<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 27 Aug 2026 18:36:09 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MEMURLARIN EŞ DURUM TAYİNİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Memurların eş durumu tayini, kamu personelinin aile birliğini koruyabilmesi amacıyla eşinin görev yaptığı veya çalıştığı yere atanma talebinde bulunmasıdır. Ancak eş durumu tayini tek bir yönetmeliğe ve herkes için geçerli tek bir şart listesine bağlı değildir.</p>

<p>Memurun kadrolu, sözleşmeli veya aday personel olması; doktor, hemşire, öğretmen, polis, asker ya da başka bir meslek grubunda çalışması; eşin kamu personeli, özel sektör çalışanı veya serbest meslek sahibi olması sonucu doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle eş durumu tayini başvurusu yapılırken personelin statüsü, kurumun özel yönetmeliği, kadro ve hizmet ihtiyacı, eşin çalışma durumu ve başvuru dönemindeki güncel duyuru birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Kısa cevap:</strong> Eş durumu tayini isteyen memur, resmi evliliğini ve eşinin görev veya çalışma yerini belgelemeli, tabi olduğu güncel yönetmeliği kontrol etmeli ve başvurusunu süresi içinde eksiksiz belgelerle yapmalıdır. Başvurunun reddedilmesi halinde, ret işleminin tebliğinden itibaren kural olarak 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Dava açılması işlemi kendiliğinden durdurmadığından, şartları varsa yürütmenin durdurulması da talep edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini nedir?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini, kamu personelinin aile birliğini kurabilmesi veya sürdürebilmesi amacıyla eşinin görev yaptığı ya da çalıştığı yere yer değiştirme talebinde bulunmasıdır. Mevzuatta bu uygulama çoğunlukla “aile birliği mazereti” veya “eş durumu mazereti” olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72. maddesi, yer değiştirme işlemlerinde aile biriminin korunması için kurumlar arasında gerekli koordinasyonun kurulmasını öngörmektedir.</p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmelik ise aile birliği mazeretinin hangi durumlarda ve hangi belgelerle değerlendirileceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Bunların yanında;</p>

<p>• Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen aile hayatına saygı hakkı,</p>

<p>• Anayasa’nın 41. maddesindeki ailenin korunması yükümlülüğü,</p>

<p>• Anayasa’nın 125. maddesindeki idari işlemlere karşı yargısal denetim güvencesi</p>

<p>idarenin eş durumu tayini konusundaki takdir yetkisini sınırlandırmaktadır.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini otomatik ve koşulsuz bir hak mıdır?</strong></p>

<p>Hayır. Resmi evliliğin bulunması ve evlilik cüzdanının sunulması, memurun istediği il veya ilçeye mutlaka atanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bununla birlikte idarenin de yalnızca “hizmet gereği”, “personel ihtiyacı” veya “kadro bulunmadığı” şeklindeki soyut ifadelerle aile birliğini süresiz olarak ikinci plana atma yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Hukuken yapılması gereken, iki menfaatin somut veriler üzerinden dengelenmesidir:</p>

<p>• Kamu hizmetinin kesintisiz ve düzenli yürütülmesi,</p>

<p>• Memurun aile birliğini kurabilmesi ve sürdürebilmesi.</p>

<p>Bu nedenle eş durumu tayini, şartları gerçekleştiğinde ciddi biçimde korunması gereken bir mazerettir. Ancak boş kadro, norm kadro, personel dağılım cetveli, branş ihtiyacı, hizmet puanı, zorunlu hizmet ve başvuru dönemi gibi ölçütler tayin sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>İdare mahkemesi de idarenin yerine geçerek doğrudan personel planlaması yapmaz. Mahkeme, başvurunun reddine ilişkin işlemin yetki, şekil, sebep, konu ve amaç yönlerinden hukuka uygun olup olmadığını denetler.</p>

<p><strong>Memurların eş durumu tayininin hukuki dayanakları</strong></p>

<p><strong>Anayasal koruma</strong></p>

<p>Aile hayatına saygı ve ailenin korunması, kamu kurumlarının personel planlamasında görmezden gelebileceği talepler değildir. Anayasa Mahkemesi, kamu görevlisinin istediği yere atanma konusunda mutlak bir hakka sahip olmadığını kabul etmektedir. Bununla birlikte, aileye aşırı ve ölçüsüz külfet yükleyen işlemlerde idarenin somut, yeterli ve kişiselleştirilmiş gerekçe sunması gerektiğini belirtmektedir.</p>

<p><strong>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu</strong></p>

<p>657 sayılı Kanun’un 72. maddesindeki temel ilke, yer değiştirme işlemlerinde aile biriminin korunmasıdır. Madde uyarınca eşlerin farklı kurumlarda çalışması halinde kurumlar arasında gerekli koordinasyonun sağlanması ve aile birliğinin korunmasına yönelik imkanların değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Genel yer değiştirme yönetmeliği</strong></p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 9, 12 ve 14. maddelerinde aile birliği mazereti, hizmet ihtiyacı ve zorunlu çalışma süreleriyle birlikte düzenlenmiştir. Yönetmeliğin 26. maddesinde başvuru ve tercih süreci; 27. maddesinde ise gerçeğe aykırı bilgi veya belge sunulması halinde atamanın iptal edilmesi ve soruşturma açılması düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>Kurum ve mesleğe özgü düzenlemeler</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeli, öğretmenler, emniyet personeli, Türk Silahlı Kuvvetleri ve Jandarma personeli, hâkim ve savcılar, akademik personel, Diyanet personeli ve sözleşmeli personel aynı kurallara tabi değildir. Özel bir kanun veya yönetmelik bulunuyorsa öncelikle o düzenleme uygulanır. Özel düzenlemede hüküm bulunmayan durumlarda genel hükümler gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle internette yer alan “360 gün primi bulunan herkes eş durumundan tayin olabilir” veya “bir yıl çalışmadan eş durumu tayini istenemez” gibi genellemeler her personel grubu için doğru değildir.</p>

<p><strong>Kimler eş durumu tayini isteyebilir?</strong></p>

<p><strong>Eşlerin ikisi de kamu personeliyse</strong></p>

<p>Eşlerin aynı kamu kurumunda çalışması halinde kurumun personel ihtiyacı, eşlerin unvanları, branşları ve görev yerleri dikkate alınır. Eşler farklı kamu kurumlarında çalışıyorsa kurumlar arasında koordinasyon kurulması gerekir. Eşlerden birinin mevzuatı gereğince zorunlu yer değiştirmeye tabi olması veya kendi kurumunda yer değiştirme imkanının bulunmaması, diğer eşin başvurusunu güçlendirebilir.</p>

<p>Başvuruya yalnızca eşin görev yeri belgesi değil, mümkünse şu belgeler de eklenmelidir:</p>

<p>1. Eşin kadro ve unvanını gösteren belge,</p>

<p>2. Eşin zorunlu yer değiştirmeye tabi olduğunu gösteren yazı,</p>

<p>3. Eşin kendi kurumunda tayin imkanının bulunmadığını gösteren resmi belge,</p>

<p>4. Eşin aday veya sözleşmeli olduğunu gösteren belge,</p>

<p>5. Eşin belirli bir süre görev yerinden ayrılamayacağını gösteren kurum yazısı.</p>

<p><strong>Eş özel sektörde çalışıyorsa: 360 gün şartı</strong></p>

<p>Genel Yönetmeliğe tabi bir memurun kamu personeli olmayan eşine dayanarak tayin isteyebilmesi için, eşin talep edilen yerde başvuru tarihi itibarıyla son iki yıl içinde toplam en az 360 gün sosyal güvenlik primi ödenmiş olması gerekir. Ayrıca eşin başvuru tarihinde talep edilen yerde halen çalışıyor olması aranır. Burada yalnızca prim gün sayısı yeterli değildir. İşyerinin talep edilen yerle bağlantısı ve eşin fiilen orada çalıştığı da belgelenmelidir.</p>

<p>Örneğin; eşin SGK kaydı başka bir ilde görünüyorsa veya başvuru tarihinden kısa süre önce işten çıkışı verilmişse başvuru reddedilebilir.</p>

<p><strong>Eş serbest meslek sahibi veya şirket ortağıysa</strong></p>

<p>Eşin avukat, doktor, diş hekimi, mali müşavir, esnaf, şirket ortağı veya kendi adına çalışan başka bir meslek mensubu olması halinde prim kaydına ek olarak fiili faaliyeti gösteren belgeler sunulmalıdır. Dosyada şu belgeler kullanılabilir:</p>

<p>• Vergi levhası,</p>

<p>• Oda veya baro kaydı,</p>

<p>• Bağ-Kur ya da SGK hizmet dökümü,</p>

<p>• İşyeri faaliyet belgesi,</p>

<p>• İşyeri açma ve çalışma ruhsatı,</p>

<p>• Ticaret sicili kayıtları,</p>

<p>• Şirket ortaklık belgeleri,</p>

<p>• Talep edilen yerde fiilen çalışıldığını gösteren sözleşme, fatura ve benzeri kayıtlar.</p>

<p>Sadece adres değişikliği yapılması veya başvurudan kısa süre önce görünürde bir işyeri açılması, fiili faaliyetin kanıtlanması için yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>Eş milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noterse</strong></p>

<p>Genel Yönetmelik, eşi milletvekili, belediye başkanı, muhtar veya noter olan personelin başvurularını ayrıca düzenlemektedir. Bununla birlikte personelin tabi olduğu kurum mevzuatı, kadro durumu ve varsa özel sınırlamalar yine kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini için kaç yıl evli olmak gerekir?</strong></p>

<p>Genel mevzuatta herkes için geçerli “en az altı ay” veya “en az bir yıl evli olma” şartı bulunmamaktadır. Esas olan, başvuru tarihinde geçerli ve resmi bir evliliğin bulunmasıdır. Ancak kurumlar başvuru duyurusunda belge tarihi, başvuru kesim tarihi veya evliliğin başvuru tarihinden önce gerçekleşmiş olması gibi koşullar belirleyebilir.</p>

<p>Özel sektörde çalışan eş için aranan 360, 720 veya 1.440 günlük süre ise evlilik süresi değildir. Bu süreler eşin çalışma ve sigortalılık süresine ilişkindir.</p>

<p>Yeni evlenmiş olmak tek başına eş durumu tayini başvurusuna engel olmayabilir. Buna karşılık özel sektör eş bakımından gerekli prim ve halen çalışma şartlarının ayrıca sağlanması gerekir.</p>

<p><strong>360 gün, 720 gün ve 1.440 gün şartı kimlere uygulanır?</strong></p>

<p>Eş durumu tayininde en fazla hata yapılan konulardan biri, genel 360 gün şartının bütün kamu personeline uygulanacağının düşünülmesidir.</p>

<p><strong>Personel grubu - Özel sektör eş için temel eşik - Ek koşul</strong></p>

<p>Genel Yönetmeliğe tabi memur - Son iki yılda en az 360 gün - Talep edilen yerde halen çalışma gerekir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı personeli - Son dört yılda en az 720 gün - Talep edilen yerde halen çalışma aranır. Farklı yerde prim varsa işyerinin talep edilen yerde iki yıldır faal olması gerekebilir.</p>

<p>Stratejik sağlık personeli - Son beş yılda en az 1.440 gün - Uzman tabip, tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi, uzman eczacı ve eczacı için uygulanır. Devlet hizmeti yükümlülüğü sırasında bu yol kullanılamaz.</p>

<p>Bu tablo, özel sektör çalışanı veya kendi adına faaliyet gösteren eşe dayanılan başvurulardaki temel prim eşiklerini göstermektedir. Kamu görevlisi eş, zorunlu yer değiştirmeye tabi eş, uzmanlık eğitimi gören eş veya akademik personel eş bakımından farklı hükümler uygulanabilir.</p>

<p><strong>Doktorların eş durumu tayini</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarında çalışan doktorların eş durumu tayinlerinde Sağlık Bakanlığı Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği uygulanmaktadır.</p>

<p><strong>Doktorların başvurularında;</strong></p>

<p>• Branş ve unvan,</p>

<p>• Personel Dağılım Cetveli,</p>

<p>• Hizmet grubu,</p>

<p>• Doluluk oranı,</p>

<p>• Devlet hizmeti yükümlülüğü,</p>

<p>• Eşin kamu veya özel sektör çalışanı olması,</p>

<p>• Başvuru dönemindeki kura duyurusu</p>

<p>birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Uzman tabip, tabip, uzman diş tabibi, diş tabibi, uzman eczacı ve eczacı, Sağlık Bakanlığı mevzuatında stratejik personel olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu personelin kamu görevlisi olmayan eşe dayanarak tayin istemesi halinde, son beş yıl içinde 1.440 gün prim şartı aranır.</p>

<p>Ayrıca devlet hizmeti yükümlülüğü devam eden stratejik personelin, özel sektör çalışanı eşe dayanarak bu hüküm kapsamında eş durumu tayini istemesi mümkün olmayabilir.</p>

<p><strong>Bu nedenle doktorların eş durumu dosyalarında sırasıyla şu hususlar kontrol edilmelidir:</strong></p>

<p>1. Devlet hizmeti yükümlülüğü devam ediyor mu?</p>

<p>2. Eş kamu personeli mi, özel sektör çalışanı mı?</p>

<p>3. Eşin tayin veya işyeri değişikliği imkanı var mı?</p>

<p>4. Gerekli prim şartı sağlanıyor mu?</p>

<p>5. Talep edilen yerde uygun PDC ve branş ihtiyacı bulunuyor mu?</p>

<p>6. Güncel kura duyurusunda ek sınırlama var mı?</p>

<p><strong>Hemşire, ebe ve diğer sağlık personelinin eş durumu tayini</strong></p>

<p>Hemşire, ebe, sağlık memuru, acil tıp teknikeri, anestezi teknikeri veya teknisyeni, laboratuvar personeli, fizyoterapist, psikolog, diyetisyen ve sosyal çalışmacı gibi sağlık personelinin başvurularında da PDC, hizmet grubu ve doluluk oranı dikkate alınır. Ancak bu unvanlar stratejik personel tanımına otomatik olarak dahil değildir.</p>

<p>Kamu görevlisi olmayan eşe dayanılan başvurularda kural olarak son dört yıl içinde en az 720 gün prim ödenmiş olması ve eşin talep edilen yerde halen çalışması aranır. Eşin primlerinin başka bir yerde yatırılmış olması halinde, işyerinin talep edilen yerde belirli süredir faal olup olmadığı da incelenebilir.</p>

<p><strong>Sağlık personelinin eşi başka bir kamu kurumunda çalışıyorsa</strong></p>

<p>Sağlık personelinin eşinin;</p>

<p>• Mülki idare hizmetlerinde,</p>

<p>• Millî İstihbarat Teşkilatında,</p>

<p>• Emniyet hizmetlerinde,</p>

<p>• Hâkimlik veya savcılık mesleğinde,</p>

<p>• Türk Silahlı Kuvvetlerinde,</p>

<p>• Jandarma veya Sahil Güvenlik teşkilatında</p>

<p>zorunlu yer değiştirmeye tabi görev yapması halinde, sağlık personelinin eşin görev yerine atanmasına ilişkin özel hükümler uygulanabilir.</p>

<p>Diğer kamu kurumlarında çalışan eşler bakımından varsa kurumlar arası protokol uygulanır. Protokol bulunmaması halinde hizmet grupları, sağlık ve can güvenliği mazeretleri, kurumların personel ihtiyacı ve kurumlar arası koordinasyon birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Uzmanlık eğitimi gören eş ve akademik personel eş</strong></p>

<p>Eşi tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık ya da yan dal uzmanlık eğitimi gören sağlık personelinin başvurusunda, eşin kalan eğitim süresi altı aydan fazlaysa bazı unvan, bölge ve hizmet grubu şartları aranmayabilir.</p>

<p>Akademik personel eş bakımından ise 27 Kasım 2024 tarihli değişiklikle devlet üniversitelerindeki öğretim üyeleri ve öğretim görevlileri ile vakıf yükseköğretim kurumlarında tam zamanlı çalışan profesör ve doçentler yönünden özel düzenleme yapılmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte Danıştay İkinci Dairesinin 5 Mayıs 2025 tarihli ve E.2024/5198 sayılı kararıyla, ilgili hükümdeki eksik düzenleme hakkında yürütmenin durdurulması kararı verilmiştir. Bu nedenle akademik personel eşe dayanılan başvurularda yalnızca unvan adına bakılmamalı; başvuru tarihindeki güncel mevzuat ve yargı kararı ayrıca incelenmelidir.</p>

<p><strong>Sağlık personelinde bir yıllık fiili çalışma şartı</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığının dönemsel yer değiştirme duyurularında, göreve başlamadan önce mevcut olan bir mazerete rağmen personelin bulunduğu yere atanması halinde, eş durumu başvurusundan önce o yerde en az bir yıl fiilen çalışma şartı aranabilmektedir. Sağlık ve can güvenliği mazeretleri yönünden istisnalar ayrıca değerlendirilir. Bu nedenle sağlık çalışanları yalnızca yönetmelik metnine göre hareket etmemeli; başvuru dönemindeki resmi kura ve yer değiştirme duyurusunu da incelemelidir.</p>

<p><strong>Öğretmenlerin eş durumu tayini</strong></p>

<p>Öğretmenler bakımından 9 Ocak 2026 tarihli Millî Eğitim Bakanlığına Bağlı Öğretmenlerin Atama ve Yer Değiştirme Yönetmeliği uygulanmaktadır. Aile birliği mazeretine bağlı başvurular, Bakanlık tarafından ilan edilen yarıyıl ve yaz tatili dönemlerinde elektronik ortamda alınır. Atamalar ilan edilen kontenjan, alan ve norm kadro durumu, öğretmenin tercihleri, hizmet puanı üstünlüğü esas alınarak gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Norm kadro ve hizmet puanı neden önemlidir?</strong></p>

<p>Eşin bulunduğu yerde öğretmenin alanında norm kadro veya kontenjan bulunmaması, talebin karşılanmamasına neden olabilir. Kontenjan bulunmasına rağmen başvuru sayısının fazla olması halinde hizmet puanı yüksek öğretmenlere öncelik verilebilir.</p>

<p>Eşlerin ikisi de kadrolu öğretmense ve istenen yerde her iki öğretmenin alanında ihtiyaç bulunmuyorsa, şartları oluştuğunda her iki alanın da ihtiyaç duyulduğu başka bir il veya ilçede aile birliğinin sağlanması seçeneği değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Öğretmenler için önemli sınırlamalar</strong></p>

<p>• Yeniden atama veya kurumlar arası yeniden atama yoluyla göreve başlayan ve bir yıllık çalışma süresini tamamlamayan öğretmen, aile birliği mazeretine başvuramayabilir.</p>

<p>• Eşin yalnızca isteğe bağlı sigortalı olması aile birliği başvurusu için yeterli kabul edilmez.</p>

<p>• Eşin geçici görev yeri, tek başına aile birliği mazeretinin dayanağı sayılmaz.</p>

<p>• İki aşamalı başvuru, belge onayı, tercih ve ilişik kesme tarihleri dikkatle takip edilmelidir.</p>

<p>İller arası mazeret başvurusu norm veya hizmet puanı nedeniyle karşılanamayan öğretmenler, şartları oluştuğunda atama imkanı doğana kadar toplam üç yılı aşmamak üzere aylıksız izin talep edebilir.</p>

<p>Bu imkan tayinin alternatifi değil, aile birliğini geçici olarak korumaya yönelik bir yöntemdir.</p>

<p><strong>Polis, asker, jandarma, hâkim ve savcıların eş durumu tayini</strong></p>

<p>Emniyet personeli, subay, astsubay, uzman jandarma, uzman erbaş, Sahil Güvenlik personeli, hâkim ve savcılar ile rotasyona tabi bazı kamu görevlileri zorunlu yer değiştirmeye tabi olabilir. Bu durum, diğer eşin eş durumu tayini başvurusunda aile birliğinin hangi eşin görev yerinde kurulacağının belirlenmesinde önem taşır.</p>

<p>Ancak her teşkilatın hizmet bölgesi, garnizon sistemi, güvenlik koşulları, branş ve ihtisas sistemi, kadro yapısı, zorunlu hizmet süresi farklıdır. Dolayısıyla diğer memurlar için geçerli genel hükümler bu personel gruplarına doğrudan uygulanmamalıdır.</p>

<p><strong>Akademik personel, Diyanet ve diğer kamu personeli</strong></p>

<p>Üniversitelerde çalışan akademik personel ile idari personel aynı atama rejimine tabi değildir.</p>

<p>Diyanet İşleri Başkanlığı personeli, adalet teşkilatı ve ceza infaz kurumu personeli, sosyal hizmet uzmanları, mühendisler, teknikerler, belediye memurları ve bakanlık taşra teşkilatı çalışanları yönünden ilgili kurumun özel atama ve yer değiştirme yönetmeliği incelenmelidir.</p>

<p>“Devlet memuruyum, dolayısıyla genel yönetmelikteki bütün hükümler bana aynen uygulanır” yaklaşımı güvenli değildir.</p>

<p><strong>Sözleşmeli personel eş durumu tayini isteyebilir mi?</strong></p>

<p>657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine, 663 sayılı KHK’nın 45/A maddesine, 4924 sayılı Kanuna veya başka bir sözleşmeli statüye tabi personelin kurum içi yer değişikliği özel şartlara bağlanabilir.</p>

<p>Bu personel bakımından zorunlu çalışma dönemi, “3+1” uygulaması, pozisyon ve birim standardı, sözleşme yenileme takvimi, kurumun özel yer değiştirme hükümleri belirleyici olabilir. Sözleşmeli personelin kadrolu memurlar için düzenlenen eş durumu hükümlerinden doğrudan yararlanabileceği varsayılmamalıdır.</p>

<p><strong>Aday memur eş durumu tayini isteyebilir mi?</strong></p>

<p>Genel yer değiştirme yönetmeliği aday memurları kapsam dışında bırakmaktadır. Bu nedenle adaylık süresi devam eden personelin nakil veya eş durumu tayini imkanı, tabi olduğu statü ve kurum mevzuatına göre ayrıca değerlendirilmelidir. Adaylığın kaldırılmasından sonra yapılacak başvuru bakımından da kurumun asgari çalışma süresi ve başvuru dönemi şartları kontrol edilmelidir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini başvurusu nasıl yapılır?</strong></p>

<p>Başarılı bir başvuru, öncelikle memurun hukuki statüsünün doğru belirlenmesine ve belgelerin bu statüyü kanıtlayacak şekilde hazırlanmasına bağlıdır.</p>

<p><strong>1. Personel statüsü belirlenmeli</strong></p>

<p>Başvurucunun kadrolu memur, aday memur, sözleşmeli personel, sağlık personeli, öğretmen veya özel kanuna tabi personel olup olmadığı netleştirilmeli.</p>

<p><strong>2. Eşin statüsünü belirlenmeli</strong></p>

<p>Eşin kamu görevlisi, zorunlu yer değiştirmeye tabi kamu görevlisi, özel sektör çalışanı, serbest meslek sahibi, şirket ortağı, seçilmiş kişi, noter olup olmadığı tespit edilmeli.</p>

<p><strong>3. Güncel mevzuatı ve duyuruyu bulunmalı</strong></p>

<p>Kurumun atama ve yer değiştirme yönetmeliği, yönergesi, protokolü ve başvuru dönemine ait resmi duyuru birlikte incelenmelidir. Yalnızca geçmiş yıllara ait bir duyuruya veya internetteki genel bilgiye dayanılmamalıdır.</p>

<p><strong>4. Talep edilen yer gerekçelendirilmeli</strong></p>

<p>Eşin fiili görev veya çalışma yeri, kurumun o yerdeki teşkilatı, açık kadro veya norm imkanı ve ayrı yaşamanın aile üzerindeki etkileri açıklanmalıdır.</p>

<p><strong>5. Belgeler tek dosya halinde hazırlanmalı</strong></p>

<p>Görev yeri, prim, çalışma ve faaliyet belgelerinin başvuru tarihi itibarıyla güncel olmasına dikkat edilmelidir.</p>

<p><strong>6. Süresinde ve doğru makama başvurulmalı</strong></p>

<p>Elektronik başvuru sistemi kullanılıyorsa başvurunun tamamlandığını gösteren ekran, onay belgesi ve yüklenen dokümanlar saklanmalıdır. Fiziki başvurularda evrak kayıt numarası alınmalıdır.</p>

<p><strong>7. Sonuç ve tebliğ tarihi kaydedilmeli</strong></p>

<p>Ret yazısı, elektronik ilan, e-tebligat, posta tebliği ve başvuru sonuç ekranı saklanmalıdır. Olası dava süresi bu tarihlere göre hesaplanacaktır.</p>

<p>Eş durumu tayini için gerekli belgeler</p>

<p>Kurumun güncel duyurusundaki belge listesi esas olmakla birlikte başvuruda genellikle şu belgeler kullanılır:</p>

<p><strong>Evlilik ve nüfus belgeleri</strong></p>

<p>• Evlilik cüzdanı,</p>

<p>• Aile durum bildirimi,</p>

<p>• Vukuatlı nüfus kayıt örneği.</p>

<p><strong>Kamu personeli eşe ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Güncel görev yeri belgesi,</p>

<p>• Hizmet cetveli,</p>

<p>• Kadro ve unvan bilgisi,</p>

<p>• Zorunlu yer değiştirmeye tabi olduğunu gösteren belge,</p>

<p>• Kendi kurumunda nakil imkanının bulunmadığını gösteren resmi yazı.</p>

<p><strong>Özel sektör çalışanı eşe ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• SGK tescil ve hizmet dökümü,</p>

<p>• Güncel işyeri veya görev yeri belgesi,</p>

<p>• İşveren yazısı,</p>

<p>• İşyeri sicil numarası,</p>

<p>• Faaliyet belgesi,</p>

<p>• İş sözleşmesi veya görevlendirme yazısı.</p>

<p><strong>Serbest meslek ve ticari faaliyete ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Vergi levhası,</p>

<p>• Oda veya baro kaydı,</p>

<p>• İşyeri açma ruhsatı,</p>

<p>• Bağ-Kur veya SGK dökümü,</p>

<p>• Şirket ve ortaklık kayıtları,</p>

<p>• Fiili faaliyeti gösteren belgeler.</p>

<p><strong>Kadro ve hizmet ihtiyacına ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Açık kadro veya norm bilgisi,</p>

<p>• Personel Dağılım Cetveli,</p>

<p>• Doluluk oranı,</p>

<p>• Aynı dönemde yapılan atama sonuçları,</p>

<p>• Kurumun resmi personel ilanları.</p>

<p><strong>Aile yaşamına ilişkin belgeler</strong></p>

<p>• Çocukların eğitim ve bakım durumu,</p>

<p>• Sağlık kayıtları,</p>

<p>• Eşlerin görev yerleri arasındaki mesafe,</p>

<p>• Ulaşım süresi ve giderleri,</p>

<p>• İki ayrı konut nedeniyle oluşan mali yük,</p>

<p>• Bakıma muhtaç aile bireylerine ilişkin belgeler.</p>

<p>Başvuru dilekçesinde her belgenin adı ve tarihi ayrı ayrı gösterilmelidir. Yalnızca “eşim bu ilde çalışmaktadır” denilmesi yerine, ilgili yönetmelikteki hangi şartın hangi belgeyle karşılandığı açıklanmalıdır. Mahkeme aşamasında en güçlü dosya, idareye yapılan ilk başvuru sırasında eksiksiz olarak oluşturulan dosyadır.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini neden reddedilir?</strong></p>

<p><strong>• Boş kadro, norm veya PDC bulunmaması</strong></p>

<p>İdare, talep edilen yerde memurun unvanına veya branşına uygun boş kadro bulunmadığını ileri sürebilir. Bu gerekçe her durumda hukuka aykırı değildir. Ancak kadro ve norm bilgilerinin güncel, doğru ve aynı dönemde gerçekleştirilen diğer atamalarla tutarlı olması gerekir. Başvurudan kısa süre sonra aynı unvanda başka bir personelin atanması, boş kadro bilgisinin yanlış olması veya eşdeğer görev yerlerinin hiç araştırılmaması ret işlemini hukuken tartışmalı hale getirebilir.</p>

<p><strong>• Hizmet ihtiyacı ve personel yetersizliği</strong></p>

<p>Mevcut görev yerindeki hizmet ihtiyacı somut verilerle gösterilmelidir. İdarenin norm ve doluluk oranını, vardiya düzenini, hizmetin niteliğini, birimde çalışan personel sayısını, alternatif personel imkanını ortaya koyması gerekir. Yalnızca “personelin hizmetine ihtiyaç duyulmaktadır” şeklindeki soyut bir ifade, özellikle eşin hiçbir şekilde yer değiştiremediği ve aile ayrılığının uzun sürdüğü olaylarda yeterli olmayabilir.</p>

<p><strong>• Prim gün sayısının sağlanmaması</strong></p>

<p>SGK günlerinin yanlış zaman aralığında hesaplanması, eşin işten çıkışının verilmiş olması veya işyeri adresinin talep edilen yerle uyuşmaması ret nedeni olabilir. Hizmet dökümündeki eksik veya hatalı kayıtlar varsa başvurudan önce SGK ve işveren kayıtlarının düzeltilmesi düşünülmelidir.</p>

<p><strong>• Halen çalışma şartının sağlanmaması</strong></p>

<p>Özel sektör eşin gerekli prim gününü tamamlaması tek başına yeterli değildir. Eşin başvuru tarihinde talep edilen yerde halen çalışıyor olması gerekir. İş sözleşmesi sona ermişse veya çalışma yalnızca kayıt üzerinde görünüyorsa başvuru reddedilebilir.</p>

<p><strong>• Başvuru dönemi veya hizmet süresi şartı</strong></p>

<p>Başvurunun ilan edilen dönem dışında yapılması, adaylık süresinin devam etmesi, yeniden atama sonrasında bir yıllık sürenin tamamlanmaması veya sağlık personelinde önceden var olan mazerete ilişkin fiili çalışma şartının sağlanmaması ret gerekçesi olabilir. Ancak özel yönetmelikteki bir sınırlamanın aile birliği yönünden hiçbir istisna öngörmemesi, üst normlar ve ölçülülük ilkesi açısından hukuki tartışma doğurabilir.</p>

<p><strong>• Zorunlu hizmetin devam etmesi</strong></p>

<p>Doktorların devlet hizmeti yükümlülüğü, öğretmenlerin zorunlu hizmeti veya diğer personel gruplarının bölge hizmeti yükümlülükleri tayin sonucunu etkileyebilir. Bununla birlikte zorunlu hizmetin varlığı, idarenin aile birliği üzerindeki etkileri hiç değerlendirmeden ret vermesini her durumda haklı hale getirmez.</p>

<p><strong>• Kurumlar arası koordinasyon yapılmaması</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Farklı kamu kurumlarında çalışan eşler bakımından kurumlar arası koordinasyon bir formalite değildir. Hangi kurumun hangi yerde teşkilatı ve uygun kadrosu bulunduğu, hangi eşin yer değiştirme imkanının daha sınırlı olduğu ve aile birliğinin hangi yerde daha makul biçimde kurulabileceği araştırılmalıdır. Bu incelemeler yapılmadan verilen ret kararları eksik incelemeye dayanabilir.</p>

<p><strong>Sahte evlilik ve gerçeğe aykırı belge kullanılması</strong></p>

<p>Tayin amacıyla yapıldığı iddia edilen evlilikler kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır. Ancak hukuki değerlendirme varsayımlara değil, somut bilgi ve belgelere dayanmalıdır. Kişinin kısa süre önce evlenmiş olması veya eşlerin tayin başvurusundan önce farklı illerde yaşamış olması tek başına evliliğin sahte olduğunu kanıtlamaz. Başvuru tarihinde geçerli resmi evlilik bulunuyorsa idare, öncelikle mevzuattaki başvuru şartlarını ve belgelerin doğruluğunu incelemelidir.</p>

<p>Bununla birlikte gerçeğe aykırı çalışma kaydı, muvazaalı sigortalılık, sahte görev yeri yazısı, yanlış adres beyanı, gerçekte bulunmayan ticari faaliyet, sahte veya değiştirilmiş resmi belge ciddi hukuki sonuçlara neden olabilir.</p>

<p>Devlet Memurlarının Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin Yönetmeliğin 27. maddesi, gerçeğe aykırı bilgi veya belge tespit edilmesi halinde atamanın iptal edilmesini ve soruşturma açılmasını öngörmektedir.</p>

<p>Sağlık Bakanlığı mevzuatında da atamanın yapılmaması veya iptal edilmesi ve şartları varsa suç duyurusunda bulunulması düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut fiile göre disiplin cezası ve ceza sorumluluğu da gündeme gelebilir. Önemli olan evliliğin ne kadar yeni olduğu değil, başvuruda kullanılan bütün bilgi ve belgelerin gerçek, güncel ve doğrulanabilir olmasıdır.</p>

<p><strong>Danıştay ve Anayasa Mahkemesi kararları ne söylüyor?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini hakkındaki yargı kararları tek yönde değildir. Mahkemeler bazı olaylarda aile birliğini koruyarak ret işlemini iptal ederken, bazı olaylarda somut kadro ve hizmet ihtiyacını üstün tutabilmektedir. Bu nedenle bir karar yalnızca sonucu nedeniyle değil, somut olayla benzerliği ölçüsünde emsal olarak kullanılmalıdır.</p>

<p><strong>• Eşin tayin imkanı yoksa soyut hizmet ihtiyacı yeterli olmayabilir</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2016/11187, K.2020/537, 04.02.2020</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta yurt yönetim memuru olarak çalışan personel, kamu personeli olan eşinin en az iki yıl süreyle yer değiştirme imkanının bulunmadığını belirterek eşinin görev yaptığı yere atanmak istemiştir. İdare, kurumda 24 saat hizmet verildiğini ve personelin görevine ihtiyaç duyulduğunu savunmuştur. İlk derece mahkemesi zımni ret işlemini iptal etmiş, Danıştay İkinci Dairesi de bu kararı onamıştır. Karar, eşin yer değiştirme imkanının bulunmadığı açıkken aile birliğinin diğer eşin atanmasıyla sağlanabileceğini ve soyut hizmet ihtiyacı savunmasının somut olayda yeterli olmayabileceğini göstermektedir.</p>

<p><strong>• Aile mazereti somut norm ve hizmet ihtiyacını her zaman aşmaz</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2016/10639, K.2018/3811, 06.06.2018</strong></p>

<p>Sosyal çalışmacı olarak görev yapan personelin eşinin bulunduğu ile atanma talebinde, gidilmek istenen yerde normun üzerinde personel bulunurken mevcut görev yerinde davacının doldurduğu tek norm bulunmaktaydı. Danıştay, aile birliğinin tek başına yeterli olmadığını; boş kadro, kurumların hizmet ihtiyacı ve kurumlar arası koordinasyonun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirterek personel lehine verilen ilk derece mahkemesi kararını bozmuştur. Bu karar, resmi evliliğin bulunmasının idareyi her koşulda atama yapmak zorunda bırakmadığını göstermektedir.</p>

<p><strong>• Uluslararası sosyal güvenlik kapsamındaki çalışma şeklen reddedilemez</strong></p>

<p><strong>Danıştay 2. Daire, E.2020/1905, K.2021/4107, 10.11.2021;</strong></p>

<p>Öğretmenin Fransız vatandaşı olan eşi, Ankara’daki Fransız Büyükelçiliği okulunda çalışmakta ve primleri Fransa sosyal güvenlik sistemine yatırılmaktaydı. Başvuru, eşin Türkiye’de SGK kaydının bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu; eşin uluslararası sözleşme kapsamında sosyal güvenceye sahip olarak çalışmasını, aile birliğini ve mevzuattaki sınırlamanın amacını birlikte değerlendirmiştir. Sonrasında Danıştay İkinci Dairesi ret işlemini iptal etmiştir. Karar, belge şartlarının üst normlara aykırı ve düzenlemenin amacını aşan şekilde yorumlanamayacağını göstermektedir.</p>

<p><strong>• Sağlık hizmeti gerekçesi somutlaştırılmalıdır</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20212616-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>Anayasa Mahkemesi, Necmettin Demir, B. No: 2021/2616, 11.12.2024</strong></a></p>

<p>Devlet hizmeti yükümlüsü uzman hekim, eşinin sözleşmesi nedeniyle üç yıl başka bir yere atanamadığını belirterek eş durumu mazeret kurasına başvurmuştur. Ret ve sonraki yargılama sürecinde, sağlık hizmetinin sürekliliği ile eşin yer değiştirememe durumu arasında yeterli denge kurulmamıştır. Anayasa Mahkemesi, aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, zorunlu hizmet bulunan dosyalarda dahi kalıp gerekçelerin yeterli olmadığını ve aile üzerindeki somut etkinin değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>• İdarenin takdir yetkisi aileyi sınırsız biçimde ayırma yetkisi değildir</strong></p>

<p><a href="http://hukukihaber.net/aymnin-201939998-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><strong>Anayasa Mahkemesi, Ayşe Nortcu, B. No: 2019/39998, 08.12.2022</strong></a></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kamu görevlilerinin atanma ve yer değiştirme konusunda mutlak hak iddia edemeyeceğini kabul etmiştir. Bununla birlikte idarenin aile birliğini koruyacak şekilde hareket etmesi ve personele aşırı bir külfet yüklememesi gerektiğini belirtmiştir. Bu yaklaşım; çocukların durumu, eşler arasındaki mesafe, ulaşım imkanları, ekonomik yük ve aile ayrılığının süresi gibi bireysel koşulların neden başvuru ve dava dosyasına konulması gerektiğini açıklamaktadır.</p>

<p><strong>Yargı kararlarından çıkan temel ölçütler</strong></p>

<p>Eş durumu tayini başvurusu değerlendirilirken şu sorulara cevap verilmelidir:</p>

<p>• Diğer eşin tayin veya işyeri değişikliği gerçekten mümkün müdür?</p>

<p>• İdarenin ileri sürdüğü hizmet ihtiyacı somut verilerle kanıtlanmış mıdır?</p>

<p>• Kadro, norm, PDC ve doluluk bilgileri güncel midir?</p>

<p>• Başka ilçe, kurum birimi veya iki eşe uygun alternatif bir yer araştırılmış mıdır?</p>

<p>• Aile ayrılığının süresi ve aile üzerindeki etkileri değerlendirilmiş midir?</p>

<p>• Çocukların eğitim, sağlık ve bakım koşulları dikkate alınmış mıdır?</p>

<p>• Ret kararı dosyaya özel bir gerekçe içeriyor mu, yoksa şablon ifadelerden mi oluşuyor?</p>

<p><strong>Eş durumu tayini reddedilirse ne yapılmalıdır?</strong></p>

<p><strong>Ret işlemi ve tebliğ tarihi kesinleştirilmeli</strong></p>

<p>Dava süresinin hesaplanabilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu ret işlemi ile bu işlemin tebliğ tarihi belirlenmelidir. Şu belgeler saklanmalıdır:</p>

<p>• Elektronik başvuru sonuç ekranı,</p>

<p>• EBYS üzerinden gönderilen ret yazısı,</p>

<p>• E-tebligat kaydı,</p>

<p>• Posta tebliğ zarfı,</p>

<p>• Kurum duyurusu,</p>

<p>• Başvurunun evrak kayıt belgesi.</p>

<p>Ret kararında gerekçe bulunmuyorsa gerekçeli karar istenebilir. Ancak gerekçe istemenin dava süresini kendiliğinden durdurduğu düşünülmemelidir.</p>

<p><strong>60 günlük dava süresi kaçırılmamalı</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 7. maddesine göre, özel bir dava süresi öngörülmemişse idare mahkemesinde iptal davası açma süresi yazılı bildirimi izleyen günden itibaren 60 gündür. Başvurunun cevapsız bırakılması halinde İYUK’un 10. maddesi uyarınca 30 gün sonunda zımni ret oluşabilir. Bu tarihten sonra genel dava süresi işlemeye başlar. İYUK’un 11. maddesi uyarınca dava açma süresi içinde;</p>

<p>• Üst makama,</p>

<p>• Üst makam bulunmuyorsa işlemi yapan makama</p>

<p>işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için başvurulabilir. Usulüne uygun İYUK 11 başvurusu dava süresini durdurur. İdare 30 gün içinde cevap vermezse başvuru reddedilmiş sayılır ve başvurudan önce geçen süre de hesaba katılarak kalan dava süresi yeniden işlemeye başlar.</p>

<p>İkinci bir dilekçe verilmesinin her durumda yeni bir 60 günlük süre başlatacağı düşünülmemelidir. Hak kaybı yaşamamak için dava dosyası en erken muhtemel tebliğ tarihi esas alınarak hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>Görevli ve yetkili mahkeme hangisidir?</strong></p>

<p>Eş durumu tayini başvurusunun reddine karşı açılacak davada görevli yargı yeri idare mahkemesidir. İYUK’un 33. maddesinde kamu görevlilerinin atanması ve nakillerine ilişkin davalar bakımından özel yetki kuralı bulunmaktadır. Buna göre yeni veya eski görev yerinin bulunduğu yerdeki idare mahkemesi yetkili olabilir. Ret işleminin niteliği, mevcut görev yeri ve talep edilen görev yeri dikkate alınarak yetkili mahkeme somut olay özelinde belirlenmelidir.</p>

<p><strong>Yürütmenin durdurulması istenebilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Ancak iptal davasının açılması ret işlemini kendiliğinden durdurmaz. İYUK’un 27. maddesine göre yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için iki koşulun birlikte bulunması gerekir:</p>

<p>1. İdari işlemin açıkça hukuka aykırı olması,</p>

<p>2. İşlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zarar doğması.</p>

<p><strong>Açık hukuka aykırılık yönünden şu hususlar ileri sürülebilir:</strong></p>

<p>• Yanlış yönetmeliğin uygulanması,</p>

<p>• Prim hesabının hatalı yapılması,</p>

<p>• Kurumlar arası koordinasyon kurulmaması,</p>

<p>• Mevcut boş kadronun dikkate alınmaması,</p>

<p>• Ret kararının gerekçesiz olması,</p>

<p>• Eşitlik ilkesine aykırı uygulama,</p>

<p>• Güncel olmayan kadro veya PDC bilgisine dayanılması.</p>

<p><strong>Telafisi güç zarar yönünden ise şu durumlar belgelendirilebilir:</strong></p>

<p>• Çocukların bakım ve eğitim sorunları,</p>

<p>• Gebelik veya ciddi sağlık problemi,</p>

<p>• Eşler arasındaki uzun mesafe,</p>

<p>• Yüksek ulaşım ve konut giderleri,</p>

<p>• Aile yaşamının uzun süre fiilen kurulamaması,</p>

<p>• Bakıma muhtaç aile bireylerinin durumu.</p>

<p><strong>Mahkeme tayin işlemini doğrudan yapar mı?</strong></p>

<p>İptal kararı, eş durumu tayini başvurusunun reddine ilişkin işlemi hukuken ortadan kaldırır ve idareyi mahkeme kararındaki gerekçelere uygun yeni bir işlem yapmaya zorlar. Mahkeme, idarenin yerine geçerek personeli belirli bir kadroya doğrudan atamaz.</p>

<p>İYUK’un 28. maddesi uyarınca idare, mahkeme kararının gereğini gecikmeksizin ve kural olarak kararın kendisine tebliğinden itibaren en geç 30 gün içinde yerine getirmelidir. İdarenin mahkeme kararının gerekçesini etkisiz bırakacak şekilde yeniden ret kararı vermesi halinde yeni işlemin de yargısal denetimi gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>Eş durumu tayini başvuru kontrol listesi</strong></p>

<p><strong>Başvuru yapmadan önce aşağıdaki soruların tamamı kontrol edilmelidir:</strong></p>

<p>• Başvuru tarihinde resmi evlilik devam ediyor mu?</p>

<p>• Personelin kadrolu, sözleşmeli veya aday statüsü doğru belirlendi mi?</p>

<p>• Uygulanacak özel yönetmelik tespit edildi mi?</p>

<p>• Eşin kamu, özel sektör veya serbest meslek statüsü doğru sınıflandırıldı mı?</p>

<p>• Gerekli 360, 720 veya 1.440 günlük prim hesabı doğru yapıldı mı?</p>

<p>• Eş talep edilen yerde halen ve fiilen çalışıyor mu?</p>

<p>• Kadro, norm, PDC, branş ve hizmet grubu bilgileri kontrol edildi mi?</p>

<p>• Başvuru dönemi veya zorunlu hizmet engeli bulunuyor mu?</p>

<p>• Eşin kendi kurumunda yer değiştiremeyeceği resmi belgeyle gösterildi mi?</p>

<p>• Başvuru duyurusunda aranan bütün belgeler hazırlandı mı?</p>

<p>• Başvurunun tamamlandığını gösteren kayıt alındı mı?</p>

<p>• Ret halinde tebliğ ve 60 günlük dava süresini takip edecek sistem kuruldu mu?</p>

<p><strong>Sonuç: Eş durumu tayini isteyen memur ne yapmalıdır?</strong></p>

<p>Memurların eş durumu tayini, aile birliğini koruyan önemli bir hukuki imkandır. Ancak bütün kamu personeli için aynı şartlara bağlı değildir. Eş durumu tayini isteyen memur öncelikle kendi personel statüsünü ve eşinin çalışma statüsünü belirlemelidir. Daha sonra kurumun özel yönetmeliği, güncel başvuru duyurusu, prim şartları, kadro veya norm durumu ve zorunlu hizmet hükümleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Başvuru yalnızca evlilik belgesine dayandırılmamalıdır. Eşin görev veya çalışma yeri, tayin imkanının bulunup bulunmadığı, aile ayrılığının süresi, çocukların durumu ve aileye yüklenen ekonomik ve sosyal külfet belgelerle ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Başvuru reddedildiğinde ilk yapılması gereken yalnızca yeni bir dilekçe vermek değildir. Ret işleminin gerekçesi, tebliğ tarihi, uygulanan mevzuat ve idarenin dayandığı kadro veya hizmet verileri incelenmelidir.</p>

<p>Ret işleminin hukuka aykırı olduğu düşünülüyorsa, tebliğ tarihinden itibaren kural olarak 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılabilir. Şartları bulunuyorsa yürütmenin durdurulması da istenmelidir. Mesleğe özgü düzenlemeler ve kurum duyuruları değişebildiğinden, başvuru ve dava tarihinde yürürlükte bulunan güncel mevzuat mutlaka kontrol edilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY"><img alt="Av. Servet AKSOY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/servet-aksoy.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-servet-aksoy" title="Av. Servet AKSOY">Av. Servet AKSOY</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/memurlarin-es-durum-tayini-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="32487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsim ve Soyisim Değiştirme Davası: Haklı Sebepler ve Süreç]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Medeni Kanunu'nun <strong>27. maddesi</strong>, herkese haklı bir sebebe dayanarak isim veya soyadının değiştirilmesini isteme hakkı tanıyor. 2026 itibarıyla özellikle sosyal medya kullanımının yaygınlaşması, iş hayatında marka kimliği oluşturma isteği ve yurt dışı bağlantılı işlemler nedeniyle bu tür davalara olan ilginin <strong>giderek arttığı</strong> gözlemleniyor. Peki hangi durumlar 'haklı sebep' sayılıyor, dava kaç ay sürüyor ve süreç nereden başlıyor?</p>

<p><strong>İsim Değiştirme Davası Nedir, Kimler Açabilir?</strong></p>

<p>İsim ve soyisim değiştirme davası, kişinin nüfus kütüğünde kayıtlı adının veya soyadının mahkeme kararıyla değiştirilmesini sağlayan bir <strong>kişiler hukuku</strong> davasıdır. Reşit olan herkes bu davayı kendi adına açabilir; küçükler için ise yasal temsilcisi (anne, baba veya vasi) başvuruda bulunur.</p>

<p>Örneğin Bahçelievler'de yaşayan bir danışanımızın çocukluğundan beri kullandığı takma adla resmi kaydı arasında fark vardı; okulda, işte ve sosyal çevrede herkes onu farklı bir isimle tanıyordu. Bu tür bir <strong>fiilen kullanılan isim ile nüfus kaydı arasındaki uyumsuzluk</strong>, mahkemelerce sıklıkla haklı sebep olarak kabul ediliyor.</p>

<p><strong>Kanunun Dayanağı</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu <strong>madde 27</strong>: 'Adın değiştirilmesi, ancak haklı sebeplere dayanılarak hâkimden istenebilir.' Aynı maddeye göre adın değiştirildiği, nüfus siciline kayıt ve ilan olunur.</p>

<p><strong>Haklı Sebep Sayılan Durumlar Nelerdir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun 'haklı sebep' kavramını tanımlamadığı için bu konuda <strong>Yargıtay içtihatları</strong> yol gösterici oluyor. Uygulamada en sık kabul gören gerekçeler şunlar:</p>

<p><strong>- Adın gülünç, aşağılayıcı veya iğrenç çağrışım yapması</strong></p>

<p><strong>- Toplumsal cinsiyete uygun olmayan isim kullanımı</strong></p>

<p><strong>- Yıllardır fiilen farklı bir isimle tanınma</strong> (çevre, iş, sosyal medya)</p>

<p><strong>- Dini, etnik veya siyasi çağrışımlardan rahatsızlık duyma</strong></p>

<p><strong>- Aile içi kopukluk nedeniyle baba soyadını taşımak istememe</strong></p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında, 'kişinin ad ve soyadını taşımaktan duyduğu ciddi ve samimi rahatsızlığın' haklı sebep sayılabileceği vurgulanıyor. Yani mahkeme, sadece estetik bir tercihten çok, <strong>kişinin yaşamını gerçekten etkileyen bir gerekçe</strong> arıyor.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Soyadı değişikliğinde, boşanma sonrası eski soyadına dönmek farklı bir prosedürdür (TMK m.173) ve bu yazının konusu olan genel isim değiştirme davasından ayrıdır.</p>

<p><strong>Dava Süreci Adım Adım Nasıl İşler?</strong></p>

<p>Diyelim ki İstanbul'da yaşayan bir danışanımız, çocukluğunda annesinin taktığı ve resmiyette hiç kullanılmayan bir isimle mücadele ediyor; artık nüfus kaydını herkesin bildiği ismiyle uyumlu hale getirmek istiyor. Süreç şu şekilde ilerliyor:</p>

<p><strong>Süreç Takvimi</strong></p>

<p><strong>1. Adım:</strong> Haklı sebebi destekleyen delillerin toplanması (tanık, belge, sosyal çevre yazıları)</p>

<p><strong>2. Adım:</strong> Yerleşim yerindeki Asliye Hukuk Mahkemesi'ne dilekçeyle başvuru</p>

<p><strong>3. Adım:</strong> Duruşma(lar), genellikle tanık dinleme dahil 1-3 celse</p>

<p><strong>4. Adım:</strong> Mahkemenin kararını vermesi (uygulamada ortalama 4-8 ay sürebilir)</p>

<p><strong>5. Adım:</strong> Kararın kesinleşmesi ve nüfus müdürlüğüne bildirim</p>

<p>Süre, mahkemenin iş yüküne ve dosyanın niteliğine göre değişebilir; bazı basit vakalarda daha kısa, ispatın zor olduğu durumlarda daha uzun sürebiliyor. Bu nedenle <strong>dava açmadan önce delil dosyasını sağlam kurmak</strong> zaman kazandırıyor.</p>

<p><strong>Gerekli Belgeler ve Dilekçe Hazırlığı</strong></p>

<p>Dilekçenizin ikna edici olması için sadece 'bu ismi sevmiyorum' demek yeterli değil; mahkemeye <strong>somut ve tutarlı bir gerekçe</strong> sunmanız gerekiyor. Örneğin okul diploması, iş sözleşmesi, banka kayıtları gibi belgelerde fiilen kullanılan farklı bir isim varsa bunlar dosyaya eklenmeli.</p>

<p>- Nüfus kayıt örneği (e-Devlet üzerinden alınabilir)</p>

<p>- Talep edilen yeni ismin/soyadın gerekçesini anlatan dilekçe</p>

<p>- Varsa tanık listesi ve iletişim bilgileri</p>

<p>- Fiilen kullanılan ismi gösteren belgeler (diploma, sözleşme, fatura vb.)</p>

<p>Belgelerin eksiksiz hazırlanması süreci hızlandırır.</p>

<p>Şöyle bir soru sık soruluyor: 'Dilekçemde hangi ismi istediğimi net yazmalı mıyım?' Cevap evet, mahkeme talebin belirsiz olmasını istemez; <strong>talep edilen yeni isim veya soyadı açıkça belirtilmeli.</strong></p>

<p><strong>Mahkeme Kararı Çıktıktan Sonra Yapılması Gerekenler</strong></p>

<p>Mahkeme talebi kabul ettiğinde karar kesinleştiği anda otomatik olarak yürürlüğe girmiyor; <strong>kararın nüfus müdürlüğüne bildirilmesi ve nüfus kütüğüne işlenmesi</strong> gerekiyor. Bu adım genellikle avukat veya ilgili kişi tarafından takip edilir.</p>

<p>Kayıt güncellendikten sonra kimlik, ehliyet, banka kartları, diploma gibi resmi belgelerin de yeni isimle güncellenmesi unutulmamalı. Aksi halde kurumlar arasında isim uyuşmazlığı yaşanabiliyor, bu da günlük hayatta yeni sorunlara yol açabiliyor.</p>

<p><strong>İsim değiştirme davası kaç kez açılabilir?</strong></p>

<p>Kanunda bir sınır yok; ancak her başvuruda yeniden haklı sebep ispatlanması gerekiyor. Art arda birden fazla değişiklik talebi mahkemede daha dikkatli inceleniyor.</p>

<p><strong>Soyadı değişikliği tüm aileyi mi kapsar?</strong></p>

<p>Hayır, dava kişiye özeldir. Ancak reşit olmayan çocuğun soyadı, ebeveynin açtığı davanın sonucuna bağlı olarak etkilenebilir.</p>

<p><strong>Arabuluculuk bu davada bir seçenek mi?</strong></p>

<p>İsim değiştirme davası mahkeme kararı gerektiren bir dava türü olduğundan doğrudan arabuluculuğa konu olmuyor; ancak aile içi anlaşmazlık varsa önce arabuluculukla yaklaşım netleştirilebilir.</p>

<p>Özetle: isminizle veya soyadınızla ilgili ciddi bir rahatsızlığınız varsa, <strong>Türk Medeni Kanunu m.27</strong> size bu hakkı tanıyor. Sürecin başarıyla sonuçlanması, haklı sebebin ne kadar iyi ispatlandığına bağlı. Delil dosyanızı sağlam kurmak ve dilekçenizi net yazmak, davanın seyrini doğrudan etkiliyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isim-ve-soyisim-degistirme-davasi-hakli-sebepler-ve-surec-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/themis-toka.jpg" type="image/jpeg" length="98604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DERDEST KISMİ DAVALARDA ZAMANAŞIMI VE TALEP ARTIRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7589 Sayılı Kanunun Geçici 1/10 Hükmü 31.07.2026 Tarihinden Önce Açılmış Kısmi Davaları da Kapsar mı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A. Giriş ve Hukuki Sorunun Ortaya Konuluşu</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun </a>ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 107. maddesinde düzenlenen "Belirsiz alacak davası" hukuk sistemimizden kaldırılmış; anılan Kanun'un Geçici 1. maddesinin 10. fıkrasında ise mülga 107. maddenin, yürürlük tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Konuya ilişkin kaleme aldığım makalemin hukukihaber.net ve sosyal medya platformlarında yayımlanmasının ardından okuyuculardan yoğun sorular gelmiştir. Bu sorular özellikle;<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 7589 sayılı Kanun</a>’un yürürlüğe girmesinden önce açılmış olan "kısmi davalar" bakımından bu geçiş hükmünün geçerli olup olmadığı, derdest kısmi davalarda davacıların bakiye alacak taleplerini yeni m. 109/4 hükmüne göre artırıp artıramayacağı ve en önemlisi, bakiye alacak için zamanaşımı süresinin dava tarihinde kesilmiş sayılıp sayılmayacağı noktalarında düğümlenmektedir. Bu çalışma, söz konusu hukuki duraksamaları gidermek amacıyla kaleme alınmıştır.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme İle Birlikte Yargıda İkili Usul Rejimi Dönemi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a> ile HMK m. 107 ve 109 hükümlerinde yapılan radikal değişiklikler, Türk yargı uygulamasında uzunca bir süre iki farklı usul rejiminin birlikte varlığını sürdürmesine yol açacaktır. 31 Temmuz 2026 tarihinden önce açılmış bulunan davalarda mülga HMK m. 107 hükümlerinin uygulanmasına aynen devam edilecektir. Dolayısıyla bu tarihten önce ikame edilmiş belirsiz alacak davalarında eski hüküm geçerliliğini koruyacaktır.</p>

<p>Buna karşılık, 31 Temmuz 2026 ve sonrasında açılacak davalar artık belirsiz alacak davası olarak nitelendirilemeyecek, HMK m. 109 uyarınca kısmi dava olarak açılacaktır. Bu yeni dönemde davacılar, m. 109/4 çerçevesinde tahkikat sona erene kadar bir defaya mahsus talep artırım imkânından yararlanabilecek ve bu durumda bakiye alacak için de zamanaşımı süresi geriye etkili olarak dava tarihinde kesilmiş sayılacaktır.</p>

<p>Bu genel tespitten sonra, çalışmamızın esas odak noktasına geçebiliriz: HMK m. 109'a eklenen 4. fıkradaki talep artırım hakkı ve zamanaşımının dava tarihinden itibaren kesilmesi imkânı, yürürlükten önce açılmış ve henüz derdest olan kısmi davalar için de uygulanabilir mi?</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>7589 sayılı Kanun'un Geçici</strong> <strong>Madde 1/10'un Kapsamı ve Kısmi Davaların Hukuki Statüsü</strong></p>

<p>Usul hukukunda kanunların zaman bakımından uygulanmasını düzenleyen HMK m. 448 uyarınca usul hükümlerinin derhâl uygulanması asıldır. Ancak istisnaları düzenleyen geçici maddelerin dar yoruma tabi tutulması gerekliliği ile derdest kısmi davalardaki usuli işlemlerin niteliği birbiriyle çatışmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a>'un Geçici 1. maddesinin 10. fıkrası münhasıran mülga 107. maddeye atıf yapmaktadır. Geçici hükümde açıkça; <i>"yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur"</i> ifadesine yer verilmiş olup, kanun koyucu doğrudan mülga belirsiz alacak davası olarak açılmış dosyaları hedeflemiştir.</p>

<p>Kısmi dava ile belirsiz alacak davasının tamamen farklı ve bağımsız dava türleri olduğu gerçeği, usul hukukunda istisnai geçiş kurallarının dar yoruma tabi tutulması ilkesiyle birlikte değerlendirildiğinde; Geçici 1/10 hükmünün yürürlük öncesinde açılmış kısmi davaları kapsamadığı sonucuna varılmaktadır. Nitekim Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına göre de dava açılması tamamlanmış bir usul işlemi olduğundan, kısmi dava olarak ikame edilen bir davanın sonradan yürürlüğe giren usul kurallarına dayanılarak (ıslah yoluyla veya mahkemece re'sen) belirsiz alacak davasına dönüştürülmesi hukuken mümkün değildir <i>(Bkz. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 24.05.2022, E. 2019/332, K. 2022/724)</i>.</p>

<p><strong>D. Tamamlanmamış Usul İşlemleri Bağlamında Talep Artırımı Ve Zamanaşımı </strong></p>

<p>Kanun koyucu kısmi davalara ilişkin özel bir geçiş hükmü öngörmediği için, yürürlük tarihinden önce açılmış kısmi davalarda yapılacak yeni usul işlemlerinde, kural olarak yürürlükteki güncel usul hükümleri (HMK m. 109/4 veya m. 176 vd. ıslah hükümleri) dikkate alınmalıdır. <i><u>HMK m. 448 uyarınca yeni usul kuralları sadece tamamlanmamış işlemlere derhâl uygulanacağından, tahkikatı devam eden derdest kısmi davalarda davacılar bakiye alacaklarını genel ıslah hükümleri (HMK m. 176-177) veya HMK m. 109'a eklenen 4. fıkradaki bir defaya mahsus talep artırımı mekanizması çerçevesinde ileri sürebilmelidir.</u></i> Zira derdest kısmi davalarda tahkikat aşamasında henüz gerçekleştirilmemiş olan talep artırımı veya ıslah işlemleri, doğası gereği "tamamlanmamış işlem" mahiyetindedir. Dolayısıyla bu işlemlere yürürlükteki güncel hükümlerin uygulanması hukuki bir zorunluluktur.</p>

<p>Bilindiği üzere değişiklik öncesi HMK rejiminde, kısmi dava açılması durumunda zamanaşımı yalnızca dava dilekçesinde açıkça talep edilen miktar için kesilmekte; fazlaya ilişkin hakların saklı tutulması bakiye kısım yönünden zamanaşımının işlemesini durdurmamaktaydı <i>(Bkz. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023915-e-202480-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, T. 07.02.2024, E. 2023/915, K. 2024/80)</a></strong></i>. Buna karşılık yeni getirilen HMK m. 109/4 kapsamında, bir defaya mahsus yapılan talep artırımlarında zamanaşımının artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılacağı açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Kanun koyucunun kısmi davalar için özel bir sınırlayıcı geçiş hükmü sevk etmemiş olması karşısında, yürürlük tarihinden önce açılmış kısmi davalar için de HMK m. 109/4 hükmü uygulanmalı ve bakiye alacak için zamanaşımı dava tarihi itibarıyla kesilmiş sayılmalıdır.</p>

<p><strong>E. Anayasal Güvenceler Perspektifi ve Sonuç </strong><br />
Usul hukuku rejiminin anayasal güvenceler perspektifinden değerlendirilmesi, derdest kısmi davalarda zamanaşımı süresinin bakiye alacak için de dava tarihinde kesilmesinin kabulünü zorunlu kılmaktadır. Anayasa Mahkemesi’nin yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, maddi gerçeğin ve adaletin aşırı şekilci, katı usul yorumlarına kurban edilmemesi gerekir.</p>

<p>Kısmi dava yoluyla hak arama özgürlüğünü kullanan bir davacının bakiye alacağına ulaşmasının, geçiş hükümlerinin amacını aşar şekilde geniş ve aleyhe yorumlanması suretiyle engellenmesi, doğrudan "mahkemeye erişim hakkının" özüne dokunacak ağır bir hak ihlali yaratacaktır. Bu nedenle, derdest kısmi davalarda tahkikat bitene kadar m. 109/4'teki talep artırım mekanizmasının ve bu mekanizmanın sağladığı geriye etkili zamanaşımı korumasının uygulanması hukuka ve hakkaniyete en uygun çözüm tarzıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/derdest-kismi-davalarda-zamanasimi-ve-talep-artirimi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aa.jpg" type="image/jpeg" length="35931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KVKK'dan 'Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı'na ilişkin görüş talepleri hakkında duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h3>29.04.2026 Tarihli ve 2026/921 Sayılı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-acik-rizasi-bulunsa-dahi-isyerlerinde-parmak-izi-taramasiyla-mesai-takibi-yapilamayacak" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">“Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı”</span></a></strong>na İlişkin Görüş Talepleri Hakkında Kamuoyu Duyurusu</h3>

<p>Bilindiği üzere, çalışan devam takibinin dijital ortamda gerçekleştirilmesi ve işyeri güvenliğinin artırılması amacıyla kurum ve kuruluşlar tarafından biyometrik tanımlama sistemlerinin kullanımının giderek yaygınlaştığı görülmektedir. Bu durumun Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) intikal eden ihbar ve şikâyetlerde en çok dile getirilen hukuka aykırılıklardan biri olduğu tespit edilmiştir. Bu doğrultuda uygulamada ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi ve veri sorumlularının hukuki yükümlülükleri hususunda kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) tarafından 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı “Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı” alınmış; söz konusu İlke Kararı 02.06.2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</p>

<p>İlke Kararı’nın yayımlanmasının ardından, Kurumumuza farklı sektörlerde faaliyet gösteren veri sorumluları tarafından çeşitli görüş talepleri iletilmiş olup, bu talepler doğrultusunda konuya ilişkin bazı hususların açıklığa kavuşturulması ihtiyacı hasıl olmuştur.</p>

<p>6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu’nun (Kanun) 6’ncı maddesinde özel nitelikli kişisel veriler sınırlı sayıda düzenlenmiş olup biyometrik veriler de bu kapsamda yer almaktadır. Kanun kapsamında sayılan özel nitelikli kişisel veri kategorilerinin kıyas yoluyla genişletilmesi de mümkün değildir.</p>

<p>Ulusal mevzuatta biyometrik veriye ilişkin kapsamlı bir tanım bulunmamakla birlikte 5490 sayılı Nüfus Hizmetleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde biyometrik veri, elektronik sistemler aracılığı ile kimlik tespiti ve kimlik doğrulaması amacıyla alınan parmak izi, damar izi ve el ayasından elde edilen kişiye özgü veriler olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Kuruma iletilen görüş taleplerinde, avuç içi taraması veya parmak izi alınması gibi yöntemlerle elde edilen verilerin biyometrik veri olarak değerlendirilmemesi gerektiği yönünde görüşler ileri sürülmüştür. Ancak Avrupa Birliği Veri Koruma Tüzüğü 51 numaralı gerekçesinde (Recital 51) ifade edildiği üzere, belirli bir teknik yöntem kullanılarak gerçek kişiyi benzersiz şekilde tanımlamaya veya doğrulamaya elverişli hale getirilen veriler biyometrik veri niteliği taşımaktadır. Dolayısıyla, söz konusu verilerin matematiksel bir koda çevrilerek veri tabanında saklanması, biyometrik veri niteliğini ortadan kaldırmamaktadır.</p>

<p>Konuya ilişkin mevzuat incelendiğinde, işverenlerin çalışma sürelerini takip etme ve belgelendirme yükümlülüğü bulunmakla birlikte, bu yükümlülüğün biyometrik tanımlama sistemleri kullanılarak yerine getirilmesini öngören açık kanuni bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu nedenle, çalışanların mesai takibinin biyometrik veri işlenmesi yoluyla gerçekleştirilmesi hukuka aykırılık teşkil edebilecektir.</p>

<p>Bu kapsamda, 2026/921 sayılı İlke Kararı ile <strong>yalnızca mesai takibi amacıyla</strong> gerçekleştirilen biyometrik veri işleme faaliyetlerinin Kanun’un 6’ncı maddesinde öngörülen işleme şartlarından herhangi birine dayanmadığı, ayrıca geçerli bir açık rıza bulunsa dahi söz konusu işleme faaliyetinin Kanun’un 4’üncü maddesinde düzenlenen ölçülülük kriterini sağlamayacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, bazı tesis ve faaliyet alanları, taşıdıkları güvenlik riski ve olası ihlallerin doğurabileceği sonuçlar nedeniyle genel değerlendirmeden ayrılmaktadır. Bu alanlarda biyometrik tanımlama sistemleri, yalnızca mesai takibine hizmet eden bir araç olmaktan çıkmakta; kimlik doğrulama, yetkilendirme ve kritik alanlara erişimin kontrolü gibi çok katmanlı güvenlik süreçlerinin ayrılmaz bir parçası haline gelmektedir. Bu itibarla bu tür alanlarda biyometrik veri işlenmesinin amacı personelin çalışma saatlerinin izlenmesi değil çoğu durumda doğrudan güvenliğin ve kritik altyapıların güvenliğinin sağlanması olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bu alanlarda gerçekleştirilecek biyometrik veri işleme faaliyetlerinin de yalnızca gerekli kritik alanlarla ve kişilerle sınırlı olması, alternatif yöntemlerin yetersiz kalması ve işleme faaliyetinin somut güvenlik ihtiyacıyla da ölçülü olması gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, Kanun’un 28’inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi uyarınca millî savunma, millî güvenlik, kamu güvenliği, kamu düzeni veya ekonomik güvenliğin korunmasına yönelik gerçekleştirilen veri işleme faaliyetleri belirli şartlar altında Kanun kapsamı dışında kalabilmektedir. Ancak bu istisna, büyük ölçekli kamu güvenliği kurumları açısından önemli bir esneklik alanı sağlamış olmakla birlikte biyometrik veri kullanımını sınırsız hale getirmemekte; her somut olay bakımından güvenlik riskinin ağırlığı, alternatif yöntemlerin yetersizliği ve işleme faaliyetinin amacı dikkate alınarak değerlendirme yapılmasını gerektirmektedir. Bu çerçevede Kurulun anılan İlke Kararı’na uyum sağlanması konusunda belirleyici olan husus, biyometrik veri işlemenin “mesai takibi” amacını aşarak, kamu güvenliğinin sağlanmasına yönelik kullanılıp kullanılmadığı ile ilişkilidir.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>- Çalışan devam takibi (mesai takibi) amacıyla gerçekleştirilen biyometrik veri işleme faaliyetleri bakımından veri sorumlularının 29.04.2026 tarih ve 2026/921 sayılı Mesai Takibi Amacıyla Biyometrik Veri İşlenmesi Hakkında İlke Kararı doğrultusunda hareket etmeleri gerekmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mesai takibi dışında kalan biyometrik veri işleme faaliyetleri ise anılan İlke Kararı kapsamında değerlendirilmeyecek olup faaliyetin hukuka uygunluğu, veri işleme amacı, işin niteliği ve somut olayın özellikleri dikkate alınarak bizzat veri sorumluları tarafından değerlendirilmelidir. Kurumumuza bu hususta intikal edecek ihbar veya şikâyetlere ilişkin olarak ise Kurul tarafından her somut olay özelinde ayrıca değerlendirme yapılacaktır.</p>

<p>Kamuoyuna saygıyla duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-mesai-takibi-amaciyla-biyometrik-veri-islenmesi-hakkinda-ilke-kararina-iliskin-gorus-talepleri-hakkinda-duyuru</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="51481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Performans Değerlendirme Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Performans Değerlendirme Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYET MERKEZ BANKASI PERFORMANS DEĞERLENDİRME YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Banka personeline yönelik performans değerlendirme sisteminin uygulanmasına ve yönetimine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, Banka personelini ve sözleşmeli personeli kapsar.</p>

<p>(2) Değerlendirme döneminde emeklilik, istifa, ölüm, işe son verme veya diğer herhangi bir nedenle Bankadan ilişiği kesilenler hakkında performans değerlendirmesi yapılmaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanunu ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Anonim Şirketinin Esas Mukavelesinin 32 nci maddesi hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Banka: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasını,</p>

<p>b) Banka personeli: Kanunun 32 nci maddesinde düzenlenen personeli,</p>

<p>c) Başkan: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanını,</p>

<p>ç) Birim: Bankanın Genel Müdürlüklerini,</p>

<p>d) İtiraz Değerlendirme Kurulu: Performans değerlendirmesine ilişkin itirazın incelendiği, değerlendirildiği ve sonuçlandırıldığı kurulu,</p>

<p>e) Kanun: 14/1/1970 tarihli ve 1211 sayılı Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Kanununu,</p>

<p>f) Performans değerlendirmesi: Personelin değerlendirme amirleri tarafından değerlendirme kriterlerine göre ilgili yıl için çalışma performansının değerlendirilmesini,</p>

<p>g) Performans değerlendirme formu: Personele ilişkin; çalışma, değerlendirme amiri bilgileri ve değerlendirme kriterlerinin yer aldığı formu,</p>

<p>ğ) Performans değerlendirme kriterleri: Performans değerlendirme formunda yer alan ve personelin görev ve sorumluluklarını yerine getirme düzeyini değerlendirmek için kullanılan kriterleri,</p>

<p>h) Performans puanı: Personelin değerlendirme kriterlerine göre hesaplanacak puanı,</p>

<p>ı) Performans yönetim sistemi: Bankanın yerel ağında yer alan ve personelin performans değerlendirmesinin yapıldığı uygulamayı,</p>

<p>i) Sözleşmeli personel: Banka kadroları emsal alınmak suretiyle tam zamanlı ve süreli olarak çalıştırılanları,</p>

<p>j) Yönetim Komitesi: Kanunun 30 uncu maddesinde düzenlenen Komiteyi,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Performans Değerlendirmesinde Uygulanacak Usul ve Esaslar</p>

<p><strong>Temel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Performans değerlendirmesinde, birim hedefleri, yönetici hedefleri ve personel hedefleri aracılığı ile Bankanın orta ve uzun vadeli amaçlarına, hedef ve önceliklerine ulaşılması ve bu süreçte sarf edilen çabanın ölçülmesi ile personelin yetkinliklerinin değerlendirilmesi suretiyle gelişimlerine katkı sağlanması temel esastır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirme amirleri, değerlendirmelerini gözlemleri doğrultusunda adil, tarafsız ve ön yargısız şekilde yapar.</p>

<p>(3) Performans değerlendirmesi, personelin yalnızca ilgili değerlendirme dönemindeki çalışmaları ile görev ve sorumluluklarına ilişkin davranışları dikkate alınarak yapılır.</p>

<p>(4) Performans değerlendirmelerine ilişkin süreçler elektronik ortamda yürütülür.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme amirleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Performans değerlendirmesi, EK-1’de yer alan Performans Değerlendirme Amirleri Tablosuna göre yapılır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirmesi, ünvan ve organizasyon yapısına göre tek ya da iki amir tarafından yapılır.</p>

<p>(3) Performansını değerlendireceği personel ile aralarında evlilik bağı (evlilik bağı sona erenler dahil), üçüncü dereceye kadar (bu derece dahil) kan veya ikinci dereceye kadar (bu derece dahil) kayın hısımlığı veyahut evlat edinme ilişkisi bulunan performans değerlendirme amirleri performans değerlendirmesi yapamaz.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme dönemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Performans değerlendirmeleri, her yıl 1 Ocak-31 Aralık dönemi için yılda bir kez yapılır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirmeleri, ilgili değerlendirme dönemini takip eden ay içerisinde tamamlanır.</p>

<p>(3) Performans değerlendirme amirleri tarafından, personelin ilgili dönem performansını, gelişim alanlarını ve beklentilerini personelle paylaştığı geri bildirim görüşmeleri gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Performans değerlendirmesine esas asgari çalışma süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) İlgili değerlendirme döneminde en az yüz seksen gün çalışma süresi olan personel performans değerlendirmesine tabi tutulur.</p>

<p>(2) Askerlik, ücretsiz izin, hastalık izni, doğum yapılmasına bağlı mazeret izni, refakat izni, geçici olarak başka kurumlarda görevlendirilme, lisansüstü eğitim veya mesleki inceleme yapmak üzere yurt dışına gönderilme, görevden uzaklaştırma, gözaltına alınma, tutuklanma ve mahkumiyette geçen süreler çalışma süresinden sayılmaz.</p>

<p><strong>Değerlendirme ölçeği</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Personel, EK-2’de yer alan Performans Değerlendirme Formlarında yer alan kriterlere göre beş (5,00) üzerinden puanlanır.</p>

<p>(2) Performans değerlendirme amirleri, performans değerlendirme kriterlerine ilişkin puanlamalarını, bu kriterlere ulaşma düzeylerini dikkate alarak yalnızca ilgili performans dönemine ilişkin olarak yapar.</p>

<p>(3) Performans puanı, performans değerlendirme formlarında yer alan her bir kriterden alınan puanların ağırlıklı ortalamasıyla hesaplanır.</p>

<p>(4) Performans puanı;</p>

<p>a) 5,00 – 3,20 arası olan personel, “Başarılı Performans”,</p>

<p>b) 3,19 – 2,50 arası olan personel, “Ortalama Performans”,</p>

<p>c) 2,49 – 2,00 arası olan personel, “Geliştirilebilir Performans”,</p>

<p>ç) 1,99 – 1,00 arası olan personel, “Yetersiz Performans”,</p>

<p>olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>Performans değerlendirme sonuçlarının kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Personelin performans değerlendirmesi, insan kaynakları yönetimine ilişkin uygulamalarda esas alınarak kullanılır. Bu çerçevede;</p>

<p>a) Adaylıkların kaldırılmasında, ilk performans puanı 2,00 veya üzerinde olan personelin adaylıkları performans puanının belli olmasını takip eden ayın ilk günü itibarıyla kalkmış sayılır. İlk iki performans puanı 2,00'ın altında olan aday personelin Banka ile ilişikleri, atamaya yetkili organın kararıyla kesilir.</p>

<p>b) Terfilerde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>c) Sözleşmeli statüden kadroya geçişlerde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>ç) Yurt dışı lisansüstü eğitim için aday belirlenmesinde, diğer şartların yanı sıra, personelin son iki dönem performans puanlarının 2,50 veya üzerinde olması gerekir.</p>

<p>d) Performans puanı 3,20 ve üzerinde olmak şartıyla, personele performans ödemesi yapılabilir.</p>

<p><strong>İtiraz süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Personel, performans değerlendirme sonuçları açıklandıktan itibaren on iş günü içerisinde değerlendirme sonuçlarına karşı yazılı itirazda bulunabilir. Bu süreden sonra yapılan itirazlar dikkate alınmaz.</p>

<p>(2) İtiraz başvurularına ilişkin süreçler İtiraz Değerlendirme Kurulu tarafından yürütülür. İtiraz Değerlendirme Kurulunun raportörlük görevini ve sekretarya işlerini İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü yapar.</p>

<p>(3) İtiraz Değerlendirme Kurulu, Başkan veya Başkanın görevlendireceği bir başkan yardımcısının başkanlığında Hukuk Genel Müdürü ve İnsan Kaynakları Genel Müdüründen oluşur.</p>

<p>(4) İtiraz Değerlendirme Kurulu, tüm üyelerin katılımıyla toplanır. Oylamada çekimser oy kullanılamaz. Kararlar oy çokluğu ile alınır.</p>

<p>(5) Kurul üyeleri, itiraza konu değerlendirmeyi yapan performans değerlendirme amiri olmaları halinde kurul çalışmalarına katılamazlar. Bu durumda İtiraz Değerlendirme Kurulu diğer iki üye ve Başkan tarafından belirlenecek bir yedek üye ile toplanır.</p>

<p>(6) İtirazın incelenmesi sürecinde, değerlendirmeyi yapan amir/amirlerin görüşleri ile değerlendirme sürecinde kullanılabilecek her türlü bilgi ve belge Kurul tarafından ilgililerden talep edilir.</p>

<p>(7) İtiraz Değerlendirme Kurulu, itiraza konu hususları dikkate alarak itirazın reddine veya kabulüne karar verebilir. İtirazın kabulü durumunda;</p>

<p>a) İtiraz konusu olan değerlendirmeyi yapan amirden/amirlerden birinden ya da her ikisinden değerlendirmelerini tekrar yapmalarına,</p>

<p>b) 12 nci madde kapsamında performans puanının yeniden oluşturulmasına,</p>

<p>karar verilebilir. İtiraz Değerlendirme Kurulunca alınan kararlar kesindir.</p>

<p><strong>Performans puanının sonradan veya yeniden oluşturulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Herhangi bir sebeple Banka ile ilişiği kesilip yargı kararı sonucunda görevine iade edilen veya yargısal ya da idari süreçler nedeniyle yeniden performans değerlendirmesi yapılacak personelin performans puanı, ilgili değerlendirme dönemi performans formunda yer alan kriterler doğrultusunda oluşturulur.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamındaki değerlendirmeler, diğer personelin performans değerlendirmeleriyle ilişkilendirilemez ve performans değerlendirme sonuçlarını etkilemez.</p>

<p><strong>Yetersiz performans değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Personelini “Yetersiz Performans” olarak değerlendiren her bir performans değerlendirme amiri, bu değerlendirmenin gerekçesini ortaya koyacak şekilde özensizlik, verimsizlik veya disiplinsizlik gibi personelin performansını olumsuz etkilemiş olan durumları belgeler.</p>

<p>(2) Performans puanı “Yetersiz Performans” olan personele, bu duruma sebep olan kusur ve eksikliklerini gidermesi gerektiği İnsan Kaynakları Genel Müdürlüğü tarafından yazılı olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Sorumluluk ve gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Performans değerlendirmesi ve performans değerlendirmesi sonuçlarına ilişkin her türlü bilgi ve belgenin gizli tutulması esastır. Bu bilgi ve belgeler ilgisi olmayan kişilerle paylaşılamaz. Performans değerlendirme sonuçları yalnızca değerlendirilen personel ve ilgili değerlendirme amirlerinin erişimine açılır.</p>

<p>(2) Personel ve değerlendirme amirlerinin performans yönetim sistemine ilişkin tüm işlemleri belirlenen süreler içerisinde tamamlamaları zorunludur. Belirlenen süreler içerisinde söz konusu işlemleri mevzuata uygun şekilde gerçekleştirmeyen personel ve değerlendirme amirleri hakkında disiplin hükümleri uygulanabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye Yönetim Komitesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260827-10-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-cumhuriyet-merkez-bankasi-performans-degerlendirme-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/merkez-ban.jpg" type="image/jpeg" length="60378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ELEKTRİK PİYASASINDA ÜRETİM FAALİYETİNDE BULUNMAK ÜZERE SU KULLANIM HAKKI ANLAŞMASI İMZALANMASINA İLİŞKİN USUL VE ESASLAR HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>15/6/2019 tarihli ve 30802 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektrik Piyasasında Üretim Faaliyetinde Bulunmak Üzere Su Kullanım Hakkı Anlaşması İmzalanmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“u) Havza hidrolojik gözlem, değerlendirme ve kontrol hizmet bedeli: DSİ tarafından yürütülen havza bazlı rasat ve hidrolojik faaliyetlerin karşılığı olarak, işletmedeki tüm hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerinden, bu Yönetmelik ile belirlenen sabit bir katsayı ve iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam enerji üretim miktarı (kWh) kullanılarak hesaplanan ve yıllık olarak DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>ü) Hidroelektrik kaynak katkı payı: Hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerine başvuru aşamasında, çoklu başvurularda yıllık üretime veya birim kurulu güce göre verilen hidroelektrik kaynak katkı payı teklifine, tekli başvurularda ise bu Yönetmelik hükümlerine istinaden DSİ tarafından belirlenerek ilan edilen, tesisin kısmen veya tamamen geçici kabulünün yapılması ile başlayan ve lisans süresi sonuna kadar yıllık olarak DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>v) Hizmet bedeli: Kesin projesi, planlaması, master planı, ön incelemesi ve ilk etüt raporu DSİ tarafından hazırlanan projeler için, bu raporların/projelerin aşamasına göre hesaplanarak ilan aşamasında duyurulan ve tesisin lisans alması hâlinde DSİ’ye ödenecek bedeli,</p>

<p>y) Ortak tesis bedeli: DSİ tarafından inşa edilen su yapılarının, hidroelektrik santral projeleri kapsamında kullanılması durumunda, bu tesislerin yatırım maliyetlerine hidroelektrik enerji üretim tesisi projelerinin, enerji hissesi oranında katılımını ifade eden enerji hissesi katılım payını,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 15 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinde yer alan “E: İlave santral için Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınacak yıllık sisteme verilen enerji üretim miktarı (kWh)” ibaresi “E: İlave santral için Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “E: Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınan, sisteme verilen yıllık enerji üretim miktarı (kWh)” ibaresi “E: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yap işlet devret modeli kapsamından geçen projeler</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 7- (1) Yap işlet devret modeli kapsamında mevcut sözleşmesi olan ve bu sözleşme kapsamındaki bütün işlemleri tamamlanmamış tüzel kişilerden; mevcut sözleşmeleri kapsamındaki bütün haklarından feragat ettiğini ya da Elektrik Piyasası Lisans Yönetmeliği uyarınca inceleme ve değerlendirme sonucu lisans alması Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu kararıyla uygun bulunduğu takdirde feragat edeceğini yazılı olarak Bakanlığa ve EPDK’ya bildirenlerin EK-2 ile ilgili muafiyetleri, su kullanım hakkı anlaşmalarını bu Yönetmelik kapsamında yenilemeleri halinde ortadan kalkar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin EK-1’inin;</p>

<p>a) 23 üncü maddesinde yer alan “3) Santralin üçten fazla ünitesi olması durumunda; santralin lisansta belirtilen toplam kurulu gücünün yarısından fazlasının devreye alınmasını sağlayan kabulün yapıldığı tarihe tekabül eden ayın son günü esas alınır.” bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki alt bent eklenmiştir.</p>

<p>“4) Santralin üç veya daha fazla ünitesi olması durumunda; herhangi bir ünitenin kısmi geçici kabulünün yapılarak devreye alındığı tarihten sonra, kalan ünitelerin devreye alınmaması veya devreye alınmasının gecikmesi durumunda (a) bendinde yer alan 5 tam yıllık süreye en fazla 2 tam yıl eklenerek kısmi geçici kabulü yapılan ünitenin kabul tarihine göre ödeme başlangıç tarihi belirlenir.”</p>

<p>b) 40 ıncı maddesinin ikinci ve dördüncü fıkralarında yer alan “E = Türkiye Elektrik İletim Anonim Şirketi (TEİAŞ) veya ilgili dağıtım şirketinden alınacak İletim Sistemine Verilen Yıllık Enerji Üretim Miktarı (kWh)” ibareleri “E = Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketinden (EPİAŞ) alınan, iletim veya dağıtım sistemine verilen yıllık toplam uzlaştırmaya esas veriş miktarı (kWh)” şeklinde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/elektrik-piyasasinda-uretim-faaliyetinde-bulunmak-uzere-su-kullanim-hakki-anlasmasi-imzalanmasina-iliskin-usul-ve-esaslar-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="33800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ARAÇLARIN İMAL, TADİL VE MONTAJI HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/10/2016 tarihli ve 29869 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Araçların İmal, Tadil ve Montajı Hakkında Yönetmeliğin Ek IV’ünün 4.14.3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı eke 4.14.3 maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddeler eklenmiştir.</p>

<p>“4.14.3- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarında, MARTOY Ek II Bölüm III İlave 3 hükümleri uygulanır.</p>

<p>4.14.3.1- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarına yönelik münferit tadilat onayı başvurularında; MARTOY Ek II Bölüm III İlave 3’te belirtilen WTORS test gerekliliklerini sağlayan tertibat kullanılması şartıyla İlave 3’ün tahribatlı testler dışındaki teknik muayene şartları esas alınır. Teknik muayene şartlarına uygunluk, 14 ve 16 Sayılı BM/AEK Regülasyonları kapsamında görevlendirilmiş teknik servisler tarafından düzenlenen raporla tevsik edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4.14.3.2- Özel amaçlı M1 kategorisi araçlarda tekerlekli sandalye uygulamalarına yönelik seri tadilat tip onayı başvurularında; M1 kategori araçlarda, belirli bir marka ve tipteki araç için (AB/2007/46) veya (AB/2018/858) yönetmeliklerinden alınmış bir teknik servis raporu, aynı tadilatçı firma tarafından kullanılmak kaydıyla farklı marka veya tipteki araçlar için de kullanılabilir. Bu durumlarda, mevcut teknik servis raporlarının farklı marka veya tipteki araçlar için kullanılıp kullanılamayacağı ile ilgili değerlendirme, teknik servis tarafından yapılır. Kullanılabileceğine karar verilirse bir üst yazı ile teknik servis tarafından görüş bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/araclarin-imal-tadil-ve-montaji-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-4</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="27497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi Yönetmeliği, 27 Ağustos 2026 Tarihli ve 33353 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE EMİSYON TİCARET SİSTEMİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ KISIM</p>

<p>Genel Hükümler</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması ile Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanmasına dair usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) EK-1’deki listede yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanması iş ve işlemleri ile doğrulayıcı kuruluşların ve işletmelerin yükümlülüklerinin belirlenmesine dair usul ve esasları,</p>

<p>b) Emisyon Ticaret Sisteminde kapsama dahil faaliyetleri, Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri, bu iş ve işlemleri gerçekleştiren gerçek ve tüzel kişiler ile yetkili mercilerin yetki ve sorumluluklarını,</p>

<p>kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik;</p>

<p>a) Araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yürütüldüğü, yeni ürün veya süreçlerin geliştirildiği ya da test edildiği tesis veya tesis bölümlerini,</p>

<p>b) Münhasır olarak biyokütle kullanan tesis ve tesis bölümlerini,</p>

<p>c) Askeri unsurları,</p>

<p>kapsamaz.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 2/7/2025 tarihli ve 7552 sayılı İklim Kanunu ile 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/D maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tanımlar</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Akreditasyon: Bu Yönetmelikte öngörülen doğrulama faaliyetlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşun Türk Akreditasyon Kurumu tarafından ulusal ve uluslararası kabul görmüş teknik kriterlere göre değerlendirilmesi, yeterliliğinin onaylanması ve düzenli aralıklarla denetlenmesini,</p>

<p>b) Alt tesis: Tesis kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu ortaya çıkan sera gazı emisyonlarının bir ürüne, üretim sürecine, ölçülebilir ısı kullanımına veya yakıt kullanımına indirgenerek elde edilen ve kütle-enerji dengesi ile sınırları belirlenen teknik birimi,</p>

<p>c) Askeri unsur: Milli Savunma Bakanlığı merkez ve taşra teşkilatı, Milli Savunma Bakanlığı Akaryakıt İkmal ve NATO POL Tesisleri İşletme Başkanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı, Milli Savunma Üniversitesi ile Harita Genel Müdürlüğüne ait kurum, kıta, karargâh veya tesisi,</p>

<p>ç) Atık gaz: Üretim sonucu oluşan standart koşullar altında gaz halinde tam olarak oksitlenmemiş karbon içeren gazı,</p>

<p>d) Bakan: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanını,</p>

<p>e) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,</p>

<p>f) Başkanlık: İklim Değişikliği Başkanlığını,</p>

<p>g) Birincil piyasa: Tahsisatların piyasa katılımcılarına ihale yöntemiyle dağıtımını sağlamaya yönelik işlemlerin yapıldığı piyasayı,</p>

<p>ğ) Biyokütle: Bitkisel ve hayvansal maddeleri içeren tarım ve ormancılık ile balıkçılık ve su kültürü gibi faaliyetlerden kaynaklanan ürün, atık ve kalıntıların biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, sanayi ve belediye atıklarının biyolojik olarak ayrışabilen kısımlarını, biyosıvıları ve biyoyakıtları,</p>

<p>h) Denkleştirme: Karbon kredilerinin Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında veya gönüllü taahhütlerde kullanılmasını,</p>

<p>ı) Doğrulama: İşletme tarafından hazırlanan sera gazı emisyon raporunun önemli hatalı bildirim içermediğini makul bir güven seviyesinde belirten bir doğrulama raporu oluşturmak amacıyla EK-7’de belirtilen ilkeler çerçevesinde doğrulayıcı kuruluş tarafından yürütülen faaliyetleri,</p>

<p>i) Doğrulayıcı kuruluş: Doğrulama işlemini icra etmek ve bu konuda raporlamada bulunmak üzere akredite olmuş kuruluşu,</p>

<p>j) Emisyon Ticaret Sistemi (ETS): Sera gazı emisyonlarına net sıfır hedefine uygun bir üst sınır belirlenmesi ilkesine dayalı olarak çalışan ve tahsisatların alınıp satılması suretiyle sera gazı emisyonu azaltımını teşvik eden ulusal ve/veya uluslararası piyasa temelli mekanizmayı (Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi-TR ETS),</p>

<p>k) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasası (ETS Piyasası): Tahsisatların ve/veya emisyon ticaretine ilişkin uygun görülen standartlaştırılmış diğer sözleşmelerin alım-satımının gerçekleştirildiği, piyasa işletmecisi tarafından organize edilip işletilen ve düzenli faaliyet gösteren birincil ve ikincil piyasaları,</p>

<p>l) Emisyon Ticaret Sistemi üst sınırı: Emisyon yoğunluğu temeline dayalı olarak Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan tesislerin bir sistem yılı için alacakları ücretsiz tahsisat miktarı ile birincil piyasa tahsisat miktarının toplamını,</p>

<p>m) Emisyon yoğunluğu: Birim ürün/enerji/yakıt başına salınan sera gazı emisyon miktarını,</p>

<p>n) Ek rezerv: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla bu Yönetmelikte belirlenen özel koşulları sağlayan işletmeler için İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilerek birincil piyasaya sunulacak tahsisat miktarını,</p>

<p>o) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,</p>

<p>ö) Esneklik mekanizmaları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelere tahsisat teslimat yükümlülüklerini yerine getirirken bir önceki veya bir sonraki dönemin tahsisatlarını kullanma hakkı ile denkleştirme kullanımı ve benzeri imkânlar sağlayan süreçleri,</p>

<p>p) Faaliyet: EK-1’de tanımlanan faaliyetleri,</p>

<p>r) Faaliyet seviyesi: Faaliyetlerin bir sistem yılı içindeki üretim seviyelerini,</p>

<p>s) İkincil piyasalar: Tahsisatların ücretsiz dağıtımı ve/veya birincil piyasada satışı sonrasında işlem gördüğü piyasaları,</p>

<p>ş) İşlem Kayıt Sistemi: Tahsisatların ihracı, elde bulundurulması, başka bir hesaba transferi, iptali, ilgası ve itfası işlemlerinin yapıldığı ve bu işlemlerin tesis bazında hesaplarda izlendiği elektronik veri sistemini,</p>

<p>t) İşletme: EK-1’de yer alan faaliyeti yürüten veya tesisi işleten ya da kullanma hakkına sahip bulunan sorumlu gerçek ve tüzel kişiler ile kamu kurum ve kuruluşlarını,</p>

<p>u) İzleme planı: Veri toplama ve veri işleme faaliyetlerinin ve bunların doğruluk kontrol sistemi de dahil olmak üzere izleme metodolojisinin detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair dokümanı,</p>

<p>ü) İzleme Metodolojisi Planı: EK-4’te sıralanan parametreleri asgari olarak içeren yıllık faaliyet seviyesi raporuna esas olmak üzere hazırlanan ve ilgili tüm veri toplama adımlarının detaylı, eksiksiz ve şeffaf olarak belgelendirilmesine dair parametreleri içeren dokümanı,</p>

<p>v) Karbon kredisi: Sera gazı emisyonlarının azaltım veya giderim faaliyetlerinin bağımsız kuruluşlar tarafından geçerli kılınması, doğrulanması ve standart kuruluşu tarafından belgelendirilmesi sonucu elde edilen ve bir ton karbondioksit eşdeğeri (eşd) cinsinden ifade edilen krediyi,</p>

<p>y) Kategori A tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,</p>

<p>z) Kategori B tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2 </sub>(eşd)’ye eşit veya daha az olan tesisi,</p>

<p>aa) Kategori C tesis: EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden, biyokütleden kaynaklanan CO<sub>2</sub> hariç, transfer edilen CO<sub>2</sub> dahil, kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesisi,</p>

<p>bb) Kıyas değeri: Ücretsiz tahsisat hesabında kullanılmak üzere alt tesislerin emisyon yoğunluğu üzerinden dikkate alınacak değeri,</p>

<p>cc) Merkezi Elektronik Doğrulayıcı Kuruluş Atama Sistemi (MEDAS): Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemlerini gerçekleştirecek olan doğrulayıcı kuruluşların atamalarını yapan Başkanlıkça teşkil edilmiş merkezi elektronik doğrulayıcı kuruluş atama sistemini,</p>

<p>çç) Piyasa istikrar mekanizması: Tahsisatlara ilişkin fiyat istikrarını sağlamak amacıyla gerçekleştirilen iş ve işlemleri,</p>

<p>dd) Piyasa istikrar rezervi: Tahsisatların fiyat ve miktarında gerçekleşen değişim dikkate alınarak, fiyat istikrarını sağlamak amacıyla birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerde kullanılacak tahsisat miktarını,</p>

<p>ee) Piyasa İşletmecisi: Enerji Piyasaları İşletme Anonim Şirketini (EPİAŞ),</p>

<p>ff) Piyasa katılımcıları: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamındaki işletmeleri,</p>

<p>gg) Ölçülebilir ısı: Buhar, sıcak hava, su, yağ, sıvı metaller ve tuzlar gibi bir ısı transfer ortamı kullanılarak tanımlanabilir boru hatları veya kanallar aracılığıyla taşınan ve bir ısı ölçerin kurulu olduğu veya kurulabileceği net ısı akışını,</p>

<p>ğğ) Ölçülemeyen ısı: Ölçülebilir ısı dışındaki tüm ısıyı,</p>

<p>hh) Sektörel faaliyet katsayısı: Alt tesis düzeyinde kıyas değeri hesabında karbon kaçağı gibi sektörel farklılıkları dikkate alarak kullanılan ve Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen değeri,</p>

<p>ıı) Sera gazı emisyonu: Kızılötesi radyasyon emen ve yeniden salan hem tabii ve hem de beşeri kaynaklı olabilen ve EK-2’deki listede belirtilen gazları ve gaz benzeri diğer atmosfer bileşenlerini,</p>

<p>ii) Sera gazı emisyon izni: Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için işletme tarafından alınması zorunlu izni,</p>

<p>jj) Sera gazı emisyon raporu: Başkanlıkça onaylanmış izleme planı ve ilgili tebliğler çerçevesinde hazırlanacak olan raporu,</p>

<p>kk) Sistem yılı: Sera gazı emisyon raporuna esas teşkil eden takvim yılını,</p>

<p>ll) Tahsisat: Misli nitelikte, devredilebilen, kaydi olarak ihraç edilen ve belirli bir süre boyunca verilen bir ton karbondioksit eşdeğerinde sera gazı emisyon hakkını,</p>

<p>mm) Telafi yılı: Tahsisat teslim yükümlülüğünün yerine getirilmediği yılı takip eden yılı veya doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda ve/veya alt tesislere ilişkin raporlamalarda hatalı durumun belirlendiği sistem yılından sonraki yılı,</p>

<p>nn) Tesis: EK-1’deki listede belirtilen faaliyetlerin veya bu faaliyetler ile teknik bir bağlantısı olan, emisyonlar ve kirlilik üzerinde etkiye sahip olabilecek doğrudan ilişkili diğer faaliyetlerden herhangi birinin veya daha fazlasının yürütüldüğü sabit teknik üniteyi,</p>

<p>oo) TÜRKAK: Türk Akreditasyon Kurumunu,</p>

<p>öö) Yükümlülük yılı: ETS kapsamına dahil faaliyet yürüten işletmenin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki değere eşdeğer tahsisatın teslim edilmesi gereken yılı,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ KISIM</p>

<p>Emisyon Ticaret Sistemi</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Emisyon Ticaret Sisteminin Kapsamı ve Sera Gazı Emisyon İzni</p>

<p><strong>Emisyon Ticaret Sisteminin kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi, EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten tesislerden kategori B tesisler ile kategori C tesisleri kapsar.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında yer alan okul, üniversite, hastane ve savunma sanayi kuruluşlarına ait tesisler yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere ETS kapsamı dışındadır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra uyarınca ETS kapsamı dışında bırakılan tesislerin, EK-1’de yer alan faaliyetlerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına ilişkin yükümlülükleri devam eder.</p>

<p>(4) Birinci fıkra doğrultusunda ETS kapsamında yer alıp kapsam dışına çıkan tesisler, değişikliğin meydana geldiği sistem yılı içinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon iznine tabi işletmeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Bu Yönetmelik çerçevesinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında yer alan işletmelerin, sera gazı emisyonuna neden olan faaliyetlerini yürütebilmesi için Başkanlıktan sera gazı emisyon izni alması zorunludur.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izni başvuru süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) İşletmeler sera gazı emisyon izni başvurusunu EK-3’te yer alan bilgi ve belgeler esas alınarak Başkanlığa yapar.</p>

<p>(2) Birden fazla tesiste faaliyet gösteren ya da gösterecek olan işletme, her tesis için ayrı sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Ancak, aynı adreste birden fazla tesisin faaliyet göstermesi halinde işletme tek sera gazı emisyon izni alır.</p>

<p>(3) İşletmelerin sera gazı emisyon izni başvurusu için ödedikleri başvuru bedelleri, 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(4) Başvuru Başkanlık tarafından azami 60 gün içinde değerlendirilir.</p>

<p>(5) Başkanlık, EK-3’te yer alan bilgi ve belgelere ilave olarak başvurunun değerlendirilmesi sırasında işletmeden ek bilgi ve belge talep edebilir. Ek bilgi ve belge talep edilmesi halinde, talebin işletmeye tebliğ edildiği tarih ile talep edilen bilgi ve belgelerin Başkanlığa sunulduğu tarih arasında geçen süre, dördüncü fıkrada öngörülen azami süreye dahil edilmez.</p>

<p>(6) Başvuruya ilişkin, Başkanlık tarafından yapılan değerlendirme sonucunda başvurunun uygun bulunması halinde işletmeye sera gazı emisyon izni verilir.</p>

<p>(7) Başvuruda sunulan bilgi, belge veya raporun eksik veya hatalı olması halinde bu eksiklikler ve hatalar başvuru tarihinden itibaren 10 iş günü içinde başvuru sahibine bildirilir. Eksikliklerin veya hatalı bilgi/belgelerin başvuru sahibine tebliğinden itibaren 3 ay içinde tamamlanarak Başkanlığa sunulması zorunludur. Eksik bilgi, belge ve raporun tamamlanması veya hatalı bilgi, belge ve raporun düzeltilmesi akabinde bu madde kapsamında sera gazı emisyon izni düzenlenir.</p>

<p>(8) Başvurunun uygun bulunmaması veya belirtilen süre içerisinde eksikliklerin veya hataların tamamlanarak sunulmaması durumunda sera gazı emisyon izni başvurusu reddedilir ve başvuru ücreti iade edilmez.</p>

<p>(9) Sera gazı emisyon izni, verildiği tarih itibarıyla yürürlüğe girer.</p>

<p>(10) Sera gazı emisyon izni başvuru süreci elektronik ortamda yürütülür.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin geçerliliği ve yenilenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Sera gazı emisyon izni, yürürlük tarihi itibarıyla beş yıl süre ile geçerlidir.</p>

<p>(2) İşletmeler belge geçerlilik süresinin sona ereceği tarihten en az 6 ay öncesinde, sera gazı emisyon izni yenileme başvurusu yapmak ve beş yıllık süre dolmadan yeniden sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Bu kapsamdaki yenileme başvuruları 7 nci madde kapsamında yürütülür.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin güncellenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) İşletme, sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesine neden olabilecek faaliyetleri, tesisin niteliğine veya işleyişine ilişkin değişiklikleri, kategori değişikliğini ve izin sahibinde meydana gelen değişiklikleri, değişikliğin meydana geldiği tarihten itibaren 30 gün içinde Başkanlığa bildirmek zorundadır.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içerisinde güncellenmesini gerektirecek faaliyet, tesis niteliği veya işleyişi ile ilgili izleme planındaki önemli değişiklikler ile izin sahibi gerçek veya tüzel kişilerde meydana gelecek değişikliklerin kapsamı Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslarla belirlenir.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izninin iptali</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Tesisin niteliği ve işleyişine ilişkin aşağıdaki durumlardan birinin oluşması halinde, sera gazı emisyon izni iptal edilir:</p>

<p>a) Bu Yönetmelik kapsamında yapılan her türlü iş ve işlemlerde ve bildirimlerde kasıtlı olarak yanlış, yanıltıcı veya gerçek dışı bilgi, belge veya beyanın sunulduğunun tespit edilmesi.</p>

<p>b) Tesisin, önceden faaliyet gösterse dahi faaliyetinin sona ermesi veya yeniden faaliyet göstermesinin teknik olarak mümkün olmaması.</p>

<p>c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (ç) bendi uyarınca teslim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi.</p>

<p>(2) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası kapsamındaki tesislerin sera gazı emisyon izninin geçerlilik süresi içinde ETS kapsamı dışında kalması durumunda işletmeler sera gazı emisyon izninin iptali talebinde bulunabilir. Bu fıkra kapsamındaki iptal talepleri, 30 gün içerisinde Başkanlıkça incelenir, uygun bulunanların sera gazı emisyon izinleri iptal edilir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Üst sınır, Tahsisatlar, Ücretsiz Tahsisat Süreci</p>

<p><strong>ETS üst sınırı</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) ETS üst sınırının belirlenmesinde emisyon yoğunluğu temelli belirleme yaklaşımı esas alınır.</p>

<p>(2) ETS üst sınırı, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarının son teslim tarihinden itibaren 60 gün içinde Resmî Gazete’de yayımlanan Ulusal Tahsisat Planı kapsamında açıklanır.</p>

<p><strong>Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması ve dağıtım usulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) ETS üst sınırı kapsamında tahsisatlar İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edilir. İhraç edilen tahsisatlar birincil piyasada ve/veya ücretsiz olarak İşlem Kayıt Sistemi üzerinden piyasaya sunulur.</p>

<p>(2) Tahsisatların kayden ihracına, hak sahibi bazında kayden izlenmesine ve piyasaya sunulmasına ilişkin usul ve esaslar EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Ücretsiz tahsisatların dağıtımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Ücretsiz tahsisatların dağıtımında alt tesislere göre kıyas yöntemi esas alınır. Alt tesisler ve sektörler özelinde kıyas değeri hesabına dahil edilecek işletme sayısını, sektörel faaliyet katsayısını ve ücretsiz tahsisat oranını belirlemeye Başkanlığın önerisiyle Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir.</p>

<p>(2) Alt tesislere göre kıyaslama yapılırken, ürün kıyasına dayalı alt tesisler, ölçülebilir ısı kıyasına dayalı alt tesisler, yakıt kıyasına dayalı alt tesisler ve üretim sürecine yönelik alt tesisler işletme tarafından belirlenerek, tesisin doğrulanmış yıllık sera gazı emisyonu verisi belirlenen alt tesislere atfedilir.</p>

<p>(3) Uygulama dönemleri için alt tesislere ilişkin kıyas değerleri uygulama döneminin başlayacağı sistem yılından önceki takvim yılında Kasım ayının son iş gününe kadar Başkanlıkça ilan edilir.</p>

<p>(4) İşletme tarafından alt tesislere ilişkin veriler ve bu verilerin nasıl izleneceğine dair yöntemler, İzleme Metodolojisi Planı ile elektronik ortamda 28 inci maddede belirtilen süreler çerçevesinde Başkanlığa sunulur. İzleme Metodolojisi Planında meydana gelen değişiklikler, değişikliğin gerçekleştiği tarihten itibaren en geç 30 gün içinde elektronik ortamda Başkanlığa bildirilir. İzleme Metodolojisi Planının asgari içeriği EK-4’te yer alır.</p>

<p>(5) Tahsisatlar, her bir alt tesis için yıllık doğrulanmış faaliyet seviyesi dikkate alınarak tesislere dağıtılır. Yıllık olarak faaliyet seviyeleri, doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu adı altında işletme tarafından elektronik ortamda 29 uncu maddede belirtilen süreler çerçevesinde doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ile birlikte Başkanlığa sunulur.</p>

<p>(6) ETS kapsamında olan tesisler tarafından sunulacak doğrulanmış faaliyet seviyesi raporuna esas teşkil edecek verilere ilişkin hususlar EK-5’te yer alır.</p>

<p>(7) Ücretsiz tahsisat miktarı, her bir alt tesis özelinde Başkanlıkça ilan edilecek kıyas değeri, ücretsiz tahsisat oranı ile sektörel faaliyet katsayısının alt tesis özelinde faaliyet seviyelerinin çarpılması ile elde edilecek değere eşittir.</p>

<p>(8) Tahsisatların ücretsiz olarak dağıtılması durumunda, her bir uygulama dönemi için uygulama dönemi başlamadan önce Başkanlıkça yayımlanacak usul ve esaslara göre Karbon Piyasası Kurulu kararıyla her bir faaliyet için ücretsiz tahsisat oranı belirlenir. Faaliyetler için belirlenen ücretsiz tahsisat oranı bir uygulama dönemi boyunca alt dönemler belirlenmemesi durumunda sabit kalır. Bir uygulama dönemi içinde alt dönemler belirlenerek farklı sistem yıllarında farklı ücretsiz tahsisat oranı uygulanabilir.</p>

<p>(9) Alt tesislere ilişkin kıyas değerleri dört ondalık basamak esas alınarak ilan edilir.</p>

<p>(10) Ücretsiz tahsisat miktarının hesaplanması sonucunda kesirli/ondalık bir değer oluşması halinde, ücretsiz tahsisat miktarı bir üst tam sayıya yuvarlanır.</p>

<p>(11) 11 inci madde uyarınca belirlenen değere göre sektörel düzeltme faktörleri ilan edilebilir. Belirlenen bu değer, yedinci fıkradaki hesaplamaya çarpan olarak dahil edilir.</p>

<p><strong>Ücretsiz tahsisat başvurusu</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Ücretsiz tahsisat kapsamında yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, ücretsiz tahsisat alabilmek için elektronik ortamda, Başkanlığa başvuru yapar. Başvurusu uygun bulunan tesislere ait ücretsiz tahsisatlar, EPDK tarafından belirlenen şekilde İşlem Kayıt Sistemi üzerinden işletme hesaplarına tesis bazında transfer edilir.</p>

<p>(2) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Ulusal Tahsisat Planı yayımlandığı tarihten itibaren 30 gün içinde yapılır. Alt tesis bazında sistem yılına ait faaliyet seviyeleri dikkate alınarak her bir işletme ücretsiz tahsisat başvurusunu tesis özelinde yapar.</p>

<p>(3) Ücretsiz tahsisat başvurusunda, işletmelerin tesis özelinde sera gazı emisyon izni koşullarını devam ettirdiğini göstermesi gerekir.</p>

<p>(4) Ücretsiz tahsisat başvuruları, Başkanlık tarafından 15 iş günü içinde incelenir. Düzeltme talep edilen başvurular için işletme 10 iş günü içinde gerekli düzeltmeleri yapmakla yükümlüdür. Başvurusu uygun bulunan tesisler için birinci fıkra hükümleri doğrultusunda ücretsiz tahsisatların transferi sağlanır.</p>

<p>(5) Sistem yılına ait raporlamalarda ücretsiz tahsisat miktarına etki edecek bir hata tespit edildiğinde, tespit edilen miktar kadar tahsisat için telafi yılı içerisinde mahsuplaşmaya gidilir.</p>

<p>(6) Ücretsiz tahsisat başvuru bedelleri, Başkanlık tarafından belirlenir. Başvuru bedeli yatırılmayan başvurular işleme alınmaz.</p>

<p>(7) Bu madde uyarınca, ücretsiz tahsisat başvurusunu geç yapan işletmeler başvuru bedelini %50 artırımlı olarak, 35 inci maddenin üçüncü fıkrası kapsamındaki işletmeler ise %100 artırımlı olarak öder.</p>

<p><strong>Tahsisatların geçerliliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Tahsisatlar, İşlem Kayıt Sisteminde ihraç edildikleri tarihten itibaren ilgili uygulama dönemi sonuna kadar geçerlidir. Ancak, 19 uncu maddenin üçüncü fıkrası uyarınca bankalama süresini belirlemeye Başkanlık yetkilidir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca geçerliliğini kaybeden tahsisatlar, İşlem Kayıt Sistemi üzerinden ilga edilir.</p>

<p>(3) Tahsisat sahibi işletmeler, ilgili uygulama dönemi süresince, iklim değişikliği ile mücadeleye gönüllü olarak katkı sağlamak amacıyla Başkanlığa müracaat ederek ücretsiz tahsisat haklarından vazgeçebilir veya ücretsiz tahsisatlarının iptal edilmesi talebinde bulunabilir.</p>

<p><strong>Tahsisatların teslimi ve ek rezerv kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) İşletmeler, tesisler özelinde teslim yükümlülüklerini, sistem yılını kapsayan doğrulanmış sera gazı emisyon raporlarındaki miktara denk gelecek şekilde yükümlülük yılının Kasım ayı son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir.</p>

<p>(2) Tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirmeyen işletmeye 7552 sayılı Kanunda öngörülen yaptırımlar uygulanır. Yükümlülük yılında teslim edilmeyen tahsisat miktarı, telafi yılında teslim edilmesi gereken tahsisat miktarı olarak değerlendirilir. İşletmenin tesis özelinde bir sonraki yükümlülük yılında teslim etmesi gereken tahsisat miktarına telafi yılı yükümlülüğü kapsamında teslim etmesi gereken tahsisat miktarı da eklenir.</p>

<p>(3) İşletmenin veya işletmeye bağlı tesisin, tahsisat teslim yükümlülüğünü yerine getirme zamanından önce faaliyetine son vermesi, işletmenin tasfiyesi veya konkordato kararı alınmış olması teslim yükümlüğünün yerine getirilmesine engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) İşletmenin tesisler özelinde Başkanlığa ibraz ettiği doğrulanmış sera gazı emisyon raporunda yapılan hatanın tespit edilmesi halinde teslim yükümlülüğü, telafi yılında yerine getirilir.</p>

<p>(5) Ek rezerv, sadece teslim yükümlülüğünün yerine getirilebilmesi amacıyla, aşağıdaki koşulların sağlanması durumunda talep eden tesisler tarafından her bir tesisin tahsisat açığı miktarlarının toplamı ile sınırlı olmak üzere, Karbon Piyasası Kurulunun kararı ile kullanılır. Ek rezerv kullanımı birincil piyasada Ulusal Tahsisat Planında açıklanan ETS üst sınırının %10’unu geçmeyecek şekilde uygulanır. Alt tesislere bağlı emisyon yoğunluklarında artış olmaması şartıyla ek rezerv kullanım koşulları şu şekildedir:</p>

<p>a) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden fazla ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesisi için aldığı ücretsiz tahsisat miktarına eşit sayıda tahsisat miktarını ilgili tesis için teslim etmiş olması.</p>

<p>b) Tesisin doğrulanmış sera gazı emisyon raporundaki emisyon miktarının %70’inden az ücretsiz tahsisat alması durumunda, işletmenin tesise ilişkin yükümlülüğünün teslim tarihi itibarıyla en az %70’ini ilgili tesis için yerine getirmiş olması ve hesabında tahsisat bulunmaması.</p>

<p>(6) Ek rezerv kapsamında uygulanacak asgari tahsisat fiyatı, Kasım ayının son iş günü itibarıyla hesaplanan son 3 aya ait birincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatı ile son 3 aya ait spot tahsisat piyasası seanslarındaki ikincil piyasa ağırlıklı ortalama tahsisat fiyatının yüksek olanının %50 fazlasına denk gelecek şekilde belirlenir. Ek rezerv kapsamında uygulanacak azami tahsisat fiyatı ise Başkanlık ve EPDK tarafından koordineli olarak belirlenir.</p>

<p>(7) Ek rezerv kullanan tesisler yükümlülüklerini Aralık ayının son iş gününe kadar İşlem Kayıt Sistemi üzerinden yerine getirir. Diğer tesislerin yükümlülükleri birinci fıkra kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>(8) Ek rezerv başvurusu, tahsisat teslim yükümlülüğü yerine getirilirken yapılır.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Birincil Piyasa, İkincil Piyasalar, Piyasa İstikrar ve Esneklik Mekanizmaları</p>

<p><strong>Birincil piyasa</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Tahsisatlar, Başkanlıkça belirlenen ihale takvimine uygun şekilde birincil piyasada satışa sunulur.</p>

<p>(2) Ulusal Tahsisat Planı yayımlandıktan sonra 15 iş günü içerisinde ihale takvimi kamuoyuna ve piyasa katılımcılarına Piyasa İşletmecisinin internet sitesi aracılığıyla ilan edilir.</p>

<p>(3) Herhangi bir ihalenin iptal edilmesi durumunda, iptal edilen ihale/ihalelere konu tahsisat miktarı, birinci fıkrada belirlenen ihale takvimine göre sistem yılı içerisinde kalan ihale sayısına eşit oranda bölünerek dağıtılır. En son ihalenin iptal edilmesi durumunda 15 iş günü içerisinde ihale tekrarlanır. İhale en fazla 2 defa tekrarlanır. İkinci tekrardan sonra da ihalenin iptal olması durumunda ihaleye konu tahsisat miktarı bir sonraki takvim yılında ihale edilir.</p>

<p>(4) Birincil piyasadaki tahsisat satış gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p><strong>İkincil piyasalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Piyasa katılımcıları, sürekli ticaret yöntemi ile işletilen ikincil piyasalarda tahsisat alım satım işlemlerini gerçekleştirebilirler.</p>

<p><strong>Piyasa istikrar ve esneklik mekanizmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Fiyat istikrarını sağlamaya yönelik olarak, piyasa istikrar mekanizması oluşturulur. Bu kapsamda oluşturulacak olan piyasa istikrar rezervi, dolaşımdaki tahsisat miktarı ve tahsisat fiyatlarına ilişkin değerlendirme neticesinde devreye alınarak, birincil piyasada gerçekleştirilecek işlemlerle fiyat istikrarını sağlar.</p>

<p>(2) Belirlenen esaslar çerçevesinde birincil piyasaya sunulacak tahsisatların ilgili dönemde Başkanlıkça belirlenen kısmı piyasa istikrar rezervine aktarılır.</p>

<p>(3) Tahsisatların ilgili uygulama döneminin sonraki yıllarında kullanılması (bankalama) ve uygulama dönemi içindeki sonraki yıllara ait tahsisatların, mevcut teslim yılı için kullanılması (ödünç alma) işlemi gibi piyasa esneklik mekanizmaları kullanılabilir.</p>

<p>(4) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p><strong>Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) İşletmelerin taleplerine istinaden, teslim etmeleri gereken tahsisatlar özelinde ilave olarak birincil piyasada tamamlayıcı tahsisat fiyatı uygulanabilir. Bu amaçla Başkanlıkça belirlenen ihalelerde Piyasa İşletmecisi tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması işletilir.</p>

<p>(2) İşletmeler tarafından tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması kapsamında Başkanlığa yapılacak başvurular Piyasa İşletmecisi aracılığıyla yapılır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra kapsamında yapılan başvurular doğrultusunda tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizmasının işletileceği ihaleler en az 7 iş günü öncesinden Başkanlık tarafından belirlenir. Belirlenen ihale tarihleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletmelere duyurulur.</p>

<p>(4) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ihalesine ilişkin usul ve esaslar Başkanlığın görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Tamamlayıcı tahsisat fiyatı mekanizması ile elde edilen birincil piyasa gelirleri 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(6) 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca, bu maddenin beşinci fıkrası ile elde edilen gelirler, iklim değişikliği ile mücadele ve yeşil dönüşüm amacı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(7) Dördüncü fıkra haricinde bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri, Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p><strong>Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasına yönelik diğer hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi Piyasasında ihtiyaç duyulması halinde uygulanacak asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıklarının belirlenmesinde Karbon Piyasası Kurulu yetkilidir. Kurul tarafından alınan bu kararlar, Başkanlık tarafından resmî internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p>(2) 16 ncı ve 20 nci maddelerde düzenlenen mekanizmalara, birinci fıkra uyarınca belirlenen asgari ve azami tahsisat fiyatı aralıkları uygulanmaz.</p>

<p>(3) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca ETS Piyasasının işleyişine ilişkin usul ve esaslar Bakanlık, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Sermaye Piyasası Kurulu ile koordineli olarak EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Piyasa İşletmecisinin ETS Piyasasından elde ettiği gelirlerin %50’si 7552 sayılı Kanunun 12 nci maddesi uyarınca genel bütçenin (B) işaretli cetveline özel gelir olarak kaydedilir.</p>

<p>(5) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, tahsisat teslim yükümlülüklerini yerine getirdikten sonra hesaplarında tahsisat bulunması durumunda, hesaplarında tahsisat kalmayana kadar sadece satış yönlü işlem yapmak üzere ETS piyasasında kalmaya devam ederler.</p>

<p>(6) 5 inci maddenin dördüncü fıkrası uyarınca kapsam dışı kalan tesisler, ertesi sistem yılı için kapsam dışı olmalarına karşın, tahsisat açığı olması durumunda, tahsisat yükümlülüğünü yerine getirebilmelerini teminen bu kapsamda ihtiyaç duyulan tahsisat miktarı kadar alış yönlü işlem yapmak üzere ETS Piyasasında kalmaya devam ederler.</p>

<p>(7) ETS Piyasasında kullanılacak piyasa organizasyon limitleri Başkanlığın uygun görüşü ile EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p>(8) ETS Piyasasında Başkanlığın taraf olduğu işlemler nedeniyle yürütülen takas işlemleri için Başkanlık tarafından herhangi bir takas ücreti veya komisyon ödenmez.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Emisyon Ticaret Sistemi ile İlgili Diğer Hususlar</p>

<p><strong>İşlem Kayıt Sistemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Tahsisatların ihracı, piyasaya sunulması, elde bulundurulması, transferi, teslimatı, iptali, ilgası ve itfası işlemleri Piyasa İşletmecisi tarafından işletilen İşlem Kayıt Sistemi aracılığıyla yapılır.</p>

<p>(2) Başkanlık ve EPDK İşlem Kayıt Sistemine her türlü erişim hakkına sahiptir. İşlem Kayıt Sisteminde tahsisatların ihracı, teslim edilmesi veya iptal edilmesine yönelik işlem süreci Piyasa İşletmecisi tarafından sadece Başkanlık ve EPDK’nın erişimine açılır.</p>

<p>(3) İşlem Kayıt Sisteminde hesaplar her bir tesis için işletme adına açılır ve her bir işletme sorumlu olduğu tesisler adına işlemini gerçekleştirir.</p>

<p>(4) Hesaplar kapsamında yapılacak hesap türlerinin belirlenmesi, hesap açılışı, hesap bilgilerinin güncellenmesi gibi işlemlere dair hususlar Piyasa İşletmecisi tarafından Başkanlığın da görüşü alınarak tesis edilir.</p>

<p>(5) İşlem Kayıt Sistemi ve hesaplar kapsamında yapılacak düzenlemelere ilişkin usul ve esaslar Başkanlık görüşü alınarak EPDK tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Karbon Piyasası Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Karbon Piyasası Kurulu, Bakan başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Başkanlık tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Karbon Piyasası Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Başkanlık tarafından hazırlanan Ulusal Tahsisat Planını onaylamak.</p>

<p>b) Ücretsiz tahsisatların dağılımına karar vermek.</p>

<p>c) Birincil piyasada satışa sunulacak tahsisat miktarını tespit etmek.</p>

<p>ç) Emisyon Ticaret Sistemi kapsamında hangi oranda denkleştirme işlemlerinin kullanılabileceğine karar vermek.</p>

<p>d) 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca piyasa şeffaflığına ilişkin veri ve bilgilerin kamuoyu ile paylaşımına karar vermek.</p>

<p>e) Pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamasına ilişkin usul ve esasları, ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşünü alarak belirlemek.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Danışma Kurulu, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği Başkanı başkanlığında 7552 sayılı Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan üyelerle toplanır. Kurulun sekretaryası Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Karbon Piyasası Kuruluna sunulabilmesi için Emisyon Ticaret Sistemi ile ilgili strateji ve eylemlere ilişkin istişari nitelikte kararlar alır ve bu kararları gerekçeleriyle birlikte Başkanlığa gönderir.</p>

<p>(3) Başkanlık Danışma Kurulu kararlarını, toplantı tarihinden sonra düzenlenecek ilk Karbon Piyasası Kurulu toplantısında Kurulun değerlendirmesine sunar.</p>

<p><strong>Denkleştirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde gerçekleşmiş projelerden elde edilen karbon kredileri, ETS kapsamında yer alan tesislerin tahsisat teslim yükümlülüğünün Karbon Piyasası Kurulu tarafından belirlenen oranını geçmeyecek şekilde kullanılabilir. Karbon kredileri kullanımına ilişkin esaslar Başkanlıkça belirlenir.</p>

<p><strong>Türkiye Emisyon Ticaret Sisteminin diğer emisyon ticaret sistemleri ile bağlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Türkiye Emisyon Ticaret Sistemi ile diğer emisyon ticaret sistemleri arasında tahsisatların karşılıklı tanınmasını sağlayacak anlaşmalar yapılabilir, tahsisat ticaretine yönelik sistemler arası elektronik bağlantı kurulabilir.</p>

<p>(2) Bu maddeye ilişkin uygulama hükümleri Başkanlıkça çıkarılacak usul ve esaslar ile belirlenir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ KISIM</p>

<p>Emisyonların İzlenmesi, Doğrulanması ve Raporlanması</p>

<p>İş ve İşlemlerine Dair Usul ve Esaslar</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sera Gazı Emisyonlarının İzlenmesine, Raporlanmasına ve</p>

<p>Doğrulanmasına Tabi Faaliyetler</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının izlenmesi, raporlanması ve doğrulanmasına tabi faaliyetler</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Sera gazı emisyonlarının izlenmesine, raporlanmasına ve doğrulanmasına tâbi faaliyetler ve sera gazı emisyonları EK-1’deki listede yer almaktadır.</p>

<p>(2) EK-1’de listelenen herhangi bir faaliyeti gerçekleştiren işletmelerin, EK-1’de listelenen diğer faaliyetleri de kapasite gözetilmeksizin bu Yönetmelik kapsamına dâhil olur.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının izlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Sera gazı emisyonları, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde izlenir.</p>

<p>(2) İşletmeler, sera gazı emisyon izleme planı hazırlayarak, sera gazı emisyonlarını bu plan ve Başkanlıkça belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde izlemekle yükümlüdür.</p>

<p>(3) İşletme, izleme planını sera gazı emisyonlarının ilk izlenmeye başlandığı tarihten en az 6 ay önce onaylanmak üzere Başkanlığa göndermek zorundadır.</p>

<p>(4) Uygun bulunmayan izleme planlarının eksikliklerinin giderilmesi için 30 gün ek süre tanınır. Bu süre içinde Başkanlıkça belirlenen eksiklerin giderilmesi halinde, sera gazı emisyon izleme planı Başkanlıkça onaylanır.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının raporlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) EK-1’de yer alan faaliyetleri yürüten işletmeler, her yıl 30 Nisan tarihine kadar bir önceki yılın 1 Ocak-31 Aralık tarihleri arasında izlenen sera gazı emisyonlarını ve faaliyet seviyelerini Başkanlığa raporlamak zorundadır. Başkanlık, gerekli gördüğü durumlarda bu süreyi en fazla bir aya kadar uzatabilir.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyonlarının raporlanması, EK-6’da belirtilen ilkeler çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Sera gazı emisyon raporu, Başkanlıkça onaylanan izleme planı çerçevesinde hazırlanır.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sera Gazı Emisyonlarının Doğrulanması</p>

<p><strong>Sera gazı emisyonlarının doğrulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) EK-1’de belirtilen faaliyetleri yürüten işletmelerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarına ilişkin sera gazı emisyon raporunun Başkanlığa gönderilmeden önce doğrulanması zorunludur.</p>

<p>(2) Sera gazı emisyon raporlarının doğrulama iş ve işlemleri, MEDAS tarafından atanmış doğrulayıcı kuruluşlarca gerçekleştirilir. 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabi işletmeler/tesisler MEDAS kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Doğrulayıcı kuruluşlarda aranacak şartlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Doğrulayıcı kuruluş doğrulama faaliyetlerini, EK-7 ve Başkanlıkça yayımlanacak olan usul ve esaslar çerçevesinde kamu yararını gözeterek, işletmeden ve Başkanlıktan bağımsız olarak icra eder.</p>

<p>(2) Doğrulayıcı kuruluşlar, ortakları, yönetim kurulu başkan ve üyeleri, yöneticiler ve teknik personel, doğrulama faaliyeti yapılacak işletmeyle veya işletmenin doğrudan ya da dolaylı olarak kontrol ettiği ortaklıklar ile doğrulamanın etkin bir şekilde yapılmasını engelleyecek herhangi bir menfaat ilişkisine giremezler, bağımsızlık ilkesini zedeleyecek mali, ticari veya herhangi bir ilişki içinde iseler doğrulama faaliyetinde görev alamazlar.</p>

<p><strong>Laboratuvarların kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) İşletme, hesaplama faktörlerinin belirlenmesine yönelik analizler ve analitik yöntemleri yürütmesi için, ilgili standartlara göre akredite olmuş laboratuvarları kullanır.</p>

<p>(2) İşletme, birinci fıkrada belirtilen laboratuvarların kullanılmasının teknik olarak elverişli olmadığını ve kullanılacak diğer laboratuvarın TS EN ISO/IEC 17025 standardına eşdeğer gereksinimleri karşıladığını belgelemesi durumunda, bahse konu laboratuvarları hesaplama faktörlerinin belirlenmesi için kullanabilir.</p>

<p><strong>Doğrulayıcı kuruluşların çalışması ve akreditasyonuna ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Doğrulama kuralları, doğrulayıcı kuruluşların yapısı ve bağımsızlığı, doğrulayıcı kuruluşların denetimi ve ilgili diğer hususlar Başkanlıkça hazırlanacak usul ve esaslar ile düzenlenir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında doğrulama işlemi yapacak doğrulayıcı kuruluşların ilgili alanlarda ISO/IEC 17029 standardına göre akredite olmaları şarttır.</p>

<p>(3) Akreditasyon işlemleri TÜRKAK tarafından yapılır.</p>

<p>(4) Doğrulayıcı kuruluşların doğrulama işlemi için yetkinliği, periyodik denetlenmeleri ve akreditasyonuna ilişkin esaslar TÜRKAK tarafından ilgili ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ve teknik kriterlere göre belirlenir.</p>

<p>(5) Baş doğrulayıcı, doğrulayıcı ve teknik uzmanların eğitimleri, yetkinlik değerlendirmeleri ve atamaları; doğrulayıcı kuruluş tarafından Başkanlığın belirlediği usul ve esaslar, ulusal ve/veya uluslararası standart, normatif dokümanlar ile TÜRKAK rehberlerinde verilen ölçütler çerçevesinde gerçekleştirilir.</p>

<p>(6) Akredite olan, akreditasyonu askıya alınan, geriye çekilen ve akredite olduğu kapsamlarda daralma veya değişiklik olan doğrulayıcı kuruluşlar TÜRKAK internet sayfası üzerinden kamuoyuna duyurulur.</p>

<p>(7) Doğrulayıcı kuruluşlar ile beşinci fıkrada belirtilen kişilerin çalışma, yetkinlik ve atamalarına ilişkin, bu Yönetmelik ve bu Yönetmelik uyarınca çıkarılan tebliğler ile usul ve esaslara aykırılık tespit edilmesi halinde bu durum Başkanlık tarafından TÜRKAK’a bildirilir.</p>

<p><strong>Bilgi, belge bildirimi ve gizlilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin öngördüğü iş ve işlemlerin gerektirdiği bilgi ve belgeler, işletme tarafından Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilir veya ibraz edilir. Başkanlık ve doğrulayıcı kuruluş, gerekli gördüğü takdirde ilave bilgi ve belgelerin verilmesini veya ibrazını isteyebilir.</p>

<p>(2) Başkanlık, 7552 sayılı Kanun gereğince Emisyon Ticaret Sisteminin uygulanabilmesine ilişkin iş ve işlemleri gerçekleştirirken gerekli görülen bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşları ile gerçek ve tüzel kişilerden doğrudan istemeye yetkilidir. Kendilerinden bilgi ve belge talebinde bulunulanlar, bunları istenilen sürede bedelsiz olarak Başkanlıkla paylaşmakla yükümlüdür.</p>

<p>(3) Emisyon Ticaret Sistemi piyasasında gerçekleştirilecek gözetim ve denetim faaliyetleri kapsamında EPDK ve Piyasa İşletmecisi tarafından talep edilecek bilgi ve belgeler bakımından 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun ilgili hükümleri saklıdır.</p>

<p>(4) EK-1’deki listede belirtilen faaliyetleri yürüten işletmeler; Başkanlığa gönderilmiş bilgilerde ve belgelerde olabilecek değişiklikleri ve EK-1’de belirtilen faaliyetlere ve sera gazı emisyon izleme planına etki edebilecek bir değişikliği, en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa bildirmek zorundadır. Başkanlık bu değişikliklere istinaden izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.</p>

<p>(5) İşletmenin herhangi bir sebepten dolayı değişmesi halinde, yeni işletme, önceki işletmenin bu Yönetmelik kapsamındaki taahhütlerini ve mükellefiyetlerini başka bir işleme gerek kalmaksızın yüklenmiş sayılır ve değişikliğe ilişkin bildirimini en geç 30 gün içerisinde Başkanlığa sunmakla yükümlüdür. Bu değişikliğe istinaden Başkanlık izleme planının ve/veya sera gazı emisyon raporunun yenilenmesini talep edebilir.</p>

<p>(6) Bu Yönetmelik hükümleri çerçevesinde gerçekleştirilecek olan iş ve işlemler, Başkanlıkça kurulan elektronik sistem üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p>(7) Başkanlığa ve doğrulayıcı kuruluşa verilen hiçbir bilgi ve belge, işletmenin yazılı rızası veya kanuni bir mecburiyet olmaksızın üçüncü şahıslar ile paylaşılmaz.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ KISIM</p>

<p>Yaptırımlar, Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İdari Yaptırımlar, Bildirimler ve Veriler</p>

<p><strong>İdari yaptırımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini ihlal edenlere ve bu Yönetmelikten kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmeyenlere, ihlalin niteliğine bağlı olarak, 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesi hükmü aşağıdaki şekilde uygulanır:</p>

<p>a) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin birinci fıkrası doğrultusunda, doğrulanmış sera gazı emisyonu raporunu süresi içerisinde sunmayanlardan;</p>

<p>1) Kategori A tesislere 627.450 Türk Lirası,</p>

<p>2) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 250.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 1.254.900 Türk Lirası,</p>

<p>3) Kategori B tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 250.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 2.509.800 Türk Lirası,</p>

<p>4) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesislere 4.392.150 Türk Lirası,</p>

<p>5) Kategori C tesislerinden kurulu kapasitesine göre ihtiyatlı olarak hesaplanmış yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesislere 6.274.500 Türk Lirası,</p>

<p>idari para cezası verilir.</p>

<p>6) Başkanlıkça kurulan elektronik sistemde onaylı izleme planı bulunmayan ve bu nedenle tespiti tarihinde herhangi bir kategori sınıflandırmasına tabi olamayan tesisler için, tesisin kurulu kapasitesine eşdeğer bir tesis ve kategori belirlenerek bu bentteki ilgili yaptırımlar uygulanır.</p>

<p>b) ETS kapsamında olan işletmelere (a) bendindeki cezalar iki kat olarak uygulanır.</p>

<p>c) 7552 sayılı Kanunun 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasının (b) bendinin (2) numaralı alt bendi doğrultusunda, ETS kapsamına dahil olan işletmelerden sera gazı emisyon izni almadan faaliyet gösteren veya süresi biten ya da iptal edilen sera gazı emisyon izni ile faaliyetlerine devam edenlerden EK-1’de yer alan faaliyet grubundan tesisin kapasite raporundaki kapasiteye eşdeğer bir tesis ve kategorisi belirlenerek aşağıdaki yaptırımlar uygulanır:</p>

<p>1) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 50.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 100.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 1.254.900 Türk Lirası,</p>

<p>2) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 100.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 300.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 2.509.800 Türk Lirası,</p>

<p>3) Kategori B tesislerinden yıllık emisyonu 300.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 3.764.700 Türk Lirası,</p>

<p>4) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 500.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 6.274.500 Türk Lirası,</p>

<p>5) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 2.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla ve 5.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’ye eşit veya daha az olan tesis olarak değerlendirilenlere 8.784.300 Türk Lirası,</p>

<p>6) Kategori C tesislerinden yıllık emisyonu 5.000.000 ton CO<sub>2</sub> (eşd)’den fazla olan tesis olarak değerlendirilenlere 12.549.000 Türk Lirası,</p>

<p>idari para cezası verilir.</p>

<p>(2) ETS kapsamında iken kategori değişikliği nedeniyle ETS kapsamı dışına çıkan tesisler hakkında, ilgili sistem yılı bakımından, değişiklik öncesinde tabi oldukları tesis kategorisi esas alınarak idari yaptırım uygulanır.</p>

<p>(3) 5 inci maddenin birinci fıkrası doğrultusunda ETS kapsamında olup, sistem yılına ait doğrulanmış sera gazı emisyon raporu ve doğrulanmış faaliyet seviyesi raporu teslim tarihinden sonra bildirim yapan işletmeler, sera gazı emisyonlarına karşılık gelen teslim yükümlülüğünü telafi yılında yerine getirir. Bu durum 7552 sayılı Kanunda yer alan yaptırımların uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Bildirimler ve elektronik iletişim</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Başkanlık tarafından bu Yönetmeliğe uygun olarak yapılacak her türlü tebligat, 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu hükümlerine göre yapılır.</p>

<p>(2) Başkanlık görev ve yetkisi doğrultusunda bu Yönetmelik kapsamında gerçekleştirilecek tüm işlemler ve takip edilecek usuller, bu Yönetmelikte aksine hüküm bulunmadıkça, Başkanlık tarafından kullanılan elektronik sistem aracılığıyla gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>Verilerin saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) İşletmeler, ilgili tüm verilerini ve bilgi kayıtlarını en az 10 yıl süreyle saklar ve talep üzerine bu belgeleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde ilgili idarenin incelemesine sunar.</p>

<p><strong>Mücbir sebep ve olağanüstü hal</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Mücbir sebeplerin varlığı halinde tahsisatların teslim yükümlülüklerinin ertelenmesi hususunu belirlemeye Başkanlık yetkilidir. Bu kapsama alınan tesislere ait tahsisatların teslim yükümlülükleri ertelenebilecek olup, satışa ve devre bağlı durumlara ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla bu tahsisatların ayrıca devredilmeleri mümkün değildir. Mücbir sebep kapsamında alınan kararlar Başkanlık tarafından EPDK ve Piyasa İşletmecisine bildirilir.</p>

<p>(2) Mücbir sebep ve olağanüstü hal durumlarında bu Yönetmelik kapsamında alınacak izin, tedbirler ve uygulamalara ilişkin düzenleme yapmaya ve süreleri uzatmaya Başkanlık yetkilidir.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Başkanlık yetkilidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) 17/5/2014 tarihli ve 29003 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmelik yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>(2) Birinci fıkra ile yürürlükten kaldırılan Sera Gazı Emisyonlarının Takibi Hakkında Yönetmeliğe yapılan atıflar bu Yönetmeliğe yapılmış sayılır.</p>

<p><strong>Pilot uygulama</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Emisyon Ticaret Sistemi pilot uygulama dönemi ile başlar. 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca pilot uygulama döneminin kapsamı, süresi ve uygulamaya ilişkin usul ve esaslar ilgili kurum, kuruluş ve sivil toplum kuruluşlarının görüşü alınarak Karbon Piyasası Kurulunca belirlenir.</p>

<p><strong>Sera gazı emisyon izni</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 2- </strong>(1) 7552 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca 7552 sayılı Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 3 yıl içerisinde Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dahilinde yer alacak işletmeler sera gazı emisyon izni almak zorundadır. Üç yıllık süre içerisinde işletmelerin; ETS kapsamında faaliyetlerine devam edebilmeleri için, bir kereye mahsus olmak üzere sera gazı emisyon izinlerinin olduğu kabul edilir. Gerekli görüldüğü takdirde Karbon Piyasası Kurulu kararı doğrultusunda Başkanlık; bu fıkrada yer alan süreyi, bitim tarihlerinden itibaren iki yıla kadar uzatmaya yetkilidir.</p>

<p><strong>İzleme Metodolojisi Planı teslimi</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 3- </strong>(1) Pilot uygulama dönemi kapsamında yer alan işletmeler tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 2 ay içinde elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.</p>

<p>(2) 5 inci maddenin birinci fıkrası kapsamında yer alan işletmelerden, pilot uygulama döneminde İzleme Metodolojisi Planı sunmamış olanlar tarafından hazırlanacak ilk İzleme Metodolojisi Planları, birinci uygulama döneminin başlayacağı yıldan önceki takvim yılının sonuna kadar elektronik ortamda Başkanlığa sunulur. Başkanlık, gerekli görmesi halinde 6 aya kadar bu süreyi uzatabilir.</p>

<p><strong>Kıyas değeri ilanı</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 4- </strong>(1) Birinci uygulama dönemi iki alt dönem şeklinde uygulanacak olup, birinci uygulama döneminin birinci alt dönemine ilişkin yıllık kıyas değerleri, alt tesislere ilişkin doğrulama raporları teslim edildikten sonra Ulusal Tahsisat Planında ilan edilir.</p>

<p><strong>Ek rezerv fiyatı</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 5- </strong>(1) 16 ncı maddenin altıncı fıkrası uyarınca ihale yapılmamış olması durumunda, spot tahsisat piyasasında gerçekleşen fiyatlar esas alınır.</p>

<p><strong>ETS kapsam istisnası</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 6- </strong>(1) Doğalgazın ve ham petrolün iletimi ve depolanması kapsamındaki faaliyetler izleme, raporlama ve doğrulama süreçleri hariç olmak kaydıyla, birinci uygulama dönemi sonuna kadar yerine getirdikleri faaliyetlerle sınırlı olmak üzere Emisyon Ticaret Sistemi kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260827-7-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turkiye-emisyon-ticaret-sistemi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="13511"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEBRÎ İCRA KANUNU TASLAĞININ BİRİNCİ YILI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cebrî İcra Kanunu Taslağı, 14 Ağustos 2025 tarihinde kamuoyuyla paylaşılmış ve taslağa ilişkin görüş ve önerilerin 31 Ocak 2026 tarihine kadar Adalet Bakanlığı Mevzuat Genel Müdürlüğüne bildirilmesi istenmişti.</p>

<p>Aradan geçen bir yılı aşkın sürede taslağın muhtemel sonuçları; akademisyenler, uygulayıcılar, barolar ve ekonomik hayatın paydaşları tarafından farklı yönleriyle ele alındı. Uygulama tecrübesinden hareket eden birçok uzman, taslağın mevcut hâliyle yasalaşmasının bazı sorunları daha da ağırlaştırabileceği uyarısında bulundu.</p>

<p>Bugün asıl tartışılması, konuşulması gereken belirli maddelerden çok Türkiye'de cebrî icra sisteminin hangi esaslar üzerine kurulacağı ve yaklaşık bir asırlık uygulama birikiminin yeni kanuna nasıl aktarılacağı hususu olmalıdır.</p>

<p><strong>CEBRÎ İCRADA REFORM İHTİYACI </strong></p>

<p>Cebrî icra hukuku, hukuk sisteminin yalnızca teknik bir alanı değildir. Mahkeme kararıyla veya kanunun tanıdığı takip yollarıyla elde edilen bir hakkın fiilen gerçekleştirilebilmesi, doğrudan doğruya cebrî icra sisteminin etkinliğine bağlıdır.</p>

<p>Hakkın varlığı kadar ona fiilen ulaşılabilmesi de önemlidir. Bu nedenle cebrî icra mevzuatındaki değişiklikler; alacaklıyı, borçluyu, takibe dahil olan üçüncü kişileri ve ekonomik düzeni doğrudan etkileyecektir.</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun defalarca değiştirilmesi sistematiğinde sorunlara yol açmış, bazı hükümlerin günümüzün ekonomik ve teknolojik koşullarına uyarlanması zorunlu hâle gelmiştir. Ancak bu ihtiyaç, mevcut kurumların tamamına yakınını yeniden düzenlemenin tek başına gerekçesi olamaz.</p>

<p>Reformun başarısı, eski olanı değiştirmekte değil; işlemeyeni tespit edip işler hâle getirmekte aranmalıdır.</p>

<p><strong>UYGULAMADA İŞLEYEN KURUMLAR NEDEN DAHA KARMAŞIK HÂLE GETİRİLSİN?</strong></p>

<p>Taslağa ilişkin en önemli tereddütlerden biri de tam olarak bu noktada ortaya çıkmıştı. Cebrî icra pratiğinde yıllardır uygulanan, Yargıtay içtihatlarıyla sınırları önemli ölçüde belirlenmiş ve uygulayıcıların belirli bir tecrübeye ulaştığı birçok kurumun yeni baştan ve farklı prosedürlere bağlanmak istenmesi haklı endişeler doğurmuştur.</p>

<p>Öyle ki icra müdürlüklerinin günlük pratiğinde en sık karşılaşılan işlemlerden biri olan maaş haczinin uygulanması dahi, öngörülen sistem içerisinde bugünkünden daha karmaşık ve meşakkatli bir sürece dönüşebilecekti. Oysa cebrî icra hukukunda yapılacak bir reformun temel hedeflerinden biri, işlemleri ağırlaştırmak değil sadeleştirmek olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Teorik olarak kusursuz görünen bir düzenleme, binlerce dosyanın aynı anda yürütüldüğü icra müdürlüklerinde uygulanabilir değilse beklenen sonucu veremez. Bu nedenle akademik hukuk bilgisi ile icra dairesinin günlük pratiği birlikte gözetilmelidir.</p>

<p><strong>KAMBİYO TAKİBİNDEN İLAMLI İCRAYA KADAR UZANAN TEREDDÜTLER</strong></p>

<p>Taslağa yönelik çekinceler yalnızca takip prosedürüyle sınırlı kalmamaktadır. Kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla takipten ilamlı icraya, kanun yollarının icraya etkisinden konkordatoya kadar cebrî icra hukukunun temel kurumlarında öngörülen bazı değişikliklerin uygulamaya nasıl yansıyacağı ciddi biçimde tartışmaya açıldı.</p>

<p>Özellikle kambiyo senetlerine dayalı takiplerin etkinliğini azaltabilecek düzenlemeler, ticari hayat bakımından ayrıca ele alınmalıdır.</p>

<p>Çek, bono ve poliçe yalnızca takip belgesi değil, ticari hayatın kredi ve ödeme araçlarıdır. Bunların cebrî icra kabiliyetinin gereğinden fazla zayıflatılması, ticari güveni ve kredi ilişkilerini de etkileyebilir.</p>

<p>İlamlı icrada ise mahkeme kararıyla hüküm altına alınan alacağın kanun yolu sürecine bağlı olarak daha uzun süre bekletilebilmesi, hakkın makul sürede gerçekleştirilmesi amacı bakımından ciddi bir tartışma doğurmuştur.</p>

<p>Mahkeme kararını elde etmek ile bu kararın sonucuna fiilen ulaşmak arasında aşılması güç yeni prosedürlerin oluşturulması, etkin hukuki koruma düşüncesiyle de bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>KONKORDATO VE TİCARİ ALACAKLARDA ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK SORUNU</strong></p>

<p>Taslakta konkordato hükümleri bakımından öngörülen bazı değişikliklerin de konkordatonun temel amacına ne ölçüde hizmet edeceği ayrıca tartışılmalıdır.</p>

<p>Konkordato, yalnızca borçluya zaman kazandıran bir kurum olmamalı. Borçlunun mali yapısının iyileştirilmesi ile alacaklıların mümkün olan en yüksek oranda tatmin edilmesi arasında hassas bir menfaat dengesi kurulması gerekmektedir. Bu nedenle her düzenlemede, borçluya sağlanan korumanın işletmenin iyileşmesine hizmet edip etmediği ve alacaklının hangi ölçüde fedakârlığa zorlandığı gözetilmelidir.</p>

<p>Öte taraftan ticari hayatın en yaygın alacak belgelerinden biri olan faturaya dayalı alacakların dahi cebrî icra bakımından daha tartışmalı bir zemine taşınabilmesi ihtimali, uygulamada yeni uyuşmazlıklar doğurabilecek şekilde tasarlanmıştır.</p>

<p>Cebrî icra reformu yeni tereddütler doğurmamalı; ticari hayatın temel ihtiyaçlarından biri olan öngörülebilirliği güçlendirmelidir. Alacaklının hangi belgeyle hangi takip yoluna başvuracağını, borçlunun hangi hukuki imkânlara sahip olduğunu ve uyuşmazlığın hangi prosedür içerisinde çözüleceğini önceden öngörebildiği bir sistem, hukuki güvenliğin de temel şartlarından biridir.</p>

<p><strong>ELEŞTİRİ REFORMA KARŞI ÇIKMAK DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Taslağa yönelik eleştiriler, mevcut kanunun aynen korunmasını isteyen veya reforma karşı çıkan bir yaklaşım olarak değerlendirilmemelidir. Cebrî icra sisteminde reform ihtiyacı açıktır; asıl mesele reformun nasıl yapılacağıdır.</p>

<p>İşleyen kurumların korunması, işlemeyen kurumların düzeltilmesi; uygulamada ihtilaf doğuran alanların açık hükümlere bağlanması, teknolojinin sağladığı imkânlardan yararlanılması ve gereksiz prosedürlerin azaltılması gerekir.</p>

<p>Yaklaşık bir asırlık kanun uygulaması içerisinde oluşmuş Yargıtay içtihatları, akademik çalışmalar ve uygulama alışkanlıkları bir gecede yok sayılabilecek bir birikim değildir. Yeni bir kanun hazırlanacaksa bu birikim, reformun önünde engel olarak değil reformun en önemli kaynağı olarak görülmelidir.</p>

<p><strong>AKADEMİNİN VE UYGULAMANIN SÜRECE KATKISI</strong></p>

<p>Taslağın kamuoyuyla paylaşılmasının ardından oluşan tartışma ortamı başlı başına önemli bir kazanımdır.</p>

<p>Bu sürecin dikkat çeken bilimsel katkılarından biri, alanında uzman akademisyenlerce hazırlanan ve On İki Levha Yayıncılık tarafından yayımlanan “Cebrî İcra Kanunu Taslağı Değerlendirmesi” olmuştur. Çalışma, taslak maddelerini temel ilkeler ve muhtemel uygulama sonuçlarıyla birlikte ele alarak tartışmaya bilimsel bir zemin kazandırmıştır.</p>

<p>Bankalar, ticaret ve sanayi çevreleri, meslek kuruluşları ve barolar da taslağa ilişkin çalışmalar yürütmüştür. Baroların toplantı ve çalıştaylarında ise taslak uygulayıcı gözüyle incelenmiş, muhtemel sorunlar ve çözüm önerileri ortaya konulmuştur. Bu birikim, kapsamlı bir reformun nasıl hazırlanması gerektiğine dair değerli bir tecrübe kazandırmıştır.</p>

<p><strong>BİR YIL SONRA GELİNEN NOKTA</strong></p>

<p>Taslağın kamuoyuna açıklanmasının üzerinden bir yıldan fazla zaman geçti. 31 Ocak 2026 tarihinde görüş bildirme süresinin sona ermesinden bugüne kadar geçen süreçte taslağın yasalaşmasına yönelik kamuoyuna yansıyan somut bir ilerlemenin bulunmaması, yapılan eleştiri ve değerlendirmelerin en azından yeniden düşünülmesine imkân sağlandığını göstermektedir.</p>

<p>Bununla birlikte resmî makamlar tarafından taslaktan tamamen vazgeçildiğine yahut eksik yönlerin yeniden değerlendirildiğine ilişkin açık bir açıklama yapılmamıştır. Böyle bir durumda “Cebrî İcra Kanunu Taslağı'ndan vazgeçildi” şeklinde kesin bir sonuca ulaşmak yerine, taslağın mevcut hâliyle yasalaşma sürecinin ilerlemediğini söylemek daha doğru olabilir.</p>

<p>Geçen zaman şunu gösterdi: Cebrî icra hukuku, masa başında yalnızca kanun maddeleri değiştirilerek yeniden kurulabilecek bir alan değildir. İcra müdüründen hâkime, avukattan akademisyene, bankadan ticari işletmeye, alacaklıdan borçluya kadar sistemin bütün paydaşlarının tecrübesinin dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p><strong>YENİ BİR KANUNDAN ÖNCE DAHA İYİ BİR CEBRÎ İCRA SİSTEMİ</strong></p>

<p>Hukuk teorisi ile uygulama pratiğini buluşturan ve alacaklı ile borçlu arasındaki menfaat dengesini koruyan yeni çalışmaların hazırlanması elbette mümkün ve gereklidir. Ancak bunun yolu, mevcut sistemin bütün kurumlarını değiştirmekten değil; hangi kurumun neden işlemediğini doğru teşhis etmekten geçmelidir.</p>

<p>İcra ve iflas hukukunda hız ile hukuki güvenlik birbirinin alternatifi değildir. Alacaklının hakkına süratle ulaşması kadar borçlunun temel haklarının korunması da sistemin vazgeçilmez unsurudur. İyi bir cebrî icra kanunu bu iki menfaati karşı karşıya getiren değil, aralarında adil ve uygulanabilir bir denge kurabilen kanundur. Bir yılı aşkın süredir devam eden tartışmaların bundan sonra yapılacak çalışmalara ışık tutmasını ümit ediyorum.</p>

<p>Ortak beklenti; akademik birikimi, saha tecrübesini, yargı içtihatlarını ve ekonomik hayatın ihtiyaçlarını buluşturan sade, öngörülebilir ve uygulanabilir bir sistemdir. Çünkü ihtiyacımız olan yalnızca yeni bir cebrî icra kanunu değildir. Asıl ihtiyaç; hakkın kâğıt üzerinde kalmadığı, alacaklının hakkına makul sürede ulaşabildiği, borçlunun temel haklarının korunduğu, icra teşkilatının uygulanması güç prosedürlerle değil açık ve öngörülebilir kurallarla çalışabildiği, hızlı, etkin ve adil bir cebrî icra sistemidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanun-taslagi-i-degerlendirme" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; CEBRÎ İCRA KANUN TASLAĞI (I. DEĞERLENDİRME)</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cebri-icra-kanunu-taslaginin-birinci-yili-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 22:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="15618"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 05.11.2024 tarihli, 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/13320 E., 2024/10390 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/742 D.İş-2022/742 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Davacının İtirazının Kabulü ile Tahkim Yargılamasının Sona Erdirilmesine<br />
SAYISI : K-2022/135789</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davacı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 28.08.2020 tarihinde davacının sürücüsü olduğu araç ile davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç sürücüsü ve dava dışı bir başka araç sürücüsünün karıştığı kaza sonucu müvekkilinin yaralandığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla sürekli iş göremezlik için 5.000,00 TL tazminatın başvuru tarihinden işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; başvurunun usule uygun olmadığını, kusurun tespit edilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun yönetmelik hükümlerine uygun düzenlenmesi gerektiğini, başvuru şartı gerçekleşmediğinden temerrüt oluşmadığını ve vekalet ücretinin hesaplanacak miktarın beşte biri olması gerektiğini ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong><br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamında alınan kusur raporuna göre davacının kusurunun %100 olduğu, sigortalı araç sürücüsünün kusuru olmadığından davalının tazminattan sorumlu olmayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davacı vekili itiraz dilekçesinde; bilirkişi raporunda müvekkiline %100 kusur atfedilerek yapılan hesaplamanın kabul edilemeyeceğini, farklı bir bilirkişiden rapor alınması gerektiğini ileri sürerek itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Uyuşmazlık Hakem Heyeti tarafından alınan kusur raporunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün kusurunun bulunmadığının tespit edildiği, kaza nedeniyle açılan ceza davasının Akyazı 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 2022/414 Esas sayısına kayıtlı olduğu, duruşma gününün 15.11.2022 tarihine talik edildiği, dosyada bulunan 11.03.2021 tarihli Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesi raporunun alternatifli düzenlenen bir rapor olduğu, maddi vakıanın ceza mahkemesi ilamı ile belirlenmesi gerektiği, ceza kovuşturması neticesinde tesis edilecek ilamın kesinleşme süresi gözetildiğinde kanunda belirlenen tahkim yargılama süresi içinde karar verilmesinin mümkün olmadığı gerekçesiyle HMK 435/1-c maddesi uyarınca tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetince yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; itiraz dilekçesinde ileri sürülen gerekçeler ile benzer sebepleri tekrar ederek İtiraz Hakem Heyeti kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı ... şirketi tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün uğradığı sürekli iş göremezlik tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 54 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 ve 111 inci maddeleri, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30 uncu maddesi, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere, ceza yargılamasında sigortalı araç sürücüsünün beraat etmesine, uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasının komisyon nezdinde mümkün olamayacağı yönündeki İtiraz Hakem Heyetinin gerekçesine göre davacı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İtiraz Hakem Heyetine iletilmek üzere mahkemeye gönderilmesine, 05.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="79799"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA TAHKİMİNDE DÖRT AYLIK KARAR SÜRESİ: SÜRE AŞILDIĞINDA UYUŞMAZLIĞIN VE ZAMANAŞIMININ AKIBETİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5684 Sayılı Sigortacılık Kanunu m. 30 Hükmü ile Güncel Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay Kararları Işığında Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigorta uyuşmazlıklarında tahkim yolunun tercih edilmesinin başlıca sebebi, uyuşmazlığın mahkemeye kıyasla çok daha kısa sürede çözüme kavuşturulmasıdır. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesiyle kurulan sistem, bu hızı yalnızca bir beklenti olarak değil, hakemler bakımından bağlayıcı bir yükümlülük olarak düzenlemiştir: hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur.</p>

<p>Bu kuralın çok daha az konuşulan bir arka yüzü bulunmaktadır. Kanun, süreye uyulmamasının sonucunu da açıkça belirlemiş ve "aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" demiştir. Yani süre aşıldığında tahkim yolu kapanmakta, taraflar aylarca hatta yıllarca sürdürdükleri yargılamanın sonunda kendilerini yeniden başlangıç noktasında, bu kez mahkeme önünde bulmaktadır. Bu geçişin usulî ve maddi sonuçları ise kanunda düzenlenmemiştir. Uygulamada ortaya çıkan asıl tehlike de buradadır: tahkimde geçen zaman, hak sahibinin karşısına bu kez zamanaşımı def'i olarak çıkabilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada önce tahkimdeki süre rejimi ortaya konulacak, ardından süre aşımının üç ayrı sonucu incelenecek; süreye sığmayacağı baştan anlaşılan dosyalar bakımından Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin güncel bir kararı ile zamanaşımı sorunu bakımından Hukuk Genel Kurulunun 2025 tarihli kararı değerlendirilecek ve kanun boşluğuna ilişkin öneriler sunulacaktır.</p>

<p><strong>I. TAHKİMDE SÜRE REJİMİ</strong></p>

<p>Sigortacılık Kanunu m. 30, tahkim sürecinin her aşamasını süreye bağlamıştır. Başvuru önce raportörlerce incelenir ve raportörler incelemelerini en geç on beş gün içinde tamamlamak zorundadır (m. 30/15). Raportörlerce çözümlenemeyen başvurular sigorta hakemine iletilir.</p>

<p>Asıl kural m. 30/16'da yer alır: "Hakemler, görevlendirildikleri tarihten itibaren en geç dört ay içinde karar vermeye mecburdur. Aksi hâlde, uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir. Ancak, bu süre tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle uzatılabilir." Hükümde kullanılan "mecburdur" ifadesi ile süre aşımına bağlanan sonucun doğrudan uyuşmazlığın tahkim dışına çıkması olması, sürenin salt bir düzen hükmü olmadığını göstermektedir.</p>

<p>Sürenin başlangıcı, dosyanın Komisyona geldiği tarih değil, hakemin görevlendirildiği tarihtir. Uzatma ise iki yönden şekle bağlıdır: uzatma iradesi hem açık hem de yazılı olmalı ve tarafların her ikisinden gelmelidir. Hakemin kendiliğinden ya da tek tarafın talebiyle süreyi uzatması kanunen mümkün değildir.</p>

<p>İtiraz aşaması da süresizdir denemez. Hakem kararlarına karşı, kararın Komisyonca bildiriminden itibaren on gün içinde bir defaya mahsus olmak üzere itiraz edilebilir; itiraz talebi hakkında ise işin heyete intikalinden itibaren iki ay içinde karar verilmesi gerekir (m. 30/12). İtiraz üzerine hakem kararının icrası durur. Şu var ki kanun, iki aylık bu süreye uyulmamasının sonucunu düzenlememiştir. Uyuşmazlık hakem heyeti bakımından açıkça öngörülen "uyuşmazlık yetkili mahkemece halledilir" yaptırımının itiraz aşamasında karşılığı bulunmamaktadır. Bu asimetri, kanunun sistematiği bakımından açıklanmaya muhtaçtır.</p>

<p>Nihayet, tahkim öncesindeki sürenin de akıp gittiği unutulmamalıdır. Komisyona başvurabilmek için sigorta kuruluşuna başvurulmuş ve talebin kısmen ya da tamamen olumsuz sonuçlandığının belgelenmiş olması; kuruluşun on beş iş günü içinde yazılı cevap vermemesi hâlinde ise bu sürenin dolmuş olması gerekir (m. 30/13). Zamanaşımı bakımından kritik olan husus, bu ön aşamada ve sonrasında geçen zamanın hak sahibinin alacağı üzerinde işlemeye devam etmesidir.</p>

<p><strong>II. DÖRT AYLIK SÜRE PRATİKTE NASIL TÜKENİYOR?</strong></p>

<p>Dört ay, dosya üzerinden yürütülen bir yargılama için ilk bakışta yeterli görünmektedir. Ancak sürenin tüketilmesi, çoğu zaman hakemin ihmalinden değil, yargılamanın olağan akışından kaynaklanmaktadır.</p>

<p>Tipik bir değer kaybı ya da bedensel zarar dosyasında akış şöyledir: hakem görevlendirmesinin ardından karşı tarafa cevap için süre verilir; cevap dilekçesinin sunulmasıyla birlikte çoğu dosyada bilirkişi incelemesine karar verilir; ara karar taraflara tebliğ edilir ve bilirkişi ücreti için genellikle iki haftayı aşan bir son ödeme tarihi belirlenir; ücretin yatırılıp dosyanın bilirkişiye tevdiinden sonra rapor süresi işler; rapor taraflara bildirildiğinde itiraz için süre tanınır; itiraz üzerine sıklıkla ek rapor alınır ve ek rapora karşı yeniden beyan süresi verilir. Bu aşamaların her biri usulen zorunlu olduğu hâlde, toplamı dört ayı rahatlıkla aşabilmektedir.</p>

<p>Buna, karşı tarafın süre uzatım talepleri, hakemin reddi istemleri ya da eksik belgelerin celbi gibi ek gecikme sebepleri eklendiğinde, sürenin aşılması istisna değil olağan hâle gelmektedir. Nitekim kanun koyucunun hakemler için m. 30/11-b'de öngördüğü "bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmama" ölçütü, gecikmenin sistemde beklenen bir olgu olduğunu zımnen kabul etmektedir.</p>

<p><strong>III. SÜRE AŞIMININ ÜÇ AYRI SONUCU</strong></p>

<p>Dört aylık sürenin aşılması, birbirinden bağımsız üç sonuç doğurur.</p>

<p>Birincisi, kanun koyucu süre aşımını kararın denetimi bakımından özel bir sebep saymıştır. m. 30/12'ye göre kural olarak belirli parasal sınırın altındaki uyuşmazlıklarda temyiz yolu kapalı olmakla birlikte, "tahkim süresinin sona ermesinden sonra karar verilmiş olması" hâlinde her hâlükârda temyiz yolu açıktır. Talep edilmemiş bir şey hakkında karar verilmesi ya da hakemlerin yetkileri dışındaki konularda karar vermesi gibi ağır sakatlıklarla aynı sırada sayılması, sürenin kanun koyucu nezdindeki ağırlığını göstermektedir.</p>

<p>İkincisi, süreye uymamanın hakem bakımından kişisel bir yaptırımı vardır. m. 30/11-b uyarınca, kendisine ulaşan dosyaları bir yıl içinde en fazla üç kez zamanında sonuçlandırmayan hakemin ismi bir yıl süreyle sigorta hakemliği listesinden silinir. Uygulamada nadiren gündeme gelen bu hüküm, sürenin hakemler yönünden de bağlayıcı olduğunun açık göstergesidir.</p>

<p>Üçüncüsü ve pratikte en ağır olanı, uyuşmazlığın akıbetine ilişkindir: süre dolduğunda uyuşmazlık artık yetkili mahkemece çözülecektir. Tahkim yolu kapanır; taraflar, tahkimde toplanan delillere ve alınan raporlara rağmen yargılamaya mahkeme önünde yeniden başlar.</p>

<p><strong>IV. SÜREYE SIĞMAYACAĞI BAŞTAN ANLAŞILAN DOSYALAR</strong></p>

<p>Süre sorunu her zaman hakemin ağır davranmasından kaynaklanmaz. Bazı uyuşmazlıklar, yapısı gereği dört aya sığmaz. Bunun tipik örneği, kusur tespitinin ceza yargılamasının sonucuna bağlı olduğu dosyalardır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı</a>na konu olayda, zorunlu mali sorumluluk sigortası kapsamında sürekli iş göremezlik tazminatı talep edilmiş; Uyuşmazlık Hakem Heyeti, alınan kusur raporuna göre başvuranın tam kusurlu olduğu gerekçesiyle talebi reddetmiştir. İtiraz üzerine İtiraz Hakem Heyeti, dosyadaki Adli Tıp Kurumu raporunun alternatifli düzenlendiğini, maddi vakıanın ceza mahkemesi ilamıyla belirlenmesi gerektiğini ve ceza kovuşturması sonucunda verilecek ilamın kesinleşme süresi gözetildiğinde kanunda belirlenen tahkim yargılama süresi içinde karar verilmesinin mümkün olmadığını tespit ederek, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 435/1-c uyarınca tahkim yargılamasının sona erdirilmesine karar vermiştir. Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın Komisyon nezdinde çözüme kavuşturulmasının mümkün olamayacağı yönündeki bu gerekçeyi yerinde bularak kararı onamıştır.</p>

<p>Karar, tahkim yolunun her uyuşmazlık için uygun olmadığını göstermesi bakımından önemlidir. Bekletici mesele niteliğinde bir ceza dosyasının bulunduğu, çelişkili ya da alternatifli kusur raporlarının tek başına hüküm kurmaya elverişli olmadığı dosyalarda tahkim, hız avantajını yitirdiği gibi hak sahibi için ciddi bir zaman kaybına dönüşebilmektedir. Buna karşılık kanun, tahkim yargılamasının bu şekilde sona ermesi hâlinde tarafın mahkemeye geçişini kolaylaştıran hiçbir düzenleme içermemektedir.</p>

<p><strong>V. ASIL SORUN: ZAMANAŞIMI VE HUKUK GENEL KURULUNUN 2025 TARİHLİ KARARI</strong></p>

<p>Süre aşımının doğurduğu en ağır sonuç, tahkimde geçen zamanın hak sahibi aleyhine zamanaşımı def'ine dönüşmesi ihtimalidir. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024210-e-202538-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı </a>bu tehlikeyi bütün açıklığıyla ortaya koymaktadır.</p>

<p>Olayda, iş yeri sigorta poliçesiyle teminat altına alınan depoda 23.02.2012 tarihinde yangın çıkmış; sigortalı, bakiye zararın karşılanması amacıyla 03.07.2012 tarihinde Sigorta Tahkim Komisyonuna başvurmuştur. Uyuşmazlık Hakem Heyeti 04.11.2013 tarihinde talebin kısmen kabulüne karar vermiş; ancak İtiraz Hakem Heyeti 27.01.2014 tarihli kararıyla, hakem kararının yasal süresi içinde verilmediği gerekçesiyle kararın kaldırılmasına ve dosyanın görevli mahkemeye tevdi edilmesi için Komisyona iadesine hükmetmiştir. Bu karar 09.12.2014 tarihinde onanarak kesinleşmiş, taraflara 06.04.2015 tarihinde tebliğ edilmiş; sigortalı 03.11.2015 tarihinde mahkemede dava açmıştır.</p>

<p>İlk derece mahkemesi, sigorta sözleşmesinden doğan alacağın iki yıllık zamanaşımına tâbi olduğu ve hakeme başvuru ile kesilip yeniden işlemeye başlayan sürenin dolduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş; Bölge Adliye Mahkemesi de bu kararı yerinde bulmuş, ayrıca davacının yararlanması düşünülebilecek olan Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek sürenin de aşıldığını belirtmiştir. Özel Dairenin bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi direnmiş, uyuşmazlık Hukuk Genel Kurulunun önüne gelmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu, direnme kararını oy çokluğuyla bozmuştur. Çoğunluğun gerekçesi iki eksene dayanmaktadır. Birincisi, zamanaşımının kesilmesi ve yeniden işlemeye başlamasına ilişkin kurallar çerçevesinde, tahkim sürecindeki son işlemle kesilen sürenin dolmasından önce davanın açılmış olmasıdır. İkincisi ve daha belirleyici olanı, dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağıdır: sigortacı, tahkim yargılaması devam ederken rizikonun kasten gerçekleştirildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmuş, zararın teminat dışı olduğunu savunmuş ve ceza davasının sonucunun beklenmesi gerektiğini ileri sürmüştür; maddi vakıaya ilişkin durum ise ancak tahkim sürecinin tamamlanmasından çok sonra, 2017 yılında verilen beraat kararıyla netleşmiştir. Hukuk Genel Kurulu, sürecin bu şekilde gelişmesinde davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını vurgulayarak, Türk Medeni Kanunu m. 2'nin emredici niteliği gereği hâkimin bu hususu re'sen gözetmesi ve zamanaşımı def'ini reddetmesi gerektiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>Kararın karşı oyu ise meselenin çekirdeğini göstermektedir: azınlığa göre hakem kararı yok hükmünde olduğundan zamanaşımı kesilmemiş, davacı elindeki kararla süresinde mahkemeye başvurmamıştır. Bu görüş kabul edilseydi, hak sahibi tamamen kendi dışındaki bir sebeple, yani hakemin süreye uymamasından ötürü alacağını dava edilebilir olmaktan çıkarmış olacaktı.</p>

<p><strong>VI. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>1. Kesilmenin dayanağı tartışmasızdır. Türk Borçlar Kanunu m. 154/2, alacaklının dava veya def'i yoluyla "mahkemeye veya hakeme" başvurmasını zamanaşımını kesen sebepler arasında saymaktadır. Sigorta Tahkim Komisyonuna yapılan başvuru da bir hakeme başvurudur; dolayısıyla başvuru anında zamanaşımı kesilir. Tartışma, hakem kararının süre yönünden kaldırılmasının bu kesilmeyi geçmişe etkili biçimde ortadan kaldırıp kaldırmadığı noktasındadır. Kanaatimizce kaldırmaz: kesilme, başvuru fiiline bağlanan bir sonuçtur ve alacaklının iradesi dışındaki bir usulî sakatlık nedeniyle geriye alınması, hak arama özgürlüğüyle bağdaşmaz.</p>

<p>2. Bununla birlikte Hukuk Genel Kurulu kararının, her tahkim dosyası için genel bir güvence olarak okunması doğru olmaz. Karar, sigortacının kendi davranışlarıyla süreci uzatmış olmasına ve davacıya atfedilebilecek bir kusur bulunmamasına belirgin biçimde ağırlık vermektedir. Karşı tarafın böyle bir davranışının bulunmadığı bir dosyada, karşı oydaki yaklaşımın benimsenmesi ihtimali fiilen mevcuttur. Uygulamacı bakımından güvenli tutum, tahkim yolu kapandığında beklemeden mahkemeye başvurmaktır.</p>

<p>3. Türk Borçlar Kanunu m. 158'deki altmış günlük ek süre bu durum için elverişli bir çözüm değildir. Anılan hüküm, davanın görevsizlik, yetkisizlik, düzeltilebilir bir yanlışlık veya vaktinden önce açılmış olması nedeniyle reddedilmesi hâllerini düzenlemektedir; tahkim süresinin dolması bu hâllerin hiçbirine tam olarak uymaz. Kaldı ki uygulanabileceği kabul edilse dahi altmış gün, tahkimden mahkemeye geçiş için gerçekçi bir süre değildir: dosyanın temini, harç ve gider avansının yatırılması, delillerin yeniden düzenlenmesi çoğu zaman bu süreyi aşar.</p>

<p>4. Uzatma şartının pratikteki karşılığı ayrıca önem taşımaktadır. Kanun, sürenin yalnızca "tarafların açık ve yazılı muvafakatleriyle" uzatılabileceğini söylemektedir. Bu ifade üç unsuru birden aramaktadır: muvafakat açık olacak, yazılı olacak ve taraflardan yalnız birinden değil her ikisinden gelecektir. Dolayısıyla hakemin, dosyanın karara bağlanmasını erteleyen bir kararı, sonucu itibarıyla süreyi uzatıyorsa, bu üç unsurun gerçekleşmesine bağlıdır.</p>

<p>Uygulamada ise sigorta kuruluşlarının, bilirkişi raporunun kendi aleyhlerine sonuçlandığı dosyalarda "tazminat ferileriyle birlikte ödenecektir, şimdilik hüküm aşamasına geçilmemesi" ya da "ceza dosyasının sonucunun beklenmesi" yönünde talepte bulunduğu sıkça görülmektedir. Bu tür bir talebin kabulü, çoğu zaman fiilen bir süre uzatımıdır. Ödeme vaadinin gerçekleşmemesi hâlinde ise kaybedilen zamanın riski, uzatmayı hiç istememiş olan başvurana yüklenmektedir. Kanaatimizce hakemin, bekleme sonucunu doğuran her talepte, başvuranın açık ve yazılı muvafakatinin bulunup bulunmadığını denetlemesi; muvafakat yoksa talebi ya reddetmesi ya da beklemeyi süre içinde karar vermeyi engellemeyecek kesin ve kısa bir süreyle sınırlaması gerekir.</p>

<p>Başvuran vekili bakımından ise izlenmesi gereken yol açıktır: erteleme taleplerine karşı süre itirazı açıkça dosyaya geçirilmeli; muvafakat verilecekse bu, süresiz değil belirli bir tarihle sınırlı ve yazılı biçimde verilmelidir. Ödeme vaadine dayanan taleplerde, ödemenin yalnızca bilirkişi raporundaki asıl alacağı değil, faizi ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretini de kapsaması gerektiğinin baştan beyan edilmesi, eksik ödeme hâlinde dosyanın konusuz kalmayacağının kayda geçirilmesi bakımından önemlidir.</p>

<p>5. Nihayet belirtmek gerekir ki süre aşımı yalnızca başvuran aleyhine işleyen bir sorun değildir. Lehine karar verilmiş olan sigorta kuruluşu da, kararın süre yönünden kaldırılmasıyla elde ettiği sonucu kaybedebilir. Sorun taraflardan birine özgü değil, sistemiktir.</p>

<p><strong>VII. UYGULAMAYA İLİŞKİN NOTLAR</strong></p>

<p>Yukarıdaki tespitler, tahkim dosyalarının takibinde şu pratik sonuçları doğurmaktadır: hakemin görevlendirme tarihi dosyaya kaydedilmeli ve dört aylık süre takip edilmelidir. Bilirkişi raporu, ek rapor ve itiraz turlarının süreyi tüketme ihtimali belirdiğinde durum beyanla dosyaya geçirilmelidir. Karşı tarafın erteleme taleplerine karşı, süresiz bekleme yerine kesin ve kısa süre verilmesi talep edilmelidir. Kusur tespitinin ceza yargılamasına bağlı olduğu dosyalarda tahkim ile mahkeme arasındaki tercih, başvuru yapılmadan önce değerlendirilmelidir. Süre dolduktan sonra karar verilmişse, parasal sınıra bakılmaksızın temyiz yolunun açık olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Tahkim yolunun kapanması hâlinde ise mahkemeye başvuru geciktirilmemeli, zamanaşımı def'ine karşı hem kesilmeye hem de dürüstlük kuralına dayalı savunma baştan hazırlanmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sigortacılık Kanunu m. 30/16, tahkimin hızını güvence altına almak amacıyla getirilmiş isabetli bir hükümdür. Ne var ki kanun, süreye uyulmaması hâlinde uyuşmazlığın mahkemece çözüleceğini söylemekle yetinmiş; bu geçişin hak sahibinin alacağı üzerindeki etkisini düzenlememiştir. Ortaya çıkan boşluk, Hukuk Genel Kurulunun 12.02.2025 tarihli kararında görüldüğü üzere ancak dürüstlük kuralı üzerinden ve olayın somut özelliklerine bağlı olarak doldurulabilmekte; bu da hak sahibini öngörülemez bir belirsizliğe bırakmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce m. 30/16'ya, tahkim yolunun süre nedeniyle kapanması hâlinde tahkim başvurusunun zamanaşımını kestiği ve kararın kesinleşmesinden itibaren makul bir ek süre içinde mahkemeye başvurulması hâlinde zamanaşımı def'inin ileri sürülemeyeceği yönünde açık bir fıkra eklenmelidir. Ayrıca süre uzatımına ilişkin muvafakatin Komisyon tarafından taraflara resmen sorulması ve tutanağa bağlanması, hem hakemleri hem tarafları koruyacak basit ama etkili bir usul güvencesi olacaktır. Aksi hâlde, hızlı çözüm vaadiyle tercih edilen bir yol, hak sahibi için yılların ve kimi zaman alacağın kendisinin kaybıyla sonuçlanmaya devam edecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 435.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 154, m. 158.</span></p>

<p><span style="color:#999999">4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m. 2.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024210-e-202538-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 12.02.2025 tarihli ve 2024/210 E., 2025/38 K. sayılı kararı.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202213320-e-202410390-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 05.11.2024 tarihli ve 2022/13320 E., 2024/10390 K. sayılı kararı.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-tahkiminde-dort-aylik-karar-suresi-sure-asildiginda-uyusmazligin-ve-zamanasiminin-akibeti-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 20:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-kitap-1024x651.jpg" type="image/jpeg" length="11008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 13.11.2019 tarihli, 2019/6671 E. 2019/10659 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/6671 E., 2019/10659 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : İrtikap (sanıklar... ve ... hakkında), rüşvet alma (sanıklar..., ... ve ... hakkında ayrıca ... yönünden iki kez), rüşvet verme (sanıklar ..., ..., ...ve ... hakkında)<br />
HÜKÜM : İrtikap suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle mahkumiyet, sanık ...'a atılı rüşvet alma suçlarına ilişkin eylemlerin görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğunun kabulüyle iki kez bu suçtan mahkumiyet, diğer sanıklar hakkında atılı suçlar yönünden beraat, müsadere</p>

<p>Mahalli mahkemece verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelendi;</p>

<p>CMK'nın 260/1. maddesine göre irtikap ile rüşvet alma ve rüşvet verme suçlarından açılan kamu davalarında katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş olan Hazinenin kanun yoluna başvurma hakkının bulunması ve hükümlerin vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında, 3628 sayılı Kanunun 18. maddesindeki "...Hazine avukatının yazılı başvuruda bulunması halinde Maliye Bakanlığı, başvuru tarihinde müdahil sıfatını kazanır." düzenlemesinin verdiği yetkiye ve CMK'nın 237/2. maddesine dayanılarak Hazinenin bahse konu suçlardan açılan kamu davalarına katılan olarak KABULÜNE, başvurularının kapsamına göre incelemenin; katılan Hazine vekilinin sanıklar ..., ..., ..., ...,... ve ... haklarında verilen beraat hükümlerine, sanıklar... ve ... müdafilerin müvekkilleri hakkında verilen mahkumiyet hükümlerine, malen sorumlu ... vekilinin ise müsadere kararına yönelik temyiz itirazlarıyla sınırlı olarak yapılmasına karar verildikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p>Gerekçeli karar başlığında malen sorumlu ...’in gösterilmemesi mahallinde düzeltilebilir yazım hatası olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Sanıklardan ... ve ... hakkında verilen mahkumiyet ve beraat ile sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Suç tarihinde ...Tapu Sicil Müdürlüğünde görevli olan sanıklar ..., ... ve ...'ın üzerlerine atılı eylemlerin suç tarihinde yürürlükte bulunan ve lehe olan 5237 sayılı TCK'nın 257/3. maddesinde düzenlenen görevinin gereklerine uygun davranmak için çıkar sağlama suçunu oluşturduğu, diğer sivil sanıkların ise bu suça azmettiren olarak katıldıkları, anılan suçun öngörülen cezasının üst sınırı itibarıyla TCK'nın 66/1-e ve 67/4. maddelerinde belirlenen 12 yıllık ilaveli dava zamanaşımı süresine tabi olduğu, suç tarihleri olan 13/12/2006, 12/01/2007 ve 16/01/2007 ile inceleme günü arasında bu sürenin soruşturma izni alınmasıyla ilgili durma süresi eklendiğinde dahi gerçekleştiği anlaşıldığından hükümlerin 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilmek suretiyle CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanunun 322/1 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar haklarında açılan kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle ayrı ayrı DÜŞMESİNE, adli emanetin 2007/1192 sırasına kayıtlı ... marka cep telefonu ile el konulup yediemine teslim edilen ... plaka sayılı aracın sahiplerine İADESİNE,</p>

<p>Sanık ... hakkında verilen beraat hükmüne yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde ise;</p>

<p>UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinden sanığın hükümden sonra 12/06/2015 tarihinde öldüğü anlaşıldığından, bu husus mahallinde araştırılarak sonucuna göre TCK'nın 64/1 ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca mahkemesince bir karar verilmesi lüzumu,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, katılan Hazine vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden hükmün 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi de gözetilerek CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA 13/11/2019 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dairemiz çoğunluğunca, sanıklar hakkında ilk derece mahkemesince verilen beraat ve mahkumiyet hükümlerinin bozularak kamu davalarının zamanaşımı nedeniyle düşmesine ve adli emanetteki cep telefonu ile yediemine teslim edilen ... plakalı aracın iadesine karar verilmiş ise de;</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 36. maddesindeki "Mahkumiyet halinde cürüm veya kabahatte kullanılan veya kullanılmak üzere hazırlanan veya fiilin irtikabından husule gelen eşya fiilde methali olmıyan kimselere ait olmamak şartiyle mahkemece zabıt ve müsadere olunur." şeklindeki hüküm uyarınca bu Kanun kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olduğu, ancak 5237 sayılı TCK'nın eşya müsaderesini düzenleyen 54. maddesindeki "İyiniyetli üçüncü kişilere ait olmamak koşuluyla, kasıtlı bir suçun işlenmesinde kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen eşyanın müsaderesine hükmolunur." biçimindeki hüküm ile kazanç müsaderesini düzenleyen 55. maddesindeki "Suçun işlenmesi ile elde edilen veya suçun konusunu oluşturan ya da suçun işlenmesi için sağlanan maddî menfaatler ile bunların değerlendirilmesi veya dönüştürülmesi sonucu ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesine karar verilir." şeklindeki hükme göre 5237 sayılı TCK kapsamında müsadere kararı verilebilmesi için mahkumiyetin zorunlu olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Nitekim; ön ödeme, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, etkin pişmanlık, özel af, şahsi cezasızlık halleri ve karşılıklı hakaret hallerinde mahkumiyet hükmü kurulamamasına rağmen müsadere kararı vermek mümkündür.</p>

<p>CMK'nın 256/1. maddesinde yer alan "Müsadere kararı verilmesi gereken hâllerde, kamu davası açılmamış veya kamu davası açılmış olup da esasla beraber bir karar verilmemişse; karar verilmesi için, Cumhuriyet savcısı veya katılan, davayı görmeye yetkili mahkemeye başvurabilir." şeklindeki düzenleme Kanunun müsadere için mahkumiyet kararının varlığını aramadığı gibi kamu davası açılmayan hallerde dahi müsaderenin mümkün olduğunu hüküm altına almıştır. CMK 256. maddede usulü gösterilen müsadere bizatihi yasak eşya ile ilgili değildir. Zira, bizatihi yasak olan eşya ile ilgili müsadere usulü CMK'nın 259. maddesinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK'da müsadere için ayrı bir zamanaşımı süresi öngörülmemiş ancak 70. maddede müsadere infaz zamanaşımı süresi düzenlenmiştir.</p>

<p>Müsaderesi istenen eşya ya da kazancın bağlı olduğu suç dava zamanaşımına uğradığında suçun sübutu tartışılamayacağından ve kamu davasının düşmesine karar verilmesi gerekeceğinden, artık müsaderesi istenen eşya ya da kazancın müsaderesinin gerekip gerekmediği de tartışılamayacaktır. Bu nedenle suç zamanaşımına uğradığında bizatihi suç teşkil etmeyen eşyanın da iadesine karar vermek gerekecektir. Bu halde iadenin nedeni mahkumiyet kararının olmayışı değil suçun sübutunun dolayısıyla da eşyanın suçta kullanılıp kullanılmadığının değerlendirilememesidir.</p>

<p>Oysa temyiz incelemesine konu dosyada mahkumiyetine karar verilen sanıklar yönünden ilk derece mahkemesi ve temyiz mercince (Dairemizce) sanıkların iddianamede anlatılan eylemleri gerçekleştirip gerçekleştirmedikleri tartışılmış, deliller değerlendirilmiş ve dosyaya yansıyan delillere göre sanıkların üzerlerine yüklenen eylemleri gerçekleştirdikleri ve suçu işledikleri sabit olmuş, adli emanetteki cep telefonu ile ...plakalı aracın suçun konusunu oluşturduğu da kesin olarak belirlenmiştir. Ancak bu tespitten sonra sanıkların sabit olan eylemlerinin rüşvet, irtikap ve görevi kötüye kullanma suçlarından hangisini oluşturacağının değerlendirilmesine geçilmiş, sanıkların görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin ettiklerinin anlaşılması üzerine de suç tarihinde basit rüşvetin yani görev gereklerine uygun davranmak için menfaat temin etme eyleminin rüşvet suçunu değil TCK'nın 257/3. maddesinde tanımlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturması nedeniyle zamanaşımından kamu davasının düşmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Şu halde; TCK'nın 257/3. maddesine uyan suçun dava zamanaşımına uğramış olması somut olay bakımından eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin ve cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturup oluşturmadığının tespitine engel teşkil etmemiş, aksine bu hususun tespiti suç vasfının tayini açısından zorunluluk arz etmiştir.<br />
Haklarında mahkumiyet kararı verilen sanıkların mahkumiyete konu eylemleri gerçekleştirdiklerinin, cep telefonu ile aracın suçun konusunu oluşturduğunun ve TCK'nın 55. maddesi uyarınca müsaderesine karar verilmesi gerektiğinin temyiz incelemesi sırasında belirlendiği, bu nedenlerle mahkemece verilen müsadere kararının isabetli olduğu ve onanmasına karar verilmesi gerektiği düşüncesinde olduğumuzdan sayın çoğunluğun iade yönündeki kararına katılmıyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-ceza-dairesinin-20196671-e-201910659-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="44073"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/782 E., 2025/33 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 12.02.2025 tarihli, 2023/782 E., 2025/33 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2023/782 E., 2025/33 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/2 E., 2023/108 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.09.2022 tarihli ve<br />
2022/4966 Esas, 2022/6481 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesince verilen davanın usulden reddine ilişkin karar, davacı vekilinin temyiz istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili; müvekkili şirketin yönetim ve icra kurulu üyesi, nakit akış koordinatörü, yönetim kurulu üyesi, finansman müdürü, muhasebe direktörü ve muhasebe müdürü olan davalıların 2002 yılı Eylül, Ekim ve Kasım aylarında dava dışı ... Parti Genel Başkan Yardımcısı ...'e avans şeklinde usulsüz olarak kaynak aktardıklarını, şirketin bu suretle zarara uğradığını, anılan hususların detaylı olarak 21.07.2005 tarihli teftiş raporunda belirlendiğini ileri sürerek tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ve fazlaya ilişkin haklar saklı tutularak 10.000,00 TL’nin zarar tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle davalılardan sorumlulukları oranında tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiş, 26.09.2008 tarihli ıslah dilekçesiyle talebini 399.335,32 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekilleri davanın ayrı ayrı reddini savunmuşlardır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı<br />
6. İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 28.12.2011 tarihli ve 2011/36 Esas, 2011/121 Karar sayılı kararı ile; davalılardan ...'nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, ...'nün genel müdürü, ...'in icra kurulu üyesi, ...'in nakit akış koordinatörü, ...'ın finansman müdürü, ... ile ...'in ise dava dışı ... A.Ş.'de muhasebe müdürü ve muhasebe direktörleri oldukları, bu kişilerin davacı şirketin yetkilisi ve çalışanı bulunmadıkları, sorumluluk zincirinde yer almadıkları, zarar ile bağlantılarının olmadığı, usulsüz şekilde dava dışı ... Parti Genel Başkan Yardımcısına davacı hesaplarından para aktarılmak suretiyle şirketin zarara uğradığı, yöneticiler ile denetçiler hakkında aynı istemle dava açıldığı, yönetim ve denetim kurulu üyelerinin işlemle ilgili olarak bir açıklama yapmadıkları, işbu davanın tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla ikâme edildiği, diğer davalıların zarardan sorumlu olmadıkları gerekçesiyle davanın davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulü ile 10.000,00 TL’nin dava tarihinden, ıslah edilen 389.335,32 TL'nin ise ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle müştereken ve müteselsilen tahsiline, diğer davalılar yönünden açılan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili ile davalılar ..., ... ve ... vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuş, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süreden reddine dair mahkemece ek karar verilmiş, ek karar da anılan davalı vekili tarafından süresinde temyiz edilmiştir.</p>

<p>8. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 03.06.2014 tarihli ve 2014/2082 Esas, 2014/10376 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar ..., .... ..., ... ve ...'a yönelik tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davalılardan ...'nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A gurubu imza yetkilisi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Ayrıca, anılan davalının icra komitesi üyesi sıfatı da bulunmaktadır. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi hükmüne göre, şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmıyan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması hâlinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olacağı hükmünü haizdir. Ortak veya yönetim kurulu olmasa bile, icra komitesi sıfatıyla şirketi temsil ve ilzama yetkili kişilerin sorumluluğu, yöneticilerin sorumluluğu hükümlerine tabi olacaktır. Davalı ... yönetici olup, işbu davanın konusu vakıalara dayalı olarak genel kurul kararı uyarınca önceden hakkında sorumluluk davası açıldığı tarafların da kabulündedir. Temyize konu bu dava, anılan davalının icra komitesi sıfatı nedeniyle doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak açılmıştır. Ancak, icra komitesi sıfatıyla temsil ve ilzama yetkili kişiler hakkında şirkete karşı verdiği zararın tahsili davası da somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında olup, haksız fiil hükümlerine dayalı doğrudan dava açılması mümkün değildir. Aynı iddialar ile ilgili olarak yönetim kurulu üyesi sıfatıyla zaten hakkında dava açılmış olup, davalı ... vekili de derdestlik itirazında bulunmuştur.</p>

<p>Bu durum karşısında, davalı ... vekilinin derdestlik itirazının dikkate alınarak, hakkındaki davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın bu davalı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3-Ayrıca, davalı ... hakkında da yazılı şekilde hüküm kurulmuştur. Ancak, anılan davalının da icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olup, bu sıfatı dikkate alındığında şirkete karşı sorumluluğu yukarıda 2 numaralı bentte açıklandığı üzere 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında değerlendirilmelidir. Davacı şirkete karşı bu sıfatla verdiği ileri sürülen zararın tazmini için hakkında dava açılması yönünde şirket genel kurulunca karar verilmesi gerekmektedir. Teftiş kurulu raporuna dayalı olarak hakkında doğrudan doğruya bu şekilde dava açılması mümkün değildir. Yine yukarıda açıklandığı üzere, aynı vakıalarla ilgili olarak davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasının derdest olduğu tartışmasızdır. Mahkemece, o davayla ilgili olarak davacı şirketin hesaplarından zarar verici işlemlerle ilgili yönetim kurulu ve denetçilerin bir açıklama yapmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, şirketin zararına ilişkin olduğu ileri sürülen işlemlerin neler olduğu, ne zaman ve kimler tarafından gerçekleştirildiği, zararın boyutu gibi hususların doğru ve net şekilde ortaya çıkarılması, adaletin doğru tesis edilmesi ve taraf menfaatleri bakımından, yönetim kurulu ve denetçiler hakkındaki açılan davayla işbu davanın birlikte görülmesi veya işbu davanın o davanın sonucunu beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>O halde, davalı ...'in davacı şirketi temsile yetkili icra komitesi sıfatı dikkate alınıp, hakkında doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak dava açılamayacağı, 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi uyarınca dava açılması için alınmış bir genel kurul kararı olup olmadığı üzerinde durulması, kararın bulunmadığı sonucuna varılırsa bu usulü eksikliğin giderilmesi, dava açılması yönündeki usulü eksiklik tamamlandığında eldeki davanın, davacının yönetim kurulu ile denetçiler hakkında açılan davayla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, kararın davalı ... yararına bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>4-Bozma neden ve şekline göre, davacı vekili ile davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine gerek görülmemiştir…” şeklindeki gerekçeyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar .... ..., ... ve ...'a yönelik temyiz itirazlarının reddiyle anılan davalılar hakkındaki hüküm onanmış, (2) ve (3) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile karar bozulmuştur.</p>

<p>9. Davacı vekili ve davalı ... vekilinin karar düzeltme istemi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 05.05.2015 tarihli ve 2014/17827 Esas, 2015/6331 Karar sayılı kararı ile; “…1- Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.<br />
Mahkemece yapılan yargılama sonucu davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulüne, diğer davalılar hakkındaki davanın ise reddine karar verilmiştir. Davalı ... vekili, kararı 11.05.2012 tarihinde temyiz etmiş, 21.05.2012 tarihli dilekçesi ile temyiz dilekçesine Bayrampaşa Devlet Hastanesi Aile Hekiminden alınan 8.5.2012- 10.5.2012 tarihlerini kapsar rapor kağıdını ekleyerek temyiz isteminin süresinde olduğunun kabulünü istemiş, diğer bir deyişle HMK’nun 95. vd. maddeleri uyarınca eski hale getirme talebinde bulunmuştur. Mahkemenin 22.05.2012 tarihli kararı ile temyiz süresi geçtiğinden anılan davalı vekilinin temyiz isteminin süre yönünden reddine karar verilmiş, davalı vekili bu kararı süresinde temyiz etmiştir.</p>

<p>Eski hale getirme talebi HMK’nun 95. ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup. HMK'nun 95 vd. maddeleri uyarınca elde olmayan sebeplerle, kanunda belirtilen veya hakimin kesin olarak belirlediği süre içinde bir işlemi yapamayan kimse, eski hale getirme talebinde bulunabilir. Düşen bir hakkın eski hale getirilmesine karar verilebilmesi için belli süre içerisinde işlem yapmaya mecbur olan kimsenin veya vekilinin arzu ve isteği dışında o işlemi yapmaktan aciz olduğu kanıtlanmış bulunmalıdır. Yine aynı kanunun 98.maddesi hükmüne göre ise, hüküm verilmeden önceki eski hale getirme istemleri davaya bakan mahkemeye, temyiz veya karar düzeltme sürelerinin geçirilmiş olması üzerine eski hale getirme istemleri ise hükmü temyizen İncelenmekle görevli Yargıtay Dairesi’ne yapılmalıdır. Başka bir deyişle HMK’nun 98.maddesi hükmü gereğince, temyiz veya karar düzeltme sürelerinin geçirilmiş olması üzerine eski hale getirme istemlerinin incelenmesi, hükmü temyizen İncelenmekle görevli Yargıtay Daİresi’ne ait olduğundan, davalı ... vekilinin karar düzeltme isteminin kabulü ile Dairemizin 3.6.2014 tarih ve 2014/2082-10376 sayılı olup anılan davalı hakkındaki (1) nolu bendindeki “temyiz itirazlarının reddine'' ilişkin kısmın kaldırılmasına, keza anılan davalı vekilinin eski hale getirme istemi Yargıtay’ca incelenmeksizin verilmiş bulunan mahkemenin 22.05.2012 tarih ve 2011/36-121 sayılı ek kararının yerinde olmadığı anlaşılmakla, bu kararın da bozularak kaldırılmasına karar verilerek, anılan davalı vekilinin asıl karara yönelik temyiz istemiyle ilgili eski hale getirme isteminin incelenmesine geçilmesi gerekmiştir.</p>

<p>2- Somut olayda mahkeme kararı, davalı ... vekilinin dosyada mevcut adresine Tebligat Yasası hükümlerine göre usulünce tebliğ edilmiş ve davalı vekili Av. ... 08.05.2012 tarihinde göğüs ağrısı ile hastaneye müracaat ettiğini bu nedenle de temyiz süresinin kaçırıldığını belirtmiştir. Dosyada bulunan ve temyiz aşamasında ileri sürülen mazeretin HMK'nun 95. maddesindeki kesin sürenin elde olmayan sebeple kaçırılması (m.95,1) ve başvurulacak başka hukukî yol olmaması (m.95,2) kapsamında değerlendirilmesi mümkün görülmesi nedeniyle davalı ... vekilinin eski hale getirme isteminin kabulü ile mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarının incelemesine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>3- Davalı ... vekilinin asıl karara yönelik temyiz itirazlarına gelince; davalı ... davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A gurubu imza yetkilisi olduğu hususu uyuşmazlık konusu değildir. Somut olaya uygulanması gereken mülga 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi hükmüne göre, şirket muamelelerinin icra safhasına taalluk eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmayan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tespit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olacağı hükmünü haizdir. Davalı genel müdür olup, işbu davanın konusu vakıalara dayalı olarak genel kurul kararı uyarınca önceden hakkında sorumluluk davası açıldığı tarafların da kabulündedir. Temyize konu bu dava, anılan davalının genel müdür sıfatı nedeniyle doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak açılmıştır. Ancak, genel müdür sıfatıyla temsil ve ilzama yetkili kişiler hakkında şirkete karşı verdiği zararın tahsili davası da somut olaya uygulanması gereken 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi kapsamında olup, haksız fiil hükümlerine dayalı doğrudan dava açılması mümkün değildir. Yine yukarıda açıklandığı üzere, aynı vakıalarla ilgili olarak davacı şirketin yönetim ve denetim kurulu üyeleri hakkında açılan sorumluluk davasının derdest olduğu tartışmasızdır. Mahkemece, o davayla ilgili olarak davacı şirketin hesaplarından zarar verici işlemlerle ilgili yönetim kurulu ve denetçilerin bir açıklama yapmadığı kabul edilerek hüküm kurulmuştur. Ancak, şirketin zararına ilişkin olduğu ileri sürülen işlemlerin neler olduğu, ne zaman ve kimler tarafından gerçekleştirildiği, zararın boyutu gibi hususların doğru ve net şekilde ortaya çıkarılması, adaletin doğru tesis edilmesi ve taraf menfaatleri bakımından, yönetim kurulu ve denetçiler hakkındaki açılan davayla işbu davanın birlikte görülmesi veya işbu davanın o davanın sonucunu beklemesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>O halde, davalı hakkında doğrudan teftiş kurulu raporuna dayalı olarak dava açılamayacağı, 6762 sayılı TTK'nın 342. maddesi uyarınca dava açılması için alınmış bir genel kurul kararı olup olmadığı üzerinde durulması, kararın bulunmadığı sonucuna varılırsa bu usulü eksikliğin giderilmesi, dava açılması yönündeki usulü eksiklik tamamlandığında eldeki davanın, davacının yönetim kurulu ile denetçiler hakkında açılan davayla birleştirilmesi veya o davanın sonucunun beklenilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmadığından davalı ... vekilinin bu yöne ilişen temyiz itirazlarının kabulüyle Dairemizin 03.06.2014 tarih ve 2014/2082-2014/10376 karar sayılı ilamının bu davalı yönünden bir bent daha eklenerek kararın ... yararına da bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>4- Davacı TMSF vekilinin karar düzeltme istemine gelince; davalı ... yönünden verilen işbu temyiz ilamının taraflara tebliği İle tarafların anılan davalı bakımından verilen işbu karara karşı yasal karar düzeltme süreleri geçtikten sonra topluca incelenme zorunluluğu nedeniyle bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, yukarda belirtilen tebliğ işlemleri ile sair işlemlerin yerine getirilmesi ve davacı TMSF vekilinin her halükarda diğer davalılarla ilgili karar düzeltme itirazlarının incelenmesi için iade edilmek üzere dosyanın mahalline geri çevrilmesine karar vermek gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin karar düzeltme talebi kabul edilerek mahkemenin ek kararına yönelik temyiz itirazlarının reddine dair Özel Dairenin 03.06.2014 tarihli ilâmının (1) numaralı bendi davalı ... yönünden kaldırılmış, buna bağlı olarak mahkemenin 22.05.2012 tarihli ek kararı bozulmuş, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin eski hâle getirme istemi kabul edilerek anılan davalı vekilinin mahkemenin asıl kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiş, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin asıl karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile Özel Dairenin 03.06.2014 tarih ve 2014/2082 Esas, 2014/10376 Karar sayılı bozma kararına bir bent daha eklenerek yerel mahkeme kararının ilâmda yazılı diğer davalılar yanında davalı ... yararına da bozulmuş, (4) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin karar düzeltme isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilerek dava dosyası geri çevrilmiş, sonrasında davacı vekilinin karar düzeltme istemi, Özel Dairenin 17.03.2016 tarihli ve 2016/2127 Esas, 2016/2993 Karar sayılı karar ile reddedilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin Birleştirme Kararı ile Sonrasındaki Tefrik İle Vermiş Olduğu Karar<br />
10. İstanbul 16. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30.06.2016 tarihli ve 2016/445 Esas, 2016/559 Karar sayılı kararı ile bozma ilâmına uyularak dosyanın İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2007/386 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, sonrasında verilen 24.06.2021 tarihli ara karar ile işbu dosya tekrar tefrik edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11. Tefrik kararı sonrasında verilen İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.11.2021 tarihli ve 2021/780 Esas, 2021/797 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı, Sosyal Güvenlik Kurumu ile İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğünden celp edilen kayıtlar dikkate alındığında, ... hariç diğer tüm davalıların eylem tarihinde işçi sıfatına haiz oldukları, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) hükümlerine göre davalılar arasında dava arkadaşlığının bulunduğu, dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) uyarınca yönetici sıfatını haiz davalıların asliye ticaret, işçi sıfatına haiz olan davalıların ise iş mahkemesine tabî oldukları, somut olaydaki gibi davalıların bir kısmının genel, bir kısmının özel görevli mahkemeye tabî olması hâlinde özel görevli mahkemenin tüm davalılar açısından görevli olacağının ilmî içtihat olarak benimsendiği, dava konusu eylemin gerçekleştiği tarih itibariyle bu dosyanın davalıları olan ve davacı şirket bünyesinde hizmet akdi ile görev yapan ..., ..., ..., ..., ... ... ile davacı şirket arasındaki ilişkinin eylem tarihi itibariyle yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. madde hükmü nedeniyle iş mahkemesinin görev alanında olduğu gerekçesiyle davanın göreve ilişkin dava şartı nedeniyle usulden reddine, talep hâlinde dava dosyasının iş mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı<br />
12. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>13. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 29.09.2022 tarihli ve 2022/4966 Esas, 2022/6481 Karar sayılı kararı ile; “… Dava, davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, icra komitesi üyesi ve çalışanları olduğu ileri sürülen davalıların şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davanın ilk açılışında İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce yapılan yargılama neticesinde 28/12/2011 tarih, 2011/36 esas ve 2011/121 karar sayılı karar ile 10.000,00 TL’nin dava tarihinden ve ıslah edilen 389.335,32 TL’nin ise ıslah tarihi olan 26/09/2008 tarihinden itibaren davalılar ..., ... ve ... yönünden kabulü ile yasal faiziyle birlikte müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, diğer davalılar hakkındaki davanın reddine karar verilmiş, işbu karar davacı vekili ile davalılar ..., . ... ve ... vekilleri tarafından temyiz edilmiş, davalı ... vekilinin temyiz isteminin süreden reddine dair mahkemece ek karar verilmiş, ek karar da anılan davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir. Dairemizin 03/06/2014 tarih, 2014/2082 esas ve 2014/10376 karar sayılı kararının (1) numaralı bendi ile davalı ... vekili ile davacı vekilinin davalılar ..., .... ..., ... ve ...’a yönelik tüm temyiz itirazlarının reddine karar verilmiş, (2) numaralı bendi ile davalılardan ...’nun davacı şirketin yönetim kurulu üyesi, 2. derece A grubu imza yetkilisi ve ayrıca icra komitesi üyesi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiş, (3) numaralı bendi ile davalı ...’in icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiştir. Dairemizin işbu ilamına karşı davacı vekili ile davalı ... vekili karar düzeltme isteminde bulunmuş, Dairemizin 05/05/2015 tarih, 2014/17827 esas ve 2015/6331 karar sayılı kararının (1) numaralı bendi ile Mahkemenin 22/05/2012 tarih ve 2011/36-121 sayılı ek kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle bu ek kararın bozularak kaldırılmasına, davalı ... vekilinin, asıl karara yönelik temyiz istemiyle ilgili eski hale getirme isteminin incelenmesine geçilmesine karar verilmiş, (2) numaralı bendi ile davalı ... vekilinin eski hale getirme isteminin kabulü ile mahkeme kararına yönelik temyiz itirazlarının incelenmesine karar verilmiş, (3) numaralı bendi ile davalı ...’nün davacı şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A grubu imza yetkilisi olduğu belirlenerek yine bu bentte açıklanan gerekçelerle hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmiş, (4) numaralı bendi ile davacı TMSF vekilinin karar düzeltme isteminin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, Dairemizin 17/03/2016 tarih, 2016/2127 esas ve 2016/2993 karar sayılı kararı ile de davacı TMSF vekilinin karar düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir. Bu aşamadan sonra dava İstanbul 16.Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2016/445 esasını almış, akabinde işbu dosyanın İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2007/386 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmiş, birleştirme üzerine yargılamaya 2007/386 esas sayılı dava dosyası üzerinden devam olunmuş, yargılama devam ederken mahkemece birleşen 2016/445 esas sayılı dava dosyasında dava şartları açısından görev hususunun değerlendirilmesi bakımından HMK’nın 167 maddesi hükmü uyarınca 24.06.2021 tarihinde ayırma kararı verilmiş, ayırma kararı üzerine bu defa dosya İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2021/780 esasını almış ve bu esas üzerinden davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde dava dosyanın görevli İstanbul İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş, işbu karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar mahkemece eldeki davanın dava şartı yokluğundan ve usulden reddine, talep halinde dava dosyasının görevli İstanbul İş Mahkemesi’ne gönderilmesine karar verilmiş ise de, hakkında verilen hükümler bozulan davalılar . ..., ... ve ...’nun davacı şirkette hangi sıfatla görev yaptıkları yukarıda açıklandığı şekilde Dairemizin 03/06/2014 tarih, 2014/2082 esas ve 2014/10376 karar sayılı kararında ve 05/05/2015 tarih, 2014/17827 esas ve 2015/6331 karar sayılı kararında belirtilmiş, hakkında red kararı verilen davalılar ..., .... ..., ... ve ... hakkındaki hükümler de kesinleşmiştir. Açıklanan bu çerçeve içinde Dairemiz bozma ilamları içeriği uyarınca somut uyuşmazlığı çözmekte asliye ticaret mahkemesinin görevli olduğu gözden kaçırılarak yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde iş mahkemesinin görevli olduğu yönünde tesis edilen kararın bozulması gerekmiştir…” şeklindeki gerekçeyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
14. İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 09.02.2023 tarihli ve 2023/2 Esas, 2023/108 Karar sayılı kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; haklarında bozma kararı verilen davalıların şirkette yönetici olarak görev yapan kişiler olsa dahi ilk bozma kararına esas teşkil eden İstanbul 21. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2011/36 Esas 2011/121 Karar sayılı kararında davalılardan ...'in nakit akış koordinatörü, .... ...'ın finansman müdürü olduğunun belirtildiği, davacı vekilinin yargılama aşamasında yapmış olduğu açıklamalar ve ayrıca sunmuş olduğu imza sirkülerine dair belge ile dahi davalılardan .... ...'ın ... Mobil Telekominikasyon A. Ş.'de finansman müdürü, ...'in ise ... Mobil Telekominikasyon A. Ş.'de nakit akış koordinatörü olduğunu iddia ettiği, 16.02.2011 tarihli dilekçe ve eklerinde de davalılar ...'in, ...'ın ve ...'in ... Mobil Telekominikasyon A.Ş. bünyesinde çalıştıklarına dair personel bilgi formu, imza sirküleri, fesih yazısı ve dayanaklarını sunduğu, bu şekilde çalışan olarak sorumluluklarına açıkça dayandığı, emsal olan bağlantılı Özel Daire içtihatlarında da bu hususun açıkça benimsendiği, bu benimseme nedeniyle .... ... ve ..., ... yönünden de iş mahkemesinin görevli bulunduğunun şeklen kesinleştiği, dikkate alınan emsal kararlar ile davalılar ..., ..., .... ...'ın şirkette işçi sıfatında çalışan kişiler konumunda bulundukları, davanın açıldığı 2007 yılı öncesi ve isnat olunan eylemin gerçekleştiği tarihler itibariyle şirket bünyesinde yönetim kurulu ve denetim kurulu üyesi olmayan, çalışan olarak da bilgi ve belgeleri sunulan ve emsal kararlarla ayrıca ilk derece kararları çerçevesinde işçi oldukları ortaya çıkan ..., ......., ..., ... nedeniyle görevli mahkemenin 2007 yılı itibariyle iş mahkemesi olduğu, bozma kararı sonrasında görev hususunda usulî kazanılmış hakkın söz konusu olmayacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
15. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>16. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; eldeki davada görevli mahkemenin iş mahkemesi mi yoksa asliye ticaret mahkemesi mi olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>17. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>18. Görev hususu 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 1. maddesi gereğince kamu düzenine ilişkin olup aynı Kanun’un 114/1-c maddesi gereğince dava şartları arasında sayılmıştır. Buna göre görev hususu tarafların ileri sürmelerinden bağımsız olarak davanın her aşamasında mahkemece resen gözetileceği gibi görevsiz mahkemede açılan davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>19. Uyuşmazlığın niteliği itibariyle iş mahkemeleri ve asliye ticaret mahkemeleri arasındaki görev ilişkisi üzerinde durulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>20. Dava tarihinde yürürlükte olan 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinde İş Kanunu’na göre işçi sayılan kişilerle işverenler arasında iş sözleşmesinden yahut İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk davalarına bakma görevinin iş mahkemelerine ait olacağı düzenlenmiştir. Ayrıca 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 5. maddesi ise;</p>

<p>“(1) İş mahkemeleri;</p>

<p>a) 5953 sayılı Kanuna tabi gazeteciler, 854 sayılı Kanuna tabi gemiadamları, 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununa veya 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun İkinci Kısmının Altıncı Bölümünde düzenlenen hizmet sözleşmelerine tabi işçiler ile işveren veya işveren vekilleri arasında, iş ilişkisi nedeniyle sözleşmeden veya kanundan doğan her türlü hukuk uyuşmazlıklarına,</p>

<p>b) İdari para cezalarına itirazlar ile 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi kapsamındaki uyuşmazlıklar hariç olmak üzere Sosyal Güvenlik Kurumu veya Türkiye İş Kurumunun taraf olduğu iş ve sosyal güvenlik mevzuatından kaynaklanan uyuşmazlıklara,</p>

<p>c) Diğer kanunlarda iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilen uyuşmazlıklara,<br />
ilişkin dava ve işlere bakar.” hükmünü haizdir. Bu kapsamda iş mahkemelerinin görev alanına giren hukuk uyuşmazlıkları olarak iş uyuşmazlıkları, tarafları ve konusu kanunla belirlenmiş uyuşmazlıklar olup görev kuralları kamu düzenine ilişkin olduğundan, içeriği keyfi surette doldurulamayacak uyuşmazlıklardır.</p>

<p>21. Öte yandan asliye ticaret mahkemelerinin görev kapsamı itibariyle değinilmesinden yarar bulunan hususlardan biri de ticari davalardır. Buna göre ticari davalar; mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Bir davanın ticari dava sayılmasına bağlanan en önemli sonuç, o davanın asliye ticaret mahkemesinde görülmesi ve buna bağlı olarak özel birtakım usul kurallarına tabî olmasıdır. Hangi iş ve uyuşmazlıkların ticari dava sayıldığı 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) ve bazı özel kanunlarda sınırlı olarak belirtilmiştir (Levent Börü, İlker Koçyiğit: Ticari Dava, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 27).</p>

<p>22. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Nispi ticari davalar ise her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması hâlinde ticari nitelikte sayılan davalardır.</p>

<p>23. Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 4. maddesine göre tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın aynı Kanun’da düzenlenen hususlardan doğan hukuk davalarının ticari dava olduğu, yine aynı Kanun’un 5. maddesine göre ticari davalara bakma görevinin asliye ticaret mahkemelerine ait olduğu düzenlenmiştir. Yine 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (6102 sayılı TTK) 4. maddesi gereğince aynı Kanun’da sayılan hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava olarak olup bu davalara bakma görevi asliye ticaret mahkemelerine aittir (6102 sayılı TTK md. 5).</p>

<p>24. Dava tarihinde yürürlükte olan 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesinde anonim şirketlerde müdürlerin sorumluluğu düzenlenmiş olup anılan hüküm “Şirket muamelelerinin icra safhasına taallük eden kısmı, esas mukavele veya umumi heyet veya idare meclisi kararıyla idare meclisi azasından veya ortaklardan olmayan bir müdüre tevdi edildiği takdirde; müdür, kanun veya esas mukavele yahut iş görme şartlarını tesbit eden diğer hükümlerle yükletilen mükellefiyetleri, gereği gibi veya hiç yerine getirmemiş olması halinde idare meclisi azasının mesuliyetlerine ait hükümler gereğince şirkete, pay sahiplerine ve şirket alacaklarına karşı mesul olur. Bu esasa aykırı bir şartın esas mukaveleye konması veya müdürün idare meclisinin emri ve nezareti altında bulunması mesuliyeti bertaraf edemez.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>25. Nitekim aynı hususla alakalı olarak 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi gereğince şirket yönetiminde görev alanlar kanundan ve esas sözleşmeden doğan yükümlülüklerini kusurlarıyla ihlal ettikleri takdirde, hem şirkete hem pay sahiplerine hem de şirket alacaklılarına karşı verdikleri zarardan sorumludurlar.</p>

<p>26. Gerek 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi gerekse de 6102 sayılı TTK’nın 553. maddesi kapsamında şirket yönetiminde görev alanlara karşı açılacak davalar niteliği itibariyle mutlak ticari davalardan olup bu davalarda her iki Kanun’un 4 ve 5. maddeleri uyarınca görevli mahkeme asliye ticaret mahkemeleridir. Dolayısıyla şirket yönetiminde görev alanlar ile şirket arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcut olması, bu kişiler aleyhine 6762 sayılı TTK’nın 342. (6102 sayılı TKK md. 553) maddesi kapsamında açılacak sorumluluk davalarında iş mahkemelerini görevli hâle getirmeyecektir.</p>

<p>27. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tarafından şirket içi düzenlenen teftiş raporu ile davalıların görev aldıkları şirkette dava dışı kişilere kaynak aktarımı suretiyle şirketi zarara uğrattıklarının tespit edildiği iddiasıyla davalıların 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) kapsamında sorumluluğuna dayalı olarak eldeki davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>28. Her ne kadar ilk derece mahkemesince, bir kısım davalılar ile şirket arasında işçi-işveren ilişkisinin mevcudiyetine dayalı olarak iş mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiş ise de; açılan davada ortaya çıkan uyuşmazlık, davacı ile bir kısım davalılar arasındaki iş ilişkisinden yahut İş Kanunu’ndan doğan bir uyuşmazlık değildir. Aksine davalılara yönetilen isnatlar, davalıların şirketteki görevleri kapsamında şirketi zarara uğrattıkları iddiasına dayalı olarak 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) çerçevesinde sorumluluklarına ilişkindir. Dolayısıyla davalıların iddia olunan zarardan sorumlu olup olmadığına ilişkin taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümü, 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) çerçevesinde değerlendirilecektir.</p>

<p>29. Buradan hareketle, davalılar aleyhine 6762 sayılı TTK’nın 342. maddesi (6102 sayılı TTK md. 552) kapsamında açılan dava niteliği itibariyle mutlak ticari dava olup bu davaya bakma görevi asliye ticaret mahkemesine aittir. Davalılardan bir kısmı ile şirket arasındaki işçi-işveren ilişkisinin mevcudiyeti, açılan davanın niteliği ve kanunî dayanağı itibariyle iş mahkemesini görevli hâle getirmez.</p>

<p>30. Ayrıca dosyanın geçirdiği ve yukarıda da detaylı olarak değinilen tüm aşamalardan da anlaşılacağı üzere; ilk hükümde haklarında ret kararı onanan davalılar dışındaki davalılardan ...’nun şirketin yönetim kurulu üyesi, 2. derece A grubu imza yetkilisi ve ayrıca icra komitesi üyesi olduğu, davalı ...’in icra komitesi üyesi ve davacı şirketi temsil yetkisi olduğu ve son olarak davalı ...’nün şirketin yönetim kurulu üyesi ve 2. derece A grubu imza yetkilisi olduğu belirlenmiş, diğer davalılar yönünden verilen ret kararı kesinleşmiştir.</p>

<p>31. Hâl böyle olunca mahkemece; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen Geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>12.02.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023782-e-202533-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 16:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="58413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİNDE HUKUKA AYKIRI DELİLİN HÜKME ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mahkemelerde sıklıkla karşılaştığımız bir söz vardır: "Haklı olmak yetmez, haklılığın ispat edilmesi gerekir." Haklılığın ispatı ancak delille mümkündür. Fiilin, sanık tarafından işlendiği veya işlenmediği konusunda, hukuk düzenince kabul edilen vasıtalarla, yargılama makamının tam bir kanaate varmasını temine yönelik faaliyetlere ispat denir. Bir ispat vasıtası olan delillerde ceza muhakemesinin en önemli kavramlarındandır. Delil, cezai uyuşmazlığın konusu olan olayı temsil eden, olayın mahkeme önünde canlandırılmasını sağlayan araçtır. Davanın kaderini belirleyen, hâkimi ikna eden, iddia veya savunmanın doğruluğunu ispatlamaya yarayan en temel unsurdur.</p>

<p>Yargılamanın türüne göre delillerin toplanma şekli, değerlendirilmesi ve yargılamadaki işlevi farklılık gösterse de delil, her iki sistemde de hâkimin kararının dayandığı en temel faktördür.</p>

<p>Ceza muhakemesi, bir kişinin eyleminin suç olduğu şüphesi üzerine yapılan ve bu şüpheyi yenmeye yönelik sürdürülen bir faaliyettir. "Suç işlendi mi, kim işledi ve yaptırımı nedir?" sorularının cevabı aranır. Bu süreç; iddia (tez), savunma (antitez) ve yargılama (sentez) faaliyetleri ile belirtilen sorular bağlamında yürütülür. Geçmişte olmuş bitmiş bir olay ancak deliller aracılığı ile ortaya konulabilir. Ceza muhakemesinde delil, cezai uyuşmazlığın maddi boyutunun ispatı için gereklidir. Muhakeme makamının bir vicdani kanaate ulaşması ancak ispatı gereken olay ve olguya ilişkin tüm delillerin değerlendirilmesi ile mümkündür. Ceza muhakeme hukukunda belirli konuların belirli delillerle ispat edilmesi zorunlu değildir. <strong>Cezai uyuşmazlıklarda</strong>, kişilerin önceden delil hazırlamasının zorluğu ve suç delillerinin yok edilmeye çalışılması olasılığı nedeniyle "<strong>delil serbestisi ilkesi</strong>" kabul edilmiştir. Bu ilke uyarınca bir konu her türlü delille ispat edilebilir. Ancak bu serbestlikte sınırsız değildir.</p>

<p>İspat aracı olarak kullanılacak <strong>delillerin birtakım özelliklere</strong> sahip olması gereklidir. Delil, yargılama konusu olayın tümünü veya bir kısmını ispat edecek nitelikte, hâkimin vicdani kanaate ulaşmasını sağlamaya yönelik, beş duyu organıyla algılanabilen, hukuka uygun yollardan elde edilmiş, sağlam ve güvenilir olmalıdır. Bunların yanı sıra delil, müşterek olmalıdır. Yani iddia, savunma ve yargılama makamlarının bilgisine sunulmalıdır. Bu sayede söz konusu bir delilin taraflarca çürütülebilme ve delil hakkında tarafların düşüncelerini açıklayabilmelerine fırsat verilmesi mümkündür. Delil, akılcı ve bilimin kabul ettiği bir husus olmalıdır. Ön yargılardan uzak bir akıl yürütme ile sonuca varılabilir, hâkimin, hükmünü akıl yolu ile izah edilemeyen, bilim tarafından kabul edilmeyen bir olguya dayandırması mümkün değildir. Delillerin, elde edilebilir, ulaşılabilir olması gerekir. Elde edilmesi olanaksız olan delillerin duruşmaya getirilmesi ve tarafların tartışmasına açılması mümkün olmayacaktır. Örneğin ölmüş olan tanık, yanmış, çalışmayan CD gibi...</p>

<p>Anayasa 38/6. maddesi:" Kanuna aykırı olarak elde edilen bulgular, delil olarak kabul edilemez." şeklindedir. Hüküm verilirken, hukuka aykırı olarak elde edilen delillerin kullanılamayacağı Anayasa'da açıkça belirtilmiştir. Bu kural, delil elde etme yasaklarının izahı ya da önerisi niteliğinde olmayıp bağımsız, soyut bir ispat yasağıdır. Bunun yanında Hukuk Muhakemeleri Kanunu 187-293. maddeleri Kesin deliller-Takdiri deliller ile ilgili olmakla birlikte; Ceza Muhakemeleri Kanunu 217. Maddesi de hâkimin vicdani kanaatinin ancak hukuka uygun delillerle oluşması gerektiğini belirtmiştir. Her ne kadar <strong>Ceza Muhakemesi Hukukunda esas</strong> olan <strong>maddi gerçeğin ortaya çıkarılması</strong> olsa da gerçeğe giden o yolda her şey kanuna uygun olarak yapılmalıdır. Her türlü usul kurallarına aykırılık hukuka aykırılık yaratacaktır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay'ın bu konudaki kabulü; <strong>hukuka aykırı delil ve bu delilden elde edilen delil de kullanılamaz,</strong> şeklindedir. Ancak hukuka uygun başlamış bir muhakemede, süreç içerisinde hukuka aykırı olarak elde edilen deliller bir kenara bırakıldığında, kalan deliller mahkumiyete yetiyorsa, bu delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuka aykırı delilden hareketle elde edilen delilde, hukuka aykırıdır. Yasak ağacın meyvesi de yasaktır</strong>. Öğretideki azınlık görüşe göre, Ceza Muhakemesi, hukuka aykırı delille başlamışsa muhakemenin tamamı da hukuka aykırıdır. Bu noktada farklı görüşler bulunmaktadır.</p>

<p>Hukuka aykırı delilin hükme esas alınamayacağı genel prensip olsa da zaman zaman kararlarda istisnai durumlarla karşılaşılabiliyor. Yargıtay kararlarında; şahsa karşı işlenen suçlarda, önceden hazırlanmamış (mizansen), başka türlü delil elde etme imkanının ve yetkili makamlara başvurma olanağının bulunmadığı durumlarda, o anda delil elde edilmezse, kaybolma ihtimalinin olması durumunda elde edilen delil, meşru savunma sebebiyle hukuka uygun kabul edilmektedir. Bir başka durum ise eşlerden birinin, diğerinin sadakatinden şüphe etmesi halinde; başka türlü delil elde etme ve yetkili makamlara başvurma olanağı yoksa ve delil, elde edilmediği taktirde kaybolacaksa, bu delil hukuka başvuruda kullanılmak üzere elde ediliyorsa, elde edilen delil, hukuka uygun kabul edilir.</p>

<p>Hukuk, insanların bir arada, güvende ve huzur içinde yaşamasını sağlayan bir kurallar bütünüdür. Bir kuralın ortaya çıkması tamamen ihtiyaçtan kaynaklanır. Bazı ülkelerde yasaların deneme süreleri vardır. Bu deneme sürecinde, yasanın uygulama sürecinde, eksiler, artılar belirlenir ve yasanın en iyi hali mevzuatta yerini alır. Kurallar uygulanabildiği derecede insanlar kendilerini güvende hissederler. Hukuk yeknesak bir şekilde uygulanmazsa, toplum yaşanmaz hale gelir. Mevzuattaki kurallar dikkate alınmadan, keyfi kararlar verilirse toplumda kaos olur ve insanlar kendini güvende hissetmezler. Alman doktrininde, <strong><u>“Hukuk devleti hukuka aykırı delil kullanarak hüküm verirse, halkın hukuk devletine olan inancı sarsılır.</u>”</strong> anlayışı hakimdir. <strong>Bir otorite, kural ortaya çıkarıyorsa, o kurala önce kendisi uymalıdır. Aksi halde orda bir hukuk devletinden bahsedilemez.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/03/sinem-sadik.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Sinem SADIK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-muhakemesinde-hukuka-aykiri-delilin-hukme-etkisi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="31428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TRAFİK CEZASINA İTİRAZ EDEN KİŞİYE, MAHKEME KARARI KESİNLEŞMEDEN ÖDEME EMRİ GÖNDERİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>8. DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/6734</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/675</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 10.02.2026</strong></p>

<p><strong>ÖDEME EMRİNİN DAYANAĞI OLAN İDARİ PARA CEZASINA YAPILAN İTİRAZA İLİŞKİN DAVA</strong></p>

<p><strong>KESİNLEŞME AŞAMASINDAN SONRA İDARİ PARA CEZASININ ÂMME ALACAKLARININ TAHSİL USÛLÜ HAKKINDA KANUN'A DAYANILARAK TAHSİL EDİLEBİLECEĞİ</strong></p>

<p><strong>İDARİ PARA CEZASINA YAPILAN İTİRAZA İLİŞKİN DAVA DEVAM EDERKEN ÖDEME EMRİNİN DÜZENLENMESİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Dava, trafik para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır. Bakılan uyuşmazlıkta, davacının ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına yaptığı itiraza ilişkin dava devam ederken, söz konusu ödeme emrinin düzenlendiği, dolayısıyla dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş idari yaptırımın tahsili amacıyla işlem tesis edildiği görülmektedir. Bu durumda, Karayolları Trafik Kanunu uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmektedir.</p>

<p>İstemin Özeti : İzmir 2. İdare Mahkemesi'nin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının 2577 sayılı Kanunim 51. maddesi uyarınca kanun yararına temyizen incelenerek bozulması istemidir.</p>

<p>Danıştay Tetkik Hâkimi : E.V.</p>

<p>Düşüncesi : İstemin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p>Danıştay Başsavcısı: C.E.</p>

<p>Düşüncesi: Davacı hakkındaki 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca verilen trafik idari para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21/01/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılan davanın reddine İlişkin İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarihli ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının kanun yararına incelenerek bozulması istemiyle Başsavcılığımızı bilgilendiren dilekçe üzerine konu incelendi:</p>

<p>2577 sayılı İdarî Yargılama Usûlü Kanunu'nun 28 Haziran 2014 tarihli ve 29044 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6545 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile değişik "Kanun Yararına Temyiz” başlıklı 51. maddesinde, "1. idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenler, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabilir.</p>

<p>2. Temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde karar, kanun yararına bozulur. Bu bozma kararı, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukukî sonuçlarını kaldırmaz.</p>

<p>3. Bozma kararının bir örneği ilgili bakanlığa gönderilir ve Resmi Gazete'de yayımlanır." kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Kanunî süre geçtikten sonra kanun yolu başvurusunda bulunulması üzerine süre aşımı yönünden başvurunun reddedilmesi veya herhangi bir usulî sebeple kanun yolu incelemesine tâbi tutulmadan kararın kesinleşmesi hâllerinde kanun yolu İncelemesi yapılmış olmadığından, bu kararlar kanun yararına temyiz edilebilir.</p>

<p>2577 sayılı Kanun’un 20/A ve 20/B maddeleri uyarınca ivedi yargılama usûlü uygulanarak verilen ve istinaf kanun yoluna başvurmadan temyiz edilebilen kararlardan temyiz incelemesinden geçmeden kesinleşenlerin kanun yararına temyiz edilebileceği hususunda da tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 51. maddesine göre kanun yararına temyiz; istinaf veya temyiz kanun yolları kapalı olduğu için kesinleşmiş ya da istinaf veya temyiz kanun yolları açık olduğu halde taraflardan hiçbirinin süresi içinde istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması sebebiyle kesinleşmiş olan idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerince verilen nihai kararlara karşı başvurulabilen olağanüstü bir kanun yolu olup, bu kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin kanun yararına temyiz edilmesi mümkündür.</p>

<p>Kanun yararına bozma isteminin konusunu; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülen idari para cezalarına itiraz edilmesi halinde, İtiraz üzerine verilecek mahkeme kararının kesinleştiği tarihten önce bu cezanın tahsili amacıyla ödeme, emri düzenlenip düzenlenemeyeceği; idari para cezasına itiraz edilmekle birlikte ödeme emrinin iptali istemiyle dava açılmış ise, sulh ceza mahkemesi kararıyla para cezasının kısmen kaldırılması halinde, iptal davasında ödeme emrinin tamamının mı yoksa kaldırılan kısmının mı iptaline karar verilmesi gerektiği oluşturmaktadır.</p>

<p>6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun'un 37. maddesinde: "Amme alacakları hususi kanunlarında belli edilen zamanlarda ödenir. Hususi kanunlarında ödeme zamanı tesbit edilmemiş amme alacakları Maliye Vekaletince belirtilecek usule göre yapılacak tebliğden itibaren bir ay İçinde ödenir. Bu ödeme müddetinin son günü amme alacağının vadesi günüdür./Amme borçlusu İsterse borcunu belli zamanlardan önce ödiyebilir." kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>Bu maddeye göre, takip işlemlerini yürüten davalı idarenin, Kanun'da belirtilen şekilde ödeme zamanının belirlenip belirlenmediği hususunu re'sen inceleyerek, ödeme zamanı belirlenmemiş alacaklar için bir aylık ödeme süresi tanıyarak vade tarihini belirlemesi, akabinde süresi içerisinde ödenmeyen alacaklar için ödeme emri düzenlemesi gerekmektedir.</p>

<p>6183 sayılı Kanun'un 55. maddesinde, kamu alacağını vadesinde ödemeyenlere 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir ödeme emri ile tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açabileceği kuralı yer almıştır.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, bu Kanun'un genel hükümlerinin, İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 17. maddesinin 3. fıkrasında, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I), (II) ve (IIl) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen İdarî para cezaları ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idari para cezalarının genel bütçeye gelir kaydedileceği; 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek Üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği; 27. maddesinin 1. fıkrasında, İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması hâlinde idarî yaptırım kararının kesinleşeceği kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12/05/2007 tarihli, 26520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 442 sayılı "Tahsilat Genel Tebliği"nde; 5326 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda, "İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi" konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara İlişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde idari para cezalarının takip edilebilir aşamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu Tebliğde ayrıca, idari para cezasına yönelik Kabahatler Kanunu'nun hükümleri dışında kanun yolu öngörülmesi halinde, ilgili kanunlarında yer verilen kesinleşme nedenlerine bağlı olarak idari para cezalarının kesinleşeceği belirtilmiştir.</p>

<p>İdarî para cezasına ilişkin genel kurallar Kabahatler Kanunu'nun çeşitli başlıklar altındaki maddelerinde düzenlenmiş, ancak bunların ödeme emri ile ne zaman isteneceğini gösteren özel bir düzenleme getirilmemiştir. Kanun'un 17. maddesinin 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği şeklinde dolaylı bir ifadeye yer verilmiştir. Maddenin genel ifadesinde, cezanın hangi idare tarafından ve hangi kurallara dayanılarak tahsil edileceği gösterilmiştir. Kanun'un 27. maddesinde, İdarî yaptırım kararının, onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması hâlinde kesinleşeceği öngörüldüğünden, 17. maddesinde geçen "kesinleşen karar” ibaresinden, idari para cezasına karşı dava açılması halinde mahkeme kararının, yargısal sürecin sonunda kesinleşmesinin anlaşılması gerekmektedir. Ancak kesinleşme aşamasından sonra idari para cezasının 6183 sayılı Kanun'a dayanılarak tahsil edilebileceği sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, Karayolları Trafik Kanununun 51. maddesinin ikinci fıkrasındaki "Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını" aşmak suretiyle kanun hükmünü ihlal ettiğinden bahiste davacı adına düzenlenen 1506,00 TL tutarlı MB5Ö547669 sayılı idari para cezasının kaldırılması istemiyle Menemen Sulh Ceza Hakimliğine 04/11/2024 tarihînde itiraz edildiği ve yargılama devam ederken, para cezasının tahsili için de İdari Yaptırım Tutanağı'nın Taşıtlar Vergi Dairesi Müdürlüğüne gönderildiği, bu şeklide vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla davaya konu edilen 21/01/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, idari para cezasına yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Hakimliğinin 03/02/2025 tarihli, D. lş No:2024/4437 sayılı kararıyla reddedildiği, ödeme emrinin iptali istemiyle İzmir 2. İdare Mahkemesinde 2025/153 esasına açılan davanın da 23/10/2025 tarihli, K:2025/1332 sayılı kararıyla reddedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Yukarıda aktarılan yasal düzenlemeler birlikte ele alındığında;</p>

<p>1) 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca genel bütçeye gelir kaydedilmesi öngörülen idari para cezalarına karşı onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması üzerine itirazın son günü idari para cezası kesinleşir, İdari yaptırım olan söz konusu idari para cezasına karşı sulh ceza mahkemesine itiraz edilmiş ise; bu durumda idari para cezasının kesin hâl kazanması, ancak mahkeme kararının -kanun yolları tüketilerek- kesinleşmesi üzerine mümkündür. İdari para cezasına ilişkin sözü geçen her iki ayrı durum gerçekleşince, tahsil dairesince tahsil edilebilecek nitelik kazanmış kamu alacağı olarak kendisini gösterir.</p>

<p>2) Tahsil dairesi tarafından, öncelikle tahsile konu kesinleşmiş kamu alacağının kaynaklandığı kanunda ödeme zamanının belirlenip belirlenmediği incelenir, Ödeme zamanı belirlenmemiş kamu alacakları için, bir aylık ödeme süresi tanıyarak vade tarihi belirlenir. Kamu alacağının bu şekilde belirlenen vadede ödenmemesi halinde, ancak 6183 sayılı Kanun'a göre tahsil aşamasına geçilebilir.</p>

<p>3) Ödeme emri aşamasına, İdari para cezası kesinleşmeden, kamu alacağının kaynaklandığı kanununda ödeme zamanı varsa vadesi gelmeden ya da kanununda ödeme zamanı belirlenmemiş olanlar için tanınan ödeme süresi sona ermeden geçilemez. Aksi takdirde düzenlenen ödeme emri hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, Karayolları Trafik Kanunu hükümlerinin davacı tarafından ihlal edildiği nedeniyle adına İdari para cezası verildiği ve cezaya karşı sulh ceza mahkemesinde itirazda bulunulmakla birlikte para cezasının tahsili amacıyla İdari yaptırım tutanağının vergi dairesine gönderildiği, tahsil dairesince, söz konusu cezanın kesinleşip kesinleşmediği tespit edilmeden, bu cezanın kaynaklandığı kanunda ödeme zamanı belirli olmadığı için 6183 sayılı Kanun'a göre ödeme gününü belirleyen tahakkuk işleminin tesis edilip kesinleşmeyen bu kamu alacağının vadesinde ödenmediğinden bahisle dava konusu ödeme emrinin düzenlendiği; idare mahkemesince davacı hakkında; idari para cezası uygulanmasına ilişkin işlemin hukuka ve mevzuata uygun okluğu sulh ceza mahkemesince belirlendiğinden, vadesinde ödenmeyen amme alacağı niteliği kazanan bu cezanın tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık görülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş ise de; ödeme emrinin düzenlendiği 21/01/2025 tarihinde henüz idari para cezasının kesinleşmediği, idari para cezasının ödeme emrinin düzenlendiği tarihten sonra Menemen Sulh Ceza Mahkemesinin 03/02/2025 tarihinde verdiği karar ile kesinleştiğinin anlaşılması karşısında henüz kesinleşmeyen amme alacağının tahsili amacıyla düzenlenen ödeme emrinde yasal isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu durumda, kesinleşmeyen idari yaptırım olarak idari para cezasının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili yoluna gidilerek düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekirken, idare mahkemesince davanın reddi yolunda verilen kararın, "niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade" etmesi karşısında kanun yararına bozulması gerekmektedir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarihli ve E: 2025/153, K:2025/1332 sayılı kararı, niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade ettiğinden, kanun yararına temyizen incelenerek bozulması 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanununun 51, maddesi uyarınca talep olunur.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Hüküm veren Danıştay Sekizinci Dairesince işin gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 51. maddesinin 2. fıkrası (a) bendi uyarınca trafik para cezasının tahsili amacıyla düzenlenen 21/05/2025 tarihli ve ..... sayılı ödeme emrinin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararıyla, davacıya hız sınırını aşması nedeniyle trafik para cezası verildiği, cezanın 01/11/2024 tarihinde tebliği üzerine söz konusu cezaya karşı 04/11/2024 tarihinde itiraz edildiği, bahse konu idari para cezasının vadesinde ödenmemesi nedeniyle ise dava konusu Ödeme emrinin düzenlenerek davacıya tebliğ edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı, her ne kadar davacı tarafından cezaya yapılan itiraz nedeniyle borç kesinleşmediğinden bahisle takip yapılamayacağı ileri sürülmüşse de, borcun takip edilebilmesi için vadesinde ödenmemesinin gerektiği, aksi yönde açık bir kanunî düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla böylesi bir şartın aranması gerekmediği, buradan hareketle, yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Hakimliğinin 2024/4437 D.İş nolu dosyasında verilen 03/02/2025 tarihli kararla itirazın kesin olarak reddedildiği de dikkate alınarak, amme alacağının usulüne uygun olarak vadesinde ödenmediğinden bahisle takip edildiği anlaşıldığından, dava konusu ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "Kanun yararına temyiz" başlıklı 51. maddesinde, idare ve vergi mahkemeleri ile bölge idare mahkemelerinin kesin olarak verdiği kararlar ile istinaf veya temyiz incelemesinden, geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlardan niteliği bakımından yürürlükteki hukuka aykırı bir sonucu ifade edenlerin, ilgili bakanlıkların göstereceği lüzum üzerine veya kendiliğinden Başsavcı tarafından kanun yararına temyiz olunabileceği, temyiz isteği yerinde görüldüğü takdirde kararın, kanun yararına bozulacağı, bozma kararının, daha önce kesinleşmiş olan merci kararının hukuki sonuçlarını kaldırmayacağı, bozma kararının bir örneğinin ilgili bakanlığa gönderileceği ve Resmi Gazete’de yayımlanacağı hükümleri yer almaktadır,</p>

<p>6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un 55. maddesinde, amme alacağını vadesinde ödemeyenlere, 15 gün içinde borçlarını ödemeleri veya mal bildiriminde bulunmaları lüzumunun bir “ödeme emri” İle tebliğ olunacağı; 58. maddesinde ise, kendisine ödeme emri tebliğ olunan şahsın böyle bir borcu olmadığı veya kısmen ödediği veya zamanaşımına uğradığı hakkında tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde dava açabileceği hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 3. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, bu Kanun'un genel hükümlerinin, İdarî para cezası veya mülkiyetin kamuya geçirilmesi yaptırımını gerektiren bütün fiiller hakkında uygulanacağı; 17. maddesinin 3. fıkrasında, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'na ekli (I), (II) ve (III) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri tarafından verilen İdarî para cezaları ile Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler tarafından verilen idari para cezalarının genel bütçeye gelir kaydedileceği; 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Âmme Alacaklarının Tahsil Usûlü Hakkında Kanun hükümlerine göre tahsil edilmek üzere Maliye Bakanlığınca belirlenecek tahsil dairelerine gönderileceği; 27. maddesinin 1. fıkrasında, İdarî para cezası ve mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin İdarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün içinde sulh ceza mahkemesine başvurulabileceği, bu süre içinde başvurunun yapılmamış olması hâlinde İdarî yaptırım kararının kesinleşeceği hükümlerine yer verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan; Maliye Bakanlığınca hazırlanıp 12/05/2007 günlü, 26520 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 442 sayılı "Tahsilat Genel Tebliğimde; 5326 sayılı Kanun hükümleri doğrultusunda, "İdari Para Cezalarının Kesinleşmesi" konusunda da açıklama yapılmış ve genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken idari para cezalarının 6183 sayılı Kanun'a göre takip ve tahsil edilebilmesi için, bu cezalara ilişkin idari yaptırım kararlarının kesinleşmesinin gerektiği, idari yaptırım kararlarına karşı kanun yoluna başvurulmaması veya kanun yoluna başvurulması halinde yargılama aşamalarının son bulması neticesinde İdari para cezalarının takip edilebilir aşamaya gelmesinin, idari para cezasının kesinleşmesi anlamına geleceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Söz konusu Tebliğde ayrıca, idari para cezasına yönelik Kabahatler Kanunu'nun hükümleri dışında kanun yolu öngörülmesi halinde, ilgili kanunlarında yer verilen kesinleşme nedenlerine bağlı olarak idari para cezalarının kesinleşeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, 25/10/2024 tarihinde davacının, Karayolları Trafik Kanunu'nun "Hız sınırlarına uyma zorunluluğu" başlıklı 51/2.a maddesindeki; "Sürücüler, aksine bir karar alınıp işaretlenmemişse yönetmelikte belirtilen hız sınırlarını aşmamak zorundadırlar. (Değişik: 18/10/2018-7148/21 md.) Hız ölçen teknik cihaz veya çeşitli teknik usullerle yapılan tespit sonucu Yönetmelikte belirlenen hız sınırlarını; a) Yüzdeondan yüzde otuza (otuz dâhil) kadar aşan sürücülere 235 Türk lirası'' hükmünü 144 km hız İle ihlal ettiğinden bahisle adına düzenlenen 1.506,00 TL tutarlı MB50547669 sayılı idari para cezasının kaldırılması istemiyle Menemen Sulh Ceza Hakimliğine 04/11/2024 tarihinde itiraz ettiği, yargılama devam ederken, idari para cezasının tahsiline yönelik olarak düzenlenen idari Yaptırım Tutanağı'nın Taşıtlar Vergi Dairesi Müdürlüğü’ne gönderilmesi üzerine vadesinde ödenmeyen kamu alacağının tahsili amacıyla dava konusu edilen 21/01/2025 tarihlî ve ..... sayılı ödeme emrinin düzenlendiği, İdari para cezasına yapılan itirazın Menemen Sulh Ceza Mahkemesinin 03/02/2025 tarih D.İş:2024/4437 sayılı kararıyla kesin olarak reddedildiği, ödeme emrinin iptali istemiyle İzmir 2. İdare Mahkemesi nezdinde açılan davanın ise 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı karar ile kesin olarak reddedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdari para cezasına ilişkin genel kurallar Kabahatler Kanunu'nun çeşitli başlıklar altındaki bir çok maddesinde düzenlendiği hâlde, bunların ödeme emri ile ne zaman isteneceğini gösteren müstakil bir madde bulunmamaktadır. Kanun’un 17. maddesinin 4. fıkrasında, genel bütçeye gelir kaydedilmesi gereken İdarî para cezalarına ilişkin kesinleşen kararların, 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil edileceği şeklinde dolaylı bir ifadeye yer verilmiş ise de, maddenin genel ifadesinden burada asıl anlatılmak istenilenin, cezanın hangi idare tarafından ve hangi hükümlere göre tahsil edileceğini göstermek olduğu, Kanun’un 27. maddesinde, İdarî yaptırım kararının, onbeş gön içinde sulh ceza mahkemesine başvurulmaması hâlinde kesinleşeceği öngörüldüğünden, 17. maddesinde geçen "kesinleşen karar" ibaresinden, cezanın dava açılması hâlinde davanın sonunda kesinleşeceğinin anlaşılması gerektiği, dolayısıyla ancak bundan sonra ödeme emri ile istenebileceği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlıkta ise, davacının ödeme emrinin dayanağı olan idari para cezasına yaptığı itiraza İlişkin dava devam ederken, söz konusu ödeme emrinin düzenlendiği, dolayısıyla dava konuşu ödeme emrinin düzenlendiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş idari yaptırımın tahsili amacıyla işlem tesis edildiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, 2918 sayılı Kanun uyarınca verilen idari para cezası kesinleşmeden tahsili olanağı bulunmadığından, söz konusu para cezasının 6183 sayılı Kanun kapsamında tahsili için düzenlenen dava konusu ödeme emrinin iptali gerekmekte iken davanın reddine yönelik İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; Danıştay Başsavcılığının kanun yararına temyiz isteminin kabulüne, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kânununun 51. maddesi gereğince İzmir 2. İdare Mahkemesinin 23/10/2025 tarih ve E:2025/153, K:2025/1332 sayılı kararının, hukuki sonuçları kalkmamak koşulu ile kanun yararına bozulmasına, kararın birer örneğinin taraflar iie Danıştay Başsavcılığına gönderilmesine ve bu kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasına, 10/02/2026 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/trafik-cezasina-itiraz-eden-kisiye-mahkeme-karari-kesinlesmeden-odeme-emri-gonderilemez</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="95100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Saklı Pay (Mahfuz Hisse): Miras Bırakan Sizi Mirastan Çıkarabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Aile içi her tartışmada duyulan o cümle, "seni mirastan çıkarırım", çoğu zaman hukuken <strong>boş bir tehdittir</strong>. Çünkü <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</strong>, çocukların yasal miras payının <strong>yarısını</strong> saklı pay olarak korur: mirasbırakan vasiyetnameyle tüm malını başkasına bıraksa bile, kanun bu çekirdek payı geri almanıza imkân tanır.</p>

<p>Peki saklı pay tam olarak kimi korur, oranlar nedir ve hangi istisnai durumlarda mirasbırakan sizi <strong>gerçekten</strong> mirastan çıkarabilir? Bu yazıda saklı payın sınırlarını, ihlal hâlinde açılacak <strong>tenkis davasını</strong> ve sağlığında mal kaçırma senaryolarını somut örneklerle ele alıyoruz.</p>

<p><strong>Saklı Pay Nedir, Kimler Saklı Paylı Mirasçıdır?</strong></p>

<p>Saklı pay (eski adıyla <strong>mahfuz hisse</strong>), mirasbırakanın vasiyetname veya miras sözleşmesiyle bile <strong>dokunamayacağı</strong> asgari miras payıdır. Kanun, terekenin bir bölümünü belirli yakınlara güvence olarak ayırır; mirasbırakan ancak kalan kısım, <strong>tasarruf edilebilir kısım</strong>, üzerinde dilediği gibi tasarruf edebilir.</p>

<p>Saklı paylı mirasçılar üç gruptur: <strong>altsoy</strong> (çocuklar, torunlar), <strong>anne-baba</strong> ve <strong>sağ kalan eş</strong>. Somut örnek: Beylikdüzün'de yaşayan Nurten Hanım'ın babası, tüm malvarlığını vasiyetnameyle bir derneğe bıraktı. Nurten Hanım mirastan tamamen dışlanmış görünse de, <strong>saklı paylı altsoy</strong> olduğu için payının korunan kısmını dava yoluyla geri isteyebilir.</p>

<p><strong>Kardeşlerin Saklı Payı </strong></p>

<p>Kardeşlerin saklı payı, <strong>2007 yılında 5650 sayılı kanunla</strong> kaldırıldı. Yani bugün bir kişi, kardeşlerini vasiyetnameyle mirastan tamamen dışlayabilir, kardeşin buna karşı tenkis hakkı yoktur. Saklı pay güvencesi yalnızca altsoy, anne-baba ve eş için geçerlidir.</p>

<p>Saklı pay hesabı, terekenin tamamı ve sağlığında yapılan kazandırmalar birlikte değerlendirilerek yapılır.</p>

<p><strong>Saklı Pay Oranları: Kimin Payı Ne Kadar Korunuyor?</strong></p>

<p>Oranlar <strong>TMK'nın 506. maddesinde</strong> tek tek sayılmıştır ve yasal miras payı üzerinden hesaplanır. Şöyle bir soru sorun kendinize: "Vasiyetname hiç olmasaydı payım ne olurdu?" Saklı payınız, bu <strong>yasal payın belirli bir oranıdır</strong>.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Mirasçı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Saklı Pay Oranı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Altsoy (çocuklar, torunlar)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>1/2'si</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Anne ve babadan her biri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>1/4'ü</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağ kalan eş (altsoy veya anne-baba ile birlikte mirasçıysa)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>tamamı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sağ kalan eş (diğer hâllerde)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal miras payının <strong>3/4'ü</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Sayısal bir örnekle somutlaştıralım: eşi önceden vefat etmiş, iki çocuklu bir baba düşünün. Her çocuğun yasal payı <strong>1/2</strong>, saklı payı ise bunun yarısı, yani terekenin <strong>1/4'üdür</strong>. Baba vasiyetnameyle malının tamamını tek bir çocuğa bıraksa bile, diğer çocuk terekenin dörtte birini <strong>tenkis yoluyla</strong> isteyebilir.</p>

<p>Sağ kalan eş için bir ayrıntı daha var: boşanma davası devam ederken eşlerden biri ölürse, davayı sürdüren mirasçılar diğer eşin <strong>kusurunu ispat ederse</strong> o eş mirasçı olamaz ve saklı pay güvencesini de kaybeder. Yani "nasılsa eşim, payım güvende" varsayımı her durumda geçerli değildir.</p>

<p><strong>Saklı Payınız İhlal Edildiyse: Tenkis Davası</strong></p>

<p>Vasiyetname veya sağlararası kazandırma saklı payınızı aşıyorsa, çözüm <strong>tenkis davasıdır</strong>: mahkeme, saklı payınızı zedeleyen tasarrufları saklı pay tamamlanıncaya kadar <strong>indirime tabi tutar</strong>. Dava, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki <strong>asliye hukuk mahkemesinde</strong> görülür.</p>

<p><strong>Tenkis Yolunda Adımlar</strong></p>

<p><strong>1. Terekeyi ve kazandırmaları tespit edin:</strong> Tapu, banka ve araç kayıtlarıyla birlikte sağlığında yapılan bağışları da listeleyin</p>

<p><strong>2. Saklı payınızı hesaplayın:</strong> Yasal payınız üzerinden tabloda gösterilen oranı uygulayın</p>

<p><strong>3. Süreyi kaçırmayın:</strong> İhlali öğrendiğiniz tarihten itibaren <strong>1 yıl</strong> içinde dava açın</p>

<p><strong>4. Tenkis sırasını mahkeme uygular:</strong> Önce vasiyetname gibi ölüme bağlı tasarruflar, yetmezse en yeni tarihliden en eskiye doğru sağlararası kazandırmalar indirilir</p>

<p>Süre konusunda dikkat: tenkis davası, saklı payın zedelendiğinin öğrenilmesinden itibaren <strong>1 yıllık</strong> hak düşürücü süreye tabidir; her hâlde vasiyetnamelerde açılma tarihinden, diğer tasarruflarda mirasın açılmasından itibaren <strong>10 yıl</strong> geçmekle bu hak düşer. Geçen ay danışmaya gelen Cenk'in dosyasında vasiyetname iki yıl önce açılmıştı ama Cenk ihlali yeni öğrenmişti, bu tür sınır durumlarda sürelerin dosya bazında <strong>bir avukatla</strong> değerlendirilmesi şarttır.</p>

<p>Mirasbırakan malvarlığının ancak tasarruf edilebilir kısmı üzerinde dilediği gibi karar verebilir.</p>

<p><strong>Mirasçılıktan Çıkarma (Iskat): İstisnanın Şartları</strong></p>

<p>Peki mirasbırakan saklı paylı mirasçıyı <strong>hiçbir şekilde</strong> çıkaramaz mı? Kanun iki istisna tanır. <strong>TMK 510'a göre</strong> mirasçı, mirasbırakana veya yakınlarına karşı <strong>ağır bir suç işlemişse</strong> ya da aile hukukundan doğan yükümlülüklerini <strong>önemli ölçüde yerine getirmemişse</strong>, vasiyetnameyle mirasçılıktan çıkarılabilir.</p>

<p>Kritik nokta şudur: çıkarma ancak <strong>sebebi vasiyetnamede açıkça gösterilirse</strong> geçerlidir ve itiraz hâlinde sebebi ispat yükü, <strong>çıkarmadan yararlanan tarafa</strong> düşer. "Beni üzdü, görüşmüyoruz" gibi genel kırgınlıklar Yargıtay uygulamasında yeterli görülmez; yıllarca hiç aranmayan, hastalığında yalnız bırakılan mirasbırakan gibi <strong>ağır ve somut</strong> ihlaller aranır. Sebep gösterilmemiş veya ispatlanamamışsa, çıkarılan mirasçı <strong>saklı payını</strong> yine talep edebilir.</p>

<p><strong>Iskatın Az Bilinen Sonuçları</strong></p>

<p>• Çıkarılan mirasçının payı, mirasbırakan başka türlü tasarruf etmemişse <strong>onun altsoyuna</strong> geçer, çocuğunuz çıkarılsa bile torun saklı payını isteyebilir</p>

<p>• <strong>Borç ödemeden aciz</strong> hâlindeki altsoy, saklı payının yarısı için çıkarılabilir; ancak bu yarının onun doğmuş ve doğacak <strong>çocuklarına özgülenmesi</strong> şarttır (TMK 513)</p>

<p>• Çıkarma tehdidi sözlü kalmışsa hiçbir hüküm doğurmaz, ıskat yalnızca <strong>geçerli bir ölüme bağlı tasarrufla</strong> yapılabilir</p>

<p><strong>Sağlığında Mal Devri: Muris Muvazaası</strong></p>

<p>Uygulamada mirasçıyı dışlamanın en yaygın yolu vasiyetname değil, <strong>sağlığında yapılan devirlerdir</strong>: tapuda "satış" görünen ama bedeli hiç ödenmeyen devirler. Hukukta buna <strong>muris muvazaası</strong> (mirastan mal kaçırma) denir ve Yargıtay'ın 1974 tarihli İçtihadı Birleştirme Kararı'ndan bu yana yerleşik biçimde <strong>geçersiz</strong> sayılır.</p>

<p>Somut örnek: Halide Hanım'ın babası, vefatından üç yıl önce iki dairesini tapuda "satış" göstererek yeni eşinin oğluna devretmişti; oysa <strong>hiçbir bedel ödenmemişti</strong>. Halide Hanım, muvazaayı ispatlayarak <strong>tapu iptali ve tescil davası</strong> açabilir, bu dava tenkisten farklı olarak <strong>süreye bağlı değildir</strong> ve payın tamamını kapsayabilir. Banka kayıtları, devir tarihindeki rayiç bedel ve tanık anlatımları burada belirleyici delillerdir.</p>

<p>Miras kavgaları çoğu zaman kardeşleri yıllarca mahkeme koridorlarında karşı karşıya bırakır. Dava yoluna gitmeden önce <strong>arabuluculuk masasında</strong> paylaşımın konuşulması, hem ilişkileri hem de terekeyi koruyan kalıcı bir çözüm olabilir.</p>

<p><strong>Mirasbırakan her şeyini sağlığında bağışlarsa saklı pay biter mi?</strong></p>

<p>Hayır. Saklı pay hesabına, mirasbırakanın <strong>sağlığında yaptığı belirli kazandırmalar</strong> da eklenir. Saklı payı zedeleme amacı açık olan bağışlar tenkise tabidir; bedelsiz "satış" görünümlü devirler için ayrıca <strong>muris muvazaası</strong> davası gündeme gelir.</p>

<p><strong>Saklı paydan feragat mümkün mü?</strong></p>

<p>Evet. Mirasçı, mirasbırakanla noterde veya miras sözleşmesiyle <strong>mirastan feragat sözleşmesi</strong> yapabilir; karşılık alınarak yapılan feragat, kural olarak feragat edenin altsoyunu da bağlar. Bu geri dönüşü zor bir işlemdir, imzalamadan önce <strong>mutlaka hukuki destek</strong> alın.</p>

<p><strong>Tenkis davasını kimler açabilir?</strong></p>

<p>Kural olarak yalnızca <strong>saklı payı zedelenen mirasçı</strong> açabilir; şahsa sıkı sıkıya bağlı bir haktır. Belirli koşullarda mirasçının <strong>alacaklıları veya iflas idaresi</strong> de bu hakkı kullanabilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- "Seni mirastan çıkarırım" sözü tek başına hükümsüzdür; altsoy, anne-baba ve eşin <strong>saklı payı</strong> kanunla korunur.</p>

<p>- Oranlar: altsoy için yasal payın <strong>1/2'si</strong>, anne-baba için <strong>1/4'ü</strong>, eş için duruma göre <strong>tamamı veya 3/4'ü</strong>.</p>

<p>- Saklı payınız ihlal edildiyse çözüm <strong>tenkis davasıdır</strong>; süre öğrenmeden itibaren <strong>1 yıl</strong>, her hâlde 10 yıldır.</p>

<p>- Mirasçılıktan çıkarma yalnızca <strong>ağır suç veya aile yükümlülüklerinin ağır ihlali</strong> hâlinde, sebebi vasiyetnamede gösterilerek yapılabilir.</p>

<p>- Bedelsiz "satış" görünümlü devirlere karşı <strong>muris muvazaası</strong> davası süreye bağlı olmadan açılabilir.</p>

<p>- Aile içi paylaşım gerilimlerinde <strong>arabuluculuk</strong>, dava öncesi kalıcı çözüm için her zaman masada tutulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sakli-pay-mahfuz-hisse-miras-birakan-sizi-mirastan-cikarabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/hukuk-35-1-1024x576.jpg" type="image/jpeg" length="64026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HUKUK SİSTEMİ NASIL GELİŞİR? BU YÖNDEKİ ÖNERİLERİMİZ NELERDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HUKUK SİSTEMİ NASIL GELİŞİR? </strong></p>

<p><strong>BU YÖNDEKİ ÖNERİLERİMİZ NELERDİR?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk sistemi iyi uygulayıcılar vasıtasıyla gelişir. İyi bir hukuk sistemi için öncelikle iyi bir mevzuat sisteminin, iyi uygulayıcıların ve aydınlık beyinlerin olması gereklidir. Hukuk sistemi gelişen ve değişen durumlarla şartlara göre kendisini uyarlamayı bilmelidir. Hukuk sistemi mücadele edilmesiyle ve eleştirel görüş ve bakış açılarıyla da gelişir. Hatta hukuk sistemindeki birçok açık, talep ve şikayetlerle görülür hale gelir ve bu yolla da gelişme sağlanır.</p>

<p>Hukuk yaşayan, değişen, gelişen kural ve uygulamalar bütünüdür. Hukuk bir kişiye, toplumun bir kesimine veya belirli bir gruba özgülenmeyecek kadar önemli, toplumun tümüne sirayet eden ve toplumun tümünü doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen bir sistem olduğu için hukuku geliştirmek ve korumak ülkede yaşayan herkesin toplumsal görevidir. Hukukun gelişmesine katkıda bulunmak en çok da hukukçuların üzerine düşen ödevler arasındadır. Hukukçuların yalnızca birer vatandaş olmaları değil, bunun yanı sıra ve aynı zamanda doğrudan hukuk mesleklerini icra ve ifa ediyor olmaları sebebiyle hukuka sahip çıkmaları ve hukuku korumaları gereklidir. Ülkedeki toplumsal bilinç de son derece önemlidir ki, aidiyet duygusu ve koruma güdüsü bireysel menfaatlerin önünde yer almalıdır.</p>

<p>Hukuk fakültelerine başlandığında hukuk öğrencilerine öğretilenlerden ilki hukukun anlamı ve ne olduğudur. Bir diğer anlatımla hukuk fakültelerine başlandığı ilk günlerde ve tanışma günleri olan ilk haftada öğrencilere hukuk denildiğinde akla gelen kavram ve tanımlar sorulmaktadır. Sonrasında öğrencilere hukuk kelimesinin hak kelimesinin çoğulu olduğu söylenmektedir. Gerçekten de hak tekil bir kelime olup Arapça’da hukuk <i>“haklar”</i> anlamına gelmektedir. Aslında hukuk, hakların tanındığı sistem olmalıdır. Olması gereken budur. Ancak her zaman böyle oluyor mu? Elbette hayır. Bu yüzden ülkemiz hukuk sisteminin gelişmesi, olumlu yönde değişmesi, ilerleme kaydetmesi ve var olan doğru uygulamalarla hukuku doğru uygulayan kişilerin korunması gereklidir. Bunun için de bazı temel ve somut adımların atılması gereklidir. Bu yöndeki önerilerimiz şu şekildedir :</p>

<p><strong>1)</strong> Önceki yıllarda hakimlik ve savcılık sınavları olan, günümüzde hakim ve savcı yardımcılığı olarak yapılan sınavlarda referans olgusu tümden kaldırılmalıdır. Zira bu olgu hukuksuzluktan başka bir şey değildir ve açıkça haksızlıktır. Bir ülke haksızlığı kural edinemez. Haksızlık sevilemez ve benimsenemez. Toplum haksızlık talep edemez. Topluma da haksızlık vaat edilemez ve haksızlık dağıtılamaz. Zira bu olgu doğrudan torpile, kayırmacılığa ve liyakatsizliğe işaret etmekte ve yol açmaktadır. Bununsa olumlu ve iyi niyetli hiçbir tarafı yoktur. Aksine olumsuz ve kötü sonuçları çoktur.</p>

<p><strong>2)</strong> Hakim ve savcı yardımcılığı sınavlarında hukuk fakülteleri bölüm birincileri gerçekten objektif olumsuz bir durum veya haklı ve somut bir sebep olmadığı müddetçe mülakatlarda keyfi şekilde elenmemelidir. Yazılı sınavlarda çok yüksek derece yapan kişiler de titizlikle değerlendirilmeli ve sınav puanları ile okul başarıları birlikte göz önünde bulundurularak büyük bir olumsuzluk olmadığı müddetçe bu mesleklere alınmalıdır.</p>

<p><strong>3)</strong> Hakimlik, savcılık ve avukatlık meslekleri teorik bilgi ve başarıyı gerektirdiği gibi tecrübeyle de taçlanan meslekler olduğu için uygulamada geçen yılların ve mesleki geçmişin önemi büyüktür. Bilindiği üzere avukatlık mesleği çeşitli şekillerde ifa ve icra edilebilmektedir. Ancak sıklıkla karşımıza çıkan türü <i>“serbest avukatlık”</i> şeklindedir. Serbest avukatlar çok farklı türde dava dosyasıyla karşılaştığı gibi birçok kamu kurum ve kuruluşuna da giderek mesleki faaliyetlerini çeşitli kamusal alanlarda ifa etmektedir. Bu yüzden serbest avukatlar tarafından kamusal alandaki işleyişler ve kamu personellerinin faaliyetleri yakından görülmekte ve bilinmektedir. Örneğin bir avukat adliyede duruşmaya katıldıktan sonra savcılık biriminde veya bir karakola ya da diğer emniyet birimlerine yahut jandarma birimine giderek müvekkilinin ifadesinde hazır olabilmektedir. Ya da bir avukat duruşma öncesinde müvekkiliyle görüşmek için açık veya kapalı ceza infaz kurumlarına gidebilmektedir. Yahut bir avukat, bir diğer avukatın hukuk bürosunda yapılan arabuluculuk görüşmesine katılabilmekte veya noterliğe giderek herhangi bir konuda karşı tarafa veya muhataba ihtarname gönderebilmektedir. Hatta bir avukat ilgili konuda idari dava açmadan önce geri gönderme merkezine veya il göç idaresine gidebilmekte ya da bir diğer türde dava açmadan, başvuruda veya şikayette bulunmadan önce tapu, trafik ve nüfus müdürlüklerine giderek bilgi ve/veya belge temin edebilmektedir. Avukat kaymakamlık veya valilik binalarına giderek çeşitli başvurularda bulunabilmekte veya verilen kararlara itiraz edebilmektedir. Aslında avukatlar tabir-i caizse yoğun şekilde işin mutfağını ve görünmeyen kısımlarını yakından görmekte ve birçok kişi tarafından bilinmeyen kısımlarını bilmektedir. Bu yüzden hakimlik ve savcılık meslekleri için avukatlık mesleğinde geçirilen belirli yıl kıdeminin aranması ve bu yönde asgari yıl şartının getirilmesi son derece önemlidir. Birçok ülkede hakimlik mesleğinden önce avukatlık yapma zorunluluğu olduğu bilinmektedir. Ülkemizde de bu uygulamanın benimsenmesi gereklidir. Aslında bu uygulama geç kalınmış bir uygulamadır. Ama daha da gecikme yaşanmaması adına artık somut adımların atılması zorunludur. Aksi halde hiçbir mesleki tecrübe olmadan çok genç yaşlarda kürsüye çıkılması sonucunda yaşanan ego savaşları, anlayış ve tahammülden uzak tutum ve davranışlar görülmektedir. Hakimlerin ve savcıların uygulamanın tümüne vakıf olmaları da ayrı bir gerekliliktir. Bu yüzden hakimlik ve savcılık meslekleri için belirli asgari yaş ve mesleki kıdem sınırı getirilmelidir. Örneğin asgari otuz beş yaş sınırı hakimlik ve savcılık mesleklerine giriş için idealdir. Bunun dışında hakimlik ve savcılık mesleklerine geçişlerde avukatlık mesleğinden geçişler için ayrılan kontenjan ciddi miktar ve oranda artırılmalıdır. Örneğin geçtiğimiz sene yüz kişilik kontenjan açıldığı dikkate alındığında yeni mezun olan kimseler için açılan 850 kişilik kontenjanın en az yarısı avukatlık mesleğinden geçişlere özgülenmelidir. Benzer şekilde yeni mezunlar ile avukatlık mesleğinden geçenler için önceki dönemlerde staj, günümüzde yardımcılık şeklinde geçirilen ve halihazırda üç yıl olarak uygulanan süre, avukatlık kıdemi on yıla kadar olanlar için üç yıl, 10-15 yıl arası olanlar için iki yıl, 15 yıl ve üzeri kıdemi olanlar için altı ay, aksi kanaat halinde azami bir yıl olmalıdır. Tüm bunların yanı sıra üç yıllık avukatlık kıdemi olan yirmi beş yaşındaki hukuk mezunu bir kişi mülakatta başarılı olacak olsa dahi ancak tek bir mülakat sonucunda atanacaktır. Örneğin bir kişi geçmiş dönemlerde adli yargı hâkimlik ve savcılık yazılı sınavı, idari yargı hakimlik yazılı sınavı, avukatlık mesleğinden adli yargı hakimlik ve savcılık yazılı sınavı, avukatlık mesleğinden idari yargı hakimlik yazılı sınavı olmak üzere toplamda dört farklı sınavı yüksek puanlarla kazanmasına rağmen ancak bir mülakatta başarılı olup diğerlerinde mecburen elenmektedir. Oysa bu kişi bir yerden ataması yapılacakken toplamda dört kişilik kontenjanda yer almakta ve başka kişilerin diğer mülakatlara katılmasına dolaylı olarak ve istemsiz şekilde de olsa sonuç itibariyle engel olmaktadır. Bu yüzden bir kimsenin birden fazla yazılı sınavını kazanması halinde mülakata katılacak kontenjan sayılarına aynı oranda ve sayıda ekleme yapılması gereklidir. Zira ilk yüz sıralamasına giren hemen hemen herkes günümüzde her üç yazılı sınavını kazanmakta ve üç farklı mülakata katılmaktadır. Bu halde avukatlık mesleğinde üç yıl ve daha fazla kıdemi olup otuz beş yaşını aşmamış olanlar, otuz beş yaşın üzerinde olup yalnızca avukatlık mesleğinden geçenlerin katıldığı sınavlara girebilen ve yeni mezunların katıldığı sınavlara yaş sebebiyle giremeyen kişilerin mülakat haklarını istemsiz şekilde ellerinden almış olmaktadır. Bu yüzden sınavlara girişlerin ya otuz beş yaş altı ve üzeri olmak üzere net bir ayrımla yeniden düzenlenmesi ve her iki grubun kendi yaş grupları dışındaki diğer grubun sınavlarına katılamaması kuralının kabul edilmesi ya da birden fazla mülakata katılan kişi sayısı kadar ilgili mülakatlara katılım sayısı eklenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>4) </strong>Hangi meslek grubu olursa olsun yapılan şikayetler hakkıyla ve kimseye haksızlık yapılmadan sağlıklı şekilde irdelenmeli ve soruşturulmalıdır. Kimse gereksiz şekilde korunmamalı, kimse de gereksiz ve hak etmediği şekilde sorgulanmamalı, soruşturulmamalı ve yargılanmamalıdır. Kamu davaları ve iddianameler birer sopa değildir. Bu yüzden söz konusu ceza muhakemesi araçları ve süreçleri insanların hak ve hürriyetlerinin kısıtlanmasında ve susturulmasında kullanılan araç ya da yollar olarak görülemez. Haksız, yersiz ve usulsüz soruşturmalarla kovuşturmalar önlenmelidir. Ülkede kimseye haksızlık yapılmamalıdır. Ülkede kimsenin hakkı çiğnenmemelidir. Ülkede hiçbir soruna sırt çevrilmemeli ve kimseye, kimsenin sorununa kulak tıkanmamalıdır. Bu ülkede herkes ciddiye ve dikkate alınmalıdır. Hukukun uygulanmadığı hiçbir alan kalmamalıdır. Hukuksuzluklar son bulmalıdır.</p>

<p><strong>5)</strong> Yıllardır dile getirilen ancak bir türlü uygulamaya konulmayan bir konu olan <i>“kolluk birimlerinde savcıların bulunması” </i>hususu resmi olarak kabul edilmeli ve artık uygulamaya konulmalıdır. Kolluk birimlerinde yaşanan hukuksuzluklar, kolluk personellerinin hukukçu olmayışı, ancak hukuk sisteminin birçok alanında ve özellikle temel hak ve hürriyetlerin en çok sınırlandığı, kısıtlandığı, kesintiye ve ihlale uğradığı, kişilerin en çok yara aldığı, kişinin sağlığı, özgürlüğü, hayatı ve yakın çevresi üzerinde en çok olumsuz etki ve sonuçların doğduğu ve sonuçlarının ağır olduğu Ceza Hukukunda aktif olarak yer alıyor olmaları dikkate alındığında, tıpkı Çocuk İzlem Merkezinde alınan ifadelerde savcının bulunma ve ifade alma zorunluluğu olduğu gibi kolluk birimlerinde de savcıların bulunmaları zorunlu olmalıdır. Uygulamada nasıl ki çocuk savcısı, terörle mücadelede görevli savcı, aile içi şiddetle mücadelede görevli savcı şeklinde ayrımlar oluyorsa, kolluk birimlerinde de ayrıca ve bu konuda görevlendirilmiş savcılar olmalıdır. Nasıl ki müracaat savcıları müracaat bürolarında ifade alıyorsa, çocuk savcıları Çocuk İzlem Merkezinde ifade alıyorsa, kollukta da savcılar ifade almalıdır. Kolluk yalnızca delil toplamada, arama ve el koyma gibi kararların yerine getirilmesinde görevlendirilmelidir. Örneğin savcı ifade almalı, kolluk ise kamera kayıtlarını alarak savcılığa sunmalıdır. Kolluğun getirdiği şüpheli, ifadesini doğrudan savcıya verebilmelidir. Aksi halde kolluk birimlerindeki hukuksuzlukların önüne geçilemez. Ancak bu da yeterli değildir. Savcıların kollukta gerçek anlamda bulunmaları, mesai kavramının özümsenmesi, görev bilincinin oluşması ve yaşanan bir sorun halinde savcılara doğrudan ulaşılabilmesi gereklidir.</p>

<p><strong>6)</strong> Avukatlık mesleğinde barolara kayıt zorunluluğu kaldırılmalıdır. Kurum avukatlığında durum bu şekildedir. Aynı imkan ve tercih tüm avukatlar için olmalıdır. Barolar mesleki oluşum çatılarından uzaklaşmış halde olduğundan siyasi ve ideolojik yapılanmaların önüne geçilmelidir. Bu yapılanmaları ve meslek çatılarını siyasete atılmada, milletvekilliği adaylığında ve iş elde etmede basamak olarak kullanan kişiler hakkında ağır yaptırımlar uygulanmalıdır. Baroların faaliyetleri yakından takip edilmeli ve ciddiyetle inceleme altına alınmalıdır. Baro başkanlıkları ve kurulları yalnızca seçimle iş başına geldiğinden bilgi, başarı, tecrübe ve liyakattan uzak olunduğu bir gerçektir. Baro başkan ve kurul üyelerinin iş başına geliş usulleri tümden değiştirilmelidir. Bu konularda adım atılmadığı müddetçe avukatlık mesleğinde ilerleme ve gelişme olması mümkün değildir. Aynı hususlar Türkiye Barolar Birliği başkanlığı, kurulları ve TBB delegelikleri için de evleviyetle geçerlidir. Avukatlar günümüzde temel haklarından yoksundur. Zira avukatların seçimde oy kullanmaya dahi gidemedikleri bir gerçektir. Avukatlık mesleğinin durumu ve bitme noktasına gelişi gözle görülür haldedir. Baroların işlevsizliği ve etkisizliği de gözler önündedir. Avukatlık mesleğinin ayakta ve zinde tutulması temel hak ve hürriyetlerin korunmasında öncelikli hususlar arasındadır. Barolara kayıt zorunluluğu kaldırıldıktan sonra adli yardım ve CMK gibi görevlendirme sistemleri tıpkı arabuluculukta ve uzlaştırmada olduğu gibi UYAP sistemi üzerinden yapılmalıdır. Bu görevlendirmeler barolardan alınarak isteyen avukatların aktif olabileceği şekilde yeniden düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>7)</strong> Bilindiği üzere telekonferans şeklindeki uygulamanın hiçbir yasal düzenlemesi ve hukuki dayanağı yoktur. Oysa arabuluculuğun yasal düzenlemesi olduğu gibi uygulanmasına dair yönetmelik de mevcuttur. Arabuluculuk birçok hukuk uyuşmazlığında dava şartıdır. Anlaşmanın sağlanması halinde uyuşmazlık kökten çözümlenmekte, anlaşma olmaması halinde dava şartı yerine getirilmekte ve arabulucunun düzenlediği son tutanakla birlikte dava açılmaktadır. Bu denli önemli bir konuda yapılması gereken toplantıların da gereken ciddiyetle ve özveriyle yapılması gereklidir. Birkaç dakikalık telefon görüşmeleriyle anlaşıp anlaşmama iradesinin ortaya konulması mümkün değildir. Süreçte arabulucuların mücadele etmesi gerektiği gibi taraf vekillerinin de mücadele etmesi gereklidir. Bu yüzden yüz yüze görüşmelerin öncelikli olarak uygulanması, ancak gerçekten önemli bir durumun olması halinde görüntülü görüşmenin tercih edilmesi zorunlu olmalıdır. Örneğin ilk görüşmeden sonraki görüşmelerde veya görüşmenin devamında kalındığı yerden telefonla görüşmelere devam edilebilmesi mümkün olabilir. Ancak öncelikle yüz yüze görüşme esası uygulanmalıdır. Arabulucunun İstanbul Komisyonundan görevlendirildiği, tarafların ve taraf vekillerinin İstanbul'da olduğu bir durumda, keyfi şekilde yüz yüze görüşmekten imtina edilmesi kabul edilmemelidir. Oysa taraf vekilinin hamileliğinin son günlerinde olması bir sebep olarak kabul edilebilir. Ancak iş yoğunluğu şeklinde genel bir talep arabulucular tarafından kesin olarak reddedilmelidir. Telekonferans işin kolayına kaçma yöntemi olarak kabul edilemez. Buna rağmen whatsapp üzerinden sesli ve görüntülü şekilde başlayan görüşmelerin devamında ses ve görüntü kalitesinde azalma ya da internette kesinti olması halinde görüşmeler kaldığı yerden telekonferans şeklinde devam edebilir. Ancak kiminle görüşüldüğü bilinmeden rastgele telefonla toplantı yapılarak tutanak düzenlenmesi kabul edilemez nitelikte görülmeli ve bu yöndeki talepler reddedilmelidir. Ne yazık ki pandemi döneminde ücretini alamadan işten çıkarılan işçilerin ücret alacakları için başka ilden gelerek toplantıya katılmalarının zorluğu ve maddi imkansızlıkları, karantina altında olup toplantıya fiziken katılmaları mümkün olmayan kişilerin varlığı, Covid 19 hastalığının bulaşma riski ve buna benzer önemli ve haklı sebepler dikkate alınarak kabul edilen telekonferans uygulaması, günümüzde son derece kötüye kullanılmakta ve arabuluculuğun anlam, önem ve ciddiyetinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Telekonferans yöntemi artık aynı binada olan kişileri bile bir araya getirmenin önündeki bir engel haline dönüşmektedir. Arabuluculuk dava açılmasının önündeki bir engel değil, aksine dava öncesi tarafların bağımsız ve tarafsız bir ortamda ve bir arabulucu nezdinde müzakere ve görüşme yapılması, bu yolla anlaşma zemininin hazırlanması, bu zeminin oluşması için çaba sarf edilmesi, anlaşmanın sağlanamadığı durumlarda dahi kimsenin örselenmediği, sağlıklı şekilde ve gerçeğe uygun son tutanaklarla tarafların dava haklarına halel gelmeden dava şartının yerine getirilmesi için gerekli evrakların tanzim edildiği bir hukuki süreç olmalıdır. Arabuluculuk süreci kimse tarafından kötüye kullanılmamalıdır. Bu yüzden süreçte arabulucunun emeği büyük önem arz etmektedir. Ancak arabulucunun emeği kadar taraf vekillerinin emeği ve çabası da büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden arabuluculukta taraf vekilliği ancak bu konuda özel eğitim alan avukatlar tarafından yapılabilmelidir. Telekonferans yöntemiyse hiçbir haklı ve objektif sebep olmadığı durumlarda uygulanmamalıdır. Hastalık, karantinada olma, hamilelik, yapılan ön görüşmeler sonucunda veya teklif ve karşı tekliflerin iletilmesinden sonra gözlemlendiği üzere tarafların anlaşıyor olmaları, kalabalık dosyalarda tarafların her birinin ayrı şehirlerde ikamet etmesi ve vekillerinin farklı barolarda kayıtlı olup farklı illerde bulunması karşısında taraf teşkilinin sağlanması açısından bu yola başvurulmasının zorunlu olması ve buna benzer önemli durumlar dışında görüşmelerin yüz yüze ve fiziken katılım şeklinde yapılmasına özen gösterilmelidir. Aksi halde telekonferans tartışmaları yüzünden asıl uyuşmazlık unutulmakta, asıl uyuşmazlığın yerini telekonferans tartışmaları almakta ve ortaya nur topu gibi yeni bir uyuşmazlık doğmaktadır. Oysa arabuluculuğun amacının mevcut uyuşmazlığın sonlandırılması olduğu unutulmamalıdır. Bu süreçte işin kolayına kaçmak ve birkaç dakikalık kısa görüşmeler yapmak değil, somut uyuşmazlığın çözümü için çaba sarf etmek ve çözüm önerileri üretmek amaçlanmalıdır. Zorunlu ya da gerekli haller dışında yüz yüze görüşmelerden kaçınılmamalıdır. Gerçekten gerekli olması halinde dahi telekonferans yerine whatsapp üzerinden sesli ve görüntülü görüşmeler tercih edilmelidir. Bir kimsenin kendisinin de arabulucu olması ve sıklıkla telekonferans yaptığı iddiası, taraf vekili olduğu dosyalarda telekonferası kabul ettirmede haklı sebep ve baskı unsuru olarak kullanılmamalıdır.</p>

<p><strong>8)</strong> Mevzuat sistemiyle uygulamanın birbirinden bağımsız düşünülemeyeceği bir gerçektir. Uygulamanın önemli olduğu kadar mevzuat da önemlidir. Mevzuatta yazılı olanların somut olaya uygulanmasında ise hukukçuların nitelik ve kaliteleri ile uygulayıcıların uygulamadaki başarı ve becerileri büyük önem taşımaktadır. Bu yüzden mevzuatta yer almayan hususlar bakımından uygulayıcıların yakınmaları, şikayetleri ve talepleri önem arz etmektedir. Zira eksiklikleri ancak uygulayıcılar yakından görmekte ve bilmektedir. Bu yüzden yazılı düzenlemelerde yer almayan konularda yapılan talepler ve başvurular, ilgili kurum ve kuruluşlar ile yetkililerce titizlikle dikkate alınmalıdır. Tıpkı baroların siyasetten ve ideolojik görüşlerden arındırılması, başkanlık ve kurulların seçim dışındaki yollarla oluşturulması, barolara kayıt zorunluluğunun kaldırılması, telekonferansın yasal dayanağının ve düzenlemesinin olmayışı karşısında bunun arabuluculukta ancak istisnai bir yöntem olarak ve yasal düzenlemelerle kabul edilmesinin benimsemesi, taraf vekilleri için arabuluculukta özel eğitim zorunluluğunun getirilmesi, hakimlik ve savcılık mesleklerine alımlarda bilgi, başarı ve liyakatin benimsenmesi, avukatlık mesleğinden geçişlerde kontenjan sayısının artırılması, staj veya yardımcılık şeklindeki sürelerin avukatların kıdemlerine göre farklı sürelerle uygulanması gibi konularda ve düzenlemenin olmadığı ya da yetersiz olduğu diğer konularda sair düzenlemelerin yapılması, olaya uygun düşmeyen durumlarda mevcut düzenlemelerin değiştirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere ve sonuç itibariyle hukuk sistemi mücadele ile gelişmektedir. Tıpkı yıllar öncesinde ceza dosyalarında avukat zorunluluğunun ve atamasının olmaması ve bu hakkın mücadeleler sonucunda elde edilmesinde olduğu gibi. Tıpkı uzlaştırma faaliyetlerinin hukuk fakültesi mezunu olmayanlara kapatılmasında olduğu gibi. Tıpkı hakimlik ve savcılık sınavlarında geçmişte kaldırılan yetmiş barajının yeniden getirilmesinde olduğu gibi. Eksikliklerin söylenmesi, taleplerin dile getirilmesi ve iletilmesi, başarının takdir edilmesi, başarının ve başarılının ödüllendirilmesi, suçun ve suç işleyenin bildirilmesi, ihbar veya şikayet edilmesi ve suçlunun cezalandırılması gibi hususlar olması gerekenlerdir. Olması gerekenlerin kabulünde ve işleyişinde toplumun her kesimine düşen sorumluluklar ve ödevler bulunmaktadır. Toplumsal ödev ve sorumlulukların askıya alınmadığı, eksiksiz yerine getirildiği, toplumsal menfaatlerin ortaklaşa benimsendiği, hukuka saygı duyulduğu, hukukun üstün olduğu, üstün tutulduğu ve hukuka dokunulmadığı bir ülkede hukuk sisteminin gelişmemesi mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-sistemi-nasil-gelisir-bu-yondeki-onerilerimiz-nelerdir-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/terazi-koltutut.jpg" type="image/jpeg" length="21169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7589 SAYILI KANUN SONRASI KISMİ DAVA UYGULAMASI: DAVA DİLEKÇESİNDE HATALARI ÖNLEYECEK ALTI KRİTİK NOKTA VE UYGULAMA TABLOSU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A) GENEL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>1. Belirsiz Alacak Davası Uygulamasının Son Bulması</strong></p>

<p><strong>HMK m. 107</strong> hükmünün yürürlükten kaldırılması ve <strong>HMK m. 109</strong>’a eklenen dördüncü fıkra düzenlemesiyle birlikte hukukumuzda belirsiz alacak davası uygulaması son bulmuştur. Yeni dönemde, bölünebilir alacakların dava konusu edilmesinde <strong>kısmi dava</strong> yegâne ve temel usul hukuku kurumu haline gelmiştir.</p>

<p><strong>2. Zamanaşımı Güvencesi ve Faiz Başlangıcı Ayrımı</strong></p>

<p><strong>HMK m. 109/4</strong> hükmü uyarınca; kısmi davada tahkikatın sona ermesine kadar, bir defaya mahsus olmak üzere ve iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talep artırımı yapılması mümkün kılınmıştır. Bu artırım kapsamında zamanaşımının bizzat <strong>ilk dava tarihinden itibaren</strong> kesilmiş sayılacağı yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Böylece, <i>"kısmi davada saklı tutulan bakiye kısım için zamanaşımının işlemeye devam ettiği ve artırılan kısım yönünden zamanaşımının ancak ıslah/artırım tarihinde kesileceği"</i> yönündeki eski ve katı içtihat yaklaşımı geçerliliğini yitirmiştir. Dolayısıyla davalının bu aşamada ileri süreceği klasik kısmi dava zamanaşımı def'ileri yasal düzenleme karşısında hükümsüz kalacaktır.</p>

<p>Ancak artırılan kısım bakımından zamanaşımının geriye yürüyerek ilk dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılmasına ilişkin bu koruma, maddi hukuktaki borçlu temerrüdünü (<strong>TBK m. 117</strong>) geriye yürütmemektedir. Davalı borçlu dava açılmadan önce usulüne uygun bir ihtarname ile temerrüde düşürülmemişse; talep edilen ilk kısmi miktar için temerrüt <strong>dava tarihinde</strong>, sonradan artırılan bakiye kısım için ise ancak <strong>talep artırım dilekçesinin sunulduğu tarihte</strong> gerçekleşmiş olur. Dolayısıyla zamanaşımının geriye yürümesi, faizin de otomatik olarak dava tarihine geriye yürüyeceği anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Ayrıca dava dilekçesindeki talep sonucunun açık ve net olması (<strong>HMK m. 119/1-ğ</strong>), objektif dava yığılmasında kalem bazlı ayrım zorunluluğu gibi usul ve maddi hukuk kuralları varlığını aynen korumaktadır. Bu sebeple açılacak davalarda hak kaybı yaşanmaması için dilekçelerin kurgusunda azami özen gösterilmelidir. Birden fazla alacak kaleminin (sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri gibi) tek dilekçede toplu bir meblağ belirtilerek kısmi dava konusu yapılması durumunda, her bir alacak kalemi için ayrı ayrı kısmi miktar belirtilmelidir. Aksi halde dava dilekçesi <strong>HMK m. 119/1-ğ</strong> ve <strong>m. 119/2</strong> kapsamında usulen sakatlanmış olur.</p>

<p>Her bir alacak kalemi için ayrı ayrı kısmi miktar belirtilmeksizin açılan davalarda, mahkemelerin <strong>HMK m. 119/2</strong> uyarınca davacıya bir haftalık kesin süre vererek kalem bazlı dağılımı açıklattırması gerekir. Dava dilekçesindeki bu belirsizlik giderilmeden sonradan verilen talep artırım dilekçeleri de sakat olacağından ve taleple bağlılık ilkesi tekil kalemler üzerinden denetlendiğinden, yerel mahkeme hükmünün üst mahkemelerce bozulması tehlikesi ortaya çıkacaktır.</p>

<p><strong>B. DAVA DİLEKÇESİNDE HATALARI ÖNLEYECEK ALTI KRİTİK NOKTA</strong></p>

<p><strong>1) Dilekçe Başlığında ve Talep Sonucunda Kısmi Dava İradesini Belirtin</strong></p>

<p>Her ne kadar <strong>HMK m. 109/2</strong> uyarınca, dava dilekçesinde bakiye hakların saklı tutulduğunun açıkça belirtilmemiş olması feragat sayılmayacaksa da; davalının örtülü feragat veya taleple bağlılık itirazlarının yargılamayı uzatmasını engellemek adına dava dilekçesinin talep sonucu kısmında açıkça, <i>"Fazlaya ve fer'î alacaklara ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik kısmi dava olarak..."</i> ibaresine yer verilmelidir (<strong>HMK m. 109/1</strong>, <strong>m. 119/1-ğ</strong>).</p>

<p><strong>2) Objektif Dava Yığılmasında Kalem Bazlı Dağılım Yapın</strong></p>

<p>Birden fazla alacak kalemi talep ediliyorsa (sürekli iş göremezlik tazminatı, geçici iş göremezlik tazminatı, geçici bakıcı gideri vb.) toplam tek bir kısmi miktar belirtmek yerine, her bir alacak kalemi için dava edilen asgari kısmi tutar ayrı ayrı gösterilmelidir. Zira objektif dava yığılması kuralları çerçevesinde birden fazla alacak kaleminin aynı davada ileri sürüldüğü hallerde <strong>HMK m. 119/1-ğ)</strong> bendi, talep sonucunun hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açık olmasını emretmektedir.</p>

<p><strong>HMK m. 26</strong>'da düzenlenen taleple bağlılık ilkesi, mahkemenin yalnızca nihai toplam meblağ ile değil, bu meblağı oluşturan her bir münferit alacak kaleminin üst sınırı ile de bağlı olmasını gerektirir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26 Şubat 2020 tarihli, E. 2017/690, K. 2020/235 sayılı kararında da mahkemenin reddettiği ve kabul ettiği kalemleri ayrıştırmadan külli bir kabul hükmü kurmasının <strong>HMK m. 297</strong>’ye aykırı olduğu belirtilerek, <i>"mahkeme davacının talep ettiğinden fazlasına veya başka bir şeye karar veremeyecektir"</i> kuralı önemle teyit edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3) Faiz Başlangıçlarını ve Türlerini Kademelendirin</strong></p>

<p>Davalı borçlu dava öncesinde noter ihtarnamesi veya usulüne uygun başka bir vasıtayla temerrüde düşürülmüşse, hem ilk kısmi talep hem de bakiye talep için ihtardaki temerrüt tarihini esas alın (HGK, T. 05.03.2003, E.2003/76, K.2003/126).</p>

<p>Dava öncesi temerrüt söz konusu değilse; dava dilekçesindeki ilk kısmi tutar için <strong>"dava tarihinden"</strong>, sonradan sunulacak talep artırım dilekçesindeki bakiye miktar için ise <strong>"talep artırım tarihinden"</strong> itibaren faiz talep edilmelidir (Yrg. 9 HD, T. 28.10.2020, E. 2017/17850, K. 2020/14018).</p>

<p>Alacak türüne göre uygulanacak faiz türü (kanuni faiz, en yüksek banka mevduat faizi, ticari temerrüt faizi vb.) her bir alacak kalemi için ayrı ayrı ve açıkça belirtilmelidir (Yrg. 9 HD, T. 18.03.2019, E. 2015/34130, K. 2019/5978).</p>

<p><strong>4) Bilirkişi Raporu Sunulmadan Talep Artırım Hakkını Kullanmayın</strong></p>

<p><strong>HMK m. 109/4</strong> gereğince alacak aynı davada yalnızca <strong>bir defaya mahsus</strong> artırılabileceğinden, bilirkişi raporu sunulmadan ve rapora karşı itiraz süreleri tükenmeden talep artırımı yapılmamalıdır. Ayrıca talep artırım dilekçesinde, artırılan kalemlerin bakiye faizlerinin talep edilmesi kesinlikle unutulmamalıdır (<strong>HMK m. 109/4</strong>, <strong>HMK m. 26</strong>). Talep artırım dilekçesinde artırılan bakiye anapara için faiz talep edilmezse, mahkemece re'sen faize hükmedilemeyecektir.</p>

<p><strong>5) Miktar Artırımını Islah Yoluyla Değil, HMK m. 109/4 Uyarınca Bedel Artırım Yoluyla Yapın</strong></p>

<p>Yeni hükümle getirilen zamanaşımına ilişkin yasal avantajlar konusunda tereddüt ve hak kaybı oluşmaması adına, dilekçelerde "ıslah" etme anlamına gelecek veya bu kurumu çağrıştıracak ifadeler kullanmaktan özenle kaçınılmalı; talebin <strong>HMK m. 109/4 kapsamındaki yasal bedel artırımı</strong> olduğu net bir şekilde vurgulanmalıdır.</p>

<p><strong>6) Örnek Bir Talep ve Sonuç (Netice-i Talep)</strong></p>

<p><strong>NETİCE-İ TALEP:</strong> Yukarıda arz ve izah olunan ve Sayın Mahkemece re'sen gözetilecek nedenlerle;</p>

<p>1. Fazlaya ve fer'î haklarımıza ilişkin talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydıyla, HMK m. 109 uyarınca ikame edilen <strong>KISMİ DAVAMIZIN KABULÜNE</strong>,</p>

<p>2. Dava dilekçesinde kalem bazında ayrıştırılmış olan toplam <strong>[TUTAR] TL</strong> asgari kısmi alacağımızın (dava öncesi temerrüt ihtarı bulunan kalemler yönünden temerrüt tarihinden, diğer kalemler yönünden ise dava tarihinden itibaren) işleyecek [FAİZ TÜRÜ] faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,</p>

<p>3. Tahkikat aşamasında bilirkişi raporu ile netleşecek bakiye alacak tutarının <strong>HMK m. 109/4</strong> uyarınca talep artırımı yoluyla artırılarak, artırım tarihinden itibaren işleyecek [FAİZ TÜRÜ] faizi ile birlikte davalıdan tahsiline,</p>

<p>4. Yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davalı tarafa tahmiline karar verilmesini bilvekale saygılarımızla arz ve talep ederiz.</p>

<p><strong>C. HMK M. 109 KAPSAMINDA YENİ DÖNEM KISMİ DAVA UYGULAMA TABLOSU</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Hukuki Unsur / Aşama</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Sık Yapılan Uygulama Hatası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Doğru Hukuki Kurgu ve Dilekçe İfadesi</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Usuli Gerekçe ve Risk Yönetimi (HMK m. 109/4)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Dava Açılış Esası</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Eski alışkanlıkla <strong>HMK m. 107</strong> (Belirsiz Alacak) hükümlerine atıf yapmak veya bakiye haktan bahsetmemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dava dilekçesinin Konu ve Talep Sonucu kısımlarına <strong>"Fazlaya ve bakiye alacağa ilişkin haklarımız saklı kalmak kaydıyla şimdilik..."</strong> ibaresini eklemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><strong>7589 sayılı Kanun</strong></a> ile belirsiz alacak davası mülga edilmiştir. Hakların saklı tutulması, tek seferlik artırımdan sonra gerekebilecek olası ek davaların önünü açar.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Artırım Dilekçesi Türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Verilen dilekçede <strong>"Islah"</strong> veya <strong>"Kısmi Islah"</strong> kavramlarını kullanmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dilekçe başlığını <strong>"HMK m. 109/4 Uyarınca Talep Artırım Dilekçesi"</strong> yapmak ve <i>"Islah hakkımız saklı kalmak üzere..."</i> şerhi düşmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Miktar artırımı ıslah değildir; bağımsız bir usul mekanizmasıdır. Islah denilmesi halinde, kanunun tanıdığı tek seferlik <strong>ıslah hakkı (HMK m. 176)</strong> boşa tüketilmiş olur.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Artırım Zamanlaması</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>İlk gelen bilirkişi raporunun ardından aceleyle veya eksik hesapla hemen artırım yapmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Raporlara yapılan itirazların, ek rapor süreçlerinin bitmesini ve mahkemenin nihai kanaatinin netleşmesini beklemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>HMK m. 109/4 uyarınca talep artırım hakkı <strong>"aynı davada bir defaya mahsus"</strong> tanınmıştır. İkinci bir artırım dilekçesi usulen reddedilir.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Zamanaşımı Def'i</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Artırılan kısım için zamanaşımının dolduğunu düşünerek artırım yapmaktan çekinmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Zamanaşımı riskini düşünmeden, tahkikat sona erene kadar hakkı kullanmak.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yeni fıkra uyarınca; artırılan kısım yönünden de zamanaşımı, artırım tarihinde değil <strong>dava tarihinde kesilmiş sayılır</strong>.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Faiz Başlangıcı &amp; Temerrüt</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Faizin doğrudan <strong>dava tarihinden</strong> veya <strong>artırım tarihinden</strong> itibaren işletilmesini talep etmek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Arabuluculuk son tutanak tarihini, ihtarname tebliğini veya kesin vadeyi <strong>"temerrüt tarihi"</strong> olarak kalın harflerle vurgulamak ve faizi bu tarihten istemek.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kanun zamanaşımını geriye yürütse de faiz konusunda sessizdir. Yargıtay içtihatları uyarınca, dava öncesi temerrüt ispatlanamazsa artırılan kısma ancak artırım tarihinden itibaren faiz yürütülür.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi </strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7589-sayili-kanun-sonrasi-kismi-dava-uygulamasi-dava-dilekcesinde-hatalari-onleyecek-alti-kritik-nokta-ve-uygulama-tablosu</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="46652"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukukta yapay zekâ yarışı dikeyleşiyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Veri sahipleri model kuruyor, model devleri hukuk pazarına iniyor</strong></p>

<p>Google'ın hukuk büroları ve şirket hukuk birimleri için geliştirdiği yeni yapay zekâ platformunu 25 Ağustos'ta duyurması, hukuk teknolojisi pazarında birkaç yıldır giderek yükselen bir soruyu daha da görünür hale getirdi: Güçlü bir dil modelini hukuki veri tabanına bağlayarak hizmet veren yapay zekâ şirketlerinin kalıcı rekabet üstünlüğü nereden gelecek?</p>

<p>Soru artık yalnızca teorik değil. Google, Gemini Enterprise for Legal ile sözleşme incelemesinden hukuki araştırmaya ve düzenleme takibine uzanan işler için doğrudan hukuk sektörüne girdi. Platform, hukuk bürolarının kendi belgelerinin yanı sıra iManage, NetDocuments, Relativity, Thomson Reuters, Harvey ve Legora gibi üçüncü taraf sistemlerine bağlanabiliyor. Şirket, özellikle kendi altyapısını, modellerini ve uygulama katmanını birlikte işletmenin maliyet avantajına dikkat çekiyor.</p>

<p>Bundan yalnızca beş gün önce, hukuk yapay zekâsının en yüksek değerlemeli girişimlerinden Harvey de ters yönde fakat aynı soruna cevap veren bir adım attı. Şirket, Çinli Moonshot AI'ın açık ağırlıklı Kimi K3 modelinden geliştirdiği Harvey Tenet'i tanıttı. Harvey bunu, kendi hukuk işlerine göre uçtan uca sonradan eğittiği ilk açık ağırlıklı model olarak nitelendiriyor.</p>

<p>Bir başka cephede Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u geliştirdi. Westlaw ve Practical Law gibi onlarca yılda oluşturduğu hukuki içeriğe sahip şirket, artık bu veriyi yalnızca başka şirketlerin büyük dil modellerine besleyen taraf olmaktan çıkıp model katmanının da sahibi olmaya çalışıyor. Thomson Reuters, geliştirdiği mimarinin yine de modelden bağımsız kalacağını ve gerekli görevlerde Anthropic gibi sağlayıcıları kullanmaya devam edeceğini söylüyor.</p>

<p>Bu üç gelişme birlikte değerlendirildiğinde, hukuk teknolojisinde rekabetin merkezinin değişmeye başladığı görülüyor. İlk üretken yapay zekâ dalgasında değer, büyük ölçüde güçlü bir temel modele erişmekten, hukuki kaynakları modele taşıyacak bir arama sistemi kurmaktan ve bunu hukukçunun kullanabileceği bir arayüze dönüştürmekten ibaretti. Şimdi bu parçaların hemen her biri başka bir şirket tarafından satın alınabilir, kiralanabilir veya açık kaynak teknolojilerle yeniden üretilebilir hale geliyor.</p>

<p><strong>API'nin kendisi artık kale değil</strong></p>

<p>Bir hukuk yapay zekâsının basitleştirilmiş mimarisinde birkaç ayrı katman bulunuyor: hukuk verisinin kendisi; ilgili kararı veya mevzuatı bulan arama sistemi; büyük dil modeli; modele hangi kaynağa ne zaman başvuracağını söyleyen orkestrasyon katmanı; atıf ve doğrulama sistemi; son olarak sözleşme inceleme, araştırma, dilekçe hazırlama veya dava dosyası analizi gibi hukukçunun fiilen kullandığı iş akışı.</p>

<p>Bu zincirde temel modele API üzerinden ulaşmanın fiyatı hızla düşüyor. Stanford Üniversitesi'nin 2025 AI Index raporu, GPT-3.5 düzeyindeki performans için tahmini çıkarım maliyetinin Kasım 2022 ile Ekim 2024 arasında milyon token başına yaklaşık 20 dolardan 7 sente gerilediğini hesapladı. Daha sonraki araştırmalar da aynı seviyedeki yapay zekâ kapasitesinin fiyatının yıllık birkaç kat düşmeye devam ettiğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu gelişme bir taraftan küçük hukuk teknolojisi şirketlerinin güçlü modeller kullanabilmesini kolaylaştırırken, diğer taraftan yalnızca aynı modellere erişebilmek üzerine kurulu rekabet üstünlüğünü ortadan kaldırıyor.</p>

<p>Asıl tehlike, temel model şirketlerinin müşterinin karşısına yalnız model sağlayıcısı olarak çıkmayı bırakması halinde ortaya çıkıyor.</p>

<p>Google'ın yeni ürünü bunun güncel bir örneğidir. Gemini Enterprise for Legal yalnız API sağlamıyor; hukuk görevleri için hazırlanmış beceriler, ajanlar, veri bağlantıları, erişim yetkileri ve denetim sistemlerini aynı ürün içinde sunuyor. Microsoft da Word içinde çalışan ve belgeleri özetleyip inceleyebilen Legal Agent'ı Copilot kullanıcılarına açmış durumda.</p>

<p>Böylece bağımsız hukuk yapay zekâsı girişimleri iki güçlü rakip grubunun arasında kalıyor.</p>

<p>Bir tarafta Google, Microsoft ve potansiyel olarak diğer temel model şirketleri model, bulut altyapısı, kurum içi belgeler ve son kullanıcı arayüzünü kontrol ediyor. Diğer tarafta Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketler hukukçunun ihtiyaç duyduğu güvenilir ve lisanslı hukuki veriye sahip bulunuyor.</p>

<p>LexisNexis'in yeni nesil Protégé platformu da şirketin kendi güvenilir içeriğini araştırma, taslak hazırlama, belge analizi ve ajan tabanlı iş akışlarıyla birleştiriyor. Thomson Reuters ise daha da ileri giderek kendi temel hukuk modelini geliştiriyor.</p>

<p>Bu tablo, ortadaki şirketlerin basit bir "model + veri tabanı + sohbet ekranı" olmaktan daha fazlasını sunmasını zorunlu hale getiriyor.</p>

<p><strong>Harvey neden açık modele yöneldi?</strong></p>

<p>Harvey’in son hamlesi bu açıdan özellikle dikkat çekicidir.</p>

<p>Şirket uzun süre OpenAI modelleriyle güçlü biçimde özdeşleşti. Ancak Mayıs 2025'te Anthropic ve Google modellerini de sisteme eklediğini açıklayarak modelden bağımsız bir mimariye geçti. Daha sonraki ürünlerinde sorguyu en uygun model ve araca yönlendiren orkestrasyon yaklaşımını geliştirdi. Harvey’in güncel altyapısında OpenAI'nin yanı sıra Anthropic, Google, Mistral ve başka model sağlayıcıları bulunuyor.</p>

<p>Ağustos 2026'da açıklanan Tenet, bunun bir sonraki aşamasıdır.</p>

<p>Harvey, açık ağırlıklı modeller üzerinde yürüttüğü araştırmanın iki amacını net biçimde tanımlıyor: hukuk alanında ileri düzey yapay zekâ geliştirmek ve hukuk bürolarının kendi çalışmalarına göre uzmanlaşmış modeller geliştirerek bu "zekâya" sahip olmasını sağlamak. Şirket ayrıca Tenet'in hukuk ajanlarını çok daha düşük maliyetle sürekli çalıştırmayı mümkün kılacağını belirtiyor.</p>

<p>Maliyet meselesi küçümsenecek boyutta değil. Wall Street Journal'a göre Harvey platformundaki aylık token kullanımı 2026'nın ilk yarısında yaklaşık 1 trilyondan 14,5 trilyona çıktı. Ajanların bir görevi tamamlamak için tekrar tekrar arama yaptığı, belge okuduğu ve sonuçlarını kontrol ettiği sistemlerde kullanıcı sayısı arttıkça API giderleri klasik yazılımlardaki marjları hızla aşındırabiliyor. Harvey’in açık ağırlıklı Kimi ve GLM modellerini kullanmaya başlamasında bu ekonomik baskının rol oynadığı bildiriliyor.</p>

<p>Buna karşılık Harvey’in bu kararı OpenAI veya başka bir temel model şirketinin ileride kendisine rakip olmasından "korktuğu" için aldığına dair açık bir kanıt bulunmuyor.</p>

<p>Böyle bir riskin stratejik hesaplarda hiç yer almadığı da söylenemez. Model sağlayıcısına bağımlılığı azaltmak, maliyet üzerinde denetim sağlamak ve kendi modellerini geliştirebilmek, aynı zamanda gelecekteki bir rakibe karşı pazarlık gücü yaratıyor. Fakat bu, mevcut kaynaklardan çıkarılabilecek bir stratejik sonuçtur; şirket tarafından açıklanmış bir gerekçe değildir.</p>

<p>Üstelik Harvey’in davranışı, OpenAI'den kopmaktan çok çoklu-model bağımsızlığına işaret ediyor. Şirket, OpenAI'nin yeni modellerini kullanmaya devam ederken Anthropic ve Google modellerini de göreve göre seçiyor, kendi açık ağırlıklı modelini geliştiriyor ve müşterilerinin ileride kendilerine özgü modeller oluşturmasını hedefliyor.</p>

<p>Bu yaklaşım, hukuk yapay zekâsı şirketlerinin gelecekteki savunma hattının nerede oluşabileceğine dair de ipucu veriyor.</p>

<p><strong>Veri kadar iş akışı ve hafıza da değer kazanıyor</strong></p>

<p>Hukukta yalnız modele sahip olmak yeterli değil. Harvey’in Mayıs 2026'da yayımladığı Legal Agent Benchmark sonuçlarında, test edilen ileri modellerin karmaşık hukuki görevleri eksiksiz tamamlama oranı yüzde 10'un altında kaldı. Şirketin değerlendirmesine göre hiçbir model bütün hukuk alanlarında sürekli üstünlük göstermedi ve en başarılı yapıların bazı görevlerde yaklaşık 50 dolarlık çıkarım maliyetine ve 20 dakikayı aşan çalışma süresine ulaşması gerekti.</p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsındaki rekabet yalnızca "hangi LLM daha zeki?" sorusuyla açıklanamıyor.</p>

<p>Doğru kaynağı bulmak, kaynağın güncel olup olmadığını denetlemek, her hukuki önermeyi gerçek karara bağlamak, kurum içindeki erişim yetkilerini korumak, önceki dosyaları ve kurumun tercihlerini hatırlamak ve çok aşamalı işi insan denetimine uygun biçimde yürütmek, ayrı mühendislik sorunlarıdır.</p>

<p>Google'ın dahi yeni hukuk platformunu tanıtırken "genel amaçlı yapay zekânın tek başına hukuk için yeterli olmadığını" özellikle vurgulaması bu nedenle önemlidir.</p>

<p>Burada hukuk şirketlerinin savunabileceği alan ortaya çıkıyor: model değil, modelin hukuk bürosunun çalışma biçimine yerleştirilmesi.</p>

<p>Örneğin Harvey II, dosya ve proje geçmişini hatırlayan kurumsal hafızayı merkezine alıyor. Bir büro yıllarca kendi sözleşme örneklerini, müvekkil notlarını, müzakere stratejilerini, geçmiş görüşlerini ve kendi çalışma biçimini sisteme aktardıkça ortaya çıkan şey yalnızca daha iyi çalışan bir yapay zekâ değil, başka bir platforma taşınması giderek güçleşen kurumsal bir bilgi katmanı oluyor.</p>

<p>Bu durum, hukuk yapay zekâsında uzun vadeli rekabet üstünlüğünün modelden çok kurumsal hafıza, veri hakları ve iş akışlarında oluşabileceği görüşünü güçlendiriyor. Genel amaçlı bir model birkaç ay içinde daha güçlü bir rakiple değiştirilebilir. Buna karşılık, yıllar içinde bir hukuk bürosunun belgelerine, tercih ettiği sözleşme hükümlerine, geçmiş görüşlerine, müvekkil ilişkilerine ve iç denetim mekanizmalarına uyarlanmış bir sistemin değiştirilmesi çok daha yüksek maliyet yaratabilir.</p>

<p>Açık ağırlıklı modeller de bu denklemi değiştiriyor. Harvey’in Tenet araştırmasının ikinci hedefini, hukuk bürolarının kendi uzmanlaşmış modellerini geliştirebilmesi ve bu "zekâya" sahip olabilmesi olarak tanımlaması, gelecekte bazı büyük büroların hazır bir hukuk asistanı satın almak yerine kendi bilgi birikimleri üzerinde çalışan modeller kurabileceğine işaret ediyor.</p>

<p>Bu, aynı zamanda veri egemenliği ve gizlilik sorunlarına da başka bir çözüm sunabilir. Müvekkil sırrı, mesleki gizlilik ve erişim yetkilerinin kritik olduğu hukuk sektöründe modelin nerede çalıştığı ve hangi verilerin dışarı çıktığı, yalnız teknik değil ticari bir tercih haline geliyor. Thomson Reuters da kendi modeli Thomson'u tanıtırken modelin çalışma biçimi ve eğitimini tamamen kontrol edebilmesini, müşterinin verisini eğitime katmamasını ve üçüncü taraf model sağlayıcılarının fiyatlandırmasına bağımlılığı azaltmasını öne çıkardı.</p>

<p><strong>Türkiye'de yarış veri tabanından iş akışına taşınıyor</strong></p>

<p>Benzer dönüşüm Türkiye'de daha küçük ölçekte fakat belirgin biçimde görülüyor.</p>

<p>LEXPERA'nın geliştirdiği LEXI, soruları LEXPERA'nın kendi hukuk veri tabanında araştırarak yargı kararları ve mevzuata doğrudan referans veren yanıtlar oluşturuyor. Sistem ayrıca yüklenen belgeleri veri tabanındaki kaynaklarla birlikte inceleyebiliyor. Şirketin kullanıcılarına yapay zekâya iletilecek sorulardaki kişisel verileri ayıklamalarını tavsiye etmesi, hukuk yapay zekâsında veri koruma sorununun Türkiye bakımından da ürün tasarımının bir parçası olduğunu gösteriyor.</p>

<p>De Jure AI ise hukuki aramayı derin araştırma, dilekçe ve sözleşme hazırlama, doküman analizi, hafıza, UETS ve UYAP bağlantılı özelliklerle birleştiriyor. Şirket kendi açıklamasında yüklenen belgelerin model eğitiminde kullanılmadığını ve verilerin KVKK'ya uygun teknik ve idari önlemlerle işlendiğini belirtiyor. Bunlar şirketin kendi beyanları olmakla birlikte, ürünün konumlandırılması açısından önemlidir: rekabet yalnızca "hangi sistem daha çok karar buluyor?" sorusundan, hukukçunun günlük çalışmasının ne kadarının aynı ortamda yapılabildiğine kayıyor.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği'nin Şubat 2026'da "Yapay Zekâ Destekli Avukat Asistanı" oluşturmak üzere çalışan ürünü veya prototipi bulunan teknoloji şirketlerine çözüm ortaklığı çağrısı yapması da, yapay zekâ destekli hukuk araçlarının yalnız özel girişimlerin alanı olarak kalmayabileceğini gösterdi. TBB çağrının amacını, yapay zekânın hukuk pratiğine entegrasyonu ve meslektaşların teknolojik araçlarla güçlendirilmesi olarak açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalet Bakanlığı'nın 2025-2029 Yargı Reformu Stratejisi de aynı dönüşümün yargı ayağını içeriyor. Stratejide "teknoloji destekli adalet" temel politika eksenlerinden biri olarak belirlenirken, yapay zekâ uygulamalarının adalete erişimi kolaylaştırması ve yargılamaları hızlandırması hedefleniyor. Bakanlığın planı ayrıca, yapay zekâ uygulamalarının etik ve hukuki çerçevesini belirleyecek kurumsal bir yapı oluşturulmasını öngörüyor.</p>

<p>Türkiye açısından bunun önemli bir sonucu var. Küresel hukuk yapay zekâsında Westlaw veya LexisNexis gibi özel şirketlerin oluşturduğu devasa içerik havuzları rekabet üstünlüğü sağlarken, Türkiye'de UYAP, yüksek mahkemelerin karar sistemleri, mevzuat kaynakları ve özel hukuk veri tabanları farklı aktörlerin elinde bulunuyor. Dolayısıyla başarılı bir yerli hukuk yapay zekâsı için yalnızca güçlü bir model yeterli olmayacak; güvenilir hukuki içeriğe erişimi gerçek mesleki iş akışıyla aynı yerde buluşturabilmek de gerekecek.</p>

<p>Bu yapı aynı zamanda Türkiye'deki girişimler için hem koruma hem risk yaratıyor. Türk hukukuna özgü veri, karar sınıflandırması, içtihat bağlantıları ve UYAP çevresinde geliştirilen işlevler, yabancı bir genel amaçlı model sağlayıcısının pazara bir gecede hâkim olmasını güçleştiriyor. Buna karşılık küresel bir teknoloji şirketi güçlü bir yerel veri sağlayıcısıyla anlaşır veya onu satın alırsa, bugün yerli şirketlerin kullandığı temel modeller ile kendi uygulamaları arasındaki mesafe hızla kapanabilir.</p>

<p><strong>Veri lisansı yeni stratejik cephe olabilir</strong></p>

<p>Bu nedenle hukuk yapay zekâsının geleceğinde yalnız model rekabetinin değil, veriye erişim rekabetinin de büyümesi beklenebilir.</p>

<p>Mahkeme kararının kendisinin kamuya açık olması, o kararların yıllar boyunca toplanması, temizlenmesi, sınıflandırılması, birbirine bağlanması, güncel mevzuatla ilişkilendirilmesi ve üzerinde uzman editoryal içerik oluşturulmasıyla meydana gelen veri tabanının ekonomik değerini ortadan kaldırmıyor. Lisans sözleşmeleri, veri tabanı üzerindeki haklar, yayıncıların hazırladığı özgün içerik ve teknik olarak kullanılabilir temiz veri setleri, üretken yapay zekâ çağında daha da değerli hale geliyor.</p>

<p>Thomson Reuters'ın Thomson modeli bunun en güçlü örneklerinden biridir. Şirket, modelini açık kaynaklı bir temel üzerinde geliştirirken Westlaw, Practical Law ve diğer tescilli içeriklerini eğitim sürecine dahil ettiğini; yüzlerce alan uzmanının eğitim ve değerlendirme aşamalarında görev aldığını açıkladı. Yaklaşık 40 milyon dolarlık geliştirme yatırımıyla ortaya çıkan modelin ilk olarak CoCounsel içinde kullanılması planlanıyor.</p>

<p>Bu strateji başarılı olursa veri tabanı şirketlerinin rolü değişebilir. Bugüne kadar başka şirketlerin modellerine güvenilir içerik sağlayan yayıncılar, aynı veriyi kendi uzman modellerini eğitmek için kullanarak zincirin daha büyük bölümünü kontrol edebilir.</p>

<p>Bu da bağımsız girişimler bakımından ikinci sıkışma noktasını oluşturuyor: model şirketi müşteriye yaklaşırken veri sahibi de modele yaklaşıyor.</p>

<p>Ancak bu durum, bağımsız hukuk teknolojisi şirketlerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmiyor.</p>

<p>Google'ın Gemini Enterprise for Legal'ı tanıtırken Harvey ve Legora dahil başka hukuk sistemleriyle bağlantıyı desteklemesi, bunun şimdilik en açık göstergelerinden biridir. Google dahi, genel amaçlı model zekâsının hukuk için tek başına yeterli olmadığını; kurumun becerileri, bilgi sistemleri, ajanlar ve yönetişim katmanının birlikte çalışması gerektiğini söylüyor.</p>

<p>Aynı nedenle geleceğin legal-tech şirketi mutlaka kendi temel modelini geliştiren şirket olmayabilir. Farklı modeller arasından göreve en uygun olanı seçen, gerektiğinde kendi küçük uzman modelini çalıştıran, hukuk veri tabanlarına bağlanan ve bütün bunları hukukçunun iş akışına görünmez biçimde yerleştiren şirket de güçlü bir konum elde edebilir.</p>

<p>MCP gibi sistemler arası bağlantıyı standartlaştıran teknolojiler bu eğilimi hızlandırabilir. Bunun iki zıt sonucu bulunuyor: bir yandan girişimlerin büyük platformlara bağlanmasını kolaylaştırıyor; diğer yandan entegrasyonun kendisini daha kolay kopyalanabilir hale getirerek yalnız "bağlantı sağlayan" şirketlerin değerini azaltıyor.</p>

<p><strong>Birleşme ve satın alma dönemi gelebilir</strong></p>

<p>Önümüzdeki birkaç yıl için en güçlü olasılıklardan biri, bu nedenle saf bir "kazanan hepsini alır" yarışından çok konsolidasyondur.</p>

<p>Hukuki içeriği olan şirketler teknoloji satın alabilir; güçlü hukuk iş akışlarına sahip girişimler veri sağlayıcılarıyla birleşebilir; büyük model şirketleri de bazı dikey uygulamalara doğrudan girmek yerine başarılı hukuk ürünlerini kendi bulut ve ajan altyapılarının üzerinde tutmayı tercih edebilir.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2024'te yapay zekâ araştırma şirketi Safe Sign Technologies'i satın almasının ardından kendi modelini geliştirmesi, bu yolun şimdiden mümkün olduğunu gösteriyor. Şirket bugün artık içeriğe, uygulamaya ve belirli görevlerde kullandığı modele aynı anda sahiptir.</p>

<p>Bu nedenle yalnız API aracılığıyla bir genel amaçlı modele erişen ve kamuya veya kolay lisanslanabilir verilere dayanarak yanıt üreten girişimler en kırılgan grubu oluşturabilir. Model fiyatlarının düşmesi onların maliyetini azaltırken aynı zamanda pazara giriş engelini de düşürüyor.</p>

<p>Buna karşılık, kendi veri haklarına, hukukçu tarafından hazırlanmış değerlendirme setlerine, doğrulanmış atıf sistemine, kurum içi bilgi tabanına, güvenlik altyapısına ve gerçek çalışma süreçlerine derin entegrasyona sahip şirketlerin konumu daha güçlüdür.</p>

<p><strong>Dört gelecek senaryosu</strong></p>

<p>Mevcut gelişmeler önümüzdeki iki ila beş yıl için dört temel senaryoya işaret ediyor.</p>

<p>İlk senaryoda Google, Microsoft ve diğer temel model sağlayıcıları dikeyleşerek hukuk pazarının daha büyük bölümünü doğrudan üstleniyor. Bu durumda standart araştırma, belge inceleme ve sözleşme işlerinin önemli kısmı genel kurumsal yapay zekâ platformlarının içine gömülebilir. Ayrı bir hukuk asistanı satın alma ihtiyacı, özellikle daha basit kullanımlarda azalabilir.</p>

<p>İkinci senaryoda veri sahipleri üstünlük kuruyor. Thomson Reuters ve LexisNexis gibi şirketlerin tescilli içeriklerini kendi modelleri ve ajan sistemleriyle birleştirmesi, doğruluk ve kaynak güvenilirliğinin kritik olduğu hukuki araştırmada genel teknoloji şirketlerine karşı önemli bir engel oluşturabilir.</p>

<p>Üçüncü senaryoda bağımsız uygulama şirketleri kalıcı oluyor. Bunun gerçekleşmesi için Harvey, Legora ve benzeri şirketlerin değerini herhangi bir modelden bağımsız hale getirmesi; müşterinin belgelerini, bilgisini, çalışma alışkanlığını ve iş akışını sahiplenmesi gerekiyor. Harvey’in aynı anda OpenAI, Anthropic ve Google modellerini kullanması ve bunların üzerine kendi açık ağırlıklı modelini eklemesi, bu stratejiyle uyumludur.</p>

<p>Dördüncü ve bugünkü işaretlere göre en olası görünen senaryo ise hibrit pazardır. Büyük model sağlayıcıları altyapı ve genel ajan platformlarını sunarken veri şirketleri güvenilir içeriği kontrol edecek; bağımsız hukuk teknolojisi şirketleri ise belirli hukuk işlerini ve kurumların bilgi birikimini yöneten katmanda rekabet edecek. Aynı şirketler bazı alanlarda rakip, bazı alanlarda birbirinin müşterisi ve teknoloji sağlayıcısı olabilecek.</p>

<p>Bunu hangi senaryonun kazanacağından çok, zincirin hangi bölümünde ekonomik değerin birikeceği belirleyecek.</p>

<p><strong>Saatlik ücret modeli de baskı altında</strong></p>

<p>Değişim yalnız yazılım şirketleriyle sınırlı değil.</p>

<p>Thomson Reuters'ın 2026 araştırmasında şirket hukukçularının yüzde 71'i, yapay zekâ kullanımı arttıkça dışarıdan hizmet aldıkları hukuk bürolarının ticari modellerini değiştirmesini beklediğini söyledi. Buna karşılık hukuk bürolarının yalnız yüzde 28'i, yapay zekâ nedeniyle fiyatlandırmasında değişiklik yaptığını bildirdi.</p>

<p>Bir hukuk araştırmasının veya yüzlerce sözleşmenin ilk incelemesinin saatler yerine dakikalar içinde yapılması halinde, teknolojik kazancın tamamının büroda kalıp müşteriye yine çalışma saati olarak fatura edilmesi giderek daha zor savunulabilir hale gelebilir. Sabit ücret, sonuç odaklı fiyatlandırma ve teknoloji maliyetini ayrıca içeren yeni modeller bu nedenle hukuk yapay zekâsı tartışmasının ekonomik ayağını oluşturuyor.</p>

<p>Bu dönüşüm genç hukukçuların görevlerini de değiştirebilir. İlk içtihat taraması, belge sınıflandırması, standart sözleşme incelemesi ve ilk taslak gibi geleneksel olarak mesleğin alt basamaklarında yapılan işler giderek makine tarafından üstlenilirken, hukukçunun görevi çıktıyı doğrulama, strateji geliştirme, müvekkil ilişkisi ve hukuki muhakeme tarafına kayabilir. Bunun mesleki eğitimin nasıl yapılacağına ilişkin ayrı bir sorun yaratması muhtemeldir: Kıdemli avukatların bugün sahip olduğu muhakeme becerisinin önemli bölümü, gençliklerinde artık makinelere devredilmesi düşünülen işleri yıllarca yaparak oluştu.</p>

<p><strong>Asıl rekabet modeli kimin yaptığı değil, hukuki zekâyı kimin kontrol ettiği</strong></p>

<p>Hukuk yapay zekâsı pazarının ilk yıllarında büyük dil modeline erişebilmek başlı başına teknolojik avantajdı. 2026 yazındaki gelişmeler, bunun giderek normal bir girdiye dönüştüğünü gösteriyor.</p>

<p>Harvey açık ağırlıklı model geliştiriyor. Thomson Reuters kendi tescilli modelini kuruyor. Google doğrudan hukuk iş akışına giriyor. Aynı şirketler buna rağmen rakip modelleri ve üçüncü taraf uygulamalarını sistemlerinden çıkarmıyor; tersine çoklu-model ve açık entegrasyon stratejilerini koruyor.</p>

<p>Dolayısıyla yakın geleceğin kazananını yalnız "en iyi hukuk modelini kim geliştirdi?" sorusu belirlemeyebilir.</p>

<p>Daha önemli sorular başka yerde olacak: En güvenilir hukuki veriyi kim kontrol ediyor? Modelin verdiği cevabı kim doğrulayabiliyor? Hukuk bürosunun yıllar içinde oluşan bilgisini hangi sistem hatırlıyor? Yapay zekâ, gerçek dosya ve belge akışının ne kadarını yönetebiliyor? Ve müşteri, kullandığı model değişse bile hangi platformdan ayrılmak istemiyor?</p>

<p>Bu açıdan Harvey’in Tenet hamlesi, bir başlangıçtan çok işaret fişeği sayılabilir. Açık ağırlıklı modeller yeterince güçlü ve ucuz hale geldikçe, temel modelin kendisi hukuk teknolojisi şirketlerinin en değerli varlığı olmaktan çıkabilir.</p>

<p>O noktada hukuk yapay zekâsı yarışının konusu "kimin API'si daha iyi?" değil, veriyi, uzmanlığı, doğrulamayı ve iş akışını tek bir güvenilir sisteme kimin dönüştürebildiği olacak.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukukta-yapay-zeka-yarisi-dikeylesiyor-1</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/yapay-zeka-1.jpg" type="image/jpeg" length="77430"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tarife, 26 Ağustos 2026 Tarihli ve 33352 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>2026 YILI NOTERLİK ÜCRET TARİFESİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TARİFE</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>30/12/2025 tarihli ve 33123 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026 Yılı Noterlik Ücret Tarifesinin 11 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>“Yol ödeneği ve yol masrafı</strong></p>

<p><strong>Madde 11- </strong>Noterler ve imzaya yetkili vekilleri, noterlik dairesi dışında iş yapmak için daireden ayrıldıklarında gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 319,60 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>Noterlik dairesi dışında piyango, özel ve resmî kuruluşların kur'a, seçim ve toplantılarında hazır bulunarak; tutanak düzenlemeleri halinde, noterler ve imzaya yetkili vekilleri gerekli yol giderlerinden başka her işten, her gün için 2.928,05 TL yol ödeneği alırlar.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi uyarınca, mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından noterlik evrakının aslının istenmesi üzerine, evrak aslının fiziken teslim edilmesinin zorunlu olduğu hâllerde, noter veya görevlendireceği noterlik personelinin teslim işlemi nedeniyle yaptığı ulaşım gideri, belgelendirilmesi kaydıyla yol masrafı olarak karşılanır.</p>

<p>Yol masrafı, kamuya açık toplu taşıma araçları veya zorunluluk halinde kullanılan diğer ulaşım araçlarına ilişkin fiilen yapılan ulaşım giderlerinden oluşur.</p>

<p>Belge aslının tesliminde toplu taşıma kullanıldığının beyanı halinde ayrıca belgelendirme aranmaz ve ilgili güzergâh için belirlenen gidiş dönüş ücreti yol masrafı olarak ödenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu kapsamda ödenecek yol masrafı, her bir teslim görevi için 750,00 TL’yi geçemez. Aynı güzergâhta ve aynı seyahat kapsamında yerine getirilen birden fazla teslim işlemi için tek yol masrafı ödenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tarife yayımı tarihinde yürürlüğe girer</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noterlik-ucret-tarifesinde-degisiklik-2026</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/resmi/noter4a.jpg" type="image/jpeg" length="93403"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24222"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41839"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, çekişmeli boşanma davasının kapsamı ve yargılama süresinin neden çoğu zaman uzun sürdüğü hukuki çerçevede ele alınmaktadır. Çekişmeli boşanma davaları, yalnızca evlilik birliğinin sona erdirilmesini değil; nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi boşanmanın tüm hukuki sonuçlarını da içeren kapsamlı dava türleridir.</p>

<p>Anlaşmalı boşanma davalarından farklı olarak, taraflar arasında uzlaşma bulunmadığından, yargılama süreci daha ayrıntılı yürütülür. Davanın görüldüğü aile mahkemesinin iş yükü, duruşma günleri arasındaki süreler, tarafların iddia ve savunmalarının kapsamı, sunulan deliller ve dinlenecek tanık sayısı, davanın süresini doğrudan etkileyen unsurlardır.</p>

<p>Çekişmeli boşanma davalarında, tanık dinlenmesi, sosyal inceleme raporu alınması, pedagog veya uzman görüşüne başvurulması sıkça karşılaşılan işlemlerdir. Özellikle velayet konusunda uyuşmazlık varsa, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği detaylı incelemeler yapılır. Bu incelemeler davanın sağlıklı sonuçlanmasını amaçlasa da yargılama süresini uzatabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasında fiziksel veya psikolojik şiddet, aldatma, terk ya da ekonomik baskı gibi ağır kusur iddialarının ileri sürülmesi hâlinde, bu iddiaların ispatı için ek delillerin toplanması gerekir. Delil toplama süreci, tanık beyanları ve raporların hazırlanması da davanın süresine etki eder.</p>

<p>Mahkeme kararından sonra istinaf veya temyiz yoluna başvurulması hâlinde ise dosya, bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay incelemesine taşınır. Bu aşamalar, davanın sonuçlanma süresini daha da uzatabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak çekişmeli boşanma davaları, kısa sürede sonuçlanan davalar değildir. Dosyanın kapsamı, tarafların tutumu ve yargısal inceleme aşamaları dikkate alındığında, bu sürecin zaman alması olağan kabul edilir. Bu nedenle çekişmeli boşanma davalarında hukuki sürecin dikkatle ve sabırla yürütülmesi büyük önem taşır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cekismeli-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Fri, 21 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkyNAUBlAko/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anlaşmalı Boşanma Davası Ne Kadar Sürer]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anlaşmalı boşanma davası, eşlerin, evlilik birliğini sona erdirme konusunda, ortak irade göstermesi ve boşanmanın tüm sonuçları üzerinde, anlaşmaya varması hâlinde açılan, dava türüdür.</p>

<p>Nafaka, velayet, maddi ve manevi tazminat ile mal paylaşımı gibi konular, taraflar arasında, önceden, karara bağlanmış olmalıdır.</p>

<p>Uygulamada, anlaşmalı boşanma davaları, çekişmeli boşanma davalarına kıyasla, oldukça kısa sürede, sonuçlanır.</p>

<p>Genellikle dava açıldıktan sonra, tek celsede, sonuçlanır. Mahkemenin iş yoğunluğuna göre, değişmekle birlikte, anlaşmalı boşanma davası, çoğu zaman birkaç hafta ile, birkaç ay içinde, kesinleşebilir.</p>

<p>Bu tür davalarda, en önemli husus, tarafların, duruşmada, bizzat hazır bulunmaları ve, boşanma iradelerini, hâkim huzurunda, açıkça, beyan etmeleridir.</p>

<p>Hâkim, tarafların iradelerinin serbestçe oluşup oluşmadığını ve yapılan anlaşmanın, hukuka ve özellikle, çocukların üstün yararına, uygun olup olmadığını, denetler.</p>

<p>Anlaşmalı boşanmada, taraflar arasında, velayet konusunda anlaşma varsa, hâkim, çocuğun menfaatine aykırı bir durum, görmediği sürece, bu anlaşmayı, kabul eder.</p>

<p>Nafaka ve tazminat konusunda yapılan düzenlemeler de, hâkim tarafından, makul bulunmalıdır. Aksi hâlde hâkim, anlaşmalı boşanmaya karar vermeyip, davayı, çekişmeli boşanmaya, dönüştürebilir.</p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, tarafların, istinaf veya temyiz yoluna başvurmaması hâlinde, karar, kısa sürede, kesinleşir.</p>

<p>Böylece, anlaşmalı boşanma davası, hem zaman, hem de yıpranma açısından, taraflar için, en hızlı sonuçlanan, boşanma yoludur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özetle, anlaşmalı boşanma davası, gerekli şartlar sağlandığında kısa sürede tamamlanan ve tek duruşmada sona eren bir hukuki süreçtir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anlasmali-bosanma-davasi-ne-kadar-surer</guid>
      <pubDate>Thu, 20 Aug 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/__Z3Q8uzTNU/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24547"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17107"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74359"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="31261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="72542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="33650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="58847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="19637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="96393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="13621"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="98051"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="64170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="72172"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
