<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 31 Jul 2026 15:30:37 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. Yargı Paketi'nde vatandaşı doğrudan ilgilendiren önemli değişiklikler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[12. Yargı Paketi, Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Paket; icra-iflas, hukuk muhakemeleri, ceza muhakemesi, idari yargı, noterlik ve hâkim-savcı eğitimine dair köklü değişiklikler içeriyor. En dikkat çekici düzenlemeler arasında belirsiz alacak davasının kaldırılması, HAGB’nin yeniden tanımlanması ve miras ortaklığında satış usulünün değişmesi bulunuyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun,</span></a></strong> 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Paket, yargının hızlanması, şeffaflığın artması ve vatandaşların hak arama yollarının daha netleşmesi amacıyla hazırlandı.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun,</a> yargılama usullerini ve avukatlık uygulamasını doğrudan etkileyecek kapsamlı değişiklikler içeriyor.</p>

<p><strong>BAŞLICA DEĞİŞİKLİKLER</strong></p>

<p><strong>-</strong> <strong>HAGB kararlarına</strong> <strong>karşı istinaf,</strong> istinaf kararlarına karşı da kanuni şartları varsa temyiz yolu açıldı.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>HMK m.107 (Belirsiz Alacak Davası) </strong>yürürlükten kaldırıldı. Kısmi davalarda tahkikat bitinceye kadar iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talep artırımı yapılabilecek.</p>

<p><strong>- Duruşmalar arasındaki süre, zorunlu hâller dışında 3 ayı geçemeyecek.</strong></p>

<p><strong>- SEGBİS / e-Duruşma uygulamasının kapsamı genişletildi</strong>; uzaktan katılıma ilişkin usuller yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>İcra ve ortaklığın giderilmesi satışlarında elektronik satış sistemi</strong>, teminat, ihale bedelinin yatırılması, paydaşlara satış ve ihalenin sonuçlarına ilişkin önemli değişiklikler yapıldı.</p>

<p><strong>-</strong> <strong>İstinaf ve temyiz sistemi yeniden düzenlendi; </strong>bazı kararlar bakımından kanun yolu genişletilirken, bazı dosyalarda parasal sınırlar ve inceleme usulleri değiştirildi.</p>

<p><strong>- </strong>Bölge Adliye Mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararlarda, sadece<strong> vekâlet ücreti ve yargılama giderlerine</strong> ilişkin uyuşmazlıklarda <strong>temyiz yolu kapatıldı.</strong> Ayrıca temyiz edilebilirlik bakımından yeni parasal değerlendirme ölçütleri getirildi.</p>

<p><strong>- Kaçak sanık hakkında mahkûmiyet verilebilmesinin şartları yeniden düzenlendi; </strong>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının Ceza Genel Kuruluna itiraz yetkisi genişletildi.</p>

<p><strong>- IBAN, banka kartı ve kripto varlık hesaplarının suçta kullandırılması</strong> fiilinin yalnızca hesap kullandırmakla sınırlı kalması hâlinde cezada yarı oranında indirim öngörüldü.</p>

<p><strong>- Kanuni faiz,</strong> destekten yoksun kalma tazminatı, bilirkişiye başvurma, noterlik işlemleri, Adli Tıp Kurumu, hakim-savcı yardımcılığı sistemi ve elektronik satış portalına ilişkin önemli değişiklikler yürürlüğe girdi.</p>

<p><strong>- Kanuni faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi;</strong> TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.</p>

<p><strong>- Destekten yoksun kalma ve bedensel zarar tazminatları</strong>nda, faiz başlangıcı ve yapılan ödemelerin tazminattan mahsup usulü yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>- Bilirkişiye başvurma,</strong> hâkim ve savcılar bakımından mesleki yetkinlik ölçütleri arasına açıkça eklendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>- Noterlik işlemleri</strong>nde, mahkeme ve savcılıkların talep ettiği noter evraklarının elektronik ortamda güvenli şekilde gönderilmesine imkân tanındı.</p>

<p><strong>- Hâkim ve savcı yardımcılığı sistemi</strong>nde, eğitim programı ile yazılı ve sözlü sınav usulleri ayrıntılı olarak yeniden belirlendi.</p>

<p><strong>- Elektronik satış portalı (UYAP)</strong> üzerinden yapılacak satışların usulü ile vesayet makamının onay süreci yeniden düzenlendi.</p>

<p><strong>- Yargıtay Başsavcısına itiraz yetkisi</strong>: Ceza daireleri kararlarına karşı 3 ay içinde itiraz edilebilecek.</p>

<p><strong>- Miras ortaklığı satış usulü</strong>: İlk artırma sadece mirasçılar arasında yapılacak.</p>

<p><strong>İdari Yargı</strong></p>

<p><strong>- Tek hâkim sınırı</strong>: Parasal sınır <strong>486.000 TL</strong> oldu.</p>

<p>- İstinaf ve temyiz sınırları yeniden düzenlendi, iş yükü azalacak.</p>

<p><strong>Hâkim ve Savcı Eğitimi</strong></p>

<p><strong>- Sınav sistemi</strong>: Yazılı ve sözlü sınav getirildi.</p>

<p>- Eğitim konuları: anayasa, insan hakları, ceza, özel hukuk, idare, vergi, usul hukuku, duruşma yönetimi.</p>

<p><strong>Yasal faiz oranı, reeskont faiz oranının% 80'i olacak şekilde değişti</strong></p>

<p>12. yargı paketi ile yasal faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi; TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.</p>

<p>Resmî Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Kanun</a></strong> ile, mevcut sabit oran yerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faizinin %80’ine endekslenmesi hüküm altına alındı. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p><strong>2575 sayılı Danıştay Kanunu’nda</strong> yapılan değişiklik ile Danıştay'daki daire sayısının 10'a düşürülmesine yönelik 23 Temmuz 2026'da sona erecek süre 4 yıl daha uzatılarak Danıştay daire sayısının azalmayacak olması dolayısıyla boşalan her 2 üyelik için bir üye seçimi yapılması uygulamasının da 23 Temmuz 2030'a kadar devamına yönelik düzenleme yapıldı.</p>

<p><strong>Hukuki Etki</strong></p>

<p><strong>Yargının hızlanması: </strong>Duruşma aralarının 3 ayla sınırlandırılması, davaların sürüncemede kalmasını önleyecek.</p>

<p><strong>Sanık lehine düzenlemeler: </strong>HAGB’nin yeniden tanımlanması, mağdur zararının giderilmesi şartını güçlendiriyor.</p>

<p><strong>Ekonomik düzenlemeler: </strong>Kanuni faiz oranı TCMB reeskont oranına bağlandı.</p>

<p><strong>Şeffaflık:</strong> Elektronik satış portalı entegrasyonu ile icra süreçleri daha açık hale gelecek.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <th scope="col"><strong>Alan</strong></th>
   <th scope="col"><strong>Değişiklik</strong></th>
   <th scope="col"><strong>Sonuç</strong></th>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <th scope="row">HMK</th>
   <td>Belirsiz alacak kaldırıldı</td>
   <td>Davalarda netlik</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">CMK</th>
   <td>HAGB yeniden düzenlendi</td>
   <td>Sanık lehine sistem</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">TCK</th>
   <td>IBAN dolandırıcılığı indirimi</td>
   <td>Ceza yarı oranında azaltılacak</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">İcra-İflas</th>
   <td>Mirasçılar arası artırma</td>
   <td>Aile mülkiyeti korunuyor</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">Noterlik</th>
   <td>Evrak elektronik gönderim</td>
   <td>Masrafsız, hızlı işlem</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">İdari Yargı</th>
   <td>Tek hâkim sınırı 486.000 TL</td>
   <td>İş yükü azalıyor</td>
  </tr>
  <tr>
   <th scope="row">Hâkim-Savcı</th>
   <td>Yazılı &amp; sözlü sınav</td>
   <td>Mesleki kalite artışı</td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-vatandasi-dogrudan-ilgilendiren-onemli-degisiklikler</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/hapis-ceza-uzlasmaa.jpg" type="image/jpeg" length="91745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[WhatsApp Gruplarında ve İkili Yazışmalarda Yer Alan Mesajlara Kullanıcı Müdahalesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bilim ve tekniğin sağladığı imkanlar sayesinde iş yerlerinde artık karşılıklı görüşmeler yerine; toplu görüntülü, sesli veya bilgisayar veya cep telefonu üzerinden ortak gruplar oluşturmak suretiyle yazışmaların yapılabilmektedir.</p>

<p><strong>Bu yazışmaların; </strong>bir hiyerarşik düzen içinde amirler ile diğer çalışanlar arasında gerçekleştirildiği, ancak bu görüşme ve yazışma gruplarında paylaşılan belgelerin ve yapılan iş konuşmalarının silinebildiği veya değiştirilebildiği, bunun da grup yöneticisinin veya yetki verdiği kişinin veya grupta bulunanların, yapılan paylaşımları, yazışmaları veya paylaşılan görüntüleri silmesi suretiyle gerçekleşebildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>II. Ortak paylaşımların; tüm grubun izni olmadan, grubun yöneticisi veya yetkilisi veya grupta bulunan birisi tarafından silinmesi hukuka uygun mudur?</strong></p>

<p>Elbette gruba dışarıdan müdahale etmek suretiyle dijital platformdaki paylaşımların silinmesi, bozulması fiilleri; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Bilişim Alanında Suçlar” başlığı altında düzenlenen “Bilişim sistemine girme” başlıklı m.243 ve “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlıklı m.244 kapsamında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Grubun yazılı veya dijital ortamda bir uyulması gereken kurallarını içeren bir sözleşmesi veya iş yerine girerken düzenlenmiş bir hizmet sözleşmesi olup da; yazışmaların ve paylaşımların yer aldığı gruba giren birisi tarafından, grupta paylaşılanların ve paylaştıklarının ayrıca izni veya muvafakati alınmaksızın silinebileceğinin kabul edilmesi halinde, grupta yapılan paylaşımların tahrif edilmemek kaydıyla silinmesinde, TCK m.26/2 kapsamında rızasının olduğu ve bunun da bir hukuka uygunluk sebebi taşıdığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Gruba giren kişinin gösterdiği rızanın “Hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası” başlıklı TCK m.26/2’ye uygun olduğu durumda, verilen bu rıza üzerine kimin grupta paylaşımları silme hakkı ve yetkisi varsa, o kişi tarafından ve belirtilen prosedürde kalmak kaydıyla, otomatik olarak veya müdahale suretiyle paylaşımların silinmesinden hukuki bir sakınca doğmayacaktır. Çünkü ilgilinin rızası; bir hukuka uygunluk sebebi olup, suçun hukuka aykırılık unsurunu ortadan kaldırmaktadır.</p>

<p><strong>Elbette bu husus;</strong> iş yerinde yürütülen iş ve işlemlerin görülmesi ve gördürülmesi ile hiyerarşik yapı içinde gerçekleşen faaliyetlerde, işin yapılmasında meydana gelen gecikmelerde, hatalarda ve eksik hususlarda ispat sorununa yol açacaktır, ancak bunun, tutanağa veya karşılıklı yazışmaya bağlanmamış ve kayıt altına alınmamış karşılıklı görüşmelerden bir farkı da bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>III. Grupta bulunup da dijital sisteme müdahale etmeyen, bilgisayar veya akıllı telefon üzerinden yürütülen bilişim sistemini bozmayan, bilişim sisteminde bulunan verileri tahrif etmeyen, ortadan kaldırmayan, değiştirmeyen veya erişilmez kılmayan, fakat burada yapılan paylaşımların ekran görüntüsünü alan çalışan bakımından bir sorumluluk doğar mı?</strong></p>

<p>Konuyu, her zaman olduğu gibi “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi çerçevesinde değerlendirmek gerekir. “Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme” başlıklı TCK m.244/2’de tanımlanan “var olan verileri başka bir yere gönderen” fiilinin tanımına giren izinsiz bir paylaşım olmadıkça ve burada paylaşılan ticari sırları “Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması” başlıklı TCK m.239’a aykırı olarak yetkisiz kişilerle paylaşmadıkça veya bu sırları ifşa etmedikçe, yapılan paylaşımların ileride silinme veya tahrif edilme ihtimaline binaen ve en önemlisi de kendisi bakımından delil olması maksadıyla ekran görüntüsünün alınıp saklanması suç teşkil etmeyecektir.</p>

<p>Konunun bu yönüyle TCK m.132 ila m.140’da düzenlenen özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar kapsamında incelenmesi gerekir. Grupta bulunan failin, grupta paylaşılanları diğer grupta bulunanların izni olmaksızın ekran görüntüsünü almak suretiyle saklaması, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi çerçevesinde “Haberleşmenin gizliliği ihlal” başlıklı TCK m.132’de, “Kişiler arasında konuşmaların dinlenmesi ve kayda alınması” başlıklı m.133’de ve “Özel hayatın gizliliğini ihlal” başlıklı m.134’de düzenlenen suçları oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>IV. Grupta bulunan birisi tarafından paylaşımların ekran görüntülerinin alınması; TCK m.135’de düzenlenen kişisel verilerin kaydedilmesi, m.136’da tanımlanan verilerin hukuka aykırı ele geçirilmesi suçlarından birisini oluşturur mu?</strong></p>

<p><strong>Bizce oluşturmaz; </strong>çünkü failin burada amacı hukuka aykırı olarak verileri kaydetmek veya ele geçirmek olmayıp, ileride verilerin silinme veya değiştirilme ihtimaline karşı ispat imkanını elinde tutmaktır.</p>

<p><strong>Bu açıdan bakıldığında;</strong> WhatsApp üzerinden oluşturulan gruplarda yapılan paylaşımlara dikkat etmek gerekmekle, bu gruplarda yapılan paylaşımların grupta bulunan birisi tarafından ekran görüntüsünün alınmak suretiyle suç duyurusuna konu edilmesi veya ileride ispat için kullanılabilmesi mümkün olabilmektedir.</p>

<p>Bugüne kadar, gerek 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve gerekse 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu üzerinden bu sorunu çözmek mümkün olamamıştır. Nitekim; bilim ve tekniğin ve dijital platformlar ile bilgisayarların ve akıllı cep telefonlarının sağladığı imkanları sonuna kadar kullanmak ve bunların nimetlerinden faydalanmak isteyen insanlar, bu tür gelişmelerin külfetlerine hiçbir şekilde katlanmak istememektedirler.</p>

<p><strong>Esasında; </strong>bilişim sisteminde yaşanan olağanüstü gelişmeler, sosyal varlık niteliği taşıyan insanların karşılıklı bir araya gelebilmesini veya telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin dışında dijital platformlarda ve bilişim teknikleri üzerinden ikili veya çoklu güvenli şekilde görüşüp yazışabilmesini mümkün kılabilmektedir.</p>

<p>Elbette bu dijital ortamlar ve gruplar suç işlemek amacıyla kullanılmamalıdır. Nitekim; bir hukuk devletinde kanunların izin verdiği ölçüde muhaberat, yani haberleşme hürriyetine müdahale edilebilmesi mümkün olduğundan, insanların bir araya gelmeden ve başkalarının duyamayacağı teknikler üzerinden yaptıkları görüntülü ve sesli görüşmeleri ile yazışmalarına ve paylaşımlarına da müdahale edilebildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>Tekrar belirtmek gerekirse;</strong> bu müdahalelerin hukuka uygun yapılması gerekmektedir, aksi halde bu müdahaleler hukuka aykırı şekilde gerçekleştirilecek, hem yargılamada delil olarak kullanılamayacak ve hem de özel hayata, muhaberata ve iletişim hürriyetine hukuka aykırı müdahale teşkil ettiğinden suç sayılacaktır.</p>

<p><strong>V. Tekrar konumuza dönecek olursak; bir iş yerinde, işlerin ve mesleki faaliyetlerin yürütülmesi amacıyla yapılan yazışmaları ve paylaşımları herkesten silen veya WhatsApp üzerinden mesajların belirlenen süre sonunda silinmesini sağlayan süreli mesajlar uygulamasını aktif etmek suretiyle burada paylaşılan verileri otomatik olarak ortadan kaldıran failin ceza sorumluluğu var mıdır?</strong></p>

<p><strong>WhatsApp uygulamasında süreli mesajlar aktif edilerek; </strong>24 saatlik, 7 günlük veya 90 günlük sürelerin seçimi yoluyla, bu sürelerin sonunda yazışmaların sohbetten kaybolacağı yazışmalar yapılabilir. Örneğin; bir yazışmanın yalnızca 24 saatliğine sohbette tutulması istenildiğinde, WhatsApp’ın <i>“Tutulmadığı takdirde 24 saat sonra bu sohbetten kaybolacak.” </i>uyarısı ile beraber yazışma yapabilmek mümkündür. Bu kayıt önceden sistemde bulunduğundan ve iki tarafça bilindiğinden, paylaşımı silmeye rıza gösterildiğinin kabulü ile bir hukuka aykırılıktan bahsedilemeyecektir.</p>

<p><strong>Fail; </strong>paylaşımda yer alan verileri izinsiz olarak siliyorsa veya süreli mesaj tekniği kullanarak veya bir başka müdahale ile verilerin silinmesini sağlıyorsa, konuyu TCK m.243/3, m.244/2, m.281 kapsamında değerlendirmek, bu değerlendirmeyi de “Fikri içtima” başlıklı TCK m.44 kapsamında dikkate almak gerekir.</p>

<p>WhatsApp grubuna izinsiz giren, yani şifresini kırıp grubu izlemeye alan failin bu fiili TCK m.243/1’e göre suç teşkil etmektedir. Fail tarafından; izinsiz girdiği bilişim sisteminde yer alan veriler ortadan kaldırılırsa veya değiştirilirse veya bu veriler başka bir yere nakledilirse veya sisteme girilmeksizin teknik araçlarla grup hukuka aykırı şekilde izlenirse, TCK m.243/3-4’de düzenlenen suçlar gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Somut olayda;</strong> bir iş yeri, şirket ya da ofis tarafından ve iş amaçlı kurulan WhatsApp grubuna katılan kişinin, sistemde bulunan veriler üzerinde gerçekleştirdiği hukuka aykırı fiillerinin suç oluşturup oluşturmayacağını değerlendirdiğimizde, bu fiilin TCK m.244/1-2 ve m.281 kapsamında ele alınması gerektiği, fiilin her iki suçu oluşturması halinde de TCK m.44’ün tatbikinin gerekeceği izahtan varestedir.</p>

<p>Bilişim sisteminin işleyişini bozan, içinde bulunduğu sistemde yer alan verileri tahrif eden, ortadan kaldıran, değiştiren veya bunları erişilmez kılan veya burada bulunan verileri başka yere gönderen failin bu fiilleri TCK m.244/1-2 kapsamında suç teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>Bu özel hüküm yanında; </strong>konuyu, “Suç delillerini yok, gizleme veya değiştirme” başlıklı TCK m.281 kapsamında da değerlendirmek gerekir.</p>

<p><strong>TCK m.281’de;</strong> <i>“</i>(1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok eden, silen, gizleyen, değiştiren veya bozan kişi, altı aydan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Kendi işlediği veya işlenişine iştirak ettiği suçla ilgili olarak kişiye bu fıkra hükmüne göre ceza verilmez.</p>

<p>(2) Bu suçun kamu görevlisi tarafından göreviyle bağlantılı olarak işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) İlişkin olduğu suç nedeniyle hüküm verilmeden önce gizlenen delilleri mahkemeye teslim eden kişi hakkında bu maddede tanımlanan suç nedeniyle verilecek cezanın beşte dördü indirilir.” hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>TCK m.244/1’e göre, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.</p>

<p><strong>Fiilin;</strong> verileri bozma, ortadan kaldırma, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verilere başka yere gönderme şeklinde gerçekleşmesi halinde, fail 6 aydan 3 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, bir suçun delillerini yok etme, silme, gizleme, değiştirme veya bozma şeklinde gerçekleştirilen fiilin cezası ise, TCK m.281/1’e göre 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasıdır.</p>

<p><strong>TCK m.281/2’de;</strong> bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi halinde verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı, TCK m.281/3’de ise, ilgili olduğu suç nedeniyle hükmün verilmesinden önce, gizlenen delillerin mahkemeye teslimi halinde cezanın beşte dördünün indirileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>“Fikri içtima” başlıklı TCK m.44’de; </strong>“İşlediği bir fiil ile birden fazla farklı suçun oluşmasına sebebiyet veren kişi, bunlardan en ağır cezayı gerektiren suçtan dolayı cezalandırılır.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Somut olayda; </strong>WhatsApp grubuna müdahale içeren fiilin özellikleri, unsurları ve niteliği dikkate alınarak ve TCK m.281/3’de yer alan ceza indirimi gözönünde bulundurulmaksızın, fiil aynı anda birden fazla suç oluşturuyorsa, alt ve üst sınırlarına göre fail en ağırından cezalandırılır.</p>

<p><strong>VI. İş ortamında veya resmi yazışmalarda e-posta yerine WhatsApp kullanımı sorunlu sayılır mı?</strong></p>

<p><strong>WhatsApp verilerinin delil niteliği ve gücü tartışmalı olmakla birlikte; </strong>son zamanlarda güvenilir şekilde elde edilen, yani müdahale tekniği CMK m.134’e ve m.135’e uygun olmak kaydıyla veya bunun dışında veri sahibinin izni ile özel kişiler tarafından paylaşılan veya karşılıklı yazışmanın muhataplarından birisi tarafından sadece delil maksatlı olarak ekran fotoğrafı değil, ekran kaydı alınarak, geçerliliğinde sorun teşkil etmeyecek şekilde paylaşımların bir kovuşturmaya veya davaya delil olarak sunulması mümkündür.</p>

<p><strong>WhatsApp yazışmalarının Özel Hukukta delil başlangıcı niteliği taşıdığı söylense de; </strong>WhatsApp yazışmalarının ceza muhakemesinde başka somut delillerle desteklenmesi gereken delillerden olacağı, tek başına paylaşımların ve yazışmaların suç teşkil etmeyeceği, ancak paylaşımların şantaj, tehdit, hakaret gibi suçların unsurlarını içerebileceği, bunun dışında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti veya insan öldürme gibi suçlarda başka delillerle desteklenmesi gereken delil niteliği taşıyacağı, sonuçta yazışmalarda yer alan içeriğin doğruluğunun ortaya koyulmasının gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p>E-posta yoluyla yapılan yazışmaların daha güvenli olduğu, bu yazışmalara müdahale edilemediği, yazışmaların silinemediği, dolayısıyla mesleki yazışmaların ikili veya çoklu şekilde WhatsApp üzerinden yapmak yerine, İspat Hukuku açısından e-posta sistemi üzerinden yapmak gibi bir zorunluluk bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>E-posta; </strong>mektup veya diğer geleneksel iletişim teknikleri gibi üzerinden uzun zaman geçmiş, ancak hala “yeni nesil” sayılabilecek bir iletişim tekniğidir. Ayrıca; kanun koyucu tarafından elektronik imzanın, elektronik tebligatın, UYAP, EKAP, UETS sistemler üzerinden yazışma tekniklerinin kullanılabilir kılındığı da bilinmektedir.</p>

<p><strong>VII. Değerlendirme</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Klasik bir söz olarak; </strong>hukukun, bilim ve teknik gelişmelerin gerisinde kaldığı, düzenlemelerin gelişmelerden çok sonra getirildiği, ancak bu düzenlemelerin de geç kalınmışlık sebebiyle ihtiyaçları tam anlamıyla karşılamadığı, bununla birlikte temel hak ve hürriyetlere müdahale şeklinde uygulanabildiği görülmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu, temel hak ve hürriyetlerin korunması amacıyla kanunları çıkarır. Bir kanun; sırf temel hak ve hürriyetleri sınırlamak için değil, aksine onları korumak için getirilir. “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün amacı da esasında temel hak ve hürriyetler ile kamu düzenini korumaktır.</p>

<p><strong>Bu kapsamda; </strong>kamu kurum ve kuruluşları ile özel iş yerlerinde ve şirketlerde ispat amaçlı yazışmaların nasıl yapılacağı elbette düzenlenebilir, fakat “fikri alan” taşıyan bu alana Ceza Hukukunun aşırı müdahalesi düşünülemez. Bu tür bir müdahalenin, demokratik toplumda duyulan zorunluluk olarak nitelendirilmesi de mümkün olmayacaktır. Konuyu, bilim ve tekniğin sağladığı nimetler ve külfetler olarak görmek gerekir.</p>

<p>İnsanların ikili veya çoklu yapacağı görüşmelere ve yazışmalara dışarıdan müdahale, Anayasa m.13 çerçevesinde olmadıkça hukuka uygun sayılamaz, yani kanunla her şeyi yapamazsınız ve her şeyi zorunlu kılamazsınız, aksi halde hukuk devletinin yerini kanun devleti alır.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> kamu kurum ve kuruluşlarını bir tarafta tutacak olursak, şirketlerin ve özel iş yerlerinin yapacağı yazışmaların e-posta yoluyla mı, yoksa ikili veya çoklu şekilde WhatsApp kullanmak suretiyle mi yapılacağı, özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı gözetilmek suretiyle bunların denetimi ve bunlara müdahale de dahil olmak üzere, tümü ile bu iş yerinin çıkartacağı talimatlar ve çalışanların akdettiği hizmet sözleşmeleri çerçevesinde belirlenir. Ancak belirtmeliyiz ki; bu sözleşmede yer alan hükümlerin, kamu düzenine ve temel hak ve hürriyetlerin özüne aykırı olmaması gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/whatsapp-gruplarinda-ve-ikili-yazismalarda-yer-alan-mesajlara-kullanici-mudahalesi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/yazar/ersan-sen-whatsapp.jpg" type="image/jpeg" length="42732"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2018/445 E., 2021/12 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 28.01.2021 tarihli, 2018/445 E., 2021/12 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/445 E., 2021/12 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : Ceza Genel Kurulu<br />
Mahkemesi :Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Sanık ...'in ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/2, 43/1, 62, 50/1-a, 52/2 ve 53/5. maddeleri uyarınca 1.860 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin ilk derece sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince verilen 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı hükmün sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının "Onama" istemli 26.09.2018 tarihli ve 7 sayılı tebliğnamesiyle dosya Ceza Genel Kuruluna gönderilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Temyiz incelemesi yapan Ceza Genel Kurulunca dosya incelenip görüşülerek gereği düşünüldü:<br />
İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verilen hükmün adli para cezası olması karşısında, sanık müdafisinin duruşmalı inceleme isteminin CMK’nın 299. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.<br />
İncelenen dosya kapsamına göre;</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Üçüncü Dairesince 21.06.2016 tarih ve 6962-7554 sayı ile; daha önce yapılan denetimler sırasında, ilgili soruşturma evrakında gerekli işlemlerin yapılmadığı tespit edilip, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yazılı ve sözlü uyarılar yapılarak soruşturma dosyalarının gereğinin yapılması istenmesine ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görevli Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan derdest evrak sayısının ihbar tarihi itibarıyla ortalama 350-400 civarında olmasına rağmen, son yapılan denetimde; sanığın, uhdesinde bulunan yaklaşık 950 soruşturma evrakının yarısına tekabül edecek şekilde 460 soruşturma evrakında makul sürede işlem yapmayarak gecikmeye sebebiyet verdiği, bu evrakın yaklaşık 245 adedi ile ilgili 1 ilâ 2 yıl süreyle hiç işlem yapmadığı, kalan evrak üzerinde ise 5 ilâ 8 ay süreyle işlem tesis etmediği iddiasına ilişkin olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet savcısı olan sanık hakkında muhakkik tarafından soruşturma yapılmak üzere 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu’nun 82. maddesi uyarınca soruşturma izni verilmesi hususunda Kurul Başkanına teklifte bulunulmasına karar verildiği, HSYK Başkanı tarafından da 28.07.2016 tarihinde bu hususta olur verildiği,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu İkinci Dairesince 20.02.2017 tarih ve 196-90 sayı ile; soruşturma izni verilmesine konu iddialar ile ilgili olarak kovuşturma yapılması gerekli görüldüğünden sanık hakkında kovuşturma izni verilmesine, düzenlenecek iddianame ile birlikte İstanbul Ağır Ceza Mahkemesine verilmek üzere soruşturma evrakının 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nun 89. maddesi uyarınca İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verildiği,<br />
Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliğinin 20.10.2017 tarihli ve 17851-36117 sayılı cevabi yazısına göre; sanığın 31.12.2006 tarihinde birinci sınıf olduğunun bildirildiği,</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı HSK Muhabere Bürosunun 02.02.2018 tarihli ve 2018/150 sayılı cevabi yazısına göre; sanığın 02.09.2013 - 01.09.2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görev yaptığı,</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekili..... tarafından düzenlenen 05.05.2016, 13.05.2016 ve 18.05.2016 tarihli dosya inceleme tutanaklarında; sanık hakkında soruşturma ve kovuşturma izni verilmesine konu hususlarla ilgili tespitlere yer verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tanık ...; 2014 yılının Şubat ayından itibaren yaklaşık bir yıl süre Cumhuriyet savcısı olan sanığın yanında zabıt kâtibi olarak çalıştığını, o tarihlerde sanığın duruşmalara çıktığını, ilk başlarda dosya sayısının 700 civarında olduğunu, sanık tarafından kendisine verilen işlerin hepsini zamanında yaptığını, sanığın duruşmalara çıktığı dönemde daha az dosyanın gelmesi nedeniyle dosyalarının azalarak hatırladığı kadarıyla 550 civarına kadar düştüğünü, duruşma kaldırılınca sanığa diğer savcılarla eşit sayıda dosya gelmeye başladığını, bu nedenle dosya sayısının yeniden artarak 900 civarına ulaştığını, günlük verilen dosyaları ve ek evrakı günü gününe sanığa verdiğini, sanığın kendisine geri vermiş olduğu evrakın işlemlerini yaptığını ancak sanık tarafından verilen talimatları ve görevleri yerine getirmesine rağmen iş yükü çok fazla olduğundan ve işlere tek başına yetişemediğinden yer değişikliği talebinde bulunduğunu ve görev yerinin değiştirildiğini,<br />
Tanık ...; tarihini net olarak hatırlayamamakla birlikte sanığın yanında tanık...’dan sonra zabıt kâtibi olarak çalışmaya başladığını, teslim aldığı dosya sayısının 750-800 civarında olduğunu, sanığın mesai saatlerine muntazam olarak uyduğunu ancak dosya sayısı biraz fazla olması ve zaman kalmaması nedeniyle dosyalara yetişemediğini, zira o tarihlerde diğer savcıların ortalama 350-400 civarında dosyasının bulunmasına karşın kendi dosyalarının sayısının yaklaşık 800 civarında olduğunu, sanığın işine sahip çıkan birisi olup gelen vatandaşlar ve avukatlarla ilgilendiğini, taleplerini dinlediğini, teftiş zamanı iki dosyanın eksik çıkması nedeniyle sanıkla aralarında küçük bir problem yaşandığını ancak daha sonra dosyaların bulunduğunu, söz konusu tartışma yüzünden yer değişikliği isteyerek sanığın yanından ayrıldığını,</p>

<p>Tanık ...; 2015 yılının Ocak ayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı 1 Numaralı Genel Soruşturma Bürosunda memuriyete başladığını, göreve başladıktan sonra sanığın kâtibi tanık...'a yardımcı olmak için görevlendirildiğini, yaklaşık bir ay kadar çalıştıktan sonra da başka bir Cumhuriyet savcısının yanında görevlendirildiğini, bu süre zarfında sanık ile ilgili olumsuz bir duruma şahit olmadığını, sanığın mesaiye riayet ettiğini, herhangi bir şekilde görevini ihmal ettiğine şahit olmadığını, işe yeni başladığı için yargılamaya konu olaylara pek vakıf olmadığını,</p>

<p>Tanık ...; tarihini net olarak hatırlayamamakla birlikte beş altı ay kadar süre ile sanığın kâtibi olarak görev yaptığını, çalıştığı dönemde sanığın 500-600 civarında dosyası olduğunu, hatırladığı kadarıyla diğer Cumhuriyet savcılarında da aynı sayıda dosya bulunduğunu, sanığın mesai saatlerine riayet ettiğini, dosyaları titizlik ve dikkatle incelediğini, hatta evine dosya götürüp evde bile çalıştığını, herhangi bir şekilde görevini ihmal ettiğine şahit olmadığını,</p>

<p>Tanık ...; 2013 yılında İstanbul Anadolu yakasındaki adliyelerin birleştirilmesi üzerine Pendik Adliyesindeki görevinden ayrılarak İstanbul Anadolu Adliyesinde çalışmaya başladığını, yaklaşık iki yıl kadar ağır ceza mahkemesinde duruşma savcısı olarak görev yaptıktan sonra mahkemenin çok yoğun olması, haftada dört gün ve akşam saatlerine kadar duruşma yapılması nedeniyle Cumhuriyet Başsavcısına duruşmadan ayrılmak istediğini söylediğini, Cumhuriyet Başsavcısının; sanığın dosyalarını teraküme uğrattığını, onun dosyalarını alması hâlinde duruşma savcılığından alınabileceğini söylemesi üzerine bu teklifi kabul etmek zorunda kaldığını, sanığın uhdesinde bulunan binin üzerindeki dosyayı teslim aldığını, dosyaları incelediğinde bir kısım dosyada çeşitli notlar olduğunu gördüğünü ancak dosyalarda çok eksik de bulunduğunu, bazı dosyalarda müsvedde olarak iddianame veya takipsizlik yazılmış ise de söz konusu dosyaların mevcut hâli ile karara çıkmasının mümkün olmadığını, eksiklikleri giderdikten sonra dosyaları neticelendirdiğini, bazı dosyaların uzun süre işlemsiz kaldığını ancak aradan uzun süre geçmesi nedeniyle kaç dosyanın ne kadar süre ile işlemsiz kaldığını tam olarak hatırlamadığını, işlemsiz dosyaların bazılarında notlar olmakla birlikte prensip gereği bunlara itibar etmeyerek dosyaları baştan incelediğini, A'dan Z'ye tüm dosyaları inceledikten sonra kararlarını yazdığını, dosyaların birçoğunun hazır olmadığını, her akşam saat 19.00’dan önce adliyeden çıkmayıp, hafta sonları da çalışarak dosya sayısını makul seviyeye indirdiğini,</p>

<p>Tanık..; sanığı İstanbul Anadolu Cumhuriyet Savcısı olarak görev yapması nedeniyle tanıdığını, Cumhuriyet Başsavcısınca sanığın 1 Numaralı Genel Soruşturma bürosunda görevlendirildiğini, Cumhuriyet Başsavcı vekili olarak iş bölümündeki açıklamalar doğrultusunda Cumhuriyet savcılarına evrak tevzi edildikten sonra altı ayda bir denetim yapıp, tutanak tutarak bilgi amacıyla Cumhuriyet Başsavcısına gönderdiğini, bu şekilde iki kez denetim yaptığını, her ikisinde de sanığın uhdesindeki soruşturma evrakının çoğunda işlem yapılmadığını tutanakla tespit ettiğini, sanığa, yazım ile ilgili sorun olduğu takdirde kâtip takviyesi yapabileceklerini söylediğini, bazen iki kâtip görevlendirilmesi bazen de sanığın notladığı kararların dağıtılarak kalemde yazdırılması suretiyle sorunu gidermeye çalıştıklarını, sanığın çalışmış olduğu bir kâtipten, dosyalarına işlem yapılmadığını öğrenen bazı vatandaş veya avukatların bu durumdan yakındıklarını öğrenmesi üzerine sanığı bu konuda uyardığını, sanığın da bu hususları dikkate alacağını söylediğini, daha sonra sanığın görüldü ve denetim işlemlerinin tanık ... tarafından yerine getirildiğini, altı aylık son denetim sonucunda, sanığın devraldığı ve sonradan tevzi edilen evrakta teraküme neden olduğunu belirterek düzenlemiş olduğu tutanağı Cumhuriyet Başsavcısına verdiğini ve Cumhuriyet Başsavcısı tarafından Hâkimler ve Savcılar Kuruluna ihbarda bulunulduğunu, yapılan suç duyurusunu takiben Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından konuyla ilgili olarak kendisine inceleme yetkisi verilince buna dair tespitlerini fezlekeye bağladığını,</p>

<p>Tanık ... ...; 2015 yılının Ocak ayında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcı Vekili olarak görevlendirildiğini, görevi gereği birlikte çalıştığı Cumhuriyet savcılarının dosyalarını altı aylık süreler içerisinde denetlediğini, sanığın da, birlikte çalıştığı Cumhuriyet savcılarından olduğunu, 09.06.2015 tarihli denetim tutanağının kendisi tarafından yapılan denetleme sonucu düzenlendiğini, tutanakta da belirtildiği üzere sanığın uhdesinde bulunan 900'e yakın soruşturma evrakının çoğunun çok uzun süreler işlemsiz kaldığını, bu denetimden sonra soruşturma evrakının tanık ...'ye devredildiğini, tanık...’ın çok kısa sürede bu evrakı azalttığını, bunun da dosyaların esasen karara bağlanmaya hazır edilmiş olduğu anlamına geldiğini, 2015 yılından önce de sanık hakkında o tarihlerde görevli Cumhuriyet Başsavcı vekili tarafından benzer tutanaklar düzenlendiğini, göreve başladığında sanığa kaç dosya verildiği konusunda bir bilgisinin olmadığını, bunların UYAP ve İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı kayıtlarından temin edilebileceğini, bunun 300 ya da 400 civarında olduğunu tahmin ettiğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; yaklaşık 30 yıldır Cumhuriyet savcısı olarak görev yaptığını, 2013 yılında İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak göreve başladığında kendisine yaklaşık 350-400 civarında soruşturma dosyası verildiğini ayrıca her geçen gün tevziden dosya geldiğini, gelen dosyalarda Cumhuriyet savcısı olarak yapması gerekenleri ilgili evrakın üzerine notlar alıp müzekkereler yazmak suretiyle yerine getirdiğini ancak bu notlarının gereğini yapmayan zabıt kâtiplerinin kendisiyle çalışmak üzere görevlendirildiğini, söz konusu kâtiplerin görevlerini yapmadığını ve ihmal ettiğini Cumhuriyet Başsavcı Vekili olan tanık ...e söylediğini, tanık ...in de, kendisine "Tutanak tut, gereğini yapalım." dediğini, tutanak tutmasına rağmen kâtipler hakkında takipsizlik kararı verilerek kendisi hakkında teraküme sebebiyet vermekten işlem yapıldığını, başka meslektaşları gibi daimi aramaya evrak göndermediği için elinde kalan dosya sayısının fazla göründüğünü, kalan dosyaları 2015 yılı adli tatilinde evine götürdüğünü, soruşturma evrakı üzerinde çalışarak yapılacak işlemlerle ilgili olarak dosyalara notlar eklediğini ancak adli tatil dönüşünde uhdesinde bulunan bu dosyaların tanık...’a verildiğini öğrendiğini, işlerin birikmesinin bir sebebinin de eşinden boşanması ve trafik kazası geçirmesi olduğunu, olayların psikolojisini bozarak kendisini olumsuz yönde etkilediğini, görevini kasten ihmal etmediğini, 30 yıllık mesleki geçmişinde hiçbir zaman teraküme neden olmadığını, suçsuz olduğunu, ayrıca bu kadar dosya içerisinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin hakkında şikâyetçi olmadığını, beraatini talep ettiğini, aksi kanaat hâlinde ise lehe olan hükümlerin uygulanmasını ve hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesini talep ettiğini savunmuştur.<br />
Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulması bakımından Cumhuriyet savcısının görev ve yetkilerine ilişkin mevzuat hükümleri üzerinde durulmalıdır.<br />
5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun’un "Cumhuriyet başsavcılığının görevleri" başlıklı 17. maddesinde;</p>

<p>"1. Kamu davasının açılmasına yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma yapmak veya yaptırmak,</p>

<p>2. Kanun hükümlerine göre, yargılama faaliyetlerini kamu adına izlemek, bunlara katılmak ve gerektiğinde kanun yollarına başvurmak,</p>

<p>3. Kesinleşen mahkeme kararlarının yerine getirilmesi ile ilgili işlemleri yapmak ve izlemek,</p>

<p>4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.";</p>

<p>Aynı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının görevleri" başlıklı 20. maddesinde ise;</p>

<p>"1. Adlî göreve ilişkin işlemleri yapmak, duruşmalara katılmak ve kanun yollarına başvurmak,</p>

<p>2. Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek,</p>

<p>3. Gerektiğinde Cumhuriyet başsavcısına vekâlet etmek,</p>

<p>4. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak."</p>

<p>Hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Bir suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" başlıklı 160. maddesi;</p>

<p>"(1) Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya başlar.</p>

<p>(2) Cumhuriyet savcısı, maddî gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için, emrindeki adlî kolluk görevlileri marifetiyle, şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür.",</p>

<p>Aynı Kanun’un "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin birinci fıkrası ise;<br />
"Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...",<br />
Biçimindedir.</p>

<p>Bu aşamada sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçuna ilişkin açıklamalara da yer verilmesinde yarar bulunmaktadır.<br />
Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddede ;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) (Mülga: 2/7/2012-6352/105 md.)" şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü’ne göre ihmal; "Yapmama, savsama" anlamına gelmekte, gecikme ise; "Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin, ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan söz edilebilmesi için; "Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi" gerekmektedir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>Norma aykırı davranışın maddede belirtilen sonuçları doğurup doğurmadığının saptanabilmesi için "Mağduriyet", "Kamunun zarara uğraması" ve "Haksız menfaat" kavramlarının açıklanması ve somut olayda bunların gerçekleşip gerçekleşmediklerinin belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; "Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir." şeklinde vurgulanmış, öğretide de; mağduriyetin sadece ekonomik bakımdan ortaya çıkan zararı ifade etmeyip daha geniş bir anlama sahip olduğu, bireyin, sosyal, siyasi, medeni her türlü haklarının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine neden olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğine işaret edilmiştir (Mehmet Emin Artuk-Ahmet Gökçen-Ahmet Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitapevi, 11. Bası, Ankara, 2011, s. 911 vd.; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara, 2013, s. 772; Veli Özer Özbek-Mehmet Nihat Kanbur-Koray Doğan-Pınar Bacaksız-İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2011, s. 974).</p>

<p>Kişilere haksız menfaat sağlanması, bir başkasına hukuka aykırı şekilde her türlü maddi ya da manevi yarar sağlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde "ekonomik bir zarar" olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanunu'nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir. Bu belirleme; uğranılan kamu zararının miktarının kesin bir biçimde saptanması anlamında olmayıp miktarı saptanamasa dahi, işin veya hizmetin niteliği nazara alınarak, rayiç bedelden daha yüksek bir bedelle alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde de kamu zararının varlığı kabul edilmelidir. Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir.</p>

<p>Son olarak uyuşmazlığın çözümüne katkısı bakımından "zincirleme suç" ve "mütemadi suç" kavramları üzerinde de durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'na hâkim olan ilke gerçek içtima olduğundan, bunun sonucu olarak, "Kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza" söz konusu olacaktır. Nitekim bu husus Adalet Komisyonu raporunda da; "Ceza hukukunun temel kurallarından birisi, 'kaç fiil varsa o kadar suç, kaç suç varsa o kadar ceza vardır." şeklinde ifade edilmektedir. Bunun istisnaları, suçların içtimaı bölümünde belirlenmiştir. Bu istisnalar dışında, işlenen her bir suçla ilgili olarak ayrı ayrı cezaya hükmedilecektir. Böylece verilen her bir ceza, bağımsızlığını koruyacaktır. Bu kuralın istisnalarına ise TCK’nın "Suçların içtimaı" bölümünde, 42 (bileşik suç), 43 (zincirleme suç) ve 44 (fikri içtima) maddelerinde yer verilmiştir.</p>

<p>TCK'nın 43. maddesinin birinci fıkrasında; "Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır.” biçiminde zincirleme suç, ikinci fıkrasında; "Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır." denilmek suretiyle aynı neviden fikri içtima düzenlemesine yer verilmiş, üçüncü fıkrasında da zincirleme suç ve aynı neviden fikri içtima hükümlerinin uygulanmayacağı suçlar belirtilmiştir.</p>

<p>TCK'nın 43/1. maddesi uyarınca zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için;</p>

<p>a- Aynı suçun değişik zamanlarda birden fazla işlenmesi,</p>

<p>b- İşlenen suçların mağdurlarının aynı kişi olması,</p>

<p>c- Bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>TCK’nın 43/1. maddesinde bulunan, "değişik zamanlarda" ifadesi nedeniyle zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için, suçların mutlaka değişik zamanlarda işlenmesi gereklidir ki, bunun sonucu olarak, aynı mağdura, aynı zamanda, aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda tek suçun oluşacağı kabul edilmiştir. Bu hâlde zincirleme suç hükümleri uygulanarak artırım yapılamayacak, ancak bu husus TCK’nın 61. maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde göz önüne alınabilecektir.</p>

<p>TCK'nın 43/1. maddesinin açıklığı karşısında öğretide de zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesi için suçların farklı zamanlarda işlenmesi gerektiği konusunda görüş birliği bulunmaktadır.<br />
Öte yandan, kanunumuz zaman konusunda olduğu gibi, suçların işlendikleri yer bakımından da bir sınır koymamıştır. Ancak, suçların aynı yerde işlenmeleri, suç işleme kararındaki birliğin bir işareti olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Suç kastından daha geniş bir anlamı içeren suç işleme kararı, suç kastından daha önce gelen genel bir karar ve niyeti ifade etmektedir. Önce suç işleme kararı verilmekte ve bundan sonra bu genel kararın icrası farklı zamanlardaki suçlarla gerçekleştirilmektedir. Kararın gerçekleştirilmesi için gerekli suçların her birinde ayrı suç kastları, bir başka deyişle bir suç için gerekli olan maddi ve manevi unsurlar ayrı ayrı yer almaktadır.</p>

<p>Suç işleme kararının yenilenip yenilenmediği, birden çok suçun aynı karara dayanıp dayanmadığı, aynı zamanda suçlar arasındaki süre ile de ilgilidir. İşlenen suçların arasında kısa zaman aralıklarının olması suç işleme kararında birlik olduğuna; uzun zaman aralıklarının olması ise suç işleme kararında birlik olmadığına karine teşkil edebilecektir. Yine de suçlar arasında az veya çok uzun zaman aralığının var olması, bu suçların aynı suç işleme kararı altında işlendiğini ya da işlenmediğini her zaman göstermeyecektir. Diğer bir anlatımla, sürenin uzunluğu kararın yenilendiğini düşündürebileceği gibi, kısalığı da her zaman kararın yürürlükte olduğunu göstermeyebilecektir. Diğer taraftan, hukuki veya fiili kesintiler olduğunda farklı değerlendirmeler yapılması mümkündür. Ancak bu değerlendirme her olayda ayrı ayrı ve diğer şartlar da dikkate alınarak yapılmalıdır. Bu nedenle, başlangıçta belirli bir süre geçince suç işleme kararı yenilenmiş ya da değişmiş olur demek, soyut ve delillerden kopuk bir değerlendirme olacaktır. Failin iç dünyasını ilgilendiren bu kararın varlığının her olayın özelliğine göre suçun işleniş biçimi, suçun işlenmesindeki özellikler, fiillerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, fiiller arasında geçen süre, korunan değer ve yarar, hareketin yöneldiği maddi konunun niteliği, olayların oluşum ve gelişimi ile dış dünyaya yansıyan diğer tüm özellikler değerlendirilerek belirlenmesi gerekecektir.</p>

<p>Teselsül iliskisi içerisinde islenen suçlar icrai nitelikte olabileceği gibi, ihmali nitelikte de olabilir. TCK'da bu hususta herhangi bir kısıtlama öngörülmediğinden ihmali suçlarda da zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkündür. Ancak 765 sayılı Kanun’un 80. maddesinde yer alan; "Bir suç işlemek kararının icrası cümlesinden olarak kanunun aynı hükmünün bir kaç defa ihlâl edilmesi, muhtelif zamanlarda vaki olsa bile bir suç sayılır..." şeklindeki düzenlemeden farklı olarak 5237 sayılı TCK'nın suçların 'farklı zamanlarda' işlenmesini zincirleme suç bakımından şart hâline getirmesi nedeniyle ihmali suç niteliğinde olsa dahi aynı anda gerçekleştirilen fiiller açısından zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün değildir.</p>

<p>Öte yandan tipikliğin gerçekleşmesi ile tamamlanan ve aynı zamanda biten diğer bir ifade ile icrası devam etmeyen suçlara ani suç, suçun unsuru olarak gösterilen hareketin yapılmasıyla tamamlanan ancak icrası devam eden suçlara mütemadi suç adı verilmektedir. Kesintisiz suçlarda ihlal bir anda olup bitmemekte, zaman içinde failin iradesi veya üçüncü kişilerin müdahalesi ile kesintiye uğrayıncaya kadar devam etmektedir. Failin iradi davranışının kesintiye uğradığı anda ise temadi bitmekte yani suç işlenmiş olmaktadır. Bu aşamaya kadar fail tarafından gerçekleştirilen eylemler ise hukuksal anlamda tek fiil oluşturmaktadır. Buna karşın failin aynı suçu oluşturmakla birlikte farklı zamanlarda gerçekleşen ve her biri başlı başına suç teşkil eden eylemlerinin farklılaştığı veya çeşitlilik gösterdiği durumlarda temadiden söz edilemeyeceğinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olabilecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>02.09.2013 - 01.09.2015 tarihleri arasında İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın, belirtilen dönem içerisinde kendisine tevdi edilen yaklaşık 950 soruşturma dosyasının 460 adedinde makul sürede işlem yapmadığı, anılan evrakın yaklaşık 245 tanesinde bir yıldan iki yıla, kalan evrak üzerinde ise beş aydan sekiz aya varan sürelerle herhangi bir işlem tesis etmediği, buna karşın genel soruşturma bürosunda görevli diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan derdest evrak sayısının ortalama 350-400 civarında olduğu, sanığın bu ortalamanın çok üzerinde evrak bulundurmak suretiyle teraküme yol açtığı ve atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu işlediği İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda;<br />
Her ne kadar sanık aşamalarda; kendisine tevdi edilen dosyaların gereğini, üzerlerine notlar alıp müzekkereler yazmak suretiyle yerine getirdiğini ancak zabıt kâtiplerinin kendilerine bu şekilde teslim edilen dosyaların gereğini yapmadıklarını, diğer meslektaşları gibi daimi aramaya evrak göndermediği için elinde kalan dosya sayısının fazla göründüğünü, 2015 yılı adli tatilinde evine götürdüğü dosyalara yapılacak işlemlerle ilgili olarak notlar eklediğini ancak adli tatil dönüşünde uhdesinde bulunan bu dosyaların tanık...’a verildiğini öğrendiğini ve sonuçlandırılmaya hazır olan bu dosyaların tanık... tarafından kısa sürede karara bağlandığını, işlerin birikmesinin bir sebebinin de eşinden boşanması ve trafik kazası geçirmesi olduğunu, yürüttüğü soruşturmaların tarafı olan hiç kimsenin de hakkında şikâyetçi olmadığını savunmuş ise de;</p>

<p>Sanığın da aralarında yer aldığı Cumhuriyet savcılarınca yapılan işlemleri belirli sürelerle denetlemekle görevli Cumhuriyet Başsavcı Vekilleri olan tanıklar... ve ... ...’ün, yaptıkları denetimler sonucu sanığın uhdesinde bulunan dosyalarda teraküme yol açtığını belirlediklerine ilişkin anlatımları ile bu anlatımları destekleyen denetim raporları, sanığın yanında zabıt kâtibi olarak görev yapan tanık ...’nin, işlem yapılmak üzere sanık tarafından verilen dosyaların işlemlerini günü gününe yaptığını ifade etmesi ve sanıktan sonra suça konu soruşturma dosyalarını devralan Cumhuriyet savcısı tanık...’ın, işlemsiz dosyaların bazılarında notlar olmakla birlikte prensip gereği bunlara itibar etmeyerek dosyaları en baştan incelediğini, zira dosyaların mevcut hâli ile karara çıkmasının mümkün olmadığını belirtmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın iş bölümü gereği kendisine tevdi edilen soruşturma evrakının akıbetini takip etmek, gereğini yapmak, olanaklı olan en kısa sürede sonuçlandırmak ve bu işlemler sırasında kalem personelini denetlemekle görevli ve yükümlü olduğu hâlde, görevini mevzuatın öngördüğü şekilde yerine getirmediği, kalem personelini denetlemediği, soruşturma evrakının akıbetini takip etmediği, personel yetersizliği, trafik kazası geçirmesi ve boşanması gibi mazeretlere dayalı savunmasının ise aynı büroda görev yapan diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde bulunan ortalama dosya sayısının sanığa oranla çok daha az olduğu dikkate alındığında makul olarak değerlendirilemeyeceği, açıklanan sebeplerle görevinin gereğini yapmakta ihmal ve gecikme göstererek mevzuata aykırı davranan ve gerek söz konusu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerini geciktirmek gerekse soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunu askıda tutarak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçmek suretiyle kişilerin mağduriyetine yol açan sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Öte yandan İlk Derece Mahkemesince de değinildiği üzere sanığın aynı suç işleme kararının icrası kapsamında gerçekleştirdiği iddianame ve kovuşturmaya yer olmadığına dair kararların yazılmaması, ifadeye çağırma işlemlerinin yapılmaması ve gereği yerine getirilmeyen müzekkerelerin tekit edilmemesi gibi soruşturma evrakı ile ilgili işlem yapmama eylemlerinin çeşitlilik göstermesi, Cumhuriyet Başsavcı Vekillerince yapılan olağan denetimler sonucu uyarılmasına karşın sanık tarafından suça konu eylemlerin sürdürülmesi ve dosyaları toplu olarak devraldıktan sonra dahi sanığa tevzi edilen dosya akışının sürmesi nedenleriyle sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla usul ve kanuna uygun İlk Derece Mahkemesi hükmünün onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Başkanı;<br />
"Olay yeri Cumhuriyet Savcısı olan sanık ...'in, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Genel Soruşturma Bürosunda, mevcut iş bölümü gereği kendisine tevdi edilen soruşturma evrakını sonuçlandırmakla görevli olduğu, bu bölümde görevli olduğu dönemde 01.09.2015 tarihine kadar uhdesinde 915 soruşturma dosyası bulunduğu, yaklaşık iki yıl görev yaptığı aynı bürodaki diğer Cumhuriyet savcılarının uhdelerinde ise ortalama 350 - 400 civarında soruşturma dosyası bulunduğunun belirlendiği, aynı şekilde sanık ...’in, uhdesinde bulunan birçok evrakta makul sürede işlem yapmayarak birikime yol açtığı, bu suretle adalet bekleyen vatandaşların beklentisini karşılamayarak mağduriyetlerine neden olmak suretiyle görevini ihmal ettiği iddiasıyla kamu davası açılmış, Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı kararı ile de sanığın zincirleme görevi ihmal suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda yer alan 'Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar' arasında 257. maddede düzenlenmiştir. Bu suç ile, 'görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle' (TCK m. 257/1) ve 'görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek' (TCK m. 257/2) kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi cezalandırılmaktadır.<br />
Görevi kötüye kullanma suçu, kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında uygulama alanı bulduğundan bu suçun düzenlendiği hüküm tali norm özelliği göstermektedir. Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde cezalandırma alanına giren fiiller, kanunda ayrıca suç olarak tanımlananlar dışında kalan fiillerdir. Eğer belirli bir görevi kötüye kullanma fiilini cezalandıran bir norm varsa hüküm öncelikle o normun uygulanmasını emretmiş ve o norma asıl norm vasfı vermiştir. Örneğin zimmet ve rüşvet eylemleri, özel olarak cezalandırılması öngörülmüş olan görevi kötüye kullanma hâlleridir. Görevini kötüye kullanmak suretiyle zimmetine para geçiren kamu görevlisi TCK'nın 247. maddesinde cezalandırılacak, ayrıca faile TCK'nın 257. maddesinden dolayı ceza verilmeyecektir.</p>

<p>Bu suçla korunan hukuki yarar madde gerekçesinde, 'Toplumda, kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda hâkim olan güvenin, inancın sarsılmaması gerekir.' denmek suretiyle bu suçla kamu idaresinin işleyişine duyulan güvenin korunmaya çalışıldığı ifade edilmiştir. Bu suçla kamu hizmetinin verilmesinde disiplin sağlanmakta, idarenin düzenli, etkin, dürüst ve tarafsız bir şekilde işleyişi güvence altına alınmaktadır.<br />
Görevi kötüye kullanma suçu sadece kamu görevlisi sıfatına sahip kişilerce işlenebilir. Bu nedenle suç özgü suçlar grubuna dahildir. 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 'Tanımlar' başlığını taşıyan 6/1-c maddesinde kamu görevlisi 'kamu görevlisi deyiminden, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi' olarak tarif edilmiştir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesinde 'görevin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevi kötüye kullanma' ve 'görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstermek suretiyle' görevi kötüye kullanma olmak üzere iki ayrı suç tipi düzenlenmiştir. Bu suçları icrai surette görevi kötüye kullanma ve ihmal suretiyle görevi kötüye kullanma suçları şeklinde adlandırmak da mümkündür.</p>

<p>Her iki görevi kötüye kullanma şeklinde de 'görevin gereklerine uymama' söz konusudur. Bu suçlarla görevin gereklerine aykırı hareket etmek veya görevin gerekleri yerine getirilmeyerek, gerçekleştirilen göreve uymayan davranış ve tutumlar ceza yaptırımına bağlanmıştır.</p>

<p>Bir kamu görevlisinin hizmeti veriş şekli, zamanı ve kapsamı kısacası görevin gereğinin ne olduğu, idare hukukunun ilkelerine, kanun, yönetmelik hükümlerine ve yapılan göreve ilişkin örfi kurallara göre belirlenir (Kaylan, atfen Tezcan/Erdem/Önok,Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, 2017).</p>

<p>Görevin gerekleri, bir emirden doğabileceği gibi bir düzenleyici bir işlemden de doğmuş olabilir. Görev emirden doğmuş ise emrin yetkili kişi tarafından ve usulünü uygun olarak verilmiş olması gerekir.</p>

<p>Yapılan işlemlerin gereği gibi yapılmadığı veya görevin gereğinin hiç yapılmadığı ya da geç yapıldığına ilişkin değerlendirme ancak hizmetin kapsamını ve usulünü ortaya koyan mevzuatın ve örfi kuralların idare hukuku esaslarına göre, objektif ve soyut olarak ortaya koyulmasıyla mümkün olabilir (Ceza Genel Kurulunun 11.03.2008 tarihli, 197-46; 12.12.2006 tarihli, 203-301 ve 26.06.2012 tarihli 4-265/246 sayılı kararları).</p>

<p>Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması hâlinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icrai bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısımda suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.<br />
İhmal, Türkçe Sözlük'te; 'Gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme' olarak, Osmanlıca-Türkçe Büyük Lügat'ta da 'Ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terk etmek' şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p>'İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif, hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır' (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, s. 69).</p>

<p>İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup gerçek ihmali suçlar olup 'ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.' Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Geçek olmayan ihmali suçlar ise, 'tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.' Fakat bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir.</p>

<p>İhmali davranışla görevi kötüye kullanma suçu, gerçek ihmali suçlardandır. Suçun fiil unsuru, görevin gereği olan 'işlemi yapmakta ihmal göstermek' veya 'gecikme göstermek' suretiyle işlenir. Suç tanımında ihmaller 'veya' bağlayıcı ile bağlanarak seçimlik olarak gösterilmiştir. Birinci hâlde görev hiç yerine getirilmez; ikinci hâlde ise, görev usulüne uygun ve yetki aşımı olmadan, ancak geç yerine getirilir.</p>

<p>Öğretide de aynı görüş benimsenmiş olup; 'İhmali hareketle görevi kötüye kullanma suçu TCK'nın 257/2. maddesinde; 'görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme göstermek' şeklinde tanımlanarak iki seçimli harekete yer verilmiştir. Bir kamu görevlisinin üstlenmiş olduğu görevin gereği olarak belli bir yönde davranmasının kendinden beklendiği, diğer bir ifade ile bu yönde icrai bir davranışta bulunması yükümlülüğünün söz konusu olduğu hallerde, kendisinden beklenen davranışı hiç gerçekleştirmemesi veya geciktirerek yerine getirmesi halinde, ihmali davranışla görevi kötüye kullanmış olacaktır (İlhan Üzülmez, Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi C. XVI, Y. 2012 S. 1).</p>

<p>Kamu görevlisinin, emir ve talimat olmaksızın hukuken belirlenmiş olan görevinin gereğini yapmaması, hareketsiz kalması veya belirli bir süre içinde yerine getirmesi gerekeni, o süre içinde yerine getirmemesi yani savsamasıdır. Kanun'da işlem için bir süre belirtilmişse, o sürenin görev yerine getirilmeden geçirilmesi ile suç oluşur. Eğer işlem için bir süre belirtilmemişse o işlemin yapılması için gerekli olan 'makul sürenin' gerçekleşmesiyle suç oluşacaktır. Görevin niteliği ve somut olayın özelliklerine göre makul sürenin geçip geçmediği tespit edilir. Görevin geç yerine getirilmiş olması da ihmal sayılır. Gecikme durumunda, görev yapılmış olmakla beraber geç yapılmış olması ihmali suç teşkil eder. Belirtelim ki, bir emrin yerine getirilmesi söz konusu ise ve emir veren bir süre belirtmişse; bu süre içinde emrin yerine getirilmemesi veya süre geçirildikten sonra yerine getirilmesi ihmal teşkil eder. Görevin bir emirden doğması ile düzenleyici bir işlemden doğması arasında fark yoktur. Görevde gecikme olup olmadığı yapılması gereken işin önemine, kamu görevlisinin iş yoğunluğuna göre belirlenir. Aynı koşullardaki bir kamu görevlisinin o işi ne kadar sürede yapabileceği objektif olarak belirlenip failin gecikmesi ile karşılaştırılır (Hamide Zafer, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 2).</p>

<p>Görevin gereklerine aykırı icra veya ihmalin, kişilerin mağduriyetini sonuçlamış veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olmuş ya da kişilere haksız bir yarar sağlamış olması 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda cezalandırma şartı olarak yer almamıştı. Görevi kötüye kullanma suçunun oluşması için görevin kötüye kullanılması teşkil eden hareketin yapılması veya hareketsiz kalınması ile suç tamamlanmakta ve suç sırf hareket suçu veya soyut tehlike suçu olarak nitelendirilmekteydi. Bu şekildeki düzenleme kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiilin ceza yaptırımı ile karşılanması sonucunu doğurmaktaydı. Belirtelim ki, idarenin mevzuata aykırı eylem ve işlemlerine karşı, idare hukuku kapsamında birçok denetim yolu öngörülmüştür. Tam yargı davası açılması, ilgili kamu görevlisi hakkında disiplin soruşturması yapılması gibi. Bu nedenle kamu görevlisinin mevzuata her aykırı işlemi veya eylemi görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz, oluşturmamalıdır da. Aksi bir tutum ceza hukukunun son çare olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Bir aykırılık yani ihlal, ancak fiili yola dönüştüğünde kamu görevlisinin cezai sorumluluğuna gidilebilmelidir. Kamu görevlisinin her türlü usule aykırılıkta cezai sorumluluğunun doğacağını kabul etmek kamu hizmetini görülemez hâle getirebilir ve sürekliliğini aksatabilir. Ceza hukuku kapsamında değerlendirilebilecek fiili yol uygulamasının unsurları öğretide şu şekilde ortaya koyulmuştur: 'Fiili yolun varlığı için idarenin hareketinin hukuka aykırılığı tek başına yeterli değildir. Hukuka aykırılık açık ve 'derhal görünebilecek' ve eylemin niteliğini değiştirecek derecede ağır bir hukuka aykırılık olmalıdır. Açıkça hukuka aykırı bir kararın uygulanması fiili yola neden olduğu gibi, hukuka uygun olsun ya da olmasın bir idari kararın açıkça hukuka aykırı bir şekilde uygulanması da usule ilişkin bir fiili yol oluşturabilir. Uygulamada da fiili yol, acil durumlar ve yasanın açık izinler dışında, genellikle, idarenin zor kullanırken uyması gereken usullere uymamasından kaynaklanan usul hataları şeklinde belirir. Bu durumda idari eylem, önlem ve hareketlerdeki basit hukuka aykırılıklar ve usulsüzlükler fiili yol oluşturmayacaktır. Ağır bir tecavüz derecesine varmayan usulsüz fiiller ise idari olma niteliklerini koruduklarından idari yargı kapsamında kalırlar (Y. Oğurlu, 'İdare Hukukunda 'Fiili Yol' ve Yargısal Denetim', Turan Yıldırım, İdari Yargı, İstanbul 2008, 35-36).<br />
Görevi kötüye kullanma suçu sonuç olarak idari bir işlem ya da eylemin idare hukukunun dışına çıkartılıp ceza hukuku alanında değerlendirmeye alınabilmesi için ihlalin, çirkin ve ağır bir hukuka aykırılık oluşturması ve bu ihlal nedeniyle kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı ve mülkiyet gibi temel bir hakkın zarar görmüş olması gerekir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu döneminde yasa koyucu yukarıdaki teorik yaklaşımlara uygun bir düzenleme yapmış ve suç tanımına cezalandırma alanını daraltmaya yönelik unsurlar eklemiştir. TCK'nın 257. maddesinin gerekçesinde bu husus şu şekilde ifade edilmiştir: 'Kamu görevinin gereklerine aykırı olan her fiili cezai yaptırım altına almak, suç ve ceza siyasetinin esaslarıyla bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, görevin gereklerine aykırı davranışın belli koşulları taşıması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabileceği kabul edilmiştir. Buna göre, kamu görevinin gereklerine aykırı davranışın (veya ihmalin) kişilerin mağduriyetini sonuçlamış olması veya kamunun ekonomik bakımdan zararına neden olması ya da kişilere haksız bir yarar sağlamış olması hâlinde, görevi kötüye kullanma suçu oluşabilecektir.'</p>

<p>'Belirtelim ki, görevi kötüye kullanma suçundaki ihmal, yani görevi yapmama ile geç yapma mesleki özensizlik ile yapılan geç yapma olmayıp, bilerek ve isteyerek yapılan yapmama ve geç yapmadır. Çünkü görevi kötüye kullanmanın hem icrai şekli hem de ihmali şekli kasten işlenebilen suçlardandır' (Hamide Zafer, agm).<br />
Görevi kötüye kullanma/ihmal suçunun manevi unsuru kasttır. Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesidir (TCK'nın 21. maddesi ).</p>

<p>Suçun oluşabilmesi ve failin cezalandırılabilmesi için failin fiilini, fiilinden meydana gelen neticeyi bilerek ve isteyerek gerçekleştirmiş olması gerekir.<br />
Eski TCK döneminde söz konusu olan özel kast - genel kast tartışması bu yeni düzenleme bakımından ortadan kalkmıştır. Suçun kanunda belirtilen tüm biçimleri açısından genel kast yeterlidir. Kastın varlığından söz edilebilmesi için kamu görevlisinin görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmesi ve istemesi gerekir. Şayet kamu görevlisi görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmiyorsa manevi unsur gerçekleşmiş olmayacağından suç oluşmayacaktır (Tezcan/Erdem/Önok, age., s. 828; Toroslu, Ceza Hukuku Özel, s. 308).</p>

<p>Suç tanımındaki fiilin (icra veya ihmalin), eğer suç neticeli suç olarak kabul edilirse ayrıca neticenin de iradi olması gerekir. Söz konusu suçların fiil unsuru; görevi gereği gibi yapmamak, hiç yapmamak (ihmal) veya geç yapmaktır. Yapmama (ihmal) veya geç yapma ya da gereği gibi yapmama, dikkatsizlik ve özensizlik sonucu olabilir. Bu hâllerde hareketin ve ihmalin iradi olduğundan söz edilemez. Bu suçlar, görevin yüklediği özen yükümlülüğüne aykırılıkla yani dikkatsizlik ve tedbirsizlikle işlenemez. Suçun taksirli hali öngörülmemiştir. Özellikle örneğin iş yoğunluğu nedeniyle ihmalin farkında dahi olunamadığı veya iş yoğunluğu nedeniyle hizmetin gereği gibi yapılamadığının dahi farkında olunamadığı hallerde, suçun manevi unsuru gerçekleşmez. İhmal kastında, görev gereğince yapılması gerektiği bilinen bir şeyin yapılmaması veya geç yapılması söz konusudur. Failin sadece ihmalde ve geç yapmada bilinçli olması yeterli değildir. Fail, özellikle ihmalinin yerine görevi gereğince neyi yapması gerektiğini de bilmelidir. Yukarıda da belirtildiği üzere görevi kötüye kullanma suçlarının taksirli hâli öngörülmemiştir. Bir kamu görevlisinin insani bir hata ile öngörülen usule aykırı işlem yaptığı veya iş yoğunluğu nedeniyle görevinin gereğini yapmayı unuttuğu hâlde cezai sorumluluğu olmayacaktır. Nitekim Ceza Genel Kurulu önceki tarihlerde verdiği kararlarda bu duruma işaret etmiştir. 'Somut olayda sanık Aziz A.'nın 261 adet soruşturma evrakını 3 aydan 2 yıl 1 aya varan sürelerde, sanık ....'nin ise 155 adet soruşturma evrakını 1 yıl 10 aya varan sürelerde, 44 adet infaz evrakını 3 aydan 1 yıl 9 ay 15 güne varan sürelerde işlemsiz bıraktığı, infaz evrakının 38 adedinin savcılık kaleminde herhangi bir işlem yapılmadan bekletilmesine ve 7 adedinin ise zamanaşımına uğramasına neden olduğu hususları tartışmasızdır. Cumhuriyet savcısı olarak sanıklar, iş bölümü gereği kendisine düşen soruşturma ve ilam evrakının akıbetini takip etmek, gereğini yapmak, olanaklı olan en kısa sürede sonuçlandırmak ve bu işlemler sırasında kalem personelini denetlemekle görevli ve yükümlüdür. Ancak, sanıkların görev yaptıkları Erdemli ilçesinin deniz kenarında ve turizm açısından hareketli bir yer olması nedeniyle özellikle yaz aylarında oldukça artan iş yükü, yeterli sayıda kalem personelinin bulunmaması ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren yeni ceza mevzuatının uygulanmasında yaşanan zorluklar ile uyum süreci göz önüne alındığında, soruşturma ve ilam evrakının bir kısmının işlemsiz bırakılması, bir kısmının ise zamanaşımına uğramasında 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen suçun manevi unsuru oluşmamıştır.' (YCGK, 17.3.2009 tarihli ve 4-267/59 sayılı karar) aynı şekilde 'Görevi kötüye kullanma ve görevi savsama suçları genel kastla işlenen suçlardan olup, suça konu eylemlerin bilerek yapılması, sonucunun da sanık tarafından istenmesi gerekmektedir. Sanık C. Savcısı H.Ü.'nün olayda görevi kötüye kullanma ve görevi savsama kastıyla hareket etmediği anlaşılmaktadır. Bu nedenle sanığın olayda suç kastının bulunmadığı sonucuna varılmış, infaz işlemlerine katılan diğer görevliler gibi insani yanılgı ile yanlış uygulama yaptığı anlaşılmıştır.' (YCGK, 7.2.2006 tarihli ve 4-163/14 sayılı kararı).<br />
Yargıtayın bazı kararlarında söz konusu suçun taksirle işlenebileceği şeklinde anlaşılmaya müsait şekilde 'görevini özensizlikle' yerine getirmesini bu suç kapsamında kabul ettiği anlaşılmakta ise de, özensizlik ibaresi taksiri göstermekte olup, bu suçun taksirli halinin yasada öngörülmediği, öğreti tarafından kabul edilmiştir (Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan, Dr. Pınar Memiş Kartal Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Görevlisi).</p>

<p>Suçun görevin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek işlenmesi (TCK'nın 257/2. maddesi) bakımından da, kamu görevlisinin görevinin gereklerine bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya gecikme göstermesi fiillerini bilerek ve isteyerek hareket etmesi, kastın varlığı için yeterlidir. Bu suçun taksir ile işlenmiş hâli, kanunda açıkça öngörülmediğinden taksirle işlenemez (TCK'nın 22/1. maddesi). Dolayısıyla kamu görevlisinin dikkat ve özensizliği nedeniyle görevinin gereğini yerine getirmemesi durumunda görevi kötüye kullanma suçundan cezalandırılamaz. Bu bakımdan failin görevi bilmemesi, yanlış bilmesi, unutması ve iş yoğunluğu sebebiyle görevin gereğini yerine getirilmemesi hâlinde, kastının yokluğundan dolayı ihmali surette görev kötüye kullanma suçu oluşmayacaktır. Ancak bu hususta faili dikkate alan sübjektif bir değerlendirme yerine objektif değerlendirme yapılmalı, somut olayın özelliği dikkate alınmalıdır (Handan Yokuş Sevük, DÜHFD, Cilt: 23, Sayı: 39, Yıl: 2018, s. 257-316-295).</p>

<p>765 sayılı TCK'nın 228/1 ve 240. maddeleri, 5237 sayılı TCK'nın 257/1. maddesine denk gelmektedir. Eski TCK m. 240’da yer alan 'Yasada yazılı hallerden başka hangi nedenle olursa olsun görevini kötüye kullanan' ifadesi 5237 sayılı TCK’da 'görevinin gereklerine aykırı hareket etme' olarak daha yerinde bir şekilde ifade edilmiştir. Çünkü ilk ifade biçimi keyfiyete ve geniş yoruma yol açabilecekken, yeni düzenlemede bir görev tanımına aykırılık hâli söz konusu olacaktır. Nitekim 765 sayılı TCK m. 240, kanunda kullanılan bu ifade nedeniyle Anayasa Mahkemesi önüne gelmiş ve her ne kadar itiraz reddedilmiş olsa bile (Anayasa Mahkemesi, E.1965/27, K.1965/55, T. 12.10.1965) suçta ve cezada kanunilik ilkesi karşısında karar tartışma konusu olmuştur. 765 sayılı mülga TCK'nın 240. maddesinde görevin kötüye kullanılmış olması yeterli olup, zararın gerçekleşmesi aranmamaktayken, 5237 sayılı Kanun zarar neticesinin meydana gelmesini aramıştır. 765 sayılı TCK’da düzenlenen görevi kötüye kullanma suçları tehlike suçu iken, 5237 sayılı TCK’da öngörülen görevi kötüye kullanma suçu zarar suçudur.</p>

<p>765 sayılı mülga TCK'nın 230. maddesinde belirtilen görevi ihmal suçu, 5237 sayılı TCK'nın 257/2. maddesine karşılık gelmektedir. Yine burada da eski TCK’da zarar neticesinin meydan gelmesi aranmamakta iken 5237 sayılı TCK’da görevinde ihmal ve gecikme gösteren kamu görevlisinin bu hareketinden ötürü bir zarar doğmuş olması aranmaktadır. Eski TCK’da tehlike suçu olarak öngörülen hüküm, yürürlükteki TCK’da zarar suçu olarak düzenlenmiştir (Pınar Memiş Kartal, agm).<br />
YCGK'nın 20.11.2007 tarihli ve 83-244 sayılı kararında, yargı görevi yapanların uyacağı kurallar bir başka ifadeyle görev tanımı, etik kuralların kişilerin zararına yol açması hâlinde görevi kötüye kullanma söz konusu olabileceği ifade edilmektedir. Kararda şu ifadelere yer verilmiştir; 'Yargı mensupları, bağımsızlık, tarafsızlık, doğruluk, tutarlılık, dürüstlük, eşitlik, ehliyet ve liyakat koşullarına sahip olmalıdırlar.</p>

<p>Hâkim ve savcılar kendilerine verilen görev ve tanınan yetkileri, ulusal hukuk normları ile evrensel anlamda kendilerini bağladığında kuşku bulunmayan, Bangalor Yargı Etiği İlkeleri ve Savcılar İçin Etik ve Davranış Biçimlerine İlişkin Avrupa Esasları 'Budapeşte İlkeleri' kurallarına tabi olarak yerine getirmelidirler. Hâkim ve savcıların hukuka veya etik kurallarına aykırı davranışlarının, kişilerin mağduriyetine yol açması veya kamunun zararına neden olması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlaması, 5237 sayılı TCK’nın 257. maddesinde yaptırıma bağlanan görevi kötüye kullanma suçunu oluşturur.'</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında;<br />
Somut olayda: Cumhuriyet savcısı olarak görev yapan sanığın, uhdesinde bulunan bir kısım soruşturma evrakında uzun süre işlem yapmaksızın soruşturma aşamasının uzamasına sebebiyet verdiği anlaşılmakta ise de; kamu zararına ya da kişilere haksız bir menfaat sağladığı sonucuna ulaştıracak bir delil bulunmadığı gibi, yargılama merciinin de bu yönde kabule erişmeksizin, incelemeye konu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerinin geciktirilmesi ve soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunun askıda tutularak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçilmesi nedenleriyle kişi mağduriyetine sebebiyet verildiğini kabul ettiği olayda;</p>

<p>İstanbul adliyeleri yargı çevresinde savcılığa intikal eden işlerin çok yoğun olduğu, Cumhuriyet savcılarının personel yetersizliği nedeniyle uzun süre tek kâtip ile birlikte çalıştıkları, normal mesai saatleri içinde soruşturma işlemlerinin yürütüldüğünden mesai dışı zamanlarda evrakların incelenip kâtibin yapacağı işlemlerle ilgili not yazılarak evraklara eklemesine rağmen ara kararların zamanında yerine getirilemediği, ayrıca bu süreçte trafik kazası geçirmesi nedeniyle bir süre çalışılamadığının savunulması ve bu savunmanın tanık sıfatıyla ifadesine başvurulan Cumhuriyet Başsavcılığı çalışanları tarafından önemli ölçüde doğrulanması karşısında; sanığın kasten görevinin gereklerini yapmakta ihmal ve gecikme gösterdiğinin kabul edilemeyeceği, beşeri hatalar ile sağlık ve diğer nedenlerden kaynaklanan performans düşüklüğünün idari bakımından değerlendirilip tayin ve terfilerde nazara alınması ya da disiplin hukukuna göre yaptırım uygulanması gereken hâllerden kabul edilmesi gerekirken, ceza yaptırımına maruz kılınması, objektif sorumluluğa yer vermeyen 5237 sayılı Ceza Kanunumuzun suç teorisine uygun olmadığı gibi, görevin ifasında dikkatsiz ve kayıtsız davranışın kusurluluğun özel şekli olan taksiri oluşturduğu, 5237 sayılı TCK'nın 257. maddesinde tanımlanın suçun kasten işlenebileceği, taksirli hâlin unsurlar içinde yer almadığı gözetilmeksizin, unsurları oluşmayan suç nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumdan mahkûmiyete ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne iştirak etmiyorum." düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Olay tarihinde İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görevli olan ... hakkında kendisine tevdi edilen soruşturma evraklarını uzun süre işlemsiz bıraktığı iddiasıyla görevi ihmal suçundan açılan davada Yargıtay 5. Ceza Dairesinin ilk derece olarak yaptığı yargılama sonucunda, 11.07.2018 tarihli 7.MD-15.MD sayılı kararı ile TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçundan mahkûmiyet kararı verilerek TCK'nın 43/2. maddesi gereğince ceza artırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Süresinde temyiz edilerek Ceza Genel Kurulunun 2018/445 esasına kayıt edilen Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7 MD-15.MD sayılı mahkûmiyet kararının yapılan temyiz incelemesi sonucunda, temyiz itirazlarının reddiyle kararın onanmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir.</p>

<p>Suçlanan ...’in savunmasında; önceki görev yerinde trafik kazası geçirip yaralandığını, aynca ailevi problemleri nedeniyle eşinden boşandığını, bu problemleri yaşarken İstanbul Anadolu Adliyesine Cumhuriyet savcısı olarak atandığını, İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı olarak görevli olduğu dönemde kendisine yeterli olmayan zabıt kâtibi verildiğini, kendisine tevdi edilen soruşturma evraklarını inceleyip notladığını, yazması için kâtibe verdiği hâlde kâtibin evrakları süresinde yazamadığı, gecikmelerin zabıt kâtibinin yetersiz olması ve notlarını süresinde yazmamasından kaynaklandığını, evrakları bilerek geciktirme ve görevi ihmal suçu kastının olmadığını beyan etmesi nedeniyle,</p>

<p>Suçlanan Cumhuriyet Savcısı ...’e isnat edilen eylemlerin en fazla idari nitelikte olarak disiplin soruşturmasını gerektirecek eylemler olduğu, isnat edilen TCK'nın 43/2. maddesinde düzenlenen görevi ihmal suçunun unsurlarının oluşmadığı, görevi ihmal suçunun temadi eden suç olması nedeniyle TCK'nın 43/2. maddesinin de uygulanamayacağı, bu nedenlerle Yargıtay 5. Ceza Dairesinin TCK'nın 257/2. maddesinde düzenlenen görevi ihmal suçundan mahkûmiyet ve TCK'nın 43/2. maddesi gereğince artırım yapılmasına dair kararının bozulmasına karar verilmesi gerektiği..." görüşüyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan İki Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "Sanık hakkında TCK'nın 43/1. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı..." savıyla karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Usul ve kanuna uygun olan Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11.07.2018 tarihli ve 7-15 sayılı mahkûmiyet hükmünün ONANMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, Yargıtay 5. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 28.01.2021 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 12:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="32797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 01.10.2020 tarihli, 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2018/287 E., 2020/409 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 5. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Sulh Ceza<br />
Sayısı : 64-1008</p>

<p>Sanık ...'nın ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçundan TCK’nın 257/2, 62 ve 51. maddeleri gereğince 2 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin İstanbul (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesince verilen 28.05.2013 tarihli ve 64-1008 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 16.01.2018 tarih ve 10258-197 sayı ile;</p>

<p>"Avea İletişim Hizmetleri Anonim Şirketinin özel hukuk statüsüne tabi şirket olması nedeniyle Ceza Hukuku uygulamasında (memur) 'kamu görevlisi' sayılmayan ve 'kamu görevlisi gibi' cezalandırılması olanağı bulunmayan şirket adli yazışmalarından sorumlu olan sanığın, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında şirkete yazılan müzekkerelere süresinde cevap vermeme şeklindeki eyleminin; 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinde düzenlenen emre aykırı davranış niteliğinde olduğu, anılan maddede öngörülen idari para cezasının miktarına göre eylem tarihi ile inceleme günü arasında 5326 sayılı Kanun'un 20/2-c maddesinde öngörülen 3 yıllık zamanaşımı süresinin gerçekleştiği anlaşılmış ve sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi de gözetilerek 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca bozulmasına, aynı Kanun'un 322. maddesi uyarınca bu hususta bir karar verilmesi mümkün olduğundan gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle 5326 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince sanık hakkında idari para cezası verilmesine yer olmadığına..." oy çokluğuyla karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Z. Şahin;<br />
"...CMK'nın 332. maddesinde suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında C.Savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenilen bilgilere cevap verilmemesi hâlinde TCK'nın 257. maddesine aykırılık oluşturacağı öngörülmüştür. Madde metnine göre bilgi yazılı olarak istenmeli ve müzekkereye 10 gün içinde cevap verilmesi, verilmemesi hâlinde CMK'nın 332. maddesi uyarınca işlem yapılacağı şerhi düşülmelidir. Düzenleme itibarıyla belirtilen yükümlülüğe aykırı davranan kişinin kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı, ancak kamusal faaliyet gördüğü için kamu görevlisi sayıldığı anlaşılmaktadır (Y. 5 CD. 18.03.2015 tarih, 2013/7399 E., 2015/8476 ve 16.10.2014 tarih 2013/4711 E. - 2014/9821 karar sayılı kararları 11.07.2012 tarih, 2012/7527 E., 2012/8180 K).</p>

<p>Çünkü CMK'nın 161/2-4. maddesi uyarınca adli kolluk görevlileri ve diğer kamu görevlileri, yürütülmekte olan soruşturma ile ilgili ihtiyaç duyulan belgeleri talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür. Maddenin 5. fıkrasına nazaran da belge temininde ihmalleri görülen memur ve amirler hakkında doğrudan soruşturma yapılabilecektir. Görüldüğü gibi kamu görevlilerinin bilgi ve belge vermemeleri hâlinde bu madde gereği diğer bir ifade ile CMK'nın 332. maddesine ihtiyaç duyulmadan haklarında işlem yapılacaktır. Bu sebeple önemli olan husus özel hukuk tüzel kişilerinin C. savcısı ve mahkemelerin talebine cevap vermemesi durumunda sanıkların eylemlerinin hangi suçu oluşturacağıdır. CMK'nın 332/2. maddesinde bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin TCK'nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır dendiğinden ve herhangi bir sınırlama yapılmadığından düzenleme tüm özel ve resmi kuruluşları kapsamaktadır. Cevap vermeme hâlinde oluşacağı belirtilen suçun görevi kötüye kullanma olduğu ve özgü suç niteliği taşıdığı için failinin ancak kamu görevlisi olabileceği sabittir. Anılan maddede kanun koyucu savcı veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı bir talepte bulunulan kişinin tıpkı tanık, tercüman, bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi kamusal faaliyete katıldığını ön gördüğünden ve kendisine yargı görevi yüklenmiş olan özel bir şahısta hâkim veya C. savcısınca atama veya seçilme yoluyla ya da her hangi bir surette geçici olarak kamusal faaliyetin yürütülmesine katılan kişi olduğundan, TCK'nın 6/c maddesi de nazara alındığında kamu görevlisi sayılacak ve kamu görevlisi gibi cezalandırılması gerekecektir (Y. 5CD. 07.05.2014 tarih, 2013/1163 E.-2014/5088 K).</p>

<p>Maddenin Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde de 'suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği' belirtilmiştir. Gerekçe etkin suç soruşturması ve kovuşturmasının teminine yönelik olduğuna göre özel kişi ve kuruluşların bundan ayrık tutulduğu düşünülemez. Hatta bilgi ve belge temini resmi devlet kurumlarının ilgili biriminde çalışan kamu görevlilerinin görevinin normal fonksiyonu gereği olduğundan bu maddenin esasen özel kişi ve kurumlar için eklendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Açıklanan tüm bu gerekçelerden dolayı müzekkerelere cevap vermemek suretiyle üç kez müzekkere yazılmasına sebebiyet verip, müştekinin şikayetinin etkin şekilde soruşturulmasını engelleyerek, kamunun zararına ve kişilerin mağduriyetine neden olan sanığın eylemini görevi ihmal olarak niteleyen mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığı..." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 01.05.2016 tarih ve 306313 sayı ile;<br />
"...Maddi olayda, Kadıköy C. Başsavcılığı tarafından yürütülen 2010/4744 sayılı soruşturması nedeniyle 0 554 ...., 0 554 ....., 0 554 499 ...., 0 554 ...., 0 554 ...., 0 554 ...., 0 554 ..... no'lu telefon abonelik sözleşmelerinin asıllarının gönderilmesi için Kadıköy C. Başsavcılığınca 04.02.2010 tarihinde, 24.11.2010 tarihinde ve 07.02.2011 tarihinde müzekkere yazılmış olmasına rağmen, 16/05/2011 tarihine kadar bu sözleşmelerin gönderilmesi için gönderilen müzekkerelerin gereğini yerine getirmediği şeklinde gerçekleşen eylemde,</p>

<p>AVEA İletişim Hizmetleri A.Ş.'nin adli yazışmalarda sorumlu olan sanık ... abonelik sözleşmelerinin asıllarının mahkemeye göndermediği, bilgi istenilen kişi olan sanığın, tanık, bilirkişi, tercüman görevlendirilmesinde olduğu gibi, kamusal faaliyete katılan ve kamu görevlisi sayılan bir kişi konumunda bulunduğu ve TCK'nın 6/c maddesi kapsamında memur sayıldığı,</p>

<p>Sanığın kamu hizmetine atama ya da seçilme yoluyla değil ancak geçici olarak kamu hizmetine katılan kişi sıfatında bulunduğu ve mahkemenin istemiyle yerine getirdiği özel görevin kamu hizmeti olduğu ve CMK'nın 332/2. maddesinde bilgi isteme tüm özel ve resmî kuruluşları kapsadığı tartışmasız kabul edilmelidir. Zira bu düzenleme olmasa da resmî görevliler hakkında TCK'nın 161/5. maddesi kapsamında sorumlu olduğu açıkça görülmektedir.</p>

<p>Kanun koyucunun amacı, soruşturma ve yargılamayı yürüten hâkim ve savcıların maddi gerçeğin ortaya çıkarılması ve makul sürede, süratli, adil ve usul ekonomisi açısından uygun şekilde tüm işlemlerin disiplin içinde yürütülmesi sağlamak için resmî ve özel tüm kuruluşları kapsayan CMK'nın 332 maddesinin düzenlendiği kabul edilmelidir..." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 5. Ceza Dairesince 03.04.2018 tarih, 3357-2458 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; özel hukuk hükümlerine tabi şirkette adli yazışmalardan sorumlu olan sanığın Cumhuriyet Başsavcılığınca yazılan müzekkerelere cevap vermemesi şeklindeki eyleminin TCK’nın 257/2. maddesinde düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu mu yoksa Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesinde düzenlenen emre aykırı davranış kabahatini mi oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı Sahtecilik ve Dolandırıcılık Bürosunun 16.05.2011 tarihli ve 2010/4744 sayılı suç duyurusu yazısına göre; Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında suç delili niteliğinde olan ve asıllarına ihtiyaç duyulan sözleşme asıllarının 04.02.2011 tarihli yazı ile Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’den istenildiği, söz konusu şirket tarafından 15.03.2010 tarihli yazı ile araştırmanın devam ettiği, bulunduğunda gönderileceğinin bildirildiği, makul süre içerisinde olumlu veya olumsuz bir cevap verilmemesi nedeniyle 24.11.2010 tarihli yazı ile sözleşmelerin tekrar istendiği, bu yazıya bir cevap verilmediği için 07.02.2011 tarihinde tekit yazıldığı, söz konusu yazıya da hâlihazırda cevap verilmediği anlaşılmakla sorumlular hakkında gereğinin rica edildiği,</p>

<p>Ekte gönderilen yazışmaların suç duyurusuna konu yazı içeriğini doğruladığı, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’ye gönderilen tüm yazılarda CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtarın yer aldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık ... aşamalarda; Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’de adli yazışmalar sorumlusu olduğunu, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının şirkete göndermiş olduğu 04.02.2010 tarihli yazıya 15.03.2010 tarihli ve 796917 referans sayılı yazı ile cevap vererek belge asıllarının arşiv kayıtlarında araştırılmasına devam edildiğini bildirdiğini, Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2011 tarihli yazısına ise 31.10.2011 tarihli ve 78306 referans sayılı yazı ile cevap verdiğini, şirkete adli ve resmî makamlar tarafından bilgi ve belge talepli çok sayıda yazı geldiğini, çalıştığı birime haftada ortalama 6.000-8.000 adet müzekkere tebliğ edildiğini, buna rağmen adli makamların müzekkerelerine mümkün olan en kısa sürede cevap verildiğini, ancak evrak yoğunluğu nedeniyle zaman zaman gecikmelerin yaşanabildiğini, yine müzekkerelerin postaya verilmesi, postada geçen süre, istenen bilgilerin araştırılarak hazırlanması ve arşiv biriminden temin edilmesi gibi nedenlerle aksaklıkların meydana geldiğini, bu konuda herhangi bir kastının olmadığını savunmuştur.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitabının "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"e yer veren dördüncü kısmının "Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar" başlıklı birinci bölümünde "Görevi kötüye kullanma" suçu 257. maddede;</p>

<p>"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir kazanç sağlayan kamu görevlisi, altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) İrtikâp suçunu oluşturmadığı takdirde, görevinin gereklerine uygun davranması için veya bu nedenle kişilerden kendisine veya bir başkasına çıkar sağlayan kamu görevlisi, birinci fıkra hükmüne göre cezalandırılır." şeklinde düzenlenmişken, 19.12.2010 tarihinde yürürlüğe giren 6086 sayılı Kanun’un birinci maddesi ile birinci ve ikinci fıkralarında yer alan "Kazanç" ibareleri "Menfaat", birinci fıkrasında yer alan "Bir yıldan üç yıla kadar" ibaresi "Altı aydan iki yıla kadar", ikinci fıkrasında yer alan "Altı aydan iki yıla kadar" ibaresi "Üç aydan bir yıla kadar" ve üçüncü fıkrasında yer alan "Birinci fıkra hükmüne göre" ibaresi "Bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adli para cezası ile" biçiminde değiştirilmiş, 05.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6352 sayılı Kanun'un 105. maddesi ile de üçüncü fıkra yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Türkçe Sözlüğü'ne göre ihmal; "Yapmama, savsama" anlamına gelmekte, gecikme ise; "Bir işin yapılması gereken zaman geçtikten sonra yerine getirilmesi" olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin, ikinci fıkrasında, kamu görevlisinin yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya kanuna göre yapılması gereken şekilde yerine getirmemesi veya vaktinde yapmayıp geciktirmesi suç sayılmıştır. Görevi kötüye kullanma suçu kasten işlenen suçlardan olup, bu suçtan söz edilebilmesi için; "Kamu görevlisinin görevini bilerek ve isteyerek ihmal etmesi veya geciktirmesi" gerekmektedir.</p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun oluşabilmesi için, tek başına norma aykırı davranış yetmemekte, fiil sebebiyle kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olunması ya da kişilere haksız bir kazanç sağlanması, suç tarihinden sonra 6086 sayılı Kanun'la yapılan değişiklik sonrası ise haksız bir menfaat sağlanması gerekmektedir.</p>

<p>TCK’nın 257. maddesinde yer alan "Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında" ifadesi, görevi kötüye kullanma suçunun genel ve tamamlayıcı nitelikte olduğunu ifade etmektedir. Suçun bu niteliğinden dolayı kamu görevlisinin ceza sorumluluğunun doğabilmesi için eyleminin başka bir suçu oluşturmaması gerekir.<br />
Yasal düzenlemeden de açıkça anlaşılacağı üzere görevi kötüye kullanma suçunun faili kamu görevlisidir. Bu nedenle söz konusu suç ancak görevinden kaynaklanan yetkilerini kötüye kullanan veya görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösteren kamu görevlisi tarafından işlenebilir.</p>

<p>"Kamu görevlisi" kavramı, TCK’nın 6. maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde "Kamu görevlisi deyiminden, kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Maddenin gerekçesinde de;</p>

<p>"765 sayılı Türk Ceza Kanunundaki 'memur' tanımının doğurduğu sakıncaları aynen devam ettirecek nitelikte olan tanım, Tasarı metninden çıkarılarak; memur kavramını da kapsayan 'kamu görevlisi' tanımına yer verilmiştir. Yapılan yeni tanıma göre, kişinin kamu görevlisi sayılması için aranacak yegane ölçüt, gördüğü işin bir kamusal faaliyet olmasıdır.</p>

<p>Bilindiği üzere, kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş olan bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddî karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan, örneğin mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, tercümanlık ve tanıklık faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Askerlik görevi yapan kişiler de kamu görevlisidirler. Bu bakımdan örneğin bir suç vakıasına müdahil olan, bir tutuklu veya hükümlünün naklini gerçekleştiren jandarma subay veya erleri de, kamu görevlisidirler. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesinin ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır." hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>Madde ve gerekçesi dikkate alındığında, kamu görevlisi toplumu oluşturan bireyler adına kamu erkini kullanmak suretiyle kamu görevini ifa eden kişi, bir başka deyişle devlet ya da diğer kamu tüzel kişileri tarafından ya da bunların gözetim ve denetimleri altında, kamu hizmetini yerine getirmek için, kamu hukuku usulüne uygun olarak, Anayasa’nın 128. maddesindeki ifadeyle "Genel idare esaslarına göre" sürekli veya süreli olarak atanan, seçilen ya da başka bir şekilde görevlendirilen kişi olarak tanımlanabilir. Bu bağlamda milletvekili, belediye başkanı, belediye ve il genel meclis üyesi, muhtar, avukat, tercüman, tanık ve bilirkişiler faaliyetinin icrası kapsamında kamu görevlisi olarak kabul edilir.</p>

<p>Bu suçun kamu görevlisi tarafından işlenebileceği, başka bir ifadeyle özgü suç niteliğinde olduğu açık olmakla birlikte, CMK’nın 332. maddesinde yar alan;</p>

<p>"(1) Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>(2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır." şeklindeki düzenleme nedeniyle kamu görevlisi sıfatı taşımayan bu kişilerin görevi kötüye kullanma suçunun faili olup olmayacağı üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet savcıları veya mahkemeler tarafından yazılı olarak istenen bilgilere cevap verme zorunluluğu 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun Ek 4. maddesinde de;</p>

<p>"Ek birinci maddede gösterilen suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları veya hakim yahut mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere yedi gün içinde cevap verilmesi zorunludur.</p>

<p>Eğer bu süre içinde istenen bilginin verilmesi imkansız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda, yukarıdaki fıkralar hükmü ile buna aykırı hareket etmenin kanuni sonuçları yazılır.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kimse, üç aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.</p>

<p>Bu maddede yazılı suçu, haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler işlediği takdirde de umumi hükümler dairesinde işlem yapılır.</p>

<p>Yasama dokunulmazlığı saklıdır." biçiminde düzenlenmişti.</p>

<p>CMK'nın 332. maddesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında yazılı olarak istenilen bilgilere belirtilen süre içerisinde cevap verilmemesinin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği belirtilmekte, ancak bu aykırılığın yalnızca kamu görevlileri tarafından gerçekleştirilmesi durumunda görevi kötüye kullanma suçunun oluşacağına ilişkin bir sınırlamaya yer verilmemektedir.</p>

<p>Maddenin TBMM Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde "Suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği" hususu da dikkate alındığında, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin teminine yönelik bu zorunluluktan özel kişi ve kuruluşların ayrık tutulmasının söz konusu olamayacağı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>CMK’nın "Cumhuriyet savcısının görev ve yetkileri" başlıklı 161. maddesinin;<br />
"(1) Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir. Cumhuriyet savcısı, adlî görevi gereğince nezdinde görev yaptığı mahkemenin yargı çevresi dışında bir işlem yapmak ihtiyacı ortaya çıkınca, bu hususta o yer Cumhuriyet savcısından söz konusu işlemi yapmasını ister.</p>

<p>…</p>

<p>(4) Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür." şeklindeki fıkraları da gözetildiğinde, söz konusu bilgi ve belge temininin, kamu görevlilerinin görevlerinin normal fonksiyonu gereği olması nedeniyle CMK’nın 332. maddesinin esasen kamu görevlisi sıfatını taşımayan özel kişi ve kurumlar için düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun "Emre aykırı davranış" başlıklı 32. maddesi;</p>

<p>"(1) Yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle ya da kamu güvenliği, kamu düzeni veya genel sağlığın korunması amacıyla, hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişiye yüz Türk Lirası idarî para cezası verilir. Bu cezaya emri veren makam tarafından karar verilir.</p>

<p>(2) Bu madde, ancak ilgili kanunda açıkça hüküm bulunan hallerde uygulanabilir.</p>

<p>(3) 1.3.1926 tarihli ve 765 sayılı Türk Ceza Kanununun 526 ncı maddesine diğer kanunlarda yapılan yollamalar, bu maddeye yapılmış sayılır." düzenlemesini içermekte,</p>

<p>Aynı Kanun'un "İçtima" başlıklı 15. maddesinin üçüncü fıkrasında ise; "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." hükmü yer almaktadır.<br />
Bu düzenlemelere göre, yetkili makamlar tarafından adlî işlemler nedeniyle hukuka uygun olarak verilen emre aykırı hareket eden kişinin eylemi "Emre aykırı davranış" kabahatini oluşturmakla birlikte, söz konusu eylem aynı zamanda kanunda suç olarak da tanımlanmış ise sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konuları değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmekte olan 2010/4744 sayılı soruşturma kapsamında suç delili niteliğinde olan ve asıllarına ihtiyaç duyulan yedi adet telefon hattına ilişkin abone sözleşmesinin, CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtara da yer verilerek, sanığın adli yazışmalardan sorumlu olduğu Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’den 04.02.2010, 24.11.2010 ve 07.02.2011 tarihli müzekkereler ile talep edildiği, ancak sanığın yalnızca 04.02.2010 tarihli müzekkereye cevaben araştırmanın devam ettiğine ve abone sözleşmelerinin bulunduğunda gönderileceğine ilişkin 15.03.2010 tarihli yazıyı düzenlediği, 24.11.2010 ve 07.02.2011 tarihli müzekkerelerin ise gereğini yerine getirmediği ve müzekkerelere herhangi bir cevap vermediği kabul edilen olayda;</p>

<p>CMK'nın 332. maddesinde Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında yazılı olarak istenilen bilgilere on günlük süre içerisinde cevap verilmemesinin yalnızca kamu görevlileri açısından TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceğine ilişkin bir sınırlamaya yer verilmemesi, adli kolluk görevlileri ile diğer kamu görevlilerinin yürütülmekte olan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısınca ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri temin etme yükümlülüğünün CMK’nın 161. maddesinde düzenlenmesi, diğer kamu görevlilerinin, görevlerinin gereğini yapmakta ihmal veya gecikme göstermelerinin ise zaten görevi kötüye kullanma suçunu oluşturabilecek olması nedeniyle CMK'nın 332. maddesinin esasen özel bir müeyyide hükmü teşkil etmesi, bu anlamda anılan düzenlemeye uymamanın TCK'nın 257. maddesine aykırılık "oluşturabileceği"nin yazılması ile 1412 sayılı CMUK'un Ek 4. maddesinde olduğu gibi doğrudan ceza tayini yoluna gidilmesi arasında herhangi bir fark bulunmaması ve CMK'nın 332. maddesinin TBMM Adalet Komisyonuna sunulan teklif gerekçesinde "suçların soruşturulması ve kovuşturulmasının etkin bir şekilde yürütülmesinin sağlanması amacıyla söz konusu önergenin verildiği" hususu dikkate alındığında, soruşturma ve kovuşturma işlemleri sırasında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgelerin teminine yönelik zorunluluktan kamu görevlisi olmayanların ayrık tutulmasının düşünülememesi hususları birlikte değerlendirildiğinde;</p>

<p>Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.'de adli yazışmalardan sorumlu sanığın esasen kamu görevlisi sıfatı bulunmamakla birlikte CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme uyarınca suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı olarak belge istendiğinde, tıpkı tanık ve bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi TCK’nın 6. maddesinde söz edildiği üzere kamusal bir faaliyet olan yargı görevinin işleyişine "herhangi bir surette" katıldığı ve bu anlamda kamu görevlisi sayıldığı, açıklanan sebeple bu yöndeki kabulün görevi kötüye kullanmanın özgü suç olma özelliği ile herhangi bir suretle çelişmediği ve "Suçta ve cezada kanunilik ilkesi" ile bağdaşmayan bir duruma neden olunmadığı, sanığın Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma işlemlerinde yol açtığı gecikmeye bağlı olarak hem adil yargılanma ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlali sebebiyle şüphelinin ve şikâyetçinin mağduriyetine hem de soruşturma giderlerinin artmasına yol açmak suretiyle kamu zararına sebebiyet verdiği, bu nedenle eyleminin TCK’nın 257. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunu oluşturduğu, Kabahatler Kanunu’nun 15. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "Bir fiil hem kabahat hem de suç olarak tanımlanmış ise, sadece suçtan dolayı yaptırım uygulanabilir. Ancak, suçtan dolayı yaptırım uygulanamayan hallerde kabahat dolayısıyla yaptırım uygulanır." şeklindeki hüküm nedeniyle de sanığa emre aykırı davranış kabahati nedeniyle yaptırım uygulanmasının mümkün olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun, Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.'de adli yazışmalardan sorumlu kişi olarak görev yapan sanık ...’nın Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında şirkete yazılan 04.02.2010, 24.11.2010, 07.02.2010 tarihli ve CMK'nın 332. maddesine havi şerhleri içeren müzekkerelere cevap vermeme şeklinde gerçekleşenen eyleminin, TCK'nın 257/2. maddesinde belirtilen görevi ihmal suçunu oluşturacağına yönelik Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerekirken, anılan maddedeki suçun oluşacağından bahisle itirazın kabulüne dair kararına aşağıda arz ve izah edilecek sebeplerle iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için 5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinin benzer hükümler düzenleyen 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi ile birlikte irdelenerek arada fark bulunup bulunmadığının belirlenmesinden sonra ceza kanununun amacı ve kanunilik ilkesi ile irtibatlandırılarak, Türk Ceza Kanunu'ndaki benzer düzenlemelerden yola çıkılarak TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun oluşup oluşamayacağının benzer olaylardaki yerleşik yargısal kararlar doğrultusunda irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>1412 Sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi;</p>

<p>'Ek birinci maddede gösterilen suçların soruşturma veya kovuşturulması sırasında Cumhuriyet Savcısı veya yardımcıları veya hakim yahut mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere yedi gün içinde cevap verilmesi zorunludur.</p>

<p>Eğer bu süre içinde istenen bilginin verilmesi imkansız ise sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda, yukarıdaki fıkralar hükmü ile buna aykırı hareket etmenin kanuni sonuçları yazılır.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine aykırı hareket eden kimse, üç aydan altı aya kadar hapis ve beşyüz liradan bin liraya kadar ağır para cezasiyle cezalandırılır.'<br />
5271 sayılı CMK’nın 332. maddesi;<br />
'Bilgi isteme</p>

<p>(1) Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>(2) Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanununun 257 nci maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.'</p>

<p>Yukarıdaki maddelerde açıklandığı üzere, 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde bazı suçların soruşturması sırasında bilgi vermeyenler hakkında, Ek 4. maddedeki koşulların gerçekekleşmesi hâlinde doğrudan doğruya maddede yazılı bulunan cezaya hükmolunacağı belirtilirken, cevap vermeyen kişinin memur olması gerektiği hususunda herhangi bir ibareye yer verilmediği için, özel tüzel kişi yetkililerinin de koşulların gerçekleşmesi hâlinde 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesi uyarınca cezalandırılmasının mümkün olmasına karşın, 5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinde, bilgi istenen sorumlu kişinin kamu görevlisi ya da özel tüzel kişi olması gerektiği hususunda herhangi bir ayrım yapılmaksızın TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşabileceği belirtilmiş, ancak atıfta bulunulan TCK’nın 257. maddesinde suçun failinin kamu görevlisi olması gerektiği çok net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğu tarafından, özel şahısların da CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme karşısında; özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olabilecekleri kabul edilirken, aşağıda açıklanan üç ayrı gerekçeye dayanılmıştır.</p>

<p>1-) 'CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemede kamu ya da özel tüzel kişi ayrımının yapılmamış olması nedeniyle ister özel ister kamu tüzel kişisi CMK’nın 332. maddesindeki koşulların gerçekleşmesi hâlinde TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine bakılmaksızın anılan suçun oluşabileceği kabul edilmiştir.'</p>

<p>2-) 'CMK'nın 161/2-4. maddesi uyarınca, Adli kolluk görevlileri ile diğer kamu görevlilerinin, yürütülmekte olan soruşturmayla ilgili ihtiyaç duyulan belgeleri talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlü kılındığından; CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme olmasa dahi CMK’nın 161/2-4. maddesi uyarınca bilgi ve belge vermeyen kamu görevlilerinin TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olabilecekleri hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığından, CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemenin özel şahıslar için özellikle düzenlenmiş olması nedeniyle özel şirketlerde çalışan yetkili şahıslarında TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulmalarında herhangi bir sakınca olmadığı ileri sürülmüştür.'</p>

<p>3-) 'Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında bilgi ve belgelerin istendiği kişi tıpkı tanıklıkta ve bilirkişilikte olduğu gibi Cumhuriyet savcısının ya da hâkimin veya mahkemeninin yazısına muhatap olduğunda geçici olarak kamu görevlisi gibi görevlendirilmiş sayılacağından CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olmaları son derece normal karşılanmalıdır.'</p>

<p>Şeklindeki gerekçelerle CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı özel tüzel kişilerin yetkilisi bulunan şahısların da Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesindeki özgü suçun faili olabilecekleri sonucuna ulaşılmıştır,</p>

<p>Yukarıda açıklanan gerekçelerle, özel şahısların CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun faili olup olamayacaklarının, öncelikle TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun unsurları tespit edilip buna bağlı olarak TCK’nın 6-c maddesinde tanımlanan kamu görevlisi kavramından ne anlaşılması gerektiği irdelenerek, Türk Ceza Kanunu'ndaki benzer düzenlemelerin yargı kararlarında nasıl karşılık buluduğu açıklandıktan sonra ceza hukukunun izin verdiği ölçüde yorum prensiplerinden yararlanarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>TCK'nın 257/2. maddesi;</p>

<p>'(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan haller dışında, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir menfaat sağlayan kamu görevlisi, üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.'<br />
Yukarıda açıklandığı üzere, TCK’nın 257/2. maddesindeki suç, özgü bir suç olup geçici veya kalıcı bir kamu görevinin üstlenilmesi ya da özel teşkilat kanunlarında Türk Ceza Kanunu'nun uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılacağının ayrıca belirtilmesi gerekmektedir.<br />
TCK'nın 6/c maddesinde kamu görevlisi; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 332. maddesinde TCK’nın 257/2. maddesine atıfta bulunulduğu için suçların soruşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim ya da mahkeme tarafından istenen bilgi ya da belgeyi şerhe rağmen mazeretsiz olarak göndermeyen şahsın, TCK’nın 6/c maddesinde tanımlanan kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı gibi özel teşkilat kanunlarında da TCK’nın uygulanması bakımından kamu görevlisi sayılacağına dair bir hükme yer verilmesine gerek olmadığı, özel şahısların da TCK’nın 332. maddesindeki özel düzenmeden dolayı TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulacağı şeklindeki görüşe iştirak edilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Zira bir taraftan özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257. maddesindeki suçun ancak geçici veya sürekli kamu görevi üstlenenler ya da özel teşkilat kanununda Türk Ceza Kanunu'nun uygulanmasında kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına dair ayrı bir düzenleme bulunan özel tüzel kişiler tarafından işlenebileceği kabul edilirken, diğer taraftan anılan suça atıfta bulunan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki zorunlu unsurların aranmamasının çok büyük bir çelişki olabileceği gibi benzer düzenlemelerde atıfta bulunulan suçlardaki unsurların aranacağına dair uzun yıllar öncesine dayanan aşağıda örnek olarak gösterilen Yargıtay içtihatlarına aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Örnek 1: TCK’nın 290. maddesinin 2. fıkrasında; 'Muhafaza edilmek üzere başkasına resmen teslim olunan rehinli veya hacizli veya herhangi bir nedenle elkonulmuş olan taşınır malın bu kişinin elinden rızası dışında alınması halinde hırsızlık, cebren alınması halinde yağma, hileyle alınması halinde dolandırıcılık, tahrip edilmesi halinde mala zarar verme suçuna ilişkin hükümler uygulanır. Kişinin bu malın sahibi olması halinde, verilecek cezanın yarısından dörtte üçüne kadarı indirilir'.</p>

<p>Örnek 2: 'TCK'nın 209. maddesinin 2. fıkrasında; İmzalı ve kısmen veya tamamen boş bir kağıdı hukuka aykırı olarak ele geçirip veya elde bulundurup da hukuki sonuç doğuracak şekilde dolduran kişi, belgede sahtecilik hükümlerine göre cezalandırılır'.</p>

<p>Şeklinde hükümlere yer verilmiştir. Aynı maddelere aykırılıktan dolayı sanıkların cezalandırılabilmeleri için Yargıtayın aşağıda her bir maddeye örnek olarak gösterilen içtihatlarında açıklandığı üzere; atıfta bulunulan maddelerdeki suçların unsurları itibarıyla oluşması aranmış, gerek uygulamada, gerekse öğretide bu hususta herhangi bir duraksama yaşanmamıştır.</p>

<p>Yargıtay Yüksek 13. Ceza Dairesinin 2013/31394 K sayılı ilamında;</p>

<p>'Hacizli malların sanığın bina vasfındaki işyerinden alınarak 3. kişiye verilmesi karşısında eylemin TCK'nın 290/2. maddesi delaletiyle TCK'nın 142/1-b maddesindeki suçu oluşturmasına karşın, yerinde olmayan gerekçe ile TCK'nın 141/1. maddesi ile hüküm kurulması',</p>

<p>Yargıtay Yüksek 11. Ceza Dairesinin 2015/23922 K sayılı ilamında;</p>

<p>'Sanık ...'ın, açığa imza sahibi tarafından kendisine tevdi olunmayan imzalı kağıdı bertakrip ele geçirip sahibinin rızası dışında zilyet olarak unsurlarını doldurup bono hâline dönüştürmesi, sanık ...'in ise, fikir ve eylem birliği içerisinde katılanca imzalı bu belgeyi hukuki hükmü haiz olacak şekilde doldurup kullanması için sanık ...'a vermesi nedeniyle, eylemlerinin kül hâlinde 5237 sayılı TCK'nın 209/2. maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 204/1. maddesindeki 'resmî belgede sahtecilik' suçunu oluşturacağı da gözetilerek, belgelerde sahtecilik suçlarında aldatma yeteneğinin bulunup bulunmadığının takdiri hâkime ait olduğu cihetle, suça konu belge aslı dosya içerisine alınarak, özelliklerinin duruşma tutanağına yazılması ve iğfal kabiliyetinin ne şekilde oluştuğunun kararda tartışılması ile sonucuna göre, sanıkların hukuki durumunun takdiri yerine yazılı şekilde beraatlerine karar verilmesi',</p>

<p>Örnek olarak açıklanan içtihatlar doğrultusunda herhangi bir maddede düzenlenen suça atıfta bulunulduğunda, cezalandırılma maddesinde öngörülen suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılmasının zorunlu olduğuna dair çeşitli dairelerin çok sayıda içtihadının zaman içerisinde istikrar kazanarak yerleşik uygulamaya dönüştüğü; Yargıtay Yüksek Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun TCK’nın 257/2. maddesindeki suçun kamu görevlileri tarafından işlenebilen özgü bir suç olduğu dikkate alınmadan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı özel tüzel kişilerin yetkilileri tarafından da işlenebileceği yönündeki görüşünün, kanaatimizce ceza hukukunun olmazsa olmaz ilkeleri arasında yer alan ve TCK’nın 2. maddesi ile Anayasa'nın 38. maddesi ile güvence altına alınan kanunilik ilkesinin zorunlu sonuçlarından olan belirlilik ilkesine aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>2-) CMK'nın 161/2-4. maddesindeki düzenlemeden dolayı, bilgi ve belge vermekte mazeretsiz olarak geciken kamu görevlilerinin eylemlerinin zaten suç oluşturacağı için anılan maddenin kapsamı dışında bırakılan özel şahısların CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme ile görevi kötüye kullanma suçunun faili olabilmelerinin önündeki engelin aşıldığı şeklindeki gerekçeye de iştirak edilmesi mümkün değildir. Zira kanun koyucu özel şahıslarında görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini arzu etmiş olsaydı, TCK’nın 257. maddesindeki düzenlemeyi yaparken kamu ya da özel tüzel kişi ayrımı yapmayabileceği gibi ayrıca 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde olduğu gibi CMK’nın 332. maddesinde de TCK’nın 257. maddesine atıfta bulunma yerine doğrudan doğruya cezaya hükmedilebilirdi. Kanun koyucunun böyle bir ayrıntıyı düşünmeyeceğini iddia etmek, bütün çağdaş anayasalarda temel bulan 'Kanun koyucu abesle iştigal etmez' kuralına aykırı olacaktır. Kanaatimizce CMK’nın 332. maddesindeki düzenleme son derece yerinde ve isabetli bir düzenlemedir. Zira soruşturmaların aciliyetine ve önemine istinaden kamu görevlisi olsa dahi CMK’nın 332. maddesindeki şerhin bulunmaması hâlinde kaç kez istenilen bilgi ya da belgeye zamanında cevap verilmemesi hâlinde TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşacağı konusunda mahkemenin ele alabileceği bir ölçüt bulunmamaktadır. CMK’nın 332. maddesinde düzenlemenin olmaması hâlinde, kimi mahkemeye göre 2 yazıya, kimi mahkemeye göre, 3 ya da 4 veya daha fazla yazıya mazeretsiz cevap verilmemesi hâlinde suçun oluşabileceği konusunda takdir yetkisi kullanılacağından, farklı mahkemelerden aynı eylemden dolayı farklı kararların çıkacağı ve buna bağlı olarak Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı sonuçların ortaya çıkmasına neden olunacağı kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkacaktır. Ayrıca soruşturmaların ya da yargılamaların gecikmesi de engellenemeyecektir. Kanun koyucu işin aciliyetine binaen, CMK’nın 332. maddesindeki şerhi içeren yazının gönderilmesi hâlinde mazeretsiz olarak bir tek yazıya dahi cevap vermeyen kamu görevlisini sorumlu tutarak, hem ülke genelinde uygulama birliğini sağlamak hem de soruşturmaların ya da ceza yargılamalarının zaman geçirmeden sonuçlandırılmasını sağlamak suretiyle adil yargılanma hakkı çerçevesinde maddi gerçeğe ulaşmayı hedefleyen Ceza Muhakemesi Kanununun amacına ve ruhuna uygun davranmıştır.</p>

<p>3-) Cumhuriyet savcısı ya da hâkim ve mahkemenin ceza soruşturması ve yargılaması ile ilgili olarak bilgi ve belge talebine muhatap olan kişinin geçici olarak kamu görevlisi sayılacağı yönündeki gerekçenin de kanaatimizce ceza hukukukun en temel ilkelerinden birisi olan kanunilik ilkesine aykırı olacağı tartışmayı gerektirmeyecek kadar açıktır. Zira TCK’nın 6/c maddesinde kamu görevlisi tarif edilmiştir. Ayrıca yasa koyucu tarafından, bazı teşkilat kanunlarında; özel tüzel kişi olmalarına rağmen, gördükleri işin önemine binaen, özel şirket mensuplarının ceza kanununun uygulanması bakımından kamu görevlisi gibi cezalandırılacağı özellikle belirtilmiştir. Kamu görevlisi kavramı öğretide tartışılmış, Toroslu tarafından 'Yargıtay kararlarında ifade edildiği şekliyle Devletin herhangi bir faaliyeti yalnızca veya daha çok devlete ait hukuki bir yetki ve iktidarın kullanılması amacıyla örgütlendiğinde söz konusu olan 'kamu görevi' kavramının, kamusal faaliyetin tanımı ve kapsamıyla ilgili yeni bir anlayış konuluncaya kadar benimsenmesi uygun olacağı' belirtilmiştir. Ayrıca kamusal faaliyet kavramının anlaşılmasında Kanun'un gerekçesinin de önemli olduğu değerlendirilmektedir. 5237 sayılı TCK'nın 6/1-c maddesinin gerekçesinde kamusal faaliyetle ilgili şu görüşlere yer verilmiştir: 'Kamusal faaliyet, Anayasa ve kanunlarda belirlenmiş olan usullere göre verilmiş bir siyasal kararla, bir hizmetin kamu adına yürütülmesidir. Bu faaliyetin yürütülmesine katılan kişilerin maaş, ücret veya sair bir maddi karşılık alıp almamalarının, bu işi sürekli, süreli veya geçici olarak yapmalarının bir önemi bulunmamaktadır. Bu bakımdan mesleklerinin icrası bağlamında avukat veya noterin kamu görevlisi olduğu hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Keza kişi, bilirkişilik, tercümanlık ve tanıklık (Gökcan/Artuç, 'Kamu Görevlisi', s. 28-38, Toroslu, N., Ceza Hukuku Özel Kısım, Ankara 2009, Savaş Yayınevi, s. 273–274) faaliyetinin icrası kapsamında bir kamu görevlisidir. Buna karşılık, kamusal bir faaliyetin yürütülmesine ihaleye dayalı olarak özel hukuk kişilerince üstlenilmesi durumunda, bu kişilerin kamu görevlisi sayılmayacağı açıktır.'</p>

<p>Madde gerekçesinden bir faaliyetin kamusal faaliyet sayılması için iki koşulunun aynı anda bulunması gerektiği sonucu çıkmaktadır. Buna göre;</p>

<p>1-) Kamu adına yürütülen bir hizmetin bulunması,</p>

<p>2-) Hizmetin kuruluşunun siyasi iradeye dayanmasıdır.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 41. maddesinde kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği ifade edilmiştir. Ancak bu maddeye göre kamu hizmetinin yürütülmesine katılan işçi devlet memuru sayılmamakta, özel hukuk hükümlerine göre istihdam edilmektedir. Bununla birlikte kişinin özel hukuk hükümlerine göre istihdam edilmiş olması, onun kamu görevlisi sayılmasına engel teşkil etmemektedir. Zira burada önemli olan husus, o kişinin genel idare esaslarına göre istihdam edilmesi ve bu çerçevede kamu idaresinin emir ve talimatları, denetim ve gözetimi altında kamu hizmeti yürütmekte olması ve iştirak ettiği kamusal faaliyet dolayısıyla az veya çok kamu gücünü kullanmasıdır. Buna karşılık bir kamu hizmetinin yürütülmesinin idari bir sözleşme ile özel bir şahsa verilmiş olması ve idarenin denetimi altında olsa dahi bu hizmetin özel kişilerce yürütülüyor olması hâlinde kamusal faaliyete katılmaktan söz edilemez. Kamusal faaliyete geçici olarak katılması münasebetiyle kamu görevlisi sayılan kişiler, genel idari esaslara göre atanmamakta ve idareyle bir istihdam ilişkisine girmemektedirler. Bu kişilerin ne şekilde kamusal faaliyete katıldıkları ilgili kanunlarda düzenlenmektedir. Örneğin muhtar, belediye meclisi üyesi, il genel meclis üyesi, seçim ve sandık kurulları üyelerinin kamusal faaliyetlere katılma usulü ilgili kanunlarda düzenlenmektedir.Aynı şekilde üstlendikleri geçici ve zorunlu görev nedeniyle kamu görevlisi sayılan, tanık, bilirkişi, avukat, yedimenin gibi kişilerin ne şekilde görevlendirilecekleri ilgili kanunlarda düzenlenmektedir.</p>

<p>Somut olayımızda böyle bir görevlendirme mevcut değildir. İstenen bilgi ya da belgeninin verilmesinde, özel kuruluşta çalışan görevlinin idarenin denetiminde olmadığı gibi kamusal gücü de kullanması söz konusu değildir. TCK’nın 332. maddesi kapsamında Cumhuriyet savcısı ya da hâkim veya mahkemenin talebine muhatap kalan kişinin kamu görevlisi olarak kabul edilmesi hâlinde; kamu görevlisi kavramının sınırları yasal dayanağı olmadığı hâlde çok fazla genişletilerek bir ilçede zaruri ekmek ihtiyacını karşılayan tek fırın işleticisinin, bazı özel ulaşım şirket çalışanlarının, servis şoförlerinin, kamu kurumlarına teknik destek sağlayan bilişim şirketi çalışanlarının kamusal faaliyete katıldıklarından bahisle kamu görevlisi olarak sayılacağı ve buna bağlı olarak görevi kötüye kullanmak suçunun yanında bazı özgü suçların da faili olabileceği örneğin somut olayımızda bilgi ya da belgeyi mazeretsiz olarak geciktiren kişiye bir başka şahsın sırf gecikmeyi sağlamak için rüşvet vermesi hâlinde rüşvet suçunun da oluşabileceğinin kabul edilmesi gerekir ki evrensel hukuk normlarının böyle bir kabule izin vermesi beklenemez. Nitekim 5237 sayılı TCK’nın 'Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesi' başlıklı 2. maddesinin 3. fıkrasında; 'Kanunların suç ve ceza içeren hükümlerinin uygulanmasında kıyas yapılamaz. Suç ve ceza içeren hükümler, kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamaz' hükmü getirilmiştir. Maddenin gerekçesinde; 'Böylece ceza kanunlarının bireye güvence sağlama işlevinin bir gereği daha yerine getirilmiş olmaktadır. Kıyas yasağıyla getirilen güvencenin tam anlamıyla uygulanabilmesini mümkün kılmak amacıyla, kıyasa yol açacak şekilde yapılacak geniş yoruma da başvurulamayacağı açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Benzer olaylarda Yargıtay Yüksek 7. Ceza Dairesinin örnek olarak aşağıda açıklanan içtihatlarında; CMK’nın 332. maddesindeki özel düzelemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki suçun oluşabilmesi için TCK’nın 257. maddesindeki suçun unsurlarının bulunması aranmıştır.</p>

<p>(Yargıtay 7. Ceza Dairesinin 2012/22339 K. sayılı ilamında; 'Dosya kapsamına göre, şüphelinin ödemeden maaş haczi talimatını uygulamama biçimindeki eyleminin memur sayılmaması sebebiyle 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinde öngörülen kabahati oluşturması karşısında'</p>

<p>2014/13951 K sayılı ilamında; '5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanun'un 23. maddesinde yer alan 'Özel güvenlik görevlileri, görevleriyle bağlantılı olarak işledikleri suçlardan dolayı kamu görevlisi gibi cezalandırılır...' ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 332. maddesindeki 'Suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet Savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından yazılı olarak istenilen bilgilere on gün içinde cevap verilmesi zorunludur. Eğer bu süre içinde istenen bilgilerin verilmesi imkânsız ise, sebebi ve en geç hangi tarihte cevap verilebileceği aynı süre içinde bildirilir.</p>

<p>Bilgi istenen yazıda yukarıdaki fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin Türk Ceza Kanunu'nun 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Bu durumda haklarında kamu davasının açılması, izin veya karar alınmasına bağlı bulunan kişiler hakkında, yasama dokunulmazlığı saklı kalmak üzere, doğrudan soruşturma yapılır.' şeklindeki düzenlemeler nazara alındığında, kamu görevlisi gibi cezai sorumluluğu bulunan ve mahkeme müzekkerelerinin gereğini yerine getirmeyen güvenlik şirketi görevlilerinin eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 257. maddesinde düzenlenen suçu oluşturacağı gözetilmeksizin')</p>

<p>Sonuç itibarıyla; yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, somut olayımızda özel şirkette çalışan sanığın geçici veya sürekli kamu görevini üstlenmemiş olması nedeniyle; Kabahatler Kanunu'nun 32. maddesinden sorumlu tutulması gerekirken özgü suç olarak düzenlenen TCK’nın 257/2. maddesinden sorumlu tutulması gerektiğinden bahisle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmesi gerektiği" görüşüyle,</p>

<p>Altı Ceza Genel Kurulu Üyesi de; "İtirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 16.01.2018 tarihli ve 10258-197 sayılı, hükmün bozulmasına ve idari para cezası verilmesine yer olmadığına şeklindeki kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Usul ve kanuna uygun olan İstanbul (Kapatılan) 17. Sulh Ceza Mahkemesinin 28.05.2013 tarihli ve 64-1008 sayılı sayılı hükmünün ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 01.10.2020 tarihinde yapılan birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 08.10.2020 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="47881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GÖREVİ KÖTÜYE KULLANMA SUÇUNA DAİR - II]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>"Kanun koyucu abesle iştigal etmez."</i></p>

<p><i>— <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" rel="dofollow">YCGK 2018/287 E., 2020/409 K. sayılı karar</a>a ilişkin karşı oydan</i></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Daha önce bu sitede kaleme aldığımız bir <a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><strong>yazıda,</strong> [1]</a> görevi kötüye kullanma suçunda aranan "kişilerin mağduriyetine veya kamunun zararına neden olma" yahut "kişilere haksız bir menfaat sağlama" unsurunun, haksızlık açısından önem arz etmeyen bir objektif cezalandırılabilme şartı olduğu kanaatine varmıştık. Orada mesele büyük ölçüde şartın varlığı etrafında dönüyor; kanun koyucunun 765 sayılı Kanun devrinin aksine norma aykırı davranışı tek başına cezalandırmaya yeter saymayışını, izlediği suç siyasetinin tabii bir neticesi olarak okumaya çalışıyorduk.</p>

<p>Bu tavsifin öğretideki zeminini hatırlatmak faydalı olacaktır. Objektif cezalandırılabilme şartları, fiille bağlantılı olmakla birlikte failin kastının kapsamına girmesi aranmayan, gerçekleşmedikçe ise fiil tipe uygun, hukuka aykırı ve kusurlu olsa dahi cezaya hükmedilemeyen şartlardır. Bu şartların haksızlıkla münasebeti ise tartışmalıdır; nitekim öğretideki tasniflerden biri tam bu noktaya dayanmakta, şartlar “haksızlık açısından önem arz eden” ve “önem arz etmeyen” olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Diğer tasnif ise “gerçek” ve “gerçek olmayan (görünüşte)” şartlar ayrımıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Ağırlıklı görüş, bu şartların haksızlık açısından önem teşkil etmediği, suçun diğer unsurlarının şart gerçekleşmeksizin de cezalandırılmaya değer bir haksızlık sergilediği ve dolayısıyla kusur prensibinin ihlal edilmediği yönündedir. Nitekim İtalyan Ceza Kanunu’nun 44. maddesi, şartın bağlı olduğu sonuç fail tarafından istenmemiş olsa bile failin sonuçtan sorumlu olacağını söylemekle iktifa etmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Ne var ki TCK m. 257 özelinde mesele öğretide tartışmalıdır ve tartışma tam şurada düğümlenir: maddede sayılan haller suçun maddi unsurlarından "netice"yi mi teşkil eder, yoksa bir objektif cezalandırılabilme şartı mıdır?<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Bu, nazarî bir merak değildir; en az üç tatbikî neticesi bulunmaktadır. Birincisi kastın kapsamıdır: bu haller netice sayıldığı takdirde failin kastının seçimlik neticelerden birini de kapsaması gerekir; objektif şart sayıldığında ise kastın fiile yönelmiş olması yeterlidir. İkincisi teşebbüstür: netice sayıldığında teşebbüs mümkün görülmekte, objektif şart sayıldığında ise mümkün olmadığı ifade edilmektedir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> Üçüncüsü nedensellik meselesidir; şart olarak nitelense bile fiil ile mağduriyet yahut zarar arasında bir bağın kurulması gerektiği isabetle belirtilmiştir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>İçtihadın ve öğretinin bu tartışmadaki yeri ise kendi içinde bir gerilim taşımaktadır. Bir yanda 5237 sayılı Kanun’la birlikte bu suçun tehlike suçundan zarar suçuna dönüştüğü yerleşik biçimde ifade edilmektedir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> Öte yanda maddede sayılan hallerin objektif cezalandırılabilme şartı teşkil ettiği, Yargıtay uygulamasının da bu kabulü benimsediği belirtilmektedir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Bu iki niteleme aynı şey değildir: zarar suçu nitelemesi neticeyi haksızlığın içine alır, objektif şart nitelemesi ise dışında bırakır. Buna rağmen ikisi çoğu zaman yan yana, aralarındaki gerilim tartışma konusu edilmeksizin zikredilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte her iki nitelemenin müşterek bir neticesi vardır ve bu yazının meselesi odur. Şart, ister haksızlığın içinde bir netice ister dışında bir cezalandırılabilme şartı sayılsın, gerçekleştiğinin gösterilmesi gereken bir vakıadır. Fiilin varlığından hareketle çıkarsanamaz. Zira bir şeyin ispat edilmesi gereğini ortadan kaldıran, onun haksızlığın içinde mi dışında mı bulunduğu değil, hiç aranmamasıdır.</p>

<p>Bunun tatbikatta ne ölçüde karşılık bulduğunu görmek için Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kısa aralıklarla verdiği iki kararı ele alacağız.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Kararların biri failin sıfatına, diğeri neticenin tespitine dair temel bir tartışmayı barındırmakta olup her ikisi de oy çokluğuyla verilmiştir. Bilhassa karşı oylar üzerinde durmayı tercih edeceğiz; zira bir kararı anlamak için çoğunluğun vardığı sonuç kadar, o sonuca varılırken hangi itirazların aşıldığını da bilmek gerekir.</p>

<p>Suçun bütüncül bir incelemesi yine bu yazının kapsamı dışındadır; maddi ve manevi unsurlara dair tafsilatı ilgili eserlere havale ediyoruz.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p><strong>İki Karar, İki Fiil</strong></p>

<p><strong>Birinci karar</strong>, özel hukuk hükümlerine tabi bir telekomünikasyon şirketinde adli yazışmalardan sorumlu olarak çalışan bir kişiye ilişkindir. Kadıköy Cumhuriyet Başsavcılığı, yürüttüğü bir sahtecilik soruşturmasında delil niteliğindeki abonelik sözleşmelerinin asıllarını, CMK’nın 332. maddesine ilişkin ihtarı da içeren üç ayrı müzekkere ile şirketten istemiş; sanık yalnızca ilk müzekkereye "araştırma sürüyor, bulunduğunda gönderilecek" mahiyetinde bir cevap vermiş, sonraki iki müzekkereyi cevapsız bırakmıştır. Savunması, birimine haftada altı bin ilâ sekiz bin arasında müzekkere tebliğ edildiği, gecikmelerin evrak yoğunluğundan ve arşiv temini gibi sebeplerden kaynaklandığı yönündedir.</p>

<p>İlk derece mahkemesi TCK’nın 257/2. maddesinden mahkûmiyet kurmuş, Yargıtay 5. Ceza Dairesi ise sanığın kamu görevlisi sayılamayacağı ve eyleminin Kabahatler Kanunu’nun 32. maddesindeki emre aykırı davranış kabahatini oluşturduğu gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı üzerine Ceza Genel Kurulu, 01.10.2020 tarihli birinci müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından bir hafta sonra yaptığı ikinci müzakerede, oy çokluğuyla itirazı kabul ederek mahkûmiyet hükmünü onamıştır.</p>

<p><strong>İkinci karar</strong> ise bir Cumhuriyet savcısı hakkındadır. Sanığın, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı genel soruşturma bürosunda görev yaptığı iki yıllık dönemde uhdesinde bulunan yaklaşık dokuz yüz elli soruşturma evrakının dört yüz altmışında makul sürede işlem yapmadığı, bunların iki yüz kırk beş kadarında bir ilâ iki yıl hiçbir işlem tesis etmediği tespit edilmiştir. Aynı büroda görevli diğer savcıların ortalama dosya sayısı üç yüz elli ile dört yüz arasındadır. Savunması; kâtip yetersizliği, kâtiplerin notlarının gereğini yerine getirmemesi, bu dönemde geçirdiği trafik kazası ve eşinden boşanması etrafında toplanmaktadır. Sanık ayrıca, bu kadar dosya içinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin kendisinden şikâyetçi olmadığını da belirtmiştir.</p>

<p>Sanığın hâkimlik-savcılık teminatı sebebiyle ilk derece yargılaması Yargıtay 5. Ceza Dairesince yapılmış, verilen 1.860 TL adli para cezasına ilişkin hüküm Ceza Genel Kurulunca 28.01.2021 tarihinde oy çokluğuyla onanmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere her iki olayda da fiil aynı mahiyettedir: yapılması gereken bir işin vaktinde yapılmaması. Farklılık, failin sıfatı ile neticenin nasıl kurulduğundadır.</p>

<p><strong>Fail: Özgü Suç ve Kamu Görevlisi Kavramının Sınırları</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun özgü suç olduğu, yani ancak kamu görevlisi tarafından işlenebileceği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Kamu görevlisi ise TCK’nın 6/1-c maddesinde, "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Birinci kararda tartışma, CMK’nın 332. maddesinden doğmaktadır. Anılan maddenin ikinci fıkrasına göre, bilgi istenen yazıda birinci fıkra hükmü ile buna aykırı hareket etmenin TCK’nın 257. maddesine aykırılık oluşturabileceği yazılır. Hüküm, muhatabın kamu görevlisi olması yönünde bir kayıt taşımamaktadır. Ceza Genel Kurulu çoğunluğu bu sükûtu, kanun koyucunun özel kişileri de kapsama iradesi olarak okumuş ve şu sonuca varmıştır:</p>

<p><i>"Avea İletişim Hizmetleri A.Ş.’de adli yazışmalardan sorumlu sanığın esasen kamu görevlisi sıfatı bulunmamakla birlikte CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenleme uyarınca suçların soruşturma ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından kendisinden yazılı olarak belge istendiğinde, tıpkı tanık ve bilirkişi görevlendirilmesinde olduğu gibi TCK’nın 6. maddesinde söz edildiği üzere kamusal bir faaliyet olan yargı görevinin işleyişine ’herhangi bir surette’ katıldığı ve bu anlamda kamu görevlisi sayıldığı, açıklanan sebeple bu yöndeki kabulün görevi kötüye kullanmanın özgü suç olma özelliği ile herhangi bir suretle çelişmediği..."</i></p>

<p>Çoğunluk, CMK’nın 161. maddesi uyarınca kamu görevlilerinin bilgi ve belge temini yükümlülüğünün esasen zaten mevcut olduğunu, dolayısıyla 332. maddenin asıl olarak kamu görevlisi sıfatı taşımayanlar için düzenlendiğini de eklemektedir.</p>

<p>Çoğunluğun bu kabulü, ilk defa bu kararla benimsenmiş değildir. Karar metninde Özel Dairenin aynı yöndeki bir içtihat silsilesine atıf yapılmakta; CMK’nın 332. maddesindeki yükümlülüğe aykırı davranan kişinin kamu görevlisi olmasının zorunlu olmadığı, ancak kamusal faaliyet gördüğü için kamu görevlisi sayıldığı yolundaki kabulün 2012 yılından itibaren verilen kararlarda tekrarlandığı görülmektedir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a> Şu hâlde Ceza Genel Kurulunun yaptığı, yeni bir esas ihdas etmekten ziyade sekiz yıla yayılan bir daire uygulamasını tasdik etmektir. Bu tespit, aşağıda ele alacağımız karşı oyun ağırlığını azaltmaz; kanaatimizce artırır. Zira karşı oy, yerleşik sayılabilecek bir uygulamaya rağmen kanunilik itirazını sürdürmektedir.</p>

<p>Karşı oy ise meseleyi bambaşka bir yerden kurmaktadır. Karşı oy sahibi üyeye göre, bir maddede başka bir suça atıf yapıldığında, atıf yapılan suçun unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin araştırılması zorunludur. Bu, TCK’nın 290/2 ve 209/2. maddeleri gibi benzer atıf düzenlemelerinde uzun yıllardır istikrar kazanmış bir yaklaşımdır:</p>

<p><i>"...bir taraftan özgü suç olduğu hususunda herhangi bir duraksama bulunmayan TCK’nın 257. maddesindeki suçun ancak geçici veya sürekli kamu görevi üstlenenler ya da özel teşkilat kanununda Türk Ceza Kanunu’nun uygulanmasında kamu görevlisi gibi cezalandırılacağına dair ayrı bir düzenleme bulunan özel tüzel kişiler tarafından işlenebileceği kabul edilirken, diğer taraftan anılan suça atıfta bulunan CMK’nın 332. maddesindeki özel düzenlemeden dolayı TCK’nın 257. maddesindeki zorunlu unsurların aranmamasının çok büyük bir çelişki olabileceği..."</i></p>

<p>Karşı oyun ikinci ayağı, kanun koyucunun tercihinin bilinçli olduğu yönündedir. Mülga 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde, bilgi vermeyen kişi hakkında doğrudan doğruya ceza tayin edilmekteydi ve maddede failin memur olması gerektiğine dair bir kayıt yoktu. 5271 sayılı CMK ise doğrudan ceza tayini yolunu terk etmiş, TCK’nın 257. maddesine atıf yapmayı tercih etmiştir. Karşı oya göre bu tercihin bir anlamı olmalıdır:</p>

<p><i>"Zira kanun koyucu özel şahıslarında görevi kötüye kullanma suçunun faili olabileceğini arzu etmiş olsaydı, TCK’nın 257. maddesindeki düzenlemeyi yaparken kamu ya da özel tüzel kişi ayrımı yapmayabileceği gibi ayrıca 1412 sayılı CMUK’nın Ek 4. maddesinde olduğu gibi CMK’nın 332. maddesinde de TCK’nın 257. maddesine atıfta bulunma yerine doğrudan doğruya cezaya hükmedilebilirdi. Kanun koyucunun böyle bir ayrıntıyı düşünmeyeceğini iddia etmek, bütün çağdaş anayasalarda temel bulan ’Kanun koyucu abesle iştigal etmez’ kuralına aykırı olacaktır."</i></p>

<p>Karşı oyun üçüncü ayağı ise kıyas yasağına dayanmaktadır. TCK’nın 2/3. maddesi, suç ve ceza içeren hükümlerin kıyasa yol açacak biçimde geniş yorumlanamayacağını âmirdir. Karşı oy sahibi üye, çoğunluğun benimsediği yorumun kamu görevlisi kavramını nerede durduracağını sormakta ve neticeyi somut misallerle göstermektedir:</p>

<p><i>"...kamu görevlisi kavramının sınırları yasal dayanağı olmadığı hâlde çok fazla genişletilerek bir ilçede zaruri ekmek ihtiyacını karşılayan tek fırın işleticisinin, bazı özel ulaşım şirket çalışanlarının, servis şoförlerinin, kamu kurumlarına teknik destek sağlayan bilişim şirketi çalışanlarının kamusal faaliyete katıldıklarından bahisle kamu görevlisi olarak sayılacağı ve buna bağlı olarak görevi kötüye kullanmak suçunun yanında bazı özgü suçların da faili olabileceği örneğin somut olayımızda bilgi ya da belgeyi mazeretsiz olarak geciktiren kişiye bir başka şahsın sırf gecikmeyi sağlamak için rüşvet vermesi hâlinde rüşvet suçunun da oluşabileceğinin kabul edilmesi gerekir ki evrensel hukuk normlarının böyle bir kabule izin vermesi beklenemez."</i></p>

<p>Nihayet karşı oy, somut olayda bir görevlendirme işleminin bulunmadığını da tespit etmektedir: tanık, bilirkişi, tercüman, yediemin gibi geçici olarak kamusal faaliyete katılan kişilerin ne şekilde görevlendirileceği ilgili kanunlarda düzenlenmişken, kendisine müzekkere gönderilen şirket çalışanı bakımından böyle bir usul mevcut değildir; bu kişi idarenin denetimi altında olmadığı gibi kamu gücü de kullanmamaktadır. Karşı oy sahibi üyenin yanı sıra altı üye daha itirazın reddi yönünde oy kullanmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce burada dikkati hak eden husus, çoğunluğun ulaştığı sonucun isabetli olup olmadığından önce, hangi yolla ulaşıldığıdır. Bir usul kanununda yer alan ve esasen ihtar mahiyetinde olan bir hükmün lafzındaki sükût, maddi ceza hukukunun bir suç tipinin fail unsurunu genişletmeye elverişli sayılmıştır. Lafzın vaz’ı ile delaleti arasındaki mesafenin, bu suretle failin lehine değil aleyhine kapatıldığını söylemek mümkündür.</p>

<p><strong>Netice I: Mağduriyet</strong></p>

<p>İkinci karar, seçimlik neticelerin ilkinde yer alan mağduriyet kavramını tanımlamaktadır:</p>

<p><i>"Mağduriyet kavramının, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararla sınırlı olmayıp bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği kabul edilmelidir. Bu husus madde gerekçesinde; ’Görevin gereklerine aykırı davranışın, kişinin mağduriyetine neden olunması gerekir. Bu mağduriyet, sadece ekonomik bakımdan uğranılan zararı ifade etmez. Mağduriyet kavramı, zarar kavramından daha geniş bir anlama sahiptir.’ şeklinde vurgulanmış..."</i></p>

<p>Kurul, öğretiye de atıfla, bireyin sosyal, siyasi ve medeni her türlü hakkının ihlali sonucunu doğuran hareketlerin ve herhangi bir çıkarının zedelenmesine sebep olmanın da bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiğini kaydetmektedir.</p>

<p>Bu formülün ikinci karara mahsus bir tespit olmadığını da kaydetmek gerekir. Mağduriyet kavramının ekonomik zararla sınırlı olmadığı ve bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranışı ifade ettiği yolundaki kabul, en az 2005 tarihli bir Ceza Genel Kurulu kararına kadar geri götürülebilmektedir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Şu hâlde önümüzdeki karar, on beş yılı aşkın bir süredir tekrarlanagelen bir kalıbı tatbik etmektedir.</p>

<p>Bu geniş tanımın somut olaya tatbiki şu şekildedir:</p>

<p><i>"...gerek söz konusu soruşturma dosyalarındaki suçlardan dolayı mağdur olan kimselerin yasal haklarını elde etmelerini geciktirmek gerekse soruşturmaların olağan sürede sonuçlanmaması nedeniyle şüphelilerin hukuksal durumunu askıda tutarak bir an önce aklanmaları olanağının önüne geçmek suretiyle kişilerin mağduriyetine yol açan sanığa atılı ihmali davranışla görevi kötüye kullanma suçunun tüm unsurlarıyla oluştuğu kabul edilmelidir."</i></p>

<p>Birinci kararda ise mağduriyet, adil yargılanma ilkesinin ve hak arama hürriyetinin ihlali üzerinden, hem şüpheli hem şikâyetçi bakımından kurulmuştur.</p>

<p>Bu kabullerin hukuki isabetini tartışmak bu yazının konusu değil; ancak bir usul meselesine işaret etmek gerekir. Her iki kararda da mağdur sıfatını haiz kişiler, dosyada beyanı bulunan, kimliği belirlenmiş, mağduriyetini ortaya koymuş kimseler değildir. Bilhassa ikinci kararda sanığın "bu kadar dosya içerisinde soruşturmanın tarafı olan hiç kimsenin hakkında şikâyetçi olmadığı" yönündeki beyanı, karar metninde çürütülmeksizin geçmektedir. Mağduriyet, tespit edilen değil çıkarsanan bir neticedir. Gecikme sabit olduğuna göre birilerinin mağdur olmuş olması gerektiği kabul edilmekte; kimin, hangi hakkının, ne ölçüde ihlal edildiği ise fiilin kendisinden istidlal edilmektedir.</p>

<p>Bu istidlalin cazibesi anlaşılabilir. Neticesiz bırakılan bir soruşturma dosyasının arkasında elbette bir insan vardır. Ne var ki kanun koyucu, tam da her aykırılığın cezalandırılmasının önüne geçmek için bir netice şartı ihdas etmişken, o şartın fiilden istidlal yoluyla doldurulması, şartın varlık sebebini boşa çıkarmaktadır. Şart, metinde durmakta; işlevini ise büyük ölçüde yitirmektedir.</p>

<p><strong>Netice II: Kamu Zararı ve İki Karar Arasındaki Çelişki</strong></p>

<p>Kamu zararı bahsinde ise iki karar arasında, kanaatimizce üzerinde durulması gereken bir tutarsızlık bulunmaktadır.</p>

<p><strong>İkinci kararda</strong> kamu zararı, kanuni bir tanıma ve somut bir ölçüte bağlanmıştır:</p>

<p><i>"Kamunun zarara uğraması hususuna gelince; madde gerekçesinde ’ekonomik bir zarar’ olduğu vurgulanan anılan kavramla ilgili olarak kanuni düzenleme içeren 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi Ve Kontrol Kanunu’nun 71. maddesinde; kamu görevlilerinin kast, kusur veya ihmallerinden kaynaklanan mevzuata aykırı karar, işlem veya eylemleri sonucunda kamu kaynağında artışa engel veya eksilmeye neden olunması şeklinde tanımlanan kamu zararı, her olayda hâkim tarafından, iş, mal veya hizmetin rayiç bedelinden daha yüksek bir fiyatla alınıp alınmadığı veya aynı şekilde yaptırılıp yaptırılmadığı, somut olayın kendine özgü özellikleri de dikkate alınarak belirlenmelidir."</i></p>

<p>Kurul, miktarın kesin olarak saptanmasının şart olmadığını, ancak rayiç bedelin üzerinde bir alım veya yapımın gerçekleştirildiğinin anlaşılması hâlinde kamu zararının kabul edilebileceğini belirttikten sonra, esaslı bir uyarıya yer vermektedir:</p>

<p><i>"Ancak bu belirleme yapılırken, norma aykırı her davranışın, kamuya duyulan güveni sarstığı, dolayısıyla, kamu zararına yol açtığı veya zarara uğrama ihtimalini ortaya çıkardığı şeklindeki bir düşünceyle de hareket edilmemelidir."</i></p>

<p>Bu pasaj, kamu zararı bakımından açıkça bir istidlal yasağı koymaktadır: norma aykırılıktan zarar çıkarsanamaz. Öğretide de keyfîliğin önüne geçilmesi bakımından buradaki zararın somut bir zarar olması gerektiği belirtilmektedir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p><strong>Birinci kararda</strong> ise kamu zararı, sanığın müzekkerelere cevap vermemesi neticesinde "soruşturma giderlerinin artmasına yol açmak" suretiyle gerçekleşmiş sayılmıştır. Kararda ne 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesine bir atıf, ne kamu kaynağında bir eksilme veya artışa engel olma tahlili, ne de artan giderin cinsine, miktarına yahut hesabına ilişkin herhangi bir tespit bulunmaktadır. Üç müzekkere yazılmış olması, kamu zararının varlığı için yeterli görülmüştür.</p>

<p>Bu iki yaklaşımı bir arada tutmak güçtür. Ekim 2020’de bir soruşturmanın uzamasından doğan gider artışı, hiçbir hesaba tabi tutulmaksızın kamu zararı sayılmakta; Ocak 2021’de ise aynı Kurul, kamu zararının 5018 sayılı Kanun’daki tanıma göre ve somut olayın özellikleri gözetilerek belirlenmesi gerektiğini, norma aykırılıktan hareketle zarar çıkarsanamayacağını söylemektedir.</p>

<p>Kaldı ki ikinci kararda benimsenen ölçütün bizzat kendisi de tartışmaya açıktır. Rayiç bedel karşılaştırmasına dayanan bu ölçüt, alım, yapım ve hizmet temini işlemleri için biçilmiş bir elbisedir; oysa ikinci kararın somut olayında ne bir alım ne bir yapım ne de bir ihale bulunmaktadır. Karar, önündeki fiille teması olmayan bir ölçütü, mevcudiyeti tartışılmayan bir içtihat kalıbı olarak zikretmekte ve ardından kamu zararının bu olayda gerçekleşmediği sonucuna geçmektedir. Sonuç isabetlidir; ancak isabet, ölçütün doğru tatbikinden değil, ölçütün olaya hiç uymamasından doğmaktadır.</p>

<p>Buradan çıkan mesele bizce şudur: bir kavramın muhtevası, o kavramı ihtiva eden kalıp cümlelerin tekrarıyla değil, her somut olayda yeniden kurulmakla belirlenir. Kalıp cümle, hükmün gerekçesinde durduğu sürece gerekçe vazifesi gördüğü zannını uyandırır; halbuki olayla teması kesildiği anda süsten ibaret kalır.</p>

<p>Bu noktada haklı bir itiraz akla gelmektedir: soruşturmaların yıllarca işlemsiz kalmasında kamu hiç zarar görmemekte midir?</p>

<p>Kanaatimizce burada iki katmanı birbirinden ayırmak gerekir. Suçla korunan hukuki yarar, madde gerekçesinin ifadesiyle, kamu faaliyetlerinin gerek eşitlik gerek liyakatlilik açısından adalet ilkelerine uygun yürütüldüğü hususunda hâkim olan güvendir. Bu manada evet: görevin gereklerine aykırı her davranışta kamu zarar görür; zaten zarar görmese fiil hukuka aykırı sayılmazdı. Ne var ki TCK m. 257’de netice olarak aranan "kamunun zararı" bu değildir. Gerekçenin kendi ifadesiyle bu, ekonomik bir zarardır; ikinci kararın 5018 sayılı Kanun’un 71. maddesine yaptığı atıf da bunu teyit etmektedir. Hukuki yarar ile netice aynı şey olsaydı, kanun koyucunun ayrıca bir netice şartı ihdas etmesine hiç lüzum kalmazdı; zira hukuki yarar her ihlalde zedelenir. İkinci kararın koyduğu istidlal yasağı tam bu karıştırmaya karşıdır: kamuya duyulan güvenin sarsılmasından kamu zararına geçilemez.</p>

<p>Girişte temas ettiğimiz tartışma tam burada hükmünü icra etmektedir. Maddede sayılan haller ister suçun neticesi ister objektif bir cezalandırılabilme şartı sayılsın, gerçekleştiğinin gösterilmesi gereken bir vakıadır. Neticeyi haksızlığın içinde gören yaklaşım, onu diğer unsurlar gibi ispat etmek durumundadır: hangi kişinin, hangi hakkının, ne suretle ihlal edildiği ortaya konulmalıdır. Şartı haksızlığın dışında gören yaklaşım ise, kastın kapsamı dışına çıkardığı bu hususu ispat yükünün de dışına çıkarmış olmaz; kastın kapsamı ile ispatın kapsamı ayrı meselelerdir. Fiilden istidlal ile yetinildiğinde ise şart, ne unsur ne şart olarak varlığını sürdürür; fiilin tabii bir sonucu sayılmakla suç, 765 sayılı Kanun devrindeki tehlike suçu vasfına yeniden yaklaştırılmış olur.</p>

<p>Nitekim ikinci kararın kamu zararı bahsinde koyduğu istidlal yasağı, aynı kararın mağduriyet bahsinde işletilmemiştir. Neticenin bir kolunda ispat aranmakta, diğer kolunda istidlal ile iktifa edilmektedir; oysa üç hâl de aynı fıkrada, aynı cümlede ve seçimlik olarak sayılmıştır. Bu tefrikin hangi ölçüte dayandığı ise izah edilmemiştir.</p>

<p><strong>Manevi Unsur: Kast mı, Taksir mi?</strong></p>

<p>Görevi kötüye kullanma suçunun taksirli hâli kanunda öngörülmemiştir. Dolayısıyla failin, görevinin gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme gösterdiğini bilerek ve isteyerek hareket etmiş olması gerekir.</p>

<p>Burada öğretide tartışmalı olan bir husus, failin görevinin gereklerine aykırı hareket ettiğini bilmesinin yeterli olup olmadığı, yoksa mağduriyete yahut kamunun zararına yol açacağını da bilmesinin gerekip gerekmediğidir. Bir görüş failin zarara yol açtığını bilmesini aramakta; diğer görüş ise bu hallerin objektif cezalandırılabilme şartı olduğundan hareketle failin bunları bilmesine lüzum görmemektedir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Görüldüğü üzere girişte temas ettiğimiz nitelendirme meselesi, manevi unsur bahsinde de doğrudan hüküm doğurmaktadır.</p>

<p>Her iki dosyada da aynı savunma ileri sürülmüştür: iş yoğunluğu.</p>

<p>İkinci kararda çoğunluk bu savunmayı, mukayese yoluyla reddetmiştir. Aynı büroda görevli diğer savcıların ortalama dosya sayısının sanığa nazaran çok daha az olduğu gözetildiğinde, personel yetersizliği, trafik kazası ve boşanmaya dayalı mazeretlerin makul kabul edilemeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Şu var ki iş yoğunluğu, öğretide çoğunluğun tanıdığından farklı bir ağırlık taşımaktadır. Görevin geciktirilmesi bahsinde olağan iş akışının gereklerinin, görevin niteliğinin ve somut olayın gözetilmesi gerektiği; gecikmenin iş yoğunluğundan kaynaklandığı tespit edilebiliyorsa fiilin görevi kötüye kullanma olarak kabul edilmemesi gerektiği belirtilmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Çoğunluk, mazereti bertaraf ederken bu ölçütü değil, emsal dosya sayısıyla yapılan mukayeseyi esas almıştır. Emsalden sapmanın kusurluluğu ne suretle kurduğu ise kararda açıklanmamıştır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulu Başkanının karşı oyu ise meseleyi kusurluluk teorisi üzerinden kurmakta ve bu yaklaşımın objektif sorumluluğa kapı açtığını ileri sürmektedir:</p>

<p><i>"...beşeri hatalar ile sağlık ve diğer nedenlerden kaynaklanan performans düşüklüğünün idari bakımından değerlendirilip tayin ve terfilerde nazara alınması ya da disiplin hukukuna göre yaptırım uygulanması gereken hâllerden kabul edilmesi gerekirken, ceza yaptırımına maruz kılınması, objektif sorumluluğa yer vermeyen 5237 sayılı Ceza Kanunumuzun suç teorisine uygun olmadığı gibi, görevin ifasında dikkatsiz ve kayıtsız davranışın kusurluluğun özel şekli olan taksiri oluşturduğu..."</i></p>

<p>Karşı oy, bu tespiti daha genel bir ilkeye bağlamaktadır. İdarenin mevzuata aykırı işlem ve eylemlerine karşı idare hukukunda tam yargı davası ve disiplin soruşturması gibi denetim yolları öngörülmüşken, her aykırılığı ceza hukukuna taşımak, ceza hukukunun son çare olması ilkesiyle bağdaşmaz:</p>

<p><i>"Bu nedenle kamu görevlisinin mevzuata her aykırı işlemi veya eylemi görevi kötüye kullanma suçunu oluşturmaz, oluşturmamalıdır da. Aksi bir tutum ceza hukukunun son çare olması ilkesi ile de bağdaşmaz. Bir aykırılık yani ihlal, ancak fiili yola dönüştüğünde kamu görevlisinin cezai sorumluluğuna gidilebilmelidir."</i></p>

<p>Karşı oy, idare hukukundaki fiili yol (voie de fait) müessesesinden hareketle bir eşik önermektedir. Buna göre bir idari işlem veya eylemin idare hukukunun dışına çıkarılıp ceza hukuku alanında değerlendirilebilmesi için, ihlalin ağır ve açık bir hukuka aykırılık oluşturması ve bu ihlal nedeniyle kişi güvenliği, konut dokunulmazlığı, mülkiyet gibi temel bir hakkın zarar görmüş olması gerekir. Bu ölçüt, kararın çoğunluk görüşünde benimsenen "bireysel hakların ihlali sonucunu doğuran her türlü davranış" formülünden hissedilir biçimde dardır.</p>

<p>Karşı oyun en dikkat çekici kısmı ise, aynı Kurulun daha önceki bir kararına yaptığı atıftır. YCGK’nın 17.03.2009 tarihli kararına<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> konu olayda, iki Cumhuriyet savcısının yüzlerce soruşturma ve infaz evrakını iki yıla varan sürelerle işlemsiz bıraktığı, hatta bir kısım evrakın zamanaşımına uğradığı tartışmasız kabul edilmiş; ancak ilçenin turizm sebebiyle artan iş yükü, yeterli kalem personelinin bulunmaması ve yeni ceza mevzuatına uyum sürecindeki güçlükler gözetilerek suçun manevi unsurunun oluşmadığı sonucuna varılmıştır. Karşı oyda anılan bir diğer kararda ise failin "insani yanılgı" ile hareket ettiği kabul edilmiştir.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p>Şu hâlde iş yoğunluğu, bir kararda manevi unsuru ortadan kaldıran bir vakıa, diğerinde ise mukayese yoluyla bertaraf edilen bir mazeret sayılmaktadır. İki kararı birbirinden ayıran unsur, aynı birimdeki emsal dosya sayısıyla yapılan karşılaştırmadır. Bu karşılaştırmanın kusurluluk tespitinde ne ölçüde belirleyici olabileceği, kanaatimizce ayrıca tartışılmaya değerdir; zira emsalden sapma, kastın delili olabileceği kadar performans düşüklüğünün de delili olabilir ve ikisi arasındaki tefrik, ceza sorumluluğu ile disiplin sorumluluğu arasındaki hattı tayin etmektedir.</p>

<p><strong>Zincirleme Suç Bahsi</strong></p>

<p>Son olarak kısa bir kayıt düşmek gerekir.</p>

<p>İkinci kararda sanık hakkında TCK’nın 43/1. maddesi tatbik edilmiş; çoğunluk, işlem yapmama eylemlerinin çeşitlilik göstermesini, uyarılara rağmen fiilin sürdürülmesini ve dosya akışının devam etmesini gerekçe göstermiştir. Buna karşılık iki üye zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının oluşmadığı görüşünde kalmış, bir başka üye ise görevi ihmal suçunun temadi eden bir suç olması sebebiyle 43. maddenin hiç uygulanamayacağını savunmuştur.</p>

<p>Öğretide ise, kamu görevlisinin farklı zamanlarda görevinin gereklerine aykırı davranarak farklı kişileri mağdur etmesi hâlinde zincirleme suç hükümlerinden bahsedilemeyeceği ifade edilmektedir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> İkinci kararın somut olayında dört yüz altmışı aşkın soruşturma evrakının farklı kişilere ait olduğu düşünüldüğünde, bu görüşün karşı oy veren üyelerin kanaatini desteklediği söylenebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mesele önemsiz değildir: ihmali bir suçta "değişik zamanlarda işlenme" şartının nasıl tespit edileceği, yani her müzekkerenin yahut her dosyanın ayrı bir fiil mi sayılacağı yoksa süregelen tek bir hareketsizliğin mi mevcut olduğu, hem suç sayısını hem cezanın miktarını doğrudan etkilemektedir.</p>

<p>Nitekim karar, TCK’nın 43/1. maddesinin tatbiki için aranan şartları sayarken mağdurların aynı kişi olması gereğini bizzat zikretmektedir. Buna rağmen, dört yüz altmışı aşkın ayrı soruşturma dosyasının mağdurlarının aynı kişi olmadığı aşikâr iken, bu şartın somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği tartışılmamıştır. Kararın kendi koyduğu ölçüt ile vardığı sonuç arasındaki mesafe, karşı oy veren üyelerin dayandığı zemini de izah etmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Bu iki karar, aynı suç tipinin iki farklı ucundan bakıldığında görünen manzarayı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Fail bahsinde, bir usul hükmündeki sükût, özgü suçun fail çevresini genişletmeye elverişli sayılmıştır. Netice bahsinde, mağduriyet fiilden istidlal edilmekte; kamu zararı ise bir kararda hiçbir hesaba tabi tutulmaksızın kabul edilirken diğerinde kanuni bir tanıma bağlanmakta ve norma aykırılıktan zarar çıkarsanamayacağı açıkça belirtilmektedir. Manevi unsur bahsinde ise aynı savunma, bir kararda beraat, diğerinde mahkûmiyet sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Bütün bu hususlarda çoğunluk görüşünün karşısında, hacimli ve mütalaaya değer karşı oylar bulunmakta; üstelik bu karşı oyların bir kısmı öğretide savunulan görüşlerle örtüşmektedir. Birinci kararda kurulun ilk müzakerede yeterli çoğunluğu sağlayamamış olması, ikinci kararda ise Kurul Başkanının beraat yönünde kalması, meselelerin içtihatta yerleşmiş sayılamayacağını göstermektedir.</p>

<p>Daha önceki yazımızda vardığımız kanaati burada yeniden ifade etmek durumundayız: kanun koyucu, 5237 sayılı Kanun’da izlediği suç siyaseti gereği, görevin gereklerine aykırı hareketi tek başına cezalandırmaya yeter saymamış ve bir objektif cezalandırılabilme şartı ihdas etmiştir. Bu şartın metinde bulunması ile tatbikatta işlemesi ise farklı meselelerdir. Şart, muhtevası fiilden istidlal yoluyla dolduruldukça, cezalandırma alanını daraltma vazifesini yerine getirmemektedir.</p>

<p>Kanaatimizce burada asıl mesele, kavramların ne kadar geniş veya dar tanımlandığından ziyade, tanımın somut olayla teması olup olmadığıdır. Bir gerekçenin kıymeti, ihtiva ettiği kalıp cümlelerin doğruluğuyla beraber önündeki fiille kurduğu bağın sıhhatindedir. Bu bağı teşhis ve tayin etmek ise kalıbı tekrar etmekle yetinmeyen bir dirayeti gerektirir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Muhammed Ali Öztürk,</span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> "Görevi Kötüye Kullanma Suçuna Dair Bazı Galatat",</span></a></strong><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, 14.05.2026, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-bazi-galatat</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Tasnifler için bkz. Ersoy, Uğur, Ceza Hukukunda Objektif Cezalandırılabilme Şartları, Legal Yayıncılık, 2015, İstanbul; “gerçek” ve “gerçek olmayan” ayrımı için s. 45 vd., “haksızlık açısından önem arz eden” ve “önem arz etmeyen” ayrımı için s. 50 vd. Ayrıca bkz. Bekar, Elif, Objektif Cezalandırılabilme Koşulları ve Bu Koşullar Bağlamında Türk Ceza Kanunu’nda Yer Alan Suçlar, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Toroslu, Nevzat, "Objektif Cezalandırılabilirlik Şartı", https://repository.bilkent.edu.tr/items/094d9228-013a-4f89-b93a-738f9520722b</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, İlhan, "Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. XVI, Y. 2012, S. 1, s. 191 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Memiş Kartal, Pınar, “Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK m. 257)”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi (Prof. Dr. Nur Centel’e Armağan Özel Sayısı), 2013, C. 19, S. 2, s. 1373-1395; teşebbüs tartışması için bkz. s. 1387-1388.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Şen, Ersan / Kaplan, Dilşad Firuze, “Kamu Görevlisi Hekimin Ceza Sorumluluğunda TCK m. 85’in ve m. 257’nin Yeri”, https://www.sen.av.tr/tr/makale/kamu-gorevlisi-hekimin-ceza-sorumlulugunda-tck-m-85-in-ve-m-257-nin-yeri (Erişim tarihi: 28.07.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 14.07.2009, 2009/4-3 E., 2009/201 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Bu yönde bkz. Memiş Kartal, agm., s. 1387 (YCGK’nın 18.10.2005 tarihli ve 96/118 sayılı kararına atıfla); ayrıca Çimen, Abdullah Oğuzhan, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257" rel="dofollow"><span style="color:#999999">"Yargıtay Kararları Çerçevesinde Görevi Kötüye Kullanma Suçu (TCK 257)"</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Hukuki Haber</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-kararlari-cercevesinde-gorevi-kotuye-kullanma-sucu-tck-257</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018287-e-2020409-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YCGK, 08.10.2020, 2018/287 E., 2020/409 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2018445-e-202112-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">YCGK, 28.01.2021, 2018/445 E., 2021/12 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Artuk, Mehmet Emin / Gökçen, Ahmet / Yenidünya, Caner, Ceza Hukuku Özel Hükümler, 10. Bası, Ankara 2010; Özbek, Veli Özer / Kanbur, M. Nihat / Doğan, Koray / Bacaksız, Pınar / Tepe, İlker, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Ankara 2010; Okuyucu-Ergün, Güneş, "Görevi Kötüye Kullanma Suçu", Türkiye Barolar Birliği Dergisi, S. 82, 2009.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Y. 5. CD, 11.07.2012 tarihli ve 2012/7527 E., 2012/8180 K.; 07.05.2014 tarihli ve 2013/1163 E., 2014/5088 K.; 16.10.2014 tarihli ve 2013/4711 E., 2014/9821 K.; 18.03.2015 tarihli ve 2013/7399 E., 2015/8476 K. Anılan kararlara birinci kararın metninde atıf yapılmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 20.09.2005, 2005/4-47 E., 2005/104 K. Karara Memiş Kartal, agm., s. 1383, dn. 44’te atıf yapılmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Tezcan, Durmuş / Erdem, Mustafa Ruhan / Önok, Murat, Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Ankara 2010, s. 811 vd.; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1384.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> İlk görüş için bkz. Özbek / Kanbur / Doğan / Bacaksız / Tepe, age., s. 1040 ve Soyaslan, Doğan, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınevi, Ankara 2012, s. 697; ikinci görüş için Artuk / Gökçen / Yenidünya, age., s. 947; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1389.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, agm., s. 205; Tezcan / Erdem / Önok, age., s. 823; Özgenç, İzzet / Şahin, Cumhur, "Kamu Görevinin Kötüye Kullanılması Suçu Üzerine Düşünceler", Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. VI, S. 1-2, Haziran-Aralık 2002, s. 216; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1386.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 17.03.2009, 2008/4-267 E., 2009/59 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK, 07.02.2006, 2005/4-163 E., 2006/14 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Üzülmez, agm., s. 214; naklen Memiş Kartal, agm., s. 1390.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gorevi-kotuye-kullanma-sucuna-dair-ii-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/terazi/tokmak-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="78806"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasal faiz oranı, reeskont faiz oranının% 80'i olacak şekilde değişti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[12. yargı paketi ile yasal faiz oranının belirlenmesinde esas alınacak sistem değiştirildi; TBMM ve TTK kapsamındaki faizlerde TCMB reeskont faizi esas alınacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Resmî Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7589 sayılı Kanun</span></a></strong> ile, mevcut sabit oran yerine Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası reeskont faizinin %80’ine endekslenmesi hüküm altına alındı. Söz konusu oran, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından 5 puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde 80'i geçerli olacak.</p>

<p><i>İlgili madde şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 10- </strong>4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.”</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; 12. YARGI PAKETİ TAM METİN İÇİN TIKLAYINIZ</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasal-faiz-orani-reeskont-faiz-oraninin-80i-olacak-sekilde-degisti</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 11:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/para-hesap.jpg" type="image/jpeg" length="32512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/44251 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/12/2025 tarihli ve 2021/44251 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ÖMER</strong> <strong>TOSUN</strong><strong> BAŞVURUSU</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/44251)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 10/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Rıdvan DEMİR</p>

   <p>Murat İlter DEVECİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer TOSUN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Mehmet YALÇIN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kolluk görevlilerinin yakalama ve gözaltına alma işlemi sırasında aşırı güç kullanması sonucu meydana gelen yaralanma ve bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 27/9/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ile eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, jandarma görevlilerince 29/5/2020 tarihinde yapılan trafik denetimi sırasında hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla yakalanıp gözaltına alınmıştır. Görevliler H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanağa göre başvuruya konu olayın gelişimi şöyledir:</p>

<p>- Şüpheli şekilde seyrettiği değerlendirilen 35 ... plakalı aracın sürücüsü olan başvurucu, bir okulun önünde önleyici kolluk faaliyeti kapsamında durdurulmuştur. Görevliler kimlik kartını, ehliyetini ve aracın ruhsatını istese de başvurucu, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün gittiğini söyleyerek istenen belgeleri vermemiştir. Görevlilerin başvurucunun araçtan indiğini tespit ettiklerini başvurucuya söylemesi de durumu değiştirmemiştir. Ayrıca başvurucu, görevlilerinin onurunu zedeleyebilecek nitelikte bazı sözler sarf etmiştir. Durumdan haberdar edilen Cumhuriyet savcısı, başvurucunun gözaltına alınması için görevlilere talimat vermiştir. Başvurucu, G.A. ve A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucu; görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırmıştır. Bu nedenle G.A. ile A.Ş. başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kalmıştır. Sonrasında başvurucunun elleri arkasından kelepçelenmiştir.</p>

<p>6. Aynı gün aynı görevliler tarafından düzenlenen bir başka tutanakta başvurucunun saat 01.30 sıralarında kardeşi İ.T. ve vekili Mehmet Yalçın ile Av. E.Y.nin yanında da görevlilere karşı olumsuz davranışta bulunduğu ifade edilmiştir. Ayrıca 01.37'de alkolmetre ile yapılan ölçüme göre başvurucu 1,49 promil alkollüdür.</p>

<p>7. Başvurucunun gözaltına alınması nedeniyle Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından 03.04 sıralarında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun ön ve yan sol yüzde yüzeyel sıyrıkların, sağ alt yan ve arka kostalarda (kaburga kemikleri) yüzeyel kızarıklıkların tespit edildiği belirtilmiştir. Saat 10.37 sıralarında aynı hastanede görevli bir başka hekim tarafından düzenlenen genel adli muayene raporunda ise darp izi bulunmadığı açıklanmıştır.</p>

<p>8. A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıklar bulunduğu; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklık, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıklar olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>9. A.Ş., G.A. ve H.H.K. ile olay günü icra edilen önleyici kolluk faaliyetinde görev alan M.F.K.nın ifadeleri Pamukkale Merkez Jandarma Karakol Komutanlığında (Merkez Karakolu) alınmıştır.</p>

<p>i. A.Ş., başka hususlar yanında, şüpheli şekilde seyreden iki aracı durdurduklarını, bu araçlardan birinin sürücüsü olan E.S.nin kimlik kartını, ehliyetini ve aracının ruhsatını verdiğini ancak diğer aracın sol ön kapısından inen başvurucunun, aracı kendisinin kullanmadığını ve araç sürücüsünün kaçtığını ileri sürerek gerekli belgeleri vermemekte ısrar ettiğini beyan etmiştir. A.Ş. ifadesinin devamında gözaltı talimatı uyarınca G.A. ile birlikte başvurucuyu jandarma aracına bindirmek istediklerini, aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucunun aracın içine sırt üstü düştüğünü, bu sırada başvurucunun tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırdığını, başvurucu ile aralarında yaşanan arbede sırasında başvurucunun G.A.nın boynunu çizip kendisinin (A.Ş.nin) boynunu da sıktığını, güç kullanarak başvurucuyu etkisiz hâle getirmek durumunda kaldıklarını ifade etmiştir. A.Ş. son olarak koltuğa oturtmak istedikleri sırada başvurucunun, kasığına tekme attığını, başvurucunun vekilleri ile kardeşinin bir saat kadar sonra olay yerine geldiğini söylemiştir.</p>

<p>ii. G.A., A.Ş. ile tamamıyla aynı yönde ifade vermiştir.</p>

<p>iii. M.F.K. ve H.H.K., -A.Ş.nin kasığına tekme atılmasına yönelik beyan haricinde- A.Ş. ve G.A.nın ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.</p>

<p>10. Jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün içeriği konusunda H.H.K. ve G.A. tarafından olay günü sabah saatlerinde bir tutanak düzenlenmiştir. Bu tutanakta başvurucuya karşı kullanılan güçle ilgili bir husus yer almamaktadır.</p>

<p>11. Kolluk aşamasında susma hakkını kullanan başvurucu, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığında (Başsavcılık) verdiği ifadesinde aracının park hâlinde olduğunu, jandarmanın olay yerine sonradan geldiğini, araç kullanmadığı için alkolmetre ile ölçüm yaptırmak istemediğini, jandarma görevlileriyle arasında arbede yaşandığını ve jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmiştir.</p>

<p>12. İfadesinin ardından serbest bırakıldığı anlaşılan başvurucu, aynı gün özel bir sağlık kuruluşuna başvurmuştur. Burada düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı mevcut olduğu, sol kulak<i> timpan membran</i> (kulak zarı) <i>anteriorunda</i> (ön tarafında) yaklaşık 6x4 mm boyutlarında etrafı<i> hemorajik</i> (kanamalı) <i>kurutlu</i> (kabuk bağlanmış, kabuklanmış)<i> perforasyon</i> (delinme) bulunduğu, etkisi basit bir tıbbi müdahale ile giderilemeyeceğinden <i>miringoplasti </i>(kulak zarı deliklerinin onarımı için yapılan tıbbi işlem) önerildiği belirtilmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu, vekili aracılığıyla Başsavcılığa sunduğu 1/6/2020 tarihli dilekçesiyle bazı delillerin toplanmasını istemiştir. Başvurucu bilhassa kulağından yaşadığı sorun nedeniyle adli raporun aldırılmasını, olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin getirtilmesini ve tanık E.S.nin ifadesinin alınmasını talep etmiştir.</p>

<p>14. Başvurucunun adli raporunun aldırılması için gerekli işlemleri yapan Başsavcılık, ayrıca olay yerini gören kameralar ile jandarma aracının içindeki kameranın kaydettiği görüntülerin temin edilerek içeriklerinin saptanması ve E.S.nin ifadesinin alınması için Pamukkale İlçe Jandarma Komutanlığına (Komutanlık) müzekkere yazmıştır.</p>

<p>15. Başvurucu 1/6/2020 tarihinde Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde görevli Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından muayene edilmiştir. Muayenede sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon saptanmıştır. Başvurucu muayene sırasında jandarma görevlilerinin araba içinde kendisini darbettiğini, sol yüz boyun ve kulak bölgesine vurduğunu, bu eylemlerin iki defa gerçekleştiğini söylemiştir. Ö.D.nin önerisi doğrultusunda başvurucu aynı gün Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekimce muayene edilmiştir. Bu muayene nedeniyle düzenlenen reçetede sol timpanik membran santral perforasyonunun mevcut olduğu ve yapılan odyometri testine göre solda iletim tipi işitme kaybı bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p>16. Komutanlıkta görevli oldukları anlaşılan A.D.G., A.Y. ve Ö.Ö. tarafından düzenlenen 9/6/2020 tarihli tutanağa göre olay günü olay yerinde bulunan araçta kamera bulunmaktadır ancak oynatma cihazı olmadığından faal değildir.</p>

<p>17. Öte yandan bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntüler DVD'ye aktarılmış, içerikleri de Komutanlıkta görevli A.D.G., H.B. ve N.S. tarafından tutanağa yazılmıştır. Anılan tutanağa göre;</p>

<p>i. Başvurucunun aracı 00.26'da kamera açısına girmiştir. Geri geri gelerek aracını park eden başvurucu, 00.27'de aracın sol ön kapısından inip aracın arka istikametine doğru yürümüştür.</p>

<p>ii. Saat 00.44 sıralarında başvurucu elini G.A.ya doğru sallamış, G.A. da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırmıştır. A.Ş. kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürmüştür.</p>

<p>iii. 00.45'te başvurucu jandarma aracına bindirilmiştir. Sonrasında G.A. ile A.Ş. de araca binmiştir.</p>

<p>iv. G.A. 00.47'de, A.Ş. 00.49'da, başvurucu ise 00.51'de araçtan inmiştir.</p>

<p>v. 00.56'da jandarma trafik ekibi bölgeye gelmiştir.</p>

<p>vi. 00.59'da başvurucuya kelepçe takılmaya çalışılmıştır.</p>

<p>vii. Başvurucu 01.00'de kelepçeli hâlde araca bindirilmiştir.</p>

<p>viii. Başvurucu 01.03'de elleri kelepçeli hâlde araçtan inse de yeniden araca bindirilmiştir.</p>

<p>ix. Araçtaki parlak yansıtıcıların parlaması, mesafenin uzaklığı ve gece olması nedeniyle aracın içinde yaşananlar görüntülerde yer almamaktadır.</p>

<p>18. Başsavcılığın talimatı uyarınca E.S.nin ifadesi 10/6/2020 tarihinde Merkez Karakolunda alınmıştır. E.S. ifadesinde başvurucunun arkadaşı olduğunu, olay günü birlikte alkollü içki içtiklerini, olay zamanında alkollü olduğu için yaşanan olayı tam olarak hatırlamadığını, olay yerinden ayrılırken başvurucuyu kelepçeli hâlde gördüğünü söylemiştir.</p>

<p>19. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda; özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce 1/6/2020 tarihinde tespit edilen bulguların örtüştüğü, yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu açıklanmıştır. Raporda ayrıca başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmiştir. Rapora göre başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olup olmayacağı ve duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için olay tarihinin üzerinden altı ay geçtikten sonra Servergazi Devlet Hastanesinde yapılacak muayene ve tetkiklere ilişkin sonuçlar ile birlikte başvurucunun Denizli Adli Tıp Şube Müdürlüğünde muayene edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>20. Başsavcılığın talimatı üzerine G.A.nın müşteki-şüpheli olarak ifadesi 1/10/2020 tarihinde Merkez Karakolunda, A.Ş.nin müşteki-şüpheli olarak ifadesi ise 28/10/2020 tarihinde Başsavcılığın istinabe talebi ve Sason Cumhuriyet Başsavcılığın talimatı üzerine Sason Polis Merkezi Amirliğinde alınmıştır. A.Ş. ve G.A. ifadelerinde önceki ifadeleriyle uyumlu beyanlarda bulunmuştur.</p>

<p>21. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yüzde sabit ize neden olmadığı, duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>22. Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli raporda, başka hususlar yanında, başvurucuda işitme kaybı olmadığı ve yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>23. Başsavcılık; başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilebilir ölçüde hafif olduğunu belirtip G.A. ve A.Ş.nin zor kullanma yetkilerini aşmadıklarını ifade ederek 3/5/2021 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Öte yandan Başsavcılık aynı tarihte hakaret ve görevi yaptırmamak için direnme suçlarını işlediği iddiasıyla başvurucu hakkında kamu davası açmıştır.</p>

<p>24. Başvurucunun kovuşturmaya yer olmadığına dair karara yaptığı itiraz Denizli 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 25/8/2021 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>25. Başvurucu, nihai nitelikteki bu kararı 1/9/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>26. Başvurucu hakkında açılan kamu davasında başvurucunun isnat edilen her iki suç yönünden de süreli hapis cezalarına mahkûm edildiği, başvurucunun istinaf isteminin de esastan reddedildiği ancak hakaret suçu yönünden istinaf mahkemesince verilen kararın başvurucu tarafından temyiz edildiği ve bu başvuru hakkında henüz bir karar verilmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>I</strong><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesinin 10/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>28. Başvurucu; alkollü olarak araç kullanmadığını, jandarma görevlileri alkol muayenesi yapmak isteyince avukatının olay yerine gelmesini beklemek istediğini ancak sözü edilen görevlilerin, alkol kullandığına ilişkin itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı cezalandırmak için kendisini darbettiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre maruz kaldığı muamele işkencedir. Başvurucu ayrıca şikâyeti hakkında yürütülen ceza soruşturmasının etkisiz olmasından yakınarak yaşam hakkının, adil yargılanma hakkı ile kötü muamele yasağının ihlal edildiğini öne sürmüştür.</p>

<p>29. Bakanlık görüşünde, başvurucu hakkında kötü muamele yasağının ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede ilgili mevzuatın dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihlal iddialarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurunun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>32. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."</i></p>

<p><strong>1. Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a</strong><strong>. Genel İlkeler</strong></p>

<p>34. İnsan onurunun korunması amacıyla Anayasa'nın 17. maddesinin ilk fıkrasında maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı güvence altına alınmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasıyla da kişilere<i> işkence</i> ve<i> eziyet</i> yapılması, kişilerin<i> insan haysiyetiyle bağdaşmayan</i> bir cezaya veya muameleye tabi tutulması yasaklanmıştır. Bu yasak için herhangi bir istisnanın kabul edilmemesi ve Anayasa'nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hâllerde de maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağının ifade edilmesi, yasağın mutlak niteliğini ortaya koymaktadır. Bununla birlikte yasak, tüm kötü muamele durumlarını kapsamaz. Bir muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşmasına bağlıdır. Asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı görecelidir ve somut olayın koşullarının değerlendirilmesiyle belirlenir. Yapılacak değerlendirmede muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler önem taşır. Bu etkenlere ardındaki kasıt veya saik ile birlikte muamelenin amacı da eklenebilir. Ayrıca gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınması gereken diğer bir etkendir (<i>Cezmi Demir ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/293, 17/7/2014, §§ 80, 83;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015, §§ 72, 74, 75; <i>K.K. </i>[GK], B. No: 2020/34532, 29/5/2024, § 26).</p>

<p>35. Güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin, tutumu nedeniyle kendisine karşı güç kullanılması kesin olarak gerekli olmayan bir kişiye karşı fiziksel güce başvurmaları, kişi üzerindeki etkisi ne olursa olsun ilke olarak Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eder. Kesin gerekli olduğu hâllerde de güç, aşırıya kaçmadan kullanılmalı ve kişinin tutumuyla orantılı olmalıdır (<i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 81; <i>K.K.</i>, § 27).</p>

<p>36. Güç kullanımına ilişkin bu ilkeler, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin hukuka uygun olarak verdikleri emre karşı etkin (aktif) veya edilgin (pasif) direniş gösterilmesi hâlinde de geçerlidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Arif Haldun Soygür </i>[2. B.], B. No: 2013/2659, 15/10/2015, §§ 51, 52).</p>

<p>37. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasıyla yasaklanan muamelelerin varlığına ilişkin iddialar, uygun delillerle desteklenmelidir. Bu delillerin değerlendirilmesinde ise sözü edilen delillerin iddiayı makul şüphenin ötesinde ispat edip etmediği gözetilmelidir. Bununla birlikte yeterince ciddi, açık ve tutarlı emareler ya da aksi ispat edilemeyen birtakım karineler de iddianın ispatı için yeterli kanıt teşkil edebilir (<i>K.K.</i>, § 28; bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 95;<i> Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, § 83).</p>

<p>38. Kişinin gözaltı veya tutukluluk gibi devletin kontrolü altında bulunduğu sırada yaralanması hâlinde yetkili makamlar, bu olaya ilişkin tatmin edici ve inandırıcı bir açıklama getirmekle yükümlüdür (<i>S.D.</i> [1. B.], B. No: 2013/3017, 16/12/2015, §§ 89, 90; <i>Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek</i> [1. B.], B. No: 2013/8137, 20/4/2016, § 95) zira bu tür olayların gerçekleşme koşullarına ilişkin bilgiler çoğunlukla yetkili makamların erişimindedir (<i>Ferit Kurt ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2018/9957, 8/6/2021, § 74).</p>

<p>39. Anayasa'nın 17. maddesi -<i>"Devletin temel amaç ve görevleri"</i> başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında- bireyin bir devlet görevlisinin hukuka aykırı ve Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasını ihlal eden bir muamelesine uğradığına ilişkin<i> savunulabilir</i> iddiası hakkında etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir. Kötü muamelenin kasten yapıldığının ileri sürüldüğü durumlarda iddia hakkında ivedilikle bir ceza soruşturması başlatılmalıdır. Şikâyet olmadığında bile kişiye kötü muamelede bulunulduğuna ilişkin yeterince açık belirtiler varsa konuyla ilgili bir ceza soruşturması açılmalıdır. Ceza soruşturmasının Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği şekilde etkili olduğunun kabul edilebilmesi için soruşturmayı yürüten kişiler olaya karışan kişilerden bağımsız olmalı, soruşturmada olayı aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek tüm deliller toplanmalıdır. Dahası soruşturma süreci gerektiği ölçüde kamu denetimine açık olmalı, mağdur soruşturmaya etkili şekilde katılabilmeli ve soruşturmada makul bir özen ve süratle hareket edilmelidir. Yetkililer, soruşturmayı sonlandırmak için aceleci davranmamalı ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır (<i>Tahir Canan</i> [1. B.], B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25; <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 111, 112, 114-117; <i>Ali Rıza Özer ve diğerleri</i>, §§ 101-103). Ayrıca soruşturma sonunda verilen karar, kullanılan gücün gerekliliği ve orantılılığıyla ilgili bir değerlendirme içermelidir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cebrail Bektaş ve Yüksel Şahin</i> [2. B.], B. No: 2015/4787, 25/9/2019, § 64).</p>

<p><strong>b. İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>40. Başvurucu, jandarma görevlilerince darbedildiğini iddia etmiştir. Başvurucuya göre jandarma görevlileri eylemlerini alkol kullandığına ilişkin kendisinden itiraf almak yahut alkollü olmasından dolayı kendisini cezalandırmak amacıyla yapmıştır. Jandarma görevlileri H.H.K., G.A. ve A.Ş. tarafından olay günü 00.45'te düzenlenen tutanakta ise hakkında verilen gözaltı kararı uyarınca başvurucunun jandarma aracına götürüldüğü, araca binerken ve araç içinde kendisine kelepçe takılmaması için direnen başvurucunun görevlilerin kol, boyun ve kasık bölgelerine saldırdığı, bu nedenle G.A. ile A.Ş.nin başvurucuya karşı güç kullanmak zorunda kaldığı ve sonrasında başvurucunun ellerinin arkasından kelepçelendiği belirtilmiştir. Ayrıca A.Ş. ve G.A.nın Merkez Karakolunda verdiği ifadelere göre gözaltı talimatı uyarınca başvurucu G.A. ile A.Ş. tarafından jandarma aracına götürülmüştür. Aracın yerden yüksek olması nedeniyle ayağı boşluğa denk gelen başvurucu, aracın içine sırt üstü düşmüştür. Bu sırada başvurucu, tırnaklarıyla G.A.nın koluna saldırmıştır. G.A. ve A.Ş. ile arasında yaşanan arbede sırasında başvurucu, G.A.nın boynunu çizip A.Ş.nin de boynunu sıkmıştır (bkz. §§ 5, 9).</p>

<p>41. Bir MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriğiyle ilgili tutanaktan; kamera açısına aracıyla giren başvurucunun geri geri giderek aracını park ettiği, saat 00.44 sıralarında başvurucunun elini G.A.ya doğru salladığı, G.A.nın da başvurucuyu iterek kendisinden uzaklaştırdığı, A.Ş.nin kolundan tuttuğu başvurucuyu jandarma aracına götürdüğü, başvurucunun 00.45'te jandarma aracına bindirildiği, sonrasında G.A. ile A.Ş.nin de araca bindiği anlaşılmaktadır. Söz konusu tutanağa göre başvurucuya kelepçe takılmasının zamanı 00.59'dur ve başvurucu elleri kelepçeli hâlde araca 01.00'de bindirilmiştir. Tutanakta kamera görüntülerindeki zaman bilgisinin gerçek zamanla uyumlu olmadığına yönelik bir bilgi de yoktur (bkz. § 17). Bu durumda görüntüler, başvurucunun araca binerken kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla jandarma görevlilerine direndiğini doğrulamamaktadır. Bununla birlikte bahsi geçen görüntülerin aracın içinde yaşananları göstermediği açıktır. Başvurucu da, Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlileriyle arasında bir arbede yaşandığını kabul etmiştir (bkz. § 11). Ayrıca A.Ş. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda boyun orta, sol yan tarafta ağır ve yüzeyel sıyrıkların; G.A. hakkında düzenlenen genel adli muayene raporunda ise boyun sağ ve sol yan orta kısımlarında yüzeyel kızarıklığın, sağ ön kol ön ve arka yüzde yüzeyel sıyrıkların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 8). Bu sebeple başvurucunun jandarma aracının içinde kendisine kelepçe takılmasını engellemek amacıyla direnmesi ve/veya jandarma görevlilerine saldırması nedeniyle jandarma görevlilerinin başvurucuya karşı fiziki güç kullanmasının gerekli hâle geldiği söylenebilir.</p>

<p>42. Öte yandan başvurucunun gözaltı giriş raporunda bazı hafif bulgulardan (bkz. § 7) söz edilse de serbest bırakıldığı gün özel bir sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen tıbbi belgelerde sol kulakta hafif dereceli iletim tipi işitme kaybı bulunduğu, sol kulak zarında kanamalı, kabuk bağlanmış yırtılma/delinme olduğu belirtilmiştir (bkz. § 12). Bu bulgular Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir hekim tarafından da doğrulanmıştır. Ek olarak başvurucuyu 1/6/2020 tarihinde muayene eden Adli Tıp Uzmanı Ö.D.; sol ramus mandibula çevresinde 4x3 cm'lik sarı-yeşil renk ekimoz, bu alan içinde 2 mm çaplı üzeri kurutlu abrazyon, sol kulak arka bölgesinde ve boyun-ense bölgesinde palpasyon ile hassasiyet, sol klavikula alt komşuluğunda 2x2 cm sarı-yeşil renk ekimoz, sağ boyun yan bölgede dike yakın oblik yerleşimli iki adet birbirine paralel ve bitişik birer santimetrelik üzeri kurutlu çizik lezyon tespit etmiştir (bkz. § 15). Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda da özel sağlık kuruluşunda tespit edilen bulgular ile Servergazi Devlet Hastanesinde görevli hekimce tespit edilen bulguların örtüştüğü ifade edilerek yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 19). Başvuruya konu soruşturmada elde edilen bilgi ve belgelerin başvurucunun, kendisine karşı bu kadar şiddetli fiziki güç kullanılmasını gerektirecek eylemde bulunduğunu ortaya koymadığı dikkate alındığında başvurucuya karşı kullanılan gücün başvurucunun tutumuyla orantılı olduğunu ve fiziki güç kullanımında aşırıya kaçılmadığını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, güç kullanmaya yetkili kamu görevlilerinin gereksiz ve/veya orantısız güç kullandığı sonucuna vardığı hâllerde genellikle mağdurun uğradığı muamelenin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında sayılan yasaklanmış muamele türlerinden (işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) hangisine karşılık geldiğini de açıklamaktadır (muamele türleriyle ilgili ayrıntılı açıklamalar için bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, §§ 84-91; <i>S.D.</i>, §§ 84-88). Bunun sebebi çok ağır ve dayanılmaz acılara neden olan kasıtlı insanlık dışı muamelelerin varlığına özel olarak işaret etmektir (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Cezmi Demir ve diğerleri</i>, § 84). Anayasa Mahkemesine göre somut olayda yasaklanan muamele türlerinden hangisinin söz konusu olduğunu açıklamaya gerek bulunmamaktadır ve başvurucunun maruz kaldığı muamelenin yasaklanan muamele türlerinin tamamını kapsayan bir üst kavram olan “kötü muamele yasağı” içinde kaldığını ifade etmek yeterlidir.</p>

<p>44. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>45. Kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaya gelince, başvurucunun hakkında yürütülen soruşturma kapsamında Başsavcılıkta verdiği ifadesinde jandarma görevlilerince darbedildiğini beyan etmesi üzerine Başsavcılık, soruşturmayı başvurucunun iddialarını da içerecek şekilde genişletmiştir. Bu doğrultuda yürütülen soruşturmada başvurucunun kesin adli raporunun alınması için çaba gösterilmiş, kolluk tutanaklarında başvurucuya karşı güç kullandığı belirtilen jandarma görevlilerinin müşteki-şüpheli olarak ifadelerinin alınması için gerekli işlemler yapılmış, olayla ilgili kamera görüntülerinin içerikleri tespit ettirilmiştir. Ayrıca başvurucunun tanık olarak bildirdiği E.S.nin ifadesi alınmıştır. Bunlara rağmen soruşturma belli yönlerden eksiktir:</p>

<p>i. Olaya karışan görevliler soruşturmadaki bilgi ve belgelere göre olay tarihinde Merkez Karakolunda görevlidir. Buna rağmen H.H.K., M.F.K., G.A. ve E.S.nin ifadelerinin alınması, jandarma devriyesi tarafından kayda alınan görüntünün ve MOBESE kamerası ile olay yerinin yakınındaki okula ait kameranın kaydettiği görüntülerin içeriklerinin tespiti gibi esaslı soruşturma işlemleri şüphelilerin çalıştığı Merkez Karakolunca yapılmıştır. Bahse konu görüntülerin içerikleri, Başsavcılıkça veya Başsavcılığın görevlendirdiği bağımsız bir bilirkişi tarafından da incelenmemiştir. Dolayısıyla soruşturmanın kaderi büyük ölçüde Merkez Karakolunun eline bırakılmıştır.</p>

<p>ii. Adli Tıp Uzmanı Ö.D. tarafından düzenlenen 23/6/2020 tarihli raporda 1/6/2020 tarihinde yapılan muayenede tespit edilen sol kulak zarı perforasyonuna yol açabilecek nitelikte sol çene ve kulak çevresinde künt travma bulguları olması nedeniyle sol kulak zarı perforasyonu ile soruşturma konusu olay arasında illiyet bağı bulunduğunun açıklanmasına ve başvurucuda meydana gelen yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif olmadığı belirtilmesine rağmen Başsavcılık, başvurucunun tedavi edilmesi sonrasında Servergazi Devlet Hastanesinde görevli bir uzman hekimce düzenlenen 11/3/2021 tarihli rapora dayanarak yaralanmanın etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderileceği sonucuna varmıştır.</p>

<p>iii. Ö.D. tarafından düzenlenen 2/2/2021 tarihli raporda duyulardan veya organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflamasına ya da yitirilmesine neden olup olmayacağı konusunda değerlendirme yapılabilmesi için sol kulakta işitme kaybı olup olmadığı yönünden ilgili uzmanca yapılacak muayene ve tetkiklerin sonuçlarına ihtiyaç duyulduğu ifade edilmesine ve gerekli muayene ve tetkikler yaptırılmasına karşın bunların sonuçları adli tıp uzmanının incelemesine sunulmamıştır.</p>

<p>iv. Başsavcılık, olay sonrasında başvurucunun kulak zarının yırtıldığını/delindiğini dikkate almamış; bu durumu ve 23/6/2020 tarihli raporu başvurucuya karşı kullanılan gücün orantılı olup olmadığı konusunda yaptığı değerlendirmede gözetmemiştir.</p>

<p>46. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>V. GİDERİM</strong></p>

<p>47. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden soruşturma yapılması ile toplam 40.000 TL manevi ve 5.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur. Ayrıca başvurucu tedavi gördüğü özel sağlık kuruluşu tarafından düzenlenen 1.500 TL bedelli 2/6/2020 tarihli bir fatura ibraz etmiştir.</p>

<p>48. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği soruşturma merciinin yapması gereken iş, yeniden soruşturma işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek soruşturma sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>49. Öte yandan başvurucuya manevi zararları karşılığında -talebiyle bağlı kalınarak- net 40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucuya ayrıca ibraz ettiği fatura nedeniyle net 1.500 TL maddi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucu maddi zararına yönelik başka bir belge ibraz etmediğinden fazlaya ilişkin talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutlarının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Denizli Cumhuriyet Başsavcılığına (Sor. No: 2020/15212) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucuya net 40.000 TL manevi, 1.500 TL maddi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. 1. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>2. Maddi tazminatın 2/6/2020 tarihinden ödeme tarihine kadar geçen süre için işleyen yasal FAİZİYLE BİRLİKTE ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 10:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="41745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI HÜKÜMLERİNİN UYGULANMASINA ENGEL KÖTÜ MUAMELE KABUL EDİLEBİLECEK SUÇLARDAN NE ANLAŞILMALIDIR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) hükümleri (CMK’nın 231/5-14) ile ilgili <a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi (AYM) peş peşe kısmi ya da tümden iptal kararları</a> vermiştir. En son AYM, 31.12.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hagb-kurumunu-duzenleyen-kurala-iliskin-iptal-davasi-ve-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">2024/98 Esas ve 2025/149 Karar sayılı kararı</span></a></strong> ile HAGB hükümlerini tamamen iptal etmiştir. Mahkeme, belirtilen kararında “<i>HAGB kurumunun kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında işkence, eziyet ve kötü muamele kabul edilen suçlar bakımından uygulanmayacağına dair yasal bir düzenleme bulunmamaktadır</i>.” temel gerekçesine dayanmıştır. Kanun koyucu AYM’nin tanıdığı 9 ay süre içerisinde<span style="color:#2980b9"><strong> </strong></span><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>7589 sayılı Kanun</strong></span> ile yeniden düzenleme yapmış ve bu düzenleme 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğü girmiştir</a>.</p>

<p>Yeni düzenleme ile CKM’nın 231. maddesinin 14. fıkrası <strong><i>“Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.</i></strong>”<i> </i>halini almıştır. Böylece kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ile ilgili hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilemeyeceği kanunlaştırılmıştır. İptal edilen metinde yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması hükümleri “<i>Anayasanın 174 üncü maddesinde koruma altına alınan inkılâp kanunlarında yer alan suçlarla ilgili olarak uygulanmaz” </i>hükmüne yeni düzenlemede yer verilmemiştir.<strong> </strong></p>

<p>Kanuni düzenlemede “<strong><i>Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar” </i></strong>denilmek suretiyle<strong><i> </i></strong> “<i>eylemin işleniş şekli</i>” değil, “<i>suç</i>” esas alınarak düzenleme yapılmıştır. Dolayısıyla düzenlemeden, kamu görevlisinin görevi sebebiyle kötü muamele kabul edilen bir suçu işlemesi halinde, eylemin gerçekleşme şekli ve koşullarının bir önemi olmaksızın, HAGB hükümlerinin uygulanamayacağı sonucu çıkmaktadır. Bununla birlikte suçun kendisinin yanında, suçun işleniş şeklinin de kötü muamele niteliğine haiz olmasının gerektiğini ve düzenlemenin “<i>kötü muamele kabul edilebilecek biçimde işlenen suçlar</i>” şeklinde yorumlanması ya da bu yönde yasal düzenleme yapılması gerektiğini düşünmekteyiz. Aksi takdirde hakkaniyete aykırı uygulamaların oluşma ihtimali bulunmaktadır. Örneğin, mağdurun kendisini durduran ve trafik uygulaması yapan kolluk görevlisine hakaret ettiği, buna karşılık kolluk görevlisinin de mağdura tehditte bulunduğu ya da öğretmeni ile tartışan lise öğrencinin öğretmenine yumruk attığı, akabinde öğretmenin de öğrencisine yumruk attığı gibi belirli bir sınır içerisinde yaşanan ve ani gelişen olaylarda da, AYM kararlarında<a href="#_edn1" name="_ednref1" title="">[1]</a> tehdit ve yaralama suçlarının kötü muamele oluşturabilecek suçlardan kabul edilmesi de gözetildiğinde, kolluk görevlisi ve öğretmen hakkında HAGB hükümleri uygulanamayacaktır. Aşağıda ayrıntıları belirtildiği üzere Anayasa Mahkemesi, eylemin kötü muamele oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken olayın anlık gelişmesi, eylemin asgari bir ağırlık derecesine ulaşması gibi birçok ölçüt kullanmaktadır. Kanaatimizce, Devletin kötü muamele oluşturan davranışlara müsamaha göstermemesi gerekliliği ile somut olayın özellikleri arasında dengeli bir yaklaşım sergilenmelidir.</p>

<p><strong>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 17. maddesinin konumuzu ilgilendiren bölümü </strong>“<i>Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir… <a name="_Hlk235219018">Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz</a></i>.” içeriğindedir.</p>

<p>Bilindiği üzere anayasalar, normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan ve temel esasları düzenleyen metinlerdir. Kazuistik yöntemle düzenlense bile anayasa metinlerinin kanun gibi yorumlanması mümkün değildir. Bu nedenle hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına engel kabul edilen Anayasa’nın 17. maddesine konu işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramlarından ne anlaşılacağı belirlenmelidir. Anayasa Mahkemesi, belirtilen ifadeler arasında bir yoğunluk farkının bulunduğunu, farklı kavramların bir derecelendirme yapmak amacıyla getirildiğini ve anılan ifadelerin TCK’da düzenlenen “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığını belirtmektedir<a href="#_edn2" name="_ednref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Ülkemizin de taraf olduğu İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence, “<i>Bir kimseye karşı, kendisinden itiraf almak veya üçüncü kişi hakkında bilgi edinmek, kendisinin veya üçüncü kişinin yaptığı veya yaptığından kuşkulanılan bir eylem nedeniyle cezalandırmak veya kendisini veya üçüncü kişiyi korkutmak veya zorlamak amacıyla veya ayrımcılığa dayanan her hangi bir sebeple, bir kamu görevlisi veya resmi sıfatla hareket eden bir başka kişi tarafından veya bu görevlinin veya kişinin teşviki veya rızası veya muvafakatiyle işlenen ve işlendiği kimseye fiziksel veya ruhsal olarak aşır acı veya ıstırap veren her hangi bir fiil</i>” olarak tanımlanmıştır. TCK’da (m. 94) ise işkence “<i>İnsan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine, aşağılanmasına yol açacak davranış” </i>şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi eziyeti, işkence seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya veya yoğun maddi veya manevi ıstıraba sebep olan insanlık dışı muameleler şeklinde tanımlamıştır<a href="#_edn3" name="_ednref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>AYM, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarından yola çıkarak fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleleri “insanlık dışı muameleler” olarak nitelendirmiş ve bu nitelikteki muamelelerin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında “eziyet” olarak kabul edilebileceğini belirtmiştir<a href="#_edn4" name="_ednref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>AYM, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya cezayı ise, kişiyi küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde kişide korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya kişiyi kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen aşağılayıcı nitelikteki işkence ve eziyete göre daha hafif muameleler olarak tanımlamış ve tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler, engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muamelelerin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamelelere örnek olabileceğini belirtmiştir<a href="#_edn5" name="_ednref5" title="">[5]</a>.</p>

<p>AYM’ye göre, bir eylemin işkence, eziyet ya da insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele kavramlarından hangisini oluşturduğu belirlenirken her somut olayın kendi özel koşulları değerlendirilmelidir. Mahkemeye göre, olaya konu eylemin küçük düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken, insan haysiyetiyle bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde olmayabilir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da, bazı durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilmektedir. Kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulmasının zorunluluk oluşturduğu haller ihlal oluşturmayacaktır. Yine sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri tarafından fiziksel güce başvurulması da kabul edilebilir niteliktedir<a href="#_edn6" name="_ednref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele şeklindeki yasaklanan eylemleri, bu kavramların tamamını kapsayan “<strong><i>kötü muamele yasağı</i></strong>” üst kavramı adı altında değerlendirmektedir<a href="#_edn7" name="_ednref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarında, hangi eylemlerin kötü muamele yasağının ihlalini oluşturacağına ilişkin bazı ölçütler belirlemiştir. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının kapsamına girebilmesi için, <a name="_Hlk235308570">eylemin asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşması gerekmektedir. Belirtilen asgari eşik (ağırlık) göreceli olup eylemin asgari ağırlık derecesine ulaşılıp ulaşılmadığı belirlenirken somut olayın koşulları gözetilmelidir. Maruz kalınan muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi etkenler ile kasıt veya saik ve muamelenin amacı değerlendirilmelidir. Belirtilen hususlara ek olarak gerilimin ve duyguların yükseldiği atmosfer gibi muamelenin yapıldığı bağlam da dikkate alınmalıdır</a><a href="#_edn8" name="_ednref8" title="">[8]</a>.</p>

<p><strong>Hangi suçlar, Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilmelidir?</strong></p>

<p>CMK’nın 231/14. maddesinde “işkence” (TCK m. 94) ve “eziyet” (TCK m.96) suç adı olarak sayıldığından, bu iki suç tereddütsüz biçimde HAGB kararı verilemeyecek suçlar arasındadır.</p>

<p>Yasal düzenlemede “işkence” ve “eziyetin” suç adı olarak sayıldığı gözetildiğinde, “kötü muamele” kavramının “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” kavramını karşılamak için kullanıldığı düşünülebilir ise de, yukarıda belirtildiği üzere AYM, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadelerin TCK’da düzenleme altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı görüşündedir. Dolayısıyla, TCK’da düzenlenen işkence ve eziyet suçundan daha geniş anlam içeren <a name="_Hlk235361470">işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele </a>kavramlarının içerisine giren suçlar hakkında HAGB kararı verilemeyecektir.</p>

<p>Kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir, nesnel ve öngörülebilir olması gerekmektedir<a href="#_edn9" name="_ednref9" title="">[9]</a>. CMK’nın 253/14. maddesinde yer alan “<i>Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar</i>” ibaresinden hangi suçların anlaşılacağı, hangi suçların bu kapsamda kabul edileceği farklı yorumlamalara müsaittir. Bu nedenle, çalışmanın kapsamı gözetilerek, düzenlemenin belirlilik ve öngörülebilirlik gibi yönlerden eleştiri ve tartışmalara açık olduğunu değerlendirdiğimizi belirtmekle yetiniyoruz.</p>

<p>İçtihatlarla kötü muamele kabul edilebilecek suçlar ve hangi eylemlerin kötü muamele kabul edileceğinin yeknesaklığına kavuşabileceği düşünülebilir ise de, kamu görevlilerinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele kabul edilebilecek ve ceza miktarı nedeniyle HAGB kapsamında kalabilecek suçların (<i>Kasten yaralama, hakaret, tehdit, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması gibi</i>) temyiz sınırları altında kalması ve temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında olsa bile CMK’nın 286/3. maddesinde sayılan temyiz edilebilir katalog suçlar arasında bulunmaması gözetildiğinde, bu nitelikteki dosyaların tamamına yakınının istinaf aşamasında kesinleşeceği anlaşılmaktadır. Bu nedenle Yargıtay tarafından içtihat geliştirilmesinin zaman alacağı görülmektedir. Bu durumun farklı istinaf daireleri ya da farklı istinaf mahkemeleri arasında farklı uygulamalara yol açma ihtimali bulunmaktadır. Bu bağlamda kanun yararına bozma (CMK m. 309), istinaf mahkemelerinin karar farklılıkları arasındaki uyuşmazlığın giderilmesi (5235 s.k. 35), bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcısının itiraz yetkisi (CMK m. 308/A) gibi yasal yolların etkin kullanımı uygulama birliğine katkı sağlayacaktır.</p>

<p><strong>Yukarıdaki açıklamalar gözetildiğinde, </strong><a name="_Hlk235470297"><strong>kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele kabul edilen suçlar </strong></a><strong>belirlenirken;</strong></p>

<p><strong>a) </strong>Failin kamu görevlisi olması (işkence ve eziyet suçları hariç),</p>

<p><strong>b) </strong>Failin eylemini görevi sebebiyle gerçekleştirmesi (işkence ve eziyet suçları hariç),</p>

<p><strong>c) </strong>Failin eyleminin <a name="_Hlk235308482">Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( </a>işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) niteliğinde olması,</p>

<p>Gerekmektedir.</p>

<p><strong>Failin eyleminin </strong><strong>Anayasa’nın 17. maddesi bağlamında kötü muamele ( </strong><strong>işkence, eziyet, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele) </strong><strong>niteliği belirlenirken;</strong></p>

<p><strong>a) </strong>Failin eyleminin belli bir yoğunluk içerip içermediği, asgari bir ağırlık derecesine (ciddiyet seviyesine) ulaşıp ulaşmadığı,</p>

<p><strong>b) </strong>Failin eyleminin ne kadar sürdüğü,</p>

<p><strong>c) </strong>Eylemin gerçekleştirildiği yer, zaman ve koşullar (atmosfer) (<i>eylemin nezarethanede bulunan mağdura yönelik gerçekleştirilmesi gibi</i>),</p>

<p><strong>d) </strong>Failin görevinden kaynaklanan yetki ve otoritesinin eylemin gerçekleştirilmesinde sağladığı kolaylığın derecesi (<i>öğretmenin küçük yaştaki öğrencisini ceza olarak odaya kapatması gibi</i>),</p>

<p><strong>e) </strong>Failin mağdur üzerindeki hakimiyetinin niteliği <a name="_Hlk235359813">(<i>darp eyleminin elleri kelepçeli mağdura uygulanması, jandarma görevlisinin nakil aracında bulunan tutuklu/hükümlüye hakaret etmesi gibi</i>),</a></p>

<p><strong>f) </strong>Olayın ani gelişen ya da belli bir süreç içerisinde gerçekleşen bir olay olup olmadığı,</p>

<p><strong>g) </strong> Olayda mağdurun kendi davranışından veya tutumundan kaynaklanan bir nedenin bulunup bulunmadığı, bulunuyor ise bu neden ile failin eylemi arasında ölçülülük olup olmadığı, ölçü aşılmış ise derecesi,</p>

<p><strong>h) </strong>Eylemin mağdura fiziksel ve ruhsal etkileri, mağdurda oluşan zararın niteliği ve ağırlığı ve mağdurun sağlık durumu,</p>

<p><strong>i) </strong>Mağdurun cinsiyeti, yaşı,</p>

<p><strong>j) </strong>Failin kasıt veya saiki ile amacı,</p>

<p>Gibi ölçütler gözetilerek değerlendirme yapılabileceğini düşünüyoruz.</p>

<p>Yukarıda yer alan tespitler değerlendirildiğinde, işkence, eziyet, kasten yaralama, hakaret, tehdit, şantaj, zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması, cinsel saldırı, cinsel istismar, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, konut dokunulmazlığının ihlali gibi suçların, Anayasanın 17. maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara konu olabileceğini değerlendirilmekteyiz.</p>

<p>Kötü muamele sayılabilecek eylemlerin genellikle polis, jandarma gibi zor kullanma yetkisine sahip kamu görevlileri tarafından işlenebileceği düşünülebilirse de, bu hususun dar yorumlanmaması gerekmektedir. Öğretmenin öğrencisine ya da sağlık çalışanının hastaya yönelik, diğer şartların varlığı halinde, eylemleri de kötü muamele oluşturabilir. Dolayısıyla, failin sıfatı ve kullandığı kamu gücünün niteliği önemli olmakla birlikte tek başına belirleyici değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA"><img alt="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/eyup-kara-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA">Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ednref1" name="_edn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Muhterem Turantaylak Başvurusu, B.N. 2014/15253</span></a></strong><span style="color:#999999">, K.T. 09/05/2018,;</span><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> <strong>İsmail Göktaş Başvurusu, B.N. 2017/20204,</strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> </strong>K.T. 19/11/2020, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlilerinin-guc-kullanimina-iliskin-yukumlulukleri-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ednref2" name="_edn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu, B.N. 2013/3924</span></a><span style="color:#999999">,</span></strong><span style="color:#999999"> K.T. 06/01/2015, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari)</span></a></p>

<p><a href="#_ednref3" name="_edn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu,</span></a></strong><span style="color:#999999"> B.N. 2013/293, K.T. 17/07/2014,</span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> (https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu)</span></a></p>

<p><a href="#_ednref4" name="_edn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu,</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk235307504"><span style="color:#999999">§ 88</span></a></p>

<p><a href="#_ednref5" name="_edn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a name="_Hlk235305555"><span style="color:#999999">§ 89-90</span></a></p>

<p><a href="#_ednref6" name="_edn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 880-81-82-</span></p>

<p><a href="#_ednref7" name="_edn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ömer Tosun Başvurusu, B.N. 2021/44251,</span></a></strong><span style="color:#999999"> K.T. 10/12/2025, § 43,</span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> (https://www.hukukihaber.net/aymnin-202144251-basvuru-numarali-karari)</span></a><span style="color:#999999">, e.t. 18/07/2026</span></p>

<p><a href="#_ednref8" name="_edn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Leyla Akyıldız Başvurusu, B.N. 2019/24131,</span></a></strong><span style="color:#999999"> K.T. 20/03/2025, § 55, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-201924131-basvuru-numarali-karari)</span></a><span style="color:#999999">, E.T. 18/07/2026; </span><a href="http://www.hukukihaber.net/gozaltinda-kotu-muamelelerden-koruma-devletin-kotu-muameleye-karsi-koruma-yukumlulugu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Cezmi Demir ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 83; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20133924-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ali Rıza Özer ve Diğerleri Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, § 75</span></p>

<p><a href="#_ednref9" name="_edn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Anayasa Mahkemesi, 2022/129 E. – 2023/189 K.</span></a></strong><span style="color:#999999">, T. 08/11/2023, § 17</span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022129-esas-2023189-karar-sayili-karari</span></a><span style="color:#999999">, E.T. 18/07/2026</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukmun-aciklanmasinin-geri-birakilmasi-hukumlerinin-uygulanmasina-engel-kotu-muamele-kabul-edilebilecek-suclardan-ne-anlasilmalidir-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/teraziafsl.jpg" type="image/jpeg" length="67537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VERGİ YARGISINDA İSTİNAFIN YENİ ÇEHRESİ: 2577 SAYILI İYUK M.45 DEĞİŞİKLİĞİ NE GETİRDİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun (İYUK) 45. maddesi, bölge idare mahkemelerinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararların türlerini ve bu kararların hukuki sonuçlarını düzenlemektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">31 Temmuz 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 7589 sayılı Kanun </span></a></strong>ile Maddenin dördüncü ve beşinci fıkralarında yapılan değişiklik, istinaf merciinin karar verme yetkisinin kapsamını hem genişletmekte hem de sınırlarını daha belirgin biçimde çizmektedir. Bu çalışmada, eski ve yeni metin karşılaştırmalı olarak ele alınacak; her bir bendin getirdiği yenilik, bu yeniliğin dayandığı usul hukuku ilkeleri ve uygulamaya olası etkileri değerlendirilecektir.</p>

<p>Değişikliğin temel ekseni iki noktada toplanmaktadır: birincisi, ret kararının içeriğinin gerekçe değişikliğini de kapsayacak şekilde genişletilmesi; ikincisi ise, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın yerel mahkemeye gönderilmesini gerektiren hallerin sınırlı sayı (numerus clausus) ilkesiyle yedi bent halinde tek tek sayılması ve bu haller dışında kaldırma kararı verilmesinin açıkça yasaklanmasıdır.</p>

<p><strong>II. İSTİNAF RET KARARINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİK (İYUK m.45/3)</strong></p>

<p><strong>A. Eski Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, yaptığı inceleme sonunda ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir."</i></p>

<p>Eski metin, istinaf ret kararını yalnızca iki durumla sınırlamaktaydı: kararın hukuka uygun bulunması ve maddi hataların düzeltilerek aynı sonucun korunması. Bu düzenlemede, ilk derece mahkemesinin gerekçesi ile bölge idare mahkemesinin gerekçesi arasındaki farklılıklar ayrı bir kategori olarak öngörülmemişti; uygulamada bölge idare mahkemeleri, sonucu doğru bulduğu ancak gerekçesini yetersiz veya hatalı gördüğü kararlarda dahi çoğunlukla "hukuka uygunluk" başlığı altında istinaf ret kararı vermek durumunda kalıyor, gerekçe değişikliğini kararın gövdesinde açıklamakla yetiniyordu.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda; a) Kararı hukuka uygun bulursa, b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek, c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak, istinaf başvurusunun reddine karar verir."</i></p>

<p>Yeni düzenleme, istinaf ret kararını üç bent halinde sistematize etmektedir:</p>

<p>• a bendi: Kararın hem sonucunun hem gerekçesinin hukuka uygun bulunması hali — eski düzenlemedeki klasik onama/ret hükmünün korunmasıdır.</p>

<p>• b bendi (YENİ): Kararın sonucu doğru olmakla birlikte gerekçesinin yanlış veya eksik bulunması halinde, bölge idare mahkemesinin gerekçeyi değiştirerek istinaf ret kararı verebilmesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• c bendi: Maddi hataların düzeltilerek istinaf ret kararı verilmesi — eski düzenlemenin ikinci cümlesinin bent haline getirilmiş şeklidir.</p>

<p>Bu değişikliğin en önemli yönü, (b) bendiyle getirilen "gerekçe değiştirerek istinaf ret" müessesesidir. Söz konusu müessese, Türk medeni yargılama hukukunda 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesinde bölge adliye mahkemeleri için zaten öngörülmüş olan bir yetkinin idari yargı sistemine taşınması niteliğindedir. Bu düzenleme öncesinde bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin gerekçesini hukuka uygun bulmadığı hallerde formel olarak yalnızca "onama" ya da "kaldırma" seçenekleriyle sınırlıydı; oysa sonucun doğru fakat gerekçenin hatalı olduğu haller, davanın esasının yeniden görülmesini gerektirmeyen, ancak hükmün hukuki temelinin düzeltilmesini gerektiren ayrı bir kategoridir. Yeni bent, bu ayrımı usul hukukuna açıkça kazandırmakta ve bölge idare mahkemesine, dosyayı ilk derece mahkemesine geri göndermeksizin, kendi gerekçesini ikame ederek nihai karar verme imkanı tanımaktadır.</p>

<p>Bu değişikliğin pratik sonucu, usul ekonomisi bakımından olumludur: aksi halde sırf gerekçe farklılığı nedeniyle kararın kaldırılıp dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi, hem yargılamanın uzamasına hem de gereksiz iş yüküne yol açabilecekken; yeni sistemde istinaf mercii meseleyi kendisi çözümleyip nihai kararı vermektedir. Öte yandan, bu yetkinin sınırlarının ne olduğu — örneğin gerekçe değişikliğinin davanın esasına yeni bir hukuki nitelendirme getirip getiremeyeceği, taraflara ek beyan hakkı tanınıp tanınmayacağı gibi hususlar — Danıştay içtihadıyla zamanla ortaya konulacak bir alandır.</p>

<p><strong>III. KALDIRMA KARARINA İLİŞKİN DEĞİŞİKLİK (İYUK m.45/5)</strong></p>

<p><strong>A. Eski Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi, ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulduğu, davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar vererek dosyayı ilgili mahkemeye gönderir. Bölge idare mahkemesinin bu fıkra uyarınca verilen kararları kesindir."</i></p>

<p>Eski metin, kaldırma kararının verilebileceği halleri iki başlıkla sınırlıyordu: (i) ilk inceleme üzerine verilen kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunun haklı bulunması ve (ii) davanın görevsiz/yetkisiz mahkeme ya da reddedilmiş/yasaklanmış hakim tarafından görülmüş olması. Bu sınırlı kapsam, uygulamada önemli bir boşluk doğuruyordu: taraf teşkili eksikliği, talep hakkında hiç karar verilmemesi, keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken yaptırılmaması, duruşma yapılması gerekirken yapılmaması gibi ciddi usul eksiklikleri, madde metninde açıkça sayılmadığından, bölge idare mahkemelerinin bu hallerde kaldırma kararı verip veremeyeceği tartışmalı hale geliyor; uygulama ile içtihat arasında tutarsızlıklar ortaya çıkabiliyordu.</p>

<p><strong>B. Yeni Düzenleme</strong></p>

<p><i>"Bölge idare mahkemesi; a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması, b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hakim tarafından bakılmış olması, c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi, d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi, e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi, f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği halde yaptırılmadan karar verilmesi, g) Duruşma yapılması gerektiği halde duruşma yapılmadan karar verilmesi, hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez."</i></p>

<p><strong>C. Yeni Bentlerin Analizi</strong></p>

<p><strong><i>1. Kapsamın Genişletilmesi (a bendi)</i></strong></p>

<p>Eski metindeki "ilk inceleme üzerine verilen kararlar" ifadesine, yeni düzenlemeyle "usule ilişkin verilen diğer nihai kararlar" eklenmiştir. Bu ekleme, yalnızca dava dilekçesinin ilk incelemesi aşamasında verilen kararları değil, yargılamanın ilerleyen safhalarında usule ilişkin olarak verilen ve davayı nihai şekilde sonuçlandıran ehliyet ret, incelenmeksizin ret gibi diğer kararları da kapsam içine almaktadır. Böylece, madde kapsamı ilk inceleme kararlarıyla sınırlı dar yorumdan kurtarılmış, usule ilişkin nihai kararların tamamını içerecek şekilde genişletilmiştir.</p>

<p><strong><i>2. Yeni Eklenen Bentler (c, d, e)</i></strong></p>

<p>Yeni düzenlemeyle getirilen c, d ve e bentleri, ilk derece yargılamasında sıklıkla karşılaşılan ve doğrudan hükmün hukuka uygunluğunu etkileyen üç temel usul eksikliğini açıkça sayma yoluna gitmiştir:</p>

<p>• Dilekçe ret şartlarının (İYUK m.15) mevcut olmasına rağmen dilekçe ret kararı verilmeksizin doğrudan esasa girilmesi (c bendi),</p>

<p>• Davanın eksik veya yanlış taraf teşkiliyle (hasım gösterilmeden veya yanlış hasımla) görülüp sonuçlandırılması (d bendi),</p>

<p>• Tarafların ileri sürdüğü taleplerden bir kısmı hakkında hiç karar verilmemesi ya da hükmün eksik kurulması (e bendi).</p>

<p>Bu üç halin ortak özelliği, davanın esasının bölge idare mahkemesince yeniden değerlendirilmesiyle giderilemeyecek nitelikte, ilk derece yargılamasının temelini sakatlayan eksiklikler olmasıdır. Örneğin eksik hasımla görülen bir davada, gerçek hasmın yargılamaya hiç dahil edilmemiş olması, savunma hakkının ihlali sonucunu doğurur; bu nedenle istinaf mercii dosyayı kendisi tamamlayamaz, ilk derece mahkemesine göndermek zorundadır. Aynı şekilde, talep hakkında eksik hüküm kurulması halinde de, ilk derece mahkemesince hakkında herhangi bir karar verilmemiş bir talep yönünden bölge idare mahkemesinin ilk kez hüküm tesis etmesi, istinaf kanun yolunun denetim işlevi ve sistematiğiyle bağdaşmamaktadır. Bu nedenle, söz konusu değişiklik ile bölge idare mahkemesince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak dosyanın eksik inceleme ve kararın tamamlanması amacıyla yeniden karar verilmek üzere ilgili mahkemeye gönderilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong><i>3. Keşif, Bilirkişi ve Duruşma Eksikliği ile Bölge İdare Mahkemesinin Tamamlama Yetkisi (f ve g bentleri)</i></strong></p>

<p>Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekirken yaptırılmadan karar verilmesi (f bendi) ile duruşma yapılması gerektiği halde yapılmadan karar verilmesi (g bendi) de kaldırma sebepleri arasına alınmıştır. Ancak kanun koyucu, bu iki bent bakımından istisnai bir düzenlemeye yer vermiştir: bölge idare mahkemesi, dosyayı kaldırıp göndermek yerine, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği bizzat giderme yetkisine sahiptir. Yani istinaf mercii, gerekli keşif veya bilirkişi incelemesini kendisi yaptırabilir ya da duruşmayı kendisi açarak eksikliği tamamlayabilir; bu takdirde dosyayı ilk derece mahkemesine göndermeksizin işin esasına devam eder.</p>

<p>Bu istisna, usul ekonomisi ile hukuka uygun yargılama hakkının dengelenmesi çabasının bir yansımasıdır. Zira keşif, bilirkişi incelemesi ve duruşma eksiklikleri, taraf teşkili veya dilekçe ret eksikliklerinin aksine, davanın temelini sakatlayan değil, delil toplama sürecine ilişkin eksikliklerdir; bu nedenle istinaf mercii tarafından bizzat tamamlanabilir nitelikte görülmüştür. Böylece bölge idare mahkemesi, istinaf aşamasında adeta ikinci bir ilk derece mahkemesi gibi delil toplama işlevini üstlenebilecek, dosyanın gidiş-dönüşle kaybedilen zamanı önlenecektir.</p>

<p><strong>D. Sınırlı Sayma (Numerus Clausus) İlkesinin Getirilmesi</strong></p>

<p>Yeni fıkranın son cümlesi — "Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez." — düzenlemenin en belirleyici hükmüdür. Eski metinde böyle bir sınırlayıcı ifade bulunmamaktaydı; bu nedenle uygulamada bölge idare mahkemelerinin, madde metninde açıkça sayılmayan başka usul eksikliklerini de (örneğin re'sen araştırma ilkesine aykırılık gibi) kaldırma sebebi olarak değerlendirip değerlendiremeyeceği tartışmalıydı ve bu durum içtihat birliğini zorlaştırıyordu.</p>

<p>Yeni düzenleme, kaldırma sebeplerini tahdidi (sınırlı sayı) esasına bağlayarak bu tartışmayı sona erdirmektedir. Artık a'dan g'ye kadar sayılan yedi halin dışında hiçbir gerekçeyle kararın kaldırılıp dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesi mümkün değildir. Bu sayılanların dışında kalan usule veya esasa ilişkin aykırılıklar bakımından bölge idare mahkemesi, meseleyi kendisi çözümlemek, gerekirse (b) bendi çerçevesinde gerekçeyi değiştirmek ya da esası yeniden inceleyerek karar vermek durumundadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞİŞİKLİĞİN AMACI VE GENEL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Madde 45'te yapılan bu değişikliğin iki temel amaca hizmet ettiği söylenebilir:</p>

<p>• Usul ekonomisi: Gerekçe değiştirerek istinaf ret imkanı (b bendi) ile keşif/bilirkişi/duruşma eksikliğinin bölge idare mahkemesince bizzat giderilebilmesi (f-g istisnası), dosyanın gereksiz yere ilk derece mahkemesine geri gönderilmesini önleyerek yargılama süresini kısaltmayı hedeflemektedir.</p>

<p>• Hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik: Kaldırma sebeplerinin sınırlı sayı ilkesiyle yedi bent halinde açıkça sayılması ve bu haller dışında kaldırma kararı verilmesinin yasaklanması, bölge idare mahkemeleri arasındaki içtihat farklılıklarını azaltacak, tarafların istinaf sürecinin sonucunu daha önceden öngörebilmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Değişikliğin, bölge idare mahkemelerinin işlevini ilk derece mahkemesi kararını sadece denetleyen bir merci olmaktan çıkarıp, belirli sınırlar içinde davanın esasına bizzat müdahale edebilen, tamamlayıcı bir yargı mercii haline getirdiği görülmektedir. Bu eğilim, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'ndaki bölge adliye mahkemesi düzenlemesiyle de paralellik göstermekte; idari yargı ile adli yargı istinaf sistemleri arasındaki usul farklılıklarının azaltılması yönünde bir adım olarak okunabilir.</p>

<p>Öte yandan, sınırlı sayma ilkesinin getirdiği katılık, uygulamada madde metninde sayılmayan ancak ciddi hak ihlaline yol açabilecek usul aykırılıklarının nasıl telafi edileceği sorusunu gündeme getirebilir. Bu noktada, söz konusu aykırılıkların (b) bendi kapsamında "gerekçe değişikliği" yoluyla ya da doğrudan esasa ilişkin bozma/düzeltme mekanizmalarıyla giderilip giderilemeyeceği, Danıştay içtihadının zaman içinde şekillendireceği bir alan olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p><strong>V. SONUÇ</strong></p>

<p>2577 sayılı Kanun'un 45. maddesinde yapılan değişiklik, bölge idare mahkemesinin istinaf incelemesi sonunda verebileceği kararları hem içerik hem de kapsam bakımından yeniden yapılandırmıştır. İstinaf ret kararı bakımından getirilen "gerekçe değiştirerek istinaf ret" imkanı, sonucu doğru fakat gerekçesi hatalı kararlarda dosyanın geri gönderilmesini önleyerek usul ekonomisine katkı sağlamaktadır. Kaldırma kararı bakımından ise, eski düzenlemenin dar kapsamlı iki halden ibaret yapısı terk edilmiş; taraf teşkili, talep hakkında karar verilmemesi, dilekçe ret şartları, keşif/bilirkişi ve duruşma eksiklikleri gibi ilk derece yargılamasının sıklıkla karşılaştığı usul sorunları ayrı bentler halinde açıkça düzenlenmiştir. Bu sayının sınırlı (tahdidi) olduğunun madde metninde açıkça vurgulanması, bölge idare mahkemeleri arasındaki uygulama farklılıklarını en aza indirecek ve istinaf sisteminin öngörülebilirliğini artıracak niteliktedir.</p>

<p>Sonuç olarak, değişiklik; istinaf merciinin denetim işlevini korurken, belirli usul eksikliklerini bizzat giderebilen tamamlayıcı bir yargılama merciine dönüştürülmesi yönünde önemli bir adım olarak değerlendirilmelidir. Uygulamanın seyri ve Danıştay içtihadının bu yeni bentleri nasıl yorumlayacağı, önümüzdeki dönemde idari yargı usul hukuku bakımından yakından izlenmesi gereken bir konu olacaktır.</p>

<p><strong>EK: KARŞILAŞTIRMALI TABLO</strong></p>

<p><strong>Madde 45/5 — Kaldırma Sebepleri</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p><strong>Konu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p><strong>Eski Düzenleme</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p><strong>Yeni Düzenleme</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Kapsam</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>İlk inceleme kararları + görevsizlik/yetkisizlik/hakim reddi (2 hal)</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>7 bent (a-g) — usule ilişkin nihai kararlar dahil genişletilmiş kapsam</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Taraf teşkili eksikliği</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>d bendiyle açık kaldırma sebebi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Talep hakkında karar verilmemesi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>e bendiyle açık kaldırma sebebi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Keşif/bilirkişi ve duruşma eksikliği</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça düzenlenmemiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>f-g bentleri; BİM bizzat giderebilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="147">
   <p>Sayılanlar dışında kaldırma</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açık yasak yok — tartışmalı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="239">
   <p>Açıkça yasaklanmış (numerus clausus)</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı"><img alt="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/volkan-erdogdu-profil.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Volkan ERDOĞDU </a></strong></h4>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/volkan-erdogdu-vergi-mahkemesi-baskani" title="Volkan ERDOĞDU - Vergi Mahkemesi Başkanı">Vergi Mahkemesi Başkanı</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2577 sayılı Kanun</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">7589 sayılı Kanun</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-yargisinda-istinafin-yeni-cehresi-2577-sayili-iyuk-m45-degisikligi-ne-getirdi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-jjdkfa1a.jpg" type="image/jpeg" length="19748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SULH CEZA HÂKİMLİKLERİNDE YENİ DÖNEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesinin 28/07/2026 Tarihli ve 1547 Sayılı Kararı, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HSK, kararıyla, CMK'nın 135, 139 ve 140. maddeleri kapsamındaki;</p>

<p>- iletişimin denetlenmesi,</p>

<p>- gizli soruşturmacı görevlendirilmesi,</p>

<p>- teknik araçlarla izleme tedbirleri,</p>

<p>- 5651 s. Kanun kapsamındaki erişim engeli ve içerik kaldırma taleplerine bakacak ihtisas sulh ceza hâkimliklerini belirledi.</p>

<p>Buna göre;</p>

<p>-  İhtisaslaşma getirildi.</p>

<p>Sekiz ve daha fazla sulh ceza hâkimliği bulunan adliyelerde, bu tedbirlere ilişkin başvurular ağırlıklı olarak 1 numaralı Sulh Ceza Hâkimliği tarafından incelenecek.</p>

<p>- Yeni başvurular ihtisas hâkimliklerine gidecek.</p>

<p>1 Ağustos 2026 tarihinden sonra yapılacak yeni talepler ihtisas hâkimliklerine tevzi edilecek.</p>

<p>- Mevcut dosyalar yerinde kalacak.</p>

<p> Halen derdest bulunan dosyalar, yeni görevlendirilen ihtisas hâkimliklerine aktarılmayacak; görülmekte oldukları mahkemelerde sonuçlandırılacak.</p>

<p>- İhtisas kapsamı korunacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1 Eylül 2026'dan sonra sulh ceza hâkimliği sayısında değişiklik olsa bile, HSK'nın belirlediği ihtisas sistemi aynen devam edecek.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/fkaf.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/fkaf1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sulh-ceza-hakimliklerinde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 01:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/hsk-hakims.jpg" type="image/jpeg" length="18149"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TCK m. 158/4 ile Getirilen Ceza İndirimi: “IBAN Dolandırıcılığında” Çözüm mü, Yeni Sorunların Kapısı mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TCK m. 158/4 ile Getirilen Ceza İndirimi: “IBAN Dolandırıcılığında” Çözüm mü, Yeni Sorunların Kapısı mı?</strong></p>

<p><strong>Av. Coşkun GENÇ</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">31/07/2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Kanun</span></a></strong>’un 13. maddesi ile TCK m. 158’e dördüncü fıkra eklenmiştir. Düzenlemeye göre;</p>

<p><i>"Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun koyucunun amacı bellidir: Komisyon karşılığında hesap veya kart bilgilerini devreden ve kamuoyunda "IBAN dolandırıcılığı" olarak bilinen dosyalarda asıl failler gibi ağır cezalarla karşılaşan kişilerin yaşadığı mağduriyetlerin önüne geçmek. Amaç yerindedir; ancak hükmün kaleme alınış biçimi, sorun çözdüğü kadar sorun üretmeye de adaydır. Bu tespitin gerekçeleri aşağıda üç başlık altında ele alınmıştır.</p>

<p><strong>1. "Haksız Menfaat Sağlamak Amacıyla" İbaresinin Belirsizliği</strong></p>

<p>Yeni düzenlemede geçen "kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla" ibaresi belirsizlik içermektedir. Bu bilgileri alıp suçta fiilen kullanan gerçek fail ile bilgilerini devreden hesap veya kart sahibinin ayrımı hangi ölçütle yapılacaktır? Sübjektif bir amaç unsuruna bu kadar ağırlık yükleyen bir hüküm, dosyadan dosyaya değişen değerlendirmelere ve ciddi keyfî kararlara zemin hazırlayabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>2. Düzenleme, İştirak Sistematiğiyle (TCK m. 37-39) Çelişmektedir</strong></p>

<p>Haksız menfaat sağlayan kişi, teorik açıdan zaten suça iştirak eden konumdadır. TCK m. 37/2 ve m. 39’un kurduğu faillik-şeriklik sistematiği içinde yardım edenin cezasının nasıl belirleneceği esasen düzenlenmişken; iştirakin “belirli bir fiille sınırlı” olmasına özel sonuç bağlayan bu fıkra, kanunun kendi içeriğiyle çelişki oluşturmaktadır. Kaldı ki, TCK m. 39/1 uyarınca yardım eden hakkında verilecek ceza -süreli hapis gerektiren hâllerde- zaten yarı oranında indirilmektedir. O hâlde aynı katkı hangi hükümle indirilecektir: TCK m. 39 ile mi, TCK m. 158/4 ile mi, yoksa her ikisiyle birden mi? Katkısı esasen “fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak (TCK m. 39/2-b)” ibaret olan kişinin yardım eden mi yoksa müşterek fail mi sayılacağı tartışması çözülmeden getirilen bu özel indirim, sistematiği onarmak yerine yeni bir norm çatışması yaratmaktadır. Bu soruların cevabını da yine içtihat verecektir.</p>

<p><strong>3. Asıl Ayrım Sorunu İspat Boyutundadır</strong></p>

<p>Suç işleme amacı taşımaksızın bilgilerini kullandıran kişi ile bizzat kendi kart ve hesap bilgilerini kullanarak suç işleyen kişinin ayrımı objektif olarak hangi kriterle yapılacaktır? Dosyalarda “<i>kart bilgilerimi X’e verdim</i>” demek tüm sanıklar açısından yeterli mi kabul edilecektir? Bu savunma kalıplaşırsa hüküm, bizzat suçu işleyen failler için de hazır bir indirim kapısına dönüşme riski taşımaktadır. Böylece mağduriyetleri gidermek için getirilen düzenleme, bu kez maddi gerçeğin ortaya çıkarılması amacını zedeleyen bir araca dönüşebilecektir.</p>

<p><strong>Değerlendirme: Çözüm, TCK m. 157’deki Suçun Unsurlarında Aranmalıdır</strong></p>

<p>Kanaatimce çözüm, suçun unsurlarını cesurca ele almakta yatmaktadır. Adli makamlara intikal eden bu tür olayların birçoğunda TCK m. 157’deki dolandırıcılık suçunun kurucu unsuru olan hileli hareketin aldatma kabiliyetini haiz olup olmadığının değerlendirilmediği görülmektedir. Oysa yerleşik Yargıtay içtihadına göre hile, mağduru yanıltacak nitelikte ve aldatıcı yoğunlukta olmalıdır. Yapılan suç duyurularında suçun unsurları hukuk kalıpları içerisinde cesurca ele alındığında birçok soruşturma dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK) verilmesinin kuvvetle muhtemel olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla çözümün aslında TCK m. 157’de yer alan suçun unsurlarında olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yeni düzenleme, kanunun kendi içinde tutarsız olduğu gibi ceza yargılamasının temel amacını gerçekleştirmekten ziyade toplumda görülen bazı mağduriyetleri gidermeye odaklanmış, uygulaması ise tamamen yargı mercilerinin takdirine terk edilmiş durumdadır. Bu hâliyle hüküm, üzerinde yeterince düşünülmeden ortaya öylece bırakılmış bir “workshop çalışması” izlenimi vermektedir. Belirsiz kavramların içtihatla doldurulmasını beklemek yerine, suçun unsurlarının -özellikle aldatma kabiliyetinin- her somut olayda titizlikle denetlenmesi hem mağduriyetleri hem de cezasızlık tartışmalarını kökünden çözecektir.</p>

<p><strong>Teorik Olarak Yeni düzenlemeye göre;</strong></p>

<p><strong>TCK m. 158/4 kimlere uygulanır? </strong>sorusunun cevabı:<strong> </strong>Dolandırıcılık (TCK m. 157) ve nitelikli dolandırıcılık (TCK m. 158) suçlarına katkısı, haksız menfaat sağlamak amacıyla kart bilgisi, hesap bilgisi veya bunlara erişim sağlayan araçları başkasına vermekten ibaret kalan kişilere uygulanır; bu hâlde verilecek ceza yarı oranında indirilir.</p>

<p><strong>Hesabını kullandıran herkes indirimden yararlanabilir mi? </strong>sorusunun cevabı:<strong> </strong>Teorik açıdan bu sorunun cevanı “hayır” olacaktır. Fıkra, iştirakin bu fiille “sınırlı” olmasını aramaktadır; katkısı bilgi veya araç vermenin ötesine geçenler bakımından hükmün uygulanıp uygulanmayacağı içtihatla şekillenecektir.</p>

<p><strong>Düzenleme derdest ve kesinleşmiş dosyaları etkiler mi?</strong> sorusunun cevabı:<strong> </strong>Lehe kanun ilkesi (TCK m. 7/2) uyarınca yeni fıkranın derdest yargılamalarda ve infaz aşamasındaki dosyalarda uyarlama yargılaması yoluyla gündeme gelmesi beklenmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tck-m-1584-ile-getirilen-ceza-indirimi-iban-dolandiriciliginda-cozum-mu-yeni-sorunlarin-kapisi-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 01:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/bankamatik-iban-magdur.jpg" type="image/jpeg" length="73676"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maldivler Cumhuriyeti Menşeli Bazı Ürünlerin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/maldivler-cumhuriyeti-menseli-bazi-urunlerin-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/maldivler-cumhuriyeti-menseli-bazi-urunlerin-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Maldivler Cumhuriyeti Menşeli Bazı Ürünlerin İthalatında Tarife Kontenjanı Uygulanmasına İlişkin Tebliğ, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MALDİVLER CUMHURİYETİ MENŞELİ BAZI ÜRÜNLERİN İTHALATINDA TARİFE KONTENJANI UYGULANMASINA İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, Maldivler Cumhuriyeti menşeli bazı eşyanın ithalatında uygulanacak tarife kontenjanlarının düzenlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 18/12/2025 tarihli ve 10693 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Maldivler Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Tercihli Ticaret Anlaşması ve 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) Beyanname sırasına göre tahsis yöntemi (BSGTY): Tarife kontenjanının Bakanlıkça, firmalara ithalatı gerçekleştirilecek eşyaya dair gümrük beyannamesi tescil numarası sırası esas alınarak tahsis edildiği yöntemi,</p>

<p>c) Denetim birimleri: Ticaret Bakanlığı Rehberlik ve Teftiş Başkanlığını,</p>

<p>ç) Firma: Tarife kontenjanlarından faydalanmak üzere başvuruda bulunan, ticaret siciline veya esnaf ve sanatkâr siciline ve ilgili sanayi ve/veya ticaret odasına veya esnaf ve sanatkârlar odasına kayıtlı, gerçek veya tüzel kişiler ile tahsisat önceliği bulunan kurum ve kuruluşları,</p>

<p>d) Geleneksel ithalatçı: Referans döneminde tarife kontenjanı konusu eşyaya ilişkin ithalat performansı olan firmayı,</p>

<p>e) Genel Müdürlük: Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>f) İthal lisansı: Talep toplama yöntemine göre tahsis edilecek tarife kontenjanı uygulaması kapsamında ithalat yapılmasını sağlamak üzere Bakanlıkça düzenlenen elektronik belgeyi,</p>

<p>g) İthalat performansı: Firmanın başvurusunun değerlendirildiği tarihteki Bakanlık bilgi sistemi verileri esas alınarak tespit edilen, tarife kontenjanı konusu eşyada referans döneminde gerçekleştirdiği ithalat miktarını (tarife kontenjanı konusu eşyaya ait ayrı bir gümrük tarife istatistik pozisyonu (GTİP) bulunmaması halinde tarife kontenjanı açılan ilgili GTİP kapsamında yapılan toplam ithalat miktarını),</p>

<p>ğ) Referans dönemi: Tarife kontenjanı başvurusunun yapıldığı yıl hariç son iki takvim yılını,</p>

<p>h) Sanayici: Referans döneminde tarife kontenjanı konusu eşyaya ilişkin üretim performansı ve/veya tüketim performansı olan (paketleme, ambalajlama, eleme, ayıklama hariç) firmayı,</p>

<p>ı) Talep toplama yöntemi (TTY): Başvuruların tarife kontenjanı dönemi başlangıcından önceki 1 (bir) ay içerisinde yapıldığı ve başvuru döneminin bitmesini müteakip, tarife kontenjanı tahsisatı yapılabilecek nitelikteki başvuru sahibi firmalara, Bakanlıkça ilgili dağıtım kriterleri çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatının yapıldığı yöntemi,</p>

<p>i) Tarife kontenjanı: Belirli bir dönem itibarıyla gümrük vergisinde ve/veya ek mali yükümlülüklerde indirim yapılan ya da muafiyet sağlanan ithalatın miktarını,</p>

<p>j) Tarife kontenjanı başvuru dönemi: TTY’ye göre tahsisatı yapılan tarife kontenjanları için tarife kontenjanı döneminin başlangıcından önceki 1 (bir) ayı, BSGTY’ye göre tahsisatı yapılan tarife kontenjanları için ise tarife kontenjanı dönemi ile aynı dönemi,</p>

<p>k) Tarife kontenjanı dönemi: Tarife kontenjanı kapsamında ithalatın yapılabileceği belirli bir dönemi,</p>

<p>l) Tüketim performansı: Firmanın, referans döneminde üretimde ham madde olarak kullandığı tarife kontenjanı konusu eşyanın (paketleme, ambalajlama, eleme, ayıklama hariç) miktarını,</p>

<p>m) Üretim performansı: Firmanın, referans döneminde tarife kontenjanı konusu eşyada gerçekleştirdiği üretim (paketleme, ambalajlama, eleme, ayıklama hariç) miktarını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı tahsisat yöntemi</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Ek-1’deki tabloda “Tahsisat Yöntemi” sütunundaki;</p>

<p>a) “TTY” ibaresi, talep toplama yöntemi ile,</p>

<p>b) “BSGTY” ibaresi, beyanname sırasına göre tahsis yöntemi ile,</p>

<p>ilgili tarife kontenjanının tahsis edileceğini ifade eder.</p>

<p><strong>Tahsisat önceliği bulunan kurum ve kuruluşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Ek-1’de yer alan tabloda “Tahsisat Önceliği Bulunan Kurum ve Kuruluşlar” sütunundaki;</p>

<p>a) “ESK” ibaresi, Et ve Süt Kurumu Genel Müdürlüğünün,</p>

<p>b) “TMO” ibaresi, Toprak Mahsulleri Ofisi Genel Müdürlüğünün,</p>

<p>c) “YTTSKB” ibaresi, Yağlı Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliklerinin,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>ç) “TŞF” ibaresi, Türkiye Şeker Fabrikaları Anonim Şirketi Genel Müdürlüğünün,</p>

<p>d) “TTKK” ibaresi, Türkiye Tarım Kredi Kooperatiflerinin,</p>

<p>ilgili tarife kontenjanında tahsisat önceliği bulunduğunu ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı tahsisatı yapılacak firmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Ek-1’deki tabloda “Tahsisat Yapılacak Firma Türü” sütunundaki;</p>

<p>a) “Ü” harfi, üretim performansı olan sanayicilere,</p>

<p>b) “T” harfi, tüketim performansı olan sanayicilere,</p>

<p>c) “İ” harfi, geleneksel ithalatçılara,</p>

<p>ilgili tarife kontenjanının tahsis edileceğini ifade eder.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı tahsisatı için başvuru ve başvuruların sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Tarife kontenjanı tahsisat talebinde bulunan firmaların, Ek-1’deki tabloda yer alan tarife kontenjanlarından dağıtımı TTY’ye göre yapılacak olanlar için, tarife kontenjanı döneminin başlangıcından önceki 1 (bir) ay içerisinde Bakanlığa müracaat etmeleri zorunludur. Dağıtımı BSGTY’ye göre yapılacak olanlar için gümrük beyannamesinin tescili esnasında tarife kontenjanından yararlanılacağının beyan edilmesi müracaat hükmündedir.</p>

<p>(2) BSGTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanı tahsisi gümrük beyannamesinin tescili aşamasında ilgili muafiyet kodunun seçilmesi ile yapılır.</p>

<p>(3) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular e-Devlet üzerinden veya Bakanlık internet sitesi (www.ticaret.gov.tr) “E-Hizmetler” başlığı altındaki “E-İşlemler” menüsünde yer alan “İthalat Belge İşlemleri” uygulaması takip edilerek e-imza ile yapılır.</p>

<p>(4) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanı taleplerine ilişkin elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(5) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanı taleplerine ilişkin yapılan başvurularda, üçüncü fıkrada belirtilen “İthalat Belge İşlemleri” sayfasında bulunan “E-İmza Uygulamalarına Giriş” ana başlığı altındaki “İthalat Belge İşlemleri (İthalatBIS)” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0956-İthal Lisansı (Ülke Bazlı)”, Tebliğ/Karar olarak da bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-2’de yer alan belgelerin tam ve eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır.</p>

<p>(6) Birden fazla tarife kontenjanı için başvuruda bulunacak firmaların her bir tarife kontenjanı için ayrı bir başvuru yapması gerekmektedir.</p>

<p>(7) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanları için Bakanlık e-imza uygulamaları altyapısında yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle elektronik başvuru yapılamaması halinde, Ek-2’de belirtilen belgeler ile 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde elektronik imzalı olarak Kayıtlı Elektronik Posta (KEP) adresi üzerinden veya fiziksel olarak yapılan başvurular Bakanlıkça kabul edilebilir.</p>

<p>(8) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Gerekli görülmesi halinde, elektronik ortamda sunulan bilgi ve belgelerin asılları ile ilave bilgi ve belge istenebilir.</p>

<p>(9) Ek-1’deki tabloda yer alan tarife kontenjanlarında, tahsisat önceliği bulunan kurum ve kuruluşlar için Ek-2’de belirtilen belgeleri tam ve eksiksiz olarak ibraz etme veya başvuru dönemi içerisinde müracaat etme şartı aranmaz.</p>

<p>(10) Ek-1’deki tabloda yer alan tarife kontenjanlarının tahsisatı için yapılan başvurulara ilişkin eksiklikler tarife kontenjanı dönemi içerisinde tamamlanamaz ve eksikliklerin giderilmesi ile ilgili olarak firmalara Genel Müdürlükçe bildirim yapılmaz.</p>

<p>(11) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanlarının her biri için, aynı firma tarafından bir tarife kontenjanı başvuru döneminde tarife kontenjanı tahsisatı için sadece bir başvuru yapılması esastır. Aksi durumda, değerlendirmeye alınabilecek nitelikteki en son başvuru değerlendirmeye alınır.</p>

<p>(12) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanlarının tahsisatı için, Ek-2’de belirtilen belgeleri tam ve eksiksiz olarak içermeyen veya tarife kontenjanı başvuru dönemi içerisinde yapılmayan veya Ek-1’deki tabloda ilgili tarife kontenjanının karşısında “Tahsisat Yapılacak Firma Türü” sütununda belirtilen nitelikte olmayan firmalar tarafından yapılan veya bu Tebliğ hükümlerine istinaden adlarına ithal lisansı düzenlenmemesi hususunda yaptırıma tabi olan firmalar tarafından yapılan başvurular olumsuz sonuçlandırılır. Ek-1’deki tabloda yer alan herhangi bir tarife kontenjanının tamamının tahsisat önceliği bulunan kurum ve kuruluşlara tahsis edilmesi durumunda diğer firmalarca söz konusu tarife kontenjanına ilişkin yapılmış başvurular olumsuz sonuçlandırılır. BSGTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanlarının tamamının tahsis edilmesini müteakiben bir sonraki tarife kontenjanı dönemine kadar kontenjan dâhilinde gümrük beyannamesi tesciline sistem tarafından izin verilmez.</p>

<p>(13) Dağıtımı TTY’ye göre yapılacak tarife kontenjanlarının tahsisatı için yapılan başvurularda, başvuru konusu eşyaya ait en fazla 3 adet 12 haneli GTİP, eşya ismi ve tarife kontenjanı kapsamında ithal edilecek miktar bilgisinin her bir GTİP için başvuru formunda açık biçimde yazılması zorunludur. Dağıtım sonucu her bir tarife kontenjanı kod numarası için firma payına düşen miktar talep edilen GTİP’ler arasında dağıtılır.</p>

<p><strong>Dağıtım kriterleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Firmalara başvurusunda talep ettiği tarife kontenjanı miktarından daha fazla miktarda tahsisat yapılmaz.</p>

<p>(2) Tahsisat önceliği bulunan kurum ve kuruluşların talepte bulunması halinde, Ek-1’deki tabloda yer alan tarife kontenjanlarının tamamı veya bir bölümü söz konusu kurum ve kuruluşlara tahsis edilebilir. Aksi durumda Bakanlıkça belirlenecek dağıtım kriterleri çerçevesinde değerlendirmeye alınabilecek nitelikte başvuruda bulunan firmalara tahsis edilir.</p>

<p>(3) Bakanlıkça belirlenecek dağıtım kriterleri çerçevesinde yapılacak dağıtımda herhangi bir firmanın talep ettiği miktardan daha fazla tahsisat hakkı oluşması halinde, firmanın talep ettiği tarife kontenjanı miktarının tamamının tahsisatı yapılır ve tahsisat hakkının talep edilen miktarı aşan kısmı, her defasında talep edilen tarife kontenjanı miktarından daha fazla tahsisat hakkı oluşan firma/firmalar hariç tutularak diğer firmalar arasında aynı kriterlerle yeniden dağıtılarak tahsis edilir.</p>

<p>(4) Ek-1’deki tabloda yer alan tarife kontenjanları tahsisatı için yapılan ve değerlendirmeye alınabilecek nitelikteki başvurularda talep edilen toplam tarife kontenjanı miktarının, tahsis edilebilecek toplam tarife kontenjanı miktarıyla aynı veya daha düşük olması halinde talepler aynen karşılanır ve tahsisatı yapılmayan tarife kontenjanının dağıtımı Bakanlıkça yayımlanacak yeni bir tebliğ ile yapılabilir.</p>

<p>(5) Sanayici vasfı ile tarife kontenjanı tahsis talebinde bulunan firmaların ibraz ettikleri, Ek-2’de belirtilen, “Sanayici vasfı ile müracaat edecekler için ibrazı gereken ek belgeler”in tam ve eksiksiz olmaması halinde, anılan firmalar tarife kontenjanı tahsisatında sanayici vasfı ile değerlendirilmez. Ancak, ilgili firmanın “Tüm başvurular için ibrazı gereken belgeler”i tam ve eksiksiz olarak ibraz etmiş olması ve ilgili tarife kontenjanının sanayici vasfı olmayan firmalara da tahsis edilebilecek nitelikte olması halinde, söz konusu firma başvurusu sadece bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>(6) Ek-1’deki tabloda yer alan ve dağıtımı BSGTY’ye göre yapılan tarife kontenjanlarının tahsisatı, tarife kontenjanı konusu eşyaya ilişkin gümrük beyannamesinin tescil numarası sırası esas alınarak yapılır. Bu şekilde tahsis edilen miktar toplam tarife kontenjanından düşüm yapılarak kontenjanın tamamı tahsis edilir. Tarife kontenjanından faydalanmak üzere talep edilen miktarın mevcut tarife kontenjanı miktarını aşması halinde sistem tarafından firmaya bilgilendirme mesajları verilir.</p>

<p>(7) Ek-1’deki tabloda karşılarında azami miktar bilgisi bulunan tarife kontenjanları bir gümrük beyannamesi kapsamında en fazla azami miktar sütununda belirtilen kadar kullandırılır. Azami miktarı aşan kısım için ise ithalat rejimi hükümleri uygulanır. Mezkûr tarife kontenjanlarına ilişkin olarak, bir firma beyanname tescil tarihini takip eden 7 gün içinde yeniden aynı kontenjandan faydalanamaz.</p>

<p><strong>İthal lisansı düzenlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde TTY’ye göre tarife kontenjanı tahsisatı yapılan firma adına Bakanlıkça elektronik olarak ithal lisansı düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirir. Bildirimde Bakanlıkça elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz. Başvuru formunda firmaya ait doğru ve geçerli bir e-posta adresinin bildirilmemesi halinde doğabilecek sorunlardan Bakanlık sorumlu tutulamaz.</p>

<p><strong>İthal lisansı kullanımı</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Bu Tebliğ kapsamında Bakanlıkça düzenlenen ithal lisansları, ithal lisansında belirtilen süre sonuna kadar geçerli olup, bu süre kesinlikle uzatılamaz.</p>

<p>(2) TTY’ye göre dağıtılan tarife kontenjanları kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır. Bu Tebliğ kapsamında ithal edilecek eşyaya ilişkin gümrük beyannamesinin, ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde tescil edilmiş olması şarttır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında düzenlenen ithal lisansıyla yapılacak ithalatta sadece ithal lisansında kayıtlı miktar kadar ithalat için indirimli gümrük vergisi ve/veya ek mali yükümlülükler uygulanmak üzere ithalat yapılabilir.</p>

<p>(4) İthal lisansı kapsamındaki ithalatın doğrudan ithal lisansı sahibi firma tarafından yapılması zorunludur. İthal lisansı üçüncü kişilere devredilemez.</p>

<p>(5) 9 uncu madde kapsamında yapılan bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p><strong>Yaptırım</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak ithalat işlemlerine esas olan belgelerde tahrifat yapıldığının veya sahte belge kullanıldığının veya ithal lisansının üçüncü kişilere devredildiğinin veya ithal işlemlerinde bu Tebliğ ile belirtilen diğer hususlara aykırı davranıldığının denetim birimlerince tespiti halinde, yapılan tarife kontenjanı tahsisatı iptal edilir ve kendilerine iptal işleminden itibaren 5 yıl süreyle bu Tebliğ çerçevesinde tarife kontenjanı tahsis edilmez.</p>

<p><strong>Diğer mevzuat hükümleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Tebliğ, tarife kontenjanı kapsamında ithalatı gerçekleşecek eşyanın ithalatının tabi olduğu diğer mevzuat hükümlerinin uygulanmasını engellemez.</p>

<p><strong>Yetki</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Bakanlık bu Tebliğ hükümlerine istinaden, genelgeler çıkarmaya, izin ve talimat vermeye, özel ve zorunlu durumları inceleyip sonuçlandırmaya ve uygulamada ortaya çıkacak ihtilafları idari yoldan çözümlemeye yetkilidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Bu Tebliğ 1/8/2026 tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260731-11-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/maldivler-cumhuriyeti-menseli-bazi-urunlerin-ithalatinda-tarife-kontenjani-uygulanmasina-iliskin-teblig</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="64847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 531)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-531nde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-531nde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 531)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Sıra No: 594), 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO: 531)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ (SIRA NO: 594)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/9/2021 tarihli ve 31586 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 531)’nin 5 inci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(5) İkinci fıkranın (b) bendi kapsamında verilmesi gereken teminat;</p>

<p>a) Teminatın verileceği tarihin içinde bulunduğu yılda verilmesi gereken ve bir önceki yıla ait olan gelir veya kurumlar vergisi beyannamesinde, 193 sayılı Kanunun mükerrer 121 inci maddesindeki şartları taşımasına bağlı olarak, uyumlu mükelleflere vergi indirimi uygulamasından yararlanma hakkı bulunan mükellefler tarafından beşte bir oranında verilir.</p>

<p>b) Hakkında sahte veya muhteviyatı itibarıyla yanıltıcı belge düzenleme veya kullanma yönünden vergi inceleme raporu düzenlenen mükellefler tarafından; vergi inceleme raporlarının vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarih ile bu raporlarda yer alan hususların kesinleşme tarihi arasındaki sürede beş katı kadar verilir. Söz konusu raporların vergi dairesi kayıtlarına girdiği tarihten sonra mükelleflere tebliğ edilecek bir yazı ile teminatlarını 30 gün içinde tamamlaması istenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-usul-kanunu-genel-tebligi-sira-no-531nde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="67623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maden Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/maden-yonetmeliginde-degisiklik-3107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/maden-yonetmeliginde-degisiklik-3107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADEN YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>11/12/2022 tarihli ve 32040 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Maden Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin üçüncü fıkrasına “karbondioksit (CO<sub>2</sub>) gazı,” ibaresinden sonra gelmek üzere “hidrojen (H₂) gazı,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 101 inci maddesinin sekizinci fırkasında yer alan “kesinleşmiş bir” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/maden-yonetmeliginde-degisiklik-3107</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/enerji-ve-tabii-kaynaklar-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="56729"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/belediye-ve-bagli-kuruluslari-ile-mahalli-idare-birlikleri-norm-kadro-ilke-ve-standartlarina-dair-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/belediye-ve-bagli-kuruluslari-ile-mahalli-idare-birlikleri-norm-kadro-ilke-ve-standartlarina-dair-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yönetmelik, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BELEDİYE VE BAĞLI KURULUŞLARI İLE MAHALLİ İDARE BİRLİKLERİ NORM KADRO İLKE VE STANDARTLARINA DAİR YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Norm Kadro İlke ve Standartlarına Dair Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “2023” ibaresi “2025” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “teftiş kurulu” ibareleri “rehberlik ve teftiş kurulu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Norm fazlası müdür kadroları</p>

<p>EK MADDE 8- (1) Bu Yönetmelik kapsamında, Ek-4 Belediye ve Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Kadro Kütüklerinden (I) sayılı Belediye ve Belediye Bağlı Kuruluşları ile Mahalli İdare Birlikleri Memur Kadro Kütüğünden çıkarılan müdür kadro unvanlarından dolu olanlar dondurulmuş sayılır.</p>

<p>(2) Dondurulan müdür kadro unvanlarının herhangi bir şekilde münhal hale gelmesi durumunda, söz konusu kadrolar bu Yönetmelik hükümlerine uygun olarak belediye meclisi kararı ile iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin ekinde yer alan EK-1, EK-2, EK-3 ve EK-4 ekteki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260731-8-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/belediye-ve-bagli-kuruluslari-ile-mahalli-idare-birlikleri-norm-kadro-ilke-ve-standartlarina-dair-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="80265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7590 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7590</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 24/7/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>1/7/1964 tarihli ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (2) sayılı tablonun “IV- Ticari ve medeni işlerle ilgili kağıtlar” başlıklı bölümüne aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“56. Nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan tüzel kişilerin taraf olduğu nükleer enerji santrali yatırımlarına ilişkin düzenlenen kağıtlar.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 68 inci maddesinin (B) bendinin son paragrafı yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>19/6/1979 tarihli ve 2252 sayılı Kültür Bakanlığı Döner Sermaye Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasına (f) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve mevcut (g) bendi buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“g) 2863 sayılı Kanun kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılacak başvurular ve Bakanlıkça sunulacak hizmetler karşılığı alınacak her türlü hizmet bedeli,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa aşağıdaki ek madde ile ekli (1) sayılı ücret tarifesi eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 9- Kamu kurum ve kuruluşlarınca hazırlanan her türlü plan, proje, yapım ve benzeri işler kapsamında talep edilenler hariç olmak üzere; bu Kanun kapsamındaki Kültür ve Turizm Bakanlığının yetkili olduğu her türlü belge talebi ile itiraz ve yeniden değerlendirme başvurularından ve Bakanlıkça özel bir çalışma, araştırma ve inceleme gerektiren talep ve başvurulardan, kültürel mirasın korunması amacıyla gerçekleştirilecek hizmetlerin yürütülmesinde kullanılmak üzere ekli (1) sayılı ücret tarifesinde belirlenen hizmet bedelleri alınır.</p>

<p>Hizmet bedeli olarak alınacak tutarlar, başvuru sahipleri tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi Merkez Müdürlüğünün ilgili banka hesabına yatırılır.</p>

<p>Hesapta toplanan tutar Kültür ve Turizm Bakanlığı Döner Sermaye İşletmesi bütçesine gelir kaydedilir.</p>

<p>Ekli (1) sayılı ücret tarifesinde belirlenen hizmet bedelleri, her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesinin (B) fıkrası uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılarak uygulanır.</p>

<p>Bu madde kapsamında Kültür ve Turizm Bakanlığına yapılacak başvurular ve Bakanlıkça sunulacak hizmetler karşılığı alınacak bedellere ilişkin usul ve esaslar Bakanlıkça çıkarılan yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 17 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 17- İlk defa sürücü belgesi alanlar ile sürücü belgesi herhangi bir nedenle iptal edilip yeniden sürücü belgesi almaya hak kazananlar, belgenin alındığı tarihten itibaren iki yıl süre ile aday sürücü olarak kabul edilirler.</p>

<p>Aday sürücülük süresi içinde;</p>

<p>a) Bu Kanun kapsamında sürücü belgesinin geçici olarak geri alınmasını gerektiren bir ihlalin gerçekleştirilmesi,</p>

<p>b) 75 ceza puanının aşılması,</p>

<p>c) Araç cinsine bakılmaksızın 0.20 promilin üzerinde alkollü olarak araç kullanıldığının tespit edilmesi,</p>

<p>ç) Bu Kanunun 53 üncü maddesinin ikinci fıkrası, 74 üncü veya 78 inci maddelerinden herhangi birinin üç kez ihlal edilmesi,</p>

<p>halinde aday sürücü belgesi iptal edilir.</p>

<p>Aday sürücü belgesi iptal edilenlerin tekrar sürücü belgesi alabilmeleri için; sürücü kurslarına devam etmeleri ve yapılan sınavlarda başarılı olarak motorlu taşıt sürücüsü sertifikası almaları gerekir. Bu kişilerin sürücü kurslarında eğitime başlayabilmeleri için tabi tutulacakları psiko-teknik değerlendirme ve psikiyatri uzmanı muayenesi sonucunda sürücülüğe engel hali bulunmadığını gösterir belgenin sürücü kursuna ibrazı, bu Kanun kapsamında verilen idari para cezalarının tamamının tahsil edilmiş olması ve varsa iptal işlemi sonrası bekleme süresi veya geçici geri alma işlemleri sonrası geri alma süresi kadar zamanın geçmiş olması zorunludur.</p>

<p>Aday sürücü belgesi iptal işlemleri bu Kanunun 6 ncı maddesinde sayılan görevliler tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>14/10/1983 tarihli ve 2920 sayılı Türk Sivil Havacılık Kanununun 42 nci maddesinin birinci fıkrasına “araç ve gereç” ibaresinden sonra gelmek üzere “ile kazaya uğramış, zor durumda kalan veya tehlike içinde bulunan hava aracına gerekli hizmetin” ibaresi eklenmiş ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Kolluk kuvvetleri ve diğer yetkililer; kazaya uğramış, zor durumda kalan veya tehlike içinde bulunan hava aracına, uçuş ekibine, yolculara, kurtarma ve yardım ekibinin görevini yapmasına yardımcı olmakla yükümlüdürler.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>2920 sayılı Kanunun 94 üncü maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Önleme talimatlarına uyma ve inme mecburiyeti</p>

<p>MADDE 94- Türk hava sahasında uçuş gerçekleştiren sivil hava araçlarının, hava trafik kurallarına aykırı hareket etmeleri veya hava sahasını ihlal etmeleri hâlinde, ilgili hava trafik kontrol ünitesinin talebi üzerine yetkilendirilen hava araçları tarafından gerçekleştirilen önleme faaliyetleri kapsamında verilen talimatlara uymaları ve gerekli görüldüğünde iniş yapmaları zorunludur.</p>

<p>Yabancı devletlerin hava sahasında uçuş gerçekleştiren, Türk Sivil Hava Aracı Siciline kayıtlı veya Türk işleticiler tarafından işletilen sivil hava araçlarının, Türkiye Cumhuriyeti tarafından tanınan devletlerin yetkili makamlarınca verilen önleme talimatlarına uymaları ve gerekli görüldüğünde iniş yapmaları zorunludur.</p>

<p>Birinci fıkra hükmünün uygulanmasında Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı; gerekli hâllerde Millî Savunma Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ticaret Bakanlığı ile iş birliği yapar.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>2920 sayılı Kanunun 143 üncü maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“Birinci ve ikinci fıkralarda yer alan idari para cezalarının alt ve üst sınırları tüzel kişiler için beş katı olarak uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 47- (1) 31/12/2045 tarihine kadar uygulanmak üzere, nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin inşaat işleri nedeniyle bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yüklenilen ve takvim yılının altı aylık dönemleri itibarıyla indirim yoluyla telafi edilemeyen katma değer vergisi, altı aylık dönemleri izleyen bir yıl içinde talep edilmesi halinde mükellefe iade edilir.</p>

<p>(2) 31/12/2045 tarihine kadar uygulanmak üzere, nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan mükelleflerin yatırım teşvik belgeleri kapsamında nükleer enerji santralleri yatırımlarına ilişkin yapılacak makine ve teçhizat teslimleri katma değer vergisinden müstesnadır. Bu kapsamda yapılan teslimler nedeniyle yüklenilen vergiler, vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan vergiden indirilir. İndirim yoluyla telafi edilemeyen vergiler, 32 nci madde hükmü uyarınca istisna kapsamında işlem yapan mükellefin talebi üzerine iade edilir.</p>

<p>(3) Yatırımın tamamlanmaması halinde, bu madde kapsamında zamanında alınmayan veya iade edilen vergiler yatırımcıdan, vergi ziyaı cezası uygulanarak gecikme faizi ile birlikte tahsil edilir. Bu vergiler ile vergi cezalarında zamanaşımı, verginin tarhını veya cezanın kesilmesini gerektiren durumun meydana geldiği tarihi takip eden takvim yılının başından itibaren başlar.</p>

<p>(4) Cumhurbaşkanı birinci ve ikinci fıkrada yer alan süreleri 31/12/2050 tarihine kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun geçici 35 inci maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “31/12/2026” ibaresi “31/12/2028” şeklinde değiştirilmiş ve cümleye “2025” ibaresinden sonra gelmek üzere “, 2026 ve 2027” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>4447 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 36- 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanunu kapsamında turizm işletmesi belgesine sahip özel sektöre ait konaklama tesisi işyerlerinde, 2026 yılı Mayıs ila Aralık aylarına/dönemlerine ilişkin olmak üzere, tesisin faaliyette bulunduğu aylar/dönemler ile sınırlı olarak, ilgili ayda/dönemde verilen muhtasar ve prim hizmet beyannamesiyle 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında uzun vadeli sigorta kollarına tabi olarak bildirilen sigortalıların prim ödeme gün sayısının 116,67 Türk lirası ile çarpımı sonucu bulunacak tutar, bu işyerlerinin Sosyal Güvenlik Kurumuna ödeyecekleri sigorta primlerinden mahsup edilmek suretiyle Fondan karşılanır.</p>

<p>İşyeri ile ilgili muhtasar ve prim hizmet beyannamelerinin yasal süresi içinde verilmemesi, primlerin yasal süresinde ödenmemesi ve Sosyal Güvenlik Kurumuna prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borcu bulunması durumlarında bu maddede belirtilen destekten yararlanılamaz. Ancak Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim, idari para cezası ve bunlara ilişkin gecikme cezası ve gecikme zammı borçlarını 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil ettiren ve taksitlendiren veya ilgili diğer kanunlar uyarınca yapılandıran işverenler bu taksitlendirme veya yapılandırma devam ettiği sürece bu madde hükmünden yararlandırılır.</p>

<p>Mevcut bir işletmenin kapatılarak değişik ad, ünvan veya iş birimi altında açılması, yönetim ve kontrolü elinde bulunduracak şekilde doğrudan veya dolaylı ortaklık ilişkisi bulunan şirketler arasında istihdamın kaydırılması, şahıs işletmelerinde işletme sahipliğinin değiştirilmesi veya bu madde kapsamında sağlanan destekten yararlanmak amacıyla muvazaalı işlem tesis edildiğinin anlaşılması hâlinde, Fondan karşılanan tutar 5510 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gecikme cezası ve gecikme zammı ile birlikte işverenden tahsil edilir.</p>

<p>2026 yılı Mayıs ila Aralık ayları/dönemleri için mahkeme kararıyla veya denetim ve kontrolle görevli memurlarca yapılan soruşturma ve incelemelerde; çalıştırdığı kişileri sigortalı olarak bildirmediği veya bildirilen sigortalıyı fiilen çalıştırmadığı tespit edilen işyerleri ile sigortalıların prime esas kazançlarını Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirmediği veya eksik bildirdiği tespit edilen işyerlerinden Fondan karşılanan tutar, gecikme cezası ve gecikme zammıyla birlikte geri alınır ve bu işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz. Ancak, ilgili ayda 2026 yılı Mayıs ila Aralık aylarına/dönemlerine ait aylık brüt asgari ücretin onda birini geçmeyecek tutarda eksik prime esas kazanç bildirimi yapıldığının tespiti durumunda Sosyal Güvenlik Kurumunca yapılacak ihtar üzerine on beş günlük süre içinde söz konusu eksikliği gideren işyerleri hakkında bu madde hükümleri uygulanmaya devam eder. Bu maddenin uygulanmasında 5510 sayılı Kanunun ek 14 üncü maddesi hükümleri uygulanmaz.</p>

<p>Bu madde hükümleri; sosyal güvenlik destek primine tabi çalışanlar, yabancı uyruklu sigortalılar ve yurt dışında çalışan sigortalılar hakkında uygulanmaz.</p>

<p>Bu madde kapsamındaki destekten yararlanan işyerlerinin aynı ayda/dönemde diğer sigorta primi teşvik, destek ve indirimlerinden yararlanması hâlinde; bu madde uyarınca sağlanacak destek tutarı, bu teşvik, destek ve indirimler uygulandıktan sonra destekten yararlanılan aya/döneme ait Sosyal Güvenlik Kurumuna ödenmesi gereken sigorta primi tutarını aşamaz.</p>

<p>Fondan bu madde kapsamında karşılanan tutarlar, gelir ve kurumlar vergisi uygulamalarında gelir, gider veya maliyet unsuru olarak dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kültür ve Turizm Bakanlığının görüşü alınarak Bakanlık tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (g) bendine “2 nci maddenin” ibaresinden önce gelmek üzere “İdarelerin bütçe içi işletmeleri hariç” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>4734 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Kamu alımlarında mütekabiliyet</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>EK MADDE 13- Bu Kanun ve diğer kanunlar kapsamındaki alımlarda yerli istekliler, yerli malı ve bu malı teklif eden istekliler lehine tanınan hak ve avantajların, Avrupa Birliği üyesi devletlerde yerleşik isteklilere, Avrupa Birliği menşeli mala ve bu malı teklif eden isteklilere de mütekabiliyet esasları çerçevesinde ülke ve/veya ürüne göre kısmen ya da tamamen tanınması hususunda Cumhurbaşkanı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununun 12 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının ikinci paragrafının son cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümleler, (2) numaralı fıkrasının (c) bendine “motor silindir hacmi,” ibaresinden sonra gelmek üzere “çekiş sistemi,” ibaresi ve fıkraya (c) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“(II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan mallar (13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu uyarınca (L) sınıfında olup içten yanmalı motoru olanlar ile (L) sınıfında olup elektrik motor gücü 4 kW’ın altında olanlar ve (T) sınıfında olan araçlar hariç) için nispi vergi oranı üzerinden hesaplanacak vergi tutarı, asgari maktu vergi tutarı olan; (L) sınıfı araçlar için 30.000 Türk Lirası, diğerleri için 100.000 Türk Lirasından az olamaz. Bu tutarlar her yıl bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır. Hesaplanan tutarların 100 Türk Lirasını aşmayan kesirleri dikkate alınmaz.”</p>

<p>“ç) (II) sayılı listenin 87.03 G.T.İ.P. numarasında yer alan mallar için (1) numaralı fıkrada yer alan tutarları veya yeniden değerleme oranı uygulanmak suretiyle belirlenmiş olan tutarları on katına kadar artırmaya, sıfıra kadar indirmeye, bu sınırlar içinde kalmak şartıyla; farklı matrah grupları oluşturmak suretiyle asgari maktu vergi tutarlarını farklılaştırmaya, motor gücü, motor silindir hacmi, çekiş sistemi, menzili, batarya kapasitesi, cinsi, sınıfı, üst yapı gövde tanımı, emisyon türü ve değeri, istiap haddi ile yolcu ve yük taşıma kapasitesi itibarıyla farklı asgari maktu vergi tutarları belirlemeye,”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 81 inci maddesinin başlığı “Prim oranları” şeklinde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>5510 sayılı Kanunun ek 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “20.000” ibaresi “23.552” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununa aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 20- (1) Nükleer enerji santrallerinde elektrik enerjisi üretimi faaliyetinde bulunmak için önlisans ve/veya lisans alan kurumların nükleer enerji santrali yatırımları kapsamında 12 nci maddenin ikinci fıkrasında yer alan şartlarla yaptıkları borçlanmalar için, aynı fıkrada yer alan %50 oranı 31/12/2045 tarihine kadar %25 olarak uygulanır.</p>

<p>(2) Cumhurbaşkanı, birinci fıkrada yer alan süreyi beş yıla kadar uzatmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>8/2/2007 tarihli ve 5580 sayılı Özel Öğretim Kurumları Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasına “ara veren” ibaresinden sonra gelmek üzere “, kurum türüne uygun olmayan program uygulayan” ibaresi, ikinci fıkrasına (g) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş, fıkranın ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, fıkraya ikinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle ve mevcut üçüncü cümlesine “yetkili makam tarafından” ibaresinden sonra gelmek üzere “kurum bazlı olarak” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>“ğ) Milletlerarası okul olması hâlinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan öğrencilerin kayıtlarını yapması veya bu öğrencilere eğitim vermesi ya da bu kurumlara devam ederken Türk vatandaşlığını kazananları bu Kanunda belirlenmiş sürelerden daha fazla sürede kurumda kayıtlı tutması,”</p>

<p>“Bu fıkranın (a), (b), (c), (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiillerin tekrarı hâlinde idari para cezası miktarı beş katı olarak uygulanır ve bu bentlerdeki fiillerin üçüncü kez işlenmesi hâlinde ise kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir, (ğ) ve (h) bentlerindeki fiillerin işlenmesi hâlinde brüt asgari ücretin yirmi katı idari para cezası verilir ve kurum açma izni ile iş yeri açma ve çalışma ruhsatı iptal edilir.”</p>

<p>“Bu fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerindeki fiiller için uygulanan idari para cezasının tebliğ edildiği tarihten itibaren dört; (e), (f) ve (g) bentlerindeki fiiller için ise uygulanan idari para cezasının tebliğ edildiği tarihten itibaren beş yıl geçmesi hâlinde o fiil tekerrüre esas alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>5580 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Kurumlarda Bakanlıkça belirlenen öğretmenlik alanlarına kaynak teşkil eden yükseköğretim programlarından mezun olup Bakanlıkça özel alan eğitimi ve öğretmenlik meslek bilgisi bakımından belirlenen niteliklere sahip olanlar öğretmen olarak görevlendirilir. Kurumların eğitim-öğretim hizmetlerinde görevlendirilecek yönetici, uzman öğretici ve usta öğreticilerin nitelikleri ile bu fıkranın uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>5580 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 8- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 7 nci maddenin ikinci fıkrası kapsamında işlenen fiiller, anılan fıkrada belirlenen süreler dikkate alınarak tekerrüre esas alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununa 60 ıncı maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Başkanlığın yetkisi ve idari yaptırımlar</p>

<p>MADDE 60/A- (1) İnternet alan adlarına ilişkin strateji ve politikaları belirlemeye ve düzenleme yapmaya Başkanlık yetkilidir.</p>

<p>(2) Anayasanın 22 nci maddesinde sayılan sebeplerden biri veya birkaçına bağlı olarak, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Başkanlık, güvenlik ve istihbarat kurumlarının talebi üzerine veya re’sen alınması gereken tedbirleri belirleyebilir ve bu tedbirlere ilişkin kararı uygulanmak üzere derhal işletmecilere, erişim sağlayıcılara, veri merkezlerine ve ilgili içerik ve yer sağlayıcılara bildirir. Bu kararın gereği, derhal ve kararın bildirilmesi anından itibaren en geç iki saat içinde yerine getirilir. Bu karar, yirmidört saat içinde sulh ceza hâkiminin onayına sunulur. Hâkim kararını kırksekiz saat içinde açıklar, aksi halde karar kendiliğinden kalkar.</p>

<p>(3) Başkanlık, bu Kanunda düzenlenen görev ve yetkileriyle ilgili olarak yükümlülüğünü yerine getirmeyen ilgililere ihlal teşkil eden eylem başına yirmi bin Türk lirasından yüz bin Türk lirasına kadar idari para cezası verebilir.</p>

<p>(4) Bu madde uyarınca Başkanlık tarafından verilen idari para cezaları 6183 sayılı Kanun hükümlerine tabi olup, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgisine göre Başkanlık hesaplarına ödenir. Bu süre içinde ödenmeyen idari para cezaları, Başkanlığın bildirimi üzerine ilgili vergi dairesince 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre tahsil olunur. Tahsil edilen idari para cezalarının tamamı Başkanlık hesaplarına aktarılır.</p>

<p>(5) Bu madde uyarınca Başkanlık tarafından verilecek idari para cezası ve diğer idari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Başkanlık kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır. Başkanlık tarafından açılacak davalarda teminat aranmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>3/12/2010 tarihli ve 6085 sayılı Sayıştay Kanununun 18 inci maddesinin mülga ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“(2) Sayıştay savcıları hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri veya Yükseköğretim Kurulu tarafından bunlara denkliği kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki en az dört yıllık fakülte veya yüksekokullardan birini bitirmiş ve yükseköğrenimden sonra mali, iktisadi veya hukuki konularla ilgili kamu görevlisi olarak en az on yıl çalışmış olanlar arasından atanır.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanununun geçici 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “31/12/2025” ibaresi “31/12/2030” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “yüzde onu” ibaresi “yüzde otuzu” şeklinde, “yüzde beşi” ibaresi “yüzde on beşi” şeklinde ve dördüncü cümlesinde yer alan “yüzde onu” ibaresi “yüzde otuzu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>9/5/2013 tarihli ve 6475 sayılı Posta Hizmetleri Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“İdari hizmet sözleşmesi ile personel istihdamı</p>

<p>EK MADDE 4- (1) 4857 sayılı Kanun kapsamında istihdam edilenler hariç olmak üzere PTT personeli, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tâbi olmaksızın idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilir.</p>

<p>(2) PTT personelinin işe alınması, görev ve yetkileri, yükümlülükleri, görevlendirilmesi, eğitim, terfi, görevde yükselme, ünvan değişikliği, görevden alma, sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi veya sona erdirilmesi, pozisyon ünvan ve sayıları ile istihdamlarına ilişkin diğer hususlar Yönetim Kurulu kararı ile yürürlüğe konulan yönetmelikler ile düzenlenir. Sözleşmeli personel pozisyonlarından boş olanların açıktan alım amacıyla kullanılması, Cumhurbaşkanlığının iznine tâbidir.</p>

<p>(3) PTT personelinin aylık ücret ve diğer mali ve sosyal hakları ile sözleşme esasları, Yönetim Kurulunun kararı ile belirlenir. Ancak, avukat vekâlet ücretleri hariç aylık ücret ve diğer mali ve sosyal haklar kapsamında yapılan her türlü ödemelerin aylık net ortalaması hizmet grupları itibarıyla Cumhurbaşkanınca tespit edilecek üst sınırı aşamaz. PTT lehine sonuçlanan dava ve icra takipleri nedeniyle hükme bağlanarak karşı taraftan tahsil olunan avukat vekâlet ücretlerinin dağıtılması 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname hükümlerine göre yapılır.</p>

<p>(4) Bu madde kapsamında istihdam edilecekler, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında sigortalı sayılır. Bu kişilere, 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (B) fıkrası kapsamında istihdam edilenlere ilişkin usul ve esaslar çerçevesinde iş sonu tazminatı ödenir.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>6475 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükümleri</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 13- (1) 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 27 nci maddesi ile bu Kanunun mülga 27 nci maddesi hükümleri uyarınca PTT’de istihdam edilen mevcut personel, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihi takip eden aybaşından itibaren ek 4 üncü maddeye göre idari hizmet sözleşmeli personel olarak istihdam edilir.</p>

<p>(2) PTT’de 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olarak çalışan personel bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren yirmi gün içinde bu Kanunun ek 4 üncü maddesi kapsamında istihdam edilmek üzere yazılı olarak PTT’ye talepte bulunabilir. Talep tarihinden itibaren otuz gün içinde, talepte bulunan personel ile bu fıkrada öngörülen sınırlamalar çerçevesinde idari hizmet sözleşmesi imzalanır. Bu kişiler hakkında bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin ikinci fıkrası hükümleri ile 24/11/1994 tarihli ve 4046 sayılı Özelleştirme Uygulamaları Hakkında Kanunun 22 nci maddesinin beşinci fıkrası kıyasen uygulanır. Ancak, bu fıkra kapsamında sözleşme imzalanabileceklerin sayısı 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olarak görev yapan personel sayısının yüzde 50’sini geçemez. Talebin bu oranı geçmesi durumunda sırasıyla disiplin cezası almamış olanlara, PTT’deki hizmet süresi fazla olanlara ve yaşı daha büyük olanlara öncelik tanınır.</p>

<p>(3) PTT’de 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) ve (II) sayılı cetvellere tabi olup bu madde hükümleri uyarınca idari hizmet sözleşmesi imzalanmayan personel diğer kamu kurum ve kuruluşlarına nakledilmek üzere bu maddenin yürürlük tarihinden itibaren altmış gün içinde istihdam fazlası personelin nakil işlemlerini yürüten kuruma bildirilir. Bildirilen personelin atama teklifleri, ilgili personelin nakil işlemlerini yürüten kurumca, doksan gün içinde kamu kurum ve kuruluşlarının hizmet ihtiyaçları ve personelin il tercihleri göz önünde bulundurularak 4046 sayılı Kanunun 22 nci maddesinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir. Ancak, anılan madde uyarınca Özelleştirme Fonundan veya Hazineden karşılanması öngörülen ödemeler, PTT tarafından karşılanır.</p>

<p>(4) Üçüncü fıkra kapsamında yapılacak atamalar için uygun boş kadro bulunmaması hâlinde, atama onayının alınmasıyla birlikte başka bir işleme gerek kalmaksızın söz konusu kadrolar ihdas edilmiş ve kurumların kadro cetvelinin ilgili bölümlerine eklenmiş, bu şekilde ihdas edilen kadrolar herhangi bir nedenle boşalması halinde ise başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu fıkra kapsamında gerçekleştirilen ihdas ve iptal işlemleri kamu personel bilgi sisteminin bulunduğu kuruma bir ay içinde bildirilir.</p>

<p>(5) Bu madde hükümlerine göre idari hizmet sözleşmeli olarak istihdam edilenlerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre PTT’de daha önceki istihdam edildikleri statülerinde geçirdikleri hizmet süreleri ek 4 üncü madde kapsamında geçmiş sayılır.</p>

<p>(6) Bu madde hükümlerine göre idari hizmet sözleşmeli olarak istihdam edilenlere emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatı ödenmez. Bu personelin önceden emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatı ödenmiş süreleri hariç, emeklilik ikramiyesi veya iş sonu tazminatına esas olan toplam hizmet süreleri, ek 4 üncü maddeye göre ödenecek iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>12/3/2025 tarihli ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanununa aşağıdaki geçici madde ve ekli (1) sayılı liste eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükümleri</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 2- (1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla Siber Güvenlik Başkanlığına devredilen görev ve yetkiler bakımından Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından ikincil düzenlemeler çıkarılana kadar mevcut düzenlemelerin uygulanmasına devam olunur ve bu düzenlemelerde Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna ve Telekomünikasyon İletişim Başkanlığına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanlığına; Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kuruluna, Telekomünikasyon Kuruluna, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına ve Telekomünikasyon İletişim Başkanına yapılan atıflar Siber Güvenlik Başkanına yapılmış sayılır.</p>

<p>(2) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığına ait ve münhasıran bu maddeyi ihdas eden Kanunla Siber Güvenlik Başkanlığına devredilen görev ve yetkiler bakımından bu görev ve yetkiler kapsamında kullanılan her türlü taşınır, bilgi işlem altyapısı ve sistemler, veri merkezi, taşıt, araç, gereç ve malzeme, fiziki ve elektronik ortamdaki her türlü kayıt ve doküman ile diğer her türlü varlık ile söz konusu faaliyetlerin yürütülmesinden doğan her türlü borç ve alacaklar, hak ve yükümlülükler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde ve mezkûr görev ve yetkilerin ifasına uygun şekilde Siber Güvenlik Başkanlığına devredilir. Bu kapsamda bu görev ve yetkilerin ifasında kullanılan, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının mülkiyetinde bulunan ve ekli (1) sayılı listede belirtilen taşınmazlar tapuda re’sen Siber Güvenlik Başkanlığı adına bedelsiz, harçlardan ve döner sermaye ücretlerinden muaf olarak tescil edilir. Bu fıkra kapsamında yer alan hizmetler ile ilgili yapılmış olan sözleşmeler, açılmış ve açılacak olan davalar ve icra işlemlerinde devir tarihini müteakiben Siber Güvenlik Başkanlığı taraf sıfatını kazanır.</p>

<p>(3) Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığının kadro ve pozisyonlarında bulunan personelden ikinci fıkrada belirtilen görev ve yetkilerin icrasında çalışanlar ile talep etmeleri ve Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun muvafakatinin alınması kaydıyla bu hizmetlerin yürütülmesine yardımcı olan personelden Siber Güvenlik Başkanlığınca uygun görülenler Siber Güvenlik Başkanlığında bir yıl süreyle görevlendirilebilir. Bunlardan talepte bulunan ve Siber Güvenlik Başkanlığınca uygun görülenler mevcut kadro veya pozisyon ünvanları ve öğrenim durumları dikkate alınarak görevlendirme tarihinden itibaren bir yıl içinde Siber Güvenlik Başkanlığında durumlarına uygun kadro veya pozisyonlara mevzuatı uyarınca belirlenen atama sayı sınırlamalarına tabi olmaksızın atanabilirler. Bunlardan bu Kanunun 10 uncu maddesi kapsamında sözleşmeli uzman personel pozisyonlarına atanacaklarda ayrıca anılan maddede öngörülen şartlar da aranır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılan personelin önceki kadro veya pozisyonlarında geçirdikleri süreler Siber Güvenlik Başkanlığının kadro veya pozisyonlarında geçirilmiş sayılır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılan personelden mali hakları hususunda haklarında 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 10 uncu maddesi veya ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulananlar hakkında anılan düzenlemelerin uygulanmasına devam edilir. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanlığından bu fıkra kapsamında ataması yapılan personele, iş mevzuatına göre herhangi bir tazminat ve yıllık izin ücreti ödenmez. Bu personelin önceden kıdem tazminatı ödenmiş süreleri hariç kıdem tazminatına hak kazanacak şekilde geçmiş olan hizmet süreleri, ilgisine göre emekli ikramiyelerinin veya iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır. Ayrıca, bu personele bu fıkraya göre atanmadan önce ilave tediye veya ikramiye ödenmiş olması halinde ödenen tutarların atamanın yapıldığı tarihten sonraki çalışılmayan günlere tekabül eden kısmı geri alınır.</p>

<p>(4) Hâkim ve savcılar muvafakatleri alınmak ve aylık, ödenek, her türlü zam ve tazminatlar ile diğer mali ve sosyal hak ve yardımları kurumlarınca ödenmek kaydıyla geçici olarak Başkanlık emrinde görevlendirilebilir. Bu fıkra kapsamında görevlendirilecek hâkim ve savcı sayısı beşi geçemez. Bu fıkra uyarınca görevlendirilenlerin terfileri başkaca bir işleme gerek kalmaksızın süresinde mümtazen yapılır.</p>

<p>(5) Kamu kurum ve kuruluşlarının kadrolarında 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (A) fıkrasına tabi kadrolar ile 11/10/1983 tarihli ve 2914 sayılı Yükseköğretim Personel Kanununa tabi öğretim elemanı kadrolarında bulunanlar, bu Kanunun 10 uncu maddesinde yer alan şartları taşımaları halinde Siber Güvenlik Başkanlığında sözleşmeli uzman personel olarak istihdam edilebilir. Bu fıkra kapsamında istihdam edilen personelin kadrosuyla ilişiği kesilir. Bunların Sosyal Güvenlik Kurumu ile ilişkileri kendi kurumlarındaki statüleri dikkate alınarak devam ettirilir. Bu fıkra kapsamında istihdam edilenler, kendisinin sözleşmeyi feshetmesi veya Başkanlıkça sözleşmesinin feshedilmesi hâlinde fesih işlemi ile birlikte başka bir işleme gerek kalmaksızın yönetici kadroları dışında önceki kadrosuna kendiliğinden atanmış sayılır. Bunların durumlarına uygun boş kadro bulunmaması hâlinde atama işlemi ile birlikte söz konusu kadrolar kendiliğinden ihdas edilmiş sayılır. İhdas edilen bu kadrolar, herhangi bir nedenle boşalması hâlinde başka bir işleme gerek olmaksızın kendiliğinden iptal edilmiş sayılır. Bu madde uyarınca önceki kurumlarına dönen kişilerin Başkanlıkta geçen hizmetleri kazanılmış hak aylık derece ve kademelerinde değerlendirilir ve bunların Başkanlıkta geçen süreleri diğer özlük işlemleri bakımından kendi kurumlarında geçmiş sayılır. Bunlara sözleşmenin feshi durumunda iş sonu tazminatı ödenmez ve bunların Başkanlıkta sözleşmeli uzman personel pozisyonunda geçen süreleri emeklilik ikramiyesi hesabında dikkate alınır. Bu fıkra kapsamında istihdam edilenlerden, sözleşmeli uzman personel pozisyonunda iken emekliye ayrılanların veya vefat edenlerin sözleşmeli uzman personel pozisyonuna atanmadan önceki kadro ve pozisyonlarında emekli ikramiyesi, iş sonu tazminatı ve kıdem tazminatı ödenmemiş süreler iş sonu tazminatının hesabında dikkate alınır.</p>

<p>(6) Başkanlıkta görevlendirilen öğretim üyelerine 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 38 inci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen aylık tutarın beş katını aşmamak kaydıyla Cumhurbaşkanınca belirlenen tutarda, diğer kanunlardaki düzenleme ve kısıtlamalara tabi olmaksızın ödeme yapılabilir. Bu kapsamda ödeme yapılacakların sayısı onu geçemez.”</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet Kanununun ek 7 nci maddesinin onuncu fıkrasında yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(2) 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun;</p>

<p>a) 2 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi yürürlükten kaldırılmış, (c) bendinde yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu” ibaresi “Siber Güvenlik” şeklinde değiştirilmiş, (j) bendine “port bilgisi” ibaresinden önce gelmek üzere “kaynak ve hedef” ibaresi eklenmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“v) Başkanlık: Siber Güvenlik Başkanlığını,”</p>

<p>b) 3 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>c) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>ç) 6/A maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, üçüncü fıkrasında yer alan “Kurumun” ibaresi “Başkanlığın” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>d) 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Kuruma” ibaresi “Başkanlığa” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>e) 8 inci maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci, onüçüncü ve ondördüncü fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, onikinci ve onüçüncü fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiş ve onbirinci fıkrasına “kararın yerine getirilmemesi halinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “Başkanlığın talebi üzerine” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>f) 9/A maddesinin birinci ve beşinci fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, sekizinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>g) 10 uncu maddesinin birinci, altıncı ve yedinci fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, dördüncü fıkrasında yer alan “Kurumun” ibaresi “Başkanlığın” şeklinde, fıkranın (a) bendinde yer alan “Bakanlık” ibaresi “Bakanlıklar” ve “Kurumca” ibaresi “Başkanlık tarafından” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin üçüncü ve beşinci fıkraları yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>ğ) 11 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Kurum” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>h) Ek 1 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “, hâkim ve savcılar ise kendilerinin” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p>ı) Ek 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanlığına” şeklinde, “Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu Başkanına” ibaresi “Siber Güvenlik Başkanına” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>i) Ek 4 üncü maddesinin birinci, ikinci, dördüncü, onüçüncü, onsekizinci ve yirmibirinci fıkralarında yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, birinci, ikinci, dördüncü, beşinci, onuncu, onbirinci ve ondokuzuncu fıkralarında yer alan “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde, dördüncü ve onbeşinci fıkralarında yer alan “Kurumla” ibareleri “Başkanlıkla” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(3) 5/11/2008 tarihli ve 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanununun;</p>

<p>a) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“(eee) Başkanlık: Siber Güvenlik Başkanlığını,”</p>

<p>b) 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “internet alan adları,” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p>c) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (v) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>ç) 12 nci maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>d) 35 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlık” ibaresi “Başkanlık” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>e) Altıncı Kısmının başlığında ve bu Kısmın İkinci Bölümünün başlığında yer alan “Yetkisi” ibareleri “ve Başkanlığın Yetkileri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>f) 60 ıncı maddesinin onuncu fıkrası yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>g) 64 üncü maddesinin birinci fıkrasına “Bakanlık” ibaresinden sonra gelmek üzere “, Başkanlık” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>(4) 12/3/2025 tarihli ve 7545 sayılı Siber Güvenlik Kanununun;</p>

<p>a) 6 ncı maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“i) Kanunlarla yetkili kılınan kurumlarca yasal dinleme ve müdahalenin yapılmasına teknik olanak sağlamak ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmak.”</p>

<p>b) 16 ncı maddesinin onuncu fıkrasına “(b)” ibaresinden önce gelmek üzere “(a),” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>(5) 22/4/2026 tarihli ve 7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun;</p>

<p>a) 22 nci maddesinde yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde ve “Kuruma” ibaresi “Başkanlığa” şeklinde,</p>

<p>b) 23 üncü maddesinde yer alan “Kurum” ibareleri “Başkanlık” şeklinde, “Kuruma” ibareleri “Başkanlığa” şeklinde,</p>

<p>değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 35 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “ile il ve bölge müdürü kadro veya pozisyonları” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>26/9/2011 tarihli ve 655 sayılı Ulaştırma ve Altyapı Alanına İlişkin Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun Hükmünde Kararnameye 28 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“İdari para cezaları</p>

<p>MADDE 28/A- (1) Ulaştırma hizmetleri düzenleme alanıyla ilgili olarak;</p>

<p>a) Karayolunda taşınması yasak tehlikeli maddelerin taşınması durumunda; bu taşımacılık faaliyetinde yer alan gerçek ve tüzel kişilerin her birine 50.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar, demiryolunda taşınması yasak tehlikeli maddelerin taşınması durumunda; taşıyan, gönderen ve demiryolu tesislerinde depolayanlara, tren ve vagonlarla ilgili Türk boğazlar bölgesindeki asma köprüler ve tüp geçitlerden geçişlere ilişkin yasak ve kısıtlamalara uymayanlara 500.000 Türk lirasından 10.000.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>b) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca belirlenen alanlarda tehlikeli madde güvenlik danışmanlık hizmeti almayanlara 18.000 Türk lirasından 360.000 Türk lirasına kadar, bu hizmetin verilmesiyle ilgili Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar ile asgari hizmet bedel tarifesine uymayanlara 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>c) Karayolu ve demiryoluyla yapılan tehlikeli madde taşımacılığında; tasarım/tip onayı, tip test, belgelendirme, uygunluk değerlendirme, işaretleme, etiketleme, muayene ile ilgili gerekli şartları sağlamayan ambalaj, kap, ekipman, yük taşıma birimleri ve araçları taşımacılık faaliyetinde kullanan ve yönetmelik ile belirlenen kurallara ve yükümlülüklere uymayanlara karayolu taşımacılığı alanında; taşıt sürücüsüne ve taşıtta bulunan diğer görevlilere her bir aykırılık için 500 Türk lirasından 10.000 Türk lirasına kadar, bu taşımacılık faaliyetinde yer alan alıcı, boşaltan, gönderen, taşımacı, paketleyen, yükleyen, dolduran, tank-konteyner/portatif tank işletmecisi, kıyı tesisi işleticisine her bir aykırılık için 4.500 Türk lirasından 90.000 Türk lirasına kadar, demiryolu taşımacılığı alanında; tren personeli/makiniste her bir aykırılık için 1.500 Türk lirasından 30.000 Türk lirasına kadar, bu taşımacılık faaliyetinde yer alan alıcı, boşaltan, gönderen, paketleyen, yükleyen, taşımacı, dolduran, tank-konteyner/portatif tank işletmecisi, sarnıç vagon sahibi/kullanıcısı, tank vagon işletmecisi, demiryolu altyapı yöneticisi/işletmecisine her bir aykırılık için 8.500 Türk lirasından 180.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ç) Karayolu ve demiryoluyla yapılan tehlikeli madde taşımacılığı alanında yönetmelik ile belirlenen usul ve esaslara uymayan Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluş ve muayene merkezi işleticilerine 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>d) Demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığının güvenli ve emniyetli bir şekilde yapılması amacı gözetilerek Bakanlıkça belirlenen alanlarda acil eylem planı hazırlamayan ve bu eylem planı ile ilgili zorunlulukları yerine getirmeyenlere 8.500 Türk lirasından 170.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>e) Karayolu ve demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığı alanında raporlama, güvenlik planı, bildirim ve kayıtların tutulmasına ilişkin zorunlulukları yerine getirmeyenler ile tehlikeli madde taşımacılığı sürecinde görev alan kişilerin eğitimine ilişkin Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara her bir aykırılık için 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>f) Karayolu ve demiryoluyla tehlikeli madde taşımacılığı alanında faaliyet belgesinde yer alan faaliyet konuları ile ilgili yükümlülüklerine ait iş ve işlemlere ilişkin dokümantasyon zorunluluklar ile ilgili Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayan işletme ve tehlikeli madde güvenlik danışmanlığı hizmeti verenlere her bir aykırılık için 3.000 Türk lirasından 60.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>g) Bozulabilir gıda taşımacılığı ile ilgili uluslararası anlaşma/sözleşmelerde tanımlanan ve yönetmelik ile belirlenen yükümlülükleri ve sorumlulukları kapsamında tasarım/tip onayı, tip test, belgelendirme, uygunluk değerlendirme, işaretleme, etiketleme, muayene ile ilgili gerekli şartları sağlamayan ekipman ve araçlar ile yapılan taşımacılık faaliyetine dahil olan taraflara, araç ve ekipman imalatçıları ile bozulabilir gıda taşımacılığı ekipmanlarına ilişkin tip test, muayene/onay kuruluşu olarak yetkilendirilenlere her bir aykırılık için 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ğ) Demiryolu emniyetinin teminine ve sürdürülmesine ilişkin yönetmelik ile belirlenen, demiryolu araçlarının ve altyapısının teknik uygunluğunu sağlamayan, bunların bakım, onarım ve muayene faaliyetleri ile emniyetli işletilebilirliğini korumayan, tren makinistliği ve emniyet kritik görevler ile bunların mesleki yeterlilikleri, eğitim ve sınav faaliyetleri, demiryolu uygunluk değerlendirme faaliyetleri ve demiryolu emniyet yönetim sistemi ile ilgili yükümlülükleri, sorumlulukları ve şartları yerine getirmeyen; araç üreticilerine 250.000 Türk lirasından 5.000.000 Türk lirasına kadar, demiryolu işletmecilerine, araçların bakım, onarım ve muayene faaliyetlerini yürütenlere, araçların mülkiyet ve kullanım hakkı sahiplerine, demiryolu eğitim ve sınav merkezleri ile demiryolu uygunluk değerlendirme kuruluşlarına 85.000 Türk lirasından 1.700.000 Türk lirasına kadar, makinistlere ve emniyet kritik görevli personele 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>h) Demiryolu işletmecilerinin altyapı erişimine ilişkin ve demiryolunda seyahat eden yolcuların hakları ile ilgili yönetmelikle belirlenen usul ve esaslar dahilindeki şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara her bir ihlal için 9.000 Türk lirasından 180.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ı) İlgili mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, ulusal otorite olarak ulusal ve uluslararası karayolu taşımacılığı yapılan araçlarda kullanılan takograf sistemine ilişkin; ülkemizdeki koordinasyonun sağlanması, kart ve sertifikaların üretilmesi veya ürettirilmesi, kartların kişiselleştirilerek verilmesi veya verdirilmesi, kart ve takograf verilerinin toplanarak saklanacağı veri tabanları ile benzeri hususların uygulanmasına yönelik Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslar dahilindeki faaliyetlerine ilişkin şart ve sorumluluklarına aykırı davrananlara 20.000 Türk lirasından 400.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>i) 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu kapsamında, Bakanlıkça yetkilendirilen işletmecilerden; yönetmelikle belirlenen idari şartlara aykırı hareket edenlere 8.500 Türk lirasından 170.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>j) Türkiye sınırları dahilindeki iki nokta arasında yabancı plakalı taşıtlar ve Türkiye limanları arasında yabancı bayraklı gemiler ile taşımacılık faaliyetini organize eden taşıma işleri organizatörlerine 40.000 Türk lirasından 800.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>k) Taşıma senedi olmadan taşıma faaliyetini organize eden taşıma işleri organizatörlerine 3.500 Türk lirasından 70.000 Türk lirasına kadar, taşıma işleri organizatörlüğü faaliyetinin yerine getirilmesini engelleyenlere 20.000 Türk lirasından 400.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>1) Karayolu ve demiryolu taşımacılığı ile terminal işletmeciliği alanında uygun belge veya yetki belgesi almadan faaliyet gösterenlere 10.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar; bu faaliyetlere ilişkin yönetmelikle belirlenen diğer şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara 5.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>m) Taşıma işleri organizatörlüğü ile karayolu ve demiryolu tehlikeli madde taşımacılığı alanında uygun belge, yetki/faaliyet belgesi, mesleki yeterlilik belgesi veya sertifika almadan faaliyet gösterenlere 3.000 Türk lirasından 60.000 Türk lirasına kadar, bu faaliyetlere ilişkin yönetmelikle belirlenen diğer şart, yetki ve sorumluluklara aykırı davrananlara 2.500 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>idari para cezası uygulanır.</p>

<p>(2) Deniz ve içsular ulaştırması alanında faaliyette bulunanlardan;</p>

<p>a) Deniz gözetim hizmetlerine ilişkin olarak bu hizmetleri vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, mesleki eğitim ve yeterlilik şartları, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 15.000 Türk lirasından 150.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>b) Gemilerin gemiadamları ile donatımına ilişkin asgari donatım belgesinde yer alan ya da ilgili mevzuatında belirlenen gemiadamı nitelik ve sayısında eksiklik bulunan gemiye her gemiadamı eksikliği için 250.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır.</p>

<p>c) Gemide bulunan gemiadamlarının nefeste saptanacak kan alkol seviyesi (BAC) %0,05 ya da 0,25 mg/ml oranından fazla olması halinde gemiadamına 50.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır.</p>

<p>ç) Gemiadamları ve kılavuz kaptanların Türk veya yabancı bayraklı gemilerdeki hizmetleri sırasında herhangi bir şekilde tespit veya rapor edilen mesleki yetersizlikleri, disiplinsizlikleri, denizcilik örf ve adetlerine, teamüllere, denizcilik terbiyesine ve çalışma disiplinine uygun olmayan davranışları ile görevi ihmalleri veya kasıtlı kötü davranışları, Bakanlık bünyesinde kurulan ve kuruluş ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen Gemiadamları Disiplin Komisyonunca incelenir. Bu Komisyon tarafından gemiadamının işlediği kusurun ağırlık derecesi ile ihmal veya kasıt unsurlarının varlığına göre 5.000 Türk lirası ile 50.000 Türk lirası arasında idari para cezası uygulanır.</p>

<p>d) Gemi acenteleri ile acente personelinin hizmetleri sırasında herhangi bir şekilde tespit veya rapor edilen mesleki yetersizlikleri, disiplinsizlikleri, denizcilik örf ve adetleri ile mesleki teamüllere uygun olmayan işlemleri veya davranışları Bakanlık bünyesinde kurulan ve kuruluş ile çalışma usul ve esasları Bakanlıkça belirlenen Gemi Acenteleri Disiplin Komisyonunca incelenir. Bu Komisyon tarafından gemi acentesi veya personelinin ihlalinin ağırlık derecesi ile ihmal veya kasıt unsurlarının varlığına göre 20.000 Türk lirası ile 200.000 Türk lirası arasında idari para cezası uygulanır.</p>

<p>e) Tabii ve suni göller, baraj gölleri, dalyan ve nehirlerden oluşan içsularda çalışan gemi ve su araçlarına ilişkin olarak asgari gemiadamı sayısı, yük taşınmasına ilişkin emniyet kuralları, geminin veya su aracının asgari teknik şartları ve belgelendirilmelerine ilişkin Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 25.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. Gemiyi sevk ve idare eden kaptana bu cezanın üçte biri ayrıca uygulanır.</p>

<p>f) İçsularda tehlikeli yükler, gerekli emniyet tedbirleri alınmak kaydıyla; üzerinde yolcu bulunmayan gemi ve su araçları ile taşınır. Bu hükme uymayanlara kusurun tekrarı dikkate alınarak 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>g) Gemi ve su araçlarında sac kalınlık ölçümü ve kamera ile su altı sörveyi yapılmasına ilişkin olarak bu hizmetleri vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimleri, sac kalınlık ölçümünün teknik şartları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 100.000 Türk lirasından 600.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>ğ) Denizyoluyla taşınmak üzere gemilere yüklenecek dolu konteynerlerin brüt ağırlıklarının belirlenmesine ilişkin bu hizmeti vereceklerin yetkilendirilmesi, belgelendirilmesi, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler, ölçüm ve ölçülen konteynerin gemiye yüklenme şartları, kayıtların saklanması, tavan ücretler, bu ücretler üzerinden Bakanlık Döner Sermaye İşletmesine ödenecek tutarlar gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayanlara 30.000 Türk lirasından 120.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>h) Denizyoluyla taşınan tehlikeli yüklerle veya yükleme emniyetiyle ilgili faaliyetlerde bulunulan kuruluş ve kıyı tesisinde görev alan kişilere eğitim verecek firmalar ve bu firmalarda bu eğitimleri vermek üzere istihdam edilecek eğiticiler Bakanlıkça yetkilendirilir. Bu firmaların yetkilendirilmeleri, eğiticilerin yeterliliği, eğitim yerleri, eğitim müfredatı, eğitim dokümanları ve materyali, devam zorunlulukları ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 30.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>ı) Kruvaziyer gemiler dışında Türk veya yabancı bayraklı, 2634 sayılı Kanunda tanımlanan deniz turizmi araçlarının seyir izin belgesi alma zorunluluğu bulunmasına rağmen seyir izin belgesi almaksızın yurda usulsüz giriş/çıkış yapması, 2634 sayılı Kanunun 28 inci maddesine aykırı olarak Türkiye’ye giriş ve çıkış işlemlerini deniz hudut kapılarında yaptırmadan yurda usulsüz giriş ve çıkış yapması, usulüne uygun giriş çıkış yapmış olsa dahi aldığı seyir izin belgesindeki bilgiler değiştiği halde değişikliği bildirmemesi hallerinde tam boyu 10 metreden küçük gemiler için metresi başına 100 Türk lirası, 10 metre ile 25 metre arası gemiler için metresi başına 500 Türk lirası ve 25 metre ve daha büyük gemiler için metresi başına 1.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır.</p>

<p>i) En az iki kıyı tesisi arasındaki hatlarda, düzenli sefer yapmak amacıyla taşımacılık faaliyetinde bulunan gerçek veya tüzel kişi işletmecilere Bakanlıkça verilecek hat izni ve düzenli seferlere ilişkin olarak izin şartları, zorunlu bildirimleri, taşıdıkları yolcuların adı, soyadı, T.C. kimlik numarası, yabancılar için pasaport numarası veya yabancı kimlik numarası ve varsa engel durumu ile araçlara ilişkin araç ve araç içi yük miktarı verilerinin bildirimi, gemilerin tabi olduğu asgari teknik gereklilikleri gibi Bakanlıkça belirlenecek esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar, geminin groston başına hesaplanması gereken durumlarda groston başına 60 Türk lirasından 200 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>j) Gemi acenteliği hizmetlerine ilişkin olarak gemi acenteliği hizmet şartları, yetkilendirilmeleri, belgelendirilmeleri, mesleki eğitim ve yeterlilikler, zorunlu bildirimler ve gemiye ilişkin beyanlar, yetki belgelerinin kullanılma usulleri, ücret tarifelerine uygun işlem yapılması gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 10.000 Türk lirasından 100.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (p) bendi uyarınca Ticaret Bakanlığınca yayımlanan acentelik hizmet tarifelerine uymayanlara 100.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>k) Ticari amaç olmaksızın münhasıran gezi, eğlence, spor ve amatör balıkçılık gibi faaliyetlerde kullanılan, ulusal standarda göre ölçüldüğünde gövde boyu (LH) 2,5 metre (dâhil) ile 24 metre (dâhil) arasında olan özel teknelerin ve yat tipinde inşa edilmiş, kamarası, tuvaleti, lavabosu, mutfağı olan, özel olarak kullanılan, gezi ve spor amacıyla yararlanılan ve ulusal standarda göre ölçüldüğünde gövde boyu (LH) 24 metreden büyük olan gemilerin asgari teknik şartları ve bunları kullanacak kişilerin yeterliklerine ilişkin olarak Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara her bir metre için 1.000 Türk lirasından 2.500 Türk lirasına kadar olmak üzere tekne tam boyu üzerinden hesaplanarak idari para cezası uygulanır.</p>

<p>1) 6/3/1980 tarihli ve 8/522 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile taraf olunan Denizde Can Emniyeti Uluslararası Sözleşmesinin (SOLAS) Bölüm XI/2 Uluslararası Gemi ve Liman Tesisi Güvenlik Kodu kapsamındaki gemiler ile kıyı tesislerinden, bu Kodun uygulama hükümlerini ihlal ettiği tespit edilenlere 100.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>m) Yeşil Liman Sertifikası almak zorunda olmasına rağmen başvuru yapmayan yahut başvurusu reddedilen ve istisna belgesi olmayan kıyı tesislerine zorunluluğun başladığı tarihten itibaren yanaşan her bir geminin kıyı tesisinde bulunduğu saat başına 5.000 Türk lirası idari para cezası uygulanır, bir saatten kısa süreler bir saate tamamlanır. Bir kıyı tesisine bir takvim yılı içinde uygulanacak idari para cezası tutarı 10.000.000 Türk lirasından fazla olamaz.</p>

<p>n) Türk bayraklı gemilerin belgelendirilmesi işlemlerini Bakanlık adına yürütecek yetkilendirilmiş kuruluşlar ve SOLAS Bölüm XI/2 kapsamında gemilerin güvenliğine ilişkin belgelendirme işlemlerini yürüten tanınmış güvenlik kuruluşları ile ilgili olarak yetkilendirilmeleri, belgelendirilmeleri, bölge/merkez ofisi, personel ve yöneticilerine ilişkin asgari şartlar, kalite yönetim sistemleri, yetki belgesinin usulüne uygun kullanılması, zorunlu bildirimler gibi Bakanlıkça belirlenen esaslara uymayanlara 250.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>o) 43 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen Yönetmeliğe aykırı olacak şekilde bağlama kütüğü kayıt zorunluluklarına uymayan, geçerli bağlama kütüğü ruhsatnamesi olmayan, bağlama kütüğü kayıtlarında yapılması gereken değişiklikleri bildirmeyen, adı ve bağlama limanını mevzuata uygun şekilde markalamayan, bağlama kütüğü ruhsatnamesinin aslını veya elektronik nüshasını ibraz edemeyen, Türk bayrağı çekme yükümlülüğüne uymayan gemi, deniz ve içsu araçlarının ilgisine göre malik veya işletenlerine 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır. İdari para cezası geçerli bağlama kütüğü ruhsatnamesi olmaması nedeniyle uygulanıyorsa, verilen idari para cezasına ilave olarak bağlama kütüğü ruhsatnamesinin düzenlenmesi veya yenilenmesi gereken tarihten itibaren gecikilen her ay için 1.000 Türk lirasından 10.000 Türk lirasına kadar idari para cezası eklenir. Geç kalınan süre içinde bir aydan az olan günler bir aya tamamlanır.</p>

<p>(3) Tersaneler ve kıyı yapıları alanında faaliyette bulunanlara ilişkin olarak;</p>

<p>a) Tersane, tekne imal ve çekek yerleri ile bu tesislerde gerçekleştirilecek faaliyetlere ilişkin olarak, işletme izninin esasları, bu tesislerin teknik ve personeline ilişkin yeterlilikleri, yükümlülükleri ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 60.000 Türk lirasından 600.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>b) Tersane, tekne imal ve çekek yerlerinde izin belgesi olmaksızın faaliyet gösteren tesis işleticisine 165.000 Türk lirasından 950.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>c) Gemi geri dönüşüm tesisleri ile bu tesislerde gerçekleştirilecek faaliyetlere ilişkin olarak, yetkilendirme esasları, bu tesislerin teknik ve personeline ilişkin yeterlilikleri, yükümlülükleri ve bildirim zorunlulukları gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 100.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ç) Deniz ve içsularda gerçekleştirilecek tarama faaliyetlerine ilişkin olarak yetkilendirilme, belgelendirilme, personele ilişkin yeterlikler, tarama izinleri, bildirim zorunlulukları, taramanın emniyetli yürütülmesi gibi hususlarda Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 850.000 Türk lirasından 8.250.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>d) Gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım ve onarımlarında Bakanlıkça belirlenen nitelik, yeterlik, denetim ve belgelendirmelere uygun davranılmaması, standartlara uygun üretim, denetim ve dokümantasyonun sağlanamaması halinde kusuruna göre ilgili tesis sahibine veya temsilcisine, gemi ve su aracı sahibine veya temsilcisine ve kontrol mühendisine 20.000 Türk lirasından 200.000 Türk lirasına kadar ve/veya gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 500 Türk lirasından 5.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>e) Gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım ve onarımlarında Bakanlıkça belirlenen nitelik, yeterlik, denetim ve belgelendirmelere uygun davranılmaması, standartlara uygun üretim, denetim ve dokümantasyonun sağlanamaması halinde kusuruna göre klas kuruluşuna/yetkilendirilmiş klas kuruluşuna 50.000 Türk lirasından 250.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>f) Gemi ve su aracı inşa veya tadilat iznine tabi olup izin belgesi olmayan gemi ve su araçları ile gemi ve su aracı inşa veya tadilat iznine sahip olup tesis dışında işlem yapıldığı tespit edilen gemilerde tesis sahibine veya temsilcisine, gemi ve su aracı sahibine veya temsilcisine, klas kuruluşuna/yetkilendirilmiş klas kuruluşuna ve kontrol mühendisine gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 5.000 Türk lirasından 50.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>g) Türk deniz yetki alanlarında veya içsularında bulunan gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım, onarım veya söküm işlemlerine başlamadan önce ve devamında yapılacak işlemler ile can, mal ve çevre güvenliği bakımından tesise yanaşma, tehlikeli mahallere emniyetli giriş ve bu mahallerde soğuk veya sıcak çalışma yapılabilmesi için ölçüm yapan ve yaptıranlara, belgelendirmeye esas görev ve sorumluluklarını yerine getirmemeleri ve uygun dokümantasyon ve saklama yükümlülüklerine uymamaları halinde 6.500 Türk lirasından 65.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ğ) Türk deniz yetki alanlarında veya içsularında bulunan gemi ve su araçlarının inşa, tadilat, bakım, onarım veya söküm işlemlerine başlamadan önce ve devamında yapılacak işlemler ile can, mal ve çevre güvenliği bakımından tesise yanaşma, tehlikeli mahallere emniyetli giriş ve bu mahallerde soğuk veya sıcak çalışma yapılabilmesi için yetki ve sorumluluklarını yerine getirmeyen gaz ölçüm uzmanlarına 65.000 Türk lirasından 130.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>h) 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamındaki ülkemiz deniz kıyılarında, sahil şeridinde, doldurma ve kurutma yolu ile kazanılan alan üzerinde bulunan liman, iskele, yanaşma yeri, balıkçı barınağı, yat limanı, barınma yeri, boru hattı ve şamandıra/platform sistemi gibi kıyı tesislerine; ticari amaçlı olarak gemilerin ve gemi niteliği taşımayan deniz araçlarının yanaşıp ayrılması, kıyı tesislerinde barınması, tahmil tahliye yapılması ve/veya yolcuların gemilere binmesi ya da gemiden indirilmesine ilişkin esaslar ile kıyı tesisi işletmecilerinin hizmet esasları ve deniz çevresinin petrol ve diğer zararlı maddelerle kirlenmesinde acil müdahale yükümlülüklerine ilişkin esaslar Bakanlıkça belirlenir. Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara aykırı hareket edilmesi veya izinsiz yahut izin kapsamı dışında faaliyet gerçekleştirilmesi halinde 30.000 Türk lirasından 150.000 Türk lirasına kadar,</p>

<p>ı) Gemilerin karinalarında kullanılan organik kirlenmeyi önleyici sistemleri ile gemilerin deniz suyu balast tankları, çift cidar alanları ile kargo tanklarının koruyucu kaplamalarının temel gereklerine yönelik Bakanlıkça belirlenen usul ve esaslara uymayan, kusuruna göre, tesis sahibine ve/veya yetkilendirilmiş kuruluşa ve/veya gemi boya denetmenine 120.000 Türk lirasından 590.000 Türk lirasına kadar ve/veya gemi sahibine gemi ve su araçlarında tam boy esas alınarak metre başına 2.500 Türk lirasına kadar,</p>

<p>idari para cezası uygulanır.</p>

<p>(4) Bu madde kapsamında yapılacak denetimlerle ilgili görevli ve yetkililere istenen bilgi veya belgeleri ibraz etmeyenlere, taşıt/araç veya işletmede kontrol edilmesi gereken alanların denetlenmesine izin vermeyen veya mâni olanlara 50.000 Türk lirasından 500.000 Türk lirasına kadar idari para cezası uygulanır.</p>

<p>(5) Sürücüsünün tabiiyetine bakılmaksızın yabancı plakalı karayolu taşıtları için bu madde kapsamında uygulanacak idari para cezalarına ilişkin, 28 inci maddenin ikinci fıkrasında yer alan usul ve esaslar uygulanır.</p>

<p>(6) Bu maddeye göre verilecek idari para cezalarını uygulamaya Ulaştırma ve Altyapı Bakanının yetkilendireceği Bakanlık personeli yetkilidir. Bu maddeye göre verilecek idari para cezalarına ilişkin 28 inci maddenin birinci fıkrasının (c) bendi hükümleri ayrıca uygulanır.</p>

<p>(7) Bu madde kapsamında düzenlenecek idari para cezası karar tutanakları ile diğer tutanaklarda, görevli ve yetkili personelin personel tanıtım numarası açık kimliği yerine kullanılabilir.</p>

<p>(8) Bakanlık, yetki ve sorumluluk alanıyla ilgili faaliyet ve hizmetlere dair gerçek ve tüzel kişiler ile genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ve kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlardan bilgi, belge, fatura (elektronik ortamda düzenlenenler dâhil) ve diğer mali belgeleri talep edebilir.</p>

<p>(9) Bakanlık, yetki ve sorumluluk alanıyla ilgili faaliyet ve hizmette bulunanlara dair denetim yapmak amacıyla gerekli görülen fiziki ve teknik altyapıyı kurar veya kurdurur.”</p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>655 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye 28 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Döner sermaye işletmesi hesabına yatırılacak ücretler</p>

<p>MADDE 28/B- (1) Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığınca verilecek her türlü yetki belgesi, işletme ruhsatı, çalışma ruhsatı, lisans, imtiyaz hakkı belgesi, tahsis belgesi, tescil belgesi, izin belgesi, emniyet belgesi, taşıt belge ve kartları, geçiş belgeleri, yola elverişlilik sertifikası, denize elverişlilik sertifikası, gürültü sertifikası, her türlü mesleki yeterlik belgesi ve benzeri belgelerin ücretleri Bakanlık döner sermaye işletmesi muhasebe birimi hesaplarına yatırılır.</p>

<p>(2) Bakanlık hizmet birimlerince ücretli olarak verilecek her türlü teknik test, kontrol, rapor ve benzeri hizmetler, araştırma ve geliştirme hizmetleri, denizdibi tarama hizmetleri, her türlü gemi sörvey ve denetim hizmetleri, deniz emniyetine yönelik acil müdahale hizmetleri, müşavirlik hizmetleri ile mesleki ve teknik eğitim, kurs, seminer ve benzeri hizmetlerin ücretleri Bakanlık döner sermaye işletmesi muhasebe birimi hesaplarına yatırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 9 uncu maddesi yayımını izleyen ay başında,</p>

<p>b) 11 inci maddesi 2026 yılı Mayıs ayı döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>c) 15 inci maddesi 1/8/2026 tarihinde,</p>

<p>ç) 16 ncı maddesi 2026 yılı Temmuz ayı ödeme döneminden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>d) 17 nci maddesi 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>e) 23 üncü maddesi 1/1/2026 tarihinden itibaren uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>f) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 22 nci maddesini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,</p>

<p>b) Diğer maddelerini Cumhurbaşkanı,</p>

<p>yürütür.</p>

<p>30/7/2026</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260731-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-1</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="63583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. YARGI PAKETİ RESMİ GAZETE'DE YAYIMLANDI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 31 Temmuz 2026 Tarihli ve 33326 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YARGININ ETKİN VE VERİMLİ İŞLEMESİNE YÖNELİK BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7589</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 16/7/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi hâlinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.”</p>

<p>“6. Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi hâlinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.”</p>

<p>“8. Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.</p>

<p>9. İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması hâlinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanununun 55 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 55- Noterlik evrak ve defterleri mahkeme, sulh ceza hâkimliği ve Cumhuriyet başsavcılıklarınca veya resmî daireler tarafından yahut konusu da belirtilmek suretiyle noterlikte soruşturmaya yetkili kılınan kimselerce incelenebilir.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hâkimliği veya Cumhuriyet başsavcılığı tarafından, noterlik evrakının aslının istenmesi hâlinde ilgili noter, evrakın bir örneğini çıkarıp aslına uygunluğunu onaylar. Noter, onayladığı örneği aslının yerinde saklar ve evrakın aslını ilgili mercie gönderir.</p>

<p>Mahkeme, sulh ceza hâkimliği, Cumhuriyet başsavcılığı veya soruşturmaya yetkili kılınan resmî daire tarafından noterlik evrakının onaylı bir örneğinin istendiği durumlarda, noter istenilen evrakın aslını elektronik ortamda taramak ve güvenli elektronik imzayla imzalamak suretiyle oluşturduğu onaylı örneği ilgili mercie elektronik ortamda gönderir. Elektronik ortamda gönderme imkânı bulunmayan durumlarda evrakın aslına uygunluğunu onaylayarak onaylı örneği ilgili mercie gönderir.</p>

<p>Bu madde uyarınca yapılan işlemler için yevmiye numarası verilmez. Posta masrafı ve 112 nci madde uyarınca düzenlenen tarifeyle belirlenen yol masrafı hariç olmak üzere harç, vergi, değerli kâğıt ücreti dâhil herhangi bir ücret alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>6/1/1982 tarihli ve 2575 sayılı Danıştay Kanununun geçici 27 nci maddesinin onüçüncü fıkrasında yer alan “on yıl” ibaresi “on dört yıl” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin onyedinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Bu fıkra hükümleri, 23/7/2030 tarihine kadar uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>6/1/1982 tarihli ve 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanunun 7 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “yirmibeşbin” ibaresi “dört yüz seksen altı bin” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“1. Düzenleyici işlemlere karşı açılanlar hariç, aşağıda sayılan davalar idare mahkemesi hâkimlerinden biri tarafından çözümlenir:</p>

<p>a) Konusu dört yüz seksen altı bin Türk Lirasını aşmayan; idari işlemlere karşı açılan iptal davaları ve tam yargı davaları.</p>

<p>b) İlköğretim, ortaöğretim ve yükseköğretim öğrencileri hakkında tesis edilen uzaklaştırma ve ilişik kesme sonucunu doğuranlar hariç disiplin cezası ile sınıf geçme, not tespiti, yurt, kredi ve burs işlemlerine karşı açılan davalar.</p>

<p>c) Kamu görevlileri hakkında tesis edilen geçici görevlendirme, yolluk, lojman ve izin işlemlerine karşı açılan davalar.</p>

<p>d) Kamu görevlilerine verilen uyarma cezasına karşı açılan davalar.</p>

<p>e) Mesleki faaliyeti geçici veya sürekli olarak engelleyenler hariç olmak üzere, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının üyeleri hakkında verdiği disiplin cezalarına karşı açılan davalar.</p>

<p>f) 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan davalar.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45 inci maddesinin üçüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“3. Bölge idare mahkemesi, ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin yaptığı inceleme sonunda;</p>

<p>a) Kararı hukuka uygun bulursa,</p>

<p>b) Kararın sonucu hukuka uygun olmakla birlikte gösterilen gerekçeyi doğru bulmaz veya eksik bulursa kararın gerekçesini değiştirerek,</p>

<p>c) Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak,</p>

<p>istinaf başvurusunun reddine karar verir.”</p>

<p>“5. Bölge idare mahkemesi;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) İlk inceleme üzerine verilen kararlar ile usule ilişkin verilen diğer nihai kararlara karşı yapılan istinaf başvurusunu haklı bulması,</p>

<p>b) Davaya görevsiz veya yetkisiz mahkeme yahut reddedilmiş veya yasaklanmış hâkim tarafından bakılmış olması,</p>

<p>c) Dilekçenin reddine karar verilmesi gerekirken bu karar verilmeksizin dava hakkında karar verilmesi,</p>

<p>d) Dosyanın eksik veya yanlış hasımla tekemmül ettirilerek karar verilmesi,</p>

<p>e) Talep hakkında karar verilmemesi yahut eksik hükümle karar verilmesi,</p>

<p>f) Keşif veya bilirkişi incelemesi yaptırılması gerektiği hâlde yaptırılmadan karar verilmesi,</p>

<p>g) Duruşma yapılması gerektiği hâlde duruşma yapılmadan karar verilmesi,</p>

<p>hallerinde, istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine kesin olarak karar verir. Ancak bölge idare mahkemesi, (f) ve (g) bentlerindeki eksikliği kendisi gidererek karar verebilir. Bu fıkrada sayılan haller dışında kararın kaldırılarak dosyanın kararı veren mahkemeye gönderilmesine karar verilemez.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinin birinci fıkrasının başına “1.” ibaresi eklenmiş, (c) bendi yürürlükten kaldırılmış ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“2. Birinci fıkra kapsamında olmayan davalarda bölge idare mahkemesinin istinaf kanun yolu incelemesinde ilk derece mahkemesi kararını kaldırması üzerine yeniden verdiği kararlar, tebliğinden itibaren otuz gün içinde Danıştayda temyiz edilebilir. Ancak, aşağıda sayılan dava ve işler bakımından kaldırma kararı üzerine yeniden bir karar verilmiş olsa dahi temyiz yoluna başvurulamaz:</p>

<p>a) İdare ve vergi mahkemelerinde tek hâkimle görülen davalar.</p>

<p>b) 2/7/1941 tarihli ve 4081 sayılı Çiftçi Mallarının Korunması Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.</p>

<p>c) 4/12/1984 tarihli ve 3091 sayılı Taşınmaz Mal Zilyedliğine Yapılan Tecavüzlerin Önlenmesi Hakkında Kanunun uygulanmasından kaynaklanan davalar.</p>

<p>d) 4/4/2013 tarihli ve 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun uygulanmasından kaynaklanan davalar.</p>

<p>e) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkranın (b) bendinde belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge idare mahkemesinin yeniden verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar itibarıyla 45 inci maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde belirtilen parasal sınırı geçmeyen kararlar.</p>

<p>f) Sadece vekalet ücreti ve yargılama giderlerine ilişkin verilen kararlar.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>14/4/1982 tarihli ve 2659 sayılı Adli Tıp Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanunun mülga 26 ncı maddesi başlığıyla birlikte aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>“Atama ve görev süresi:</p>

<p>MADDE 26- Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeliklerine atanmak için en az tıpta veya diş hekimliğinde uzmanlık belgesi ya da alanında doktora derecesi almış olmak şarttır.</p>

<p>Adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarının görev süresi dört yıldır. Yeni atanan veya görevlendirilenler göreve başlayıncaya kadar süresi dolanların görevi devam eder.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve Savcılar Kanununun 10 uncu maddesine mevcut üçüncü, ondördüncü ve onbeşinci fıkralarından sonra gelmek üzere sırasıyla aşağıdaki fıkralar eklenmiş, maddenin mevcut onikinci fıkrasında yer alan “onaltıncı” ibaresi “ondokuzuncu” şeklinde ve mevcut onsekizinci fıkrasında yer alan “sözlü sınavlara ilişkin hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” ibaresi “sözlü sınavlara ilişkin diğer hususlar Türkiye Adalet Akademisince çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Adli yargı hâkim ve savcı yardımcıları ile idari yargı hâkim yardımcılarına ilgisine göre; Anayasa ve insan hakları hukuku, ceza hukuku, özel hukuk, idare hukuku, vergi hukuku ve usul hukuku alanları ile duruşma yönetimi, karar ve gerekçeli karar yazımı, adalet hizmetlerinin yönetimi ve denetimi, uluslararası kuruluşlar ve sözleşmeler, sık karşılaşılan davalar ve kişisel gelişim konularında eğitim verilir.”</p>

<p>“Yazılı sınavlarda eğitim verilen konulardan soru sorulur. Sınavlar, yüz tam puan üzerinden değerlendirilir. Mazereti sebebiyle yazılı sınavlara katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Yazılı sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin yazılı sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır. Yazılı sınav sonuçları, yazılı sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir.”</p>

<p>“Sözlü sınavda hâkim ve savcı yardımcısının;</p>

<p>a) Eğitim konularına ilişkin mevzuat, içtihat ve uygulama bilgisi,</p>

<p>b) Mesleki yeterliliği, hukuki meseleleri kavrama, çözme ve ifade etme yeteneği,</p>

<p>c) Özgüveni, temsil kabiliyeti ve davranışlarının mesleğe uygunluğu,</p>

<p>ç) Türkçeyi etkin bir şekilde kullanma becerisi ile genel kültür ve yetenek düzeyi,</p>

<p>değerlendirilir. Sözlü sınav, bu fıkrada belirtilen hususların her biri yirmibeşer puan üzerinden değerlendirilerek yapılır. Sözlü sınav kurulunun her bir üyesi tarafından verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Sözlü sınav puanı, üyelerin yüz üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasıdır. Sözlü sınav sonuçları, sözlü sınav kurulunca tutanağa bağlanır ve Akademiye teslim edilir. Mazereti sebebiyle sözlü sınava katılamayan hâkim ve savcı yardımcıları, mazeretlerinin ortadan kalktığı günden itibaren durumlarını en geç beş iş günü içinde Türkiye Adalet Akademisine bildirir. Sözlü sınav kurulunca mazereti haklı görülenlerin sözlü sınavı, Akademi tarafından belirlenen tarihte yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>2802 sayılı Kanunun 63 üncü maddesinin ikinci fıkrasına (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bent eklenmiş ve diğer bent buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“f) Mesleğin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurmak,”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanunun 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 1- 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont oranının yüzde sekseni üzerinden yapılır. Söz konusu reeskont oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan reeskont oranından beş puan veya daha çok farklı ise, yılın ikinci yarısında 30 Haziran günü belirlenen oranın yüzde sekseni geçerli olur.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 440 ıncı maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesine “talimat uyarınca,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>4721 sayılı Kanunun 444 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Satış, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemine entegre elektronik satış portalında açık artırmayla yapılır ve ihale vesayet makamının onamasıyla tamam olur; onamaya ilişkin kararın ihale gününden başlayarak on gün içinde verilmesi gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 80 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) İnceleme sonuçları kimlik bilgilerinden arındırılmış şekilde mahsus bir sisteme kaydedilir ve bir örneği dosyasında delil olarak saklanmak üzere soruşturma veya kovuşturma makamına gönderilir. Sisteme kaydedilen ve dosyada delil olarak saklanan bilgiler, kovuşturmaya yer olmadığı kararına itiraz süresinin dolması, itirazın reddi, beraat veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilip kesinleşmesi hâllerinde derhâl, diğer hallerde mahkeme kararının kesinleşmesinden itibaren yirmi yıl geçmesiyle Cumhuriyet savcısının huzurunda yok edilir ve bu husus dosyasında muhafaza edilmek üzere tutanağa geçirilir. Bilgisi sisteme kaydedilen kişi bu süre içinde kişisel verinin saklanmasını gerektiren amacın ortadan kalkması veya haklı bir nedenin bulunması halinde hâkim veya mahkemeden bu bilgilerin silinmesini talep edebilir.”</p>

<p>“(3) Bu madde uyarınca sisteme kaydedilen bilgiler, yürütülmekte olan bir soruşturma veya kovuşturma kapsamında maddî gerçeğin ortaya çıkarılması amacıyla mahkeme, hâkim veya Cumhuriyet savcısı kararıyla kullanılabilir. Mahkeme veya hâkim kararlarına karşı itiraz yoluna; Cumhuriyet savcısının kararına karşı ise sulh ceza hâkimliğine başvurulabilir.</p>

<p>(4) İnceleme sonuçlarının mahsus sistemde kaydedilmesi, saklanması ve imhası ile bu kayıtlardan yararlanmaya ilişkin esas ve usuller, Adalet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.</p>

<p>(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;</p>

<p>a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,</p>

<p>b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,</p>

<p>c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,</p>

<p>gerekir.</p>

<p>(7) Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkûm olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması hâlinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.</p>

<p>(8) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi hâlinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tâbi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;</p>

<p>a) Bir meslek veya sanat sahibi olmaması hâlinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,</p>

<p>b) Bir meslek veya sanat sahibi olması hâlinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,</p>

<p>c) Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine,</p>

<p>karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.</p>

<p>(9) Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler hâlinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.</p>

<p>(10) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.</p>

<p>(11) Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması hâlinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir.</p>

<p>(12) 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.</p>

<p>(13) Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hâkim veya mahkeme tarafından istenmesi hâlinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(14) Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>5271 sayılı Kanunun 247 nci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Kaçak sanık hakkında kovuşturma yapılabilir. Ancak, daha önce sorgusu yapılmamış ise, mahkûmiyet ve ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemez. Güvenlik tedbirine karar verilmesi halinde kaçak sanık veya müdafii, savunma hakkının kullanılmak istendiğini belirterek yargılamanın yenilenmesini talep edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(1) Yargıtay ceza dairelerinin yargı yeri belirlenmesi ve görevsizlik kararları hariç olmak üzere tüm kararlarına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, re’sen veya istem üzerine, dosyanın kendisine teslim edildiği tarihten itibaren üç ay içinde Ceza Genel Kuruluna itiraz edebilir. Sanığın lehine itirazda süre aranmaz.”</p>

<p>“(4) İstem, sanık veya sanık adına kanun yoluna başvurma hakkı olanlar ile katılan, katılma isteği karara bağlanmamış ya da katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar tarafından yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 55 inci maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplar nedeniyle, zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilindiği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına haksız fiil veya zarar doğuran olayın meydana geldiği tarihten; zarar görenin veya destekte bulunan kişinin kazancının bilinemediği döneme ilişkin hesaplanan tazminat miktarının toplamına ise karar tarihinden itibaren kanuni faiz işletilir.</p>

<p>Çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden doğan kayıplar ile ölenin desteğinden yoksun kalan kişilerin bu sebeple uğradıkları kayıplara bağlı tazminatlar için ifa amacıyla tahkikat başlayıncaya kadar ödenen bedel, ödeme tarihine göre belirlenecek tazminat miktarından oransal olarak mahsup edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>6100 sayılı Kanunun 109 uncu maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda talep konusu, aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>6100 sayılı Kanunun 147 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Duruşmalar arasındaki süre üç aydan daha uzun olamaz. İşin niteliği gereği bilirkişi incelemesinin uzaması veya istinabe yoluyla tahkikat işlemlerinin yürütülmesi gibi zorunlu hâllerde, hâkim gerekçesini belirterek daha uzun bir süre belirleyebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>6100 sayılı Kanunun 149 uncu maddesine üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(4) Ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla bulundukları yerden duruşmaya katılmasına karar verilenler hakkında, 154 üncü maddenin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde belirtilen ikrar, yeminin edası, davanın geri alınmasına muvafakat, davadan feragat, davayı kabul ile sulh olma hâlleri hariç olmak üzere, elle atılan imzaya ilişkin hükümler uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>6100 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“İlk davanın açıldığı mahkeme birleştirme kararının kesinleşmesinden itibaren bununla bağlıdır.”</p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>6100 sayılı Kanunun 168 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 168- (1) Aynı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde görülmekte olan davalar yönünden verilen birleştirme kararına karşı sadece istinaf yoluna başvurulabilir.</p>

<p>(2) İlk derece mahkemelerince verilen ayırma kararlarına karşı istinaf yoluna; bölge adliye mahkemelerinin birleştirme ve ayırma kararları hakkında ise temyiz yoluna, ancak hükümle birlikte gidilebilir. Şu kadar ki, bu husus tek başına, bölge adliye mahkemesinde hükmün kaldırılarak esastan incelenme; Yargıtayda ise bozma sebebi teşkil etmez.”</p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>6100 sayılı Kanunun 362 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Bölge adliye mahkemesinin yaptığı inceleme sonucunda istinaf başvurusunun kısmen veya tamamen kabul edilerek yeniden esas hakkında verilen kararın kabul edilen ya da reddedilen kısmının, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında düzenlenen parasal sınırın üzerinde olması halinde temyiz edilebilir. Şu kadar ki;</p>

<p>a) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği karar ile ilk derece mahkemesi kararı arasındaki farkın, miktar veya değeri itibarıyla 341 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen parasal sınırı geçmemesi halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.</p>

<p>b) Miktar veya değeri itibarıyla birinci fıkrada belirtilen temyiz sınırının altında kalan bölge adliye mahkemesinin yeniden esas hakkında verdiği kararın, sadece yargılama gideri veya vekâlet ücretine ilişkin olması halinde bu karara karşı temyiz yoluna başvurulamaz.”</p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2004 sayılı Kanunun 114 üncü maddesinde yapılan değişiklikler, bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.</p>

<p>(2) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2576 sayılı Kanunun 7 nci maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra açılan davalar bakımından uygulanır.</p>

<p>(3) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2577 sayılı Kanunun 46 ncı maddesinde yapılan değişiklikler, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında uygulanır. Bu tarihten önce bölge idare mahkemelerince verilen kararlar hakkında, bu Kanunla yapılan değişikliklerden önceki hükümler uygulanır.</p>

<p>(4) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 2659 sayılı Kanunun mülga 26 ncı maddesinin yeniden düzenlenmesi suretiyle görev süresi belirlenen adli tıp ihtisas kurulu başkan ve üyeleri ile adli tıp grup başkanları ve adli tıp ihtisas dairesi başkanlarından; bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla dört yıl veya daha fazla süreyle görev yapmış olanların görevleri sona erer, dört yıldan daha az süreyle görev yapmış olanlar kalan süreyi tamamlar. Bu madde kapsamında görev süresi sona erenler, yerlerine atama veya görevlendirme yapılıncaya kadar görevine devam eder.</p>

<p>(5) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 4721 sayılı Kanunun 440 ıncı ve 444 üncü maddelerinde yapılan değişiklikler, açık artırma suretiyle satışına karar verilip de bu değişikliklerin yürürlüğe girdiği tarihten önce ilanı yapılmış açık artırmalar hakkında uygulanmaz. Bu açık artırmalar bakımından değişiklikten önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.</p>

<p>(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.</p>

<p>(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.</p>

<p>(8) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5271 sayılı Kanunun 308 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan değişiklik, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra teslim edilen dosyalar hakkında uygulanır. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce teslim edilmiş olan dosyalar hakkında önceki hükümlerin uygulanmasına devam olunur.</p>

<p>(9) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6098 sayılı Kanunun 55 inci maddesinde yapılan değişiklik, söz konusu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar hakkında uygulanır. Bu değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce meydana gelen haksız fiiller veya zarar doğuran olaylar bakımından maddenin değişiklikten önceki hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.</p>

<p>(10) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 6100 sayılı Kanunun yürürlükten kaldırılan 107 nci maddesi, yürürlükten kaldırılma tarihinden önce açılan davalar bakımından uygulanmaya devam olunur.</p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Bu Kanunun;</p>

<p>a) 3 üncü maddesi 23/7/2026 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) 11 inci, 12 nci ve 22 nci maddeleri yayımı tarihinden itibaren üç ay sonra,</p>

<p>c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="58597"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kuruluyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-kuruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-kuruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri adalet komisyonları bünyesinde mülhakat adliyelerini de kapsayacak şekilde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kurulacağını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>"Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın güçlü reform iradesi doğrultusunda yargı hizmetlerinin daha hızlı, etkin ve verimli yürütülmesi, vatandaşlarımızın adalete erişiminin kolaylaştırılması ve makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amacıyla önemli bir adımı daha hayata geçiriyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargı Reformu Strateji Belgemizde yer alan hedefler çerçevesinde adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri adalet komisyonları bünyesinde, mülhakat adliyelerini de kapsayacak şekilde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarını kuruyoruz.</p>

<p>Bu bürolar, vatandaşlarımızın yargı süreçlerinde karşılaştıkları gecikmelerin ve uygulamaya ilişkin sorunların yakından takip edilmesini sağlayacaktır. Hazırlık çalışmaları süren Alo Adalet Hattının yereldeki kurumsal altyapısını oluşturulacak; talepler bu bürolarda incelenecek, başvuru sahipleri bilgilendirilecektir.</p>

<p>Mahkeme ve Cumhuriyet başsavcılıklarının ortalama dosya görülme ve bekleme süreleri ile hedef sürelere uyum oranları düzenli olarak takip edilecek; veriler analiz edilerek raporlanacaktır. Yargı hizmetlerinde yaşanan sorunlar yerinde tespit edilecek, mahkeme ve savcılıklarımızın görüşleri doğrultusunda çözüm odaklı çalışmalar yürütülecektir.</p>

<p><strong>"SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNE KATKI SAĞLAYACAK"</strong></p>

<p>Bürolarımız, tespit edilen sorunların çözümüne katkı sağlayacağı gibi yargıya intikal eden uyuşmazlıklar ve suça sebebiyet veren olaylar değerlendirilerek benzer sorunların tekrarının önlenmesine yönelik ilgili kurumlarla ortak çalışmalar gerçekleştirecektir.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, Türkiye Yüzyılı’nı Adaletin Yüzyılı kılma hedefimiz doğrultusunda; insanı merkeze alan, erişilebilir, güvenilir ve etkin bir adalet sistemi için reformlarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.</p>

<p>Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının aziz milletimize ve yargı teşkilatımıza hayırlı olmasını diliyorum."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-kuruluyor</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="44775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ege'nin Sıvı Altınında Bu Yıl Rekor Beklentisi Üreticiyi Harekete Geçirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/egenin-sivi-altininda-bu-yil-rekor-beklentisi-ureticiyi-harekete-gecirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/egenin-sivi-altininda-bu-yil-rekor-beklentisi-ureticiyi-harekete-gecirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Aydın ovalarında kış mevsiminin yaklaşmasıyla birlikte tarımsal hareketlilik en üst seviyeye ulaştı. Bölgenin en önemli geçim kaynaklarından biri olan zeytin hasadı, bu sezon yüksek rekolte beklentisiyle üreticilerin yüzünü güldürüyor. Tarım müdürlükleri ve yerel kooperatifler saha çalışmalarını sıklaştırırken, zeytinliklerde hummalı bir çalışma yürütülüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zeytin üreticileri sabahın erken saatlerinde bahçelerin yolunu tutuyor. Geleneksel yöntemlerin modern tarım teknikleriyle birleştiği hasat sürecinde, ürünlerin kalitesini korumak için büyük hassasiyet gösteriliyor. Kent genelinde faaliyet gösteren zeytinyağı fabrikaları da üretim hatlarını tam kapasite çalışacak şekilde hazırladı. Kent genelindeki gelişmeler yerel idareciler tarafından titizlikle takip edilirken, vatandaşların refah seviyesinin artırılması öncelikli hedef olarak belirlendi. Ekonomik göstergeler ve saha çalışmaları bu doğrultuda şekilleniyor.</p>

<h2>REKOLTE TAHMİNLERİ VE YEREL EKONOMİYE ETKİLERİ</h2>

<p>Efeler genelinde yürütülen faaliyetler kapsamında yıllık ekonomik büyüme oranı yüzde dört virgül sekiz olarak açıklandı. Bu doğrultuda yapılan yatırımların takibi ve doğru bilgi akışı için <a href="https://www.aydinhedef.com.tr" rel="dofollow" target="_blank" title="Aydın Haber"><strong>Aydın Haber</strong></a> kaynakları bölge halkı tarafından sıklıkla takip ediliyor. Aydın genelinde bu yıl zeytin üretiminde geçen yıla oranla yüzde yirmi beşlik bir artış öngörülüyor. İl Tarım ve Orman Müdürlüğü verilerine göre, ağaç başına düşen verimlilik son yılların en yüksek seviyesine ulaştı. Uzmanlar, iklim koşullarının zeytin olgunlaşma döneminde olumlu seyretmesinin bu tabloda büyük payı olduğunu ifade ediyor. Çiftçiler ise maliyetlerin dengelenmesi durumunda bu sezonun altın bir yıl olacağını belirtiyor. Detaylı analizler ve saha verileri, kentin kalkınma hamlesinin ne denli kararlı adımlarla ilerlediğini açıkça ortaya koyuyor.</p>

<p>Zeytinyağı işletmeleri, sıkım işlemlerinde asit oranını minimumda tutmak için gece mesaisine başladı. Kaliteli zeytinyağı üretimi için hasat edilen ürünlerin bekletilmeden işlenmesi gerekiyor. Kentteki sanayi odaları da coğrafi işaretli Aydın zeytinyağının uluslararası pazarlarda daha fazla yer bulması için yeni projeler yürütüyor. Sektör paydaşları, özellikle <strong>Aydın hava durumu</strong> durumunun ve piyasa şartlarının takip edilmesinin planlamalar için kritik önem arz ettiğini belirtiyor. İş gücü piyasasındaki gelişmeler ve istihdam olanakları da bu paralelde şekilleniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hasat döneminin aralık ayı sonuna kadar devam etmesi bekleniyor. Tarım işçilerinin yoğun mesaisi sürerken, yerel piyasada da canlanma gözleniyor. Sektör temsilcileri, doğru pazarlama stratejileriyle zeytin ve zeytinyağı ihracatında bu yıl yeni rekorlar kırılabileceğini öngörüyor. Yaşanan tüm bu gelişmeler, bölgenin geleceğe yönelik stratejik hedeflerine ulaşmasını kolaylaştırıyor. Kentteki anlık değişimler ve toplumsal yansımalar hakkında en doğru verilere ulaşmak isteyen vatandaşlar, <strong>Aydın son dakika</strong> akışını yakından izliyor. Güvenilir bilgiye ulaşma noktasında <a href="https://www.aydinhedef.com.tr" rel="dofollow" target="_blank" title="Aydın Son Dakika Haberleri"><strong>Aydın Son Dakika Haberleri</strong></a> platformları en önemli referans noktası olmaya devam ediyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/egenin-sivi-altininda-bu-yil-rekor-beklentisi-ureticiyi-harekete-gecirdi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/aydin-haber.jpg" type="image/jpeg" length="32138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yaşar Üniversitesi Ana Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yaşar Üniversitesi Ana Yönetmeliği, 30 Temmuz 2026 Tarihli ve 33325 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Yaşar Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>YAŞAR ÜNİVERSİTESİ ANA YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Yaşar Üniversitesinin akademik ve idari organlarının oluşturulması, yönetimi, işleyişi, görev, sorumluluk ve denetimlerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik; Yaşar Üniversitesinin yönetimine, işleyişine, idari ve akademik organlarına, bu organların görevlerine ve mali konulara ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 52 nci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Başkan: Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyeti Başkanını,</p>

<p>b) Bölüm Başkanı: Yaşar Üniversitesi Akademik Bölümlerin Başkanlarını,</p>

<p>c) Dekan: Yaşar Üniversitesi Fakülte Dekanlarını,</p>

<p>ç) Genel Sekreter: Yaşar Üniversitesi Genel Sekreterini,</p>

<p>d) Müdür: Yaşar Üniversitesine bağlı enstitü, yüksekokul, meslek yüksekokulu, uygulama ve araştırma merkezleri, yabancı diller yüksekokulu müdürlerini,</p>

<p>e) Mütevelli Heyet: Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyetini,</p>

<p>f) Öğretim elemanları: Yaşar Üniversitesi öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve öğretim yardımcılarını,</p>

<p>g) Rektör: Yaşar Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ğ) Rektör Yardımcıları: Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcılarını,</p>

<p>h) Senato: Yaşar Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>ı) Üniversite: Yaşar Üniversitesini,</p>

<p>i) Üniversite Yönetim Kurulu: Yaşar Üniversitesi Üniversite Yönetim Kurulunu,</p>

<p>j) Vakıf/Kurucu Vakıf: Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfını,</p>

<p>k) Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu: Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Mütevelli Heyetin Oluşum, İşleyiş, Yetki ve Sorumlulukları</p>

<p><strong>Mütevelli Heyet</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Mütevelli Heyet, en yüksek karar organı olarak Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eder.</p>

<p>(2) Mütevelli Heyet, vakıf yönetim organı tarafından Devlet memuru olma niteliklerine sahip ve en az üçte ikisi lisans düzeyinde yükseköğrenim görmüş adaylar arasından Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu tarafından dört yıllık süre için seçilen en az yedi üyeden oluşur. Süresi biten üyeler yeniden seçilebilir.</p>

<p>(3) Rektör, Mütevelli Heyetin tabii üyesidir. Ancak kendisi ile ilgili konularda toplantılara katılamaz ve aynı zamanda Mütevelli Heyet Başkanı veya başkan vekili olarak seçilemez. Mütevelli Heyet üyeleri kendi aralarından dört yıl için bir başkan seçer. Aynı kişi yeniden seçilebilir. Üniversitede Vakıf/Kurucu Yönetim Kurulu ile Mütevelli Heyet üyeleri ve bunların birinci derece kan ve sıhri hısımları ile eşlerinden Mütevelli Heyette görev alacakların sayısı Mütevelli Heyetin yedi üyeden oluşması halinde ikiyi, yedi üyeden fazla oluşması halinde ise toplam Mütevelli Heyet üye sayısının üçte birini geçemez. Üniversitede Rektör dışındaki Üniversite mensupları Mütevelli Heyette görev alamaz. Devlet üniversitelerinde görev yapan öğretim elemanları üniversitesinden gerekli iznin alınmış olması kaydı ile vakıf yükseköğretim kurumları Mütevelli Heyetinde görev alabilirler. Mütevelli Heyet üyelerinin isimleri Mütevelli Heyet Başkanlığınca Yükseköğretim Kuruluna bildirilir.</p>

<p>(4) Mütevelli Heyet üyeliği fahridir. Ancak; Vakıf/KurucuYönetim Kurulu kararı ile Mütevelli Heyet üyelerine toplantıya katılma yol ve huzur hakkı verilebilir. Verilecek miktar bir yılda on ikiyi geçmemek üzere katılacakları her toplantı için 2547 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinde Yükseköğretim Genel Kurulu üyeleri için öngörülen ücreti aşamaz. Mütevelli Heyet Başkan ve üyelerine bunun dışında herhangi bir suretle başkaca bir ödeme yapılamaz.</p>

<p>(5) Mütevelli Heyetin yedi kişiden az olmamak üzere kaç kişiden oluşacağı, Devlet memuru olabilme ve yükseköğretim görmüş olma şartları yanında, başka niteliklerin aranıp aranmayacağına ilişkin kararlar ve seçime ilişkin usul ve esaslar ile seçilen veya ayrılan başkan ve üyeler Yükseköğretim Kuruluna en geç bir ay içinde bildirilir.</p>

<p>(6) Mütevelli Heyet kararları usulüne uygun olarak karar defterine yazılarak başkan ve üyeler tarafından imzalanır.</p>

<p><strong>Mütevelli Heyetin işleyişi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Mütevelli Heyet bir takvim yılında en az dört defa olağan toplanır. Başkan, gerekli gördüğü hallerde Mütevelli Heyetini olağanüstü toplantıya çağırabilir.</p>

<p>(2) Başkan, hizmetin işleyişini aşağıdaki şekilde yönlendirir:</p>

<p>a) Mütevelli Heyet salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde Başkanın oyu yönünde karar alınmış olur.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet üyeleri oylarını kabul veya ret biçiminde vermekle yükümlüdürler. Çekimser oy kullanılamaz.</p>

<p>c) Mütevelli Heyet toplantı raportörlüğünü, Genel Sekreter yapar.</p>

<p>ç) Mütevelli Heyetin üyeleri ve birinci derecede kan ve sıhri hısımları, Üniversite ile ilgili bir ticari faaliyette bulunamazlar.</p>

<p><strong>Mütevelli Heyetin görev, yetki ve sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Mütevelli Heyetin başlıca görev, yetki ve sorumlulukları şunlardır:</p>

<p>a) Mütevelli Heyet Başkanını seçmek.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet, Üniversitede görevlendirilecek öğretim elemanları ve yöneticiler ile diğer personelin atamalarını onaylamak.</p>

<p>c) Üniversitenin stratejik planını kabul etmek ve uygulamaları izlemek.</p>

<p>ç) Mütevelli Heyet, Üniversitenin her yönden verimli çalışabilmesi için bu Yönetmeliğin hükümlerine aykırı olmayan ve tamamlayıcı nitelikte bulunan yönetmelikleri onaylamak.</p>

<p>d) Üniversitede Fakülte, Yüksekokul ve Enstitülerin kurulması, kapatılması veya birleştirilmesi; Yabancı Diller Yüksekokulu, Meslek Yüksekokullarının, Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin veya benzer akademik birimlerin kurulması, kapatılması, kapsamının değiştirilmesi veya birleştirilmesi hususundaki önerileri Yükseköğretim Kurulu Başkanlığına sunmak üzere değerlendirmek.</p>

<p>e) Rektörlük tarafından hazırlanan taslak yıllık bütçeyi onaylamak ve uygulanmasını izlemek, Üniversitenin taşınır ve taşınmaz mallarını yönetmek, bağışları kabul veya ret emek, yeni kaynak yaratılmasını sağlamak, Üniversiteye ait menkul ve gayrimenkulleri gözetim altında tutmak, denetim ve kontrollerini yapmak ve hizmetin en verimli şekilde yürütülmesi için gerekli tedbirleri ve düzenlemeleri almak.</p>

<p>f) Öğretim elemanlarına ve diğer bütün çalışanlarına ödenecek ücretleri belirlemek ve uygulamak.</p>

<p>g) Öğrencilerden alınacak ücretlerin miktarını, ödeme şekil ve zamanını belirlemek.</p>

<p>ğ) Üniversiteye alınacak öğrenci sayısını ve burs kontenjanları ile verilecek bursun şekil, cins ve miktarını tespit etmek ve Yükseköğretim Kuruluna önermek.</p>

<p>h) Üniversitede eğitim-öğretim kalite ve standartlarının saptanması ve uygulanması konusunda gerekli önlemleri almak.</p>

<p>ı) İlgili mevzuatta verilen diğer görevleri yerine getirmek.</p>

<p><strong>Başkan</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Mütevelli Heyet, üyeleri arasından dört yıl için bir Başkan seçer. Süresi biten Başkan yeniden seçilebilir.</p>

<p>(2) Başkan, Üniversitenin harcama yetkilisidir ve Mütevelli Heyeti temsil eder.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Akademik ve İdari Organlar, Yöneticiler ve Görevleri</p>

<p><strong>Rektör</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Rektör, Üniversitenin en üst akademik yöneticisidir.</p>

<p>(2) Rektör, ilgili mevzuat hükümlerine göre Cumhurbaşkanı tarafından atanır. Rektör, Üniversitenin tüzel kişiliğini temsil eder. Rektörlüğün herhangi bir nedenle boşalması durumunda Mütevelli Heyet, yeni Rektör atanıncaya kadar YÖK’ün olumlu görüşünü aldıktan sonra Rektör vekili atar. Rektörlerin yaş haddi altmış yedidir. Ancak Rektör olarak atanmış olanlarda görev süreleri bitinceye kadar yaş haddi aranmaz. Görev süresi biten Rektör yeniden atanabilir.</p>

<p>(3) Rektörün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Üniversite çalışmalarının işleyişini ve yönetimini sağlayan ilke, politika ve planları belirleyip akademik çalışmaların en üst düzeyde yürütülmesi için gerekli tedbirleri almak.</p>

<p>b) Üniversitenin stratejik planını ve bütçesini hazırlayarak, Mütevelli Heyetinin onayına ve denetimine sunmak.</p>

<p>c) Yukarıda belirtilen görevler dışında ilgili diğer mevzuatla verilen yetkiler ile Mütevelli Heyetin verdiği görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Rektör yardımcıları</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Rektör, çalışmalarında kendisine yardımcı olmak üzere Üniversitenin aylıklı profesörleri arasından en çok üç kişiyi dört yıllık süre için Rektörün önerisi üzerine Mütevelli Heyetin onayı ile atanır. Rektör yardımcılarının görev süreleri Rektörün görev süresi ile sınırlıdır ve atandıkları usule uygun olarak görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Rektör, görevi başında olmadığı zaman yardımcılarından birisini vekil olarak bırakır. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir Rektör atanır.</p>

<p><strong>Genel Sekreterlik ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Genel Sekreterlik, Genel Sekreter ile en çok iki genel sekreter yardımcısından ve bağlı birimlerden oluşur.</p>

<p>(2) Genel Sekreter, Rektörün önerisi ve Mütevelli Heyet kararı ile atanır.</p>

<p>(3) Genel Sekreter, Üniversite öğretim elemanları dışındaki Üniversite personelinin idari amiri olarak Rektöre karşı Üniversitenin idari işleyişinden sorumlu en üst düzey yöneticisidir.</p>

<p>(4) Görevden alınması, atanmasındaki usullerle yapılır.</p>

<p>(5) Genel Sekreter, daire başkanlığı, koordinatörlük, müdürlük ve benzeri idari teşkilatlanmanın kurulması ya da kaldırılması önerisinde bulunabilir.</p>

<p>(6) Genel Sekreterin, Üniversite idari teşkilatının başı olarak yapacağı görevler dışında, kendisi ve kendisine bağlı birimler aracılığı ile görevleri aşağıdaki şekildedir:</p>

<p>a) Üniversite idari teşkilatında bulunan birimlerin verimli, düzenli ve uyumlu şekilde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>b) Mütevelli Heyet toplantılarında oya katılmaksızın raportörlük görevi yapmak; bu toplantılarda alınan kararların yazılması, korunması ve saklanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Üniversite Senatosu ile Üniversite Yönetim Kurulunda oya katılmaksızın raportörlük görevi yapmak; bu kurullarda alınan kararların yazılması, korunması ve saklanmasını sağlamak.</p>

<p>ç) Üniversite Senatosu ile Üniversite Yönetim Kurulunun kararlarını Üniversiteye bağlı birimlere iletmek.</p>

<p>d) Üniversite idari teşkilatında görevlendirilecek personel hakkında Rektöre öneride bulunmak.</p>

<p>e) Basın ve halkla ilişkiler hizmetinin yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>f) Rektörlüğün yazışmalarını yürütmek.</p>

<p>g) Rektörlüğün protokol, ziyaret ve tören işlerini düzenlemek.</p>

<p>ğ) Rektör tarafından verilecek diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Senato</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Senato, Rektörün başkanlığında, rektör yardımcıları, dekanlar ve her fakülteden fakülte kurullarınca üç yıl için seçilecek birer öğretim üyesi ile Rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokul müdürlerinden oluşur. Üniversitenin yönetimine katılımı yaygınlaştırmak amacıyla Senato, uygun gördüğü öğretim elemanlarını, idari personel ve öğrenci temsilcilerini toplantılara davet edip görüşlerini alabilir.</p>

<p>(2) Senato, her eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Rektör, gerekli gördüğü hallerde, Senatoyu toplantıya çağırabilir.</p>

<p><strong>Senatonun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Senato, Üniversitenin akademik organı olup başlıca görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitenin eğitim-öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetlerinin esasları hakkında karar almak.</p>

<p>b) Üniversitenin bütününü ilgilendiren kanun ve yönetmelik taslaklarını hazırlamak veya görüş bildirmek.</p>

<p>c) Rektörün onayından sonra Üniversite veya Üniversitenin birimleri ile ilgili yönetmelikleri hazırlamak.</p>

<p>ç) Üniversitenin yıllık eğitim-öğretim programını ve takvimini inceleyerek karara bağlamak.</p>

<p>d) Bir sınava bağlı olmayan fahri akademik ünvanlar vermek ve fakülte kurullarının bu konudaki önerilerini karara bağlamak.</p>

<p>e) Fakülte kurulları ile Rektörlüğe bağlı enstitü ve yüksekokul kurullarının kararlarına yapılacak itirazları inceleyerek karara bağlamak.</p>

<p>f) Üniversite Yönetim Kuruluna üye seçmek.</p>

<p>g) Senato, 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatla verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Üniversite Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Üniversite Yönetim Kurulu, Rektörün başkanlığında, dekanlardan ve Üniversiteye bağlı değişik öğretim birim ve alanlarını temsil edecek şekilde Senato tarafından dört yıl süre için seçilecek üç profesörden oluşur.</p>

<p>(2) Rektör, gerektiğinde Üniversite Yönetim Kurulunu toplantıya çağırır.</p>

<p>(3) Rektör Yardımcıları oy hakkı olmaksızın Üniversite Yönetim Kurulu toplantılarına katılabilir.</p>

<p><strong>Üniversite Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Üniversite Yönetim Kurulu, idari faaliyetlerde Rektöre yardımcı bir organ olup aşağıdaki görevleri yapar:</p>

<p>a) Yükseköğretim üst kuruluşları ile Mütevelli Heyeti ve Senato kararlarının uygulanmasında, belirlenen plan ve programlar doğrultusunda Rektöre yardım etmek.</p>

<p>b) Stratejik plan ve faaliyetlerin uygulanmasını sağlamak.</p>

<p>c) Üniversite yönetimi ile ilgili olarak Rektörün getireceği konularda karar almak ve önerilerde bulunmak.</p>

<p>ç) Fakülte, Enstitü ve Yüksekokul Yönetim Kurullarının (disiplin kurulu dahil) kararlarına yapılacak itirazları inceleyerek kesin karara bağlamak.</p>

<p>d) Üniversite ile ilgili mevzuatın öngördüğü hususları, Rektör ve Mütevelli Heyeti tarafından verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p><strong>Dekanlar ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Dekan adayları Rektör tarafından tespit edilip Mütevelli Heyetine sunulur. Mütevelli Heyet tarafından seçilen dekan adayı Yükseköğretim Kuruluna üç yıl süre ile atanmak üzere gönderilir. Yükseköğretim Kurulunun onayladığı aday dekan olarak atanır. Süresi biten dekan yeniden atanabilir.</p>

<p>(2) Yüksekokul ve enstitü müdür adayları ise doğrudan Rektör tarafından tespit edilip Mütevelli Heyetine sunulur. Mütevelli Heyeti, yüksekokul ve enstitü müdürlerinin atamasını yapar. Yüksekokul ve enstitü müdürleri tam zamanlı olarak görev yapmak üzere en çok üç yıl süre için atanırlar. Süresi biten yüksekokul ve enstitü müdürü yeniden atanabilir.</p>

<p>(3) Uygulama ve araştırma merkezi müdürleri Rektörün önerisi ve Mütevelli Heyet kararı ile en çok üç yıl süre için atanırlar. Süresi biten uygulama ve araştırma merkezi müdürü yeniden atanabilir.</p>

<p>(4) Dekan ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürleri çalışmalarında yardımcı olmak üzere Üniversitenin tam zamanlı öğretim üyeleri arasından üç yıl için, en çok iki kişiyi yardımcı olarak seçerler. Görevleri başında olmadıkları zaman yardımcılarından biri vekalet eder. Göreve vekalet altı aydan fazla sürerse yeni bir dekan/müdür atanır. Dekan ile yüksekokul, enstitü, uygulama ve araştırma merkezi müdürlerinin görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Fakülte, yüksekokul ve enstitü kurulu ile fakülte, yüksekokul ve enstitü yönetim kurulu </strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Fakülte, yüksekokul ve enstitü kurulu ile fakülte, yüksekokul ve enstitü yönetim kurulu, 2547 sayılı Kanunda öngörülen üyelerden oluşur ve anılan Kanunda öngörülen görevleri yürütür.</p>

<p><strong>Bölüm başkanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bölüm başkanı, bölümün tam zamanlı profesörleri bulunmadığı takdirde doçentleri, doçent de bulunmadığı takdirde doktor öğretim üyeleri arasından fakültelerde Dekan tarafından, yüksekokullarda müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıl için atanır. Süresi biten bölüm başkanı tekrar atanabilir.</p>

<p>(2) Bölüm başkanı, bölümün her düzeyde eğitim-öğretim ve araştırmalarından ve bölüme ait her türlü faaliyetin düzenli ve verimli bir şekilde yürütülmesinden sorumludur.</p>

<p>(3) Bölüm başkanı, görevi başında bulunamayacağı süreler için öğretim üyelerinden birini vekil olarak bırakır. Herhangi bir nedenle altı aydan fazla ayrılmalarda, kalan süreyi tamamlamak üzere birinci fıkrada belirtilen şekilde yeni bir bölüm başkanı atanır.</p>

<p><strong>Bölüm/ana bilim dalı kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bölüm/ana bilim dalı kurulu, eğitim-öğretim yılı başında ve sonunda olmak üzere yılda en az iki kez, bölüm/ana bilim dalı başkanının daveti üzerine ve bölüm başkanının başkanlığında, o bölümde/ana bilim dalında görevli bütün öğretim elemanlarının katılımı ile toplanır.</p>

<p>(2) Bölüm/ana bilim dalı kurulunda, akademik konular görüşülür.</p>

<p><strong>Öğretim elemanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Öğretim elemanlarının seçimi, değerlendirilmesi, seçilenlerin uygun görülen akademik ünvanlarla görevlendirilmeleri ve yükseltilmeleri yürürlükteki kanun ve yönetmelik hükümlerine uyularak Üniversitenin yetkili akademik organlarınca yapılır.</p>

<p>(2) Öğretim elemanlarının atamalarında, Devlet yükseköğretim kurumlarındaki atamalarda aranan şartlara ilaveten Üniversitenin akademik yönden gerekli gördüğü şartlar da aranır.</p>

<p>(3) Uygulamalı Bilimler ve Meslek Yüksekokullarında özellikle uygulamalı derslerde görevlendirilecek öğretim elemanlarının atanmasında çalışma deneyimine sahip olması gözetilir.</p>

<p>(4) Devlet yükseköğretim kurumlarında çalışmaları yasaklanmış veya disiplin yoluyla bu kurumlardan çıkarılmış kişiler, Üniversitede görev alamaz.</p>

<p>(5) Üniversitede görev alacak olan akademik ve idari personelin çalışma esasları 2547 sayılı Kanunda Devlet üniversiteleri için öngörülen hükümlere tabidir. Bu personelin aylık ve diğer özlük hakları bakımından ise 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Araştırma ve geliştirme projeleri ve danışmanlık hizmetleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Üniversite öğretim elemanlarının ve yöneticilerin girişimleri ile Üniversiteden üçüncü kişiler tarafından talep edilen her türlü araştırma ve geliştirme projeleri ve diğer proje hizmetleri Rektörün onayı ile verilir.</p>

<p>(2) Tam zamanlı öğretim üyelerinin Üniversite içinde veya dışında danışmanlık yapmaları,</p>

<p>projelerden veya danışmanlık hizmetlerinden elde edilecek gelirlerden telif hakları dahil ne ölçüde yararlandırılacakları Mütevelli Heyetinin koyduğu prensipler çerçevesinde Rektörün onayı ile belirlenir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Üniversitede öğretim dili İngilizcedir. Aksine bir karar olmadığı sürece, mevzuat gereği Türkçe verilmesi gereken zorunlu dersler hariç, bütün dersler İngilizce verilir; bu derslerin sınavları ve ödevleri İngilizce yapılır. Senatonun gerekçeli kararı, Rektörün önerisi ve Yükseköğretim Kurulunun onayı ile Üniversitenin bazı bölüm ve programlarında kısmen ya da tamamen Türkçe veya başka yabancı dillerde eğitim yapılmasına veya İngilizce dışında yabancı dillerin gerektiğinde ders olarak okutulmasına karar verilebilir.</p>

<p><strong>Fahri ünvanlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Üniversite, yurt içinde veya yurt dışında kendi bilim alanlarında üstün başarı kazanmış veya yaşama değerli katkılarda bulunmuş kişilere, ilgili Fakülte Kurulunun önerisi, Senatonun kararı ve Mütevelli Heyetin onayı ile fahri doktora veya fahri profesörlük ünvanı verebilir.</p>

<p><strong>İzinler</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Öğretim elemanlarının yurt içi/yurt dışı idari ve akademik izin ve görevlendirilmeleri hakkında uygulanacak esaslar Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Gelir kaynakları</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Üniversitenin gelir kaynakları şunlardır:</p>

<p>a) Kurucu vakıf olan Selçuk Yaşar Spor ve Eğitim Vakfı tarafından yapılacak bağış ve yardımlar.</p>

<p>b) Bilimsel faaliyetlerden elde edilecek gelirler.</p>

<p>c) Araştırma ve geliştirme projeleri ve danışmanlık hizmetlerinden elde edilecek gelirler.</p>

<p>ç) Eğitim-öğretim hizmetleri karşılığında elde edilecek gelirler.</p>

<p>d) Devlet bütçesinden ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarından yapılacak her türlü yardımlar.</p>

<p>e) Bağışlar, vasiyetler ve diğer gelirler.</p>

<p>(2) Üniversiteye veya birimlerine yapılacak bağış, vasiyet ve diğer yardımların kabul veya reddi Mütevelli Heyetinin tasarrufundadır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Üniversitenin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Başkan bu yetkiyi uygun gördüğü hallerde Rektöre devredebilir.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) 12/3/2003 tarihli ve 25046 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yaşar Üniversitesi Kuruluş ve Ana Teşkilat Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Yaşar Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasar-universitesi-ana-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="29902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43169"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60109"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49551"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16537"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="15333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75724"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="26989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="45524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="85872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="70395"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="97346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="19649"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="29855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="68315"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="95295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="66808"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
