<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 28 Apr 2026 23:47:59 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu binasına 1 Mayıs pankartı asıldı: 'Halkın ekmeğidir adalet']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-binasina-1-mayis-pankarti-asildi-halkin-ekmegidir-adalet</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-binasina-1-mayis-pankarti-asildi-halkin-ekmegidir-adalet" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu, 1 Mayıs İşçi Bayramı öncesinde Baronun Beyoğlu'nda bulunan merkez binasına üzerinde “Halkın ekmeğidir adalet” yazılı dev parkart asıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu, yönetim kurulu üyeleri ve baro çalışanlarıyla birlikte Baronun Beyoğlu'nda bulunan merkez binasına üzerinde “Halkın ekmeğidir adalet” yazılı dev parkartı sloganlar eşliğinde astı.</p>

<p>Pankartın asılmasının ardından baro binası önünde toplanan grup, hep birlikte 1 Mayıs sloganı attı. Etkinlikte birlik ve dayanışma mesajları öne çıkarken, “adalet” kavramının emek mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>

<p>Baro yönetimi; 1 Mayıs öncesinde verdikleri bu mesajla, adaletin yalnızca hukukçuların değil, tüm halkın “ekmeği” olduğu gerçeğine dikkat çekmeyi amaçladıklarını ifade etti.</p>

<p><strong>1 MAYIS'TA KADIKÖY'E ÇAĞRI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul Barosu ayrıca bütün meslektaşlarını 1 Mayıs’ta Kadıköy mitinge, İstanbul Barosu kortejine katılmaya çağırdı.</p>

<p><strong>BARO YÖNETİMİ VE ÇALIŞANLARINDAN ORTAK MESAJ</strong></p>

<p>Pankartın asılmasının ardından baro binası önünde toplanan grup, hep birlikte 1 Mayıs sloganları attı. Etkinlikte birlik ve dayanışma mesajları öne çıkarken, “adalet” kavramının emek mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olduğu vurgulandı.</p>

<p><strong>İSTANBUL’UN KALBİNDEN TOPLUMA ÇAĞRI </strong><strong>“ADALET SADECE HUKUKÇULARIN DEĞİL, HERKESİN EKMEĞİ”</strong></p>

<p>Baro yönetimi; İstanbul’un kalbi sayılan Şişhane’de 1 Mayıs öncesinde verdikleri bu mesajla, adaletin yalnızca hukukçuların değil, tüm halkın “ekmeği” olduğu gerçeğine dikkat çekmeyi amaçladıklarını ifade etti.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/mJtxIQY73fQ?si=6jQnyjJRxMICdifL" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p><img alt="Ab9Bcbcd 2457 42B3 B677 8D620246D51B" height="768" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/ab9bcbcd-2457-42b3-b677-8d620246d51b.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="512" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-barosu-binasina-1-mayis-pankarti-asildi-halkin-ekmegidir-adalet</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/42da9f4c-92a9-47be-b409-48dfe6c8d29c.webp" type="image/jpeg" length="76603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesinde 64. Kuruluş Yıldönümü ve Andiçme Töreni Düzenlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-64-kurulus-yildonumu-ve-andicme-toreni-duzenlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-64-kurulus-yildonumu-ve-andicme-toreni-duzenlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 64. kuruluş yıldönümü ve andiçme töreninde yaptığı konuşmada “Mahkememiz, ‘Türk Milleti adına’ verdiği kararlarla yalnızca hukuki uyuşmazlıkları çözmekle kalmamakta; aynı zamanda adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözeterek ulusal ve uluslararası insan hakları standartlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşımı hayata geçirmektedir.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesinin 64. Kuruluş Yıldönümü ve Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Şaban Kazdal’ın Andiçme Töreni Yüce Divan Salonu’nda düzenlendi. Törene; Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Numan Kurtulmuş, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, yüksek yargı organlarının başkanları, bakanlar ve diğer davetliler katıldı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya törende yaptığı konuşmada, kuruluş yıldönümlerinin Anayasa Mahkemesinin tarihsel birikimini ve anayasal düzen içindeki yerini değerlendirme fırsatı sunduğunu, andiçme törenlerinin ise kurumsal sürekliliğinin bir göstergesi olarak anayasal düzene ve hukukun üstünlüğüne olan bağlılığı teyit etme imkânı sunduğunu söyledi.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi Hukukun Üstünlüğünü Somutlaştıran Bir Teminat Makamıdır</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin kuruluşunun hukuk devleti ilkesinin soyut bir ideal olmaktan çıkarılarak kurumsal bir teminata kavuşturulmasının tarihsel ifadesi olduğunu belirten Başkan Kadir Özkaya, “Mahkememiz, sadece normların denetlendiği bir yargı kurumu olmanın ötesinde; anayasal düzenin istikrarını sağlayan, temel hak ve özgürlükleri güvence altına alan ve hukukun üstünlüğünü somutlaştıran bir teminat makamıdır.” dedi.</p>

<p>Kurumsal hafızanın anayasa yargısının en önemli dayanaklarından biri olduğunu ifade eden Başkan Kadir Özkaya, Yüksek Mahkemeyi güçlü kılan unsurun yalnızca anayasal yetkiler değil; zaman içerisinde oluşan içtihat birikimi, yerleşik ilkeler ve anayasal yorum geleneği olduğunu söyledi. Başkan Özkaya ayrıca Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlarla yalnızca uyuşmazlıkları çözmediğini, aynı zamanda anayasal değerleri yorumlayan ve gelecek kuşaklara aktaran bir kurum hâline geldiğini belirtti.</p>

<p><strong>Hukuk Kuralları, Ancak Adaleti Sağlıyorsa Anlam Kazanmaktadır</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca hukuki bir kavram olmadığını, bir medeniyetin varlık sebebini, yönünü ve istikbalini belirleyen kurucu bir ilke de olduğunu aktaran Başkan Kadir Özkaya, “Bu düşünsel miras bize, adaletin yalnızca bir hukuk enstrümanı değil aynı zamanda toplumsal düzenin ve insan onurunun vazgeçilmez temeli olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” dedi. Hukuk kurallarının ancak adaleti sağlıyorsa anlam kazandığını söyleyen Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin anayasal ilkelerin yaşatılmasını sağlayan, hukuki istikrarı güçlendiren ve toplumsal güven duygusunu pekiştiren temel kurumlardan biri olduğunu dile getirdi.</p>

<p>“Anayasa Mahkemesi olarak bizler; adaletin devleti ayakta tutan, bireyi güven içinde yaşatan, topluma refah ve gelişme imkânı sağlayan asli dayanak olduğu bilinciyle Anayasa’nın çizdiği sınırlar çerçevesinde görev ve sorumluluklarımızı son derece özverili ve titiz bir çalışmayla yerine getirmeye devam edeceğiz.” diyen Başkan Kadir Özkaya, Mahkemenin çalışmalarını bu anlayışla sürdürdüğünü kaydetti.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Türk anayasal sistemi içindeki konumunun, bir yargı kurumu olmakla beraber anayasal düzenin sürekliliğini ve bütünlüğünü teminat altına alan oldukça önemli bir fonksiyonu ifade ettiğini aktaran Başkan Kadir Özkaya, Mahkemenin en temel görevinin Anayasa’nın üstünlüğünü ve bağlayıcılığını fiilen hayata geçirmek olduğunu söyledi.</p>

<p>Bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin anayasal düzenin merkezinde yer alan temel hak ve özgürlüklerin en üst düzeyde korunmasını sağlayan bir güvence mekanizması olarak işlev gördüğünü dile getiren Başkan Kadir Özkaya, “Mahkememiz, ‘Türk Milleti adına’ verdiği kararlarla yalnızca hukuki uyuşmazlıkları çözmekle kalmamakta; aynı zamanda adalet ve hakkaniyet ilkelerini gözeterek ulusal ve uluslararası insan hakları standartlarını birlikte değerlendiren bütüncül bir yaklaşımı hayata geçirmektedir.” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi, Geleceğin Hukuk Düzenini Şekillendiren Aktif Bir Anayasal Aktör Konumundadır</strong></p>

<p>Bireysel başvurunun kabulünden bugüne kadar 700 binden fazla başvurunun yapıldığını aktaran Başkan Özkaya, 14 yıl boyunca bu başvuruların büyük bir kısmının karara bağlanarak önemli bir içtihat birikimi oluşturulduğunu belirtti. Başkan Özkaya, başvuru yoğunluğunun bir yönüyle bireysel başvuru mekanizmasına duyulan güvenin bir göstergesi olarak değerlendirilebileceğini kaydetti.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, artan iş yüküne rağmen başvuruların etkin ve makul sürede sonuçlandırılabilmesi amacıyla çeşitli tedbirler alınmaya devam edildiğini, yargı süreçlerinde teknolojinin daha etkin kullanımı, yapay zekâ destekli analiz imkânlarının geliştirilmesi, dijital başvuru sistemlerinin güçlendirilmesi ve başvuruların daha hızlı işlenmesine yönelik uygulamalara ağırlık verildiğini söyledi.</p>

<p>2026 yılı Eylül ayı itibarıyla bireysel başvuru formlarının okunması, özetlenmesi ve kategorize edilmesi aşamasında yapay zekânın devreye alınmasının hedeflendiğini açıklayan Başkan Kadir Özkaya, “Yapay zekânın ürettiği sonuçlara hiçbir şekilde hukuki bir değer atfetmeyeceğiz. Yapay zekâdan raportörlerimiz, yalnızca hazırlık aşamasında faydalanacak; nihai hukuki değerlendirme ve karar, her zaman olduğu gibi insan aklına ve vicdanına ait olacaktır.” dedi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, anayasa yargısının hem sürekliliği hem de değişimi aynı anda bünyesinde barındıran özgün bir kurumsal yapıyı temsil ettiğini belirterek “Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, bugün geçmişin birikimini taşıyan bir kurum olmakla beraber uluslararası etkileşim, dijital dönüşüm ve hak temelli yaklaşımıyla da geleceğin hukuk düzenini şekillendiren aktif bir anayasal aktör konumundadır.” ifadelerini kullanandı.</p>

<p>Hâkimlik ve savcılığın yalnızca hukuki bilgi ve tecrübeyle icra edilebilecek bir görev olmadığını vurgulayan Başkan Kadir Özkaya, bu görevin aynı zamanda güçlü bir ahlaki duruş, derin bir sorumluluk bilinci ve bağımsızlık ile tarafsızlık ilkelerine mutlak sadakat gerektirdiğini ifade etti. Hâkim ve savcıların dışsal etki ve baskı altında kalmadan, tarafsız bir tutumla, pozitif hukuk düzeninin öngördüğü çerçeve içinde, aklı ve bilimi daima başat konumda tutarak, hukuka ve vicdani kanaate göre özgürce karar vermeleri gerektiğini belirten Başkan Kadir Özkaya, adaletin tesisinde hamasete, husumete, kindarlığa ve kayırmacılığa yer olmadığını söyledi.</p>

<p>Gösterişten, riyadan, haramdan ve yalandan şiddetle kaçınılması gerektiğini ifade eden Başkan Kadir Özkaya, “Bir gram helalin yıllarca peşinden koşmalı, meccanen bir ton haram gelecek olsa ona sırtını çevirmelidirler.” dedi. Başkan Kadir Özkaya kul hakkının önemine dikkat çekerek adalet makamında bulunanların hem hukuki hem de ahlaki sorumluluğu birlikte taşıması gerektiğini belirtti.</p>

<p><strong>Mahkememiz, Küresel Ölçekte Etkin Bir Kurumsal Aktör Hâline Gelmiştir</strong></p>

<p>Uluslararası anayasa yargısı camiası ve muadili kurumlarla kurulan güçlü ilişkiler sayesinde Mahkemenin yalnızca ulusal düzeyde değil, küresel ölçekte de etkin bir kurumsal aktör hâline geldiğini aktaran Başkan Kadir Özkaya, uluslararası anayasa yargısı alanında gerçekleştirilen faaliyetlere değinerek şu ifadeleri kullandı: “Anayasa yargısı, günümüzde yalnızca ulusal sınırlar içinde değil evrensel hukuk normları ve uluslararası içtihatlarla da şekillenmektedir. Bu gerçek; hukukun üstünlüğünü güçlendirmek, bireysel hakları daha etkili korumak ve küresel adaleti tesis etmek için farklı ülkelerin anayasa mahkemeleri ve yüksek yargı organları arasındaki iş birliğini vazgeçilmez kılmaktadır.”</p>

<p><strong>En Güçlü Silah Barıştır, En Güvenli Yaşam Alanı Adaletin Egemen Olduğu Alandır</strong></p>

<p>Dünyanın çok zorlu bir süreçten geçtiğini ifade eden Başkan Kadir Özkaya; savaşlar, ekonomik krizler, gelir dağılımındaki adaletsizlikler ve uluslararası hukuk ihlallerinin küresel ölçekte ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi. Özellikle Gazze başta olmak üzere dünyanın birçok yerinde yaşanan zulümlere dikkat çeken Başkan Kadir Özkaya, mevcut uluslararası sistemin ve özellikle uluslararası yargı kurumlarının bu sorunları çözmekte yetersiz kaldığını belirtti. Daha adil ve kapsayıcı bir uluslararası düzenin zorunluluk hâline geldiğini, kaydeden Başkan Özkaya, şunları söyledi: “En büyük adaletsizlik savaştır. En güçlü silah barıştır. En güvenli yaşam alanı adaletin egemen olduğu alandır. Barış için de adil, kapsayıcı ve etkin çok taraflı bir sistem inşa etmek tercih değil, çocuklarımıza karşı ortak borcumuzdur. Çocuklarımıza kavgaları değil hakkı, barışı, adaleti ve umudu miras bırakalım.”</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, Anayasa Mahkemesinin geçmişten aldığı güçle geleceğe daha sağlam adımlarla ilerleyeceğine inandığını ifade ederek hukukun üstünlüğünü, temel hak ve özgürlükleri ve insan onurunu esas alan anayasal düzenin güçlenmesine katkı sunmaya devam edeceğini vurguladı.</p>

<p>Başkan Özkaya, Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Şaban Kazdal’ı tebrik ederek kendisine başarılar diledi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya’nın konuşmasının ardından Şaban Kazdal için andiçme töreni gerçekleştirildi. Öz geçmişi okunan yeni Üye Şaban Kazdal yemin etti. Kazdal’a kisvesi Başkan Kadir Özkaya tarafından giydirildi.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10266/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10267/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10268/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10269/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10253/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10254/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10255/7.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10271/17.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10257/9.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10258/10.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10259/11.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/10260/12.jpeg?width=1000" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10260/12.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /> </a></p>

<p><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/10261/13.jpg?width=1000" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10261/13.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /> </a></p>

<p><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/10262/14.jpg?width=1000" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10262/14.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /> </a></p>

<p><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/10263/15.jpeg?width=1000" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10263/15.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /> </a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/10264/16.jpeg?width=1000" rel="nofollow" title=""><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10264/16.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /> </a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinde-64-kurulus-yildonumu-ve-andicme-toreni-duzenlendi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 22:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-124.jpg" type="image/jpeg" length="17699"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul 2 Nolu Barosu'nda 16 avukat ruhsatnamesini aldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-2-nolu-barosunda-16-avukat-ruhsatnamesini-aldi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-2-nolu-barosunda-16-avukat-ruhsatnamesini-aldi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul 2 Nolu Barosu'nda staj dönemlerini başarıyla tamamlayan 16 avukat, and içerek cübbelerini giyip ruhsatnamelerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul 2 Nolu Barosu'nda stajını başarıyla tamamlayan ve and içerek cübbelerini giyen 16 genç avukat, avukatlık ruhsatlarını alarak mesleğe adım attı.</p>

<p>Baro genel merkezinde yapılan törende; Av. Joanna Kuruçaylıoğlu, Av. Ahmet Güler, Av. Necip Taha Gür, Av. Kürşat Emre Kutluk, Av. Zeynep Beyza Özdil Çabuk, Av. Ayşenur Cengiz, Av. Faruk Yalçınkaya, Av. Emre Cebeci, Av. Ömer Faruk Aygün, Av. Hasan Buğrahan Türker, Av. Görkem Zorbaş, Av. Emre Yeniçırak, Av. Muhammed Emin Ünal, Av. Muammer Yıldırım, Av. Seymen Gürtürk, Av. Fatih Karadağ ve Av. Serkan Kaya, ruhsatını aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Baro Başkanı Avukat Yasin Şamlı, "Baro merkezimizde gerçekleşen ruhsat töreninde, mesleğe adım atan meslektaşlarımıza ruhsatlarını takdim etmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadık. Her bir meslektaşımızın gözlerindeki heyecan, adalete olan inançları ve savunma mesleğine duydukları bağlılık bizlere umut verdi."</p>

<p>"Avukatlık; yalnızca bir meslek değil, aynı zamanda hakkın, hukukun ve adaletin sesi olma sorumluluğudur.</p>

<p>Meslektaşlarımızın bu onurlu yolculukta başarıyla ilerleyeceğine yürekten inanıyor; hayatları boyunca adalet, vicdan ve kararlılıkla hareket etmelerini diliyorum.</p>

<p>Genç kardeşlerimize başarılar diliyorum. Baromuz hayat boyu yanlarında olacaktır.</p>

<p>Savunmanın bağımsız gücünü korumaya ve meslek dayanışmasını büyütmeye hep birlikte devam edeceğiz." dedi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-2-nolu-barosunda-16-avukat-ruhsatnamesini-aldi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 21:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-h-a2-u-i-za4-a-a-s-r1-u.jpg" type="image/jpeg" length="12828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HALKI KİN VE DÜŞMANLIĞA TAHRİK SUÇU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. TCK m.216/1’de Tanımlanan Suç</strong></p>

<p><strong>“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı 216. maddenin 1. fıkrasına göre; </strong><i>“Halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik eden kimse, bu nedenle kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halinde, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”.</i></p>

<p><strong>Ceza Hukukunun en önemli ilkesinden birisi “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi ise, ondan da önemlisi “suçta ve cezada kanunilik” ilkesidir.</strong> Bu ilke, özellikle Ceza Hukukunun uzak durmaya çalıştığı fikri suçlar alanı ile ifade hürriyetine yönelik getirilecek kısıtlamalar bakımından oldukça mühimdir. Ceza Hukuku; mümkün olduğu kadar fikri alana ve ifade hürriyetine dönük sınırlamalara girmemeli, korunacak bazı hukuki yararlar yönünden ifade hürriyetini sınırlayan suç ve ceza tanımları yapılması gerekmekte ise, bu tanımlarda suçun unsurları net ortaya koyulmalı, ama bir o kadar da “kanunilik” ilkesinin varlığını uygulamada hissettirmeli, Ceza Hukukunda yasak olan kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yasağı, özellikle suç ve ceza hükümleri tatbik edilirken gözardı edilmemelidir.</p>

<p><strong>Halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun oluşabilmesinde;</strong> halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine kin ve düşmanlığa alenen, yani açıkça (net, kolayca anlaşılabilir ve herkese ulaşabilir biçimde) tahrik etme olarak düzenlenmiş, ancak sırf bu unsurun varlığı failin cezalandırılması için yeterli görülmemiş, ayrıca kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması, hareket ile sonuç arasında illiyet bağının kurulması aranmıştır.</p>

<p><strong>Bu suç;</strong> “somut tehlike” suçu olarak tanımlanmış ve somut tehlike, <i>“kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması”</i> olarak gösterilmiştir, yani somut olayda bu tehlike tespit edilmedikçe esasen suçun maddi unsurunun varlığından bahsedilemez. Bununla birlikte, somut tehlike için aranan şartın bir <i>objektif cezalandırılabilme şartı</i> olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Fail; halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini (bir bölümü, bir bölgeyi veya ortak özellikleri taşıyan toplumu oluşturan bir topluluğu), diğer bir kesimi (bir bölümü, bir bölgeyi veya ortak özellikleri taşıyan toplumu oluşturan bir topluluğu) aleyhine kin ve düşmanlığa alenen tahrik ederken, bu farklı özellikleri bilmeli ve isteyerek tahrik etmelidir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><sup><sup>[1]</sup></sup></a>.</p>

<p>Kamu barışını korumayı hedefleyen TCK m.216/1, açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması halini aradığı için bir somut tehlike suçu olarak kabul edilir. Soyut tehlikede olan belirsizlik, somut tehlikede henüz zarara dönüşmemiş, ancak <i>belirginleşmiş </i>ve <i>fark edilebilir</i> tehlikenin varlığına işaret eder. Dolayısıyla, kamu güvenliğinin bozulması tehlikesinin somut olgularla tespit edilmesi gerekir. Kamu güvenliği; toplumun ve toplumu oluşturan bireylerin can ve mal güvenliğinin korunması, en önemlisi de bu güvenliğin kamu hizmeti olarak Devlet tarafından sağlanmasını ifade eder<a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-ve-asagilama-suclari" rel="dofollow">[2].</a></p>

<p>Burada tahrikin; kamu güvenliği açısından açık ve yakın tehlike ortaya çıkarması arandığından, tahrik ile kamu güvenliğinin gerçekten bozulması şart değildir, kamu güvenliğinin bozulması konusunda açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması yeterlidir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><sup><sup>[3]</sup></sup></a>. Hükümde geçen “açıklık” kavramından, tehlikenin şüpheye yer bırakmayacak ölçüde ortaya çıkması; “yakınlık” kavramından ise, düşünce açıklamasında kullanılan kelimelerin, bir zarara sebebiyet verme olasılığına yakın olma anlaşılmalıdır<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><sup><sup>[4]</sup></sup></a>.</p>

<p>216. madde bir somut tehlike suçudur ve bu tehlikenin varlığının her somut olayda mutlaka ortaya koyulması gerekir. Tahrik amacıyla söylenen sözler ile ortaya çıkan tehlikelilik hali arasında illiyet bağının kurulması, bu sözlerin tahrik amaçlı olduğunun tespit edilmesi ve objektif olarak tehlikelilik halinin oluşmasına elverişli olması gerekir.</p>

<p><i>“Kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması”</i> hali, TCK m.216’nın uygulanması bakımından objektif cezalandırılma şartını oluşturur. Dolayısıyla failin; halkın bir kesimini diğer kesimine karşı TCK m.216/1’de belirtilen konulardan en az birisinden hareketle alenen tahrik ettiği, fakat kamu güvenliği açısından bu tahrikin açık ve yakın bir tehlikeye yol açmadığı durumda suç oluşmayacaktır.</p>

<p><strong>Netice olarak halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunda üç husus önemlidir;</strong></p>

<p><strong>İlki; </strong>halkın bir kesimini diğer bir kesim aleyhine kin ve düşmanlığa alenen (açıkça) tahrik etmek gerekir ki, burada hangi kesimin hangi kesim aleyhine tahrik edildiği tespit edilmeli,</p>

<p><strong>İkincisi,</strong> failde kin ve düşmanlığa alenen tahrik şeklinde tezahür eden genel suç işleme kastı olmalı,</p>

<p><strong>Üçüncü olarak;</strong> objektif cezalandırılabilme şartı bulunmalı, yani kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlike ortaya çıkmalıdır.</p>

<p>Bu üç unsur birlikte gerçekleşmedikçe, Türk Ceza Kanunu m.216/1’de tanımlanan halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu oluşmaz<a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-ne-zaman-olusur" rel="dofollow">[5].</a></p>

<p><strong>2. TCK m.216/1’de Geçen “Halkın Bir Kesimi” Ne Demektir?</strong></p>

<p>TCK m.216/1’de <i>halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesimini, diğer bir kesimi aleyhine </i>ibaresine yer verildiği, bu nedenle suçun maddi ve manevi unsurlarının oluşmasında öncelikle ortada “kanunilik” ilkesine uygun düşecek halkın hükümde belirtilen niteliklerinden en az birisine sahip bir kesimi ile diğer bir kesiminin karşı karşıya getirilmesinin gerektiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu sebeple, ortada yasal tanıma uygun en az iki kesimin bulunmasının gerektiği,</p>

<p>Failde de icra ettiği fiili ve kastı itibariyle kanuni tanıma uygun iki farklı kesimi kin ve düşmanlığa tahrik etme kastının bulunması gerektiği,</p>

<p>Hükümde geçen aleniyetin maddi unsur içinde değerlendirilip, fıkranın sonunda gösterilen sebebin de bir objektif cezalandırılabilme şartı olarak kabulünün gerektiği,</p>

<p>İfade edilmelidir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong></p>

<p>Halkın hükümde belirtilen bir kesiminin ne olduğunun belirlenmesi gerektiği, bunun emeklilerden veya işçilerden oluşan sosyal bir sınıf olabileceği gibi, ırk, buna bağlı olarak etnik köken, din, mezhep veya bölgesel özelliklerin öne çıkarıldığı coğrafi bölgeler veya bir coğrafi bölgeden gelenlerin halkın bir kesimini oluşturacağı,</p>

<p>Bir siyasi partiye veya sivil toplum örgütüne mensubiyetin doğrudan halkın bir kesimi olarak adlandırılamayacağı, fakat kişilerin üye olarak bulundukları siyasi parti veya sivil toplum örgütünde yer almanın sosyal sınıf veya hükümde belirtilen diğer özelliklerden birisine ilişkin olduğu durumda yine halkın bir kesiminden bahsedileceği,</p>

<p>Ülkede bulunan yabancı kökenlilerin veya yabancıların veya göçmenlerin, bu kapsamda geçici koruma statüsünde bulunanların, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi çerçevesinde TCK m.216/1’de yer alan tanıma uygun halkın bir kesimini oluşturup oluşturmayacağının da, bu şahısların sosyal sınıf, ırk ve buna bağlı etnik köken, din, mezhep veya bölgesel ortak özelliklere sahip kişilerden olup olmaması ile netleştirilmesinin gerektiği,</p>

<p>Dolayısıyla; ülkede yasal izinle veya izinsiz bulunan, ancak bulunma şartları ve sebepleri toplumda tartışılan yabancılar üzerinden yapılan eleştirilerin, bu insanlarla ilgili olumsuz değerlendirmelerin, konu bu şahıslara karşı suç oluşturabilecek fiillere, bu fiillere azmettirmeye veya yardıma dönüşmedikçe, TCK m.216/1’de tanımlanan halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik suçunu oluşturmayacağı,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>3. Suçun Nitelikli Hali</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun “Ortak hüküm” başlıklı 218. maddesine göre, halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun basın ve yayın yoluyla ve dolayısıyla Türk Ceza Kanunu m.6/1-g uyarınca internet vasıtasıyla işlenmesi halinde, fail hakkında tayin edilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Bunun için, haber verme sınırlarının aşılması ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamasının dışına çıkılması gerekir.</p>

<p>Gerek Anayasanın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesi ve gerekse 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Basın özgürlüğü” başlıklı 3. maddesi ile koruma altına alınan haber verme hakkının kapsamını aşmayan ve eleştiri amacı taşıyan ifadeler, TCK m.216/1’de tanımlanan suçu oluşturmaz.</p>

<p><strong>4. Sonuç</strong></p>

<p>Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme suçunda; fail tarafından yapılan hareketlerin bir objektif cezalandırma şartı olan <i>kamu güvenliği açısından, açık ve yakın bir tehlike </i>oluşturması gerektiği ve failin kesin bir şekilde cezalandırılabilmesi için bu şartın gerçekleştiğinin ortaya koyulması şarttır. Günümüz şartlarında, m.216/1’de aranan objektif cezalandırma şartının gerçekleşip gerçekleşmediği konusunda internet paylaşımlarından ve verilerinden yararlanılabilir.</p>

<p><i>Kamu güvenliği açısından, açık ve yakın bir tehlikenin </i>ortaya çıktığı ve bundan bir kişinin internet üzerinden paylaştığı sözleri dolayısıyla sorumlu olduğu iddia edildiğinde, o yerde <i>kamu güvenliği açısından, açık ve yakın bir tehlikenin </i>oluştuğu tarih veya tarihler arasında failin o ilde internet üzerinden ne kadar arandığı, bunun etkileşiminin ve etkisinin ne kadar olduğu gözönünde bulundurulabilir. Bu veriler, güvenilir olması kaydıyla suçun objektif cezalandırılabilirlik şartının gerçekleşip gerçekleşmediğinin tespitinde önem taşıyabilir.</p>

<p><strong>Görüldüğü üzere;</strong> TCK m.216’nın tatbiki oldukça sıkı şartlara bağlanmış, birçok suçta nitelikli hal olarak kabul edilen aleniyet unsurunun burada suçun maddi unsuru olarak aranmasının yanı sıra, kamu güvenliği açısından somut bir tehlikenin varlığı olmaksızın da icra edilen fiillerin cezalandırılamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>TCK m.216/1’de geçen <i>halkın bir kesimi </i>ibaresinin ne anlama geldiği yukarıda açıklanmıştır. Bu kavramla ilgili “suçta ve cezada kanunilik” prensibine bağlı kalmak gerekir.</strong> Karşı karşıya getirilen iki kesimde; hükümde geçen <i>sosyal sınıf, ırk, buna bağlı olarak etnik köken, din, mezhep veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip olma </i>hususlarının aranması gerektiği, burada geçen sınıf ve özelliklerin ne anlama geldiğinin her somut olayın özelliklerine göre ayrıca değerlendirilebileceği, fakat hükümde geçen sosyal sınıf ve diğer özelliklerden başka bir özelliğe bağlı olarak yeni bir kesim ihdası yoluna gidilemeyeceği, çünkü kanun koyucunun “kanunilik” ilkesini koruyarak, <i>gibi, ve benzeri, buna benzer şekilde </i>türünde ibarelere hükümde yer vermediği izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Aykut Ersan, Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik veya Aşağılama, Türkiye Barolar Birliği Dergisi, Dönem/Sayı: 2014/111, s.91.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-ve-asagilama-suclari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Ersan Şen/Mehmet Vedat Ervan, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-ve-asagilama-suclari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik ve Aşağılama Suçları,</span></a><strong><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-ve-asagilama-suclari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-ve-asagilama-suclari</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Aykut Ersan, a.g.e., s.82.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.7300.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-ne-zaman-olusur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Ersan Şen/Erkan Duymaz, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-ne-zaman-olusur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu Ne Zaman Oluşur?</span></a><strong><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-ne-zaman-olusur" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-ne-zaman-olusur</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 21:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-kitaplks.jpg" type="image/jpeg" length="35383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİRAS PAYININ İHLALİNDE SÜRE NE ZAMAN BAŞLAR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tenkis Davalarına İlişkin Güncel Bir İnceleme</strong></p>

<p>Yeni bir olay düşünelim. Bir kişi hayatını kaybediyor. Geride kalan yakınları, doğal olarak onun malvarlığını öğrenmek için araştırma yapıyor. Bankalara gidiyorlar, hesap soruyorlar ve kendilerine “herhangi bir para yok” cevabı veriliyor. Bu nedenle, ortada paylaşılacak kayda değer bir nakit varlık olmadığı düşünülüyor ve konu kapanıyor.</p>

<p>Aradan aylar geçiyor. Günlük hayat devam ederken, tesadüfi bir sohbet sırasında dikkat çekici bir bilgi ortaya çıkıyor: <strong>Vefat eden kişinin geçmişte bir taşınmaz satışı yaptığı ve buradan elde ettiği parayı bankaya yatırmış olabileceği söyleniyor</strong>. Bu bilgi ilk başta bir ihtimal gibi görünse de, şüphe uyandırmaya yetiyor. Bunun üzerine yeniden bankaya başvuruluyor ve detaylı hesap hareketleri talep ediliyor.</p>

<p>Yapılan inceleme ise bambaşka bir tabloyu ortaya çıkarıyor. <strong>Vefat eden kişinin, ölümünden kısa bir süre önce, yüksek miktarda bir parayı tek bir kişiye gönderdiği anlaşılıyor.</strong> Üstelik bu işlemle ilgili herhangi bir açıklama da bulunmuyor.</p>

<p>İşte tam bu noktada bazı kritik sorular gündeme geliyor:</p>

<p>Bu durum ne zaman “<strong>öğrenilmiş</strong>” sayılacaktır?</p>

<p>Dava açmak için öngörülen süre, <strong>ölüm tarihinden mi başlar, yoksa bu işlemin gerçekten fark edildiği andan mı?</strong></p>

<p>Kâğıt üzerinde var olduğu kabul edilen süreler mi esas alınmalıdır, yoksa kişinin fiilen bildiği gerçek durum mu?</p>

<p>Ve en önemlisi, bu konular yeterince araştırılmadan verilen bir karar hukuka uygun kabul edilebilir mi?</p>

<p>Görüldüğü üzere mesele, basit bir süre tartışmasının çok ötesine geçmekte; kişilerin gerçekten neyi ne zaman öğrendiği, bunun nasıl ispat edileceği ve mahkemenin bu süreci ne kadar titizlikle incelediği gibi temel hukuki sorunları da beraberinde getirmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikle, hak düşürücü sürenin başlangıcına ilişkin değerlendirme yapılmalıdır. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 571. maddesi uyarınca tenkis davası açma hakkı, <strong>mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrendiği tarihten itibaren</strong> işlemeye başlar. Burada esas olan “öğrenme” olgusu olup, bu olgunun somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay uygulaması da bu yöndedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 13.02.2019 tarihli ve 2016/4322 E., 2019/912 K. Sayılı kararı</a>nda</strong> <i>"Hâl böyle olunca; davacının tenkise konu işlemleri öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin hak düşürücü sürenin başlangıcı kabul edilmeyerek, <strong>davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu savunması durumunda, davalının bu savunmasını ispat zorunluluğunda olduğunda kuşku bulunmamaktadır.</strong> <strong>Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı ve HGK'nun 01.06.2011 gün ve 2011/14-281-373 sayılı kararlarında</strong> aynı hususa işaret edilmiştir."</i> denilerek, hak düşürücü sürenin başlangıcında davacının ileri sürdüğü öğrenme tarihinin esas alınması gerektiği, aksini iddia eden davalının bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu açıkça ifade edilmiştir. Aynı yaklaşım, 14.12.2015 ve 12.04.2018 tarihli kararlarında da tekrar edilerek, murisin ölüm tarihinin her durumda öğrenme tarihi olarak kabul edilemeyeceği; özellikle gizli işlemler bakımından <strong>“fiili öğrenme” esasının </strong>geçerli olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede, mirasbırakanın banka işlemleri gibi mirasçılardan gizli yürüttüğü tasarruflarda, öğrenme tarihinin murisin ölüm tarihi veya veraset ilamının alınması tarihi olarak kabulü mümkün değildir. Öğrenme, ancak ilgili işlemin somut verilerle ortaya çıktığı ve mirasçının saklı payının ihlal edildiğini idrak edebildiği anda gerçekleşir.</p>

<p>Yerel mahkemenin ise bu ilkelere aykırı şekilde, Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’ndaki dört aylık süreyi kesin bir öğrenme tarihi olarak kabul ettiği görülmektedir. Oysa bu düzenleme kesin nitelikte olmayıp, <strong>yalnızca adi bir karine teşkil eder ve aksinin her zaman ispatı mümkündür</strong>. Bu karinenin mutlak kabulü, hak düşürücü sürenin yanlış belirlenmesine ve davanın esası incelenmeksizin reddine yol açmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, hak düşürücü sürenin geçtiğini iddia eden tarafın bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu hususu da göz ardı edilmemelidir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 190. ve Türk Medeni Kanunu’nun 6. maddeleri uyarınca ispat yükü, iddiasını ileri süren tarafa aittir. <strong>Davalı taraf, mirasçının daha erken bir tarihte bilgi sahibi olduğunu somut delillerle ortaya koyamadığı sürece</strong>, davacının beyan ettiği öğrenme tarihinin esas alınması zorunludur.</p>

<p>Uyuşmazlığın bir diğer boyutu ise eksik inceleme ile hüküm kurulmuş olmasıdır. Mahkemece, öğrenme tarihinin belirlenmesinde belirleyici nitelikte olan tanık beyanları ve diğer deliller toplanmaksızın karar verilmektedir. Oysa öğrenme tarihi, somut olayda tartışmalı olup, tanık dahil tüm delillerin değerlendirilmesini gerektirmektedir.</p>

<p>Nitekim Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, mahkemenin davayı aydınlatma yükümlülüğü kapsamında tarafların iddia ve savunmalarını netleştirmesi, delilleri toplaması ve özellikle öğrenme tarihini açıklığa kavuşturması gerekmektedir. Tanık listesi sunulmasına rağmen tanıkların dinlenmemesi ise açıkça hukuki dinlenilme hakkının ihlalidir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 01.07.2019 tarihli ve 2016/10294 E., 2019/4259 K. Sayılı kararı</strong></a> <i>"Somut olayda, <strong>davalı yanın tanık deliline dayandığı, tanık isim ve adreslerini 01.07.2014 tarihinde bildirdiği,</strong> mahkemece davalının tanık listesinin süresinde verilmediği belirtilerek anılan tanıkların dinlenmediği, bunun sonucunda davalının eldeki davada savunma hakkının kısıtlandığı ortadadır.</i></p>

<p><i>Hâl böyle olunca; <strong>davalı tarafça bildirilen tanıkların dinlenmeleri yönünde HMK'nın 240. v.d. maddeleri uyarınca işlem yapılması ve davalının ibraz ettiği bağış sözleşmesi de değerlendirilerek, murisin amacının tereddüde yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekirken,</strong> davalı tanıkları dinlenilmeksizin savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir..."</i></p>

<p>Esasa ilişkin olarak değerlendirildiğinde ise, dava konusu para transferinin niteliği önem kazanmaktadır. Murise ait taşınmazın satışından elde edilen bedelin kısa süre içerisinde davalıya aktarılması, işlemin karşılıksız bir kazandırma niteliğinde olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Her ne kadar genel hukuk karinesine göre <strong>banka havaleleri bir borcun ifası olarak kabul edilse de, miras hukuku bakımından bu karine mutlak değildir.</strong> Taraflar arasında gerçek bir borç ilişkisinin bulunmaması, transferin yüksek tutarlı olması ve hayatın olağan akışına aykırılık teşkil etmesi, bu karinenin aksinin kabulünü mümkün kılar.</p>

<p>Nitekim Yargıtay kararlarında da, murisin banka hesabından yapılan yüksek tutarlı transferlerde, <strong>davalının borç iddiasını ispat edememesi halinde işlemin bağış olarak değerlendirilmesi gerektiği ve tenkise tabi tutulacağı açıkça ifade edilmektedir.</strong></p>

<p>Bununla birlikte, murisin önceki davranışları da değerlendirilmelidir. Murisin geçmişte benzer şekilde malvarlığını devretmeye yönelik işlemler yaptığı ve bu işlemlerin yargı kararlarına konu olduğu anlaşılmaktadır. <strong>Yargıtay 1. Hukuk Dairesi 28.10.2004 tarihli ve 2004/1011 E., 2004/2177 K. Sayılı kararı</strong> <i>“Somut olaya gelince: miras bırakanın tanık beyanlarına göre mal satmaya ihtiyacı bulunmadığı, mal varlığının kendisini geçindirmeye yetecek düzeyde olduğu, davacının işi sebebiyle miras bırakanın yakın çevresinden uzak kaldığı, miras bırakanın davalılardan Mehmet ile birlikte oturduğu ve <strong>1982 yılından 2000 yılına kadar bağış ve satış sözleşmeleri ile birden ziyade taşınmazını terekeden çıkarma iradesini kararlılıkla sürdürdüğü, bedeller arasında açık fark olduğu, böylece miras bırakanın amacının mirasçılardan (terekeden) mal kaçırmak olduğu sonucuna varılmaktadır.</strong>"</i> Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, murisin gerçek iradesinin tespiti bakımından taraflar arasındaki ilişkiler, aile içi ihtilaflar ve işlemlerin sürekliliği büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar birlikte değerlendirildiğinde; miras hukukunda saklı payın korunmasına yönelik davalarda, mirasbırakanın yaptığı tasarrufların niteliğinin doğru tespit edilmesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle karşılıksız kazandırma niteliği taşıyan işlemlerin, saklı pay kurallarını etkisiz kılma amacına yönelik olup olmadığının somut olayın tüm özellikleri dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak; saklı payın korunmasına yönelik davalarda, hem süre kurallarının hem de maddi hukuka ilişkin değerlendirmelerin titizlikle ele alınması gerekmektedir. Bu çerçevede, mahkemeler tarafından yapılacak incelemenin; fiili öğrenme olgusunu esas alan, tüm delilleri kapsayan ve mirasbırakanın gerçek iradesini ortaya koymaya yönelik bir bütünlük içinde yürütülmesi, hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Aksi yöndeki uygulamalar, hem hukuki güvenliği zedeleyecek hem de benzer uyuşmazlıklarda öngörülebilirliği ortadan kaldıracaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/miras-payinin-ihlalinde-sure-ne-zaman-baslar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themis-kumsad.jpg" type="image/jpeg" length="17304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/10294 E., 2019/4259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 01/07/2019 tarihli, 2016/10294 E., 2019/4259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/10294 E., 2019/4259 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil davası sonunda, yerel mahkemece davanın kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nın raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptal ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı, mirasbırakan babası ...’ın 71 ( eski 2791) ve 73 ( eski 2793) parsel sayılı taşınmazlarını davalıya satış suretiyle temlik ettiğini, temlik işleminin mirasçılardan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olduğunu, murisin akıl zayıflığından istifade eden davalının hileli hareketlerle taşınmazların temlikini sağladığını ileri sürerek davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payı oranında adına tapuya tesciline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Asli müdahiller, mirasbırakan babalarının dava konusu taşınmazlarını diğer mirasçıları mirastan yoksun bırakmak amacıyla gizlice üvey anneleri olan davalıya temlik ettiğini ileri sürüp, davalı adına olan tapu kayıtlarının iptali ile miras payları oranında tesciline karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, temlikin gerçek satış olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece,‘’davalının alım gücünün bulunmadığı, mirasbırakanın çekişmeli taşınmazları satma ihtiyacı içerisinde olmadığı, satış işleminde öngörülen satış bedellerinin taşınmazların gerçek değerinin çok altında bulunduğu ‘’gerekçeleriyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; uygulamada ve öğretide "muris muvazaası" olarak tanımlanan muvazaa, niteliği itibariyle nisbi (mevsuf-vasıflı) muvazaa türüdür. Söz konusu muvazaada miras bırakan gerçekten sözleşme yapmak ve tapulu taşınmazını devretmek istemektedir. Ancak mirasçısını miras hakkından yoksun bırakmak için esas amacını gizleyerek, gerçekte bağışlamak istediği tapulu taşınmazını, tapuda yaptığı resmi sözleşmede iradesini satış veya ölünceye kadar bakma sözleşmesi doğrultusunda açıklamak suretiyle devretmektedir.</p>

<p>Bu durumda, yerleşmiş Yargıtay içtihatlarında ve 1.4.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında açıklandığı üzere görünürdeki sözleşme tarafların gerçek iradelerine uymadığından, gizli bağış sözleşmesi de Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 706., Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 237. (Borçlar Kanunu'nun (BK) 213.) ve Tapu Kanunu'nun 26. maddelerinde öngörülen şekil koşullarından yoksun bulunduğundan, saklı pay sahibi olsun veya olmasın miras hakkı çiğnenen tüm mirasçılar dava açarak resmi sözleşmenin muvazaa nedeni ile geçersizliğinin tespitini ve buna dayanılarak oluşturulan tapu kaydının iptalini isteyebilirler.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki; bu tür uyuşmazlıkların sağlıklı, adil ve doğru bir çözüme ulaştırılabilmesi, davalıya yapılan temlikin gerçek yönünün diğer bir söyleyişle miras bırakanın asıl irade ve amacının duraksamaya yer bırakmayacak biçimde ortaya çıkarılmasına bağlıdır. Bir iç sorun olan ve gizlenen gerçek irade ve amacın tespiti ve aydınlığa kavuşturulması genellikle zor olduğundan bu yöndeki delillerin eksiksiz toplanılması yanında birlikte ve doğru şekilde değerlendirilmesi de büyük önem taşımaktadır. Bunun için de ülke ve yörenin gelenek ve görenekleri, toplumsal eğilimleri, olayların olağan akışı, mirasbırakanın sözleşmeyi yapmakta haklı ve makul bir nedeninin bulunup bulunmadığı, davalı yanın alım gücünün olup olmadığı, satış bedeli ile sözleşme tarihindeki gerçek değer arasındaki fark, taraflar ile miras bırakan arasındaki beşeri ilişki gibi olgulardan yararlanılmasında zorunluluk vardır.</p>

<p>Öte yandan, yargılamanın sağlıklı bir biçimde sürdürülebilmesi için, iddia ve savunma ile ilgili delillerin eksiksiz toplanması zorunludur. Mahkeme iki tarafa eşit şekilde hukukî dinlenilme hakkı tanıyarak hükmünü vermelidir. Taraflara hukukî dinlenilme hakkı verilmesi anayasal bir haktır. 1982 Anayasası'nın 36. maddesine göre teminat altına alınan iddia ve savunma hakkı ile adil yargılanma hakkı, hukukî dinlenilme hakkını da içermektedir. Yine İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nde de hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma hakkı içinde teminat altına alınmıştır. Bu hakka, tarafın hâkime meramını anlatma hakkı ya da iddia ve savunma hakkı da denilmektedir. Ancak, hukukî dinlenilme hakkı, bu ifadeleri de kapsayan daha geniş bir anlama sahiptir.</p>

<p>Diğer taraftan, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 27. maddesinde: "(I) Davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. (2) Bu hak; a) Yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, b) Açıklama ve ispat hakkını, c) Mahkemenin, açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini, içerir". hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Hukukî dinlenilme hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsurudur. Zira, insan onurunun yargılamadaki zorunlu bir sonucu olarak, yargılama süjelerinin, yargılamada şeklen yer almaları dışında, tam olarak bilgi sahibi olmaları, kendilerini ilgilendiren yargılama konusunda açıklama ve ispat haklarını tam ve eşit olarak kullanmaları ve yargı organlarının da bu açıklamaları dikkate alarak gereği gibi değerlendirme yapıp karar vermesi gerekir.</p>

<p>Somut olayda, davalı yanın tanık deliline dayandığı, tanık isim ve adreslerini 01.07.2014 tarihinde bildirdiği, mahkemece davalının tanık listesinin süresinde verilmediği belirtilerek anılan tanıkların dinlenmediği, bunun sonucunda davalının eldeki davada savunma hakkının kısıtlandığı ortadadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca; davalı tarafça bildirilen tanıkların dinlenmeleri yönünde HMK'nın 240. v.d. maddeleri uyarınca işlem yapılması ve davalının ibraz ettiği bağış sözleşmesi de değerlendirilerek, murisin amacının tereddüte yer vermeyecek şekilde belirlenmesi gerekirken, davalı tanıkları dinlenilmeksizin savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle işin esası bakımından yazılı olduğu üzere hüküm kurulması doğru değildir.</p>

<p>Davalının yerinde görülen temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 01/07/2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-201610294-e-20194259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="36220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2016/4322 E., 2019/912 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 13.02.2019 tarihli, 2016/4322 E., 2019/912 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/4322 E., 2019/912 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ<br />
DAVA TÜRÜ : TAPU İPTALİ VE TESCİL-TENKİS-ECRİMİSİL</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu iptali ve tescil, tenkis, ecrimisil davası sonunda, yerel mahkemece davanın süreden reddine ilişkin olarak verilen karar davacılar vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'nün raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis ve ecrimisil isteklerine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar, mirasbırakan...nin tek erkek evladı olması nedeniyle davalıyı daha fazla koruyup kolladığını, duygu ve düşünceleri ile bu durumu belli ettiğini, paydaşı olduğu 1614 ada 6 parsel sayılı taşınmazdaki payının yarısını 24.10.1972 tarihinde davalıya bağış suretiyle devrettiğini, bu hususun ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2013/188 Esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporu ile öğrendiklerini ileri sürerek davalı adına olan tapu kaydının miras payları oranında iptali ile adlarına tesciline, olmazsa tenkise, değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere 1.000 TL ecrimisile karar verilmesini istemişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı, davanın süresinde açılmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, mirasbırakanın bağış suretiyle yaptığı temlikte muris muvazaası iddiasının dinlenemeyeceği tenkis talebininde TMK'nın 571. maddesi gereğince bir yıllık hak düşürücü sürede ileri sürülmediğinden hak düşürücü süreden davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden, mirasbırakan...’nin 26.02.2013 tarihinde öldüğü, geriye çocukları davacılar ..., ..., davalı ... ile dava dışı .... ve ....’nin mirasçı olarak kaldığı, dava konusu 1614 ada 6 (eski 425 ada 391) parsel sayı 630,30 m2 miktarlı kargir ev ve arsası nitelikli taşınmazın 4/8 payı mirasbırakan ...adına kayıtlı iken 2/8 payını davalı ...’e 24.10.1972 tarihinde bağış suretiyle devrettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere; TMK'nın hak düşürücü süreler başlıklı 571. maddesinde; “Tenkis davası açma hakkı, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrendikleri tarihten başlayarak bir yıl ve her halde vasiyetnamelerde açılma tarihinin, diğer tasarruflarda mirasın açılması tarihinin üzerinden on yıl geçmekle düşer. Bir tasarrufun iptali bir öncekinin yürürlüğe girmesini sağlarsa, süreler iptal kararının kesinleşmesi tarihinde işleyemeye başlar. Tenkis iddiası, def’i yoluyla her zaman ileri sürülebilir” hükmüne yer verilmiş olup, 743 sayılı Türk Kanunu Medenisindeki düzenlemenin aksine, tenkis davasının bağlı olduğu süreler, zamanaşımı süresi olmaktan çıkarılmış, hak düşürücü süre hâline getirilmiştir. Öte yandan, 4722 Sayılı Türk Medeni Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanunun 17.maddesi gereğince, mirasçılık ve mirasın geçişi, mirasbırakanın ölümü tarihindeki yürürlükte olan hükümlere göre belirlenecektir. Anılan sürenin hak düşürücü nitelikte olması nedeniyle re’sen gözetilmesi gerekeceği de kuşkusuzdur.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, mirasçıların saklı paylarının zedelendiğini öğrenme tarihi, murisin ölüm tarihi olabileceği gibi, somut olayın özelliğine göre murisin ölüm tarihinden sonraki bir tarih de olabilecektir. Bir başka ifadeyle, murisin ölüm tarihinden sonra da davacı mirasçının saklı payının zedelendiğini öğrenmesinin mümkün olduğu kuşkusuzdur.</p>

<p>Bu durumda, hak düşürücü sürenin hesabında davacının öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin esas alınması gerekir. Davalı tarafın bu tarihten daha önceki bir tarihte davacının saklı payının zedelendiğini öğrendiğini iddia etmesi durumunda bu iddiasını ispat etmek zorundadır.</p>

<p>Somut olayda; mirasbırakan Hüseyin Tekeli 26.03.2013 tarihinde ölmüş olup, buna göre eldeki davada uygulanması gereken yasal düzenleme 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 571. maddesi olacağı açıktır. Davacıların, ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/188 Esas sayılı (mirasçılar... ve ... tarafından İsmail’e karşı dava dışı 207, 198, 202 ve 206 parsel sayılı taşınmazlar için muris muvazaası hukuksal nedenine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil, olmazsa tenkis istekli) dava dosyasında alınan 21.10.2014 tarihli bilirkişi raporu ile temliki öğrendiklerini iddia ederek eldeki davayı açtıkları, davalı ise; ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2013/188 Esas sayılı davanın açıldığı 18.04.2013 tarihinden itibaren davacıların temliki bildikleri ve davanın hak düşürücü süre geçtikten sonra açıldığını iddia ederek, davanın reddini savunduğu dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca; davacının tenkise konu işlemleri öğrenme tarihi olarak ileri sürdüğü tarihin hak düşürücü sürenin başlangıcı kabul edilmeyerek, davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu savunması durumunda, davalının bu savunmasını ispat zorunluluğunda olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun 20.04.1983 gün ve 1980/1-1846-397 sayılı ve HGK'nun 01.06.2011 gün ve 2011/14-281-373 sayılı kararlarında aynı hususa işaret edilmiştir.</p>

<p>Hal böyle olunca, davalının öğrenme tarihinin daha önce olduğunu kanıtlaması halinde tenkis talebinin süre yönünden reddine karar verilmesi, davalının aksini kanıtlayamaması halinde ise işin esasına girilmek suretiyle bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu şekilde karar verilmesi isabetsizdir.<br />
Davacıların bu yöne ilişkin temyiz itirazı açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, hükmün bu bölümünün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, alınan peşin harcın temyiz edene geri verilmesine, 13.02.2019 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20164322-e-2019912-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="49245"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Affect Heuristic]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, normatif düzeyde delil, gerekçe, ispat standardı, masumiyet karinesi ve adil yargılanma ilkeleri üzerine kurulur. Ancak fiilî yargılama pratiği yalnızca rasyonel değerlendirme süreçlerinden ibaret değildir. Ceza dosyaları çoğu zaman öfke, korku, tiksinti, acıma, merhamet, kamuoyu baskısı, mağduriyet algısı ve toplumsal güvenlik kaygısı gibi duygusal yoğunluklar içinde değerlendirilir. Bu nedenle ceza muhakemesinde karar psikolojisini anlamak için yalnızca hukuki normlara değil, duyguların kanaat üretimindeki rolüne de bakmak gerekir.</p>

<p><i>Affect heuristic</i>, yani duygulanım sezgisi, kişinin bir olaya, kişiye veya davranışa ilişkin değerlendirmesini çoğu zaman analitik muhakeme yerine ilk duygusal tepkisi üzerinden kurmasıdır. Bir kişi veya olay olumsuz duygu uyandırıyorsa risk daha yüksek, kusur daha ağır, fail daha tehlikeli ve delil daha güçlü algılanabilir. Buna karşılık olumlu duygu uyandıran kişi veya anlatılar daha güvenilir, daha masum veya daha anlaşılabilir görünebilir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde affect heuristic; mağdur anlatısının delil değerini aşan duygusal güç kazanması, sanığın görünüşü ve davranışlarının karakter yargısına dönüşmesi, kamuoyu infialinin hukuki risk gibi algılanması, suç tipinin yarattığı tiksinti veya öfkenin ispat değerlendirmesine sızması ve hâkimin dosyaya ilişkin ilk duygusal konumlanmasının kanaati belirlemesi biçiminde görünür hale gelir. Hibrit Kopuş Savunması, bu yanlılık karşısında savunmayı duyguyu inkâr eden değil, duygunun hukuki ölçütün yerine geçmesini engelleyen stratejik bir müdahale pratiği olarak konumlandırır.</p>

<p><strong>I. Giriş: Ceza Muhakemesinde Duygunun Sessiz İktidarı</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi, görünürde hukukî aklın alanıdır. Deliller toplanır, taraflar dinlenir, tanıklar sorgulanır, bilirkişi raporları tartışılır, savcı mütalaasını sunar, savunma cevap verir ve mahkeme vicdani kanaatine göre hüküm kurar. Normatif şema bu kadar berraktır. Fakat duruşma salonunun fiilî gerçekliği bu kadar steril değildir. Ceza yargılaması, insanî acının, öfkenin, korkunun, utancın, toplumsal tepkinin ve güvenlik kaygısının en yoğun biçimde sahneye çıktığı alanlardan biridir. Özellikle şiddet, cinsel suç, çocuk mağduriyeti, aile içi olaylar, örgüt suçları, trafik kazaları, kamu düzenini sarsan eylemler ve medyatik dosyalar, yalnızca hukuki değil, aynı zamanda duygusal dosyalardır.</p>

<p>Bu dosyalarda mesele çoğu zaman şudur: Duygu, delilin önüne geçer mi? Acı, ispatın yerine geçer mi? Öfke, gerekçenin boşluğunu doldurur mu? Tiksinti, suç vasfını ağırlaştırır mı? Kamuoyu infiali, tutuklama nedeni gibi çalışır mı? Mağdurun anlatısının duygusal gücü, anlatının hukuki testten geçirilmesini zorlaştırır mı? <i>Affect heuristic</i> bu soruların merkezinde yer alır. Çünkü insan zihni, çoğu zaman önce hisseder, sonra gerekçelendirir. Bir olay bize kötü hissettiriyorsa, onun daha riskli, daha haksız, daha tehlikeli ve daha cezalandırılabilir olduğunu düşünebiliriz. Bir kişi bize olumsuz duygu veriyorsa, onun savunmasını daha az inandırıcı bulabiliriz. Bir mağduriyet anlatısı bizi derinden etkiliyorsa, bu anlatının çelişkilerini görmekte zorlanabiliriz.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bu çok tehlikelidir. Çünkü ceza yargılaması duygusuz olamaz; fakat yalnızca duygu ile de yürütülemez. Mahkeme elbette insanî acıya kayıtsız kalamaz. Fakat insanî acı, hukuki ispat standardının yerine geçemez. Mağduriyetin yoğunluğu, sanığın suçluluğunu otomatik olarak ispatlamaz. Suç tipinin ağırlığı, somut delilin zayıflığını telafi etmez. Toplumun öfkesi, şüpheden sanık yararlanır ilkesini askıya almaz.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu noktada savunmayı soğuk, duygusuz, teknik ve insandan kopuk bir faaliyet olarak görmez. Aksine, savunma duygunun sahnedeki gücünü kabul eder. Ancak bu gücün hukuki ölçütün yerine geçmesine izin vermez. Savunmanın görevi, duyguyu yok etmek değil; duygunun delil gibi çalıştığı anı görünür hale getirmektir. Bu nedenle affect heuristic karşısında savunmanın temel sorusu şudur: <strong>Bu dosyada kanaat gerçekten delillerden mi doğuyor, yoksa deliller duygusal bir ilk tepkinin ardından mı okunuyor?</strong></p>

<p><strong>II. Affect Heuristic Nedir?</strong></p>

<p>Affect heuristic, kişinin karar verirken olaylara ilişkin duygusal izlenimlerini hızlı bir değerlendirme aracı olarak kullanmasıdır. İnsan zihni, her olayda uzun ve analitik bir muhakeme yapmaz. Çoğu zaman olayın bizde uyandırdığı duygu, olay hakkındaki ilk kanaatimizi belirler.</p>

<p>Bir kişi bize güven veriyorsa, onun davranışlarını daha makul yorumlayabiliriz. Bir kişi antipatik görünüyorsa, aynı davranışı daha kötü niyetli algılayabiliriz. Bir olay korku uyandırıyorsa riskini olduğundan yüksek değerlendirebiliriz. Bir suç tipi tiksinti veya öfke doğuruyorsa, somut delillerdeki boşluklara daha az dikkat edebiliriz.</p>

<p>Ceza muhakemesinde affect heuristic’in kritik tarafı şudur: Duygu çoğu zaman kendisini duygu olarak göstermez. Yani kişi “ben bu dosyada öfkelendiğim için böyle düşünüyorum” demez. Daha çok, “dosyanın kapsamı”, “suçun niteliği”, “olayın vahameti”, “sanığın hali”, “mağdurun samimi anlatımı” veya “toplum vicdanı” gibi görünürde rasyonel ifadelerle kanaatini kurar. Elbette bu kavramların hepsi hukuken önemsiz değildir. Suçun niteliği, olayın ağırlığı, mağdurun beyanı, sanığın davranışı ve toplum güvenliği belirli bağlamlarda değerlendirilebilir. Sorun bunların varlığı değil, duygusal yoğunluğun hukuki testin yerine geçmesidir.</p>

<p>Affect heuristic, ceza muhakemesinde üç tehlikeli kaymaya yol açabilir: Birincisi, <strong>duygusal yoğunluk ispat gücü gibi algılanabilir.</strong> Anlatı ne kadar etkileyiciyse, o kadar doğru sanılabilir. İkincisi, <strong>duygusal rahatsızlık risk gibi algılanabilir.</strong> Sanık veya olay rahatsız edici ise, kaçma, delil karartma veya yeniden suç işleme riski daha yüksekmiş gibi düşünülebilir. Üçüncüsü, <strong>duygusal kabul gerekçe gibi çalışabilir.</strong> Mahkeme, aslında delillerin ayrıntılı tartışılması gereken yerde, olayın ağırlığına ve mağduriyetin etkisine dayanarak kanaatini daha kolay kurabilir. Bu nedenle affect heuristic, yalnızca psikolojik bir hata değildir. Ceza muhakemesinde masumiyet karinesi, gerekçeli karar hakkı, delillerin tartışılması ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından doğrudan sonuç doğurur.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Affect Heuristic’in Beş Görünümü</strong></p>

<p><strong>1. Mağdur Anlatısının Delil Değerini Aşan Duygusal Güç Kazanması</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde mağdur anlatısı son derece önemlidir. Mağdurun dinlenmesi, korunması, ikincil örselenmeden uzak tutulması ve beyanının ciddiyetle değerlendirilmesi gerekir. Ancak mağdur anlatısının önemini kabul etmek ile bu anlatıyı hukuki testten muaf tutmak aynı şey değildir. Affect heuristic özellikle mağduriyetin yoğun olduğu dosyalarda çalışır. Mağdurun acısı, anlatının duygusal gücü, yaşanan olayın ağırlığı veya toplumda uyandırdığı tepki, beyanın iç tutarlılığının, dış desteklerinin ve çelişkilerinin yeterince tartışılmasını zorlaştırabilir.</p>

<p>Buradaki tehlike şudur: Mağdurun acısı gerçek olabilir; fakat bu acı, sanığın isnat edilen fiili işlediğini otomatik olarak ispatlamaz. Bir kişinin mağdur olması, olayın sanık tarafından ve iddia edildiği şekilde gerçekleştiğini tek başına göstermez. Ceza muhakemesinde mağduriyet ile fail isnadı arasında hâlâ delil köprüsü kurulmalıdır.</p>

<p>Savunmanın bu alandaki dili son derece dikkatli olmalıdır. Çünkü mağdur anlatısına yönelik kaba, küçümseyici veya saldırgan bir tutum, savunmanın ethosunu zedeler ve mahkemenin duygusal direncini artırır. Hibrit Kopuş Savunması burada duyguyu inkâr etmez; fakat delil standardını geri çağırır.</p>

<p>Savunma şu çizgide kurulmalıdır: “Mağdurun yaşadığı acı ve olayın insanî boyutu tartışma dışıdır. Ancak ceza muhakemesinde mahkûmiyet kararı, yalnızca mağduriyetin ağırlığına değil, isnadın sanık bakımından hukuken ispatlanmasına dayanmalıdır.” Bu cümle, iki şeyi aynı anda yapar: Mağduru incitmez; fakat duygusal anlatının delil yerine geçmesini engeller.</p>

<p><strong>2. Sanığın Görünüşü, Tavrı ve Sosyal Kimliğinin Karakter Yargısına Dönüşmesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde sanık yalnız sözleriyle değil, bedeniyle, yüz ifadesiyle, sessizliğiyle, kıyafetiyle, konuşma tarzıyla ve sosyal kimliğiyle de algılanır. Duruşma salonu yalnızca hukuki değil, aynı zamanda dramaturjik bir alandır. Sanığın nasıl oturduğu, hâkime nasıl baktığı, cevap verirken tereddüt edip etmediği, ağlayıp ağlamadığı veya fazla soğukkanlı kalıp kalmadığı bile kanaati etkileyebilir.</p>

<p>Affect heuristic burada sanığın “hoşa gitmeyen” görünümünü suçluluk algısına dönüştürebilir. Sanık öfkeli görünüyorsa saldırgan, soğukkanlı görünüyorsa pişmanlıksız, susuyorsa saklayan, çok konuşuyorsa manipülatif, ağlıyorsa rol yapan, ağlamıyorsa duygusuz kabul edilebilir. Yani sanığın hemen her davranışı, mevcut duygusal çerçeve içinde aleyhe yorumlanabilir. Bu durum özellikle sosyal olarak dışlanmış, yoksul, eğitimsiz, öfkeli, travmatize, iletişim becerisi zayıf veya kendisini ifade etmekte güçlük çeken sanıklar bakımından daha ağır sonuç doğurur. Çünkü mahkeme bazen sanığın dosyadaki fiilini değil, salondaki etkisini yargılamaya başlar.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada müvekkili yalnız hukuki olarak değil, dramaturjik olarak da hazırlamalıdır. Müvekkilin kontrolsüz konuşma dürtüsü, gereksiz jestleri, hakime doğrudan çıkışları, mağdur tarafla göz teması, ironik gülümseme, omuz silkme veya öfke patlaması gibi davranışları, affect heuristic’i tetikleyebilir.</p>

<p>Savunmanın görevi iki yönlüdür: Birincisi, müvekkili duruşma sahnesine hazırlamak.<br />
İkincisi, sanığın kişilik izlenimi ile somut fiilin ispatı arasına hukuki mesafe koymak. Savunma gerektiğinde şu çerçeveyi kurmalıdır: “Müvekkilin duruşmadaki heyecanı, öfkesi veya kendisini ifade etme güçlüğü, isnat edilen fiilin sübutuna ilişkin delil olarak değerlendirilemez. Bu yargılamanın konusu müvekkilin duruşma performansı değil, iddianameye konu somut fiilin hukuken ispatlanıp ispatlanmadığıdır.” Bu ifade, karakter yargılamasını fiil yargılamasına geri çeker.</p>

<p><strong>3. Suç Tipinin Yarattığı Öfke veya Tiksintinin İspat Değerlendirmesine Sızması</strong></p>

<p>Bazı suç tipleri doğal olarak güçlü duygusal tepkiler üretir. Çocuklara karşı suçlar, cinsel suçlar, kadına yönelik şiddet, yaşlılara karşı eylemler, hayvanlara eziyet, toplum güvenliğini sarsan suçlar veya kamu vicdanını yaralayan olaylar, yargılama aktörlerinde de güçlü duygular doğurabilir.</p>

<p>Bu duygular insanî olarak anlaşılabilir. Fakat ceza muhakemesi açısından risklidir. Çünkü suç tipinin ağırlığı ile somut ispat gücü birbirine karışabilir. Suç ne kadar ağırsa, sanığın mahkûm edilmesi gerektiği yönündeki duygusal baskı artabilir. Oysa ceza hukukunun temel paradoksu şudur: Suç ne kadar ağırsa, ispat standardı fiilen o kadar dikkatli işletilmelidir. Çünkü hata ihtimalinin sonucu da o kadar ağırdır.</p>

<p>Affect heuristic burada “bu kadar ağır bir olay karşısında beraat verilirse toplum vicdanı yaralanır” gibi bir düşünceyi besleyebilir. Fakat ceza muhakemesinde toplum vicdanı, hukuki ispatın yerine geçemez. Hatta toplum vicdanının gerçekten korunması, masum bir kişinin duygusal baskı altında mahkûm edilmemesini de gerektirir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu tür dosyalarda çok hassas bir denge kurmalıdır. Savunma, suç tipinin ağırlığını küçümsememeli; fakat bu ağırlığın delil standardını düşürmesine izin vermemelidir.</p>

<p>Savunma dili şöyle kurulabilir: “İsnat edilen suçun ağırlığı tartışmasızdır. Ancak suçun ağırlığı, ispat standardını hafifletmez; aksine mahkemenin delilleri daha titiz, daha dikkatli ve daha gerekçeli değerlendirmesini zorunlu kılar.” Bu cümle affect heuristic’e karşı oldukça güçlüdür. Çünkü duygusal ağırlığı reddetmez; onu daha yüksek muhakeme dikkatine dönüştürür.</p>

<p><strong>4. Kamuoyu İnfialinin Hukuki Risk Gibi Algılanması</strong></p>

<p>Kamuoyu infiali, affect heuristic’in ceza muhakemesindeki en güçlü tetikleyicilerinden biridir. Özellikle sosyal medya çağında bazı dosyalar mahkeme salonuna gelmeden önce toplumun duygusal mahkemesinden geçer. Sanık hakkında etiketler üretilir, olay belirli bir çerçeveye yerleştirilir, mağduriyet anlatısı yayılır, öfke örgütlenir ve yargıdan “beklenen karar” daha yargılama başlamadan ilan edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu atmosferde tutuklama, adli kontrol, tahliye ve beraat kararları çok daha zor hale gelir. Çünkü yargısal karar artık yalnızca dosyaya değil, kamuoyunun duygusal tepkisine de temas eder. Mahkeme, hukuken doğru kararı vermekle kamuoyu tepkisini yönetmek arasında görünmez bir baskı hissedebilir.</p>

<p>Affect heuristic burada kamuoyu öfkesini hukuki risk gibi gösterir. Toplumun tepkisi yüksekse sanığın kaçacağı, delilleri karartacağı veya serbest kalırsa yeni bir tehlike doğuracağı daha kolay varsayılabilir. Oysa kamuoyu tepkisinin yoğunluğu, tek başına somut tutuklama nedeni değildir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada kamuoyuyla kavga etmez. Kamuoyunun acısını veya hassasiyetini küçümsemez. Ancak mahkemeye hukuki ölçütü hatırlatır. Örneğin: “Toplumsal hassasiyetin varlığı anlaşılabilir olmakla birlikte, kişi özgürlüğünü sınırlayan tedbirler somut olgulara dayanmalıdır. Kamuoyu infiali, kaçma şüphesi veya delil karartma ihtimalinin yerine geçemez.” Bu cümle, kamuoyu tepkisinin duygusal ağırlığını hukuki risk kategorisinden ayırır. Böylece savunma, affect heuristic’in tutuklama kararına sızmasını engellemeye çalışır.</p>

<p><strong>5. Hâkimin İlk Duygusal Konumlanmasının Kanaati Belirlemesi</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde hâkim de insandır. Dosyayı okurken, sanığı görürken, mağduru dinlerken, olayın detaylarıyla karşılaşırken belirli duygular yaşayabilir. Bu duygular tamamen ortadan kaldırılamaz. Fakat sorun, ilk duygusal konumlanmanın daha sonra delillerin okunma biçimini belirlemesidir. Bir hâkim dosyayı ilk okuduğunda sanığa karşı olumsuz bir izlenim geliştirmişse, sonraki savunma argümanlarını daha dirençli karşılayabilir. Mağdurun anlatısı güçlü bir empati doğurmuşsa, beyan çelişkileri daha tolere edilebilir görülebilir. Sanığın tavrı mahkemede rahatsızlık yaratmışsa, sanık lehine açıklamalar daha az inandırıcı bulunabilir.</p>

<p>Bu noktada affect heuristic, confirmation bias ile birleşebilir. İlk duygusal tepki, daha sonra kendisini doğrulayan delilleri seçmeye başlar. Böylece duygu ile delil arasında kapalı bir döngü oluşur. Hibrit Kopuş Savunması’nın görevi, bu döngüyü kırmaktır. Savunma, mahkemeyi doğrudan “duygusal davranıyorsunuz” diye itham etmemelidir. Bu genellikle direnç üretir. Bunun yerine delil değerlendirmesini yeniden yapılandıracak sorular sormalıdır:</p>

<p>Bu beyan hangi dış delille desteklenmektedir?<br />
Bu görüntünün öncesi ve sonrası dosyada mevcut mudur?<br />
Sanığın davranışı hangi somut delille suçla ilişkilendirilmektedir?<br />
Mağduriyetin ağırlığı ile fail isnadının ispatı birbirinden ayrılmış mıdır?<br />
Duygusal olarak çarpıcı olan unsur, hukuken belirleyici midir?</p>

<p>Bu sorular, hâkimin duygusal kanaatini doğrudan hedef almadan, kanaatin delil zeminine geri dönmesini sağlar.</p>

<p><strong>IV. Affect Heuristic ve Mağduriyet Dilinin Çift Yönlü Riski</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde mağduriyet dili iki yönlü bir risk taşır. Bir yandan mağdurun acısını görünmez kılan, onu ikinci kez yaralayan, beyanını peşinen değersizleştiren bir savunma dili adil değildir. Diğer yandan mağduriyetin duygusal gücünü hukuki ispatın yerine geçiren bir yargılama dili de adil değildir. Bu nedenle savunma, mağduriyet anlatısını inkâr eden değil, onu hukuki sınırına yerleştiren bir dil kurmalıdır. Savunmanın en zor ama en gerekli işi budur. Özellikle hassas suç tiplerinde savunmanın hatalı bir cümlesi mahkeme salonundaki bütün duygusal dengeyi değiştirebilir. Mağduru suçlayıcı, aşağılayıcı, küçük düşürücü veya travmayı hafife alan bir dil, savunmanın meşruiyetini zayıflatır. Ancak savunma, bu hassasiyet nedeniyle delil tartışmasından da vazgeçemez.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması burada “ölçülü pathos” ilkesini devreye sokar. Savunma duygusuz değildir; fakat duygunun esiri de değildir. Mağdurun acısını kabul eder, fakat sanığın mahkûmiyeti için hukuki ispat arar. Toplumun hassasiyetini anlar, fakat kişi özgürlüğünün ancak somut olgularla sınırlanabileceğini vurgular. Suçun ağırlığını inkâr etmez, fakat suçun ağırlığının ispat yükünü ortadan kaldırmadığını söyler.</p>

<p>Bu dengenin temel cümlesi şu olabilir: <strong>“İnsanî acıya saygı, hukuki ispat zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.”</strong> Bu cümle, affect heuristic karşısında savunmanın etik ve stratejik merkezidir.</p>

<p><strong>V. Hibrit Kopuş Savunmasının Affect Heuristic Karşısındaki Müdahale Dereceleri</strong></p>

<p><strong>1. Birinci Derece: Duyguyu İnkâr Etmeden Hukuki Zemini Hatırlatma</strong></p>

<p>Duygusal yoğunluğun düşük veya orta düzeyde olduğu dosyalarda savunma, mahkemeyi doğrudan uyarmak yerine yumuşak bir hatırlatma yapabilir.</p>

<p>Örneğin: “Dosyanın insanî boyutu elbette önemlidir; ancak nihai değerlendirme, duruşmada tartışılan somut deliller üzerinden yapılmalıdır.” Bu dil uyumludur. Mahkemenin duygusal hassasiyetini reddetmez. Fakat değerlendirme zeminini delile çeker.</p>

<p><strong>2. İkinci Derece: Duygusal Anlatı ile Delil Değeri Arasında Ayrım Kurma</strong></p>

<p>Eğer mağdur anlatısı, kamuoyu tepkisi veya olayın ağırlığı delil değerlendirmesini baskılamaya başlamışsa savunma daha belirgin bir ayrım kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “Anlatının etkileyici olması ile isnadın hukuken ispatlanması farklı değerlendirme düzlemleridir. Savunmanın talebi, bu iki düzlemin birbirine karıştırılmamasıdır.” Bu cümle affect heuristic’i doğrudan hedefler. Fakat bunu saldırgan olmayan bir dille yapar.</p>

<p><strong>3. Üçüncü Derece: Delil Tartışmasını Duygusal Çerçeveden Çıkarmak</strong></p>

<p>Mahkeme veya iddia makamı sürekli olayın vahametine, mağduriyetin ağırlığına veya sanığın olumsuz izlenimine dayanıyorsa savunma delil tartışmasını yeniden kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “İsnat edilen fiilin ağırlığı konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. Tartışma, bu ağır fiilin müvekkil tarafından işlendiğinin hangi somut, güvenilir ve çelişkiden uzak delillerle ispatlandığı noktasındadır.” Bu cümle savunmanın alanını netleştirir. Suçun ağırlığını değil, fail isnadının ispatını tartışır.</p>

<p><strong>4. Dördüncü Derece: Duygusal Baskının Adil Yargılanma Sorununa Dönüştüğünü Gösterme</strong></p>

<p>Kamuoyu baskısı, medya dili veya mahkeme salonundaki duygusal atmosfer savunmanın etkinliğini zayıflatıyorsa, savunma bunu adil yargılanma meselesi olarak kurmalıdır.</p>

<p>Örneğin: “Yargılamanın kamuoyu tepkisinin gölgesinde yürütülmesi, delillerin serbestçe tartışılmasını ve savunmanın etkili biçimde dinlenmesini zorlaştırmaktadır. Savunma olarak talebimiz, dosyanın duygusal atmosferden arındırılarak yalnızca hukuka uygun deliller üzerinden değerlendirilmesidir.” Bu artık daha açık bir Hibrit Kopuş hamlesidir.</p>

<p><strong>5. Beşinci Derece: Duygusal Yargılamanın Meşruiyetini Tartışmaya Açma</strong></p>

<p>Bazı dosyalarda affect heuristic sistematik hale gelir. Medya mahkemesi kurulmuş, sanık peşinen mahkûm edilmiş, mahkeme salonu toplumsal öfkenin sahnesine dönüşmüş ve savunmanın her itirazı mağdura saldırı gibi algılanmaya başlamış olabilir.</p>

<p>Bu durumda savunma, yargılamanın meşruiyet zeminini tartışmaya açabilir: “Savunmanın her delil tartışmasının mağduriyeti inkâr gibi algılandığı, kamuoyu tepkisinin yargılama atmosferini belirlediği ve sanığın daha hüküm kurulmadan toplumsal olarak mahkûm edildiği bir ortamda, adil yargılanma hakkının fiilen korunması mümkün değildir.” Bu sert bir müdahaledir. Her dosyada kullanılmaz. Fakat bazı dosyalarda savunmanın kayıt oluşturması, üst yargı ve hak ihlali denetimi bakımından zorunlu hale gelebilir.</p>

<p><strong>VI. Affect Heuristic’e Karşı Hazır Savunma Cümleleri</strong></p>

<p>“Dosyanın insanî ağırlığı, ispat standardını hafifletmez.”</p>

<p>“Mağduriyetin varlığı ile fail isnadının sanık bakımından ispatı ayrı değerlendirme konularıdır.”</p>

<p>“Duygusal olarak çarpıcı olan unsur, hukuken belirleyici unsur olmayabilir.”</p>

<p>“Toplumsal tepki, CMK anlamında somut tutuklama nedeni yerine geçemez.”</p>

<p>“Sanığın duruşmadaki tavrı, isnat edilen fiilin sübutuna ilişkin delil olarak değerlendirilemez.”</p>

<p>“Suçun ağırlığı, delil değerlendirmesinde daha düşük değil, daha yüksek bir dikkat yükümlülüğü doğurur.”</p>

<p>“Savunmanın delil tartışması, mağduriyeti inkâr anlamına gelmez.”</p>

<p>“İnsanî acıya saygı, hukuki ispat zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.”</p>

<p>“Bu dosyada tartışılması gereken husus, olayın yarattığı duygusal etki değil, isnadın somut delillerle ispatlanıp ispatlanmadığıdır.”</p>

<p>“Mahkûmiyet kanaati, duygusal kabulden değil, duruşmada tartışılmış delillerden doğmalıdır.”</p>

<p><strong>VII. Sonuç: Savunma, Duygunun Delil Gibi Çalıştığı Anı Görünür Kılar</strong></p>

<p>Ceza muhakemesi insansız bir alan değildir. Bu nedenle duygunun yargılamadan tamamen çıkarılması mümkün değildir. Mağdurun acısı, sanığın korkusu, toplumun öfkesi, hâkimin insanî tepkisi ve duruşma salonunun atmosferi yargılamanın gerçek parçalarıdır. Ancak ceza muhakemesi, duygunun varlığını kabul ederken onun delilin yerine geçmesine izin veremez.</p>

<p>Affect heuristic’in tehlikesi tam da buradadır. Duygu, kendisini duygu olarak değil, kanaat olarak sunar. Öfke risk gibi görünür. Acı ispat gibi algılanır. Tiksinti suç vasfını ağırlaştırır. Kamuoyu infiali tutuklama nedeni gibi çalışır. Sanığın sevimsizliği suçluluk izlenimine dönüşür.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, bu duygusal akışı inkâr etmez. Onu teşhis eder, adlandırır ve hukuki zemine geri çeker. Savunmanın görevi mağduriyeti küçümsemek değildir; mağduriyetin sanığın suçluluğunu otomatik olarak ispatlamadığını göstermektir. Savunmanın görevi kamuoyunu karşısına almak değildir; kamuoyu tepkisinin hukuki ölçütün yerine geçemeyeceğini hatırlatmaktır. Savunmanın görevi hâkimi duygusuzlaştırmak değildir; duygusal ilk tepkinin delil değerlendirmesini yönetmesini engellemektir.</p>

<p>Bu nedenle affect heuristic karşısında savunmanın temel ilkesi şudur: <strong>Duygu yargılamada inkâr edilemez; fakat hükmün gerekçesi haline de getirilemez.</strong> Hibrit Kopuş Savunması’nın bu başlıktaki ana cümlesi ise şöyle kurulabilir: <strong>Savunma, duygunun delil gibi çalıştığı anı görünür kılan ve yargılamayı yeniden hukuki ispat zeminine çeken stratejik müdahaledir.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-affect-heuristic-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/teraaszl.jpg" type="image/jpeg" length="18298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6650 E., 2025/9689 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 09.12.2025 tarihli, 2025/6650 E., 2025/9689 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6650 E., 2025/9689 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1180 E., 2025/1596 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Nazilli İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/321 E., 2025/72 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasının istenilmesi üzerine, işin duruşmaya tâbi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 09.12.2025</p>

<p>Salı günü tayin edilerek taraflara tebligat gönderilmiştir.</p>

<p>Duruşma günü davacı vekili Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... duruşmaya geldiler.</p>

<p>Duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra duruşmaya son verildi.</p>

<p>Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkete ait işyerinde 28.09.1998 tarihinde işe başladığını, müvekkilinin son ücretinin brüt 3.370,00 TL olduğunu, müvekkilinin özveriyle işini yaptığını, ancak davalı Şirket tarafından terfi ettirilmediğini, yeni personellerin birkaç yılda terfi ettiğini ve zam aldığını, işyerinde personel kayırmacılığının olduğunu, müvekkilinin bu durum ile ilgili yöneticilerine bu aksaklıkları, haksızlıkları, adaletsizlikleri içeren e-postalar gönderdiğini, müvekkilinin hiçbir cevap ve sonuç alamadığını, bunun üzerine müvekkilinin Yönetim Kurulu üyelerine e-posta gönderdiğini, gönderilen bu e-posta nedeniyle iş sözleşmesinin işveren tarafından feshedildiğini, müvekkilinin Şirket yöneticilerinin şahsına ya da şirketin kurumsal yapısına herhangi bir söz söylemediğini, müvekkilinin seçtiği atasözünün hakaret içermediğini, eleştirel düşüncenin ifade biçimi olduğunu belirterek kıdem ve ihbar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının kullanmış olduğu kelimelerin hakaret içerdiğini, davacının yazdığı e-posta içeriğinde ifade özgürlüğü ve eleştiri sınırlarını aştığını, kullanılan üslubun ölçülü olması gerektiğini, davacının mevcut e-postasını düzeltme ihtiyacı ile yeni bir e-posta gönderdiğini kabul etmekle ölçüyü kaçırdığını ikrar ettiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İHLAL KARARINDAN ÖNCEKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararı ile; davacı tarafından gönderilen e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 18.10.2018 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin 11.10.2021 tarihli kararı ile; davacı tarafından atılan e-posta içeriğinin değerlendirilmesinde, her ne kadar diğer cümleler eleştiri kapsamında rahatsız olunan durumun dile getirilmesi olarak değerlendirilebilecek ise de "bokla yapılan sidikle yıkılır derler. ... enerji de işler bok' la yapılıyor sidikle yıkılmaya mahkumdur." ifadesinin eleştiri sınırlarını aştığı, bu ifadenin hakaret içermesi nedeniyle eleştiri sınırının üstünde kalacağı, bu nedenle işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ANAYASA MAHKEMESİ KARARI VE İHLAL KARARINDAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bireysel Başvuru ve Anayasa Mahkemesi Kararı</p>

<p>Kesin olarak verilen karara karşı davacı tarafın Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunması üzerine Anayasa Mahkemesinin 17.07.2024 tarihli ve 2021/53760 Başvuru No.lu ve kararı ile; başvurucunun sıralı amirlerine yaşadığı sorunları iletmesine karşın sonuç alamaması nedeniyle haklı fesih nedeni olarak kabul edilen ifadeleri içeren e-postayı gönderdiğini, işverenin başvurucunun kullandığı sözleri kaba ve rahatsız edici bulduğu, bununla birlikte başvurucunun değer yargısı niteliği taşıyan bu ifadeleri kullanmasındaki temel amacın işverenlere yönelik bir hakaret değil uğradığı haksızlıklar hususunda farkındalık yaratmak olduğu ve başvurucunun bunları Kurum işleyişini nitelemek için kullandığı, haklı fesih nedeni olarak kabul edilen bu ifade, içerdiği kelimeler nedeniyle sosyoekonomik olarak daha yüksek seviyelerdeki bazı çevrelerde kaba olarak nitelendirilse dahi bu ifadenin toplumun bir kesimince vahim ve kabul edilemez işleri eleştirmek amacıyla kullanıldığının da bilindiği, ayrıca söz konusu ifadelerin taşıdığı kabalığın on dokuz yıl gibi uzun sayılabilecek bir süre Şirkete emek ve mesaisini harcayan, buna karşın haksızlığa uğradığını düşünen başvurucunun agresif anlatımının bir parçası olduğu, bir iş sözleşmesinin feshinin temel hak ve özgürlüklerin ihlaline neden olmaması için iş ilişkisinin devam ettirilmesini imkânsız kıldığı değerlendirilen ve doğrudan en ağır yaptırıma bağlanmış olan bu sebeplerin işverence ve daha sonra denetleme yapan ilk derece mahkemelerince hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya konulmuş olması gerektiği, buna karşın başvurucunun iş sözleşmesinin sonlandırılmasında ve buna bağlı olarak tazminat talebinin reddedilmesinde feshin son çare olması prensibinin değerlendirilmediği, 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 25. maddesinin aşırı bir yoruma tâbi tutularak düşünce açıklamalarının dolaylı sınırlandırılmasına dayanak yapıldığı ve derece mahkemelerinin 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 26. maddesinde güvence altına alınan ilkelere uygun hareket etmedikleri, bu nedenle başvurucunun Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmiş ve ihlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yargılama yapılmasına ve dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Anayasa'nın 153. maddesinin “Anayasa Mahkemesi kararları yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar.” hükmünü içerdiği, bu itibarla yapılan incelemede e-posta içeriği incelendiğinde davacının, işverenin kişilere ve topluma yararlı çok sayıda faaliyette bulunduğunu ifade ettikten sonra kendisinin de bir parçası olduğu Kurumun işleyişini eleştirdiği, bu bağlamda kullanılan sözlerin muhataplarının şahsına sarf edilmiş hakaret içerikli ifadeler değil kurumsal işleyişe ilişkin değer yargısı içeren eleştiri mahiyetinde ifadeler olduğu, bu nedenle davacının iş sözleşmesinin haksız feshedildiği ve davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, fesih tarihinin 23.05.2017, dava tarihinin 16.03.2018, ıslah tarihinin ise 09.01.2025 tarihi olduğu, kural olarak fesih tarihi olan 23.05.2017 tarihine 10 yıllık zamanaşımı süresi eklendiğinde 23.05.2027 tarihinde zamanaşımı süresinin sona ereceği, ancak 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun geçici madde 8/2 hükmüne göre, zamanaşımı süresinin 25.10.2017 tarihinden sonraki kısmı 5 yıldan uzun olduğundan 25.10.2022 tarihinin zamanaşımı süresinin sonu olduğu, bu tarihe arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid-19 salgını döneminde duran süreler eklendiğinde zamanaşımının tamamlandığı tarihin 08.02.2023 tarihi olduğu, ıslah edilen taleplerin zamanaşımına uğramaması için 08.02.2023 tarihine kadar talep edilmiş olması gerektiği, somut olayda ise ıslah dilekçesinin 09.01.2025 tarihinde sunulduğu, davalı tarafça süresinde ıslaha karşı zamanaşımı def'inde bulunulduğu, buna göre dava dilekçesinde talep edilen miktarlarla sınırlı olarak dava konusu tazminatların kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>C. İstinaf</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı vekilince süresinde istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi kararında tespit edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gerekli işlemlerin yapılması gerektiğini, ihlal kararı sonrasında yeniden yargılama yapıldığını, yeniden yargılamada tahkikata geri dönüldüğüne göre zamanaşımı yönünden de tahkikatın yapıldığı ana dönülmesi gerektiğini,</p>

<p>2. Yapılan yargılamada yeni bir hak ihlaline daha sebep olunmaması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, dava konusu kıdem ve ihbar tazminatının zamanaşımına uğrayıp uğramadığı noktasındadır.</p>

<p>Zamanaşımı, alacak hakkının belli bir süre kullanılmaması yüzünden dava edilebilme niteliğinden yoksun kalmasını ifade eder. Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere zamanaşımı, alacak hakkını sona erdirmeyip sadece onu eksik bir borç hâline dönüştürür ve alacağın dava edilebilme özelliğini ortadan kaldırır. Bu itibarla zamanaşımı savunması ileri sürüldüğünde, eğer savunma gerçekleşirse hakkın dava edilebilme niteliği ortadan kalkacağından, artık mahkemenin işin esasına girip onu incelemesi mümkün değildir.</p>

<p>Zamanaşımı; bir borcu doğuran, değiştiren ortadan kaldıran bir olgu olmayıp salt doğmuş ve var olan bir hakkın istenmesini ortadan kaldıran bir savunma aracıdır. Bu bakımdan zamanaşımı alacağın varlığını değil istenebilirliğini ortadan kaldırır. Bunun sonucu olarak da yargılamayı yapan hâkim tarafından, yürüttüğü görevinin bir gereği olarak kendiliğinden göz önünde tutulamaz. Borçlunun böyle bir olgunun var olduğunu, kanunda öngörülen süre ve usul içinde ileri sürmesi zorunludur.</p>

<p>Zamanaşımı başlangıcına esas alınan kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı hakkının doğumu işçi açısından iş sözleşmesinin feshedildiği tarihtir.</p>

<p>Zamanaşımı; harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez.</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un "Zamanaşımı süresi" kenar başlıklı ek 3. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p>"İş sözleşmesinden kaynaklanmak kaydıyla hangi kanuna tabi olursa olsun, yıllık izin ücreti ve aşağıda belirtilen tazminatların zamanaşımı süresi beş yıldır.</p>

<p>a) Kıdem tazminatı.</p>

<p>b) İş sözleşmesinin bildirim şartına uyulmaksızın feshinden kaynaklanan tazminat.<br />
..."</p>

<p>4857 sayılı Kanun'un geçici 8. maddesi şöyledir:</p>

<p>"Ek 3 üncü madde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra sona eren iş sözleşmelerinden kaynaklanan yıllık izin ücreti ve tazminatlar hakkında uygulanır.<br />
Ek 3 üncü maddede belirtilen yıllık izin ücreti ve tazminatlar için bu maddenin yürürlüğe girmesinden önce işlemeye başlamış bulunan zamanaşımı süreleri, değişiklikten önceki hükümlere tabi olmaya devam eder. Ancak, zamanaşımı süresinin henüz dolmamış kısmı, ek 3 üncü maddede öngörülen süreden uzun ise, ek 3 üncü maddede öngörülen sürenin geçmesiyle zamanaşımı süresi dolmuş olur."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta davacı taraf iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiğini ileri sürerek kıdem ve ihbar tazminatlarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş; bu kararın davacı tarafça istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar verilmiştir. Davacı taraf verilen kararın ifade özgürlüğünün ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi yukarıda belirtilen gerekçe ile Mahkemece verilen kararın davacının ifade özgürlüğünün ihlal ettiği gerekçesi ile ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İhlal kararı üzerine yeniden yapılan yargılamada İlk Derece Mahkemesince davacının iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği kabul edilerek ıslaha karşı zamanaşımı def'i dikkate alınmak suretiyle ıslah ile artırılan miktarların zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile dava konusu kıdem ve ihbar tazminatı dava dilekçesinde talep edilen miktarlar yönünden hüküm altına alınmıştır. Davacı tarafın istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiştir. Bu karar sonrasında davacı tarafın dava konusu tazminat taleplerini dava yoluyla talep etme imkânı bulunmamaktadır. Oysa davacı tarafça yapılan bireysel başvuru üzerine yapılan inceleme sonrasında Anayasa Mahkemesince hak ihlaline karar verilmiştir. Zamanaşımı, harekete geçememek, istemde bulunamamak durumunda bulunan kimsenin aleyhine işlemez. Bu nedenle davacının bireysel başvurusu ile Anayasaya Mahkemesinin kararı sonrasında yeniden yargılamaya başlandığı tarihler arasında zamanaşımı süresinin işlemediğinin kabulü gerekmektedir. Buna göre davacı tarafça ihlal kararı sonrasında yapılan yargılamada dava konusu tazminatların miktarı, 09.01.2025 tarihli ıslah dilekçesi ile artırılmış olup davacının iş sözleşmesinin fesih tarihi, Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihi, arabuluculuk sürecinde geçen ve Covid 19 salgını döneminde duran süreler ile ıslah tarihi dikkate alındığında davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin zamanaşımına uğramadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin ıslah dilekçesinde artırılan miktarlar üzerinden hüküm altına alınması gerekli iken yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Davacı yararına takdir edilen 40.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256650-e-20259689-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="73473"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kazada ölen Sıla'nın davasında 'çelişkili raporlar' nedeniyle yeni rapor alınacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tekirdağ'da Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıf öğrencisi Sıla Pehlivanoğlu’nun, kullandığı motosikletin başka bir motosikletle çarpıştığı kazada ölümüne ilişkin diğer sürücü A.Ç.’nin 'Taksirle ölüme neden olma' suçundan yargılandığı davaya devam edildi. Duruşmada kazaya ilişkin raporlardaki çelişkilerin giderilmesi için Adlı Tıp Kurumu'ndan yeni rapor istenmesine karar verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaza, 28 Aralık 2024'te Süleymanpaşa ilçesi Cumhuriyet Mahallesi Büşra Sokak'ta meydana geldi. Evden yemek almak üzere çıkan Namık Kemal Üniversitesi Hukuk Fakültesi 3'üncü sınıf öğrencisi Sıla Pehlivanoğlu'nun kullandığı 22 ADV 295 plakalı motosiklet ile karşı yönden gelen A.Ç.'nin kullandığı 59 AHZ 560 plakalı motosikletle çarpıştı. Yaralanan Pehlivanoğlu, kaza yerine sevk edilen ambulansla, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Yoğun bakımda tedaviye alınan Sıla Pehlivanoğlu, 4 Ocak 2025'te yaşamını yitirdi. Pehlivanoğlu, memleketi Edirne'nin Keşan ilçesinde toprağa verildi. Gözaltına alınan diğer motosiklet sürücüsü A.Ç. ise tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.</p>

<p><strong>SILA, 'ASLİ' KUSURLU BULUNDU</strong></p>

<p>A.Ç. hakkında Tekirdağ 6'ncı Asliye Ceza Mahkemesi'nde 'Taksirle ölüme neden olma' suçundan dava açıldı. Hazırlanan iddianamede, sanık motosiklet sürücüsü A.Ç. 'tali', ölen Sıla Pehlivanoğlu 'asli' kusurlu bulundu.</p>

<p>Davanın görülen 3'üncü duruşmasına Sıla'nın annesi Emel Pehlivanoğlu, yakınları ve taraf avukatları katıldı. Duruşma savcısı soruşturma ve kavuşturma sırasında sanık hakkında farklı raporlar bulunduğunu belirterek, 'Alınan bilirkişi raporlarında sanığa tali kusur ve kusursuz olduğu yönünde farklı raporlar bulunduğu, çelişkinin giderilmesi için Adli Tıp Kurumu uzmanlar kurulundan ayrıca rapor aldırılması' talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, raporların çelişkilerinin ortadan kalkması için Adli Tıp Kurumu'na gönderilmesine ve oradan gelecek raporun beklenmesine karar vererek duruşmayı 10 Eylül 2026 tarihine erteledi.</p>

<p><strong>'HUKUKÇU SILA İÇİN ADALET İSTİYORUZ'</strong></p>

<p>Duruşma sonrası konuşan Emel Pehlivanoğlu, kızı Sıla'nın üniversite öğrencisi olduğunu belirterek, "Kızımız Sıla Pehlivanoğlu gece yarısı hızla üzerine sürülen motosikletin çarpması sonucu bizce kasten ölümüne sebebiyet verilmiştir. Kızımız Sıla'nın direkt üstüne şerit ihlali yapılarak motorun hızla sürülerek ölümüne sebep olan sanık A.Ç.'nin taksirle ölüme neden olma suçundan bugün yapılan yargılanmasında mahkemece önceki celsede verilen ara karardan dönülerek dosyanın İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi'nde tarafların kusur durumuna ilişkin raporlar arasındaki çelişkinin de giderilmek suretiyle rapor aldırılmasına karar verdi" diye konuştu.</p>

<p><strong>'DOSYANIN YENİDEN ADLİ TIP'A GİTMESİNİ ANLAYAMADIK'</strong></p>

<p>Sanık A.Ç.'nin avukatı Recep Yüksekyayla ise kazaya ilişkin verilen ilk raporda müvekkilinin hiçbir kusuru olmadığının yer aldığını söyledi. Yüksekyayla, "Dosya Adli Tıp'a gitti. Adli Tıp raporunda anlamadığımız bir tali kusur verildi, kusurda şu şekilde; biz kamera görüntülerinde şeridimizde gidiyoruz, ölen rahmetli Sıla Hanım kendi şeridinden çıkarak bizim şeridimize giriyor, bunların hepsi kamera görüntülerinde mevcut. Adli Tıp da tali kusuru verirken şu şekilde verdi. Sen kendi şeridinde de gitsen, yolun sağından git demeye getiriyor ama şerit bize ait. Biz de dedik ki, bu bir acıma kararıdır, bunu İstanbul'a teknik bilirkişilere gönderelim dedik ve dosya teknik bilirkişilere gitti. İstanbul'daki teknik bilirkişilerden de bizim herhangi bir kusurumuz olmadığı ortaya çıktı. Geçtiğimiz duruşmada tekrar rapor talep edilmişti ancak mahkeme bu talebi reddetti. Ancak bugün ne hikmetse dosya yeniden Adli Tıp'a gitme gereği duyuldu, bunun nedenini bir türlü çözemedik" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Raporlara yönelik savunmalarını yapacaklarını söyleyen Yüksekyayla, "Dosyaya aile tarafından sunulmuş uzman raporları var. Bu raporları da inceledik, bir doktor öğretim üyesinin yazmış olduğu rapor var. Doktor öğretim üyesi hukuki mütalaa vermek yerine sanki bir teknik bilirkişiymiş gibi bir trafik polisi veya Adli Tıp uzmanı gibi bizi yüzde 100 kusurlu göstermiş. Karşı tarafı yüzde 100 kusursuz. Bununla beraber birkaç tane daha rapor var bu şekilde. Bu biraz mahkemenin kararını etkilemeye yönelik olduğunu düşünüyoruz. Aileye tekrar başsağlığı diliyoruz ama bizim burada asıl amacımız hukukun tecelli etmesi" diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kazada-olen-silanin-davasinda-celiskili-raporlar-nedeniyle-yeni-rapor-alinacak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/69f09aaece3eb91b24a1ab19.webp" type="image/jpeg" length="99583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Leasing (Sat-Geri Kirala) İşlemleri Gerçekten Bir Kiralama mı? Hukuki Niteliği ve Uygulama Riskleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Finansal kiralama uygulamasında sat-geri kirala (sale &amp; leaseback) işlemleri, özellikle likidite ihtiyacı bulunan şirketler açısından önemli bir finansman yöntemi olarak öne çıkmaktadır. Bu modelde, şirket aktifinde yer alan bir varlık finansal kiralama şirketine devredilmekte ve aynı varlık kiracı sıfatıyla kullanılmaya devam edilmektedir. Bu yönüyle işlem, mülkiyet devri ile kullanım hakkının ayrıştığı kendine özgü bir hukuki yapı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sat-geri kirala işlemleri, normatif dayanağını 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketleri Kanunu kapsamında bulmakla birlikte, uygulamada ortaya çıkan uyuşmazlıklar, işlemin yalnızca klasik bir finansal kiralama ilişkisi olarak değerlendirilmesinin her zaman yeterli olmadığını göstermektedir. Bu yönüyle sat-geri kirala işlemleri, yalnızca taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkiyi değil; mülkiyet hakkı, alacaklıların korunması ve icra hukuku bakımından üçüncü kişileri de etkileyebilen sonuçlar doğurmaktadır.</p>

<p>Bu işlemlerde görünürde bir satış sözleşmesi kurulmakta; ancak ekonomik gerçeklik çoğu zaman bir finansman sağlanmasına yönelmektedir. Bu durum, sat-geri kirala işlemlerinin hukuki niteliğinin belirlenmesinde yalnızca sözleşme metnine bağlı kalınmasının yeterli olmadığını ortaya koymaktadır. Nitekim uygulamada tarafların iradesi ile işlemin ekonomik amacı her zaman örtüşmemekte; bu da işlemin bazı durumlarda teminat amaçlı mülkiyet devri olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği tartışmasını gündeme getirmektedir.</p>

<p>Kanaatimce, sat-geri kirala işlemleri kural olarak geçerli bir finansal kiralama ilişkisi kurmakla birlikte, özellikle finansman amacının ağır bastığı durumlarda teminat ilişkisine yaklaşan sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, bu tür işlemlerde hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca şekli unsurların değil, işlemin ekonomik amacının ve tarafların gerçek iradesinin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında finansal kiralama sözleşmeleri genel olarak geçerli kabul edilmekte; ancak uyuşmazlık halinde taraflar arasındaki ilişkinin gerçek mahiyetinin araştırılması gerektiği vurgulanmaktadır. İşlemin görünürdeki hukuki niteliği ile ekonomik amacı arasında farklılık bulunması halinde, hukuki değerlendirmenin işlemin gerçek niteliğine göre yapılması gerektiği yönündeki yaklaşım, sat-geri kirala işlemleri bakımından da önem taşımaktadır. Zira bu işlemler, şeklen bir satış ve kira ilişkisi gibi görünmekle birlikte, çoğu zaman bir finansman ilişkisi kurma amacına hizmet etmektedir.</p>

<p>Uygulamada bu işlemler çoğu zaman finansman ihtiyacı doğrultusunda hızlı şekilde planlanmakta; ancak hukuki altyapının yeterince oluşturulmaması ilerleyen aşamalarda ciddi uyuşmazlıklara yol açabilmektedir. Özellikle temerrüt hükümlerinin açık olmaması, fesih şartlarının net düzenlenmemesi ve malın geri alınmasına ilişkin prosedürlerin belirsiz bırakılması, uygulamada sürecin uzamasına ve taraflar açısından hak kayıplarına neden olabilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sat-geri kirala işlemlerinde en kritik aşamalardan biri temerrüt sürecidir. İhtarların usulüne uygun yapılmaması, ileride başlatılacak hukuki süreçleri doğrudan etkilemektedir. Bununla birlikte uygulamada en fazla sorun yaşanan alanlardan biri de malın geri alınması sürecidir. Özellikle taşınmazlarda tahliye sürecinin beklenenden uzun sürmesi, bu işlemlerin teoride sunduğu hızlı geri alma avantajının pratikte her zaman gerçekleşmediğini göstermektedir.</p>

<p>Uygulamada edinilen tecrübeler, sat-geri kirala işlemlerinin çoğu zaman yalnızca finansal avantajları dikkate alınarak yapılandırıldığını; buna karşılık hukuki risklerin ikinci planda kaldığını ortaya koymaktadır. Oysa bu işlemler, mülkiyet devrini de içermesi nedeniyle klasik kira ilişkilerinden daha karmaşık bir yapı arz etmekte ve uyuşmazlık halinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin belirlenmesini güçleştirmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, sat-geri kirala işlemleri doğru kurgulandığında şirketler açısından etkili bir finansman aracı olmakla birlikte, hukuki altyapının eksik kurulması halinde önemli riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, sözleşme hazırlanırken yalnızca finansal koşulların değil; temerrüt, fesih ve malın geri alınması süreçlerinin de ayrıntılı şekilde düzenlenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, taraflar açısından öngörülen faydanın sağlanması güçleşebilecek ve süreç uzun süren uyuşmazlıklara dönüşebilecektir.</p>

<p><img alt="Filiz Sutcigil" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="202"></p>

<p><strong>Av. Filiz Sütçigil</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/leasing-sat-geri-kirala-islemleri-gercekten-bir-kiralama-mi-hukuki-niteligi-ve-uygulama-riskleri</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kira.jpg" type="image/jpeg" length="94330"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Heyeti Anıtkabir’i Ziyaret Etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Anayasa Mahkemesinin 64. kuruluş yıldönümü dolayısıyla Anıtkabir’i ziyaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başkan Kadir Özkaya; başkanvekilleri, üyeler ve raportörlerle birlikte Aslanlı Yol’dan yürüyerek Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün mozolesine geldi. Başkan Özkaya’nın mozoleye çelenk sunmasının ardından saygı duruşunda bulunuldu.</p>

<p>Daha sonra heyetle birlikte Misak-ı Millî Kulesi’ne geçen Başkan Özkaya, Anıtkabir Özel Defteri’ni imzaladı. Başkan Özkaya, Anıtkabir Özel Defteri’ne şunları yazdı:</p>

<p>“Aziz Atatürk, Anayasa Mahkememizin 64. kuruluş yıldönümünün derin anlam ve sorumluluğunun idrakiyle huzurunuzda bulunuyoruz.</p>

<p>Milletimizin ortak iradesiyle kurulan ve sizin de “en büyük eserim” diyerek bizlere emanet ettiğiniz Türkiye Cumhuriyeti, hukukun üstünlüğü ve demokratik hukuk devleti ilkeleri doğrultusunda kararlılıkla yoluna devam etmektedir. Bu köklü miras, bizlere yalnızca geçmişe değil geleceğe karşı da büyük bir sorumluluğumuzun bulunduğunu hatırlatmaktadır.</p>

<p>Anayasal bir organ olarak, demokratik hukuk devleti ilkeleri üzerinde gelişen geçmişimizden aldığımız güçle temel hak ve özgürlüklerin korunması, anayasal düzenin güvence altına alınması ve adaletin tesisine katkı sağlama görevimizi sarsılmaz bir inançla sürdürmekteyiz.</p>

<p>Yüksek hatıranız önünde, bize emanet ettiğiniz Cumhuriyet’i daha da güçlendirme azim ve kararlılığımızı bir kez daha ifade ediyor; zatıalinizi, silah arkadaşlarınızı, vatan, millet ve bayrak uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi saygı, minnet ve rahmetle yâd ediyoruz. Ruhunuz şad olsun.”</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10245/1.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10246/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10247/3.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10248/4.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10249/5.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/10250/6.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-heyeti-anitkabiri-ziyaret-etti-2026</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 14:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-91.jpg" type="image/jpeg" length="31988"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İFLASTA TAKAS VE BANKALARIN TAKAS YETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I.GENEL OLARAK </strong></p>

<p>İflas alacaklıları, tasfiye sonunda genellikle alacaklarını tam olarak alamayıp, yalnız o alacağa düşen, nispette alacaklarını alabilmektedirler. Nitekim iflas alacaklıları, müflise ait satılabilir (ekonomik değeri olan) tüm mallardan elde edilen gelirin alacaklılara orantılı bir şekilde (garameten) paylaştırılması suretiyle iflasta bir kısım tahsilat yapabilmeleri mümkün iken; müflisin borçluları, borçlarını iflas masasına aynen ve tam olarak ödemek zorundadır.</p>

<p>İflasta takasa izin verilmesi hâlinde ise, iflasın açıldığı anda hem müflise borçlu hem de müflisten alacaklı olan kişilerin, yalnızca alacaklı konumunda bulunanlara kıyasla daha avantajlı bir duruma geçtiği görülmektedir. Zira bu kişiler, müflise olan borçları oranında, iflas alacaklarını fiilen tam olarak tahsil etmiş sayılmaktadır.</p>

<p>Örneğin, (A)’nın müflise 250 TL borçlu, buna karşılık müflisten 200 TL alacaklı olduğu ve iflas masasının %30 oranında ödeme yaptığı bir durumda; takas imkânının tanınmaması hâlinde (A), 250 TL borcunu masaya tamamen ödeyecek, buna karşılık 200 TL’lik alacağı için yalnızca 60 TL tahsil edebilecektir. Bu durumda (A)’nın net kaybı 190 TL olacaktır. Buna karşılık, takas imkânının tanınması hâlinde (A), yalnızca borç ve alacak farkı olan 50 TL’yi masaya ödemekle yükümlü olacak; böylece daha elverişli bir mali sonuca ulaşacaktır.</p>

<p>Bu çerçevede, iflasta takas kural olarak mümkün olmakla birlikte, takasın sağladığı bu avantajın diğer alacaklılar aleyhine kötüye kullanılma ihtimali de mevcuttur. Bu sebeple kanun koyucu, bir yandan takasa izin verirken diğer yandan bu yetkinin muvazaalı işlemler yoluyla diğer alacaklıların zararına kullanılmasını engelleyici sınırlamalar öngörmüştür.</p>

<p>Şöyle ki; hukuki durumun doğru şekilde nitelendirilebilmesi bakımından Türk Borçlar Kanunu m.139 ve devamı hükümleri ile İcra ve İflas Kanunu m.200 ve devamı hükümleri ile Bankacılık Kanunu m.61 hükümlerinin birlikte ve sistematik biçimde değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öncelikle, bankacılık ilişkisi çerçevesinde müflisin bankada bulunan mevduatı bakımından, 5411 sayılı Kanun’un 61. maddesi uyarınca, mevduat ve katılım fonu sahiplerinin alacaklarını geri alma haklarının kural olarak sınırlandırılamayacağı hüküm altına alınmıştır. Ancak aynı düzenlemede, diğer kanunların tanıdığı yetkiler saklı tutulmuş olup; özellikle rehin, hapis hakkı ve takasa ilişkin hükümler bakımından sözleşmesel düzenlemelere de geçerlilik tanınmıştır. Bu kapsamda, banka ile hesap sahibi arasında akdedilen genel kredi sözleşmesi veya bankacılık hizmet sözleşmesinde açık bir takas-mahsup kaydının bulunması halinde, bankanın takas hakkını kullanabilmesi kural olarak mümkündür.</p>

<p>Genel hüküm niteliğindeki Türk Borçlar Kanunu’nun 139. maddesi uyarınca; iki kişinin karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş edimleri birbirine borçlu olmaları ve her iki borcun muaccel bulunması halinde, taraflardan her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Nitekim aynı Kanun’un 142. maddesinde, borçlunun iflası hâlinde alacaklıların, henüz muaccel olmasa dahi alacaklarını müflise olan borçları ile takas edebileceği açıkça düzenlenmiş olup, bu hükümle iflasın, bazı borçlar bakımından muacceliyet etkisi doğurduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, özel düzenleme niteliğinde olan İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesi, iflas halinde takasa ilişkin sınırlamaları açıkça ortaya koymaktadır. Anılan hükme göre; kural olarak alacaklı, alacağını müflisin kendisindeki alacağı ile takas edebilir ise de, özellikle (i) iflasın açılmasından sonra taraflar arasında alacaklılık veya borçluluk sıfatının kazanılması, (ii) alacağın kambiyo senedine dayanması gibi hallerde takas yasağı söz konusu olmaktadır. Bu düzenleme, iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasında eşitlik ilkesini koruma amacına yöneliktir.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu m.200 hükmünde yer alan “iflas açıldıktan sonra” ibaresi, takas yasağının kapsamını belirleyen kritik bir zaman kesitine işaret etmektedir. Buna göre, iflasın açılmasından sonra müflis ile alacaklı arasında kurulan yeni veya bağımsız bir hukuki ilişkiye dayanarak tarafların birbirine karşı alacaklı veya borçlu sıfatı kazanması hâlinde, bu ilişkiden doğan alacakların takas ve mahsup konusu yapılması mümkün değildir. Kanun koyucu, bu düzenleme ile iflas masasının bütünlüğünü ve alacaklılar arasındaki eşitlik ilkesini korumayı amaçlamış; iflas sonrasında tesis edilecek hukuki veya ticari işlemler yoluyla bazı alacaklılara öncelik sağlanmasının önüne geçmek istemiştir. Nitekim iflasın açılmasından sonra müflisin faaliyet izni alarak ticari faaliyetlerini sürdürmesi kapsamında doğan borç ve alacaklar yahut iflas masası tarafından gerçekleştirilen kiralama ve benzeri işlemlerden kaynaklanan hukuki ilişkiler bu kapsamda değerlendirilmekte olup, bu tür alacakların takasa konu edilmesi kanunen yasaklanmıştır. Buna karşılık, iflasın açılmasından önce mevcut bulunan ve takas şartlarını haiz alacaklar bakımından, kanunda öngörülen sınırlamalar saklı kalmak kaydıyla takas ve mahsup işleminin mümkün olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede değerlendirme yapıldığında; bankanın müflis nezdindeki mevduat üzerinde takas ve mahsup hakkını kullanabilmesi için, her şeyden önce karşılıklı alacakların iflas tarihinden önce doğmuş olması, takas şartlarının gerçekleşmiş bulunması ve İcra ve İflas Kanunu’nun 200. maddesinde öngörülen yasaklı hallerden birinin mevcut olmaması gerekmektedir. Ayrıca, uygulamada önem arz ettiği üzere, bu hakkın sözleşmesel bir takas-mahsup kaydı ile de desteklenmiş olması, bankanın hukuki konumunu güçlendiren bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, müflisin banka hesabında bulunan paranın, iflas masasına kayıt talebinde bulunulmaksızın banka tarafından doğrudan takas ve mahsup edilip edilemeyeceği hususunda; öğretide ve yargı içtihatlarında ağırlıklı olarak kabul edilen görüş, takasın kanuni şartları mevcut ise bunun bir “ödeme” değil, borcu sona erdiren bir hesaplaşma işlemi olduğu ve bu nedenle ayrıca masaya kayıt prosedürüne tabi olmadığı yönündedir.</p>

<p>Ancak bu durum, bankanın keyfi şekilde hareket edebileceği anlamına gelmemekte; iflas tarihinden sonra doğan alacaklara dayanılarak takas yapılması veya İİK m.200’de yasaklanan hallerin varlığı durumunda gerçekleştirilen işlemler geçersiz sayılmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak; müflisin banka hesabındaki paranın takas ve mahsup edilebilmesi, sıkı kanuni koşullara bağlı olup, özellikle alacakların doğum zamanı, muacceliyet durumu ve iflasın açılma tarihi belirleyici niteliktedir. Bu şartların varlığı halinde banka tarafından takas işlemi yapılması mümkün ise de, aksi halde gerçekleştirilecek işlemler hukuka aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p><strong>II. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 23. Hukuk Dairesi 2012/495 Esas ve 2012/1481 Karar</strong></a></p>

<p>Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlu şirkete genel kredi sözleşmelerine istinaden nakdi ve gayri nakdi teminat mektubu kredisi kullandırdığını, borçlunun kredi borcunu ödememesi üzerine ihtarname gönderilerek takibe girişildiğini, daha sonra borçlu şirketin iflasına karar verildiğini, müvekkilinin iflas tarihi itibariyle toplam 1.479.870,45 TL alacaklı olduğunu, müflisin bankada bulunan 85.288,19 TL'sinin rehinli olması nedeni ile firma borcuna mahsup edilerek bakiye 1.395.813,71 TL'nin iflas masasına kayıt edildiğini, ancak iflas idare memurlarının, müflisin bankada rehinli bulunan ve borçlarından mahsup edilen 85.288,19 TL'nin iflas masasına ödenmesini istediklerini, İİK’nun 200. maddesi uyarınca müflisin borçlarına mahsup edilen paranın masaya ödenmesinin gerekmediğini, genel kredi sözleşmesi, rehin ve borçlunun temerrüdünün iflas tarihinden önce olduğunu ileri sürerek, anılan miktarın iflas masasına ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı iflas idare memuru ..., davacının, müflisten rehin borcunu tahsil ettiğinden artan paranın masaya iadesi gerektiğini, davacının alacağının masaya kaydedildiğini ve sıra cetveline itiraz süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının iflas tarihi itibari ile 1.479.870,45 TL alacaklı olduğu, alacağın 1.395.813,71 TL'sinin iflas masasına kaydedildiği, davacının, müflise ait rehinli hesapta bulunan 85.288,19 TL'sını müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcu için mahsup ettiği, müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun iflas tarihinden önce doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile teminat mektubu kredisi karşılığı rehnedilen müflise ait 85.288,19 TL üzerinde davacı bankanın alacağına karşılık takas mahsup hakkı olduğunun tespiti ile bu paranın ... 1. İflas Müdürlüğünün 2009/6 iflas sayılı iflas masasına ödenmemesine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, iflas idaresi memuru... temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, iflas idaresi memuru...'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın ödenmesine yönelik bulunmadığından bu tür davalarda vekalet ücreti ve harcın maktu olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda da, davacı, rehin hakkı bulunduğunu iddia ettiği miktarın İİK ‘nun 200. maddesi uyarınca iflas masasına iadesi gerekmediğinin tespitini istemiş olup, bu tür davalarda da maktu harç ve vekalet ücretinin tahsiline karar verilmesi gerekirken vekalet ücreti ve harcın dava değeri üzerinden nisbi olarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nun 438/7.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/24283 Esas ve 2016/5746 Karar</strong></a></p>

<p>Borçlu vekili, müvekkili şirket ile ...İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı olan ...'nin birleştiğini, bu nedenle müvekkilinin ... 'den hem alacaklı hem borçlu olduğunu, takas mahsup talebinde bulunduklarını ancak İcra Müdürlüğü'nce reddedildiğini, takas mahsup talebinin kabulü ile borcun sona ereceği göz önüne alınarak hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, takas mahsup talep edildiği tarihte .... hakkında iflas açılmış olduğundan yasa gereği takiplerin durduğu, alacakların masaya yazılması gerektiği, takas ve mahsuba konu olamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 200. maddesinde "Alacaklı alacağını müflisin kendinde olan alacağı ile takas edebilir. Aşağıdaki hallerde takas yapılamaz.</p>

<p>1- Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa,</p>

<p>2 -Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa,</p>

<p>3-Alacaklının alacağı hamile muharrer bir senede müstenit ise,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anonim, limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi lazımgelen hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen ve fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçlarıyla takas edilemez." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, icra takibinin dayanağı ilamın ve takibin alacaklısı .... hakkında .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/666 Esas 2013/756 K sayılı kararı ile 25.12.2013 tarihinde iflas kararı verilmiştir. ... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı dosya alacaklısı, ... ile birleşmesi nedeniyle alacaklı hale gelen ...'nin ise anılan ilamsız takibe konu alacağının bu takipte ödeme emrine itiraz üzerine, 26.03.2013 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 2012/289 Esas 2013/131 sayılı karar ile itirazın iptaline karar verilen kısım için kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, .... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı ilamsız takip dosyasındaki alacağın itirazın iptaline ilişkin kararda belirtilen kısmı, iflas tarihinden önce kesinleşmiş olduğundan ve yukarıda yazılı Yasa maddesi kapsamında takas edilemeyecek alacak niteliğinde bulunmadığından, anılan alacak için takas mahsup talebinin kabulü gerekir. Mahkemece aksinin kabulü ile alacağın iflas masasına yazdırılacağından bahisle talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2018/12921 Esas ve 2018/10014 Karar</strong></a></p>

<p>Alacaklı tarafından, borçlu aleyhine ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı işçilik alacağı konulu ilama dayalı olarak takip başlatıldığı, borçlunun, şikayete konu işçilik alacağının ilam alacaklısı/dava dışı ...’ten icra takip tarihi ve devir tarihi itibari ile ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2013/20113 Esas sayılı takip dosyası ile alacaklı olduğu için takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı ve yine anılan takipteki faizin de ilama aykırı olarak fazla hesaplandığı gerekçesiyle iptalini talep ettiği, mahkemece; davacının ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2014/3174 sayılı dosyasına ilişkin faize itirazın kabulüyle takipten önce işlemiş faiz miktarının 10.913,66 TL olarak tespitiyle bu miktardan fazla istenen işlemiş faizin iptaline, davacının takas talebinin kısmen kabul kısmen reddiyle ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 sayılı takibinin 4.439,00 TL vekalet ücreti ve bu ücrete takipten önce işleyen 48,32 TL vekalet ücretinin faizi dışındaki diğer kalemler yönünden iptaline, takibin vekalet ücreti ve vekalet ücretine işlemiş faiz yönünden devamına ve ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2013/20113 sayılı takibinin takas mahsup tarihi itibariyle 49.909, 81 TL asıl alacak üzerinden devamına bakiye kısmın iptaline hükmolunduğu görülmektedir.</p>

<p>İki kişinin karşılıklı ve aynı cinsten muaccel olan borçlarının birbirini karşıladığı oranda, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla sona erdirilmesine takas denilmektedir. Borcun sona ermesi hallerinden biri olan takas, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde; ''İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar başlığını taşıyan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 144. maddesinde ise; ''Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:</p>

<p>1.Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>2.Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>3.Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Öncelik Hakları ve Bağlı Hakların Geçişi" başlıklı 189. maddesinin birinci bendi gereğince, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Alacağı temlik edenle temlik alan arasındaki işbu anılan halefiyet kuralında, öncelikle imtiyazlı alacaklardan bahsedilmektedir, haliyle işçilerin ücret alacakları da bu madde kapsamında yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda, takas ve mahsup talebine konu, ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı olan; ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı ilam konusu; borçlu ... İnşaat ... ve Ticaret Sanayi Limited Şirketi tarafından gerçekleştirilen haksız fesih iddiasına dayalı işçilik alacağı olup, anılan ilamda davanın kısmen kabulü ile dava dışı ... lehine bir kısım işçilik alacağına hükmedilmiştir. Sonrasında, dava dışı ... ise anılan işçilik alacağını, tüm fer'ileri ile ... 8. Noterliği 06.02.2014 tarih ve 03067 nolu temlikname ile ...’a temlik etmiş ve temlik alacaklısı da 07.02.2014 tarihinde işbu anılan ilama dayalı olarak borçlu şirket aleyhine takip başlatmıştır. Her ne kadar borçlu, takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı gerekçesiyle iptalini talep etmişse de, takas ve mahsup talebine konu olan alacağın, takip dayanağı ilama göre işçilik alacağı olduğu, bizzat alacaklısının rızası olmadan takasa konu edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki yukarıda da ifade olunduğu üzere, anılan alacağın, temlik öncesi de temlik sonrası da imtiyazlı alacaklardan olduğu ve rıza dışı takasa konu edilemeyeceği, temlik eden dava dışı ...’in ve temlik alan ...’ın ise borçlunun takas talebine rıza göstermedikleri de anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, mahkemece; borçlunun takas ve mahsup talebine konu ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasının dayanağı ilamın, işçilik alacağı konulu olduğu, gerek ilam alacaklısı, gerekse temlik alacaklısı olan takip alacaklısının, anılan talep için rıza göstermedikleri anlaşılmakla, istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2024/665 Esas ve 2024/5580 Karar</strong></a></p>

<p>Alacaklılar tarafından borçlular hakkında, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 Esas sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinin, Asliye Ticaret Mahkemesince verilen itirazın iptali kararı gereğince devamı sırasında borçluların İcra</p>

<p>Mahkemesine yaptıkları başvuru ile; söz konusu icra takibinin borçlusu olan ... ...A.Ş. tarafından takibin alacaklısı olan Plasmak ...A.Ş. hakkında İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün 2019/17394 Esas sayılı dosyasında başlatılan ilamsız takibinin de İcra Hukuk Mahkemesinin itirazın kaldırılması kararı gereğince devam ettiğini ve bu dosyadaki alacak tutarının, şikayete konu takip dosyasındaki borçtan fazla olduğunu ileri sürerek, alacaklı olunan takip dosyasındaki alacağın, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı takip dosyasındaki borç ile takas ve mahsubunu talep ettikleri, İlk Derece Mahkemesince istemin reddine hükmedildiği, kararın borçlular tarafından istinaf edilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince, her iki takipte tarafların aynı olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde "İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>Takas hakkı doğduğu tarihten itibaren kullanılabilen ve karşı tarafa ulaştığı anda geriye yönelik olarak hukuksal sonuç meydana getiren ve yenilik doğuran bir haktır.</p>

<p>HGK'nın 12.10.1994 tarih ve 1994/251-593 sayılı kararında da benimsendiği üzere dar yetkili icra mahkemesinin yargılama usulü göz önünde tutulduğunda takip hukuku bakımından takas ve mahsup iddiası kural olarak;</p>

<p>1- Takasa konu alacağın İİK'nın 68. maddesindeki belgelere dayalı bulunması,</p>

<p>2- Bu alacakla ilgili olarak icra takibinin yapılmış ve takibin kesinleşmiş olması,</p>

<p>3- Alacağın ilama bağlanması hallerinde nazara alınabilir.</p>

<p>Bir alacağın ilama bağlanmış olması halinde takas ve mahsuba konu edileceği tartışmasız olup takas ve mahsup yapılabilmesi için ilamın kesinleşmesi de zorunlu değildir. İlama dayalı takas itirazı icra mahkemesinde her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, takas-mahsuba konu olan her iki alacağın da ilama bağlandığı, takas mahsuba konu Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. (2021/17023) sayılı dosyasında takip borçlusu olan ... Telekomünikasyon Paz. San. ve Tic. A.Ş.'nin İstanbul Anadolu 12. İcra Dairesinin 2019/17394 E. sayılı dosyasında alacaklı konumunda; Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı dosyasında takip alacaklısı olan Plasmak Plastik Makineleri A.Ş.’nin ise İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü’nün 2019/17394 E. sayılı dosyasında borçlu konumunda yer aldığı, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. sayılı dosyasında bu tarafların yanında alacaklı olarak ...'ın; borçlu olarak da ...'nin yer almasının her iki ilamda alacaklı ve borçlu konumunda yer alan şikayetçi ....A.Ş’nin takas-mahsup talebinin esasının incelemesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>O halde, mahkemece, borçlu şirket takas mahsup talebinin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iflasta-takas-ve-bankalarin-takas-yetkisi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/bankas07.jpg" type="image/jpeg" length="10203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/665 E., 2024/5580 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 30.05.2024 tarihli, 2024/665 E., 2024/5580 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/665 E., 2024/5580 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi<br />
DAVACILAR/BORÇLULAR : ..., ... Telekomünikasyon Pazarlama Sanayi Ve Ticaret Anonim Şirketi<br />
DAVALILAR/ALACAKLILAR: ..., Plasmak Plastik Makineleri Anonim Şirketi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki şikayetçi borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :<br />
Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;</p>

<p>Alacaklılar tarafından borçlular hakkında, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 Esas sayılı dosyasında başlatılan genel haciz yolu ile ilamsız icra takibinin, Asliye Ticaret Mahkemesince verilen itirazın iptali kararı gereğince devamı sırasında borçluların İcra Mahkemesine yaptıkları başvuru ile; söz konusu icra takibinin borçlusu olan ... ...A.Ş. tarafından takibin alacaklısı olan Plasmak ...A.Ş. hakkında İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğünün 2019/17394 Esas sayılı dosyasında başlatılan ilamsız takibinin de İcra Hukuk Mahkemesinin itirazın kaldırılması kararı gereğince devam ettiğini ve bu dosyadaki alacak tutarının, şikayete konu takip dosyasındaki borçtan fazla olduğunu ileri sürerek, alacaklı olunan takip dosyasındaki alacağın, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı takip dosyasındaki borç ile takas ve mahsubunu talep ettikleri, İlk Derece Mahkemesince istemin reddine hükmedildiği, kararın borçlular tarafından istinaf edilmesi sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince, her iki takipte tarafların aynı olmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde "İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir." düzenlemesi bulunmaktadır.</p>

<p>Takas hakkı doğduğu tarihten itibaren kullanılabilen ve karşı tarafa ulaştığı anda geriye yönelik olarak hukuksal sonuç meydana getiren ve yenilik doğuran bir haktır.<br />
HGK'nın 12.10.1994 tarih ve 1994/251-593 sayılı kararında da benimsendiği üzere dar yetkili icra mahkemesinin yargılama usulü göz önünde tutulduğunda takip hukuku bakımından takas ve mahsup iddiası kural olarak;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Takasa konu alacağın İİK'nın 68. maddesindeki belgelere dayalı bulunması,</p>

<p>2- Bu alacakla ilgili olarak icra takibinin yapılmış ve takibin kesinleşmiş olması,</p>

<p>3- Alacağın ilama bağlanması hallerinde nazara alınabilir.</p>

<p>Bir alacağın ilama bağlanmış olması halinde takas ve mahsuba konu edileceği tartışmasız olup takas ve mahsup yapılabilmesi için ilamın kesinleşmesi de zorunlu değildir. İlama dayalı takas itirazı icra mahkemesinde her zaman ileri sürülebilir.</p>

<p>Somut olayda, takas-mahsuba konu olan her iki alacağın da ilama bağlandığı, takas mahsuba konu Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. (2021/17023) sayılı dosyasında takip borçlusu olan ... Telekomünikasyon Paz. San. ve Tic. A.Ş.'nin İstanbul Anadolu 12. İcra Dairesinin 2019/17394 E. sayılı dosyasında alacaklı konumunda; Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E.(2021/17023) sayılı dosyasında takip alacaklısı olan Plasmak Plastik Makineleri A.Ş.’nin ise İstanbul Anadolu 12. İcra Müdürlüğü’nün 2019/17394 E. sayılı dosyasında borçlu konumunda yer aldığı, Ankara 30. İcra Müdürlüğünün 2016/19992 E. sayılı dosyasında bu tarafların yanında alacaklı olarak ...'ın; borçlu olarak da ...'nin yer almasının her iki ilamda alacaklı ve borçlu konumunda yer alan şikayetçi ....A.Ş’nin takas-mahsup talebinin esasının incelemesine engel teşkil etmeyeceği açıktır.</p>

<p>O halde, mahkemece, borçlu şirket takas mahsup talebinin esasının incelenerek oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 32. Hukuk Dairesi’nin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 18.10.2023 tarih, 2022/1705E. - 2023/1914K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>Ankara 4. İcra Hukuk Mahkemesi'nin 07.06.2022 tarih, 2021/756 Esas - 2022/492 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 30.05.2024 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024665-e-20245580-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="88550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2018/12921 E., 2018/10014 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17/10/2018 tarihli, 2018/12921 E., 2018/10014 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/12921 E., 2018/10014 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkikinin alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından, borçlu aleyhine ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı işçilik alacağı konulu ilama dayalı olarak takip başlatıldığı, borçlunun, şikayete konu işçilik alacağının ilam alacaklısı/dava dışı ...’ten icra takip tarihi ve devir tarihi itibari ile ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2013/20113 Esas sayılı takip dosyası ile alacaklı olduğu için takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı ve yine anılan takipteki faizin de ilama aykırı olarak fazla hesaplandığı gerekçesiyle iptalini talep ettiği, mahkemece; davacının ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2014/3174 sayılı dosyasına ilişkin faize itirazın kabulüyle takipten önce işlemiş faiz miktarının 10.913,66 TL olarak tespitiyle bu miktardan fazla istenen işlemiş faizin iptaline, davacının takas talebinin kısmen kabul kısmen reddiyle ... ... 14. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 sayılı takibinin 4.439,00 TL vekalet ücreti ve bu ücrete takipten önce işleyen 48,32 TL vekalet ücretinin faizi dışındaki diğer kalemler yönünden iptaline, takibin vekalet ücreti ve vekalet ücretine işlemiş faiz yönünden devamına ve ... ... 14. İcra Müdürlüğü'nün 2013/20113 sayılı takibinin takas mahsup tarihi itibariyle 49.909, 81 TL asıl alacak üzerinden devamına bakiye kısmın iptaline hükmolunduğu görülmektedir.</p>

<p>İki kişinin karşılıklı ve aynı cinsten muaccel olan borçlarının birbirini karşıladığı oranda, taraflardan birinin tek taraflı irade açıklamasıyla sona erdirilmesine takas denilmektedir. Borcun sona ermesi hallerinden biri olan takas, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 139. maddesinde; ''İki kişi, karşılıklı olarak bir miktar para veya özdeş diğer edimleri birbirine borçlu oldukları takdirde, her iki borç muaccel ise her biri alacağını borcuyla takas edebilir. Alacaklardan biri çekişmeli olsa bile takas ileri sürülebilir. Zamanaşımına uğramış bir alacağın takası, ancak takas edilebileceği anda henüz zamanaşımına uğramamış olması koşuluyla ileri sürülebilir.'' şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Alacaklının rızasıyla takas edilebilir alacaklar başlığını taşıyan 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 144. maddesinde ise; ''Aşağıdaki alacaklar takas haklarının doğumundan sonra, ancak alacaklıların rızasıyla takas edilebilir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Tevdi edilmiş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>2.Haksız olarak alınmış veya aldatma sonucunda alıkonulmuş eşyanın geri verilmesine veya bedeline ilişkin alacaklar.</p>

<p>3.Nafaka ve işçi ücreti gibi, borçlunun ve ailesinin bakımı için zorunlu olup, özel niteliği gereği, doğrudan alacaklıya verilmesi gereken alacaklar.'' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Öte yandan, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Öncelik Hakları ve Bağlı Hakların Geçişi" başlıklı 189. maddesinin birinci bendi gereğince, alacağın devri ile devredenin kişiliğine özgü olanlar dışındaki öncelik hakları ve bağlı haklar da devralana geçer. Alacağı temlik edenle temlik alan arasındaki işbu anılan halefiyet kuralında, öncelikle imtiyazlı alacaklardan bahsedilmektedir, haliyle işçilerin ücret alacakları da bu madde kapsamında yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda, takas ve mahsup talebine konu, ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasında takip dayanağı olan; ... ... 13. İş Mahkemesi’nin 28.11.2013 tarih ile 2013/1651 Esas ve 2013/584 Karar sayılı ilam konusu; borçlu ... İnşaat ... ve Ticaret Sanayi Limited Şirketi tarafından gerçekleştirilen haksız fesih iddiasına dayalı işçilik alacağı olup, anılan ilamda davanın kısmen kabulü ile dava dışı ... lehine bir kısım işçilik alacağına hükmedilmiştir. Sonrasında, dava dışı ... ise anılan işçilik alacağını, tüm fer'ileri ile ... 8. Noterliği 06.02.2014 tarih ve 03067 nolu temlikname ile ...’a temlik etmiş ve temlik alacaklısı da 07.02.2014 tarihinde işbu anılan ilama dayalı olarak borçlu şirket aleyhine takip başlatmıştır. Her ne kadar borçlu, takas talebinde bulunarak, aleyhindeki takibin, dosya borcunun mahsubu ile kalmayacağı gerekçesiyle iptalini talep etmişse de, takas ve mahsup talebine konu olan alacağın, takip dayanağı ilama göre işçilik alacağı olduğu, bizzat alacaklısının rızası olmadan takasa konu edilemeyeceği açıktır. Kaldı ki yukarıda da ifade olunduğu üzere, anılan alacağın, temlik öncesi de temlik sonrası da imtiyazlı alacaklardan olduğu ve rıza dışı takasa konu edilemeyeceği, temlik eden dava dışı ...’in ve temlik alan ...’ın ise borçlunun takas talebine rıza göstermedikleri de anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, mahkemece; borçlunun takas ve mahsup talebine konu ... ... 11. İcra Müdürlüğü’nün 2014/3174 Esas sayılı takip dosyasının dayanağı ilamın, işçilik alacağı konulu olduğu, gerek ilam alacaklısı, gerekse temlik alacaklısı olan takip alacaklısının, anılan talep için rıza göstermedikleri anlaşılmakla, istemin reddi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nun 366 ve HUMK’nun 428. maddeleri uyarınca BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 17/10/2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-201812921-e-201810014-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="27206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 2014/24283 E., 2016/5746 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Hukuk Dairesi'nin 30.03.2016 tarihli, 2014/24283 E., 2016/5746 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/24283 E., 2016/5746 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Takas mahsup talebi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Mahkeme kararının müddeti içinde temyizen tetkiki temyiz eden tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya mahallinden Daire'ye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Borçlu vekili, müvekkili şirket ile ...İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı takip dosyasında alacaklı olan ...'nin birleştiğini, bu nedenle müvekkilinin ... 'den hem alacaklı hem borçlu olduğunu, takas mahsup talebinde bulunduklarını ancak İcra Müdürlüğü'nce reddedildiğini, takas mahsup talebinin kabulü ile borcun sona ereceği gözönüne alınarak hacizlerin kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece, takas mahsup talep edildiği tarihte .... hakkında iflas açılmış olduğundan yasa gereği takiplerin durduğu, alacakların masaya yazılması gerektiği, takas ve mahsuba konu olamayacağı gerekçesiyle talebin reddine karar verilmiş, hüküm borçlu vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>İİK'nun 200. maddesinde "Alacaklı alacağını müflisin kendinde olan alacağı ile takas edebilir. Aşağıdaki hallerde takas yapılamaz.</p>

<p>1- Müflisin borçlusu iflas açıldıktan sonra müflisin alacaklısı olursa,</p>

<p>2 -Müflisin alacaklısı iflas açıldıktan sonra müflisin veya masanın borçlusu olursa,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3-Alacaklının alacağı hamile muharrer bir senede müstenit ise,</p>

<p>Anonim, limited ve kooperatif şirketlerin iflasları halinde esas mukavele gereğince verilmesi lazımgelen hisse senedi bedellerinin henüz ödenmemiş olan kısımları veya konması taahhüt edilen ve fakat konmamış olan sermayeler bu şirketlerin borçlarıyla takas edilemez." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda, icra takibinin dayanağı ilamın ve takibin alacaklısı .... hakkında .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2011/666 Esas 2013/756 K sayılı kararı ile 25.12.2013 tarihinde iflas kararı verilmiştir. ... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı dosya alacaklısı, ... ile birleşmesi nedeniyle alacaklı hale gelen ...'nin ise anılan ilamsız takibe konu alacağının bu takipte ödeme emrine itiraz üzerine, 26.03.2013 tarihinde .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nce 2012/289 Esas 2013/131 sayılı karar ile itirazın iptaline karar verilen kısım için kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, .... İcra Müdürlüğü'nün 2011/1050 Esas sayılı ilamsız takip dosyasındaki alacağın itirazın iptaline ilişkin kararda belirtilen kısmı, iflas tarihinden önce kesinleşmiş olduğundan ve yukarıda yazılı Yasa maddesi kapsamında takas edilemeyecek alacak niteliğinde bulunmadığından, anılan alacak için takas mahsup talebinin kabulü gerekir. Mahkemece aksinin kabulü ile alacağın iflas masasına yazdırılacağından bahisle talebin reddine karar verilmesi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Borçlu vekilinin temyiz itirazının kabulü ile Mahkeme kararının yukarıda açıklanan nedenle İİK'nun 366. ve HUMK'nun 428. maddesi uyarınca BOZULMASINA, bozma nedenine göre borçlu vekilinin vekalet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, taraflarca İİK'nun 366/3. maddesi gereğince Yargıtay Daire ilamının tebliğinden itibaren ilama karşı 10 gün içinde karar düzeltme isteğinde bulunulabileceğine, 25,20 peşin harcın istek halinde temyiz edene iadesine, 30.03.2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-201424283-e-20165746-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="34231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 2012/495 E., 2012/1481 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin 28.02.2012 tarihli, 2012/495 E., 2012/1481 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2012/495 E., 2012/1481 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki rehinli paranın iflas masasına ödenmemesi davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde iflas idaresi memuru ... tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkili bankanın borçlu şirkete genel kredi sözleşmelerine istinaden nakdi ve gayri nakdi teminat mektubu kredisi kullandırdığını, borçlunun kredi borcunu ödememesi üzerine ihtarname gönderilerek takibe girişildiğini, daha sonra borçlu şirketin iflasına karar verildiğini, müvekkilinin iflas tarihi itibariyle toplam 1.479.870,45 TL alacaklı olduğunu, müflisin bankada bulunan 85.288,19 TL'sinin rehinli olması nedeni ile firma borcuna mahsup edilerek bakiye 1.395.813,71 TL'nin iflas masasına kayıt edildiğini, ancak iflas idare memurlarının, müflisin bankada rehinli bulunan ve borçlarından mahsup edilen 85.288,19 TL'nin iflas masasına ödenmesini istediklerini, İİK’nun 200. maddesi uyarınca müflisin borçlarına mahsup edilen paranın masaya ödenmesinin gerekmediğini, genel kredi sözleşmesi, rehin ve borçlunun temerrüdünün iflas tarihinden önce olduğunu ileri sürerek, anılan miktarın iflas masasına ödenmemesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı iflas idare memuru ..., davacının, müflisten rehin borcunu tahsil ettiğinden artan paranın masaya iadesi gerektiğini, davacının alacağının masaya kaydedildiğini ve sıra cetveline itiraz süresinin geçtiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, benimsenen bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre, davacının iflas tarihi itibari ile 1.479.870,45 TL alacaklı olduğu, alacağın 1.395.813,71 TL'sinin iflas masasına kaydedildiği, davacının, müflise ait rehinli hesapta bulunan 85.288,19 TL'sını müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcu için mahsup ettiği, müflisin genel kredi sözleşmesinden kaynaklanan borcunun iflas tarihinden önce doğduğu gerekçesiyle davanın kabulü ile teminat mektubu kredisi karşılığı rehnedilen müflise ait 85.288,19 TL üzerinde davacı bankanın alacağına karşılık takas mahsup hakkı olduğunun tespiti ile bu paranın ... 1. İflas Müdürlüğünün 2009/6 iflas sayılı iflas masasına ödenmemesine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, iflas idaresi memuru... temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle gerektirici sebeplere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre, iflas idaresi memuru...'nın aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan ve yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Kayıt kabul davaları alacağın iflas masasına kaydı istemine ilişkin olup, belirli bir miktarın ödenmesine yönelik bulunmadığından bu tür davalarda vekalet ücreti ve harcın maktu olarak belirlenmesi gerekir. Somut olayda da, davacı, rehin hakkı bulunduğunu iddia ettiği miktarın İİK ‘nun 200. maddesi uyarınca iflas masasına iadesi gerekmediğinin tespitini istemiş olup, bu tür davalarda da maktu harç ve vekalet ücretinin tahsiline karar verilmesi gerekirken vekalet ücreti ve harcın dava değeri üzerinden nisbi olarak tahsiline karar verilmesi doğru olmamış, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş ise de, anılan yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, hükmün HUMK’nun 438/7.maddesi uyarınca aşağıdaki şekilde düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle iflas idaresi memuru...'nın diğer temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle, temyiz itirazının kabulü ile kararın “HÜKÜM” bölümünün ikinci paragrafında yer alan “..8.693,00 TL. vekalet ücreti…” ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak, yerine “ 1.100,00 TL. vekalet ücreti” ibaresinin, üçüncü paragrafında yer alan “.. 8.566,12 TL karar harcı ile 17,15 TL başvurma harcı ki toplam 5.083,27 TL.. “ibaresinin hüküm fıkrasından çıkarılarak yerine “ .. 18,40 TL karar harcı ile 17,15 TL başvurma harcı ki toplam 35,55 TL ..” ibarelerinin hüküm fıkrasına yazılmasına, kararın bu şekilde düzeltilerek ONANMASINA, peşin harcın istek halinde iadesine, kararın tebliğinden itibaren 10 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 28.02.2012 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-2012495-e-20121481-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="90870"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/279 E., 2025/75 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 19.02.2025 tarihli, 2022/279 E., 2025/75 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/279 E., 2025/75 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İtirazname No : 2017/38414</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Kasten öldürme suçundan sanık hakkında 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 27/2 ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/3-c maddeleri uyarınca ceza verilmesine yer olmadığına ilişkin Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.11.2016 tarihli ve 200-328 sayılı hükmün, Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 11.05.2017 tarih ve 93-742 sayı ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanığın kasten öldürme suçundan TCK’nın 81/1, 29, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.<br />
Bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 08.12.2021 tarih, 10343-14776 sayı ve oy çokluğu ile onanmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyeleri ... ve ...; "...Olayda TCK'nın 27/2. maddesi uygulanarak sanık hakkında CMK'nın 223/3-c gereğince ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 24.01.2022 tarih ve 38414 sayı ile; "...Sanığın eylemini, mazur görülebilecek heyecan, korku ve telaşla meşru savunmada sınırın aşılması suretiyle gerçekleştirdiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 21.03.2022 tarih, 942-2157 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIĞIN KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın maktule yönelik eyleminde TCK’nın 27/2. maddesinde belirtilen meşru savunmada sınırın aşılması şartlarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>Sanığın 17.11.2015 tarihinde saat 02.00 sıralarında 155 polis imdat hattını arayarak iş yerine gelip kendisinden haraç isteyen bir şahsı vurduğunu söylemesi üzerine soruşturmaya başlandığı,</p>

<p>Ölü muayene ve otopsi tutanağı ile bilirkişi raporunda; maktulün üzerinde 9 adet mermi çekirdeği girişinin ve 1 adet de mermi çekirdeği yarasının bulunduğu, sağ sternum ön hatta 2 adet, sağ kol ve sağ elde 1’er adet olmak üzere vücudun ön yüzünde toplamda 4 adet mermi giriş deliği; arka kısımda ise sağ skapula, torkal 4. vertebra, sağ arka aksiler, sağ koltuk altı bölgelerinde olmak üzere 5 adet mermi giriş deliği, yine sırtta sağ midaksiller hat üzerinde 1 adet mermi çekirdeği yarası mevcut olup maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama (hemotoraks), iç organ yaralanması (kalp, her iki akciğer, perikart, diyafram ve karaciğer) ve büyük damar laserasyonu (aort) sebebiyle öldüğünün bildirildiği,</p>

<p>Uzmanlık raporuna göre; alkol ve uyuşturucu madde incelemesi yapılan maktulün 147 promil alkollü olup ayrıca kanında 785 mg amfetamin ve 63 mg esrar maddeleri bulunduğu,</p>

<p>Görüntü inceleme tutanağında; iş yeri girişini gösteren ve güncel saatten 1 saat 20 dakika ileride olan kamera kayıtları incelendiğinde, olay tarihinde saat 02.18 sıralarında maktulün bir taksi ile olay yerine geldiği, giriş bölümünde kendisini beklemekte olan sanıkla tokalaşıp birlikte bina içine girdikleri, sanığın önde, maktulün ise birkaç adım geride yürüyerek ikinci kattaki ofis kısmına geçtikleri, bu katta bulunan ve koridoru gösteren güvenlik kamerasının olayın gerçekleştiği ve kapısı açık olan odanın bir kısmını görür vaziyette olduğu, bu görüntülere göre koridorda saat 03.21.56, 03.21.57 ve 03.22.01’de silahın ateşlenmesi sırasında oluşan basınçtan kaynaklandığı değerlendirilen toz parçacıklarının belirdiği, saat 03.22.01 itibarıyla odanın giriş kapısı önünde herhangi bir iz ve emare bulunmazken saat 03.22.17’de aynı alanda maktulün vücudundan yere sızan kan nedeniyle zeminde renk değişikliği olduğu, saat 03.22.20, 03.22.21 ve 03.22.22’ye ait görüntülerde, sanığın maktulün yanına geldiği, elinde silah olduğu değerlendirilen bir nesne bulunduğu, bu esnada toz parçacıklarının yeniden belirdiği, bu durumun sanık tarafından silahın yeniden ateşlenmesinden kaynaklanmış olabileceği tespitlerine yer verildiği,</p>

<p>Sanığın olay tarihinde saat 01.58’de 155 Polis İmdat hattını arayıp "Haraç istemeye gelen biri vardı, silah çekti, kapıştık, elinden silahı bir şekilde aldım, ondan sonra vurdum!", devamında saat 02.00 sıralarında 112 Acil Komuta Kontrol Merkezini de arayarak "Birisi bana silah çekti de o yaralandı, öyle boğuşuyorduk, silahlar milahlar şey oldu!" şeklindeki görüşmelere ilişkin ses kayıtlarının çözüm tutanaklarına bağlandığı,</p>

<p>Maktulün 25.04.2009 ila 30.06.2011 tarihleri arasında sanığın iş yerinde çalıştığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mağdur aşamalarda; maktulün eşi olduğunu, eşinin bir süre sanığa ait maden ocağında çalıştığını, bildiği kadarıyla buradan bir miktar alacağı kaldığını, olay günü öğle saatlerinde evden ayrılırken patronunun yanına gideceğini, kendisine iş vereceğini anlattığını, eşi ile en son saat 18:00 sıralarında konuştuğunu,</p>

<p>Mağdur ... soruşturmada; kardeşi olan maktulün çalıştığı dönemde sanık ile samimi arkadaşlıklarının bulunduğunu, birlikte kokain kullandıklarını, iş haricinde de sık sık görüştüklerini,</p>

<p>Mahkemede önceki beyanından farklı olarak, kardeşi ile sanığın birlikte uyuşturucu madde kullanıp kullanmadıklarını görmediğini, ilk beyanında ne dediğini bilmediğini,</p>

<p>Tanık ... aşamalarda; yaklaşık 9 yıldır sanığın iş yerinde bekçi olarak çalıştığını, olay tarihinde gece saatlerinde sanığın yanına geldiğini, konuştukları sırada telefonu çalan sanığın görüşme yaptığı şahsa "Gel." dediğini, 15-20 dakika sonra iş yerinin önünde bir taksinin durduğunu, içinden, daha önceden iş yerinde çalışması nedeniyle tanıdığı maktulün indiğini, sanık ve maktulün selamlaşarak bina içine girdiklerini, sonradan bir gürültü duyduğunu, ancak bunun yakınlarda bulunan polis okulundan geldiğini düşündüğünü, polislerin gelmesiyle olayı öğrendiğini,</p>

<p>Tanık ... aşamalarda; taksicilik yaptığını, maktulün olay tarihinde gece saatlerinde aracına bindiğini, kokudan alkollü olduğu anlaşılan maktulü adresini verdiği yere bıraktığını, maktulün inerken kartvizitini isteyip "İşim bitince seni ararım." dediğini, üzerinde montu bulunduğu için herhangi bir kabarıklık fark etmediğini,<br />
Tanık ... aşamalarda; maktulün köylüsü olduğunu, olaydan 15-20 gün kadar önce karşılaştıklarında kendisine iş aradığını ve bunalımda olduğunu anlattığını, olay günü saat 22.00 sıralarında telefonunu isteyip birisini aradığını, karşıdaki şahsa "Neredesin, daha sonra geleyim mi, tamam geliyorum." dediğini, bu görüşmede tehdit veya hakaret içeren bir konuşma geçmediğini, "Ben azrailin ...!" şeklinde bir cümle sarf ettiğini duymadığını, maktulde silah görmediğini, ancak maktulün alkollü olduğunu,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık aşamalarda; ... olduğunu ve Elazığ’da maden ocağı işlettiğini, ailesi şehir dışında olduğu için olayın meydana geldiği yeri hem yönetim binası hem de mesken olarak kullandığını, olay tarihinden 2-3 ay kadar önce maktulün kendisini arayarak "Cezaevinden yeni çıktım, bundan sonra senin haracını ben yiyeceğim!" dediğini, belli aralıklarla da arayıp "Parayı hazırladın mı, neredesin, parayı hazırla, vermezsen seni öldürürüm!" şeklinde konuştuğunu, olay günü saat 22.00 sıralarında farklı bir numaradan arayarak "Ben azrailin ..., ya 5.000 TL’yi ya da canını vereceksin!" dediğini, durumu önemsemeyip çalışmaya devam ettiğini, saat 00.00 gibi hava almak ve bir şeyler atıştırmak için bekçi kulübesine indiğini, yarım saat kadar sonra sabit numaradan arama geldiğini, yanıtladığında sesinden tanıdığı maktulün "Ben geliyorum." dediğini, kendisinin de "Geliyorsan gel." şeklinde karşılık verdiğini, maktulün daha önceden de geç saatlerde rahatsız etmesi nedeniyle geleceğini düşünmediğini, daha sonra bir taksinin iş yerinin önünde durduğunu, kapıya doğru yürüyen maktulün, birkaç yıl önce iş yerinden ayrılan eski bir çalışanı olduğunu hatırladığını, elini uzattığı hâlde tokalaşmak istemediğini, ancak kafasını uzatınca kendisiyle kafa tokuşturduklarını, bu esnada maktulün alkollü olduğunu fark ettiğini, devamında iş yerine girerek birlikte yukarıya çıktıklarını, kendisinin, televizyonun karşısında bulunan ikili koltuğun orta kısmına, maktulün ise pencere önündeki tekli koltuğa oturduğunu, maktule "Niye beni rahatsız ediyorsun, para vermeyeceğimi biliyorsun." dediğini, onun da "Ya canını vereceksin ya da her ay 5000 TL!" şeklinde konuştuğunu, bir ara maktulün su istediğini, kendisinin de odada su olmadığını söyleyip maktulü bekçinin yanına gönderdiğini, arkasından takip ettiğinde maktulün giriş katındaki muhasebe odasına girmeye çalıştığını görüp ne yaptığını sorduğunu, lavaboya gireceğini belirtmesi üzerine lavaboyu göstererek üst kattaki odasına çıktığını, maktulün de birkaç dakika sonra odaya dönüp tekrar eskisi gibi oturduğunu, aynı münakaşanın yine devam ettiğini, bu şekilde bir saat kadar konuştuklarını, saatin 02:00 olduğunu fark ederek maktule para vermeyeceğini, gitmesi gerektiğini söylediğini, bunun üzerine maktulün elinde bulunan kartvizite benzer bir kâğıdı yırtıp atarak sağ elini sol tarafına götürdüğünü, ayağa kalkarak belinden çıkardığı silahı kendisine doğrulttuğunu, aralarında bir kol kadar mesafe bulunduğunu, kendisinin de birden ayağa kalkıp iki eliyle maktulün eline atıldığını, bu esnada atışa hazır hâldeki silahın hedefsiz bir şekilde iki el ateş aldığını, olayın aniden geliştiğini, o an şoka girdiğini, sonrasında ne olduğunu hatırlamadığını, kendine geldiğinde maktul ve silahı yerde gördüğünü, üzerinde bulunan ruhsatlı tabancasını çalışma masasına bırakarak ekipleri aradığını, maktulle bir samimiyetinin ya da önceye dayalı husumetinin bulunmadığını, maktulün, kendisinden herhangi bir alacağının da olmadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve İlgili Mevzuat</p>

<p>Meşru savunma, TCK'nın Birinci Kitabının, İkinci Kısmının, "Ceza Sorumluluğunu Kaldıran veya Azaltan Nedenler" başlıklı İkinci Bölümünde, 25. maddenin 1. fıkrasında; "Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez." şeklinde bir hukuka uygunluk nedeni olarak düzenlenmiştir. Anılan düzenlemeye göre, meşru savunmanın kabulü için saldırının korunmaya değer nitelikteki herhangi bir hakka yönelmiş olması yeterli görülmüştür.</p>

<p>Doktrinde; "Bir kimsenin, kendisini veya başkasını hedef alan bir tecavüz, saldırı karşısında, savunma amacına matuf olarak ve bu saldırıyı defedecek ölçüde kuvvet kullanması" (İzzet Özgenç, Türk Ceza Kanunu Gazi Şerhi, Adalet Bakanlığı Yayınları, 3. Bası, Ankara, 2006, s. 364); "Bir kimsenin kendisine veya başkasına yöneltilen ağır ve haksız bir saldırıyı uzaklaştırmak amacıyla gösterdiği zorunlu tepki" (Kayıhan İçel, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayınları, İstanbul, 2014, s. 307); "Kişilerin saldırıya karşı verdikleri kendini veya diğer bir insanı koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal tepkinin hukuken meşru görülmesi" (Osman Yaşar-Hasan Tahsin Gökcan-Mustafa Artuç, Yorumlu Uygulamalı Türk Ceza Kanunu, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2014, s. 697) şeklinde, 765 sayılı TCK'nın yürürlükte olduğu dönemde Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararlarında "Bir kimsenin ağır ve haksız bir tecavüzü kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak amacı ile gösterdiği zorunlu tepki" olarak tanımlanan meşru savunma; bir kimsenin, gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakkı hedef alan, gerçekleşen ya da gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı, saldırı ile eş zamanlı olarak hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde, kendisinden veya başkasından uzaklaştırmak mecburiyetiyle saldırıda bulunan kişiye karşı işlediği ve hukuk düzenince meşru kabul edilen fiillerdir.</p>

<p>Gerek öğretide gerekse yargısal kararlarda vurgulandığı üzere; TCK'nın 25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>1- Saldırıya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Bir saldırı bulunmalıdır.</p>

<p>b) Bu saldırı haksız olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.</p>

<p>d) Saldırı ile savunma eş zamanlı bulunmalıdır.</p>

<p>2- Savunmaya ilişkin şartlar:</p>

<p>a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.</p>

<p>b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.</p>

<p>c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.<br />
Savunmanın, meşru savunma şartlarının bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda, sınırın aşılması söz konusu olabilmektedir.</p>

<p>Sınırın aşılması, TCK’nın 27. maddesinde;<br />
"(1) Ceza sorumluluğunu kaldıran nedenlerde sınırın kast olmaksızın aşılması halinde, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılıyorsa, taksirli suç için kanunda yer alan cezanın altıda birinden üçte birine kadarı indirilerek hükmolunur.</p>

<p>(2) Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez." şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Hukuka uygunluk nedeninin bulunması, eylemin suç olmasını engelleyeceğinden, fail hakkında CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendi uyarınca beraat kararı verilecektir. Buna karşın, sınırın aşılması bir hukuka uygunluk nedeni olmayıp TCK’nın 27. maddenin 1. fıkrasındaki durum itibarıyla kusurluluğu azaltan, 27. maddenin 2. fıkrasındaki durum itibarıyla da kusurluluğu ortadan kaldıran nedenlerden biridir. Başka bir deyişle, hukuka uygunluk nedenlerinde sınırın kast olmaksızın aşılması hâlinde beraat kararı değil, anılan maddenin 1. fıkrasına göre indirimli ceza veya 2. fıkrasına göre CMK’nın 223. maddesinin 3. fıkrasının (c) bendi gözetilerek ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilecektir.</p>

<p>TCK’nın 27. maddesinin 1. fıkrasında, fail bir hukuka uygunluk nedeninin sınırını aşmakta ise de, bunu bilerek ve isteyerek yani kasten yapmamaktadır. Ancak, fiil taksirle işlendiğinde de cezalandırılabiliyorsa, fail sınırı kast olmaksızın aşmış olması dolayısıyla taksirinden sorumlu tutulmaktadır.</p>

<p>TCK’nın 27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna göre bu hükmün uygulanabilmesi için;</p>

<p>1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın bulunması,</p>

<p>2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,</p>

<p>3- Savunmaya ilişkin şartlardan ölçülülük ya da orantılılık şartının, savunma lehine ihlal edilmesi suretiyle sınırın aşılması,</p>

<p>4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi hâlinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nın 223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir. Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle, heyecan, korku veya telaşa kapılarak meşru savunmanın sınırlarını aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik söz konusu olabilecektir.</p>

<p>İnsanın dış dünyaya yansıyan davranışlarını esas alan ceza hukuku, onun davranışlarında iç dünyasının, o anki ruh hâlinin ve genel psikolojik özelliklerinin önemi bulunduğunu kabul ederek bu psikolojik durumlara belli bir hukuki değer vermektedir. Bu itibarla modern ceza hukuku sadece işlenen suçu değil, suçun işlenmesinde etkili olan nedenleri göz önünde bulundurarak cezalandırma yoluna gitmektedir (Devrim Aydın, Yeni Türk Ceza Kanunu'nda Haksız Tahrik, AÜHFD, 2004, C. 54, s. 225).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haksız hareketin kişi üzerinde ve onun psikolojik aleminde bir tepki doğuracağını kabul eden modern ceza hukuku, failin bu durumunu değerlendirmekte, cezai sorumluluğunu azaltan bir sebep olarak görmektedir. Failin bu subjektif durumuna önem veren çeşitli ülkelerin ceza kanunlarında, failin cezasında belli oranlarda indirim yapılması esası kabul edilmiştir (M. Muhtar Çağlayan, Yargıtay İçtihatları Işığında Haksız Tahrik üzerine Bir İzah Denemesi, Adalet Dergisi, Ocak –Şubat, 1982, S.1, s.14).</p>

<p>Bu düşünceden hareketle TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,<br />
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,<br />
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,<br />
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sâdır olmalıdır.</p>

<p>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.<br />
Yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, gerek fail, gerekse mağdurun karşılıklı haksız davranışlarda bulunması hâlinde, tahrik uygulamasında kural olarak, haksız bir eylem ile mağduru tahrik eden fail, karşılaştığı tepkiden dolayı tahrik altında kaldığını ileri süremez. Ancak maruz kaldığı tepki, kendi gerçekleştirdiği eylemle karşılaştırıldığında aşırı bir hâl almışsa, başka bir deyişle tepkide açık bir oransızlık varsa, bu tepkinin artık başlı başına haksız bir nitelik alması nedeniyle fail bakımından haksız tahrik oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Son olarak ifade etmek gerekir ki, meşru savunmada sona ermemiş, hâlen mevcut bir saldırıya karşı savunma amacıyla karşılık verilmekte, saldırıdan başka türlü korunma imkanı bulunmamakta iken, haksız tahrikte sona ermiş bir haksız fiile zorunlu olmamakla birlikte haksız eylemin yarattığı öfke ile karşılık verilmektedir. Meşru müdafaanın zorunlu olması hâli objektif bir esasa dayanmakta olup haksız tahrik kişinin kusur iradesinin zayıflamasından dolayı cezanın hafifletilmesini gerektiren subjektif bir esasa dayanmaktadır. Bu nedenle bir tarafta haksız tahrik ile meşru müdafaanın birlikte bulunması mümkün değil ise de, haksız tahrik içeren davranışa karşı tepki gösteren failin tepki mahiyetindeki fiiline karşı haksız tahriki doğurduğu kabul edilen kişinin meşru müdafaa durumuna girmesi ise mümkündür (Demirbaş, Timur, Haksız Tahrik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2021, s. 99).</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Sanığa ait iş yerinde bir süre çalışıp sonradan ayrılmış olan maktulün olay tarihi öncesinde birçok kez sanığı arayarak para talep ettiği, bu durumu ciddiye almayan sanığın adli mercilere herhangi bir başvuruda bulunmadığı, olay tarihinde saat 22.00 sıralarında maktulün telefonla sanığı arayıp haraç almak üzere geleceğini söylediği, sanığın ise ofiste olduğu ve gelebileceği yönünde karşılık verdiği, devamında bekçi kulübesine inerek maktulü beklemeye başladığı, maktulün aynı gece saat 00.58’de bir taksi ile olay mahalline geldiği, sanıkla selamlaştıktan sonra onunla birlikte bina içerisine girdiği, maktul ve sanığın ikinci katta bulunan ofis kısmına geçip yaklaşık bir saat konuştukları, maktulün sanıktan para istediği, sanığın ise konuşarak onu ikna etmeye çalıştığı, alkol ve uyarıcı madde etkisi altındaki maktulün aniden ayağa kalkarak belinden çıkardığı tabancayı sanığa doğrulttuğu, sanığın, elini tutmak suretiyle maktulden tabancayı alıp ona doğru on el ateş ettiği ve maktulün ateşli silah yaralanmasına bağlı iç kanama, iç organ yaralanması ve büyük damar laserasyonu sebebiyle öldüğü İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olayda;</p>

<p>Otopsi görüntüleri ve bilirkişi raporuna göre maktulün hayati bölgelerine aldığı isabet sayısı ve olay mahallinden ele geçirilen tüm kovan ve mermilerin tek bir tabancadan atıldığının tespit edilmesi, sanığın boğuşma anında silahın kendiliğinden ateş aldığı yolundaki savunmasının, maktuldeki tüm yaralanmaların uzak atış mesafesinden yapıldığının belirtilmesi nedeniyle dosya kapsamıyla örtüşmemesi, bu hususun sanıkta herhangi bir darp cebir izi bulunmaması ve oda içinde bir dağınıklığın olmaması olgularıyla da desteklenmesi, sanığın, ikisi hayati bölgelerine tesir edecek şekilde maktulün vücudunun ön yüzüne dört el ateş ettikten sonra kapıya doğru yönelmek istediği sırada da maktule arkasından birkaç el daha ateş etmesi, yine oda girişini ve koridoru gösteren kamera kayıtları ile maktulün kaldırıldığı yer ve yakınlarında dört adet mermi sekme izleri tespit edilmesine nazaran yere düşen maktulün kanının zemine yayılmasından sonra da sanığın ateş etmeyi sürdürmesi hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; sanığın, ilk olarak maktul tarafından kendisine doğrultulan atışa hazır vaziyetteki tabancayı ele geçirdikten sonra hayati olmayan bölgeleri hedef alarak maktulü etkisiz kılma imkânına sahip olduğu ve güvenlik görevlisinin de bulunduğu kendi iş yerinde saldırıyı kolaylıkla bertaraf edebilecek konumda bulunduğu hâlde maktule, özellikle arka bölgesini hedef alarak çok sayıda ateş ettiği, aldığı tehditler nedeniyle güvenlik güçlerine başvurma yolunu da tercih etmediği anlaşıldığından, olayın vuku tarzı bağlamında tarafların konum ve imkânları itibarıyla da sanık hakkında meşru müdafaa ve meşru müdafaada kast olmaksızın mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya telaş sonucu sınırın aşılması koşullarının gerçekleşmediği, ancak maktulün önce tehdit ile para talep edip devamında sanığa silah doğrultması nedeniyle eylemin haksız tahrik altında işlendiği kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 19.02.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="57049"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/594 E., 2025/22 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 15.01.2025 tarihli, 2022/594 E., 2025/22 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/594 E., 2025/22 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1069 - 1221</p>

<p><br />
<strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 82/1-a, 29, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba ilişkin Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 25.06.2019 tarihli ve 298-288 sayılı resen istinafa tabi olan hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince 06.11.2019 tarih ve 4234-2511 sayı ile; eksik araştırma ve usul hükümlerine aykırılık nedeniyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mersin 6. Ağır Ceza Mahkemesince yeniden yapılan yargılama sonunda 26.10.2020 tarih ve 415-270 sayı ile; suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 82/1-a, 29, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba karar verilmiştir. Hükmün suça sürüklenen çocuk ve katılan vekilince istinaf edilmesi üzerine Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan inceleme sonunda 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 280/2. maddesi uyarınca hükmün kaldırılmasına, suça sürüklenen çocuğun tasarlayarak kasten öldürme suçundan 5237 sayılı TCK’nın 82/1-a, 31/3 ve 63. maddeleri uyarınca 23 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve mahsuba hükmedilmiştir.</p>

<p>Hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 02.02.2022 tarih ve 11176-773 sayı ile; "(…) Suça sürüklenen çocuk ...'ın, maktul ...'in babasının öldürüldüğü dosya da yargılanması nedeniyle, tevettür altında hareket ettiği ve maktul ...'in yargılandığı davanın sonuçlanmamasıyla birlikte, maktul ...'in suça sürüklenen çocuk ...'ın babası ...'nin öldürülmesi olayına ilişkin masum olduğunu gösterir kesinleşmiş bir beraat kararının bulunmadığı ve aralarında süregelen husumetin varlığı göz önünde bulundurulduğunda; suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK'nın 29. maddesi uyarınca asgari düzeyde indirim yapılarak ceza tayini yerine, yazılı şekilde haksız tahrik hükümleri uygulanmayarak hüküm kurulması suretiyle fazla ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyeleri ... ve ...; olayda haksız tahrik bulunmadığı, bu nedenle hükmün onanması gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi ise 25.05.2022 tarih ve 1069-1221 sayı ile; "(…) Suça sürüklenen çocuğun ailesi ile maktulün ailesi arasında süregelen bir husumetin varlığının haksız tahrik hükmünün uygulanmasını gerektirir bir neden olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğun babasının öldürülmesi olayına karıştığına ve suça sürüklenen çocuğun babasını öldüren oğlunu azmettirdiğine ilişkin somut bir delilin bulunmaması, bu konudaki iddianın soyut iddiadan ibaret olması, maktulün, olay öncesinde suça sürüklenen çocuk hakkında ‘Babası öldü sıra ...'a gelecek.’ dediğine dair iddianın kahvehanede konuşulan dedikodudan ibaret olması, tanık ...'nin soruşturma aşamasında bu iddia ile ilgili beyanının olmaması, maktulün suça sürüklenen çocuğa yönelik olarak doğrudan tehditte bulunduğuna dair somut bir delil bulunmaması ve suça sürüklenen çocuğun haksız tahrik koşullarında hataya düştüğünün kabulüne ilişkin koşulların gerçekleşmemesi karşısında, somut olayda; suça sürüklenen çocuk ... lehine haksız tahrik koşullarının gerçekleşmediği," gerekçesiyle bozmaya direnerek suça sürüklenen çocuğun 26.05.2021 tarihli hüküm gibi cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Hükmün suça sürüklenen çocuk müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 05.09.2022 tarihli ve 108296 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya, 6763 sayılı Kanun'un 36. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesi uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 30.11.2022 tarih, 8760-9449 sayı ve oy çokluğuyla direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Suça sürüklenen çocuğun suçunun sübutu ile suç niteliğine ilişkin bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Yargıtay 1. Ceza Dairesi çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) Sistemi vasıtasıyla yapılan incelemeden; Mersin 2. Çocuk Mahkemesinin 14.02.2018 tarihli ve 3-64 sayılı kararıyla, suça sürüklenen çocuk ...’nın, 03.11.2016 tarihinde maktulün oğlu ...’i silahla yaralama suçundan 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hapis cezasının ertelenmesine karar verildiği, kararın 22.02.2018 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği;</p>

<p>Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.05.2019 tarihli ve 476-266 sayılı kararı ile; maktulün oğlu ...’in, suça sürüklenen çocuğun babası ...’yı kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis cezasına mahkûm edildiği, hükmün Yargıtay 1. Ceza Dairesince 13.04.2021 tarihinde onanarak kesinleştiği,</p>

<p>Maktul ... hakkında suça sürüklenen çocuğun babası ...’ya yönelik tasarlayarak öldürme suçuna azmettirmeden kamu davası açıldığı, Mersin 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin 12.07.2017 tarihli ve 511 sorgu numaralı kararı ile; müsnet suçun vasıf ve mahiyeti ile kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunması gerekçe gösterilerek adı geçenin tutuklanmasına karar verildiği, Mersin 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davanın 22.02.2018 tarihli ilk celsesinde, suç vasfının lehine değişme ihtimalinin bulunması ve tutuklulukta geçen süre dikkate alınarak tahliyesine karar verildiği, yapılan yargılama sonunda ise 17.05.2017 tarihinde öldüğünden bahisle düşme kararı verildiği, bu kararın 11.06.2019 tarihinde istinaf edilmeksizin kesinleştiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılanlar ..., ..., ... ve ... mahkemede; maktulün yakınları olduklarını, olayı görmediklerini, suça sürüklenen çocuktan şikâyetçi olduklarını ve davaya katılmak istediklerini,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuk ve maktul ile aynı mahallede ikamet ettiğini, her ikisini de tanıdığını, ...’ın babası ... öldürüldükten sonra tutuklanan maktul ...’in tahliye olunca kahvehanede laf arasında konuşulurken "Sıra ...'a da gelecek!" diye bir söz söylendiğini ama dedikodu şeklindeki bu sözü ...’ten duymadığı gibi ...'a da böyle bir şey söylemediğini, konuşmanın geçtiği sırada ... ve ...’in ortamda bulunduklarını, ...’nın .in yakını olduğunu,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; ...’nde ... Kıraathanesini işlettiğini, maktul ... ile tanık ...’yi tanıdığını, suça sürüklenen çocuk ...’ı kahvehaneye gelmediği için tanımadığını, ...'ın babasının ölümünden sonra maktul ...’in tahliye olduğunu, kahvehanede arkadaşları ile birlikte otururken maktul ...’in masasına çay vermeye gittiği sırada ...’in "Babası öldü, sıra kendine gelecek!" dediğini işittiğini, söze hiç karışmadan çayları verip masadan çekildiğini,</p>

<p>Tanık ... mahkemede; suça sürüklenen çocuğu ve maktulu uzaktan akraba olmaları ve aynı mahallede ikamet etmeleri nedeniyle tanıdığını, ...’ın babası ...'nin öldürülmesinden sonra ...'teki kahvehaneye gittiğinde konuşmalar sırasında "... öldü, ... da ölecek!" şeklinde konuşmalar işittiğini, ancak kimin nasıl yapacağı konusunda bir şey duymadığını, yine bunları maktulün yakınlarından da işitmediğini,</p>

<p>Tanık ... kollukta; suça sürüklenen çocuk ...’ın halası olduğunu, babasının öldürülmesinden sonra ...’ın annesi ile bir tartışma yaşadığını ve annesinin yanından ayrılarak yanlarında yaşamaya başladığını, ...’ın iyice içine kapandığını, cuma günleri babasının mezarını ziyaret ettiğini, kısa bir süre işte çalıştığını, ancak yaşanan bir tartışma sonucu buradan da ayrıldığını, ...’ın ölen babasından kalan bir tabancayı kendisini korumak için taşıdığını bildiğini,<br />
İfade etmişlerdir.</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk aşamalarda benzer şekilde; olay tarihinden önce babası ... ile birlikte araç kiralama işi yaptıklarını, akrabaları ... ...’nın kendilerinden araç kiraladığını ancak arabayı sözleşilen saatte teslim etmediğini, bu nedenle babası ile ...’in tartıştıklarını, tartışmaya ...’in yanındaki arkadaşı ... ...’in de dâhil olduğunu, kavga sırasında ...’ı bıçakla yaraladığını, 16 gün cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildiğini, 30.000 TL kan parası karşılığında ailelerinin anlaştıklarını, fakat bu anlaşmaya rağmen eve giderken silahlı saldırıya uğradığını, saldırıyı yapan şahsın "...’ın selamı var." dediği için bu olayı ...’ın yaptırdığını bildiğini, yine bir defasında iş yerlerinin kurşunlandığını, bunu da ...’ın yaptırdığını öğrendiklerini, bu olayların polise intikal ettiğini, akrabaları ... ... aracılığıyla ...’a haber göndererek barış sağlanmasına karşın neden böyle davrandığını sordurduklarını, ...’ın da "Anlaştık ama benim kanım aktı, bir de araba vermeniz lazım." şeklinde haber gönderdiğini, babası ...’nin bu teklifi kabul etmediğini, bu olaydan bir süre sonra babasıyla iş yerlerinin önünde bulundukları sırada ...’ın ateş ederek babası ...’yi öldürdüğünü, kendisinin ise eğilmesi sayesinde yara almadan kurtulduğunu, ... ve babası ...’in bu olay nedeniyle tutuklandıklarını, Mersin Ağır Ceza Mahkemesinde başlayan yargılamanın ilk celsesinde ...’in tahliye edildiğini, tahliye olunca ...’in "Eğer şikâyetlerini geri çekmezlerse ...'yu da öldüreceğiz." diye sağda solda konuştuğunu işittiğini, bunu ...’tan duyduğunu, ona da bunları ...’nin söylediğini, yine mahalleden tanıdığı ...’un da aynı şeyi ifade ettiğini, tedirgin olduğunu, yanlarında kaldığı halalarına durumu söylediğini, halalarının da evden dışarı çıkmasına müsaade etmemeye başladıklarını, haftada sadece bir kere dışarı çıkabildiğini, olay günü cezaevinde bulunan akrabaları ...'u ziyaret etmek ve hesabına para yatırmak için cezaevine gittiğini, ...'in tehditlerinden korktuğu için babasına ait tabancayı yanına aldığını, kayıt yaptırma yerinde ...'i görünce ne olur ne olmaz diye geriye çekildiğini, dışarıda onun işlemini bitirmesini beklediğini, ağaçların altında beklerken 50 yaşlarında bir şahsın yanına geldiğini, "Ne bekliyorsun?" diye sorunca şüphelendiğini, şahıs kolundan tutunca tedirgin olduğunu ama kendisiyle birlikte ziyaretçi giriş bölümüne kadar gittiğini, ... dönüp kendisine sert şekilde bakınca yanındaki şahsın ...'in adamı olacağı düşüncesiyle korktuğunu, belindeki tabancayı çıkartıp korkutmak amacıyla maktulün ayaklarına doğru sıktığını, ancak maktul eğilince mermilerin koluna veya başka bir yerine isabet ettiğini, maktulü kasten veya tasarlayarak öldürmediğini savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat Ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
TCK'nın 29. maddesinde de haksız tahrik; "Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir." şeklinde, ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Ceza sorumluluğunu azaltan bir neden olarak düzenlenen haksız tahrik, kişinin haksız bir fiilin kendisinde meydana getirdiği hiddet ya da şiddetli elemin etkisi altında suç işlemesi durumunda kusur yeteneğindeki azalmayı ifade etmektedir. Bu hâlde fail, suç işleme yönünde önceden bir karar vermeden, dışarıdan gelen etkinin ruhsal yapısı üzerinde meydana getirdiği karışıklığın neticesi olarak bir suç işlemeye yönelmektedir. Bu yönüyle haksız tahrik, kusurun irade unsuru üzerinde etkili olan nedenlerden biridir. Başka bir anlatımla, haksız tahrik hâlinde failin iradesi üzerinde zayıflama meydana gelmekte, böylece haksız fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altındaki kişinin suç işlemekten kendisini alıkoyma yeteneği önemli ölçüde azalmaktadır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları ile öğretide de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,<br />
b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,<br />
c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,<br />
d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.<br />
01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>2. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme<br />
Suça sürüklenen çocuk ...'nın, babası ... ile birlikte araba kiralama işiyle iştigal ettiği, kiralanan bir aracın zamanında teslim edilmesi nedeniyle çıkan tartışma sırasında ...’ın maktul ...’in oğlu ... ...’i bıçakla yaraladığı, ...’ın ailesinin ...’ın ailesine bir miktar para vermesi üzerine ...’ın şikâyetinden vazgeçtiği, 16 gün tutuklu kalan ...’ın tahliye olduğu, aileler arasında bu şekilde bir süre yatışan husumetin yeniden şiddetlenmesiyle ... ...’in 08.07.2017 tarihinde suça sürüklenen çocuk ...’ın babası ...’yı tabancayla ateş ederek öldürdüğü, bu olay nedeniyle ...’ın babası maktul ... hakkında da tasarlayarak öldürme suçuna azmettirme iddiasıyla kamu davası açıldığı, maktulün kuvvetli suç şüphesi gerekçe gösterilerek tutuklandığı ve 7 ay sonra tahliyesine karar verildiği, tahliye olduktan sonra maktulün suça sürüklenen çocuğun mahallesinde bulunan kahvehaneye giderek "Babası öldü, sıra kendisine gelecek!" şeklinde sözler sarf ettiğinin kahvehaneyi işleten tanık ... tarafından ifade edildiği, tahliye olan maktulün olay günü aynı olay nedeniyle tutuklu bulunan oğlu ...’ı cezaevinde ziyarete gittiği, suça sürüklenen çocuk ...’ın ise cezaevi bahçesinde gelmesini beklediği maktul ...’i tabancayla iki el ateş ederek öldürdüğü kabul edilen olayda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Maktulün, suça sürüklenen çocuğun babasının olaydan yaklaşık 10 ay önce öldürülmesi suçuna azmettirme suretiyle iştirak ettiği iddiasıyla yargılanması, bu suçu işlediğine yönelik kuvvetli suç şüphesi nedeniyle 7 ay kadar tutuklu kalması, tahliye olduktan sonra da suça sürüklenen çocuğun tanıdıklarının da olduğu kahvehanede "Babası öldü, sıra kendisine gelecek!" şeklinde tehdit içeren sözler sarf etmesi hususları birlikte değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuğun eylemini maktulden kaynaklanan, kendisi ve ailesine yönelen bu haksız söz ve eylemlerin meydana getirdiği hiddet ve şiddetli elemin etkisi altında gerçekleştirdiği ve hakkında TCK’nın 29. maddesinde düzenlenen haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince verilen hükmün; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesince verilen 25.05.2022 tarihli ve 1069-1221 sayılı hükmün; suça sürüklenen çocuk hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca yeniden incelenmesi ve hüküm verilmesi için Adana Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.01.2025 tarihinde müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 12:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="20889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAKSIZ TAHRİK UYGULAMALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ceza sorumluluğunu azaltan nedenlerden olan ve kusurluluğu azaltması nedeniyle cezanın indirilmesini gerektiren haksız tahrik TCK’nın 29. maddesinde şöyle düzenlenmiştir.”</strong> Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine on sekiz yıldan yirmi dört yıla ve müebbet hapis cezası yerine on iki yıldan on sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir”.</p>

<p>Haksız tahrikin ana koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psi­kolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır. Gazap, aslında hiddet­lenmeyi ifade eder; şedit bir elem deyimi psikolojik bakımdan aslında hare­ketsizliğe, pasifliğe yöneltici bir ruh hâli ise de, burada söz konusu olan hid­dete yönelten bir elemdir. Bu itibarla sadece hiddet sözcüğünün kullanılması bu hâli de kapsar idi. Ancak uygulamada duraksamalara neden olmamak için metinde her iki sözcüğün kullanılması uygun sayılmıştır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Hiddet veya şiddetli elemin haksız bir fiil sonucu ortaya çıkması gere­kir. Maddeye bu ibarenin eklenmesinin amacı, ülkemizde özellikle “töre veya namus cinayeti” olarak adlandırılan akraba içi öldürme suçlarında hak­sız tahrik indiriminin yanlış biçimde uygulanmasının önüne geçmektir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Maddedeki düzenleme nedeniyle bir suçun mağduruna yönelik olarak gerçekleştirilen fiiller dolayısıyla fail haksız tahrik indiriminden yararlana­mayacaktır. Örneğin cinsel saldırıya maruz kalmış kadına karşı babanın veya erkek kardeşin işlediği öldürme fiilinde, haksız tahrike dayalı olarak ceza indirimi yapılamayacaktır. Maddedeki haksız fiil terimi, bir davranışın hu­kuk düzenince tasvip edilmediği anlamına gelmektedir. Ancak böyle bir haksız fiili yapan kişiye karşı yönelik fiilin varlığı durumunda maddenin uy­gulanması söz konusu olabilecektir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>Haksız tahrikte adi ve ağır tahrik ayırımı bulunmamaktadır. <strong>Tahrik hâlinde verilecek ceza bakımın­dan aşağı ve yukarı sınırlar kabul edilmek suretiyle olayın özelliğine göre uygulamada takdir olanağı tanınması amaçlanmıştır. Hâkim tahrikin ağırlık derecesine göre yapılacak indirimi saptayabilecektir. Ancak bu indirimin ya­pılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabile­cek ağırlıkta olması gerekir.</strong> Bu nedenle böyle bir etkiyi meydana getirebile­cek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararları (<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022279-e-202575-k-sayili-karari" rel="dofollow">CGK'nın 19.02.2025 tarihli ve 279-75 sayılı</a>, <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022531-e-202521-k-sayili-karari" rel="dofollow">15.01.2025 tarihli ve 531-21 sayılı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022594-e-202522-k-sayili-karari" rel="dofollow">15.01.2025 tarihli ve 594-22 sayılı kararları</a> gibi) ile doktrinde de kabul gören görüşler doğrultusunda haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi için;</p>

<p>a) Tahriki oluşturan haksız bir fiil bulunmalı,</p>

<p>b) Fail öfke veya şiddetli elemin etkisi altında kalmalı,</p>

<p>c) Failin işlediği suç bu ruhsal durumunun tepkisi olmalı,</p>

<p>d) Haksız tahrik teşkil eden eylem mağdurdan sadır olmalıdır.</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren TCK'da, 765 sayılı Kanun'da yer alan ağır – hafif tahrik ayırımına son verilerek; tahriki oluşturan eylem, somut olayın özelliklerine göre hâkim tarafından değerlendirilip, sanığın iradesine etkisi göz önünde bulundurulmak suretiyle, maddede gösterilen iki sınır arasında belirlenen oranda cezasından indirim yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong>Öncelikli sorun olayda haksız tahrik olup olmadığı, haksız tahrik varsa hangi eylemden kaynaklı olarak kim veya kimlerin haksız tahrik altında hareket ettiği ile haksız tahrikin dercesine göre indirim oranının<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong>[6]</strong></a> hak ve nesafete uygun olarak belirlenip belirlenmediğidir. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Haksız tahrik hükmünün uygulanabilmesi açısından, failin suçu ilk haksız fiilin doğurduğu öfke veya şiddetli elemin etkisiyle işleyip işlememesi önemlidir. Mağdur ya da ölenden gelen haksız hareketin psikolojik etkisinin devam ettiğinin kabulünde zorunluluk bulunan hâllerde, haksız tahrik hükmünün uygulanması gerekmektedir. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda ilk haksız hareketin sanıktan mı, yoksa maktul ya da mağdurdan mı kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan kuşku sanık lehine yorumlanarak sanığın TCK'nın 29. maddesindeki haksız tahrik hükmünden yararlandırılması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamakta ise de bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunluluğu karşısında her olayın kendine özgü koşulları değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği gözden uzak tutulmamalıdır<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a>.</strong></p>

<p><strong>Sanığın beyanları haksız tahrik uygulanması için yeterli görülmeden sanığın beyanlarının doğruluk derecesinin araştırılması maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından bir zorunluluk arz etmektedir. Her kasten insan öldürme suçunda haksız tahrik hükümlerinin şablon olarak uygulanması adalet duygusunu rencide etmekte olup maktulün hatırasına da hakaret olarak değerlendirilmektedir. </strong></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu yakın tarihli bir kararında sanığın, 19 yıllık eşi ve üç çocuk annesi maktul A..'e uzun yıllardır şiddet uyguladığı hususu, sanık hakkındaki mahkûmiyet kararları ve komşularının beyanları ile sabittir. Olay tarihinden yaklaşık dört ay önce sanığın kendisini darp etmesi sonucu çocuklarını da yanına alan maktulün ..'ya bir kadın arkadaşının yanına yeni bir hayat kurmak umuduyla sığınmıştır. Evrensel bir ceza hukuku ilkesi olan kuşkudan sanık yararlanır prensibi uyarınca bir olayda maktul ya da mağdurdan haksız hareket kaynaklandığının her türlü şüpheden uzak ve inandırıcı delillerle kanıtlanamaması hâlinde, oluşan <strong>kuşkunun sanık lehine yorumlanması hususunda bir tereddüt bulunmasa da, bu kabulün dosya kapsamından anlaşılan olayın gerçekleşme biçimine, somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmesi zorunludur</strong>. Somut olayda ise maktulün sanığın şiddetinden uzaklaşmak için gittiği ..'da başka bir erkekle görüştüğüne, sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığına ilişkin herhangi bir delil olmadığı gibi maktulün bir başkasıyla ilişki yaşamadığı hususunun maktul ve sanığın müşterek kızları … tarafından tüm aşamalarda istikrarlı bir şekilde vurgulanmaktadır. Sanık müdafisinin talebiyle dinlenen sanığın kardeşlerinin dâhi maktulün bir başka erkekle ilişkisi olduğuna dair bir duyumlarının olmadığını belirtmektedirler. Maktulün telefonunda yapılan inceleme sonunda da bu yönde bir delile ulaşılmamıştır. Sanığın maktul eşini "Ben ..'da kendime bir boğa buldum." dedikten sonra <strong>yüzüne tükürmesi üzerine kapıldığı tahrik üzerine öldürdüğüne ilişkin soyut tahrik savunmasının cezadan kurtulmaya yönelik olduğu, </strong>somut olayın özelliklerine ve hayatın olağan akışına uygun düşmediği gibi olay günü boyunca ve olay sırasında sanıkla maktulün yanında bulunan kızları ..'in olaydan hemen sonra verdiği ifadesiyle de doğrulanmaması karşısında bu savunmaya da itibar edilemez. Bu nedenle <strong>somut olayda maktulden kaynaklanan ve sanığa yönelen herhangi bir haksız söz ve davranış bulunmadığı, sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığı kabul edilmelidir. </strong>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen direnme kararına konu hükmün sanık hakkında haksız tahrik hükmünün uygulanma koşullarının oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>Haksız tahrikinin bulunup bulunmadığının somut olayın özelliklerine göre belirlenmesi gerekir. Kusurluluğu azaltan bir hal olması nedeniyle varlığının veya yokluğunun gerekçelendirilmesi gerekir. Genel geçerli ifadelerin kullanılması adil yargılama hakkının ihlali niteliğindedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN"><img alt="Av. Cenk Ayhan APAYDIN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/cenk-ayhan-apaydin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN">Av. Cenk Ayhan APAYDIN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 29. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı ((UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Yerel Mahkemece kurulan direnme kararına konu hükümlerin, sanık hakkında sadakat yükümlülüğüne aykırı davranma gerekçeleriyle TCK'nın 29. maddesi uyarınca makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılması gerektiğine ilişkin bozma kararına uyulmasına rağmen bozma kararında belirtildiği şekilde sanığın cezalarından makul düzeyde haksız tahrik indirimleri yapılmaması isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir. YCGK’nun 11.02.2026 tarihli, 2024/1-544 esas ve 2026/82 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> YCGK’nun 21.01.2026 tarihli, 2024/1-559 esas ve 2026/42 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haksiz-tahrik-uygulamalari-apaydin-1</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 11:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/09/terazi/turkiyede-havali-tufek-kullanimi.webp" type="image/jpeg" length="36570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46310"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83768"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98251"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27596"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="53406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="29526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="28264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="65203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="21833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="66080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="42248"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="67664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="44398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="13904"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
