<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 12 Aug 2026 18:46:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/103543 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/103543 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong><strong>C.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/103543)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hikmet Murat AKKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 1991 doğumlu başvurucu, 2010 yılında Hitit Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde üniversite eğitimine başladığını, anılan Üniversiteden 2015 yılında mezun olduğunu ve mezuniyet sonrasında 2015 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinde mühendis olarak çalışmaya başladığını belirtmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmış ve 17/11/2016 tarihinde başvurucu gözaltına alınmıştır. Soruşturma sonucunda Çorum Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 3/8/2017 tarihli iddianamesinin kabulüyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. İddianamede; başvurucunun bölge talebe mesulü, üniversiteci, ev imamı olarak örgüt içinde faaliyet yürüttüğüne ve örgüt üyesi olduğu yönündeki tanık beyanlarına yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun örgütle bağlantılı bir derneğe üye olmasına, haklarında örgüt üyeliği veya yöneticiliği suçundan soruşturma yürütülen şüphelilerle tespit edilen irtibatına, Samanyolu TV ve Zaman gazetesine yönelik işlemlere karşı Çorum Adliyesi önünde yapılan basın açıklamalarına farklı günlerde katıldığına da yer verilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun FETÖ/PDY'nin çağrılarına uyarak örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda eylem ve faaliyetlerine katıldığı, yaptığı faaliyet ve etkinliklerle terör örgütü çıkarları doğrultusunda çalıştığı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Mahkûmiyet hükmüne ifadesi esas alınan tanıklardan A.B.nin beyanı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Ben 2008-2015 yılları arasında İTÜ'de işletme bölümünde okudum, H.C. da bizim üniversitemizde öğrenciydi, ben o dönem cemaat olarak bilinen yapının evlerinde 2008-2015 yılları arasında üniversite hayatım boyunca kaldım, sanık ile aynı evde kalmıyordum, ben de evlerde abilik yaptım, konumumuz gereği sanık ile aynı sohbet ortamında bulunduk, sanığın görevi de evlerde abilik yapmak, sohbet düzenlemekti, biz kendimiz toplandığımızda Fetullah Gülen'in CD'sini izler, kitabını okurduk, bu şekilde sohbet düzenlerdik, sohbetlerde risale de okunurdu, bu sohbet toplantıları haftada bir gün şeklinde olurdu, ben ve sanık cemaat içinde abi konumundaydık, abinin görevi evde sorumluluk almak, sohbet düzenlemek, evin idaresini sağlamaktı, sohbetlerde himmet parası toplandığına şahit olmadım, sanığın da bu şekilde bir eylemine şahit olmadım, 2015 yılında okul bittikten sonra sanığın hiç görmedim, H. C. daha önce vermiş olduğum ifademde anlattığım gibi Subaylık sınavlarına hazırlandı ve Deniz Kuvvetlerinde Teğmen oldu, sınavı kazanırken cemaatin bir katkısı olup olmadığını bilmiyorum, kendisine soru verilip verilmediği konusunda bilgim yoktur, sanığın bölge talebe mesulü olup olmadığı hakkında net bir bilgim yoktur, sadece abilik yaptığını biliyorum, ancak sanığın abi mi yoksa bölge talebe mesulü olduğu konusu şu an tam olarak hatırlayamıyorum, her iki görevi de yapmış olabilir, bilgim görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücret talebim yoktur dedi.</i><i>"</i></p>

<p>6. Hükme ifadesi esas alınan tanık F.Z.nin beyanı şu şekildedir:</p>

<p>"<i>Ben İTÜ'de 2010-2014 yılları arasında siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde okudum, sanık ile bu sebeple tanıştık, sanık da İTÜ'de mühendislik bölümünde öğrenciydi, H. C. cemaat içinde bölge talebe mesulü olarak ifade edilen görevdeydi, bu görevdeki kişi bölgesindeki talebelerle ilgilenmek olur, her bölgede 4-5 olduğunu düşünürsek bu evlerde de 4-5 kişinin kaldığını düşünürsek, ortalama 20-25 kişi civarında öğrenciden sorumlu olması gerekir, ben bu dönemde H.C.a bağlı olarak ev abiliği görevi yapıyordum, ben evde bulunan 4 kişiden sorumluydum, H. C.'ı en son 2016 yılının Şubat ayında gördüm, bu tarihte cemaat içindeki görevine devam ettiğini biliyorum, sanığın sonradan Subay olduğuna ilişkin herhangi bir bilgim yoktur, bilgim görgüm bundan ibarettir...</i><i>" </i></p>

<p>7. Mahkûmiyet kararında ifadesi esas alınan tanık Y.B.nin beyanı şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2007 yılı ile 2015 yılı arasında Çorum'da bulunan Hitit Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde öğrenim gördüm. Okulu 6 yılda bitirdim ancak 2 yılda yüksek lisans yaptım. 8 sene boyunca okulum sebebiyle Çorum ilinde ikamet ettim. Ben bu süre zarfında o zaman cemaat olarak bilenen FETÖ örgütü ile iltisaklı öğrenci evinde kaldım. Her öğrenci evinin kendi sohbet toplantıları olurdu. Öğrencilerin sohbeti sınav durumuna göre 2 haftada bir veya ayda bir yapılırdı. Sohbetlerde biz öğrenci olduğumuz için himmet adı altında para istenmezdi. Biz sadece evin iaşesine belli oranda aylık para verirdik. Sanıkla örgütün düzenlediği toplantılara katılırdık. Kendisi örgütün Çorum küçük bölge talebe mesulü idi. Küçük talebe mesulünün görevi 7-8 öğrenci evinin organizasyonunu sağlamaktır. Bundan kastım öğrenci evlerinin iaşesini sağlamak, öğrencilerin eve kaçta gidip geldiğini, sohbetlere aktılıp katılmadığını, ders çalışıp çalışmadığını o evin abisinden öğrenip denetlemektir. Küçük bölge talebe mesulü yapmış olduğu işler ile ilgili bir üstü olan küçük bölge imamına bilgi verir. Sanıkta benim gibi Çorum'da öğrenci idi. Biraz önce belirttiğim gibi öğrenciler evin iaşesi dışında ekstra himmet adı altında para vermez. Sanık yanlış hatırlamıyorsam üniversiteyi bitirildikten sonra Çorum'dan ayrıldı ondan sonra kendisi ile bir bilgi sahibi değilim,...</i>"</p>

<p>8. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) mahkûmiyet gerekçesinde; eylemler değerlendirilirken tüm faaliyetlerin tek tek ve ayrıca bir bütün hâlinde gözetilmesi gerektiğini, bazen tek bir eylemin örgüt üyeliği için yeterli olduğunu, legal gibi görünüp işin içinde illegal birçok faaliyetin olması hâlinde ise bu eylemlerin ayrıca bir bütün olarak da ele alınması ve buna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerekeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda;</p>

<p>i. FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu için kapatılan Ufuk Akademi Derneğine üye olduğu,</p>

<p>ii. Tanık beyanlarına göre başvurucunun FETÖ/PDY içinde bulunduğu, örgüt içinde bölge talebe mesulü olduğu ve sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünün tespit edildiği,</p>

<p>iii. 14/12/2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde FETÖ/PDY'ye müzahir basın yayın kuruluşlarının yönetici ve yazarlarının gözaltına alınması uygulamalarını protesto amacıyla örgüte müzahir sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde ülke genelinde adliye binaları önünde protesto eylemleri yapılması çağrısı sonrasında 15/12/2014, 16/12/2014, 17/12/2014, 19/12/2014, 23/12/2014 ve 24/12/2014 tarihlerinde adliye sarayı önünde gerçekleştirilen basın açıklaması ve oturma eylemine katılarak destek verdiği,</p>

<p>iv. HTS analiz raporuna göre diğer örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu hususlarına dayanmıştır.</p>

<p>9. Sonuç olarak yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun yakalandığı dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olması da dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılmış ve takdirî indirim uygulanarak silahlı terör örgütüne üye olma suçundan neticeten 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>10. Hüküm, istinaf ve temyiz kanun yolu denetiminden geçerek 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai hükmü 25/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 29/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>12. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, suçta ve cezada kanunilik ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>13. Başvurucu; Anayasa'nın 38. maddesine atıf yaparak kanunun suç ve cezayı açıkça tarif etmiş olması gerektiğini, bu bağlamda kanunun öngörülebilir olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, Yargıtayın kararlarında FETÖ/PDY'nin kendine has yapısından bahsedildiğini ve bu karmaşık yapının kendisini dinî ve hukuki meşruiyet maskesine dayandırdığını ifade etmiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçesiyle birlikte kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; <i>Adnan Şen</i> ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021) kararındaki ilkeler hatırlatılmış, değerlendirme yapılırken Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>''<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>''</p>

<p>15. Başvuru, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>16. Anayasa’nın <i>“</i><i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i><i>” </i>başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz </i>[1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 62).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz, </i>§§ 44-64;<i> Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).</p>

<p>18. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 40; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 33).</p>

<p>19. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§ 53; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 36).</p>

<p>20. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; <i>Adnan Şen</i>, § 107; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (<i>Ahmet Aslan </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62).</p>

<p>21. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>22. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (<i>Metin Birdal </i>[GK]<i>, </i>B. No: 2014/15440, 22/5/2019<i>,</i> §§ 60, 61).</p>

<p>23. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihadının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (<i>Ahmet Aslan</i>, §§ 50, 51; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 50).</p>

<p>24. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§§ 57-59).</p>

<p>25. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal,</i> § 47; <i>Yılmaz Çelik </i>[GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67<i>-</i>71).</p>

<p>26. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Metin Birdal </i>kararında, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemece değerlendirmeye alınan dernek üyeliği ve toplantıya katılma delilleri de bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Nitekim Yargıtaya göre FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu tespit edilen derneğe üye olması ancak kişinin terör örgütü hiyerarşisine dâhil olup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetleri tespit edildiği takdirde mahkûmiyet kararı için yeterli kabul edilebilir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> §§ 17, 18, 57).</p>

<p>27. Somut olayda Mahkeme; dernek üyeliği, başvurucunun katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşleri, HTS kayıtları dışında başvurucunun<i> bölge talebe mesulü</i> olarak örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü tanık beyanlarıyla tespit etmiştir. Tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütteki bu konumunun 2016 yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Örgüte yönelik soruşturmaların yürütüldüğü süreçte başvurucunun adalet sarayı önünde gerçekleşen protesto eylemlerine katıldığı hususları ve dernek üyeliğine ilişkin diğer deliller bu bağlamda sınırlı bir etkiyle dikkate alınmış görünmektedir. Dolayısıyla başvurucunun örgüt içindeki faaliyetleri, örgütsel eylemleri ile dosyada yer alan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda Mahkemenin oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>28. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>29. Dolayısıyla Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="91792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/103924 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/103924 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>B.</strong> <strong>S.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/103924)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Anıl İbrahim BAKIRCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun rütbesinin geri alınması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, emniyet müdürü olarak görev yapmakta iken 17/4/2015 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılmıştır. 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (675 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle başvurucunun rütbesi ve buna bağlı olarak hakları geri alınmıştır. Rütbenin iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yapılan başvuru 20/11/2018 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>3. OHAL Komisyonu kararında başvurucu ile ilgili yapılan tespitlerde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen hapis cezasına dair mahkûmiyet kararı, <i>ByLock</i> kullanımı, Emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı, Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunulduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı, yahut da bunlarla irtibatlı olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, OHAL Komisyonu işleminin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Ankara 21. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 12/01/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) verilen mahkûmiyet kararının kesinleştiği, telefon numaraları, IP adresleri ve bağlantı sayılarına ilişkin detayların yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere başvurucunun <i>ByLock</i> programını kullandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 hazırlık numaralı dosyası kapsamında ele geçirilen emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda OHAL Komisyonu kararında ve ceza yargılamasında tespit edilen eylemleri kapsamında başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile en az irtibat derecesinde bağı olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 22/09/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 27/09/2022 tarihinde verdiği kararda Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 16/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 9/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucunun adli yardım talebi bulunmaktadır. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; olağanüstü hâl (OHAL) döneminde çıkarılan 675 sayılı KHK ile rütbesinin alındığını, yargılama sürecinin etkin ve adil bir şekilde yürütülmediğini, dava konusunun yanlış nitelendirilerek hüküm kurulduğunu, dava konusu işlem tarihindeki hukuksal durum esas alınmadan karar verildiğini, idarenin iddiaları ve delilleri dikkate alınarak kendi argümanları değerlendirilmeden ve iddiaları cevapsız bırakılarak neticeye varıldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı gösterdiği konusunda delil olarak kabul edilen <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin iddiadan rütbesinin geri alınması işleminin yapıldığı tarihte haberdar olmadığını,<i> ByLock</i> verilerinin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğine yönelik iddialarının yeterli şekilde değerlendirilmediğini iddia etmiştir.</p>

<p>11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddiaları ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.</p>

<p>12. Başvuru özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> Metin Diler </i>([1. B.], B. No: 2023/12376, 24/12/2025) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi,<i> Metin Diler</i> kararında başvurucunun çeşitli haklara müdahale edildiğini içeren iddialarını temeldeki müdahalenin görevlerinden bir şekilde ayrılan (emeklilik vb.) kamu görevlilerinin rütbelerinin geri alınması ve bir daha kamu görevinde istihdam edilmemelerine yönelik olduğundan hareketle ele almıştır. Söz konusu müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuyla iddiaları bir bütün hâlinde <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında değerlendirmiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 58-62).</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirin OHAL durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 63-65). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvuruya konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (<i>Metin Diler</i><i>,</i> §§ 68-74).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, öncelikle OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (<i>Metin Diler,</i> § 79).</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen rütbelerin geri alınmasına ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (<i>Metin Diler</i><i>, </i>§§ 81-87).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan polis, asker gibi bir kısım kamu görevlilerinin, görevde olmasalar dahi rütbelerinin alınması konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 84-87).</p>

<p>18. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabileceğini belirtmiştir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğunu vurgulayan Anayasa Mahkemesi; bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hakların ve ayrıcalıkların bu tür mesleklerden emekli olan kişiler için de geçerli olabileceğini ifade etmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 88). Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarılmaya yönelik başvurularda ortaya koyulan ilkelerin kamu güvenliği için hassas birtakım kamu kurumlarında görev yaparak emekli olan personelin rütbelerinin alınması şeklindeki müdahaleler açısından da uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 89).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; rütbelerin geri alınması tedbirinde uygulanan kamu görevinden çıkarma tedbirinden farklı olarak <i>iltisak ve irtibat</i> terimleri yanında <i>"aidiyet"</i> ibaresi kullanıldığını, söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek nitelikte olduğunu, bu nedenle anılan kavramın belirsiz olmadığını kabul etmiştir (<i>Metin Diler</i><i>,</i> § 92).</p>

<p>20. <i>Metin Diler</i> kararında Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde <i>ByLock</i> sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların<i> ByLock</i> verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararda, <i>ByLock </i>sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının OHAL döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiği ifade edilmiştir. Ayrıca kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında<i> ByLock</i> uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesince, <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve rütbelerin geri alınması konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 97).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin rütbelerinin geri alınmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirlerin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğunu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığını, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 100).</p>

<p>22. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığı tespit edilen ve geçmişte polis, asker gibi görevlerde bulunan başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen<i> durumun gerektirdiği ölçüyle</i> bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Metin Diler,</i> §§ 81-101).</p>

<p>23. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>24. Somut başvuruya konu olan yargılama sürecinde verilen kararlarda, başvurucunun <i>ByLock</i> ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgu ve tespitlerden de yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.</p>

<p>25. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen<i> ByLock</i> uygulamasını başvurucunun kullandığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Neticede başvurucunun <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan ve tedbirin durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı hususunda ilgili ve yeterli gerekçeler içeren mevcut başvuruda da söz konusu <i>Metin Diler</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun özel hayata saygı hakkı yönünden diğer kabul edilebilirlik şartları bakımından incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="77651"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/105058 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/105058 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T.</strong><strong>İ.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/105058)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf KARABULAK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun yaptığı bilekliğin ziyaretçisine verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu; başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p><strong>A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç</strong></p>

<p>3. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumuna 6/6/2022 tarihli dilekçeyle yaptığı başvuruda odasında boncuk işi yapmak istediğini, bu nedenle kendisine kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin verilmesini talep etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 8/6/2022 tarihli kararıyla başvurucunun bedensel ve zihinsel sağlığını sürdürmesi, suçluluk duygusundan arınması, kişisel ve toplumsal gelişimini sağlaması amacıyla kendi odasında herhangi bir hobi ve el işi çalışmaları gibi etkinliklerde bulunmasının uygun olacağını değerlendirmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun odasında boncuk işi yapma talebinin kabulüne, kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin başvurucuya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç </strong></p>

<p>4. Başvurucunun bireysel başvuru formunda belirttiği hâliyle 2022 yılının Temmuz ayında gelen ziyaretçiye Ceza İnfaz Kurumunun izni dâhilinde başvurucu birkaç hediyelik bilekliği vermek istemiş; sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir adet bileklik dışındakilerin çıkışına izin verilmiştir. Başvurucu, yasal bir gerekçe gösterilmeden yapılan engellemenin sebebini sormak amacıyla yazdığı dilekçeye cevap verilmediğini de belirterek salt renklerinden dolayı yaptığı el işi faaliyetinin dışarı çıkarılmasına kısıtlama getiren uygulamanın kaldırılması için Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur.</p>

<p>5. Hâkimlik 5/10/2022 tarihli müzekkereyle Ceza İnfaz Kurumundan şikâyete konu edilen hususla ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu 19/10/2022 tarihli yazıyla 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 14. maddesi uyarınca başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair karar alınmak üzere İdare ve Gözlem Kuruluna başvurarak alınacak karar doğrultusunda, kurum kantininden gerekli malzemeleri temin etmesine müteakiben odasında el işi yapabileceğini ve yaptığı el işlerini ziyaretçilerine verebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir karar bulunmadığını, kurum kantininin el işi malzemesi satışının olmadığını, bu sebeple kurumun bilgisi dışında yaptığı el işi faaliyetlerinin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>6. Hâkimlik yaptığı değerlendirme sonucunda Ceza İnfaz Kurumunun 19/10/2022 tarihli yazısına dayanarak başvurucunun kurumun bilgisi dışında el işi faaliyetinde bulunduğunu kabul etmiş ve söz konusu eşyanın dışarı çıkışına müsaade etmeme yönündeki kurum uygulamasında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, bu karara karşı Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesinde, Ceza İnfaz Kurumunun Hâkimliğe yanıltıcı bilgi sunduğunu, Ceza İnfaz Kurumunun 8/6/2022 tarihli kararıyla oda içinde boncuklu el işi yapmasına izin verildiğini, bu sayede yaptığı el işi ürünlerini dışarı çıkarabildiğini, sadece bir ürünün renklerinden kaynaklı olarak dışarı çıkışına izin verilmediğini, sarı, kırmızı ve yeşil renginin doğada yer alan renklerden olduğunu belirterek bu renklere yönelik kısıtlayıcı uygulamanın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>8. İtirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, Hâkimlik kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, nihai hükmü 28/11/2022 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 5/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Komisyon, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>11. Başvurucu; kendisinin yaptığı ve ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin içerdiği renklerden dolayı dışarı çıkışının yasaklandığını, sarı, kırmızı ve yeşil rengin kültürel bir anlama sahip olduğunu, manevi duygularının renklerle ifade edilmesinin engellendiğini, kurum idaresinden alınan izin dikkate alınmadan oluşturulan ret gerekçesinin yetersiz olduğunu belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun ifade hürriyetinin ihlal edilip edilmediği noktasında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda yer alan açıklamalara ek olarak bileklikte yer alan renklerin bir örgüte veya bir bayrağa özgü olmadığını, yasal dayanağı bulunmayan bir yasaklamaya maruz bırakıldığını, uygulamanın ifade özgürlüğü, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Anayasa'nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar <i>söz, yazı, resim veya başka yollar </i>olarak belirtilmiş ve <i>başka yollar </i>ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (<i>Emin Aydın </i>[1. B.], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43). Başvurucu, kültürel bir öneminin olduğunu iddia ettiği renkleri içeren bileklikle duygularını dışa vurduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda bir duygunun ifade ediliş biçimi olarak yapılan el işi faaliyetinin Ceza İnfaz Kurumundan dışarı çıkarılmasına yönelik getirilen kısıtlamanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>15. Başvuruya konu eşyanın ceza infaz kurumu dışına gönderilmesinin engellenmesi ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 35. maddesine göre kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbi malzeme ve diğer ihtiyaç maddelerinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Yönetmelik'in 14. maddesinde, hükümlülerin gerekli malzemeleri kantinden temin etmek koşuluyla, el işi faaliyetlerini ceza infaz kurumlarının uygun bölümlerinde yapabileceği, ceza infaz kurumunun güvenliğini bozmamak kaydı ile bu faaliyetlerin devamına koğuş, oda ve eklentilerinde izin verilebileceği düzenlenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu tarafından başvurucunun gerekli izni almadan el işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle söz konusu bilekliğin ziyaretçiye verilmediğini belirtmiş, buna ilişkin başvurucunun yargısal makamlara yaptığı şikâyet ve itiraz da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Bu durumda müdahalenin kanuni dayanağının 5275 sayılı Kanun’un 35. maddesi olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucu, el işi faaliyeti yapmasına resmî olarak izin verildiği iddiasında olduğundan somut olay özelinde müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Söz konusu incelemenin ise müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığına yönelik yapılacak inceleme ile birlikte ele alınmasının uygun olacağı; öte yandan müdahalenin ceza infaz kurumu düzen ve disiplini ile güvenliğini temin etmeye dönük olduğu, dolayısıyla kamu düzenini tesis etme meşru amacına dayandığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>16. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine <i>uygun</i> kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; <i>Mehmet Ali Aydın </i>[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; <i>Ferhat Üstündağ </i>[1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).</p>

<p>17. Somut olayda başvurucu, ziyaretçisine el işi faaliyeti kapsamında yaptığı ürünleri teslim etmek istemiştir. Başvurucunun iddiasına göre Ceza İnfaz Kurumunca sarı, kırmızı ve yeşil renkleri bir arada barındıran bileklik hariç diğer bileklikler teslim edilmiş, söz konusu bileklik ise salt içerdiği renklerden dolayı ziyaretçisine verilmemiştir. Ceza İnfaz Kurumu ise teslim edilen ve edilmeyen bileklikler yönünden bir ayrıma gitmeksizin Hâkimliğe sunduğu yazıda, başvurucunun el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir İdare ve Gözlem Kurulu kararının bulunmamasına dayanmıştır. Kurum kantininde el işi malzemesi satışının olmadığını belirten Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun gerekli izni almadan eli işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle şikâyete konu bilekliğin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini savunmuştur. Ceza İnfaz Kurumunun sunduğu bu açıklamayı kabul eden Hâkimlik, başvurucunun söz konusu uygulamaya ilişkin şikâyet başvurusunu reddetmiştir. Başvurucunun gerekli izninin olduğuna dair itirazı ise Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmemiştir.</p>

<p>18. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altında olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (<i>Murat Karayel (5) </i>[2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).</p>

<p>19. Öte yandan bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir yaptırımın amacı ve meşruiyeti toplumu suça karşı korumak ve bununla bağlantılı olarak mahkûmların ıslahını sağlayabilmektir (daha geniş değerlendirmeler için bkz. <i>Halil Bayık </i>[GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, § 36). Mahkûmların kendilerini geliştirmelerine imkân sağlayan el işi faaliyetleri yapmalarına ve bunları gönderebilmelerine imkân tanınması da mahkûmların ıslahı için önem taşımaktadır.</p>

<p>20. Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5),</i> § 29).</p>

<p>21. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir (<i>Umut Gündüz Altun </i>[1. B.], B. No: 2022/67376, 16/9/2025, § 25). Ancak somut olayda başvurucunun kaldığı odada el işi faaliyeti yapmasına imkân veren bir iznin bulunup bulunmadığının, Ceza İnfaz Kurumu izni dışında söz konusu eşyanın dışarı çıkarılıp çıkarılmadığının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>22. Ceza infaz kurumlarınca mahpusların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerin takdir payı içinde kalıp kalmadığı ve esas itibarıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı müdahalenin gerekçesine bakılarak anlaşılabilir. Dolayısıyla mevcut başvurudaki gibi ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerde kurumların ve derece mahkemelerinin dava konusu eşyların ceza infaz kurumunun asayişini ve güvenliğini tehlikeye düşüren, kamu görevlilerini hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaret oluşturan ifadeleri içerip içermediğini değerlendirmeleri gerekir (<i>Bejdar Ro Amed</i>, [2. B.], B. No: 2013/7363, 16/4/2015, § 80; idare ve derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle ihlal sonucuna ulaşılan bir karar için bkz. <i>Kamuran Reşit Bekir </i>[GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 73; derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapıldığının tespit edildiği bir karar için bkz. <i>Ahmet Temiz (6),</i> §§ 39-44).</p>

<p>23. Başvuruya konu olayda başvurucu tarafından yapılan bilekliğin ziyaretçisine verilmemesine yönelik olarak yapılan açıklamada; başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapma izni bulunup bulunmadığına yönelik bir inceleme yapılmadan söz konusu eşyanın izinsiz bir şekilde yapıldığı gerekçe gösterilerek ziyaretçiye teslim edilmediği görülmektedir. Bu kısıtlamayı denetleyen derece mahkemelerinin kararlarında da başvurucunun izninin bulunup bulunmadığı hususunda yeterli araştırma yapılmadan Ceza İnfaz Kurumunun cevabi yazısı doğrultusunda değerlendirme yoluna gidilmiştir. Hatta başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesine verilen resmî iznin tarih ve sayısını belirterek (bkz. § 7) itirazda bulunmasına rağmen herhangi bir iznin varlığına dair araştırma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır. Oysa başvurucunun UYAP'ta kayıtlı dosyası içinde yapılan incelemede başvurucuya odasında el işi yapma izninin verildiğine dair resmî belgenin bulunduğu bilgisine ulaşılmıştır (bkz. § 3).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; <i>Sırrı Süreyya Önder </i>[GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. <i>Eşref Arslan</i> [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; <i>Abdulhamit</i> <i>Babat</i><i> (3)</i> [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Sonuç olarak somut olayda Ceza İnfaz Kurumu ve yargı mercileri, başvurucunun ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin teslim edilmemesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili </i>ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvuru konusu eşyanın teslim edilmemesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda, eldeki başvurunun şartlarında; müdahalenin dayanağı olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile Yönetmelik'in 14. maddesinin kanunilik ölçütünü sağladığı da söylenemez (bkz. § 15). Nitekim hem idari hem de yargısal kararlarda bu düzenlemler dışında herhangi bir kanuni düzenlemeye dayanılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 5-6).</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucu; ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>28. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/3599, K.2022/4042) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="62351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/24029 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202324029-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202324029-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2023/24029 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong> <strong>E. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/24029)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yunus Emre BAĞLAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hasan Ali TAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının; suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçundan soruşturma başlatmıştır. Başvurucu emniyette müdafi eşliğinde alınan ifadesinde; FETÖ/PDY ile bağlantısının olmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>3. Soruşturma aşamasında başvurucu hakkında verilen beyanlar şöyledir:</p>

<p>- K.S.nin emniyette müdafi eşliğinde alınan ifadesinde; 2012 yılına kadar gülen cemaati olarak bilinen cemaatin sadece dinî duygular ile sohbetlerine zaman zaman iştirak ettiğini, bu yapıyla 2003-2004 yıllarında Balıkesir’e tayin olduktan sonra davet üzerine sohbetlerine giderek tanıştığını, zaman zaman bu sohbetlere hiç gitmediğinin de olduğunu, hatta 2008-2010 yılları arası hiç gitmediğini, 2012 yılında ise tamamen koptuğunu, başvurucu ile Polis Okulunda birlikte çalıştıklarını, zaman zaman sohbet ortamlarında birlikte olduğunu, bu yapıyla 2012 yılında irtibatını kestiğini beyan etmiştir.</p>

<p>- B.Ş.nin emniyette müdafi eşliğinde alınan ifadesinde; başvurucunun 2011 ile 2013 Haziran ayı arasında sohbet grup sorumlusu olan şahıslar arasında yer aldığını, bu gruba mütevelli heyeti denildiğini, K.S.ye bağlı sorumlu sohbet grupları olarak haftada bir veya 15 günde bir gruptan bir sorumlunun veya K.S. isimli şahsın evinde toplandığını, bu toplantılarda sohbet gruplarının sorunları, sohbetlere katılım durumu, gelmeyenlerin gelmeme sebepleri ve benzeri konuların konuşulduğunu, mütevelli toplantılarında K.S. isimli şahsın elinde bulunan Balıkesir Asayiş Şube Müdürlüğü bünyesindeki görevli polis memurlarının liste üzerinden teker teker gündeme alınarak ilgilenileceklerin belirlenip daha sonra K.S. isimli şahsın mütevelli grubundan her bir kişiye ilgilenmesi ve cemaate kazandırılması için bir hedef polis memuru belirlediğini, yine bu toplantılarda sohbet gruplarının telefon konusunda tedbirli davranması gerektiğinin sürekli vurgulandığını, bu mütevelli toplantılarında sohbet sorumlularının her ayın 15'inde kendi gruplarında toplanan himmet paralarını K.S. isimli polis memuruna teslim ettiklerini, 17-25 Aralık olaylarından sonra bu oluşumdan kendini soyutladığını ve bağlarını tamamen kopardığını, o günden itibaren bu yapılanmanın hiçbir faaliyetine katılmadığını, kendisiyle irtibat kurmak isteyen şahısları da tavrını koyarak reddettiğini beyan etmiştir. Savcılıkta müdafi eşliğinde alınan ifadesinde de konuyla ilgili olarak emniyette verdiği ifade içeriğini aynen kabul ve tekrar ettiğini beyan etmiştir.</p>

<p>- A.K.nin emniyette müdafi hazır bulunmadan bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesinde; 2011 yılında başvurucuyla beraber B. ve H.Y. isimli şahısların evine geldiğini, B.nin Fetullah Gülen cemaatine bağlı olduklarını söyleyerek kendisini sohbetlere davet ettiğini, B., başvurucu ve B.S.nin himmet olayını organize ettiğini, bu durumun 2013 yılına kadar devam ettiğini, 2013 yılındaki dershanelerin kapatılması sürecinden sonra siyasi konuların konuşulmaya başlandığını, 17-25 Aralık olaylarından sonra sohbetlere katılmayı bıraktığını, bu tarihten sonra gruptakilerin kendi aralarında toplanmaya devam edip etmediklerini bilmediğini beyan etmiştir.</p>

<p>- M.A.nın savcılıkta müdafi eşliğinde alınan ifadesinde; kendisinin Balıkesir ilinde görev yaptığı dönemde Balıkesir ilinde erkek yapılanması içinde yer alan, sohbet toplantılarına katılan, himmet veren polisler arasında başvurucunun da bulunduğunu, 2011 yılı itibarıyla bu yapıyla ilişiğini kestiğini beyan etmiştir.</p>

<p>4. Başsavcılık başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle 24/10/2016 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun sohbet toplantılarına katıldığı, himmet verdiği, mütevelli heyeti denen sohbet grubu sorumluluğu yaptığı, çocuklarının örgütle iltisaklı okulda eğitim gördüğü hususları gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediği ileri sürülmüştür.</p>

<p>5. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Balıkesir İkinci Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Yargılama toplamda 45 celse sürmüştür. Başvurucu, dördüncü celsede alınan savunmasında; örgütün herhangi bir toplantı, sohbet veya etkinliğine katılmadığını, örgütle bir bağlantısının olmadığını ileri sürmüştür. Dosyanın diğer sanığı K.S., dördüncü celsede alınan beyanında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.</p>

<p>6. Dosyanın diğer bir sanığı B.Ş.; ikinci celsede alınan savunmasında başvurucunun sohbet grup sorumlusu olduğunu, başvurucunun 2011 yılının ortalarında polis okuluna gittiğini, ondan sonra ne olduğunu, ne yaptığını bilmediğini beyan etmiştir.</p>

<p>7. Dosyanın diğer sanığı M.A. sekizinci celsede alınan beyanında; başvurucuyu tanıdığını, başvurucunun öncesinde asayişte olduğunu, daha sonra polis okulunda beraber çalıştıklarını, başvurucunun sohbetlere katılan ve parasal yardımda bulunan kişiler arasında yer aldığını, başvurucunun aynı dönemde Balıkesir erkek yapılanması içinde yer alan polisler arasında yer aldığını, 2011 yılından sonra kimlerin sohbet toplantısına katıldığı konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>8. A.K. istinabeyle alınan ifadesinde; gezi olayları olduktan sonra sohbetlere bir daha gitmediğini, başvurucuyla 2013 yılına kadar birlikte bulunduğunu, 2013 yılında 17-25 Aralık olayından sonra bu örgütün silahlı terör örgütü olarak kabul edilmesinden sonra bu kişilerle kavgalı bir şekilde ayrıldığını, 2013 yılı 17-25 Aralık olayından sonra bu kişiler ile irtibatını kopardığı için daha sonra ne yaptıklarını bilmediğini beyan etmiştir.</p>

<p>9. Mahkeme başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına istinaf kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Gizli Tanık Garson'dan elde edilen verilerde sanığa ait bilgilerin de olduğu görülmekle söz konusu kodlamalar incelendiğinde; </i></p>

<p><i>Sanığın </i>[başvurucu]<i> hakkında "SAY" olarak kodlama bulunduğu, bu kodlamanın "FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı üst derecede olan kişileri" ifade ettiği, kurs taksidi olarak yazılan ancak örgüt içerisinde verilen himmeti belirten miktarın "150" olduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanık hakkında beyan ve teşhiste bulunanlar dinlenmiş; </i></p>

<p><i>-</i>[B.Ş.]<i> aşamalardaki beyanlarında örgütün Emniyet mahrem yapılanmasında düzenlenen sohbetlerin sohbet sorumlusu olduğunu, bu kapsamda düzenlenen toplantılarda sohbet gruplarının sorunları, sohbetlere katılım durumu, gelmeyenlerin gelmeme sebepleri ve benzeri konuların konuşulduğunu, bu nedenle sanığın bunu takip eden kişi olduğunu, </i></p>

<p><i>-</i>[M.A.]<i>, </i>[K.S.]<i> ve tanık </i>[A.K.]<i> aşamalardaki beyanlarında kendisinin polis memuru olarak Balıkesir ilinde görev yaptığı yıllarda sanığın örgüt tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığını gördüğünü beyan etmiştir. </i></p>

<p><i>Tanıkların aşamalardaki beyanlarına sanık ile aralarında bir husumet bulunmaması, aşamalarda ayrıntılı beyanlarda bulunmaları ve mahkememizin kabulü ile örtüşmesi nedeniyle itibar edilmiştir. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson'dan elde edilen verilerdeki sanık hakkındaki kodlamalar, itibar edilen tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde; tanık beyanlarının dijital verideki kodlamalar ile örtüştüğü anlaşılmıştır. Bu itibarla sanık hakkındaki dijital verideki bu kodlamanın somut bir şekilde ispatlandığı anlaşılmakla, bu verideki kodlamalara da itibar edilmiş ve sanığın örgütün Emniyet Mahrem Yapılanması içerisinde Lise olarak adlandırılan yapılanmada polis memuru kimliğine rağmen yer aldığı, bu hiyerarşide "FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı üst derecede olan kişileri" ifade eder şekilde örgütün mahrem imamları tarafından kodlandığı, bu şekilde sohbetlere katıldığı ve himmet verdiği, polis memurlarının örgüt içerisinde sohbet sorumlusu olarak kimlerin sohbetlere gidip gitmediği, sohbet içerisinde yaşanan sorunları mütevelli adı verilen diğer sohbet sorumlularıyla kendilerinin bağlı olduğu kişinin liderliği altında periyodik olarak görüştükleri Mahkememizce sabit görülmüştür. </i></p>

<p><i>Yukarıda bahsedilen ve Mahkememizce sanık tarafından gerçekleştirdiği sabit görülen tüm bu eylemler sanığın bu eylem ve faaliyetlerinin zamansal olarak süreklilik, çeşitlilik ve belirgin bir yoğunluğa ulaştığı, sanığın Silahlı Terör Örgütü olduğu hususu yargı kararları ile kesinleşen FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşisi içerisinde dış dünyaya kapalı, örgütün gizlilik, disiplin ve mutlak sadakat gibi kurallara uygun davranışlar sergilediği, gerçekleştirdiği eylemlerin örgütün varlığına ve güçlendirilmesine nedensel bağ taşıdığı, sanığın örgüt ile arasında organik bağ kurduğu anlaşıldığından örgütsel faaliyet olarak kabul edilmiş olmakla bu eylemler TCK m.314/2'de tanımlaması yapılan silahlı terör örgütü üyeliği suçuna vücut verdiği anlaşılmıştır..."</i></p>

<p>10. Başvurucu ve müdafii karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde; FETÖ/PDY'ye katılma iradesinin Mahkemenin gerekçeli kararında açıklanmadığını, tanık beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, mevcut delillerle hakkında örgüt üyeliğinden ceza verilmesinin mümkün olmadığını, temin edilen kodlama verilerinin hukuka aykırı olduğunu, mahkûmiyet kararına esas teşkil eden eylemlerin 17-25 Aralık 2013 tarihinden öncesine ilişkin olduğunu, bu eylemlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilmemesi gerektiğini, hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 21/1/2022 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu, İstinaf Dairesi kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde; tanık beyanlarına itibar edilmemesi gerektiğini, mahkûmiyet kararına esas teşkil eden eylemlerin 17-25 Aralık 2013 tarihinden öncesine ilişkin olduğunu, bu eylemlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilmemesi gerektiğini, hakkındaki kodlama verilerinin hukuka aykırı olduğunu, cezalandırmaya yeterli delil bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Yargıtay 3. Ceza Dairesi 5/12/2022 tarihinde mahkûmiyet kararının onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>14. Başvurucu, nihai kararı 2/3/2023 tarihinde öğrenmiş ve 28/3/2023 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>15. Komisyon tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>16. Başvurucu; mevcut delillerle hakkında örgüt üyeliğinden ceza verilmesinin mümkün olmadığını, mahkûmiyet kararına esas teşkil eden eylemlerin 17-25 Aralık 2013 tarihi öncesine ilişkin olduğunu, bu eylemlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilmemesi gerektiğini, FETÖ/PDY'ye katılma iradesinin Mahkemenin gerekçeli kararında açıklanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>17. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak değerlendirmede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında özetle başvuru formundaki itirazlarını yinelemiştir.</p>

<p>18. Başvurucunun şikâyetleri adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı bağlamında incelenmiştir.</p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>20. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının, davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>21. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciine ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>22. Somut olayda Mahkeme, başvurucunun sohbet grup sorumlusu olduğuna yönelik B.Ş. isimli kişinin beyanına, başvurucunun örgüt tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığına yönelik M.A., K.S. ve tanık A.K.nin beyanlarına ve başvurucu hakkında "SAY" olarak kodlama bulunduğuna, bu kodlamanın "FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı üst derecede olan kişileri" ifade ettiğine, kurs taksidi olarak yazılan ancak örgüt içinde verilen himmeti belirten miktarın "150" olduğuna ilişkin gizli tanık garsondan elde edilen verilere dayanmıştır. Diğer yandan tanık beyanlarının dijital verideki kodlamalar ile örtüştüğünü de vurgulamıştır (bkz. § 9). Başvurucu ise mahkûmiyet kararına esas teşkil eden eylemlerin 17-25 Aralık 2013 tarihinden öncesine ilişkin olduğunu, bu eylemlerin örgütsel faaliyet olarak kabul edilmemesi gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. § 16).</p>

<p>23. Başvurucu hakkında beyanda bulunan B.Ş., başvurucunun 2011'in ortalarında polis okuluna gittiğini, ondan sonra ne olduğunu, ne yaptığını bilmediğini beyan etmiştir (bkz. § 6). K.S. de örgütle 2012 yılında irtibatını kestiğini beyan etmiştir (bkz. § 3). M.A. 2011 yılından sonra kimlerin sohbet toplantısına katıldığı konusunda herhangi bir bilgisinin bulunmadığını beyan etmiştir (bkz. § 7). A.K. ise 2013 yılı 17-25 Aralık olayından sonra bu kişiler ile irtibatını kopardığı için daha sonra ne yaptıklarını bilmediğini beyan etmiştir (bkz. § 8).</p>

<p>24. Silahlı terör örgütü üyeliğinden yürütülen bir yargılama sürecinde, kişinin örgüt içindeki faaliyetlerinin zamansal olarak süreklilik göstermesi, esasa etki edebilecek nitelikte önemli bir unsurdur. Bu nedenle Mahkemenin silahlı terör örgütü üyeliğinden yargılanan kişilerin örgüt içindeki faaliyetlerinin zamansal olarak süreklilik arz ettiğini dosya kapsamındaki delillerle bağ kurmak suretiyle gerekçeli kararında değerlendirmesi beklenir.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesi <i>Mehmet Emin Okyay</i> ([GK], B. No: 2023/47320, 2/4/2026) kararında; veri inceleme raporlarında yer alan gizli tanık GARSON'dan elde edilen kodlama bilgisini destekleyici/teyit edici bir durum bulunmadığı hâllerde, idari ve yargısal makamların veri analiz raporlarının ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmasının ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmasının önemli olduğunu vurgulamıştır (bkz. <i>Mehmet Emin Okyay</i>, § 141).</p>

<p>26. Yargıtay gizli tanık GARSON'dan elde edilen verilere ilişkin inceleme raporunda kişinin "SAY" olarak kodlandığı bazı durumlarda, örgütün kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonraki tarihlerde örgütsel nitelikteki eylem ve faaliyetlerinin bulunup bulunmadığının tespiti bakımından yeni güncel verilere ulaşılıp ulaşılmadığının araştırılmasını, raporda <i>zümre başkanı</i> ve <i>öğretmen</i> olarak belirlenen kişiler hakkında herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının araştırılmasını, bu kişilerin tanık sıfatıyla duruşmaya çağrılarak sanık hakkında bilgi sahibi olup olmadığına yönelik beyanlarının alınmasını önemli görmüştür [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 27/5/2025 tarihli ve E.2025/1797, K.15899; 14/4/2025 tarihli ve E.2022/19613, K.2025/10995; 18/2/2025 tarihli ve E.2024/3263, K.2025/4597; 9/10/2024 tarihli ve E.2022/12195, K.2024/11681; 2/10/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/11169; 10/6/2024 tarihli ve E.2022/3202, K.2024/7762; 27/11/2023 tarihli ve E.2022/36229, K.2023/9443].</p>

<p>27. Yine Yargıtay kişinin, örgütün görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra görev yaptığı varsa farklı illerde emniyet mensuplarına yönelik yapılan soruşturma ve kovuşturmalar araştırılarak veri inceleme raporunda belirtildiği gibi sanığın örgütsel faaliyetlerine devam edip etmediğinin araştırılmasını da önemli görmüştür [birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/5/2025 tarihli ve E.2024/11306, K.2025/14808; 24/10/2024 tarihli ve E.2022/6707, K.2024/12416; 29/4/2024 tarihli ve E.2022/30786, K.2024/5908; 12/3/2024 tarihli ve E.2023/1856, K.2024/4823].</p>

<p>28. Başvurucu hakkında beyanları hükme esas alınan kişilerin beyanları dikkate alındığında, başvurucunun örgütün kamuoyunda bilinir hâle geldiği tarihten sonrasına ilişkin olarak bir eylemden bahsetmedikleri görülmektedir. Mahkemenin gerekçeli kararında başvurucu hakkındaki kabul kısmında kodlama verileri açısından yeni güncel verilere ulaşılıp ulaşılmadığına ve başvurucunun örgütün kamuoyunca da bilinen operasyonel eylemlerinden sonraki tarihlerde örgütsel nitelikteki eylem ve faaliyetlerinin bulunup bulunmadığına yönelik bir değerlendirme yer almamaktadır.</p>

<p>29. Başvurucunun iddiasını destekleyebilecek mahiyette itirazlar sunulmasına rağmen, Mahkemece bu durum gerekçeli kararda ayrı ve açık olarak tartışılmamış ve başvurucunun iddialarına cevap verilmemiştir. Sonuç olarak yargılamaya bir bütün olarak bakıldığında -somut olayın özel koşullarında- Mahkemenin davanın sonucuna etkili hususlar hakkında yeterli bir yanıt vermediği anlaşılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Başvuruda gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden, kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun diğer şikâyetleri hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>32. Başvurucunun; suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve <i>Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>33. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak, yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>36. Uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından başvurucunun maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>Ç. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Balıkesir 2. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2016/261, K.2021/213) GÖNDERİLMESİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>F. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>Ğ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202324029-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="28368"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/32474 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202332474-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202332474-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2023/32474 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>C.</strong> <strong>Ş.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/32474)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nur Hilal MERMER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hasan Hilmi YILMAZER</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 19/4/2023 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucunun murisi S.Ş. Ankara'nın Mamak ilçesi, Kayaş Mahallesi, 35548 ada, 26 ve 29 numaralı parsellerde bulunan taşınmazların hissedar malikidir. Söz konusu taşınmazların Ankara-Sivas Hızlı Tren Projesi kapsamında acele kamulaştırılmasına karar verilmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları İşletmesi Genel Müdürlüğü (TCDD/İdare) tarafından Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde acele kamulaştırma kararı nedeniyle dava açılmış, kamulaştırma bedeli bilirkişi raporuyla 251.514 TL olarak tespit edilmiştir. TCDD, uzlaşma sağlanamaması nedeniyle başvurucu aleyhine Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesinde (Mahkeme) 2/8/2018 tarihinde kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davası açmıştır.</p>

<p>7. Mahkemece keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmak suretiyle kamulaştırma bedeli 1.016.823,20 TL olarak tespit edilmiş ve bu bedel üzerinden davanın kabulüne karar verilmiştir. Kararda depo ettirilen fark kamulaştırma bedeli olan 251.514 TL'nin başvurucuya derhâl ödenmesi, belirlenen bedele 3/12/2018 tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Karara karşı taraflarca yapılan istinaf başvurusu neticesinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) tapuda tescil ve terkinine karar verilen kısmın hatalı olarak belirlenmesi ve başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle kararı kaldırmış ve yeniden hüküm tesis etmiştir. Bu kapsamda davanın kabulüne, taşınmazların başvurucu adına kayıtlı hisselerinin tapu kayıtlarının iptaline, TCDD adına tapuda kayıt ve tesciline karar vermiştir. Ayrıca davaya konu taşınmazların kamulaştırma bedelini 1.016.823,20 TL olarak tespit etmiş, tespit edilen kamulaştırma bedelinden acele elkoyma dosyasında bloke edilen bedelin mahsubu sonucu başvurucu adına depo ettirilen fark kamulaştırma bedeli olan 251.514 TL'nin başvurucuya derhâl ödenmesine, belirlenen fark kamulaştırma bedeline 3/12/2018 tarihinden karar tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına hükmetmiştir.</p>

<p>9. Taraflarca karara karşı yapılan temyiz başvurusu Yargıtay 5. Hukuk Dairesince reddedilmiş, karar onanmak suretiyle kesinleşmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 12/4/2023 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>11. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun Anayasa Mahkemesinin 5/4/2023 tarihli ve E.2022/83, K.2023/69 sayılı kararıyla iptal edilen 10. maddesinin dokuzuncu fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>...(Ek fıkra: 11/4/2013-6459/6 md.) Kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilir.</i>"</p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>12. Anayasa Mahkemesinin 5/4/2023 tarihli ve E.2022/83, K.2023/69 sayılı kararı şöyledir:</p>

<p>"<i>... </i></p>

<p><i>17. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında kamulaştırmanın taşınmazın gerçek karşılığının ödenmesi şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığının ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla taşınmazın gerçek karşılığı ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır. </i></p>

<p><i>18. Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir. Kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde, hedeflenen kamu yararı ile malikin bireysel yararı arasında gözetilmesi gereken adil denge ancak malike tazminat ödenmek suretiyle sağlanabilir. Diğer bir ifadeyle kamulaştırma suretiyle mülkiyet hakkına müdahalede bulunulan durumlarda malike tazminat ödenmesi, müdahaleyle malike yüklenen aşırı külfetin telafi edilmesini temin eden temel bir araçtır. Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasında, kamulaştırmada taşınmazın gerçek karşılığının ödeneceği hükme bağlanmakla kamu yararı ile malikin menfaatleri arasındaki dengeyi kuracak bedelin taşınmazın gerçek karşılığı olduğu ifade edilmiştir (bazı farklarla birlikte bkz. Saadet Ekin, B. No: 2014/18103, 26/10/2017, § 35). </i></p>

<p><i>19. Mülkiyet hakkı kapsamında alacağın geç ödenmesi durumunda arada geçen sürede enflasyon nedeniyle paranın değerinde oluşan hissedilir aşınma ile mülkiyetin gerçek değeri azaldığı gibi bu bedelin tasarruf veya yatırım aracı olarak getirisinden yararlanma imkânı da bulunmamaktadır. Bu şekilde kişiler mülkiyet haklarından mahrum edilerek haksızlığa uğratılmaktadır (AYM, E.2008/58, K.2011/37, 10/2/2011). Bu sebeple devletin kamulaştırma bedelinin geç ödenmesi sebebiyle paranın değerinde oluşacak aşınmayı telafi edecek mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bu gereklilik aynı zamanda Anayasa’nın 46. maddesinin birinci fıkrasında yer alan gerçek karşılık güvencesinin de zorunlu bir sonucudur. </i></p>

<p><i>20. İtiraz konusu kuralda kamulaştırma bedelinin tespiti için açılan davanın dört ay içinde sonuçlandırılamaması hâlinde, tespit edilen bedele bu sürenin bitiminden itibaren kanuni faiz işletilmesi öngörülmüştür. Kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biridir. Ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerekir. </i></p>

<p><i>21. Anayasa Mahkemesinin gerek norm denetimi kapsamında gerekse de bireysel başvuru kapsamında verdiği çeşitli kararlarında alacakların da mülkiyet hakkı kapsamında olduğu, devlet tarafından alacakların geç ödenmesi hâlinde enflasyon oranları altında olmayan bir faiz ödenmesinin bireyin hakları ve kamu düzeni bakımından önem taşıdığı belirtilmiştir (AYM, E.1997/34, K.1998/79, 15/12/1998; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 52; Akel Gıda San. ve Tic. A.Ş., B. No: 2013/28, 25/2/2015, § 46; Abdulhalim Bozboğa, B. No: 2013/6880, 23/3/2016, § 58; Ferda Yeşiltepe [GK], B. No: 2014/7621, 25/7/2017, § 29). </i></p>

<p><i>22. 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun’un 1. maddesinde “Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır./ Cumhurbaşkanı, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir.” hükmüne yer verilmiştir. Buna göre kanuni faiz yüzde yirmi dördü aşamamaktadır. </i></p>

<p><i>23. İtiraz konusu kuralla geç ödenen kamulaştırma bedeli için sadece kanuni faiz ödeneceği belirtilmiştir. Enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye ise yer verilmemiştir. Özellikle yüksek enflasyonist dönemlerde devletin kamulaştırma nedeniyle borçlu olduğu tutar ile alacaklı hak sahibi tarafından nihai olarak alınan tutar arasındaki enflasyon nedeniyle oluşan değer kayıplarını gidermek mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla hak sahibinin kamulaştırılan taşınmazının bedelini gerçek karşılık ölçütüne uygun olarak aldığından da söz edilemez. </i></p>

<p><i>24. Öte yandan idare tarafından açılan kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmektedir. Ancak itiraz konusu kuralla faizin başlangıç tarihi yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmiştir. Bu durumda kamulaştırma bedelinin fiilen tahsis, kamulaştırılmış sayılma ve kamulaştırmaya esas rayiç bedelin belirlendiği tarihten daha sonraki bir tarihte ödenmiş olacağı ve bedelin belirlendiği tarihle faizin başlangıç tarihi arasındaki dört aylık bir sürede hak sahibinin enflasyon etkisiyle makul olanın ötesinde bir ekonomik kaybının oluşabileceği açıktır. </i></p>

<p><i>25. Bu itibarla anılan anayasal ögeleri dikkate almayan ve gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamayan kural, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen, sınırlamanın Anayasa’nın sözüne aykırı olamayacağı hükmüne aykırılık teşkil etmektedir. </i></p>

<p><i>26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 35. ve 46. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir...</i>"</p>

<p><strong>V. </strong><strong>İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>13. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>14. Başvurucu, kamulaştırma bedeline yönelik faizin davanın açıldığı tarihin dört ay sonrasından başlatılmasının kamulaştırmada gerçek karşılığın peşin ödenmesi güvencesine aykırı ve mülkiyet hakkının özüne dokunan bir müdahale niteliğinde olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>15. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak <i>"Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." </i></p>

<p>16. Anayasa'nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir./ Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. Ancak, tarım reformunun uygulanması, büyük enerji ve sulama projeleri ile iskân projelerinin gerçekleştirilmesi, yeni ormanların yetiştirilmesi, kıyıların korunması ve turizm amacıyla kamulaştırılan toprakların bedellerinin ödenme şekli kanunla gösterilir. Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir./ Kamulaştırılan topraktan, o toprağı doğrudan doğruya işleten küçük çiftçiye ait olanlarının bedeli, her halde peşin ödenir./ İkinci fıkrada öngörülen taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz uygulanır.</i>"</p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Mülkün Varlığı ve Müdahalenin Varlığı ve Türü</strong></p>

<p>18. Kamulaştırılan taşınmazlar, başvurucunun mülkiyetinde olduğundan mülkün varlığı noktasında tartışma yoktur. Ayrıca başvurucunun taşınmazlarının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazların kamulaştırılması, mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).</p>

<p><strong>b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı </strong></p>

<p>19. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>"</p>

<p>20. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesi de gözönünde bulundurulmalıdır. Anılan madde uyarınca temel hak ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmaksızın Anayasa'nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için Anayasa'nın sözüne aykırı olmaması, kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan</i> [1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).</p>

<p><strong>i. Genel İlkeler</strong></p>

<p>21. Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlere yönelik sınırlandırmaların Anayasa'nın sözüne aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması ölçütlerinden biri de <i>Anayasa'nın sözüne uygunluk</i>tur. Anayasa Mahkemesi, somut olaya uygun düştüğü takdirde kamu gücünü kullanan organların temel hak ya da özgürlüklere yaptıkları müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olup olmadığını da değerlendirir. Böyle bir değerlendirme yapması, Anayasa'nın 13. maddesinin emredici hükmünün bir gereğidir (<i>Kadri Enis Berberoğlu (2) </i>[GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 68; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).</p>

<p>22. Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan "<i>Anayasa'nın sözü</i>" ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade eder. Temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen <i>ek güvenceler</i> söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (<i>Kadri Enis Berberoğlu (2)</i>, § 69; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i>, § 79).</p>

<p>23. Anayasa'nın 46. maddesine göre özel mülkiyette olan taşınmazların gerçek karşılıklarının nakden ve peşin olarak ödenmesi, maddede sayılan istisnai hâllerde taksitlendirme süresinin beş yılı aşamaması, taksitlendirmelerde ve herhangi bir sebeple ödenmemiş kamulaştırma bedellerinde kamu alacakları için öngörülen en yüksek faizin uygulanması kamulaştırma için belirtilen esaslardır. Söz konusu madde ile kamulaştırmanın taşınmazın <i>gerçek karşılığının ödenmesi</i> şartıyla kullanılabilecek bir yetki olduğu hükme bağlanmıştır. Gerçek karşılığın peşin olarak ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir. Dolayısıyla istisnai hâller dışında taşınmazın gerçek karşılığı peşin olarak ödenmeden yapılan kamulaştırma işlemleri Anayasa'nın 46. maddesinin birinci fıkrasındaki gerçek karşılığın peşin olarak ödenmesi güvencesine aykırı olacaktır. Öte yandan gerçek karşılığın ödenmesi aynı zamanda ölçülülük ilkesinin de bir gereğidir (<i>Kübra Yıldız ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2018/32734, 28/7/2022, § 62).</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>24. Başvuruya konu taşınmazlar 2942 sayılı Kanun çerçevesinde kamulaştırılmıştır. Dolayısıyla kamulaştırma yoluyla yapılan müdahalelerin kanuni bir dayanağı olduğu kuşkusuzdur. Ayrıca yapılan kamulaştırma işlemleri hızlı tren yapımına ilişkin olduğundan kamu yararı amacına dayandığı hususunda tartışma ve tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>25. Başvuruya konu olayda Bölge Adliye Mahkemesince kamulaştırma bedeline yönelik uygulanması gerektiği belirtilen yasal faizin 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin dokuzuncu fıkrası dikkate alınarak davanın açıldığı 2/8/2018 tarihinin dört ay sonrasına isabet eden 3/12/2018 tarihinden başlatılması yönünde karar verilmiştir.</p>

<p>26. Buna karşılık 2942 sayılı Kanun'un 10. maddesinin dokuzuncu fıkrası Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiştir (bkz. § 12). Kararda kamulaştırma bedelinin geç ödendiği durumlarda kanuni faiz işletilmesi söz konusu bedelin ekonomik değerinin korunmasını temin eden araçlardan biri olduğu kabul edilmiş ancak bu aracın Anayasa’nın 46. maddesindeki gerekliliklere uygun görülebilmesi için kamulaştırma bedelinin enflasyon etkisiyle yitirilen değerini karşılaması gerektiği vurgulanmıştır. Sonuç olarak kanuni faizin %24 oranını aşamadığı dikkate alınarak itiraz konusu kuralda enflasyon nedeniyle uğranılacak ve kanuni faizi aşan zararlarla ilgili herhangi bir düzenlemeye yer verilmemesi dolayısıyla kuralın kamulaştırmada gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan kararda kamulaştırma bedelinin tespiti ve tescil davasında kamulaştırma bedeli dava tarihi itibarıyla belirlenmekte iken faizin başlangıç tarihinin yargılamanın dördüncü ayının sona erdiği tarih olarak belirlenmesinin dört aylık süreçte enflasyonun etkisiyle yaşanabilecek değer kaybı dikkate alınarak kuralın bu kısmının da gerçek karşılık anayasal ölçütünü karşılamadığı ve Anayasa’nın sözüne uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Sonuç olarak söz konusu kuralın iptaline ilişkin gerekçeler de dikkate alındığında kamulaştırma bedeline yönelik faiz ödemesinin davanın açıldığı tarihin dört ay sonrasından itibaren başlatılması yönündeki müdahalenin kamulaştırmada gerçek karşılığın ödenmesi güvencesine aykırı olduğu, dört aylık süreçte enflasyonun etkisiyle yaşanabilecek değer kaybının başvurucuya aşırı bir külfet yüklediği ve ölçüsüz olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>29. Başvurucu, ihlalin tespiti talebinde bulunmuştur.</p>

<p>30. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesine (E.2021/1377, K.2022/1539) iletilmek üzere Ankara 19. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2018/499, K.2021/337) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. 1.480,40 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 41.480,40 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202332474-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="78619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/17277 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202217277-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202217277-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 28/1/2026 tarihli ve 2022/17277 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Y.</strong> <strong>D.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/17277)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 28/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Merve ARSLANTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumu görevlilerinin söz ve tutumları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, Ağrı Cumhuriyet savcısı iken Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu gerekçesiyle meslekten ihraç edilmiş; 20/7/2016 tarihinde tutuklanarak Ağrı M Tipi Ceza İnfaz Kurumuna konulmuş, 10/2/2017 tarihinde Kars T Tipi Ceza İnfaz Kurumuna (Kurum) nakledilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu 22/2/2017 tarihli dilekçeyle Kars Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) başvurarak Kuruma geldiği tarihten itibaren infaz koruma memurlarının kasıtlı ve sistematik baskılarına maruz kaldığını ileri sürmüştür.</p>

<p>4. Başsavcılık, başvurucunun şikâyeti üzerine soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>5. Başvurucu 15/3/2017 tarihinde Başsavcılıkta alınan ifadesinde, Kuruma geldiği tarihten itibaren Kurum personelinin kendisine karşı kasıtlı ve sistematik baskı uyguladığını, 21/2/2017 tarihinde yapılan sayım sırasında ayağa kalkmadığı gerekçesiyle İnfaz Koruma Başmemuru Ö.A.nın kendisine önce koğuş içinde "<i>Saygısız.</i>", ardından koridorda "<i>Şerefsiz.</i>" şeklinde hitap ettiğini beyan etmiştir. Daha önceki bir sayımda da alt kata indiği sırada sandalyede oturduğu için iki infaz koruma memurunun kendisine "<i>Saygısız.</i>" diyerek hakaret ettiğini, bunlardan birinin adının N. olduğunu hatırladığını, bu memurun "<i>Üzerindeki zırhları çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın!</i>" dediğini, önceki günlerde de aynı mesele nedeniyle tehditkâr şekilde üzerine gelindiğini ifade etmiştir. Başvurucu; başka mahkûmlar oturur vaziyette sayımda bulunduğu hâlde yalnızca kendisinden ayağa kalkmasının istendiğini, bu tutumun kendisini hedef gösterme niteliğinde olduğunu ileri sürmüştür. İfadesinin devamında anılan olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu, psikoloğa durumu anlattığını ve ilaç kullanmaya başladığını belirterek buna ilişkin belgelerin ilgili birimden temin edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>6. Kurumda görevli olan infaz koruma memurları E.G., Ö.A. ve N.T. şüpheli sıfatıyla alınan savunmalarında başvurucunun sayım sırasında zorluk çıkarttığını ancak kendisine hakaret etmediklerini, psikolojik ya da fiziksel şiddete başvurmadıklarını ifade etmiştir. Başvurucu ile aynı koğuşta kalan tanıklar, Kurumda sayım sırasında ayağa kalkma uygulaması olduğunu, bu uygulamaya ilişkin yazılı bir kuralın kendilerine bildirilmediğini, buna rağmen infaz koruma memurlarının ısrarla hükümlü ve tutukluların ayağa kalkarak sayım vermesini istediklerini beyan etmiştir. Tanık ifadelerine göre başvurucu, bu uygulamaya itiraz etmiş; ayağa kalkmayı gerektiren herhangi bir düzenleme olmadığını belirtmiştir. Bazı tanıklar, görevli memurların bu süreçte başvurucuya "<i>Artık savcı değilsin, burada kurallara uymak zorundasın.</i>", "<i>Savcılığın dışarıda kaldı, burada bir farkın yok, ona göre davran.</i>" şeklinde sözler sarf ettiklerini, bazı memurların sayım sonrasında başvurucuya "<i>Saygısız.</i>" ve "<i>Şerefsiz.</i>" dediğini aktarmıştır. Bazı tanıklar da olayın fiziki müdahaleye varmadığını ancak görevli memurların emir verir tarzda, nezaketsiz ve baskıcı bir üslupla konuştuğunu, sayımların askerî düzende, emrivaki biçimde yapıldığını, bu durumun başvurucu ile ceza infaz koruma memurları arasında birkaç kez benzer tartışmalara neden olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>7. Kurum İç Yönetmeliği'nin 15. maddesinde sayımların yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanında, ayakta ve sıralı şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Anılan maddede ayrıca sayımların saat 08.00'de havalandırma kapılarının açılmasıyla, akşam ise vardiya değişimiyle birlikte saat 18.00'de yapılacağı, gerektiğinde her zaman sayım yapılabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>8. Başsavcılık 12/6/2017 tarihinde, görevli infaz koruma memurları tarafından koğuş sayımlarının kurum güvenliğini tehlikeye düşürmeyecek şekilde yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanlarında yapıldığı, sayımın ayakta veya oturarak yapılmasının insan onuruyla bağdaşmayan veya başvurucunun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranış olarak kabul edilemeyeceği, dolayısıyla başvurucuya yönelik olarak infaz koruma memurları tarafından işkence ve kötü muamelede bulunulduğu iddiasına ilişkin soyut iddia dışında kamu adına soruşturmayı gerektirir herhangi bir delil elde edilemediği, görevli memurların tüzüğe ve yönetmeliğe uygun eylemlerinin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmayacağı, ayrıca şüpheli N.T.nin başvurucuya "<i>Saygısız.</i>" dediğinden bahisle soruşturma yürütmüş ise de başvurucunun soyut iddiası dışında kamu adına soruşturmayı gerektirir herhangi bir delil elde edilemediği, "<i>saygısız</i>" ifadesinin onur, şeref ve saygınlığı rencide edici boyutta olmayıp rahatsız edici, nezaket dışı davranış niteliğinde olduğu, bu sebeple hakaret suçunun da unsurlarının oluşmadığı gerekçesiyle ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiş; şüpheli Ö.A. hakkında hakaret suçu yönünden soruşturma işlemlerinin devam ettiğini açıklamıştır.</p>

<p>9. Başvurucu 6/7/2017 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karara itiraz etmiş ise de itirazı hakkında bir karar verilmemiştir.</p>

<p>10. Başsavcılık 18/8/2017 tarihinde, şüpheli Ö.A. ile başvurucunun sayımın nasıl yapılacağı konusunda tartıştıkları, şüpheli Ö.A.nın bahçe kapısından çıktığı sırada başvurucuya "<i>Şerefsiz.</i>" dediğini belirterek hakaret suçundan iddianame düzenlemiştir.</p>

<p>11. Kovuşturma aşamasında sanık Ö.A. olay günü Kurumda görevli olduğunu, sayım yaptıklarını, başvurucunun sayımı oturarak yaptırmak istediğini ancak kendisinin yönetmeliğe göre ayakta sayım yapılması gerektiğini söylediğini, başvurucuya "<i>Şerefsiz.</i>" demediğini ifade etmiştir. Tanıklar sanığın başvurucunun oturarak sayım vermesine karşı çıktığını, bu nedenle sanıkla aralarında tartışma çıktığını ifade etmiştir. Tanık İ.U. sanığın başvurucuya "<i>Şerefsiz.</i>" diye bağırdığını, tanık H.Y. sanığın başvurucuya "<i>Sen neden ayağa kalkmıyorsun. Sen artık savcı değilsin, burada kurallara uyacaksın, saygısız.</i>" dediğini, diğer görevlilerin araya girerek sanığı dışarı çıkardıklarını, bu sırada sanığın bağırarak hakaret ettiğini ancak ne söylediğini hatırlamadığını beyan etmiş; diğer tanıklar sanığın başvurucuya "<i>Şerefsiz.</i>" demediğini ifade etmiştir.</p>

<p>12. Yargılama sonucunda Asliye Ceza Mahkemesi sanık Ö.A.nın hakaret suçundan beraatine karar vermiştir. Başvurucunun istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince hükmün müştekinin (başvurucunun) davaya katılabilmesi ve diğer haklarını kullanabilmesi için duruşma gününden usulüne uygun olarak haberdar edilmemesi, ayrıca olayın tanıkları olan R.H. ile N.A.nın dinlenmemesi nedeniyle bozulmasına kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>13. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılamada başvurucu dinlenmiş, istinaf ilamında dinlenmemesi bozma nedeni yapılan tanıklara ulaşılamadığı için soruşturma aşamasında alınan ifadeleriyle yetinildiği belirtilmiştir. Yargılama sonucunda olay tarihinde Kurumda infaz koruma memuru olarak görev yapan sanık ile Kurumda tutuklu olarak bulunan başvurucu arasında sayımın nasıl yapılacağı konusunda tartışma çıktığı, sayım bitiminde sanığın bahçe kapısından çıktığı sırada başvurucuya "<i>Şerefsiz.</i>" diyerek hakaret ettiği, sanığın bu suretle üzerine atılı suçu işlediği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmü kurulmuş, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucunun ve sanığın HAGB kararına itirazı Ağır Ceza Mahkemesince 31/1/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>15. Başvurucu, nihai kararı 8/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 21/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>16. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>17. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Başvurucu; koğuşlarda sayımların beş altı kişilik gruptan oluşan infaz koruma memurlarıyla yapıldığını ancak olay günü yirmiden fazla infaz koruma memurunun sayıma geldiğini, görevliler haricinde kalabalık şekilde sayıma gelinerek baskı oluşturulduğunu, üzerine yürünerek yaralama suçuna teşebbüs edildiğini, "<i>Şerefsiz, saygısız, sen artık savcı değilsin. Kurallara uyacaksın, zırhını çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın</i>." şeklindeki sözlerle hakarete maruz kaldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; oturan başka tutuklular olmasına rağmen tüm eylemlerin şahsına karşı işlenmesinin hedef olarak seçildiğini gösterdiğini, görevli memurların kasıtlı ve sistematik şekilde kendisine baskı uyguladığını, bu durumun psikolojik olarak yıpranmasına yol açtığını belirtmiştir. Devam eden bu fiiller, baskı ve şiddet nedeniyle Kurum psikoloğuyla görüştüğünü, destek aldığını ve ilaç kullanmaya başladığını ancak psikologla yaptığı görüşme kayıtlarının dosyaya alınmadığını, psikoloğun tanık olarak dinlenmediğini ifade etmiştir. Olayda görevli üç infaz koruma memuru hakkında işkence suçundan ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiğini, bu kararın kendisine tebliğ edilmediğini, kararı sonradan öğrenerek yaptığı itiraza ilişkin kararın da tarafına tebliğ edilmediğini belirtmiştir. Başvurucu, soruşturma ve kovuşturma süreçlerinin yaklaşık beş yıl sürdüğünü, gerekli delillerin toplanmadığını ve soruşturmanın etkili yürütülmediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>20. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa’nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere <i>işkence</i> ve <i>eziyet</i> yapılması, kişilerin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik hâllerinde veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı, görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>21. Somut olayda, başvurucu, Kuruma nakledildiği tarihten itibaren infaz koruma memurlarının sistematik biçimde ve kasıtlı olarak kendisine baskı uyguladığını, özellikle Kurumdaki sayımlar sırasında diğer tutuklulardan farklı biçimde muameleye tabi tutulduğunu ileri sürmüştür. Sayımlar sırasında yalnızca kendisinden ayağa kalkmasının istendiğini, itiraz etmesi üzerine "<i>Saygısız.</i>", "<i>Şerefsiz.</i>", "A<i>rtık savcı değilsin, zırhlarını çıkaracaksın, ayağa kalkacaksın.</i>" şeklinde sözlerle aşağılandığını, bu olaylar nedeniyle psikolojisinin bozulduğunu ve ilaç kullanmaya başladığını beyan etmiştir.</p>

<p>22. Dosya kapsamındaki tanık anlatımları; Kurumdaki sayımın ayakta yapılmasına ilişkin yazılı bir kuralın bildirilmediğini, buna rağmen infaz koruma memurlarının bu uygulamada ısrarcı davrandıklarını, başvurucuya mesleki geçmişine atıfla ifadeler kullandıklarını ve genel olarak nezaketsiz, emrivaki bir üslup benimsediklerini göstermektedir. Bununla birlikte Kurum İç Yönetmeliği'nin 15. maddesinde sayımların yaz aylarında havalandırma bahçesinde, kış aylarında koğuşun ortak yaşam alanında, ayakta ve sıralı şekilde yapılacağı düzenlenmiştir. Ayrıca soruşturma aşamasında alınan ifadeler Kurumda sayımın genel olarak ayakta yapıldığını, başvurucunun ise bu uygulamaya itiraz ettiğini desteklemekte olup başvurucunun kendisini küçük düşürmek amacıyla diğer mahpuslardan farklı bir muameleye tabi tutulduğunu gösterdiği söylenemez. Yargılama sürecinde ise bir infaz koruma memurunun başvurucuya <i>"Şerefsiz.</i>" dediği sabit görülmüş, bu fiil nedeniyle hakkında mahkûmiyet hükmü kurularak HAGB uygulanmıştır.</p>

<p>23. Ceza infaz kurumu görevlilerinin, yerine getirdikleri kamu görevinin niteliği gereği hükümlü ve tutuklulara yönelik söz ve davranışlarında kurum düzeninin sağlanması amacını aşan, kişileri rencide edebilecek veya keyfîlik izlenimi doğurabilecek tutumlardan kaçınmaları gerekir. Bu bağlamda başvurucuya hitaben kullanılan "<i>Şerefsiz</i>." şeklindeki ifade ile tanık anlatımlarına yansıyan kaba, emredici ve nezaket dışı üslubun kamu görevlilerinden beklenen davranış biçimiyle bağdaştığı söylenemez. Bu tür söz ve tutumların başvurucuyu incitebilecek nitelikte olduğu açıktır.</p>

<p>24. Bununla birlikte kötü muamele yasağı kapsamında yapılacak inceleme, kullanılan sözlerin uygun veya kabul edilebilir olup olmadığıyla sınırlı değildir. Bu söz ve tutumların Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası anlamında asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı ayrıca değerlendirilmelidir. Somut olayda söz konusu ifadelerin ceza infaz kurumunda yapılan sayım işlemi sırasında, kısa süreli bir tartışma bağlamında sarf edildiği, başvurucuya yönelik fiziksel bir müdahalede bulunulmadığı, başvurucunun sistematik biçimde aşağılandığını veya diğer mahpuslardan farklı olarak hedef alındığını ortaya koyan yeterli bir tespitin bulunmadığı, tanık anlatımlarının da esasen kaba ve nezaket dışı bir üsluba işaret ettiği görülmüştür. Bu nedenle başvurucunun maruz kaldığını ileri sürdüğü muamelenin kendisinde ciddi korku, çaresizlik, aşağılanmışlık veya yoğun ruhsal acı yaratacak ağırlığa ulaştığı söylenemez.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında aranan asgari ağırlık eşiğinin aşılmadığı anlaşıldığından kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 28/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202217277-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="98033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye’de Yabancıların İkamet İzinleri: Hukuki Rejim, Başvuru Süreci ve Uygulamadaki Sorunlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-ikamet-izinleri-hukuki-rejim-basvuru-sureci-ve-uygulamadaki-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-ikamet-izinleri-hukuki-rejim-basvuru-sureci-ve-uygulamadaki-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>Küreselleşme, eğitim ve çalışma hareketliliği, uluslararası ticaret, aile birleşimi, yatırım faaliyetleri ve bölgesel göç hareketleri sonucunda yabancıların Türkiye’de geçici veya sürekli olarak bulunması yaygınlaşmıştır. Türkiye’de belirli bir süreden daha uzun kalmak isteyen yabancılar bakımından en temel hukuki araçlardan biri ikamet iznidir.</p>

<p>Günlük dilde “oturma izni”, “oturum izni” veya “ikamet” olarak ifade edilen bu belge, yabancının Türkiye’de kanuni olarak kalmasına imkân sağlayan idari nitelikte bir izindir. İkamet izni, yabancının Türkiye’de hangi amaçla ve ne kadar süreyle bulunabileceğini gösterir. Bu nedenle ikamet izni, yalnızca bir kimlik belgesi değil; yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü belirleyen önemli bir idari izin türüdür.</p>

<p>Bununla birlikte, Türkiye’de ikamet izni sahibi olmak ile Türkiye’de çalışma hakkına sahip olmak aynı şey değildir. Bir yabancı geçerli ikamet iznine sahip olsa bile, ayrıca çalışma izni bulunmuyorsa kural olarak çalışamaz. Benzer şekilde ikamet izni, yabancıya Türk vatandaşlığı kazandırmaz ve Türkiye’de süresiz yaşama hakkını kendiliğinden doğurmaz.</p>

<p>İkamet izinleri bakımından en önemli husus, yabancının Türkiye’de kalış amacının doğru belirlenmesidir. Eğitim amacıyla gelen bir yabancının turistik ikamet iznine, aile bağlarına dayanan bir yabancının kısa dönem ikamet iznine veya çalışma amacıyla gelen bir yabancının yalnızca ikamet iznine başvurması, başvurunun reddedilmesine ya da sonradan iptal edilmesine yol açabilir. İdare, başvurunun şekli unsurlarının yanında gerçek kalış amacını, sunulan belgelerin tutarlılığını ve kamu düzeni bakımından risk oluşturup oluşturmadığını da değerlendirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. İkamet İzninin Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>İkamet izni, yabancının Türkiye’de belirli bir süreyle ve belirli şartlar altında kalmasına izin veren idari bir işlemdir. Bu izin, yabancının Türkiye’ye giriş hakkından farklıdır. Bir yabancı geçerli ikamet iznine sahip olsa dahi, Türkiye’ye giriş sırasında pasaport, vize, kamu düzeni, kamu güvenliği veya diğer kanuni şartlar bakımından ayrıca değerlendirmeye tabi tutulabilir.</p>

<p>İkamet izni aynı zamanda vize veya vize muafiyetinin devamı niteliğinde değildir. Vize, çoğunlukla Türkiye’ye giriş veya kısa süreli kalış amacıyla verilen bir izin iken, ikamet izni daha uzun süreli kalışı düzenler. Yabancının vize süresi veya vize muafiyeti süresi sona ermeden önce, Türkiye’de daha uzun süre kalmasını gerektiren hukuki sebebe uygun ikamet izni başvurusunda bulunması gerekir.</p>

<p>İkamet izninin verilmesi idarenin değerlendirmesine tabidir. Kanunda öngörülen koşulların varlığı başvurunun her durumda kabul edileceği anlamına gelmez. Özellikle kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı, sahte belge kullanımı, gerçeğe aykırı beyan, iznin amacı dışında kullanılması veya yabancının Türkiye’de kalışına ilişkin makul ve inandırıcı bir gerekçe sunamaması ret kararına neden olabilir.</p>

<p>Buna karşılık idarenin değerlendirme yetkisi sınırsız değildir. İdari makamlar kararlarını yetki, şekil, sebep, konu ve maksat unsurlarına uygun şekilde tesis etmek zorundadır. İkamet izni başvurusunun reddi, uzatılmaması veya iptali halinde kararın gerekçesi, tebliğ şekli, başvuru sahibinin kişisel durumu ve ilgili hukuki şartlar birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>3. İkamet İzni ile Vize Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Vize ve ikamet izni, yabancının Türkiye’de bulunmasıyla ilgili olmakla birlikte farklı hukuki işlevlere sahiptir.</p>

<p>Vize, yabancının Türkiye’ye giriş yapabilmesini veya kısa süreyle kalabilmesini sağlayan izin türüdür. Vize süresi, vize türü ve tanınan kalış süresi birbirinden farklı olabilir. Vize süresinin bitmesi, her zaman yabancının Türkiye’de kalabileceği son günü ifade etmeyebilir; esas olarak vizeyle tanınan kalış süresine de bakılması gerekir.</p>

<p>İkamet izni ise yabancının Türkiye’de vize veya vize muafiyetiyle tanınan süreden daha uzun kalabilmesini sağlar. İkamet izninin geçerlilik süresi, izin türüne ve idarenin değerlendirmesine göre belirlenir.</p>

<p>Genel olarak şu ayrım yapılabilir:</p>

<p>• Vize: Türkiye’ye giriş veya kısa süreli kalış aşamasıyla ilgilidir.</p>

<p>• İkamet izni: Türkiye’de daha uzun süreli kalış statüsünü düzenler.</p>

<p>• Çalışma izni: Türkiye’de çalışma faaliyetinde bulunma hakkı sağlar.</p>

<p>• Uluslararası koruma statüsü: Mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma veya geçici koruma gibi özel hukuki rejimlere dayanır.</p>

<p>• Türk vatandaşlığı: Yabancının vatandaşlık bağını değiştirir ve ikamet izninden farklı bir statüdür.</p>

<p>Bu ayrımın doğru yapılmaması, yabancının çalışma, sağlık hizmetlerinden yararlanma, adres kaydı, vergi, sosyal güvenlik ve kamu hizmetlerine erişim bakımından sorun yaşamasına yol açabilir.</p>

<p><strong>4. Türkiye’de Başlıca İkamet İzni Türleri</strong></p>

<p>Türkiye’de ikamet izinleri, yabancının Türkiye’de bulunma amacına göre farklı kategorilere ayrılır. Başvuru sahibi, gerçek durumuna en uygun izin türünü seçmelidir. İzin türünün yalnızca daha kolay alınabileceği düşüncesiyle seçilmesi hukuki risk yaratır.</p>

<p><strong>4.1. Kısa Dönem İkamet İzni</strong></p>

<p>Kısa dönem ikamet izni, farklı hukuki amaçlarla Türkiye’de kalmak isteyen yabancılara verilebilen en geniş kapsamlı ikamet izni türlerinden biridir. Turizm, taşınmaz edinimi, ticari bağlantı veya iş kurma, sağlık tedavisi, adli veya idari makamların talebi, Türkçe öğrenme, kamu kurumları aracılığıyla eğitim, bilimsel araştırma veya benzeri amaçlar bu kategoride değerlendirilebilir.</p>

<p>Kısa dönem ikamet izninde başvurunun dayandığı amaç ile sunulan belgelerin uyumlu olması gerekir. Örneğin taşınmaz edinimine dayalı başvuruda taşınmazın niteliği, başvuru sahibinin taşınmazda ikamet edip etmediği ve izin süresince bu hukuki dayanağın devam edip etmediği önem taşır. Turizm amaçlı başvurularda ise yalnızca kira sözleşmesi sunulması her zaman yeterli olmayabilir. İdare, kalış planının gerçekçi olup olmadığını ve başvurunun fiili amacını da inceleyebilir.</p>

<p>Kısa dönem ikamet izni belirli süreli bir izindir. İzin süresi sona ermeden önce uzatma başvurusu yapılması gerekir. Ancak önceki izin verilmiş olması, yeni başvurunun otomatik olarak kabul edileceği anlamına gelmez. Yabancının kalış amacının devam edip etmediği, adres bilgilerinin doğruluğu, sigorta ve mali yeterlilik şartları, kamu düzenine ilişkin durumlar ve önceki izinlerin kullanım biçimi yeniden değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>4.2. Aile İkamet İzni</strong></p>

<p>Aile ikamet izni; belirli şartları taşıyan yabancıların, Türkiye’de bulunan Türk vatandaşı veya kanunda belirtilen şartları taşıyan yabancı aile bireyleri üzerinden Türkiye’de ikamet edebilmesine imkân tanır.</p>

<p>Aile ikamet izninden yararlanabilecek kişiler bakımından eş, ergin olmayan çocuk ve bağımlı ergin çocuk gibi aile bağları önem taşır. Ancak aile bağının bulunması tek başına yeterli değildir. Destekleyici kişinin gelir durumu, aile bireylerinin birlikte yaşama ve aile birliğini sürdürme amacı, uygun konut şartları, sağlık sigortası, adres bilgileri ve aile ilişkisinin gerçekliği gibi hususlar da incelenebilir.</p>

<p>Aile ikamet izni başvurularında evliliğin yalnızca ikamet izni elde etmek amacıyla yapılmadığı, aile ilişkisinin gerçek ve fiili olduğu, başvuru sahibinin destekleyici kişiyle hukuken tanınan aile bağının bulunduğu ve gerekli belgelerin usulüne uygun düzenlendiği gösterilmelidir.</p>

<p>Aile ikamet izni sahibi çocukların eğitim, sağlık ve sosyal hayat bakımından özel durumları bulunabilir. Bununla birlikte aile ikamet izni, çocuğa veya eşe doğrudan Türk vatandaşlığı kazandırmaz. Türk vatandaşlığı bakımından ayrıca 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu ve ilgili uygulama şartları değerlendirilir.</p>

<p><strong>4.3. Öğrenci İkamet İzni</strong></p>

<p>Türkiye’de yükseköğretim kurumlarında veya ilgili mevzuatta öngörülen eğitim programlarında öğrenim gören yabancılar öğrenci ikamet iznine başvurabilir. Öğrenci ikamet izninin temel dayanağı, yabancının aktif ve gerçek bir eğitim ilişkisinin bulunmasıdır.</p>

<p>Öğrenci ikamet izninde:</p>

<p>• Öğrencilik kaydının aktif olması,</p>

<p>• Eğitim kurumunun ve programın hukuken tanınması,</p>

<p>• Öğrenimin devam ettiğinin belgelenmesi,</p>

<p>• Eğitim süresi ile ikamet süresinin uyumlu olması,</p>

<p>• Adres ve sağlık sigortası bilgilerinin güncel olması,</p>

<p>önemlidir.</p>

<p>Kayıt dondurma, okuldan ilişik kesilmesi, mezuniyet, program değişikliği veya eğitim kurumunun değiştirilmesi gibi durumlar ikamet izninin hukuki temelini etkileyebilir. Yabancı, eğitim statüsündeki değişiklikleri ilgili makamlara bildirmelidir.</p>

<p>Öğrenci ikamet izni sahibi yabancıların çalışma hakkı bakımından ayrıca çalışma izni mevzuatı uygulanır. Öğrencilik statüsü, çalışma izninden bağımsız bir ikamet statüsüdür. Bu nedenle öğrenci ikamet izni bulunan yabancının herhangi bir işverene bağlı veya bağımsız çalışma faaliyetine başlamadan önce çalışma izni bakımından gerekli süreci tamamlaması gerekir.</p>

<p><strong>4.4. Uzun Dönem İkamet İzni</strong></p>

<p>Uzun dönem ikamet izni, Türkiye’de uzun süreli ve kesintisiz biçimde ikamet etmiş, belirli şartları sağlayan yabancılara verilebilen daha istikrarlı bir ikamet statüsüdür. Bu izin, kısa dönem veya aile ikamet izinlerine göre daha güçlü bir devamlılık sağlar; ancak yine de Türk vatandaşlığı değildir.</p>

<p>Uzun dönem ikamet izni bakımından genel olarak:</p>

<p>• Türkiye’de uzun süreli ve kanuna uygun ikamet,</p>

<p>• Yeterli ve düzenli gelir,</p>

<p>• Geçerli sağlık sigortası,</p>

<p>• Kamu düzeni ve kamu güvenliği bakımından engel bulunmaması,</p>

<p>• Sosyal yardım bakımından belirli şartların sağlanması,</p>

<p>gibi hususlar önem taşır.</p>

<p>Uzun dönem ikamet iznine sahip yabancıların bazı hakları vatandaşlarla aynı olmayabilir. Seçme ve seçilme hakkı, kamu hizmetine girme, askerlik ve bazı siyasi haklar vatandaşlara özgü olabilir. Ayrıca uzun dönem ikamet izni sahibi yabancı da belirli koşulların oluşması halinde izin hakkını kaybedebilir veya izin iptal edilebilir.</p>

<p>Türkiye dışında uzun süre kalma, kamu düzeni bakımından ciddi risk oluşturma veya kanuni şartların ortadan kalkması gibi haller, uzun dönem ikamet statüsünü etkileyebilir. Bu nedenle izin sahibi yabancının Türkiye ile fiili bağını ve izin koşullarını koruması gerekir.</p>

<p><strong>4.5. İnsani İkamet İzni</strong></p>

<p>İnsani ikamet izni, olağan ikamet izni türlerinin uygulanmasının mümkün olmadığı veya yabancının özel insani durumunun ayrıca değerlendirilmesini gerektirdiği hallerde gündeme gelebilen istisnai bir izin türüdür.</p>

<p>Bu izin, genel ve rutin bir ikamet yolu olarak değerlendirilmemelidir. İnsani ikamet izni bakımından yabancının kişisel durumu, sınır dışı edilmesinin mümkün olup olmadığı, Türkiye’den ayrılmasının fiilen veya hukuken beklenemeyeceği durumlar, çocukların üstün yararı, ciddi sağlık veya insani nedenler ve uluslararası insan hakları ilkeleri birlikte değerlendirilebilir.</p>

<p>İnsani ikamet izni verildiğinde bu izin, yabancının Türkiye’deki her türlü faaliyetini serbest hale getirmez. Çalışma, eğitim, sosyal güvenlik veya seyahat bakımından ayrıca özel düzenlemeler uygulanabilir.</p>

<p><strong>4.6. Mağdur İkamet İzni</strong></p>

<p>İnsan ticareti mağduru olduğu değerlendirilen yabancılar açısından özel koruma mekanizmaları bulunmaktadır. Mağdur ikamet izninin amacı, yabancının insan ticareti mağduru olma ihtimali nedeniyle güvenli bir ortamda kalabilmesini, yetkililerle iş birliği yapabilmesini ve iyileşme sürecinden yararlanabilmesini sağlamaktır.</p>

<p>Bu izin, mağdurun korunmasını esas alır. Yabancının insan ticareti ağıyla bağlantısının araştırılması, güvenlik ihtiyacı, psikolojik ve fiziksel durum, barınma olanakları ve adli süreçlerle ilişkisi önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>5. İkamet İzni Başvurusunda Genel Şartlar</strong></p>

<p>İkamet izni başvurularında istenen belgeler izin türüne göre değişse de birçok başvuruda ortak nitelikte bazı unsurlar bulunur.</p>

<p><strong>5.1. Geçerli Pasaport veya Pasaport Yerine Geçen Belge</strong></p>

<p>Yabancının geçerli pasaporta veya pasaport yerine geçen belgeye sahip olması gerekir. Belgenin geçerlilik süresinin, talep edilen ikamet izni süresini ve mevzuatta öngörülen asgari süreleri karşılaması gerekebilir.</p>

<p>Pasaport süresinin yetersiz olması, kimlik bilgilerindeki tutarsızlıklar, belge üzerindeki tahrifat veya pasaport yerine geçen belgenin Türkiye tarafından tanınmaması başvuruyu olumsuz etkileyebilir.</p>

<p><strong>5.2. Sağlık Sigortası</strong></p>

<p>İkamet izni başvurularında yabancının Türkiye’de geçerli sağlık sigortasına sahip olması çoğu izin türünde önem taşır. Sigortanın kapsamı, süresi ve başvuru sahibinin izin süresiyle uyumu incelenebilir.</p>

<p>Sahte, geçersiz, kapsamı yetersiz veya yalnızca şeklen düzenlenmiş sigorta poliçeleri ciddi risk taşır. Sağlık sigortasının ikamet izni süresinin tamamını kapsaması veya ilgili mevzuattaki şartları karşılaması gerekir.</p>

<p><strong>5.3. Mali Yeterlilik</strong></p>

<p>Yabancının Türkiye’de kalacağı süre boyunca kendisini ve varsa bakmakla yükümlü olduğu aile bireylerini geçindirebilecek mali imkâna sahip olması beklenebilir. Gelirin kaynağı, sürekliliği ve belgelenebilirliği önem taşır.</p>

<p>Banka hesapları, düzenli gelir belgeleri, emekli maaşı, kira geliri, çalışma geliri veya destekleyici kişinin mali durumu somut olayın niteliğine göre dikkate alınabilir. Belgelerdeki tutarsızlıklar, olağandışı para hareketleri veya gerçek dışı beyanlar ret gerekçesi oluşturabilir.</p>

<p><strong>5.4. Adres ve Konut Bilgileri</strong></p>

<p>Yabancının Türkiye’de fiilen kaldığı adresi doğru şekilde bildirmesi gerekir. Başvuru formunda gösterilen adres ile gerçek ikamet adresinin farklı olması; sahte kira sözleşmesi, gerçeğe aykırı adres kaydı veya aynı konutta mevzuata aykırı yoğunluk bulunması sorun yaratabilir.</p>

<p>Adres değişikliğinde ilgili idari bildirim yükümlülüklerine uyulması gerekir. İkamet izni kartında veya sistemde yer alan adres bilgilerinin güncel olmaması, tebligatların alınamaması ve idari işlemlerin yabancının aleyhine sonuç doğurması bakımından risklidir.</p>

<p><strong>5.5. Kalış Amacının Belgelenmesi</strong></p>

<p>Her başvuruda yabancının Türkiye’de neden kalmak istediği makul ve belgelenebilir şekilde ortaya konulmalıdır. Turizm amacı, eğitim, aile ilişkisi, taşınmaz edinimi, sağlık tedavisi veya başka bir hukuki neden, başvuru belgeleriyle desteklenmelidir.</p>

<p>Kalış amacı ile belgeler arasında çelişki bulunması, başvurunun yalnızca Türkiye’de kalış süresini uzatmak amacıyla yapıldığı izlenimini oluşturabilir. Bu nedenle başvuru dosyası bütüncül ve tutarlı hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>6. Başvuru Süreci</strong></p>

<p>İkamet izni başvuruları kural olarak Göç İdaresi Başkanlığının resmi elektronik sistemi üzerinden başlatılır. Başvuru sahibi, izin türünü seçer, kişisel bilgilerini ve adresini bildirir, gerekli formu oluşturur ve randevu veya başvuru sürecine ilişkin talimatlara uygun hareket eder.</p>

<p>Başvuru sürecinde genel olarak şu aşamalar bulunur:</p>

<p>1. İkamet izni türünün belirlenmesi,</p>

<p>2. Elektronik başvuru formunun doldurulması,</p>

<p>3. Randevu veya başvuru tarihinin takip edilmesi,</p>

<p>4. Gerekli belgelerin hazırlanması,</p>

<p>5. Başvuru dosyasının ilgili makama sunulması,</p>

<p>6. Harç ve kart bedellerinin ödenmesi,</p>

<p>7. İdari inceleme yapılması,</p>

<p>8. Sonucun olumlu veya olumsuz olarak bildirilmesi,</p>

<p>9. İkamet izni kartının teslimi veya başvurunun sonuçlandırılması.</p>

<p>Başvuru formunun eksik, hatalı veya gerçeğe aykırı doldurulması önemli sonuçlar doğurabilir. Özellikle pasaport numarası, doğum tarihi, adres, medeni durum, eğitim bilgileri, giriş tarihi ve önceki ikamet izinleri bakımından hata yapılmamalıdır.</p>

<p>İdare tarafından ek belge istenmesi halinde, verilen sürede cevap verilmesi gerekir. Ek belge talebine cevap verilmemesi, yetersiz veya ilgisiz belge sunulması başvurunun reddedilmesine yol açabilir.</p>

<p><strong>7. Uzatma Başvuruları</strong></p>

<p>İkamet izninin uzatılması, önceki iznin otomatik olarak devam edeceği anlamına gelmez. Yabancı, mevcut ikamet izninin süresi sona ermeden önce uzatma başvurusunu yapmalıdır. Sürelerin kaçırılması, yabancının Türkiye’de düzensiz duruma düşmesine ve ihlal nedeniyle idari para cezası veya giriş yasağı gibi sonuçlarla karşılaşmasına neden olabilir.</p>

<p>Uzatma başvurusunda şu hususlar yeniden incelenebilir:</p>

<p>• Önceki izin türünün amacı,</p>

<p>• Bu amacın halen devam edip etmediği,</p>

<p>• Adres bilgilerinin güncel olup olmadığı,</p>

<p>• Sağlık sigortasının geçerliliği,</p>

<p>• Mali yeterlilik,</p>

<p>• Türkiye’de geçirilen sürenin fiili durumu,</p>

<p>• Önceki idari ihlaller,</p>

<p>• Kamu düzeni veya güvenliği bakımından yeni bir durum,</p>

<p>• İzin türünün değiştirilmesinin gerekip gerekmediği.</p>

<p>Örneğin öğrenci ikamet izni sahibi bir yabancı mezun olmuşsa öğrenci iznini uzatmak yerine başka bir hukuki statüye geçmesi gerekebilir. Çalışma izni elde eden bir yabancı bakımından çalışma izninin ikamet hakkı sağlayıp sağlamadığı ve ayrıca ikamet iznine ihtiyaç olup olmadığı somut mevzuata göre değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>8. İkamet İzni ile Çalışma İzni Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Türkiye’de ikamet izni bulunan yabancıların en sık karşılaştığı hukuki sorunlardan biri, ikamet izninin çalışma hakkı verdiği yönündeki yanlış kabuldür.</p>

<p>İkamet izni, esas olarak Türkiye’de kalma hakkı sağlar. Çalışma faaliyeti yürütmek isteyen yabancının 6735 sayılı Uluslararası İşgücü Kanunu ve ilgili mevzuat uyarınca çalışma izni alması gerekir. Çalışma izni olmaksızın çalıştırılan yabancı bakımından hem yabancı hem de işveren yönünden idari yaptırımlar gündeme gelebilir.</p>

<p>Çalışma izni bulunan yabancının ayrıca ikamet iznine ihtiyaç duyup duymadığı, çalışma izninin geçerlilik süresi ve ilgili mevzuatın özel hükümleri çerçevesinde belirlenir. Çalışma izninin sona ermesi, iş ilişkisinin bitmesi veya işverenin değişmesi durumlarında yabancının Türkiye’deki kalış statüsü yeniden incelenmelidir.</p>

<p>Bir yabancının turistik ikamet izni alarak fiilen çalışması, öğrenci ikamet izniyle çalışma izni olmadan çalışması veya aile ikamet iznini çalışma izni yerine kullanması hukuken risklidir.</p>

<p><strong>9. İkamet İzni Başvurusunun Reddedilmesi</strong></p>

<p>İkamet izni başvurusu çeşitli sebeplerle reddedilebilir. Ret gerekçeleri somut olayın özelliklerine göre değişmekle birlikte şu durumlar öne çıkabilir:</p>

<p>• Başvuru şartlarının karşılanmaması,</p>

<p>• Gerçeğe aykırı beyan,</p>

<p>• Sahte veya geçersiz belge sunulması,</p>

<p>• İkamet amacının inandırıcı bulunmaması,</p>

<p>• Yeterli maddi imkânın gösterilememesi,</p>

<p>• Geçerli sağlık sigortasının bulunmaması,</p>

<p>• Adres bilgilerinin gerçeği yansıtmaması,</p>

<p>• Kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından sakınca,</p>

<p>• Türkiye’ye giriş veya vize ihlalleri,</p>

<p>• Önceki ikamet izninin amacı dışında kullanılması,</p>

<p>• Kanuni sürede başvuru yapılmaması,</p>

<p>• İdarece talep edilen belgelerin sunulmaması.</p>

<p>Ret kararı alındığında öncelikle kararın gerekçesi dikkatle incelenmelidir. Ret kararının tebliğ tarihi, Türkiye’den ayrılma süresi, varsa idari yaptırım ve dava açma süresi bakımından önemlidir.</p>

<p>İdari işlemin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, idare mahkemesinde iptal davası açılması gündeme gelebilir. Dava açma süresi ve görevli mahkeme, kararın niteliğine ve tebliğ şekline göre belirlenir. Bazı durumlarda yalnızca iptal davası yeterli olmayabilir; yürütmenin durdurulması talebinin de değerlendirilmesi gerekir. Ancak yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için kanuni şartların oluşması gerekir ve bu karar otomatik olarak verilmez.</p>

<p><strong>10. İkamet İzninin İptali</strong></p>

<p>İkamet izni verildikten sonra da iptal edilebilir. İptal, izin verildiği sırada mevcut olmayan veya sonradan ortaya çıkan hukuki sebeplere dayanabilir.</p>

<p>İptal sebepleri arasında:</p>

<p>• İzin şartlarının artık bulunmaması,</p>

<p>• İznin veriliş amacının ortadan kalkması,</p>

<p>• Gerçeğe aykırı bilgi veya belge kullanılması,</p>

<p>• İznin amacı dışında kullanılması,</p>

<p>• Kamu düzeni veya kamu güvenliği bakımından sakınca,</p>

<p>• Yabancının Türkiye’de fiilen ikamet etmemesi,</p>

<p>• İdare tarafından istenen bildirimlerin yapılmaması,</p>

<p>sayılabilir.</p>

<p>İptal kararı, yabancının Türkiye’deki hukuki statüsünü doğrudan etkileyebilir. İptal sonrasında sınır dışı etme, Türkiye’den çıkış süresi, giriş yasağı ve idari gözetim gibi süreçler gündeme gelebilir. Bu nedenle iptal kararına karşı kullanılabilecek hukuki yolların ve sürelerin gecikmeden değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>11. İkamet İzni İhlalleri ve Sonuçları</strong></p>

<p>Yabancının vize, vize muafiyeti veya ikamet izni süresini aşması, Türkiye’de düzensiz kalış olarak değerlendirilebilir. İhlalin süresi ve niteliğine göre idari para cezası, sınır dışı etme veya Türkiye’ye giriş yasağı gibi sonuçlar doğabilir.</p>

<p>İhlal halinde yabancının:</p>

<p>• Türkiye’den çıkış sırasında para cezası ödemesi,</p>

<p>• Belirli süreyle Türkiye’ye girişinin yasaklanması,</p>

<p>• Yeni ikamet izni başvurusunun olumsuz değerlendirilmesi,</p>

<p>• Sınır dışı etme kararına muhatap olması,</p>

<p>mümkün olabilir.</p>

<p>Her ihlal aynı sonucu doğurmaz. İhlalin süresi, yabancının kendi iradesi dışında gelişen bir durumun bulunup bulunmadığı, sağlık veya mücbir sebep, daha önceki ihlaller, aile bağları, çocukların durumu ve kamu düzeni değerlendirmesi önem taşır.</p>

<p><strong>12. Sınır Dışı Etme ile İkamet İzni Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>İkamet izni başvurusunun reddedilmesi ile sınır dışı etme kararı aynı işlem değildir. Ret kararı yabancının ikamet izni talebinin kabul edilmediğini gösterirken, sınır dışı etme kararı yabancının Türkiye’den çıkarılmasına yönelik ayrıca tesis edilen bir idari işlemdir.</p>

<p>Bununla birlikte, ikamet izni reddedilen yabancı hakkında kanuni şartların oluşması halinde sınır dışı etme süreci başlatılabilir. Sınır dışı etme kararına karşı başvuru yolları, ikamet izni ret kararından farklı olabilir. Bu nedenle yabancının kendisine tebliğ edilen her belgenin başlığını, tarihini, hukuki dayanağını ve başvuru süresini ayrı ayrı değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Sınır dışı etme bakımından yabancının yaşam hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı, aile hayatına saygı, çocukların üstün yararı ve geri gönderme yasağı gibi temel insan hakları ilkeleri dikkate alınmalıdır. Özellikle gönderileceği ülkede ciddi ve gerçek bir zulüm, işkence veya insanlık dışı muamele riski bulunan kişiler bakımından uluslararası koruma mekanizmaları ayrıca gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>13. İkamet İzni ve Uluslararası Koruma</strong></p>

<p>İkamet izni ile uluslararası koruma aynı hukuki statü değildir. Uluslararası koruma; yabancının vatandaşı olduğu veya daha önce ikamet ettiği ülkeye dönmesi halinde zulüm, işkence, insanlık dışı muamele veya ciddi tehdit riskiyle karşılaşması gibi özel durumlara dayanır.</p>

<p>Mülteci, şartlı mülteci, ikincil koruma, geçici koruma ve uluslararası koruma başvuru sahibi statüleri farklı hukuki sonuçlar doğurabilir. Bu statülere sahip kişilerin Türkiye’deki kalış, çalışma, sağlık, eğitim ve sosyal hakları, klasik ikamet izni rejiminden farklı düzenlemelere tabi olabilir.</p>

<p>Bir yabancının gerçek amacı uluslararası koruma gerektiren bir durum ise, yalnızca turistik veya başka bir ikamet iznine başvurmak, kişinin korunma ihtiyacının değerlendirilmesini geciktirebilir. Başvurunun hangi idari makama ve hangi usulle yapılacağı somut olay bakımından uzmanlıkla incelenmelidir.</p>

<p><strong>14. İkamet İzni ve Türk Vatandaşlığı</strong></p>

<p>İkamet izni, Türk vatandaşlığına geçiş için bazı durumlarda önem taşıyabilir; ancak vatandaşlık başvurusu için tek başına yeterli değildir. Türk vatandaşlığı bakımından genel başvuru, evlenme yoluyla vatandaşlık, yatırım yoluyla vatandaşlık, yeniden kazanma veya istisnai vatandaşlık gibi farklı yollar bulunmaktadır.</p>

<p>Genel olarak vatandaşlık değerlendirmesinde:</p>

<p>• Türkiye’de belirli süre ikamet,</p>

<p>• Türkiye’de yerleşme iradesi,</p>

<p>• Geçim kaynağı,</p>

<p>• Türkçe bilme,</p>

<p>• Kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından engel bulunmaması,</p>

<p>• Başvuru türüne göre diğer özel koşullar,</p>

<p>dikkate alınabilir.</p>

<p>İkamet izinlerinin kesintili olup olmadığı, hangi izin türleriyle geçirildiği ve Türkiye dışında geçirilen süreler vatandaşlık bakımından önem taşıyabilir. Her ikamet süresi vatandaşlık bakımından aynı şekilde değerlendirilmez. Bu nedenle ikamet izni sahibi olmak, vatandaşlık hakkı doğurmaz; yalnızca bazı vatandaşlık başvurularında dikkate alınabilecek unsurlardan birini oluşturabilir.</p>

<p><strong>15. Taşınmaz Edinimine Dayalı İkamet</strong></p>

<p>Türkiye’de taşınmaz satın alan yabancılar, taşınmazın niteliği ve ilgili mevzuatta öngörülen diğer şartlar çerçevesinde ikamet izni talep edebilir. Taşınmaz edinimi, otomatik ve sınırsız bir ikamet hakkı sağlamaz.</p>

<p>Taşınmazın gerçekten konut olarak kullanılması, başvuru sahibinin o adreste fiilen yaşaması, tapu bilgilerinin güncel olması ve taşınmazın ilgili idari şartları karşılaması önemlidir. Birden fazla kişi adına kayıtlı taşınmaz, düşük nitelikli veya ikamet amacıyla kullanılmayan taşınmaz, başvurunun değerlendirilmesini etkileyebilir.</p>

<p>Taşınmaz edinimine dayalı ikamet izni ile yatırım yoluyla Türk vatandaşlığı da birbirinden farklıdır. Taşınmaz sahibi olmak, doğrudan vatandaşlık sağlamadığı gibi, ikamet izninin de her durumda kabul edileceği anlamına gelmez.</p>

<p><strong>16. Turistik İkamet İzni</strong></p>

<p>Turistik ikamet izni, Türkiye’de kısa veya geçici süreyle turizm amacıyla kalmak isteyen yabancılar bakımından değerlendirilebilir. Ancak turistik ikamet izni, Türkiye’de uzun süreli ve sürekli yaşamayı güvence altına alan genel bir mekanizma olarak görülmemelidir.</p>

<p>Başvuruda seyahat planı, konaklama düzeni, mali yeterlilik, adres bilgileri ve Türkiye’de kalış amacının gerçekliği önem taşır. Uzun süre boyunca aynı gerekçeyle yapılan ardışık başvurular, yabancının gerçek amacının turizm olup olmadığı yönünden idari incelemeye konu olabilir.</p>

<p>Yabancının fiilen çalışması, sürekli ticari faaliyet yürütmesi, eğitim görmesi veya aile hayatını sürdürmesi söz konusuysa, turistik izin yerine amaca uygun başka bir hukuki statünün değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>17. Adres Değişikliği ve Bildirim Yükümlülükleri</strong></p>

<p>İkamet izni sahibi yabancılar, adres bilgilerinin güncel ve gerçeğe uygun olmasını sağlamakla yükümlüdür. Taşınma, il değişikliği, medeni durum değişikliği, pasaport yenilenmesi, eğitim durumunun değişmesi veya çalışma statüsünün başlaması gibi hususlar bakımından ilgili bildirim yükümlülükleri doğabilir.</p>

<p>Adres kaydının yanlış olması şu sonuçlara yol açabilir:</p>

<p>• Tebligatların yabancıya ulaşmaması,</p>

<p>• İkamet izni dosyasının riskli değerlendirilmesi,</p>

<p>• Adres kontrolü sırasında idari işlem yapılması,</p>

<p>• İkamet izninin iptal edilmesi,</p>

<p>• Yeni başvurunun reddedilmesi.</p>

<p>Bu nedenle yabancıların fiilen yaşamadıkları bir adresi yalnızca ikamet izni alabilmek amacıyla göstermemeleri gerekir. Kira sözleşmesinin gerçek olması, konut sahibinin bilgileriyle uyumlu bulunması ve adres kaydının resmi sistemlerde doğru biçimde yapılması önemlidir.</p>

<p><strong>18. Harç, Kart Bedeli ve Diğer Mali Yükümlülükler</strong></p>

<p>İkamet izni başvurularında ikamet izni harcı, kart bedeli ve bazı durumlarda vatandaşlığa göre değişen mali yükümlülükler söz konusu olabilir. Harç tutarları ve uygulama dönemsel olarak değişebildiğinden, başvuru tarihinde resmi idari kaynaklardan güncel tutarlar kontrol edilmelidir.</p>

<p>Harç veya kart bedelinin eksik ödenmesi, yanlış kişi adına ödeme yapılması veya ödeme makbuzlarının dosyaya eklenmemesi başvuru sürecini geciktirebilir. Ödeme belgeleri saklanmalı ve başvuru dosyasındaki bilgilerle karşılaştırılmalıdır.</p>

<p>Yabancının ödeme yapmış olması, başvurunun kabul edileceği anlamına gelmez. Harç ödemesi, yalnızca başvurunun mali unsurlarından biridir; diğer hukuki ve idari şartların da karşılanması gerekir.</p>

<p><strong>19. Başvurularda Sahte Belge ve Gerçeğe Aykırı Beyan Riski</strong></p>

<p>İkamet izni başvurularında sahte kira sözleşmesi, sahte sigorta poliçesi, gerçeğe aykırı adres, gerçeğe aykırı aile ilişkisi, sahte öğrenci belgesi veya gerçek dışı mali belge kullanılması ciddi hukuki sonuçlar doğurabilir.</p>

<p>Bu durumlar:</p>

<p>• İkamet izni başvurusunun reddedilmesine,</p>

<p>• Verilmiş iznin iptaline,</p>

<p>• İdari para cezasına,</p>

<p>• Sınır dışı etme sürecine,</p>

<p>• Türkiye’ye giriş yasağına,</p>

<p>• Resmî belgede sahtecilik veya başka ceza soruşturmalarına,</p>

<p>neden olabilir.</p>

<p>Başvuru belgeleri yabancının kendisi tarafından düzenlenmemiş olsa bile, belgenin doğruluğunun kontrol edilmesi önemlidir. Danışman, aracı veya üçüncü kişinin “bu belge kesinlikle sorun olmaz” şeklindeki beyanı, yabancıyı hukuki sorumluluktan her zaman kurtarmaz.</p>

<p><strong>20. İkamet İzni Başvurusunda Pratik Hukuki Kontrol Listesi</strong></p>

<p>Başvuru öncesinde şu hususlar kontrol edilmelidir:</p>

<p>• Türkiye’de kalış amacının doğru izin türüyle uyumlu olup olmadığı,</p>

<p>• Pasaport süresinin yeterli olup olmadığı,</p>

<p>• Sağlık sigortasının başvuru süresini kapsayıp kapsamadığı,</p>

<p>• Mali yeterliliğin belgelenebilir olup olmadığı,</p>

<p>• Adresin gerçek ve kullanılabilir olup olmadığı,</p>

<p>• Önceki vize veya ikamet ihlallerinin bulunup bulunmadığı,</p>

<p>• Türkiye’ye giriş yasağı veya sınır dışı etme kararı olup olmadığı,</p>

<p>• Başvuru formundaki kişisel bilgilerin doğru yazılıp yazılmadığı,</p>

<p>• Yabancı adına düzenlenen belgelerde isim ve pasaport numarasının tutarlı olup olmadığı,</p>

<p>• İdare tarafından istenen ek belgelerin süresinde sunulup sunulmadığı,</p>

<p>• Başvuru sonucunun ve tebligatların düzenli takip edilip edilmediği.</p>

<p>Özellikle ret veya iptal kararı alınmışsa, yalnızca yeni bir başvuru yapmak yerine önceki kararın hukuki sebebi analiz edilmelidir. Aynı bilgi ve belgelerle tekrarlanan başvurular, sorunu çözmek yerine idari değerlendirmeyi olumsuz etkileyebilir.</p>

<p><strong>21. Hukuki Başvuru ve Dava Yolları</strong></p>

<p>İkamet izni başvurusu reddedilen veya izni iptal edilen yabancının, kararın hukuka aykırı olduğunu düşünmesi halinde idari başvuru ve dava yollarını değerlendirmesi mümkündür. Ancak uygulanacak yol, kararın türüne göre değişir.</p>

<p>Örneğin:</p>

<p>• İkamet izni ret kararına karşı idari açıklama veya yeniden değerlendirme talep edilebilir.</p>

<p>• İdari işlemin iptali için idare mahkemesinde dava açılması gündeme gelebilir.</p>

<p>• İşlemin uygulanması telafisi güç veya imkânsız zarar doğuracaksa yürütmenin durdurulması talep edilebilir.</p>

<p>• Sınır dışı etme kararına karşı özel dava ve başvuru süreleri uygulanabilir.</p>

<p>• İdari gözetim kararına karşı sulh ceza hâkimliğine başvuru yapılabilir.</p>

<p>• Uluslararası koruma veya geri gönderme yasağı bakımından farklı idari ve yargısal yollar gündeme gelebilir.</p>

<p>Sürelerin başlangıcı çoğu zaman kararın tebliğiyle ilişkilidir. Bu nedenle yabancının kendisine verilen belgeleri imzalamadan önce, mümkünse tercüman veya avukat desteğiyle anlaması gerekir. Anlamadığı bir belgeyi imzalamak, sonraki başvuru ve dava sürecini zorlaştırabilir.</p>

<p><strong>22. Aile Hayatı, Çocukların Üstün Yararı ve İnsan Hakları</strong></p>

<p>İkamet izni işlemleri yalnızca idari belgelerin kontrolünden ibaret değildir. Yabancının aile hayatı, çocukların durumu, sağlık sorunları, eğitim ilişkisi, Türkiye’deki sosyal bağları ve gönderilmesi halinde karşılaşacağı riskler de hukuki değerlendirmede önem taşıyabilir.</p>

<p>Anayasal güvence altındaki temel haklar ile Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler, idari makamların karar verirken ölçülülük ve gerekçeli işlem ilkelerine uymasını gerektirir. Özellikle uzun süredir Türkiye’de yaşayan, Türk vatandaşı eşi veya çocuğu bulunan, ciddi sağlık sorunu yaşayan ya da çocukların eğitim ve bakım düzeni Türkiye’de bulunan yabancılar bakımından kararın kişisel koşulları dikkate alıp almadığı incelenmelidir.</p>

<p>Aile bağları her durumda ikamet izni verilmesini zorunlu kılmaz; ancak idarenin kararında bu bağların hiç değerlendirilmemesi veya soyut gerekçelerle göz ardı edilmesi hukuki denetim bakımından önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>23. Sonuç</strong></p>

<p>Türkiye’de oturum ve ikamet izinleri, yabancının Türkiye’deki kalış amacına ve kişisel durumuna göre şekillenen çok katmanlı bir idari hukuk alanıdır. Kısa dönem, aile, öğrenci, uzun dönem, insani ve mağdur ikamet izinleri farklı amaçlara hizmet eder ve her birinin kendine özgü koşulları vardır.</p>

<p>En önemli hukuki ilke, başvuru sahibinin gerçek durumuna uygun izin türüne başvurmasıdır. İkamet izni ile çalışma izni, uluslararası koruma ve vatandaşlık birbirinden ayrılmalıdır. Geçerli ikamet izni bulunması, tek başına çalışma veya vatandaşlık hakkı doğurmaz.</p>

<p>Başvuruların zamanında yapılması, belgelerin gerçek ve güncel olması, adres bilgilerinin doğru bildirilmesi, sağlık sigortası ve mali yeterlilik şartlarının karşılanması, idari tebligatların takip edilmesi ve ret veya iptal kararlarında sürelerin kaçırılmaması gerekir.</p>

<p>Somut olayda ret, iptal, sınır dışı etme, giriş yasağı, düzensiz kalış veya çalışma izni ihlali bulunuyorsa, genel bilgiyle yetinilmemeli; karar belgeleri ve tebliğ tarihleri üzerinden bireysel hukuki değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiyede-yabancilarin-ikamet-izinleri-hukuki-rejim-basvuru-sureci-ve-uygulamadaki-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/pasaport-64b071ae4e3fe11914609dff.webp" type="image/jpeg" length="61691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KİRA BEDELİNİN TESPİTİ İSTEMİ - KİRA BEDELİNİN EMSAL VE RAYİÇLERE UYGUNLUĞU - KİRA BEDELİNİN HAK VE NESAFETE GÖRE TESPİTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-istemi-kira-bedelinin-emsal-ve-rayiclere-uygunlugu-kira-bedelinin-hak-ve-nesafete-gore-tespiti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-istemi-kira-bedelinin-emsal-ve-rayiclere-uygunlugu-kira-bedelinin-hak-ve-nesafete-gore-tespiti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yenilenen Sözleşmede Belirlenen Kira Bedelinin Emsal ve Rayiçlere Uygun Olup Olmadığının Araştırılması Sonucu Uygun Olmadığının Belirlenmesi Halinde, Yenilenen Sözleşmenin İmzalanmasından İtibaren Beş Yıl Geçmemiş Olsa Dahi İlk Sözleşmenin Başlangıcına Göre Geçen Süreler Gözetilerek Şartları Varsa Kira Bedelinin Hak ve Nesafete Göre Tespiti Gerekir]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>3. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/3450</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/1141</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karar Tarihi: 03.03.2026</strong></p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN TESPİTİ İSTEMİ</strong></p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN EMSAL VE RAYİÇLERE UYGUNLUĞU</strong></p>

<p><strong>KİRA BEDELİNİN HAK VE NESAFETE GÖRE TESPİTİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Uyuşmazlık, kira bedelinin tespiti istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince; yenilenen 01.05.2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin, yenilendiği tarih itibariyle belirlenen kira bedelinin rayici yansıtıp yansıtmadığının bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak araştırılması, o tarih itibariyle ödenmekte olan kira bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi, yenilenen sözleşmede belirlenen kira bedelinin rayice uygun olduğunun tespiti halinde talep edilen dönem kira bedelinin endeks uygulanarak artış yapılması, aksi halde hak ve nesafete göre kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; davalı ile müvekkili arasındaki kira ilişkisinin 2005 yılında başladığını ve kesintisiz 15 yılı aşkın süredir devam etmekte olduğunu, 2018 yılında yapılan sözleşmenin ise miktar güncellemesi niteliğinde olmadığını, mevcut kira ilişkisinin yazılı hale getirilmesi amacıyla imzalandığını, taşınmazda son 15 yıldır kimin kiracı olduğunun resen araştırılması gerektiğini, kooperatif tarafından sunulan yazının da bu hususu doğruladığını, gerçek kiracılık süresi tespit edilmeden verilen kararın hatalı olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, kira bedelinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6098 sayılı Kanunun 344. maddesinde; “Tarafların yenilenen kira dönemlerinde uygulanacak kira bedeline ilişkin anlaşmaları, bir önceki kira yılında üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla geçerlidir. Bu kural, bir yıldan daha uzun süreli kira sözleşmelerinde de uygulanır. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılmamışsa, kira bedeli, bir önceki kira yılının üretici fiyat endeksindeki artış oranını geçmemek koşuluyla hâkim tarafından, kiralananın durumu göz önüne alınarak hakkaniyete göre belirlenir. Taraflarca bu konuda bir anlaşma yapılıp yapılmadığına bakılmaksızın, beş yıldan uzun süreli veya beş yıldan sonra yenilenen kira sözleşmelerinde ve bundan sonraki her beş yılın sonunda, yeni kira yılında uygulanacak kira bedeli, hâkim tarafından üretici fiyat endeksindeki artış oranı, kiralananın durumu ve emsal kira bedelleri göz önünde tutularak hakkaniyete uygun biçimde belirlenir. Her beş yıldan sonraki kira yılında bu biçimde belirlenen kira bedeli, önceki fıkralarda yer alan ilkelere göre değiştirilebilir. ” düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>Aynı Kanunun dava açma süresine ilişkin 345. maddesinde ise; "Kira bedelinin belirlenmesine ilişkin dava her zaman açılabilir. Ancak, bu dava, yeni dönemin başlangıcından en geç otuz gün önceki bir tarihte açıldığı ya da kiraya veren tarafından bu süre içinde kira bedelinin artırılacağına ilişkin olarak kiracıya yazılı bildirimde bulunulmuş olması koşuluyla, izleyen yeni kira dönemi sonuna kadar açıldığı takdirde, mahkemece belirlenecek kira bedeli, bu yeni kira döneminin başlangıcından itibaren kiracıyı bağlar. Sözleşmede yeni kira döneminde kira bedelinin artırılacağına ilişkin bir hüküm varsa, yeni kira döneminin sonuna kadar açılacak davada mahkemece belirlenecek kira bedeli de, bu yeni dönemin başlangıcından itibaren geçerli olur." denilmektedir.</p>

<p>Somut olayda; davacı tarafça, dava dilekçesinde; kira ilişkisinin 2005 yılında başladığı, 15 yıldan fazla süredir devam etmekte olduğu, 2010 yılında bitişik binanın duvarı yıkılmak suretiyle iki dükkanın birleştirilerek tek yapı halinde kullanılmaya devam edildiği, sunulan 2018 başlangıç tarihli kira sözleşmelerinin ise miktar itibariyle güncellemeyi ifade etmediği, sadece mevcut kira ilişkisini yazılı hale getirmek amacıyla düzenlendiği iddia edilmiş, yargılama sırasında da davacı kira ilişkisinin 2004 ve 2006 başlangıç tarihli sözleşmelerine dayandığını gösterir kira sözleşmelerini ibraz etmiştir. Her ne kadar Derece Mahkemelerince 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun (6100 sayılı Kanun) 25. maddesi gerekçe gösterilerek, taraflarca getirilme ilkesi uyarınca hâkimin, tarafların ileri sürmediği vakıaları dikkate alamayacağı, bu durumda davacının dosyaya sunduğu delillerle kira sözleşmesinin 2005 yılında başladığını ispatlayamadığı belirtilerek, 2018 başlangıç tarihli sözleşme dikkate alınmak suretiyle karar verilmiş ise de; davacı kira ilişkisinin başlangıcına ilişkin vakıayı dava dilekçesi ile ileri sürerek, bu vakıayı destekleyen delili yargılama sırasında dosyaya sunmuş olmakla, mahkemenin görevinin, sunulan delilleri tartışmak ve değerlendirmek olması nedeniyle, 6100 sayılı Kanunun 31. maddesi gereğince hâkimin davayı aydınlatma görevi kapsamında, gerekirse dava dilekçesinde beyan edilen ”15 yıllık kiracılık” ifadesi ile dilekçeye eklenen "yeni tarihli sözleşme" arasındaki belirsizliğin aydınlatılması, aksi durumun delillerin serbestçe değerlendirilmesi ilkesine aykırılık teşkil edeceği, kaldı ki sunulan 2018 başlangıç tarihli sözleşmelerin bir "yenileme/tecdit" sözleşmesi olduğu kabulünde bir isabetsizlik bulunmamakla birlikte, yenilenen sözleşmede belirlenen kira bedelinin emsal ve rayiçlere uygun olup olmadığının araştırılması, keza yenilenen sözleşme ile belirlenen kira bedelinin emsal ve rayiçlere uygun olmadığının belirlenmesi halinde, yenilenen sözleşmenin imzalanmasından itibaren 5 yıl geçmemiş olsa dahi ilk sözleşmenin başlangıcına göre geçen süreler gözetilerek şartlar varsa kira bedelinin hak ve nesafete göre tespiti gerekeceği göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; yenilenen 01.05.2018 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin, yenilendiği tarih itibariyle belirlenen kira bedelinin rayici yansıtıp yansıtmadığının bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak araştırılması, o tarih itibariyle ödenmekte olan kira bedellerinin de bu kapsamda değerlendirilmesi, yenilenen sözleşmede belirlenen kira bedelinin rayice uygun olduğunun tespiti halinde talep edilen dönem kira bedelinin endeks uygulanarak artış yapılması, aksi halde hak ve nesafete göre kira bedelinin belirlenmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve kanuna aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR </strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>1. Davacı vekili tarafından temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanunun 373/1 maddesi uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371 maddesi uyarınca davacı yararına BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 03.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-bedelinin-tespiti-istemi-kira-bedelinin-emsal-ve-rayiclere-uygunlugu-kira-bedelinin-hak-ve-nesafete-gore-tespiti</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="63894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5271 SAYILI CMK’NIN 286(2), d MADDESİNE GÖRE TEMYİZ EDİLEMEYECEK İSTİNAF MAHKEMESİ KARARI SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5271-sayili-cmknin-2862-d-maddesine-gore-temyiz-edilemeyecek-istinaf-mahkemesi-karari-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5271-sayili-cmknin-2862-d-maddesine-gore-temyiz-edilemeyecek-istinaf-mahkemesi-karari-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstinaf denetimi yapan bölge adliye mahkemesi kararlarından hangilerinin temyiz denetimine kapalı olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 286 ncı maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere yasa yoluna başvurmak insan hakkı olup, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne (İHAS) Ek 7 No’lu Protokol’ün, ‘’Ceza Davalarında İki Dereceli Yargılanma Hakkı’ başlığı altında 2 nci maddesinde yer almıştır. İki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları ise aynı 2 nci maddenin 2 inci paragrafında gösterilmiştir. Buna göre, ayrıntısı yasayla düzenlenmek durumunda olan hafif suçlar, iki dereceli yasa yolu hakkının istisnası olduğu gibi, bir kişiye karşı <u>ilk derece yargılamasının</u> yüksek mahkemede yapılmış olması durumu ile hakkındaki beraat hükmüne karşı gidilmiş yasa yolundan sonra bu kişi hakkında mahkûmiyet hükmü verilmiş olması durumu da iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları olarak gösterilmiştir. Bunun gibi Birleşmiş Milletler (BM) Medeni ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 14/5 inci maddesinde de yasa yoluna başvuru hakkı insan hakkı olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>İHAS’ne Ek 7 Nolu Protokolün 2/2 nci maddesinde iki dereceli yasa yolu hakkının istisnaları arasında gösterilen hafif suç kavramının belirlenmesi ulusal hukuklarda yasalara bırakılmışsa da, söz konusu Ek 7 No’lu Protokol, 2 nci maddesinin gerekçesinde bu hususa açıklık getirmiş ve özgürlüğü bağlayıcı ceza yaptırımı öngörülmüş hiçbir suçun hafif suç sayılamayacağını açıklamıştır[1].</p>

<p>Bu bağlamda ‘’İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün 2 nci Maddesi Hakkında Rehber’’de konuya ilişkin ayrıntılı açıklama yapılmıştır. Söz konusu Rehber’e göre: ‘<i>’İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi bir suçun önem derecesinin hafif olup olmadığına karar verirken, suçun hapis cezası ile cezalandırılabilir olup olmadığının önemli bir ölçüt olduğunu kabul etmiştir(Grecu/Romanya,2006,§82; Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan,2009,§25;Stanchev/Bulgaristan,2009, §47; Kindhofer/Avusturya,2021, §30).Mahkeme bu değerlendirmeyi, davanın özel koşullarını dikkate alarak yapar (Kindlhofer/Avusturya, 2021, § 42) (Rehber, prg.29). </i></p>

<p><i>Dolayısıyla Mahkeme, kanunun, temel ceza olarak özgürlüğü kısıtlayıcı ceza öngördüğü bir suçun, söz konusu maddenin 2. fıkrası anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilemeyeceğine karar vermiştir(Zaicevs/Letonya,2007, § 55; Kamburov/Bulgaristan, 2009,§26; Stanchev/Bulgaristan, 2009,§48; Zhelyazkov/Bulgaristan, 2012,§43)</i> (Rehber prg.30).</p>

<p><i>Mahkeme, aşağıdaki suçların “önem derecesinin hafif” olmadığına karar vermiştir: Grecu/Romanya davasında, 2006, § 82, suç, altı aydan beş yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suçtu ve Zaicevs/Letonya,2007,§55; Kamburov/Bulgaristan, 2009, §26 ve Stanchev/Bulgaristan,2009,§48 davalarında <strong>suçlar azami on beş gün hapis cezasını gerektiren suçlardı</strong>’’</i> (Rehber prg.31).</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere İHAM -15- gün hapis cezasına mahkûmiyetin öngörüldüğü bir suçu hafif suç olarak kabul etmemiştir.</strong></p>

<p><i>‘’Buna karşın, Luchaninova/Ukrayna,davasında, 2011, §72, başvuranın, <strong>hapis cezası gerektirmeyen</strong> hırsızlık suçundan suçlu bulunduğu davada, Mahkeme bunun söz konusu istisnaya giren önem derecesi hafif bir suç olduğu sonucuna varmıştır. Ayrıca, Hükümet davanın bu yönüyle ilgili olarak herhangi bir görüş sunmamış olmasına rağmen, Mahkeme bu meseleyi incelemiştir.’’</i> (Rehber prg.32).</p>

<p>‘<i>’Kindlhofer/Avusturya davasında,2021,§§ 38-42, Mahkeme ilk kez, kanunun borçlunun ödemeye zorlanması için iki haftaya kadar hapis cezası öngördüğü bir suçun “önem derecesi hafif” olarak nitelendirilip nitelendirilemeyeceği sorununu incelemiştir. Bu davada, başvuran, bir trafik suçu nedeniyle 200 avro para cezasına ve borçlunun ödemeye zorlanması için dört günlük hapis cezasına çarptırılmıştır. Mahkeme, temel sorunun, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin gerçekten uygulanıp uygulanmayacağı olduğu ve bunun da <strong>iç hukuk düzeninde söz konusu tedbirin uygulanmasına ilişkin yasal rejimi incelemesini gerektirdiği değerlendirmesinde bulunmuştur.</strong> Bu davada Mahkeme, borçlunun ödemeye zorlanması için hapsedilmesinin iç hukukta istisnai bir tedbir olduğu ve bunun infazının bir dizi usuli güvenceye tabi olduğu kanaatine varmıştır (mahkûm edilen kişi bu risk hakkında açıkça bilgilendirilmeli ve bundan kaçınmak için uygun araçlara sahip olmalıdır). Bu koşullar altında, söz konusu tedbirin, esas ceza olarak hapis cezasından açıkça farklı olduğuna ve bu nedenle, başvuranın suçlu bulunduğu suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin 2. fıkrası anlamında önem derecesi hafif bir suç olarak nitelendirilmesini engellemediğine karar vermiştir. Ayrıca, fiilen verilen para cezasının miktarının ve de başvuranın sorumlu olduğu para cezasının azami miktarının, suçun önem derecesi hafif olarak nitelendirilememesi için yeterince yüksek görünmediğini; ulusal cezai-idari sistemde asıl suçun ağır olarak nitelendirilmediğini ve başvuranın, para cezasını ödeyemeyeceği veya verilen para cezasının miktarının mali durumunu yeterince dikkate almadığı iddialarında bulunmadığını kaydetmiştir. Mahkeme bu kararda, mahkûmiyet kararına karşı iki dereceli yargılanma hakkı olmamasına rağmen, Sözleşme’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna varmıştır</i>.’’ (Rehber, prg.33).</p>

<p>‘<i>’Saquetti Iglesias/İspanya davasında 2020, §§36-45, Mahkeme, <strong>hapis cezası bulunmamasının, bir suçun önem derecesi hafif bir nitelikte olup olmadığının belirlenmesinde</strong> belirleyici bir unsur ve de dikkate alınması gereken <strong>tek ölçüt olmadığını ifade etmiştir.</strong> Mahkemeye göre, cezanın nispeten hafif olması, bir suçu kendiliğinden cezai niteliğinden yoksun bırakamaz. Başvuran, havaalanında gümrükten geçerken bir miktar parayı beyan etmediği gerekçesiyle, 600 avro ile kullanılan ödeme yönteminin değerinin iki katı arasında para cezasına çarptırılmış ve nihayetinde el konulan miktarın tamamını ödemeye mahkûm edilmiştir (153 800 avro). Mahkeme, davanın koşullarını göz önünde bulundurarak (keşfedilen <strong>meblağların neredeyse tamamının müsadere edilmesi, <u>başvuranın kara para aklama uygulamalarından elde edilmeyen kişisel birikimlerinin tamamına eşdeğerdir</u></strong><u>; </u>zira İspanya’ya dönüşünde meblağları beyan etmiş olup sabıka kaydı bulunmamaktadır) ve cezanın tespit edilen suçun ağırlığına (beyan yükümlülüğüne uymama) uygun olması gerektiğini hatırlatarak, suçun, 7 No’lu Protokol’ün 2. maddesi anlamında “önem derecesi hafif” olarak değerlendirilmemesi gerektiği, dolayısıyla istisnanın uygulanamayacağı sonucuna varmıştır. <strong>Mahkeme ayrıca, iç hukukun böyle bir inceleme gerektirmesine rağmen, ulusal makamların herhangi bir orantılılık incelemesi yapmadıklarını da kaydetmiştir.’’ </strong></i>(Rehber, prg.34).<i> </i></p>

<p>Anayasa Mahkememizin de 1961 Anayasası döneminde özgürlüğü bağlayıcı cezaya kesin olarak hükmedilmesini, savunma hakkına ve hak arama özgürlüğüne aykırı bulan <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-196861-e-196923-k-sayili-karari" rel="dofollow">1968/61 Esas, 1969/23 Karar ve 29/04/1969 tarihli kararı</a> da vardır (RG.15/12/1970).</p>

<p>Yine <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201871-e-2018118-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin aşağıda da değineceğimiz 2018/71 Esas, 2018/118 Karar ve 27/12/2018 tarihli kararı</a>na göre de ‘<i>’hafif nitelikteki suçlara ilişkin mahkûmiyetlerin kesin olması hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantılı bir sınırlandırma olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez... Bölge Adliye Mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.’’(prg.32,33)</i></p>

<p>Türk Hukukunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286/(2),d maddesinin ilk düzenlemesi, maddenin ‘’c’’ bendi olarak:</p>

<p><i>‘’c ) <u>Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak</u> ilk derece mahkemelerinden verilen <u>hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi</u> kararları,’’ </i>idi.</p>

<p>Sulh ceza mahkemelerinin görev alanına ise 5235 sayılı Kanun’un eski 10 uncu maddesine göre ‘<i>’ iki yıla kadar (dâhil) hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ile bağımsız olarak hükmedilecek adlî para cezalarına ve güvenlik tedbirlerine ilişkin’</i>’ ceza yaptırımı öngören suçlar girmekteydi.</p>

<p>Dolayısıyla 286/(2),d bendinin ilk şeklinin yer aldığı eski ‘’c’’ bendi kapsamına iki yıla kadar hapis cezaları ve bu hapis cezalarına bağlı adli para cezalarına ilişkin her ‘’<strong>hüküm’</strong>’ hakkında BAM tarafından verilecek ‘<strong>’her türlü’’</strong> BAM kararı temyize kapalıydı.</p>

<p>28/06/2014 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'la Türk Hukukunda sulh ceza mahkemeleri kaldırılınca söz konusu ‘’c bendi yeniden düzenlenmiş ve yeni ‘’d’’ bendi olarak:</p>

<p><i>‘’d ) ( Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md. ) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar ( iki yıl dâhil ) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları’’</i> şeklini almıştır.</p>

<p>Dikkat edileceği üzere, ilk düzenlemede ‘<i>’iki yıla kadar hapis cezaları ve bunlara bağlı adli para cezaları ve bağımsız olarak hükmedilecek adli para cezaları’’</i> ayırımı yapılmıştı. Yeni düzenlemede ise daha doğru ifadeyle ‘’…<i>iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezaları’</i>’ denilmiştir. Sadece "a<i>dlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları</i>"nın temyiz edilemeyecek olması durumu ise CMK’nın 286/(2) maddesinin ‘’e’’ bendinde yer almıştır.</p>

<p>5271 s. CMK’nın 286/(2) maddesinin eski ‘’c’’ bendi, maddeye sonradan yapılan eklemelerle de 2014 yılında ‘’d’’ bendi olarak yeniden düzenlendikten sonra, TC <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201871-e-2018118-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 27/12/2018 tarihli ve 2018/71 Esas ve 2018/118 Karar sayılı kararı</a>yla, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının ( d ) bendinin, ‘’…<i>Bölge Adliye Mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği...’’ sonucuyla’’ (prg.32,33)</i>Anayasa'ya aykırılığıyla iptaline karar vermiş ve iptal kararı 15/02/2019 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Söz konusu iptal kararından sonra 20/02/2019 tarihli 7165 sayılı değişiklik yasasının 7 nci maddesiyle, ‘’d’’ bendindeki düzenlemenin başına "<i>İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere,’’ </i>hükmü eklenmiştir.<i> </i></p>

<p>2019 yılında 7165 sayılı Yasayla yeniden düzenlenmiş ve halen de yürürlükte bulunan CMK’nın 286/(2),d maddesi hükmü şöyledir:</p>

<p><i>‘’d) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar ( iki yıl dâhil ) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları " …</i>temyiz edilemez.</p>

<p>Önceki ‘’d’’ bendindeki düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’nce 2018 yılında iptali kararına götüren süreç, ilk derece mahkemesi olan asliye ceza mahkemesinin sanık hakkındaki beraat kararını Cumhuriyet Savcısının istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince ilk defa verilen mahkûmiyet kararını sanığın temyiz etmesiyle başlamıştır. Anayasa Mahkemesi’nin bu kararına göre de ‘’…<i>hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez.’’</i> Dolayısıyla yasa yolu hakkının istisnası olarak kabul edilemez.</p>

<p>Tüm bu yukarıdaki açıklamalarımız bağlamında özgürlüğü kısıtlayıcı ceza içeren suçlardan verilen özgürlüğü bağlayıcı cezalara karşı yasa yolunun kapalı tutulamayacağını içeren hukukun bu genel ilkesi çerçevesinde 5271 sayılı CMK’nın yürürlükteki 286/(2),d maddesini inceleyecek olursak:</p>

<p>CMK’nın 272 nci maddesinin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararlarına karşı istinaf yasa yolu açık olduğu için, bu tür kararlar ilk defa bölge adliye mahkemesi tarafından verildiğinde temyize de açık tutulmuştur. Bu husus CMK md. 286/(2),d maddesinde; ‘<i>’İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve <strong>272 nci maddenin üçüncü fıkrası <u>kapsamı dışında kalan mahkûmiyet</u> kararları <u>hariç olmak üzere</u>…temyiz edilemez’’ </strong></i>şeklinde dile getirilmiştir.</p>

<p>İstinaf yasa yolunun kapalı tutulduğu, dolayısıyla verildiğinde kesin hüküm niteliği taşıyan CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası <u>kapsamında kalan mahkûmiyet</u> kararları nasıl ki ilk derecede verildiğinde yasa yoluna kapalı tutulmuşsa, ilk defa BAM tarafından verildiğinde de yasa yoluna kapalı olacaktır. CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası <u>kapsamında kalan mahkûmiyet</u> kararları ise hapis cezasından çevrilen hariç olmak üzere yalnızca onbeşbin TL adli para cezasına veya daha azına mahkûmiyettir; bağımsız olarak onbeşbin TL veya daha azı adli para cezasına mahkûmiyet her türlü yasa yoluna kapalıdır.</p>

<p>İstinaf yasa yolunun açık olduğu, CMK’nın 272 nci maddesinin (3) üncü fıkrası <u>kapsamı dışında kalan mahkûmiyet </u>ise:</p>

<p>- hapis cezasından çevrilen her miktarda adli para cezasına mahkûmiyet;</p>

<p>- onbeşbin TL adli para cezasından fazla adli para cezasına mahkûmiyet;</p>

<p>- isterse bir gün hapis olsun hapis cezasına mahkûmiyettir ve</p>

<p>ilk derecede istinafa tabi olduğu gibi, <u>ilk defa</u> <u>bölge adliye mahkemesince verildiğinde</u> temyize de açık olacaktır.</p>

<p>Beraat kararı bakımından ise CMK’nın 272/(3) kapsamında kalan, üst sınırı beşyüz günü geçmeyen adlî para cezasını gerektiren suçlardan beraat hükümleridir; bu beraat hükümleri nasıl istinafa kapalıysa, ilk defa BAM’da verilecek olduğunda temyize de kapalıdır. Dolayısıyla kapsam dışında kalan, üst sınırı beşyüz günü geçen adli para cezasını gerektiren bir suçtan beraat nasıl istinafa açıksa, ilk defa BAM’da verilecek olduğunda temyize de açıktır.</p>

<p>CMK’nın 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının ‘’d’’ bendini, maddenin ‘e’’ bendi tamamlamakta ve ‘’e’’ bendinde sadece ‘<i><u>’adli para cezasını gerektiren suçlarda</u> ilk derece mahkemelerinden <u>verilen hükümlere</u> ilişkin <u>her türlü bölge adliye mahkemesi kararları’’</u> </i>temyize kapalı tutulmuş; yetmemiş bir de ‘’g’’ bendinde ’…<i><u>adlî para cezasını gerektiren suçlardan, </u>ilk derece mahkemesince verilen <u>beraat kararları</u> ile ilgili olarak <u>istinaf başvurusunun esastan reddine</u> dair kararları’’nın</i> temyize kapalı olduğu düzenlenmiştir. Maddenin ‘’e’’ bendinde, adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen ‘’hüküm’’ler arasında, CMK’nın 223 üncü maddesine göre ‘’hüküm’’ niteliğindeki kararlardan beraat kararları da esasen yer almaktadır. Maddenin ‘’g’’ maddesinde <i>adli para cezalarını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen beraat kararları</i> da hüküm niteliğiyle aslında ‘’e’’ bendi kapsamına girdiği gibi, yine ‘’g’’ bendindeki ‘<i>’istinaf başvurusunun esastan reddi’’</i> kararı da ‘’e’’ bendindeki ‘<i><u>’her türlü</u> bölge adliyesi mahkemesi kararları’’</i> kapsamına girmektedir.</p>

<p>Fakat salt adli para cezasına <u>mahkûmiyet</u> hükmü, ilk derecenin hükmü ortadan kaldırılıp, <u>ilk defa</u> bölge adliye mahkemesince verildiğinde, onbeşbin TL’den fazla adli para cezasına mahkûmiyet ise temyize açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK’nın 286/(2) nci maddesine Anayasa Mahkemesi’nin 2018 yılına tarihli iptal kararından sonra 2019 yılında eklenen ‘<i><u>’İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen</u> ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere</i>…’’ cümlesini inceledikten sonra, devamındaki,</p>

<p>‘<i>’ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,’’ </i>temyiz edilemez, kısmına 2019 yılında eklenen baş cümleyle birlikte gelecek olursak:</p>

<p>Bir kere bu hüküm <u>ilk defa</u> <u>bölge adliye mahkemesi ta</u>rafından verilmiş bir hüküm olmak durumundadır. Bu hüküm iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren bir suça ilişkin olsa dahi verilen hüküm bir gün hapis bile olsa temyize açık olduğu gibi, onbeşbin TL adli para cezasından fazla adli para cezasına mahkûmiyet olduğunda da temyize açıktır.</p>

<p>CMK’nın 286/(2),d maddesini, ‘’b’’ bendinde düzenlenen ‘’<i>b)İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceğine’’</i> dair hükmüyle birlikte değerlendirmek de gerekir. Maddenin ‘’b’’ bendine göre ilk derecede verilen hüküm mahkûmiyet hükmü olmakla birlikte, istinaf yargılaması sonucunda yine mahkûmiyet hükmü verilse dahi, ilk derecedeki mahkûmiyet hükmünde artırım söz konusu ise bu mahkûmiyet hükmü beş yıldan az olsa bile temyize tabi olacaktır.</p>

<p>Çünkü zaten maddenin ‘’a’’ bendine göre:</p>

<p>- beş yıl veya daha az hapis cezasına mahkûmiyetin istinafını reddeden BAM kararı temyize kapalı olup,</p>

<p>- beş yıldan fazla hapse mahkûmiyetin istinafını reddeden BAM kararı ise temyize açık olduğu gibi;</p>

<p>- Maddenin ‘’b’’ bendinde ‘<u>’beş yıl’’ hapis cezasını artıran</u> BAM kararı da temyize açık tutulduğu gibi, beş yıldan daha az süreli hapis cezasına mahkûmiyette de hapis cezasını artıran BAM kararı da temyize açık tutulmuştur.</p>

<p>- Yine söz konusu ‘’b’’ bendine göre <u>beş yıldan fazla hapse mahkûmiyette</u>, <u>hapis cezasının süresini artırmayan</u> BAM Kararı da temyize açıktır.</p>

<p>Bu bağlamda ‘’b’’ bendindeki ‘’<i>ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları cümlesinden’’, </i>ilk derecedeki 3 yıl hapis, BAM’da 4 yıl olursa, bu artık yeni bir mahkûmiyet hükmü niteliğindedir ve ‘’b’’ bendi gereğince temyize açıktır.</p>

<p>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20246215-e-20255594-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (11) Ceza Dairesi’nin bizim de tamamen katıldığımız 2024/6215 Esas, 2025/5594 Karar sayılı ve 06/05/2025 tarihli Kararı</a>na göre de ‘<i>’</i><i>Bölge Adliye Mahkemesince </i>usulüne<i> uygun olarak duruşma açılıp, ilk hükmün niteliğinin değiştirilerek ya da ceza miktarının artırılarak karar verilmesi durumunda, hükmün, 5271 Sayılı CMK'nın 286/2-a maddesinde belirtilen 5 yıllık ceza sınırının altında dahi kalsa, temyiz kanun yoluna tabi olacağına’’ </i>karar verilmiştir.<i> </i></p>

<p>Ancak <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20246182-e-2025284-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (6) Ceza Dairesi’nin 2024/6182 Esas, 2025/284 Karar ve 08/01/2025 tarihli</a>; Yargıtay C. Başsavcılığı İtirazı üzerine değiştirdiği anlaşılan kararına katılmak mümkün değildir. Bu karara konu dosyada ilk derecede asliye ceza mahkemesince sanık hakkında tehdit suçundan 5237 sayılı TCK’nun 106/(1),cümle 1, maddesinden 5 (beş) ay hapis cezasına mahkûmiyet hükmü verilmiş; hüküm aleyhe istinaf edilmiş; bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 5 ay mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırıp, yeni bir mahkûmiyet hükmü kurmuş ve bu hükmünde sanığı 8 ay 10 gün hapse mahkûm ederek, ceza süresinde artırım yapmıştır. BAM tarafından verilen bu hüküm de bu kez hem sanık hem de yine katılan tarafından temyiz edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Tebliğnamesi’nde, temyizin reddini istemiş; Yargıtay (6) CD ise temyiz başvurusunu kabul ederek BAM Kararını bozmuştur. Bunun üzerine Yargıtay C. Başsavcılığı, itiraz yoluna gitmiş ve Yargıtay (6) CD bu kez, Yargıtay C. Başsavcılığının görüşünü aynen kabulle temyiz başvurusunu reddetmiştir.</p>

<p>Yargıtay C. Başsavcılığının İtirazına göre dosyaya konu tehdit suçunun cezası ‘’6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını gerektiren suç’’ olmakla, 5271 sayılı CMK’nın 286/(2),d maddesi gereğince temyize kapalı olup, verildiğinde kesin hüküm niteliğindedir.</p>

<p>Yargıtay C. Başsavcılığının İtiraz sebebi ve <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20246182-e-2025284-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (6) CD’nin 2024/6182 Esas, 2025/284 Karar ve 08/01/2025 tarihli </a>bu sebebi aynen kabul eden kararı, CMK’nın 286/(2),b ve CMK’nın 286/(2),d maddelerine, yukarıdaki açıklamalarımız doğrultusunda aykırı olup, hukuka aykırıdır.</p>

<p>Öncelikle; ilk derece mahkemesindeki 5 ay hapis cezasına mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırıldıktan sonra BAM tarafından kurulan 8 ay 10 gün hapis cezasına mahkûmiyet hükmü, içerdiği ceza miktarıyla ilk defa bölge adliye mahkemesince kurulan bir mahkûmiyet hükmüdür. Bu bakımdan, ilk derecede verilmiş beraat hükmünü ortadan kaldırıp, ilk defa BAM’da hapse mahkûmiyet hükmü kurulması ile ilk derecedeki hapis cezasına mahkûmiyet hükmünü ortadan kaldırıp, BAM kararı olarak yeni hapse mahkûmiyette cezada artırım yapan BAM kararı arasında, yasa yoluna başvuru hakkı bakımından fark gözetilemez; BAM’ın mahkûmiyetine konu suçun üst sınırı yasada iki yıl hapis olsa bile yasa yolu (temyiz) hakkı ortadan kaldırılamaz. Nitekim BAM’da verilen mahkûmiyet hükmünün yasa yoluna (temyize) kapalı olabilmesi için, ilk derecede verilmiş beş yıldan az hapis cezası niteliğindeki, somut dosyada beş ay hapis cezasını artırmayan BAM kararı olması, CMK’nın 286/(2),b maddesindeki diğer bir amir hükümdür.</p>

<p>Bu bakımdan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının İtirazı doğrultusundaki Yargıtay (6) Ceza Dairesi’nin söz konusu, suçun yasadaki cezasının üst sınırının iki yıl hapis cezasına mahkûmiyet olması durumunda BAM’da verilen her hapse mahkûmiyet hükmünün kesin hüküm olduğu içtihadı, İHAS’ne Ek 7 No’lu Protokol’ün (2) nci maddesine ve bu maddeye ilişkin İHAM’nin Rehber kitabındaki içtihadına aykırı olduğu gibi, hem Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda açıkladığımız 2018 yılındaki iptal kararına aykırı hem de bizatihi CMK’nın 286 ncı maddesinin 2 nci fıkrasının bütününe aykırıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-serap-keskin-kiziroglu" title="Prof. Dr. Serap KESKİN KİZİROĞLU"><img alt="Prof. Dr. Serap KESKİN KİZİROĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Serap_KESKYN_KYZYROYLU.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-serap-keskin-kiziroglu" title="Prof. Dr. Serap KESKİN KİZİROĞLU">Prof. Dr. Serap KESKİN KİZİROĞLU</a>*</strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">[*] İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı(E ) Öğretim Üyesi; İstanbul Okan Üniversitesi Hukuk Fakültesi Önceki Öğretim Üyelerinden (2010-2025) ve Dekanlarından (2018-2021); Kıbrıs Ada Kent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Bkz. Kunter, Nurullah Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, 9. Bası, İstanbul 1989, No.510/VI</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5271-sayili-cmknin-2862-d-maddesine-gore-temyiz-edilemeyecek-istinaf-mahkemesi-karari-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="20950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2024/6182 E., 2025/284 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20246182-e-2025284-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20246182-e-2025284-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 08.01.2025 tarihli, 2024/6182 E., 2025/284 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/6182 E., 2025/284 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/762 E., 2020/1784 K.<br />
SUÇ : Tehdit<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret<br />
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma<br />
İTİRAZNAME GÖRÜŞÜ : Ret</p>

<p>Yargıtay (6). Ceza Dairesinin, 06.11.2024 tarihli ve 2023/10031 Esas, 2024/11793 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 06.12.2024 tarihli, 2021/15133 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu özetle,<br />
"...5237 sayılı TCK'nın 106/1-1.cümlede hükme bağlanan tehdit suçundan ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkûmiyet hükmünün istinaf edilmesi neticesinde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından cezanın artırılması durumunda kararın temyize tabi olup olmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır. İncelenen dosya içeriğine göre; Erbaa 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 20/03/2018 gün ve 2017/106 Esas, 2018/231 Karar sayılı ilamı ile sanık ...'un tehdit suçundan eylemine uyan TCK'nun 106/1-1.cümle, 62 maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında tekerrür hükmü uygulanmasına karar verildiği, hükmün süresi içerisinde müşteki vekili ve katılan vekili tarafından istinaf edildiği, Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6. Ceza Dairesinin 09/09/2020 gün ve 2019/762 Esas, 2020/1784 Karar sayılı ilamı ile tehdit suçuna ilişkin mahkumiyet kararının kaldırılarak TCK'nun 106/1-1.cümle, 43/1, 62, 53, 58 maddeleri uyarınca 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edildiği, Cumhuriyet Başsavcılığımız tarafından düzenlenen 01/12/2021 tarihli tebliğname ile, temyiz istemlerinin CMK'nın 298. maddesi gereğince reddinin talep edildiği, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 06/11/2024 gün ve 2023/10031 Esas, 2024/11793 Karar sayılı ilamı ile hükmün bozulmasına karar verildiği anlaşılmıştır. TCK'nun 106/1-1. cümlesi, "6 aydan 2 yıla kadar hapis cezasını" gerektirmektedir. 5271 sayılı CMK'nun 286/2-d fıkrası "(Anayasa Mahkemesinin 27/12/2018 gün ve 2018/71 Esas, 2018/118 Karar sayılı iptal kararı ile yeniden düzenlenen 20/02/2019-7165 sayılı Kanunun 7. Md) İlk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272. Maddenin 3. fıkrası kapsamı dışında kalan mahkumiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının kesin olduğu hükme bağlanmıştır. Somut olayda ilk derece mahkemesi tarafından TCK'nun 106/1-1.cümle, 62 maddeleri uyarınca sanık hakkında 5 ay hapis cezası verilmiş, istinaf edilmesi üzerine istinaf tarafından ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak sanık hakkında TCK'nın 106/1-1.cümle, 43/1, 62, 58 maddeleri uyarınca 8 ay 10 gün hapis cezası verilmiştir. CMK'nun 286/2-d maddesi uyarınca bu hüküm kesin olup temyiz edilemez. Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesi ise sanık ve katılan kurum vekilin temyiz istemlerini kabul ederek hükmün bozulmasına karar vermiştir. Halbuki CMK'nun 286/2-d maddesi uyarınca bu hüküm temyize tabi olmayıp kesin bir hüküm olduğundan Yüksek Daire tarafından bu gerekçe ile temyiz istemlerinin reddine karar vermesi gerektiği düşüncesiyle itiraz yasa yoluna başvurulmuştur. Yukarıda açıklanan nedenlerle, İtirazımızın kabulü ile, Yüksek Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 06/11/2024 gün ve 2023/10031 Esas, 2024/11793 Karar sayılı "Bozma" kararının kaldırılması, Sanık ve katılan kurum vekilinin temyiz istemlerinin "5271 sayılı CMK'nin 286/2-d maddesi uyarınca, ilk defa bölge adliye mahkemesince verilen ve 272 nci maddenin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan mahkûmiyet kararları hariç olmak üzere, ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nin 298. maddesi uyarınca reddine" karar verilmesi, İtirazımızın Yüksek Dairece yerinde görülmemesi halinde dosyanın Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi ..." gerekçesiyle bozma ilamının kaldırılmasına ve temyiz isteklerinin reddine karar verilmesi talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
İtirazla ilgili yeniden değerlendirme yapılmak üzere dosya Dairemize gönderilmekle okunarak gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin ilgili bölümünde yer verilen; “… ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, sanık müdafiinin temyiz isteminin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca reddine karar verilmesi gerektiğinin anlaşılması karşısında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ KABULÜNE,</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Yargıtay 6. Ceza Dairesinin, 06.11.2024 tarihli ve 2023/10031 Esas, 2024/11793 Karar sayılı ilâmının KALDIRILMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. 5271 sayılı Kanun'un 286 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinin ilgili bölümünde yer verilen; “… ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adlî para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286 ncı maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında, katılan kurum vekili ile sanığın temyiz istemlerinin, 5271 sayılı Kanun’un 298 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Erbaa 2.Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 6.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine,</p>

<p>08.01.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-20246182-e-2025284-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="65089"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2024/6215 E., 2025/5594 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20246215-e-20255594-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20246215-e-20255594-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 06.05.2025 tarihli, 2024/6215 E., 2025/5594 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/6215 E., 2025/5594 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
EK KARAR SAYISI : 2023/2177 E., 2024/934 K.<br />
SUÇLAR : Dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik<br />
KARARLAR :Bozma, temyiz istemlerinin kabule değer sayılmamasından dolayı reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Ret, temyiz isteminin reddi ile ek kararın onanması</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen 12.09.2024 tarihli ve 2023/2177 Esas, 2024/934 Karar sayılı ek kararın ve bozma kararının; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin ek kararı ve bozma kararını temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı, yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli ve 2019/432 Esas, 2023/554 Karar sayılı kararıyla; sanık hakkında dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı Kanun'un 157/1 maddesi uyarınca 10 ay hapis ve 80,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, resmi belgede sahtecilik suçundan aynı Kanun'un 204/1 maddesi uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Anılan kararların sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dolandırıcılık suçuna ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine, resmi belgede sahtecilik suçuna ilişkin istinaf başvurusunun ise eksik inceleme ile hüküm kurulduğu gerekçesiyle bozulmasına karar vermiştir.</p>

<p>3.Sanığın esastan ret kararını ve bozma kararını temyiz etmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, yukarıda tarih ve sayısı belirtilen ek kararı ile sanığın temyiz başvurusu hakkında, 5271 sayılı Kanun'un 296. maddesinin birinci fıkrası gereği "temyiz isteminin kabule değer sayılmamasından dolayı reddine" ve "bozma kararına yönelik temyiz talebinin incelenmesine yer olmadığına" karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın temyizi; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen hükümlerin usul ve yasaya aykırı olduğu, eksik inceleme ile hükümlerin kurulduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Temyiz İsteminin Reddine Dair Ek Karar Yönünden<br />
5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-a maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile 5271 sayılı Kanun’un 286/3. maddesinde belirtilen suçlar ve aynı Kanun’un 296/1. maddesinin ilgili bölümünde yer alan; “ … temyiz edilemeyecek bir hüküm temyiz edilmiş … ise … hükmü temyiz olunan bölge adliye veya ilk derece mahkemesi bir karar ile temyiz istemini reddeder.” şeklindeki hüküm birlikte değerlendirildiğinde Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarihli ek kararında hukuka aykırılık görülmemiştir.</p>

<p>B-Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde Bölge Adliye Mahkemelerinin duruşma açmaksızın hükmün bozulmasına karar verebileceği hallerin sınırlı olarak sayıldığı, şöyle ki;</p>

<p>'' e) İlk derece mahkemesinin kararında 289. maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç (g- Hükmün 230. madde gereğince gerekçeyi içermemesi. h- Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması) diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine.... karar verilir.'' şeklinde ifade edildiği,</p>

<p>Dosya içeriğine göre, sanık hakkında Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli ve 2019/432 Esas ve 2023/554 Karar sayılı mahkûmiyet kararının sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine inceleme yapan Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendine yollamada bulunularak duruşma açılmaksızın mahkumiyet hükmünün delil değerlendirmesi ve uygulama hataları yönlerinden bozulmasına karar verildiği,</p>

<p>Oysa ki; anılan fıkranın yukarıda işaret edilen (e) ve (f) bentlerinde İlk derece mahkemesi kararlarının hangi hallerde bozulabileceğinin açık ve tahdidi şekilde belirtildiği, verilen bu bozma kararının aynı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde sınırlı olarak sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği dikkate alındığında; Bölge Adliye Mahkemesince usulüne uygun olarak duruşma açılıp, ilk hükmün niteliğinin değiştirilerek ya da ceza miktarınin artırılarak karar verilmesi durumunda, hükmün 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesinde belirtilen 5 yıllık ceza sınırının altında dahi kalsa temyiz kanun yoluna tabi olacağı, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda izah edilen uygulaması ile temyiz kanun yoluna başvurma hakkı olan tarafların temyiz haklarını kullanmalarının önüne geçileceği, oysa uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulacak bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının istisna olması karşısında,</p>

<p>Somut olayda; İlk Derece Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağırılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yukarıda açıklanan kanun hükümlerine aykırı şekilde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda bozma kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
A. Temyiz İsteminin Reddine Dair Ek Karar Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde (A) bendinde açıklanan nedenle Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 12.09.2024 tarihli ek kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 296/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN REDDİ İLE EK KARARIN ONANMASINA,</p>

<p>B-Resmi Belgede Sahtecilik Suçundan Kurulan Bozma Kararı Yönünden<br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemleri yerinde görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, Yargıtay Üyesi ...'nın karşı oyu ile oy çokluğuyla BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Kayseri Bölge ... Mahkemesi 8. Ceza Dairesine, kararın bir örneğinin ise Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.05.2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Uyuşmazlık konusu bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen bozma kararlarına karşı temyiz yasa yoluna gidilip gidilmeyeceğine ilişkindir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinin birinci fıkrasının-e ve f bentlerinde Bölge Adliye Mahkemesi Ceza dairelerinin hangi hallerde bozma kararı verebileceği, CMK'nın 289. maddesinde ise hukuka kesin aykırılık halleri istisnai ve sınırlı bir şekilde sayılmıştır. CMK'nın 286/1. maddesinde bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebileceği başka bir deyişle bozma kararlarının kesin olduğu ve temyiz edilemeyeceği açık ve tereddütsüz bir şekilde belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin CMK'nın 280 ve 289. maddelerine aykırı bir şekilde bozma kararı vermesi ve bu kararın hukuka aykırılık oluşturması CMK'nın 286. maddesindeki açık düzenleme karşısında bu kararın "kesin ve temyiz edilemez" olması niteliğini değiştirmez.</p>

<p>Sonuç olarak; 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları BOZMA kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunmadığı, sanık müdafiin temyiz isteminin bu gerekçe ile CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken aksi yöndeki sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20246215-e-20255594-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="34658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 1968/61 E., 1969/23 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-196861-e-196923-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-196861-e-196923-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/4/1969 tarihli, 1968/61 esas - 1969/23 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas sayısı:1968/61</strong></p>

<p><strong>Karar sayısı:1969/23</strong></p>

<p><strong>Karar günü:29/4/1969</strong></p>

<p><strong>Resmi Gazete tarih/sayı:15.12.1970/13695</strong></p>

<p></p>

<p>İtiraz eden : Mardin Sulh Ceza Mahkemesi</p>

<p>İtiraz konusu Sif değeri 3 lira ile 243 lira arasında değişen kaçak eşyayı yanlarında bulundurmaktan sanık kişiler aleyhine açılan davada, suçun sübutu halinde uygulanacak olan 1918 sayılı Kanunun 55. maddesinin son fıkrasında yer alan "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya karalar kesindir" hükmünün Anayasa'nın 31., ve 139. maddelerine aykırı olduğu iddiası ile, iptaline karar verilmesi isteminden ibarettir.</p>

<p>Dayanılan Anayasa maddeleri :</p>

<p>"Madde 2- T. C. İnsan haklarına ve başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan millî, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir.</p>

<p>Madde 31- Herkes meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir. Hiçbir mahkeme görev ve yetkisi içindeki dâvaya bakmaktan kaçınamaz.</p>

<p>Madde 139- Yargıtay adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme merciidir.</p>

<p>İlk inceleme :</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin, içtüzüğünün 15 inci maddesi uyarınca 26/9/1968 gününde ilk inceleme için yaptığı ve başkan vekili Lûtfi Ömerbaş ile üye İhsan Keçecioğlu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazıl Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Fazıl Uluocak, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, Ziya Önel ve Muhittin Gürün'ün katıldığı toplantıda, belgelerin örnekleri yerine asılları gönderilmiş olduğundan kanunî gereği yerine getirilmek üzere dosyanın geri çevrilmesi 26/9/1968 gününde oybirliğiyle kararlaştırılmıştır.</p>

<p>Bu karar üzerine Mardin Sulh Ceza Hâkimliği istenen karar örnekleri ile 44 sayılı Kanunun 27 nci maddecinde belirtilen belge örneklerini 31/10/1968 günlü yazıya ilişik olarak göndermiş olduğundan işin esasının incelenmesine Başkan Vekili Lûtfi Ömerbaş ve Üye İhsan Keçecioğlu, Salim Başol, Feyzullah Uslu, A. Şeref Hocaoğlu, Fazlı Öztan, Celâlettin Kuralmen, Hakkı Ketenoğlu, Sait Koçak, Avni Givda, İhsan Ecemiş, Recai Seçkin, Ahmet Akar, Halit Zarbun, ve Muhittin Gürün'ün katıldıkları 26/11/1968 günlü toplantıda oybirliğiyle karar verilmiştir.</p>

<p>Esasın İncelenmesi :</p>

<p>İtirazın esası hakkında hazırlanan rapor, mahkemenin gerekçeli kararı ve ekleri konu ile ilgili Anayasa hükümleri ve bunların gerekçeleri, Meclis görüşme tutanakları ve konuya ilişkin öteki metinler okunduktan sonra gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>l- Anayasa'da, yargı mercilerinden verilen karar ve hükümlerden hangilerine karşı kanun yoluna başvurulabileceği ve ceza alanında ne miktar cezaların temyiz edilebileceği, hangi çeşit hükümler hakkında temyiz yoluna gidilemiyeceği belirtilmemiştir.</p>

<p>Ancak, Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğu, açıkça belirtilmiştir. Hukuk devleti olmak, idare edilenlere hukuk güvenini sağlayan bir düzen kurmaktır. Böyle bir düzen kurulması, yasama ve yargı yetkileri ile yürütme alanına giren bütün faaliyetlerin, hukuk kuralları içinde kalması, temel hak ve hürriyetlerin, değiştirilmesi ve aykırı davranılması kolay almıyan metinler içinde, Anayasa ilkesi haline sokulması ile gerçekleştirilebilir. Hukuk kuralları kendisini, en yoğun şekilde, yargı alanında gösterir. Bu nedenle yargı mercilerinden verilen karar veya hükümlerin, kişinin temel hak ve hürriyetleriyle ilgili yönü üzerinde önemle durmak gerektir. Ceza Mahkemelerinden verilen kararların çoğu, kişi dokunulmazlığını çeşitli yönlerden etkileyici niteliktedir. Bundan dolayıdır ki Anayasa, hâkimlerin, kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini sınırlayan kanun hükümlerini uygularken, yasaya bağlılık kuralı içinde kalmalarını, ilgililerin, mahkeme kararlarına karşı kanun yollarına başvurma olanağına sahip bulunmaları sağlamak ereği ile, yüksek mahkemeleri kurmuş bulunmaktadır.</p>

<p>Ceza usulü: alanında genel kurallar koyan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, 298. maddesi ile, cumhuriyet savcısının ve sanığın mahkeme kararlarına karşı kanun yoluna başvurabileceklerini ve 305. maddesi ile de, ceza mahkemelerinden verilen hükümlerin temyiz bulunabileceklerini hükme bağlamıştır. Ancak 305. maddenin birinci fıkrasının 1 sayılı bendinde yirmi liraya kadar (Yirmi lira dahil) hafif para cezalarına dair olan hükümlerin, 2 sayılı bendinde de yukarı haddi elli lirayı geçmeyen hafif para cezasını müştekim suçlardan dolayı verilen beraet hükümlerinin temyiz olunamıyacağı istisna olarak kabul edilmiş, hafif hapis gibi hürriyeti bağlayıcı hükümlere karşı kanun yollarını kapayan olağan üstü bir yola gitmekten açıkça sakınılmıştır. Genel kural bu iken, suç saydığı eylemler için ceza koyan kimi özel kanunlarda, yasaklanmış eylemlerin işlenmesini önleyeceği düşüncesiyle kişi dokunulmazlığını ve hürriyetini kısıtlayıcı nitelikteki mahkeme kararlarına karşı bile kanun yollarını kapamak gibi olumsuz tedbirlerin yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Bu cümleden olarak 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değiştirilmiş 25. maddesinin ikinci fıkrasında, istimal kaçakçılığından ötürü verilen ve elli lirayı geçen hafif para cezalarına, elli lirayı geçen miktar için her üç lira ve küsuru bir gün hesabiyle ve biryılı geçmemek kaydıyle ayrıca hafif hapis cezası eklenmesi öngörülmüş ve 55. maddenin son fıkrasına da, sulh mahkemelerinden verilen bu hükümler aleyhine kanun yoluna gidilemiyeceği "hükmü konulmuştur. Böylece, bir sene gibi uzun bir süre, hürriyeti bağlayıcı bir cezaya çarptırılmış olan bir kimse, hâkimin kararına karşı üst yargı merciine başvurmak hakkından yoksun bırakılmış, kişi hürriyeti güvensizliğe doğru itilmiştir. Bu haliyle 55. maddenin son fıkrasının, hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşamıyacağı açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır.</p>

<p>II- Anayasa'nın "kişinin haklan ve ödevleri" başlıklı ikici bölümünde yer alan 31. maddesi, "hak arama" başlığı altında, herkesin meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya dâvâlı olarak iddia ve savunma hakkına sahip bulunduğu ilkesini koymakta ve dâvanın her evresinde, meşru yol içinde kalınmak kaydiyle, iddia ve savunmayı korumak ereğini gütmektedir. Bir karara karşı itiraz etmek veya bir hükümden dolayı kanun yoluna başvurmak, o konuda, hakkın neden ibaret olduğunu başka bir yargı merciinden aramak demektir. Duruşma hükmün tefhimiyle bittiği halde, dâva hükmün kesinleşmesine kadar sürer ve kanun yoluna başvurmakla hükmün kesinleşmesi önlenir. Davacı veya dâvâlı iddia ve savunmasını daha üst bir yargı merciinde inceletir. Böylece Anayasa'nın Yüksek Mahkeme ve son inceleme mercii olarak nitelediği Yargıtay'dan karar almak imkanını bulur. Bir kamu yararına dayanılarak kişi haklarının özüne dokunmayacak nitelikteki bazı dâva sonuçları için kanun yollarına başvurmanın önlenmesi mümkün görülebilir (C. U. M. K. Mad. 305. 2 sayılı bend). Ancak itiraz konusu 1918 sayılı Kanunun 55. maddesinin son fıkrası, kişi hürriyetinin özüne dokunur nitelikte bir etkisi olan hapis cezasına hüküm giyen kişinin bile Anayasa'nın 31. maddesinde öngörülen savunma hakkını kısıtlamış, kişi hürriyetine güvensizlik getiren ve savunma hakkının özüne dokunan bir durum yaratmıştır. Bu bakımdan da 55. maddenin "Sulh mahkemelerinden verilen hüküm ve kararlar kat'idir." şeklindeki son fıkrası Anayasa'ya aykırıdır.</p>

<p>III. Ceza mahkemelerinin kimi karar ve hükümlerine kesinlik tanıyan ve bunlar bakımından yargıtay yolunu kapayan bir kanun kuralının Anayasa'ya uygunluk denetimi yapılırken bu kuralın son inceleme merciine gitmesini engellediği hükümlülüklerin hürriyeti bağlayıcı cezalara ilişkin oluşunun ağır basmasını tabii görmek gerekir. Ancak akçalı cezalara kapsayan kesin hükümlerin de kimi durumlarda hürriyeti bağlayıcı kesin hükümlülükler kadar kişi haklarını ağır zedelemelere uğratabileceği gözden uzak tutulmamalıdır.</p>

<p>Anayasa'nın, yargıtayı adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak tanımlayan 139 maddesinde tüm karar ve hükümleri mutlaka son incelemeye bağlı kılan ve bu konuda kanunî sınırlamayı engelliyen bir ilke bulunmadığına ve hak arama hürriyeti de (Anayasa - madde 31) öteki hak ve hürriyetler gibi Anayasa'nın 11. maddesinde yazılı koşullar içinde sınırlanabileceğine göre kimi mahkemelerin kimi karar ve hükümleri için yargıtay yolunun kanunla kapatılması genellikle Anayasaya aykırı bir davranış olmaz. Böyle bir sınırlama, kesinlik tanıdığı ceza hükümlülüklerin cinsi ne olursa olsun, Anayasa'nın 11. maddesi çerçevesini taşar ve hukuk devleti kavramıyle bağdaşamayacak bir takım sonuçlara yol açma olanak veya olasılığını içinde saklıyan bir nitelik gösterirse ancak o zaman Anayasa ile çelişkiye düşer.</p>

<p>Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değişen 55. maddesinin "sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya kararların kesinliği" ne ilişkin son fıkrası bu durumda olduğu için Anayasaya aykırıdır.</p>

<p>Esasının incelenmesi sonunda beliren görüşler :</p>

<p>Lûtfi Ömerbaş, Feyzullah Uslu, Fazlı Öztan, Fazıl Uluocak, Sait Koçak, Ahmet Akar ve Muhittin Gürün yukarıda açıklanan I ve II sayılı gerekçelere ve Avni Givda III sayılı gerekçeye dayanarak itiraz konusu hükmün Anayasaya aykırı olduğu ve iptali gerektiği görüşüne varmışlardır. Böylece değişik gerekçelerle Anayasaya aykırılık ve iptal sonucunda oyçokluğu oluşmuştur. İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve Ziya Önel bu sonuca katılmamışlardır.</p>

<p>Sonuç : 1918 sayılı Kanunun 6829 sayılı Kanunla değişik 55 inci maddesinin sulh mahkemelerinden verilen hüküm veya kararların katiiliğine dair olan son fıkrası hükmünün, Anayasa'ya aykırı olduğuna ve iptaline, üyelerden İhsan Keçecioğlu, Celâlettin Kuralmen ve Ziya Önel'in karşı oylarıyle, oyçokluğu ile ve üyelerden Salim Başol, Avni Givda, Muhittin Taylan, İhsan Ecemiş, ve Recai Seçkin'in değişik gerçekleriyle 29/4/1969 gününde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Lütfi Ömerbaş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p>Üye</p>

   <p>İhsan Keçecioğlu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p>Üye</p>

   <p>Salim Başol</p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p>Üye</p>

   <p>Feyzullah Uslu</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Fazlı Öztan</p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celâlettin Kuralmen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p>Üye</p>

   <p>Fazıl Uluocak</p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p>Üye</p>

   <p>Sait Koçak</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="25%">
   <p>Üye</p>

   <p>Avni Givda</p>
   </td>
   <td valign="top" width="27%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhittin Taylan</p>
   </td>
   <td valign="top" width="26%">
   <p>Üye</p>

   <p>İhsan Ecemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="22%">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai Seçkin</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="38%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="29%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="38%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ahmet Akar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="29%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ziya Önel</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhittin Gürün</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY AÇIKLAMASI</strong></p>

<p>Anayasamızda, yargı mercilerinden verilen karar ve hükümlerden hangilerine karşı Temyiz yoluna başvurulabileceğini gösteren bir hüküm yoktur. Yargılayın, adliye mahkemelerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olduğunu bildiren 139. madde, bütün karar ve hükümlerin mutlaka son incelemeye bağlı olduğunu ve bu konuda bir sınırlama yapılamıyacağını gösterir nitelikte değildir. Bu itibarla Anayasamıza göre, bütün mahkeme karar ve hükümlerinin istisnasız olarak üst mahkemenin tetkikinden geçmesi zorunluğu yoktur. Bir hüküm evya kararın kesin olup olmaması bir usul işidir. 136. madde de "mahkemelerin kuruluşu, görevi ve yetkileri, işleyişleri ve yargılama usulleri kanunla düzenlenir." denmiş olmasından, usul işlerinin Anayasa'ya uygun olarak düzenlenmesini yasama organına bırakılmış olduğu anlaşılmaktadır. Yargı denetiminde sonsuzluk hiç bir zaman söz konusu olmayınca, onun bir yerde kesilmesi gerektir Nitekim; usul kanunları da kanun yollarını icaplara göre düzenlemiş ve bazı kararların kesin olduğunu belirtmiştir. İtiraz konusu hüküm de, kaçakçılık suçlarından Sulh mahkemelerinde verilen hüküm veya kararların kesin olduğunu bildirmektedir. Kaçakçılık konusu, yurdun iktisadî durumunu esaslı surette etkili-yen önemi sorunlardan birisini teşkil etmesi sebebiyle bu alana taalûk eden suçların men ve takibi için özel bir kanuna ihtiyaç duyulmuştur. Yasama organı, bu suçların takibinde, davalarının görülmesinde ve neticelendirilmesinde kanunun etkisini kuvvetlendirmek bakımından genel hükümlerden ayrılarak özel hükümler koymakta kamu yararı görmüştür.</p>

<p>Bunlar arasında itiraz konusu bulunan fıkra da yer almış bulunmaktadır. Bu da, işin niteliğine uygundur. Nihayet bir sene süre ile hürriyeti bağlayıcı bir ceza tayinine dair bir mahkeme kararına karşı üst yargı merciine başvurulamamasını, kişi hürriyetini güvensizliğe iteceği düşüncesi yerinde değildir. Bunda, Devletin bütün davranışlarında hukuka ve Anayasaya uyması demek olan hukuk devleti ilkesine de bir aykırılık yoktur. İtiraz olunan hüküm müdafaada meşru bütün vasıta ve yollardan faydalanmayı önlemek suretiyle "hak arama hürriyeti" ilkesini zedeleyen bir sınırlama koymadığı gibi bir hakkın özünede dokunan bir kısıtlamada yapmamıştır.</p>

<p>Sonuç olarak; Anayasanın düzenlenmesini, yasama organına bırakmış olduğu bir konuyu Anayasanın sözüne ve ruhuna dokunmayan ve kamu yararına uygun bir şekilde düzenlenmiş olması dolayısiyle itiraz konusu fıkradaki hükmün Anayasaya aykırı bir yönü yoktur. İptali işlemiyle yapılan itirazın reddi gerektiği kanısındayız.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>İhsan Keçecioğlu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celalettin Kuralmen</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Ziya Önel</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY YAZISI</strong></p>

<p>Anayasa (Mad. 139) Yargıtayı Anayasa kuruluşları arasına koyan kuraliyle, adliye mahkemesi kararlarının üst mahkemece yeniden incelenebilmesi ilkesini benimsemiş ise de bunun sonucu olarak adliye mahkemelerince verilecek kararların hepsi için temyiz yolunu açık tutmayı öngörmüş değildir; zira bir ilkenin benimsenmesi dernek, ayrık durumlara da yer verilmesi demektir. Usul karallarının ve mahkemelerin kuruluş ve işleyişlerinin yasalarla düzenleneceği yollu Anayasa kuralları, bu konuların olağan yasaların alanına girdiğini saptamıştır. (Anayasa Md. 136 ve Mad. 139, hk. 3). Bir kararın, ayrık durum olarak, temyiz edilememesi konusu ise, kuşkusuz, mahkemelerin yargılama usulü ve işleyişleri konusudur. Bu açıklamalardan anlaşılıyorki özgürlüğü kısıtlayıcı cezaya ilişkin kararların dahi, sürece kısa sayılabilecek cezalar için, kesin sayılması Anayasaya uygundur. Bundan başka yasa koyucu, etkisi ağır sayılmayan para cezalarına ilişkin kararların dahi kesin olmasını, yine ayrık durum olarak öngörebilir. Ancak dava konusu yasa kuraliye bir yıla değin hafif hapis cezalarına ilişkin kararların dahi kesin sayılması, hafif nitelikteki cezalara ilişkin kararlara değin ayrık kural koyabilme yetkisinin sınırlarını aşmamaktadır ve itiraz konusu kural, bu nedenle Anayasaya aykırıdır.</p>

<p>Sonuç : Yukarıda yazılı gerekçelere göre çoğunluk kararındaki özgürlüğü bağlayıcı cezalara ilişkin kararların kesin olamayacağı görüşüne karşıyız.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muhittin Taylan</p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai Seçkin</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-196861-e-196923-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="15828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/71 E., 2018/118 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201871-e-2018118-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201871-e-2018118-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/12/2018 tarihli, 2018/71 esas - 2018/118 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2018/71</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2018/118</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 27/12/2018</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 15/2/2019 – 30687 </strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’nın 36. maddesine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY: </strong>Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında verilen beraat kararına karşı Cumhuriyet Savcısı tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine verilen mahkûmiyet kararının sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 286. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“</i><i>(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.</i></p>

<p><i>(2) Ancak;</i></p>

<p><i>a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,</i></p>

<p><i>b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,</i></p>

<p><i>c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.)<strong> </strong>Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</i></p>

<p><strong><i>d) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</i></strong></p>

<p><i>e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,<sup> </sup> </i></p>

<p><i>f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.)<strong> </strong>Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</i></p>

<p><i>g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak (…) istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</i></p>

<p><i>h) <strong>(</strong>Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.)<strong> </strong>Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</i></p>

<p><i>ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,</i></p>

<p><i>Temyiz edilemez.”</i></p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Burhan ÜSTÜN, Engin YILDIRIM, Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT, Recep KÖMÜRCÜ, Nuri NECİPOĞLU, Hicabi DURSUN, M. Emin KUZ, Hasan Tahsin GÖKCAN, Kadir ÖZKAYA, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL ve Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in katılımlarıyla 17/5/2018 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Hülya ÇOŞTAN ÇETİN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kural, dayanılan Anayasa kuralı ile gerekçesi ve diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>3. Başvuru kararında özetle; kanun yoluna başvuru hakkı Anayasa’da açıkça düzenlenmemiş ise de bu hakkın Anayasa’nın 36. maddesinde teminat altına alınmış olan hak arama hürriyetinin bir uzantısı olduğu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (Sözleşme) de kanun yoluna başvurmanın bir hak olarak teminat altına alınmadığı, ancak sonradan kabul edilen ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinde ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bir üst mahkemeye başvurulmasının bir hak olarak düzenlendiği, itiraz konusu kural uyarınca ilk derece mahkemesince verilen beraat kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairesince mahkûmiyet kararı verilmesi hâlinde temyiz yolunun kapalı olmasının ilk defa verilen mahkûmiyet kararına karşı kanun yoluna başvurulamaması sonucuna yol açtığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>B. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p><strong>1. Genel Açıklama</strong></p>

<p>4. Anayasa’nın <i>“Hak arama hürriyeti”</i> kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti, yargılama usulüne ilişkin güvencelerle hakkaniyete uygun yargılama yapılmasını hedefleyen ve demokratik toplumda vazgeçilmez nitelikte olan adil yargılanma hakkını da kapsayan geniş bir içeriğe sahiptir. Bu bağlamda hak arama hürriyetinin mahkeme tarafından verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını da içerip içermediğinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa Mahkemesinin önceki kararları incelendiğinde, anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınıp alınmadığı hususuna ilişkin olarak meselenin farklı kavramlar altında tartışıldığı ve farklı sonuçlara ulaşıldığı görülmektedir. Bu yönüyle de içtihadın netleştirilmesine ihtiyaç bulunmaktadır.</p>

<p>6. Hak arama, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirme hakkı ve insan onuru kavramıyla yakından ilgilidir. Bu nedenle demokratik hukuk düzenlerinde hakların korunmasını ve hak ihlallerinin giderilmesini temin edebilecek <i>“hukuki yollar” </i>öngörülmüştür. Nitekim Anayasa Mahkemesi de kararlarında hak arama hürriyetinin hukuk devletinin başlıca ölçütü ve demokrasinin vazgeçilmez koşullarından biri olduğunu ifade etmiştir (AYM, E.1991/2, K.1991/30, 19/9/1991). Bu doğrultuda Anayasa’nın 40. maddesinde hak ve hürriyetleri ihlal edilen herkesin, <i>“yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip”</i> olduğu belirtilmiştir. Anayasa’nın 74. maddesinde düzenlenen yasama organına dilekçe verme hakkı ile bilgi edinme ve kamu denetçisine başvurma hakları da anayasal güvence altına alınan hak arama yolları arasındadır.</p>

<p>7. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan yargı mercileri önünde hak arama hürriyeti, hakların korunmasını amaç edinen vazgeçilmez meşru yöntemlerin başında gelmektedir. Anayasa’daki temel hakların korunmasında önemli bir teminat olan yargısal hak arama yolu, hakların korunmasında en etkili ve güvenceli yoldur.</p>

<p>8. Hak arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde, adalet ve hukuk devleti gibi temel anayasal ilkelerin de göz önünde bulundurulması gerekir. Bu doğrultuda hak arama hürriyetinin amacının hak ihlalinin önlenerek kişiye hakkının teslim edilmesi ve adaletin tesisi olduğu söylenebilir. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı, kanunun açıkça hatalı veya keyfi uygulanmasına ilişkin istisnalar dışında, yargılama sonucunda verilen hükmün adil olup olmadığı veya hukuki açıdan isabetli olup olmadığı hususlarını içermemektedir. Bu itibarla adil yargılanma hakkının davanın taraflarına sağladığı tüm usul güvencelerine uyulmuş olsa bile yargılama sonucunda verilen hükmün hatalı olması mümkündür. Diğer bir ifadeyle adil yargılanma hakkının güvencelerine riayet edilmiş olsa da hâkimin gerek maddi vakıaların değerlendirilmesinde gerekse hukuk kurallarının uygulanmasında yanılgıya düşmesi ve buna bağlı olarak hukuka aykırı hüküm vermesi söz konusu olabilmektedir. Böyle kararlara ilgililerin veya toplumun katlanmasını istemek adalete olan güveni sarsar ve hukuk devletini zedeler. Bu nedenle hak arama hürriyetinden yararlanılabilmesi bakımından adil ve isabetli olmadığı düşünülen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi bir gereklilik olarak ortaya çıkmaktadır. Anayasamız açısından bu gereklilik, özel olarak düzenlenen hak arama hürriyetinin kapsamı ve mahiyetinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>9. Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin de mahkeme kararlarının kural olarak denetlenmesi gerektiği düşüncesiyle düzenlendiği anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 154. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde <i>“Yargıtay, adliye mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir adli yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir”</i> kuralına yer verilmiştir. Aynı şekilde Anayasa’nın 155. maddesinin birinci fıkrasının ilk cümlesinde de <i>“Danıştay, idare mahkemelerince verilen ve kanunun başka bir idari yargı merciine bırakmadığı karar ve hükümlerin son inceleme merciidir”</i> denilmektedir. Anayasa koyucunun bu kurallarla Yargıtay ve Danıştayın varlığını anayasal güvence altına aldığı ve anılan yüksek mahkemeleri kural olarak ilk derece adli ve idari yargı mercilerince verilen karar ve hükümlerin son inceleme mercii olarak görevlendirdiği anlaşılmaktadır. Ancak bu maddelerde adli ve idari yargı mahkemelerince verilen hükümlerin denetlenmesi görevinin anılan yüksek mahkemelere verilmemesi hâlinde de bu görevin başka yargı mercilerine bırakılması gerektiğinin öngörülmesiyle Anayasa koyucunun ilk derece mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini kabul ettiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>10. Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddeleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu görülmektedir.</p>

<p>11. Diğer taraftan yargılamanın konusu ceza mahkûmiyeti olduğunda mahkeme kararlarının denetlenmesi ihtiyacı daha da önem kazanmaktadır. Nitekim uluslararası sözleşmelerde de hükmün denetlenmesinin bir hak olarak tanındığı görülmektedir. Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde <i>“Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir”</i> denilmek suretiyle ceza mahkemesince verilen mahkûmiyet ve cezaların denetlenmesini talep hakkı güvenceye bağlanmıştır. Yine Türkiye’nin taraf olduğu Uluslararası Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’nin 14. maddesinin (5) numaralı fıkrasında da <i>“Bir suçtan hüküm giyen herkes, mahkumiyet ve cezanın yasalara uygun olarak daha yüksek bir yargı organınca yeniden incelenmesi hakkına sahip olacaktır”</i> biçiminde benzer bir kurala yer verilmiştir.</p>

<p>12. Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamındaki hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini isteyebilmesini teminat altına almaktadır.</p>

<p>13. Anayasa’nın 36. maddesi, mahkeme tarafından verilen hükmün üst mahkemece denetlenmesi üzerine aynı yönde verilen hükmün de bir kez daha denetlenmesini talep etme hakkı tanınmasını zorunlu kılmamaktadır. Ancak Anayasa’da bu şekilde bir zorunluluğun bulunmaması kanun koyucunun takdir yetkisine dayanarak üst yargı merciinin verdiği kararın daha üst bir yargı mercii tarafından denetlenmesi yönünde düzenleme yapmasına engel değildir.</p>

<p>14. Öte yandan Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına istisna tanınabileceği belirtilmiş ise de beraat kararı sonrasında verilen mahkûmiyet kararının kişiler yönünden ciddi sonuçlarının olabileceği açıktır. Bu nedenle ilk defa verilen mahkûmiyet kararının denetimsiz kalması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkını işlevsiz hâle getirebilecektir. Bu bakımdan anılan mahkûmiyet hükümlerinin Anayasa açısından hükmün denetlenmesini talep etme hakkının bir istisnası olarak görülmesi mümkün değildir.</p>

<p>15. Bununla birlikte hükmün denetlenmesini talep etme hakkının, tabiatı itibarıyla devletin kanuni düzenleme yapmasını gerektirdiği açıktır. Kişilerin ne şekilde bu haktan yararlanacakları ve bu hakkın temini bakımından nasıl bir sistemin kurulacağı hususunda kanun koyucunun geniş takdir yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>16. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkına ilişkin kanuni düzenlemelerde, bu denetimin sadece hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığı hususuyla mı sınırlı olacağı yoksa bunun yanında maddi olguların değerlendirilmesini de mi kapsayacağı hususu kanun koyucunun takdir yetkisindedir. Bu bağlamda mahkeme hükmünün denetiminin maddi olguların değerlendirilmesini de kapsaması gerektiğine dair bir anayasal zorunluluk bulunmamaktadır. Denetimi yapacak yargı merciinin hukuk kurallarının doğru uygulanıp uygulanmadığına yönelik bir denetim yapma yetkisi ile donatılması, hükmün denetlenmesini talep etmehakkının sağlanmasına ilişkin anayasal yükümlülüğün yerine getirilmesi bakımından yeterli görülebilir.</p>

<p>17. Bunun yanında, hükmün denetlenmesini talep etme hakkının mahiyeti dikkate alındığında bu hakkın mutlak bir hak olarak kabulü mümkün değildir. Dolayısıyla bu hak kanun koyucu tarafından bazı sınırlamalara tabi tutulabilir. Ancak bu sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ölçütlere uygun olarak yapılması gerekir.</p>

<p>18. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza hukuku alanındaki kapsam ve sınırıyla diğer alanlardaki kapsam ve sınırının aynı olmayacağının da belirtilmesi gerekir. Bu yönüyle anılan hak bireyin temel hak ve özgürlüklerine daha ağır müdahalelerin söz konusu olduğu ceza hukuku alanında daha geniş bir uygulama alanı bulurken diğer alanlarda daha esnek uygulanabilecektir.</p>

<p><strong>2. Kuralın Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>19. Ceza yargılamasında Kanun, ilk derece, istinaf ve temyiz olmak üzere üç dereceli bir yargılama usulü öngörmüştür. Kanun’un 272. maddesine göre ilk derece mahkemelerinin bu maddenin (3) numaralı fıkrasında sayılan istisnaların dışında kalan hükümlerine karşı istinaf yoluna başvurulması mümkündür.</p>

<p>20. Kanun’un 286. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebilmesi öngörülmüştür. Kanun’un 286. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (a) ilâ (ı) bentlerinde ise bu kuralın istisnalarına yer verilmiş ve bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin temyiz edilemez nitelikteki kararları belirlenmiştir. Buna göre; a) ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adli para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları, b) ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, c) hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, d) ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, e) adli para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları, f) sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, g) on yıl veya daha az hapis cezasını veya adli para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, h) davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, (ı) bu sayılanlarda yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan veya kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemez.</p>

<p>21. Kanun’un (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu kuralı içeren (d) bendine göre ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Kuralda yer alan <i>“her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”</i> ifadesi, kararın niteliği bakımından herhangi bir ayrım yapılmadığını göstermektedir. Dolayısıyla ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet kararı üzerine verilen onama kararına karşı temyiz yoluna başvurulması imkânı ortadan kaldırıldığı gibi beraat kararı üzerine verilen onama veya mahkûmiyet kararları da temyiz yolunun kapsamı dışında tutulmuştur.</p>

<p>22. Belirtildiği üzere hükmün denetlenmesini talep etme hakkı, kişinin kendisi aleyhine verilen hükmün başka bir mahkeme tarafından denetimini talep edebilmesini güvence altına almaktadır. Bu bakımdan ilk derece mahkemelerinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin mahkûmiyet kararlarına karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesinin yapacağı istinaf incelemesiyle bu güvence sağlanmaktadır. Zira bu durumda kişi, ilk derece mahkemesince aleyhine verilen hükmü bir üst mahkemeye denetlettirmiş olmaktadır. Bu durumda sanığa, bu hükme karşı temyiz yoluna başvurma hakkı tanınmaması hükmün denetimini talep etme hakkına sınırlama teşkil etmez.</p>

<p>23. Buna karşılık ilk derece mahkemesinin verdiği beraat kararına karşı Cumhuriyet savcısı veya katılanlar tarafından istinaf yoluna müracaat edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince sanık hakkında mahkûmiyet kararı verilmesi durumu farklıdır. Bu durumda ilk derece mahkemesince verilmiş herhangi bir mahkûmiyet hükmü söz konusu değildir. Henüz aleyhe bir hükmün bulunmadığı bir aşamada hükmün denetlenmesini talep hakkına ilişkin güvenceler devreye girmez. Bu hakkın sağladığı güvenceler ancak ilk kez aleyhe hüküm kurulduğu anda işlerlik kazanır. Dolayısıyla beraat kararının bölge adliye mahkemesince bozularak sanık hakkında ilk kez mahkûmiyet kararı verilen durumlarda bu hükmün başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkı doğar. Bu durumda sanık hakkında ilk kez verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırladığı açıktır.</p>

<p>24. Anayasa’nın 13. maddesinde<i> “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”</i> denilmiştir. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına sınırlama getiren kanuni düzenlemelerin hakkın özünü zedelememesi, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>25. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama hürriyeti için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu düşünülemez. Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014; AYM, E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).</p>

<p>26. Ölçülülük ilkesi <i>elverişlilik</i>, <i>gereklilik</i> ve <i>orantılılık</i> olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i>ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016).</p>

<p>27. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlanması için seçilen aracın, öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte bulunmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır sınırlama oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih, Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi sınırlama aracının tercih edileceği hususunda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>28. Öte yandan hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik sınırlandırmalar orantılı olmalıdır. Orantılılık, amaç ile araç arasında adil bir denge kurulmasını gerektirmektedir. Buna göre hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamayla ulaşılmak istenen meşru amaç ve aleyhine hüküm kurulan kişinin bu hükmü denetlettirebilmesindeki bireysel yarar arasında makul bir orantı kurulmalıdır. Hedeflenen amaca ulaşıldığında elde edilecek kamusal yararla kıyaslandığında, sınırlama ile kişiye yüklenen külfetin aşırı ve orantısız olmaması gerekir. Kişiye yüklenen külfetin aşırı olup olmadığının tespitinde hükmün konusu ve kişinin hak ve menfaatleri üzerinde oluşturduğu tesir ve sınırlamanın gerekçesini oluşturan meşru amacın niteliği göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>29. İtiraz konusu kural uyarınca bölge adliye mahkemelerinin ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin hükümlerine karşı temyiz yolunun kapatılmasının amacının yargılamanın makul süre içinde tamamlanması ve usul ekonomisinin sağlanması olduğu anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>30. Anayasa’nın 36. maddesinde güvenceye bağlanan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri de <i>makul sürede yargılanma</i> hakkıdır. Anayasa'nın 141. maddesinin son fıkrasında <i>“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması yargının görevidir” </i>denilmek suretiyle davaların makul bir süre içinde bitirilmesi gerekliliği açıkça ifade edilmiştir. Bu hak gereğince devlet, yargılamaların gereksiz yere uzamasını engelleyecek etkin çareler oluşturmak zorundadır (AYM, E.2013/4, K.2013/35, 28/2/2013). Öte yandan Anayasa’nın 141. maddesinin son fıkrasında davaların en az giderle sonuçlandırılması hususu da bir ilke olarak düzenlenmiştir. <i>Usul ekonomisi</i> olarak da adlandırılan bu ilke, yargılama maliyetinin en düşük şekilde olmasını ve bu sürecin mümkün olan en hızlı yöntemlerle gerçekleştirilmesini öngörmektedir. Dolayısıyla davaların makul süre içinde ve daha az masrafla sonuçlanmasının sağlanması amacıyla hükmün denetlenmesini talep etme hakkının sınırlandırılmasının anayasal açıdan meşru bir amaca dayandığı görülmektedir.</p>

<p>31. Kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yolunun kapalı tutulması suretiyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın davaların makul süre içinde sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacına ulaşılabilmesi bakımından elverişli ve gerekli bir araç olmadığı söylenemez.</p>

<p>32. Ancak hükmün denetlenmesini talep etme hakkına getirilen sınırlamanın elverişli ve gerekli olması yeterli olmayıp orantılı da olması gerekir. Orantılılık yönünden yapılacak denetimde temyiz yolu kapatılan kararın iki yıla kadar hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet içerebilen hükümlerden olduğu gözetilmelidir. Kişinin özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu doğuran hükümlerin denetime tabi tutulmasının önemi açıktır. Kaldı ki bu kapsamdaki bazı mahkûmiyet hükümleri kamu görevlisi olmak dâhil kişi bakımından belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma sonucunu doğurabilecek niteliktedir. Hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ceza yargılaması sonucu verilen bütün hükümlere karşı bu denetimi talep etme imkânı tanınmasını zorunlu kılan bir yönü bulunmamaktadır. Bu bakımdan hafif nitelikteki suçlara ilişkin mahkûmiyetlerin kesin olması, hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantılı bir sınırlama olarak nitelendirilebilir. Ancak hürriyeti bağlayıcı ceza yaptırımını içeren suçların hafif nitelikte olduğu söylenemez.</p>

<p>33. Yargılamanın makul bir sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amacıyla da olsa hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin denetime tabi kılınmamasının sanığa aşırı bir külfet yükleyeceği açıktır. Diğer bir ifadeyle hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin mahkûmiyet hükümlerinin denetime kapalı tutulmasıyla sanığa yüklenen külfet, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması ve usul ekonomisinin sağlanması amaçlarıyla haklılaştırılamaz. Hürriyeti bağlayıcı cezaya ilişkin mahkûmiyet hükmünün denetlettirilmesi vasıtasıyla elde edecek bireysel yarar, makul sürede yargılanma hakkı ve usul ekonomisi ilkesine feda edilemez. Bu itibarla bölge adliye mahkemesince ilk defa verilen ve hürriyeti bağlayıcı ceza içeren mahkûmiyet hükümlerine karşı denetim imkânının bulunmamasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkına yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>34. İtiraz konusu kuralda bölge adliye mahkemesinin sadece –yukarıda belirtildiği üzere- hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırlamayan ilk derece mahkemesinin beraat kararının onanmasına ilişkin kararlarına değil ilk derece mahkemesinin beraat kararının bozularak ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlarına karşı da temyiz yolu kapatılmıştır. Bu durumda ilk derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmünün onanmasına ilişkin kararlar ile beraat kararının bozulması üzerine ilk defa verilen mahkûmiyete ilişkin kararlar arasında ayrım yapılmaksızın bölge adliye mahkemesinin kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasını öngören kuralın bütünüyle iptali gerekir.</p>

<p>35. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 36. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Hicabi DURSUN ile Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Hicabi DURSUN ile Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 27/12/2018 tarihinde karar verildi.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkan</p>

   <p>Zühtü ARSLAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Burhan ÜSTÜN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serdar ÖZGÜLDÜR</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Serruh KALELİ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Recep KÖMÜRCÜ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Celal Mümtaz AKINCI</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>M. Emin KUZ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
   <td valign="top" width="33%">
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1- </strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>2-</strong> 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (2) numaralı fıkrasının itiraz konusu (d) bendine göre ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Kural, kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin ilk derece mahkemesi hükmüne karşı istinaf yoluna başvurulması üzerine bölge adliye mahkemesince verilecek hükme kesin nitelik tanımaktadır.</p>

<p><strong>3-</strong> Kararın genel açıklama kısmında da belirtildiği üzere Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinde ilk derece mahkemesince verilen karar ve hükümlerin kural olarak bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliği kabul edilmiştir (§ 9, § 10). Bu kurallar devletin yargılama sistemine ilişkin Anayasa normlarıdır. İtiraz konusu kural da ilk derece mahkemesi hükmünü denetleyen bölge adliye mahkemesinin bu denetim neticesinde verdiği hükme kesin nitelik tanımak suretiyle bir taraftan ilk derece mahkemesi hükmünün denetimi gerekliğini diğer taraftan ise Anayasa m.141’in (4) numaralı fıkrası uyarınca yargılamanın mümkün olan süratte sonuçlandırılması gerekliliği karşılamaktadır.</p>

<p><strong>4-</strong> Anayasa’da ilk derece mahkemesi hükmünün başka bir yargı mercii tarafından denetimi üzerine verilen hükmün sanık lehine veya aleyhine olması bakımından herhangi bir ayrım yapılmamış, hükmün bir defa denetlenmesi yeterli kabul edilmiştir. Kararın gerekçesinde hükmün denetlenmesini talep hakkının sağladığı güvencelerin ancak ilk kez aleyhe hüküm kurulduğu anda işlerlik kazanacağı, dolayısıyla ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmünün bölge adliye mahkemesince bozularak sanık hakkında ilk kez mahkûmiyet hükmü verildiği durumlarda, bu hükmün de başka bir mahkeme tarafından denetlenmesini talep etme hakkının doğacağı, bu sebeple de sanık hakkında ilk kez verilen mahkûmiyet kararına karşı temyiz yolunun kapalı olmasının hükmün denetlenmesini talep etme hakkını sınırladığı ifade edilmiştir (§ 23). İlk derece mahkemesince sanık aleyhine verilen hükmün mağdurun lehine olacağı açıktır. Buradan hareketle kararın gerekçesine dayanılarak ilk derece mahkemesi tarafından mahkûmiyet hükmü verilip de bölge adliye mahkemesince denetim neticesinde beraata hükmedilen hallerde de bölge adliye mahkemesinin hükmüyle birlikte ilk defa mağdur aleyhine hüküm kurulduğu, bu sebeple de mağdura hükmün denetlenmesini talep hakkı tanınması gerektiği pekâlâ söylenebilecektir. Bunun ise bölge adliye mahkemesince yapılacak yeniden yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesi hükmünün aksine hüküm kurulan hallerde temyiz yolunun açık olması gerektiği sonucuna götüreceği açıktır.</p>

<p><strong>5-</strong> İstinaf mahkemeleri de Yargıtay ve Danıştay gibi yasayla belirlenen hallerde ilk derece mahkemelerince verilen hükümlerin denetimini gerçekleştirmek üzere kurulmuştur.</p>

<p><strong>6-</strong> Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde <i>“Mahkeme tarafından ceza gerektiren bir suç nedeniyle mahkûm edilen herkes, mahkûmiyetinin veya hükmolunan cezanın yüksek bir mahkeme tarafından yeniden incelenmesini sağlama hakkına sahiptir”</i> denilmektedir. Bu maddenin (2) numaralı fıkrasında ise beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına istisna tanınabileceği kurala bağlanmıştır. Dolayısıyla ek 7 No.lu Protokolde de yukarıda da ifade ettiğimiz üzere hükmün sanık aleyhine olması bakımından bir ayrıma yer verilmemiş, mahkûmiyet hükmü bile olsa bu hükmün denetim neticesinde verilmiş olması yeterli kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>7-</strong> Anayasa’nın 148. maddesinin (9) numaralı fıkrasında<i>“Yüce Divan kararlarına karşı yeniden inceleme başvurusu yapılabilir. Genel Kurulun yeniden inceleme sonucunda verdiği kararlar kesindir.”</i>denilmektedir. Bu kuralda verilen hükmün beraat veya mahkûmiyet olması bakımından ayrım yapılmamış ve denetim üzerine verilen hükme kesin nitelik tanınmıştır.</p>

<p><strong>8-</strong> Bu sebeplerle, iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini düşündüğümden, iptal yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="124">
   <p>Üye</p>

   <p>Hicabi DURSUN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1. </strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 286. maddesinin 20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanun’un 20. maddesiyle değişiklik yapılan (2) numaralı fıkrasının 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 78. maddesiyle değiştirilen (d) bendinin, Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE Mahkememiz çoğunluğunca karar verilmiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> İtiraz konusu kural ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağını öngörmektedir. Başka bir ifadeyle bölge adliye mahkemesince yapılacak inceleme sonucunda verilecek hükme kesin hüküm niteliği tanımaktadır.</p>

<p><strong>3. </strong>Anayasa’nın 36., 154. ve 155. maddelerinin birlikte yorumunun Anayasa’nın mahkemelerce verilen hükmün bir başka yargı mercii tarafından denetlenmesini talep etme hakkını Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen hak arama hürriyeti kapsamında güvenceye kavuşturduğu yönündeki çoğunluk görüşü (§ 10) isabetli olmakla birlikte bu hak, devletin yargılama düzenine ilişkin diğer Anayasa kuralları ile birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>4.</strong> Şöyle ki Anayasa’nın 154. ve 155. maddeleri adli yargı ve idari yargıda ilk derece mahkemesince verilen hükmün başka bir yargı mercii tarafından denetlenmesi gerekliliğini kurala bağlamaktadır. Kararda da belirtildiği üzere (§ 16) bu denetimin içeriği konusunda dahi Anayasa’da herhangi bir hükme yer verilmemiş, bu hususta yapılacak düzenlemeler kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Kanun koyucu tarafından yapılacak düzenlemeler, hem ilk derece mahkemesince verilen hükmün denetlenmesini öngören Anayasa’nın 154. ve 155. maddelerinin gereklerini hem de yargılamanın en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması düzenleyen Anayasa’nın 141. maddesinin (4) numaralı fıkrasının gereklerini karşılamalıdır.</p>

<p><strong>5.</strong> Bu açıdan bakıldığında iptal edilen kural, bir taraftan Anayasa’nın 154. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi hükmünün denetimini sağladığı gibi diğer taraftan da bölge adliye mahkemesince denetim sonucunda verilen hükme kesin nitelik tanımak suretiyle Anayasa’nın 141. maddesinin (4) numaralı fıkrasının gereklerini karşılamaktadır.</p>

<p><strong>6.</strong> Anayasa’da teminat altına alınan kişinin aleyhine verilen bir hükmün başka bir yargı mercii tarafından gözden geçirilmesini ve denetlenmesini talep hakkı (§ 12) değil, ilk derece mahkemesince verilen hükmün denetlenmesini talep hakkıdır. Anayasa’da denetim neticesinde verilecek hükmün davacı, davalı, sanık veya mağdur lehine ya da aleyhine olması bakımından herhangi bir ayrım gözetilmemiştir.</p>

<p><strong>7.</strong> Kaldı ki Türkiye’nin de taraf olduğu Sözleşme’ye ek 7 No.lu Protokol’ün 2. maddesinin (2) numaralı fıkrasında da beraat kararına karşı yapılan başvuru sonrasında verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden hükmün denetlenmesini talep etme hakkına istisna tanınabileceği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>8.</strong> Yukarıda açıklanan gerekçeler karşısında kuralın Anayasa’nın 36. maddesine aykırı olduğu yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="114">
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201871-e-2018118-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="57996"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/11764 E., 2026/2010 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202411764-e-20262010-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202411764-e-20262010-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 23.02.2026 tarihli, 2024/11764 E., 2026/2010 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/11764 E., 2026/2010 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/781 D.İş - 2023/797 K</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 09.08.2018 tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi bulunmayan araç ile davacının içerisinde yolcu konumunda bulunduğu aracın karıştığı trafik kazası neticesinde müvekkilinin malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6100 sayılı Yasanın 107. maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak şimdilik 50,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalı yandan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 19.09.2023 tarihli talep arttırım dilekçesiyle talebini 360.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurudan önce müvekkili kuruma usulüne uygun başvuru yapılmadığını, maluliyet raporunun Yönetmeliğe uygun olmadığını, kabul anlamına gelmemekle birlikte TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz yöntemine göre hesaplama yapılması gerektiğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, Komisyona başvuru tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğini, 1/5 oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dosya kapsamı ile alınan kusur ve aktüer raporu gözetilerek davanın kabulüne 360.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının 17.12.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte Güvence Hesabından alınarak ...'e verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sunulan maluliyet raporundaki tespitlerin kaza ile illiyet bağı taşıdığı yönünde yeterli bulgu olmadığı, raporun kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümlerine uygun düzenlenmediği, sigorta şirketine usulüne uygun düzenlenmiş maluliyet raporu ile başvuru yapılmadığı gerekçesiyle itirazın kabulüyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; trafik kazası sonrası müvekkilinin uzun süre psikiyatri tedavi gördüğünü, ilaç kullandığını, dosyaya sunulan maluliyet raporunda maluliyet oranının %25 oranında ve sürekli olduğunun tespit edildiğini, raporun yönetmeliğe uygun düzenlendiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası poliçesi bulunmayan aracın yaptığı kaza sonucu davacı yolcunun yaralanması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>Haksız fiil sonucu çalışma gücünde kayıp olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının tespiti açısından varsa geçici iş göremezlik süresi ile sürekli iş göremezlik oranının doğru bir şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise bağlı oldukları mevzuat uyarınca sağlık kurulu raporu vermeye yetkili hastanelerin adli tıp anabilim dalı başkanlıkları ve benzeri kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetince kaza tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre yapılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, davacı tarafından başvuruda sunulan, kaza neticesinde davacının maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak ... Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı tarafından düzenlenen 15.04.2022 tarihli maluliyet raporunda kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre sürekli iş göremezlik oranı tedavi ile işlevselliği kısmen düzelen uyum bozukluğu nedeniyle %25 olarak belirlenmiştir. Ancak anılan raporda özellikle kazadan sonra oluştuğu belirtilen uyum bozukluğu olarak nitelendirilen rahatsızlığın ömür boyu sürüp sürmeyeceği, tedavi ile iyileşip iyileşmeyeceği ve ömür boyu aynı oranda sürüp sürmeyeceği, sürekli değilse ne kadar devam edeceği hususlarına yer verilmemiştir. Dosya kapsamındaki sağlık kurulu raporu hüküm kurmaya bu yönden elverişli değildir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 51. maddesine göre hâkim, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak tazminatı belirleyecektir.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, İtiraz Hakem Heyetince sigortaya usulüne uygun maluliyet raporu ile başvuru yapılmadığı gerekçesi ile dava şartı yokluğundan başvurunun usulden reddine karar verilmişse de, 6098 sayılı Kanun'un 51. maddesi gözetilerek, İtiraz Hakem Heyetince; davacının psikiyatrik tedavisine ilişkin tüm tedavi evrakı temin edildikten sonra, kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olarak ve içerisinde psikiyatri uzmanının da bulunduğu davacının yerleşim yerine en yakın üniversite hastanesinin adli tıp anabilim dalı başkanlığından (dosyadaki raporu düzenleyen hastane dışında) kazadan sonra oluştuğu belirtilen "uyum bozukluğu" olarak nitelendirilen rahatsızlık nedeniyle davacıda sürekli iş göremezliğin oluşup oluşmadığı, kaza ile illiyet bağının bulunup bulunmadığı, ömür boyu sürüp sürmeyeceği, sürekli değilse ne kadar devam edeceği hususlarına yer verilerek ve davacı bizzat muayene edilmek suretiyle gerekçeli, denetime elverişli rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan harcın istek halinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 23.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202411764-e-20262010-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="95032"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/8378 E., 2026/2219 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20258378-e-20262219-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20258378-e-20262219-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.02.2026 tarihli, 2025/8378 E., 2026/2219 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/8378 E., 2026/2219 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/410 D.İş, 2023/416 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen aracın 15.08.2021 tarihinde sebebiyet verdiği kazada davacının yaralandığını ve maluliyet oluştuğunu belirterek fazlaya dair hakları saklı kalarak 7.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 500,00 TL geçici bakıcı gideri, sürekli bakıcı gideri tazminatı için 500,00 TL olmak üzere toplam 8.000,00 TL maddi tazminatın temerrüt tarihinden itibaren faizi ile davalıdan tahsilini talep etmiş, yargılama sırasında toplam talebini 430.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı şirkete usulüne uygun başvuru yapılmadığını, maluliyet raporunun mevzuata uygun olmadığını, talep edilen geçici iş göremezlik ve geçici bakıcı giderinin teminat kapsamı dışında olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III.UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin tarihi ve sayısı yukarıda yazılı kararıyla; dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporlarına dayanılarak, talebin kısmen kabülü ile 419.267,50 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 10.732,50 TL geçici bakıcı gideri tazminatı olmak üzere toplam 430.000,00 TL maddi tazminatın 27.04.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı sigorta şirketinden tahsili ile başvurana ödenmesine, sürekli bakıcı gideri tazminatına dair istemin reddine ve nispi tarifeye göre hesaplanan 63.200,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazın kısmen kabulü ile vekalet ücreti düzeltilerek davacı yararına 12.640,00 TL vekalet ücreti ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; davalıya usulüne uygun başvuru yapılmadığını, kazanın anlatılan şekilde gerçekleştiğini ispat yükünün davacıya ait olduğunu, tek taraflı alınan kusur raporuna itibar edilemeyeceğini, aksi kanaat halinde ceza dosyasından somut deliller varsa istenerek kusur raporu alınması gerektiğini, davacının beyanlarına göre hazırlanan kaza tespit tutanağı haricinde dosyada başkaca görgü tanığı ifadesinin olmadığını, mobese kaydının bulunmadığını, kazanın karayolunda gerçekleşmediğini, bu durumda dava konusu kazanın dava dışı ve plakası tespit edilemeyen aracın kusurundan kaynaklı olarak meydana geldiği hususunun somut olarak ispatlanamadığını, maluliyet raporunun mevzuata uygun olmadığını, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve % 1,65 teknik faize göre hesaplanması gerektiğini, Güvence Hesabının geçici bakıcı giderinden sorumlu olmadığını, ıslah dilekçesinin davalıya tebliğ edilmesi gerektiğini, müterafık kusur araştırması yapılması gerektiğini, davalıya usulüne uygun başvuru yapılmadığından temerrüdün de gerçekleşmediğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen aracın karıştığı trafik kazasında yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici ve sürekli bakıcı gideri tazminatı talebine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, maluliyet raporunun olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata uygun olmasına, hesap raporunun ayrıntılı, açık, anlaşılır ve denetlenebilir olmasına, dosya kapsamından davacının yaralanması sonucu oluşan zarardan davalının sorumlu olduğunun anlaşılmasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıdan alınmasına,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 26.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20258378-e-20262219-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="46286"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ÇARPAN ARAÇ KAÇTI, SİGORTA YOK: ZARARI KİM ÖDEYECEK?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/carpan-arac-kacti-sigorta-yok-zarari-kim-odeyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/carpan-arac-kacti-sigorta-yok-zarari-kim-odeyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Güvence Hesabı'nın Kapsamı, Sınırları ve Güncel Yargıtay Uygulaması Üzerine Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Trafik kazalarının önemli bir bölümünde mağdurun karşısında dava edilebilecek bir sigortacı bulunmaz: Çarpan araç olay yerinden kaçmıştır ve plakası tespit edilememiştir; araç tespit edilmiş ancak zorunlu trafik sigortası yaptırılmamıştır; yahut kazaya karışan araç çalıntıdır. Uygulamada bu durumdaki mağdurların önemli bir kısmı, zararının tamamen güvencesiz kaldığı yanılgısıyla hak aramaktan vazgeçmektedir. Oysa 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14 üncü maddesiyle, tam da bu hâller için Türkiye Sigorta Birliği nezdinde bir Güvence Hesabı kurulmuştur ve bu Hesap, hepimizin ödediği trafik sigortası primlerinden kesilen katılma paylarıyla finanse edilen kolektif bir güvence mekanizmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çalışmada; Hesabın hangi hâllerde devreye girdiği, uygulamada en çok yanlış bilinen nokta olan bedensel zarar–eşya zararı ayrımı ve Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2026 yılı başında verdiği iki güncel karar ışığında izlenmesi gereken usul yol haritası ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>II. GÜVENCE HESABI HANGİ HÂLLERDE DEVREYE GİRER?</strong></p>

<p>5684 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin ikinci fıkrasına göre Hesaba beş hâlde başvurulabilir:</p>

<p>1. Sigortalının (çarpan aracın) tespit edilememesi hâlinde kişiye gelen bedensel zararlar — uygulamadaki adıyla "faili meçhul" veya "kaçan araç" kazaları,</p>

<p>2. Kazaya neden olan aracın zorunlu trafik sigortasının hiç yaptırılmamış olması hâlinde bedensel zararlar,</p>

<p>3. Sigorta şirketinin malî bünye zaafiyeti nedeniyle bütün branşlarda ruhsatlarının iptali ya da iflası hâlinde şirketin ödemekle yükümlü olduğu maddî ve bedensel zararlar,</p>

<p>4. Çalınmış veya gasp edilmiş bir aracın karıştığı kazada, işletenin sorumlu tutulamadığı hâllerde kişiye gelen bedensel zararlar,</p>

<p>5. Yeşil Kart Sigortası kapsamında Türkiye Motorlu Taşıt Bürosunca yapılacak ödemeler.</p>

<p>Hesabın sorumluluğu, kaza (riziko) tarihinde geçerli olan zorunlu sigorta teminat limitleriyle sınırlıdır; 2026 yılı itibarıyla trafik sigortasında kişi başına sakatlanma ve ölüm teminatı 3.600.000 TL'dir. Hesap yaptığı ödemeler için sorumlulara — sigortasız aracın işleteni ve sürücüsüne, çalıntı araç kazalarında çalan veya gasp edene — rücu eder.</p>

<p><strong>III. EN ÇOK YANLIŞ BİLİNEN NOKTA: ARAÇ HASARI KARŞILANMAZ</strong></p>

<p>Maddenin sistematiği dikkatle okunduğunda kritik ayrım ortaya çıkar: Kaçan araç ve sigortasız araç hâllerinde Hesap yalnızca bedensel zararlardan sorumludur. Ölüm hâlinde destekten yoksun kalma tazminatı, yaralanma hâlinde sürekli iş göremezlik (sakatlık) tazminatı ve bakıcı giderleri Hesaptan istenebilir; ancak aracın hasarı, değer kaybı, çekme-kurtarma gideri gibi eşyaya ilişkin zararlar bu hâllerde kapsam dışıdır. Uygulamada Hesaba yöneltilen taleplerin önemli bir kısmının araç hasarına ilişkin olduğu ve bu nedenle daha başvuru aşamasında sonuçsuz kaldığı gözlemlenmektedir; kaçan araç mağduru, aracındaki hasar için ancak kendi kasko sigortasına veya faile ulaşılabilirse genel hükümlere göre faile başvurabilir.</p>

<p>Bu kuralın tek istisnası, sigorta şirketinin iflası veya ruhsatlarının iptalidir: Bu hâlde Hesap, şirketin poliçeden doğan yükümlülüklerini maddî zararlar dâhil devralır. Nitekim son yıllarda ruhsatı iptal edilen şirketlerin poliçe sahipleri bakımından Hesap bu işleviyle gündeme gelmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, Kanun Cumhurbaşkanına eşyaya gelecek zararların kısmen veya tamamen Hesaptan karşılanmasına karar verme yetkisi tanımıştır; ancak bu yetki bugüne kadar genel nitelikte kullanılmamıştır. Kaçan araç mağdurunun eşya zararının tamamen korumasız kalması karşısında, kanaatimizce bu yetkinin en azından kasko yaygınlığının düşük olduğu araç grupları yönünden işletilmesi tartışılmaya değerdir.</p>

<p><strong>IV. GÜNCEL YARGITAY UYGULAMASINDAN İKİ KARAR</strong></p>

<p><strong>A. İspat Standardı Mağdur Lehine Esnektir</strong></p>

<p>Kaçan araç kazalarında Hesabın tipik savunması, kazanın "tespit edilemeyen araç" nedeniyle meydana geldiğinin ispatlanamadığıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20258378-e-20262219-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 26.02.2026 tarihli kararına (E. 2025/8378, K. 2026/2219)</a> konu olayda; sürücüsü ve plakası tespit edilemeyen aracın sebebiyet verdiği kazada yaralanan davacı lehine hükmedilen 430.000 TL tutarındaki sürekli iş göremezlik ve geçici bakıcı gideri tazminatı, Hesabın "görgü tanığı yok, mobese kaydı yok, tek taraflı kaza tespit tutanağına itibar edilemez" yönündeki temyiz itirazlarına rağmen onanmıştır. Karar iki yönden önemlidir: Birincisi, dosya kapsamı ve kaza tespit tutanağı, faili meçhul kazanın ispatı için yeterli görülmüştür. İkincisi, geçici bakıcı gideri de Hesabın sorumlu olduğu bedensel zarar kapsamında kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>B. Eksik Maluliyet Raporu Başvurunun Usulden Reddini Gerektirmez</strong></p>

<p>Aynı Dairenin <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202411764-e-20262010-k-sayili-karari" rel="dofollow">23.02.2026 tarihli kararında (E. 2024/11764, K. 2026/2010)</a> ise sigortasız araçta yolcu olarak bulunan ve malul kalan başvurucunun talebi, İtiraz Hakem Heyetince "usulüne uygun maluliyet raporu ile başvuru yapılmadığı" gerekçesiyle usulden reddedilmişken; Yargıtay, raporun eksikliği hâlinde başvurunun reddedilmesi yerine, yönetmeliğe uygun, denetime elverişli yeni bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğini belirterek kararı bozmuştur. Karar, Hesap ve hakem heyetleri nezdinde sıkça karşılaşılan "rapor eksikliği = usulden ret" pratiğine karşı mağduru koruyan önemli bir içtihattır. Bununla birlikte karar, maluliyet raporunun kaza tarihinde yürürlükte bulunan yönetmeliğe göre, illiyet bağını ve maluliyetin sürekliliğini tartışır biçimde düzenlenmesinin önemini de teyit etmektedir: Eksik rapor hak kaybettirmese de süreci ciddi biçimde uzatmaktadır.</p>

<p><strong>V. USUL YOL HARİTASI</strong></p>

<p>1. Delil tespiti geciktirilmemelidir. Kaçan araç kazalarında kolluk tutanağı, mobese ve güvenlik kamerası kayıtları, tanık bilgileri ve savcılık soruşturma dosyası, kazanın tespit edilemeyen araç nedeniyle meydana geldiğinin ispatında belirleyicidir. Kamera kayıtlarının kısa saklama süreleri dikkate alınarak derhâl tespit ve teslim talebinde bulunulmalıdır.</p>

<p>2. Hesaba yazılı başvuru zorunludur. Dava veya tahkim yoluna gitmeden önce Hesaba gerekli belgelerle başvuru yapılması gerekir; usulüne uygun başvuru aynı zamanda temerrüdün ve faiz başlangıcının belirlenmesinde esas alınmaktadır. Bedensel zararlarda mevzuata uygun maluliyet raporunun başvuru ekinde sunulması süreci önemli ölçüde hızlandırır.</p>

<p>3. Ödeme yapılmazsa tahkim veya dava yolu açıktır. Güvence Hesabı, Sigorta Tahkim Komisyonu sistemine dâhildir; yukarıda incelenen her iki karar da tahkim yolundan geçerek Yargıtay'a ulaşmıştır. Tahkim, yargılama süresi bakımından genel mahkemelere göre belirgin biçimde avantajlıdır.</p>

<p>4. Zamanaşımına dikkat edilmelidir. Karayolları Trafik Kanunu'nun 109 uncu maddesi uyarınca talepler, zarar görenin zararı ve tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten itibaren iki yıl ve her hâlde kaza tarihinden itibaren on yıl içinde zamanaşımına uğrar; kaza aynı zamanda cezayı gerektiren bir fiilden doğuyorsa ve ceza kanunu daha uzun bir zamanaşımı öngörüyorsa, bedensel zararlarda bu uzamış süreler uygulanır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ</strong></p>

<p>Güvence Hesabı, sigorta koruması bulunmayan trafik kazası mağdurlarının bedensel zararları bakımından güçlü ancak yeterince bilinmeyen bir güvencedir. Kaçan araç, sigortasız araç ve çalıntı araç kazalarında ölüm ve yaralanma zararları, kaza tarihindeki poliçe limitlerine kadar Hesaptan tahsil edilebilmekte; Yargıtayın güncel içtihadı ispat standardı ve usul eksiklikleri bakımından mağduru koruyan bir çizgide istikrar kazanmaktadır. Buna karşılık eşya zararlarının — özellikle aracını faili meçhul bir çarpmayla kaybeden ve kaskosu bulunmayan mağdurlar yönünden — kapsam dışında bırakılması, Hesabın finansmanına bizzat katılan sigortalılar bakımından tartışmaya açıktır; Kanunun Cumhurbaşkanına tanıdığı yetkinin bu yönde değerlendirilmesi temenni edilir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Melih Küçükcankurtaran</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu m. 14; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 97, m. 109.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Güvence Hesabı Yönetmeliği (RG 26.07.2007, S. 26594).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20258378-e-20262219-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2025/8378, K. 2026/2219, T. 26.02.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202411764-e-20262010-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/11764, K. 2026/2010, T. 23.02.2026.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/carpan-arac-kacti-sigorta-yok-zarari-kim-odeyecek</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/kaza-trafik-arac.jpg" type="image/jpeg" length="24122"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AİLE HEKİMLERİNE İLAVE KADEME İLERLEMESİ VERİLMEMESİ UYGULAMASININ HUKUKA AYKIRILIĞI ÜZERİNE]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aile-hekimlerine-ilave-kademe-ilerlemesi-verilmemesi-uygulamasinin-hukuka-aykiriligi-uzerine</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aile-hekimlerine-ilave-kademe-ilerlemesi-verilmemesi-uygulamasinin-hukuka-aykiriligi-uzerine" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. </strong><strong>Giriş</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>657 Sayılı Devlet Memurları Kanunun md. 64/4 hükmüne göre son sekiz yıl içinde herhangi bir disiplin cezası almayan memurlara, aylık derecelerinin yükseltilmesinde dikkate alınmak üzere (ilave) bir kademe ilerlemesi uygulanır. Ancak uygulamada aile hekimlerinin sözleşmeli statüde bulunmaları nedeniyle bu haktan yararlandırılmadığı görülmektedir. İdarenin bu uygulaması hukuka aykırı olmakla dava açılması halinde iptal kararı verilmektedir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Uygulamada İdarenin Dayandığı Argümanlar</strong></p>

<p>Aşağıda izah olunacağı üzere aile hekimlerinin ilave bir kademe ilerlemesi hakkından yararlandırılmaması uygulamasının yasal dayanağı olmamakla birlikte uygulamada idarenin; aile hekimlerinin sözleşmeli statüde olması, aile hekimlerinin devlet memuru sayılmaması, bu nedenle aile hekimliğinde geçen hizmet sürelerinin sekiz yıllık süre hesabında dikkate alınamayacağı gibi hususlara değindiği görülmektedir. Ayrıca idarenin dayandığı genelge hükümleri şu şekildedir:</p>

<p>Devlet Personel Başkanlığının 12.11.2010 tarihli ve 20331 sayılı yazısında <i>"5258 sayılı Aile Hekimi Uygulamasına tabi olarak sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar”</i> görüşüne yer verilmiştir.</p>

<p>Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği Personel ve Prensipler Genel Müdürlüğünün 7537 sayılı Kanunun md. 1, md. 7 ve md. 13 hükümlerinin uygulanmasında yeknesaklığın sağlanması ve oluşabilecek tereddütlerin giderilmesi amacıyla hazırladığı 29.05.2025 tarihli yazısında; <i>“657 sayılı Kanuna tabi memurlardan 5258 sayılı Aile Hekimliği Kanununun 3 üncü maddesine istinaden aylıksız izinli olarak çalışanların, çalıştıkları bu süreler 657 sayılı Kanunun 64 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında değerlendirilemeyecektir.”</i> görüşüne yer verilmiştir.</p>

<p>Ancak aşağıda izah olunduğu üzere idarenin dayandığı bu hususlarda hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>III. </strong><strong> Hukuka Aykırılık Nedenleri</strong></p>

<p>Uyuşmazlığın çözümünde; aile hekimliği süresinde devlet memurluğunun ve disiplin sorumluluğunun devam edip etmediğinin tespiti mühimdir. Buna göre:</p>

<p><strong>A. Aile Hekimliği Süresinde Devlet Memurluğunun Devam Ettiğine İlişkin</strong></p>

<p>Her ne kadar idare tarafından Devlet Personel Başkanlığının 12.11.2010 tarihli ve 20331 sayılı yazısındaki <i>"5258 sayılı Aile Hekimi Uygulamasına tabi olarak sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı elemanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar"</i> görüşüne yer vermişse de ilgili görüşün aile hekimliği esnasında devlet memurluğunun kesintiye uğradığı sonucunu doğurmayacağı ortadadır.</p>

<p>5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanunu md. 3/3 hükmü şu şekildedir:</p>

<p><i>"Sözleşmeli olarak çalışan aile hekimi ve aile sağlığı çalışanları kurumlarında aylıksız veya ücretsiz izinli sayılırlar ve bunların kadroları ile ilişkileri devam eder. (Değişik ikinci cümle:11/10/2011-KHK-663/58 md.) Bu personelin, sözleşmeli statüde geçen süreleri kazanılmış hak derece ve kademelerinde veya kıdemlerinde değerlendirilerek her yıl işlem yapılır ve bunlar talepleri halinde eski görevlerine atanırlar. Sözleşmeli personel statüsünde çalışmakta iken aile hekimi ve aile sağlığı çalışanı statüsüne geçenlerden önceki sözleşmeli personel statüsüne dönmek isteyenler, eski kurumlarındaki boş pozisyonlara öncelikle atanırlar ve bu madde kapsamındaki çalışmaları hizmet sürelerinde dikkate alınır."</i></p>

<p>Görüldüğü üzere aile hekimlerinin sözleşmeli statüde geçirdiği sürelerde derece ve kademe yönünden süreler işlemeye devam etmektedir. Hal böyleyken ilave bir kademe ilerlemesi hakkının verilmemesinde hukuka uyarlık bulunmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan kamu görevinden yasaklanmış bir kişinin sözleşmeli olarak dahi olsa aile hekimliği görevini yapamayacağı açıktır. Bu durum da aile hekimliğinde geçen sürenin devlet memurluğundan sayılması gerektiği sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>Dolayısıyla, idarenin aile hekimliğinde geçen süreyi devlet memurluğundan saymamak suretiyle ilave kademe ilerlemesi talebini reddi yönündeki uygulaması hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong>B. Aile Hekimliği Süresinde Disiplin Sorumluluğunun Devam Ettiğine İlişkin</strong></p>

<p>İlave kademe ilerlemesinde kişinin disiplin cezası almaması şartı bulunmaktadır. Dolayısıyla, aile hekimliği süresinde disiplin sorumluluğunun devam edip etmediğinin tespiti uyuşmazlık açısından önem arz etmektedir.</p>

<p>Aile hekimlerinin disiplin sorumluluğuna ilişkin 5258 Sayılı Aile Hekimliği Kanununun md. 3 hükmünün ilgili kısımları şu şekildedir:</p>

<p><i>"Sözleşmeli aile hekimleri ve sözleşmeli diş hekimleri ile aile sağlığı çalışanları hakkında uygulanacak disiplin cezalarında bu Kanun ile ilgili düzenlemeler dışında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ilgili maddelerine göre işlem yapılır. ..."</i></p>

<p>Görüldüğü gibi aile hekimlerinin disiplin sorumluluğu tam olmakla birlikte 657 Sayılı Yasa'daki disiplin hükümlerinin de aynen uygulanacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla aile hekimliği esnasında disiplin sorumluluğunun devam ettiği açıktır.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>NETİCE</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle, aile hekimlerinin 8 yıl disiplin cezası almadan geçirmeleri halinde ilave bir kademe ilerlemesi hakkından yararlandırılmaması uygulamasında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Nitekim bu taleple açılan ve istinaf incelemesinden geçerek kesinleşen bir davada İstanbul 8. İdare Mahkemesinin 2025/1587 E. 2025/2445 K. sayılı ilamıyla iptal kararı verilmiştir. Ancak lehe içtihatlara rağmen idarenin aile hekimlerini hala ilave kademe ilerlemesi hakkından yararlandırmadığı görülmektedir. Bu nedenle her aile hekimi için öncelikle idari başvuru ve devamında gerekmesi halinde iptal davası yoluna gidilmelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/enes-malik-kilic.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Enes Malik KILIÇ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aile-hekimlerine-ilave-kademe-ilerlemesi-verilmemesi-uygulamasinin-hukuka-aykiriligi-uzerine</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 11:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/saglik-doktor-asd.jpg" type="image/jpeg" length="19060"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKİPTEN SONRAKİ MENFİ TESPİT DAVASININ HACİZ VE SATIŞ İŞLEMLERİNE ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. GENEL OLARAK</strong></p>

<p>Menfi tespit davası, maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere tâbi bir davadır. Davanın icra takibinden önce ya da sonra açılması, takibe etkisi bakımından belirleyici önemdedir. Takip başladıktan sonra açılan davada, borçlunun yararlanabileceği geçici koruma, takibin bütünüyle durdurulması değil, belirli koşullarla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesidir.</p>

<p>Bu düzenlemenin temel kuralı şudur: takipten sonra açılan menfi tespit davası, icra takibini ne kendiliğinden ne de mahkemenin ihtiyati tedbir kararıyla bütünüyle durdurur. Borçlu, İİK m.72/3’te öngörülen teminatı göstererek icra veznesine girmiş veya girecek paranın alacaklıya ödenmemesini talep edebilir. Borçlunun bunun yanında güncel dosya borcunun tamamını nakden yatırması veya Yargıtayın kabul ettiği nitelikleri taşıyan banka teminat mektubuyla güvence altına alması ise haciz ve satış bakımından farklı bir hukukî sonucu ortaya çıkarır.</p>

<p><strong>2. HUKUKÎ ÇERÇEVE VE MENFİ TESPİT DAVASININ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>İİK m.72/1’e göre borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığının tespiti için menfi tespit davası açabilir. Dava, icra mahkemesinde değil, görevli genel mahkemede görülür ve maddi anlamda kesin hüküm doğurur. Borçlunun ödeme emrine itiraz etmiş olması, itirazının kaldırılmış bulunması veya kambiyo senetlerine özgü takipte borca ya da imzaya itiraz etmiş olması, kural olarak maddi hukuk ilişkisinin genel mahkemede menfi tespit davasına konu edilmesine engel değildir.</p>

<p>İcra mahkemesindeki itiraz incelemesi ile menfi tespit davası farklı yargılamalardır. Bu nedenle menfi tespit davasının açılması, itirazın kaldırılması veya kambiyo takibindeki borca ya da imzaya itiraz incelemesini kendiliğinden bekletici mesele hâline getirmez. Takibin kesinleşmiş olması durumunda mahkeme tarafından tedbir kararı verilmemiş olması halinde alacaklı haciz ve satış istemeye devam edebilir.</p>

<p><strong>3. TAKİPTEN SONRA AÇILAN DAVANIN TEMEL ETKİSİ</strong></p>

<p>İİK m.72/3’ün ilk cümlesi emredicidir: “İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez.” Bu hüküm uyarınca dava dilekçesinin icra dosyasına sunulması, ödeme emrinin tebliğini, takibin kesinleşmesini, haciz talebini, haczin uygulanmasını, kıymet takdirini veya satış işlemlerini kendiliğinden durdurmaz.</p>

<p>Aynı sebeple menfi tespit davasına bakan mahkeme; ödeme emrinin gönderilmemesi, itirazın kaldırılması incelemesinin ertelenmesi, borçlunun mallarının haczedilmemesi veya haczedilmiş malların satılmaması yönünde ihtiyati tedbir kararı veremez.</p>

<p><strong>4. İİK M.72/3 UYARINCA ÖZEL GEÇİCİ HUKUKÎ KORUMA</strong></p>

<p><strong>4.1. Tedbirin Konusu ve Sınırı</strong></p>

<p>Kanunun izin verdiği koruma, takibin bütün safhalarının durdurulması değil, icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesidir. Dolayısıyla tedbir, cebrî icranın son safhasına, başka bir ifadeyle tahsil edilen paranın alacaklıya ödenmesi ve gerektiğinde paylaştırılması aşamasına yönelir. Kararın kapsamı açıkça “icra veznesine girecek paranın alacaklıya ödenmemesi” şeklinde kurulmalıdır.</p>

<p>Bu tedbir tek başına ödeme emrinin gönderilmesini, haciz yapılmasını veya hacizli malın satışını engellemez. Mahkemenin doğrudan “takibin durdurulmasına” ya da “satışın durdurulmasına” karar vermesi, takipten sonra açılan dava bakımından kural olarak kanuna aykırıdır.</p>

<p><strong>4.2. TEMİNATIN TÜRÜ VE KAPSAMI</strong></p>

<p>Borçlu, alacaklının gecikmeden doğabilecek zararlarını karşılamak üzere, takip konusu alacağın yüzde on beşinden az olmamak kaydıyla mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermelidir. Yüzde on beş kanunî alt sınırdır; somut olayın özelliklerine göre daha yüksek teminat belirlenebilir. Teminatın türü HMK m.87 ve geçici hukukî korumalara ilişkin genel ilkeler çerçevesinde değerlendirilir. Nakit veya kesin ve süresiz banka teminat mektubu uygulamada öne çıkmakla birlikte, kabul edilecek teminat konusunda mahkemenin takdir yetkisi vardır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 04.05.2018 tarihli E.2016/31340, K.2018/4251 sayılı kararı</a>nda; mahkemece tayin edilen yüzde on beşlik teminattan ayrı olarak, icra müdürlüğüne talep anına kadar fer’ileriyle birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubu verilmesi hâlinde alacaklı tarafından takibe devam edilemeyeceğini kabul etmiştir. Daire, somut olayda asıl alacak ve fer’ilerinin tamamını karşılayan teminat mektubunun icra dosyasına sunulmuş olmasını yeterli görmektedir.</p>

<p>Aynı Daire, <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">07.06.2018 tarihli E.2018/1429, K.2018/5995 sayılı kararı</a>nda da aynı ilkeyi tekrarlamıştır. Karara göre, mahkemenin belirlediği tedbir teminatı yatırıldıktan sonra icra müdürlüğüne dosya borcunun tamamını karşılayan, her an paraya çevrilebilir muteber ve kesin banka teminat mektubu verilmesi hâlinde alacaklı takibe devam edemez. Böylece Yargıtay, tam borcu güvence altına alan nitelikli banka teminat mektubunu, takip işlemlerinin devamını önleme bakımından nakit ödeme ile aynı yönde sonuç doğuran bir güvence olarak değerlendirmektedir.</p>

<p><strong>4.3. Yüzde On Beş Teminat ile Dosya Borcunun Tamamı Birbirinden Farklıdır</strong></p>

<p>Uygulamadaki temel yanılgı, m.72/3 uyarınca gösterilen asgari teminatın dosya borcunun yerine geçtiğinin düşünülmesidir. Oysa yüzde on beş veya mahkemece belirlenen daha yüksek oranlı teminat, alacağın karşılığı değil, alacaklının paraya geç ulaşması nedeniyle doğabilecek zararının güvencesidir. Bu teminatın gösterilmesi, tek başına haciz ve satış işlemlerinin durmasına veya mevcut hacizlerin kaldırılmasına yol açmaz.</p>

<p>Haciz ve satış yönünden sonuç doğuran ikinci güvence ise güncel kapak hesabına göre ana para, işlemiş faiz, harç ve takip giderlerinin tamamını karşılamalıdır. Dosya borcunun nakten yahut her an paraya çevrilebilir, muteber ve kesin banka teminat mektubu olarak dosyaya depo edilmesi yeterlidir. Bu kapsamda yüzde on beşlik gecikme teminatı ile dosya borcunun tamamını karşılayan güvence, amaç ve kapsam bakımından birbirinden ayrıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>5. İCRA DOSYASINA YAPILAN TAM ÖDEMENİN HACİZ SÜRECİNE ETKİSİ</strong></p>

<p><strong>5.1. Takip Konusu Alacağın Tamamının Güvence Altına Alınması</strong></p>

<p>İcra dosyasında haciz ve satışın önlenebilmesi için takip giderleri ve faizler dâhil alacağın tamamını karşılayacak miktardaki paranın nakden yahut bu borca isabet eden bir banka teminat mektubunun depo edilmesi önemlidir.</p>

<p>Bu çerçevede ortak ve belirleyici unsur, yüzde on beşlik tedbir teminatından ayrı olarak takip konusu alacağın tamamının güvence altına alınmasıdır.</p>

<p>Kanaatimce, güncel dosya borcunun tamamının icra veznesine nakden depo edilmesi ile borcun tamamını karşılayan, kesin, süresiz, muteber ve ilk talepte paraya çevrilebilir banka teminat mektubunun dosyaya sunulması, hacizlerin devamına duyulan ihtiyacı ortadan kaldırması bakımından aynı yönde sonuç doğurur. Bununla birlikte bu sonuç, icra takibinin hukuken bütünüyle durduğu değil, borçlunun diğer mal ve hakları üzerindeki haciz ve satış işlemlerinin gereksiz ve ölçüsüz hâle geldiği anlamı ihtiva eder.</p>

<p><strong>5.2. Yeni Haciz Yapılamaması ve Mevcut Hacizlerin Kaldırılması</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi</a>nin her iki kararında da İİK m.85 uyarınca borçlunun mal ve haklarından ana para, faiz ve masraflar dâhil alacağın tamamına yetecek miktarın haczedilebileceği; dosya alacağının tamamı güvence altına alındığında mevcut hacizlerin aşkın hâle geleceği ve hacizlerin sürdürülmesinde alacaklının hukukî yararının kalmayacağı belirtilmiştir. Bu nedenle hacizlerin kaldırılması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">E.2016/31340, K.2018/4251 sayılı karar</a>da, asıl alacak ve fer’ilerinin tamamını karşılayan teminat mektubu dosyaya sunulduğu hâlde hacizlerin kaldırılmaması isabetsiz bulunmuş ve şikâyetin reddine ilişkin karar bozulmuştur. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">E.2018/1429, K.2018/5995 sayılı karar</a>da ise dosya borcunun tamamının teminat mektubuyla depo edilmesi karşısında emekli ikramiyesi üzerindeki haczin kaldırılması gerektiği kabul edilmiş; aksi yöndeki ilk derece ve bölge adliye mahkemesi kararları kaldırılıp bozulmuştur.</p>

<p>Hacizlerin kaldırılması, menfi tespit davasının icra takibini durdurduğu anlamına gelmez. Takip hukukî varlığını sürdürür; fakat alacağın tamamı dosyada mevcut olduğundan borçlunun başka malları üzerinde cebrî icra işlemi yürütülmesine ihtiyaç kalmaz. Böylece “takibin durmaması” ile “tam depo nedeniyle haciz ve satışa gerek kalmaması” birbirinden ayrılır.</p>

<p><strong>5.3. Satış İşlemlerine Etkisi</strong></p>

<p>Yalnızca menfi tespit davası açılması veya yüzde on beş teminatın yatırılması satışı durdurmaz. Buna karşılık dosya borcunun tamamı nakden yatırıldığında ya da Yargıtayın kabul ettiği biçimde her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubuyla güvence altına alındığında diğer hacizlerin kaldırılması gerekir. Bu hacizlere dayalı satışın sürdürülmesinin de hukukî dayanağı kalmaz. Sonuç, mahkemenin doğrudan satış yasağı koymasından değil, alacağın tamamının güvence altına alınmasıyla hacizlerin aşkın hâle gelmesinden kaynaklanır.</p>

<p>Bu nedenle uygulamada doğru talep, takipten sonra açılan menfi tespit davasında mahkemeden doğrudan “satışın durdurulmasını” istemek yerine; m.72/3 uyarınca veznedeki paranın alacaklıya ödenmemesini, ardından güncel dosya borcunun tamamen yatırılması üzerine icra müdürlüğünden hacizlerin kaldırılmasını ve tam güvence nedeniyle kaldırılması gereken hacizlere dayalı satış işlemlerinin sürdürülmemesinin talep edilmesidir.</p>

<p><strong>6. TAKİP TÜRLERİ VE ÖZEL DURUMLAR</strong></p>

<p>İİK m.72’deki temel ayrım, hem genel haciz yoluyla ilamsız takiplerde hem de kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takiplerde uygulanır. Kambiyo takibinde borca veya imzaya itirazın icra mahkemesinde incelenmesi, aynı borç ilişkisi hakkında genel mahkemede menfi tespit davası açılmasına engel değildir. Menfi tespit davasının açılması, icra mahkemesindeki itiraz incelemesini veya icra takibini kendiliğinden durdurmaz. Bu nedenle icra mahkemesi itirazı sonuçlandırmalı; itirazın reddedilmesi hâlinde alacaklı, haciz ve satış işlemlerinin sürdürülmesini isteyebilir.</p>

<p><strong>7. UYGULAMADA İZLENECEK HUKUKİ YOL</strong></p>

<p><strong>1. Birinci aşama - Güncel dosya hesabı: </strong>İcra müdürlüğünden belirli tarihli kapak hesabı alınmalı; ana para, işlemiş faiz, vekâlet ücreti, harç ve masrafların tamamı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>İkinci aşama - m.72/3 tedbiri: </strong>Esas mahkemesinden, en az yüzde on beş teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilmesi istenmelidir. Talep, takibin veya satışın durdurulması biçiminde değil, kanunî sınırıyla kurulmalıdır.</p>

<p><strong>3. Üçüncü aşama - İki ayrı güvencenin sağlanması: </strong>Mahkemenin belirlediği gecikme zararına ilişkin teminat ile güncel dosya borcunun tamamını karşılayan güvence birbirinden ayrı sağlanmalıdır. Yani borçlu mahkemeye yüzde onbeş ayrı bir teminat bununla beraber icra dosya borcunu karşılar nitelikte icra dosyasına hitaben ikinci bir teminat sunmalıdır.</p>

<p><strong>4.</strong> <strong>Dördüncü aşama - Hacizlerin kaldırılması: </strong>Dosya borcunun tamamının güvence altına alındığını ve paranın alacaklıya ödenmemesine ilişkin tedbirin infaz edildiğini gösteren belgelerle icra müdürlüğünden, aşkın hâle gelen mevcut hacizlerin kaldırılması istenmelidir.</p>

<p><strong>5.</strong> <strong>Beşinci aşama - Satışın gereksiz hâle gelmesi: </strong>Alacağın tamamı nakit veya kesin ve süresiz nitelikte banka teminat mektubuyla güvence altına alındığından, kaldırılması gereken hacizlere dayanılarak satış işlemlerinin sürdürülmemesi talep edilmelidir.</p>

<p><strong>8. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>İİK m.72/3’ün amacı, takipten sonra açılan her menfi tespit davasının kesinleşmiş icra takibini sürüncemede bırakmasını önlemek; buna karşılık borçluyu dava sonunda geri alınması güç bir ödeme riskine karşı korumaktır. Bu nedenle kanun, takibin durdurulması ile paranın alacaklıya ödenmemesi arasında bilinçli bir ayrım yapmıştır.</p>

<p>Ne var ki borçlunun dosya borcunun tamamını güvence altına alması hâlinde artık mesele yalnız geçici hukukî koruma sınırlarında kalmaz. Bu aşamada borçlunun diğer malları üzerindeki hacizlerin devamı, alacağın tahsilini sağlamaya yönelik zorunlu bir cebrî icra işlemi olmaktan çıkar ve aşkın haciz niteliği kazanır. Dolayısıyla “takip durmaz” ilkesi, tam güvence sonrasında sınırsız haciz ve satış yetkisinin devam ettiği şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>Güncel nitelikteki icra dosya borcunun (faiz ve takip giderleriyle birlikte) icra dosyasına nakden yahut teminat mektubu ile temin edilmesi hâlinde borçlunun mallarının haczedilemeyeceği, mevcut hacizlerin kaldırılması gerektiği ve satışa ihtiyaç kalmayacağı kabul edilmelidir. Öte taraftan Yargıtay 12. Hukuk Dairesinin istikrar arz eden kararlarında da her an paraya çevrilebilir muteber ve kesin banka teminat mektubunun dosya borcunun tamamını güvence altına almaya yeterli olduğunu; bu durumda hacizlerin aşkın hâle geleceğini ve alacaklının hacizlerin devamındaki hukukî yararının sona ereceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>9. SONUÇ</strong></p>

<p>· İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davası, icra takibini kendiliğinden durdurmaz.</p>

<p>· Esas mahkemesi, İİK m.72/3 karşısında takibin veya satışın doğrudan durdurulmasına karar veremez.</p>

<p>· Borçlu, en az yüzde on beş teminat karşılığında yalnızca icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. Bu teminat, alacak miktarını değil gecikme zararını güvence altına alır.</p>

<p>· Yalnız m.72/3 teminatının yatırılması haciz ve satışı durdurmaz.</p>

<p>· Takip konusu alacağın takip giderleri ve faizlerle birlikte tamamen güvence altına alınması hâlinde mevcut hacizler aşkın hâle gelir ve kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>· Mevcut hacizler borçlunun talebi üzerine kaldırılmalı; buna bağlı olarak hacizli malın satışı da sürdürülmemelidir. (Bu sonuç yalnız tedbir kararından değil, alacağın tamamının ayrıca güvence altına alınmasından doğar.)</p>

<p>· Takip hukuken devam etmekle birlikte tam depo nedeniyle borçlunun diğer malları üzerinde haciz ve satış işlemlerinin sürdürülmesine ihtiyaç kalmaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takipten-sonraki-menfi-tespit-davasinin-haciz-ve-satis-islemlerine-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/icra-dosyasad1adaaasadf1assaasddsa4.jpg" type="image/jpeg" length="88999"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2016/31340 E. ve 2018/1429 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 04.05.2018 tarihli, 2016/31340 E., 2018/4251 K. sayılı kararı ve 07/06/2018 tarihli, 2018/1429 E., 2018/5995 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/31340 E., 2018/4251 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (İcra Hukuk)</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından şikayetçi borçlu aleyhine genel haciz yolu ile icra takibine geçildiği, borçlu tarafından yapılan başvuru üzerine, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2015/514 Esas sayılı dosyasında 18.11.2015 tarihli ara kararı ile %15 oranında nakdi teminat karşılığında icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda ve ayrıca tüm alacağın, masrafların ve %15 teminatın yatırılması halinde de satışın durdurulması yönünde İİK'nun 72. maddesi gereğince tedbir konulmasına karar verildiği, borçlunun, dosya borcunun tamamını ve %15 teminatı yatırdığını, buna rağmen hacizlerin kaldırılması isteğinin icra memurluğunca reddedildiğini ileri sürerek memurluk kararının iptali ve hacizlerin kaldırılması talebiyle icra mahkemesine başvurduğu, mahkemece şikayetin reddine karar verildiği anlaşılmıştır.<br />
İİK'nun 72/3. maddesine göre; “İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini isteyebilir.”</p>

<p>İİK'nun 72/4. maddesinde ise; menfi tespit davasının alacaklı lehine neticelenmesi halinde ihtiyati tedbir kararının kalkacağı, buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklının ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını, gösterilen teminattan alacağı ve alacaklının uğradığı zararın aynı davada takdir olunarak karara bağlanacağı hüküm altına alınmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kural olarak, borçlu tarafından, İİK’nun 72/3. maddesi koşullarında menfi tespit davası açılması halinde, alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığında, mahkemeden, ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi istenebilir. Borçlunun, mahkemece tayin edilen teminattan ayrı olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar fer'ileri ile birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber kesin banka teminat mektubunu vermesi halinde ise alacaklı tarafından takibe devam edilemez.</p>

<p>Öte yandan İİK'nun 85.maddesi uyarınca borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi, hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>Somut olayda; icra takibinin kesinleşmesinden sonra, dosya borcunun tamamını, asıl alacak ve fer'ileri ile birlikte karşılayacak teminat mektubunun icra dosyasına sunulduğu görülmektedir.</p>

<p>O halde, mahkemece, dosya borcunun tamamının yatırıldığı ve dolayısıyla hacizlerin aşkın hale geldiği dikkate alınarak şikayetin kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile istemin reddi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366. ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 04/05/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/1429 E., 2018/5995 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından, kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla başlatılan icra takibinde, borçlunun menkul eşyalarına, maaşına, banka hesaplarına, emekli olması halinde ikramiyesine haciz konulduğu, borçlu tarafından ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/148 E. sayılı dosyası ile açılan menfi tespit davasında, anılan mahkemenin 27.06.2012 tarihli kararı ile; borcun %15’i oranındaki teminat karşılığında icra veznesine yatan paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde ihtiyati tedbir kararı verilmesi üzerine, borçlunun, icra müdürlüğüne başvurarak dosya alacağının tamamını icra veznesine, ayrıca ... 16. Asliye Ticaret Mahkemesinde 2012/148 E. sayılı dosyasındaki %15 teminatı da mahkeme veznesine yatırdığını ve dosya borcunun yatırılması nedeniyle konulan hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, icra müdürlüğünce banka ve maaş üzerindeki hacizlerin kaldırıldığını, ancak emekli ikramiyesinin icra müdürlüğüne gönderildiğini öğrendiğini, ikramiyenin kendisine ödenmesi talebinin 07.07.2017 tarihinde, haczin kaldırılması talebinin de 10.08.2016 tarihinde reddedildiğini belirterek icra müdürlük kararının iptali ile hacizlerin kaldırılmasına karar verilmesini talep ettiği, ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 11.09.2017 tarih ve 2017/611 E.- 2017/556 K. sayılı kararı ile şikayetin reddedildiği, borçlunun şikayetin reddine dair ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf yoluna başvurduğu, ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 29.11.2017 tarih ve 2017/3565 E.- 2017/2430 K. sayılı kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>Kural olarak, borçlu tarafından İİK’nun 72/3. maddesi koşullarında menfi tespit davası açılması halinde alacağın %15’inden aşağı olmamak üzere teminat karşılığında mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi istenebilir. Borçlunun, mahkemece tayin edilen teminattan ayrı olarak icra müdürlüğüne talep anına kadar fer'ileri ile birlikte hesaplanan dosya borcunun tamamını karşılayan ve her an paraya çevrilebilir muteber, kesin banka teminat mektubunu vermesi halinde alacaklı tarafından takibe devam edilemez.</p>

<p>Öte yandan İİK. nun 85.maddesi uyarınca borçlunun mal ve haklarından, alacaklının ana para, faiz ve masraflar dahil tüm alacağına yetecek miktarı haczolunur. Buna göre, dosya alacağının tamamının icra müdürlüğüne yatırılması halinde, mevcut hacizler aşkın hale geleceği gibi hacizlerin devam etmesinde alacaklının da hukuki yararı kalmayacağından kaldırılmaları gerekir.</p>

<p>Somut olayda, borçlu tarafından mahkemece belirlenen teminat yatırıldıktan sonra, 27.09.2012 tarihinde icra müdürlüğüne müracaat edilerek dosya borcunun tamamının teminat mektubu ile depo edildiği görülmüştür.</p>

<p>O halde, ilk derece mahkemesince şikayetin kabulü ile emekli ikramiyesine konulan haczi kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile istemin reddi yönünde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Hukuk Dairesi’nin 29.11.2017 tarih ve 2017/3565 E. - 2017/2430 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), ... 8. İcra Hukuk Mahkemesi’nin 11.09.2017 tarih ve 2017/611 E.- 2017/556 K.sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 07/06/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201631340-e-ve-20181429-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/yargitay7mghj74.jpg" type="image/jpeg" length="49380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 12 Ağustos 2026 Tarihli ve 33338 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BİNALARIN YIKILMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>13/10/2021 tarihli ve 31627 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Binaların Yıkılması Hakkında Yönetmeliğin 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “beşinci” ibaresi “altıncı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 4- (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Ateşleyici: Patlayıcı maddelerin kullanımında görev alan kişiyi,</p>

<p>b) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>c) Bina: Kendi başına kullanılabilen, üstü örtülü ve insanların içine girebilecekleri ve insanların oturma, çalışma, eğlenme veya dinlenmelerine veya ibadet etmelerine, hayvanların ve eşyaların korunmasına yarayan yapıları,</p>

<p>ç) Bina yıkıntı atıkları: Bu Yönetmelik kapsamındaki yapıların tamiratı, tadilâtı, yenilenmesi, yıktırılması veya herhangi bir afet sebebiyle yıkılması sonucu ortaya çıkan atıkları,</p>

<p>d) Bina yüksekliği: Binanın kot aldığı noktadan saçak seviyesine kadar olan yüksekliğini,</p>

<p>e) İlgili idare: Belediye ve mücavir alan sınırları içerisinde belediyeleri, bu alanlar dışında il özel idarelerini ve ilgili mevzuat kapsamında ilgili yapılar için yapı ruhsatı vermeye yetkili diğer idareleri,</p>

<p>f) İl müdürlüğü: Çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüğünü,</p>

<p>g) Kat yüksekliği: Binanın herhangi bir katının döşeme üstünden bir üstteki katının döşeme üstüne kadar olan mesafesini,</p>

<p>ğ) Müellif: 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinin 57 nci maddesinin altıncı fıkrasındaki statik proje müellifliği şartlarını haiz, yıkım planını hazırlayan ve sorumluluğunu üstlenen inşaat mühendisini,</p>

<p>h) Patlatmadan sorumlu mühendis: İnşaat, maden, çevre, jeoloji veya jeofizik mühendisliği lisans programlarından mezun olan ve patlayıcı kullanımı konusunda Bakanlığın yetkilendirdiği kurumlarca düzenlenmiş sertifika veya patlayıcı ile yıkım alanında en az tezli yüksek lisans derecesine sahip mühendisi,</p>

<p>ı) Seçici yıkım: Yıkıntı atıklarının yüksek oranda geri dönüşümünü sağlamak amacıyla, yıkım öncesinde tehlikeli atıkların ayıklanmasını ve geri dönüştürülebilir malzemenin tekrar kullanılabilmesi için geri dönüşümünü temin etmek üzere, malzemelerin niteliğine göre aşamalı söküm yapılarak yıkımın kontrollü olarak yapılmasını,</p>

<p>i) Tehlikeli atık: 2/4/2015 tarihli ve 29314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Yönetmeliğinde tehlikeli atık olarak belirtilen atıkları,</p>

<p>j) Yapı: Karada ve suda, daimi veya muvakkat, resmî ve hususi yeraltı ve yerüstü inşaatı ile bunların ilave, değişiklik ve tamirlerini içine alan sabit ve müteharrik tesisleri,</p>

<p>k) Yapı yüksekliği: Bodrum katlar, asma katlar ve çatı arası piyesler dahil olmak üzere, yapının inşa edilen tüm katlarının toplam yüksekliğini,</p>

<p>l) Yıkım: Yapıların, tekniğine göre kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması veya söküm faaliyetlerini,</p>

<p>m) Yıkım planı: Yıkılacak yapının, hangi güvenlik ve çevre koruma tedbirleri ile hangi teknik/teknikler ile yıkılacağına ve ortaya çıkacak bina yıkıntı atıklarının yönetimine dair detaylı bilgileri ihtiva eden ve yıkım ruhsatının eki olan belgeyi,</p>

<p>n) Yıkım ruhsatı: Yıkım faaliyetinden önce alınan ve yıkım için gerekli iznin verildiğini gösteren, muhtevası Bakanlıkça belirlenen belgeyi,</p>

<p>o) Yıkım şantiyesi: Bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslara göre sınırları kapatılmış, giriş ve çıkışı kontrol altında tutulmak suretiyle gerekli güvenlik tedbirleri alınmış olan yıkım faaliyetinin gerçekleştirileceği alanı,</p>

<p>ö) Yüksek yapı: Bina yüksekliği 21,50 metreden veya yapı yüksekliği 30,50 metreden fazla olan binaları (Bina yüksekliği 51,50 metreden veya yapı yüksekliği 60,50 metreden daha yüksek olan binalar çok yüksek yapılardır.),</p>

<p>ifade eder.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(3) Bu Yönetmelik kapsamındaki binaların yıkılmasına ilişkin fenni mesuliyet, inşaat mühendisi tarafından üstlenilir. Bina yüksekliği 18,50 m’den az olan binaların yıkımlarında fenni mesuliyet aranmaz. Ancak binanın bitişik nizam olması, karma taşıyıcı sisteme sahip olması, yapının planda ve düşeyde yapısal düzensizliği bulunması, sağlık ve eğitim tesis alanı ile kültür veya tabiat varlıklarının yakınında olması ve benzeri risk teşkil edecek durumlarda bina yüksekliği 18,50 m’den az olan binalar için ilgili idaresince fenni mesuliyet aranabilir. Patlayıcı ile yapılan yıkımlar ile ikiden fazla bodrum katı olan her türlü binanın yıkımında fenni mesuliyetin üstlenilmesi zorunludur. Patlayıcı ile yapılan yıkımlarda, fenni mesuliyete ilave olarak patlamadan sorumlu mühendis ve ateşleyici görevlendirilir.”</p>

<p>“(4) Patlayıcı ile yapılacak yıkımların analiz ve raporlarından, müellif ve patlatmadan sorumlu mühendis görev alanları kapsamında sorumludur. Patlayıcı ile yapılacak tüm yıkımlar bu Yönetmeliğin yüksek yapıların patlayıcı ile yıkımına dair hükümlerine göre yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının ilk cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, mevcut ikinci cümlesinde yer alan “Ek-3’te” ibaresi “EK-2’de” şeklinde değiştirilmiş, mevcut üçüncü ve dördüncü cümleleri yürürlükten kaldırılmış, aynı maddenin ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“Patlayıcı ile yapılan yıkımlar ile yüksek yapıların yıkımının yıkım planı EK-5’e göre hazırlanır.”</p>

<p>“(3) Patlayıcı ile yapılan tüm yıkımlarda, patlatmadan sorumlu mühendis ile müellif birlikte şantiye sahasında bulunur.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “Patlatmalı yıkım tekniği ile” ibaresi “Patlayıcı ile yıkım tekniği kullanılarak” şeklinde değiştirilmiş ve aynı fıkrada yer alan “belgeler” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile patlatmadan sorumlu mühendise ait bilgi ve belgeler” ibaresi eklenmiş, dördüncü fıkrasında yer alan “ile şantiye şefinden;” ibaresi “ve şantiye şefinden, patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda ise ayrıca patlatmadan sorumlu mühendisten,” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddenin yedinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, aynı maddenin mevcut sekizinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş ve mevcut on birinci fıkrasında yer alan “patlatmalı” ibaresi “patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) 6306 sayılı Kanun kapsamında kamu kurum ve kuruluşları marifetiyle yapılacak yıkımlarda müteahhit ve şantiye şefi aranmaz. Ancak bu durumda yıkım planı hazırlanması gereken tüm yıkımlar için bu kamu kurum ve kuruluşlarınca her türlü fenni mesuliyetin üstlenilmesi zorunludur.”</p>

<p>“Ancak; yapının bitişik nizam olması, yüksek yapı sınıfında olması ve çevre koşullarının makine ile yıkımı zorlaştırması veya mücbir sebeplerin ortaya çıkması hâllerinde, müteahhidin talebi üzerine ve ilgili idarece uygun görülmesi kaydıyla bir defaya mahsus olmak üzere ruhsat süresi üç aya kadar uzatılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Patlatmalı” ibaresi “Patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “patlatmalı” ibareleri “patlayıcı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne” ibaresi “il müdürlüğüne” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğe dördüncü bölümden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiş ve diğer bölümler buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yüksek Yapıların Yıkımına İlişkin Özel Kurallar</p>

<p>Yüksek yapılara ilişkin esaslar</p>

<p>MADDE 13/A- (1) Yüksek yapıların tam ve kısmi yıkımına ilişkin teknik ve idari esaslar, EK-5’e göre yürütülür.</p>

<p>(2) Güvenlik tedbirlerine ilişkin 13 üncü madde hükümleri ile EK-5’te yer alan usul ve esaslara uyulması zorunludur.</p>

<p>(3) Toz, titreşim ve gürültü sınır değerleri, EK-5 ve çevre ve iş sağlığı güvenliği ile ilgili mevzuata uygun olarak sağlanır.</p>

<p>(4) Şantiye çevresi; perdeleme, örtülü yol ve koruma fanı ile korunur.</p>

<p>(5) Makine ile yıkım ve patlayıcı ile yıkım tekniklerinden, yapı özelliklerine uygun olan herhangi birinin tercih edilmesi esastır. Tercih edilen yıkım tekniği, EK-5’te yer alan usul ve esaslara uygun olarak yapılır.</p>

<p>(6) Yıkım planında iş iskelesi kurulumunun öngörülmesi halinde; iç ve dış cephe iş iskeleleri TS EN 12810 ve TS EN 12811 standartlarına, seyyar erişim ve çalışma kuleleri TS EN 1004-1 standardına uygun özellikte seçilir ve dış cephe iş iskelelerinde 19/9/2014 tarihli ve 29124 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ahşap ve Ön Yapımlı Çelik ile Alüminyum Alaşımlı Bileşenlerden Oluşan Dış Cephe İş İskelelerine Dair Tebliğ hükümlerine uyulur.</p>

<p>(7) Yüksek yapılara ilişkin bu bölümde hüküm bulunmayan hâllerde bu Yönetmeliğin diğer hükümleri uygulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüksek yapıların patlayıcı ile yıkımında yeterlik ve uygulama esasları</p>

<p>MADDE 13/B- (1) Patlayıcı ile yıkım yapılacak yapılarda görev alacak patlatmadan sorumlu mühendisin uzmanlığını belgelendirmesi zorunludur.</p>

<p>(2) Ateşleyici, 11/7/2002 tarihli ve 24812 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Patlayıcı Madde Ateşleyici Yeterlilik Belgesinin Verilmesi Esas ve Usullerinin Belirlenmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun (B) sınıfı yeterlik belgesine sahip olmalıdır.</p>

<p>(3) Patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda meteorolojik şartlar değerlendirilmeden patlatma yapılamaz.</p>

<p>(4) Patlatma anında patlama ve hava şoku dalgalarının yayılımını belirlemek amacıyla kalibre edilmiş titreşim ve basınç sensörleri kullanılır. Patlatma gerçekleştirilirken yüksek hızlı kameralar ile yıkım kayıt altına alınır.</p>

<p>(5) Patlayıcı ile yıkım yapılması durumunda, yıkım öncesinde EK-5’te yer alan esaslara uygun olarak test patlatması yapılabilir. Test patlamasının yapılması gerektiği durumda EK-6’da yer alan Form-8’in doldurulması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “4/6/2010 tarihli ve 27601 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültünün Değerlendirilmesi ve Yönetimi Yönetmeliğinde” ibaresi “30/11/2022 tarihli ve 32029 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yıkım faaliyetlerine ilişkin akustik rapor, Çevresel Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirtilen uzmanlığa sahip kişilerce hazırlanır ve eğitim durumunu gösteren belgeler (diploma, yıkım ve patlatma gibi konularda aldığı eğitimleri gösteren belge, sahip olduğu sertifikalar) akustik raporun ekinde sunulur.”</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“İhale sürecindeki kamu yapıları</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) Kamu kurum ve kuruluşlarınca bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce ihale kararı veya ihale tarihi alınmış veya ihalesi yapılmış olan ancak yıkım ruhsatı düzenlenmemiş yapıların ruhsat işlemleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce yürürlükte olan bu Yönetmelik hükümlerine göre sonuçlandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesinde yer alan “Çevre ve Şehircilik” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> Aynı Yönetmeliğin EK-2’si, EK-3’ü ve EK-4’ü ekteki şekilde değiştirilmiş ve aynı Yönetmeliğe ekteki EK-5 ve EK-6 eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> Bu Yönetmeliğin;</p>

<p>a) 5 inci maddesiyle 7 nci maddeye eklenen sekizinci fıkra ile 14 üncü ve 15 inci maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>b) Diğer hükümleri yayımı tarihinden bir yıl sonra,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260812-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/binalarin-yikilmasi-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-yapilmasina-dair-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 00:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="26205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78527"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68503"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39661"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="95188"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="17654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="79743"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="20061"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="75903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="65085"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="53517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="85018"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="71465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="49665"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
