<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 13 Sep 2026 20:41:21 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kira Sözleşmesinde Depozito İadesi: Ev Sahibi Vermezse Ne Yapılır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmesinde-depozito-iadesi-ev-sahibi-vermezse-ne-yapilir-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmesinde-depozito-iadesi-ev-sahibi-vermezse-ne-yapilir-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılında İstanbul'da bir kira sözleşmesi kurulurken artık neredeyse her sözleşmede bir depozito (güvence bedeli) maddesi yer alıyor; ama evden çıkış anında bu bedelin geri alınmasının aslında üç aylık kira tutarıyla sınırlı bir yasal çerçeveye bağlı olduğunu bilen kiracı sayısı oldukça az. Eşyal...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 yılında İstanbul'da bir kira sözleşmesi kurulurken artık neredeyse her sözleşmede bir <strong>depozito (güvence bedeli)</strong> maddesi yer alıyor; ama evden çıkış anında bu bedelin geri alınmasının aslında <strong>üç aylık kira tutarıyla sınırlı</strong> bir yasal çerçeveye bağlı olduğunu bilen kiracı sayısı oldukça az. Eşyalarınızı taşıdınız, anahtarları teslim ettiniz, evde herhangi bir hasar bırakmadınız; buna rağmen ev sahibi depozitoyu geri ödemekte oyalanıyorsa, elinizde hem kanuni hem pratik birkaç yol var. Bu yazıda o yolları adım adım ele alıyoruz.</p>

<p>Konuyu somutlaştırmak gerekirse: <strong>Bahçelievler'de</strong> iki yıldır kirada oturan bir aile düşünün. Ev boşaltılıyor, duvarlar boyalı bırakılıyor, tesisatta herhangi bir arıza yok; fakat ev sahibi "yeni kiracı gelene kadar bekleyelim" diyerek depozitoyu bir türlü iade etmiyor. Bu durum, hukuki hakların nasıl işletileceğini bilmeyen pek çok kiracının yaşadığı tipik bir tablodur.</p>

<p><strong>Depozito (Güvence Bedeli) Kira Sözleşmesinde Ne Anlama Gelir?</strong></p>

<p>Konut ve çatılı işyeri kiralarında güvence bedeli, <strong>Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 342. maddesinde</strong> düzenlenmiştir. Bu maddeye göre kiraya veren, kiracıdan sözleşme süresince ödenmeyen kira bedeli veya oluşabilecek hasar gibi olası alacaklarına karşılık bir güvence isteyebilir; ancak bu bedel <strong>üç aylık kira tutarını aşamaz</strong>. Aşan kısım hukuken geçersiz sayılır ve kiracı fazla ödediği tutarı geri isteyebilir.</p>

<p>Kanun, güvence nakit olarak alınmışsa ev sahibinin bunu <strong>vadeli bir banka hesabına, kiracının onayı olmadan çekilemeyecek şekilde yatırması</strong> gerektiğini de öngörür. Örneğin depozitosunu üç yıl önce ödemiş bir kiracı, bu süre boyunca işlemiş faizi de talep etme hakkına sahiptir, çoğu ev sahibi bu yükümlülüğü yerine getirmez ve depozitoyu doğrudan kendi hesabında tutar.</p>

<p>Evi teslim ederken durumun fotoğraflarla belgelenmesi ileride yaşanacak uyuşmazlıkları önler.</p>

<p><strong>Ev Sahibi Depozitoyu İade Etmezse İlk Adım: İhtarname</strong></p>

<p>Peki ama evden çıkıldı, teslim yapıldı ve depozito hâlâ elde değilse ilk hamle ne olmalı? Doğrudan dava açmak yerine önce <strong>noter aracılığıyla ihtarname</strong> göndermek, hem daha hızlı hem de mahkeme sürecinde işinize yarayacak bir belge oluşturur. İhtarnamede evin hasarsız ve borçsuz teslim edildiği, depozitonun belirli bir süre içinde (uygulamada genellikle <strong>3 ila 7 gün</strong> arası bir süre verilir) iade edilmesi gerektiği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>Somut bir örnek verelim: <strong>Zeytinburnu'nda</strong> iki aydır depozitosunu bekleyen bir kiracı, ev sahibiyle telefonla defalarca görüştüğü hâlde sonuç alamamıştı. Noterden gönderilen tek bir ihtarname, ev sahibini hem temerrüde düşürdü hem de faiz hesabının başlangıç tarihini netleştirdi, bu da olası bir davada kiracının lehine işleyen bir unsur oldu.</p>

<p>İhtarname aynı zamanda <strong>uzlaşma ihtimalini</strong> de artırır. Pek çok ev sahibi, resmi bir belge eline geçtiğinde dava masrafına girmemek için ödemeyi kısa sürede yapar. Bu nedenle dava öncesi bu adımı atlamamak, hem zaman hem masraf açısından anlamlıdır.</p>

<p><strong>İhtarnameye Rağmen Ödeme Yapılmazsa: Dava ve İcra Yolu</strong></p>

<p>İhtarnameye rağmen ödeme gelmiyorsa iki seçenek öne çıkar: <strong>icra takibi başlatmak</strong> veya doğrudan <strong>Sulh Hukuk Mahkemesi'nde alacak davası açmak</strong>. İcra takibi genellikle daha hızlı sonuç verir; ev sahibi itiraz etmezse takip kesinleşir ve tahsilat süreci başlar. İcra takibine itiraz edilmesi hâlinde ise itirazın iptali davası gündeme gelebilir; bu süreçte icra takibine karşı yapılması gerekenler hakkındaki genel ilkeler burada da geçerlidir, roller sadece tersine dönmüş olur.</p>

<p>Alacak davasında kiracının ispat yükü, evi <strong>hasarsız ve borçsuz</strong> teslim ettiğini göstermektir. Bu nedenle teslim anında çekilmiş fotoğraflar, tanık beyanları veya varsa tutanaklar davanın seyrini doğrudan etkiler. Dava açmadan önce mutlak bir sonuç vaat etmek doğru olmaz; her dosya kendi somut delil durumuna göre değerlendirilir.</p>

<p>Zamanaşımı açısından da bilinmesi gereken bir nokta var: depozito iadesine ilişkin alacak, adi alacaklar gibi <strong>10 yıllık genel zamanaşımı süresine</strong> tabidir. Yani depozitonuzu hemen talep etmediyseniz dahi hakkınız kısa sürede ortadan kalkmaz; ancak sürecin uzaması ispat zorluğunu artıracağından erken hareket etmek her zaman daha güvenlidir.</p>

<p><strong>Aşınma-Yıpranma ile Kiracının Kusuru Arasındaki Sınır Nerede?</strong></p>

<p>Uygulamada en çok tartışılan konulardan biri, ev sahibinin "duvarlar boyanmış", "parke çizilmiş" gibi gerekçelerle depozitodan kesinti yapmaya çalışmasıdır. Burada ayrım netleştirilmelidir: <strong>olağan kullanım sonucu oluşan yıpranma</strong> (boya solması, parkede zamanla oluşan hafif iz, musluk contalarının eskimesi) kiracıya yüklenemez; bu tür aşınmalar kira bedelinin doğal bir parçası sayılır.</p>

<p>Buna karşılık kiracının <strong>kusuruyla oluşan somut hasarlar</strong>, örneğin duvara açılmış büyük bir delik, kırılmış bir cam veya taşıma sırasında zarar görmüş bir tesisat, güvence bedelinden mahsup edilebilir. Örneğin <strong>Bakırköy'de</strong> bir kiracı, evden çıkarken mutfak dolabının menteşesinin kırık olduğu gerekçesiyle depozitosundan kesinti yapılmasına itiraz etmiş; ancak menteşenin taşınma sırasında değil, uzun süreli normal kullanım sonucu yıprandığı ortaya konulduğunda kesinti haksız bulunmuştur. Bu tür uyuşmazlıklarda ayrıntılı bir tespit tutanağı veya fotoğraflı kayıt, hangi tarafın haklı olduğunu gösteren en güçlü delildir.</p>

<p>Şimdi gelelim sıkça karıştırılan bir başka noktaya: ev sahibinin "boya masrafı" veya "temizlik ücreti" adı altında sabit bir kesinti yapması, kanunda öngörülen bir uygulama değildir. Kesinti ancak <strong>gerçek ve belgelenebilir bir zarar</strong> varsa yapılabilir; keyfi ve standart bir oran üzerinden kesinti talep edilmesi hukuken dayanaksızdır.</p>

<p>Depozito uyuşmazlıklarında yazılı belge ve tespit tutanağı belirleyici rol oynar.</p>

<p><strong>Banka Hesabındaki Güvence Bedeli için Özel Durum</strong></p>

<p>Depozito, sözleşme gereği bir bankaya vadeli hesap olarak yatırılmışsa kanun kiracıya ayrı bir güvence daha tanır: <strong>kira sözleşmesinin sona ermesinden itibaren üç ay içinde</strong> ev sahibi kiracı aleyhine bir dava açmaz veya icra takibi başlatmazsa, banka bu süre sonunda güvence bedelini doğrudan kiracıya öder. Bu, ev sahibinin süresiz biçimde depozitoyu "bekletme" hakkının olmadığını gösteren önemli bir düzenlemedir.</p>

<p>Bu noktada dikkat edilmesi gereken pratik bir ayrıntı var: depozitonun bankaya hangi hesap türünde yatırıldığı sözleşmede veya makbuzda net biçimde belirtilmemişse, kiracının bu korumadan yararlanması zorlaşır. Bu yüzden sözleşme kurulurken güvence bedelinin nasıl ve hangi hesapta tutulacağının açıkça yazılması, ileride çıkabilecek ihtilafları önemli ölçüde azaltır.</p>

<p><strong>Sonuç: Depozitonuzu Geri Almak İçin İzlenecek Sıra</strong></p>

<p>Özetle, ev sahibi depozitoyu iade etmiyorsa izlenecek yol belli bir sıra izler. Önce evin hasarsız ve borçsuz teslim edildiğini <strong>fotoğraf ve tanıkla belgeleyin</strong>. Ardından <strong>noter aracılığıyla ihtarname</strong> göndererek makul bir süre tanıyın. Bu süre sonunda ödeme yapılmazsa <strong>icra takibi veya alacak davası</strong> seçeneklerinden dosyanızın niteliğine uygun olanını değerlendirin. Depozito bankada vadeli hesapta ise üç aylık dava/takip süresinin işleyip işlemediğini kontrol etmeyi de unutmayın.</p>

<p>Bu süreçte tahliye ile ilgili haklarınızı da bilmek faydalı olur; ev sahibinin tahliye talebi karşısında kiracının hakları ile depozito iadesi süreci sıklıkla iç içe geçer. Her somut olayın kendine has koşulları olduğundan, dosyanızdaki delilleri ve süreleri doğru değerlendirmek nihai sonucu belirleyen en önemli unsurdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kira-sozlesmesinde-depozito-iadesi-ev-sahibi-vermezse-ne-yapilir-2</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kira-paras.jpg" type="image/jpeg" length="49546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15 ilde 'Ailem Güvende' operasyonu: 162 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-ilde-ailem-guvende-operasyonu-162-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-ilde-ailem-guvende-operasyonu-162-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 5 il merkezli ve toplam 15 ili kapsayan "Ailem Güvende" operasyonlarının detaylarını paylaştı. Operasyonlar kapsamında 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletme mercek altına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarının koordinasyonunda Emniyet ve Jandarma tarafından gerçekleştirilen "Ailem Güvende" operasyonlarının detaylarını Adalet Bakanı Akın Gürlek açıkladı. Fuhuş, müstehcenlik ve çocuk istismarına yönelik faaliyetlerin incelendiği soruşturmalarda, çok sayıda dijital materyale el konulurken bazı derneklere aktarılan yüksek tutarlı yurt dışı fonları da araştırılıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek’in açıklamalarını şöyle:</i></p>

<p>"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ortaya koyduğu 2026–2035 Aile ve Nüfus On Yılı vizyonu ve 2026/4 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi doğrultusunda; çocuklarımızı, aile kurumunu ve toplum düzenini korumaya yönelik çalışmalarımızı kararlılıkla sürdürüyoruz.</p>

<p>İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarımızın koordinasyonunda, Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızla birlikte başlatılan “Ailem Güvende” operasyonlarında, 5 il merkezli ve toplam 15 ili kapsayan çalışmalarda 162 şüpheli, 9 dernek ve 13 işletmeye yönelik adli işlemler gerçekleştirilmektedir.</p>

<p>Soruşturmalarda; fuhşa aracılık veya yer temin eden kişiler, bu faaliyetlere ortam sağladığı değerlendirilen işletmeler, müstehcen içerik üreten ve yayan şüpheliler ile çocukların bu içeriklere maruz bırakılmasına yönelik faaliyetler incelenmiştir.</p>

<p>Gizli soruşturmacı görevlendirilmesi, teknik ve fiziki takip, tanık beyanları, dijital incelemeler ve görüntü kayıtları sonucunda eş zamanlı gözaltı, arama ve el koyma işlemleri yapılmış; uyuşturucu maddeler ile çok sayıda dijital materyale el konulmuş, çok sayıda sosyal medya hesabı ve internet sitesine erişimin engellenmesi tedbiri uygulanmıştır.</p>

<p>Soruşturmaların mali boyutunda ise MASAK incelemelerinde bazı derneklere yurt dışındaki kamu kurumları ve yabancı kuruluşlardan yüksek tutarlarda fon aktarıldığı tespit edilmiştir. Bu para hareketlerinin kaynağı ve soruşturmalara konu faaliyetlerle bağlantısı araştırılmaktadır.</p>

<p>Soruşturmaları titizlikle yürüten İstanbul, Ankara, İzmir, Aydın ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılıklarımıza, operasyonlarda görev alan Emniyet ve Jandarma teşkilatlarımızın kıymetli mensuplarına ve katkı sunan tüm kamu görevlilerimize teşekkür ediyorum.</p>

<p>Anayasamızın aile ve çocukların korunmasına ilişkin devlete yüklediği sorumluluk çerçevesinde, çocuklarımızı, gençlerimizi ve ailelerimizi hedef alan hiçbir suç yapılanmasına, istismar ağına ve yasa dışı faaliyete müsamaha göstermeyeceğiz!"</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-ilde-ailem-guvende-operasyonu-162-supheli-hakkinda-adli-islem-baslatildi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/6aa64224242e1cf6f86a1a7a.webp" type="image/jpeg" length="25358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZORUNLU TRAFİK SİGORTACISI İLE İHTİYARİ MALİ SORUMLULUK SİGORTACISININ SIRALI SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-trafik-sigortacisi-ile-ihtiyari-mali-sorumluluk-sigortacisinin-sirali-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zorunlu-trafik-sigortacisi-ile-ihtiyari-mali-sorumluluk-sigortacisinin-sirali-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2026 Tarihli Kararı Üzerine Bir İnceleme: Müteselsil Hüküm Yasağı, KTK m. 104 ve Mükerrer Tahsil Kaydı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Zorunlu trafik sigortası limitlerinin, özellikle yüksek bedelli araçların pert olduğu ve ağır bedensel zararın doğduğu kazalarda gerçek zararın gerisinde kaldığı sık görülen bir durumdur. Bu boşluğu kapatmak için tasarlanmış araç, motorlu kara taşıtları ihtiyari mali sorumluluk sigortasıdır (İMM). Ne var ki uygulamada zarar görenler ve kimi zaman ilk derece mahkemeleri, zorunlu sigortacı ile ihtiyari sigortacıyı tek bir borçlu kümesi gibi ele almakta, her iki sigortacıya karşı müteselsil hüküm kurmakta ya da zorunlu sigorta limitinin tükenip tükenmediğini araştırmadan ihtiyari sigortacıyı sorumlu tutmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-20241337-e-2026790-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2026 tarihli ve 2024/1337 E., 2026/790 K. sayılı kararı,</a> bu hatayı üç başlık altında düzeltmesi bakımından öğreticidir: Daire, zorunlu ve ihtiyari sigortacılar arasında müteselsil değil sıralı bir sorumluluk bulunduğunu, aracın mesleki faaliyet için bırakıldığı teşebbüsün Karayolları Trafik Kanunu'nun 104. maddesi uyarınca işleten gibi sorumlu tutulup tutulmayacağının araştırılması gerektiğini ve asıl-birleşen davada aynı alacak kalemleri için tahsilde tekerrür kaydı konulmasının zorunlu olduğunu belirterek ilk derece kararını kaldırmıştır. Bu çalışmada karar özetlenmekte, sıralı sorumluluk kuralının normatif temeli ve Yargıtay çizgisi ortaya konulmakta, ardından kararın uygulamaya yansımaları ve tartışmaya açık noktaları değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>I. OLAY VE YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Karara konu olayda davalı araç maliki, aracını yıkanması için bir oto yıkama işletmesine bırakmış; işletmede yeni çalışmaya başlayan işçi, aracı izinsiz olarak trafiğe çıkararak davacının sevk ve idaresindeki araca çarpmıştır. Kaza tespit tutanağı ve bilirkişi raporuna göre davacı kusursuz, aracı kaçıran sürücü yüzde yüz kusurludur. Araç maliki, olaydan haberdar olur olmaz kolluğa başvurmuş; aracı kaçıran kişi hakkında hırsızlık suçundan kamu davası açılmıştır. Kazaya karışan aracın hem zorunlu mali sorumluluk sigortası hem de ayrı bir şirkette ihtiyari mali sorumluluk sigortası bulunmaktadır.</p>

<p>Davacı, hasar bedeli, değer kaybı ve araç mahrumiyet bedelini önce araç maliki, sürücü ve iki sigortacıya karşı; birleşen davada ise oto yıkama işletmesinin sahibine karşı talep etmiştir. İlk derece mahkemesi her iki davayı da kabul ederek 19.600 TL hasar bedeli, 10.000 TL değer kaybı ve 3.500 TL mahrumiyet bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan <strong>müştereken ve müteselsilen</strong> tahsiline karar vermiştir. Kararı araç maliki ile her iki sigortacı istinaf etmiştir. İhtiyari sigortacının istinaf sebebi kararın omurgasını oluşturur: Sorumluluğu sıralı sorumluluk ilkesi gereği zorunlu sigortacıdan sonra gelir; hükmedilen hasar ve değer kaybı tutarları zorunlu sigorta limitinin içinde kaldığından kendisinin sorumluluğu hiç doğmamıştır; kabul anlamına gelmemek kaydıyla yalnızca araç mahrumiyet bedelinden sorumlu tutulabilir.</p>

<p><strong>II. KARARIN GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Daire, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı incelemesini üç noktada yoğunlaştırmıştır.</p>

<p><strong>1. KTK m. 104 araştırılmadan hüküm kurulması.</strong> Daire, aracın yıkanması amacıyla bir işletmeye bırakıldığını ve buradan kaçırıldığını tespit ederek, davalıların sorumluluğunun belirlenmesi için Karayolları Trafik Kanunu'nun 104. maddesinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Maddeye göre motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım gibi bir amaçla kendisine bırakılan aracın sebep olduğu zararlardan işleten gibi sorumludur; aracın işleteni ve araç için zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacı bu zararlardan sorumlu değildir. Daire, ceza dosyasının getirtilerek araç malikinin ve zorunlu sigortacısının sorumluluğunun bu madde ışığında tartışılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>2. Zorunlu ve ihtiyari sigortacıya müteselsil hüküm kurulması.</strong> Daire, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın 1. maddesine göre ihtiyari sigortacının, zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitinin üstünde kalan miktardan başlayıp kendi teminat limitine kadar sorumlu olduğunu; kanun koyucunun iki sigortacı bakımından müşterek ve müteselsil değil <strong>sıralı</strong> bir sorumluluk düzenlediğini vurgulamıştır. Kaza tarihinde zorunlu sigortanın maddi teminat limitinin 50.000 TL olduğunu tespit eden Daire, sigortacıların sorumluluklarının zorunlu ve ihtiyari poliçeler kapsamında <strong>ayrı ayrı</strong> belirlenmesi gerekirken müteselsil hüküm kurulmasını isabetsiz bulmuştur.</p>

<p><strong>3. Tahsilde tekerrür kaydının eksikliği.</strong> Asıl dava araç maliki, sürücü ve iki sigortacıya; birleşen dava işletme sahibine karşı açıldığından, aynı alacak kalemleri için her iki davada ayrı ayrı hüküm kurulması mükerrerlik ve infazda tereddüt doğurmaktadır. Daire, hükmün "tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla" ibaresiyle kurulması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Bu üç gerekçeyle ilk derece kararı HMK m. 353/1-a-6 uyarınca kaldırılmış, dosya yeniden yargılama için mahkemesine gönderilmiştir. Karar, dosya üzerinden ve kesin olarak verilmiştir.</p>

<p><strong>III. SIRALI SORUMLULUĞUN NORMATİF TEMELİ VE YARGITAY ÇİZGİSİ</strong></p>

<p>Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi işleteni, aracın işletilmesinden doğan zarardan sorumlu tutar; 91. maddesi ise bu sorumluluğun karşılanması için mali sorumluluk sigortası yaptırmayı zorunlu kılar. Zorunlu sigortanın kapsamı, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.1 maddesinde, işletene düşen hukuki sorumluluğun zorunlu sigorta limitlerine kadar teminat altına alınması olarak tanımlanır. İhtiyari sigortanın kapsamı ise İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın 1. maddesinde, işletene yükletilebilecek hukuki sorumluluğun zorunlu sigorta haddi üstünde kalan kısmının poliçede yazılı hadlere kadar temin edilmesi olarak belirlenmiştir. İki düzenleme birlikte okunduğunda ihtiyari sigortanın başlangıç noktası zorunlu sigorta limitinin bittiği yer, bitiş noktası ise kendi poliçe limitidir.</p>

<p>Yargıtay bu yapıyı istikrarlı biçimde "sıralı sorumluluk" olarak nitelendirmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20183812-e-20202995-k-sayili-karari" rel="dofollow"> 17. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2020 tarihli ve 2018/3812 E., 2020/2995 K. sayılı kararı</a>nda, aynı şirketin hem zorunlu hem de kasko poliçesi içinde ihtiyari sigortacı olduğu bir değer kaybı davasında, hükmedilen 16.000 TL kaza tarihindeki 25.000 TL'lik zorunlu sigorta limitini aşmadığından ihtiyari sigorta kapsamında sorumluluğun doğmadığı belirtilmiş ve hükme şirketin zorunlu sigorta poliçesi kapsamında sorumlu tutulduğu ibaresi eklenerek karar düzelterek onanmıştır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221661-e-20236984-k-sayili-karari" rel="dofollow">4. Hukuk Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli ve 2022/1661 E., 2023/6984 K. sayılı kararı</a>nda ise Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyeti'nin, zorunlu sigortacının limitinin tükenip tükenmediğini araştırmaksızın ihtiyari sigortacıyı 98.500,50 TL değer kaybından sorumlu tutan kararı bozulmuş; zarar zorunlu sigorta kapsamında kaldığı sürece ihtiyari sigortacının sorumluluğundan söz edilemeyeceği vurgulanmıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri de aynı çizgidedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-35-hukuk-dairesinin-20241108-e-20251478-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Ankara BAM 35. Hukuk Dairesi'nin 27.11.2025 tarihli ve 2024/1108 E., 2025/1478 K. sayılı kararı</a>nda, genişletilmiş kasko poliçesiyle ihtiyari sigortacı sayılan şirkete karşı açılan davada ilk derece mahkemesinin, davacının zorunlu sigorta poliçesine dayanmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi isabetsiz bulunmuş; mahkemenin önce gerçek zararın zorunlu sigorta limiti içinde kalıp kalmadığını belirlemesi, aşıyorsa ihtiyari sigortacıyı poliçe limitiyle sınırlı olarak ve sigortalısının kusuru oranında sorumlu tutması gerektiği belirtilmiştir. İnceleme konusu 26. Hukuk Dairesi kararı, bu içtihadı iki sigortacının farklı şirketler olduğu ve hükmün müteselsil kurulduğu bir olaya uygulamaktadır.</p>

<p><strong>IV. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>1. Müteselsil hüküm yasağının isabeti.</strong> Kararın sıralı sorumluluğa ilişkin gerekçesi hem Genel Şartlar'ın lafzına hem de yerleşik içtihada uygundur. Sürücü, işleten ve zorunlu sigortacı zarar görene karşı müteselsilen sorumlu iken (KTK m. 85, 91), ihtiyari sigortacının borcu ancak zorunlu limit tükendiğinde doğan, miktarı zorunlu limitle poliçe limiti arasındaki farkla sınırlı, kendine özgü bir borçtur. Bu borcu müteselsil zincire eklemek, zarar görene zorunlu limit içindeki tutarı ihtiyari sigortacıdan tahsil etme imkânı verir ki bu, poliçenin teminat altına almadığı bir riskin ödetilmesi anlamına gelir. Daire'nin sorumlulukların "poliçeler kapsamında ayrı ayrı" belirlenmesini istemesi bu nedenle doğrudur. Uygulama açısından bunun anlamı, hüküm fıkrasının zorunlu sigortacı için "poliçe limitiyle sınırlı olarak", ihtiyari sigortacı için "zorunlu sigorta limitini aşan kısımdan ve kendi poliçe limitiyle sınırlı olarak" biçiminde iki ayrı bent hâlinde yazılmasıdır.</p>

<p><strong>2. Kaza tarihindeki limit vurgusu.</strong> Daire'nin olay tarihindeki maddi teminat limitini (50.000 TL) açıkça tespit etmesi dikkat çekicidir. Uygulanacak limit, poliçenin düzenlendiği tarihin değil kaza tarihinin limitidir ve limit her yıl güncellendiğinden, ihtiyari sigortacının sorumluluğunun hangi rakamdan başlayacağı ancak bu tespitle belirlenebilir. Karar bu yönüyle, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023 tarihli kararında vurguladığı "limitin tükenip tükenmediğinin araştırılması" gereğinin ilk derecede nasıl yerine getirileceğini de göstermektedir: kaza tarihindeki limit tespit edilecek, zorunlu sigortacının ödemeleri belirlenecek, gerçek zararın limit üstü kısmı varsa ihtiyari sigortacıya yöneltilecektir. Zarar gören vekili açısından bundan çıkan ders, ihtiyari sigortacıya karşı yöneltilen talebin daha dava dilekçesinde zorunlu sigortacının ödeme belgesi ve limit yazısıyla desteklenmesi gerektiğidir; aksi hâlde dosya ya reddedilmekte ya da eksik inceleme gerekçesiyle kaldırılmaktadır.</p>

<p><strong>3. KTK m. 104 ve zarar görenin tahsil güvencesi.</strong> Kararın en tartışmaya açık yönü 104. maddeye ilişkindir. Madde, mesleki faaliyet için kendisine araç bırakılan teşebbüs sahibini işleten gibi sorumlu tutarken aracın işletenini ve zorunlu sigortacısını sorumluluktan çıkarmakta; buna karşılık teşebbüs sahiplerine kendilerine bırakılan araçları kapsayan ayrı bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırma yükümlülüğü getirmektedir. Somut olayda araç, yıkama hizmeti için işletmeye bırakılmış ve işletmenin çalışanı tarafından kaçırılmıştır. Daire, haklı olarak, malikin ve zorunlu sigortacının sorumluluğunun ancak bu madde ışığında belirlenebileceğini söylemiş; ancak aracın izinsiz kullanımının 104. madde anlamında "kendisine bırakılan aracın sebep olduğu zarar" kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin bir görüş açıklamamıştır. Bu soru dosyanın kaderini belirleyecek niteliktedir. Aracın işletme çalışanı tarafından kaçırılması, aracın işletmenin fiilî hâkimiyetindeyken gerçekleştiğinden, kanaatimizce maddenin koruma amacı bu olayı da kapsar; işletme, aracı teslim aldığı andan itibaren gözetim yükümlülüğü altındadır ve çalışanının fiilinden işleten gibi sorumludur.</p>

<p>Ne var ki bu sonucun zarar gören aleyhine ciddi bir tahsil riski doğurduğu görmezden gelinemez. Malik ve zorunlu sigortacı devre dışı kaldığında zarar görenin muhatabı, çoğu zaman küçük ölçekli bir işletme ile onun 104. maddenin üçüncü fıkrasında öngörülen sigortasıdır; uygulamada bu sigortanın yaptırılmadığı bilinen bir gerçektir. Aynı akıbet ihtiyari sigortacı için de söz konusudur: İhtiyari sigorta işletenin sorumluluğunu teminat altına aldığından, işletenin sorumluluğunun 104. madde uyarınca ortadan kalktığı bir olayda ihtiyari sigortacının da sorumlu tutulamayacağı sonucuna varmak kaçınılmaz görünmektedir. Kanun koyucunun zarar göreni tam kusursuz bir kazada sigortasız bir işletmeyle baş başa bırakması, düzenlemenin amacıyla bağdaşmamaktadır. De lege ferenda, 104. maddenin üçüncü fıkrasındaki sigortanın yaptırılmamış olması hâlinde Güvence Hesabı'nın devreye girmesi ya da zorunlu sigortacının sorumluluğunun teşebbüs sigortasına rücu hakkı saklı kalmak kaydıyla korunması düşünülebilir.</p>

<p><strong>4. Araç mahrumiyet bedeli ve ihtiyari sigortanın kapsamı.</strong> Kararda doğrudan ele alınmamakla birlikte, ihtiyari sigortacının istinaf dilekçesindeki bir kabul dikkat çekmektedir: Şirket, hasar ve değer kaybının zorunlu limit içinde kaldığını savunurken "kabul anlamına gelmemek kaydıyla" yalnızca araç mahrumiyet bedelinden sorumlu tutulabileceğini ifade etmiştir. Bu beyan, mahrumiyet bedelinin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın A.6 maddesinin (k) bendi uyarınca zorunlu sigorta teminatı dışında kaldığı, buna karşılık ihtiyari sigorta bakımından böyle bir istisnanın bulunmadığı yönündeki görüşü desteklemektedir. İhtiyari sigortanın kapsamı "işletene yükletilebilecek hukuki sorumluluk" olarak tanımlandığından ve zorunlu sigortadaki dolaylı zarar istisnası bu poliçeye taşınmadığından, mahrumiyet bedelinin poliçe özel şartlarında aksi kararlaştırılmadıkça ihtiyari sigortacıdan istenebileceği kanaatindeyiz. Daire'nin istinaf sebepleriyle sınırlı inceleme yaptığı dikkate alındığında, bu konunun yeniden yargılamada tartışılması beklenmelidir.</p>

<p><strong>5. Tahsilde tekerrür kaydı.</strong> Asıl ve birleşen davada farklı davalılara karşı aynı zarar kalemleri için hüküm kurulduğunda, hükümlerin "tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla" ibaresiyle birbirine bağlanması yerleşik uygulamadır. Kaydın eksikliği zarar görenin aynı alacağı iki kez tahsil etmesine yol açabileceği gibi, icra aşamasında hangi borçlunun ne kadar ödediğinin izlenememesine de neden olur. Daire'nin bu hususu kamu düzenine ilişkin görerek resen gözetmesi yerindedir.</p>

<p><strong>V. UYGULAMAYA İLİŞKİN TESPİTLER</strong></p>

<p>Karar, zorunlu sigorta limitini aşan zararlarda izlenecek yolu üç adımda özetlemeye imkân vermektedir. Birinci adımda kaza tarihindeki zorunlu sigorta limiti ve zorunlu sigortacının fiilî ödemeleri belgelenmelidir; birden fazla zarar görenin bulunduğu kazalarda garame dağılımını gösteren yazı da bu belgeye dahildir. İkinci adımda ihtiyari sigortacıya yöneltilen talep, gerçek zararın limit üstü kısmıyla ve poliçe limitiyle sınırlı olarak, kusur oranı gözetilerek yazılmalı; zorunlu sigortacı ile ihtiyari sigortacı hakkında müteselsil talepte bulunulmamalıdır. Üçüncü adımda, ihtiyari sigortanın da bulunmadığı ya da yetmediği hâllerde bakiye için işleten ve sürücüye karşı dava yolu açıktır; bu davada, aracın mesleki faaliyet için bir teşebbüse bırakılmış olup olmadığı 104. madde bakımından baştan araştırılmalıdır.</p>

<p>Usul yönünden, ihtiyari sigortacıya karşı Sigorta Tahkim Komisyonu'na başvurulabilmesi için sigortacının Komisyon üyesi olması gerekir; zorunlu sigortalardan farklı olarak ihtiyari sigortada üyelik şartı aranır. Üye olmayan şirketler bakımından asliye ticaret mahkemesi görevlidir ve dava şartı arabuluculuk uygulanır. Zorunlu sigortacı ile ihtiyari sigortacının aynı şirket olduğu hâllerde ise tek bir başvuruda her iki poliçeye ayrı ayrı dayanılması, 17. Hukuk Dairesi'nin 2020 tarihli kararında vurgulandığı üzere hükümde hangi poliçeden ödeme yapıldığının açıkça gösterilmesini sağlar.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Ankara BAM 26. Hukuk Dairesi'nin incelenen kararı, zorunlu ve ihtiyari sigortacılar arasındaki sıralı sorumluluk kuralını Yargıtay içtihadıyla uyumlu biçimde uygulamakta, kaza tarihindeki limitin tespiti ve poliçeler kapsamında ayrı ayrı hüküm kurulması gereğini açıkça ortaya koymaktadır. Kararın 104. maddeye ilişkin bölümü ise, aracı mesleki faaliyet için teslim alan teşebbüsün sorumluluğunu gündeme getirirken, bu sigortanın yaptırılmadığı hâllerde zarar görenin tahsil güvencesinden yoksun kalması sorununu da görünür kılmaktadır. Uygulayıcılar için kararın mesajı nettir: Limit üstü zarar dosyalarında zorunlu sigortacının ödeme ve limit belgesi dava dilekçesinin ekinde bulunmalı, ihtiyari sigortacıya yöneltilen talep limit üstü kısımla sınırlanmalı ve mesleki faaliyet teşebbüslerinin karıştığı kazalarda sorumluluk zinciri 104. madde ışığında baştan kurulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 85, 91, 97, 104, 109.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, m. 1478.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 353, 355.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, m. A.1, A.6.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, m. 1.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-20241337-e-2026790-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ankara BAM 26. HD, 30.04.2026, E. 2024/1337, K. 2026/790.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-35-hukuk-dairesinin-20241108-e-20251478-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Ankara BAM 35. HD, 27.11.2025, E. 2024/1108, K. 2025/1478.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221661-e-20236984-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 25.05.2023, E. 2022/1661, K. 2023/6984.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20183812-e-20202995-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 01.06.2020, E. 2018/3812, K. 2020/2995.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zorunlu-trafik-sigortacisi-ile-ihtiyari-mali-sorumluluk-sigortacisinin-sirali-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/kaza-trafik-arac-4.jpg" type="image/jpeg" length="53913"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara BAM 35. Hukuk Dairesi'nin 2024/1108 E., 2025/1478 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-35-hukuk-dairesinin-20241108-e-20251478-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-35-hukuk-dairesinin-20241108-e-20251478-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi'nin 27/11/2025 tarihli, 2024/1108 E., 2025/1478 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANKARA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
35. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2024/1108<br />
KARAR NO : 2025/1478</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
K A R A R</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : ANKARA 9. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 23/05/2024<br />
NUMARASI : 2023/754 Esas 2024/408 Karar<br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat</p>

<p>KARAR TARİHİ : 27/11/2025<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
YAZILMA TARİHİ : 27/11/2025</p>

<p>Mahalli mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkiline ait ... plakalı aracın, 10.08.2023 tarihinde, saat 15:00 sıralarında ... İli ... İlçesinde seyir halinde iken dava dışı ...'ye ait, yine kendi sevk ve idaresindeki ... plakalı aracın çarpması neticesinde hasarlandığını, söz konusu kazanın meydana gelmesinde müvekkiline ait araç sürücüsünün kusursuz, davalıya ait araç sürücüsünün ise tam kusurlu olduğunu, davalı sigorta şirketinin ... numaralı Kasko Poliçesi ile ... plakalı aracın kasko sigortacısı olduğunu, bu kapsamda müvekkilinin aracında meydana gelen zararlardan poliçe kapsamında sorumlu olduğunu, dava konusu kaza sonrası oluşan zararların karşılanmasına ilişkin taraflarınca arabuluculuk başvurusu yapılmış olup başvuru neticesinde anlaşmaya varılamadığını, müvekkiline ait araçta bahsi geçen kaza neticesinde hasar meydana geldiğini ve aracın çok sayıda parçasının değiştirilmek ve onarılmak zorunda kalındığını, müvekkili tarafından bu hasarların tespiti amacıyla ekspertiz incelemesi yaptırıldığını, aracın hasar miktarının toplamda KDV dahil 165.406,15 TL olduğunun tespit edildiğini belirterek, şimdilik 1000,00 TL değer kaybı, 1000,00 TL hasar bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte, davalıdan tahsilini istemiştir.<br />
Davalı davaya cevap vermemiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece, Yargıtay kararları ve poliçe genel şartları uyarınca maddi tazminata ilişkin talepler bakımından ZMMS ile kasko poliçelerine başvuruda sıralı sorumluluk öngörülmüş olup, kasko sigortacısının ancak trafik sigortası limitini aşan ve karşılanmayan tazminat miktarlarından sorumlu olacağı, davacının vekil aracılığıyla davalıya yapmış olduğu iki ayrı başvuru ile 165.406,15-TL hasar bedeli ve 80.000,00-TL değer kaybı talebinde bulunduğu, sigorta bilgi ve gözetim merkezine yazılan müzekkere cevabında davalı aracının kaza tarihinde geçerli ZMMS poliçesinin var olduğunun bildirildiği, somut olayın incelenmesinde, davacı doğrudan kasko poliçesine başvurup ZMMS poliçe limitinin üstünde kalan zararı talep etmesi mümkün ise de davacı dava dilekçesine ekli başvuru evraklarında ZMMS poliçesi yokmuş gibi tüm zararı davalıdan talep ettiği, ZMMS poliçesine davada delil olarak dayanmadığı, dava resen araştırma gerektiren davalardan da olmadığından ZMMS sigortacısından poliçe ve hasar dosyası celp edilmediği ve poliçedeki limitlerle ayrıca ZMMS poliçesinde bir İhtiyari Mali Mesuliyet Klozu bulunup bulunmadığı, fazla ödeme olup olmadığı da tespit edilemediği, eksik delillerle açılan dava kapsamında resen araştırmada yapılamayacağı gerekçesiyle; " Davanın REDDİNE" karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Davacı ... vekili istinaf dilekçesinde; yerel mahkeme her ne kadar ret kararını kesin vermişse de belirsiz alacak davasında tümden ret kararı verilmesi durumunda kararın davacı yönünden kesin olamayacağını, bu nedenle işbu belirsiz alacak davasında talebin reddi halinde kesinlik sınırı uygulanmaksızın istinaf kanun yoluna başvuru hakkı bulunduğunu, öncelikle dava belirsiz alacak davası olarak açılmış olup tüm hasar bedelini davalıdan talep ettiklerine yönelik dosyada herhangi bir talep bulunmadığını, kazanın meydana geldiği tarihte trafik sigortası poliçe limiti 120.000,00-TL olup dosyaya sunulan ve taraflarınca harici alınan ekspertiz raporunda tespit edilen hasar bedeli 165.406,15-TL olduğunu, basit bir müzekkereyle dahi trafik sigorta şirketine müzekkere yazılarak söz konusu dosya üzerinden yapılan ödemenin öğrenilmesinin mümkün olduğunu, eksik araştırma neticesinde karar verildiğini belirterek, kararın kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE</strong></p>

<p>Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.<br />
Her ne kadar yerel mahkemece, kararın kesin olduğu belirtilmiş ise de, HMK'nın 341. maddesi miktar itibarı ile kesinlik sınırına yönelik düzenlemeler içermekte olup, buna göre 6100 sayılı HMK'nın 341/3. maddesinde, alacağın bir kısmının dava edilmiş olması durumunda kesinlik sınırının alacağın tamamına göre belirleneceği, davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığı ve fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğu anlaşılmakla, yerel mahkemece verilen karar 6100 sayılı HMK'nın 341/3. maddesindeki yasal düzenleme sebebiyle istinaf kanun yolu açık bir karar olup, yerel mahkemece verilen kararın miktar itibarı ile kesin olduğunun belirtilmesinin de bu anlamda sonuca bir etkisinin bulunmadığı görülmüş ve Dairemizce istinaf incelemesi yapılmıştır.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, davalı genişletilmiş kasko poliçesi ile aracın ihtiyari mali sorumluluk sigortacısıdır.</p>

<p>Motorlu Kara Taşıt Araçları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları’nın, sigorta teminatının kapsamını belirleyen 1. maddesine göre, bu tür sorumluluk sigortasını yapan sigortacı, Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin üzerinde kalan kısmını poliçede yazılı hadlere kadar temin etmekle yükümlüdür.</p>

<p>Bahse konu düzenlemeden de anlaşılacağı üzere, yasa koyucu, uğranılan maddi zararlar yönünden trafik sigortacısı ve varsa ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, sıralı bir sorumluluk düzenlemiştir.</p>

<p>Başka bir anlatımla meydana gelen zarar Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında ise ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu doğmayacaktır. Ancak limit aşımında ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğu söz konusu olacaktır.</p>

<p>Somut olayda, davalı ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı olup, olay tarihi itibariyle bu davalının, ZMSS limitini aşan kısımdan (poliçe limiti dahilinde sınırlı olarak) sigortalısının kusuru oranında sorumlu olacağı açıktır.</p>

<p>Hal böyle olunca; tespit edilen gerçek zararın öncelikle zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi limiti içinde kalıp kalmadığının belirlenmesi, kalıyorsa davanın reddine, gerçek zarar, ZMSS limitini aşıyorsa, o zaman ihtiyari mali sorumluluk sigortası poliçesi limitiyle sınırlı olarak davalının sorumluluğuna karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir. (Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin: 2019/6153 Esas, 2020/6923 Karar sayılı ilamı)</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, kararın HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kaldırılmasına, davanın yeniden görülerek, yukarıda açıklanan eksikliklerin giderilmesi ile tüm deliller toplandıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmesi için dosyanın mahal mahkemesine gönderilmesine, davacının sair istinaf itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına dair aşağıdaki hüküm tesis edilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere;</p>

<p>1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ İLE, Ankara 9. Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen 23/05/2024 tarihli, 2023/754 Esas - 2024/408 Karar sayılı kararın, HMK’nın 353/1-a-6. maddesi gereğince KALDIRILMASINA,<br />
Kararın kaldırılma sebebine göre, davacı vekilinin sair istinaf taleplerinin İNCELENMESİNE YER OLMADIĞINA,</p>

<p>2-Dosyanın, davanın yeniden görülmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>3-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının istek halinde istinaf eden tarafa iadesine,</p>

<p>4-İstinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesinde değerlendirilmesine,</p>

<p>5-Karar tebliği, kesinleştirme, harç ve gider avansı iadesi işlemlerinin ilk derece mahkemesince yapılmasına,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda, HMK.nın 353/1-a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 27/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-35-hukuk-dairesinin-20241108-e-20251478-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/istinafsd.jpeg" type="image/jpeg" length="11663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ankara BAM 26. Hukuk Dairesi'nin 2024/1337 E., 2026/790 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-20241337-e-2026790-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-20241337-e-2026790-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2026 tarihli, 2024/1337 E., 2026/790 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANKARA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
26. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>ESAS NO : 2024/1337<br />
KARAR NO : 2026/790</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
K A R A R</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : ANKARA 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 15.05.2024<br />
NUMARASI : 2023/214 Esas 2024/267 Karar</p>

<p><br />
DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ : 30.04.2026<br />
GEREKÇELİ KARAR<br />
YAZILMA TARİHİ : 21.05.2026<br />
İlk derece mahkemesince verilen karara karşı asıl davada davalı ... vekili , davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili ve davalı ... Sigorta Şirketi vekili tarafından süresi içinde istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, başvuru şartlarının yerine getirildiği dosya üzerinde yapılan ön inceleme ile anlaşılmakla yapılan istinaf incelemesi sonunda;</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARI</strong></p>

<p>Asıl davada davacı vekili, 14.05.2022 tarihinde, davalılardan ... adına kayıtlı, ... Sigorta Anonim Şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile, ... Sigorta Anonim Şirketine de ihtiyari mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı ... plakalı aracın oto yıkama servisine bırakılması sonrasında oto yıkama elemanı ... tarafından izinsiz olarak trafiğe çıkarıldığını ve davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının aracında oluşan hasar nedeniyle 19.600,00TL hasar ödemek zorunda kaldığını, onarımın 15 gün sürdüğünü ve bu süre zarfında davacının aracından mahrum kaldığı gibi, aracında değer kaybının da meydana geldiğini, düzenlenen kaza tespit tutanağına göre, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurunun bulunmadığını belirterek HMK'nın 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak 10.000,00 TL hasar bedeli, 100,00 TL değer kaybı ve 100,00 TL araç mahrumiyet bedeli tazminatı olmak üzere toplam 10.200,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini istemiş, yargılama sırasında hasar bedeli talebini 19.600,00 TL, değer kaybı talebini 10.000,00 TL, araç mahrumiyet bedeli talebini 3.500,00 TL olarak artırmıştır.</p>

<p>Davalı ... vekili, ... adına kayıtlı ... plakalı aracın oto yıkama servisine bırakılması sonrasında oto yıkama elemanı ... tarafından trafiğe çıkarıldığından ve aracın çalındığından haberdar olur olmaz saat 13:00 civarında 112'yi arayarak ve karakola giderek şikâyetçi olduğunu, dava konusu kazanın ise 18:58'de meydana geldiğinden davalı ...'in işleten sıfatıyla sorumluluğunun bulunmadığını, adı geçen hakkında şikâyetçi olmaları üzerine Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/564E.sayılı dosyası ile hırsızlık suçundan dava açıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ... Sigorta Şirketi vekili, davanın zamanaşımına uğradığını, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 104.maddesine göre, araç malikinin işletenlik sıfatı kalkmış olduğundan, buna bağlı olarak işletenin sorumluluğunu üstlenmiş olan davalı zorunlu mali sorumluluk sigortacısı ... Sigorta Anonim Şirketinin de sorumluluğunun bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi, davanın zamanaşımına uğradığını, davadan önce davacı tarafından araç mahrumiyet bedeline ilişkin olarak arabuluculuğa başvuruda bulunulmadığını, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin limitinin aşılması hâlinde söz konusu olacağını belirterek davanın reddini savunmuştur.<br />
Birleşen 2024/180E.sayılı davada davacı vekili, 14.05.2022 tarihinde, ... adına kayıtlı ... plakalı aracın davalının işlettiği oto yıkama servisine bırakılması sonrasında oto yıkama elemanı ... tarafından izinsiz olarak trafiğe çıkarıldığını ve davacının sevk ve idaresindeki ... plakalı araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının aracında oluşan hasar nedeniyle 19.600,00TL hasar ödemek zorunda kaldığını, onarımın 15 gün sürdüğünü ve bu süre zarfında davacının aracından mahrum kaldığı gibi, aracında değer kaybının da meydana geldiğini, düzenlenen kaza tespit tutanağına göre, kazanın meydana gelmesinde davacının kusurunun bulunmadığını belirterek HMK'nın 107.maddesi gereğince belirsiz alacak davası olarak 10.000,00 TL hasar bedeli, 100,00 TL değer kaybı ve 100,00 TL araç mahrumiyet bedeli olmak üzere toplam 10.200,00 TL maddi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalılardan tahsilini istemiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece yapılan yargılama sonunda; kazadan sonra düzenlenen kaza tespit tutanağına ve alınan bilirkişi raporuna göre, ... plakalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğunun, araç hasar bedelinin 19.600,00 TL, değer kaybının 10.000,00 TL, aracın 10 gün tamirde kalması nedeniyle 10 günlük 3.500,00 TL araç mahrumiyet zararının oluştuğunun tespit edildiği, ... plakalı aracın davalı ... Sigorta Anonim Şirketi ve ... Sigorta Anonim Şirketi tarafından sigorta ile teminat altına alındığı, zarar ile haksız fiil arasında uygun illiyet bağının bulunduğu, 2918 sayılı KTK'nın 85.maddesi gereğince sürücü, işleten ve sigortanın müteselsil sorumlu olduğu, ...'ın da araç sürücüsü olduğu belirtilerek asıl dava yönünden davanın kabulü ile, 19.600,00 TL hasar bedeli tazminatının, 10.000,00 TL değer kaybı tazminatının, 3.500,00 TL mahrum kalınan araç bedeli tazminatının 14.05.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine, birleşen dava yönünden davanın kabulü ile, 19.600,00 TL hasar bedeli tazminatının, 10.000,00 TL değer kaybı tazminatının, 3.500,00 TL mahrum kalınan araç bedeli tazminatının 14.05.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşıasıl davada davalı ... vekili , davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili ve davalı ... Sigorta Şirketi vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Asıl davada davalı ... vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkeme tarafından, trafik sigortacısının poliçe kapsamındaki teminat limiti, hükmedilen tazminat bedellerinin bu limiti aşıp aşmadığı, faiz başlangıç tarihleri gibi hususlar araştırılmaksızın, asıl ve birleşen davada hem mükerrer tazminat kalemlerine hükmedilmesi, hem de tüm davalılar yönünden müştereken ve müteselsilen hüküm kurulmasının usûl ve yasaya aykırı olduğunu, sıralı sorumluluk ilkesi göz ardı edilerek müşterek ve müteselsilen hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davalı ...'in aracı kaçırılarak kazaya sebebiyet verildiğini, bu durumda meydana gelen kazadan mesleki faaliyet gereği aracın teslim edildiği işletmenin işleteni ... ve aracı kaçıran ...'ın sorumluluğun söz konusu olduğunu, asıl ve birleşen dava için aynı tazminat kalemleri ayrı ayrı 2 kez mükerrer şekilde hükmedildiğini belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Asıl davada davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde; davalı ... Sigorta Anonim Şirketinin sorumluluğunun ihtiyari mali mesuliyet sigorta poliçe teminatı ile sıralı sorumluluk ilkesi gereği, zorunlu mali sorumluluk sigortacısından sonraki sırada yer aldığını, hükmedilen hasar bedeli ve değer kaybı tazminat miktarlarının trafik sigortasının limiti içinde kaldığından ve limit aşımı söz konusu olmadığından davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, asıl ve birleşen davada aynı tazminat kalemlerinin 2 kez mükerrer şekilde hükmedildiğini, kabul anlamına gelmemek kaydıyla davalı sigorta şirketinin sadece araç mahrumiyet bedelinden sorumluluğunun söz konusu olabileceğini, bilirkişi tarafından belirlenen araç mahrumiyet bedelinin de fahiş şekilde belirlendiğini, kaza tarihinden itibaren faiz işletilmesinin de hatalı olduğunu belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Asıl davada davalı ... Sigorta Şirketi vekili istinaf başvuru dilekçesinde; mahkeme tarafından Karayolları Trafik Kanununun 104.maddesi göz ardı edilerek karar verildiğini, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun bulunmadığı gibi, araç mahrumiyet bedelinden de sorumluluğunun bulunmadığını, hükme esas alınan bilirkişi raporunun da hüküm kurmaya elverişli olmadığını belirterek istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE</strong></p>

<p>6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak dosya içindeki bilgi ve belgeler, Mahkeme kararının gerekçesi, dayanılan delillerin tartışılıp değerlendirilmesi ile yapılan inceleme sonucunda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava, trafik kazasından kaynaklanan hasar, değer kaybı ve araç mahrumiyet bedeli tazminatı istemine ilişkindir.</p>

<p>Asıl davada davacı vekili, davalılardan ... adına kayıtlı, ... Sigorta Anonim Şirketine zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile, ... Sigorta Anonim Şirketine de ihtiyari mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı aracın oto yıkama servisine bırakılması sonrasında oto yıkama elemanı ... tarafından izinsiz olarak trafiğe çıkarıldığını ve davacının sevk ve idaresindeki araca çarpması sonucu meydana gelen trafik kazası neticesinde davacının aracında hasar, değer kaybı ve araç mahrumiyet zararı oluştuğunu belirterek maddi tazminat isteminde bulunmuş, mahkemece kazadan sonra düzenlenen kaza tespit tutanağına ve alınan bilirkişi raporuna göre davacı sürücünün kusursuz, ...'ın ise %100 oranında kusurlu olduğunun tespit edildiği belirtilerek asıl dava yönünden davanın kabulü ile, 19.600,00 TL hasar bedeli tazminatının, 10.000,00 TL değer kaybı tazminatının, 3.500,00 TL mahrum kalınan araç bedeli tazminatının 14.05.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine karar verilmiş, hükme karşı asıl davada davalı ... vekili ve ... Sigorta Anonim Şirketi vekili ve ... Şirketi vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvuru yapılmıştır.</p>

<p>1-Dosya içerisinde mevcut Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2022/107907Soruşturma sayılı dosya içeriğinden, ifade tutanaklarından davalı araç işleteni ...'in aracının yıkanıp temizlenmesi amacıyla ... isimli iş yerine bıraktığı, temizleme işleminin 2 saat süreceğinin söylenmesi üzerine yıkama servisinden ayrıldığı ve işletme sahibi ...'in kendisini arayıp, işletmede yeni çalışmaya başlayan işçinin aracı alıp kaçtığını söylemesi üzerine 112'yi arayarak şikâyetçi olduğunu ve aracı kaçıran ... hakkında hırsızlık suçunu işlediğinden bahisle dava açıldığı anlaşılmıştır. Davalı ... kazaya neden olan aracın maliki olup aracının yıkanması için ... tarafından işletilen işyerine bıraktığına göre davalıların sorumluluğunun belirlenmesi için 2918 sayılı KTK'nın 104. Maddesinin değerlendirilmesi gerekir. 2918 sayılı KTK'nın 104. Maddesinde "Motorlu araçlarla ilgili mesleki faaliyette bulunan teşebbüslerin sahibi, gözetim, onarım, bakım, alım – satım, araçta değişiklik yapılması amacı ile veya benzeri bir amaçla kendisine bırakılan bir motorlu aracın sebep olduğu zararlardan dolayı; işleten gibi sorumlu tutulur. Aracın işleteni ve araç için zorunlu mali sorumluluk sigortası yapan sigortacısı bu zararlardan sorumlu değildir. Yukarıda yazılı teşebbüs sahipleri kendilerine bırakılan motorlu araçların tümünü kapsamak üzere esasları Hazine Müsteşarlığının bağlı bulunduğu Bakanlıkça tespit edilecek bir zorunlu mali sorumluluk sigortası yaptırmaya ve denetimlerde bu sigortanın yapıldığını belgelemeye mecburdurlar. İşletenin sorumluluk sigortasına ilişkin hükümler, burada da uygulanır. Motorlu araçları mesleki veya ticari amaçlar için elinde bulunduran teşebbüs sahipleri bu araçların yönetmelikte gösterilecek biçimde bir defterini tutmakla yükümlüdürler" düzenlemesi yapılmıştır. Bu hale göre mahkemece dava konusu kazaya ilişkin ceza mahkemesi dosyası getirtilerek 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 104.maddesi gereğince davalı araç işleteni ...'in ve aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısının sorumluluğunun tartışılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde sonuca gidilmesi isabetsiz bulunmuştur.</p>

<p>2-Motorlu Kara Taşıt Araçları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 1. maddesine göre ise, sigortacı, zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitinin dışında (üstünde) kalan miktardan başlayıp, ihtiyari mali sorumluluk sigortası teminat limitine kadar sorumludur.</p>

<p>Bahse konu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, yasa koyucu trafik sigortacısı ve ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, sıralı bir sorumluluk düzenlemiştir. Kaza yapan aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası yapılsın yada yapılmasın, kaza tarihindeki zorunlu mali sorumluluk sigortası limitlerinin üstünde kalan miktardan ihtiyari mali sorumluluk sigortası kapsamında sorumluluğu kabul edildiğinden kaza yapan araçla verilen zararlardan, aracın ZMMS ve İMMS kapsamında sorumluluğunu üstlenen sigorta şirketlerinin müteselsilen sorumluluğuna karar verilemez.</p>

<p>Davalı ... Sigorta Anonim Şirketi, dava konusu kazaya karışan ... plakalı aracın ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı olup davacı tarafça ihtiyari mali sorumluluk sigorta poliçesine dayalı olarak da talepte bulunulmuştur. İhtiyari mali sorumluluk sigortası zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortası limitini aşan zararından sorumludur. Diğer davalı ... Sigorta Şirketinin de, bahse konu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olup, olay tarihinde maddi teminat limitinin 50.000,00TL olduğu görülmüştür. Buna göre kaza tarihindeki zorunlu mali sorumluluk sigortası limitlerinin üstünde kalan miktardan ihtiyari mali sorumluluk sigortası kapsamında sorumluluğu kabul edildiğinden kaza yapan araçla verilen zararlardan, aracın zorunlu mali sorumluluk sigortası ve ihtiyari mali sorumluluk sigortası sorumluluğunu üstlenen sigorta şirketlerinin müteselsilen sorumluluğuna karar verilemeyeceğinden davalı sigorta şirketlerinin sorumluluklarının İMMS ve ZMMS hükümlerine göre düzenlenen poliçeler kapsamında ayrı ayrı belirlenmesi gerekirken yazılı şekilde hatalı olarak hüküm kurulması isabetsiz bulunmuştur.<br />
3-KTK'nın 91.maddesi ile davalı Trafik Sigortacısının sorumluluğu açısından "İşletenlerin, bu Kanunun 85'inci maddesinin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur." hükmü getirilmiştir. Aracın ZMM Sigortası bulunması hâlinde, sigorta şirketi de, zarar görenin zararlarından, zarara neden olan sürücü, işleten ve diğer zarar sorumluları ile birlikte (kanun ile sıralı sorumluğu kabul edilen sorumlular hariç) müştereken ve müteselsilen, sigorta limiti ile sınırlı olarak sorumludur.</p>

<p>Asıl davada, davanın araç işleteni ZMM Sigortacısı, İMM Sigortacısı ve araç sürücüsüne karşı açılmış iken, birleşen davada da oto yıkama işletme sahibi ...'e karşı açıldığı, her iki davada da davalılar arasında müşterek ve müteselsil sorumluluk bulunması nedeniyle hükmedilen aynı alacak kalemleri yönünden hüküm kurulurken tahsilde tekerrür oluşturmamak kaydıyla ibaresinin kullanılması gerekirken mahkemece mükerrerlik ve infazda tereddüt oluşturacak şekilde hüküm kurulması da isabetsiz bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, HMK’nın 355.maddesi gereğince, istinaf sebepleri ve kamu düzenine ilişkin hususlar yönünden yapılan inceleme sonunda; asıl davada davalı ... vekili , davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili ve davalı ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile HMK'nın 353/1-a-6 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın yeniden görülüp sonucuna göre karar verilmesi için ilk derece mahkemesine gönderilmesine, kararın kaldırılma sebebine göre sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1-Asıl davada davalı ... vekili , davalı ... Sigorta Anonim Şirketi vekili ve davalı ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-a-6 maddesi gereğince kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>Davanın yeniden görülüp sonucuna göre bir karar verilmesi için dosyanın kararı veren mahkemeye GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>2-Kararın kaldırılma sebebine göre sair istinaf sebeplerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>3-İstinafa başvuranlar tarafından yatırılan istinaf peşin karar harcının talebi halinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>4-İstinafa başvuranlar tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda gözetilmesine,</p>

<p>5-Karar tebliği ve harç işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,</p>

<p>Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu HMK'nın 353/1.a maddesi uyarınca KESİN olmak üzere 30.04.2026 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ankara-bam-26-hukuk-dairesinin-20241337-e-2026790-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/yargi/ankara-bolge-adliye-m1.jpg" type="image/jpeg" length="33844"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2018/3812 E., 2020/2995 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20183812-e-20202995-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20183812-e-20202995-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 01/06/2020 tarihli, 2018/3812 E., 2020/2995 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>17. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/3812 E., 2020/2995 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında görülen tazminat davasının yapılan yargılaması sonucunda; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne dair verilen hükmün süresi içinde davalılar ... Alışveriş Merkezleri Tic A.Ş. ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili, davalı ... şirketine zmms poliçesi ile sigortalı, davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş. adına kayıtlı ve davalı sürücü ...'ın sevk ve idaresindeki aracın müvekkiline ait araca arkadan çarparak hasarlanmasına sebep olduğunu, araçta 16.000,00 TL değer kaybı meydana geldiğini, belirterek şimdilik 16.000,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş. ve Kaan vekili, kazanın oluşumunda müvekkilinin kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.<br />
Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre davanın kabulü ile 16.000,00 TL'nin (19.07.2013 kaza tarihinden davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş ve Kaan dava tarihinden, davalı ... yönünden kaza tarihinden itibaren) işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine, davalı ... şirketinin limit ile sorumlu tutulmasına karar verilmiş; hükmün davalılar ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş ve ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 13/06/2016 tarihli ve 2016/5330 Esas, 2016/7134 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmiş, davalılar vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulması üzerine yapılan inceleme sonucunda Dairemizin 24.2.2017 tarihli ve 2016/14740 Esas, 2017/1909 Karar sayılı ilamı ile bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, davanın kabulü ile 16.000,00 TL'nin davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş.'nden ve ...'dan kaza tarihi olan 19/07/2013 tarihinden, davalı ...Ş. kendilerine ihbarın yapıldığından 8 gün sonrasından itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine, dair karar verilmiş; hüküm davalılar ... Alışveriş Merkezleri Tic A.Ş ve ... vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosya içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic A.Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi tazminat istemine ilişkindir.<br />
Davacı taraf, 34 KAN 03 plakalı aracın davalı ... şirketine Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ve Kasko Sigortası poliçesi kapsamında İMM sigortası ile sigortalı olduğunu belirterek davayı davalı ... şirketine yöneltmiş, aracında meydana gelen değer kaybı nedeniyle fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 16.000,00 TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 91/1. maddesinde, “İşletenlerin, bu kanunun 85/1. maddesine göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere mali sorumluluk sigortası yaptırmaları zorunludur.”; 85/1 maddesinde, “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün ünvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar.”; 85/son maddesinde ise, “İşleten ve araç işleticisi teşebbüsün sahibi, aracın sürücüsünün veya aracın kullanılmasına katılan yardımcı kişilerin kusurundan kendi kusuru gibi sorumludur.” hükümlerine yer verilmiş, Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının A-1. maddesinde de, “Sigortacı bu poliçede tanımlanan motorlu aracın işletilmesi sırasında bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına veya bir şeyin zarara uğramasına sebebiyet vermesinden dolayı 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’na göre işletene düşen hukuki sorumluluğu, zorunlu sigorta limitlerine kadar temin eder.” şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Motorlu Kara Taşıt Araçları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartlarının 1. maddesine göre ise, sigortacı, zorunlu mali sorumluluk sigortası poliçe limitinin dışında (üstünde) kalan miktardan başlayıp, ihtiyari mali sorumluluk sigortası teminat limitine kadar sorumludur.</p>

<p>Bahse konu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere, yasa koyucu trafik sigortacısı ve ihtiyari mali sorumluluk sigortacısı bakımından müştereken ve müteselsilen bir sorumluluk öngörmemiş, sıralı bir sorumluluk düzenlemiştir.</p>

<p>Somut olayda, davalı ...Ş, kazaya neden olan aracın hem zorunlu mali mesuliyet hem de ihtiyari mali mesuliyet (İMSS) sigortacısı olup, olay tarihi itibariyle davalının, ZMMS limitinin 25.000,00 TL olduğu ve limite kadar Zorunlu Mali Mesuliyet sigortası kapsamında; ZMSS limitini aşan kısımdan dolayı da (ve temin ettiği İMSS poliçe limiti dahilinde sınırlı olarak) İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında sorumlu olacağı açıktır.</p>

<p>Yukarıda izah edilen sıralı sorumluluk esasına göre, mahkemece nihai kararda hükmedilen 16.000,00 TL maddi tazminat tutarı Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi teminat limitini aşmadığından, davalı ... şirketinin, ihtiyari mali mesuliyet sigortası kapsamında sorumluluğunun doğmayacağı gözetilerek, Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı olarak sorumlu tutulmasına karar verilmesi ve bu hususun kararda belirtilmesi gerekirken, davalı ... şirketinin hangi sigorta türüyle sorumlu olduğunun kararda gösterilmemesi doğru olmayıp bozma nedeni ise de; bu yanılgının giderilmesi yeniden yargılamayı gerektirmediğinden 6100 sayılı HMK'nun geçici 3/2. maddesi delaletiyle 1086 sayılı HUMK'nun 438/7. maddesi uyarınca hükmün düzeltilerek onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş. vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının REDDİNE, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle hüküm fıkrasının "16.000,00 TL'nin davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş.'nden ve ...'dan kaza tarihi olan 19/07/2013 tarihinden, davalı ...Ş. kendilerine ihbarın yapıldığından 8 gün sonrasından itibaren işleyecek yasal faizle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen alınarak davacı tarafa verilmesine," bendinden sonra parantez içerisinde yazılmak suretiyle "(Mapfre Sigorta A.Ş.'nin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi kapsamında sorumlu tutulmasına)" ibaresinin eklenerek hükmün bu haliyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, aşağıda dökümü yazılı 817,96 TL kalan onama harcının temyiz eden davalı ... Alışveriş Merkezleri Tic. A.Ş.'den alınmasına ve peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davalı ...'a geri verilmesine 01/06/2020 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-20183812-e-20202995-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="23226"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/1661 E., 2023/6984 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221661-e-20236984-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221661-e-20236984-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli, 2022/1661 E., 2023/6984 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/1661 E., 2023/6984 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1036 D. İş, 2021/1036 K.<br />
SAYISI : İHK-2021/43328<br />
HÜKÜM/KARAR : Davalı vekilinin itirazının reddi/ Davanın kabulü<br />
SAYISI : K-2021/138191</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda, Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>... kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından Genişletilmiş Kasko Sigorta Poliçesi ve poliçe ile birlikte İhtiyari Mali Mesuliyet Sigorta poliçesi ile sigortalanan ... plakalı araç ile davacı şirkete ait araç arasında 29.05.2019 tarihinde meydana gelen çift taraflı trafik kazası nedeniyle davacının aracının hasarlanmasına ve değer kaybına uğramasına neden olduğunu, dava konusu kazanın davalı sigortalı araç sürücüsünün % 100 kusuru ile meydana geldiğini, ... plakalı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesini tanzim eden Allianz Sigorta A.Ş.'ye yapılan başvuru sonucu 30.01.2020 tarihinde 1.499,50 TL ödeme yapıldığını, ancak yapılan bu ödemenin gerçek zararı karşılamadığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 1.000,00 TL değer kaybı bedelinin kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiş; yargılama sırasında talebini 98.500,50 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davalı ... şirketinin sorumluluğunun bulunmadığını, husumetin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesini düzenleyen Allianz Sigorta A.Ş'ye yönlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle davalı şirket aleyhine yapılan başvurunun husumet nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiğini, başvuruya konu araçta oluşan değer kaybı zararı hesaplamasının her halükarda ... Genel Şartlar'a göre yapılması gerektiğini, Genel Şartlar dikkate alınmadan yapılan hesaplamanın hakkaniyete ve mevzuata aykırı olacağını, sorumluluğa esas kusur oranlarının tespit edilebilmesi için konusunda uzman bilirkişi aracılığıyla inceleme yaptırılması gerektiğini, başvuran tarafın kaza tarihinden itibaren faiz talebinin ve avans faizi talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. ... KARARI</strong><br />
...'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Motorlu Kara Taşıt Araçları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortasına kural olarak Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası hadlerinin tüketilmesinden sonra başvurulabileceği, bir anlamda ihtiyari mali sorumluluk sigortasının zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesinin tamamlayıcısı olduğu, ... plakalı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçesinin dava dışı Allianz Sigorta A.Ş tarafından düzenlendiği ve başvuru sahibine değer kaybı bedeli olarak 1.499,50 TL ödeme yapıldığı, bilirkişi heyeti tarafından düzenlenen raporda davalı sigortalı araç sürücüsünün % 100 kusurlu olduğunun ve dava konusu aracın 100.000,00 TL değer kaybına uğradığının tespit edildiği, sigorta hukukunda asıl olanın gerçek zararın ödenmesi olduğu ve değer kaybı talebinin, gerçek zarar kalemleri arasında yer aldığı, dolayısıyla Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası ve İhtiyari Mali Mesuliyet Sigortası kapsamında değerlendirilmesi gerektiğinin Yargıtay içtihatları ile de kabul edildiği gözetildiğinde kazaya kusuru ile sebebiyet veren aracın İhtiyari Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesini düzenleyen davalı ... şirketinin poliçe teminat kapsamında yer alan iş bu bedelden poliçe limitleri dahilinde sorumlu olduğu gerekçesiyle başvurunun kabulü ile 98.500,50 TL değer kaybı tazminatının 22.04.2021 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong><br />
A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
...'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davalı vekili itiraz dilekçesinde; davalıya sigortalı ... plakalı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçe teminat limitinin dolup dolmadığı araştırılmadan hüküm kurulmasının hukuka aykırılık teşkil ettiğini, değer kaybının Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası Genel Şartları esas alınarak hesaplanması gerektiğini, kusur oranı tespiti için bilirkişi incelemesi yapılması gerektiğini, ıslaha konu miktar için ıslah tarihinden itibaren faiz işletilmesi gerektiğini ve davacı lehine Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine göre hesaplanan vekalet ücretinin 1/5'ine hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek karara itiraz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
...'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçe limitinin dolup dolmadığının araştırılması gerektiğine ilişkin itirazı yönünden yapılan değerlendirmede, dosya içindeki bilgi ve belgelere göre karar vermek zorunda olan İtiraz Hakem Heyetinin, tarafların üzerine düşen ispat yükümlülüğünün ispatı anlamında onlar adına araştırma yapmak, yeni belgeler temin etmek gibi bir zorunluluğu bulunmadığı, 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu 2 nci maddesinin 3 üncü fıkrası uyarınca Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçe limitinin dolup dolmadığı, dolmuş ise bu durumu kanıtlayan somut belgenin temini ve sunulması mümkün iken davalı vekili tarafından bunun yapılmadığı, bunun yanı sıra ... tarafından, bu hususta araştırma ve belge ibrazı için kurulan ara karar sonrası Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi'ni düzenleyen Allianz Sigorta A.Ş tarafından limiti aşan 1.499,50 TL için davalı kasko şirketine başvurulduğu ve ödeme yapıldığına dair banka dekontunun dosyaya ibraz edildiği, değer kaybına belirlenmesine ilişkin aktüer bilirkişi raporunun denetime uygun ve karar vermeye yeterli olduğu, Uyuşmazlık Hakem Heyetince Adli Trafik Uzmanı'ndan alınan kusur raporunun kaza tespit tutanağı, kazaya karışan şahısların hazırlık aşamasındaki ifadeleri, olayın meydana geliş şekli ve yol durumu da değerlendirilerek hazırlandığı ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, başvuru dilekçesinde temerrüt tarihinden itibaren faiz talebinde bulunulduğu, bu nedenle ıslah edilen miktar yönünden de temerrüt tarihinden itibaren faiz işletilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı ve ... kararında başvuran lehine tam vekalet ücretine hükmedilmesinin yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
...'nin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü nedenlerle ... kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek ... kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından İhtiyari Mali Mesuliyet Sigorta Poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının maliki olduğu araç arasında gerçekleşene kaza sonucu davacıya ait araçta meydana gelen değer kaybı nedeniyle maddi tazminat talebine ilişkindir.</p>

<p><br />
2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49 uncu maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90, 91 ve 99 uncu maddeleri, Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları, Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Karayolları Trafik Kanunu’nun 91 inci maddesi gereği, aynı Kanun'un 85 inci maddesinde belirtilen, bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olması durumunda, poliçe limiti dahilinde işletenin sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere, mali sorumluluk sigortası yaptırılması zorunludur.</p>

<p>Motorlu Kara Taşıtları İhtiyari Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları'nın “Sigorta teminatının kapsamı” başlıklı 1. maddesine göre, sigortacı aracın işletenine yükletilebilecek hukuki sorumluluğu poliçe teminatı kapsamında olmak şartıyla zorunlu mali sorumluluk sigortası haddi üstünde kalan kısmını poliçede yazılı azami miktara kadar temin eder. İhtiyari mali mesuliyet sigortası kapsamının başlangıç noktası, zorunlu trafik sigorta limitinin üzerinde kalan kısımdır. Kapsamın sonu ise ihtiyari mali mesuliyet sigortası limitidir. Başka bir ifadeyle gerçek zarar miktarı zorunlu trafik sigorta limitini geçtiği anda ihtiyari mali mesuliyet sigortası güvencesi başlamakta ve kendi poliçesindeki limit miktarı da sorumluluğun sona erdiği nokta olmaktadır. Bu nedenle zarar, trafik sigortası kapsamında kalmakta ise ihtiyari mali mesuliyet sigortacısının sorumluluğundan bahsedilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosya içeriğinden, davalı şirkete sigortalı ... plakalı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortacısı poliçesinin Allianz Sigorta A.Ş tarafından düzenlendiği ve davacıya değer kaybı nedeniyle 1.499,50 TL ödeme yapıldığının beyan edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda İtiraz Hakem Heyetince; kazaya karışan davalı şirkete sigortalı aracın Zorunlu Mali Mesuliyet Sigortası poliçesini düzenleyen Allianz Sigorta A.Ş. tarafından düzenlenen Zorunlu Mali Mesuliyet Sigorta poliçe limitinin ödenip ödenmediği ve poliçe limitinin tamamının tükenip tükenmediği araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2. Bozma neden ve şekline göre, davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik gerek görülmemiştir</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan ... kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan sebeplerle bozma nedenine göre davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 25.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20221661-e-20236984-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="25186"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Siber Güvenlik, KVKK ve Yapay Zeka TBB’de Hukuki ve Teknik Çerçevede Değerlendirildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-kvkk-ve-yapay-zeka-tbbde-hukuki-ve-teknik-cercevede-degerlendirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-kvkk-ve-yapay-zeka-tbbde-hukuki-ve-teknik-cercevede-degerlendirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Kişisel Verilerin Korunması Hukuku Komisyonu ile Bilgi Güvenliği Derneği tarafından düzenlenen “Siber Güvenlik, KVKK ve Yapay Zeka: Güncel Tehditler ve Hukuki-Teknik Tedbirler Semineri”, Ankara’da gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kurumların ve hukuk bürolarının karşı karşıya bulunduğu siber tehditlerden kişisel verilerin korunmasına, veri güvenliği yükümlülüklerinden yapay zeka kullanımının doğurduğu hukuki ve cezai sorumluluklara uzanan geniş bir çerçevenin ele alındığı seminerin açış konuşmalarını TBB Yönetim Kurulu Üyesi ve TBB KVK Hukuku Komisyonu Koordinatörü Av. Ali Bayram ile Bilgi Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alkan yaptı.</p>

<p><strong>BAYRAM: “VERİYİ KORUMAK, İNSANI; MESLEK SIRRINI KORUMAK, SAVUNMA HAKKINI KORUMAKTIR”</strong></p>

<p>TBB Yönetim Kurulu Üyesi ve TBB KVK Hukuku Komisyonu Koordinatörü Av. Ali Bayram, siber güvenlik, kişisel verilerin korunması ve yapay zeka tartışmalarının merkezinde insanın kendisi hakkında üretilen bilgi üzerindeki hakimiyetinin bulunduğunu belirterek, verinin aynı zamanda bir güç aracı haline geldiğine dikkat çekti. Kişisel verilerin korunmasının teknik güvenlik veya mevzuata uyumla sınırlı görülemeyeceğini, hukukun bireyin bilgi üzerindeki haklarını da güvence altına alması gerektiğini söyledi.</p>

<p>Avukatlık mesleği bakımından veri güvenliğinin özel önem taşıdığını vurgulayan Bayram, “Bir hukuk bürosuna yönelik siber saldırı, yalnızca teknik bir saldırı değildir. Avukatlık sırrına, savunma hakkına ve müvekkil ile avukat arasındaki güven ilişkisine yönelik bir tehdit arz edebilir.” dedi.</p>

<p>TBB tarafından hazırlanan “Avukatlar İçin Yapay Zeka Kullanımı Tavsiye Rehberi”ne de değinen Bayram, mesleki sırların korunması, kişisel veri güvenliği, insan denetimi ve hukuki doğrulamanın önemini vurgulayarak, “Yapay zeka hukukçunun yerine geçmemeli, hukukçunun muhakemesini güçlendirmelidir.” ifadelerini kullandı. Bayram, konuşmasını “Veriyi korumak, insanı; mahremiyeti korumak, özgürlüğü; meslek sırrını korumak, savunma hakkını korumaktır.” sözleriyle tamamladı.</p>

<p><strong>ALKAN: “SİBER GÜVENLİK KONUSUNDA TEHDİT ALTINDA OLMAYAN HİÇBİR KİŞİ, KURUM VE KURULUŞ YOK”</strong></p>

<p>Bilgi Güvenliği Derneği Başkanı Prof. Dr. Mustafa Alkan, siber güvenliğin toplumun bütün kesimlerini ilgilendiren kritik bir alan haline geldiğini belirterek, “Siber güvenlik konusunda tehdit altında olmayan hiçbir kişi, kurum ve kuruluş maalesef yok; hepimiz bu tehdit altındayız.” dedi.</p>

<p>Bilgi Güvenliği Derneğinin çalışmalarını siber güvenlik farkındalığının artırılması, nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi, yerli teknolojilerin desteklenmesi ve hukuki düzenlemelerin geliştirilmesi eksenlerinde sürdürdüğünü anlatan Alkan, bilişim suçlarının yargı sistemi içindeki ağırlığının artması nedeniyle siber güvenliğin hukukçular açısından da önemli bir çalışma alanı haline geldiğini ifade etti. Alkan, TBB ile Bilgi Güvenliği Derneği arasındaki iş birliğinin sürdürülmesinin önemine de dikkat çekti.</p>

<p><strong>YENİ NESİL RİSKLERE KARŞI HUKUKİ VE TEKNİK ÇÖZÜMLER TARTIŞILDI</strong></p>

<p>TBB KVK Hukuku Komisyonu Sözcüsü Av. Bahar Didem Sağın Karaman moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Siber Güvenlikte Güncel Tehditler ve Kurumsal Çözümler” başlıklı ilk oturumda, siber saldırılardaki güncel gelişmeler ile kurumların ve hukuk bürolarının karşı karşıya bulunduğu güvenlik riskleri değerlendirildi.</p>

<p>Bilgi Güvenliği Derneği ve Labris Networks’ten Oğuz Yılmaz, siber güvenlikte güncel tehditler ve bunlara karşı geliştirilebilecek çözümleri ele aldı. TBB KVK Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Erkin Avcı ise kurumlara ve hukuk bürolarına yönelik artan siber saldırı türleri, ağ güvenliği, veri sızıntılarının önlenmesinde güncel altyapı çözümleri ve sistem güvenliğinde teknik tedbirlerin pratik karşılığı üzerine değerlendirmelerde bulundu.</p>

<p>TBB KVK Hukuku Komisyonu Yazmanı Av. Cem Mağden moderatörlüğündeki “Siber Güvenlik Hukuku ve KVKK Uyum Süreçleri” başlıklı ikinci oturumda, siber güvenliğin hukuki boyutu ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin yükümlülükler ele alındı.</p>

<p>Bilgi Güvenliği Derneği ve Vodafone’dan Av. Tevfik Özhan, siber güvenlik hukukunu değerlendirirken; TBB KVK Hukuku Komisyonu Sekreteri Av. Gürcan Kayar, KVKK kapsamında veri sorumlusunun veri güvenliğini sağlama yükümlülüğü, siber saldırı sonrasında Kişisel Verileri Koruma Kurumuna yapılacak ihlal bildirimleri, yasal sorumluluklar ile alınması gereken teknik ve idari tedbirleri aktardı.</p>

<p>Seminerin TBB KVK Hukuku Komisyonu Üyesi Av. Abdurrahim Ay moderatörlüğünde gerçekleştirilen “Yeni Nesil Tehditler: Yapay Zeka ve Veri Mahremiyeti” başlıklı son oturumunda ise yapay zeka teknolojilerinin kişisel veri güvenliği, mahremiyet ve hukuki sorumluluk bakımından ortaya çıkardığı yeni sorunlar tartışıldı.</p>

<p>TBB KVK Hukuku Komisyonu Üyesi ve Bilkent Üniversitesi öğretim üyesi Av. Doç. Dr. Hüseyin Can Aksoy, yapay zeka araçlarının iş süreçlerinde kullanımından doğabilecek kişisel veri ihlali riskleri, yapay zeka destekli siber saldırılara karşı alınabilecek proaktif teknik tedbirler ile yapay zeka sistemlerinin tasarım aşamasında gözetilmesi gereken mahremiyet ve hukuki sınırlar üzerinde durdu.</p>

<p>TBB Bilişim ve Teknoloji Komisyonu Sözcüsü Av. Dr. Resul Göksoy ise yapay zeka kullanımından kaynaklanan cezai sorumluluğu avukatlık mesleği açısından değerlendirdi.</p>

<p>Seminer, katılımcıların sorularının yanıtlandığı soru-cevap bölümünün ardından sona erdi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_1_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_2_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_3_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_4_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_5_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_6_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_7_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_8_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_9_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_10_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_11_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_12_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_13_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_14_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_15_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_16_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_17_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_18_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_19_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_20_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_21_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_22_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_23_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_24_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_25_12092026190312.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_26_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_27_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_28_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_29_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_30_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_31_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_32_12092026190312.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_33_12092026190313.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260912_siber_guvenlik_kvkk/86679_34_12092026190313.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/siber-guvenlik-kvkk-ve-yapay-zeka-tbbde-hukuki-ve-teknik-cercevede-degerlendirildi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-184.jpg" type="image/jpeg" length="77583"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Portföy Yönetiminde Usulsüzlük İddiaları Karşısında Yatırımcının Korunması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/portfoy-yonetiminde-usulsuzluk-iddialari-karsisinda-yatirimcinin-korunmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/portfoy-yonetiminde-usulsuzluk-iddialari-karsisinda-yatirimcinin-korunmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Giriş

Bir portföy yönetim şirketinin yöneticisi hakkında usulsüzlük veya yurt dışına kaçış iddiasının ortaya atılması, yatırımcı açısından doğrudan bir soruyu gündeme getirir: Fon için yatırılan paranın akıbeti ne olacaktır?

Bu soruya verilecek hukuki cevap, ilgili kişinin nerede bulunduğundan...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Bir portföy yönetim şirketinin yöneticisi hakkında usulsüzlük veya yurt dışına kaçış iddiasının ortaya atılması, yatırımcı açısından doğrudan bir soruyu gündeme getirir: Fon için yatırılan paranın akıbeti ne olacaktır?</p>

<p>Bu soruya verilecek hukuki cevap, ilgili kişinin nerede bulunduğundan önce, yatırımın hangi hukuki yapı içerisinde tutulduğuna ve fon varlıklarının durumuna bağlıdır. Şirket yöneticisi hakkındaki bir iddia, şirketin iflas ettiğini veya fon varlıklarının kaybolduğunu tek başına göstermez. Buna karşılık, fon malvarlığının kanunen korunması da her türlü zararın önlendiği veya devlet tarafından karşılanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Bu inceleme, belirli bir kişi hakkındaki iddiaların doğruluğunu değerlendirmeksizin, başta menkul kıymet yatırım fonları olmak üzere yatırımcı korumasının hukuki kapsamını ele almaktadır. Temel mesele; şirketin mali durumu, fonun portföy değeri ve yatırımcının tazmin edilme imkânı arasındaki ayrımın doğru kurulmasıdır.</p>

<p><strong>I. Yatırım Fonu ile Portföy Yönetim Şirketinin Ayrı Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Gündelik dilde kullanılan “fon şirketi” ifadesi, farklı hukuki yapıları tek bir kavram altında toplamaktadır. Oysa yatırım fonu ile onu kuran ve yöneten portföy yönetim şirketi aynı şey değildir.</p>

<p>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 52. maddesinde yatırım fonu, tasarruf sahiplerinden katılma payları karşılığında toplanan varlıklarla, onların hesabına ve inançlı mülkiyet esaslarına göre portföy işletmek amacıyla oluşturulan, kural olarak tüzel kişiliği bulunmayan bir malvarlığı olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Yatırımcının fon payı satın alması, portföy yönetim şirketinin ortağı olması anlamına gelmez. Elde edilen katılma payı, fon portföyüne ilişkin hak sahipliğini ifade eder. Dolayısıyla portföy yönetim şirketinin borçları ile fonun varlıkları arasında doğrudan bir özdeşlik kurulamaz.</p>

<p>Bu ayrımın temel dayanağı Kanun’un 53. maddesidir. Düzenleme, fon malvarlığını hem portföy yönetim şirketinin hem de portföy saklayıcısının malvarlığından ayırmaktadır. Koruma, fonun ayrı bir şirket olmasına değil, kanunun oluşturduğu özel malvarlığı rejimine dayanmaktadır. SPK’nın yatırım fonlarına ilişkin açıklamaları da bu ayrımı vurgulamaktadır. [1]</p>

<p><strong>II. Malvarlığı Ayrılığının Sağladığı Koruma</strong></p>

<p>Kanun’un 53. maddesinde fon malvarlığının haczi, ihtiyati tedbire konu edilmesi ve iflas masasına dâhil edilmesi bakımından özel koruma hükümleri bulunmaktadır. Portföy yönetim şirketinin kendi borçlarının fon varlıklarından karşılanması engellenmektedir. Şirketin üçüncü kişilere olan borçları ile fonun aynı kişilerden olan alacaklarının mahsup edilmesi de yasaklanmıştır.</p>

<p>Böylece şirketin mali güçlüğe düşmesi, şirket alacaklılarının fon portföyüne başvurabilmesi sonucunu doğurmaz. Yönetimin veya denetimin kamu kurumlarına devredilmesi de fon malvarlığının başka amaçlarla kullanılmasını mümkün kılmaz.</p>

<p>Ancak bu koruma açıklanırken fonun kendi işlemlerinden doğan yükümlülükleri göz ardı edilmemelidir. Kanun, fon hesabına ve içtüzükte hüküm bulunması koşuluyla gerçekleştirilen belirli işlemler için teminat ve rehin istisnaları öngörmektedir. Fonun kendi gider ve yükümlülükleri ile yönetim şirketinin borçları ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Benzer şekilde, fon malvarlığının korunması, katılma payı sahibinin kişisel borçlarından dolayı kendi paylarına hiçbir şekilde başvurulamayacağı anlamına gelmez. Fon portföyündeki varlık ile yatırımcının elindeki katılma payı farklı hukuki konulardır.</p>

<p><strong>Koruma Mekanizmalarının Karşılaştırılması</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td width="120">
   <p><strong>Mekanizma</strong></p>
   </td>
   <td width="245">
   <p><strong>Sağladığı koruma</strong></p>
   </td>
   <td width="298">
   <p><strong>Korumanın sınırı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td width="120">
   <p>Malvarlığı ayrılığı</p>
   </td>
   <td width="245">
   <p>Fon varlıklarını yönetim şirketi ve saklayıcının malvarlığından ayırır.</p>
   </td>
   <td width="298">
   <p>Anapara ve getiri garantisi sağlamaz.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="120">
   <p>Saklama ve kayıt sistemi</p>
   </td>
   <td width="245">
   <p>Hak sahipliğinin ve varlıkların ayrı hesaplarda izlenmesini destekler.</p>
   </td>
   <td width="298">
   <p>Varlıkların ekonomik değerini ve likiditesini garanti etmez.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="120">
   <p>MKK yatırımcı blokajı</p>
   </td>
   <td width="245">
   <p>Kapsama giren kıymetlerin yatırımcının iradesi dışında hesabından çıkarılmasını engeller.</p>
   </td>
   <td width="298">
   <p>Fonun yatırım kararlarını durdurmaz. Para piyasası fonları kapsam dışındadır.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="120">
   <p>YTM tazmin mekanizması</p>
   </td>
   <td width="245">
   <p>Kanuni koşullarda yerine getirilemeyen nakit ödeme veya araç teslim yükümlülüklerine ilişkin koruma sağlar.</p>
   </td>
   <td width="298">
   <p>SPK tazmin kararı ve kapsam koşulları gerekir. Genel piyasa zararı sigortası değildir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Tablo, 6362 sayılı Kanun’un 53, 82 ve 84. maddeleri ile SPK, MKK ve YTM açıklamalarının birlikte değerlendirilmesine dayanmaktadır. [1–4]</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>III. Yöneticinin Durumu ile Fon Varlıklarının Durumu Arasındaki İlişki</strong></p>

<p>Bir yöneticinin görevini sürdürememesi, hakkında soruşturma yürütülmesi veya kendisine ulaşılamaması hâlinde öncelikle şirketin faaliyetlerini sürdürüp sürdüremediği ve fon varlıklarının mevcut olup olmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Varlıkların tam olarak mevcut olduğu bir durumda yönetimin devamlılığının sağlanması ile varlıklarda eksiklik tespit edilen bir durumda zararın giderilmesi farklı hukuki süreçler gerektirir. İlkinde kurumsal işleyiş ve faaliyetlerin sürdürülmesi; ikincisinde ise eksikliğin kaynağı, sorumlular ve başvuru yolları önem kazanır.</p>

<p>SPK’nın mali yapının güçlendirilmesini isteme, faaliyetleri sınırlandırma veya durdurma ve gerekli şartlarda yetkileri kaldırma gibi tedbirleri bulunmaktadır. Bununla birlikte, uygulanacak tedbir somut tespitlere ve ilgili düzenlemelere bağlıdır. Bir iddiadan hareketle otomatik olarak iflas, tasfiye veya tazmin sonucu çıkarılamaz. [2]</p>

<p>Bu nedenle “yönetici ortadan kaybolduysa bütün para kaybolmuştur” değerlendirmesi kadar, fonun durumu incelenmeden yapılan “hiçbir şey olmaz, yalnızca ödeme gecikir” açıklaması da hukuken yetersizdir.</p>

<p><strong>IV. Kanuni Koruma ile Anapara Garantisi Arasındaki Ayrım</strong></p>

<p>Fon malvarlığının yönetim şirketinden ayrılması, fon portföyündeki araçların ekonomik değerini sabitlemez. Hisse senetlerinin değer kaybetmesi, borçlanma aracı ihraççısının ödeme güçlüğüne düşmesi veya varlıkların beklenen zamanda satılamaması, katılma payının değerini ve nakde dönüş süresini etkileyebilir.</p>

<p>Dolayısıyla payların yatırımcı adına kayıtlı bulunması ile yatırımın başlangıçtaki parasal değerinin korunması farklı hususlardır. Yatırımcı aynı sayıda katılma payına sahip olmaya devam ederken bu payların toplam değeri azalabilir.</p>

<p>Bununla birlikte, her değer kaybının “yatırım riski” denilerek açıklanması da doğru değildir. Fonun yatırım sınırlamalarına aykırı hareket edilmesi, çıkar çatışmalarının yatırımcı aleyhine kullanılması veya özen yükümlülüğünün ihlali iddiaları ayrıca incelenmelidir. Zararın piyasa hareketlerinden mi, hukuka aykırı bir işlemden mi kaynaklandığı; sorumluluk ve illiyet bağı değerlendirmesinin merkezindedir.</p>

<p><strong>V. Saklama Sistemi ve Yatırımcı Blokajının İşlevi</strong></p>

<p>“Paranız Takasbank’ta duruyor” ifadesi, saklama sistemini anlatmak için kullanılsa da fon yatırımını değişmeden bekleyen bir nakit bakiyesi gibi algılatabilir. Oysa yatırımcının katılma payları, fonun portföyündeki varlıklar ve bu varlıklara ilişkin nakit hareketleri ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Portföy yönetimi ile saklama ve kayıt işlevlerinin farklı kuruluşlar tarafından yürütülmesi, yatırımcı korumasının önemli unsurlarındandır. Ancak kayıtların varlığı, portföydeki araçların değer kaybetmeyeceği veya her koşulda derhâl nakde çevrilebileceği anlamına gelmez.</p>

<p>MKK yatırımcı blokajı da bu ayrım içerisinde ele alınmalıdır. MKK’nın açıklamasına göre blokaj, kapsama giren menkul kıymetlerin yatırımcının iradesi dışında hesabından çıkarılmasını engellemeye yöneliktir. Ayrıca para piyasası fonları blokaj uygulamasının dışında tutulmaktadır. [3]</p>

<p>Buradan çıkan sonuç, katılma payına uygulanabilen blokajın fon portföyünün tamamına yönelik bir yönetim yasağı olmadığıdır. Yatırımcının kendi payı üzerindeki işlem kısıtı, fon yöneticisinin portföydeki araçlara ilişkin yatırım kararlarını durdurmaz; portföy değer kaybını da önlemez.</p>

<p><strong>VI. Usulsüzlük İddiaları ve YTM Korumasının Koşulları</strong></p>

<p>Yatırımcı Tazmin Merkezi, sermaye piyasasındaki bütün zararları karşılayan genel bir sigorta sistemi değildir.</p>

<p>6362 sayılı Kanun’un 82 ve 84. maddeleri bakımından esas olan, kapsama giren yatırım kuruluşunun yatırım hizmetleriyle bağlantılı nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüğünü yerine getirememesi ve SPK tarafından yatırımcıları tazmin kararı alınmasıdır. Yatırım danışmanlığından veya piyasadaki fiyat hareketlerinden kaynaklanan zararlar tazmin kapsamında değildir. [4]</p>

<p>Bu nedenle “zimmet varsa YTM öder” biçimindeki açıklama eksiktir. Öncelikle kullanılan “zimmet” ifadesinin somut olayın hukuki niteliğini doğru yansıtıp yansıtmadığı belirlenmelidir. Ardından yükümlülüğü yerine getiremeyen kuruluşun statüsü, alacağın niteliği, hak sahibi ve tazmin kararının kapsamı incelenmelidir.</p>

<p>Portföy yönetim şirketi ile yatırım kuruluşu kavramları da birbirinin yerine kullanılmamalıdır. Sırf bir fon payına sahip olunması, fon bünyesinde oluşabilecek her zararın YTM tarafından karşılanacağını göstermez. Fon portföyündeki kayıp ile dağıtıcı veya saklayıcı nezdindeki teslim yükümlülüğünün ihlali aynı hukuki mesele değildir.</p>

<p>2026 yılı için açıklanan azami tazmin tutarı 2.065.145 TL’dir. Bu, koşulları oluşan tazmin taleplerine uygulanacak üst sınırdır; bütün fon yatırımlarına tanınmış koşulsuz bir güvence tutarı değildir. [5]</p>

<p><strong>Risk Senaryolarının Hukuki Karşılaştırması</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td width="149">
   <p><strong>Senaryo</strong></p>
   </td>
   <td width="274">
   <p><strong>İncelenecek temel mesele</strong></p>
   </td>
   <td width="240">
   <p><strong>Otomatik çıkarılamayacak sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td width="149">
   <p>Yöneticiye ulaşılamaması veya yönetici hakkında iddia</p>
   </td>
   <td width="274">
   <p>Şirket faaliyetleri, yönetimin devamlılığı ve fon varlıklarının mevcudiyeti</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>Şirketin iflas ettiği veya fon varlıklarının kaybolduğu</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="149">
   <p>Yönetim şirketinin mali güçlüğü</p>
   </td>
   <td width="274">
   <p>Şirket malvarlığı ile fon malvarlığının ayrılığı ve uygulanacak tedbirler</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>Şirket borçlarının fon varlıklarından ödeneceği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="149">
   <p>Fon payının değer kaybetmesi</p>
   </td>
   <td width="274">
   <p>Piyasa hareketi ile hukuka aykırı işlem veya yönetim ihlalinin ayrılması</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>Her kaybın YTM tarafından tazmin edileceği</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="149">
   <p>Varlık eksikliği veya teslim yükümlülüğünün ihlali</p>
   </td>
   <td width="274">
   <p>Eksikliğin kaynağı, sorumlular, kuruluş ve alacak bakımından tazmin kapsamı</p>
   </td>
   <td width="240">
   <p>Usulsüzlük iddiasının tek başına YTM ödemesi doğuracağı</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>VII. Yatırımcı Açısından İncelemenin Başlangıç Noktası</strong></p>

<p>Usulsüzlük iddiaları karşısında hukuki değerlendirme, yatırımın tam olarak tanımlanmasıyla başlamalıdır. Fonun unvanı ve türü, kurucusu, yöneticisi, saklayıcısı, katılma paylarının kaydı ve yatırımcının işlem yaptığı kuruluş belirlenmelidir.</p>

<p>Ardından hesap hareketleri, alım ve iade talimatları, izahname, yatırımcı bilgi formu ve ilgili açıklamalar birlikte değerlendirilmelidir. Payların hesapta görünmemesi, iade bedelinin ödenmemesi ve pay değerinin düşmesi farklı sorunlardır; aynı başvuru yoluyla ve aynı hukuki gerekçeyle çözülecekleri varsayılamaz.</p>

<p>Somut bulgulara göre SPK’ya bildirim, ilgili kuruluştan kayıt ve açıklama talebi, tazminat istemi veya ceza hukuku yolları gündeme gelebilir. Bu yolların birbirinin yerine geçtiği ya da birine başvurulmasının diğerlerine ilişkin süreleri kendiliğinden koruduğu kabul edilmemelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Yatırım fonlarında malvarlığı ayrılığı, yönetim şirketinin mali durumundan kaynaklanan risklere karşı güçlü bir hukuki koruma sağlar. Bununla birlikte bu koruma; portföyün ekonomik değerini, likiditesini ve her türlü usulsüzlüğün sonuçlarının giderilmesini garanti etmez.</p>

<p>Yönetici hakkındaki iddialar karşısında belirleyici olan, fon varlıklarının mevcut olup olmadığı, hangi işlemlerden etkilendiği ve hangi kuruluşun hangi yükümlülüğünü yerine getiremediğidir. YTM koruması da ancak kendi kanuni koşulları içerisinde değerlendirilebilir.</p>

<p>Yatırımcının doğru bilgilendirilmesi, yalnızca güvence mekanizmalarının varlığının anlatılmasını değil, bunların sınırlarının da açıklanmasını gerektirir. Sermaye piyasasına duyulan güven, somut incelemeye dayanmayan kesin vaatlerle değil, korumanın kapsamını ve başvuru imkânlarını açıkça ortaya koyan hukuki değerlendirmelerle güçlenir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ"><img alt="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/mehmet-onur-ozkilinc.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-onur-ozkilinc" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ">Av. Mehmet Onur ÖZKILINÇ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat ve Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Temel mevzuat: 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, özellikle m. 52, 53, 82, 84 ve 97. Aşağıdaki resmî açıklamalar 12 Eylül 2026 tarihli hukuki değerlendirme esas alınarak kullanılmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Sermaye Piyasası Kurulu, Menkul Kıymet Yatırım Fonları Tanıtım Rehberi</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] YTM, 6362 sayılı Kanun m. 97, Mali Durumun Bozulması Hâlinde Uygulanacak Tedbirler</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Merkezi Kayıt Kuruluşu, Yatırımcı Blokajı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] Yatırımcı Tazmin Merkezi, Koruma Kapsamı</span></p>

<p><span style="color:#999999">[5] Yatırımcı Tazmin Merkezi, Azami Tazmin Tutarı</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/portfoy-yonetiminde-usulsuzluk-iddialari-karsisinda-yatirimcinin-korunmasi-1</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 01:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haa.jpg" type="image/jpeg" length="23697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konya-gida-ve-tarim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konya-gida-ve-tarim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği, 13 Eylül 2026 Tarihli ve 33369 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Konya Gıda ve Tarım Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KONYA GIDA VE TARIM ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM-ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, Konya Gıda ve Tarım Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen lisansüstü programlara öğrenci kabul ve kayıt işlemleri ile lisansüstü eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programlarından oluşan lisansüstü eğitim ve öğretime ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>b) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>c) EABD/EASD: Enstitü anabilim/anasanat dalını,</p>

<p>ç) EABDB/EASDB: Enstitü anabilim/anasanat dalı başkanlığını,</p>

<p>d) Enstitü: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünü,</p>

<p>e) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya enstitü yönetim kurulu tarafından içeriklerinin en az %80'inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>f) EYK: Enstitü Yönetim Kurulunu,</p>

<p>g) İntihal: Başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermeyi,</p>

<p>ğ) İYS: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi İngilizce dil seviye tespit ve yeterlik sınavını,</p>

<p>h) Mütevelli Heyet: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Mütevelli Heyeti,</p>

<p>ı) ÖİDB: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Öğrenci İşleri Daire Başkanlığını,</p>

<p>i) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>j) Rektör: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>k) Senato: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>l) TİK: Doktora tez izleme komitesini,</p>

<p>m) Üniversite: Konya Gıda ve Tarım Üniversitesini,</p>

<p>n) YDK: Yabancı Diller Koordinatörlüğünü,</p>

<p>o) YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını,</p>

<p>ö) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>p) YÖKDİL: Yükseköğretim Kurumları Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Yüksek Lisans Programları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir. Bu programların hangi EABD/EASD bünyesinde ve nasıl yürütüleceği ile tezli ve tezsiz yüksek lisans programları arasında geçişe ilişkin usul ve esaslar ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Lisansüstü uzaktan öğretim programları, YÖK kararı üzerine açılabilir; bu programlar YÖK tarafından düzenlenen usul ve esaslar çerçevesinde yürütülür.</p>

<p>(3) Lisansüstü eğitim-öğretim dili İngilizce veya Türkçedir. Öğretim dili ilgili mevzuat hükümleri kapsamında belirlenir. İngilizce programlara kabul için adayların ilgili EABD/EASD tarafından ilan edilen dil yeterlik koşulunu sağlaması gerekir. Dil yeterliğine ilişkin usul ve esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans programına başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yüksek lisans programına başvurabilmek için adayların lisans diplomasına ve başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak üzere Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak;</p>

<p>a) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EABD/EASD’ye öğrenci kabulünde,</p>

<p>b) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında,</p>

<p>ALES şartı aranmaz.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programlarına öğrenci kabulünde ALES puanı aranıp aranmayacağı ve taban puan ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) ALES puanının %50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı ve lisansüstü eğitime öğrenci kabulüne ilişkin diğer hususlar ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Üniversite, yüksek lisans programlarına yalnız ALES puanı ile öğrenci kabul edebileceği gibi ALES puanına ek olarak lisans not ortalaması, bilim sınavı ve/veya mülakat sonucunu da değerlendirmeye alabilir. Bu hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>a) Senato tarafından, mezun oldukları lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55'ten düşük 75'ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilan edilir. İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>b) Bu adaylar farklı bir alanda başvuru yapabilirler.</p>

<p>(6) Başvuru ve kabul koşullarına ilişkin diğer hususlar (not ortalaması, referans mektubu, kompozisyon, uluslararası sınavlar ve benzeri) ile yabancı dil yeterlik koşulu ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(7) Mezun durumda olan veya olabilecek adayların başvurularına ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programı öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneğini kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı toplam yirmi bir krediden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Seminer dersi ve tez çalışması kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir. Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Öğrenci, en geç danışman atanmasını izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez dönemi için kayıt yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans programı derslerinin en az 2,50 genel not ortalaması ile başarıyla tamamlanması gerekir.</p>

<p>(5) Tezli yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretim programı olarak yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programında süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, öğrencinin kaydolduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını/ölçütlerini yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans programında mezun olmak için gerekli tüm koşulları yerine getiren öğrenci, EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK’nin kararıyla en erken üçüncü yarıyılın sonunda mezun olabilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans tez danışmanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında EABDB/EASDB, her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını en geç birinci yarıyılın sonuna kadar; öğrencinin danışmanıyla birlikte belirlediği tez konusunu da en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez konusu EYK onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir; ancak bunun için öğrencinin talebi, araştırmacının yazılı muvafakati ve EYK kararı zorunludur. Üniversitede niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması hâlinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir. Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında derslerini başarıyla tamamlayan öğrenci, tezini Senato tarafından belirlenen yazım kurallarına uygun biçimde yazar ve jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Yüksek lisans tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder. Savunma tarihi başvuru tarihinden en erken iki hafta sonraya verilir. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti hâlinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans tez jürisi, tez danışmanı ve EABDB/EASDB'nin önerisini takiben EYK onayı ile görevlendirilir. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı ve en az biri kendi yükseköğretim kurumu dışından olmak üzere üç veya beş öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(4) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını tez danışmanına teslim eder. Danışman, tezin yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı olarak belirttiği görüşü ile tezin nüshalarını EABDB/EASDB aracılığıyla enstitüye gönderir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez sınavına alır. Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez sınavı öğretim elemanları, öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p>

<p>(6) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Bu karar EABDB/EASDB tarafından tez sınavını izleyen üç gün içinde enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(7) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(8) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç üç ay içinde düzeltmeleri yapılan tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması hâlinde, tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Derslerini başarıyla tamamlamak, tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet koşullarını da sağlamak kaydıyla, yüksek lisans tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenciye tezli yüksek lisans diploması verilir. EYK talep hâlinde teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami sürenin dolması hâlinde Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu ilgili EABD/EASD programının YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(3) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı toplam otuz krediden ve 60 AKTS'den az olmamak kaydıyla en az on ders ile dönem projesi dersinden oluşur. Öğrenci, dönem projesi dersinin alındığı yarıyılda dönem projesi dersine kayıt yaptırmak ve yarıyıl sonunda yazılı proje ve/veya rapor vermek zorundadır. Dönem projesi dersi kredisiz olup başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üçü, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programı derslerinin en az 2,50 genel not ortalaması ile tamamlanması gerekir. Ayrıca dönem projesi dersinden başarılı olunması zorunludur.</p>

<p>(5) Senato tarafından belirlenen esaslara göre tezsiz yüksek lisans programının sonunda yeterlik sınavı uygulanabilir.</p>

<p>(6) Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programında süre ve danışman</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, öğrencinin kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programında ilgili EABDB/EASDB, her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya Senato tarafından belirlenen niteliklere sahip doktora derecesine sahip bir öğretim görevlisini en geç birinci yarıyılın sonuna kadar belirler.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Kredili derslerini ve dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu ilgili EABD/EASD programının YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Tezsiz yüksek lisans programına devam edenler, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında tezli yüksek lisans programı için belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla tezli yüksek lisans programına geçiş yapabilirler. Bu durumda tezsiz yüksek lisansta alınan dersler, EYK kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısıyla irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam yirmi bir krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS'den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az kırk iki kredilik 14 ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programlarında EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilen derslerden yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Doktora programları ikinci öğretim olarak açılamaz.</p>

<p>(6) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme veya bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Doktora programına başvuru ve kabul</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Doktora programına başvurabilmek için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmaları ve ALES'ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir. Ancak doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık ve benzeri uzmanlık derecesi olan mezunların başvurularında ALES şartı aranmaz; bu adayların değerlendirme işlemleri için Senato tarafından 55'ten düşük 75'ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilan edilir.</p>

<p>b) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Lisans derecesiyle doktora programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması ve ALES'ten başvurduğu programın puan türünde 80 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenecek ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(2) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(3) ALES puanının % 50'den az olmamak koşuluyla ne kadar ağırlıkla değerlendirmeye alınacağı Senato tarafından belirlenir. Üniversite yalnızca ALES puanı ile de öğrenci kabul edebilir. ALES'e eşdeğer kabul edilen ve YÖK tarafından ilan edilen eşdeğer puanlar, Senato kararı ile yükseltilebilir.</p>

<p>(4) Doktora programına öğrenci kabulünde, anadilleri dışında YÖK tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya eşdeğer uluslararası sınav puanı alınması zorunludur. Bu asgari puanların programın özelliklerine göre yükseltilmesine Senato tarafından karar verilebilir.</p>

<p>(5) Doktora programına başvuru ve kabulde ALES puanı yanı sıra bilim sınavı ve/veya mülakat sonucu ile yüksek lisans not ortalaması da değerlendirilebilir. Bu hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(6) YÖK tarafından belirlenen öncelikli alandaki doktora programlarına öğrenci seçimi, YÖK kararı ile belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.</p>

<p><strong>Doktora programında süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için kaydolunan programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya en az 3,00 ağırlıklı genel ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen süreler içinde tamamlayamayan öğrencinin ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Doktora tez danışmanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) EABDB/EASDB her öğrenci için Üniversite kadrosunda bulunan bir tez danışmanını ve danışmanla öğrencinin birlikte belirleyeceği tez konusu ile tez başlığını enstitüye önerir. Tez danışmanı ve tez önerisi EYK kararıyla kesinleşir. Tez danışmanının en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar atanması zorunludur.</p>

<p>(2) Tez danışmanı, Senatonun belirleyeceği niteliklere sahip öğretim üyeleri arasından seçilir. 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin danışman olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve EYK’nin kararı şarttır. Diş hekimliği, eczacılık, tıp ve veteriner fakülteleri anabilim dalları hariç doktora programlarında tez yönetebilmek için başarıyla tamamlanmış en az bir yüksek lisans tezi yönetilmiş olması gerekir. İkinci tez danışmanı Üniversite kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(3) Yükseköğretim kurumunda belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması halinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde EYK tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi danışman olarak seçilebilir.</p>

<p>(4) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda, ikinci bir tez danışmanı ilgili EABDB/EASDB'nin önerisi ve EYK kararıyla atanabilir. İkinci tez danışmanı en az doktora derecesine sahip olmak zorundadır.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir. Bir öğrenci bir yılda en fazla iki kez yeterlik sınavına girer.</p>

<p>(2) Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci en geç beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenci en geç yedinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, EABDB/EASDB tarafından önerilen ve EYK tarafından onaylanan ve sürekli görev yapan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Komite, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla sınav jürileri kurar. Sınav jürisi en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere, danışman dahil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(4) Yeterlik sınavı yazılı ve sözlü olarak iki bölüm hâlinde yapılır. Yazılı sınavda 70 ve üzeri puan alan öğrenci başarılı sayılır ve sözlü sınava alınır. Sözlü sınavda sınav jürileri öğrencinin başarı durumunu değerlendirerek salt çoğunlukla karar verir. Bu karar EABDB/EASDB tarafından yeterlik sınavını izleyen üç gün içinde enstitüye tutanakla bildirilir. Yeterlik sınavlarının tarihleri ve sınavların değerlendirilme ilke ve esasları ilgili EABDB/EASDB önerisi üzerine enstitü tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, başarısız olduğu bölüm/bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin doktora programı ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin ders yükünü tamamlamış olsa bile toplam kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla fazladan ders almasını isteyebilir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için EABDB/EASDB'nin önerisi ve EYK onayı ile öğrencinin doktora tez önerisini onaylamak ve tez çalışma sürecini izlemek amacıyla en geç bir ay içinde tez izleme komitesi (TİK) oluşturulur.</p>

<p>(2) TİK üç üyeden oluşur; tez danışmanı dışında, biri EABDB/EASDB içinden, diğeri ise EABDB/EASDB dışından veya başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere iki üye daha eklenir. İkinci tez danışmanı dilerse komite toplantılarına katılabilir ancak TİK üyesi olamaz.</p>

<p>(3) TİK üyelerinde değişiklik, EABDB/EASDB'nin önerisi ve EYK onayı ile yapılabilir.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavını başarıyla tamamlayan öğrenci, en geç altı ay içinde yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini TİK önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, yazılı raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır.</p>

<p>(2) TİK, öğrencinin tez önerisinin kabul, düzeltme veya reddedileceğine salt çoğunlukla karar verir. Düzeltme kararı verilmesi durumunda düzeltme için bir ay süre verilir. Karar, EABDB tarafından işlemin bitişini izleyen üç gün içinde enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu seçme hakkına sahiptir. Aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay, danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar savunmaya alınır. Tezi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için TİK, ocak-haziran ve temmuz-aralık dönemlerinde olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı rapor sunar. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(5) Geçerli mazereti olmaksızın birinci fıkrada belirtilen sürede tez önerisi savunmasına girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Doktora programı öğrencisi, elde ettiği sonuçları Senato tarafından kabul edilen yazım kurallarına uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>(2) Öğrencinin tezinin sonuçlanabilmesi için en az üç TİK raporu sunulması gerekir.</p>

<p>(3) Doktora tezinin savunmasından önce ve düzeltme verilen tezlerde ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini tamamlayarak danışmanına sunar. Danışman tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte tezi enstitüye teslim eder. Savunma tarihi başvuru tarihinden en erken iki hafta sonraya verilir. Enstitü söz konusu teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak danışmana ve jüri üyelerine gönderir. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti hâlinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir.</p>

<p>(4) Doktora tez jürisi, danışman ve EABDB/EASDB’nin önerisi ile EYK onayı ile atanır. Jüri, üçü öğrencinin TİK'te yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere danışman dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Danışmanın oy hakkı olup olmadığı hususunda ilgili yönetim kurulu karar verir. Danışmanın oy hakkı olmaması durumunda jüri altı öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(5) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde toplanarak öğrenciyi tez savunmasına alır. Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Savunma toplantıları dinleyicilere açık olarak yapılır.</p>

<p>(6) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir. Bu karar EABDB/EASDB tarafından tez sınavını izleyen üç gün içinde enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi reddedilen öğrencinin Üniversite ile ilişiği kesilir. Düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde tezini aynı jüri önünde yeniden savunur; başarısız olması hâlinde ilişiği kesilir. Başarılı olamayan öğrencilere talepleri hâlinde, 24 üncü maddenin birinci fıkrasına göre tezsiz yüksek lisans diploması verilebilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Tez çalışmasını tamamlayan öğrenci, tezin istenen sayıda nüshasını danışmanına teslim eder. Danışman, yazım kurallarına uygunluğu yönünden yazılı görüşü ile tezi EABDB/EASDB aracılığıyla ilgili Enstitüye gönderir.</p>

<p>(2) Tez savunmasında başarılı olmak ve diğer koşulları sağlamak kaydıyla doktora tezinin ciltlenmiş en az üç kopyasını tez sınavına giriş tarihinden itibaren bir ay içinde ilgili enstitüye teslim eden ve tezi şekil yönünden uygun bulunan öğrenci doktora diploması almaya hak kazanır. EYK başvuru üzerine teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde ilgili EABD/EASD programının YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(4) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Doktora programında tezsiz yüksek lisans programına geçiş</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden veya tezli yüksek lisans programından mezun olup farklı bir EABD/EASD’de doktora yapan öğrencilerden kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara veya doktora tezinde başarılı olamayanlara talepleri halinde doktora programına kayıtlı oldukları EABD/EASD’nin tezsiz yüksek lisans programının olması durumunda ve tezsiz yüksek lisans için gerekli koşulları yerine getirmiş olmaları kaydıyla tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş veya tezli yüksek lisans programından mezun olup farklı bir EABD/EASD’de doktora yapan bir öğrenci en az yedi dersini başarıyla tamamlamış olmak kaydıyla, ilgili EABDB/EASDB önerisi ve EYK kararı ile yüksek lisans programına geçiş yapabilir. Doktora programından yüksek lisans programına geçiş yapan öğrencinin;</p>

<p>a) Yüksek lisans programının zorunlu kıldığı dersleri,</p>

<p>b) Henüz tamamlamamış ise seminer dersini,</p>

<p>c) Yüksek lisans tez çalışmasını,</p>

<p>başarıyla tamamlaması zorunludur.</p>

<p>(3) Öğrencinin doktora programında aldığı ve yüksek lisans programındaki ders planı ile uyumlu olan dersler, EABD/EASD kurulunun önerisi ve EYK kararıyla yüksek lisans programındaki ders yüküne sayılabilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlar ile İlgili Esaslar</p>

<p><strong>Ulusal ve uluslararası ortak lisansüstü programlar </strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Yurt dışındaki ve yurt içindeki yükseköğretim kurumları ile ortak lisansüstü programlar açılabilir.</p>

<p>(2) Uluslararası ortak programlarda eğitim 6/10/2016 tarihli ve 29849 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurt Dışı Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Eğitim Öğretim Programlarına Dair Yönetmelik hükümleri çerçevesinde yapılır. Ulusal ortak programlarda ise 22/2/2007 tarihli ve 26442 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarının Yurtiçindeki Yükseköğretim Kurumlarıyla Ortak Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Programları Tesisi Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Yüksek lisans ve doktora programlarına kabul edilen öğrencilerden lisans veya yüksek lisans derecesini kabul edildikleri programdan farklı alanlarda almış olanlar ya da farklı bir yükseköğretim kurumundan almış olanlar için bilimsel hazırlık programı uygulanabilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık programında alınması zorunlu dersler, ilgili lisansüstü programın derslerinin yerine geçemez. Ancak öğrenci, EABDB/EASDB'nin önerisi ve EYK onayı ile lisansüstü programa yönelik dersler de alabilir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programına ilişkin devam, sınav, notlar, başarı koşulları, ders tekrarı ve diğer esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır; yaz öğretimi bu süreye dâhil edilmez. Bu programda geçirilen süre, yüksek lisans veya doktora programı sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Bir yükseköğretim kurumu mezunu veya öğrencisi olup belirli bir konuda bilgisini artırmak isteyenler, EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK onayı ile lisansüstü derslere özel öğrenci olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(2) Özel öğrenci statüsünde ders alanlar, öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p>(3) Özel öğrenciliğe kabul; kişinin Enstitü Müdürlüğüne başvurusu, ilgili EABDB/EASDB’nin görüşü üzerine EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(4) Özel öğrenciler devam ettikleri derslere kayıtlı normal öğrencilerin uyması gereken usul ve esaslara uymak zorundadırlar.</p>

<p>(5) Derslerini başaran öğrencilere, isteği hâlinde Enstitü Müdürlüğünce; dersleri ve başarı durumunu gösterir bir belge verilir, diploma verilmez.</p>

<p>(6) Özel öğrencilerin iki yarıyılı geçirmemek kaydıyla devam ettikleri lisansüstü programın öğrenci kabul şartlarını yerine getirerek asıl öğrenci olmaları durumunda, özel öğrenci iken başardıkları lisansüstü derslerden kendi EABD/EASD veya bilim alanları ile ilgili olanlardan aldıkları krediler ve süre, devam ettikleri programdaki kredi toplamının ve süresinin; danışmanı ve EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK’nin onayı ile %50’si geçerli sayılabilir.</p>

<p><strong>Değişim öğrencileri </strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Karşılıklı anlaşmalar çerçevesinde yurt içi veya yurt dışı yükseköğretim kurumları ve üniversite kampüsleri arasında değişim programları düzenlenebilir. Bu programlara ilişkin esaslar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Üniversite içindeki başka bir EABD/EASD veya başka bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında en az bir yarıyılı tamamlamış başarılı öğrenci, eşdeğer diploma programına yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir. Yatay geçiş koşulları Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Yüksek lisansta en geç üçüncü yarıyılın sonuna kadar, doktorada yeterlik sınavına kadar yatay geçiş yapılabilir. Öğrenci bir programda en fazla bir kez yatay geçiş yapabilir.</p>

<p>(3) Yatay geçiş müracaatı, her yarıyıl başında EYK’nin belirlediği takvim çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(4) Yatay geçiş başvurusu, EABDB/EASDB'nin gerekçeli ve olumlu görüşü alınarak Senato tarafından belirlenen kabul koşullarına uygunluğu incelenir ve EYK tarafından karara bağlanır.</p>

<p>(5) Üniversitenin enstitüleri bünyesinde bir tezsiz yüksek lisans programına devam edenlerden derslerinin tamamından başarılı olanlar, tezli yüksek lisans programı için bu Yönetmelikte belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK kararı ile belirlenen kontenjan dâhilinde tezsiz yüksek lisans eğitimi aldıkları EABD/EASD tezli yüksek lisans programına yatay geçiş yapabilirler. Başvuruda bulunan öğrenciler ALES puanının %50’si ve tezsiz yüksek lisans genel ağırlıklı not ortalamasının %50’sinin toplamı esas alınarak sıralanır ve kontenjan dâhilinde öğrenci programa kabul edilir. Tezli yüksek lisansa kayıt hakkı kazanan öğrencilerin tezsiz yüksek lisans programında aldıkları dersler, EYK kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılır. Öğrenci tezli yüksek lisans programına seminer ve tez aşamasından itibaren başlatılır. Tezsiz yüksek lisans programlarından tezli yüksek lisans programlarına geçiş için ilan, EYK tarafından her öğretim dönemi başında yeni kayıt başvuru ilanı ile birlikte yapılır.</p>

<p>(6) Tezsiz yüksek lisanstan tezli yüksek lisans programına geçenler seminer yükümlülüklerini tez çalışması ile birlikte yaparlar.</p>

<p><strong>Ders saydırma ve kredi transferi</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Bir öğrencinin özel öğrenci statüsünde aldığı lisansüstü dersler dâhil olmak üzere, enstitüye kaydolmadan önceki yurt içi/yurt dışı yükseköğretim kurumlarından almış ve başarılı olduğu lisansüstü dersler, danışmanın görüşü, EABDB/EASDB’nin önerisi ve ilgili EYK’nin kararıyla öğrencinin kayıtlı olduğu programa sayılabilir. Ancak bir öğrencinin kayıt yaptırdığı programdaki uzmanlık alanı dersi, yüksek lisans ve doktora tez çalışması dersleri, bitirme projeleri ve seminer dersleri gibi harf notu verilmeyen tez çalışması odaklı dersler hariç olmak üzere, başarılı olduğu ve sayılan dersleri, almak zorunda olduğu zorunlu toplam kredi miktarının %50’sini geçemez.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Enstitü Müdürlüğünce yapılan sonuç ilanında asıl aday listesinde yer alan adaylar kesin kayıt işlemlerini istenen bilgi ve belgelerle birlikte Enstitünün belirleyeceği yöntem ile yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(2) Süresi içerisinde kesin kaydını yaptırmayan adaylar, öğrenci olma haklarını kaybederler ve yerine yedek listedeki adaylar sıra ile davet edilir.</p>

<p>(3) Kayıt işlemini tamamlayan öğrenciler kayıt yenileme, ders değişikliği, ders ekleme ve ders bırakma işlemlerini akademik takvimde belirtilen süre içerisinde yapmak zorundadır. Akademik takvimde belirtilen süre içerisinde varsa mali yükümlülüklerini yerine getirmeyen veya kayıt yenileme işlemlerini tamamlamayan öğrenciler söz konusu dönemde öğrencilik haklarından yararlanamaz, seminer, proje, tez konusu önerisi veremezler. Yeterlik sınavından ve tez izleme komitesi raporundan başarısız sayılırlar. Bu durumlarda geçen süreler programlar için öngörülen azami öğrenim süresinin hesabında dikkate alınır.</p>

<p>(4) Kayıt dondurma ve tez aşamasındaki öğrencilerin ek süre talepleri Senato tarafından belirlenen esaslar kapsamında değerlendirilerek EYK tarafından karara bağlanır. Kayıt dondurma ve tez aşamasındaki öğrencilere verilen ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Bir eğitim-öğretim yılı, yarıyıl sonu sınav süreleri hariç, her biri en az 14 haftalık iki yarıyıldan oluşur. Eğitim-öğretim yılı kapsamında yaz okulu açılabilir.</p>

<p>(6) Öğrenciler her yarıyıl, akademik takvimde ilan edilen tarihlerde kayıtlarını yenilemekle yükümlüdür. Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p>(7) Lisansüstü programın herhangi bir aşamasında üst üste iki yarıyıl ya da aralıklı olarak üç ya da daha fazla yarıyıl kayıt yaptırmayan öğrencilerin tekrar kayıt yaptırması hâlinde EABDB/EASDB önerisi ve EYK onayı ile tez konusu ve/veya tez danışmanı bilgilerinin yeniden onaya sunulması gerekebilir.</p>

<p><strong>Programlar ve dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Enstitü EABD/EASD lisansüstü öğretim planları, mezuniyet için alınması gereken zorunlu/seçmeli dersler, tez, seminer ve benzeri çalışmalar ile kredi toplamları Senatonun önerisi üzerine ilgili enstitü kurulunda görüşülerek onaylanır.</p>

<p>(2) Bir yarıyılda hangi lisansüstü derslerin açılacağı ve dersleri yürütecek öğretim elemanları, EABDB/EASDB'nin önerileri üzerine EYK tarafından belirlenir. Dersleri yürütecek öğretim elemanlarının en az doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu olması gerekir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programların kredi ve AKTS değerlerinin belirlenmesinde; bir dersin yarıyıl kredi değeri haftalık teorik ders saatlerinin tamamı ile haftalık uygulama/laboratuvar saatlerinin yarısının toplamından oluşur. AKTS kredileri Senato tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde hesaplanır.</p>

<p>(4) Lisansüstü programlarla ilgili devam, sınavlar, notlar, başarı koşulları, ders tekrarı ve diğer esaslar ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren en az bir dersin lisansüstü eğitim sırasında verilmesi zorunludur.</p>

<p>(6) Enstitü kurulunca onaylanan dersler içinden hangilerinin öğrencinin ders programında yer alacağına öğrenci ile birlikte danışmanı karar verir. Tez danışmanı atanıncaya kadar bu görev EABDB/EASDB veya program koordinatörü tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Sınavlar ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Lisansüstü programlarda ölçme ve değerlendirme yöntemi olarak ara sınav, kısa sınav, ödev, proje, seminer, uygulama, sunum ve benzeri değerlendirme yöntemleri ders başlangıcında duyurulmak suretiyle kullanılabilir.</p>

<p>(2) Her ders için en az bir yarıyıl sonu değerlendirmesi yapılması zorunludur.</p>

<p>(3) Dersi veren öğretim elemanı, yarıyıl sonu değerlendirme zorunluluğu saklı kalmak kaydıyla, dersin niteliğine uygun olarak yarıyıl içerisinde yapılacak değerlendirmelerin türünü, sayısını, ağırlıklarını ve diğer değerlendirme yöntemlerini belirler.</p>

<p>(4) Değerlendirmeler ve sınavlar kâğıt ortamında ya da elektronik ortamda yapılabilir; değerlendirme ve sınav güvenliğine ilişkin ilkeler YÖK tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Öğrencilerin teorik derslerin %70’ine, uygulama ve laboratuvar çalışmalarının %80’ine devam etmiş olmaları gerekir. Sağlık raporları da dahil devam şartını yerine getirmeyen öğrenci o dersten başarısız sayılır ve ilgili dersin varsa yarıyıl sonu değerlendirmesine giremez.</p>

<p>(6) Yarıyıl sonu değerlendirmesinde başarısız olan veya bu değerlendirmeye girme hakkı olduğu halde girmeyen öğrencilere ek bir değerlendirme hakkı tanınır ve bu değerlendirmeden aldıkları not yarıyıl sonu değerlendirmesi yerine geçer.</p>

<p>(7) Derslerde başarılı olmak için tezli ve tezsiz yüksek lisans öğrencilerinin 4’lük sistemde en az 2.00, doktora öğrencilerinin en az 2.50 ortalamaya sahip olmaları şarttır. Bilimsel hazırlık, uzmanlık alanı dersi, yüksek lisans ve doktora tez çalışması dersleri, bitirme projeleri ve seminer ise “başarılı” ya da “başarısız” şeklinde değerlendirilir.</p>

<p>(8) Not ortalamaları AKTS kredileri baz alınarak hesaplanır. Harf notu sistemi ve geçer not koşulları aşağıdaki gibi uygulanır:</p>

<p>Tezli/Tezsiz YL Doktora</p>

<p>Programlarında Programlarında</p>

<p><u>Harf Notu</u> <u>4’lük sistem</u> <u>100’lük sistem</u> <u>Geçer Not</u> <u>Geçer Not</u></p>

<p>AA 4,00 90-100 YL DR</p>

<p>BA 3,50 85-89 YL DR</p>

<p>BB 3,00 80-84 YL DR</p>

<p>CB 2,50 75-79 YL DR</p>

<p>CC 2,00 70-74 YL Koşullu</p>

<p>DC 1,50 65-69 Koşullu Başarısız</p>

<p>DD 1,00 60-64 Başarısız Başarısız</p>

<p>FD 0,50 50-59 Başarısız Başarısız</p>

<p>FF 0,00 0-49 Başarısız Başarısız</p>

<p>NA 0,00 — Başarısız (devamsızlık) Başarısız (devamsızlık)</p>

<p>(9) Ağırlıklı genel not ortalamasına katılmayan notlar:</p>

<p>a) S: Yeterli; not ortalamalarına katılmayan derslerden başarılı olan öğrencilere verilir.</p>

<p>b) U: Yetersiz; not ortalamalarına katılmayan derslerden başarı gösteremeyen öğrencilere verilir.</p>

<p>c) P: Gelişmekte olan; tez çalışmalarını başarıyla sürdürmekte olan öğrencilere verilir.</p>

<p>ç) NA: Devamsızlık; derse devam koşullarını yerine getirmediği için başarısız olan öğrencilere verilir. Bu not, FF notu gibi işlem görür.</p>

<p>(10) Tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarında AA, BA, BB, CB, CC ve S; doktora programlarında AA, BA, BB, CB ve S geçer notlardır.</p>

<p>(11) Tekrar edilen derslerde en son not geçerlidir.</p>

<p>(12) Doktora programlarında ağırlıklı genel not ortalaması 3,00 olmak kaydı ile CC; tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarında ağırlıklı genel not ortalaması 2,50 olmak kaydı ile DC geçer not olarak kabul edilir.</p>

<p>(13) NI (Not ortalamasına katılmayan) notu; öğrencinin kayıtlı olduğu program veya programlardan not ortalamasına katılmamak koşuluyla aldığı dersleri tanımlamak üzere verilir. NI notu, öğrencinin ilgili olduğu dersten aldığı harf notu ile birlikte öğrencinin not belgesinde gösterilir. Bu statüdeki dersler öğrencinin kayıtlı olduğu program veya programlarla ilgili ders saydırma işlemlerinde kullanılmaz. NI statüsünde alınan derslerin statüsü aynı program içinde değiştirilemez.</p>

<p><strong>Kayıt sildirme </strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Öğrenciler istedikleri takdirde ÖİDB’ye başvurarak kayıtlarını sildirebilirler. Kayıtlarını sildiren öğrenciler varsa mali yükümlülüklerini yerine getirir.</p>

<p>(2) Üniversiteden kaydını sildiren veya disiplin cezası nedeniyle Üniversite ile ilişiği kesilen öğrencilerin dosyalarındaki kendilerine ait belgeleri alabilmeleri için Üniversite tarafından belirlenen kayıt sildirme işlemlerini yapmaları zorunludur.</p>

<p>(3) Kayıt sildiren öğrencilerden tekrar öğrenimlerine dönmek isteyenler, ilgili programa yeniden başvuru yaparlar. Bu başvuru, ilgili EABDB/EASDB tarafından lisansüstü programlara başvuru ve kabul koşulları çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p><strong>Tebligat </strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Öğrenciye her türlü tebligat, öğrencinin resmi kayıtlarda yer alan posta adresine veya öğrenciye Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilerek yapılır. Öğrenci Üniversite tarafından sağlanan e-posta adresine gönderilen iletileri izlemekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Öğrenci tebligat adres değişikliğini en geç bir ay içerisinde ÖİDB’ye bildirmek zorundadır. Aksi takdirde Üniversite kayıtlarında bulunan adres geçerli sayılır.</p>

<p><strong>Gerçeğe aykırı beyan ve evrakta sahtecilik</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Gerçeğe aykırı veya yanıltıcı beyan ve belgelerle kayıt hakkı kazanmış olanların tespiti halinde kayıtları yapılmaz, yapılmış ise bulundukları yarıyıla bakılmaksızın kayıtları iptal edilir; kendilerine verilmiş olan diploma dâhil tüm belgeler geçersiz sayılır ve haklarında yasal işlem başlatılır. Bu durumda olanlar öğrencilik statüsü kazanmamış sayılır ve gelecekte öğrencilikle ilgili hiçbir haktan yararlanamazlar.</p>

<p><strong>Diploma ve belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Öğrencilere ve mezunlara verilen diplomalar (tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans, doktora), diploma eki, geçici mezuniyet belgesi, not çizelgesi ve öğrenci belgesi ile bunların verilme koşulları Senato tarafından belirlenir. Diplomalar Rektör ve ilgili enstitü müdürü tarafından imzalanır.</p>

<p>(2) Diplomanın üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu enstitü anabilim dalındaki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Diplomaların şekli, ölçüleri ve üzerine yazılacak bilgiler Senato tarafından belirlenir. Diplomaların kaybı hâlinde yenisi hazırlanır ve yeniden düzenlendiği belirtilir.</p>

<p><strong>Disiplin</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Öğrencilerin disiplin işlemleri, 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Burs ve ücretler</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Öğrencilere sağlanan bursların ve yardımların dağılımı; katkı payları, öğrenim ücretleri ve diğer ücretlere ilişkin esaslar ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Mütevelli Heyet tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Öğrenci, haklı ve geçerli mazeretini belgelemek koşuluyla, talebi üzerine ve Enstitü Yönetim Kurulunun kararıyla lisansüstü öğrenimi süresince bir defada en çok iki yarıyıl, toplamda ise en çok dört yarıyıl süreyle kaydını dondurabilir. Kayıt dondurma süresi azami öğrenim süresine dahil edilmez. Rahatsızlığının ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrenci ile hükümlü öğrencinin mazereti Enstitü Yönetim Kurulunca değerlendirilir. Bu öğrenciler bakımından kayıt dondurma süresi dört yarıyılı aşabilir. Bu süre azami öğrenim süresine dahil edilmez. Kayıt dondurma bakımından haklı ve geçerli kabul edilen mazeretler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrencinin sağlık mazeretinin sağlık kurulu raporuyla belgelenmesi.</p>

<p>b) Öğrencinin doğal afetler nedeniyle öğrenimine ara vermek zorunda kaldığını mahallin en büyük mülki amirince düzenlenen belgeyle belgelenmesi.</p>

<p>c) Öğrencinin tutuklu olması veya yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almasını gerektirmeyen bir mahkûmiyetinin bulunması.</p>

<p>ç) Öğrencinin herhangi bir nedenle askerlik tecilinin kaldırılması üzerine askere alınması.</p>

<p>d) Öğrencinin mesleği veya lisansüstü çalışmalarıyla ilgili olarak öğrenim amacıyla geçici süreyle yurt dışına gitmesi ya da aynı amaçla yurt içindeki bir kuruluşta geçici süreyle görevlendirilmesi.</p>

<p>e) Öğrencinin birinci derece yakınının hastalığı hâlinde, bu yakının bakımını üstlenecek başka bir kişinin bulunmadığını belgelemesi.</p>

<p>f) Ders yükünü başarıyla tamamlayan öğrencinin tez çalışmasının, cihaz veya malzeme teminindeki güçlükler gibi kendi iradesi dışındaki nedenlerle aksaması.</p>

<p>g) Enstitü Yönetim Kurulunca değerlendirmelerle kabul edilecek diğer mazeretler nedeniyle başvurulması.</p>

<p>(2) Afet ve salgın dönemlerinde tez aşamasındaki öğrencilere talepleri hâlinde en fazla iki dönem ek süre verilebilir; bu süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(3) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri hâlinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir; bu süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(4) Acil durumlar dışında kayıt dondurma süresi, karar tarihini izleyen yarıyıldan itibaren başlar. Yarıyıl başlangıcını izleyen on beş iş günü içinde yapılan kayıt dondurma başvuruları için, o yarıyılda da izin başlatılabilir. Kayıt dondurma süresi sonunda öğrenci, kaydını yenilemek zorundadır.</p>

<p>(5) Kayıt dondurma süresi sonunda öğrenimine geri dönmeyenlerin ya da kaydını yenilemeyenlerin kayıtları azami öğrenim sürelerinin sonuna kadar askıya alınır ve bu öğrenciler yeniden kayıt yaptırıncaya kadar öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Bu öğrenciler kayda geldikleri akademik yıl geçerli olan öğrenim ücretini ödemek ve yürürlükteki programa EYK tarafından intibakları yapılmak koşulu ile öğrenimlerine devam etmek için kayıt yaptırabilirler ve öğrencilik haklarından yararlanabilirler.</p>

<p>(6) Kayıt dondurma süresi dolmadan dönüş yapmak isteyen öğrencilerin, dilekçe ile ilgili dönemin mazeretli kayıtları başlamadan önce ilgili EABDB/EASDB’ye başvurmaları gerekir. Başvuru, öğrencinin akademik/tez danışmanı, EABDB/EASDB ve Enstitü Müdürlüğü tarafından değerlendirilerek ÖİDB’ye iletilir.</p>

<p>(7) Yükseköğretim kurumundan süreli uzaklaştırma ya da çıkarma cezası alan öğrenciler izinli sayılmazlar.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Diğer hükümler</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Hangi lisans ve yüksek lisans programlarından mezun olanların lisansüstü programlara başvurabileceği ilgili EABDB/EASDB görüşü ve EYK kararı sonrasında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Yabancı uyruklu adaylarla lisans eğitimini yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü programlara kabulüne ilişkin usul ve esaslar ilgili mevzuat hükümleri kapsamında Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Lisansüstü program kontenjanları; tezli yüksek lisans ve doktora programları için öğretim üyesi başına düşen tez danışmanlığı en fazla on dört, tezsiz yüksek lisans programları için en fazla on altı öğrenci olacak şekilde belirlenir.</p>

<p>(4) Lisansüstü programlar Rektörlüğün bulunduğu il dışında sürdürülemez.</p>

<p>(5) Aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez; tezsiz yüksek lisans programları bu hükmün dışındadır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun, ilgili mevzuat hükümleri ve YÖK kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) 19/2/2017 tarihli ve 29984 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Konya Gıda ve Tarım Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konya-gida-ve-tarim-universitesi-lisansustu-egitim-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="14835"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/10180 E., 2026/1424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 18.02.2026 tarihli, 2025/10180 E., 2026/1424 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/10180 E., 2026/1424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/223 E., 2025/1288 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adana 13. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/59 E., 2021/84 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 16.05.2010 tarihinden itibaren davalı işveren bünyesinde belirsiz süreli iş sözleşmesiyle kaynak ustası ve servis şoförü olarak çalıştığını, 06.10.2016 tarihinde haksız olarak davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin feshedildiğini, davalı tarafından noter marifetiyle gönderilen 11.10.2016 tarihli fesih bildiriminde davacının 06.10.20 16... .10.2016 tarihinde işe gelmediğinin bildirildiğini, davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından eylemli ve sözlü olarak feshedildiğini, devamsızlık yapılması hâlinde işçiye mazereti olup olmadığı sorulmadan sözleşmesinin feshedilmesinin Yargıtay uygulamalarına aykırı olduğunu, bu nedenle davacıya kıdem ve ihbar tazminatının ödenmesinin gerektiğini, davacının çalıştığı süre boyunca yıllık ücretli izinlerini kullanmadığını, ücretinin de ödenmediğini belirterek kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık ücretli izin, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti ile hafta tatili ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının davalı Şirkette belirsiz süreli iş sözleşmesi ile montaj işçisi olarak çalıştığını, işçinin iş sözleşmesinin davalı Şirket tarafından haklı nedenle derhal feshedildiğini, tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, ayrıca kıdem tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağına ilişkin taleplerin belirsiz alacak davası ile talep edilemeyeceğini, işçinin iş sözleşmesinin sözlü olarak feshedilerek devamsızlık tutanağı tutulduğu iddiasının doğru olmadığını, aksine işçilerin toplu olarak işi yapmamasını işvereni tehdit unsuru hâline getirdiğini, işçilerin savunmasının alınmasının artık bir usul kuralı olmayacağını, derhal fesih sebebinin oluştuğunu, davacı işçinin fazla çalışmasının olmadığını, yıllık ücretli izinlerini kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işveren tarafından haksız fesih yapıldığı kabul edilerek kıdem ve ihbar tazminatı taleplerinin kabulüne karar verilmiş, yine çalışma ve dinlenme sürelerine dair taleplere hak kazanıldığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının işi bıraktığını bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanamayacağını,</p>

<p>2. Talep edilen alacakların zamanaşımına uğradığını, belirsiz alacak davası açılamayacağını,</p>

<p>3. Tanık beyanlarının dikkate alınmaması gerektiğini,</p>

<p>4. Davacının asgari ücret ile çalıştığını, kabul edilen ücretin hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık; dava türüne, feshin niteliğine ve talep edilen alacakların hesap yöntemi ile unsurlarına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili tarafından hafta tatili ücreti alacağı ayrıca talep edilip Mahkemece bu talep hüküm altına alınmıştır. Haftanın yedi günü çalışmanın kabul edilmesi hâlinde hafta tatiline denk gelen günlerin yedi buçuk saatinin hafta tatili olarak hüküm altına alındığı göz önünde bulundurulmadan, mükerrer ödemeye sebep olacak şekilde aynı çalışma için hem hafta tatili hem de fazla çalışma alacağının hüküm altına alınması doğru değildir. Bu sebeple çalışılan hafta tatili gününe denk gelen günde yedi buçuk saatlik çalışmanın fazla çalışma hesabından dışlanarak sonuca gidilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgilisine iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>18.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202510180-e-20261424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="41355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıcılık Suçunda “IBAN Mağdurluğu” ile Suça İştirakin İnce Çizgisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. Giriş

Bu yazımızda; 12. Yargı Paketi Kapsamında 16.07.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilip, 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bu yazımızda;<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 12. Yargı Paketi</a> Kapsamında 16.07.2026 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nda kabul edilip, 31.07.2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a>’un 13. maddesi ile getirilen, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenen kamuoyunda “IBAN mağdurları düzenlemesi” olarak bilinen hüküm incelenecektir.</p>

<p>Yazıda; dolandırıcılık suçu hakkında kısa açıklama yapılıp, TCK m.158/4 ile getirilen düzenlemenin hukuki niteliği, uygulanma alanı değerlendirilecek ve bu hükmün iştirak bahsinde yer alan özellikle yardım etme bakımından uygulamada doğurabileceği sorunlara dikkat çekilecektir.</p>

<p><strong>II. Dolandırıcılık Suçu Hakkında Genel İzah<a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a></strong></p>

<p><strong>a) Genel Olarak</strong></p>

<p>İktisadi bir suç olan dolandırıcılık suçunun unsurları, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 157. maddesinde tanımlanmıştır. <strong>TCK m.157’ye göre dolandırıcılık suçu;</strong> <i>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kişinin kendisine veya başkasına yarar sağlamasıdır. Bu halde fail hakkında, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve beş bin güne kadar adli para cezası uygulanacaktır”</i>. Dolandırıcılık suçunda fail; hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, iradesini esaslı şekilde hataya düşürüp, yapmayacağı bir şeyi yaptırmak, vermeyeceği bir şeyi verdirmek suretiyle onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlama amacını taşımaktadır. Bu bakımdan dolandırıcılık suçu, kişilerin malvarlığına karşı işlenen bir suç olup, bu suçla korunan hukuki yarar kişinin mülkiyet hakkıdır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun niteliği hakkında <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 14.02.2017 tarihli, 2014/15-419 E., 2017/66 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu sebepten dolandırıcılık suçunun hukuki konusu birden fazladır. Bu suç işlenirken sadece malvarlığı zarar görmemektedir. Malvarlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır”. </i>Dolandırıcılık suçu <strong>aldatma temeline </strong>dayanır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda tipe uygun fiil,<i> hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, mağdurun veya başkasının zararına olarak kendisine veya başkasına yarar sağlamaktır.</i> Dolandırıcılık suçu neticeli bir suç olup, zarar suçudur. Bu nedenle; suçun hareket kısmını hileli davranışla bir kimseyi aldatma, netice kısmını ise bu aldatma neticesine dayanan yarar oluşturur.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun konusu malvarlığına ilişkin herhangi bir değer olabilir. Doktrinde; malvarlığının <strong>iktisadi malvarlığı</strong> olduğu, ancak farklı görüşlere göre <strong>iktisadi değeri olmayan, yani mala verilen manevi değerin de dolandırıcılık suçunu oluşturabileceği ifade edilmektedir. </strong>Örneğin; aileden kalma manevi, değeri para ile ölçülemeyen malvarlığı değerleri de bu suçun konusunu oluşturabileceği ifade edilmiştir. Ancak kanaatimizce, iktisadi değeri olmayan malvarlıklarının bu suçun konusunu oluşturabileceğini kabul etmek, suçla korunan hukuki yarar dikkate alındığında mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu bakımından en önemli kavram <strong>“hileli davranıştır”</strong>. Diğer bir ifadeyle, suçun icra hareketlerine başlanmış sayılması için failin hareketi “hileli bir davranış” olarak nitelendirilebilmelidir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 15. Ceza Dairesi’nin 21.04.2014 tarihli, 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“Sanığın olaydan önceki ve sonraki sözleri, davranışları ve şikayetçi beyanları birlikte değerlendirildiğinde; gerçekten telefon etme niyeti bulunmayıp, <strong>asıl amacı mağduru kandırarak telefonunu almak olan sanığın, bu doğrultuda basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri planlayıp ustaca sergilediği hareketleriyle telefonun zilyetliğini devralmış olması karşısında</strong>, eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması…” </i>bozma sebebi sayılarak, hileli davranışın basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak şekilde olması gerektiği ortaya koyulmuştur.</p>

<p>TCK m.158’de dolandırıcılık suçunun nitelikli halleri sayılmıştır. Dolandırıcılık suçunun temel şekli uzlaştırmaya tabi iken, nitelikli halleri uzlaştırma dışı bırakılmıştır. Dolandırıcılık suçunun basit ve nitelikli halleri, malvarlığına karşı suçlardan olduğu halde takibi şikayete bağlı tutulmamıştır.</p>

<p><strong>b) Hile Unsuru</strong></p>

<p><strong>Türk Dil Kurumu’na göre hile, </strong><i>“Bir kimseyi aldatmak, yanıltmak için yapılan oyun ve nitelikli yalan”</i> anlamına gelmektedir. Hile ile mağdur yanılgıya düşürülmüş, bu yanıltma sonucu mağdur, fail veya üçüncü bir kişinin malvarlığının aktifinde artırım olacak şekilde tasarrufta bulunmuş olmalıdır. Bu kapsamda hilenin kandırma vasfı her olay açısından ayrı ayrı değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiil ve fail ile olan ilişkisi, hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri tek tek nazara alınmalıdır. Böylelikle hileli davranışın, mağduru aldatacak nitelikte olması gerektiği söylenebilecektir. Bu anlamda basit yalan <i>-tek boyutlu, desise oluşturmayan- </i>hile sayılmayacaktır, çünkü suça konu olay değerlendirilirken hareketin hileli olup olmadığı, mağdurun iyiniyeti ve güven duygularının suistimal edilip edilmediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu, bir kimseyi hileli davranışlarla aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak olarak tanımlanmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow">[2]. </a>Madde gerekçesinde; <strong><i>dolandırıcılık suçunun oluşması için birden fazla fiilin gerçekleşmesi gerektiği, bu hareketlerden ilkinin hile olduğu, bu hilenin etkisiyle yarar elde edildiği, suçun icrai veya ihmali davranışla gerçekleşebileceği,</i> <i>dolandırıcılık suçunun işlenişi sırasında hileli davranışlar ile kişilerin aldatıldığı, aldatıcı nitelikteki hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin ihlal edildiği, bu suretle de kişilerin iradesinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlal edildiği belirtilmiştir.</i></strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçunda mağdurun iradesi hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Dolandırıcılık suçunun oluşması için; failin hileli davranışlarda bulunması, mağdurun aldatılması ve bu aldatma sonucunda mağdurun malvarlığında zarar doğarken, failin veya başa bir kişinin yarar elde etmesi gerekir.</p>

<p>Bir fiilin <i>hile </i>sayılabilmesi için, bir şekilde gerçeğin gizlenmiş olması veya farklı gösterilmiş olması, gerçekleşmeyeni gerçekleşmiş, gerçekleşeni gerçekleşmemiş gibi göstermek veya gerçekleşene başka unsurlar eklemek gerekir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Mağdur hile sebebiyle rıza göstermeyeceği bir konuya rıza göstermekte, yapmayacağı bir şeyi yapmaktadır.</p>

<p>765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu m.503’de dolandırıcılık suçu; <i>“Her kim, bir kimseyi hulüs ve saffetinden bilistifade <strong>kandıracak mahiyete sanialar veya hileler yaparak </strong>hataya düşürüp o kimsenin veya aharın zararına kendisine veya başkasına haksız bir menfaat temin ederse üç aydan üç seneye kadar hapis ve elli liradan aşağı olmamak üzere ağır cezayı nakdi ile cezalandırılır.”</i> şeklinde tanımlanmakta idi. Görüldüğü üzere; eski düzenlemede dolandırıcılık suçunun oluşması için, hilenin kişiyi kandıracak nitelikte olması gerektiği belirtilmektedir. Ancak yeni düzenlemede böyle bir ifade yer almamaktadır. Bu sebeple, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağı tartışma konusudur.</p>

<p>Yine de basit aldatma içeren, kolay anlaşılabilir hareketlerin dolandırıcılık suçunun icrasında yeterli görülmeyeceği söylenebilir. Burada geçen <i>hile, </i>mağduru esaslı hataya düşürecek derecede olmalı, hatta mağduru <i>basiretli tacir </i>olan<i> </i>bakımından ise, hilenin nitelikli bir hal arz etmesi gerekir.</p>

<p>TCK m.157/1’de <i>hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp </i>ibaresine yer verildiğinden, öncelikle ortada hileli hareket olmalı ve bu hileli hareketin de somut olayda mağduru aldatmaya elverişli olması, yani aldatması gerekir. Bir başkasının bu hileli hareketten aldanmaması veya bilgi sahibi olduktan sonra nasıl aldandığını sorgulayıp, <i>ah aptal kafam </i>demesi sonucu değiştirmez. Sonuç olarak; eski Kanunda yer alan <i>kandıracak mahiyete sanialar veya hileler yaparak hataya düşürüp </i>ibaresine yeni Kanunda yer verilmemekle birlikte, yeni Kanunda da <i>hileli davranış </i>ve <i>mağdurun aldanması </i>unsurları yer aldığından, eskisi kadar kuvvetli olmasa bile hileli hareketin somut olayda ve mağdurun özelliklerine göre mağduru hataya düşürüp aldatmaya elverişli olması gerekir.</p>

<p>Doktrinde; yalan söylemek hilenin unsuru olsa da, soyut, kaba yalan değil, nitelikli ve kandırmaya elverişli, ustalıklı yalanın dolandırıcılık suçunu oluşturacağı ifade edilmektedir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>. Hilenin aldatma kabiliyeti, fail ve mağdurun olaydaki durumuna, mağdurun kişisel özelliklerine bakarak, yani subjektif kıstas ile tespit edilecektir.</p>

<p>Hile belirli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, failin düzenlediği ortamın mağdurun denetim gücünü kırarak, mağduru istediği şekilde yönlendirebilmelidir. Denetleme ve araştırma imkanı varken basit bir yalana aldanıldığı durumda dolandırıcılık suçu oluşmaz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.06.2024 tarihli, 2021/39526 E. ve 2024/8822 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir kimseyi <strong>kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp,</strong> onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. <strong>Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte birtakım hareketler olmalıdır. </strong>Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.”</i> şeklindeki açıklamaları ile hilenin yoğun olması gerektiği belirtilmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5].</a> Yerleşik Yargıtay içtihadı da bu yöndedir.</p>

<p><strong>c) Aldatma Kastının Varlığı</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçu; fail tarafından mağdurun hedef alınıp aldatıcılık niteliği taşıyan hileli hareketlerle kandırılması ve maddi zarara uğratılması fiilini kapsamına alır, yani suçun mağduru kandırılmalı ve failde aldatma kastının sonradan değil, fiil öncesinde varlığı gerekir. Dolandırıcılık suçunun, hukuki ihtilafla çokça karıştırıldığı ve uygulamada özellikle TCK m.168’in de varlığı dikkate alınarak bir tahsilat aracı olarak kullanıldığı görülebilmektedir. Gerçekten fail, mağduru hileli hareketlerle esaslı hataya düşürüp kandırıp zarara uğratmışsa bunu hukuki ihtilaf sayabilmek mümkün değildir, fakat böyle bir durum olmayıp da fail gerçekten hukuki ilişki varlığıyla hareket edip ve borcunu sahtelik içermeyen belge veya kıymetli evrakla kabul etmiş, öncesinde de mali durumunu olmadığı halde iyi göstermek suretiyle güven kazanmanın ötesinde mağduru iş yapmaya, borç vermeye veya mal almaya veya taahhütte bulunmaya ikna etmişse, yani cebir, şiddet veya tehdit kullanmaksızın hileli hareketlerle mağdurun iradesini fesada uğratmak suretiyle onu zarara uğratmışsa bunun adına dolandırıcılık denir ve dolandırıcılık suçu icrai hareketlerle işlenir.</p>

<p>Fail; suçun ortaya çıkışını, devamını engelleme yükümlülüğü altında olup da gereğini yapmaz veya hareketsiz kalırsa, ihmal suretiyle dolandırıcılık suçunun oluşabileceği ileri sürülmektedir. Ancak bu konuda Kanunda açık bir düzenleme bulunmadığından, böyle bir yorumun “suçta ve cezada kanunilik” ilkesine aykırı olacağı, dolayısıyla failin hareketsiz kalmasının suçun unsuru oluşturabileceğine ilişkin kanuni düzenleme bulunmadığı, bu nedenle ihmal suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenemeyeceği, çünkü failin kastının mağduru hileli davranışlarla aldatmaya yönelik olması gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p>Hatadan yararlanmanın <strong><i>aldatma</i> </strong>fiili içinde değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususunda bir tartışma vardır. TCK m.157’de belirtilen <i>“Hileli davranışlarla aldatma”</i> karşısında hatadan yararlanmanın aldatma için elverişli olmadığı söylenebilir. Bu halde failin hileli davranışlarla hatanın ortadan kalkmasını engelleme, devamını veya hatanın güçlenmesini sağlaması gerekmektedir. <strong>Örneğin; </strong>vefat eden yakınlarının aylığını almaya devam eden kişilere yönelik olarak Yargıtay kararlarında, ölüm olayının gizlenmesinin tek başına hileli davranış oluşturup oluşturmayacağının araştırılması gerektiği, kişinin yakınlarının ölümünü yetkili mercie bildirme zorunluluğu olup olmadığının araştırılıp karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 03.12.2013 tarihli, 2013/15-510 E. ve 2013/579 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Kurumdan emekli aylığı alan sanığın Trabzon Belediyesinden emekli olan eşi O.’ın 08.04.1995 tarihinde ölmesi üzerine katılan kuruma yaptığı müracaatı sonucunda 01.06.1995 tarihinden itibaren eşinden dolayı dul aylığı almaya başlaması, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden resmen evlenmesine karşın evlendiğini katılan kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı aylık almaya devam etmesi, aylığının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesilerek kendisine yersiz olarak ödenen 23.299,35 Liranın geri istenmesi şeklinde gerçekleşen olayda,<strong> kanuni düzenlemelere uygun olarak ölen eşinden dolayı bağlanan dul aylığını almakta olan sanığın yeniden resmen evlenmesine karşın, nüfus kayıtlarına resmi olarak işlenen bu hususu katılan kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi eylemi hileli davranış olarak kabul edilemeyeceğinden dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır. Kaldı ki, sanığa kanuni düzenlemelere uygun olarak aylık bağlandıktan sonra da aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunun mevzuatta yer alan düzenlemeler uyarınca katılan kurum tarafından kontrol edilmesi gerekirken bu işlemler de yerine getirilmemiştir. </strong>Nitekim, sanığın yeniden evlendiği hususu, evlenme tarihinden yaklaşık 8 yıl 6 ay sonra nüfus kayıtları incelenerek tespit edilmiş ve başlatılan idari soruşturma sonucunda aylığı kesilerek yersiz ödenen miktarın iadesi işlemleri başlatılmıştır”</i>.</p>

<p><strong>d) Bildirmemek Suretiyle Dolandırıcılık</strong></p>

<p>Kanunu bilmemek mazeret sayılamayacağı TCK m.4’de yazılıdır. Dolandırıcılık suçunun unsurları TCK m.157’de ve nitelikli halleri de m.158’de düzenlenmiştir. Kendisine dul aylığı bağlanan veya annesine ölüm aylığı bağlanan, evlendikten sonra aylığı almaya devam eden veya annesi vefat ettikten sonra onun yerine sahip olduğu banka kartı ile maaşı çeken evladının hareketleri esasen ihmal suretiyle gerçekleşmemiş, kendisinin veya annesinin aylık alma niteliklerini ortadan kalktığını bilerek, fakat bu durumu bildirmeyerek, en önemlisi de idarenin bu durumdan haberdar olmadığından ve bir süre sonra haberdar olacağından hareketle para almayı sürdürmesi, hileli davranışlarla bir kimseyi aldatmak sayılır mı?</p>

<p>Esasen burada; iğfal kabiliyetini haiz hileli hareketlerle kamu idaresini aldatmamıştır, ancak bağlı olan dul aylığının evlenmekle kesileceğini bilen ve bu durumu haberdar etmek zorunda olduğuna dair yasaya veya buna uygun çıkarılmış yönetmeliğe veya bir sözleşmeye bağlı yükümlülüğü bulunan veya mirasçısı olduğu annesinin öldüğünü maaş aldığı idareye bildirmek zorunluluğunu gösteren yasa, yönetmelik veya taahhüdün gereğini yerine getirmeyen failin dolandırıcılık suçunun maddi unsuru olan <i>hileli davranışta</i> bulunduğu ileri sürülebilir. Bunun dışında; failin yükümlülüğü yoksa veya kendisinden beyan istenmiş olup da bu konuda kamu idaresini yanıltmamışsa veya kendisinden beyan istenmemişse, dolandırıcılık suçunun maddi unsuru bakımından gerekli olan hileli hareketten bahsedilemez.</p>

<p><strong>e) Birden Fazla Kez Dolandırıcılık Suçunun İşlenmesi</strong></p>

<p>Birden fazla fiille dolandırıcılık suçu işlenmişse ve mağdur aynı kişi veya kamu idaresi ise, TCK m.43/1’in tatbiki suretiyle ceza sorumluluğunun azlığı gündeme gelebilir, fakat dolandırıcılık suçunun en tehlikeli tarafı mağdur sayısının birden fazla olması ve bir fiille tüm mağdurların dolandırılmayıp, her birisinin ayrı fiille aldatılarak zarara uğratılmaları halinde, bir/aynı suç işleme kararının olup olmadığına bakılmaksızın her suçtan mağdur sayısınca dolandırıcılık suçunun cezasının tatbiki gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>f) Dolandırıcılıkta Etkin Pişmanlık Hali</strong></p>

<p>TCK m.168’de öngörülen etkin pişmanlık gerçekten de dolandırıcılık suçunda önem arz etmektedir. Neticede; soruşturma başlamadan önce ve soruşturma sırasında, ancak iddianame kabulü ile başlayacak kovuşturmadan önce, tamamlanmış dolandırıcılıktan dolayı tüm veya mağdurun rızasına bağlı olarak kısmen zarar giderilmişse ceza indirimi gündeme gelecektir. Etkin pişmanlığın kovuşturma başladıktan sonra ve bizce istinaf aşaması tamamlanmadan, soruşturmaya benzer usulle yerine getirilmesi halinde de ceza indirimine daha az miktarda gidilecektir. Burada geçen etkin pişmanlık; suç veya terör örgütlerinde aranan pişman olmanın kesin bir şekilde ortaya koyulması gibi <i>sert </i>olmayıp, dolandırıcılığın iktisadi suç olması nedeniyle daha ziyade mağdurun uğradığı maddi zararın tümden veya rızasına bağlı olarak giderilmesini hedefler.</p>

<p>Temelde etkin pişmanlık; işlenen suçun fail tarafından kabulü suretiyle verilen zararın giderilmesi veya elverişli bilgiler adli makamlara aktarılarak maddi hakikatin ortaya çıkarılması ve/veya diğer faillerin yakalanması veya örgütsel faaliyet kapsamında işlenen suçların ortaya çıkarılması ve örgütün etkisiz hale getirilmesini kapsar.</p>

<p>Uygulamada; suç veya terör örgütlerine üyelik yönünden, özellikle FETÖ dosyaları sonrasında pişmanlığın net ve geri dönülmez şekilde fail tarafından mahkemede dile getirilmesinin arandığı, örgütle ve faaliyetleri ile ilgili ne kadar elverişli, yani sonuç alınabilecek bilgi verilirse verilsin, pişmanlığın net, samimi ve geri dönülemez şekilde ortaya koyulmadığı durumda etkin pişmanlık hükümlerinin tatbik hükümlerinin edilmediğini görmekteyiz ki, malvarlığına karşı suçlarda ve bu kapsamda olan dolandırıcılık suçunda pişmanlığın <i>pişmanım</i> şeklinde açıkça dile getirilmesinden ziyade, dolandırıcılık suçundan kaynaklanan zararın giderilmesi amaçlanmakta ve malvarlığına karşı suçlarda pişmanlığın etkinliğinin öne çıkarıldığı görülmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda mağdur maddi zarar ve ziyana uğramamışsa, dolandırıcılık suçunun neticesinin gerçekleşmediği ve teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilir. Dolandırıcılık suçunun teşebbüs aşamasında kaldığı vaziyetten dolayı TCK m.168 kapsamında bir cezasızlık veya ceza indirimine gidilmesi sebebi kabul edilmemiştir.</p>

<p>TCK m.168’de düzenlenen etkin pişmanlığın fail için bir hak olup olmadığı, kendisine soruşturma ve kovuşturma kapsamında hatırlatılmasının veya bildirilmesinin gerekip gerekmediği, bu tür bildirimin sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal edip etmeyeceği sorusu akla gelebilir.</p>

<p>Kanaatimizce; etkin pişmanlık TCK m.168’de düzenlendiği şekliyle, suçu işleyen ve işlediğini kabul eden faile maddi zararı tamamen veya mağdurun kabulüne bağlı olarak kısmen gidermesi karşılığında kanun koyucunun tanıdığı bir hak ve imkan olduğundan, bu hakkın soruşturmada Cumhuriyet savcısı ve kovuşturmada mahkemece kendisine hatırlatılması veya bildirilmesi, bunun da tutanak altına alınması gerekir ki, adli mercilerce uygulanacak bu yöntem sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ihlal etmeyecek ve mahkemenin de tarafsızlığını zedelemeyecektir, ancak etkin pişmanlıktan yararlanma hakkının faile önyargısız bir şekilde hatırlatılması veya bildirilmesi gerekir, yani “sen bu suçu işledin, işlediğin bu suçtan dolayı daha az ceza almak istiyorsan zararı tamamen veya mağdurun rızasına bağlı olarak kısmen gidermen gerekir, aksi halde daha çok ceza alırsın” şeklinde bir hatırlatma elbette doğru olmayacak, sanığın adil/dürüst yargılanma hakkını ve hakimin de objektif tarafsızlığını ihlal edecektir.</p>

<p><strong>III. TCK m.158’e 4. Fıkra Olarak Getirilen Düzenleme</strong></p>

<p><strong>16.07.2026 kabul tarihli, 7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde yer alan; </strong><i>“(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmü, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra olarak eklenmiş olup, 31.07.2026 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow">[6].</a></p>

<p>Burada yeni bir hareket tipi tanımlamış olup, bu hareketi gerçekleştiren kişiye basit veya nitelikli dolandırıcılık suçu için öngörülen cezanın yarısının uygulanması öngörülmüştür.</p>

<p>Yeni hükmün, yalnızca<strong> <i>“kartların veya hesapların başkasına verilmesi fiili ile sınırlı olarak”</i> </strong>uygulanabileceği bilinmelidir. Hesabın veya kartların başkasına verilmesi ve bu suretle kullandırılması dışında, ayrıca o hesap veya kart üzerinden dolandırıcılık fiilinin işlenmesi halinde, CMK m.158/4 tatbik edilmez.</p>

<p><strong>7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 6. fıkrası; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.”</i> hükmünü ihdas ederek, kesinleşmeyen derdest dosyaları düzenlemiş olup, fail bu kapsamda TCK m.158/4’de yer alan indirimden faydalanmasının yanında, halihazırda kovuşturma aşaması da devam ettiğinden, şartlarını sağlaması durumunda TCK m.168/2’de bulunan etkin pişmanlık indiriminden de ayrıca yararlanabilecektir.</p>

<p><strong>Kesinleşen dosyalar yönünden kanun koyucu farklı bir düzenleme öngörmüştür. 7598 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 7. fıkrasına göre; </strong><i>“Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır”.</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu düzenlemeden anlaşıldığı üzere; </strong>TCK m.158/4’ün yürürlüğe girdiği 31.07.2026 tarihinden önce m.157 veya m.158’den hüküm giymiş olup da haklarında TCK m.168/2 gereğince etkin pişmanlık uygulanmayanlar bakımından, dosyalarına yansıyan somut fiilleri <strong><i>“banka hesabı veya kartın kullandırılması ile sınırlı”</i></strong> olması halinde, bu kişiler TCK m.158/4 indiriminden doğrudan yararlanmaları yanında, hükmü veren mahkemece hükümlülere ihtar yapılması zorunlu olacak ve bu ihtardan itibaren 6 ay içerisinde hükümlülerin mağdurun uğradığı zararı aynen geri verme veya tazmin yoluyla tamamen gidermeleri durumunda, kovuşturma aşaması bitmiş olmasına rağmen, haklarında TCK m.168/2 gereği etkin pişmanlık hükümlerinin tatbiki de ayrıca mümkün olacaktır.</p>

<p><strong>IV. Düzenlemenin Hukuki Niteliği ve Uygulanma Alanı</strong></p>

<p>TCK m.158/4’de getirilen düzenlemede yeni ve ayrı bir suç tipi ihdas edilmemiş olup, TCK m.157’de basit hali, m.158’de ise nitelikli halleri düzenlenen dolandırıcılık suçunun işlenmesi bakımından yeni bir hareket tipi tanımlanmış, bu hareketin hukuki niteliği itibariyle suçun daha az cezayı gerektiren nitelikli hali olması sağlanmış ve failin fiilinin bu fıkrada gösterilen hareketle sınırlı kalması halinde, dolandırıcılık suçundan verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hakim veya mahkemenin takdir yetkisine bağlı kılınmayarak zorunlu şekilde öngörülmüştür.</p>

<p><strong>İlk olarak önemle belirtmeliyiz ki; </strong>hükmün başında yer alan, <i>“Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara <strong>iştirakin,</strong>” </i>ifadesinden açıkça anlaşıldığı üzere, hükümde yer alan fiil ile sınırlı olarak dolandırıcılık suçuna katkı sunan kişiler bakımından da mutlak şekilde iştirak iradesi aranacak ve düzenleme yalnızca hesabını kullandıran, ancak dolandırıcılık suçunun işlenmesinden hiçbir şekilde haberi olmayan kişinin cezalandırılmasına imkan vermeyecektir.</p>

<p>Kişinin TCK m.158/4 kapsamında cezalandırılabilmesi için, iştirak kastıyla suça katkı sunduğunun tespit edilmesi ve bunun yanında da bu katkısının yalnızca hükümde tanımlandığı gibi <i>araç ve bilgileri başkasına vermekle </i>sınırlı olduğunun ortaya koyulması gerekecektir. Dolayısıyla yeni hüküm; bu tür tespitler yapılmadan dolandırıcılık suçunun işlenmesinde banka hesabı veya ödeme bilgileri kullanılan kişilerin otomatik olarak indirimli şekilde cezalandırılmasını sağlayacak şekilde getirilen bir düzenleme niteliğinde değildir. Zaten aksi bir durum; Ceza Hukukunun olmazsa olmaz prensiplerinden olan “kusur” ilkesi, “ceza sorumluluğunun şahsiliği” ilkesi gibi manevi unsurun temelini oluşturan hususlara aykırılık teşkil edecek olup, düzenlemenin açıkça Anayasaya aykırılığını gündeme getirirdi.</p>

<p><strong>Sonuç olarak failin 158/4’ten hüküm giyebilmesi için; </strong>dolandırıcılık suçunun işleneceğini ve o suçun işlenmesinde kullanılacağını bilmek suretiyle hesap veya ödeme bilgilerini faile vermesi gerekmektedir ki, bu hüküm uyarınca cezalandırılabilme ancak failin iştirak iradesiyle dolandırıcılık suçundan haberdar olarak bu bilgileri vermesi ve yine yalnızca katkısının, yani fiilinin bu bilgileri vermek ile sınırlı kaldığının hiçbir tereddüde mahal bırakmayacak şekilde ispatlanması durumunda mümkün olacaktır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar sonrasında izah edilmesi gereken; hangi durumlarda yukarıda yer alan şartların sağlanıp sağlanmayacağının tespitine, yani bir kişinin hangi ihtimaller altında bu getirilen yeni düzenleme kapsamında ceza sorumluluğuna gidilebilmesinin mümkün olacağına ilişkin olmalıdır.</p>

<p><strong>İlk ihtimal; </strong>kişinin dolandırıcılık suçunun işleneceğini bilerek, yani suça katkı sunmak amacıyla suçu bizzat gerçekleştirecek olan kişi veya kişilere hesap veya kart bilgileri vermesi durumu olacaktır ki, bu ihtimalde kişide gerek iştirak iradesinin bulunduğunda ve gerekse bilgileri verme fiilini gerçekleştirdiğinde tereddüt olmayacağından, bu halde TCK m.158/4’den cezalandırılma yoluna gidilmesi isabetli olacaktır. Bu durumda fiile katkısı hesap veya kart bilgilerinin verilmesinden ibaret olan fail dolandırıcılık suçunun işleneceğini bildiğinden ve orada kullanılması amacıyla bu bilgileri verdiğinden, iştirak iradesinde ve manevi unsurda bir tereddüt bulunmayacak, kasten hareket ettiği açık şekilde ortaya koyulabilecektir.</p>

<p><strong>Bir sonraki ihtimal; </strong>kişinin bir yakınına, akrabasına veya diğer herhangi bir kişiye güvendiğinden, ortak iş yaptığından, ortak kullanmak istediğinden veya başka herhangi bir sebeple dolandırıcılık suçundan haberdar olmadan, bir başka amaçta kullanılması için hesap veya kart bilgilerini vermesi, ancak öngörmediği ve bilmediği şekilde bilgileri alan kişinin bunları dolandırıcılık suçunu işlerken kullanması hali olabilir. Bu durumda; hesap veya bilgilerini verme fiili kapsamının TCK m.158/4’de tanımlanan harekete uygun olduğu açık olmakla birlikte, kişide hiçbir şekilde iştirak iradesi yoktur ve hesap veya kart bilgilerini veren kişi bakımından suçun manevi unsurunun oluştuğundan da söz edilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla, bu halde kişinin TCK m.158/4 kapsamında ceza sorumluluğuna gidilmesi hukuken isabetli olmayacaktır.</p>

<p><strong>Gündeme gelebilecek diğer bir ihtimal ise; </strong>hesap veya kart bilgisini bir başkasına veren kişinin, o kişinin bunu haksız bir amaçla kullanacağına dair bilgi sahibi olarak vermesi, ancak hangi amaçla ve suçta kullanılacağını detaylı olarak bilmemesi durumudur. Burada meseleyi yine çözecek olan Ceza Hukukunun “kusur” prensibi ve onu ana kapsamına alan manevi unsur ile iştirak bahsine ilişkin kurallar olacaktır. TCK m.158/4’de açıkça iştirak iradesinin varlığına yer verildiğinden, bu durumda da kanaatimizce hesap veya kart bilgilerini kullandıran kişilerin doğrudan ceza sorumluluğuna gidilmesi mümkün olmaz.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; ister müşterek faillik ve isterse yardım etme olsun suça iştirakten söz edilebilmesi için, kişinin bizzat işlenecek suçtan haberdar olarak o suç ile ilgili olarak bilinçli şekilde katkı sunması gerekmektedir. Kişinin; bu durumu olay özelinde bilmeyip de yalnızca verdiği bilgilerin haksız bir eylemde kullanılacağına dair öngörüsü, bilgisi veya tahmini, yine TCK m.39 anlamında yardım etme düzeyinde dahi bir iştirak kapsamında görülemeyecektir. Netice olarak bu ihtimalde de kişilerin şerik olarak ceza sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmayacağını düşünmekteyiz.</p>

<p><strong>Son olarak ise bahsedilecek ihtimal de </strong>kişilerin banka hesap veya kart bilgilerinin kendi rızaları olmadan, yani kendileri birisine vermeden rızalarına aykırı olarak ele geçirilmesi ve dolandırıcılık fiillerinde kullanılması hali olabilir ki, bu halde zaten gerek hesap veya kart bilgilerinin verme fiili gerçekleştirilmediğinden ve gerekse kişi de hiçbir şekilde kasta dayalı bir iştirak iradesi olduğundan ve manevi unsurun gerçekleştiğinden de bahsedilemeyeceğinden, ceza sorumluluğunun doğmayacağı açıktır.</p>

<p><strong>V. Düzenlemenin İştirak Bahsi ve Özellikle Yardım Etme Bakımından Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>a) Yardım Etme Müessesine İlişkin Genel İzah</strong></p>

<p>Yardım etme şeklindeki iştirak, TCK m.39 hükmünde düzenlenmiştir. Kanunun 37. maddesinde; mülga 765 sayılı Kanun döneminde var olan suça asli iştirak ve fer’i iştirak ayırımından vazgeçen kanun koyucu, esasında “yardım etme” başlığı altındaki bu hükümle “suça fer’i iştirak” müessesesini yeniden kabul etmiştir. Bu sebeple, 5237 sayılı Kanunun iştirak müessesesi bakımından yeni bir sistem getirdiğinden bahsetmek güç olacaktır. Kanun koyucunun “suça yardım eden” ile “müşterek fail” arasındaki farkı ne şekilde belirlediği hususunu, 39. maddeden ve gerekçesinden anlamak oldukça zordur. Bu ayırımı belirlemeye çalışan yegane beyan, TCK 37. maddenin gerekçesinde yer almaktadır.</p>

<p><strong>Gerekçeye göre, </strong><i>“Bir suçun failine, onun haberi olmaksızın, tek taraflı iradeyle, suçun işlenmesine başlamadan önce veya suçun icrası sırasında yardım edilmesi halinde, müşterek fail olarak değil, yardım eden olarak sorumlu tutulmak gerekir”.</i> Elbette bu şekildeki bir gerekçe, hem iştirakte olması gereken anlaşma ve işbirliği şartına ters ve hem de “yardım eden” kavramını açıklamaktan uzaktır. Esasında kanaatimizce kanun koyucu, suça asli iştirak ile suça fer’i iştirak ayırımında ısrarcı olmalı idi. Suça iştirakte yeni bir sistem öngördüğünü ileri süren kanun koyucu, maalesef bu sistemi ve içerdiği kavramları açıklamaktan ve kavramlar için ayırıcı somut ölçütler getirebilmekten uzak kalmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce; “yardım eden” kavramıyla açıklanmak istenen, 765 sayılı Kanunun 65. maddesinde düzenlenmiş olan “fer’i iştirak” müessesesinden farklı değildir. Neticede kanun koyucu, 39. maddenin 2. fıkrasında fer’i iştirak şekillerini ortaya koymuştur. <strong>Kanunun</strong> <strong>39. maddenin 1. fıkrasında;</strong> <i>“Suçun işlenmesine yardım eden kişiye, işlenen suçun ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, onbeş yıldan yirmi yıla; müebbet hapis cezasını gerektirmesi halinde, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde cezanın yarısı indirilir. Ancak bu durumda, verilecek ceza sekiz yılı geçemez”</i> hükmüyle, 39. maddenin 2. fıkrasında gösterilen “yardım eden” sıfatlarından birisine sahip olanlar hakkında uygulanacak ceza miktarları gösterilmiştir.</p>

<p><strong>Yardım etmenin düzenlendiği 39. maddenin 2. fıkrasında,</strong> hangi hallerin faili “yardım eden” sıfatıyla sorumlu kılacağı gösterilmiştir. Buna göre; suç işlemeye teşvik etmek, suç işleme kararını kuvvetlendirmek, fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek, fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunmak suretiyle icrasını kolaylaştırmak durumlarında, fail “yardım eden sıfatıyla” cezai açıdan sorumlu tutulacaktır.</p>

<p>Böylece kanun koyucu; “iştirak” müessesinde eşitlik sistemini, yani suça katılan her failin aynı ceza ile cezalandırılması fikrini benimsememiş, ikilik sistemini, yani failin suça katılımına ve etkisine göre cezalandırılması esasını izlemeye devam etmiştir.</p>

<p>TCK m.39’da düzenlenen yardım etme; bir suçun işlenmesinden önce veya suçun işlendiği anda, suçun işlenmesini kolaylaştıracak hareketlerde bulunmaktır. Yardım etme; suçun işlenmesine etki edecek maddi bir katkı ile olabileceği gibi, manevi bir katkı ile de yardım etmek mümkündür. TCK m.39/2’de yardım etmenin somut olayda ne şekilde meydana geleceği gösterilmiştir. Buna göre; manevi yardımlar, suç işlemeye teşvik etmek veya suç işleme kararını kuvvetlendirmek veya fiilin işlenmesinden sonra yardımda bulunacağını vaat etmek, suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek olup, fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak, suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak ise maddi yardım teşkil edecektir.</p>

<p><strong>b) TCK m.158/4 Hükmünün Yardım Etme Kapsamında Eleştirisi</strong></p>

<p>Yukarıdaki açıklamalarımızda izah ettiğimiz üzere; kamuoyunda “IBAN dolandırıcılığı” veya “IBAN mağdurları” sorunu olarak lanse edilen, ciddi kamuoyu baskısı sonrasında da 12. Yargı Paketi ile TCK m.158/4’e eklenen düzenleme, esasında dolandırıcılık suçları bakımından TCK m.39 kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte bir yardım yoluyla iştiraktir.</p>

<p>Daha detaylı izah edilmesi gerekirse; TCK m.158/4’ün uygulanması için gerekli olan husus, yukarıda da detaylarıyla açıkladığımız üzere failin dolandırıcılık suçuna yalnızca, <strong><i>“kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek” </i></strong>şeklindeki bir fiil ile sınırlı olarak katkı sunması, bunu yaparken elbette dolandırıcılık suçunun işleneceğinden ve suçta verdiği bu bilgilerin kullanılacağından haberdar olması, ancak eyleminin hesap veya kart bilgileri vermek dışında herhangi bir başka hususa taşmamasıdır. Böyle bir durumda zaten failin bu şekildeki fiilinin, TCK m.158/4 hükmü getirilmeden önceki durumda da TCK m.37 anlamında müşterek faillik kapsamında görülmesi hukuken isabetli değildir.</p>

<p>TCK m.37/1 anlamında bir suça müşterek fail olarak katılabilmek için, hükmün lafzında açıkça belirtildiği üzere <strong><i>suçun kanuni tanımında yer alan fiilin bizzat birlikte gerçekleştirilmesi </i></strong>gerekir. Buradan hareketle; bir kimsenin dolandırıcılık suçuna müşterek fail sıfatıyla katılabilmesi için, dolandırıcılık suçunun işlenmesinde araç olarak kullanılacak hesap veya kart bilgileri sağlaması yanında, bizzat dolandırıcılık suçunun en önemli unsuru olan <strong><i>iğfal kabiliyetini haiz hileli hareketlerin </i></strong>gerçekleştirilmesi aşamasında da bizzat bulunması şarttır. Hesap veya kart bilgilerinin verilmesi, ancak bunun dışında hiçbir eyleme katılınmaması durumu ise bu şartı dolandırıcılık suçları bakımından sağlamayacaktır. Dolayısıyla; TCK m.158/4 düzenlemesi öncesinde de fıkrada tanımlanan eylemlerin yapılması durumunda, faile TCK m.37 delaletiyle müşterek fail olarak dolandırıcılık suçundan ceza verilmesi hukuken hatalı olurdu.</p>

<p>Tüm bu hususların yanında; konuyu TCK m.158/4’de getirilen düzenlemenin getirilmeden önceki durum veya hiç getirilmediği varsayımıyla da değerlendirdiğimizde, halihazırdaki mevcut iştirak düzenlemeleri çerçevesinde TCK m.158/4’de tanımlanan fiilin dolandırıcılık suçları bakımından açık şekilde TCK m.39/2 kapsamında yardım etme teşkil edeceğinin açık olduğunu düşünmekteyiz. TCK m.158/4 düzenlemesi getirilmeseydi de, zaten failin dolandırıcılık suçuna katkısı ve eylemi bu fıkrada izah edildiği gibi yalnızca <i>banka veya hesap bilgilerinin verilmesi suretiyle dolandırıcılıkta kullanılması </i>ile sınırlıysa, bu şekildeki bir fiil açıkça “Yardım etme” başlıklı TCK m.39/2’nin (b) bendinde yer alan, <i>“Suçun nasıl işleneceği hususunda yol göstermek veya fiilin işlenmesinde kullanılan araçları sağlamak.” </i>veya yine aynı fıkranın (c) bendinde yer alan, <i>“Suçun işlenmesinden önce veya işlenmesi sırasında yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırmak.” </i>hükümleri kapsamında yardım etme niteliğinde dolandırıcılık suçuna iştirak olarak nitelendirilebilecekti. Dolayısıyla; düzenlemenin getirilmediği durumda da dolandırıcılık suçu bakımından eylemi bununla sınırlı olan fail, TCK m.39/2 uyarınca yardım eden olarak sorumlu olacak, bu kapsamda alacağı ceza da TCK m.39/1 gereğince indirimli olarak verilecekti. Hal böyle iken; kanun koyucunun bu düzenlemeyi hangi amaçla, neyi murad ederek yaptığı anlaşılamamakta ve açıkçası bu hususa suç siyaseti açısından da herhangi bir makul açıklama getirilememektedir.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalarımıza ek olarak TCK m.158/4 hükmünün getirilmesinden önceki Yargıtay uygulamasına da baktığımızda, Yargıtay tarafından da bu tür hareketlerin dolandırıcılık suçları kapsamında yardım etme olarak nitelendirildiği ve TCK m.39/1 kapsamında indirimli olarak cezalandırıldığı görülmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 03.05.2016 tarihli, 2016/2620 E. ve 2016/5671 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Katılanların aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanları ile tanık anlatımları, sanık savunmaları, kolluk tutanakları ve diğer deliller karşısında; sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçunu işledikleri, sanık ...'in ise hesap numarasını vererek diğer sanıkların eylemine yardım etmek maksadıyla TCK'nın 39. maddesi uyarınca suça iştirak ettiği anlaşıldığından sanıkların dolandırıcılık suçundan mahkumiyetleri yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,” </i>ifadelerine yer verilerek, TCK m.158/4 düzenlemesinden önce de dolandırıcılık suçları bakımından failin hareketinin yalnızca <i>hesap numarasını vermekle sınırlı </i>kalması durumunda, TCK m.39 uyarınca yardım etme kapsamında sorumluluğuna gidilebileceği, müşterek fail olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı ortaya koyulmuştur.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 28.09.2023 tarihli, 2023/2909 E. ve 2023/6665 K. sayılı kararı</a>nda da; </strong><i>“2. Sanık ...'in, temyiz dışı sanıklar ..., ..., ... isimli şahıslar ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, emlakçılık faaliyeti yürüten tanık ... ... ... aracılığı ile sahte nüfus cüzdanı kullanılarak katılan ...'dan haksız menfaat elde ettiği iddia ve kabul olunan olayda; UYAP kayıtlarına göre suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezası infaz edilen sanık ...'in, ortak suç işleme kararına bağlı olarak fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmak suretiyle diğer sanıklar ..., ... ve ...'un eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak sanık ... in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık ...'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.” </i>gerekçesine yer verilerek, failin dolandırıcılık suçundaki hareketinin yalnızca <i>banka hesap numarasını vermek </i>fiili ile sınırlı olduğunun tespit edilmesi halinde, TCK m.39/2-c kapsamında yardım eden sıfatıyla suçtan sorumlu tutulması gerektiği, bu halde suça yalnızca bu hareket ile katılan failin TCK m.37/1 uyarınca müşterek faillikten ceza sorumluluğuna gidilmesinin mümkün olmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yukarıda izah ettiğimiz şekilde ve düzenlemenin gelmesinden öncesine ilişkin olarak yer verdiğimiz Yargıtay içtihadı uyarınca anlaşılmaktadır ki, zaten bu düzenleme getirilmeseydi de düzenlemede yer alan fiili tatbik eden dolandırıcılık suçu faili hakkında TCK m.37/1 kapsamında müşterek faillikten olması gerekenden yüksek bir ceza verilmesi mümkün değildi. Bunun yanında; gerek yeni düzenlemenin iştirak şartını açıkça ifade eden lafzı ve gerekse Ceza Hukukuna hakim olan en temel ilkelerden olan “kusursuz ceza olmaz” ilkesi de birlikte değerlendirildiğinde, failin TCK m.158/4 uyarınca halihazırda cezalandırılabilmesi için yalnızca dolandırıcılık suçunda verdiği hesap veya kart bilgilerinin kullanılması yeterli değildir, kendisinin açıkça bu bilgileri dolandırıcılık suçunda kullanılacağını bilerek ve bu amaçla kullanılması için vermesi gerekmektedir. Hal böyle iken; neden bu kişilere gerek toplum nazarında ve gerekse kanun koyucu tarafından böyle bir hukuki düzenleme getirilmesi yoluyla <i>“IBAN mağdurları” </i>sıfatının verildiğini, bu nedenle de yardım etme hükmü zaten bulunduğundan, ek olarak böyle bir ceza indirimi halinin getirildiğini anlamak mümkün değildir.</p>

<p>Kaldı ki; şu anda gerek TCK m.39 uyarınca yardım etme hükümleri ve gerekse TCK m.158/4’de yer alan fiile ilişkin düzenleme birlikte yürürlükte olduğundan, ayrıca her ikisinin aynı anda uygulanamayacağına dair de bir hüküm Kanunda yer almadığından, <strong>“Cezanın belirlenmesi” başlıklı TCK m.61/4’de yer alan,</strong> <i>“Bir suçun temel şekline nazaran daha ağır veya daha az cezayı gerektiren birden fazla nitelikli hallerin gerçekleşmesi durumunda; temel cezada önce artırma sonra indirme yapılır.” </i>ve yine <strong>aynı maddenin 5. fıkrasında bulunan, </strong><i>“Yukarıdaki fıkralara göre belirlenen ceza üzerinden sırasıyla teşebbüs, iştirak, zincirleme suç, haksız tahrik, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ilişkin hükümler ile takdiri indirim nedenleri uygulanarak sonuç ceza belirlenir.” </i>düzenlemeleri gereğince, failin TCK m.158/4’de yer alan fiili tatbik ettiği bir durumda, temel cezasından öncelikle TCK m.158/4 uyarınca indirime gidilmesinin, bunun yanında ayrıca da bu fiilin TCK m.39 kapsamında yardım etme niteliğinde görülerek TCK m.61/5 gereğince de tekrardan bir indirime tabi tutulmasının önünde yasal bir engel bulunmamaktadır. Böyle bir durum; yardım etme kastıyla dolandırıcılık suçuna iştirak edenler bakımından adeta bir fiili <i>cezasızlık </i>halini de gündeme getirecek, başka şekilde kamuoyu şikayetlerine ve hukuki sorunlara yol açacaktır.</p>

<p><strong>VI. Sonuç</strong></p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz açıklamalarımız ışığında belirtmeliyiz ki; TCK m.158/4’de yer alan yeni düzenleme, iştirak zorunluluğu getirmekte, hiçbir şekilde kusuru olmayan, hesabını veya kart bilgilerini dolandırıcılık suçunun işleneceğinden bihaber şekilde başkasına verenlerin ceza sorumluluğuna gidilmesi sağlamamaktadır. Dolayısıyla; burada yer alan eylemle sınırlı olarak suça iştirak edenlerin de bir suç kastı olacağından bu kişilerin, gerek kamuoyunda ve gerekse hukuk literatüründe <i>“mağdur” </i>sıfatıyla adlandırılmaları isabetli değildir.</p>

<p>Ayrıca yine yukarıda izah ettiğimiz üzere; TCK m.37/1’de yer alan müşterek faillik şartları gereğince zaten TCK m.158/4 düzenlemesi getirilmeden önce de fiili bu fıkrada sayılan hususlarla sınırlı olan kişilerin dolandırıcılık suçunun müşterek faili olarak cezalandırılmaları isabetli olmazdı (zaten yer verdiğimiz Yargıtay içtihadı kapsamında isabetli olarak uygulamanın da bu yönde olduğu görülmektedir), yani bu kişileri müşterek faillikten cezalandırılmaktan kurtarabilmek adına böyle bir düzenlemeye ihtiyaç yoktu. Bunun yanında; “kusursuz ceza olmaz” ilkesi gereğince olması gerektiği TCK m.158/4’ün uygulanabilmesi açısından iştirak şartının getirilmesi isabetli olarak gözükse de, zaten düzenleme öncesinde de açıkladığımız üzere bu nitelikte bir eylemin dolandırıcılık suçları bakımından TCK m.39 kapsamında yardım etme olarak görülerek ceza indirimine uygun düşeceği açık olduğundan da böyle bir düzenlemeye yine ihtiyaç olmadığını belirtmek isteriz. Ayrıca; böyle bir düzenlemeye belirttiğimiz gerekçelerle ihtiyaç olmadığı gibi, buna rağmen düzenleme getirildiğinden, bu kez de TCK m.158/4 kapsamında bir fiil ile dolandırıcılık suçuna katkı sunan faillerin hem bu hüküm uyarınca ceza indirimi almaları ve hem de bu ceza üzerinden tekrar TCK m.39 uyarınca da yardım etme indirimi almaları sözkonusu olabilecektir ki, kanaatimizce bu durum uygulamada hakkaniyete aykırılık oluşturacak şekilde dolandırıcılık suçu failleri bakımından adeta bir fiili <i>cezasızlık </i>haline sebep olabilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıntılı bilgi için ayrıca bkz. Ersan Şen/Tamer Berk Bayraklı/Eren Polat Kutlu, “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Dolandırıcılık ve Güveni Kötüye Kullanma Suçları</span></a><span style="color:#999999">”, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-ve-guveni-kotuye-kullanma-suclari-ersan-sen</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 09.09.2026.</span></p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Dolandırıcılık suçunda hile unsuru hakkında açıklamalar için bkz. Ersan Şen/Alperen Gözükan, “</span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Dolandırıcılık Suçu mu Hukuki İhtilaf mı?</span></a><span style="color:#999999">”, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucu-mu-hukuki-ihtilaf-mi</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 09.09.2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Hasan Tahsin Gökcan/Mustafa Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi 4. Cilt, Adalet Yayınevi, Ankara, 2021, s.5747.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Gökcan/Artuç, Türk Ceza Kanunu Şerhi, s.5748.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi, 06.06.2024 tarihli, 2021/22753 E., 2024/7858 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Bu husus hakkındaki açıklamalarımız için bkz. Ersan Şen/Cem Serdar, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Dolandırıcılık Suçuna Getirilen Ceza İndirimi (TCK m.158/4)”</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucuna-getirilen-ceza-indirimi-tck-m1584</span></a><span style="color:#999999">, Erişim tarihi: 12.09.2026.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dolandiricilik-sucunda-iban-magdurlugu-ile-suca-istirakin-ince-cizgisi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yazar/ersan-sen-yazdi1-terazi-5.jpg" type="image/jpeg" length="16763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2015/983 E., 2018/126 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 27.03.2018 tarihli, 2015/983 E., 2018/126 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2015/983 E., 2018/126 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Günü : 08.03.2011<br />
Sayısı : 181-130</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan sanık ...'nin TCK'nun 157/1, 51 ve 52/2-4. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay hapis ve 10.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hapis cezasının ertelenmesine ve adli para cezasının taksitlendirilmesine ilişkin Gaziantep 17. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 08.03.2011 tarihli ve 181-130 sayılı hükmün, sanık müdafi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 01.04.2014 tarih ve 15289-5981 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.09.2015 tarih ve 253376 sayı ile;<br />
"...Sanık ile katılan arasında yakın bir ilişki olduğu, sanığın, katılana zaman zaman borç verdiği ve katılanın kredi çekme işlerinde kefil olduğu sabittir. Dosyada yeminli beyanlarına başvurulan ...., .... ve .... da bu hususu doğrulamaktadır. Ayrıca katılan ve sanık da bu yönde beyanda bulunmaktadır.</p>

<p>Katılanın sanığa verdiği para miktarı konusunda çelişkiler bulunmaktadır. Katılan 04.01.2010 tarihli beyanında sanığa 13.000 TL verdiğini söylerken, 14.09.2010 tarihli beyanında 10.000 TL verdiğini söylemektedir.</p>

<p>Katılan dosyada mevcut tapu fotokopisinin sanık tarafından kendisine verildiğini söylemekte ise de, sanık hiçbir aşamada bu hususu kabul etmemektedir. Yine katılan dosyada mevcut tapu fotokopisi aslının ...'ın bulunduğu ortamda sanık tarafından yırtıldığını söylemiş ise de tanık ... 16.09.2010 tarihli beyanında bu hususu doğrulamamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık ile katılan arasında gayrimenkul alımı konusunda para alışverişinin olduğu kabul edilse bile, bunun hile ile elde edildiğine dair bir bulguya rastlanılmamıştır. Yine sahte olduğu iddia edilen tapu kaydının sanık tarafından katılana verildiği kabul edilse dahi, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 03.03.1998 tarihli ve 8-69 sayılı kararında ve yerleşmiş Yargıtay kararlarında vurgulandığı üzere önceden doğmuş borç ilişkisi nedeniyle sahte belge verilmesi durumunda dolandırıcılık suçu oluşmaz. Tüm bu nedenlerle unsurları oluşmayan atılı suçtan sanığın beraatine karar verilmesi gerekir." düşüncesiyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 13.10.2015 tarih ve 14048-29866 sayı ile itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa atılı dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olup suçun sabit olduğu sonucuna ulaşılması hâlinde 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nun 253. maddesi uyarınca uzlaştırma kapsamında kalıp kalmadığının da değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanığın, önceden tanıdığı ve aralarında para alışverişi bulunan katılana, Elazığ ili, Baskil ilçesinde ortaklaşa akaryakıt istasyonu açmak için arsa almayı teklif ettiği, bu teklifi kabul eden katılandan, söz konusu arsanın alınması için vekâletname ve 13.000 TL aldığı, daha sonra arsayı satın aldığını söyleyerek yarı hissesi kendisi, yarı hissesi de katılan adına görünen Elazağ ili, Baskil ilçesi, Nazaruşağı Mahallesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ait sahte tapu senedi fotokopisini katılana verdiği iddiasıyla dolandırıcılık suçundan cezalandırılması talebiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Katılan tarafından sunulan 25.12.2008 tarihli düzenleme şeklindeki vekâletname fotokopisi içeriğine göre; katılanın, Elazığ ili ve ilçelerinde taşınmaz mal satın alınması ve buna ilişkin işlemlerin yapılması hususunda sanığı vekil tayin ettiği,</p>

<p>Katılan tarafından fotokopisi sunulan ve sahte olduğu belirtilen tapu kaydında; Elazığ ili, Baskil ilçesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı 1304 metrekarelik arsa niteliğindeki taşınmazın ½ hissesinin katılan, ½ hissesinin ise sanık adına 25.12.2008 tarihinde satın alınmak suretiyle tescil edildiği bilgilerinin bulunduğu,</p>

<p>Baskil Tapu Sicil Müdürlüğünce gönderilen Elazığ ili, Baskil ilçesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ilişkin tapu kaydına göre; 25.12.2008 tarihinde satışı yapılan taşınmazın yarı hissesinin sanık, yarı hissesinin ise ... adına kayıtlı olduğu, sanığın kendi adına asaleten, ... adına vekâleten tapu işlemlerini yaptığı,</p>

<p>Sanığın, 15.05.2010 tarih ve 3.300 TL bedelli, alacaklısı kendisi, borçlusu ise katılan olan bono fotokopisini soruşturma aşamasında ibraz ettiği,</p>

<p>Sanığın, suç tarihinden önce katılanın İş Bankası ve Halk Bankasından aldığı tüketici kredilerine kefil olduğu, ödenmeyen kredi borcunun tahsili amacıyla ilgili bankalar tarafından sanığa ihtarnameler gönderildiği, bu ihtarname örneklerinin sanık tarafından dosyaya sunulduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan 28.10.2009 tarihli şikâyet dilekçesinde; aile dostu olan sanığın, emekli ikramiyesini boşa harcamaması gerektiğini söyleyerek Baskil ilçesinde birlikte akaryakıt istasyonu açmak için arsa almayı teklif ettiğini, bu teklifi kabul ederek emeklilik parasının 10.000 TL'sini sanık adına bankaya yatırdığını ve sanığa tapuda işlem yapmak üzere vekâletname verdiğini, daha sonra sanığın, arsayı satın aldığını söyleyerek arsanın ½ hissesi sanık adına, ½ hissesi de kendi adına görünen tapu kaydını verdiğini, sonradan bir işi nedeniyle Tapu Sicil Müdürlüğüne gittiğinde arsanın tapuda sanık ve tanık ... adına kayıtlı olduğunu öğrendiğini, tanık ....'i arayarak durumu izah ettiğini, bu olayı konuşmak için birlikte sanığın yanına gittiklerini, tanık ....'in, sanığa bunu nasıl yaptığını sorduğunu, sanığın da tapuda gerçekte ... yazılı yere yapışkanlı beyaz bir kağıt yapıştırarak üzerine ... yazdığını ve bu şekilde sahte tapu kaydı oluşturduğunu söylediğini, bu konuşma sırasında sanığın sahte olarak düzenlediği tapu senedi aslını yırttığını ve şikâyetçi olmaması konusunda kendisini tehdit ettiğini,</p>

<p>Savcılıkta önceki anlatımlarından farklı olarak; emekli ikramiyesinin 13.000 TL'sini sanığa elden verdiğini, parayı verdiğine ilişkin herhangi bir belgesi ya da tanığının olmadığını, sanığa başkaca borçlarının da bulunduğunu, bu nedenle sanığın bu paradan alacağını aldıktan sonra geriye kalan 9.000 TL'yi kendi hesabına yatırdığını,</p>

<p>Yargılama sırasında 14.09.2010 tarihli oturumda; emekli ikramiyesinin 10.000 TL'sini sanığa elden verdiğini; 08.03.2011 tarihli oturumda ise ek olarak; taşınmazın alınması için düzenlettirdiği vekâletnameyi aynı gün faks ile sanığa gönderdiğini, sanığın hafta sonu Elazığ'a gittiğini ve vekâletnameyi gönderdikten sonra tapu kayıtlarını aldığını söylediğini, sanığa güvendiği için emekli ikramiyesinin 13.000 TL'sini sanığın ....Gazimuhtar Caddesinde bulunan Halk Bankası şubesindeki hesabına yatırmak üzere verdiğini, bu parayı banka hesabına yatırdığına ilişkin sanığın bir dekont gösterdiğini, hatta sanığın bu paranın 1.000 TL'sini bankadan çekerek kendisine verdiğini,</p>

<p>Tanık ... yargılama sırasında 16.09.2010 tarihli oturumda; sanık ve katılanı önceden tanıdığını, İsviçre'de çalıştığını, zaman zaman Gaziantep'e geldiğini, sanığın, Baskil ilçesinde akaryakıt istasyonu açmak amacıyla arsa almayı teklif ettiğini, bu teklifi kabul ederek sanığa taşınmazın satın alınması için 50.000 TL ile vekâletname gönderdiğini, daha sonra sanığın satın aldığı taşınmaza ilişkin tapu kaydı aslını gönderdiğini, taşınmazın satın alınmasından önce sanığın, bu taşınmazda katılanın da hisse sahibi olacağı yönünde herhangi bir şey söylemediğini, katılanın kendisini arayarak konuşmak istediğini söylemesi üzerine sanık ve katılan ile buluştuklarını, sanığın konuşma sırasında, satın alınan arsa üzerinde katılanın hissesinin olmadığını söylediğini, arsa almak için katılandan para aldığına ve tapu kaydı üzerine şerit çekmek suretiyle katılanın adını yazdığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadığını, katılanın ise, akaryakıt istasyonu yapmak üzere alınacak arsa için sanığa para verdiğini söylediğini, ancak sanığın bu durumu kabul etmediğini, ayrıca tapu senedinin yırtılması olayının da yaşanmadığını, adına alınan taşınmazın 1/2 hissesini gösteren tapu kaydı aslının kendisinde olduğunu, sanığın, katılandan 18.000 TL alacağı olduğunu, buna ilişkin senedinin de bulunduğunu, ancak aralarında anlaşmaları gerektiğini söyleyerek bu senedi kendisinin yırttığını, katılanın sanığa farklı miktarlarda borcu olduğunu da bildiğini, olaydan önce katılanın Gaziantep'te oturduğu evin satın alınması ile ilgili olarak sanığa vekâlet verdiğini bildiğini ancak Elazığ'da taşınmaz alımı ile ilgili vekâlet verildiğine ilişkin bir bilgisinin olmadığını, 07.01.2011 tarihli oturumda ek olarak; İsviçre'den geldikten sonra sanıktan tapu senedini istediğini, sanığın, kaybolduğunu söyleyerek vermediği tapu senedini, daha sonra bulduğunu belirterek katılan ile buluşmalarından önce kendisine verdiğini,</p>

<p>Tanık ....; sanığı aile dostu olması nedeniyle tanıdığını, hastanede karşılaştığı katılanın kendisine “Sen kim oluyorsun, senin Vedat'la ne işin olabilir, niye onunla geziyorsun” dediğini, mahallelerinde fırıncılık yapan tanık Arif'e de, sanığı eşi olarak tanıttıktan sonra kendisinin, eşini rahatsız ettiğini söylediğini, ayrıca sanıktan bir tapu kaydını kaybettiğini duyduğunu,</p>

<p>Tanık ....; fırıncılık yaptığını, sanığı müşterisi olması nedeniyle tanıdığını, katılanın bir kez iş yerine gelerek sanığın eşi olduğunu, tanık Serap'ın eşi olan sanık ile görüştüğünü, onun ev yıkan kötü bir kadın olduğunu söylediğini,</p>

<p>Tanık ....; su arıtma cihazları satan bir iş yerinde çalıştığını, sanığı da müşterisi olması nedeniyle tanıdığını, sanık ve katılanın zaman zaman yakında bulunan bir kafeye geldiklerini, bir keresinde burada katılan ile sanığın para nedeniyle tartıştıklarını, sanığın katılana 500 TL verdiğini, katılanın da sanığa banka makbuzuna benzer bir kağıt uzattığını, yine başka bir gün aynı kafede sanığın bir tapu senedini kaybettiğini söylediğini, katılana, neden bu kadar sanığın üstüne düştüğünü sorduğunda, katılanın, “Vedat beni bırakamaz, bırakırsa ben yapacağımı biliyorum” şeklinde cevap verdiğini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık ...; aile dostu olan katılanın sürekli evine gelip gittiğini, bu nedenle aralarında bir güven ilişkisinin bulunduğunu, Baskil ilçesinde akaryakıt istasyonu açmak üzere bir arsa alacağını katılana söylediğini, ancak bu amaçla katılandan para almadığını, dosyada örneği bulunan vekâletnameyi alıp almadığını hatırlamadığını, katılana sahte tapu da vermediğini, katılanın çeşitli bankalardan kredi aldığını, kendisinin de katılana kefil olduğunu, başkalarından borç para alarak katılanın borcunu ödediğini, bu nedenle katılanın kendisine borcu olduğunu, bu borçtan kurtulmak için iftira attığını, gerçek tapu kaydının evinde bulunduğunu, bir ara tapu kaydını kaybettiğini, katılanın da bu tapu kaydını evinden alıp üzerinde değişiklikler yaparak kendi lehine kullanmış olabileceğini savunmuştur.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>I- Sanığa atılı dolandırıcılık suçunun sabit olup olmadığı;</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için dolandırıcılık suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi;</p>

<p>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Mal varlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır.</p>

<p>2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.</p>

<p>3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır.<br />
Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır. Bu suretle kişinin irade serbestisi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlâl edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, birden çok hukuki konusu olan bir suçtur. Bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemektedir. Mal varlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de, hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.</p>

<p>Bu aşamada “hileli davranışlar” kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı olanaklara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Yasa koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hâllerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmez.</p>

<p>Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın ancak bu şekilde gerçekleşmiş sayılacağını kabul eden bu görüşe “sahneye koyma” (mise en scéne) teorisi adı verilmektedir. O hâlde dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli davranış şu şekilde tanımlamak mümkündür. Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan hâlden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Katılanın tüm aşamalarda özde değişmeyen ve birbiriyle uyumlu beyanlarında, sanığın, akaryakıt istasyonu açmak için Elazığ ili, Baskil ilçesinden birlikte arsa alma teklifinde bulunduğunu, bu teklifi kabul ederek arsanın satın alınması için 28.12.2008 tarihli özel vekâletname ile sanığı vekil tayin ettiğini, sanığın parayı ve vekâletnameyi aldıktan sonra arsayı satın aldığını söyleyerek sahte tapu senedini kendisine verdiğini beyan etmesi, bu beyanlarının 28.12.2008 tarihli özel vekâletname ve sahte olduğu anlaşılan tapu senedi fotokopisi ile doğrulanması ve söz konusu arsanın 28.12.2008 tarihinde sanık tarafından satın alındığının anlaşılması karşısında; sanığın, önceden tanıdığı ve aralarında para alışverişi bulunan katılandan, ortaklaşa açacakları akaryakıt istasyonunun kurulacağı arsanın alınması için vekâletname ve yaklaşık 10.000 TL alıp, sonrasında arsayı satın aldığını söyleyerek yarı hissesi kendisi, yarı hissesi de katılan adına görünen Elazağ ili, Baskil ilçesi, Nazaruşağı Mahallesi, 146 ada, 20 parselde kayıtlı taşınmaza ait sahte tapu senedi fotokopisini verdiği ve bu şekilde atılı dolandırıcılık suçunun hiçbir duraksamaya yer vermeyecek şekilde sübuta erdiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; “İtirazın kabulüne karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>II- Sanığın eyleminin uzlaştırma kapsamında olup olmadığı;</p>

<p>Uzlaştırma kurumu, uyuşmazlığın yargı dışı yolla ve fakat adli makamlar denetiminde çözümlenmesini amaçlayan bir alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemidir. Uzlaştırma; bu kapsama giren suçlarda, fail ve mağdurun suçtan doğan zararın giderilmesi konusunda anlaşmalarına bağlı olarak, devletin de ceza soruşturması veya kovuşturmasından vazgeçmesi ve suçun işlenmesiyle bozulan toplumsal düzenin barış yoluyla yeniden tesisini sağlayıcı nitelikte bir hukuksal kurumdur.</p>

<p>01.06.2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK’nun 73. maddesinin 8. fıkrasında, "Suçtan zarar göreni gerçek kişi veya özel hukuk tüzel kişisi olup, soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı bulunan suçlarda, failin suçu kabullenmesi ve doğmuş olan zararın tümünü veya büyük bir kısmını ödemesi veya gidermesi koşuluyla mağdur ile fail özgür iradeleri ile uzlaştıklarında ve bu husus Cumhuriyet savcısı veya hâkim tarafından saptandığında kamu davası açılmaz veya davanın düşürülmesine karar verilir" hükmü ile uzlaşma kurumuna, aynı tarihte yürürlüğe giren 5271 sayılı CMK'nun 253, 254 ve 255. maddelerinde ise, uzlaşmanın şartları, yöntemi, sonuçları, kovuşturma aşamasında uzlaşma ile birden fazla failin bulunması halinde uzlaşmanın nasıl gerçekleşeceğine ilişkin hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanunun 2. maddesiyle, 5237 sayılı TCK'nun 73. maddesinin başlığında yer alan “uzlaşma” ibaresi metinden çıkarılmış, 45. maddesiyle de aynı maddenin 8. fıkrası yürürlükten kaldırılmış, yine 24 ve 25. maddeleri ile CMK'nun 253 ve 254. maddeleri değiştirilmiştir. Yapılan bu düzenlemeye göre uzlaştırmanın bir ceza muhakemesi kurumu olduğu açık ise de birey ile devlet arasındaki ceza ilişkisini sona erdirmesi nedeniyle maddi ceza hukukunu da ilgilendirdiği tartışmasızdır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 5560 sayılı Kanunun 24. maddesi ile değiştirilen 253. maddesinde uzlaşmanın kapsamı;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>4. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>5. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239)<br />
suçları.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlar ile cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez" şeklinde belirlenmiş iken, 09.07.2009 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5918 sayılı Kanunun 8. maddesiyle CMK'nun 253. maddesinin üçüncü fıkrasına "Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz" cümlesi eklenmiş,</p>

<p>Suç ve karar tarihinden sonra 02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesi ile yapılan değişiklikle madde başlığı "Uzlaştırma" olarak değiştirilmiş ve;</p>

<p>"(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:</p>

<p>a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.</p>

<p>b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),</p>

<p>2. Taksirle yaralama (madde 89),</p>

<p>3. Tehdit (madde 106, birinci fıkra),</p>

<p>4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),</p>

<p>5. Hırsızlık (madde 141),</p>

<p>6. Dolandırıcılık (madde 157),</p>

<p>7. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),</p>

<p>8. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239),<br />
suçları.</p>

<p>c) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.</p>

<p>(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa karşı suçlarda, uzlaştırma yoluna gidilemez. Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz..." şeklinde kapsamı genişletilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, 6763 sayılı Kanun ile uzlaştırma kapsamındaki suçların sayıları artırılmış, TCK'nun 106. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen tehdit, aynı Kanunun 141. maddesinde düzenlenen hırsızlık ve 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık suçları uzlaştırma kapsamına alınmış, etkin pişmanlık hükümlerine yer verilen suçlara ilişkin sınırlama kaldırılmıştır. Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar yönünden ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar da uzlaştırma kapsamına dahil edilmiştir.</p>

<p>Öte yandan ceza hukukunda genel kural, suçun işlendiği tarihte yürürlükte bulunan kanunun uygulanmasıdır. Sonradan yürürlüğe giren bir kanunun, yürürlük tarihinden önce işlenen suçlara tatbik edilebilmesi, ancak lehe sonuçlar doğurması durumunda mümkündür. Önceki ve sonraki kanunlara göre hükmedilecek cezalar ve güvenlik tedbirleri aynı ise, suç tarihinden sonra yürürlüğe giren kanunun uygulanmasına imkân bulunmamaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun “zaman bakımından uygulama” başlıklı 7. maddesi, 765 sayılı Kanunun 2. maddesine benzer şekilde düzenlenmiş olup, her iki maddede de; ceza hukuku kurallarının yürürlüğe girdikleri andan itibaren işlenen suçlara uygulanacağına ilişkin ileriye etkili olma prensibi ile bu ilkenin istisnasını oluşturan, "failin lehine olan kanunun geçmişe etkili olması", “geçmişe etkili uygulama” veya “geçmişe yürürlük” ilkesine de yer verilmiştir.</p>

<p>Bu ilke uyarınca, suçtan sonra yürürlüğe giren ve fail lehine hükümler içeren kanun, hükümde ve infaz aşamasında dikkate alınmalıdır.</p>

<p>İnfaz aşamasında alınabilecek kararları düzenleyen 5275 sayılı Kanunun 98. maddesinin birinci fıkrasında;<br />
“Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip getirilemeyeceği ileri sürülür ya da sonradan yürürlüğe giren kanun, hükümlünün lehinde olursa, duraksamanın giderilmesi veya yerine getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar istenir” şeklindeki düzenleme nazara alındığında, infaz sırasında sonradan hükümlü lehine bir kanun yürürlüğe girmesi hâlinde hükmü veren mahkemeden karar istenebileceği hüküm altına alınmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>02.12.2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanunun 34. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nun 253. maddesinin değiştirilerek, 5237 sayılı TCK'nun 157. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen "dolandırıcılık" suçunun uzlaştırma kapsamına alınması, bununla birlikte yerel mahkeme mahkûmiyet hükmünün Özel Dairenin onama kararı ile kesinleşmesi ve itirazın reddine karar verilmiş olması karşısında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 7. maddesinin 2. fıkrası ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanunun 98. maddesi uyarınca bu hususun infaz aşamasında gözetilmesinin olanaklı olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, dolandırıcılık suçunun uzlaştırma kapsamına alınması nedeniyle bu husus infaz aşamasında gözetilebileceğinden, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının her iki uyuşmazlık bakımından REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 27.03.2018 günü yapılan müzakerede birinci uyuşmazlık bakımından oy çokluğuyla, ikinci uyuşmazlık bakımından oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2015983-e-2018126-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="72998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2014/419 E., 2017/66 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 14.02.2017 tarihli, 2014/419 E., 2017/66 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2014/419 E., 2017/66 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Günü : 16.06.2009<br />
Sayısı : 153 - 476</p>

<p>Dolandırıcılık suçundan sanık ...'ın 5237 sayılı TCK’nun 157/1, 50/1-a, 52/1-2 ve 53/1. maddeleri uyarınca 2 yıl hapis ve 40.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 16.06.2009 gün ve 153-476 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 25.12.2013 gün ve 1947-20925 sayı ile; oyçokluğuyla onanmasına karar verilmiş;</p>

<p>Daire Üyeleri Ş. Aktı ve H. O. Kaya ise ;<br />
"Dolandırıcılık suçu, 5237 sayılı TCK'nın 157. maddesinde; 'hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına yarar sağlamak' şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Bu tanıma göre, suçun oluşabilmesi için, failin mağdura karşı hileli davranışlarda bulunması, bu davranışlarla mağdurun aldatılmış olması, buna bağlı olarak mağdurun içine düştüğü bu yanılgı sonucu kendisinin veya bir başkasının zararına, failin ve üçüncü kişinin yararına haksız bir çıkar sağlanmış olmalıdır. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından sergilenen hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergilenişi açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldırıcı nitelikte olmalıdır.</p>

<p>Fail tarafından hileli davranışların haksız menfeatin elde edilmesinden önce veya en geç haksız menfeatin elde edildiği sırada mağdura yöneltilmesi gereklidir. Haksız yarar sağlandıktan sonra ortaya çıkan davranışlar suçun unsuru olmayıp, faildeki suç kastının belirlenmesi açısından önemlidir.</p>

<p>Failin haksız yararı sağladıktan sonraki hileli davranışlarının suçun sübutunu fail aleyhine etkilemesi için, failin baştan beri bu davranışları planlamış olması gerekir.</p>

<p>Somut olayda:<br />
Sanığın, 27.07.2007 tarihli sözleşme ile mülkiyeti kızı ....'na ait İzmir ili Narlıdere ilçesi 22 1-3A pafta, 8195 Ada, 2 Parselde kayıtlı .... apartmanda 6/282 arsa paylı zemin kat 24 numaralı 22 M2 lik dükkanı 15.000 TL'si sözleşme tarihinde, 10.000 TL'si 30.08.2007 tarihinde ödenmek üzere vekaleten ve haricen katılana sattığı, taraflar arasındaki '22 07.2007 tarihli satış sözleşmesinin ekidir' başlıklı belgeye göre: 23.08.2007 tarihi itibarıyla alıcı müştekinin satıcıya 21.750 TL ödediği, bakiye 3250 TL'nin ise 30.08.2007 tarihinde ödeneceği, tapu işlemlerine 15.09.2007 tarihinde başlanacağı, tapunun ise 30.09.2007 tarihinde teslim edileceği, bu maddelere uymayan tarafın karşı tarafa 15.000 TL tazminat ödemeyi kabul ettiği, tarafların beyanlarına göre, satış bedelinin tamamının sanığa ödendiği ve dükkânın sanık tarafından alıcı müştekiye teslim edildiği, ancak taşınmazın tapu kaydında başka bir borç nedeniyle ipotek bulunması nedeniyle devir işleminin yapılamadığı, bunun üzerine müştekinin satıştan vazgeçtiğini belirterek sanıktan satış bedelini istediği, sanığın ise, nakit yerine senet vermeyi teklif ederek bir örneği dosyada mevcut 'SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ' başlıklı belgeyi ve 25.000 TL tutarındaki bonoyu tanzim edip imzaladığı ayrıca, müştekinin satıştan vazgeçtiği düşüncesiyle dükkânın satışı için gazeteye ilan verdiği fakat müştekinin senedi kabul etmeyerek belgeyi imzalamadığı ve dükkanın tapusunu istediği anlaşılmaktadır.<br />
Sanık savunmalarında satış sırasında dükkanın tapu kaydı üzerinde ipotek olduğunu müştekinin bildiğini belirtmektedir. Müşteki ise beyanlarında ipotek konusunda bilgisinin olduğunu ancak ipotek borcunun 700.000 TL olduğunu tapudan öğrendiğini beyan etmektedir.</p>

<p>Tapulu taşınmazların harici satışı geçerli değilse de; taraflar arasında dükkân satımı nedeniyle düzenlenen satış sözleşmesinin alıcıya satış bedelini ödeme, satıcıya da dükkânı alıcıya tapuda devir ve teslim borcunu yüklediği tartışmasızdır.</p>

<p>Sanığın taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu satış sırasında alıcı olan müştekiye bildirmediği kabul edilse dahi, müştekinin sonradan yaptığı gibi sözleşmeyi imzalamadan ve satış bedelini ödemeden önce tapu sicilinin aleniyet ilkesi gereği taşınmazın tapu kaydı üzerinde ipotek ve rehin olup olmadığını kontrol ettirip öğrenmesi mümkün olduğundan, sanığın ipotek konusunda susmuş yahut da müştekiye bilgi vermemiş olması nitelikli bir hile değildir. Zira sanık müştekinin tapu sicilinin aleniyet ilkesi karşısında satıştan önce ve satış sırasında tapuda ipotek kaydını öğrenmesini engellemiş değildir.</p>

<p>Diğer taraftan, satıştan sonra sanığın müştekinin satıştan vazgeçtiğini düşünerek dükkânın bir başkasına satılması için gazeteye ilan vermeyi önceden planladığına ve dolandırmak maksadıyla hareket ettiğine dair savunmanın aksini ortaya koyacak her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı kanıtlar bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenlerle, sanık ile katılan arasındaki ihtilaf, taşınmazın harici satışından kaynaklanan tümüyle hukuki nitelik arz eden bir ihtilaf olması nedeniyle sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle yerel mahkemenin verdiği kararın bozulması gerektiği..." düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 24.04.2014 gün ve 119675 sayı ile;<br />
“Yargılamaya ve itiraza konu somut olay incelendiğinde; emekli albay olup müteahhitlik işiyle de uğraşan sanığın mülkiyeti kızına ait olup kendisinde satış için vekaletnamesi bulunan İzmir ili, Narlıdere ilçesi, Öğretmenler sokak, 4 nolu apartmanın zemin katındaki dükkânı 27 Temmuz 2007 tarihli gazete ilanı ile satışa çıkardığı ve katılanın da buraya müşteri olarak aralarında 27 Temmuz 2007 tarihli harici satış sözleşmesini yaparak satın aldığı ancak tapu kaydının devri için herhangi bir girişim veya işlem başlatılmayıp ek sözleşmede tapu devrinin 15.09.2007 tarihinde yapılacağının yazıldığı, katılanın beyanına göre, daha sonra tapudan araştırdığında taşınmaz üzerinde 700.000 Liralık ipotek bulunduğunun ve bu ipoteği kaldırmanın mümkün olmadığının anlaşıldığı, sanığa müracaat eden katılanın parasını geri alamadığı, sanık tarafından mahkemeye sunulan satış sözleşmesinin iptali ve alınan paranın iadesine dair senedin katılan tarafından kabul edilmediği görülmektedir. Katılan daha sonra da aynı gazetenin 03.10.2007-10.10.2007 arasındaki nüshalarında aynı yerin tekrar satış ilanına çıkması üzerine sanığı aradığında 35.000 Lira bedelle satılmak istendiğini öğrendiğini beyan etmiştir.</p>

<p>Sanık, alınan savunmalarında satış işleminin doğru olduğunu, taşınmaz üzerinde ipotek bulunduğunu katılanın bildiğini buna rağmen harici satış sözleşmesiyle burayı satın aldığını daha sonra 170.000 Lira olan ipotek çözülemediğinden tapu devrinin yapılamadığını, katılanın önce alışverişten caydığını bu sebeple satış sözleşmesinin iptaline dair yeni bir sözleşme yaptıklarını ve aldığı para için senet vermeyi teklif ettiğini ancak katılanın daha sonra tekrar tapununu devrini istediğini, yeni çıkarılan ilanın katılanın bu sözleşmeden caymasına istinaden verildiğini savunmuştur.</p>

<p>Bu oluşa göre, sanık ile katılan arasında tapuda kayıtlı taşınmazın haricen satımı için anlaşma yapıldığı, iddiaya göre, ipoteğin bu sözleşmeden önce bilinmediği, savunmaya göre ise katılan tarafından tapuya gidip sorularak ipoteğin öğrenildiği ve bu haliyle kabul edildiği olayda, eylemin dolandırıcılık suçunun oluşmasına sebebiyet verip vermeyeceği tartışılmalıdır.<br />
Yüksek Dairenin iki sayın üyesi mahkûmiyete dair hükmün onanmasına muhalefet etmişlerdir.</p>

<p>Muhalefet şerhinde belirtildiği şekilde, sanık ile katılan arasında tapuda kayıtlı olduğu her iki tarafca da bilinen belediye sınırları içerisindeki taşınmazın haricen satışı için bir anlaşma yapılmış, sözleşme imzalanmıştır. Taraflardan alıcı kendine düşen edimi yerine getirerek satış bedelini diğer tarafa ödemiş ancak satıcı sözleşmede taahhüt ettiği şekilde tapuda devrini yapamamıştır. Sözleşmenin imzalanmasından sonraki aynı taşınmazın tekrar sanık tarafından satışı için gazeteye ilan verilmesinin suça herhangi bir etkisi yoktur. Çünkü, iddiaya göre katılanın iradesinin önceden aldatıcı davranışlarla sakatlanması suçun oluşumu için gerekmektedir. Katılanca, sanık tarafından ipotek tapuda var olduğu halde olmadığını gösteren tahrif edilmiş bir tapu kaydı ibraz edildiğine, kendisini sahte isim ve sıfatla tanıttığına, ipotek olmadığına şehadet eden bir tapu memuru veya tanık beyanı bulunduğuna dair bir iddiada bulunulmamıştır. Doktrinde, aldatıcı davranışların ihmal suretiyle işlenebileceği yani var olan ayıbın önceden söylenmemesi suretiyle dolandırıcılık suçunun işlenebileceğine dair görüşler var ise de tapu kayıtlarının aleni olması ve isteyen herkesin rahatlıkla tapu dairesinden hatta telefonla bile sorup bilgi alabilmesi imkânı bulunması sebebiyle bu bilgi saklamanın suça vücut verdiğini kabul mümkün değildir.</p>

<p>5237 sayılı yasanın 157. maddesinde dolandırıcık suçu,' hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak' olarak tarif edilmektedir. Bu düzenlemeye göre, sanığın hileli davranışının bulunması suçun oluşumu için şarttır. Sanığın sözleşme yapıldığı halde sonradan tapu kaydını devredememiş olması hileli davranış olarak nitelenemez. Olayda sözleşmeye aykırılık ve bir sebepsiz zenginleşme söz konusudur ki bunun da hukuk davası yoluyla telafisi mümkündür.<br />
Bu sebeplerle; sanık hakkındaki mahkûmiyete dair hükmün onanmasına ilişkin oy çokluğuyla verilen kararın suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçesiyle bozulması gerektiği...” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Özel Dairece, 04.06.2014 gün, 10488-11165 sayı ile, itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;<br />
Sanığın, gayrimenkul satışına ilişkin olarak Çeşme Noterliğince 15.05.2006 tarihinde düzenlenen vekaletnameye istinaden, 27.07.2007 tarihli sözleşme ile mülkiyeti kızı Füsun Göncüoğlu'na ait İzmir ili, Narlıdere ilçesinde bulunan dükkânı 25.000 Lira karşılığında katılana sattığı, satış bedelinin tamamını aldıktan sonra satışa konu dükkânı katılana fiilen teslim ettiği ancak taşınmazın tapu kaydı üzerinde başka bir borç nedeniyle ipotek bulunduğundan devir işlemlerinin yapılamaması nedeniyle katılanın, satıştan vazgeçtiğini belirterek ödediği parayı sanıktan geri istediği, sanığın ise aldığı parayı nakit olarak geri veremeyeceğini söyleyerek karşılığında senet vermeyi teklif ettiği, katılanın senet ile ödeme yapılmasını kabul etmemesi üzerine sanığın, aynı taşınmazın satışı için gazeteye yeni bir ilan verdiği,</p>

<p>Dava konusu olan İzmir ili, Narlıdere ilçesi 22I-3A pafta, 8195 ada, 2 numaralı parselde kayıtlı apartmanın 6/282 arsa paylı zemin kat 24 numaralı taşınmazın, sanığın kızı olan Füsun Göncüoğlu adına tapuya kayıtlı olduğu,</p>

<p>Çeşme Noterliğince düzenlenen 15.05.2006 gün ve 6969 yevmiye sayılı vekaletname ile sanığın, kızı olan ....'nun sahibi veya hissedarı bulunduğu garimenkullerin satımı, satım bedellerinin tahsili, ipotek tesisi ve ipoteklerin fekki konularında yetkili kılındığı,</p>

<p>Dosyada fotokopisi bulunan 27.07.2007 tarihli sözleşmeye göre; dava konusu taşınmazın satış bedelinin 25.000 Lira olarak belirlendiği, satış bedeli olan 15.000 Liranın sözleşme tarihinde, kalan 10.000 Liranın ise 30.08.2007 tarihinde ödenmesi hususunda taraflar arasında anlaşmanın sağlandığı, sözleşmede sanığın, kızı Didem Kıranşal adına dava konusu dükkânı satıcı sıfatı ile sattığının görüldüğü, katılan tarafından da şikâyet dilekçesine ekli dava konusu dükkâna ilişkin tapu kaydı fotokopisi üzerine; tapuda Füsun adına kayıtlı bu taşınmazın sanığın diğer kızı Didem Kıranşal'a devredildiği, vekaleten sanık tarafından da kendisine satıldığı bilgisinin yazıldığı, bu hususta taraflar arasında herhangi bir ihtilafın bulunmadığı,<br />
Yine taraflar arasında düzenlenen "22 07.2007 tarihli satış sözleşmesinin ekidir" başlıklı belgede; 23.08.2007 tarihi itibarıyla katılanın, sanığa 21.750 Lira ödediği, bakiye 3.250 Liranın 30.08.2007 tarihinde ödeneceği, tapu işlemlerine 15.09.2007 tarihinde başlanacağı, tapunun ise en geç 30.09.2007 tarihinde teslim edileceği ve bu maddelere uymayan tarafın karşı tarafa 15.000 Lira tazminat ödeyeceği hususlarının yer aldığı,</p>

<p>Sanık tarafından fotokopisi sunulan 28.09.2009 tarihli "SATIŞ SÖZLEŞMESİNİN İPTALİ" başlıklı belgeye göre; dava konusu taşınmazın satışına ilişkin ilgili sözleşmelerin iptal edildiğinin belirtildiği ve yine 25.000 Lira tutarındaki bononun sanık tarafından tanzim edilip imzalandığı ancak bu belgelerde katılanın imzasının bulunmadığı,</p>

<p>08.10.2007 ve 09.10.2007 tarihlerinde aynı taşınmazın satışı için sanığın gazeteye yeniden ilan verdiği, ilan sayfaları örneğinin dosya arasında bulunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan aşamalarda; sanığın gazeteye verdiği ilan üzerine suça konu dükkânı satın almaya karar verdiğini, sanıkla yaptıkları satış sözleşmesi sonucu dükkânın 25.000 Lira bedelle satın alması hususunda anlaştıklarını ve paranın tamamını sanığa verdiğini, emekli albay olan sanığa duyduğu güven nedeniyle tapuya gidip taşınmaz üzerinde herhangi bir kaydın olup olmadığına bakmadığını, sanığın, dükkan üzerinde ipotek olduğunu ancak bedelini bilmediğini en kısa zamanda ipoteği kaldırarak tapuda devir işleminin yapılacağını söyleyerek dükkânı fiilen kendisine teslim ettiğini, dükkân üzerinde 700.000 Liralık ipotek olduğunu öğrendikten sonra parasını geri istediğini, sanığın nakit para yerine senet verebileceğini ifade ettiğini ancak bu durumu kabul etmediğini, sonrasında sanığın kendisine sattığı ve fiilen devrettiği taşınmazı satmak üzere gazeteye yeni bir ilan verdiğini beyan etmiş,</p>

<p>Sanık aşamalarda; emekli albay olduğunu, müteahhitlik işiyle uğraştığını, yaptığı iş gereği elindeki gayrimenkulleri ipotek göstermek suretiyle nakit para temin ettiğini, kızı adına kayıtlı olan suça konu taşınmazı, düzenlenen satış vekaletnamesine istinaden katılana 25.000 Lira karşılığında sattığını, taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu katılanın bildiğini, ipotek nedeniyle devir işlemlerini yapamadığını, ancak dükkânı fiilen katılana teslim ettiğini, daha sonra katılanın satıştan vazgeçtiğini kendisine bildirmesi üzerine, bu durumu kabul edip satış sözleşmesinin iptaline ilişkin yazı hazırlayıp senet düzenlediğini, ancak katılanın bu sözleşme ve senedi kabul etmemesi nedeniyle satışın iptalinin resmen gerçekleşmediğini, katılanın satıştan vazgeçmesi nedeniyle taşınmazın satışı için gazeteye yeniden ilan verdiğini daha sonra katılanın ilk satışı kabul ettiğini ve satış işleminden vazgeçmediğini beyan ettiğini, kendisinin de bu belirsizlik ortamında satış bedelini almasına rağmen ipoteği kaldırmadığını, taşınmaza banka tarafından 170.000 Liralık ipotek konulduğunu savunmuştur.<br />
Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi için "dolandırıcılık" suçunun unsurlarının açıklanmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesi;</p>

<p>“Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Fail tarafından hileli davranışlar yapılmalıdır. Mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelikte bir takım davranışlarda bulunulmalıdır.</p>

<p>2) Fail tarafından yapılan hileli davranışlar bir kimseyi aldatabilecek nitelikte olmalıdır.</p>

<p>3) Mağdurun veya başkasının zararına, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlanmalıdır. Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, verilen zarar ile sanığın eylemi arasında uygun nedensellik bağı bulunmalıdır. Zarar, nesnel kişisel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik zarardır.</p>

<p>Madde gerekçesinde de vurgulandığı üzere, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güven bozulmaktadır. Bu suretle kişinin irade serbestîsi etkilenmekte ve irade özgürlüğü ihlal edilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Bu nedenle, dolandırıcılık suçu, birden çok hukuki konusu olan bir suçtur. Bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemektedir. Malvarlığı zarara uğratılırken, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de, hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.<br />
Bu aşamada “hileli davranışlar” kavramının incelenmesinde yarar bulunmaktadır.</p>

<p>Hile, maddi olmayan yollarla karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika vb. her türlü eylemdir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı olanaklara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa, bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir.</p>

<p>Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunda hileli davranışın ancak bu şekilde gerçekleşmiş sayılacağını kabul eden bu görüşe “sahneye koyma” (mise en scéne) teorisi adı verilmektedir. O halde dolandırıcılık suçunun unsurunu oluşturan hileli davranış şu şekilde tanımlamak mümkündür. Olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarfedilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir. Böylece dolandırılanın iradesi fesada uğratılmakta, sakatlanmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra “tapu kayıtlarının aleniliği” ilkesinden de bahsetmekte yarar vardır.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanununun “tapu sicilinin açıklığı” başlıklı 1020. maddesi “İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, Türk Medeni Kanununun 1020. maddesine göre, ilgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin kendisine verilmesini isteyebilir. Kimse, tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez. Buna “tapu sicilinin kamuya açıklık ilkesi=aleniyet prensibi” denilir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın, mülkiyeti kızı ....'na ait İzmir ili, Narlıdere ilçesi, 22I-3A pafta, 8195 ada, 2 numaralı parselde kayıtlı apartmanın zemin katında bulunan dükkânı, aldığı vekaletnameye istinaden 27.07.2007 tarihli satış sözleşmesi ile 25.000 Lira karşılığında katılana satıp, satış bedelinin tamamını aldıktan sonra satışa konu dükkânı katılana fiilen teslim ettiği, ancak taşınmaz üzerinde başka bir borç nedeniyle ipotek bulunduğundan taahhüt ettiği şekilde tapuda devir işlemini yapamadığı, bu nedenle katılanın, satın aldığı taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu başlangıçtan itibaren bilmesine rağmen daha sonra ipotek bedelinin çok yüksek olduğunu ileri sürüp dükkânı satın almaktan vazgeçtiğini sanığa bildirerek, taşınmaz için ödediği parayı sanıktan geri istediği, sanığın ise katılana nakit para yerine senet verebileceğini söylediği, katılanın senet almayı kabul etmemesi üzerine de satıştan vazgeçildiğini düşünerek aynı taşınmazın satışı için gazeteye yeni bir ilan verdiği olayda; sanığın, dava konusu taşınmazın satışı sırasında taşınmaz üzerinde ipotek olduğunu katılanın bildiğine dair savunmasının katılan tarafından da doğrulanması, sanık tarafından taşınmazın üzerinde ipotek bulunduğu hususu satış sırasında alıcı olan katılana bildirilmese dahi, tapu sicilinin kamuya açıklığı ilkesi gereği, ilgisi olduğunu kanıtlayan herkesin kendisince önemli olan kayıtları inceleme olanağına sahip olması, sanığın, satıştan önce ve satış sırasında tapudaki ipotek kaydının öğrenilmesini engellemeye yönelik bir hareketinin bulunmaması ve katılanın satıştan vazgeçtiğini bildirmesinden sonra dükkanı bir başkasına satmak için gazeteye ilan vermesinin dolandırıcılık suçunun maddi konusunun hareket unsurunu oluşturan hileli davranış niteliğinde olmaması karşısında; sanığa atılı dolandırıcılık suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin onama kararının kaldırılmasına, hükmün, sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 25.12.2013 gün ve 1947-20925 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- İzmir 13. Asliye Ceza Mahkemesinin 16.06.2009 gün ve 153-476 sayılı hükmünün, sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı gözetilmeden beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.02.2017 tarihinde yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2014419-e-201766-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="31950"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/22753 E., 2024/7858 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, 2021/22753 E., 2024/7858 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/22753 E., 2024/7858 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/433 E., 2019/210 K.<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1 Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2013 tarihli ve 2012/1059 Esas, 2013/761 Karar sayılı kararı ile katılan ...'a karşı sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.06.2013 tarihli ve 2012/1059 Esas, 2013/761 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 08.05.2017 tarihli ve 2015/6083 Esas, 2017/10360 Karar sayılı kararı ile sanığın eyleminin 5237 sayılı TCK'nın 158/1-L maddesinde öngörülen nitelikli dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağına ilişkin delillerin takdirinin üst dereceli Ağır Ceza Mahkemesine ait olduğu gözetilerek görevsizlik kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Şanlıurfa 1. Asliye Ceza Mahkemesinin, 23.06.2017 tarihli ve 2017/479 Esas, 2017/514 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>4. Şanlıurfa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 22.09.2017 tarihli ve 2017/548 Esas, 2017/438 Karar sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilmiştir.</p>

<p>5. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.04.2019 tarihli ve 2017/433 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 ve 53 üncü maddeleri uyarınca 1 yıl hapis ve 100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz isteği; usul ve yasaya aykırı olduğuna, suç kastının bulunmadığına, lehe hükümlerin uygulanmadığına, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Suç tarihinde katılanı cep telefonundan arayarak kendisini komiser, diğer şahsı ise savcı olarak tanıtan sanığın katılanı çeşitli hileli sözler ile kandırması ve yönlendirmesi neticesinde katılanın, hesabına 12.000,00 TL ve 8.000,00 TL para yatırmasını sağladığı, yatırılan paraların sanık tarafından aynı gün çekildiği, yakalandığında üzerinde PTT dekontunun ele geçirildiği, bu şekilde sanığın üzerine atılı dolandırıcılık suçunu işlediği iddiasıyla açılan kamu davasının yargılaması neticesinde, sanığın tevilli ikrarı, sanığın üst aramasında ele geçirilen GSM hattının değişik illerde meydana gelen dolandırıcılık olaylarında kendilerini kamu görevlisi olarak tanıtan şahıslarca kullanıldığına, ayrıca üst aramasında farklı kişilere ait çok sayıda banka dekontu ve makbuzun ele geçirildiğine dair tutanağın içeriği, katılanın beyanı, beraat eden sanık ...'in savunması, uzlaştırıcı raporunun içeriği ve tüm dosya kapsamından edinilen kanaat ile sanığın üzerine atılı suçun sübut bulduğu ve eyleminin suç tarihine göre lehe kabulle basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu kabul edilerek temyize konu mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır. Somut olayda; suç tarihinde 0 535 *** 03 nolu telefon numarasından müştekiyi arayarak kendisini Başkomiser ... olarak tanıtan bir şahsın "bir örgütü takip ettiklerini, savcının emri ile ... adına para yatıracaksın" diyerek müştekiyi savcı olarak tanıttığı başka bir kişi ile görüştürdüğü, bu şekilde müştekinin kısa zaman aralıkları ile sanık ...'ün Şanlıurfa Halk Bankasında bulunan hesabına 12.000,00 TL, Şanlıurfa Merkez PTT şubesine 8.000,00 TL para yatırdığı, sanık tarafından paraların çekildiği, sanığın yakalandığında üzerinde ele geçirilen 0534 *** 59 numaralı telefonun değişik illerde meydana gelen dolandırıcılık olaylarında kullanılması, sanığın banka hesaplarına benzer şekilde meydana gelen dolandırıcılık olayları nedeniyle toplam 65.555,00 TL para yatırılması ve üzerinden çıkan çok sayıda dekont ve makbuzların içeriği nazara alındığında sanığın hileli söz ve davranışlarla ikna ettiği müştekiden haksız menfaat temin ettiği anlaşılmakla, atılı suçun sübut bulduğuna yönelik kabulde bir isabetsizlik görülmemiştir.<br />
2. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanık müdafiinin yerinde görülmeyen diğer temyiz sebepleri de reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.04.2019 tarihli ve 2017/433 Esas, 2019/210 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>06.06.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202122753-e-20247858-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="80174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2023/2909 E., 2023/6665 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 28.09.2023 tarihli, 2023/2909 E. ve 2023/6665 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/2909 E., 2023/6665 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2023/418 E., 2023/320 K.<br />
SUÇ : Kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Esastan Ret</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 ... maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>1. Silivri Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.11.2022 tarihli ve 2021/446 Esas, 2022/461 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının, kamu meslek kuruluşlarının, siyasî parti, vakıf veya dernek tüzel kişiliklerinin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı ... Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 37 nci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle aynı Kanun'un 158 ... maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, üçüncü fıkrasının birinci cümlesi, 52, 53 ve 58 ... maddeleri uyarınca 9 yıl hapis ve 90.000 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve cezasının mükerrelere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>2. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesinin, 13.02.2023 tarihli ve 2023/418 Esas, 2023/320 Karar sayılı kararı ile dosya üzerinden yapılan incelemede, sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık ve müdafiinin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 ... maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz istemi; delillerin takdirinde hataya düşüldüğüne, müvekkilinin suç tarihi itibari ile cezaevinde olduğuna ve suçun sübut bulmadığına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;<br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
1.Katılan ...'ın, İstanbul ili ... ilçesi ... Mahallesinde kain 729 parsel sayılı yerde bulunan arsasını, "sahibinden.com" isimli internet sitesinde satmak amacıyla ilana koyduğu, temyiz dışı sanık ... ...'ın, ilandaki iletişim bilgilerinden katılana ...'e ulaştığı, yapılan pazarlıkta arsanın fiyatının 190.000 TL olarak kararlaştırıldığı, bu arada temyiz dışı sanık ...'ın kendisini "..." olarak tanıtarak ...'da emlakçılık yapan tanık ... ... ...'a ulaşarak, abisi ...'ın sahibi olduğu arsa için müşteri bulmasını istediği, tanık ...'ün de kendisi gibi emlakçı olan ... ... aracılığıyla katılan ...'ı bulduğu, temyiz dışı sanık ...'ın ertesi gün katılan ...'i tekrar aradığı ve tapunun fotoğrafını, banka hesap numarasını istediği, arsayı alacak kişi olarak katılan ...'ın adını verdiği, paranın ise sanık ...'ın banka hesabından gönderileceğini söylediği, ayrıca sanık ... ile katılan ...'un kimlik numaralarını katılana verdiği ve katılan ... adına tapudan randevu almasını istediği, daha sonra katılan ...'in Türkiye Finans Katılım Bankası'nda bulunan banka hesabına 40.000 TL para göndererek ... telkin ettiği, daha sonra sanık ...'ı, katılan ... adına düzenlenmiş sahte kimlik belgesi ile söz konusu arsanın devir işlemini para karşılığında yapmaya ikna ettiği, satış işlemlerinden önce katılan ... ve ortağı ... ...'nun 340.000 TL ve 190.000 TL olmak üzere toplamda 540.000 TL parayı diğer emlakçı ... ...'ın banka hesabına gönderdiği, ...'in de sanık ...'ın kendisine söylediği ve sanık ... adına kayıtlı olan ... Bankası A.Ş. nezdindeki banka hesaplarına toplamda 530.000,00 TL gönderdiği ancak 07.09.2021 tarihinde ... Tapu Memurluğundaki arsanın devir işlemleri sırasında sanık ...'ın kimliğinin sahte olduğunun anlaşıldığından tapuda devir işleminin yapılamadığı, bu surette sanık ...'in nitelikli dolandırıcılık suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.</p>

<p>2. Sanık ... diğer sanıklardan ... ile ...'i cezaevinde iken tanıdığını,ancak diğer sanık ...'ı tanımadığını, cezaevinden çıktıktan sonra 2021 yılının 3. ya da 4.ayında memleketi Tokat'a gittiğini, köyde para lazım oldğundan, sanık ...'dan 500 TL borç para istediğini, onun da kendisine iban numarası verdiği taktirde borç para göndereceğini söylediğin, bunun üzerine Yapıkredi ya da Ziraat Bankasına ait hesap ve iban bilgilerini gönderdiğini, ancak kendisine herhangi bir para göndermediğini, suç tarihi itibari ile cezaevinde olduğunu beyanla suçlamayı kabul etmemiştir.</p>

<p>3. Temyiz dışı sanıklardan ... ile ...'ın suçlamları kabul ettiği; ancak diğer temyiz dışı sanık ...'un suçlamaları kabul etmediği tespit edilmiştir.</p>

<p>3. Katılan ...; sanıkları tanımadığını, emlakçıya 190 bin TL ve 340 bin TL olmak üzere iki parça halinde toplam 530.000 TL para gönderdiğini, emlakçının tapu başvurusu yaptığını, emlakçı ile muhatap olduğunu, sanık ... ile sadece tapu dairesinde imza atmaya giderken karşılaştığını, tapuda olayın ortaya çıktığını, parayı geri alamadığından şikayetçi olduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>4. İstanbul Bölge Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünden alınan 05.10.2021 tarihli uzmanlık raporuna göre; suçta kullanılan katılan ... adına hazırlanmış nüfus cüzdanının külliyen sahte olduğu ve aldatma niteliğinin bulunduğu şeklinde rapor düzenlediği tespit edilmiştir.</p>

<p>5. ... Bankası A.Ş.'nin 14.03.2022 tarihli yazısı ile, sanık ... adına kayıtlı olan ve olayda kullanılan Yapı Kredi Bankası nezdinde bulunan TR46 0006 7010 0000 0076...numaralı banka hesabına, ... ...'ın banka hesabından olayın yaşandığı gün 07.09.2021 tarihinde saat 14:10:03'de 475.000 TL'nin gönderildiği, aynı gün saat 14:21:23'de 300.000 TL, saat 14:24:05'de 170.000 TL ve saat 14:26:47'de 4.000 TL olmak üzere toplamda 474.000 TL tutarında Eliptik Yazılım ve Ticaret A.Ş (BtcTürk)'den kripto para satın alındığının anlaşıldığı, bununla beraber sanığın bu hesabından Tokat İl Özel İdaresi önünde bulunan ATM cihazından 12.09.2021 tarihinde 450 paranın çekildiği, para çekim anına ilişkin güvenlik kamerasının incelenmesi neticesinde düzenlenen 26.10.2021 tarihli tutanaktan parayı çeken şahsın sanıklardan biri olmadığı, aynı hesaptan 07.09.2021 tarihinde 500 TL'nin 0541 821 25 60 numaralı telefona havale yapılmak suretiyle 48961745240 kimlik numarası kullanılarak Oruç Reis Mahallesi ... Cad. No: 10U Esenler/İstanbul adresinde bulunan ATM cihazından çekildiği, para çekim anının incelenmesi neticesinde düzenlenen 31.03.2022 tarihli tutanaktan para çeken şahsın sanık ...'ın yeğeni ... ... Yeşilırmak olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgularda, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bir isabetsizlik bulunmadığı belirlenerek esastan ret kararı verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1. Tekerrüre esas alınan ilamda sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 58 ... maddesinin uygulanmış olması karşısında, sanığın ikinci kez mükerrir olduğunun ve hakkında 5275 sayılı Kanunun 108 ... maddesinin üçüncü fıkrasında belirlenen "ikinci defa tekerrür" hükümlerinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.<br />
2. Sanık ...'in, temyiz dışı sanıklar ..., ..., ... isimli şahıslar ile fikir ve eylem birliği içerisinde hareket ederek, emlakçılık faaliyeti yürüten tanık ... ... ... aracılığı ile sahte nüfus cüzdanı kullanılarak katılan ...'dan haksız menfaat elde ettiği iddia ve kabul olunan olayda; UYAP kayıtlarına göre suç tarihi itibari ile Bakırköy Metris 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza infaz kurumunda hükümlü olarak cezası infaz edilen sanık ...'in, ortak suç işleme kararına bağlı olarak fiil üzerinde müşterek hakimiyet kurmak suretiyle diğer sanıklar ..., ... ve ...'un eylemlerine katıldığına dair somut bir delil bulunmadığı, ancak sanık ... in suç işleneceğini bilerek banka hesap numarasını sanık ...'a vermesi şeklinde gerçekleşen eyleminin, temyiz dışı sanıkların katılan ...'a yönelik nitelikli dolandırıcılık suçunu işlenmesinden önce yardımda bulunarak icrasını kolaylaştırdığını, bu şekilde nitelikli dolandırıcılık eylemine 5237 sayılı Kanun'un 39 uncu maddesinin ikinci fıkrası (c) bendi kapsamında yardım eden sıfatıyla katıldığı nazara alınarak, sanık ...'in yardım eden sıfatıyla cezalandırılması gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde yer alan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesinin, 13.02.2023 tarihli ve 2023/418 Esas, 2023/320 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun'un 302 ... maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebilğname'ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Silivri Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Ceza Dairesine gönderilmek üzere gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>28.09.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-20232909-e-20236665-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="22667"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 2016/2620 E., 2016/5671 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 23. Ceza Dairesi’nin 03.05.2016 tarihli, 2016/2620 E. ve 2016/5671 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>23. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/2620 E., 2016/5671 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Beraat</p>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>Katılanlar vekilinin temyiz dilekçesi kapsamına göre sanıklar hakkında yalnız dolandırıcılık suçu yönünden verilen beraat kararına yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>Sanıkların, katılanlara 2 koyun ve 2 kuzusu 1.400 TL'den belli sayıda küçükbaş hayvan satışı hususunda anlaştıkları, katılanların paranın 105.000 TL'lik kısmını sanık ...'in hesabına yatırmak suretiyle 145.000 TL paranın tamamını teslim ettikleri, birlikte hayvanları yüklemek için gittikleri sırada sanıkların sanık ...'ın eşinin öldüğünü söyleyerek hayvanları teslim etmedikleri, böylelikle dolandırıcılık suçunu işledikleri iddia edilen olayda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Katılanların aşamalarda değişmeyen istikrarlı beyanları ile tanık anlatımları, sanık savunmaları, kolluk tutanakları ve diğer deliller karşısında; sanıklar ..., ... ve ...'in dolandırıcılık suçunu işledikleri, sanık ...'in ise hesap numarasını vererek diğer sanıkların eylemine yardım etmek maksadıyla TCK'nın 39. maddesi uyarınca suça iştirak ettiği anlaşıldığından sanıkların dolandırıcılık suçundan mahkumiyetleri yerine oluşa ve dosya kapsamına uygun olmayan yetersiz gerekçeyle yazılı şekilde beraat kararı verilmesi,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 03/05/2016 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-ceza-dairesinin-20162620-e-20165671-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="53909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/15-510 E., 2013/579 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 03.12.2013 tarihli, 2013/15-510 E., 2013/579 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2013/15-510 E., 2013/579 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname :2009/41145<br />
Yargıtay Dairesi : 15. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : TRABZON 1. Ağır Ceza<br />
Günü : 18.12.2008<br />
Sayısı : 77-229</p>

<p>Nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık İ.S..ın 5237 sayılı TCK'nun 158/1-e-son, 43, 62, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis ve 50.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin, Trabzon 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.12.2008 gün ve 77-229 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 15. Ceza Dairesince 04.04.2013 gün ve 22043-6214 sayı ile;</p>

<p>“Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir.</p>

<p>Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.</p>

<p>Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılan hilenin şekli, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.</p>

<p>5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 55/son maddesi ve Sosyal Sigortalar Yoklama Yönetmeliğinin 73 ve devamı maddesi ile ilgili tebliğin 6 ve 7.maddeleri kapsamında;</p>

<p>'Gelir veya aylık almakta iken ölen ya da gerekli koşulları kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulması, daha sonra da gelir/aylığın kesilerek varsa yersiz ödemelerin geri alınması amacıyla bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen usul ve esaslar dahilinde yoklama işlemleri yapılır. Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için, sigortalının; dul eşinin evlenmediği hususları, Sosyal Güvenlik Kurumu'nca yürütülecek yoklama işlemleri ile tespit edilir.</p>

<p>Kurum gerekli gördüğü zaman ve hallerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, tebliğin 6. maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar ve PTT şubelerine de yaptırabilir. Kurumca, gelir/aylık alma şartlarının devam edip etmediğinin tespiti amacı ile gerekli görülen hallerde, kendi mevzuatlarına göre kayıt veya tescil yapan ilgili kurum, kuruluş, birlik ve odalar ile vergi dairelerinden usulüne göre düzenlenmiş belge istenebilir, Kurum ödemeler kütüğü ile Nüfus ve Vatandaşlık işleri Genel Müdürlüğünün nüfus kütükleri her ay 15 günü geçmemek üzere belirli periyotlarla karşılaştırılarak, cinsiyet değişikliği, ölüm ve evlenme nedeniyle gelir ve aylık alma hakkını yitirdiği tespit edilen sigortalı ve hak sahiplerinin gelir/aylık ödemeleri durdurulur' hükümlerini amirdir.</p>

<p>5510 sayılı Yasanın 96. maddesine göre; 'kurumca işverenlere, sigotralılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler; kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden, kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmidört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz, yirmidört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu sürenin sonundan itibaren hesaplanacak olan kanuni faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır' hükmü gözetilerek, sanığın eşi O.S...'ın vefat etmesi nedeniyle kendisine bağlanan dul aylığını, 31.10.1997 tarihinde yeniden evlendiği halde kuruma bildirmeyip 01.11.1997-31.03.2006 tarihleri arasında almaya devam ederek kamu kurumu zararına dolandırıcılık suçunu işlediğinin iddia edildiği olayda, sanığın nüfus kaydı incelendiğinde evlendiğinin kolaylıkla tespit edilebileceği anlaşılmakla suçun yasal unsurlarının bulunmadığı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması” isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay C.Başsavcılığı ise 01.05.2013 gün ve 41145 sayı ile;<br />
"...Sanık İ. S..'ın 03.10.1965 tarihinde O. S.. isimli bir bayan ile evlendiği, O. S..'ın 08.04.1995 tarihinde vefat ettiği, sanığı eşinin ölümü nedeniyle emekli sandığından dul aylığı almaya devam ettiği, 31.10.1997 tarihinde Y. S.. isimli bir bayan ile evlenmesine rağmen bu evliliği kuruma bildirmeyerek toplam 23.299 TL haksız para aldığı, sanığın dul aylığı aldığını bilmesine ve evlenmekle dul olma halinin ortadan kalkacağını bilebilecek durumda olmasına rağmen, bu durumunu bildirmeyerek haksız para alması şeklindeki eylemini dolandırıcılık olarak kabul eden yerel mahkemenin kararının yerinde olduğu ve hükmün onanması gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme mahkumiyet hükmünün onanmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 15. Ceza Dairesince 13.06.2013 gün ve 12587-11087 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verilen somut olayda, Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Sosyal Güvenlik Kurumundan ölen sigortalı eşinden dolayı dul aylığı almakta olan sanığın yeniden evlendiği halde bu durumu kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi şeklindeki eyleminin dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesine ilişkindir.<br />
İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sosyal Güvenlik Kurumu Samsun Bölge Müdürlüğünce Kimlik Paylaşım Sistemi aracılığı ile nüfus kayıtları incelenerek katılan kuruma 16.05.2006 günlü yazı ile bildirilmesi üzerine başlatılan idari soruşturma sonucunda sanık hakkında 25.12.2006 tarihinde suç duyurusunda bulunulduğu ve soruşturma başlatıldığı, idari soruşturma raporunda sanığın medeni halindeki değişikliği kuruma bildirme yükümlülüğünü yerine getirmeyen Trabzon Merkez İlçe Nüfus Müdürlüğü görevlileri hakkında 4483 sayılı Kanuna göre işlem yapılması için raporun bir nüshasının Trabzon Valiliğine gönderilmesine karar verildiği,</p>

<p>23.03.1939 doğumlu olan sanığın 03.10.1965 yılında evlendiği eşi O. S..’ın 08.04.1995 tarihinde öldüğü, sanığın 01.06.1995 tarihinden sonra hem kendi emekli maaşını almaya devam ettiği, hem de Trabzon Belediyesinden emekli olan eşinden dul maaşı almaya başladığı, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden evlendiği, evlendiğini kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı dul aylığı almaya devam ettiği, maaşının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesildiği, bu dönemde kendisine ödenen 23.299,35 Liranın kendisinden geri istendiği, ancak sanığın bu parayı ödemediği,</p>

<p>Sanığın savunmasında özetle; evlendiğinde maaşının kesileceğini bilmediği için evlendikten sonra da ölen eşinin emekli maaşını almaya devam ettiğini, kendisine bu süre içinde medeni durumu hakkında kurumdan bir soru sorulmadığını, haksız olarak maaş alma kastı olmadığını, olsaydı evliliğini resmen tescil ettirmemesi gerektiğini, emekli sandığı tanıtım kartında da evlenince maaşının kesileceğinin yazmadığını, olayın bilgisizlikten kaynaklandığını, kuruma almakta olduğu maaştan kesinti yapılarak alacaklarını tahsil etmelerini talep ettiğini, ancak böyle bir kesinti yapılmadığını savunduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun “Dolandırıcılık” başlıklı 157. maddesinde; “Hileli davranışlarla bir kimseyi aldatıp, onun veya başkasının zararına olarak, kendisine veya başkasına bir yarar sağlayan kişiye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası verilir” şeklinde dolandırıcılık suçunun temel şekli düzenlenmiş olup, 158. maddesinde ise suçun nitelikli halleri on bent halinde sayılmıştır.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun maddi unsurunun hareket kısmı, 765 sayılı TCK’nun 503. maddesinde bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yapma olmasına karşın, 5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde hileli davranışlarla bir kimseyi aldatma şeklinde ifade edilmiş olup, 765 sayılı Kanunda yer alan desise kavramına 5237 sayılı Kanunda yer verilmemiş ve hileye desiseyi de kapsayacak şekilde geniş bir anlam yüklenmiştir.</p>

<p>Malvarlığının yanında irade özgürlüğünün de korunduğu dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için;</p>

<p>1) Failin bir takım hileli davranışlarda bulunması,</p>

<p>2) Hileli davranışların mağduru aldatabilecek nitelikte olması,</p>

<p>3) Failin hileli davranışlar sonucunda mağdurun veya başkasının aleyhine, kendisi veya başkası lehine haksız bir yarar sağlaması,</p>

<p>Şartlarının birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Fail kendisi veya başkasına yarar sağlamak amacıyla bilerek ve isteyerek hileli davranışlar yapmalı, bu davranışlarla bir başkasına zarar vermeli, verilen zarar ile eylem arasında uygun nedensellik bağı bulunmalı ve zarar da, nesnel ölçüler göz önünde bulundurularak belirlenecek ekonomik bir zarar olmalıdır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer malvarlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece malvarlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır. Madde gerekçesinde de, aldatıcı nitelik taşıyan hareketlerle, kişiler arasındaki ilişkilerde var olması gereken iyiniyet ve güvenin bozulduğu, bu suretle kişinin irade serbestisinin etkilendiği ve irade özgürlüğünün ihlâl edildiği vurgulanmıştır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun 157. maddesinde yalnızca hileli davranıştan söz edilmiş olmasına göre, her türlü hileli davranışın dolandırıcılık suçunu oluşturup oluşturmayacağının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Kanun koyucu anılan maddede hilenin tanımını yapmayarak suçun maddi konusunun hareket kısmını oluşturan hileli davranışların nelerden ibaret olduğunu belirtmemiş, bilinçli olarak bu hususu öğreti ve uygulamaya bırakmıştır.</p>

<p>Hile, Türk Dili Kurumu sözlüğünde; “birini aldatmak, yanıltmak için yapılan düzen, dolap, oyun, desise, entrika” (Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük, s.891) şeklinde, uygulamadaki yerleşmiş kabule göre ise; “Hile nitelikli yalandır. Yalan belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun denetleme olanağını ortadan kaldırmalıdır. Kullanılan hile ile mağdur yanılgıya düşürülmeli ve yanıltma sonucu kandırıcı davranışlarla yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır... hileli davranışın aldatacak nitelikte olması gerekir. Basit bir yalan hileli hareket olarak kabul edilemez” biçiminde tanımlanmıştır.</p>

<p>Öğretide de hile ile ilgili olarak; “olaylara ilişkin yalan açıklamaların ve sarf edilen sözlerin doğruluğunu kuvvetlendirecek ve böylece muhatabın inceleme eğilimini etkileyebilecek yoğunluk ve güçte olması ve bu bakımdan gerektiğinde bir takım dış hareketler ekleyerek veya böylece var olan halden ve koşullardan yararlanarak, almayacağı bir kararı bir kimseye verdirtmek suretiyle onu aldatması, bu suretle başkasının zihin, fikir ve eylemlerinde bir hata meydana getirmesidir” (Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler 2004, s. 453),“objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki meydana getiren her türlü davranıştır” (Tezcan/Erdem/Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku 2006, s. 558), “hile, oyun, aldatma, düzen demektir. Objektif olarak hataya düşürücü ve başkasının tasavvuru üzerinde etki doğurucu her davranış hiledir” (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı Suçlar 2007, Cilt I. s. 452) biçiminde tanımlara yer verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yerleşmiş uygulamalar ve öğretideki baskın görüşlere göre ortaya konulan ilkeler gözönünde bulundurulduğunda; hile, karşısındakini aldatan, yanılgıya düşüren, düzen, dolap, oyun, entrika ve bunun gibi her türlü eylem olarak kabul edilebilir. Bu eylemler bir gösteriş biçiminde olabileceği gibi, gizli davranışlar olarak da ortaya çıkabilir. Gösterişte, fail sahip bulunmadığı imkanlara ve sıfata sahip olduğunu bildirmekte, gizli davranışta ise kendi durum veya sıfatını gizlemektedir. Ancak sadece yalan söylemek, dolandırıcılık suçunun hile unsurunun gerçekleşmesi bakımından yeterli değildir. Kanun koyucu yalanı belirli bir takım şekiller altında yapıldığı ve kamu düzenini bozacak nitelikte bulunduğu hallerde cezalandırmaktadır. Böyle olunca hukuki işlemlerde, sözleşmelerde bir kişi mücerret yalan söyleyerek diğerini aldatmış bulunuyorsa bu basit şekildeki aldatma, dolandırıcılık suçunun oluşumuna yetmeyecektir. Yapılan yalan açıklamaların dolandırıcılık suçunun hileli davranış unsurunu oluşturabilmesi için, bu açıklamaların doğruluğunu kabul ettirebilecek, böylece muhatabın inceleme eğilimini etkisiz bırakabilecek yoğunluk ve güçte olması ve gerektiğinde yalana bir takım dış hareketlerin eklenmiş bulunması gerekir.</p>

<p>Failin davranışlarının hileli olup olmadığının belirlenmesi noktasında öğretide şu görüşlere de yer verilmiştir: “Hangi hareketin aldatmaya elverişli olduğu somut olaya göre ve mağdurun içinde bulunduğu duruma göre belirlenmelidir. Bu konuda önceden bir kriter oluşturmak olanaklı değildir”(Özbek/Kanbur/Doğan/Bacaksız/Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2010, s.687), “Hileli davranışın anlamı birtakım sahte, suni hareketler ile gerçeğin çarpıtılması, gizlenmesi ve saklanmasıdır”(Doğan Soyaslan, Ceza Hukuku Özel Hükümler 6. Baskı, sf.343), “Hilenin, mağduru hataya sürükleyecek nitelikte olması yeterlidir; ortalama bir insanı hataya sürükleyecek nitelikte olması aranmaz. Bu nedenle, davranışın hile teşkil edip etmediği muhataba ve olaya göre değerlendirilmelidir” (Centel/Zafer/Çakmut, Kişilere Karşı İşlenen Suçlar 2007, Cilt I. s.457).</p>

<p>Esasen, hangi davranışların hileli olup olmadığı ve bu kapsamda değerlendirilmesi gerektiği yolunda genel bir kural koymak oldukça zor olmakla birlikte, olaysal olarak değerlendirme yapılmalı, olayın özelliği, mağdurun durumu, fiille olan ilişkisi, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmak suretiyle sonuca ulaşılmalıdır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir çözüme kavuşturulabilmesi açısından sosyal güvenlik mevzuatının ilgili hükümleri üzerinde de durulmalıdır.<br />
08.06.1949 gün ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 68. maddesinin 14.03.1985 gün ve 3166 sayılı Kanun ile değişik 3. fıkrasında yer alan; "Emekli, adi malullük, vazife malullüğü aylığı alan veya iştirakçi olan dul eşe % 50 oranında dul aylığı bağlanarak ödenir" şeklindeki düzenleme uyarınca olay tarihi itibarıyla emekli maaşı almakta olan kişilere de sigortalı eşlerinin ölmesinden dolayı da belirli bir oranda dul aylığı bağlanması mümkündür.</p>

<p>Aynı kanunun "Yoklama" başlıklı 123. maddesinde; "Aylıkların ödenmesi için aylık sahiplerinin durumlarında değişiklik olup olmadığı bakımından yoklama yapılır.</p>

<p>Yoklamanın:</p>

<p>a) Esas ve şekilleri,<br />
b) Zamanı ve müddeti,<br />
c) Kullanılacak belgeler,<br />
d) Kurumların, memurlarının ücret dereceleri özel teadül kanunları ile belirtilen daire, müessese ve ortaklıkların veya bunlara bağlı veya bunların kurduğu veya katıldığı ortaklıkların; aylık ve ücret tahakkuk ettiren ve ödiyen servislerinin, nüfus ve evlenme memurlarının, muhtarların ve yabancı memleketlerdeki Türk elçilik ve konsolosluklarının yoklama işlerindeki vazifeleri,<br />
Yönetmelikle belirtilir",</p>

<p>124. maddesinde ise; "Yoklama için yönetmelikle belirtilecek vazifeleri yerine getirmiyenler hakkında Türk Ceza Kanununun 230 uncu,<br />
Aylık sahiplerinden yönetmelikle belirtilecek beyan kağıtlarını veya istenecek her çeşit belge veya bilgileri vermiyenlerle hakikat hilafı beyanda bulunanlar hakkında 528 inci,<br />
Yönetmelikle belirtilecek her çeşit belgeleri doğru olmıyarak düzenleyip göstererek haksız para alanlar ve yönetmelikle belirtilecek vazifeleri yaparken veya Sandık muameleleri ile ilgili belgeleri tanzim ve tasdik ederken bilerek doğru olmıyan bilgi ve belge verenler hakkında 343 üncü,</p>

<p>Maddelerine göre kovuşturma yapılır" şeklinde hükümler bulunmakta olup 123 ve 124. maddeler 31.05.2006 gün ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 106/8. maddesi uyarınca 01.10.2008 tarihinde yürürlükten kaldırılmış, 5510 sayılı Kanunun "Gelir ve aylıkların düzeltilmesi, yükseltilmesi, alt sınırı, ödenmesi ve yoklama işlemleri" başlıklı 55. maddesinin son fıkrasında; "Gelir ve aylık alma şartlarının devam edip etmediğine yönelik yoklama işlemlerine ilişkin usûl ve esaslar ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin diğer usûl ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelik ile düzenlenir" hükmü getirilmiştir.</p>

<p>5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununun 123. maddesi gereğince çıkartılarak 11.09.1990 gün ve 20632 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren T.C. Emekli Sandığı Yoklama Yönetmeliğinin 1. maddesinde; bu yönetmeliğin amacının Emekli Sandığınca bağlanan aylıkların ödenmesi için, aylık sahiplerinin durumlarında değişiklik olup olmadığı bakımından yoklama yapılmasını ve yapılacak yoklamanın esaslarının düzenlenmesi olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; aylıkları kendisi alanlar ile veli, vasi, kayyım ya da vekillerine ödenenlerin, bu yönetmelikte yazılı usullere göre yoklama belgesi doldurmak mecburiyetinde oldukları, belirtildikten sonra "Aylıkların Nüfus Kütüğüne İşlenmesi" başlıklı 12. maddesinde;</p>

<p>"T.C. Emekli Sandığınca bağlanan aylıklar, aylık sahiplerinin nüfus kayıt örneği ve emeklilik sicil numarası belirtilmek suretiyle kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirilir. Nüfus Müdürlükleri, aylık bağlandığını ilgililerin nüfus kütüğüne kaydederler",<br />
"Nüfus Kayıtlarındaki Değişikliklerin Bildirilmesi" başlıklı 13. maddesinde;<br />
"Nüfus Müdürlükleri, kendilerine intikal eden, ölüm, evlenme, vatandaşlığı kaybetme durumlarında, nüfus kayıtlarından tetkik ederek,<br />
a)Ölmüş olanların,<br />
b)Dul karı, dul koca, dul ana, kız ve erkek çocuklar ile malûllük ve muhtaçlık aylığı alan erkek çocuklardan evlenenlerin,<br />
c)Türk vatandaşlığından çıkarılan, Türk vatandaşlığını bırakan veya yabancı memleket uyruğuna girenlerin, (Türk vatandaşlığını muhafaza edenler hariç),<br />
Adlarını, soyadlarını ve emeklilik sicil numaralarını T.C. Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne veya T.C. Emekli Sandığı Bölge Müdürlüklerine derhal bildirirler.<br />
Yukarıdaki (a) ve (b) fıkralarında yazılı aylık sahiplerinden, yabancı memleketlerde ölen ve evlenenler olduğu takdirde, bu durum yetkili Büyükelçilik ve Konsolosluklar tarafından, her birinin Türkiye'de kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirilir",<br />
15. maddesinde;<br />
"5434 sayılı Kanunun 124 üncü maddesi uyarınca gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlar hakkında Türk Ceza Yasası'nın 528 inci maddesi uyarınca kovuşturma yapılır",</p>

<p>Şeklinde düzenlemeler yer almaktadır.</p>

<p>Suç tarihinden sonra yürürlüğe giren 5510 sayılı Kanunun 55/son maddesi gereğince çıkartılan ve 12.05.2010 gün ve 27579 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin "Yoklama işlemlerinin amacı" başlıklı 73. maddesinde;</p>

<p>"(1) Yoklama işlemlerinin amacı, gelir veya aylık almakta iken ölen ya da gelir ve aylık alma koşullarını kaybedenlerin zamanında belirlenerek, öncelikle bunlar adına yapılan ödemelerin durdurulmasını, daha sonra da gelir ve aylığın kesilerek varsa yersiz olarak yapılan ödemelerin ilgili mevzuat hükümlerine göre tahsil edilmesini sağlamaktır",<br />
"Yoklama işlemlerinin kapsamı" başlıklı 74. maddesinde;<br />
"(1) Gelir ve aylık alma şartlarının devam etmesi ile ilgili olarak Kurumca yürütülecek işlemler;<br />
...ç) Ölüm geliri veya ölüm aylığı alanlar için; sigortalının,<br />
1) Dul eşinin yeniden evlenmediği,<br />
...hususlarını kapsar...",<br />
"Yoklama yapılması" başlıklı 75. maddesinde ise;<br />
"(1) Kurum gerekli gördüğü zaman ve hâllerde belirleyeceği yöntemlerle gelir veya aylık alanlarla bunların veli, vasi, kayyım ve vekillerinin, bu Yönetmeliğin 74 üncü maddesinde yer alan bilgilerinin tespiti amacıyla yoklama yaptırabilir. Yoklama işlemi gelir veya aylık ödeyen bankalar veya PTT şubelerine de yaptırılabilir",</p>

<p>Şeklinde düzenleme yer almaktadır.</p>

<p>Yoklama işlemlerine ilişkin mevzuatta yeralan bu düzenlemelere göre, ilgililere kanuni düzenlemelere uygun olarak sosyal güvenlik kurumu tarafından aylık bağlandıktan sonra da, aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunda ayrıntılı yoklama işlemlerinin yapılması gerektiği, bu kapsamda Emekli Sandığınca bağlanan aylıkların, aylık sahiplerinin nüfus kayıt örneği ve emeklilik sicil numarası da belirtilmek suretiyle kayıtlı oldukları nüfus müdürlüklerine bildirileceği, nüfus müdürlüklerinin aylık bağlandığını ilgililerin nüfus kütüğüne kaydedeceği ve kendilerine intikal eden, ölüm, evlenme, vatandaşlığı kaybetme durumlarında, nüfus kayıtlarını tetkik ederek, ölmüş olanların, dul kadın, dul koca, dul ana, kız ve erkek çocuklar ile malûllük ve muhtaçlık aylığı alan erkek çocuklardan evlenenlerin ad ve soyadları ile emeklilik sicil numaralarını Emekli Sandığına derhal bildirecekleri hüküm altına alınmıştır.<br />
Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Kendisi de katılan kurumdan emekli aylığı alan sanığın Trabzon Belediyesinden emekli olan eşi O..’ın 08.04.1995 tarihinde ölmesi üzerine katılan kuruma yaptığı müracaatı sonucunda 01.06.1995 tarihinden itibaren eşinden dolayı dul aylığı almaya başlaması, sanığın 31.10.1997 tarihinde yeniden resmen evlenmesine karşın evlendiğini katılan kuruma bildirmeyerek bu tarihten sonra da ölen sigortalı eşinden dolayı aylık almaya devam etmesi, aylığının başlatılan idari soruşturma sırasında 31.03.2006 tarihinde kesilerek kendisine yersiz olarak ödenen 23.299,35 Liranın geri istenmesi şeklinde gerçekleşen olayda, kanuni düzenlemelere uygun olarak ölen eşinden dolayı bağlanan dul aylığını almakta olan sanığın yeniden resmen evlenmesine karşın, nüfus kayıtlarına resmi olarak işlenen bu hususu katılan kuruma bildirmeyerek aylık almaya devam etmesi eylemi hileli davranış olarak kabul edilemeyeceğinden dolandırıcılık suçunun unsurları oluşmamıştır. Kaldı ki, sanığa kanuni düzenlemelere uygun olarak aylık bağlandıktan sonra da, aylık alma şartlarının devam edip etmediği hususunun mevzuatta yer alan düzenlemeler uyarınca katılan kurum tarafından kontrol edilmesi gerekirken bu işlemler de yerine getirilmemiştir. Nitekim, sanığın yeniden evlendiği hususu, evlenme tarihinden yaklaşık 8 yıl 6 ay sonra nüfus kayıtları incelenerek tespit edilmiş ve başlatılan idari soruşturma sonucunda aylığı kesilerek yersiz ödenen miktarın iadesi işlemleri başlatılmıştır.<br />
Bu itibarla, sanığın nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme hükmünün Özel Daire tarafından suçun yasal unsurlarının oluşmaması nedeniyle beraatine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.<br />
<strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.12.2013 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201315-510-e-2013579-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="54539"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 2021/39526 E., 2024/8822 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 27.06.2024 tarihli, 2021/39526 E. ve 2024/8822 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/39526 E., 2024/8822 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/298 E., 2021/485 K.<br />
SUÇ : Güveni kötüye kullanma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 01.04.2014 tarihli ve 2014/921 Esas sayılı iddianamesiyle, sanık ... hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca cezalandırılması talebiyle Tekirdağ Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.</p>

<p>2. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.500,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.</p>

<p>3. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 19.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı kararının sanık müdafii tarafından temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 15. Ceza Dairesinin 23.06.2020 tarihli ve 2020/2154 Esas, 2020/6370 Karar sayılı kararı ile; "Sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçu nedeniyle, hükümden sonra ve 02.12.2016 tarih ve 29906 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 6763 sayılı Kanun’un 34. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 253. ve 254. maddeleri gereğince uzlaştırma işlemleri yapılmasından sonra sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," nedeniyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Bozma sonrası dosyanın Uzlaştırma Bürosuna gönderilmesine karar verilmiş, 15.09.2020 tarihli Uzlaştırma Raporuna göre taraflar arasında uzlaşma sağlanamadığından dosyanın yeniden Mahkemeye gönderildiği anlaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında güveni kötüye kullanma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 155 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası ve 53 üncü maddeleri uyarınca teşdiden 1 yıl 2 ay hapis ve 2.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına, karar verilmiştir.</p>

<p>6. Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 15.10.2021 tarihli ve 11-2021/99516 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi olunmuştur.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz isteği; eksik inceleme ve araştırma ile karar verildiğine, suçun unsurlarının oluşmadığına, sanığın lehine olan hükümlerin uygulanmadığına, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Sanığın 21.06.2012 tarihinde katılanlar ile tanıştığı, inşaat işleri yapan katılanlara uygun fiyatla malzeme satabileceğini söylediği, katılanlar ile inşaat malzemeleri satışı hususunda görüştükleri ve malzeme alım satımı konusunda sözlü olarak anlaştıkları, sanığın katılan ...'in bu anlaşma nedeniyle Tekirdağ'a çağırdığı, ödeme aracı olan çekin sağlamlığının bankadan sorgulattırıldıktan sonra yazılı anlaşma yapılmasını kararlaştırmaları üzerine katılan ...'in keşide ve vade tarihi olmayan Türkiye Ekonomi Bankası Keşan şubesine ait 300.000,00 TL bedelli çek ile katılan ...'ın düzenlediği keşide ve vade tarihi olmayan 100.000,00 bedelli senedi sanığa verdiği, sanığın çeki Türkiye İş Bankası Tekirdağ şubesine sordurmak bahanesiyle alarak katılan ...'in yanından ayrıldıktan sonra bir daha geri dönmediği, bu şekilde üzerine atılı güveni kötüye kullanma suçunu işlediği iddia ve kabul olunmuştur.</p>

<p>2. Sanığın suça konu çeki hakkında Tekirdağ Cumhuriyet Başsavcılığının 27.03.2014 tarihli ve 2014/268 Karar numaralı ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilen kardeşi ...'na miras borcuna karşılık ciro ettiği, kardeşi Şükrü tarafından 02.07.2012 tarihinde Türk Ekonomi Bankası İstanbul/Ataşehir şubesine tahsil edilmek üzere ibraz ettiğinde çeke elkonulduğu, anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Suça konu çekin Kriminal incelemesinde, İstanbul Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 21.03.2014 tarih ve BLG-2014/3497 uzmanlık nolu raporuna göre keşideci ismi altında yazılı bulunan imzanın katılan ...'in el ürünü olduğu, birinci ciranta hanesindeki imzanın ise sanığın el ürünü olduğu, belirtilmiştir.</p>

<p>4. Sanık savunmasında üzerine atılı suçlamayı kabul etmemiştir.</p>

<p>5. Katılanların aşamalardaki anlatımları istikrarlıdır.</p>

<p>6. Bozma sonrası sanığa yüklenen güveni kötüye kullanma suçunun 6763 sayılı Kanun’un 34 üncü maddesi ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 253 ve 254 üncü maddeleri gereğince uzlaşma kapsamında olması nedeniyle, dosyanın uzlaştırma bürosuna tevdi edildiği ancak uzlaşmanın sağlanamadığı yönünde 15.09.2020 tarihli rapor düzenlendiği görülmüştür.</p>

<p>7. Mahkemece, sanığın güveni kötüye kullanma suçundan cezalandırılmasına ilişkin hukuki süreç başlığı altında yazılı temyiz incelemesine mahkûmiyet hükmü kurulmuştur.</p>

<p>8. Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 25.01.2016 tarihli ve 2014/299 Esas, 2016/40 Karar sayılı Ek kararı ile adli emanetin 2012/1037 sırasında kayıtlı bulunan 1 adet TEB Keşan Şubesi'ne ait 02.07.2012 keşide tarihli 300.000,00 TL bedelli 6954821 Seri No'lu çekin sahibi katılan ...'a iadesine, karar verilmiştir.</p>

<p>9. Sanığın savunmaları, katılanların anlatımları, sanığa ait nüfus ve adli sicil kayıtları, uzmanlık raporu kolluk tarafından tutulan tutanaklar, uzlaştırma raporu ve diğer deliller dosya arasındadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5271 sayılı Kanun'un 253 üncü maddesinin yirmi birinci fıkrası gereğince “şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde bulunulduğu” tarihten uzlaşmanın gerçekleşmediği tarihe kadar dava zamanaşımının durduğu gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>2. Güveni kötüye kullanma suçunda malın teslimi, belirli biçimde kullanılmak için hukuka ve yöntemine uygun, aldatılmamış özgür bir iradeye dayanılarak tesis edilmektedir. Söz konusu suçun oluşabilmesi için eşya üzerinde mülkiyet hakkına sahip olan kişi ile lehine zilyetlik tesis edilen fail arasında bir sözleşme ilişkisinin mevcut olması ve bu hukuki ilişkinin gereği olarak taraflar arasında oluşan güvenin korunması gerekmektedir. Hukuksal anlamda geçerli bir sözleşmeden söz edilebilmesi için ise tarafların iradelerinin aldatılmamış olması gerekmektedir. Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için ise; failin bir kimseyi kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, dolandırıcılık suçunu diğer mal varlığına karşı işlenen suç tiplerinden farklı kılan husus, aldatma temeline dayanan bir suç olmasıdır. Birden çok hukuki konusu olan bu suç işlenirken, sadece mal varlığı zarar görmemekte, mağdurun veya suçtan zarar görenin iradesi de hileli davranışlarla yanıltılmaktadır.</p>

<p>Bu açıklamalar doğrultusunda her iki suça kast açısından bakıldığında; dolandırıcılık suçunda başlangıçta suça konu malın teslimi öncesi kast bulunmakta iken, güveni kötüye kullanma suçunda, suça konu malın (değerin) belli amaçlar için tevdiinden sonra kastın ortaya çıktığı görülmektedir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın, başlangıçtan itibaren haksız kazanç elde etmek kastıyla hareket ettiği ve kurduğu mizansen çerçevesinde hileli hareketler sergileyerek, henüz keşide ve vade tarihleri doldurulmamış çeki bankaya sorgulattırıp geri getireceğine inandırdığı katılanın özgür iradesini hileli davranışlarla sakata uğratması nedeniyle sanık ile katılan arasında hukuken kurulmuş geçerli bir sözleşmeden bahsedilemeyeceğinden, sanığın sübut bulan eyleminin 5237 sayılı Kanun'un 157 nci maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre de;<br />
a) Sanık hakkında kasıtlı suçtan hapis cezasına mahkûmiyetin kanunî sonucu olarak uygulanmasına karar verilen hak yoksunluklarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin, 24.11.2015 tarihli ve 29542 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas, 2015/85 Karar sayılı iptal kararı ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesindeki bazı hükümlerin iptal edilmesi ve hükümden sonra, 15.04.2020 tarihinde yürürlüğe giren 7242 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi ile 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının birinci cümlesine; “... ertelenen veya” ibaresinden sonra gelmek üzere “... denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezası infaz edilen ...” ibarelerinin eklendiği gözetilerek hak yoksunlukları yönünden sanığın hukukî durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunlululuk bulunması,<br />
b) Suç tarihinin, haksız menfaatin elde edildiği tarih olan "25.06.2012" olması gerekirken, gerekçeli karar başlığında suç tarihinin, "02.07.2012" olarak yazılması,<br />
Nedenleriyle hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, Tekirdağ 4. Asliye Ceza Mahkemesinin, 21.04.2021 tarihli ve 2020/298 Esas, 2021/485 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>27.06.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139526-e-20248822-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="63681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Ceza Dairesi'nin 21.04.2014 tarihli, 2012/15741 E. ve 2014/7618 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2012/15741 E., 2014/7618 K.</strong></p>

<p><strong>BASİT DOLANDIRICILIK<br />
HIRSIZLIK<br />
ZİLYETLİĞİN DEVRİ<br />
BASİT YALAN<br />
HİLELİ DAVRANIŞ<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 141<br />
TÜRK CEZA KANUNU (TCK) (5237) Madde 157</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için; failin bir kimseyi, kandırabilecek nitelikte hileli davranışlarla hataya düşürüp, onun veya başkasının zararına, kendisine veya başkasına yarar sağlaması gerekmektedir. Hile nitelikli bir yalandır. Fail tarafından yapılan hileli davranış belli oranda ağır, yoğun ve ustaca olmalı, sergileniş açısından mağdurun inceleme olanağını ortadan kaldıracak nitelikte bir takım hareketler olmalıdır. Kullanılan hileli davranışlarla mağdur yanılgıya düşürülmeli ve bu yanıltma sonucu yalanlara inanan mağdur tarafından sanık veya bir başkasına haksız çıkar sağlanmalıdır. Hilenin kandırıcı nitelikte olup olmadığı olaysal olarak değerlendirilmeli, olayın özelliği, fiille olan ilişkisi, mağdurun durumu, kullanılmışsa gizlenen veya değiştirilen belgenin nitelikleri ayrı ayrı nazara alınmalıdır.</p>

<p>Sanığın, katılanın bulunduğu dükkâna giderek kendisini galerici A...’nin oğlu olarak tanıttıktan sonra PVC işlerinin olduğunu, iş yeri sahibi olan ağabeyi ile konuşmak istediğini belirttiği, buna karşılık katılanın, ağabeyinin işyerinde olmadığını söylemesi üzerine sanığın bu kez telefonunun şarjının bittiğini ağabeyi ile görüşmesi gerektiğini beyan ederek katılandan aldığı cep telefonu ile katılanın ağabeyi olan kişi ile konuşarak çarşıda buluşmak için randevulaştığı ve katılana "Telefonun bende kalsın, ben çarşıda buluşunca ağabeyine veririm" diyerek katılanın Samsung B 3210 marka cep telefonunu aldıktan sonra uzaklaştığı, alınan savunmasında katılanın ağabeyi ile görüşemediğinden telefonu iade edemediğini, daha sonrasında ise çocuğunun telefonu düşürüp kırdığını belirterek suçu kaçamaklı olarak ikrar ettiğinin anlaşıldığı olayda;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre sanığın yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Sanığın olaydan önceki ve sonraki sözleri, davranışları ve şikâyetçi beyanları birlikte değerlendirildiğinde; gerçekten telefon etme niyeti bulunmayıp, asıl amacı mağduru kandırarak telefonunu almak olan sanığın, bu doğrultuda basit bir yalanı aşan, mağduru yanıltacak ve kandıracak yoğunluk ve güçteki sözleri planlayıp ustaca sergilediği hareketleriyle telefonun zilyetliğini devralmış olması karşısında, eyleminin basit dolandırıcılık suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek hırsızlık suçundan hüküm kurulması,<br />
Bozmayı gerektirmiş, sanığın temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan, hükmün bu nedenlerle, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesine istinaden uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, aynı kanunun 326. maddesi uyarınca sanığın kazanılmış haklarının gözetilmesine, 21.04.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-ceza-dairesinin-201215741-e-ve-20147618-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 12 Sep 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="26259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kıdem Tazminatı Taksitle Ödenebilir mi? Peşin Ödenmesi Zorunlu mudur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/kidem-tazminati-taksitle-odenebilir-mi-pesin-odenmesi-zorunlu-mudur</guid>
      <pubDate>Tue, 08 Sep 2026 23:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/pJ93J0IJ1zw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="61013"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şikayetimden Vazgeçersem Dava Tamamen Düşermi, Kapanır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sikayetimden-vazgecersem-dava-tamamen-dusermi-kapanir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 19:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/i9oejTh-8xo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi raporluyken işten çıkarılabilir mi? Hastalık raporu iş güvencesi sağlar mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-raporluyken-isten-cikarilabilir-mi-hastalik-raporu-is-guvencesi-saglar-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/LkmJQI88QaE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karşılıklı Hakaret ve Küfürde Kim Ceza Alır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/karsilikli-hakaret-ve-kufurde-kim-ceza-alir</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IgAapwh3SDg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Miras Kalan Evde, Tek Başına Oturan Mirasçı, Diğer Mirasçılara, Kira Öder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/miras-kalan-evde-tek-basina-oturan-mirasci-diger-mirascilara-kira-oder-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/heCKYfWcUo0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA 12. MADDE, Kişiliğe Bağlı Dokunulmaz Devredilmez Vazgeçilmez Temel Hak ve Hürriyetler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/anayasa-12-madde-kisilige-bagli-dokunulmaz-devredilmez-vazgecilmez-temel-hak-ve-hurriyetler</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/80nffuJknF0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70904"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="86530"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="35628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="88937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="92058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="88288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="47812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="62415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="79813"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="75196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="13274"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
