahkemece, davacı tarafın daha önce aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde seçimlik hakkını kullandığı, seçimlik hakkının aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde kullanılarak tüketildiği, bu nedenle davacının bu kez talebini semenin tenzili yönünde kullanamayacağı gerekçesiyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>4. 6098 sayılı Kanunu’nun 228 inci maddesinin ikinci fıkrası "Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir" hükmü gereğince satılan mal başkasına temlik edilmiş ise alıcı ayıp nedeniyle bedel iadesini değil, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir. Somut olayda, davacı 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesi uyarınca terditli olarak talepte bulunmuş, yargılama sırasında da dava konusu aracı 3 üncü bir şahsa satmış ve yargılamaya ayıp oranında bedel indirimi olarak devam edilmesini istemiştir. Bu durumda, davacının malı ayıp nedeniyle eksik bedel ile sattığı kabul edilerek, mahkemece, gerekli araştırma ve inceleme yapılarak, ayıp nedeniyle satıma konu aracın değerinde azalma olup olmadığı, var ise ne miktarda azalma olduğu tespit ettirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülerek kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 06.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="38969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1626 E., 2025/1923 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2025 tarihli, 2024/1626 E., 2025/1923 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1626 E., 2025/1923 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/554 Esas, 2023/1191 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın kabulü<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)<br />
SAYISI : 2018/47 E., 2019/351 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 18.03.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıdan 98.000,00 euro karşılığı araç satın aldığını, müvekkili tarafından satın alınan söz konusu aracın değişik zamanlarda aynı arızayı defalarca verdiğini ve söz konusu arızanın giderilmediğini, satın alınan aracın verdiği arıza nedeniyle garanti kapsamında olduğunu, araçta meydana gelen ve servis bölümü tarafından giderilemeyen arızanın söz konusu aracın kusurlu bir şekilde satıldığını gösterdiğini, konu ile ilgili olarak yapılan tespit ve bilirkişi raporuna istinaden dava konusu aracın muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal niteliğinde olduğu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla söz konusu aracın bedeli olan 98.000,00 euronun 07.03.2016 tarihinden itibaren dövize uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, davacının ayıp olarak nitelendirdiği hususların kullanım hatasından ve müşteri memnuniyetsizliğinden kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davaya konu aracın değişik sorunlar nedeniyle servise gittiği, turbo arızası ve hızlanma sorunu nedeniyle iki kez servise gitmesine karşın söz konusu sorunun giderilmediğinin 30.04.2019 tarihli bilirkişi raporu ile belirlendiği, turbo arızası ve hızlanma sorununun sürücü güvenliğini tehlikeye düşürür mahiyette olduğu ve kullanıcı kaynaklı olmadığı, bu nedenle aracın ayıplı olduğunun kabulü ile satıcının söz konusu ayıp nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 219/2 hükmü gereğince sorumlu tutulması gerektiği, her ne kadar söz konusu arıza nedeniyle araçta değer kaybı olmasa dahi, aynı arıza için iki kez servise gidilmesine karşın arızanın halen devam etmesi nedeniyle, alıcının araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı, söz konusu arızanın sürücü güvenliğini de tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle davacının TBK'nın 227. maddesi kapsamında kullandığı seçimlik hakkı olan sözleşmeden dönme hakkı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu araçta meydana gelen arızaların ayıp nitelediğinde olduğu, ayıbın oluşumunda kullanıcı hatası değil üretim hatası bulunduğu, arızanın kullanılmaya başlandıktan sonra zamanla ortaya çıkması ve satın alınırken uzman olmayan bir kişi tarafından gözle veya basit bir muayene ile tespit edilmesi mümkün olmadığı için davacının mevcut ayıbı aracı alırken fark edemeyeceği, dolayısıyla araçta mevcut olan ayıbın gizli ayıp niteliği taşıdığı, davacının ayıba katlanmasının beklenemeyeceği, ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmediği, davacının servise hemen onarım talebiyle başvurarak davalı tarafa ayıbı bildirdiği, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, ancak duruşma açılarak yargılama yapıldığından esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, 98.000,00 euro araç satış bedelinin, davalıya aracın teslim tarihinden itibaren Devlet bankalarının euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, ayıplı mal satışı nedeniyle bedel iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI.SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 18.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="19796"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32466"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55462"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45221"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="89062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="57718"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="98861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="86573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="78104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="98646"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="24600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="83098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="54569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="85643"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
