<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 13 Aug 2026 14:38:23 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2024/8759 E., 2026/1591 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/8759 E., 2026/1591 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/680 E., 2024/684 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın 25.08.2022 tarihinde dava dışı araçla karıştığı trafik kazası sonucu elektrikli bisiklet sürücüsü olarak bulunan müvekkilinin yaralandığını, geçici ve sürekli iş göremezliğe uğradığını, geçici bakıcı ile tedavi giderinin oluştuğunu belirterek belirsiz alacak olarak 100,00 TL tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; talebini 384.559,39 TL’ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; kaza tarihinde geçerli yönetmelik hükümleri esas alınarak maluliyet oranının belirlenmesi gerektiğini, tazminat hesabının TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faiz esas alınarak yapılmasını, rapor ücretinden sorumlu olmadıklarını, kusur oranının tespiti gerektiğini, Sosyal Güvenlik Kurumu'ndan gelir sağlanıp sağlanmadığının tespitini, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve tedavi giderinden sorumlu olmadıklarını, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecek vekalet ücretinin beşte biri oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile başvurunun kısmen kabulü ile 307.727,52 TL’nin yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı ve davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; raporda kaza ile illiyet bağı kurulamayan işitme kaybının dikkate alınmadığını, omuz ve dirsek yaralanması nedeniyle maluliyet verildiğini, bu nedenle müterafik kusur indirimi yapılmasının yerinde olmadığını, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olmadığını<br />
belirtmiştir.</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usulüne uygun başvuru yapılmadığını, hükme esas alınan raporun usulüne uygun olarak düzenlenmediğini, sigortalı araç sürücüsüne verilen kusur oranının fahiş olduğunu, davacının hastanede tedavi gördüğü günlerin bakıcı gideri hesabında dikkate alınmaması gerektiğini, TRH 2010 Yaşam Tablosu ve %1,65 teknik faiz esas alınarak hesap yapılması gerektiğini, bakiye ömrün hesap tarihi itibariyle hesaplanmasının yerinde olmadığını, geçici iş göremezlik, bakıcı gideri ve adli tıp rapor ücretinin belirsiz alacak olarak talep edilemeyeceğini, müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, beşte bir oranında vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B.Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacının sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekili ve davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) 52. maddesi uyarınca zarar gören, zararı doğuran fiile razı olmuş veya zararın doğmasında ya da artmasında etkili olmuş yahut tazminat yükümlüsünün durumunu ağırlaştırmış (müterafik kusur hâli söz konusu) ise hâkim, tazminatı indirebilir veya tamamen kaldırabilir. Müterafik kusura ilişkin savunma bir def’i olmadığından bu yönde bir savunma olmasa da resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78 ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150 maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda hakem heyetince davacıda kaza nedeniyle işitme kaybının oluştuğu, kafa ve yüz bölgesinden yaralandığı, davacının korucuyu başlık takmadığı gerekçesiyle %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmış ise de, davacı hakkında düzenlenen ve hükme esas alınan iş göremezlik raporunda omuzundan ve dirseğinden yaralanması nedeniyle maluliyet oranı belirlendiği, sağ kulağındaki işitme kaybı ile kaza arasında illiyet bağı bulunmadığı belirtilmiş olup, maluliyet oranının belirlenmesinde dikkate alınmayan yaralanma gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3.Dairemizin yerleşik uygulamasına göre davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre muhtemel bakiye ömür süresi ile işleyecek aktif ve pasif dönemlerin, hesaplamaya esas olacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Hükme esas alınan raporda bakiye ömür, hesap tarihindeki yaşa göre belirlenmiştir.<br />
Bu durumda; davacının TRH 2010 Yaşam Tablosu’na göre bakiye ömür süresinin kaza tarihindeki yaşına göre belirlenerek daha önce rapor düzenleyen bilirkişiden denetime elverişli ek rapor alınıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı ve davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin, (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalı ve davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 16.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="10088"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 24.02.2026 tarihli, 2023/968 E., 2026/2053 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/968 E., 2026/2053 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/1105 E.- 2022/1105 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı olan traktörün 20.07.2017 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile toplam 41.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslahla toplam talebini 330.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, hatır taşıması indirimi yapılması gerektiğini, soruşturma aşamasında tarafların uzlaşıp uzlaşmadıklarının tespit edilmesi gerektiğini, hesaplamada TRH-2010 Yaşam Tablosu ve %1,8 teknik faizin uygulanması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının sunduğu 27.09.2019 tarihli maluliyet raporuna göre davaya konu trafik kazasından dolayı %70 oranında sürekli malul kaldığı, raporun usule ve yasaya uygun olduğu, davalı tarafından sigortalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilinin itiraz başvurusunda bulunması üzerine İtiraz Hakem Heyeti tarafından 30.10.2020 tarih ve 2020/İHK- 22069 sayılı karar ile itirazın kabulüne, davacı tarafından sunulan 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediği, usule uygun maluliyet raporu ile başvuru yapmanın dava şartı olduğu, iş bu dava şartı eksikliğinin tamamlanabilir nitelikte olmadığı gerekçesiyle Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının kaldırılmasına, esas hakkında yeniden hüküm tesisine, başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararının süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 09.02.2022 tarihli 2021/10592 esas ve 2022/2053 karar sayılı kararı ile somut olayda; kaza neticesinde davacının maruz kaldığı yaralanmaya ilişkin olarak ... Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı Başkanlığı tarafından düzenlenen 27.09.2019 tarihli raporda, 30.03.2013 tarihli Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurulu Raporları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile ekindeki cetvellere göre belirleme yapıldığı, raporun kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan yönetmeliğe uygun olduğu, sunulan rapor usulüne uygun olmasa bile tamamlanabilir dava şartı olduğu gözetilmek suretiyle inceleme yapılması gerekirken yanılgılı değerlendirmeyle davalı vekilinin anılan yönlere ilişkin itirazlarının kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İtiraz Hakem Heyetince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bozmaya uyularak bozma ilamı doğrultusunda 27.09.2019 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olduğu, kusur oranlarının yerinde olduğu, hesap raporundaki tespitlerin isabetli olduğu gerekçesi ile başvurunun kabulüne, toplam 330.000,00 TL tazminatın yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; usule uygun olmayan başvuru nedeniyle usulden red kararı verilmesi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, kusur raporu alınması gerektiğini, geçici taleplerden davalının sorumlu olmadığını, rücuya esas ödeme varsa mahsubu gerektiğini, kask nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini, hesaplamada asgari ücretin hatalı uygulandığını, kabul anlamına gelmemek üzere davalının ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz ile sorumlu olduğunu ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile olay tarihinde davalı tarafından Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) poliçesi ile sigortalı traktörün karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacının yaralanmasından kaynaklanan tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, kusur tespitinin isabetli yapılmış olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Davalı vekilinin diğer temyiz itirazları yönünden;</p>

<p>a.2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 78. ve Karayolları Trafik Yönetmeliği’nin 150. maddesi ve eki Cetvel uyarınca; bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı (kask) takması zorunludur.</p>

<p>Somut olayda; davacının motosiklette sürücü olduğu, kaza tespit tutanağına göre kask takıp takmadığının belirsiz olduğu, ancak davacının maluliyete esas teşkil eden yaralanmasının çenesinde kırık, diş kaybı olduğu, dolayısıyla davaya konu kaza nedeniyle davacının yüz bölgesinden yaralandığı dosya kapsamında bulunan evraklar ile sabittir.</p>

<p>Buna göre; davacının kaskının takılı olup olmadığı hususu tespit edilememiş olsa da davaya konu kaza sonucu çenede kırık ve diş kaybı olmak üzere yüz bölgesinden yaralandığı gözetildiğinde, meydana gelen trafik kazasında koruyucu başlık (kask) takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu gözetilerek Türk Borçlar Kanunu’nun 52. maddesi gereğince Dairemizin yerleşik uygulamasına göre %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılmak suretiyle davalının sorumlu olduğu tazminat miktarının belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir.</p>

<p>b. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30/17., Sigortacılıkta Tahkime İlişkin Yönetmelik’in 16/13. Avukatlık Asgarî Ücret Tarifesi (AAÜT)’nin 17/2. maddeleri bir bütün olarak yorumlandığında tarafların avukat ile temsil edildiği hâllerde, taraflar aleyhine hükmedilecek vekâlet ücretinin, her iki taraf için de AAÜT’de yer alan asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin beşte biri olarak hükmolunması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla; İtiraz Hakem Heyetince davacı lehine hükmedilecek vekâlet ücretine ilişkin olarak anılan mevzuat uyarınca maktu vekâlet ücretinin altında kalmamak kaydıyla asliye mahkemelerinde görülen işler için hesaplanan vekâlet ücretinin 1/5’i oranında vekâlet ücreti yerine, nispi ve tam vekâlet ücretine hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Yukarıda (2-a) ve (2-b) numaralı bentlerde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 24.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="32875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2022/6935 E., 2022/8760 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 21/11/2022 tarihli, 2022/6935 E., 2022/8760 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/6935 E., 2022/8760 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :TÜKETİCİ MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki malın ayıplı olmasından kaynaklanan misli ile değişim talepli davanın mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılaması sonucunda, davanın kabulü ile otomobile ait motorun ücretsiz olarak orjinali ile değiştirilmesine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı vekili ve davalılar vekilleri tarafından ayrı ayrı temyiz temyiz edilmesi üzerine, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı, 19.06.2012 tarihinde ... A.Ş’den Toyota Corolla marka 2012 model otomobil satın aldığını, otomobilin 3 yıllık garanti kapsamında bulunduğunu, ayrıca ekstra garanti ile garanti süresini uzattığını, aracın her türlü bakımını Toyota servisinde yaptırdığını, aracın serviste yağının değişim aşamasında ne kadar yağ çıkarıldığının kayıtlara alınmadığını veya alınmışsa da kendisine bildirilmediğini, bu nedenle hasarın geç tespitinin servis yani davalı personeli kusurundan kaynaklandığını, otomobilinin iki yıllık ve km olarak garanti süresi dolmadan yağ lambasının yanması üzerine aracı davalı şirkete götürerek aracın yağ yakması nedeniyle yenisi ile değişimini talep ettiğini, davalı şirketin yaptığı incelemeler neticesinde yağını tamamladıklarını ve 60.000 km bakımının yapılması ardından aracın 68.000 km’de yapılacak kontrolde tam hasarın tespit edilebileceğinin belirtildiğini, belirtilen sürelere uyduğunu ve davalılar tarafından tüm kontroller yapıldıktan sonra motorun komple blok halinde değiştirilmesi gerektiğinin bildirilerek aracın yenisi ile değiştirilme talebinin kabul edilmediğini, üretici hatasından oluşan bu durumun otomobilin niteliğinde bir eksiklik oluşturup, bu araçtan beklediği faydaları azalttığı gibi aracın maddi değer veya ekonomik değer kaybına sebebiyet verdiğini beyan ederek; dava konusu otomobilin öncelikle misli ile değişimine, bunun mümkün olmaması halinde dava konusu otomobilin iadesine ve ödemiş olduğu bedelin ve aksesuar bedelleri dahil temerrüt/dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile iadesine, bunun mümkün olmaması halinde, dava konusu otomobilin ücretsiz onarımı ve ayıp oranında indirim yapılarak temerrüt/dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. süresi içinde verdiği cevap dilekçesinde, diğer davalı ... Otomotiv San. Ve Tic. A.Ş. süresinden sonra sunduğu dilekçesinde ; davanın zaman aşımına uğradığını, davacının süresi içinde ayıp ihbarında bulunmadığını, dava konusu araç ile birlikte verilen kullanıcı el kitapçığında aracın azami olarak 1000 km’de 1 lt yağ eksiltme yapabileceğin belirtildiğini, bunun arıza olmadığını, tüm motorların kullanım şartları ve kullanıcıya göre bir miktar yağ eksilteceğinin çok açık teknik bir bilgi olduğunu, yağın kontrolü ile gerektiğinde tamamlanmasının kullanıcının sorumluluğunda olduğunu, davayı kabul anlamına gelmemekle birlikte aracın davacının kullanımındayken maddi hasarlı kazalar geçirdiğini, aracın değer kaybının belirlenmesi gerektiğini savunarak davanın reddini dilemişlerdir.</p>

<p>Mahkeme ilk olarak; davanın kabulüne, 3.971,67 TL değer kaybının davalılara iadesi ile 06 DYE 17 plakalı Toyota Corolla Marka 2012 Model Konfort Eksra tipi aracın davalıya iadesine, ayıpsız misli ile değişimine, aynen ifa mümkün olmaz ise İcra İflas Yasasının 24. maddesinin esas alınmasına, karar verilmiş, davalıların temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 13.Hukuk Dairesi’nin 2016/14023 E. 2018/12275 K. sayılı ilamıyla kararın; ‘’bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, yukarıda işaret edilen noktalar bakımından, teknik verileri gösterir, bu verileri yorumlar mahiyette ve bu yorumların nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi’’ gerektiği gerekçesiyle bozulması üzerine, bozmaya uyularak yapılan yargılama sonucunda mahkemece bu kez; davanın ücretsiz onarım olarak kabulü ile; davacının davalı şirketten 19/06/2012 tarih 814831 numaralı fatura ile satın aldığı otomobile ait motorun ücretsiz olarak orijinal yenisi ile değiştirilerek onarılmasına, karar verilmiş, karar taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere göre davalıların temyiz itirazlarının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklı misli ile değişim talebine ilişkindir. Dava konusu aracın satım tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ancak, kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi zorunludur. Bu bağlamda davacının kullanmış olduğu seçimlik hakkın davalı açısından hakkaniyete aykırı olup olmadığının tespitinde bilirkişi raporu dikkate alınacaktır. HMK'nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiş ve bozma doğrultusunda oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda özetle; araca 180.622 km’de iken 3.9 litre yağ eklemesi yapıldığı, 20.12.2019 tarihinde Toyota servisinde aracın 183.792 km’de olduğu ve yağ eklemesi üzerine 3.170 km yapmış olduğu ve aracın yağ ölçümünde 3.5 litre motor yağı olduğunun (0.4 litre yaktığı) tespit edildiği, bu tespit ile söz konusu aracın 10.000 km servis aralığı için toplamda 1,26 litre yağ yakacağı, dolayısıyla (0,4 lt/3,9 lt)x 100= 32,35 hesabı ile araca konulan yağın periyodik bakımlar arasında %32,35 miktarının yakılacağı, bu seviyede yağ azalmasının motorda olumsuzluklara sebep olacağı ve bu seviyede yağ yakmanın genel koşullarda normal kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla söz konusu aracın ayıplı olduğu, davacı yanın aracını düzenli aralıklarla periyodik bakım için yetkili servise getirdiği ve yetkili servisçe her 10.000 km’de eksilen yağın tamamlandığı ancak aracın yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği/ ya da servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı/tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediğinin ortada olduğu, araçtaki problemin imalattan kaynaklı gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın motorunun sıfır motor ile değiştirilmesi ile araçtaki ayıbın giderilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosyaya kazandırılan raporlar ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp olduğu, ayıptan davalıların sorumlu olması gerektiği, söz konusu ayıbın niteliği, araçtaki ayıbın ancak aracın motorunun yenisi ile değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve arızanın sürücü güvenliği yönünden önemi dikkate alındığında, davacının aracın misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkına öncelik verilerek aracın ayıpsız misli ile değişimi ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının da davalılara iade edilmesi gerektiği değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile aracın motorunun sıfırı ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup,bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1.bentte açıklanan nedenlerle davalıların temyiz itirazlarının reddine, 2.bentte açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına BOZULMASINA, 1.933,90 TL bakiye temyiz harcının temyiz eden ... Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.'ye yükletilmesine 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK'nın 440. maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 21/11/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="54744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/259 E., 2025/594 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.10.2025 tarihli, 2025/259 E., 2025/594 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/259 E., 2025/594 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/278 E., 2023/503 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve<br />
2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki ayıplı malın misli ile değiştirilmesi, onarım ya da bedelin iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 12. Tüketici Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar taraf vekillerinin temyizi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi</p>

<p>4. Davacı vekili, müvekkilinin 19.06.2012 tarihinde davalı ...den (... A.Ş.) 2012 model ... ... Comfort Extra marka araç satın aldığını, aracın garanti süresinin bedel ödenerek uzatıldığını, kullanma kılavuzuna uygun olarak kullanıldığını, her türlü bakımın ... servisinde yaptırıldığını, ancak iki yıl sonra km olarak garanti süresi henüz dolmadan yağ lambasının yandığını ve müvekkilinin aracı derhâl davalı şirkete götürerek yenisi ile değişimini talep ettiğini, davalı şirketin yaptığı incelemeler neticesinde 60.000 km bakımında aracın yeniden kontrol edileceğinin belirtildiğini, 60.000 km bakımında da aracın arızasının 68.000 km’de yapılacak kontrolde tespit edilebileceğinin belirtildiğini, müvekkilinin belirtilen sürelere uyduğunu ve davalılar tarafından tüm kontroller yapıldıktan sonra müvekkiline motor bloğunun komple değiştirilmesi gerektiğinin bildirildiğini, aracın yenisi ile değişimi talebinin kabul edilmediğini, üretici hatasından oluşan bu durumun araçtan beklenen faydayı azalttığını, aynı zamanda aracın maddi ve ekonomik değerinde kayba sebebiyet verdiğini, motor bloğunun komple değiştirilmesinin aracı tam manasıyla eski hâline ve değerine getirmeyeceğini ileri sürerek terditli şekilde dava konusu aracın öncelikle ayıpsız misli ile değişimine, bunun mümkün olmaması hâlinde aracın ücretsiz onarımı ve ayıp oranında indirim yapılarak bu bedelin faizi ile ödenmesine aksi hâlde aracın iadesiyle müvekkilinin ödediği bedelin aksesuar bedelleri dahil olmak üzere faiziyle iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı</p>

<p>5. Davalı ...Ş. (... A.Ş.) vekili, dava konusu araç nedeniyle 19.06.2012 tarihinde davacıya iki yıl/60.000 km garanti verildiğini, ücretsiz onarım taahhüdünün ise üç yıl/100.000 km’ye kadar geçerli olduğunu, bu durumda araç için verilen garanti süresinin 19.06.2014 tarihinde dolduğunu, bu süre içerisinde ayıp ihbarında bulunulmadığından ya da dava açılmadığından eldeki davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, dava konusu araç ile birlikte verilen kullanıcı el kitapçığında aracın azami olarak 1000 km’de bir litre yağ eksiltme yapabileceğinin belirtildiğini, bunun arıza olmadığını, tüm motorların kullanım şartlarına ve kullanıcıya göre bir miktar yağ eksilteceğini, yağın kontrolü ile gerektiğinde tamamlanmasının kullanıcının sorumluluğunda olduğunu, davacı kullanımındayken aracın maddi hasarlı kazalar geçirdiğini, bu nedenle araçtaki değer kaybının belirlenmesi gerektiğini belirterek davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle, bu olmadığı takdirde araçta bir ayıp bulunmaması, maldan yararlanamamanın söz konusu olmaması ve davacının maddi zararının bulunmaması nedeniyle esastan davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>6. Davalı ... A.Ş. vekili, davacının müvekkiline 46.618 km’de sadece kablo tesisatı onarımı yaptırdığını, yağ yakma şikayetinin belirtilmediğini, aracın 30.04.2013 tarihinde sol taraftan ağır bir kaza geçirdiğini, bu nedenle misli ile değişime uygun olmadığını, boyanan ve değişen parçalardan dolayı değerinin azaldığını, davacının servis kayıtlarında arıza olmayan yağ ikaz lambasının yandığının görüldüğünü, üretim hatasına dayalı misli ile değiştirme yahut bedel iadesi talebi için öncelikle davacı aracında bir arıza olması veya zarar görmesi ya da yağ yakma sebebiyle araçtan umulan faydanın elde edilememesi gerektiğini ancak böyle bir tespit olmadığı gibi aracın üç yılı aşkın süredir 80.000 km’yi aşacak şekilde sorunsuz olarak kullanıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı</p>

<p>7. Ankara 16. Tüketici Mahkemesinin 22.03.2016 tarihli ve 2015/94 Esas, 2016/630 Karar sayılı kararı ile; dava konusu araçta yağ eksilmesinin ideal miktarın üzerinde olduğu, aracın km'si arttıkça yağ yakımının artacağı dolayısıyla süreç içinde yakıt yakımı arttığı gibi aracın performansının da düşeceği, ikinci el araç piyasasında değer kaybedeceği, dava konusu araçta üretimden kaynaklı gizli ayıp olduğundan ayıpsız misli ile değişim koşullarının oluştuğu, davacının seçimlik haklarından yenisi ile değişim hakkını kullanmasının iyiniyet kurallarına aykırı olmadığı, tarafların hak ve menfaatleri değerlendirildiğinde aşırı bir dengesizliğe neden olmayacağı, araç davacı uhdesinde iken hasara uğradığından araçta meydana gelen değer kaybından davacının sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 3.971,67 TL değer kaybının ve aracın davalıya iadesine, aracın ayıpsız misli ile değişimine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özel Daire Bozma Kararı</p>

<p>8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 18.12.2018 tarihli ve 2016/14023 Esas, 2018/12275 Karar sayılı kararı ile; “…İlk derece yargılama makamı, mütalaasına başvurulan bilirkişi raporu görüşüne de dayanarak; aracın yağ eksiltmesine ilişkin ilk şikayetini 60.000 km periyodik bakım formunda dile getirdiği, 02.06.2014 tarihinde 63.368 km’de bulunan aracın 5.000 km sonra kontrol için geri getirilmesinin yetkili servisçe talep edildiği, 04.07.2014 tarihli servis formunda 68.400 km’de bulunan araca “aracın yağı tamamlandı eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor” açıklamasının yetkili servisçe belirtildiği, akabinde 20.05.2015 tarihinde araca 90.000 km periyodik bakım için geldiğinde 94.359 km’de iken intercooler sisteminin değiştirildiği, dava konusu araçtaki yağ eksilme şeklinin motor içinde yağın yanması suretiyle olduğu, yağ eksiltmesinin ideal yağ eksiltme miktarının üzerinde olduğu, yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği yada servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı, tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediği, aracın kilometresi arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt artışı arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, ikinci el araç piyasasında değer kaybı olacağı, dava konusu aracın üretimden kaynaklı olarak gizli ayıplı olduğu gerekçesiyle davanın kabulü cihetine gitmiş ise de; dosya içerisindeki servis iş emirlerinin incelenmesinde, aracın davacı tüketici tarafından satın alındıktan sonra ilk olarak 63.368 km de iken, aracın periyodik bakımı esnasında yağ eksiltme problemi şikayetinin yapıldığı, bunun üzerine periyodik bakımda yağ eklemesi yapılıp 5000 km sonra kontrol edilmesi kararı alındığı daha sonra araç 68.400 km de iken “eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerektiğinin tespiti” notunun düşüldüğü, bu aşamada araca bir tamir işlemi yapılıp yapılmadığının belli olmadığı, daha sonra tüketici tarafından 10.000 km periyodik bakım aralıkları boyunca yağ yakma şikayetinin dile getirilmeyerek aracın 94.359 km ye kadar kullanılmaya devam edildiği, araç bu kilometrede iken değişimi yapılan “intercooler” parçasının ise aracın farklı bir parçasına ilişkin olup, yağ yakma sorunu ile ilgisi bulunamayacağı, davacı tüketicinin aracın satın alındığı 19.06.2012 tarihinden, araç üzerinde işlem yapılan son tarih olan 20.05.2015 tarihine kadar aracın ayıplı olduğu iddiasının temelini oluşturan yağ eksiltme problemine ilişkin tek bir şikayeti olmuş, var ise bu arıza giderilmiş, tüketici tarafından da araç kullanılmaya devam edilerek onarım kabul görmüştür. Hükme esas alınan bilirkişi raporunun hazırlanmasında bilirkişi, dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle rapor hazırlamış olup, aracın bu problemine ilişkin halihazırda devam eden bir arıza/ayıp olup olmadığının tespiti de yapılmamıştır. Yine rapor karşısında davalı taraflarca itirazlar da ileri sürülmüş olup, bu itirazlar da karşılanmamıştır. Bu haliyle dosya içerisindeki bu rapora dayalı olarak hüküm kurulamayacağı gibi bu rapora dayalı hükmün temyiz denetimi de yapılamaz. O halde, mahkemece, bu konuda rapor düzenlemeye ehil ve donanımlı bir Üniversiteden, konularında uzmanların bulunduğu, akademik kariyere sahip 3 kişilik bilirkişi kurulundan, tüm dosya kapsamı değerlendirilmek suretiyle, yukarıda işaret edilen noktalar bakımından, teknik verileri gösterir, bu verileri yorumlar mahiyette ve bu yorumların nedenlerini açıklayıcı, taraf, Mahkeme ve Yargıtay denetimine elverişli, taraf itirazlarını karşılar nitelikte rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, bu yön göz ardı edilerek, yetersiz bilirkişi raporuna dayalı ve bu nedenle eksik inceleme sonucu, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir…”gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin İkinci Kararı</p>

<p>10. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 21.03.2022 tarihli ve 2019/137 Esas, 2022/83 Karar sayılı kararı ile bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda; bilirkişi kurulu raporlarında tespit edildiği üzere araçta onarıma rağmen üretimden kaynaklı gizli ayıbın ve motorun maksimum değerler üzerinde yağ eksiltme probleminin devam ettiği, araçla daha önce hasarlı kaza yapılması, model yılı ve ulaştığı km ile özellikle gizli ayıbın motor değişimi ile giderilebileceği gözetildiğinde aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesine ilişkin seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı gerekçesiyle davanın kabulüne, davacının davalı şirketten satın aldığı araca ait motorun ücretsiz olarak orijinal yenisi ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı</p>

<p>11. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>12. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.11.2022 tarihli ve 2022/6935 Esas, 2022/8760 Karar sayılı kararı ile; “…1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere göre davalıların temyiz itirazlarının tümden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2-Dava, malın ayıplı olmasından kaynaklı misli ile değişim talebine ilişkindir. Dava konusu aracın satım tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 4077 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde, malın ayıplı olması durumunda tüketicinin seçimlik hakları düzenlenmiştir. Bu seçimlik haklarda tüketici; bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici seçimlik haklarından herhangi birisini kullanabilecektir. Ancak, kanun tarafından korunan sözleşme taraflarından tüketicinin yanında, kurulacak hükmün sözleşmenin diğer tarafı olan satıcı için de orantısız güçlükleri de beraberinde getirmemesi gerekir. Ayıbın öneminin aracın kullanımına ve beklenen faydaya bir etkisinin olmaması, aracın ayıplı ve ayıpsız değeri arasındaki farkın araç bedeli nazara alındığında azlığı yani karşılıklı menfaatler dengesi ile hukukun temel prensibi olan hakkaniyet kuralları değerlendirilerek ayıp nedeni ile bedel indirimi veya tüketicinin diğer seçimlik haklarını kullanıp kullanmayacağının tespit edilmesi zorunludur. Bu bağlamda davacının kullanmış olduğu seçimlik hakkın davalı açısından hakkaniyete aykırı olup olmadığının tespitinde bilirkişi raporu dikkate alınacaktır. HMK'nın 266. ve devamı maddeleri uyarınca çözümü özel ve teknik bilgiyi gerektiren hallerde hakimin, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar vereceği düzenlenmiştir. Bilirkişi raporunu hazırlarken, raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu denetimine elverişli olacak şekilde bilgi ve belgelere dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hükme dayanak yapılabileceğinin gözden uzak tutulmaması gerekir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yargılamaya devam edilmiş ve bozma doğrultusunda oluşturulan bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyetinden alınan kök ve ek raporlarda özetle; araca 180.622 km’de iken 3.9 litre yağ eklemesi yapıldığı, 20.12.2019 tarihinde ... servisinde aracın 183.792 km’de olduğu ve yağ eklemesi üzerine 3.170 km yapmış olduğu ve aracın yağ ölçümünde 3.5 litre motor yağı olduğunun (0.4 litre yaktığı) tespit edildiği, bu tespit ile söz konusu aracın 10.000 km servis aralığı için toplamda 1,26 litre yağ yakacağı, dolayısıyla (0,4 lt/3,9 lt)x 100= 32,35 hesabı ile araca konulan yağın periyodik bakımlar arasında %32,35 miktarının yakılacağı, bu seviyede yağ azalmasının motorda olumsuzluklara sebep olacağı ve bu seviyede yağ yakmanın genel koşullarda normal kabul edilemeyeceği ve dolayısıyla söz konusu aracın ayıplı olduğu, davacı yanın aracını düzenli aralıklarla periyodik bakım için yetkili servise getirdiği ve yetkili servisçe her 10.000 km’de eksilen yağın tamamlandığı ancak aracın yağ tüketiminde bir problem olduğuna ilişkin herhangi bir tespitin bu aşamada eğitimli ve donanımlı yetkili servis personelince fark edilmediği/ ya da servis iş emirlerine söz konusu durumun yansıtılmadığı/tüketicinin konu hakkında bilgilendirilmediğinin ortada olduğu, araçtaki problemin imalattan kaynaklı gizli ayıp niteliğinde olduğu, aracın motorunun sıfır motor ile değiştirilmesi ile araçtaki ayıbın giderilebileceği yönünde görüş ve kanaat bildirilmiştir. Dosyaya kazandırılan raporlar ve tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde, araçta imalattan kaynaklı bir ayıp olduğu, ayıptan davalıların sorumlu olması gerektiği, söz konusu ayıbın niteliği, araçtaki ayıbın ancak aracın motorunun yenisi ile değiştirilmesi yolu ile giderilebileceği ve arızanın sürücü güvenliği yönünden önemi dikkate alındığında, davacının aracın misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkına öncelik verilerek aracın ayıpsız misli ile değişimi ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının da davalılara iade edilmesi gerektiği değerlendirilerek hüküm kurulması gerekirken, hatalı gerekçe ile aracın motorunun sıfırı ile değiştirilerek onarılmasına karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
13. Ankara 12. Tüketici Mahkemesinin 13.10.2023 tarihli ve 2023/278 Esas, 2023/503 Karar sayılı kararı ile; önceki karar gerekçesi tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
14. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>15. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın gizli ayıp teşkil edecek şekilde motorunun normalden fazla yağ yaktığı hususunda Mahkeme ve Özel Daire arasında çekişme olmayan somut olayda, aracın ayıpsız misli ile değişimine ve kaza sebebiyle araçta oluşan değer kaybının davalılara iade edilmesine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>16. Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle "ayıp" kavramı üzerinde durmakta yarar vardır.</p>

<p>17. Ayıba ilişkin düzenleme, sözleşme tarihi itibariyle somut olayda uygulanması gereken 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un (TKHK) 4. maddesinde yer almaktadır. Maddenin 1. fıkrasında; “Ambalajında, etiketinde, tanıtma ve kullanma kılavuzunda yer alan veya satıcı tarafından vaat edilen veya standardında tespit edilen nitelik ve/veya niceliğine aykırı olan ya da tahsis veya kullanım amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal veya hizmetler, ayıplı mal veya ayıplı hizmet olarak kabul edilir” denilmekte, devam eden fıkralarda ise buna ilişkin biçimsel koşullar sayılmaktadır.</p>

<p>18. Yine sözleşme tarihi itibariyle uyuşmazlıkta uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 194. maddesi ise:</p>

<p>“Bayi müşteriye karşı mebiin zikir ve vadettiği vasıflarını mütekeffil olduğu gibi maddi veya hukuki bir sebeple kıymetini veya maksut olan menfaatini izale veya ehemmiyetli bir suretle tenkis eden ayıplardan salim bulunmasını da mütekeffildir.</p>

<p>Bayi, bu ayıpların mevcudiyetini bilmese bile onlardan mesuldür” şeklinde düzenlenmiştir [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) md. 219 vd.].</p>

<p>19. Görüldüğü üzere; BK’daki ayıp kavramı ile yukarıda açıklanan 4077 sayılı TKHK’nın 4. maddesinde yer alan ayıp kavramları birbiri ile örtüşmektedir.</p>

<p>20. Ayıp; bir malda sözleşme ve yasa hükümlerine göre normal olarak bulunması gereken niteliklerin bulunmaması ya da bulunmaması gereken bozuklukların yer almasıdır. Türk Hukuk Lûgatında “Bir malın ya da hizmetin maddi (bir malın niteliklerindeki eksiklik), hukukî (bir malda üçüncü kişilerin ayni hak iddiası) veya ekonomik niteliklerindeki eksiklikler olup genel olarak malın ya da hizmetin değerini veya malda ya da hizmetten beklenen yararları ortadan kaldıran ya da önemli ölçüde azaltan eksikliklerdir” şeklinde tarif edilmiştir (Türk Hukuk Lûgatı, Türk Hukuk Kurumu, Cilt I, Ankara 2021, s. 106). Bu çerçevede ayıp kavramının içeriği belirlenirken öncelikle sözleşme hükümlerine bakılmalıdır. Sözleşme ele alınırken bakılacak ilk husus, taraflar arasında satılan malın hangi özellikleri içerdiği konusunda açık bir anlaşmanın olup olmadığıdır. Üzerinde anlaşma olmayan durumda ise sözleşmenin yorumundan hareketle tarafların zımnen bu konuda bir anlaşma yapıp yapmadıklarına bakılacaktır. Zımni anlaşmanın dahi olmadığı durumlarda, sözleşmenin tümü dikkate alınacak ve dürüstlük kuralına göre malın taşıması gereken vasıflar belirlenecektir. Bu anlamda ayıp, malın sözleşmeye göre taşıması gereken nitelikleri taşımaması hâli veya bu hususta özel bir hüküm olmasa da, sözleşmenin niteliği ve içeriği dikkate alındığında, malda mevcut olması gereken vasıfların eksikliği şeklinde ortaya çıkacaktır.</p>

<p>21. Satılan maldaki ayıp açık veya gizli ayıp şeklinde olabilir. Açık ayıplar, ilk bakışta görülebilen veya basit bir muayene ile anlaşılabilen ayıplardır. Buna karşılık gizli ayıplar, ilk bakışta fark edilemeyen, sonradan yapılacak detaylı bir muayene ile anlaşılan ayıplardır. Bu tür ayıplar genelde malın yapısıyla ilgili olan ve kullanılmasıyla anlaşılan ayıplardır.</p>

<p>22. 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4/2. maddesinde malın ayıplı olması hâlinde alıcının seçimlik haklarının nelerden ibaret olduğu belirtilmiş olup tüketici bu durumda bedel iadesini de içeren sözleşmeden dönme, malın ayıpsız misliyle değiştirilmesi veya ayıp oranında bedel indirimi ya da ücretsiz onarım isteme haklarına sahiptir. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Tüketici bu seçimlik haklarından biri ile birlikte ayıplı malın neden olduğu ölüm veya yaralanmaya yol açan ve kullanımdaki diğer mallarda zarara neden olan hâllerde imalatçı-üreticiden tazminat isteme hakkına da sahiptir.</p>

<p>23. Yukarıda bahsedildiği üzere TKHK, tüketicinin ayıp nedeniyle doğan seçimlik haklarının kullanılması açısından herhangi bir sınır içermemekte ve ayıbın varlığı hâlinde tüketici seçimlik haklarından istediğini tercih edebilmektedir. Ancak bazı durumlarda taraflar arasındaki ayıba ilişkin ihtilâfın çözümünde Kanun’un öngördüğü bu serbest tercih imkânı, somut olayın özellikleri dikkate alındığında adaletli bir sonuca ulaşılmasını engelleyebilir.</p>

<p>24. Nitekim, bu gibi durumlar sonradan yürürlüğe giren 6502 sayılı TKHK’un hazırlanmasında dikkate alınan Avrupa Parlamentosu ve Konseyi 25.05.1999 tarihli ve 1999/44/EC sayılı Tüketici Mallarının Satımının ve İlgili Garantilerin Bazı Yönleri Hakkında Yönergesi’ne de konu olmuş, Yönerge’nin 3/6. maddesinde ayıbın önemsiz olması hâlinde tüketicinin sözleşmeden dönemeyeceği belirtilmiştir. Yine 6502 sayılı TKHK’un 11/3. maddesinde bulunan “Ücretsiz onarım veya malın ayıpsız misli ile değiştirilmesinin satıcı için orantısız güçlükleri beraberinde getirecek olması hâlinde tüketici, sözleşmeden dönme veya ayıp oranında bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlığın tayininde malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gibi hususlar dikkate alınır” hükmü de bu konudaki ihtiyaca yöneliktir (Hukuk Genel Kurulunun 23.09.2020 tarihli ve 2017/13-633 Esas, 2020/663 Karar sayılı kararı).</p>

<p>25. Yine bu kapsamda; genel hükümlerde, satıcının ayıptan sorumluluğuna ilişkin olarak BK’nın 202. maddesi (TBK md. 227) önem taşımaktadır. Alıcının, sözleşmeden dönme hakkını kullanması hâlinde, durum bunu haklı göstermiyorsa hâkimin, satılanın onarılmasına veya satış bedelinin indirilmesine karar verebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>26. Bazı durumlarda ise ayıba bağlı seçimlik haklar yönünden tüketicinin tercihi, ayıbın şekli, malın değeri, ayıbın ileri sürülüş süreci gibi her somut olayda farklılık taşıyan kıstaslar çerçevesinde 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2/2. maddesindeki hakkın kötüye kullanılması hâli olarak dahi değerlendirilebilecek ve hâkimin dürüstlük kuralına uygun olmayan tercihe müdahalesi gündeme gelecektir. Son dönemde alınan yargısal kararlarda da (Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2017 tarihli, 2017/13-653 Esas, 2017/1085 Karar; 06.11.2015 tarih, 2015/13-2692 Esas, 2015/2487 Karar sayılı kararları) tüketicinin tercihi yönünde verilecek hükmün hak ve menfaatler dengesini aşırı ölçüde bozar mahiyette olmaması gerekliliğine değinilmiştir.</p>

<p>27. Seçimlik haklarına ilişkin tercihinde tüketicinin serbestliği asıl olduğundan, hak ve nesafet dengesinin gözetiminde somut olayın özelliklerinin titizlikle değerlendirilmesi gerekliliği gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>28. Somut olayda, satın alınan aracın normal sınırlar üzerinde yağ yaktığının ve bu durumun gizli ayıp teşkil ettiğinin hükme esas alınan bilirkişi raporlarıyla tespit olunduğunu, aşamalarda kesinleşen bu hususun Hukuk Genel Kurulu incelemesi dışında kaldığını belirtmekte fayda vardır.</p>

<p>29. Bu tespitten sonra yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacı tüketici engelli raporuyla 19.06.2012 tarihinde satın aldığı sıfır km aracın iki yıl kullanımı sonrasında yağ yakma lambasının yanması üzerine durumu davalıya bildirmiş, yapılan çeşitli kontroller neticesinde arızanın devam etmesi ve davalılara yaptığı başvurulardan sonuç alamaması nedeniyle aracın ayıpsız misli ile değişimi isteğiyle eldeki davayı açmıştır. Her ne kadar Mahkemece aracın model yılı, km’si, daha önce hasarlı kazasının bulunması, söz konusu ayıbın motor değişimi suretiyle giderilebileceği hususları dikkate alınarak aracın ayıpsız misli ile değişimi yönünde seçimlik hakkın kullanılmasının orantısız olacağı, bunun yerine ücretsiz onarım ile araçtaki ayıbın giderilmesinin hakkaniyete daha uygun düşeceği değerlendirilerek karar verilmiş ise de; davacının aracını 2012 yılında sıfır km aldığı, iki yıl sonra ortaya çıkan gizli ayıptan dolayı yaptığı başvurulardan yaklaşık bir yıl sonuç alamaması üzerine 2015 yılında eldeki davayı açtığı, yargılama sırasında geçen süreden ve dolayısıyla bu süreçte aracın artan km’sinden tüketicinin sorumlu tutulmaması ve durumun aleyhine yorumlanmaması gerekir. Tekrarlayan arıza nedeniyle araçtan faydalanamamanın süreklilik arz ettiği, aracın standart olarak belirlenen süresinden önce motoruna yağ ilavesine ihtiyaç duyduğu sabittir. Dizel motora sahip araçtaki yağ eksiltme problemine bağlı olarak piston ve contaların deforme olması, piston sekman uyuşmazlığına ve aşınmasına sebep olabileceği, aracın km’si arttıkça yağ yakmanın artacağı dolayısı ile süreç içinde yakıt yakımının arttığı gibi aracın performansında da düşme olacağı, aracın motor ömrünün azalarak güç kaybı yaşanmasının da olası olduğu bilirkişi raporunda açık bir şekilde belirlenmiştir. Araçtaki yağ yakma problemi motorun yenisi ile değiştirilmesi ile giderilebilse de aracın değer kaybına uğrayacağı açıktır. Oysa ki tüketici sıfır km aracı hiçbir sorun yaşamamak adına daha fazla ücret ödeyerek satın almaktadır. Ayıbın varlığı hâlinde tüketici kural olarak seçimlik haklarından istediğini tercih edebileceğine ve ilk tercihi ayıpsız misli ile değişim olduğuna göre satıcı, tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür. Dosya kapsamı itibariyle bu talebin orantısız veya hakkın kötüye kullanımı niteliğinde olduğundan da bahsedilemez.</p>

<p>30. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, davacının aracı satın aldıktan sonra 180.000 km kadar kullandığı, araçta esaslı bir hata olsaydı davacının bu hâliyle bu kadar uzun mesafe kullanamayacağı, ayrıca yeni nesil motorlarda yağ yakmanın normal bir durum olduğu, davacının aracın ayıpsız misli ile değişimini istemesinin hakkın kötüye kullanımı teşkil ettiği, motorun ücretsiz yenilenmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla direnme kararının yerinde olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>31. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire kararında belirtilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesinin atfı dikkate alınarak 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440/III-1 maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 01.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="80141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2019/749 E., 2019/5966 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 19/03/2019 tarihli, 2019/749 E., 2019/5966 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/749 E., 2019/5966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : ...... Sayılı Kanuna Aykırılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Yerel Mahkemece verilen hüküm temyiz edilmekle; başvurunun süresi, kararın niteliği ve suç tarihine göre dosya incelendi, gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Temyiz isteğinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi.</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Sanığın işyerinde yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar ve cep telefonu üzerinde yaptırılan inceleme sonucunda düzenlenen raporlara göre, sanığın internet üzerinden yayın yapan bahis sitelerine erişim sağladığı tespit edilmekle birlikte, bunların büyük kısmının yasal bahis siteleri olduğu, ...... sayılı Kanuna aykırı bahis sitelerine erişimler, sayı itibariyle, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini kabule yeter derecede olmadığı gibi sitelerin bahis oynanmasına ilişkin kısımlarına erişim sağlandığına dair bir bulgu da bulunmadığı, anılan sitelerin bahis oynanması dışında bir takım içerikler de barındırdığının bilindiği, sanığın aşamalardaki savunmalarında istikrarlı bir şekilde yasadışı bahis oynatmadığını, kendisinin yasal siteler üzerindeki hesabından bahis oynadığını ve başkalarına da oynattığını savunduğu, yasal bahis sitelerine erişim sağlamasının da bu savunmasını desteklediği anlaşılmakla, üzerine atılı suçu işlediğine yönelik her türlü şüpheden uzak ve kesin bir delil elde edilemeyen sanığın beraati yerine, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kabule göre de,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Sanığın eyleminin ...... sayılı Kanun'un 5/1.a maddesi kapsamında kaldığı kabul edilmesine karşın, maddede yer alan adli para cezasına hükmedilmeyerek eksik ceza tayini,</p>

<p>b) ... adli emanetin 2014/11031 sırasında kayıtlı kuponlar ve alacak verecek kayıtlarının, delil olarak saklanması yerine, müsaderesine karar verilmesi,</p>

<p>c) 24/11/2015 tarih ve ...... sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 08/10/2015 tarih ve 2014/140 E., 2015/85 K. sayılı kararı ile 5237 sayılı TCK’nun 53. maddesinin bazı hükümlerinin iptal edilmiş olması nedeniyle yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş olup, sanığın temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden HÜKMÜN, tebliğnameye aykırı olarak, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nun 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 1412 sayılı CMUK'nun 326/son maddesi uyarınca ceza miktarında sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına, yargılamanın bozma öncesi aşamadan başlayarak sürdürülüp sonuçlandırılmak üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine, 19/03/2019 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="48192"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 2020/3654 E., 2021/2968 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Ceza Dairesi'nin 15/03/2021 tarihli, 2020/3654 E., 2021/2968 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/3654 E., 2021/2968 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet eyleminden dolayı kabahatli ... hakkında 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasına dair Aliağa Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 29/08/2019 tarihli ve 2019/230 sayılı idari yaptırım kararına karşı yapılan başvurunun reddine dair Aliağa Sulh Ceza Hakimliğinin 30/12/2019 tarihli ve 2019/1131 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın reddine ilişkin mercii Karşıyaka 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 09/01/2020 tarihli ve 2020/99 değişik iş sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığının 23/07/2020 gün ve 94660652-105-35-4250-2020-Kyb sayılı kanun yararına bozma istemini içeren yazısı ekinde bulunan dava dosyası Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 10/08/2020 gün ve KYB-2020/71616 sayılı ihbarnamesi ile dairemize gönderilmekle okundu.</p>

<p>Anılan ihbarnamede;</p>

<p>Dosya kapsamına göre, kabahatli hakkında 15/03/2019 tarihinde yasa dışı bahis oynadığı gerekçesiyle dosya içerisinde bulunan Aliağa Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğünün 30/04/2019 tarihli ve 2019/82 sayılı idari yaptırım karar tutanağı ile 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmasını müteakip, 18/04/2019 tarihinde yasa dışı bahis oynadığı gerekçesiyle bu defa incelemeye konu idarî yaptırım karar tutanağı ile 10.000,00 Türk lirası idari para cezası uygulanmış ise de, 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 15/2. maddesinde yer alan, “Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idarî para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idarî yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.” şeklindeki düzenleme karşısında, kabahatlinin eyleminin kesintisiz fiille işlendiğinin kabul edilerek her bir eylemi için ayrı ayrı idari yaptırım kararı verilemeyeceği hususu gözetilmesizin, idarî para cezasına yönelik başvurunun kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediği gerekçesiyle 5271 Sayılı Ceza</p>

<p>Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın kanun yararına bozulması isteminde bulunulmakla, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>7258 sayılı Kanunun 5/1-d. maddesinde yer alan “Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynayanlar mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır.” düzenlemesi ile kabahat oluşturan fiil tanımlanmış olup, 5326 sayılı Kanunun 15/2. maddesinde yer alan kabahatlerdeki içtima uygulamasına yönelik “Aynı kabahatin birden fazla işlenmesi halinde her bir kabahatle ilgili olarak ayrı ayrı idari para cezası verilir. Kesintisiz fiille işlenebilen kabahatlerde, bu nedenle idari yaptırım kararı verilinceye kadar fiil tek sayılır.” düzenlemesi ile ancak kesintisiz fiille işlenebilen kabahatler yönünden idari yaptırım uygulanana kadar tek fiil sayılacağının kabul edildiği, kabahatliye yüklenen 7258 sayılı Kanuna aykırı olarak bahis oynamak fiilinin ise farklı zamanlarda ve farklı işlemlerle gerçekleştirilmesi nedeniyle, kesintisiz bir fiil olduğundan söz edilemeyeceği cihetle,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteğinin REDDİNE, 15/03/2021 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="11180"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2022/12189 E., 2024/5966 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 04.06.2024 tarihli, 2022/12189 E., 2024/5966 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/12189 E., 2024/5966 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Ceza Hâkimliği<br />
SAYISI : 2020/4163 Değişik iş<br />
KABAHAT : 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a muhalefet<br />
İNCELEME KONUSU KARAR : İtirazın reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : İlgili kararın kanun yararına bozulması</p>

<p>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun'a (7258 sayılı Kanun) muhalefet eyleminden dolayı kabahatli ... hakkında Konyaaltı İlçe Emniyet Müdürlüğü'nün 11.11.2019 tarihli ve 2019/1022 sayılı idarî yaptırım karar tutanağı ile uygulanan 8.000,00 Türk lirası idarî para cezasına karşı yapılan başvurunun reddine dair Antalya 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin 02.11.2020 tarihli ve 2020/3206 değişik iş sayılı kararına karşı yapılan itirazın merci Antalya 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20.11.2020 tarihli ve 2020/4163 değişik iş sayılı kararıyla reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Adalet Bakanlığının, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 309/1. maddesi uyarınca, 10.08.2022 tarihli evrakı ile kanun yararına bozma istemine istinaden düzenlenen, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2022 tarihli ve KYB-2022/113678 sayılı Tebliğnamesi ile dava dosyası Daireye gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. İSTEM</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 02.11.2022 tarihli ve KYB-2022/113678 sayılı kanun yararına bozma isteminin; “...Dosya kapsamına göre, Denizli Cumhuriyet Başsavcılığınca şüpheli olarak bulunan ... isimli şahsın adına kayıtlı banka hesaplarını yurt dışı kaynaklı yasa dışı bahis siteleri ile bağlantılı olarak para nakline aracılıkta kullandığından bahisle yapılan soruşturma sırasında, adı geçen kabahatli ...'in de illegal bahis oynadığının ihbar edilmesi üzerine hakkında 7258 sayılı Kanun'un 5/d maddesi gereğince idari yaptırım kararının uygulandığı anlaşılmış ise de, kabahat eyleminin dayanağı olan şüpheli ... hakkında yürütüldüğü anlaşılan Denizli Cumhuriyet Başsavcılığının soruşturma dosyasının akıbeti araştırılarak, varsa adı geçen şüpheli şahıs hakkında düzenlenen Masak raporunun ve/veya soruşturma dosyasının bir bütün halinde temin edilerek gerektiğinde bilirkişi incelemesi de yaptırılıp, muterizin yasa dışı bahis oynamak amacıyla para transferi yapıp yapmadığının tespit edilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde başvurunun reddine karar verilmesinde isabet görülmemiştir...” yönündeki gerekçeye dayandığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong><br />
26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ve bu karar esas alınmak suretiyle verilen Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve Özel Dairelerin süreklilik arz eden kararlarında belirtildiği üzere, kabul edip etmemenin hâkim veya mahkemenin takdirine bağlı olduğu istekler hakkında verilen kararlar ile kanıtların değerlendirilmesine ve şahsi hakka ilişkin kararlar kanun yararına bozma konusu olamaz.</p>

<p>Hâkimlikçe, kanun yararına bozma isteminde ileri sürülen nedenler yönünden dosya kapsamında tüm deliller tartışılıp takdir edilmek suretiyle karar verildiği ve delil takdiri yapılarak verilen kararlar aleyhine kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği anlaşılmakla, kanun yararına bozma isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, kanun yararına bozma istemi doğrultusunda düzenlediği tebliğnamedeki düşünce yerinde görülmediğinden 5271 sayılı Kanun’un 309 uncu maddesindeki koşulları taşımayan KANUN YARARINA BOZMA İSTEMİNİN oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine sunulmak üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.06.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="95415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2025 vergi rekortmenleri açıklandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye'nin en çok gelir vergisi ödeyen isimleri, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar, Genel Müdürü Haluk Bayraktar, Koç Holding Şeref Başkanı Rahmi Koç oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'nin 2025 vergilendirme dönemine ilişkin gelir vergisi rekortmenleri açıklandı. Listenin ilk sırasında Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Selçuk Bayraktar yer aldı. Bayraktar'ın 2025 yılı için tahakkuk eden gelir vergisi 2 milyar 991 milyon 536 bin 760 lira oldu. Böylece Selçuk Bayraktar 5 sene üst üste vergi rekortmeni oldu.</p>

<p>İkinci sırada Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar bulunuyor. Haluk Bayraktar'ın tahakkuk eden vergisi 2 milyar 502 milyon 27 bin 661 lira olarak kayıtlara geçti. Üçüncü sırada ise Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç yer aldı. Koç'un 2025 yılı için tahakkuk eden gelir vergisi 830 milyon 795 bin 72 lira oldu.</p>

<p>Gelir vergisi rekortmenleri listesindeki dikkat çekici ayrıntılardan biri de açıklanmayan isimlerin sayısı oldu.</p>

<p>Türkiye genelindeki ilk 100 mükelleften 66'sı bilgilerinin açıklanmasını istemedi.</p>

<p><img alt="V1 586846" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v1-586846.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1282"></p>

<p><img alt="V2 457762" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v2-457762.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1282"></p>

<p><img alt="V3 413902" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v3-413902.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1226"></p>

<p></p>

<p></p>

<p>2025 vergilendirme dönemine ilişkin kurumlar vergisi rekortmenleri de belli oldu. Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası, 70 milyar 394 milyon 682 bin 568 liralık vergi tahakkukuyla listenin ilk sırasında yer aldı.</p>

<p>İkinci sıradaki kurumun adı açıklanmazken, Türkiye Vakıflar Bankası 22 milyar 908 milyon 18 bin 998 liralık vergiyle üçüncü, Türkiye Garanti Bankası ise 20 milyar 77 milyon 580 bin 965 liralık vergiyle dördüncü sırada yer aldı.</p>

<p><strong>İLK 10'DA 4 BANKA</strong></p>

<p>Listenin altıncı sırasında QNB Bank, 10 milyar 188 milyon 986 bin 238 liralık vergi tahakkukuyla yer aldı. QNB Bank'ın hemen ardından LC Waikiki 10 milyar 178 milyon 312 bin 762 liralık vergiyle yedinci, Emin Evim ise 10 milyar 75 milyon 256 bin 902 liralık vergiyle sekizinci oldu.</p>

<p>Dokuzuncu sırada Citibank, 7 milyar 683 milyon 320 bin 194 liralık vergiyle yer alırken, onuncu sırada Allianz Sigorta 7 milyar 605 milyon 688 bin 531 liralık vergi tahakkukuyla bulundu.</p>

<p>Böylece ilk 10'da Ziraat Bankası, VakıfBank, Garanti Bankası ve QNB Bank olmak üzere 4 banka yer aldı. İkinci ve beşinci sıradaki iki kurumun ise bilgileri açıklanmadı.</p>

<p><img alt="V4 902843" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v4-902843.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="880" height="1324"></p>

<p><img alt="V5 295004" class="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v5-295004.webp" / width="880" height="1308"></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="V6 340156" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/v6-340156.webp" / width="880" height="1260"></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/2025-vergi-rekortmenleri-aciklandi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 13:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/para-banka.jpg" type="image/jpeg" length="54455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SEÇİMLİK HAKKI TÜKETİCİ SEÇER: HUKUK GENEL KURULU'NDAN AYIPLI MALDA "ORANTISIZLIK" SAVUNMASINA DAR YORUM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Haziran 2012'de bir tüketici, engelli raporuyla sıfır kilometre bir dizel binek araç satın aldı. Garanti süresini de para ödeyerek uzattı. Bakımlarını aksatmadan yetkili servise götürdü.</p>

<p>İki yıl sonra gösterge panelinde yağ lambası yandı. Araç o sırada 63.368 kilometredeydi.</p>

<p>Aradan geçen sürede dosya iki kez Yargıtay'a çıktı, bir kez direnme kararı verildi, araç 180 bin kilometreyi aştı ve tüketici hâlâ ilk gün istediği şeyi istiyordu: aracın ayıpsız bir benzeriyle değiştirilmesini. Hukuk Genel Kurulu, 1 Ekim 2025 tarihli kararıyla bu isteği yerinde buldu. Kararın asıl ağırlığı, ulaştığı sonuçtan çok, o sonuca giderken kurduğu bir cümlede.</p>

<p><strong>II. YAĞ LAMBASI YANDIĞINDA ARAÇ 63 BİN KİLOMETREDEYDİ</strong></p>

<p>Tüketici, yağ eksilmesi şikâyetini ilk kez 60.000 kilometre periyodik bakımında dile getirdi. Servis, yağ eklemesi yapıp aracın 5.000 kilometre sonra kontrole getirilmesini istedi. Temmuz 2014'te, 68.400 kilometrede tutulan servis formuna şu not düşüldü: aracın yağı tamamlandı, eksiltmeyle ilgili işlemlerin yapılması gerekiyor.</p>

<p>O işlemlerin yapılıp yapılmadığı dosyadan anlaşılamadı.</p>

<p>Satıcı ve üretici şirketler davada iki savunma hattı kurdular. Birincisi teknikti: her motor bir miktar yağ eksiltir, kullanım kılavuzunda 1.000 kilometrede bir litreye kadar eksilmenin normal olduğu yazılıdır, yağın kontrolü ve tamamlanması kullanıcının sorumluluğundadır. İkincisi tüketicinin kendi davranışına dayanıyordu: araç 30 Nisan 2013'te ağır bir kaza geçirmiştir, boyanan ve değişen parçalar nedeniyle zaten değer kaybetmiştir, misli ile değişime elverişli değildir.</p>

<p>Yargılama sırasında oluşturulan bilirkişi kurulu ise somut bir ölçüm yaptı. Araca 180.622 kilometrede 3,9 litre yağ eklendi. Aralık 2019'da, 3.170 kilometre sonra yapılan ölçümde motorda 3,5 litre yağ kaldığı, yani 0,4 litre yakıldığı belirlendi. Buradan hareketle aracın 10.000 kilometrelik servis aralığında 1,26 litre yağ tüketeceği, konulan yağın yüzde 32'sini yakacağı hesaplandı. Kurul, bu seviyenin normal kabul edilemeyeceği ve ayıbın imalattan kaynaklandığı sonucuna vardı.</p>

<p><strong>III. ON YIL, İKİ BOZMA, BİR DİRENME</strong></p>

<p>Dosyanın seyri, tüketici uyuşmazlıklarının neden yıllara yayıldığını tek başına anlatıyor.</p>

<p>Ankara 16. Tüketici Mahkemesi 2016'da davayı kabul etti ve aracın ayıpsız misliyle değişimine, kaza nedeniyle oluşan 3.971,67 TL değer kaybının davalılara ödenmesine karar verdi. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, 18.12.2018 tarihli ve E.2016/14023, K.2018/12275 sayılı kararıyla hükmü bozdu; gerekçe esasa değil, dosya üzerinden hazırlanmış ve taraf itirazlarını karşılamayan bilirkişi raporunun denetime elverişsizliğineydi.</p>

<p>Bozmaya uyularak yeniden yargılama yapıldı. Ankara 12. Tüketici Mahkemesi bu kez ayıbın varlığını kabul etti ama sonucu değiştirdi: aracın model yılı, ulaştığı kilometre ve geçirdiği kaza karşısında misli ile değişim orantısız kalırdı; ayıp, motorun sıfır motorla değiştirilmesi suretiyle giderilebilirdi.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi 21.11.2022 tarihli ve E.2022/6935, K.2022/8760 sayılı kararı</a>yla bu hükmü de bozdu. Mahkeme direndi. Uyuşmazlık böylece Hukuk Genel Kurulu'na taşındı.</p>

<p><strong>IV. SEÇİMLİK HAK KİMİN?</strong></p>

<p>Sözleşme 2012 tarihli olduğundan olaya mülga 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun uygulandı. Bugün aynı uyuşmazlık 6502 sayılı Kanun'un 11. maddesi çerçevesinde çözülürdü ve maddenin kurduğu denge, Genel Kurul'un yaptığı değerlendirmeyle örtüşüyor.</p>

<p>6502 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrası tüketiciye dört hak tanıyor: sözleşmeden dönme, ayıp oranında bedelden indirim, ücretsiz onarım ve ayıpsız misliyle değiştirme. Fıkranın son cümlesi tercihin kime ait olduğunu tartışmaya yer bırakmadan söylüyor: satıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Aynı maddenin üçüncü fıkrası ise bir emniyet supabı koyuyor. Ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değiştirme satıcı için orantısız güçlükler doğuracaksa, tüketici bu iki hakkı değil, sözleşmeden dönme veya bedelden indirim haklarından birini kullanabilir. Orantısızlık ölçülürken malın ayıpsız değeri, ayıbın önemi ve diğer seçimlik haklara başvurmanın tüketici açısından sorun teşkil edip etmeyeceği gözetilir.</p>

<p>Buradaki ayrım uygulamada sıkça gözden kaçıyor. Orantısızlık istisnası, hâkime tüketicinin tercihini serbestçe başka bir hakla değiştirme yetkisi vermiyor; yalnızca iki ayni nitelikli talebin yerini parasal taleplere bırakmasını öngörüyor. Türk Borçlar Kanunu'nun 227. maddesi de hâkimin müdahalesini dar tutuyor ve yalnızca sözleşmeden dönme hakkı bakımından, durum bunu haklı göstermiyorsa onarıma veya bedel indirimine hükmedilebileceğini söylüyor.</p>

<p>Somut olayda mahkemenin yaptığı şey ise farklıydı: tüketicinin misli ile değişim talebini, kanunun öngörmediği bir yönde, ücretsiz onarıma çevirmişti.</p>

<p><strong>V. "YARGILAMANIN UZAMASI TÜKETİCİYE FATURA EDİLEMEZ"</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nun kararında, bu tür dosyaların kaderini belirleyecek nitelikte bir tespit var. Kurul, tüketicinin 2012'de sıfır araç aldığını, iki yıl sonra ortaya çıkan gizli ayıp için yaptığı başvurulardan yaklaşık bir yıl sonuç alamayınca 2015'te dava açtığını belirledikten sonra şunu söylüyor:</p>

<p>"yargılama sırasında geçen süreden ve dolayısıyla bu süreçte aracın artan km'sinden tüketicinin sorumlu tutulmaması ve durumun aleyhine yorumlanmaması gerekir."</p>

<p>Bu cümlenin pratik karşılığı büyük. Ayıplı araç davalarında satıcı ve üretici tarafının en etkili savunması, çoğu zaman davanın kendi süresinden devşiriliyor: dava açıldığında araç 90 bin kilometredeydi, bugün 180 bin kilometrede, demek ki araçtan yararlanma sürüyor, demek ki misli ile değişim artık ölçüsüz. Genel Kurul bu muhakemeyi kesiyor. Yargılamanın uzunluğu, davayı açmakta gecikmemiş tüketicinin aleyhine bir olgu hâline getirilemez.</p>

<p>Kurul, ayıbın niteliğine ilişkin değerlendirmesini de aynı çizgide kurdu. Yağ eksiltme problemine bağlı olarak piston ve contaların deforme olabileceği, kilometre arttıkça yakıt tüketiminin artacağı ve motor ömrünün kısalacağı bilirkişi raporuyla ortaya konmuştu. Motorun yenisiyle değiştirilmesi ayıbı giderse bile araç değer kaybediyordu. Oysa tüketici, sıfır aracı tam da bu tür sorunları yaşamamak için daha yüksek bedel ödeyerek satın almıştı.</p>

<p>Kurul'un sonucu şu: "Ayıbın varlığı hâlinde tüketici kural olarak seçimlik haklarından istediğini tercih edebileceğine ve ilk tercihi ayıpsız misli ile değişim olduğuna göre satıcı, tüketicinin talebini yerine getirmekle yükümlüdür."</p>

<p><strong>VI. 180 BİN KİLOMETRE: KARŞI OYUN HAKLI OLDUĞU YER</strong></p>

<p>Karar oy çokluğuyla alındı. Azınlıkta kalan görüş, davacının aracı satın aldıktan sonra "180.000 km kadar" kullandığını, araçta esaslı bir hata bulunsaydı bu mesafenin kat edilemeyeceğini, yeni nesil motorlarda yağ yakmanın olağan sayıldığını ve misli ile değişim isteminin hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu savundu.</p>

<p>Bu görüşü kolayca geçiştirmemek gerekir. Bir tüketicinin on yıl boyunca kullandığı, kaza yapmış, amortismana uğramış bir aracı sıfır bir araçla değiştirme talebi, karşı taraf açısından ciddi bir yük yaratıyor. Karşı oyun işaret ettiği denge sorunu gerçek.</p>

<p>Yine de kanaatimizce çoğunluğun tercihi isabetlidir; çünkü karşı oyun dayandığı olgunun, yani yüksek kilometrenin kendisi büyük ölçüde yargılamanın on yıla yayılmasının ürünüdür. Tüketicinin dava açtığı 2015 yılında araç 94 bin kilometre civarındaydı. Aradaki mesafenin faturasını, davayı zamanında açmış olan tarafa kesmek, uzun yargılamadan zarar gören tarafı bir kez daha cezalandırmak anlamına gelirdi. Kaldı ki dengeyi kuran bir başka mekanizma zaten işletildi: aracın davacının kullanımındayken geçirdiği kazadan doğan değer kaybı, hesaplanarak davalılara iade edilecek kalemler arasına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VII. AYNI KURULUN BEŞ AY ÖNCEKİ KARARI: AYIP MI, EKSİK İFA MI</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024527-e-2025323-k-sayili-karari" rel="dofollow">Hukuk Genel Kurulu'nun 21.05.2025 tarihli ve E.2024/527, K.2025/323 sayılı kararı</a>, seçimlik haklar tartışmasının bir adım öncesine, nitelendirme aşamasına ışık tutuyor.</p>

<p>Uyuşmazlık, satın alınan konutun sözleşmede ve tanıtım kataloglarında vaat edilen sosyal donatı ve yeşil alanlarının, aslında belediyeye ait bir arazi üzerinde bulunduğunun sonradan anlaşılmasından doğmuştu. Özel Daire bunu ayıp saydı; bölge adliye mahkemesi eksik ifa olarak niteledi ve direndi. Genel Kurul, oy çokluğuyla eksik ifa nitelendirmesini benimsedi.</p>

<p>Ayrım teknik görünse de sonuçları doğrudan cebe dokunuyor. Ayıp hâlinde 6502 sayılı Kanun'un 12. maddesindeki zamanaşımı süreleri uygulanır: teslimden itibaren iki yıl, konut ve tatil amaçlı taşınmazlarda beş yıl. Ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse bu süreler hiç işlemez. Eksik ifada ise Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi ve genel zamanaşımı devreye girer. Tazminatın hesabı da değişir: ayıp nedeniyle bedel indiriminde nispi metot uygulanırken, eksik ifada sözleşmeye uygun ifa hâlindeki malvarlığı ile mevcut durum arasındaki fark esas alınır.</p>

<p>Kararın hatırlattığı bir başka nokta, 6502 sayılı Kanun'un getirdiği kolaylıktır. Mülga 4077 sayılı Kanun döneminde tüketiciden ayıbı belirli sürede ihbar etmesi bekleniyordu; bu yükümlülük kaldırıldı. Bunun yanında 6502 sayılı Kanun'un 10. maddesinin birinci fıkrası, teslimden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların teslim anında var olduğunu karine olarak kabul ediyor ve ayıplı olmadığını ispat külfetini satıcıya yüklüyor. Karine, malın veya ayıbın niteliğiyle bağdaşmıyorsa uygulanmaz.</p>

<p><strong>VIII. DOSYAYA DÖNÜK ÇIKARIMLAR</strong></p>

<p><strong>Tercih baştan ve net yazılmalı.</strong> Seçimlik hakkın hangisinin kullanıldığı, satıcıya yöneltilen ilk başvuruda açıkça belirtilmeli ve bu başvurunun tarihi ispatlanabilir olmalıdır. İncelenen dosyada tüketicinin ilk tercihinin misli ile değişim olması, on yıl sonra verilen kararın dayanaklarından biri oldu.</p>

<p><strong>Servis kayıtları dosyanın omurgasıdır.</strong> Şikâyetin hangi kilometrede, hangi tarihte iletildiği; servisin ne yazdığı ve ne yapmadığı belirleyici. İlk bozmanın gerekçesi de, sonraki kabulün dayanağı da bu kayıtlardan çıktı.</p>

<p><strong>Bilirkişi raporu ölçüme dayanmalı.</strong> Dosya üzerinden yazılmış, taraf itirazlarını karşılamayan rapor bozma sebebi oldu; davayı taşıyan rapor ise litre ve kilometre üzerinden somut bir tüketim hesabı yaptı.</p>

<p><strong>Orantısızlık savunmasının sınırı gösterilmeli.</strong> Karşı taraf orantısızlık iddiasını ileri sürdüğünde, 6502 sayılı Kanun'un 11. maddesinin üçüncü fıkrasının hâkime tüketicinin tercihini serbestçe değiştirme yetkisi vermediği, yalnızca ayni taleplerin yerini parasal taleplere bırakmasını öngördüğü ortaya konmalıdır.</p>

<p><strong>Yargılama süresi savunmaya malzeme yapılamaz.</strong> Dava tarihindeki kilometre ile karar tarihindeki kilometre arasındaki farkın tüketiciye yüklenemeyeceği, artık Genel Kurul kararına dayandırılabilir.</p>

<p><strong>Nitelendirme baştan tartışılmalı.</strong> Talebin ayıp mı yoksa eksik ifa mı olduğu, uygulanacak zamanaşımını ve tazminatın hesap yöntemini birlikte belirlediğinden, dava dilekçesinde bu ayrımın gerekçelendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. SONUÇ</strong></p>

<p>Tüketici hukukunda seçimlik hak, adı üstünde, tüketiciye ait bir tercihtir. Kanun bu tercihi tek bir yerde sınırlandırmıştır: ayni nitelikli talepler satıcı için orantısız güçlük doğuruyorsa tüketici parasal haklara yönlendirilir. Hukuk Genel Kurulu'nun 1 Ekim 2025 tarihli kararı, bu sınırın uygulamada bir genel yetki gibi kullanılmasının önüne geçiyor.</p>

<p>Kararın kalıcı katkısı ise usule ilişkin. Yargılamanın uzunluğundan doğan olguların, davasını zamanında açmış tüketicinin aleyhine yorumlanamayacağı ilkesi, yalnızca ayıplı araç dosyalarında değil, malın kullanılmaya devam edildiği bütün ayıp uyuşmazlıklarında karşılık bulacak niteliktedir. On yıl süren bir yargılamanın sonunda söylenmiş olması, bu tespitin değerini azaltmıyor; tam tersine, nereden doğduğunu açıklıyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025259-e-2025594-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/259, K.2025/594, T.01.10.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2024527-e-2025323-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2024/527, K.2025/323, T.21.05.2025</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20226935-e-20228760-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E.2022/6935, K.2022/8760, T.21.11.2022</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi, E.2016/14023, K.2018/12275, T.18.12.2018</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 8, 10, 11, 12</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m. 112, 227</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4077 sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun, m. 4</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/secimlik-hakki-tuketici-secer-hukuk-genel-kurulundan-ayipli-malda-orantisizlik-savunmasina-dar-yorum-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/motor-tamirci.jpg" type="image/jpeg" length="33974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASK TAKMAYAN MOTOSİKLETLİ TAZMİNATINI KAYBEDER Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KASK TAKMAYAN MOTOSİKLETLİ TAZMİNATINI KAYBEDER Mİ?</strong></p>

<p><strong>Müterafik Kusur İndiriminin Kapsamı, Sınırları ve İspat Sorunu Üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin Güncel Kararları Işığında Bir Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Motosiklet ve elektrikli bisiklet kullanımındaki artış — özellikle kurye ve moto-kurye istihdamının yaygınlaşmasıyla — bu araçların karıştığı yaralanmalı kazaları tazminat hukukunun en sık karşılaşılan uyuşmazlık tiplerinden biri hâline getirmiştir. Uygulamada iki yanlış kanı yaygındır: İlki, mağdur cephesinde görülen "kask takmıyordum, tazminat alamam" düşüncesi; ikincisi, sigortacı cephesinde görülen ve her motosiklet dosyasında adeta matbu bir savunma hâline gelen "kasksızlık nedeniyle müterafik kusur indirimi yapılmalıdır" talebidir. Her ikisi de hukuken isabetli değildir.</p>

<p>Bu çalışmada; koruma başlığı (kask) yükümlülüğünün mevzuattaki dayanağı, kasksızlığın tazminata etkisine ilişkin Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin yerleşik ölçütleri ve Dairenin 2026 yılı Şubat ayında verdiği iki güncel karar üzerinden indirimin sınırları ele alınmakta; nihayet kanaatimizce uygulamanın en sorunlu yönü olan ispat meselesi eleştirel olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>II. HUKUKİ ÇERÇEVE: KASK YÜKÜMLÜLÜĞÜ VE MÜTERAFİK KUSUR</strong></p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 78 inci ve Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 150 nci maddesi uyarınca bisiklet, elektrikli bisiklet, motorlu bisiklet ve motosikletlerde sürücülerin koruma başlığı ve koruma gözlüğü, yolcuların ise koruma başlığı takması zorunludur. Dikkat edilmelidir ki yükümlülük yalnızca motosiklet sürücüsüne değil, elektrikli bisiklet sürücüsüne ve motosiklet yolcusuna da aittir.</p>

<p>Kasksızlığın tazminata etkisi ise kusur değil, müterafik (birlikte) kusur düzlemindedir ve bu ayrım kritiktir: Kaskın takılmaması kazanın meydana gelmesine etki eden bir husus değildir; motosikletli, kazanın oluşumunda tamamen kusursuz — karşı araç yüzde yüz kusurlu — olsa dahi, kasksızlık zararın artmasına katkı sunmuşsa 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 52 nci maddesi uyarınca tazminattan indirim gündeme gelir. Nitekim aşağıda incelenen kararların ilkinde sigortalı araç sürücüsünün yüzde yüz kusurlu olduğu sabit olmasına rağmen indirim uygulanmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki Yargıtay, müterafik kusurun bir def'i olmadığını, taraflarca ileri sürülmese dahi hâkim tarafından resen dikkate alınacağını kabul etmektedir; dolayısıyla mağdur vekilinin "davalı bu yönde savunma yapmadı" beklentisine yaslanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>III. YERLEŞİK ÖLÇÜT: KAFA-YÜZ BÖLGESİ YARALANMASI VE %20 İNDİRİM</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 24.02.2026 tarihli kararına (E. 2023/968, K. 2026/2053)</a> konu olayda; motosiklet sürücüsü davacı, yüzde yüz kusurlu sigortalı traktörle çarpışmış, çenesinde kırık ve diş kaybı oluşmuş, hakem heyetince tazminata hükmedilmiştir. Daire; kaza tespit tutanağına göre davacının kask takıp takmadığının belirsiz olduğunu tespit etmesine rağmen, maluliyete esas yaralanmanın yüz bölgesinde olmasından hareketle, "koruyucu başlık takmaması nedeniyle zararın artmasında katkısının bulunduğu" gerekçesiyle Dairenin yerleşik uygulaması uyarınca %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiğini belirterek kararı bozmuştur.</p>

<p>Karar iki yerleşik ölçütü teyit etmektedir: İndirim oranı Daire uygulamasında %20 olarak standartlaşmıştır ve indirimin tetikleyicisi, maluliyete esas yaralanmanın kaskın koruma alanında — kafa ve yüz bölgesinde — gerçekleşmiş olmasıdır. Ancak kararın "kask takılıp takılmadığı belirsiz olsa da" ifadesi, aşağıda (V) numaralı başlıkta ele alacağımız üzere, ispat hukuku yönünden ciddi soru işaretleri doğurmaktadır.</p>

<p><strong>IV. İNDİRİMİN SINIRI: İLLİYET BAĞI — HER YARALANMA İNDİRİM GEREKTİRMEZ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" rel="dofollow">Dairenin 16.02.2026 tarihli kararı (E. 2024/8759, K. 2026/1591)</a> ise madalyonun öbür yüzüdür ve mağdur vekilleri için güçlü bir emsaldir. Olayda elektrikli bisiklet sürücüsü davacı hakkında hakem heyeti, kafa ve yüz bölgesinden yaralandığı ve kask takmadığı gerekçesiyle %20 müterafik kusur indirimi uygulamıştır. Ne var ki hükme esas iş göremezlik raporunda maluliyet oranı omuz ve dirsek yaralanması nedeniyle belirlenmiş; işitme kaybının kaza ile illiyet bağı bulunmadığı raporda açıkça belirtilmiştir. Yargıtay, "maluliyet oranının belirlenmesinde dikkate alınmayan yaralanma gözetilerek müterafik kusur indirimi yapılması doğru görülmemiştir" gerekçesiyle kararı davacı lehine bozmuştur.</p>

<p>Kararın ortaya koyduğu kural şudur: Kasksızlık indirimi, ancak tazminata (maluliyete) esas alınan yaralanma kaskın önleyebileceği nitelikte ise mümkündür. Bacak, omuz, dirsek, iç organ yaralanmaları yahut illiyet bağı kurulamayan rahatsızlıklar üzerinden hesaplanan tazminatta, mağdurun kask takmamış olması indirim sebebi yapılamaz. Uygulamada sigortacıların ve kimi hakem heyetlerinin "motosiklet + kasksızlık = otomatik %20" şeklindeki şablonu, bu içtihat karşısında açıkça hatalıdır ve itiraz ile temyiz aşamalarında mutlaka işlenmelidir.</p>

<p><strong>V. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: KASKIN TAKILMADIĞINI KİM İSPAT ETMELİ?</strong></p>

<p>Kanaatimizce uygulamanın en sorunlu noktası, ilk kararda görülen yaklaşımdır: Kaza tespit tutanağında kask konusunda tespit bulunmayan — yani kaskın takılıp takılmadığı belirsiz olan — bir olayda, salt yaralanmanın yüz bölgesinde olmasından hareketle kasksızlık sonucuna varılması, fiilî bir karineyle ispat yükünün yer değiştirmesi anlamına gelmektedir. Oysa 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu'nun 6 ncı maddesi uyarınca herkes iddiasını ispatla yükümlüdür; tazminattan indirim, bundan yararlanan tazminat yükümlüsü lehine bir sonuç doğurduğuna göre, zarar görenin zararın artmasına katkıda bulunduğu vakıasının — somut olayda kaskın takılmadığının — ispatı da kural olarak indirimi talep eden tarafa ait olmalıdır. Müterafik kusurun resen gözetilmesi, indirime esas vakıanın ispatsız kabul edilebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>Üstelik yaralanma bölgesinden kasksızlığa uzanan çıkarım, teknik olarak da her zaman doğru değildir: Mevzuata uygun şekilde takılmış açık (jet) tip bir kask çene ve yüz bölgesini korumaz; vizörü açık tam kaskla dahi yüz yaralanması mümkündür. Çenesinde kırık oluşan sürücünün pekâlâ kaskı takılı olabilir. Bu nedenle, yüz yaralanmasının varlığı kasksızlığın kesin delili sayılamaz; olsa olsa somut olayın diğer delilleriyle — tutanak, fotoğraf, tanık beyanı, sağlık kayıtları — birlikte değerlendirilecek bir emare olabilir.</p>

<p>Buradan uygulamaya yönelik iki öneri çıkmaktadır. İlki kural koyucuya yöneliktir: Kaza tespit tutanaklarında kask ve koruyucu ekipman tespitinin zorunlu bir hane olarak düzenlenmesi, bu belirsizliği kaynağında ortadan kaldıracaktır. İkincisi mağdur vekillerinedir: Dosyaya girer girmez kaskın takılı olduğuna dair deliller — olay yeri fotoğrafları, hasarlı kask, tanık bilgileri, ambulans ve acil servis kayıtlarındaki ibareler — toplanmalı; sağlık kayıtlarında sıkça yer alan "kasklı/kasksız" notları mutlaka taranmalıdır. Aksi hâlde belirsizlik, mevcut içtihat pratiğinde mağdur aleyhine sonuç doğurmaktadır.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ</strong></p>

<p>Kask takmamak tazminat hakkını ortadan kaldırmaz; kazanın oluşumunda tamamen kusursuz olan kasksız motosikletli dahi tazminata hak kazanır. Yerleşik içtihada göre kasksızlığın yaptırımı, maluliyete esas yaralanmanın kafa-yüz bölgesinde olması ve illiyet bağının kurulması koşuluyla %20 oranında müterafik kusur indiriminden ibarettir. Buna karşılık maluliyet başka uzuvlardan kaynaklanıyorsa indirim yapılamayacağı, Dairenin güncel kararıyla bir kez daha teyit edilmiştir. Kaskın takılıp takılmadığının belirsiz olduğu hâllerde salt yaralanma bölgesinden hareketle indirime gidilmesi ise ispat yükü kuralları karşısında tartışmalıdır; bu belirsizliğin mağdur aleyhine değil, indirimi talep eden aleyhine yorumlanması gerektiği kanaatindeyiz. Her iki cephenin vekilleri bakımından da motosiklet dosyalarında sonucu belirleyen unsurun, maluliyet raporundaki yaralanma-bölge tespiti ile kaska ilişkin delil durumu olduğu gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran"><img alt="Av. Melih Küçükcankurtaran" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih Küçükcankurtaran">Av. Melih Küçükcankurtaran</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">- 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 78; Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 150; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 52; 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 6.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-2023968-e-20262053-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2023/968, K. 2026/2053, T. 24.02.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20248759-e-20261591-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2024/8759, K. 2026/1591, T. 16.02.2026.</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kask-takmayan-motosikletli-tazminatini-kaybeder-mi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/kaza-motor-kask.jpg" type="image/jpeg" length="64375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2014/19685 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 15/3/2018 tarihli ve 2014/19685 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.K. BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2014/19685)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 15/3/2018</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">R.G. Tarih ve Sayı: 17/5/2018 - 30424</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GENEL KURUL</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><u><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">GİZLİLİK TALEBİ KABUL</span></u></strong></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zühtü ARSLAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkanvekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Engin YILDIRIM</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serdar ÖZGÜLDÜR</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Osman Alifeyyaz PAKSÜT</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Recep KÖMÜRCÜ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Celal Mümtaz AKINCI</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">M. Emin KUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kadir ÖZKAYA</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Rıdvan GÜLEÇ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yusuf Şevki HAKYEMEZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör Yrd.</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Derya ATAKUL</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.K.</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Müşerref SEKO</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuru, isim yazılarak yapılan araştırmada arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Başvuru 12/12/2014 tarihinde yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Birinci Bölüm tarafından 24/1/2018 tarihinde yapılan toplantıda, niteliği itibarıyla başvurunun Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülmüş ve Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Başvurucu, olayların olduğu tarihten bu yana mankenlik ajansı sahibidir ve kendisi de eski bir mankendir. Başvurucunun sinema ve tiyatro alanında da çalışmaları bulunmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. 2001 yılında Türkiye Yüz Güzeli seçilmiş ve başvurucunun sahibi olduğu mankenlik ajansına bağlı olarak çalışan bir manken, 2004 yılında aşırı dozda uyuşturucudan hayatını kaybetmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Türkiye Yüz Güzeli seçilmesinin ardından tanınmışlık düzeyi oldukça artan mankenin ölüm nedeni ülke gündeminde geniş yer bulmuş, olay tarihi ve sonrasında birçok gazetede ve internet haber sitesinde konuyla ilgili haberler yapılmıştır. Haberlerde olayın oluş şekli, mankene uyuşturucuyu temin eden zanlılar, olaya ilişkin savcılık soruşturması ile ilgili bilgiler yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Yine bu konuyla ilgili olarak başvurucunun bireysel başvuru konusu yaptığı haberlerden birinde yargılamayı yapan mahkeme tarafından mankenin çalıştığı ajansın sahibi olarak başvurucunun da tanık olarak dinlendiği bilgisi aktarılmıştır. Bir diğer haberde, ölen mankenin basına verdiği son röportajda içinde bulunduğu durumun sorumlusu olarak başvurucuyu gösterdiğinin öğrenilmesi üzerine başvurucunun adli makamlar tarafından uzun süre sorgulandığı belirtilmiştir. Haberlerde, ölen mankenin başvurucunun asistanı ile de ilişkisi olduğu ve ortak arkadaşları olan bir transseksüel ile hep birlikte para karşılığında cinsel ilişkiye girdikleri iddialarına yer verilmiştir. Haberlerde ayrıca yine kamuoyunda tanınmış bir kişi olan başvurucunun eşinin de yıllar önce aşırı dozda uyuşturucudan öldüğü bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı hâlde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği 30/9/2014 tarihinde dava konusu haberlerin başvurucunun kişilik haklarına saldırı niteliğinde ve incitici mahiyette olmadığı, ayrıca haber içerikleri dikkate alındığında talebin kabulü hâlinde haber alma ve haber verme hürriyetinin sınırlandırılacağı gerekçesiyle erişimin engellenmesi talebinin reddine karar vermiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14. Başvurucunun anılan karara itirazı İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/10/2014 tarihinde reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15. Karar, başvurucuya 11/11/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu 11/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV. İLGİLİ HUKUK</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Ulusal Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16. 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi HakkındaKanun’un <i>"İçeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi"</i> kenar başlıklı 9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">"<i>(1) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden gerçek ve tüzel kişiler ile kurum ve kuruluşlar, içerik sağlayıcısına, buna ulaşamaması hâlinde yer sağlayıcısına başvurarak uyarı yöntemi ile içeriğin yayından çıkarılmasını isteyebileceği gibi doğrudan sulh ceza hâkimine başvurarak içeriğe erişimin engellenmesini de isteyebilir.</i></span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(2) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik haklarının ihlal edildiğini iddia eden kişilerin talepleri, içerik ve/veya yer sağlayıcısı tarafından en geç yirmi dört saat içinde cevaplandırılır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(3) İnternet ortamında yapılan yayın içeriği nedeniyle kişilik hakları ihlal edilenlerin talepleri doğrultusunda hâkim bu maddede belirtilen kapsamda erişimin engellenmesine karar verebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(4) Hâkim, bu madde kapsamında vereceği erişimin engellenmesi kararlarını esas olarak, yalnızca kişilik hakkının ihlalinin gerçekleştiği yayın, kısım, bölüm ile ilgili olarak (URL, vb. şeklinde) içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle verir. Zorunlu olmadıkça internet sitesinde yapılan yayının tümüne yönelik erişimin engellenmesine karar verilemez. Ancak, hâkim URL adresi belirtilerek içeriğe erişimin engellenmesi yöntemiyle ihlalin engellenemeyeceğine kanaat getirmesi hâlinde, gerekçesini de belirtmek kaydıyla, internet sitesindeki tüm yayına yönelik olarak erişimin engellenmesine de karar verebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(5) Hâkimin bu madde kapsamında verdiği erişimin engellenmesi kararları doğrudan Birliğe gönderilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(6) Hâkim bu madde kapsamında yapılan başvuruyu en geç yirmi dört saat içinde duruşma yapmaksızın karara bağlar. Bu karara karşı 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(7) Erişimin engellenmesine konu içeriğin yayından çıkarılmış olması durumunda hâkim kararı kendiliğinden hükümsüz kalır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(8) Birlik tarafından erişim sağlayıcıya gönderilen içeriğe erişimin engellenmesi kararının gereği derhâl, en geç dört saat içinde erişim sağlayıcı tarafından yerine getirilir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(9) Bu madde kapsamında hâkimin verdiği erişimin engellenmesi kararına konu kişilik hakkının ihlaline ilişkin yayının (…) başka internet adreslerinde de yayınlanması durumunda ilgili kişi tarafından Birliğe müracaat edilmesi hâlinde mevcut karar bu adresler için de uygulanır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(10) Sulh ceza hâkiminin kararını bu maddede belirtilen şartlara uygun olarak ve süresinde yerine getirmeyen sorumlu kişi, beş yüz günden üç bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır."</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17. Somut olayla ilgili uluslararası hukuk kuralları için Anayasa Mahkemesinin <i>Ali Kıdık</i> (B. No: 2014/5552, 26/10/2017, §§ 22-29) kararına bakılabilir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18. Mahkemenin 15/3/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Başvurucunun İddiaları</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19. Başvurucu; sahibi olduğu mankenlik ajansında çalışan bir mankenin aşırı dozda uyuşturucudan ölmesi olayıyla ilgili medyada sayısız haber yapıldığını, bu haberlerde kendisi ile ilgili bilgilere de yer verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı hâlde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hem de kendisinin ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini iddia etmiştir. İnternet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinin Mahkemece reddedilmesi ve bunun sonucunda söz konusu haber ve yazıların internet ortamında yer almaya devam etmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği, şeref ve itibarın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Değerlendirme</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak<i> "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı"</i> kenar başlıklı 17. maddesi ile <i>“Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” </i>kenar başlıklı 26. maddesi ve <i>“Basın hürriyeti” </i>kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“(17) Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">...</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(26) Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.</span></i></p>

<p><i><span size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">(28) “Basın hürdür, sansür edilemez…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın 26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.</span></i></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">…”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan, </i>B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, hakkında yayımlanan haberlerin internet ortamında yer almaya devam etmesi nedeniyle kişilik haklarının zedelendiğinden şikâyet etmektedir. Başvurucunun bu şikâyeti şeref ve itibarın korunması hakkı kapsamında incelenmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hasan Tahsin GÖKCAN farklı gerekçeyle bu görüşe katılmıştır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkeler</strong></span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Kişinin Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22. Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfî olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (<i>Adnan Oktar (2), </i>B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır (<i>Kadir Sağdıç</i> [GK], B. No: 2013/6617, 8/4/2015, § 36; <i>İlhan Cihaner (2), </i>B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 42).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının olaya uygulanabilmesi için kişinin itibarına yapılan saldırının belli bir ağırlık düzeyine erişmiş olması ve kişinin itibarına saygı gösterilmesini isteme hakkından başvurucunun kişisel olarak yararlanmasını güçleştirecek şekilde yapılmış olması gerekir (<i>Kadir Sağdıç, </i>§ 39; <i>İlhan Cihaner (2), </i>§§ 45, 46; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. <i>Mater/Türkiye, </i>B. No: 54997/08, 16/7/2013, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24. Anayasa Mahkemesi; <i>N.B.B.</i> (B. No: 2013/5653, 3/3/2016, § 37) kararında internet ortamının sağladığı ulaşılabilirlik, yaygınlık, haber ve fikirlerin depolanmasındaki ve muhafazasındaki kolaylık dikkate alındığında yayımlandığı tarihte belirli ağırlık eşiğini aşmayan veya kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanan haber ve yazıların internet ortamında uzun süre erişilebilir kalması hâlinde kişilerin şeref ve itibarının zedelenebileceğini belirtmiş ve bu durumu unutulma hakkı kapsamında incelemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>İfade Özgürlüğü</strong> <strong>ve İnternetin Rolü</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25. Anayasa’nın<i> “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” </i>kenar başlıklı 26. maddesine göre herkes düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet, resmî makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Anılan maddede ifade özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (<i>Emin Aydın, </i>B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26. İnternet haberciliğinin -basının temel işlevini yerine getirdiği sürece- basınözgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekir (<i>Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. </i>[GK], B. No: 2013/2623, 11/11/2015, §§ 36-42; <i>Önder Balıkçı</i>, B. No: 2014/6009, 15/2/2017, § 39; <i>Orhan Pala</i>, B. No: 2014/2983, 15/2/2017, § 45). Basın yönünden düşünce ve kanaat açıklama özgürlüğü kapsamında değerlendirilen internet özgürlüğü, internete erişenler yönünden ise Anayasa tarafından korunan ve ifade özgürlüğünün özünde yer alan haber veya fikir almak özgürlüğü olarak mütalaa edilmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27. Ulaşılabilirliği, haber ve fikirlerin saklanma süresi ve kapasitesi ile hacimce büyük haber ve fikirleri iletme imkânı gözetildiğinde internet, halkın haber almasının ve bilgilerin iletilmesinin gelişiminde önemli bir role sahiptir. İnternet, herhangi bir sınırlama gözetmeksizin herkesin haber ve fikirlere ulaşması ile fikirlerini yayması noktasında çok önemli bir imkân sağlamaktadır. Bu durum ifade özgürlüğü açısından da çok geniş bir alan yaratmaktadır (<i>Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş.</i>, § 34).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28. Dolayısıyla internet sitelerine veya internet sitelerinde yer alan haberlere erişimin engellenmesi biçiminde getirilen her türlü kısıtlama, bilgi alma ve verme özgürlüğüne müdahale niteliğindedir. Basın özgürlüğünün kamuoyuna çeşitli fikir ve tutumların iletilmesi, bunlara ilişkin bir kanaat oluşturması için en iyi araçlardan birini sağladığı bilinmektedir (<i>İlhan Cihaner (2)</i>, § 63).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>5651 Sayılı Kanun'un 9. Maddesine Dayanan Erişimin Engellenmesi Kararı Hakkında Bazı Tespitler</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29. Anayasa Mahkemesi, <i>Ali Kıdık</i> kararında 5651 sayılı Kanun<strong> </strong>ile getirilen içeriğin yayından çıkarılması ve yayına erişimin engellenmesi kararlarına yönelik usulü ayrıntılı bir şekilde incelemiştir<i> </i>(bkz. §§ 55-63). Mahkemeye göre bu usul, kanun koyucunun internet ortamında işlenen suçlarla mücadelenin daha etkin yapılabilmesi, özel hayatın ve kişilik haklarının hızlı ve etkili bir şekilde korunması ihtiyacı nedeniyle öngördüğü özel ve hızlı sonuç alınabilecek bir koruma tedbiri kararıdır, dolayısıyla istisnai bir yoldur (<i>Ali Kıdık,</i> § 55).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30. Kişilik haklarına saldırı nedeniyle erişimin engellenmesi yolunun istisnai bir yol kabul edilmesinin sebebi bu yolun ifade ve basın özgürlükleri önünde orantısız bir mühadale oluşturması ihtimalidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31. 5651 sayılı Kanun'da öngörülen erişimin engellenmesi yolu çekişmesiz bir yargı yolu olduğundan, başka bir deyişle karşı taraf bulunmadığından karardan etkilenecek basın organının temsilcileri ile sorumlu kişiler silahların eşitliği ilkesinden faydalanamamakta; talepte bulunanın iddialarına karşı delil sunmak da dâhil olmak üzere savunmalarını ortaya koymak için makul ve kabul edilebilir olanaklara sahip olamamaktadır. Özet olarak hâkim kararını dosya üzerinden, delil toplamaksızın, sınırlı bir inceleme ile yani talepte bulunanın sunduğu bilgi ve belgelere göre vermekte; bu yargılamada karşı tarafın görüşleri alınamamaktadır (<i>Ali Kıdık,</i> §§ 60-62).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32. Dahası 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde internet erişiminin engellenmesi kararından sonra failler hakkında adli soruşturma açılıp açılmayacağı belirsizdir. Kişilik haklarına müdahale nedeniyle soruşturma açıldığı takdirde soruşturma veya kovuşturmanın sonucuna göre yargı mercileri, erişimin engellenmesi tedbirinin akıbeti hakkında bir karar verebilir. Buna karşılık bir soruşturma açılmadığı takdirde erişimin engellenmesine ilişkin söz konusu tedbir, internet kullanıcılarını engellenen içeriğe belirsiz bir süreyle erişmekten alıkoyacaktır (<i>Ali Kıdık,</i> § 59).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33. Bu sebeplerle başvuruya konu internet yayınına erişimin engellenmesi tedbirinin alınmasının haklılığı, ancak bir görüşte haklılık veya "ilk bakışta"<i> (prima facia)</i> haklılık olarak nitelendirilebilir. Anayasa Mahkemesi, bu usulün ancak internet yayınının kişilik haklarını apaçık bir şekilde ihlal ettiğinin daha ilk bakışta anlaşıldığı durumlarda işletilebileceğini belirtmiştir. Bir kimsenin çıplak resimlerinin veya video görüntülerinin yayımlanması gibi kişilik haklarının ihlal edildiğinin daha ileri bir inceleme yapılmaya gerek olmaksızın ilk bakışta anlaşılabildiği hâllerde 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesinde öngörülmüş olan istisnai usul işletilebilir. Böyle durumlarda "ilk bakışta ihlal doktrini" internet ortamında yapılan yayınlara karşı kişilik haklarının hızlı bir şekilde korunması ihtiyacıyla ifade hürriyeti arasında adil bir denge sağlayacaktır (<i>Ali Kıdık,</i> §§ 62, 63).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Şeref ve İtibara Yapılan Müdahalelerde Başvurulabilecek Diğer Hukuki Yollar</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34. Yukarıdaki değerlendirmeler dikkate alındığında internet içeriğine erişimin engellenmesi taleplerinin zorunlu durumlarda kabul edilmesi gerektiği ortadadır. Bununla birlikte internet üzerinden yapılan yayınlara ulaşılmasının kolaylığı gözetildiğinde başvurucular açısından yayın içeriği bakımından toplumda sürekli olarak bir ön yargının ve özel hayata müdahalenin oluşması söz konusu olabilir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35. Bu tür durumlarda üçüncü kişilerce kişilik haklarına yapılan müdahaleler için ülkemizde hem cezai hem de hukuki koruma yolları öngörülmüştür. Kişilik haklarına internet ortamında yapılan bir yayınla saldırıda bulunulan kişi tarafından, özel hukuk davaları yoluyla örneğin 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 24. ve 25. maddelerine dayanılarak müdahalenin önlenmesi, durdurulması veya devam eden müdahaleye son verilmesi, müdahalenin hukuka aykırılığının saptanması, mahkemenin alacağı kararın veya cevap ve düzeltme metninin yayımlanması ya da üçüncü kişilere bildirilmesi istenebilir; maddi veya manevi tazminat davaları açılabilir. Gecikmesinde sakınca bulunan ve ciddi bir zararın doğacağı anlaşılan hâllerde tehlike veya zararın önlenmesi için hâkimden gereken tedbirlere karar vermesi istenebilir. Bu kapsamda talep edildiği takdirde 4/2/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 389. ve devamı maddeleri uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan ya da gecikmesi durumunda önemli zarar oluşacağı hâllerde tehlike veya zararı önlemek için ihtiyati tedbir kararı verilebilir. Bunlardan başka basın yoluyla kişilik haklarına müdahalede bulunulan kişi, açıklamalarından dolayı sebepsiz yere zenginleşen kişi aleyhine sebepsiz zenginleşme davası açabilir veya yayın nedeniyle elde ettiği kazancın vekâletsiz iş görme hükümlerine göre kendisine ödenmesini isteyebilir (<i>Ali Kıdık, </i>§ 64).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36. İnternet yolu ile kişilik haklarına yönelik bir saldırı ceza kanunlarına göre suç oluşturuyor ise müşteki yalnızca veya aynı zamanda failin cezalandırılmasını da isteyebilir, bu durumda ceza soruşturması ve kovuşturması için Cumhuriyet savcılığına da başvurabilir. Zaten suç, şikâyete tabi olmayan suçlardan ise Cumhuriyet savcısının resen soruşturma başlatması kanuni bir zorunluluktur. Bir ceza kovuşturması açıldığı takdirde 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre hâkim mahkûmiyet kararı verdiği takdirde güvenlik tedbirlerine de hükmedebileceği için internet erişiminin engellenmesi tedbiri hakkında da bir karar verilmiş olacaktır (<i>Ali Kıdık, </i>§ 65).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37. Anayasa Mahkemesi 5651 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre ortada ilk bakışta ihlal bulunmadığı gerekçesiyle istediği korumayı elde edemeyen kişinin de kişilik haklarının korunması için genel hukuk yoluna her hâlde başvurabileceği, sulh ceza hâkiminin ilk bakışta ihlalin olduğuna veya olmadığına karar vermesinin uyuşmazlığın tümüyle çözümlendiği anlamına gelmeyeceği sonucuna varmıştır. Bu tür kararların hiçbir zaman normal bir dava için maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceğini ifade eden Anayasa Mahkemesi, genel mahkemelerde görülen davalarda erişimin engellenmesi talebinin kabul edilebilmesi için ihlal iddiasının ispatlanması gerekeceğini belirtmiştir (<i>Ali Kıdık, </i>§§ 66, 67).</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span></strong><span style="color:#010000"> <strong>Genel İlkelerin Somut Olaya Uygulanması</strong></span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38. Somut olayda başvurucunun şikâyetine konu olan yayınlar internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberlerdir. Haberler 2001 yılında güzellik yarışmasında derece almış bir mankenin hızlı yükselişini ve 2004 yılındaki dramatik ölümünü konu almaktadır. Bu olay ülke gündemini uzun süre meşgul etmiş, olay tarihinden sonra konuyla ilgili sayısız haber yapılmıştır. Haberler, mesleğinde umut vadeden bir geleceğe sahip olabilecek bir gencin uyuşturucu ile tanıştıktan sonra yaşamının seyrindeki değişiklik ile kısa sürede ölümle sonuçlanan yaşamı hakkında bilgi vermektedir. Verilen bilginin bir kısmı ölen manken tarafından tutulan günlüğe dayanırken bir kısmı olaya ilişkin ceza yargılamasına dayanmaktadır. Haberlerde, ölen mankenin bağlı olduğu mankenlik ajansının sahibi ve toplumda tanınmış bir kişi olan başvurucunun ismi açık olarak yazılmış ve başvurucu hakkında bazı bilgilere de yer verilmiştir. Bu bilgiler; ölüm olayına ilişkin soruşturmada başvurucunun önce tanık, sonra şüpheli sıfatıyla dinlenmesi, ölen mankenin başvurucunun asistanı ile arasındaki ilişki, yine kamuoyunda tanınmış bir kişi olan başvurucunun eşinin de aşırı dozda uyuşturucudan ölmüş olması hakkındadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39. Başvurucu; arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığını, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliği, başvurucunun şeref ve itibarının korunması ile kamu yararı bağlamında yaptığı değerlendirme neticesinde söz konusu yayınların basın özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek talebin reddine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara itirazı da reddedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40. Çelişmesiz bir dava sonucunda yayın içeriğine erişimin engellenmesi kararı verilebilmesinin ancak hukuka aykırılığın ve kişilik haklarına müdahalenin ilk bakışta anlaşılacak kadar belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâllerde mümkün olduğu hatırlanmalıdır (bkz. § 31). Bu yolun amacı; internet faaliyetleri ile kişilik hakları arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamak, kişi ve kuruluşlara haksız zarar veren, onlar hakkında gerçek dışı bilgiler yayan ve şeref ve itibarlarını ihlal eden internet kullanımına karşı bireylerin haklarını korumaktır. O hâlde bu yol, basın özgürlüğünün ve basın mensuplarının haber verme ve eleştiri haklarının özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41. Başvurucunun internetten kaldırılmasını talep ettiği haberler 2004 yılına aittir. Başvurucu 2014 yılında erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. Başvurucunun kişisel verilerin işlenme amacının dışında kullanıldığına yönelik bir şikâyeti de bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucu, şeref ve itibarına yapılan müdahalenin çelişmeli bir yargılama yapılmadan, gecikmeksizin ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacını ortaya koyabilmiş değildir. Haber içeriklerinin incelenmesinden de içeriğe erişimin engellenmesi tedbirinin uygulanmasını gerektirecek ağırlıkta bir durum bulunmadığı görülmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42. Dahası başvurucu, açacağı çelişmeli bir hukuk davasında internet yayınını kaldırma veya hazırlayacağı bir metni yayınlatma imkânına da sahiptir. Dolayısıyla somut davada olduğu gibi hukuka aykırılığın ve gerçek dışılığın çok belirgin olduğu ve zararın süratle giderilmesinin zaruri olduğu hâller dışında diğer ceza veya hukuk yollarının daha yüksek başarı şansı sunabilecek, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olduğu anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43. Yukarıda yer verilen tespitler çerçevesinde başvurucunun ortaya çıktığını iddia ettiği zararın giderimi için uyuşmazlığın esasına dair ve somut başvuru açısından koşullara göre sulh ceza hâkimliklerinin görevinde bulunan içeriğin yayından çıkarılması dışındaki daha etkili diğer koruma yollarına başvurmadığı anlaşıldığından Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için tüm başvuru yollarının tüketilmesi koşulunun yerine getirildiği söylenemez.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN ve Muammer TOPAL bu görüşe katılmamışlardır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">VI. HÜKÜM</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B. Başvurunun <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hicabi DURSUN ve Muammer TOPAL'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA 15/3/2018 tarihinde karar verildi.</span></p>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARŞIOY GEREKÇESİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru, isim yazılarak yapılan araştırmada arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu; sahibi olduğu mankenlik ajansında çalışan bir mankenin aşırı dozda uyuşturucudan ölmesi olayıyla ilgili medyada sayısız haber yapıldığını,buhaberlerde kendisi ile ilgili bilgilere de yer verildiğini ifade etmiştir. Başvurucu; yaşanan olaylarla bir ilgisi olmadığı halde arama motorlarına ismi yazıldığında hem ölen manken ile hemde kendisinin ölen eşi ile ilgili haberlerin listelendiğini, bu haberler nedeniyleşerefveitibarının zedelendiğini iddia etmiştir. İnternet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinin mahkemece reddedilmesi ve bunun sonucunda söz konusu haber veyazılarıninternetortamındayer almaya devam etmesi nedeniyle özel hayatın gizliliği, şeref ve itibarın korunması ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut olayda başvurucu; arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken ile hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığını, bu haberler nedeniyle şeref ve itibarının zedelendiğini ileri sürerek internet içeriklerine erişimin engellenmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliği, başvurucunun şeref ve itibarının korunması ile kamu yararı bağlamında yaptığı değerlendirme neticesinde söz konusu yayınların basın özgürlüğü kapsamında kaldığını belirterek talebin reddine karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara itirazı da reddedilmiştir. Diğer yollara başvurulmamıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Unutulma hakkı Anayasa'mızda açıkça düzenlenmemiş omakla birlikte Anayasa'nın <i>"Devletin temel amaç ve ödevleri"</i> başlığı altında düzenlenen 5. Maddesinde <i>"insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmak"</i> ifadesi ile devlete pozitif bir yükümlülük yüklenmiştir. Bu yükümlülük bağlamında Anayasa'nın 17.maddesinde düzenlenen kişinin manevi bütünlüğü bağlamında şeref ve itibarının korunması hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile birlikte düşünüldüğünde, devletin bireye geçmişte yaşadıklarının başkaları tarafından öğrenilmesi engellenerek "yeni bir sayfa açma" olanağı verme hususunda bir sorumluluğu olduğu açıktır. Özellikle kişisel verilerin korunması hakkı kapsamında kişisel verilerin silinmesini talep edebilme hakkı, kişilerin geçmişlerinde yaşadıkları olumsuzlukların unutulmasına imkan tanımayı kapsamaktadır. Dolayısıyla Anayasa'da açıkça düzenlenmeyen unutulma hakkı, internet vasıtasıyla ulaşılması kolay olan ve dijital hafızada bulunan haberlere erişimin engellenmesi için Anayasa'nın 5., 17. ve 20. maddelerinin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Diğer taraftan unutulma hakkının kabul edilmemesi, internet vasıtasıyla kolayca ulaşılabilir ve uzun süre muhafaza edilebilir kişisel veriler nedeniyle başkaları tarafından kişiler hakkında ön yargı oluşturabilmesi nedeniyle manevi varlığının geliştirilmesi için gerekli onurlu bir yaşam sürdürmesine ve manevi bağımsızlığına müdahaleyi sürekli kılmaktadır (N.B.B., B. No: 2013/5653, 3/3/2016, § 47).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bireyin kişisel şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer alan <i>"manevi varlık"</i> kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin manevi varlığının bir parçası olan kişisel şeref ve itibara keyfi olarak müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (<i>Adnan Oktar </i>(2), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 33<i>)</i>. Kamusal bir tartışma bağlamında ve yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı, kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (<i>Pfeifer</i><i>/Avusturya</i>, § 35) ve Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır (<i>Kadir Sağdıç</i>, § 38;<i> İlhan Çihaner </i>(2), § 44).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">AİHM de kişisel şeref ve itibara yapılan müdahaleleri Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin <i>"özel ve aile yaşamına, konuta ve haberleşmeye saygı hakkı"</i> kenar başlıklı 8. maddesi kapsamında değerlendirmektedir. AİHM'e göre kişisel itibarın korunması hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi tarafından korunan özel yaşama saygı hakkının bir parçasıdır (<i>Pfeifer</i><i>/Avusturya</i>, B.No: 12556/03, 15/11/2007 § 35;<i>Axel SpringerAGIAlmanya</i>, B.No: 39954/08 7/2/2012, § 83).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Unutulma hakkı internet ortamında bir haberin, uzun süredir kolayca ulaşılabilir olması nedeniyle kişinin şeref ve itibarını zedeleyen bir hâle dönüşmesi durumunda karşımıza çıkmaktadır. Bu hakkın amacı, internetin yaygınlaşması ve sağladığı imkanlar nedeniyle ifade ve basın özgürlükleri ile kişilerin manevi varlığının geliştirilmesi hakkı arasında gerekli hassas dengenin kurulmasını sağlamaktır. O hâlde bu yol, internet ortamında haber arşivini koruma altına alan basın özgürlüğünün ve halkın haber ve fikirlere ulaşma özgürlüğünün özüne dokunmayacak ve aynı zamanda hak sahibinin çıkarlarını koruyacak şekilde kullanılmalıdır (<i>N.B.B.</i>, § 70).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, bireysel başvuruda bulunulmadan önce ihlal iddiasının dayanağı olan işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerektiği belirtilmiştir. Temel hak ihlallerini öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (<i>Necati Gündüz ve Recep Gündüz</i>, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, §§ 19, 20).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucuların şikayetleri açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını tüketme kuralı ne mutlak ne de şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması esastır. Bu anlamda hukuk sisteminde yalnızca birtakım başvuru yollarının varlığının değil aynı zamanda bunların uygulanma şartları ile başvurucuların kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu nedenle başvurucuların başvuru yollarının tüketilmesi noktasında kendilerinden beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediği incelenirken başvurunun özellikleri dikkate alınmalıdır (<i>S.S.A</i>., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, § 28).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">O hâlde somut başvuruda devletin pozitif yükümlülüğünün, sulh ceza mahkemelerinin yetkisinde bulunan internet içeriklerine erişimin engellenmesini gerekli kılıp kılmadığı değerlendirilmelidir. Başka bir deyişle sulh ceza mahkemeleri nezdinde bulunan içeriğin yayından çıkarılması ve erişimin engellenmesi yolunun şeref ve itibar hakkının korunmadığı yönündeki şikayetler açısından makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olup olmadığı tespit edilmelidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hukuk sistemimizde internet içeriğinin yayından çıkarılmasının, başvurudaki gibi sulh ceza hakimliklerine başvurmak suretiyle veya hukuk mahkemelerinde açılacak dava yolu ile gerçekleştirilmesi mümkündür (<i>Ahmet Oğuz Çinko ve Erkan Çelik</i> [GK], B. No: 2013/6237, 2/7/2015). Ancak somut başvuruda, arama motorlarına ismi yazılarak yapılan aramada hem ölen manken hem de ölen eşi ile ilgili haberlerin çıktığı, haber arşivleri üzerinden olayca ulaşılabildiği; bu şekilde başvurucunun şeref ve itibarını koruma bakımından müdahalenin çok uzun süredir devam ettiği gözetilerek; başvurucunun şeref ve itibar hakkının ve kişisel verilerinin korunmasının, bu yayının bir an önce kaldırılması ile sağlanacağı değerlendirildiğinde, sulh ceza hakimliğine başvuru yolunun somut olayın koşulları açısından etkili bir yol olduğu kabul edilmelidir. Nitekim hukuk mahkemelerinde çekişmeli bir yargılama yolunun, somut olaydaki şeref ve itibarın korunması hakkına yönelik uzun süredir devam eden müdahalenin gecikmeksizin ve süratle bertaraf edilmesi ihtiyacını karşılayabileceği söylenemez (<i>Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu</i>, B. No: 2014/8691,6/10/2015, § 22; <i>N.B.B</i>., § 27).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun manevi varlığına internet haberleri yoluyla (bkz. § 11) yapılan müdahalenin, önceki kararımızdaki başvurucuya aynı yolla yapılan müdahaleden (<i>N.B.B</i>., § 9) daha hafif olduğu değerlendirilemez. Anayasa Mahkemesi sözü edilen kararında, internet ortamının sağladığı ulaşılabilirlik, yaygınlık, haber ve fikirlerin depolanmasındaki ve muhafazasındaki kolaylık dikkate alındığında, yayımlandığı tarihte belirli ağırlık eşiğini aşmayan veya kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanan haber ve yazıların internet ortamında uzun süre erişilebilir kalması halinde kişilerin şeref ve itibarının zedelenebileceğini belirtmiş ve bu durumu unutulma hakkı kapsamında incelemiştir. O halde internet ortamında uzun süre erişilebilir durumda kalan ve manevi varlığın daha fazla örselendiği bu olayda da önceki kararımızdan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun arama motorlarında listelenen ve internet haber arşivlerinde yer alan bazı haberler ile ilgili içeriğe erişimin engellenmesi yönündeki taleplerinin reddedilmesi nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğüne ve Anayasa'nın 17. maddesinin ihlal edildiğine ilişkin şikayetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. İstanbul 2. Sulh Ceza Hakimliğinin kararına itiraz edilmek suretiyle başvuru yolları da tüketilmiş durumdadır. Ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle çoğunluğun kararına katılmıyoruz.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="50%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
   <td valign="top" width="50%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Muammer TOPAL</span></p>

   <p></p>

   <p></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ÖZEL HAYAT HAKKI VE KAPSAMI KONUSUNDA FARKLI GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Başvuranın 2004 yılında meydana gelen bir olayla ilgili olarak internet arama motorlarında halen ismi geçtiği için haber içeriğine erişimin engellenmesi isteminin reddedilmesi nedeniyle şeref ve itibar hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurusu Mahkeme çoğunluğu tarafından Anayasa'nın 17/1. maddesinde düzenlenen “maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı” çerçevesinde incelenmiştir. Kararda ulaşılan kabul edilemezlik sonucuna ve gerekçesine iştirak etmekle birlikte, aşağıda açıklanan gerekçelerle konunun incelendiği anayasal dayanak konusunda farklı düşünmekteyim.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Öncelikle, Anayasa'nın 148/3. maddesi uyarınca, Mahkememizin konu bakımından yetkisine girebilmesi için, bireysel başvuruya konu hakkın AİHS veya Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerden birine girmesi gerekmektedir. Bu nedenle bireysel başvuruya konu hakkın Sözleşme kapsamına girip girmediğinin belirlenmesi gerekmektedir. Mahkememiz kararında başvurunun Anayasa'nın 17/1. maddesi kapsamına girdiği belirtilmiş, fakat Sözleşmeyle ortak konuyu tespit bakımından hangi hakka ilişkin olduğundan söz edilmemiştir (bkz. par. 20-23).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. AİHS’nin 8. maddesinde özel hayata saygı hakkı düzenlenmiştir. Kişinin iyi bir itibara sahip olma hakkı, <i>nam, şeref, şöhret</i>, isim, resim vb. manevi varlıkları ile ‘fiziksel ve zihinsel/ruhsal bütünlüğü’ üzerindeki hakları Sözleşmenin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı içerisinde değerlendirilmektedir. (özellikle itibar, şeref, şöhret hakkı yönünden bkz. AİHM Chauvy/Fransa, par. 70; Abeberry/Fransa; Leempoel ve S.A. Ed. Cine Revue/Belçika, par. 67; Minelli/İsviçre, No: 14991/02; A./Norveç, No: 28070/06, par. 64; Osman Doğru-Atilla Nalbant, AİHS Açıklama ve Önemli Kararlar, Ankara 2013, s. 41) İfade özgürlüğü yönünden yapılan başvurularda da muhatabın Sözleşmenin 8. maddesi kapsamındaki şöhreti ve onurunun korunması meşru müdahale nedeni olarak kabul edilmekte ve hakların dengelenmesi açısından değerlendirilmektedir (Shabanov ve Tren/Rusya, 2006, par. 46; Hachette Filipachi Associes/Fransa, 2007, par. 43; DJ. Harris/M.O’Boyle/E.P. Bates/C.M. Buckley, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hukuku, 2013, s. 493).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4. Bilindiği üzere özel hayata saygı ve gizliliğinin korunması hakkı Anayasa'nın 20/1. maddesinde düzenlenmektedir. Özel hayata saygı hakkının kapsamında bulunduğunda şüphe olmayan kişinin itibar, nam, şöhret ve şerefi üzerindeki haklarının da anılan 20/1. madde içerisinde değerlendirilmesi gerektiği açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5. Buna karşın heyetimiz çoğunluğunun konunun 17/1. madde kapsamında incelenmesi gerektiğine ilişkin bu yaklaşımı, Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkının kapsamını daralttığı gibi, temel kişilik haklarının tümünün kendinden neşet ettiği “varlığını koruma ve geliştirme hakkını” içeren 17/1. maddedeki genel nitelikli kişilik hakkını özel hayatın spesifik bir alanına hapsetmektedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6. Çoğunluğun dayandığı Anayasa'nın 17/1. maddesinde; “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir” denilmektedir. Madde gerekçesinde bu fıkra hakkında; “Kişinin sahip olduğu hak ve hürriyetler bu maddeden itibaren önem dereceleri göz önünde tutularak belirlenmiştir. Bu madde ile yaşama, maddi ve manevi varlığın bütünlüğü ve bunun geliştirilmesi hakkı korunmaktadır.” izahatı yapılmıştır. Gerekçedeki açıklamadan, bu fıkra ile birbirini tamamlayan iki ayrı hakkın düzenlendiği anlaşılmaktadır. Diğer taraftan aynı maddenin 2. fıkrasında vücut bütünlüğünün dokunulmazlığı hakkı, 3. fıkrasında ise işkence ve kötü muamele yasakları yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı öyle anaç bir haktır ki, Anayasa'da özel olarak sayılan bütün temel hakların ondan doğduğu, onun türevi olduğu söylenebilir. Anayasa'da düzenlenen temel hakları hatırlayalım; zorla çalıştırma yasağı (m.18), kişi hürriyeti ve güvenliği (m.19), konut dokunulmazlığı (m.21), haberleşme hürriyeti (m.22), yerleşme ve seyahat hürriyeti (m.23), din ve vicdan hürriyeti (m.24), düşünce ve kanaat hürriyeti (m.25), düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti (m.26), bilim ve sanat hürriyeti (m.27), basın hürriyeti (m.28), dernek kurma hürriyeti (m.33), toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı (m.34), mülkiyet hakkı (m.35), hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı (m.36), ailenin korunması ve çocuk hakları (m.41), eğitim ve öğrenim hakkı (m.42), çalışma ve dinlenme hakları (m.49, 50), sendika kurma hakkı (m.51), ücrette adalet hakkı (m.55), sağlık ve çevre hakkı (m.56), seçme, seçilme ve siyasi faaliyet hakkı (m.67), dilekçe ve bilgi edinme hakkı (m.74). Düşüncemize göre kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkı, yukarıda sayılan hakların her birinin içinde yer almaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8. Bu durumda Anayasa'nın 17/1. maddesinde düzenlenen hakkın anayasal niteliğinin belirlenmesi gerekmektedir. Doktrinde Gören, 17/1. maddedeki hakkın hiyerarşik olarak temel teşkil ettiğini ve bu hakkın kişiye ‘<i>genel nitelikte bir eylem özgürlüğü</i>’ tanıyan sübjektif bir kamu hakkı niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Yazar ayrıca bütün temel hakların bu hakkın sonuçları olduğunu belirtmektedir (Prof. Dr. Zafer Gören, Anayasa Hukuku, Ankara 2006, s. 412, 413). Diğer bazı yazarlarca da benimsenen bu nitelemenin Anayasa'nın sistemi açısından oldukça yerinde olduğu düşünülmelidir. Sağlam ise, Federal Alman Anayasasının 2/1. maddesinde de düzenlenen kişiliğini geliştirme hakkının düzenlenmesinin amacının, insan yaşamının Anayasa'da öngörülen diğer temel haklar dışında kalan bölümünü de kapsayarak, eksiksiz bir temel hak güvencesini temin etmek olduğuna dikkat çekmektedir. Sağlam’ın işaret ettiği üzere kişiliği geliştirme hakkı ile diğer temel haklar arasında özel-genel hüküm ilişkisi bulunduğundan, bir insan eylemi Anayasa'daki temel haklardan birinin geçerlik alanına girmekteyse yalnızca özel nitelikli olan temel hak uygulanır. Dolayısıyla kişiliği geliştirme hakkı, diğer temel haklarla düzenlenmemiş olan tüm hakları kapsayan ‘genel bir fiil özgürlüğü’ niteliğindedir (Doç. Dr. Fazıl Sağlam, Temel Hakların Sınırlanması ve Özü, AÜSBFY Ankara 1982, s. 42).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9. Doktrinde diğer bazı yazarlar da Anayasa'daki maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının genel fiil özgürlüğü niteliğinde olduğu ve Anayasa'da sayılan temel haklar ile arasında özel-genel hüküm ilişkisi bulunduğu görüşünü paylaşmaktadırlar (bkz. Doç. Dr. Ali Tarık Gümüş, “Türk Anayasasında Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve Geliştirme Hakkı”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 13, Sayı 2, Yıl 2005, s. 149; Dr. Oğuz Şimşek, Anayasa Hukukunda İnsan Onuru Kavramı ve Korunması, Basılmamış Doktora Tezi, İzmir 1999, s. 55) Bu yazarlardan Gümüş, madde gerekçesinde 17. maddeden itibaren hak ve hürriyetlerin önem derecesine göre sıralandığına ilişkin açıklama ile kastedilen hususun, varlığını koruma ve geliştirme hakkının temel haklardan biri ve en önemlisi olduğu değil, bu hakkın diğer haklara kaynaklık ettiğini izah anlamına geldiğini ifade etmektedir (agm. s. 153).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10. Daha önce belirtildiği gibi kişinin maddi ve manevi kişilik değerleri içerisinde olan şeref, itibar, isim, resim, vücudu, vb. hakları Anayasa'nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı ve gizliliğinin korunması hakkı kapsamındadır. Belirtilen kişilik değerlerine yönelik bir saldırıya karşı korunma hakkı ile bu değerlerini geliştirmeye yönelik hakları da anılan hakkın içerisindedir. Başka bir ifadeyle, bireyin kişiliğini (maddi-manevi varlığını) koruma ve geliştirme hakkı özel hayattan ayrılamaz niteliktedir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11. Diğer taraftan, konut dokunulmazlığına, haberleşmeye, yerleşme ve seyahat özgürlüğüne, düşünce açıklama veya bilim sanat yapma ve yayma özgürlüğüne karşı yapılacak müdahaleler de özünde kişiliğini koruma ve geliştirme hakkının ihlali mahiyetinde olmakla birlikte, Anayasa’da özel olarak düzenlenmesi dolayısıyla 21. ila 27. maddeler kapsamında incelenmesi gerekmektedir. Bölüm çoğunluğunun dayandığı görüşün bu konulara yansıtılması durumunda, belirtilen hakların da 17/1. madde üzerinden incelenmesi gerekecek, böylece Anayasada özel olarak düzenlenen ilgili temel hakların alanı daraltılırken, genel kapsamlı olan kişiliği koruma-geliştirme hakkı, amacı dışında ve anayasal sistematiğe aykırı biçimde kullanılmış ve genişletilmiş olacaktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12. Sonuç olarak, Anayasa'nın 20. maddesinde özel olarak düzenlenen özel hayata saygı hakkı, maddi ve manevi varlığa (ve bu arada şeref ve itibara) yönelik müdahaleleri de kapsamaktadır. Anayasa'nın 17/1. maddesindeki “maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı” özel hayat hakkını değil, tüm temel hakların özünü ve ideal formunu düzenlemektedir. Anayasa'nın, kişinin maddi-manevi varlığına farklı bağlamlarda yer veren 5, 12, 15/2 ve 17/1,2. maddeleri, ilgili özel/temel hak bağlamında yalnızca destek norm olarak değerlendirilmelidir. Ne var ki başvuru konusu olay ölçü norm olan 20. madde üzerinden incelenmesi gerekirken, Anayasa'nın genel nitelikli 17/1. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen nedenlerle “başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğu” şeklindeki karar sonucuna, konunun Anayasa'nın 20/1. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği yolundaki farklı gerekçeyle katılmış bulunmaktayım.</span></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="5">
   <td height="5" valign="top" width="12%">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üye</span></p>

   <p><span face="Times New Roman" size="3">Hasan Tahsin GÖKCAN</span></p>

   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr height="5">
      <td height="5" valign="top" width="12%">
      <p></p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-aym.jpg" type="image/jpeg" length="68573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY İÇTİHATLARI IŞIĞINDA YASA DIŞI BAHİS SUÇU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-ictihatlari-isiginda-yasa-disi-bahis-sucu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-ictihatlari-isiginda-yasa-disi-bahis-sucu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7258 sayılı Kanun kapsamında suçun unsurları, ispat standardı ve uygulamada karşılaşılan sorunlar]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnternetin gündelik hayatın her alanına nüfuz etmesiyle birlikte bahis ve şans oyunları da büyük ölçüde çevrimiçi ortama taşındı. Devlet denetimindeki yasal platformların yanı sıra, hiçbir lisansa tabi olmadan faaliyet gösteren yasa dışı bahis siteleri de son yıllarda hızla çoğaldı. Bu tablo yalnızca mali bir kayıp meselesi değil; kamu düzeni, kayıt dışı ekonomi ve bireylerin bağımlılık riskine karşı korunması bakımından da ciddi bir sorun haline geldi. Kanun koyucu bu riske 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Hakkında Kanun ile karşılık vermiş, spor müsabakalarına dayalı bahsin yalnızca yasal mecralar üzerinden oynatılabileceğini öngörmüş ve aksi davranışları ağır yaptırımlara bağlamıştır. Ne var ki kanun metninin sertliği, uygulamada bir o kadar hassas bir ispat meselesini de beraberinde getirmektedir; zira dijital deliller söz konusu olduğunda 'kim, neyi, ne amaçla yaptı' sorusunun yanıtı çoğu zaman ilk bakışta göründüğü kadar açık değildir.</p>

<p><strong>1. Suçun Yasal Çerçevesi: 7258 Sayılı Kanunun 5. Maddesi</strong></p>

<p>7258 sayılı Kanun'un 5. maddesi, gerek yurt içinde gerek yurt dışında yasa dışı bahis veya şans oyunu oynatılmasını, bu oyunların oynanmasına yer ya da imkân sağlanmasını cezai yaptırıma bağlamaktadır. Madde, tek bir fiili değil, bahis ekosisteminin farklı halkalarında yer alan çeşitli davranış biçimlerini ayrı ayrı düzenlemiştir:</p>

<p>a) Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis ile şans oyunlarını bizzat oynatanlar ya da bunların oynanmasına yer veya imkân sağlayanlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adli para cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>b) Yurt dışında oynatılan bu tür bahis veya şans oyunlarına internet ya da başkaca bir yöntemle Türkiye'den erişim imkânı sağlayanlar hakkında dört yıldan altı yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür.</p>

<p>c) Bahis veya şans oyunlarıyla bağlantılı para transferine aracılık edenler, üç yıldan beş yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adli para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p>ç) Reklam yoluyla veya başkaca surette kişileri bu tür bahis oyunlarını oynamaya teşvik edenler için bir yıldan üç yıla kadar hapis ve üç bin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.</p>

<p>d) Bu oyunları oynayan kişiler ise suç değil kabahat kapsamında değerlendirilerek mahallin en büyük mülki idare amiri tarafından beş bin liradan yirmi bin liraya kadar idari para cezasıyla cezalandırılır.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanun, yalnızca bahis oynatanı değil; erişim sağlayanı, parayı aktaranı ve reklamla teşvik edeni de ayrı fıkralar altında müstakil suç failleri olarak tanımlamıştır. Bu yapı, bahis organizasyonunun tek bir kişi üzerinden değil, çoğunlukla bir zincir hâlinde yürüdüğü gerçeğini yansıtmaktadır. Öte yandan spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli ve müşterek bahis ya da şans oyunlarını oynatma yetkisi, münhasıran Spor Toto Teşkilat Başkanlığı'na ve onun yetkilendirdiği kişi ile kuruluşlara aittir; bu çerçevenin dışında yürütülen her türlü organizasyon, ruhsatsız faaliyet olarak suç teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>2. Menfaat Şartı Aranmaz, Ancak İspat Standardı Yüksektir</strong></p>

<p>Uygulamada sıkça karşılaşılan bir yanılgı, suçun oluşması için failin maddi bir kazanç elde etmiş olması gerektiği yönündedir. Oysa Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre menfaat temini suçun unsuru değildir; failin bahis oynatma sürecine bizzat katılmış olması ya da bu sürece herhangi bir şekilde dahil olması yeterli görülmektedir. Bir başka deyişle, kâr amacı gütmeden yalnızca aracılık eden ya da teknik imkân sağlayan kişi de fail sıfatını kazanabilir.</p>

<p>Ancak bu geniş fail tanımının karşısında Yargıtay, ispat noktasında oldukça temkinli bir çizgi izlemektedir. Daireler, sırf teknik veriye dayanan -örneğin bir telefonda yasa dışı bahis sitesine erişim kaydının bulunması- bulguları tek başına mahkûmiyete yeterli görmemektedir. Zira bu tür sitelerin içerik çeşitliliği göz önüne alındığında, salt erişim kaydı, kişinin bizzat bahis oynadığını dahi ispatlamaya yetmemekte; oynatma faaliyetine ilişkin ayrıca somut bir delil aranmaktadır. Aynı mantık işyeri ve internet kafe denetimlerinde de geçerlidir: mekânda yazıcı, bilgisayar veya not defteri ele geçirilmesi kendi başına suçun delili sayılmamakta, bu araçların doğrudan yasa dışı bahis organizasyonuna hizmet ettiğinin somut verilerle -örneğin kupon içerikleri, bakiye hareketleri, IP kayıtları- desteklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kuponların niteliği de bu noktada belirleyici bir rol oynamaktadır. Dairelerin yerleşik değerlendirmesine göre düşük meblağlı, tek kişilik kuponların varlığı çoğunlukla failin kendi adına bahis oynadığına işaret etmekte; başkaları adına oynatma fiilinin varlığı ise bu tür kuponlarla değil, organizasyona ilişkin ayrı ve somut bulgularla ispatlanabilmektedir. Dolayısıyla dosyada yalnızca bir miktar kupon bulunması, sanığı otomatik olarak 'bahis oynatan' konumuna taşımamaktadır.</p>

<p><strong>3. Bilirkişi İncelemesinin Vazgeçilmezliği</strong></p>

<p>Dijital delillerin teknik karmaşıklığı, bilirkişi incelemesini bu tip davalarda neredeyse zorunlu hale getirmektedir. Yargıtay, bilirkişi raporu alınmaksızın kurulan mahkûmiyet hükümlerini istikrarlı biçimde bozmaktadır. Dairelerin aradığı asgari inceleme; ele geçirilen bilgisayar ve cep telefonlarının uzman kişilerce incelenerek hangi internet sitelerine girildiğinin, kupon oluşturulup oluşturulmadığının, hesaplar arasındaki bakiye hareketlerinin ve varsa kripto para veya banka transferi izlerinin ayrıntılı biçimde ortaya konulmasıdır. Kolluk tarafından düzenlenen tutanaklar ya da sanığın soyut ikrarı, bu teknik tespitin yerini tutamamaktadır; bir tutanağın 'bahis oynatıldığı tespit edilmiştir' şeklindeki genel ifadesi, bilirkişi raporuyla somutlaştırılmadıkça mahkûmiyet için yeterli kabul edilmemektedir.</p>

<p>Bu yaklaşımın arkasında yatan gerekçe aslında oldukça sade: ceza yargılamasında vicdani kanaatin, teknik bir konuda ancak teknik bir incelemeyle oluşabileceği kabulüdür. Bir hâkimin ya da savcının bir IP kaydını, bir bakiye hareketini veya bir sunucu logunu tek başına yorumlaması beklenemeyeceğinden, bu verilerin anlamlandırılması uzmanlık gerektiren bir işleve bırakılmaktadır.</p>

<p><strong>4. Delillerin Elde Ediliş Biçimi: Hukuka Aykırı Arama ve El Koyma</strong></p>

<p>Yargıtay içtihatlarında üzerinde titizlikle durulan bir diğer husus, delillerin içeriği kadar elde ediliş usulüdür. Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 116 ve devamı maddeleri ile 134. maddesinde öngörülen usule aykırı şekilde gerçekleştirilen arama ve el koyma işlemleri sonucunda elde edilen bulgular, hukuka aykırı delil niteliği taşımaktadır. Anayasa'nın 38/6. fıkrası ile CMK'nın 206 ve 217. maddeleri uyarınca, bu şekilde elde edilen deliller hükme esas alınamaz. Yargıtay, usulüne uygun arama kararı bulunmadan ya da hâkim onayı alınmadan gerçekleştirilen dijital veri incelemelerine dayanan mahkûmiyet kararlarını bu gerekçeyle bozmaktadır.</p>

<p>Bu ilke, ceza muhakemesinin temel bir dengesini yansıtır: devletin suçla mücadele yetkisi, bireyin temel hak ve özgürlüklerinin sınırları içinde kalmak zorundadır. Usule aykırı yoldan elde edilen bir delil, içeriği ne kadar 'ikna edici' görünürse görünsün, hukuk düzeni tarafından yok sayılmaktadır; aksi bir kabul, arama ve el koymaya ilişkin usul güvencelerini anlamsız kılacaktır.</p>

<p><strong>5. Genel Değerlendirme</strong></p>

<p>7258 sayılı Kanun, yasa dışı bahis faaliyetine karşı ağır yaptırımlar öngörmüş olsa da, Yargıtay uygulaması bu ağırlığı bir güvence mekanizmasıyla dengelemektedir: mahkûmiyet, ancak her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillere dayandığında hukuka uygun sayılmaktadır. Bilirkişi incelemesinden yoksun ya da hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmiş delillere dayanan kararlar, 'şüpheden sanık yararlanır' ilkesi gereği bozulmaya mahkûmdur. Bu çizgi, bir yandan kamu düzeninin ve mali sistemin korunmasını amaçlarken, diğer yandan sanığın adil yargılanma hakkını da güvence altına almaktadır. Uygulayıcılar açısından pratik sonuç açıktır: dosyada yalnızca dijital erişim izleri veya soyut kolluk tutanakları bulunuyorsa, savunmanın ilk elden bakması gereken nokta, bilirkişi incelemesinin yeterliliği ve delillerin elde ediliş usulüdür.</p>

<p><a title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2025/09/omer-aksakal.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ömer AKSAKAL</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">1. 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Hakkında Kanun</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-202212189-e-20245966-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">2. Yargıtay 7. Ceza Dairesi, E. 2022/12189, K. 2024/5966</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-20203654-e-20212968-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">3. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2020/3654, K. 2021/2968</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-ceza-dairesinin-2019749-e-20195966-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">4. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2019/749, K. 2019/5966</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">5. Yargıtay 19. Hukuk Dairesi, E. 2018/2566, K. 2019/5176</span></p>

<p><span style="color:#999999">6. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2017/1487, K. 2017/5340</span></p>

<p><span style="color:#999999">7. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E. 2016/7974, K. 2019/734</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-ictihatlari-isiginda-yasa-disi-bahis-sucu</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 11:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/terazi/themis-kitapps.jpg" type="image/jpeg" length="62857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“SÜRECİN, HUKUK DEVLETİ SINIRLARI İÇİNDE YÜRÜTÜLMESİNİ ÖNEMSİYORUZ”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surecin-hukuk-devleti-sinirlari-icinde-yurutulmesini-onemsiyoruz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surecin-hukuk-devleti-sinirlari-icinde-yurutulmesini-onemsiyoruz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir, kamuoyunda çerçeve yasa olarak adlandırılan 12 maddelik Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun teklifinin, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu'nda kabul edilmesini değerlendirdi. Özdemir açıklamasında, “Terörün ve silahlı şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın güçlendirilmesi yönündeki sürecin, hukuk devleti sınırları içinde yürütülmesini önemsiyoruz” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“ŞEHİT VE GAZİ YAKINLARININ HASSASİYETLERİ GÖZETİLMESİ GEREKMEKTEDİR”</strong></p>

<p>Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir yazılı açıklamasında, 27 Ağustos 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu toplantısına davet edilen on barodan biri olarak görüşlerini bildirdiğini hatırlatarak, “Ülkemizin uzun yıllardır karşı karşıya bulunduğu terör sorununun sona erdirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi yönündeki çalışmaların hukuk devleti, demokrasi, insan hakları ve adalet ilkeleri gözetilerek yürütülmesi gerektiğini ifade etmiştik. Silahlı terör faaliyetlerine katılanların hukuk içinde yargılanması, şehit ve gazi yakınlarının hassasiyetlerinin gözetilmesi, yargının bağımsız ve tarafsız biçimde işlemesi ve temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olması gerektiğine de dikkat çekmiştik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“DÜZENLEMENİN UYGULANMASINA İLİŞKİN ESASLARIN AÇIK, ÖNGÖRÜLEBİLİR VE YARGISAL DENETİME ELVERİŞLİ OLMASI ÖNEM TAŞIMAKTADIR”</strong></p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun teklifi sonrasında, bir yıl önce ortaya koyduğumuz bu yaklaşım doğrultusunda, düzenlemeye ilişkin değerlendirmelerimizi kamuoyuyla paylaşma gereği doğmuştur. Kabul edilen Kanun; belirli şartların gerçekleşmesi halinde, kapsamındaki bazı suçlar yönünden soruşturma ve kovuşturmaların 5 veya 10 yıl süreyle ertelenmesini öngörmektedir. Erteleme süresinin yeni bir terör suçu işlenmeden geçirilmesi halinde soruşturma aşamasındaki dosyalarda kovuşturmaya yer olmadığına, kovuşturma aşamasındaki dosyalarda ise düşme kararı verilmesine ilişkin hükümler bulunmaktadır. Kesinleşmiş bazı mahkumiyetler bakımından da infazın 5 veya 10 yıl süreyle ertelenmesi ve bu sürenin suç işlenmeden geçirilmesi halinde cezanın infaz edilmiş sayılması düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu hükümler, düzenlemenin yalnızca güvenlik ve toplumsal bütünleşme bakımından değil, ceza adaleti, mağdur hakları, hukuki güvenlik ve yargısal denetim bakımından da önemli sonuçlar doğuracağını göstermektedir. Bu nedenle düzenlemenin uygulanmasına ilişkin esasların açık, öngörülebilir ve yargısal denetime elverişli olması önem taşımaktadır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“TERÖR MAĞDURLARININ UĞRADIKLARI ZARARLARIN VE ADALET BEKLENTİLERİNİN GÖZETİLMESİ ÖNEMLİ BİR HUSUSTUR”</strong></p>

<p>Yasanın uygulanmasına ilişkin görüşlerini paylaşan Baro Başkanı Özdemir açıklamasında şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>“Özellikle belirli soruşturmaların başlatılmasının kanunla oluşturulan kurulun iznine bağlanması, istinaf ve temyiz incelemesindeki dosyalar bakımından getirilen özel düzenleme, kesinleşmiş mahkumiyetlerin infazının ertelenmesi ve belirli koşullarda hak yoksunluklarının kaldırılmasına ilişkin hükümler; yargı bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı, hukuk güvenliği ve etkili yargısal denetim açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken düzenlemelerdir. Kanun kapsamında görev yapan kişilerin hukuki, idari veya cezai sorumluluğuna ilişkin hükmün de hukuk devleti ve hesap verebilirlik ilkeleri gözetilerek uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu değerlendirmeler yapılırken, terörle mücadelede hayatını kaybeden şehitlerimizin hatırasının korunması, şehit yakınlarının adalet ve hakkaniyet beklentilerinin gözetilmesi ve gazilerimizin hak ve hassasiyetlerinin dikkate alınması gerektiğini yineliyoruz. Bunun yanında, terör eylemleri nedeniyle hayatını kaybeden veya yaralanan siviller ile doğrudan zarar gören terör mağdurlarının uğradıkları zararların ve adalet beklentilerinin de ayrıca gözetilmesi önemli bir husustur.</p>

<p><strong>“HUKUK ÖNÜNDE EŞİTLİĞİN VE TEMEL HAKLARIN GÜVENCE ALTINDA OLMASI, BU SÜRECİN ÖNEMLİ UNSURLARIDIR”</strong></p>

<p>Toplumsal barışın kalıcı olabilmesi, geçmişte yaşanan acıların ve mağduriyetlerin göz ardı edilmesini gerektirmemekte, aynı şekilde toplumsal bütünleşmenin sağlanması da farklı kimlik ve düşüncelerin ortadan kaldırılması anlamına gelmemelidir. Farklılıkların, demokratik siyaset ve hukuk zemininde ifade edilebilmesi, hukuk önünde eşitliğin ve temel hakların güvence altında olması bu sürecin önemli unsurlarıdır. Bu yaklaşım, bir yıl önce komisyon önünde ifade ettiğimiz görüşlerin de temelini oluşturmaktadır. Terörün sona ermesiyle birlikte ülkemizin güvenlik alanında yaşadığı ağır ekonomik ve sosyal yükün azalması; kaynakların eğitim, üretim, istihdam, bilim ve sosyal kalkınmaya daha fazla yönelmesi bakımından da önemli bir imkan ortaya çıkacaktır. Toplumsal bütünleşmenin kalıcılaşması bakımından ekonomik ve sosyal gelişmenin de göz ardı edilmemesi gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>“UYGULAMAYI YAKINDAN TAKİP EDECEĞİZ”</strong></p>

<p>Kanunun yürürlüğe girmesi halinde uygulanmasında; hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, eşitlik, adil yargılanma hakkı, şehitlerimizin ve gazilerimizin ailelerinin hassasiyetleri ve mağdur hakları bakımından gerekli güvencelerin korunması büyük önem taşımaktadır. Mersin Barosu olarak, terörün ve silahlı şiddetin sona erdirilmesi ve toplumsal barışın güçlendirilmesi yönündeki sürecin, 27 Ağustos 2025 tarihinde ifade ettiğimiz ilkeler doğrultusunda ve hukuk devleti sınırları içinde yürütülmesini önemsiyoruz. Kanunun yürürlüğe girmesinden sonraki uygulamasını da bu çerçevede yakından takip edeceğimizi kamuoyuna saygıyla bildiririz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surecin-hukuk-devleti-sinirlari-icinde-yurutulmesini-onemsiyoruz</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 10:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/gazi-ozdemir-2.JPG" type="image/jpeg" length="17935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kişilik Hakkı İhlallerinde İnternet İçeriğinin Kaldırılması ve Erişime Engellenmesi (Güncel Durum)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kisilik-hakki-ihlallerinde-internet-iceriginin-kaldirilmasi-ve-erisime-engellenmesi-guncel-durum-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kisilik-hakki-ihlallerinde-internet-iceriginin-kaldirilmasi-ve-erisime-engellenmesi-guncel-durum-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A)</strong> <strong>5651 s. Kanun Madde 9’un İptali ve Oluşan Problemli Durum</strong></p>

<p>İnternet ortamındaki hak ihlallerinin en temel noktasında bulunan kişilik hakkı ihlalleri, 5651 s. Kanun’un eski sistematiğinde 9. madde ile internet ortamında koruma altındaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi’nin, kanaatimce ‘resmin bütününü göremeden’ ilgili maddenin tamamını iptal edişinden beri bu koruma, hukuk mahkemelerinin görev alanına kaymış bulunmaktadır.<a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow">[1] Mahkeme’nin iptal gerekçesi</a>, temelde sulh ceza hakimliklerinin çelişmeli yargılama yapmaması ve erişimin engellenmesi kararlarının belirli bir süreyle sınırlandırılmamış olmasıdır.</p>

<p>Mahkeme, bireysel başvurulara dair kararlarında başından beri çelişmesiz sulh ceza hakimliği sistemini eleştirmekteydi.<a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">[2]</a> Doktrinde de ifade-basın hürriyeti temelli bir anlayış ekseninde, 5651 s. Kanun md. 9’un sulh ceza hakimliklerindeki çelişmesiz bir yargılamayı düzenlemiş olması eleştiri konusu oluyordu ki iptal kararı da aynı doğrultuda olmuştur. <i>(bkz. §104-106)</i></p>

<p>Özünde bu eleştirilerin doğru olduğunu ve ‘dengeleyici unsurlar’ olmadan, bir internet içeriğinin içerik sahibinin savunması olmaksızın erişime engellenmesi-kaldırılmasının hak ihlali yaratacağını söylemek gerekir. Ancak tüm bu eleştiri ve 9. maddenin iptal gerekçelerinde atlanan husus, ‘çelişmeli bir hukuk yargısının’ internet ortamındaki kişilik hakkı ihlallerinin büyük bir bölümüyle bağdaşmıyor olduğu gerçeğidir. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi’nin, madde 9’a göre verilen sulh ceza hakimliği kararlarının hangi durumda ifade-basın <i>(veya internete-bilgiye erişim)</i> hürriyetini ihlal etmeyeceğini, mağdurların haklarını da gözeterek belli ‘dengeleyici unsurlar’ çerçevesinde ortaya koyması daha doğru olurdu. Zira HMK’da ciddi değişikliklere gidilmediği sürece, hukuk usulünün bu tür uyuşmazlıklara bir çare olması mümkün görünmemektedir.</p>

<p><strong>B) Hukuka Mağdur Perspektifinden Bakamama Sorunu</strong></p>

<p>Aydınlanmayla birlikte başlayan anayasacılık hareketleri ve devletin sınırlandırılması perspektifinden doğan anayasalar, özünde ‘hakların kısıtlanmasının <i>(devletin)</i> sınırlarını’ çizmektedir. Anayasa yargısı da Yüksek Mahkeme’nin 1803 tarihli <i>Marbury v. Madison</i> davasında bu görevi üstlenişinden beri, yasama organlarına karşı bu sınırların bekçiliğini yapmaktadır. Dolayısıyla anayasa yargısının ilgi odağı çoğu zaman uyuşmazlıktaki ‘hakları kısıtlanan fail süjesi’ olmakta ve genellikle mağdurlar ikinci plana atılmaktadır. Şüphesiz ki bu anlayışın temelinde mağdurları ikinci plana atmak değil, devletin müdahale alanının önünü açmamak yatmaktadır. Ancak devlet, bu müdahaleyi mağdurun haklarını korumak adına yaptığı zaman, işin ucu bir şekilde mağdura dokunmaktadır.</p>

<p>Unutulmaması gerekir ki mağdurlar da anayasal hakların süjeleridir ve anayasa yargısı hem faillerin hem de mağdurların haklarını ‘bir haklar dengesi gözeterek’ korumakla mükelleftir. Zaten bu ilkeden kaynaklı olarak çağımızda, anayasa yargısı içerisinde devletin negatif yükümlülüklerinin yanında haklara dair ‘pozitif yükümlülükler’ anlayışı da gelişmiştir. Ayrıca AİHS md. 6’da düzenlenen adil yargılanma hakkının birinci fıkrası, medeni yargıdaki ‘mağdur süjesini’ de kapsamaktadır ve bu fıkra içerisinde de bir mahkemeye etkili erişim, makul sürede ve hakkaniyetli yargılanma hakları düzenlenmiştir. Dolayısıyla kanaatimce, faillerin ifade-basın hürriyetinin orantısız olarak kısıtlandığı gerekçesiyle mağdurların etkisiz, ağır ve hakkaniyete uygun olmayabilecek çok daha orantısız bir süreç içerisine itilmesi doğru olmayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konu çok basit bir örnek üzerinden açıklanabilir: Herhangi bir gerekçeyle dakikalar içerisinde pek çok ‘anonim’ internet kullanıcısının organize veya bağımsız biçimde, bir mağdurun kişilik haklarını ihlal etmesi mümkündür. Peki böyle bir durumda mağdur, çelişmeli bir yargıda hakkını nasıl kolayca arayabilir? Husumet yönelteceği şahısları bulması, yargı masraflarıyla boğuşması ve yıllar sürecek bir yargılamada hakkını araması, mağdur açısından ölçülü bir durum mudur?</p>

<p>Burada belirttiğim hususlara karşı, <i>‘çelişmeli yargıda tedbir kararları alınabilir’</i> şeklinde bir itiraz pekala getirilebilir. Ancak söylediğim üzere, internet ortamında husumet yöneltilecek kişinin bulunabilmesi bile çoğu zaman mümkün olamayabilir. İkinci olarak, tespit edebildiğim şekliyle hukuk uygulamamız, ekseriyetle kişilik haklarına yönelik erişim engeli talepli davalarda ihtiyati tedbir kararı vermemekte, erişim engeli-içeriğin kaldırılması aynı zamanda davada talep sonucu olduğu için ‘tedbir ile sonuca ulaşılamaz’ şeklinde kararlar vermektedir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Dolayısıyla mevcut ‘çelişmeli hukuk yargılaması’ sistemimiz, bu içtihat sürdükçe internet ortamındaki kişilik hakkı ihlalleri için yeterli güvenceleri içermemektedir.</p>

<p><strong>C) Kişilik Hakkı İhlallerinde Asliye Hukuk Mahkemelerine Başvuru Zorunluluğu</strong></p>

<p>5651 s. Kanun’un önceki sisteminde de genellikle tercih edilmemekle birlikte, asliye hukuk mahkemeleri TMK’dan aldığı yetki ile bu tür davalara bakıyordu ve Yargıtay da bunu 5651 s. Kanun’daki sulh ceza hakimliklerine paralel bir yargı yolu olarak görüyordu.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Anayasa Mahkemesi de asliye hukuk mahkemelerinde kişilik haklarını koruyucu davaların açılmaması durumunda, bireysel başvuruda başvuru yollarını tüketilmemiş kabul ediyordu<a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">.[5]</a></p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 5651 s. Kanun md. 9’u iptal kararıyla birlikte, internet ortamındaki kişilik hakkı ihlallerinde sulh ceza hakimlikleri artık genel manada görevli değildir. 5651 s. Kanun md. 9 iptal edildiği için kanunun 8, 8/A ve 9/A maddelerinin sınırlı koruma alanı dışında kalan bütün kişilik hakkı ihlallerinde görevli mahkeme, asliye hukuk mahkemesi olmuştur. Dolayısıyla internet ortamındaki kişilik hakkı ihlallerinde, TMK’nın 24 ve 25. maddelerine dayanılarak, kişilik haklarına yönelen haksız saldırının sonlandırılmasına dair bir dava açılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>D) Uzayan Yargılamalar ve İhtiyati Tedbir Sorunu</strong></p>

<p>İnternet ortamının doğası gereği oradaki ihlallere ivedilikle müdahale edilmediğinde, ihlal her gün katlanarak büyümekte, yayılmakta ve artık önüne geçilemez bir hale gelebilmektedir. Mevcut hukuk usulü sistematiği ise bu ivediliği sağlayabilecek gibi görünmemektedir.</p>

<p>Sorun en başta husumetin kime yöneltileceği ile başlamaktadır. Eğer hak ihlali künyesi belirli bir internet platformu içeriğinden kaynaklanıyorsa, husumet yöneltme ve ‘içerik sağlayıcı ve/veya site-uygulama işletmecisi’ konumundaki bir davalıyı tespit konusunda büyük bir problem yaşanmayacağı açıktır. Diğer durumlarda ise davalı tarafı tespit edebilmek zordur. Bu noktada davalıyı tespit etme görevinin davacıya yüklenemeyeceği ve aksi durumda davanın usulden reddedilemeyeceği yönündeki kararları da hatırlatmak gerekir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Ancak burada da kanaatimce anayasaya aykırılık sorunu gündeme gelmektedir. Zira mahkemenin bir hukuk davasında, sırf husumetin yöneltileceği şahsın tespiti için CMK 134 ve 135’te düzenlenen koruma tedbirlerine benzer adli bilişim faaliyetlerine girişmek zorunda olması, kanunilik ve ölçülülük ilkeleri karşısında oldukça problemlidir. Sulh ceza hakimlikleri içeriği yayınlayan gerçek/tüzel kişiyi tespit etmeden, doğrudan bir ihlal kararı verebilmekteyken, çelişmeli hukuk yargısı bunu yapamamaktadır.</p>

<p>İkinci sorun, yargılama giderleridir. Örneğin pek çok farklı platformda kişilik hakkını ihlal eden aynı içeriklerin yayını durumunda, husumetin birçok davalıya yöneltilmesi gibi bir sorun doğabilir. Kimi zaman ifade-basın hürriyetinin sınırlarını tespit edebilmek zordur. Dolayısıyla böylesi gri bir alanda mağdurlar, harçlar ve davanın kaybı halinde karşılaşılacak vekalet ücreti sebebiyle büyük sıkıntılar çekebilir yahut bu korkuyla hiç dava açmamayı tercih edebilirler.</p>

<p>Üçüncü ve en büyük sorun, uzayan yargılamalardır. Örneğin bir yalan haber; o insanın ailesi, arkadaş ortamı, eğitimi, mesleki kariyeri ve sosyal hayatındaki her bir etkileşimini derinden sarsma potansiyeline sahiptir. Hırsızlık yaptığı yönündeki bir yalan haber dava edildiğinde, kanun yolları da hesaba katılır ise böyle bir haberin yıllar sonra internet ortamından kaldırılmış olması adaleti sağlamayacaktır. Ayrıca yıllar içerisinde o haberi görenlerin, karar ilan dahi edilse mahkeme kararından haberdar olmayabileceği gibi yıllar sonra gelen bir erişim engelinin yok edilen haysiyeti geri getirmesi pek de mümkün olmayabilir.</p>

<p>Uzun yargı sürecinin çözümü pekala ihtiyati tedbir niteliğinde bir erişimin engellenmesi kararıdır. Ancak buradaki sorun da yukarıda zikredildiği üzere, hüküm sonucu ile aynı nitelikte bir erişim engelinin, ihtiyati tedbir kararıyla verilemeyeceğine yönelik içtihatlardır. Fikri ve sınai haklar noktasında tam tersi bir içtihat geliştirmiş<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> olan ve bu alanda tedbiren erişimin engellenmesi kararları veren yargının, kişilik hakkı ihlalleri noktasında da aynı yorumu yapması gerektiğini düşünüyorum.</p>

<p><strong>E) Kanun Teklifinin Bir An Önce Kanunlaşması Gereği</strong></p>

<p>27.11.2025 tarihli kanun teklifinde, 5651 s. Kanun md. 9 yeniden düzenlenmekte ve internet ortamındaki kişilik hakkı ihlalleri tekrardan sulh ceza hakimliklerinin yetkisine verilmektedir. Ancak teklif henüz kanunlaşamamıştır. 5651 s. Kanun’un mevcut yapısında, kişilik hakları içerisinden yalnızca özel hayatın gizliliğine dair ivedi bir başvuru yolu olarak <i>(önceden BTK idi)</i> Siber Güvenlik Başkanlığı’na doğrudan bir başvuru imkanı tanınmıştır. Başkanın kararları ise ‘sulh ceza hakimliği onayına’ tabidir. Yani sulh ceza hakimlikleri özel hayatın gizliliğine dair uyuşmazlıklarda yetkili iken, diğer kişilik hakkı uyuşmazlıklarında Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı ve yeni bir kanun değişikliği yapılamaması sonucunda yetkisiz kalmıştır. Kanaatimce bu durum kanunun kendi içerisindeki sistematiğe ve kanunun ruhuna da aykırıdır. Anayasa Mahkemesi’nin 9. maddeyi tamamen iptal etmesine rağmen, ilgili kararda madde 9/A’daki özel hayatın gizliliğine dair çok daha korumasız olan yolunu tartışmaması da eleştiriye açıktır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sonuç olarak internet ortamındaki kişilik hakkı ihlalleri, güncel sistemde bazı istisnaları dışında hukuk yargısının görev alanında kalmıştır. Ancak bu durum internet ortamının maddi gerçekleri ile bağdaşmamaktadır. Dolayısıyla konuyu tekrardan sulh ceza hakimliklerinin görev alanına taşıyacak kanun teklifinin bir an önce kanunlaşmasında büyük yarar bulunmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" title="Av. Alp ÖZTEKİN"><img alt="Av. Alp ÖZTEKİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/alp-oztekin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alp-oztekin" rel="dofollow" title="Av. Alp ÖZTEKİN">Av. Alp ÖZTEKİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] </span></a><span style="color:#999999">İlgili karar için bkz.</span><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-202076-esas-2023172-karar-sayili-karari-44984989" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> <strong>AYM, 2020/76 E. 2023/172 K.</strong></span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><strong><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, C.K Başvurusu, Başvuru no: 2014/19685</span></a></strong></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <i>‘‘...Com isimli internet sitesinde yayınlanan haberin dava sonuçlanıncaya kadar ihtiyati tedbir kararı ile içeriğin kaldırılmasını ve erişimin engellenmesinin talep edilmiş olduğu, bu durumun yargılamayı gerektirdiği, somut olayın özelliğine göre, ihtiyati tedbir yoluyla nihai hüküm sonucu doğuracak şekilde ara karar ile tedbir kararı verilemeyeceği anlaşılmıştır. …’’</i> İstanbul BAM 4. HD, 2024/1741 E. 2024/1932 K. / Aynı yönde İstanbul BAM 4. HD, 2024/562 E. 2024/686 K.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk64671767"><span style="color:#999999">4. HD 2015/13252 E. 2016/2190 K.</span></a><span style="color:#999999"> / Aksi yönde bkz. </span><a name="_Hlk64672009"><span style="color:#999999">19. CD 2017/3289 E. 2018/1063 K.</span></a></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5</span></a><span style="color:#999999">] </span><a href="http://www.hukukihaber.net/aymnin-201419685-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, C.K Başvurusu, Başvuru No: 2014/19685</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a name="_Hlk64672094"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD 2018/5140 E. 2019/1732 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> İstanbul BAM 44. HD 2026/451 E. 2026/715 K.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kisilik-hakki-ihlallerinde-internet-iceriginin-kaldirilmasi-ve-erisime-engellenmesi-guncel-durum-1</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 08:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/internet-sanal-bilgisamsd6.jpg" type="image/jpeg" length="31249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/omrunu-tamamlamis-lastiklerin-kontrolu-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/omrunu-tamamlamis-lastiklerin-kontrolu-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 13 Ağustos 2026 Tarihli ve 33339 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>ÖMRÜNÜ TAMAMLAMIŞ LASTİKLERİN KONTROLÜ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>25/11/2006 tarihli ve 26357 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ömrünü Tamamlamış Lastiklerin Kontrolü Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 9/8/1983 tarihli ve 2872 sayılı Çevre Kanununun 8 inci, 11 inci ve 12 nci maddelerine, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 97 nci ve 103 üncü maddelerine ve 7/3/1994 tarihli ve 94/5419 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Tehlikeli Atıkların Sınırlarötesi Taşınımının ve Bertarafının Kontrolüne İlişkin Bazel Sözleşmesine dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b), (ç), (e), (i) ve (n) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“b) Bakanlık: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını,”</p>

<p>“ç) Bertaraf: 2/4/2015 tarihli ve 29314 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atık Yönetimi Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ö) bendinde tanımlanan işlemleri,”</p>

<p>“e) Geri kazanım: Atık Yönetimi Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (aa) bendinde tanımlanan işlemleri,”</p>

<p>“i) Çevre lisansı: 10/9/2014 tarihli ve 29115 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliğinde tanımlanan lisansı,”</p>

<p>“n) Yetkili taşıyıcı: 14 üncü maddede belirtilen özelliklere sahip araçları olan, yetkili toplayıcı ile sözleşme yapmış gerçek ve tüzel kişileri,”</p>

<p>“o) İl müdürlüğü: Çevre, şehircilik ve iklim değişikliği il müdürlüğünü,</p>

<p>ö) Yetkilendirilmiş kuruluş: Atık Yönetimi Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (rr) bendinde tanımlanan tüzel kişiliği haiz birlikleri,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>p) Yetkili toplayıcı: Bakanlıktan ömrünü tamamlamış lastik toplama yetkisi almış olan gerçek ve tüzel kişileri,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“ç) Ömrünü tamamlamış lastiklerin ithalatına ilişkin iş ve işlemlerde, Atık Yönetimi Yönetmeliğinde belirlenen atık ithalatına yönelik hususlar çerçevesinde hareket edilir.”</p>

<p>“k) Ömrünü tamamlamış lastikler; lastik üreticileri, yetkilendirilmiş kuruluşlar, çevre lisansı bulunan ÖTL geri kazanım tesisleri ve ÖTL işleyen piroliz tesisleri tarafından toplanır. Ömrünü tamamlamış lastik toplama faaliyeti gerçekleştirecek işletmeler Bakanlıktan ÖTL toplama yetkisi alır. Yetkili toplayıcılar ömrünü tamamlamış lastik toplama miktarlarını her yıl Mart ayı sonuna kadar Bakanlığa bildirirler. ÖTL geri kazanım tesisleri ve ÖTL işleyen piroliz tesisleri, ÖTL’leri yalnızca kendi tesislerinde işlemek üzere toplarlar. Bu tesisler tarafından yıllık olarak toplanacak ÖTL miktarı, tesisin yıllık ÖTL işleme kapasitesini aşamaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“c) İl müdürlüklerinden gelen izin, tesis kapatma onayı gibi her türlü bildirimi almak ve gerekli denetimleri yapmakla,”</p>

<p>“f) ÖTL toplama yetkisi vermekle,”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin başlığı “İl müdürlüklerinin görev ve yetkileri” şeklinde ve aynı maddenin birinci fıkrasında yer alan “Çevre ve şehircilik il müdürlükleri” ibaresi “İl müdürlükleri” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “çevre ve şehircilik” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“b) Yetkili taşıyıcılar tarafından getirilmeyen ÖTL’leri tesise kabul etmemekle,”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p>“a) Yetkili toplayıcılarla lastik taşımak için sözleşme yapmakla,”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “çevre ve şehircilik” ibaresi yürürlükten kaldırılmış ve aynı fıkranın (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Toplanan, geri kazanıma ve bertarafa gönderilen ÖTL miktarları için kayıt tutmakla, bunları Bakanlığın çevrimiçi programları ile beyan etmekle,”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 14- (1) Ömrünü tamamlamış lastiklerin taşınması karayolu taşımacılığına uygun araçlarla yapılır. Taşıma araçlarının normal kasa ve ağ veya branda ile kapatılmış olması, kasanın her iki yüzünde dikey yüksekliği en az 20 cm olan "Ömrünü Tamamlamış Lastik Taşıma Aracı" ifadesinin yer aldığı sabit veya seyyar uyarı levhalarının bulundurulması zorunludur. Araçlarda 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu gereğince yangın söndürme cihazları bulundurulması gerekir. Ömrünü tamamlamış lastiklerin taşınması işlemlerinde Bakanlığın çevrimiçi programları kullanılır.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 17 nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Üreticiler, her yıl bir önceki yıl iç piyasaya sürülen lastik tonajını hesaba alarak Bakanlığın belirleyeceği oranlarda ÖTL’leri toplamak/toplatmak, toplanan miktarın geri kazanımını veya bertarafını sağlatmak ve bu işlemleri Bakanlığa belgelemekle yükümlüdürler. Bu amaçla, 18 inci maddeye göre Bakanlığa başvuru yapılması zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 21 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 21- (1) Geçici depolama tesisi işletecek gerçek veya tüzel kişiler 13 üncü, 15 inci ve 16 ncı maddelerde belirtilen hükümlere uygun olarak il müdürlüğünden izin almak zorundadır. 5 inci maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde belirtilen lastik tamirhaneleri, kaplamacılar, perakende satış noktaları, oto sanayi ve benzeri işletmelerin ÖTL biriktirme yerleri için il müdürlüğünden izin alma zorunluluğu bulunmamaktadır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çevre Kanununca Alınması Gereken İzin ve Lisanslar Hakkında Yönetmelik” ibaresi “Çevre İzin ve Lisans Yönetmeliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 23 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 23- (1) İl müdürlüğünce yapılan denetimlerde depolama alanlarının izne uygun olarak çalıştırılmadığı, ilgili mevzuatta istenen şartların yerine getirilmediğinin tespit edilmesi halinde, işletmeye tespit edilen aksaklığın giderilmesi için aksaklığın önemine ve kaynağına göre iki ay ile altı ay arasında süre verilir. Bu süre sonunda yapılan kontrollerde aksaklığın devam ettiği tespit edilirse, 25 inci madde hükmü uygulanarak işletmenin geçici depolama izni iptal edilir. Aksaklığı giderilen işletmenin, yeniden geçici depolama izni alabilmesi için 21 inci maddeye göre il müdürlüğüne müracaat etmesi zorunludur.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Dış Ticaret Müsteşarlığı” ibaresi “Ticaret Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 28 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çevre ve Şehircilik” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/omrunu-tamamlamis-lastiklerin-kontrolu-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="13624"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VEKALET ÜCRETLERİNDEN SGK PRİM BORCU MAHSUBUNA SON VERİLDİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucretlerinden-sgk-prim-borcu-mahsubuna-son-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucretlerinden-sgk-prim-borcu-mahsubuna-son-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB)’nin girişimleri sonucunda, mahkeme kararları uyarınca hükmedilen karşı taraf vekalet ücretleri ile Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) kapsamında görevlendirilen avukatlara yapılan ödemelerin SGK prim borçlarına mahsup edilmesi uygulamasına son verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avukatlar tarafından Türkiye Barolar Birliği'ne iletilen başvurularda, vergi idarelerine karşı açılan davalar sonucunda hükmedilen karşı taraf vekalet ücretlerinin ödenmesi sırasında, bazı vergi idarelerince avukatların SGK'ya olan prim borçlarının bu alacaklardan mahsup edildiği bildirilmişti.</p>

<p>TBB'nin Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı nezdinde yaptığı girişimler üzerine Başkanlık, 6 Ocak 2026 tarihli yazısında, mahkeme kararları uyarınca ödenen vekalet ücretlerinin 6183 sayılı Kanun'un 22/A maddesi kapsamında bulunmadığını ve tahsil edildikten sonra iadesi gereken bir amme alacağı niteliği taşımadığını belirtti. Bu kapsamda söz konusu vekalet ücretlerinin SGK prim borçlarına mahsup edilemeyeceği ilgili birimlere duyuruldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamanın, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında görevlendirilen müdafi ve vekillere yapılan ödemeler bakımından devam ettiğinin Birliğimize iletilmesi üzerine TBB, konuyu yeniden Gelir İdaresi Başkanlığına taşıdı.</p>

<p>Gelir İdaresi Başkanlığı, 5 Ağustos 2026 tarihli yazısında, CMK kapsamında yapılan ödemeler üzerinden gerçekleştirilecek kesintilerde de 6183 sayılı Kanun'un 23. maddesi ile 5510 sayılı Kanun'un 88. maddesinin on altıncı fıkrasının dikkate alınmaması gerektiğini bildirdi. Başkanlık ayrıca bu hususun ilgili birimlere duyurulduğunu belirtti.</p>

<p><i>Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından iletilen yazı şöyle;</i></p>

<p><strong>T.C.<br />
HAZİNE VE MALİYE BAKANLIĞI<br />
Gelir idaresi Başkanlığı</strong></p>

<p>Sayı: E-69358343-110[3860-5640]-83331<br />
Konu: Vekil/müdafi ücreti ödemelerinden yapılan kesintisi hk.</p>

<p>05.08.2026</p>

<p><strong>TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞINA<br />
(Hukuk Müşavirliği)</strong></p>

<p>İlgi : a) 2/10/2025 tarihli ve 41870694-659-78429 saylı yazımız.<br />
b) 6/1/2026 tarihli ve 69358343-110-1053 saylı yazımız.<br />
c) 16/6/2026 tarihli ve 41870694-659-112477 saylı yazımız</p>

<p>İlgi (a)'da kayıtlı yazımızda, Başkanlığımızın, Defterdarlıkların ve vergi dairelerinin taraf olduğu davalarda mahkemelerce hükmedilen vekâlet ücretinin ödenmesi sırasında 6183 saylı Amme Alacaklarının Tahsil Usulu Hakkında Kanunun 22/A maddesi kapsamında aranan vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgede hak sahiplerinin vergi dairelerine olan borçlarının yanında Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarına karşılık da kesinti yapıldığının belirtilmesi üzerine, ilgi (b)'de kayıtlı yazımızda, kesinti yapılacak borç olarak yalnızca 6183 saylı Kanunun 22/A maddesi kapsamında olan borçların dikkate alınması, anılan Kanunun 23 uncu maddesi ile 5510 saylı Kanunun 88 inci maddesinin onaltıncı fıkrası hükümlerinin dikkate alınmaması hususunda teşkilatımıza gerekli duyurunun yapıldığı bildirilmiştir.</p>

<p>Bu defa, ilgi (c)'de kayıtlı yazımızda, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu uyarınca vekil/müdafi olarak görevlendirilen avukatlara yapılacak ücret ödemelerinden 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında hak sahiplerinin vergi dairelerine olan borçlarının yanında Sosyal Güvenlik Kurumuna olan borçlarına karşılık da kesinti yapıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>Buna göre, 5271 sayılı Kanun gereği görevlendirilen avukatlara 5.000,-TL'nin üzerinde yapılacak ücret ödemeleri sırasında hak sahibinden yalnızca 6183 sayılı Kanunun 22/A maddesi kapsamında vadesi geçmiş borç durumunu gösterir belgenin aranılması gerektiğinden, söz konusu ödemeler üzerinden yapılacak kesintiler sırasında da anılan Kanunun 23 uncu maddesi ile 5510 saylı Kanunun 88 inci maddesinin onaltıncı fıkrasına dikkate alınmaması gerekmekte olup, konu hakkında teşkilatımıza gerekli duyuru yapılmıştır.</p>

<p>Bilgi edinilmesini rica ederim.</p>

<p><strong>Başkan a.</strong></p>

<p><strong>Gelir İdaresi Daire Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vekalet-ucretlerinden-sgk-prim-borcu-mahsubuna-son-verildi</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 22:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/baro/tbb-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="50009"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SEDDK 2026/02: Hasar Sürecinde Yeni Dönem]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/seddk-202602-hasar-surecinde-yeni-donem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/seddk-202602-hasar-surecinde-yeni-donem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun 2026/02 sayılı Sirküleri, motorlu araç sigortalarında uzun süredir uygulamanın içinde bulunan fakat çoğu zaman başvuru süreleri üzerinden tartışılan bir meseleyi yeniden gündeme getirdi: Hasarın teknik incelemesi henüz tamamlanmamışken, sigorta şirketinin gerçek zarar hakkında nihai bir değerlendirme yapabildiğinden ve taraflar arasında maddi anlamda belirginleşmiş bir uyuşmazlığın bulunduğundan söz edilebilir mi?</p>

<p>Sirkülerin önemi, bu soruya yeni bir kanuni süre ihdas ederek cevap vermesinde değil; hasar incelemesi ile uyuşmazlık çözümünü birbirinden ayırmasındadır. Düzenleme bu nedenle normlar hiyerarşisinde kendisinden üstte bulunan kanun hükümlerinin yerine geçen, bunları daraltan veya askıya alan bir metin olarak okunmamalıdır. Karayolları Trafik Kanunu'nun 97. maddesi ile 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 30. maddesinde düzenlenen başvuru rejimi varlığını sürdürmektedir. Sirküler, bu hükümlerin üzerinde yeni bir başvuru şartı yaratmamakta; sigortacıya kanunda bulunmayan ilave bir ödeme süresi de tanımamaktadır. Düzenlemenin asıl işlevi, mevzuata uygun biçimde yürüyen ve sigortacıya yüklenemeyen nedenlerle henüz sonuçlanmamış teknik incelemenin, tek başına ret iradesi olarak kabul edilmemesi gerektiğini ortaya koymaktır. SEDDK'nın 2026 yılında Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği ile eksper atama sistemini yeniden düzenlemiş ve bunu 2026/7 sayılı Genelge ile uygulamaya taşımış olması da Sirkülerin tek başına değil, aynı yıl oluşturulan hasar ve ekspertiz düzeni içerisinde okunmasını gerekli kılmaktadır.</p>

<p><strong>Kanuni Çerçeve: TTK m.1427 ve KTK m.99</strong></p>

<p>Bu noktada Türk Ticaret Kanunu'nun 1427. maddesi özel bir önem taşımaktadır. Sigorta tazminatının muacceliyetini düzenleyen hüküm, sigortacının edimine ilişkin araştırmalarını tamamlamasını hukuken önemsiz bir işlem olarak görmez. Aksine kanun koyucu, rizikonun gerçekleşmesinden sonra sigortacının borcunun kapsamını belirleyebilmesi için bir araştırma sürecinin bulunabileceğini kabul etmiş; bununla birlikte bu araştırma imkânını sınırsız bir bekleme hakkına da dönüştürmemiştir. Başka bir ifadeyle TTK m.1427'nin kurduğu sistem, araştırma ihtiyacı ile zamanında ifa yükümlülüğünü aynı hukuki zeminde birlikte korumaktadır. Bu yönüyle Sirkülerin ekspertizin tamamlanmasına verdiği önem, TTK m.1427'nin sigorta tazminatının belirlenmesine ilişkin yaklaşımından bağımsız değildir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası bakımından ise KTK m.99'da öngörülen sekiz iş günlük ödeme süresi ayrıca gözetilmeli; Sirküler, bu kanuni sürenin yerine geçen veya onu kendiliğinden uzatan bir düzenleme olarak yorumlanmamalıdır.</p>

<p>Burada gözden kaçırılmaması gereken husus, ekspertizin sigorta şirketinin ödeme kararını ertelemeye yarayan idari bir aşama olmadığıdır. Motorlu araç hasarlarında zararın meydana geldiğinin bilinmesi ile zararın kapsam ve miktarının belirlenmiş olması farklı meselelerdir. Değişmesi gereken parçalar, onarım yöntemi, işçilik bedelleri, hasarın kazayla uyumu, aracın ekonomik onarıma elverişli olup olmadığı, rayiç ve sovtaj gibi değerlendirmeler çoğu kez teknik inceleme gerektirir. Sigortacının borcunun doğru miktarda belirlenebilmesi de bu incelemenin sağlıklı yapılmasına bağlıdır. Bu nedenle ekspertiz yalnızca sigortacının değil, gerçek zararının eksiksiz karşılanmasını isteyen hak sahibinin de menfaatine hizmet eder.</p>

<p><strong>Bağımsız Ekspertiz ve Akıllı Atama</strong></p>

<p>Eksperin hukuki ve mesleki konumu da bu değerlendirmede önemlidir. 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun benimsediği eksperlik modeli, eksperi sigorta şirketinin talimatıyla zarar miktarı belirleyen sıradan bir yardımcı kişi olarak görmez. Teknik tespitin bağımsızlığı ve tarafsızlığı sistemin esas unsurlarındandır. 2026 yılında yürürlüğe giren Sigorta Eksperleri Atama Yönetmeliği ile oluşturulan atama yapısı ve buna bağlı akıllı atama/koordinasyon sistemi de bu niteliği ortadan kaldırmamaktadır. Sıralı eksper atama sisteminin pilot uygulamasının genişletilmesi, atama sisteminin fiilen de yaygınlaştırıldığını göstermektedir.</p>

<p>Akıllı atama sistemindeki koordinasyonun doğru anlaşılması gerekir. Koordinasyon, eksperin mesleki kanaatini merkezileştiren veya hasar miktarı, onarım yöntemi, rayiç, sovtaj yahut rapor sonucu hakkında başka bir eksperin talimat verebildiği bir yapı değildir. Koordinatörlük, iş akışının düzenli yürütülmesine ve sistemin işlerliğine hizmet ederken teknik değerlendirmenin sorumluluğu dosyaya atanan eksperde kalmaktadır. Bu ayrım önemlidir. Çünkü hasar sürecinde hızlılık kadar, teknik kanaatin kimin tarafından ve hangi sorumluluk altında oluşturulduğunun belirli olması da gerekir. Bağımsızlığın kaybolduğu bir ekspertiz hızlı olabilir; fakat güvenilir bir zarar tespiti sağlayamaz. Buna karşılık bağımsız fakat denetlenemeyen ve süresiz ilerleyen bir ekspertiz de etkin bir hasar sisteminin gereğini karşılamaz.</p>

<p><strong>Süreli, Kayıtlı ve Denetlenebilir Ekspertiz</strong></p>

<p>2026/7 sayılı Genelgenin önemi tam olarak burada ortaya çıkmaktadır. Genelge, ekspertiz sürecini belirsiz bir zaman alanına bırakmamış; sürecin çeşitli aşamalarını somut sürelere bağlamıştır. Gerekli belgelerin tamamlanmasından sonra eksper atamasının bir iş günü içerisinde yapılması, eksperin aynı ilde atamayı takip eden ilk iş günü, farklı ilde ise iki iş günü içerisinde ekspertiz işlemini gerçekleştirmesi; incelemenin gerçekleştirilememesi veya raporun düzenlenememesi hâlinde durumun ön raporla kayıt altına alınması öngörülmüştür.</p>

<p>Ön rapor kurumunun uygulamadaki değeri ayrıca vurgulanmalıdır. Araç görülemiyorsa veya teknik inceleme fiilen gerçekleştirilemiyorsa dosyanın sessizce bekletilmesi yerine bunun nedeninin kayıt altına alınması gerekir. Aracın serviste bulunmaması hâlinde ön rapor tarihinden itibaren işletilecek on beş günlük süreç de aynı düşüncenin ürünüdür. Burada amaç, hak sahibini on beş gün daha bekletmek değildir. Amaç, ekspertizin neden tamamlanamadığını görünür hâle getirmek, ilgili tarafların yükümlülüklerini belirlemek ve dosyanın süresiz biçimde açık kalmasını önlemektir. Bu nedenle ön rapor, basit bir ara belge olmanın ötesinde, gecikmenin kaynağını sonradan denetlenebilir hâle getiren bir kayıt niteliğindedir.</p>

<p>Aynı yaklaşım raporlama sürelerinde de görülmektedir. Dosya rapor düzenlenebilir hâle geldikten sonra trafik sigortasında üç iş günü, diğer motorlu araç sigortalarında beş iş günü içerisinde raporun tamamlanmasının öngörülmesi; ekspertizi yapılmış aracın belirli süre içerisinde onarım için servise bırakılmaması hâlinde dosyanın ilk tespitler üzerinden gerekçeli biçimde sonuçlandırılması, sistemin açık uçlu bir bekleme üzerine kurulmadığını göstermektedir. Hasar ihbarından önce onarılmış araç bakımından dahi aracın görülmesinin ve yapılan onarımın hasarla uyumunun teknik olarak değerlendirilmesinin istenmesi ise gerçek zararın yalnızca belge üzerinden değil, gerektiğinde fiziki incelemeyle belirlenmesine verilen önemi ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, 2026/02 sayılı Sirküler bakımından “ekspertiz devam ediyor” ifadesinin tek başına yeterli kabul edilmemesi gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır. Asıl soru raporun bulunup bulunmadığı değil, raporun neden henüz tamamlanamadığıdır. Eksper zamanında atanmış mı, inceleme mevzuatta öngörülen sürede başlatılmış mı, araç görülememişse ön rapor düzenlenmiş mi, gerekli bildirimler yapılmış mı, dosyada teknik incelemenin gerçekten ilerlediğini gösteren hareketler bulunuyor mu ve gecikme kimin kontrol alanından kaynaklanıyor? Sirkülerin “sigortacıya yüklenemeyen neden” ölçütü ancak bu sorular cevaplandırıldığında gerçek bir hukuki içerik kazanabilir.</p>

<p>Bu nedenle 2026/02 sayılı Sirküleri sigorta şirketlerine verilmiş genel bir bekleme imkânı olarak değerlendirmek doğru değildir. Sigorta şirketinin kendi organizasyon alanından kaynaklanan gecikme, eksper atamasının zamanında yapılmaması veya dosyanın hareketsiz bırakılması Sirkülerin koruduğu bir durum değildir. Buna karşılık araç hak sahibi tarafından incelemeye sunulmuyor, gerekli teknik bilgi veya fiziki inceleme objektif olarak sağlanamıyor ve bütün süreç mevzuata uygun şekilde kayıt altına alınıyorsa, raporun henüz tamamlanmamış olmasını doğrudan sigortacının ret iradesiyle özdeşleştirmek de aynı ölçüde isabetsiz olacaktır.</p>

<p>Süreler bakımından da iki alanı birbirinden ayırmak gerekir. 2026/7 sayılı Genelgede açıkça bir, iki, üç veya beş iş günü ile on beş ve otuz gün olarak belirlenen aşamalar bakımından “makul süre” gerekçesiyle yeni ve daha uzun bir takvim oluşturulamaz. Düzenleyici işlemin açıkça belirlediği süreye uyulması gerekir. Buna karşılık motorlu araç hasarlarının tamamının ihbardan nihai rapora kadar tek bir toplam sürede sonuçlanacağını kabul etmek de teknik gerçeklikle bağdaşmaz. Basit bir parça hasarıyla ağır hasar, yangın, çoklu darbe veya tam hasar ihtimali bulunan bir aracın teknik incelemesi aynı nitelikte değildir. Makul süre kavramının işlevi, açıkça düzenlenmiş süreleri genişletmek değil, mevzuatın belirli bir gün sayısına bağlamadığı teknik aşamaların somut dosyanın özellikleri içerisinde değerlendirilmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>Sirkülerin Kanunla İlişkisi</strong></p>

<p>Bu yapı, TTK m.1427 ile 2026/02 sayılı Sirküler arasındaki ilişkinin de daha doğru kurulmasını sağlar. Kanunun sigortacıya tanıdığı araştırma imkânı, Sirkülerle genişletilmemektedir. Aynı şekilde kanunun öngördüğü muacceliyet ve temerrüt rejimi de bir idari düzenlemeyle değiştirilemez. Normlar hiyerarşisinin doğal sonucu budur. Sirkülerden kanunun üzerinde veya kanunun yerine geçen bir sonuç çıkarmak yerine, onu kanunun uygulanmasını somut hasar sürecinde açıklayan düzenleyici bir metin olarak değerlendirmek gerekir. Böyle okunduğunda Sirküler, kanunla yarışan değil, kanuni sistem içerisinde işlev gören bir uygulama düzenlemesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Gerçek Zarar, Gerçek Uyuşmazlık</strong></p>

<p>Bu noktada gerçek zararın belirlenmesi ile gerçek uyuşmazlığın ortaya çıkması arasındaki ilişki önem kazanmaktadır. Her hasar ihbarı bir hasar dosyası oluşturur; fakat her hasar dosyasının aynı anda maddi anlamda belirginleşmiş bir uyuşmazlığa dönüştüğü söylenemez. Sigortacı talebi inceleyebilir ve tamamını karşılayabilir. Talebi kısmen karşılayabilir veya reddedebilir. Taraflar zarar miktarında, teminatın kapsamında ya da ödeme tutarında ayrışabilir. Hukuki uyuşmazlığın somutlaştığı alan esasen bu ayrışmanın ortaya çıktığı yerdir.</p>

<p>Bu düşünce, hak sahibinin başvuru hakkını geciktirmek amacıyla kullanılmamalıdır. Tam tersine, başvurunun gerçekten hangi uyuşmazlığı çözmeye yöneldiğinin belirlenmesine hizmet eder. Gerçek zarar henüz teknik olarak ortaya konulmadan uyuşmazlığın kapsamının belirlenmesi de güçleşir. Bu nedenle etkin bir sistemin başarısı, dosyayı mümkün olduğunca uzun süre sigorta şirketinde tutmakla veya mümkün olduğunca erken uyuşmazlık aşamasına taşımakla ölçülemez. Ölçüt, gerçek zararın mümkün olan en kısa sürede, bağımsız teknik incelemeyle ve sonradan denetlenebilir biçimde belirlenmesidir.</p>

<p>Sirkülerin sektör bakımından asıl değeri de burada ortaya çıkmaktadır. Doğru uygulandığında düzenleme, ödeme süresini uzatan değil, ödeme kararını daha sağlam bir teknik zemine oturtan bir işlev görebilir. Gerçek zarar zamanında belirlenirse doğru ödeme yapılabilir; doğru ödeme yapılırsa gereksiz uyuşmazlıkların önemli bir bölümü daha doğmadan sona erebilir. Uyuşmazlık yine doğuyorsa da artık tarafların hangi zarar kalemi veya hangi teknik tespit üzerinde ayrıştığı daha belirgin olacaktır. Bu, sigorta şirketinin olduğu kadar hak sahibinin ve uyuşmazlık çözüm sisteminin de menfaatinedir.</p>

<p>Burada hız ile teknik doğruluk arasında bir tercih yapmak gerektiğini de düşünmüyorum. 2026 yılında getirilen atama, koordinasyon, ön rapor ve raporlama düzeninin ortak yönü, bu iki değeri birlikte gerçekleştirmeye çalışmasıdır. Eksper bağımsız kalmalı, ancak dosya denetimsiz kalmamalıdır. Sigortacı araştırma yapabilmeli, ancak araştırma ödeme yapmamanın gerekçesine dönüşmemelidir. Hak sahibi gerçek zararına süratle kavuşmalı, ancak sürat uğruna teknik incelemeden vazgeçilmemelidir. Sirkülerin uygulamadaki başarısı bu dengenin korunmasına bağlıdır.</p>

<p><strong>Sonuç: Hızlı ve Denetlenebilir Hasar Süreci</strong></p>

<p>Sonuç olarak 2026/02 sayılı Sirküler, normlar hiyerarşisinde kanunun üzerine çıkan veya sigortacı lehine yeni bir süre rejimi oluşturan bir düzenleme olarak değil; mevcut kanuni sistem içerisinde gerçek zararın doğru, hızlı ve denetlenebilir biçimde belirlenmesine hizmet eden bir hasar yönetimi yaklaşımı olarak okunmalıdır. TTK m.1427'nin araştırma ile zamanında ifa arasında kurduğu denge, bağımsız eksperlik sistemi, 2026/7 sayılı Genelgenin somut süreleri ve akıllı atama sisteminin denetlenebilir yapısı birlikte değerlendirildiğinde bu yaklaşımın hukuki zemini daha açık biçimde görülmektedir.</p>

<p>Ekspertizin tamamlanmasının beklenmesi ile hak sahibinin belirsiz süreyle bekletilmemesi birbirine karşıt değildir. Doğru işleyen sistem, bunlardan birini diğerine tercih etmez. Gerçek zararı belirler, süreci denetlenebilir kılar ve ödemeyi geciktirmeden sonuçlandırır. 2026/02 sayılı Sirkülerin sektörde yaratması gereken yeni dönem de budur.</p>

<p><strong>Av. Semih BARUTCU</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/seddk-202602-hasar-surecinde-yeni-donem</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kaza-trafik-tokma-4a879sf41.jpg" type="image/jpeg" length="86720"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/103543 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/103543 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>H.</strong><strong>C.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/103543)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hikmet Murat AKKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı fiillerden dolayı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 1991 doğumlu başvurucu, 2010 yılında Hitit Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümünde üniversite eğitimine başladığını, anılan Üniversiteden 2015 yılında mezun olduğunu ve mezuniyet sonrasında 2015 yılında Türk Silahlı Kuvvetlerinde mühendis olarak çalışmaya başladığını belirtmiştir.</p>

<p>3. Başvurucu hakkında Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olduğu şüphesiyle soruşturma başlatılmış ve 17/11/2016 tarihinde başvurucu gözaltına alınmıştır. Soruşturma sonucunda Çorum Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 3/8/2017 tarihli iddianamesinin kabulüyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>4. İddianamede; başvurucunun bölge talebe mesulü, üniversiteci, ev imamı olarak örgüt içinde faaliyet yürüttüğüne ve örgüt üyesi olduğu yönündeki tanık beyanlarına yer verilmiştir. Ayrıca başvurucunun örgütle bağlantılı bir derneğe üye olmasına, haklarında örgüt üyeliği veya yöneticiliği suçundan soruşturma yürütülen şüphelilerle tespit edilen irtibatına, Samanyolu TV ve Zaman gazetesine yönelik işlemlere karşı Çorum Adliyesi önünde yapılan basın açıklamalarına farklı günlerde katıldığına da yer verilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun FETÖ/PDY'nin çağrılarına uyarak örgütün amaç ve hedefleri doğrultusunda eylem ve faaliyetlerine katıldığı, yaptığı faaliyet ve etkinliklerle terör örgütü çıkarları doğrultusunda çalıştığı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Mahkûmiyet hükmüne ifadesi esas alınan tanıklardan A.B.nin beyanı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Ben 2008-2015 yılları arasında İTÜ'de işletme bölümünde okudum, H.C. da bizim üniversitemizde öğrenciydi, ben o dönem cemaat olarak bilinen yapının evlerinde 2008-2015 yılları arasında üniversite hayatım boyunca kaldım, sanık ile aynı evde kalmıyordum, ben de evlerde abilik yaptım, konumumuz gereği sanık ile aynı sohbet ortamında bulunduk, sanığın görevi de evlerde abilik yapmak, sohbet düzenlemekti, biz kendimiz toplandığımızda Fetullah Gülen'in CD'sini izler, kitabını okurduk, bu şekilde sohbet düzenlerdik, sohbetlerde risale de okunurdu, bu sohbet toplantıları haftada bir gün şeklinde olurdu, ben ve sanık cemaat içinde abi konumundaydık, abinin görevi evde sorumluluk almak, sohbet düzenlemek, evin idaresini sağlamaktı, sohbetlerde himmet parası toplandığına şahit olmadım, sanığın da bu şekilde bir eylemine şahit olmadım, 2015 yılında okul bittikten sonra sanığın hiç görmedim, H. C. daha önce vermiş olduğum ifademde anlattığım gibi Subaylık sınavlarına hazırlandı ve Deniz Kuvvetlerinde Teğmen oldu, sınavı kazanırken cemaatin bir katkısı olup olmadığını bilmiyorum, kendisine soru verilip verilmediği konusunda bilgim yoktur, sanığın bölge talebe mesulü olup olmadığı hakkında net bir bilgim yoktur, sadece abilik yaptığını biliyorum, ancak sanığın abi mi yoksa bölge talebe mesulü olduğu konusu şu an tam olarak hatırlayamıyorum, her iki görevi de yapmış olabilir, bilgim görgüm bundan ibarettir, tanıklık ücret talebim yoktur dedi.</i><i>"</i></p>

<p>6. Hükme ifadesi esas alınan tanık F.Z.nin beyanı şu şekildedir:</p>

<p>"<i>Ben İTÜ'de 2010-2014 yılları arasında siyaset bilimi ve kamu yönetimi bölümünde okudum, sanık ile bu sebeple tanıştık, sanık da İTÜ'de mühendislik bölümünde öğrenciydi, H. C. cemaat içinde bölge talebe mesulü olarak ifade edilen görevdeydi, bu görevdeki kişi bölgesindeki talebelerle ilgilenmek olur, her bölgede 4-5 olduğunu düşünürsek bu evlerde de 4-5 kişinin kaldığını düşünürsek, ortalama 20-25 kişi civarında öğrenciden sorumlu olması gerekir, ben bu dönemde H.C.a bağlı olarak ev abiliği görevi yapıyordum, ben evde bulunan 4 kişiden sorumluydum, H. C.'ı en son 2016 yılının Şubat ayında gördüm, bu tarihte cemaat içindeki görevine devam ettiğini biliyorum, sanığın sonradan Subay olduğuna ilişkin herhangi bir bilgim yoktur, bilgim görgüm bundan ibarettir...</i><i>" </i></p>

<p>7. Mahkûmiyet kararında ifadesi esas alınan tanık Y.B.nin beyanı şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2007 yılı ile 2015 yılı arasında Çorum'da bulunan Hitit Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümünde öğrenim gördüm. Okulu 6 yılda bitirdim ancak 2 yılda yüksek lisans yaptım. 8 sene boyunca okulum sebebiyle Çorum ilinde ikamet ettim. Ben bu süre zarfında o zaman cemaat olarak bilenen FETÖ örgütü ile iltisaklı öğrenci evinde kaldım. Her öğrenci evinin kendi sohbet toplantıları olurdu. Öğrencilerin sohbeti sınav durumuna göre 2 haftada bir veya ayda bir yapılırdı. Sohbetlerde biz öğrenci olduğumuz için himmet adı altında para istenmezdi. Biz sadece evin iaşesine belli oranda aylık para verirdik. Sanıkla örgütün düzenlediği toplantılara katılırdık. Kendisi örgütün Çorum küçük bölge talebe mesulü idi. Küçük talebe mesulünün görevi 7-8 öğrenci evinin organizasyonunu sağlamaktır. Bundan kastım öğrenci evlerinin iaşesini sağlamak, öğrencilerin eve kaçta gidip geldiğini, sohbetlere aktılıp katılmadığını, ders çalışıp çalışmadığını o evin abisinden öğrenip denetlemektir. Küçük bölge talebe mesulü yapmış olduğu işler ile ilgili bir üstü olan küçük bölge imamına bilgi verir. Sanıkta benim gibi Çorum'da öğrenci idi. Biraz önce belirttiğim gibi öğrenciler evin iaşesi dışında ekstra himmet adı altında para vermez. Sanık yanlış hatırlamıyorsam üniversiteyi bitirildikten sonra Çorum'dan ayrıldı ondan sonra kendisi ile bir bilgi sahibi değilim,...</i>"</p>

<p>8. Çorum 2. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) mahkûmiyet gerekçesinde; eylemler değerlendirilirken tüm faaliyetlerin tek tek ve ayrıca bir bütün hâlinde gözetilmesi gerektiğini, bazen tek bir eylemin örgüt üyeliği için yeterli olduğunu, legal gibi görünüp işin içinde illegal birçok faaliyetin olması hâlinde ise bu eylemlerin ayrıca bir bütün olarak da ele alınması ve buna göre başvurucunun hukuki durumunun belirlenmesi gerekeceğini belirtmiştir. Bu bağlamda;</p>

<p>i. FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu için kapatılan Ufuk Akademi Derneğine üye olduğu,</p>

<p>ii. Tanık beyanlarına göre başvurucunun FETÖ/PDY içinde bulunduğu, örgüt içinde bölge talebe mesulü olduğu ve sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünün tespit edildiği,</p>

<p>iii. 14/12/2014 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde FETÖ/PDY'ye müzahir basın yayın kuruluşlarının yönetici ve yazarlarının gözaltına alınması uygulamalarını protesto amacıyla örgüte müzahir sivil toplum kuruluşlarının öncülüğünde ülke genelinde adliye binaları önünde protesto eylemleri yapılması çağrısı sonrasında 15/12/2014, 16/12/2014, 17/12/2014, 19/12/2014, 23/12/2014 ve 24/12/2014 tarihlerinde adliye sarayı önünde gerçekleştirilen basın açıklaması ve oturma eylemine katılarak destek verdiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>iv. HTS analiz raporuna göre diğer örgüt mensupları ile irtibatlı olduğu hususlarına dayanmıştır.</p>

<p>9. Sonuç olarak yürütülen yargılama sonucunda başvurucunun yakalandığı dönemde Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu olması da dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşılmış ve takdirî indirim uygulanarak silahlı terör örgütüne üye olma suçundan neticeten 6 yıl 6 ay 22 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>10. Hüküm, istinaf ve temyiz kanun yolu denetiminden geçerek 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai hükmü 25/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 29/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>12. Komisyon; adli yardım talebinin kabulüne, suçta ve cezada kanunilik ilkesi dışındaki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>13. Başvurucu; Anayasa'nın 38. maddesine atıf yaparak kanunun suç ve cezayı açıkça tarif etmiş olması gerektiğini, bu bağlamda kanunun öngörülebilir olması gerektiğini belirtmiştir. Ayrıca başvurucu, Yargıtayın kararlarında FETÖ/PDY'nin kendine has yapısından bahsedildiğini ve bu karmaşık yapının kendisini dinî ve hukuki meşruiyet maskesine dayandırdığını ifade etmiştir. İlk derece mahkemesinin gerekçesiyle birlikte kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; <i>Adnan Şen</i> ([GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021) kararındaki ilkeler hatırlatılmış, değerlendirme yapılırken Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>14. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>''<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>''</p>

<p>15. Başvuru, suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>16. Anayasa’nın <i>“</i><i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i><i>” </i>başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13). Anayasa’nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suç ve cezaların kanuniliği ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz </i>[1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 62).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi de önüne gelen birçok başvuruda FETÖ/PDY'ye üyelik suçu bağlamında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kapsam ve içeriğini incelemiş, ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, §§ 26-52; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz, </i>§§ 44-64;<i> Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, §§ 44-58).</p>

<p>18. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik şikâyetleri kapsayan başvurularda çözümlenmesi gereken öncelikli meselenin başvurucunun FETÖ/PDY'ye üye olma suçunda delil olarak kabul edilen fiilleri işlediği sırada cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini makul olarak öngörebilmesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesi gerektiğini vurgulayan Anayasa Mahkemesi, başvurucunun örgütün terör niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği, örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığı ortaya konulduğu takdirde söz konusu fiillerden dolayı cezai yönden bir sorumluluk altına sokulabileceğini kabul etmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 40; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 33).</p>

<p>19. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarihin verilmesi yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi ile hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§ 53; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 36).</p>

<p>20. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorumun ceza normlarının özüyle çelişmemesi ve öngörülebilir olması gerekir. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken, özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; <i>Adnan Şen</i>, § 107; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken, terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (<i>Ahmet Aslan </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; <i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Hasan Sarıcı</i>, § 48; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62).</p>

<p>21. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>22. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş olsa dahi örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (<i>Metin Birdal </i>[GK]<i>, </i>B. No: 2014/15440, 22/5/2019<i>,</i> §§ 60, 61).</p>

<p>23. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihadının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (<i>Ahmet Aslan</i>, §§ 50, 51; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> § 50).</p>

<p>24. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirildiği tespit edilen örgütsel faaliyetlerin varlığının ortaya konulması suretiyle örgütün nihai amacının bilindiği sonucuna varılan durumlarda Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine de karar vermiştir (<i>Yahya Turgut, </i>§§ 57-59).</p>

<p>25. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal,</i> § 47; <i>Yılmaz Çelik </i>[GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67<i>-</i>71).</p>

<p>26. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi <i>Metin Birdal </i>kararında, temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemece değerlendirmeye alınan dernek üyeliği ve toplantıya katılma delilleri de bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Nitekim Yargıtaya göre FETÖ/PDY'ye müzahir olduğu tespit edilen derneğe üye olması ancak kişinin terör örgütü hiyerarşisine dâhil olup süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk gösteren faaliyetleri tespit edildiği takdirde mahkûmiyet kararı için yeterli kabul edilebilir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz,</i> §§ 17, 18, 57).</p>

<p>27. Somut olayda Mahkeme; dernek üyeliği, başvurucunun katıldığı toplantı ve gösteri yürüyüşleri, HTS kayıtları dışında başvurucunun<i> bölge talebe mesulü</i> olarak örgüt içinde sorumlu düzeyde faaliyet yürüttüğünü tanık beyanlarıyla tespit etmiştir. Tanık beyanlarına göre başvurucunun örgütteki bu konumunun 2016 yılına kadar sürdüğü anlaşılmaktadır. Örgüte yönelik soruşturmaların yürütüldüğü süreçte başvurucunun adalet sarayı önünde gerçekleşen protesto eylemlerine katıldığı hususları ve dernek üyeliğine ilişkin diğer deliller bu bağlamda sınırlı bir etkiyle dikkate alınmış görünmektedir. Dolayısıyla başvurucunun örgüt içindeki faaliyetleri, örgütsel eylemleri ile dosyada yer alan delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesi sonucunda Mahkemenin oluşturduğu kabulün somut olayın koşullarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>28. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun terör örgütü hiyerarşisi içinde gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>sonucuna varmış ve bu yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir. Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>29. Dolayısıyla Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesine yönelik bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>30. Açıklanan gerekçelerle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerin<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103543-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-75.jpg" type="image/jpeg" length="20440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/103924 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/103924 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>B.</strong> <strong>S.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/103924)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Anıl İbrahim BAKIRCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile irtibatlı ve iltisaklı olduğu değerlendirilen başvurucunun rütbesinin geri alınması nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, emniyet müdürü olarak görev yapmakta iken 17/4/2015 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye ayrılmıştır. 29/10/2016 tarihli ve 29872 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3/10/2016 tarihli ve 675 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (675 sayılı KHK) ekli listede ismine yer verilmek suretiyle başvurucunun rütbesi ve buna bağlı olarak hakları geri alınmıştır. Rütbenin iade edilmesi talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yapılan başvuru 20/11/2018 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>3. OHAL Komisyonu kararında başvurucu ile ilgili yapılan tespitlerde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan verilen hapis cezasına dair mahkûmiyet kararı, <i>ByLock</i> kullanımı, Emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı, Millî Güvenlik Kurulunca Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunulduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı, yahut da bunlarla irtibatlı olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, OHAL Komisyonu işleminin iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Ankara 21. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 12/01/2021 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucu hakkında terör örgütü üyesi olma suçundan Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesince (Ağır Ceza Mahkemesi) verilen mahkûmiyet kararının kesinleştiği, telefon numaraları, IP adresleri ve bağlantı sayılarına ilişkin detayların yer aldığı Ağır Ceza Mahkemesinin kararında belirtildiği üzere başvurucunun <i>ByLock</i> programını kullandığı, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/68532 hazırlık numaralı dosyası kapsamında ele geçirilen emniyet teşkilatı personeline ait örgüt arşivinde A4 olarak kodlandığı belirtilmiştir. Bu kapsamda OHAL Komisyonu kararında ve ceza yargılamasında tespit edilen eylemleri kapsamında başvurucunun Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile en az irtibat derecesinde bağı olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>5. Başvurucu, İdare Mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 22/09/2021 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu, kararın kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 27/09/2022 tarihinde verdiği kararda Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka, usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 16/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 9/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Başvurucunun adli yardım talebi bulunmaktadır. Ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p>10. Başvurucu; olağanüstü hâl (OHAL) döneminde çıkarılan 675 sayılı KHK ile rütbesinin alındığını, yargılama sürecinin etkin ve adil bir şekilde yürütülmediğini, dava konusunun yanlış nitelendirilerek hüküm kurulduğunu, dava konusu işlem tarihindeki hukuksal durum esas alınmadan karar verildiğini, idarenin iddiaları ve delilleri dikkate alınarak kendi argümanları değerlendirilmeden ve iddiaları cevapsız bırakılarak neticeye varıldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakı gösterdiği konusunda delil olarak kabul edilen <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin iddiadan rütbesinin geri alınması işleminin yapıldığı tarihte haberdar olmadığını,<i> ByLock</i> verilerinin hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğine yönelik iddialarının yeterli şekilde değerlendirilmediğini iddia etmiştir.</p>

<p>11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı formdaki iddiaları ile aynı doğrultuda açıklamalarda bulunmuştur.</p>

<p>12. Başvuru özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan<i> Metin Diler </i>([1. B.], B. No: 2023/12376, 24/12/2025) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>13. Anayasa Mahkemesi,<i> Metin Diler</i> kararında başvurucunun çeşitli haklara müdahale edildiğini içeren iddialarını temeldeki müdahalenin görevlerinden bir şekilde ayrılan (emeklilik vb.) kamu görevlilerinin rütbelerinin geri alınması ve bir daha kamu görevinde istihdam edilmemelerine yönelik olduğundan hareketle ele almıştır. Söz konusu müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı sonucuyla iddiaları bir bütün hâlinde <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında değerlendirmiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 58-62).</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi; söz konusu tedbirin OHAL durumuyla bağlantılı olarak bireysel işlem şeklinde tesis edildiğini, tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliğinin bulunmadığını ve başvurucu hakkında OHAL döneminde defaten uygulanarak hüküm ve sonuçlarını doğurduğunu belirterek incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiğine karar vermiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 63-65). Anayasa Mahkemesi; olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkının yer almadığını, başvuruya konu tedbirlerin cezai niteliğinin bulunmadığını, dolayısıyla ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durumun olmadığını ve tedbirlerin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe aykırılık teşkil etmediğini tespit etmiştir (<i>Metin Diler</i><i>,</i> §§ 68-74).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, öncelikle OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin hukukiliğinin incelendiği iptal davalarının ceza yargılamalarından farklı olduğunu ve mevcut başvurular yönünden tedbirin gerekliliğinin ilgili ve ikna edici şekilde açıklanıp açıklanmadığının değerlendirileceğini vurgulamıştır. Diğer bir anlatımla Anayasa Mahkemesi, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanıp açıklanmadığını irdelemiştir (<i>Metin Diler,</i> § 79).</p>

<p>16. Anayasa Mahkemesi, tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesi konusunda yaptığı incelemede öncelikle 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL sürecinde gerçekleştirilen rütbelerin geri alınmasına ilişkin tedbirlerin niteliğini, gerekçelerini ve OHAL koşullarını değerlendirmiştir. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturduğunu ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olduğunu vurgulamıştır (<i>Metin Diler</i><i>, </i>§§ 81-87).</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu ilgili idari ve yargısal organlarca tespit edilen FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğunu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullandığına ilişkin hususların yargı kararlarıyla sabit olduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğünü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından FETÖ/PDY ile irtibat veya iltisak içinde olan polis, asker gibi bir kısım kamu görevlilerinin, görevde olmasalar dahi rütbelerinin alınması konusunda olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğunu kabul etmiştir (<i>Metin Diler,</i> §§ 84-87).</p>

<p>18. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabileceğini belirtmiştir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğunu vurgulayan Anayasa Mahkemesi; bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğini kabul etmiştir. Anayasa Mahkemesi, söz konusu hakların ve ayrıcalıkların bu tür mesleklerden emekli olan kişiler için de geçerli olabileceğini ifade etmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 88). Bunun yanında Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarılmaya yönelik başvurularda ortaya koyulan ilkelerin kamu güvenliği için hassas birtakım kamu kurumlarında görev yaparak emekli olan personelin rütbelerinin alınması şeklindeki müdahaleler açısından da uygulanabilir olduğunu belirtmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 89).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini de vurgulamıştır. Ayrıca Anayasa Mahkemesi; rütbelerin geri alınması tedbirinde uygulanan kamu görevinden çıkarma tedbirinden farklı olarak <i>iltisak ve irtibat</i> terimleri yanında <i>"aidiyet"</i> ibaresi kullanıldığını, söz konusu kavramın kapsam ve sınırları durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla tespit edilebilecek nitelikte olduğunu, bu nedenle anılan kavramın belirsiz olmadığını kabul etmiştir (<i>Metin Diler</i><i>,</i> § 92).</p>

<p>20. <i>Metin Diler</i> kararında Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin ve üyelerinin tespitinde <i>ByLock</i> sunucusundan elde edilen verilerin oldukça önemli bir role sahip olduğunu, örgütün birçok yöneticisinin ya da üyesinin veya bu örgütle iltisak ya da irtibat içinde olanların<i> ByLock</i> verilerinin analizi neticesinde tespit edilebildiğini vurgulamıştır. Söz konusu kararda, <i>ByLock </i>sunucusunda bulunan verilerin elde edilmesinin ve bu delillerin ilgili kamu görevlilerinin anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkıp kalkmadığının belirlenmesi bakımından dikkate alınmasının OHAL döneminde demokratik düzenin korunması açısından bir gereklilik içerdiği ifade edilmiştir. Ayrıca kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>([BD], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında<i> ByLock</i> uygulamasının yalnızca herhangi bir olağan ticari mesajlaşma uygulaması olmadığına ve FETÖ/PDY ile bir çeşit bağlantıyı akla getirebildiğine yönelik tespitlerine de yer verilmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesince, <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığına ilişkin tespiti içeren delil, anayasal düzene sadakat bağının bulunmadığı hususunun ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulduğunu ve rütbelerin geri alınması konusunda alınan tedbirin Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunu göstermesi açısından tek başına yeterli kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock</i> uygulamasının kullanıldığının açıkça tespit edilmesi hâlinde durumun gerektirdiği ölçünün korunup korunmadığının belirlenmesi bakımından diğer delillerin ayrıca değerlendirilmesine gerek olmayacağını da belirtmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 97).</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi; FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin rütbelerinin geri alınmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığını ve bahse konu tedbirlerin demokratik anayasal düzene yönelen somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edilerek alındığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğunu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığını, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığını da tespit etmiştir (<i>Metin Diler,</i> § 100).</p>

<p>22. Söz konusu ilkeler çerçevesinde Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığı tespit edilen ve geçmişte polis, asker gibi görevlerde bulunan başvurucuların darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak içinde olduğunu ve bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve ikna edici gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun Anayasa'nın 15. maddesinde öngörülen<i> durumun gerektirdiği ölçüyle</i> bağdaştığı sonucuna ulaşmıştır. Neticede alınan tedbirlerin OHAL ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğunu ve keyfîlik içermediğini tespit ederek OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna karar vermiş ve bir ihlalin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Metin Diler,</i> §§ 81-101).</p>

<p>23. OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik olduğu anlaşılan söz konusu tedbirden kaynaklı olarak ileri sürülen ve yargılamanın usuli güvencelerine ilişkin olmayan temel hak ve hürriyetlere yönelik müdahale iddiaları, müdahalenin sonuçları itibarıyla bir bütün hâlinde ele alınmış ve özel hayata saygı hakkı kapsamında incelenmiştir. Bu nedenle müdahalenin sebepleri üzerinden ve başkaca temel hak veya hürriyetler bağlamında ileri sürülen ihlal iddiaları yönünden ayrıca değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>24. Somut başvuruya konu olan yargılama sürecinde verilen kararlarda, başvurucunun <i>ByLock</i> ağına dâhil olduğu ve bu suretle FETÖ/PDY ile süregelen bir ilişki içinde olduğu hususu ortaya konulmuştur. Kararlarda adli soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde yer alan olgu ve tespitlerden de yararlanılarak gerekçelerin oluşturulduğu görülmüştür. Bu bağlamda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan başvurulara konu tedbirlerin gerekliliği, irtibat ve iltisak kavramları çerçevesinde idari yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerle açıklanmıştır.</p>

<p>25. Ayrıca başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, bu suretle yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı görülmüştür. Darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen<i> ByLock</i> uygulamasını başvurucunun kullandığına ilişkin olarak açıklanan gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin OHAL'in ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>26. Neticede başvurucunun <i>ByLock</i> uygulamasını kullandığına ilişkin tespiti içeren delile dayanan ve tedbirin durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaştığı hususunda ilgili ve yeterli gerekçeler içeren mevcut başvuruda da söz konusu <i>Metin Diler</i> kararından ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle başvurunun özel hayata saygı hakkı yönünden diğer kabul edilebilirlik şartları bakımından incelenmeksizin <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022103924-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="17176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/105058 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2022/105058 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>T.</strong><strong>İ.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/105058)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf KARABULAK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun yaptığı bilekliğin ziyaretçisine verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu; başvuru tarihinde Tekirdağ 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır.</p>

<p><strong>A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç</strong></p>

<p>3. Başvurucu; Ceza İnfaz Kurumuna 6/6/2022 tarihli dilekçeyle yaptığı başvuruda odasında boncuk işi yapmak istediğini, bu nedenle kendisine kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin verilmesini talep etmiştir. Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu (İdare ve Gözlem Kurulu) 8/6/2022 tarihli kararıyla başvurucunun bedensel ve zihinsel sağlığını sürdürmesi, suçluluk duygusundan arınması, kişisel ve toplumsal gelişimini sağlaması amacıyla kendi odasında herhangi bir hobi ve el işi çalışmaları gibi etkinliklerde bulunmasının uygun olacağını değerlendirmiştir. Bu doğrultuda başvurucunun odasında boncuk işi yapma talebinin kabulüne, kargo/koli yoluyla gönderilen boncuk malzemelerinin başvurucuya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç </strong></p>

<p>4. Başvurucunun bireysel başvuru formunda belirttiği hâliyle 2022 yılının Temmuz ayında gelen ziyaretçiye Ceza İnfaz Kurumunun izni dâhilinde başvurucu birkaç hediyelik bilekliği vermek istemiş; sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan bir adet bileklik dışındakilerin çıkışına izin verilmiştir. Başvurucu, yasal bir gerekçe gösterilmeden yapılan engellemenin sebebini sormak amacıyla yazdığı dilekçeye cevap verilmediğini de belirterek salt renklerinden dolayı yaptığı el işi faaliyetinin dışarı çıkarılmasına kısıtlama getiren uygulamanın kaldırılması için Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) şikâyette bulunmuştur.</p>

<p>5. Hâkimlik 5/10/2022 tarihli müzekkereyle Ceza İnfaz Kurumundan şikâyete konu edilen hususla ilgili bilgi ve belgelerin gönderilmesini istemiştir. Ceza İnfaz Kurumu 19/10/2022 tarihli yazıyla 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 14. maddesi uyarınca başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair karar alınmak üzere İdare ve Gözlem Kuruluna başvurarak alınacak karar doğrultusunda, kurum kantininden gerekli malzemeleri temin etmesine müteakiben odasında el işi yapabileceğini ve yaptığı el işlerini ziyaretçilerine verebileceğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir karar bulunmadığını, kurum kantininin el işi malzemesi satışının olmadığını, bu sebeple kurumun bilgisi dışında yaptığı el işi faaliyetlerinin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>6. Hâkimlik yaptığı değerlendirme sonucunda Ceza İnfaz Kurumunun 19/10/2022 tarihli yazısına dayanarak başvurucunun kurumun bilgisi dışında el işi faaliyetinde bulunduğunu kabul etmiş ve söz konusu eşyanın dışarı çıkışına müsaade etmeme yönündeki kurum uygulamasında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle şikâyetin reddine karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, bu karara karşı Tekirdağ 1. Ağır Ceza Mahkemesine (Ağır Ceza Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuştur. İtiraz dilekçesinde, Ceza İnfaz Kurumunun Hâkimliğe yanıltıcı bilgi sunduğunu, Ceza İnfaz Kurumunun 8/6/2022 tarihli kararıyla oda içinde boncuklu el işi yapmasına izin verildiğini, bu sayede yaptığı el işi ürünlerini dışarı çıkarabildiğini, sadece bir ürünün renklerinden kaynaklı olarak dışarı çıkışına izin verilmediğini, sarı, kırmızı ve yeşil renginin doğada yer alan renklerden olduğunu belirterek bu renklere yönelik kısıtlayıcı uygulamanın kaldırılmasını talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. İtirazı inceleyen Ağır Ceza Mahkemesi, Hâkimlik kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle itirazı reddetmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, nihai hükmü 28/11/2022 tarihinde tebellüğ ettikten sonra 5/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Komisyon, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>11. Başvurucu; kendisinin yaptığı ve ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin içerdiği renklerden dolayı dışarı çıkışının yasaklandığını, sarı, kırmızı ve yeşil rengin kültürel bir anlama sahip olduğunu, manevi duygularının renklerle ifade edilmesinin engellendiğini, kurum idaresinden alınan izin dikkate alınmadan oluşturulan ret gerekçesinin yetersiz olduğunu belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun ifade hürriyetinin ihlal edilip edilmediği noktasında Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, bireysel başvuru formunda yer alan açıklamalara ek olarak bileklikte yer alan renklerin bir örgüte veya bir bayrağa özgü olmadığını, yasal dayanağı bulunmayan bir yasaklamaya maruz bırakıldığını, uygulamanın ifade özgürlüğü, maddi ve manevi varlığın korunması ve geliştirilmesi hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını ihlal ettiğini iddia etmiştir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Anayasa'nın 26. maddesinde düşünceyi açıklama ve yayma özgürlüğünün kullanımında başvurulabilecek araçlar <i>söz, yazı, resim veya başka yollar </i>olarak belirtilmiş ve <i>başka yollar </i>ifadesiyle her türlü ifade aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (<i>Emin Aydın </i>[1. B.], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43). Başvurucu, kültürel bir öneminin olduğunu iddia ettiği renkleri içeren bileklikle duygularını dışa vurduğunu belirtmiştir. Bu bağlamda bir duygunun ifade ediliş biçimi olarak yapılan el işi faaliyetinin Ceza İnfaz Kurumundan dışarı çıkarılmasına yönelik getirilen kısıtlamanın ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>14. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>15. Başvuruya konu eşyanın ceza infaz kurumu dışına gönderilmesinin engellenmesi ile başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 35. maddesine göre kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlülerin oda ve eklentilerinde bulundurabilecekleri veya bulunduramayacakları kişisel eşya, gıda, tıbbi malzeme ve diğer ihtiyaç maddelerinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir. Yönetmelik'in 14. maddesinde, hükümlülerin gerekli malzemeleri kantinden temin etmek koşuluyla, el işi faaliyetlerini ceza infaz kurumlarının uygun bölümlerinde yapabileceği, ceza infaz kurumunun güvenliğini bozmamak kaydı ile bu faaliyetlerin devamına koğuş, oda ve eklentilerinde izin verilebileceği düzenlenmiştir. Ceza İnfaz Kurumu tarafından başvurucunun gerekli izni almadan el işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle söz konusu bilekliğin ziyaretçiye verilmediğini belirtmiş, buna ilişkin başvurucunun yargısal makamlara yaptığı şikâyet ve itiraz da aynı gerekçeyle reddedilmiştir. Bu durumda müdahalenin kanuni dayanağının 5275 sayılı Kanun’un 35. maddesi olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte başvurucu, el işi faaliyeti yapmasına resmî olarak izin verildiği iddiasında olduğundan somut olay özelinde müdahalenin kanuni dayanağının bulunup bulunmadığının ayrıca incelenmesi gerekir. Söz konusu incelemenin ise müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığına yönelik yapılacak inceleme ile birlikte ele alınmasının uygun olacağı; öte yandan müdahalenin ceza infaz kurumu düzen ve disiplini ile güvenliğini temin etmeye dönük olduğu, dolayısıyla kamu düzenini tesis etme meşru amacına dayandığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>16. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine <i>uygun</i> kabul edilebilmesi için zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı olması gerekir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; <i>Mehmet Ali Aydın </i>[GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; <i>Ferhat Üstündağ </i>[1. B.], B. No: 2014/15428, 17/7/2018, § 45).</p>

<p>17. Somut olayda başvurucu, ziyaretçisine el işi faaliyeti kapsamında yaptığı ürünleri teslim etmek istemiştir. Başvurucunun iddiasına göre Ceza İnfaz Kurumunca sarı, kırmızı ve yeşil renkleri bir arada barındıran bileklik hariç diğer bileklikler teslim edilmiş, söz konusu bileklik ise salt içerdiği renklerden dolayı ziyaretçisine verilmemiştir. Ceza İnfaz Kurumu ise teslim edilen ve edilmeyen bileklikler yönünden bir ayrıma gitmeksizin Hâkimliğe sunduğu yazıda, başvurucunun el işi faaliyeti yapmasında kurum güvenliği açısından sakınca olmadığına dair alınan bir İdare ve Gözlem Kurulu kararının bulunmamasına dayanmıştır. Kurum kantininde el işi malzemesi satışının olmadığını belirten Ceza İnfaz Kurumu, başvurucunun gerekli izni almadan eli işi faaliyeti yaptığı gerekçesiyle şikâyete konu bilekliğin dışarı çıkışına müsaade edilmediğini savunmuştur. Ceza İnfaz Kurumunun sunduğu bu açıklamayı kabul eden Hâkimlik, başvurucunun söz konusu uygulamaya ilişkin şikâyet başvurusunu reddetmiştir. Başvurucunun gerekli izninin olduğuna dair itirazı ise Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmemiştir.</p>

<p>18. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğünün de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altında olduğu konusunda herhangi bir şüphe bulunmamaktadır (<i>Murat Karayel (5) </i>[2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).</p>

<p>19. Öte yandan bir hapis cezasının veya özgürlükten yoksun bırakan benzer bir yaptırımın amacı ve meşruiyeti toplumu suça karşı korumak ve bununla bağlantılı olarak mahkûmların ıslahını sağlayabilmektir (daha geniş değerlendirmeler için bkz. <i>Halil Bayık </i>[GK], B. No: 2014/20002, 30/11/2017, § 36). Mahkûmların kendilerini geliştirmelerine imkân sağlayan el işi faaliyetleri yapmalarına ve bunları gönderebilmelerine imkân tanınması da mahkûmların ıslahı için önem taşımaktadır.</p>

<p>20. Bununla birlikte ifade özgürlüğü mutlak bir hak değildir ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabilir. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5),</i> § 29).</p>

<p>21. Mahkemelerce verilmiş hürriyeti bağlayıcı cezaların infaz edildiği yerler olan ceza infaz kurumları sıkı güvenlik koşullarına tabi olan, düzenli bir yaşamın sürdürülmesinin, güvenliğin ve disiplinin sağlanmasının son derece önem taşıdığı yerlerdir (<i>Umut Gündüz Altun </i>[1. B.], B. No: 2022/67376, 16/9/2025, § 25). Ancak somut olayda başvurucunun kaldığı odada el işi faaliyeti yapmasına imkân veren bir iznin bulunup bulunmadığının, Ceza İnfaz Kurumu izni dışında söz konusu eşyanın dışarı çıkarılıp çıkarılmadığının ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>22. Ceza infaz kurumlarınca mahpusların ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerin takdir payı içinde kalıp kalmadığı ve esas itibarıyla demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığı müdahalenin gerekçesine bakılarak anlaşılabilir. Dolayısıyla mevcut başvurudaki gibi ifade özgürlüğüne yapılan müdahalelerde kurumların ve derece mahkemelerinin dava konusu eşyların ceza infaz kurumunun asayişini ve güvenliğini tehlikeye düşüren, kamu görevlilerini hedef gösteren, terör ve çıkar amaçlı suç örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı olarak haberleşmelerine neden olan, kişi veya kuruluşları paniğe yöneltecek yalan ve yanlış bilgileri, tehdit ve hakaret oluşturan ifadeleri içerip içermediğini değerlendirmeleri gerekir (<i>Bejdar Ro Amed</i>, [2. B.], B. No: 2013/7363, 16/4/2015, § 80; idare ve derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapılmaması nedeniyle ihlal sonucuna ulaşılan bir karar için bkz. <i>Kamuran Reşit Bekir </i>[GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 73; derece mahkemelerince söz konusu değerlendirmelerin yapıldığının tespit edildiği bir karar için bkz. <i>Ahmet Temiz (6),</i> §§ 39-44).</p>

<p>23. Başvuruya konu olayda başvurucu tarafından yapılan bilekliğin ziyaretçisine verilmemesine yönelik olarak yapılan açıklamada; başvurucunun odasında el işi faaliyeti yapma izni bulunup bulunmadığına yönelik bir inceleme yapılmadan söz konusu eşyanın izinsiz bir şekilde yapıldığı gerekçe gösterilerek ziyaretçiye teslim edilmediği görülmektedir. Bu kısıtlamayı denetleyen derece mahkemelerinin kararlarında da başvurucunun izninin bulunup bulunmadığı hususunda yeterli araştırma yapılmadan Ceza İnfaz Kurumunun cevabi yazısı doğrultusunda değerlendirme yoluna gidilmiştir. Hatta başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesine verilen resmî iznin tarih ve sayısını belirterek (bkz. § 7) itirazda bulunmasına rağmen herhangi bir iznin varlığına dair araştırma yoluna gidilmediği anlaşılmaktadır. Oysa başvurucunun UYAP'ta kayıtlı dosyası içinde yapılan incelemede başvurucuya odasında el işi yapma izninin verildiğine dair resmî belgenin bulunduğu bilgisine ulaşılmıştır (bkz. § 3).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli olması gerekir (diğerleri arasından bkz. <i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; <i>Sırrı Süreyya Önder </i>[GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. <i>Eşref Arslan</i> [2. B.], B. No: 2014/14655, 18/7/2018, §§ 50-54; <i>Abdulhamit</i> <i>Babat</i><i> (3)</i> [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Sonuç olarak somut olayda Ceza İnfaz Kurumu ve yargı mercileri, başvurucunun ziyaretçisine vermek istediği bilekliğin teslim edilmemesinin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili </i>ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir. Bu nedenle başvuru konusu eşyanın teslim edilmemesinin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun gösterilemediği değerlendirilmiştir. Bu durumda, eldeki başvurunun şartlarında; müdahalenin dayanağı olarak gösterilen 5275 sayılı Kanun'un 35. maddesi ile Yönetmelik'in 14. maddesinin kanunilik ölçütünü sağladığı da söylenemez (bkz. § 15). Nitekim hem idari hem de yargısal kararlarda bu düzenlemler dışında herhangi bir kanuni düzenlemeye dayanılmadığı anlaşılmaktadır (bkz. §§ 5-6).</p>

<p>25. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>26. Başvurucu; ihlalin tespiti ile miktar belirtmeksizin manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>27. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan </i>[GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>28. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında net 20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğünün ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ 2. İnfaz Hâkimliğine (E.2022/3599, K.2022/4042) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022105058-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 12 Aug 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="76635"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38980"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="95692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57751"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29874"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40472"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53106"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88567"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50205"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="62675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="22005"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="53405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="12343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="56490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="22365"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="97514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="64421"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="62985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="20770"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
