<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 06 Jul 2026 16:37:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaya geçidinde otomobilin çarptığı genç avukat hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin’in Erdemli ilçesinde akşam saatlerinde meydana gelen feci trafik kazası, hukuk camiasını ve kenti yasa boğdu. Erdemli Devlet Hastanesi civarında yolun karşısına geçmek üzere yaya geçidini kullanan Mersin Barosu'na kayıtlı 24 yaşındaki avukat Tuğçe Şen, bir otomobilin çarpması sonucu kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaza, dün akşam saatlerinde Mersin-Antalya D-400 kara yolu Erdemli Devlet Hastanesi yakınlarında meydana geldi. U.D. yönetimindeki 27 AOU 439 plakalı otomobil, yaya geçidinden karşıya geçmek isteyen Avukat Tuğçe Şen'e çarptı. Çarpmanın etkisiyle aileden 3 kişi yaralanırken, ihbar üzerine olay yerine sevk edilen sağlık ekiplerinin ilk müdahalesinin ardından yaralılar hızla hastaneye sevk edildi.</p>

<p><strong>Genç Avukat Tuğçe Şen Kurtarılamadı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kazada ağır yaralanan ve Mersin Barosu üyesi avukat olduğu öğrenilen Tuğçe Şen, kaldırıldığı hastanede doktorların tüm müdahalelerine rağmen kurtarılamayarak genç yaşta hayata gözlerini yumdu. Kazada yaralanan ailenin diğer üyelerinin ise hastanedeki tedavilerinin devam ettiği bildirildi.</p>

<p><strong>Mersin Barosu'ndan Taziye ve Cenaze Duyurusu</strong></p>

<p>Acı haberin ardından Mersin Barosu bir açıklama yayımlayarak derin üzüntülerini paylaştı. Baro tarafından yapılan açıklamada, meslektaşları Avukat Tuğçe Şen’in vefatından dolayı büyük bir keder duyulduğu ifade edilerek, ailesine, yakınlarına ve tüm hukuk camiasına başsağlığı dileklerinde bulunuldu.</p>

<p>Açıklamada ayrıca cenaze töreni bilgilerine de yer verilerek, genç avukatın cenazesinin bugün öğlen namazına müteakip Erdemli’nin Fakılı Mahallesi’nde kılınacak cenaze namazının ardından Fakılı Mezarlığı'nda toprağa verileceği duyuruldu.</p>

<p><strong>TABUTUNUN ÜZERİNE CÜBBESİ KONULDU</strong></p>

<p>Mersin'in Erdemli ilçesinde yaya geçidinde otomobilin çarptığı Avukat Tuğçe Şen'in (24) cenazesi, otopsinin ardından yakınları tarafından teslim alındı. Şen'in yakınları, tabuta avukatın cübbesini serdi. Şen'in cenazesi, son yolculuğuna uğurlanmak üzere Fakıllı Mezarlığı'na gönderildi.</p>

<p><strong>GÖZALTINA ALINDI</strong></p>

<p>Sürücü U.D. gözaltına alınırken, kazayla ilgili inceleme başlatıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yaya-gecidinde-otomobilin-carptigi-genc-avukat-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-168.jpg" type="image/jpeg" length="67138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/50710 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T</strong><strong>.</strong><strong>D</strong><strong>. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/50710)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Akif YILDIRIM</p>

   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>T.D.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluğun provokasyonu sonucunda elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 16/11/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin olarak yapılan çalışmalarda fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce K. müşteri gibi aranmıştır. Kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda iki kadın için belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlanmıştır. Ancak K. şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceğini ve kadınları başvurucunun getireceğini ifade etmiştir.</p>

<p>7. Kolluk tutanağında, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce belirlenen iki kadının otel önüne gönderildiği belirtilmiştir. Aynı tutanakta; ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerinin K.yı tekrar aradığı, başvurucunun kadınları gönderdiğini söyledikleri, K.ya başka kadınlar da bulup bulamayacağını sorduklarında K.nın anılan otele dört kadın daha gönderileceğini belirttiği ifade edilmiştir. Tutanağa göre önce iki kadın (Y.Ö. ve F.S.), sonra başvurucu ve iki kadın (A.A. ve N.Ş.) daha otele gelmiştir. Bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlileri kimliklerini göstermiş, daha önce verdikleri ücreti geri almış ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri başlatılmıştır.</p>

<p>8. Daha sonra Cumhuriyet savcısı aranmış ve savcının talimatları alınmıştır. Cumhuriyet savcısı kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi tamamlandıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat vermiştir.</p>

<p>9. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmıştır. Başvurucu, beyanında suçlamaları kabul etmemiştir. K.nın araması ve otelde eğlence düzenlendiğini söyleyerek kendisinin katılıp katılamayacağını sorması üzerine önce bunu kabul etmediğini, sonrasında arayarak katılacağını söylediğini, bu sırada K.nın arkadaşı Y.nin de orada olacağını söylediğini ve böylece olay yerine gittiğini ifade etmiştir. Beyanlarına başvurulan A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş. kendilerini K.nın aradığını ve eğlence için otele gittiklerini beyan etmiştir. F.S. ve Y.Ö. ise tutanaktaki iddiaları doğrulayarak başvurucunun aracılığıyla eğlenmek için otele gittiklerini söylemiştir.</p>

<p>10. Soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhşa aracılık yapma suçunu işlediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. İddianamede; diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerin telefon numarasını müşteri sıfatıyla aradığı, fuhuş için iki kadın bulup bulamayacağını sorarak anlaşma sağladıkları, fuhuş için gelecek kadınları buluşma yerine başvurucunun göndereceğini söylediği ifade edilmiştir. Ayrıca anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar D.T. ve K.G.S.nin gönderildiği, görevli polislerin anlaşılan bedeli mağdurlara verdikleri, şüpheli K.A.D.yi tekrar telefonla arayarak başka kadınlar da bulup bulamayacaklarını sorduğunda bu kez şüphelilerin mağdurlar N.Ş., A.A., Y.Ö. ve F.S.yi otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen başvurucunun görevli polislere kadınlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, akabinde görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve başvurucuyu yakaladıkları belirtilmiş; başvurucunun atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulü ile açılan dava, Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesince (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır.</p>

<p>12. Duruşma, on bir celsede bitirilmiştir. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu ilk celsede başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında kollukta verdiği beyanları tekrar ederek suçlamayı kabul etmemiştir. Diğer şüpheli K.A.D. ise savunmasında arkadaşlarının eğlenmek istediklerini söylemeleri üzerine yine arkadaşı olan ve Ankara'da ikamet eden başvurucuyu aradığını, telefon eden kişilere yardımcı olmasını istediğini ancak başvurucu, durumunun uygun olmadığını belirtince K.G.yi aradığını beyan etmiştir. Daha sonra gece geç saatlerde başvurucunun kendisini aradığını ve arkadaşlarının eğlencede olduğunu söyleyerek gidip gidemeyeceğini sorduğunu, kendisinin de<i> "Uygunsan git." </i>dediğini ifade etmiş ve suçlamayı kabul etmemiştir. İlk celsede mağdur kadınlar A.A., D.T., K.G.S. ve N.Ş.nin de beyanları alınmıştır. Mağdurlar, hazırlık beyanlarına benzer şekilde eğlence amacıyla olay yerinde bulunduklarını ifade etmiştir. Aynı gün celse bittikten sonra F.S. ve Y.Ö. Mahkemeye müracaat ederek beyan vermek istemiştir. Mahkeme, tekrar celse açarak bu mağdurların beyanlarını almıştır. Mağdurlar F.S. ve Y.Ö. hazırlık beyanlarına benzer şekilde ifade vermiş ve sanıkların fuhşa aracılık ettiklerini söylemiştir.</p>

<p>13. Mahkeme, başvurucu müdafiinin hazır olduğu 9/12/2010 tarihli dördüncü celsede olayla ilgili tutanak düzenleyen kolluk görevlilerini tanık sıfatıyla dinlemiştir. Tanıklar S.A. ve O.A. iddianamedeki gibi beyanda bulunmuş ve olayın fezlekede anlatıldığı şekilde gerçekleştiğini ifade etmiştir. 25/5/2011 tarihli yedinci celsede başvurucu müdafiine eylemin sübutu hâlinde altı kez uygulama yapılacak olması ihtimaline binaen ek savunma hakkı verilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 1/2/2012 tarihli on birinci celsede başvurucunun esas hakkındaki savunması alınmış, başvurucu ile diğer şüpheli K.A.D.nin fuhşa aracılık etme suçunu işledikleri sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına (mağdur sayısınca altı kez) ve hükümlerin açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Ayrıca açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak beş yıllık denetim süresi belirlenmiştir. Mahkeme; kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın anlatımlarını, kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Suç tarihinde Ankara Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Bürosu Amirliği görevlilerince sanık </i>[K.A.D.nin]<i> 05... ... 02 nolu cep telefonu ile fuhuşa aracılık yaptığının duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranarak, fuhuş için 2 bayan temin edip edemeyeceği sorulduğunda kişi başı 1500 Avro olmak üzere 3000 Avro fuhuş ücreti verildiği takdirde 2 bayanı temin edebileceğini, kendisinin İstanbul'da olduğunu, söz konusu fuhuş için gelecek bayanların buluşma yerine sanık </i>[T.D.]<i> tarafından göndereceğini belirttiği, bu şekilde anlaşma sağlandıktan sonra mağdurlar </i>[D.T.]<i> ve </i>[K.G.S.nin]<i> otel önüne geldikleri, görevli polislerin 3000 Avroyu mağdurlara verdikleri, tekrar sanık </i>[K.A.D.yi] <i>telefonla arayarak fuhuş için başka bayanları temin edip edemeyeceğini sordukları, sanık </i>[K.A.D.nin]<i> fuhuş için 4 bayan daha göndereceğini belirttiği, sanıkların, mağdurlar </i>[N.Ş.]<i>, </i>[A.A.]<i>, </i>[Y.Ö.]<i> ve </i>[F.S.yi] [S.] <i>otelin önüne gönderdikleri, sonradan gelen sanık </i>[T.D.nin]<i> görevli polislere gelen bayanlardan istediklerini seçebileceklerini söylediği, görevli polislerin kendilerini tanıtarak mağdurları ve sanık </i>[T.D.yi]<i> yakaladıkları, böylece sanıkların mağdurlara fuhuş için müşteri temin etmek sureti ile aracılık yaparak her bir mağdur sayısınca ayrı ayrı atılı suçları işledikleri ve her bir suçtan ayrı ayrı cezalandırılmaları gerektiği iddia, özellikle mağdur </i>[F.S.nin]<i> üstün tutulan 'parayı </i>[T.]<i> isimli bayandan alacaktık' şeklindeki beyanı, mağdur </i>[Y.Ö.nün]<i> üstün tutulan, </i>[T.]<i> isimli arkadaşının kendisini telefonla aradığı, otel önünde bazı kişilerin beklediği ve müşteri olarak belirlediği kişilerle beraber olacaklarını söylediği, 1.000 avro civarında para alacaklarını bildirdiği ve daha sonra kendisinin de geleceği şeklindeki beyanı, yeminli olarak dinlenen tutanak tanıkları </i>[S.A.] <i>ve </i>[O.A.nın] <i>davaya konu tutanağı doğrular mahiyetteki beyanları, sanık </i>[T.D.nin]<i> olay nedeni ile diğer sanık ile telefonla görüştüklerini ve eğlenceye katılmak amacı ile olay yerinde bulunduğunu bildiren dolaylı kabul niteliğindeki savunması, sanık </i>[K.A.D.nin] <i>tutanakta bildirilen telefon numarasının kendisine ait olduğunu ve arkadaşlarının eğlenmesi için Ankara'da ikamet eden diğer sanığı aradığı ve yardımcı olmasını istediği yönündeki dolaylı kabulü içerir beyanı, ... tüm dosya kapsamından sabit olmakla ...</i> <i>mahkumiyet hükmü tesis olunmuş...</i>[tur.]<i>"</i></p>

<p>15. Başvurucu hakkındaki hükümler 22/3/2012 tarihinde itiraz edilmeden kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun beş yıllık denetim süresi içinde kasıtlı suç işlemesi nedeniyle açıklanması geri bırakılan hükümlerle ilgili olarak ihbarda bulunmuştur. Yapılan ihbar üzerine Mahkemece dosyanın yeniden ele alınmasına karar verilerek 10/5/2019 tarihinde tensip işlemleri yapılmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu ve müdafiinin hazır olduğu 11/6/2019 tarihli ilk celsede başvurucunun savunması alınmış ve daha önce açıklanması geri bırakılan hükümler açıklanmıştır. Buna göre başvurucunun fuhşa aracılık etme suçunu işlediği sonucuna varılarak 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına (mağdur sayısınca altı kez) karar verilmiştir. Mahkeme, önceki gerekçeli kararında yer verdiği şekliyle kolluk görevlilerinin olay sırasındaki tespitlerini, tanıklar S.A. ve O.A.nın beyanları ile kolluk görevlilerinin beyanlarını delil olarak hükme esas almıştır.</p>

<p>18. Başvurucu, hakkında verilen mahkûmiyet hükmüne karşı -diğerlerinin yanı sıra- kamu görevlilerinin hukuka aykırı şekilde gizli soruşturmacı olarak hareket ettiğini belirtmek suretiyle istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>19. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 26/10/2021 tarihli kararıyla istinaf başvurusu esastan reddedilmiş ve mahkûmiyet hükümleri kesinleşmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu, nihai kararı 10/11/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 139. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik: 21/2/2014–6526/13 md.) Soruşturma konusu suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde, kamu görevlileri gizli soruşturmacı olarak görevlendirilebilir. Bu madde uyarınca yapılacak görevlendirmeye hâkim tarafından karar verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak ve bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamakla yükümlüdür. (Ek cümle: 28/3/2023-7445/19 md.) Hâkim, soruşturmacının yedinci fıkranın (a) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan suç bakımından kamuya açık yerlerde ve işyerlerinde delil toplamak amacıyla ses veya görüntü kaydı yapmasına izin verebilir. </i></p>

<p><i>(5) Soruşturmacı, görevini yerine getirirken suç işleyemez ve görevlendirildiği örgütün işlemekte olduğu suçlardan sorumlu tutulamaz. </i></p>

<p><i>(6) Soruşturmacı görevlendirilmesi suretiyle elde edilen kişisel bilgiler, görevlendirildiği ceza soruşturması ve kovuşturması dışında kullanılamaz. (Ek: 21/2/2014–6526/13 md.) Suçla bağlantılı olmayan kişisel bilgiler derhâl yok edilir. </i></p>

<p><i>... "</i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi</i><i>" </i>başlıklı 160. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar. </i></p>

<p><i>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. "</i></p>

<p>23. 5271 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri " </i> başlıklı 161. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister. </i></p>

<p><i>(2) Adlî kolluk görevlileri, elkoydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(3) Cumhuriyet savcısı, adlî kolluk görevlilerine emirleri yazılı; acele hâllerde, sözlü olarak verir. (Ek cümle: 25/5/2005 - 5353/24 md.) Sözlü emir, en kısa sürede yazılı olarak da bildirilir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>24. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delillerin ortaya konulması ve reddi</i>" başlıklı 206. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" (1) Sanığın sorguya çekilmesinden sonra delillerin ortaya konulmasına başlanır... </i></p>

<p><i>(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur: </i></p>

<p><i>a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>25. 5271 sayılı Kanun'un "<i>Delilleri takdir yetkisi</i>" başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir." </i></p>

<p>26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanunu’nun<i> "Adlî görev ve yetkiler"</i> başlıklı ek 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Polis, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getirir. </i></p>

<p><i>Edinilen bilgi veya alınan ihbar veya şikâyet üzerine veya kendiliğinden bir suçla karşılaşan polis, olay yerinde kişilerin ve toplumun sağlığına, vücut bütünlüğüne veya malvarlığına zarar gelmemesi ve suçun delillerinin kaybolmaması ya da bozulmaması için derhal gerekli tedbirleri alır. </i></p>

<p><i>Bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polis, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildirir ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>27. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/5/2015 tarihli ve E.2014/10-454, K.2015/156 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...K</i><i>olluk görevlilerinin, CMK'nun 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda ve genel yetkileri ile görevleri kapsamında, suç ve failini belirlemek ve suçla ilgili delilleri toplamak amacıyla, alıcı rolüne girerek, suça azmettirmeden veya teşvik etmeden şüpheliden uyuşturucu madde satın alması mümkündür. Bu durumlarda adli kolluk görevlisinin 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca değil, 160 ve devamı maddeleri uyarınca görevlendirilmesi yeterlidir. Gizli görevlinin işlenen veya işlenmek üzere olan suçu ortaya çıkartmak için şüphelilerle temas kurarak suçüstü yakalanmalarını sağlaması Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından da Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygun bulunmuştur. (AİHM’nin Ludi/İsviçre, 15.06.1992 gün ve 12433/1986 sayılı kararı) Ancak görevlinin suç işlemeye niyeti olmayan kişileri suç işlemeye teşvik ve azmettirmesi AİHS’nin ihlali olarak kabul edilmiştir. (AİHM’nin Teixeira de Castro/Portekiz, 09.06.1998 gün ve 25829/94 sayılı kararı) Somut olayda; sanığa isnat olunan uyuşturucu madde ticareti suçunun bir örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmemiş olması nedeniyle, mahkemece 5271 sayılı CMK'nun 139. maddesi uyarınca 'gizli soruşturmacı' görevlendirilmesine karar verilmesi isabetli bulunmayıp, alıcı rolüne girerek sanıktan uyuşturucu madde satın alan görevlinin gizli soruşturmacı değil 'gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi' olarak kabul edilmesi gerekmektedir. Bu görevlinin ancak suça azmettirmeden veya teşvik etmeden elde ettiği deliller hukuka uygun olacaktır."</i></p>

<p>28. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4/5/2021 tarihli ve E.2018/18-406, K.2021/196 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisinde bulunan 10.01.2012 tarihli tutanaktan da açıkça anlaşılacağı üzere kolluk görevlilerinin CMK'nın 160 ve devamı maddeleri uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın kendiliklerinden olaya el koyarak delil toplama faaliyetine girişmeleri nedeniyle söz konusu tutanak içeriği ile tutanak düzenleyicisi tanıklar </i>[M.]<i> ve </i>[M.nin] <i>beyanlarının hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi, hukuka aykırı bu delillerden hareketle soruşturma evresinde 'Bilgi sahibi' sıfatıyla ifadelerine başvurulup CMK’nın 234 ve devamı maddelerinde belirtilen hakları da hatırlatılmayan mağdurlar </i>[S.]<i>, </i>[F.]<i>, </i>[D.]<i> ve </i>[N.nin]<i> anlatımları ile aynı yasak delillerden yola çıkılıp CMK’nın 43 ve devamı maddelerinde belirtilen usullere uyulmadan ifadeleri alınan tanıklar </i>[A.]<i> ve </i>[F.nin]<i> soruşturma evresindeki açıklamalarının hükme esas alınamayacağının anlaşılması, yargılama evresinde tanık olarak dinlenen </i>[A.] <i>ve </i>[F.nin]<i>, sanığın fuhuş suçunu işlediğine ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamaları, mağdur </i>[S.nin] <i>ise kolluk tarafından 'Bilgi sahibi' sıfatıyla alınan ifadesinden dönmesi ve sanığın aşamalarda suçlamaları kabul etmediğini savunması hususları birlikte değerlendirildiğinde; hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş deliller değerlendirme dışında bırakıldığında sanığın yüklenen fuhuş suçunu işlediğine ilişkin mahkûmiyetine yeterli delillerin bulunmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerekmektedir.</i><i>"</i></p>

<p>29. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 11/6/2019 tarihli ve E.2017/5113, K.2019/10342 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olayda, kolluk görevlilerince Cumhuriyet Savcısının CMK'nın 160 vd. maddelerine göre yaptığı yazılı veya sözlü bir görevlendirme bulunmaksızın, müşteri gibi sanığın aranıp fuhuş için bayan temin edip edemeyeceği sorulup fiyat da öğrenildikten sonra sanığın tarifi üzerine suça konu adrese gidildiği, sanığa mağdurla fuhuş yapmak için para verdikten sonra odaya geçildiğinde kolluk görevlisinin kimliğini açıkladığı ve sonrasında Cumhuriyet savcısının haberdar edildiği olayda, Cumhuriyet Savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan, yapılan işlem hukuka aykırı olup, elde edilen bu delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı gözetilmeden, hükme esas alınması... </i>[hukuka aykırıdır.]<i>"</i></p>

<p>30. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 17/3/2021 tarihli ve E.2017/2242, K.2021/3647 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... askerlik görevini ifade eden sanıkların uyuşturucu madde sattığı yönünde ihbar alınması ve irtibatçı personel olarak görevli piyade askerin de durumdan şüphelenmesi üzerine, bu durumu derhal komutanlarına bildirmesi, komutanları tarafından ise 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu'nun 66. maddesine uygun şekilde derhal Cumhuriyet savcısına olayı haber verip emri doğrultusunda soruşturma işlemlerine başlanması gerekmekte iken, bu işlem yapılmadan delil elde etmek amacıyla sanıkların yanına uyuşturucu satın alarak suçüstü yapması için asker</i> [M.G.K.nın] <i>gönderildiği anlaşılmış olmakla, Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda yetki kazanmadan yapılan işlemler hukuka aykırı olup, elde edilen delillerin, delil değerlendirme yasağı kapsamında kaldığı, hukuka uygun kabul edilemeyeceği ve yine suçun maddi konusunu oluşturan deliller ya da suçun maddi konusu 'hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş' olacağından, ikrar bulunsa bile Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrası, CMK'nın 206. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin 2. fıkrası uyarınca hükme esas alınamayacağından, sanıklar hakkında beraat kararı verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkûmiyet hükmü kurulması...</i>[bozmayı gerektirmiştir.]<i>" </i></p>

<p>31. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 21/5/2013 tarihli ve E.2013/5397, K.2013/15729 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Türk Ceza Kanununun 1. maddesine göre Ceza Kanununun amacı 'Kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir.' Ancak suç işlenmesinin önleneceğinden bahisle, başkalarına suç işletilmesi bu amaçla bağdaşmamaktadır. Kızgınlık, kırgınlık, öfke veya elem nedeniyle yahut ikramiye almak veya tutuklanan şüphelinin mallarına el koymak veya satın almak, eşi ile evlenmek, ünlü olmak, adını basında duyurmak, küçük hatalarının görülmemesi amacıyla kolluk kuvvetlerine yardım etmek gibi herhangi bir amaçla, bir kimseye yönelik kışkırtıcı faaliyetlerde bulunulup ona suç işlettirilmesi, suç işlemeye yönlendirilmesi halinde yüklenen suçun oluşup oluşma- yacağı ve suça kışkırtılan failin sorumluluğu olaysal olarak belirlenmelidir. </i></p>

<p><i>Mevcut olan bir soruşturmada, suçun ortaya çıkarılmasını sağlamak için görevlilerin faaliyette bulunmaları mümkündür. Ancak Devletin görevi suç işlenmesini önlemek olup, organları vasıtasıyla kişilere suç işletmesi veya suç işleme eğilimini kuvvetlendirmesi, teşvik etmesi düşünülemez. Hukuk Devleti bireylerin hak ve özgürlüklerini korur. Devlet organlarının birtakım nedenlerle kişilere suç işletmesi ve sonra da failleri cezalandırması, cezalandırma hakkının kötüye kullanılmasıdır. Kamu görevlileri, görevlerini yerine getirirken Uluslar arası Sözleşmeler, Anayasa ve yasalarla bağlı olup kabul edilen ilkelere aykırı davranamazlar. Bir kimseyi suça kışkırtma hukuka aykırıdır. Devlet organları, bireyleri kışkırtarak suç işlemelerini sağlayıp sonra yakalayıp cezalandırılmalarını isteyemezler. Böyle bir uygulama yani bireyin hileli davranışlarla aldatılarak suç işlemesinin sağlanması devlete olan güveni zayıflatacağı gibi temel hakları da ihlal edecektir. </i></p>

<p><i>Suç işleme düşüncesi bulunmayan bir kişinin heyecanlandırılarak, tahrik edilerek, duygularından yararlanılarak kışkırtılıp suçüstü yakalatmak veya cezalandırılmasını sağlamak amacıyla bir suç işlemeye yöneltilmesi, suç işlemesine yardım edilmesi, suç işlemesi için olanak tanınması halinde ona verilecek ceza adil olmayacaktır. Zira fail tarafından, hiçbir etki olmadan özgür iradesiyle işlenmesine başlanmış bir fiil olmayıp kışkırtma olmadığı takdirde belki de bu suçun işlenmesi söz konusu olmayacaktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Failin, atılı suçu işlediğine dair yoğunlaşmış kuşku bulunması, bir soruşturmaya başlanmış olması halinde, bu kuşkuların giderilmesi için adli makamların bilgisi dahilinde gizli soruşturmacı, muhbir, gizli görevli kullanılması mümkündür. Görevlinin müdahalesi adil yargılama hakkını ihlal edici nitelikte olduğu takdirde, sanığın suçu işlediğini gösteren diğer delillerin mahkumiyete yeterli olup olmadığı, suçun nasıl işlendiği, suç eşyasının nerede ve nasıl bulunduğu, değerlendirilip sonucuna göre karar verilmelidir." </i></p>

<p>32. (Kapatılan) Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 10/1/2019 tarihli ve E.2016/17207, K.2019/1034 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... YCGK kararı, AİHM kararları ve CMK'daki düzenlemeler uyarınca, gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisinin elde ettiği delillerin hukuka uygun kabul edilebilmesi için aşağıda belirtilen koşulların varlığı aranmalıdır: </i></p>

<p><i>a- Gizli soruşturma yapan adli kolluk görevlisi hiç bir zaman kışkırtıcı ajan gibi hareket etmemeli, önceden failde bulunmayan suç işleme kastı oluşturularak, fail suç işlemeye azmettirilmemeli. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c- Kolluk görevlisinin tutanağı delil olarak kabul edildiğinde, diğer delillerle birlikte tutanağa da dayanılıyorsa mutlaka tutanak düzenleyiciler dinlenilmeli, sanığa, tutanak ve düzenleyicilerin anlatımlarına karşı savunma yapma imkanı verilmelidir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>33. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 7/10/2025 tarihli ve E.2021/220, K.2025/9563 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Dava konusu uyuşturucu madde ticareti yapma suçu örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmiş olmadığından, olay tarihi itibarıyla </i><i> CMK'nın 139/4.</i><i> maddesine göre gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği ... anlaşılmıştır. Sanığın kimliğinin tespiti gizli soruşturmacı faaliyetleri ile teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen kayıtlara göre yapıldığı gibi suçun sübutu da bu kayıtlara dayandırılmıştır. </i><i>5271 sayılı CMK'nın 217.</i><i> maddesine göre sanığa atılı suç hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir. Hukuka uygun olmayan teknik araçlarla izleme sonucu elde edilen delile dayanılarak sübuta gidilmesi mümkün değildir.</i>"</p>

<p>34. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2025 tarihli ve E.2024/489, K.2025/7047 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Somut olay bakımından her ne kadar sanık üzerine atılı suç yönünden CMK 139 maddesi uyarınca gizli soruşturmacı görevlendirilemeyeceği anlaşılmış ise de CMK 160 ve 161 maddeleri uyarınca gizli soruşturma görevi yapan adli kolluk görevlisinin suça teşvik etmeden veya azmettirmeden elde ettiği delillerin hukuka uygun olacağı</i> [anlaşılmıştır.]<i>"</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>35. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "<i>Adil yargılanma hakkı</i>" başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı paragrafının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes davasının, ... cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir.</i>"</p>

<p>36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) uyuşturucu kaçakçılığı ve yolsuzluk gibi bazı suçların yol açtığı tahribatı gözönüne alarak Sözleşmeci devletlerin bu gibi suçlarla mücadelede sert bir tavır takınmalarının gerekçelerini değerlendirmiş, yine bu gibi suçlar için belirli güvenceler ile kısıtlamaların sağlanması kaydıyla özel soruşturma tekniklerine müsamaha gösterilebileceğini açıklamıştır (<i>Ursu/Romanya</i>, B. No: 44497/09, 18/12/2018, § 31; <i>Vlachos/Yunanistan</i>, B. No: 20643/06, 18/9/2008, § 24; <i>Vanyan/Rusya</i>, B. No: 53203/99, 15/12/2005, §§ 46,47). Diğer taraftan ise anılan suçlardaki artışın kuşkusuz uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini kabul ederken adaletin adil bir şekilde uygulanması hakkının birtakım kolaylık uğruna feda edilemeyeceğine vurgu yapmıştır (<i>Teixeira de Castro/Portekiz,</i> B. No: 44/1997/828/1034, 9/6/1998, § 36).</p>

<p>37. AİHM, <i>tuzağa düşürme</i> veya <i>kışkırtıcı ajan</i> şikâyetlerinin olduğu başvurularda hukuka aykırı delil şikâyetlerine yönelik olarak belirlenen ilkeler yerine tahrikin maddi testi ve usul güvenceleri testinden oluşan tahrik şikâyetinin kendine özgü ilkelerini uygulamayı tercih etmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya, </i>B. No: 40495/15, 15/10/2020, §§ 111-139).</p>

<p>38. Tahrikin maddi testi kapsamında ilk adım olarak böyle bir tahrik veya tuzağa düşürme hususunun var olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Tahrik veya tuzağa düşürme olgusunun tespiti hâlinde ilgili kişiye karşı cezai kovuşturmada elde edilen bu delillerin kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında ortaya bir sorun çıkaracaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya,</i>§ 112). Bu bağlamda cezai soruşturmalarda polis kışkırtması veya tuzağı ile meşru gizli tekniklerin kullanımı arasındaki farkı ayırt etmek amacıyla -başvuranın suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı ve soruşturma makamlarının pasif tutumda kalıp kalmadıkları gibi- bazı ölçütler kullanılabilecektir. Belirtilen ölçütler uygulanırken ispat yükümlülüğü ise yetkililere yüklenmektedir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 118).</p>

<p>39. AİHM, ulusal makamların başvuranın faaliyetlerini esasen <i>pasif</i> şekilde soruşturduğunu ve başvurucuyu bir suç işlemeye teşvik etmediğini yeterli bir kesinlik derecesiyle tespit edebildiği takdirde gizli tedbirle elde edilen delillerin daha sonra başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varması için yeterli kabul etmektedir (<i>M</i><i>atanović/Hırvatistan</i>, B. No: 2742/12, 4/4/2017, § 133).</p>

<p>40. Tahrikin usule ilişkin ikinci testi ise kışkırtma iddiasının savunulabilir koşullarını ortaya çıkarmak için gerekli adımların atılıp atılmadığını, kışkırtma olduğuna dair bir bulgu durumunda veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı bir davada ilgili çıkarımların Sözleşme'ye uygun olarak yapılıp yapılmadığını belirlemek için uygulanacaktır (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 121). Suçla mücadeledeki kamu yararının polis kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı gösteremeyeceğini vurgulayan AİHM, adil bir yargılama için polis tahriki sonucu elde edilen tüm delillerin kovuşturma dışında tutulmasını veya benzer sonuçları olan bir usulün uygulanması gerektiğini kabul etmiştir (<i>Akbay ve diğerleri/Almanya</i>, § 123). Başvuranın bir suçtan mahkûmiyetinin polis tahrikiyle elde edilen delile dayandığı durumlarda başvuranın cezasında önemli bir indirim dahi olsa itiraz edilen delillerin dışlanmasıyla benzer sonuçlar doğuran bir prosedür olarak değerlendirilemeyeceği de açıktır (<i>Furcht/Almanya</i>, B. No: 54648/09, 23/10/2014, §§ 68, 69).</p>

<p>41. AİHM <i>Sepil/Türkiye</i> (B. No: 17711/07, 12/11/2013) kararında ise polis memurlarının başvurucunun yakalanması ile sonuçlanan operasyonu bir hâkimin ya da Cumhuriyet savcısının kararıyla değil kendiliğinden yaptıklarını, bunun ise gizli soruşturmacıların görevlendirilmesi hususunu düzenleyen 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesine aykırı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>42. Son olarak AİHM'e göre kolluk görevlilerinin müdahalesi olmadan söz konusu suçun işlenebileceğini gösterir somut bir olgu mevcut olmadığı hâlde bu görevlilerin <i>aktif</i> olarak bir suçun işlenmesinde etkili olmaları hâlinde yargılama hakkaniyete uygun yürütülmemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesi ihlal edilmiş olur (<i>Ramanauskas/Litvanya </i>[BD], B. No: 74420/01, 5/2/2008; <i>Burak Hun/Türkiye, </i>B. No: 17570/04, 15/12/2009; <i>Sepil/Türkiye,</i> B. No: 17711/07, 12/11/2013). Bu çerçevede fail suç işleme potansiyeline sahip bir kişi olsa bile somut olayda kolluk görevlisinin müdahalesinden önce failin suç işleme hazırlığında olduğunun başka delillerle desteklenmesi yani failin müdahale olmadan suçu işleyeceğinin başka delillerle kanıtlanması gerekir (<i>Burak Hun/Türkiye</i>, §§ 46, 47).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>44. Başvurucu; kolluk görevlilerinin suça teşviki sonucu elde edilen delillerin kanıt olarak değerlendirilemeyeceğini, kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olması durumunda dahi kışkırtıcı ajan gibi hareket ederek suça azmettiren olmaması gerektiğini, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması nedeniyle mahkûmiyet gerekçesine esas olamayacağını belirtmiştir. Ayrıca Cumhuriyet savcısının yazılı veya sözlü emri olmadan işlem yapılamayacağını, delil toplanamayacağını ve bu yönde Yargıtay içtihatları da olduğunu belirterek hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delil sonucu mahkûm edildiğini, böylelikle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>45. Bakanlık görüşünde; başvuruda öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'da ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nde belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>46. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>47. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu bağlamda başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma güvencesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler </strong></p>

<p>50. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun şekilde ortaya çıkarılması ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilen bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>51. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir (AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/5/2017, § 9). Öte yandan hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri hukuk devletinin ön koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de bütün işlem ve eylemlerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2018/1, K.2018/83, 11/7/2018, § 13).</p>

<p>52. Bir hukuk devletinde adil yargılanma hakkının güvence altına alınabilmesi bakımından kişilere yönelik suç isnadında bulunulabilmesi, buna bağlı idari ve adli soruşturma ve kovuşturmalar yürütülebilmesi için öncelikle <i>işlenmiş olduğu</i> iddia edilen bir suça ilişkin şüphenin varlığı gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2) </i>[GK], B. No: 2016/69274, 5/3/2020,§ 40).</p>

<p>53. Bir suça ilişkin şüphenin söz konusu olmadığı durumlarda devletin kamu görevlileri aracılığıyla <i>suç işleyebileceği tahmin edilen </i>kişilerin suç işlemesine imkân verebilecek bir ortamı hazırlaması ve böylelikle kişilerin suç işlemesine imkân sağlaması düşünülemez. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz. Diğer taraftan işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı durumlarda belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar (2),</i> § 41).</p>

<p>54. Örgütlü suçlardaki artış, bazı tedbirlerin alınmasını gerektirebilir (<i>Emsan Öner</i> [2. B.], B. No: 2013/1504, 3/2/2016, § 72). Bazı suçların karmaşık yapısı, işlenme şekli ve işlendiği takdirde ortaya çıkan tahribat gereği anılan suçlarla mücadelede özel soruşturma yöntemlerinin geliştirilmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Delil toplanmasında karşılaşılan güçlük nedeniyle organize suç örgütünün yapısına sızmak, örgüt içindeki hiyerarşik yapı hakkında delil toplamak, delillerin muhafaza altına alınmasını sağlamak ve suçun işlenme şeklini ortaya çıkarmak gibi amaçlarla özel soruşturma tekniklerine müracaat edilebilecektir. Kural olarak özel soruşturma yöntemlerinin, özellikle de gizli soruşturma tekniklerinin kullanılması başlı başına adil yargılanma hakkının ihlali sonucunu doğurmaz.</p>

<p>55. Ceza muhakemesinin nasıl yapılacağı hususundaki kuralları belirleyen 5271 sayılı Kanun'da koruma tedbirleri kapsamında birtakım özel soruşturma ve kovuşturma usullerine yer verilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesinde özel bir soruşturma tekniği olarak düzenlenen "<i>gizli soruşturmacı görevlendirilmesi</i>" usulü, maddenin (7) numaralı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka surette delil elde edilememesi hâlinde uygulanabilecektir. Bu durum, soruşturmanın başka yollarla yürütülemeyeceği veya yürütülmesinin son derece zor olacağı şeklinde anlaşılabilecektir. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi kamu görevlileri arasından ve ancak hâkim kararıyla yapılacaktır.</p>

<p>56. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlinin ceza soruşturmasındaki esas görevi <i>pasif</i> şekilde suç faaliyetlerini takip etmektir. Cezai sonuç doğuran eylemi ise suçu <i>pasif </i>şekilde incelemek yerine işlenmeyecek bir suçun işlenmesine imkân sağlama bu kişilerin <i>kışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> sayılabilecek faaliyeti olarak kabul edilir. Gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerin esasen <i>pasif</i> durumda kalıp kalmadığı ise soruşturmanın altında yatan nedenler ile ortaya konulan davranışlara göre belirlenecektir. Bu bağlamda gizli soruşturmacı, faaliyetlerini izlemekle görevlendirildiği örgüte ilişkin her türlü araştırmada bulunmak, bu örgütün faaliyetleri çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili delilleri toplamak ve muhafaza altına almakla yükümlüdür.</p>

<p>57. Suçla ilgili somut delillere ulaşılması ve bu delillerin toplanması soruşturma makamlarının gizli soruşturma tekniklerini kullanan kişilerde beklediği esas görevdir. Bu noktada anılan kişilerin <i>k</i><i>ışkırtma </i>veya<i> tuzak kurma</i> anlamına gelen eylemleriyle kanunun izin verdiği delil toplamaya ilişkin davranışlarının birbirinden ayrılması gerekmektedir. Bunun için başvurucunun <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> yönelik şikâyetleri yönünden öncelikle kamu görevlilerince <i>kışkırtmaya</i> veya<i> tuzak kurmaya</i> maruz bırakıldığına dair tartışılabilir bir şikâyetin varlığı tespit edilmelidir. Bu doğrultuda<i> belirli seviyede dile getirilen </i>şikâyetin<i> kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> kategorisinde incelenmesi gerektiğine kanaat edinilirse aşağıdaki testler kapsamında inceleme yapılmalıdır.</p>

<p><strong>ii. Maddi Test </strong></p>

<p>58. Maddi test, esasen gizli soruşturma tekniklerini kullanan görevlilerin soruşturmadaki eylemlerinin <i>pasif</i> olup olmadığıyla ilgilidir. Bu görevlilerin başvurucunun faaliyetlerini aslında <i>pasif</i> bir şekilde soruşturduğunun ve <i>onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin</i> yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli tedbirle elde edilen delillerin başvurucu aleyhindeki ceza yargılamasında kullanılmasının adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmediği sonucuna varılması için yeterli olacaktır. Bu bağlamda somut olayda böyle bir <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Suça teşvik (kışkırtma) veya tuzak kurma ilgili görevlilerin -ister kolluk görevlileri olsun ister onların talimatları doğrultusunda hareket eden kişiler olsun- kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlamadıkları ancak suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla başvurucu üzerinde işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde bir etki uyguladıkları durumlarda gerçekleşmiş olur.</p>

<p>59. Esasen <i>suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i> yöntemleriyle delil elde edilmesinin yasaklanmasının ardındaki gerekçe, kolluğun görevinin suçu önlemek ve soruşturmak olduğu, kışkırtmak olmadığı hususudur. Bu nedenle<i> suça teşvik</i> (kışkırtma) veya <i>tuzak kurma</i>nın ceza soruşturmalarında meşru gizli soruşturma yöntemlerinin kullanılmasından ayırt edilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede soruşturmayı yürüten görevlinin <i>pasif</i> şekilde hareket edip etmediği tespit edilirken gizli operasyonun altında yatan nedenler ve ilgili görevlinin davranışları incelenmeli, başvurucunun suç faaliyetlerine karıştığı veya suç işlemeye eğilimli olduğuna dair objektif bir şüphenin bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Ayrıca bir kişinin gizli görevde çalışan kolluk görevlileriyle doğrudan temas hâlinde olmaması ancak polis tarafından doğrudan suç işlemeye teşvik edilen bir suç ortağı tarafından suça dâhil edilmesi hâlinde de tuzağa düşürülmüş olabileceği kabul edilebilir. Ceza soruşturmalarındaki meşru gizli soruşturma tekniklerinin aksine kolluk görevlilerinin eylemleri diğer kişi için de suç işlemeye teşvik mahiyetinde kabul edilebiliyorsa bu koşullarda da tuzağa düşürme söz konusu olabilir. Bu bağlamda doğrudan suç işlemeye teşvik edilen kişinin suça katılmak için diğer kişilerle iletişime geçme ihtimalinin kolluk görevlileri tarafından öngörülebilir olup olmadığı, bu kişinin faaliyetlerinin kolluk görevlilerinin davranışları tarafından da belirlenip belirlenmediği ve ilgili kişilerin yerel mahkemeler tarafından suç ortağı olarak kabul edilip edilmediği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>60. Kolluk görevlilerinin meşru gizli soruşturma yöntemlerini kullanması ile suç işlemeye teşvik (kışkırtma) arasında ayrım yapılırken başvurucunun suç işlemesi için baskıya maruz kalıp kalmadığı da değerlendirilmelidir. Özellikle uyuşturucu suçlarının soruşturulmasında soruşturma mercileri tarafından <i>pasif</i> bir tutumun terk edilerek başvurucuyla iletişime geçilmesi, başvurucunun ilk başta reddetmesine rağmen teklifin yenilenmesi ve ısrarla suça teşvik edilmesi, fiyatın ortalamanın üzerinde yükseltilmesi veya yoksunluk belirtilerinden bahsederek başvurucunun merhametine başvurulması gibi davranışlar bu açıdan önem arz etmektedir.</p>

<p>61. Belirtilmelidir ki bu ölçütler uygulanırken kural olarak ispat külfeti kamu makamlarındadır. Suç isnadı altındaki kişinin iddialarının tamamen ihtimal dışı olmaması şartıyla <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığını kanıtlamak kamu makamlarına düşer. Diğer bir ifadeyle başvurucunun <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığına yönelik iddialarının ortaya çıkarılması için gerekli araştırmaların yapılıp yapılmadığı önemli olmakla birlikte <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i>nın olmadığının ispatı soruşturma makamlarına yüklenecektir. <i>Kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i>, soruşturma yürüten kişilerin gizli soruşturma görevlerini yerine getirmeleri konusunda resmî olarak görevlendirilmeleri ve yapılan uygulamanın denetlenmesi yoluyla engellenebilir. Bu bağlamda soruşturma tedbirlerine izin verilmesi ve bunların uygun şekilde denetlenmesi için açık ve öngörülebilir bir usul mevcut olmalı ve bu usul yargısal bir denetime tabi tutulmalıdır.</p>

<p>62. Yapılan inceleme neticesinde kamu görevlilerinin başvurucunun faaliyetlerini esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturduğu ve onu bir suç işlemeye teşvik etmediğinin yeterli bir kesinlik derecesinde tespit edilmesi hâlinde bu durum gizli soruşturma yöntemleriyle elde edilen delillerin başvurucu hakkındaki ceza yargılamasında kullanılması adil yargılanma hakkı kapsamında bir sorun teşkil etmeyecektir. Bununla birlikte maddi testin başvuruda yeterli bilginin mevcut olmaması, açıklama eksikliği veya tarafların olaylara ilişkin anlatımlarındaki çelişkiler nedeniyle sonuçsuz kalması ya da maddi test kapsamında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının gerekliliklerine aykırı olarak<i> kışkırtma</i>ya veya<i> tuzak kurma</i>ya maruz kaldığının tespit edilmesi durumunda usul güvencelerine ilişkin testin uygulanması gerekecektir.</p>

<p><strong>iii. Usul Güvenceleri Testi</strong></p>

<p>63. Bu test kapsamında <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> iddiasının ileri sürüldüğü durumlarda mahkemelerce gerekli adımların atılıp atılmadığı, kışkırtmanın tespit edildiği veya savcılığın kışkırtma olmadığını kanıtlayamadığı durumlarda ise ceza davasında Anayasa'ya uygun çıkarımların yapılıp yapılmadığı değerlendirilmektedir. Buna göre bir <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzak kurma</i> iddiasının olduğu hâllerde hangi usulün izleneceği hususunda takdir mahkemelere ait olmakla birlikte buna ilişkin şikâyetin esaslı bir savunma teşkil ettiği ve mahkemeyi <i>kışkırtma</i> veya <i>tuzakla</i> elde edilen delilleri dışlama yükümlülüğü altına soktuğu veya benzer sonuçlara yol açtığı durumlarda mahkemelerin söz konusu şikâyetleri Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının gerekliliklerine uygun şekilde ele alıp almadığı Anayasa Mahkemesince denetlenecektir.</p>

<p>64. Belirtilmelidir ki suçla mücadeledeki kamu yararı dahi kolluk görevlilerinin kışkırtması sonucu elde edilen delillerin kullanılmasını haklı göstermeyeceği gibi bu husus başvurucuyu en başından itibaren adil bir yargılamadan kesin olarak mahrum bırakma riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Dolayısıyla yargılamanın Anayasa'nın 36. maddesi anlamında adil olması için <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> sonucu elde edilen tüm deliller hariç tutulmalı veya benzer sonuçları doğuran bir usul uygulanmalıdır. Bu noktada yargılamada silahların eşitliği veya savunma hakları gibi genel güvencelerin sanık lehine gözetilmesi tek başına yeterli değildir. Böyle bir durumda hukuk devleti ilkesine aykırı olarak başlatılan soruşturma kapsamında kişilerin cezalandırılması yoluna gidilmesi adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmaz.</p>

<p><strong>iv. Sonuç ve Değerlendirme </strong></p>

<p>65. Somut olayda fuhşa aracılık etme suçunun sübutu yönünden kolluk görevlilerince ulaşılan bilgi ve beyanlar <i>önemli ağırlıkta</i> delil olarak kullanılmıştır (bkz. §§ 15, 18). Başvurucunun hem hükmün açıklanması sürecinde hem de istinaf aşamasında açıkça <i>kışkırtma</i> ve<i> tuzak kurma</i> şikâyetinde bulunduğu görülmüştür (bkz. § 19). Başvurucu, bu şikâyetini başvuru formunda da açık olarak dile getirmiştir (bkz. § 45). Başvuru formu ve ekli belgelerden başvurucunun <i>kışkırtma ve tuzak kurma</i> şikâyetini soyut ve genel ifadelerle değil belirli seviyede <i>somutlaştırarak</i> dile getirdiği anlaşıldığından ilk olarak maddi test yönünden inceleme yapılmalıdır.</p>

<p>66. Bu bağlamda somut olayda <i>kışkırtma</i> veya<i> tuzak kurma</i> olup olmadığı tespit edilmelidir. Bunun için kolluk görevlilerinin kendilerini esasen <i>pasif </i>şekilde suç faaliyetlerini soruşturmakla sınırlayıp sınırlamadıkları, suçun tespit edilmesini yani delil sunulmasını ve kovuşturma başlatılmasını mümkün kılmak amacıyla işlenmeyecek bir suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde başvurucu üzerinde bir etki uygulayıp uygulamadıkları belirlenmelidir.</p>

<p>67. Başvurucu, birlikte yargılandığı K.A.D.nin <i>suç ortağı</i> konumundadır. Başvurucunun kendisi kolluk görevlileriyle ilk defa muhatap olan kişi değilse de fuhuş için kadınların buluşma yerine gönderilmesiyle suça konu eyleme dâhil olmuştur. Başvurucu, fuhşa aracılık etme suçu yönünden kolluk görevlilerine kadın bulmuştur. Somut olayda kolluk görevlileri suçun işlenmesi sürecinde yalnızca <i>edilgen</i> bir biçimde suç teşkil eden eylemi soruşturmakla sınırlı kalmamış; bunun aksine suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynamıştır. Diğer bir ifadeyle kolluk görevlileri başvurucuyla buluştuktan sonra başvurucunun fuhşa aracılık etme faaliyetini gerçekleştirmesi amacıyla kadın bulmasına yönelik konuşmalar yapmak ve para vermek suretiyle suçu esasen <i>pasif </i>şekilde soruşturmakla yetinmeyip suçun işlenmesini teşvik edecek şekilde davranmıştır. Dahası başvurucunun iki kadın bulmasından sonra kolluk görevlilerinin aktif tutum sergileyerek başvurucudan dört kadın daha istemeleri soruşturmadaki rollerinin <i>pasif</i> olmadığını ortaya koyma dışında mağdur sayısının artmasına bağlı olarak başvurucuya verilen ceza miktarının da artmasına yol açmıştır.</p>

<p>68. Somut olayda kolluk görevlilerini suçun işlenmesinde<i> aktif </i>rol oynadıklarının tespit edilmesi nedeniyle usul güvenceleri testine geçilmelidir. Başvurucu, yargılama sırasında aşamalarda istikrarlı şekilde usule aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınamayacağını öne sürmüştür.</p>

<p>69. Kolluk görevlileri soruşturma işlemini talimat olmaksızın kendiliğinden yürütmüştür. Soruşturmayı yürüten kolluk görevlilerinin statüsü yargı mercilerince tespit edilmemiştir. Diğer bir ifadeye bu görevlilerin gizli soruşturma yapan kolluk görevlisi veya gizli soruşturmacı olup olmadığına yönelik belirleme yapılmamıştır. Anılan kişilerin gizli soruşturmacı olarak kabulü durumunda 5271 sayılı Kanun'un 139. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin gizli soruşturmacı olarak görevlendirmesine ancak hâkim tarafından karar verilebilecektir. Somut olayda ise bir hâkim kararı bulunmamaktadır (bkz. § 23). Anayasa Mahkemesinin de daha önce ifade ettiği üzere işlendiği ileri sürülen bir suça ilişkin şüphenin bulunduğu durumlarda dahi özel soruşturma tekniklerinin istisnai bazı hâllerde belirli kısıtlamalarla uygulanacağını içeren ve bireylere yeterli güvenceler de sağlayan kanuni bir dayanağının olması gerekir (<i>Muhsin Hükümdar</i> <i>(2)</i>, § 41).</p>

<p>70. Başvurucu, ayrıca bu hususu istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde de açık bir biçimde dile getirmiş ancak İstinaf Dairesi de müdahalenin adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun olup olmadığını, bu kişilerin ajan provokatör gibi davranıp davranmadığını tartışmadan istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Diğer bir ifadeyle yargı mercileri elde edilen delillerin hukuka aykırılığı noktasında 5271 sayılı Kanun'un 206. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) bendi ve 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası kapsamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. Bu durumda suçların soruşturulması ve ortaya çıkarılması görevinin kamu yararı bakımından önemi ve güçlükleri kabul edilmekle birlikte hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlandığında somut olayın koşulları altında başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinin gerektirdiği hakkaniyete uygun yargılamadan yoksun bırakıldığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>71. Açıklanan gerekçelerle adil yargılanma hakkı bağlamında <i>hakkaniyete uygun yargılanma</i> <i>hakkının</i> ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>72. Başvurucu; ayrıca eksik araştırma ve inceleme sonucunda gerekçesiz karar verildiğini, kolluk görevlilerinin tamamının dinlenmediğini, tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğini belirterek adil yargılanma hakkı kapsamında bir kısım güvencelerin de ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun adil yargılanma hakkı bağlamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre ileri sürdüğü diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına bu aşamada gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>73. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>74. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>75. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>76. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Adil yargılanma hakkının diğer bir kısım güvencelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddialar yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 2. Asliye Ceza Mahkemesine (E.2019/470, K.2019/494) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE, tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından yapılan değerlendirmede, başvurucunun Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği kabul edilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz nedenlerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz. Şöyle ki;</p>

<p>Çoğunluk gerekçesinde kolluk görevlilerinin başvurucuya yönelik kışkırtma ve tuzak kurmak suretiyle elde ettikleri delillerin mahkemece verilen mahkumiyet kararında belirleyici delil kabul edildiği, Cumhuriyet Savcılığının söz konusu delillerin bu mahiyette olmadığını ispat edemediği, Savcılığın talebi olmaksızın gizli soruşturmacı koşulları bulunmayan ve kışkırtıcı ajan rolüyle elde edilerek hükme esas alınan delillerdeki hukukla aykırılığın yargılamanın bütünü yönünden adil yargılanma hakkını ihlal ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>Kolluk fezlekesinde Ankara Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliğinde görevli polis memurlarınca fuhuş olaylarına ilişkin yapılan çalışmalarda K. isimli şahsın 0532 ... . 02 nolu cep telefonu ile fuhuşsa aracılık yaptığı duyumunun alınması üzerine görevlilerce bu telefon numarası müşteri sıfatıyla aranmış olduğu, kolluk görevlilerince müşteri gibi yapılan arama sonucunda K. isimli kişinin telefonu açtığı ve kendisiyle iki kadınla ilgili olarak belli bir ücret karşılığında anlaşma sağlandığı, ancak K.’nın şehir dışında olduğunu belirterek Ankara'da bulunan başvurucunun kendileriyle iletişime geçeceği ve söz konusu kadınları başvurucunun temin edeceğini ifade ettiği, bir müddet sonra kolluk görevlilerinin başvurucu tarafından arandığı ve daha önce anlaşılan iki kadının otel önüne gönderildiği, aynı fezlekede ilerleyen saatlerde D.T ve K.G.S.’nin otelin önüne geldiği ve kendilerini fuhuş için başvurucunun gönderdiğini beyan ederek anlaştıkları ücreti aldıkları, kolluk görevlilerince K. isimli şahsın arandığı ve başvurucunun konuşulan kadınları gönderdiği, başka kadınlar da temin edip edemeyeceğinin sorulduğunda anlan otele dört kadının daha gönderileceği belirtildiği, önce Y.Ö. ve F.S. isimli kadınların sonra da başvurucu, A.A. ve N.Ş. isimli kadınların otele geldiği, bu aşamada herhangi bir ücret ödemesi yapılmadan kolluk görevlilerinin kimliklerini gösterdiği, daha önce verilen ücreti geri aldıkları ve anılan kişilerle ilgili soruşturma işlemleri için Ahlak Büro Amirliğine hep birlikte gittikleri, daha sonra Cumhuriyet savcısı arandığı ve talimatları alındığı belirtilmiştir.</p>

<p>Cumhuriyet savcısı tarafından, adı geçen kadınların bilgi sahibi olarak ifadelerinin alınması ve haklarında idari yaptırım kararı uygulandıktan sonra serbest bırakılmaları, fuhuşa aracılık yaptığı iddia edilen başvurucunun ise gözaltına alınarak ifadesi alındıktan sonra mevcutlu olarak hazır edilmesi yönünde talimat verilmiştir. Devam eden soruşturmada başvurucunun şüpheli sıfatıyla ifadesi alınmış, soruşturma sonucunda başvurucu hakkında diğer şüpheli K.A.D. ile fuhuş için aracılık yapmak suçunu islediği iddiasıyla 20/4/2010 tarihinde iddianame düzenlenmiştir. Yargılama sonucunda başvurucunun ve K.A.D.’nin fuhuşa aracılık etme suçunu işledikleri sabit görülerek 2 yıl hapis ve 600 TL adli para cezasına (mağdur sayısınca 6 kez) hükmedilmiş ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir. Söz konusu karar itiraz edilmeden kesinleşmiştir. Başvurucunun 5 yıllık denetim süresi içinde tekrar suç işlemesi nedeniyle dosya yeniden ele alınarak, mahkemece açıklaması geri bırakılan hükümler açıklanmış ve bu karar İstinaf Dairesi tarafından onanarak kesinleşmiştir.</p>

<p>Somut olayda, Ahlak büro amirliğinde görevli polislerin gizli soruşturmacı ya da kışkırtıcı ajan olarak nitelendirilmesi mümkün değildir. Polis 2559 sayılı Kanun çerçevesinde yetkilerini kullanmış olup, Kanun tarafından kendisine verilen görevleri ifa etmiştir. 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 2. maddesinde, polisin genel emniyetle ilgili görevlerinin iki kısım olduğu belirtilerek bu görevlerin, A) Kanunlara, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine, yönetmeliklere, Hükümet emirlerine ve kamu düzenine uygun olmayan hareketlerin işlenmesinden önce bu kanun hükümleri dairesinde önünü almak, B) İşlenmiş olan bir suç hakkında Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ile diğer kanunlarda yazılı görevleri yapmak olduğu düzenlenmiştir. Aynı Kanunun 13. maddesinde polisin suçüstü hâlinde veya gecikmesinde sakınca bulunan diğer hâllerde suç işlendiğine veya suça teşebbüs edildiğine dair haklarında kuvvetli iz, eser, emare veya delil bulunan şüphelileri, eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alacağı, uzaklaştıracağı ya da yakalayacağı ve gerekli kanuni işlemleri yapacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yine 2559 sayılı Kanun’un ek 6. maddesinde polisin, söz konusu maddede yazılı görevlerinin yanında, Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer mevzuatta yazılı soruşturma işlemlerine ilişkin görevleri de yerine getireceği, bir suça ilişkin olarak kendisine yapılan sözlü ihbar ve şikâyetleri ve görevi sırasında öğrendiği suça ilişkin bilgileri yazılı hale getireceği, bir suç işlendiği veya işlenmekte olduğu bilgisini edinen polisin, olay yerinin korunması, delillerin tespiti, kaybolmaması ya da bozulmaması için acele tedbirleri aldıktan sonra el koyduğu olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirleri derhal Cumhuriyet savcısına bildireceği ve Cumhuriyet savcısının emri doğrultusunda işin aydınlatılması için gerekli soruşturma işlemlerini yapacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca, somut olayda suç şüphesinin varlığı üzerine polis tarafından harekete geçilmiş olup, K. isimli şahsın telefonu bu nedenle aranmıştır. Kaldı ki, K. isimli şahsın şehir dışında bulunduğunu beyan ettiği ve başvurucunun kendileri ile irtibata geçeceğini söylediği konusunda tartışma da mevcut değildir. Başvurucunun iradesinin hata ya da tehdit ile sakatlandığı, K. isimli şahsın ya da polisin kendisini tehdit ettiği konusunda bir delili de mevcut değildir. Suçun maddî unsurunu kanıtlama yükümlülüğünün Savcılıkta olduğu ileri sürülebilirse de manevî unsur olan kastın bulunmadığını, yani söz konusu fiilin hata, hile, tehdit gibi sebeplerle işlediğini kanıtlama yükümlülüğü suçlanan kişiye (şüpheli veya sanık) aittir. Başvurucu, polis tarafından telefonla aranan (K)’nın yönlendirdiği kişi olup, daha sonra bizatihi (K)’nın yönlendirmesi ile başvurucunun kendisi de otele gelmiştir. Başvurucu, suç işleme iradesinin polis tarafından oluşturulduğunu ya da serbestçe karar alma iradesinin ortadan kaldırdığını ispatlayamadığı gibi, kararda yer verildiği üzere polis tarafından kendisi ile doğrudan iletişim kurulmadığından başvurucunun iradesinin zaten sakatlanmadığı da açıkça anlaşılmaktadır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi <strong>(</strong><strong><i>Eurofinacom/Fransa, B. No: 58753/00, 7/9/2004</i></strong><strong>)</strong> kararında, Fransız kolluk görevlileri tarafından fuhşa aracılık ve ahlaksız kazanç suçlarının tespiti amacıyla bir veri iletişim sistemine müşteri gibi girilmesinin başvurucuyu kışkırtma (tuzağa düşürme) amacı taşımadığına karar vermiştir. Söz konusu olayda başvuru sahibi şirket, France Telecom ile yapılan bir anlaşma kapsamında, özel bir terminal aracılığıyla erişilebilen bir veri iletişim hizmeti sunmakta olup, hizmete “36-15 ALINE” kodu girilerek erişilebilmektedir. Çevrimiçi kullanıcıların birbirleriyle iletişim kurmasını sağlayan bir mesajlaşma ve posta kutusu sistemi söz konusudur ve kullanıcılar bir takma ad (“sahte isim” olarak anılır) seçebilmekte ve ayrıca başkalarının incelemesi için kendileri hakkında kısa bir açıklama (“CV”) sağlayabilmektedir. Savcılık, hizmetin fahişeler tarafından potansiyel müşterilerle iletişime geçmek için kullanıldığından şüphelenerek ön soruşturma başlatmış ve polis, 30 Aralık 1996'da yaptığı açıklamada, soruşturmaları sırasında memurların "AAA" takma adını kullanarak 36-15 ALINE'a eriştiğini bildirmiştir. Başvurucu AİHM’e başvurusunda şirket kışkırtma sonucunda elde edilen deliller çerçevesinde ceza verildiğini ileri sürmüş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ise, Paris Ceza Mahkemesi'nin 9 Ekim 1997 tarihli ve Paris İstinaf Mahkemesi'nin 24 Eylül 1998 tarihli kararları, başvuran şirketin mahkumiyetinin, soruşturma sırasında bulunan bazı özgeçmişlerin içeriğine ve 36-15 ALINE'ı kullanan fahişelerin ifadelerine dayandığını, 30 Aralık 1996'da soruşturma görevlilerinin bilgi taleplerine verilen çevrimiçi yanıtlara dayanmadığını, dolayısıyla, her halükarda mahkemelerin kararlarının, başvuran şirketin kışkırtma olarak nitelendirdiği operasyon yoluyla elde edilen kanıtlara dayandığının söylenemeyeceği, soruşturma görevlilerinin 30 Aralık 1996 tarihinde 36-15 ALINE'da kendilerine şahsen yapılan fuhuşla ilgili hizmet tekliflerini kışkırttıkları doğru olsa da, başvuran şirketin mahkum edildiği ahlaksız kazançtan geçinme suçunun işlenmesine gerçek anlamda teşvik etmedikleri, bu suçun, fuhuş yapanlar tarafından değil, başvuran şirket tarafından zorunlu olarak işlenen sürekli bir suç olduğunu belirterek, bu nedenlerle başvuran şirketin, Sözleşmenin 6. maddesinin 1. fıkrasının ihlalinden şikayet edemeyeceği ve başvurunun bu kısmının açıkça temelsiz olduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Başvuruya konu somut olayımızda, yerel mahkeme kararının gerekçesinde polis tarafından telefonla arama olgusuna değinilmekle ve delil olarak yer verilmekle birlikte, mağdur ifadelerine ve yeminle dinlenen tutanak tanıklarının beyanları da delil olarak kabul edildiği ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet hükmünün tanık beyanlarına göre kurulduğu anlaşılmaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yukarıda özetle yer verilen kararında belirtildiği üzere, başvurucunun mahkûm olduğu suç, fuhuş yapanlar tarafından değil, fuhuşa aracılık yapanlar tarafından işlenebilen seçimlik hareketli bir suçtur. Bu nedenlerle başvurucunun, kışkırtma ya da gizli soruşturmacı yoluyla delil elde edildiği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının Anayasal hükümler çerçevesinde dinlenilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, Mahkememiz çoğunluğunun görüşü kabul edilirse, polisin suçun ortaya çıkarılması için, suç işleyen şahsa telefon edemeyeceği, mesaj gönderemeyeceği vb. yollarla iletişim kuramayacağı aksi halde gizli ajan ve kışkırtma sonucunda suçun işlenmiş sayılacağı ve sanığın adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır ki, bu durumda 2559 sayılı Kanun’un polise verdiği suçun önlenmesi, suçun tespiti, suç delillerin toplanması ve suçluların yakalanması gibi görevlerin yerine getirilmesi de mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında belirtildiği üzere, delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi yargılamayı yapan derece mahkemelerinin görevidir. Anayasa Mahkemesinin görevi ise, derece mahkemelerinin yorumlarının açıkça keyfi veya bariz takdir hatası içerecek nitelikte olup olmadığını incelemektir. Yerel mahkemenin başvurucu hakkında verdiği karar gerekçeli olup, hukuk kurallarının uygulanmasında bariz takdir hatası veya açık bir keyfilik de mevcut değildir.</p>

<p>Belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202150710-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="40344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/2/2026 tarihli ve 2024/48161 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.</strong> <strong>İ.</strong> <strong>Ö. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/48161)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Abdurrahman Remzi AKPINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Filinta Rozerin TELLİOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, HPV aşı bedelinin ödenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumu aleyhine açılan alacak davasının reddedilmesi nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Başvuru 9/8/2024 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruma sağlaması için 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz human papilloma virüs (HPV) aşısı olmuş ve bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu, söz konusu aşı bedelinin tarafına iade edilmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumu İstanbul İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkezine (Kurum) başvurmuştur. Başvurucunun talebi Kurum tarafından 12/3/2024 tarihinde reddedilmiştir. Ret yazısında, 24/3/2013 tarihli ve 28597 sayılı Resmî Gazetede yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliği'nde (Tebliğ) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçların Kurumun resmî internet sitesinde yayımlandığına ve bu listede yer almayan ilaçların bedelinin hiçbir koşulda Kurumca ödenmeyeceğinin ifade edildiğine vurgu yapılarak anılan aşının 2013 yılı<i> "Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde tanımlı olmaması nedeniyle geri ödemesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, Kurumun ret kararı üzerine aşı bedelinin iadesi istemiyle iş mahkemesi nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; her yıl yaklaşık 300.000 kadının ölümüne yol açan rahim ağzı kanserinin sebebinin %99 oranında HPV olduğunu, HPV'nin ileride rahim ağzı kanserine yol açmasını önlemek için bireylerin erken yaştan itibaren bu aşıları yaptırmasının önerildiğini ifade etmiştir. Ayrıca rahim ağzı kanseri için bilinen ve uygulanan başka bir tedavi türü olmadığını, bu hastalığa karşı koruyuculuğu %100'e varan ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan aşıyı bu sebeple yaptırdığını belirtmiştir. Son olarak HPV aşılarının kanser riskini azalttığı hususunun uzmanlarca ortaya konulmasına rağmen Türkiye ulusal aşı takviminde yer almadığını, bu sebeple yaptırdığı aşıların bedelinin tarafına ödenmemesinin Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkına müdahale oluşturduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>9. İstanbul Anadolu 29. İş Mahkemesi (Mahkeme) 1/4/2024 tarihinde düzenlediği tensip tutanağı ile davanın basit yargılama usulü ile görülmesine karar vermiştir. Mahkeme, diğer hususların yanında ayrıca Sosyal Güvenlik Kurumuna müzekkere yazılarak başvurucunun hizmet cetveli, sigortalılık dosyası ile anılan ilacın/aşının uygulanmasına ilişkin tüm tıbbi evrak ve raporları istemiştir. Mahkeme son olarak Türk Eczacıları Birliğine (TEB) başvurucunun yaptırdığı <i>Gardasil</i> isimli aşının muadilinin bulunup bulunmadığını ve aşının rayiç bedelini sormuştur.</p>

<p>10. Mahkeme 10/7/2024 tarihinde davanın reddine kesin olarak karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, aşının hayati önemi haiz olmadığını ve koruma amaçlı uygulandığını ifade etmiştir. Ayrıca geri ödemesi talep edilen ilaçların/aşıların talep edenin maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlike taşıması, hastalığın tedavisinde önem ve aciliyet arz etmesi gerektiğine vurgu yapmıştır. Son olarak talep edilen aşının anılan aciliyet ve aktüel niteliği taşımadığını, muhtemel bir tehlikeye dair koruyucu önlem vasfını haiz olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu nihai kararı 29/7/2024 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nun <i>"Finansmanı sağlanan sağlık hizmetleri ve süresi" </i>başlıklı 63. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Genel sağlık sigortalısının ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sağlıklı kalmalarını; hastalanmaları halinde sağlıklarını kazanmalarını; iş kazası ile meslek hastalığı, hastalık ve analık sonucu tıbben gerekli görülen sağlık hizmetlerinin karşılanmasını, iş göremezlik hallerinin ortadan kaldırılmasını veya azaltılmasını temin etmek amacıyla Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetleri şunlardır: </i></p>

<p><i>a) Kişilerin hastalanmalarına bakılmaksızın kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri ile insan sağlığına zararlı madde bağımlılığını önlemeye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>f) Yukarıdaki bentler gereğince sağlanacak sağlık hizmetleriyle ilgili teşhis ve tedavileri için gerekli olabilecek kan ve kan ürünleri, kemik iliği, aşı, ilaç, ortez, protez, tıbbî araç ve gereç, kişi kullanımına mahsus tıbbî cihaz, tıbbî sarf, iyileştirici nitelikteki tıbbî sarf malzemelerinin sağlanması, takılması, garanti süresi sonrası bakımı, onarılması ve yenilenmesi hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Değişik fıkra: 6/2/2014-6518/81 md.) Kurum, finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin teşhis ve tedavi yöntemleri ile (f) bendinde belirtilen sağlık hizmetlerinin türlerini, miktarlarını ve kullanım sürelerini, ödeme usul ve esaslarını Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşünü alarak belirlemeye yetkilidir. Ancak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşünün alınması (f) bendinde belirtilen ortez, protez ve diğer iyileştirici nitelikteki araç ve gereçlerin miktarını, standartlarını, sağlanmasını, uygulanmasını, kullanma sürelerini ve garanti süresi sonrası bakım, onarım ve yenilenmesi hususlarını kapsar. Kurum, bu amaçla komisyonlar kurabilir, ulusal ve uluslararası tüzel kişilerle işbirliği yapabilir. Komisyonların çalışma usul ve esasları Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Maliye Bakanlığı ile Sağlık Bakanlığının görüşü alınarak Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>13. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Kurumca finansmanı sağlanmayacak sağlık hizmetleri"</i> başlıklı 64. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>d) (Ek: 17/1/2012-6270/7 md.) 63 üncü maddeye göre yöntem, tür, miktar ve kullanım sürelerinin belirlenmesi sonucunda Kurumca finansmanı sağlanacak sağlık hizmetlerinin kapsamı dışında bırakılan sağlık hizmetleri. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar Sağlık Bakanlığının uygun görüşü alınarak, Kurumca çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>14. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin ödenecek bedellerinin belirlenmesi" </i>başlıklı 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/44 md.) 65 inci madde gereği ödenecek gündelik, yol, yatak ve yemek giderlerinin Kurumca ödenecek bedellerini belirlemeye Sağlık Hizmetleri Fiyatlandırma Komisyonu yetkilidir. Komisyon, tıp eğitimini, hizmet basamağını, alt yapı ve kaynak kullanımı ile maliyet unsurlarını dikkate alarak sağlık hizmeti sunucularını fiyatlandırmaya esas olmak üzere ayrı ayrı sınıflandırabilir. Komisyon, 63 üncü madde hükümlerine göre finansmanı sağlanan sağlık hizmetlerinin Kurumca ödenecek bedellerini; sağlık hizmetinin sunulduğu il ve basamak, Devletin doğrudan veya dolaylı olarak sağlamış olduğu sübvansiyonlar, sağlık hizmetinin niteliği itibarıyla hayati öneme sahip olup olmaması, kanıta dayalı tıp uygulamaları, maliyet-etkililik ölçütleri ve genel sağlık sigortası bütçesi dikkate alınmak suretiyle, her sınıf için tek tek veya gruplandırarak belirlemeye yetkilidir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>15. 5510 sayılı Kanun'un <i>"Sağlık hizmetlerinin sağlanma yöntemi ve sağlık giderlerinin ödenmesi"</i> başlıklı 73. maddesinin ilgili kısımı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanuna göre sağlık hizmetleri, Kurum ile yurt içindeki veya yurt dışındaki sağlık hizmeti sunucuları arasında yapılan sözleşmeler yoluyla ve/veya bu Kanun hükümlerine uygun olarak genel sağlık sigortalısı ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin sözleşmesiz sağlık hizmeti sunucularından satın aldıkları sağlık hizmeti giderlerinin ödenmesi suretiyle sağlanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, fatura denetimi konusunda kriterler koymaya, alternatif geri ödeme modelleri oluşturmaya ve bu konularda tespitler ve denetimler yapmaya ve/veya yaptırmaya, buna bağlı olarak hizmet alımı yapmaya yetkilidir. </i></p>

<p><i>(Ek fıkra: 10/9/2014-6552/ 49 md.) Kurum, gerçek veya tüzel kişilerden; ödeme kapsamındaki sağlık hizmetleri ve/veya ürün listelerine girmek için yapılan başvurulardan asgari ücretin yirmi katını geçmemek üzere başvuru ücreti, ilaç hariç olmak üzere diğer tıbbi malzeme ve ürünlerden listelerde kalmak için asgari ücretin üç katını geçmemek üzere yıllık aidat, fiyat düşüş talepleri hariç olmak üzere listelerdeki değişiklik taleplerinden her bir işlem için asgari ücret tutarını geçmemek üzere işlem ücreti, kamu kurumu niteliğinde tüzel kişiliği haiz meslek kuruluşları ile yapılan protokollere dayalı sözleşmeler hariç olmak üzere sözleşme imzalamak için asgari ücretin on katını geçmemek üzere sözleşme ücreti alabilir, bu ücretleri imal ve ithal ürün gruplarına göre farklılaştırabilir. Bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurumca belirlenir. </i></p>

<p><i>...</i><i>" </i></p>

<p>16. Tebliğ'in <i>"Bedeli ödenecek ilaçlar (EK-4/A)"</i> başlıklı 4.1.9 maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurumca bedeli ödenecek olan ilaçlar Kurumun resmi internet sitesinde yayımlanan “Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi” nde (EK-4/A) belirtilmiştir. Bu listede ticari isimleri ve barkod/karekod numaraları yer almayan ilaçların bedelleri hiç bir koşulda Kurumca ödenmez. Yurt dışından temin edilen ilaçlar için özel düzenlemeler saklıdır." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>17. Adana Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 25/10/2024 tarihli ve E.2024/1715, K.2024/2181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Hastalıkların tedavisine yönelik ilaçlar, piyasa koşullarında üretilip, arz edilmektedir. İlgili devlet kurumlarının yetkili birimlerinin yaptığı incelemeler sonucu belirli süreçlere bağlı olarak bu ilaçların bazıları Sağlık Uygulama Tebliği (SUT) kapsamına alınmaktadır. SUT'un her yıl güncellendiği hastalıkların teşhis ve tedavisine ilişkin birçok ilaç ve tıbbi cihazın SUT kapsamına alındığı ortadadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gelinen son aşamada ise, birçok hastalığın teşhis ve tedavisi amacıyla, hekimlerce hasta için hayati önemi haiz olduğu rapor edilmek suretiyle, SUT kapsamında yer almayan tedavi yöntemlerinin uygulandığı, ilaçların reçete edildiği, kanun gereğince davalı kurum tarafından karşılanmayan bu ilaç ve tedavi giderlerinin dava yolu ile davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. Eldeki davada da davacı SUT kapsamında yer almaması nedeniyle bedelinin karşılanması yönündeki talebi kurum tarafından reddedilen aşı bedelini davalı kurumdan talep etmektedir. </i></p>

<p><i>Tekrar ifade etmek gerekir ise, somut uyuşmazlıkla ilgili göz önünde bulundurulması gereken pozitif hukuk düzenlemeleri 5510 Sayılı Kanunun 62, 63 ve 64. maddeleri ve bu maddelerin uygulanmasını gösterir yukarıda anılan ilgili yönetmeliklerdir. Söz konusu kanuni düzenlemelerin Anayasaya aykırılığı yönünde verilmiş bir Anayasa Mahkemesi Kararı da bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Bu halde, davalı kurumun söz konusu talebi karşılaması kanunen mümkün değildir. Yukarıda izahına çalışıldığı üzere, yargı kararlarında istisnai bir yol olarak yerini alan bu yöndeki davaların kabulü şeklindeki uygulamanın ise gelinen aşamada, istisna olmaktan çıktığı, hekimlerce hayati önemi haiz olduğu gerekçesi ile uygulanan her tedavinin SUT kapsamında yer alamamasına karşın davalı kurumdan talep edildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Kanunun yukarıda anılan maddelerine rağmen SUT kapsamında yer almayan bir sağlık harcamasının kurumca karşılanması yönünde karar verilmesinin, istisnai durumlar dışında, kanuna aykırılık oluşturacağında duraksama bulunmamalıdır. </i></p>

<p><i>Yukarıdan beri anılan kanuni mevzuat ve yapılan açıklamalar göz önüne alındığında, hangi sağlık giderlerinin SUT kapsamına alınacağı yönündeki kararın Yasama ve Yürütmenin sosyal, ekonomik ve sağlık politikaları kapsamında vereceği bir karar olup, kural olarak yargı mercilerinin görev ve yetki alanı dışındadır. Zira Kanun Koyucu sigortalıların Anayasal sağlık ve yaşam haklarını teminat altına almak yönünde kanuni düzenlemeler yapmış, uygulamayı göstermek adına gerekli yönetmelikleri çıkarmıştır. </i></p>

<p><i>Bu gerekçelerle görülmekte olan davanın reddine karar verilecek yerde, farklı gerekçelerle kabulüne karar verilmiş olması yerinde görülmemiştir..." </i></p>

<p>18. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 10. Hukuk Dairesinin 25/11/2024 tarihli ve E.2023/1549, K.2024/2826 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Dosya kapsamından davacı kendisinin temin ettiği ve 3 doz şeklinde uygulanan GARDASİL isimli HPV aşısının kurum tarafından karşılanmasını talep ettiği, kurumun sut listesinde yer almadığı gerekçesi ile talebi reddettiği, yargılama sırasına alınan uzman bilirkişi heyet raporunda "...HPV Aşısı olunsa bile; Düzenli muayene ve kontroller, erken tanı ve tedavi için en etkili yoldur … HPV nin bulaşması ile kanserin ortaya çıkması arasında da 10-15 yıllık uzun bir süre olduğundan, bu süre içinde de düzenli muayene ve kontrollerin tarama testleri ile kanserin erken evrede rahatlıkla saptanabildiği ve erken evrede her an tedavi edilebileceği" nin belirtilmesine dayalı olarak davacının sağlığı açısından hayati öneme haiz olmadığı ve kullanılmasının zorunlu bulunmadığı gerekçeleri ile davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Somut olayda; uzman bilirkişi heyet raporuna dayalı mahkeme kararı yerinde olup, dosya kapsamı, mevcut delil durumu ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, istinaf başvurusunun esastan reddine..." </i></p>

<p><strong>V. </strong><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>19. Anayasa Mahkemesinin 19/2/2026 tarihinde yaptığı toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>20. Başvurucu; rahim ağzı kanserine karşı koruyuculuğuyla bilinen ve Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için satın almak zorunda kaldığını, aşının ücretinin Sağlık Bakanlığınca karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğini ifade etmiştir. Ayrıca aşı ücretinin iadesine yönelik olarak açtığı davada bilirkişi incelemesinin yaptırılmadığını, TEB'e yazılan müzekkere sonucunun beklenmediğini, yargılamanın eksik yürütülerek aleyhine karar verildiğini, ilgisiz kararlar gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini ve farklı mahkemeler tarafından aynı konuda verilmiş kabul kararları olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda devletin pozitif yükümlülüğü çerçevesinde görev ve sorumluluklarını yerine getirmediğini belirterek yaşam hakkının, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Son olarak kesin mahiyette verilen karara karşı kanun yoluna gidemediğini, aleyhine de yargılama giderlerinin hükmedildiğini ifade ederek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>21. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile ilgili kurumlardan temin edilen bilgi ve belgelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>22. Anayasa'nın <i>"Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" </i>başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir." </i></p>

<p>23. Anayasa'nın<i> "Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Devletin temel amaç ve görevleri, …kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; ...insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır." </i></p>

<p>24. Anayasa'nın <i>"Sağlık hizmetleri ve çevrenin korunması"</i> başlıklı 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler." </i></p>

<p>25. Anayasa'nın<i> "Devletin iktisadi ve sosyal ödevlerinin sınırları" </i>başlıklı 65. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Devlet, sosyal ve ekonomik alanlarda Anayasa ile belirlenen görevlerini, bu görevlerin amaçlarına uygun öncelikleri gözeterek malî kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirir."</i></p>

<p>26. Başvurucunun iddialarının temelinde ilaca/aşıya erişimin zahmetsiz şekilde sağlanması konusunda devletin yükümlülüklerini yerine getirmediği yer almaktadır. İlaca erişim imkânının sağlanması; kişilerin vücut ve ruh sağlığında meydana gelen rahatsızlıkların tedavi edilerek giderilmesi, dolayısıyla maddi ve manevi bütünlüklerinin korunması amacı doğrultusunda önemli bir gerekliliği ifade etmektedir. Dolayısıyla ilaca erişimin zorlaştırıldığı iddiasını içeren başvurunun maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde ele alınması gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p>28. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir. Anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının bütünlüğü, gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (<i>Özkan Şen</i> [2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).</p>

<p>29. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında sağlık hizmetlerini -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (<i>Nail Artuç</i> [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).</p>

<p>30. Bu çerçevede devletin egemenlik alanında yaşayan ve kontrolü altında bulunan kişilerin maddi ve manevi varlıklarına yönelen müdahaleleri önleme, önlenememiş olan müdahalelere yönelik olarak da gerekli soruşturma, kovuşturma, failleri tespit edip cezalandırma ve gerektiğinde bundan doğan zararları etkili bir şekilde bizzat karşılama veya sorumlularına karşılatma yükümlülüğü bulunmaktadır. Kişilerin vücut bütünlüğüne yapılan bir müdahaleden doğan zararlara yönelik etkili bir tazminin sağlanamadığı ve bu çerçevede devletin Anayasa'nın 17. maddesinden doğan koruma yükümlülüğünü yerine getirmediği durumlarda kişinin vücut bütünlüğünün korunduğundan söz edilemez (<i>Özkan Şen</i>, § 40; <i>Yasin Çıldır</i> [2. B.], B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 37).</p>

<p>31. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa'nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin <i>"herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak … amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini" </i>düzenleyeceği ve bu görevini kamu kesimleri ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanmak suretiyle onları denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (<i>İlker Başer ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44). Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da geniş anlamda tedavi hizmetlerinin bir parçası olarak nitelendirilmelidir (<i>Hidayet Seçkin</i> [1. B.], B. No: 2015/13918, 9/6/2020, § 44).</p>

<p>32. Sağlık ve sosyal güvenlik hakları Anayasa'nın 56. ve 60. maddelerinde güvence altına alınmış olmakla ve devletin söz konusu alanlarda görevleri bulunmakla birlikte Anayasa'nın 65. maddesinde de öngörüldüğü üzere devletin bu görevlerini, öncelikleri gözeterek mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getirmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Devletin vücut bütünlüğünü koruma konusundaki ödevi, sağlık hizmetlerinin mutlak anlamda ücretsiz olarak sağlanacağı şeklinde yorumlanamaz (<i>Salim Sayın</i> [1. B.], B. No: 2013/3382, 4/11/2015, § 41). Devletin bireylere sağlık hizmeti sunma konusundaki yükümlülüğü ülkenin sosyal ve ekonomik gerçekleriyle yakından ilgilidir. Bu nedenle devlet, kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılabilmesi noktasında, kaynakların tahsis edildiği alanlara ilişkin bazı sınırlamalar öngörebilir. Dolayısıyla sağlık hizmeti sunma konusunda devletin pozitif yükümlülüğünün ekonomik sınırları belirlenirken devletin kamu kaynaklarını kullanma konusundaki takdir yetkisi ile tedavi ücretlerinin bireylere yüklediği ekonomik külfet arasında makul bir denge kurulmalıdır (<i>Salim Sayın</i>, § 40). Bu bakımdan devletin sağlık ve sosyal güvenlik haklarına dair ödevi, her durumda ilaç bedellerinin tamamının devlet tarafından karşılanacağı şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>34. İlacın temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunması olağandır. Ancak devlet bu takdir yetkisini kullanırken hastalara aşırı bir külfet yüklememeli ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırmamalıdır. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>Hidayet Seçkin</i>, § 45).</p>

<p>35. Ayrıca devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı kapsamındaki yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilebilmesi için yargı mercilerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde ve ilgili anayasal kurallar bağlamında hareket edip etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (<i>Murat Atılgan</i> [2. B.], B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 44).</p>

<p>36. Eldeki olayda başvurucu, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu olduğunu belirterek 19/8/2023-23/2/2024 tarihleri arasında üç doz HPV aşısı olmuş; bu aşılar için toplamda 8.380,49 TL ödeme yapmıştır. Bu durumda başvurucunun söz konusu aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Nitekim başvurucunun bunun aksine bir iddiası da bulunmamaktadır. Başvurucunun yakındığı temel husus söz konusu aşının bedelinin tarafına iade edilmemesine, diğer bir ifadeyle tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişimi konusunda bir engel konulmasına ilişkindir.</p>

<p>37. Belirtildiği üzere devletin ilaçların hastalara dağıtılması usulüyle ilgili olarak düzenleme yapabileceği, bu hususta belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Başvuru konusu olayda, başvurucunun geri ödemesini talep ettiği aşının Tebliğ'de gösterilen <i>"Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi"</i>nde yer almaması nedeniyle Kurum tarafından reddedildiği görülmüştür.</p>

<p>38. Bununla birlikte başvurucu, Mahkeme önünde aşının koruma amacıyla uygulandığını ifade etmiştir. Yapılan yargılama sonucunda ise Mahkemenin başvurucunun bedelini talep ettiği aşının hayati önemi haiz olmadığına ve koruma amaçlı uygulandığına vurgu yaptığı anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme, başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve aktüel bir tehlikenin bulunmadığı ve aşının muhtemel bir tehlikeye karşı koruyucu önlem vasfını haiz olduğu kanaatiyle davanın reddine karar vermiştir. Kamusal makamlar HPV aşılarını talep edilmeye ve istendiğinde uygulanmaya hazır hâle getirmiş ancak bu aşıları tamamen ücretsiz olarak sunmadığından başvurucu belirli bir bedel karşılığında söz konusu aşılara erişebilmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun bireysel menfaati ile amaçlanan kamu yararı arasında adil bir dengenin kurulmadığının söylenemeyeceği ve kamu makamlarının takdir yetkilerini kullanırken -somut olayın koşullarında- üstlenmesi gereken pozitif yükümlülüklerinin gerisinde kalmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>39. Ayrıca bu hususta yargılama mercilerince yapılan değerlendirmelerin ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklandığı, yargılama sürecinde adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerinin yerine getirildiği dikkate alındığında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, rahim ağzı kanserine karşı koruyucu etkisi bilimsel olarak kabul edilen HPV aşısının bedelinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanmaması nedeniyle açılan alacak davasının reddi üzerine, başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurucu, Türkiye'de üç doz şeklinde uygulanan HPV aşısını sigorta kapsamında yer almadığı için kendisi satın almak zorunda kaldığını, aşının Sağlık Bakanlığınca ücretinin karşılanması gerektiğini ancak buna ilişkin talebinin reddedildiğinden şikayet etmektedir. Uyuşmazlık, özünde koruyucu bir sağlık hizmetinin kamu finansmanı kapsamı dışında bırakılmasının anayasal sınırlarının belirlenmesi sorununu gündeme getirmektedir.</p>

<p>2. Anayasa’nın 17. maddesi, herkesin yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğunu hükme bağlamaktadır. Bu düzenleme yalnızca devletin bireyin yaşamına ve fiziksel bütünlüğüne yönelik doğrudan müdahalelerden kaçınmasını değil, aynı zamanda yaşamı koruyucu ve geliştirmeye elverişli tedbirler almasını da gerektirir. Anayasal güvence, negatif yükümlülüklerle sınırlı olmayıp, özellikle sağlık alanında etkili bir koruma sistemi kurma yönünde pozitif yükümlülükler doğurmaktadır. Uygun ilaçların hastaların erişimine sunulması da bu kapsam dahilindedir.</p>

<p>3. Koruyucu sağlık hizmetleri, özellikle ciddi ve ölümcül hastalıkların önlenmesine yönelik aşılar, 17. maddede güvence altına alınan yaşam hakkının somut tezahürlerinden biridir. Bu bağlamda devletin takdir hakkı bulunsa da, bu mutlak değildir ve devletin pozitif yükümlülükleri, özellikle önlenebilir ve bilimsel olarak kontrol altına alınabilir hastalıklara karşı koruyucu sağlık politikaları geliştirmesini içerir.</p>

<p>4. Bilimsel etkinliği ve koruyuculuğu ortaya konmuş, hakkında geniş bir bilimsel uzlaşma bulunan önleyici ve koruyucu sağlık hizmetlerine erişimin ekonomik gerekçelerle fiilen güçleştirilmesi veya bazı kesimler bakımından imkânsız hâle gelmesi, devletin bu alandaki pozitif yükümlülükleriyle bağdaşmayabilir. Zira bu tür hizmetlerin erişilebilirliği, yalnızca bir sağlık politikası tercihi değil, yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığın korunması hakkının etkili biçimde güvence altına alınmasının ayrılmaz bir unsurudur. Bu nedenle ekonomik engellerin, koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanmayı fiilen ortadan kaldıracak düzeye ulaşması, anayasal pozitif yükümlülüklerin ihlali sonucunu doğurabilir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 56. maddesi uyarınca devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu hüküm, sağlık hizmetlerinin salt tedavi edici boyutuna indirgenemeyeceğini, koruyucu ve önleyici sağlık politikalarının da anayasal yükümlülük kapsamında bulunduğunu göstermektedir. Zira modern sağlık anlayışında koruyucu hizmetler, yaşam hakkının ve fiziksel bütünlüğün korunmasının en etkili araçları arasında yer almaktadır. Devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetlerine erişimde ekonomik engelleri azaltacak, dezavantajlı grupların hizmete fiilen ulaşmasını sağlayacak tedbirleri almakla mükelleftir. Aksi takdirde, sağlık hakkı normatif düzeyde tanınmış olmakla birlikte fiilen kullanılamayan bir hak hâline gelir.</p>

<p>6. Anayasa’nın 2. maddesinde tanımlanan hukuk devletinin temel niteliklerinden birisi de sosyal devlet ilkesidir. Bu maddede ifadesini bulan sosyal hukuk devleti ilkesi, yalnızca bir kamu politikası tercihi ya da idarenin takdir alanına bırakılmış bir yönelim olmayıp, anayasal kimliğimizin kurucu unsurlarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Sosyal devlet, yalnızca hukuka bağlılık ve temel haklara saygı ile sınırlı bir devlet anlayışını değil, maddi eşitliği gözeten, sosyal adaleti gerçekleştirmeyi hedefleyen ve bireylerin insan haysiyetine yaraşır bir yaşam sürmelerini güvence altına alan normatif bir yapıyı ifade eder. Sosyal hukuk devleti ilkesi, devlete sosyal riskleri azaltma ve temel hizmetlere erişimde ortaya çıkan yapısal engelleri giderme yönünde aktif yükümlülükler yükler. Bu çerçevede devlet, özellikle koruyucu sağlık hizmetleri alanında yalnızca düzenleyici bir konumda kalmamalı, bu hizmetlerin etkili ve erişilebilir biçimde sunulmasını sağlamakla da sorumlu tutulmalıdır.</p>

<p>8. Anayasa’nın 5. maddesi de devlete, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlama ve insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlama ödevi yüklemektedir. Bu hüküm, sosyal devlet ilkesinin somutlaşmış hâlidir ve özellikle sağlık hakkı bakımından yönlendirici bir işlev görür.</p>

<p>9. Anayasa’da sosyal bir hak olarak düzenlenen sağlık hakkı, toplumun ve bireylerin sağlık yönünden güvenliğinin sağlanmasını ifade eder. Bu niteliğinden ötürü sağlık hakkı, günümüzde sosyal devlet ilkesinin bir unsuru olarak kabul edilmektedir. Sosyal devlet bütün vatandaşlarını hastalık dahil çeşitli risklere karşı korumak ve bu amaç için gerekli düzenlemeleri yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Kuşkusuz Anayasa’nın 65. maddesi, sosyal ve ekonomik hakların yerine getirilmesini mali kaynakların yeterliliği ve önceliklerin gözetilmesi şartına bağlamaktadır. Bu düzenleme, sosyal hakların mutlak ve sınırsız bir edim talebi doğurmadığını ortaya koymaktadır. Ancak söz konusu hüküm, sosyal hakları tamamen programatik ve bağlayıcılıktan yoksun normlar hâline getirmez. Sosyal devlet ilkesi ve temel hakların korunmasına ilişkin genel hükümlerle birlikte yorumlandığında, 65. madde sosyal hakların tamamen ertelenmesine değil; imkânlar ölçüsünde, kademeli fakat gerçek ve etkili biçimde gerçekleştirilmesine anayasal dayanak oluşturmaktadır.</p>

<p>11. Somut olayda derece mahkemesi, HPV aşısının koruyucu nitelikte olduğu ve başvurucunun maddi ve manevi bütünlüğüne yönelik ciddi ve “aktüel bir tehlikenin” bulunmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Mahkeme, aşının koruma amaçlı uygulanmasını öne çıkartmıştır. Ancak koruyucu sağlık hizmetlerinin amacı, hastalık ortaya çıkmadan önce riskin bertaraf edilmesidir. Bu nedenle “aktüel tehlike” ölçütü, önleyici müdahaleler bakımından dar ve yetersiz bir değerlendirme çerçevesi sunmaktadır. Koruyucu bir aşının anayasal koruma alanı dışında bırakılması, 17. ve 56. maddelerle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>12. HPV aşısı, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere çeşitli kanser türlerine karşı koruyuculuğu bilimsel çalışmalarla ortaya konmuş bir halk sağlığı aracıdır. Uluslararası sağlık otoritelerince yaygın biçimde önerilmekte ve birçok ülkede ulusal bağışıklama programlarına dahil edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre HPV aşısı, 2024 yılında 147 ülkede ulusal bağışıklama programları ve hizmetleri kapsamında ulusal aşı takviminde yer almaktadır.1 Aşının DSÖ “Temel İlaçlar Listesi”ne alınması da aşının bir</p>

<p>tercih değil halk sağlığı yönünden vazgeçilemez olduğunun bir delili olarak görülebilir.2 Bu yönüyle söz konusu aşı, bireysel tercihe bırakılabilecek sıradan bir tıbbi müdahale olarak değerlendirilemez, çünkü yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı sistematik bir koruma aracı olduğu tıbben kabul edilmektedir.</p>

<p>13. Belli kanser türlerini önlediği bilimsel verilerle ortaya konulmuş bir aşının, ekonomik imkânsızlık nedeniyle belirli bireyler bakımından fiilen erişilemez durumda olması, salt bir kamu politikası tercihine indirgenmemelidir. Eğer ekonomik engeller, bireyin koruyucu sağlık hizmetinden yararlanmasını fiilen imkânsız kılıyor ve devlet bu engeli makul ve ölçülü tedbirlerle gidermiyorsa, bu durum bireyin fiziksel bütünlüğünü koruma hakkına yönelik dolaylı bir müdahale teşkil edebilir.</p>

<p>14. İlacın/aşının temin edilmesi, temin edilen ilacın hangi usullerle ve ne tür bir külfetle hastalara ulaştırılacağı hususunda devletin belli ölçüde takdir yetkisinin bulunmakla birlikte bu yetkinin kişilere aşırı bir külfet yüklememesi ve ilaca erişimini orantısız şekilde zorlaştırılmaması gerekmektedir. Devlet, ilaçların hastalara sunuluş yöntemini belirleme konusunda kamusal menfaatlerin gerekliliklerini gözetmekle birlikte bu menfaatler ile hastanın ilaca erişimi arasında adil bir denge kurmalıdır. Başvurucunun ilgili aşıya erişiminin olduğu, ilaca ulaşma ve kullanma konusunda katlandığı maddi külfet dışında bir engelle ya da güçlükle karşılaşmadığı söylenebilir. Burada sorun tamamen ücretsiz bir şekilde aşıya erişim hususundan kaynaklanmaktadır.</p>

<p>15. Ancak finansmanının tamamen bireye bırakılması, özellikle aşının yüksek maliyeti dikkate alındığında, kamusal finansman olmaksızın bu aşıya erişim yalnızca belirli ekonomik imkâna sahip kesimlerle sınırlı kalmaktadır. Dolayısıyla aşıya fiilî erişim ödeme gücüyle sınırlı hâle getirmektedir. Böyle bir durumda sağlık hakkı, teorik olarak tanınmış fakat pratikte ekonomik kapasiteye bağlı kılınmış olur. Bu durum, sağlık hakkının fiilî kullanımını ödeme gücüne bağlamakta ve Anayasa m. 56’nın öngördüğü “herkes” ibaresini daraltmaktadır ve sosyal devlet ilkesinin özüne de uygun değildir.</p>

<p>16. Çoğunluk görüşü, kamu kaynaklarının kullanımı konusunda idarenin takdir yetkisine vurgu yaparak bireysel menfaat ile kamu yararı arasında makul bir denge kurulduğunu savunmaktadır. Oysa ölçülülük ilkesi gereğince kurulması gereken denge, hakkın özünü zedelememelidir. Koruyucu ve maliyet-etkin bir sağlık hizmetinin sistematik biçimde kamu finansmanı dışında bırakılması, özellikle dar gelirli bireyler bakımından aşırı bir külfet doğurmakta ve sosyal riskin kolektif paylaşımını zayıflatmaktadır (Çoğunluk görüşü 33).</p>

<p>17. Mahkememize göre “sağlık hakkı, insanların sağlıklarının korunması, hastalandıklarında iyileşmeleri, tıbbi bakım görebilmeleri ve tedavi edilebilmeleri için Devletin sağladığı her türlü imkândan yararlanma hakkıdır” (AYM, E. 2012/103, K.2013/105, 3.10.2013).</p>

<p>18. Mahkememiz başla bir kararında da kişilerin maddi ve manevi varlıklarını geliştirebilmelerinin mutlu ve huzurlu olabilmelerinin başlıca şartının, ihtiyaç duydukları anda sağlık hizmetlerine ulaşıp bu hizmetlerden yararlanabilmeleri olduğunu dikkati çekerek,</p>

<p>“devlet için bir görev ve kişiler için de bir hak olan bu amacın gerçekleştirilmesine bu haktan yararlanmayı zorlaştırıcı ya da zayıflatıcı düzenlemeler Anayasa’ya aykırı düşer” sonucuna ulaşmıştır (AYM, E. 2010/29, K. 2010/90, 16.07.2010). Anılan kararda Mahkememiz sağlık hizmetlerinin “…doğrudan yaşam hakkı ile ilgili olması nedeniyle diğer kamu hizmetlerinden farklı” olduğunu ve bu hizmetin temel hedefi olan insan sağlığının, “…mahiyeti itibarıyla ertelenemez ve ikame edilemez bir özelliğe sahip” olduğunun altını çizmiştir.</p>

<p>19. Derece mahkemeleri de konuyla ilgili önlerine gelen davalarda aşı bedelinin davacılara iadesi yönünde kararlar vermiştir. Örneğin Ankara 62. İş Mahkemesi 2022/241 Esas ve 2022/679 Karar sayılı dosyasında HPV aşısını kendi imkanlarıyla satın alıp yaptıran davacıya aşı bedelinin iade edilmesine karar vermiştir. Mahkeme verdiği kararda, HPV aşısının kamusal bir sağlık sorununun önlenmesinde kritik rol oynadığını vurgulamıştır.</p>

<p>20. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu da (TİHEK) bir kararında. HPV aşısının ulusal aşı takvimine alınması amacıyla yürütülen çalışmaların hızlandırılması ve aşının ücretsiz sunulması hususunda Sağlık Bakanlığı’na tavsiyede bulunulmasına karar vermiştir (TİHEK, B. No: 2022/1001, K. No: 2023/498, 21.08.2023).,</p>

<p>21. Devletin her durumda tüm ilaç ve aşı bedellerini karşılamak zorunda olduğu söylenemez. Ancak yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir bir hastalığa karşı etkili olduğu kabul edilen bir aşının, ekonomik gerekçelerle genel kamu finansmanı dışında bırakılması; özellikle maliyeti itibarıyla geniş kesimlerin erişimini güçleştiriyorsa, anayasal düzlemde sorgulanmalıdır. Mahkeme çoğunluğu, sağlık politikalarının belirlenmesinde idarenin geniş takdir yetkisine sahip olduğunu kabul etmiştir. Ne var ki, bu takdir yetkisi, bilimsel olarak zorunlu ve etkili olduğu ortaya konmuş bir koruyucu müdahalenin sistematik biçimde kamusal finansman dışında bırakılmasını haklı kılamaz. Netice itibarıyla, devletin kamu kaynaklarını kullanma takdir yetkisi bulunmakla birlikte, bu takdir yetkisi temel hakların özünü zedeleyecek ölçüde geniş yorumlanamaz.</p>

<p>22. Sosyal hukuk devleti, yalnızca tedavi edici hizmetleri değil, uzun vadede daha az maliyetli ve daha etkili olan koruyucu sağlık politikalarını da kapsar. Nitekim DSÖ HPV aşısını maliyet-etkin bir halk sağlığı yatırımı olarak değerlendirmektedir Koruyucu hizmetlerin finansmanının bireye bırakılması, hastalık riskinin ekonomik kapasiteye göre dağıtılması sonucunu doğurur. Bu ise eşitlik, sosyal adalet ve insan haysiyeti ilkeleriyle bağdaşmaz. Sadece maddi imkanı olanların kanserden korunabildiği, dar gelirlilerin ise bu riskle baş başa bırakıldığı bir düzen, sosyal hukuk devleti ilkesini zedeler.</p>

<p>23. HPV aşısının yaşamı tehdit eden hastalıklara karşı koruyucu olması, bilimsel etkinliğinin uluslararası düzeyde kabul görmesi, koruyucu sağlık hizmeti niteliği taşıması ve yüksek maliyeti nedeniyle ekonomik bakımdan dezavantajlı kesimler için fiilen erişilemez hâle gelmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde, kamu finansmanının tamamen dışlanması bireye aşırı bir külfet yüklemekte ve ölçülülük ilkesinin gerektirdiği adil dengeyi bozmaktadır.</p>

<p>24. Anayasa’nın 17. ve 56. maddeleri, 2. maddede yer alan sosyal hukuk devleti ilkesi ve 5. maddede bulunan “refah, huzur ve mutluluk” amacı ışığında birlikte yorumlandığında; devletin, yaşamı tehdit eden ve bilimsel olarak önlenebilir hastalıklara karşı etkili koruyucu sağlık hizmetlerine erişimi ekonomik engellerden arındırma yönünde pozitif yükümlülüğü bulunduğu açıktır. Devletin pozitif yükümlülükleri asgari bir içerik taşımak zorundadır. Koruyucu sağlık hizmetleri ve bunlara herkesin erişilebilirliği bu asgari çekirdek alanın merkezindedir.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 2. ve 5. maddeleri ışığında 17. maddesinde güvence altına alınan maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile 56. maddede düzenlenen sağlık hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="33%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td width="34%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="33%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> https://www.who.int/en/news-room/fact-sheets/detail/immunization-coverage?utm, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p>

<p><sup>2</sup> https://list.essentialmeds.org/medicines/208?utm_source, (Erişim tarihi, 20 Şubat 2026).</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202448161-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="71410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2/4/2026 tarihli ve 2021/27707 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H. </strong><strong>Ç.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/27707)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Burak TOPALOĞLU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; tehlike hâli taşıyan tutuklu grubuna dâhil edilme üzerine getirilen kısıtlamaların uzun süredir devam etmesi ve belli aralıklarla denetlenmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kişinin tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine ilişkin olarak ceza infaz kurumu idaresi tarafından verilen kararda kullanılan ifadeler nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 23/6/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu, anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçundan Sincan 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bireysel başvuru tarihi itibarıyla hükümözlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p>7. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 5/6/2017 tarihinde başvurucunun tehlikeli tutuklu hâli taşıyan tutuklular grubuna dâhil edilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>" ... <i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu tutuklu</i> ... <i>Tutuklunun kurumumuza kabulünden bu güne kadar örgütlü olduğu, örgütünden ayrılmadığı ve örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiği, </i></p>

<p><i>Adı geçenin 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen hain darbe girişimi olayının sanıklarından olduğu ve üst düzey örgüt yöneticisi konumunda yargılamasının devam ettiği, </i></p>

<p><i>Örgüt içerisindeki hiyerarşik konumlandırma ve tutuklunun cezaevine girmeden önceki görevi ve konumu göz önünde bulundurulduğunda diğer örgüt mensubu tutuklu ve hükümlülere talimat verebilecek durumda bulunduğu, devam eden Mahkeme süreçleri takip edildiğinde bir yerden talimat almışcasına tüm örgüt mensuplarının aynı ağızdan ortak ifade verme yönünde çaba içerisinde oldukları değerlendirilmiştir</i>."</p>

<p>8. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı 3/8/2017 tarihinde başvurucunun televizyon yayını olanaklarından yararlanma hakkının kısıtlanmasına karar vermiş, kararda 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan mülga Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük'ün (Tüzük) 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (g) bendi gereği tehlikeli tutuklu statüsünde olan başvurucu hakkında karar alındığını belirtmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu 7/4/2021 tarihinde Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) nezdinde, aldığı ve emanette tutulan radyonun kendisine verilmesini veya yeni bir radyo verilmesini talep etmiştir. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne<strong>, </strong> başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın, daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararında masumiyet karinesini zedeleyen ifadeler bulunduğunu, karara dayanak olan Tüzük'ün mülga olduğunu, kararın üzerinden dört yıl geçtiğini ve başvurucunun durumunun yeniden değerlendirilmesini talep etme hakkı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>10. Cumhuriyet savcısı karara itiraz etmiş; itirazında Ceza İnfaz Kurumunda merkezî yayın sistemiyle dört radyo kanalının tek kanaldan, belirli periyotlarla gün boyu yayınının yapıldığı, başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının üst düzey yöneticisi olduğu, örgüt içindeki konumu, vasfı ve gerçekleştirdiği eylemlerin sabit görülerek 79 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile 3.901 yıl 6 ay hapis cezasına hüküm verildiği belirtilmiştir. İtirazı inceleyen Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesi itirazın kabulü ile usul ve kanuna aykırı bulunan İnfaz Hâkimliğinin 7/5/2021 tarihli kararının kaldırılmasına, başvurucunun şikâyetinin reddine kesin olarak karar vermiş; kararın gerekçesinde Cumhuriyet savcısı tarafından sunulan gerekçelerin yerinde görüldüğünü açıklamıştır.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 27/5/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>12. İlgili hukuk için bkz. <i>C. T. </i>[GK], B. No: 2019/31177, 17/4/2025, §§ 16-40.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>13. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine </strong><strong>İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>14. Başvurucu; tehlike hâli taşıyan tutuklu statüsünün dört yıldır devam ettiğini, havalandırma ve radyo televizyon olanaklarının kısıtlandığını, yıllardır tek başına odada kaldığını ve idari kararlarla tecrit altında tutulduğunu iddia etmiştir. Şikâyet ve itiraz başvurularının gerekçesiz şekilde reddedildiğini, uzun süredir devam eden ve kötü muamele teşkil eden uygulama nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, ruhsal bütünlüğünün zarar gördüğünü belirterek adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Bakanlık görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamında masumiyet karinesi ile gerekçeli karar hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p>16. Başvurucu; ceza infaz kurumu idaresince tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmasından, bu kapsamda radyo ve televizyon kullanma hakkına getirilen kısıtlamalardan ve bu kısıtlamaların uzun süredir devam etmesinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun ayrıca havalandırma saatlerine ve odada yalnız tutulmasına yönelik iddiaları da bulunmaktadır. Tehlikeli tutuklu statüsünün ne kadar süredir devam ettiği, bu statünün getirdiği kısıtlamaların kapsamı, kısıtlamalara ara verilip verilmediği ve belirli sürelerle gözden geçirilip geçirilmediği gibi hususlar, başvurucunun ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına yönelik şikâyetlerinin bireysel başvuru kapsamında hangi temel hak ve özgürlük kapsamında inceleneceğinin tespitinde önemlidir. Tehlikeli tutukluluk statüsünün olması, başvurucunun bu statüye alınmasına ve/veya tutulma koşullarının bazı yönlerine yönelik şikâyetlerinin doğrudan özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi zorunluluğunu doğurmaz. Dolayısıyla şikâyet edilen kısıtlamaların ortaya çıkardığı sonuçların etkisinin düşük olması nedeniyle özel hayata saygı hakkının başvuruya uygulanabilir olmadığı durumlar olabileceği gibi şikâyet edilen kısıtlamaların başvurucunun üzerinde yarattığı etkilerin belirli bir ağırlık seviyesine ulaşması nedeniyle başvurunun kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesinin gerektiği hâller de söz konusu olabilir.</p>

<p>17. Özel hayata saygı hakkı, sosyal bir hayat sürdürmeyi yani kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir <i>özel hayatı</i> ve bireyin <i>kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesini </i>de güvence altına almaktadır. Dolayısıyla sosyal ilişki kurmak ve geliştirmek üzere uygun imkânlardan yararlanma ve kişinin çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkı da bu kapsamda korunur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucu olarak mahpusun özel hayata saygı hakkının sınırlanması olağan bir durum olsa da söz konusu hakkın güvenceleri mahpuslar yönünden de uygulanabilir olduğu ölçüde geçerlidir. Somut başvuru öncesindeki süreç incelendiğinde başvurucunun şikâyet ettiği hususun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması nedeniyle uzun süredir radyo ve televizyon kullanma hakkından yararlandırılmamasına ilişkin olduğu ve bu kapsamda taleplerde bulunduğu görülmüştür. Diğer bir anlatımla başvuru konusu edilen şikâyet sürecinde ilgili yargı mercilerine sunulan dilekçelerde işbu başvuruda dile getirilen diğer iddialara yer verilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla bu tespitlerle birlikte başvurucunun ceza infaz kurumu şartlarında kişiliğini geliştirmesine imkân sağlayabilecek söz konusu imkânlardan yararlandırılmamasına ilişkin olarak ileri sürdüğü kısıtlamaların süresi ve kapsamı birlikte değerlendirildiğinde başvurunun özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği kanaatine varılmıştır (benzer yönde değerlendirme için bkz. <i>C.T.,</i> § 49).</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b. Esas Yönünden</strong></p>

<p>19. Özel hayat, eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramı temel alınmaktadır. Anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (<i>Serap Tortuk</i> [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; <i>Bülent Polat</i> [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; <i>Ata Türkeri </i>[1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32;<i> Tevfik Türkmen</i> [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52).</p>

<p>20. Anayasa'nın 19. maddesi gereğince hükümlü ve tutukluların (mahpusların) özel ve aile hayatının sınırlandırılması hukuka uygun olarak ceza infaz kurumunda tutulmanın kaçınılmaz ve doğal bir sonucudur. Bununla birlikte ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma ve spor yapma ve radyo, televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanınmıştır. Söz konusu haklara kamu makamlarının keyfî bir şekilde müdahale etmelerinin önlenmesi, özel hayata saygı hakkı kapsamında Anayasa'nın 20. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 8. maddesiyle sağlanan güvenceler arasında yer almaktadır (<i>C.T.</i>, § 53).</p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da ceza infaz kurumunda bulunan mahpuslara açık havaya çıkma, spor yapma, radyo ve televizyon imkânlarından yararlanmaya ilişkin bazı haklar tanındığı ancak tehlikeli hâlde bulunanlara bu haklara ilişkin bazı sınırlamalar getirilebildiği görülmüştür. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu grubuna dâhil edilmesi sonrasında getirilen sınırlandırmaların yaklaşık dört yıldır devam etmesinin -bir bütün olarak değerlendirildiğinde- özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>22. Anayasa Mahkemesi olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> C.T.</i> kararında, mevzuat gereğince başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına karar verme yetkisinin idare ve gözlem kurulunda olmadığını, tehlikeli tutukluluk statüsüne alınmayı gerektiren koşulların devam edip etmediğini belirli aralıklarla değerlendirmeye elverişli düzenlemenin bulunmadığını belirterek kanunilik ölçütü yönünden sorun tespit etmiş ancak bu konudaki nihai değerlendirmeyi "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük</i>" başlığı altında daha ayrıntılı şekilde yapmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 73, 74). Aynı kararda Anayasa Mahkemesi söz konusu sınırlandırmaların kamu düzeninin ve güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi konusunda meşru amaç taşıdığına hükmetmiştir (<i>C.T.</i>, § 75).</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi, "<i>Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük" </i>başlığı altında yaptığı değerlendirmelerde başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğunu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığını tespit etmiştir. Bu doğrultuda da Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır (<i>C.T.</i>, §§ 82-92).</p>

<p>24. Anılan kararda belirtildiği üzere tutuklu ve hükümlülerin bazı temel haklardan yararlanması ana kural ise de bu kuralın kamu düzeninin ve kurumun güvenliğinin sağlanması ile suç işlenmesinin önlenmesi gibi meşru sayılacak amaçlar bağlamında kısıtlanmasının mümkün olduğu vurgulanmalıdır (<i>Turan Günana</i> [1. B.], B. No: 2013/3550, 19/11/2014, § 35). Ancak bu durumda uygulanacak kısıtlamaların süreli olması, hakkın kullanımını ortadan kaldıracak şekilde genel bir uygulamaya dönüştürülmemesi ve gerekli olduğunun ilgili kararlarda yeterli bir gerekçe ile ortaya konulması gerekir (<i>Çetin Arkaş ve Nasrullah Kuran</i> [2. B.], B. No: 2016/371, 13/1/2021, § 81; <i>C.T.</i>, § 83).</p>

<p>25. Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların hakları ile ilgili belirli koşullara bağlı olarak kısıtlama kararı verilirken uygulamaya dair bir süre belirlenerek koşulların devam edip etmediği konusunda elde edilen güncel ve somut veriler gözetilmek suretiyle belirli aralıklarla değerlendirme yapılmasının sağlanması kısıtlama kararının sonuçlarının görülebilmesi açısından önemlidir. Ayrıca kısıtlama kararının somut bilgi ve belgelere bağlı olarak belirli aralıklarla değerlendirme yapılıp gözden geçirilmesinin sağlanması uygulamanın ve idarenin denetimi açısından da gereklidir (benzer karar için bkz<i>. Veysi Aktaş (2) </i>[2. B.], B. No: 2015/15982, 6/2/2019, § 52). Bu çerçevede hükümlü ve tutukluların temel haklarına kısıtlama getirecek mevzuatın da mezkûr sınırlar içinde idarenin keyfîliğini önleyecek şekilde açıklık içermesi gerektiği söylenebilir (<i>C.T.</i>, § 84).</p>

<p>26. Somut olayda başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınmasına ilişkin kararda ve bu karar üzerine getirilen kısıtlamalarda belli bir süre sınırı öngörülmemiştir. Netice itibarıyla 5/6/2017 tarihinde alınan söz konusu kısıtlama kararlarının somut başvurunun yapıldığı 23/6/2021 tarihine kadar yeniden bir değerlendirme yapılmadan uygulandığı, kısıtlamaların uzun süre devam ettirildiği anlaşılmıştır. İnfaz Hâkimliği başvurucunun şikâyetinin kabulüne, başvurucuya istediği radyo teslim edilmeden önce tehlikeli tutukluluk statüsüne ilişkin kararın daha sonra da televizyon yayınları olanaklarından yararlanma hakkını kısıtlayan kararın yeniden değerlendirilmesine karar vermişse de karara karşı yapılan itiraz sonrası Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun şikâyetini kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>27. Başvurucunun tehlikeli tutuklu statüsüne alınması ve başvurucu hakkındaki kısıtlamalara ilişkin kararın bir süreyle sınırlanmadan ve karara dayanak oluşturan koşulların devam edip etmediğine dair belirli aralıklarla güncel bilgi ve belgeler gözetilerek yeniden değerlendirme yapılmadan uzun süre uygulanmasının orantısız olduğu ve ölçülülük ilkesine uygun olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu itibarla <i>C.T. </i>kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>29. Başvurucu; hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmamasına rağmen Ceza İnfaz Kurumunca verilen kararda (bkz. § 7) "<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>", "<i>örgütlü olduğu</i>", "<i>örgütünden ayrılmadığı</i>" şeklinde ifadeler kullanıldığını, hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü olmadığını, söz konusu kararda yer alan ifadelerin masumiyet karinesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>30. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Masumiyet karinesinin ihlal edilip edilmediği değerlendirilirken özellikle hukuk ve idari yargılama bakımından üzerinde durulması gereken önemli hususlardan biri, yargılamayı yapan makamın ilgili kişiye suç isnat edip etmediği ve ceza yargılaması kararını sorgulayıp sorgulamadığıdır. Kamu otoriteleri veya görevlileri tarafından hakkında soruşturma veya kovuşturma yürütülen kişiyle ilgili olarak yargılama süreci bir mahkûmiyet hükmüyle kesinlik kazanmadan suçluluğa dair herhangi bir kanaat ifade edilmiş olması ya da ceza yargılaması mahkûmiyet dışında bir kararla sona ermesine rağmen sona ermeye ilişkin kararda sanığın suçlu olabileceğinin ifade edilmiş olması durumunda masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilecektir. Bu kapsamda <i>karar vericilerin kullandıkları dil</i> kritik önem taşır (<i>Mustafa Akın </i>[1. B.], B. No: 2013/2696, 9/9/2015, §§ 38, 39).</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi <i>Yıldırım Güvenç</i> ([2. B.], B. No: 2017/32945, 11/2/2021) kararında, başvurucu hakkında açılan ceza davası devam etmekteyken başvurucunun İdare ve Gözlem Kurulunca tehlikeli tutuklu statüsüne dâhil edilmesine ilişkin karardaki ifadeleri değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi, mezkûr kararın gerekçesinde başvurucunun terör örgütü üyesi olduğu yönündeki ifadelerin suçluluğa dair bir kanaat ifade ettiği ve bu anlamda masumiyet karinesini zedeler nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır (anılan kararda bkz. §§ 58-61).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesinin <i>İsmet</i> <i>Karabulut</i><i> (2)</i> ([2. B.], B. No. 2020/24390, 5/10/2023) kararında da ilk derece mahkemesince mahkûmiyet kararı verilen fakat hükmün kanun yolları aşamasında olduğu bir hükümözlünün benzer şikâyetlerine ilişkin olarak, hakkında yargılama devam ettiğinden karar kesinleşmedikçe kararın hangi aşamada (ilk derece, istinaf yahut temyiz) olduğunun masumiyet karinesi yönünden bir öneminin olmadığı belirtilmiş; başvurucu hakkında terör örgütü üyeliği suçlamasıyla açılan ceza davasında verilen mahkûmiyet kararı henüz kesinleşmeden başvurucunun <i>aktif örgüt üyesi</i> olarak nitelendirilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>34. Bireysel başvuru incelemesine konu somut olayda da İdare ve Gözlem Kurulu, başvurucu hakkında ''<i>PARALEL YAPI/FETÖ Terör Örgütü mensubu</i>"<i>, </i>"<i>örgütünden ayrılmadığı</i>"<i>, </i>"<i>örgütlü diğer tutuklular ile birlikte hareket ettiğ</i>i" şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur. Mevcut başvuruda da bireysel başvurunun yapıldığı tarih itibarıyla mahkûmiyet hükmü henüz kesinleşmeyen hükümözlü başvurucu hakkında aktif örgüt üyesi olduğuna dair ifadelere yer verilmesi nedeniyle mevcut içtihatlardan ayrılmayı gerektiren bir husus bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu ifadelerin de başvurucunun masumiyet karinesini zedeler mahiyette olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. ve 38. maddelerinde güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>36. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama talebinde bulunmuştur.</p>

<p>37. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>38. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. 1. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 36. maddesi ile 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak amacıyla Ankara Batı 1. Ağır Ceza Mahkemesine (D. İş 2021/1409) iletilmek üzere Ankara Batı 1. İnfaz Hâkimliğine (E.2021/1588, K.2021/1960) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202127707-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="82127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yoksulluk ve Ceza Adaleti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yoksulluk ve Ceza Adaleti</strong></p>

<p><strong>(Poverty and the Criminal Justice)</strong></p>

<p></p>

<p>Yoksulluk ve eşitsizliğin bir yaşam biçimi olduğu toplumsal bağlamda ana değerlere karşıt kriminojen nitelikte yeni değerler oluşabilir. E. Sutherland, kültürel talepler o doğrultuda olduğu için kişilerin suç işlediklerine işaret etti. Diğer bir anlatımla, kişiler suç işlemeyi yapılan işin <i>doğru olduğunu öğrendikleri</i> için benimsemişlerdir. Marksist kriminologlar, bu kriminojen değerlerin nereden geldiğini sormaktadırlar. Kültürel amaç değerleri gibi toplumsal sınıflar ve sosyal açıdan çözülmüş kurumlar bir yerlerden çıkmakta ve bu da asırlarca devam eden toplumun alt tabakalarında yer etmiş olan “gelenekler” olmaktadır.</p>

<p>Anomi/gerilim yaklaşımları, fakirliği doğrudan suça ilişkilendirmemekte ise de insan değerini mali başarıya endeksleyen rekabetçi bir kültür birleşimi ile kriminolojik etkileri olduğuna değinilmektedir. Bu saptama kriminolojide büyük bir sorunu ortaya koymaktadır: Fakirlik suça sebep olmakta mıdır? Yoksa suç mu fakirliğe sebep olmaktadır? Veya öteki faktörlerin birleşimi her ikisi için de neden olabilmekte midir?</p>

<p>Kriminolog Robert Sampson şu vurguyu yapmıştır:</p>

<p>“Herkesin ‘fakirliğin suça neden olduğuna inandığı’ görülmektedir. Gerçekte çoğu kıdemli<br />
sosyologlar, kriminologların fakirlik paradigması dışındaki teorilerle neden zaman<br />
yitirdiklerine şaşkınlıklarını ifade etmektedirler. Bu araştırmaların nedeni gerçeklerin bunu<br />
gerektirmesidir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p>Frank Schmalleger (Criminology, 2020) ise, tüm yapısal teorilerin altında yatan varsayım olarak, “suçun temel nedenlerinin fakirlik ve çeşitli sosyal adaletsizlikler” olduğuna işaret etti. O, “bazılarının suçun temel nedenleri argümanını ters yüz ederek, fakirlik ve sosyal adaletsizliklere suçun neden olduğunu” tartışmaya açtıklarını belirtti.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a><sup> </sup>Bu karşıt teorik yaklaşım, siyasi çıkarımları olacağından önemli görülmektedir.</p>

<p><a name="_Hlk166567515"></a><a name="_Toc45290565">Suç tabiatı icabı sosyal bir olgudur ve bu nedenle, yalnızca suçlunun gruplarla ilişkileri değiştirildiğinde değiştirilebilir. Suçluluğu destekleyen grup ilişkileri, sifilisten mustarip bir hastanın durumunun bir klinik ortamda değiştirilebildiği gibi değiştirilemez; bunlar suçluya yalnızca yeni sosyal ilişkiler sağlanarak veya bir şekilde mevcut grup ilişkilerin tabiatı değiştirilerek elde edilebilir.</a></p>

<p>Öte yandan, yoksunluğu azaltıcı stratejiler, üretken iş sağlayıcı ve boş zamanları değerlendirmeye özgü fırsatlar yaratılması ile gelir getirici faaliyetleri içermelidir. Suçluluğun azaltılması üzerinde doğrudan etkisi olan mesleki ve sosyal beceri kazandıran uygun eğitimler ve halkın bilgilendirilmesi de sosyal dayanışma, hoşgörü ve insan haklarına saygıyı geliştirici niteliktedir. İşte bu artı değerdeki genel önleme yaklaşımlarıyla suç sorununa müdahale edilmelidir.</p>

<p>Aristotle, <i>yoksulluğun isyan ve suç doğurganı</i> olduğunu belirtmiştir. Öte yandan, yoksulla zengin arasındaki fark daha keskinleştikçe, anomik baskılar da artmaktadır.</p>

<p><strong>“Eğer yoksulların sefaleti doğanın kanunlarından değil de kurumlarımızdan kaynaklanıyorsa, günahımız çok büyüktür.”</strong> Charles Darwin.<strong> </strong>Beagle Yolculuğu</p>

<p>Yoksullukla bağlantılı olarak, suç işleme teşviki, fırsat maliyetleri daha düşük olan veya göreceli yoksunlukları sosyal gerilimler yaratan en dezavantajlı kesimler arasında daha yüksektir. Bununla birlikte, suçluların büyük bir kısmının yoksulluk yaşamış olmasına rağmen, yoksulluk içinde yaşayan kişilerin yalnızca düşük bir oranının suç işlediğini belirtmek önemlidir (Webster ve Kingston, 2014).<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> Yoksulluk içinde yaşayan kişilerin suç mağduru olma olasılığı da daha yüksektir (Webster ve Kingston, 2014). Ayrıca, ekonomik olarak dezavantajlı grupların diğerlerine göre hapis cezası alma ve daha uzun hapis cezası alma olasılığının çok daha yüksek olduğuna dair ayrımcılık kanıtları da mevcuttur.</p>

<p>Bu tür ceza eşitsizlikleri, yeniden suç işleme olasılığını ve kamu güvenliğine yönelik tehlikeyi tahmin ederek cezaları belirlemek için kullanılan risk değerlendirme araçlarından (algoritmalardan) kaynaklanabilir (van Eijk, 2017).<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a> Bazıları, daha adil bir sistemin, yoksulluk ve yoksunluğun bazı suç türleri için ceza kararlarında hafifletici faktörler olarak değerlendirilmesine olanak sağlayacağını savunmuştur. Birleşik Krallık hükümeti tarafından görevlendirilen bağımsız bir inceleme (Lammy İncelemesi, 2017)<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a>, ceza eşitsizliklerinin Siyah, Asyalı ve Azınlık Etnik kökenli insanları olumsuz etkilediğini vurgulamıştır. Bu eşitsizliklerin bazıları, yoksulluğa ve dezavantaja daha fazla maruz kalmaya bağlanmıştır ve yalnızca ceza adalet sistemini reforme etmeye odaklanarak çözülemez.</p>

<p>Suç davranışının belirleyicileri üzerine yapılan ekonomik teori, ekonomik eşitsizlikteki artışın, özellikle ekonomik kazanç potansiyeli taşıyan suçlarda (örneğin, hırsızlık, soygun ve gasp) artışa yol açacağını öngörmektedir. Eşitsizlik ayrıca şiddet suçlarıyla da ilişkilendirilmiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">6</a> Bununla birlikte, bu teorileri test etmeye yönelik uluslararası ampirik kanıtlar bazen tartışmalı olmuştur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/jhhgfg-3.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yoksulluk ve eşitsizliğin bazı kişilerin suç faaliyetlerine yönelme teşvikini artırmasının yanı sıra, suça sürüklenme, mahkûmiyet ve hapis cezalarının insanların yaşamları üzerinde uzun süreli olumsuz etkileri olabileceği de bir gerçektir (Wheelock ve Uggen, 2008).<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">7</a></p>

<p>Sabıka kaydı, istihdam olanakları üzerindeki etkisi nedeniyle bireyleri gelecekte daha büyük bir ekonomik dezavantaj riskiyle karşı karşıya bırakmaktadır (M. Bagaric, 2014).<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">8</a> Daha yüksek yoksulluk riski ve rehabilitasyona yapılan sınırlı yatırımlar, şüphesiz yüksek suç tekrar oranlarına katkıda bulunmaktadır: Suçluların yaklaşık %30'u bir yıl içinde tekrar suç işler ve hapis cezasını tamamlayanların neredeyse %50'si tekrar suç işler. Kısa süreli hapis cezası çekenler arasında mükerrir suçluluk oranları %64,8 ile daha da yüksektir. Yoksullukla olan bağlantı, sadece suç faaliyetlerine bulaşanların daha kötü uzun vadeli ekonomik beklentileri veya yüksek suç tekrar oranları nedeniyle değil, aynı zamanda nesiller arası etkiler nedeniyle de daha da kötüleşmektedir; bu da suçluların çocuklarının yoksulluk riskinin daha yüksek olduğu anlamına gelir. Mükerrirlik, suçluların suç ve ceza döngüsüne sıkışıp kalması anlamına gelmekle kalmaz, aynı zamanda suç mağdurları için de olumsuz sonuçlar doğurur. Mağduriyet ve yeniden mağduriyetin eşitsiz dağılımı, eşitsizlik ve yoksulluk arasındaki ilişkiye ek bir katkıda bulunan faktör olabilir.</p>

<p>Kanıtlar, ekonomik eşitsizlikteki artışın, suç işleyenlere daha ağır cezalar verilmesi tercihiyle bağlantılı olduğunu göstermektedir. İngiltere'de ekonomik eşitsizliğin artmasıyla birlikte cezalandırıcı tercihlerin sertleşmesi, 1990'ların başlarından itibaren hükümet politikasında daha sert bir ceza rejimine doğru bir değişikliğe yol açmıştır. Sonuç olarak, hapis cezalarının kullanımında ve hapis cezalarının uzamasında artış olmuştur. İngiltere şu anda yüksek gelirli ülkeler arasında en yüksek hapis oranlarından birine sahip olup, bunun suç oranlarındaki düşüşe belirgin bir şekilde katkıda bulunduğuna dair çok az kanıt bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Hilton oteli gibi mahkemeler de herkese açıktır. Yalnızca bedelini ödeyebilenler girilebilir.</strong></p>

<p>Adalete erişimdeki eşitsizlik, bu daha geniş kapsamlı eşitsizliklerin bir kısmını tetikliyor. Ekonomik eşitsizlikler, maddi açıdan avantajlı bireylerin en kaliteli hukuki danışmanlık ve temsil için ödeme yapabilmelerini sağlarken, ekonomik olarak dezavantajlı olanların adli yardıma güvenmek zorunda kalmaları anlamına geliyor. Adli yardım istatistiklerinin yetersiz olması, uzmanlaşmanın ön görülmemiş olması, dezavantajlı gruplar, adli yardım hizmetlerine erişimde birçok zorlukla karşılaşması, adli yardım kapsam ve işlevi konusunda bilimsel veri ve analiz nedeniyle karanlık süregelmektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">9</a> Kuşkusuz yeterli ve etkili bir adli yardım olmayışı, mevcut adalete erişimdeki eşitsizliği daha da kötüleştirmiş olabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>“Ceza adalet sistemimiz, zengin ve suçluysanız, fakir ve masum olmanızdan daha iyi muamele görüyor”</strong>. Bryan Stevenson</p>

<p></p>

<p>Kitlesel hapis cezaları, yoksulluk sorununa büyük benzerlik göstermektedir. Kitlesel hapis cezalarının nedeni, toplumun yoksul kesimlerine yeterli parasal yatırım yapılmaması ve bu kesimlerin sosyal koşullarının yetersiz olmasıdır. Ceza adaleti reformunun bu hususu göz önüne alması gerektiğidir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title=""><strong>10</strong></a><strong> </strong>Ülkemizdeki gelişme bu doğrultuda olmayıp, 2005 yılından başlayarak yıllar itibariyle cezaevi nüfusunda yoğunlaşan bir artışa tanık olunmuştur.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title=""><strong>11</strong></a></p>

<p><strong>Türkiye’nin nüfusu-87.772.613 olup,</strong><strong> 100.000 nüfustaki mahpus oran </strong><strong> 487’dir.</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>Yıl</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>Genel nüfus</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>Cezaevi nüfusu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>100.000 nüfustaki</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>2007</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>70.586.256</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>57.930*</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>82</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="47">
   <p><strong>2026</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="95">
   <p><strong>87.772.613</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="113">
   <p><strong>414.401 **</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="132">
   <p><strong>487</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>* 2007 yılı cezaevi nüfusu</strong></p>

<p><strong>** 1/04/2026 cezaevi nüfusu</strong></p>

<p></p>

<p>Bu değerler karşısında iyileştirme açısından aşağıdaki tabloda yer alan öğelerin irdelenmesi önerilmektedir:</p>

<p><img alt="Arbyatay-1" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/arbyatay-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="868" height="625"></p>

<p><strong>Siyaset Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yoksulluk ve suç arasındaki ilişki uzun süredir tartışılan bir politika konusudur. Özellikle sol kesimde yaygın olan bir görüşe göre, yoksulluk insanları suça iter ve zorlu mahallelerde yaşayanların kanunsuzluk yoluyla hayatta kalmaktan başka çaresi kalmaz. Bu yaklaşım, suçu ekonomik zorlukların pasif bir sonucu–neredeyse bir hastalık gibi – olarak ele alır, bir tercih olarak değil. Ancak verilere ve topluluklar arasındaki farklılıklara daha derinlemesine bakıldığında, bunun tam tersi olduğu ortaya çıkar: Suç, yoksulluğa neden olur.</p>

<p>Hangi nedensellik sırasını kabul edersek edelim, ikisi arasında kesinlikle bir ilişki vardır. Düşük gelirli ortamlarda yaşayan insanların hem suç mağduru olma hem de suç işleme olasılıkları daha yüksektir. Ekonomik teori basit bir açıklama sunar: meşru fırsatlar sınırlı olduğunda, yasadışı faaliyetin göreceli çekiciliği artar.</p>

<p>Ancak korelasyon nedensellik anlamına gelmez ve geleneksel anlatının zayıfladığı nokta da burasıdır. Eğer suç yalnızca yoksulluktan kaynaklansaydı, tüm yoksul nüfuslar benzer suç oranlarına sahip olurdu. Ama öyle değil.</p>

<p>Karşı örnekler arasında ABD'deki Asyalı göçmen grupları yer almaktadır. Tarihsel olarak, bunların büyük bir kısmı siyasi baskıdan ve ekonomik zorluklardan kaçarak, genellikle sınırlı İngilizce becerileri ve düşük sosyal sermaye ile gelmişlerdir; bu koşullar, "yoksulluk suça neden olur" teorisine göre, daha yüksek suç oranlarına yol açmış olmalıdır.</p>

<p>Ancak genel olarak bunun tam tersi olmuştur. Asya kökenli Amerikalılar, ulusal ortalamaya göre genellikle daha düşük hapis ve şiddet suç oranlarına sahipken, daha yüksek eğitim seviyelerine ve yukarı doğru hareketliliğe ulaşmaktadırlar. Vietnamlı Amerikalılar dikkat çekici bir örnektir; Vietnam Savaşı'ndan sonra çok az servetle gelen büyük bir grup, bir nesil içinde büyük ekonomik kazanımlar elde etmiş ve etnik bir grup olarak ulusal ortalamadan biraz daha yüksek ortalama gelire sahip olmuştur. Bu arada, siyah Amerikalılar ABD nüfusunun %13,7'sini oluştururken cinayetlerin yarısından fazlasını işlemektedirler. Birçok göçmen grubundan çok daha uzun süredir Amerika'da yaşamalarına rağmen, ortalama gelirleri çok daha düşüktür.</p>

<p>Bu durum, yoksulluğun tek başına suça neden olmadığını; iki toplumun benzer koşullarda başlayıp kültür ve davranış farklılıklarına bağlı olarak ayrışabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Aksine, suçun yoksulluğa neden olduğu yönündeki ters görüş, daha doğrudan ve ölçülebilirdir, her ne kadar söylenmesi daha az popüler olsa da.</p>

<p>Bir kişi suçtan mahkûm edildiğinde, bu karar onu on yıllarca takip edebilir. Sabıka kaydı, kişinin işe alınma, konut edinme ve istikrarlı bir aile kurma yeteneğini olumsuz etkiler. Mahkeme cezaları ve avukatlık ücretleri kaynakları tüketir.</p>

<p>Bu etkinin boyutu ABD'de muazzam olmuştur. 70 milyondan fazla Amerikalının bir tür sabıka kaydı bulunmaktadır ve araştırmalar, hafif suçlardan bile mahkumiyetin yıllık kazançları yaklaşık %16 oranında azaltabileceğini göstermiştir. Daha geniş ekonomi genelinde, sabıka kayıtlarıyla ilişkili gelir kayıplarının yıllık olarak yüz milyarlarca dolar olduğu tahmin edilmektedir.</p>

<p>Bu kaybedilen fırsat bir kısır döngü yaratır: ilk mahkûmiyet, adalet sistemine giriş, azalan iş olanakları, artan mali istikrarsızlık ve gelecekteki suç faaliyetlerine ilişkin daha yüksek olasılık.</p>

<p>Zamanla bu durum dramatik bir şekilde artar. Uyuşturucu dağıtımı suçundan hüküm giymiş varsayımsal bir 19 yaşındaki genci ele alalım. Nispeten kısa bir hapis cezası çektikten sonra bile, istikrarlı bir iş bulmak için on yıllarca mücadele edebilir. Kazancı, benzer yasalara uyan bir akranına kıyasla yılda sadece 10.000 dolar azalırsa, 40 yıl boyunca uzun vadeli kayıp, yatırım büyümesindeki veya emeklilik tasarruflarındaki kayıpları hesaba katmadan önce bile 400.000 doları aşar. Mahkeme masrafları ve denetimli serbestlik ücretleri de eklendiğinde, sadece bu tek hata için toplam ekonomik zarar şaşırtıcı boyutlara ulaşır.</p>

<p>Bu öneriler, bağımsız İskoç Ceza ve Ceza Politikası Komisyonu'nun tavsiyelerine dayanmaktadır ve şunları içermektedir:</p>

<p>• Kısa süreli hapis cezalarına karşı varsayımı 12 aydan 24 aya uzatmak</p>

<p>• Kısa süreli mahkûm tanımını, dört yıldan az hapis cezası çekenlerden beş yıldan az hapis cezası çekenlere değiştirmek ve böylece ağır ceza davalarında şeriflerin ceza verme yetkileriyle daha yakından uyumlu hale getirmek</p>

<p>• Kısa süreli hapis cezalarına sağlam bir alternatif olarak Topluluk Geri Ödeme Emirlerini daha esnek ve etkili hale getirmek</p>

<p>• Tutukluluğun orantılı bir şekilde kullanılmasını ve kamu güvenliğini korumaya odaklanmasını sağlamak için mahkemelerdeki kefalet testini güçlendirmek</p>

<p>• Bazı uzun süreli mahkumlar için tahliye düzenlemelerini, cezalarının daha büyük bir bölümü- nü toplumda denetim ve izin koşulları altında geçirmelerini sağlayacak şekilde değiştirmek</p>

<p>Danışma sürecinde belirtilen önlemlere ek olarak, mevcut cezaevlerinde geçici modüler konaklama ve yeni bloklar da dahil olmak üzere cezaevi tesislerini genişletme planlarının hızla geliştirilmesi için çalışmalar devam etmektedir.</p>

<p>Ayrıca, güvenli olduğu durumlarda, yargılama veya cezalandırma öncesinde gözaltında tutulmaya alternatif olarak, ev hapsi uygulamasının yaygınlaştırılması ve kefaletle serbest bırakılan kişilerin izlenmesi için GPS takip teknolojisinin kullanıldığı bir pilot uygulama da sürdürülecektir.</p>

<p>Adalet Bakanı, toplum temelli cezaların ve müdahalelerin, kısa süreli hapis cezalarına kıyasla suç tekrarını azaltmada daha etkili olduğuna dair kanıtları vurguladı. Kısa süreli hapis cezaları, suç tekrarı riski taşıyan kişiler için istikrar sağlayabilecek iş, barınma ve aileyle iletişim kaybına yol açabilir.</p>

<p>Açıkçası, cezaevlerindeki hükümlü sayısıyla başa çıkmanın en iyi yolu, suçun baştan önlenmesidir. Bu nedenle, suç işlemeye ve mükerrir suçluluğa önemli ölçüde katkıda bulunan uyuşturucu maddeye bağımlılık, sağlık, yoksulluk, evsizlik ve iş bulma sorunlarına odaklanarak, insanları suçtan uzaklaştır- mak için erken müdahale çalışmalarına yoğunlaşılmalıdır.</p>

<p>Kuşkusuz, yoksulluğun ve kırılganlığın suç olarak görülmesine son vermek, önleme ve yönlendirme yoluyla toplulukların güvenliğini sağlamanın etkili bir yoludur.</p>

<p>- Yoksulluğun suç haline getirilmesi, bireylerin ve toplulukların ekonomik yoksunluk ve/veya daha geniş kapsamlı kırılganlık koşulları (örneğin olumsuz çocukluk deneyimleri) nedeniyle Ceza Adalet Sistemi (CAS) tarafından haksız muameleye maruz kalmasını ifade eder.</p>

<p>- Ülkede hükümlüler arasında yapılan bir anket olmadığından, yüzde kaçının çocukluk dönemlerinde ebeveynin veya akrabalarının birinin hapse girmediği bilinmiyorsa da bunun küçümsenmeyecek olduğu dile getirilmektedir.</p>

<p>- Okuldan uzaklaştırma, yaşam sonuçlarını etkiler. Suç çetelerine karışan çocukların yüzde kaçının okuldan uzaklaştırıldığı saptanmamış ise de okuldan uzaklaştırmanın, genç bir kişinin suç amaçlı istismara maruz kalma riskini artıran bir faktör olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Günümüzdeki yaşam maliyeti krizi göz önüne alındığında, giderek daha fazla insan yoksullukla karşı karşıya kalmakta ve geçimlerini sağlamakta büyük zorluk çekmektedir; bu durum, uygulayıcılar ve bu durumu yaşamış kişiler tarafından paylaşılan yeni kanıtlarla da desteklendiği üzere, potansiyel suçluluk gibi sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu nedenle, bu tür suçlara yol açan zaafları ele almak ve savunmasız kişileri ceza adalet sisteminden uzaklaştırmak için kanıta dayalı destek programları uygulamak üzere politika ve uygulamaları şekillendirmek her zamankinden daha önemlidir. Araştırmalar, bu tür programların geleneksel ceza adalet süreçlerinin (hapis cezası dahil) maliyetinin çok daha düşük olmasının yanı sıra, topluluklarımızın güvenliğini sağlamada daha etkili olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bazı çalışmalar, hapis cezalarındaki keskin artışın, suç oranlarındaki artıştan ziyade, daha geniş bir suç yelpazesi için insanları hapse atmak ve daha uzun cezalar vermek gibi politika değişikliklerinden kaynaklandığını öne sürmektedir.</p>

<p>Ülkedeki mahpusların demografik ve sosyal durumlarına bakıldığında</p>

<p>- Cinsiyet: Mahpusların yaklaşık %95'inin erkek olduğu,</p>

<p>- Yaş: Hükümlüler arasında büyük çoğunluk genç ve orta yetişkin yaş gruplarından oluştuğu,</p>

<p>- Eğitim Düzeyi: Cezaevine giren hükümlülerin önemli bir kısmı ilköğretim ve lise mezunu olduğu, yükseköğrenim oranı genel nüfusa kıyasla daha düşük bulunduğudur.</p>

<p>Ekonomik durum ve işlenen suçlara bakıldığında görülen tablo ise şöyledir:</p>

<p>· <strong>İş durumu:</strong> Hükümlülerin suçu işledikleri dönemde büyük bir bölümünün istihdam dışı (işsiz veya kayıt dışı) olduğu veya düşük gelirli işlerde çalıştığı,</p>

<p>· <strong>Suç türleri:</strong> Hükümlü statüsündeki bireylerin en çok işlediği suç türlerinde yoğunluğu <strong>mala karşı suçlar</strong> ile <strong>uyuşturucu madde</strong> bağlantılı suçların aldığı,</p>

<p>· Ekonomik profili: Toplumsal veri incelemelerine göre, suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların cezaevi profiline doğrudan yansımakta olduğudur.</p>

<p>Hükümlülerin eğitim durumuna bakıldığında gören tablo ise şöyledir: Cezaevine giren hükümlülerin eğitim profili incelendiğinde, ağırlıklı kitlenin ortaöğretim ve altı seviyede olduğu görülmektedir. Yükseköğretim mezunlarının oranı ise genel nüfusa kıyasla düşüktür. Oransal dağılımına aşağıda yer verilmiştir.</p>

<p>· İlköğretim ve altı: Yaklaşık %35-40,</p>

<p>· Lise ve dengi okul: Yaklaşık %30-35,</p>

<p>· Yükseköğretim (Ön lisans/Lisans/Üstü): %5-8, ve</p>

<p>· Okuryazar olmayan / Okuryazar olup okul bitirmeyen: %15-20.</p>

<p>Yoğunluk sergileyen suç gruplarına göre dağılımına bakıldığından mal varlığına karşı işlenen ekonomik tabanlı suçlar ile uyuşturucu bağlantılı suçlar ilk sıralarda yer almaktadır:</p>

<p>· <strong>Hırsızlık: %20-22 </strong></p>

<p>· Yaralama (Kasten/Taksirle): %13-15</p>

<p>· Uyuşturucu Madde Kullanımı/Ticareti: %11-13</p>

<p>Ekonomik yoksulluk, birey veya hanelerin sağlıklı, insani ve kabul edilebilir bir yaşam standardını sürdürebilmeleri için gerekli olan maddi kaynaklara, gelire ve temel ihtiyaç maddelerine (barınma, gıda, giyim, sağlık, eğitim) sahip olamaması durumudur.</p>

<p>Ekonomik yoksulluk ve suç arasındaki ilişki; doğrudan bir neden-sonuç ilişkisinden ziyade, eşitsizlik, <strong>gelir adaletsizliği</strong> ve <strong>sosyal dışlanma</strong> gibi faktörlerin tetiklediği çok boyutlu bir etkileşimdir. Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bireyler için yasa dışı yollar bir "hayatta kalma" aracı olarak öne çıkarken, yapısal eşitsizlikler suça yönelimi artırabilir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Hlk191024767"><strong>TUİK.</strong></a> Y<strong>aşam Memnuniyeti araştırması 2024<br />
Ülkenin en önemli sorunu (%), 2021-2024</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173hhd-13.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Eşdeğer hane halkı kullanılabilir fert gelirine göre hesaplanan yoksulluk oranı (%), 2016-2025</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/1744611737saw-12.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p>

<p>Ekonomik yoksulluk ve suçluluk arasındaki temel dinamikler şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p><strong>- Hayatta Kalma ve Zorunluluk:</strong> Barınma, beslenme ve giyinme gibi en temel gereksinimleri karşılayamayan bireyler, maruz kaldıkları ekonomik baskı nedeniyle suç işlemeyi (özellikle hırsızlık ve gasp) zorunlu bir alternatif olarak görebilirler.</p>

<p><strong>- Gelir Eşitsizliği ve Göreli Yoksunluk:</strong> Yapılan sosyolojik ve ekonomik araştırmalar, salt yoksulluktan ziyade toplumsal refahın adaletsiz dağılımının suçu tetiklediğini göstermekte; bireylerin çevrelerindeki refah seviyesini görüp kendi durumlarını yetersiz bulması (göreli yoksunluk), suça eğilimi artırmaktadır.</p>

<p><strong>- Eğitim ve İstihdam Fırsatlarına Erişim:</strong> Yoksul bölgelerde yaşayan bireyler genellikle düşük kaliteli eğitim alır ve istihdam olanaklarından mahrum kalır. Bireyin yasal yollarla gelir elde etme veya statü kazanma umudunun azalması, suç ekonomisini daha cazip hale getirebilir.</p>

<p><strong>- Psikolojik ve Sosyal Etkiler:</strong> Kronik yoksulluk stresi, bireylerde geleceğe dair umutsuzluk ve değersizlik hissi yaratabilir. Bu durum bireylerin sosyal normları reddetmesine ve şiddet içeren suçlara yönelmesine neden olabilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">12</a></p>

<p>Bazı araştırmacılara göre, varoş ve cezaevlerinin çok benzer yönleri vardır. Örneğin Fransız sosyolog Loïc Wacquant,<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">13</a> 2001 yılında yayımlanan ve büyük önem taşıyan eserlerinde (Deadly Symbiosis and Prisons of Poverty/Ölümcül Simbiyoz ve Yoksulluk Cezaevleri gibi), modern cezaevlerinin marjinalleş- tirilmiş, alt sınıf nüfusları yönetmek için birer araç olarak işlev gördüğünü savundu. Ona göre, ceza sistemi, neoliberal ekonomik siyasetler ve sosyal yardım kesintilerinden kaynaklanan <strong>sosyal güvensizliği</strong> kontrol etmeye hizmet etmektedir.</p>

<p>Fakir fakir olduğu için fakirdir (kısır döngü). İnsanın şansı ve başlangıç koşulları uzun süreli sonuçlara gebe olmaktadır. Fakirler, zenginlere göre yüksek oranda kriminalize edilmektedirler. Sosyal sorunlar demir parmaklıklar arkasına konularak ertelenmektedir.</p>

<p>Radikal yaklaşıma göre, ceza hukuku, toplumda servet ve gücü ellerinde bulunduran egemen yönetici kadronun amaçlarına uyarlı bir biçimde tasarlanmaktadır. Kapitalist bir sistem, servetin eşit olmayan dağılımı, mali gücü olmayanların diğerlerince yaşanan lüks ve avantajlardan yararlanmak için suça başvurmak zorunda oldukları demektir (<i>kriminojen kapitalizm</i>). Bu nedenle, suç bazı hallerde fakirliğin bir işlevi olmaktadır- <i>Biri yer biri bakar, kıyamet ondan kopar</i>. Zenginler de servet ve güçlerini artırmak amacıyla suç işlemektedirler. Ne var ki, zengin sınıf, suçları düzenleme ve kontrol vasıtalarına hükmettiklerinden hukuk sisteminde farklı muamele görmekte; fakir, proleter sınıftan olanlar, zenginler, burjuvazi sınıfındakiler kadar suç işlemesine karşın daha çok kolluğun odağında olan, daha sıklıkla tutuklanan ve cezalandırılanlar onlar olmaktadır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">14</a></p>

<p><strong>Sosyal Kontrol</strong></p>

<p>Sosyal kontrolü zayıflatan faktörler ise şöyledir:</p>

<p>1. Geleneksel olarak varlık gösteren sosyal sistemlerden ve bağlardan kopma; “ben merkezli bir dünya görüşünün” yaygınlaşması,<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">15</a></p>

<p>2. Ekonomik düzende tevarüs edilen zayıflıklar örneğin fakirlik, işsizlik ve <i>depression,</i><a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">16</a></p>

<p>3. Şehirleşmenin getirdiği örneğin şehirlerdeki mobilité (hareketlilik) ve anonim yaşam,</p>

<p>4. Ailede çözülme örneğin ebeveynin ölümü, boşanma ve çocuklara hatalı disiplin uygulaması,</p>

<p>5. Toplumda özellikle merkeze yakın mahallelerde çözülme örneğin ilkel yaşam koşullarındaki gecekondular ve suç çeteleri,<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">17</a></p>

<p>6. Ceza adaletinin etkinlikten yoksun yönetimi örneğin kolluk güçleri, savcılık ve mahkemelerin biçimsel bir görüntü sergileme ötesi etkinlikten yoksun olmaları, cezaevlerinin suç okulu olması ve organize suçta yoğunlaşma,</p>

<p>7. Örgün ve yaygın eğitimde yetersizlikler, örneğin sınıfların çok kalabalık olması, sanat eğitimi kapasitesinin talepleri karşılamaktan uzak kalması ve din eğitimin ehil olmayan kişilerce verilmesi,</p>

<p>8. Anomik baskıları körükleyen, cebir ve şiddet suçlarının yoğunlaşma gösterdiği yazılı/görsel medya ve sosyal gerçeklik,</p>

<p>9. Kişiler ve gruplar arası örneğin etnik, dini ihtilaflar.</p>

<p><strong>İşsizlik ve Suç</strong></p>

<p>Toplumda kişinin işini kaybetmesi veya bir süre işsiz kalması ve yarattığı stresin insan yaşamı için ne derece yıpratıcı olduğu bilinmektedir. Çoğu kişi için bu olgu kişinin kendine olan saygısını yitirmesine, depresyona girmesine neden olmaktadır. Kuşkusuz, gelirsiz veya statüsüz kişiler güçsüz olabilmektedirler. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Genelde, ilk defa suç işleyenler ile mükerrir suçluların çoğunun ya işsiz ya da devamlı bir çalışma yaşamı olmayan veya hiç işi olmamış kişilerden oluştuğu görülmektedir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır. Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir. Burada söz konusu olan yalnızca uzun süre devam eden işsizlik ötesinde kişinin bu durumda sergilediği suçlu davranışlarıdır.</p>

<p>Önleme açısından önemli olan aşağıdaki döngü grafiğinde sapma potansiyeli olan öğenin giderilmesidir.</p>

<p><strong>Bir düşüş döngüsü örneği<a name="_Hlk188003890"> </a></strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-167.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p></p>

<p>Suç ve ekonomik koşullar (fakirlik, işsizlik ve eşitsizlik) üzerine yapılan teorik tartışmalar, iki temel düşünceyi yansıtmaktadır. <i>Birincisi,</i> servetin yarattığı alım gücü nedeniyle (hırsızların iştahını kabartan bilgisayar, cep telefonu, araba satın almaları sonucu) suç işlemek için fazlaca hedef ortaya çıkması nedeniyle suça sebebiyet verildiği;<strong> </strong><i>İkincisi</i><strong> </strong>ise, kişilerin para sahibi olduklarında çalmaya daha az gereksinme duyacaklarından, servetin suçu önleyebileceği merkezindedir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">18</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><a name="_Hlk234127465">Suça zemin hazırlayan yapısal ve iktisadi yoksunlukların ceza adaletine sistemine girenlerin profiline doğrudan yansımakta </a>olduğu ve<a name="_Hlk220166351"> </a>bunun sonucunda hapis ve sabıka kayıtları yoksulluklarını daha da kötüleştirmektedir. Kısır bir döngü yaratılması söz konusudur. <strong>Özetle, hukuk sistemleri çoğu zaman suçun temel nedenlerine değinmek yerine yoksulluğu cezalandırmaktadır.</strong></p>

<p>Sistemin öncelikle yoksul bireylerle ilgilendiği tartışılmaz bir gerçek ise de sorun “peki neden sistemi bunu biliyormuş gibi işletmiyoruz?” olmaktadır. Yoksulluğun nedensel bir faktör olarak görmezden gelinmesi seçilse bile, yoksulluğun sistem üzerindeki etkisini göz ardı etmek, daha gerçekçi olmayan müdahalelere ve operasyonel sorunlara yol açmaktadır. Eğitim, öğretim ve rehabilitasyon, temel insani ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanan insanlar için ne derece işe yaramaktadır. Böylesine adil olmayan bir sistemi sürdürmenin ahlaki bedellerini de göz ardı edebilir miyiz?</p>

<p></p>

<p>“<strong>Her insan, yaptığı en kötü şeyden daha değerlidir.<br />
Tüm yaşamların onuru vardır, suçlu yaşamın da”.</strong></p>

<p>Helen Prejean</p>

<h3><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<h3><span style="color:#999999">-------------</span></h3>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> R.Sampson. “Whither the sociogical study of crime” <strong>Annnual Review of Sociology</strong>, 26, 2000, s.711.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> F.Scmalleger. <strong>Criminology today </strong>3. bası, Upper Saddle River,NJ:Prentice Hall, 2004, s. 223.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Webster, CS and Kingston, S (2014) Anti-Poverty Strategies for the UK: <strong>Poverty and Crime Review</strong>. Project Report. Joseph Rowntree Foundation.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Gwen van Ejik.<strong> </strong>Between Risk and Resistance: Gender Socialization, Equality, and Ambiguous Norms in Fear of Crime and Safekeeping <strong>Sage Journals</strong>, Vol. 12, Issue 2</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Lammy review: final report </strong>An independent review into the treatment of, and outcomes for Black, Asian and Minority Ethnic individuals in the criminal justice system.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-siddet-iliskisi-poverty-and-violence-correlation" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Yoksulluk-ve-Şiddet-İlişkisi</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Darren Wheelock and Christopher Uggen, <strong>Punishment, Crime, and Poverty</strong>, 2008: Amerika Birleşik Devletleri'nde cezai yaptırımların ırksal, etnik ve sosyoekonomik eşitsizliği nasıl şiddetlendirdiğini incelemek. Temel Kavramlar ve Argümanlar</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Dezavantaj Sistemi</strong>: Yazarlar, cezai yaptırımların sadece suça yanıt vermekle kalmayıp, özellikle genç ve azınlık erkekleri olmak üzere dezavantajlı bireyleri sürekli yoksulluğa hapsettiğini savunuyor.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Yan Etkiler</strong>: Doğrudan hapis cezasının ötesinde, yazarlar, ağır suç statüsü kısıtlamalarının (genellikle "yan etkiler" olarak adlandırılır) istihdama, kamu konutuna, sosyal yardımlara ve oy kullanma haklarına erişimi nasıl sınırladığını ayrıntılı olarak açıklıyor.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• <strong>Toplumsal Etki</strong>: Kitlesel hapis cezalarının dalgalanma etkileri mekânsal olarak yoğunlaşarak dezavantajlı mahalleleri istikrarsızlaştırıyor. Ebeveynlerin uzaklaştırılması ve hane halkı gelirinin kaybı, ailelere ve bakıcılara ciddi zararlar veriyor.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Mirko Bagaric. “The Punishment Should Fit the Crime—Not the Prior Convictions Of the Person That Committed the Crime: An Argument for Less Impact Being Accorded to Previous Convictions”, 51 <strong>San Diego Law Review</strong>, 343 (2014).</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Türkiye’de adli yardım sağlamaya yönelik geliştirme çabalarına rağmen, mevcut sistem halen gelişime açıktır. Yeterli ve sürdürülebilir bir adli yardım sistemine olan ihtiyaç hem bu hizmeti sağlayanlar hem de potansiyel kullanıcılar tarafından belirtilmektedir; bu durum aynı zamanda Türkiye Barolar Birliği, yerel barolar ve Adalet Bakanlığı tarafından da dile getirilmiştir. Adli yardım hizmeti sunan avukatlar bu konuda profesyonel beceri, hukuki bilgi; aynı zamanda suçlu ve mağdurların ceza davası sürecinde etkin bir şekilde temsil edilmesi için gereken önemin gösterilmesine ihtiyaç duymaktadırlar. Bkz. <strong>Türkiye’de Adalete Erişim İçin Adli Yardım Uygulamalarının Geliştirilmesine Destek Projesi Aşama II UNAP;</strong> <strong>Türkiye’de Adli Yardım Hizmetlerinin Güçlendirilmesi, AVRUPA BIRLIĞI EŞLEŞTIRME PROJESI STRATEJİK PLAN ve EYLEM PLANI-2018.</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> Poverty, Criminal Justice, and Social Justice | Bruce Western <strong>YouTube; </strong>FIRSTHAND: Living in Poverty-The Intersection of Poverty and the Justice System<strong> YouTube</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yargisinda-cezalandirma-olgusu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Yargısında-Cezalandırma-Olgusu</span></a><span style="color:#999999">;</span><br />
<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yaptiriminda-yeni-model-arayisi-seeking-a-new-model-in-penal-sanctions" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımında-Yeni-Model-Arayışı</span></a><br />
 </p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> Toplumsal şiddet, toplumda bireyler, kümeler veya kurumlar arasında güç ilişkileri temelinde ortaya çıkan fiziksel, psikolojik ya da yapısal zarar verme eylemlerinin tümünü kapsayan şiddet türüdür. Şiddet salt doğrudan-fiziksel olarak değil, aynı zamanda yapısal ve kültürel biçimleriyle de tanımlar. Toplumsal şiddet, bu üçlü şiddet kuramı ile incelenebilir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Doğrudan şiddet: Fiziksel saldırılar, kolluk şiddeti, gözaltında kötü işlem (muamele) vb.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Yapısal şiddet: Adaletsiz yasalar, gelir eşitsizliği-derin yoksulluk, fırsat eşitsizliği, sistemli ayrımcılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kültürel şiddet: Medya, din, ideoloji ya da eğitim yoluyla bu adaletsizliklerin meşrulaştırılması. Bkz. Johan Galtung.Violence, Peace, and Peace Research <strong>Journal of Peace Research,</strong><strong> </strong>Volume 6, Issue 3, Galtung, 1969.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Wacquant'ın 2001 yılında cezaevleri üzerine yazdığı eserlerde birkaç temel kavrama odaklandığı görülmektedir:</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Getto-Cezaevi Bağlantısı: Ölümcül Sembiyoz adlı eserinde, ABD’de cezaevlerinin, Afrikalı Amerikalılar için kast kontrolünün tarihsel kurumlarının (kölelik ve getto gibi) doğrudan halefi olarak hareket ettiğini ileri sürmektedir. Kentsel getto dağıldığında, cezaevleri aynı marjinalleştirilmiş grupları içerecek şekilde genişlemiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• "Yoksulluğun Cezalandırılması": Yoksulluk Cezaevleri adlı eserinde Wacquant, neo-liberal devletlerin, serbestleştirilmiş işgücü piyasaları ve parçalanmış sosyal güvenlik ağlarının neden olduğu sosyal bozuklukları ve yoksulluğu maskelemek ve yönetmek için ceza kurumlarını nasıl kullandığını ayrıntılı olarak anlatmaktadır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Bir Alt Sınıfın Oluşturulması: Kitlesel hapis cezalarının, yapısal olarak dezavantajlı bir eski mahkûm nüfusu oluşturmaya yardımcı olduğunu belirtmektedir. Bu bireyler, kayıt dışı ekonomide sıkışıp kalmakta veya düşük ücretli, güvencesiz işlerde aşırı sömürülmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> ABD’de beyaz yakalı suçluların topluma yıllık bedeli yaklaşık 200 milyar $ olarak sokakta işlenen suçların ortaya koyduğu kayıp ve zararların parasal tutarının yirmi katı olmasına karşın cezaevlerindeki nüfusun büyük kısmını şirket genel müdürleri veya sahipleri oluşturmamaktadır. Bkz. S.Meesiner ve R.Rosenfeld<strong>. Crime and the American Dream</strong> (3.bası) Belmont,CA:Wadsworth, 2001.<strong> </strong>Mustafa T. Yücel.<strong> </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-devleti-sorunsali-the-problem-of-the-rule-of-law" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>https://hukukihaber.net/HUKUK-DEVLETİ-SORUNSALI</strong></span></a></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999">5 <i>Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın</i>” sendromu düzen için suiistimal kadar zararlı- dır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. M.Akdağ. <strong>Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası “Celâli İsyanları”</strong> Bilgi Yayınevi, Ank., 1975, ss.102-107; <i>yoksulluk çalışması</i> (2004) (1) gıda yoksulluğu verilerine göre, toplam nüfus 70.3 milyondan % 1.3’ü açlık sınırının altında gelir elde etmekte; % 70’i kırsal kesimde, % 30’u ise kentlerde yaşıyor; (2) gıda+gıda dışı yoksulluğa göre ise, nüfusun % 25.6’sını oluşturan 3.5 milyon hane (ortalama 4.1 kişinin yaşadığı) halkı yoksulluk sınırının altında kalıyor-<i>dört kişiden biri </i>daha genel yoksulluk tanımına giriyor. Beş kişiden büyük haneler yoksulluk sınırı altında kalanların %73’ünü oluşturuyor. Yoksulluk oranı yüksek eğitim görenlerde %1.6 iken, ilk okul mezunlarında % 21.6, okur–yazar ama okul bitirmeyenlerde % 33.2’ye, okur-yazar olmayanlarda % 44.1’e tırmanıyor. <i>Gıda güvenliği</i> ciddi bir sorun olarak güncelliğini korumaktadır. Aristotle, <i>fakirliğin isyan ve suç doğurganı</i> olduğunu belirtmiştir. Ayrıca bkz. Akif Beki. “Demokrasi ve hukuk açığına yoksulluk nafakası<strong>” Karar </strong>(22/11/2025):<strong> </strong>Bakanlık verilerine göre, 2024’te devletten düzenli sosyal destek, yardım alan hane sayısı 4 buçuk milyon civarında. 3 buçuk milyon hane ise aşırı yoksul. Destek almazsa aç, soğukta ve karanlıkta kalacak aileler. Yemek, ısınma, aydınlatma için devlet desteğine muhtaçlar. Ayşe Buğra.<strong> Kapitalizm Tarihi içinde Sosyal Politika: Yoksulluk, Çalışma ve Toplum, </strong>İletişim Yayınları, 2024. Murat Muratoğlu. “Saatli bomba işsizlik! Tik tok tik tok…” <strong>Nefes</strong> (31/07/2025) Birey için ise <u>işsizlik</u>, gelir sizlik, yoksulluk, psikolojik bunalımlar ve ailevi sorunlar anlamına gelir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> Nazlıcan Özkan Ordulu. “Mahallesine geri sürüklenen çocuk” <strong>T24</strong> 22/01/2026; Gökçer Tahincioğlu. “Çete transferleri ve devletin “gücü” <strong>T24 </strong>22/01/2026. Murat Ağırel. “Emniyet’in uyuşturucu raporunda inanılmaz rakamlar”<strong> Cumhuriyet </strong>18/10/2025: Pregabalin bugün <i>“fakir mahallenin LSD’si” </i>olarak biliniyor. Kolay erişiliyor, zor bırakılıyor. Raporun en karanlık satırları 5. bölümde: 2024 yılında 427 kişi madde bağlantılı nedenlerle hayatını kaybetti; bu ölümlerin %57.1’i çoklu madde kullanımı kaynaklı. Ve 6’sı 15-18 yaş aralığında. 14 yaşında... O yaşta bir çocuk kalem tutar, hayal kurar, defter taşır, sokakta top oynar, bilgisayarda araba yarışı oynar. Bu tablo, kimyasal bir yoksulluk haritasıdır. Ayrıca bkz. Fulya Soybaş. “Cezaevindeki Çocuklar Anlattı: Neden ve Nasıl Suça Sürükleniyorlar” <strong>Hürriyet </strong>(3/04/2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. Christine Schirrmacher Thomas Schirrmacher. <strong>The Oppression of Women: Violence – Exploitation – Poverty An Existential Crisis for Millions, </strong>Bonn, 2020.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yoksulluk-ve-ceza-adaleti</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/174461173dfaa-9.jpg" type="image/jpeg" length="32499"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2023/5933 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Ş.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/5933)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 6/7/2026- 33302</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Aydın DEMİREL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. </strong><strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, mahkûmiyete ilişkin infaz oranının hatalı olarak belirlenmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 24/1/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Ceza Davasına İlişkin Süreç</strong></p>

<p>6. Başvurucu 13/3/2019 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma isnadıyla gözaltına alınmış, aynı suçtan 21/3/2019 tarihinde tutuklanmıştır.</p>

<p>7. Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 29/9/2021 tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay, rüşvete aracılık etme suçundan 12 yıl 6 ay, gizliliğin ihlali suçundan 2 yıl 6 ay, suçluyu kayırma suçundan 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu hakkında gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyet gerekçesinde; başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan şüpheli olanlar hakkında yakalama kararı olup olmadığını sorgulaması ve yürütülen işlemleri bildirmesi karşılığında maddi menfaat elde ettiği, ilgililer hakkında soruşturma yapılmasını ya da haklarındaki kararların infazlarını engellediği ifade edilmiştir. Şikâyet konusu gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma suçlarından kurulan mahkûmiyetin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>C-1)Sanık M.Ş.'in üzerine atılı </i><i>gizliliğin ihlali suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan suçtan 5237 sayılı TCK'nın 285/2 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 2 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak sanığın 3 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) C</i><i>ezanın</i> <i>sanığın</i> <i>geleceği</i> <i>üzerindeki</i> <i>olası</i> <i>etkileri</i> <i>nazara</i> <i>alınmakla,</i> <i>sanığa</i> <i>verilen</i> <i>cezanın</i> <i>5237</i> <i>sayılı</i> <i>TCK'nun</i> <i>62.</i> <i>maddesi</i> <i>uyarınca</i> <i>1/6</i> <i>oranında</i> <i>indirilerek</i><i> 2 YIL 6</i> <i>AY</i> <i>HAPİS</i> <i>CEZASI</i> <i>İLE</i> <i>CEZALANDIRILMASINA,</i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>E</i><i>-1) Sanık M.Ş.'ın üzerine atılı suçluyu kayırma</i><i> suçunu işlediği sabit görüldüğünden eylemine uyan 5237 sayılı TCK'nın 283/1 maddesi uyarınca </i><i> suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, suç konusunun önem ve değeri, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, sanığın kastının ağırlığı nazara alınarak takdiren ve teşdiden 4 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>2) Sanığın eylemini zincirleme şekilde gerçekleştirdiği anlaşılmakla 5237 sayılı TCK'nın 43/1 maddesi uyarınca cezası takdiren 1/2 oranında artırılarak 6 YIL HAPİS CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>3) Ce</i><i>zanın</i> <i>s</i><i>anığın</i> <i>g</i><i>eleceği</i> <i>ü</i><i>zerindeki</i> <i>o</i><i>lası</i> <i>e</i><i>tkileri</i> <i>n</i><i>azara</i> <i>a</i><i>lınmakla,</i> <i>s</i><i>anığa</i> <i>v</i><i>erilen</i> <i>c</i><i>ezanın</i> <i>5</i><i>237</i> <i>s</i><i>ayılı</i> <i>T</i><i>CK'nun</i> <i>6</i><i>2.</i> <i>m</i><i>addesi</i> <i>u</i><i>yarınca</i> <i>1</i><i>/6</i> <i>o</i><i>ranında</i> <i>i</i><i>ndirilerek</i> <i>5 YIL H</i><i>APİS</i> <i>C</i><i>EZASI</i> <i>İ</i><i>LE</i> <i>C</i><i>EZALANDIRILMASINA, </i></p>

<p><i>5) Sanığın kasten işlemiş olduğu suç için hapis cezasıyla mahkumiyetin yasal sonucu olarak 24/11/2015 gün ve 29542 sayılı Resmi Gazetede yayınlanan Anayasa Mahkemesinin hak yoksunluğuna ilişkin 08/10/2015 gün ve 2014/140-2015/85 sayılı iptal kararı gözetilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 53/1-2-3 maddesinin UYGULANMASINA, </i></p>

<p><i>6) Sanığa verilen sonuç hapis cezasının miktarı nazara alınarak yasal şartları oluşmadığından 5271 sayılı CMK'nın 231., 5237 sayılı TCK'nın 50. ve 51. Maddelerinin uygulanmasına yer olmadığına, </i></p>

<p><i>7) Sanığın atılı suçu örgüt faaliyetleri kapsamında işlediği anlaşılmakla, hakkında hükmolunan cezanın 5237 sayılı TCK.’nun 58/9.maddesi gereğince mükerrirlere özgü infaz rejimine göre ÇEKTİRİLMESİNE ve sanık hakkındaki cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri UYGULANMASINA... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>8. Mahkûmiyet hükmünde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçu yönünden tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p>9. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 1/2/2022 tarihinde başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiş, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. İnfaza İlişkin Süreç</strong></p>

<p>10. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezaları Ankara 1. İnfaz Hâkimliği tarafından 7/4/2022 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezası olarak içtima edilmiştir.</p>

<p>11. 12/4/2022 tarihinde Kırıkkale Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen müddetnameye göre başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden infazının 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 17. maddesine göre dörtte üç oranında çektirilmesine karar verilmiştir. Söz konusu müddetnameye göre başvurucunun koşullu salıverilme tarihi 22/10/2024, hak ederek tahliye tarihi ise 7/9/2026 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>12. Başvurucunun infazına başlanan mahkûmiyetler yönünden infaz oranının üçte iki yerine hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğuna ilişkin itirazı 3/10/2022 tarihinde Kırıkkale İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) tarafından reddedilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>... </i><i>Keskin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan M.Ş.talep dilekçesinde;</i><i> Hakkında düzenlenen müddetnamenin 3/4 infaz oranı olarak sehven hesaplandığını işlediği suçların adli suç kapsamında olduğundan 2/3 infaz oranı üzerinden hesaplanması gerektiğinden yeniden müddetname düzenlenmesini </i><i> talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale C</i><i>umhuriyet Başsavcılığının hükümlü hakkındaki 12/04/2022 tarih ve 2022/7-2104 nolu müddetnamenin incelenmesinde; hükümlü M.Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu anlaşılmış olup, </i></p>

<p><i>Cumhuriyet Savcısı müddetnameye itiraz talebine ilişkin; itirazın reddine karar verilmesi yönünde mütalada bulunmuş olup, </i></p>

<p><i>Tüm dosya evrakı üzerinde yapılan incelemede, </i><i>hükümlü M. Ş.in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar vermek gerekmiştir...</i>"</p>

<p>13. Kırıkkale 1. Ağır Ceza Mahkemesi (Ağır Ceza Mahkemesi) İnfaz Hâkimliği kararına yapılan itirazı 24/11/2022 tarihinde kesin olarak reddetmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Hükümlü M.Ş.17/10/2022 tarihli itiraz dilekçesinde; Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar sayılı kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, Kırıkkale infaz hakimliğinin vermiş olduğu talebin reddine karar verilerek talebi doğrultusunda karar verilmesini talep etmiştir. </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 karar </i><i>sayılı ilamı ile; </i> <i>hükümlü M. Ş.'in Ankara 1. İnfaz Hakimliğinin 2022/5894 sayılı içtima kararı ile verilen 7 yıl 6 ay hapis cezasını infaz etmekte, cezaevine giriş tarihinin 05/04/2022, hakederek tahliye tarihinin 07/09/2026 ve koşullu salıverme tarihinin 22/10/2024 olduğu, hükümlü hakkında düzenlenen müddetnamede usul ve yasaya aykırı bir durum olmadığı anlaşıldığından, talebin reddine karar ver</i><i>il</i><i>diği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Mahkememizce yapılan değerlendirmede; </i></p>

<p><i>Kırıkkale İnfaz Hâkimliği'nin 03/10/2022 Tarih 2022/4403 esas 2022/4585 sayılı kararına itiraz edilmiş ise de, hükümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği anlaşıldığından bu haliyle müddetnamede usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı</i><i>ndan </i><i>i</i><i>tirazın reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..." </i></p>

<p>14. Başvurucu, müddetnameye itirazının kesin olarak reddine ilişkin nihai kararı 2/1/2023 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>C. Bireysel Başvurudan Sonraki Süreç</strong></p>

<p>15. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 25/11/2024 tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları yönünden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına ve başvurucunun bozma gerekçesi gözetilerek tahliyesine karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>C</i><i>-</i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.]<i>, </i>[A.Ş.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, M. Ş. hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme-rüşvete aracılık etme suçundan verilen mahkumiyet kararlarının temyiz incelenmesinde; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>1-M.Ş.hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçları bakımından; </i></p>

<p><i>a)Tüm dosya kapsamında suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, </i><i>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın atılı suçlardan beraati yerine delillerin değerlendirilmesinde düşülen yanılgı sonucu yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi, </i></p>

<p><i>b)Kabul ve uygulamaya göre; </i></p>

<p><i>aa)</i><i>Her iki suç bakımından; </i><i>Anayasanın 138/1. maddesi hükmü, TCK'nın 61. maddesinde düzenlenen cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesine ilişkin ölçütlerde 3/1. maddesinde düzenlenen orantılılık ilkesi çerçevesinde; suçun işleniş biçimi, işlenmesinde kullanılan araçlar, işlendiği zaman ve yer, konusunun önem ve değeri, meydana getirdiği tehlike ile sanığın kasta dayalı kusurunun ağırlığı, güttüğü amaç ve saikin yanında, TCK'nın 61/3 maddesi gereğince suçun unsuru olan hususların temel cezanın belirlenmesinde esas alınamayacağına ilişkin düzenleme de göz önünde bulundurularak; hukuka, vicdana, dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan makul düzeyde uzaklaşılarak bir cezaya hükmedilmesi gerektiği gözetilmeden teşdidin derecesinde yanılgıya düşülmek suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, </i></p>

<p><i>bb)</i><i> Rüşvet suçu bakımından iddianamede talep edilmemesi karşısında, sanığa 5271 sayılı CMK'nın 226. maddesi gereğince ek savunma hakkı tanınmadan TCK'nın 58/9. maddesinin uygulanması, </i></p>

<p><i>cc)Rüşvet suçu bakımından; Bölge Adliye Mahkemesince doğrudan doğruya zarar görmediği gerekçesi ile kamu davasına katılmasına ve hükmü istinaf etmesine yasal olanak bulunmadığına karar verilen Adalet Bakanlığı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi,</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bozmayı gerektirmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>C. </i><i>Sanıklar </i>[N.G.Ş.] <i>hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvet alma, suçluyu kayırma suçlarından, </i>[H.K.], [A.Ş.],<i> M.Ş.,</i> [Y.Ş.]<i> hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvet verme -aracılık etme</i><i> suçlarından </i><i>kurulan </i><i>hükümler yönünden; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Gerekçe bölümünde (C) bendinde açıklanan nedenlerle,</i> <i>sanık </i>[H.K.]<i>, </i>[Y.Ş.]<i>, </i>[A.Ş.] <i>ve sanıklar müdafilerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden </i><i>Ankara</i> <i>Bölge</i> <i>Adliye</i> <i>Mahkemesi</i> <i>22.</i> <i>Ceza</i> <i>Dairesi</i><i>nin,</i><i> 01.</i><i>02.</i><i>20</i><i>22</i><i> tarih ve</i><i> 2</i><i>021/1330</i><i> Esas, </i><i>2022/131</i> <i>sayılı Kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Tutuklu sanık M. Ş.'in bozma nedenine göre TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>16. Başvurucu 25/11/2024 tarihinde ceza infaz kurumundan tahliye olmuştur.</p>

<p>17. Yeniden başlayan yargılamada Ankara 24. Ağır Ceza Mahkemesi 23/5/2025 tarihli duruşmada başvurucunun beraatine karar vermiştir. Duruşma zaptının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>I)1-</i><i>Sanık </i><i>M. Ş.</i><i> hakkında her ne kadar silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık suçlarından TCK'nın 314/2, 252/5 maddesi gereğince cezalandırılması istemiyle mahkememize kamu davası açılmış ise de, yüklenen suçların sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması sebebiyle CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince sanığın atılı suçlardan AYRI AYRI BERAATİNE... </i>[karar verildi.]<i>"</i></p>

<p>18. Gerekçeli kararda başvurucuya yönelik değerlendirmelerin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... Mahkememizce yapılan inceleme ve değerlendirme sonucu sanık M. Ş. açısından Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme Suçu Yönünden sanığın savunmalarının aksini gösteren delil bulunmadığı, suçun işlenmesine müşterek fail yahut yardım eden sıfatı ile katılmayan ve suçun işlenmesinde katkısı bulunmayan, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına da dahil olduğuna dair yeterli, her türlü kuşkudan uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmayan, örgütsel nitelikte eylem ve faaliyeti tespit edilemeyen sanığın Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma suçu ve Rüşvete Aracılık Etme suçlarını işlediğine dair dosya kapsamında her türlü şüpheden uzak, kesin, mahkumiyete yeterli delil mevcut olmadığından 'şüpheden sanık yararlanır ilkesi' gereği sanık hakkında söz konusu suçlardan ayrı ayrı beraat kararı vermek gerekmiştir..."</i></p>

<p>19. Yargılama, Yargıtay nezdinde derdesttir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun <i>"</i><i>Suçta tekerrür ve özel tehlikeli suçlular</i><i>"</i> başlıklı 58. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Önceden işlenen suçtan dolayı verilen hüküm kesinleştikten sonra yeni bir suçun işlenmesi halinde, tekerrür hükümleri uygulanır. Bunun için cezanın infaz edilmiş olması gerekmez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(6) Tekerrür halinde hükmolunan ceza, mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilir. Ayrıca, mükerrir hakkında cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbiri uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(9) Mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, itiyadi suçlu, suçu meslek edinen kişi veya örgüt mensubu suçlu hakkında da uygulanmasına hükmedilir." </i></p>

<p>21. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "<i>İnfazın koşulu"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>(1) Mahkûmiyet hükümleri kesinleşmedikçe infaz olunamaz.</i>"</p>

<p>22. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılacak işlemler"</i> başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hapis cezasını içeren kesinleşmiş mahkûmiyet kararları, mahkemece, hangi hükümlü ve hangi cezanın infazına ilişkin olduğu açıkça belirtilmek suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına verilir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Hükümlüye, Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen ceza infaz kurumuna alındığı ve salıverileceği tarih ile ceza süresini ve cezanın hangi hükme ilişkin bulunduğunu belirten bir belge verilir." </i></p>

<p>23. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerekir. </i></p>

<p><i>(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>... cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(4) Suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde; ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuzaltı yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümle:14/4/2020-7242/48 md.) Koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır..." </i></p>

<p>24. 5275 sayılı Kanun'un <i>"</i><i>Mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi ve denetimli serbestlik tedbiri</i><i>" </i>başlıklı 108. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan; </i></p>

<p><i>a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasının otuzdokuz yılının, </i></p>

<p><i>b) Müebbet hapis cezasının otuzüç yılının, </i></p>

<p><i>c) (Ek:14/4/2020-7242/49 md.) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet </i></p>

<p><i>hâlinde en fazla otuziki yılının, </i></p>

<p><i>d) Süreli hapis cezasının üçte ikisinin, </i></p>

<p><i>İnfaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda, koşullu salıverilmeden yararlanılabilir. Ancak, koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları koşullu salıverilme oranı uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) İkinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme süreleri uygulanır. (Ek cümle:4/6/2025-7550/14 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı dörtte üç olarak uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Hükümlü hakkında ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanacağı hükümde belirtilir. </i></p>

<p><i>... </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>(9) (Ek: 18/6/2014-6545/82 md.) Birinci fıkradaki koşullu salıverme süreleri, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 102 nci maddesinin ikinci fıkrasında tanımlanan cinsel saldırı suçundan, 103 üncü maddesinde tanımlanan çocukların cinsel istismarı suçundan, 104 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında tanımlanan reşit olmayanla cinsel ilişki suçundan, 188 inci maddesinde tanımlanan uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan dolayı hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında da uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/49 md.) Ancak, süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p>25. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör tanımı"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir."</i></p>

<p>26. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör suçlusu"</i> başlıklı 2. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi terör suçlusudur. </i></p>

<p><i>Terör örgütüne mensup olmasa dahi örgüt adına suç işleyenler de terör suçlusu sayılır."</i></p>

<p>27. 3713 sayılı Kanun'un<i> "Terör suçları"</i> başlıklı 3. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i></p>

<p>28. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Terör amacı ile işlenen suçlar"</i> başlıklı 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>Aşağıdaki suçlar 1 inci maddede belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde, terör suçu sayılır: </i></p>

<p><i>a) Türk Ceza Kanununun 79, 80, 81, 82, 84, 86, 87, 96, 106, 107, 108, 109, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 142, 148, 149, 151, 152, 170, 172, 173, 174, 185, 188, 199, 200, 202, 204, 210, 213, 214, 215, 223, 224, 243, 244, 265, 294, 300, 316, 317, 318 ve 319 uncu maddeleri ile 310 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan suçlar. </i></p>

<p><i>b) 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan suçlar. </i></p>

<p><i>c) 31/8/1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları. </i></p>

<p><i>ç) 10/7/2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar. </i></p>

<p><i>d) Anayasanın 120 nci maddesi gereğince olağanüstü hal ilan edilen bölgelerde, olağanüstü halin ilanına neden olan olaylara ilişkin suçlar. </i></p>

<p><i>e) 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 inci maddesinde tanımlanan suç."</i></p>

<p>29. 3713 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 17. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanun kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında, koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması bakımından 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası ile 108 inci maddesi hükümleri uygulanır. Ancak, süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranı, dörtte üç olarak uygulanır." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>30. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 5/4/2024 tarihli ve E.2022/8148, K.2024/2430 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>11. 5237 sayılı Kanun’un 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrasına göre, mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin, örgüt mensubu suçlu hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>12. Örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçun cezasının infazının 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca yapılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>13. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan ilk derece mahkemesi tarafından 5237 sayılı Kanun’un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 3713 sayılı Kanun’un 5 nci maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 62 nci maddesi gereğince 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında hükmolunan cezanın aynı kanunun 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve cezanın infazından sonra hakkında denetimli serbestlik tedbiri uygulanmasına karar verildiği ayrıca zincirleme nitelikli dolandırıcılık suçundan 5237 Kanun’un 158 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi ve 62 nci maddesi gereğince 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ancak mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanıp uygulanmaması yönünde herhangi bir değerlendirme yapılmadığı gibi karar da verilmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>14. İlk Derece Mahkemesi tarafından her iki suçtan dolayı verilen karara karşı lehe ve aleyhe davanın tarafları ve Cumhuriyet Savcısı tarafından İstinaf kanun yoluna müracaat edildiği ve yapılan inceleme sonunda 24.12.2020 tarihinde Bölge Adliye Mahkemesince ayrı ayrı istinaf başvurularının esastan reddine, nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesin, silahlı terör örgütü üyesi olmak suçu yönünden ise temyiz yolu açık olmak üzere karar verildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Hükümlü hakkında silahlı terör örgütü üyesi olmak suçundan verilen karara karşı temyiz yoluna gidilmesi nedeniyle kesinleşmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>16. Nitelikli dolandırıcılık suçundan verilen ve Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile kesinleşen 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasının infazı amacıyla mahkemesince kararın infaz savcılığına gönderilmesi üzerine düzenlenen 30.06.2021 tarihli ve 2021/7-1719 sayılı müddetnamede 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin 9 uncu fıkrası hükmü esas alınarak ¾ oranı üzerinden hesaplama yapılmak suretiyle şartla tahliye ve bihakkın tahliye tarihinin belirlendiği, müddetnameye hükümlü vekilinin itiraz etmesi üzerine, İnfaz Hakimliğince “hükümlü hakkında kesinleşmiş örgüt üyeliği suçundan verilmiş bir mahkumiyet hükmü bulunmaması ve nitelikli dolandırıcılık suçu yönünden kesinleşen hükümde 5237 sayılı Kanun’un 58 nci maddesinin dokuzuncu fıkrasının uygulanmasına karar verilmemesi ve mahkemesince bu suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği yönünde de bir belirleme yapılmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenip işlenmediği yönünde mahkemesine müzekkere yazılmasına rağmen henüz müzekkereye cevap verilmeden suçun örgüt kapsamında olduğundan bahisle müddetnamenin düzenlendiği ” gerekçesiyle itirazın kabulüne karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>17. Nitelikli dolandırıcılık suçunun 3713 sayılı Kanun’un 3 üncü ve 4 üncü maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almaması nedeniyle terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, hükümlü hakkında infaza konu bu suçu ile ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun’un 17 nci maddesinin ve 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkra hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlendiği kabul edildiği takdirde hükümlünün şartla tahliyesine karar verilebilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 7242 sayılı Kanun’un 48 inci maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 107 nci maddesinin dördüncü fıkrası gereğince 2/3 oranı esas alınarak belirlenmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>18.</i><i>Somut olayda, Cumhuriyet savcılığınca hükümlünün nitelikli dolandırıcılık suçundan almış olduğu cezasının 7242 sayılı Kanun’un 49 uncu maddesi ile değişik 5275 sayılı Kanun’un 108 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası hükmüne göre ¾ oranı üzerinden şartla tahliye süresinin belirlenmesi doğru olmadığından, yapılan şikayetin kabulüne karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı, ancak şartla tahliye süresinin belirlenmesi için uygulanması gereken infaz rejimi konusunda herhangi bir değerlendirme ve açıklama yapılmaması nedeniyle bu karara karşı yapılan itirazın kabulü yerine reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi açıklanan bu sebeple yerinde görülmüştür..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>31. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin uluslararası hukuk ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları için bkz. <i>Yunis Karataş</i> [GK], B. No: 2021/34231, 26/1/2023, §§ 31-35; <i>Burhan Yaz (3)</i> [GK], B. No: 2021/7919, 29/5/2024, §§ 29-35.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>İ</strong><strong>NCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>32. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>33. Başvurucu; kesinleşen mahkûmiyetlere ait koşullu salıverilme sürelerinin hatalı olarak 3713 sayılı Kanun kapsamı uyarınca dörtte üç oranında belirlenmesi nedeniyle eşitlik ilkesinin, adil yargılanma hakkı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>34. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>36. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak<i> "Suç ve cezalara ilişkin esaslar"</i> başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez."</i></p>

<p>37. Başvurucunun bireysel başvuru formunda ileri sürdüğü olgusal ve hukuki iddialar incelendiğinde şikâyetinin özü itibarıyla<i> koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin tespitinde gözetilmesi gereken oranının hatalı olarak dörtte üç olarak belirlenmesine</i> ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda kalınması gereken sürenin hükümlü açısından cezanın kapsamına ilişkin olduğunu, dolayısıyla koşullu salıverilme için müddetnamede belirlenen oranların hatalı olduğu iddiasına dair şikâyetlerin suçta ve cezada kanunilik ilkesini düzenleyen Anayasa'nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Yunis Karataş, </i>§§ 42-60; <i>Burhan Yaz (3)</i>, §§ 55-70; <i>Umut Ruhki Toraman</i> [2. B.], B. No: 2022/17772, 30/10/2024, §§ 30-36; <i>Emre Kendir</i> [1. B.], B. No: 2022/17941, 18/12/2024, §§ 11-19).</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen<i> suçta ve cezada kanunilik ilkesi</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik</strong> <strong>Yönünden</strong></p>

<p>39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. Esas Yönünden</strong></p>

<p>40. Koşullu salıverme hükümlerinin hangi oranda uygulanacağı hususu, cezanın infaz kurumunda çektirileceği süreyi etkilediği için başvurucu hakkında verilen hapis cezasının kapsamını değiştiren bir niteliğe bürünmektedir. Dolayısıyla Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekmektedir (benzer yöndeki kararlar için bkz. <i>Efendi Yaldız</i> [1. B.]<i>, </i>B. No: 2013/1202, 25/3/2015, § 42;<i> Metin Durmaz </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/7764, 25/3/2015, § 60). Anayasa Mahkemesince bu konuda yapılacak inceleme ise yargı mercilerinin yorumlarının Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasıyla bağdaşıp bağdaşmadığını tespit etmekten ibaret olacaktır.</p>

<p>41. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Koşullu salıverilme"</i> başlıklı 107. maddesinin (1) numaralı fıkrasında koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için mahkûmun kurumdaki infaz süresini iyi hâlli olarak geçirmesi gerektiği hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanların <i>cezalarının yarısını</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri ifade edilmiştir. Bununla birlikte fıkrada sayılan bazı suçlardan hapis cezasına mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranının <i>üçte iki</i> olarak uygulanması öngörülmüştür. Öte yandan anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında da suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da<i> örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçtan dolayı mahkûmiyet hâlinde</i> süreli hapis cezasına mahkûm edilmiş olanların cezalarının<i> üçte ikisini</i> infaz kurumunda çektikleri takdirde koşullu salıverilmeden yararlanabilecekleri belirtilmiştir. Anılan fıkrada <i>ayrıca koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından ise tabi oldukları koşullu salıverilme oranının </i>uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>42. 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinde ise mükerrirlere ve bazı suç faillerine özgü infaz rejimi düzenlenmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasının (d) bendinde tekerrür hâlinde işlenen suçtan dolayı mahkûm olunan süreli hapis cezasının <i>üçte ikisinin</i> infaz kurumunda iyi hâlli olarak çekilmesi durumunda koşullu salıverilmeden yararlanılabileceği belirtilmiştir. Bununla birlikte <i>koşullu salıverilme oranı üçte ikiden fazla olan suçlar bakımından tabi oldukları özel oranın </i>uygulanması öngörülmüştür. Aynı maddenin (9) numaralı fıkrasında ise bazı suç failleri bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Ayrıca maddenin (3) numaralı fıkrasına -başvuru tarihinden sonra- 4/6/2025 tarihli ve 7550 sayılı Kanun'la eklenen cümleyle de ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda süreli hapis cezaları bakımından koşullu salıverilme oranının <i>dörtte üç</i> olarak uygulanacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>43. 3713 sayılı Kanun'un kapsamına giren terör suçları aynı Kanun'un 3. maddesinde <i>"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."</i> şeklinde tanımlanmıştır. Ayrıca anılan Kanun'un 4. maddesinde sayılan bazı suçların Kanun'un 1. maddesinde belirtilen amaçlar doğrultusunda suç işlemek üzere kurulmuş bir terör örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlendiği takdirde terör suçu sayılacağı hükme bağlanmıştır. Somut olayda başvurucu hakkında düzenlenen müddetnameye konu süreli hapis cezalarının sebebi olan <i>suçluyu kayırma</i> ve <i>gizliliğin ihlali</i> suçları 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddesi arasında sayılan suçlar arasında yer almamaktadır. Dolayısıyla anılan suçlar nedeniyle verilen süreli hapis cezaları yönünden 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde öngörülen dörtte üç oranının uygulanma imkânı bulunmamakta, suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi ise anılan hükmün uygulanması için yeterli görülmemektedir.</p>

<p>44. Nitekim Yargıtay da 3713 sayılı Kanun'un 3. ve 4. maddelerinde tek tek sayılan suçlar arasında yer almayan suçların terör suçu kapsamında değerlendirilemeyeceğini, hükümlü hakkında infaza konu bu suçlarla ilgili olarak şartla tahliyesine karar verilebilmesi için hükümlünün iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin belirlenmesinde 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığını, <i>suçu örgüt faaliyeti kapsamında işlediği kabul edildiği takdirde</i> iyi hâlli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken sürenin 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin dördüncü fıkrası gereğince üçte iki oranı esas alınarak belirlenmesi gerektiğini belirtmektedir. Yargıtay, 5237 sayılı Kanun'un 58. maddesinin (9) numaralı fıkrasına göre mükerrirlere özgü infaz rejiminin ve cezanın infazından sonra denetimli serbestlik tedbirinin <i>örgüt mensubu suçlu</i> hakkında uygulanmasına karar verilmesi ve örgüt mensubu suçlu kabul edilen kişi hakkında verilen ve kesinleşen cezanın infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 108. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (d) bendine göre <i>örgütün faaliyeti çerçevesinde</i> işlenen suçun cezasının infazının ise 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca yapılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. § 30).</p>

<p>45. Başvuru konusu olayda ceza yargılamasına ilişkin süreçte Ağır Ceza Mahkemesince başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma, rüşvete aracılık etme, gizliliğin ihlali ve suçluyu kayırma olmak üzere dört ayrı suçtan dolayı süreli hapis cezası kararı verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince başvurucunun suçluyu kayırma ile gizliliğin ihlali suçlarına ilişkin mahkûmiyetleri yönünden istinaf talebinin reddine kesin olarak karar verilmiştir. Silahlı terör örgütüne üye olma ve rüşvete aracılık etme suçlarından verilen mahkûmiyet hükümlerine yönelik istinaf talebi ise temyiz kanun yolu açık olmak üzere reddedilmiştir (bkz. §§ 7, 9).</p>

<p>46. Bölge Adliye Mahkemesi kararı ile suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçları yönünden başvurucuya verilen hapis cezalarının kesinleşmesi üzerine anılan cezalar İnfaz Hâkimliği tarafından içtima edilmiş ve başvurucu hakkında 12/4/2022 tarihli müddetname düzenlenmiştir. Anılan müddetnamede başvurucunun suçluyu kayırma ve gizliliğin ihlali suçlarından aldığı süreli hapis cezalarının 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi kapsamında infaz edileceği, koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğine verdiği itiraz dilekçesinde anılan müddetnamede oranın üçte iki yerine hatalı şekilde dörtte üç olarak belirlenmesinin hukuka aykırı olduğunu ifade etmiştir. İnfaz Hâkimliği tarafından somut bir gerekçeye yer verilmeksizin başvurucunun itirazının reddine karar verilmiştir (bkz. § 12).</p>

<p>47. Başvurucu; İnfaz Hâkimliğince verilen karara karşı Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu itiraz dilekçesinde anılan kararın müddetnamenin tekrarından ibaret olduğunu, kararda hükümlü bulunduğu suç türleri ve bunların cezalarının infazına ilişkin bir değerlendirme ve açıklamanın yer almadığını, müddetnameye itirazının İnfaz Hâkimliğince incelenmediğini ileri sürmüştür. Başvurucunun itirazı Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir (bkz. § 13).</p>

<p>48. Başvurucu, müddetnameye itiraz dilekçesinde açıkça hükümlü olduğu suçlar yönünden koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi için infaz kurumunda geçirmesi gereken süreye ilişkin oranın hatalı olarak üçte iki yerine dörtte üç olarak belirlendiğini ileri sürmüştür. Söz konusu oranın dörtte üç şeklinde belirlenmesinin hukuki sebebi müddetnamede 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesi olarak gösterilmiştir. Buna rağmen gerek İnfaz Hâkimliğinin gerekse Ağır Ceza Mahkemesinin kararında başvurucunun itirazına ve müddetnamede gösterilen hukuki sebebe ilişkin yeterli bir açıklama ve gerekçeye yer verilmemiştir. Anılan kararlarda yer alan tek açıklama Ağır Ceza Mahkemesi kararında bulunan <i>"hü</i><i>kümlünün belirtilen suçları örgüt kapsamında işlediği" </i>değerlendirmesidir (bkz. § 13).</p>

<p>49. 5275 sayılı Kanun'un koşullu salıvermeye ilişkin hükümleri uyarınca suçun örgüt faaliyeti kapsamında işlenmesi durumunda uygulanması gereken oranın üçte iki olduğu anlaşılmaktadır. Bunun istisnası özel hükümlerde cezanın nedeni olan suç için üçte ikiden fazla bir koşullu salıverilme oranı belirlenmesidir. Başvuruya konu olayda müddetnamede dörtte üçlük oranın hukuki sebebi olarak gösterilen 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>50. Başvurucunun 3713 sayılı Kanun'un 17. maddesinde <i>bu Kanun kapsamına giren suçlardan</i> mahkûm olanlar hakkında süreli hapis cezaları bakımından düzenlenen koşullu salıverilme oranının dörtte üç olarak uygulanacağına, kendi mahkûmiyetlerinin ise anılan Kanun kapsamına girmediğine ilişkin itirazlarıyla ilgili olarak İnfaz Hâkimliği ve Ağır Ceza Mahkemesince hiçbir açıklama yapılmamıştır. Başvurucunun müddetnameye konu suçlarının <i>3</i><i>713 sayılı Kanun kapsamına giren suçlar</i>dan olup olmadığına yönelik belirsizlik ve tereddütler giderilememiştir. Bu durum, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlaline sebebiyet vermiştir.</p>

<p>51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>52. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>53. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Kırıkkale İnfaz Hâkimliğine (E.2022/4403, K.2022/4585) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20235933-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="18209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/86 E., 2026/76 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2026/86 esas - 2026/76 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2026/86</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/76</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>6/7</strong><strong>/2026-</strong><strong>33302</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 20. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin birinci fıkrasının Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Uyarma cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>MÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 148. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Disiplin cezaları:</i></p>

<p><i>Madde 148 –</i><i><strong> </strong></i><i><strong><u>Noter katipleri ve</u></strong></i> <i><strong><u>katip</u></strong></i> <i><strong><u>adayları hakkında verilecek disiplin cezaları şunlardır:</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>A) Uyarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya daha dikkatli davranması gerektiğini yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>B) Kınama:</u></strong></i> <i><strong><u>Katip</u></strong></i> <i><strong><u>veya adaya, görevinde veya davranışında kusurlu sayıldığını yazı ile bildirmektir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>C) Ücretten kesme:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, aylık net ücretinin yarısını</u></strong></i> <i><strong><u>geçmiyen</u></strong></i> <i><strong><u>bir kısmının kesilmesidir.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>D) Meslekten çıkarma:</u></strong></i> <i><strong><u>Katibin</u></strong></i> <i><strong><u>veya adayın, bir daha noter katibi veya katip adayı atanmamak üzere meslekten çıkartılmasıdır.</u></strong></i></p>

<p><i>127</i> <i>nci</i> <i>madde hükmü noter katipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanır</i><i><strong>.</strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 16/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Burcu TAŞYAPAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İtirazın</strong> <strong>Gerekçesi</strong></p>

<p>3. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları gösterilmekle birlikte disiplin suç ve cezaları arasında herhangi bir ilişkilendirilmenin yapılmadığı, hangi eylemin hangi disiplin cezasıyla cezalandırılacağının açık ve net olarak gösterilmediği ya da bunun tespitine imkân sağlayacak herhangi bir ölçütün düzenlenmediği, bu hususta belirlilik ve öngörülebilirliği sağlayacak şekilde kanuni bir çerçevenin oluşturulmadığı, idarenin söz konusu eylemler ve cezalar için kuralda öngörülen sıralamayı gözetmekle de yükümlü tutulmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 38. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Anayasa’ya</strong> <strong>Aykırılık</strong> <strong>Sorunu</strong></p>

<p>4. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin itiraz konusu birinci fıkrasında noter kâtipleri ve kâtip adayları hakkında verilecek disiplin cezalarının uyarma, kınama, ücretten kesme ve meslekten çıkarma olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin ikinci fıkrasında ise bu Kanun’un noterler hakkında bir üst veya alt derece disiplin cezasının uygulanması ve zamanaşımı hususlarını düzenleyen 127. maddesinin noter kâtipleri ve adayları hakkında da kıyasen uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi 22/9/2021 tarihli ve E.2021/16, K.2021/62 sayılı kararında 25/1/1956 tarihli ve 6643 sayılı Türk Eczacıları Birliği Kanunu’nun eczacı odaları haysiyet divanının görev ve yetkilerini düzenleyen 30. maddesinin ilgili kısmını incelemiş ve söz konusu kısmı eczacı odaları haysiyet divanının meslek mensupları hakkında disiplin cezası uygulama yetkisini kullanmaları sırasında bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine yasal çerçevede imkân tanımadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal etmiştir.</p>

<p>6. Anılan kararda söz konusu kısımda eczacılar hakkında uygulanabilecek disiplin cezaları sayılmakla birlikte anılan maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde sayılan hâllerde hangi disiplin cezasının uygulanacağına ilişkin bir düzenlemenin bulunmadığı tespit edilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 17).</p>

<p>7. Bu kapsamda anılan kısımda eczacılar hakkında disiplin cezası uygulanabilecek hâller sayılmakla ve disiplin cezaları da gösterilmekle birlikte maddede sayılan disiplin suç ve cezaları arasında yeterli bağlantının kurulmadığı, bu çerçevede disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda fiil ve hareketin niteliğine göre disiplin cezalarının verilebileceği öngörülmekle birlikte bu ölçütün disiplin cezasının muhatapları açısından yeterli bir hukuki güvence sağlamadığı belirtilmiştir (AYM, E.2021/16, K.2021/62, 22/9/2021, § 18).</p>

<p>8. Öte yandan disiplin cezasının belirlenmesi konusunda haysiyet divanına sınırsız bir takdir yetkisinin tanındığı, bu bağlamda haysiyet divanına, disiplin cezasını gerektiren eylemin gerçekleşmesi durumunda ilgili kısımda yer alan disiplin cezalarından istediğini uygulama imkânının tanındığı, haysiyet divanının bu yaptırımı uygularken anılan Kanun’da öngörülen sırayı gözetme zorunluluğuna da tabi tutulmadığı ifade edilmiştir (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 19).</p>

<p>9. Söz konusu kararda Anayasa Mahkemesi; haysiyet divanına tanınan yetkinin somut olayın özelliklerine, eylemin ağırlığına, oluşan zararın büyüklüğüne göre kamu yararı ve hizmet gereklerine uygun olarak kullanılmasını sağlamanın yanı sıra işlenen disiplinsizlik eylemi ile belirlenen disiplin cezası arasında adil bir dengenin gözetilmesini temin edecek gerekli ve yeterli mekanizmaların kurulmadığı, verilecek disiplin cezaları bakımından keyfî yorum ve uygulamalara karşı hukuki güvencenin sağlanmadığı sonucuna varmıştır (AYM, E., K.2021/62, 22/9/2021, § 20).</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi bu içtihadını 27/1/1954 tarihli ve 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu, 9/3/1954 tarihli ve 6343 sayılı Veteriner Hekimliği Mesleğinin İcrasına, Türk Veteriner Hekimleri Birliği ile Odalarının Teşekkül Tarzına ve Göreceği İşlere Dair Kanun, 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu ile 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanunu’nun benzer düzenlemeleri içeren hükümlerini incelediği kararlarında da sürdürmüştür (AYM, E., K.2023/49, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2023/57, 22/3/2023, §§ 4-12; E., K.2025/47, 6/3/2025, §§ 4-13; E.2025/232, K.2025/216, 6/11/2025, §§ 9-17).</p>

<p>11. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>12. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13. ve 38. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V.</strong> <strong>İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>13. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>14. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin birinci fıkrasının iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin ikinci fıkrasının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptali gerekir.</p>

<p><strong>V. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>15. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez</i>.” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>16. 1512 sayılı Kanun’un 148. maddesinin iptali nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 148. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasının 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202686-e-202676-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 06 Jul 2026 08:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="17657"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TİCARİ REKLAM VE HAKSIZ TİCARİ UYGULAMALAR YÖNETMELİĞİNDE YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Konu: </strong>1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1" rel="dofollow">Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği'nde (10/1/2015 tarih ve 29232 sayılı) Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik</a></strong> ile getirilen düzenlemeler.</p>

<p><strong>Yürürlük: </strong>Değişiklikler 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir (Değişiklik Yönetmeliği m. 15).</p>

<p>Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan bu değişiklik, reklam mevzuatını dijital ekonomi, sosyal medya, yapay zekâ ve çevresel iddialar (“yeşil aklama”) alanlarındaki gelişmelere uyarlamakta; ayrıca indirimli satış, hedefli reklamcılık ve tüketici değerlendirmeleri konularında koruyucu kurallar getirmektedir. Başlıca değişiklikler aşağıda konu başlıkları altında özetlenmiştir.</p>

<p><strong>1. Yeni Tanımlar (m. 1)</strong></p>

<p>Yönetmeliğin 4. maddesine dört yeni tanım eklenmiştir: <strong>çevresel beyan</strong> (bir mal veya hizmetin çevresel fayda sağladığına ya da olumsuz etkisinin azaltıldığına ilişkin ibare/görsel), <strong>sosyal medya</strong>, <strong>sosyal medya etkileyicisi</strong> (tanıtımı menfaate dönüştüren gerçek/tüzel kişi) ve <strong>tüketici değerlendirmeleri</strong> (yorum, puan, yıldız gibi derecelendirmeler). Bu tanımlar, aşağıdaki yeni yükümlülüklerin kapsamını belirlemektedir.</p>

<p><strong>2. Çevresel Beyanlar / Yeşil Aklama (m. 5)</strong></p>

<p>Çevresel beyan içeren reklamlarda belirtilen sertifika ve onayların yetkili kurumlardan, üniversitelerin ilgili bölümlerinden veya bağımsız/akredite kuruluşlardan alınan belgelerle ispatı zorunlu hale gelmiştir. Genel içerikli ve belirsizliğe yol açan çevresel ibareler açıklama yapılmaksızın kullanılamayacak; beyanın hangi süreç veya yaşam döngüsüyle ilgili olduğu ile ölçüm/değerlendirme yöntemleri reklamda ya da yönlendirilen bir internet sitesinde açıkça belirtilecektir. Ayrıca 17. maddede aldatıcılık ölçütüne “yanıltıcı” ibaresi eklenerek denetim kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p><strong>3. İndirimli Satış Reklamları (m. 4)</strong></p>

<p>İndirimden önceki fiyatın tespitinde, indirimin başlangıcından <strong>önceki on gün içindeki en düşük fiyat</strong> esas alınacaktır (çabuk bozulan mallar ve hizmetlerde bir önceki fiyat). Farklı satış kanallarında, indirim öncesi fiyat yalnızca indirimin yapıldığı kanaldaki fiyata göre belirlenecek; bir kanaldaki fiyat diğer kanalın indirimi için esas alınamayacaktır. Kolay erişilebilir sadakat programlarına ve koşullu satış reklamlarına da bu madde hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p><strong>4. Yapay Zekâ Kullanımı (m. 6 ve m. 11)</strong></p>

<p>Tüketicinin ekonomik davranışını önemli ölçüde etkileyecek şekilde yapay zekâ/yazılım kullanılması veya insandan ayırt edilemeyen dijital karakterlere yer verilmesi halinde bu durumun açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir biçimde belirtilmesi zorunludur. Ayrıca, gerçek bir kişinin yapay zekâ ile oluşturulmuş dijital kopyasının, gerçeğe aykırı şekilde bir ürünü deneyimlediği ya da tavsiye ettiği izlenimini veren reklamlar yasaklanmıştır. Söz konusu düzenleme yapay zekanın reklamlarda kullanımı ile ilgili önemli bir düzenleme niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. Sosyal Medya Etkileyicileri (m. 7 – yeni m. 23/A)</strong></p>

<p>Etkileyiciler aracılığıyla yapılan reklamların açık, anlaşılır ve ayırt edilebilir olması zorunludur. Reklam verene yönlendirme, maddi kazanç veya ücretsiz/indirimli ürün sağlanması gibi hallerde içeriğin reklam olduğu açıkça belirtilecek; paylaşımda “Reklam” veya “Tanıtım” ifadelerinden biri ile reklam verenin adı/etiketi yer alacaktır. Etiketlerin okunabilirliği, konumu ve her paylaşımda tekrarına ilişkin ayrıntılı biçim kuralları ile yalnızca sesli paylaşımlara özgü bildirim yükümlülüğü de düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>6. Hedefli Reklamcılık (m. 9 – yeni m. 25/A)</strong></p>

<p>Tüketicilerin çevrimiçi davranışları, konum, demografik veya benzeri kişisel verileri analiz edilerek belirli kişi/gruplara özel reklam sunulması “hedefli reklamcılık” olarak tanımlanmıştır. Bu faaliyet, reklamın hangi kriterlerle gösterildiğine ve bu kriterlerin nasıl değiştirilebileceğine ilişkin bilgilerin tüketiciye sunulması koşuluyla yapılabilecektir. <strong>Çocuklara yönelik, kişisel verilere dayalı profilleme yöntemiyle hedefli reklam yapılması yasaklanmıştır.</strong></p>

<p><strong>7. Tüketici Değerlendirmeleri (m. 12–13 – m. 28/B ve 28/C)</strong></p>

<p>Değerlendirmelerin yalnızca ilgili malı/hizmeti <strong>satın alan tüketiciler</strong> tarafından yapılmasına izin verilecek; satın alım doğrulanamayan mecralardan alınan değerlendirmeler yayınlanamayacaktır. Değerlendirmeler olumlu/olumsuz ayrımı yapılmaksızın en az bir yıl süreyle, objektif ölçüte göre yayınlanacaktır. Sahte veya ürünü onaylayıcı değerlendirme yaptırmak amacıyla anlaşma yapılması yasaklanmıştır. Ayrıca satıcıya tanınan cevap süresi <strong>yetmiş iki saatten kırk sekiz saate</strong> indirilmiş; süresinde cevap verilmezse değerlendirme doğrudan yayınlanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p><strong>8. Diğer Değişiklikler</strong></p>

<p>Bilimsel/mesleki tanıtımlarda kullanılamayacak ifadelere “akademik unvanlar” eklenmiş (m. 2); takviye edici gıdalara ilişkin özel sınırlamalar getirilmiş, bunların normal gıdaların yerine geçtiği izlenimiyle reklamı yasaklanmıştır (m. 3, m. 11). Beşerî tıbbi ürün, elektronik sigara, tütün mamulleri ve alkollü içkilerin reklamı açıkça yasaklanmış; “yasadışı şans oyunu” reklamları da kapsama alınmıştır (m. 11). Örtülü reklama ilişkin “ve kâr payı” ibaresi “veya kâr payı” olarak değiştirilmiş (m. 8), 26. madde ile ekteki aldatıcı uygulamalara ilişkin (13) numaralı bent yürürlükten kaldırılmıştır (m. 10, m. 14).</p>

<p><strong>9. Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>

<p>Değişiklikler, işletmelere 1 Ağustos 2026'ya kadar önemli uyum yükümlülükleri getirmektedir. Bu kapsamda özellikle: (i) çevresel iddiaların belgelendirilmesi ve doğrulanması, (ii) indirim fiyatlandırma ve arşiv sistemlerinin “son 10 gün en düşük fiyat” kuralına uyarlanması, (iii) sosyal medya iş birliği sözleşmelerine reklam etiketleme yükümlülüklerinin eklenmesi, (iv) yapay zekâ içeriklerinin açıkça işaretlenmesi, (v) hedefli reklam süreçlerinde çocuk kullanıcıların profillemesinin engellenmesi ve (vi) değerlendirme platformlarının satın alım doğrulaması altyapısının kurulması önerilir. Uyumsuzluk halinde Reklam Kurulu tarafından idari yaptırım uygulanabileceği dikkate alınmalıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Emre GÜLER</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-yapilan-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="75866"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Galatasaray Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>GALATASARAY ÜNİVERSİTESİ ÜNİVERSİTE SEKTÖR İŞ BİRLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (GSÜ-SİM): Galatasaray Üniversitesi Üniversite Sektör İş Birliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Galatasaray Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Galatasaray Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite ile ulusal ve uluslararası sektör paydaşları arasında sürdürülebilir stratejik iş birlikleri kurmak; özellikle Fransız-Türk ekonomik ekosisteminde; Üniversite, kamu ve özel kurumlar ile mezunlar ağı arasında kalıcı bir diyalog ve stratejik iş birliği çerçevesi oluşturmak.</p>

<p>b) Stajlar, uygulamalı eğitimler, öğrenci sanayi projeleri ile öğrencilerin ve mezunların profesyonel hayata katılımına katkıda bulunmak.</p>

<p>c) Akademik bilgiyi sanayi ve hizmet sektörünün kullanımına sunarak Ar-Ge, tasarım ve inovasyon odaklı projeler geliştirilmesine aracı olmak, biriktirilmiş akademik bilgiyi ekonomik ve sosyal dokunun hizmetine sunmak.</p>

<p>ç) Sektörün ihtiyaç duyduğu üst düzey yönetici ve teknik personel eğitimlerini akademik standartlarda organize etmek; yöneticiler, mühendisler, uzmanlar ve şirket çalışanlarına yönelik eğitimler düzenlemek.</p>

<p>d) Dijital, ekolojik ve toplumsal dönüşümlerle ilgili ortaklık projelerini yürütmek, koordine etmek ve eşlik etmek.</p>

<p>e) Üniversitenin uluslararası görünürlüğüne katkıda bulunmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite-sektör iş birliği kapsamında ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde kurumlarla ortak Ar-Ge, Ür-Ge, inovasyon, ekspertiz, tasarım, yenilik ve danışmanlık projeleri yürütmek.</p>

<p>b) Sektörel ihtiyaçlara yönelik seminerler, çalıştaylar, eğitimler ve konferanslar düzenlemek.</p>

<p>c) Proje fuarları, kariyer etkinlikleri ve Üniversite-sanayi buluşmaları organize etmek.</p>

<p>ç) Ulusal ve uluslararası kurumlarla sektörel iş birliği protokolleri geliştirmek.</p>

<p>d) Üniversitenin kurumlarla ortak araştırma laboratuvarları kurmasında aracı olmak.</p>

<p>e) Kurumlar tarafından finansal olarak desteklenen endüstriyel araştırma kürsüleri oluşturmak.</p>

<p>f) Üniversitenin ilgili birimleriyle yakın iş birliği içinde çalışmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan görevinden ayrılan Müdürün yerine Rektör tarafından aynı yöntemle yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Üniversite öğretim üyeleri arasından bir kişi Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde müdür yardımcısının da görevi sona erer.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda müdür yardımcısını vekil bırakır, ancak vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni Müdür görevlendirilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak, toplantı gündemini hazırlamak, toplantıya başkanlık etmek.</p>

<p>c) Çalışma programlarını hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak, Yönetim Kurulunca karara bağlanan çalışma programını yürütmek.</p>

<p>ç) Merkez bünyesinde gerekli hizmet birimlerinin oluşturulmasını sağlamak, bu birimlerin çalışmalarını düzenlemek, koordine ve kontrol etmek.</p>

<p>d) Merkezin ulusal ve uluslararası tüm iç ve dış paydaşları ile iş birliğini ve ilişkilerinin koordinasyonunu sağlamak.</p>

<p>e) Her eğitim-öğretim yılı sonunda veya istenildiğinde, Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki raporu, Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>f) Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>g) Merkezin personel, bütçe ve diğer kaynak ihtiyaçlarının tespitine ilişkin çalışmaların yapılmasını sağlayarak bu konularda Yönetim Kurulunun onayladığı raporları Rektöre sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdür, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından, akademik birimlerin eşit temsiliyeti mümkün olabildiğince gözetilmek suretiyle üç yıl için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere yeni bir üye görevlendirilir. Görev süresi sona eren üyeler Rektör tarafından yeniden görevlendirilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu üç ayda bir toplanır. Müdür gerekli gördüğü hallerde de Yönetim Kurulunu toplantıya çağırabilir.</p>

<p>(3) Yönetim Kurulu toplantıları üye tam sayısının salt çoğunluğu ile yapılır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğuyla alınır. Oylar kabul veya ret şeklinde verilir. Oyların eşitliği durumunda Müdürün kullandığı oy yönünde karar alınmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin kuruluş amacına yönelik strateji ve politikaları oluşturmak ve bunlara uygun faaliyetleri planlayarak Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>b) Müdürün hazırlayacağı faaliyet raporunu Rektöre sunulmadan önce değerlendirmek, bir sonraki döneme ait çalışma programını hazırlamak.</p>

<p>c) Gündemde bulunan araştırma, eğitim ve uygulama projelerini karara bağlamak, uygulanmalarını denetlemek, gerekli görülen durumlarda uzmanlık komisyonları kurarak çalışmalarını yürütmek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) Danışma Kurulu üyeleri konusunda Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdür ve Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili çalışmaları bulunan deneyimli kişiler arasından Yönetim Kurulu tarafından önerilen ve Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilen en az yedi en fazla on bir üyeden oluşur.</p>

<p>(2) Görev süresi sona eren Danışma Kurulu üyeleri yeniden seçilebilir veya süresinden önce görevden alınabilir. Görev süresi dolmadan ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, her yıl en az bir kez toplanır. Toplantılarda toplantı ve karar nisabı aranmaz.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yaparak görüş ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>b) Sektörel trendler hakkında görüş bildirmek ve Üniversite-sektör arasındaki ağın genişletilmesine katkı sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulunun gerekli gördüğü konularda Merkezin faaliyetleri ile ilgili rapor hazırlamak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Müdürdür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Galatasaray Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesi-universite-sektor-is-birligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-gazete.jpg" type="image/jpeg" length="74055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 05 Temmuz 2026 Tarihli ve 33301 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aydın Adnan Menderes Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>AYDIN ADNAN MENDERES ÜNİVERSİTESİ TARIMSAL BİYOTEKNOLOJİ VE GIDA GÜVENLİĞİ UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına ve faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez (ADÜ-TARBİYOMER): Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Proje: İlgili kamu kurumunun desteği ile Merkeze laboratuvar altyapısı sağlayan projeyi,</p>

<p>d) Proje araştırıcıları: Projede yer alan tüm araştırıcıları,</p>

<p>e) Rektör: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>f) Senato: Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>g) Üniversite: Aydın Adnan Menderes Üniversitesini,</p>

<p>ğ) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı </strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; bitkisel ve hayvansal üretimde biyoteknolojik yöntemlerin kullanılması ve geliştirilmesi ile gıda güvenliğine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetlerini gerçekleştirmektir.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Kamu ve özel sektörün destekleri ile yürütülen ve tarımsal üretimi esas alan biyoteknoloji, moleküler tanı, bitki doku kültürü, moleküler genetik, gıda güvenliği ve yem güvenliğine yönelik araştırmalar için modern laboratuvar altyapısı sağlamak.</p>

<p>b) Çiftlik hayvanlarının verim özelliklerine yönelik genlerin tespiti ve ıslah programlarına entegrasyonuna yönelik araştırmalar yapmak.</p>

<p>c) Bölge ve yörenin önemli bitki türlerinde genetik özelliklerin belirlenmesi, ıslahı ve seçilen üstün genotiplerin doku kültürü ile hızlı ve klonal olarak çoğaltılmasına yönelik araştırma-geliştirme (ARGE) çalışmaları yapmak.</p>

<p>ç) Bitkisel ve hayvansal üretimde ihtiyaç duyulan nitelikli tohum ve damızlık üretimine yönelik ARGE çalışmaları yanında ıslah edilmiş yeni çeşitlerin adaptasyonu konusunda çalışmalar yapmak.</p>

<p>d) Gıda güvenliği ile fonksiyonel gıda ve yem üretimine yönelik fiziksel, kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizlere dayalı ARGE çalışmaları yapmak.</p>

<p>e) Bitkisel ve hayvansal hastalık etmenlerinin moleküler tanılarının yapılması ve uygun mücadele yöntemlerinin geliştirilmesi için biyoteknolojik yöntemleri ARGE faaliyetlerinde kullanmak.</p>

<p>f) Bitki, hayvan ve mikroorganizmalarda gen kaynaklarının korunmasına ve değerlendirilmesine yönelik bilimsel çalışmalar yapmak.</p>

<p>g) Çevre ile uyumlu ve sürdürülebilir yapıda üretim teknikleri ve girdileri ile ürün işleme teknolojilerini geliştirmek.</p>

<p>ğ) Ürün geliştirme, üretim, ürünlerin işlenmesi ve değerlendirilmesi ile gıda güvenliği ve sağlık başta olmak üzere farklı alanlarda biyoteknoloji ile ilgili araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak ve yapılan çalışmalara destek vermek.</p>

<p>h) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında kamu kurum ve kuruluşları ile mesleki birliklerin Merkezin imkanlarından yararlanabilmesini sağlamak, bu kurum ve kuruluşlara danışmanlık ve servis hizmetleri vermek.</p>

<p>ı) Biyoteknolojik yöntemlerin geliştirilmesine ve etkin kullanımına yönelik araştırma ve uygulama yapacak insan gücünü yetiştirmek, lisansüstü eğitim programlarındaki genç araştırıcılara laboratuvar alt yapısı sağlamak.</p>

<p>i) Bölgesel, ulusal ve uluslararası kuruluşlar ile iş birliği yapmak suretiyle biyoteknoloji alanında ortak bilimsel araştırma ve geliştirme projeleri yapmak, uygulamak ve ortak çalışmalarda gerekli koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında her düzeyde araştırıcının gelişimine yönelik eğitim programları, konferanslar, kurslar, seminerler, ulusal ve uluslararası kongreler düzenlemek, gerektiğinde bu konularla ilgili sertifikalar vermek ve faaliyetlerle ilgili yayınlar yapmak.</p>

<p>k) Merkez bünyesinde yapılan araştırma ve uygulamalar konusunda kamuoyunu aydınlatmak ve bilgilendirmek amacı ile yayın faaliyetlerinde bulunmak.</p>

<p>l) Biyoteknoloji ve gıda güvenliği alanında sanayi kuruluşlarının ihtiyaç duydukları araştırmaları yapmak, onların sorunlarını çözmeye yönelik projeler yürütmek ve ürün geliştirme etkinliklerini desteklemek.</p>

<p>m) Üniversite ile ilgili sektörlerin entegrasyonuna yardımcı olmak, tarım ve gıda sektörlerine yönelik sorunların tespit ve çözümüne yönelik ARGE hizmeti vermek.</p>

<p>n) Merkezin amacını gerçekleştirmede kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, sivil toplum örgütleri ve uluslararası kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>o) Merkezin kuruluş amacına ve ilgili mevzuat hükümlerine uygun diğer çalışmaları yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi müdür yardımcısı olarak üç yıl süre ile Rektör tarafından görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün verdiği görevleri yapar. Süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Müdürün görevinde bulunamadığı hallerde müdür yardımcılarından biri yerine vekalet eder. Vekaletin altı aydan fazla sürmesi halinde yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri </strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek ve Yönetim Kuruluna başkanlık yapmak.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarının gerektirdiği görevlendirmeleri yapmak.</p>

<p>ç) Her faaliyet yılı sonunda ve istenildiğinde Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki faaliyet raporunu Yönetim Kurulunun görüşünü aldıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>(2) Müdür, çalışmaların düzenli bir şekilde yürütülmesinden, gözetim ve denetiminden ve gerekli önlemlerin alınmasından Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, Müdürün önerisi üzerine proje araştırıcıları öncelikli olarak Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitede tam zamanlı çalışan öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen altı üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunluk ile toplanır ve kararlarını toplantıya katılanların oy çokluğu ile alır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin eğitim, öğretim, bilimsel araştırma, danışmanlık ve yayın faaliyetlerine ilişkin esasları belirlemek.</p>

<p>b) Merkezce gerçekleştirilecek eğitim, uygulama, araştırma, danışmanlık ve yayın konularındaki talepleri değerlendirip karara bağlamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli hallerde Merkezin faaliyetleri ile ilgili geçici çalışma grupları oluşturmak ve bunların görevlerini düzenlemek.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör, yurt dışındaki kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>e) Merkezin yönetimi ile ilgili diğer kararları almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili faaliyetleri bulunan öğretim elemanları ve istekleri dahilinde Merkezin çalışma alanlarına katkıda bulunabilecek kamu kurum ve kuruluşlarının temsilcileri veya bu alandaki çalışmaları ile tanınan kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen en fazla yirmi beş kişiden oluşur. Projenin kapsamında yer alan tüm araştırıcılar Danışma Kurulunun doğal üyesidir.</p>

<p>(2) Süresi dolmadan görevlerinden ayrılan Danışma Kurulu üyelerinin yerine kalan süreyi doldurmak üzere aynı usulle yeni üyeler görevlendirilebilir. Süresi biten üye tekrar görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine Müdürün başkanlığında yılda en az bir defa toplanır. Danışma Kurulu, üyelerinin salt çoğunluğu ile toplanır ve toplantıya katılanların oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Özel uzmanlık gerektiren faaliyet alanlarında Merkeze katkı sağlamak ve Merkezin faaliyetleri ile ilgili olarak değerlendirmede bulunmak.</p>

<p>b) Merkezin çalışma alanlarına uygun programları, talep edilen faaliyetleri değerlendirmek, önerilerde bulunmak, gerektiğinde faaliyet alanları ile ilgili alt çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>c) Çalışma alanlarına uygun ihtiyaçları tespit etmek, stratejileri belirlemek ve koordinasyonu sağlamak.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetleri hakkında süresi, şekli, Merkezin amacına uygunluğu, insan gücü ve benzeri konularda değerlendirme ve tavsiyelerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman, makine ve demirbaşlar Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) 4/3/2011 tarihli ve 27864 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji ve Gıda Güvenliği Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aydin-adnan-menderes-universitesi-tarimsal-biyoteknoloji-ve-gida-guvenligi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 05 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="47425"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİNA YIKILSA BİLE KAT MALİKLERİ, ARSA ÜZERİNDE PAYLARI ORANINDA ORTAK MÜLKİYET İLE MALİK OLMAYA DEVAM EDER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.09.2025 tarihli, 2023/648 E., 2025/512 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/648 E., 2025/512 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3641 E., 2022/3736 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 17.01.2022 tarihli ve<br />
2021/13839 Esas, 2022/141 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki arsa payının düzeltilmesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ve davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkillerinin İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı taşınmazın 4 numaralı bağımsız bölümünün, davalıların ise 1, 2, 3, 5 No.lu bağımsız bölümlerin maliki olduklarını, müvekkillerine ait bağımsız bölümün, 1 ve 5 No.lu bağımsız bölümlerden m2 olarak daha büyük olduğunu, müvekkillerine ait bağımsız bölümün konumu itibariyle diğer bağımsız bölümlerden farklılık arzettiğini, buna karşın müvekkillerine ait bağımsız bölüm için düşük arsa payı tahsis edilmiş iken davalılara ait bağımsız bölümlere değerinden daha fazla arsa payı tahsis edildiğini, özellikle davalılardan 1 ve 5 No.lu bağımsız bölüme ait arsa payı ile müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu, apartmanın riskli yapı olması nedeniyle 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkılıp, yeniden inşa edileceğini ileri sürerek bağımsız bölümlerin arsa paylarının iptali ile arsa paylarının yeniden tespit edilmesine ve tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili ve davalı asıl ... ayrı ayrı cevap dilekçelerinde, açılan davayı kabul etmediklerini, anayapının 1967 yılında yapıldığını, yapı kullanma izin belgelerinin 1968 tarihli olduğunu, kat mülkiyetinin 51 yıl önce kurulduğunu, yarım asırdır hiçbir kat maliki tarafından arsa payının düzeltilmesi davası açılmadığını, müvekkilinin dairesinin ve diğer dairelerin cinsinin mesken niteliğinde olduğunu, müvekkiline ait dairenin bulunduğu beşinci katın, diğer dairelerden daha iyi körfez manzarasına sahip olduğunu, taşınmazda kat irtifakının 1968 yılında kurulduğunu, bilirkişilerce 50 yıl önceki fiili durumun da net olarak tespit edilmesinin mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 11.10.2018 tarihli ve 2018/132 Esas, 2018/1377 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın 2 72... alanlı arsada tesis edilmiş kat irtifakına göre 5 katlı 5 daireli olarak 1972 yılında inşa edildiği, binanın tamamının 10 arsa payı olarak 5 eşit parçaya bölünmek suretiyle her bir daireye 2/10'ar eşit arsa payı verildiği, bina ilk yapıldığı ve kat irtifakı kurulduğu tarihte dairelerin alanları, konumları, değerleri, mimari özellikleri, ulaşım ve taşıma imkânları, ısı, ışık, güneş, rüzgar, cephe durumları dikkate alınmadan sadece sayı hesabına göre bir paylaşım yapıldığının anlaşıldığı, zemin kat dairenin ortak olan arka bahçeyi kullanması, arkada istinat duvarına bakıyor olması ve daire alanı teras dairenin ön arka terasları kullanıyor olması, üzerinde kiremit çatı olmaması, iklim koşullarından daha çok etkilenmesi, daire alanı ve 5 kat merdivenle ulaşımı 4 No.lu bağımsız bölüm üzerinde teras alanları olmasından iklim açısından olumsuz etkilenmesi gibi faktörler dikkate alınmak suretiyle davanın kabulüne, 66 06... parsel sayılı taşınmazda; 1 numaralı bağımsız bölüm maliki ...'nin 2/10 arsa payının 9/44 olarak düzeltilmesine, 1. kat 2 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 2. kat 3 numaralı bağımsız bölümü maliki ...'un 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, 3. kat 4 numaralı bağımsız bölümü malikleri ... ve ...'nun 2/10 olan arsa payının 10/44 olarak düzeltilmesine, çatı 5. kat maliki ...'ın 2/10 olan arsa payının 5/44 olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ...'tan 1 No.lu bağımsız bölümü 15.10.2018 tarihinde devralan ... ve ...'dan 5 nolu bağımsız bölümü aynı tarihte devralan ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 12.07.2021 tarihli ve 2019/912 Esas, 2021/1677 Karar sayılı kararıyla; 66 06... parsel sayılı ana taşınmazdaki binanın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı, Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesi gereğince anayapının tümü harap olmuşsa, ana gayrimenkul üzerindeki kat mülkiyetinin kendiliğinden sona ereceği, ana taşınmazdaki binanın yıkılması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davacıların dava açmakta haklı olmaları nedeniyle yargılama gideri, harç ve vekâlet ücretinden davalıların sorumlu olduğu gerekçesiyle bir kısım davalıların istinaf kanun yolu başvurusu üzerine HMK'nın 355. maddesi uyarınca resen yapılan inceleme sonucunda ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalılar ... ve ... vekili ile davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...Dosyadaki bilgi ve belgelerin incelenmesinde dava tarihi itibariyle kat irtifakı kurulu ana taşınmazda arsa paylarının iptali istemi ile dava açılmış olduğu ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verildikten sonra istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazın yıkıldığı bunun üzerine ilgili bölge adliye mahkemesinin yerel mahkeme hükmünü kaldırarak davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında karar verilmesine yer olmadığına hükmettiği anlaşılmaktadır. Her ne kadar ilgili Bölge Adliye Mahkemesince davanın konusuz kaldığından bahisle hakkında yer olmadığına hükmedilmiş ise de dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Dolayısı ile bu durumda halen davacının dava açmakta hukuki yararı bulunduğu kabul edilerek, arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken eksik inceleme yazılı olduğu şekilde karar verilmemesi bu nedenle doğru görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 47/1. maddesine göre anayapının tümü harap olduğundan kat mülkiyetinin kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin sicilin düzeltilmesinin idari bir işlem olduğu, 6306 sayılı Kanuna göre yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazlarda, paydaşların yeniden bina yapmaya karar vermeleri hâlinde yeni yapılacak binanın nasıl yapılacağı, kat irtifakının nasıl düzenleneceği, arsa paydaşlarının kendi aralarında ve binayı yapacak yüklenici ile anlaşmalarına bağlı olduğu, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacılar vekili, davalı ... vekili ve katılma yolu ile bir kısım davalılar ... ve ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davacılar vekili temyiz dilekçesinde; istinaf mahkemesi kararının yasaya ve hakkaniyete aykırı olduğunu, davalıların kötüniyetli olduklarını, gerek ilk derece gerekse istinaf mahkemesinden tedbiren yıkımın durdurulmasını talep ettiklerini ancak taleplerinin kabul görmediğini, davalıların amacının tamamen sebepsiz zenginleşmeye ve haksız çıkar elde etmeye yönelik olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı müvekkil dışındaki davalıların çabaları ile dosya istinaf aşamasındayken binanın yıkıldığını, yeniden kat mülkiyeti kurulmadığını, davanın konusuz kalmadığını, istinaf mahkemesinin dosyadaki belgelere, delillere, bilirkişi raporuna göre inceleme yaparak karar vermesi gerektiğini, arsa payının düzeltilmesi davasının anayapının kat irtifakı veya kat mülkiyeti statüsünü koruduğu süre içinde açılabildiğini, işbu davanın da süresinde açıldığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalılar ... ve ... vekili katılma yolu ile temyiz dilekçesinde; mahkemenin gerekçeli karar içeriğinde davacıların dava açmakta haklı olduklarına ilişkin tespitlerin bulunması ve müvekkillerinin yargılama gideri ve vekâlet ücretine mahkum edilmesi nedeniyle katılma yolu ile temyiz yoluna başvurduklarını, davacıların iyiniyetli olmadıklarını, bilirkişi raporunda müvekkillerine ait çatı katı 5 No.lu bağımsız bölüm ile zemin 1 No.lu bağımsız bölümün özelliklerinin dikkate alınmadığını, bilirkişi raporunda ekenomik değerden bahsedilmediğini, taşınmazların 1968 tarihi itibariyle imar durumlarının sorulmadığını, yönetim planının celp edilmediğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; anataşınmazdaki bağımsız bölümlerin arsa paylarının değerleri ile orantılı olarak düzeltilmesi ve tapuya tescil edilmesi istemine ilişkin eldeki davada, istinaf incelemesi aşamasında dava konusu ana taşınmazdaki binanın yıkıldığı anlaşılmakla davanın konusuz kalıp kalmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu'nun 3, 33... . maddeleri</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle ilgili mevzuat hükümlerinin açıklanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Kat Mülkiyeti Kanunu’nun 3. maddesinde, “Kat mülkiyeti, arsa payı ve anagayrimenkuldeki ortak yerlerle bağlantılı özel bir mülkiyettir.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 14/11/2007-5711/1 md.) Kat mülkiyeti ve kat irtifakı, bu mülkiyete konu olan anagayrimenkulün bağımsız bölümlerinden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile oranlı olarak projesinde tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulur. Arsa paylarının bağımsız bölümlerin payları ile oranlı olarak tahsis edilmediği hallerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibi, arsa paylarının yeniden düzenlenmesi için mahkemeye başvurabilir. Bağımsız bölümlerden her birine bu fıkra uyarınca tahsis edilen arsa payı, o bölümlerin değerinde sonradan meydana gelen çoğalma veya azalma sebebiyle değiştirilemez. 44 üncü madde hükmü saklıdır.</p>

<p>(Değişik üçüncü fıkra: 23/6/2009-5912/1 md.) Kat irtifakı arsa payına bağlı bir irtifak çeşidi olup, yapının tamamı için düzenlenecek yapı kullanma izin belgesine dayalı olarak, bu Kanunda gösterilen şartlar uyarınca kat mülkiyetine resen çevrilir. Bu işlem, arsa malikinin veya kat irtifakına sahip ortak maliklerden birinin istemi ile dahi gerçekleştirilebilir” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>3. Anılan maddede kat mülkiyeti veya kat irtifakının, bu mülkiyete konu olan anayapının bağımsız bölümlerinden her birine kat irtifakının kurulduğu tarihteki, doğrudan doğruya kat mülkiyetine geçilme hâlinde ise, bu tarihteki değeri ile oranlı olarak tahsis edilen arsa payının ortak mülkiyet esaslarına göre açıkça gösterilmesi suretiyle kurulacağı, arsa paylarının bağımsız bölümlerin değeri ile oranlı olarak tahsis edilmediği hâllerde, her kat maliki veya kat irtifakı sahibinin arsa payının düzenlenmesi için mahkemeye başvurabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Kat mülkiyeti düzeninde arsa payının belirlenmesi gerçekten önemlidir; çünkü kat maliklerince aralarında başka türlü anlaşma olmadıkça kapıcı, kaloriferci, bahçıvan ve bekçi giderleri dışında kalan tüm yönetim giderlerine katılmada arsa payı esas tutulur (md. 20). Yöneticinin atanmasında (md.34), anataşınmazın ortak yerlerinde faydalı yenilik ve eklemeler yapılmasında ve merkezi ısınmanın doğalgazlı bireysel ısınmaya dönüştürülmesinde arsa payı çoğunluğu aranmaktadır (md. 42). Anayapının kamulaştırılması durumunda bağımsız bölümlere ilişkin kamulaştırma parasının belirlenmesinde arsa payı göz önünde tutulur (md. 40). Kat malikleri anataşınmazın bütün ortak yerlerine arsa payları oranında -ortak mülkiyet hükümlerine göre- maliktirler ve kullanma hakkına sahiptirler (md. 16). Arsa payı kat mülkiyetinden ve kat irtifakından ayrı olarak devredilemez; kat mülkiyetinin ya da kat irtifakının başkasına geçmesi, ancak ona bağlı arsa payı ile birlikte mümkündür (md. 5/1). ( Mahir Ersin, Germeç: Kat Mülkiyeti Hukuku, Ankara 2020, s.81).</p>

<p>5. Dosyada mevcut Konak Tapu Müdürlüğünün cevabi yazısında İzmir ili Konak ilçesi ... Mahallesi 66 06... parsel sayılı anataşınmazda 5 katlı ve 5 bağımsız bölümün tapu kayıtları gönderilmiş olup, ilgili taşınmazın yönetim planına rastlanılmadığı bildirilmiştir. Dava konusu taşınmazda 20.12.2017 tarihinde tapu kaydına riskli yapı şerhi konulmuştur.</p>

<p>6. Davacılar vekili, kat irtifakı kurulu (dava tarihi itibariyle) anataşınmazda müvekkillerine ait bağımsız bölümün arsa payı ile diğer bağımsız bölümlerin arsa payları arasında Kanunun aradığı şartlar dikkate alındığında büyük oransızlık bulunduğunu ileri sürerek arsa paylarının düzeltilmek suretiyle tapu siciline tesciline karar verilmesini talep etmiş, mahallinde yapılan keşif sonrası alınan bilirkişi kurulu raporunda bağımsız bölümlerden her birinin konum ve büyüklüklerine göre hesaplanan değerleri ile orantılı olarak arsa payı tahsis edilmediği belirtilmiş, bunun üzerine ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir. Ardından istinaf incelemesi aşamasında dava konusu anataşınmazın 21.08.2020 tarihinde yıkıldığı anlaşılmakla bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak davanın konusuz kaldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>7. Bu noktada arsa paylarının yeniden düzenlenmesine ilişkin açılan davanın yargılaması sırasında yapının yıkılması hâlinde davanın konusuz kalıp kalmadığı hususu üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>8. Bazı hâllerde dava devam ederken dava konusu alacağın ödenmesi, menkul malın davacıya teslim edilmesi, taşınmazın tahliye edilmesi gibi bir nedenle dava konusuz kalabilir. Bu hâlde mahkeme esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verir. Ancak dava sırasında meydana gelen bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış sayılabilmesi için, artık her iki tarafın da davanın esası hakkında karar verilmesinde hiç bir hukuki yararının kalmamış olması gerekir. Sonradan doğan bir olay nedeniyle davanın konusuz kalmış gözükmesine rağmen, tarafların davanın esası hakkında karar verilmesindeki hukuki yararları devam ediyorsa, dava konusuz kalmaz; davaya devam edilerek, esas hakkında bir karar verilmesi gerekir (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. III, İstanbul 2001, s.3015-3021).</p>

<p>9. Yukarıda yapılan anlatımlar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, yargılama sırasında dava konusu ana taşınmaz yıkılmış ancak taraf iradeleri ile yeniden arsa payları belirlenmek sureti ile kat irtifakı ya da kat mülkiyeti tesis edilmemiştir. Kaldı ki üzerindeki bina yıkılarak arsa hâline gelen taşınmazda kat malikleri arsa payı oranında ortak mülkiyet esaslarına göre malik olacaklarından davacının hâlen dava açmakta hukuki yararının devam ettiği ve davanın konusuz kalmadığının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; anayapının yıkılması nedeniyle kat irtifakının kendiliğinden sona erdiği, buna ilişkin işlemlerin 6306 sayılı Kanuna göre yapılması gerektiği, aksine kabulün afet riski altındaki alanların dönüşüm sürecini de uzatacağı, bu nedenle bölge adliye mahkemesi direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca bölge adliye mahkemesince arsa paylarının belirlenmesinde esas alınacak olan bağımsız bölümlerin kat irtifakı kurulduğu tarih itibari ile değerlerini olumlu veya olumsuz etkileyen tüm unsurların incelenip irdelenmesi için bilirkişi kurulundan yeniden ek rapor alınması, arsa paylarının düzenlenmesini gerektirecek bir hususun olup olmadığının araştırılıp, sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>12. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre davalılar ... ve ... vekilinin katılma yolu ile temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun'un 373. Maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.09.2025 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bina-yikilsa-bile-kat-malikleri-arsa-uzerinde-paylari-oraninda-ortak-mulkiyet-ile-malik-olmaya-devam-eder</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 18:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="66942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul'da 8 Ağır Ceza Mahkemesi'nin faaliyeti durduruldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Adliyesi’ndeki yeniden yapılanma kararı uygulamaya alındı. Faaliyetleri durdurulan 8 Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları, belirlenen diğer ağır ceza mahkemelerine devredildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) kararı doğrultusunda 3 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla İstanbul Adliyesi’nde 8 ayrı Ağır Ceza Mahkemesi’nin faaliyeti durduruldu.</p>

<p><strong>DOSYALAR YENİ MAHKEMELERE AKTARILDI</strong></p>

<p>Faaliyeti durdurulan mahkemelerde bulunan tüm derdest dosyalar, HSK’nın belirlediği ağır ceza mahkemelerine devredildi.</p>

<p><strong>İŞTE KAPATILAN MAHKEMELER VE DOSYALARIN DEVRİ</strong></p>

<p>İstanbul 34. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 38. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 39. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 31. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi’ne,</p>

<p>İstanbul 41. Ağır Ceza Mahkemesi’nin dosyaları ise İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi’ne devredildi.</p>

<p><strong>YENİDEN YAPILANMA TAMAMLANDI</strong></p>

<p>HSK’nın İstanbul Adliyesi’nde yürüttüğü yeniden yapılanmayla ağır ceza mahkemelerinin iş yükünün dengelenmesi ve yargı hizmetlerinin daha etkin yürütülmesi hedefleniyor.</p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-ticaret-mahkemelerinde-yeni-donem" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; İstanbul Ticaret Mahkemelerinde yeni dönem!</span></a></strong></h3>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-1-1.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-2.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-3.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-4.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-5.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-6.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-7.jpg" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/tevzi-8.jpg" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbulda-8-agir-ceza-mahkemesinin-faaliyeti-durduruldu</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/durusma-mahkeme77.jpg" type="image/jpeg" length="48836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/582 E., 2025/574 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/582 E., 2025/574 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 924-2046</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 86/1, 87/2-b-son cümlesi, 29, 62, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye ilişkin Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2017 tarihli ve 102-841 sayılı hükmün, katılan vekili ile sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince duruşmalı yapılan inceleme sonucu 22.02.2019 tarih ve 1712-696 sayı ile İlk Derece Mahkemesi hükmünün kaldırılmasına ve sanığın neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan TCK'nın 86/1-3-e, 87/2-b, 266, 29, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve müsadereye, bu kararın da sanık müdafii ile katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 17.05.2021 tarih ve 2489-8109 sayı ile "...Yargıtay CGK’nun 10.06.1985 tarihli, 42/160 sayılı kararındaki 'maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur' şeklindeki açıklamaya ve sanığın görevi gereği elinde bulundurduğu tabancasının kabzası ile katılanı yaralamış olmasına göre; 5237 sayılı TCK’nin 266. maddesinin uygulanma şartının gerçekleşmediği gözetilmeden yazılı şekilde anılan madde gereğince cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya direnen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 01.10.2021 tarih ve 924-2046 sayı ile "...TCK'nın 266. maddesinin kamu görevi gereği elde bulundurulan araç ve gerecin suçun işlenmesinde kullanılması halinde uygulanacak olması, kullanma biçiminin önemsiz olması, uygulama için söz konusu tabancanın ateşlenmesi (ya da tehdit kastı ile tevdi edilmesi) gibi bir zorunluluğun aranmayacağı; yanı sıra da Ceza Genel Kurulu'nun 'Maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabiri silah için suçu silahı boşaltarak veya tevcih ederek işleme anlamına gelir. Olayda tabancanın kabza kısmıyla mağdurun sol gözünün üzerine vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiğine göre (765 sayılı) TCK 281. maddesine göre artırılmasına gerek yoktur.' şeklindeki 10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160 karar sayılı kararının 765 sayılı TCK dönemine ilişkin bulunduğu,</p>

<p>Bu dönemde, suçun işlenmesinde kullanılan söz konusu araç ve gereç nedeniyle arttırım yapılabilmesi için 'kolaylık sağlama' ve 'normal fonksiyonunda kullanılma' unsurlarının aranmasında bir zorunluluk olduğu, bunun da 765 sayılı TCK'nın 457. maddesi metnindeki 'gizli veya aşikar bir silah' ibaresinin getirdiği, zira 765 sayılı TCK uygulamasında silah tabirinden, silah ve silah fonksiyonunda kullanılmak kaydı ile balta, tırpan, bıçak, bıçkı..araç krikosu(tafsilatı Açıklamalı Türk Ceza Kanunu Şerhi, 3. Cilt, syf.3943) gibi araçların anlaşıldığı, buna karşın normal fonksiyonunda kullanılmayan araçların silah olarak kabul edilmediği, örneğin silah kabzasının silahtan sayılmadığı,</p>

<p>Dolayısıyla, 765 sayılı TCK uygulamasına uygun bulunan söz konusu Ceza Genel Kurulu kararının (10.06.1985 tarih ve 1985/42 Esas, 1985/160) daha farklı ve özgün bir ceza sistemini getirmiş bulunan 765 sayılı TCK uygulamasında geçerliliğini yitirdiği, zira 5237 sayılı TCK'nın 6/1-f maddesine tanımını bulan silah tabirinin artık normal fonksiyonunda kullanılmasa bile silah kabzasını da kapsadığı,</p>

<p>Böylece yukarıda bildirilen Ceza Genel Kurulu ve Ceza Dairesi kararlarının geçerliliklerini yitirdikleri, 5237 sayılı TCK'nun 266 maddesinin uygulanmasında nazar-ı itibara alınamayacakları..." şeklindeki gerekçeyle sanığın bozma öncesi hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.10.2022 tarihli ve 130891 sayılı "sanık müdafiinin temyiz itirazlarının kabulü ile dosyanın Ceza Genel Kuruluna tevdii" istemli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.11.2022 tarih ve 9853-9374 sayı ile direnme gerekçesinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIĞIN KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince inceleme dışı katılan katılan ...'ye yönelik basit kasten yaralama ve hakaret suçları ile katılan ...'ya yönelik hakaret suçundan kurulan adli para cezasına dair mahkûmiyet hükümleri miktar itibarıyla kesin olup Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun reddine; katılan ...'ya ve inceleme dışı katılan ...'ye yönelik zincirleme tehdit suçundan kurulan beraat hükmü ise Özel Dairece temyiz isteminin esastan reddine, karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup direnmenin kapsamına göre inceleme; sanık hakkında katılan ...'ya yönelik neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözülmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama suçundan kurulan hükümde TCK’nın 266. maddesinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının, bulunduğu sonucuna ulaşılması hâlinde söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DOSYADAKİ BİLGİ VE BELGELER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Bölge Adliye Mahkemesi ile Özel Daire arasında sanığa isnat edilen eylemin oluşu ve kabulü yönünden uyuşmazlık bulunmayan somut olayda;<br />
Sanık ... ve katılan ...’nın komşu oldukları, polis memuru olan sanığın apartmanın yöneticisi olduğu ve çatı katında kanarya beslediği, katılanın oğlu inceleme dışı katılan ...’nin ise aynı apartmanın bodrum katında güvercin beslediği, suç tarihinden yaklaşık on gün önce, sanıkla inceleme dışı katılan ... arasında kuş pisliği ve apartman temizliği hususunda geçen tartışmadan hemen sonra işten evine gelen katılan ...’nın balkondan aşağı bakan sanık ...’e doğru "İn lan aşağı, senin ananı avradını si...m, polis kanı içeceğim!" şeklinde hakaret ve tehdit içeren ifadeler sarf ettiğinin tanık beyanıyla doğrulandığı, suç tarihi olan 03.08.2015 tarihinde saat 07.45 civarında katılan ...'nın işe gitmek üzereyken apartmanın önüne bırakılan bayat ekmek kırıntılarını almak için eğildiği anda gece nöbetinden dönen sanığı gördüğü ve önceki tartışma nedeniyle aralarında başlayan kavga sırasında, sanığın kendisine ait olduğunu beyan ettiği belindeki beylik tabancasını çıkartıp kabzasıyla önce katılanın kafasına sonra da gözüne vurduğu ve katılanın yere yığıldığı, yere düşen şarjörün mahalle bakkalınca yerden alınarak sanığa verildiği, bu sırada dışarıdan gelen gürültüyü duyan katılanın oğlu ...’nin de müdahale etmek için apartmanın önüne inmesi üzerine sanığın, inceleme dışı katılan ...'ye de aynı şekilde önce ana avrat küfredip sonra elindeki tabancanın kabzasıyla vurduğu, kavganın çevredekilerin müdahalesiyle aralandığı, yaralıların olay yerine gelen ambulansla hastaneye götürüldüğü, dosyada mevcut raporlara göre katılan ...’nın burun altı ve burun boşluğunda kemik kırığı oluşturacak, yaşam fonksiyonlarını 3. (orta) derece etkileyecek, sağ gözünün fonksiyonunu yitirmesine (görme kaybına) neden olacak şekilde, inceleme dışı katılan ...’nin ise basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif yaralandığı, olay sonrası sanığın kullandığı tabancasını kolluğa teslim ettiği,</p>

<p>Sanığın aşamalarda; nöbet çıkışı evine gireceği sırada katılanlar ... ve ... ile apartmanın girişinde karşılaştıklarını, sessiz bir şekilde yanlarından geçerken silahına sarıldıklarını ve çekip kaçmaya başladıklarını, sonra akrabası olan kuaför tanık ... ile birlikte tepesine üşüştüklerini, ancak silahla ateş etmesini önlemek için öncesinde şarjörü çıkartmış olduğunu, sonradan olay yerine gelen kişilerin katılanı linç etmeye kalkıştığını, aynı şahısların kendisine iki hafta öncesinde de kendisine hakaret ve tehdit ettiklerini, tabancasıyla kimseye vurmadığını, katılan ...’nın lakabının zaten kör ... olduğunu, olayla gözünü kaybetmesi arasında bir illiyet bağı olmadığını, çevredekilerin katılana ayırmak isterken vurmuş olabileceğini savunduğu,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna Dair Açıklamalar<br />
765 sayılı (mülga) Türk Ceza Kanunu'nun 281. Maddesi şöyledir;<br />
"Bir kimse cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullandığı takdirde eğer kanun esasen memuriyet sıfatını nazarı itibara almamış ise irtikâp olunan cürüm için tâyin olunacak ceza altıda birden üçte bire kadar tezyit olunur."</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) Kamu görevine ait araç ve gereçleri suçta kullanma başlıklı 266. maddesi ise şöyledir;<br />
"(1) Görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanan kamu görevlisi hakkında, ilgili suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış ise, verilecek ceza üçte biri oranında artırılır.",</p>

<p>765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesinde; cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait kuvvet ve vasıtaları kullanan memurun, işlediği suça karşılık gelen hükümde failin memuriyet sıfatı ayrıca dikkate alınmamış olmak şartıyla, verilmesi gereken cezanın altıda birden üçte bire kadar artırılacağı öngörülmüştür. Bu maddeye karşılık olarak düzenlenen 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde ise; görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesinde kullanan kamu görevlisi hakkında, işlenen suçun tanımında kamu görevlisi sıfatı esasen göz önünde bulundurulmamış olmak şartıyla, verilecek cezanın üçte biri oranında artırılacağı öngörülmüştür. 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinde artırım yapılmasına engel (istisna) oluşturacağı belirtilen suçların TCK'nın Özel Hükümler kitabında yer alan suç başlıkları altında ayrı ayrı "kamu görevlisinin" veya "kamu görevlisi hakkında" şeklindeki ibarelerle düzenlenen ve failin bizzat kamu görevlisi sıfatını unsur veya artırım sebebi olarak belirleyen (özgü) suçlar (Örn: TCK'nın 94/1, 120, 137, 204-206, 250-261. vs. maddeleri) olduğuna da dikkat edilmelidir.<br />
765 sayılı (mülga) Kanun'un yürürlükte olduğu dönemde, suçun işlenmesinde memuriyete ait araç ve gereçlerin (vasıtanın) kullanılmasına dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (YCGK) 30.01.1984 tarihli ve 366-42 sayılı kararında;</p>

<p>"Polis memuru olan sanığın, izinli ve sivil vaziyette gittiği birahanede, mağdur ile arkadaşları arasında çıkan kavgaya katılarak taşıdığı tabancayı çekip dipçik kısmıyla katılanın sağ gözüne vurarak uzuv tatiline neden olması karşısında; temel cezanın TCK’nın 281. maddesine göre artırılmasına imkân bulunmadığına, öte yandan izinli ve sivil giyimli sanığın suçta kullandığı tabancanın görevi dolayısıyla verilmiş tabanca olup olmadığının araştırılmadan hüküm kurulmasının da usul ve yasaya aykırı olduğu",</p>

<p>Yine aynı hususta YCGK’nın 10.06.1985 tarihli ve 42-360 sayılı emsal kararında;<br />
"Sanık polis memurunun izinli ve sivil vaziyette karısına direksiyon dersi verdiği sırada, karısına laf atan mağdurun arkadaşlarına söylediği cümleleri işiterek tutuştuğu kavga sırasında görevi nedeniyle kendisine verilen tabancayı çekerek kabza kısmıyla mağdurun sol gözüne vurarak uzuv tatiline sebebiyet verdiği olayda, temel cezanın TCK’nın 281. maddesiyle artırılmasına olanak olmadığı, tabancanın kabza kısmının elle tutularak bir sopa gibi kullanılmasının da bu görüşü değiştirmeyeceği, maddedeki memuriyete ait vasıtayı kullanma tabirinin, 'silahı boşaltarak' veya 'tevcih ederek' işlenmesi hâlini amaçladığı",</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle; 765 sayılı (mülga) Kanun'un 281. maddesindeki memurun görevi dışında haiz olduğu memuriyete ait "vasıtayı kullanması" tabiriyle, "silahı ateşleyerek boşaltmak" veya "tevcih ederek" suretiyle "niteliğine uygun biçimde" kullanılmasının kastedildiği; görevi gereği kendisine verilen tabancanın niteliğinin dışında (Örneğin; polis memurunun tabancasını, görevi dışında olmak kaydıyla olay anında yerden bulabileceği bir taş veya sopa gibi yaralayıcı bereleyici herhangi bir alet şeklinde) kullanması hâlinde ise bu artırım maddesinin uygulanmayacağı istikrarlı biçimde benimsenmiştir.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin gerekçesinde; “Madde metninde, kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri bir suçun işlenmesi sırasında kullanması, ilgili suç açısından daha ağır cezayı gerektiren bir nitelikli unsur olarak kabul edilmiştir. Ancak, bunun için, kanunda kamu görevlisi sıfatının ilgili suçun bir unsuru olarak öngörülmemiş olması gerekir.” açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanun vazıı, kamu hizmetinin yürütülmesi amacıyla kamu görevlilerine verilen araç ve gereçlerin suç işlenmesinde kullanılmasını cezada artırım sebebi olarak düzenlerken, bir yandan suç işlemede sağladığı kolaylığın önüne geçilmesini diğer yandan da kamu idaresinin toplum önündeki itibarının korunmasını amaçladığı gözetilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesinin, 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesine nazaran, görev sırasında veya görev dışında işlenen suçlar ayrımı yapılmaksızın daha geniş bir uygulama alanı bulduğu, ancak 765 sayılı Kanun'daki kuvvet ve vasıta tabiri yerine; sadece "vasıta" kavramına karşılık gelen "araç ve gereç" tabirinin tercih edildiği görülmektedir. Bu yönüyle doktrinde norm kapsamının daraltıldığı savunulmaktadır. (Gökcan-Artuç, Adalet Yayınevi, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Ankara, 2021, VI.Cilt, s.8875-8876).</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın 266. maddesi lafzında yer alan görevi gereği elinde bulundurduğu araç ve gereci bir suçun icrası sırasında kullanma deyimiyle 765 sayılı (mülga) TCK'nın 281. maddesiyle aynı şekilde yer alan cürüm işlemek için haiz olduğu memuriyete ait vasıtayı kullanma deyimi arasında kuvvet tabiri dışında hiçbir değişiklik olmadığı, dolayısıyla 765 sayılı Kanun döneminde vaz olunan içtihatta aranan "niteliğine uygun şekilde kullanma" şartının 5237 sayılı TCK döneminde uygulanmaması veya dönülmesi için haklı ve güçlü bir gerekçe bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Şu hâle göre; TCK'nın 266. maddesinde yer alan "kamu görevlisinin görevi gereği olarak elinde bulundurduğu araç ve gereçleri kullanması" tabirinden, sahip olunan araç ve gerecin suçun işlenmesinde faile suçun işlenmesi sırasında bir kolaylık sağlamasının ve aracın (normal fonksiyonunda) niteliğine uygun biçimde kullanılmasının anlaşılması gerekir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında; söz konusu hükmün TCK’nın 86/3-e maddesinde düzenlenen nitelikli hâl ile birlikte uygulanmasının mümkün olup olmadığı sorunu tartışılmamıştır.</p>

<p>2. Uyuşmazlık Konusuna Dair Hukuki Nitelendirme<br />
Polis memuru olan sanığın gece nöbetinden dönüp sabah saatlerinde evine gireceği sırada, apartmanın kapısında gördüğü ve öncesinde aralarında husumet olan katılan komşusunu, aralarında geçen tartışma sonucu beylik tabancasını çekip şarjörünü çıkartarak kabzasını sağ gözüne vurmak suretiyle görme kaybına sebebiyet verecek şekilde ağır yaraladığı olayda, silahın kullanım amacı ve fonksiyonu kapsamında ateşlenerek kullanılmaması ve kullanım şekli itibarıyla da sanığa yaralayıcı, bereleyici herhangi bir nesneden daha ziyade üstünlük/kolaylık sağlamaması nedeniyle TCK’nın 266. maddesinin uygulanma şartlarının bulunmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanık hakkında TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen, cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 01.10.2021 tarihli ve 924-2046 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, TCK’nın 266. maddesinin uygulama şartları bulunmamasına rağmen sanığın cezasından artırım yapılarak fazla ceza tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, ilgili Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihli müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022582-e-2025574-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="32422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/428 E., 2025/604 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/428 E., 2025/604 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1250-1536</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine ilişkin İzmir 12. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.12.2018 tarihli ve 44-431 sayılı hükümlerin sanık müdafii, katılan vekili, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 13.07.2021 tarih ve 715-1161 sayı ile; İlk Derece Mahkemesi hükümlerinin kaldırılmasına, sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2, 53... . maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/2, 53... . maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu kararın da sanık müdafii, katılan vekili ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.05.2022 tarih ve 25752-5052 sayı ile; "...Olayın intikal şekli, katılanın aşamalardaki çelişkili ifadeleri, taraflar arasında dosyaya yansıyan husumet, tanık anlatımları, savunma ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında, sanığın olay günü reşit katılana yönelik eylemlerinin rıza dışı gerçekleştiği hususunda her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçlardan beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi..." isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 28.09.2022 tarih ve 1250-1536 sayı ile; "...sanığın katılan mağduru aracı ile ormanlık alana götürüp burada rızası dışında organ sokmak suretiyle cinsel saldırı eylemini gerçekleştirirken katılan mağdurun bağırıp çevreden yardım istemesi nedeniyle, katılan mağdurun bu seslerini duyan kimliği belirsiz kişi veya kişilerin durumu kolluğa bildirmesi üzerine, sanık ve katılanın bulunduğu aracın olayın akabinde önünün kesilerek durdurulduğu ve katılanın jandarmaya şifai ilk ifadesinde sanığın kendisine yönelik zorla cinsel saldırıda bulunduğunu beyan ettiği, katılan mağdurun sanıktan o an için kurtulmak amacıyla jandarmaya verdiği resmi ilk ifadesinde sanıktan şikayetçi olmamasının eylemin gerçekleşmediği şeklinde değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, hal ve şartlara göre katılan mağdurun yaklaşık on gün sonra şikayetçi olmaya karar vermesinin benzer yargılamalarda sıkça görüldüğü üzere, mağdurun olay nedeniyle yaşadığı korku ve travma nedeniyle makul ve beklenen bir davranış olduğu, bu hususun sanık lehine değerlendirilmesinin mümkün olmadığı... katılanın yukarıda bahsedilen işlenen suçun hemen akabininde ki jandarmaya verdiği resmi ifadesi dışında hiçbir aşamada farklı ve çelişkili beyanda bulunmadığı, tüm aşamalardaki beyanlarının özü itibariyle benzer olup herhangi bir çelişki içermediği, yine taraflar arasında suç tarihine kadar dosyaya yansıyan somut bir husumet bulunmadığı, katılan mağdurun uzunca bir süredir sanıkla yaşadığı gayriresmi ilişkiyi sonlandırmak istediği, sanığın da olay günü katılanı işyerinden alıp yemeğe götürdüğü, akabinde davaya konu suçun işlenmiş olduğu, katılan mağdurun sanığa iftira atmasını ve gerçekleşen olayı farklı şekilde abartarak anlatmasını gerektiren herhangi bir olgu veya olayın dosyaya yansımadığı...olayın hemen akabindeki jandarma görevlilerinin beyanlarının sanık lehine olmadığı, katılan mağdurun beyanlarını doğrular ve destekler nitelikte olduğu, yine sanık savunmalarının bir çok benzer dosyada görüldüğü üzere suçtan kurtulmaya dönük savunma niteliğinde olduğu...'' gerekçesiyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükmün de sanık müdafii, Cumhuriyet savcısı, katılan Bakanlık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 17.01.2023 tarihli ve 144623 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya CMK'nın 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 20.06.2023 tarih ve 502-4425 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>17.08.2017 günü İzmir Jandarma İhbar Hattını arayan bir kişinin ... İlçesi, Çiçekli Mahallesi, Kent Ormanı, Palamut Mevkiinde beyaz renkli lüks bir araç içinde bir bayanın erkek bir şahısla tartıştığı, bayanın zorla alıkonulduğu düşüncesiyle ihbarda bulunduğu,</p>

<p>İhbarın hemen sonrasında harekete geçen jandarma ekibinin bölgede bahsi geçen araçla karşılaştığı, araçta ve ağlamaklı olduğu görülen katılan mağdure ...'ın ilk andaki sözlü beyanında sanığın kendisini alıkoyarak tecavüz ettiğini, bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini beyan ederek şikâyetçi olmadığını söylediği, Cumhuriyet savcısına konuyla ilgili bilgi veren jandarma görevlilerinin mağdurenin adli raporunu almadan onu evine bıraktığı,</p>

<p>Katılan mağdurenin 28.08.2017 tarihinde İzmir Foça Devlet Hastanesine başvurarak tecavüze uğradığını beyan ettiği ve darp cebir raporu aldığı, aradan geçen zaman nedeniyle genital muayene istemeyen mağdurenin raporunda "sol meme dış kadranda 2 cm çaplı mor renkli ekimoz, sağ kol arkasında 4 cm çaplı mor renkli ekimoz, sol bacak arkasında 3 cm çaplı mor renkli ekimoz'' bulunduğunun tespit edildiği, raporda ayrıca ''Arkadaşım tarafından darp edildim. (17 Ağustos'da) (...'te oldu)'' ifadelerinin yazılı olduğu,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Katılan mağdure ... kollukta 17.08.2017 tarihli ilk beyanında; eski erkek arkadaşı olan sanıkla buluşup akşam yemeği yediklerini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, araçtan inmek istediğini, araçla geldikleri ormanlık alanda sanıkla rızasıyla birlikte olduğunu, jandarma ekiplerinin kendisini durdurduğunu, sanığın kendisini zorla alıkoymadığını, tecavüz etmediğini,</p>

<p>30.08.2017 tarihli ikinci beyanında ise; eski erkek arkadaşı olan sanığın aracına kendisini eve götüreceğini söylediği için bindiğini, daha sonra ''yemek yiyelim'' dediğini, yemekte kendisini rahatsız etmemesini istediğini, rahatsız etmeyeceğini söylediğini, dönüş yolunda orman yoluna doğru devam ettiğini, ''beni nereye götürüyorsun, beni eve götür'' dediğini, kendisine bağırmaya başladığını, kendisinin de ''imdat, kurtarın'' diye bağırmaya başladığını, düz bir alana geldiklerini, kendisine ''soyun'' dediğini ve darbettiğini, kendisini eğerek ellerini arkadan kenetlediğini, rızası dışında organ sokmak suretiyle kendisine cinsel saldırıda bulunduğunu, etrafta insan olmadığını, işini bitirdikten sonra toparlanmasını istediğini, jandarma arabasını görünce ağlamaya başladığını, jandarma ''neden ağlıyorsun?'' diye sorunca olayı anlattığını, daha sonra ''bu pislik peşini bırakacaksa şikâyetçi olmayacağını'' söylediğini, işine gelip gitmeye devam ettiğini, bir kişinin iş yerini arayarak sesini dinlediğini fark ettiğini, 28.08.2017 tarihinde adli rapor almak için Foça Devlet Hastanesine gittiğini, genital muayene olmadığını, sanıktan şikâyetçi ve davacı olduğunu,</p>

<p>Mahkemede; beş altı yıllık bir ilişkileri olduğunu, şiddet gördüğü için ayrılmak istediğini, sanığın ise ''benden ayrılamazsın, eskort olduğunu söylerim'' dediğini, internette fotoğraflarını yayınladığını, son kez görüşme teklifini kabul ettiğini, hapisteyken bile kendisinin ve ailesinin canına kast edeceğini düşündüğü için şikâyetçi olmadığını, araçtan inip kaçmaya çalışınca kendisini tokatladığını, sağ kolunu arkaya kıvırıp sol eliyle pantolonu ve iç çamaşırını çıkararak tecavüz ettiğini, ayrılmak isteyince çevreye eskort olduğunu yaydığını, sanıktan kurtulmak istediğini ve çözüm aradığını, olaydan sonra vücudundaki morlukları gören ailesinin desteğiyle şikâyetçi olmaya karar verdiğini, hiçbir zaman sanıktan hamile kalmadığını ve kürtaj yaptırmadığını,</p>

<p>Tanık ...mahkemede; olay günü jandarma devriyesinde görevli olduğunu, lüks bir aracın içinde bir bayan ve erkeğin tartıştığına ve bayanın alıkonulmuş olabileceğine ilişkin bir ihbar üzerine belirtilen yerde aracı gördüklerini ve durdurduklarını, ağlamaklı olan mağdurenin şahsın kendisini zorla araca bindirip ormanlık alanda rızası dışında cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini, jandarma aracının yanına aldıkları mağdurenin burada sakinleşmesi sonrasında ise aracın içinde tartıştıklarını ve inmek istediğini, şahsın aracı ormanlık alana sürdüğünü, burada rızasıyla ilişkiye girdiğini söylediğini, ''söyleyin peşimi bıraksın'' dediğini, kendisine zorla tecavüz edildiğini söylediği hatırlatılınca ''lütfen beni eve bırakın, kimseden şikâyetçi değilim'' dediğini, nöbetçi savcının emri doğrultusunda şüpheli ve mağdurenin yazılı beyanlarında çelişki olmayınca rapor almadan mağdureyi evine bıraktıklarını,</p>

<p>Jandarma görevlisi olup olay tutanağında imzası bulunan diğer tanıklar ... ve ...'da mahkemede; mağdurenin önce tecavüze uğradığını, daha sonra rızasıyla cinsel ilişkiye girdiğini söylediğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.<br />
Sanık kollukta; kız arkadaşı olan mağdure ile olay günü yemek yediklerini, onun isteğiyle ormana gidip ilişkiye girdiklerini, jandarmanın gelince mağdurenin şikâyetçi olduğunu, kendisine cinsel saldırıda bulunmadığını, psikolojik sorunlu olduğundan ilaç kullandığını,</p>

<p>Sorguda; mağdurenin eskortluk yaptığını, ona verdiğinden daha çok para istediğini, vermeyince şikâyet ettiğini,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemede; kız arkadaşı olan mağdure ile her zaman gittikleri ... Restoranta gittiklerini, birlikte yemek yediklerini, restoranttan çıktıktan sonra evde erkek arkadaşı olduğundan her zamanki gibi ilişkiye girmek için ormana gittiklerini, aracın sağ ön koltuğunda önce oral sonra vajinal yoldan ilişkiye girdiklerini, şikâyete konu olaydan bir hafta önce de mağdurenin doğum gününde kendisiyle buluşarak yine aynı yerde ve aynı şekilde cinsel ilişki yaşadıklarını, dönüşte ormanlık yolda karşılarına jandarmanın çıkarak, aracı durdurduğunu, mağdurenin araçtan fırlayıp gittiğini, şok olduğunu, jandarmanın geldiğini ve kendisini kelepçelediğini, araç içinde kendisinden para istediği için tartıştıklarını, mağdurenin 2007 yılı Haziran ayında kendisinden hamile kalınca kürtaj yaptırmak istediğini, ... Hastanesinde kürtaj yaptırdıklarını, sonra birlikte tatile gittiklerini, her ikisinin de evli oldukları dönemde ilişki yaşadığı mağdurenin boşanmasından kendisini sorumlu tuttuğu ve kendisiyle evlenmediği için intikam almak amacıyla iftira attığını,<br />
Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.</p>

<p>Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.<br />
Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).</p>

<p>Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkanı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de öğreti ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Katılan mağdure tarafından sanığın olay günü kendisini aracında alıkoyarak ormana götürdüğü ve nitelikli cinsel saldırıda bulunduğu iddia edilmiş ise de; ormanlık alanda bir kadın ve erkeğin araçta kavga ettikleri ihbarı üzerine olay yerine gelen jandarma görevlilerine ilk anda sanığın kendisine tecavüz ettiğini beyan eden katılan mağdurenin, kısa bir süre sonra ise sadece sanığın peşini bırakmasını istediğini, sanıkla rızasıyla ilişkiye girdiğini ve adli raporunun alınmasını istemediğini söylediği, bu yönde yazılı ifade veren mağdurenin on bir gün sonra Foça Devlet Hastanesine başvurarak adli rapor aldığı ve iki gün sonra da jandarmada sanığın kendisini zorla alıkoyarak tecavüz ettiğini ifade ettiği, sanığın ise evli olduğu hâlde uzun yıllar kendisiyle ilişki yaşayan katılan mağdurenin kendisiyle evlenmediği için iftira attığını savunduğu olayda; jandarma personeline çelişki anlatımlarda bulunan ve bu nedenle olay günü raporu alınmayan mağdurenin raporunda belirtilen yaraların sanıkça yapıldığı hususunun şüphede kaldığı, bu husus yanında dosya kapsamında yer alan ortak anlatımlara göre katılan mağdurenin uzun yıllar ilişki yaşamalarına rağmen kendisiyle evlenmeyen ama ayrılmayı da kabul etmeyen sanığı kendisinden uzaklaştırabilmek amacıyla jandarma personeliyle karşılaştığı ilk anda suça konu iddiaları ortaya attığına ilişkin oluşan şüphe ve atılı suçları hiçbir aşamada kabul etmeyen sanık savunması bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibariyle oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu üyesi; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluştuğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 28.09.2022 tarihli ve 1250-1536 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETSİZ OLDUĞUNA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304. maddesinin 2. fıkrası uyarınca İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023428-e-2025604-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="44982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 20.01.2026 tarihli, 2025/5976 E., 2026/658 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5976 E., 2026/658 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/803 E., 2025/1423 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 7. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/767 E., 2022/836 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından kusur belirlemesi, TMK. m. 161 ve TMK. m.163 sebebi ile açılan karşı boşanma davasının reddi, asıl davanın kabulü, reddedilen tazminatlar, reddedilen tedbir ve yoksulluk nafakası yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince davacı- karşı davalı erkeğin ''evi terk ile fiili ayrılığa neden olduğu, sürekli düzenli bir işi olmadığı, işi dışında kalan vakitlerde geç gelerek tartışmaya yol açtığı, çalışmadığı zamanlarda bakkalda çalışmasının engellendiği iddiası ispatlanamadığından bakkalda çalışmayıp eşine yardımcı olmadığı, çalıştığı zamanlardaki kazancını ailesine söylemediği, başka işlerde çalıştığı zamanlarda da kazancını eve harcamadığı, eşine fiziksel şiddet teşebbüsünde</p>

<p>bulunduğu,''<br />
davalı- karşı davacı kadının ise ''taraflar ayrılmadan yaklaşık üç ay öncesinden itibaren kocayı ve arkadaşını normal olağanın dışında fazla arayarak erkeği iş yerinde küçük düşürdüğü ve taraflar ayrılmadan önceki en son bayramda kadının kocasına "pislik, bundan adam olmaz, ... size vereyim" diyerek hakaret ettiği'', böylece evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle asıl ve karşı boşanma davasının ayrı ayrı kabulüyle tarafların boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş, kararın davalı- karşı davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, bu karara karşı kadın vekilince temyiz talebinde bulunulmuştur. Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince tarafların eşit kusurlu olduğundan bahisle karar verilmiş ise de; dosyanın yapılan incelemesi, toplanan deliller ve tanık beyanlarından, İlk Derece Mahkemesince yüklenen ve kabul edilen kusurlara göre, erkek ağır kusurlu olduğu gibi tanıklar R.K., Ö.C.K. ve V.A. beyanlarından sabit olduğu üzere erkeğin kadına süregelen şekilde hakaret ettiği ve tehditte bulunduğu, yine tanılar R.K. ve Ö.C.K. Beyanlarından erkeğin güven sarsıcı davranışta bulunduğu ve çocuklarının cebinden habersiz para aldığı kusurları da sabit olup erkeğe bu kusurların da yüklenmesi gerekir. O halde tarafların Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlar ile birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda davacı- karşı davalı erkeğin ağır, davalı- karşı davacı kadının ise az kusurlu olduğunun kabulü gerekir. Hal böyleyken, Mahkemece hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi yerinde görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>3.4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 174 üncü maddesinin birinci fıkrasında mevcut ve beklenen bir menfaati boşanma yüzünden haleldar olan kusursuz yada daha az kusurlu olan tarafın, kusurlu taraftan uygun bir tazminat isteyebileceği, aynı maddenin ikinci fıkrasında boşanmaya sebebiyet vermiş olaylar yüzünden kişilik hakları saldırıya uğrayan tarafın, kusurlu olandan manevî tazminat isteyebileceği öngörülmüştür. Yukarıdaki paragrafta açıklandığı üzere, evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O halde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı- karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının kadın yararına kusur belirmesi ile kadının reddedilen maddî ve manevî tazminat talepleri yönünden BOZULMASINA,</p>

<p>3.Davalı- karşı davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255976-e-2026658-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="69452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2025/20652 E., 2026/1925 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/20652 E., 2026/1925 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 38. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/217 E., 2024/508 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 42. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/422 E., 2024/372 K.</p>

<p>Taraflar arasında, iş kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkin dava neticesinde İlk Derece Mahkemesince, hükümde belirtilen gerekçelerle davanın kısmen kabul ve kısmen reddine karar verilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince taraf vekillerinin istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın taraf vekilleri tarafından süresi içerisinde temyiz edildiği anlaşılmakla; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle, kömür ocağında yer altı maden işletmesinde hazırlık işçisi olarak çalışmakta iken 28.02.2020 tarihinde iş kazası sonucu sağ gözüne taş çarptığını, sağ gözünün yerinden çıktığını ve tamamen görme yetisini kaybettiğini, davacının sendikalı olup toplu iş sözleşmesine tabi olduğunu, kaza tarihinde 5.493,00 TL aldığını, maddi ve manevi kayıpları bulunduğunu ileri sürerek maddi ve manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın basınçlı hava filtresinin kırılmasıyla meydana geldiğini, basınçlı hava filtresinin dava dışı ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı'nca soruşturma yapıldığını, alınan bilirkişi raporunda malzemenin kullanımından kaynaklı herhangi bir etmenin söz konusu olmadığı, kusurun kırılan malzeme üreticisi olan .... San. .... Şti.'ne ait olduğunu, davanın bu şirkete ihbarı gerektiğini beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, basınçlı hava filtresinin kırılması ile açığa çıkan basınçlı havanın ortamdaki taş, toz, vb. parçaları havalandırıp davacıya çarpması sonucu dava konusu kazanın meydana geldiğini, hava filtresinin dava dışı ... Sanayi ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, Soma Cumhuriyet Başsavcılığı 2020/1357 Hazırlık sayılı dosyasında, kırılan hava basınç filtresinin TSE standartlarına göre üretilmiş piyasada bilinen bir firmadan aldıklarını, müvekkili şirketin de malzemenin ayıplı ve hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, gerekli uygun kişisel koruyucu donanımların teslim edildiğini, aksine iddianın gerçeği yansıtmadığını, talep edilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanılan deliller ve bilirkişi raporlarına dayanılarak kararda belirtilen gerekçelerle maddi tazminatın kabulü ile manevi tazminatın kısmen kabulüne, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile ".. 1-Tarafların istinaf başvurularının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1) b) 1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine,.." karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; manevi tazminat miktarının az olduğunu, maddi tazminat yönünden raporda ilerde ortaya çıkabilecek hesap hataları ve her türlü noksanlıklar sebebi ile rapora itiraz ettiğini, gerçek ve gerçeğe yakın ücretin belli olması durumunda varsayımsal artış yerine gerçek ücretin tazminat hesabında esas alınması, belli olmayan dönemler yönünden yüksek oranlı artış yöntemi benimsenmesi gerektiğini belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde müvekkili şirkete atfedilebilecek kusur bulunmamasına rağmen mahkemece taleplerden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu, SGK denetmen raporunda adi ortaklığı oluşturan şirketlerin olayın meydana gelmesinde kusurlu olduğuna ilişkin değerlendirme yapılmadığını, tedarikçi firma olan ve ihbar edilen ...Sanayi ve ... Şti.'nin %100 kusurlu olduğu değerlendirilmesi yapıldığını, tamamen imalat hatası olan pislik tutucunun kırılma sebebinin ortam şartları, montaj veya darbe alması olmadığını, dava dışı ... ve ...ve ... Şti.'nin %70 oranında sorumluluğuna hükmedilmesine rağmen, tazminat miktarının tamamından davalı şirketin sorumlu tutulmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, dava dışı ... ve ...ve Tic. Ltd. Şti. ile aralarında asıl-alt işveren ilişkisi bulunmadığını, taraflar arasında yalnızca mal alım sözleşmesi ilişkisi bulunduğunu, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, hükmedilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde özetle, kazanın meydana gelmesinde şirkete atfedilebilecek kusur bulunmadığını, hava filtresinin tedarikçi ...San. ve .... Şti.'nden 10.02.2020 tarihinde satın alındığını, 19.02.2020 tarihinde malzemenin basınçlı hava şebekesine monte edildiğini, basınç seviyesinin azami sınırın üzerine çıkmadığının net şekilde anlaşıldığını, kazanın oluşumunda kusurun kırılan malzeme üreticisi ve tedarikçi firmada (...San. ve .... Şti'nde) olduğunu, şirketin malzemenin ayıplı veya hatalı olduğunu tespit edebilme imkanı olmadığını, bilirkişi raporunun hükme esas teşkil edebilecek nitelikte olmadığını, %30 kusuru kabul etmediklerini, davacı lehine hükmedilen manevi tazminatın fahiş olduğunu beyan ederek belirterek temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında sürekli iş göremezliğe uğrayan sigortalının maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 27. maddesinde yer bulan “Hukuki Dinlenilme Hakkı” gereğince davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip olup, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içermektedir. Mahkeme, iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Anayasanın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>2. Bu hak çerçevesinde, tarafların gerek yargı organlarınca gerekse karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hukukî dinlenilme hakkı, sadece belli bir yargılama için ya da yargılamanın belli bir aşaması için geçerli olan bir ilke değil, tüm yargılamalar için ve yargılamanın her aşamasında uyulması gereken bir ilkedir. Bu çerçevede gerek çekişmeli ve çekişmesiz yargı işlerinde gerekse bu yargılamalarla bağlantılı geçici hukukî korumalarda, icra takiplerinde, tahkim yargılamasında, hatta hukukî uyuşmazlıklarla ilgili yargılama dışında ortaya çıkan çözüm yollarında, her bir yargılama, çözüm yolu ve uyuşmazlığın niteliğiyle bağlantılı şekilde hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalıdır.</p>

<p>3.Yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi, iddianın ileri sürülmesi, savunmanın yapılabilmesi ile delillerin eksiksiz olarak toplanılıp tartışılabilmesi öncelikle tarafların yargılamadan haberdar edilmeleri ile olanaklıdır. Hasımsız davalar hariç olmak üzere dava dilekçesi ile duruşma gün ve saati karşı tarafa tebliğ edilmeden ve taraf teşkili sağlanmadan, davaya bakılamaz, yargılama yapılamaz.<br />
4. Dava ile ilgili olan kişilerin davaya ilişkin bir işlemi öğrenebilmesi için, tebligatın usulüne uygun olarak yapılması, duruşma gün ve saatinin muhataba bildirilmesi gerekmektedir. Duruşma günü ile tebligatın çıkarıldığı tarih arasında makul bir süre olmalıdır. Aksi takdirde tarafların hukuksal dinlenme ve savunma hakkı kısıtlanmış olur.</p>

<p>5.Fer'i müdahil ile ilgili 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 66.maddesinde; üçüncü kişinin, davayı kazanmasında hukuki yararı bulunan taraf yanında ve ona yardımcı olmak amacıyla, tahkikat sona erinceye kadar, fer’î müdahil olarak davada yer alabileceği, aynı Kanunun 68.maddesinde; Müdahale talebinin kabulü hâlinde müdahil, davayı ancak bulunduğu noktadan itibaren takip edebilir. Müdahil, yanında katıldığı tarafın yararına olan iddia veya savunma vasıtalarını ileri sürebilir; onun işlem ve açıklamalarına aykırı olmayan her türlü usul işlemlerini yapabilir Mahkeme, katıldığı noktadan itibaren, taraflara bildirilen işlemleri müdahile de tebliğ eder düzenlemeleri yer almaktadır.</p>

<p>6. Ayrıca dava kendisine ihbar olunan gerçek ve tüzel kişi, davada taraf sıfatını kazanamaz. Bir davada hüküm, davanın tarafları arasında kurulur. Bu nedenle hükme karşı kanun yoluna başvurma hakkı sadece davada taraf olan kişilere aittir. Kural olarak kendisine dava ihbar olunan davaya katılmadıkça (müdahil olmadıkça) Mahkemece verilen karara karşı kanun yoluna başvurma hakkı yoktur. Ancak mahkemece taraf sıfatını almayan dava ihbar olunan kişi hakkında hüküm kurulmuşsa, ihbar olunan hükmün ancak kendisiyle ilgili bölümünü temyiz edebilir. (Dairemizin 25.06.2024 tarih ve 2024/5480 E.- 2024/7101 K. sayılı ilamı bu yöndedir)</p>

<p>7. Somut olayda, davalı ...Ş.'nin yargılama sırasında, aleyhine ihbarda bulunduğu... Ltd. Şti.'nin 30.05.2023 tarihli dilekçesiyle fer'i müdahil olarak yargılamaya katılması yönünde başvuruda bulunduğu ancak Mahkemece bu konuda talebiyle ilgili herhangi bir değerlendirme yapılmaksızın karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmuştur.<br />
8.İlk Derece Mahkemesince bu maddi ve hukuki olgular nazara alınmaksızın, karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.<br />
9. O halde, taraf vekillerinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bu aşamada bozma sebeplerine göre sair temyiz itirazları incelenmeksizin istinaf itirazlarının esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır .</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Taraf vekilleri tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202520652-e-20261925-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="46354"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Ceza Dairesi'nin 10.02.2026 tarihli, 2025/13810 E., 2026/2211 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/13810 E., 2026/2211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/29 E., 2021/337 K.<br />
SUÇLAR : Hırsızlık, konut dokunulmazlığının ihlâli, mala zarar verme<br />
HÜKÜMLER : Düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, onama</p>

<p>I- Sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz isteminin incelenmesinde<br />
... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 24.02.2021 tarihli ve 2021/29 Esas, 2021/337 Karar sayılı kararının katılanlar vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanık hakkında, ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.11.2020 tarihli ve 2020/180 Esas, 2020/335 Karar sayılı kararı ile konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 116/1, 119/1-c, 62, 151/1 ve 62. maddeleri uyarınca sırasıyla kurulan 10 ay ve 3 ay 10 gün hapis cezaları ile mahkûmiyet hükümlerine konu cezaların türü ve miktarı ile istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince verilen düzeltilerek esastan ret kararları ve bu kararlara yönelik temyizin niteliği karşısında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/2-a maddesinde yer verilen; “İlk Derece Mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair Bölge Adliye Mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçların, 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılanlar vekilinin temyiz isteminin, aynı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca, Tebliğname’ye uygun olarak REDDİNE,</p>

<p>II- Sanıklar hakkında hırsızlık suçundan; sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli ve mala zarar verme suçlarından kurulan hükümlere yönelik temyiz istemlerinin incelenmesinde</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin "Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır" ve aynı Kanun'un 294. maddesinin ise; "Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukuki yönüne ilişkin olabilir" şeklinde düzenlendiği de gözetilerek sanık ... müdafiinin temyiz isteminin "hırsızlık olayı ile müvekkili arasında hiçbir doğrudan bağlantılı delil bulunmadığına, mahkemenin kanaat üzerine müvekkiline ceza verdiğine, olay yerinde lastik izin araştırması yapılmadığına, müvekkilinin aracının orada bulunduğuna dair dosyaya başkaca bir delil de sunulmadığına, ayrıca aracın olaydan bir kaç gün sonra jandarma tarafından yakalanarak yediemine bırakıldığına, buna rağmen çalınan onlarca koyunun müvekkilinin aracında taşınması halinde mutlaka araçta delil olarak bulunması gereken hayvan pisliği, koku, yün vb gibi delillerin de dosyada mevcut olmadığına, aracın otoyol boyunca kameralara da yakalanmadığına ve bu görüntülerde de araçta hayvan taşındığına dair bir belirti olmadığına, ne müvekkilinin olay yerinde ne de diğer sanık ...'in müvekkiline ait araçta parmak izi bulunmadığına"; katılanlar vekilinin temyiz isteminin "istinaf mercii ve yerel mahkemece verilen hükümlerdeki cezaların eksik ve hatalı inceleme nedeniyle az olduğuna, daha fazla cezaya hükmolunması gerektiğine, iki sanığın da ifadelerinde yer verdiği ... isimli şahıs araştırılmadan, bu şahsın gerçekteki kimliğinin tespitine yönelik talepleriyle ilgili işlemler yapılmadan eksik araştırma ile kurulan hükümlerin açıkça hukuka ve yasaya aykırı olduğuna, kaldı ki ... isimli şahsı yalnızca sanık ...'un değil aynı zamanda sanık ...'ın da ifadelerinde defalarca dile getirdiğine, bu suçun 3 kişi ve daha fazla kişi ile işlenmesi halinde kanun gereği örgütlü suç kapsamına girdiğinden ve daha fazla cezaya hükmolunması gerekirken eksik inceleme ile az ceza tayininin usul ve yasa aykırı olup bozulması gerektiğine, suçun gece vakti işlenmiş olmasına rağmen bu konuda da eksik ceza tayinine gidildiğine, ayrıca sanıkların müvekkillerine ait zararları karşılamadıkları ve hayvanların akbetine ilişkin bilgi vermedikleri ve olay günü ile ilgili suçun açığa çıkmasında yardımcı olmadıkları düşünüldüğünde suça konu cezaların hepsinin en üst sınırdan verilmesini ve bu nedenle de hükümlerin sanıklar aleyhine bozulmasını talep ettiklerine" ilişkin olduğu belirlenerek yapılan incelemede;</p>

<p>Dosya içeriğine göre diğer temyiz nedenleri yerinde görülmemiştir. Ancak,</p>

<p>1. Katılan ...'in suça konu küçükbaş hayvanların çalındığı ağılın bulunduğu yerden olay gecesi saat 22.00 sıralarında ayrıldığını ve sabah saat 07.30'da hırsızlığı fark ettiklerini beyan ettiğinin, ... kayıtlarına göre sanık ...'a ait suçta kullanılan aracın olay günü saat 05.52'de bölgeden ayrılarak ... istikametine gittiğinin ve dosya kapsamında yer alan HTS kayıtlarına göre sanık ...'a ait telefonun gece saatlerinde olay yeri yakınından sinyal aldığının, UYAP'tan alınan güneşin doğuş ve batış çizelgesine göre yaz saati uygulaması da dikkate alındığında, suç tarihinde gece vaktinin saat 06.55'te sona erdiğinin anlaşılması karşısında; sanıklar hakkında hırsızlık suçundan kurulan hükümlerde 5237 sayılı TCK'nın 143/1. maddesinin ve sanık ... hakkında konut dokunulmazlığının ihlâli suçundan kurulan hükümde aynı Kanun'un 116/4. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi suretiyle eksik ceza tayinleri,</p>

<p>2. 04.06.2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun’un 14. maddesiyle değişik 5275 sayılı Ceza Ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 108. maddesinin 3. fıkrası uyarınca, ikinci defa tekerrür hükümlerinin uygulanması durumunda birinci fıkradaki koşullu salıverilme sürelerinin uygulanacağına ilişkin düzenleme dikkate alındığında, sanık ...'ın koşullu salıverilmeden yararlandırılmamasına karar verilemeyecek olması,</p>

<p>3. ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından sanık ... hakkında tekerrüre esas alınan ilamın mahkeme adı ... 7. Asliye Ceza Mahkemesi olmasına rağmen, ... 2. Asliye Ceza Mahkemesi olarak yazılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, sanık ... müdafiinin ve katılanlar vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden hükümlerin, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği Tebliğname'ye aykırı olarak BOZULMASINA, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdiren ... (...) 1. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-ceza-dairesinin-202513810-e-20262211-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="57263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nin 03.02.2026 tarihli, 2026/977 E., 2026/2442 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/977 E., 2026/2442 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1350 E., 2023/131 K.<br />
SUÇ : Cumhurbaşkanına hakaret<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı ilamına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 15.01.2026 tarihli ve 4-2023/24373 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 308/1. maddesinde belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308/2. maddesi gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Cumhurbaşkanına yönelik olarak, facebook isimli sosyal paylaşım sitesinden, 13/05/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının rabia işareti yaparken çekilmiş fotoğrafının üzerine '... ihraç sinyali verdi, kapıyı gösterdi... YSK'nın İstanbul seçimini iptal kararına parti içinden gelen tepkilere sinirlenen ..., madem böyle düşünüyorlarsa arzu ediyorlarsa istifa etsinler dedi.' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Diktatör kendi içinde de tehdit etmeye başladı' şeklinde" yorum yazarak yaptığı paylaşımın, 08/12/2019 tarihinde, "Cumhurbaşkanının, bir tören esnasında ... ve ... ile yan yana otururken çekilmiş fotoğrafının altına "Ula Arkadaş Bunların Hepsi Hırsız mış Çözüldükçe Pislik Çıkıyor Ülke Soyulmuşta Haberimiz Yok' yazılarak oluşturulmuş görselin yanına 'Bizim haberimiz varda bazı koyunlar anlamaz" şeklinde yazarak yaptığı paylaşımın, 29/03/2020 tarihinde "Cumhurbaşkanının fotoğrafının altına '...: BUNLAR DİNSİZ' yazılarak, ...'nun fotoğrafının altına da '6 AYDA 6 MİLYAR TL ÖDEDİ, ÜSTÜNE BİR DE İBB'Yİ 900 MİLYON ARTIYA GEÇİRDİ.' yazılarak oluşturulmuş ve üzerine 'BU DURUMDA ÇALINCA MÜSLÜMAN, ÇALMAYINCA DİNSİZ OLUNUYOR..' yazılmış görseli paylaşımının, katılanın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olup hakaret suçunu oluşturacağından, kurulan mahkumiyet hükmüne ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın onanmasına karar verilmesi yerine bozulmasına karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanına hakaret suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 299. maddesinde düzenlenmiş, hakaretin tanımı ise aynı yasanın 125. maddesinde yapılmıştır. Bu düzenlemeye göre hakaret fiilinin cezalandırılmasıyla korunan hukuki değer, kişilerin onur, şeref ve saygınlığı olup, bu suçun oluşabilmesi için, davranışın kişiyi küçük düşürmeye yönelik olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Bir hareketin tahkir edici olup olmadığı bazı durumlarda nispi olup, zamana, yere ve duruma göre değişebilmektedir. Kamu görevlileri veya sivil vatandaşa yönelik her türlü ağır eleştiri veya rahatsız edici sözlerin hakaret suçu bağlamında değerlendirilmemesi, sözlerin açıkça, onur, şeref ve saygınlığı rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnadını veya sövme fiilini oluşturması gerekmektedir.</p>

<p>Doğal haklardan kabul edilmiş ifade hürriyeti çoğulcu demokrasilerde vazgeçilemez ve devredilemez bir niteliğe sahiptir. Düşünce hürriyeti insanın özgürce fikirler edinebilme, edindiği fikirleri ve kanaatlerinden dolayı kınamaya tabi tutulmama ve düşüncelerini meşru yöntemlerle dışarı vurabilme özgürlüğüdür. Demokrasinin olmazsa olmaz şartlarından olan ifade hürriyeti bir çok hak ve özgürlüğün temelidir. Bu özelliğinden dolayı ifade hürriyeti bir çok uluslararası belgeye konu olmuş ve Anayasa'da da ayrıntılı düzenlemelere tabii tutulmuştur. İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında "Herkes görüşlerini açıklama ve anlatım özgürlüğüne sahiptir." denilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, ifade özgürlüğü de mutlak ve sınırsız değildir. Bu hak kullanılırken bireylerin hak ve özgürlüklerini ihlal edecek tutum ve davranışlardan kaçınılması hem ulusal hem de uluslar arası mevzuatlarda yer almaktadır.</p>

<p>Öte yandan kendilerine belirli idari yetkiler verilmiş görevlilerin, sözlerine ve eylemlerine getirilen eleştirilere daha fazla hoşgörü göstermeleri gerektiği AİHM içtihatlarında kabul edilmektedir. AİHM, kamu görevlilerine karşı yapılmış hakaret içerikli ifadelerle ilgili bir başvuruda, başvuruya konu sözlerin, kamuoyunun söz konusu görevlinin performansına duyduğu güveni ortadan kaldırmaya yönelik gerçek bir tehlike meydana getirip getirmediğini incelemektedir.<br />
Eon/Fransa davasında AİHM, bir siyasî eylemcinin, 2008 yılında Fransa Cumhurbaşkanı‘nın ziyareti sırasında, Cumhurbaşkanı korteji geçmek üzereyken, üzerinde “Defol git, salak herif” yazılı bir pankart açarak Fransa Cumhurbaşkanı’na hakaret etmekten hüküm giymesini incelemiştir. AİHM, bu içtihadında yerginin, pek çok kez, özünde var olan abartma ve saptırma vasıfları yoluyla, doğal olarak kışkırtmayı ve galeyana getirmeyi amaçlayan bir sanatsal ifade ve toplumsal eleştiri biçimi olduğunu belirttikten sonra, ceza verilmesinin, güncel konular hakkında yergi niteliğinde ortaya konulan ifade biçimleri üzerinde bir soğutma etkisi yapmasının mümkün olduğu ifade edilmiştir. Bu tür ifade biçimlerinin kendisi, kamu menfaatini ilgilendiren sorunların serbestçe tartışılmasında oldukça önemli bir rol oynayabilmektedir ki; serbest tartışma olmadan demokratik toplum mümkün olamaz (Eon/Fransa, 26118/10, 14.03.2013)</p>

<p>Anayasa Mahkemesi 15.05.20 25... /62422 başvuru numaralı ... başvurusu) kararında, sanığın sosyal paylaşım sitesinde, siyasetçi ....'yi kastederek ve fotoğrafının altına "Hatırladınız mı rüşvetçi Hırsız şimdi felçli" yazısının bulunduğu görsel paylaşmak suretiyle alenen hakaret ettiğine ilişkin verilen mahkumiyet kararına yönelik incelemede; başvurucunun ifade özgürlüğü ile eski bürokrat olan ve siyasetçi ... şeref ve itibarının korunması hakkında adil bir denge kurulması gerektiğini, çatışan bu iki hak arasında dengeleme yapılırken kullanılması gereken genel ölçütlerin; ifadelerin kim tarafından dile getirildiği, hedef alınan kişinin kim olduğu, ünlülük düzeyi ve önceki davranışları yanında katlanması gereken eleştirinin sınırlarının sade bir vatandaşa göre daha geniş olup olmadığı, ifadelerin genel yarara ilişkin bir tartışmaya katkı sağlayıp sağlamadığı, kamuoyu ile diğer kişilerin düşünce açıklamaları karşısında sahip oldukları hakların ağırlığı, kamuyu bilgilendirme değeri, toplumsal ilginin varlığı ve konunun güncel olup olmadığı , katılanın kendisine yöneltilen ifadelere cevap verme olanağı olup olmadığı, ifadelerin hedef alınan kişinin hayatı üzerindeki etkisi, cezalandırmaya konu edilen ifadelerin kullanıldığı bağlamından koparılıp koparılmadığı, başvurucunun yaptırıma maruz kalma endişesinin başvurucu üzerinde caydırıcı etki yaratıp yaratmayacağı, dava konusu söylemlerin maddi vakıaların açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Açıklamalar ışığında, somut olayda; sanığın eyleminin, muhatabın onur, şeref ve saygınlığını rencide edici boyutta olmayıp, ifade özgürlüğünün geniş yorumlanması kapsamında kalan, devleti yönetmekle görevli Cumhurbaşkanının politikalarını eleştirmek amacıyla paylaşılan şok edici nitelikte, rahatsız edici ve sarsıcı ağır eleştiri niteliğindedir. Aksi düşünülecek olursa, suçla korunmak istenen değer ölçüsüz bir şekilde genişleyecek ve ifade özgürlüğünü ön plana çıkaran evrensel hukuk düşüncesiyle bağdaşmayan bir yorum anlamına gelebilecektir. Bu nedenle somut olayda hakaret suçunun unsurları itibarıyla oluşmaması nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Dairemizin 09.12.2025 tarihli ve 2023/11096 Esas, 2025/20393 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunmakla, yerinde görülmeyen Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2. 6352 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Kanun'un 308/3. maddesi gereğince itirazı incelemek üzere dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna GÖNDERİLMESİNE,Oy birliğiyle, 03.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-ceza-dairesinin-2026977-e-20262442-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="27552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/470 E., 2025/147 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 26.03.2025 tarihli, 2024/470 E. ve 2025/147 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/470 E., 2025/147 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 6-7</p>

<p>Silahlı terör örgütüne üye olma suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 30.01.2020 tarih ve 45-8 sayı ile; sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Kanun'un 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 ve 63. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba karar verilmiştir.<br />
Hükmün sanık, sanık müdafii, Emniyet Genel Müdürlüğü ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.09.2021 tarih ve 343-370 sayı ile;</p>

<p>''...Suç tarihinde Askeri Yargıtay üyesi olan sanık ...'e dava FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün TSK'daki mahrem yapılanmasına mensup olduğu iddiasıyla açılmıştır. Kararımızın altıncı bölümünde özellikleri ayrıntılı olarak açıklanan mahrem yapılanmanın üyelerini erken yaşlarda seçtiği, sınav sorularının verilmesi suretiyle TSK'ya girişlerini sağladığı, mutlak itaat düşüncesi aşıladığı, gizliliğe üst düzeyde önem verilen sohbet toplantıları gerçekleştirdiği, TSK içine yerleştirilen her bir mensubuyla özel görevlendirilmiş sorumlular vasıtasıyla ilgilendiği, bu kapsamda gizli ve yüz yüze toplantılarla üyelerinin örgüte bağlılığını güçlendirmeye ve devamını sağlamaya çalıştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Devletin her kurumuna sızan mensupları vasıtasıyla kişi ve kurumlara yönelik olarak örgütün gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığı, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiği, üst düzey hükümet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda 'paralel yapı' veya 'terör örgütü' olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığı, Milli Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten sonrasına denk düşen faaliyetlerin örgüt hiyerarşisine dahil olduğunu gösterir biçimde çeşitlilik, devamlılık ve yoğunluk içermesi hâlinde silahlı terör örgütü üyeliği, bu boyutta olmayan faaliyetlerin ise koşulların bulunması durumunda silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturacağı cihetle;</p>

<p>Askeri Yargıtayda örgütsel faaliyetlerin yoğunlaşması sonrasında örgüt mensupları ile birlikte hareket ederek, örgütsel faaliyetleri kolaylaştırıcı şekilde hareket eden sanığın eylemlerinin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğu, dosya kapsamı, yaşanan süreç ve sanığın eğitim düzeyi, mesleği ve konumuna göre TCK'nın 30. maddesine uygun bir unsur yanılgısından bahsedilemeyeceği anlaşılmakla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.'' şeklinde gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Birinci Başkanlar Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı ile dosyanın devredildiği Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 20.10.2022 tarih ve 9-18 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün sanık ve müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayı ile;<br />
''...İncelenen dosya kapsamından;<br />
İlk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 07.09.2021 tarihli ve 343-370 sayılı bozma kararından sonra 13.09.2022 tarihli celsede CMK'nın 307/4. maddesi gereğince bozmaya direnilmesine karar verilerek sürdürülen yargılamanın 20.10.2022 tarihli celsesinde sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verildiği,<br />
Gerekçeli kararda dosyanın geçirdiği safahata değinildikten sonra bozma kararına direnildiği ifade edilip direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan bozma ilamına konu Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.01.2020 tarihli ve 45-8 sayılı kararındaki gerekçenin tekrarlanmasıyla yetinildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34. maddeleri uyarınca mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Yasal, yeterli ve geçerli bir gerekçeye dayanılmadan karar verilmesi, kanun koyucunun amacına uygun düşmeyeceği gibi uygulamada da keyfiliğe yol açacağına kuşku yoktur. Nitekim Ceza Genel Kurulunun;<br />
'Bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, mahkemelerce direnme kararlarında 5271 sayılı CMK'nun 230,231 ve 232 maddeleri uyarınca yasal ve yeterli gerekçe içerecek şekilde yeniden hüküm kurulmalı ve direnmeye ilişkin gerekçede gösetirilmelidir.' (CGK 5.4.2011 gün 154-38 sayılı kararı)<br />
'Bozulan önceki hükmün gerekçesine atıf yapılarak direnme kararı verilemez.' (CGK 17.5.2011 gün ve 43-93 sayılı kararı)<br />
'Bozulmakla tamamen ortadan kalkan eski hükümde direnilmesine karar verdikten sonra, direnme nedenleri gösterilmeden ve bozma kararına niçin uyulmadığı açıklanmadan, bozulan kararın tarih ve sayıları değiştirilmek suretiyle gerekçenin aynen ve yeniden yazılması yasal anlamda yeterli gerekçe değildir.' (CGK 25.3.2014 gün 656-141 sayılı karar)<br />
'Direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan hüküm kurulması Anayasanın 141 ve CMK'nın 34 ve 230 maddelerine aykırı olarak gerekçesiz karar verilmesi' (CGK 25.1.2019 tarih ve 867-452 sayılı karar)</p>

<p>'Bozulmakla tamamen ortadan kalkan ve infaz yeteneğini yitiren önceki hükmün gerekçesine atıf yapılmasıyla yetinildiği anlaşılmakla; yerel mahkemenin direnme kararına konu hükmünün Anayasanın 141, 5271 sayılı CMK'nın 34.230 ve 232 maddelerine uygun gerekçe içermemesi nedeniyle sair yönler incelenmeksizin direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.' (CGK 26.2.2019 tarih ve 230-129 sayılı karar)<br />
Görüldüğü üzere Ceza Genel Kurulu'nun yerleşmiş uygulamalarına göre; bir karar bozulmakla tamamen ortadan kalkacağından, yerel mahkeme tarafından CMK'nın 34, 230 ve 232. maddeleri uyarınca usulüne uygun olarak yeniden hüküm kurulması, bunun yanında direnmeye ilişkin gerekçenin de gösterilmesi gerekmektedir.<br />
Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Direnme nedenleri gösterilmeden ve bozmaya niçin uyulmadığı açıklanmadan, bozulmakla ortadan kalkan önceki hükmün gerekçesinin aynen alınmak suretiyle hüküm kurulduğunun anlaşılması karşısında, direnme kararına konu hükmün Anayasa'nın 141 ve 5271 sayılı CMK'nın 34, 230 ve 232. maddelerinde öngörülen şekilde yasal ve yeterli gerekçeyi içermediği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, diğer yönleri incelenmeyen direnme kararına konu hükmün bozulmasına karar verilmelidir.'' şeklinde açıklanan gerekçeyle bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 05.06.2024 tarih ve 6-7 sayı ile; sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükmün de Yargıtay Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının bozma istemli 24.09.2024 tarihli ve 95335 sayılı tebliğnamesiyle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:<br />
Ceza Genel Kurulunca, sanık hakkında silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan cezalandırılma istemiyle açılan davada, İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla Yargıtay 3. Ceza Dairesinde yapılan yargılama sonunda bu suçtan verilen beraat kararının hukuki yönüne ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.</p>

<p><strong>I) TEMYİZ EDENLERİN SIFATI, BAŞVURULARIN SÜRESİ VE TEMYİZ NEDENLERİNE GÖRE YAPILAN İNCELEMEDE:</strong><br />
A) Uygulanacak Temyiz Hükümleri:<br />
07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmekle birlikte 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 8. maddesi uyarınca, bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 7 nolu protokolün "Cezai konularda iki dereceli yargılanma hakkı" başlıklı 2. maddesinin "Bir mahkeme tarafından cezai bir suçtan mahkum edilen her kişi, mahkumiyet ya da ceza hükmünü daha yüksek bir mahkemeye yeniden inceletme hakkını haiz olacaktır. Bu hakkın kullanılması, kullanılabilme gerekçeleri de dahil olmak üzere, yasayla düzenlenir. 2. Bu hakkın kullanılması, yasada düzenlenmiş haliyle önem derecesi düşük suçlar bakımından ya da ilgilinin birinci derece mahkemesi olarak en yüksek mahkemede yargılandığı veya beraatini müteakip bunun temyiz edilmesi üzerine verilen mahkumiyet hallerinde istisnaya tabi tutulabilir." hükmü doğrultusunda, bazı kamu görevlilerin özel yetki kuralları uyarınca Yargıtayda veya ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesinde yargılanmaları hâlinde istisna getirebilme olanağına rağmen iç hukukumuzda, ilk derece olarak Yargıtayda yargılanacak kişiler bakımından verilen hükümlerin temyiz edilebileceği öngörülerek, iki dereceli sistem benimsenmiştir.</p>

<p>B) Temyiz Süresi ve Neden Bildirme Yükümlülüğü:<br />
Hüküm fıkrasında, verilen kararın ne olduğunun, uygulanan kanun maddelerinin, verilen ceza miktarının, kanun yollarına başvurma ve tazminat isteme olanağı bulunup bulunmadığının, başvuru olanağı varsa süresinin, mercisi ve şekillerinin tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilerek hazır bulunan sanığa ve müdafisine bildirilmesi gerekmektedir.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 291. maddesine göre; ''Temyiz istemi, hükmün gerekçesiyle birlikte tebliğ edildiği tarihten itibaren iki hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt kâtibine bir beyanda bulunulması suretiyle yapılır; beyan tutanağa geçirilir ve tutanak hâkime onaylattırılır. Tutuklu bulunan sanık hakkında 263 üncü madde hükmü saklıdır.'' düzenlemesine göre yapılacaktır.</p>

<p>C) Temyiz Nedenleri ve İncelemenin Kapsamı:<br />
İstinaf mahkemelerinin Türk yargı sistemine dahil olmasıyla kanun yolu yargılamasında yeni bir anlayışı benimseyen kanun koyucu, istinaf başvurusunda Cumhuriyet savcısı dışındaki diğer kişiler bakımından sebep gösterme zorunluluğu öngörmezken, temyiz kanun yolunda, mülga 1412 sayılı CMUK'dan farklı şekilde resen temyiz tercihinden vazgeçerek, temyiz davasını açan ve sınırlayan temyiz dilekçesinde temyiz edenin, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini, temyiz sebeplerini göstermek zorunda olduğunu öngörmüştür.<br />
Bir muhakemede, çözümü amaçlanan iki temel sorun vardır. Bunlar, maddi sorun ve hukuki sorundur. Maddi sorun, olgusal dünyaya; hukuki sorun, normatif dünyaya aittir. Mahkemede önce maddi sorun, sonra hukuki sorun çözülür. Maddi sorunun çözümü geçmişte yaşanmış bir olayın temsili, nasıl gerçekleştiğinin tespitidir. Bu çözüm de sadece hukukun izin verdiği yöntemlerle gerçekleşecektir. Maddi olayın gerçeğe uygun temsil edilebilmesi öncelikle, eksiksiz soruşturma yapılması ve toplanan tüm delil araçlarının doğru değerlendirilmesine bağlıdır. Hâkim; delil araçlarını, akıl yürütmek ve bu arada tecrübe kurallarına başvurmak suretiyle, vicdanına göre değerlendirecektir. Yine akıl yürüterek boşlukları dolduracaktır. Dolayısıyla vicdani kanaate sezgilerle değil akıl yoluyla ulaşılacaktır.<br />
Temyiz denetiminde, maddi olayın tespitinde ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin, sözlülük, doğrudan doğruyalık ve yüzyüzelik ilkeleri uyarınca elde edilen delilleri vicdani kanaatleri ile serbestçe takdir ederken, delillerle varılan sonucun hukuk kurallarına, akla, mantığa, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel görüşlere uygun olup olmadığının tespiti bakımından somut dosya üzerinden görüşülüp incelenebileceği gibi maddi sorunla ilgili vaka değerlendirmelerindeki hukuka aykırılıkları da gerekçe üzerinden denetlenebilecektir.</p>

<p>Temyiz dilekçesinde bir temyiz nedeni var olmasına rağmen muhakeme hukukuna aykırılık iddiasının temyiz sebebi olarak gösterilmemesi ya da gösterilmekle birlikte hükme etki edecek nitelikte olmadığının anlaşılması durumunda usul hükümlerine uygunluk bakımından sadece 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesi kapsamındaki hukuka kesin aykırılık hâlleriyle sınırlı bir temyiz incelemesi yapılacak, inceleme sırasında tespit edilen ancak hükmü etkilemeyen muhakeme hukukuna aykırılıklar Yargıtay tarafından bozma nedeni yapılmayarak kararda bu aykırılıklara işaret edilmekle yetinilecektir.<br />
Temyiz nedeninin, maddi hukuka aykırılık iddiasına dayanması hâlinde ise maddi hukuka aykırılık nedeniyle hükmün temyiz edilmesi yeterli olup cezai yaptırımların kişiler üzerindeki telafisi mümkün olmayan ağır sonuçları da gözetilerek somut olayda adaleti gerçekleştirme ve doğru bir hüküm oluşturma ile yükümlü olan Yargıtayca dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılıklar tespit edilip temyiz edenin sıfatı da dikkate alınmak suretiyle bozma nedeni yapılması gerekecektir.<br />
CMK'nın 289. maddesinde yazılı olan "Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır" kuralı, hiçbir temyiz nedeni içermeyen bir temyiz başvurusunda, mutlak temyiz nedenlerinin kendiliğinden gözetileceği şeklinde anlaşılamaz. Bu noktada dilekçe yalnızca bir veya birden fazla nispî temyiz nedeni içeriyorsa, bu nedenler kabul edilmese dahi CMK'nın 289. maddesinde yer alan mutlak hukuka aykırılık hâllerinden birine dayanarak hükmün bozulması mümkündür.</p>

<p>D) Temyiz istemlerinin süresinde ve geçerli olup olmadığının değerlendirilmesi:<br />
a) Özel Dairece ilk derece mahkemesi sıfatıyla gerçekleştirilen yargılama sonucunda hükmün 05.06.2024 tarihinde yapılan oturumda açıklandığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına 08.07.2024 tarihinde tebliğ edilen hükmün, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca süresi içinde 10.07.2024 tarihinde gerekçelerini bildirmek suretiyle temyiz edildiği,<br />
Görülmekle Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz talebinin süresinde ve geçerli olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II- İDDİA:</strong><br />
''...Şüpheli ifadesinde ve sorgusunda özetle, Genelkurmay Adli Müşavirliği görevini yürütmüş olan ... ile müşavir olduğu dönemde görev nedeni ile görüştüğünü, üye seçildikten sonra birkaç kere karşılaştığını, özel bir görüşmesinin olmadığını, öğrenciliğinde ... terör örgütünün yapılanması kapsamında faaliyet gösteren evlere gidip gelmediğini, bu örgütten herhangi bir kimseyle temasının bulunmadığını, darbe kalkışmasından önce emeklilik düşüncesinde olduğu için Sermaye Piyasası Kurulunda Daire Başkanı olarak görev yapan arkadaşı ... ile, aylığı 3.300 TL'den ortak ofis kiraladıklarını, 4 aylık kirayı peşin verdiklerini, kiranın yarısını kendisinin ödediğini, kira sözleşmesini ...'in imzaladığını, kendisinin Ağustos'ta emekli olduktan sonra ofise katılmasını kararlaştırdıklarını, Askeri Yargıtay'da hoş olmayan görüntüler ve gruplaşmalar hissettiğini, genellikle dairesindeki üyeleri ile görüştüğünü, darbeciler tarafından hazırlanan listede kendisine görev verilmesine üzüldüğünü, görevlendirme listesinde kendisine genel sekreterlik görevinin verilerek karar merciinden uzaklaştırılmak istendiğini, Askeri Yargıtay'daki herhangi bir gruba dahil olmadığını, karar verirken kimseden emir ve talimat almadığını, Fakülte ve Yüksekokullar Askeri Öğrenci Komutanlığında iken 1994 yılında evlenmek vadiyle kızlık bozmak suçundan yargılandığını, o dönemde mağdurenin kendisini evlenmeye zorlamak amacıyla şikayette bulunduğunu, sonradan şikayetinden vazgeçmesi sebebiyle düşme kararı verildiğini, hakkında herhangi bir disiplin işlemi yapılmadığını, ..., ... ... ve ... isimli şahısları üst devreleri olması nedeniyle tanıdığını, hakkındaki dava ile ilgili olarak soruşturma ve kovuşturma yapan savcı veya hakim ile görüşme yaptıklarına ilişkin herhangi bir bilgisinin bulunmadığını, ... ile ...'un yargılandığı davada kendisinin de sahtecilik suçundan mahkumiyet yönünde oy kullandığını, bu olayın kumpas olup olmadığını bilmediğini, vicdani kanaatiyle karar verdiğini, ... aleyhine mahkumiyet kararında imzasının bulunması sebebiyle bu kişinin kendisi hakkında şikayetçi olduğunu, ismini atama listesine yazanların bulunup cezalandırılmalarını istediğini beyan etmiş,</p>

<p>Tanık, ...'in 28/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... benim Ankara Hukuktan arkadaşımdır. 2015 yılı Kasım ayında kendisi ile konuştuk. ... Yargıtay Üyeliğinden emekli olacaktı ve birlikte büro açacaktık...kendisi ile büronun açılacağı zamanı, gelecekte nasıl davranacağımızı, masrafların ve karın nasıl paylaşılacağını ayrıntılı bir şekilde konuştuk.... kadrosuzluktan emekli olma diye bir durumdan bahsederek eğer bu şekilde emekli olursa emekli maaşının 1000-1500 TL civarında fazla olacağını söyledi. Ben de o zaman bahsettiğin bu hakkı elde et, gözün arkada kalmasın dedim. Kendisinin anlatımından bu zamanın 2017 yılı Ocak ayına denk geleceğini anladım....06/06/2016 tarihinde büroyu ...'te kiraladık. ... henüz emekli olmadığı için kira sözleşmesini ben tek başıma imzaladım. Ancak büronun kirası ve eşyaları dahil tüm masraflarını ortak karşıladık. ... emekli olup geleceği tarihe kadar kirayı yarı yarıya ödeyecekti. Büronun diğer masraflarını ise ben karşılayacaktım. Anlaşma konusunda aramızda yazılı bir protokol yapmadıysak da anlaştığımız tüm hususları ... bir bloknota yazdı bu evrak ...'te kaldı. ..Büronun ilk 3 aylık kira parası olan 9900 TL+KDV 'nin yarısını ... ödedi..Ben daha önce SPK'de Uzman Hukukçu olarak görev yapıyordum. 2015 yılının Mayıs ayında Başbakanlıktaki Sektörel İzleme ve Değerlendirme birimine tayin edildim. Sonradan serbest avukatlık yapmaya karar verdim. 12 Temmuz'dan itibaren istifa dilekçesi vermeye çalışmama rağmen, izinde olmam, ilgili birimin başkanının olmaması ve bir kerede sistemin kapalı olması sebebiyle dilekçe vermem mümkün olmadı. 18 Temmuz itibarıyla istifa dilekçesi verdim fakat 15 Temmuz'da gerçekleşen olaylar sebebiyle istifalar için işlem yapılamadı. İstifa dilekçesi vermeme rağmen 01/09/2016 tarihinde 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldım. İhraç kararına itiraz ettim. Henüz sonuç çıkmadı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı...tarafından hakkımda soruşturma açıldı. İfadem dahi alınmadan KYOK kararı verildi... ... için önce TSK sonra ailesi ve daha sonra arkadaşları gelir. Dolayısı ile onun devlete ve TSK'ye karşı yapılan herhangi bir oluşum veya girişime sempati ile bakacağına dahi ihtimal vermiyorum...'</p>

<p>Tanık, Eski AYİM Üyesi ...’ın 15/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... ile Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğinde 2 sene beraber çalıştık. Son derece çalışkan, bilgili ancak o oranda da hırslı ve herşeyi ben bilirim havasında bir arkadaştı. Ailece görüşürdük. Milliyetçi muhafazakar bir arkadaş olarak bilinirdi. 2003 yılında JGK'lığından KKK'ye tayin oldum. O bir süre daha bu görevine devam etti. Oradan Diyarbakır'a, Diyarbakır dönüşünde ise Genelkurmay Adli Müşavirliğine tayin oldu. Buraya tayin olduktan sonra Yargıtay'da yapılan ilk seçimde Fetöcüler ...'e oy vermedi. Ben bunu ...'in onlardan olmadığına yordum. FYO'da birlikte okuduğu arkadaşlar ... ile ...'in açıkça ülkücü tavır sergilediklerini söylemişlerdi. Bu tavır Fetöcülere uygun bir tavır değildi. Çünkü onlar hiçbir konuda açık bir tavır göstermezdi. Ben bu yüzden Yargıtay'a seçilmesi için uğraştım. Üye seçildikten sonra başlangıçta sürekli bizim arkadaşlar ile sürekli görüşüyordu. Fakat zaman içerisinde tamamen ...'ın kontrolüne girdi. Ben bunun Fetöcülükten mi yoksa hırs ve ikbal beklentisinden mi olduğunu değerlendiremedim. Ancak darbeye kalkışanların atama listesinde hem genel sekreter hem de Fetöcülerin hepsinin atandığı 1. Dairede görevlendirilmesi bu şahıs hakkındaki kuşkularımı arttırdıysa da kesinlikle Fetöcüdür diyemiyorum...'</p>

<p>Eski Askeri Yargıtay Başsavcısı ...'nın 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Sıkıyönetim Görevlendirme Listesi yapıldığına dair bilgisinin olmadığını, ancak, listeye baktığında darbe başarılı olursa darbecilerin tasfiye etmek istediklerini ... emrine aldıklarını, tasfiye etmek istemediklerini ise ya özel bir göreve atadıkları ya da görevine devam dediklerini gördüğünü. Ancak, göreve devam dediklerinin hepsinin darbecilerle bir irtibatının olmadığını değerlendirdiğini...'<br />
Tanık ...'ün 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Daha önce beraber çalıştığım ... Albayımın odasına uğradığımda bana ..., ..., ... ve ...'ın cemaat mensubu olduklarından şüphelendiğini söylemişti. O tarihlerde bu yapı paralel yapı veya başka bir isimle adlandırılmadığı için bu şekilde söylemişti. ... Albay ismini saydığım bu kişilerin o tarihte yapılacak seçimde ... isimli askeri hakimi destekleyeceklerini duyduğunu söylemişti...bu dört ismin cemaat mensubu olduğunu üyeler ... ve ...'da seçim için kendilerinin yanlarında uğradığımda bana söylemişlerdi...göreve başladıktan bir süre sonra ... Albay aynı daire görev yaptığımız ...'in de cemaat mensubu olduğundan şüphelendiğini söylemişti. 15 Temmuz sonrası bu beş kişiyle birlikte kamu görevinden çıkartılan ....hakkında onların cemaat mensubu olduğu konusunda net bir bilgi ve kanaatim oluşmamıştır...' şeklinde belirttiği, beyanlarının şüpheli lehine olarak ele alınması gereken deliller olarak olduğu sonucuna varılmıştır.<br />
Şüphelinin Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesindeki Durumu</p>

<p>Şüpheli, Askeri Yargıtay 4. Daire Üyesi iken, 15/07/2016 tarihli darbe girişiminden önce hazırlanan 'Yurtta Sulh Konseyi' isimli olup darbe girişiminin organizatörleri olan kişi/kişilerce hazırlanan 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu ve sıkıyönetim ilan edildiğini belirtilen mesaj ekindeki (EK-B) 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinde' 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiştir.</p>

<p>Sıkıyönetim Direktifi ile Askeri Yargıtay görevlendirme listesi incelenip Askeri Yargıtay'daki daire sayısının 4'ten 2'ye indirilmiş olması ve planlanan 2. Dairenin üye sayısının en düşük sayıda tutulmuş olması göz önünde bulundurulduğunda, özel olarak görev verilen veya görevlerine devamı kararlaştırılan Askeri Yargıtay üyelerinin çoğunun FETÖ üyesi olarak değerlendirilmesinin mümkün olduğu anlaşılmıştır. Tanık beyanları değerlendirilip bilirkişi raporları incelendiğinde, Askeri Yargıtay'daki FETÖ üye sayısının veya üye olmamakla birlikte örgütle hareket edecek veya hareket edebileceği düşünülen üye sayısının, kurulması düşünülen 2 dairenin de faaliyetine devam etmesi için yeterli olmaması sebebiyle görevlendirme listesiyle örgüt üyesi olmayan Askeri Yargıtay üyelerinin de görevlendirildiği, dolayısıyla görevlendirme listesinde kendilerine görev verilen bazı üyelerin FETÖ üyesi olmadığının kabulüyle haklarında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca, 'koğuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar' verilmesinin, şüpheli lehine olarak, tek başına, ele alınacak bir delil olmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Nitekim üç askeri şahıstan oluşan bilirkişi heyetince sıkıyönetim mahkemeleri görevlendirme listesinin incelenmesi sonucu yazılan 27/03/2017 havale tarihli raporda, '...darbe mesajında imzası olanlar ve mesajın eklerinde yer alan atama listelerinde kendilerine görev tevdi edilenlerin büyük bir çoğunluğunun daha önceden FETÖ/PDY mensubu olduğuna dair hakkında resmi makamlardan Genelkurmay Başkanlığına bilgi verilen şahıslardan olduğu tespit edilmiştir. Dolayısıyla söz konusu darbe mesajının FETÖ/PDY terör örgütüne mensup kişiler tarafından hazırlanmış olduğu izahtan varestedir...'</p>

<p>Askeri yüksek yargı organlarında üye statüsünde bazı personelin bulundukları görevden alınarak, örgüt tarafından daha kritik olduğu değerlendirilen sıkıyönetim mahkemelerine savcı olarak atandığı tespit edilmiştir. Örnek olarak askeri yargıtayda üye statüsünde bulunan bir hakim subay, devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan Ankara 1 nolu sıkıyönetim mahkemesine askeri savcı olarak atanmıştır...Bu durum FETÖ/PDY örgütünün, kendi elemanlarını atamak suretiyle sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini amaçladığını göstermektedir...Özellikle kritik addedilebilecek askeri ve sivil görevlere farklı kuvvetlerden ve farklı rütbelerden personelin atandığı ve bu atanan personelin tamamının FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu değerlendirilmektedir. Atamaların, ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır...Bu kadar üst düzeyde örgüt elemanı hakkındaki bir bilgiye bir veya iki kişinin hakim olması mümkün görülmemektedir. Bu da listenin hazırlanmasına zaman olarak önceden başlandığı örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır...Sonuç olarak FETÖ/PDY'nin darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşmasını ağlamaya çalıştığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı personelin TSK içindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaşı, tecrübesi ve mevcut rütbesiyle son derece uyumsuz çok üst düzey sıkıyönetim askeri savcılık ve sıkıyönetim mahkeme başkanlığı görevlerine atandığı tespit edilmiştir...Bu durum TSK'nin resmi hiyerarşisi ile örgütün hiyerarşisinin farklı olduğunu ve söz konusu personelin yurtta sulh komitesini oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiği değerlendirilmektedir' şeklindeki ve yine bir diğer bilirkişi raporunda belirtilen '...Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli teşkillerle yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ örgütü tarafından, Askeri Yargı’yı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, Sıkıyönetim Komutanları’na Adli Müşavir/Hukuk Müşaviri desteği sağlamak, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu, bunu sağlamak üzere Adli Yargı içerisinde kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin Askeri Yargı sistemi içerisinde bırakıldığı değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu kanaatine varılmıştır...' şeklindeki görüş ile tanık beyanları bir arada değerlendirildiğinde, görevlendirme listesinin hazırlanması sırasında listeyi hazırlayanlar tarafından şüphelinin FETÖ üyesi olduğunun bilinerek kendisine görev verildiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Tanık Beyanları<br />
Antalya Adliyesi'nde Hakim olarak görev yapan, ...'nin 19/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Ben askeri hakim ...'e, ..., ..., ... veya başka bir kimseyi Fetöcü olarak söylemedim. Bu kişinin durumundan şüphelendiğimi için herhangi bir ismin zikretmedim. Askeri Yargıtay üyeliği seçimlerine girdiğimde ..., ..., ..., ... ve ... tarafından, o tarihte askeri yargıtay üyeleri olan ..., ..., ..., ..., ..., ve ...'a yönelik dikkatli olmam ve adı geçen Askeri Yargıtay üyelerinin o tarihte paralel yapı veya cemaat olarak adlandırılan şimdiki FETÖ'ye yakınlıkları ve mensubiyetleri olduğu konusunda uyarıldım ...Bu nedenle bu kişilerin FETÖ üyesi olduğu yönünde bir kanaatim oluştu...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'in 21/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Üniversiteden mezun olduktan sonra birlikte Hukuk Fakültesi'nde okuduğumuz, ..., ..., ..., ... ... ve ... ile birlikte ev kiraladık...Askeri Yargıtay'da FETÖ yapılanmasına dahil olduğunu düşündüklerim, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'tir. Yedinci bir üye olduğundan eminim ancak şu anda hatırlayamıyorum. Yapılan seçimlerde, genel kurul ve dairelerde verilen kararlarda bu belirttiğim kişilerin sürekli birlikte hareket ettiklerini gördüm...FETÖ çatı soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet savcısı ile yaptığım görüşmede şifahen Askeri Yargıtay üyelerinden yedi üyenin Fetöcü olduğunu bildiğimi ancak elimde bunu ispatlayacak delilin olmadığını söyledim. Benim görüşmem bir şekilde Askeri Yargıtay Üyesi ...'a iletilmiş. Hem ... hem de ... beni Askeri Yargıtay'da Cumhuriyet savcısı ile ne konuştuğum ve isim verip vermediğim konusunda sıkıştırdılar...',</p>

<p>Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 26/07/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'...Bana göre Askeri yargı içerisinde FETÖ yapılanması vardır,...Askeri Yargıtay'da birbirleri ile daha samimi görüşen arkadaş grupları bulunmaktadır. Geçen hafta 20/07/2016 tarihinde gözaltına alınan Askeri Yargıtay üyelerinin de bir arkadaş grubu olduğu ve cemaate yakın oldukları şaibesi dolaşmakta idi...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen MSB teftiş kurulu başkanlığını yürüten ...'nun 19/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... Yargıtay Üyeliği seçimine girdiğinde kendisini FYO'dan tanıyan ...'e sormuştum. ... de bana bunun milliyetçi olduğunu belirttiği için kendisine seçimde oy da verdim. Ancak seçilip 4. Dairede göreve başlayınca bizim arkadaşlar yerine daha çok ... ile oturup kalkmaya başladı. Bu davranışı da ondan Fetullahçı olarak şüphelenmemin bir sebebi idi. Kaldı ki sıkıyönetim görevlendirme listesinde de Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesi benim bu şüphemi güçlendirdi...'</p>

<p>Tanık, Askeri Yargıtay 1. Daire Yazı İşleri Müdürü ...'in 16/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'.... 4. Dairede görevliydi. Kendisini biraz kibirli gördüğüm için fazla muhabbetimiz yoktu. Hatta bir ara bizim daire üyesi olan ...'na bu şahıs farklı biri, Fetöcü olabilir mi diye sorduğum da zannetmiyorum demişti. Kendisi darbe girişiminden sonra tutuklanınca ... "müdürüm sen haklıymışsın" dedi...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay ... ...'ın 01/08/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...Seçimlerde kendisinin destek olduğu adaylarda hakimlik nitelikleri, uyumları, milli ve manevi değerlerine bağlılıkları ve ahlaki eğilimleri dikkate aldığı hususlar olduğunu Kara Kuvvetleri mensubu adaylar için seçim dönemlerinde ...'den bilgi sorduğunda bazı adayların ahlaki eğilimleri ve mezhepleri ile ilgili bilgiler verdiğini, bunları nerden öğrendiğini sorduğunda ankesörlü telefonda birilerini arayıp ondan bilgi aldığını söylüyordu. Israr etmeme rağmen kimden bilgi aldığını söylemiyordu...17-25 aralık sürecinden sonra ankesörlü telefonla birilerini aradığına tanık olduğunu AYİM üyesi ...'dan da duymuştum...'<br />
'...MADO'da yapılan toplantıda ..., adaylardan ...'a oy vermesini ...'dan istemişti. ..., 'ben oy vermem kim isterse versin' demişti. ..., ismi cemaatle anılan ve 2003 yılından itibaren MSB Ask. Adl. İşl. Bşk'lığında Mesleki Yönetim Şube Müdürlüğü yapmış ve 2012 yılına kadar pek çok askeri hakim anlamını gerçekleştirmişti. Kendisi seçimde oy istemek için bana geldiğinde Askeri Yargıtay'daki abilerinin (kendisi Askeri Yargıtay'da üyeler ..., ... ve ... ile görüşüyordu) kendisinin seçilmesi için oylama sırasında oyları aday olmayanlara dağıtacaklarını, kendisinin listeye girmesinden sonra ciddi adaylara oy vereceklerini bana söylemişti...'<br />
'17-25 Aralık sürecinden sonra Askeri Yargıtay da Milliyetçi-Muhafazakar değerlere önem veren üyelerle cemaat sempatizanı bazı üyeler (..., ..., ..., ..., ... ve ...) arasında birbirlerine karşı mesafe oluşmaya başladı…'</p>

<p>'…listedeki isimlere bakıldığında cemaate yakın duran ... ve ...’in başka daire üyesi olmasına rağmen sıkıyönetim suçlarına bakacak olan dairede görevlendirildikleri…'<br />
'...atama listesinde ...'in başkan yapılmasını, ...'ın Ankara sıkıyönetim savcısı olarak görevlendirilmesini, listede ismi olmamasına rağmen listenin altındaki 'NOT:1' gereğince 1. dairede kıdemli olarak ...'ın daire başkanı olarak kalacak olmasını, ...'nın 'NOT: 1' gereği 1. dairede üye olarak kalacak olmasını, ...'in 2. dairede görevli olması ve 2 dairenin göreve devam edecek olmasına rağmen 1. dairede görevlendirilmesini, ...'in kapatılması düşünülen 4. daireden 1. daire üye ve genel sekreter olarak görevlendirilmesini malum yapıyla irtibatlı olmalarına veya birlikte çalışabileceklerine bağlıyorum...'<br />
'...17-25 Aralık 2013 sürecinden sonra ve özellikle MİT tırlarına yapılan operasyondan sonra daha önce cemaat olarak anılan yapının bir ihanet içinde olduğu ortaya çıkınca isimleri bu yapıyla anılan ve özellikle üye seçimlerinde isimleri bu yapıyla anılan adaylara destek olan isimlere arama mesafe koydum. Bu kapsamda benim dışımda pek çok üyeyle ..., ..., ..., ..., ... ve ... arasındaki samimiyetin ortadan kalktığını gözlemledim. Bu süreçte ...'in kendi odasına çekildiği, daha önce odalarına gidip geldiği bazı üyelerin odasına gitmediği, ancak yukarıda anılan üyelerden dairesinde görev yapanlarla samimiyetini sürdürdüğü görülüyordu. Ancak bu dönemde bile ...'in sözü edilen yapıyla isimleri anılan adayların veya başka bir adayın seçilmesi veya seçilmemesi için herhangi bir girişimine tanık olmadım...'<br />
'....'nın, ...'in ve ...'in de isimleri askeri lise veya FYO sıralarında cemaatle bağlantılı olduğu şekilde anılıyordu...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 21/03/2018 ve 01/08/2016 tarihli ifadelerinde,</p>

<p>'.... ..., FYO mezunu olduğu için kendisini üyelerimizden ... iyi tanıyordu ve ilk olarak iyi bir hakim olup olmadığını ... anlatmıştı. Kendisiyle ayrıca kısa bir süre de olsa Sarıkamış'ta birlikte çalışmıştık. Dolayısıyla 2013 yılında yapılan üye seçiminde biz de ...'e destek olmuştuk. Sonradan tanıdığım kadarıyla da ... hukukçu olarak çalışkan ve dürüst bir arkadaştı. Ben de ...'nin de anlatımlarıyla kendisine güvendiğimden üye olduktan sonra bir gün odasına giderek Fetullahçı yapıya mensup bazı üyelerin olduğundan bahsettim. Özellikle de ... ve ...'ın isimlerini kendisine söyledim. Ancak kendisi bana beklediğim şekilde çok fazla destek olucu tarzda herhangi bir şey söylemedi. Zira ... ile aynı dairede çalışıyorlardı ve ona çok yakındı. Bir gün yine üye seçimi olacaktı. Gazi Orduevi'ne yemeğe gitmiştik. Hatırladığım kadarıyla yanımda ... ve ...'da vardı. ... ile ilgili olarak onun da bu yapıya mensup olabileceği gündeme geldiğinde ... açıkça bir şey söylememişse de dolaylı konuşmaları ve hal, hareketleriyle ...'ın Fetullahçı yapılanmaya dahil olmadığı ve onu destekleyeceği yönünde bizde intiba bıraktı. Sonraki davranışlarıyla da yukarıda ismini saydığım ve bu yapı ile adı anılan üyelerle hareket edince bizim de onunla ilgili düşüncelerimiz farklılaştı.<br />
Biz ...'in daha önce Fetullahçı yapılanmayla ilişkili olmadığını düşündüğümüz için aramızda bu yapılanmaya kimlerin dahil olduğu hususunda zaman zaman sohbet ederdik. Sohbetlerimizdeki bilgiler bir şekilde şüphelendiğimizi belirttiğimiz kişilere giderdi. Onlar da farklı arkadaşlar eliyle bizim onların yapılanması konusunda sohbet ettiğimize dair haberleri uçururlardı. Biz bir ara hep güvendiğimiz insanlarla sohbet ediyoruz bu haberler onlara nasıl gidiyor diye merak ettik. ...'ten şüphelenip onun yanında konuşmaları kesince artık aramızdaki konuşmaların belirtilen yapılanmaya mensup olduğunu düşündüğümüz kişilere gitmediğini fark ettik. Zaten bu durum ... ile ilgili düşüncelerimizin pekişmesine sebep oldu.<br />
Ben Türkiye Adalet Akademisi Yönetim Kurulu üyesiyken ...'in akademide öğretim görevlisi olarak ders verme durumunun olduğunu öğrenince yukarıda belirttiğim hal ve davranışlarından dolayı Fetullahçı yapılanmaya mensup olabileceğini düşündüğümden akademi başkanı ve başkan yardımcısına bu durumu aktarmıştım. Kendileri öğretim görevlisi olarak ders vermediler...'</p>

<p>'...., ... ve ...'i daha önce milliyetçi muhafazakar olarak bilmiş isem de seçimlerde aldıkları tutum, yaptıkları kulis, son zamanlarda yargısal kararlarda birlikte hareket ettiklerinden farklı bir düşünceye sahip olduklarını anladım...'<br />
'...Listede tanıdıklarımdan ...., ..., ..., ..., ....,..., ... ...., ..., ..., ..., ... ..., ... ... 'nin Fetullahçı yapıyla ilgileri olduğundan şüpheleniyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ... 08/08/2016 ve 17/12/2014 tarihli ifadelerinde,<br />
'....'yi tanırım görev sırasında kumpas davaları süresince savcılık ve mahkemelerle yazışmaları bizzat yapmış askeri belgelerin gizlilik derecelerini tespit eden komisyonlar oluşturmuş, 28 şubat davası sırasında davanın en önemli suçlama delili kabul edilen ve ancak mevcut olmayan bir belgeyi sanki Genel Kurmay Başkanlığı'nda aslı mevcutmış gibi aslı gibidir diyerek imzalayıp göndermiş, kozmik oda araması sırasında devletin en gizli belgelerinin kaydedildiği hard diski mahkeme kararına rağmen FETÖ üyesi savcıya teslim ederek çok gizli devlet sırlarının FETÖ'nün eline geçmesini sağlamıştır.<br />
...Askeri Yargıtay üye seçimlerine doğrudan müdahale ederek FETÖ mensubu askeri hakimlerin (... ..., ..., ..., ...) Askeri Yargıtay üyesi olarak seçilmelerini sağlamıştır...'<br />
'....Askeri Yargıtay'da ... ne ise ... da odur. ... (Fetöcülerin elebaşıdır deşifre oluncaya kadar onunla hareket etmiştir), ... (cuntacıların sıkıyönetim direktifinde yargıtay başkanı yapılmak istenmiştir. Daha önce de yargıtay başkanı olacağı ve genelkurmayın personel başkanlığındaki Fetöcülerin onun ismini verdikleri konuşuluyordu ama olmadı), ... (Genelkurmaydaki Fetöcülerle arası iyidir kendisi Fetöcüleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır), ... (Genelkurmaydaki Fetöcülerle arası iyidir kendisi Fetöcüleri deşifre eden üyeleri ve askeri hakimleri emekliliğe zorlamıştır), ... (...gibi ağabeylerinin talimatlarını yerine getirmektedir), ... (... ile arası iyidir onun etkisi ile üye seçilmiştir. Ortak hareket etmişlerdir), ... (üye seçilmesinde ... etkili olmuştur. Ortak hareket etmişlerdir), ... (... ile ortak hareket etmiştir. Üye seçilmesinde ... etkili olmuştur. Kıdemli üye abilerinin talimatlarını yerine getirmektedir) Fetöcüdür.'<br />
'...Askeri Yargıtay'daki cemaat yapılanmasının önde gelenleri ..., ..., ...., ... isimli üyelerdir. Yeni seçilen üyeler ... , ... bu gruba mensuptur... ... hem askeri yargıtay başkanı hem de genelkurmay adli müşavirinin isteklerini yerine getirmektedir. ... cemaat üyeleri arasında çok etkindir...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara BAM Üyesi ...'ün 14/03/2018, 25/08/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'....'i de askeri lise yıllarından tanırım. Kendisinin babası Adana'da Emniyet Müdür Yardımcısı idi. Ben de Osmaniye'de oturuyordum. Dolayısı ile hemen hemen bütün tatillerde birlikte gelip giderdik. O tarihte ben kendisini daha çok milliyetçi bir insan olarak tanımıştım. Yukarıda ismini saydığım kişilerle benim ilişkim nasıl ise ...'in ilişkisi de öyle idi. Fakat ... Yargıtay Üyesi seçildikten sonra, ki bildiğim kadarı ile üye seçilmesine bizim arkadaşlar da destek olmuştur, Fetöcü olarak tabir edilebilecek Yargıtay Üyeleri ile daha sıkı bir ilişki içerisine girmiştir. Hatta 2014 veya 2015'de Uyuşmazlık Mahkemesine Askeri Yargıtay'dan yedek üye seçilmesi gerekiyordu. ... ...'e aday olup olmayacağını sormuş ve kendisi kabul etmiş. Sonradan gelip ben aday olmayacağım o grubu karşıma almak istemiyorum demiş. O gruptan kastı muhtemelen ... ve ... ekibidir. Fakat açıkça isim zikretmemiş. Bunları ... daha iyi bilir. Buna rağmen ... daha sonra yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asıl üyeliği seçiminde aday oldu. Ancak biz bunun Fetöcülerin adayı olduğunu düşündüğümüz için oy vermedik ve seçilemedi...'<br />
'...1991 yılında askeri öğrenci olarak Ankara Hukuk Fakültesine başladım. O tarihte ..., ... ve ... 3. sınıfta, ..., ... ve ... 2. sınıfta idi, ... ise 4. sınıfta idi...'<br />
'...Bir keresinde hafta sonu ... (ilgili hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 22/08/2017 tarih ve Soruşturma No: 2017/133189, Esas No: 2017/27572, İddianame No: 2017/4858 sayılı iddianame ile anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından kamu davası açılmıştır) beni Sanatoryum semtinde bir eve götürmüştü. Orada ...'in bir video setini izletti. Bunun üzerine ben bir daha onlarla bir yere gitmedim ve uzak durmaya çalıştım. ..., ... ve ... genellikle birlikte hareket ediyorlardı ... ve ... de bunlara dahil oluyordu. ... o yıllarda milliyetçi olarak görünüyordu.'<br />
'...staj döneminde ... ve ... birlikte ev tuttular. Mezun olduktan sonra ...'ta aynı evde kaldı.'<br />
'...Askeri Yargıtay da görev yaptığım dönem içerisinde yapılan üye seçimlerinde ve uyuşmazlık mahkemesi üye seçimlerinde FETÖ'ye yakın olabileceğini düşündüğüm üyelerle diğer üyeler arasında çekişmeler yaşandığını gördüm. Özellikle 2011 yılından sonra yapılan seçimlerde bu açıkça belli oluyordu. ... ve ...'ın aday olduğu seçimlerde ..., ..., ..., ..., ... ısrarla bu kişileri destekliyorlardı...'<br />
'...Listede özel olarak isimde yazılmak suretiyle görev verilen (askeri yargıtay başkanı, başsavcısı, genel sekreteri, üyesi gibi) üyelerin FETÖ yapılanması içerisinde yer aldıkları veya bunlara destek verdikleri için onlar tarafından özellikle görevlendirildiklerini düşünüyorum. ..., ..., ..., ..., ..., ...'ın....tamamen bu yapı içerisinde yer aldıklarını düşünüyorum. ...'i askeri lise ve fakülte yıllarından tanıdığım kadarıyla milliyetçi bir yapısı vardı ancak üye seçildikten sonra bu yapılanmaya mensup kişilerin özellikle ...'ın etkisi altında kaldığını düşünüyorum...'<br />
'...2015 yılında yapılan uyuşmazlık mahkemesi asıl üye seçiminde FETÖ mensuplarının desteklediği ... karşı biz ... Ablayı (...) destekleyerek üye seçilmesini sağlamıştık...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen İzmir BAM Üyesi ...'in ifadesinde,<br />
'…Ben Askeri Yargıtaya geldikten sonra bir ara Fetullahçı örgütün Askeri Yargıtay'daki ve AYİM'deki üye sayısının 6+2 olduğu yönünde bilgiler dolaşıyordu. Yargıtay'daki 6 kişinin ..., ..., ..., ..., ... ile ... olduğu söyleniyordu...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'nun 27/09/2016 ve 06/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...., ..., ..., ... ile birlikte Gazi ordu evinde yemek yedik. Yemekte seçim sürecini konuştuk, ...’ın ...'e ...'ın cemaat ile irtibatlı olduğunu ona oy vermenin çok sakıncalı olduğunu oy verilmemesini söyledi. ...'da ciddi duyumlarının olduğunu bu kişinin cemaat ile irtibatı olduğu yönünde ciddi kuşkularının olduğunu söyleyerek oy verilmezse iyi olur dedi. ... sert bir tepki gösterdi “ben bu kişiyi eskiden beri tanırım ve oy vereceğim” dedi. ...'e ilişkin kuşkularım bu davranışından sonra daha çok artmaya başladı...'<br />
'.... ve ...; ..., ... ve ...'ın Fetullah cemaatinden olduklarından şüphelendiklerini bu kişilere karşı dikkatli davranmamı söylemişlerdi aynı şekilde arkadaşım olan AYİM üyesi ..., ... ve ... de aynı kişilerle ilgili aynı şüpheye sahiplerdi. Daha sonra bir olarak seçilen ... ve ...'İN'de ismi aynı cemaatle anlıyordu. Başlangıçta ... ve ...'in isimleri bu örgütle anılmıyordu ancak daha sonra yaşanılan süreçte bu kişiler ile birlikte hareket ettikleri yönünde kanaate sahip oldum...'<br />
'....'le ilgili bir duyumumuz yoktu ...seçimden önce ...; ...'ın adının FETÖ ile anıldığını söyleyince ... aniden, beklenmedik bir tepki göstererek ...'ı eskiden beri tanıdığını, çok sevdiğini, ona oy vereceğini beyan etti. Bu sözleri üzerine ... ile ilgili kuşkularımız oluştu...'<br />
Soruşturma sebebiyle meslekten çıkarılan Eski Askeri Yargıtay Üyesi ...'in 23/03/2018 ve 02/12/2016 tarihinde verdiği ifadelerinde,<br />
'...Muhafazakar olarak nitelendirilen gruptaki ..., ... ve ... arasında çok sıkı bir arkadaşlık vardı. Yukarıda belirttiğim seçimden sonraki (...'ın katıldığı seçim) ayrışma üzerine hem ..., ... ve arkadaşlarının davranışlarının da etkisiyle ..., ..., ..., ... ve ... birbirlerine iyice kenetlendiler. Neredeyse kapalı bir grup oluşturdular. ... de muhtemeldir ki ...'ın etkisiyle diğer arkadaşların uyarısına rağmen bu grupla yakın durdu...'<br />
'...Ben Askeri Yargıtay'a seçildiğimde farklı gruplaşmalar vardı...benim, ...'ın ve ...'ın seçilmesinde ...'in kulis ve desteği etkili olmuştur...üye seçildikten sonra ..., ... ve ... samimi ilişkiler içinde idiler. O dönemdeki bu yakınlıklarının FETÖ ile bağlantılı olduğunu düşünmedim....'nın üye seçilmesinde hem Yargıtay içerisinde hem de Cumhurbaşkanlığı nezdinde ...'in etkin olduğunu ve onun tarafından desteklendiğini biliyorum. Ben ...'nın o dönemki deyimiyle cemaatle şu dönemdeki tabiri ile FETÖ ile bağlantılı olup olmadığını bilmiyorum....'ın seçilmesi için ..., ..., ... ve ... çaba sarf ettiler bu seçim meselesinden dolayı samimi ilişkiler içinde bulunan ...ve ..., ...'ın seçilmesine sıcak bakmadıkları için araları açıldı.... Askeri Adalet işleri başkanlığında Mesleki Yönetim Şube Müdürü olarak görevli iken çok sayıda asgari hakim ve savcının alınmasında görev aldığı birçok hakim ve savcının 15 Temmuz sonrasında FETÖ ile bağlantıları nedeniyle ihraç edildiklerini öğrendiğimde ...'ın seçilmesi konusundaki ısrar ve çabanın göründüğü gibi masum olmadığını anladım. Nisan 2013 yılında yapılan yargıtay üyeliği seçiminde.... ve ... seçildi. Bu seçimle gelen ... yukarıda ifade ettiğim ..., ..., ... ve ...'ın grubu ile bir birlikte hareket etmeye başladı. ... başlangıçta değil ama daha sonra bu grupla birlikte hareket etti, dahası samimi ilişkiler kurdu...., ..., ..., ... ve ...'nın FETÖ ile bağlantılı olduğunu düşünüyorum. ... de sonradan belirttiğim grupla birlikte hareket etmiştir...Benim bunlarla ilişkim sadece mesai arkadaşlığıdır...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara BAM Üyesi ...'un 15/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...Destek ziyaretleri yaparken o dönem Askeri Yargıtay Üyesi olan ... ve ... bana o zamanki Yargıtay Üyeleri olan ..., ..., ..., ... ve ...'ın FETÖ ile irtibatlı olduğunu düşündüklerini ve kendilerini ziyaret ederken dikkatli olmam gerektiği konusunda uyarıda bulundular...Seçilebilme listesine girdikten sonra adet gereğince teşekkür etmek için bütün Yargıtay Üyelerini telefonla aradım. Bu sırada ... 'artık benim devrim bitti, Kenan abin seni seçtirir' şeklinde beyanda bulunmuştu...Yargıtay'a üye seçildikten sonra yaptığım gözlemde Yargıtay'da 3 farklı grubun olduğunu gördüm. Bunlardan biri sosyal demokrat olarak nitelendirilen kişilerin oluşturduğu gruptu, ikinci grup milliyetçi muhafazakar düşüncede olanların oluşturduğu gruptu, üçüncü grup ise darbe kalkışmasından sonra tutuklananların oluşturduğu bir gruptu..."</p>

<p>Tanık, Eski AYİM Üyesi ve halen Ankara BİM 1. Daire Üyesi ...'in 20/03/2018, 27/07/2016 ve 08/12/2016 tarihli ifadelerinde,<br />
'...AYİM'de ve Askeri Yargıtay'da ortak düşünceleri paylaştığımızı arkadaşlarla sık sık görüşüp sıkıntıları aramızda paylaşıyorduk. Görüş alışverişinde bulunduğumuz bu arkadaşlar Askeri Yargıtay'dan ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... idi. Zaman zaman ...'a da bu rahatsızlıklarımızı iletiyorduk. AYİM'de ben, ..., ... bu işi önemsiyorduk. Biz Fetö olayını dert etmiştik. Daha önce aynı düşünceleri paylaştığımızı düşündüğümüz Askeri Yargıtay'da ..., ..., ..., ..., .... ile zamanla irtibatlarımız koptu. Bu arkadaşlar daha önce siyasi iktidara sonuna kadar destek verdiklerini söylüyorlardı. Fakat siyasi iktidarın uygulama, tavır ve söylemlerinde bir değişiklik olmamasına rağmen 180 derece değişerek hakarete varan söylemlerde bulunuyorlardı. Bu durup dururken bana manidar geliyordu. Ben bunu örgütsel bir tavır olarak görüyordum. Çünkü bu arkadaşlar nerede bir araya geliyorlar, nerede görüşüyorlar bilmiyordum ama aynı söylemlerde bulunuyorlardı. Mesela hepsi bir ağızdan MİT Müsteşarına, ülke ismide vererek, başka bir ülkenin adamı diyorlardı. Ben de kendilerine Türkiye'yi sevmediğini açıkça belli eden yabancı ülkelerde bunu söylüyor diyordum. Bunların hepsi benim yaşadığım, tanıdığım kadarıyla dindar, inançlı insanlar olarak geçiniyorlardı. Ancak hemen hemen hepsi cuma namazına gitmezlerdi, namaz kılmazlardı.</p>

<p>Ocak 2014 de AYİM'de iki kişilik üye seçimi yapıldı. ... da adaydı. Tavırları sebebiyle ...'un da Fetöcü olduğunu düşünüyordum. ... 8 yıl AYİM'de tetkik hakimliği yapmıştı. Stajı beraber yaptık, o zamandan beri tanırım. Gözlemlerimden, söylemlerinden onun da Fetöcü olduğunu değerlendiriyordum. Fetöcüler asla hiç bir zaman hiç bir yerde açıkça Fetöcü olduklarını söylememişlerdir. TSK'nin ortamını kendilerince buna müsait görülmüyordu. Biz seçimde ...'a oy vermemeye karar verdik. Kendimize yakın gördüğümüz kimselere de bunu söyledik. Seçimde ... 9 oyu geçemedi. Seçim 103 tur sürdü diye hatırlıyorum. ...'a kendi dairesinde görev yapan üyeler ve ... ile ... ısrarla oy verdi. Kendi dairesindeki üyeler onun çalışmasından memnundu. Bizim söylediklerimize de inanmıyorlardı. Fetöcü olamaz diyorlardı. Sonunda ... seçilemedi.<br />
Bu seçimden sonra yukarıda isimlerini saydığım ve Askeri Yargıtay'daki...kişilerle irtibatımız tamamen koptu. ... ile 10 yıllık arkadaştım. Bu seçimden sonra yanına gittiğimde 'benim seninle hukukum bitti' dedi. Sebebini sorduğumda seçim zamanı telefonuna çıkmadığımı söyledi. Ben de '...'a oy vermediğimi söylüyorsan ben onunla senden daha fazla samimiyim, sana ne oluyor' dedim. Ama yine kendisiyle arkadaşlık hukukumuzu koruyabileceğimizi söyledim, buna rağmen benimle ilişiği kesti.<br />
Bu seçimden sonra yine Askeri Yargıtay'daki ..., ..., ..., ... beni gördükleri yerde yüzlerini çeviriyorlardı. Sırtlarını dönüyorlardı. Arkamdan küfür ettiklerini de duydum. Buradan bunların Fetöcü olduklarını anlıyorum. Zaten İstanbul'da ki 1. Ordu Askeri Mahkemesi'ndeki dinleme olayını ...'ın yaptığı söyleniyordu...'<br />
...'in tam olarak ne olduğunu bilmiyorum fakat 15 Temmuz'dan önce üye seçimlerinde ve oylamalarda Fetöcülerle birlikte hareket ediyordu. Ben bunu arkadaşlarımdan duyuyordum...'</p>

<p>'...Askeri Adalet İşleri Başkanlığını 2010 yılından itibaren ... yaptı. O gittikten sonra yerine ... ... geçti. Bu kişilerin döneminde alınan askeri hakim adaylarının neredeyse tamamının bu örgüte mensup kişilerden olduğu kanaatindeyim. ...'ın bir yerde 'benim yaptığım hizmeti ileride göreceksiniz' dediğini de duydum... ... Yargıtay üyesi seçildikten 1 yıl kadar sonra genelkurmay adli müşavirliği boşalınca hemen istifasını vererek bu göreve talip oldu. Normalde Askeri Yargıtay üyeliği gibi bir görevden idari bir göreve gidilmesi beklenmezdi. Daha sonra adli müşavirlikte çoğu şimdi örgüt mensubu olmak üzere teşkilatını kurdu...sonradan Genelkurmaydaki önemli yerlerin bu örgüt mensubu kişilerin kontrolünde olduğunu gördüm. Genelkurmay askeri savcılığında bu örgüt ile ilgili yapılan şikayetlerde hiçbir sonuç alınmadı, hiçbir soruşturmadan bir karar çıkmadı. Hep takipsizlikle sonuçlandı.<br />
Askeri Yargıtay'da örgüt hedefleri doğrultusunda hareket ettiklerini duyduğum ve gösterdikleri tavırlardan anladığım ..., ..., ..., ...'ı biliyorum. ... ve ...'in de onlarla birlikte tavır gösterdiğini biliyorum...'<br />
'...Askeri Yargıtay'da ilişiği kesilen albaylar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in Fetöcü olduklarını düşünüyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Ankara Cumhuriyet Savcısı ...'in 14/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'....'in üye seçilmesi sırasında Fetöcü olabileceği konusu net değildi. Bu nedenle herkesten oy almış olabilir. Yanlış hatırlamıyor isem ...'ın seçim dönemine denk geldiği bir dönemde Gazi Orduevi'nde yemek yedikten sonra beraber çay içerken yanımızda ..., ... ve yanlış hatırlamıyor isem ...'nun bulunduğu bir sırada ortaya çıkan söylentilerden dolayı bunun devletin beka sorunu olduğunu ve ...'a oy verilmemesi gerektiğini söylediğimde ...'in buna aşırı tepki gösterdiğini de biliyorum. Bu durumu da şaşkınlıkla karşılamıştım.'</p>

<p>Tanığın 30/11/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde belirttiği, sıkıyönetim direktifinin ekindeki görevlendirme listesi ile 1. Dairede çoğunluğu sağlamayı amaçladıklarından ne kastettiğinin sorulması üzerine;<br />
'...Görevlendirilen üyelerin isimleri gözetildiğinde çoğunluğun yukarıda adı geçen üyelerden (görevlendirme listesi incelendiğinde 1. daireye görevlendirilenlerin; ..., ..., ..., ..., ..., ... olduğu görülmüştür.) görevlendirilmiş olmasını kastettim. Değerlendirmelerim sonucu dairede nitelikli çoğunluğu elde ettikleri gibi bir sonuca ulaştığım için böyle bir açıklamada bulundum. Zaten bildiğim kadarı ile 1. Dairede görevlendirilen diğer üyelerden ... ve ... hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiştir...'<br />
Tanık, Eski AYİM Üyesi ...’ın 29/07/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'...FETÖ üyesi olduğunu düşündüğüm diğer üyeler ... ile ... benimle diyaloğu tamamen kesmemek ile birlikte asgariye indirdiler. Oysa ki özellikle ... ile JGK'de birlikte çalışmıştık. Onunla da ailecek görüşürdüm. Bu yapıya mensup olmadığını düşündüğüm için seçiminde de oldukça katkım olmuştu. Buna rağmen o da benle araya mesafe koydu...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Hakim Tanık ...'in 07/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...AYİM 2. Daire Üyesi ... ile makamında görüşürken "balyoz davasında yapılanları ve delillerin sahte olduğunu anlattım... Ergenekon ve Balyoz Davasındaki delillerin sahte olduğunu, ısrarla vurguladım.... ... bana "Bunun arkasında kim var?" diye sordu. Ben de "Fetullahçılar var" dedim... Bu görüşmemizden birkaç yıl sonra 2014 veya 2015 yılında yine ... ile sohbet ederken bana haklı olduğumu söyledi. Sonra Askeri Yargıtay ve AYİM'deki Fetöcülerin kimler olduğunu konuşmaya başladık...Benim söylediğim isimlerle onun söylediği isimlerin çakıştığını gördüm. Bu isimler Askeri Yargıtayda ..., ..., ..., ..., ..., ... idi...'<br />
'...Yukarıda isimlerini söylediğim Yargıtay Üyeleri 07 Şubat MİT krizi ve 17-25 Aralık 2013 tarihine kadar siyasi iktidara toz kondurmazlardı. En ufak bir eleştiriyi bile reddeder ve siyasi iktidarı şiddetle savunurlardı. Bahsettiğimiz olaylardan sonra muhafazakar olarak addettiğimiz grup ikiye bölündü. Bunların bir kısmı yine siyasi iktidarın ve özellikle sayın Cumhurbaşkanın kararlarını her zaman ve zeminde savunmaya devam ettiler. Ancak Fetöcüler siyasi iktidara ve sayın Cumhurbaşkanına inanılmaz derecede bir dönüş ile nefret söylemleri geliştirmeye başladılar. O zamana kadar hiç görüşüp konuşmadıkları selam bile vermedikleri sosyal demokrat ve ılımlı olarak nitelendirilebilecek diğer gruplarla ilişki kurmaya başlayıp onların desteğini almaya çalıştılar. Sayıları yetersiz olduğu için üye seçiminde ve diğer bazı önemli oylamalarda sosyal demokrat veya ılımlı olduğu bilinen askeri hakimlere oy verdiler. Dolayısıyla ben normal muhafazakar ve Fetöcü ayrımını öncelikle bu şekilde yaptım. Daha sonra kendimden emin olmak için kararları taradım. Kararlarını incelediğimde çok önemli bazı kumpas ve tasfiye davalarında sanıklar aleyhinde ortak hareket ettiklerini ve aynı yönde oy kullandıklarını gördüm. 15 Temmuz 2016'dan sonra askeri yargının görevlendirme listelerini görünce bu kanaatim iyice pekişti...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Gnkur Ad. Müşavirliğinde Huk. Müşaviri ...'ın 05/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde belirttiği,<br />
'...ben üyeliğe katıldıktan sonra üyelerden ..., ..., ... ve ... gibi samimi olduğum isimlerden, ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in o dönemde Fetullahçı eğilim içerisinde olabileceklerini duymuştum..'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen MSB teftiş kurulu başkanlığını yürüten ...'nun 01/12/2016 tarihli ifadesinde,<br />
'....'i baştan beri bu yapı içinde yer alan kişilerden olmayabileceğini değerlendiriyorum. Ancak bu yapının gücü, ikbal vaadi ve ortak hareket etmesi karşısında bu güçle birlikte hareket etmiş olabileceklerini düşünüyorum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen Gnkur Ad. Müşavirliğinde Huk. Müşaviri ...'ın 25/11/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'... Doğrudan elimde bir bilgi olmadan kimseyi suçlayamam bu benim hukukçu karakterimle bağdaşmaz. Ancak başımıza gelenlerde göz önüne alındığında en azından bu örgüte yardım ettiğini değerlendirdiğim askeri hakimler vardır ve bunların hepsi de görevlendirilmiştir ya da görevlerine devam yazılmıştır. MSB emrine alınanlardan şüphelendiğin kimse bulunmamaktadır...'</p>

<p>Tanık, Eski Askeri Hakim ...'in 20/12/2016 tarihinde askeri savcıya verdiği ifadesinde,<br />
'...Bu yapı 17-25 Aralık 2013 ve MİT tırları olayından önce muhafazakar ve milliyetçi dünya görüşüne sahip olduğu bilinen grupla hareket etmesine rağmen, bu olaylardan sonra, yapının yollarını ayırarak bağımsız olarak kendi görüşündeki hakimleri Askeri Yargıtay ve AYİM'e seçtirmeye çalıştıklarını ve bu konuda grup olarak hareket ettiklerini değerlendiriyorum. Ayrıca Yargıtay seçimlerinde yaşı ve mesleki kıdemi diğer üyelere nazaran daha düşük olmasına rağmen ..., ... ve ...'in çok etkili olduklarını duyuyordum. Bunların hakimlere not verirken kendilerinden olmayan hakimlere düşük not vermek suretiyle sicilleri ile oynadıklarını da duymuştum...'<br />
Tanık, Eski Askeri Yargıtay Üyesi ve halen EDOK Hukuk Hizmetleri Başkanı ...'nun 12/03/2018 tarihli ifadesinde,<br />
'...., ... ile aynı dairede çalışıyordu. Aralarında belirli bir samimiyet vardı. Aynı dairede çalışan ... ve ... ...'i sanırım 2015 yılının sonunda yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi Asıl Üyeliği seçiminde aday olup da seçilememesinden sonra kendileri ile görüşmeyi asgari düzeye indirdiğini ve daha çok ... ile görüşmeye başladığını söylemişlerdi... Yargıtay Üyelerinden ... ve ... ... ile ilgili bir soruşturma yapmışlardı. Bu soruşturma sonrasında kendileri ..., ..., ..., ..., ...'dan Fetöcü olarak bahsediyorlardı. Ayrıca ... hakkında da şüpheleri olduğunu söylemişlerdi... ... için böyle bir beyanları olmadı...' şeklinde belirttiği, beyanlar gözetildiğinde, şüphelinin, FETÖ üyesi olması sebebiyle tutuklanan diğer şüphelilerle birlikte, örgütün amaçları doğrultusunda hareket ettiği, iş ve işlemleri sırasındaki bu hareket tarzının şüphelinin FETÖ üyesi olduğunun ayrı bir delili olduğu sonucuna varılmıştır.<br />
Şüphelinin FETÖ/PDY Üyesi olduğuna ilişkin önemli bir delil de Ankara Batı 2. Sulh Ceza Hakimliği'nin 25/07/2016 tarih ve 2016/2198 D. İş sayılı kararına istinaden şüphelinin evinde yapılan arama sırasında ele geçen 1 adet, 1 Amerikan Dolarıdır.<br />
Şüphelinin evinde ele geçen doların seri numarasının A72326986A olduğu görülmüştür<br />
Şüpheli yukarıda belirtilen görevine devam ederken Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 10/10/2016 tarih ve 2016/23-23 sayılı kararı ile '...Sıkıyönetim direktifinde, Askeri Yargıtay 2. Dairesi üyesi iken tutuklu değil üyelerle birlikte Askeri Yargıtay 1. Dairesinde ve ayrıca Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak, görevlendirilmiş olması, istihbarat raporları, tanık beyanları ile dosya içeriği, sair belge ve değerlendirmeler dikkate alınarak FETÖ ilgili irtibatlı olduğu kanısına varılması...' sebebiyle meslekten çıkarılmıştır'' ifadelerine yer verilerek sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle dava açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>III) SAVUNMA:</strong></p>

<p>Sanığın aşamalardaki savunmalarında özetle; eziyet, dayak ve hakarete uğradığını, (darbeciler tarafından hazırlanan sözde) sıkıyönetim listesinde görevlendirilmesinin bilgisi haricinde yapıldığını, 15.07.2016'da emeklilik hazırlıkları içinde olduğunu, ...'de büro kiraladığını, görevlendirme listelerinde yer alan pek çok asker ve askerî yargı mensubu hakkında beraat ve takipsizlik kararları verildiğini, bazılarının görevlerine devam ettiğini, sıkıyönetim listesinde emre alınanlar hakkında da işlem yapılanlar bulunduğunu, sıkıyönetim listesinde yer alan 49 general ve amiral hakkında hiçbir işlem yapılmadığını, tanıkların kendileri hakkında da işlem yapılacağı korkusuyla sıkıyönetim listesinde yer alan kişiler aleyhinde ifade verdiklerini, bilirkişi raporlarında somut ve teknik bilgiler yer almadığını, objektif olmayan yorumlar yer aldığını, MSB emrine alınanların Fetöcü olmadıkları düşüncesinin kabul edilemeyeceğini, Askerî Yargıtay İçtüzüğü'nün 21/4. maddesinde genel sekretere zorunluluk olmadıkça dosya verilemeyeceğini, 1. Daire müzakeresine zaten katılamayacağını, 1. Dairenin sıkıyönetim mahkemesi kararlarını inceleyeceği hususunun tamamen tahmin olduğunu, listeye göre oluşan Askerî Yargıtayda Daireler Kurulunda 2. Dairenin çoğunluğu olduğunu, Anayasa'ya göre sıkıyönetim mahkemelerinin sivilleri yargılama yetkisi bulunmadığını, Genel Sekreterliğin yazışmaları yürütmekle ilgili tali bir görev olduğunu, parasal harcama yapma yetkisi bulunmadığını, listede daha önemli görevlere atanan kişiler ve AYİM Genel Sekreterliğine atanan kişi hakkında takipsizlik kararı verildiğini, listenin çelişkilerle dolu olduğunu, yargılamaya esas alınmayacağını, ...'ı seçtirmek için çaba göstermediğini, ...'ye şilt verilmesini organize etmediğini, Askerî Yargıtay dosyalarını inceleyen bilirkişi raporunun usulsüzlük tespit etmediğini, ..., ... ve ... hakkında objektif beyan veremeyeceğini, darbe hazırlığından kesinlikle haberinin olmadığını, 2005 yılında TİB Kanunu'nda yapılan değişikliğe karşı çıktığını, ...'a yapılan kumpasa engel olmaya çalıştığını, isnat edilen eylemler görev suçu olduğu için dosyanın Anayasa Mahkemesine gönderilmesi gerektiğini, hakkında soruşturma açılabilmesi için Askerî Yargıtay Genel Kurulunun kararı olması gerektiğini, bunun sivil yargıdakine benzer bir istisnası da olmadığını, ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli olsun olmasın Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesindeki düzenlemenin benzerinin Askerî Yargıtay Kanunu'nda olmadığını, Askerî Hâkimler Kanunu'ndaki hükmün kendisine kıyasen uygulanamayacağını, yargılanmasına dair sivil Yargıtayın kararı bulunmadığından kovuşturma şartının gerçekleşmediğini,<br />
Sanık ...'in 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayılı bozma kararından sonra yapılan yargılamada alınan savunmalarında da benzer açıklamaları tekrar ederek suçu kabul etmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV) ÖZEL DAİRENİN KABULÜ:</strong></p>

<p>Bozmadan önce sanık hakkında verilen ilk karar olan Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 30.01.2020 tarih, 45-8 sayılı kararında; ''...Yargılama sırasında dinlenen ve sanığı (bir kısmı) askeri lise, (bir kısmı) fakülte yıllarından itibaren tanıyan tanıklar ..., ..., ... ile, yine sanığı Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce tanıyan ve kendisi ile bir süre birlikte çalışmış olan tanıklar ... ve ...'ın beyanları, yine sanığı stajdan tanıyan ...'in beyanları göz önüne alındığında; sanığın Askeri Yargıtay'a üye olarak seçilmeden önce FETÖ terör örgütü ile organik bir bağının bulunduğuna dair herhangi bir bilgilerinin bulunmadığını, sanığı milliyetçi/muhafazakar düşünceye sahip bir kişi olarak tanıdıklarını beyan ettikleri anlaşılmaktadır.<br />
Tanıklar, sanığın Askeri Yargıtay üyesi seçildikten sonra, Askeri Yargıtay'daki FETÖ mensupları ile birlikte hareket ettiğini, özellikle de Askeri Yargıtay'da FETÖ terör örgütünün sorumlusu pozisyonunda görünen ...'ın sözünden çıkmadığını beyan etmişlerdir. Tanıkların bu husustaki anlatımları bir biriyle tutarlıdır.<br />
Bu doğrultuda yapılan incelemede;</p>

<p>1-Sanığın Genelkurmay Adli Müşavirliğinde görevlendirilmesi<br />
Tanık ... talimatla alınan beyanında ayrıca; 2012 yılında Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliği'nde Hukuk İşleri Müdürü olarak görev yaptığını, sanığa Kara Kuvvetleri Adli Müşavirliği'nde birlikte çalışmayı teklif ettiklerini, ancak sanığın Genelkurmay Adli Müşavirliği'nde çalışmayı tercih ettiğini, o dönemde Genelkurmay Adli Müşlavirliği görevini FETÖ terör örgütü mensubu olduğunu bildiği ...'nin yürüttüğünü, sanığın atandığı görevin, rastgele atanabilecek bir görev değil, seçilerek atanılan bir görev olduğunu, ...'nin kendilerine yakın olmayan birinin bu göreve atanmasını istemeyeceğini düşündüğünü beyan etmiştir. Tanık ...'ın anlatımları da ...'nin sanıkla birlikte çalışma noktasındaki ısrarını göstermekte ve ...'in anlatımını doğrulamaktadır.<br />
15 temmuz darbe girişimini yöneten 'Yurtta sulh konseyi' tarafından hazırlanan liste de ...'nin, Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanması ve listenin altındaki NOT: (2) ye göre askeri hakimler, mahkeme ve savcılıklar hakkında mevzuatta MSB'ye verilen yetki ve görevler ikinci bir emre kadar Genelkurmay Adli Müşavirliğine verilerek, askeri yargıda en önemli konuma getirilmesi ilgilinin örgüt içindeki konumun ve örgüt açısından öneminin ne olduğunun açık bir göstergesidir. Nitekim ..., Ankara 25.Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanmış ve FETÖ terör örgütü tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz darbe girişiminde rol aldığı ve bu şekilde üzerine atılı Anayasal Düzeni Ortadan Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçundan TCK 309 maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmıştır.<br />
FETÖ terör örgütünün, kamu yapılanmasında öncelikli olarak devletin zor aygıtlarına (kolluk kuvvetleri, yargı, TSK vb.) sızarak ele geçirmeyi temel hedef olarak belirlediği, bu kapsamda her türlü hukuk dışı yönteme (sınav sorularının çalınması, muhtemel rakiplerin iftira, kumpas, asılsız ihbar ve şikayetlerle tasfiye edilmesi, kendi mensuplarının soruşturma ve kovuşturmalardan korunması vs) başvurduğu yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır. Kamu yapılanmasında bu derece kadrolaşma hırsı ile hareket eden örgütün, kendi hiyerarşisine dahil olmayan kişilerin, kritik özellik taşıyan kamu görevlerinde görevlendirilmesini istemesi, bu konuda ısrarcı olması hayatın olağan akışına aykırıdır. Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği'nin, örgütün TSK'daki mensuplarını muhtemel soruşturma ve kovuşturmalardan korumak, diğer bir ifade ile TSK'daki örgüt varlığını güvence altında tutmak, aynı zamanda örgüte karşı TSK personelinin de tasfiyesini sağlamak noktasında kritik öneme haiz bir birim olduğu kuşkusuzdur. Sanığın, FETÖ terör örgütü üyesi olduğu kamuoyu tarafından da bilinen ... tarafından özel bir tercihle Genelkurmay Adli Müşavirliğinde görevlendirilmiş olması mahkememizi sanığın, adı geçenle aynı örgütün hiyerarşisine tabi olduğunun kabul edilmesi gerektiği sonucuna götürmüştür.</p>

<p>2-Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanmasına ilişkin sanığa yapılan uyarılar<br />
Tanıklar ... ve ...'in, -sanığın FETÖ üyesi olmadığını düşündüklerinden- kendisini Askeri Yargıtay üyesi seçilmeden önce, Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılaşması konusunda uyardıkları, bu hususta her iki tanığın anlatımının birbirini doğruladığı, yine tanık ...'nun ise sanık Askeri Yargıtay üyesi olarak seçildikten sonra kendisini -FETÖ üyesi olmadığını düşündüğünden- Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanması konusunda uyardığı, özellikle ... ve ...'ın FETÖCÜ olduğunu sanığa söylediği,<br />
Sanığın Askeri Yargıtay'daki FETÖ yapılanması konusunda uyarılması üzerine yeterli bilgiye sahip olmasına ve ...'ın FETÖ terör örgütünün bir üyesi olduğunu bilmesine karşın, adı geçenin emir/talimat ve yönlendirmeleri doğrultusunda hareket ettiği,</p>

<p>3-Uyuşmazlık Mahkemesi seçimi<br />
Tanık ...'nun Uyuşmazlık Mahkemesi yedek üyeliği seçiminden önce sanıkla aday olması hususunda konuştuğu, sanığın ilk başta aday olmayı kabul ettiği, ancak daha sonra odasına gelerek ...'a sorması gerektiğini, ondan sonra karar vereceğini söylediğini, sanığın daha sonra aday olmadığını beyan ettiği,<br />
2015 yılı sonunda yapılan Uyuşmazlık Mahkemesi asil üyeliği seçiminde sanığın aday olduğu, yargılama sırasında dinlenen tanık beyanları göz önüne alındığında sanığın Askeri Yargıtay'daki FETÖCÜ grubun adayı olarak ortaya çıktığı, söz konusu örgüt mensubu olarak bilinen üyeler tarafından desteklendiği, gelen müzekkere cevabı incelendiğinde 8. tura kadar aldığı oy sayılarının tanık beyanlarını doğruladığı,<br />
Tanık beyanları değerlendirildiğinde sonuç olarak; sanığın askeri lise ve fakülte yıllarında FETÖ terör örgütü ile organik bağ içinde olduğuna dair tanıkların somut herhangi bir bilgileri bulunmamakla birlikte, FETÖ üyesi ...'nin çabaları ile Genelkurmay Adli Müşavirliğine atanma sürecinden itibaren örgütle sıkı bir bağ geliştirdiğinin ortaya çıkmaya başladığı, Askeri Yargıtay üyesi olarak atandıktan sonra da, bu kurumdaki FETÖ yapılanması konusunda bilgisi olmasına rağmen, örgüt mensupları ile tam ve sıkı bir işbirliği halinde hareket ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi;<br />
15/07/2016 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde değişik rütbelerde görev yapan FETÖ/PDY terör örgütü mensubu bir kısım askeri personel tarafından 'Yurtta Sulh Konseyi' adı altında Anayasal Düzeni Değiştirmek, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ve Türkiye Büyük Millet Meclisini Ortadan Kaldırmak amacıyla silahlı darbe teşebbüsünde bulunulmuş,<br />
Darbe teşebbüsünü yöneten ''Yurtta Sulh Konseyi'' tarafından sıkıyönetim mahkemelerinde çalışacak hâkim/savcıların belirlendiği 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu ve sıkıyönetim ilan edildiğini belirtilen mesaj ekindeki (EK- B) 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesi'nde Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmiştir.<br />
Soruşturma evresinde aldırılan 27/03/2017 tarihli bilirkişi raporunda 'Askeri yüksek yargı organlarında üye statüsünde bazı personelin bulundukları görevden alınarak, örgüt tarafından daha kritik olduğu değerlendirilen sıkıyönetim mahkemelerine savcı olarak atandığı tespit edilmiştir. Örnek olarak askeri yargıtayda üye statüsünde bulunan bir hakim subay, devletin en üst düzey kademesini yargılayacak olan Ankara 1 nolu sıkıyönetim mahkemesine askeri savcı olarak atanmıştır. Bu durum FETÖ örgütünün, kendi elemanlarını atamak suretiyle sıkıyönetim savcı ve mahkeme üyelerinin tamamen kendi güdümünde hareket etmesini amaçladığını göstermektedir. Özellikle kritik addedilebilecek askeri ve sivil görevlere farklı kuvvetlerden ve farklı rütbelerden personelin atandığı ve bu atanan personelin tamamının FETÖ ile iltisak ve irtibatının bulunduğu değerlendirilmektedir. Atamaların, ilgililerin örgüt içerisindeki güvenilirlikleri ve örgüt içerisindeki konumları gibi mülahazalar dikkate alınarak yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu kadar üst düzeyde örgüt elemanını hakkındaki bir bilgiye bir veya iki kişinin hakim olması mümkün görülmemektedir. Bu da listenin hazırlanmasına zaman olarak önceden başlandığı örgütün sivil ve askeri üst düzey elemanları arasında koordine edilerek oluşturulduğu sonucunu ortaya çıkarmaktadır. Sonuç olarak FETÖ'nün darbe maksadıyla kritik ve önemli gördüğü sıkıyönetim mahkemelerinin ve adli müşavirlik kadrolarının tamamını kendi mensuplarından oluşmasını sağlamaya çalıştığı düşünülmektedir. Ayrıca bazı personelin TSK içindeki hiyerarşi ile bağdaşmayacak şekilde yaşı, tecrübesi ve mevcut rütbesiyle son derece uyumsuz çok üst düzey sıkıyönetim askeri savcılık ve sıkıyönetim mahkeme başkanlığı görevlerine atandığı tespit edilmiştir. Bu durum TSK'nin resmi hiyerarşisi ile örgütün hiyerarşisinin farklı olduğunu ve söz konusu personelin yurtta sulh komitesini oluşturan üst düzey sivil ve askeri örgüt elemanları tarafından özellikle seçildiği değerlendirilmektedir.</p>

<p>Yine bilirkişi raporunda (2. bölüm) belirtilen '..Sözde Sıkıyönetim Direktifi ile Sıkıyönetim Mahkemelerine ve adli teşkillerle yapılan görevlendirmelerin amacının FETÖ tarafından, Askeri Yargı’yı kontrol altında tutmak, soruşturma, kovuşturma ve kanun yolu aşamasında yargıya müdahale etmek, Sıkıyönetim Komutanları’na Adli Müşavir/Hukuk Müşaviri desteği sağlamak, aynı zamanda da onları yönlendirmek olduğu, bunu sağlamak üzere Adli Yargı içerisinde kendilerine karşı çıkabilecek olanların ya da birlikte hareket etmeyecek olanların görevlerinden alındığı, yerlerine bu örgüte mensup olan veya onlarla birlikte hareket edecek olan ya da en azından onlara karşı çıkmayacak kişilerin Askeri Yargı sistemi içerisinde bırakıldığı değerlendirilmektedir. ...<br />
...Bu nedenle yapılan görevlendirmelerde ismi olan kişilerin, bu örgüte mensup olduğu veya örgüt üyesi olmamakla birlikte bu örgütle birlikte çalıştığı veya en azından onlar için tehlike arz etmeyeceği düşünülen kişiler olduğu kanaatine varılmıştır.' şeklinde değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.<br />
Bilirkişi raporunda yer alan ve mahkememizce de oluşa uygun kabul edilen bu tespitler göz önüne alındığında, bir kişinin isminin darbeciler tarafından yayımlanan atama listesinde yer almasının tek başına örgüt üyeliğinin bir delili olarak kabul edilemeyeceği, ancak ilgilinin örgüt ile organik bağının olduğuna dair başka deliller bulunması veya ilgilinin atandığı görevin niteliği dikkate alındığında, böyle bir göreve örgütün ancak kendi hiyerarşisine sıkı sıkıya bağlı kişileri görevlendirebileceğinin kabul edilmesi gereken durumlarda kişinin isminin, atama listesinde yer almasının örgüt üyeliğinin delillerinden biri olabileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Sıkıyönetim mahkemeleri ile bu mahkemelerin verdiği kararlara karşı yasa yolu incelemesi yapacak olan Askeri Yargıtay'ın, -ülkemizde daha önce gerçekleştirilen askeri darbelerdeki rolü ve somut olayda 15/07/2016 tarihindeki darbe girişiminde amaca ulaşılmış olsaydı bu mahkemelerin üstlenecekleri görevin kapsamı ve muhtemel icraatları değerlendirildiğinde- darbeye kalkışanlar açısından hafife alınamayacak derecede önem taşıdığında şüphe yoktur.<br />
Örgütün kuruluş amacının gerçekleştirilmesi ile doğrudan nedensellik bağı bulunan ve örgütün varlığı ve devamlılığı bakımından önemli olan bir görev üstlenen kimselerin, özel bir görev yüklendiği de şüphesizdir. Örgütün bir kişiye özel bir görev vermiş olması, örgütün kişiye verdiği önemin açık bir göstergesidir.</p>

<p>Terör örgütleri, amaç suçun işlenmesi yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı, hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve denetim konularında son derece duyarlı yapılardır. İşleyiş ve yapılanma itibariyle bu özellikleri gösteren terör örgütlerinin, örgütün 'hiyerarşik yapısına' sıkı sıkıya bağlı olmayan, kendisini mutlak surette ve tam bir teslimiyetle örgüte teslim etmeyen, gizlilik ve güvenlik kurallarına gerektiği gibi riayet etmeyen kişileri, içeride yaşanacak en küçük karşı kırılmanın/otorite zaafiyetinin ağır sonuçlara neden olacağı bir örgütsel eylemde görevlendirmeyecekleri muhakkaktır. Darbe girişimi ile yeniden oluşturulan ve sıkıyönetim suçlarına bakma görevi olan Askeri Yargıtay 1.Dairesinin uygulamalarının, darbe girişimi sonrasında darbeciler tarafından otoritenin tesis edilmesinde taşıdığı önemi izahtan varestedir.<br />
Atama listesi incelendiğinde; ...'in başkan yapılmasının, Askeri Yargıtay üyesi ...'ın Ankara sıkıyönetim savcısı olarak görevlendirilmesininin, listede açıkça ismi olmamasına karşın 'NOT:1' gereği 1. dairede kıdemli olarak ...'ın daire başkanı olarak kalacak olmasının, ...'nın 'NOT: 1' gereği 1. dairede üye olarak kalacak olmasının, ...'in 2. dairede görevli olmasına ve 2 dairenin göreve devam edecek olmasına karşın 1. dairede görevlendirilmesinin, ...'in kapatılması düşünülen 4. Daire üyesi iken 1. daireye üye ve aynı zamanda Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirilmesinin özel görevlendirmeler olduğu, sanığın 1.daire üyeliği yanında ayrıca genel sekreterlik görevine getirilmesinin örgütsel bağın açık göstergesi olduğu mahkememizce değerlendirilmiştir.<br />
Yargılama sırasında dinlenen tanıkların beyanları dikkate alındığında sanığın örgütsel bağına ilişkin başka delillerin bulunduğu, bu hususlar göz önüne alındığında sanığın FETÖ silahlı terör örgütü üyesi olduğu, darbe girişimi kapsamında atama listelerini hazırlayan örgüt üyeleri tarafından da özel olarak Askeri Yargıtay'da görevlendirildiği mahkememizce kabul edilmiştir.<br />
....</p>

<p><strong>MAHKEMEMİZİN ULAŞTIĞI SONUÇ</strong></p>

<p>Yukarıda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere; Askeri Yargıtay 4.Daire üyesi olarak görev yapan sanık ...'in FETÖ silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduğu, Askeri Yargıtay'da diğer örgüt üyeleri ile birlikte fikir ve eylem birliği içinde sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket ettiği, sanığın FETÖ üyelerince gerçekleştirilen darbe girişiminde de örgütsel bağı nedeniyle örgüt sıkıyönetim suçlarına bakacak Askeri Yargıtay 1. Dairesinde ve Askeri Yargıtay Genel Sekreterliği görevlerinde görevlendirildiği, bu şekilde üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olmak suçunu işlediği, eyleminin TCK 314/2 maddesi kapsamında kaldığı,</p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, kamu yapılanmasında öncelikli olarak devletin zor aygıtlarına (kolluk kuvvetleri, yargı, TSK vb.) sızarak devleti içeriden ele geçirmeyi temel hedef olarak belirlediği, örgüt tarafından örgüt literatüründe "mahrem alan" olarak nitelendirilen bu ünitelerde görevlendirilen örgüt üyelerinin ve faaliyetlerinin deşifre olmasını engellemek amacıyla son derece katı bir şekilde çeşitli istihbarata karşı koyma tedbirleri uygulandığı, örgütün aynı zamanda operasyonel birimleri olan 'mahrem alan' ünitesinde görev alan kişilerin eğitim düzeyleri itibarıyla bu oluşumun bir silahlı terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda oldukları, sanığın da eğitim düzeyi dikkate alındığında örgütün yasa dışı amacını ve yöntemini bildiği anlaşılmakla hakkında TCK'nun 30. Maddesinde düzenlenen 'hata' müessesesinin hakkında uygulanma olanağının bulunmadığı kabul edilmiş'' şeklinde açıklanan gerekçeyle sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 07.09.2021 tarih ve 343-370 sayı ile; sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne yardım etme suçunu oluşturduğundan bahisle bozulmasına karar verilmiş, Yargıtay 3. Ceza Dairesince yapılan yargılama neticesinde 20.10.2022 tarih ve 9-18 sayı ile bozma kararına direnilerek sanığın önceki hüküm gibi cezalandırılmasına karar verilmiş ise de bu karar Yargıtay Ceza Genel Kurulunca 14.09.2023 tarih ve 79-431 sayı ile hükmün yeterli gerekçeyi içermediğinden bahisle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay 3. Ceza Dairesince yeniden yapılan yargılamada ise bu kez sanığın beraatine karar verilmiştir. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin incelemeye konu 05.06.2024 tarih ve 6-7 sayılı beraat kararında; ''..Sanık ...'in, 1996-1999 yılları arasında Ağrı 12. Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Mahkeme Hakimliği, 1999-2000 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2000-2007 yılları arasında Jandarma Genel Komutanlığı Adli Müşavirliğinde Davalar Şube Müdürlüğü, 2007-2009 yılları arasında Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı Askeri Savcı Yardımcılığı, 2009-2012 yılları arasında Sarıkamış 9. Motorlu Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı, 2012-2013 yılları arasında Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğinde Hukuk İşleri Şube Müdürlüğü görevlerinde bulunduğu, akabinde 2013 yılı Temmuz ayında Askeri Yargıtay üyeliğine seçildiği, 15 Temmuz 2016 tarihli darbe girişiminden sonra Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun Resmi Gazete'de yayımlanan 10.10.2016 tarihli ve 2016/23 Esas, 2016/23 Karar sayılı kararıyla, 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 3. maddesinin yanı sıra Anayasa'nın 138, 139 ve (mülga) 156 ncı maddeleri ile (mülga) 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu hükümleri kapsamında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile irtibatı ve iltisakı bulunduğu değerlendirilerek meslekten çıkarılmasına karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Dosya içeriği, aşamalarda yapılan savunma, tanık beyanları ile diğer bilgi ve belgelere göre;<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bozma ilamı öncesi ilk derece sıfatıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yapılan yargılamada dinlenen ve soruşturma aşamasında dinlenilmesiyle yetinilen tanıkların beyanlarında; sanığın, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair görgüye dayalı bilgilerinin olmadığını ifade ettikleri, sanığın örgütle olan ilişkisine yönelik tanık beyanlarının duyum ve zanna dayandığı, sanık hakkındaki söz konusu duyumları destekleyen dosya kapsamına yansıyan somut bir delil elde edilemediği, yine tanıkların alınan beyanlarında sanığın örgütün hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dahil olduğuna ya da bu örgütte bilerek ve isteyerek yardım ettiğine dair somut bir bilgi vermedikleri,</p>

<p>Sanık ...'in, Dairemizin 2018/42 esas numarasına kayıtlı dava dosyasında yargılanan ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 12 yıl hapis cezasına mahkum edilip cezası kesinleşen Askeri Yargıtay eski üyesi ...'ın kontrolünde hareket ettiğine dair iddiaları destekleyen herhangi bir somut delile rastlanılmadığı, söz konusu iddianın varsayımdan ibaret kaldığı, sanık ile ... arasında aynı dairede çalışmak nedeniyle oluşan mesai arkadaşlığına dayanan ilişki dışında örgütsel anlamda hiyerarşik bir ilişki olduğuna dair her türlü şüpheden uzak kesin kanıya varılamadığı,<br />
Sanığın Askeri Yargıtay üyesi olduğu dönemde, ... hakkındaki yargılama dosyasında ve Askeri Yargıtay 4. Daire üyesi olarak Daire'nin görev kapsamına giren dava dosyalarında örgütsel talimatla örgüt çıkarları doğrultusunda kararlara imza attığına dair somut bir delile rastlanılmadığı, imza attığı kararların hukuki takdir hakkı kapsamında değerlendirildiği, nitekim sanıkla benzer şekilde oy kullanıp bu sebeple hakkında soruşturma-kovuşturma yürütülmeyen veya yürütülen soruşturma-kovuşturma sonucunda KYOK ve beraat kararları verilen Askeri Yargıtay üyelerinin durumunun da bu hususu desteklediği,<br />
Uyuşmazlık Mahkemesi üyelik seçimlerinde yedek üyeliğe aday olmayıp asil üyeliğe aday olan sanığın örgüt talimatıyla hareket ettiğinin her türlü şüpheden uzak kesin olarak ortaya konulamadığı, yedek üyeliğin cazip bir görev olmadığının tanıklar ..., ... ve ... tarafından doğrulandığı, asil üyelik seçimlerinde de 22.06.2015 tarihli Askeri Yargıtay Genel Kurulu toplantı tutanağına göre 9 tur oylama yapıldığı, bir ve ikinci turda 11 oy, üç ve dördüncü turda 10 oy, beş ve altıncı turda 9 oy, yedinci turda 7 oy, sekizinci turda 6 oy, dokuzuncu turda 2 oy aldığı, toplantı tutanağından anlaşılacağı üzere seçimin 'gizli oy ve açık sayım' ilkesine göre yapıldığı, bu nedenle kimin hangi adaya oy verdiğinin kesin olarak bilinmesinin mümkün olmadığı, ayrıca sanığın çeşitli turlarda aldığı oy sayısı göz önüne alındığında sadece örgüt mensuplarından oy almadığının görüleceği, yine sanığın dokuz tur boyunca sabit bir oy almayıp her tur değişik miktarda oy almasının da, örgüt mensubu Askeri Yargıtay üyelerinden düzenli olarak oy almadığını gösterdiği,</p>

<p>15.07.2016 tarihinde düzenlenen darbe girişiminde bulunanlarca hazırlanan sözde sıkıyönetim listesinde sanığın Askeri Yargıtay 1. Daire Üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirildiği, sözde sıkıyönetim listesinde görev almanın tek başına örgüt üyeliğini ortaya koymadığı, nitekim mezkur listede görev alıp hakkında dava açılmayan ya da beraat kararı verilen kişilerin durumunun da bu hususu desteklediği, yine (mülga) 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'na göre genel sekreterin Askeri Yargıtay Başkanı tarafından seçildiği, genel sekreter rapor, izin vb. sebeplerle görevi başında olmadığında Askeri Yargıtay Başkanı tarafından üyeler arasından geçici genel sekreter görevlendirildiği, dönemin Askeri Yargıtay Başkanı olan tanık ...'ın Yargıtay 9. Ceza Dairesinde tanık sıfatıyla alınan beyanlarında; '...sanık daha önce karargah görevi vardı. İyi de bir hukukçu olarak bildiğim bir kişiydi, üyeydi. Genel Sekreterliğe yatkın olduğunu düşündüğüm için Genel Sekreter izinde olduğu zamanlarda vekaleten kendisini görevlendiriyordum....', '...o dönemde Askeri Yargıtay genel sekreteri izinliydi. Bende üyelerin içerisinden karargah tecrübesi olan idari tecrübeleri olan ...'i genel sekreter vekili olarak görevlendirmiştim....' şeklindeki sözlerinden de anlaşılacağı üzere sanığın daha önce geçici olarak yaptığı genel sekreterlik görevi nedeniyle söz konusu sıkıyönetim listesinde genel sekreter olarak görevlendirilmiş olabileceği, ayrıca sanığın 2016 yılı Ağustos ayında emeklilik kararı aldığı, emekli olup avukatlık yapmak amacıyla ofis tuttuğu, söz konusu ofisin tefrişatını bile yaptığı, bu hususa ilişkin tanıklar ..., ... ve ...'in beyanlarının da sanık beyanını doğruladığı, dolayısıyla örgüt üyesi bir kişinin örgütsel talimat kapsamında verilen görevi kabul etmeyip emekli olmak suretiyle avukatlık yapacak olmasının da yukarıda VIII numaralı madde başlığında özellikleri ayrıntılı anlatılan FETÖ/PDY terör örgütünün yapısına uygun düşmediği,</p>

<p>FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün mahrem yapılanmaları olan askeriye, emniyet, mülkiye, yargı gibi kurumlarda mensuplarının açığa çıkmasını engellemek için bu kurumlarda yer alan mensuplarının, bağlı oldukları mahrem imamlarla ankesörlü hatlar üzerinden haberleştikleri, özellikle aynı sohbet grubunda yer alan örgüt mensuplarının mahrem imamca ardışık aranması suretiyle yapılacak toplantıların yer ve zamanının haber verildiği bilinen bir gerçek olmakla birlikte, sanığın adına kayıtlı ve kullanımında olan GSM hatlarının, ankesörlü/sabit hatlardan ardışık aranma kaydına ulaşılamadığı, sanığın ankesörlü/sabit hatlardan kullanımında olan 0505 236 ** ** numaralı GSM hattının 2007, 2009 ve 2010 yıllarında 11 defa; adına kayıtlı olan 0542 401 ** ** numaralı GSM hattının 2010 yılında 10 defa; yine 0506 674 ** ** numaralı GSM hattındın 2017 yılında 3 defa tekil aranma kaydına ulaşıldığı, 2017 yılında sanığın tutuklu olarak cezaevinde bulunduğu, sanığın savunmalarında 0542 401 ** ** numaralı telefon hattını oğlunun kullandığını, söz konusu hattı satın alıp aktife ettiği tarihin 01.01.2016 olduğunu beyan ettiği, yine sanığın kullanımında olan 0505 236 ** ** numaralı GSM hattına ilişkin ankesörlü hatlardan yapılan aramalara ilişkin savunmalarında ise bu aranmaların gerekçelerini ayrıntısıyla açıkladığı, dolayısıyla söz konusu ankesörlü/sabit hatlardan yapılan aramaların sayısı, yerleri ve tarihleri gözetildiğinde sanığın aşamalarda yaptığı savunmalarının aksine, mahrem imam tarafından örgütsel saikle arandığı hususunda her türlü şüpheden uzak kesin kanaate varılamadığı,<br />
Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde; sanığın aşamalardaki samimi ve istikrarlı savunmalarının aksine, örgütle organik bağ kurup hiyerarşik yapısına dahil olmak suretiyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren eylemler gerçekleştirdiğine ya da örgütün amaçlarını gerçekleştirmesi için bilerek ve isteyerek yardım ettiğine ilişkin her türlü şüpheden uzak, mahkumiyetine yeterli, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması nedeniyle, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı kanaatine varılarak, CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar vermek gerekmiştir...'' şeklindeki ifadelerle kararın gerekçesi açıklanmış ve sanığın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V) TEMYİZ:</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet savcısı temyiz dilekçesinde; ''...5271 sayılı CMK’nın 298. maddesi uyarınca temyiz isteminin reddi sebeplerinin bulunmadığı görülmekle, CMK’nın 288., 289. ve 294/2. maddeleri gözetilmek suretiyle yapılan temyiz incelemesinde;<br />
Hâkim Albay olarak görev yapan sanığın Askeri Yargıtay Üyesi iken Askeri Yargıtay Başkanlar Kurulu'nun 10/10/2016 tarih ve 2016/23-23 sayılı kararıyla meslekten çıkarılmasına karar verildiği, darbe girişimi sırasında darbeciler tarafından hazırlanan 'Sıkıyönetim Direktifi' konulu mesaj ekinde yer alan 'Sıkıyönetim Mahkemeleri Görevlendirme Listesinde' darbe sonrası sıkıyönetim suçlarına bakacak şekilde Askeri Yargıtay 1. Daire üyesi ve Askeri Yargıtay Genel Sekreteri olarak görevlendirildiği, tanık beyanlarından sanığın FETÖ silahlı terör örgütü mensubu olduğu düşünülen kişilerle ortak hareket ettiği, bu cümleden olmak üzere Uyuşmazlık Mahkemesi yedek üyeliğine adaylığını, örgütün Askeri Yargıtay içerisinde bulunan etkili mensuplarından ... ve ... telkiniyle geri çektiği hususları hep birlikte değerlendirildiğinde sanığın silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi'' gerektiği,<br />
Hususlarını beyan etmiştir.</p>

<p><strong>VI) USULE İLİŞKİN İTİRAZLAR, RE'SEN İNCELENMESİ GEREKEN HUSUSLAR VE GENEL AÇIKLAMALAR:</strong></p>

<p><strong>1) SORUŞTURMA USULLERİ VE KOVUŞTURMA MERCİSİ:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:<br />
Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır. Anayasa'nın 142. maddesinde, mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin, işleyişinin ve yargılama usullerinin kanunla düzenleneceği öngörülmekle birlikte; yargı kollarında yer alan Yüksek Mahkemeler yönünden kanunilik esasının ötesinde bu mahkemelerin niteliklerine, üyelerin ne şekilde atanacağına ya da seçileceğine, görev ve yetkilerinin neler olduğuna dair konular doğrudan doğruya Anayasa'da hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Ülkemizdeki yargı kolları arasında yer alan adli yargı; diğer yargı kollarının (anayasa yargısı ve idari yargının) görevine girmeyen davaların çözümlendiği olağan ve genel yargı kolu olup teşkilât yapısı ilk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve Yargıtay olmak üzere üç derecelidir.<br />
Kamu görevinin etkin ve kesintisiz biçimde sürdürülmesi ve soruşturulmasında kamu yararı bulunmayan kimi iddialarla ilgili gereksiz işlem yapılmasının önüne geçilmesi amacıyla kamu görevlilerinin bağlı bulundukları yasalara göre özel soruşturma usulleri öngörülmüştür.<br />
Hâkimlerin suç işlemeleri hâlinde cezai sorumluluklarının bulunduğu, çağdaş hukuk sistemlerinin ortak kabulüdür. Bir hâkimin göreviyle ilgili ya da kişisel bir suç işlemesi mümkün olup bu durumda kişinin hâkim olması nedeniyle işlediği suçun yaptırımsız kalması düşünülemez. Bu nedenledir ki, hukuk sistemimiz içinde hâkimlerin görevleriyle ilgili ya da kişisel nitelikte işledikleri ve suç oluşturan eylemlere ilişkin Anayasa, 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu, 6087 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kurulu Kanunu, 2575 sayılı Danıştay Kanunu ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu gibi kanunlarla kural olarak özel soruşturma ve kovuşturma usulleri ve mercileri öngörülmüştür.</p>

<p>Suçun görev sebebiyle işlendiğinin kabulü için, eylemin memuriyet işleriyle ilgili olması, diğer bir anlatımla suçu doğuran fiil ile görev arasında illiyet bağı bulunması, görevle bağlantılı olması ve görevin sağladığı imkânlardan faydalanılarak işlenmesi gerekir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.02.2004 tarihli ve 2004/2-10 Esas 2004/40 Karar sayılı kararında "Görev sebebiyle işlenen suç kavramının, memuriyet görevinden doğan, görev ile bağlantılı ve görevden yararlanılarak işlenebilen suçları ifade eder." şeklinde kabul edilmiştir. Yargıtayın yerleşik uygulamasına göre kamu görevlilerinin herhangi bir suç örgütüne üye veya yönetici olmaları kişisel suç niteliğindedir.</p>

<p>Özel soruşturma ve kovuşturma usulleri öngören düzenlemelerden; yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa'nın 83. maddesi, hâkim ve Cumhuriyet savcılarına ilişkin 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine ilişkin 6087 sayılı Kanun'un 38. maddesi, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesi ile diğer kamu görevlilerine ilişkin 4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un 2. maddesinde "ağır cezalık suçüstü hâli" ortak bir kavram olarak kullanılmaktadır. Aynı kavram, suç tarihinden sonra 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesine 680 sayılı KHK ile eklenen ve 7072 sayılı Kanun'la aynen kabul edilerek kanunlaşan altıncı fıkrada da yer almaktadır.</p>

<p>CMK'nın "Tanımlar" başlıklı 2. maddesinin (j) bendinde de "Suçüstü hâli"nin;<br />
"1. İşlenmekte olan suçu,<br />
2. Henüz işlenmiş olan fiil ile fiilin işlenmesinden hemen sonra kolluk, suçtan zarar gören veya başkaları tarafından takip edilerek yakalanan kişinin işlediği suçu,<br />
3. Fiilin pek az önce işlendiğini gösteren eşya veya delille yakalanan kimsenin işlediği suçu" ifade ettiği öngörülmüştür.<br />
Belli bir suçun bulunması, failin yakalanmış olması ve failin suçu işlediği an ile yakalandığı an arasında uzun sürenin geçmemiş olması, suçüstü hâlidir.<br />
Öte yandan, suçüstü hâlinin varlığı açısından hukukî düzenlemelerde açıkça bir zaman sınırı öngörülmediği göz önüne alındığında, bir zaman sınırlaması getirmek mümkün değildir. Bir olayın hangi ana kadar suçüstü olarak nitelendirilebileceği, o olayın özelliklerine, işlenen suça, türüne, işlenme biçimine, icra ile yer ve zaman bakımından gerçekleşen illiyet bağına göre takdir edilmelidir.</p>

<p>Suçüstü hâli doktrinde, dar anlamda ve geniş anlamda suçüstü olmak üzere ikili ayrıma tabi tutulmuştur (Faruk Erem, Ceza Usulü Hukuku, 5. Bası, Sevinç Matbaaası, Ankara, 1978, s. 692, 693). Konumuza ilişkin olarak, asıl suçüstü ya da dar anlamda suçüstü, CMK'nın 2. maddesinin (j) bendinde yer alan (1) numaralı alt bentteki "işlenmekte olan suç"u ifade etmektedir.</p>

<p>b) Mütemadi Suçlarda Suçüstü Hâli:<br />
Doktrinde genel kabul gören görüş; mütemadi suçlar suçüstü hâlinde işlenebilen suçlardır. Mütemadi suçlarda, temadi devam ettikçe suçüstü hâlinin devam ettiği, icra hareketlerinin tamamlanmasının gerekmediği, mütemadi suçu oluşturan icra hareketlerinin bir kısmında sanığın geniş anlamda yakalanmasının yeterli olduğu, kanuni düzenlemelerde bu konuda bir ayrıma gidilmediği ve suçüstü hâlinde temadinin sona ereceğine ilişkindir.<br />
Türk Hukukundaki silahlı örgüt suçuna ve usul hukukuna ilişkin düzenlemelere ayrıca değinilecek olmakla birlikte, faile atılı mütemadi suçun niteliği, suçun işlenme şekli ve geniş anlamda yakalama şartlarının her olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi koşuluyla, mütemadi suçlarda genel olarak failin o suça ilişkin devam eden icra hareketlerinin, bu hareketlerin meydana getirdiği hukuka aykırılığın devam ettiğinin, böylelikle o suçun işlenmekte olan bir suç olduğunun ve geniş anlamda yakalama sonucunda somut olayda dar anlamda suçüstü hâlinin var olabileceğinin kabulü gerekmektedir.</p>

<p>c) Terör Suçlarında Özel Soruşturma Usulleri:<br />
Kamu görevlilerinin görev nedeniyle işledikleri suçlar bakımından haklarında doğrudan soruşturma yapılabilmesi, fiilin ağır ceza mahkemesinin görevine girmesi ve failin suçüstü hâlinde yakalanması terör suçları bakımından gerekli görülmemiştir.<br />
Demokratik yaşama ciddi tehdit oluşturan terör suçlarının soruşturulması usulüne ilişkin uzun yıllardan beri yürürlükte olan özel düzenlemeler söz konusudur. Nitekim, 16.06.1983 tarih ve 2845 sayılı yasa ile kurulan Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Görev" başlıklı ikinci bölümünün "Devlet güvenlik mahkemelerinin görevleri" başlıklı 9. maddesi;</p>

<p>"Devlet Güvenlik Mahkemeleri aşağıdaki suçlarla ilgili davalara bakmakla görevlidir.</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununun 125 ila 139 uncu maddelerinde; 146 ila 157 nci maddelerinde; 161, 168, 169, 171, 172, 174 üncü maddelerinde; 312 nci maddenin 2 nci fıkrasında; (...); 499 uncu maddenin ikinci fıkrasında yazılı suçlar,<br />
Yukarıda belli edilen suçları işleyenler ile bunların suçlarına iştirak edenler, sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun Devlet Güvenlik Mahkemelerinde yargılanırlar.<br />
Ancak, Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile savaş ve sıkıyönetim hali dahil Askeri Mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır."<br />
Şeklindedir.<br />
"Soruşturma usulü" başlıklı 10. maddesinde;<br />
"...Bu Kanun kapsamına giren suçlar hakkında, suç görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılıklarınca doğrudan doğruya takibat yapılır." hükmü yer almaktadır.<br />
5271 sayılı CMK'nın 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen 250. maddesi;<br />
"(1) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
...<br />
c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),<br />
Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür.<br />
...<br />
(3) Birinci fıkrada belirtilen suçları işleyenler sıfat ve memuriyetleri ne olursa olsun bu Kanunla görevlendirilmiş ağır ceza mahkemelerinde yargılanır. Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile (…) askerî mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.",<br />
Aynı Kanun'un 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile ilga edilen "Soruşturma" başlıklı 251. maddesi ise;<br />
"(1) 250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu suçlar görev sırasında veya görevden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet Başsavcılığınca 250 nci madde kapsamındaki suçlarla ilgili davalara bakan ağır ceza mahkemelerinden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez...."</p>

<p>Şeklindedir.</p>

<p>"Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi, soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 3713 sayılı Terörler Mücadele Kanunu'nun 10. maddesinin 21.02.2014 tarihli 6526 sayılı Kanun'un 19. maddeleriyle yürürlükten kaldırılmadan önceki hâli;<br />
"Bu Kanun kapsamına giren suçlar dolayasıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayabilecek şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür. Bu mahkemelerin başkan ve üyeleri adlî yargı adalet komisyonunca, bu mahkemelerden başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.<br />
Anayasa Mahkemesi ve Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler ile askeri mahkemelerin görevlerine ilişkin hükümler saklıdır.</p>

<p>Bu Kanun kapsamına giren suçlarla ilgili olarak;</p>

<p>a) Soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır. Bu Cumhuriyet savcıları, Cumhuriyet başsavcılığınca başka mahkemelerde veya işlerde görevlendirilemez.</p>

<p>b) Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316'ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26'ncı maddesi hükmü saklıdır" biçimindedir.</p>

<p>Mülga hükümlerin incelenmesinde de görülmektedir ki; silahlı terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'la kural olarak, soruşturmanın genel hükümlere göre, bu kanun uyarınca kurulmuş mahkemelerde görev yapan Cumhuriyet savcıları tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Devlet güvenlik mahkemelerinin kaldırılmasından sonra yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nın 250. maddesi ile de bu genel kural aynen korunmuştur.</p>

<p>05.07.2012 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 3. fıkrasının (b) bendi ile TCK'nın 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316 maddelerinde yazılı olup 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesi uyarınca doğrudan terör suçu kabul edilen suçlar hakkında görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet Savcıları tarafından doğrudan soruşturma yapılacağı hüküm altına alınmış olup aynı Kanun maddesinin bendinde 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu'nun 26. maddesi hükmünü saklı tutmuştur.<br />
Daha sonra 06.03.2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı Kanun'un 15. maddesi ile 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ıncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmü 8. fıkra olarak eklenmiştir. Suç tarihinde bu hüküm yürürlüktedir.</p>

<p>Dolayısıyla suç tarihinde 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı terör suçları yönünden yapılacak soruşturmalarda görev ya da kişisel suç olup olmadığına bakılmaksızın Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve HSK üyelerine yönelik kendi özel kanunlarına ilişkin özel bir koruma öngörülmemiştir.<br />
Suç tarihinde yürürlükte bulunan 5235 sayılı Kanun'un "Ağır ceza mahkemesinin görevi" başlıklı 12. maddesinde ağır ceza mahkemesinin görevine giren davaların istisnası olarak yer verilen "Anayasa mahkemesi Yargıtayın yargılayacağı kişilere ilişkin hükümler askeri mahkemelerin görevine giren hükümler ile çocuklara özgü kovuşturma hükümleri saklıdır." şeklindeki hüküm de kovuşturma aşamasında görevli mahkemenin belirlenmesine ilişkin olup soruşturmanın usulüne ilişkin düzenleme içermemektedir.</p>

<p>Bu bağlamda ele alınması gereken ve 2575 ile 2797 sayılı Kanun'ların yürürlük tarihinden sonra, somut olayımızda suç tarihinden önce 06.03.2014 tarihli ve 28933 sayılı mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle, 5271 sayılı CMK'nın 161. maddesine eklenen sekizinci fıkrada "Türk Ceza Kanununun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26 ncı maddesi hükmü saklıdır." hükmüne ilişkin düzenlemede, aralarında silahlı örgüt suçunun da sayıldığı bazı suçların vahameti ve bu suçlarla korunan hukuki değer dikkate alınarak 2937 sayılı Kanun'da sayılan kişilere yönelik istisna haricinde, bu suçların soruşturmasının genel hükümlere göre yürütüleceği açıkça hüküm altına alınmıştır. Buna göre Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesinin 6. fıkrasında belirtilen kişisel suç ağır cezalık olmasa ve fail suçüstü hâlinde yakalanmasa dahi, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrası gereğince doğrudan soruşturulabilecektir. Dolayısıyla TCK'nın 314. maddesinde yazılı silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle genel hükümlere göre soruşturma yapabilmek için suçüstü hâlinin bulunmasına gerek yoktur.</p>

<p>Ayrıca, 15.07.2016 tarihinde ülke genelinde başlayan ve 19.07.2016'e kadar devam eden hükûmeti devirmeye ve Anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs edilmesi sebebiyle ve demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla ilan edilen olağanüstü hâlin varlığı, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit ve tehlikenin boyutu, darbe teşebbüsünde bulunan terör örgütünün tüm unsurlarıyla ve süratle bertaraf edilmesi amacıyla yapılan işlemlerin uygulanabilmesi ve demokrasinin korunarak hukuk devleti ilkesine bağlılığın sağlanması için ihtiyaç duyulan süre darbenin yapıldığı günle sınırlı olmamıştır. Mevcut iktidar tarafından Anayasal düzeni korumakla görevli kolluk güçleri ile soruşturma ve yargılama organları üzerindeki terör örgütünün kontrolünün boyutu bilinmediğinden zira üst düzey yöneticilerin en yakınındaki görevlilerin örgüt mensubu olduğunun anlaşıldığı ortamda, çağrı üzerine halkın günlerce meydanlarda demokrasi nöbeti tutarak güvenliğin sağlanmaya çalışıldığı bir süreçte; 15.07.2016 tarihinde başlayan ve sonrasında da devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sürecinde sanığın yakalanıp gözaltına alındığı ve tutuklandığı hususları dikkate alındığında; sanığa isnat edilen suça ilişkin suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma ve kovuşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğu kabul edilemeyecektir.</p>

<p>d) Hâkim ve Savcılar Sınıfı:<br />
Hâkim ve savcılarla ilgili olarak 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 82 ve müteakip maddelerine göre "görevden doğan veya görev sırasında işlenen suçlardan dolayı" soruşturma yapılması izne bağlanmış, aynı Yasa'nın 90. maddesi gereğince birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar için Yargıtayın ilgili ceza dairesi, birinci sınıfa ayrılmayan hâkim ve savcılar için de bağlı bulundukları yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesi kovuşturma mercisi olarak belirlenmiştir. Hâkim ve savcıların kişisel suçları ile ilgili soruşturma, görev yerlerine en yakın Ağır Ceza Mahkemesi Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılır. Bu suçlar yönünden kovuşturma mercisi aynı yargı çevresindeki Ağır Ceza Mahkemesidir. (2802 sayılı Kanun'un 93. maddesi). Ağır Ceza Mahkemesinin görevine giren suçüstü hâlinde ise soruşturma genel hükümlere göre bizzat Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. (Aynı Yasa'nın 94. maddesi). Hâkim ve savcıların görev suçları yanında görev sırasında işledikleri suçlar yönünden de özel soruşturma usulü benimsenmiştir. Ancak bu kuralın iki istisnası bulunmaktadır: ağır cezalık suçüstü hâli ve Türk Ceza Kanunu'nun 302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316. maddelerinde yer alan suçların işlendiği iddiasıyla yapılan soruşturmalardır. (CMK'nın 161/8. maddesi)<br />
Görev suçlarında soruşturma sırasında alınması gerekli koruma tedbirleri bakımından 2802 sayılı Yasa'nın 85. maddesinde "Soruşturma sırasındaki tutuklama istemleri, son soruşturma açılmasına karar vermeye yetkili merci tarafından incelenir ve karara bağlanır." şeklinde açık biçimde düzenlenmiş iken, şahsi suçlar yönünden özel bir hüküm bulunmadığından kanun koyucu burada genel kuraldan ayrılmamış olup bu hâlde soruşturma yapan Cumhuriyet Başsavcılığının yargı çevresindeki sulh ceza hâkimleri yetkili olacaktır.</p>

<p>e) Yargıtay Başkanı ve Üyeleri:<br />
Hukuk devletinin en önemli unsurlarından birini kanuni hâkim güvencesi oluşturmaktadır. Bu ilke Anayasal bir hak olarak korunmuş olup Anayasa'nın 37. maddesinde "Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarılamaz. Bir kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz" şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay, adli yargı içerisinde Anayasal boyutta bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olarak düzenlenmiş olup adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı mercisine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme mercisidir. Kanunla gösterilen belli davalara da ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmakla görevli kılınmıştır. Yargıtay Başkan ve Üyeleri ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili ve özel kanunlarında belirtilen kimseler aleyhindeki görevden doğan tazminat davalarına ve kişisel suçlarına ait ceza davalarına ve kanunlarda gösterilen diğer davalara ilk ve son derece mahkemesi olarak bakmak bu görevler kapsamındadır.</p>

<p>Bilindiği üzere, 15.07.2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün savuşturulmasından hemen sonra Milli Güvenlik Kurulu 20.07.2016 tarihinde yaptığı toplantıda "demokrasinin, hukuk devleti ilkesinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerinin korunmasına yönelik tedbirlerin etkin bir şekilde uygulanabilmesi amacıyla" hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde bulunmayı kararlaştırmıştır. Bunun üzerine, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 20.07.2016 tarihinde, ülke genelinde 21.07.2016 Perşembe günü saat 01.00'den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar vermiştir. Anılan karar 21.07.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Olağanüstü hâl ilan edilmesine ilişkin karar, aynı gün TBMM tarafından onaylanmıştır.<br />
Türkiye Cumhuriyeti 21.07.2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'ne; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) ilişkin derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. Olağanüstü hâlin uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir.<br />
Olağanüstü hâl, Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu tarafından 05.10.2016, 03.01.2017 ve 17.04.2017 tarihlerinde alınan kararlarla üçer ay daha uzatılmıştır.<br />
Olağanüstü hâl döneminde çıkarılan KHK'lar ile bazı yasalarda değişiklikler yapılmıştır.<br />
2797 sayılı Kanun'un; Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı yapılacak inceleme, soruşturma ve kovuşturma usullerini düzenleyen 46. maddesi suç tarihi itibarıyla;<br />
"Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır. Ancak, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinin hazırlık ve ilk soruşturması genel hükümlere tabidir.<br />
Birinci Başkanlık Kurulu kendisine intikal eden veya ettirilen ihbar ve şikayetleri inceleyerek soruşturma açılmasını gerektirir nitelikte gördüğü takdirde, ilk soruşturma yapılması için ceza dairesi başkanlarından birini görevlendirir. Aksi takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verir. Bu karar kesindir.<br />
Soruşturma ile görevlendirilen başkan, soruşturmayı ikmal ettikten sonra evrakı Birinci Başkanlık Kuruluna gönderir.<br />
Soruşturmayı yapan ceza dairesi başkanı sorgu hakiminin yetkisini haiz olup Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun ilk soruşturmaya ait hükümlerini uygular. Vereceği tutuklama ve tutuklamanın kaldırılması veya kefaletle salıvermeye ait kararları Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile tekemmül eder.<br />
Birinci Başkanlık Kurulu, incelediği evrakı eksik bulursa soruşturmayı yapan başkana tamamlattırır. Son soruşturmanın açılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına, aksi halde son soruşturmanın açılmasına karar verir ve görevle ilgili suçlarda Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda Yargıtay Ceza Genel Kuruluna tevdi olunmak üzere dosyayı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderir. Evrakın işlemden kaldırılmasına dair verilen kararlar kesindir.<br />
Sanık, Ceza Genel Kurulunca verilen kararın tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde yeniden incelenmesini isteyebilir." şeklinde düzenlenmişken, bu maddenin beşinci fıkrasında 680 sayılı KHK'nın 5. maddesiyle değişiklik yapılarak bu kişilerin kişisel suçlarında kovuşturma makamı "Yargıtay Ceza Genel Kurulu" yerine "Yargıtay ilgili ceza dairesi" olarak yeniden belirlenmiş ve maddenin altıncı fıkrası da yürürlükten kaldırılmıştır. Bu değişiklik 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.<br />
Son olarak, 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin yürürlükten kaldırılan altıncı fıkrası bu kez 690 sayılı KHK'nın 2. maddesiyle yeniden düzenlenmiş ve bu fıkra;<br />
"Ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü halinde genel hükümlere göre yürütülen soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezlekeyle birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Hâkim kararı gerektiren işlemlere dair Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının talepleri ile kovuşturmaya yer olmadığına dair kararlara yapılan itirazlar hakkında, soruşturma konusu suçların en ağırına bakmakla görevli Yargıtay ceza dairesini numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı tarafından karar verilir. Suçun son numaralı ceza dairesinin görevine girmesi halinde talebi inceleme yetkisi Birinci Ceza Dairesi Başkanına aittir. Hâkim kararı gerektiren işlemlerde başkanın verdiği kararlara karşı yapılan itirazı numara itibarıyla izleyen ceza dairesi başkanı inceler. Son numaralı daire başkanının kararı, Birinci Ceza Dairesi Başkanı tarafından incelenir. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır." biçiminde son hâlini almış ve bu düzenleme de 7072 sayılı Kanun'un 4. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır.<br />
Söz konusu değişikliklerle birlikte, 2797 sayılı Kanun'un "Dairelerin Görevleri" başlıklı 14. maddesinde yine 680 sayılı KHK'nın 3. maddesiyle yapılan ve 7072 sayılı Kanun'un 2. maddesiyle aynen kabul edilerek kanunlaşan değişiklik sonucunda bu maddeye "Yargıtayın ilk derece mahkemesi olarak bakmakla görevli olduğu davalarda, iş yoğunluğunun zorunlu kılması halinde Birinci Başkanlık Kurulu bir veya birden fazla daireyi sadece bu işlere bakmak amacıyla görevlendirebilir. Bu durumda, görevlendirilen dairenin bakmakta olduğu işler, bir sonraki takvim yılı beklenmeksizin Birinci Başkanlık Kurulu tarafından başka dairelere verilebilir." biçiminde (f) bendi eklenmiştir.<br />
2797 sayılı Kanun'un 14 ve 46. maddelerinde yapılan değişiklikler üzerine toplanan Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca öncelikle 11.07.2017 tarih ve 245 sayı ile; söz konusu düzenlemelere yer verildikten sonra "kovuşturma işlemlerini yürütmek üzere Yargıtay 9. Ceza Dairesinin görevlendirilmesine" karar verilmiş ve bu karar 18.07.2017 tarihli ve 30127 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Gelinen aşamada, suç tarihi itibarıyla Yargıtayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılayacağı kişilerin, şahsi suçları bakımından kovuşturma makamı Yargıtay Ceza Genel Kurulu iken, sonradan olağanüstü hâl döneminde yürürlüğe konulan 680 sayılı KHK ile bu makamın Yargıtay ilgili ceza dairesi olarak değiştirilmesinin ve yargılamanın bu doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasının tabii hâkim ilkesi bağlamında incelenmesi gerekmektedir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.10.2018 tarihli ve 389-420 sayılı kararında; Yargıtay Daireleri arasındaki görev ilişkisinin, adli yargı ilk derece mahkemeleri arasında var olan ve kamu düzenine ilişkin bulunan görev ilişkisi niteliğinde olmayıp 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 14. maddesinde yer alan "hukuk daireleri ile ceza daireleri kendi aralarında iş bölümü esasına göre çalışır" şeklindeki düzenlemeden de anlaşılacağı üzere idari nitelikte iş bölümü ilişkisi olduğu, ancak kamu düzenine ilişkin görev ve bu husustaki uyuşmazlığın değerlendirilmesi açısından ilk derece yargılamasına konu dosyayı ele alan ve davaların birleştirilmesi hususunda farklı görüş bildiren Özel Dairelerin birbirinden farklı mahkemeler değil, istisnai hâllerde ilk derece yargılaması yapan "Yargıtay", dolayısıyla tek mahkeme olarak değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Terör suçlarına ilişkin davalara yönelik kanun yolu incelemeleri Yargıtay 16. Ceza Dairesince yapılmakta iken, bu suçlardan kaynaklanan davalardaki artış, bu artışın Yargıtayın tali ve istisnai görevi olan ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapma görevine de yansıması ve bu nedenle oluşan ciddi iş yoğunluğu, beraberinde daireler arasında bu hususta da iş bölümü yapılması sonucunu doğurmuştur. Bu bağlamda 2797 sayılı Kanun'da ve diğer özel kanunlarda sayılan kişilerin kişisel suçlarında ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapılması hususunda Yargıtay 9. Ceza Dairesi görevlendirilmiş, Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanınca hazırlanan Çalışma Yönergesi'ne göre ise iş yoğunluğu nedeniyle Dairede birden fazla heyet oluşturularak çalışma usulüne gidilmiştir.<br />
Suç tarihinden önce ve sonrasında da 2018 yılının Eylül ayına kadar Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 2797 sayılı Kanun'da ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nde düzenlenen çalışma usulleri gereğince, değişken üyelerle haftada ancak bir kez toplanabilen ve zamanaşımı yakın, tutuklu iş niteliğinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının mahiyeti ve infaza dair olası hukuki sonuçları vb. nedenlerle önceliği bulunan dosyaların yoğun olarak görüşüldüğü bir karar organı olarak faaliyet göstermekteydi. Söz gelimi, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla temin edilen sayısal verilere göre; 2017 yılında özetle 271'i itiraz, 877'si direnme olmak üzere esasa kaydedilen toplam 1148 dosyanın toplam 524'ü karara bağlanmış, karara bağlanan dosya sayısı 2018 yılında da 698 olarak ortaya çıkmaktadır.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunda suç ayrımı yapılmaksızın tüm dairelerden gelen dosyaların karara bağlanmasına, derdest dosyaların çokluğu ve niteliğine, çalışma usulleri gereği önceden değişken tek heyet, sonradan ise sabit tek heyet hâlinde ve haftada en fazla 1-2 gün toplanabilmesine karşın, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin bir uzmanlık mahkemesi biçiminde faaliyet göstermesi, bu Dairenin dahi yargılamaların makul sürede tamamlanabilmesi için haftanın bir çok günü ve birden fazla heyetle toplanarak yargılama yapıyor olması, mevcut çalışma prensipleri ve suç tarihinden sonra ortaya çıkıp belirginleşen iş yoğunluğu da dikkate alındığında, kişisel suçları nedeniyle Yargıtayda yargılanacak kişilerin kovuşturma makamının Yargıtay Ceza Kurulu olarak belirlenmesi, bu Kurulun önceden istisnai görevi olarak öngörülen yargılama yapma yetkisini asli görevi hâline getireceği, bu nedenle hem derdest dosyaların hem de kovuşturma yapılmak üzere gelen dosyaların adil yargılanma hakkına uygun olarak makul sürede tamamlanmasının imkânsızlaşacağı, dolayısıyla kovuşturma yapma yetkisinin Yargıtay ilgili ceza dairesine devredilmesine dair düzenlemenin, salt Yargıtay Ceza Genel Kurulunca bu görevin yerine getirilmesindeki zorluk yerine adil yargılanma hakkının sağlanması ve davaların makul süre içinde sonuçlandırma gibi evrensel hukuk ilke ve kuralları açısından uluslararası üst normlardan kaynaklanan zorunluluğun gereği olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, söz konusu değişiklik üzerine kovuşturmanın Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılmasının usul ve kanuna uygun olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu nedenle; dava konusu olayda sanığa atılı suç nedeniyle yargılamanın Yargıtay 9. Ceza Dairesince yapılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>f) Danıştay Başkanı ve Üyeleri:<br />
Danıştay üyelerinin hukukî durumları 2575 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un 3. maddesinde Danıştay Başkanı, Danıştay Başsavcısı, Danıştay başkanvekili, daire başkanları ile üyelerin "Danıştay Meslek Mensupları"nı ifade ettiği, 4. maddesinde de bu görevlilerin yüksek mahkeme hâkimleri olarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasası ve kanunların kendilerine sağladığı teminat altında görev yapacakları belirtilmiştir.<br />
2575 sayılı Kanun'un "Soruşturma" başlıklı 76. maddesi;<br />
"1-Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işlemiş bulundukları suçlardan dolayı, Danıştay Başkanının seçeceği bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından ilk soruşturma yapılır.<br />
2-Danıştay Başkanı hakkında soruşturma, kendisinin katılmayacağı Başkanlık Kurulunca seçilecek bir daire başkanı ile iki üyeden oluşan bir kurul tarafından yürütülür.<br />
3-Kurul, soruşturma sonunda düzenleyeceği fezlekeyi ve buna ilişkin evrakı Danıştay Başkanına, soruşturma Danıştay Başkanı hakkında ise fezlekeyi ve evrakı başkanvekiline verir. Bu husustaki dosya Danıştay Başkanı veya vekili tarafından gerekli karar verilmek üzere İdari İşler Kurulu Başkanlığına tevdi edilir. Bu Kurulun vereceği kararlar sanığa ve varsa şikayetçiye tebliğ olunur.<br />
4-Yargılamanın men'i kararı kendiliğinden ve son soruşturmanın açılmasına dair kararlar itiraz üzerine İdari İşler Kurulu Başkan ve üyelerinin katılmayacağı Danıştay Genel Kurulunda incelenir.<br />
5-Danıştay Genel Kurulunun bu toplantılarında yeter sayı en az otuzbirdir. Toplantıda hazır bulunanlar çift sayıda ise en kıdemsiz üye toplantıya katılmaz." ,<br />
Aynı Kanun'un "Soruşturma dosyasının yargı yerlerine gönderilmesi" başlıklı 79. maddesi;<br />
"76 ncı madde gereğince verilen son soruşturmanın açılmasına dair kararlar üst kurulca onanmak veya itiraz olunmamak suretiyle kesinleştikten sonra, soruşturma dosyası, gereği yapılmak üzere Danıştay Başkanı veya vekili tarafından Cumhuriyet Başsavcısına gönderilir.",<br />
Aynı Kanun'un "Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun uygulanacağı haller" başlıklı 81. maddesi;<br />
"...belirtilen bu maddelere göre yapılacak soruşturmalarla verilecek kararlarda, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun soruşturmaya ilişkin hükümleri uygulanır.<br />
2. Soruşturma kurulları sorgu hakiminin yetkilerini haizdir."<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.<br />
"Şahsi suçların kovuşturma usulü" başlıklı 82. maddesinin birinci fıkrasında ise Danıştay Başkanı, Başsavcı, başkanvekilleri, daire başkanları ve üyelerin şahsi suçlarının takibinde Yargıtay Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı ve üyelerinin şahsi suçlarının takibiyle ilgili hükümlerin uygulanacağı öngörülmüştür.<br />
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;<br />
Danıştay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 2797 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.<br />
g) Askeri Yargıtay Üyeleri:<br />
Askeri Yargıtay üyelerinin hukuki durumu 1600 sayılı Askeri Yargıtay Kanunu'nda düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Şahsi suçlar" başlıklı 38. maddesinin son fıkrası "Askeri Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci Başkanı, daire başkanları ve üyelerinin genel yargıya tabi şahsi suçlarının kovuşturulmasında Yargıtay Başkan ve üyeleri ile Cumhuriyet Başsavcısının şahsi suçlarının kovuşturulmasına ilişkin hükümler uygulanır." şeklindedir.<br />
Söz konusu hukuki düzenleme ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;<br />
Askeri Yargıtay üyelerine atılı kişisel suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 1600 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.</p>

<p>ğ) Hâkimler ve Savcılar Kurulunun Seçimle Gelen Üyeleri:<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerinin hukukî durumları 6087 sayılı Kanun'da düzenlenmiştir. Anılan Kanun'un "Haklarındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı beşinci kısmında yer alan "Üyelerin Hukuki Durumları" başlıklı birinci bölümünde düzenlenen 34. maddesi uyarınca, Kurulun seçimle gelen üyelerinir görevleri süresince Yargıtay daire başkanı için ilgili mevzuatta öngörülen tüm malî ve sosyal haklardan yararlanacakları hüküm altına alınmıştır.<br />
Yine, 6087 sayılı Kanun'un Beşinci Kısmında yer alan "Üyeler Hakkındaki Soruşturma ve Kovuşturmalar" başlıklı İkinci Bölümde, üyeler hakkında disiplin ve adli yönden yürütülecek soruşturma ve kovuşturma işlemlerine dair düzenlemelere yer verilmiştir.<br />
6087 sayılı Kanun'un "Üyelerin adli suçlarıyla ilgili soruşturma ve kovuşturma usulü" başlıklı 38. maddesi;<br />
"(1)(Değişik: 18/6/2014-6545/100 md.) Kurulun seçimle gelen üyelerinin görevleriyle ilgili suçları ile kişisel suçları hakkındaki soruşturma ve kovuşturma izni işlemleri Genel Kurul tarafından, kovuşturma açılması kararı ve kovuşturma mercilerinin belirlenmesi ise gösterilen yetkili merciler tarafından bu Kanun hükümleri uyarınca yapılır.<br />
(2) Kurulun seçimle gelen üyeleri hakkında yapılan ihbar ve şikâyetlerde Başkan, işi Genel Kurula götürmeden önce daire başkanlarından birine ön inceleme yaptırabilir. Görevlendirilen bu daire başkanı, incelemesini yaptıktan sonra, durumu bir raporla Başkana bildirir.<br />
(3) Başkan suç ihbar veya şikâyetini doğrudan ya da inceleme yaptırdıktan sonra Genel Kurula sunar. Yapılan görüşme sonucunda; soruşturma açılmasına yer olmadığına ya da soruşturma açılmasına karar verilir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde, Genel Kurul tarafından soruşturma yapmak üzere gizli oyla bir üye seçilir.<br />
(4) Soruşturma için seçilen üye, 5271 sayılı Kanuna göre işlem yapar ve kanunların Cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkileri kullanır. Soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda ilgililer hakkında isnat edilen suçun niteliğine göre belirlenmiş bulunan kovuşturma mercilerine başvurur.<br />
(5) Soruşturmayı yürüten üye, soruşturmayı tamamladıktan sonra kovuşturma açılmasına yer olup olmadığı hakkındaki kanaatini belirten bir rapor hazırlayarak, rapor ve eklerini Genel Kurula sunulmak üzere Başkana verir.<br />
(6) Genel Kurul, dosyayı inceledikten ve varsa eksiklikleri tamamlattıktan sonra, kovuşturma yapılmasına gerek görmediği takdirde evrakın işlemden kaldırılmasına karar verir; aksi hâlde kovuşturma yapılmasına izin verir.<br />
(7) Kovuşturma yapılmasına ilişkin verilen iznin kesinleşmesi üzerine dosya;<br />
a) Görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesine,<br />
b) Kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesine,<br />
kamu davası açılmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.<br />
(8) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı iddianamesini düzenleyerek evrakı, görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla yargılama yapmak üzere Anayasa Mahkemesine, kişisel suçlarda ise Yargıtay ilgili ceza dairesine gönderir.<br />
(9) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde soruşturma genel hükümlere göre yürütülür ve durum hemen Kurula bildirilir. Soruşturma sonucunda dosya, düzenlenen fezleke ile birlikte Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir. Başsavcılık tarafından yerine getirilecek müteakip iş ve işlemlerde 4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 46 ncı maddesinin altıncı fıkrası hükümleri uygulanır. İddianame hazırlanması hâlinde kovuşturma, görevle ilgili suçlarda ... Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesince, kişisel suçlarda Yargıtay ilgili ceza dairesince yapılır...."<br />
Biçiminde son hâlini almıştır.<br />
Söz konusu hukuki düzenlemeler ile yukarıda Yargıtay üyelerine ilişkin kısımda yer verilen açıklamalar incelendiğinde;<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun seçimle gelen üyelerine atılı suçun, suçüstü hâli bulunup bulunmadığına bakılmaksızın, CMK'nın 161. maddesinin 8. fıkrasında yazılı suçlardan olması ya da "ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli" kapsamında işlenmesi durumunda, görev suçu ya da kişisel suç olup olmadığının önemi bulunmamaktadır. Bu hâlde soruşturma ya da kovuşturma izinleri alınmasına gerek bulunmaksızın, dolayısıyla 6087 sayılı Kanun'da düzenlenen güvenceler uygulanmaksızın genel hükümlere göre soruşturma yürütülmesi gerekmektedir.</p>

<p>h) AİHM Kararı Işığında Suçüstü Hâlinin Uygulanmaması Durumunda Uygulanacak Usul Hükümleri:<br />
Suçun işlendiği tarihte yüksek yargı mensubu olarak görev yapan sanığın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin suçüstü hâline ve mütemadi suça ilişkin kararı doğrultusunda, örgüt üyeliği eylemini suçüstü koşulları altında gerçekleştirmediğinin kabulü hâlinde hakkında uygulanacak hükümlerin değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Kişisel suçlar bakımından 2802 sayılı Hâkimler Savcılar Kanunu'nda olduğu gibi Yargıtay Kanunu, Danıştay Kanunu ile Anayasa Mahkemesinin Kuruluş Ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun'da özel düzenlemelere yer verilmiştir. Sanık, anılan kanunlar gereğince yukarıda açıklandığı üzere özel soruşturma usulüne tabidir. Suç işlediği şüphesinin Yargıtay veya Danıştay Birinci Başkanlık Kurulu tarafından öğrenilmesi hâlinde bu işin ön incelemesini yapmak üzere ilgiliden daha kıdemli bir üye veya başkan görevlendirilerek gerekli soruşturmanın yapılacağı, soruşturma sonrasında adli veya idari yönden bir suç işlendiği kanaatine varılması hâlinde düzenlenecek raporların Birinci Başkanlık Kuruluna sunulacağı, Başkanlık Kurulunca düzenlenecek talepnameyle ilgili hakkında dava açılacağı anlaşılmakta ise de sanığın mensup olduğu iddia edilen terör örgütünün Anayasal düzene yönelik darbe girişimi sonrasında açığa alınan ve hakkında disiplin soruşturması başlatılan sanık istifaya davet edilmiş, bu daveti kabul etmemesi üzerine görevine son verilmek suretiyle disiplin suçu bakımından en ağır yaptırım uygulanmıştır. Bu arada Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütülüp sevk edildiği Sulh Ceza Hâkimliğince de tutuklandığı anlaşılmaktadır. Yargılamada gelinen bu aşamada yukarıda izah edilen özel soruşturma hükümlerinin uygulanmamasının, yargılamanın durması için bir neden teşkil edip etmeyeceği değerlendirildiğinde; usule ilişkin hakkın özüne dokunan ihlal gerçekleşmediği takdirde kovuşturma aşamasından soruşturma aşamasına dönülemeyeceği ilkesi gözetilip diğer taraftan ilgili mevzuata göre en ağır yaptırım gerektiren fiili işlemiş olması nedeniyle görevden sürekli şekilde uzaklaştırılmış bulunan sanık hakkında tekrar soruşturma izninin verilmesini talep etmenin yargılamayı uzatacağı ve yasanın kamu görevlileri hakkında özel soruşturma usulü konulmasındaki amacına hizmet etmeyeceği açık olup bu nedenle yargılamanın durdurulmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>2) SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ SUÇUNUN HUKUKİ NİTELENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p>Yargıtayın yerleşik uygulaması ve öğretideki ağırlıklı görüşlere göre örgüt kurma, yönetme ve üyelik suçları;<br />
a) Genel Olarak:<br />
Yapılanma biçimi ne olursa olsun kanunlarda suç olarak tanımlanan fiillerin işlenmesi amacıyla oluşturulmuş örgütlere suç örgütü denmektedir.<br />
Örgüt kurma ve yönetme suçunda genel hükümlerden ayrı olarak kanun koyucu hazırlık hareketlerini suç sayarak kamu düzeninin ve güvenliğinin korunmasını sağlamak amacıyla bağımsız bir suç düzenlemesi yapmıştır. Bu suç somut tehlike suçudur.<br />
Düzenleme ile amaç suçtan bağımsız olarak, hazırlık hareketlerini cezalandıran bir suç tipine yer verilmiştir.<br />
Devletin şahsiyetine karşı cürümlere müteveccih çok kişinin iradesinin birleşmesinin doğuracağı ağır tehlikeyi ve ciddi bir suçun işlenmesi ihtimalinin muhakkaklığını göz önünde bulundurarak bu kolektif suç tehlikesini müstakil suç olarak cezalandırmış ve icra hareketlerine geçilmeden bir fiilin cezalandırılmayacağı prensibinden ayrılmıştır.<br />
Devletin şahsiyetine karşı suçların çoğu teşebbüs suçudur, teşebbüs dahi tamamlanmış suç gibi kabul edildiğinden, zaten tehlike suçudur; bu bakımdan hazırlık hareketlerinin cezalandırılması "tehlike tehlikesinin cezalandırılması" şeklinde kabul edilmektedir. (Manzini, 1950, 606, atfen, Özek, ege. s. 348)<br />
b) Örgüt kurma:<br />
Örgüt, soyut bir birleşme olmayıp bünyesinde hiyerarşik bir yapının, ast-üst ilişkisinin, emir-komuta zincirinin hâkim olduğu yapılanmayı ifade eder. Böylece örgüt, mensupları üzerinde hakimiyet tesis eden bir güç kaynağı mahiyetini kazanmaktadır. Bu bağlamda bir organize güç aracından, organize güç enstrümanından söz edilebilir.<br />
Suç örgütünün varlığından söz edebilmek için belli bir amaç, maksat etrafındaki bir fiili birleşme yeterlidir. Bu örgütler mahiyetleri itibariyle devamlılık arz ederler. Bu itibarla belli bir suçu işlemek için bir araya gelme hâlinde bir suç örgütünün varlığından bahsedilemez.<br />
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, somut bir tehlike suçu olduğu için oluşturulan örgütün üye sayısı ve malzeme donanımı itibariyle güdülen amaçları gerçekleştirme açısından somut bir tehlike arzedip arzetmediği hâkim tarafından yapılacak değerlendirmeyle belirlenecektir. Somut zarar tehlikesini oluşturmaya uygunluk için "amacı gerçekleştirmeye yeterli üye"nin, "hiyerarşik örgüt yapısı"nın, "şiddete dayanan eylem programı"nın varlığını aramak gerekir.<br />
Örgütün silahlı olup olmaması ve sahip olunan silahların cins, nitelik ve miktarı somut tehlikenin belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Örgütün, silahlı örgüt vasfını kazanması için mensuplarının silah sahibi olmaları gerekmez. Silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının olması gerekli ve yeterlidir.<br />
c) Örgüt yönetme:<br />
Fail, hiyerarşik olarak örgüt üyeleri üzerinde bulunuyor, geniş bir alanda iş bölümü yapabiliyor, örgüt üyeleri üzerinde sevk ve idarede bulunabiliyor, örgütsel faaliyetlerin organizasyonunda ve icrasında harekete geçiren, engelleyen veya durduran olarak rol üstlenebiliyor, bu faaliyetleri denetleyebiliyor ise yönetici olarak kabul edilebilecektir.<br />
Örgüt yönetme, örgütün amaçları doğrultusunda örgütü idare etmeyi, emir ve direktif vermeyi, örgüt içinde inisiyatif ve karar verme gücüne sahip olmayı gerektirir. Örgütün varlığının, etkinliğinin ve gelişiminin sağlanması, hedeflerinin belirlenmesi, program ve stratejilerinin saptanmasını ifade eder. Ancak örgütün faaliyetleri çerçevesinde sadece belirli bir suçun işlenmesini organize edenler bu suçun işlenmesini planlayıp yönetenler örgüt yöneticisi olarak kabul edilemez.<br />
Geniş bir alanda faaliyet yürüten örgütlerin yöneticileri, örgüt yapılanması da dikkate alınarak somut olayın özelliklerine, bu kişilerin örgütün hiyerarşik yapısı içerisindeki konum ve görevlerine göre belirlenmelidir. Bu tür örgütlenmelerde her yöneticinin örgütün tamamını yönetmesi mümkün olmadığından, örgütün bölge, il, ilçe sorumlularının yönetici olup olmadıklarının sorumluluk sahalarındaki örgütsel faaliyetlerin yoğunluğu da gözetilerek belirlenmesi gerekir.<br />
d) Örgüt üyeliği:<br />
Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir. Örgüt üyeliği; örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hâkim olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ; canlı, geçişken, etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit eden bağ olup üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına suç işlemede de örgüt yöneticileri veya diğer mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemedeki ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye hazır olması ve öylece ifa etmesidir.<br />
Örgüt üyesinin bu suçtan cezalandırılması için örgüt faaliyeti kapsamında ve amacı doğrultusunda bir suç işlemesi gerekmez ise de örgütün varlığına veya güçlendirilmesine nedensel bir bağ taşıyan maddi ya da manevi somut bir katkısının bulunması gerekir. Üyelik mütemadi bir suç olması nedeniyle de eylemlerde bir süre devam eden yoğunluk aranır.<br />
Bu ilkeler ışığında iç hukukumuzdaki düzenlemelere göz atıldığında;<br />
Terör konusunu özel bir kanunla düzenleme yoluna giden kanun koyucu, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 1. maddesinde terörü; "Cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir." aynı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrasında terör suçlusunu; "Birinci maddede belirlenen amaçlara ulaşmak için meydana getirilmiş örgütlerin mensubu olup da, bu amaçlar doğrultusunda diğerleri ile beraber veya tek başına suç işleyen veya amaçlanan suçu işlemese dahi örgütlerin mensubu olan kişi..." şeklinde tanımlamış, aynı maddenin ikinci fıkrasında ise terör örgütüne mensup olmasa da örgüt adına suç işleyenlerin de terör suçlusu sayılacağını hüküm altına almıştır.<br />
Bu genel terör ve terör suçlusu tanımları dışında 3713 sayılı Kanun'un 3. maddesinde doğrudan terör suçları, 4. maddesinde de dolaylı terör suçları düzenlenmiştir.<br />
TCK'nın 314. maddesi bakımından bir oluşumun veya yapılanmanın, silahlı terör örgütü sayılabilmesi için;<br />
Yöntem: Terör örgütü, cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle hareket eden bir örgüt tipidir.<br />
Amaç-Saik: Silahlı terör örgütü, siyasi maksatla faaliyet gösteren örgütleri ifade eder. Bu bakımdan 3713 sayılı Kanun'un birinci maddesinde sayılan amaca yönelik ve Devletin Anayasal düzenine veya güvenliğine karşı bir suç işlemek amacıyla faaliyet gösterir.<br />
Elverişlilik: Silahlı terör örgütünün, TCK'nın İkinci Kitabının Dördüncü Kısmının Dördüncü ve Beşinci Bölümlerinde yer alan suçları amaç suç olarak işlemek üzere kurulmuş ve amaca matuf bir eylem gerçekleştirmeye yeterli derecede silahlı olması ya da bu silahları kullanabilme imkânına sahip bulunması gerekir. Amaca matuf kavramı ise silahlı terör örgütünün yapısının, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olmasını ifade eder.<br />
Araç-gereç: Örgüt mensuplarının tamamı olmasa bile bir kısmının silahlı olması silahlı terör örgütünün oluşması için yeterlidir. Örgüt, bu silahları gerektiğinde kullanma imkânına sahip ise silahlı olduğu kabul edilmelidir. Silahlı terör örgütünün elinde bulunan silahın devlete ait olması ya da bu silahların hukuka aykırı yollardan elde edilmesi bu suçun oluşması açısından önem taşımaz.<br />
Türk halkı 40 yılı aşkın süredir etnik, ideolojik veya dini temellere dayalı çeşitli terör örgütleri tarafından yapılan saldırılara muhatap olmuş, binlerce insan hayatını kaybetmiş veya ağır şekilde yaralanmıştır. İnsanların refahı için harcanması gereken parasal kayıp hesap edilemeyecek boyuttadır. Örgütün baskısı yüzünden bazı insanlar en temel hak ve özgürlüklerini kullanamaz hâle gelmiş, yaşadıkları yerleri terk etmek ya da örgütün talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda kalmışlardır. Devlet, bu tehdidin devam ettiği zamanlarda dahi insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeleri imzalayarak kişisel hak ve özgürlükleri korumak iradesini ortaya koymuştur. Nitekim bu sözleşmelerdeki hakların, hiyerarşik olarak kanunlar üstü biçimde uygulanacağına dair Anayasal hüküm kabul edilmiş olması ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yargı yetkisinin tanınması bu iradenin somut örneklerinden birisidir. 1991 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu'nda 29 kez genel olarak özgürlükleri genişletme yönünde değişiklik yapılmıştır. Amaç suçlar bakımından tehlikelilik hâlinin somutlaşıp yakınlaşması durumunda halkta oluşan güvenlik kaygısının artmasına paralel kısıtlayıcı tedbirlere başvurulduğu görülmekle birlikte kişilerin barış ve güven içinde yaşama hakkına yönelik tehdidin azaldığı dönemlerde özgürlükleri genişleten düzenlemeler hız kazanmıştır.<br />
Terörle Mücadele Kanunu'nun terör örgütlerini tanımlayan 7/1. maddesinde 29.06.2006 tarihinde 5532 sayılı Kanun'un 5. maddesiyle yapılan değişiklik sonrası oluşan hukuki durumun değerlendirilmesinde fayda görülmektedir. İlgili maddenin önceki hâli "Madde 7- “3 ve 4 üncü maddelerle Türk Ceza Kanununun 168. 169, 171, 313, 314 ve 315 inci maddeleri hükümleri saklı kalmak kaydıyla bu Kanunun 1 inci maddesinin kapsamına giren örgütleri her ne nam altında olursa olsun kuranlar veya bunların faaliyetlerini düzenleyenler veya yönetenler beş yıldan on yıla kadar ağır hapis ve ikiyüzmilyon liradan beşyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası, bu örgütlere girenler üç yıldan beş yıla kadar ağır hapis ve yüzmilyon liradan üçyüzmilyon liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılırlar" şeklindeki iken 2006 yılında yapılan değişiklik sonrası "7/1. cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır." hâlini almıştır.<br />
Bu değişiklik karşısında; Terörle Mücadele Kanunu'nunda yapılan örgüt tanımı ile TCK'nın 314/1-2. maddesindeki örgüt tanımı çelişmekte midir; mevzuatta silahlı veya silahsız iki ayrı örgüt varlığını sürdürmekte midir soruları gündeme gelmektedir. Başka deyimle Terörle Mücadele Kanunu'nun 7/1. maddesinin, TCK'nın 314. maddesine atfının unsur atfı mı yoksa ceza yaptırımına mı olduğu ortaya konulmalıdır. Silahlı terör örgütü suçunun unsurlarına TCK'nın 314. maddesinde yer verilmiştir. Yukarıda izah edildiği şekilde örgüt kurma, yönetme ya da üye olma, amaç suç bakımından hazırlık hareketi niteliğinde somut tehlike suçudur. Somut tehlike suçları zarar suçu niteliğinde olmayıp hazırlık hareketlerini cezalandıran istisnai düzenlemeler olması nedeniyle cebir ve şiddet içeren faaliyetlerde bulunma zorunluluğu yoktur, yeter ki cebre yönelik bir irade ortaya konulsun. Zira 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinin 1. bendinde örgüt kuran kişilerin, herhangi bir suç işlemeden örgütü dağıtmaları hâlinde cezai yaptırıma muhatap olmayacakları şeklindeki düzenleme bu görüşü doğrulamaktadır. Bu nedenle 3713 sayılı Kanun'un 7/1. maddesinde yapılan değişiklikle, failin örgüt üyesi olduğunun kabulü için cebir ve şiddet gerektiren fiili işlemesi zorunluluğu getirildiği ileri sürülemeyecektir. Bu değişiklik TMK'nın 1. maddesinde yazılı amaç suçların gerçekleştirilmesinde şiddetin gerekliliğini vurgulamanın yanında kurulan, yönetilen veya üyesi olunan örgütün cebir ve şiddeti araç olarak kullanma gerekliliğini ifade etmektedir. Aksi takdirde bu suçun tehlike suçu olma vasfını ortadan kaldırmış ve TCK'nın 220 ve 314. maddelerindeki unsurlarla çelişilmiş olacaktır.<br />
e) Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi:<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün aşağıda açıklanan yapı ve görüntüsü itibariyle suçların manevi unsurunun tespiti bağlamında kusur ilkesi ve suçun kast unsurunun değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
5237 sayılı TCK'ya esas alınan suç teorisi üç ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: kusur ilkesi, hukuk devleti ilkesi ve insanilik ilkeleridir.<br />
Kusur ilkesi; kusursuz ceza olmaz prensibine dayanmaktadır. Failin işlemiş olduğu suçtan dolayı şahsen kınanabildiği hâllerde cezalandırılmasını ifade eder. İlke ile amaçlanan, cezanın kusuru gerektirdiği ve kusurlu hareket etmeyen kişinin cezalandırılmayacağıdır. Bu ilkeden çıkarılacak birinci sonuç, netice sorumluluğunun kaldırılmış olması; ikinci sonuç ise cezanın kusur derecesini aşmayacağı yani ceza hukukunda kusurla orantılı ceza tayininin esas alınacağıdır.<br />
Hata (yanılma); genel olarak kişinin tasavvuru ve zihinden geçirdikleri ile gerçeğin birbirine uymaması anlamına gelen bir kavramdır. Hata kural olarak iradenin oluşum sürecine etki eder ve gerçeğin yanlış biçimde tasavvuru veya bilinmesi nedeniyle irade bozulmuş olarak doğar. Failin tasavvurunun konusu, dış dünyaya ait bir şeye ilişkin olabileceği gibi normatif dünyaya (kurallar alanına) dair de olabilir. Dış dünyayla ilgili şeyin olduğundan farklı bir biçimde algılanması hâlinde unsur yanılgısından (tipiklik hatası), normatif dünyaya ait gerçekliğin farklı biçimde değerlendirilmesi hâlinde ise yasak hatasından bahsedilir. Kısaca unsur hatası, bir algılama hatası olduğu hâlde; yasak hatası, bir değerlendirme hatasıdır.<br />
Failin ceza sorumluluğuna gidilebilmesi için kusurlu olması şarttır. Kusur, kınanabilirliktir. Kusurun ifade ettiği değersizlik yargısı ile fail hukuka uygun davranmaması, haklı olan lehine karar verebilme ve hukuka uygun davranma imkânına sahip olmasına rağmen haksız olan davranışı tercih etmesi nedeni ile kınanmaktadır. Kusur yargısının temeli insanın özgür iradesidir. İnsan, özgür iradeye sahip bir varlık olması nedeniyle haklı olan davranış ile haksızlık arasında bir tercih yapma ve haklı olan davranış lehine karar verebilme, davranışlarını hukuk düzeninin gereklerine göre yönlendirebilme ve hukuk düzeninin yasakladığı davranışlardan sakınma yeteneğine sahiptir. Kusur yargısının temelini oluşturan irade özgürlüğü, haksızlık bilincinin varlığını gerekli kılar. Çünkü insanın haklı olan davranış ile haksızlık arasında tercih yapabilmesi için bunu bilmesi şarttır. Fail, haksızlık bilincine sahipse ve özgür iradesiyle haksız olan davranışı tercih ediyor ise kusurludur. Fakat yasak yanılgısı her zaman failin kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz. İnsan, hukuk toplumunun bir üyesi olarak hukuka uygun davranmak ve haksız olan davranışlardan sakınmak yükümlülüğü altındadır. Failin açıkça yasak olduğunu bildiği davranışlardan sakınması bu yükümlülüğü yerine getirdiği anlamına gelmez. Fail, aynı zamanda davranışlarının hukuk düzeninin gerekleri ile uyumlu olup olmadığını sorgulamakla yükümlüdür. Fail bu husustaki şüphesini tefekkür etmek veya bir uzmana danışmak yoluyla bertaraf etmek zorundadır. Ayrıca fail vicdan muhasebesi de yapmalıdır. Failden beklenen vicdan muhasebesinin ölçüsü, somut olayın koşulları ile onun sosyal ve mesleki çevresidir. Fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesine rağmen davranışının haksızlığını idrak etmeye muktedir değilse yanılgısı kaçınılmazdır. Bu durumda fail kusurlu addedilemez. Buna karşılık fail kendisinden beklenen vicdan muhasebesiyle davranışının haksızlığını idrak edebilecek idiyse yasak yanılgısı kusurunu tamamen ortadan kaldırmaz; fail kusurludur, ancak kusuru azalmıştır.<br />
Hata, kastı ortadan kaldıran veya kusurluluğu etkileyen hata olmak üzere ikiye ayrılır. Suçun maddi unsurlarında (TCK'nın 30/1. maddesi), suçun nitelikli hâllerinde (TCK'nın 30/2. maddesi), hukuka uygunluk nedenlerinin maddi şartlarında (TCK'nın 30/1-3. maddesi) hata kastı kaldırır. Kusurluluğu ortadan kaldıran veya azaltan sebeplerin maddi şartlarında hata (TCK'nın 30/3. maddesi) ile haksızlık yanılgısı (yasak hatası) (TCK'nın 30/4. maddesi) kusurluluğu etkileyen hata şekilleridir. Kastı kaldıran hata türüne hukuka uygunluk nedenlerinin sınırındaki yanılgıyı da eklemek gerekmektedir. (TCK'nın 27/1. maddesi).<br />
İlgisi nedeniyle suçun maddi unsurlarında hata (unsur yanılgısı) üzerinde durmak gerekecektir.<br />
TCK'nın 30/1. maddesinde "suçun kanuni tanımındaki maddi unsurlara ilişkin bilgisizliğin kastı ortadan kaldıracağı" belirtilmiştir. Unsur yanılgısının konusunu suçun maddi unsurları oluşturmaktadır. Unsur yanılgısı kastı ortadan kaldırdığına göre, böyle bir yanılgı ancak kastın kapsamında kalan konular hakkında olabilir. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilinmesini gerektirdiğinden, maddi unsurların bilinmemesi hâlinde kasten işlenen bir haksızlıktan bahsedilemez.<br />
Unsur yanılgısı; haksızlığa temel teşkil eden, haksızlığı tipikleştiren objektif unsurlarda, yani suçun maddi unsurlarında yanılgıdır. Bu durumda haksızlığın kasten işlendiğinden söz edilemez. Fiilin taksirle işlenmiş şekli suç olarak tanımlanmış ise fail ancak taksirli suçtan sorumlu olur.<br />
Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş illegal bir yapı olduğunu eylem ve söylemleriyle açıkça ortaya koyabileceği gibi legal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri, kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından sorumlu olacaklardır.<br />
Failin, isnat olunan suçun maddi unsurlarına ilişkin hatası esaslı, diğer bir ifadeyle kabul edilebilir bir hata olursa, bu takdirde fail TCK'nın 30. maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu hatasından yararlanacak, bunun sonucu olarak yüklenen suç açısından kasten hareket etmiş sayılmayacağından ve suçun taksirle işlenmesi hâli de kanunda cezalandırılmıyor ise CMK'nın 223. maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatına karar verilmesi gerekecektir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararında da belirtildiği üzere;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Devletin Anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihaî amacını gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve Devletin silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek cezalandırılacağı da açıktır. Örgütlenme piramidine göre beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce dinî bir kült, ardından da terör örgütü hâline dönüşen FETÖ/PDY'nin, başlangıçta bir ahlâk ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve yöneticisi ... hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında, özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal olarak TCK'nın 30. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Bu bağlamda söz konusu değerlendirme yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü ile ilgili dava dosyalarında yer alan belgeler, mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu görevlileri tarafından örgütün nihaî amacının açıkça ortaya konularak devleti ve hükûmeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun bir şekilde tartışılması, Milli Güvenlik Kurulu'nun 30 Ekim 2014, 29 Nisan 2015 ve 26 Mayıs 2016 tarihli toplantılarında alınan ve kamuoyu ile paylaşılan kararlarda sözde "hizmet hareketi" adlı legal görünümlü illegal yapının, paralel bir devlet kurma amacında olan, devletin varlığına ve Anayasal düzenine karşı ciddi tehdit oluşturan bir örgüt olarak kabul edilmesi, aynı tespit ve açıklamaların Devlet ve Hükûmet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip kamuoyu ile paylaşılması gibi olguların da gözardı edilmemesi gerekir.<br />
3) FETÖ/PDY SİLAHLI TERÖR ÖRGÜTÜ YAPILANMASI:<br />
a) Genel olarak:<br />
Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı, 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı ile 26.09.2017 tarihli ve 956-370 sayılı kararları ve bu suçların temyiz incelemesi ile görevli 16. Ceza Dairesinin kararlarında ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı hâline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; "Altın Nesil" adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür.<br />
İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek" üzerine kuruludur.<br />
FETÖ/PDY'nin Türk Silahlı Kuvvetlerine, Emniyet Teşkilatına ve MİT'e sızan militanları, şeklen kamu görevlisi gibi gözükse de bu kişilerin örgüt aidiyetleri diğer tüm aidiyetlerinden önce gelmektedir. FETÖ/PDY'nin devletin tasarrufunda bulunması gereken kamu gücünü, kendi örgütsel çıkarları lehine kullanmakta olduğu anlaşılmaktadır. Çeşitli aşamalardan geçirildikten sonra güçlü örgütsel bağlarla bağlandığı FETÖ/PDY'nin bir neferi olarak TSK, Emniyet Teşkilatı ve Milli İstihbarat Teşkilatında meslek hayatlarına başlayan örgüt mensupları, sahip oldukları silah ve zor kullanma yetkilerini FETÖ/PDY'deki hiyerarşik üstünden gelen emir doğrultusunda seferber etmeye hazır olacak şekilde bir ideolojik eğitimden geçirilmektedir. Nitekim hiyerarşik ilişki bakımından sıkı bir disiplinin hâkim olduğu Türk Silahlı Kuvvetlerinde dahi FETÖ/PDY mensuplarının darbeye teşebbüs sırasında genel olarak öğretmenlerden oluşan mahrem imam olarak adlandırılan sivil kişilerden aldıkları talimatlara göre hareket ettikleri veya alt rütbedeki subayların emirlerine uydukları birçok dava dosyasında görülmüştür.<br />
Emniyet Genel Müdürlüğü kadrolarının etkin birimlerinde ve TSK'da yapılanan FETÖ/PDY, Emniyet ve TSK birimlerinin doğasında var olan cebir ve şiddet kullanma yetkisinin verdiği baskı ve korkutuculuğu kullanmaktadır. Örgüt mensuplarının silahlar üzerinde gerektiğinde tasarruf imkânının bulunması, silahlı terör örgütü suçunun oluşması için gerekli ve yeterli olmakla birlikte; 15.07.2016 tarihinde meydana gelen kalkışma esnasında TSK içerisinde yapılanıp görünürde TSK mensubu olan ve ancak örgüt liderinin emir ve talimatları ile hareket eden örgüt mensuplarınca silah kullanılmış, birçok sivil vatandaş ve kamu görevlisi öldürülüp yaralanmıştır.<br />
Söz konusu terör örgütü, nihaî amaçlarına ulaşmak gayesiyle öncelikle askeriye, mülkiye, emniyet, yargı ve diğer stratejik öneme sahip kamu kurumlarını ele geçirmek için kendilerine engel olacaklarını düşündüğü bürokrat ve personelin sistem dışına çıkarılmasını sağlayarak örgüt elemanlarını bu makamlara getirmiştir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm Anayasal kurumlarını ele geçirmeye yönelik nihaî hedefi bulunan FETÖ/PDY, söz konusu ele geçirme süreci tamamlandıktan sonra devlet, toplum ve fertlere dair ne varsa ideolojisi doğrultusunda yeniden dizayn ederek oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü yönetmek ve aynı zamanda uluslararası düzeyde büyük ve etkili siyasi/ekonomik güç hâline gelmek amacıyla hareket etmektedir.<br />
Örgütte sıkı bir disiplin ve eylemli bir işbirliğinin bulunduğu, örgütün kurucusu, yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu, gizliliğe riayet edildiği, illegal faaliyetleri gizleyebilmek için hiyerarşik yapıya uygun hücre sistemi içinde yapılanarak grup imamları tarafından emir talimat verilmesi ve üyeleri arasında haberleşmenin sağlanması için ByLock gibi haberleşme araçlarının kullanıldığı, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkın gizlendiği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu, amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün yarattığı kaos ortamı sonucu, demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle parlamento, hükûmet ve diğer Anayasal kurumları feshedip iktidarı ele geçirmek olduğu, bu amaçla Emniyet, Jandarma, MİT ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisini haiz kurumlara sızan mensupları vasıtasıyla, kendisinden olmayan güvenlik güçlerine, kamu görevlilerine, halka, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ve Meclis binası gibi simge binalar ve birçok kamu binasına karşı ağır silahlarla saldırıda bulunmak suretiyle amaç suçu gerçekleştirmeye elverişli öldürme ve yaralama gibi çok sayıda vahim eylem gerçekleştirdiği, anılan örgüt mensupları hakkında 15 Temmuz darbe girişiminden ya da örgüt faaliyetleri kapsamında işlenen diğer bir kısım eylemlere ilişkin bir kısmı derdest olan ya da mahkemelerce karara bağlanan davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları ve gizli-açık tanık anlatımları, bu davalarda verilen mahkeme ve Yargıtay kararları, örgüt lider ve yöneticilerinin açık kaynaklardaki yazılı ve sözlü açıklamaları gibi olgu ve tespitler dikkate alındığında;<br />
FETÖ/PDY, küresel güçlerin stratejik hedeflerini gerçekleştirmek üzere kurulan bir maşa olarak; Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik ve ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkıp ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu örgüt, kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri ... tarafından belirlenen ideoloji doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek için hareket etmiştir. Gerçekleştirilen eylemlerde kullanılan yöntem, bir kısım örgüt mensuplarının silah kullanma yetkisini haiz resmi kurumlarda görevli olması, örgüt mensuplarının bu silahlar üzerinde tasarrufta bulunma imkânlarının var olması ve örgüt hiyerarşisi doğrultusunda emir verilmesi hâlinde silah kullanmaktan çekinmeyeceklerinin anlaşılması karşısında tasarrufunda bulunan araç, gereç ve ağır harp silahları bakımından 5237 sayılı TCK'nın 314. maddesi kapsamında bir silahlı terör örgütüdür.<br />
b) Örgütün Yargı ve Yargıtay Yapılanması, HSK ve Yüksek Mahkeme Üyelikleri Seçimleri:<br />
Örgütsel kadrolaşma açısından; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü tarafından kendi mensuplarına hâkimlik ve Cumhuriyet savcılığı sınavlarına girmeleri konusunda telkinlerde bulunulduğu, örgüt mensubu öğrencilere hâkimlik ve savcılık sınavını kazanmaları hâlinde örgütün kendilerine referans olacağının söylendiği, mülakatı geçip staja başlayan örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcısı adaylarının Adalet Akademisi ve staj döneminde de yine örgüt tarafından koordine edildiği, söz konusu adayların örgüt mensubu olduklarının anlaşılmaması için kendi başlarına fakat örgütle irtibatı koparmayacak şekilde ev tutmalarının tavsiye edildiği, adayların beşer kişilik kapalı gruplar hâlinde örgüt tarafından finanse edilen evlerde kalmalarının sağlandığı, bu kapsamda örgüt kurallarına göre iki evin irtibat hâlinde olmasının istendiği, bu evlere murakıp adı verilen örgüt mensubu kişilerin gelerek evde kalan adaylardan bilgi alıp tavsiyelerde bulundukları, bununla birlikte örgüte ait ışık evlerinin il bazında eyalet adı altında birden çok bölgeye ayrıldığı, her bölgenin sekiz ilâ on evi kapsadığı, bölgelerden sorumlu kişilere bölge abisi/ablası adı verildiği, örgütün Türkiye Adalet Akademisi stajındaki adayları staj dönemlerine göre ayırdığı, bazı örgüt mensubu adaylara Türkiye Adalet Akademisi yurdunda kalmaları tavsiye edilerek bu kişilerden, örgüt lehine ya da aleyhine konuşan aday arkadaşlarının bildirilmesinin istendiği, her dönemin sorumlu abisinin/ablasının bulunduğu, evlere gelen örgüt mensubu murakıpların adaylara dinsel ve sosyal davranışları açısından telkinde bulundukları, örgüt mensubu hâkim ve Cumhuriyet savcılarının T1, T2, T3, T4 ve T5 şeklinde kategorize edilerek taşra ve devre yapılanmasının oluşturulduğu, bu yapılanmalarda belirli aralıklarla organizasyon ve görüşmelerin gerçekleştirildiği,<br />
Eski Yargıtay üyelerinin görev yapmakta oldukları hukuk ve ceza dairelerine göre gruplar oluşturulduğu, eski yüksek yargı üyelerinin kod isimleri dikkate alındığında (H1, H2, H3, C1, C2, C3, C4) şeklinde gruplandırıldıkları, eski Yargıtay üyelerinin görevde bulundukları zaman içerisinde görev yaptıkları Yargıtay Daireleri göz önünde bulundurulduğunda "H" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Hukuk Dairelerinde, "C" kod adı ile isimlendirilenlerin Yargıtay Ceza Dairelerinde görev yaptıkları, isimlendirmelerde yer alan 0, 1, 2, 3 rakamlarının grup içerisindeki hiyerarşiye ilişkin sıralamayı, "0" ile kodlamanın ise grup sorumlusunu gösterdiği, harf ve rakam ile gruplandırmalardan sonra (C3, H2 vb.) bazı isimlendirmelerde kullanıcının adı ve soyadının baş harflerinin eklenmesi suretiyle kod adı oluşturulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>c) 15 Temmuz 2016 Tarihli Darbe Teşebbüsü:<br />
Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararında açıklandığı üzere;<br />
15 Temmuz 2016 günü Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Anayasal düzeninin değiştirilmesi amacıyla, Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olan ve/veya bu örgütsel faaliyeti destekleyen 8.000'in üzerinde askeri personel tarafından savaş uçakları dahil 35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74'ü tank olmak üzere 246 zırhlı aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanılarak; Cumhurbaşkanına suikasta teşebbüs edilmiş, TBMM ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi başta olmak üzere birçok stratejik merkez bombalanmış, Başbakanın konvoyuna silahlı saldırı gerçekleştirilmiş, kalkışmaya karşı koyan güvenlik görevlileri ile sokaklara çıkan sivillere Devletin silahlı kuvvetlerine ait bu uçak, helikopter, tank ve silahlarla saldırılarak 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak üzere toplam 250'den fazla kişi şehit edilmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi de yaralanmıştır.<br />
Somut darbe teşebbüsü, TCK'nın 309. maddesinde sayılan amaçlara matuf zarar tehlikesi doğuran vahim eylem vasfını aşarak Anayasal düzeni doğrudan ortadan kaldırma neticesine yönelmiş, örgütün ülke genelindeki organik bütünlüğünden ve etkinliğinden istifade edilerek planlanıp uygulanmış, neticesi ve başarısı eş zamanlı, senkronize hareketlere bağlı hukuki anlamda tek bir fiil olarak ortaya çıkmıştır.<br />
d) 15 Temmuz 2016 Tarihindeki Darbe Teşebbüsünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü İle İlişkisi:<br />
Anayasa Mahkemesinin 30.06.2017 tarihli ve 30110 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 20.06.2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru numaralı kararında ayrıntılı olarak yapılan tespitler, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2017 tarihli ve E.2017/7327 sayılı, E.2017/26 sayılı ve 2006/103583 soruşturma sayılı iddianamelerindeki belirlemelere göre; "Yurtta Sulh Konseyi" üyesi olan, "sıkıyönetim komutanı" olarak görevlendirilen, "sıkıyönetim mahkemeleri"ne ve "kritik önemdeki askerî ve sivil makamlara" ataması planlanan kişilerin büyük bölümünün FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubu olduğunun, bu görevlendirmelerin yapılmasında örgüt içindeki hiyerarşinin dikkate alındığının ve haklarında örgüte üye olma suçundan işlem yapılan bazı emniyet mensupları ile mülki idare yetkililerinin darbe girişimi sonrasında ilan edilecek sıkıyönetim döneminde atanacakları resmî devlet kuruluşlarına gittiklerinin saptandığına dair bulgular, tanık olarak dinlenen Genelkurmay Başkanı ile İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca dinlenen gizli tanıklar (... ve ...)'ın anlatımları, şüpheli olarak dinlenen Deniz Piyade Tugay Komutanı Tuğamiral H. İ. Y., Genelkurmay Başkanı'nın emir subayı olan Yarbay L. T., Jandarma Genel Komutanlığında görev yapmakta olan Binbaşı H. H., Jandarma Komando Özel Asayiş Komutanlığında görev yapmakta olan Yarbay F. E., Yüzbaşı F. T. Ç., Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi Başkanlığında görev yapan Jandarma Yarbay A. K., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Analiz Yönetim Başkanı Tuğgeneral G. Ş. S., Hava Kuvvetleri Komutanlığı Müşterek Hedef Üretim Analiz Merkezinde görev yapmakta olan Yüzbaşı A. P., Kara Kuvvetleri Tayin Daire Başkanlığında astsubay olarak görev yapmakta olan T. F. D., TSK'da pilot olarak görev yapan Yarbay İ. A., Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığında pilot olarak görev yapan Teğmen M. M. gibi çok sayıda şüphelinin itiraf içeren beyanları, açık kaynak bilgileri, 15 Temmuz darbe kalkışması ile ilgili verilen mahkeme kararları, derdest bulunan dava dosyaları ve yürütülen soruşturmalar ile resmî kurumların tespitleri değerlendirildiğinde; 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe teşebbüsünün, daha önce de bir çok kez yaşandığı üzere uluslararası güç odaklarının da desteğiyle, esas itibariyle Türk Silahlı Kuvvetlerine sızmış FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca gerçekleştirildiği, kalkışmaya başka unsurların da katılmış olma ihtimalinin darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği değerlendirilmiştir. (Yargıtay 16. CD'nin 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443-4758 sayılı kararı)</p>

<p><strong>4) HÜKME ESAS ALINAN BAZI DELİLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p><strong>A) BYLOCK İLETİŞİM SİSTEMİ:</strong></p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 24.01.2019 tarihli ve 417-44 sayılı ile 20.12.2018 tarihli ve 419-661 sayılı kararlarında da ayrıntılarıyla belirtildiği üzere;<br />
Gelişen teknolojiyle beraber hayatın her alanında kullanılan bilişim teknolojisi, muhakeme konusu olayların aydınlatılmasında etkin rol oynayan deliller arasında ön sıralarda yer almaktadır.<br />
Kural olarak kişiler arasındaki haberleşme gizlidir. Ancak terör örgütlerinin yasa dışı amaçlarını gerçekleştirirken, mensuplarının ve faaliyetlerinin kolluk güçleri tarafından tespit edilememesi için çağın şartlarına uygun teknik olarak daha gelişmiş haberleşme sistemleri kullandıkları sıklıkla görülmektedir. Nitekim ByLock iletişim sistemi, global bir uygulama görüntüsü altında belli bir tarihten sonra yenilenen ve geliştirilen hâliyle münhasıran FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanımına sunulmuş bir programdır. Benzer iletişim araçlarında olduğu gibi sisteme dahil olup kullanmak kişilerin istekleriyle değil örgüt yöneticilerinin inisiyatifi ile gerçekleşmiştir. Üyeler arasındaki haberleşmede zaman zaman gündelik işlerle ilgili mesajlar paylaşılsa da ağırlıklı olarak örgütsel talimatların iletildiği, faaliyetlerin değerlendirildiği, örgüt mensupları arasındaki bağlılığı artırıcı ve motive edici haberlerin paylaşıldığı bir sisteme dönüştüğü anlaşılmış olup ByLock iletişim sisteminin FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu terör örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının, her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı kabul edilmiştir.<br />
ByLock sisteminin kullanılması için indirilmesi yeterli olmayıp özel bir kurulum gerektiren, güçlü bir kriptolama yoluyla internet bağlantısı üzerinden iletişim sağlamak üzere, gönderilen her bir mesajın farklı bir kripto anahtarı ile şifrelenerek iletilmesine dayanan bir tasarıma sahiptir. Bu şifrelemenin, kullanıcıların kendi aralarında bilgi aktarırken üçüncü kişilerin bu bilgiye izinsiz şekilde (hack) ulaşmasını engellemeye yönelik bir güvenlik sistemi olduğu tespit edilmiştir.<br />
2014 yılı başlarında işletim sistemlerine ait uygulama mağazalarında yer alıp bir süre herkesin ulaşımına açık olan ByLock'un, bu mağazalardan kaldırılmasından sonra geliştirilen ve yenilenen sürümünün ancak örgüt mensuplarınca harici bellek, hafıza kartları ve Bluetooth yoluyla yüklenildiği yürütülen soruşturma ve kovuşturma dosyalarındaki ifadeler, mesajlar ve e-postalardan anlaşılmıştır.<br />
ByLock iletişim sisteminin hukuki alt yapısı;<br />
2937 sayılı MİT Kanunu'nun 6. maddesinin "g" bendinde; telekomünikasyon kanallarından geçen dış istihbarat, millî savunma, terörizm ve uluslararası suçlar ile siber güvenlikle ilgili verileri toplayabileceği, 4. maddesinin "i" bendinde ise dış istihbarat, millî savunma, terörle mücadele ve uluslararası suçlar ile siber güvenlik konularında her türlü teknik istihbarat ve insan istihbaratı usul, araç ve sistemlerini kullanmak suretiyle bilgi, belge, haber ve veri toplamak, kaydetmek, analiz etmek ve üretilen istihbaratı gerekli kuruluşlara ulaştırmakla görevli olmanın yanında Devletin güvenliğini ilgilendiren ve suç işlendiği şüphesi doğuran somut verileri terörle mücadele konusunda görevli idari ve adli birimlere ulaştırmakla yükümlüdür. Nitekim, ByLock uygulamasına ait sunucular üzerindeki veriler hakkında düzenlenen teknik analiz raporu ve dijital materyallerin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ulaştırıldığı görülmektedir. Bu aşamadan sonra adli sürecin başlatılması ve bu noktadan sonra CMK hükümlerine göre soruşturma işlemlerinin yapılması zorunludur. Nitekim Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı ByLock ile ilgili dijital materyallerin teslim edilmesi üzerine 2016/104109 sor. ve 2016/180056 numara üzerinden başlattığı soruşturma kapsamında, CMK'nın 134. maddesine göre gönderilen dijital materyallerle ilgili 09.12.2016 tarihli ve 2016/104109 soruşturma sayılı yazısı ile Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğine Milli İstihbarat Teşkilatınca teslim edilen 1-1 adet Sony marka HD-B1 model, üzerinde bBW3DEK69121056 seri numaralı ve ön yüzünde 1173d7a09195cf0274ce24f0d69ede96 yazılı harddisk, 2-1 adet Kingston marka DataTraveler, uç kısmında DTIG4/8GB 04570- 700.A00LF5V 0S7455704 yazılı flash bellek üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince inceleme yapılmasına, 2 adet kopya çıkartılmasına, kopya üzerinde kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine karar verilmesini istendiği, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince bu talep kabul ederek 09.12.2016 tarihli ve 2016/6774 D. İş nolu karar ile dijital materyaller üzerinde inceleme yapılması, kopya çıkarılması ve kopya üzerinde bilirkişi incelemesi yapılarak metin hâline getirilmesine ve bir kopyasının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.<br />
Soruşturma aşamasında olayın aydınlatılması amacıyla el konulan veya talep edilen elektronik verilerden doğrudan suçla ilgili olanlar elektronik delil olarak kabul edilmektedir. Bir suçun işlendiği iddiasıyla başlatılan soruşturma kapsamında, dijital veri ve delil elde etmek amacıyla bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüğünde, bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütüklerinde ve çıkarılabilir donanımlarda arama yapılması gerekebilir. Bu konuda uygulanacak iki kural vardır. Birisi CMK'nın 134. maddesi, diğeri de 27.07.2016 tarihinde ilan edilen olağanüstü hâl kapsamında çıkartılan 667 ve 668 sayılı KHK'larla Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap, dördüncü kısım, dördüncü, beşinci, altınca ve yedinci bölümde tanımlanan suçlar, Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar ve bu suçlar kapsamına girip girmediğine bakılmaksızın, toplu yani en az üç kişinin iştiraki ile işlenen suçlarda uygulanabilecek 668 sayılı KHK'nın 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendidir. Bu düzenleme, 6755 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler İle Bazı Kurum Ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendinde aynen yer almıştır. Bu sebeple bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda CMK'nın 134 ve 6755 sayılı Kanun'un 3. maddesinin 1. fıkrasının (j) bendi birlikte uygulanacaktır. Bu uygulama sırasında 6755 sayılı Kanun'un "soruşturma ve kovuşturma işlemleri" başlıklı 3. maddesinin 1. fıkrasında sayılan suçlar yönünden öncelik aynı Kanun'un 3/1-j maddesi olacak, burada hüküm bulunmayan hâlde CMK'nın 134. maddesine göre hareket edilecektir. Olağanüstü hâl kaldırıldığı anda bilgisayarda arama, kopyalama ve el koyma konusunda öngörülen istisnai tedbirin uygulaması son bulacaktır. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma koruma tedbiri, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 134'üncü maddesinde düzenlenmiştir. Bu koruma tedbiri, CMK'nın 116 ve 123. maddelerinde düzenlenen "arama" ve "el koyma" koruma tedbirlerinin özel bir görünümünü oluşturmaktadır. Buna göre, bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, başka surette delil elde etme imkânının bulunmaması hâlinde Cumhuriyet savcısının istemi üzerine şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına ve bu kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine hâkim tarafından karar verilir. Bilgisayar, bilgisayar programları ve bilgisayar kütüklerine şifrenin çözülememesinden dolayı girilememesi veya gizlenmiş bilgilere ulaşılamaması hâlinde çözümün yapılabilmesi ve gerekli kopyaların alınabilmesi için bu araç ve gereçlere el konulabilir. CMK'nın 134. maddesindeki "bilgisayar kütükleri" ifadesi teknik anlamda sadece masaüstü ve dizüstü bilgisayarlarda bulunanları değil; CD, DVD, flash disk, disket, harddisk vs. tüm çıkarılabilir bellekler, telefon vb. dijital tabanlı mobil cihazlarda dahil olmak üzere herhangi bir bilgi işlem veya veri toplama araç ya da gerecinde bulunabilecek tüm dijital dosyaları kapsamaktadır. Adli Ve Önleme Aramaları Yönetmeliği'nin "bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma" kenar başlıklı 17. maddesinde el koyma sırasında zorunlu kılınan yedekleme işleminin, "bilgisayar ağları ve diğer uzak bilgisayar kütükleri ile çıkarılabilir donanımlar hakkında da" uygulanmasının dayanağı budur.<br />
10 Kasım 2010 tarihinde Türkiye tarafından imzalanan, 22.04.2014 tarihinde ve 6533 sayılı "Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi" adı ile onaylanıp 02.05.2014 tarihinde yürürlüğe giren ve Anayasa'nın 90. maddesi gereğince iç hukukumuzun bir parçası olarak kabul edilen Avrupa Siber Suçlar Sözleşmesi'nde bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında, bilgisayar kütüklerinde, bilgisayar ağları ve verilerin saklandığı depolarda ve uzak bilgisayar kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbirlerinin uygulanabileceği kabul edilmiştir. Bilgisayar kütükleri (computer files) yalnızca kullanıcının kendi bilgisayarında yer alan bir bilgisayar programı aracılığıyla kullanılabilen, verilerin saklandığı depolama araçlarıyla sınırlı değildir. Bunun yanında bir bilgisayar aracılığıyla ağ üzerinden ulaşılabilen gerek kullanıcıya ait gerekse kullanıcıya ait olmayıp ancak ortak paylaşıma ve kullanıma açık diğer bilgisayarlardaki veri depolama araçlarına ulaşabilmek mümkündür. CMK'nın 134/1. maddesinde "şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde" arama ve kopyalama işleminin yapılabileceği belirtilmiştir. Kanun koyucu, söz konusu maddede arama ve kopyalama işlemlerinin yapılacağı araçların şüpheliye ait olmasını aramamış, şüphelinin fiilen bu araçları kullanıyor olmasını yeterli görmüştür. Maddede özellikle "şüphelinin kullandığı" ifadesine yer verilmiştir; zira üzerinde arama ve kopyalama işlemi yapılacak bilişim sisteminin şüpheliye ait olması gerekmez. Şüphelinin maliki olduğu, kiraladığı, ödünç aldığı ya da ortak kullanıma açık bir bilgisayarı eylemini gerçekleştirirken kullanması bu tedbirin uygulanması için yeterlidir. Ancak delile ulaşmak için sadece failin kullandığı bilişim sisteminde arama yapılması yeterli değildir. Bilgisayarlarda, bilgisayar programları, bilgisayar kütükleri veya diğer araçlarda yapılacak aramanın konusu "elektronik veri"dir. Bu araçlarda arama işleminde amaç suçla bağlantılı her türlü elektronik veriye ulaşmaktır. Bu kapsamda bilgisayardaki mevcut klasördeki dokümanların tümü taranabilir. Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK'nın 135. maddesine göre değil CMK'nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK'nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK'nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK'nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir. Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK'nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK'nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir. Kriptolu haberleşme sonucunda silinmiş mesajların gerek bilgisayarda gerekse sistem üzerinde ele geçirilmesi de telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişim denetimi kapsamında olmayıp bu gibi hâllerde CMK'nın 134. maddesinde düzenlenen bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve el koyma tedbiri söz konusu olabilir.<br />
Sonuç olarak, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının dijital materyaller üzerinde CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden aldığı inceleme kopyalama ve çözümleme kararına istinaden Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanlarınca düzenlenen 18.02.2017 tarihli ByLock raporu, açık kaynaklar, dosyadaki diğer bilgi ve belgeler, yasa, Anayasa ve uluslararası sözleşmeler göz önüne alınarak yapılan tespit ve değerlendirmeler sonucunda; MİT tarafından yasal olarak elde edildiği kabul edilen dijital materyaller üzerinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talebi ile CMK'nın 134. maddesi gereğince Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan "inceleme kopyalama ve çözümleme" kararına istinaden bilgisayardaki ve bilgisayar kütüklerindeki iletilerin tespiti işleminde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Haklarında soruşturma işlemi başlamamış ya da soruşturması devam eden yüz binden fazla şüphelinin delil niteliğinde kişisel bilgisi bulunan Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı uzmanları tarafından üzerinde çalışma yapılan ByLock ana sunucusunun, henüz haklarında soruşturma işlemlerine başlanmamış kişiler açısından terör örgütü soruşturmasının selameti, diğer kişilerin ise masumiyet karinesinin korunması bakımından, ana sunucudaki bilgilerin sanıklara teslim edilmemesinde yasaya aykırılık görülmemiştir. Ancak yargılama sürecinde tarafların bu delile karşı somut itirazlarının inceleme ve değerlendirmeye tabi tutulması, gerektiği takdirde bilirkişi incelemesi yapılması zorunluluğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><strong>B) SABİT HATLARDAN ARAMA VE ARDIŞIK ARAMA YÖNTEMİ:</strong></p>

<p>B-1) FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Askeri Mahrem Yapılanması:<br />
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26.09.2017 tarihli ve 2017/956 Esas 2017/370 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 16. Ceza Dairesinin ilk derece sıfatıyla verdiği 24.04.2017 tarihli ve 2015/3 Esas 2017/3 Karar sayılı ve aynı Dairenin temyiz mercii olarak verdiği 14.07.2017 tarihli ve 2017/1443 Esas 2017/4758 Karar sayılı kararlarında nitelikleri ve özellikleri açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığı tarafından 2019 yılı Ocak ayında düzenlenen rapora göre;<br />
a) Genel Olarak Mahrem Hizmetler ve Mahrem Yapılanma:<br />
Mahrem hizmetler, Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen gizli faaliyetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket edip örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektedir.<br />
Mahrem hizmetlerde, ... veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatları, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek "mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş" örgüt mensupları kullanılmaktadır.<br />
Mahrem hizmetlerde istihdam edilecek örgüt mensuplarının, zihin kontrollerinin sağlanması, örgütün değerlerini ölümüne savunması, kör bir itaatkârlığa ulaşması zaman almaktadır. Bu nedenle örgüt, ağacın yaşken eğildiğinin bilincinde olarak, mahrem hizmetlerde ihtiyaç duyduğu tipte insanları, genellikle ortaokul/lise döneminden itibaren kazanmaya çalışmaktadır. Örgüt içinde en önemli iş; bu şahısların bulunması, örgüte kazandırılması, yetiştirilmesi, mahrem hizmetlere yönlendirilmesi ve yerleştirilmesidir.<br />
Bu şekildeki bir sürecin ardından TSK içerisine sızdırılan örgüt mensubu sayısının zamanla artması ile birlikte FETÖ/PDY, TSK birimlerini yönlendirebilecek ve kontrol altında tutabilecek bir güce kavuşmuştur. Sözde TSK yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün "silahlı kanadı"nı oluşturmuştur.<br />
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi; örgütün, mensupları sayesinde TSK'nın her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde çıkarları doğrultusunda kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.<br />
Örgüt dilinde mahrem yerler:<br />
-TSK (Genelkurmay ve Kuvvet Komutanlıkları),<br />
-Emniyet (EGM ve il emniyet müdürlükleri),<br />
-Yargı (Adalet Akademisi, hâkimler/savcılar, HSK),<br />
-MİT,<br />
-Mülkiye (valiler/kaymakamlar),<br />
-Bazı özel kurumları (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK),<br />
İfade eder.<br />
Özel Hizmet Birimleri; TSK, Yargı, Emniyet, Mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmadır. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.<br />
Örgütün gerek 17-25 Aralık 2013 öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler gerekse 15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.<br />
Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubunun, en fazla bir üst sorumlusunu ve/veya bir altında bulunan örgüt mensubunu tanıması amaçlanmaktadır.<br />
b) Mahrem Yapılanmanın İşleyişi:<br />
Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve Yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler, "Talebe İmamları" tarafından belirlenmekte ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.<br />
Bu öğrenciler talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan "Özel Evlere" yerleştirilmektedir.<br />
Evlere yerleştirilen öğrencilere kod isim verilmekte ve özel derslere tâbi tutulmaktadır.<br />
Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş Sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere ezberletilerek sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.<br />
Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hâli bulunmayanlar seçilmektedir.<br />
Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması hâlinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları aracılığı ile uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.<br />
1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin askeri liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, askeri liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan "Talebe İmamı" tarafından takibi sağlanmıştır.<br />
Talebe İmamı, sorumlu olduğu öğrenciyi genelde on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmeler, katı kurallarla belirlenmiş yüksek gizlilik içerisinde gerçekleştirilmektedir.<br />
15 Temmuz 2016 tarihindeki darbe girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan soruşturmalar akabinde alınan ifadeler ve yapılan tespitler sonucu gün yüzüne çıkarılan bilgilere bakıldığında; "Örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (yüzbaşı, üsteğmen, teğmen) ve astsubay gruplarından oluştuğu" tespit edilmiştir.<br />
c) Kadrolaşma Süreci:<br />
Örgüt tarafından seçilerek yetiştirilen elemanlar, örgütün hedefleri doğrultusunda kamu ve özel sektörde istihdam edilmektedir. Kamudaki örgütlenme anlayışı, herhangi bir cemaatin üyelerinin devletin kademelerinde yer almasının ötesindedir.<br />
Devletin kamu kurumlarına yerleşme, her vatandaşın hakkı olarak görülse ve ... tarafından bu hak kılıf olarak kullanılmaya çalışılsa da gizlenmeye çalışılan bir gerçek vardır. Bu gerçek; FETÖ/PDY'nin sınav sorularını çalması, kumpas davalarıyla örgüt mensubu olmayanları tasfiye etmesi ve örgütün devlette monopol olmaya çalışması, hizmet asabiyetinin sonucu olarak örgüt mensuplarının hizmet aidiyetini Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığından üstün görmesi, sadakatin devlete değil örgüte sunulması, devlet hiyerarşisi yerine örgüt hiyerarşisinin konulması, emirlerin sivil örgüt imamlarından alınması gibi birçok somut olayda görülmektedir.<br />
Bu gibi somut olaylar da göstermektedir ki FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensubunun devletin kamu kurumlarına yerleşmesi/yerleştirilmesi değil, sızması ve halk tabiriyle ayrık otu gibi bulunduğu yerleri işgal etmesi söz konusudur.<br />
15.07.2016 tarihindeki darbe girişimini gerçekleştiren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapılanmasının "Mahrem Hizmetler" olarak isimlendirildiği ve yapılanmada gizliliğe azami derecede riayet edildiği bilinmektedir.<br />
Genellikle ortaokul/lise döneminde kazanılan ve örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilerek örgüt mensuplarınca özel bir sınavdan geçirilen bu şahısların, örgütün mahrem yapılanmasını oluşturan birimlerde istihdam edilmesine örgütün oldukça önem verdiği ve mahrem hizmetlerde kullandığı görülmektedir.<br />
Askeri mahrem yapılanmada yer alan bir örgüt mensubunun hayatını dört evrede özetlemek mümkündür:<br />
-Birinci evre; Işık evi,<br />
-İkinci evre; Hususi/özel ev,<br />
-Üçüncü evre; Askeri okullardaki eğitim süreci,<br />
-Dördüncü evre; Birim yapılanması,<br />
Çocuk yaşta örgüte kazandırılan öğrenciler, talebe evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan özel evlere yerleştirilmektedir.<br />
Örgüt mensupları, ortaokul ve lise dönemlerinden itibaren düzenli olarak örgüt liderinin ses veya görüntü kaydı hâline getirilmiş vaazlarını, kitaplarını sohbet toplantılarında dinlemekte, izlemekte ve okumaktadır. Sohbet toplantıları, örgüt tarafından masum dini faaliyetler gibi gösterilmeye çalışılarak ardındaki örgütsel fikir ve idealler gizlenmektedir. Oysaki bu toplantılarda, dini kılıf altında ya da buz dağının görünmeyen yüzünü oluşturan kısımlarında örgütsel bir bakış açısı kazandırılmaktadır.<br />
Bir örgüt mensubunun bütün bu hayat evreleri, sohbet toplantılarına katılmakla geçer. Örgütün temel direği, olmazsa olmazı bu toplantılardır. Nitekim terör örgütü lideri bu konuda şunları söylemiştir:<br />
"Evvela kendimiz bu hizmetin büyüklüğünü kabul edelim, başkalarına anlatmadan. Evet, yani bu öyle bir hizmettir ki bunu mütevelli toplantısındaki bir akşam bile hiçbir şeye feda edilemez. Ne kadar feda edilemez yani? Mesela annemiz babamız ölse feda edilemez. Gider geçer, belli bir fasıldan sonra başında durur kaldırırız. Ama buraya gelinir. Çünkü bir arkadaş iki arkadaş buraya gelmeyince gelenlere gelinmiyor olabileceği fikri verilir. Gelenlerin şevki söndürülür. Kuvveyi maneviye si kırılır. Biz her bir yerlerimiz şu cemaatin Kuvveyi maneviye sini takviye etmek üzere el ele tutup omuz omuza verme mecburiyetindeyiz. İhlası salesinde buna temas ediyor. Birisinin geriye durması diğer arkadaşları (...) sarsabilir. Allah’ta diyor, o fabrikayı katar karıştırır, o saatin çarklarını katar karıştırır diyor. Demek biz öyle fabrikanın çarkları öyle saatin çarkları hâline gelmişiz ki bu çarklardan bir tanesi dursa muvakkaten bu durgunluk, duraklama bütün çarklara sirayet ediyor. Birbirimizle çok bütünleşmişiz. Bu bütünleşmenin manevi keyfiyetini yani tablonun öbür yanını ben göremiyorum, tahminde edemiyorum. Fakat Allah bir araya gelmeyi böyle bu bütünleşme adına çok önemli sayıyor. Önemli kabul buyuruyorsa şayet bizim için bu çok önemli olmalıdır. Biz burada bir cemaat teşkil ediyoruz ve Allah’ın eli cemaatle beraberdir. (...) Arkadaşlarımız cennete giden yollardaki tıkanıklıkları açacak, herkesi gelmeye mecbur edecekler. (...) O zaman bu fedakâr arkadaşlarımıza bir gece gelmemeye bir şey takdir edelim. Bir gece mütevelliye gelmezse acaba ne takdir edelim? Bugünkünü muaf tutacağız. Mesela ... Bey yok, (X) yok, mesela ... bey de yok. Başınız sağ olsun. O aksatmazdı da benim şeyimdi o, izin alması lazım giderken, manevi şeyin yanında bir şey takdir edelim. Veremezlerse ben vereyim onu. Öyle bir şey söyleyelim ki ben veremeyeyim onu. ... Bey diyor ki bir senelik burs versin. (Konuşmalar) Bir kere atlatana bir senelik burs takdir edelim. Ne güzel şey yine cennete giden yolda tıkanıklık açılıyor."<br />
Sohbet toplantılarını, çeşitli alt başlıklar altında incelemek ve sınıflandırmak mümkündür. Ortaokul döneminde irtibata geçilen çocuk yaştaki kişilerin katıldığı sohbet toplantıları "keyfiyet" odaklıdır. Bu toplantı türünde, evlere gelenlere yoğun ideolojik eğitim programı uygulanmaktadır. Bunun haricinde sivil/bölge yapılanmalarında ve mahrem yapılanmalarda gerçekleştirilen toplantılar ise iki genel kısımdan oluşmaktadır. Birincisi keyfiyet denilen örgütsel bağ oluşumunu sağlayan, destekleyen ve geliştiren kısım, ikincisi ise örgüt idaresi ve stratejileri ile alakalı "iş/meslek" konularının görüşülmesi kısmıdır.<br />
Keyfiyet odaklı toplantıların işleyişine bakıldığında;<br />
-"Pırlantalar" olarak adlandırılan ...'in kitaplarını okuma,<br />
-Önceden kayda alınmış sesli ve görüntülü kayıtlarını dinleme ve izleme,<br />
-Haftalık ... sohbeti, ..., ... dergisi vb. yazılarını okuma/izleme,<br />
-Örgüt mensubu yazarların kitaplarından ve yazılarından kesitler okunması, anlatılması,<br />
Gibi faaliyetlerle örgütsel değerler aşılanmaktadır.<br />
Daha önce de açıklandığı gibi bu faaliyetler rastgele değildir; belli bir plan ve sistem dahilinde zamana yayılarak ışık evlerine gelmesi sağlanan herkese uygulanmaktadır. Bu toplantıların belli bir takvime göre, önceden belirlenmiş hedeflere ulaşılacak şekilde ayarlandığı ele geçirilen belgelerde açıkça görülmektedir. Bir yıl içinde sohbet toplantılarına katılan kişilere örgütün temel değerlerinin hemen hemen hepsinin eğitiminin verildiği anlaşılmaktadır. Ondan sonraki süreçte de her yıl, yine belli bir plan ve program doğrultusunda bu değerler çerçevesinde "ideolojik örgüt eğitimi"nin verilmeye devam ettiği görülmektedir.<br />
Sohbet toplantılarının fonksiyonlarına ve verilen ideolojik eğitimin içeriğine bakıldığında;<br />
-Olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, (...'in insanüstü özelliklere sahip, ilahi irade tarafından seçilmiş ve özel bir misyonla dünyaya gönderilmiş, her dediği ilahi iradenin isteklerini yansıtan ve yanlış olması mümkün olmayan bir kişi olduğuna iman edilmesi)<br />
-Kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, (...'in olağanüstülüğüne iman etmiş kişilerin, ona verilen kutsal görevleri, ona bağlanan kutsal ordusuyla başaracağına olan inanç)<br />
-Ham olarak gelen hedef şahısların örgüt elemanına dönüştürülmesi, bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerinin empoze edilmesi,<br />
-Toplantıya katılanların bireysel dönüşümlerinin sağlanması ve radikalleştirilmesi,<br />
-Grup aidiyetinin keskinleştirilmesi,<br />
-Dayanıklılık, katı disiplin ve mutlak itaatin sağlanması,<br />
-Bağlılık, güven ve sadakatin oluşturulması,<br />
-Birlik ruhunun sağlanması,<br />
-Örgüt idealleri doğrultusunda mücadele ederken başa gelebilecek her türlü zorluk ve acıya (örgüt içinde imtihan olarak adlandırılır) karşı insanı kayıtsız kılan bir dayanıklılık kazanılması, psikolojik olarak önceden hazırlanılması,<br />
-Hizmet uğruna ölmenin erdemi ve mükâfatının cennet olduğu bilincinin yerleştirilmesi,<br />
-Moral değerlerin ve mücadele kapasitesinin yükseltilmesi,<br />
Şeklinde olduğu görülmektedir.<br />
Sohbet toplantılarının örgütün temellerinin dayandığı en önemli taşıyıcı sütun olması dolayısıyla gizlenmesi ve dış müdahalelere karşı çeşitli şekillerde korunması gerekmektedir. Örgüte hâkim olan gizlilik ilkesi, diğer uygulama ve faaliyetlerde olduğu gibi sohbet toplantılarının da koruyucu kalkanıdır. Bu toplantıların ne zaman, nerede yapıldığı açık ve şeffaf değildir. Özellikle mahrem hizmetler toplantılarının gizliliği için birçok tedbir uygulanmaktadır. Yine gizlilik ilkesi gereği bu toplantılar "dini faaliyet, dini sohbet" kılıfı altında hedef saptırma yöntemi kullanılarak ardındaki örgüt gerçekleri saklanmaya çalışılmaktadır.<br />
Örgütün toplantılara bakışı gayet nettir. Elemanların örgüt içi değerinin toplantılara katılma durumuna göre belirlendiği örgütten ele geçirilen bütün belge ve dokümanlarda açıkça görülmektedir.<br />
Toplantılara aksatmadan, düzenli katılanlar ele geçirilen bütün fişleme belgelerinde en sadık, en yüksek mertebede yer alan kişiler olarak nitelendirilmektedir. Ara sıra aksatanlar, bir alt basamakta yer almakta ve kendi içinde aksatma sıklığına göre sıralanmakta/sıralanabilmektedir. Aksatma sıklığı artanlar ve gelmemeye başlayanlar "Ümit" pozisyonuna düşürülmekte, bunlar da kendi içinde kategorilere ayrılarak tekrardan kazanılmak amacıyla özel stratejilerle yaklaşılmaktadır. Bu çabaların da sonuçsuz kalması ve kişinin irtibatı keserek toplantılara katılmaması örgütten çıkma anlamına gelmektedir.<br />
Diğer terör örgütleriyle mukayese edilemeyecek ölçüde gizliliğe büyük önem veren FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün; yasa dışı faaliyetlerinin bilinmesinin önüne geçmek ve meçhulde kalmasını sağlamak, örgüt mensubunun güvenliğini gerçekleştirmek ve kriptolanması ile deşifre olmasını engellemek, yapılması planlanan eylemin veya yasa dışı faaliyetin başarıya ulaşmasını temin etmek, yasa dışı faaliyetlerin akabinde mümkün olduğunca az iz ve emare bırakmak amacına yönelik olarak kod ad kullanılmakta ve yine mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilen öğrencilere özellikle kod adı verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.<br />
Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi gizlilik de istismar edilen dini kavramlarla kamufle edilmekte, örgüt jargonunda tedbir olarak adlandırılmaktadır.<br />
d) Örgütsel Toplantılar İçin İletişim Kurma Yöntemleri:<br />
Dünya genelinde 160 ülkede faaliyet gösteren ve binlerce mensubu olan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü açısından iç haberleşme; talimatların alınıp verilmesi, gelişmelerin güvenli ve zaman kaybetmeksizin aktarılması ve faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi bakımından hayati öneme sahiptir.<br />
Faaliyet alanlarının çeşitliliğine paralel olarak örgütün haberleşme yöntemleri de farklılık arz etmektedir. Örgütün neredeyse tüm uygulamalarında olduğu gibi haberleşme yöntemlerinde de gizlilik içerisinde iletişim sağlamaya özen gösterilmektedir.<br />
Örgütün iletişimde kullandığı yöntemlerin;<br />
-Yüz yüze/buluşma,<br />
-Canlı kurye,<br />
-Kriptolu IP hattı,<br />
-Not ile haberleşme,<br />
-Basın yayın üzerinden talimat verme,<br />
-Sosyal medya (Facebook, Twitter vb.),<br />
-Telefon (GSM, operasyonel hat, ankesör/büfe arama),<br />
-İletişim/haberleşme programları (ByLock vb.),<br />
Olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Canlı kurye kullanılması, en sağlıklı haberleşme yöntemlerinden biri olarak kabul edilmektedir. Talimat almak ve faaliyetler hakkında bilgi vermek amacıyla doğrudan ABD/Pensilvanya'ya gidilerek örgüt lideri ile yüz yüze görüşülmekte ve talimatlar bizzat alınmaktadır. FETÖ/PDY elebaşısının "çok önemli hususların yüz yüze (Ru Be Ru) görüşülmesi" yönünde talimatlarının olduğuna dair bilgiler mevcuttur. Örgüt toplantılarında verilen talimatlar ufak kâğıtlara yazılmakta hatta bunların lüzumu hâlinde yok edilebilmesi için yenilebilir özellikte olması sağlanmaktadır.<br />
Kiralık hatlar vasıtasıyla kriptolu IP telefon kullanılması, özellikle yurt dışındaki okullarla irtibatta kullanılan yöntemlerdendir.<br />
En kolay ve önemli haberleşme araçlarından biri GSM hatlarıdır. Bu hatlar, genel olarak başkası adına kayıtlı ya da örgüt kontrolündeki kurum/kuruluş adına kayıtlı olan, abone bilgilerinin gerçek kullanıcısına kolaylıkla ulaşılamayan hatlardır. Genellikle yaklaşık 3 ayda bir yeni GSM hattı temin edilmekte ve eski hatla birlikte telefon cihazı da değiştirilmektedir. (Uygulanan tedbir şekline göre süre değişkenlik gösterebilir.).<br />
Telefonların değiştirilmesi sürecinde eski telefonlar imha edilmekte ve parçalanarak farklı bölgelerdeki çöp kutularına atılmaktadır. Bu işlerin kamera olmayan yerlerde yapılmasına dikkat edilmektedir. Böylece tek numara ile görüşme yapan hat görüntüsünden uzaklaşılması ve örgütün kullandığı hatların tespitinin zorlaştırılması amaçlanmaktadır.<br />
İletişimin telefonla kurulduğu dönemlerde (iletişim/haberleşme programlarının kullanılmadığı dönemlerde) telefonun akıllı olmaması ve internet bağlantısının bulunmamasına dikkat edilmiştir. Aynı zamanda mesaj atılması da istenmediği için yasaklanmıştır.<br />
Örgüt mensuplarının kendi adlarına olmayan GSM hatları temin edip bunları belirli aralıklarla cihazlarıyla birlikte değiştirmeleri dahi legal olduğunu iddia ettikleri faaliyetlerinin illegal olduğunu ve bunları gizlemeye çalıştıklarını ortaya koymak açısından önemli bir veridir.<br />
Türkiye'de Almanya, ABD ya da başka bir ülkeye kayıtlı GSM hatlarının kullanılması, örgütün üst düzey abilerinin kullandığı yöntemlerdendir. Abone bilgilerinden sadece hangi ülkeye ait olduğunun görülebilmesi nedeniyle zaman zaman tercih edilebilmektedir.<br />
Örgüt mensupları, tedbir olarak haberleşme araçlarını değiştirdikleri gibi isim zikretmekten imtina ederek genel ifadeler kullanmaya özen göstermekte ve yaygın olarak "KOD İSİM" kullanmaktadırlar. Örgütsel görüşmeler sırasında "hizmet, şakirt, Gülen, cemaat" gibi kelimelerin telefonda zikredilmemesine özen gösterilmekte, buluşma yeri söyleneceği zaman şifreli ifadeler kullanılmasına önem verilmektedir.<br />
Her ne kadar iletişimde esas olan usul "randevulaşma sistemi" olsa da örgütün mahrem sorumlularının, sevk ve idaresi altındaki askeri personel ile deşifre olmayı engellemek maksadı ile irtibat kurma yollarından birisinin de "Kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, iddia bayii ve lokanta gibi işletmelerde bulunan ve ücret karşılığı kullanılan sabit (kontörlü/voip) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefon hatlar" olduğu tespit edilmiştir.<br />
Örgüt tarafından bu yöntemin kullanılma sebepleri ise;<br />
-Pratik ve kolay ulaşılabilir bir iletişim modeli olması, (Örneğin, operasyonel hat ile iletişim için gerekli olan 2. bir telefon, çevresi tarafından şahsın durumunu şüpheli hâle getirebilir)<br />
-Anonim bir iletişim modeli olması, (Açıklamaya ihtiyaç duyulduğunda gönül ilişkisi vb. bahaneler ileri sürülebilir)<br />
-Teknolojik imkânların güvenilir olmadığı, (ByLock sunucularının elde edilmesi vb. toplu deşifrasyon olmayacağı inancı)<br />
-Arayan mahrem sorumlusunun kimliğinin deşifre olmayacağı,<br />
Düşüncelerine dayanmaktadır.<br />
e) Büfe/Ankesörlü Sabit Telefon Hatlarıyla İrtibat Kurma Yönteminin Özellikleri:<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü "sohbet" olarak adlandırdığı örgütsel toplantıları devam ettirmek için elzem olan askeri personel ile irtibatlarında gizliliğe çok önem verdiği hususuna yukarıda ayrıntılarıyla değinilmiştir.<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü kapsamında yürütülen soruşturmalardaki şüphelilerin hatları ile kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye ve lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesinde;<br />
-Ardışık arama (Yakın zaman diliminde birbirini takip eden peşi sıra),<br />
-Periyodik arama (Farklı tarih ve zaman diliminde belirli gün aralığı dahilinde),<br />
-Tek arama,<br />
Şeklinde iletişim gerçekleştirildiği ve irtibat sağlandığı saptanmıştır.<br />
Birim içerisinde sorumlu düzeyde bulunan örgüt mensuplarının, kendilerine bağlı askerlere ait telefon numaralarını, telefonlarına farklı isimler kullanarak veya not kâğıtlarına GSM numaraları üzerinde belirli değişiklikler yaparak kaydettikleri, iletişim kurmak istedikleri zamanlarda ise kamuya açık ve birbirinden bağımsız market/büfe/lokanta vb. işletmelerde kurulu bulunan kontörlü/voip (sabit) hatlar ile Türk Telekom'a ait ankesörlü telefonları kullanmak suretiyle kendilerine bağlı askerleri aradıkları belirlenmiştir.<br />
Yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sırasında elde edilen bilgilerden, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün "Mahrem Yapısı" içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarının, kendi sorumlulukları altında bulunan özellikle asker ve diğer mahrem hizmetteki sivil şahısların telefon numaralarını, deşifre edilmelerinin önlenmesi ve örgütsel faaliyetlerinin sürdürülebilir olması amacıyla şifreleme metotları kullanarak kaydettikleri de tespit edilmiştir.<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarınca kullanılan ve şu ana kadar tespit edilebilen bazı şifreli kaydetme yöntemlerinin;<br />
-On (10) Rakamına Tamamlama; Öğrencilerin telefon numaralarını telefona kaydetmek yasak olduğu için normal bir esnafın kartvizitinin arkasına veya herhangi bir kâğıda telefon numaralarının son dört rakamının her biri 10'a tamamlanarak kaydedilir. Yani kayıtlı telefon numarasının son dört rakamının her birini 10 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakam yazılır. 10'a tamamlama sistemine örnek vermek gerekirse telefon numarasının son dört rakamı 46 05 ise not kâğıdına yazılan numaranın son dört rakama 64 05 olur. Bir başka örnekte ise telefon numarasının son dört rakamı 43 17 ise kartvizite yazılan numaranın son dört rakamı 67 93 olur.<br />
-Sondan İkili Rakam Bloklarını Çapraz Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan rakam bloklarının yerlerinin çapraz olarak değiştirilmesi yöntemidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 345 44 62 olarak kaydedilir.<br />
-Rakam Bloklarını Ters Yazma; Telefon numarasının operatöre ait ilk 3 rakamları sabit kalmak şartıyla geri kalan rakamları ise rakam bloklarının kendi arasında ters yazılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 345 62 41 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 543 26 14 olarak kaydedilir.<br />
-Sondan 4 üncü Rakamı Dört (4) Arttırma; Telefon numarasının sondan dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 02 44 olarak kaydedilir.<br />
-Sondan 2 nci ve 4 üncü Rakamı Yer Değiştirme; Telefon numarasının sondan ikinci ve dördüncü rakamlarının yerlerinin değiştirilerek kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx xxx 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx xxx 42 64 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamlara Bir Ekleme Bir Çıkarma; Telefon numarasını oluşturan rakamlara soldan başlayarak sırasıyla bir ekleme bir çıkarma yapılarak kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 xxx 535 53 35 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Kredi Kartı Numarasına Benzetme; Telefon numarasını oluşturan rakamlarının başına, sonuna rakamlar ekleyerek veya 16 haneli kredi kartı numarası şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 xxx 444 62 44 telefon numarası 5410 xxx4 4462 4454 olarak kaydedilir.<br />
-Telefon Numarasını Oluşturan Rakamları Servis Sağlayıcı Operatör Kodunun İl Alan Koduna Değiştirme; Operatör kodunun herhangi veya faaliyet gösterdiği il kodu şeklinde kaydedilmesidir. Örneğin, 0 505 xxx xx xx numaralı telefon kaydedilirken 0 312 xxx xx xx olarak kaydedilir.<br />
-99'a Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 99'a tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 32 şeklinde yazılması,<br />
100'e Tamamlama; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son iki hanesini 100'e tamamlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 45 33 şeklinde yazılması,<br />
-Çaprazlama metodu; Aranacak telefon numaraları doğrudan olarak değil son dört hanesinin ikili gruplar hâlinde kendi içinde çaprazlama yöntemiyle aranmasıdır. Örneğin 5XX 123 45 67 numarasının 5XX 123 76 54 şeklinde yazılması,<br />
Şeklinde olduğu saptanmıştır.<br />
Mahrem imamların, kendilerine bağlı muvazzaf askerlerin (öğrenci) telefon numaralarını ajandalarına kaydederken yukarıda açıklamaları verilen örnek şifreleme yöntemlerini kullanmakla birlikte "bazı mahrem imamların arama yapmadan önce numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aradıkları da" sıklıkla gözlemlenmiştir.<br />
Kolluk birimlerinin yapmış olduğu çalışmalar ve soruşturmalarda alınan ifadelerden;<br />
"Mahrem imamların belirledikleri periyodik zaman diliminde grubunda bulunan askeri personelle sohbet adı altında örgütsel toplantıları düzenledikleri, bir sonraki toplantının yerinin-zamanının ve saatinin yapılan bu toplantılarda yüzyüze görüşülerek belirlendiği, toplantı günü ve saatinde değişiklik veya farklı bir gelişme olduğu zaman mahrem imam tarafından sabit hatlardan (ankesör-büfe-market vb.) askeri personelin cep telefonu aranmak suretiyle irtibatın gerçekleştirildiği, mahrem imam tarafından gerçekleştirilen bu görüşmelerin genellikle çok kısa tutulduğu ve şifreli olarak anlatılmak istenilenin söylendiği, bu telefon görüşmelerinin kısa tutulmasının sebebinin mahrem imamın ve sabit hatlardan aranan askeri personelin deşifre olmasını engellemek olduğu, askeri personelle mümkün olduğu kadar sabit hatlardan az irtibat kurulmaya özen gösterildiği, askeri personelin çok aranmasının o personelle ilgili bir sıkıntının yani toplantılara gelmeme, terör örgütü ile irtibatını koparmaya çalışma gibi etkenlere işaret ettiği, mahrem imam tarafından sürekli arama yapılarak askeri personelin ikna edilmeye çalışıldığı, askeri personelin az aranmasının ise o personelin toplantılara düzenli geldiğinin, gerçekleştirilen toplantılarda yüz yüze alınan kararlar sonucunda bir sonraki toplantıya düzenli katıldığının göstergesi olduğu, katalog evlilik yapan askeri personelin eşleri ile toplantılara katıldıkları örgüt imamlarının eşlerinin askeri personelin eşleri ile ilgilendikleri, bu şekilde mahrem imamlarca yapılan görüşmelerin 2017 yılına kadar devam ettiği, bu tarihten sonra sabit hatlardan askeri personelin aranmamasına dikkat edildiği, bunun sebebinin ise yapılan örgütsel faaliyetin deşifre olması ve mahrem imamların takip edilmesinden korku duyulmasından kaynaklı olduğu, bu süreçten sonra askeri personel ile görüşme yapılmak istenildiği zaman; lojmanlarda oturmayan ve FETÖ Silahlı Terör Örgütü içerisinde faaliyet gösteren askeri personelin evlerine gidilerek irtibat kurulduğu ya da asker şahsın mahrem imamın evine gitmesi şeklinde irtibat kurulmaya çalışıldığı, subay, astsubay veya askeri öğrenciler ile ilgilenen mahrem imamların birbirinden farklı olduğu, örneğin subay ve astsubayların aynı grup içerisine dâhil edilmediği"<br />
Anlaşılmıştır.<br />
Sonuç olarak;<br />
Yukarıda izah edilen açıklamalar, olgular ve FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalarda alınan ifadeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde;<br />
FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesine sızmış mensuplarının çok az kısmına kriptolu haberleşme programı Bylock ve Eagle gibi programlar yüklediği, geri kalan mensupları ile özellikle geçmiş yıllarda kullandıkları bir sistem olan büfe, market vb benzeri yerlerdeki ücretli telefonlar veya kontörlü telefonlar ile haberleştikleri, örgütsel irtibatta asıl olan iletişim metodunun yüz yüze görüşme olduğu ve bir sonraki görüşmenin tarih ve yerinin bu esnada belirlendiği, bu mümkün olmaz ise tedbir anlamında her asker şahsın farklı ankesör ya da sabit hatlardan (market-büfe-bakkal vb.) aranmak (GEZEREK) suretiyle örgütsel iletişimin kurulduğu, arama işleminin genellikle tek taraflı ve kısa süreli olduğu, sadece sorumlu şahısların ARAMA işlemini yaptığı (askeri şahıs tarafından karşı arama yapılmadığı, askeri personelin de çok sık olmamakla birlikte mahrem sorumlusuna ulaşmak istedikleri durumlarda aradığı), sorumlu şahıs tarafından aranan askeri personelin büyük kısmının rütbe/makam olarak genelde denk olduklarının tespit edildiği (Örneğin; aranan Astsubay ise ardışık aranan kişi de Astsubay, Subay ise ardışık aranan da Subay gibi), aynı şekilde kuvvetlerin de denk olduğu (Örneğin; aranan jandarma ise ardışık Jandarma, aranan KKK personeli ise ardışık KKK personelinin arandığı gibi), genel olarak her sivil yöneticinin sorumluluğunda birden fazla hücre bulunduğu ve hücrelerin 2-3 asker şahıstan (askeri öğrenci ve/veya muvazzaf personel) oluştuğu, bu asker şahısların da aynı kuvvete mensup olup aynı rütbede bulundukları (istisnai olarak farklı rütbe ve/veya kuvvetlere mensup asker şahıslardan bir hücre oluşabildiği, örneğin; sivil sorumlunun astsubaylardan oluşan grubunun yanında astsubaylıktan subaylığa geçen askeri personelle de ilgilenebileceği), tek ankesör ya da sabit hattan (market-büfe-bakkal vb.) farklı asker şahısların aranmasının arka arkaya arama (ARDIŞIK ARAMA) şeklinde olması durumunda aramanın örgütsel olduğu kanısını güçlendirdiği, ayrıca aynı ankesör/sabit (büfe-market vb.) hattan arka arkaya (ARDIŞIK) arama yapılmasının mahrem sorumlu şahsın tedbirsizliği ve işin kolayına kaçmasından kaynaklandığı, daha çok gizliliğe uymayan mahrem imamlar tarafından yapıldığı, aramaların kısa olmasının nedeninin ise askeri personelin daha önceden yeri ve zamanı kararlaştırılan görüşmeye gelinmemesi gerektiği veya gelip gelemeyeceğinin teyit edilmesi ya da görüşmeye gelmeyen kişiye gelecek görüşme yer ve zamanının bildirilmesi veya daha önceden kararlaştırılan yer/tarihin değişmesinden dolayı yapılan aramalar olmasından kaynaklı olduğu, aramaların genellikle mesai saatleri dışında yapıldığı, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak hedefin kaybolmasını amaçladığı, genellikle on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez iletişime geçilerek buluşmaların/toplantıların gerçekleştirildiği, bu görüşmede bir sonraki buluşma tarihinin kararlaştırıldığı, bir aksaklık olmadığı müddetçe yeniden aramaya ihtiyaç duyulmadığı, bazen mahrem sorumlu tarafından sorumluluğundaki gruplarla ilgili grup içerisindeki tek şahsın arandığı ve bu şahıstan gruptaki diğer şahsa veya şahıslara bilgi vermesini istediği, aramanın sadece büfe, lokanta, market vs. kontörlü arama yapılabilen yerler olmadığı, ayrıca ankesörlü telefonlar ile kontörü olmadığından bahisle rica yolu ile iş yerlerinde mevcut sabit hattan da arama işlemi yapılabildiği, genel olarak yüzbaşı ve üstü rütbedeki subaylarda "birebir sorumluluk" esasının geçerli olmasından dolayı birden fazla asker şahsın oluşturduğu hücre sisteminin tercih edilmediği, mahrem yapı sorumlusunun kural olarak sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğu, istisnai olarak sözde TSK yapılanmasının bölge esaslı teşkilatlanması nedeniyle yakın ilde bulunan hatlarla da iletişim kurulabildiği, mahrem yapı sorumlusunun sorumlu olduğu örgüt mensubu asker şahısları aramasından sonra belirlenen buluşma yerinde aranılan hatların takılı bulunduğu cihazların götürülmemesi veya götürülse bile kapatılmasına yönelik tedbir uygulanmaya çalışıldığı, bu tedbirin ortak yer baz istasyonundan sinyal verilmesini ve/veya dinleme yapılmasını önleme amaçlı olduğu, daha önceden kararlaştırılan noktaya gelinmediği takdirde ya da mahrem imam il dışında ise ve periyodik zamanlarla bir araya geliniyorsa (2 haftada bir Cumartesi gibi) bir gün önce mahrem imamın arayarak çağrı bıraktığı, arama işlemi sonrasında gizlilik (son aradığı numaranın telefon hafızasında kalmasını önlemek) ve tedbir amaçlı olarak ilgisiz rastgele numaraların çevrildiği ve redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışıldığı, sivil yönetici unsurun sorumlusu olduğu asker şahsın numarasının son iki rakamını kendi telefon rehberinde "10", "100" veya "99" rakamına tamamlayacak şekilde kayıt etmesinin en fazla başvurulan tedbir yöntemlerinden biri olduğu, bu nedenle yanlışlıkla numaraların şifrelenmiş hâliyle yapılan aramaların da gerçekleşebildiği, yapılanmada her yönetici sivil unsurun deşifre olmamak amacıyla kendi tedbir ve iletişim metodunu kendisinin belirlediği, (Bu metotlardan birisine örnek vermek gerekirse kısa süreli arama, cevapsız çağrı bırakma, aynı hattan parça parça kısa süreli arama vb.), mahrem yapı içerisindeki irtibatın ve şifreleme tekniğinin deşifre olmaması amacıyla çok sayıda şifreleme tekniğinin kullanıldığı,<br />
Belirlenmekle;<br />
Günümüzde iletişim aracı olarak cep telefonlarının kullanılmasının hayatın olağan akışına uygun ve kabul edilen bir gerçek olmasına karşın, kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat ve ankesörlü hatlar üzerinden asker şahıslarla GEZEREK ya da ARDIŞIK şekilde yapılan aramaların; örgütün "gizlilik" ve "deşifre olmama" kuralına uygun olarak Askeri Mahrem Yapılanmasının irtibat kurma yöntemlerinden biri olup FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün MAHREM İMAMLARI tarafından örgütsel amaçlı, örgütsel haberleşmeyi sağlamak amacıyla gerçekleştirildiği sonucuna varılmıştır.<br />
B-2) Bir İletişim Aracı Olarak Ankesörlü/Sabit Hatlardan Periyodik Veya Ardışık Aramaların Hukuki Niteliği:<br />
a) Ulusal ve Uluslararası Mevzuat:<br />
Konuyla İlgili Ulusal ve Uluslararası Düzenlemeler;<br />
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi:<br />
Madde 8 - Özel ve aile hayatına saygı hakkı<br />
(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.<br />
(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir.<br />
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası<br />
Özel hayatın gizliliği ve korunması<br />
Özel hayatın gizliliği<br />
Madde 20- Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara el konulamaz. Yetkili mercin kararı yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırk sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.<br />
...<br />
Haberleşme hürriyeti<br />
Madde 22- Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.<br />
Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.<br />
İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.<br />
Suç ve Cezalara İlişkin Esaslar<br />
Madde 38- (6)- Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.<br />
Milletlerarası Andlaşmaları Uygun Bulma<br />
Madde 90/5- Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle: 7/5/2004-5170/7 md.) Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre;<br />
İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması<br />
Madde 135 – (1) (Değişik: 21/2/2014–6526/12 md.) Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi (…) dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır. (Mülga son iki cümle: 24/11/2016-6763/26 md.)<br />
...<br />
(3) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl yok edilir.<br />
...<br />
(6) (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı, kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite imkân veren kodu ve tedbirin süresi belirtilir. (Ek cümleler: 24/11/2016-6763/26 md.) Cumhuriyet savcısı kararını yirmi dört saat içinde hâkimin onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhâl imha edilir.<br />
...<br />
(8) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:<br />
a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;<br />
...<br />
15. (Değişik: 2/12/2014-6572/42 md.) Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),<br />
16. (Ek: 2/12/2014-6572/42 md.) Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316),<br />
17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,<br />
Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi<br />
Madde 160 – (1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.<br />
Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri<br />
Madde 161 – (1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.<br />
(2) Adlî kolluk görevlileri, el koydukları olayları, yakalanan kişiler ile uygulanan tedbirler emrinde çalıştıkları Cumhuriyet savcısına derhâl bildirmek ve bu Cumhuriyet savcısının adliyeye ilişkin bütün emirlerini gecikmeksizin yerine getirmekle yükümlüdür.<br />
...<br />
(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.<br />
Delillerin Ortaya Konulması ve Reddi<br />
Madde 206-(2) Ortaya konulması istenilen bir delil aşağıda yazılı hâllerde reddolunur:<br />
(a) Delil, kanuna aykırı olarak elde edilmişse.<br />
..<br />
Delillerin Takdir Yetkisi<br />
Madde 217 – (2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.<br />
Hükmün Gerekçesinde Gösterilmesi Gereken Hususlar<br />
Madde 230 – (1) Mahkûmiyet hükmünün gerekçesinde aşağıdaki hususlar gösterilir:<br />
...<br />
(b) Delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin belirtilmesi; bu kapsamda dosya içerisinde bulunan ve hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin ayrıca ve açıkça gösterilmesi.<br />
Hukuka Kesin Aykırılık Hâlleri<br />
Madde 289 – (1) Temyiz dilekçesi veya beyanında gösterilmiş olmasa da aşağıda yazılı hâllerde hukuka kesin aykırılık var sayılır:<br />
...<br />
(i) Hükmün hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması.<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.<br />
b) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Hukukiliği:<br />
Çağımızda hukukun değişmez niteliği "Evrensel, herkes için, bağımsız, tarafsız, insan haklarına saygılı, eşitlikçi, özgürlükçü, adil, haksızlığa karşı vazgeçilmez" oluşudur.<br />
Bir ülkede bu ilkelerin benimsenip güçlendirilmesi ve içselleştirilmesi için demokratik düzenin bütün kurum ve kuruluşlarıyla oluşturulması, demokratik hakların etkin biçimde kullanılması, devletin bütün işlemlerinin hukuk sınırları içinde ve hukuk devleti ilkelerine uygun olması kadar çağdaş bir ceza yargılamasının sağlanması da gerekmektedir.<br />
İstikrar kazanmış yargı kararlarında vurgulandığı ve öğretide ifade edildiği üzere, ceza yargılamasının amacı maddi gerçeğin insan onuruna yaraşır biçimde araştırılıp bulunmasıdır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 23.02.2016 tarihli ve 2014/5.MD-98 Esas 2016/83 sayılı ve 10.12.2013 tarihli ve 2013/359 sayılı kararlarına göre ceza muhakemesinin amacı usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araç deliller olup nitekim 5271 sayılı CMK'nın "delillerin takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin 2. fıkrasında "yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" denilerek aynı amaca işaret edilmiştir. Bu açıklama ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususu hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp yargılama yapan hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de araştırıp değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır.<br />
Ceza muhakemesinde maddi gerçek ortaya çıkarılırken, kişisel hak ve özgürlüklere saygı ile toplumsal düzenin sağlanması arasında bir denge kurulması temel amaçtır. Kanun koyucu bu amaçla, delil serbestliği ilkesine, öğretide ve uygulamada "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Anayasa'nın 38. maddesinin 6. fıkrasında, CMK'nın 206. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde, 217. maddesinin ikinci fıkrasında, 230. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde ve 289. maddesinin birinci fıkrasının (i) bendinde hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin esas alınamayacağı belirtilmiştir. Delilin hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olup olmadığına ise yargı makamı karar verecektir.<br />
Delillerin yerindeliği incelemesi yapmayan ve bu konunun ulusal yargı organlarının takdirinde olduğunu belirten AİHM, elde edilen deliller dahil olmak üzere yargılamayı bir bütün olarak inceleyip bu çerçevede ilgilinin adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğine karar vermektedir (AİHM, Khan/Birleşik Krallık, 12.05.2000, B.No:35394/97, &amp;34). AİHM, delillerle ilgili olarak, başvurucuya delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini esas almaktadır. (Bykov/Rusya, 10.03.2009, B.No:4378/02, &amp; 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya, 25.07.2013, B.No:11082/06, 13772/05, &amp; 700).<br />
Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir. Bu manada esas olan, delilin keyfi ve açıkça dayanaktan yoksun olacak şekilde sanık aleyhine kullanılmaksızın, yargılamanın bir bütün olarak adil yapılmasıdır.<br />
Görüldüğü gibi delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ulusal mahkemelerin takdirindedir.<br />
c) Mukayeseli Hukuk ve AİHM Kararı Bağlamında Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Denetlenmesi Delillerin Niteliği ve Hukukiliği:<br />
Karşılaştırmalı hukukta iletişimin tespitine ilişkin düzenlemeler farklılık göstermektedir. Örneğin Fransa, İngiltere ve Avusturya'da iletişimin tespitine ilişkin bilgiler denetim kapsamında kabul edilmemekte ve herhangi bir sınırlamaya tabi bulunmadan bu bilgiler soruşturma ve kovuşturmada kullanılmaktadır.<br />
Avrupa Birliğince (AB) 24.10.1995 tarihinde "Kişisel Verilerin İşlenmesinde Gerçek Kişilerin Korunması ve Serbest Dolaşımı"na ilişkin 95/46 nolu Yönerge kabul edilmiştir. Ancak söz konusu yönerge hükümlerinin savunma, kamu güvenliği veya ceza hukuku açısından uygulanmayacağı da belirtilmiştir. 95/46 nolu Yönerge temel alınarak düzenlenen telefon konuşmaları ve e-postaları da kapsayacak şekilde elektronik iletişimde özel yasanın gizliliği ve kişisel verinin korunmasına dair 2002/58 nolu Yönerge'nin amacı, Avrupa Birliğine üye ülkeler tarafından, haberleşmenin gizliliğine yetkisi bulunmayan kişilerce erişilmesini engellemek, kamu telekomünikasyon şirketleriyle ve kamuya açık telekomünikasyon servisleriyle sağlanan telekomünikasyon gizliliğini korumak amacıyla önlemlerin alınmasını sağlamaktır. (Hayrünisa Özdemir, Haberleşmenin Gizliliği ve Kişisel Veriler, Erzincan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.13, S:1-2, 2009, s. 286). Bununla birlikte bu yönerge; devletlerin elektronik iletişimi, hukuka uygun denetleme veya AİHS'ye uygun olarak önlem alma imkânlarını etkilememektedir. (Saadet Yüksel, Özel Yaşamın Bir Parçası Olarak Telekomünikasyon Yoluyla Yapılan İletişimin Gizliliğine Önleyici Denetimle Müdahale, Beta, 1. Baskı, 2012, s. 89-99).<br />
AİHM, kişisel verilerin elde edilmesini her durumda özel yaşamın gizliliği hakkına bir müdahale olarak görmemekte ve kişisel verilere ilişkin AİHS'nin 8. maddesi çerçevesinde iki aşamalı bir değerlendirme yapmaktadır. Öncelikle müdahalenin yasal dayanağı olup olmadığı ve ulaşılabilirliği, daha sonra ise ulusal güvenlik gibi meşru bir amaç bağlamında müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını değerlendirmektedir. (Saadet Yüksel, ...e, s. 103).<br />
Bu bakımdan AİHM devletlerin, ulusal güvenliklerini korumak amacıyla, yetkililere kamunun ulaşamadığı kişisel verileri barındıran kayıtlarda bilgi toplama ve kaydetme yetkisini veren kanuni düzenlemeler yapmasını uygun görmektedir. (Leander/İsveç, 26.03.1987, B.No: 9248/81, &amp; 59).<br />
Nitekim AB'nin 95/46 ve 2002/58 nolu Yönerge'leri doğrultusunda tanzim edilen 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun "İstisnalar" başlıklı 28. maddesinde de kişisel verilerin milli savunmayı, milli güvenliği, kamu güvenliğini, kamu düzenini sağlamak için kanunla görev ve yetki verilmiş kamu kurum ve kuruluşlar tarafından yürütülen önleyici, koruyucu ve istihbari faaliyetler kapsamında veya soruşturma, kovuşturma, yargılama veya infaz işlemlerine ilişkin olarak yargı makamları veya infaz mercileri tarafından işlenmesi hâllerinde söz konusu kanun hükümlerinin uygulanmayacağı belirtilmiştir.<br />
AİHM, bir devletin terörle mücadele etmek için önlem almadan önce felaketin gelip çatmasını beklemesinin mümkün olmadığını vurgulamıştır. (A. ve Diğerleri/Birleşik Krallık, 19.02.2009, B.No: 3455/05, &amp; 177).<br />
Görüldüğü üzere AİHM, Sözleşme'nin 8. maddesinde herkesin kendi özel yaşamına saygı gösterilmesi hakkına sahip olduğunun açık bir şekilde belirtilmesine karşın terörle mücadele, terör saldırılarını engellemeye yardımcı olabilecek bilgilerin toplanması, terör şüphelilerinin yakalanıp yargılanması amacıyla özel gözetleme yöntemlerinin kullanmasına cevaz vermektedir.<br />
d) Sabit/Ankesörlü Hatlardan Arama Sonuçlarının Delil Olarak Kabul Edilip Edilmeyeceğine İlişkin Hukuki Değerlendirme:<br />
ByLock için yapılan değerlendirmeler ışığında; demokratik kurumlara, hukuk devletine, demokrasiye ve insan haklarına karşı 15.07.2016 tarihindeki darbe teşebbüsünü gerçekleştiren, pek çok insanın ölümüne ve yaralanmasına sebebiyet verip bir çok ağır suçu organize şekilde işleyen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün çok büyük bir önem verdiği silahlı kanadını oluşturan askeri mahrem yapılanmasına yönelik yapılan soruşturmada, şüphelilere ve suç delillerine ulaşılması amacıyla Ankara merkezli ve diğer illerde Cumhuriyet Başsavcılıklarının yasal yetkisine dayanarak hâkim kararıyla geçmişe dönük elde ettiği "iletişimin tespiti (HTS)" kayıtlarının, hukuka uygun bir delil olarak hükme esas alınmasında herhangi bir hukuki isabetsizlik bulunmadığı, yapılan işlemin "demokratik bir ülkede gereklilik" ve "orantılılık" ilkelerine uygun olduğu, kanunda yazılı esas ve usullere göre bu tedbire başvurulmasının "iletişim özgürlüğü" hakkının özünü ortadan kaldırmayacağı kanaatine varılmıştır.<br />
İçeriğine müdahale edilmeden, iletişim araçlarının diğerleri ile kurduğu iletişime ilişkin arama, aranma, yer bilgisi ve kimlik bilgilerinin tespitine yönelik işlem olması ve daha çok dış bağlantı verilerini ifade etmesi nedeniyle "iletişimin tespiti", Cumhuriyet savcısının soruşturma yetkisini düzenleyen CMK'nın 160 ve 161. maddeleri kapsamında istenebilecek delillerdendir. Cumhuriyet savcısı, soruşturmanın ayıklayıcılık ve kişilerin lekelenmeme hakkı ilkelerini dikkate alarak, delil toplarken Anayasa'da ve yasada düzenlenen "orantılılık" ilkesini göz önüne almak durumundadır. İletişimin tespitinin istenmesi her zaman aleyhe sonuç doğurmaz. Bazen suça katılmayan kişilerin erkenden tespiti ile haklarında başkaca ceza muhakemesi tedbirine başvurmama imkânını da sağlayabilir.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 135/6. maddesindeki (Ek: 2/12/2014-6572/42 maddesi) şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespiti, soruşturma aşamasında hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısı kovuşturma aşamasında mahkeme kararına istinaden yapılır. Daha önce uygulamada Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 160 ve 161. maddelerinde düzenlenen Cumhuriyet savcısının delil toplama yetkisi kapsamında iletişimin tespitinin yapıldığı, yapılan değişiklikle bu yetkinin hâkime verildiği, gecikmesinde sakınca olduğu hâllerde Cumhuriyet savcısının bu yetkiyi kullanabileceği düzenlenmişti.<br />
Ancak yeni ceza yargılaması sisteminde soruşturma evresi, suç işlendiği izlenimini veren hâlin öğrenilmesi ile başlar ve iddianamenin kabulü kararı verilinceye kadar devam eder. Soruşturma evresi üç aşamada gerçekleşir. Bunlar: başlangıç soruşturması, kısa soruşturma ve ara soruşturma aşamalarıdır. İlk aşama, Cumhuriyet savcısının "araştırmalara" başlama kararı ile gerçekleşen "başlangıç soruşturması"dır. Bu aşamada, kural olarak henüz suçun kim tarafından işlendiği konusunda bir bilgi mevcut bulunmadığı için "şüpheli" de yoktur. Bu aşamada bir suç işlendiğine dair "basit şüphe" oluşmazsa kovuşturmama kararı verilecektir. Aksi takdirde soruşturmanın diğer aşamalarına geçilip ortaya çıkan şüpheli/şüphelilere ilişkin deliller toplanarak suçun işlendiği hususunda yeterli şüphe oluşturuyorsa Cumhuriyet savcısı bir iddianame düzenleyecektir.<br />
Ayrıntıları ilgili bölümde açıklanan FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün iletişim yöntemi olarak ankesörlü/sabit hatlardan periyodik veya ardışık aramalar yaptıkları yönündeki tespitlerden sonra, soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda; FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market, büfe vb. yerlerde kurulu bulunan ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatları özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi üzerine CMK'nın 135/6. maddesi gereğince sabit hat ve ankesörlü hatlara yönelik iletişimin tespiti kararları alınarak uygulamaya konulması, bu cümleden olarak şüpheli kişilerin hatlarıyla kamuya açık, birbirinden bağımsız büfe, market vb. yerlerde kurulu bulunan sabit veya ankesörlü hatların HTS kayıtlarının incelenmesi, üçüncü kişilere ait verilerin ayıklanması ile yapılan analizler sonucunda şüphelilere ulaşılmasında hukuka aykırı yöntemlerin kullanıldığı ileri sürülemeyeceği gibi ihlal edildiği iddia edilen hakka nazaran kamu güvenliğinin korunması ve suçla mücadele için sağlanan yararın üstünlüğünden de kuşku duyulmaması gerekecektir.<br />
Şüphelinin/sanığın mahrem yapıda yer alıp sabit hat ve/veya ankesörlü telefonlar üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde tespiti bakımından; suçun ispatı açısından belirleyici nitelikte olması nedeniyle bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Ayrıca bu delillerin teyidi açısından;<br />
Mahrem imamların büfe/ankesörlü sabit telefon hattı ile hedef şahıslarla görüşmelerinde gizliliği sağlamak için genellikle kullandığı yöntem olarak belirlenen;<br />
Hedef şahsın telefon numarasının deşifre edilmesinin önlenmesi amacıyla çeşitli şifreleme metotları kullanarak kaydedilmesi,<br />
Bazı mahrem imamların arama yapmadan önce ajandada kayıtlı numaralara baktığında şifreleme yaptığını unutarak/kasten yazılı olan şifreli numarayı aradığı, daha sonra yanlış numara çevirdiğini fark ederek/kasten asker şahsı tekrar gerçek numarasından aramış olmaları,<br />
Aramaların tek taraflı ve kısa süreli olması veya sadece çağrıdan ibaret bulunması,<br />
Aranan askeri personel ise genellikle rütbe/makam olarak ve bağlı bulunduğu kuvvetlerin de denk olmaları,<br />
Mahrem imamlar tarafından gerçekleştirilen arka arkaya aramanın (ardışık arama) örgütsel amaçlı olduğuna dair karine oluşturması,<br />
Aramanın mesai saatleri dışında yapılması, sorumlu şahsın askeri personeli aradıktan sonra tedbir amaçlı alakasız kişileri de ankesörle arayarak bu bütün içerisinde hedeflerin kaybolmasını sağlama çabası,<br />
Aramanın on beş gün, ayda veya iki ayda bir kez olmak üzere periyodik olması,<br />
Mahrem imamın sorumlusu olduğu asker şahıs/şahıslarla aynı ilde ikamet ettiği ve aynı ildeki sabit hatlarla iletişim kurduğunun gözetilmesi,<br />
Asker şahısların hatların takılı bulunduğu cihazların toplantı yerine götürülmediği veya götürülse bile kapalı tuttukları,<br />
Mahrem imamlarca hedef şahıs arandıktan sonra ilgisiz rastgele numaraların çevrilerek redial (geri arama) tuşu ile son aranan kişinin tespitinin önlenmeye çalışılması,<br />
Hususlarını da ortaya koyan, bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda yukarıda yapılan tüm açıklamalar ışığında kişiselleştirilmiş, emniyet birimlerince büfe/ankesörlü sabit telefon hatlarıyla irtibat kurma yöntemine ilişkin olarak düzenlenen ayrıntılı analiz raporunun temin edilerek dosyaya konulması,<br />
-Emniyet kayıtlarının yanı sıra BTK'dan alınan baz istasyonunu gösterir HTS kayıtlarının "0" saniyeli çağrılar da dahil olmak üzere getirtilmesi,<br />
-Şüpheli/sanığın görev yaptığı diğer şehirlerde ardışık aramalarının olup olmadığı araştırılarak sabit hat ve ankesörlü telefon kullandığına ilişkin analiz raporunun da istenmesi,<br />
-Şüpheli/sanıkla ilgili sabit hat veya ardışık aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde tanık sıfatıyla dinlenilmeleri,<br />
-Ardışık aramalar kapsamında diğer şahıslar hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya ibrazı sağlanarak değerlendirilmesi suretiyle maddi gerçeğin ortaya konulması,<br />
Gerekmektedir.<br />
Bu kapsamda;<br />
Yukarıda açıklanan özellikler doğrultusunda; mahrem hizmetlerde görevlendirilen asker veya sivil şahsın, örgütün gizlilik ve deşifre olmama kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla kamuya açık ve birbirinden bağımsız market, büfe, kırtasiye, lokanta gibi sair işletmelerde kurulu bulunan, ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağında kuşku yoktur.</p>

<p><strong>C) HABERLEŞME İÇİN OPERASYONEL HAT KULLANILMASI:</strong></p>

<p>FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün örgütsel toplantılar için iletişim kurma yöntemlerinden biri olan operasyonel (patates) GSM hatlarıyla görüşme yapıldığı yönünde şüphe oluşması durumunda soruşturma makamlarınca başlangıç soruşturması kapsamında ve CMK'nın 160/1. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak yapılan araştırmalar sonucunda örgüt mensuplarının "sohbet" olarak adlandırdıkları örgütsel toplantılara devam etmek için kamuya açık market ve büfe gibi yerlerde kurulu olup ücret karşılığı kullanılan sabit hat veya ankesörlü hatlar dışında operasyonel GSM hatlarını da özel yöntemlerle kullandıklarının tespit edilmesi hâlinde şüphelinin/sanığın askeri mahrem hizmetler yapılanmasında veya sivil şahıslardan olup örgütteki konumu itibariyle operasyonel hat üzerinden hücresel haberleşme ağına dahil olup olmadığının belirlenmesi ile soruşturma ve yargılama aşamasında şüpheli/sanığın hukuki durumunun ve konumunun kuşkuya yer bırakmayacak şekilde belirlenmesi bakımından; özellikle suçun ispatında belirleyici delil niteliğinde olması hâlinde bu delilin elde edilişi, niteliği, kullanımı ve hukukiliği konusunda sabit hat veya ardışık arama için yapılan açıklamalar ışığında, taraflar huzurunda tartışılması ve savunma argümanlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.<br />
Burada şüpheli/sanık tarafından kullanılan GSM hattı ile mahrem imam tarafından kullanılan hatlara ait HTS raporları karşılıklı mukayese edildiğinde her iki hattın ortak baz bilgileri bulunduğu, her iki GSM hattının da aynı tarih ve yakın saatler aralığında aynı yerde baz verdiği, görüşmelerin ağırlıklı olarak tek bir GSM numarasıyla olduğu hususlarının mevcudiyeti hâlinde başkası üzerine kayıtlı bu hattın operasyonel hat olarak kullanıldığının tespiti mümkün olabilecektir.<br />
Bu kapsamda;<br />
Sanığın FETÖ/PDY'nin operasyonel hat kullanmak suretiyle oluşturulan hücresel haberleşme ağında yer aldığının teknik verilerle belirlenmesi,<br />
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile örgüt mahrem imamının kullandığı hattın aynı baz istasyonunda sinyal alıp almadığının tespitinin yapılması,<br />
Sanığın silahlı terör örgütünün mahrem imamları ve yöneticileriyle iletişim kurma yöntemleri, zaman aralıkları, çeşitlilikleri, sanığın asker mi sivil şahıs mı olduğu, irtibat kurduğu kişilerin örgütün mahrem imamı olup olmadıkları hususlarının tespiti,<br />
Operasyonel hat olarak kullanılan telefon numarasının kimin adına, ne zaman, nerede alındığına ilişkin GSM operatörlerinden belgelerin getirtilerek belgelerin incelenmesi, bu hattın kim tarafından alındığına yönelik araştırma yapılıp gerekli tespitlerin yapılması,<br />
Operasyonel hat olarak kullanılan GSM hattının faturalarının nerede, kim tarafından ve hangi yöntemlerle ödendiğine ilişkin tespitlerin yapılması,<br />
Yine operasonel hattın kontürlu hat olarak kullanılması durumunda kontürlerin nerede, ne zaman, kim tarafından yüklendiği ve ücretlerinin nasıl ödendiğinin tespiti,<br />
Operasyonel hat ile bu hattı kullanan askeri şahısların görüştüğü mahrem imamların GSM hatlarının HTS kayıtlarının ve diğer iletişim bilgilerinin getirilmesi,<br />
Sanığın kullandığı operasyonel hat ile asker ve sivil imam şahısların kullandığı operasyonel hatların ortak bazlarının bulunup bulunmadığı ve mahrem imamlar tarafından kendisi gibi asker olan başka dosya şüphelileri ile farklı tarihlerde ardışık olarak aranıp aranmadığı, arama sayısı ve aramaların periyodik olup olmadığı, aramaların gerçekleştirildiği zaman, konuşma süreleri, sanığın farklı sabit hatlardan aranması, aranmaların makul görünüp görünmediği konusunda uzman teknik bilirkişiden inceleme raporu ve operasyonel hat/HTS veri analiz raporu alınması,<br />
Gerektiğinde operasyonel hat ile mahrem imamın kullandığı hattın diğer iletişim bilgilerinden olan; abone ismi, adresi, abone kimlik bilgileri, telefon numarası, IMEI numarası sorgusu veya eşleştirmesi (IMEI numarasından kullanıcı, kullanım tarihi, kimlik ve adres bilgisi araştırması), IP sorgusu bilgileri, sim kart bilgisi ve eşleştirmesi, IMSİ bilgisi, PUK numarası bilgisi, kontör kartları bilgisi ve eşleştirmesi, Roaming bilgisi, telefonun açık olup olmadığı bilgilerinin temin edilmesi,<br />
Sanıkla ilgili operasyonel hatla aramaya ilişkin varsa itirafçı beyanlarının dosyaya getirilmesi, gerektiği takdirde bu kişilerin tanık sıfatıyla dinlenmesi,<br />
Operasyonel hat aramaları kapsamında diğer asker şahıslar (hücresel iletişim ağında yer alan) hakkında bir soruşturma veya dava olup olmadığı araştırılıp varsa ifade örneklerinin dosyaya getirilmesi,<br />
Böylece elde edilen tüm bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilerek maddi gerçeğin ortaya çıkarılması,<br />
Gerekmektedir.<br />
Yukarıda yapılan açıklamalar ve tespitler doğrultusunda; sanığın, örgütün gizlilik ve deşifre olmamak kuralına riayetle, örgütün talimatı ile ve örgütsel irtibatı sağlamak maksadıyla operasyonel (patates) hatlar ile mahrem imam tarafından arandığı veya kendisinin aradığı her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak somut olgu ve teknik verilerle tespit edilmesi ve yargılama yapan mahkemenin de tam bir vicdani kanaate ulaşması hâlinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren hukuka uygun bir delil olacağı kabul edilebilecektir.</p>

<p><strong>D) TANIKLIK:</strong></p>

<p>a) Genel Olarak:<br />
Ceza Muhakemesinde önemli yer tutan tanıklık, yargılamaya konu fiilin fail tarafından işlenip işlenmediği ya da nasıl işlendiği konusunda yargılama makamının kanaate ulaşmasını sağlayan kanıtlardan birisidir.<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251 Esas 2013/454 Karar sayılı kararında da belirtildiği üzere tanık, kendisine karşı yürütülmeyen bir ceza soruşturmasında, olay hakkında beş duyu ile edindiği algılamaları ifadesiyle açığa vuran kişidir.<br />
Kural olarak ceza muhakemesinde taraf sıfatı bulunanların tanık olarak dinlenmemesi gerekir. Bu nedenle davanın tarafı olan sanık ve şüphelinin tanık olarak dinlenmesini Ceza Muhakemesi Kanunu düzenlememiş ancak şeriklerin tanıklığına imkân sağlamıştır.<br />
Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre, görülmekte olan davada yargılanan sanığın, suç ortağı hakkında tanık olarak dinlenilmesi mümkündür. CMK'nın 50. maddesinde soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar tanık olarak dinlenebilirler, ancak bu tanıkların yeminsiz olarak dinlenmeleri gerekmektedir. Suç ortağının vereceği ifade, kendisinin de suçlanması sonucunu doğuracaksa tanıklıktan çekinme olanağına sahiptir. CMK'nın 48. maddesinde temelini Anayasa'nın 38/5. maddesinden alan ve adil yargılanma hakkını güvenceye bağlayan bir düzenlemeye yer verilmiştir.<br />
Çekinme hakkı hatırlatılmadan tanığa bu tür soruların yöneltilmesi sonucu alınan cevaplar hukuka aykırı biçimde elde edilen kanıt niteliğindedir, (CMK'nın 206/a ve 217/2. maddeleri) hukuka aykırı delil de hükme esas alınamaz. (Yargıtay CGK'nın 12.11.2013 tarihli ve 2013/1-251, 2013/454 sayılı kararı)<br />
Sanığın kendisinin de katıldığı suçlarla ilgili tanık sıfatıyla dinlenmemesi, sanığın açıklamalarının delil niteliği taşımayacağı anlamına gelmemektedir. Örneğin, diğer örgüt üyeleri kabul etmediği hâlde örgüt üyelerinden birisinin suçu birlikte nasıl işlediklerini samimi olarak anlatması ve destekleyici kanıtların da bulunması hâlinde elbetteki bu beyan delil olarak değerlendirilecektir. Bu bakımdan bir anlatımın "tanık beyanı" veya "sanık beyanı" olarak adlandırılmasının çok önemi de bulunmamaktadır.<br />
b) Çağrı ve dinleme:<br />
Sanık duruşmaya tanık getirebileceği gibi mahkemeye davet de ettirebilir. (CMK'nın 179. maddesi).<br />
Mahkeme tanığın dinlenmesi için belirlenen gün ve saati sanığa ve müdafisine bildirmelidir. (CMK'nın 181/1. maddesi).<br />
Olayın delili, bir tanığın açıklamalarından ibaret ise bu tanık duruşmada mutlaka dinlenir. Daha önce yapılan dinlenme sırasında düzenlenmiş tutanağın veya yazılı bir açıklamanın okunması dinleme yerine geçmez. (CMK'nın 210/1. maddesi).<br />
Sanık ancak suç ortaklarının veya tanığın gerçeği söylemeyeceğinden endişe edilmesi hâlinde, dinleme sırasında mahkeme salonundan çıkarılabilir, ancak tekrar getirildiğinde tutanaklar okunup ve gerektiğinde içeriği anlatılır. (CMK'nın 200. maddesi).<br />
Tanıktan, tanıklık edeceği konulara ilişkin bildiklerini söylemesi istenir ve tanıklık ederken sözü kesilmez. Tanıklık edilen konuları aydınlatmak, tamamlamak ve bilgilerinin dayandığı durumları gereğince değerlendirebilmek için tanığa ayrıca soru yöneltilebilir. (CMK'nın 59. maddesi).<br />
Tanık, bir hususu hatırlayamadığını söylerse önceki ifadesini içeren tutanağın ilgili kısmı okunarak hatırlamasına yardım edilir. Tanığın duruşmadaki ifadesiyle önceki ifadesi arasında çelişki bulunduğunda, evvelce alınmış ifadesi okunarak çelişkinin giderilmesine çalışır.<br />
CMK'nın 201. maddesine göre, Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer soru sorabilir. Heyet hâlinde görev yapan mahkemelerde, heyeti oluşturan hâkimler birinci fıkrada belirtilen kişilere soru sorabilir.<br />
c) Gizli tanıklık:<br />
Kovuşturmanın aleniliği, yargılamanın doğrudan doğruyalığı ve kovuşturma aşamasında tüm yargılama süjeleri huzurunda delillerin tartışılıp maddi hakikate ulaşılması ilkelerine aykırı olmakla beraber kanun koyucu, suç örgütlerinin faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili yapılacak soruşturma ve kovuşturmalarda maddi gerçeğe ulaşmak adına bu prensiplerden vazgeçmeyi göze almıştır.<br />
Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçların ortaya çıkarılması için başvurulabilecek tanıkların, muhatap oldukları tehlike nedeniyle temininde zorluk yaşanmaktadır. Bu nedenledir ki 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nda ve CMK'nın 58/2-5. fıkralarında tanıkların korunmasına ilişkin hükümlere yer verilmiş ve gizli tanıklığın esasları düzenlenmiştir. Gizli tanıklığa başvurabilmek için CMK'nın 58/5. maddesinde tanıklığa konu eylemin bir suç örgütünün faaliyeti çerçevesinde işlenmiş bir eylem olması aranırken örgütün faaliyeti dışında işlenen tüm suçlar kapsam dışı bırakılmıştır. Tanık Koruma Kanunu'nda örgütlü suçlar için cezanın alt sınırının iki yıl ve daha fazla olması şartı getirilmiştir. Sadece terör örgütünün faaliyetleri kapsamında değerlendirilen suçlar için alt sınır konulmamıştır. (TKK'nın 3/1-b maddesi) Bunun yanında örgüt kapsamında işlenmese bile ağırlaştırılmış müebbet hapis, müebbet hapis ve alt sınırı on yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren tüm suçlar Tanık Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmiştir.<br />
Tanığın taraflar huzurunda dinlenilmesi, tanık ya da yakınları adına ağır tehlike oluşturmalı ve bu tehlike başka türlü önlenemiyor olmalıdır. Tanık Koruma Kanunu'nun 1. maddesi uyarınca tehlikenin ağır ve ciddi olması gerekmektedir. Tehlikenin niteliği, tanığın subjektif algılaması ile değil yetkili makamlarca her somut olayın özelliğine göre yapılacak değerlendirmeyle saptanmalıdır.<br />
CMK'nın 58/2. maddesine göre gizli tanığın kimliğinin ortaya çıkmaması için mahkeme 5726 sayılı Tanık Koruma Kanunu'nun 9. maddesinde belirtilen tedbirlere başvurabilir.<br />
Gizli tanık kovuşturma aşamasında, hazır bulunma hakkına sahip bulunanlar olmadan dinlenilebileceği gibi tarafların huzurunda ancak, duruşma salonunun dışında başka bir odada görüntü ve sesi salona aktarılarak gerektiğinde ses ve görüntüsü değiştirilerek ya da duruşma salonunda bulunmakla birlikte kabin, perde gibi tanınmasını engelleyecek şekilde tedbirler alınarak dinlenebilir.<br />
Gizli tanık, tanıklık ettiği olayları hangi nedenle öğrenmiş olduğunu açıklamakla yükümlü olduğu gibi bu bilgiyle de beyanının gerçeğe uygunluğu denetlenmeli, bunun yanında sanık ve tarafların tanığın kimliğini ortaya çıkaracak soru sorması engellenmelidir.<br />
Tanık Koruma Kanunu'nun 9/8. maddesine göre gizli tanık beyanı tek başına hükme esas alınamaz. Özellikle mahkumiyet kararı, ek başka delil olmadıkça, yalnızca gizli tanık beyanı esas alınarak verilemez. Dinlenen gizli tanığın birden fazla olmasının da önemi yoktur. Delil türü olarak yalnızca gizli tanık beyanına dayanılarak mahkumiyet kararı kurulamaz.<br />
Kovuşturma aşamasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için, kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya konulması gerekir. Bu kural istisnasız olmamakla beraber eğer bir mahkumiyet sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya kovuşturma aşamasında sorgulama ve sorgulatma olanağı bulamadığı bir kimse tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları AİHS'nin 6. maddesindeki güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olabilir. Olayın tek tanığı varsa ve sadece bir tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık mutlaka duruşmada dinlenmeli ve taraflara soru sorma imkânı sağlanmalıdır.<br />
AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ve aynı maddenin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi sanığa, aleyhte ifade veren tanığın beyanlarına, tanık ifadesinin alındığı sırada ya da yargılamanın daha sonraki bir aşamasında itiraz imkânı tanınması gerektiğine işaret etmektedir. (Sadak ve diğerleri/Türkiye; B. no;29900/96, 29901/96, 29902/96, 29903/96, s.67).<br />
Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dahil olmak üzere delillerini sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi zorunludur. Ancak bu noktada dikkat edilmesi gereken önemli husus, tarafların tanık ve bilirkişi incelemesi de dahil dermeyan ettikleri delillerin değerlendirilmesi ve özellikle bu taleplerin reddi hâlinde yargılama makamınca bu karara ilişkin tutarlı şekilde gerekçe gösterilmesi gereğidir. (AİHM Vidal/Belgium, B.No. 12351/86, 22/04/1992).<br />
d) Etkin Pişmanlık Hakkından Yararlanan Sanıkların Tanıklığı:<br />
Örgütsel faaliyetlerin büyük bir gizlilik içinde yürütülmesi nedeniyle örgüt mensuplarının ve eylemlerinin tespitinde önemli zorluklar yaşanmaktadır. Bu suçların ispat araçlarından birisi de bizzat örgüt mensuplarının beyanlarıdır. Uygulamada itirafçı olarak adlandırılan bu tanıklar suçların aydınlatılması açısından önemli bir kaynaktır. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 08.04.2008 tarihli ve 9-18-78 sayılı kararında; etkin pişmanlık hükümlerinin amacı, bir yandan terör ve örgütlü suçlarla mücadele bakımından stratejik önemi nedeniyle en etkili bilgi edinme ve mücadele araçlarından olan örgütün kendi mensuplarını kullanmak, diğer taraftan da suç işlemeyi önlemek, mensup olduğu yasa dışı örgütün amaçladığı suçun işlenmesine engel olanları ve işlediği suçtan pişmanlık duyanları cezalandırmayarak ya da cezalarında belli oranlarda indirim yaparak yeniden topluma kazandırmaktır şeklinde açıklanmıştır.<br />
Örgüt mensubu olup etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanmak amacı ile tanıklık yapanların hukuki durumlarının değerlendirilmesi gerekecektir.<br />
CMK'nın "Kendisi veya yakınları aleyhine tanıklıktan çekinme" başlıklı 48. maddesi "Tanık, kendisini veya 45 inci maddenin birinci fıkrasında gösterilen kişileri ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olan sorulara cevap vermekten çekinebilir. Tanığa cevap vermekten çekinebileceği önceden bildirilir" şeklinde hükümler içermektedir.<br />
Tanıklıktan çekinmede, bütün hâlinde tanığın çekinme hakkı gündeme gelmekte; burada ise tanık, kendisine sorulan sorulardan kendisi ya da sayılan yakınlarını ceza kovuşturmasına uğratabilecek nitelikte olanlar bakımından cevap vermeme takdirine sahiptir. Bu kapsam dışında kalan hususlarda tanığın, salt bu madde uyarınca çekinme hakkı bulunmamaktadır.<br />
Diğer yandan, CMK'nın "Yemin verilmeyen tanıklar" başlıklı 50. maddesi;<br />
"(1) Aşağıdaki kimseler yeminsiz dinlenir:<br />
a) Dinlenme sırasında onbeş yaşını doldurmamış olanlar.<br />
b) Ayırt etme gücüne sahip olmamaları nedeniyle yeminin niteliği ve önemini kavrayamayanlar.<br />
c) Soruşturma veya kovuşturma konusu suçlara iştirakten veya bu suçlar nedeniyle suçluyu kayırmaktan ya da suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmekten şüpheli, sanık veya hükümlü olanlar" şeklinde hüküm altına alınmıştır.<br />
Doktrinde genel kabul gören görüşe göre örgütlü suçlar, anlaşma suçlarının bir türü olup çok failli suçlardandır. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak da genel iştirak hükümlerinin ötesinde örgüt kurmak ve yönetmekten ayrı bir suç olarak düzenlenmiş ve cezai yaptırıma bağlanmıştır. Dolayısıyla, bu suç tipi açısından müşterek faillik suretiyle iştirak söz konusu olamayacaktır.<br />
Bu bağlamda, suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduğu iddiasıyla farklı yürütülen bir muhakemenin şüpheli ya da sanık sıfatıyla süjesi olan failin, aynı örgüte üye olduğu iddiasıyla yargılanan diğer kişilerin varsa örgüt içerisindeki konumlarının ve örgütsel faaliyetlerinin tanığı konumunda olup bu kişiler hakkında görülmekte olan davalarda tanık sıfatıyla dinlenmesinde bir sakınca bulunmadığı gibi diğer sanığa atılı örgüt üyeliği suçuna müşterek fail sıfatıyla iştiraki de mümkün olmadığından, bu kişilerin eylemlerine ilişkin tanıklık yaptığı noktada tanıklıktan ve yeminden çekinme hakkı da söz konusu olmayacaktır.<br />
Diğer yandan, 5237 sayılı TCK'nın "Etkin pişmanlık" başlıklı 221. maddesinde; suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya bu amaçla kurulmuş örgüte üye olma suçlarını işledikten sonra soruşturma veya yargılama aşamasında etkin pişmanlık gösteren failler hakkında şahsi cezasızlık veya cezada indirim yapılmasını gerektiren hâller olarak kabul edilmiştir.<br />
05.06.1985 tarihli ve 3216 sayılı Bazı Suç Failleri Hakkında Uygulanacak Hükümlere Dair Kanun, 25.03.1988 tarihli ve 3419 sayılı Kanun ve 29.07.2003 tarihli 4959 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu'na benzer şekilde 5237 sayılı TCK'nın 221. maddesinde yapılan düzenlemeyle; kanun koyucu, örgütlerle etkin mücadele edebilmek için, örgütleri ortaya çıkarıp dağıtmayı, örgüt elemanlarını devletin yanına çekerek bir yandan zayıflatıp diğer yandan da örgütlerin deşifre olmasını sağlayarak örgüt bünyesinde faaliyet gösteren failleri yakalamayı, "etkin pişmanlık" hükümlerinden yararlanan sanıkları topluma kazandırmayı, örgüt bünyesinde gerçekleştirilen eylemleri açığa çıkarmayı ve benzer suçların tekrar işlenmesini önlemeyi amaçlamaktadır.<br />
Etkin pişmanlık hükümleri kanunda failin cezasının kaldırılmasını veya cezada indirim yapılmasını öngören bir şahsi hâl olarak düzenlendiğinden, örgütlü suçluluk kapsamında savunmasının alınması sırasında kişiye bu hükümlerin hatırlatılması CMK'nın 148. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "kanuna aykırı bir vaat" niteliğinde olmadığı gibi kişinin de kendi iradesiyle bu hükümlerden yararlanmayı kabul ederek ifade vermesinde ve bu ifadenin başka kişiler hakkında görülmekte olan davalarda adil yargılanma hakkına uygun olarak o davaların sanığına etkin itiraz yolları tanınması suretiyle delil olarak kullanılmasında hukuka aykırılık bulunmamaktadır.<br />
Dosyanın incelenmesinde; beyanları hükme esas alınan tanıkların kendi haklarında yürütülen soruşturmalarda müdafileri huzurundaki ifadelerinde kendi iradeleriyle beyanda bulunmuş olmaları, aşamalarda herhangi bir kimse tarafından kendilerine kanuna aykırı vaatte bulunulduğuna ya da bu yönde zorlandıklarına dair delile dayanan somut iddialarının bulunmaması, kovuşturma aşamasındaki oturumlarda ayrıntıları SEGBİS kayıtlarından da anlaşılacağı üzere söz konusu tanıkların sanığa atılı suça ilişkin beyanda bulunmaları ve bu suça müşterek fail sıfatıyla iştirak etmemeleri nedeniyle tanıklıktan ve yeminden çekinme haklarının bulunmaması, bununla birlikte sanık ve müdafisinin de hazır olduğu ortamda beyanda bulunan tanıklara karşı sanık ve müdafisine tanıklara soru sorma ve bu beyanlara karşı savunma yapma haklarının etkin şekilde tanınmış olması hususları birlikte değerlendirildiğinde tanıkların dinlenilme usulleri ve bu beyanların değerlendirilerek hükme esas alınması açısından mahkeme hükmünün hukuka aykırı delile dayanmadığı anlaşılmaktadır.<br />
Bazı hâllerde müdafisi huzurunda veya yargılandığı mahkemede etkin pişmanlık kapsamında beyanda bulunan şüpheli veya sanıklar, tanık sıfatıyla başka mahkemelerde dinlendiğinde, örgütten korkması veya değişik sebeplerle önceki anlatımından vazgeçtiği görülmektedir. Bu durumda hâkim önünde verilmiş bulunan ifadenin delil değeri yargılamayı yapan mahkemece tartışılıp değerlendirilmelidir.<br />
Diğer delillerin ibrazında olduğu gibi beyan delili niteliğindeki tanıklar; kanuna aykırı olarak elde edilmiş ise, delille ispat edilmek istenen olayın karara etkisi yoksa veya istem sadece davayı uzatmak maksadıyla yapılmışsa mahkemece reddedilebilecektir. (CMK'nın 206/2. maddesi).<br />
Delilin ortaya konulması istemi, bunun veya ispat edilmek istenen olayın geç bildirilmiş olması nedeniyle reddedilemez. (CMK'nın 207/1. maddesi).<br />
Somut olayda, bir kısım tanıkların dinlenilmesinin reddedilmesi, ispatı gereken olayın karara etkisi bulunmadığından hukuka aykırı görülmemiştir.</p>

<p><strong>E) BANK ...:</strong></p>

<p>Bank ..., ülkemizde faaliyet gösteren dört katılım bankasından biri olarak 24 Ekim 1996 tarihinde ... Finans Kurumu A.Ş. unvanıyla kurulmuş ve 20.12.2005 tarihinde ise "... Finans Kurumu A.Ş." olan unvanı "... Katılım Bankası A.Ş." olarak değiştirilmiştir. Kuruluş itibariyle, ... Katılım Bankası A.Ş.'nin ödenmiş sermayesi 900.000 TL olup bunun 360.000 TL'si A grubu, 540.000 TL'si ise B grubu paylardan oluşmaktadır. Bank ...'nın halka açıklık oranı %54,04 olup 2014 yılı sonu itibariyle yaşadığı mali sıkıntılar sebebiyle aktif büyüklüğü ile sektörde 21. ve emsal grup (katılım bankaları) arasında ise 4. sıraya gerilemiştir.<br />
Terör örgütleri faaliyetlerini devam ettirebilmek için paraya ihtiyaç duyarlar. Örgüte finansal olarak kaynak sağlamak için legal görünümlü ekonomik getirisi olan ticari işletmeler kurulabildiği gibi uyuşturucu veya silah ticareti, kara para aklamak şeklinde yasa dışı faaliyetler ile ya da mensupları ile sempatizanlarından bağış, himmet adı altında para toplayarak ekonomik kaynak sağlayabilmektedirler. FETÖ/PDY'nin de finansal gücünün en önemli ayaklarından biri olan ... Katılım Bankası A.Ş.'nin esasen ekonomik prensipler ve ticari hükümler çerçevesinde faaliyet göstermesi beklenmekte iken, kuruluş tarihinden itibaren örgütün yurt dışı ve yurt içi kurumlarının finansmanı amacıyla kullanıldığı, 2008 yılından itibaren başlayan birtakım mali ve kurumsal sıkıntıların yoğunlaştığı Aralık 2013-Ocak 2014 döneminde bankanın 29.05.2015 tarihinde fona devrine kadarki süreçte kamu oyu ve ekonomik çevrelerde kaybettiği itibar nedeniyle yaşadığı finansal krizi aşabilmek adına; rasyonel ekonomik gerekçelere ve kurumsal yönetim ilkelerine aykırı bir şekilde sözde örgüt liderinin ve örgütün yönlendirmesiyle mevduat toplama kampanyaları düzenlediği BDDK'nın 28.05.2015 tarihli mali analiz raporundan anlaşılmaktadır. Bankanın bahse konu finansal krizin aşılabilmesi için örgüt lideri ... ... tarafından 25.12.2013 tarihinde Bank ...'ya para yatırılması yönünde talimat verildiği, söz konusu talimatın banka yönetimi tarafından Kamuyu Aydınlatma Platformunda tekzip edilmediği gibi bankanın Genel Müdürü ...'dan Yönetim Kurulu Başkanı ... ... ve Yönetim Kurulu Üyeleri ..., ..., ..., ..., ... ve ...'e 06.01.2014'de iletilen 05.01.2014 tarihinde banka çalışanı ...'in ...'a gönderdiği "Affınıza mahçuben" konulu elektronik posta mesajının içeriğinde "....Bizim iklimimizden bir ağabeyim .... Bankamız için seferberlik ilan ettik, aynen 2001'de olduğu gibi, neyimiz varsa namusumuz bildiğimiz bankamız için yarından tezi yok getireceğiz .... Arkadaşlar evini arabasını satacak, gerekirse başka bankalardan kredi çekecek bankamıza mevduat koyacağız..." ifadeleri yer almaktadır. Bu doğrultuda talimat kapsamındaki ekonomik ve rasyonel saike dayanmayan bir şekilde hesabı olmayan kişilerin bankada hesap açtıkları, hesabı olan kişilerin ise cari ve katılım hesaplarında bulunan mevduatlarında artışa gittikleri veya muhtelif bankacılık işlemleriyle bankaya likidite sağladıkları anlaşılmaktadır.<br />
İkinci talimat ise 28.08.2014 tarihi olup bu talimat sonrasında da Eylül - Ekim aylarında para yatırılmasına ilişkin yoğun bir kampanya gerçekleştirildiği görülmektedir.<br />
Bank ...'ya para yatırılması talimatlarından üçüncüsü BDDK'nın bir kısım banka imtiyazlı pay sahibine tedbir uyguladığı ve akabinde fon yönetimi tarafından banka yönetiminin değiştirildiği tarih olan 04.02.2015'dir. Bu tarihte sosyal medya paylaşımları ve banka şubeleri önünde yapılan eylemlerle kişilerin bankaya para yatırılmaya yönlendirildiği ve sembolik (50-100 TL) olsa dahi yeni hesap açma ve para yatırma işlemlerinin gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.<br />
Rutin bankacılık işlemleri dışında talimat sonrası açılan hesap sayısı ve işlem hacmine ilişkin veriler aşağıda yer almış olup ortaya çıkan rakamlardan talimatın yerine getirildiği bankacılık işlemlerinde mutad olmayan artışların sağlandığı görülmektedir.</p>

<p>Yıl Ay Toplam Kendisi Eşi Eski Eşi Oğlu/Kızı Kardeşi Annesi Babası<br />
2013 12 3809 1256 700 11 109 1073 145 287<br />
2014 1 66483 25482 16847 204 2251 17350 2817 3176<br />
2014 2 39654 15431 10069 129 1362 10568 2329 2454<br />
2014 3 22361 8244 5018 85 665 5957 1400 1758<br />
2014 4 15737 5552 3388 63 426 4205 839 1398<br />
2014 5 13679 4614 2767 45 329 3668 616 1025<br />
2014 6 12546 4441 2713 58 395 3510 587 911<br />
2014 7 11560 4174 2431 36 441 3403 424 719<br />
2014 8 20681 7159 4826 74 1090 5860 854 985<br />
2014 9 65130 25807 18366 180 3496 17039 2613 2427<br />
2014 10 38771 13486 8774 113 1990 11496 1689 2043<br />
2014 11 42992 14032 9567 161 1985 11776 2055 2638<br />
2014 12 13782 5379 3439 38 603 3758 546 778<br />
2015 1 14257 5705 3617 39 548 3940 634 827<br />
2015 2 41978 13729 10979 124 6125 10539 2179 1776<br />
2015 3 17545 6699 4513 57 1059 4813 844 864<br />
2015 4 12630 3794 3077 34 711 3452 628 778<br />
2015 5 11623 4247 2954 21 618 3148 567 721<br />
Tablodan anlaşılacağı üzere rutin bankacılık faaliyeti dışında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda kişisel yarar amacı güdülmeksizin örgütün finans kaynaklarından olan bankanın krizden kurtarılması için örgüt liderinin talimatı doğrultusunda hareket edilip zaman zaman başka bankalardan kredi kullanmak suretiyle Bank...'ya para yatırılması örgüte ve liderine bağlılığı gösteren bir faaliyet olarak değerlendirilmiştir. Bu faaliyetin tek başına örgüt üyeliği için yeterli kriter olarak kabul edilmesi mümkün değil ise de terör örgütüne yardım etme olarak değerlendirilebilecektir.</p>

<p><strong>VII) HÜKMÜN İSABETLİ OLUP OLMADIĞI HUSUSUNDA MADDİ HUKUKA İLİŞKİN YAPILAN TEMYİZ İNCELEME</strong></p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi ve temyiz nedenleri bu şekilde değerlendirildikten sonra sanık hakkındaki beraat hükmünün; sanığın fiilinin suç oluşturup oluşturmadığı, fiilin hangi suçu oluşturduğu, eksik araştırmaya dayalı olarak hüküm kurulup kurulmadığı, hükmün doğru tesis edilip edilmediği, gerekçenin dosya kapsamına uygun olup olmadığı, dosyaya yansıyan ve hükme etki edebilecek delillerin karar yerinde tartışılıp tartışılmadığı, bu bağlamda maddi sorunun isabetli bir şekilde tespit edilip edilmediği gibi dosyaya yansıyan tüm maddi hukuka aykırılık iddiaları ile usul hükümlerine uygunluk bakımından ve 5271 sayılı CMK'nın 289. maddesinde yazılı bulunan hukuka kesin aykırılık hâllerinin mevcut olup olmadığı yönlerinden temyiz denetimine geçilmiş; silahlı terör örgütü suçunun özellikleri, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün mahiyeti ve yargı yapılanması, hükme esas alınan bazı delillerin hukuki niteliği hususlarında Ceza Genel Kurulunun 17.03.2021 tarihli ve 495-116 sayılı kararında belirtilen açıklamalara atıfla yetinilmiştir.</p>

<p>Özel Dairece yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaate ve incelenen dosya kapsamına göre; Özel Daire tarafından daha önce benzer pek çok kararda vurgulandığı üzere suç tarihinde Askerî Yargıtay üyesi olan sanığın, 15.07.2016 tarihli askerî darbe girişiminde bulunan kişilerce hazırlanan sözde atama listesinde ''Askerî Yargıtay Genel Sekreteri'' olarak gösterilmesi hususunun kendi bilgisi dahilinde olduğu ispat edilemediği gibi hazırlayanların düşüncelerinin bilinemeyeceği ve bu hususun aleyhe değerlendirilemeyeceği, Askerî Yargıtaydaki seçimlerde ve verdiği kararlarda FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeleriyle birlikte hareket ettiği iddiasının ise soyut tanık beyanlarına dayandığı ve her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle ispatlanamadığı anlaşılmakla, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle organik bağ kurup örgütün hiyerarşik yapısına dahil olduğu ispatlanamayan sanığın üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat kararı isabetli bulunduğundan Yargıtay Cumhuriyet savcısının temyiz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, temyiz davasının esastan reddiyle beraat hükmünün onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dokuz Ceza Genel Kurulu Üyesi; atılı suçun unsurları itibarıyla oluşması nedeniyle sanığın mahkûmiyetine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle hükmün bozulması yönünde karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1) Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 05.06.2024 tarihli ve 6-7 sayılı; sanık ... hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen beraat hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2) Dosyanın, Yargıtay 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 12.03.2025 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamaması üzerine 26.03.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="25714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞÜPHELİYE AİT CEP TELEFONUNUN İNCELENMESİ, DAYANAĞI VE SINIRI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazımızda; soruşturma aşamasında kolluk görevlileri tarafından şüpheliye ait cep telefonunun incelenmesinin, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan hangi koruma tedbiri kapsamında yapılabileceği, cep telefonu incelemesi sırasında tesadüfen elde edilen delilin ne şekilde kullanılabileceği değerlendirilecektir.</p>

<p>Bu yazımızda; hakları bildirilmeden, Ceza Muhakemesi Kanunu m.134 ve m.135 tatbik edilmeden şüpheliden zorla veya onu ikna etmek suretiyle şifresinin alınarak, “cep telefonu ön inceleme tutanağı” adı altında yapılan incelemenin ve araştırmanın hukuka aykırılığını, buralardan elde edilen delillerin ve soruşturma veya kovuşturma ile ilgisi bulunmayan görseller ile yazışmaların kamuoyuna yansıtılmasının yanlışlığını, bu yanlışlığın delilleri kirleteceğini ve hukuka aykırı hale getireceğini, yargısız infazlara yol açıp, şüphelinin veya sanığın özel ve aile hayatı ile kişilik haklarına zarar vereceğini anlatacak değiliz, çünkü bu konulara önceki yazılarımızda yer verdik. Gerçi bu sorunları dile getirsek bile, uygulamada bir iyileşmenin ve değişikliğin olmadığını, bırakalım hukuk kurallarının yetersizliğini, temel hak ve hürriyetleri koruyan, soruşturma ve kovuşturmaların nasıl yapılacağını gösteren emredici kurallara da uyulmadığının görüldüğünü de ifade etmek isteriz.</p>

<p>Bu kısa açıklama sonrasında; şüpheliye ait cep telefonun incelenmesi, bunun yasal dayanağı ve sınırları hakkında değerlendirmemize aşağıda yer vermekteyiz.</p>

<p><strong>1. Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma (CMK m.134) ile iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması (CMK m.135)</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda; bir yandan soruşturmanın sonuçsuz kalmaması, suçluların ve suçun konularının tespit edilmesi, diğer yandan şüpheli kişilerin temel hak ve hürriyetlerin korunması dikkate alınarak, bazı delil toplama ve koruma tedbiri yöntemleri düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK m.134’de yer alan, “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” tedbirine göre;</strong> <i>“şüphelinin kullandığı bilgisayar ve bilgisayar programları ile bilgisayar kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine,” </i>karar verilebilmektedir. Bu koruma tedbirine başvurulabilmesi için, “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ve “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” gerekir.</p>

<p><strong>CMK m.135’de yer alan, “Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” tedbirine göre; </strong><i>“şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine, şüpheli veya sanığın yakalanabilmesi için, mobil telefonun yerinin tespit edilmesine, şüpheli ve sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespit edilmesine,”</i> karar verilebilir. Şüphelinin veya sanığın; telekomünikasyon yoluyla iletişiminin dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilebilmesi için de aynı şekilde, “suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ve “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” gerekir.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>CMK m.135 kapsamında ancak telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi mümkündür. İnternet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi bakımından Kanunda boşluk olduğu belirtilmelidir. Uygulamada; internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi CMK m.135’in kapsamı genişletilerek uygulansa da, temel hak ve hürriyetlere müdahale teşkil eden bu uygulamanın açıkça Kanunda yer alması gerekmektedir.</p>

<p>Bunun yanında, iki koruma tedbiri arasındaki en temel fark; şüpheli veya sanığın, telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenmesine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine karar verilebilmesi için, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun katalog suçlardan olması gerekmektedir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Katalog suçlara ilişkin olmayan bir suçla ilgili yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda, şüpheli veya sanığın iletişimi dinlenemez, kayda alınamaz, sinyal bilgisi değerlendirilemez.</p>

<p><strong>2. Cep telefonlarının “bilgisayar” olarak değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Daha önce kaleme aldığımız,<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"> “Cep Telefonuna Elkoyulması ve Yazışmaların Delil Olarak Kullanılması”</a></strong> başlıklı yazımızda<a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow">[2]</a> da belirtildiği üzere; cep telefonlarının başlangıçta ve halen tuşlu olarak kullanılan analog modellerinde, akıllı cihaz<i> </i>nitelikleri olmayıp, sadece insanlar arasında sözlü, yazılı ve sonrasında görsel iletişimi sağlamaktadırlar. Bu cihazların, bilgisayar özelliklerinin ve dolayısıyla veri toplayıp saklama imkanları yoktur. Bu nedenle; bu cihazlar “bilgisayar” olarak değerlendirilemeyeceğinden, ancak CMK m.135 uyarınca iletişimin dinlenmesi, kayda alınması kararı alınması gerekmektedir.</p>

<p>Sonrasında bilgisayar<i> </i>özelliklerinin öne çıktığı cep telefonları; kişiler arasında haberleşme imkanı sağlarken, bilgisayar özelliği ile veri toplayıp saklama imkanını da kazanmış, bu nedenle aynı cihazda, hem haberleşme/iletişim ve hem de bilgisayar özelliklerinin birleştiği görülmektedir. Bu durumda; veri toplama ve depolama imkanı olan akıllı cep telefonlarının Ceza Muhakemesi Hukuku bakımından, hangi koruma tedbiri uyarınca incelenebileceği tartışma doğurmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202012500-e-202112899-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 02.12.2021 tarihli, 2020/12500 E. ve 2021/12899 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Kişilerin birbirleri ile haberleşmeleri ve bunların içeriklerinin ‘iletişim’ kapsamına girdiği akıllı cep telefonuna ilişkin haberleşme kayıtlarının tümü hakkında CMK’nın 135 ila 138. maddeleri uyarınca;<strong> yine aynı zamanda akıllı telefonlar kayıtlı bilgi ve verileri otomatik olarak işleme tabi tutma özelliğine sahip olduklarından, bilgisayar özelliği nedeniyle de taşıdığı bilgi ve verilerde arama ve el koyma yapılması için CMK’nın 134. maddesi uyarınca arama ve el koyma kararı alınması gereklidir. Akıllı olmayan tuşlu telefonlar ise nitelikleri nedeniyle sadece haberleşme için kullanıldığından bu telefonlar yönünden CMK’nın 135. maddesi uyarınca arama kararı alınmalıdır.” </strong></i>açıklamalarına yer verilmiştir. Dolayısıyla; sadece arama ve mesaj atma özelliği bulunan, veri depolama imkanı bulunmayan cep telefonları, <i>bilgisayar </i>olarak değerlendirilemeyecek, bu telefonlardaki iletişim ancak CMK m.135 kapsamında denetlenebilecektir. Bunun yanında Yargıtay, akıllı cep telefonlarının veri depolama imkanını gözeterek, bu telefonların CMK m.134 kapsamında incelenebileceğini belirtmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024470-e-2025147-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26.03.2025 tarihli, 2024/470 E. ve 2025/147 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Bilgisayarda, şüpheli veya sanığın internet ortamında çeşitli programlar ya da sosyal iletişim siteleri (Msn Messenger, Facebook, Twitter vb.) vasıtasıyla gerçekleştirdiği <strong>iletişime ilişkin kayıtların aranması, CMK’nın 135. maddesine göre değil CMK’nın 134. maddesine göre yapılabilir. Zira CMK’nın 135. maddesinde düzenlenen telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri, teknik araçlarla iletişimin tespitini, dinlenmesini ve kayda alınmasını kapsamaktadır. CMK’nın 135. maddesine göre yapılan iletişimin dinlenmesi ve kaydı, geçmişe dönük olarak değil geleceğe dönük olarak yapılabilir. Diğer bir ifadeyle geçmişte gerçekleşen iletişimin dinlenebilmesi, kayda alınabilmesi mümkün değildir. Ancak internet ortamında gerçekleştirilen iletişime ilişkin kayıtlar, bilgisayar kütüğünde kayıt altına alındığından bu iletişim kayıtları hakkında CMK’nın 134. maddesindeki koruma tedbiri kapsamında arama, kopyalama ve elkoyma tedbirleri uygulanabilir.</strong> Bireyin e-posta, yazışma ve haberleşmeleri CMK’nın 135. maddesi kapsamında değerlendirilirken, bireyin kendisine e-posta ile gelen bir yazı, resim, görüntü veya ek dosyayı kullandığı bilgisayara veya taşınır belleğe kaydettiğinde, artık bu belge haberleşme hürriyetinin dolayısıyla iletişimin denetlenmesinden çıkıp CMK’nın 134. maddesi kapsamında bilişim cihazına kayıtlı bilgi ve belgeye dönüşecektir.” </i>Şeklindeki gerekçesinde, internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesinin CMK m.134 kapsamında değerlendirildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> veri kaydeden ve depolayan cep telefonlarının incelenmesinin, sadece CMK m.134 kapsamında değerlendirilmeyip, m.135’i de gündeme getirdiği söylenebilir. Çünkü bu cihazların incelenmesinde ister istemez internet yoluyla gerçekleştirilen iletişimin incelenmesi de gündeme geleceğinden, iletişimle ilgili CMK m.135 kapsamında bu değerlendirmenin yapılması isabetli olacaktır, fakat internet yoluyla yapılan haberleşmelerin denetlenmesi ile ilgili CMK m.135 ila m.138’de kapsamlı değişikliğe gidilmesi ve muhaberat hürriyetine müdahalenin “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e uygun şekilde yapılması isabetli olacaktır.</p>

<p>Cep telefonlarının incelenmesi ile ilgili hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan halde Cumhuriyet savcısı kararı, CMK m.134 uyarınca verildiğinde, bu karar uyarınca cep telefonu ile gerçekleştirilen haberleşmenin, yani mesajlaşmaların incelenemeyeceği, CMK m.134’den karar alınmışsa, akıllı telefonun bilgisayar özelliği dışında CMK m.135 uyarınca işlem yapılması gerektiği, çünkü burada artık iletişimin denetlendiğini, iletişimin geçmişe dönük olup olmadığının koruma tedbirleri bakımından bir ayırım gündeme getirmediği, her türlü iletişimin denetlenmesinin CMK m.135 kapsamında olduğu, dolayısıyla iletişimin denetlenmesi yönünden ayrıca bir karar alınması gerektiği, sadece CMK m.134’den hareketle elkoyma kararı ile yetinilip şüpheli veya sanığın iletişimlerine erişilerek, bu delillerin yargılama kullanılmasının hukuka aykırı olacağı ve aksi takdirde bu uygulamanın Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı m.13 ile haberleşme hürriyetini düzenleyen m.22’yi ihlal ettiği, hukuka aykırı delillerin Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a, m.217/2, m.230/1-b, m.289/1-i uyarınca yargılamada sanık aleyhine kullanılamayacağı belirtilmelidir.</p>

<p><strong>3. Tesadüfen elde edilen delil bakımından değerlendirme</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 138. maddesi, “Tesadüfen elde edilen deliller” başlığı altında iki farklı koruma tedbiri için iki ayrı düzenleme öngörmektedir.</p>

<p><strong>CMK m. 138/1’e göre;</strong> arama veya elkoyma koruma tedbirlerinin uygulanması sırasında, yürütülen soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ancak başka bir suçun işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, delil muhafaza altına alınır ve durum derhal Cumhuriyet savcısına bildirilir. Bu düzenleme kapsamında tesadüfen elde edilen delil, herhangi bir suça ilişkin olabilir.</p>

<p><strong>CMK m.138/2’ye göre;</strong> telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi (dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi) sırasında, soruşturma konusuyla ilgisi olmayan ancak CMK m.135/8’de yer alan “katalog suçlardan” birisinin işlendiği şüphesini uyandıran bir delil elde edilirse, bu delil muhafaza altına alınarak Cumhuriyet savcısına bildirilir.</p>

<p><strong>Tesadüfen elde edilen delilleri düzenleyen CMK m.138/1 daha genişken, m.138/2 konuyu daha dar ele almıştır.</strong> Şöyle ki; yapılan aramada bir suça konu olabilecek her delil tesadüfen elde edilen delil kapsamında derhal Cumhuriyet savcısına bildirilmek suretiyle soruşturmaya konu edilirken, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında yapılan soruşturmaya veya kovuşturmaya ilişkin olmayıp, başka bir suçun delili olabilecek bir delil elde edildiğinde, bunun yeni bir soruşturmaya konu edilebilmesi için muhakkak CMK m.135/8’de sayılan katalog suçlardan birisinin kapsamına girmesi gerekir.</p>

<p>Akıllı cep telefonlarının incelenmesi veri depolama imkanı bulunduğundan; bu cihazların incelenmesi CMK m.134 kapsamında değerlendirilse de, bu cep telefonlarında internet yoluyla ve telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen mesajlaşmaların ve iletişimin incelenmesi CMK m.135 kapsamında değerlendirilmelidir. <strong>Bu sebeple; cep telefonundaki mesajların incelemesi sırasında CMK m.135/8’de yer almayan bir suça ilişkin delil elde edilmesi durumunda, CMK m.138/2’ye göre işlem yapılamaz, çünkü burada tesadüfen elde edilen delil katalog suç kapsamına girmediğinden, başka bir soruşturmaya konu edilemeyeceği gibi, soruşturmada veya kovuşturmada yer alan şüphelinin veya sanığın aleyhine de kullanılamaz ve bu delil muhafaza altına alınamaz.</strong></p>

<p><strong>Cep telefonu incelemesi; muhaberat hürriyeti bakımından CMK m.134’e göre incelenirse, CMK m.138/1’de katalog suç sınırlaması olmadığından bahisle, başka bir suçun işlendiğine dair her delil ve veri Cumhuriyet savcısına bildirilmeli ve soruşturmaya konu edilebilmelidir. Ancak muhaberat hürriyeti kapsamına giren haberleşmeler bakımından cep telefonu incelemesi CMK m.135’e göre yapılmakta ise, bu durumda CMK m.138/1 değil, m.138/2 uygulanacağından, elde edilen delilin ve verinin katalog suç kapsamına girip girmemesi önem kazanacak, katalog suç kapsamına giren bakımından yeni soruşturma yapılabilmesi amacıyla Cumhuriyet savcısına bilgi verilecek, katalog suç kapsamına girmeyen delil ve veri açısından ise soruşturma açılamayacaktır.</strong></p>

<p><strong>Dolayısıyla, internet veya telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen arama ve mesajlaşmaların, CMK m.134 kapsamında değerlendirildiği durumda, bu cep telefonunun incelenmesi sırasında tesadüfen elde edilen delil, hangi suça ilişkin olduğu önem arz etmeksizin CMK m.138/1 uyarınca muhafaza altına alınıp, kişi hakkında soruşturma başlatılmasına sebep olabilir. Ancak; bizim kabul ettiğimiz görüşe göre, cep telefonunda internet veya telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen aramaların ve mesajlaşmaların incelenmesi CMK m.135 kapsamında incelenebileceğinden, bu inceleme sırasında tesadüfen elde edilen delilin ancak CMK m.135/8’de yer alan katalog suçlardan olması halinde muhafaza altına alınması ve kişi aleyhine kullanılabilmesi mümkündür. Tesadüfen elde edilen delil, katalog suçlara ilişkin değilse, bu delil muhafaza altına alınamaz, kişi aleyhine delil olarak değerlendirilemez.</strong></p>

<p>Kolluk görevlileri katalog dışı bir suça ilişkin delil elde ettiğinde bu durumu derhal Cumhuriyet savcısına bildirebilir, fakat bu delil katalog dışındaki bir suça ait olması sebebiyle muhafaza altına alınmayıp imha edilmeli ve şüpheli veya sanık aleyhine hiçbir şekilde ispat aracı olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p><strong>Telekomünikasyon yoluyla gerçekleştirilen iletişimin denetlenmesi tedbiri bakımından uygulamada karşılaştığımız sorunlardan birisine de yeri gelmişken değinmekte yarar görmekteyiz. Uygulamada;</strong> CMK m.135/3 ile CMK m.138/2’nin de karıştırıldığı görülmektedir. CMK m.135/3’e göre; <i>“Şüpheli veya sanığın tanıklıktan çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması halinde, alınan kayıtlar derhal yok edilir”.</i> Bu düzenleme, “nemo tenetur” ilkesinin bir gereğidir. Anayasa m.38/5’de yer verilen ve “nemo tenetur” ilkesi olarak da bilinen hükme göre; <i>“Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz”.</i> Bu ilkenin bir gereği olarak da, kişinin tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişilerle gerçekleştirdiği iletişimin incelenmesi ve kayda alınması kanun koyucu tarafından yasaklanmıştır.</p>

<p>Yukarıda da açıkladığımız üzere, CMK m.138/2’de; yürütülen bir soruşturma veya kovuşturma ile ilgili olabilecek bir başka şüpheliye veya sanığa ulaşılması değil, CMK m.135/8 kapsamına giren bir başka suça ilişkin delil elde edilmesi hali düzenlenmektedir. Yani buradaki konu iletişimin içeriğine dair, tesadüfen başka bir suça ilişkin delil elde edilmesi halinde yapılacak işlemlere yer verilmiştir. CMK m.135/3’te tanıklıktan çekinme hakkı olan kişilerle yapılan görüşmelerin dinlenemeyeceği ve kayda alınamayacağı belirtilmektedir. Yani bu düzenleme, iletişimin taraflarına ilişkin bir yasağı ifade etmektedir. CMK m.135/3’te tesadüfen elde edilen bir delil yoktur. Düzenlemeye göre, tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişilerle ilgili hiçbir şekilde dinlenme ve kayda alma işlemi gerçekleştirilemez.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Alperen Gözükan</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>CMK m.135 kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin katalog suçlar şunlardır:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">a) Türk Ceza Kanunu’nda yer alan;</span></p>

<p><span style="color:#999999">1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80) ile organ veya doku ticareti (madde 91),</span></p>

<p><span style="color:#999999">2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),</span></p>

<p><span style="color:#999999">3. İşkence (madde 94, 95),</span></p>

<p><span style="color:#999999">4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),</span></p>

<p><span style="color:#999999">5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),</span></p>

<p><span style="color:#999999">6. Nitelikli hırsızlık (madde 142) ve yağma (madde 148, 149) ile nitelikli dolandırıcılık (madde 158),</span></p>

<p><span style="color:#999999">7. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</span></p>

<p><span style="color:#999999">8. Parada sahtecilik (madde 197),</span></p>

<p><span style="color:#999999">9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (madde 220, fıkra üç),</span></p>

<p><span style="color:#999999">10. Fuhuş (madde 227),</span></p>

<p><span style="color:#999999">11. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),</span></p>

<p><span style="color:#999999">12. Tefecilik (madde 241),</span></p>

<p><span style="color:#999999">13. Rüşvet (madde 252),</span></p>

<p><span style="color:#999999">14. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</span></p>

<p><span style="color:#999999">15. Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak (madde 302),</span></p>

<p><span style="color:#999999">16. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 311, 312, 313, 314, 315, 316), 17. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları,</span></p>

<p><span style="color:#999999">b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,</span></p>

<p><span style="color:#999999">c) Bankalar Kanunu’nun 22. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,</span></p>

<p><span style="color:#999999">e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68. ve 74. maddelerinde tanımlanan suçlar.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/cep-telefonuna-elkoyulmasi-ve-yazismalarin-delil-olarak-kullanilmasi</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/supheliye-ait-cep-telefonunun-incelenmesi-dayanagi-ve-siniri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 04 Jul 2026 13:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/cep-telefonunun-incelenmesi.jpg" type="image/jpeg" length="71347"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83229"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="57337"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="24595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="77444"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="21452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="20920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="56626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="44496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="52174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="23060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="74489"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
