<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 25 Sep 2026 06:22:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BİRDEN FAZLA SÜRELİ HAPİS CEZASI İLE ADLİ PARA CEZASINDAN ÇEVRİLİ HAPİS CEZASININ İÇTİMA VE İNFAZI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5275 sk.nun 107/3e maddesi gereğince; Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre en fazla yirmisekiz yıldır.

Yani bir hükümlünün koşullu salıverilme oranları farklı olan birden fazla süreli hapis cezas...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sk.nun 107/3e maddesi gereğince; Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre en fazla yirmisekiz yıldır.</p>

<p>Yani bir hükümlünün koşullu salıverilme oranları farklı olan birden fazla süreli hapis cezası bulunduğunda her bir cezasının koşullu salıverilme süreleri ilgili oran üzerinden hesaplanacak, her bir ceza için bulunan süreler toplandığında 28 yılı geçmiyor ise bulunan süre üzerinden, şayet geçiyor ise 28 yıl üzerinden infaz yapılacaktır.</p>

<p>Hükümlünün aynı zamanda adli para cezasından çevrilme hapis cezaları var ise, 5275 sk.nun 99. Maddesi gereğince adli para cezasından çevrilme bu hapis cezaları doğrudan verilen diğer hapis cezaları ile içtima edilebilecektir. Ancak içtima kararı verilebilmesi için adli para cezasından çevrilen hapis cezalarının ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelmiş olmaları gerekir.</p>

<p>5275 sk.nun 106/3 maddesi gereğince; " Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir"</p>

<p>7. Fıkra gereğince;" Adlî para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet hâlinde bu süre beş yılı geçemez."</p>

<p>9. Fıkra gereğince ise; "adlî para cezasından çevrilen hapsin ... infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz."</p>

<p>Vermiş olduğumuz bu bilgilerden sonra sorumuz şudur; Birden fazla doğrudan süreli hapis cezaları 28 yılda düğümlenen hükümlünün aynı zamanda adli para cezasından çevrilme hapis cezası var ise her iki tür hapis cezası içtima edilebilecek ve adli para cezasından çevrilme hapis cezası bu 28 yılın içerisinde eriyecekmidir yoksa hükümlü 28 yıldan ayrı olarak adli para cezasından çevrili hapis cezasını da infaz edecek midir?</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. CD.nin</a> bu soruya verdiği cevap adli para cezasından çevrilen hapis cezasının, doğrudan verilen hapis cezalarının düğümlendiği 28 yılın içerisinde erimeyeceği, ayrıca infaz edilmesi gerektiği şeklindedir. Anılan dairenin <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari" rel="dofollow">22.05.2026 tarih, 2024/1070 E. , 2026/4225 K. Sayılı kararı</a>nda, benimsenen bu görüş iki gerekçeye dayandırılmıştır.</p>

<p>1- 5275 sk.nun 106/9 maddesi; "adlî para cezasından çevrilen hapsin ... infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz." Madde gereğince adli para cezasından çevrili hapis cezasının infazında koşullu salıverilme ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanamayacak ve hükümlünün hapse çevrilen cezası açık kurumda çektirilecektir.</p>

<p>2-5275 sk. Nun 99. Maddesi; "Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir."<br />
Yukarıda da belirttiğimiz üzere adli para cezasından çevrilme hapis cezalarının doğrudan verilen hapis cezaları ile içtima edilebilmesi için kurumda infaz edilme aşamasına gelmiş olması gerekir. Hükümlü doğrudan verilen hapis cezalarını kurumlarda infaz etmekte iken adli para cezasından çevrili hapis cezasından dolayı ilkin yerine getirmesi gereken kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirme imkanı yoktur. Yargıtaya göre hükümlü bu durumda 28 yılı infaz kurumunda tamamlayacak, şartla tahliye olduktan sonra da kamuya yararlı bir işte çalışma yükümlülüğünü yerine getirecektir. Şayet bu yükümlülüğe uymazsa adli para cezasından çevrilen hapis cezasını açık kurumda ayrıca infaz edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Adli para cezasından çevrili hapis cezası infaz kurumunda infaz edilebilme aşamasına gelmediği için ,doğrudan verilen hapis cezaları ile içtima edilemeyecek, her iki tür ceza ayrı ayrı infaz edilecektir. Doğrudan verilen hapis cezalarının infazında şartla tahliye ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanabilecek iken, adli para cezalarından çevrilen hapis cezalarının infazında şartla tahliye ve denetimli serbestlik hükümleri uygulanamayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Esat Faruk BENLİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/birden-fazla-sureli-hapis-cezasi-ile-adli-para-cezasindan-cevrili-hapis-cezasinin-ictima-ve-infazi</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="47054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kiralananın Teslim Anındaki Ayıplarından Kiraya Verenin Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kira sözleşmesinde kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte ve sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmekle yükümlüdür. Kiralananın fiilen teslim edilmiş olması, bu borcun her durumda gereği gibi yerine getirildiği anlamına gelmez. Taşınmazın kullanım amacını engelleyen yapısal eksiklikler, ruhsat veya izin sorunları ya da teslim sırasında mevcut olup sonradan etkisini gösteren bozukluklar, kiraya verenin ayıptan sorumluluğunu gündeme getirebilir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teslim anındaki ayıplar bakımından kiracının başvurabileceği hukuki yollar ise ayıbın niteliğine ve kullanım üzerindeki etkisine göre değişmektedir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümünde yalnızca kiralananın ayıplı olup olmadığı değil, ayıbın önemli olup olmadığı, kiracının ayıbı bilip bilmediği, kiraya verene bildirimde bulunulup bulunulmadığı ve hangi hakkın kullanıldığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>1. Kiraya Verenin Kullanıma Elverişli Teslim Borcu</strong></p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 301. maddesine göre kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Konut ve çatılı işyeri kiralarında bu yükümlülük kiracı aleyhine değiştirilemez.</p>

<p>Teslim borcunun kapsamı, kiralananın hangi amaçla kiralandığına göre belirlenir. Bu nedenle kiracının taşınmazın zilyetliğini elde etmiş olması tek başına yeterli değildir. Kiralananın sözleşmede öngörülen faaliyet bakımından kullanılabilir olması gerekir. Yargıtay da fiilî teslimin tek başına yeterli olmadığını, kiralananın tahsis amacına uygun biçimde teslim edilmesi gerektiğini kabul etmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20234890-e-20242914-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2023/4890, K. 2024/2914, T. 09.10.2024).</a></p>

<p>Kiralananın sözleşmede kararlaştırılan şekilde teslim edilmemesi ayıplı ifa niteliğindedir. Kiraya verenin bu sorumluluğu için ayrıca kiralananın ayıpsız olduğuna ilişkin özel bir taahhütte bulunması gerekmez. Kiralananı kullanıma elverişli biçimde teslim etme borcu doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201313-66-e-20131417-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay HGK., E. 2013/66, K. 2013/1417, T. 02.10.2013).</a></p>

<p><strong>2. Teslim Anındaki Maddi ve Hukuki Ayıplar</strong></p>

<p>Ayıp, kiralananın sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişliliğini azaltan veya ortadan kaldıran eksikliktir. Taşınmazın fiziksel yapısındaki bozukluklar, rutubet, tesisat yetersizlikleri veya benzeri eksiklikler maddi ayıp niteliğinde olabilir. Buna karşılık özel hukuk ya da kamu hukukundan kaynaklanan bir engel nedeniyle kiralananın kararlaştırılan amaçla kullanılamaması hukuki ayıp oluşturabilir.</p>

<p>Özellikle işyeri kiralarında ruhsat, yapı kullanma izni veya benzeri idari koşulların bulunmaması her olayda tek başına ayıp sonucunu doğurmaz. Belirleyici olan, söz konusu eksikliğin sözleşmede kararlaştırılan faaliyetin yürütülmesini engelleyip engellemediğidir. Yargıtay da hukuki ayıbı, kiracının sözleşmeyle amaçladığı kullanım olanağının özel hukuk veya kamu hukukundan kaynaklanan sınırlamalar nedeniyle azalması ya da ortadan kalkması çerçevesinde değerlendirmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233188-e-20242378-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2023/3188, K. 2024/2378, T. 18.09.2024).</a></p>

<p>Ayıbın teslim tarihinde mevcut olması, mutlaka aynı anda fark edilmesi gerektiği anlamına gelmez. Özellikle mevsim koşullarıyla ortaya çıkan rutubet, su alma veya benzeri yapısal sorunlarda ayıbın etkisi kullanım sırasında anlaşılabilir. Bu nedenle ayıbın var olduğu tarih ile kiracı tarafından öğrenildiği tarih birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>3. Ayıbın Önemine Göre Kiracının Hakları</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 304. maddesi, teslim anındaki ayıpları önemli ve önemli olmayan ayıplar şeklinde ayırmaktadır. Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümlere veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir. Önemli olmayan ayıplarda ise kiracı, sonradan ortaya çıkan ayıplara ilişkin sorumluluk hükümlerinden yararlanabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayıbın önemli olup olmadığı soyut biçimde değil, kiralananın kullanım amacı esas alınarak belirlenmelidir. Kiralananın sözleşmede öngörülen kullanımını ortadan kaldıran veya ciddi ölçüde sınırlayan ayıplar ile kullanım üzerinde sınırlı etkisi bulunan eksiklikler aynı hukuki sonucu doğurmaz. Yargıtay uygulamasında da ayıbın, sözleşmeyle güdülen amaca uygun kullanımı ne ölçüde etkilediği esas alınmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20177891-e-20194552-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2017/7891, K. 2019/4552, T. 15.05.2019).</a></p>

<p><strong>4. Ayıbın Giderilmesi, Fesih ve Kira Bedelinin İndirilmesi</strong></p>

<p>Kiracı, Türk Borçlar Kanunu’nun 306. maddesi uyarınca ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir. Ayıp verilen süre içinde giderilmezse, kanundaki şartların bulunması hâlinde ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir veya kiralananın kullanımını önemli ölçüde etkileyen ayıplarda sözleşmenin sona erdirilmesini gündeme getirebilir.</p>

<p>Bu noktada ayıbın kiraya verene bildirilmesi ile ayıbın giderilmesi için uygun süre verilmesi birbirinden ayrılmalıdır. Fesih bakımından da somut olayda ayıbın giderilebilir olup olmadığı ve süre verilmesini gerektirmeyen bir durumun bulunup bulunmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Yargıtay, temerrüt hükümlerinin uygulanmasında kiraya verene uygun süre verilmesini ve süre verilmesini gerektirmeyen hâllerin ayrıca incelenmesini aramaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20181347-e-20197105-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2018/1347, K. 2019/7105, T. 25.09.2019).</a></p>

<p>Kiracı ayrıca Türk Borçlar Kanunu’nun 307. maddesi uyarınca, ayıbın kiraya veren tarafından öğrenilmesinden giderilmesine kadar geçen süre için kira bedelinden ayıpla orantılı indirim isteyebilir. Burada kira borcunun bütünüyle ortadan kalkması değil, ayıbın kullanım üzerindeki etkisine uygun bir indirim yapılması söz konusudur.</p>

<p><strong>5. Zararın Giderilmesi</strong></p>

<p>Ayıp nedeniyle zarara uğrayan kiracı, diğer seçimlik haklarından bağımsız olarak tazminat da talep edebilir. Türk Borçlar Kanunu’nun 308. maddesine göre kiraya veren, kusuru olmadığını ispat etmedikçe ayıptan doğan zararları gidermekle yükümlüdür. Bununla birlikte kiracı, ayıbı, zararını ve ayıpla zarar arasındaki uygun illiyet bağını ortaya koymalıdır.</p>

<p>Özellikle teslim sırasında mevcut olan ve kiraya verenin bilmesi gereken nitelikteki yapısal risklerde kusursuzluk savunmasının değerlendirilmesi önem taşır. Yargıtay, riskli yapı özelliğinin teslim sırasında mevcut olduğu ve yapı maliki tarafından bilinmesi gerektiği hâllerde kiraya verenin sorumluluğunu kabul etmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD., E. 2025/2511, K. 2025/5991, T. 09.12.2025).</a></p>

<p><strong>6. Açık ve Gizli Ayıpların Sorumluluğa Etkisi</strong></p>

<p>Teslim anında mevcut ayıbın açık veya gizli olması, kiracının kiralananı kabulüne bağlanacak sonuçlar bakımından önem taşır. Olağan bir incelemeyle görülebilecek bir eksiklik ile ancak kullanım sırasında ortaya çıkabilecek bir ayıp aynı şekilde değerlendirilemez.</p>

<p>Kiracının açıkça görülebilen bir ayıba rağmen kiralananı uzun süre mevcut hâliyle kullanması ve bu konuda herhangi bir uyuşmazlık çıkarmaması, somut olayın özelliklerine göre kiralananın mevcut durumuyla kabul edildiği yönünde değerlendirilebilir. Buna karşılık teslim sırasında fark edilmesi mümkün olmayan ayıplarda, kiracının ayıbı ne zaman öğrendiği ve öğrendikten sonra kiraya verene bildirimde bulunup bulunmadığı önem kazanır. Bu nedenle teslim tutanağı, yazılı bildirimler ve tarafların sonraki davranışları ispat bakımından ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Kiracının Tacir Olmasının Sorumluluğa Etkisi</strong></p>

<p>Kiracının tacir olması, taşınmazın kararlaştırılan faaliyet için kullanılabilirliğini araştırma yükümlülüğünün değerlendirilmesinde önem taşıyabilir. Bununla birlikte basiretli tacir gibi davranma yükümlülüğü, kiraya verenin kiralananı kullanıma elverişli biçimde teslim etme borcunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Bu nedenle kiracının tacir sıfatından hareketle kiraya verenin her durumda sorumluluktan kurtulduğu sonucuna varılamaz. Yargıtay da kiracının tacir olmasının, kiraya verenin kiralananı sözleşmedeki amaca uygun biçimde teslim etme ve sözleşme süresince bu durumda bulundurma yükümlülüğünü kaldırmadığını kabul etmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20228019-e-2023907-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD., E. 2022/8019, K. 2023/907, T. 30.03.2023).</a></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kiraya verenin teslim borcu, kiralananın yalnızca fiilen kiracıya bırakılmasını değil, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli biçimde teslim edilmesini gerektirir. Teslim anında mevcut maddi veya hukuki ayıpların sonuçları ise ayıbın önemine, kullanım üzerindeki etkisine ve kiracının hangi hukuki yola başvurduğuna göre belirlenir.</p>

<p>Önemli ayıplarda temerrüt hükümleri ile ayıptan sorumluluk hükümleri birlikte gündeme gelebilirken, önemli olmayan ayıplarda ayıbın giderilmesi, kira bedelinin indirilmesi ve şartları varsa zararın giderilmesi talepleri önem kazanmaktadır. Fesih ve giderim bakımından kiraya verene bildirimde bulunulması ve uygun süre verilmesi, kira bedelinden indirim bakımından ise kiraya verenin ayıbı öğrendiği tarih ayrıca dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Açık ayıbın bilinerek uzun süre kullanılması ile teslim sırasında fark edilemeyen bir ayıbın sonradan ortaya çıkması aynı sonucu doğurmaz. Kiracının tacir olması da kiraya verenin teslim borcunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Her somut olayda sözleşmedeki kullanım amacı, ayıbın bu amaca etkisi, tarafların bilgisi ve sonraki davranışları birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><i><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/berk-kabaagacli.jpg" /></a></i></p>

<p><strong>Av. Berk KABAAĞAÇLI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kiralananin-teslim-anindaki-ayiplarindan-kiraya-verenin-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/sozlesme-kira-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="98712"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK YABANCILAR HUKUKUNDA SINIR DIŞI ETME (DEPORT) KARARLARININ KALDIRILMASI VE İPTAL DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Devletlerin egemenlik yetkisinin doğal bir tezahürü olarak ülkeye hangi yabancıların girebileceğini ve hangilerinin ülkede kalabileceğini belirleme hakkı bulunmakla birlikte, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Modern yabancılar hukukunda devletin sınır denetimi yetkisi, uluslararası insa...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Devletlerin egemenlik yetkisinin doğal bir tezahürü olarak ülkeye hangi yabancıların girebileceğini ve hangilerinin ülkede kalabileceğini belirleme hakkı bulunmakla birlikte, bu yetki mutlak ve sınırsız değildir. Modern yabancılar hukukunda devletin sınır denetimi yetkisi, uluslararası insan hakları hukuku normları, temel hak ve özgürlükler ile Anayasa kuralları çerçevesinde sınırlandırılmıştır. Türk hukukunda yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usul ve esaslar temel olarak <strong>6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu (YUKK)</strong> kapsamında düzenlenmiştir.</p>

<p>Uygulamada sıklıkla "deport" olarak adlandırılan sınır dışı etme işlemi; idari gözetim, tahdit kodları, ülkeye giriş yasakları ve geri gönderme merkezlerindeki süreçlerle doğrudan bağlantılı çok katmanlı bir idari tasarruftur. Bu çalışmada; sınır dışı etme kararının hukuki niteliği, "deportun kaldırılması" ile "iptal davası" arasındaki kavramsal ve pratik farklar, görevli ve yetkili yargı mercii, dava açma süreleri, yürütmenin durdurulması mekanizması, geri göndermeme ilkesi ve idari gözetime karşı başvuru yolları sistematik biçimde incelenmektedir.</p>

<p><strong>Sınır Dışı Etme Kararının Hukuki Niteliği ve Yasal Dayanakları</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı, idare hukuku tekniği bakımından <strong>icrai, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir bireysel idari işlem</strong> niteliğindedir. <strong>YUKK m. 53</strong> uyarınca sınır dışı etme kararı, doğrudan Göç İdaresi Başkanlığı'nın talimatı üzerine veya valiliklerce re'sen alınır.</p>

<p>Sınır dışı etme sebeplerinin çerçevesi <strong>YUKK m. 54</strong> hükmünde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu hükme göre:</p>

<p>• Terör örgütü veya çıkar amaçlı suç örgütü yöneticisi, üyesi veya destekleyicisi olanlar,</p>

<p>• Türkiye'ye giriş, vize ve ikamet izinleri için gerçek dışı bilgi ve sahte belge kullananlar,</p>

<p>• Türkiye'de bulunduğu süre zarfında geçimini meşru olmayan yollardan sağlayanlar,</p>

<p>• Kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından tehdit oluşturanlar,</p>

<p>• Vize veya vize muafiyeti süresini on günden fazla aşanlar veya vizesi iptal edilenler,</p>

<p>• İkamet izinleri iptal edilenler ya da ikamet izni süresinin bitiminden itibaren kabul edilebilir gerekçesi olmadan on günden fazla ihlalde bulunanlar,</p>

<p>• Çalışma izni olmadan çalıştığı tespit edilenler,</p>

<p>• Türkiye'ye yasal giriş veya Türkiye'den yasal çıkış hükümlerini ihlal edenler ya da bu hükümleri ihlale teşebbüs edenler,</p>

<p>• Uluslararası koruma başvurusu reddedilen, korumadan hariçte tutulan, başvurusu kabul edilemez bulunan veya geri çekilmiş sayılanlar,</p>

<p>hakkında sınır dışı etme kararı tesis edilir.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin bu kararı alırken bağlı yetki içinde hareket ettiği düşünülemez. Zira <strong>YUKK m. 55</strong>, belirli şartları taşıyan yabancılar hakkında sınır dışı etme kararı alınamayacağını amir hükme bağlamıştır. Sınır dışı edileceği ülkede işkenceye, insanlık dışı veya onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağına dair ciddi emare bulunanlar; ciddi sağlık sorunları, yaş ve hamilelik durumu nedeniyle seyahat etmesi riskli görülenler; hayati tehlike arz eden hastalıkları için menşe ülkede tedavi imkânı bulunmayanlar ile insan ticareti mağdurları bu kapsamdadır. Sınır dışı etme kararı tesis edilirken yabancının m. 55 kapsamındaki hukuki ve fiili durumunun idarece re'sen araştırılması yasal bir zorunluluktur.</p>

<p><strong>"Deportun Kaldırılması" ile "Sınır Dışı Etme Kararının İptali" Ayrımı</strong></p>

<p>Uygulamada sıklıkla birbirine karıştırılan iki kavram bulunmaktadır: idari tahdit kodunun kaldırılması (ülkeye giriş yasağının bertaraf edilmesi) ve sınır dışı etme kararının yargı yoluyla iptali.</p>

<p>Sınır dışı etme kararı (deport), yabancının Türkiye sınırları dışına çıkarılmasını emreden münferit bir idari işlemdir. Ülkeye giriş yasağı ise yabancının sınır dışı edilmesine veya yasal kalış hakkını ihlal etmesine bağlı olarak, belirli bir süreyle ya da süresiz olarak Türkiye'ye girişinin engellenmesi amacıyla pasaport kayıtlarına idari tahdit kodu (örneğin Ç-114, G-87, V-69 vb.) işlenmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda "deportun kaldırılması" pratik olarak iki yolla gündeme gelir:</p>

<p>• Meşruhatlı Vize Yolu: Yabancı hakkında verilmiş süreli bir giriş yasağı bulunması halinde, Türkiye'nin dış temsilcilikleri aracılığıyla çalışma, eğitim, aile birleşimi veya tedavi amaçlı özel meşruhatlı vize alınarak giriş yasağının fiilen aşılması ve ülkeye yasal giriş sağlanmasıdır.</p>

<p>• İdari İptal Davaları: Sınır dışı etme kararına karşı açılan iptal davası yabancının ülkeden çıkarılmasını engellemeyi hedeflerken; tahdit kodunun kaldırılması davası, yabancının sicilindeki kısıtlamanın silinmesini ve ülkeye serbestçe girebilmesini amaçlayan ayrı bir idari dava türüdür. Bu iki işlem birbirine bağlı olmakla birlikte bağımsız hukuki sonuçlar doğurur.</p>

<p><strong>İdari Yargıda İptal Davası ve Usul Kuralları</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararına karşı yargı yolu, <strong>YUKK m. 53</strong> ile özel ve istisnai usul hükümlerine bağlanmıştır. Genel idari yargılama usulünden ayrılan bu hükümler yabancının hak arama hürriyetini doğrudan etkiler.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararlarına karşı açılacak iptal davalarında görevli mahkeme <strong>İdare Mahkemesi</strong>dir. Yetkili mahkeme ise <strong>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)</strong> genel yetki kuralı uyarınca, sınır dışı etme kararını tesis eden valiliğin bulunduğu yerdeki idare mahkemesidir.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı yabancıya, yasal temsilcisine veya avukatına gerekçeleriyle birlikte tebliğ edilir. Tebliğde karara karşı itiraz usulü ve süreleri açıkça gösterilir. Kararın tebliğinden itibaren iptal davası açma süresi <strong>7 gündür</strong>. Bu süre genel iptal davası açma süresi olan altmış günün (İYUK m. 7) istisnası olup hak düşürücü niteliktedir. Yedi günlük sürenin geçirilmesi halinde dava süre aşımı gerekçesiyle usulden reddedilir.</p>

<p><strong>Yürütmenin Durması ve Kararın İnfaza Etkisi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme işlemine karşı dava açılmasının sınır dışı işlemlerini durdurup durdurmayacağı hususu kanun koyucu ve yüksek yargı organları arasında önemli içtihat ve mevzuat değişimlerine sahne olmuştur.</p>

<p>Kural olarak <strong>YUKK m. 53/3</strong> uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı <strong>yedi gün</strong> içinde idare mahkemesinde dava açıldığında, __dava sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilemez.__ Diğer bir deyişle, dava açılması kanun gereği re'sen yürütmeyi durdurucu etki doğurur; mahkemeden ayrıca İYUK m. 27 uyarınca yürütmenin durdurulması kararı alınması zorunlu değildir.</p>

<p>YUKK m. 53/3'ün 21.11.2024 tarihli değişiklik sonrası güncel metninde, yabancının rızası saklı kalmak üzere dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme yasağı öngörülmüştür; maddede kamu düzeni, kamu güvenliği veya terör bağlantısı gerekçelerine dayalı ayrı bir istisna yer almamaktadır. Bu nedenle özellikle kötü muamele riski ileri sürülen dosyalarda, idarenin ve mahkemenin YUKK m. 4 ve m. 55 çerçevesinde kişiye özgü risk değerlendirmesi yapması gerekir.</p>

<p><strong>Kararın Kesinliği</strong></p>

<p><strong>YUKK m. 53/3</strong> uyarınca, sınır dışı etme kararına karşı idare mahkemesinde açılan davada mahkemenin verdiği karar <strong>kesindir</strong>. Bu karara karşı bölge idare mahkemesine istinaf veya Danıştay'a temyiz kanun yoluna başvurulamaz. Kararın kesinleşmesiyle birlikte iç hukuk yolları tükenmiş olur ve ilgililer hak ihlali iddiasıyla doğrudan Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunabilirler.</p>

<p><strong>Geri Göndermeme İlkesi (Non-Refoulement) ve Uluslararası Koruma</strong></p>

<p>Sınır dışı etme işlemlerinin yargısal denetiminde en kritik hukuki sınır, uluslararası hukukun emredici normu (jus cogens) niteliğindeki <strong>geri göndermeme ilkesi</strong>dir.</p>

<p>Bu ilke; 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Cenevre Sözleşmesi'nin 33. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) 3. maddesi, Anayasa'nın 17. maddesi ve <strong>YUKK m. 4</strong> hükmünde açıkça güvence altına alınmıştır. Anılan düzenlemeler uyarınca, hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya muameleye tabi tutulacağı veya ırkı, dini, tabiiyeti, belirli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasi fikirleri dolayısıyla hayatının veya hürriyetinin tehdit altında bulunacağı bir yere gönderilemez.</p>

<p>İptal davasında idare mahkemesi, yalnızca idarenin usul kurallarına uyup uymadığını değil, sınır dışı edilecek kişinin gönderileceği menşe ülkede gerçek ve kişiselleştirilmiş bir kötü muamele riskinin bulunup bulunmadığını da değerlendirmek zorundadır. Bu incelemede;</p>

<p>• Güvenilir uluslararası raporlar (BM mülteci raporları, uluslararası insan hakları örgütü tespitleri),</p>

<p>• Yabancının menşe ülkesindeki güncel çatışma ortamı,</p>

<p>• Yabancının etnik, dini, siyasi kimliği sebebiyle uğradığı bireysel takibat,</p>

<p>delil olarak dikkate alınır.</p>

<p><strong>İdari Gözetim, Geri Gönderme Merkezleri (GGM) ve Sulh Ceza Hâkimliği Denetimi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararı alınan yabancılar hakkında ekseriyetle <strong>YUKK m. 57</strong> kapsamında valilik tarafından <strong>idari gözetim kararı</strong> tesis edilerek yabancı Geri Gönderme Merkezine sevk edilir.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken en temel usul kuralı, sınır dışı etme kararı ile idari gözetim kararının hukuki denetim yollarının ve görevli yargı mercilerinin tamamen farklı olmasıdır:</p>

<p>• Sınır Dışı Etme Kararı: İdari bir işlem olup iptali için yetkili ve görevli mercii İdare Mahkemesidir.</p>

<p>• İdari Gözetim Kararı: Kişi hürriyetini kısıtlayan bir tedbir niteliğinde olduğundan, gözetim kararına, sürenin uzatılmasına veya alternatif yükümlülüklere karşı itiraz mercii Sulh Ceza Hâkimliğidir (YUKK m. 57/6).</p>

<p>İdari gözetim süresi en fazla altı aydır; sınır dışı etme işlemlerinin yabancının iş birliği yapmaması veya ülkesiyle ilgili doğru bilgi ya da belgeleri vermemesi nedeniyle tamamlanamaması hâlinde en fazla altı ay daha uzatılabilir. Sulh Ceza Hâkimliği'ne yapılan başvuru idari gözetimi kendiliğinden durdurmaz. İdari gözetime alternatif yükümlülükler ise YUKK m. 57/A uyarınca valilikçe getirilebilir; bunlar belirli adreste ikamet, bildirim, aile temelli geri dönüş, geri dönüş danışmanlığı, gönüllü kamu yararına hizmet, teminat ve elektronik izlemeyi kapsar. Elektronik izleme kararına karşı sulh ceza hâkimine başvuru mümkündür.</p>

<p><strong>Yargılama Stratejisi ve Delil Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Sınır dışı etme kararının iptali davasında mahkemeye sunulacak argümanların ve delil stratejisinin titizlikle kurgulanması gerekir:</p>

<p>• Bireyselleştirilmiş Risk Analizi: Soyut gerekçeler yerine yabancının kendi geçmişi, adli durumu, muhalif kimliği veya dini inancı nedeniyle menşe ülkesinde karşılaşacağı somut tehlikeler belgelenmelidir.</p>

<p>• Aile Hayatına Saygı Hakkı (AİHS m. 8 ve Anayasa m. 41): Yabancının Türkiye'de Türk vatandaşı veya düzenli ikamet iznine sahip bir eşinin, okula devam eden çocuklarının bulunması durumunda aile birliğinin parçalanacağı, kararın orantısız ve ölçüsüz olduğu ileri sürülmelidir.</p>

<p>• Çocuğun Üstün Yararı İlkesi: Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uyarınca, sınır dışı etme işleminden doğrudan veya dolaylı etkilenecek reşit olmayan çocukların pedagojik, psikolojik ve eğitsel durumu mahkemeye sunulmalıdır.</p>

<p>• Sağlık Gerekçeleri: Türkiye'de devam eden ve menşe ülkede tedavisi mümkün olmayan hayati tehlikeye haiz hastalıklara ilişkin tam teşekküllü hastane sağlık kurulu raporları dosyaya eklenmelidir.</p>

<p>• Kamu Düzeni Şüphesinin Somutlaştırılması: İdarenin sadece istihbari bilgi notuna veya soyut güvenlik raporlarına dayanarak kamu düzeni tehdidi tespiti yapması hukuka aykırıdır; idarenin iddialarını somut maddi delillerle ispat etmesi gerektiği mahkeme nezdinde vurgulanmalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Türk yabancılar hukukunda sınır dışı etme rejimi; idarenin kamu düzeni ve güvenliğini sağlama sorumluluğu ile bireyin temel hak ve özgürlükleri, bilhassa yaşam hakkı ve işkence yasağı arasındaki hassas dengede şekillenmektedir. Sınır dışı etme kararına karşı <strong>yedi günlük hak düşürücü süre</strong> içinde idare mahkemesinde açılacak iptal davası, kural olarak yürütmeyi durdurucu etkisiyle yabancı için hayati bir hukuki koruma sağlar.</p>

<p>Uygulamada hak kayıplarının önüne geçilebilmesi; sınır dışı etme kararı ile tahdit kodları ve idari gözetim kararlarının usul ayrımlarının doğru yapılmasına, geri göndermeme ilkesinin somut delillerle desteklenmesine ve idare mahkemesinin kesin kararı aleyhe olduğunda ivedilikle Anayasa Mahkemesi'ne tedbir talepli bireysel başvuru mekanizmasının işletilmesine bağlıdır.</p>

<p><strong>Emsal İdari Yargı Kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 10. Daire, E. 2018/3756, K. 2023/3866, T. 21.06.2023</a>: Yabancı hakkında kamu düzeni veya güvenliği gerekçesiyle tesis edilen yurda giriş yasağı bakımından, soyut istihbari bilgi yeterli görülmemiş; işlemi taşıyacak somut tespit ve belgelerin dosyada bulunması gerektiği kabul edilmiştir. Karar, sınır dışı etme ve tahdit kodu işlemlerinin yargısal denetiminde gerekçenin somutlaştırılması bakımından önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat ve uluslararası metinler</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türkiye Cumhuriyeti Anayasası.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mültecilerin Hukuki Durumuna Dair Sözleşme, 1951.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Danıştay 10. Daire, E. 2018/3756, K. 2023/3866, T. 21.06.2023.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kurumsal ve ikincil kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Göç İdaresi Başkanlığı, yabancılar ve uluslararası korumaya ilişkin güncel uygulama, duyuru ve istatistikler.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, geri göndermeme ilkesi ve uluslararası korumaya ilişkin rehberler.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, sınır dışı etme, kötü muamele yasağı ve aile hayatının korunmasına ilişkin içtihat ve rehberler.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-yabancilar-hukukunda-sinir-disi-etme-deport-kararlarinin-kaldirilmasi-ve-iptal-davasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/deport.jpg" type="image/jpeg" length="68296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/2511 E., 2025/5991 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.12.2025 tarihli, 2025/2511 E., 2025/5991 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2511 E., 2025/5991 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/445 E., 2025/357 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar, davacılar vekilince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; beş yıl süreli kira sözleşmesi ile kiraladıkları dava konusu taşınmaza büyük miktarlı tadilat, tamirat ve dekorasyon masrafı yaptırdıklarını, ancak kira süreleri ve hukuki kullanma hakları son bulmadan kentsel dönüşüm kapsamında taşınmazdan tahliye edildiklerini, İstanbul Anadolu 18. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2015/15 D.İş sayılı dosyası ile yaptırılan tespitte uğranılan zararın 361.000,00 TL olduğunun belirlendiği ileri sürerek; kiralanana yapılan masrafların, kazanç kaybı, usulsüz tahliye nedeniyle kiralamak zorunda kaldıkları yeni iş yerine yapılan tadilat masrafları, kira ödemesi, nakliye, taşınma, temizlik vs giderlerin, dava konusu olay nedeniyle yaptıkları tüm masrafların tespit edilerek tahsilini talep etmiş, ıslah dilekçesi ile taleplerini 461.000,00 TL’ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacıların, taşınmazda kendi kullanımları için bazı bakım, onarım ve yenilemeler yaptığını, kira sözleşmesine göre yaptığı masrafları talep edemeyeceklerini savunarak, davanın reddini istemiş, davalının yargılama sırasında vefat etmesi üzerine mirasçıları davaya dahil edilmişlerdir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 05.02.2019 tarihli kararıyla; davacı şirketlerin taşınmadan kaynaklı herhangi bir zararlarının bulunmadığı, davacılar tarafından kiralanana yapılan masrafların ise kira sözleşmesi gereği davalı taraftan talep edilemeyeceği, kiralanan 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkıldığından davalının yapılan masraflardan yararlanmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı davacılar tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 27.05.2021 tarihli kararıyla; incelenen Mahkeme kararının usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş; karar, davacılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Dairece verilen 15.02.2022 tarihli ilamla; davacıların sair temyiz itirazları reddedilerek, kiralananın, kira sözleşmesinin başladığı tarihte ve sözleşme süresi boyunca, kullanılmaya elverişli, hukuki ayıptan ari bir şekilde teslim borcunun kiraya veren davalıya ait olduğu, önemli ayıplardan sayılan riskli yapı özelliğinin, kiralananın teslimi sırasında mevcut olan ve yapı maliki tarafından bilinmesi gereken bir ayıp olması karşısında, davalı kiraya verenin kusurlu olduğunun kabulü gerektiği, buna göre davacının maddi tazminat isteminde haklı olduğu, davacı kiracının kiralanana yaptığı imalatların nelerden ibaret olduğunun ayrıntılı ve tereddüte yer vermeyecek şekilde tek tek tespit edilerek, hangisinin zorunlu ve faydalı masraflar, hangilerinin lüks masraflar olduğunun belirlenmesi, belirlenen zorunlu ve faydalı masraf kalemlerinin imalat tarihi itibariyle yıpranma payı düşülmüş bedellerinin, kalan kira süresi ile orantılı olarak tespiti ile kiracının, dava konusu kiralanan ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir taşınmazı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceğinin bilirkişi aracılığıyla tespit edilerek, bu süre ile sınırlı olarak kazanç kaybına hükmedilmesi gerektiğinden bahisle, Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı şirketlerin taşınmadan kaynaklı herhangi bir zararlarının bulunmadığı, davacılar tarafından kiralanana yapılan masrafların ise lüks masraf olduğu, kira sözleşmesi gereği davalı taraftan talep edilemeyeceği, kiralanan 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkıldığından davalının kiralanana yapılan masraflardan yararlanmasının söz konusu olmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacılar vekili; alınan bilirkişi raporları ile taşınmazın çürük ve ayıplı olduğunun kesin biçimde tespit edilmiş olmasına ve Yargıtayın müvekkilleri lehine verdiği bozma ilamına rağmen yeterli inceleme yapılmadan karar verildiğini, davalının ayıbı gizleyerek haksız tahliye yoluyla Mahkemce davacılara ağır zararlar verdiğinin sabit olduğunu, mevcut tespitler dikkate almadan, hatalı yöntemle zarar hesabı yapıldığını, bozma kararına fiilen direnildiğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe ve Değerlendirme<br />
Uyuşmazlık, kira sözleşmesinin feshinden kaynaklı kazanç kaybı tazminatı ve kiralanana yapılan masrafların tahsili istemine ilişkindir.<br />
Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması sonunda, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. Usuli kazanılmış hak olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).</p>

<p>Mahkemece uyulan Dairenin 15.02.2022 tarihli ilamıyla açıkça; kiralanana yapılan zorunlu ve faydalı masraf kalemlerinin belirlenmesi ve ile kiracının, dava konusu kiralanan ile aynı vasıf ve özelliklere sahip başka bir taşınmazı aynı şartlarda ne kadar sürede kiralayabileceği tespit edilerek bu süreyle sınırlı olarak kazanç kaybına hükmedilmesi gerektiği belirtilmiş olmasına rağmen, bozma ilamı kapsamında alınan bilirkişi raporlarının denetime elverişli bulunmadığı, faydalı ve zorunlu masraf kalemine ilişkin yapılan değerlendirmenin sadece şirket defterleri üzerinden inceleme yapılarak hazırlandığı, ekli tespit raporu ile kiralanana ilişkin mevcut fotoğrafların değerlendirilmediği, yine anılan raporlarda belirlenen sürede davacı şirketlerin kazanç kaybına ilişkin değerlendirme yapıldığı halde Mahkemece bu konuda gerekçe kurulmaksızın ret kararı verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca; Mahkemece, uyulan bozma ilamında işaret edildiği şekilde araştırma ve inceleme yapılarak, hasıl olacak sonuç dairesinde hüküm tesis edilmesi gerekirken bozma gerekleri yerine getirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 371. maddesi uyarınca davacılar yararına BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edenlere iadesine,<br />
09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20252511-e-20255991-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="14928"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2018/1347 E., 2019/7105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20181347-e-20197105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20181347-e-20197105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 25/09/2019 tarihli, 2018/1347 E., 2019/7105 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1347 E., 2019/7105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda, davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün, süresi içinde davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı, davalı ile aralarında ... köyü'nde bulunan ev ve arazi niteliğindeki taşınmazın kiralanmasına ilişkin sözleşme bulunduğunu, sözleşmeye rağmen davalının kiralananların teslimine yanaşmadığını, teslimin gerçekleşmemesi nedeniyle zarara uğradığını, kira bedelini ödediği taşınmazın da gelirinden yoksun kaldığını, her iki zararın bilirkişi marifetiyle hesaplanarak ödenmesi gerektiğini belirterek davalının kira sözleşmesine aykırı hareket etmesi nedeniyle uğradığı zarar toplamı olan 20.000TL'nin davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, zaman aşımı itirazında bulunarak kira sözleşmesinin gerçek iradelerini yansıtmadığını, amaçlarının davacının ...köyüne yerleşmek olduğunu ancak köy sakinlerinin buna karşı çıktıklarından yerleşemediğini, aralarında kiracı- kiralayan ilişkisi bulunmadığından ödenen bir bedel de bulunmadığı bildirerek davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davacının dava konusu taşınmazları davalının engeli nedeni ile kullanamadığını ispatlayamadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 301. maddesi hükmü gereği kiraya veren kiralananı kararlaştırılan tarihte sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Kira, sürekli bir akit olduğundan hem sözleşmenin kurulmasından önce var olan, hem de akdin devamı süresince kiracının bir kusuru olmaksızın ortaya çıkan ayıplar kiraya verenin tekeffülü altındadır. Diğer bir anlatımla, kiraya veren sözleşme süresince kiralananın kullanmaya elverişli halde bulunması için gerekli önlemleri almak durumundadır.</p>

<p>Kiralananın ayıplı olarak teslimi nedeniyle kiralananın kullanılmasında imkansızlık veya derecesinde düşüklük meydana gelmiş ise bu durumda kiracının 6098 sayılı TBK'nun 123. ve 125. maddeleri dairesinde hareket ederek mevcut ayıbı uygun bir sürede kiraya verene ihbar etmesi gerekir.</p>

<p>Yine, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 305. maddesine göre, kiralananın önemli ayıplarla teslimi halinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı hale gelmesinden doğan sorumluluğuna başvurabilir. Kiralanan sonradan ayıplı duruma gelirse kiracı, kiraya verenden ayıpların giderilmesini veya kira bedelinden ayıpla orantılı bir indirim yapılmasını ya da zararının giderilmesini isteyebilir. Önemli ayıp durumunda kiracının sözleşmeyi fesih hakkı saklıdır. 307. maddesine göre kiracı, kiralananın kullanımını etkileyen ayıpların varlığı halinde, bu ayıpların giderilmesine kadar geçen süre için, kira bedelinden ayıba orantılı indirim isteyebilir.</p>

<p>Somut olayda; Taraflar arasında 01/12/2002 başlangıç - 01/12/2012 bitiş tarihli konut ve tarlaya ilişkin kira sözleşmelerinin varlığı hususunda, uyuşmazlık bulunmamaktadır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 125. maddesi uyarınca “Temerrüde düşen borçlu, verilen süre içinde, borcunu ifa etmemişse veya süre verilmesini gerektirmeyen bir durum söz konusu ise alacaklı, her zaman borcun ifasını ve gecikme sebebiyle tazminat isteme hakkına sahiptir. Alacaklı, ayrıca borcun ifasından ve gecikme tazminatı isteme hakkından vazgeçtiğini hemen bildirerek, borcun ifa edilmemesinden doğan zararın giderilmesini isteyebilir veya sözleşmeden dönebilir.” düzenlemesi mevcuttur. Bu durumda kiracı, 125. maddedeki seçimlik haklardan birini seçebilecektir. Kiracı aynen ifa (kiralananın teslimi) ve gecikme tazminatı seçebileceği gibi; bu hakkından vazgeçtiğini bildirerek, sözleşmeden dönebilir ve borcun ifa edilmemesinden yani kiralananın teslim edilmemesinden doğan müspet zararını talep edebilir. Sözleşmeden dönme hâlinde taraflar, karşılıklı olarak ifa yükümlülüğünden kurtulurlar ve daha önce ifa ettikleri edimleri geri isteyebilirler. Kiracının diğer bir hakkı da sözleşmeyi feshederek menfi zararını talep edebilmesidir.</p>

<p>Davacı, dava dilekçesinde kiralananın teslim edilmediğini ileri sürerek uğradığı zararı talep ettiğine ve aynen ifa talebinde bulunmadığına göre kira sözleşmesini feshettiğinin kabulü gerekir. Bu çerçevede, davacının talebi açıklattırılıp, TBK 125. maddesi çerçevesinde inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi, usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK' nun 428. maddesi gereğince davacı yararına BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine, 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 25/09/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20181347-e-20197105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="57912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/3188 E., 2024/2378 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233188-e-20242378-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233188-e-20242378-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 18.09.2024 tarihli, 2023/3188 E., 2024/2378 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3188 E., 2024/2378 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/2525 E., 2023/397 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Karaman 1. Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/906 E., 2022/503 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; imar planında enerji üretim ve iletim tesisleri alanı olarak planlanan davalı idareye ait 170, 171 ve 172 parsel numaralı taşınmazların ihale sonucunda 13.04.2015 tarihli ve 25 yıl süreli sözleşme ile kiralandığını ve lisanssız güneş enerji tesisi çalışmalarına başlandığını, ancak alanın daha önce başka bir şirket tarafından EPDK'ya ön lisans başvurusu kapsamında bildirildiğini öğrendiklerini, 26.11.2015 tarihinde yer teslimi yok sayılarak kira başlangıç tarihinin ve ödemelerin koordinat çakışması giderilerek yeni yer teslim tarihine kadar dondurulması, ödenen bedellerin çakışma giderildikten sonra işleyecek dönem kira bedellerine sayılması yönünde davalı idareye başvurulduğunu, 10.02.2016'da başvurunun tekrarlandığını, 28.06.2016 tarihinde EPDK tarafından ön lisans başvurusuna konu alanlarda yapılacak lisanssız başvuruların teknik değerlendirmelerinin olumsuz olacağının, koordinat revizyonunun mümkün olmadığının ve bağlantı görüşlerinin iptal edileceğinin davalı idareye bildirildiğini, idarenin bu durumu bilmemesinin mümkün olmadığını, buna rağmen aynı koordinatlar içinde kalan taşınmazı davalı şirkete kiraya verdiğini, davalı şirketin tüm çabalarına rağmen çakışmanın giderilemediğini, 06.09.2016 tarihli ihtarname ile kira sözleşmesi feshedilerek sözleşme imzalanması ve sürdürülmesi için yapılan 294.880,00 TL masraf ile santralin yapılamamasından kaynaklanan kar kaybı olmak üzere yıllık 48,67 USD'nin 10 gün içinde yasal faiziyle ödenmesini ihtar ettiklerini, davalı idarenin kusuru ile şirketin zarara uğradığını ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, 294.880,00 TL'nin yasal faiziyle tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı idare vekili; dava dışı şirketin idarenin bilgisi ve izni dışında idareye ait arazi koordinatlarını yarışmaya girerken EPDK'ya bildirmesi neticesinde hem idarenin güneş enerjisi santrali kurma projesi olan 159 parsel numaralı taşınmazın hem de üçüncü kişilere kiraya verilen taşınmazların bu kapsamda kaldığını, kiracıların taşınmazları kullanımında sorunlar çıktığı gibi idarenin de kendi taşınmazında yatırım yapamadığını, durum öğrenildiğinde iyiniyetle hareket edilerek kiracıların durumdan haberdar edildiğini, çakışmanın giderilmesi ve yatırımların önünün açılması için çalışmalar ve toplantılar yapıldığını, mutabakat metinleri hazırlanarak şirketlere sunulduğunu, İl Genel Meclisince kira sözleşmesinin dondurulması yönünde karar alındığını, bu süreçte kira bedeli alınmadığını, davacının bir zararının bulunmadığını, haksız fiilin dava dışı şirket tarafından gerçekleştirildiğini, idarenin hem kendi yatırımı hem de sözleşmeler sebebiyle zarara uğradığını, davalının fesih hakkı olmadığını, sözleşmenin haksız feshine bağlı sonuçların doğacağını, söz konusu arazinin çok büyük olduğunu, aralarında dava dışı şirketin de bulunduğu birçok şirketin arazide 25'er m²'lik alan kiralayarak ölçümler yaptığını, dava dışı şirketin tüm araziyi EPDK'ya bildirmesinin idarenin bilgisi ve izni dışında olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu kira sözleşmesine konu yerin daha önce GES projesi için dava dışı ... A.Ş.ye kiraya verildiği, aynı yer için ... A.Ş. ile yapılan kira sözleşmesinden sonra davacı taraf ile kira sözleşmesi yapıldığı ve bu şekilde aynı yere ilişkin iki farklı kira sözleşmesinin bulunduğu, davacı ile yapılan sözleşmenin güneş enerjisi üretimi tesisi kurmak için yapıldığı ancak sözleşmenin baştan itibaren bu amaç için kullanımının yer çakışması nedeniyle imkansız olduğu, davacının kira sözleşmesinden beklediği amacı elde edemediği, hayatın olağan akışı gereği davalı idarenin aynı yer için yaptığı kira sözleşmelerini bilmemesinin mümkün olmadığı, sözleşme yapılmadan önce gerekli inceleme ve araştırmanın yapılması gerektiği, davalı idarenin yer çakışmasını bildiği ve kusur bulunduğu, sözleşmenin baştan itibaren hükümsüz olduğu, yapılan işlemin dönme iradesine ilişkin olduğu, davacının kira sözleşmesinden beklediği amacı elde edemediği, feshin haklı olduğu, sözleşmenin geçerli olacağına inanılarak yapılan masrafların tazmininin talep edilebileceği, aynı olayda hem müspet zarar, hem de menfi zararın istenmesi mümkün olmadığından sözleşmeden dönme halinde istenebilecek olan zarar kaleminin menfi zarar olması nedeniyle 02.12.2021 havale tarihli ek rapor esas alınarak, davanın kısmen kabulü ile 271.927,66 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya dair istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; bilirkişi raporlarının eksik ve hatalı olduğunu, son bilirkişi raporunun davayı ispatlar nitelikte bulunduğunu gerekçenin yetersiz olduğunu belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; faiz başlangıç tarihinin hatalı olduğunu, davacının sözleşme hükümlerine göre kira bedelini ödemesi gerektiğinde müvekkil idareden herhangi bir alacağının bulunmadığını, ortaya çıkan çakışmada hiçbir kusuru olmamasına ve çakışmaya bir diğer şirketin neden olmasına rağmen idarenin iyi niyet göstererek kira sözleşmesini dondurduğunu, bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, yaptıkları itirazların değerlendirilmediğini, söz konusu kira sözleşmesinin feshedilmesinde idarenin herhangi bir kusuru bulunmadığından ödenen kira bedellerinin ve teminatın sözleşme hükümlerine göre iadesinin ve ayrıca varsa diğer masrafların da menfi zarar olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; 13.04.2015 tanzim tarihli ve 25 yıl süreli iki adet kira sözleşmesi uyarınca taşınmazların 24.04.2015 tarihli teslim tesellüm tutanağı ile davacı şirkete teslim edildiği, şirketin gerekli belgeleri ilgili kurumlardan alarak 28.05.2015 tarihinde MEDAŞ'a bağlantı görüşü için başvurduğu, Yenilenebilir Enerji Genel Müdürlüğünün MEDAŞ'a yazdığı 10.07.2015 tarihli yazıda kiralanan alanın dava dışı ... isimli şirketin lisanslı güneş enerjisi başvurusu yapılan alan ile çakıştığı ve gerekli koordinat revizyonunun yapılması gerektiğini bildirdiği, 26.11.2015 tarihinde davacı şirketin davalı idareye yazılı olarak başvurarak eksikliklerin 6 ay sürede giderilmesini istediği, yapılan çalışmalara rağmen koordinat çakışması giderilemediğinden davacı şirketin 06.09.2016 tarihli ihtarname ile kira sözleşmelerini tek taraflı olarak feshettiği, dava dışı şirketin GES başvurusu, lisans alma süreci ve arazideki incelemelerinin kira sözleşmesinin düzenlendiği tarihten önceye ait olması sebebiyle davalı idarenin bundan haberdar olmamasının mümkün olmadığı, kiralananın sözleşme kurulduğu tarihte başka bir şirketin lisanslı GES alanıyla çakıştığı, kiraya verenin taşınmazlarındaki hukuki ayıbı kiracının bilgisine sunmuş olması gerektiği, feshin haklı olduğu, aynı hukuki ilişki çerçevesinde hem müspet hem menfi zararın tazmininin istenemeyeceği gerekçesiyle, istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kiralananın hukuki ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak kira sözleşmesinin, feshinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 123, 125, 301, 304 ve 306 ncı maddeleri.</p>

<p>2. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.11.2021 tarihli ve 2017/(6)3-985 E., 2021/1368 K. sayılı kararı</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. İki tarafa borç yükleyen kira sözleşmesinde; kiracı kira bedelini ödemekle, kiraya veren ise kiralananı kira süresince sözleşmedeki kullanım amacına uygun olarak kiracının kullanımına hazır bulundurmakla yükümlüdür.</p>

<p>2. 6098 sayılı Kanun'un 301 inci maddesi; “Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Bu hüküm, konut ve çatılı işyeri kiralarında kiracı aleyhine değiştirilemez; diğer kira sözleşmelerinde ise, kiracı aleyhine genel işlem koşulları yoluyla bu hükme aykırı düzenleme yapılamaz.” hükmünü içerir.</p>

<p>3. Kiralananın “sözleşmede amaçlanan kullanıma ve işletilmeye elverişli” olmaması hâli, karşımıza “ayıp” kavramını çıkarır. Bu noktada kira sözleşmeleri bağlamında ayıp konusuna değinmekte fayda vardır.</p>

<p>4. Kiracının, kira sözleşmesini yapma amacını gerçekleştirmeyi engelleyen her türlü teslim ayıp olarak değerlendirilmektedir. Kira konusunun ayıpsız tesliminden söz edilebilmesi için, kiracı sözleşmeyi hangi amaçla imzalamışsa kira konusunun o amacı gerçekleştirmeye yönelik tarzda teslim edilmesi gerekir. Sözleşmenin yapılmasında güdülen kullanım amacının tayininde kiralananın tahsis şekli, mahalli örf, kiraya verenin tek taraflı olarak temin ettiği nitelikler göz önüne alınır.<br />
5. Kiraya verenin kiralananın ayıplarından sorumluluğu 6098 sayılı Kanun'un 304 ve devam maddelerinde düzenlenmiştir. Anılan 304 üncü madde hükmüne göre; “Kiralananın önemli ayıplarla teslimi hâlinde kiracı, borçlunun temerrüdüne veya kiraya verenin kiralananın sonradan ayıplı duruma gelmesinden doğan sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir. Kiralananın önemli olmayan ayıplarla tesliminde ise kiracı, kiralananda sonradan ortaya çıkan ayıplardan dolayı kiraya verenin sorumluluğuna ilişkin hükümlere başvurabilir.”</p>

<p>6. Aynı Kanun’un 306 ncı maddesi; “Kiracı, kiraya verenden kiralanandaki ayıbın uygun bir sürede giderilmesini isteyebilir; bu sürede ayıp giderilmezse kiracı, ayıbı kiraya veren hesabına gidertebilir ve bundan doğan alacağını kira bedelinden indirebilir veya kiralananın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteyebilir. Ayıbın, kiralananın öngörülen kullanıma elverişliliğini ortadan kaldırması ya da önemli ölçüde engellemesi ve verilen sürede giderilmemesi hâlinde kiracı, sözleşmeyi feshedebilir. Kiraya veren, kiralanandaki ayıbı gidermek yerine, uygun bir süre içinde ayıpsız benzeriyle değiştirebilir. Kiraya veren, kiracıya aynı malın ayıpsız bir benzerini hemen vererek ve uğradığı zararın tamamını gidererek, onun seçimlik haklarını kullanmasını önleyebilir.” şeklindedir.</p>

<p>7. Kiracının, kiralanana ilişkin olarak sözleşme ile amaçladığı kullanım olanağının özel ya da kamu hukukundan kaynaklanan sınırlamalar nedeni ile azalması veya engellenmesi hâlinde hukukî ayıbın varlığından söz edilir. Bu tür ayıpta kiralananın, kira sözleşmesinden beklediği amacın gerçekleşmemesine hukuk düzeninin koyduğu kurallar engel olmaktadır.</p>

<p>8. Yine, kiracının tacir olduğu durumlarda, kiraya verenin sorumluluğunun takdir ve tayininde 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin ikinci fıkrasında davalının basiretli davranma yükümlülüğünün dikkate alınması gerekmektedir. Her tacirin, ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerekir. Tüzel kişi tacirin tüm işleri ticari iş niteliğindedir.</p>

<p>9. Bu çerçevede yapılacak değerlendirmede, kiracı tacirin basiretli davranma yükümlülüğünden kaynaklanan özen ölçüsünün kapsam ve sınırları doğru bir şekilde belirlenmesi önem taşır. Tacir, tacir olmayan kişilerin ileri sürebileceği savunmalardan yararlanamayacak ve gelişi güzel bir şekilde, haklarını kullanırken ve borçlarını ifa ederken, bazı hususları bilmediğini iddia edemeyecek ya da gerekli tüm özeni gösterseydi bile, farkına varamayacağını ileri süremeyecektir.</p>

<p>10. Elbette kiracının tacir olması kiraya verenin kiralan yeri sözleşmedeki amaçlara uygun bir biçimde teslim etme ve sözleşme süresince öyle bulundurma sorumluluğunu ve yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Ne var ki, kiraya verenin bu sorumluluğu da kiracı tacirin kendi sorumluluklarından kaçınmasının bir yolu ve aracı olarak kullanılamaz. Tacir basiretli davranmalı ve kiraya verenin Kanun’dan kaynaklanan ayıptan sorumluluğunu, kendi sorumluluklarından kurtuluş çaresi hâline dönüştürmemelidir. Ayrıca, kiralanan yerdeki özellikle hukukî ayıbın, tacirin faaliyet alanı ile ilgili olduğu durumlarda, tacir yine sorumlu tutulmalıdır. Özellikle kiralanandaki hukukî ayıbın tacirin faaliyet alanı içinde kaldığı durumlarda, basiretli davranma yükümlülüğü katı bir şekilde uygulanmalıdır.</p>

<p>11. Taraflar arasındaki kira sözleşmelerinin 10 uncu maddesinde; kiracının tarafından kiraladığı parselle ilgili EPDK, TEİAŞ, TEDAŞ, MEDAŞ ve Karaman belediyesi ile yapılacak bütün yazışmaları ve anlaşmaları (MEDAŞ dan alınacak bağlantı anlaşmasına çağrı mektubu) yapacağı, iki yıl içerisinde gerekli işlemleri tamamlayacağı, bağlantı anlaşmasının yapılamama sebebinin MEDAŞ'tan kaynaklanması durumunda kiracının ikinci yılın sonunda sözleşmenin feshini talep edebileceği, kiracı tarafından sözleşmenin feshi talep edildiğinde sözleşmenin idarece 2886 sayılı Kanunun 62 nci maddesine göre tebligat yapmaya gerek kalmaksızın feshedileceği düzenlenmiş olup, 11 inci maddelerinde ise; 10 uncu madde dışında nedenlerle kiracının fesih talebinde bulunması, faaliyetini durdurması, amacı dışında kullanması ve taahhüdünü yerine getirememesi durumunda sözleşme feshedilerek cari yıl kira bedelinin tazminat olarak irad kaydedileceği, taşınmazın amacında ve sözleşmede belirlenen şekilde kullanılıp kullanılmadığının idarece her zaman denetlenebileceği düzenlenmiş, kurumlara başvuru ve yapılacak anlaşmalarla ilgili sorumluluk kiracı tarafından üstlenilmiş, kiraya veren bakımından kiracının faaliyetine ilişkin bir sorumluluk hükmüne yer verilmemiştir. Kiracı tarafından 06.09.2016 tarihli noter ihtarı ile idarece bilinmesi gereken ... A.Ş.nin lisans başvurusu ve bu kapsamda EPDK tarafından ön lisans başvurusu kapsamındaki yerlere ilişkin lisanssız başvuruların reddedileceğine dair yazısı doğrultusunda idarenin kusuru sebebiyle sözleşmenin feshedildiği bildirilmiş, sözleşmenin imzalanması ve sürdürülmesi için yapılan 294.880 TL'nin ve yıllık 48.667 USD kar kaybının faiziyle 10 gün içinde ödenmesi ihtar edilmiştir.</p>

<p>12. 2012 yılında dava dışı TEKSEN A.Ş. tarafından idareye ait taşınmaz üzerinde yer alan 25 m²'lik alanın 1 yıllığına kiralandığı, idare tarafından davacıya 2015 yılında kiraya verilen taşınmazların aynı kira dönemi için dava dışı şirkete kiraya verildiğine dair dosya içinde sözleşme bulunmadığı, dolayısıyla aynı kiralananın farklı şirketlere kiraya verilmiş olmadığı, taşınmaz bakımından bilgi istenilmesi üzerine davalı idarece 07.06.2013 tarihli yazı ile 69 nolu parsel için enerji üretim alanı olarak imar planı yapım çalışmalarının devam ettiğinin, 09.05.2013 tarihli ve 131 sayılı il genel meclisi kararı ile enerji üretim lisansı alan firmalara 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca kiralama ya da satışının yapılması hususunda encümene yetki verildiğinin bildirildiği, idarece taşınmazların dava dışı şirkete kiraya verilmesi yönünde bir işlem yapılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>13. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasındaki kira sözleşmelerine konu kiralananlar bakımından kira sözleşmelerinin kurulmasından önce enerji üretim faaliyetinde bulunacak olan davacının 6102 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin gerektirdiği özeni göstermediği, faaliyet alanı yönünden yeterli inceleme ve araştırma yapmayarak basiretli davranmadığı, kira sözleşmesinde kiraya verenin kiracının faaliyetine ilişkin resmi izin ve belgeler bakımından sorumluluk aldığına dair hüküm bulunmadığı, kira sözleşmelerinde kiralananların arsa niteliğinde bulunduğunun ve güneş enerjisi iletim ve üretim tesis alanı olarak kullanılacağının belirtilmesi doğrultusunda kiralananın kullanım amacına uygun durumda olduğu, kiralananın niteliklerinden kaynaklı bir ayıp bulunmadığı, tacir olan kiracının enerji üretim alanında faaliyet gösteren dava dışı şirketin lisans başvurusu sebebiyle gerekli resmi izinleri alamayacak olmasının kendi işletme riski kapsamında olduğu sözleşmenin bu sebeple feshinde kiraya verenin sorumluluğu bulunmadığının anlaşılmakla İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi Kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanun'un 371 inci maddesi uyarınca davalı yararına BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 18.09.2024 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20233188-e-20242378-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="84542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/4890 E., 2024/2914 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20234890-e-20242914-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20234890-e-20242914-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.10.2024 tarihli, 2023/4890 E., 2024/2914 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4890 E., 2024/2914 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/849 E., 2023/1834 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bakırköy 5. Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/1077 E., 2020/1523 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat ve alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkili şirket ile davalı arasında 15.08.2014 başlangıç tarihli, 7 yıl 8,5 aylık belirli süreli ve aylık 10.478,00 TL bedelli kira sözleşmesi bulunduğunu, kiralananda kullanım amacına uygun faydalı ve değer katıcı masraflar yapılarak kiralananın 10.12.2014 tarihinde kullanıma hazır hale getirildiğini ve "..." ismiyle açılışının yapıldığını, 12.12.2014 tarihinde kiralananın kapısına yapıştırılan yapı tatil tutanağı zaptından yapının ruhsatsız olduğunun ve 30 gün içerisinde ruhsata bağlanması gerektiği hususunun öğrenildiğini, bundan sonra ise 22.01.2015 tarihinde yapının Belediye Encümen kararı ile yıkılmasına karar verildiğini, söz konusu yazılarla ilgili davalıya bildirim yapıldığını, sorunun halledileceği söylenmesi üzerine kiralananın 10.03.2017 tarihine kadar kullanılarak kira bedellerinin de ödendiğini, yıkım kararının uygulanacağına dair alınan duyum üzerine 22.02.2017 tarihinde delil tespiti yaptırıldığını ve 665.656,00 TL değer artıcı masraf yapıldığının tespit edildiğini, tespit sonrasında davalı merkezine giderek yıkımın gerçekleşeceği gün konusunda bilgi alındığını, 22.01.2015 tarihli Belediye Encümen kararının elden tebliğ edildiğini, aynı gün kiralananın anahtarlarının da davalıya teslim edildiğini, 20.04.2017 tarihinde kiralananın yıkılacak olması nedeniyle sözleşmenin feshedildiğinin davalıya ihtar edildiğini, davalının ruhsatsız yapıyı kiraya vermesi nedeniyle kusurlu olduğunu, kiralananın ruhsatsız olduğunun müvekkili tarafından bilinmediğini ve bilinmesinin de mümkün olmadığını ileri sürerek; davalının da muvafakati ile yapılan değer artırıcı ve faydalı masraflar yönünden şimdilik 8.000,00 TL'nin ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren işleyecek faiziyle, delil tespiti masrafı için 807,6 TL, kiralananın kullanıma elverişli teslim edilmemesi ve kira ilişkisinin sözleşmede belirlenen süreden çok daha önce sona ermesi nedeniyle uğranılan kar yoksunluğuna ilişkin şimdilik 1.000,00 TL, yıkım kararının varlığı nedeniyle kiralananın kullanılamaması, her an yıkım kaygısıyla yatırım yapamaması ve layıkıyla işletememesi nedeniyle yıkım kararının alındığı, 22.01.2015 tarihinden 10.03.2017 tarihine kadar ödenen kira bedellerinden şimdilik 500,00 TL, doğalgaz deplasesi için yapılan yatırıma karşılık ödenen 6.936,70 TL' ye karşılık şimdilik 500,00 TL 'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 08.02.2019 tarihinde faydalı ve zorunlu masraf alacağı 665.656,00 TL, deplase masrafı 7.000,00 TL ve kira alacağına ilişkin 367.040,46 TL olmak üzere talebini 1.030.696,46 TL 'ye artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; davacının tacir olup basiretli davranması gerektiğini, kiralanan yerin fiili durumunu bilerek kiralama yaptığını, sözleşme hükümlerine aykırı tazminat talep edilemeyeceğini, kiralananın öncesinde dava dışı şirkete kiralandığını, davacı şirketin 15.08.2014 tarihinde devir protokolü ile kiralananı devir aldığını, bundan sonra aynı gün kira sözleşmesinin imzaladığını, davacı şirketin kiralananın önceki durumunu da bilerek sözleşmeyi imzalandığını, davacıdan gizlenen bir şeyin olmadığını, kiralandığı haliyle kullanıma müsait olduğu halde kiralananın projesine aykırı olarak genişletildiğini, yeni imalat yapılmasının sözleşme hükümlerine aykırı olduğu ve davalının da tadilatlara yazılı onayı bulunmadığını, kiralananın Belediye bilgisinde inşaa edildiğini, encümen kararının davalının dışında geliştiğini, aynı durumdaki diğer işletmelerin faaliyetlerine devam ettiklerini ve dilekçe hazırlanma tarihi itibariyle de yıkılan işletme bulunmadığını, sözleşmenin 5 ve 7 nci maddelerine göre davacının talepte bulunamayacağını, 30.03.2017 tarihli dilekçede yıkımdan bahsedilmediğini, bu nedenle kiralananın anahtarları teslim alınarak sözleşmenin sonlandırıldığını, faydalı ve değer artırıcı masraf talebinin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 321 inci maddesine aykırı olduğunu, davacının kiralananın fiili durumuna ilişkin süresinde ayıp ihbarında bulunmadığını, müvekkilinin yokluğunda yapılan delil tespitini ve düzenlenen raporu kabul etmediklerini, kira sözleşmesini kendi isteği ile ihtirazı kayıtsız sonlandırması, tadilatları kendi isteği doğrultusunda yapması ve kafeyi işler halde iken başkasından devir alması nedeniyle davacının kusurlu olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; sözleşmenin başlangıç tarihi ile davacı kiracının sözleşmeyi fesih tarihi arasında yaklaşık üç yıllık bir süre geçtiği, tacir olan davacının basiretli bir tacir gibi davranması, ileriye yönelik yatırım ve projelerinde gerekli hassasiyet ve özeni göstermesi, kiralama öncesinde basiretli davranarak sözleşme konusu kiralananın durumunu, niteliğini, kullanma amacına uygunluğunu, bu bağlamda işyerinin faaliyete geçirilmesi için gerekli koşulları, kiralanan taşınmazda bahsedilen işin yapılıp yapılamayacağını araştırması gerektiği, bunun yanında davacı tarafından davalıya süreli bir ihtar gönderilmeden ve ayıbın giderilmesi istenmeden sözleşmenin feshedildiği bilgileri çerçevesinde davacı tacir kiracının sözleşmeyi feshetmekte haklı olduğundan söz edilemeyeceği, davacı sözleşme ilişkisi devam ettiği ve kiralananı tasarrufunda bulundurduğu ve ayıba dayalı seçimlik haklarını kullanmadığı müddetçe sözleşme ile kararlaştırılan kira bedellerini ödemek durumunda olup kiracının kira bedellerini iade talebinin yerinde olmadığı, kâr kaybına ilişkin müspet zarar talebi de ayıba karşı tekeffül hükümleri gereği makul sürede durumun ve seçimlik hakların davalı tarafa yazılı olarak iletilmemesi nedeniyle yerinde bulunmadığı, sözleşmede masrafların talep edilmeyeceği düzenlenmiş ise de açık alanın kapatılmasına ilişkin masraf yapılmasına izin verildiğine dair davalı tarafın 01.10.2014 tarihli yazılı onayı ile sözleşme süresi boyunca mecurun kullanılacağına duyulan güven kapsamında sözleşmenin süresinden önce feshedilmesi halinde zorunlu ve faydalı masrafların kiraya verenden talep edilebileceği gerekçesiyle; davanın kısmen kabulüne, zorunlu ve faydalı masraflar olarak belirlenen 500.132,80 TL alacağın, temerrüdün gerçekleştiği 24.04.2017 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte, delil tespiti dosyası masrafları olarak belirlenen 807,60 TL alacağın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; kiralananın sözleşme tarihinden önce ayıplı olduğunu, ayıp bilindiği halde davalı tarafça tadilat yapılmasına izin verildiğini, davalının arkasında Büyükşehir Belediyesinin bulunmasının sözleşmeyi imzalamasında ve güven duymasında etken olduğunu, kira sözleşmesine ayıbın giderileceğine inanılması nedeniyle devam edildiğini, müvekkili şirketin kiralananı yıkım kararı nedeniyle işletememesi ve kira ilişkisinin sözleşmede belirlenen süreden çok önce sona ermesi nedeniyle zararının olduğunu ve davalının da tam kusurlu olduğunu, ihtar çekilmemesine davalının neden olduğunu, kiralananın ruhsatsız olduğunu müvekkilinin bilemeyeceği gibi bilmesinin de beklenemeyeceğini, kiralananın sözleşmeye uygun teslim edilmemesi ve tam kapasite işletilememesi nedeniyle oluşan kar kaybının, müspet zararın ve iadesi istenilen kira bedellerine ilişkin talebin kabulüne karar verilmesi gerektiğini, doğalgaz deplase bedelinin de faydalı masraf olduğunu, buna dair delillerin dosyaya sunulduğunu, ispat şartının yerine getirildiğini, temerrüt faizine hükmedilmesi gerekirken yasal faize hükmedilmesinin doğru olmadığını belirterek, kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; kafe olarak işletilen bir yeri devralan davacının yaptığı masrafların zorunlu masraf olarak kabul edilmesinin doğru olmadığını, kiralananın durumundan davacının haberdar olduğunu, yapı tatil tutanağı ve yıkım kararının kira sözleşmesi tarihinden sonra olduğunu, projeye aykırı genişletme yapıldığını, yeni imalat yapılmasının sözleşme hükümlerine de aykırı olduğunu, tadilatların müvekkilinin bilgisi dışında olduğunu, sadece cam balkona izin verildiğini, davacı tarafça tadilatların yapıldığı tarihin tespit edilmediğini, sözleşme hükümlerinin dikkate alınmadığını, sözleşmenin feshi nedeninin kiralananda yapılan işten kaynaklı kâr elde etmemek olduğunu, faydalı ve zorunlu masrafa ilişkin verilen kararın hatalı olduğunu, muhtemel kâr hesaplaması yapılmasının kabul edilemeyeceğini, delil tespit raporu esas alınarak hazırlanan raporun kabul edilemeyeceğini, tadilata müvekkilinin onayının bulunmadığını, sözleşmenin feshinin ihtirazı kayıtsız yapıldığını belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının talebinin sebepsiz zenginleşmeye dayalı olduğu, davacı tarafından yapıldığı anlaşılan ve keşif tarihi itibariyle kiralananda halen mevcut olan, davalı tarafça benimsenerek korunduğu görülen faydalı ve zorunlu imalatın, yerleşik uygulamaya uygun olarak belirlenen değerlerinin davalıdan tahsiline karar verilmesinin yerinde olduğu, davacı kiracı tarafından iddia edildiği gibi kiralanan taşınmazda bir hukuki ayıbın varlığı söz konusu olsa bile, davacı tarafından sözleşmenin feshi yoluna gidilmeden önce söz konusu ayıbın giderilmesi için öncelikle ihtarda bulunulması gerektiği halde buna uyulmadığı, tanzim edilen kira sözleşmesi gereğince mecurda kiracı olan davacı tarafın sözleşmenin akdedilmesinin üzerinden yaklaşık üç yıl sonra kiralanandaki ayıbın giderilmesi için kiraya verene süreli yazılı bir ihtar göndermeden sözleşmeden dönemeyeceği, mecurun 10.03.2017 tarihinde teslim edildiği, bu tarihe kadar kullanımın devam ettiği, davacının sözleşme ilişkisine devam ettiği ve kiralananı tasarrufunda bulundurduğu, ayıba dayalı seçimlik haklarını kullanmadığı müddetçe sözleşme ile kararlaştırılan kira bedellerini ödemekle yükümlü olan kiracının kira bedellerini iade talebinin kaybına ilişkin müspet zarar talebinin yerinde olmadığı gerekçesiyle; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Taraf vekilleri; istinaf sebeplerini tekrar ederek, kararın bozulmasını istemişlerdir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, kiralananın hukuki ayıplı olması nedeniyle taraflar arasındaki kiralananın erken tahliyesinden kaynaklanan faydalı ve zorunlu masraf bedeli, ödenen kira paralarının iadesi, erken tahliyeye dayalı kar kaybı, doğalgaz deplase bedeli ve delil tespiti masrafına ilişkin alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6098 sayılı Kanun'un 301, 304, 305 ve 321 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. 6098 sayılı Kanun'un 301 inci maddesi uyarınca kiraya veren; kiralananı sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek ve sözleşme süresince bu durumda bulundurmakla yükümlüdür. Kiraya veren, bu borcu sadece fiili bir teslim ile ifa etmiş olmaz. Kiracı, kiralananı hangi maksat için tutmuş ise kiraya veren o maksada elverişli bir tarzda teslim ile mükelleftir. Kiralananın ayıplı olarak teslimi nedeniyle kiralananın kullanılmasında imkansızlık veya derecesinde düşüklük meydana gelmiş ise, bu durumda kiracının aynı Kanun'un 123 ve 125 inci maddeleri dairesinde hareket ederek mevcut ayıbı uygun bir sürede kiraya verene ihbar etmesi beklenir. Kiralananda mevcut açık nitelikteki ayıplara karşın, kiracının uzun bir süre kiralananı mevcut hali ile kullanması ve bu konuda uyuşmazlık çıkartmaması, kiracının kiralananı mevcut hali ile kabul ettiği şeklinde yorumlanabilir. Böylesi bir durumda kiraya veren ayıptan sorumlu tutulamaz.</p>

<p>2. Yapılan bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; anahtar teslim tarihine kadar davacı kiracının kira bedelinden sorumlu olduğu, 12.12.2014 tarihli Yapı Tatil Tutanağında kiralananın ruhsatsız olarak inşaa edildiği belirtilmiş olup sözleşme gereğince kiranın başladığı tarihte ve sözleşme süresi boyunca kiralananın kullanılmaya elverişli hukuki ayıptan ari bir şekilde teslim borcunun kiraya veren davalıya ait bulunduğu, kiralananın teslimi sırasında mevcut olan ve yapı maliki tarafından bilinmesi gereken söz konusu ayıp nedeniyle kiraya veren kusurlu olduğundan faydalı ve zorunlu masraf bedelinden sorumlu olduğu, kira sözleşmesinin 12. maddesinde; "Kiracının kiralanan şeyin içinde ve dışında yaptıracağı tezyinat masrafları kendisine ait olacak ve mukavale müddeti bittiğinde yapılan her türlü masraf için tazminat istemeye hakkı olmamak ve gayrimenkul inşaatın tamamı mal sahibinin olacaktır." hükmünde kastedilen lüks masraflar kapsamında yer alan tezyinat, süsleme anlamında olup, anılan hükmün zorunlu ve faydalı masraflara ilişkin olmadığı, 01.10.2014 tarihli açılır kapanır sökülebilir cam ile kapatmaya ilişkin yazı içeriğinden bu yenilik ve değişikliklerin yapılmasına davalı kiraya veren tarafından yazılı olarak izin verildiğinin anlaşılmasına göre, taraf vekillerinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz harçlarının temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20234890-e-20242914-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="43891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2013/13-66 E., 2013/1417 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201313-66-e-20131417-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201313-66-e-20131417-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.2013 tarihli, 2013/13-66 E., 2013/1417 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/13-66 E., 2013/1417 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 11/10/2012<br />
NUMARASI : 2012/314-2012/477</p>

<p>Taraflar arasındaki “alacak” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 13.04.2011 gün – 2009/474 E., 2011/176 K. sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 13.02.2012 gün ve 2011/19093 E. - 2012/2805 K. sayılı ilamı ile ;</p>

<p>(...Davacı; 22.05.2009 tarihli kira sözleşmesi ile dava konusu yeri lokanta olarak işletmek üzere kiraladığını, iş yerinin bacanın dış cephenden çatıya çıkarılmasına davalının izin vermemesi sebebiyle açamadığını, havalandırma bacasından çıkarma yetkisinin Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Müdürlüğü tarafından uygun görülmediğini, bunun neticesinde toplam 21.483,20 TL zarar ettiğini, davalıya noterden ihtarname gönderip sözleşmeyi feshettiğini belirterek toplam 21.483,20 TL'nin dava tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı kira sözleşmesinden doğan ihtilaflarda sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğunu belirterek görev itirazında bulunmuş, taraflara arsındaki sözleşmede bacanın çatı seviyesinden yukarı çıkarılma şartı konulduğunu, çatının montesinden davacını sorumlu olduğunu, davacının talep ettiği zararların hiçbirisinin davalıdan istenemeyeceğini, davalının basiretli bir tacir gibi davranarak mecuru kiralaması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Mahkemece davanın reddine karar verilmiş,hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacıya kiraya verilen yerde “et ve balık mamülleri hazırlanarak pişirme işi” yapılacağı sözleşmede açıkça yazılmıştır. Böyle bir işyerinde bacalı sistemin bulunmasının zorunlu olduğu aşikardır. BK 249.maddesi hükmü gereğince kiralayan kiralananı kira süresi müddetince kiralanan amaca uygun olarak bulundurmak zorundadır. Davacı bu işle ilgili yükümlülük ve sorumluluğu üzerine almış değildir. Dava konusu uyuşmazlıkta kiraya verilen taşınmazda baca tesisinin neden oluşturulamadığı açıklığa kavuşturulmalıdır. O halde mahkemece söz konusu işyerinde baca tesisinin mümkün olup olmadığının, bacanın havalandırma boşluğundan geçirilmesinin uygun olup olmadığının, binanın dış cephesinden geçirilmesinde ise kat maliklerinin ve imar mevzuatının engel oluşturup oluşturmadığının, ruhsat verilip verilmeyeceğinin ilgili mercilerden araştırılarak ve mahkemece mahallinde uzman bilirkişiler tarafından keşif icra edilmek suretiyle tesbiti ile hasıl olacak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir...)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDEN: Davacı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, kira sözleşmesinin feshinden kaynaklanan alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, davanın reddine dair verilen karar, davacı vekilinin temyizi üzerine Özel Daire'ce yukarıda aynen alınan gerekçelerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece, taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesinin özel şartlar bölümünün 27. maddesi uyarınca baca kurma külfetinin davacı kiracıya ait olduğu, davacının tacir olarak kiralamadan önce baca tesisinin mümkün olup olmadığını araştırması gerektiği, davacının baca kurmak için resmi hiçbir teşebbüste bulunmadığı dolayısıyla davalıdan zararlarının tahsilini isteyemeyeceği gerekçesi ile önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>Direnme hükmünü, davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ile Özel Daire arasındaki uyuşmazlık; taraflar arasında imzalanan 22.05.2009 tarihli kira sözleşmesinin haklı nedenlerle feshedilip edilmediği konusunda, mahkemece yapılan inceleme ve araştırmanın hüküm kurmaya yeterli ve elverişli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümlenmesi için kiraya verenin “teslim borcu” üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Kira sözleşmesinde kiralayanın, kiralananı sözleşme uyarınca elverişli şekilde teslim, sözleşme süresince elverişli halde bulundurma, ayıba karşı tekeffül, zapta karşı tekeffül ve kanuni mükellefiyetleri yerine getirme borçları vardır.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu(BK) m. 249/l'de "Kiralayan kiralananı akitten maksut olan kullanmağa salih bir halde kiracıya teslim etmek ... ile mükelleftir" hükmü yer almaktaydı.</p>

<p>1 Temmuz 2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu(TBK) m.301/c-1'de ise, "Kiraya veren, kiralananı kararlaştırılan tarihte, sözleşmede amaçlanan kullanıma elverişli bir durumda teslim etmek(le) ... yükümlüdür" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Kiralayanın bu madde ile düzenlenen teslim borcu, kiralananın sözleşmede kararlaştırılan biçimde kullanılmasına imkan sağlayacak nitelikte teslime ilişkindir. Buna göre, kiralayan, kiralananı kullanıma elverişli şekilde teslim ederken kullanım amacını gözetmeli, diğer bir deyişle kira sözleşmesinde kararlaştırılan ve kiracının beklediği menfaati sağlamasına yardımcı olmalıdır. Örneğin, bir konutun kiralanmasında konutun anahtarlarının teslimi, teslim borcunun kapsamına dahil olmakla beraber tek başına borcu sona erdirmeyebilir. Kiralayanın konuta girişine engel olabilecek tüm halleri ortadan kaldırması, kullanımı zorlaştıran, engelleyen ihlallerden kaçınması teslim borcunun uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır(Tandoğan H: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, C.1, dördüncü bası, İstanbul 2008, s.110; Zevkliler A./Havutçu A.: Borçlar Hukuku Özel Borç İlişkileri, Seçkin Yayınları, Ankara 2007. s.194; Altaş H: Hasılat ve Şirket Kirası, Yetkin Yayınları, Ankara 2009, s.54).</p>

<p>Zira, teslim borcunu yerine getiren kiralayanın bu borcu yerine getirmiş sayılabilmesinin koşulu, sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki şeyin teslimidir. Aksi halde, sözleşmede kararlaştırılan nitelikte olmayan şeyin teslimi, BK m. 249 (TBK 301/c-1)'a göre teslim borcunun yerine getirildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Kira sözleşmesinde teslim yeri BK. m. 73 (TBK m.89)'a göre, taraftarca belirlenir. Eğer taraflarca teslim yeri kararlaştırılmamışsa, menkullerde sözleşmenin kurulduğu yerde; gayrimenkullerde ise, taşınmazın bulunduğu yerde yerine getirilir. Kira konusu şey, sözleşmede belirtilen zamanda teslim edilmezse; kiralayanla ilgili olarak BK m. 106 vd. (TBK m. 123 vd.) hükümleri uygulanır. Kiralayanın teslim ya da, teslime uygun bulundurma borcu kapsamına, kira konusu şeyle birlikte, onun teferruat ve eklentileriyle ortak yerler de girmektedir.</p>

<p>Kiralananın zamanında teslim edilmesi sözleşmeden sağlanacak kullanma yararının içinde yer almaktadır. Kiralananın sözleşmede kararlaştırılan şekilde teslim edilmediği takdirde kiralayanın ifası, ayıplı ifa olarak nitelendirilir ve onun ayıba karşı tekeffül hükümlerine göre sorumluluğu gündeme gelir.</p>

<p>Kiralayanın kiralananı sözleşmede belirtilen amaca uygun biçimde kiracıya tesliminden sonra borcu sona ermez, söz konusu teslimden sonra, kiralayanın şeyin kullanıma uygun bulunmasından da sorumluluğu vardır.</p>

<p>Nitekim, BK m. 250 (TBK m. 305)'de kiralayanın kiralananı sözleşme süresince kullanıma elverişli şekilde bulundurmak zorunda olduğu düzenlenmiştir.<br />
Buna göre, kira sözleşmesinin sürekli borç ilişkisi doğuran özelliği de dikkate alındığında, kiralayan, kira konusunu uygun kullanımlı biçimde teslim ettikten sonra, zaman içinde oluşacak bu uygun kullanımı engelleyen ve sınırlayan halleri ortadan kaldırmaya mecburdur. Bu sorumluluğun ihlali, ayıba karşı tekeffül hükümlerini doğurur.</p>

<p>Kullanıma uygun halde bulundurma borcu kapsamına kiralananın sadece maddi nitelikteki noksanlıklardan arındırılmış şekli değil, bunun yanında ihlali halinde manevi ayıp sayılacak gürültü yapmama, kötü koku yaymama veya kiracıya hakaret etmeme gibi davranışlar da girer.</p>

<p>Kiralayanın, kiralananı sözleşmede öngörülen biçimde teslim etmemesi ya da teslim gerçekleşse bile kiracının sözleşmede belirtilen kullanımına imkan verecek şekilde bulundurmaması hallerinde kira sözleşmesindeki ayıptan söz edilir. Kira sözleşmesinde ayıba karşı tekeffül yükümlülüğü, asıl edim yükünün kapsamına dahildir. Yani, sözleşmeden beklenen amaca uygun kullanımı engelleyen veya imkansız kılan yada kiralanan şeyin kullanımını güçleştirecek şekilde davranmak ayıba karşı tekeffül sorumluluğunu doğurur.</p>

<p>Kiralayanın ayıba karşı tekeffül sorumluluğunun şartlarının gerçekleşmesi halinde kiracının, ayıbın giderilmesini talep etme, kira parasının indirilmesini isteme, sözleşmeden dönme/fesih hakları yanında tazminat talep etme hakkı da bulunmaktadır(Zevkliler A./Havutçu A.: age., s.198; Altaş H: age., s.60-61).<br />
Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Davacı ile davalı arasında 22.05.2009 tarihli kira sözleşmesi bulunmakta olup, kira sözleşmesi ile iş yerinin “et ve balık mamülleri hazırlanarak pişirme işi” yapılmak amacıyla kullanılmasının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Bu amaçla kullanılacak bir işyerinde baca sisteminin bulunması zorunludur. Ancak, taraflar arasındaki kira sözleşmesinin 27. maddesinde "Kiracı mutfağın bacasını TSE standartlarına uygun malzemeler kullanmak şartıyla binanın çatısı üzerine çıkaracaktır. Ayrıca çatı üzerine kadar çıkarılan bacanın ağzına koku patlatma cihazını takacaktır. Bu giderlerde kiracı tarafından karşılanacak olup kiraya verenden talep etmeyecektir." hükmüne yer verilmiş olup anılan madde ile baca kurma yükümlülüğünün davacıya ait olduğu hüküm altına alınmış bulunmaktadır. Kira sözleşmesinin bu maddesi gözetildiğinde Özel Dairenin “davacı bu işle ilgili yükümlülük ve sorumluluğu üzerine almış değildir.” şeklindeki belirlemesi yerinde değildir.</p>

<p>Sözleşme ile baca kurma yükümlülüğünün davacıya ait olduğu kararlaştırılmış ise de tarafların üzerlerine düşen yükümlülükleri tam olarak yerine getirip getirmedikleri hususunun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>O halde mahkemece; söz konusu işyerinde baca tesisinin mümkün olup olmadığı, bacanın havalandırma boşluğundan geçirilmesinin uygun olup olmadığı, binanın dış cephesinden geçirilmesinde kat maliklerinin ve imar mevzuatının engel oluşturup oluşturmadığı, ruhsat verilip verilmeyeceği ile ilgili hususlar yetkili mercilerden araştırılıp, mahallinde uzman bilirkişiler aracılığı ile keşif yapılarak hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile davanın reddine ilişkin kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Direnme kararı, açıklanan bu değişik gerekçeyle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının yukarda gösterilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine aynı Kanun'un 440. maddesi uyarınca, tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 02.10.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201313-66-e-20131417-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="36455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uzaktan-calisma-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uzaktan-calisma-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılması Hakkında Yönetmelik, 25 Eylül 2026 Tarihli ve 33381 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>UZAKTAN ÇALIŞMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 10/3/2021 tarihli ve 31419 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uzaktan Çalışma Yönetmeliğinin 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) İş görme ediminin bir kısmının işyerinde, bir kısmının uzaktan çalışma usulüyle yerine getirilmesi kararlaştırılabilir. Bu durumda işçinin işyerinde ve uzaktan çalışacağı günler ile çalışma saatleri iş sözleşmesinde belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uzaktan-calisma-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/resmi/calisma-ve-sosyal-guvenlik-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="73455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tokat-gaziosmanpasa-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tokat-gaziosmanpasa-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 25 Eylül 2026 Tarihli ve 33381 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>TOKAT GAZİOSMANPAŞA ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 27/6/2022 tarihli ve 31879 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) ve (s) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“j) Geri Bildirim Komisyonu: Tıp Fakültesinde verilen eğitimin kalitesi ile öğrencilerin, akademisyenlerin ve diğer paydaşların yetkinliğinin artırılması amacıyla; öğrenciler, öğretim elemanları, mezunlar, idari personel ve dış paydaşlardan düzenli olarak geri bildirim almak, bu verileri analiz ederek ilgili birimlerle paylaşmak ve gerekli iyileştirme önerilerini geliştirmek üzere kurulan komisyonu,”</p>

<p>“s) Staj: Dönem 6'da ilgili anabilim dalları tarafından yürütülen ve ağırlıklı olarak hekimlik mesleğinin uygulanmasına yönelik hazırlanan eğitim programı ile Dönem 4 ve 5'te ilgili anabilim dalları tarafından yürütülen teorik ve uygulamalı derslerden oluşan klinik uygulama kurullarını,”</p>

<p>“v) Klinik ve Mesleki Beceri Eğitim Komisyonu: Öğrencilerin temel hekimlik uygulamaları kapsamında klinik ve mesleki beceri kazanmalarına yönelik eğitimlerin planlanması, yürütülmesi, izlenmesi ve değerlendirilmesi amacıyla kurulan komisyonu,</p>

<p>y) Bilimsel Araştırma Komisyonu: Tıp Fakültesi öğrencileri ile öğretim elemanlarının bilimsel araştırmalar konusunda teorik ve uygulamalı bilgi edinmelerini sağlamak, ulusal ve uluslararası bilimsel proje çalışmalarına katılımlarını ve proje geliştirmelerini desteklemek, ayrıca bilimsel araştırma sonuçlarının paylaşılmasına yönelik faaliyetlerin planlanması, uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesinde koordinasyonu sağlamak amacıyla kurulan komisyonu,</p>

<p>z) Öğrenci Danışmanlık Komisyonu: Öğrencilerin eğitim-öğretim, akademik ve biyopsikososyal sağlık alanlarında karşılaşabilecekleri sorunların çözümüne yönelik destek sağlamak, öğrencilere rehberlik etmek ve öğrenci ile öğretim elemanları arasındaki iletişim, dayanışma ve iş birliğini geliştirmek amacıyla kurulan komisyonu,</p>

<p>aa) OSCE Koordinasyon Komisyonu: Mezuniyet öncesi tıp eğitiminde uygulanan Objektif/Nesnel Yapılandırılmış Klinik Sınav (OSCE) süreçlerinin planlanması, yürütülmesi, izlenmesi, değerlendirilmesi ve sürekli iyileştirilmesinden sorumlu komisyonu,</p>

<p>bb) Program Değerlendirme Komisyonu: Mezuniyet öncesi tıp eğitim programının niteliğini artırmak, programın çağdaş tıp eğitimi anlayışı doğrultusunda güncel tutulmasını ve sürekli iyileştirilmesini sağlamak, ulusal ve uluslararası tıp eğitimi standartlarına uygun, öğrenci merkezli ve çıktıya dayalı eğitim programının oluşturulması ve sürdürülmesine katkıda bulunmak amacıyla kurulan komisyonu,</p>

<p>cc) Soru İtirazı Kabul-Ret Komisyonu: Mezuniyet öncesi tıp eğitiminde sınav soruları ve sınav sonuçlarına yönelik itirazların usul ve esaslarını belirlemek, itirazların değerlendirme sürecinin geçerli, güvenilir, adil ve şeffaf şekilde yürütülmesini sağlamak ve itirazların kabulü veya reddi hakkında karar vermekle görevli komisyonu,</p>

<p>çç) Tıp Eğitimi Öğrenci Kurulu: Mezuniyet öncesi tıp öğrencilerinin eğitim programının planlanması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi süreçlerine aktif katılımını sağlamak ve öğrenci görüş ile önerilerinin kurumsal karar alma süreçlerine sistematik biçimde yansıtılmasına katkıda bulunmak amacıyla oluşturulan kurulu,”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 10- (1) Tıp eğitimi her biri bir ders yılını kapsayan altı dönemden (sınıf) ya da 5500 saatlik teorik ve uygulama eğitiminden oluşur. Bir dönemde mesleki derslerin tamamında başarılı olamayan öğrenci, bir üst döneme devam edemez.</p>

<p>(2) Fakültede azami eğitim süresi dokuz yıldır. Öğrenciler, bir yıl süreli yabancı dil hazırlık sınıfı hariç, tıp eğitimini her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın azami dokuz yılda tamamlamak zorundadır.</p>

<p>(3) Hazırlık eğitim süresi azami iki yıldır.</p>

<p>(4) Yükseköğretim kurumundan uzaklaştırma cezası alan öğrencilerin bu süreleri öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(5) Fakültede eğitim gördüğü programa farklı bir diploma programından (tıp programı dışından gelen) yatay geçiş yapan öğrencilerin azami eğitim süreleri, programın azami süresinden kabul edildiği sınıf çıkartılarak hesaplanır.</p>

<p>(6) Öğrencilerin kayıt dondurmalarına ilişkin süreler azami eğitim-öğretim süresinden sayılmaz.</p>

<p>(7) Azami öğrenim süreleri ile ilgili olarak işlemler Yükseköğretim Kurulu tarafından belirlenen usul ve esaslar, bu Yönetmelik hükümleri ve Senato tarafından alınan kararlar çerçevesinde Fakülte Yönetim Kurulunca karara bağlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin dokuzuncu ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Her eğitim-öğretim yılı sonunda dikey entegrasyon dersleri program değerlendirme sürecine uygun olarak değerlendirilir. İlgili komisyonların müfredat ile ilgili önerileri Fakülte Kurulunun onayı sonrası Dekanlık tarafından ilan edilir.</p>

<p>(10) Ayrıca İnteraktif, Olgu Temelli Öğrenme, Olgu Temelli Değerlendirme, Probleme Dayalı Öğrenim (PDÖ) ve güncel eğitim yöntemleri de kullanılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin sekizinci, onuncu, on birinci, on ikinci ve on üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(8) Fakülte Yönetim Kurulu, gerekli gördüğü hâllerde mezuniyet öncesi ve sonrası tıp eğitimiyle ilgili geçici çalışma grupları, eğitim-öğretim koordinatörlükleri, komisyonlar ve kurullar oluşturabilir; bunların çalışma usul ve esaslarını ilgili mevzuat hükümlerine uygun olarak düzenler.”</p>

<p>“(10) Geri Bildirim Komisyonu, Tıp Fakültesinde verilen eğitimin kalitesini ve öğrenciler, öğretim elemanları ile diğer paydaşların yetkinliğinin artırılması amacıyla öğrencilerden, öğretim elemanlarından, mezunlardan, idari personelden ve dış paydaşlardan düzenli olarak geri bildirim alır; bu verileri analiz eder, ilgili birimlerle paylaşır ve gerekli iyileştirme önerilerinde bulunur.</p>

<p>(11) Program Geliştirme Komisyonu, ilgili komisyon ve kurullardan gelen geri bildirimleri değerlendirir; program geliştirme sürecinde veri temelli karar alma mekanizmalarının etkinliğini izler ve bu konuda öneriler geliştirir. Komisyon, tespit edilen eksiklikler doğrultusunda eğitim programının geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunur, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin eğitim programına yansıtılmasına ilişkin çalışmalar yürütür ve öneriler geliştirir. Seçmeli dersler ve uygulama alanlarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunar, program yeterlikleri ve öğrenme çıktılarının güncellenmesine ilişkin değerlendirmeler yapar ve önerilerde bulunur. Öğrenme çıktılarının ölçülmesine yönelik stratejiler geliştirir ve bunların uygulanmasına katkı sağlar. Ayrıca etkili ve yenilikçi öğretim yöntemlerinin kullanımını teşvik eder ve klinik ile temel bilim dersleri arasındaki yatay ve dikey entegrasyonun güçlendirilmesine yönelik öneriler geliştirir.</p>

<p>(12) Sürekli Yenilenme ve Gelişme Komisyonu, tıp eğitiminin kalitesinin, etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar yürütür, değerlendirir ve eğitim süreçlerinin sürekli iyileştirilmesine ilişkin öneriler geliştirir.</p>

<p>(13) Ölçme Değerlendirme Komisyonu, Tıp Fakültesinde yürütülen mezuniyet öncesi tıp eğitiminde sınav ve diğer öğrenci değerlendirme süreçlerinin geçerli, güvenilir, adil ve şeffaf biçimde yürütülmesini desteklemek amacıyla çalışmalar yapar, değerlendirmelerde bulunur ve iyileştirme önerileri geliştirir.”</p>

<p>“(14) Klinik ve Mesleki Beceri Eğitimi Komisyonu, Tıp Fakültesi öğrencilerinin temel hekimlik uygulamaları kapsamında klinik ve mesleki beceri kazanımlarını desteklemek amacıyla eğitim süreçlerinin planlanması, uygulanması, izlenmesi ve geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütür ve öneriler geliştirir.</p>

<p>(15) Program Değerlendirme Komisyonu, eğitim programının etkililiğini ve güncelliğini düzenli olarak değerlendirir; programın ulusal ve uluslararası standartlara uygunluğunu izler; ders ve dönem değerlendirme raporlarını inceler; ders içerikleri ile öğrenme çıktıları arasındaki uyumu değerlendirir ve klinik ile temel bilim dersleri arasındaki yatay ve dikey entegrasyonun geliştirilmesine yönelik önerilerde bulunur.</p>

<p>(16) Bilimsel Araştırma Komisyonu, Tıp Fakültesi öğrencileri ile öğretim elemanlarının bilimsel araştırma alanında bilgi ve becerilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütür; ulusal ve uluslararası bilimsel proje geliştirme ve planlama süreçlerinde koordinasyonu destekler ve bu alanlarda öneriler geliştirir. Araştırma kültürünün geliştirilmesine yönelik çalışmalar yapar.</p>

<p>(17) Mezunlarla İletişim Komisyonu, mezunlar ile Fakülte arasındaki iletişim ve iş birliğini güçlendirmeye yönelik çalışmalar yürütür; bu yolla öğrencilerin akademik ve mesleki gelişimlerine katkı sağlanmasına yönelik faaliyetleri koordine eder.</p>

<p>(18) Tıp Eğitimi Öğrenci Kurulu, mezuniyet öncesi tıp eğitimi programının planlanması, yürütülmesi, değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi süreçlerinde öğrencilerin görüş ve önerilerini iletir; Fakülteyi temsilen yürütülen akademik ve sosyal faaliyetlere öğrenci katılımını koordine eder.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“a) Teorik ve uygulamalı dersler ile stajlara devam zorunludur ve yoklama yapılır. Uygulamalı dersler; staj, laboratuvar çalışması, tartışma, makale sunumu, seminer, küçük grup çalışması, toplum sağlığı uygulamaları, saha ve klinik çalışmaları gibi hususları kapsar. Stajlar tam gün olarak değerlendirilir.</p>

<p>b) Dönem 1, 2 ve 3'te bir ders kurulunun teorik derslerinin %30'undan, uygulama derslerinin ise %20'sinden fazlasına mazeretsiz olarak devam etmeyen öğrenci, ilgili ders kurulunun sınavlarına katılamaz.</p>

<p>c) Dönem 1, 2 ve 3’te öğrenim gören öğrencilerden, bir eğitim-öğretim döneminde teorik derslerin toplam ders saatlerinin %30'undan, uygulama derslerinin toplam ders saatlerinin ise %20'sinden fazlasına mazeretli veya mazeretsiz olarak devamsızlık yapanlar, dönem sonu genel sınavı ile dönem sonu bütünleme sınavına katılamazlar. Devamsızlık oranlarının hesaplanmasında mazeretli ve mazeretsiz tüm devamsızlık süreleri dikkate alınır. Ancak, Fakülte Yönetim Kurulu tarafından kabul edilen mazeretler nedeniyle geçirilen devamsızlık süreleri öğrencinin azami öğrenim süresinin hesabında dikkate alınmaz; mazeretsiz devamsızlık süreleri ise azami öğrenim süresinden sayılır.”</p>

<p>“e) Dönemlik alan içi seçmeli derslerde öğrencinin dersin en az %70’ine devam etmesi zorunludur.</p>

<p>f) Dönemlik alan dışı (Üniversite) seçmeli derslerde öğrencinin dersin en az %70’ine devam etmesi zorunludur.</p>

<p>g) Sağlık raporu ve diğer mazeretler, ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilir; ancak öğrencinin devam yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin başlığı “Dönem 1, 2 ve 3 (Evre 1 - Klinik Öncesi Dönem)’te uygulanan sınavlar” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (g) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“g) Uygulamalı sınavlar teorik sınavlardan önce yapılır.”</p>

<p>“p) Bir eğitim-öğretim döneminde Toplum Sağlığı Uygulamaları derslerinin tamamına katılarak devam şartını sağlayan ve sosyal transkripte işlenen öğrenciler, yazılı başvuru yapmaları halinde ilgili komisyon ve kurullar tarafından değerlendirilir. Uygun görülmesi halinde öğrencinin dönem sonu başarı notuna 2 (iki) puan eklenir.</p>

<p>r) Avrupa Birliği, TÜBİTAK veya TÜSEB tarafından desteklenen projelerden birinde görev alarak projeyi başarıyla tamamlayan öğrencilere, bir defaya mahsus olmak üzere, dönem sonu genel/bütünleme sınavı yapılmadan önce yazılı başvuruda bulunmaları ve ilgili kurul ve komisyonlar tarafından değerlendirilip uygun görülmeleri halinde, dönem sonu başarı notuna 2 (iki) puan eklenir.</p>

<p>s) İlgili eğitim-öğretim döneminde başvuru yapan öğrenciler, bu maddede düzenlenen akademik faaliyetler kapsamında bir eğitim-öğretim yılında en fazla 10 (on) ilave puan alabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinin başlığı “Dönem 4 ve 5 (Evre 2 - Klinik Dönem)’te uygulanan sınavlar” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“c) Staj sonu bütünleme sınavı: Dönem 4 ve 5'te staj sonu sınavlarında başarılı olamayan öğrenciler, bu stajların bütünleme sınavına girerler. Bütünleme sınavları dönem koordinatörlerince belirlenen tarihlerde yapılır. Bütünleme sınav veya sınavlarında başarılı olmayan öğrencilere azami eğitim süreleri elverdiği takdirde bu staj veya stajları bir sonraki ders yılında tekrarlama hakkı verilir. Bu staj tekrarlarının tamamında devam zorunluluğu vardır. Bütünleme sınavları o dönemin son stajının bitiminden itibaren en erken on gün sonra başlayacak şekilde programlanır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“j) Bir eğitim-öğretim döneminde Toplum Sağlığı Uygulamaları derslerinin tamamına katılarak devam şartını sağlayan ve sosyal transkripte işlenen öğrenciler, yazılı başvuru yapmaları halinde ilgili komisyon ve kurullar tarafından değerlendirilir. Uygun görülmesi halinde öğrencinin dönem sonu başarı notuna 2 (iki) puan eklenir.</p>

<p>k) Avrupa Birliği, TÜBİTAK veya TÜSEB tarafından desteklenen projelerden birinde görev alarak projeyi başarıyla tamamlayan öğrencilere, bir defaya mahsus olmak üzere, dönem sonu genel/bütünleme sınavı yapılmadan önce yazılı başvuruda bulunmaları ve ilgili kurul ve komisyonlar tarafından değerlendirilip uygun görülmeleri halinde, dönem sonu başarı notuna 2 (iki) puan eklenir.</p>

<p>l) İlgili eğitim-öğretim döneminde başvuru yapan öğrenciler, bu maddede düzenlenen akademik faaliyetler kapsamında bir eğitim-öğretim yılında en fazla 10 (on) ilave puan alabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin başlığı “Dönem 6 (Evre 3 - İntörnlük Dönemi) öğrencilerinin değerlendirilmesi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Sınavların değerlendirilmesinde kullanılan puanlar, notlar ve katsayılar aşağıdaki şekildedir:</p>

<p><u>Başarı </u> <u>Derecesi </u> <u>Harf Karşılığı </u> <u>Katsayısı</u></p>

<p>90 - 100 Pekiyi AA 4.00</p>

<p>85 - 89 Pekiyi BA 3.50</p>

<p>75 - 84 İyi BB 3.00</p>

<p>70 - 74 İyi CB 2.50</p>

<p>60 - 69 Orta CC 2.00</p>

<p>55 - 59 Başarısız DC 1.50</p>

<p>45 - 54 Başarısız DD 1.00</p>

<p>40 - 44 Başarısız FD 0.50</p>

<p>0 - 39 Başarısız FF 0.00</p>

<p>DZ Devamsız DZ 0.00</p>

<p>GR Girmedi GR 0.00</p>

<p>YT Yeterli YT --</p>

<p>YZ Yetersiz YZ --</p>

<p>M Muaf M --</p>

<p>”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 27- (1) Sınav sonuçları, akademik takvimde belirtilen süre içinde Fakülte resmi internet sayfası ve/veya öğrenci bilgi sistemi üzerinden ilan edilir. Öğrenci, sınav sonuçlarına sadece maddi hata gerekçesiyle itiraz edebilir. İtirazlar sınav sonuçlarının açıklanmasından itibaren en geç beş iş günü içinde yazılı olarak Dekanlığa yapılır. Başvurular itiraz süresinin sona ermesini takip eden en geç beş iş günü içinde sonuçlandırılır. İlan edilen sınav sonuçlarında maddi hata tespit edilmesi halinde, dersi yürüten öğretim elemanından yazılı açıklama alınır. Söz konusu açıklama ilgili komisyon tarafından değerlendirilir ve yapılan değerlendirme sonucu Dekanlığa sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 32 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 32- (1) Öğrencilerin disiplin iş ve işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Her türlü tebligat, öğrencinin Üniversiteye kayıt sırasında bildirdiği adrese taahhütlü olarak yapılmak veya Fakülte ilan panoları, öğrenci bilgi sistemleri ile resmi internet sayfasında duyurulmak suretiyle tamamlanmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tokat-gaziosmanpasa-universitesi-tip-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 25 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="88224"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2024/1070 E., 2026/4225 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 22.05.2026 tarihli, 2024/1070 E., 2026/4225 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1070 E., 2026/4225 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/1036 değişik iş<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddine<br />
YOLUNA BAŞVURAN: Adalet Bakanlığının istemi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>Nitelikli dolandırıcılık suçundan İzmir 1. İnfaz Hakimliğinin 02.01.2023 tarihli ve 2023/5 Esas, 2023/6 Karar sayılı içtima kararı ile 76... ay 2520 gün hapis cezasına hükümlü ...’in, bu cezasının infazı sırasında, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenen 10.01.2023 tarihli ve 2015/8848 sayılı müddetnameye hükümlü tarafından 1/2 oran üzerinden şartla tahliye kararının hesaplanması gerektiğinden bahisle yapılan itiraz hakkında, müddetnamenin koşullu salıverilme için birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 28 yıl hapis cezasının infaz edilmesi gerektiği göz önüne alınarak düzenlendiğinden bahisle itirazın reddine dair Balıkesir İnfaz Hakimliğinin 23.06.2023 tarihli ve 2023/4072 Esas, 2023/4071 Karar sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 07.07.2023 tarihli ve 2023/1036 değişik iş sayılı kararı ile ilgili olarak;</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca, 02.01.2024 tarihli ve 94660652-105-10-21228-2023-Kyb sayılı evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.01.2024 tarihli ve 2024/3261 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü;</p>

<p><strong>I. İSTEM</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 17.01.2024 tarihli ve 2024/3261 sayılı kanun yararına bozma isteminin;</p>

<p>"Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 18.09.2007 tarihli ve 2007/1-214-181 sayılı kararında belirtildiği üzere infaza ilişkin lehe oluşan hataların kazanılmış hâkka konu olmayacağı gözetilerek yapılan incelemede,</p>

<p>Hükümlünün, içtima kararı incelendiğinde 76... ay hapis cezası ile adli para cezasından çevrili 2520 gün adli para cezasının içtimaına karar verildiği, bu kararı müteakip düzenlenen Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığının 10.01.2023 tarihli müddetnamesinde, cezaevine giriş tarihinin 24.05.2011, koşullu salıverilme tarihinin 26.11.2038, hak ederek tahliye tarihinin ise 22.11.2052 olarak belirlendiği,</p>

<p>Anılan müddetnamede İzmir 1. İnfaz Hakimliğinin 02.01.2023 tarihli kararı ile içtima edilen 76... ay 2520 gün hapis cezası süresi için koşullu salıverilme için ceza infaz kurumunda geçirilmesi gereken sürenin 5275 sayılı Kanun'un 107/3-e maddesi gözetilerek 28 yıl olarak belirlendiği,</p>

<p>5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin 2. fıkrasının, " ... Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler ... " şeklindeki,</p>

<p>107. maddesinin 3. fıkrasının e. bendinde yer alan, "Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz ... " şeklindeki,</p>

<p>106. maddesinin 7. fıkrasının, “Adlî para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet hâlinde bu süre beş yılı geçemez.” şeklindeki ve 106. maddesinin 9. fıkrasının, " ... 16 ncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, adlî para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz... " şeklindeki düzenlemeler gözetildiğinde, hükümlünün adli para cezasından çevrili 2520 gün hapis cezasının geri kalan hapis cezalarından ayrı olarak koşullu salıverme süresi hesaplanmadan 5 yılı (1825 gün) geçmeyecek şekilde çektirilmesi, bu sürenin müddetnamede indirimsiz olarak hesaba katılması gerektiği, içtima kararına konu geri kalan 76... ay hapis cezası ile ilgili olarak ise 5275 sayılı Kanun’un 107/2 ve 107/3-e maddeleri gereği 28 yıl olarak koşullu salıverme tarihinin belirlenerek hesaba katılması gerektiği, anılan düzenlemeler ve anlatılanlar ışığında, hükümlü hakkında tanzim edilen müddetnamenin hatalı olduğu gözetilmeden itirazın kabulü yerine reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir."</p>

<p>Şeklindeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309 uncu maddesinin, (1), (2) ve (3) üncü fıkraları;</p>

<p>(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.</p>

<p>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.</p>

<p>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.<br />
Şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>2. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 99. maddesi;</p>

<p>(1) Bir kişi hakkında hükmolunan herbir ceza diğerinden bağımsızdır, varlıklarını ayrı ayrı korurlar. Ancak, bir kişi hakkında başka başka kesinleşmiş hükümler bulunur ise, 107 nci maddenin uygulanabilmesi yönünden infaz hâkimliğinden bir toplama kararı istenir. Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir. (Ek cümle 14.04.2020 - 7242 S.K./42. md)</p>

<p>3. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 106. maddesinin (3), (4), (7), (9) ve (11) inci fıkraları;</p>

<p>(3) (Değişik: 18/6/2014-6545/81 md.) Hükümlü, tebliğ olunan ödeme emri üzerine belli süre içinde adli para cezasını ödemezse, Cumhuriyet savcısının kararı ile ödenmeyen kısma karşılık gelen gün miktarı hapis cezasına çevrilerek, hükümlünün iki saat çalışması karşılığı bir gün olmak üzere kamuya yararlı bir işte çalıştırılmasına karar verilir. Günlük çalışma süresi, en az iki saat ve en fazla sekiz saat olacak şekilde denetimli serbestlik müdürlüğünce belirlenir. Hükümlünün, hakkında hazırlanan programa ve denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerilerine uymaması hâlinde, çalıştığı günler hapis cezasından mahsup edilerek kalan kısmın tamamı açık ceza infaz kurumunda yerine getirilir.</p>

<p>(4) (Değişik: 26/2/2008-5739/5 md.) Çocuklar hakkında hükmedilen adlî para cezasının ödenmemesi hâlinde, bu ceza hapse çevrilemez. Bu takdirde onbirinci fıkra hükmü uygulanır.</p>

<p>....</p>

<p>(7) Adlî para cezası yerine çektirilen hapis süresi üç yılı geçemez. Birden fazla hükümle adlî para cezalarına mahkûmiyet hâlinde bu süre beş yılı geçemez.</p>

<p>(9) (Değişik: 26/2/2008-5739/5 md.) 16 ncı madde hükümleri saklı kalmak üzere, adlî para cezasından çevrilen hapsin infazı ertelenemez ve bunun infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmaz. Hapse çevrilmiş olmasına rağmen hak yoksunlukları bakımından esas alınacak olan adlî para cezasıdır.</p>

<p>(11) İnfaz edilen hapsin veya kamuya yararlı işte çalışmanın süresi, adlî para cezasını tamamıyla karşılamamış olursa, geri kalan adlî para cezasının tahsili için ilâm, Cumhuriyet Başsavcılığınca mahallin en büyük mal memuruna verilir. Bu makamlarca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre kalan adlî para cezası tahsil edilir.</p>

<p>4. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107 nci maddesinin (2) nci fıkrası ile (3) üncü fıkrasının (e) bendi;</p>

<p>(2) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar otuz yılını, müebbet hapis cezasına mahkûm edilmiş olanlar yirmidört yılını, diğer süreli hapis cezalarına mahkûm edilmiş olanlar cezalarının yarısını infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. (Ek cümleler:14/4/2020-7242/48 md.) Ancak, Türk Ceza Kanununun</p>

<p>a) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82... ) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>b) Neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan (madde 87, fıkra iki, bent d) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>c) İşkence suçundan (madde 94... ) ve eziyet suçundan (madde 96) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>d) Cinsel saldırı (madde 102, ikinci fıkra hariç), reşit olmayanla cinsel ilişki (madde 104, ikinci ve üçüncü fıkra hariç) ve cinsel taciz (madde 105) suçlarından süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>e) Cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlardan (madde 102, 103, 1 04... ) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,</p>

<p>f) Özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlardan (madde 132, 133, 134, 135, 136, 1 37... ) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>g) Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçundan (madde 188) hapis cezasına mahkûm olan çocuklar,</p>

<p>h) Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarından (madde 326 ilâ 339) süreli hapis cezasına mahkûm olanlar,</p>

<p>cezalarının üçte ikisini infaz kurumunda çektikleri takdirde, koşullu salıverilmeden yararlanabilirler. Ayrıca, suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek ya da örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olan çocuklar ile 1/1/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve ...Teşkilatı Kanunu kapsamına giren suçlardan mahkûm olanlar hakkında koşullu salıverilme oranı üçte iki olarak uygulanır.</p>

<p>(3) Koşullu salıverilme için infaz kurumunda geçirilmesi gereken süre;</p>

<p>e) Birden fazla süreli hapis cezasına mahkûmiyet hâlinde en fazla yirmisekiz,</p>

<p>Yıldır.</p>

<p>5. Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliğinin 41 inci maddesinin (7) nci fıkrası;</p>

<p>(7) Adli para cezasını ödememesi nedeniyle haklarında kamuya yararlı bir işte çalıştırılma kararı verilen hükümlülere ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından on gün içinde Cumhuriyet başsavcılığına müracaat etmesi, etmediği takdirde kamuya yararlı bir işte çalıştırılma kararına uymamış sayılacağı ve hapis cezasının açık ceza infaz kurumunda infaz edileceğini belirten çağrı kağıdı gönderilir. Hükümlünün yapılan çağrıya on günlük süre içinde başvurması halinde kamuya yararlı bir işte çalıştırılma kararının yerine getirilmesi için evrak bağlı bulunan denetimli serbestlik müdürlüğüne, hükümlünün başka yerde ikamet etmesi veya başka adres bildirmesi durumunda, dosya bu yer denetimli serbestlik müdürlüğüne iletilmek üzere ilgili Cumhuriyet başsavcılığına gönderilir. Cumhuriyet başsavcılığınca kararın denetimli serbestlik müdürlüğüne iletilmesi sonrası müdürlük bu madde hükümlerine göre tebligat işlemini gerçekleştirir. Hakkında adli para cezasını ödememesi nedeniyle kamuya yararlı bir işte çalıştırılma kararı verilmiş hükümlünün ceza infaz kurumunda olması durumunda, hükümlü hakkında verilen denetimli serbestlik altında kamuya yararlı bir işte çalıştırılma yaptırımı hükümlünün ceza infaz kurumundan salıverilmesine müteakip infaz edilmek üzere kararı veren mahkemenin bulunduğu Cumhuriyet başsavcılığı ilamat bürosunda bekletilir.</p>

<p>6. 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 107. maddesine göre koşullu salıverilme süresinin belirlenmesi açısından aynı Kanunun 99. maddesine göre mahkemece bir toplama kararı verildiğinden, adli para cezasından çevrili hapis cezalarının infazında öncelikle kamuya yararlı bir<br />
işte çalıştırılma tedbirinin uygulanması gerektiğinden ve adli para cezalarının infazında koşullu salıverilme hükümleri uygulanmadığından, 6545 sayılı Kanunla Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 106/3. maddesinde yapılan ve adli para cezasından çevrilen hapis cezasının öncelikle kamuya yararlı bir işte çalıştırılma tedbiri uygulanmak suretiyle infaz edilmesi, bu mümkün olmadığı takdirde açık ceza infaz kurumunda infaz edilmesi gerektiğine ilişkin düzenleme ile 7242 sayılı Kanun'un 42. maddesi ile değişik 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 99. maddesinde yer alan, "Adli para cezasından çevrilen ve ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelen hapis cezaları da toplama kararına dahil edilir." şeklindeki açık düzenlemeye göre, adli para cezasından çevirilen hapis cezasının toplama kararına dahil edilebilmesi için ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelmesi gerektiği dikkate alınmalıdır.</p>

<p>7. 01.06.2005 tarihinden sonra işlenen suçtan dolayı doğrudan verilen adli para cezaları ile 01.03.2008 tarihinden sonra işlenen suçtan dolayı verilen kısa süreli hapis cezasından çevrili adli para cezasının ödenmemesi durumunda adli para cezasından çevrilen hapis cezasının infazında şartla tahliye hükümleri uygulanamamaktadır. Ancak 01.06.2005 tarihi ile 01.03.2008 tarihleri arasında işlenmiş suçlarda kısa süreli hapis cezasından çevrilen adli para cezasının ödenmemesi durumunda adli para cezasından çevrili hapis cezalarının infazında şartla tahliye hükümlerinin uygulanması mümkündür.</p>

<p>8. Kural olarak adli para cezasından çevrili hapis cezalarında şartla tahliye hükümleri uygulanmadığından, 5275 sayılı Kanun da, hükümlünün şartla tahliyeye hak kazanabilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken üst sınırlar içinde eritilmeyip, şartla tahliye süresine eklenmesi suretiyle infaz edilmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>9. Somut olayda, hükümlü hakkında verilen infaza konu 76... ay 2520 gün hapis cezasının infazı amacıyla Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen müddetnameye göre, 24.05.2011 tarihinde ceza infaz kurumuna alınan hükümlünün, tutuklukta geçen 172 günlük süresi de dikkate alınmak suretiyle, şartla tahliye tarihinin 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin üçüncü fıkrasının (e) bendine göre 28 yıl üzerinden hesap edilerek 26.11.2038, bihakkın tahliye tarihinin de 22.11.2052 olarak belirlendiği, hükümlünün bu müddetnameye karşı, cezasından 1/2 oranında indirim yapılmak suretiyle şartla tahliye tarihinin belirlenmesi gerekirken 28 yıl üzerinden belirlenmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle itiraz ettiği anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>10. İnfaz hakimliğince yapılan değerlendirmede, hükümlü hakkında doğrudan verilen hapis cezaları ve adli para cezasından çevrilen hapis cezalarının süreleri dikkate alınarak yapılan hesaplama sonucu, hükümlünün şartla tahliye tarihinin 07.12.2061, bihakkın tahliye tarihinin ise 15.07.2105 olduğu, ancak 5275 sayılı Kanun'un 107/3-e maddesinde, koşullu salıverilme için birden fazla süreli hapis cezasına mahkumiyet halinde en fazla 28 yıl hapis cezasının infaz edilmesi gerektiği, bu nedenle yasa gereği hükümlünün şartla tahliye tarihinin 28 yıl olarak hesaplandığı ve itiraza konu müddetnamede yapılan hesaplamanın ve bu hesaplama sonucu bulunan koşullu salıverilme ve bihakkın tahliye tarihlerinin doğru olduğu gerekçesiyle şikayetin reddine karar verilmiş ise de, yukarıda açıklandığı gibi hükümlü hakkında verilen ve kesinleşen adli para cezasından çevirilen hapis cezasının toplama kararına dahil edilebilmesi için ceza infaz kurumunda infaz edilme aşamasına gelmesi gerektiği gibi adli para cezasından çevrili hapis cezalarında şartla tahliye hükümleri uygulanmadığından, 5275 sayılı Kanun da, hükümlünün şartla tahliyeye hak kazanabilmesi için iyi halli olarak ceza infaz kurumunda geçirmesi gereken üst sınırlar içinde eritilmeyip, şartla tahliye süresine eklenmesi suretiyle infaz edilmesi gerektiğinin kabul edilmesi gerektiği, buna göre hükümlünün 76... ay hapis cezası ile ilgili olarak, infaza konu içtimalı hapis cezasının süresi, hapis cezalarının verilmesine neden olan suçların niteliği ve tabi oldukları infaz rejimi dikkate alınarak, 5275 sayılı Kanun'un 107. maddenin ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının (e) bendi hükümleri gereğince, şartla tahliyeye hak kazanabilmesi için ceza infaz kurumunda iyi halli olarak geçirmesi gereken sürenin 28 yıl olarak hesaba katılması, adli para cezasından çevrili 2520 gün hapis cezasının, kamuya yararlı çalışma tedbiri aşamasında olup, ancak hükümlü hakkında doğrudan verilen hapis cezaları nedeniyle, hükümlünün şartla tahliyesine karar verilmesinden sonra infaz edilebilmesinin mümkün olduğu, ceza infaz kurumunda infaz edilebilme aşamasın da olmadığının müddetname de gösterilmesi, ayrıca ceza infaz kurumunda infaz aşamasına geldiği takdirde müddetnamede yer alan doğrudan verilen hapis cezaları için hesaplanan ve 28 yıl olarak belirlenen şartla tahliye süresi içerisinde eritilmeyip, birden fazla hükümle adli para cezasına mahkum edilmesi nedeniyle, verilen adli para cezaları yerine çektirilecek hapis cezasının 5275 sayılı Kanun'un 106. maddesinin yedinci ve dokuzuncu fıkra hükümlerine göre, şartla tahliye süresi hesaplanmadan 5 yılı geçmeyecek şekilde çektirilmesi halinde ceza infaz kurumundan tahliye edilebileceği şerhi verilmek suretiyle müddetnamenin düzenlenmesi gerektiği gözetilerek, itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken reddine dair itiraz merciince verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. Balıkesir 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.07.2023 tarihli ve 2023/1036 değişik iş sayılı kararın 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereği, oy birliğiyle KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>22.05.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-20241070-e-20264225-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 23:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="51117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 2018/3756 E., 2023/3866 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 21/06/2023 tarihli, 2018/3756 E., 2023/3866 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2018/3756<br />
Karar No : 2023/3866</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... İdaresi Başkanlığı<br />
(Mülga ... Genel Müdürlüğü)<br />
VEKİLİ : ...</p>

<p>İSTEMİN_KONUSU : ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararının Danıştay Onuncu Dairesinin 16/11/2016 tarih ve E:2016/3214, K:2016/4043 sayılı kararı ile bozulması üzerine, bozma kararına uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda ... İdare Mahkemesince, davanın reddi yolunda verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararın temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
Dava konusu istem: İtalya vatandaşı olan davacı tarafından, hakkında tesis edilen yurda giriş yasağının kaldırılması istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yabancılar Dairesi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararı ile davacı hakkında edinilen istihbari bilgilere göre cihatla ilgili internet sitesi ile ilişkili olma durumu nazara alındığında, hükümranlık yetkisi kapsamında tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, hiçbir bilgi, belge ve delil olmadan tesis edilen işlemin hukuka aykırı olduğu, buna istinaden verilen İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, edinilen istihbari bilgiler sonucunda tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu, temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE :<br />
MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>İtalya vatandaşı olan davacı, yasal yollardan 25/06/2014 tarihinde Türkiye'ye giriş yapmıştır.</p>

<p>25/09/2014 ile 25/09/2015 tarihleri arasında geçerli olmak üzere adına ikamet izni düzenlenmiştir.</p>

<p>İstihbarat birimlerinden elde edilen bilgiler uyarınca davacı hakkında 03/11/2014 tarihinde, ülkemizi çatışma bölgelerine geçişlerde güzergah olarak kullanmasını önlemek amacıyla Türkiye'ye giriş yasağı kararı alınmıştır.</p>

<p>Davacı tarafından, Türkiye'ye giriş yasağının kaldırılması talebiyle 25/03/2015 tarihinde yapılan başvuru, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü Yabancılar Dairesi Başkanlığının ... tarih ve ... sayılı işlemi ile reddedilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine, 29/06/2015 tarihinde kayda giren dilekçe ile bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong><br />
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın "Yerleşme ve Seyahat Hürriyeti" başlıklı 23. maddesinde, "Herkes, yerleşme ve seyahat hürriyetine sahiptir. Yerleşme hürriyeti, suç işlenmesini önlemek, sosyal ve ekonomik gelişmeyi sağlamak, sağlıklı ve düzenli kentleşmeyi gerçekleştirmek ve kamu mallarını korumak; Seyahat hürriyeti, suç soruşturma ve kovuşturması sebebiyle ve suç işlenmesini önlemek; Amaçlarıyla kanunla sınırlanabilir. Vatandaşın yurt dışına çıkma hürriyeti, ancak suç soruşturması veya kovuşturması sebebiyle hâkim kararına bağlı olarak sınırlanabilir. Vatandaş sınır dışı edilemez ve yurda girme hakkından yoksun bırakılamaz." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Birleşmiş Milletler tarafından, 16/12/1966 tarih ve 2200A (XXI) sayılı Genel Kurul Kararı ile kabul edilen ve 23/03/1976 tarihinde yürürlüğe giren (Türkiye'nin taraf olduğu), Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 12. maddesi şu şekildedir:</p>

<p>"1. Yasal olarak bir Devletin ülkesinde bulunan herkes, o ülke içinde özgürce hareket etme hakkına ve ikametgahını seçme özgürlüğüne sahiptir.</p>

<p>2. Herkes, kendi ülkesi de dahil olmak üzere, herhangi bir ülkeyi terketmekte özgürdür.</p>

<p>3. Yukarıda sözü edilen haklara, ulusal güvenliği, kamu düzenini, kamu sağlığını ya da genel ahlakı veya başkalarının hak ve özgürlüklerini korumak üzere yasalarla konmuş ve bu Sözleşme'de tanınan diğer haklarla uyumlu olanlar dışında herhangi bir sınırlama konulamaz.</p>

<p>4. Hiç kimse, kendi ülkesine girme hakkından keyfi olarak yoksun bırakılamaz."</p>

<p>Mülga 5682 sayılı Pasaport Kanunu'nun 8. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin emniyetini ve umumi nizamını bozmak niyetiyle veya bozmak isteyenlere ve bozanlara iştirak veya yardım etmek maksadıyla geldikleri sezilenlerin, Türkiye'ye girmelerinin memnu olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>11/04/2013 tarih ve 28615 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu'nun dava konusu işlemin tesis edildiği tarihteki hâli ile 9. maddesinde,</p>

<p>"(1) Genel Müdürlük, gerektiğinde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının görüşlerini alarak, Türkiye dışında olup da kamu düzeni veya kamu güvenliği ya da kamu sağlığı açısından Türkiye’ye girmesinde sakınca görülen yabancıların ülkeye girişini yasaklayabilir.</p>

<p>(2) Türkiye’den sınır dışı edilen yabancıların Türkiye’ye girişi, Genel Müdürlük veya valilikler tarafından yasaklanır.</p>

<p>(3) Türkiye’ye giriş yasağının süresi en fazla beş yıldır. Ancak, kamu düzeni veya kamu güvenliği açısından ciddi tehdit bulunması hâlinde bu süre Genel Müdürlükçe en fazla on yıl daha artırılabilir.</p>

<p>(4) Vize veya ikamet izni süresi sona eren ve bu durumları yetkili makamlarca tespit edilmeden önce Türkiye dışına çıkmak için valiliklere başvuruda bulunup hakkında sınır dışı etme kararı alınan yabancıların Türkiye’ye giriş yasağı süresi bir yılı geçemez.</p>

<p>(5) 56 ncı madde uyarınca Türkiye’yi terke davet edilenlerden, süresi içinde ülkeyi terk edenler hakkında giriş yasağı kararı alınmayabilir.</p>

<p>(6) Genel Müdürlük, giriş yasağını kaldırabilir veya giriş yasağı saklı kalmak kaydıyla yabancının belirli bir süre için Türkiye’ye girişine izin verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(7) Kamu düzeni veya kamu güvenliği sebebiyle bazı yabancıların ülkeye kabulü Genel Müdürlükçe ön izin şartına bağlanabilir." hükmü yer almaktadır.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dosya içeriğinde yer alan bilgi ve belgeler incelendiğinde; davalı Göç İdaresi Başkanlığınca verilen (mülga Göç İdaresi Genel Müdürlüğü) savunmalarda, davacı hakkında mülga Millî İstihbarat Teşkilâtı Müsteşarlığının terörizmle bağlantılı yabancı ülke vatandaşlarına yönelik çalışmalar kapsamında Türkiye üzerinden çatışma bölgelerine gidebileceklerine ilişkin bilgi verilen ... tarih ve ... sayılı yazı ve Emniyet Genel Müdürlüğünün İtalya Interpol biriminden alınan mesajına atfen davacının cihatla ilişkili bir internet sayfasının yöneticisi olduğunun ifade edildiği ... tarih ve ...sayılı yazısı uyarınca yurda giriş yasağı kararının alındığı belirtilmektedir.</p>

<p>Bunun üzerine, Dairemizin 05/12/2022 tarihli ara kararı ile davalı idareden; davacının cihatla ilgili bir internet sitesinin yöneticisi olduğu belirtilmesine rağmen, bu internet sitesinin hangi internet sitesi olduğu, internet adresinin ne olduğu, bu sitenin içeriğinde ne tür bilgiler bulunduğu konusunda dosya kapsamında herhangi bir belge bulunmadığından bu hususa ilişkin bilgi ve belgelerin ve söz konusu internet sitesinin yabancı dilde olması hâlinde yapılan paylaşımların Türkçeye çevrilmiş ayrıntılı dökümlerinin gönderilmesinin istenilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Ara kararımıza cevaben dosyaya sunulan Göç İdaresi Başkanlığı Hukuk Müşavirliğinin ... tarih ve ... sayılı yazısında, davacı hakkında Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol-Europol Daire Başkanlığının 07/10/2015 tarihli yazısına istinaden giriş yasağı düzenlendiğinin tespit edildiği, bahsi geçen internet sitesine ilişkin bilginin anılan Daire Başkanlığından istenilebileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine Dairemizin 05/12/2022 tarihli ara kararında belirtilen hususlara yönelik bilgi ve belgeler; 07/03/2023 tarihli ara kararları ile Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol-Europol Daire Başkanlığından istenilmiştir.</p>

<p>Söz konusu ara kararımıza Emniyet Genel Müdürlüğü İnterpol-Europol Daire Başkanlığı tarafından bir cevap verilmemiştir.</p>

<p>Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığı tarafından ara kararına cevap verilmiş ve cevap yazısında, ara karar ile talep edilen çerçevede bilgiye rastlanmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, davacı hakkında yurda giriş yasağı uygulanmasına neden olacak somut bir tespitin bulunmadığı dikkate alındığında, dava konusu işlemin iptali istemine yönelik davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin KABULÜNE,</p>

<p>2. Davanın reddine ilişkin temyize konu ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın anılan Mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı Kanun'un (geçici 8. maddesi uyarınca uygulanmasına devam edilen) 54. maddesinin 1. fıkrası uyarınca bu kararın tebliğ tarihini izleyen günden itibaren 15 (on beş) gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/06/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-20183756-e-20233866-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 23:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="98581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşveren Telefonunu Ver Mesajlarına Bakacağım Derse Kabul Etmek Zorunda mısınız?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isveren-telefonunu-ver-mesajlarina-bakacagim-derse-kabul-etmek-zorunda-misiniz</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xUxJh26h3SE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA TAZMİNATLARI DOĞRUDAN HAK SAHİBİNE ÖDENECEK: Hasar Takipçileri İle İşbirliği Yaparak Vekalet Alan Avukatların Takip Ettiği Hasar Dosyalarında Tazminat Doğrudan Hak Sahibine Ödenecek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminatlari-dogrudan-hak-sahibine-odenecek-hasar-takipcileri-ile-isbirligi-yaparak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminatlari-dogrudan-hak-sahibine-odenecek-hasar-takipcileri-ile-isbirligi-yaparak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) bugün Türkiye Sigorta Birliğine (TSB) gönderdiği yazıda, sigorta hasar süreçlerinde yetkisiz aracıların haksız kazanç sağlamasını önlemek amacıyla hakkında adli süreç başlatılan avukatların takip ettiği hasar dosyalarında tazminat...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) bugün Türkiye Sigorta Birliğine (TSB) gönderdiği yazıda, sigorta hasar süreçlerinde yetkisiz aracıların haksız kazanç sağlamasını önlemek amacıyla hakkında adli süreç başlatılan avukatların takip ettiği hasar dosyalarında tazminat ödemelerinin doğrudan hak sahiplerine, kanuni avukatlık vekalet ücretlerinin ise ilgili avukatlara yapılmasını istedi.</p>

<p>Türkiye sigorta sektörü, uzun yıllardır organize bir biçimde büyüyen ve kamuoyunda "hasar çeteleri" veya "hasar takipçileri" olarak bilinen yasa dışı yapıların kıskacındaydı. Özellikle trafik kazaları sonrasında, acılı veya şok dalgası içindeki mağdurların zaaflarından yararlanan bu yapılar, milyarlarca liralık bir kayıt dışı ekonomi yaratmıştı.</p>

<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK) ve Adalet Bakanlığının iş birliği ile yapılan adli soruşturmalar sonucunda illegal yapılara ağır darbe vurulmuştu.</p>

<p>SEDDK, bu yapıları yok etmek için bugün yeni bir tedbiri daha uygulamaya koydu. Türkiye Sigorta Birliğine (TSB) gönderdiği yazıda, sigorta hasar süreçlerinde yetkisiz aracıların haksız kazanç sağlamasını önlemek amacıyla tazminat ödemelerinin doğrudan hak sahiplerine, avukatlık vekalet ücretlerinin ise ilgili avukatlara yapılmasını talep etti.</p>

<p><strong>Şeffaflık Geliyor, İstismar Dönemi Kapanıyor</strong></p>

<p>SEDDK’nın bu adımı, sigorta korumasına en çok ihtiyaç duyduğu anda istismar edilen vatandaşlar için adeta bir kalkan niteliğinde. Kazazedelerden "iş takibi" adı altında vekaletname toplayan yetkisiz aracılar, sigorta şirketlerinden tazminatı kendi hesaplarına tahsil edebiliyordu. Ayrıca "hasar danışmanlık" adı altında faaliyet gösteren kötü niyetli yapılar, hak sahibine ödenmesi gereken tazminatın büyük bir kısmına (bazen %50’yi aşan oranlarda) el koyuyor ya da paranın tamamını alarak ortadan kayboluyordu.</p>

<p>Yeni dönemde paranın doğrudan hak sahibinin IBAN numarasına yatacak olması, süreci tamamen şeffaflaştıracak ve aracıların paraya dokunmasını imkânsız hâle getirerek vatandaşı tam korumaya alacaktır.</p>

<p>SEDDK’nın yetkisiz aracılara karşı başlattığı bu mücadele, sigorta sektörünün temizlenmesi ve sigorta şirketlerinden alacaklı olan hak sahiplerinin korunması adına tarihi bir dönüm noktasıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üni. Hukuk Fak. Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p>

<p><strong>Tahkim Hakemleri Derneği Başkanı </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tazminatlari-dogrudan-hak-sahibine-odenecek-hasar-takipcileri-ile-isbirligi-yaparak</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/arac-kaza-elektrikli.jpg" type="image/jpeg" length="39426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijital Miras: Sosyal Medya Hesapları ve Kripto Varlıklar Mirasçılara Nasıl Geçer?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijital-miras-sosyal-medya-hesaplari-ve-kripto-varliklar-mirascilara-nasil-gecer-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijital-miras-sosyal-medya-hesaplari-ve-kripto-varliklar-mirascilara-nasil-gecer-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir aile, vefat eden yakınlarının Instagram hesabına giriş yapmaya çalışıyor; ama şifre yok, hesap iki adımlı doğrulamayla kilitli. Aynı kişinin telefonunda bir de kripto cüzdanı uygulaması duruyor, fakat cüzdanın özel anahtarını (private key) kimse bilmiyor. Bu tablo artık bir istisna değil. 2024 y...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir aile, vefat eden yakınlarının Instagram hesabına giriş yapmaya çalışıyor; ama şifre yok, hesap iki adımlı doğrulamayla kilitli. Aynı kişinin telefonunda bir de kripto cüzdanı uygulaması duruyor, fakat cüzdanın özel anahtarını (private key) kimse bilmiyor. Bu tablo artık bir istisna değil. <strong>2024 yılında yürürlüğe giren 7518 sayılı Kanun</strong>‘la kripto varlık hizmet sağlayıcıları Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) denetimine girdi ve dijital varlıkların hukuken de bir gerçeklik olduğu resmen kabul edilmiş oldu. Peki bir kişi öldüğünde sosyal medya hesapları ve kripto varlıkları mirasçılarına nasıl geçiyor, hangi hukuki yol izleniyor?</p>

<p><strong>Dijital Miras Nedir? Hangi Varlıklar Tartışma Konusu?</strong></p>

<p>Dijital miras kavramı, aslında iki farklı grubu bir arada barındırır. Bir tarafta <strong>manevi değeri</strong> öne çıkan varlıklar var: sosyal medya hesapları, e-posta kutuları, bulut depolama alanındaki fotoğraflar, kişisel bloglar. Diğer tarafta ise <strong>ekonomik değeri</strong> tartışmasız olan varlıklar bulunuyor: kripto para cüzdanları, dijital yatırım hesapları, NFT’ler.</p>

<p>Ayrım her zaman net değildir. Örneğin bir içerik üreticisinin reklam geliri getiren YouTube kanalı yalnızca anı değeri taşımaz; düzenli gelir üreten bir varlık olarak da değerlendirilebilir. Bu yüzden her hesabı aynı kefeye koymak yerine, önce o hesabın ekonomik bir değer taşıyıp taşımadığına bakmak gerekir.</p>

<p>Fiziksel eşyalar gibi dijital hesaplar da artık bir mirasın parçası sayılabiliyor.</p>

<p><strong>Sosyal Medya Hesapları Terekeye Girer mi?</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu m.599 uyarınca mirasçılar, miras bırakanın ölümüyle mirası bir bütün olarak kanun gereği kazanır. Bu kural, ekonomik değeri olan her hakkın ölüm anında mirasçılara geçtiği anlamına gelir. Sorun şu ki sosyal medya platformlarının kendi iç kuralları bambaşka işliyor: Meta hesapları “anma” (memorialization) durumuna alabiliyor, Google ise “Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi” adlı bir araçla önceden belirlenmiş bir kişiye sınırlı erişim tanıyabiliyor.</p>

<p>Bu araçlar aslında hesaba <strong>teknik erişimi</strong> düzenliyor, hesabın hukuki olarak kime ait olduğunu değil. Örneğin bir mirasçı, Google’ın Etkin Olmayan Hesap Yöneticisi aracını önceden ayarlamamış bir yakınının Gmail hesabına erişmek istediğinde, şirketin kullanıcı gizliliği politikasıyla Türk miras hukukunun emredici kuralları çoğu zaman karşı karşıya geliyor.</p>

<p><strong>Yabancı Platform Sözleşmeleri Türk Miras Hukukunun Önüne Geçebilir mi?</strong></p>

<p>Bu noktada net bir tavır almak gerekiyor: <strong>Hayır, geçemez.</strong> Türk hukukunda mirasa ilişkin kurallar, tarafların kendi aralarında bir sözleşmeyle değiştiremeyeceği emredici nitelikte kurallardır. Bir platformun kullanıcı sözleşmesinde “hesap ölümle birlikte silinir” ya da “yalnızca belirlenen kişiye devredilir” şeklinde bir madde bulunması, o hesabın ekonomik değeri varsa mirasçıların TMK m.599 uyarınca kazandığı hakkı ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Diyelim ki bir kişi Instagram hesabında “kalıcı kişi” (legacy contact) olarak yalnızca bir arkadaşını atadı, ama bu hesap reklam iş birlikleriyle ciddi bir gelir kaynağıydı. Mirasçılar, hesabın ekonomik değeri bakımından haklarını platformun iç ayarlarından bağımsız olarak ileri sürebilir. Burada asıl mesele çoğu zaman hukuki değil; kanıtlama ve fiili erişimdeki güçlüktür.</p>

<p><strong>Kripto Varlıklar Mirasçılara Nasıl Geçer?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kripto para birimleri de tıpkı sosyal medya hesapları gibi, hukuken TMK m.599 kapsamında terekeye dahil olur. Ancak burada işleri zorlaştıran teknik bir gerçek var: <strong>erişim anahtarı</strong>. Bir cüzdanın sahibi kim olursa olsun, seed phrase veya private key elde olmadan o varlığa fiilen ulaşmak neredeyse imkânsızdır.</p>

<p>Örneğin bir kişi birikimini bir donanım cüzdanında (hardware wallet) tuttuysa ve seed phrase’ini kağıda yazıp güvenli bir yerde saklamadıysa, mirasçılar mahkemeden veraset ilamı çıkarsa bile o varlığa asla ulaşamaz. Kripto para ağlarında bankacılıktaki gibi merkezi bir “şifremi unuttum” mekanizması bulunmuyor; bu da hukuken sahip olunan bir varlığın fiilen kaybolmasına yol açabiliyor. SPK lisanslı platformlar için <strong>31 Mart 2026</strong> itibarıyla devreye giren saklama ve cüzdan güvenliği yükümlülükleri, bu tür varlıkların en azından lisanslı borsalarda tutulan kısmı için kayıt altına alınmasını ve ileride tereke tespitini kolaylaştırmayı amaçlıyor.</p>

<p><strong>Mirasçılar İçin Pratik Erişim Adımları</strong></p>

<p>Kripto varlığın nerede tutulduğu, izlenecek yolu doğrudan belirliyor. SPK lisanslı bir borsada (kimlik doğrulaması yapılmış bir hesapta) tutulan varlıklarda süreç, geleneksel bir banka hesabına benzer şekilde ilerleyebilir:</p>

<p>1. Sulh hukuk mahkemesinden veya noterden veraset ilamı alınır.</p>

<p>2. Bu belgeyle birlikte, hesabın bulunduğu SPK lisanslı borsaya başvurulup varlığın mirasçı adına devri talep edilir.</p>

<p>3. İntikal eden varlığın rayiç bedeli üzerinden <strong>7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu</strong> kapsamında beyan ve vergi yükümlülüğü yerine getirilir.</p>

<p>Self-custody, yani kişisel bir cüzdanda tutulan varlıklarda ise bu yol çoğu zaman işlemez. Mirasçının yapabileceği tek şey, miras bırakanın bıraktığı yazılı notları, güvenli kasaları veya dijital şifre yöneticilerini taramaktır. Bir borç durumu söz konusuysa, mirasın tamamen reddedilmesi de mirasçıların değerlendirebileceği bir seçenek olarak akılda tutulmalı.</p>

<p>Veraset ilamı süreci, dijital varlıklara erişimin ilk ve zorunlu adımıdır.</p>

<p><strong>Dijital Mirasınızı Bugünden Güvence Altına Almak İçin Neler Yapılabilir?</strong></p>

<p>Asıl sorun genellikle hukuki bir boşluk değil, önceden alınmamış pratik tedbirlerdir. Örneğin vasiyetname hazırlarken yalnızca “X borsasında bir hesabım ve bir donanım cüzdanım var” bilgisini bırakmak bile, şifreyi yazılı olarak vermeden mirasçılara nereye bakmaları gerektiğini gösterir; bu tek başına aylarca sürebilecek bir arayışı önemli ölçüde kısaltabilir.</p>

<p>Benzer şekilde platformların sunduğu “kalıcı kişi” veya “etkin olmayan hesap yöneticisi” gibi ayarları önceden yapmak, güvenilir bir kişiye notarlık huzurunda özel bir vekâletname bırakmak ve seed phrase gibi kritik bilgileri bir banka kasası gibi fiziksel olarak güvenli bir yerde saklamak, mirasçıların yaşayacağı sıkıntıyı büyük ölçüde azaltır. Saklı paylı mirasçıların hakları bu tür düzenlemelerle sınırlandırılamayacağı için, saklı pay kurallarının dijital varlıklar için de geçerli olduğunu unutmamak gerekir.</p>

<p><strong>Sonuç: Uygulamada Nelere Dikkat Edilmeli?</strong></p>

<p>Sosyal medya hesapları ve kripto varlıklar, TMK m.599’daki küllî halefiyet ilkesi sayesinde hukuken zaten mirasçılara geçiyor; asıl mesele bir yasal boşluk değil, fiili erişim güçlüğü. Bu nedenle mirasçıların izleyeceği yol şu sırayı takip etmeli: önce veraset ilamının çıkarılması, ardından varsa SPK lisanslı platforma resmi başvuru yapılması ve intikal eden değerin vergisel yönünün <strong>7338 sayılı Kanun</strong> çerçevesinde ihmal edilmemesi.</p>

<p>Kişisel cüzdanlarda tutulan varlıklarda ise en gerçekçi çözüm, sorunu ölümden sonra değil önceden çözmektir: dijital varlıkların bir envanterini çıkarmak, bu envanteri vasiyetname veya güvenilir bir kişi aracılığıyla erişilebilir kılmak ve platformların sunduğu miras araçlarını zamanında etkinleştirmek. Bu basit adımlar, ailelerin aylarca süren belirsizlik yaşamasının önüne geçebiliyor.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijital-miras-sosyal-medya-hesaplari-ve-kripto-varliklar-mirascilara-nasil-gecer-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/sosyal-medya-sf564.jpg" type="image/jpeg" length="88735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyelere yeni bürolar geliyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyelere-yeni-burolar-geliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyelere-yeni-burolar-geliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, adliyelerde “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları” kurulacağını açıkladı. Gürlek, yeni yapılanmayla dijital mecralardaki suç içerikleri ve suça teşvik eden faaliyetlerin uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılarınca izleneceğini, şüphelilerin tespiti ve gerekli adli işlemlerin daha hızlı yürütüleceğini belirtti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİYELERDE YENİ BÜROLAR KURULACAK</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, siber ortamda suçla mücadelenin daha hızlı, etkin ve koordineli hale getirilmesi amacıyla adliyelerde yeni bürolar kurulacağını duyurdu.</p>

<p>Gürlek, Adalet Bakanlığı olarak 175 ağır ceza merkezi Cumhuriyet başsavcılığına gönderilen yazıyla, adliyelerde “Dijital Ortam Güvenliği ve Dezenformasyonla Mücadele Büroları” kurulacağını bildirdi.</p>

<p>Yeni yapılanmayla çocukları ve gençleri suça, şiddete ve istismara yönlendiren, vatandaşların özel hayatını, kişilik haklarını, can ve mal güvenliğini hedef alan dijital içeriklere karşı adli kapasitenin güçlendirileceğini belirten Gürlek, dijital mecralardaki suç içerikleri ile suça teşvik eden faaliyetlerin uzmanlaşmış Cumhuriyet savcılarınca yakından izleneceğini kaydetti.</p>

<p><strong>SUÇ İÇERİKLERİ YAKINDAN İZLENECEK</strong></p>

<p>Gürlek, şüphelilerin tespiti, gerekli adli işlemlerin başlatılması ve hukuka aykırı içeriklere müdahale süreçlerinin daha hızlı yürütüleceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kamuoyunu kasıtlı şekilde yanıltan, toplum huzurunu ve kamu düzenini bozmaya yönelik suç niteliğindeki dezenformasyon faaliyetleriyle mücadelede kurumlar arası koordinasyonun da güçlendirileceğini belirten Gürlek, "Çocuklarımızı koruyan, vatandaşlarımızın haklarını güvence altına alan; kamu düzenini ve hukukun üstünlüğünü dijital alanda da hâkim kılan etkin bir adalet anlayışıyla çalışmalarımızı kararlılıkla sürdüreceğiz" dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyelere-yeni-burolar-geliyor</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 16:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="38080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÖTANAZİ (ÖLME HAKKI)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/otanazi-olme-hakki-guzel-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/otanazi-olme-hakki-guzel-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ötanazi Nedir?



Ötanazi kavramı, sözlükte “ölme hakkı” olarak tanımlanmakta ve birçok kaynakta daha kapsamlı şekilde açıklanarak iyileşme imkânı bulunmayan ya da ağır hastalık geçiren kişilerin dayanılmaz ve yoğun acı çekmeleri karşısında ölümü isteme hakkı olarak ifade edilmektedir. Ölme hakk...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Ötanazi Nedir?</strong></p>

<p></p>

<p>Ötanazi kavramı, sözlükte <i>“ölme hakkı”</i> olarak tanımlanmakta ve birçok kaynakta daha kapsamlı şekilde açıklanarak iyileşme imkânı bulunmayan ya da ağır hastalık geçiren kişilerin dayanılmaz ve yoğun acı çekmeleri karşısında ölümü isteme hakkı olarak ifade edilmektedir. Ölme hakkı, <i>“iyileşme olasılığı olmayan hastaların veya yaşamını kendi başına sürdüremeyecek ölçüde sakat olan kimselerin yaşamını sona erdirme hakkı”</i> olarak da belirtilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ötanazi kavramına ilişkin çeşitli görüş ve açıklamalar söz konusudur. Ancak bazı yazılı metinlerde yer alan ve <i>“insanın doğumundan sonraki süreçte ölümüne neden olmak ya da ölümünü hızlandırmak amacıyla yapılan ve yapılmayan eylemler”</i> şeklindeki belirsiz ve genel tanımlamalar kanaatimizce doğru değildir. Zira bu hâlde ötanazi kavramı son derece genişletilmekte ve kasten öldürme veya taksirle ölüme sebebiyet verme fiilleriyle iç içe geçme riski taşımaktadır. Bu yüzden ötanazinin çerçevesinin ve sınırlarının olması gerektiği değerlendirilmektedir. Söz konusu çerçeveye uygun olan eylemler ya da eylemsizlik hâlleri ötanazi kapsamında kabul edilmelidir. Ancak bir ölüm sonucunun ötanazi olarak nitelendirilmesi ve ötanazi kapsamında görülmesi, bunun her ülkede mutlak surette cezasızlık sonucunu doğurduğu anlamına gelmemektedir. Bu hâlde ülkelerin iç hukuk sistemlerinin ötanaziyi yasaklayıp yasaklamadığı veya ötanaziye cevaz verip vermediği önem arz etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Ötanazinin Türleri Nelerdir?</strong></p>

<p></p>

<p>Ötanazi, aktif ve pasif olmak üzere iki şekilde karşımıza çıkmaktadır. Aktif ötanazide kişinin vücuduna verilen madde ile ölümüne yol açılmaktadır. Örneğin kişiye öldürücü nitelikte iğne yapılması veya ölüme yol açacak türde serum takılması gibi. Pasif ötanazide ise kişiye dışarıdan verilen ölümcül bir madde ya da yapılan bir enjeksiyon olmamakta, aksine kişinin yaşamla arasındaki bağ, vücuduna hiçbir madde girmeksizin koparılmaktadır. Kişinin oksijen tüpünün ya da solunum cihazının kapatılması, cihazın fişinin çekilmesi, hastaya her gün alması gereken ilacın verilmemesi, yapılması gereken serumun yapılmaması, yaşamın devamını veya uzamasını sağlayan tedavinin durdurulması bu kapsamda yer almaktadır. Örneğin yaşam destek ünitesinin fişinin çekilmesinde olduğu gibi.</p>

<p></p>

<p>Bazı kaynaklarda yardımlı intihar türü de ötanazi kapsamında açıklanmaktadır. Yardımlı intiharın bir çeşidi olan hekim yardımlı intihardaysa hastanın kendisini öldürmesinde ölüme yol açıcı ilaç, doktor tarafından reçete edilmektedir. Bunun bir ötanazi türü mü, yoksa intihara yardım mı olduğu sorusu karşısında, kanaatimizce intihara yardım olduğu ve ötanaziden ayrıldığı değerlendirilmektedir. Zira ötanazi hâlinde ölüme yol açıcı madde doktor tarafından, yardımlı intiharda ise hastanın kendisi tarafından vücuda verilmekte veya enjekte edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ötanazinin türleri arasında hastanın istem veya rızasına dayanan durumlarla yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ya da başkaca sebeplerle bunun mümkün olmaması yahut hastanın bilincinin kapalı olması hâlinde yakınlarının istem veya rızasına dayanan durumlar da yer almaktadır. Ancak hastanın bağlı olduğu yaşam ünitesinin veya solunum cihazının çekilmesinde ya da kişiye öldürücü türde ve dozda ilaç verilmesinde hastanın ya da yakınlarının rızasının bulunmaması hâlinde, hatta yaşama istek ve talebine rağmen aksi doğrultuda yapılan ölümcül eylem ya da eylemsizlikler ötanazi kapsamında olmayıp kasten öldürme fiili olarak karşımıza çıkmakta ve açıkça suç teşkil etmektedir. Bu sebeple ötanazinin her türdeki ölüm sonucuyla, istem dâhilinde ve haricinde yapılan eylemlerin tümüyle doğrudan eşleştirilmesi doğru olmayıp izinsiz ve rızasız müdahaleler kural olarak hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>Ötanazinin Şartları Nelerdir?</strong></p>

<p></p>

<p>Bir ölüm sonucunda ötanaziden bahsedilebilmesi için öncelikle bir hastanın olması, bu hastalığın ölümcül veya ağır, aynı zamanda hastaya acı verir nitelikte olması, hastaya yapılan müdahalenin hasta dışında üçüncü bir kişi, örneğin hastanın doktoru tarafından ağrısız ve acısız şekilde yapılması, hastanın, mümkün değilse veya bilinci kapalıysa yakınlarının rızası gerekmektedir. Yakınlarından kasıt, somut olaya göre değişmekle birlikte veli, vasi ve kanuni mirasçılar bu kapsamda görülmelidir. Aksi hâlde yapılan müdahalelerin tümü kesin olarak hukuksuzdur. Tüm bunların dışında, sayılan koşulların varlığına rağmen kasten öldürme suçunun veya sair türde bir suçun oluşmaması için ötanazinin ilgili hukuk sisteminde kabul edilmesi ve mevzuatın buna cevaz vermesi gereklidir. Hukukun onaylamadığı bir hâlde hasta ne kadar ızdırap çekerse çeksin ve hastalık ne denli ağır veya ölümcül olursa olsun, kişinin yaşamına bir başkası tarafından son verilmesi mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p><strong>Ülkemiz Hukuk Sistemine Göre Tıbbi Müdahaleler Dışında Yapılan Müdahaleler Hukuka Uygun Mudur?</strong></p>

<p></p>

<p>1982 Anayasası’nın 12. maddesinin birinci fıkrası, herkesin kişiliğine bağlı, dokunulmaz, devredilmez, vazgeçilmez temel hak ve hürriyetlere sahip olduğunu açıklamaktadır. Hükümle kişilik hakları korunmak istenmektedir. Anayasanın 17. maddesindeyse açık bir ifadeyle yaşama hakkı koruma altına alınmaktadır. Buna göre herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı hâller dışında kişinin vücut bütünlüğüne dokunulmaması, rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulmaması gereklidir. Aynı maddenin son fıkrasıyla kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı ve kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamayacağı da düzenlenmektedir.</p>

<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’yle hastalara yapılacak müdahaleler tıbbi gerekliliklerle sınırlandırılmakta ve teşhis, tedavi veya korunma amacının bulunmadığı durumlarda ölüme veya hayati tehlikeye yol açabilecek veya vücut bütünlüğünü ihlal edebilecek ya da akli veya bedeni mukavemeti azaltabilecek hiçbir şeyin yapılamayacağı ve talep edilemeyeceği belirtilmektedir.</p>

<p></p>

<p>İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesi olarak da anılan Biyoloji ve Tıbbın Uygulanması Bakımından İnsan Hakları ve İnsan Haysiyetinin Korunması Sözleşmesi’yle sağlık alanındaki herhangi bir müdahalenin, ilgili kişinin bu müdahaleye özgürce ve bilgilendirilmiş bir şekilde muvafakat etmesinden sonra yapılabileceği, bu kişiye önceden müdahalenin amacı, niteliği ve sonuçları ile tehlikeleri hakkında uygun bilgiler verileceği hükme bağlanarak ilgili kişinin muvafakatini her zaman serbestçe geri alabileceği kabul edilmiştir. Devamındaki hükümlerde, muvafakat verme yeteneği olmayan kişiler korunmuş ve bunlar üzerinde yapılacak tıbbi müdahalenin sadece kişinin doğrudan yararı için yapılabileceği; kanuna göre bir müdahaleye muvafakat verme yeteneği bulunmayan bir küçüğe ancak yasal temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen makam, kişi veya kuruluşun izniyle; akıl hastalığı, bir hastalık veya benzer nedenlerden dolayı müdahaleye muvafakat etme yeteneği bulunmayan bir yetişkine ise yalnızca temsilcisinin veya kanun tarafından belirlenen kişi veya makamın izniyle müdahalede bulunulabileceği ifade edilmiştir. Bunların yanı sıra yaş küçüklüğü hâlinde küçüğün görüşünün, yaşı ve olgunluk derecesiyle orantılı bir şekilde ve gittikçe daha belirleyici bir etken olarak göz önüne alınması; akıl hastalığı, diğer bir hastalık veya başkaca nedenlerin mevcut olması hâlinde kişinin mümkün olduğu ölçüde izin verme sürecine katılması aranmaktadır. Anılan mevzuat hükümleri birlikte değerlendirildiğinde rıza ve muvafakat kavramlarının ön plana çıktığı, izinsiz müdahalelerin hukuka uygunluğunun sorgulandığı görülmektedir. Türkiye bu sözleşmeyi 5013 sayılı İnsan Hakları ve Biyotıp Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun ile onaylamış ve kabul etmiştir.</p>

<p></p>

<p>Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun’un 70. maddesiyle de tabiplerin, diş tabiplerinin ve dişçilerin yapacakları her türden iş ve işlemler bakımından hastanın, hasta küçük veya kısıtlı ise veli veya vasisinin muvafakatini almaları, büyük cerrahi uygulamalar bakımından bu muvafakatin yazılı olması gerektiği belirtilmektedir. Veli ve vasisinin olmadığı, bulunmadığı veya üzerinde tıbbi müdahale ya da işlem yapılacak kişinin rıza beyan etme durumu olmadığı takdirde muvafakatin şart olmadığı ifade edilmektedir. Bunlar dışında, yasal düzenlemeyle muvafakatin elektronik ortamda verilmesine de cevaz verilmekte ve madde hükümlerine aykırı davranışın idari para cezasıyla karşılık bulacağı düzenlenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Ötanazi Yasağı Nedir?</strong></p>

<p></p>

<p>Hukuk sisteminin ötanaziyi onaylamaması durumuna <i>“ötanazi yasağı”</i> denilmektedir. Bilindiği üzere kişilerin birçok konu ve hak üzerinde tasarruf ehliyeti vardır. Ancak bazı haklar bundan istisna tutulmaktadır. Yaşam hakkı da istisna kabul edilen hâllerden biridir. Bu yüzden kişinin kendisinin veya bir başkasının (örneğin velisinin) talebinin ötanazi yapılmasına yol açması ve bu yolla kişinin yaşamına son verilmesine neden olması mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’nin 13. maddesiyle de ötanazi açıkça yasaklanmakta ve ötanazinin yasak olduğu, tıbbi gereklerden bahisle veya her ne suretle olursa olsun yaşam hakkından vazgeçilemeyeceği ve kendisinin veya bir başkasının talebi olsa dahi kimsenin hayatına son verilemeyeceği emredici bir dille ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere ülkemizde ötanazi yapılması mümkün olmayıp ötanazi yasağı söz konusudur.</p>

<p></p>

<p><strong>Hastanın Tedaviyi Reddetme Hakkı Var Mıdır?</strong></p>

<p></p>

<p>Ülkemiz hukuk sistemiyle hastanın tedaviyi reddetme hakkının varlığı kabul edilmektedir. Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’nde bu husus açıkça düzenlenmektedir. Yönetmeliğin 25. maddesine göre, kanunen zorunlu olan hâller dışında ve doğabilecek olumsuz sonuçların sorumluluğu hastaya ait olmak üzere hasta, kendisine uygulanması planlanan veya uygulanmakta olan tedaviyi reddetmek veya durdurulmasını istemek hakkına sahiptir. Bu hâlde tedavinin uygulanmamasından doğacak sonuçların hastaya veya kanuni temsilcilerine ya da yakınlarına anlatılması ve bunu gösteren yazılı belge alınması gerekmektedir. Buna uygulamada <i>“yazılı onam”</i> denilmektedir. Tedaviyi reddetme veya tedavinin durdurulmasını isteme, hasta bakımından bir haktır. Bu sebeple söz konusu hakkın kullanılmasının, sağlık kuruluşuna tekrar müracaatı hâlinde hasta aleyhine kullanılması olanaksızdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Maddi ve/veya Manevi Çöküntünün Ötanazi Talebine veya Sonucuna Yol Açıp Açmayacağına İlişkin Değerlendirmemiz</strong></p>

<p></p>

<p>Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği’yle hastalara yapılacak müdahalelerin tıbbi gerekliliklerle sınırlandırıldığı dikkate alındığında, tıbbi müdahalenin gerekli olmadığı durumlarda, örneğin kişinin yaşam enerjisini kaybetmesi, hayata küsmesi, moral bozukluğu, içinde bulunduğu süreçte üzgün ve mutsuz olması, geçici ekonomik sıkıntılar yaşaması gibi durumların gerekçe yapılarak kişinin yaşam hakkı ve vücut bütünlüğü üzerinde tasarrufta bulunulması mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p>Ne yazık ki ülkemizde yakın zamanda bir kişinin devlet kamu kurumuna başvuru yaparak ötanazi talep ettiği haberleriyle karşılaşılmıştır. Ülke ve insanlık için endişe verici bu haber aslında hayata tutunma arzusu kalmayan kimselerin de varlığını gözler önüne sermektedir. Ancak sorunun kaynağı ne olursa olsun, kişinin içinde bulunduğu çıkmaz, yaşadığı sorun ve geçirdiği buhran ister ailevi isterse ekonomik olsun ya da önemli bir sağlık problemi bulunsun, ülkemizde kişilere ötanazi yapılması mümkün değildir. Kaldı ki ekonomik sıkıntı yaşanması, ruhsal bunalım altında hayattan umudun kesilmesi veya beklentinin kalmaması teknik manada bir ötanazi sebebi ve gerekçesi değildir. Zira burada ölümcül veya ağır bir hastalık ve dinmeyen ızdırap hali yoktur. Böyle bir durum olsaydı dahi Sağlık Bakanlığı Hasta Hakları Yönetmeliği madde 13 hükmü karşısında ülkemizde kişilerin ötanazi talep edebilmeleri mümkün değildir.</p>

<p></p>

<p>Kamu kurumuna iletilen bu talebin de gerçek manada bir ölüm isteğinden çok aslında bir anlamda sesini duyurma, hatta bir yardım çığlığı olduğu düşünülmektedir. Bu ve benzeri tüm sesleri de devletimizin duyması, kişinin yaşadığı problem her ne ise bunun çözümü için gereken somut ve çözüm odaklı adımların gecikmeye ve telafisi mümkün olmayan zararlara yol açılmadan atılması gereklidir.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/otanazi-olme-hakki-guzel-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/terazi-thamis.jpg" type="image/jpeg" length="62845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ACELE KAMULAŞTIRMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/acele-kamulastirma-sunca-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/acele-kamulastirma-sunca-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Acele Kamulaştırma Nedir ?

Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma, idareye kamu yararının ivedilik arz ettiği özel durumlarda olağan kamulaştırma prosedürünün tamamlanmasını beklemeden taşınmaza el koyma imkânı tanıyan istisnai bir kamulaştırma yöntemidir. Yani kamul...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Acele Kamulaştırma Nedir ?</strong></p>

<p>Kamulaştırma Kanunu’nun 27. maddesinde düzenlenen acele kamulaştırma, idareye kamu yararının ivedilik arz ettiği özel durumlarda olağan kamulaştırma prosedürünün tamamlanmasını beklemeden taşınmaza el koyma imkânı tanıyan istisnai bir kamulaştırma yöntemidir. Yani kamulaştırma işlemleri tamamlanmadan idareye taşınmaza el koyma imkanı tanıyan bir kurumdur.</p>

<p>Mahkemece 7 gün içinde taşınmaz malın bedelinin tespiti amacıyla bilirkişiler görevlendirilir ve tespit edilen bedel taşınmaz malikinin adına bankaya depo edilir.</p>

<p>Mahkeme tarafından el koyma kararı verildikten sonra tapuya bildirilir ve böylece taşınmazın başkasına devir, ferağ, temlikinin yapılamayacağı tapu kütüğüne şerh edilir.</p>

<p><strong>Hangi Durumlarda Acele Kamulaştırma Kararı Verilir ?</strong></p>

<p>- 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu’nun uygulanması esnasında yurt savunmasının gerektirdiği haller yani seferberlik ve savaş gibi olağanüstü durumlarda ,</p>

<p>- Cumhurbaşkanı’nınca kamulaştırmanın acelelik gerektirdiği yönündeki kararları,</p>

<p>- Özel kanunlarda öngörülen olağanüstü durumlarda acele kamulaştırma kararı verilebilir.</p>

<p><strong>Acele Kamulaştırma Davasında Görevli Yargı Yeri </strong></p>

<p><i>Acele kamulaştırma sürecinde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir. 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 27. maddesi kapsamındaki acele el koyma talepleri ile ardından açılacak bedel tespiti ve tescil davalarında, taşınmazın değerine bakılmaksızın taşınmazın bulunduğu yer Asliye Hukuk Mahkemesi kesin yetkilidir. Acele kamulaştırmaya dayanak teşkil eden Cumhurbaşkanı Kararının iptali istemiyle açılacak davalarda ise görevli yargı yeri Danıştay'dır.</i></p>

<p><strong>Acele Kamulaştırma ile Olağan Kamulaştırma Arasındaki Fark Nedir?</strong></p>

<p>Acele kamulaştırma, olağan kamulaştırmadan farklı olarak kanunda sayılan özel durumlarda başvurulan ve kıymet takdiri dışındaki işlemler sonradan tamamlanmak üzere idare tarafından taşınmaza el konulmasıdır. Yani idarenin taşınmaza el koymasına karar verilse de tapuda malik değişmeyecektir. Bu nedenle Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından acele kamulaştırma kararı verilmesi kamulaştırma işlemlerinin tamamlandığı anlamına gelmez. Kamulaştırma işlemlerinin tamamlanabilmesi için idarenin ayrıca ‘’Kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil ‘’ davası açması gerekir. Ayrıca idare ilk olarak tüm malikler ile uzlaşma yoluna gidecek olup taraflar arasında uzlaşma olursa belirlenen bedel kamulaştırma bedeli olacak ve idare adına da tescil işlemi gerçekleştirilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İdare Kamulaştırma Bedelinin Tespiti ve Tescil Davası Açmazsa Ne Olur ?</strong></p>

<p>Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilen el koyma kararı neticesinde idareye taşınmaza el koyma yetkisi verilmekte, mülkiyet idareye geçmemektedir. El koyma kararı ile idareye taşınmazı fiilen kullanma ve tasarrufta bulunma yetkisi verilir. Bu aşamadan sonra kamulaştırma işlemlerinin tamamlanması ve mülkiyetin devri için idarenin ilk olarak satın alma usulünü denemesi, mümkün olmaması durumunda makul süre içinde Asliye Hukuk Mahkemesinde ‘’kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası’’ açması gerekir. Makul süre yargı kararlarıyla 6 ay olarak belirlenmiş olup bu süre içerisinde idarenin dava açması gerekir. İdarenin 6 aylık makul süre içerisinde dava açmaması durumunda taşınmaz malikleri kamulaştırması el atma nedeniyle tazminat davası açabilir.</p>

<p><strong>Acele Kamulaştırmada Ödenen Bedel Nihai Bedel midir ?</strong></p>

<p><i>Acele kamulaştırma aşamasında mahkemece belirlenen tutar taşınmazın nihai bedeli olmayıp, yalnızca el koymaya esas geçici bir depo/avans bedeli niteliğindedir. </i>Taşınmazın nihai bedeli idare tarafından açılacak olan bedel tespiti ve tescil davasında belirlenir. Ayrıca taşınmaz maliki bedele ilişkin itirazlarını da bu davada öne sürebilir.</p>

<p><strong>Kamulaştırılan taşınmaz mal geri alınabilir mi?</strong></p>

<p>Kamulaştırılmış olan taşınmaz malı geri almak mümkündür. Bunun için belli şartların oluşması şarttır. <i>Kamulaştırma bedelinin kesinleşmesinden itibaren 5 yıl içinde taşınmazın kamulaştırma amacına uygun kullanılmaması veya olduğu gibi bırakılması hâlinde malikin taşınmazı geri alma hakkı doğar. Bu hakkın doğduğu tarihten itibaren 1 yıl içinde kullanılması ve tahsil edilen kamulaştırma bedelinin alındığı tarihten itibaren işleyecek kanuni faiziyle birlikte idareye geri ödenmesi zorunludur. Ayrıca idare, kamulaştırma sürecinin her aşamasında kamulaştırmadan tek taraflı olarak vazgeçebilir. Acele kamulaştırma sürecinde mahkemece verilen taşınmaza el koyma kararları ise geçici tedbir niteliğinde olduğundan bu kararlara karşı doğrudan istinaf veya temyiz yolu kapalıdır.</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA"><img alt="Av. Nazif SUNCA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/10/nazif-sunca-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nazif-sunca" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Nazif SUNCA">Av. Nazif SUNCA</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/acele-kamulastirma-sunca-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/thaoissa.jpg" type="image/jpeg" length="94269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2015/72 esas - 2016/44 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26.5.2016 tarihli, 2015/72 esas - 2016/44 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2015/72</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2016/44</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 26.5.2016</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih – Sayı : 21.9.2016 - 29834 </strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong><strong> </strong>Danıştay Onüçüncü Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong><strong> </strong>11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” </i>ibaresinin, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong><strong> </strong>Yetkilendirilmiş veteriner hekim çalıştırılması hizmet alımına ilişkin ihale işleminin iptali talebiyle açılan davada, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu iddiasını ciddi bulan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I- İPTALİ İSTENİLEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu ibareyi de içeren 31. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“<strong>Resmî kontroller, itiraz hakkı ve resmî sertifikalar</strong></i></p>

<p><strong><i>MADDE 31-</i></strong><i> (1) Resmî kontroller, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin gerçekleştirilir. Bu kontroller, izleme, gözetim, doğrulama, tetkik, denetim, numune alma ve analiz gibi uygulamaları da kapsar. Kontroller, Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirilir. Üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında hangi meslek mensuplarının hangi resmî kontrollerden sorumlu olduğu Ek-2’de belirtilmiştir.</i></p>

<p><i>(2) Resmî kontrollerde, ilgili meslek alanlarında eğitim alan tekniker, teknisyen ve yardımcı sağlık personeli, kontrol yetkisi verilen personele yardımcı olmak üzere görev alabilir.</i></p>

<p><i>(3) Kontrol görevlisi, Bakanlık adına bu Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır. Kontrol görevlisi, bu Kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkilidir. Kontrol görevlisi, bu Kanun kapsamındaki her yere kontrol amacıyla girebilir ve numune alabilir. Alınan numuneler için herhangi bir bedel ödenmez. İlgililer resmî kontroller sırasında gerekli olan her türlü yardım ve kolaylığı sağlamakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(4) İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir. Ürünün kalan raf ömrü yedi günden az olan gıdalar, mikrobiyolojik incelemeler ve ürün miktarının şahit numunenin analizinin yapılabilmesi için yetersiz olduğu durumlarda analiz sonucuna itiraz edilemez. İtirazdan kaynaklanan masraflar ilgililer tarafından karşılanır.</i></p>

<p><i>(5) Bu Kanun kapsamında öngörülen gıda kontrolü ile ilgili düzenlemeler, gıda ile temas eden madde ve malzemeler ile bu işle iştigal eden işyerleri için de uygulanır.</i></p>

<p><i>(6) Bakanlık, uygun gördüğü hâllerde yapılan kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, kamuoyunun bilgisine sunabilir. Ancak, iç hukuk ve uluslararası hukuk ile güvence altına alınan, gizli soruşturma ve sürmekte olan adlî ve idarî işlemler, kişisel bilgiler, meslek sırları, gizli müzakereler, uluslararası ilişkiler ve ulusal savunma ile ilgili bilgiler kamuoyuna sunulamaz.</i></p>

<p><i>(7) Veteriner ve bitki sağlık sertifikaları ile Bakanlıkça belirlenen diğer sertifikalara ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile sertifika modelleri Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(8) Bakanlık, kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim <strong>veya yetkilendirilmiş veteriner hekim</strong> görevlendirir.</i></p>

<p><i>(9) Bakanlık, yıllık ve çok yıllık ulusal kontrol planlarını hazırlar, belirlenen canlı hayvan ve hayvansal ürünler ile diğer ürünlerde, katkı, kalıntı, bulaşan veya istenmeyen maddeler için izleme programları uygular ve her yılın sonunda kontrollere ilişkin yıllık rapor düzenler.</i></p>

<p><i>(10) Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.</i></p>

<p><i>(11) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</i></p>

<p><strong>II- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca, Zühtü ARSLAN, Alparslan ALTAN, Burhan ÜSTÜN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA ve Rıdvan GÜLEÇ’in katılımlarıyla 3.9.2015 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mücahit AYDIN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A- Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bu Kanun’un, gıda, gıda ile temas eden madde ve malzeme ile yemlerin üretim, işleme ve dağıtımının tüm aşamalarını, bitki koruma ürünü ve veteriner tıbbî ürün kalıntıları ile diğer kalıntılar ve bulaşanların kontrollerini, salgın veya bulaşıcı hayvan hastalıkları, bitki ve bitkisel ürünlerdeki zararlı organizmalar ile mücadeleyi, çiftlik ve deney hayvanları ile ev ve süs hayvanlarının refahını, zootekni konularını, veteriner sağlık ve bitki koruma ürünlerini, veteriner ve bitki sağlığı hizmetlerini, canlı hayvan ve ürünlerin ülkeye giriş ve çıkış işlemlerini, bu konulara ilişkin resmî kontrolleri ve yaptırımları kapsadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (52) numaralı bendinde, bu Kanun’un uygulanmasında <i>“resmi kontrol”</i>ün, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin Kanun hükümlerine uygunluğunun doğrulanması için, kontrol görevlilerinin, verilen yetki çerçevesinde gerçekleştirdikleri izleme, gözetim, denetim, muayene, karantina, numune alma, analiz ve benzeri kontrolleri ifade ettiği belirtilmiştir. 31. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise resmi kontrollerin, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirileceği, (3) numaralı fıkrasında da kontrol görevlisinin, Bakanlık adına Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorunda olduğu ve Kanun’la kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, Kanun’da öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkili olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (81) numaralı bendinde, <i>“yetkilendirilmiş veteriner hekim”</i>, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nda görevli veteriner hekimler dışında, verilecek resmî görevleri yürütmek üzere Bakanlık tarafından yetki verilen veteriner hekim olarak tanımlanmıştır. 31. maddenin (8) numaralı fıkrasında da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilmesi öngörülmüş olup fıkrada yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>B- İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>6. Başvuru kararında özetle, itiraz konusu kuralda Bakanlık tarafından kesimhanelerde kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmi kontrolleri yapmak üzere yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilmesinin öngörülmesine karşın Kanun’da yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin nasıl görevlendirileceğine ve yetkilendirileceğine ilişkin bir belirlilik bulunmadığı, gıda güvenilirliğinin denetlenmesinin halk sağlığı açısından büyük önem taşıdığı ve bir kısım idari tedbir ve yaptırımlar uygulamayı da içeren resmi kontrol görevinin idarenin kolluk faaliyeti içinde yer aldığı, dolayısıyla bu hizmetlerin genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevler kapsamında olduğu ve memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi gerektiği belirtilerek kuralın, Anayasa’nın 2. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C- Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>7. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel ilkelerinden biri “<i>belirlilik</i>”tir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup bireyin, kanundan, belirli bir kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlar.</p>

<p>8. Belirlilik ilkesi, yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği de ifade etmektedir. Yasal düzenlemeye dayanarak erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir olma gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla, mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir. Hukuki belirlilik ilkesinde asıl olan, bir hukuk normunun uygulanmasıyla ortaya çıkacak sonuçların o hukuk düzeninde öngörülebilir olmasıdır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.” </i> denilmektedir. Anayasa’nın 128. maddesi anlamında bir kamu hizmetinden söz edilebilmesi için; söz konusu hizmetin Devlet, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzel kişilerinin yürütmekle yükümlü olduğu kamu hizmeti olması, bu kamu hizmetinin “<i>genel idare esasları</i>”na göre yürütülmesi ve görevin “<i>asli ve sürekli</i>” nitelikte olması gerekmektedir.</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi’nin, E.1990/12, K. 1991/7 sayılı kararında belirtildiği üzere, <i>“devletin kamu gücünün, emretme yetkisinin kullanılması, genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gereken hususlardan</i>”dır. İdari tedbir ve yaptırım uygulama gibi icrai işlemler Devletin emretme yetkisinin kullanılması kapsamında olup genel idare esaslarına göre memurlar veya diğer kamu görevlileri tarafından yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerdendir.</p>

<p>11. Gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde kesimhanelerde ve et parçalama işlemi yapılan yerlerde gerçekleştirilecek muayene, kontrol ve denetim hizmetlerinin, <i>“idari kolluk”</i> faaliyetleri kapsamında Devletin görevleri arasında yer aldığı ve kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bununla beraber, bu kapsamdaki hizmetlerin, asli yetki ve sorumluluk ile idari yaptırım uygulama yetkisi idarede kalmak üzere özel kişilerce yerine getirilmesinin öngörülmesi; bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir.</p>

<p>12. İtiraz konusu kuralda, kesimhanelerde kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmi kontrolleri gerçekleştirmek üzere yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirilebileceği öngörülmüştür.</p>

<p>13. Resmi kontrollerin kapsamı ve kontrol esasları da, Kanun’un 31. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiş, maddenin (10) numaralı fıkrasında da Bakanlığın bu Kanun kapsamındaki görev ve yetkilerini işbirliği, yetki devri ve hizmet alımı yoluyla yerine getirebileceği belirtilmiştir. Buna göre Bakanlık, Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilecek; bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebilecek veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilecektir.</p>

<p>14. Yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin kontrol görevlisi kapsamında değerlendirilebilecekleri açık olmakla birlikte, görevlendirme usul ve esaslarına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından sahip oldukları yetkiler konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralın ve kuralın yer aldığı maddenin bir bütün olarak incelenmesinden, yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin Kanun’un 31. maddesinin (10) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği belirli olmayıp, Devletin temel görevlerinden biri olan gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde yetkilendirilmiş veteriner hekimlere gördürülecek denetim ve kontrol hizmetlerinin kapsamının ve sınırlarının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural, belirlilik ilkesini ihlal etmekte ve bu belirsizlik itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 128. maddesi yönünden incelenmesini olanaksız kılmaktadır.</p>

<p>15. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>16. Serdar ÖZGÜLDÜR ile Serruh KALELİ bu sonuca farklı gerekçeyle katılmışlardır.</p>

<p><strong>IV- YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>17. Başvuru kararında, itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ve uygulanması durumunda giderilmesi güç ya da olanaksız zararlar doğacağı belirtilerek yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talep edilmektedir.</p>

<p>18. 11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresine yönelik iptal hükmünün yürürlüğe girmesinin ertelenmesi nedeniylebu ibareye ilişkin yürürlüğün durdurulması talebinin REDDİNE, 26.5.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>19. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “<i>Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.”</i> denilmekte, 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak, Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi, bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>20. 11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” </i>ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun'un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI- HÜKÜM</strong></p>

<p>11.6.2010 tarihli ve 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan <i>“…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, iptal hükmünün,Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK ALTI AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, 26.5.2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Osman Alifeyyaz PAKSÜT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Alparslan ALTAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Erdal TERCAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>DEĞİŞİK GEREKÇE</strong></p>

<p>“Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu Tasarısı” Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce (TBMM) 11.6.2010 tarih ve 5996 sayılı Kanun olarak kabul edilmiş ve 13.6.2010 tarih ve 27610 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Bu Kanun’un 31. maddesinin (8) numaralı fıkrasında yer alan “…veya yetkilendirilmiş veteriner hekim…” “Et parçalama işlemi yapılan yerler” yönünden ibaresinin Kanun Tasarı’nda yer almadığı ve bu düzenlemenin TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nca (Alt Komisyonca önerilip bu komisyonca benimsenmiş) Tasarı metnine eklendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Anayasa’nın 88. maddesinde “Kanun teklif etmeye Bakanlar Kurulu ve milletvekilleri yetkilidir.</p>

<p>Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir.” denilmektedir. Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının ihlâli sonucu bir yasalaştırma söz konusuysa, bu konudaki ihlâl Anayasa’nın 148. maddesi anlamında bir “şekil sakatlığı”na değil, doğrudan 88. maddesine aykırı düşer ve yapılacak anayasal denetimin, “şekil bakımından” değil, “esas bakımından” söz konusu olması gerekir. 88. maddenin ikinci fıkrasındaki “Kanun tasarı ve tekliflerinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülme usul ve esasları İçtüzükle düzenlenir” hükmünün de, bu açıklama çerçevesinde yorumlanması ve bu düzenlemenin aynı maddenin birinci fıkrasındaki anayasal hüküm doğrultusunda anlaşılması ve hüküm ifade etmesi gerekir. Yani, birinci fıkraya aykırı bir durum söz konusu ise artık ortada doğrudan bir Anayasa ihlâli söz konusu olacak ve Anayasa’nın bu hükmünün bir tekrarından ibaret olan TBMM İçzüğü’nün 35. maddesinin ihlâli nedeniyle, Anayasa’nın 148. maddesinde belirtilen (ve son oylamaya ilişkin olmadığından kanunun iptalini gerektirmeyen) bir şekil sakatlığından ve şekil denetiminden değil; 88. maddenin birinci fıkrasının ihlâli sonucu esası ilgilendiren bir sakatlıktan ve esas denetimden söz edilebilecektir.</p>

<p>Davanın somutu ile ilgili olarak düzenleme öngören TBMM İçtüzüğü’nün “Komisyonların yetkisi, toplantı yeri ve zamanı” başlıklı 35. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir: “Komisyonlar, kendilerine havale edilen kanun tasarı ve/veya tekliflerini aynen veya değiştirerek kabul veya reddedebilirler; birbirleriyle ilgili gördüklerini birleştirerek görüşebilirler ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca kendilerine ayrılan salonlarda toplanırlar.</p>

<p>Ancak, komisyonlar, 92 nci maddedeki özel durum dışında kanun teklif edemezler, kendilerine havale edilenler dışında kalan işlerle uğraşamazlar. Başkanlık Divanının kararı olmaksızın Genel Kurulun toplantı saatlerinde görüşme yapamazlar ve kanun tasarı ve tekliflerini bölerek ayrı ayrı metinler halinde Genel Kurula sunamazlar…”</p>

<p>İçtüzüğün 35. maddesinin yukarıdaki açık metninden de açıkça anlaşılacağı üzere, komisyonların kendilerine havale edilen kanun tasarı ve tekliflerini görüşme yetkileri sınırlandırılmış olup, komisyonların İçtüzüğün 92 nci maddesindeki özel durum dışında (genel veya özel af ilanını içeren kanun tasarı ve teklifleri) kanun teklif etme yetkileri yoktur.</p>

<p>Yukarıda belirtilen kural “Et parçalama işlemi yapılan yerler” yönünden Tasarı metninde yer almadığı halde, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu’nca metne ilave edilerek kanunlaştırıldığından; kuralın Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasına (dolayısıyla da bu hükmün açıklanması mahiyetinde bulunan TBMM İçtüzüğü’nün 35 inci maddesine) açıkça aykırı düşmektedir.</p>

<p>Anayasa’nın 88. maddesinin birinci fıkrasının açık âmir hükmü karşısında, TBMM İçtüzüğü’nün 87 nci maddesi gerekçe gösterilerek, görüşülmekte olan bir tasarı veya teklifin konusu olmayan “başka” kanunlarda ek ve değişiklik getiren “yeni bir kanun teklifi mahiyetindeki” değişikliklerin “Genel Kurul” tarafından da yapılamayacağı açıktır.</p>

<p>Anayasa’nın 148. maddesindeki “Kanunların şekil bakımından denetlenmesi, son oylamanın, öngörülen çoğunlukla yapılıp yapılmadığı… hususları ile sınırlıdır…” hükmünün de bu belirlemeye etkisinin olamayacağı kuşkusuzdur. Gerçekten, 88 nci maddenin birinci fıkrasına açıkça aykırı bir yasama faaliyeti sözkonusu olduğundan, Genel Kurulca öngörülen çoğunlukla yapılacak bir “son oylama”nın belirtilen Anayasa’ya aykırılığı düzelteceği kabul edilemez. Ancak 88 inci maddenin birinci fıkrasına uygun bir yasama faaliyeti içerisinde 148 inci maddedeki “şekil denetimi” kuralı işletilebilir. Davanın somutunda ise yukarıda açıklandığı üzere, aksi yönde bir yasama faaliyeti bulunduğu görüldüğünden; 148 inci maddenin bu davanın somutunda uygulama kabiliyeti bulunmamaktadır. (Bu konudaki bir inceleme için bkz.: Torba Yasalar ve Yasama sürecindeki İçtüzük Hükümlerinin Şekil Denetimi Sorunu, Hıfzı DEVECİ, TBB Dergisi, 2015 (117) s. 55-90)</p>

<p>Esasen Anayasa Mahkemesinin 25.12.2008 tarih ve E.2008/71, K.2008/183 sayılı kararına (RG 9.4.2009, Sayı:27195) konu iptal davası başvurusunun içeriğinden de, bu şekildeki bir uygulamanın TBMM İçtüzüğü’nün 35. maddesine aykırı düştüğünün TBMM Başkanlığınca saptandığı ve ilgili komisyona kabul edilen tasarı metninin iade edilmesine karşılık, ilgili komisyonca iade edilen tasarı metninin yeniden bir üst yazı ile Genel Kurulun onayına sunulmak üzere TBMM Başkanlığına geri gönderildiği ve akabinde yasalaştığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; anılan kuralın Anayasa’nın 88. maddesine aykırı düşmesi nedeniyle iptali gerektiği kanaatine vardığımızdan; çoğunluğun iptal kararına bu gerekçeyle katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="27530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2012/76 esas - 2013/44 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20.3.2013 tarihli, 2012/76 esas - 2013/44 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anayasa Mahkemesi Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı: 2012/76</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı: 2013/44</strong></p>

<p><strong>Karar Günü: 20.3.2013</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN : Danıştay</strong> Onuncu Daire</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU : 11</strong>.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun;</p>

<p>1- 10. maddesinin (6) ve (15) numaralı fıkralarının,</p>

<p>2- 31. maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarının,</p>

<p>Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi istemidir.</p>

<p><strong>I- OLAY</strong></p>

<p>8.4.2011 günlü, Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik’in bazı maddelerinin iptali istemiyle açılan davada, anılan Yönetmeliğin dayanağını oluşturan itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptalleri için başvurmuştur.</p>

<p><strong>II- İTİRAZIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararının gerekçe bölümü şöyledir:</p>

<p><i>“….</i><i>tarafından; 8.4.2011 tarih ve 27899 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmeliğin, 4. maddesinin 1. fıkrasının (c), (l), (m), (n) ve (r) bentleri; 5. maddesinin 2. fıkrası; 5. maddesinin 4. fıkrasının (a), (b) ve (c) bentleri; 12 maddesinin 1. fıkrasının (n), (o), (p), (r), (s), (ş), (u), (ü) ve (v) bentlerinin; 12. maddesinin 2. ve 3. fıkraları; 15. maddesi; 16. maddesinin 4. fıkrası; 17. maddesinin 3. ve 4. fıkraları; 22. maddesi; 23. maddesinin 1. ve 9. fıkraları; 24. maddesinin 4., 8. ve 9. fıkraları; 25. maddesinin 1. fıkrasının (c), (ı), (i), ve (s) bentleri; 26. maddesinin 2. fıkrası; 30. maddesinin 1. ve 2. fıkraları; 32. maddesinin 3. fıkrasının (a) bendi; 34. maddesi; 35. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi ile 3. fıkrasının (e) bendi; 38. maddesinin 4., 6. ve 9. fıkraları; 39. maddesi; 40. maddesi; 41. maddesi; 42 maddesinin 1. fıkrası; 43. maddesinin 2. fıkrası; 44. maddesinin 1. fıkrasının (ğ), (h), (ı) ve (k) bentleri; 46. maddesinin 1. fıkrasının (b), (d), (e), (g), (ğ), (i) ve (ı) bentleri; 47. maddesinin 1. fıkrası; 50. maddesinin 1. fıkrasının (d), (g), (ğ), (ı), (j), (k) ve (l) bentleri ile 2. fıkrası; 53. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi; 54. maddesinin 1. fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d) bentleri; 55. maddesinin 1. fıkrasının (c) bendi; 56. maddesi; 60. maddesi; 61. maddesinin 3. ve 4. fıkraları; 68. maddesinin 1. fıkrasının (a), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentleri; 69. maddesinin 2. fıkrası ve 70. maddelerinin iptali ve yürütülmelerinin durdurulması istemiyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na karşı açılan davada, öncelikle dava konusu Yönetmeliğin dayanağı 5996 sayılı Yasanın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkraları ile aynı Yasa’nın 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının Anayasaya uygun olup olmadığı incelendi, gereği görüşüldü:</i></p>

<p>5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun “Zootekni” başlıklı 10. maddesinin 6. fıkrasında, “Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.”; 15. fıkrasında, “Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.” kuralına ver verilmiştir.</p>

<p>Yasa’nın “Resmi kontroller, itiraz hakkı ve resmi sertifikalar” başlıklı 31. maddesinin 10. fıkrasında, “Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.”; 11. fıkrasında, “Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p><i>5996 sayılı Yasa’nın 10. maddesine dayanılarak hazırlanan dava konusu Yönetmelikle Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na ait kimi yetkiler birlikler ve merkez birliklerine devredilmiş bulunduğundan; Yasanın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkraları ile 31. maddesinin 10. ve 11. fıkraları bu haliyle, bakılan davada uygulanacak kural niteliğinde bulunmaktadır.</i></p>

<p>I- Yasa’nın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının, Anayasa’nın 7. ve 124. maddeleri yönünden incelenmesi:</p>

<p><i>Hayvan yetiştiricilerinin üstün verimli hayvanlar yetiştirmek için kendi aralarında teşkilatlanarak, gerek yurt dışından ithal edilen, gerek yurt içinde yetiştirilen ve gerekse yerli ırk hayvanların genetik potansiyellerinin geliştirilmesi, verimlerinin artırılması, yerli ırk gen kaynaklarının korunması, bunların soykütüğü ve ön soykütüğü kayıtlarının tutulması, belgelendirilmesi ve bu kayıtlara esas teşkil edecek verim kontrollerinin yapılması, sigorta işlemlerinin yapılması, üyelerin eğitimlerinin sağlanması, üyeler arasında yarışmalar düzenlenmesi, üye ihtiyaçlarının temin ve tedariki ile her türlü üretimin analiz ve kontrolünden sonra yurt içi ve yurt dışında pazarlanması, ürünlerin değerlendirilmesi için gerekli tesislerin kurulması, kiralanması ve işletilmesi gibi hususlar ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nca belirlenecek her türlü hayvan ıslahı çalışmalarının yapılması amacıyla kurulacak birliklerin kuruluş ve hizmetleri ile ilgili esas ve usulleri belirlemek amacıyla Islah Amaçlı Hayvan Yetiştirici Birliklerinin Kurulması ve Hizmetleri Hakkında Yönetmelik yürürlüğe konulmuş, üretimin ekonomik olması amacına yönelik çalışmalar ve araştırmalar yapan, üyelerini ulusal ve uluslararası düzeyde temsil eden ve işbirliği yapan, üyeleri kurum ve kuruluşlar ile gerçek ve tüzel kişiliği haiz yetiştiricilerden oluşan tüzel kuruluşlar dava konusu Yönetmelik kapsamına alınmıştır.</i></p>

<p><i>Yönetmelikle; ıslah amaçlı yetiştirici birliklerinin kuruluş, çalışma konuları, organları ve bu organların oluşumu, çalışma usulleri ile birliklerin bir araya gelerek oluşturacakları merkez birlikleri, birliklerin merkez birlikleri ile olan ilişkileri, birliklerin ve merkez birliklerinin denetimi ile tüzel kişiliğin sonlanacağı haller ve bunların ne şekilde olacağı gibi konular düzenlenmiş, bu kapsamda, Yasa’da kurulabileceği öngörülen birlikler ve merkez birlikleriyle ilgili bu alan kapsamlı bir şekilde düzenlenmiştir.</i></p>

<p><i>Aynı Yönetmeliğin 3. maddesinde “Birlik”, her türden hayvan için ıslah esas olmak üzere, yetiştirme, pazarlama faaliyetlerini gerçekleştirmek amacıyla, gerçek ve tüzel kişiliği haiz yetiştiriciler ile kurum ve kuruluşların oluşturdukları birlikler; “Merkez birliği” ise il yetiştirici birliklerinin bir araya gelerek oluşturdukları ve faaliyetleri tüm yurdu kapsayacak şekilde her türden hayvan için ayrı kurulmuş merkez birlikleri olarak tanımlanmıştır. Yönetmeliğin 5. maddesinin 1. fıkrasında da; gerçek veya tüzel kişilerin, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabileceği belirtildikten sonra 2. fıkrada, “Bir birliğin kurulabilmesi için aynı tür, ırk veya hattan hayvanlarla çalışan, kuruluş belgesinde belirlenen üyelik şartlarını haiz yedi yetiştiricinin bağlı bulundukları il müdürlüğüne yazılı olarak başvurmaları gerekir. Kuruluş izni alan birlik ana sözleşme özetini Ticaret Sicil Gazetesinde yayımlatır ve üç ay içinde en az yirmi beş üye ile kuruluş genel kurul toplantısını yapar. Kuruluş genel kurul toplantısını yapmayan birliğe bir kereye mahsus olmak üzere üç ay daha ek süre verilir. İkinci üç ay içerisinde kuruluş genel kurulunu yapamayan birlik fesih edilmiş sayılır. Kuruluş genel kurulunu yapan birlik 1 inci maddede belirlenen amaçlar doğrultusunda faaliyetlerine başlar. Birliğin çalışma adresi il merkezidir. Ancak potansiyeli olan ilçelerde şube açılabilir.” hükmüne yer verilmiştir. Anılan Yönetmeliğin 4. maddesinde, birliklere, merkez birliğine üye olma zorunluluğu getirilmiş ve 68. madde ile iflas, birlik genel kurul kararı ve maddede gösterilen diğer nedenler yanında merkez birliğine üye olmama hali de (belirli koşullar altında) bir dağılma nedeni olarak belirlenmiş, 7. madde ile birliğin sermayesinin değişebilir olacağı kural altına alındıktan sonra Yönetmeliğin 71. maddesiyle birlik ve merkez birliği hakkında, 5996 sayılı Yasa ve dava konusu Yönetmelikte hüküm bulunmayan haller ile vergi mevzuatı açısından 1163 sayılı Kooperatifler Kanunu’nun uygulanacağı öngörülmüştür.</i></p>

<p><i>Görüldüğü üzere Yasada özel hukuk hükümlerine tabi “organizasyonlar” olarak nitelenen birlikler hakkında başkaca bir tanımlama ve niteleme yapılmamış; bu alan, hukuki çerçevesi belirsiz bir şekilde, tamamıyla idarenin düzenleyici işlemine bırakılmıştır.</i></p>

<p><i>Oysa, 5996 sayılı Yasa’nın 47. maddesinin 6. fıkrası ile yürürlükten kaldırılan 4631 sayılı Hayvan Islahı Kanunu’nun 4. maddesinde, “... Islah, yetiştirme ve pazarlama amacı ile tüzel kişiliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi kooperatif nitelikli birlikler kurulabilir...Birliklerin organları genel kurul, yönetim kurulu ve denetleme kurulundan oluşur...” hükmü ile birlikler hakkında kooperatif nitelemesi yapılmış ve yine aynı maddede, birlik organlarının nelerden ibaret olacağı açıkça sayılarak, söz konusu tüzel kişiliklerin hukuki statüsü belirli bir çerçeve içerisine alınmak ve temel ilkeleri belirlenmek suretiyle idarenin düzenleme alanı ortaya konulmuştur.</i></p>

<p><i>Anayasanın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez” kuralına yer verilirken, Anayasanın 8. maddesinde, yürütme yetkisi ve görevinin Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılıp, yerine getirileceği hükmüne yer verilmiştir. 124. madde ise, “Başbakanlık, bakanlıklar ve kamu tüzelkişileri, kendi görev alanlarını ilgilendiren kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak şartıyla, yönetmelikler çıkarabilirler.” kuralını içermektedir.</i></p>

<p><i>Egemenliğin sahibi olan Millet adına yetki kullanan yasama organı, “yasama” erkinin aslî sahibidir. Böyle bir yetkiden kendi iradesiyle bile vazgeçmesi söz konusu olamaz. Bu nedenle öğretide, Anayasa’da yasama yetkisinin devredilemeyeceği yolunda bir kural olmasaydı dahi, yasama yetkisinin devredilemeyeceği kabul edilmektedir. Çünkü kamu hukukunda hiçbir Devlet organı, Anayasa ve yasalardan aldığı bir yetkiyi, bu metinlerde açık bir izin olmadıkça başka bir Devlet organına devredemez.</i></p>

<p><i>Yasama organı, yasa yaparken konuyla ilgili bütün olasılıkları göz önünde bulundurarak (kazuistik biçimde) ayrıntılara ait kurallar koymak yetkisine sahip ise de; zamanın gereklerine göre sık sık değişen önlemler alınmasına veya alınan önlemlerin kaldırılmasına ve yerine göre yeniden konulmasına gerek duyulan hallerde, yasama faaliyetinin yavaş işlemesi ve günlük olayları izleyerek zamanında önlem almasının güçlüğü karşısında; yasa koyucunun, konunun esaslı unsurlarını yasa ile belirledikten sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin bulunan hususların düzenlenmesi için yürütme organına yetki vermesinin, yasama yetkisinin devri niteliğinde değerlendirilemeyeceği açıktır.</i></p>

<p><i>Yasama yetkisi asli bir yetki olduğundan ve Türk hukukunda yasayla düzenleme alanı konu itibariyle sınırlandırılmadığından (yasama yetkisinin genelliği) yasama organı dilediği alanı kuşkusuz Anayasa ilkelerine uygun olmak koşuluyla düzenleme yetkisini haizdir.</i></p>

<p><i>Bu çerçevede, yasa koyucu tarafından daha önce var olmayan yeni bir özel hukuk tüzel kişiliği formatı oluşturulabilmesine de engel bir durum bulunmamakla birlikte; bu yapılırken, söz konusu tüzel kişiliğin nitelemesi de yapılarak tabi olacağı hukuki rejimin çerçevesinin çizilmesi, temel ilke ve kurallarının belirlenmesi gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Zira, yasayla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların yasa metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.</i></p>

<p><i>Yürütmenin düzenleme yetkisinin, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetki olması nedeniyle Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, yasalarla düzenlenmemiş bir alanda, yasa ile yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilmesi mümkün bulunmamaktadır.</i></p>

<p><i>Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir. Diğer bir anlatımla, türevsel bir yetki olan idarenin düzenleme yetkisi, Yasa izlenerek (takip edilerek) kullanılabileceğinden; yasal düzenlemenin olmadığı bir alanda yürütmeye ilk elden düzenleme yetkisi tanınmasına olanak bulunmamaktadır. Aksi durum “yasama yetkisinin devredilmezliği” ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</i></p>

<p><i>5996 sayılı Yasa’nın değinilen kuralları ile özel hukuk hükümlerine tabi olarak kurulmasına imkan tanınan ve “organizasyon” olarak nitelenen bu birliklerin organlarının neler olacağı ve hangi hukuki çerçeve içerisinde faaliyette bulunacakları yasama organınca kural altına alınmamıştır. Yasa’da geçen “özel hukuk hükümlerine tabi” ifadesi ile yetinilerek, geriye kalan hususlardaki düzenleme yetkisinin Yönetmeliğe bırakılması ile ya (hukukumuzda herhangi bir tanımı bulunmayan) “organizasyon” kavramının içeriğinin doldurulmasına ve anlamlandırılmasına, böylece; idarece, yasal çerçevesi bulunmayan bir alanda yeni bir özel hukuk tüzel kişiliği tanım ve şekillendirmesi yapılabilmesine olanak sağlanmakta ya da bu birliklerin; idarece (ve idarenin serbestçe gerçekleştireceği bir tercih ile) dernek, vakıf, ticaret ortaklığı gibi yasalaştırılmış bir alan içerisinde yer alan özel hukuk formlarından herhangi bir veya birkaçına dair çerçeve kapsamında değerlendirilebilmesi veya sınırlandırılabilmesine, böylece; yasalaştırılmış bir alan içerisinde yer alan kuralların, bu kurallardan bağımsız bir biçimde, hangi durum veya durumlarda uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin bir tercihte bulunabilme hak ve yetkisi tanımış olmaktadır.</i></p>

<p><i>Her iki halde de yasa koyucu tarafından idareye özerk bir düzenleme alanı bırakılmış ve bu konudaki yasama yetkisi fiilen idareye devredilmiş bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>Nitekim, Yasanın anılan maddesiyle idareye tanınan yetki kapsamında, dava konusu Yönetmeliğin, yukarıda aktarılmış bulunan, 71. maddesi ile birlikler ve merkez birlikleri hakkında 5996 sayılı Yasa ve Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Kooperatifler Kanunu’nun uygulanacağı kuralı getirilmiş, böylece; normlar hiyerarşisinde daha aşağıda yer alan bir düzenleme ile üst normun uygulanıp uygulanmayacağı kararlaştırılmıştır. Kuşkusuz, yasa ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak ve bunlara aykırı olmamak üzere kullanılabilecek olan yönetmelikle düzenleme yetkisinin sınırı, üst hukuki düzenlemelerdir ve yönetmelikle; yasa veya yasaların, kapsamlarına dahil olan konulardan hangilerine uygulanıp hangilerine uygulanmayacağına ilişkin bir tercihte bulunulmasına ve idareye böyle bir tercihte bulunabilme yetki ve serbestisinin, Yasa ile dahi olsa, tanınmasına olanak bulunmaması gerekmektedir.</i></p>

<p><i>Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde, Yasa’da “organizasyon” olarak adlandırılan ancak hukuki statüsüne ilişkin herhangi bir çerçeve çizilmiş bulunmayan birlikler ve merkez birlikleriyle ilgili olarak ikincil konular yanında asli unsurların da idarece belirlenip kurallaştırmasını öngören 5996 sayılı Yasa’nın 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının, mevcut düzenleniş biçimleriyle, yasa koyucu tarafından kullanılması gereken yetkilerin de idarece kullanılmasını öngördüğü kanısına varıldığından; yasama yetkisinin devredilmezliğini öngören Anayasa’nın 7. maddesine ve yönetmeliklerin, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılacağını düzenleyen 124. maddesine aykırı oldukları sonucuna varılmaktadır.</i></p>

<p>II- Yasa’nın 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddeleri yönünden incelenmesi:</p>

<p><i>a- Yasa kurallarının Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Yasa’nın 31. maddesinin 10. fıkrasında, Bakanlığın, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabileceği; bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebileceği veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebileceği; 11. fıkrasında ise, bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği hükmü yer almaktadır.</i></p>

<p><i>Maddenin 10. fıkrasında yer alan “... bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere...” ifadesiyle devredilebilecek yetkilerin yasal çerçevesinin çizilmiş olduğunu söylemeye olanak bulunmamaktadır. Anılan kurallarla; yasada açıkça öngörülmüş, yazılı, hiyerarşik asta yapılmış ve kısmi olması gereken yetki devrine konu işlerin, kapsam, sınır ve içeriğinin belirsiz bir şekilde idarece belirlenmesinin öngörülmesi, yasama yetkisinin devredilmezliği kuralının ihlali sonucunu doğurmaktadır.</i></p>

<p><i>Dolayısıyla, anılan Yasa kuralları Anayasa’nın 7. maddesine ve yönetmeliklerin, kanunların ve tüzüklerin uygulanmasını sağlamak üzere çıkarılacağını düzenleyen 124. maddesine aykırı bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>b- Yasa kurallarının Anayasa’nın 123. maddesine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Anayasanın 8. maddesinde ise, yürütme yetkisi ve görevinin, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından Anayasa ve yasalara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği; 113. maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, idarenin, kuruluş ve görevleriyle bir bütün olduğu ve yasayla düzenleneceği hükme bağlanmıştır.</i></p>

<p><i>Anayasa, yürütme görev ve yetkisinin, yasalar çerçevesinde yerine getirileceğini açıklamakla yetinmeyip; idare kuruluşunun her bir öğesinin de yasayla düzenlenmesini emretmektedir, idare teşkilatı ile görev ve yetkilerinin yasayla düzenlenmesi öngörüldüğü gibi; ajanlara, vergilere ve mallara ilişkin statülerin de yasal nitelikte olması gerekmektedir. Bu bakımdan, idare onu yetkili kılan “yasa”ya dayanarak hizmette bulunabilir. Bu nedenledir ki, idare hukukunda yetkisizlik kural, yetkili olmak istisnadır. Dolayısıyla, yetki devri de istisnai niteliktedir.</i></p>

<p><i>Ancak idarenin yasallığı ilkesi, idari kuruluşun tümü ve bütün ayrıntıları ile yasa koyucu tarafından düzenlenmesi zorunluluğunu gerektirmeyip; sadece öğelerinin temel kurallarının ve güvence hükümlerinin yasada yer almasını zorunlu kılar. Nitekim Anayasanın 113. maddesinde, Bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri, yetkileri ve teşkilatının yasayla düzenleneceği; 123. maddesinde, kamu tüzel kişiliğinin, ancak yasayla veya yasanın verdiği açık yetkiye dayanılarak kurulacağı belirtilmek suretiyle, idarenin kuruluşunda her noktanın mutlaka yasa hükmüne bağlanmasını şart koşmamış ya da bu alanda yürütme ve idarenin düzenleme yapmasını yasaklamamıştır. Bu itibarla, yasal yetkiye dayanarak ve yasalar ile Anayasa çerçevesinde olmak kaydıyla, yürütme ve idare de, kendi işleviyle ilgili alanda yeni ve ayrıntılı kurallar koyabilirler. Böyle bir düzenlemenin “yasallık” ilkesine aykırı bir yönü yoktur.</i></p>

<p><i>Diğer yandan, yasama erkinin aksine yürütme erkinin, bir yetki olduğu kadar yükümlülüğü de içermesi nedeniyle, idarenin, yasayla kendisine tevdi edilen görev ve yükümlülükleri tümüyle devretmesi, diğer bir anlatımla kamu hizmetini ifadan vazgeçmesi mümkün bulunmamaktadır. Aksi durumun, gerek yetki devrinin istisnailiği, gerekse idarenin yasallığı ilkesine; dolayısıyla Anayasanın yukarıda anılan hükümlerine aykırı düşeceği açıktır.</i></p>

<p><i>Nitekim, Anayasa Mahkemesi’nin 27.4.1993 tarih ve E:1992/37, K:1993/18 kararında da, öğretide kabul edildiği üzere, yetki devrinin “kısmi” olması gerektiği ve “bazı önemli yetkilerin devir konusu yapılamayacağı” vurgulanarak, Yasada biçimi ve sınırları belirli bir yetki devri öngörüldüğü gerekçesiyle iptal isteminin reddine karar verilmiştir.</i></p>

<p><i>5996 sayılı Yasa ile Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’na tanınan kamusal yetkilerin kısmen veya tamamen, belirgin bir sınır ve kural getirmeksizin herhangi bir kuruluş veya kişiye tamamen veya kısmen devredilebileceği öngörülmüştür.</i></p>

<p><i>Dolayısıyla, itiraza konu Yasa kurallarıyla, Bakanlığın tarım ve hayvancılıkla ilgili yetkilerinin, belirgin herhangi bir sınırlama veya istisna konulmaksızın Bakanlık teşkilatı içinde yer almayan, Bakanlık ile hiyerarşik ilişki içinde olmayan kişi ve kuruluşlara devrine olanak sağlanmıştır. Bu nedenle, anılan kurallar, “yetki devri” kurumunun kapsam ve mahiyetine açıkça aykırılık teşkil ettiği gibi, idarenin yasallığını düzenleyen Anayasanın 123. maddesine de aykırı düşmektedir.</i></p>

<p><i>Bu nedenle anılan Yasa kurallarının Anayasa’nın 123. maddesine aykırı olduğu sonucuna varılmaktadır.</i></p>

<p><i>c- Yasa kurallarının Anayasa’nın 128. maddesine uygunluğu:</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 2. maddesinde, Türkiye Cumhuriyetinin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Hukuk devleti, yönetilenlere hukuk güvencesi sağlar. Bu bağlamda yasa koyucu sosyal yaşamı düzenlemek için kamu yararı amacı ile kimi kurallar koyabilir. Zaman içinde değişen toplumsal gereksinmeleri karşılamak, kişi ve toplum yararının zorunlu kıldığı düzenlemeleri yapmak, toplumdaki değişikliklere koşut olarak bu yönde alınan önlemleri güçlendiren, geliştiren, etkilerini daha çok artıran ya da tam tersine bunları hafifleten veya tümüyle ortadan kaldıran işlemlerde bulunmak, yasa koyucunun görevidir.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 45. maddesinde, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların korunması ve desteklenmesi Devlete ödev olarak verilmekte, ancak bu tedbirlerin türü ile uygulanma yöntemi yasa koyucunun takdirine bırakılmaktadır.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın 128. maddesinde de “Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür....” denilmektedir.</i></p>

<p><i>Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını ya da çıkarını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır.</i></p>

<p><i>Anayasa’nın Devlete yüklediği tarım ve hayvancılıkla ilgili ödevler çerçevesinde, hayvansal üretim çalışmalarında bulunmak ve/veya bu konularda girişimde bulunanları teşvik ve/veya destekleme yoluyla yüksek vasıflı hayvan ırklarının yaygınlaştırılmasını sağlamak ve üretimin insan sağlığı ve çevreyi koruyucu yöntemlerle yapılmasını sağlayıp buna ilişkin hususların denetlenmesine yönelik işlemler gerçekleştirmek, kamu hizmeti niteliğine sahip bulunmaktadır.</i></p>

<p><i>Yasa’nın anılan kuralları ile Bakanlığın bu konuda haiz olduğu yetkileri uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversitelerden Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmını tamamen veya kısmen devredebileceği veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebileceği öngörülmekte; Bakanlığın devir yaptığı kuruluşları denetleyeceği belirtilmektedir.</i></p>

<p><i>Madde gerekçesinde ise devir yapılacak yetkilerin cezai yaptırımların uygulanması haricindeki yetkiler olduğu ifade edilmiştir.</i></p>

<p><i>Buna göre, söz konusu Yasa kuralları ile Bakanlığın denetim ve gözetime ilişkin yetkilerinin de devrinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır. Kolluk faaliyetine ilişkin olan bu görevler ise genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli kamu hizmetlerinden olup; Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerekmektedir. Madde ise kamu tüzel kişileri dışında gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine, vakıf, kooperatif ve birliklere de kısmen veya tamamen yetki devrini öngördüğünden, Bakanlığa ait olan bu yetkinin tamamen devri olanaklı değildir. Bu nedenle, Yasa’nın anılan kuralları, Anayasa’nın 128. maddesiyle bağdaşmamaktadır.</i></p>

<p>III- SONUÇ ve İSTEM</p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle ve bir davaya bakmakta olan mahkemenin, o dava sebebiyle uygulanacak yasa kuralının Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına götüren görüşünü açıklayan kararı ile Anayasa Mahkemesine başvurulması gerektiğini düzenleyen 2949 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 28. maddesinin 2. fıkrası gereğince, yukarıda açıklanan gerekçelerle; 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 10. maddesinin 6. ve 15. fıkralarının Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine; 31. maddesinin 10. ve 11. fıkralarının Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu kanısına ulaşılması nedeniyle Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasına; dosyada bulunan belgelerin onaylı bir örneğinin Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na gönderilmesine 28.5.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.”</i></p>

<p><strong>III- YASA METİNLERİ</strong></p>

<p><strong>A- İtiraz Konusu Yasa Kuralı</strong></p>

<p>5996 sayılı Kanun’un itiraz konusu kuralları da içeren 10. ve 31. maddeleri şöyledir:</p>

<p><i>“<strong>Zootekni</strong></i></p>

<p><strong><i>MADDE 10-</i></strong><i> <strong> </strong>(1) Bakanlık, hayvan ıslahı, hayvan gen kaynaklarının korunması, geliştirilmesi, damızlık amaçlı hayvanların yetiştirilmesi, kayıt altına alınması, ön soy kütüğü ve soy kütüklerinin oluşturulması ve belgelendirilmesi gibi zootekni konularında düzenleme yapmaya, hayvan yarışları düzenlemeye, yurt içinde ve yurt dışında düzenlenen hayvan yarışları üzerine yurt içinden ve yurt dışından müşterek bahis kabul etmeye yetkilidir.</i></p>

<p><i>(2) Damızlık hayvan yetiştiricileri, damızlık hayvanlar ile ilgili Bakanlıkça talep edilen kayıtları tutmak ve istenildiğinde Bakanlığa bildirmek zorundadır.</i></p>

<p><i>(3) Hayvanların üremesinde kullanılan sperma, ovum, embriyo, damızlık yumurta, ipek böceği tohumu, larva ve oğul gibi ürünleri üretenler, depolayanlar ve dağıtanlar Bakanlıktan izin almak zorundadır. Üreme ürünlerinin uygulanmasına ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(4) Bakanlık, damızlık hayvanların ve üreme ürünlerinin genetik özelliklerinin değerlendirilmesi, performanslarının izlenmesi ve sağlık şartları ile ilgili usul ve esasları belirler.</i></p>

<p><i>(5) Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunmasına yönelik tedbirleri alır, uygular veya uygulatır.</i></p>

<p><i><strong>(6)</strong> <strong>Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.</strong></i></p>

<p><i>(7) Bakanlık, hayvan ırklarının tescili ile ilgili iş ve işlemleri belirler ve yürütür. Tescil edilen hayvanların sınaî mülkiyet hakları bunları tescil ettiren gerçek ve tüzel kişilere veya onların kanunî temsilcilerine aittir.</i></p>

<p><i>(8) Damızlık, yarış ve gösteri amaçlı hayvanların belgelendirilmesi zorunludur. Belgelendirmeye ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile belge modelleri Bakanlıkça belirlenir. Yarış ve gösteri belgesi bulunmayan hayvanlar yarışlara katılamaz ve gösteri amaçlı kullanılamaz.</i></p>

<p><i>(9) Damızlık belgesi ve soy kütüğü kaydı bulunan ve yetiştirmede kullanılan hayvanlar damızlık özelliğini sürdürdüğü sürece amacı dışında kullanılamaz. Bu hayvanlar gerektiğinde kurulan komisyon marifetiyle bedeli ödenmek üzere Bakanlıkça satın alınır.</i></p>

<p><i>(10) Gebe olarak ithal edilen safkan kısraklardan doğan tayların soy kütüğüne kaydı için, gebe kısrağın kendi ırkından bir aygırla tohumlandığını gösteren menşe ülke yetkili makamlarınca verilmiş bir aşım sertifikası istenir. Safkan olmayan atlar, soy kütüğüne kayıt edilmemiş safkan Arap ve İngiliz ana ve babadan doğan taylar, kendi ırkının özelliklerini göstermeyeceği anlaşılan iyi gelişmemiş ve safkan özelliklerinden önemli sapma gösteren taylar ile Bakanlıkça belirlenen diğer özellikler ve şartları taşımayan taylar soy kütüğüne kayıt edilmez ve bunlara pedigri verilmez.</i></p>

<p><i>(11) Soy kütüğüne kayıt edilip damızlık belgesi ya da pedigrisi verilen atların, lüzum görüldüğünde Bakanlıkça görevlendirilen uzman heyetçe kan grubu ve/veya DNA testleri ile ana-baba doğrulaması ve morfolojik yönden muayeneleri yapılabilir. Test ve muayeneler neticesinde, safkan olmadıkları tespit edilenlerin ve yavrularının soy kütüğü kayıtları iptal edilir ve pedigrileri geri alınır. Bu hayvanlardan doğacak yavrulara damızlık belgesi ya da pedigri verilmez.</i></p>

<p><i>(12) Türkiye soy kütüklerine kayıtlı ve pedigrili safkan Arap veya İngiliz ana ve babadan Türkiye’de doğan kendi ırk vasıflarını haiz tayların, doğum gününden itibaren üç ay içinde, yabancı ülkelerden ithal edilen safkan Arap ve safkan İngiliz atların gümrük girişlerinden itibaren iki ay içinde soy kütüğüne kaydedilmesi, Bakanlığa müracaat edilerek, Bakanlıkça belirlenen evraklarının teslimi ve muayene ettirilmesi şarttır.</i></p>

<p><i>(13) Soy kütüğüne kayıtlı atların sahip değişiklikleri bir ay, don değişiklikleri oniki ay içinde ilgili makamlara bildirilerek pedigrilerine işletilir. Ölen atların pedigrilerinin, sahipleri tarafından iki ay içinde Bakanlığa iade edilmesi zorunludur.</i></p>

<p><i>(14) Hayvan sahibinin, ölen hayvanına ait damızlık belgesini ölüm tarihinden itibaren iki ay içinde iade etmesi ve hayvanın başka bir şahsa satılması hâlinde satış tarihinden itibaren bir ay içinde alıcı tarafından değişikliğin soy kütüğüne ve pedigrisine işletilmesi zorunludur.</i></p>

<p><strong><i>(15) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir</i></strong><i>.</i></p>

<p><strong><i>Resmî kontroller, itiraz hakkı ve resmî sertifikalar</i></strong></p>

<p><strong><i>MADDE 31-</i></strong><i> (1) Resmî kontroller, uygun sıklıkta, tarafsız, şeffaf ve meslekî gizlilik ilkelerine uygun olarak risk esasına göre, ön bildirim gereken hâller dışında, önceden haber verilmeksizin gerçekleştirilir. Bu kontroller, izleme, gözetim, doğrulama, tetkik, denetim, numune alma ve analiz gibi uygulamaları da kapsar. Kontroller, Bakanlıkça kontrol yetkisi verilen personel tarafından gerçekleştirilir. Üretim, işleme ve dağıtım aşamalarında hangi meslek mensuplarının hangi resmî kontrollerden sorumlu olduğu Ek-2’de belirtilmiştir.</i></p>

<p><i>(2) Resmî kontrollerde, ilgili meslek alanlarında eğitim alan tekniker, teknisyen ve yardımcı sağlık personeli, kontrol yetkisi verilen personele yardımcı olmak üzere görev alabilir.</i></p>

<p><i>(3) Kontrol görevlisi, Bakanlık adına bu Kanun hükümleri doğrultusunda resmî kontrolleri yapmak, kontrol sonucuna göre, her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır. Kontrol görevlisi, bu Kanunla kendisine verilen yetkiler çerçevesinde, bu Kanunda öngörülen idarî yaptırımları uygulamaya yetkilidir. Kontrol görevlisi, bu Kanun kapsamındaki her yere kontrol amacıyla girebilir ve numune alabilir. Alınan numuneler için herhangi bir bedel ödenmez. İlgililer resmî kontroller sırasında gerekli olan her türlü yardım ve kolaylığı sağlamakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(4) İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir. Ürünün kalan raf ömrü yedi günden az olan gıdalar, mikrobiyolojik incelemeler ve ürün miktarının şahit numunenin analizinin yapılabilmesi için yetersiz olduğu durumlarda analiz sonucuna itiraz edilemez. İtirazdan kaynaklanan masraflar ilgililer tarafından karşılanır.</i></p>

<p><i>(5) Bu Kanun kapsamında öngörülen gıda kontrolü ile ilgili düzenlemeler, gıda ile temas eden madde ve malzemeler ile bu işle iştigal eden işyerleri için de uygulanır.</i></p>

<p><i>(6) Bakanlık, uygun gördüğü hâllerde yapılan kontroller sonucunda sahip olduğu bilgileri, kamuoyunun bilgisine sunabilir. Ancak, iç hukuk ve uluslararası hukuk ile güvence altına alınan, gizli soruşturma ve sürmekte olan adlî ve idarî işlemler, kişisel bilgiler, meslek sırları, gizli müzakereler, uluslararası ilişkiler ve ulusal savunma ile ilgili bilgiler kamuoyuna sunulamaz.</i></p>

<p><i>(7) Veteriner ve bitki sağlık sertifikaları ile Bakanlıkça belirlenen diğer sertifikalara ilişkin esaslar, iş ve işlemler ile sertifika modelleri Bakanlıkça belirlenir.</i></p>

<p><i>(8) Bakanlık, kesimhanelerde, kesim öncesi ve sonrası muayeneler ile et parçalama işlemi yapılan yerlerde muayeneleri ve diğer resmî kontrolleri yapmak üzere, resmî veteriner hekim veya yetkilendirilmiş veteriner hekim görevlendirir.</i></p>

<p><i>(9) Bakanlık, yıllık ve çok yıllık ulusal kontrol planlarını hazırlar, belirlenen canlı hayvan ve hayvansal ürünler ile diğer ürünlerde, katkı, kalıntı, bulaşan veya istenmeyen maddeler için izleme programları uygular ve her yılın sonunda kontrollere ilişkin yıllık rapor düzenler.</i></p>

<p><strong><i>(10) Bakanlık, bu Kanun kapsamındaki kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler hariç olmak üzere, uygun göreceği görev ve yetkiler için kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabilir. Bunlardan, Bakanlıkça belirlenen şartlara sahip olanlara, bu görev ve yetkilerin tamamı veya bir kısmı tamamen veya kısmen devredebilir veya hizmet alımı yolu ile yerine getirebilir. Bakanlık, devir yaptığı kuruluşları denetler. Bakanlıkça yapılan denetim sonucunda devredilen görev ve yetkilerin yürütülmesinde yetersizlik veya eksikliğin tespiti hâlinde Bakanlık devri iptal eder veya eksikliklerin kısa bir süre içinde giderilmesini talep edebilir. Bakanlık, eksikliklerin giderilmemesi durumunda devredilen görev ve yetkileri iptal eder. Bu fıkranın uygulanmasından doğan tüm masraflar sorumlular tarafından üstlenilir.</i></strong></p>

<p><strong><i>(11) Bu maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</i></strong></p>

<p><strong>B- Dayanılan ve İlgili Görülen Anayasa Kuralları</strong></p>

<p>Başvuru kararında, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine dayanılmış, 2. maddesi ise ilgili görülmüştür.</p>

<p><strong>IV- İLK İNCELEME</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Serruh KALELİ, Alparslan ALTAN, Fulya KANTARCIOĞLU, Mehmet ERTEN, Serdar ÖZGÜLDÜR, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Zehra Ayla PERKTAŞ, Recep KÖMÜRCÜ, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, Celal Mümtaz AKINCI, Erdal TERCAN, Muammer TOPAL ve Zühtü ARSLAN’ın katılımlarıyla 12.9.2012 günü yapılan ilk inceleme toplantısında, dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V- ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Mehmet Sadık YAMLI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu yasa kuralları, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A- Kanun’un 10. Maddesinin (6) ve (15) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi </strong></p>

<p><strong>1- (6) Numaralı Fıkra</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla “<i>organizasyon</i>” adı altında hayvan yetiştirici birliklerinin kurulmasının öngörüldüğü, fakat bu düzenleme yapılırken anılan birliklerin hukuki statüsü ve nitelikleri ile organlarına ilişkin bir belirleme yapılmadan bunların düzenlenme yetkisinin idareye bırakıldığı, bu durumun yasama yetkisinin devri niteliğinde olduğu belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 7. ve 124. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca, ilgisi nedeniyle itiraz konusu kural, Anayasa’nın 2. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin itiraza konu (6) numaralı fıkrasında, gerçek veya tüzel kişiler tarafından hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurulabileceği belirtilmiş; (15) numaralı fıkrasında ise 10. maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, bütün etkinliklerinde hukuka ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri bağımsız yargı denetimine bağlı olan devlettir.</p>

<p>Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>“belirlilik”tir</i>. Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, bireylerin hukuksal güvenliğinin sağlanması bakımından da önem arz etmektedir.</p>

<p>Anayasa’nın 7. maddesinde ise “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.</i>” denilmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesini değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasını gerektirir. Kurallaştırma ise, düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin hususların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir. Yürütmenin düzenleme yetkisi ise sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle, Anayasa’da öngörülen ayrık durumlar dışında, kanunlarla düzenlenmemiş bir alanda, yürütmeye genel nitelikte kural koyma yetkisi verilemez.</p>

<p>Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir yasa kuralının Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin (6) numaralı fıkrasında gerçek veya tüzel kişiler tarafından hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurulabileceği belirtilmiş, ancak bu birliklerin kuruluşu, sona ermesi, temsili, yönetimi, fiil ehliyetini nasıl kullanacağı, tüzel kişiliğinin bulunup bulunmayacağı, haklara ve borçlara ehil olup olmayacağı konularında kanunla temel kurallar belirlenmeden bu hususların düzenlenmesi maddenin (15) numaralı fıkrasında yürütmenin düzenleyici işlemine bırakılmıştır.</p>

<p>Anılan hususlarda kanun koyucunun yasal düzenleme yapmayıp bu hususların düzenlenmesini yürütmenin düzenleyici işlemine bırakması yasama yetkisinin devri sonucunu doğurduğu gibi, yasal çerçevesi çizilmemiş alanda idareye her an değiştirilebilir nitelikte hukuksal tasarruflarda bulunma yetkisinin verilmiş olması hukuki belirlilik ilkesini de zedelemektedir. Hukukumuzda kendine özgü amaçları gerçekleştirmek için kanunla kurulan ve nitelikleri özel kanunlarında gösterilen “<i>birlik</i>” isimli yapılar bulunmakta ise de bu yapılarla ilgili genel bir yasal düzenleme bulunmadığından, kurala konu birliklerin hukuki statülerine ilişkin temel hususların belirli olduğunu söylemeye olanak yoktur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 124. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>2- (15) Numaralı Fıkra</strong></p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirleneceği kuralına yer veren (15) numaralı fıkra, sadece birliklerin kurulmasıyla ilgili (6) numaralı fıkraya ilişkin olmayıp, anılan fıkranın iptaliyle, ileri sürülen Anayasa’ya aykırılık gerekçeleri ortadan kalktığından ve kuralın Anayasa’ya aykırı başka bir yönü de bulunamadığından, (6) numaralı fıkra yönünden, (15) numaralı fıkra Anayasa’ya aykırı bulunmamıştır. İptal isteminin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın, Anayasa’nın 124. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>B- Kanun’un 31. Maddesinin (10) ve (11) Numaralı Fıkralarının İncelenmesi </strong></p>

<p>Başvuru kararında, itiraz konusu kurallarla Bakanlığın Kanun kapsamındaki görev ve yetkilerinin kamu kurum ve kuruluşları ile özel hukuk kişilerine devredebileceğinin öngörüldüğü, ancak devredilebilecek yetkilerin yasal çerçevesinin çizilmediği, yetki devrine konu işlerin, kapsam, sınır ve içeriğinin belirsiz olduğu, ayrıca devredilecek görevlerin genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken asli ve sürekli kamu hizmetlerinden olduğu ve bunların Anayasa’nın 128. maddesine göre memurlar ve diğer kamu görevlileri dışındaki kimselere gördürülemeyeceği belirtilerek kuralların, Anayasa’nın 7., 123., 124. ve 128. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>Kanun’un 31. maddesinin itiraza konu (10) numaralı fıkrasında, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversiteler ile işbirliği yapabileceği, bu kişi ve kuruluşlardan belirlenen şartlara sahip olanlara, asli ve sürekli olmayan görev ve yetkilerini devredebileceği, bunlardan hizmet satın alabileceği ve görev ve yetki devredildikten sonra bu kişi ve kuruluşları denetleyerek gerektiğinde yetki devrini iptal edebileceği düzenlenmiş; (11) numaralı fıkrasında ise 31. maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esasların Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile düzenleneceği öngörülmüştür.</p>

<p>Daha önce de belirtildiği üzere, Anayasa’da kanun ile düzenlenmesi öngörülen konularda yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir. Ancak farklı koşul ve durumlara göre sık sık değişik önlemler alma, bunları kaldırma ve süratli biçimde hareket etme zorunluluğunun bulunduğu alanlarda, yasama organının temel kuralları saptadıktan sonra, uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz.</p>

<p>Anayasa’nın 128. maddesinin birinci fıkrasında, <i>“Devletin, kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.”</i> denilmektedir. Buna göre, kamu hukuku kuralları uyarınca yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur.</p>

<p>Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında, belli usullerle özel müteşebbislere yaptırılabilmesi olanaklıdır.</p>

<p>Kanun’un genel gerekçesinde, Kanun’un düzenleniş amacı, gıda ve yem güvenilirliği, bitki ve hayvan sağlığı, hayvan ıslah ve refahı konularını tüketici menfaatlerini ve çevre duyarlılığını esas alarak sağlamak ve korumak olarak belirtilmiştir. Düzenlemenin amacının ve düzenlemeye konu hususların insan ve çevre sağlığı açısından taşıdığı önem, söz konusu görevlerin yerine getirilmesinde ortaya çıkabilecek eksiklik ve gecikmelerin telafisi olanaksız sonuçlara yol açma riskinin varlığı, düzenlemeye konu hususlarda alanında uzman olan kişi, kurum veya kuruluşlardan hizmet satın alınmasını veya bir kısım görev ve yetkilerin bu kişilere devredilmesini gerektirebilmektedir. İtiraz konusu (10) numaralı fıkra ile Bakanlığa gerektiğinde bir kısım görev ve yetkilerini devretmesi olanağı sağlanmış olmaktadır.</p>

<p>Kuralda, devredilmesi öngörülen görev ve yetkilerin, asli ve sürekli olmayan görev ve yetkiler olduğu açıkça ifade edildiğinden, anılan görev ve yetkilerin Devletin, kamu iktisadî teşebbüslerinin ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinden olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla devre konu bu hizmetlerin memur ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi gerektiğinden söz edilemez.</p>

<p>Öte yandan, Kanun’da yer verilen görev ve yetkilerin kullanımına ilişkin temel esaslar Kanun’un çeşitli hükümlerinde gösterilmiş olup bunlar dışındaki idari ve teknik hususlara ilişkin ayrıntıların düzenlenmesinin itiraz konusu (11) numaralı fıkrayla yürütmenin düzenleyici işlemine bırakılması yasama yetkisinin devri olarak nitelendirilemez.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kurallar Anayasa’nın, 7. ve 128. maddelerine aykırı değildir. İptal istemlerinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların, Anayasa’nın 123. ve 124. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI- İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında, “<i>Kanun, kanun hükmünde kararname veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmi Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmi Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanarak, Mahkemenin gerekli gördüğü hâllerde, Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>11.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun 10. maddesinin (6) numaralı fıkrasının iptal edilmesiyle doğacak hukuksal boşluk, kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün, kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak bir yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VII- SONUÇ</strong></p>

<p>11.6.2010 günlü, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun;</p>

<p>A-<strong> </strong>10. maddesinin;</p>

<p>1- (6) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Engin YILDIRIM, Hicabi DURSUN ile Zühtü ARSLAN’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA; iptal hükmünün, Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince, KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK BİR YIL SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2- (15) numaralı fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B- 31. maddesinin (10) ve (11) numaralı fıkralarının Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve itirazın REDDİNE, OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>20.3.2013 gününde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Başkan</p>

   <p>Haşim KILIÇ</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Mehmet ERTEN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Üye</p>

   <p>Osman Alifeyyaz PAKSÜT</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Zehra Ayla PERKTAŞ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Recep KÖMÜRCÜ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Nuri NECİPOĞLU</p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="161">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="156">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Erdal TERCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p></p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
   <td colspan="2" valign="top" width="236">
   <p>Üye</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="0">
   <td width="193"></td>
   <td width="91"></td>
   <td width="96"></td>
   <td width="187"></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu’nun iptali istenen 10. maddesinin (6) ve (15) numaralı fıkraları, gerçek veya tüzel kişilerce özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonların kurulabileceğini belirttikten sonra, bunların mali muafiyetlerine, Bakanlıkla ilişkilerine, çalıştıracağı personele ve örgütlenme modeline ilişkin düzenlemelere yer vermiş, diğer hususları da yönetmeliğe bırakmıştır.</p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu, kurulması öngörülen organizasyonların hukuki statüsüne dair temel hususların belirli olmadığı ve genel çerçevesi belirlenmeden kanunla düzenlenmesi gereken konuların idareye bırakıldığı gerekçesiyle kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olduğu görüşündedir.</p>

<p>Kanun’un 10. maddesinin (6) numaralı fıkrası şu şekildedir: “<i>Gerçek veya tüzel kişiler, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve pazarlama amacına yönelik özel hukuk hükümlerine tabi birlikler şeklinde organizasyonlar kurabilir. Bu organizasyonlar, 24/4/1969 tarihli ve 1163 sayılı Kooperatifler Kanununa göre kurulan kooperatiflere sağlanan her türlü vergi ve harç muafiyetinden aynı koşullarla yararlanır. Bakanlık, hayvan gen kaynaklarının korunması, ıslahı, geliştirilmesi, yaygınlaştırılması ve belgelendirme gibi konularda bu organizasyonlarla işbirliği yapabilir ve bunların bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerini kontrol eder. Birlikler; merkez birliği şeklinde örgütlenebilir ve ihtiyaç duyduğu yerlerde şube açabilir, asli görevlerini yürütmek üzere teknik ve sağlık personeli çalıştırabilir. Bakanlık; birliklere teknik hizmetler, sağlık hizmetleri ve eğitim konusunda gerektiğinde aynî ve nakdî destek verebilir, birliklerin personel ve tesislerinden yararlanma talebinde bulunabilir.</i>” Aynı maddenin (15) numaralı fıkrası uyarınca da “maddenin uygulanması ile ilgili usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılacak yönetmelik ile belirlenir.”</p>

<p>Görüldüğü üzere, birliklerin kuruluş amacı, hukuki statüsü, mali muafiyetleri, Bakanlıkla ilişkileri, denetimi, merkez ve şube şeklinde örgütlenmeleri, çalıştırabilecekleri personel gibi konularda düzenlemelere yer verilmiştir. Esasen, (6) numaralı fıkranın ilk cümlesi bile (15) numaralı fıkrayla birlikte okunduğunda kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan bu birlikler açısından yeterli olabilirdi. Kanun koyucu, bunun ötesine geçerek yönetmelikle düzenlenebilecek birçok hususu da kanunla düzenleme yoluna gitmiştir.</p>

<p>Hal böyleyken, özel hukuk hükümlerine tabi olan birliklere ilişkin her türlü ayrıntının mutlaka kanunla düzenlenmesi gerektiğini savunmak, belirlilik ilkesini işlevsiz ve uygulanması imkansız bir konuma getirecektir. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından olan belirlilik ilkesi, hukuk aleminde düzenlenen bir konuya ilişkin her türlü ayrıntının mutlaka kanunda yer almasını gerektirmez. Belirlilik olup olmadığını, hukuk normlarına ve ilgili mahkeme kararlarına bir bütün olarak bakarak belirlemek gerekir.</p>

<p>Nitekim, Anayasa Mahkemesi de belirlilik ilkesinden kanuni belirliliği değil, hukuki belirliliği anlamaktadır. Mahkememiz, 16.6.2011 tarihli kararında hukuki belirliliği şu şekilde ifade etmiştir: “<i>Belirlilik ilkesi yalnızca yasal belirliliği değil, daha geniş anlamda hukuki belirliliği ifade etmektedir. Erişilebilir, bilinebilir ve öngörülebilir gibi niteliksel gereklilikleri karşılaması koşuluyla <strong>yasalar</strong>, <strong>mahkeme içtihatları ve yürütmenin düzenleyici işlemleri ile de hukuki belirlilik sağlanabilir</strong>. Aslolan muhtemel muhataplarının mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini öngörmelerini mümkün kılacak bir normun varlığıdır</i>” (E. 2009/9, K. 2011/103, K.T: 16.6.2011).</p>

<p>İptali istenen kurallar ve çıkarılan yönetmelik bir bütün halinde değerlendirildiğinde herhangi bir belirsizlikten, dolayısıyla Anayasa’nın 2. maddesine aykırılıktan bahsedilemez.</p>

<p>Öte yandan, temel esaslar ve ilkeler belirlendikten sonra kurulan birliklere ilişkin diğer hususların yönetmeliğe bırakılması, yasama yetkisinin devri olarak da nitelendirilemez. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum” olarak nitelendirilmiştir. Ayrıca, gerekçede “Millet adına kanun koyma yetkisini yasama meclisi yerine getirir. Bu yetki devredilemez. Ancak, Anayasanın 99 ve 129 uncu maddeleri hükümleri saklıdır” denilmek suretiyle bu ilkenin anlamı ve istisnaları belirtilmiştir.</p>

<p>Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere, yasama yetkisinin devredilemezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın 7. maddesi ile “kanun adı altında veya bu adı taşımasa bile kanunla eşdeğerde ya da kanun gücüne sahip hukuki işlemler yapma yetkisinin devredilmesi” yasaklanmıştır. (Ergun Özbudun, <i>Türk Anayasa Hukuku</i>, 13. Baskı, Ankara: Yetkin Yayınları, 2012, s.209).</p>

<p>Bununla birlikte, çok geniş yorumlandığında yasama yetkisinin devredilemezliği ilkesi kanunla düzenlenmesi gereken konuların yürütmeye bırakılmasını da yasaklamaktadır. Bu noktada Anayasa gereğince kanunla düzenlenmesi gereken hususlarla diğerleri arasında bir ayrım yapmak gerekecektir. Anayasa temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması (m.13), vergi ve benzeri mali yükümlülüklerin konması (m.73) ve memurların atanmaları, özlük hakları v.s. (m.128) gibi bazı konularda düzenlemenin münhasıran kanunla yapılmasını öngörmektedir. Bu konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemeden düzenleme yetkisini yürütmeye bırakması yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırılık teşkil edebilmektedir. Esasen bu durumda, söz konusu düzenlemenin kanunla yapılması gerektiğini belirten anayasal hükme aykırılıktan söz edilmesi daha isabetli olacaktır.</p>

<p>Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda ise kanunun çok genel ifadelerle düzenleme yaparak, ayrıntıyı yürütmeye bırakması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yürütme organının doğrudan ve ilk elden düzenleyici işlem yapabileceği düşünülebilse de yasamanın asliliği ve yürütmenin türevselliği gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Nitekim, Anayasa’nın gerek yürütme yetkisinin kanunlara uygun olarak kullanılacağını ifade eden hükmü (m.8), gerekse yönetmeliklerin kanunların uygulanmasını sağlamak üzere ve bunlara aykırı olmamak kaydıyla çıkarılabileceğini belirten kuralı (m.124) bu zorunluluğa işaret etmektedir. Ancak, bu durumda kanundan belirlemesi beklenen çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir. Başka bir ifadeyle, Anayasa’ya göre mutlaka kanunla düzenlenmesi gerekmeyen bir konu kanuni dayanağı olmak kaydıyla idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılabilir. Aksi yorum, Anayasa’da “kanunla düzenleme” öngörmeyi anlamsız hale getirebilecektir.</p>

<p>Bu çerçevede, iptali istenen kuralla kurulan birlikler kamu tüzel kişiliği olmayan organizasyonlardır. Bunların kamu gücü kullandıkları söylenemez. Ayrıca, Kanunun 31. maddesine göre Bakanlık asli ve sürekli görevler kapsamındaki görevlerini bu birliklere devredemez.</p>

<p>Kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan birliklerin kanunla kurulması zorunluluğu bulunmamaktadır. Nitekim, Anayasa’nın 123. maddesindeki “ancak kanunla veya kanunun açıkça verdiği yetkiye dayanılarak kurulur” hükmü kamu tüzel kişiliği için geçerlidir. Anayasa’nın bu hükmünü dikkate almadan kamu tüzel kişiliğine sahip olmayan birliklerin de kanunla kurulması ve bu birliklere ilişkin ayrıntıların mutlaka kanunda gösterilmesi gerektiğini savunmak, bu iki farklı tüzel kişiliğin kanunla kurulmak bakımından aralarında fark olmadığı anlamına gelecektir. Böyle bir görüşün Anayasa’nın 123. maddesiyle bağdaştığını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki, somut olayda söz konusu birlikler yukarıda ifade edildiği üzere kanun tarafından kurulmakta, tabi oldukları hukuki rejim, örgütlenme modeli, personel yapısı gibi konulara ilişkin bir kısım hususlar kanunla düzenlenmekte, kalan hususlar ise yönetmeliğe bırakılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan gerekçelerle, iptali istenen kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine aykırı olmadığını düşündüğümüzden çoğunluğun iptal yönündeki görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="217">
   <p>Üye</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymmsa.jpg" type="image/jpeg" length="60749"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN AYM KARARLARININ İNCELENMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: 

GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN ANAYASA MAHKEMESİ'NİN 2012/76 E. 2013/44 K. VE 2015/72 E. 2016/44 K. SAYILI KARARLARININ İNCELENMESİ



GİRİŞ

İdarenin faaliyetlerinin önemli bir kısmını kolluk oluşturmaktadır. Kolluk faaliyetlerinin am...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN HUKUKİ NİTELİĞİ: </strong></p>

<p><strong>GIDA KOLLUĞU BAKIMINDAN ANAYASA MAHKEMESİ'NİN<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow"> 2012/76 E. 2013/44 K. </a>VE <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>SAYILI KARARLARININ İNCELENMESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İdarenin faaliyetlerinin önemli bir kısmını kolluk oluşturmaktadır. Kolluk faaliyetlerinin amacı kamu düzenini korumak ve kamu düzenini bozan olaylara müdahale etmektir. Kolluk faaliyetlerinin odak noktasında bulunan kamu düzeni, toplum hayatındaki huzur ve düzen olup özgürlüklerin kullanıldığı maddi(dış) düzendir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Kamu düzeni genel bir kavram olup kapsamı toplum hayatındaki gelişmelere ve değişmelere bağlı olarak genişlemekte ve zenginleşmektedir. Daha önceleri kolluk genellikle polis anlamına gelirken günümüzde çevre, kentleşme, afetlere hazırlık, hayvan sağlığı ve gıda güvenliği gibi birçok faaliyet kolluk olarak yürütülmektedir.</p>

<p>Gıda üretiminde yaşanan teknolojik gelişmeler, insan hayatının devamı için gerekli olan gıda ile ilgili sağladığı avantajların yanı sıra gıda güvenliği açısından da birçok yeni tehdidi ortaya çıkarmaktadır. Gıdayla alakalı bu tehditlerin önlenmesi ve gıda güvenliğine yönelik suçların tespit edilebilmesi amacıyla özel bir kolluk faaliyeti olan gıda kolluğuna ihtiyaç duyulmaktadır. Gıda kolluğunun görev ve yetkileri, 5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanununda (bahse konu kanun “Gıda Kanunu” olarak kısaltılacaktır) ile düzenlenmektedir. Gıda kolluğu, hukuki niteliği itibariyle özel kolluk faaliyeti olmakla birlikte 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31’de bu faaliyette özel kişilere yetki verilmesi düzenlenmektedir. Bahse konu kanun maddesi, kolluk yetkisinin devredilip devredilemeyeceği açısından oldukça önem taşımaktadır. Kanundaki bu madde itiraz yoluyla anayasaya aykırılık yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iki kez incelenmiştir. Bu çalışmada önce Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsedilecek ardından bahse konu kararlar k kolluk ve kamu hizmeti ayrımı açısından ve kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımı yönünden incelenecektir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ'NİN <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K.</a> VE <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>SAYILI KARARLARI</strong></p>

<p>Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31 hükmü Anayasa Mahkemesi tarafından somut norm denetimi yoluyla iki defa incelenmiştir.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesi 2012/76 E. 2013/44 K. sayılı ilk inceleme kararı</a>nda “<i>…kamu hukuku kuralları uyarınca yürütülen kamu hizmetlerinin gerektirdiği görevlerden asli ve sürekli nitelik taşıyanların, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülmesi zorunludur. Geniş anlamda, Devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, genel ve ortak gereksinimleri karşılamak, kamu yararını sağlamak için yapılan ve topluma sunulmuş bulunan sürekli ve düzenli etkinlikler olarak tanımlanan kamu hizmetinin, kamu hukukunun genel ilkeleri gereğince, doğrudan idare, kuruluş ve kurumları eliyle, kamusal yönetim biçimine göre yürütülmesi asıl ve olağandır. Ancak bu hizmet ve faaliyetlerden özel yönetim biçimiyle gerçekleştirilmeye elverişli bulunanların, tüm sorumluluk ilgili idare üzerinde kalmak kaydıyla, onun sürekli gözetimi ve denetimi altında, belli usullerle özel müteşebbislere yaptırılabilmesi olanaklıdır…”</i> denilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi 2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı ikinci inceleme kararında ise <i>“…10. Anayasa Mahkemesi’nin, E.1990/12, K. 1991/7 sayılı kararında belirtildiği üzere, “devletin kamu gücünün, emretme yetkisinin kullanılması, genel idare esaslarına göre yürütülecek hizmetlerin belirlenmesinde gözönünde bulundurulması gereken hususlardan”dır. İdari tedbir ve yaptırım uygulama gibi icrai işlemler Devletin emretme yetkisinin kullanılması kapsamında olup genel idare esaslarına göre memurlar veya diğer kamu görevlileri tarafından yürütülmesi gereken asli ve sürekli görevlerdendir. 11. Gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde kesimhanelerde ve et parçalama işlemi yapılan yerlerde gerçekleştirilecek muayene, kontrol ve denetim hizmetlerinin, “idari kolluk” faaliyetleri kapsamında Devletin görevleri arasında yer aldığı ve kamu hizmeti niteliği taşıdığı kuşkusuzdur. Bununla beraber, bu kapsamdaki hizmetlerin, asli yetki ve sorumluluk ile idari yaptırım uygulama yetkisi idarede kalmak üzere özel kişilerce yerine getirilmesinin öngörülmesi; bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir… 14.Yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin kontrol görevlisi kapsamında değerlendirilebilecekleri açık olmakla birlikte, görevlendirme usul ve esaslarına ilişkin özel bir düzenleme bulunmadığından sahip oldukları yetkiler konusunda bir belirlilik bulunmamaktadır. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralın ve kuralın yer aldığı maddenin bir bütün olarak incelenmesinden, yetkilendirilmiş veteriner hekimlerin Kanun’un 31. maddesinin (10) numaralı fıkrası kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği belirli olmayıp, Devletin temel görevlerinden biri olan gıda güvenliğinin sağlanması çerçevesinde yetkilendirilmiş veteriner hekimlere gördürülecek denetim ve kontrol hizmetlerinin kapsamının ve sınırlarının belirsiz olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle kural, belirlilik ilkesini ihlal etmekte ve bu belirsizlik itiraz konusu kuralın Anayasa’nın 128. maddesi yönünden incelenmesini olanaksız kılmaktadır…”</i> denilmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlar incelendiğinde gıda güvenliği amacıyla özel kişilere yetki verilmesini düzenleyen maddeyle ilgili olarak ilk kararda bu faaliyetlerin kolluk niteliğinden hiç bahsedilmediği, ikinci kararda bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki nitelikleri itibariyle “idari kolluk” olduğu kabul edilmektedir. Bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki niteliği açıklanırken kolluk faaliyeti ve dar anlamda kamu hizmeti kavramı arasında ayrım yapılmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi ilk kararında kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımıyla ilgili değerlendirmelere de yer vermezken daha sonraki tarihli kararında kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımıyla ilgili takdir yetkisinin kanun koyucu da olduğunu belirtmektedir. Gıda kolluğunu ilgilendiren bu iki kararın kolluk ve kamu hizmeti ayrımı açısından ve kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılımı açısından incelemenin faydalı olacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>GIDA GÜVENLİĞİ AMACIYLA YAPILAN KONTROLLERİN KOLLUK FAALİYETİ NİTELİĞİ VE GIDA KOLLUĞU</strong></p>

<p>İdarenin faaliyetleri kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri olarak ikiye ayrılmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> İdare tarafından sunulan kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri birbirine benzemelerine rağmen kolluk faaliyetleri, temel hak ve hürriyetleri sınırlandırdığı için kamu hizmetinden ayrılmaktadır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Anayasa Mahkemesi 2012/76 E. 2013/44 K. sayılı ilk inceleme kararında bu faaliyetlerin kolluk niteliğinden hiç bahsetmemekte, <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K.</a> sayılı ikinci inceleme kararında bahse konu kontrol faaliyetlerinin hukuki nitelikleri itibariyle “idari kolluk” olduğu kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesi kararlarında idare hukukunda benimsenen kolluk ve kamu hizmeti ayrımına değinilmemesi eleştiriye açıktır. Anayasa Mahkemesi kararlarında kolluk faaliyetleri ve kamu hizmeti ayrımı yapılmamasının temelinde Türk hukukunda, özellikle Anayasa m.128’de kolluk kavramının açık bir şekilde tanımlanmaması olduğu değerlendirilmektedir. Bununla birlikte benzer bir konuda daha önce verilmiş bir kararda denetim yetkisinin kolluk faaliyeti olduğu açıkça belirtilmektedir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Kolluk, kamu düzenini sağlamaya yönelik bir kamu hizmeti olup kendine has kuralları vardır. Kolluk faaliyetleri, geniş anlamda kamu hizmeti olmasına rağmen kolluk ile dar anlamdaki kamu hizmeti arasında önemli farklar bulunmaktadır. Kolluk faaliyetleri ile temel hak ve hürriyetler, kişinin rızası olmasa bile sınırlanabilmektedir. Kolluk faaliyetleri esnasında bir direnme ile karşılaşılması halinde hukuka uygun olarak zor kullanılabilmektedir. Kolluk faaliyetini yerine getirenler kanun ve diğer mevzuattan kaynaklanan yetkilere sahiptir. Kolluk faaliyetleri idare tarafından resen başlatılmakta ve hukuka aykırı bir durumun tespit edilmesi halinde kabahatler hukukuna göre yaptırım uygulayabilme veya suç oluşturan olaylarla ilgili adli kolluk görevlilerine verilmek üzere resmi belge hazırlanmaktadır. Kolluk faaliyetleri kesintisiz olarak yürütülmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>Kolluk faaliyetleri, sadece polislikle veya genel kolluk teşkilatlarıyla sınırlı değildir. Kamu düzeninin korunması amacıyla polisin yanı sıra birçok kolluk teşkilatı bulunmaktadır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Mevzuatta da kolluk faaliyetleri, mevzuatta bazı durumlarda sadece genel kolluk faaliyetlerini kapsayacak şekilde kullanılırken bazı durumlarda özel kolluk faaliyetlerini de kapsamaktadır. Genel kolluk teşkilatları, kanunlarda açıkça “genel kolluk” olarak sayılmaktadır. Hali hazırda polis, jandarma ve sahil güvenlik teşkilatları genel kolluğu oluşturmaktadır. Genel kolluk tanımındaki bu belirli sınırlar özel kolluk açısından geçerli değildir. Genel kolluk, özel kolluk ayrımını düzenleyen 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanunu m.3’e göre “<i>Zabıta teşkilatı: Umumi ve hususi olmak üzere iki kısma ayrılır. Umumi zabıta : Silahlı bir kuvvet olan (polis) ve (jandarma) dır. Hususi zabıta : Umumi zabıta haricinde kalan ve mahsus kanunlarına göre teşekkül edip muayyen vazifeleri gören zabıta kuvvetleridir</i>” denilmektedir. Özel kolluk faaliyetleri ve teşkilatları açısından genel kolluk tanımlamasındaki bir durum söz konusu değildir. Özel kolluk; belirli bir faaliyet konusuna ve uzmanlık alanlarına göre değişebilmektedir. 5996 sayılı kanunda yer alan düzenlemeler değerlendirildiğinde gıda güvenliğini sağlamak amacıyla yürütülen faaliyetlerin gıda kolluğunu oluşturduğu belirtilmektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Kolluk faaliyetlerinin odağında bulunan ve sınırları ihtiyaçlara göre değişen kamu düzeninin korunması için gıdaların güvenli olması gerekir. Gıda, insan için vazgeçilmez temel bir ihtiyaçtır. Artan gıda ihtiyacı karşısında teknolojideki gelişmeler sağladığı avantajların yanı sıra gıda güvenliği açısından da birçok yeni tehdidi ortaya çıkardığından dolayı gıdanın güvenliği, kamu düzeninin unsurları arasına girmiştir. Gıda güvenliğinin temelinde gıdanın, insan sağlığına zarar verme riski bulunmaktadır ve gıda güvenliğine yönelik kaygılar, yeni bir olgu değildir. Tarih boyunca devletler, insanların güvenli kaynaklardan beslenmeleri için tedbir almıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Günümüzde de her yıl 1,8 milyon insanın güvenilir olmayan gıda ve suların neden olduğu ishalli hastalıklar sonucu öldüğü iddia edilmektedir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Gıda kolluğu; insan sağlığını korumak amacıyla gıda güvenliğini sağlamak için yapılan denetim, soruşturma, kontrol, izleme ve yaptırım uygulama faaliyetlerinin bütünüdür.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Gıda kolluğu, teknik bilgi ve uzmanlık isteyen bir faaliyet olup özel kolluk teşkilatları arasında yer almaktadır. Gıda kolluğu, temelde gıda mühendisliği bilimi olmak üzere teknik ve uzmanlık bilgisine ihtiyaç duymaktadır. Dolayısıyla gıda kolluğunun temel kavramları, kendi faaliyet alanına özgüdür. Gıda kolluğun en temel kavramı gıdadır. İnsanlar yaşamak için beslenmek zorundadır, beslenmek için gıdadan faydalanılır. Gıda; insanlar tarafından yenilen, içilen veya yenilmesi, içilmesi beklenen işlenmiş, kısmen işlenmiş veya işlenmemiş her türlü üründür.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Gıda kolluğunun amacı, insanların beslenmek için ihtiyacı olan gıdanın güvenliğini sağlamaktır. Güvenli gıda; insan sağlığına fiziksel, kimyasal ve biyolojik olarak<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> tehlike oluşturmayan, tüketime hazır ve mevzuata uygun gıdadır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Güvenli gıda, gıda kodeksine uygundur. Gıda kodeksinde gıdayla ilgili asgarî teknik ve hijyen kriterlerini, katkı maddeleri, numune alma, ambalajlama, etiketleme, nakliye, depolama esasları ve analiz metotlarına ilişkin düzenlemeler yer alır. Gıda kodeksine aykırı gıda ve gıda ile temas eden madde ve malzeme üretimi ve piyasaya arzı yasaktır.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a> Güvenli gıda, gıda kodeksinde yer alan hijyen koşullarına uygun olmak zorundadır. Hijyen, gıdanın insan tüketimine uygunluğunun sağlanması için gıda zincirinin tüm aşamalarında alınması gerekli her türlü önlemdir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Gıda kolluğunda denetimlerin yanı sıra izin usulünün de önemli bir yeri bulunmaktadır. Gıda ile ilgili faaliyet yapan işletmeler, Bakanlıktan izin almak zorundadır.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p>Özel kolluk sadece belli bir tür faaliyet konusunda yetkili ve görevlidir. Türkiye’de gıda güvenliğini sağlanmasından Tarım ve Orman Bakanlığı sorumludur. Bu kolluk faaliyetleri 2010 yılında yürürlüğe giren 5596 sayılı Gıda Kanunuyla düzenlenmektedir. Gıda Kanunu, Avrupa Birliği’ne uyum sağlamak amacıyla çıkarılmıştır.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> Gıda üretim aşamaları birbiriyle bağlantılı olduğundan gıda güvenliğiyle ilgili yetkiler, tek bir kurumda toplanmıştır. Bakanlık, merkez ve taşra birimlerinden oluşur. Merkez teşkilatı Türkiye’nin başkenti Ankara’dadır. Taşra teşkilatı, 81 ilde bulunmaktadır. Bakanlık, uluslararası Kodeks Alimentarius Komisyonunun temas noktasıdır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a> Gıda kolluğu olarak Bakanlık; gıda kodeksini hazırlamakla,<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> hijyen koşullarını belirlemekle,<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a> yeni gıdalarla ilgili düzenlemeleri yapmakla,<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a> risk durumunda gerekli tedbirleri almakla,<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> resmi kontrol faaliyetlerini yürütmekle<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> sorumludur.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> Gıda kolluğuna, tüketicilerin çağrı yoluyla yardımcı olması mümkündür. Tüketiciler, gıda güvenliğiyle ilgili ihbar ve şikayetlerini 2009 yılından beri Alo 174 Gıda Hattı çağrı merkezine yapabilmektedir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>KOLLUK YETKİSİ DEVREDİLEBİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Kolluk işlemleri, kamu gücü ayrıcalıklarına dayanmaktadır ve devredilmesi mümkün değildir. Kolluk yetkilerinin devredilmez olması, kolluk yetkilerinin sadece kolluk personeli tarafından kullanılabilmesi ve bu yetkinin sözleşme yoluyla özel kişilere gördürülmesinin yasak olmasıdır.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a> Kolluk yetkilerinin devir yasağı, kolluk faaliyeti ile kamu hizmeti arasındaki farklar arasında yer almaktadır. Kamu hizmetine özel kişilerin katılması mümkün olmasına rağmen kolluk faaliyetleri devletin tekelindedir. Kolluk faaliyetlerinin devlet tekelinde olmasını haklı kılan en güçlü gerekçenin kolluk faaliyetleri esnasında meşru zor kullanma yetkisi olduğu değerlendirilmektedir. Öğretide de yeteri kadar tartışılmamış bir konu olan kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilip devredilemeyeceğine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K. </a>sayılı ilk inceleme kararında kontrol faaliyetlerinin kolluk niteliğinden bahsetmezken <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı ikinci inceleme kararında “…<i>bu hizmetlerin özel kişilere nasıl gördürüleceğinin, bu hizmetlerin kapsamının, denetiminin ve bu hizmeti görecek olanların sorumluluğunun açık ve kuşkuya yer bırakmayacak şekilde kanunla düzenlenmesi koşuluyla kanun koyucunun takdir yetkisindedir…</i>” değerlendirmesiyle kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilmesine açık kapı bırakmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gıda güvenliğini sağlamak, uzun ve karmaşık bir süreçtir. Gıda güvenliği, ilk üreticiden son satıcıya kadar insan sağlığına zararsız gıdaların üretimini sağlamak amacıyla üretiminin her aşamasında kurallara uyulmasıdır. Kanunda gıda güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan denetimleri ifade etmek için resmi kontrol kavramı kullanılmaktadır. Resmi kontroller, kontrol görevlisi tarafından yapılır. Kontrol görevlisi, Bakanlık personeli veya yetkili kişiler olabilmektedir. Gıda kolluğu, gıda güvenliğini tehlikeye atan veya ihlal eden bir olayı tespit ettiğinde müdahale etmek zorundadır. Gıda kolluğunun müdahaleleri, Gıda Kanunu ile verilen yetkilere dayanır ve olayın koşullarına göre hangi yetkilere başvuracağına karar verir. Kontrol görevlisi, kontrol etmek amacıyla her zaman her yere girebilme ve kontrol sırasında gıda işletmecilerinden bedel ödemeksizin numune talep etme yetkisine sahiptir. Kontrol görevlisi; her türlü etkiden ve çıkar ilişkisinden uzak, tarafsız, objektif ve bağımsız olarak karar almak zorundadır.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> Resmi kontrollerle ilgili numunelerin analizleri, Bakanlık laboratuvarlarında veya Bakanlık tarafından onay verilen diğer laboratuvarlarda yapılır.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> İlgililer, resmî kontrol ve denetim sonuçları hakkında, tebligat yapıldığı tarihten itibaren yedi gün içerisinde Bakanlığa itiraz etme hakkına sahiptir.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a> Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı kanun m.31 hükmünde Bakanlığa belirli yetkileri kamu kurum ve kuruluşları, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları, gerçek kişiler, özel hukuk tüzel kişileri, birlikler, kooperatifler, vakıf ve üniversitelere tamamen veya kısmen devretme veya hizmet alımı yolu ile yerine getirme imkanı verilmektedir.</p>

<p>Kolluk yetkilerinin devir yasağı ilkesinin genel kolluk faaliyetleriyle mi sınırlı olduğu, özel kolluk faaliyetlerini de kapsayıp kapsamadığı da yeterli düzeyde tartışılmamaktadır.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> Anayasa Mahkemesi gıda güvenliğini sağlamak amacıyla özel kişilere yetki devredilmesini mümkün görmesi günümüzde özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılmasının yaygınlaşmasıyla uyumludur. Çünkü gıda güvenliğinin yanı sıra özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılması yapı denetim işlemleri ve araç muayene istasyonlarında da görülmektedir.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a> Anayasa Mahkemesinin özel kişilerin kolluk faaliyetlerine katılımıyla ilgili olarak “kolluk yetkisinin devredilmezliği” ilkesi tartışmaması önemli bir eksiklik olarak değerlendirilmektedir. Zira bu ilke tartışılarak bu ilkenin özel kolluk faaliyetlerinde yumuşatılmasının<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a> kamu yararı için gerekli olduğu gerekçesiyle aynı hükme varılmış olsaydı hukuki açıdan daha yeni bir bakış açısı oluşturabilirdi.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sonuç olarak kolluk faaliyetlerinin amacı kamu düzenini korumak ve kamu düzenini bozan olaylara müdahale etmektir. Kolluk faaliyetleri ile kamu hizmeti arasında birçok önemli ayrım bulunmaktadır. Kolluk işlemleri, kamu gücü ayrıcalıklarına dayanmaktadır ve devredilmesinin mümkün olmadığı belirtilmektedir. Kolluk yetkilerinin özel kişilere devredilmesine ilişkin kısıtlama, pozitif hukukta düzenlenmiş bir yasak olmayıp mahkeme kararlarında ve öğretide bahsedilmektedir. Gıda kolluğu faaliyetlerine özel kişilerin katılmasına imkan veren 5596 sayılı kanun m.31 hükmü Anayasa Mahkemesinin tarafından iki kez incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi tarafından ilk inceleme <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201276-esas-201344-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2012/76 E. 2013/44 K.</a> sayılı kararda yapılmış olup bu kararda kontrollerin kolluk faaliyeti niteliğinden hiç bahsedilmemektedir. İkinci değerlendirme ise <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201572-esas-201644-karar-sayili-karari" rel="dofollow">2015/72 E. 2016/44 K. </a>sayılı kararda yapılmış olup bu kararda kontrollerin idari kolluk faaliyeti olarak kamu hizmeti olduğu belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen kamu hizmeti kavramının da geniş anlamda kullanıldığı, kamu hizmeti ve kolluk faaliyetleri arasındaki ayrıma açıklık getirmediği görülmektedir. Toplum hayatındaki ve teknolojideki gelişmelere bağlı olarak özel kolluk faaliyetlerinde “kolluk yetkisinin devredilmezliği” ilkesinin yumuşatılmasının gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akkoyunlu, Sencer Abdullah, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, Erzincan: Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Akyılmaz, Bahtiyar; Sezginer, Murat ve Kaya, Cemil, <i>Türk İdare Hukuku</i>, Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Çağlayan, Ramazan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, Ankara: Adalet Yayınevi, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erkmen, Osman, “Gıda Kaynaklı Tehlikeler ve Güvenli Gıda Üretimi”, <i>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 53</i>, no:3, (2010): 220-235.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gökçe, Ramazan ve Ergezer, Haluk, “Gıda Mevzuatımız; Nereden, Nereye?”. <i>Akademik Gıda 14</i>, no: 2, (2016): 225-229.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gözler, Kemal,<i> İdare Hukuku Dersleri</i>, Bursa: Ekin Yayınevi, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gözübüyük, Şeref ve Tan, Turgut, <i>İdare Hukuku Genel Esaslar</i>, Ankara: Turhan Kitabevi, 2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karahanoğulları, Onur, <i>Kamu Hizmeti</i>, Ankara: Yetkin Yayınevi, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koç, Gökçe ve Uzmay, Ayşe, “Gıda Güvencesi ve Gıda Güvenliği: Kavramsal Çerçeve, Gelişmeler ve Türkiye”, <i>Tarım Ekonomisi Dergisi 21, </i>no:1<i> </i>(2015): 39-48.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Soylu, Ahmet Cemil, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">World Health Organization, <i>Five Keys to Safer Food Manual</i>, France, 2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ramazan Çağlayan, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 7.Baskı(Ankara: Adalet Yayınevi, 2019), 273.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kemal Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 4. Baskı(Bursa: Ekin Yayınevi, 2006), 558; Onur Karahanoğulları, <i>Kamu Hizmeti</i>, 3. Baskı (Ankara: Yetkin Yayınevi, 2015), 73.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Sencer Abdullah Akkoyunlu, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, (Erzincan: Erzincan Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2017), 100.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Anayasa Mahkemesi 2007/2 E. 2011/13 K. sayılı kararında “…<i>İptali istenilen kural ile Bakanlığın; Birliğe, kamu kurum ve kuruluşlarına, özel hukuk tüzel kişilerine veya üniversitelere devredebileceği yetkilerinden olan denetleme görev ve yetkisi idarenin kolluk etkinlikleri içinde yer alan, genel idare esaslarına göre yürütülmesi gereken bir kamu hizmeti olup, idarenin asli ve sürekli görevlerindendir. Anayasa'nın 128. maddesine göre de, kolluk faaliyetleri arasında yer alması nedeniyle denetleme yetkisinin memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle yürütülmesi zorunludur. İptali istenilen kuralda özel hukuk tüzel kişileri dışında yetki devri yapılabilecek Türkiye Tohumcular Birliği, kamu kurum ve kuruluşları ve üniversiteler kamu tüzel kişiliğine sahip olup, Anayasa'nın 128. maddesi kapsamındadır. Ancak, bunlar dışında Bakanlığın denetim yetkisini tümüyle özel hukuk tüzel kişilerine devretmesi veya onlarla paylaşması ise olanaklı değildir…”</i> denilmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Bahtiyar Akyılmaz, Murat Sezginer ve Cemil Kaya, <i>Türk İdare Hukuku</i>, (Ankara: Seçkin Yayıncılık, 2009), 471.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 565.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ahmet Cemil Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, (İstanbul: Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Doktora Tezi, 2022), 166.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Ramazan Gökçe ve Haluk Ergezer, “Gıda Mevzuatımız; Nereden, Nereye?”. <i>Akademik Gıda 14</i>, no: 2, (2016): 226.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> World Health Organization, <i>Five Keys to Safer Food Manual</i>, (Fransa, 2006), 4.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Benzer tanımlama için bkz. Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, 164.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.3</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Osman Erkmen, “Gıda Kaynaklı Tehlikeler ve Güvenli Gıda Üretimi”, <i>Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Dergisi 53</i>, no:3, (2010): 221-231.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.30; Soylu :173.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Gökçe Koç ve Ayşe Uzmay, “Gıda Güvencesi ve Gıda Güvenliği: Kavramsal Çerçeve, Gelişmeler ve Türkiye”, <i>Tarım Ekonomisi Dergisi 21, </i>no:1<i> </i>(2015): 45.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.23.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.23.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.29.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.21.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.25.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Soylu, <i>İdarenin Gıda Güvenliğine İlişkin Faaliyetleri</i>, 188-297.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Gözler, <i>İdare Hukuku Dersleri</i>, 564; Akyılmaz ve diğerleri, <i>Türk İdare Hukuku</i>, 472.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.33.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> 5596 sayılı Gıda Kanunu m.31.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Şeref Gözübüyük ve Turgut Tan, İdare Hukuku Genel Esaslar, 9. Bası(Ankara: Turhan Kitabevi, 2013), 660-662.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Akkoyunlu, <i>Kamu Düzeninin Sağlanmasında Kolluğun Yetkileri</i>, 100.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> Özel kolluk faaliyetlerine özel kişilerin katılabileceğine ilişkin olarak bkz. Gözübüyük ve Tan, <i>İdare Hukuku Genel Esaslar</i>, 660.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gida-guvenligi-amaciyla-yapilan-kontrollerin-hukuki-niteligi-gida-kollugu-bakimindan-aym-kararlarinin-incelenmesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 24 Sep 2026 12:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/themis-4a1.jpg" type="image/jpeg" length="66984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Apartmanda Gece Spor Yapmanın Hukuki Sınırı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/apartmanda-gece-spor-yapmanin-hukuki-siniri-var-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 23 Sep 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vHjj2YSaMYY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57183"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85437"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41556"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50012"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39287"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99518"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47767"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;
                                

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="93388"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="46323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="90038"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="93784"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="92053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="10484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="25776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="55122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="40494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="66307"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
