<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 30 Jun 2026 16:33:29 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANLAŞMA YAPILAN YÜKLENİCİNİN RİSKLİ YAPI TESPİTİ SONRASINDA ÇEKİLME TOPLANTISI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu yazının amacı, yaşanan bir olaydan esinlenerek, malikler ve yüklenici tarafından “çekilme toplantısı” olarak adlandırılan sürecin, kentsel dönüşümde bir tür ticari hile olarak kullanılabileceğine dair dikkat çekmektir. Yazıya konu olan esinlendiğimiz olayda, malikler risk tespiti yapılmasından önce bir firma ile çalışılmasına karar vermişler ve çoğunluk pay sahibi, yüklenici ile bir ön protokol imzalamışlardır.</p>

<p>Riskli yapı tespiti yapılmış ve sonrasında malik ve kiracılara binayı tahliye etmeleri için 90 gün süre verilmiştir. Bu vesile ile ön anlaşmaya katılan katılmayan tüm bina sakinleri için tahliye süreci başlamıştır. Risk tespiti raporunun kesinleşmesi ile tahliye sağlanmadığı takdirde, yetkili idare tarafından bu işlemin resen yapılacağını hatırlatmak isteriz.</p>

<p>Bu aşamada, yüklenici firma her nedense, projeden çekilmeye karar vermiş ve maliklere bu durumu açıklamak için bir toplantı düzenlemeye karar vermiştir. Bu toplantının adına da “çekilme toplantısı” ismini vermişlerdir.</p>

<p>Malikler toplantıdan önce haklı olarak, bu durum üzerine yapılan haksızlığı belirten bir video çekerek sosyal medyada yayınlamışlardır. Gerçekten de binaları boşaltılacak ve bu kısa dönemde bir yüklenici firma arayışına gireceklerdir. Kaldı ki yüklenici ile anlaşma sağlanana kadar, malikler arasındaki fikir aykırılıkları sebebiyle sancılı bir süreç atlatmışlardır. Muhtemel zararları büyük olacaktır.</p>

<p>Aslında örnek olay, kentsel dönüşüm sürecinde hak sahiplerinin yüklenici ile olan ilişkilerinde yaşayacakları çeşitli ve benzer senaryolardan sadece birisidir.</p>

<p>Burada, iki ihtimal olduğunu varsayıyoruz;</p>

<p><strong>1- </strong>Bu olayda, yüklenici firma kurumsal, ticari veya başka bir haklı sebeple projeden çekilmek zorunda kalmış olabilir. Bunu basit bir bildirimle yapmak yerine, en azından maliklere toplantı ile açıklama yapmalarının vicdani sorumlulukları olduklarını, bu toplantının yapılmasının firmalarının itibarı sebebiyle gerekli olduğunu savunabilirler. Bu aşamada ön anlaşma sağlanan yükleniciye karşı ileri sürülebilecek imkânlar kısıtlıdır. Nitekim arsa payı devri doğuran sözleşmelerde, yapılan adi yazılı anlaşmaların ilkesel olarak istisnai haller hariç (iyi niyet ve dürüstlük kurallarına aykırılık) hiçbir geçerliliğinin olmadığını biliyoruz. Riskli yapı tespitinden önce de çoğunluk kararı ile kentsel dönüşüme gidilemeyeceğini biliyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2- </strong>Hak sahiplerini yaralayan, hukuka olan güvenlerini sarsan ikinci ihtimal, örnek olarak<strong> </strong>başlangıçta işe talip olan, ön anlaşma imzalayan yüklenicinin kötü niyetli olduğu varsayımına dayalıdır. Yüklenici başlangıçta işe talip olan diğer firmalarla irtibatlarını koparan malikler aleyhine olarak eskisinden daha ağır şartlarla farklı bir sözleşmeyi kabul ettirmeyi düşünebilir. Hatta müzakere döneminde, tartışılarak kabul edilmeyen maddeleri bu çaresiz dönemlerinde maliklerin kabul etmek zorunda kalacağını düşünüyor olabilir. Bahsettiğimiz senaryoda, çekilme toplantısında aslında yapılmak istenenin yani örtülü amaçlarının bu olabileceği tarafımızca öngörülmektedir. <strong>Özetle çekilme toplantısı olarak adlandırılan bu aşama, bahsettiğimiz hilenin gerçekleşmesi için bir pratik icat olarak kullanılmaya açıktır.</strong></p>

<p>Buraya kadar yaşanmış bir olaydan esinlenerek ihtimalleri belirttik. Kentsel dönüşüm ile ilgili mevzuat uygulamada yaşanan problemlere göre dönemsel değişiklikler uğradı. Öyle ki bir dönem kat maliklerinin toplantı yapma zorunluluğu dahi kaldırıldı. Ancak uygulamada maliklerin haberi olmadan imzalanan karar tutanakları ile işlemler yapılıp hak kayıpları başladığı zaman, sert bir geri dönüşle toplantı şartı sıkı usullerle döndü. Maliklere süreçte elektronik tebligat yoluyla, e devlet aracılığı ile bildirimler yapılması zorunluluğu getirildi. Kısaca uygulamada suistimal edilebilecek bazı haller yasal düzenlemelerle önlenmeye çalışıldı.</p>

<p>Kanaatimize göre; esinlendiğimiz olayda yüklenici firma yetkililerinin, riskli yapı tespiti ve sonrasındaki davranışları değerlendirilerek, bu planı bilinçli olarak yaptığı ve haksız çıkar sağladığı yönünde somut olarak deliller olduğu taktirde “hukuk düzenimiz henüz hazır olmasa da“ dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığı tartışılabilecektir. Aynı yüklenici ile devam kararı verilirse, başlangıçta yani riskli yapı tespiti öncesinde olmayan ya da reddedilen, dayattığı sözleşme hükümlerinin, gabin sebebiyle geçersizliği savunulabilir. Ancak bu hukuki imkânları kullanmak dahi malikler yönünden zaman ve para israfına yol açacaktır.</p>

<p>Bu sebeple arsa payı ya da bedel karşılığında olması fark etmeksizin maliklere, kentsel dönüşümde tüketici sıfatı kazandırılarak yasal değişikliklerin yapılması zorunluluğu bulunmaktadır. Nitekim karşı taraf olan yüklenicinin, bu işin mutfağında olan ve kâr amacı öncelikli bir organizasyon olarak, teknik birikime sahip olmayan adil ve dengeli olmayan sözleşmeleri kabul ettirebilme tehlikesi her zaman olacaktır. Esinlendiğimiz olay bu durumun karakteristik bir örneğidir.</p>

<p>Kentsel dönüşüm çok ihtimalli ve çok katmanlı bir süreçtir. Şu aşamada, malikleri koruyucu yasal düzenleme eksikliği olduğu gerçeği karşısında, sürecin iyi planlanmasının gerektiği açıktır. Maliklerin tüm ihtimalleri değerlendirebilecek kapasiteye sahip hukukçu, mimar, mühendis gibi danışmanların desteğini alarak planlama yapmaları, hak kayıplarının önüne geçecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/05/irfan-nigdeli.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/05/irfan-nigdeli.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. İrfan NİĞDELİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anlasma-yapilan-yuklenicinin-riskli-yapi-tespiti-sonrasinda-cekilme-toplantisi</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 16:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="31548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Islahın Sınırı mı, Hak Arama Özgürlüğünün Sınırı mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Medeni usul hukukunda bazı kararlar yalnızca belirli bir uyuşmazlığı çözmekle kalmaz; uygulamanın yönünü değiştirir, avukatların dava stratejilerini ve mahkemelerin yaklaşımını da yeniden şekillendirir. 30 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan <strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargitay-ictihadi-birlestirme-buyuk-genel-kurulunun-08052026-tarihli-20218-esas-ve-20261-karar-sayili-karari-2.pdf" rel="dofollow">Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 08.05.2026 tarihli, 2021/8 Esas ve 2026/1 Karar sayılı kararı</a></strong> da bu nitelikte bir içtihattır.</p>

<p>Karar, ilk bakışta HMK'nın 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen ıslah kurumuna ilişkin teknik bir usul sorununu konu alsa da, gerçekte medeni usul hukukunun temel ilkeleri bakımından önemli tespitler içermektedir. Uyuşmazlık, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin sonradan kısmen ıslah yoluyla ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır. Büyük Genel Kurul, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kararın önemi, ulaştığı sonuç kadar gerekçesinden de kaynaklanmaktadır. Yaklaşık kırk sayfalık gerekçede Yargıtay; tasarruf ilkesi, taraflarca getirilme ilkesi, taleple bağlılık, hukuki dinlenilme hakkı, ön inceleme, usul ekonomisi ve hukuki güvenlik ilkelerini birlikte değerlendirmiş; ayrıca başta Prof. Dr. Hakan Pekcanıtez, Prof. Dr. Ramazan Arslan, Prof. Dr. Muhammet Özekes ve Prof. Dr. Süha Tanrıver olmak üzere öğretide ileri sürülen görüşleri ayrıntılı biçimde tartışmıştır. Bu yönüyle karar, yalnızca uygulamaya yön veren değil, aynı zamanda doktrinsel tartışmalara da katkı sunan önemli bir içtihat niteliğindedir.</p>

<p>Kararın dikkat çeken bir diğer yönü ise üçüncü görüşmede oy çokluğuyla alınmış olmasına rağmen Resmî Gazete'de yayımlanan metinde karşı oy gerekçelerine yer verilmemiş olmasıdır. Her ne kadar bu durum kararın hukuki bağlayıcılığını etkilemese de, içtihadı birleştirme kararlarında karşı oy gerekçelerinin de yayımlanması, öğretide yürütülecek tartışmalar ve içtihadın gelişiminin izlenmesi bakımından önemli katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Bu çalışmada, anılan İçtihadı Birleştirme Kararı; Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılıkları, öğretide ileri sürülen yaklaşımlar, Büyük Genel Kurulun benimsediği çözüm ve kararın uygulamaya muhtemel etkileri çerçevesinde değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>II. Islah Kurumu ve Tartışmanın Kaynağı</strong></p>

<p>Islah, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 176 ve devamı maddelerinde düzenlenen; taraflara yaptıkları usul işlemlerini tamamen veya kısmen düzeltme imkânı tanıyan istisnai bir usul kurumudur. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılama sırasında yapılan usulî hata ve eksikliklerin belirli sınırlar içinde giderilmesini ve şekil kurallarının hak kaybına yol açmasının önlenmesini amaçlamıştır.</p>

<p>Ancak ıslah kurumunun kapsamı, özellikle dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla ileri sürülüp sürülemeyeceği konusunda uzun yıllardır hem öğretide hem de Yargıtay uygulamasında tartışılmaktadır.</p>

<p>Bu tartışma yalnızca teorik değildir. İşçilik alacakları, kira, eser ve vekâlet sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar ile boşanmaya bağlı malvarlığı davalarında, dava dilekçesinde sehven talep edilmeyen bir alacak kaleminin sonradan aynı davada ileri sürülmek istenmesi uygulamada sıkça karşılaşılan bir durumdur.</p>

<p>Bu noktada cevaplanması gereken temel soru şudur:</p>

<p>Dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talep, kısmen ıslah yoluyla sonradan aynı davaya dâhil edilebilir mi?</p>

<p>Bu sorunun cevabı yalnızca HMK'nın 176. maddesinin lafzında aranamaz. Zira uyuşmazlık, usul ekonomisi ile hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ile taleple bağlılık ilkesi arasında nasıl bir denge kurulacağına ilişkindir. İncelenen İçtihadı Birleştirme Kararı da esasen bu iki yaklaşım arasında bir tercih yapmış ve ıslah kurumunun sınırlarını yeniden belirlemiştir.</p>

<p><strong>III. Yargıtay Daireleri Arasındaki Görüş Ayrılığı</strong></p>

<p>İçtihadı birleştirme kararlarının temel amacı, Yargıtay daireleri arasında aynı hukuki soruna ilişkin ortaya çıkan farklı uygulamaları gidererek hukukta birlik ve öngörülebilirliği sağlamaktır. İnceleme konusu karar da, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilip edilemeyeceği konusunda Hukuk Genel Kurulu ile hukuk daireleri arasında oluşan görüş ayrılığını gidermek amacıyla verilmiştir.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, ilgili daire kararları ve daire başkanlıklarının görüşlerini değerlendirdikten sonra, Yargıtay uygulamasında esasen iki farklı yaklaşımın benimsendiğini tespit etmiştir.</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Islah Yoluyla Yeni Talebin İleri Sürülebileceğini Kabul Eden Görüş</strong></p>

<p>Bu görüşe göre, dava dilekçesinde aynı hukuki ilişkiye ilişkin maddi vakıalar açıklanmışsa, sehven talep edilmeyen bir alacak kalemi gerekli harç yatırılmak suretiyle kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilebilir. Böylece aynı hukuki ilişkiden doğan uyuşmazlıklar tek dosyada çözümlenerek usul ekonomisi sağlanmış olur.</p>

<p>Bu yaklaşım özellikle Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından benimsenmiş; Daire, işçilik alacaklarına ilişkin davalarda unutulan talep kalemlerinin aynı dava içinde ileri sürülebileceğini kabul etmiştir. 4. ve 11. Hukuk Daireleri de bazı kararlarında benzer yönde değerlendirmelerde bulunmuş, ancak kendi içtihatlarında farklı uygulamaların da mevcut olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Islah Yoluyla Yeni Talebin İleri Sürülemeyeceğini Kabul Eden Görüş</strong></p>

<p>İkinci görüş ise, ıslahın yalnızca daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesine hizmet eden istisnai bir kurum olduğu anlayışına dayanmaktadır. Buna göre, dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, yeni bir istem kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.</p>

<p>Bu yaklaşımın en belirgin temsilcisi Yargıtay 3. Hukuk Dairesi olup, Daire, HMK'nın 176 ve devamı maddelerinin yalnızca mevcut dava konusu üzerinde değişiklik yapılmasına imkân tanıdığını kabul etmiştir. Aynı görüş, kapatılan 14., 16. ve 17. Hukuk Daireleri tarafından da benimsenmiş; bu daireler, dava dilekçesinde yer almayan bir talebin ıslah yoluyla ileri sürülmesini fiilen yeni bir dava açılması olarak değerlendirmiştir.</p>

<p><strong>C. </strong><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>Görüldüğü üzere uyuşmazlık, yalnızca HMK'nın 176. maddesinin yorumundan ibaret değildir. Tartışmanın merkezinde; usul ekonomisi ile hukuki güvenlik, hak arama özgürlüğü ile taleple bağlılık ilkesi ve etkin yargılama ile dava dilekçesinin belirleyici işlevi arasında nasıl bir denge kurulacağı sorunu bulunmaktadır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, daireler arasındaki farklı uygulamaları ve öğretide ileri sürülen görüşleri birlikte değerlendirerek ikinci yaklaşımı benimsemiş; böylece dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği yönündeki içtihadı birleştirmiştir.</p>

<p><strong>IV. Öğretideki Görüşler ve Büyük Genel Kurulun Görüşü</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararının dikkat çekici yönlerinden biri, yalnızca Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığını değil, öğretide ileri sürülen farklı yaklaşımları da ayrıntılı biçimde değerlendirmiş olmasıdır. Kararda yer verilen görüşler, tartışmanın yalnızca uygulamadan değil, doktrinden de kaynaklandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>A. Islahın Geniş Yorumlanmasını Savunan Görüş</strong></p>

<p>Bu görüşe göre ıslah, yalnızca talep miktarının artırılmasına değil, belirli şartlar altında dava dilekçesinde yer almayan yeni bir talebin ileri sürülmesine de imkân tanımaktadır.</p>

<p>Kararda aktarıldığı üzere <strong>Üstündağ</strong> ve <strong>Kuru</strong>, talep sonucunun ıslah yoluyla değiştirilebileceğini ve mevcut talebe yeni istemler eklenebileceğini kabul etmektedir. Benzer şekilde <strong>Pekcanıtez, Atalay ve Özekes</strong>, aynı hukuki ilişki kapsamında bulunan yeni taleplerin ıslahla davaya eklenebileceğini, aksi hâlde dava dilekçesinde unutulan her talep için ayrı dava açılmasının usul ekonomisiyle bağdaşmayacağını ifade etmektedir. <strong>Tanrıver</strong> ve <strong>Akkaya</strong> da ıslahın kapsamının geniş yorumlanması gerektiğini savunmaktadır.</p>

<p>Bu yaklaşımın ortak noktası, <strong>hak arama özgürlüğü</strong> ile <strong>usul ekonomisi</strong> ilkelerine öncelik tanımasıdır.</p>

<p><strong>B. Islahın Sınırlandırılması Gerektiğini Savunan Görüş</strong></p>

<p>Diğer görüş ise, ıslahın yalnızca daha önce yapılmış bir usul işleminin düzeltilmesine hizmet eden istisnai bir kurum olduğu anlayışına dayanmaktadır. Buna göre, dava dilekçesinde hiç ileri sürülmeyen bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, yeni bir istem kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemez.</p>

<p>Kararda bu yaklaşımın önde gelen temsilcileri olarak <strong>Orhan Eroğlu, Adnan Deynekli ve Leyla Akyol Aslan</strong> gösterilmektedir. Özellikle <strong>Eroğlu</strong>, yeni taleplerin ıslah yoluyla davaya eklenmesinin fiilen objektif dava birleşmesi sonucunu doğuracağını ve HMK'nın sistematiğiyle bağdaşmadığını belirtmektedir. <strong>Akyol Aslan</strong> ise, dava dilekçesinde hiç yer almayan bağımsız bir talebin sonradan ileri sürülmesinin gerçekte bir düzeltme değil, yeni bir dava niteliği taşıdığını ifade etmekte; bununla birlikte bağlantılı talepler bakımından daha esnek çözümlerin tartışılabileceğini de kabul etmektedir.</p>

<p><strong>C. Büyük Genel Kurulunun Görüşü</strong></p>

<p>Öğretideki ayrım, yalnızca "ıslahla yeni talep eklenebilir mi?" sorusuna verilen farklı cevaplardan ibaret değildir. Esas tartışma, ıslah kurumunun işlevinin nasıl tanımlanacağı noktasında toplanmaktadır. Geniş yorum, ıslahı usul ekonomisini ve hak arama özgürlüğünü destekleyen esnek bir kurum olarak görürken; dar yorum, ıslahın yalnızca mevcut usul işlemlerinin düzeltilmesine hizmet ettiğini ve yeni bir talebin ancak ayrı bir dava ile ileri sürülebileceğini savunmaktadır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu da bu ikinci yaklaşımı benimsemiş; tercihinde <strong>dava dilekçesinin yargılamadaki kurucu işlevini</strong>, <strong>ön inceleme aşamasının uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen fonksiyonunu</strong> ve <strong>davalının hukuki dinlenilme hakkını</strong> esas almıştır.</p>

<p><strong>V. Büyük Genel Kurul: Islahın Sınırı Dava Dilekçesiyle Belirlenir</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, öğretide ve uygulamada ileri sürülen görüşleri değerlendirdikten sonra, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla davaya dâhil edilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kurulun hareket noktası, davanın dava dilekçesiyle açılması ve talep sonucunun bu dilekçede açıkça gösterilmesi zorunluluğudur. Bu nedenle dava dilekçesi yalnızca yargılamayı başlatan bir belge değil, aynı zamanda uyuşmazlığın sınırlarını belirleyen temel usul işlemidir. Dava dilekçesinde hiç yer almayan bir talep bakımından ıslah edilecek bir usul işlemi bulunmadığından, kısmen ıslah yoluyla yeni bir talep ileri sürülmesi mümkün değildir.</p>

<p>Kararda ayrıca ön inceleme kurumuna özel önem verilmiş; ön inceleme ile belirlenen uyuşmazlık sınırlarının sonradan kısmen ıslah yoluyla değiştirilmesinin davalının hukuki dinlenilme ve savunma hakkını zedeleyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu gerekçelerle Büyük Genel Kurul, usul ekonomisine kıyasla hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve hukuki dinlenilme hakkına öncelik tanımış, aynı hukuki ilişkiden doğan taleplerin tek dosyada görülmesinin sağlayacağı yararın ıslah kurumunun kapsamını genişletecek şekilde yorumlanamayacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak karar, ıslah kurumunu dar yorumlamış; dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin artık kısmen ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceğini içtihat birliği hâline getirmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç ve Değerlendirme</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun bu kararı, uzun yıllardır uygulama ve öğretide tartışılan önemli bir usul sorununu çözüme kavuşturarak, dava dilekçesinde yer almayan bağımsız bir talebin kısmen ıslah yoluyla ileri sürülemeyeceği yönündeki görüşü bağlayıcı hâle getirmiştir. Bu yönüyle kararın en önemli katkısı, Yargıtay daireleri arasındaki uygulama farklılığını ortadan kaldırarak hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği güçlendirmesidir.</p>

<p>Bununla birlikte Büyük Genel Kurul, tercih ettiği çözümle hukuki güvenlik, taleple bağlılık ve hukuki dinlenilme hakkını, usul ekonomisine göre daha öncelikli görmüştür. Bu yaklaşımın doğal sonucu olarak, dava dilekçesinde sehven yer verilmeyen bazı talepler bakımından ayrı dava açılması gerekecek; bu durum ise uygulamada usul ekonomisi bakımından yeni tartışmaları beraberinde getirecektir.</p>

<p>Kararın dikkat çekici yönlerinden biri de, öğretide ileri sürülen görüşleri ayrıntılı biçimde değerlendirerek ulaştığı sonucun teorik temelini ortaya koymaya çalışmış olmasıdır. Buna karşılık kararın üçüncü görüşmede oy çokluğuyla alınmasına rağmen Resmî Gazete'de karşı oy gerekçelerine yer verilmemiş olması, öğretide yapılacak değerlendirmeler bakımından önemli bir eksiklik olarak değerlendirilebilir. Karşı oyların yayımlanması, yalnızca kararın gerekçesini zenginleştirmekle kalmayacak, ileride içtihadın gelişiminin izlenmesine de katkı sağlayacaktır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki bu karar, yalnızca ıslah kurumunun sınırlarını belirleyen teknik bir usul kararı değildir. Aynı zamanda dava dilekçesinin fonksiyonu, ön inceleme kurumunun işlevi, hak arama özgürlüğü, hukuki güvenlik ve usul ekonomisi arasındaki hassas dengeye ilişkin önemli bir tercih ortaya koymaktadır. Kararın uygulamaya en somut etkisi ise, dava dilekçesinin artık yalnızca davayı açan bir belge değil, yargılamanın kapsamını ve tarafların sonraki usul imkânlarını belirleyen stratejik bir usul işlemi olduğunun açık biçimde ortaya konulmuş olmasıdır.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu uygulamadaki görüş ayrılığını sona erdirmiştir. Ancak bu kararın, özellikle usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğü bakımından doğuracağı sonuçlar, öğretide ve uygulamada tartışılmaya devam edecektir kanaatindeyiz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/islahin-siniri-mi-hak-arama-ozgurlugunun-siniri-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41aaa.jpg" type="image/jpeg" length="31854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2024/4114 E., 2025/6115 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 08.07.2025 tarihli, 2024/4114 E., 2025/6115 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/4114 E., 2025/6115 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/197 E. 2024/203 K.<br />
DAVA : Koruma tedbirleri nedeniyle tazminat<br />
HÜKÜM : Kısmen kabul<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davanın niteliğine göre, davacı vekilinin duruşmalı inceleme isteminin, 5271 sayılı Kanun'un 299 uncu maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede ;</p>

<p>Davacı hakkında Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine Mahkemece kurulan hükmün; davalı vekili ile davacı vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 6100 sayılı HMK'nın 373/4. ve 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince davacı vekilinin haksız tutuklama nedeniyle 3.000.000,00 TL maddi ve 3.000.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden işleyecek yasal faizi ile ödenmesine ilişkin talebinin kısmen kabulü ile 246.800.80 TL maddi ve 200.000,00 TL manevi tazminatın tutuklama tarihinden işleyecek yasal faizi ile davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı ve davalı vekillerinin istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 12.03.2024 tarih ve 2022/9162 Esas - 2024/1137 Karar sayılı ilamıyla: "Nesnel bir ölçüt olmamakla birlikte, davacı lehine hükmedilecek manevi tazminatın davacının sosyal ve ekonomik durumu, üzerine atılı suçun niteliği, tutuklanmasına neden olan olayın cereyan tarzı, tutuklu kaldığı süre ve benzeri hususlar ile tazminat davasının kesinleşeceği tarihe kadar faizi ile birlikte elde edeceği parasal değer dikkate alınıp, hak ve nesafet ilkelerine uygun, makul bir miktar olarak tayin ve tespiti gerekirken, belirlenen ölçütlere uymayacak miktarda çok eksik manevi tazminata hükmolunmasının" kanuna aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması üzerine ilk derece mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama neticesinde davacının manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile 1.000.000,00 TL manevi tazminatın 29.12.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalı ... Hazinesinden alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca bozma ilamında maddi tazminat açıkca onanamadığı halde, bozma sonrası bu konuda karar verilmeyerek, davacının maddi tazminat talebinin sonuca bağlanıp karar verilmemesi ve manevi tazminat miktarının fahiş olmasının hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Davalı vekilinin temyiz sebepleri; eksik inceleme ve araştırma ile usul ve yasaya aykırı karar verildiğine, davanın reddi gerektiğine, hükmedilen tazminat miktarlarının ve vekalet ücretinin fazla olduğuna, davacı vekilinin temyiz sebepleri, maddi tazminatın asgari ücret üzerinden hesaplama yapılmasının hatalı olduğuna, hükmedilen tazminat miktarlarının yetersiz olduğuna, manevi tazminat taleplerinin tamamının kabulüne karar verilmesi ilişkindir.</p>

<p><strong>III. DAVANIN KONUSU</strong></p>

<p>Mahkemece, tazminat talebinin dayanağı olan Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/40 Esas – 2017/74 Karar sayılı ceza dosyası kapsamında, davacının uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma veya sağlama suçundan 27.12.2009-13.02.2017 tarihleri arasında 2604 gün gözaltında ve tutuklu kaldığı, Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/10 Esas 2010/192 Karar sayılı dosyası ile yapılan yargılama neticesinde 16 yıl 8 ay hapis ve 112.500 TL adli para cezasına mahkum edildiği; mahkumiyet kararının Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2011/1563 Esas 2011/4939 Karar sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği; daha sonra yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunulduğu, yeniden yapılan yargılama neticesinde davacının Hakkari 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.03.2017 tarihli ve 2017/40 Esas 2017/74 Karar sayılı kararı ile beraatine karar verildiği, beraat hükmünün 07.04.2017 tarihinde kesinleştiği, kesinleşen beraat hükmünün davacı asile tebliğ edilmediği, tutuklama tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 5271 sayılı CMK'nın 142. maddesinde öngörülen süre içinde yetkili ve görevli mahkemeye davanın açıldığı, davacı tarafından aynı konuda açılan davanın bulunmadığı, tutukluluk süresinin infaz gördüğü ve mahsuba konu yapılmadığı, kanunda öngörülen yasal şartların oluştuğu belirlenerek davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Dairemizin 12.03.2024 tarih ve 2022/9162 Esas - 2024/1137 Karar sayılı bozma ilamı öncesi, 12/11/2020 tarihli maddi tazminata ilişkin hükmün açıkça onanmadıkça kesinleşmiş sayılamayacağı gözetilmeden bozma sonrası yapılan yargılama sonunda maddi tazminat konusunda karar verilmemiş ise de bu hususta mahallinde her zaman karar verilmesi mümkün görülmüştür.</p>

<p>Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine yapılan yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, tazminat şartlarının oluştuğunun saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, tazminat miktarının doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, davacı vekilinin ve davalı vekilinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü tüm temyiz sebeplerinin reddi ile hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>08.07.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20244114-e-20256115-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="31930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/9709 E., 2025/1555 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 13.02.2025 tarihli, 2022/9709 E., 2025/1555 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/9709 E., 2025/1555 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/607 E - 2022/1717 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Zonguldak 3. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, aynı Kanunun 74/1, 74/1-2, 5237 sayılı TCK'nın 35, 62, 53, 54, 58.maddeleri uyarınca 3 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiş, karara karşı sanığın istinaf başvurusunda bulunması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının sanık ... yönünden kaldırılması ile ;</p>

<p>"Sanık ... hakkında kültür varlıkları bulmak amacıyla izinsiz olarak kazı veya sondaj yapmak suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açılmış ise de; yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca sanığın BERAATİNE,</p>

<p>Yargılama giderlerinin hazine üzerinde bırakılmasına," ibarelerinin yazılması, suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiş, karara karşı katılan vekili tarafından temyiz başvurusunda bulunulması üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması görüşünü içerir tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekilinin temyiz isteği; sanığın istinaf dilekçesinin taraflarına tebliğ edilmediğine, sanığın üzerine atılı suçun unsurlarının oluştuğuna, sanığın mahkumiyetine karar verilmesi gerektiğine, vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Tüm dosya kapsamından sanık ... ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ...'in olay günü Karman beldesi sınırlarında izinsiz olarak define arayacakları yönünde alınan duyumlar üzerine koluk görevlilerince olay yerine intikal edildiği, sanık ...'un keser ile toprağı kazmaya çalıştığı ve temyiz dışı sanık ...'in de dedektör ile yüzeyde arama yaptığı sırada yakalandıkları, sanık ...'in yanında getirdiği keser, murç, dedektör, kürek gibi kazıda kullanılan malzemelerin ele geçirildiği, sanık ...'un soruşturma aşamasındaki savunmasında dayısı olan temyiz dışı sanık ...'in olay günü kendisini dedektörü denemek amacıyla çağırdığını, dedektörün sinyal verdiğini o sırada kendisinin de jandarma gelmeden öncesinde toprağı eşelediğini, beyan ettiği, temyiz dışı sanık ...'in alınan savunmasında define aramak için aldığı dedektörü deneme amacıyla gittiklerini, aletin sinyal verdiğini ve keserle toprağı eşelediği sırada jandarmanın geldiğini beyan ettiği, alanın 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden veya sit alanı olmadığı, alanda Kanun kapsamında herhangi bir kültür varlığına rastlanılmadığının tespit edildiği, yürütülen soruşturma neticesinde sanık ve temyiz dışı sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 74/1-2, 5327 sayılı TCK'nın 35, 53, 54 maddeleri uyarınca kamu davası açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Sanık ve temyiz dışı sanık ...'in Yerel Mahkemece alınan savunmalarında olay günü dedektörü deneme amacıyla gittiklerini, herhangi bir kazı yapmadıklarını , jandarmanın geldiğini beyan ettikleri anlaşılmıştır.</p>

<p>Yerel Mahkemece icra edilen keşif sırasında tutanak tanığının alınan beyanında olay günü sanık ...'un elinde keser olduğu ve keser ile yerde ufak ufak kazı yaptığı sırada yanlarına gittiklerini, keser ile toprağın çok az eşelenmiş olduğunu beyan ettiği, keşif üzerine dosyaya sunulan arkeolog bilirkişi raporuna göre alanda herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtildiği anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerel Mahkemece yürütülen yargılama neticesinde;"...iddia, sanık savunmaları,keşif ve bilirkişi raporu, tutanaklar ve tüm dosya kapsamından, sanıkların suç tarihinde fikir ve eylem birlikteliği içerisinde Zonguldak İli Merkez İlçesi ... Beldesi, ... Mevkii, 126 Ada 4 Parsel Sayılı taşınmaz üzerinde kültür varlıklarını bulmak amacıyla izinsiz kazı yaptıkları sırada jandarma görevlileri tarafından yakalandıkları, sanıkların bu suretle üzerlerine atılı suçu işledikleri anlaşıldığından mahkumiyetlerine (sanıklar üzerlerine atılı suçlamayı kabul etmeyerek savunmalarında kazı yapmadıklarını iddia etmiş iseler de tutanak tanığı ...in anlatımı karşısında sanık savunmalarına itibar edilmemiş ve cezalandırılmaları yoluna gidilmiştir.)" gerekçeleriyle sanığın mahkumiyetine dair hüküm tesis edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde; "..İlk derece mahkemesince atılı suçtan sanığın mahkumiyetine karar verilmiş ise de; sanığın istikrarlı beyanlarında, istinafa gelmeyen diğer sanık ...'in define aramak için almış olduğu dedektörü denemek amacıyla olay yerine gittiklerini, dedektörün sinyal sesi verdiği alanı keserle kazmaya başladığı sırada jandarma ekiplerinin yanlarına geldiğini beyan etmesi, keşifte dinlenen tutanak tanığı ...'nin beyanlarında ise sanık ...'in elinde dedektör diğer sanık ...'un elinde keser gördüğünü ve yerde ufak ufak kazı yaptığını, toprağın çok az eşelendiğini beyan etmesi, olay yerinde uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtilmesi karşısında;</p>

<p>Benzer konuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26/01/2015 tarih ve 2015/646 E - 2015/1136 K ile 07/10/2020 tarih ve 2018/5341 E-2020/4970 K. sayılı ilamlarına göre somut dosya değerlendirildiğinde; sanığın olay yerinde henüz herhangi bir kazı faaliyeti yapmadığının sabit olması karşısında, eylemin henüz hazırlık hareketi aşamasında kaldığı, keza arkeolog bilirkişi ve uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmaması ile sanığın define aradığı alanın, sit alanı veya 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden olmadığının tespit edilmesi nedenleriyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmadığı anlaşılmakla beraati yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi," gerekçesiyle Yerel Mahkeme hükmünün sanık ... yönünden kaldırılarak yüklenen fiilin kanunda suç olarak tanımlanmamış olması nedeniyle CMK'nın 223/2-a uyarınca sanık ... hakkında beraat hükmü kurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Dosyada yer alan 18.10.2020 tarihli olay yeri görgü tespit tutanağına göre, olay günü sanık ... ile hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilen temyiz dışı sanık ...'in izinsiz olarak kazı yapılacağı ihbarı alan kolluk görevlilerince olay yerine intikal edildiğinde sanık ...'un elindeki keserle toprağı eşelediği esnada yakalandığının belirtildiği ve tutanak tanığının alınan beyanında sanık ...'un olay günü toprağı ufak ufak eşelediğini beyan ettiği, sanığın 40 cm derinliğe ulaşmayacak şekilde kazı yaparken yakalandığı, bu hali ile sanığın eyleminin 2863 sayılı Kanun'un 74/1-2.cümlesinde tanımlanan suça teşebbüs suçunu oluşturduğu gözetilmeksizin, sanığın yazılı şekilde beraatine dair hüküm tesisi,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle katılan vekilinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesinin kararının açıklanan nedenlerle 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, tebliğnameye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2 maddesi uyarınca Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>13.02.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="86567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/96 E., 2025/1538 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 13.02.2025 tarihli, 2023/96 E., 2025/1538 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/96 E., 2025/1538 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/1294 E. 2022/1873 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜMLER : Beraat hükmü kaldırılarak mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan ret</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın, sanıklar ... ve ... müdafii, sanık ... müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde, 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 07.01.2020 tarih, 2019/260 Esas, 2020/12 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında; 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi gereğince beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Hükmün katılan vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesince duruşma açılarak 26.05.2022 tarih, 2020/1294 Esas, 2022/1873 Karar sayılı kararı ile beraat hükmü kaldırılarak sanıkların 2863 sayılı Kanun'un 74/1, 74/1-2.cümle, 5237 sayılı Kanun'un 53. maddeleri gereğince 1 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 31.12.2022 tarih, 2022/121328 nolu esastan ret ile onama görüşlü Tebliğname ile dava dosyası Dairemize tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ... müdafinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanığın suç kastı olmadığına, beraatine karar verilmesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanmamasının yerinde olmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.</p>

<p>Sanıklar ... ve ... müdafinin temyiz isteği; kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna, sanıkların suç kastı olmadığına, beraatlerine karar verilmesi gerektiğine, lehe hükümlerin uygulanmamasının yerinde olmadığına ve diğer temyiz sebeplerine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, sanıklar savunmalarında suçlamaları kabul etmeseler de, deliller kısmında gösterilen ihbar tutanaklarında açıkça fail ve yer belirtilerek ihbarlar yapılması, kolluk tarafından düzenlenen 22/11/2018 tarihli tutanakta asansör boşluğu olarak projelendirilen yerde 15-20 metre derinliğinde bir kuyu kazıldığını ve özellikle kuyudan çıkan hafriyatın nemli olduğu ile seyyar aydınlatma yapıldığı tespitlerine yer verilmesi, yine aynı tutanak ile el konan malzemelerin kuyu açmak için kullanmaya elverişli olması, bu derinlikteki bir çukurun asansör boşluğu olmaktan öte olması bir yana, bilirkişi heyeti raporunda özellikle "asansör boşluğunda bırakılması gereken 1,50 metre derinliğinde asansör kuyusu yapılmadığının, kuyunun 2. bodrum kata kadar doldurulduğunun, mimari ve statik projede asansör kuyusu detaylarının yer almadığının, asansör projesinde ise kuyu derinliğinin 1,50 metre olarak gösterildiğinin" belirtilmesi karşısında; savunmaların suçtan kurtulmaya yönelik olduğunun kabul edildiği, ayrıca savunmalarda kuyunun kendileri tarafından kazılmadığı ve önceden varolduğu açıklamasına yer verilmiş ise de; kolluk tarafından yapılan tespite göre, kuyuda hafriyatı çıkarmak için kullanılan motorlu inşaat asansörünün varolması ve çıkarılan nemli hafriyatın (yani yeni kazı yapılmış olması hususu) kuyu dışında birikmiş olması gözetildiğinde, savunmalar inandırıcı bulunmamış; ruhsatlı ve haliyle etrafı korunaklı olan bir inşaat alanına sanıkların bilgisi dışında başka şahısların girerek günler sürecek şekilde 15-20 metre derinliğinde bir kuyu kazması, hafriyatı çıkarmak için asansör mekanizması kurmaları, asansörü çalıştırmak ve aydınlatma yapmak için enerji kullanmaları, bunları yaparken de farkedilmemeleri olağan hayat akışına uygun düşmediğinden, savunmaların suçtan kurtulmaya yönelik olduğu vicdani kanaatine varıldığı, b una göre de sanıkların fikir ve fiil birliği içerisinde hareket ederek, sanıklardan ...'ın yüklenicisi olduğu ve dolayısıyla bir başkasının müdahalede bulunmasının mümkün olmadığı Eskişehir Merkez ... Mahallesi ... Sokak No: 2 adresindeki yerin karşısındaki inşaat alanında, yukarıda nitelikleri gösterilen şekilde kuyu kazdıkları, yapılan bu işin inşaat faaliyeti ile ilgisinin bulunmadığı, sanıkların kültür varlığı bulmak maksadı ile davaya konu kazıyı gerçekleştirdikleri, kazı yapılan yerin sit alanı veya kanunla korunması gereken bir yer olmadığının sübuta erdiği, iddianamede sanıkların fiili 2863 Sayılı Kanun'un 74/2. maddesinde düzenlenen "define araştırmak" suçuna uyduğu kabul edilerek cezalandırılmaları talep edilmiş ise de Dairece bu vasıflandırmanın Kanun'a aykırı olduğunun kabul edildiği, şöyle ki ; 2863 Sayılı Kanun'un "İzinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapanlar" başlıklı 74. maddesinde "(1) Kültür varlıkları bulmak amacıyla, izinsiz olarak kazı veya sondaj yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Ancak, kazı veya sondajın yapıldığı yerin, sit alanı veya bu Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer olmaması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir. (2) İzinsiz olarak define araştıranlar, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu fiillerin yurt dışına kültür varlıklarını kaçırma amacıyla veya kültür varlıklarının korunmasında görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır." hükmünün yer aldığı, yerleşik Yargıtay uygulamasında da belirtildiği üzere 2863 sayılı Kanun'un 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için (izinsiz kazı yapmak suçundan farklı olarak) fiilin mutlaka mezkur Kanun'un 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekmektedir. "İzinsiz define araştırma" suçu ile "izinsiz kazı yapma" suçu arasındaki bir diğer fark da kazı fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur. İzinsiz define araştırma suçu için araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen yüzeysel araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, eğer fiziki müdahale söz konusu ise yani kazı yapılması hali var ise artık izinsiz define araştırma suçundan bahsetmenin mümkün olmadığı, (Örnek olarak Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/748 Esas, 2020/6692 Karar sayılı ve 02/12/2020 tarihli kararı) somut olayda ise hem davaya konu yerin Kanun'un 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olmaması hem de fiziki olarak kazı yapılması karşısında sanıkların fiillerinin "izinsiz kazı yapmak" suçuna uyduğu gerekçesiyle beraat hükmü kaldırılarak sanıkların mahkumiyetine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve Kanun'a uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, sanıklar ... ve ... müdafii, sanık ... müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı CMK'nın 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca Eskişehir 4. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>13.02.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="78009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/3392 E., 2024/4975 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03.10.2024 tarihli, 2021/3392 E., 2024/4975 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3392 E., 2024/4975 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/2 E., 2019/30 K.<br />
SUÇ : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında Dairemizin bozma ilamı üzerine kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1.Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.10.2014 tarihli ve 2014/94 Esas, 2014/128 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi gereğince beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>2. Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 22.10.2014 tarihli ve 2014/94 Esas, 2014/128 Karar sayılı kararının katılan vekili ve mahalli Cumhuriyet savcısı tarafından temyizi üzerine Yargıtay (12). Ceza Dairesinin 16.11.2017 tarihli ve 2015/16059 Esas, 2017/8980 Karar sayılı kararı ile " sanıkların, dedektörleri ile araştırma yaptıkları sırada kolluk kuvvetlerince yakalandıkları yerin, bahse konu bilirkişi raporunda değinilen Geç Roma ve Bizans dönemine ait yerleşim yeri içerisinde kalıp kalmadığı ve dolayısıyla izinsiz define araştırmasının, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamındaki bir alanda yapılıp yapılmadığı şüpheden uzak ve tereddütsüz şekilde tespit edilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin, eksik araştırma ile hüküm kurulması" nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3.Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin, 15.01.2019 tarihli ve 2018/2 Esas, 2019/30 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan, 2863 sayılı Kanun 74/2,-1, TCK 62,50/1-a, 52 maddeleri uyarınca 1500 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafinin temyiz nedenleri; eksik bilirkişi raporu ile karar verildiğine, suça konu yerde keşif yapılması gerektiğine ve sair nedenlere ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Pınarhisar Cumhuriyet Başsavcılığının 25/04/2013 tarih 2013/106 Esas sayılı iddianamesi ile sanığın temyiz dışı sanık ... ile ''İzinsiz Olarak Define Araştırmak'' suçunu işlediklerinden bahisle cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde; Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin 22.10.2014 tarih 2014/94 esas ve 2014/128 karar sayılı ilamı ile sanıklar hakkında beraat kararı verildiği, bu kararın Cumhuriyet Savcısı ve katılan kurum vekili tarafından temyiz edildiği, Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2015/16059 esas 2017/8980 karar sayılı ilamı ile sanıkların, yanlarında getirdikleri dedektörler ile define araştırması yaptıkları sabit ise de, 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için, anılan Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, dosya içerisinde mevcut 29.05.2014 tarihli bilirkişi raporunda, jandarma komutanının gösterdiği yerdeki tarlalarda yaklaşık 1 - 1.5 m boyunda buğday ekili olduğundan, tam anlamıyla yüzey incelemesi yapılamadığının, ancak, etraftaki gözlemler sonucunda, özellikle ekilmemiş tarlalarda, hem topoğrafik açıdan yüzey şeklinden hem de yüzeyde bulunan seramik parçalarından anlaşıldığı kadarıyla, tescil edilmemiş Geç Roma ve Bizans dönemine ait bir yerleşim olduğunun ve alanda kesinlikle 2863 sayılı Kanun kapsamına girecek nitelikte kültür mirası bulunduğunun belirtildiği anlaşılmakla; sanıkların, dedektörleri ile araştırma yaptıkları sırada kolluk kuvvetlerince yakalandıkları yerin, bahse konu bilirkişi raporunda değinilen Geç Roma ve Bizans dönemine ait yerleşim yeri içerisinde kalıp kalmadığı ve dolayısıyla izinsiz define araştırmasının, 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamındaki bir alanda yapılıp yapılmadığı şüpheden uzak ve tereddütsüz şekilde tespit edilerek, sonucuna göre sanıkların hukuki durumlarının takdir ve tayini gerektiği gözetilmesi gerektiği sebebiyle bozulduğu, mahkemece Yargıtay Bozma İlamı doğrultusunda yeniden bilirkişi incelemesi yaptırılmış, sanığın suçtan kurtulmaya yönelik savunmalarına itibar edilmeyerek üzerlerine atılı suçu işlediği sabit görülerek atılı suçtan cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV.GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>1-Hükümden sonra 24/10/2019 tarih ve 30928 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7188 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 16. maddesi ile 5237 sayılı TCK'nın 75. maddesinin 6. fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 74. maddesinin 2. fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen suç önödeme kapsamına alındığından; 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi uyarınca, “Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur” hükmü de gözetilerek, 7188 sayılı Kanunun 16. maddesi ile değişik 5237 sayılı TCK’nın 75. maddesi uyarınca önödemeye ilişkin işlemler yerine getirildikten sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>2-5728 sayılı Kanun ile değişik 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen izinsiz araştırma yapma suçu ile 2863 sayılı Kanunun 6. maddesinde belirtilen kültür ve tabiat varlıklarında, bunların koruma alanlarında, tespit ve tescil edilmiş sit alanlarında araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen toprak üstünde veya su altında kültür ve tabiat varlıklarının araştırılmasına yönelik eylemlerin yaptırım altına alındığı, somut durumda ise, araziye fiziki müdahale oluşturacak her hangi bir kazı izinin bulunmadığının belirlenmesi karşısında, mahkemece suça konu taşınmaz üzerinde fen ve arkeolog bilirkişi heyeti marifetiyle yeniden keşif yapılarak sanık tarafından izinsiz araştırma yapılan taşınmazın 2863 sayılı Kanunun 6. maddesi kapsamında korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı niteliğinde bulunup bulunmadığının, sit alanı içerisinde yer alıp almadığının kesin olarak belirlenmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerektiği gözetilmeksizin hüküm kurulması,</p>

<p>3-Dairemizin 16.11.2017 tarihli ve 2015/16059 Esas, 2017/8980 Karar sayılı bozma kararı sanık aleyhine olmasına rağmen, sanığın bozmaya karşı diyeceklerinin sorulmaması suretiyle, savunma hakkının kısıtlanması sonucunu doğuracak şekilde 1412 CMUK’un 326. ve 5271 sayılı CMK’nun 307. maddelerinin ihlal edilmiş bulunması;</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Pınarhisar Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik sanık müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.10.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="40316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzinsiz Kazı ve Sondaj Yapma ile İzinsiz Define Araştırma Suçları Arasındaki Yasal Farklar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’nun 74. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sırasıyla izinsiz kazı ve sondaj yapma, izinsiz define araştırma suçları ile bu suçlara uygulanacak yaptırımlar düzenlenmiştir. Her ne kadar uygulamada bu iki suç tipi çoğu zaman birbiriyle karıştırılmakta ise de söz konusu suçlar maddi ve manevi unsurları ile hukuki sonuçları bakımından birbirinden ayrılmaktadır.</p>

<p>Kanun koyucu, kültür ve tabiat varlıklarının korunmasını sağlamak amacıyla kültür varlığına ulaşmaya yönelik izinsiz kazı faaliyetlerini ve define bulmaya yönelik izinsiz araştırma faaliyetlerini farklı suç tipleri olarak düzenlemiştir. Bu nedenle anılan suçlar, gerek suçun konusu ve maddi unsurları gerekse de failin kastı ve manevi unsurları bakımından birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmesi gereken suç tipleridir.</p>

<p>Bununla birlikte uygulamada, izinsiz kazı yapma suçu ile izinsiz define araştırma suçunun birbirinden ayrılmasındaki güçlük, çeşitli hukuki sorunları beraberinde getirmektedir. Özellikle failin kastının belirlenmesi, kazının gerçekleştirilme amacı, fiilin işlendiği yerin hukuki statüsü ile gerekli idari izinlerin mevcut olup olmadığının tespiti, suç vasfının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Bu itibarla, izinsiz kazı yapma ve izinsiz define araştırma suçlarının unsurlarının ayrı ayrı incelenmesi, aralarındaki ayırt edici ölçütlerin ortaya konulması ve uygulamada karşılaşılan sorunların değerlendirilmesi, hem ceza hukuku teorisi hem de yargısal uygulamanın yeknesaklığının sağlanması bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p><strong>İzinsiz Kazı ve Sondaj Yapma Suçu</strong></p>

<p>2863 s.K.m. 35’e göre bu Kanun hükümlerine tabi, taşınır ve taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarını meydana çıkarmak üzere araştırma, sondaj ve kazı yapmak ancak Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ile mümkündür. Emredici mahiyetteki yasal düzenlemeye uygun olmayan kazılar ise hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>İzinsiz kazı yapma suçu, resmi izin olmaksızın kültür varlığı bulmak amacıyla toprağın kazılması suretiyle gerçekleştirilen faaliyetleri ifade eder. 2863 s.K.m. 74/1’de düzenlenen suçun maddi unsuru izin almadan kazı ve sondaj yapmak, manevi unsuru ise kültür varlığı bulmak amacıyla kazı eylemi gerçekleştirmektir. Bu amaç dışında yapılan kazılar 2863 sayılı Yasa kapsamında izinsiz kazı ve sondaj yapma suçunu oluşturmaz. Kazı yapılan yerin özellikleri failin kastının belirlenmesinde önem arz eder. Örneğin bir tarım alanında arazinin eğiminin düzeltilmesi, su kanalı açılması gibi nedenlerle de kazı yapılabilir. Dolayısıyla yargılamaya konu kazı faaliyetinin 2863 s.K.m. 74/1 kapsamında değerlendirilebilmesi için suçun maddi ve manevi unsurunun, taşınmazın tüm özellikleriyle birlikte ele alınması gerekir.</p>

<p>Kazılan yer, sit alanı ya da 2863 s.K.m. 6’ya göre korunması gerekli yerlerden olabileceği gibi bu hukuki statüye sahip yerler dışında da olabilir. Kazılan yerin mahiyeti cezanın belirlenmesinde göz önünde bulundurulsa da kazı eylemi her nerede gerçekleştirilirse gerçekleştirilsin suç oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>İzinsiz Define Araştırma Suçu</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu m. 772/1’e göre: “Bulunmalarından çok zaman önce gömülmüş veya saklanmış olduğu ve duruma göre artık malikinin bulunmadığı kesin olarak anlaşılan değerli şeyler define sayılır.”<i> </i>2863 s.K.m. 50’ye göre: Define aramak isteyenlere, bu Kanunun 6. maddesinde korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlığı olarak belirtilen yerler ile tespit ve tescil edilen sit alanları ve mezarlıklar dışında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından define arama ruhsatnamesi verilebilir. Define araştırması yapılacak yerler mevzuatımızda sınırlı şekilde belirtilmiştir. Bu faaliyet ancak Bakanlık tarafından verilecek izinle yasal hale gelir. Usul ve yasaya uygun define arama faaliyetinin esasları Define Arama Yönetmeliği’nde ayrıntılı şekilde düzenlenmiş olup Yasa ve Yönetmelik hükümlerine uygun olmayan tüm arama ve araştırma faaliyetleri suç teşkil etmektedir.</p>

<p>İzinsiz define araştırma suçu, kültür varlığı bulmak maksadıyla 2863 sayılı Kanun ve Define Arama Yönetmeliği’nde yer alan düzenlemelere aykırı olarak yetkili makamlardan izin almadan yapılan arama ve araştırma faaliyetleridir. Suçun oluşması için anılan araştırmanın 2863 s.K.m. 6’da belirtilen korunması gerekli taşınmaz kültür varlıklarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p><strong>Mevzuat Hükümleri ve Yargıtay Kararları Işığında İki Suç Arasındaki Temel Farklar</strong></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda temel unsur, kültür varlığı bulmak maksadıyla toprağın kazılmasıdır. İzinsiz define araştırma suçu ise kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz olarak gerçekleştirilen arama ve araştırma faaliyetidir. İzinsiz kazı yapma fiili doğrudan fiziki müdahaleyi ve kazıyı ifade eder. Suçun oluşması için mutlaka toprağın kazılması, yer altına müdahale edilmesi gerekir. İzinsiz define araştırma suçu ise kazı eylemi olmadan gerçekleşir.</p>

<p>Taşınmaz kültür varlığında salt gözle yapılan araştırmanın define arama/araştırma suçunun oluşmasında yeterli olmaması sebebiyle Yargıtay’ın bu konuya ilişkin içtihatlarında dedektör ya da başka bir aletin bulunmaması veya araştırma eylemine ilişkin herhangi bir delilin mevcut olmaması halinde suçun unsurlarının oluşmadığı vurgulanmaktadır. İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda ise en önemli unsur kazı eylemi olup suçun oluşmasında kazının ne şekilde gerçekleştirildiğinin bir önemli yoktur.</p>

<p>“2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen “izinsiz define araştırma” suçunun oluşabilmesi için (izinsiz kazı yapmak suçundan farklı olarak) fiilin mutlaka mezkûr Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında gerçekleşmesi gerekmektedir. "İzinsiz define araştırma" suçu ile "izinsiz kazı yapma" suçu arasındaki bir diğer fark da kazı fiilinin gerçekleşip gerçekleşmediği hususudur. İzinsiz define araştırma suçu için araziye fiziki müdahale teşkil etmeyen yüzeysel araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerektiği, eğer fiziki müdahale söz konusu ise yani kazı yapılması hali var ise artık izinsiz define araştırma suçundan bahsedilemeyecektir.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202396-e-20251538-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y. 12. C. D. 2023/96 E. 2025/1538 K. 13.02.2025 T.)</strong></a></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma ile izinsiz define araştırma suçları arasında suçun işlendiği yer bakımından da farklılık vardır. İzinsiz define araştırma suçundan bahsedilebilmesi için sit alanı ya da korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı vasfına sahip yerde araştırma yapılmış olması gerekir. İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunda ise yer yönünden herhangi bir kısıtlama yoktur. Kazılan yerin sit alanı ya da korunması gerekli taşınmaz kültür varlığı niteliğinde olması verilecek cezayı artıran bir unsur olsa da suçun oluşması için şart değildir.</p>

<p>“Sanıkların, yanlarında getirdikleri dedektörler ile define araştırması yaptıkları sabit ise de, 2863 sayılı Kanunun 74/2. maddesinde düzenlenen izinsiz define araştırma suçunun oluşabilmesi için, anılan Kanunun 6. maddesi kapsamında kalan korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarında, bunların korunma alanlarında veya sit alanlarında araştırma faaliyetlerinde bulunulması gerekir.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20213392-e-20244975-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y. 12. C. D. 2021/3392 E. 2024/4975 K. 03.10.2024 T.)</strong></a></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçunun ‘hazırlık hareketleri’ ile izinsiz define araştırma suçu uygulamada karıştırılsa da hukuki sonuçlarının farklı olması sebebiyle tespitin doğru yapılması gerekir. Bu sebeple bulunan materyallerin tek başına delil olarak değerlendirilmesi hatalı sonuçlara sebebiyet verebilir. Örneğin olay yerinde dedektör bulunması tek başına izinsiz define araştırma suçuna işaret etmez. Dedektörden sinyal alınan yerin kazılacağı anlamına da gelebilir.</p>

<p>“Olay yerinde uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmadığının belirtilmesi karşısında benzer konuda Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 26/01/2015 tarih ve 2015/646 E - 2015/1136 K ile 07/10/2020 tarih ve 2018/5341 E-2020/4970 K. sayılı ilamlarına göre somut dosya değerlendirildiğinde; sanığın olay yerinde henüz herhangi bir kazı faaliyeti yapmadığının sabit olması karşısında, eylemin hazırlık hareketi aşamasında kaldığı, keza arkeolog bilirkişi ve uzman kişiler tarafından yapılan incelemede herhangi bir kaçak kazı çukuruna rastlanılmaması ile sanığın define aradığı alanın, sit alanı veya 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli yerlerden olmadığının tespit edilmesi nedenleriyle sanığın üzerine atılı suçun yasal unsurları oluşmamıştır.”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20229709-e-20251555-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y.12. C. D. 2022/9709 E. 2025/1555 K. 13.02.2025 T.)</strong></a></p>

<p>Son olarak<strong> </strong>iki suç arasında yaptırım yönünden de farklılıklar bulunmaktadır. 2863 s.K.m. 74/1,2’ye göre; “Kültür varlıkları bulmak amacıyla, izinsiz olarak kazı veya sondaj yapan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Ancak, kazı veya sondajın yapıldığı yerin, sit alanı veya bu Kanuna göre korunması gerekli başka bir yer olmaması halinde, verilecek cezanın üçte biri indirilir.</p>

<p>İzinsiz olarak define araştıranlar, üç aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak, bu fiillerin yurt dışına kültür varlıklarını kaçırma amacıyla veya kültür varlıklarının korunmasında görevli kişiler tarafından işlenmesi hâlinde, verilecek ceza iki katına kadar artırılır.”</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İzinsiz kazı ve sondaj yapma suçu ile izinsiz define araştırma suçu, hukuki nitelikleri, unsurları, sonuçları bakımından birbirinden ayrılan iki farklı suç tipidir. Uygulamada bu iki suçun zaman zaman aynı kavramlar gibi değerlendirilmesi, suç vasfının belirlenmesinde ve cezai sorumluluğun tespitinde önemli hukuki sorunlara yol açmaktadır. Bu nedenle suç tiplerinin birbirinden açık biçimde ayrıştırılması, hem kanunilik ilkesinin hem de adil yargılanma hakkının gereği olarak önem taşımaktadır. Failin amacı, gerçekleştirilen eylemin niteliği, kullanılan yöntemler ve olayın meydana geldiği yerin hukuki statüsü, suçun vasfının belirlenmesinde dikkate alınması gereken temel ölçütlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/guliz-kazazoglu.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/guliz-kazazoglu.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Güliz KAZAZOĞLU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izinsiz-kazi-ve-sondaj-yapma-ile-izinsiz-define-arastirma-suclari-arasindaki-yasal-farklar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/izinsiz-define-izinsiz-kazi-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="13761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/10 E., 2026/3 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/3/2026 tarihli, 2025/10 esas - 2026/3 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/10 (Değişik İş)</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/3</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı : 30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-33296</strong></p>

<p><strong>TALEPTE BULUNAN:</strong> Cumhuriyet Halk Partisi</p>

<p><strong>TALEBİN KONUSU</strong>: Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin ve ambleminin 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu’nun 96. maddesine aykırılığı ileri sürülerek 104. maddesi gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. TALEBİN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Cumhuriyet Halk Partisinin başvuru dilekçesinde özetle; “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” isminin kelime dizilişi ve çağrışım gücünün ortalama seçmen algısında Cumhuriyet Halk Partisi ile bağ kurulmaya ve karıştırılmaya uygun olduğu, Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminde altı ok simgesinin kullanılması suretiyle de Cumhuriyet Halk Partisi amblemi izlenimi verildiği, Cumhuriyetçi Milletin Partisi isim ve ambleminin gerek anlamsal gerekse fonetik olarak kendi partilerinin isim ve amblemiyle iltibasa mahal verecek şekilde benzer olduğu belirtilerek anılan Partinin kullandığı isim ve amblemin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p><strong>II. YARGITAY CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞININ GÖRÜŞÜ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşünde özetle; 2820 sayılı Kanun’un 8. maddesinde “<i>kuruluş bildirisinde siyasi parti adının yazılması</i>”<i>,</i> 96. maddesinde “<i>partiler tarafından isim, amblem, bayrak, rozet ve rumuzun hangi sınırlar içerisinde kullanılmasının mümkün olduğu</i>” hususu, 10/6/1983 tarihli ve 2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu’nun 26. maddesi ile 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un 78. maddesinde “<i>seçimlerde kullanılan birleşik oy pusulalarında seçime katılan partilerin özel işaretleri, rumuzları ve tam yazı halinde isimlerinin yer alacağı</i>” hükümleri ile siyasi partiler hakkında uygulanabilecek diğer kanunların 2820 sayılı Kanun’a aykırı olmayan hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyet Halk Partisi ile Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isim ve amblemlerinin iltibasa mahal verecek şekilde benzerlik taşımadığı, amblemlerinin farklı figürler ihtiva ettiği anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isim ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünüldüğü belirtilmiştir.</p>

<p><strong>III. PARTİNİN SAVUNMASI</strong></p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisinin savunmasında öncelikle Partinin ismine ilişkin değerlendirmede bulunulmuş ve “<i>millet</i>” kavramının geçmişte bir arada yaşamış, şimdi bir arada yaşayan, gelecekte de bir arada yaşama inancında ve kararında olan, aynı vatana sahip çıkan, aralarında dil, kültür ve duygu birliği olan insan topluluğu olduğu, dolayısıyla bir partinin adında “<i>halk</i>” kavramının kullanılmasının başka partilerin adlarında “<i>millet</i>” veya “<i>ulus</i>” kelimelerinin kullanmasına kesin surette engel teşkil etmeyeceği, Partinin adında “<i>Milletin Partisi</i>” ibaresinin tercih edilmesindeki amacın Türkiye Cumhuriyeti'ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan yurttaşların partisi olduğunu vurgulamak olduğu belirtilmiştir. Ayrıca bir siyasi partinin Anayasa’da güvence altına alındığı üzere devletin şeklinin Cumhuriyet olduğunu vurgulaması ve bu hususu savunmasının hiçbir şekilde bir başka siyasi partiyle karışıklığa yol açmayacağı; hâlihazırda var olan Cumhuriyetçi Sol Parti, Cumhuriyetçi Aydınlık Partisi, Cumhuriyet ve İstiklal Partisi, Cumhuriyet ve Adalet Partisi gibi partilerin “<i>Cumhuriyet</i>” ve “<i>Cumhuriyetçi</i>” kavramlarının bir partinin uhdesine bırakılamayacağının en büyük örnekleri olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>Partinin amblemine yönelik olarak da Türk siyasal hayatında <i>ok</i> sembolünün çeşitli partiler tarafından tarih boyunca kullanıldığı, örneğin Cumhuriyet Halk Partisi ve Sosyal Demokrat Halkçı Partinin altı ok bulunan amblemleriyle 1994 seçimlerine katıldıkları, bu sembolün Mustafa Kemal Atatürk’ün Anayasa’nın başlangıç hükmüne koyduğu altı ilkeyi işaret ettiği, bu itibarla altı okun hiçbir partinin tekelinde olamayacağı ve münhasıran Cumhuriyet Halk Partisinin kullanımına bırakılamayacağı; okların yönü, boyutu ve uzunluğu, amblemlerdeki hilal, Türkiye haritası gibi diğer ögelerle olan görsel bütünlük, düzenlenme şekli ve yazı unsurları bakımından partinin ambleminin oy verme ehliyetine sahip vatandaşlar tarafından başka bir partininkiyle karıştırılmasının imkânsız olduğu belirtilerek talebin reddine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V. İNCELEME</strong></p>

<p>1. Cumhuriyet Halk Partisinin başvurusu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının görüşü, Cumhuriyetçi Milletin Partisinin savunması, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan rapor, ilgili Anayasa ve kanun kuralları ile bunların gerekçeleri ve diğer belgeler okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>1. Genel Açıklama</strong></p>

<p>2. Anayasa’nın 68. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Siyasî partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler.</i>” hükmüne yer verilmiş, 69. maddesinin son fıkrasında da siyasi partilerin kuruluş ve çalışmalarının anılan maddedeki esaslar çerçevesinde kanunla düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>3. Siyasi partilerle ilgili esasların düzenlendiği 2820 sayılı Kanun’un “<i>Kullanılamayacak parti adları ve işaretler:</i>” başlıklı 96. maddesinin birinci fıkrasında “<i>…siyasî parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretleri</i>[nin] <i>aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı…</i>” belirtilmiştir.</p>

<p>4. Öte yandan 2820 sayılı Kanun’un “<i>Diğer sebeplerle başvuru</i>” başlıklı 104. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>…siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarını aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafından doğrudan yazı ile başvurulur. Anayasa Mahkemesi başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede bu Kanunun</i> <i>96</i> <i>ncı</i> <i>maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görürse, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verir.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>5. Anılan düzenlemelerle, bir partinin siyasi parti siciline kayıtlı bir başka partinin isim ve amblemini aynen veya iltibasa yol açacak şekilde kullanması yasaklanmıştır. Söz konusu düzenleme “<i>cumhuriyet</i>”, “<i>millet</i>”, “<i>adalet</i>”, “<i>demokrasi</i>”, “<i>özgürlük</i>”, “<i>millî</i>” ve “<i>hak</i>” gibi toplumun ortak değerlerini ifade eden kelimelerin birden çok parti tarafından parti isminde kullanılabilmesine ve siyasi parti siciline kayıtlı bir partinin ambleminde yer alan bir şekil veya figürün karışıklığa yol açılmaması şartıyla başka bir parti tarafından kullanılmasına engel oluşturmamaktadır.</p>

<p><strong>2. İsim Yönünden</strong></p>

<p>6. Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisi 9/9/1992 tarihinde; isminin ve ambleminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi istenen Cumhuriyetçi Milletin Partisi ise 20/10/2025 tarihinde kuruluşuna dair bildirge ve eklerinin İçişleri Bakanlığına verilmesi suretiyle tüzel kişilik kazanmıştır.</p>

<p>7. Siyasi partilerin seçmenlere verecekleri mesajları daha anlamlı kılmak ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önemsediği değerlere sahip çıktıklarını göstermek için “<i>cumhuriyet</i>”, “<i>millet</i>”, “<i>adalet</i>”, “<i>demokrasi</i>”, “<i>özgürlük</i>”, “<i>millî</i>” ve “<i>hak</i>” gibi kelimeleri, söz konusu kelimeler siyasi parti siciline kayıtlı bir başka siyasi parti isminde yer alsa dahi parti isimlerinde -karışıklığa yol açmamak kaydıyla- kullanabilmeleri mümkündür (AYM, E.2025/1, (Değişik İş) K.2025/1, 27/03/2025, § 7).</p>

<p>8. Belirtilen ilkeler çerçevesinde Türkçe Sözlük’te “<i>Milletin, egemenliği kendi elinde tuttuğu ve bunu belirli süreler için seçtiği milletvekilleri aracılığıyla kullandığı yönetim biçimi</i>” şeklinde tanımlanan “<i>Cumhuriyet</i>” kelimesinin birden çok parti tarafından kullanılmasının mümkün olduğu ve davalı Partinin “<i>Milletin</i>” kelimesine isminde yer vermek suretiyle ismini Cumhuriyet Halk Partisinin isminden belirgin bir şekilde farklılaştırdığı dikkate alındığında söz konusu parti isminin “<i>Cumhuriyet Halk Partisi</i>” ismi ile iltibasa mahal verecek nitelikte benzer olduğunun söylenmesi mümkün değildir.</p>

<p>9. Açıklanan nedenlerle “<i>Cumhuriyetçi Milletin</i>” ibaresinin parti isminde yer almasının 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık oluşturmadığı anlaşıldığından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin isminin hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin reddi gerekir.</p>

<p><strong>3. Amblem Yönünden</strong></p>

<p>10. Siyasi partilerin seçmenlere vereceği mesajları daha anlaşılabilir kılması ve hitap ettikleri seçmen kitlesinin önem atfettiği değerleri sahiplendiklerini ifade etmesi bakımından hedeflediği idealleri yansıtan ve gösteren şekil veya figürleri amblemlerinde kullanmaları son derece doğaldır. Ancak bu şekil veya figürler, siyasi parti siciline daha önceden kayıtlı olan partilerin amblemleriyle iltibasa mahal vermeyecek şekilde kullanılmalıdır. Siyasi partilerin isim ve rumuzları gibi amblemleri de kişilerin bir siyasi partiyi başka bir siyasi parti ile karıştırmasına yol açmamalı, bir başka deyişle bir partinin ambleminin yanılgıya ve duraksamaya neden olmayacak şekilde diğer partinin ambleminden ayırt edilmesi mümkün olmalıdır.</p>

<p>11. Talepte bulunan Cumhuriyet Halk Partisinin amblemi incelendiğinde; kırmızı zemin üzerinde beyaz renkli soldan sağa doğru uzanan altı ok ve alt tarafında yine beyaz renkli “<i>CHP</i>” yazısının bulunduğu görülmektedir. Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılan amblemde ise beyaz zeminli çemberin içinde yukarıdan aşağıya sırasıyla kırmızı renkli “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” yazısı, aşağıya doğru hilal işareti, Türkiye haritası, aşağıya doğru altı ok ve “<i>CMP</i>” yazısı bulunmaktadır. Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminde diğerinden farklı olarak altı okun yönünün alta doğru ve beyaz renkte olmasına, ayrıca “<i>Cumhuriyetçi Milletin Partisi</i>” yazısına, aşağıya doğru hilal işaretine ve Türkiye haritasına yer verilmesine rağmen baskın figürün altı ok olduğu açıktır. Söz konusu partilerin amblemlerinin ilk bakışta görülen ve ayırt edici özelliğini altı ok figürü oluşturduğundan bu husus seçmenin yanılmasına sebep olabilecek nitelik taşımaktadır (benzer yönde değerlendirme için bkz. AYM, E.2023/5, (Değişik İş) K.2023/3, 22/6/2023, § 10; AYM, E.2025/8, (Değişik İş) K.2025/10, 11/12/2025, § 8). Ayrıca her iki amblemde yer alan altı okun altında yazılı olan “<i>CHP</i>” ve “<i>CMP</i>” rumuzları da seçmenin yanılmasına sebep olabilecek şekilde benzerlik göstermektedir.</p>

<p>12. Bu tespitler çerçevesinde Cumhuriyet Halk Partisi ile Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılan amblemler birlikte değerlendirildiğinde Cumhuriyetçi Milletin Partisi ambleminin Cumhuriyet Halk Partisi amblemiyle iltibas yaratacak şekilde benzer olduğu, yanılgıya ve duraksamaya neden olmayacak şekilde ayırt edilmesinin mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>13. Açıklanan nedenlerle Cumhuriyetçi Milletin Partisi tarafından kullanılmakta olan amblemin 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırı olduğu anlaşıldığından anılan Partinin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini talebinin kabulü gerekir.</p>

<p>Engin YILDIRIM, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisinin;</p>

<p><strong>A.</strong> İsminin 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanunu'nun 96. maddesine aykırı olduğu ileri sürülerek anılan Kanun’un 104. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi partiler sicilinden terkinine karar verilmesi talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p><strong>B.</strong> Ambleminin iltibasa mahal verecek şekilde Cumhuriyet Halk Partisinin amblemi ile benzer olması sebebiyle 2820 sayılı Kanun'un 104. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine, Engin YILDIRIM, Muhterem İNCE ile Ömer ÇINAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>26/3/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından Cumhuriyetçi Milletin Partisinin ambleminin iltibasa mahal verecek şekilde CHP’nin amblemi ile benzer olması sebebiyle 22.04.1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi partiler Kanunu’nun 104. maddesinin 3. fıkrası gereğince hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçeler ile çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>2820 sayılı Kanun'un "Kullanılamayacak Parti Adları ve İşaretler" başlıklı 96. maddesinin birinci fikrasında, siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasî partilerin isimleri, amblemleri, rumuzları, rozetleri ve benzeri işaretlerinin aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde başka bir siyasi partice kullanılmayacağı belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 104. maddesinin üçüncü fikrasında ise, siyasi parti siciline kayıtlı bulunan siyasi partilerin isimleri, amblemleri ve rumuzlarının aynen veya iltibasa mahal verecek şekilde kabul eden veya kullanan siyasi parti aleyhine Anayasa Mahkemesine, Cumhuriyet Başsavcılığınca resen veya ilgili siyasi parti tarafindan doğrudan yazı ile başvurulacağı, Anayasa Mahkemesi’nin başvuru tarihinden itibaren en geç otuz gün içinde isim, amblem ve rumuzlarla ilgili olarak siyasi parti siciline kayıt önceliğine göre yapacağı incelemede 2820 sayılı Kanunun 96. maddesinin birinci fıkrasına aykırılık görmesi halinde, aykırılık teşkil eden isim, amblem ve rumuzların hükümsüzlüğüne ve siyasi parti sicilinden terkinine karar vereceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Cumhuriyetçi Milletin Partisi savunmasında, siyasal hayatta "ok" sembolünün çeşitli partiler tarafından tarih boyunca kullanıldığı, örneğin CHP ve Sosyal Demokrat Halkçı Partinin altı ok bulunan amblemleriyle 1994 seçimlerine katıldıkları, bu sembolün Mustafa Kemal Atatürk'ün Anayasa'nın başlangıç hükmüne koyduğu altı ilkeyi işaret ettiği bu itibarla altı okun hiçbir partinin tekelinde olamayacağı ve münhasıran CHP'nin kullanımına bırakılamayacağı, okların yönü, boyutu ve uzünluğu, amblemlerdeki Hilal, Türkiye Haritası gibi diğer öğelerle olan görsel bütünlük, düzenleme şekli ve yazı unsurları bakımından oy verme ehliyetine sahip vatandaşlar tarafından başka bir partiyle karıştırılmasının imkânsız olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Gerçekten her iki partinin amblemleri karşılaştırıldığında CHP’nin amleminde kırmızı zemin üzerinde farklı büyüklüklerde beyaz renkli altı ok ve altta CHP yazısı mevcut iken, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin amleminde daire içinde partinin isminin yazdığı ve büyük bir hilal içinde Türkiye haritası ve bu haritanın alt tarafında farklı büyüklüklerde altı okun yer aldığı, baskın figürün oktan ziyade parti ismi, hilal ve harita olduğu, yani amblemlerin farklı figürler ihtiva ettiği görülmektedir. Hal böyle olunca, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin ambleminin CHP ile aynı ya da iltibasa mahal vercek şekilde benzer olduğu söylenemez.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, 2820 sayılı Kanun’un 96. maddesine aykırılık söz konusu olmadığından, Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin ambleminin hükümsüzlüğü ve siyasi parti sicilinden terkini taleplerinin reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202510-e-20263-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasas4.jpg" type="image/jpeg" length="97805"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Yıldırım Beyazıd Sancakbeyi (48745) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. YILDIRIM BEYAZID SANCAKBEYİ (48745) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>08.11.2024 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Yıldırım Beyazıd SANCAKBEYİ (48745) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 30.06.2026 Salı günü (bugün) Lalahan Merkez Camii’nde kılınacak ikindi namazının ardından Lalahan Odabaşı Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-yildirim-beyazid-sancakbeyi-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 10:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yildirim-beyazid-sancakbeyi-1.jpg" type="image/jpeg" length="52245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp'ta yeni dönem: Numara paylaşma zorunluluğu kalkıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[WhatsApp, kullanıcıların telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca kullanıcı adlarıyla mesajlaşmasına imkan tanıyacak yeni özelliğini kademeli olarak kullanıma sunmaya hazırlanıyor. Yeni sistem, platformdaki gizlilik ve güvenlik seçeneklerini de genişletecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>WhatsApp, kullanıcı deneyimini geliştirmeye yönelik yeni bir özelliği hayata geçirmeye hazırlanıyor. Önümüzdeki aylarda kademeli olarak kullanıma sunulacak sistemle birlikte kullanıcılar, telefon numaralarını paylaşmadan yalnızca belirleyecekleri kullanıcı adları üzerinden mesajlaşabilecek.</p>

<p>Şirket, yeni uygulamanın özellikle gizlilik ve güvenliği artırmayı hedeflediğini belirtti. Kullanıcı adı özelliği sayesinde telefon numarasını paylaşmak istemeyen kişiler, platform üzerinde daha kontrollü bir iletişim kurabilecek.<br />
Gizlilik seçenekleri genişliyor</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni özellikle birlikte kullanıcılar, kullanıcı adları üzerinden kendilerine kimlerin ulaşabileceğini de belirleyebilecek. Ayrıca, yalnızca belirli kişilerin iletişim kurabilmesi için isteğe bağlı bir "kullanıcı adı anahtarı" oluşturma seçeneği sunulacak.</p>

<p>WhatsApp, kullanıcı adı özelliği aktif olsa bile bir kişi ya da işletmeye ilk kez mesaj gönderildiğinde kullanıcı adının karşı tarafa otomatik olarak gösterilmeyeceğini de bildirdi.</p>

<p><strong>Kullanıcı adı nasıl oluşturulacak?</strong></p>

<p>Kullanıcı adı özelliğini kullanmak isteyenler şu adımları izleyebilecek:</p>

<p>* WhatsApp uygulamasını açın.</p>

<p>* Ayarlar menüsüne girin.</p>

<p>* Hesap bölümünü seçin.</p>

<p>* Kullanıcı Adı sekmesinden istediğiniz kullanıcı adını oluşturun veya ayırtın.</p>

<p><strong>İstenildiği zaman değiştirilebilecek</strong></p>

<p>Platform tarafından yapılan açıklamada, kullanıcı adlarının istenildiği zaman silinebileceği veya değiştirilebileceği belirtildi.</p>

<p>Sistem tamamen aktif hale geldiğinde, yeni bir sohbete başlamak için telefon numarası yerine kullanıcı adının verilmesi yeterli olacak.</p>

<p>Güvenlik amacıyla istenmeyen mesajları engelleme ve şikayet etme seçenekleri ise korunacak.</p>

<p>En fazla 35 karakterle sınırlandırılan kullanıcı adlarında, taklitçiliğin önüne geçmek adına üst düzey yetkililer ve ünlüler için bazı kısıtlamalar uygulanacak.</p>

<p>WhatsApp Ürün Müdürü Alice Newton-Rex, özellikle grup sohbetlerinde telefon numaralarının yabancılarla paylaşılmak istenmediğine dair talepler aldıklarını, bu yeni özellikle kullanıcılara kimliklerini nasıl yansıtacakları konusunda tam kontrol vermeyi amaçladıklarını belirtti.</p>

<p>Benzer bir gizlilik özelliği, güvenli mesajlaşma uygulaması Signal tarafından 2024 yılında hayata geçirilmişti.</p>

<p>Oxford Üniversitesinden Prof. Carisa Veliz ise özelliğin olumlu bir adım olduğunu kabul etmekle birlikte, Meta'nın veri toplama politikasını eleştirerek uygulamanın reklam amaçlı meta veri toplamaya devam ettiğini hatırlattı.</p>

<p>WhatsApp, uçtan uca şifreleme nedeniyle sohbet içeriklerini reklam için kullanamasa da kiminle ne zaman mesajlaşıldığı gibi verileri reklam süreçlerinde değerlendirmeyi sürdürüyor.</p>

<p>Özellik tamamen devreye girdiğinde bireysel telefon numaraları profillerde görünmez kalacak ancak bir WhatsApp hesabı açabilmek için telefon numarası zorunluluğu devam edecek. Platformda arama yapılabilecek herkese açık bir kullanıcı adı dizini de bulunmayacak.</p>

<p><strong>Yönetimde nöbet değişimi</strong></p>

<p>Öte yandan WhatsApp, yönetim kadrosunda da önemli bir değişikliğe gitti. Platformu yaklaşık yedi yıldır yöneten Will Cathcart görevinden ayrılırken, yerini Hindistan merkezli finansal teknoloji girişimi CRED'in kurucusu Kunal Shah devraldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, TEKNOLOJİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsappta-yeni-donem-numara-paylasma-zorunlulugu-kalkiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/whats-app.jpg" type="image/jpeg" length="42049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 26/11/2025 tarihli, 2025/100 esas - 2025/242 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/100</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2025/</strong><strong>242</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi:</strong> <strong>26</strong><strong>/</strong><strong>11/</strong><strong>2025</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih</strong><strong>-Sayı : 9/3/2026-331</strong><strong>91</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Yargıtay 9. Hukuk Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Sürekli işçi kadrosunda çalışmakta olan işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) geçici 23. maddesinin itiraz konusu kuralın da yer aldığı ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici Madde 23 – (Ek: 20/11/2017-KHK-696/127</i> <i>md.</i><i>; Aynen kabul: 1/2/2018-7079/118</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanlar;</i></p>

<p><i>a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak,</i></p>

<p><i>b) Herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak,</i></p>

<p><i>c) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>ç) </i><i>(İptal bent:</i><i> </i><i>Anayasa Mahkemesinin 27/12/2023 tarihli ve E: 2018/96, K: 2023/222 sayılı Kararı ile)</i></p>

<p><i>kaydıyla, bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilirler. Başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılır. </i><i>Sınavlarda başarılı olanlar, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, </i><i>bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin</i> <i>hakedişlerinin</i> <i>ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirilir. Bu fıkra kapsamında feragat edilen davalara veya takiplere ilişkin yargılama ve takip giderleri davacı veya takip eden üzerinde bırakılır ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmolunmaz, hükmedilenler tahsil edilmez ve bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihe kadar tahsil edilenler ise iade edilmez. Bu fıkra kapsamında yapılacak sulh sözleşmelerinden damga vergisi alınmaz.</i></p>

<p><i>…</i></p>

<p><i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong><u>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</u></strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere</i> <i>istihdam edilebilir. </i><i>(Mülga cümle: 1/3/2023-7438/2</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder.</i></p>

<p><i>…</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/4/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı Cetvellerde yer alan kamu idareleri (Millî İstihbarat Teşkilatı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, 7079 sayılı Kanun’a ekli (I) sayılı Listede yer alan idarelerin merkez ile taşra teşkilatlarında ödemeleri merkezî yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 48. maddesinin (A) bendinin (1), (4), (5), (6), (7) ve (8) numaralı alt bentlerinde belirtilen şartları taşımak ve herhangi bir sosyal güvenlik kurumundan emeklilik, yaşlılık veya malullük aylığı almaya hak kazanmamış olmak şartıyla anılan KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasının yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabilecekleri hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesinde ise başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite yönelik itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin sürecin fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde ilgili idarelerce sonuçlandırılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Anılan maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde de sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri öngörülmüştür. Söz konusu cümlede yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>6. Bu itibarla kural uyarınca ilgili işçilerin maddenin birinci fıkrasında düzenlenen şartları taşıdıkları sürece sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yer, çalıştırıldıkları teşkilat ve birimdir.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>7. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin yer değiştirmelerinin kategorik olarak engellendiği, başka bir ifadeyle anılan işçilerin farklı bir il veya bölgeye nakillerine imkân tanınmadığı, bu nedenle yer değişikliği taleplerine ilişkin olarak verilen kararlar bağlamında işverenin yönetim yetkisinin yargı mercilerince denetlenemediği, ayrıca kuralla 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesine göre istihdam edilen işçilerin sürekli işçi kadrosunda çalışan diğer işçilere göre güvencesiz duruma getirildiği ve bu suretle eşitlik ilkesinin ihlal edildiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17. ve 49. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Anayasa’nın 49. maddesinde “<i>Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir./ Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alır.</i>” denilmek suretiyle sosyal devlet ilkesinin çalışma hayatındaki görünümü olan devletin çalışanları koruma yükümlülüğüne ilişkin özel bir güvence öngörülmüştür.</p>

<p>9. Danışma Meclisinin anılan maddeye ilişkin kabul ettiği metnin gerekçesinde devletin işçi-işveren ilişkilerinin seyircisi değil dengeleyicisi olması ve çalışma barışını koruyacak tedbirleri alması gerektiği, bu durumun devletin taraf tutması anlamına gelmediği belirtilmiştir. Millî Güvenlik Konseyi Anayasa Komisyonunun değişiklik gerekçesinde ise devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları korumak ve işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak amacıyla gerekli tedbirleri alacağının öngörüldüğü ifade edilmiştir. Anayasa’nın söz konusu maddesinde 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun’un 19. maddesiyle yapılan değişikliğin gerekçesinde de devlete çalışanların yanı sıra işsizleri de koruma görevi verildiği belirtilmiştir.</p>

<p>10. Bu itibarla iş sözleşmesinin zayıf tarafı olan işçinin korunmasına yönelik düzenlemelerin öngörülmesi suretiyle işçi-işveren ilişkilerinde dengenin sağlanması devletin, çalışma hakkına ilişkin pozitif yükümlülüklerinin bir gereğidir (AYM, E.2023/158, K.2024/187, 5/11/2024, § 19).</p>

<p>11. İtiraz konusu kuralda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli isçi kadrosuna geçirilen işçilerin anılan maddenin birinci fıkrasında öngörülen şartları taşıdıkları sürece geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilecekleri yerin çalıştırıldıkları teşkilat ve birim olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>12. Buna göre kuralda söz konusu işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçiş işlemi yapılmadan önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birim dışında görevlendirilmelerine imkân tanınmadığı anlaşılmaktadır. Başka bir ifadeyle kural uyarınca anılan işçilerin yer değişikliğine yönelik taleplerinin işverence kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>13. Nitekim Yargıtay uygulamasında da madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işlemi yapılmadan önceki işyerinde çalışmaya devam ettirileceğinin kuralla açıkça düzenlendiği, dolayısıyla bu işçilerin başka bir ile veya bölgeye naklinin mümkün olmadığı kabul edilmiştir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>14. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun “<i>Amaç ve kapsam</i>” başlıklı 1. maddesinin ikinci fıkrasında söz konusu Kanun’un, 4. maddedeki istisnalar dışında kalan bütün işyerlerine, bu işyerlerinin işverenleri ile işveren vekillerine ve işçilerine faaliyet konularına bakılmaksızın uygulanacağı, üçüncü fıkrasında ise işyerleri, işverenler, işveren vekilleri ve işçilerin 3. maddedeki bildirim gününe bakılmaksızın söz konusu Kanun hükümleriyle bağlı olacakları öngörülmüştür.</p>

<p>15. Kanun’un “<i>Tanımlar</i>” başlıklı 2. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde işçi bir iş sözleşmesine dayanarak çalışan gerçek kişi, işveren işçi çalıştıran gerçek veya tüzel kişi yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlar; “<i>Tanım ve şekil</i>” başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde ise iş sözleşmesi bir tarafın (işçi) bağımlı olarak iş görmeyi, diğer tarafın (işveren) da ücret ödemeyi üstlenmesinden oluşan sözleşme şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>16. Bu bağlamda 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kurum, kuruluş ve idareler ile söz konusu madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçiler arasında özel hukuk ilişkisinin bulunduğu ve bu ilişki kapsamında ilgili kurum, kuruluş ile idarelerin işveren sıfatını haiz olduğu açıktır.</p>

<p>17. Anılan işverenlerin faaliyet alanları dikkate alındığında söz konusu istihdamın kamusal nitelikte sonuçlar da doğurabileceği anlaşılmaktadır (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. AYM, E.2018/96, K.2023/222, 27/12/2023, § 338). Bu itibarla kamu yararını gözönünde bulundurmak suretiyle anılan özel hukuk ilişkisi kapsamında taraflara belirli haklar tanımak ya da yükümlülükler getirmek kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamındadır.</p>

<p>18. Nitekim söz konusu madde kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin geçiş işleminden önce çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdam edileceklerini öngören kuralın bu teşkilat ve birimde yürütülen hizmette aksaklık meydana gelmesini engellemeyi hedeflemediği söylenemez.</p>

<p>19. Bununla birlikte kamu işverenleri ile bunlar tarafından çalıştırılan işçiler arasındaki özel hukuk ilişkisine yönelik olarak öngörülecek düzenlemelerin devletin çalışanların korunmasına ve işçi-işveren arasındaki menfaatler dengesinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükleriyle çelişmemesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Madde uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin bu kadroda istihdam edildikleri süreçte yer değişikliği talep etmelerini gerektirecek belirli nedenlerin ortaya çıkabileceği açıktır. Genel anlamda işçilerin yer değişikliği taleplerinin değerlendirilmesi işverenlerin iş hukuku bağlamında sahip oldukları <i>yönetim yetkisi</i> kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>21. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 5. maddesinde anılan Kanun ile 11/1/2011 tarihli 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun genel nitelikli hükümlerinin, uygun düştüğü ölçüde tüm özel hukuk ilişkilerine uygulanacağı öngörülmüştür. 4721 sayılı Kanun’un 2. maddesinin birinci fıkrasında ise herkesin haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>22. Buna göre işverenin işçinin yer değişikliğini değerlendirme bağlamında sahip olduğu yönetim yetkisini dürüstlük kurallarına uygun şekilde kullanması ve bu kapsamda alacağı kararda işçiyi gözetme borcunu gözönünde bulundurması gerektiği kuşkusuzdur.</p>

<p>23. Bu itibarla iş ve kadro durumunun imkân tanıması durumunda işçinin makul görülebilecek nedenlere dayanan yer değişikliği talebinin ilgili işverence karşılanmasının mümkün olmadığı söylenemez.</p>

<p>24. Diğer yandan kamu kurum, kuruluş ve idarelerinde çalıştırılan işçilerin yer değişikliği taleplerinin reddedilmesinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda işverenin yönetim yetkisini dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcuna uygun şekilde kullanıp kullanmadığının yargı mercilerince denetlenmesi mümkündür.</p>

<p>25. Nitekim Yargıtay uygulamasında yargı mercilerinde işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin iptal edilmesinin ya da yer değişikliğinin sağlanması gibi icrai nitelikte karar verilmesinin mümkün olmadığı ancak söz konusu işlemin hukuka aykırı olup olmadığının tespitine ilişkin karar verilebileceği ve işçinin yer değişikliği talebinin reddine yönelik işlemin hukuka aykırılığının tespit edilmesini talep etmekte hukuki yararının bulunduğu kabul edilmektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2024/14198, K.2025/1316, 10/2/2025).</p>

<p>26. Bununla birlikte kural söz konusu KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen işçilerin herhangi bir nedenle yer değiştirmelerine imkân tanımamakta, başka bir deyişle anılan işçilerin yerlerinin değiştirilmesine mutlak bir yasak getirmektedir.</p>

<p>27. Kural, ilgili teşkilat ve birimdeki işleyişin aksamasını önlemek amacıyla öngörülmüş ise de işçilerin yer değişikliği taleplerinin karşılanmasının her durumda anılan işleyişin bozulmasına neden olacağı söylenemez. Başka bir ifadeyle ilgili teşkilat veya birimin iş ve kadro durumunun işçinin yer değişikliği talebinin karşılanmasına engel oluşturmaması mümkündür.</p>

<p>28. Bu itibarla işçilerin makul nedenlere dayanan yer değişikliği taleplerinin işverence iş ile kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine ve bu kapsamda alınacak kararların hukuka uygunluğunun yargı mercilerince denetlenmesine imkân tanımayan kuralın devletin çalışanların korunmasına yönelik yükümlülükleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan nedenle kural, Anayasa’nın 49. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>Kural Anayasa’nın 49. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 2., 5., 10., 13. ve 17. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>30. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte; 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>31. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin iptal edilmesi nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince iptal hükmünün kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>V. HÜKÜM</strong></p>

<p>27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1/2/2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Ömer ÇINAR’ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA, iptal hükmünün Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE OYBİRLİĞİYLE 26/11/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞI</strong><strong>OY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğu tarafından 27.06.1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye 1.2.2018 tarihli ve 7079 sayılı Kanun’un 118. maddesiyle eklenen geçici 23. maddenin beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde”</i> ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğim gerekçelerle dava konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatinde olduğumdan çoğunluk görüşüne katılmıyorum. Şöyle ki;</p>

<p>İptal davasına konu ibarenin yer aldığı 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinin 5. fıkrası şöyledir: “<i>Sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve</i> <i><strong>çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde</strong></i> <i>geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edilebilir</i><i>. Özel güvenlik görevlilerinden bu madde kapsamında geçiş işlemleri yapılanlar, 5188 sayılı Kanun hükümlerine de tabi olmaya devam eder”.</i></p>

<p>375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesinde 5018 sayılı Kanuna ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri (MİT Müsteşarlığı hariç) ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar, bu Kanuna ekli (I) sayılı listede yer alan idarelerin merkez ve taşra teşkilatlarında; ödemeleri merkezi yönetim, sosyal güvenlik kurumu, fon, kefalet sandığı, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığı, gençlik hizmetleri ve spor il müdürlüğü bütçelerinden veya döner sermaye bütçelerinden, anılan liste kapsamındaki diğer idareler için ise kendi bütçelerinden karşılanan 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla çalıştırılmakta olanların söz konusu maddede sayılan şartları taşımaları kaydıyla söz konusu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on gün içinde idaresinin hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birimine, sürekli işçi kadrolarında istihdam edilmek üzere yazılı olarak başvurabileceği, başvuranların şartları taşıyıp taşımadıklarının tespiti, bu tespite itirazların karara bağlanması, şartları taşıyanların idarelerince belirlenen usul ve esaslara göre yapılacak yazılı ve/veya sözlü ya da uygulamalı sınava alınması, sınav sonuçlarına itirazların karara bağlanması ve sınavda başarılı olanların kadroya geçirilmesine ilişkin süreç bu fıkranın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren doksan gün içinde idarelerince sonuçlandırılacağı, sınavlarda başarılı olanların, varsa bu fıkranın (c) bendinde öngörülen davalardan feragat ettiklerini tevsik eden belgeyi ve/veya icra takibine konu alacaktan feragat ettiğine dair icra müdürlüğünden alınacak belgeyi ibraz etmek, bu fıkranın (ç) bendinde öngörülen sulh sözleşmesini ibraz etmek ve öngörülen şartları taşımaya devam etmek kaydıyla, sınav sonuçlarının kesinleşmesini müteakip, her bir sözleşme itibarıyla, yüklenicinin hak edişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat ve birim/yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına idarelerince topluca geçirileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Dava konusu kuralın yer aldığı geçici 23. maddenin 5. fıkrasında ise, sürekli işçi kadrolarına geçirilenlerin, birinci fıkrada öngörülen şartları taşıdıkları sürece ve çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceği düzenlenmiştir. Görüldüğü üzere, söz konusu maddede 4734 sayılı Kanun ve diğer mevzuattaki hükümler uyarınca personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alım sözleşmeleri kapsamında yükleniciler tarafından 4/12/2017 tarihi itibarıyla 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde çalıştırılmakta olan işçilerin aynı kurumda ve aynı işi yapmaları amacıyla sürekli işçi kadrosunda istihdam edilmesi amaçlanmıştır. Yani, kanunkoyucu hizmet alım ihalesi yoluyla özel hukuk hükümlerine göre çalıştırılan işçilerin talep etmeleri halinde kamuda sürekli işçi pozisyonunda istihdam edilmelerine imkân tanımış, ancak sürekli işçi kadrosuna geçirilecek işçilerin başka bir birim veya teşkilatta istihdam edilmeyeceği, sadece çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde geçiş işlemi yapılmadan önceki ihale sözleşmesi kapsamındaki hizmetleri yürütmek üzere istihdam edileceğini de başvuran işçilere şeffaflık ve öngörülebilirlik ilkeleri çerçevesinde kanun maddesi ile ortaya koymuştur. Sürekli işçi kadrosuna başvuran adaylar da bu kuralları bilerek kendi isteği ile başvurmuş ve koşulları sağlayanlar kadroya geçirilmiştir. Geçici 23. maddenin 4. fıkrasında sürekli işçi kadrolarına geçirileceklerin kadrolarının, başka bir işleme gerek kalmaksızın geçiş işleminin yapıldığı tarih itibarıyla sürekli işçi unvanı ile ihdas edilmiş sayılacağı, ihdas edilen kadroların ilgili idarelerce adedi, bütçe ve teşkilatı ile birimi/yerleşim yeri belirtilmek suretiyle geçiş işlemlerinin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Devlet Personel Başkanlığı ve Maliye Bakanlığına bildirileceği, sözleşmeleri askıya alınanlar ile askerde bulunanların kadroları hariç olmak üzere bu şekilde ihdas edilen sürekli işçi kadrolarının, herhangi bir sebeple boşalması halinde hiçbir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılacağı belirtilmiştir. Buna göre, sürekli işçi kadrolarına geçirilenler, çalıştıkları kurumda bütçe ve kadro olarak planlanmış olup, bu kadroların boşalması halinde kadroların devam etmeyeceği ve iptal edileceği de kanunkoyucu tarafından açıkça belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrolarına başvuranlar, kadro öncesi çalıştığı kurumda ve yaptığı işi yapmaları koşuluyla sürekli işçi kadrosuna başvurmuş olup, kanunkoyucu da söz konusu geçiş işlemini, kamu hizmetinin devamlılığı ve sürekliliği ile bütçe koşulları çerçevesinde çalışanların aynı kurum veya kuruluşlarda istihdamı üzerine planlamıştır. Kaldı ki, sürekli işçi kadrosuna geçiş talep üzerine yapılmış olup, başvuranlar bu kadroya geçmeden önce 4857 sayılı İş Kanunu’na tabi olarak çalışmaktadır. Söz konusu (4857 sayılı) Kanuna göre, işverenin veya yüklenicinin, işçilerin talebi doğrultusunda işçilerin yerini veya işini değiştirme zorunluluğu bulunmamaktadır. Yine işverenin, sözleşmede hüküm yoksa ya da işçinin rızası mevcut değilse işçinin işyerini değiştirmesi de mümkün değildir. Hal böyle olunca, zaten 4857 sayılı Kanun uyarınca çalıştığı kurumu veya yeri ya da yapılan işi değiştirme hakkını haiz olmayan çalışanın, kendi isteği ve talebi doğrultusunda sürekli işçi kadrosuna geçmesi halinde ilgili KHK’nın açık hükmüne rağmen çalıştığı teşkilat ve birimi değiştirme hakkının olması gerektiğinin savunulması mümkün değildir.</p>

<p>Dava konusu kural, Anayasa’nın eşitlik ilkesini düzenleyen 10. maddesi açısından değerlendirildiğinde eşitlik ilkesini de ihlal etmemektedir. Anayasa Mahkemesi çeşitli kararlarında, Anayasa'nın 10. maddesinde yer verilen eşitlik ilkesi ile eylemli değil, hukuksal eşitlik öngörüldüğü, eşitlik ilkesinin amacının aynı durumda bulunan kişilerin kanunla aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak ve kişilere kanunlar karşısında ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemek olduğunu, bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklandığını belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesi, Kanun önünde eşitlik ilkesinin herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmediğini, durum ve konumlardaki özellikler nedeniyle kimi kişiler ya da toplulukların değişik kurallara bağlı tutulmasının Anayasa'nın öngördüğü eşitlik ilkesini ihlal etmeyeceğini ifade etmiştir. (Bkz. AYM, 2013/23 E., 2013/123 K., Tarih 31.10.2013, R.G.;15.03.2014-28942). Dava konusu kural, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi uyarınca sürekli işçi kadrosuna geçirilen herkes için çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde istihdamı öngörmekte olup, söz konusu madde uyarınca başvuran ve koşulları taşıdığı belirlenerek kadroya geçirilen herkese aynı kuralların uygulandığı ve eşitlik ilkesinin de ihlal edilmediği açıktır.</p>

<p>Anayasa’nın 49. maddesinde, çalışmanın, herkesin hakkı ve ödevi olduğu, Devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağı belirtilmiştir. Kamu hizmetinin sağlıklı ve aksamadan yürütülmesi adına idarenin kamu görevlilerinin çalıştığı yer ve alanları değiştirmesi mümkün olup bu hususta İdarenin geniş bir takdir hakkı vardır. Anayasa’nın 49. maddesi idarenin bu takdir hakkını ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim, Anayasa Mahkemesi Mürsel Uluçay başvurusunda (Başvuru Numarası: 2020/14045, K. Tarihi; 16.11.2023) <i>“31. Bazı kamu görevlilerinin hizmetin niteliği gereği belirli aralıklarla başka yerlere atanmaları, bazılarının ise başka yer veya kurumlara atanmamaları zorunlu olabileceği, bu konuda idareye, belirli bir takdir alanı tanınması makul karşılanması gerektiği, kişilerin birtakım mazeretler çerçevesinde başka yere atanma konusunda talep hakları var ise de atamaya ilişkin mazeretlerini değerlendirip karara bağlayacak olan idarenin kendi mevzuatı çerçevesinde ifa edilen kamu hizmetinin gerekleri, insan kaynaklarının verimli kullanılması, teşkilat yapısının elverişliliği ve benzeri faktörleri dikkate alması kaçınılmaz olduğu, zira kamu hizmetinin sağlıklı ve kesintisiz bir şekilde yerine getirilmesi için gerekli tedbirleri almak, ilgili idarenin öncelikli görevi ve sorumluluğunda olduğunu, (İhsan Asutay, § 39; Raziye</i> <i>Koçaş</i><i>, § 45)”</i> belirterek, idarenin kamu hizmetlerini yürütmek adına atama ve yer değiştirme hususunda sahip olduğu takdir hakkına vurgu yapmıştır.</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi’nin 23.07.2024 tarihli ve 2024/96 E., 2024/143 K. sayılı kararında, Anayasa’nın 49. maddesinde de çalışmanın herkesin hakkı ve ödevi olduğu, devletin çalışanların hayat seviyesini yükseltmek, çalışma hayatını geliştirmek için çalışanları ve işsizleri korumak, çalışmayı desteklemek, işsizliği önlemeye elverişli ekonomik bir ortam yaratmak ve çalışma barışını sağlamak için gerekli tedbirleri alacağının belirtildiği, çalışma özgürlüğü, herkesin dilediği mesleği seçmede özgür olmasını ve zorla çalıştırılmamayı ifade ettiği, bireyin bu özgürlüğünü kullanarak dilediği alanı ve işi seçebileceği, çalışma hakkının ise bireyin özgür iradesiyle seçtiği mesleği veya işi icra etmesi, devletin de çalışmak isteyenlere iş temin etmek için gereken tedbirleri alması olduğu (AYM, E.2016/141, K.2018/27, 20/2/2018, § 16) belirtilmiştir. Söz konusu kararda, Anayasa’nın 48. ve 49. maddelerinde çalışma hakkı ve özgürlüğü için herhangi bir sınırlama nedeni belirtilmemiş olmakla birlikte özel sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da o hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırlarının bulunduğunun kabul edilmesi gerektiği, ayrıca Anayasa’nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin, özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği (AYM, E.2018/95, K.2023/221, 27/12/2023, § 45) ifade edilmiştir.</p>

<p>Buna göre, sürekli işçi kadrosuna geçirilen çalışanlar için, kanunla, meşru amaçlar doğrultusunda ve ölçülü olarak sınırlama getirilmesi mümkündür. Sürekli işçi kadrosuna geçirilme işleminin kanun hükmü gereği kendiliğinden olmadığı, çalışanların kendi iradesi doğrultusunda çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde çalışmak üzere kadroyu talep ettikleri, yani bizzat sürekli işçi kadrosunun, çalışanların aynı teşkilat ve birimde çalışması için öngörüldüğü nazara alındığında sınırlamanın işin doğasından kaynaklandığı ve ölçülü olduğu, yine kamu hizmetinin sürekliliği ve devamlılığı ile bütçe koşulları çerçevesinde sınırlamanın meşru bir amaca yönelik olduğu kabul edilmelidir. Hal böyle olunca dava konusu kural, Anayasa’nın 13. ve 49. maddelerine aykırı değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kural, Anayasa’nın 10.,13. ve 49. maddelerine aykırı olmadığından ve iptal talebinin reddi gerektiğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="85906"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sürekli İşçiler Yer Değişikliği Talep Edebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>375 Sayılı KHK Geçici 23. Madde Kapsamında Sürekli İşçilerin Yer Değişikliği Başvuruları ve <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin İptal Kararı</a></strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. </strong><strong>Giriş</strong></p>

<p><strong>Kamu kurumlarında sürekli işçi kadrosuna geçen işçilerin yer değişikliği başvuruları, uzun süredir uygulamada tartışılan konulardan biridir.</strong> İşçi ile kamu işvereni arasında doğrudan iş ilişkisi kurulmasına rağmen, görev yeri ve çalışılan birim bakımından geçiş öncesi hizmet alımı döneminin etkisi büyük ölçüde devam etmiştir. Sağlık, aile ve bakım sorumlulukları gibi nedenlerle yapılan birçok başvuru, çoğu zaman işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmiş, bu durum sürekli işçiler bakımından önemli bir sorun haline gelmiştir.</p>

<p>Yazımızda, 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçişin yer değişikliği başvurularına etkisini, işçinin geçiş yaptığı teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün uygulamadaki karşılığını, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının kapsamını ve karar sonrasında sürekli işçilerin başvurularının hangi hukuki ölçütlerle ele alınması gerektiğini değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>II. Sürekli İşçi Kadrosunda Çalışma Yeri ve Yer Değişikliği Sorunu</strong></p>

<p>Kamu kurumlarında uzun yıllar boyunca pek çok hizmet, personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı yoluyla yürütülmüştür. Temizlik, güvenlik, bakım, destek hizmetleri, teknik işler ve benzeri alanlarda çalışan işçiler, fiilen kamu kurumlarında görev yapmış, ancak hukuken çoğu zaman yüklenici şirketlerin işçisi olarak kabul edilmiştir. Taşeron işçi olarak adlandırılan bu işçi grubu, günlük çalışma düzeni, görev yeri ve hizmetin yürütülmesi bakımından kamu kurumuyla iç içe çalışmış, ücret, iş güvencesi ve çalışma şartları bakımından ise hizmet alımı ilişkisine bağlı kalmıştır. 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu kurumlarında personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı kapsamında görev yapan işçiler yönünden, uzun süredir tartışılan kadroya geçiş meselesinde önemli bir adım atılmıştır. 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye eklenen geçici 23. madde, 4/12/2017 tarihi itibarıyla kamu kurum ve kuruluşlarında bu kapsamda çalıştırılan ve gerekli şartları taşıyan işçilerin sürekli işçi kadrosuna geçebilmesine imkan tanımıştır. Başvuru, şartların incelenmesi, itirazların karara bağlanması ve sınav süreci tamamlandıktan sonra şartları taşıyan işçiler sürekli işçi kadrolarına geçirilmiştir.</p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçişle birlikte işçi, artık yüklenici şirket üzerinden yürüyen hizmet alımı ilişkisinin parçası olmaktan çıkmış, ilgili kamu kurumu veya kuruluşu bünyesinde işçi statüsüyle çalışmaya başlamıştır. Kadroya geçiş, işçiler bakımından önemli bir güvence sağlamış, fakat görev yeri ve çalışılan birim yönünden hizmet alımı dönemindeki bağ büyük ölçüde devam etmiştir. İşçi, geçişten önce hangi kurum, teşkilat ve birim bünyesinde hizmet yürütüyorsa, sürekli işçi kadrosuna alındıktan sonra da aynı hizmet alanı içinde istihdam edilmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişten sonraki dönemde tartışılan konulardan biri, sürekli işçilerin yer değişikliği talepleri olmuştur. Uygulamada birçok sürekli işçi, kadroya geçirildikten sonra yıllarca aynı kurum, teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmiş; sağlık, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi veya bakım yükümlülüğü gibi nedenlerle yaptığı yer değişikliği başvurularında ise çoğu zaman “geçiş yapılan teşkilat ve birimde çalışmaya devam edilmesi gerektiği” gerekçesiyle ret cevabı almıştır. Oysa çalışma hayatının, işçinin kadroya geçtiği tarihteki koşullarla birlikte zaman içinde değişmesinden daha doğal bir şey yoktur. İşçinin sağlık durumu farklılaşabilir, eşi başka bir ilde çalışmaya başlayabilir, çocuklarının eğitimi yeni bir düzen gerektirebilir, anne, baba, eş veya çocuk bakım yükümlülüğü ortaya çıkabilir. Engellilik, ağır hastalık, uzun mesafe, vardiyalı çalışma düzeni ve fiili ulaşım koşulları da mevcut görev yerinde çalışmayı zamanla ağırlaştırabilir. <strong>Sürekli işçinin yer değişikliği talebi, çoğu olayda hayatın akışı içinde ortaya çıkan sağlık, aile ve bakım sorumlulukları ile çalışma düzeni arasında makul bir denge kurma ihtiyacından doğmaktadır.</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosu, işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendirmiş, yer değişikliği başvurularında ise geçiş yapılan teşkilat ve birim bağı uzun süre dar bir yorumla uygulanmıştır. <strong>Birçok uyuşmazlıkta asıl mesele, işçinin nakil talebinin haklılığı kadar, kamu işvereninin bu talebi gerçekten değerlendirip değerlendirmediği ve ret kararını hangi somut gerekçeye dayandırdığı olmuştur.</strong></p>

<p><strong>III. 375 Sayılı KHK Geçici 23. Maddenin Uygulamadaki Etkisi</strong></p>

<p>375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesi, sürekli işçi kadrosuna geçişi işçinin gerekli şartları taşıması yanında, çalıştığı hizmet alanı ve bağlı bulunduğu birim üzerinden ele almıştır. İşçi hangi hizmet alımı kapsamında, hangi kamu idaresi ve birim bünyesinde çalışıyorsa, kadroya geçiş süreci de bu bağlantı esas alınarak yürütülmüştür.</p>

<p>Geçici 23. maddede başvuru, işçinin fiilen çalıştığı hizmet alım sözleşmesinin yapıldığı birime yöneltilmiştir. Şartları taşıdığı belirlenen ve geçiş sürecini tamamlayan işçiler, her bir sözleşme esas alınarak yüklenicinin hakedişlerinin ödendiği bütçe, teşkilat, birim veya yerleşim yeri adına vize edilmiş sayılan sürekli işçi kadrolarına alınmıştır. Kanun koyucu, kadroyu işçinin daha önce yürüttüğü hizmetle, bu hizmetin bağlı olduğu kamu idaresiyle ve çalıştığı birimle birlikte ele almıştır. Sürekli işçi kadrosunun oluşturulma biçimi de bu bağı güçlendirmektedir. Geçiş işlemi yapıldığı anda işçi için sürekli işçi kadrosu ihdas edilmiş sayılmış, idarenin bu kadroyu ilgili kurumlara bildirirken kadronun adedini, bütçesini, teşkilatını, birimini veya yerleşim yerini belirtmesi öngörülmüştür. Sözleşmesi askıda olanlar ile askerde bulunanlara ilişkin istisna dışında, bu şekilde ihdas edilen kadronun herhangi bir sebeple boşalması halinde iptal edilmiş sayılması da geçiş kadrosunun kişi, hizmet ve birim bağlantısı içinde kurulduğunu göstermektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasında, kadroya geçirilen işçinin çalışma yeri de geçişten önceki teşkilat ve birim esas alınarak belirlenmiştir. Sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişinin, kadroya geçmeden önce yürüttüğü hizmeti aynı teşkilat ve birim içinde sürdürmesi kabul edilmiştir. Kanun koyucunun burada gözettiği amaç gayet tabii anlaşılabilirdir. Hizmet alımı yoluyla yürütülen işlerin, kadroya geçiş sürecinde aynı düzen içinde devam etmesi amaçlanmıştır. Temizlik, güvenlik, bakım, destek veya teknik hizmet hangi birimde görülüyorsa, kadroya geçirilen işçinin de o hizmet alanında çalışması istenmiştir.</p>

<p>Kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birim, yıllar içinde yer değişikliği taleplerinin reddinde en güçlü dayanaklardan biri olmuştur. İşçi hangi teşkilat ve birim üzerinden sürekli işçi kadrosuna geçirilmişse, sonraki başvurularda da aynı yerde çalışmaya devam etmesi gerektiği kabul edilmiştir. Ret cevaplarında çoğu zaman bu kabul esas alınmış, işçinin talebini zorunlu kılan güncel şartlar ve idarenin farklı bir değerlendirme yapma imkanı geri planda kalmıştır. Talep edilen yerde aynı hizmetin bulunup bulunmadığı, mevcut birimde işçinin ayrılmasının hizmeti nasıl etkileyeceği ve sunulan belgelerin talebi makul kılıp kılmadığı çoğu dosyada yeterince tartışılmamıştır. Yer değişikliği talebi, işçinin kişisel isteği kadar idarenin hizmet düzeniyle de ilgilidir. Kamu işvereninin kadro planlamasını, personel dağılımını, mevcut birimdeki ihtiyacı ve hizmetin aksamadan yürütülmesini dikkate alması tabiidir. <strong>İşçinin kadroya geçişte esas alınan teşkilat ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, her başvuruda tek ve yeterli ret gerekçesi olarak uygulanması, işçinin değişen hayat şartları ile kamu hizmetinin gereklerinin birlikte değerlendirilmesini güçleştirmektedir.</strong></p>

<p><strong>IV. Anayasa Mahkemesi Kararı Sonrası Yer Değişikliği Başvuruları</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 26/11/2025 tarihli, 2025/100 E., 2025/242 K. sayılı kararı</a>yla, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin geçici 23. maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “…çalıştırıldıkları teşkilat ve birimde…” ifadesinin iptaline karar vermiştir.</strong> Karar, 9/3/2026 tarihli ve 33191 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin incelediği mesele, sürekli işçi kadrosunda çalışan bir işçinin yer değişikliği talebinin reddine dayanmaktadır. Dosya Yargıtay 9. Hukuk Dairesi önüne geldiğinde, Daire uygulanacak hükmün Anayasa’ya uygunluğunu tartışarak somut norm denetimi yoluna başvurmuştur. Yüksek Mahkeme, sürekli işçinin yer değişikliği talebinin iş ve kadro durumu çerçevesinde değerlendirilmesine imkan tanımayan kuralı, çalışanların korunması ve işçi ile işveren arasındaki menfaat dengesinin sağlanması bakımından Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Anayasa’nın 49. maddesi, çalışmayı herkes için hak ve ödev olarak kabul etmekte, devlete çalışanların hayat seviyesini yükseltme, çalışma hayatını geliştirme, çalışanları koruma ve çalışma barışını sağlama görevi yüklemektedir. Yüksek Mahkeme, çalışma hakkını iş ilişkisinin kurulması yanında, işçinin çalışma hayatı içinde korunması yönünden de ele almıştır. 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirilen kişiler ile kamu kurumları arasındaki ilişki özel hukuk ilişkisi niteliği taşımaktadır. Kamu idaresi, bu ilişkide işveren sıfatıyla hareket eder ve işin yürütülmesi, personel planlaması, hizmetin devamı bakımından yönetim yetkisine sahiptir. Yönetim yetkisi ise dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak kullanılmalıdır. Yer değişikliği talebi, kamu işvereninin yönetim yetkisi içinde değerlendirilir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiği yönündeki kabulün, makul sebeplere dayanan yer değişikliği başvurularını iş ve kadro durumu içinde değerlendirmeye kapatan bir sonuca dönüşmesini Anayasa’nın 49. maddesi kapsamında incelemiştir. Bu değerlendirmede işçinin talep ettiği yerde yürütülebilecek hizmet, mevcut birimdeki ihtiyaç, ayrılığın hizmete etkisi ve başvuruda sunulan belgeler birlikte ele alınmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ret işlemi dava konusu edildiğinde uyuşmazlık, kamu işvereninin başvuruya verdiği cevabın somut gerekçeleri etrafında şekillenir. İşverenin yönetim yetkisini iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, dürüstlük kuralı ve işçiyi gözetme borcu kapsamında nasıl kullandığı incelenir. İşçinin sunduğu belgeler, mevcut birimdeki ihtiyacın niteliği, talep edilen yerde yürütülebilecek aynı veya benzer hizmet, işçinin ayrılmasının hizmetin işleyişine etkisi ve ret cevabının gerekçesi denetimin belirleyici unsurlarıdır. Ret işleminin hukuka aykırılığı tespit edildiğinde kamu işvereninin, başvuruyu iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu çerçevesinde yeniden değerlendirmesi gerekir.</p>

<p><strong>İptal hükmü, kararın Resmi Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girecektir.</strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025100-e-2025242-k-sayili-karari" rel="dofollow">Karar</a> 9/3/2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığından, yürürlük tarihi 9/12/2026’dır. Kanun koyucu bu süre içinde sürekli işçilerin yer değişikliği başvurularına ilişkin sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, bakım yükümlülüğü, hizmet ihtiyacı ve kadro durumu gibi ölçütleri belirleyen yeni bir düzenleme yapabilir. Bu tarihe kadar 375 sayılı KHK’nın geçici 23. maddesindeki mevcut düzenleme yürürlüktedir. Kanaatimizce kamu işverenlerinin bu ara dönemde de Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesini dikkate alarak hareket etmesi daha isabetli olacaktır. Yer değişikliği başvurularının sadece geçiş yapılan teşkilat ve birim gerekçesiyle reddedilmesi, kararın yayımlanmasından sonra başkaca hukuki tartışmalara yol açabilir. İşçinin sunduğu sebepler, talep edilen yerdeki hizmet durumu, mevcut birimdeki ihtiyaç ve kadro planlaması birlikte değerlendirilerek verilen kararlar, yargı yoluna başvurma ihtimalini azaltabilir.</p>

<p>Sürekli işçilerin yer değişikliği meselesi, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce de kanun teklifiyle TBMM’ye taşınmıştır. 24/07/2024 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan 2/2300 esas numaralı İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile, 657 sayılı Kanun kapsamındaki kamu kurum ve kuruluşlarında sürekli işçi statüsünde çalışanlara 657 sayılı Kanun’un yer değiştirme suretiyle atamaya ilişkin hükümlerinin uygulanması önerilmiştir. Teklif halen ilgili komisyonlarda beklemekte olup henüz yasalaşmamıştır. Mevcut hukuk bakımından doğrudan sonuç doğuran bir düzenleme bulunmasa da, konunun Anayasa Mahkemesi kararından önce de kanuni düzenleme arayışına konu edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Sürekli işçi kadrosuna geçiş, kamu kurumlarında uzun yıllar hizmet alımı yoluyla çalışan işçiler bakımından çalışma güvencesini güçlendiren bir hukuki sonuç doğurmuş, görev yeriyle ilgili değerlendirmelerde işçinin zaman içinde değişebilecek sağlık, aile, bakım ve ulaşım şartlarının da dikkate alınmasını gerekli kılmıştır. <strong>Sürekli işçiler bakımından her başvurunun kabul sonucu çıkarılması yerine, yer değişikliği isteğinin iş ve kadro durumu, hizmet ihtiyacı, işçinin sunduğu nedenler ve işçiyi gözetme borcu dikkate alınarak incelenmesi esastır.</strong></p>

<p>Sürekli işçiler, yer değişikliği başvurularında sağlık mazereti, aile birliği, eş durumu, çocukların eğitimi, bakım yükümlülüğü, engellilik, ağır hastalık ve ulaşım koşulları gibi nedenleri açıkça belirtmeli, başvurularını mümkün olduğu ölçüde belgeyle desteklemelidir. Kamu işvereni, işçinin kadroya geçtiği kurum ve birimde çalışmaya devam etmesi gerektiğini tekrar eden kalıp cevaplar yerine, başvuruda gösterilen nedenleri, hizmetin yürütülmesini, mevcut birimdeki ihtiyacı ve istenen yerdeki çalışma imkanını birlikte değerlendirmelidir. Başvurunun bu şekilde ele alınması, işçi bakımından daha güvenceli ve denetlenebilir bir süreç sağlayacaktır. İdare açısından ise gereksiz uyuşmazlıkların, yargılama giderlerinin, vekalet ücretinin, idari iş yükünün ve kamu kaynaklarının verimsiz kullanımının azalmasına katkı sunacaktır. Temennimiz, sürekli işçilerin yıllardır yaşadığı bu sorunun, kamu hizmetinin gerekleri ile işçilerin sağlık, aile ve bakım sorumlulukları birlikte gözetilerek adil, makul ve uygulanabilir bir şekilde çözülmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN"><img alt="Av. Özer Alişan EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ozer-alisan-ekren-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozer-alisan-ekren" title="Av. Özer Alişan EKREN">Av. Özer Alişan EKREN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surekli-isciler-yer-degisikligi-talep-edebilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="75227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[10 ilde 71 şüpheli hakkında 'sahte altın' operasyonu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, “'Parada sahtecilik', 'paraya eşit sayılan değerde sahtecilik' ve 'nitelikli dolandırıcılık' suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir" dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:</i></p>

<p>"Türkiye’nin altın ve kuyumculuk sektöründeki göz bebeği Kahramanmaraş merkezli olarak vatandaşlarımızın emeğini, birikimini ve güvenini hedef alan sahtecilik ve dolandırıcılık yapılanmasına karşı bu sabah kapsamlı bir operasyon gerçekleştirilmiştir.</p>

<p>Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızca darphane tarafından basılması gereken ziynet altınlarını, olması gereken ayar ve ağırlığın altında basarak hem devletimizi zarara uğratan hem de vatandaşlarımızı dolandıran yapılara karşı harekete geçilmiştir.</p>

<p>“Parada sahtecilik”, “paraya eşit sayılan değerde sahtecilik” ve “nitelikli dolandırıcılık” suçları kapsamında Kahramanmaraş merkezli 10 ilimizde sahte altın üretimi ve pazarlaması yapan kuyumcu, atölyeci, çantacı ve kalıpçılardan oluşan 71 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon düzenlenmiştir.</p>

<p>Şu ana kadar yapılan aramalarda; suçta kullanılan çok sayıda sahte kalıp, yasa dışı basılmış altınlar ve suç unsuru eşyalar ele geçirilmiştir. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımız koordinesinde yürütülen soruşturma titizlikle ve çok yönlü olarak devam etmektedir.</p>

<p>Hiçbir vatandaşımızın alın terinin sahtecilikle, hileyle ve dolandırıcılıkla gasp edilmesine izin vermeyecek; vatandaşlarımızın zor gün birikimlerini ve helal kazancını sahtekârların eline bırakmayacak; kuyumculuk sektörünün itibarını ve vatandaşımızın güvenini koruyacağız.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu soruşturmayı gizlilik ve titizlikle koordine eden Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığımızı, operasyonu sahada başarıyla icra eden Kahramanmaraş İl Emniyet Müdürlüğümüzü ve soruşturma sürecinde görev alan tüm kamu görevlilerimizi yürekten tebrik ediyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Erdoğan'ın liderliğinde, ekonomik güvenliğimize ve toplumsal huzurumuza kasteden her türlü organize suç yapısıyla mücadelemiz kesintisiz devam edecek; adaletin gereği kararlılıkla yerine getirilecektir."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/10-ilde-71-supheli-hakkinda-sahte-altin-operasyonu</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/altinsa.jpg" type="image/jpeg" length="22937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cinsiyet Değişikliğine İzin Verilmesini Düzenleyen Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/163 numaralı dosyada, 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda, cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği öngörülmektedir.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir.</p>

<p>İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p>

<p>Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı anlaşılmıştır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nda kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>Bu hususların yanı sıra kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın ölçülülük ilkesinin alt ilkeleri olan <i>elverişlilik, gereklilik ve orantılılık</i> ilkelerine de aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Diğer taraftan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu kanaatine varılmıştır.</p>

<p>İtiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/163</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/67</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 26/3/2026</strong></p>

<p><strong>R.G. Tarih - Sayı :</strong> <strong>30/6</strong><strong>/</strong><strong>2026-</strong><strong>33296</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Antalya 13. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU</strong><strong>:</strong> 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Cinsiyet düzeltilmesi talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu 40. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i><strong><u>2. Cinsiyet</u></strong></i> <i><strong><u>değişikliğinde</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Madde 40</u></strong></i><i><strong><u>- Cinsiyetini</u></strong></i> <i><strong><u>değiştirmek isteyen kimse, şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebilir. Ancak, iznin verilebilmesi için, istem sahibinin</u></strong></i> <i><strong><u>onsekiz</u></strong></i> <i><strong><u>yaşını doldurmuş bulunması ve evli olmaması; ayrıca transseksüel yapıda olup, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunluluğunu</u></strong></i> <i>(…)</i> <i><strong><u>bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesi şarttır.</u></strong></i></p>

<p><i><strong><u>Verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbî yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin</u></strong></i> <i><strong><u>resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde, mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verilir</u></strong></i><i>.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 22/7/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında öncelikle başvurunun yöntemine uygunluğu ve başvuruya engel durumun varlığı sorunları görüşülmüştür.</p>

<p>2. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi ya da taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görev kapsamına giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kurallardır.</p>

<p>3. Anılan Kanun’un 40. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde “<i>İptali istenen kuralların Anayasanın hangi maddelerine aykırı olduklarını açıklayan gerekçeli başvuru kararının aslı</i>” Anayasa Mahkemesine gönderilecek belgeler arasında sayılmıştır. Söz konusu maddenin (4) numaralı fıkrasında ise açık bir şekilde dayanaktan yoksun veya yöntemine uygun olmayan itiraz başvurularının Anayasa Mahkemesi tarafından esas incelemeye geçilmeksizin gerekçeleriyle reddedileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>4. Anılan İçtüzük’ün 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde de itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçeli kararında Anayasa’ya aykırılıkları ileri sürülen hükümlerin her birinin Anayasa’nın hangi maddelerine hangi nedenlerle aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>5. Yine İçtüzük’ün 49. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde Anayasa Mahkemesince yapılan ilk incelemede başvuruda eksikliklerin bulunduğu tespit edilirse itiraz yoluna ilişkin işlerde esas incelemeye geçilmeksizin başvurunun reddine karar verileceği, (2) numaralı fıkrasında ise anılan (b) bendi uyarınca verilen kararın itiraz yoluna başvuran mahkemenin eksiklikleri tamamlayarak yeniden başvurmasına engel olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>6. İtiraz yoluna başvuran Mahkeme, 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinin iptalini talep etmiştir. İtiraz konusu maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kimsenin şahsen başvuruda bulunarak mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği, ikinci cümlesinde ise iznin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurmuş olmasının ve evli olmamasının, ayrıca transseksüel yapıda olup cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu bir eğitim ve araştırma hastanesinden alacağı resmî sağlık kurulu raporuyla belgelemesinin şart olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Yapılan incelemede başvuru kararında anılan fıkranın ikinci cümlesinin hangi nedenlerle Anayasa’ya aykırı olduğunun ayrı ayrı ve gerekçeleriyle birlikte açıkça gösterilmediği anlaşılmıştır. Bu itibarla söz konusu cümleye yönelik başvurunun yöntemine uygun olmaması nedeniyle 6216 sayılı Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince reddi gerekir.</p>

<p>8. Öte yandan Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Anayasa Mahkemesinin işin esasına girerek verdiği</i> <i>red</i> <i>kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından sonra on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla tekrar başvuruda bulunulamaz</i>.” denilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da “<i>Mahkemenin işin esasına girerek verdiği ret kararının Resmî Gazetede yayımlanmasından itibaren on yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasaya aykırılığı iddiasıyla itiraz başvurusu yapılamaz.</i>” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>9. Anayasa Mahkemesinin 29/11/2017 tarihli ve E.2015/79, K.2017/164 sayılı kararında itiraz konusu maddenin ikinci fıkrası esastan incelenerek iptal talebinin reddine karar verilmiş ve bu karar 20/3/2018 tarihli ve 30366 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesince itiraz başvurusu üzerine işin esasına girilerek reddedilen anılan fıkra hakkında yeni bir başvurunun yapılabilmesi için önceki kararın Resmî Gazete’de yayımlandığı 20/3/2018 tarihinden başlayarak geçmesi gereken on yıllık süre henüz dolmamıştır.</p>

<p>10. Açıklanan nedenlerle 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin;</p>

<p><strong>A.</strong> Birinci fıkrasının;</p>

<p><strong>1.</strong> Birinci cümlesinin esasının incelenmesine,</p>

<p><strong>2.</strong> İkinci cümlesine yönelik itiraz başvurusunun 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince yöntemine uygun olmadığından REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> İkinci fıkrasına yönelik başvurunun Anayasa’nın 152. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 41. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince REDDİNE,</p>

<p>OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>11. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>12. 4721 sayılı Kanun’un 40. maddesinde cinsiyet değişikliğine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin birinci fıkrasında cinsiyet değişikliğine izin verilmesi ve şartları; ikinci fıkrasında ise cinsiyet değişikliğine izin verilmesi hâlinde yapılması gerekenler düzenlenmiştir.</p>

<p>13. Maddenin birinci fıkrasının itiraz konusu birinci cümlesinde cinsiyetini değiştirmek isteyen kişinin mahkemeden bizzat cinsiyet değişikliğine izin verilmesini isteyebileceği belirtilmiştir. Söz konusu fıkranın ikinci cümlesine göre mahkemece cinsiyet değişikliğine izin verilebilmesi için istem sahibinin on sekiz yaşını doldurması, evli olmaması, transseksüel yapıda olması, cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olması ve belirtilen son iki koşulun bir eğitim ve araştırma hastanesinden alınacak sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>14. İkinci fıkrada ise cinsiyet değişikliği için verilen izne bağlı olarak amaç ve tıbbi yöntemlere uygun bir cinsiyet değiştirme ameliyatı gerçekleştirildiğinin resmî sağlık kurulu raporuyla doğrulanması hâlinde mahkemece nüfus sicilinde gerekli düzeltmenin yapılmasına karar verileceği öngörülmektedir.</p>

<p>15. Bu itibarla cinsiyet değişikliğinin mahkemeden izin alınması, bu izne bağlı olarak cinsiyet değiştirme ameliyatının gerçekleştirilmesi ve nüfus kaydının cinsiyet hanesinin bu değişikliğe göre düzeltilmesi olmak üzere üç aşamadan oluştuğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>16. Başvuru kararında özetle; cinsiyet değişikliğine izin verilmesinin yaratılıştan kaynaklı biyolojik farklılığın yok edilerek bunun hukuki sonuçlarının ortadan kaldırılmasına neden olduğu, askerlik hizmeti, maden ocaklarında çalışma yasağı gibi cinsiyet temelli farklılık yaratan normların itiraz konusu kuralla işlevsiz hâle getirildiği, bu durumun kimsenin cinsiyetine uygun olmayan bir işte çalıştırılamayacağını öngören anayasal hükümle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>17. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</i>”; ikinci fıkrasında “<i>Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.</i>” denilerek ilke olarak kişilerin kendi bedenleri üzerinde karar verme yetkisine sahip oldukları kabul edilmiştir. Anılan madde uyarınca devletin tüm bireylerin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının kamusal makamların ve diğer bireylerin eylemlerine karşı koruma şeklinde pozitif bir yükümlülüğü bulunmaktadır (<i>Filiz</i> <i>Kerestecioğlu</i> <i>Demir ve</i> <i>d</i><i>iğerleri</i> [2. B.], B. No: 2016/42278, 2/12/2020, § 70).</p>

<p>19. Anayasa’nın “<i>Özel hayatın gizliliği</i>” başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.</i>” denilmiştir.</p>

<p>20. Anılan maddenin gerekçesinde de belirtildiği üzere özel hayata ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkı bir yönüyle özel hayatın gizliliğinin korunmasını, başkalarının gözleri önüne serilmemesini, bir başka ifadeyle kişinin özel hayatında yaşananların yalnızca kendisi veya kendisinin bilmesini istediği kimseler tarafından bilinmesini isteme hakkını korurken diğer yönüyle resmî makamların özel hayata müdahale edememesi yani kişinin ferdî ve aile hayatını kendi anladığı gibi düzenleyip yaşayabilmesi hakkını güvence altına almaktadır (AYM, E.2020/64, K.2020/70, 12/11/2020, § 10; E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 16; E.2023/116, K.2024/56, 22/2/2024, § 14).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında verdiği kararlarında özel hayat kavramının eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir kavram olduğunu, bu kapsamda korunan hukuki değerin esasen kişisel bağımsızlık olduğunu, özel hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde bireyin kişiliğini geliştirmesi ve gerçekleştirmesi kavramının temel alındığını belirtmiştir. Bu bağlamda anılan hak; herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak, kendine özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de içermektedir (Serap Tortuk [1. B.], B. No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704, 3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri [1. B.], B. No: 2013/6057, 16/12/2015, §§ 30-32).</p>

<p>22. İtiraz konusu kural, cinsiyet değişikliğini mahkemece verilecek izin şartına bağlamak suretiyle maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>23. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Buna göre anılan hakka sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>24. Bu kapsamda maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>25. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde, kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>26. Kuralda, cinsiyet değişikliğine izin verilme usulü herhangi bir tereddüde yer vermeyecek biçimde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, bu yönüyle kanunilik şartını taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına çeşitli sebeplerle sınırlamalar getirilebileceği belirtilerek bu hakkın mutlak olmadığı kabul edilmiştir. Söz konusu maddede bu sınırlama sebepleri arasında millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması ile suç işlenmesinin önlenmesi nedenleri de sayılmıştır. Ancak anılan fıkrada söz konusu sınırlama sebepleri arama ve elkoyma tedbirlerine yönelik olarak düzenlendiğinden bu sebepler 20. madde bağlamında kural yönünden meşru bir sınırlama nedeni olarak kabul edilemez. Bu itibarla anılan hakkın Anayasa’da güvence altına alınan diğer temel hak ve özgürlüklerin korunması veya Anayasa’nın diğer maddelerinde devlete yüklenen ödevler nedeniyle sınırlanması mümkündür (AYM, E.2020/82, K.2021/20, 18/3/2021, § 15).</p>

<p>28. Kanun koyucunun cinsiyet değişikliğini, cinsiyet değiştirme ameliyatlarının geri dönüşünün olmaması ve sağlık açısından taşıdığı riskleri de gözönünde bulundurarak söz konusu ameliyatların herhangi bir denetim olmaksızın gerçekleştirilmesi suretiyle sıradanlaştırılmasının önüne geçilmesi, mahkemelerin nüfus kaydında cinsiyet değişikliği yapılmasında sadece onay makamı olmaktan çıkarılması ve bu suretle kamu düzeninin korunması amaçlarıyla cinsiyet değişikliğini belirli kurallara bağladığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2015/79, K.2017/164, 29/11/2017, §§ 25, 26; E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 20).</p>

<p>29. 4721 sayılı Kanun’da kişinin bireysel ve sosyal kimliğinin bir parçası olan cinsiyetinin değiştirilmesinde belli aşamalar öngörülmüştür. Bu aşamalardan ilki kişinin cinsiyet değiştirmeye uygun olduğunun mahkemece tespit edilmesidir. Bu zorunluluğun bireylerin gereksiz tıbbi müdahalelere maruz kalmasının önüne geçilerek kamu düzeninin korunmasına katkı sağlayacağı gözetildiğinde cinsiyet değişikliğini mahkemenin izin vermesi şartına bağlayan kuralın anayasal anlamda meşru amacının bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Cinsiyet; bireyin sahip olduğu fizyolojik, biyolojik ve genetik özellikleri ifade eden bir kavram olup biyolojik cinsiyet, bireyin doğuştan sahip olduğu üreme organları ve sistemleri dikkate alınarak <i>kadın</i> veya <i>erkek </i>olarak yapılan tanımlamadır. Kişinin doğuştan sahip olduğu cinsiyeti değişmez olmamakla birlikte cinsiyetin değiştirilmesi ancak kanun koyucu tarafından öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde mümkündür (AYM, E.2017/130, K.2017/165, 29/11/2017, § 21).</p>

<p>31. Kuralın meşru bir amacının bulunmasının yanı sıra demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olması gerekir.</p>

<p>32. Cinsiyet değiştirmenin mahkemece izin verilmesi şartına tabi tutulmasını öngören kuralın kamu düzeninin sağlanması ve bireyin sağlığının korunmasını amaçladığı gözetildiğinde kuralın zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamaya yönelik olmadığı söylenemez.</p>

<p>33. Bununla birlikte Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik sınırlama getiren kuralın ölçülü olması da gerekir. Anayasa’nın anılan maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Buna göre kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın elverişlilik, gereklilik ve orantılılık alt ilkelerine aykırı olmaması gerekir.</p>

<p>34. Kuralda cinsiyet değişikliği için öngörülen izin şartının henüz tıbbi müdahale geçirmemiş bireylerin gereksiz yere cinsiyet değiştirme operasyonuna maruz kalması önlenerek kamu düzeninin korunması amacına ulaşma bakımından elverişli olduğu açıktır. Öte yandan kanun koyucunun cinsiyet değiştirmek gibi kişinin yaşamı üzerinde önemli sonuçlar doğuran bir konuda bu sürecin hangi şartlar altında yürütüleceğini belirlemede takdir yetkisinin bulunduğu gözetildiğinde kuralın meşru amaca ulaşma bakımından gerekli bir araç olmadığı da söylenemez.</p>

<p>35. Bunun yanı sıra cinsiyet değişikliği için izin talebinde bulunanların anılan Kanun’un 40. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen şartları taşımaları hâlinde cinsiyet değişikliğine mahkemece izin verilecektir. Başka bir ifadeyle on sekiz yaşını doldurmuş ve evli olmayan transseksüel yapıdaki bireyler, bu yapıda olduklarını ve cinsiyet değişikliğinin ruh sağlığı açısından zorunlu olduğunu resmî sağlık kurulu raporuyla belgelendirdikleri takdirde talepleri doğrultusunda gereken izin verilecektir. Dolayısıyla Kanun’da objektif olarak öngörülen şartların gerçekleşmesi hâlinde hâkime izin konusunda herhangi bir takdir yetkisi tanınmamıştır.</p>

<p>36. Diğer yandan kuralda cinsiyet değiştirmek isteyen kişinin mahkemeye şahsen başvurusu aranmaktadır. On sekiz yaşını doldurmuş bireylerin söz konusu maddede sayılan diğer koşulların da varlığı hâlinde ancak kendi taleplerinin olması durumunda mahkemeye başvurarak izin alabilecekleri açıktır. Kanun koyucu tarafından cinsiyet değişikliği şahsa sıkı sıkıya bağlı bir hak olarak düzenlenmekle bireyin maddi ve manevi varlığının korunması amacıyla üçüncü kişilerce cinsiyeti değiştirilecek kişi adına karar verilmesinin önüne geçilmiştir.</p>

<p>37. Ayrıca cinsiyet değişikliği talebi üzerine verilen kararın Kanun’da düzenlenen şartlar çerçevesinde etkili bir şekilde denetlenmesine imkân sağlayacak şekilde denetim yollarının oluşturulduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın bireyler açısından aşırı külfete neden olmadığı, dolayısıyla kuralla maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın meşru amaç bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Öte yandan itiraz başvurusunda, bireylerin toplumsal cinsiyet kurallarını benimseyerek biyolojik cinsiyetlerine aykırı şekilde cinsiyet değiştirmelerine izin verilmesinin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de kural kapsamında cinsiyet değişikliğinin ancak belirli şartları taşıyan kişilere tanınan bir imkân olduğu, başka bir ifadeyle cinsiyet değiştirmesi tıbbi olarak zorunlu görülen bireylere bu iznin verilebileceği dikkate alındığında kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan cinsiyet değişikliğini öngören kuralın Anayasa’yla çelişen bir yönünün bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>39. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13., 17. ve 20. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 10. ve 50. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cinsiyet-degisikligine-izin-verilmesini-duzenleyen-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="84055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKVİYE EDİCİ GIDALARDA REKLAM KURULU KARARLARI KAPSAMINDA REKLAM YASAĞI UYGULAMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargı kararlarında takviye edici gıdalar; normal beslenmeyi takviye etmek amacıyla vitamin, mineral, protein, bitkisel veya hayvansal kaynaklı maddeler gibi besleyici veya fizyolojik etkileri bulunan bileşenlerin konsantre veya ekstraktlarının, günlük alım dozu belirlenmiş kapsül, tablet, pastil veya sıvı formlarda sunulan ürünler olarak tanımlanmaktadır (Reklam Kurulu-2020/5055).</p>

<p>Yargı mercileri, bu ürünleri standart gıda maddelerinden ayırarak "nutrasötik" (tıbbi içerikli ve kimyasal özellikleri bulunan) ürünler olarak nitelendirmektedir. Bu kapsamda, tüketicilerin bu ürünleri satın alırken standart gıda ürünlerine kıyasla daha üstün bir dikkat sarf ettiği ve genellikle eczaneler gibi yetkili noktaları tercih ettiği kabul edilmektedir (Ankara 5. Fikri ve Sınaî Haklar Hukuk Mahkemesi-2021/268-2022/120)</p>

<p>Piyasaya sürülecek takviye edici gıdaların etiket ve reklam faaliyetleri aşağıdaki yasal çerçeveye uygun olmak zorundadır:</p>

<p>• 5996 Sayılı Kanun (Madde 24): Gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı ve reklamı tüketiciyi yanıltıcı şekilde yapılamaz.</p>

<p>• Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği (Madde 8/3): Takviye edici gıdaların karşılaştırmalı reklamı kesinlikle yasaktır.</p>

<p>• Gıda ve Takviye Edici Gıdalarda Sağlık Beyanı Kullanımı Hakkında Yönetmelik: Sağlık beyanları sadece Bakanlıkça izin verilen (Ek-1 listesi) ifadelerle ve belirtilen koşullarda kullanılabilir.</p>

<p>Reklam Kurulu’nun 2024/3186 sayılı kararında vurgulandığı üzere, ürün isimlerinin zayıflama veya tıbbi etki çağrıştırması "ortalama tüketici nezdinde tıbbi ürün algısı" oluşturduğundan aldatıcı kabul edilmektedir.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan örnek idari yaptırım kararları ve esaslı noktalar;</p>

<p><strong>• Hastalık Önleme İddiaları: </strong>"Hastalanmasın diye" ifadesi, 2021/1602 ve 2021/1598 sayılı kararlar uyarınca takviye edici gıdalar için kesinlikle yasaktır.</p>

<p><strong>• Zihinsel Performans İddiaları: </strong>"Daha zeki olması için" ifadesi onaylanmamış bir beyandır.</p>

<p>2024/3932 sayılı karar uyarınca bilişsel fonksiyon artırımı iddiaları mevzuata aykırıdır.</p>

<p><strong>• Bağısıklık Vurgusu: </strong>"Bağışıklığı kuvvetli olmalı" ifadesindeki "kuvvetlendirme" vurgusu, 2021/774 ve 2021/1596 sayılı kararlar gereği sınırları asmaktadır. Mevzuata uygun ifade "Bagısıklık sistemini desteklemeye yardımcı olur" seklindedir.</p>

<p><strong>• Sağlık Profesyoneli Yasağı: </strong>Reklam Kurulu’nun 2022/3861 ve 2021/4368 sayılı kararları uyarınca, reklamda doktor, eczacı veya sağlık profesyoneli görüntüsü ya da tavsiyesi kullanılamaz. Bu durum tüketici güveninin istismarı olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>• Karsılastırma Yasagı: </strong>"Her propolis aynı değildir" veya rakip ürünleri kötüleyen "Siz bunları yutmazsınız" gibi ifadeler, 2021/1479 ve 2020/692 sayılı kararlar uyarınca karşılaştırmalı reklam yasağının ihlalidir. Takviye edici gıdalarda karşılaştırma hiçbir şekilde yapılamaz (2024/4027).</p>

<p><strong>• Çocuklara Yönelik Kurgular: </strong>Animasyon karakterler ve "rüya dünyası" konsepti, çocukların bilgi ve tecrübe eksikliğini istismar etmemelidir (2021/988). Ürünün mucizevi etkileri olduğu algısı yaratılmamalıdır.</p>

<p><strong>• Örtülü Reklam ve Şeffaflık: </strong>Sosyal medya paylaşımlarında reklam veren ile etkileyici arasındaki ticari ilişki gizlenemez. 2021/932 ve 2022/103 sayılı kararlar uyarınca "#Reklam" veya "#Isbirligi" ibaresi açıkça yer almalıdır; aksi takdirde örtülü reklam cezası uygulanır.</p>

<p><strong>• Bilesen Atfı Zorunluluğu: </strong>Sağlık beyanları ürünün tamamına değil, içeriğindeki spesifik bilesene (örneğin B12 vitamini) atıf yapmalıdır (2020/4344, 2021/929).</p>

<p><strong>• Eczane Vurgusu: </strong>"Sadece eczanelerde" ibaresi, ürünün ilaç olduğu yanılgısını oluşturabileceği için 2021/929 ve 2019/2833 sayılı kararlar uyarınca riskli bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu aykırılıklar, Reklam Kurulu tarafından idari para cezası, reklam durdurma ve ürün toplama yaptırımlarına yol açabilecek niteliktedir.</p>

<p>Reklam Kurulu, aykırılık tespit ettiğinde sadece para cezası vermekle kalmaz, aynı zamanda reklamın durdurulması ve düzeltilmesi kararlarını da verir. Sosyal medya üzerinden yapılan örtülü reklamlarda ise içeriklerin kaldırılması ve erişim engeli gibi usuli süreçler işletilebilmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/emre-guler.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Emre GÜLER</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takviye-edici-gidalarda-reklam-kurulu-kararlari-kapsaminda-reklam-yasagi-uygulamasi</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/ilacac.jpg" type="image/jpeg" length="28529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER ve MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden birinci sınıf Beyoğlu Altmışıncı Noterliği 29.07.2026 tarihinde, Sakarya Yedinci Noterliği 08.08.2026 tarihinde, Bakırköy Otuzbeşinci Noterliği 19.08.2026 tarihinde, Kayseri İkinci Noterliği 24.08.2026 tarihinde ve Kütahya Birinci Noterliği 24.08.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-Devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</p>

<p>Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 BEYOĞLU ALTMIŞINCI NOTERLİĞİ 43.789.923,46 ₺</p>

<p>2 SAKARYA YEDİNCİ NOTERLİĞİ 26.295.156,06 ₺</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3 BAKIRKÖY OTUZBEŞİNCİ NOTERLİĞİ 20.247.288,37</p>

<p>4 KAYSERİ İKİNCİ NOTERLİĞİ 15.726.564,93₺</p>

<p>5 KÜTAHYA BİRİNCİ NOTERLİĞİ 18.762.134,45₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.</p>

<p>—— • ——<br />
 </p>

<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden ikinci sınıf Karabük Üçüncü Noterliği 10.08.2026 tarihinde ve Kartepe İkinci Noterliği 15.08.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf ve ikinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-Devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir.</p>

<p>Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 KARABÜK ÜÇÜNCÜ NOTERLİĞİ 5.517.811,97 ₺</p>

<p>2 KARTEPE İKİNCİ NOTERLİĞİ 14.009.155,11 ₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-30</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="91274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2026 Yılı Kontrole Tâbi Malzeme Listesi)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2026 Yılı Kontrole Tâbi Malzeme Listesi), 30 Haziran 2026 Tarihli ve 33296 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Savunma Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>5201 SAYILI KANUN GEREĞİNCE KONTROLE TÂBİ TUTULACAK HARP ARAÇ VE GEREÇLERİ İLE SİLAH, MÜHİMMAT VE BUNLARA AİT YEDEK PARÇALAR, ASKERÎ PATLAYICI MADDELER, BUNLARA AİT TEKNOLOJİLERE İLİŞKİN LİSTE</strong></p>

<p><strong>(2026 YILI KONTROLE TÂBİ MALZEME LİSTESİ)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Aşağıda belirtilen “Kontrole Tabi Liste” kapsamında yer alan kalemlerin üretilmesi, ihracat ve ithalâtına ilişkin izin işlemleri ile Füze Teknolojisi Kontrol Rejimi Ek Listesi (www.mtcr.info/english/annex.html) ve Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi (www.wassenaar.org/controllist/index.html) ile Kontrole Tabi Listede yer alan kalemlerin ihracat ve ithalâtına ilişkin izin işlemleri, Millî Savunma Bakanlığı sorumluluğunda ve bilgisi dâhilinde yapılacaktır.</p>

<p><strong>a) Namlulu silâhlar:</strong></p>

<p>1) Her çap ve model ateşli yivli setli tabancalar, makineli tabancalar ve bunların ana parçaları (susturucu, gövde/çerçeve, sürgü/kapak takımı/üst gövde, namlu, toplu tabancalar için top/hazne/silindir, mekanizma ana parçaları ile komplesi, tetik tertibatı) ile balistik önemi haiz parçaları (ateşleme iğnesi, mekanizma dip tablası, tırnak, çıkarıcı, namlu).</p>

<p>2) Her çap ve model tek veya otomatik atışlı yivli setli tüfekler, keskin nişancı tüfekleri, yivli setli av tüfekleri ve bunların ana parçaları [susturucu, gövde/çerçeve, kapak takımı/üst gövde, namlu, mekanizma ana parçaları ile komplesi, şarjör komplesi (yivli setli av tüfekleri şarjörü hariç) ve tetik tertibatı ile balistik önemi haiz parçaları (ateşleme iğnesi, mekanizma dip tablası, tırnak, çıkarıcı, namlu)].</p>

<p>Not: Yivsiz av tüfekleri ve parçaları, nişancılık eğitiminde kullanılan tüfekler ve parçaları, spor amaçlı kullanılan tüfekler ve parçaları ile basınçlı hava veya CO2 ile tesirsiz mermi atmak üzere özel olarak tasarlanmış tüfekler veya tabancalar, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentleri kapsamında değildir.</p>

<p>3) Bombaatarlar (Roket Fırlatıcılar, Alev Atıcılar, El Bombası Atıcılar, Torpil Tüpleri Gaz, Duman, Sis, Ses ve Işık Fişeği Atıcılar) ve bunların ana parçaları (namlu, tetik tertibatı, gövde, nişangâh/optik nişangâh, ateşleme iğnesi, tambur).</p>

<p>4) Yivli ve yivsiz her çap ve model havanlar ve bunların namlu, nişangâh ve ateşleme iğneleri.</p>

<p>5) Her çap ve model hafif ve ağır toplar, obüsler ve bunların ana parçaları (namlu, kama/mekanizma, kama payı ve ateşleme iğneleri) ile bu silahlarda kullanılan namlucuk aparatı.</p>

<p>6) Bir hedefi tahrip etmek veya hedefin görevini iptal etmek amacıyla özel olarak tasarlanmış “Lazer” sistemleri, parçacık ışın sistemleri, yüksek güçlü radyo frekans (RF) sistemleri ve kinetik enerji silah sistemleri.</p>

<p>7) Bu Listede yer alan taktik araçlar, hava araçları ile su üstü ve su altı savaş gemilerine takılan her türlü silah ve karşı tedbir sistemleri.</p>

<p><strong>b) Taktik araçlar ve sistemleri:</strong></p>

<p>1) Tanklar, tırtıllı (paletli) ve tekerlekli zırhlı muharebe araçları, zırhlı personel taşıyıcılar ile üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, termal kameralar, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan her türlü zırhlı personel taşıyıcılar, zırhlı silah/mühimmat taşıyıcı araçlar.</p>

<p>2) Bu araçlara takılan her türlü, kama kompleleri, zırh, otomatik/yarı otomatik doldurucu, kule ve namlular.</p>

<p>3) Üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan askerî amaçlı her türlü tekerlekli taktik araçlar.</p>

<p>4) Askerî amaçlı; tank çekiciler, tank taşıyıcılar, kurtarıcı araçlar ile üzerinde askerî ekipman (silah, komuta kontrol düzeneği, termal kameralar, elektronik harp ve elektronik karşı tedbir sistemleri) bulunan zırhlı paletli ve tekerlekli istihkam iş makineleri.</p>

<p>5) Mayın temizleme ve serpme sistemlerine ait araçlar, mayınlı sahalarda geçit açma sistemleri.</p>

<p>6) Her türlü silah platformları ve platform araçları.</p>

<p>7) Askerî amaçlı insansız kara araçları.</p>

<p>8) Askerî amaçlı her türlü köprücü araçları.</p>

<p>9) Özel olarak askeri kullanım için tasarlanmış veya modifiye/modernize edilmiş kara araçlarında kullanılan motor ve güç aktarma sistemleri.</p>

<p><strong>c) Askerî mühimmat, patlayıcılar ve piroteknik malzeme:</strong></p>

<p>1) Bu Listenin 1 inci maddesinin (a) bendinde yer alan silah ve sistemlerde kullanılan her türlü mühimmat ve bunlara ait ana parçalar [kovan, çekirdek, kapsül (kapsül içerisinde kullanılan ecza, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) numaralı alt bendi kapsamındadır), ateşleme fünyesi, gövde, sevk çemberli gövde ve benzeri ile sevk maddesi (kara barut hariç olmak üzere Topçu Mühimmat Sevk Barutları, Hafif Silah Mühimmatı Sevk Barutları, Özel Amaçlı Sevk Barutları)].</p>

<p>Not: Hakiki silah için tasarlanmış parçaları içeren (kurusıkı fişekler, yivsiz av tüfeği fişekleri hariç) manevra ve eğitim mühimmatı dâhildir.</p>

<p>2) Harp silahlarına ait olan her türlü tapalar, tapa yerleştirme cihazları ve bunlar için özel olarak tasarlanmış parçalar (emniyet ve ateşleme durumuna getirme cihazları, sensörler ve başlatıcı cihazlar, patlayıcılar için yanıcı muhafazalar).</p>

<p>3) Askerî amaçlı kullanılan her türlü patlayıcı malzemeler [Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML8.a maddesi kapsamındaki patlayıcılar, Trinitrotoluen (TNT) ve Pentaeritritol Tetranitrat (PETN)] ve bunların karışımları ile kapsül, ecza, yemleme, buster, detanatör ve ana şarj olarak kullanılan her türlü patlayıcı madde.</p>

<p>4) Yakıcı, yanıcı ve eritici her türlü askerî piroteknik malzeme (ışık, ses, sis, gaz, duman oluşturan piroteknik malzemeler) ile bunları içeren askerî maksatlı; işaret fişekleri, sis işaretleri/fişekleri, sis bombası, fitiller, infilak fitilleri veya infilak kapsülleri, ateşleyici maddeler, elektrikli infilak ettirici maddeler ve piroteknik cihazlar.</p>

<p>5) Roket ve füze yakıtları ve bu yakıtlara katılan malzemeler (Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML8 maddesi kapsamında bulunan Enerjitik Malzemeler) ile sevk fişekleri.</p>

<p>6) Dolanan mühimmatlar.</p>

<p>7) Askerî amaç için kullanılan Nitroselüloz, Nitrogliserin ve Nitroguanidin.</p>

<p>8) Bu Listenin 1 inci maddesinin (a) bendinde yer alan namlulu silah ve sistemler için kullanılan mühimmatlar dışında her türlü araç ve sistemlerde kullanılan (uçak bombası, su altı bombası, su altı mayını, bomba ve benzeri ile bunlara ait ana parçalar) ve dron/insansız hava aracından bırakılan/aracından atılan mühimmatlar ile patlayıcı içeren el bombası, mayın ve tahrip kalıbı ve benzeri ile bunları emniyet ve ateşleme durumuna getirme cihazları ile bunlara ait ana parçalar.</p>

<p><strong>ç) Roketatar, roket, füzeler ve torpidolar:</strong></p>

<p>1) Her çap ve menzildeki roketler, füzeler ve torpidolar ile bu sistemlere ait ana parçalar [(roket/füze motoru ve gövdesi, harp başlığı, güdüm sistemi, arayıcı başlık, kuyruk komplesi ve parçaları (yönlendirici ve sabit kanatlar ile kontrol sistemi), Roket Gövdesi, tapa ve ateşleyiciler, algılayıcılar)].</p>

<p>2) Her çap ve menzildeki roketler, füzeler ve torpidoların fırlatılmasında kullanılan sistemler ve bunların ana parçaları (fırlatma platformu, namlu, lançer, atış kontrol sistemi, 3000 PSI ve üzeri pnömatik basınç sağlayıcı komponentler).</p>

<p><strong>d) Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer harp maddelerine/silahlarına karşı savunma sistemleri:</strong></p>

<p>1) Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik ve Nükleer (KBRN) harp maddeleri kullanılarak oluşturulabilecek her türlü tahrip maddesi, silah, mühimmat ve bu silahların yerleştirilmesi ve taşınması, fırlatılması amacıyla kullanılan sistemler.</p>

<p>2) Askerî amaçla kullanılan kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer maddelere karşı koruyucu elbise, koruyucu iç giyimi, koruyucu bot kılıfı, koruyucu eldiven ve sistemler, maske ve süzgeçler, bunlara ait filtreler, KBRN sistemlerinde kullanılan KBRN koruyucu filtreler ile koruyucu melbusatlar, her türlü KBRN tespit, teşhis ile savunma sistem ve cihazları ile Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML7 maddesi kapsamındaki malzemeler.</p>

<p><strong>e) Askerî hava araçları ve sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı her çeşit hava araçları (sabit ve/veya döner kanatlı insanlı ve/veya insansız hava araçları, dronlar, balonlar), bu hava araçlarında kullanılabilen her türlü harp sistemleri ve bunlar için özel olarak tasarlanmış parçalar (fırlatma sistemleri, fırlatma ve kurtarma araçları ve yer destek teçhizatı ile komuta veya kontrol için tasarlanmış teçhizatlar).</p>

<p>2) Askerî hava araçlarında kullanılan yatay ve dikey stablize, komple kuyruk, kanatçık, flap, spar, komple kanat, longeron, bulkhead, gövde.</p>

<p>3) Askerî hava araçlarının gösterge-telsiz-radar sistemleri (seyrüsefer alet ve cihazları, radar cihazları ve uzaktan kumanda etmeye mahsus olanlar da dâhil olmak üzere tüm telsiz cihazları), bu vasıtalarda kullanılan hedefe yönelme ve hedef takip cihazları.</p>

<p>4) Askerî hava araçlarının motorları (turbofan, turbojet, kombine çevrim motorları, turboprop, turboshaft, pistonlu) ve bu motorlarda kullanılan yanma odası, türbin, türbin palesi, türbin diski, türbin nozul.</p>

<p>5) Askerî amaçlı hava araçlarının iniş takımı dikmesi, pervane, pervane göbeği (spindle, hub), rotor (rotor göbeği, ana transmisyon ve rotor palleri).</p>

<p>6) Karşı Tedbir Mühimmatları ile Dolanan Mühimmatların fırlatma sistemleri (dispenser) dâhil olmak üzere askerî hava araçlarına takılan her türlü donanım.</p>

<p>7) İnsansız hava araçlarını fırlatma cihazı ve tertibatları.</p>

<p>8) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinin (1) numaralı alt bendinde yer alan hava araçlarında askerî amaçlı kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış mekanik, elektromekanik, elektronik, optik ve optronik cihazlar.</p>

<p>9) Askeri kullanım için tasarlanmış veya düzenlenmiş paraşütler, yamaç paraşütleri ve paramotorlar.</p>

<p>10) İnsansız Hava Araçları ve/veya Dronlar için üretilmiş;</p>

<p>a) 30cc ve üzeri motor hacmine sahip benzinli ve ağır yakıtlı pistonlu motorlar.</p>

<p>b) 0.60 cubic inch üzeri motor hacmine sahip nitrolu pistonlu motorlar.</p>

<p>c) Toplamda 100 N üzerinde itki sağlayabilen jet motorları.</p>

<p><strong>f) Su üstü ve su altı savaş gemileri:</strong></p>

<p>1) Su üstünde ve altında kullanılan her tür ve sınıftaki savaş gemileri ile platformlar (askerî maksatlı şişirilebilir sallar dâhil).</p>

<p>2) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentlerinde yer alan deniz platformlarında kullanılan akustik aldatıcı ve akustik karıştırıcılar.</p>

<p>3) Bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (1) ve (4) numaralı alt bentlerinde yer alan deniz platformlarında askerî amaçlı kullanılmak üzere özel olarak tasarlanmış mekanik, elektromekanik, elektronik, optik ve optronik cihazlar, akustik sensörler ile zırh malzemesi.</p>

<p>4) Askerî kullanım için üzerinde silah ve/veya silah kaidesi ve/veya askeri elektronik sistemler yerleştirilebilecek şekilde özel olarak tasarlanmış veya uyarlanmış her türlü bot.</p>

<p>5) Askerî amaçlı insansız ve/veya otonom su üstü ve su altı deniz araçları.</p>

<p><strong>g) Askerî komuta kontrol, muhabere ve bilgi sistemleri:</strong></p>

<p>1) Elektronik Harp (EH), Elektronik Taarruz (ET), Elektronik Destek (ED), Elektronik Koruma (EK), sistem ve teçhizatı ile bu sistemlerin test ve değerlendirmesini yapan, etkinliğini artıran/azaltan taktik ve teknik geliştirmeye yönelik simülatör ve simülasyon sistemleri, dronsavarlar ile Wassenaar Düzenlemesi Mühimmat Listesi ML11.a maddesinde yer alan askeri kullanım için özel olarak tasarlanmış elektronik donanımlar.</p>

<p>2) Askerî amaçlı ve/veya emniyetli (kriptolu) telli ve telsiz muhabere sistem cihazları ile içerisinde yazılım bulunduran koruma ve yönetim devresini haiz bataryaları (bu cihazlara ait kulaklık, mikrofon takımları, aksesuarlar ve piller hariç).</p>

<p>3) Askerî amaçlı veya ulusal güvenlik amaçlı üretimi yapılan ve kullanılan her türlü kripto ve ses emniyet cihazları ile bu cihazlar için özel olarak tasarlanmış kriptografik amaçlı yazılım ve donanımlar.</p>

<p>4) Lazer, akustik ve mikrodalga kaynaklı, her türlü silah ve askerî haberleşme sistemleri.</p>

<p>5) Askerî amaçlı kullanılan NATO ve ACE tipi şelterler.</p>

<p>6) Askerî keşif gözetleme, bunların kayıt cihazları, radar ve ekipmanları ile dost ve düşman tanıma ve tanıtma sistemleri.</p>

<p>7) Her türlü askerî ve ulusal güvenlik amaçlı yazılımlar ve yazılım kodları.</p>

<p>8) Her türlü askerî amaçlı eğitim simülatörleri ve simülasyonları.</p>

<p>9) Bu Listede yer alan taktik araçlar, hava araçları ile su üstü ve su altı savaş gemilerine takılan silah sistemlerine ait atış ve komuta kontrol sistemleri.</p>

<p>10) Askerî amaç için kullanılan ısıl piller.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>11) İnsansız Hava Araçları ve/veya Dronlarda kullanılan;</p>

<p>a) Birden fazla fırçasız motorun kullanıldığı platformlarda (Quadratore, FPV, VTOL ve benzeri) motorları sürmek için motor başına 15 amper ve üzeri akım sağlayabilen (Örnek: motor başına 15 amper, 4 motorlu FPV için 60 amper) ESC [(Electronic Speed Control) (Elektronik Hız Kontrolü)] elektronik kartlar.</p>

<p>b) Tek fırçasız motorun ve/veya her motor için ayrılan bir ESC’nin kullanıldığı platformlarda (sabit kanat, VTOL ve benzeri) motor başına 20 amper ve üzeri akım sağlayabilen ESC elektronik kartlar.</p>

<p>c) Tekli ve/veya çoklu fırçalı motorların kullanıldığı platformlarda motor başına 15 amper ve üzeri akım sağlayabilen ESC elektronik kartlar.</p>

<p>Not: Sivil amaçlar için kullanılacak İnsansız Hava Araçları için (tarım, akademik, bilimsel ve benzeri amaçlar) kullanılacak elektronik kartlar, bu Listenin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin (11) numaralı alt bendi kapsamında değildir.</p>

<p><strong>ğ) Askerî amaçlı uzay sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı olan uzay araçları (uydular dâhil), uydu sistemleri, hareketli/taşınabilir/sabit uydu yeryüzü terminalleri ile bu sistemlere ait her türlü uzay ve yer teçhizatı (askerî maksatlı olan uzay araçlarını fırlatıcı araçlar ve yörünge altı araçları, Uzay Gözlem Sistemleri, Roket-fırlatma rampaları ve kuleleri, alıcı cihazı bulunan verici cihazlar, uydu radyolink alıcı ve verici antenleri).</p>

<p>2) Askerî amaçlı uydularda keşif, gözetleme, karıştırma, haberleşme sevk ve güdüm amacıyla kullanılabilecek donanımları ve silah sistemleri.</p>

<p><strong>h) Askerî keşif, gözetleme ve tespit sensörler, coğrafi konum belirleme ve seyrüsefer sistemleri:</strong></p>

<p>1) Askerî amaçlı kullanılabilecek Ataletsel Seyrüsefer Sistemleri (INS) ile emniyetli (kriptolu) Küresel Konumlama Sistemleri (GPS, GNSS, GLONAS ve benzeri) cihazları ile diğer koordinat belirleme yer ve yön tespit cihazları.</p>

<p>2) Askerî amaçlı Termal IR (Kızılötesi) ve lazer özellikli nişan tevcih, atış kontrol ve gözetleme alet ve cihazları (askerî maksatlı teleskopik dürbün, teleskop, periskop, dürbün, askerî maksatlı termal kameralar).</p>

<p>3) Askerî amaçla kullanılan patlayıcı madde tespit sistemleri ve mayın detektörleri.</p>

<p>4) Askerî amaçlı lazer işaretleme cihazları, lazer noktalayıcılar, lazer algılama ikaz sistemleri ve lazer hedef tespit sistemleri.</p>

<p>5) Askerî amaçlı gece görüş cihazları ile gece görüş dürbün ve cihazlarında kullanılan askerî amaçlı görüntü yoğunlaştırıcı tüpler, detektörler ve detektörlerin okuma devreleri.</p>

<p>6) Özel olarak askeri kullanım için tasarlanmış görüntü işleme ve kayıt teçhizatları, kızılötesi veya termal görüntüleme teçhizatları, görüntüleme radarı sensör teçhizatı ve bu teçhizatlar için karşı tedbir sistemleri.</p>

<p>7) Askeri kullanım amacıyla özel olarak tasarlanmış atış kontrol ve bununla bağlantılı erken uyarı ve ikaz sistemleri ile bunlarla bağlantılı sistemler (hedef tespiti, tanımlaması, mesafe ölçücü, gözetleme ve takip sistemleri, tespit, veri toplama, tanıma veya teşhis etme gereçleri ve sensör entegre edilmiş gereçler).</p>

<p><strong>ı) Diğer askerî malzeme ve cihazlar:</strong></p>

<p>1) Gece görüş dürbünü ve termal kamera ile görünmeyen (görülemeyen) kumaş/ağ, elektromanyetik frekans ve radyasyondan koruma kumaşları, anti-radyasyon kumaş, iletken kumaşlar.</p>

<p>2) Askerî amaçlı olarak kullanılan görünmezlik teknolojileri (Radar Soğurucu Malzemeler, Radar Soğurucu Yapılar, Radar Kesit Alanı Tahmin Yazılım Kodları, Infrared/Gözle Görülür/Akustik/Manyetik İz Azaltıcı Malzeme ve Teknikler ile her türlü İz Tahmini Yazılım Kodları).</p>

<p>3) Askeri sistemler ve personel için balistik koruma sağlamak üzere özel olarak tasarlanmış metalik veya metalik olmayan yapılar (NIJ veya benzer milli standartlar kapsamında seviye III ve üzeri balistik koruma sağlayan yapılar ve ileri seramik plakalar).</p>

<p>4) Askeri standart veya benzer milli standartlara uygun olarak balistik koruma sağlamak üzere üretilmiş miğfer ve miğfer için özel olarak tasarlanmış miğfer kapakları ve iç başlıklar.</p>

<p>5) Yukarıda belirtilen namlulu silahlarda kullanılan her türlü mühimmat ve mühimmat ana parçaların üretimi amacıyla özel olarak tasarlanmış kovan üretim tezgâhı, mermi üretim tezgâhı, kapsül imla tezgâhı ile fişek dolum/imla tezgâhları ve benzeri.</p>

<p>6) Yivli-setli silahların namlularına yiv-set açmak için özel olarak tasarlanmış tezgâhlar.</p>

<p>7) Askerî amaç için kullanılan grafen malzemeler ve üretim ekipmanları.</p>

<p>8) Deniz yatağına kablo sermek için kullanılan makineler ve bunların ana parçaları.</p>

<p><strong>i) Açıklamalar:</strong></p>

<p>1) Yukarıda belirtilen sistemlerde yer alan sivil amaçlı kullanıma uygun yazılımlar ve genel imalât malzemeleri (civata, somun, vida, conta, o-ring, boya, bağlama amaçlı kullanılan bracket/fitting ve benzeri), ticari maksatlı tedarik edilebilen bilgisayar donanımları Kontrole Tâbi Liste kapsamında değildir.</p>

<p>2) Kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer harp maddeleri/silahlarının ithalatı, ihracatı ve üretimi Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler gereği yasaklanmıştır.</p>

<p>3) Hem askerî hem de sivil amaçlı kullanılan malzemeler “Çift Kullanımlı Malzeme” olarak adlandırılır. 2/12/2003 tarihli ve 25304 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Çift Kullanımlı ve Hassas Maddelerin İhracatının Kontrolüne İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2003/12) kapsamında olanların ihracatı adı geçen Tebliğ hükümleri uyarınca, Çift Kullanımlı Malzeme ve Teknolojilerin ithalatına yönelik işlemler “İthalat Tebliği” çerçevesinde Ticaret Bakanlığı sorumluluğunda yürütülür.</p>

<p>4) Firmalar tarafından ihracatı/ithalatı yapılacak malzemenin askerî veya sivil amaçlı olup olmadığı Gümrük Beyannamesine yazılır.</p>

<p>5) Herhangi bir malzemenin bu Liste kapsamında olup olmadığına yönelik tereddütte düşülen hususlarda Millî Savunma Bakanlığının kararı esastır.</p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Liste yayımlandıktan sonra, 3/12/2022 tarihli ve 32032 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 5201 Sayılı Kanun Gereğince Kontrole Tâbi Tutulacak Harp Araç ve Gereçleri ile Silah, Mühimmat ve Bunlara Ait Yedek Parçalar, Askerî Patlayıcı Maddeler, Bunlara Ait Teknolojilere İlişkin Liste (2023 Yılı Kontrole Tabi Malzeme Listesi)’de olmayıp bu Liste kapsamına giren ürünleri halihazırda üreten kuruluşların bu Listenin yayımı tarihinden sonraki 2 (iki) ay içerisinde belgelendirme işlemlerine (Kişi Güvenlik Belgesi, Tesis Güvenlik Belgesi, Kuruluş İzni ve Üretim İzin Belgesi) yönelik başvurusunu yapması ve süreci 1/6/2027 tarihine kadar sonuçlandırması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bu Listenin geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrası kapsamında belgelendirme başvurusunda bulunan kuruluşlar, mevcut üretimlerine 1/6/2027 tarihine kadar devam edebilecektir.</p>

<p>(3) Kontrole Tabi Listeye yeni girecek ürünlere yönelik belgelendirme süreçlerine dâhil olmak istemeyen kuruluşlar, üretilmiş mevcut stoklarının satışını azami 1/6/2027 tarihine kadar yapmalıdır.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Liste yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Liste hükümlerini Millî Savunma Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/5201-sayili-kanun-geregince-kontrole-tabi-tutulacak-harp-arac-ve-gerecleri-ile-silah-muh</guid>
      <pubDate>Tue, 30 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/resmi/milli-savunma-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="14295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YETERSİZ BİLİRKİŞİ RAPORUNA İTİRAZ EDİLMEMİŞ OLMASI USULİ KAZANILMIŞ HAK DOĞURMAZ. MAHKEME YETERSİZ RAPORA DAYANARAK HÜKÜM KURAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Her iki tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmediği durumlar da olabilir. Karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.03.2023 tarihli, 2022/508 E., 2023/226 K. sayılı kararı </i></p>

<p><i>ile</i></p>

<p><i>Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi'nin 23.12.2024 tarihli, 2022/2435 E., 2024/1448 K. sayılı kararı</i></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2022/508 E., 2023/226 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili; tarafların davalıya ait taşınmaz payının müvekkiline satışı konusunda 15.05.1991 tarihli harici sözleşmeyle anlaştıklarını, zilyetliğin teslim edilmesine rağmen devrin gerçekleştirilmediğini ileri sürerek taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile bu bedelin davalıdan tahsil edilerek müvekkiline ödenmesine karar verilmesini talep etmiş, dava açılırken harca esas değer 8.000,00 TL olarak gösterilmiş, talep ıslah edilmemiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekili; iddianın zamanaşımına uğradığını, imar planının yarattığı sorun nedeniyle taşınmaz devrinin gerçekleşmediğini, şekle aykırı yapılmakla geçersiz olan bir sözleşmeye dayanılarak taşınmazın rayiç değerinin istenemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
6. Gaziantep 5. Asliye Hukuk Mahkemesinin 17.12.2015 tarihli, 2010/531 Esas, 2015/1863 Karar sayılı kararı ile; taraflar arasında yapılan geçersiz satış sözleşmesi nedeniyle ödenen bedelin denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplanacak karşılığının iadesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 2.973,49 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı<br />
7. Yukarıda belirtilen karara karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 23.01.2020 tarihli ve 2019/979 Esas, 2020/606 Karar sayılı kararı ile; “Dava, harici tapulu taşınmaz satımı nedeni ile ödenen bedelin iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Davaya konu 15/05/1991 tarihli sözleşme; TMK'nın 706, BK'nın 213 (TBK'nın 237), Tapu Kanunu'nun 26 ve Noterlik Kanunu'nun 60 ve 89. maddeleri uyarınca resmi şekilde yapılmadığı için geçersizdir. Bu nedenle, taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre geri isteyebilirler.</p>

<p>Geçerli bir sebebe dayanmaksızın, bir kişinin mal varlığından diğerinin mal varlığına kayan değerin eksiksiz iadesi, denkleştirici adalet düşüncesine dayanır. Denkleştirici adalet ilkesi ise, haklı bir sebep olmaksızın başkasının mal varlığından istifade ederek kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği bu kazanımı geri verme zorunda olduğu ve gerçek bir eski hale getirme yükümlülüğü bulunduğunu ifade eder. Belli bir miktar paranın verildiği tarihteki alım gücü ile aynı miktar paranın aradan geçen zamana ve enflasyon oranlarına bağlı olarak iade günündeki alım gücünün farklı ve az olduğu da bilinen bir gerçektir.</p>

<p>Hukuken geçersiz sözleşmeler, sebepsiz zenginleşme kurulları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet ilkesi hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Bu husus, hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iade kararı verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün, ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekmektedir. Aksi halde ise kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak ve iade borçlularının iade de direnmelerine neden olacaktır.</p>

<p>Somut olayda; dosya içeriğinde 27.06.2012 ve 02.11.2015 tarihli ehil bilirkişilerden denetimine elverişli olarak alınan 2 ayrı bilirkişi raporunun bulunduğu, 27.06.2012 tarihli raporda taşınmazın dava tarihi itibari ile rayiç bedelinin hesaplandığı ve taşınmazın değerinin 28.750TL olarak tespit edildiği, bu raporun taraf vekillerine usulüne uygun tebliğine rağmen taraflar ya da vekillerince itiraz edilmediği; 02.11.2015 tarihli ikinci raporda ise, yerleşik daire uygulamamız doğrultusunda denkleştirici adalet ilkesine göre hesaplama yapıldığı ve davacı vekilince rapora itirazda bulunulduğu, ancak itirazlar değerlendirilmeden mahkemece bu rapor dikkate alınarak hüküm kurulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Hal böyle olmakla birlikte; 27.06.2012 tarihli rapora taraflarca itiraz edilmediği görülmüş ve itiraz edilmemesi neticesinde kesinleşmiştir. Bu sebeple, itiraz edilmeyen rapordaki hesaplanan alacak miktarı davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşturmaktadır. Mahkemece, kesinleşmiş rapordaki miktar doğrultusunda dava değeri de dikkate alınarak talep aşımına sebebiyet vermeyecek şekilde hüküm kurulması gerekmekte iken, yanılgılı değerlendirme ile hüküm kurulması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
9. Mahkemenin 22.10.2020 tarihli ve 2020/162 Esas, 2020/192 Karar sayılı kararı ile; ilk karar gerekçesinin yanında, bilirkişi raporuna itiraz edilmemesinin davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurmayacağı, zira raporun hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong><br />
11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; geçersiz sözleşmeye dayalı olarak taşınmazın rayiç değerinin tespiti ile davalıdan tahsili istenen davada, taşınmazın rayiciyle ilgili hesaplama içeren bilirkişi raporuna davalı tarafın itiraz etmemesi nedeniyle raporun kesinleştiğinden bahisle bu durumun davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu kabul edilerek sözleşme bedelinin denkleştirici adalet ilkesi çerçevesinde iadesi yerine taşınmazın rayicine hükmedilmesinin mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
12. Mahkeme ve Özel Daire arasındaki uyuşmazlığın çözümü, "usuli kazanılmış hak" kavramının açıklanmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p>13. Mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nda ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nda (HMK) usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır.</p>

<p>14. Davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiş olan bu kurum; anlam itibarıyla, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>15. Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve yine içtihatlarla geliştirilen istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.</p>

<p>16. Direnmeye konu uyuşmazlıkta mahkemece alınan ilk bilirkişi raporuna taraflarca itiraz edilmemiş olmasının davacı lehine usuli kazanılmış hak doğurup doğurmadığı tartışma konusu olduğundan gelinen aşamada bilirkişi incelemesi deliliyle ilgili açıklamalarda bulunulması faydalı olacaktır.</p>

<p>17. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;<br />
“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Kanundaki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim,</p>

<p>bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 164).<br />
19. Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde;</p>

<p>“(1) Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.</p>

<p>(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>20. 24.11.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3 üncü maddesinde de bilirkişi incelemesinin ne şekilde yapılması gerektiğine ilişkin düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>21. Anılan düzenlemeler gereğince mahkeme çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verebilir. Bilirkişi raporlarında görülen eksiklik ya da belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulması görevi mahkemeye ait olup mahkemece raporu veren bilirkişilerden ek rapor alınabileceği gibi, yeni bir bilirkişi kurulu oluşturulup tekrar inceleme yaptırılarak rapor da alınabilir.</p>

<p>22. Yukarıda da değinildiği üzere hâkim, 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin açık hükmünün de bir gereği olarak bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi incelemesi sonucu alınan görüş bir takdiri delil olduğundan hâkim gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir (Murat Atalı/... Ermenek/Ersin Erdoğan, Medeni Usul Hukuku, Ankara 2019, s.536). Hâkimin bu konudaki takdir hakkını rasyonel esaslara göre kullanması yeterlidir (İlhan E. Postacıoğlu, Medeni Usul Hukuku, ... 1975, s.655).</p>

<p>23. Hâkimin bilirkişi raporunu takdirindeki bu serbestisine rağmen doktrin ve yargısal kararlarda bazı hâllerde bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesinin, diğer (bilirkişi raporuna itiraz eden) taraf lehine usuli kazanılmış hak doğurduğu kabul edilmektedir (Baki Kuru: Hukuk Muhakemeleri Usulü, ... 2001, Cilt:3, s. 2753). Örneğin; bir tazminat davasında, tarafların kusur oranlarının tespiti için alınan bilirkişi raporuna, taraflardan yalnızca biri, kendisi için tespit edilen kusur oranının fazla olduğundan bahisle itiraz etmiş, diğer taraf bu rapora itiraz etmeyerek bu hâliyle dosyanın hesap uzmanı bilirkişiye gönderilmesini istemişse, tek taraflı itiraz üzerine alınan raporda itiraz eden tarafın kusur oranının karşı tarafın itiraz etmediği ilk rapordan daha ağır bir şekilde tespit edilmesi hâlinde artık ilk rapordaki kusur oranları üzerinden karar verilmesi gerekir. Zira böyle bir durumdan itiraz eden taraf aleyhine sonuç çıkarılamaz ve itiraz etmemekle diğer tarafın benimsemiş sayıldığı ilk rapordaki daha lehine olan tespit, itiraz eden taraf lehine kazanılmış hak teşkil eder.</p>

<p>24. Nitekim verilen örnekle benzer bir uyuşmazlıkta Hukuk Genel Kurulu 18.02.2021 tarihli, 2018/(21)10-94 Esas, 2021/111 Karar sayılı kararıyla aynı yöne işaret etmiş, hâkimin itiraz etmeyen taraf için kesinleşen ilk raporu hükme esas almak yerine, ilkindeki sorumluluğu itiraz eden aleyhine ağırlaştıran sonraki rapor çerçevesinde karar vermesinin itiraz eden taraf lehine doğan kazanılmış hakkı ihlâl ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>25. Bununla birlikte, bu anlatımda kullanılan "kesinleşme" sözcüğü, tarafların benimsediği olgularla ilgilidir ve hüküm sonucunun da bu şekilde tesis edilmesi gerekliliği doğuran, mahkemeyi bağlayıcı bir kesinleşme anlamını taşımaz. Davayı kabul, sulh ve feragat gibi bir sonuç da doğuramaz. Hukuki değerlendirmenin hâkime ait olması ve hâkimin de bilirkişi delilini takdirde serbetçe hareket edebilmesi asıldır ve böyle bir durumun varlığı hâlinde dahi hâkim rapordaki teknik incelemenin dosya kapsamında subüt bulan vakıalara, hukuk kuralları ve emsal içtihatlara uygun olmadığı düşüncesindeyse yeni rapor alabileceği gibi gerekçelerini ortaya koymak suretiyle raporun aksine de karar verebilir.</p>

<p>26. Üstelik tek taraflı itirazın yanı sıra, somut olayda olduğu gibi, her iki tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmediği durumlar da söz konusu olabilir. Böyle bir durumda da, karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddi gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.</p>

<p>27. Yapılan açıklamalar ışığında uyuşmazlık incelendiğinde; davacı resmî şekli haiz olmamakla geçersiz satış sözleşmesine dayanarak sözleşmeye konu taşınmazın rayiç bedelini istemiştir. Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişmesiz olduğu üzere, bu hâlde taraflar ancak sebepsiz zenginleşme hükümleri çerçevesinde verdiklerini geri isteyebileceklerinden Mahkemece yapılması gereken iş, denkleştirici adalet ilkesi gereği sözleşmedeki satış bedelinin dava tarihinde ulaştığı değeri bilirkişi marifetiyle hesaplamaktan ibaretken alınan ilk bilirkişi raporunda taşınmazın rayiç bedeli hesaplanmıştır. Hukuki nitelendirmeyi yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemekle görevli olan Mahkeme sonradan yanılgıyı fark etmiş ve tam da olması gerektiği gibi kendiliğinden yeni bir bilirkişi incelemesine başvurmuş, neticeten sözleşme bedelinin dava tarihindeki karşılığını hesap eden ikinci bilirkişi raporunu benimseyerek yazılı şekilde davayı kısmen kabul etmiştir. Böyle bir durumda hukuken hükme esas almaya elverişli olmayan ilk bilirkişi raporunun taraflarca itiraz edilmeyerek kesinleştiğinden bahisle taşınmazın rayicine hükmetme zorunluluğu doğurur şekilde davacı lehine usuli kazanılmış hak doğduğundan bahsedilemez.</p>

<p>28. Hâl böyle olunca aynı gerekçeyle verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>29. Ne var ki, davacı vekilinin hükmolunan miktara ilişkin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Direnme kararı uygun olup davacı vekilinin sair yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 3. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Geçici Madde 3” hükmü atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-1 inci maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,<br />
15.03.2023 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.<br />
GAZİANTEP<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
17. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p>ESAS NO : 2022/2435<br />
KARAR NO : 2024/1448</p>

<p>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</p>

<p>BAŞKAN : ...<br />
ÜYE : .<br />
ÜYE : .<br />
KATİP : ..</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : ŞANLIURFA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : ...<br />
NUMARASI : ...<br />
DAVACI : ..<br />
VEKİLİ : Av. ......<br />
..<br />
DAVALI : 1 -..<br />
VEKİLLERİ : ...<br />
Av. ..<br />
DAVALI : 2 -...<br />
VEKİLİ : Av. .....<br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Sözleşmeden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ :....<br />
GEREKÇE TARİHİ : ...</p>

<p>.........Karar sayılı kararı aleyhine davacı vekili istinaf başvurusunda bulunduğundan dosyanın yapılan incelemesi sonunda;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ;</strong></p>

<p><strong>I. DAVA:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ...... tarihinde ..... sevk ve idaresindeki ....... plakalı aracın tek taraflı kaza yapması neticesinde araç içinde yolcu olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, müvekkilinin kazanın oluşunda herhangi bir kusurunun olmadığını, ...... plaka sayılı aracın davalı ...... şirketi nezdinde ZMMS poliçesi ile, davalı ........şirketi nezdinde........ poliçesi ile sigortalı olduğunu, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla .. TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP:</strong></p>

<p>Davalı ....... vekili cevap dilekçesinde özetle;...... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde ..... poliçesi ile sigortalandığını, davacının maluliyet ve kusur oranının belirlenmesi için ..kurumundan rapor alınması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.<br />
Davalı....... vekili cevap dilekçesinde özetle;..... plakalı aracın davalı sigorta şirketi nezdinde........ poliçesi ile sigortalı olduğunu, dava konusu zararın zamanaşımına uğradığını belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesince her iki davalıya karşı açılan davanın ayrı ayrı reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF:</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekili süresinde istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davac........ vekili istinaf dilekçesinde özetle; meydana gelen kazada yolcu konumunda olan davacı ......... ağır şekilde yaralandığını, yerel mahkemenin davacı lehine kesinleşmiş bir bilirkişi raporunu dikkate almadan ve usuli kazanılmış hak ilkesine aykırı şekilde davayı reddettiğini, mahkemenin........ . Kurulu tarafından düzenlenen ....maluliyet oranını tespit eden.... tarihli raporu esas alması gerekirken, bu rapora tarafların itiraz etmemesine rağmen dikkate almaması ve usuli kazanılmış hakkı göz ardı ederek davayı reddetmesinin hukuka aykırı olduğunu, mahkemenin davacının maluliyetini eksik ve özensiz raporlarla değerlendirdiğini, müvekkilinin sakatlığının..olarak belirlenmesine rağmen sürekli maluliyet olmadığı gerekçesiyle davanın reddedildiğini ileri sürerek mahkemece verilen kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe</p>

<p>1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Dava; trafik kazasından kaynaklanan cismani zarar nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk</p>

<p>6098 sayılı TBK m. 49-55; 2918 sayılı KTK 85, 89, 90, 91; 6100 sayılı HMK m.341, 353, 355, 359;.. Zorunlu Karayolu Taşımacılık Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>HMK'nun 355. maddesi kapsamında istinaf itirazları ve kamu düzenine ilişkin hususlarla sınırlı olarak yapılan inceleme sonunda;</p>

<p>3.1. Davacı vekilince, kaza tarihi olan........tarihinde dava dışı sürücü......sevk ve idaresindeki .........plakalı aracın tek taraflı kaza yapması neticesinde araç içinde yolcu olarak bulunan davacının yaralandığını belirterek maddi tazminat talep edilmiştir.</p>

<p>3.2. Haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması hâlinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının doğru biçimde belirlenmesi gereklidir. Söz konusu belirlemenin ise haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Davaya konu kazanın gerçekleştiği tarih ...... itibariyle..... tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik yürürlükte olup davacının maluliyetinin bu yönetmelik hükümlerine göre belirlenmesi gereklidir.</p>

<p>Mahkemece alınan ..........tarihli raporunda, davacının .... tarihinde geçirdiği trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine göre ..oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı, iyileşme (iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren .. aya kadar uzayabileceği, iyileşme süresi içerisinde ve sürekli olarak başka birisinin bakımına muhtaç durumda olmadığı belirtilmiştir.<br />
Dosya içerisinde bulunan.......Kurumu raporunda, davacının maruz kaldığı trafik kazasına bağlı yaralanması nedeniyle .... tarih, .. ...... yayımlanan Özürlülük Ölçütü ve Özürlülere Verileecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik çerçevesinde tüm vücut fonksiyon kaybı oranının ..(yüzdesıfır) olduğu, kişinin dava konusu yaralanma nedeniyle (geçici iş göremezlik) süresinin olay tarihinden itibaren ..... aya kadar uzayabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Mahkemece hükme esas alınan ....... tarihli maluliyet raporunun, davacıya ait tedavi evrakları incelenerek ve kaza tarihinde yürürlükte bulunan Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri uyarınca denetime imkan verir şekilde düzenlendiği anlaşılmakla davacının maluliyet oranına ilişkin istinaf itirazı yerinde görülmemiştir.</p>

<p>3.3. Ayrıca davacı tarafça, davalı tarafın ......... tarihli maluliyet raporuna itiraz etmemesinin lehine kazanılmış hak oluşturduğunu iddia etmektedir.<br />
6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiş olan usuli kazanılmış hak kavramı; anlam itibarıyla, bir davada mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada ya taraflar ya mahkeme ya da .. tarafından açık biçimde yapılmış olan ve yine içtihatlarla geliştirilen istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>6100 sayılı Kanun'un 266 ncı maddesinin birinci fıkrasında bilirkişiye başvurulmasını gerektiren hâller;</p>

<p>“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir. Ancak genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz. Hukuk öğrenimi görmüş kişiler, hukuk alanı dışında ayrı bir uzmanlığa sahip olduğunu belgelendirmedikçe, bilirkişi olarak görevlendirilemez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanundaki bu anlatımdan da hareketle bilirkişi raporu; bilirkişinin, hukuki değerlendirmeleri içermeyecek şekilde davanın çözümlenmesinde gereken teknik konulardaki açıklamalarını içeren mahkemeye sunduğu metindir. Bilirkişi raporu, mahkemenin uyuşmazlığı çözerken kullandığı kanıtlardan biri olup hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü öteki kanıtlarla birlikte serbestçe değerlendirir .....</p>

<p>Aynı Kanun’un 281 inci maddesinde; ..Taraflar, bilirkişi raporunun, kendilerine tebliği tarihinden itibaren iki hafta içinde, raporda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilirler.</p>

<p>(2) Mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden, yeni sorular düzenlemek suretiyle ek rapor alabileceği gibi, tayin edeceği duruşmada, sözlü olarak açıklamalarda bulunmasını da kendiliğinden isteyebilir.</p>

<p>(3) Mahkeme, gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme de yaptırabilir” hükmüne yer verilmiştir.<br />
Yukarıda da değinildiği üzere hâkim, 6100 sayılı Kanun'un 282 nci maddesinin açık hükmünün de bir gereği olarak bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir. Bilirkişi incelemesi sonucu alınan görüş bir takdiri delil olduğundan hâkim gerekçelerini açıkça ortaya koymak suretiyle bilirkişi raporunun aksine de karar verebilir..</p>

<p>Bununla birlikte, bu anlatımda kullanılan "kesinleşme" sözcüğü, tarafların benimsediği olgularla ilgilidir ve hüküm sonucunun da bu şekilde tesis edilmesi gerekliliği doğuran, mahkemeyi bağlayıcı bir kesinleşme anlamını taşımaz. Davayı kabul, sulh ve feragat gibi bir sonuç da doğuramaz. Hukuki değerlendirmenin hâkime ait olması ve hâkimin de bilirkişi delilini takdirde serbetçe hareket edebilmesi asıldır ve böyle bir durumun varlığı hâlinde dahi hâkim rapordaki teknik incelemenin dosya kapsamında subüt bulan vakıalara, hukuk kuralları ve emsal içtihatlara uygun olmadığı düşüncesindeyse yeni rapor alabileceği gibi gerekçelerini ortaya koymak suretiyle raporun aksine de karar verebilir.</p>

<p>Karar vermeye elverişli olmayan bir rapora taraflarca itiraz edilmemiş olması hâkimin vereceği hüküm sonucunu bağlar şekilde bir usuli kazanılmış hak doğurmaz. Bilirkişi raporu hükme esas almaya uygun değilse, hâkimin davayı hatalı bu rapora göre çözümlendirmek zorunda olduğunu kabul etmek, açık yasal düzenlenmeler ve usul hukukunun değinilen temel ilkeleri yanında hâkimin maddî gerçeğe ulaşma amacıyla da bağdaşmaz.</p>

<p>O halde, kaza tarihinde geçerli olmayan yönetmelik doğrultusunda davacının maluliyet oranının belirlendiği .. raporuna davalılarca itiraz edilmemesinin davacı taraf lehine usuli kazanılmış hak oluşturacağından söz edilemez...</p>

<p>3.4. Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, usuli işlemlerin kanuna uygun şekilde yapılarak, aşamalarda ileri sürülen iddia ve cevapların denetimi sağlayacak biçimde eksiksiz sergilenip, hükme esas alınan delillerin tartışılıp değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, .. sayılı . Taşıma Kanunu ile buna bağlı Yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra düzenlenen ...fıkrasında: “Bu sigorta ile teminat altına alınan bir kaza, sigortalının kaza tarihinden itibaren iki yıl içinde sakatlığına yol açtığı takdirde, tıbbi tedavinin sona ermesi ve sakatlığın kesin olarak tespiti sonucunda, sakatlık tazminatı aşağıda belirtilen oranlar dahilinde kendisine ödenir.“ denildiği, ancak hükme esas alınan .. maluliyet raporunda davacının kaza nedeniyle oluşan sürekli maluliyeti bulunmadığı anlaşılmakla davacının taleplerinin reddine karar verilmesi yerinde görülmekle davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları yerinde görülmemiş ve başvurunun HMK'nın ... maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><br />
<strong>KARAR: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b,1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Alınması gereken 427,60 TL istinaf karar harcından peşin alınan 80,70 TL'nin mahsubu ile bakiye 346,90 TL'nin davacıdan alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>3-İstinaf yargılama giderlerinin ilgilisi üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4-Duruşma açılmadığından istinaf vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p>

<p>5-Gider avansından harcanmayan kısmın talep halinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK'nın 362/1-a maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olarak oybirliği ile karar verildi...<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yetersiz-bilirkisi-raporuna-itiraz-edilmemis-olmasi-usuli-kazanilmis-hak-dogurmaz-mahkeme</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="43752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YAPTIRIMLARDA “KANUNİLİK” İLKESİ VE KANUNİLİK GÜVENCESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>“Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) m.7 ile Anayasa m.38’de düzenlenmiştir. Bu ilke; kişileri, devletin cezalandırma yetkisini keyfi şekilde kullanmasına karşı koruyan, modern Ceza Hukukunun ve İnsan Hakları Hukukunun temel güvencelerinden biridir.</p>

<p>Bilindiği gibi; insan hakları yargılamasında “suç”, “suç isnadı”, “ceza”, “mahkumiyet” gibi kavramlar Ceza Hukukundaki klasik karşılıklarından farklı, “özerk” bir şekilde yorumlanmaktadır. Nitekim AYM’nin bireysel başvurular kapsamında geliştirdiği yerleşik içtihada göre; bir yaptırımın Ceza Hukuku yaptırımı olarak düzenlenmemiş olması veya geleneksel ceza yargılamasının konusu teşkil etmemesi, sözkonusu yaptırımın anayasal anlamda ceza niteliği taşıyıp taşımadığının belirlenmesinde tek ölçüt değildir. İç hukuktaki nitelendirmenin yanında, fiilin niteliği ve yaptırımın ağırlığı veya muhatabı üzerindeki etkileri de bu belirlemede dikkate alınmaktadır. Bu çerçevede; idari yaptırımlar (kabahatler/sosyal düzene aykırılıklar), cezanın üst sınırı, niteliği ve miktarının yanı sıra, kişi üzerinde meydana getirdiği etkiler ile sonuçlarının ciddiyeti ve ağırlığı dikkate alınarak anayasal anlamda yapılan özerk değerlendirme sonucunda ceza olarak nitelendirilebilmektedir.</p>

<p>Diğer yandan, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Kanunilik ilkesi” başlıklı 4. maddesi; hangi fiillerin kabahat oluşturduğunun kanunda açıkça tanımlanabileceğini, bununla birlikte “kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği(nin), idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de” doldurulabileceğini öngörmektedir. Görüldüğü üzere; kabahatler sözkonusu olduğunda, “kanunilik” ilkesi daha esnek bir şekilde uygulanabilmekte, ancak her koşulda kabahat oluşturan fiillerin kapsamına ve koşullarına ilişkin çerçevenin kanunla oluşturulması gerekmektedir.</p>

<p><strong>II. AYM Genel Kurulu’nun 24/2/2026 Tarihli Kararı</strong></p>

<p>AYM Genel Kurulu, 24/6/2026 tarih ve 33290 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i> kararı</a>nda bu hususları ele almış ve başvurucu şirkete uygulanan idari yaptırımın dayandığı fiillerin kanun yerine yönetmelikle belirlenmesi nedeniyle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin ihlal edildiğine hükmetmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> (B. No: 2022/6576, 24/2/2026).</a></p>

<p>Başvuruya konu olayda; yetkili denetim görevlilerince, D2 yetki belgesine sahip bir taşımacılık şirketine ait aracın, yetki belgesi kapsamı dışında yolcu taşımacılığı yaptığı tespit edilmiş, buna bağlı olarak şirkete idari para cezası ile birlikte elli uyarma cezası verilmiştir. Öte yandan, şirketin bir takvim yılı içinde aynı ihlal nedeniyle beş kez uyarı cezası aldığı gerekçesiyle de aracın D2 yetki belgesi iptal edilmiştir. Başvurucu şirketin idare mahkemesi nezdinde açtığı iptal davası reddedilmiş olup, bu karara karşı yaptığı istinaf başvurusu da kesin olarak reddedilmiştir. Olayda; başvurucu şirkete uygulanan işlemin hukuki dayanağı, ihlal tespit tutanağı ile idari yaptırım tutanağında Karayolu Taşıma Yönetmeliği m.30/4 olarak gösterilmiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Başvurucunun AYM’ye sunduğu şikayetin özü; taşımacılık belgesinin geri alınmasına ilişkin yaptırımın, kanuni dayanağının bulunmaksızın yönetmelik ile düzenlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Esasa dair incelemesinde AYM; norm denetimi kararlarına atıfla, “<i>idari suçlara</i> ilişkin normlarda ‘suçta ve cezada kanunilik’ ilkesinin daha <i>esnek</i> uygulanabileceğini”, temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın kapsamının, amacının ve esaslarının kanunla belirlenmesinden sonra, ayrıntıların düzenleyici işlemlerle gösterilmesinin “kanunilik” ilkesine aykırılık teşkil etmeyeceğini, buna karşın yargı organlarının, kabahate ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir kabahat oluşturup oluşturmadığını tespit ederken, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini işlevsiz kılacak ölçüde öngörülemez bir yorumdan kaçınmaları gerektiğini belirtmiştir (§ 57-58).</p>

<p>Bu ilkeler ışığında somut vakayı değerlendiren AYM; 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu m.26’da, yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceğinin açıkça belirtildiğini, buna karşın m.34’de, taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceğinin belirtildiğini, dolayısıyla, <strong>taşıma belgesinin hangi idari kurala aykırı hareket sonucunda geri alınacağının kanunda düzenlenmediğini</strong>, bir başka ifade ile, “<strong>geri alma yaptırımının hangi eylemin bir neticesi olarak uygulanabileceğinin çerçevesinin kanun metninde çizilmediği(ni)</strong>” tespit etmiştir (§ 65). Oysa Yüksek Mahkemeye göre; bir idari suç ve cezanın, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine uygun kabul edilebilmesi için, “<strong><i>suç konusunun</i> ve <i>yaptırımının</i> tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi, kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması</strong>” gerekmektedir (§ 64).</p>

<p>AYM sonuç olarak, başvurucuya uygulanan idari yaptırımın dayanağını teşkil eden Yönetmelik hükmünün çerçevesinin kanunla çizilmemiş olması nedeniyle Anayasa m.38/1’in ihlal edildiğine oyçokluğuyla karar vermiştir (§ 66).</p>

<p>Karara muhalif kalan iki Sayın Üye; taşıma belgesinin geçerlik süresi, geri alınması ve müeyyideleri hususuna değinen 4925 sayılı Kanun m.34’ün yeterli bir çerçeve düzenleme niteliğinde kabul edilmesi gerektiğini, taşıma belgesinin geri alınması konusunda Yönetmelik ile düzenleme yapılmasının Kabahatler Kanunu uyarınca mümkün olduğunu, bu nedenlerle olayda tesis edilen idari işlemin kanuni dayanaktan yoksun olmadığını savunmuşlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><i>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti.</i> kararı,</a> idari yaptırımlara ilişkin normlarda “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin esnekliğinin sınırlarını netleştirmesi açısından önemli bir Genel Kurul kararıdır. AYM’nin kararda ortaya koyduğu “kanunilik” standardı mevcut içtihadı ile uyumlu ve kanaatimizce keyfi veya öngörülemez yorumlara/uygulamalara karşı yeterli güvenceyi sunmaktadır.</p>

<p>Somut olaya bakıldığında; yetki belgesi kapsamı dışında faaliyette bulunanlara uygulanabilecek yaptırımların Kanunda belirtildiği, ancak hangi fiilin hangi yaptırıma yol açacağının açıkça düzenlenmediği görülmektedir. Gerçekten de; uyuşmazlığın temelini oluşturan, “taşımacılık yetki belgesinin iptali” şeklindeki ağır yaptırımın hangi koşullarda uygulanabileceği (aynı eylemin bir takvim yılı içinde beş defa gerçekleştirilmesi koşulu) Yönetmelikle düzenlenmiştir. Bu koşullarda; sözkonusu yaptırımın kapsam ve koşullarının çerçevesinin kanunla çizildiğini, 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu m.34’de yer alan, taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği yönündeki hükmün yeterli bir çerçeve sunduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>Aksinin kabulü halinde; “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin temel işlevini, yani suçların ve cezaların kanunla düzenlenmesini anlamsız kılacak bir sonuç ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, AYM’nin kararda çizdiği sınır isabetlidir. Bununla birlikte; karar, kabahatler alanında “kanunilik” ilkesinin daha esnek uygulanabileceği yönündeki genel yaklaşımı ortadan kaldırmamakta, yalnızca bu esnekliğin, yaptırımın kapsamı ve uygulanma koşullarının tamamen idarenin düzenleyici işlemlerine bırakılmasına kadar genişletilemeyeceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>AYM’nin somut olayda tespit ettiği ihlal, doğrudan Kanundan kaynaklanmaktadır. Bu nedenle Yüksek Mahkeme, kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bildirilmesine karar vermiştir. AYM ayrıca; Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için AYM’ye başvurulup başvurulmayacağının Anayasa m.152 uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili idare mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Bu bakımdan karar; yalnızca somut uyuşmazlığın çözümüne değil, idari yaptırımlar bakımından “kanunilik” ilkesinin, Anayasada gösterilen güvenceleri ile sınırlarının belirginleştirilmesine de önemli bir katkı sağlamıştır.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken;</strong> bizce Ceza Hukukunun en önemli ilkelerinden “suçta ve cezada kanunilik” prensibini tam olarak yansıtan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi başlıklı 2. maddesi olduğu halde, yasama ve yürütme tasarruflarında bu temel ilkenin ihlal edildiğini, maalesef uygulamada da yasal düzenlemelerde yer alan suç tanımlarının esnetildiğini, bu yolla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı açısından tehlikeli bir yöntemle karşı karşıya kalındığını, “kanunilik” ilkesinin anlamının zayıflatıldığını ve içinin boşaltıldığını, kanunla netleştirilmesi gereken hususların, ya yürütme ve idare tasarruflarına bırakıldığını ya da yürütme erkinin ve idarinin yasal karşılığı olmayan yetkileri kendilerinde gördüklerini, bunun yanından yasal karşılıkları olsa bile uygulamanın özellikle yasak olan kıyas ve kıyasa varan genişletici yorumlar yoluyla suç olmayan fiilleri suç kapsamına dahil ettiğini, tüm eleştirilerimize rağmen bu tür hatalı uygulamaların devam ettiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p>5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun “Emre aykırı davranış” başlıklı 32. maddesi kapsamına giren <i>“emre aykırı hareket eden”</i> kavramı ile yine 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nun “Direnme” başlıklı 32. maddesinde yer alan <i>“<strong>Kanuna aykırı</strong> toplantı veya gösteri yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar ederlerse,” </i>ibaresinde geçen <i>kanuna aykırılığın </i>ne olduğunun tam olarak belirlenmediği,</p>

<p>“Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13 ve “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini güvence altına alan Anayasa m.38/1 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Kanunsuz ceza olmaz” başlıklı 7. maddesi karşısında, Kabahatler Kanunu ile Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yer alan kabahatin ve suçun ne olduğunun anlaşılamadığı, önceden öngörülemediği ve bilinemediği, bu hükümlerde “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin kişilere sağladığı güvencenin aşırı kısıtlandığı,</p>

<p>Anayasa m.34/1’de <i>“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.”</i> hükmü yer alırken, 2911 sayılı Kanunun 32. maddesinin ve uygulamasının bu Anayasa hükmü ile çeliştiği, yine Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinin emre aykırı davranışların tespiti bakımından hatalara neden olduğu, yasal düzenlemede karşılığı olmadığı halde, İçişleri Bakanlığı ve valilikler tarafından genelgeler çıkarıldığı, idari yaptırımın dayanağının bu genelgeler olduğu ve emre aykırı davranışta bulunan hakkında Kabahatler Kanunu m.32 uyarınca yaptırım uygulandığı, her iki yasal düzenleme bakımından “kanunilik” sorunu yaşandığı görülmektedir. Gerek suçlar ve gerekse kabahatler yönünden; “kanunilik” prensibi dikkate alınarak, herkes tarafından öngörülebilir ve bilinir suçlar ve kabahatler ile yaptırımların kanun koyucu tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Bilhassa suçların tanımı,</strong> yürütme organının ve idarenin düzenleyici tasarruflarına bırakılamaz. Bu kural, “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi başlıklı TCK m.2/2’de net bir şekilde ortaya koyulmuştur. TCK m.2, “suçta ve cezada kanunilik” prensibini tanımlayan en isabetli kuraldır, “kanunilik” ilkesinin bir sonucu, “Zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesinde düzenlenmiştir. TCK m.7 de “suçta ve cezada kanunilik” ilkesini güvence altına alan önemli bir ceza normudur.</p>

<p><strong>Kabahati oluşturan fiil;</strong> “Kanunilik ilkesi” başlıklı Kabahatler Kanunu 4. maddesinin 1. fıkrası uyarınca kanunla açıkça tanımlanabileceği gibi, Kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriğinin idarenin genel ve düzenleyici işlemleri ile de belirlenebilmesi mümkündür. Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı ise, ancak kanunla düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Erkan Duymaz</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> “A1, B2, D2 ve S yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, bir takvim yılı içinde <u>beş kez</u> uyarma düzenlenmesi ve bu uyarmaların tebliğ edilmesi halinde, ilgili yetki belgesi iptal edilir.”</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yaptirimlarda-kanunilik-ilkesi-ve-kanunilik-guvencesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 20:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/teraziafsl.jpg" type="image/jpeg" length="51587"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sanatçı, Yazar, Şair ve Gazeteciler Yönünden Telif Hakkına Dair Sorun ve Öneriler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanatçı, Yazar, Şair ve Gazeteciler Yönünden Telif Hakkına Dair Sorun ve Öneriler</strong></p>

<p>Bu çalışmada, hem uygulamada görülen ve tereddüt oluşturan veya tartışılmasında yarar görülen farklı bir kısım konular hem de yasaya aykırı olduğu düşünülen hususlar, daha çok “sorun ve çözüm önerisi” noktasında ele alınmıştır. Buna göre,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1-</strong> Günümüzün teknolojik gelişmeleri sonucunda, genel olarak fikir ve sanat eserleri kapsamında korunan hakların ihlali, özel olarak da bandrol yükümlülüğünün ihlali eylemleri özellikle internet ortamında gittikçe arttığı gözlenmektedir.</p>

<p><strong>2-</strong> Uygulamada ihtiyaç duyuldukça benzer hukuki amaçlara yönelik kanunlar çıkarılmıştır. Her kanun içinde ceza maddelerine ve usule dair hükümler içeren düzenlemeler ayrı olarak yer almıştır. Bu çerçevede,</p>

<p><strong>a-</strong> 5846 sayılı, 5.12.1951 tarihli <strong>Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu</strong>’nda (FSEK’te), bu kanunun manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüze dair 71, teknolojik önlemleri etkisiz kılmaya ilişkin 72 ve haklara tecavüzün önlenmesi hakkındaki 81. maddelerinde cezai hükümleri yer almıştır. Aynı kanunun hukuk ve ceza davalarına dair 66, 67, 68, 69, 70, soruşturma ve kovuşturmaya ilişkin 75, görev ve ispat hakkındaki 76, ihtiyati tedbirler ve gümrüklerde geçici olarak el koymaya ilişkin 77. madde düzenlemeleri yer almıştır. FSEK <!--[if supportFields]><span
style='font-family:"Times New Roman",serif;mso-fareast-font-family:Calibri;
color:black;mso-themecolor:text1;letter-spacing:-.15pt'><span style='mso-element:
field-end'></span></span><![endif]-->kapsamında korunan bir hakkın internet-sosyal medya yoluyla ihlal edilmesi halinde yasal hak sahiplerinin hangi süre içinde, hangi gerekçe veya yöntemle kime, nasıl başvuru yapabileceği, yani ihlâle konu eserler ile ilgili yayın içeriğinin çıkarılmasına dair usul ve esaslar, 03.03.2004 tarihli ve 5101 sayılı Kanun’un 25. maddesindeki değişiklikle 5846 sayılı Kanun’un Ek-4. maddesinde düzenlenmiş iken genel olarak hakların internet ortamında ihlali nedeniyle içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi ise 04.05.2007 tarihinde kabul edilen ve 23/5/2007 R.G’de yayımlanan <strong>5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkındaki Kanun</strong>’da düzenlenmiştir. Uygulamada, özel düzenleme sayılan 5846 sayılı Kanun kapsamındaki başvuruların karıştırılması veya farkındalık nedeniyle çoğunlukla genel düzenleme sayılan 5651 sayılı Kanun kapsamında yapıldığı görülmektedir ki bu durum vaziyeti farklı sonuçlara taşıyabilmektedir.</p>

<p><strong>b-</strong> 6769 sayılı, 22.12.2016 tarihli, <strong>Sınai Mülkiyet Kanunu</strong>’nda marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler 30, dava açılamayacak kişilere dair 153, görevli ve yetkili mahkemeye ilişkin 156, suç eşyalarının imhası hakkında geçici 3. maddelerinde düzenleme mevcuttur. Bu Kanun’un 191. maddesiyle benzer kanuni hükümleri içeren 551, 554, 555, 356 sayılı Kanun Hükmündeki Kararnameler yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>c-</strong> Yukarıdaki iki Kanun’un ilgili hükümleri itibariyle benzer hukuki yararı korumaya yönelik olan 6102 sayılı, 13.01.2011 tarihli <strong>Türk Ticaret Kanunu</strong>’nda haksız rekabete ilişkin 54 vd maddelerinde düzenleme yer almıştır. Bunun içinde 56 vd maddelerinde hukuki sorumluluk ve ihtiyati tedbir, ceza sorumluluğu ile ilgili olarak da 62. maddede cezayı gerektiren fiiller ve 63. maddede tüzel kişilerin cezai sorumluluğu hakkındaki düzenleme yer almıştır.</p>

<p><strong>d-</strong> Futbol müsabaka yayınlarının internet ortamında hukuka aykırı olarak kullanıma sunulması halinde internet yayınına içeriğin engellenmesi ile ilgili düzenleme, 5894 sayılı, 05.05.2009 tarihli, <strong>Türkiye Futbol Federasyonu Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun</strong>’un, 21.12.2021 tarihli ve 7346 sayılı Kanun’un 29. maddesiyle getirilen ek 1. maddesinde yer almıştır.<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a></p>

<p>Benzer hukuki yararı korumaya yönelik yukarıdaki kanunların ilgili hükümlerinin ortak ve/veya ayırıcı özellikleri gözetilerek, günümüz koşullarının ihtiyaçlarını daha iyi karşılayacak şekilde ele alınması, uygulama ve bilimsel değerlendirmeye tabi tutulması ve sonucunda fikir, sanat ve mali hakların korunması ile bu hakların ihlali halindeki yaptırımlarıyla ilgili olarak bir yasa çatısı altında toplanmasının (kodifikasyona gidilmesinin) daha etkin ve hızlılık yönünden yararlı olup olmayacağının tartışılmasında fayda olabilecektir.</p>

<p><strong>3-</strong> Uygulamada sıklıkla karşılaşılan, <strong>bir eylemin hem mali, manevi, bağlantılı haklara tecavüz (71. madde) hem de bandrol yükümlülüğünün ihlali (81. madde) suçlarını barındırması</strong> halinde, başka bir deyişle şikayet ve uzlaştırmaya tabi 71. madde ile şikayet ve uzlaştırmaya tabi olmayan 81. maddenin bir arada işleme tabi tutulması halinde, 5846 sayılı Kanun’un ve bandrolün amaç ve niteliği ile sair hususlarda daha hızlılık ve etkinlik adına tartışma-değerlendirme-düzenleme yapılması yararlı olabilir.</p>

<p><strong>4-</strong> Özellikle 5237 sayılı TCK ve yeni ceza adalet sistemimizde yer alan ne kadar eylem (suç) varsa o kadar ceza anlayışı ve cezaların caydırıcılığı, suçların önlenmesi ile bu kapsamda gittikçe artan suçlar dikkate alınarak, bandrol yükümlülüğüne aykırılık (özellikle bandrol sahteciliği, bandrolün başka bir eserde tatbik edilmesi, hileli davranışlarla bandrol temin edilmesi, yetkisi olmayan kişilere bandrol temin edilmesi) suçlarından bir veya birden fazla işlendikten sonra artık bu suçun tamamlandığı (81/9,10,11,12. madde) bilahare veya öncesinde bir eserin hakkına tecavüz etme kapsamındaki (71/1. madde) esere yasal olmayan bandrolün yapıştırılmasından ayrı olarak değerlendirilmesi, başka bir deyişle <strong>her iki eylemin ayrı suç sayılması</strong>, bu yönde veya benzer iki eylemin TCK’nın 44. madde kapsamında değerlendirme yapılması hakkındaki uygulamanın tartışılması yararlı olabilir.</p>

<p><strong>5-</strong> 5846 sayılı Kanun’da yer alan suçlar ile benzer hukuki yarara yönelik olarak 6769 ve 6102 sayılı Kanunlarda yer alan tüm <strong>suçların</strong>, usul ekonomisi ve olası yargılama sayıları ile sürelerinin azaltılmasının temini bakımından <strong>ilgili kişi veya maliyenin şikayet ve/veya uzlaşmasına tabi tutulması</strong>, <strong>ilgili hak sahipleri ile kamu maliyesinin zararının giderilmesi yolunun hızlandırılması ve etkinleştirilmesi yararlı olabilecektir</strong>. Bu bağlamda bu yöndeki suçların ekonomik şartlara ve oluşan zarara göre artacak şekilde ve sebebiyet verilen zarardan aşağı olmamak üzere sadece adli para cezasına dönüştürülmesi, infazının ise tıpkı çekle ilgili olarak “karşılıksızdır” işlemi yapılmasına sebebiyet verme suçunda olduğu gibi şartla tahliye olmadan ama hak sahipleri ve kamu maliyesinin zararının giderilmesi <a name="_Hlk233644151">veya şikayetten vazgeçilmesi</a> halinde cezanın tüm sonuçlarıyla birlikte kaldırılmasının <a name="_Hlk233644217">(düşürülmesinin) </a>veya bihakkın tahliyesinin yapılmasının bu yöndeki suçların daha az işlenmesini sağlayabileceğini düşünüyoruz.</p>

<p><strong>6-</strong> <strong>Basın Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmakla beraber “eser” tanımı yapılmamıştır</strong>. 5187 sayılı Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser” deki “eser” kavramının, 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve burada eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz. 5187 sayılı Kanun’da “eser sahibi” tanımı yapılmasına rağmen “eser” tanımının yapılmaması karşısında 5846 sayılı Kanunu’nun tanımları düzenleyen 1/B maddesinde “eser” tanımı yapılmıştır. 5846 sayılı Kanun’unda eser veya bununla bağlantılı olarak ilgililerin hakları hukuki ve cezai olarak korunmuştur. Basın Kanunu’nun süreli yayınlara özgü olması ve 5846 sayılı Kanun’un ise farklı alanları düzenlemesi gibi nedenlerle 5846 sayılı Kanun’dan farklı olarak Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının belirlenmesi yararlı olabilecektir. Mevcut halde, bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin korunmasının açıkça temini için ya 5187 sayılı Kanun’da “eser” kavramının tanımı ve kapsamı düzenlenip 5846 sayılı Kanun’a atıf yapılması veya 5846 sayılı Kanun’a gazetecilik-yayıncılık kapsamındaki haber veya yayının da dahil edilmesi (haberin telifinin eklenmesi) gibi bir düzenlemenin getirilmesi gerekir. Buna göre Basın Kanunu’nda “eser” kavramının tartışılıp kapsamının “haberin telifi” yönünden de belirlenmesi yararlı olabilecektir. Haberi oluşturan, belli bir emek sonucunda düzenlenen bir haberin veya yayının telifinin verilmesi ile buna aykırı davranılması karşısında hak sahibinin hakkının korunması gerekir.</p>

<p><strong>7-</strong> Uygulamada yoruma bağlı olarak değişkenlik gösteren <strong>haber ajansı yayınının açıkça korunması, telife tabi tutulması </strong>ile aykırı davranışların şikayet ve uzlaşmaya bağlı olarak açıkça yaptırıma bağlanması isabetli olabilecektir.</p>

<p><strong>8-</strong> Basın Kanun’un 2. maddesinde “basılmış eser”deki “eser” kavramının, 18.10.2022 tarihinde yürürlüğe giren 7418 sayılı Kanun öncesinde olması ve bu düzenleme ile herhangi bir eklemenin olmaması karşısında internet yayınlarını kapsayıp kapsamadığı tartışmaya açık olabileceğinden “eser” yerine “yayın” ibaresi getirilerek veya “<strong>eser ya da internet haber sitesi yayını” ibaresi </strong>getirilerek olası tereddütlerin önüne geçilebileceğini düşünüyoruz.</p>

<p><strong>9-</strong> <strong>5846 sayılı Kanun’da yer alan suçların adeta zeminini veya nedenini, başka bir deyişle piyasanın oluşmasını sağlayan bir unsur olarak “kişisel kullanım” kavramının tartışılması, </strong>yasaya aykırı bir eseri, bu durumu bilerek ve kasten almanın da suç oluşturmasının gerekip gerekmediğinin değerlendirilmesi yararlı olabilecektir. Zira piyasının olmadığı bir yerde arzın olmayacağı bilinen bir gerçektir. Kanun’un manevi, mali veya bağlantılı haklara tecavüzü düzenleyen 71. maddesinde açıkça hukuka uygunluk halleri düzenlenmemiş ise de madde metni itibariyle<strong> kişisel kullanım</strong> halinde eylem hukuka aykırı değildir. Dolayısıyla kişisel kullanım amacıyla yapılan satın alma-kabul etme eylemleri suç teşkil etmeyecektir. Suç teşkil eden yönü, eylemin ticari amaçla yapılmasıdır. Ticareti yapanların eylemleri, genel olarak ve sonuçta bireylere özgülenmiş bir suretle kişisel kullanım amacının karşılanmasına yöneliktir. Yani neticede hedef kitle müşteriler olup bunlara satış yapılmasını sağlamaktır. Bu durumu bildiği halde, başka bir deyişle yasaya aykırı ve suç teşkil eden bir eylem sonucunda üretilen eser niteliğini bilmesine rağmen daha düşük bir ücret veya hizmetle kişisel kullanımın karşılanmasını da tartışmak gerekebilir. Bunun makul bir yaptırıma bağlanmasının gerekip gerekmediği tartışılabilir. Tıpkı TCK’nın suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesine dair 165. maddesi gibi daha hafif veya benzeri bir düzenleme, kişisel kullanım amacına yönelik olsa bile kasten yapılan alımlarda da düşünülebilir. Bu durum piyasayı zayıflatacağı için suçların işlenmesini önemli derecede azaltabilir.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak, </strong>belirtilen uygulamaların, konusunda daha hızlı ve etkinlik ile ilgililerin hakları ve kamu maliyesinin yararları bakımından tüm yönleriyle tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Asım EKREN, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’nda Bandrol, Manevi, Mali ve Bağlantılı Haklara Tecavüz Suçları, Ceza ve Usul Hükümleri, 2.Baskı, Filiz Kitabevi</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202475-esas-2025134-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM İptal Kararı (17.06.2025, 2024/75 E 2025/134 K) mevcuttur. Karar,</span></a><span style="color:#999999"> (14.07.2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sanatci-yazar-sair-ve-gazeteciler-yonunden-telif-hakkina-dair-sorun-ve-oneriler-1</guid>
      <pubDate>Mon, 29 Jun 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terazi-yaz.jpg" type="image/jpeg" length="50194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71222"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57764"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43747"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49397"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80522"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="82942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="84136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="42982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="66082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="52371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="35991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="83763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="61440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="75837"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="82422"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
