<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 04 Aug 2026 18:40:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/43836 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>P.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/43836)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan 20/6/2017 tarihinden denetimli serbestlikle salıverildiği 25/1/2022 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik); İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı, Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 28/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 9/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan B-4, C-6, ve A-8 No.lu koğuşlarda kalmıştır. Bu koğuşların yatakhane bölümü 43,92 m²dir. Yatakhanede iki katlı sekiz ranza vardır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup tüm hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Odalarda mahpusların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu B-4 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, C-6 No.lu odada en fazla 28 kişiyle, A-8 No.lu odada en fazla 33 kişiyle barındırılmıştır. B-4, C-6, A-8 No.lu odalarının kapasiteleri 16 kişi olup bu odalar 115,32 m²dir. Bireysel başvuru tarihi olan 9/8/2021 tarihinde A-8 No.lu 16 kişilik odada 34 kişi barındırılmakta olup kişi başı kullanım alanı 3,39 m²dir.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x120 cm ölçülerinde iki, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere vardır. Koğuşlarda 5,456 m² büyüklüğünde merdiven boşluğu bulunmaktadır.</p>

<p>- Koğuştan bağımsız olmayıp 34 m² büyüklüğünde olan bir havalandırma bahçesi vardır. Tutuklu ve hükümlüler gün ışığı ile açılıp hava kararınca kapatılan havalandırma bahçesinden bu süre içinde kesintisiz olarak faydalanabilmektedir.</p>

<p>- Odalara bir kişi için 200 lt soğuk ve 50 lt sıcak su verilmektedir.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine de aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>- İnfaz Kurumunda sabah ve akşam olmak üzere iki kez rutin olarak sayım yapılmaktadır.</p>

<p>- Başvurucunun kurumda barındırıldığı süre boyunca Kampüs Semt Hastanesi başta olmak üzere psikiyatri ve dahiliye gibi birçok birimde tedavisi sağlanmış ve başvurucu, sıklıkla tedaviye çıkarılmıştır.</p>

<p>- Başvurucu, bağlama ve İngilizce kurslarına katılma yönünde talepte bulunmuş ve bağlama eğitimi ile İngilizce A-1, A-2 kurslarına katılmıştır.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişiyle, ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde bulunmaktadır. Bu tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin yüzey alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun üç kişilik odalarda kaldığı dönemlerde kişisel alanı 5 m²nin altına hiç düşmediğinden hesaplama yalnızca 16 kişilik odalarda kaldığı dönemler için yapılmıştır. Kişisel alanın 2 ile 3 m² ve 3 ile 4 m² arasında bulunduğu dönemler değerlendirme için yeterli veri sunduğundan kişisel alanın 4 m²'nin üzerinde olduğu dönemler de hesaplamaya dâhil edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>33</p>
   </td>
   <td>
   <p>28/7/2021-9/8/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>12</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>20/6/2017-7/7/2017</p>

   <p>9/8/2017-8/9/2017</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>1/6/2021-20/6/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>17</p>

   <p>30</p>

   <p>5</p>

   <p>19</p>

   <p>Toplam = 71</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>27</p>
   </td>
   <td>
   <p>10/9/2017-3/12/2017</p>

   <p>15/10/2017-6/11/2017</p>

   <p>26/1/2021-3/2/2021</p>

   <p>4/2/2021-9/2/2021</p>

   <p>18/3/2021-29/4/2021</p>

   <p>10/2/2021-12/2/2021</p>

   <p>27/2/2021-17/3/2021</p>

   <p>21/6/2021-30/6/2021</p>

   <p>2/5/2018-28/5/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>54</p>

   <p>22</p>

   <p>8</p>

   <p>5</p>

   <p>42</p>

   <p>2</p>

   <p>18</p>

   <p>9</p>

   <p>23</p>

   <p>Toplam = 183</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,81 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>26</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/7/2017-8/8/2017</p>

   <p>4/12/2017-14/12/2017</p>

   <p>18/12/2020-28/12/2020</p>

   <p>27/5/2021-31/5/2021</p>

   <p>27/4/2018-1/5/2018</p>

   <p>29/5/2018-11/7/2018</p>
   </td>
   <td>
   <p>31</p>

   <p>10</p>

   <p>10</p>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>43</p>

   <p>Toplam = 102</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,92 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>25</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2020-20/1/2021</p>

   <p>15/12/2017-19/12/2017</p>

   <p>23/2/2021-26/2/2021</p>

   <p>29/7/2021-9/8/2021</p>

   <p>4/4/2018-26/4/2018</p>

   <p>12/7/2018-16/7/2018</p>

   <p>5/4/2019-26/6/2019</p>

   <p>18/12/2019-1/2/2020</p>

   <p>12/3/2020-17/4/2020</p>

   <p>29/9/2020-23/10/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>3</p>

   <p>11</p>

   <p>22</p>

   <p>4</p>

   <p>82</p>

   <p>45</p>

   <p>36</p>

   <p>24</p>

   <p>Toplam = 253</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,03 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>24</p>
   </td>
   <td>
   <p>7/5/2021-16/5/2021</p>

   <p>9/11/2021-1/12/2021</p>

   <p>28/2/2018-7/3/2018</p>

   <p>2/4/2018-3/4/2018</p>

   <p>17/7/2018-19/7/2018</p>

   <p>10/8/2021-3/9/2021</p>

   <p>22/10/2021-24/10/2021</p>

   <p>27/9/2019-10/10/2019</p>

   <p>3/2/2020-13/2/2020</p>

   <p>18/4/2020-11/5/2020</p>

   <p>24/10/2020-9/11/2020</p>
   </td>
   <td>
   <p>9</p>

   <p>22</p>

   <p>7</p>

   <p>1</p>

   <p>2</p>

   <p>24</p>

   <p>2</p>

   <p>14</p>

   <p>10</p>

   <p>23</p>

   <p>16</p>

   <p>Toplam = 130</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,16 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>23</p>
   </td>
   <td>
   <p>29/12/2017-4/1/2018</p>

   <p>8/3/2018-9/3/2018</p>

   <p>27/3/2018-1/4/2018</p>

   <p>20/7/2018-26/7/2018</p>

   <p>11/9/2019-17/12/2019</p>

   <p>14/2/2020-11/3/2020</p>

   <p>12/5/2020-3/6/2020</p>

   <p>12/6/2020-28/9/2020</p>

   <p>10/11/2020-17/12/2020</p>

   <p>2/7/2021-6/7/2021</p>

   <p>6/9/2021-29/9/2021</p>

   <p>2/12/2021-6/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>6</p>

   <p>1</p>

   <p>5</p>

   <p>6</p>

   <p>97</p>

   <p>26</p>

   <p>22</p>

   <p>108</p>

   <p>37</p>

   <p>4</p>

   <p>23</p>

   <p>4</p>

   <p>Toplam = 339</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,30 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>5/1/2018-16/1/2018</p>

   <p>10/3/2018-26/3/2018</p>

   <p>27/7/2018-14/9/2018</p>

   <p>4/6/2020-11/6/2020</p>

   <p>30/9/2021-3/10/2021</p>

   <p>13/10/2021-17/10/2021</p>

   <p>30/4/2021-5/5/2021</p>

   <p>7/12/2021-14/12/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>11</p>

   <p>16</p>

   <p>49</p>

   <p>7</p>

   <p>4</p>

   <p>4</p>

   <p>5</p>

   <p>7</p>

   <p>Toplam = 103</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>21</p>
   </td>
   <td>
   <p>17/1/2018-22/2/2018</p>

   <p>21/9/2018-2/10/2018</p>

   <p>21/2/2019-27/2/2019</p>

   <p>25/3/2019-3/4/2019</p>

   <p>8/7/2021-27/7/2021</p>

   <p>4/10/2021-12/10/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>36</p>

   <p>11</p>

   <p>6</p>

   <p>9</p>

   <p>19</p>

   <p>8</p>

   <p>Toplam = 89</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>20</p>
   </td>
   <td>
   <p>23/2/2018-26/2/2018</p>

   <p>3/10/2018-7/10/2018</p>

   <p>28/2/2019-24/3/2019</p>

   <p>16/12/2021-4/1/2022</p>

   <p>24/1/2022-25/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>3</p>

   <p>4</p>

   <p>24</p>

   <p>19</p>

   <p>1</p>

   <p>Toplam = 51</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,79 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/10/2018-13/12/2018</p>

   <p>15/2/2019-19/2/2019</p>

   <p>21/5/2021-23/5/2021</p>

   <p>5/1/2022-7/1/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>66</p>

   <p>4</p>

   <p>2</p>

   <p>2</p>

   <p>Toplam = 74</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu, barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda kurumun fiziki şartlarında geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilmek için önlemlerin alındığı belirtilerek başvurunun kabul edilebilirliği ve şikâyetin esası bakımından Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının yapılacak tespit ve değerlendirmelerde dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Değerlendirme başvurucunun tutulma koşulları -sahip olduğu kişisel yaşam alanı- gözetilerek iki başlık altında yapılacaktır:</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjRhNjE2ZjUyLTViOTEtOTAyOS05OGM1LTBkNDk1MDRmYjI4YQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/293</a>, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQzMzdjMmU0LTZkZDYtMDViOS02MDQwLWRjN2I0NDhlM2YwMQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/3924</a>, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY1ZDcyYmVlLTZlN2MtNWJhNS1jZTYxLTQ5YTBkNTYxMzg3ZQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2020/34532</a>, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>15. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmNiODg2OTY5LTQxODQtZGQ3Ni0yZWFlLTdhNmJkYmEzYTQxYQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/3550</a>, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>16. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>17. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3MWJhZGQwLTM2YTQtODdiZS1mY2ZjLTMyYWFhYWI3MmYyOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2019/39068</a>, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNjY4MmQ0LThiMTMtN2I5Ni0wNDk3LWQ4OGVmYTRiOTE5Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2014/13044</a>, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>18. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmYxYzdhYWNkLWY0NTItMjY2NS1hMjY1LTNjZTZkMzlmZjgwMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2019/34408</a>, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>19. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>20. Somut olayda başvurucunun kişisel alanının 2 ile 3 m² arasında bulunduğu süre toplamda 368 gündür (hesaplamanın yer aldığı tablo için bkz. § 8). Başvurucunun anılan yüzey alanına sahip olduğu dönemler bazen kesintisiz olarak 30, 31, 42, 43 hatta 54 gün sürmüştür. Bu durumda ortada kötü muamele yasağının ihlal edildiği konusunda <i>güçlü bir karine</i> bulunmaktadır (bkz. § 18). Kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin toplamda 368 gün sürmesi nedeniyle <i>kısa süreli</i>,<i> küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra </i>olmadığına kanaat getirilmiştir. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele yasağı olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden</strong></p>

<p>22. Başvurucunun toplam 1.039 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Anayasa Mahkemesi mahpusların asgari kişisel alana sahip olduğu hâllerde kötü muamele yasağı kapsamında bir değerlendirme yaparken kişisel yaşam alanı büyüklüğünün asgari standardı karşılamasının her zaman tek başına yeterli olmadığını, tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin de incelenmesi gerektiğini belirtmiştir. Bu durumda alan faktörü asgari standardı karşılasa da açık hava egzersizine, doğal ışığa veya havaya erişim, havalandırmanın mevcudiyeti, ısıtma düzenlemelerinin yeterliliği, tuvaleti özel olarak kullanma, temel sıhhi ve hijyen gerekliliklerine uygunluk gibi diğer unsurların eksikliğiyle birleştiğinde 17. maddenin ihlal edildiğine karar verilebilecektir (bkz. § 19). Bu nedenle başvurucunun alan faktörü dışındaki tutulma koşulları incelenmelidir.</p>

<p>23. Başvurucu, düzenli biçimde muhafaza edebileceği ayrı bir yatak ile yatağı temiz tutmak için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmadığını ileri sürmemiştir. Başvurucunun yataksız bir zeminde veya yatağında başka mahpuslarla aynı anda uyumak zorunda kaldığı da saptanamamıştır. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem de sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, mevcut tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da görülmüştür. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>24. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 700.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvurucunun İnfaz Kurumundan denetimli serbestlikle salıverildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>28. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 125.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5874, K.2021/6800), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1286 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202143836-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="74823"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 23/12/2025 tarihli ve 2021/46044 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>F.</strong> <strong>K. </strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/46044)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 23/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, mahpusun tutulduğu ceza infaz kurumunun fiziki koşulları nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başka bir ceza infaz kurumundan naklen geldiği 2/12/2016 tarihinden tahliye edildiği 24/10/2023 tarihine kadar Kocaeli 2 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) barındırılmıştır.</p>

<p>3. Başvurucu, tutulduğu odada kalanların sayısının çokluğu ile sağlık ve hijyen koşullarının uygun olmadığı şikâyetiyle infaz hâkimliğine başvurmuştur. Kocaeli İnfaz Hâkimliği (Hâkimlik), İnfaz Kurumunda kapasitenin üzerinde hükümlü/tutuklu barındırıldığı, nakil talebinde bulunularak kurum yoğunluğunun azaltılmasının sağlandığı ancak yeni tutuklamalar nedeniyle mevcudun sürekli artış gösterdiği, ayrıca İnfaz Kurumundaki tüm koğuşlarda mevcut olan kalabalığa bağlı olarak yatak düzeni, hijyen ve barınma hususlarında başvurucuya veya başka birine özgü bir uygulama olmadığı, tüm hükümlü/tutukluların aynı uygulamaya tabi tutulduğu gerekçesiyle başvurucunun talebini reddetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun Hâkimlik kararına itirazı Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 24/7/2021 tarihinde öğrendikten sonra 16/8/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>6. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi, İnfaz Kurumundan başvurucunun tutulduğu sürece ilişkin ayrıntılı bilgi talep etmiştir. İnfaz Kurumu ve Adalet Bakanlığının (Bakanlık) gönderdiği yazılı cevaplara göre;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Başvurucu, resmî kapasitesi 16 kişi olan C-5, C-4, A-8, B-4 ve A-18 No.lu koğuşlarda, resmî kapasitesi 3 kişilik olan A-26 No.lu koğuşta kalmıştır. Tüm odalarda hükümlü/tutuklu sayısı kadar yatak ve ranza bulunmakta olup hükümlü/tutuklular kendilerine ait yataktan 24 saat esasına göre faydalanabilmektedir. Hükümlü/tutukluların istifade ettiği tüm yataklar 90x190 cm ölçüsündedir. Tüm odalarda mahkûmların özel eşyalarını ve kıyafetlerini muhafaza edebilecekleri dolaplar vardır.</p>

<p>- Koğuşlar iki katlı olup koğuşlarda alt katta kapısı ayrı 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde ortak kullanım alanı (televizyon izleme, sohbet ve yeme içme), 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır.</p>

<p>- Başvurucu 2/12/2016 tarihinde tutuklanarak İnfaz Kurumuna alındığı ve burada barındırıldığı süre içinde 2/12/2016-18/12/2020 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan B-4 No.lu odada, 18/12/2020-18/3/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-5 No.lu odada, 18/3/2021-26/5/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan C-4 No.lu odada, 26/5/2021-2/7/2021 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 2/7/2021-26/1/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 3 olan A-26 No.lu odada, 26/1/2022-5/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada, 5/12/2022-8/12/2022 tarihleri arasında resmî kapasitesi 16 olan A-18 No.lu odada barıldırılmıştır. 8/12/2022 tarihinden beri de resmî kapasitesi 16 olan A-8 No.lu odada barındırılmaktadır.</p>

<p>- 16 kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 2,6 m² büyüklüğünde lavabolar bölümü, kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde tuvalet ile kapısı ayrı 1,4 m² büyüklüğünde duş, 32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) ortak kullanım alanı, 34 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi, üst katta ise 43,92 m² büyüklüğünde (merdiven boşluğu dâhil) yatakhane bölümü bulunmaktadır. 16 kişilik odalar toplam 115,32 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu ise 5,45 m²dir. 16 kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Üç kişilik odalar iki katlı olup alt katta kapısı ayrı, 3,01 m² büyüklüğünde tuvalet ve duş, 23,32 m² büyüklüğünde (lavobolar, duş ve tuvalet ile merdiven boşluğu dâhil) genel kullanım alanı, 25 m² genişliğinde havalandırma bahçesi, üst katta ise 32 m² büyüklüğünde yatakhane bölümü bulunmaktadır. Üç kişilik odalar toplam 83,33 m²den oluşmaktadır. Merdiven boşluğu 5,79 m²dir. Üç kişilik odaların alt ve üst katlarında havalandırma penceresi vardır.</p>

<p>- Koğuşların alt kat ortak kullanım alanında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100 x120 cm ölçülerinde 2, üst kat yatakhane kısmında bir tarafı sabit, bir tarafı açılır olmak üzere 100x125 cm ölçülerinde dört pencere bulunmaktadır.</p>

<p>- Tüm odalarda hükümlü/tutukluların kullanımlarına sunulmuş, alt kattaki ortak yaşam alanından bağımsız ve kapısı ayrı olan 16 kişilik odalarda 34 m², 3 kişilik odalarda 25 m² büyüklüğünde havalandırma bahçesi bulunmaktadır ve bu bölümü havanın aydınlaması ile kararması arasındaki sürede hükümlü/tutuklular kullanabilmektedir.</p>

<p>- Kurumdaki tüm odalara 7/24 kesintisiz soğuk su, ayrıca her gün 06.00-09.00, 12.00-14.00 ve 18.00-22.00 saatleri arasında herhangi bir kota olmaksızın sıcak su sağlanmaktadır.</p>

<p>- Koğuşlarda meydana gelebilecek koku ve akma gibi durumlar ile bakım ya da onarım gerektiren durumlara teknik servis personeli tarafından ivedilikle müdahale edilmekte, ayrıca mahkûmların bu yöndeki taleplerine aynı titizlikle yanıt verilmektedir.</p>

<p>8. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun hangi koğuşta, kaç kişi ile ne kadar süre barındırıldığına ilişkin olarak İnfaz Kurumundan bilgi istemiştir. İnfaz Kurumunun sunduğu tablo, kararın ekinde yer almaktadır. Tablodaki verilere göre Anayasa Mahkemesince hazırlanan, başvurucuya tahsis edilen kişisel alan ve süresini gösteren tablo aşağıda gösterilmiştir. Banyo ve tuvalet kısımları ile havalandırma bahçesinin alanları hesaplamaya dâhil edilmemiş ve toplam 75,92 m² üzerinden hesaplama yapılmıştır.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişi Sayısı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tarih Aralığı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Toplam Süre (Gün)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kişisel Alan (m²)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>30</p>
   </td>
   <td>
   <p>18/12/2020-18/3/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>90</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,53 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>29</p>
   </td>
   <td>
   <p>2/12/2016-14/3/2017</p>
   </td>
   <td>
   <p>84</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,61 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>28</p>
   </td>
   <td>
   <p>13/3/2021-2/7/2021</p>
   </td>
   <td>
   <p>112</p>
   </td>
   <td>
   <p>2,71 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>22</p>
   </td>
   <td>
   <p>26/1/2022-5/12/2022</p>
   </td>
   <td>
   <p>312</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,45 m²</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>19</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/12/2022-24/10/2023</p>
   </td>
   <td>
   <p>320</p>
   </td>
   <td>
   <p>3,99 m²</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; barındırıldığı koğuşun çok kalabalık olması nedeniyle asgari yaşam ve hijyen koşullarının sağlanamadığını, ranza yetersizliği sebebiyle ortak kullanım alanına yatak sererek uyumak zorunda kaldığını, bazı zamanlarda nöbetleşe uyuduklarını, tuvalet ve banyonun yetersiz olduğunu ileri sürmüştür. Bakanlık görüşünde; hükümlü/tutuklu sayısının artış gösterdiği zamanlarda Kurumda geçici olarak yer sıkıntıların yaşanabildiği ancak bu sıkıntıların en kısa sürede giderilebilmesi için önlemlerin alındığı belirtilerek kabul edilebilirlik ve esas bakımından yapılacak değerlendirmede Anayasa'nın, mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Başvuru, kötü muamele yasağı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjRhNjE2ZjUyLTViOTEtOTAyOS05OGM1LTBkNDk1MDRmYjI4YQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/293</a>, 17/7/2014, § 80;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQzMzdjMmU0LTZkZDYtMDViOS02MDQwLWRjN2I0NDhlM2YwMQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/3924</a>, 6/1/2015, §§ 72, 74; <i>K.K. </i>[GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmY1ZDcyYmVlLTZlN2MtNWJhNS1jZTYxLTQ5YTBkNTYxMzg3ZQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2020/34532</a>, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>14. Anılan yasak kapsamında kalan hususlar, ceza infaz kurumlarında farklı şekillerde tezahür edebilir. Bunlar ceza infaz kurumu idaresi ve görevlilerinin kasıtlı davranışlarından kaynaklanabileceği gibi yönetimsel hatalar veya yetersiz kaynaklar sebebiyle de ortaya çıkabilir (<i>Turan Günana </i>[1. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmNiODg2OTY5LTQxODQtZGQ3Ni0yZWFlLTdhNmJkYmEzYTQxYQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2013/3550</a>, 19/11/2014, § 37).</p>

<p>15. Anayasa'nın 17. maddesi, tutuklu ve hükümlülerin tutulma koşullarının da insan onuruna yakışır bir şekilde olmasını koruma altına alır. Bu nedenle tutuklu ve hükümlüler özgürlükten mahrum kalmalarının doğal sonucu olan kaçınılmaz elem seviyesinden daha fazla sıkıntı veya eziyet çekecekleri bir duruma sokulmamalıdır. Ayrıca bu kişilerin sağlık ve esenlikleri yeterli bir şekilde güvence altına alınmalı, bu kişilere ihtiyaç duydukları tıbbi yardım sağlanmalıdır (<i>Turan Günana</i>, § 39).</p>

<p>16. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının bahsi geçen asgari ağırlık eşiğine ulaşıp ulaşmadığı konusunda yapılacak değerlendirmede tutulma süresi, açık havada egzersiz yapma olanakları, koşulların neden olduğu fiziksel ve psikolojik etkiler, bazı durumlarda mahpusun yaşı, cinsiyeti, sağlığı ve davanın tüm koşulları gibi birçok faktörün önemli rol oynadığı belirtilmelidir. Bunlarla birlikte tutulma koşullarının kötü muamele oluşturup oluşturmadığı belirlenirken kişisel alan faktörünün temel bir unsur olarak dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır (<i>Cengiz Yetgin</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjQ3MWJhZGQwLTM2YTQtODdiZS1mY2ZjLTMyYWFhYWI3MmYyOA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2019/39068</a>, 14/6/2023, § 58; geri gönderme merkezindeki tutulma koşulları yönünden yapılan benzer değerlendirme için bkz. <i>K.A.</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNjY4MmQ0LThiMTMtN2I5Ni0wNDk3LWQ4OGVmYTRiOTE5Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2014/13044</a>, 11/11/2015, § 93).</p>

<p>17. Ceza infaz kurumlarındaki aşırı kalabalıklaşma ve buna bağlı oluşan kişisel alan eksikliğine ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde dikkate alınacak temel ilkeler <i>Levent Cantekin</i> ([GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmYxYzdhYWNkLWY0NTItMjY2NS1hMjY1LTNjZTZkMzlmZjgwMA&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2019/34408</a>, 9/10/2024, §§ 33, 34) kararında ortaya konmuştur. Sözü edilen ilkelere göre tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu çok kişilik koğuşlarda kişi başına düşen yüzey alanı en az 3 m² olmalıdır. Mahpus başına düşen yüzey alanının hesabında banyo ve tuvalet gibi sıhhi tesis bölümü ile havalandırma bahçesi yaşam alanına dâhil edilmese de mobilyaların kapladığı alan dâhil edilir. Çok kişilik koğuşlarda mahpus başına düşen yüzey alanı 3m²den az ise ya da her tutuklu ve hükümlünün ayrı bir uyku yeri yoksa veya koğuşun genel yüzeyi tutuklu ve hükümlülerin mobilyalar arasında serbestçe hareket etmesine izin vermiyorsa tutulma koşullarının kötü muamele yasağını ihlal ettiği yönünde<i> güçlü bir karine</i> oluşur. Bu karine ancak üç unsurun bir arada bulunması durumunda ortadan kaldırılabilir. İlk unsur asgari kişisel alanın 3 m²nin altına düşmesinin<i> kısa süreli</i>, <i>küçük çaplı</i> ve<i> ara sıra</i> olmasıdır. İkinci unsur bu tür azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesidir. Son unsur tutuklu ve hükümlünün genel olarak uygun nitelikte olan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutulmasıdır.</p>

<p>18. Mahpusların 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alana sahip olduğu hâllerde alan faktörü, tutulma koşullarının yeterliliğinin değerlendirilmesinde önemlidir ve bu durumun uygunsuz tutulma koşullarının diğer yönleriyle birleşmesi hâlinde kötü muamele yasağı ihlal edilmiş olur. Mahpusların daha fazla kişisel alana sahip olmaları nedeniyle kişisel alan sorununa ilişkin herhangi bir sorunun ortaya çıkmadığı durumlarda ise tutulma koşullarının yeterliliği konusunda tutulma koşullarının diğer yönleri değerlendirilmelidir. Tutulma koşullarının diğer yönleri arasında temel sıhhi ve hijyen gereklerine uygunluk, tuvalet ve banyonun mahrem kullanılması, açık hava egzersizine, doğal ışık veya havaya erişim, havalandırma ve ısıtma sistemlerinin yeterliliği yer alır. Belirtilen koşullar altında tutulmanın süresi de dikkate alınmalıdır (<i>Levent Cantekin</i>, § 35).</p>

<p>19. Her mahpusa düzenli biçimde muhafaza edeceği ayrı bir yatak ile yatağını temiz tutması için gerekli sıklıkta değiştirebileceği ayrı ve uygun bir yatak takımı sağlanmalıdır. Bu bakımdan mahpusun bir yatağı aynı anda başka mahpuslarla birlikte kullanmak veya nöbetleşe olarak paylaşmak veya yataksız zeminde uyumak zorunda bırakılmasının kabul edilemez olduğu değerlendirilmektedir (<i>Cengiz Yetgin</i>, § 62).</p>

<p>20. Başvurucu sadece kalabalık odada tutulmayla ilgili hususlardan şikâyet ettiğinden başvurucunun tutulma koşulları sahip olduğu kişisel yaşam alanı gözetilerek iki başlık altında incelenecektir.</p>

<p><strong>1. Başvurucunun 3 m²den Daha Az Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>21. Somut olayda başvurucu kesintisiz olarak 90 gün boyunca 2,53 m², 84 gün boyunca 2,61 m², 112 gün boyunca 2,71 m² yüzey alanına sahip olabilmiştir. Dolayısıyla kişi başına düşen yüzey alanının 3 m²nin altına düşmesi kısa süreli olmamıştır. Bu nedenle meydana gelen alan azalmalarının -tutulma koşullarının ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkileri de hesaba katılarak- Anayasa'nın 17. maddesi anlamında kötü muamele olarak nitelendirilmesi için gerekli olan ağırlık seviyesine ulaştığı sonucuna varılmıştır. Güçlü karinenin ortadan kalkması için aranan ilk unsurun sağlanmadığı anlaşıldığından asgari kişisel alandaki azalmaların koğuş dışı yeterli dolaşım özgürlüğü ve yeterli koğuş dışı etkinliklerle desteklenmesine, başvurucunun genel olarak uygun nitelikte bulunan ve tutulma koşullarını ağırlaştırıcı başka bir unsur taşımayan bir ceza infaz kurumunda tutuluyor olmasına ilişkin diğer iki unsurun değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Başvurucunun 3 m² İle 4 m² Arasında Kişisel Yaşam Alanına Sahip Olduğu Dönem Yönünden </strong></p>

<p>23. Başvurucunun toplam 632 gün süreyle 3 m² ile 4 m² arasında kişisel alanda barındırıldığı tespit edilmiştir (bkz. § 8). Konuyla ilgili ilke (bkz. § 18) uyarınca tutulma koşullarının diğer yönlerinin yeterliliğinin incelenmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucu, koğuş kalabalıklığı sebebiyle ranzada yatamadığından yakınsa da her zaman kendisine ait bir yatağa sahip olmuş ve bu yataktan 24 saat süreyle yararlanabilmiştir.</p>

<p>25. Başvurucunun kaldığı odaların sıhhi tesislerinin odalardan bir kapıyla ayrıldığı, başvurucunun her gün hem soğuk hem sıcak suya erişebildiği tespit edilmiştir. Ayrıca odaların ve sıhhi tesislerin temizliği, tuvalet ve lavabo sayısı, mahpusların bunları kullanmak için harcadıkları zamanın yetersiz olduğu tespit edilmemiştir. Odaların havalandırma bahçesine açılan bir kapısı, her bir birimin havalandırma ve ışık sağlayan birden fazla penceresi olduğu da anlaşılmıştır. Bu nedenle temizlik, havalandırma ve aydınlatma dâhil genel koşulların tutulma koşullarının standartlarına göre yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Netice itibarıyla tutulma koşullarının fiziksel ve ruhsal etkileri ayrı ayrı ve başvurucu üzerindeki toplu etkisi hesaba katılarak değerlendirildiğinde başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönemdeki tutulma koşullarının Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamına girebilmesi için aranan asgari ağırlık eşiğine ulaşmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>28. Başvurucu, ihlalin tespiti ile tür ve miktar belirtmeksizin tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>29. Başvurucunun ceza infaz kurumundan tahliye edildiği anlaşıldığından ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>30. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 1. Başvurucunun 3 m²den daha az kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Başvurucunun 3 m² ile 4 m² arasında kişisel yaşam alanına sahip olduğu dönem yönünden Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 115.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (E.2021/5767, K.2021/6835), Kocaeli 1. Ağır Ceza Mahkemesine (2021/1285 D.İş) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 23/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202146044-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 18:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="86343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2024/69117 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MESUT YAŞAR</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/69117)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Furkan Samet ESER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (D) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2024/69117 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvuruda öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi, esasa ilişkin olarak ise Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucuların bir kısmı, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddialarını tekrarlamıştır.</p>

<p>6. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>7. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>8. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>11. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. Öte yandan başvurucuların bir kısmı, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>14. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>15. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>16. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>17. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (E) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202469117-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/aym-aiz.jpg" type="image/jpeg" length="34516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/68916 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/68916 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>O.D. </strong><strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/68916)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Zehra GAYRETLİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>

   <p>[bkz. ekli listenin (C) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (F) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/68916 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Mevcut başvuruda yargı makamları tarafından başvurucular hakkındaki ByLock tespitlerinin -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen byLock tespit ve değerlendirme tutanakları yerine yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Buna karşın Yargıtay içtihadı uyarınca kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından -somut olayda da olduğu gibi- sadece CGNAT kayıtları yeterli delil olarak kabul edilmemektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko</i> [1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım </i>[2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29;<i> Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>7. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>8. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>12. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Öte yandan başvuruculardan bir kısmı, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>15. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>17. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>18. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (G) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202368916-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="90724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/50524 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/50524 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M. K.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/50524)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (E) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/50524 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>6. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>8. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>9. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>10. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>11. Öte yandan başvurucuların bir kısmı, ByLock verilerini içeren dijital materyallerin mahkeme huzuruna getirtilmemesi ve bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin, terör örgütüne üye olma suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>13. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>14. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>M.D.</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>A.A. ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>15. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>16. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (H) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202350524-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="26897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/34020 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2023/34020 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A.Y.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/34020)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>[bkz. ekli listenin (E) sütunu]</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet kararında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda, başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Komisyon ekli listenin (B) sütununda yer alan başvuruların 2023/34020 numaralı başvuru ile birleştirilmesine, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>3. Talepte bulunan ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Gerekçeli Karar Hakkının</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>4. Başvurucular, başta ByLock programının örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanıldığına dair yargılama makamları tarafından mahkûmiyet kararına dayanak alınan delillere ve yapılan değerlendirmelere karşılık davanın esasına etkili olacak şekilde ileri sürdükleri itirazların karşılanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Mevcut başvuruda yargı makamları tarafından başvurucular hakkındaki ByLock tespitlerinin -ByLock verilerini içeren dijital materyallerin çözümlenmesi üzerine- user-ID numarası ve buna bağlı alt verilere ilişkin düzenlenen byLock tespit ve değerlendirme tutanakları yerine yalnızca ByLock sorgu sonucu raporuna veya Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumundan getirtilen CGNAT kayıtlarına dayandırıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Buna karşın Yargıtay içtihadı uyarınca kişinin ByLock kullanıcısı olduğunun tespiti açısından -somut olayda da olduğu gibi- sadece CGNAT kayıtları yeterli delil olarak kabul edilmemektedir [birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/6/2021 tarihli ve E.2020/2018, K.2021/4527; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/10/2022 tarihli ve E.2021/18943, K.2022/5428 sayılı kararları] (benzer yönde bkz. <i>Mehmet Ayko</i> [1. B.], B. No: 2019/41322, 7/1/2025, § 20;<i> Atakan Yıldırım </i>[2. B.], B. No: 2021/8629, 14/1/2025, § 29;<i> Uğur Özçiftçi</i> [1. B.], B. No: 2021/43521, 15/1/2025, § 20).</p>

<p>7. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> (GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025) kararında, başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>8. Neticede başvurucuların ByLock uygulamasını kullandıklarına ilişkin tespiti içeren deliller terör örgütü üyeliği suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararlarında belirleyici delil olarak değerlendirilmekle birlikte bu kullanımın <i>gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla gerçekleştirildiğinin</i> ortaya konulmadığı, dolayısıyla <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durumun bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucuların bir kısmı, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11. Başvurucuların iddialarının <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>12. Başvuruculardan bir kısmı, adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer bazı güvencelerin yanı sıra birçok Anayasal hakkının ihlal edildiğini de ileri sürmüştür. Bireysel başvuruya konu olay ve olgular, başvurucuların ihlal iddiaları ve başvuruya konu temel şikâyetlere ilişkin yukarıda yapılan tespitler birlikte değerlendirildiğinde bir kısım başvurucunun Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak koruma alanında yer alan temel haklara ilişkin diğer şikâyetlerinin <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Öte yandan başvuruculardan bir kısmı, terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan bazı eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle de suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi <i>Ali Bayram İskender</i> kararında varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetler hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 60, 61). Mevcut başvuruda da varılan sonuç ve uygun görülen giderime göre başvurucuların benzer ihlal iddiaları yönünden <i>Ali Bayram İskender</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddia hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir incelenme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>15. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>17. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>18. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadıklarından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde talepte bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (F) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (H) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (G) sütununda belirtilen harçların listede gösterildiği şekliyle ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202334020-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="81599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/30392 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2022/30392 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T.</strong> <strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/30392)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Merve ARSLANTÜRK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma, kelepçeli olarak nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye olma suçunu işlediği şüphesiyle hakkında Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) yürütülen soruşturma kapsamında başvurucu 24/8/2016 tarihinde İzmir'in Torbalı ilçesindeki evinde yakalanarak gözaltına alınmış, 5/9/2016 tarihinde de tutuklanmıştır. Başvurucu, Balıkesir Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde (TEM) müdafii eşliğinde verdiği 3/9/2016 tarihli ifadesinde ve sulh ceza hâkimliğinde müdafii eşliğinde yapılan 5/9/2016 tarihli sorgusunda gözaltında kötü muameleye maruz kaldığına, düzenlenen adli muayene raporlarının gerçeği yansıtmadığına veya bu raporları düzenleyen hekimlerin gerçeğe aykırı rapor düzenlediğine ilişkin bir iddiada bulunmamıştır.</p>

<p>3. Başvurucu vekili, Başsavcılığa sunduğu 15/11/2017 tarihli dilekçede başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olduğu iddiasıyla Torbalıdaki evinden gözaltına alındığını, on saat boyunca elleri kelepçeli şekilde oturtularak kendisini Balıkesir'e götürecek polisleri beklediğini, ardından yine kelepçeli olarak Balıkesir'e nakledildiğini, gözaltı sürecinde fiziksel olarak kötü koşullarda tutulduğunu beyan etmiştir. Vekil, şikâyete konu kısmın ise başvurucunun gözaltı süresi içinde mülakat olarak adlandırılan görüşmeler kapsamında sivil giyimli polislerce aynı odada, farklı günlerde üç kez avukatsız olarak sorgulanmasına ilişkin olduğunu belirtmiştir. Bu sorgularda başvurucuya sürekli bağırıldığını, küfredildiğini, hakaret edildiğini, eşi ve çocukları üzerinden cinsel içerikli tehditlerle itirafa zorlandığını, başvurucunun istenen ifadeyi vermemesi üzerine polisler tarafından duvara çarpılarak tokat ve yumruklarla darbedildiğini, oluşan darp izlerini doktorlara bildirdiğini, vücudundaki izleri göstermek istemesine rağmen polislerin buna izin vermediğini, doktorların da başvurucuyu muayene etmeden rapor düzenlediklerini ileri sürmüştür. Ayrıca başvurucunun gözaltı süresince gözlüğüne erişemediği için ifadesini okuyamadan imzalamak zorunda bırakıldığını, tüm bu süreçte insanlık dışı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığını iddia etmiş, başvurucunun uzun süre şikâyetçi olmamasının sebebini ise korku içinde yaşaması ve ne yapacağını bilememesi olarak açıklamıştır.</p>

<p>4. Şikâyet üzerine Başsavcılıkça başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan başvurucu; avukatının şikâyet dilekçesinde de ifade ettiği gibi uzun süre kelepçeli tutulma, bu şekilde nakledilme ve gözaltında kötü koşullarda barındırılma yönündeki anlatımların şikâyet konusu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu; TEM'de sivil giyimli polislerce avukatı olmaksızın farklı günlerde üç kez aynı odada sorgulandığını, sorgulamada bulunan polislerin isimlerini bilmediğini, birbirlerine <i>"hacı"</i> ve<i> "abi" </i>şeklinde hitap ettiklerini belirterek fiziksel özelliklerini tarif etmiştir. Bu sorgularda eşi ve çocuklarına yönelik cinsel saldırı tehditleriyle konuşmaya zorlandığını, konuşmayınca duvara çarpılarak tokat ve yumrukla darbedildiğini, vücudunda morarmalar olduğunu, isimlerini hatırlamadığı, nezarethanede bulunan diğer kişilerin de olayları gördüğünü, nezarethaneye gelen doktorların kendisini muayene etmeden rapor düzenlediğini, darp izlerini gösterme imkânı tanınmadığını, migren ilacı ile gözlüğünün verilmediğini, uzun süre gözlüksüz kalması nedeniyle gözlerinin rahatsızlandığını, bu nedenle ifade tutanağına ne yazıldığını okuyamadan imza attığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Başvurucunun 24/8/2016 tarihli gözaltı giriş raporunda darp ve cebir izi saptanmadığı belirtilmiştir. Bu tarihten 5/9/2016 tarihine kadar her gün için ayrı ayrı düzenlenen adli muayene raporlarında da darp ve cebir izi tespit edilmediği kayıt altına alınmıştır.</p>

<p>6. Başvurucunun gözaltında kaldığı dönemde TEM Şube Müdürlüğünde gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerine başvurulmuştur. İfadeleri alınan bu kişilerden bazıları, polislerin gözaltında tutulan şüphelilerin ifadelerini mülakat adı altında müdafileri hazır edilmeden ayrı ayrı aldıklarını, ifade odasına tek başına alındıkları için içeride ne yaşandığını görmediklerini, başvurucunun ifadeden döndüğünde hırpalanmış ve yorgun göründüğünü, gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini, başvurucunun kendilerine şiddete maruz kaldığını, hakaret ve tehditlere uğradığını anlattığını söylemiştir. Bu kişiler, başvurucunun doktor muayenesine şahit olmadıklarını, uygulamada polisin muayene sırasında yanlarında bulunduğunu, doktorun kendileriyle hiç yalnız kalmadığını belirtmiş; ifadelerine başvurulan bazıları ise başvurucunun kötü muamele iddiaları ile ilgili bilgi sahibi olmadıklarını beyan etmiştir.</p>

<p>7. Başvurucunun gözaltı sürecindeki muayenelerini gerçekleştiren ve bu doğrultuda adli muayene raporlarını düzenleyen hekimlerin ifadelerine başvurulmuştur. Doktorlar, adli muayeneyi yürüttükleri sırada prosedür neyi gerektiriyorsa onu uyguladıklarını, başvurucunun darp veya cebir iddiasında bulunması, kendilerinin de darp ve cebir izi tespit etmeleri hâlinde bu hususları eksiksiz biçimde adli rapora yansıtacaklarını, başvurucunun muayenesinde herhangi bir darp ve cebir izi tespit etmediklerinden raporu buna uygun şekilde düzenlediklerini, görevlerini tam ve eksiksiz olarak yerine getirdiklerini, başvurucunun iddialarının asılsız olduğunu ifade etmiştir. Başvurucunun gözaltında tutulduğu dönemde TEM Şube Müdürlüğünde görevli bir polis memuru da dinlenmiş, bu kişi başvurucunun iddialarının gerçeği yansıtmadığını söylemiştir.</p>

<p>8. Başsavcılık, gözaltı sürecinde görevli kolluk personeli ile başvurucuyla birlikte gözaltında bulunan kişilerin ifadelerinde kötü muamele iddialarının doğrulanmadığı, başvurucunun anlatımlarını destekleyen, görgüye dayalı olan tanık beyanı ve kamu davası açmaya elverişli somut delil elde edilemediği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığı kararına karşı itirazı Balıkesir 2. Sulh Ceza Hâkimliğince 7/1/2022 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 16/2/2022 tarihinde öğrendikten sonra 2/3/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>11. Başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>12. Başvurucu adli yardım talebinde bulunmuştur. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gözaltında Fiziksel ve Sözlü Şiddete Maruz Kalma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>13. Başvurucu; gözaltında bulunduğu süre boyunca sürekli hakaret ve ağır tehditlere maruz kaldığını, sorgularda dövüldüğünü, adli işleme ilişkin süreçte aile mahremiyetinin zedelendiğini, kendisinin ve ailesinin cinsel saldırı ve uzun süreli hapisle tehdit edildiğini beyan etmiştir. Önceden hazırlanmış ifadeleri böyle bir baskı altında okumadan imzalamaya zorlandığını, doktorların vücudundaki darp izlerini kayda geçirmeden rapor düzenlediğini ileri sürmüştür. Kendisiyle birlikte nezarethanede kalan kişilerin kimlikleri ve sayısının tam olarak tespit edilmediğini, bu nedenle bu kişilerin tümünün ayrıntılı beyanlarının alındığına dair bilgi bulunmadığını, gözaltında birlikte kaldığı şüphelilerin tamamının ve doktorların dinlenmediğini, sorgu odasında kamera yok ise de nezarethanenin diğer kısımlarında kamera olduğunu, kamera kayıtlarının toplanıp incelenmediğini belirterek kötü muamele iddiaları yönünden etkili bir soruşturma yürütülmediğini iddia etmiştir. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>14. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin <i>insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>15. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 81; <i>K.K.</i>, § 27).</p>

<p>16. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).</p>

<p>17. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (<i>S.D.</i> [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; <i>Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek</i> [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).</p>

<p>18. Anayasa'nın 17. maddesi -<i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin savunulabilir iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Tahir Canan</i> [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 111, 112, 114-117; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin</i> [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p>19. Başvurucunun fiziki şiddet, tehdit ve hakarete maruz kaldığını iddia etmesinin akabinde Başsavcılık, konuyla ilgili bir soruşturma başlatmış ve başvurucuyla ilgili belgeleri celbetmiştir. Ayrıca başvurucunun rapor içeriklerine yönelik itirazını nazara alarak genel adli muayene raporlarını düzenleyen doktorların beyanlarını aldırmış, başvurucunun ayrıntılı beyanını almış ve başvurucuyla aynı dönemde nezarethanede tutulan tespit edebildiği kişilerin beyanına başvurmuştur. Başsavcılık, saptayabildiği şüpheli kolluk görevlilerinin beyanlarının alınması için gerekli adımları da atmıştır. Başvurucuyla aynı nezarethanede bulunan bazı kişiler başvurucunun ifadeden döndüğünde yorgun ve hırpalanmış göründüğünü, kendilerine şiddet ve tehditlerden söz ettiğini ancak vücudunda gözle görülür bir yaralanma fark etmediklerini ifade etmiştir. Başvurucu hakkında adli muayene raporları düzenleyen hekimler de gerçeğe aykırı bir rapor düzenlemediklerini beyan etmiştir.</p>

<p>20. Başsavcılık, kamera görüntülerinin temini için çaba göstermemiştir. Ne var ki başvurucu, konuyla ilgili şikâyetini ilk kez şikâyet ettiği olayların üzerinden yaklaşık olarak on beş ay geçtikten sonra yani kamera görüntülerinin olağan saklama sürelerinden uzun zaman sonra dile getirmiştir. Kaldı ki başvurucu, şikâyet ettiği olayların yaşandığı odada kamera bulunmadığını ifade etmiştir. Ayrıca Başsavcılıkça toplanan deliller başvurucunun uğradığını iddia ettiği muamelelerin varlığını makul şüphenin üzerinde ortaya koymamaktadır. Bu sebeple Başsavcılığın, başvurucunun iddialarıyla ilgili etkili bir soruşturma yürüttüğü ve kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Nakil Sırasında Kelepçeli Tutulma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>22. Başvurucu, İzmir'den Balıkesir'e elleri arkadan kelepçeli olarak götürüldüğünü belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>23. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (<i>İsmail Buğra İşlek </i>[1. B.], B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, sevk ve nakil işlemleri sırasında kelepçe kullanılmasına ilişkin kötü muamele iddialarında yetkili Cumhuriyet başsavcılığına yapılacak suç duyurusu ve devamında yürütülecek ceza yargılamasını bireysel başvurudan önce tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olarak kabul etmektedir (birçok karar arasından bkz. <i>Hüseyin Şenel </i>[2. B.], B. No: 2016/1616, 15/9/2020;<i> Merve Salbars</i> [1. B.], B. No: 2019/36166, 30/3/2023; <i>İbrahim Durgut</i> [1. B.], B. No: 2020/33234, 14/5/2025).</p>

<p>25. İncelenen olayda başvurucunun Başsavcılığa yaptığı şikâyet yalnızca Balıkesir'de gözaltında bulunduğu süre içinde maruz kaldığını iddia ettiği kötü muamelelere ilişkindir. Başvurucu, şikâyetinde kelepçeli olarak uzun süre tutulduğunu ve bu şekilde nakledildiğini belirtmişse de bu hususun şikâyet konusu olmadığını açıkça ifade etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bu iddiası yönünden bireysel başvuruda bulunmadan önce tüketmesi gereken hukuk yoluna başvurmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C. Gözaltında Kötü Koşullarda Tutulma Nedeniyle </strong><strong>Kötü Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>27. Başvurucu; on iki günlük gözaltı süresi boyunca kalabalık ve sağlıksız nezarethane koşullarında tutulduğunu, yemek ve suyun yetersiz olması nedeniyle zafiyet geçirdiğini, banyo ve hijyen imkânından yoksun bırakıldığını, gözlüğünün ve kronik rahatsızlığına ilişkin ilaçlarının verilmemesi nedeniyle sağlığının olumsuz etkilendiğini belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulabilmesi için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (<i>İsmail Buğra İşlek</i>, § 17).</p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi gözaltında tutulan kişilerin nezarethanede tutulma koşullarının yetersizliği nedeniyle kötü muameleye maruz kaldığı yönündeki iddialarıyla ilgili olarak temel ilkeleri ortaya koyduğu ve değerlendirmelerde bulunduğu kararında şikâyete konu yetersiz koşullardaki tutma hâli sona ermişse idari yargı yolunda açılacak tam yargı davasını etkili bir yol olarak kabul etmiştir (<i>Nebahat Baysal Gül</i> [2. B.], B. No: 2016/14634, 28/5/2019, §§ 17-31; ayrıca yetersiz miktarda yiyecek ve içecek verilmesi iddiası yönünden bkz. <i>Tuncay Gürsen</i> [1. B.], B. No: 2016/35379, 15/1/2020, §§ 17-24).</p>

<p>30. Eldeki olayda başvurucunun şikâyetine konu nezarethane koşullarındaki tutulma hâli gözaltı süresinin bitmesiyle sona ermiştir. Dosya kapsamına göre başvurucu, bu koşullar nedeniyle uğradığını iddia ettiği zararların giderilmesi amacıyla idari yargıda tam yargı davası açtığına dair bilgi ve belge sunmamıştır.</p>

<p>31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Gözaltında fiziksel ve sözlü şiddete maruz kalma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Nakil sırasında kelepçeli tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Gözaltında kötü koşullarda tutulma nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202230392-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 17:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="57071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndiriminin “Lehe Kanunun Geriye Yürümesi” Kuralına Göre Değerlendirilmesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Daha önce kaleme aldığımız “Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4) başlıklı yazımızda; kamuoyunda <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> olarak bilinen, 16.07.2026 kabul tarihli,<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>’un 13. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesinin 4. fıkrasına getirilen ceza indiriminin kapsamını izah etmiştik. Yine aynı yazımız kapsamında; 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında da bu ceza indiriminin ne şekilde uygulanacağına ilişkin düzenlemelere yer verildiğini belirterek, tüm bu kuralların uygulanması için gerekli olan şartlara da değinmiştik.</p>

<p><strong>Bu kısa değerlendirme yazısında izah etmek istediğimiz husus ise;</strong> 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında, TCK m.158/4’de yer verilen ceza indiriminin uygulanması bakımından, kişilerin “sanık” veya “hükümlü” statüsünde bulunmalarına göre ayırım yapılmasının, Ceza Hukukunda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin bir yansımasını teşkil eden ve kanunların zaman bakımından uygulanmasında geçerli olan “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesine aykırılık teşkil edip etmeyeceğidir.</p>

<p>7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında düzenlenen hükümlerden anlaşıldığı üzere kanun koyucu; TCK m.158/4’e getirdiği, dolandırıcılık suçunun işlenmesindeki fiili yalnızca <i>“kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme”</i> ile sınırlı olan kişiler bakımından,<strong> dosyalarının kanun yolu aşamasında olması veya hükümlerinin kesinleşip infazına geçilmesi açısından bir fark öngörmüş, dosyası kanun yolunda bulunan, dolayısıyla henüz “sanık” statüsü devam edenler bakımından bozma kararı verilerek, dosyalarının ilk derece mahkemesine gönderilmesini ve “sanık” statüsü devam edenlerin fiillerinin TCK m.158/4’e girdiğinin tespit edilmesi durumunda cezalarının yarı oranında indirilmesi imkanından faydalanabilmeleri için mağdurun zararının giderilmesi şartını getirmemiş olmasına rağmen, dosyası kesinleşip infaz aşamasında bulunanlar bakımından, birebir TCK m.158/4’de yer alan aynı fiilden sorumlu olmalarına rağmen, ceza indiriminden faydalanabilmeleri için 6 ay içerisinde mağdurun zararını aynen geri verme veya tazmin yoluyla gidermelerini zorunlu şart olarak getirmiştir.</strong></p>

<p>Ceza Hukukunda “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesi, ceza kanunlarının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulanması ve geçmişe etkili olmaması prensibinin bir istisnasını teşkil etmektedir. Bu ilke uyarınca; Ceza Hukukuna ilişkin yeni düzenleme bir fiili suç olmaktan çıkarmış, cezayı azaltmış veya suçun unsurlarını değiştirmişse, bu halde failin lehine olarak geçmişe etkili şekilde uygulanacaktır, çünkü artık kamu düzeni bakımından failin aleyhine olan eski düzenlemeyi uygulamanın bir anlamı ve faydasının bulunmadığı kabul edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Hukukunda “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesi dikkate alınarak; 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarındaki ceza indiriminin uygulanabilmesi bakımından, “sanık” ve “hükümlü” statüsünde bulunanlar bakımından getirilen zararın giderilmesi şartı farkı getirilmesi hususu değerlendirildiğinde iki görüş ortaya koyulabilir.</p>

<p><strong>Bir görüşe göre; </strong>her iki durumda da kişinin işlediği fiil TCK m.158/4 kapsamında <i>“kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme” </i>eylemi ile sınırlı olsa dahi, statüleri arasında farklılık olduğundan dolayı, kanun koyucunun “kanunilik” ilkesine riayet ederek, böyle bir farklılık öngörmek suretiyle açıkça bir kanuni düzenleme ile “hükümlüler” bakımından ek bir koşul getirmesinde herhangi bir hukuki sorun olmayacaktır.</p>

<p><strong>Diğer bir görüşe göre ise; </strong>7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. ve 7. fıkralarında getirilen düzenlemeden faydalanacak kişilerin bizzat aynı fiilden sorumlu olmaları, bunun yanında uygulanacak ceza miktarının da aynı olması nedenleriyle, “hükümlü” sıfatında bulunanlar bakımından ayrıca bir ek koşul olarak <i>“mağdurun zararının giderilmesi” </i>şartının öngörülmesi, Ceza Hukukunda kural olan “lehe kanunun geriye yürümesi” prensibine aykırılık teşkil eder.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>Anayasa m.38/1’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 7/1’in güvencesinde bulunan “lehe kanunun geriye yürümesi” prensibini Ceza Hukukunda hayata geçiren <strong>“Zaman bakımından uygulama” başlıklı TCK m.7/2’de yer alan, </strong><i>“Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” </i>hükmü gereğince, 7589 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasında “hükümlüler” bakımından ek bir düzenleme getirilmemiş olsa idi, m.158/4 lehe hüküm olduğundan, başka düzenlemeye ihtiyaç duyulmadan mahkumiyeti kesinleşmişler hakkında da uygulanırdı.</p>

<p>Aynı fiili işleyenleri, aynı indirim oranından faydalanabilmeleri için, farklı düzenlemeler yoluyla “sanık” veya “hükümlü” statüsüne göre ayırarak, “hükümlüler” bakımından ek koşul getirilmesi, “lehe kanunun geriye yürümesi” prensibine aykırıdır. Kanun koyucu; “hükümlüler” bakımından düzenlediği geçici madde hükmünde daha fazla bir indirim oranı öngörse idi, bu halde ek koşul getirilmesinde hukuki sorun bulunmazdı.</p>

<p><strong>Aynı fiilden sorumlu olanlara aynı oranda ceza indiriminin uygulanabilmesinde; </strong>“sanık” ve “hükümlü” ayırımının yapılması ve “hükümlü” durumunda bulunanlara zararın giderilmesi ek koşulunun getirilmesi, davanın birisinin hızlı görülmesine, diğerinin suç tarihi itibariyle yeni olmasına rağmen ağır işleyiş nedeniyle henüz bitmemesine bağlı olarak aynı hukuki durumda bulunan iki kişiye farklı uygulama yapılması, Anayasa m.38/1 ve TCK m.7/2 uyarınca “lehe kanunun geriye yürümesi” ilkesine aykırılığı gündeme getirir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indiriminin-lehe-kanunun-geriye-yurumesi-kuralina-gore-degerlendirilmesi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-te7df.jpg" type="image/jpeg" length="60410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YATIRIM YOLU İLE KAZANILAN TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTAL EDİLMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk hukukunda belirli ekonomik kriterleri karşılayan yabancıların istisnai yolla Türk vatandaşlığını kazanabilmesine imkân tanınmıştır. Özellikle 400.000 Amerikan Doları tutarında taşınmaz edinimi, sermaye yatırımı yapılması, istihdam oluşturulması veya ekonomik katkı sağlayan diğer faaliyetlerin gerçekleştirilmesi halinde ilgili yabancı, eşi ve 18 yaşından küçük çocukları Türk Vatandaşlığı kazanmaktadır. Bu yazımızda Türk Vatandaşlığının kazanılma usulleri detaylıca açıklanmayacak olup, Türk Vatandaşlığı kazanıldıktan sonra; özellikle Türk Vatandaşlığı başvuru sürecinde yapılan muvazaalı işlemler nedeniyle Türk Vatandaşlığının iptal edilmesi hususu anlatılacaktır.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KAZANMA KARARININ İDARİ İŞLEM NİTELİĞİ</strong></p>

<p>İdare hukuku bakımından idari işlem; idarenin kamu gücü kullanarak, tek taraflı irade açıklamasıyla hukuk düzeninde değişiklik meydana getiren işlemleridir. Vatandaşlığın kazanılmasına ilişkin kararlar da bu kapsamda değerlendirilmektedir. Zira yabancının yatırım şartlarını yerine getirmesi, vatandaşlık statüsünü kendiliğinden doğuran bir işlem değildir. Vatandaşlık bağının kurulması, yetkili idari makamın irade açıklaması sonucunda gerçekleşmektedir. 400.000 Amerikan Doları bedel tutarında yatırım yapmak suretiyle Türk Vatandaşlığı kazanma işlemi 5901 Sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 12. Maddesi uyarınca Cumhurbaşkanı kararıyla tesis edilen kurucu idari işlem niteliğindedir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KAZANMA KARARININ DAYANAĞI: TAŞINMAZ YATIRIM TESPİT BELGESİ VE UYGUNLUK BELGESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında, vatandaşlık başvurusunun temelini oluşturan husus, yabancı yatırımcının mevzuatta öngörülen yatırım şartlarını yerine getirdiğinin yetkili idari makamlar tarafından tespit edilmesidir. Bu kapsamda yatırım tespit belgesi, (eski adıyla uygunluk belgesi) vatandaşlık kazanma kararının oluşum sürecinde önemli idari belgeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk Vatandaşlığı başvuru sürecinin başlatılabilmesi için, başvurucunun öncelikle 400.000 Amerikan Doları yatırım yaptığının, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi düzenlenmek suretiyle tespit edilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla Türk Vatandaşlığı verilmesine yönelik Cumhurbaşkanlığı tarafından verilen kararın dayanağı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından verilen Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesidir. Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi ise, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirilmiş gayrimenkul değerleme uzmanlarının, vatandaşlığa konu taşınmazın değerinin 400.000 USD üzerinde olduğunu yönünde hazırladığı değerleme raporu neticesinde verilir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞI KARARLARININ İPTAL NEDENLERİ </strong></p>

<p>Vatandaşlık kararının verilmesiyle birlikte kişi, yalnızca ekonomik bir işlem sonucunda geçici bir hak elde etmiş olmaz; hukuken korunan bir vatandaşlık statüsüne sahip olur. Bu nedenle vatandaşlık kararının daha sonra kaldırılması, idare hukuku bakımından özel bir sorun ortaya çıkarmaktadır. Bununla birlikte, son zamanlarda yatırım yolu ile Türk Vatandaşlığı kazanmış olan kişilerin Türk Vatandaşlığı kazanma kararlarının iptal edildiği bilinmektedir.</p>

<p>Öncelikle, Türk Vatandaşlığı kazanmak isteyen yabancı kişilerin Türkiye'de 400.000 Amerikan Doları yatırım yapması ve bu yatırımın Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesiyle tespit edilmesi gerekmektedir. Türk Vatandaşlığına esas olan gayrimenkul, 4 Mart 2024 tarihinden önce satın alınmış ise, gayrimenkul değerleme raporu Sermaye Piyasası Kurulu ve Türkiye Değerleme Uzmanları Birliği lisanslı her hangi bir değerleme şirketi tarafından; 4 Mart 2024 tarihinden sonra alınmış ise sadece GEDAŞ Gayrimenkul Değerleme A.Ş. tarafından yapılmaktadır. Türk Vatandaşlığı iptal kararlarına konu olan gerekçe ise, yatırım tespit belgesi düzenlenirken yapıldığı iddia edilen usulsüzlük iddialarıdır.</p>

<p><strong>HİLE VE GERÇEĞE AYKIRI BEYAN İDDİASI</strong></p>

<p>Son zamanlarda verilen Türk Vatandaşlığı iptal kararlarının gerekçesi, başvurucunun Türk Vatandaşlığı kazanımı sürecinde satın aldığı ve Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesine esas olan gayrimenkulün değerleme raporlarının, taşınmazın gerçek değerinden fazla olduğu iddiasıyla verilmektedir.</p>

<p>Taşınmazın bulunduğu yerdeki Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmalarda, ilgili kişi Türk Vatandaşlığı kazanmış olsa da; soruşturma aşamasında yapılan bilirkişi incelemelerinde, taşınmaz yatırım tespit belgesi düzenlendiği tarihte gayrimenkulün satışa esas bedeli yeniden değerlendirilmekte; beyan edilen değer ile bilirkişi tarafından tespit edilen değerin arasında fark olması halinde bilirkişi tarafından düzenlenen değerleme raporuna itibar edilerek ilgili kişilerin Türk Vatandaşlığı iptal edilmektedir.</p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında hile, özellikle şu şekillerde ortaya çıkabilir:</p>

<p>Gerçekte yapılmayan bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi,</p>

<p>Gerçek yatırım miktarının mevzuatta öngörülen sınırların altında olmasına rağmen farklı gösterilmesi,</p>

<p>Sahte veya gerçeği yansıtmayan belgelerin sunulması,</p>

<p>Muvazaalı işlemlerle yatırım şartlarının sağlanmış görüntüsü oluşturulması,</p>

<p>İdari makamın değerlendirmesini etkileyecek önemli bilgilerin gizlenmesi.</p>

<p><strong>GERÇEKTE YAPILMAYAN BİR YATIRIMIN YAPILMIŞ GİBİ GÖSTERİLMESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında temel unsur, yabancı yatırımcının mevzuatta öngörülen yatırım şartlarını gerçek, geçerli ve hukuka uygun bir şekilde yerine getirmiş olmasıdır. Bu nedenle yalnızca şeklen bir yatırım görüntüsü oluşturulması veya gerçekte mevcut olmayan bir yatırımın yapılmış gibi idari makamlara sunulması, vatandaşlık kararının hukuki dayanağını doğrudan etkileyebilecek niteliktedir.</p>

<p>Gerçekleşmeyen bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi, idarenin vatandaşlık başvurusuna ilişkin değerlendirme iradesini sakatlayan bir durum olarak ortaya çıkabilir. Çünkü idare, vatandaşlık kararını tesis ederken başvuru sahibinin sunduğu bilgi ve belgelerin gerçeği yansıttığı varsayımına dayanır. Bu durum genellikle, tapu müdürlüğünde satış işlemi olarak gösterilen bir işlemin, aslında ödünç sözleşmesi olduğu yönünde muvazaa olması durumlarında ortaya çıkar. Bu durumda genellikle gayrimenkulü satın alıp Türk Vatandaşlığı kazanan kişi, 3 yıl satmama taahhüdü süresi bittikten sonra ilgili taşınmazı satın aldığı kişiye geri devir etmesi yoluyla tamamlanır. Her ne kadar Türk Vatandaşlığı kazanımına esas olacak bütün bilgi ve belgeler mevcut olsa da; ortada gerçek bir satış işlemi bulunmadığından tespit halinde Türk Vatandaşlığı iptal edilir.</p>

<p><strong>GERÇEK YATIRIM TUTARININ MEVZUATTA ÖNGÖRÜLEN SINIRLARIN ALTINDA OLMASINA RAĞMEN YÜKSEK GÖSTERİLMESİ</strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılmasında, kanun koyucu tarafından belirlenen yatırım türleri bakımından belirli ekonomik şartların yerine getirilmesi aranmaktadır. Bu şartların en önemlilerinden biri, gerçekleştirilen yatırımın mevzuatta öngörülen asgari tutarı karşılamasıdır. Bu nedenle yatırım miktarının gerçeğe uygun şekilde belirlenmesi, vatandaşlık kazanma kararının hukuka uygunluğu bakımından temel unsurlardan biridir.</p>

<p>Taşınmaz değerleme raporu, bir taşınmazın piyasa değerinin belirlenmesine yönelik teknik nitelikte bir inceleme belgesi olmakla birlikte, vatandaşlık başvurusu bakımından yalnızca ekonomik bir tespit aracı değildir. Aynı zamanda idarenin vatandaşlık kararını tesis ederken dikkate aldığı maddi unsurlardan biridir. Bu nedenle raporda yer alan değer tespitinin gerçeği yansıtması, hukuki güvenilirlik açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Taşınmazın gerçek ekonomik değerinin mevzuatta aranan yatırım sınırının altında olmasına rağmen, değerleme raporunda daha yüksek gösterilmesi hâlinde, idarenin vatandaşlık başvurusunu değerlendirme sürecinin gerçeğe aykırı bir veri üzerinden yürütülmesi söz konusu olabilir.</p>

<p>Bu durum özellikle;</p>

<p>taşınmazın piyasa değerinin objektif kriterlere aykırı biçimde yüksek belirlenmesi,</p>

<p>emsal taşınmazların gerçeğe aykırı şekilde seçilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>taşınmazın fiziksel veya hukuki özelliklerinin olduğundan farklı değerlendirilmesi,</p>

<p>gerçek satış bedeli ile raporda belirtilen değer arasında önemli farklılık bulunması,</p>

<p>değerleme sürecinde taraflı veya yanıltıcı bilgilerin kullanılması,</p>

<p>hâllerinde gündeme gelir.</p>

<p>İdare hukuku bakımından burada temel sorun, vatandaşlık kararının dayandığı sebep unsurunun gerçeğe uygun olup olmadığıdır. Zira vatandaşlık kazanma kararı, yatırımcının mevzuatta öngörülen ekonomik şartları sağladığı kabulüne dayanır. Eğer bu kabul gerçeğe aykırı bir bilgiye dayanıyorsa, vatandaşlık işleminin hukuki geçerliliği tartışmalı hâle gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte, yatırım tutarının belirlenmesine ilişkin her farklı değerlendirme veya sonradan ortaya çıkan değer değişiklikleri, tek başına hile veya gerçeğe aykırı beyan olarak kabul edilemez. Hileden söz edilebilmesi için yatırımcının bilerek ve isteyerek gerçek yatırım miktarını gizlemesi ya da idareyi yanıltmaya yönelik bir davranışta bulunması gerekir.</p>

<p><strong>UYGUNLUK BELGESİNİN İPTAL EDİLMESİ </strong></p>

<p>Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının kazanılması sürecinde uygunluk belgesi, yabancı yatırımcının gerçekleştirdiği yatırımın mevzuatta öngörülen şartları taşıdığını gösteren ve vatandaşlık başvurusunun ön aşamalarından birini oluşturan önemli bir idari belgedir. Bu belge, yatırımın türü, miktarı ve niteliği bakımından vatandaşlık başvurusu yapılabilmesi için gerekli şartların sağlandığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen ve Türk Vatandaşlığı kazanımı sürecinde idari makamlardan gizlenen önemli bir husus olması halinde, idare tarafından öncelikle Türk Vatandaşlığı kazanımı kararına dayanak oluşturan ve Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından verilen Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesi iptal edilmektedir. Taşınmaz Yatırım Tespit Belgesinin iptal edilmesiyle birlikte, Türk Vatandaşlığına dayanak oluşturan idari karar ortadan kalkmaktadır.</p>

<p>Burada önemle belirtmemiz gerekir ki; uygunluk belgesinin iptal edilmesi ile Türk Vatandaşlığının iptal edilmesi farklı idari işlemler olup her iki işleme karşı ayrı ayrı iptal davası açılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK VATANDAŞLIĞININ İPTAL EDİLMESİ İLE TÜRK VATANDAŞLIĞI KARARININ GERİ ALINMASI ARASINDAKİ FARK</strong></p>

<p>Türk vatandaşlığının sona erdirilmesi bakımından vatandaşlığın iptal edilmesi ile vatandaşlık kazanma kararının geri alınması kavramları uygulamada birbirine yakın anlamlarda kullanılabilse de, idare hukuku ve vatandaşlık hukuku bakımından farklı hukuki niteliklere sahiptir.</p>

<p>Vatandaşlık kazanma kararının geri alınması, esas itibarıyla vatandaşlık kararının tesis edildiği anda hukuka aykırı bir durumun mevcut olması hâlinde gündeme gelen bir idari işlem hukuku meselesidir. Burada temel tartışma, vatandaşlık kararının hangi şartlar altında ve hangi maddi gerçeklik üzerine kurulduğudur. Başvuru sırasında gerçeğe aykırı beyanda bulunulması, sahte veya yanıltıcı belgeler sunulması, yatırım şartlarının gerçekte gerçekleşmemesine rağmen gerçekleşmiş gibi gösterilmesi gibi durumlarda, idarenin iradesinin sakatlandığı ve vatandaşlık kazanma kararının hukuki temelinin ortadan kalktığı ileri sürülebilir.</p>

<p>Geri alma işleminde amaç, hukuka aykırı şekilde tesis edilmiş olan vatandaşlık kararının hukuk düzeninden çıkarılmasıdır. Bu nedenle geri alma, vatandaşlık statüsünün verilmesinden ziyade, vatandaşlığı doğuran idari işlemin hukuki geçerliliği üzerine yapılan bir değerlendirmeyi ifade eder.</p>

<p>Buna karşılık Türk vatandaşlığının iptal edilmesi kavramı, daha çok kişinin mevcut vatandaşlık statüsüne yönelik bir sona erdirme sonucunu ifade etmektedir. İptal kavramı, kişinin Türk vatandaşı sıfatının ortadan kaldırılması sonucunu doğuran işlemi ifade etmekle birlikte, hukuki sebebi ve uygulanma yöntemi bakımından vatandaşlık kararının geri alınmasından farklı değerlendirilmelidir.</p>

<p>İdari işlem teorisi bakımından temel ayrım şu şekilde ortaya konulabilir:</p>

<p>Vatandaşlık kararının geri alınması, vatandaşlık kazandıran idari işlemin hukuka aykırılığına dayanır ve işlemin kuruluş aşamasındaki sakatlıkların giderilmesini amaçlar.</p>

<p>Vatandaşlığın iptal edilmesi ise kişinin mevcut vatandaşlık statüsüne yönelik bir sonuç doğuran işlem olarak değerlendirilir ve kanunda öngörülen özel şartların gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Bu nedenle yatırım yoluyla kazanılan Türk vatandaşlığı bakımından öncelikle incelenmesi gereken husus, vatandaşlık kazanma kararının verildiği tarihte hukuka aykırılık bulunup bulunmadığıdır. Eğer vatandaşlık kararı, hile, gerçeğe aykırı beyan veya sahte belgeler nedeniyle sakatlanmışsa, mesele esas itibarıyla vatandaşlık kararının hukuki geçerliliği ve geri alınması kapsamında değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Özellikle gerçekte yapılmayan bir yatırımın yapılmış gibi gösterilmesi, yatırım miktarının mevzuatta öngörülen sınırların üzerinde gösterilmesi, taşınmaz değerleme raporlarının gerçeğe aykırı şekilde düzenlenmesi veya idarenin gerçeğe aykırı beyanlarla yanıltılması hâllerinde, vatandaşlık kararının hukuki temeli tartışmalı hâle gelebilir. Zira idarenin vatandaşlık verme iradesi, gerçek ve hukuka uygun bir yatırımın mevcut olduğu kabulüne dayanmaktadır. Bir sonraki yazımızda, Türk Vatandaşlığının İptali ve Geri Alma kararlarına karşı açılacak olan davaların usul ve esaslarını detaylıca izah edilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak, yatırım yoluyla Türk vatandaşlığının geri alınması; yalnızca yatırım şartlarının yerine getirilip getirilmediği meselesi değil, aynı zamanda idari işlem teorisi, kazanılmış hak ilkesi, hukuki güvenlik ilkesi ve ölçülülük prensibi çerçevesinde değerlendirilmesi gereken çok boyutlu bir hukuki konudur. Hukuk devleti anlayışı, bir yandan hileli ve gerçeğe aykırı işlemlerle elde edilen vatandaşlık statülerinin korunmamasını, diğer yandan ise hukuka uygun şekilde kazanılmış vatandaşlığın keyfi biçimde ortadan kaldırılmamasını gerektirmektedir. Bu denge, yatırım yoluyla vatandaşlık uygulamasının hukuki güvenilirliği ve sürdürülebilirliği bakımından temel öneme sahiptir.</p>

<p><strong>Av. Batın YILMAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yatirim-yolu-ile-kazanilan-turk-vatandasliginin-iptal-edilmesi</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 13:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/pasaport-ev.jpg" type="image/jpeg" length="11820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Bağ evleri' için büyüklük şartı 5 hektardan 2 hektara düşürüldü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tarımsal amaçlı yapıların kriterlerinde yapılan değişiklikle, üzerine bağ evi kurulmasına izin verilen tarım arazilerinde aranan asgari büyüklük şartı 5 hektardan 2 hektara indirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tarım ve Orman Bakanlığı'nın "Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik"i Resmi Gazete'de yayımlandı. Düzenlemeyle yönetmeliğin Ek-1'inde yer alan "Tarımsal Amaçlı Yapıların Kriterleri" bölümündeki 6.1 maddesinde bulunan "5 hektar" ibaresi "2 hektar" olarak değiştirildi.</p>

<p>Yapılan değişiklikle birlikte tarımsal amaçlı yapıların inşası için daha önce en az 50 bin metrekare arazi büyüklüğü aranırken, bu sınır 20 bin metrekareye düşürüldü. Böylece daha küçük tarım arazilerine sahip üreticilerin de tarımsal amaçlı yapı izni alabilmesinin önü açılmış oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Söz konusu değişiklik, son aylarda tarım arazilerinde kaçak bungalov, villa ve hobi bahçesi uygulamalarını engellemek amacıyla getirilen sıkı kurallarda bir değişiklik anlamına gelmiyor.</p>

<p>Yönetmelikle ayrıca geçiş sürecine ilişkin önemli bir hüküm de getirildi. Buna göre, 4 Nisan 2026'da yürürlüğe giren yönetmelikten önce Bakanlığa yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım başvuruları, yürürlükten kaldırılan eski yönetmelik hükümlerine göre değerlendirilmeye devam edecek.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TARIM ARAZİLERİNİN KORUNMASI VE KULLANILMASI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/4/2026 tarihli ve 33214 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tarım Arazilerinin Korunması ve Kullanılması Hakkında Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden önceki başvuruların değerlendirilmesi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce Bakanlık birimlerine yapılan tarımsal amaçlı yapı ve tarım dışı kullanım amaçlı başvurular, 24 üncü madde ile yürürlükten kaldırılan Tarım Arazilerinin Korunması, Kullanılması ve Planlanmasına Dair Yönetmelik hükümleri kapsamında değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin Tarımsal Amaçlı Yapıların Kriterleri başlıklı Ek-1’inin 6.1 numaralı maddesinde yer alan “5 hektar” ibaresi “2 hektar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin Ek-10/B ve Ek-10/Ç’lerinin “Tarımsal Yapılar” başlıklı birinci bölümleri ekteki şekilde ve aynı eklerin “Tarımsal Entegre Tesisleri” başlıklı ikinci bölümlerinin (a) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Jeotermal Kaynaklı Teknolojik Sera Yatırımları”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik 4/4/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-179.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bag-evleri-icin-buyukluk-sarti-5-hektardan-2-hektara-dusuruldu</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/bag-evi-tarla.jpg" type="image/jpeg" length="63614"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijital Reklam Hukukunda Yeni Dönem: Yapay Zekâ, Influencer Reklamları ve Hedefli Reklamcılıkta Yeni Kurallar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijital-reklam-hukukunda-yeni-donem-yapay-zeka-influencer-reklamlari-ve-hedefli-reklamcilikta-yeni-kurallar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijital-reklam-hukukunda-yeni-donem-yapay-zeka-influencer-reklamlari-ve-hedefli-reklamcilikta-yeni-kurallar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dijital teknolojiler, ticari hayatın hemen her alanında olduğu gibi reklamcılık sektörünü de köklü biçimde değiştirmiştir. Günümüzde tüketiciler yalnızca televizyon veya basılı medya aracılığıyla değil; sosyal medya platformları, çevrim içi alışveriş siteleri, yapay zekâ teknolojileri ve algoritmalar aracılığıyla sunulan kişiselleştirilmiş reklamlarla da satın alma kararlarını şekillendirmektedir.</p>

<p>Bu dönüşüm, reklam hukukunun da yeni teknolojilere uyum sağlamasını zorunlu hâle getirmiştir.</p>

<p>Nitekim 1 Temmuz 2026 tarihli ve 33297 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/ticari-reklam-ve-haksiz-ticari-uygulamalar-yonetmeliginde-degisiklik-1" rel="dofollow">Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik</a>, 1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe girmiş ve özellikle dijital reklamcılık bakımından önemli yenilikler getirmiştir.</p>

<p>Söz konusu değişiklikler yalnızca reklam verenleri değil; e-ticaret şirketlerini, dijital pazarlama ajanslarını, sosyal medya içerik üreticilerini ve yapay zekâ teknolojilerinden yararlanan tüm işletmeleri yakından ilgilendirmektedir.</p>

<p><strong>Yapay zekâ teknolojileri reklam hukukunun kapsamına girdi</strong></p>

<p>Yönetmelik değişikliğinin en dikkat çekici yönlerinden biri, yapay zekâ teknolojilerinin reklam faaliyetlerinde kullanımına ilişkin açık düzenlemelere yer verilmesidir.</p>

<p>Buna göre reklamlarda yapay zekâ kullanılarak oluşturulan ve gerçek kişiden ayırt edilmesi güç dijital karakterlere yer verilmesi hâlinde, bu durumun tüketici tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek şekilde belirtilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bunun yanında, gerçek bir kişinin yapay zekâ ile oluşturulan dijital kopyasının, gerçekte kullanmadığı veya deneyimlemediği bir ürün ya da hizmeti kullanmış veya tavsiye etmiş izlenimi verecek biçimde reklamlarda kullanılması yasaklanmıştır.</p>

<p>Bu düzenleme, özellikle son yıllarda yaygınlaşan “deepfake” teknolojilerinin reklam amaçlı kötüye kullanılmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir.</p>

<p><strong>İndirimli satış reklamlarında şeffaflık güçlendirildi</strong></p>

<p>Tüketicilerin en fazla karşılaştığı sorunlardan biri de gerçeği yansıtmayan indirim kampanyalarıdır.</p>

<p>Yeni düzenleme ile birlikte indirimli satış reklamlarında referans alınacak fiyat değiştirilmiştir.</p>

<p>Artık indirimin başlangıç tarihinden önceki son on gün içerisinde uygulanan en düşük fiyat esas alınacaktır.</p>

<p>Bu düzenleme sayesinde kampanyadan hemen önce fiyat artırılarak tüketicide yüksek oranlı indirim algısı oluşturulmasının önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p>Özellikle e-ticaret sektöründe faaliyet gösteren işletmeler bakımından fiyat kayıtlarının düzenli şekilde tutulması ve gerektiğinde ispat edilebilir olması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Influencer reklamlarında şeffaflık dönemi</strong></p>

<p>Sosyal medya içerik üreticileri tarafından yapılan tanıtımlar, günümüzde reklam sektörünün en etkili araçlarından biri hâline gelmiştir.</p>

<p>Ancak tüketicinin kişisel tavsiye ile ticari reklam arasındaki ayrımı her zaman yapabilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Bu nedenle Yönetmelik, herhangi bir maddi menfaat, ücretsiz ürün, indirim veya benzeri bir fayda karşılığında yapılan paylaşımlarda reklam niteliğinin açıkça belirtilmesini zorunlu hâle getirmiştir.</p>

<p>Böylece tüketicinin, karşılaştığı içeriğin bağımsız bir kullanıcı deneyimi mi yoksa ticari iletişim mi olduğunu ilk bakışta anlayabilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p><strong>Hedefli reklamcılıkta tüketici lehine yeni güvenceler</strong></p>

<p>Dijital pazarlama faaliyetlerinin önemli bir bölümünü kişiselleştirilmiş reklamlar oluşturmaktadır.</p>

<p>Çevrim içi davranışlar, konum bilgileri, alışveriş geçmişi veya kullanıcı tercihleri dikkate alınarak sunulan hedefli reklamlar, ticari başarıyı artırmakla birlikte kişisel verilerin korunması bakımından da çeşitli tartışmaları beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Yeni Yönetmelik ile reklam verenlerin, reklamın hangi kriterler esas alınarak gösterildiği konusunda tüketiciyi bilgilendirmesi zorunlu tutulmuştur.</p>

<p>Ayrıca çocuklara yönelik olarak kişisel verilere dayalı profilleme yöntemleri kullanılarak hedefli reklam yapılmasının yasaklanması, tüketicinin korunması bakımından önemli bir güvence niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>Uygulamada şirketler nelere dikkat etmeli?</strong></p>

<p>· Yapay zekâ destekli reklam içerikleri hukuki açıdan değerlendirilmeli,</p>

<p>· Influencer iş birlikleri yazılı sözleşmelerle düzenlenmeli,</p>

<p>· Reklam niteliğindeki paylaşımlarda gerekli açıklamalar eksiksiz kullanılmalı,</p>

<p>· İndirim kampanyalarına ilişkin fiyat kayıtları düzenli şekilde muhafaza edilmeli,</p>

<p>· Dijital reklam süreçleri, tüketici hukuku ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin mevzuat bakımından periyodik olarak denetlenmelidir.</p>

<p>Bu tedbirler, yalnızca idari yaptırımların önlenmesi açısından değil; şirketlerin kurumsal itibarı ve tüketici güveninin korunması bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Reklam hukuku, teknolojik gelişmeler karşısında önemli bir dönüşüm sürecine girmiştir.</p>

<p>Yapay zekâ teknolojileri, sosyal medya etkileyicileri ve kişiselleştirilmiş reklam uygulamaları, artık yalnızca pazarlama stratejilerinin değil, aynı zamanda hukuki denetimin de merkezinde yer almaktadır.</p>

<p>1 Ağustos 2026 tarihinde yürürlüğe giren düzenlemeler, tüketicinin korunmasını güçlendirirken dijital reklamcılık alanında faaliyet gösteren işletmelere de daha yüksek bir şeffaflık ve özen yükümlülüğü getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanaatimizce bu değişiklikler yalnızca yeni reklam kuralları getiren teknik düzenlemeler olarak değerlendirilmemelidir. Aynı zamanda dijital ekonomide güven ortamının güçlendirilmesi, yapay zekâ kullanımının hukuki sınırlarının belirlenmesi ve dürüst ticari uygulamaların teşvik edilmesi bakımından da önemli bir adımı temsil etmektedir.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte Reklam Kurulu kararları ve yargı uygulaması, yeni hükümlerin kapsamını daha da belirgin hâle getirecek; dijital reklam hukukunun gelişiminde belirleyici rol oynayacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijital-reklam-hukukunda-yeni-donem-yapay-zeka-influencer-reklamlari-ve-hedefli-reklamcilikta-yeni-kurallar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 10:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/influencer-reklam-cep.jpg" type="image/jpeg" length="36026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İÇME-KULLANMA SUYU HAVZALARININ KORUNMASINA DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>28/10/2017 tarihli ve 30224 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ı) ve (s) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (i) bendinde yer alan “ve yeraltı” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, (j) bendinde yer alan “özel hükümleri tanımlayan” ibaresinden sonra gelmek üzere “, bu Yönetmelikte belirlenen ilke ve esaslara uygun bir şekilde hazırlanan” ibaresi eklenmiş, (k), (l) ve (ş) bentleri ile (ff) bendinde yer alan “ailenin diğer gelir kaynakları da göz önünde bulundurularak” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“ı) İçme-kullanma suyu: 17/2/2005 tarihli ve 25730 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilerek kullanılan ya da kullanılması öngörülen yerüstü sularını,”</p>

<p>“s) Maksimum su seviyesi: Doğal göllerde belirlenmiş olması halinde kıyı kenar çizgisini, diğer durumlarda DSİ tarafından belirlenen en yüksek su seviyesini,”</p>

<p>“gg) DSİ: Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>ğğ) İdare: Büyükşehir belediyesi olan yerlerde su ve kanalizasyon idarelerini, büyükşehir belediyesi olmayan yerlerde belediyeleri,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç), (d) ve (f) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (g) bendinde yer alan “temin edilen su” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkraya aşağıdaki bent ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“ç) İçme-kullanma suyu havzalarında noktasal ve yayılı kaynaklı kirliliklerin önlenmesine yönelik tedbirlerin ilgili kurumlar tarafından alınması,</p>

<p>d) İçme-kullanma suyu havzalarında teknik açıdan uygun olan ağaçlandırma, erozyon ve sediment taşınımı tedbirlerinin alınması, bu faaliyetlerin orman alanlarında Orman Genel Müdürlüğü tarafından veya koordinasyonunda yürütülmesi,”</p>

<p>“f) İçme-kullanma suyu kaynaklarının korunmasına yönelik denetimlerin idareler ve yetkili kurumlar tarafından öncelikli olarak yapılması,”</p>

<p>“i) İçme-kullanma suyu havzalarındaki koruma alanlarının sınırlarının bilimsel temelli çalışmalara göre belirlenmesi,”</p>

<p>“(2) Havza koruma alanları ile bu alanlara ait koruma hükümleri, kadastro paftalarına işlenir ve tapu sicilinin beyanlar hanesinde belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, ikinci fıkrasında yer alan “ve yeraltı suyu” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkrada yer alan “uygulanacak hükümler Bakanlıkça belirlenir” ibaresi “bu Yönetmelik hükümleri uygulanır” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, altıncı fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, dokuzuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve on birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü suyu kaynaklarının korunması amacıyla; ilgili idarenin talebi üzerine, havzanın özellikleri dikkate alınarak bilimsel esaslara dayalı bir çalışma ile içme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanmasına gerek bulunup bulunmadığı Bakanlıkça değerlendirilir ve karara bağlanır. İdarenin talebi olmaksızın, Bakanlık koruma planı hazırlanmasına karar verebilir; bu alanlarda söz konusu plan, Bakanlık veya İdare tarafından hazırlanır.”</p>

<p>“(5) İçme-kullanma suyu kaynakları için içme-kullanma suyu havzası koruma planı aşağıda belirtilen ilgili idareler tarafından hazırlanır veya hazırlatılır ve Bakanlığa sunulur:</p>

<p>a) Büyükşehir belediyelerine içme-kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları, büyükşehir belediyeleri su ve kanalizasyon idareleri genel müdürlüklerince hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>b) Büyükşehir belediyeleri haricindeki yerleşimlere içme-kullanma suyu sağlanan kaynaklar için koruma planları Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarece hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>c) Aynı yerüstü su kaynağından içme-kullanma suyu temin eden veya etmeyi planlayan birden fazla idare olması halinde koruma planı, Bakanlık veya Bakanlığın koordinasyonunda ilgili idarelerce hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>ç) İçme-kullanma suyu amaçlı yeraltı suyu kaynakları için koruma planları, 7/4/2012 tarihli ve 28257 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelikte belirtilen esaslara uygun olarak DSİ tarafından hazırlanır veya hazırlatılır.”</p>

<p>“İçme-kullanma suyu temin edilen su kaynağı havzasının tamamının veya bir kısmının ilgili idarenin mücavir alan sınırları dışında olduğu durumlarda koruma planlarının hazırlanması ve uygulanmasında ilgili havza sınırları içerisinde kalan alanlardan sorumlu valilik, belediye ile su kanalizasyon idaresinin görüşleri alınır.”</p>

<p>“(11) Yürürlükteki içme-kullanma suyu havza koruma planları her tür ve ölçekteki planın hazırlanması ve güncellenmesi aşamasında ilgili planlara aynen işlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(6) İçme-kullanma suyu havzalarındaki faaliyetlere yönelik, ilgili idarelerce iş ve işlemler yürütülürken sırasıyla;</p>

<p>a) Varsa içme-kullanma suyu havza koruma planları,</p>

<p>b) Koruma planı bulunmaması halinde varsa büyükşehir havza koruma yönetmeliği,</p>

<p>c) Büyükşehir havza koruma yönetmeliği bulunmaması halinde ise bu Yönetmelik hükümleri,</p>

<p>esas alınır.</p>

<p>(7) Bakanlık içme-kullanma suyu havzalarının kalite ve miktar açısından korunması ve yapısal faaliyetlerin tespitine yönelik coğrafi bilgi sistemi altlıklı su veri tabanını oluşturur. İdareler ve mevzuatı kapsamında görev ve sorumlulukları bulunan kurum ve kuruluşlar; bu Yönetmelik kapsamında yürüttükleri faaliyetler, havza koruma planlarının uygulanmasının takibine yönelik yapılan denetimler ve tesis edilen idari işlemlere ilişkin bilgileri, ocak ve temmuz aylarında olmak üzere yılda iki kez dijital bilgi sistemine kaydeder. Bakanlık, gerekli gördüğü hâllerde ilave bilgi ve belge talep edebilir.</p>

<p>(8) İçme-kullanma suyu havzalarında yürütülen iş ve işlemler sırasında;</p>

<p>a) Uygulamada farklılık ortaya çıkması,</p>

<p>b) Kurumlar arasında görüş ayrılığı bulunması,</p>

<p>c) Teknik ve bilimsel değerlendirme gerektiren hususlarda tereddüt oluşması,</p>

<p>ç) Bu Yönetmelik ile içme-kullanma suyu havza koruma planlarında açık hüküm bulunmaması,</p>

<p>d) Bu Yönetmelik veya içme-kullanma suyu havza koruma planlarında yer alan hükümler ile faaliyetin niteliğine veya gerçekleştirileceği alana ilişkin mevzuat hükümlerinin uygulanmasında tereddüt, farklılık veya uyuşmazlık bulunması,</p>

<p>hallerinde re’sen veya talep üzerine Tarım ve Orman Bakanı onayıyla konuya ilişkin karar alınarak uygulamaya yönelik işlem tesis edilir. Alınan karar varsa havza koruma planına işlenir. Bakanlık bu fıkra kapsamında bilimsel veya teknik rapor talep edebilir. Bu fıkra kapsamında Bakanlık tarafından görüş verilmesi halinde söz konusu görüş esas alınır.</p>

<p>(9) Koruma alanlarının herhangi biri için öngörülen yasaklama ve kısıtlamalar aksi belirtilmedikçe daha dar koruma alanları için de uygulanır.</p>

<p>(10) İçme-kullanma suyu kaynaklarının kalitesinin ve miktarının korunması ile iyileştirilmesi maksadıyla, bu Yönetmelik kapsamında görev, yetki ve sorumluluğu bulunan kurum ve kuruluşlara yönelik olarak Bakanlık eğitim, uyumlaştırma çalışmaları yapar veya yaptırır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Su yüzeyi</p>

<p>MADDE 8- (1) Su yüzeyi, içme-kullanma suyu amaçlı yerüstü su kaynaklarının maksimum su seviyesine kadar olan su biriktirme alanını ifade eder.</p>

<p>(2) Su yüzeyinde içme-kullanma suyu temini ile ilişkili teknik yapılar haricinde hiçbir yapı yapılamaz.</p>

<p>(3) Su yüzeyine arıtılsa dahi atıksuların doğrudan deşarjına izin verilmez.</p>

<p>(4) Su yüzeyine doğrudan veya dolaylı olarak her türlü atık ve artıkların atılması, boşaltılması yasaktır.</p>

<p>(5) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde su ürünleri yetiştiriciliği tesislerine izin verilmez. Ancak, DSİ tarafından ekonomik bölge oluşturulan tabii göl, baraj gölü ve göletlerde, su ürünleri avcılığına ve maksimum su seviyesindeki göl alanı 75.000 hektardan büyük baraj göllerinde asgari su kotundaki göl alanının binde birine kadar alanda su ürünleri yetiştiriciliğine uygulama esasları çerçevesinde Bakanlıkça izin verilebilir. İçme-kullanma suyu alma yapısına 1000 metreden daha yakın olan alanlarda ve bu yapıların bulunduğu koylarda su ürünleri yetiştiriciliği yapılamaz.</p>

<p>(6) Su yüzeyinde yelkenli, kürekli, akümülatör veya elektrik ile çalışan vasıtalara, sallara ve bu kapsamda yapılacak sportif faaliyetlere Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilir. Akaryakıt ile çalışan kayık, motor ve benzeri araçların ise kullanılmasına izin verilmez. Ancak, su kalitesinin izlenmesi, yöre halkının, güvenlik, toplu taşıma, su ürünleri istihsali gibi gerekli ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, akaryakıt ile çalışacak su araçlarının kullanılmasına, bu amaçla ihtiyaç duyulacak kalıcı yapı niteliği taşımayan sökülüp takılabilir nitelikteki iskele yapılarına içme-kullanma suyu alma yapısına 300 metreden daha yakın olmamak şartıyla Bakanlığın uygun görüşü ile izin verilebilir. Verilecek izinler kapsamında kullanılacak araçlarda oluşabilecek her türlü atıksu ve sintine suyunun arıtıldıktan sonra bile içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj gölü ve göletlere boşaltılması yasaktır.</p>

<p>(7) Su yüzeyinde yeni yol, köprü, viyadük ve benzeri yapılara izin verilmez.</p>

<p>(8) İçme-kullanma suyu temin edilen baraj göllerinin havzalarında oluşturulacak koruma alanları, memba yönündeki ilk baraj gölünün su toplama havzasında son bulur.</p>

<p>(9) Su yüzeyinde yenilenebilir enerji santralleri dahil olmak üzere hiçbir enerji santrali kurulamaz.</p>

<p>(10) Su yüzeyinde mevcut elektrik enerjisi iletim ve dağıtım hatlarının bakım ve onarım çalışmaları, su kalitesini ve miktarını olumsuz etkilemeyecek şekilde yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasına birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiş, sekizinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış, on birinci fıkrasında yer alan “5/3/2013 tarihli ve 28578 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerine” ibaresi “28/5/2022 tarihli ve 31849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarına” şeklinde değiştirilmiş, on beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, on sekizinci fıkrasına “gazlaştırma tesisi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“İçme-kullanma su alma yapısını kullanan birden fazla idare bulunması halinde su tahsis oranları nispetinde kamulaştırma yapılır.”</p>

<p>“(15) Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum istasyonlarına, kara araçları için kullanılacak şarj dolum istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları, şarj dolum istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonlarında, kirlilik oluşmaması hususunda gerekli önlemlerin alınması koşuluyla şarj dolum istasyonları kurulabilir.”</p>

<p>“(19) 19/4/2012 tarihli ve 6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesi ile Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanunun ikinci maddesinde tanımlanan 2/B alanlarından mutlak koruma alanı içerisinde kalanlar hak sahiplerine satılamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “sadece Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde ve” ibaresi “Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarında ve” şeklinde, “mesire yeri” ibaresi “orman parkı” şeklinde değiştirilmiş, on birinci fıkrasında yer alan “Bakanlık tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı durumlarda,” ibaresi yürürlükten kaldırılmış, on altıncı fıkrasına “gazlaştırma tesisi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(17) 6292 sayılı Kanun uyarınca, Hazineye ait tarım arazilerinden kısa mesafeli koruma alanı içerisinde kalanlar hak sahiplerine satılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin yedinci fıkrasında yer alan “Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş mesire yerlerinde” ibaresi “Orman Parkları Yönetmeliği çerçevesinde belirlenmiş orman parklarında” şeklinde, “mesire yeri” ibaresi “orman parkı” şeklinde değiştirilmiş, on beşinci fıkrasına “şartıyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(16) Orta mesafeli koruma alanında Bakanlığın kontrolünde yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık faaliyetlerine izin verilebilir. Bu fıkra kapsamında izin verilen hayvancılık amaçlı yapılardan kaynaklanan hayvansal atıkların sızdırmazlığı sağlanmış depolarda biriktirilerek ilgili mevzuat çerçevesinde bertaraf edilmesi zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin on dördüncü fıkrasına birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle ve aynı fıkraya “şartıyla” ibaresinden sonra gelmek üzere “jeotermal enerji santrali,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“Uzun mesafeli koruma alanında termik santral, gazlaştırma tesisi, biyogaz tesisi ve biyokütle tesisi kurulmasına izin verilmez.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Yeraltı suları için esaslar</p>

<p>MADDE 14- (1) İçme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yeraltı sularının kalite değerlendirmesi, izlenmesi, korunması ve koruma alanlarının belirlenmesine ilişkin hususlar, 16/12/1960 tarihli ve 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun, Yeraltı Sularının Kirlenmeye ve Bozulmaya Karşı Korunması Hakkında Yönetmelik, Yüzeysel Sular ve Yeraltı Sularının İzlenmesine Dair Yönetmelik ile İnsani Tüketim Amaçlı Sular Hakkında Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “büyükşehir belediyesi ve diğer belediyelerin” ibaresi “büyükşehir belediyeleri, diğer belediyeler ve il özel idarelerinin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin beşinci fıkrası, 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası, 11 inci maddesinin sekizinci fıkrası, 12 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve sekizinci fıkraları, 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 15 inci maddesinin birinci, ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “Çevre ve Şehircilik” ibareleri “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Havza koruma planlarının bu Yönetmeliğe uyumunun sağlanması</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 3- (1) Bakanlık veya idare, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içerisinde havza koruma planlarını, Bakanlıkça yapılacak değerlendirme neticesine göre bu Yönetmelik ile belirlenen usul ve esaslara uygun olarak yeniden düzenler. Bakanlık, söz konusu değerlendirmeye esas olmak üzere idarelerden bilimsel veya teknik rapor hazırlanmasını talep edebilir. Yapılacak düzenlemeler Tarım ve Orman Bakanı onayı ile yürürlüğe konulur.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icme-kullanma-suyu-havzalarinin-korunmasina-dair-yonetmelikte-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligin.jpg" type="image/jpeg" length="99925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İçişleri Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞINDA GÖREVLİ DEVLET MEMURLARININ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>23/8/2006 tarihli ve 26268 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Jandarma Genel Komutanlığında Görevli Devlet Memurlarının Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Kanunu” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi yürürlükten kaldırılmış ve (d), (e), (h) ve (i) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Görevde yükselme: 657 sayılı Kanuna tabi görevlerden bu Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasında sayılan görevlere aynı veya başka hizmet gruplarından yapılacak görevde yükselme niteliğindeki atamaları,</p>

<p>e) Görevde yükselme sınavı: Görevde yükselme suretiyle atanacaklar için yapılacak yazılı ve sözlü sınavı,”</p>

<p>“h) Kurum: Jandarma Genel Komutanlığı karargâhı ile bağlı birlik ve kurumlarını, Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığını,”</p>

<p>“i) Unvan değişikliği sınavı: En az ortaöğretim düzeyinde mesleki veya teknik eğitim sonucu ihraz edilen unvanlara ilişkin görevlere atanabilmek için yapılan yazılı ve sözlü sınavı,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Görevde yükselme ve unvan değişikliğine tabi kadrolar ve hizmet grupları</p>

<p>MADDE 5- (1) Bu Yönetmelik kapsamında görevde yükselmeye tabi kadrolar aşağıda belirtilmiştir:</p>

<p>a) Yönetim hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Şube müdürü, yazı işleri müdürü.</p>

<p>2) Müdür yardımcısı, şube müdür yardımcısı.</p>

<p>b) Araştırma ve planlama hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Uzman.</p>

<p>c) Hukuk hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Hukuk müşaviri.</p>

<p>ç) İdari hizmetler grubu;</p>

<p>1) Veri hazırlama ve kontrol işletmeni, hesap sorumlusu, memur, güvenlik görevlisi, şoför, muhasebeci, matbaacı, zabıt katibi.</p>

<p>d) Destek hizmetleri grubu;</p>

<p>1) Teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü-kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi.</p>

<p>(2) Unvan değişikliğine tabi kadrolar:</p>

<p>a) Avukat, mimar, mühendis, matematikçi, istatistikçi, fizikçi, kimyager, fotoğrafçı, arkeolog, çözümleyici programlayıcı, psikolog, psikolojik danışman, diyetisyen, biolog, eczacı, laborant, hemşire, mütercim, öğretmen, tekniker, teknisyen, teknik ressam, kütüphaneci, sosyolog, grafiker, veteriner hekim, tercüman, fizyoterapist, iç mimar, sağlık teknikeri.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Görevde yükselme niteliğinde yapılacak atamalara ait kadrolarda aşağıdaki genel şartlar aranır:</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendinde belirtilen atanabilme şartlarını taşımak.</p>

<p>b) İlan edilen kadrolar için bu şartı sağlayan personel bulunmaması durumu hariç olmak üzere, kurumda altı ay çalışmış olmak.</p>

<p>c) Görevde yükselme yazılı ve sözlü sınavında başarılı olmak.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6/A maddesinin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, (b) bendinde yer alan “şube müdür yardımcısı” ibaresi “müdür yardımcısı ya da şube müdür yardımcısı” şeklinde değiştirilmiş, aynı fıkranın (a) ve (c) bentleri ve aynı maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“d) Uzman kadroları için; fakülte veya en az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak, asgari altı yıl hizmet süresi bulunmak, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, hesap sorumlusu, memur, güvenlik görevlisi, şoför, muhasebeci, matbaacı, zabıt katibi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az dört yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>e) Veri hazırlama ve kontrol işletmeni kadroları için; en az iki yıllık yükseköğretim mezunu olmak, Milli Eğitim Bakanlığınca onaylanmış bilgisayar işletmenliği sertifikasına sahip olmak veya öğrenimi sırasında zorunlu/ortak/seçmeli bilgisayar dersi alarak bu hususu resmî olarak belgelemiş olmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>f) Muhasebeci kadroları için; en az iki yıllık yükseköğretim kurumlarının muhasebe ve vergi uygulamaları bölümü ile Yükseköğretim Kurulunca bu bölüme eş değer kabul edilen bölümlerin birinden mezun olmak veya iki yıllık yükseköğretim kurumlarından mezun olup müracaat edilen görev ile ilgili sertifika, kurs belgesi veya bonservisi bulunmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,</p>

<p>g) Memur kadroları için; en az ortaöğretim mezunu olmak, asgari dört yıl hizmet süresi bulunmak, teknisyen yardımcısı, aşçı, garson, kaloriferci, berber, bahçıvan, kuru temizlemeci, ütücü/kolacı, hademe, ambalaj memuru, fırıncı/hamurkâr, kasap, tahmil tahliye memuru, hizmetli, terzi unvanlarında ayrı ayrı veya birlikte en az iki yıl görev yapmış olmak,”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 7- (1) Unvan değişikliğine tabi kadrolara atanacaklarda, 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendinde belirtilen atanabilme şartlarını taşımak ve unvan değişikliği yazılı ve sözlü sınavında başarılı olmak şartı aranır. Ayrıca;</p>

<p>a) Mühendis, mimar, psikolog, diyetisyen, biolog, eczacı, veteriner hekim, fizyoterapist, istatistikçi, kimyager, arkeolog, kütüphaneci, sosyolog, grafiker ve iç mimar kadrolarına atanabilmek için, en az dört yıllık eğitim veren yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarının ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>b) Avukat kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) Yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki hukuk fakültelerinden mezun olmak,</p>

<p>2) Avukatlık stajını yapmış olmak,</p>

<p>c) Mütercim veya tercüman kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) Yurt içindeki veya bunlara denkliği yetkili makamlar tarafından onaylanmış yurt dışındaki fakülte ve dört yıllık yüksekokulların mütercim ve tercümanlık bölümünden mezun olmak,</p>

<p>2) Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavında (YDS) veya Elektronik Yabancı Dil Sınavında (e-YDS) en az (B) seviyesinde puan almış olmak,</p>

<p>ç) Tekniker ve sağlık teknikeri kadrolarına atanabilmek için, en az iki yıl süreli mesleki veya teknik yüksekokulların ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>d) Laborant, hemşire veya teknisyen kadrolarına atanabilmek için, en az lise veya dengi mesleki veya teknik eğitim veren okulların ilgili bölümlerinden mezun olmak,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamındaki personelin, en az ortaöğretim düzeyinde mesleki veya teknik eğitim sonucu ihraz edilen unvanlara ilişkin görevlere atanmaları, bu Yönetmelikte belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde yaptırılacak unvan değişikliği sınavı sonunda başarı sıralamasındaki başarı puanlarına göre gerçekleştirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin üçüncü bölümünün başlığı “Duyuru ve Başvuru” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 9- (1) Kurum tarafından ihtiyaç duyulan söz konusu kadroların öncelikle boş olması halinde, mevcut boş kadrolar arasından hizmet gerekleri ve personel planlaması esas alınarak, ihtiyaçlar doğrultusunda Bakan onayı ile belirlenen kadrolara görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı yapılmasına karar verilmesini müteakip;</p>

<p>a) Atama yapılacak kadroların birimi, sınıfı, unvanı, adedi, kadro derecesi, niteliklerine göre başvuru şartları, sınav konu başlıkları ve diğer hususlar yazılı sınav tarihinden en az iki ay önce birlik ve kurumlara duyurulur.</p>

<p>b) Yapılacak duyuru üzerine karargâh, birlik ve kurum amirliklerince duyurulan kadrolar için belirlenen başvuru tarihinin son günü itibarıyla aranan nitelikleri taşıyanların, başvuru şartlarını taşıdığı farklı unvanlı kadrolardan sadece biri için yapacakları başvuruları, dilekçesiyle birlikte duyurudan itibaren on iş günü içinde Jandarma Genel Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>c) Personel Başkanlığınca sınavlara başvuru yapan personelin durumları incelenerek aranan şartları taşıyanlar tespit edilir ve sınavlara katılmaya hak kazananlar kurumun resmî internet veya intranet sitesinde duyurulur. Duyurudan itibaren iki iş günü içinde itirazlar alınarak beş iş günü içinde sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir. Süresi içinde yapılmayan itirazlar dikkate alınmaz.</p>

<p>ç) Aylıksız izinde bulunanlar da dâhil olmak üzere, ilgili mevzuatı uyarınca verilmesi zorunlu izinleri kullanmakta olan kurum personelinin görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına başvurmaları mümkündür.</p>

<p>(2) Başvuru tarihi itibarıyla aşağıda belirtilen durumda olanlar, görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına başvuruda bulunamazlar:</p>

<p>a) Aday memur olanlar.</p>

<p>b) Görevden uzaklaştırılanlar, tutuklu veya hükümlü bulunanlar.</p>

<p>c) Kurum personeli olmayanlar.</p>

<p>ç) 657 sayılı Kanuna göre memur statüsünde olmayanlar.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Jandarma Genel Komutanlığınca kurumun kadro imkânları ve hizmet ihtiyaçları esas alınmak suretiyle, ihtiyaç duyulan zamanda görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı yapılabilir. Görevde yükselme ve unvan değişikliği sınavları yazılı ve sözlü sınav olmak üzere iki aşamalı olarak yapılır.</p>

<p>(2) Görevde yükselme ve unvan değişikliği yazılı sınavlarına ilişkin konu başlıkları duyuruda belirtilir.</p>

<p>(3) Görevde yükselme yazılı ve sözlü sınav işlemleri Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yürütülür. Yazılı sınav Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yapılabileceği gibi Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına veya Yükseköğretim Kurumlarından birine de yaptırılabilir. Sözlü sınav, sınav kurulu tarafından icra edilir.</p>

<p>(4) Unvan değişikliği sınavı belirlenecek görev alanları ve atama yapılacak görevin niteliğine ilişkin konularda yaptırılır. Bu sınava katılacaklarda, kurumda veya öğrenim durumları ile ilgisi bulunmayan görevlerde belirli süre hizmet yapmış olma şartı aranmaz.</p>

<p>(5) Unvan değişikliği sınavı yazılı ve sözlü sınav işlemleri Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yürütülür. Yazılı sınav Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına veya Yükseköğretim Kurumlarından birine yaptırılır. Sözlü sınav, sınav kurulu tarafından icra edilir.</p>

<p>(6) Yazılı sınavlar, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Yazılı sınavda en az altmış puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(7) Yazılı sınavda kopya çekenler, kopya verenler veya bunlara teşebbüs edenler ile sınav kâğıtlarına belirtici işaret koyanlar sınav salonundan çıkarılır ve düzenlenecek bir tutanakla sınav kâğıtları geçersiz sayılır. Ayrıca bu kişiler hakkında idari işlem ve koşulları var ise adli işlem başlatılır.</p>

<p>(8) Yazılı sınavda, istenilen başarı puanından az olmamak kaydıyla, en yüksek puan alan adaydan başlamak üzere duyurulan kadro sayısının üç katına kadar aday sözlü sınava çağrılır. Son adayla aynı puana sahip olan personelin tamamı sözlü sınava çağrılır.</p>

<p>(9) Sözlü sınavda ilgili personel; sınav kurulunun her bir üyesi tarafından EK-1’de yer alan Sözlü Sınav Değerlendirme Formu esas alınarak yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Her üyenin vermiş olduğu puanların aritmetik ortalaması alınarak personelin sözlü sınav puanı tespit edilir. Sözlü sınavda yüz üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(10) Yazılı sınavın yürütülmesine ve itirazlara ilişkin hususlar ile sınav yapılacak yerler, sınav bedeli ve bu bedelin tahsil usulü, sınava girişte uyulacak kurallar, sınav usulü ve sınavla ilgili diğer hususlar hakkında ilgili kurumla protokol tanzim edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin birinci ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Sınav Kurulu, atamaya yetkili amir veya görevlendireceği kişinin (Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanı) başkanlığında, atamaya yetkili amir tarafından en az Şube Müdürü olarak görev yapan personel arasından seçilecek Hukuk Hizmetleri Başkanlığından bir, Personel Başkanlığından üç üye olmak üzere toplam beş üyeden teşkil edilir. Aynı usulle yedek üyeler de seçilir.”</p>

<p>“(5) Kurulun sekretarya hizmetleri kurumun Personel Başkanlığınca yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 16- (1) Sınav kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Atanılacak görevin niteliğine göre görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği yazılı sınav konularının başlıklarını tespit etmek ve yayımlanacak emirde duyurulmasını sağlamak.</p>

<p>b) Sözlü sınavı yapmak.</p>

<p>c) Yazılı ve sözlü sınav sonuçlarını ilgililere duyurmak.</p>

<p>ç) Yazılı ve sözlü sınav sonuçlarına yapılacak itirazların sonuçlandırılmasını sağlamak.</p>

<p>d) Yazılı ve sözlü sınavlara ilişkin diğer işleri yürütmek.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Sınav sonuçlarının açıklanması ve başarı puanı</p>

<p>MADDE 17- (1) Sınav kurulu tarafından yazılı ve sözlü sınav sonuçlarının açıklanması, başarı puanlarının tespit edilmesine yönelik işlemler aşağıda belirtildiği şekilde yürütülür:</p>

<p>a) Yazılı sınav sonuçlarının sınav kuruluna ulaşmasını müteakip beş iş günü içinde sonuçlar, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>b) Yazılı sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip on beş iş günü içinde sözlü sınava ilişkin yer, zaman ve diğer hususlar, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>c) Sözlü sınavın tamamlanmasını müteakip on beş iş günü içinde sözlü sınav sonuçları, kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>ç) Sözlü sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, yazılı ve sözlü sınav puanlarının aritmetik ortalaması esas alınmak suretiyle başarı puanları tespit edilir ve on beş iş günü içinde kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Başarı sıralaması</p>

<p>MADDE 18- (1) İlan edilen boş kadro sayısı kadar atama yapılmasında başarı puanı esas alınır.</p>

<p>(2) Başarı puanı üstünlüğü esasına göre sınava dâhil her bir unvan için adayların başarı sıralaması belirlenir ve başarı sıralaması listesi onaylanarak kesinleşmesini müteakip kurumun resmi internet veya intranet sitesinde duyurulur.</p>

<p>(3) Başarı puanlarının eşit olması halinde sırasıyla;</p>

<p>a) Hizmet süresi fazla olana,</p>

<p>b) Daha üst öğrenimi bitirmiş olana,</p>

<p>c) Üst öğrenim mezuniyet notu yüksek olana,</p>

<p>öncelik verilmek suretiyle en yüksek puandan başlamak üzere başarı sıralaması belirlenir.</p>

<p>(4) Sınavda başarılı olmalarına rağmen ilan edilen kadro sayısı nedeniyle ataması yapılamayacak personelden en fazla asıl aday sayısı kadar personel, kurumca ihtiyaç duyulması halinde başarı sıralaması listesinde yedek olarak belirlenebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğe 18 inci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sınav sonuçlarına itiraz</p>

<p>MADDE 18/A- (1) Sınava katılanlar gerekçelerini belirtmek suretiyle yazılı ve sözlü sınav sonuçlarına itiraz edebilirler.</p>

<p>(2) Yazılı sınav sonuçlarına ilişkin itirazlar;</p>

<p>a) Sınavın Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığı Personel Temin Merkezi Komutanlığı tarafından yapılması durumunda, sınav sonuçlarının ilanından itibaren beş iş günü içinde dilekçe ile kadro/görev birimleri aracılığıyla Personel Başkanlığına yapılır ve sınav kurulu tarafından yirmi gün içinde incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>b) Sınavın 13 üncü maddede sayılan kurumlardan birine yaptırılması durumunda, sınavı icra eden kurum tarafından duyuruda belirtilen süre içinde yapılır ve incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>(3) Sözlü sınav sonuçlarına ilişkin itirazlar ise sözlü sınav sonuçlarının duyurulmasını müteakip beş iş günü içinde dilekçe ile kadro/görev birimleri aracılığıyla Personel Başkanlığına yapılır ve sınav kurulu tarafından yirmi gün içinde incelenerek sonucu ilgiliye bildirilir.</p>

<p>(4) Her ne sebeple olursa olsun yazılı ve sözlü sınava ilişkin süresinde ulaşmayan itirazlar, değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(5) Yazılı sınavların;</p>

<p>a) Jandarma ve Sahil Güvenlik Akademisi Başkanlığınca yapılması durumunda hatalı sorulara tekabül eden puanlar eşit şekilde diğer sorulara dağıtılır.</p>

<p>b) 13 üncü maddede sayılan kurumlardan birine yaptırılması durumunda ise hatalı sorular ile ilgili hususlar sınavı yapan kurum ile yapılacak protokol kapsamında yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 19- (1) Görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavı sonucunda atamalar, başarı sıralaması listesinin kesinleşmesini müteakip üç ay içinde en yüksek puandan başlamak üzere belirlenen başarı sıralamasına göre duyurulan boş kadro sayısı kadar yapılır. Aynı usulle yedekler belirlenir.</p>

<p>(2) Tercih alınması durumunda başarı sıralaması esas alınarak ilgili personelin tercihlerine göre atamaları yapılır. Tercihte bulunmayan personelin atanma hakkından feragat ettiği kabul edilir.</p>

<p>(3) Duyurulan kadrolardan;</p>

<p>a) Atanma şartlarını taşımadıkları için sınavların geçersiz sayılması veya bu sebeple atamaların iptal edilmesi, atanılan göreve geçerli bir mazeret olmaksızın süresi içinde başlanmaması ya da atanma hakkından vazgeçilmesi,</p>

<p>b) Emeklilik, ölüm, memurluktan çekilme veya çıkarılma, başka unvanlı kadrolara ya da başka bir kuruma naklen atanma,</p>

<p>sebepleriyle boş kalan veya boşalanlara başarı sıralamasının kesinleştiği tarihten itibaren altı aylık süreyi aşmamak üzere aynı unvanlı kadro için yapılacak müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar, kurumca belirlenmiş olması halinde yedekler arasından başarı sıralamasına göre atama yapılabilir.</p>

<p>(4) Görevde yükselme ve/veya unvan değişikliği sınavına herhangi bir sebeple katılmayanlar ile başarısız olan veya yedeklerden altı ay içindeki müteakip sınava ilişkin duyuruya kadar atanmamış olanlar ya da atanma haklarından herhangi bir sebeple feragat edenler, aynı unvanlı kadrolara yapılacak atamalar için bu Yönetmelikte öngörülen bütün usul ve esaslara tabidir.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendine aşağıdaki cümle ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Hukuk müşavirliği kadroları için Kurumda en az on yıl avukat kadrosunda çalışan personelin, geçirileceği sınıf ve unvanın özlük haklarını kabul ederek istekli olması durumunda, Başkan veya Müstakil Daire Başkanı tarafından EK-2’de yer alan formla birlikte Personel Başkanlığına atamasının teklif edilmesi hâlinde, atamaya yetkili amir tarafından değerlendirmeye alınır.”</p>

<p>“(3) Bu Yönetmelik kapsamındaki personelden doktora öğrenimini bitirmiş olanlar, unvan değişikliği sınavına katılmaksızın öğrenimle kazandıkları unvanlara ilişkin kadrolara atanabilirler.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin birinci fıkrasına “şartı” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile alt görev hizmet süresi” ibaresi eklenmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin EK-1’i ve EK-2’si ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini İçişleri Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260804-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/jandarma-genel-komutanliginda-gorevli-devlet-memurlarinin-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/icisleri-5.jpg" type="image/jpeg" length="90694"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yerel İklim Değişikliği Eylem Planları ile İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulları Hakkında Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>YEREL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ EYLEM PLANLARI İLE İL İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ KOORDİNASYON KURULLARI HAKKINDA YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Türkiye’nin net sıfır emisyon hedefi, ulusal katkı beyanı ve ilgili planlama araçları dikkate alınarak, iklim değişikliğine uyum sağlanması ve sera gazı emisyonlarının azaltımı amacıyla il ölçeğinde hazırlanacak yerel iklim değişikliği eylem planlarına ilişkin ilkeler, idari ve teknik usul ve esaslar ile il iklim değişikliği koordinasyon kurullarının çalışma usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması, karara bağlanması, uygulanması, izlenmesi, değerlendirilmesi ve raporlanmasına ilişkin genel ilkeler ile ilgili kurum ve kuruluşların görev, yetki ve sorumluluklarıyla il iklim değişikliği koordinasyon kurullarının çalışma usul ve esaslarını kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanununun 7 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Adil geçiş: İklim değişikliğiyle mücadelede ve yeşil büyüme sürecinde; çocuklar, kadınlar, yaşlılar, engelliler gibi süreçten en fazla etkilenebilecek kişiler öncelikli olmak üzere herkesi kapsayacak, istihdam sürecinin uygun tedbirler alınarak yönetildiği ve yeni istihdam alanlarının oluşturulduğu, ekonomik, çevresel ve sosyal kazanımların en üst düzeyde tutulduğu politika ve uygulamaları,</p>

<p>b) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>c) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,</p>

<p>ç) E-YİDEP: YİDEP’lere ilişkin verinin yüklendiği çevrim içi sistemi,</p>

<p>d) İklim değişikliğine uyum: İklim değişikliğinin mevcut veya olası olumsuz etkilerini önlemeye, muhtemel zararları en aza indirmeye ya da ortaya çıkabilecek fırsatlardan yararlanmaya yönelik süreci,</p>

<p>e) İklim Portal: İklim değişikliği alanında kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler, üniversiteler, özel sektör, sivil toplum kuruluşları ve bireyler tarafından gerçekleştirilen çalışmalara ait veri, bilgi, belgelerin tek bir kaynakta toplanarak paydaşların erişimine açıldığı, E-YİDEP dâhil izleme sistemlerini ve karar destek araçlarını içeren çevrim içi portalı,</p>

<p>f) İklim risk değerlendirmesi: İklim değişikliğinin mevcut etkileri ile gelecekteki olası etkilerinin insanlar, ekosistemler ve türler, sosyal ve kültürel varlıklar ile ekonomik sektörler üzerindeki sonuçlarını belirlemek amacıyla yapılan değerlendirmeyi,</p>

<p>g) İl İDKK: İl İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulunu,</p>

<p>ğ) İl sera gazı envanteri: İl düzeyinde; insan faaliyetleri kaynaklı sera gazı emisyonları ile yutak alanlardaki değişimleri karbondioksit eşdeğeri cinsinden ifade eden, yıllık olarak hazırlanan ve hesaplama detayları ile kapsamı teknik kılavuzla belirlenen envanteri,</p>

<p>h) Karar destek araçları: Yerel düzeyde iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarının azaltımı eylemlerinin belirlenmesi, uygulanması ve/veya izlenmesi/değerlendirmesine yönelik karar vericileri desteklemek amacıyla oluşturulan uygulamaları,</p>

<p>ı) Planlama araçları: Kurum ve kuruluşlarca hazırlanan ve iklim değişikliği ile mücadeleye doğrudan ya da dolaylı olarak katkı sağlayan plan, program, strateji, eylem planı ve sair politika belgelerini,</p>

<p>i) Sera gazı emisyonlarının azaltımı: Sera gazı emisyonlarının azaltılması ile yutak alanların korunması, artırılması ve iyileştirilmesi faaliyetlerini,</p>

<p>j) Sera gazı emisyonu: Kızıl ötesi radyasyon emen ve yeniden salan, hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen karbondioksit, metan, diazotoksit ve hidroflorokarbonlar, perflorokarbonlar, kükürt hekzaflorür gazlarının ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerin salımını,</p>

<p>k) Tehlike haritaları: İklim değişikliğiyle ilişkili olarak günümüzde veya gelecekte ortaya çıkabilecek aşırı hava ve iklim olaylarını gösteren haritaları,</p>

<p>l) Teknik kılavuz: YİDEP’lerin hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine ve değerlendirilmesine ilişkin usul ve esasları içeren ve Başkanlığın resmî internet sitesinde yayımlanan kılavuzu,</p>

<p>m) YİDEP: Yerel iklim değişikliği eylem planını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yerel İklim Değişikliği Eylem Planlarına İlişkin Hükümler</p>

<p><strong>Genel hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) YİDEP, her ilde, il sınırları dâhilinde bütüncül olarak iklim değişikliğine uyum ve sera gazı emisyonlarının azaltımı amacıyla katılımcı, bilimsel ve adil geçiş gereklilikleri gözetilerek hazırlanır.</p>

<p>(2) YİDEP’in hazırlanmasında; ulusal, bölgesel ve il ölçeğindeki ilgili planlama araçları, il ve ilçelerde hazırlanmış olan iklim değişikliğiyle ilişkili iklim risk değerlendirmeleri ve tehlike haritaları dikkate alınır.</p>

<p>(3) YİDEP’lerin hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine, değerlendirilmesine ve raporlanmasına ilişkin usul ve esaslar Başkanlık tarafından teknik kılavuzla belirlenir.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının içeriği</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) YİDEP;</p>

<p>a) İlin coğrafi, ekolojik, demografik, sosyal, kültürel ve ekonomik yapısına, iklim özelliklerine ve iklimle ilişkili kayıp ve zararlarına ilişkin verileri,</p>

<p>b) İlin iklim risk değerlendirmesini, bu doğrultuda belirlenen uyum hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmaya yönelik eylemleri,</p>

<p>c) İl sera gazı envanterini, sera gazı emisyonlarının azaltım hedefini ve bu hedefe ulaşmaya yönelik eylemleri,</p>

<p>ç) Belirlenen eylemlerin sorumlu kurum/kuruluşlarını, uygulama dönemini, izleme göstergelerini, bütçesini ve olası finansman kaynaklarını,</p>

<p>içerir.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının hazırlanması ve karara bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) YİDEP valinin koordinasyonunda; büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından birlikte, ilgili kurum ve kuruluşların katılımıyla hazırlanır veya hazırlatılır.</p>

<p>(2) Taslak YİDEP; uygulama döneminden önceki yılın 1 Ekim tarihine kadar İl İDKK’ye sunulur ve sunulma tarihinden itibaren 1 ay içerisinde İl İDKK tarafından karara bağlanır. Bu süre, İl İDKK tarafından aynı yılın 31 Aralık tarihine kadar gerekli revizyonların yapılması amacıyla uzatılabilir.</p>

<p>(3) Karara bağlanan YİDEP teknik kılavuza göre E-YİDEP’e girilir ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yüklenir.</p>

<p>(4) YİDEP her beş yılda bir güncellenir. YİDEP güncellenirken bir önceki YİDEP’e ilişkin değerlendirme ve tavsiyeler dikkate alınır ve aynı usulle hazırlanarak karara bağlanır.</p>

<p><strong>Yerel iklim değişikliği eylem planlarının uygulanması, izlenmesi ve değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) YİDEP kapsamındaki eylemler öngörülen süreler dâhilinde uygulanması amacıyla sorumlu kurum ve kuruluşlara bildirilir.</p>

<p>(2) Büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi tarafından YİDEP’in uygulama dönemleri içerisinde;</p>

<p>a) Her yıl iklim risk değerlendirmesine ilişkin bir önceki yıla ait veriler ve bilgiler teknik kılavuza göre toplanarak 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir veya girilmesi sağlanır. Veri ve bilgiyi üreten ilgili kurum/kuruluşların gerekçeleri ile talep etmesi halinde bu süre uzatılabilir.</p>

<p>b) Her yıl iki önceki yılın il sera gazı envanteri teknik kılavuza göre hazırlanır ve 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir. Veri ve bilgiyi üreten ilgili kurum/kuruluşların gerekçeleri ile talep etmesi halinde bu süre uzatılabilir.</p>

<p>c) Her yıl YİDEP’in bir önceki yıl uygulanmasına ilişkin izleme teknik kılavuza göre yapılarak eylemlerin gerçekleşme durumu ve buna ilişkin izleme sonuçları 30 Haziran tarihine kadar E-YİDEP’e girilir.</p>

<p>(3) İzleme sonuçları İl İDKK tarafından yapılacak toplantıda değerlendirilir ve değerlendirme raporu 31 Ekim tarihine kadar E-YİDEP’e girilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Görev, Yetki ve Sorumluluklar</p>

<p><strong>Başkanlığın görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Başkanlık;</p>

<p>a) Bu Yönetmelik uyarınca yayımlanacak teknik kılavuzu hazırlar ve günceller.</p>

<p>b) Teknik kılavuzu Başkanlık resmî internet sitesinde yayımlar.</p>

<p>c) İklim Portal’ı kurarak işlemesini sağlar.</p>

<p>ç) İnternet tabanlı bir E-YİDEP sistemi kurarak işlemesini sağlar.</p>

<p>d) YİDEP hazırlama, uygulama, izleme ve değerlendirme süreçlerinde kullanılmak üzere karar destek araçları geliştirir.</p>

<p><strong>İl iklim değişikliği koordinasyon kurulunun yapısı, görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) İl İDKK, vali başkanlığında; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının, Kültür ve Turizm Bakanlığının, Milli Eğitim Bakanlığının, Sağlık Bakanlığının, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının, Tarım ve Orman Bakanlığının, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığının, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün, İller Bankası Anonim Şirketinin, Kalkınma Ajanslarının, varsa Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının, Karayolları Genel Müdürlüğünün, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün, Orman Genel Müdürlüğünün, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünün, Türkiye İstatistik Kurumu Başkanlığının varsa il veya bölge teşkilat müdürleri ile büyükşehirlerde büyükşehir belediye başkanı ve ilçe belediye başkanları, diğer illerde il ve ilçe belediye başkanları, il özel idaresi genel sekreteri, ticaret ve sanayi odaları başkanları ve konusuna göre valinin daveti ile çağrılacak meslek kuruluşları, sivil toplum kuruluşları ve üniversitelerin karar alma yetkisini haiz temsilcilerinden oluşur. Bu fıkrada sayılan bakanlıkların il veya bölge teşkilatının bulunmaması halinde, bu bakanlıklar, kendileri ya da bağlı veya ilgili kuruluşları aracılığı ile; birden fazla bağlı ve ilgili kuruluşun bulunması durumunda toplantı gündemine göre konu ile ilgisi olan kuruluş aracılığı ile temsil edilmek üzere vali tarafından davet edilir.</p>

<p>(2) Vali tarafından gerekli görülmesi halinde kamu kurum ve kuruluşları, özel sektör temsilcileri ile uzman kişiler de toplantılara oy hakkı olmaksızın davet edilir.</p>

<p>(3) İl İDKK’nin birinci fıkrada belirtilen üyelerle toplanması esastır. Üyelerin herhangi birinin toplantıya katılamaması durumunda, üye tarafından yetkilendirilen karar alma yetkisini haiz kişi toplantıya katılır.</p>

<p>(4) İl İDKK’nin sekretaryasını Bakanlığın taşra teşkilatı yürütür.</p>

<p>(5) İl İDKK altında, görev alanına giren konularla ilgili olarak çalışmalarda bulunmak üzere bakanlıkların, kamu kurum ve kuruluşlarının, akademik kurumların, meslek kuruluşlarının, sivil toplum kuruluşlarının, özel sektör kuruluşlarının ildeki temsilcileri ve konu ile ilgili uzmanların katılımı ile çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(6) Toplantı yeri, tarihi ve gündemi vali tarafından belirlenir ve sekretarya tarafından toplantıdan önce üyelere resmî yazı ile bildirilir. Toplantılar çevrimiçi olarak da gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(7) İl İDKK, üye tamsayısının en az üçte iki çoğunluğu ile toplanır. Toplantı kararları açık oylama ile üye tam sayısının en az üçte iki çoğunluğuyla alınır. Kararlara olumsuz oy veren üyeler ve muhalefet şerhleri karar tutanağında belirtilir.</p>

<p>(8) İl İDKK, sunulan YİDEP taslağını değerlendirir ve nihai hale gelen YİDEP’i 7 nci maddenin ikinci fıkrası uyarınca karara bağlar.</p>

<p>(9) İl İDKK, yıllık periyotlarla eylem planlarının gerçekleşme durumunu izlemek ve değerlendirmek üzere yılda en az bir kez toplanır. Eylemlerin uygulanmasındaki sorunlara ilişkin gerekli önlemlerin alınmasını sağlar ya da gerekli yönlendirmeleri yapar. Bir sonraki dönem için hazırlanacak olan YİDEP’e yönelik tavsiyelerde bulunur. Bu değerlendirmelere ilişkin olarak sekretarya tarafından teknik kılavuza göre her yıl değerlendirme raporu hazırlanır, hazırlanan rapor 31 Ekim tarihine kadar E-YİDEP’e girilir ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yüklenir.</p>

<p>(10) İl İDKK, YİDEP hazırlık sürecinde YİDEP’in karara bağlanması için yılda en az bir kez toplanır. Toplantı tarihi, toplantıdan en az bir ay önce sekretarya tarafından İl İDKK üyelerine bildirilir.</p>

<p>(11) İl İDKK, ihtiyaç olması halinde iklim değişikliği ile ilişkili farklı gündemle toplanabilir.</p>

<p>(12) Her ilde bu Yönetmelik hükümlerine aykırı olmayacak şekilde İl İDKK çalışma usulü belirlenebilir.</p>

<p><strong>Valinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Vali;</p>

<p>a) YİDEP’in büyükşehirlerde büyükşehir belediyesi, diğer illerde il belediyesi ve il özel idaresi tarafından ve ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği içinde hazırlanması için gereken koordinasyonu sağlar.</p>

<p>b) İl İDKK’ye başkanlık eder ve 10 uncu madde kapsamındaki görevlerini yerine getirir.</p>

<p>c) Karara bağlanan YİDEP kapsamındaki eylemleri öngörülen süreler dâhilinde uygulanması amacıyla sorumlu tüm kurum ve kuruluşlara bildirir.</p>

<p><strong>Büyükşehir belediyesinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Büyükşehir belediyesi;</p>

<p>a) Başkanlık tarafından hazırlanan teknik kılavuza uygun olarak, ilçe belediyeleri dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla vali koordinasyonuyla sağlanacak iş birliği içinde, il sınırlarını kapsayan bütüncül bir YİDEP hazırlar veya hazırlatır.</p>

<p>b) Taslak YİDEP’i değerlendirilmek üzere İl İDKK’ye sunar. İl İDKK tarafından eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi gereken hususların tespit edilmesi halinde gerekli düzenlemeleri İl İDKK tarafından belirtilen süre içerisinde yapar veya yaptırır. Nihai hale gelen YİDEP’i karara bağlanmak üzere İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>c) İl İDKK tarafından karara bağlanan YİDEP’i E-YİDEP’e girer ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yükler.</p>

<p>ç) İklim risk değerlendirmesine ilişkin verileri toplayarak E-YİDEP’e girer veya diğer kurum/kuruluşlar tarafından girilmesini sağlar.</p>

<p>d) İki önceki yılın il sera gazı envanterini hazırlayarak E-YİDEP’e girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) YİDEP’in uygulanmasına ilişkin izlemeyi yapar, eylemlerin gerçekleşme durumunu ve buna ilişkin izleme sonuçlarını E-YİDEP’e girer ve İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>f) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>g) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p><strong>İl belediyesi ve il özel idaresinin görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) İl belediyesi;</p>

<p>a) İl özel idaresi ile birlikte, Başkanlık tarafından hazırlanan teknik kılavuza uygun olarak, ilçe belediyeleri dâhil tüm ilgili kurum ve kuruluşlarla vali koordinasyonuyla sağlanacak iş birliği içinde, il sınırlarını kapsayan bütüncül bir YİDEP hazırlar veya hazırlatır.</p>

<p>b) Taslak YİDEP’i değerlendirilmek üzere İl İDKK’ye sunar. İl İDKK tarafından eklenmesi, çıkarılması veya değiştirilmesi gereken hususların tespit edilmesi halinde gerekli düzenlemeleri İl İDKK tarafından belirtilen süre içerisinde yapar veya yaptırır. Nihai hale gelen YİDEP’i karara bağlanmak üzere İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>c) İl İDKK tarafından karara bağlanan YİDEP’i E-YİDEP’e girer ve kamuoyu ile paylaşılmak üzere İklim Portal’a yükler.</p>

<p>ç) İklim risk değerlendirmesine ilişkin verileri il özel idaresi ile birlikte toplayarak E-YİDEP’e girer veya diğer kurum/kuruluşlar tarafından girilmesini sağlar.</p>

<p>d) İl sera gazı envanterinde kullanılacak verileri il özel idaresi ile birlikte toplayarak iki önceki yılın il sera gazı envanterini hazırlar ve E-YİDEP’e girer.</p>

<p>e) YİDEP’in uygulanmasına ilişkin izlemeyi yapar, eylemlerin gerçekleşme durumunu ve buna ilişkin izleme sonuçlarını E-YİDEP’e girer ve İl İDKK’ye sunar.</p>

<p>(2) İl Belediyesi ve İl Özel İdaresi;</p>

<p>a) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>b) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p><strong>Kurum ve kuruluşların görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İlde faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar;</p>

<p>a) Planlama, yatırım ve uygulama süreçlerinde, görev ve yetki alanları çerçevesinde YİDEP’te yer alan eylemleri dikkate alır.</p>

<p>b) Valinin davetiyle YİDEP hazırlık ve ilgili İl İDKK toplantılarına katılır, YİDEP eylemleri belirlenirken eylem önerilerinde bulunur, YİDEP eylemlerine ilişkin olarak görev ve sorumlulukları dâhilinde görüş verir.</p>

<p>c) YİDEP’te sorumlu olduğu eylemleri uygular.</p>

<p>(2) 7552 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca, YİDEP’in hazırlanması veya izlenmesi süreçlerinde, ilgili kurum ve kuruluşlar kendilerinden talep edilen belge, bilgi ve veriyi ilgili mevzuat hükümleri çerçevesinde paylaşır, gerektiğinde E-YİDEP’e girer.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Geçici ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Geçiş hükümleri</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 31/12/2026 tarihine kadar her ilde İl İDKK kurulur.</p>

<p>(2) Yapılacak ilk YİDEP’in 2028-2032 yıllarını kapsaması ve İl İDKK tarafından 31/12/2027 tarihine kadar karara bağlanması gerekir. Gerekli görüldüğü takdirde Bakanlık bu süreyi bir yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p>(3) Bu Yönetmeliğin yayımı tarihinden önce il ölçeğinde iklim değişikliği ile ilgili eylem planı bulunan illerde, söz konusu planların bu Yönetmelik hükümlerine uygun hale getirilmesi ve ikinci fıkrada belirtilen süre içerisinde YİDEP’lerin hazırlanması gerekir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yerel-iklim-degisikligi-eylem-planlari-ile-il-iklim-degisikligi-koordinasyon-kurullari-hakkinda-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="16092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Ağustos 2026 Tarihli ve 33330 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yükseköğretim Kalite Kurulundan:</strong></p>

<p><strong>YÜKSEKÖĞRETİM KALİTE KURULU UZMANLIĞI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 28/11/2023 tarihli ve 32383 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kalite Kurulu Uzmanlığı Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Giriş sınavı, KPSS sonuçlarına göre, Başkanlıkça belirlenen yazılı ve sözlü sınav veya yalnızca sözlü sınav bölümlerinden oluşur. Giriş sınavının yazılı sınavı klasik veya test usulünde yapılabilir.</p>

<p>(3) Yazılı ve sözlü sınavın bir arada yapılması halinde, yazılı sınavda başarılı olamayanlar sözlü sınava alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Sözlü sınavı yapmak.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Giriş sınavının; yazılı ve sözlü sınav şeklinde yapılması halinde, yazılı sınava çağrılacak aday sayısı ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının yirmi katından, yalnızca sözlü sınav şeklinde yapılması halinde, sözlü sınava çağırılacak aday sayısı ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının dört katından fazla olamaz. Son sıradaki adayla eşit KPSS puanı almış adaylar da giriş sınavına çağrılır. Sınav ilanında atama yapılacak kadro sayısının fakülte ve/veya öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda, giriş sınavına çağrılacak aday sayısı da ayrı ayrı hesaplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Giriş sınavında yer alan sınav konularının değerlendirmedeki ağırlıklarına sınav ilanında yer verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alınması şarttır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin birinci ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Giriş sınavının yazılı ve sözlü sınav şeklinde yapılması durumunda, başarı puanı yazılı ve sözlü sınav puanlarının aritmetik ortalaması alınarak tespit edilir. Giriş sınavının sadece sözlü sınav şeklinde yapılması hâlinde, sözlü sınav puanı giriş sınavı başarı puanını teşkil eder.”</p>

<p>“(4) Asıl ve yedek aday listeleri belirlenirken başarı puanı eşit olan adaylardan yazılı ve sözlü sınav yapılması halinde yazılı sınav puanı, yazılı puanlarının da eşit olması veya yalnızca sözlü sınav yapılması halinde KPSS puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) İtiraz üzerine Komisyon tarafından yapılan inceleme sonucunda verilen kararlar kesin olup, bu kararlara karşı idare nezdinde yeniden itiraz yoluna başvurulamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Yükseköğretim Kalite Kurulu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yuksekogretim-kalite-kurulu-uzmanligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 04 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="59315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>16.07.2026 kabul tarihli, <a href="http://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a>’un 13. maddesinde yer alan;</strong> <i>“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenmiş olup, 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Burada yeni bir suç tipi tanımlamış olup, bu suçun failine basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu için öngörülen cezanın yarısının uygulanması öngörülmüş ve bu fiili işleyenin “yardım eden” değil, bu suç yönünden “fail” sayılacağı kabul edilmiştir. Kanun koyucu, banka kartlarını veya banka hesaplarını başkalarına kullandıranlarla ilgili müşterek faillik ve yardım eden tartışmasına da son vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni hükmün, yalnızca <strong><i>“kartların veya hesapların başkasına verilmesi fiili ile sınırlı olarak”</i></strong> uygulanabileceği bilinmelidir. Hesabın veya kartların başkasına verilmesi ve bu suretle kullandırılması dışında, ayrıca o hesap veya kart üzerinden dolandırıcılık fiilinin işlenmesi halinde, CMK m.158/4 tatbik edilmez. TCK m.158/4; hesap veya kart kullanılmak suretiyle yapılan dolandırıcılık eylemine iştirak etmeden, <strong><i>“yalnızca kart veya hesapların kullanılmasına imkan verme fiiline” </i></strong>indirim imkanı vermesi sebebiyle, bir tür <i>özel fer’i faillik</i> hükmü sayılabilir.</p>

<p><strong>7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. fıkrası; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.”</i><strong> </strong>hükmünü ihdas ederek, henüz kesinleşmeyen ve indirimin tatbiki için zararın giderilmesinin gerekli olmadığı derdest dosyaları düzenlemiş olup, fail burada TCK m.168’e göre etkin pişmanlıktan faydalanmışsa, zarar gidermenin soruşturma veya kovuşturma evrelerinde olmasına göre cezasında ayrıca indirime gidilir. Tutukluluk varsa, yasal değişikliğin bu duruma etkisi hakim veya mahkeme tarafından değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Kesinleşen dosyalar yönünden kanun koyucu farklı bir düzenleme öngörmüştür. 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır”. </i></p>

<p><strong>Bu düzenlemeden anlaşıldığı üzere;</strong> TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği 31.07.2026 tarihinden önce m.157 veya m.158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri <strong><i>“banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı”</i></strong> olması halinde, hükmü veren mahkemece bu hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri halinde, haklarında TCK m.168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki mümkün olacaktır. <strong>İnfazın ertelenmesi veya durdurulması için, mağdurun zararının giderilmesi şartı öngörülmüştür.</strong></p>

<p>Kanun koyucu; TCK m.158/4 yürürlüğe girmeden evvel cezaları kesinleşen, ancak ceza aldıkları dolandırıcılık eyleminin <strong><i>“hesap veya kart kullandırmakla” </i></strong>sınırlı olan hükümlüler yönünden, ancak mağdurun zararının giderilmesi şartıyla TCK m.168/2’de yer alan etkin pişmanlıktan yararlanmak kaydıyla m.158/4’den kaynaklanan ceza indirimini mümkün kılmıştır.</p>

<p>Bunun yanında; 31.07.2026, yani TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği tarihten sonra gerçekleştirilecek olan eylemler bakımından yargılanan failin, somut dosyadaki eyleminin, <strong>dolandırıcılık eylemlerinin hareketlerine bizzat iştirak etmeksizin, bu fiillerin gerçekleştirilmesi öncesinde yalnızca hesap veya kart kullandırma eylemi </strong>ile sınırlı olması durumunda, TCK m.158/4’ün açık lafzı gereğince, TCK m.168/1 veya m.168/2’deki şartları sağlamaması durumunda dahi, ceza indiriminden faydalanması ve cezasının yarı oranında indirilmesi zorunlu olacaktır. Birden fazla failin aynı banka hesabı veya kredi kartını kullandırmaktan dolayı sorumlu tutulmaları halinde, TCK m.158/4’ün tatbiki bakımından faillerden birisi tarafından yapılan ödeme diğerlerini de kapsayacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 19:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yazar/ersan-sen-2025-1.jpg" type="image/jpeg" length="43619"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya ve beraberindeki heyet Çin’e çalışma ziyareti gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin resmî daveti üzerine Çin’e çalışma ziyaretinde bulundu. Çin Yüksek Halk Mahkemesi, Adalet Bakanlığı ve Ulusal Halk Kongresi ile Tianjin Yüksek Halk Mahkemesinde önemli temaslarda bulunan Başkan Özkaya, Türkiye ile Çin arasındaki güçlü dostane ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğinin daha da geliştirilmesine önemli katkılar sağlayacağını vurguladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, 29 Temmuz-1 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleşen çalışma ziyareti kapsamında ilk olarak Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Zhang Jun ile bir araya geldi.</p>

<p>Görüşmede; iki ülkenin yüksek yargı kurumlarının yapısı ve işleyişi, anayasa yargısı ile yüksek yargı alanındaki güncel gelişmeler ele alındı. Ayrıca bilgi ve tecrübe paylaşımının geliştirilmesi ile yargı hizmetlerinde dijital dönüşüm ve yapay zekâ teknolojilerinin kullanımına yönelik de görüş alışverişinde de bulunularak iki ülke yüksek yargı kurumları arasındaki kurumsal diyaloğun sürdürülmesinin önemine dikkat çekildi.</p>

<p><strong>Yargı Hizmetlerindeki Dijital Dönüşüm ve Yapay Zekâ Teknolojilerinin Kullanımı Ele Alındı</strong></p>

<p>Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Zhang Jun, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi heyetini ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Başkan Zhang Jun, iki ülkenin yargı alanında uzun süredir devam eden yakın temas ve iş birliğinin söz konusu ziyaretle daha da derinleşeceğine inandığını kaydetti. Türkiye ile Çin arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasının 55. yılı olduğunu ve iki ülke arasındaki ilişkilerin son dönemde çok boyutlu olarak geliştiğini belirten Başkan Zhang Jun, karşılıklı ziyaretler ile bilgi ve tecrübe paylaşımının hem kurumsal iş birliğinin hem de mevcut ilişkilerin güçlenmesine katkı sağlayacağını ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Kadir Özkaya ise Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkan Yardımcısı Shen Liang ile Zhejiang Eyaleti Yüksek Halk Mahkemesi Başkanvekili Jiang Weiyu ve beraberlerinde yer alan heyetlerin geçtiğimiz aylarda Anayasa Mahkemesine gerçekleştirdiği ziyaretlerin önemine dikkat çekerek Türkiye ile Çin arasındaki dostane ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğine de yansıtılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Başkan Özkaya, “Ülkelerimiz arasında üst düzeyde devam eden yapıcı diyalog ve stratejik iş birliği anlayışının Mahkemelerimiz arasında da sürdürülmesi ve en üst seviyeye çıkarılması yargı sistemlerimize önemli kazanımlar sağlayacaktır. Bu çerçevede Mahkemelerimiz arasındaki iş birliğini daha ileriye taşımaya hazırız.” dedi.</p>

<p>Başkan Özkaya ayrıca Çin’in yargı süreçlerinde verimliliği artırmak amacıyla yapay zekâ ve teknolojinin kullanımına ilişkin çalışmalarını yakından takip ettiklerini belirterek bu alandaki tecrübelerin karşılıklı olarak paylaşılmasını önemsediklerini ifade etti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Yüksek Halk Mahkemesi ziyareti sırasında Dijital Mahkeme Laboratuvarında da incelemelerde bulunarak yetkililerden bilgi aldı.</p>

<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi ile İlişkileri Geliştirmeye Hazırız</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin temasları kapsamında Adalet Bakanı He Rong ile de bir araya geldi. Görüşmede; hukukun üstünlüğü, adalet hizmetlerinde dijitalleşme, yargıda teknoloji kullanımı ve iki ülke arasındaki adli iş birliği konuları ele alındı.</p>

<p>Gösterilen misafirperverlik için teşekkür eden Başkan Özkaya, Türkiye ve Çin arasındaki güçlü ilişkilerin hukuk ve yargı alanındaki iş birliğini daha da pekiştireceğine inandığını belirtti. Başkan Özkaya, “Türkiye ve Çin arasındaki ilişkiler her alanda çok iyi durumda. En üst düzeydeki bu ilişkileri hukuk ve yargı alanına da taşımak istiyoruz. Çin’in yargı alanındaki yapay zekâ ve teknoloji uygulamalarını çok kıymetli buluyoruz. Bu konuda geliştirilecek iş birliği imkânlarını ayrıca önemsiyoruz. Anayasa Mahkemesi olarak insanın odakta olduğu bir hukuk anlayışını teknoloji ile birleştirmek istiyoruz.” diye konuştu.</p>

<p>Adalet Bakanı He Rong ise iki ülke liderleri arasındaki mutabakatın ilişkilerin gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade ederek diplomatik ilişkilerin 55. yılı vesilesiyle Çin Halk Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı ile Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi arasındaki iş birliğini geliştirmeye hazır olduklarını vurguladı. Görüşmede ayrıca Lahey Sözleşmesi ile iki ülke arasındaki medeni ve ticari konulardaki adli yardımlaşma mekanizmaları da değerlendirildi.</p>

<p><strong>Hukuk ve Yargı Alanındaki İlişkilerin Geliştirilmesine Önem Veriyoruz</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Çin Ulusal Halk Kongresine de ziyarette bulundu. Burada Ulusal Halk Kongresi Daimî Komitesi Üyesi ve Anayasa ve Hukuk Komitesi Başkan Yardımcısı Yuan Shuhong başkanlığındaki heyetle bir araya gelen Başkan Özkaya, Türkiye ile Çin arasında hukuk ve yargı alanındaki ilişkilerin geliştirilmesine önem verdiklerini dile getirdi.</p>

<p>Başkan Yardımcısı Yuan Shuhong da iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerin 55. yılının hukuk alanındaki iş birliğine önemli katkılar sağlayacağını kaydetti. Yasama faaliyetleri, anayasal denetim mekanizmaları ve hukukun üstünlüğü ilkesi kapsamında karşılıklı bilgi ve tecrübe paylaşımında bulunulan görüşmede, hukuk alanındaki iş birliği imkânları değerlendirildi.</p>

<p>Tianjin Yüksek Halk Mahkemesini de ziyaret eden Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Mahkemenin Bilgi Merkezi ile Mahkeme Tarihi Sergi Salonu’nda incelemelerde bulundu. Ziyaret kapsamında dijital mahkeme uygulamaları, dava yönetim sistemi ve yapay zekâ destekli yargı teknolojilerine ilişkin sunumlar yapıldı. Heyet, yüksek yargıda teknolojinin kullanımına ilişkin uygulamalar hakkında bilgi aldı.</p>

<p>Ziyaret kapsamında Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet Türkiye Cumhuriyeti Pekin Büyükelçisi Selçuk Ünal ile de bir araya geldi. Türkiye ile Çin arasındaki ilişkiler ile hukuk ve yargı alanındaki iş birliğinin geliştirilmesine yönelik imkânların değerlendirildiği görüşmede, çalışma ziyaretinin iki ülke kurumları arasındaki iş birliğine sağlayacağı katkılar da ele alındı.</p>

<p>Başkan Özkaya’nın Çin Halk Cumhuriyeti temaslarına; Anayasa Mahkemesi Başkanvekili İrfan Fidan, Anayasa Mahkemesi Üyeleri Engin Yıldırım, Yusuf Şevki Hakyemez, Kenan Yaşar ve Metin Kıratlı ile Anayasa Mahkemesi Genel Sekreteri Murat Azaklı, Başraportör Mehmet Sadık Yamlı ve Özel Kalem Müdürü Adnan Kahveci eşlik etti.</p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/qvrbdcyt/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/zsje2z5z/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/tm4febnm/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/5uqp5itp/4.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/vrqjlmum/5.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/vsgmjfs4/6.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/xfxexnen/7.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/juwjeh1f/8.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/1zmdhklg/9.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/0yjfk3sm/10.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/5a2lqges/11.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/1jiflgrd/12.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/ua1pn4rm/13.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/jmwl0txi/14.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkaya-ve-beraberindeki-heyet-cine-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-178.jpg" type="image/jpeg" length="18172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA HUKUKUNDA OLASI KAST VE BİLİNÇLİ TAKSİR AYRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[TÜRK CEZA KANUNU, DOKTRİN VE YARGITAY İÇTİHATLARI ÇERÇEVESİNDE İNCELEME]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza hukukunda manevi unsur, suçun oluşumunda belirleyici unsurlardan biridir. Failin fiile ilişkin iradesinin ve öngörüsünün niteliği, uygulanacak suç tipini ve yaptırımı doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, uygulamada en fazla tartışma yaratan konulardan biri olmuştur. Özellikle ölüm ve yaralama ile sonuçlanan trafik kazaları, iş güvenliği ihlalleri ve tehlikeli davranışlardan kaynaklanan olaylarda mahkemeler, failin hangi manevi unsurla hareket ettiğini belirlemekte güçlük yaşamaktadır. Çalışmada Türk Ceza Kanunu hükümleri, öğretide ileri sürülen görüşler ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ışığında olası kast ve bilinçli taksir arasındaki temel farklılıklar incelenmektedir.</p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, suçun manevi unsurunu kast ve taksir olmak üzere iki ana başlık altında düzenlemiştir. Bunun yanında kanun koyucu, kastın özel görünüm biçimi olarak olası kasta; taksirin ağırlaştırılmış şekli olarak ise bilinçli taksire yer vermiştir.</p>

<p>Her iki kurumun ortak noktası, failin neticeyi öngörmesidir. Buna rağmen hukuki sonuçları oldukça farklıdır. Olası kastta fail neticeyi kabullenirken, bilinçli taksirde neticenin meydana gelmeyeceğine güvenmektedir. İşte uygulamadaki en büyük tartışma da bu psikolojik ayrımın nasıl tespit edileceği noktasında ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>I. KAST KAVRAMI</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 21/1. maddesine göre kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir.</p>

<p>Kastın iki temel unsuru bulunmaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Bilme unsuru</p>
 </li>
 <li>
 <p>İsteme unsuru</p>
 </li>
</ul>

<p>Bilme unsuru, failin gerçekleştirdiği hareketin hukuki anlamını kavramasını ifade eder. İsteme unsuru ise suç teşkil eden neticenin meydana gelmesini irade etmektir.</p>

<p><strong>II. OLASI KAST</strong></p>

<p>TCK m.21/2'ye göre;</p>

<p>"Kişinin suçun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşebileceğini öngörmesine rağmen fiili işlemesi halinde olası kast vardır."</p>

<p>Bu düzenleme, doğrudan kasttan farklı olarak neticenin kesin istenmesini değil, neticenin gerçekleşmesinin göze alınmasını esas almaktadır.</p>

<p>Doktrinde olası kast;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>neticenin kabullenilmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>neticeye kayıtsız kalınması,</p>
 </li>
 <li>
 <p>"olursa olsun" anlayışı</p>
 </li>
</ul>

<p>şeklinde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Olası Kastın Unsurları</strong></p>

<p><strong>1. Neticenin öngörülmesi</strong></p>

<p>Fail meydana gelebilecek sonucu öngörmektedir.</p>

<p><strong>2. Neticenin kabullenilmesi</strong></p>

<p>En önemli unsur budur.</p>

<p>Fail;</p>

<p>"Olursa olsun."</p>

<p>şeklinde davranmaktadır.</p>

<p>Artık neticenin meydana gelmesi onun açısından hareketi durdurmayı gerektirmez.</p>

<p><strong>Olası Kastın Sonuçları</strong></p>

<p>TCK m.21/2 gereğince ceza;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>ağırlaştırılmış müebbet yerine müebbet,</p>
 </li>
 <li>
 <p>müebbet yerine 20–25 yıl,</p>
 </li>
 <li>
 <p>diğer suçlarda ise temel cezada üçte birden yarısına kadar indirim</p>
 </li>
</ul>

<p>şeklinde uygulanmaktadır.</p>

<p><strong>III. TAKSİR KAVRAMI</strong></p>

<p>TCK m.22'ye göre taksir;</p>

<p>dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık nedeniyle öngörülemeyen neticenin meydana gelmesidir.</p>

<p>Taksirde;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>istek yoktur,</p>
 </li>
 <li>
 <p>kabullenme yoktur,</p>
 </li>
 <li>
 <p>dikkat eksikliği vardır.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>IV. BİLİNÇLİ TAKSİR</strong></p>

<p>TCK m.22/3'e göre;</p>

<p>"Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine rağmen neticenin meydana gelmesi halinde bilinçli taksir vardır."</p>

<p>Kanun koyucu burada öngörüyü kabul etmiş; ancak neticenin istenmediğini açıkça belirtmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Bilinçli Taksirin Unsurları</strong></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Netice öngörülmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Netice istenmemektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Fail neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<p>Bu güven;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>kendi becerisine,</p>
 </li>
 <li>
 <p>teknik donanıma,</p>
 </li>
 <li>
 <p>çevresel koşullara,</p>
 </li>
 <li>
 <p>şansa</p>
 </li>
</ul>

<p>dayanabilir.</p>

<p></p>

<p><strong>V. OLASI KAST VE BİLİNÇLİ TAKSİR ARASINDAKİ FARKLAR</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Olası Kast</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Bilinçli Taksir</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Netice öngörülür</p>
   </td>
   <td>
   <p>Netice öngörülür</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Netice kabullenilir</p>
   </td>
   <td>
   <p>Neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>"Olursa olsun." anlayışı vardır</p>
   </td>
   <td>
   <p>"Olmaz." düşüncesi vardır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İsteme unsurunun zayıf şekli vardır</p>
   </td>
   <td>
   <p>İsteme unsuru tamamen yoktur</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Kast hükümleri uygulanır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Taksir hükümleri uygulanır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Doktrinde bu ayrımın merkezinde <strong>"kabullenme"</strong> ile <strong>"gerçekleşmeyeceğine güven"</strong> arasındaki psikolojik fark bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VI. YARGITAY UYGULAMASI</strong></p>

<p>Yargıtay uzun yıllar trafik kazalarının büyük çoğunluğunu bilinçli taksir kapsamında değerlendirmiştir. Ancak özellikle aşırı hız, yoğun alkollü araç kullanımı, kırmızı ışık ihlali ve bilinçli şekilde ağır risk oluşturan davranışlarda bazı kararlarında olası kast değerlendirmesine yönelmiştir. Bu yaklaşım, özellikle 2019 sonrasında öğretide yoğun tartışmalara neden olmuştur.</p>

<p>Yargıtay'ın değerlendirmesinde şu ölçütler önem kazanmaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>ihlalin ağırlığı,</p>
 </li>
 <li>
 <p>tehlikenin yoğunluğu,</p>
 </li>
 <li>
 <p>failin davranışına devam etmesi,</p>
 </li>
 <li>
 <p>neticeyi önleme imkânının bulunmasına rağmen hareketi sürdürmesi.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>VII. DOKTRİNDEKİ GÖRÜŞLER</strong></p>

<p>Öğretide üç temel yaklaşım bulunmaktadır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>
 <p><strong>Kabullenme Teorisi:</strong> Neticeyi kabullenen fail olası kastla hareket etmektedir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Kayıtsızlık Teorisi:</strong> Fail neticeye karşı ilgisizdir.</p>
 </li>
 <li>
 <p><strong>Güven Teorisi:</strong> Fail gerçekten neticenin oluşmayacağına inanıyorsa bilinçli taksir söz konusudur.</p>
 </li>
</ol>

<p>Alman ceza hukuku ve Alman Federal Yüksek Mahkemesi kararları da Türk öğretisini önemli ölçüde etkilemiştir. Özellikle Lederriemen (Deri Kemer) ve Berlin yasa dışı araba yarışı kararları, olası kast–bilinçli taksir ayrımının gelişiminde referans niteliğindedir.</p>

<p></p>

<p><strong>VIII. UYGULAMADAN ÖRNEKLER</strong></p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> Kırmızı ışıkta yüksek hızla geçen sürücü yayaya çarpar.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>Neticeyi kabullenmişse → olası kast.</p>
 </li>
 <li>
 <p>"Fren yaparım, geçerim." düşüncesindeyse → bilinçli taksir.</p>
 </li>
</ul>

<p><strong>Örnek 2:</strong> İnşaatta güvenlik önlemi almayan işveren.</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>
 <p>İşçinin düşebileceğini bilmesine rağmen çalışmayı sürdürüyorsa ve neticeyi göze alıyorsa → olası kast.</p>
 </li>
 <li>
 <p>Önlemlerin yeterli olacağını düşünüyorsa → bilinçli taksir.</p>
 </li>
</ul>

<p></p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Olası kast ile bilinçli taksir arasındaki ayrım, ceza hukukunun en güç tespit edilen manevi unsur problemlerinden biridir. Her iki durumda da fail neticeyi öngörmektedir; ancak belirleyici ölçüt, netice karşısındaki iradi tutumdur. Neticenin gerçekleşmesini kabullenme olası kasta, gerçekleşmeyeceğine güvenme ise bilinçli taksire işaret eder. Türk öğretisi ve Yargıtay uygulaması bu ayrımı somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirmekte; özellikle trafik kazaları ve ağır tehlike yaratan davranışlarda içtihatlar gelişmeye devam etmektedir. Bu nedenle, manevi unsurun tespitinde yalnızca objektif olay koşulları değil, failin olay anındaki psikolojik tutumu da dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ"><img alt="Av. Emrah GOLGİYAZ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emrah-golgiyaz" title="Av. Emrah GOLGİYAZ">Av. Emrah GOLGİYAZ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-hukukunda-olasi-kast-ve-bilincli-taksir-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="52768"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZULMÜ İNKAR, SANATA İHTAR: ÇİN'İN TÜRKİYE'DE SANSÜR ARAYIŞI VE MEHMET FETİHLER SULTANI DİZİSİNE GARİP MÜDAHALESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bu makalede gecikmeli de olsa Pekin tarafından Türk yayın kuruluşuna gönderilen ve ''garabet'' olarak nitelendirilecek ihtar incelenmektedir. Söz konusu garabet hakkında iki satır da olsa kaleme almanın, en başta insan olarak; hukukçu olarak ve nihayetinde de Türk olarak bir zorunluluk olduğu kanaatindeyiz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Geçtiğimiz günlerde Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlı bazı kuruluşlar, TRT’de yayınlanan Mehmed: Fetihler Sultanı dizisinin 66. bölümündeki bir sahnenin tarihî içeriğini “tarihi gerçekleri çarpıtmak” ve “Çin ile Uygur Türklerini aşağılamak” iddiasıyla eleştirdi. Sincan’da yaşayan Uygur Türkü Mahmut Yakup, vekâletini verdiği bir Çin hukuk bürosu aracılığıyla TRT Genel Müdürü, yapımcı ve senariste ihtarname gönderdi; özür, hatalı sahnelerin düzeltilmesi veya kaldırılması ve benzer içeriklerin tekrar kullanılmaması talep edildi.</p>

<p>Yapımcılar ise sadece Doğu Türkistan Türklerini yeteri kadar gündeme getirmemek nedeniyle özür dileyerek, ihtar konusu özrü dilemeyi reddederek sahnenin dini ve sosyal bağlamda Doğu Türkistan’daki hak ihlallerine dikkat çektiğini vurgulamış; bu tartışma geniş bir hukuki ve politik tartışmayı tetiklemiştir.</p>

<p><strong>İHTARA KONU SAHNE</strong></p>

<p>Mehmed: Fetihler Sultanı dizisi, Fatih Sultan Mehmed’in hayatını kurgu-eleştirel bir bakışla işlerken, 66. bölümde Doğu Türkistan Yarkand Hanlığı’ndan bir heyetin Fatih Sultan’ın huzuruna çıktığı hayali bir sahne yer alıyor. Bu sahnede, heyetin sözcüsü olarak Ali Şir Nevai karakteri kullanılıyor ve Nevai’nin Sultan’a yöneldiği söylenen cümlelerden biri:</p>

<p>“Çin, kudretiyle erkeklerimizi köle, kızlarımızı ise cariye etmeye karar kılmıştır. Orada yalnız korku vardır.”.</p>

<p>Bu ifade, sahnedeki kurguya göre Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere atfedilen bir duruma ilişkin. Nevai’nin devamında “Kâfir Çin’den değil, kardeşlerimizin susan dilinden, unuttuğu yurttan korkarız…” şeklinde ifadesi bulunuyor.</p>

<p><strong>İHTAR İÇERİĞİ VE NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Türkiye’de bağımsız haberlere göre, söz konusu ihtarname Çin Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde yaşayan bir Uygur vatandaş Mahmut Yakup tarafından hazırlanmış bir bilirkişi raporu sonucu ortaya çıkmıştır. Yakup, Çin’deki “Çin Vatandaş ve Şirketleri Hukuki Hak ve Menfaatlerini Koruma” Derneği veya “Çin Hukuk Bürosu” adıyla anılan bir hukuk kuruluşuna vekâlet verdi; bu hukuk bürosu, raporun dayanağıyla TRT Genel Müdürü Muhammed Ziyad Varol, TRT Kurumu, Miray Yapım şirketi, yapımcı Eyüp Gökhan Özekin ve senarist Ozan Bodur’a ayrı ayrı ihtarnameler gönderdiği bildirildi. İhtar metninde özetle “tarihi gerçeklerin çarpıtıldığı, olayların ve kişilerin yanlış zaman çizelgesinde buluşturulduğu, kamuoyunun yanıltıldığı, Çin halkı ile Uygur Türklerinin aşağılandığı ve hakaret ile iftira niteliğinde ifadeler kullanıldığı” ileri sürüldü. Talepler kısmında ise “kamuoyuna yönelik yazılı özür yayımlanması, bahsi geçen sahnelerin düzeltilmesi veya yayından kaldırılması ve benzer içeriklerin yeniden kullanılmaması” istenmekte, ayrıca 30 gün içinde yazılı cevap verme talebinde bulunulmaktadır. Özetle ihtarname, Çinli göçmen/vatandaş Mahmut Yakup’un şikâyeti üzerine bir Çin hukuk bürosu tarafından hazırlanmıştır; resmi bir devlet notası değil, özel hukuk yolu ile yapılmış bir bildirimdir. Kurguya göre çekilen sahne hakkında Çin kaynakları, bu diyalogu hem tarihî hem de siyasi açıdan sorunlu buluyor: Yarkand Hanlığı’nın Fatih’in ölümünden 33 yıl sonra kurulmuş olduğu, Ali Şir Nevai’nin ise Sina (Moğolistan) kökenli Timurlu bir şair olduğu ve yaşamında Sincan’a hiç gitmediği raporda vurgulanıyor. Dolayısıyla heyet ve bu diyalog, tarihî verilere göre mümkün değil kabul ediliyor. Yapım ekibince ise dizi başında “hikâye tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” uyarısı yer almakta, ancak ihtar metni bu uyarının “resmî kişiler ve olaylar kullanıldığı bir yapımda sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı” görüşünü savunuyor.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki dizinin her bölümünün başında ''Hikâye tarihten ilham alınarak kurgulanmıştır” uyarısı yer almasına rağmen bu ihtar metninde ''resmî kişiler ve olaylar kullanıldığı bir yapımda sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı'' uyarısı yer almaktadır. İşte garabet olarak nitelendirilen ihtarın yersiz ifadeleri başında da bu gelmektedir. Resmi olarak kabul edilecek bir kişi bulunmamaktadır. Tarihi Çin İmparatorluğu'nun resmi bir kişi ya da kurum olduğu iddia ediliyorsa bu hezeyandan öteye gitmeyecektir. Aksi halde de resmi kişi ve kurum ifadesiyle neyin kastedildiği açıkça bildirilmelidir.</p>

<p>Elbette ki Çin devletinin faaliyetlerinin uluslararası hukuk kapsamında değerlendirilmesi yersiz olacaktır. Bağımsız kuruluşlarca binlerce sayfalık rapora rağmen Doğu Türkistan bölgesinde yerel halka yönelik fiiller uluslararası hukukun yanında kendi iç hukukunu da ihlal etmesine rağmen devam etmektedir. Bu tıpkı Filistin'de yeni doğmuş bebeklerin üzerine füze atan İsrail'e insan hakları dersi vermek gibi hükümsüz kalacak bir hamle olacaktır.</p>

<p>Ancak ülkemizi ilgilendiren bu konu hakkında öncelikle ifade edilmesi gerek husus şudur ki, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 26. maddesi herkesin düşünce ve kanaat hürriyetini güvence altına alır; 28. maddeye göre ise “Basın hürdür, sansür edilemez”. 5187 sayılı Basın Kanunu ve RTÜK mevzuatı da yayın özgürlüğünü esas alır. Tarihi-kurgu bir dizi üzerine yabancı bir baskıyı kabul edecek bir yasal yükümlülük bulunmamaktadır. Dahası, hedef alınan materyal özel bir yaratıcı eser olduğundan basın kanunlarından ziyade Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’na ve genel ifade hürriyetine tabiidir. Yasal olarak TRT’nin yayınını durdurabilecek ya da içerik değiştirtebilecek bir hüküm yoktur. Türkiye’deki hukuki durum şudur: Yayın içeriğini belirleyen Türk hukuku ve yayın kuruluşunun içtihadı olup, yabancı bir devletin tek taraflı itirazı veya ikazı hiçbir bağlayıcı etki doğurmaz.</p>

<p>Ayrıca, dizi oyuncu veya senaristlerini hedef alabilecek bir kişisel hak ihlali de söz konusu değildir; konuşulan şeyler tarihî gerçekler hakkında kurmaca beyanlardır. Türk Ceza Kanunu’nda (“milleti aşağılayıcı hakaret” gibi), yalnızca Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına ve devletine yönelik hakaretler suç sayılır (TCK 301). Yabancı bir devletin ya da halkın onurunu Türkiye’deki bir yayından koruyan bir hüküm bulunmamaktadır. Sonuçta, bu ihtarname TRT’ye ve yapımcılara yönelik bir “yabancı ülke notası” değil, hukuki bağlayıcılığı olmayan bir talep niteliğindedir. Bu nedenle Türkiye’deki ifade hürriyeti ilkelerine göre, mahkeme kararı veya yasa olmadıkça bu taleplere uymak gerekmemektedir.</p>

<p>Ayrıca söz konusu dizi, belgesel değildir. Kurgular barındırmakta, tarihi olay ve şahsiyetlerden ilham aldığını açıkça beyan etmektedir.</p>

<p>Mesela, yeniçerilerin Hacı Bektaş-ı Veli töresi üzere olduğu ifadesi sık sık yer alır. Bir sahnede Çandarlı Halil Paşa rolündeki oyuncu yeniçeri ağası Kurtçu Doğan'a Yeniçeri ocağı kurulurken Hacı Bektaş-ı Veli'nin ettiği duadan söz etmektedir. Halbuki bilinmektedir ki Hacı Bektaş-ı Veli 13.yüzyılda vefat etmiş bir mutasavvıftır. Ocağın kurulması ise 14.yüzyıla denk gelmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte tarihi kaynaklarda Hazret-i Fatih'in annesine dair bir toplu bilgi bulunmamaktadır. Ancak dizide Fatih'in annesinin belirsiz olması şurada dursun sarayda haseki olarak bulunmaktadır.</p>

<p>Söz konusu sahneyle Doğu Türkistan'da bağımsız kuruluşlarca raporlanan insan hakları ihlallerine gönderme yapılmış, bu sayede izleyicilerin bu konuya dikkatlerinin çekilmesi amaçlanmıştır. Yani somut bir gerçekliğe kurgu yoluyla dikkat çekilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla ihtarda Yarkand Hanlığı’nın Fatih’in ölümünden 33 yıl sonra kurulmuş olduğu, Ali Şir Nevai’nin ise Sina (Moğolistan) kökenli Timurlu bir şair olduğu ve yaşamında Sincan’a hiç gitmediği yönündeki bilgiler bakımından ihtarı gönderen kişi ve kurumların tarihi bilgisini takdir etmekle(!), bu uyarının hiçbir hükmü olmadığını bildirmekte fayda vardır.</p>

<p>Bununla birlikte Uluslararası hukukta bir devletin yayın politikasını başka bir devlete dikte etme hakkı yoktur. Çin’in var sayılan hukuki iddialarının Türkiye üzerinde doğrudan bir bağlayıcılığı bulunmamaktadır. Bir başka devletin vatandaşının veya şirketinin şikâyeti; uluslararası anlaşmalar ile çelişmedikçe sadece iki ülke arasında diplomatik bir mesaj veya uyarı düzeyinde kalır. Burada ise hukuki ihtar Çin Hükûmeti tarafından değil, özel hukuk yoluyla iletilmiştir. Hatta bazı gözlemciler, ihtarnamenin boyutunun ve resmî niteliğinin, fiili olarak bir devlet ayağı olduğuna işaret ettiğini belirtmektedir. Buna rağmen, resmi bir Türkiye-Çin diplomasisiyle gönderilen bir nota olmadığı sürece metnin Türkiye’de bağlayıcı bir etkisi yoktur.</p>

<p>Türkiye’nin uluslararası yükümlülükleri bu konuda açık değildir; ayrıca Türkiye-Çin arasında ifade özgürlüğünü doğrudan düzenleyen özel bir antlaşma da yoktur. Bir başka devletin iç siyaseti veya tarih anlatısını “düzeltme” talebi ancak diplomatik nezaket çerçevesinde karşılanabilir ki yasal olarak zorlama güçleri yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özetle, bu hukuki ihtarname Türk hukukunda tanınmış bir yaptırım oluşturmaz ve devletler hukukunun kabul ettiği “egemenlik eşitliği” ilkesi gereği Türkiye kendi yayın politikasında bağımsız hareket edeceği izahtan varestedir.</p>

<p>Çin Ceza Kanunu’nda yabancı ülkelerin itibarını koruma ya da tarihî meseleleri düzenleme amaçlı bir madde bulunmamaktadır. “Çin halkının aşağılandığı”na ilişkin iddia ise, Çin iç hukukunda ulusal onur ya da etnik hakaret cezasına tabi olabilir ama sadece Çin sınırları içinde geçerlidir; başka ülkede yayımlanan bir diziye uygulanamaz. Kaldı ki sahnedeki konuşma belli bir grup veya kişiye değil, Çin devleti politikalarına atıf yapmaktadır, bu durumda hakaret suçu bile olsa mesai dışı kalır.</p>

<p>Bu bağlamda, ihtardaki talepler de hukuken temelsizdir. Örneğin “yazılı özür yayımlanması” talebi, herhangi bir uluslararası sözleşme veya Türk yasasında düzenlenmiş bir yaptırım değildir. Tarihî kurgunun düzeltilmesi veya yayından kaldırılması, yaratıcı eserler üzerindeki ifade hürriyetine aykırıdır. Zira ülkeler arasındaki hukuki anlaşmalar, dış yayın içeriği üzerinde böyle bir müdehîle öngörmemektedir. Aksine, bu tür talepler bir sansür girişimidir. Çin’in, Doğu Türkistan teriminin kullanılmasını dahi eleştirmesi tarih görüşüdür, hukuk meselesi değil. Hukuki olarak bakıldığında, Çin’in “insanlığa karşı” suç isnatlarına dayanarak değil, tamamen siyasi bir rahatsızlık sonucu bu metni gönderdiği anlaşılmaktadır. Yapımcı Eyüp Gökhan Özekin de tepki olarak bunu açıkça vurgulamıştır: Yapımcı, “özür dilemeyeceğiz, gerekirse aynı sahneyi yeniden çekeriz” derken, bu sahnenin asıl amacının “Doğu Türkistan’daki Uygur halkının durumunu gündeme getirmek” olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>DOĞU TÜRKİSTAN'DAKİ İHLALLERİN ULUSLARARASI HUKUK ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p>Çin’in Sincan’da uyguladığı politikalar, uluslararası insan hakları hukukunun temel yükümlülüklerine açıkça aykırıdır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi (OHCHR) raporlarına göre sistematik toplu gözaltılar, işkence, zorunlu çalıştırma ve doğum kontrolü gibi ağır ihlaller gerçekleşmiştir. OHCHR, “ciddi insan hakları ihlallerinin işlendiğini, bu olayların özellikle insanlığa karşı suçlar kapsamına girebileceğini” bildirmiştir. Çeşitli insan hakları örgütleri ve devletler, Çin’in bu uygulamalarını “insanlığa karşı suçlar” ve hatta “soykırım” olarak nitelendirmiştir.</p>

<p>Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler açısından bakarsak: Çin, İşkenceye Karşı Sözleşme (CAT, 1988), Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Sözleşmesi (CERD), Kadına Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) ve EKOSÖS gibi temel belgeleri onaylamıştır. Bu sözleşmeler; kişi özgürlüğü ve güvenliği (örneğin, zorla gözaltı yasağı, ICCPR madde 9), işkence yasağı (CAT), azınlıkların kültürel kimlik hakları (CERD, ICESCR madde 15), din özgürlüğü ve dil hakkı gibi birçok hakkı korur. Sincan’daki kitlesel kamplar ve zorla kayıplar ICCPR’nin keyfi tutuklama yasağını ihlal eder (Çin ICCPR’yi onaylamamış olsa da, imza atmış ülke olarak hükümlerinin amaçlarına aykırı hareket etmemek yükümlülüğü altındadır). İşkenceler ve kötü muameleler ise CAT kapsamında yasaktır.</p>

<p>En tartışmalı konu olan zorunlu kısırlaştırma ve nüfus kontrolü, Soykırım Sözleşmesi’ni ilgilendirir. Sözleşme’nin II/d maddesi “gruba mensup kişilerin doğumunu engellemeye yönelik tedbirler”i soykırım saymaktadır. Sincan’da Uygur kadınlarına yönelik orantısız sterilizasyon, zorunlu doğum kontrolü ve çocuk alıkoyma rapor edilmiştir; bölgedeki nüfus artış hızı büyük oranda düşmüştür. Uluslararası hukuk, soykırım suçunu kast (intention) arar ve Çin’in doğrudan imha niyeti belgesi olmadığı için kanıt yükümlülüğü yüksektir. Ancak birçok devlet, Çin’in bu eylemlerinin soykırım tanımına girdiği görüşündedir. Ayrıca bu uygulamalar CEDAW’ın 12. maddesi ile de bağdaşmaz (kadınların üreme haklarına yönelik zorlayıcı tedbirler yasaktır).</p>

<p>Özetle, Sincan’daki uygulamalar Çin’in taraf olduğu uluslararası anlaşmaların açık ihlali durumundadır. BM uzmanları ve raporları, keyfi gözaltı, zorla çalıştırma, ailelerin parçalanması ve kültürel asimilasyon politikalarını ayrıntılı biçimde eleştirmiştir. Bu hak ihlallerinin kabul edilemez olduğu konusunda küresel bir fikir birliği oluşmuştur; Çin’in bu ihlallere karşı uluslararası yükümlülüklerini derhal yerine getirmesi gerektiği defalarca vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>İHTARNAMENİN MOTİVASYONU VE SİYASİ AMAÇ</strong></p>

<p>Bu ihtarnamenin arkasındaki motivasyonun büyük ölçüde siyasal olduğu açıktır. Çin hükümeti, Sincan’daki uygulamalarını dünyaya haklı çıkarmak için yoğun bir propaganda kampanyası sürdürmektedir. Freedom House’un analizine göre Pekin, yurt dışındaki medya ve kültür ürünleri üzerinde nüfuz kurmak için “olağanüstü kaynaklar seferber etmekte, eleştirilere karşı yayınları şekillendirmek için propaganda yaymakta” ve bazen “daha inandırıcı yerel kanallar aracılığıyla propagandasını aklamaktadır”. Bu çerçevede, Mehmed: Fetihler Sultanı dizisi örneğinde görüldüğü gibi, Çin’in tartışmalı politikalarını eleştiren veya Uygur meselesine dikkat çeken içeriğe karşı doğrudan müdahale girişimleri artmıştır. Kaldı ki muhatap alınan bir televizyon dizisidir.</p>

<p>İhtarname, teknik olarak bir “hukuki belge” olsa da temel işlevi dış kaynaklı bir sansür ve etki girişimidir. Hedefleri ise zannımızca Dizi yapımcılarını ve nihayetinde Türk kamuoyunu gözdağı vermek, Doğu Türkistan kavramını “tarihsizleştirmek” ve tartışılmasını engellemek, Uygur Türklerine dair hassasiyeti törpülemektir.</p>

<p>Bu tür girişimler, Çin’in yurtdışındaki etki stratejisinin bir parçasıdır. Çin’in 20. Parti Kongresi dönemindeki medya baskısını inceleyen raporlar, bu tip zorlama ve manipülatif yöntemleri “coşkun ve zorlama taktikler” olarak nitelendirmiştir. Ayrıca Çinli STK yöneticisi Zhao Yue de “tarihi olayların doğru yansıtılmaması”nı vurgulayarak, benzer tarihsizleştirme çabalarının genç kuşaklar üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Türkiye açısından bakıldığında, bu hamle “uluslararası propaganda savaşı” kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu ihtarname, bize kültürel ve tarihî hassasiyetimize sahip çıkma fırsatı veren bir uyarı olarak da görülebilir: Türk toplumu, Çin’in dayatmalarına boyun eğmeyerek özgür düşünce ve tarih bilinciyle hareket etmelidir.</p>

<p>Bu olay, Türkiye’de hem halkı hem hukukçuları uyaran bir gelişmedir. Sonuç olarak:</p>

<p>1-) Egemenlik ve İfade Hürriyeti kapsamında Türkiye, kendi yasaları ve anayasası çerçevesinde hareket etmeli, yabancı bir devletin sanat ve yayın politikasına yönelik talimatlarını hukuken dikkate almamalıdır. Anayasal olarak tanınmış ifade özgürlüğü ilkelerinden vazgeçilmemeli, TRT ve yapımcıların yaratıcı kararlarına müdahale edilmemelidir. Hükûmet düzeyinde, “dış siyasetimize müdahale” girişimi olarak bu ihtara karşı resmi bir protesto notası gönderilebilir; fakat içerik değişikliği talebi kabul edilmemelidir.</p>

<p>2-) Barolar, medya kuruluşları ve sivil toplum, bu konuyu yakından izlemelidir. Hukukçular, benzer yabancı baskı girişimlerine karşı anayasa ve uluslararası insan hakları gerekçelerini hatırlatmalı; herhangi bir olası mahkeme başvurusunda (ör. basın suçu vs.) ifade özgürlüğü savunmasını öne çıkarmalıdır. Türkiye’de bir televizyon dizisi, yalnızca gerçek kişilere veya belirli etnik gruplara doğrudan hakaret etmedikçe hukuka aykırı sayılmaz. Alınacak tek yasal tedbir, eğer varsa açıkça yalan içerikli bir karalama yapılmışsa bu durumda 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun genel hakaret hükümlerine göre mütalaa edebilir (ki burada söz konusu olmayan kendi vatandaşlarımızın onuru korunmalıdır, Çinlilerin değil).</p>

<p>3-) Kamuoyu bu konuda bilinçlendirilmelidir. Sosyal medya ve haber platformlarında, Çin’in Uygur Türklerine yönelik gerçek ihlalleri hatırlatılarak ihtarın politik yönü teşhir edilebilir. Medya kuruluşları, Çin devleti veya uzantılarının Türkiye’deki sansür taleplerine karşı duruş sergilemeli; “sansür çabalarına karşı direnme” milli görev olarak benimsenmelidir. Popüler kanallara ve dizilere yönelik tehditlere boyun eğilmediği örneği, benzer girişimlere karşı caydırıcı olacaktır.</p>

<p>4-) Tarihî dizi yapımcıları, danışman olarak tarihçiler ve bölge uzmanlarıyla çalışarak gerçekçilik payını artırabilir ve eleştirileri önleyebilirler. Ancak unutulmamalıdır ki tarihsel dramalarda hatalar olabilir ve bunlar cezai sorumluluk doğurmaz. Yabancı bir ihtarın yarattığı haber değeri, dizinin izlenme payını daha da artırabilmektedir. Dolayısıyla tepkiyi yumuşatmak yerine, gerekirse sahnelerin niyetini açıklayan kısa notlar metne eklenebilir</p>

<p>Bilinmelidir ki Türk dünyasının başkenti İstanbul’da “Doğu Türkistan” tartışması bir istişare konusudur ve dış baskıya değil, tarihi gerçeğe dayanır.</p>

<p>Hukukçularımıza ve medyamıza düşen görev, bu konuyu hukuki ilkeler ışığında açıklamak; “sanatı sansürletmek” gibi bir yaklaşımın Türkiye hukukunda yeri olmadığını vurgulamaktır. Vatandaşlarımıza düşen görev ise, uluslararası siyasette millî menfaatlerimizi gözeterek, tarihî vicdanımıza sahip çıkmaktır. “Doğu Türkistan Türklüğünün sorunu”, dünyaya tanıtılıp sahiplenilmesi gereken bir davadır. Bu ihtarnamenin yarattığı gündem, Uygur Türkleri’nin çektiği acıları daha çok dile getirme fırsatı olarak değerlendirilmelidir. Türk milleti ve hukuk kamuoyu, insan hakları ve tarihî hakikat temelinde serbestçe tartışma yapmaya devam etmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/oguzhan-sahin.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/oguzhan-sahin.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Oğuzhan ŞAHİN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zulmu-inkar-sanata-ihtar-cinin-turkiyede-sansur-arayisi-ve-mehmet-fetihler-sultani-dizisine-garip-mudahalesi</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 16:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mehmed-fetihler-sultani-dizisindeki.jpg" type="image/jpeg" length="82302"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVALARINDA GEÇİCİ HUKUKÎ KORUMALARA İLİŞKİN SORUNLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. </strong><strong>Genel Olarak</strong></p>

<p>Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır (TMK m. 169). Bu hüküm, hâkime takdir yetkisi tanıyarak bu durumların çözüme kavuşturulması için hâkimin geçici önlem alarak re’sen müdahalesini mümkün kılmaktadır. O halde davanın açılmasıyla birlikte hâkimin, dava süresince eşlerin mali ve kişisel haklarının korunması ve evlilik birliğinin devamının sağlanması için bir önlem alınmasına gerek olup olmadığına bakmaktır. Bu yönde bir önlem alınmasının gerekli olması halinde hâkim öncelikli olarak eşlerin alınacak önleme ilişkin bir fikir birliği içinde olup olmadığını dikkate almalıdır. Tarafları dinleyerek önlemin gerekliliği ve şekline karar verecek olan hâkim, onların alınacak önleme ilişkin uzlaşmalarını da isteyebilir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Boşanma davalarındaki geçici önlemleri, boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama sürecinde hukuki koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin ve çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Boşanma davası ile birlikte eşler arasındaki çekişme ve anlaşmazlığın görünür hale gelmesi eşleri birbirine hasım hale getirebilmektedir. Özellikle kadının ve çocukların boşanma sürecinden zarar görme olasılıkları yüksek olup kadın ve çocukların olası tehlikelere karşı korunması gerekir. Bu nedenle Medeni Kanun, boşanma davası açıldıktan sonra hâkimi gerekli geçici önlemleri almaya yükümlü kılmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Hukuki korumu tedbirleriyle, geçici de olsa, boşanma davası görülürken hem evlilik hem de eş ve çocukların maddi ve manevi bakımdan zarar görmeleri engellenmiş olacaktır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Yargılama süresince eşler arasında geçici bir düzen sağlayan aile hukukuna özgü bu geçici hukuki korumalar aynı zamanda yargılamanın boşanmayla sona ermemesi durumunda eşlerin ortak hayatı tekrardan kurmaları bakımından yardımcı olma işlevini de sahiptir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılmış olsa da yargılama sürecinde evliliğin sona ermemiş olmasından kaynaklı olarak taraflar ve çocukları açısından evlilik birliğinden hak ve borçlar doğmaya devam etmektedir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.Yasa koyucu alınacak önlemleri teker teker sayıca sınırlı olarak saymamış, örnek niteliğindeki bazı önlemleri belirterek genel çerçeveyi belirlemek suretiyle önlemlerin tespiti ve sınırlarının tayinini hâkimin takdirine bırakmıştır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Uzun süren yargılama süreci eşler arasında sona ermeyen fakat fiili ya da hukuki değişikliğe uğrayan evlilik birliğinin bu değişikliklere uygun şekilde devam ettirebilmesi ihtiyacını daha da ortaya koyar. Eşlerin fikir birliğinde olmadığı konularda da TMK md.169 uyarınca hâkimin takdir yetkisi neticesinde müdahalesi mümkün olacaktır. Madde metninden açıkça anlaşıldığı üzere hâkim, eşlerin barınması, geçimi, mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin alınmasını gerekli gördüğü geçici önlemleri alacaktır. Bu önlemler ise somut olarak ortak konutta hangi eşin kalacağının belirlenmesi, çocukların bakımının nasıl sağlanacağı ya da eşin diğer eşin geçimine ne derece katkıda bulunacağının belirlenmesi gibi konularda karşımıza çıkmaktadır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Hâkimin somut olayın özelliklerine göre bir veya birden fazla geçici koruma tedbirine hükmetmesi ve değişen şartlara göre tedbirlerin çeşidini ve süresini güncellemesi gerekir. Hâkimi bunu resen yapmak zorunda ise de; tarafların talepleri ve uzman görüşmeleri geçici korumu önlemlerinin alınmasında ve devamında hayati önem arz etmektedir.</p>

<p>TMK m. 169 hâkime re’sen harekete geçme yetkisi tanısa da eşlerin mahkemeden boşanma yargılaması süresince bu düzenleme uyarınca geçici önlem alınmasını veya hükmedilen geçici hukuki korumanın değiştirilmesini talep etmelerine de bir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki uygulamada genellikle TMK m. 169 uyarınca geçici önlem alınmasını eşler talep ettiğinden hâkimin re’sen harekete geçme yetkisini kullanmasına çoğunlukla gerek kalmamaktadır<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TMK m. 169 uyarınca hükmedilebilecek geçici önlemlere ancak boşanma davası açıldıktan sonra karar verilebileceğinden görevli ve yetkili mahkeme bu davayı görmekle görevli ve yetkili mahkemedir. Görevli mahkeme 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un 4. maddesinin ilk bendi uyarınca aile mahkemesi olup yetkili mahkeme ise TMK m. 168 uyarınca “eşlerden birinin yerleşim yeri veya davadan önce son defa altı aydan beri birlikte oturdukları yer mahkemesidir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>. Boşanma davalarındaki geçici önlemler, kesin hüküm niteliğinde olmayıp talep üzerine veya resen mahkemece değiştirilebilmektedirler.</p>

<p>TMK’nın.169. maddesi gereğince alınabilecek geçici önlemlere bir çerçeve çizmenin mümkün olmayıp<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> hâkim, takdir yetkisi çerçevesinde gerekli gördüğü önlemleri dava başında talep üzerine ve/veya re’sen alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçesini ve eklerini inceleyerek somut olayın özelliklerine göre davanın başında veya devamında gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar açısından alınması gereken önlem veya önlemleri tespit etmelidir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>Eşlerin Barınmasına İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p>Boşanma davasının açılması ile eşlerin birlikte yaşama ara verme haklarının doğar. Hâkimin kararına dayanmayan bu geçici önlem açısından boşanma davasının çekişmeli veya anlaşmalı olması belirleyici olmayıp ayrı yaşama yetkisi ilgili davanın haklı olup olmamasından da bağımsız şekilde mevcuttur. Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma davasının reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural olarak sona erecektir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>. Hâkimin eşlerin barınmasına ilişkin bir önlem alması gerekir. Diğer bir ifadeyle, aile konutu olan ortak konutta hangi eşin oturacağının belirlenmesi gerekir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. Hâkim, talep olmasa bile somut olayın özelliklerine göre davanın devamı süresince eşlerin barınmasına ilişkin önlemleri kendiliğinden almak zorundadır<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>. Eşlerin yaşam koşulları üzerinden ayrı yaşam düzeninde anlaşamaması halinde hâkim bir hukuki koruma tedbirine hükmetmek durumundadır.</p>

<p>Hâkim ortak konuta kimin oturacağına ilişkin değerlendirmeyi dosyadaki deliler ve hayatın olağan akışı çerçevesinde yapar. Bu kararı verirken hâkim somut olayın özelliklerine ve tarafların özel durularına göre değerlendirmeler yaparak tarafları koruyu önlemlere hükmetmelidir. Örneğin koca mülkiyetinde olan konutu aynı zamanda işyeri olarak kullanıyorsa home ofis olan evi başka bir yere taşıyarak zarara uğrayabilir. Bu durumda hâkimin kocanın aile konutunda oturmaya veya çalışmaya devam etmesine, buna karşılık karının başka bir eve çıkmasına karar vermesi gerekir. Bu kararın verilmesinde konutun mülkiyetinin hangi eşe ait olduğunun veya kim tarafından kiralandığının bir önemi bulunmamaktadır<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>. Ayrıca hâkimin, eşlerin barınması konusunda önlem kararı almasında eşlerin ayrı yaşamakta haklı olup olmadıklarının, davayı kimin açtığının veya kimin kusurlu olup olmadığının da bir önemi bulunmamaktadır<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a>. Alınacak önlem barınma ihtiyacı olan eşin bu ihtiyacının giderilmesine yöneliktir. Yapılan inceleme sonucunda hangi eşin barınma ihtiyacı içinde olduğu tespit edilmeli ve konut ona tahsis edilmelidir. Bu tahsis konutun tamamının tahsisi şeklinde olabileceği gibi, konutun bir bölümünün tahsisi şeklinde de olabilir. Hâkim, gerekli gördüğü takdirde ortak konutun tahsisinin yanında eşlerin dağ evi, yazlık evi gibi oturulabilir diğer konutlarının da tahsisine veya kullanımına ilişkin karar alabilir<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>.</p>

<p>Eşlerin ayrı yaşama hakkı, boşanma davasının reddi kararının kesinleşmesi veya davanın geri alınması ile kural olarak sona erecektir. Ancak ortak hayat sebebiyle eşlerden birinin kişiliği, ekonomik güvenliği veya ailenin huzuru ciddi biçimde tehlikeye düşerse ilgili eş ayrı yaşamaya ancak TMK m. 197 gereğince evlilik birliğinin koruma önlemi altında devam edebilecektir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p>Eşlerin kanun gereği sahip olduğu yetkiye dayanarak aile konutundan ayrılması, ilgili taşınmazın niteliğini kural olarak değiştirmez. TMK m. 194/f. 1 gereğince malik eş, boşanma yargılaması boyunca da diğer eşin açık rızası bulunmadıkça aile konutunu devredemeyecek veya üzerindeki hakları sınırlandıramayacak; kira sözleşmesine dayalı kullanılan aile konutunun kullanımının sözleşmeye taraf olmayan eşe özgülenmesi durumunda ise hem TMK m. 194/f. 1 hem de 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 349. maddesinin ilk fıkrasına göre âkit eş diğerinin açık rızası olmadıkça sözleşmeyi feshedemeyecektir<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>.</p>

<p>Hâkim, boşanma davası açılınca davanın devamı süresince aile konutunun eşlerden birine bırakılması ile birlikte uyuşmazlık hâlinde evde kalması gereken veya evden ayrılan eşe verilmesi gereken eşyalar konusunda da kendiliğinden bir karar vermelidir<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>. Diğer bir ifadeyle hâkim, eşyaların eşler arasında dava sonuçlanıncaya kadar geçici olarak paylaşımına karar verirken, eşyaların mülkiyetinin kime ait olduğuna bakmak zorunda değildir. Tarafların ihtiyaçları göz önünde tutulmak suretiyle eşyaların kullanımını taraflar arasında gerekli gördüğü biçimde belirleme hususunda hâkimin geniş takdir hakkı bulunmaktadır<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılınca barınmaya ilişkin alınabilecek barınma önlemlerinden biri de eşlerden birine ait olan aile konutunun tapu kaydına davanın devamı süresince geçerli olacak şekilde geçici olarak aile konutu şerhi konulmasıdır<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>. Geçici olarak aile konutu şerhi konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine ait olması veya taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut eşlerin anne veya babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu şerhi konulamaz. Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Taraflardan birinin ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak aile konutu şerhi konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve çocuklar açısından büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini barındırmaktadır.</p>

<p>Müşterek çocukların bulunmadığı evliliklerde, sınırlayıcı olmamak kaydıyla, tarafların iş, yaş, sağlık durumları ve yeni bir konut bulabilme olanağının varlığı araştırılmakta olup aile konutunun kullanımının tahsisinin kime daha yararlı olacağı tespit edilemiyorsa somut olayda kimin konuttan ayrılmasının beklenebilir olduğu belirlenmelidir. Hâkimin somut olayda özellikle eşlerin sosyal ve mali durumlarını değerlendirmesi sonucunda aile konutu tahsis kararı vermesi de mümkündür<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a>.</p>

<p>Aile konutunun kullanımının tahsisine ilişkin değerlendirmede bulunurken tahsis kararı açısından ortak konut üzerindeki mülkiyet hakkının veya sınırlı aynî hakkın kime ait olduğu veya zilyetliğin dayandığı borç ilişkisine kimin taraf olduğu önem taşımamaktadır. Boşanma yargılaması boyunca evlilik birliği varlığını koruduğu için aile konutuna ilişkin bütün koruyucu hükümler etkisini sürdürür. Bu korumanın somut olayda yetersiz kaldığına kanaat getirilmesi durumunda hâkimin bu taşınmaza ilişkin gerekli her türlü geçici hukuki korumayı almasına da bir engel bulunmamaktadır<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a>.</p>

<p>Geçici olarak aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar aile mahkemesi tarafından somut olayın özellikleri ve tarafların talepleri gözetilerek hâkim tarafından kaldırabilir, değiştirebilir veya yerlerine yenilerini koyulabilir<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a>. <strong>Aile mahkemesi tarafından verilen aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar itiraza tabi olup bir sonraki numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz incelemesine konu olabilmektedir. İtiraz üzerine mahkeme hukuka uygunluk ve yerindelik denetimi yapılmak suretiyle dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya sonradan sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların sosyo-ekonomik ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca aile konutuna ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer eşin ailesi ile birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut ihtiyacının farklı bir şekilde çözülmesi gerekir. </strong></p>

<p>Aile konutunun eşlerden birine geçici olarak tahsis edilmesi halinde taşınmazın bakımı da dâhil olmak üzere gerekli olan çeşitli masrafların eşlerce paylaşılmasına yönelik veya malik eşin konuttan ayrılmasına dair düzenlemelere de aile hâkimi karar verilebilir<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a>.</p>

<p>Ortak konutun ihtiyaç sahibi eşe tahsisinin yanında, bu başlık kapsamında hâkimin müdahalesini gerektirebilecek diğer bir husus, ev eşyasının ya da ortak eşyaların tahsisi sorunudur. Öyle ki, eşlerin evlilik birliği içinde ya da daha önceden sahip olduğu veya ortak kullandığı eşyalar olabilir. Hayatın olağan akışına uygun olan konutun tahsis edildiği eşin konuttaki eşyaları kullanması olması olmakla birlikte, bazı hallerde belirli eşyaların tahsisi sorunu gündeme gelebilir. Örneğin ortak konutun erkek eşe tahsis edilmesi halinde evde terzilik yapan bir kadının sahip olduğu dikiş makinesinin ya da ortak konut kendisine tahsis edilmeyen evden çalışan yazılımcı eşin kullandığı sunucuların kim tarafından kullanılacağı gibi. Her ne kadar normal olan ilgili eşyaların işini devam ettirebilmesi için ihtiyacı olan eşe tahsis edilmesi olsa da bu husus eşlerin çatışma yaşaması halinde hâkimin müdahalesini gerektiren ve TMK md.169 anlamında bir önlem alınmasını gerektirebilir. Böyle bir durumda hâkimin gerekli araştırmayı yapıp eşyanın ve/veya eşyaların ihtiyacı olan eşe tahsisi yönünde karar vermesi gerekir<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a>.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>Eşlerin Geçimine İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri (Tedbir Nafakası)</strong></p>

<p>Boşanma davasının açılmasıyla ortak hayat sona erse de eşlerin TMK m. 185/f. son gereğince yardımlaşma borcu ile özellikle onun kaynaklık ettiği somut yükümlerden birini teşkil eden ve TMK m. 186/f. son’da da açıkça düzenlenen evlilik birliğinin giderlerine katılma yükümlülüğü yargılama sürecinde de varlığını sürdürmektedir<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a>. Diğer bir ifadeyle, boşanma davasının açılması ile birlikte, eşlerin ayrı yaşama hakkı olsa da evlilik birliği devam etmektedir. Buna bağlı olarak eşlerin birbirlerine karşı bakım yükümlülüğü de devam eder<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a>.</p>

<p>Hâkimin önüne gelen her davada zorunlu olarak bir eş lehine tedbir nafakasına hükmetmesi gerekmemektedir. Hâkimin görevi, gerekli araştırmayı yapıp eşlerden birinin evlilik birliğinin devamı boyunca sahip olduğu durumunun korunması için diğer eşin maddi katkısına ihtiyacı olup olmadığını belirlemektir. Yani, tedbir nafakasının şartlarının oluşup oluşmadığına bakmalıdır. Kanunda tedbir nafakası ve hükümlerine ilişkin açık bir düzenleme yoktur. Bu kurum genel olarak, mahkeme kararları ışığında, genel hükümler ve diğer nafaka türlerine ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanmasıyla şekillenmiştir. Bu doğrultuda tedbir nafakasına hükmedilebilmesi için gereken şartları genel olarak, açılmış bir boşanma ya da ayrılık davasının olması, eş lehine tedbir nafakasına hükmedilmesinin gerekli olması ve nafaka yükümlüsü eşin ekonomik gücünün bulunması olarak sayabiliriz<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a>.</p>

<p>Hâkim, eşlerin bakım ve geçimleri için de gereken önlemleri almakla yükümlüdür. Kanun koyucu tedbir nafakasına erkek lehine hükmedilebileceğini de belirtmiş ise de; ülkemizde kadınların büyük çoğunluğunun ekonomik bağımsızlığının bulunmaması ve iş yaşamında kadınlara yönelik negatif bir ayrımcılık bulunması sebebiyle tedbir nafakası büyük oranda kadın lehine hükmedilmektedir<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a>.</p>

<p>Hâkim eşlerin geçimi konusunda gerekli geçici önlemleri koşulları oluşmuş ise kendiliğinden almak zorundadır. Buna göre, hâkimin, dava devam ederken hangi eşin diğerine hangi oranda katkı sağlayacağını belirlemesi gerekir. Eşin geçimi için alınacak önlem, onun geçimini (infak ve iaşesini) sağlayacak para ödemesidir. Diğer bir ifadeyle, boşanma davası süresince bir eşin diğer eşin barınması ve geçinmesi için ödeyeceği nafakaya, tedbir nafakası denilmektedir<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a>. Hâkimin tedbir nafakası kararı alırken dikkate alacağı ölçüt kadın ya da erkeğin bu yönde bir maddi katkıya ihtiyaç duyup duymamasıdır<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a>. Hâkim nafakanın miktarını belirlerken hem eşin ihtiyaçlarını hem de nafaka yükümlüsü eşin mali durumun göz önünde tutmak zorundadır<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası niteliği itibariyle her zaman talep edilebileceğinden mahkeme tarafından talep halinde şartlarının bulunması halinde eş için tedbir nafakasına hükmedilmesi gerekir. Boşanma davasında geçici tedbir nafakası her zaman istenebilmekte olup geçici tedbir nafakası belirlenirken kural olarak, eşin nafaka yükümlülüğü; eşin tutuklu olması, hükümlü olması, işsiz olması, asker olması, akıl hastası olması gibi durumlarda ortadan kalkmaz<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a>. Tedbir nafakası talep eden eşin çalışıyor olması veya bir gelirinin bulunması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a>. Ancak tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka miktarını etkileyebilmektedir.</p>

<p>Mahkemenin bir geçici önlem olarak hükmettiği tedbir nafakası eşlerin ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerine göre belirlenmelidir. Tedbir nafakasının tespitinde hem ayrı yaşama yüzünden ortaya çıkan hem de esasen evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar dikkate alınacaktır. Gelir kavramının kapsamına hem kazançlar hem de malvarlığı getirileri olan kira bedelleri veya faiz gibi gelirler girmektedir<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası maddi imkânları kısıtlı olan eşin bakım ve geçinmesine diğer eşin katkı sunması amacıyla düzenlenmiştir. Tedbir nafakası, boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren işlemeye başlamakta olup boşanma kararının kesinleştiği güne kadar devam etmektedir<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a>. Tedbir nafakasının tespitinde eşlerin ihtiyaçları ve ödeme kabiliyetlerinin detaylı bir şekilde incelenmesi önem taşımaktadır. Eşlerin eşitliğinin kabul edildiği yürürlükteki hukukumuzda bu değerlendirme yapılırken kural olarak tarafların cinsiyeti dikkate alınmamalıdır<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a>. Hâkimin tedbir nafakasına hükmedebilmesi için, maddi imkânları kendi bakım ve ihtiyacına yetmeyen eşin mutlaka kusursuz olması şart değildir<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a>. Lehine nafakaya hükmedilecek olan eşin tamamen kusurlu olduğu boşanma nedenleri ortaya çıksa bile, diğer eş boşanma davası süresince nafaka öder<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a>. Ancak kadının, bir başka erkekle evliymiş gibi fiilen birlikte yaşadığı, infak ve iaşesinin bu kişi tarafından karşılandığı durumlarda kadın yararına tedbir nafakası tayin edilemez<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakasının gerekliliğinin belirlenmesinin ardından, nafaka miktarının belirlenmesi gerekmektedir. Bu ise, nafaka yükümlüsü eşin ekonomik durumuyla doğrudan ilintilidir. TMK md.186/III‟e göre eşlerden birliğin giderlerine güçleri oranında katkı yapılması beklendiğine göre tedbir nafakasının belirlenmesinde de nafaka yükümlüsü eşin gücü oranında bir miktar belirlenir<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a>. Eşlerin geçim miktarı hesabında esasen hem ayrı yaşama yüzünden ortaya çıkan hem de evlilik birliğinin devamının neden olduğu harcamalar dikkate alınacaktır. Somut olayın özelliklerine göre, ayrı bir konutun kullanılmasından kaynaklanan masraflar, aile konutunun kira bedeli, beslenme, giyim, elektrik, su, doğalgaz, internet ve telefon masrafları geçim miktarının tespitinde esas alınacaktır<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a>.</p>

<p>Geçici tedbir nafakası eşlerden birinin ölmesi, ölüm ve gaiplik karinesi, evliliğin iptal kararının kesinleşmesi, sınırlı sürenin tamamlanması, başkasıyla düzenli yaşanmaya başlanması, boşanma davasından feragat edilmesi, nafakanın kaldırılması, tedbir nafakasından feragat edilmesi hâllerinde ve davanın açılmamış sayılma kararı ile de sona ermesi mümkündür<a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a>.</p>

<p>Boşanma davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin geçimine ilişkin önlemleri kendiliğinden alır. Bununla birlikte, boşanma davasında hâkim, davadan önce alınan önlemleri değiştirebilir veya kaldırabilir. Bu nedenle, hâkim, boşanma davası açılınca ilgilinin bağımsız tedbir nafakası (TMK m. 197) aldığını belirler ve bu miktarı yeterli görürse boşanma davasında ayrıca geçici tedbir nafakası vermeyebilir. Ancak hâkim bağımsız tedbir nafakasını (TMK m. 197) yeterli görmez ise, ayrıca geçici tedbir nafakası verebilir<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a>.</p>

<p>Tedbir nafakası, boşanma davası sürecine ilişkin geçici bir önlem olup yoksulluk nafakasından farklılık arz etmektedir. Yoksulluk nafakası boşanma davası sonucunda evliliğin sona ermesi yüzünden yoksulluğa düşecek eşe ödenen bir bakım nafakasıdır<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a>. Tedbir nafakası, yoksulluk nafakasından farklı olarak koşulları oluşmuşsa boşanma sebebinin ortaya çıkmasında tek başına veya diğer eşe nazaran daha kusurlu olan eş lehine de TMK m. 169 uyarınca tedbir nafakasına hükmedilebilecektir. Aksi yönde bir kabul kusura ilişkin herhangi atıf da içermeyen TMK m. 169 uyarınca tedbir nafakasının geçici hukuki koruma niteliği ile bağdaşmayacaktır<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a>.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Çocuklara ilişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Müşterek Çocuğun Eşlerden Hangisiyle Yaşayacağı</strong></p>

<p>TMK m.169‟a göre hâkimin boşanma veya ayrılık davası sırasında alabileceği geçici önlemlerden bir diğeri de çocukların bakım, korunma ve varsa mallarına ilişkin önlemlerdir. Evlilik birliğinin devam ettiği bu sürede eşlerin ayrı yaşama haklarının olması çocukların dava açılmadan önceki düzenlerinin değişmesi sonucunu doğurur. Bu değişikliklerin en önemlisi şüphesiz ki çocuk veya çocukların anne ve babasıyla birlikte değil de onlardan biriyle yaşayacak olmasıdır. Eşler arasında çocuğun kiminle kalacağına ilişkin bir anlaşma olması halinde bu anlaşma çocuğun da menfaatineyse bu karar uygulanır. Fakat bir karar alınmamış olması ya da tarafların anlaşamamış olması hâkimin müdahalesini gerektirir. Böyle durumlarda TMK m.169 hâkime, tarafların talebine gerek olmadan çocuğun menfaatini göz ederek bu konuda resen geçici önlem alma yetkisini tanımıştır. Bu bağlamda alınacak olan önlem çocuk veya çocukların eşlerden hangisiyle yaşayacağına karar verilmesidir<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a>.</p>

<p>Çocuğun/çocukların eşlerden birinin yanında bırakılmasına karar verilmiş olması, diğer eşin velayet hakkını ortadan kaldırmaz. Hâkim çocuğun menfaatlerini gözeterek eşlerden birine velayeti geçici olarak verebilir<a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a>. Hâkimin velayet hakkını, özellikle çocukların yararını göz önünde tutarak, hangi eşe vereceğine karar vermesinin ve velayet vermediği eş ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkileri de düzenlemesi Türk Medeni Kanunu’nun 169. maddesine göre geçici önlem niteliğindedir<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a>.</p>

<p>Evlilik birliği devam ederken velayetin anne ve baba tarafından birlikte kullanılması esas olduğuna göre, hâkimin boşanma davası devam ederken TMK’nın.169. maddesi gereğince çocuğun kimin yanında kalacağına ilişkin aldığı karar velayete ilişkin bir düzenleme olmayıp madde metninde de açıkça belirtildiği üzere evlilik birliğinin dava süresince korunması ve devamına yönelik alınan geçici bir önlemdir<a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title="">[51]</a>.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İştirak Nafakası</strong></p>

<p>Eşler boşanma davası açıldıktan sonra boşanma kararı kesinleşinceye kadar ayrı yaşama hakkına sahip oldukları için, ergin olmayan çocukların hangisinin yanında kalacağına hâkim karar verecektir<a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title="">[52]</a>. Ergin olmayan çocuğun eşlerden birinin himayesine bırakılması konusunda eşler arasında bir anlaşma var ise, hâkim, bu anlaşmayı mümkün olduğunca dikkate alması gerekir<a href="#_ftn53" name="_ftnref53" title="">[53]</a>. Çocukların bakımına katkıda bulunmak üzere, çocukları kendisine bırakılmamış eşin ödeyeceği nafakaya iştirak nafakası denilmektedir<a href="#_ftn54" name="_ftnref54" title="">[54]</a>.</p>

<p>İştirak nafakası talep üzerine yabancı ülke parası üzerinden belirlenebilmektedir. Taraflar arasında geçerli bir anlaşma bulunmadıkça ülke parası üzerinden hükmedilen iştirak nafakası para ödeme suretiyle ifa edilecek olup bu edimin ayın olarak karşılanması mümkün değildir<a href="#_ftn55" name="_ftnref55" title="">[55]</a>.</p>

<p>Medeni Kanun’u m. 169’a göre boşanma davasının devamı süresince çocuk kendisine bırakılmayan eş ile ilgili olarak, çocuğun bakım ve geçimine ilişkin yükümlülüğü de belirlemesi gerekir. Diğer ifadeyle hâkim, boşanma davası devam ederken çocuk kendisine bırakılmayan eş hakkında, tarafların mali durumlarını gözeterek çocuğun bakımına katkıda olması açısından bir tedbir nafakası belirleyebilir<a href="#_ftn56" name="_ftnref56" title="">[56]</a>. Kendisine çocuk bırakılmayan eş dava tarihinden itibaren geçerli olmak üzere tedbir nafakası ödeme yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>Boşanma aşamasındaki eşlerin müşterek çocuklarına karşı görev ve yükümlülükleri kural olarak çocukların ergin olmalarına kadar devam etmektedir. Dolayısıyla eşlerden birinin diğerinden talebinin olmadığını beyan etmesi talep tarihinden geriye doğru sonuç doğurmakta olup ileriye dönük haktan feragat edilemez<a href="#_ftn57" name="_ftnref57" title="">[57]</a>.</p>

<p>Hâkim çocuğa verilecek nafaka miktarını belirlerken; çocuğun ihtiyaçlarını, çocuğun gelirlerini, eşlerin ödemeyi kabul ettikleri miktarı ve eşlerin yaşam koşulları ve ödeme güçlerini dikkate almalıdır (TMK m. 330). Ayrıca ergin olmayan çocuk çalışarak kendi geçimini sağlıyorsa hakkında tedbir nafakası kararı verilemez<a href="#_ftn58" name="_ftnref58" title="">[58]</a>.</p>

<p>Hâkimin tedbir nafakasını belirlerken sahip olduğu takdir yetkisinin sınırını, özellikle Yargıtay kararları ışığında, hakkaniyet, evlilik birliğinin korunması için önlemin alınmasının gerekliliği ve tarafların menfaati oluşturur. Bunlar, hâkimin uygulayacağı genel kriterler olmakla birlikte, her somut olayda o olayın özelliklerine ve alınması gerekli tedbirin niteliğine göre karar verilir<a href="#_ftn59" name="_ftnref59" title="">[59]</a>.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Çocuk ile Geçici Şahsi İlişki Kurulması</strong></p>

<p>Çocuk ile kişisel ilişki kurulması, velâyet hakkına sahip olmayan veya çocuğun kendilerinden alındığı ana ve baba açısından, Türk Medeni Kanunu m. 323-324 hükümlerinde; üçüncü kişiler açısından ise m. 325 hükmünde düzenlenmiştir. Hem ana babanın hem de üçüncü kişilerin çocuk ile kişisel ilişki kurmaları, ancak mahkeme kararıyla gerçekleşebilir. TMK’nın 326/son maddesine göre, çocuk ile kişisel ilişkiye karar verilene dek, velayet hakkına sahip olan ya da çocuk kendisine ihtiyati tedbir olarak bırakılmış olan kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz<a href="#_ftn60" name="_ftnref60" title="">[60]</a>.</p>

<p>Kişisel ilişki kurma hakkı; ergin olmayan çocuk ile ebeveynleri arasındaki iç ilişkiyi kurma ve koruma amacına hizmet etmektedir<a href="#_ftn61" name="_ftnref61" title="">[61]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı “velayet hakkından bağımsız” olarak, kişilik hakkının içeriğinde yer alan bir değerdir. Bu sebeple bu haktan feragat edilemez ve hak devredilemez<a href="#_ftn62" name="_ftnref62" title="">[62]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurulmasının amacı, kendisine geçici velayet hakkı verilmeyen ana veya baba ile çocuk arasındaki bağın sürdürülmesi ve bunların çocukla aralarında oluşabilecek yabancılaşmanın engellenmesi, çocuğun gerekli ilgi ve şefkatten yoksun kalmasının önüne geçilerek ruhsal ve fiziksel gelişiminin sürdürülmesi ve mevcut sevgi saygının sürdürülerek manevi bağların koparılmamasıdır<a href="#_ftn63" name="_ftnref63" title="">[63]</a>.</p>

<p>Boşanma davasının devamı süresince hâkim, çocuklar için gerekli olan geçici önlemleri re’sen alır<a href="#_ftn64" name="_ftnref64" title="">[64]</a>. Boşanma davasının davanın devamı süresince hâkim, çocuğun eşlerden birisine bırakılması kararı ile birlikte, diğer eşin çocuk ile olan geçici şahsi ilişkilerini de kendiliğinden belirlemelidir<a href="#_ftn65" name="_ftnref65" title="">[65]</a>. Eşlerden her biri, kendisine bırakılmayan çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteyebilir (TMK m. 323). Eşlerden biri, diğerinin; çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür (TMK m. 324/1). Çocukla geçici kişisel ilişkinin düzenlenmesinde hâkim, çocuğun yararını öncelikle gözetmelidir<a href="#_ftn66" name="_ftnref66" title="">[66]</a>. Çocukla kişisel ilişki kurulması konusunda ebeveynlerin menfaatleri ile çocuğun menfaatlerinin çatışması olasılığında “çocuğun menfaatleri” korunarak, çocuğun menfaatlerine üstünlük tanınmalı, ana babanın menfaatleri ikinci planda gündeme gelmelidir. Başka bir ifadeyle, çocuğun yararı kavramı birincil ve en üst ilke olarak dikkate alınmalı ve hâkim çocuğun yararı kavramı ekseninde kararlara hükmetmelidir<a href="#_ftn67" name="_ftnref67" title="">[67]</a>.</p>

<p>Tüm uluslararası pozitif hukuk metinlerinde ve ulusal hukuk sistemlerinde “çocuğun yararı” kavramının tanımlanmasından özellikle kaçınılmış, bu kavramın somut olaydaki çocuğun yaşı, olgunluğu, kişiliği, ihtiyaçları, yetenekleri, sağlığına bağlı olarak ve çocuğun içinde bulunduğu sosyal ve kültürel yapıya göre farklılık gösterecek esnek bir çerçeve kavram olarak nitelendirilmiştir<a href="#_ftn68" name="_ftnref68" title="">[68]</a>. Burada önemli olan çocuğun menfaatlerinin nasıl ve kim tarafından belirleneceğidir. Çocuğun menfaatlerinin belirlenmesi bir uzmanlık işi olup uzmanlar tarafından tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile çocuğun maddi ve manevi olarak ihtiyaçlarının karşılanarak çocuğun kişiliğini geliştirmesinin sağlanmasına ilişkin temel koşulların belirlenmesi gerekir. Uygulamada alınan sosyal inceleme raporlarının temel beklentileri karşılamaya yetmediği açık olup uzmanların nitelik ve nicelik olarak artırılması ile çalışma koşullarının aklın ve bilimin ışığında yenilenmesinde bir gereklilik bulunmaktadır.</p>

<p>Çocuk ile anne veya baba arasında hem kişisel ilişkinin kurulup kurulmaması noktasında hem de kişisel ilişkinin içeriğinin belirlenmesinde ayırt etme gücüne sahip küçüğün dinlenmesi çocuğun menfaatlerinin belirlenmesi açısından bir zorunluluktur. Ayırt etme gücüne sahip bir çocuğun, kişisel ilişki kurmaktan kaçınması, kişisel ilişkiyi reddetmesi halinde kişisel ilişki kurma talebinin de çocuğun yararına uygun olmaması sebebiyle reddedilmesi şarttır. Çünkü çocuğun yüksek menfaatleri gözetildiğinde çocuğun şiddetle kişisel ilişkiyi reddetmesine rağmen kişisel ilişkinin zorla kurulması mümkün olmadığı gibi, böyle bir durum çocuğun kişilik hakkının ihlalini de oluşturur<a href="#_ftn69" name="_ftnref69" title="">[69]</a>. Şahsi ilişki kurulması geçici bir önlem olsa bile çocuğun maddi ve manevi varlığının korunması ve geliştirilmesi temel amaçtır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nda kişisel ilişki hakkının tanımı yapılmamıştır. Kişisel ilişki hakkı, velâyet hakkı bulunmayan ana veya babanın müşterek çocukları ile görüşmesini, belirli gün ve saat dilimleri içerisinde baş başa vakit geçirmesini, dilediği iletişim araçları aracılığıyla haberleşmesini kapsayan bir haktır<a href="#_ftn70" name="_ftnref70" title="">[70]</a>. Diğer bir ifadeyle, çocukla kişisel ilişki kurulması çoğunlukla çocuğu ziyaret etme, onunla buluşup görüşme, onun yanında sınırlı bir süre için birlikte kalma şeklinde gerçekleşse de, bununla sınırlı değildir. Telefonla, e-posta, kısa mesaj ve görüntülü iletişim yöntemleri gibi her türlü iletişim şekli bu kapsamda yer almaktadır<a href="#_ftn71" name="_ftnref71" title="">[71]</a>.</p>

<p>Çocuklarla Kişisel İlişki Kurulmasına Dair Avrupa Sözleşmesi m. 4/ III uyarınca; çocuğun, gözetim olmaksızın ana veya babasından birisiyle kişisel ilişkisinin sürdürülmesi, onun yüksek yararına değilse, ana veya babasıyla gözetim altında kişisel ilişki kurma imkânı ya da diğer şekillerde ilişki kurma imkânı da öngörülecektir<a href="#_ftn72" name="_ftnref72" title="">[72]</a>.</p>

<p>Çocukla kişisel ilişki kurma hakkı esasen anne ve babaya tanınmış bir hak olup, üçüncü kişiler bakımından istisnai olarak kabul edilmiştir<a href="#_ftn73" name="_ftnref73" title="">[73]</a>. Olağanüstü hallerden herhangi birinin varlığı, üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurmasına tek başına olanak vermemekte olup kişisel ilişkinin aynı zamanda çocuğun yararına da hizmet etmesi şarttır. Ebeveynlerin çocukla kişisel ilişki kurmasında, en başta çocuğun yararı gözetildiği gibi çocukla kurulacak kişisel ilişkide de çocuğun yararı ebeveynlerin yararından üstün tutuluyorsa üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurmasında da çocuğun yararı üçüncü kişilerin yararına nazaran ön planda tutulur. Çocuğun büyük annesi veya büyük babası ile kişisel ilişki kurmasında ya da çocuğun diğer kişilerle olan ilişkisinin sürdürülmesine yönelik isteğini açıkça ortaya koyduğu varana mevcut hallerde, kişisel ilişkinin çocuğun yararına olduğundan söz edilir<a href="#_ftn74" name="_ftnref74" title="">[74]</a>.</p>

<p>Üçüncü kişilerin çocukla kişisel ilişki kurulması istemlerinde, hâkimin ileri sürülen sebeplerin olağanüstü olup olmadığı, ilişkinin kurulması halinde çocuğun yararlarının zedelenip zedelenmeyeceği gibi hususlar ile tarafların yaşadığı çevrelerin araştırılması, çocuğun görüşünün alınması ve uzmanlardan inceleme raporlarının ve görüşlerinin de alınarak karara bağlanması gerekir<a href="#_ftn75" name="_ftnref75" title="">[75]</a>. Hısımlar kavramı altında başta büyük ana ve büyükbabalar olmak üzere çocuğun ayrı yaşadığı kardeşleri, amca hala, dayı, teyze gibi çocuk ile yakın ilişkisi bulunan diğer hısımlar da sayılmaktadır. Üçüncü kişi kavramı sadece hısımlarla sınırlı değildir. Hısımlar dışında kalan özellikle üvey ana baba, koruyucu ana ve baba, biyolojik baba “üçüncü kişiler” çerçevesinde gösterilmektedir<a href="#_ftn76" name="_ftnref76" title="">[76]</a>.</p>

<p>Anne ve baba, çocukla kişisel ilişki kurarken, çocuğun huzurunu bozmaktan kaçınmak durumundadır. Bu ifade ile kast edilen, kişisel ilişkinin çocuğun bedeni, ruhi veya ahlaki yönden gelişimine zarar vermesi veya henüz zarar vermese de böyle bir tehlikeye maruz bırakmasıdır. Özellikle ana veya babanın ağır ruhsal bozukluklarının bulunması, alkol ya da uyuşturucu bağımlılığı olduğunda çocukla kişisel ilişki kurma hakkı tanınmaz<a href="#_ftn77" name="_ftnref77" title="">[77]</a>. Geçici kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir (TMK m. 324/2).</p>

<p>Kişisel ilişki kurulmasıyla ilgili bütün düzenlemelerde çocuğun oturduğu yer mahkemesi de yetkilidir. Boşanmaya ve evlilik birliğinin korunmasına ilişkin yetki kuralları saklıdır. Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar, velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında kişisel ilişki kurulamaz (TMK m. 326). Çocukla kişisel ilişkinin düzenlenmesine ilişkin davalarda Aile Mahkemeleri, Aile Mahkemelerinin kurulmadığı yerlerde Asliye Hukuk Mahkemeleri görevlidir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Çocukların Mallarının Yönetimi </strong></p>

<p>Evlilik birliği devam ederken velayet hakkına birlikte sahip olan anne ve babanın malların yönetilmesinde göstermeleri gereken özen yükümlülüğüne aykırı davranmaları halinde hâkim tarafından alınabilecek önlemler Türk Medeni Kanunu’nun velayete ilişkin kısmında (md.352-362) düzenlenmiştir. Bu kısımda yer alan önlemlerin boşanma veya ayrılık davası devam ederken çocuğun mallarının korunması gerektiği ölçüde uygulanması da mümkündür. Buna göre hâkim, malların yönetimi ile ilgili talimat verebilir, eşlerden bilgi isteyebilir ve hatta gerekli gördüğü hallerde malların tevdi edilmesine ya da güvence gösterilmesine karar verebilir (md.360). Malların tehlikeye düşmesi halinde ise yönetimi kayyıma bırakabilir (md.361/III). Aynı önlemler, yönetimi eşlerde olmayan malların korunması amacıyla da alınabilir (md.361/II). Alınan bu önlemler geçici nitelikte olduğundan boşanma kararının kesinleşmesiyle son bulur<a href="#_ftn78" name="_ftnref78" title="">[78]</a>.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Eşlerin Mallarına İlişkin Geçici Hukukî Koruma Önlemleri</strong></p>

<p>Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri re'sen alır (TMK m.169). Boşanma davası devam ederken hâkimin, eşlerin mallarıyla ilgili olan önlemleri de kendiliğinden alabileceği düzenlenmiş olup hâkimin bu konuda takdir yetkisi bulunmaktadır. Malların yönetiminde ve maldan yararlanmanın düzenlenmesinde mal üzerinde aynî veya şahsî hak sahibi olmanın etkisi bulunmamaktadır<a href="#_ftn79" name="_ftnref79" title="">[79]</a>.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre edinilmiş mallara katılma rejimi yasal mal rejimi olmakla birlikte eşler yapacakları mal rejimi sözleşmesiyle mal ortaklığı, mal ayrılığı veya paylaşmalı mal ayrılığını seçebilirler ya da kanunda belirtilen şartların gerçekleşmesi halinde hâkim mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verebilir (TMK m. 206-208).</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nda yasal mal rejimi olarak “edinilmiş mallara katılma” 218 vd. maddelerinde kabul edilmiş olup Türk Medeni Kanunu ‘nun 169. maddesinin önemi ve uygulama alanı genişlemiştir. Bu durumda hâkim, edinilmiş mallara katılma rejiminin mal ayrılığı rejimine dönüştürülmesine karar verebilir<a href="#_ftn80" name="_ftnref80" title="">[80]</a>.</p>

<p>Taraflar mal ayrılığı rejimini seçmişlerse malların yönetimine ilişkin önlemin alınmasını gerektirecek bir durumla karşılaşılmaz. Ancak mal ortaklığı rejiminde eşler arasında malların yönetimine ilişkin hâkimin müdahalesini gerektirecek bir çatışma olabilir. Yine aynı şekilde yasal mal rejimi olan edinilmiş mallara katılma rejiminde de hâkimin bu yetkisi kapsamında geçici önlemler alması gerekebilir. Çünkü TMK md.223/I‟e göre edinilmiş mallara katılma rejiminde “her eş yasal sınırlar içerisinde kişisel malları ile edinilmiş mallarını yönetme, bunlardan yararlanma ve bunlar üzerinde tasarrufta bulunma hakkına sahiptir”. Dolayısıyla, yönetim, yararlanma ve tasarruf hakları açısından eşler arasında çıkabilecek muhtemel bir uyuşmazlık olduğunda da hâkim gerekli gördüğü geçici önlemi re‟sen alabilmelidir. Bu önlem TMK md.206‟da düzenlenmiş olan mevcut mal rejiminin geçici olarak mal ayrılığına dönüştürülmesi şeklinde olabilir. Her ne kadar bu maddeye göre hâkim, haklı bir sebep olması halinde ve talep üzerine mevcut mal rejiminin mal ayrılığına dönüştürülmesine karar verecek olsa da, TMK md.169 ile hâkime eşlerin mallarının yönetimine ilişkin geçici önlem alma yetkisi verildiği düşünüldüğünde, hâkimin haklı bir sebep olması halinde TMK md.169 anlamında geçici tedbir olarak bu kararı re‟sen alabileceği açıktır<a href="#_ftn81" name="_ftnref81" title="">[81]</a>.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p><strong>Boşanma davası sürecinde alınabilecek geçici önlemler sınırlı sayıda olmayıp hâkim, takdir yetkisi çerçevesinde gereklilik ve ölçülülük kriterleri çerçevesinde tarafların huzurunu ve yaşam düzenini korumaya yönelik olarak gerekli gördüğü önlemleri talep üzerine ve/veya re’sen alabilmektedir. Bu nedenle hâkim dava dilekçelerini ve dosya kapsamındaki uzman raporları da dâhil olmak üzere tüm ekleri inceleyerek somut olayın özelliklerine göre davanın başında veya devamında gerekli inceleme ve araştırmaları yaparak taraflar ve varsa çocuklar açısından alınması gereken geçici önlem veya önlemleri almalıdır. </strong></p>

<p><strong>Boşanma davası açılınca hâkim, davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, eşlerin ve varsa çocukların mallarının yönetimi ile çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri alırken diğer eşin kusurlu olduğu yönündeki iddiaları göz önünde tutamaz. Eşlerin barınması, geçimi, çocukların kimde kalacağı, çocuklarla şahsi ilişki kurulması, eşlerin veya çocukların bakımı veya mallarının yönetimine ilişkin alınmasını gereken önlemler geçici olup bu önlemler boşanma kararının kesinleşmesi ile sona ermektedir. Ayrıca önlemlerin talep üzerine veya re’sen kaldırılması veya değiştirilmesi mümkün olup bu kararlar kesin olmayıp itiraza tabidir. </strong></p>

<p><strong>Boşanma davalarındaki geçici önlemler, boşanma davasının açılmasından kararın kesinleşmesine kadar geçen yargılama sürecinde hukuki ve fiili koruma sağlamayı hedeflemektedir. Yasa koyucu boşanma davası açılınca eşlerin ve çocukların zarar görmelerini engelleyerek tarafları maddi ve manevi olarak korumak amacıyla asgari koşulları oluşturacak tedbirlere hükmedilmesi gereğini ortaya koymuştur. Özellikle boşanma davalarının kesinleşme sürecinin uzunluğu da göz önüne alındığında boşanma davası sürecindeki geçici hukuki koruma önlemlerinin tarafların ruh ve beden sağlıkları ile yaşamlarının devamı açısından önemli olduğu açık olup önlem veya önlemlerin titizlikle incelenerek belirlenmesi gerekir. </strong></p>

<p><strong>Geçici olarak aile konutu şerhi konulması için konutun mülkiyetinin taraflardan birine ait olması veya taraflardan biri tarafından kiralanması gerekir. Eğer konut eşlerin anne veya babaları ya da kardeşlerine ait ise geçici olarak aile konutu şerhi konulamaz. Yasa koyucunun eşlerin olası mağduriyetlerinin önlenmesi amacıyla bu konuda yasal bir düzenleme yapması gerektiğini düşünmekteyiz. Taraflardan birinin ailesine ait bir konutta eşlerden biri lehine geçici olarak aile konutu şerhi konulamaması mağduriyetleri büyütmekte özellikle kadın ve çocuklar açısından büyük tehlike ve/veya zararlara sebebiyet verme riskini barındırmaktadır. </strong></p>

<p><strong>Aile mahkemesi tarafından verilen aile konutu şerhi konulmasına ilişkin kararlar itiraza tabi olup bir sonraki numaralı aile mahkemesi tarafından itiraz incelemesine konu olabilmektedir. İtiraz üzerine mahkeme dosya kapsamında bulunan ve/veya dosyaya sonradan sunulan delilleri serbestçe değerlendirmek suretiyle takdir hakkının yerinde kullanılıp kullanılmadığını araştırmak zorundadır. Özellikle tarafların sosyal ve mali durumları üzerinde bir inceleme yapılmalıdır. Ayrıca aile konutuna ihtiyacı olan eşin konutunun aile konutu olması ve eşin diğer eşin ailesi ile birbirlerini olumsuz etkileme ihtimali olan hallerde konut ihtiyacının farklı bir şekilde çözülmesi gerekir. </strong></p>

<p><strong>Tedbir nafakası talep eden eşin çalışıyor olması, kusurlu olduğunun iddia edilmesi ya da kira, faiz gibi gelirlerinin bulunması nafaka yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bu kriterler tarafların sosyal ve mali durumları üzerinden yapılacak inceleme sonucu nafaka miktarını etkileyebilmektedir. Nafakanın gerekliliği ve/veya miktarının tespitinde aklın ve bilimin ışığında bir araştırma yapılması gerekir. Tarafların sosyal ve mali durumlarının bu konunun uzmanı olmayan kolluk görevlileri tarafından araştırılması ve bu veriler üzerinden hâkim tarafından belirlenmesi hukuka aykırı kararlar verilmesine sebebiyet vermekte ve adalet duygusunu incitmektedir. Tarafların mali durumlarına ilişkin verilerin sadece kayıtlar veya beyanlar üzerinden değil, fiilen yaşam standartları incelenerek kayıtlı ve kayıtsız gelirleri üzerinden yapılmasında hukuki gereklilik bulunmaktadır. </strong></p>

<p><strong>Eş lehine tedbir nafakası ve varsa çocuk lehine iştirak nafakası hükmedildiğinde nafakaların tahsilinin tarafların icra takibi yapmalarına bırakılmayıp talep üzerine tüm masrafları devlete ait olmak üzere icra müdürlüklerince ivedilikle yapılarak nafakanın para olarak tahsili ile nafaka talep edenlerin hesaplarına düzenli olarak yatırılması konusunda yasal bir düzenleme yapılmasının gerekli olduğu kanaatindeyiz. Ayrıca nafakaların miktarının tespiti ile barınmaya ilişkin aile konutu tahsisine ilişkin geçici önlemlerin çağın gereklerine uygun olarak hayatın olağan akışı ışığında çeşitlendirilmesi ve ekonomik krizlerden etkilenmelerinin önlenmesi yönünde tedbirlerin alınması gerekir. </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN"><img alt="Av. Cenk Ayhan APAYDIN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/cenk-ayhan-apaydin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN">Av. Cenk Ayhan APAYDIN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Akıntürk Turgut/ Ateş Derya <strong>Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku 2. Cilt</strong>, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Ayan Serkan, <strong>Evlilik Birliğinin Korunması</strong>, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Bayram Aziz Erman, “</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kadinin-calisiyor-olmasinin-tedbir-nafakasina-hukmedilmesine-engel-teskil-etmeyecegi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi”,</span></strong><span style="color:#999999"> Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S. 144, ss. 213-247.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Bulut Harun, Velayet<strong> (Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve Nafaka Davaları</strong>, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Demir Remzi, <strong>"Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla Kişisel İlişki Kurulması",</strong> DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Doğan Gül,<strong>" Çocuk ile Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Dural Mustafa / Öğüz Tufan / Gümüş Mustafa Alper, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Dural Mustafa / Öğüz Tufan / Gümüş Mustafa Alper, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erdem Mehmet, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Erlüle Fulya , <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”</strong>, MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gelgeç Berrak Genç, “<strong>TMK md.169 Gereğince Boşanma veya Ayrılık Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”</strong>, İMHFD, C: 8, S: 2, İstanbul, 2023, ss. 771-799.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gençcan, Ömer Uğur, <strong>Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara 2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Grassinger, Gülçin Elçin, <strong>“Çocuğun Menfaati Gereği Görüşünün Alınmaması Gereken Durumlar”</strong>, Prof. Dr. Rona Serozan’a Armağan, C.I, İstanbul 2010.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnan Esra Günay<strong>, Aile Hukukunda Geçici Hukukî Himaye Tedbirleri</strong>, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kılıçoğlu Ahmet, <strong>Aile Hukuku</strong>, Turhan Kitapevi, Ankara 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Oğuzman Kemal/ Dural Mustafa, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul, 1998.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Öcal Mesut, <strong>Yoksulluk Nafakasının Süresi</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2019.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdemir Saibe Oktay, <strong>"Boşanma Davalarında Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özuğur, Ali İhsan, <strong>Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Öztan Bilge, <strong>Aile Hukuku</strong>, 4. Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 2004,</span></p>

<p><span style="color:#999999">Şafak Orhan, “<strong>Boşanma Davasında Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri”</strong>, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, (Danışman Prof. Dr. Murat Atalı), Ankara, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yılmız Canan <strong>"Yargıtay Kararları Işığında Çocukla Kişisel İlişki Kurulması"</strong>, Public and Private International Law Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tekinay Selahattin Sulhi, <strong>Türk Aile Hukuku</strong>, 7. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1990.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Topak Süleyman, <strong>Boşanma Davalarında Yargılama Usulü</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tutumlu Mehmet Akif <strong>Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku</strong>, C: 2, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yıldırır Efe Can, "<strong>TMK M. 169 Uyarınca Boşanma Davası Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler”, İstanbul</strong> Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860.</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">Yücel Yeliz, “<strong>Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”</strong>, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018.</span></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ali İhsan Özuğur, <strong>Gerekçeli-Açıklamalı-İçtihatlı Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2015, s. 30.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Turgut Akıntürk/Derya Ateş, <strong>Türk Medeni Hukuku Aile Hukuku 2. Cilt</strong>, Yenilenmiş 21. Baskı, Beta Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Serkan Ayan, <strong>Evlilik Birliğinin Korunması</strong>, Türkiye Barolar Birliği Yayını, Ankara, 2004, s. 290.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Esra Günay İnan<strong>, Aile Hukukunda Geçici Hukukî Himaye Tedbirleri</strong>, Adalet Yayınevi, Ankara, 2018, s.121.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Süleyman Topak, <strong>Boşanma Davalarında Yargılama Usulü</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2021, s. 420.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kemal Oğuzman/ Mustafa Dural, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Filiz Kitapevi, İstanbul 1998, s. 134.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Berrak Genç Gelgeç, “<strong>TMK md.169 Gereğince Boşanma veya Ayrılık Davası Süresince Alınabilecek Geçici Önlemler”</strong>, İMHFD, C: 8, S: 2, 2023, ss. 771-799, s. 775.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Efe Can Yıldırır, "<strong>TMK M. 169 Uyarınca Boşanma Davası Süresince Eşlere İlişkin Alınan Geçici Önlemler"</strong>, İstanbul Hukuk Mecmuası, 81 (3), 817-860, s. 848.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz:Yıldırır, s. 851.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 796.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Oğuzman/Dural, s. 136</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 283.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Ayan, s. 295.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Akif Tutumlu, <strong>Teorik ve Pratik Boşanma Yargılaması Hukuku</strong>, C: 2, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2009, s. 1160.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 823.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 825-826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, Ömer Uğur, <strong>Boşanma, Tazminat ve Nafaka Hukuku</strong>, Yetkin Yayınevi, Ankara, 2013, s. 845.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 845.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 824-825.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 841.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 779.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 825-826.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2014, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Aziz Erman Bayram, “</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kadinin-calisiyor-olmasinin-tedbir-nafakasina-hukmedilmesine-engel-teskil-etmeyecegi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun Tedbir Nafakasına Dair 25.10.2018 Tarihli ve 2017/2-1891 Esas 2018/1577 Karar Sayılı Kararı</span></a><span style="color:#999999">nın Değerlendirilmesi”,</span></strong><span style="color:#999999"> Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Y:2019, S. 144, ss. 213-247, s. 217 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> Dural/Öğüz/Gümüş, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 781.</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">[33]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284-285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><span style="color:#999999">[34]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 852.</span></p>

<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><span style="color:#999999">[35]</span></a><span style="color:#999999"> Selahattin Sulhi Tekinay, <strong>Türk Aile Hukuku</strong>, 7. Baskı, İstanbul Üniversitesi Yayınları, İstanbul, 1990, s. 345.</span></p>

<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><span style="color:#999999">[36]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 856-857.</span></p>

<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><span style="color:#999999">[37]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 284-285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><span style="color:#999999">[38]</span></a><span style="color:#999999"> Yıldırır, s. 829.</span></p>

<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><span style="color:#999999">[39]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 285.</span></p>

<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><span style="color:#999999">[40]</span></a><span style="color:#999999"> Oğuzman/Dural, s. 136.</span></p>

<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><span style="color:#999999">[41]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin., 13.01.2015 tarihli, 2014/27865 esas ve 2015/250 sayılı kararı (akt- Orhan Şafak, Boşanma Davasında Geçici Hukuki Koruma Tedbirleri, Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yüksek Lisans Tezi, (Danışman Prof. Dr. Murat Atalı), Ankara, 2016, s. 115.</span></p>

<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><span style="color:#999999">[42]</span></a><span style="color:#999999"> Mehmet Erdem, <strong>Aile Hukuku</strong>, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2019, s. 184.</span></p>

<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><span style="color:#999999">[43]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 830-831.</span></p>

<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><span style="color:#999999">[44]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 873.</span></p>

<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><span style="color:#999999">[45]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 868.</span></p>

<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><span style="color:#999999">[46]</span></a><span style="color:#999999"> Mesut Öcal, <strong>Yoksulluk Nafakasının Süresi</strong>, On İki Levha Yayınevi, İstanbul, 2019, s. 20.</span></p>

<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><span style="color:#999999">[47]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yıldırır, s. 838.</span></p>

<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><span style="color:#999999">[48]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 789.</span></p>

<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><span style="color:#999999">[49]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><span style="color:#999999">[50]</span></a><span style="color:#999999"> Ahmet Kılıçoğlu, <strong>Aile Hukuku</strong>, Turhan Kitapevi, Ankara, 2015, s. 153.</span></p>

<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title=""><span style="color:#999999">[51]</span></a><span style="color:#999999"> Erdem, s. 153; Gençcan, s. 908.</span></p>

<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title=""><span style="color:#999999">[52]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 285-286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53" title=""><span style="color:#999999">[53]</span></a><span style="color:#999999"> Bilge Öztan, <strong>Aile Hukuku</strong>, 4. Baskı, Turhan Kitapevi, Ankara, 2004, s. 454</span></p>

<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54" title=""><span style="color:#999999">[54]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286.</span></p>

<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55" title=""><span style="color:#999999">[55]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 754.</span></p>

<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56" title=""><span style="color:#999999">[56]</span></a><span style="color:#999999"> Gençcan, s. 912.</span></p>

<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57" title=""><span style="color:#999999">[57]</span></a><span style="color:#999999"> Somut olayda davalı çocuk için nafaka istemediğini açıklamış ancak daha sonra yalnızca çocuk yönünden tedbir ve iştirak nafakası talebinde bulunmuştur. Çocuk yönünden talep tarihinden hükmün kesinleşmesine kadar tedbir, boşanma hükmünün kesinleşmesinden sonra iştirak nafakasına hükmetmek gerekir. Yargıtay 2. Hukuk Dairesi’nin 5. 11. 2003 tarihli, 2003/13364 esas ve 2003/14917 sayılı kararı (özel arşiv).</span></p>

<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58" title=""><span style="color:#999999">[58]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 456</span></p>

<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59" title=""><span style="color:#999999">[59]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 796.</span></p>

<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60" title=""><span style="color:#999999">[60]</span></a><span style="color:#999999"> Harun Bulut, <strong>Velayet (Çocukla Kişisel İlişki Kurulması) ve Nafaka Davaları</strong>, Beta Yayınevi, İstanbul, 2007, s. 47.</span></p>

<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61" title=""><span style="color:#999999">[61]</span></a><span style="color:#999999"> Canan Yılmız, <strong>"Yargıtay Kararları Işığında Çocukla Kişisel İlişki Kurulması"</strong>, Public and Private International Law Bulletin, Volume: 35, Issue: 1, 103-141, s. 105.</span></p>

<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62" title=""><span style="color:#999999">[62]</span></a><span style="color:#999999"> Gül Doğan,<strong>" Çocuk ile Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Ergon Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, İstanbul, 2007, s.530.</span></p>

<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63" title=""><span style="color:#999999">[63]</span></a><span style="color:#999999"> Yeliz Yücel, “<strong>Türk Medeni Hukukunda Boşanma Halinde Velayet, Çocukla Kişisel İlişki Kurulması ve Çocuğun Korunması”</strong>, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Ana Bilim Dalı, İstanbul, 2018, s. 120</span></p>

<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64" title=""><span style="color:#999999">[64]</span></a><span style="color:#999999"> Orhan, s. 122.</span></p>

<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65" title=""><span style="color:#999999">[65]</span></a><span style="color:#999999"> Dural/Öğüz/Gümüş, s. 132; Öztan, s. 454.</span></p>

<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66" title=""><span style="color:#999999">[66]</span></a><span style="color:#999999"> Orhan, s. 122.</span></p>

<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67" title=""><span style="color:#999999">[67]</span></a><span style="color:#999999"> Saibe Oktay Özdemir, <strong>"Boşanma Davalarında Çocuklara İlişkin Kararlar Bakımından Çocuğun Dinlenme Hakkı"</strong>, Prof. Dr. Hüseyin Hatemi’ye Armağan, C:II, İstanbul, 2009, s.1225,</span></p>

<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68" title=""><span style="color:#999999">[68]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Gülçin Elçin Grassinger, <strong>“Çocuğun Menfaati Gereği Görüşünün Alınmaması Gereken Durumlar”</strong>, Prof. Dr. Rona Serozan’a Armağan, C.I, İstanbul, 2010, s. 825.</span></p>

<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69" title=""><span style="color:#999999">[69]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz: Yılmaz, s. 114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70" title=""><span style="color:#999999">[70]</span></a><span style="color:#999999"> Remzi Demir, <strong>"Türk Medeni Kanunu’na Göre Çocukla Kişisel İlişki Kurulması",</strong> DÜHFD, C: 25, S: 42, Y: 2020, ss. 169-195, s. 190.</span></p>

<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71" title=""><span style="color:#999999">[71]</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa Dural/Tufan Öğüz/ Mustafa Alper Gümüş, <strong>Türk Özel Hukuku (Aile Hukuku), C:3</strong>, Filiz Kitabevi, İstanbul, 2016, s. 335.</span></p>

<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72" title=""><span style="color:#999999">[72]</span></a><span style="color:#999999"> Yılmaz, s. 131.</span></p>

<p><a href="#_ftnref73" name="_ftn73" title=""><span style="color:#999999">[73]</span></a><span style="color:#999999"> Gül Doğan, <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurabilme Hakkı</strong>”, Prof. Dr. Ergon A. Çetingil ve Prof. Dr. Rayegan Kender’e 50. Birlikte Çalışma Yılı Armağanı, Çizgi Basım, İstanbul, 2007, s. 529.</span></p>

<p><a href="#_ftnref74" name="_ftn74" title=""><span style="color:#999999">[74]</span></a><span style="color:#999999"> Fulya Erlüle, <strong>“Çocuk İle Kişisel İlişki Kurulması”</strong>, MÜHF-HAD. C:16, S. 1-2, ss.182-200, s. 197.</span></p>

<p><a href="#_ftnref75" name="_ftn75" title=""><span style="color:#999999">[75]</span></a><span style="color:#999999"> Demir, s. 189.</span></p>

<p><a href="#_ftnref76" name="_ftn76" title=""><span style="color:#999999">[76]</span></a><span style="color:#999999">Bkz: Yılmaz, s. 133.</span></p>

<p><a href="#_ftnref77" name="_ftn77" title=""><span style="color:#999999">[77]</span></a><span style="color:#999999"> Demir, s. 190-191.</span></p>

<p><a href="#_ftnref78" name="_ftn78" title=""><span style="color:#999999">[78]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 792.</span></p>

<p><a href="#_ftnref79" name="_ftn79" title=""><span style="color:#999999">[79]</span></a><span style="color:#999999"> Öztan, s. 454.</span></p>

<p><a href="#_ftnref80" name="_ftn80" title=""><span style="color:#999999">[80]</span></a><span style="color:#999999"> Akıntürk/Ateş, s. 286; Öztan, s. 454; Gençcan, s. 849.</span></p>

<p><a href="#_ftnref81" name="_ftn81" title=""><span style="color:#999999">[81]</span></a><span style="color:#999999"> Gelgeç, s. 786.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davalarinda-gecici-hukuki-korumalara-iliskin-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bosanmdans.jpg" type="image/jpeg" length="84403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99434"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21969"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34023"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67760"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="21643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85759"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="61700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="11636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="93408"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="11584"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="61800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="66693"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="43787"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="47632"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="99629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="26200"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
