<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 25 Jul 2026 20:29:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/14626 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2025 tarihli ve 2023/14626 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M. E.D.</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/14626)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda bilirkişi incelemesi yaptırılmaksızın mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/14626 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2023/14626 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu Ali Metin Pendik 8/8/2024 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucunun mirasçıları Emine Pendik, Sadullah Pendik, Mustafa Pendik ve Hüseyin Pendik 24/10/2024 tarihinde kayda giren dilekçeleriyle başvuruya devam etmek istediklerini bildirmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>9. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>10. Başvurucular; alanında uzman kişilere Bank Asyadaki mutat hesap hareketleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmadan cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.11. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>16. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>17. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>18. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>20. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p>

<p>21. Yargıtay kararlarına göre <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut</i> [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47;<i> M.G.</i> [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>22. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve<i> tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>23. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>24. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>25. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>26. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>27. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>28. Bunların yanında başvuruya konu gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Dahası başvurucuların Bank Asya nezdindeki 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve hesabın ilk açıldığı tarihten itibaren tüm hesap hareketlerine ilişkin olarak alanında uzman bilirkişi marifeti ile bir inceleme de yaptırılmamıştır. Mahkûmiyet gerekçelerinde örgüt liderinin talimatı üzerine mevduat hesabında artışa gidildiği veya mutat hesap hareketleri dışında bir işlemle bankaya likidite sağlandığı gibi soyut ve genel ifadeler dile getirilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların suç işlemek amacıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>29. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>30. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong>Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>31. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının<i> Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>32. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve<i> Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Ç.Ö.</i> ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>33. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>34. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>35. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>36. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202314626-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/aym-11423-slider.jpg" type="image/jpeg" length="27555"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/47552 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 19/11/2025 tarihli ve 2023/47552 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D. K.</strong> <strong>V</strong><strong>E</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/47552)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 19/11/2025</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>GİZLİLİK TALEBİ KABUL</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Leyla Nur ODUNCU</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üyelik, terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarını işledikleri sonucuna varılarak mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda mahkûmiyete temel olarak tek veya belirleyici delil şeklinde Bank Asya verilerine dayanılmıştır. Başvurucuların bir kısmı yönünden dernek ve sendika üyelikleri, tanık beyanları, çalışma kayıtları gibi deliller de değerlendirmeye alınmıştır.</p>

<p>3. Kararların gerekçelerinde; başvurucuların örgüt talimatı sonrasında Bank Asyada hesap açtırdıkları, yeni açtırdıkları ya da mevcut olan hesaplara para yatırdıkları, döviz alım satım işlemleri yaptıkları, kanun hükmünde kararnamelerle kapatılan işyerlerinde harcama yaptıklarının kredi kartı ekstrelerinden tespit edildiği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucular hakkındaki hükümler, istinaf ve temyiz kanun yollarından geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Başvurular, süresi içinde yapılmıştır.</p>

<p>6. Ekli listenin (A) sütununda gösterilen dosyalar, konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/47552 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla birleştirilmiş ve inceleme 2023/47552 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür.</p>

<p>7. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>8. Ekli listenin (E) sütununda adli yardım talebinde bulunduğu belirtilen ve ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>9. Başvurucular; Bank Asyadaki mutat hesap hareketlerine dayanılarak ve bilirkişi raporunda lehe tespitler bulunmasına rağmen cezalandırıldıklarını, bankacılık işlemlerini örgütsel faaliyette bulunma amacıyla gerçekleştirmediklerini, mahkûmiyet kararında bu konularda yeterli açıklamalara yer verilmediğini ileri sürmüştür.10. Anayasa Mahkemesi, Bank Asya verilerinin mahkûmiyette belirleyici delil olarak kabul edildiği bir yargılamanın şikâyet konusu yapıldığı başvuruda başvurucunun mutat hesap hareketlerine dayanılarak ceza verildiği yönündeki savunması hakkında mahkûmiyet kararında yeterli açıklamalara yer verilmemesini gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirmiştir (Gürcan Balık [2. B.], B. No: 2020/16435, 17/11/2022).</p>

<p>11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. İlgili mevzuat için bkz. Gürcan Balık, §§ 34-37. Yargıtay kararları için bkz. Hakan Darıcı ve diğerleri [1. B.], B. No: 2021/34045, 20/7/2023, §§ 13-21; Ruhi Erginer ve diğerleri [2. B.], B. No: 2023/24807, 15/4/2025, §§ 15-17.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, önüne gelen birçok başvuruda gerekçeli karar hakkının kapsam ve içeriğini belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi özellikle açık ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerektiğine dikkat çekmiştir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/1213, 4/12/2013, §§ 25, 26; Yasemin Ekşi [1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57; Vesim Parlak [2. B.], B. No: 2012/1034, 20/3/2014, §§ 33, 34; Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31-39; Münür Ata [2. B.], B. No: 2014/4958, 22/1/2015, §§ 37-43; Hikmet Çelik ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/4894, 15/12/2015, §§ 54-59; Şah Tarım İnşaat Turizm Seyahat Yatçılık San. ve Tic. Ltd. Şti. [2. B.], B. No: 2013/7847, 9/3/2016, §§ 36-48).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>14. Anayasa Mahkemesi<i> Gürcan Balık</i> kararında başvurucunun Bank Asyadaki mevduatına ilişkin ileri sürdüğü iddiasının karar sonucunu değiştirebilecek nitelikte esaslı bir iddia olduğu hâlde bunun gerekçede karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (aynı kararda bkz. §§ 68-72). Anayasa Mahkemesi anılan kararında öncelikle ilgili Yargıtay içtihadına atıf yapmak suretiyle bahse konu Bankada parasal bir işlem yapılmasının kategorik olarak örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilmediğini belirtmiştir. Nitekim Yargıtay kararlarında 22/7/2016 tarihinde faaliyet izni kaldırılıncaya kadar faaliyetlerine devam eden ve FETÖ/PDY ile iltisaklı olan Bank Asyada gerçekleştirilen<i> mutat</i> hesap hareketlerinin örgütsel faaliyet kapsamında değerlendirilemeyeceği kabul edilmektedir. Yargıtay önceki tarihli kararlarında<i> mutat</i> işlemlerin dışında kalan, <i>örgüt liderinin talimatı üzerine örgütün amacına hizmet eden ve Bankanın yararına yapılan ödeme ve sair işlemleri</i> suç delili olarak kabul etmiştir (ilgili kararlar için bkz.<i> Gürcan Balık</i>, §§ 39-47). Bununla birlikte Yargıtayın sonraki içtihadında, sanığın örgüte yardım kastıyla, bilerek ve isteyerek bu hesabı açtığını gösterir, kastını ortaya koyan yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle atılı suçtan<i> beraatine karar verilmesi gerekirken</i> mahkûmiyetine karar verilmesini bozma gerekçesi yaptığı anlaşılmaktadır (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17).</p>

<p>15. Kişinin örgüt liderinin talimatıyla işlem yaptığının kuşkuya yer bırakmayacak biçimde tespiti bakımından Bank Asya nezdinde 2014 yılı öncesi de dâhil olmak üzere hesap açılış bilgileri, aylık bakiye gelişimi ve tüm hesap hareketlerine ilişkin kayıtların dosyaya celbedilip incelenmesi, temin edilen kayıtlar üzerinde uzman bilirkişi raporu alınıp örgüt liderinin talimatından sonra ve bu talimat doğrultusunda katılım hesabı açma, döviz veya altın alma, para yatırma vb. işlemlerinin bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerekir (Yargıtay kararları için bkz.<i> Raziye Akçay</i> [2. B.], B. No: 2019/1665, 28/6/2022, §§ 24, 27;<i> Serkan Gölge</i> [2. B.], B. No: 2019/22453, 13/9/2022, §§ 30-39; <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 13-21).</p>

<p>16. Somut başvuruda ilgili yargı mercilerinin gerekçeli kararlarında başvurucuların terör örgütüne üye olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarından mahkûmiyetlerine karar verilmiştir. Bir kısım başvurucu yönünden yan deliller bulunmakla birlikte aşağıda yapılan açıklamalar da dikkate alındığında Bank Asya hesap hareketleri başvurucuların cezalandırılmasında<i> tek ya da belirleyici delil</i> olarak kullanılmıştır. Bu kararlara göre başvurucular hakkındaki Bank Asya hesap hareketleri onların FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin talimatı doğrultusunda hareket ettiğini göstermekte ve örgütsel saikle bankacılık işlemleri yaptıklarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>17. Mahkemelerin kararlarının gerekçesinde hükme esas aldığı delillerin ağırlığı hususunda herhangi bir değerlendirmede bulunmadığı görülmüştür. Başvurucular hakkında kurulan mahkûmiyet hükümlerine dayanak olarak değerlendirilen deliller, bu delillere ilişkin anayasal güvenceler yönünden Anayasa Mahkemesi ve Yargıtay içtihadı yönünden ele alınacak olur ise öncelikle Yargıtay örgütün profesyonel eylemlerinin kamuoyunca bilinir hâle geldiği süreçten önce icra edilen yapılanmanın evlerinde kalmak ve sohbetlere katılmak gibi faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla silahlı terör örgütünün amacına hizmet ettiğinin somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceğine karar vermiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 21/10/2024 tarihli ve E.2022/7057, K.2024/11904; 21/10/2024 tarihli ve E.2022/5877, K.2024/11981; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/24146, K.2024/1337 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 30/10/2018 tarihli ve E.2017/3689, K.2018/3718 sayılı kararı). Anayasa Mahkemesi, sohbetlere katılma eyleminin başvurucunun örgüte üye olma suçundan cezalandırılmasında delil olarak kullanılabilmesi için başvurucunun katıldığı sohbetlerin örgütsel özellik taşıdığının belirlenmesini beklemektedir (<i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 37. Ayrıca örgütsel alanda kalan sohbet toplantılarının özelliklerine ilişkin olarak bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B. ], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 20). Yargıtay kararlarında kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam etmeyen, gizlilik ve himmet vermek/toplamak gibi örgütsel özellik taşıdığı da belirlenemeyen dinî sohbetlere katılmaktan ibaret eylemlere istinaden mahkûmiyet kararı verilmesinin mümkün olmadığı belirtilmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 10/2/2021 tarihli ve E.2019/10348, K.2021/972; 10/5/2018 tarihli ve E.2017/4179, K.2018/1541 sayılı kararları; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 18/1/2023 tarihli ve E.2022/39058, K.2023/114; 6/2/2024 tarihli ve E.2023/1356, K.2024/1494 sayılı kararları).</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi<i> Metin Birdal</i> ([GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019) kararında temel hak ve özgürlükler kapsamında kalan birtakım eylemlerin terör örgütü üyeliği suçundan mahkûmiyet kararında delil olarak değerlendirilmesini incelemiştir (<i>Metin Birdal</i>, §§ 60-72). Anayasa Mahkemesine göre yargı mercilerince başvurucunun terör örgütünün hiyerarşik yapısına dâhil olduğunu gösteren deliller birlikte incelenmeli; temel haklar kapsamında kalan her bir delil terör örgütünün amacı, niteliği, bilinirliği, kullandığı şiddetin türü ve yoğunluğu ile somut olayın ilgili diğer şartları dikkate alınarak değerlendirilmelidir (<i>Metin Birdal</i>, § 72). Mahkemelerce değerlendirmeye alınan yazı ve paylaşımlar (Yargıtay birçok kararında doğrudan terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek nitelikte olup olmadığının gerekçede değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/6/2024 tarihli ve E.2023/24095, K.2024/8203; 11/6/2024 tarihli ve E.2022/22314, K.2024/7881 sayılı kararları), toplantılara katılma bu ilkeler çerçevesinde incelenmelidir. Sadece başvurucuların yazı ve paylaşımlarına değinilmekle yetinilmemeli, söz konusu içerikler hakkında -Anayasa Mahkemesinin yukarıda anılan kararlarında belirtilen ilkeler çerçevesinde- değerlendirme yapılmalıdır. Benzer şekilde kişilerin Sosyal Güvenlik Kurumu kayıtlarına göre örgüte müzahir kurum veya kuruluşlarda çalışmaları (tek başına örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin birçok karar arasından bkz. Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 2/3/2021 tarihli ve E.2019/5505, K.2021/1793 sayılı kararı; Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 20/10/2022 tarihli ve E.2021/14774, K.2022/6617 sayılı kararı), örgüte müzahir otelde konaklamaları (kategorik olarak örgütsel faaliyet olarak kabul edilemeyeceğine ilişkin tespitler için bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 1/3/2023 tarihli ve E.2021/9204, K.2023/884; 29/11/2023 tarihli ve E.2022/23978, K.2023/9667 sayılı kararları; Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 29/4/2019 tarihli ve E.2019/664, K.2019/3014 sayılı kararı) anılan ilkeler çerçevesinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>19. Yargıtay uygulamasına göre kişilerin örgüte bağlı dernek ve sendika üyesi olma şeklindeki eylemlerinin sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüte yardım etme kastıyla hareket edildiğini ispat eden faaliyetler kapsamında değerlendirilmediği ve bu nedenle atılı suçun delili olarak kabul edilemeyeceğinin belirtildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/6/2022 tarihli ve E.2021/13507, K.2022/4206; 29/9/2022 tarihli ve E.2021/21414, K.2022/5210 sayılı kararları; ayrıca bkz. <i>Hakan Darıcı ve diğerleri</i>, §§ 17-19). Yargıtay ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre başvurucuların konumları ve kişisel özellikleri nazara alınarak FETÖ/PDY ile irtibatlı olduğu kabul edilen dernek ve sendikaya üye olma eylemlerinin anayasal örgütlenme özgürlüğü dışında ve örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla hareket edilip edilmediğini ortaya koyan değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir (bkz. <i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, § 25;<i> Cemile Doğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2022/20577, 19/11/2024, § 18; <i>Yahya Turgut</i> [GK], B. No: 2021/43694, 9/10/2024, § 56).</p>

<p>20. Yargıtay kararlarına göre <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen veriler mahkȗmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (<i>Sinan Bulut</i> [1. B.], B. No: 2019/14914, 10/5/2023, §§ 27, 47;<i> M.G.</i> [2. B.], B. No: 2020/5305, 11/5/2023, § 32).</p>

<p>21. Gerekçeli kararda tanık beyanına dayanılan başvurucular bakımından tanığın başvurucuların bulunmadığı bir celsede dinlenmesi, başvurucular yönünden dezavantajlı bir durum oluşturmaktadır. Anayasa Mahkemesi, birçok kararında <i>tanık</i> kavramını sanığa isnat edilen fiil hakkında bilgi veren herhangi bir kişi şeklinde özerk olarak yorumlamış ve<i> tanık sorgulama hakkı</i> ile ilgili ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, tanık sorgulama hakkıyla ilgili olarak verdiği kararlarında somut bir yargılama öncesinde veya haricinde elde edilen tanık beyanlarının delil olarak kabulünün yargılamanın adilliğine zarar verip vermediğini değerlendirmek için üç aşamalı bir test uygulanması gerektiğini ifade etmektedir. Buna göre ilk olarak tanığın mahkemede hazır edilmemesinin geçerli bir nedeninin varlığına bakılmalıdır. Ancak buna ilişkin geçerli bir nedenin ortaya konulmamış olması, tanık sorgulama hakkının ihlal edildiğinin kabul edilmesi için yeterli değildir. İkinci olarak sanığın sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık tarafından verilen beyanın mahkûmiyetin dayandığı tek veya belirleyici delil olup olmadığı değerlendirilmelidir. Sorgulama veya sorgulatma imkânı tanınmayan tanığın beyanının tek veya belirleyici delil olduğunun tespit edilmesi durumunda ise üçüncü aşama olarak savunma tarafının maruz kaldığı bu zorlukların telafi edilmesi amacıyla yeterli düzeyde karşı dengeleyici güvenceler sağlayan bir usulün yürütülüp yürütülmediği ortaya konulmalıdır (Atila Oğuz Boyalı [2. B.], B. No: 2013/99, 20/3/2014, §§ 34-56; Selçuk Demir [2. B.], B. No: 2014/9783, 22/1/2015, §§ 27-46; AZ. M. [2. B.], B. No: 2013/560, 16/4/2015, §§ 45-67; Baran Karadağ [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, §§ 49-76; Orhan Güleryüz [1. B.], B. No: 2019/30221, 28/12/2021, §§ 33-42; Abdurrahim Balur [2. B.], B. No: 2013/5467, 7/1/2016, § 80; Onur Urbay [1. B.], B. No: 2014/6222, 6/3/2019, §§ 36, 40; Zekeriya Sevim [2. B.], B. No: 2018/18989, 16/6/2021, §§ 44, 51; Metin Akdemir (2) [1. B.], B. No: 2020/3964, 21/9/2022, § 36; Uğur Özcan [1. B.], B. No: 2021/12137, 26/7/2022, § 40). Suç tipi için kanunda belirlenen cezanın ağırlığı arttıkça duruşmada hazır bulunarak savunma yapmanın da öneminin artacağı hususunda tartışma yoktur (Mehmet Ergün [GK], B. No: 2019/34180, 25/7/2023, § 41).</p>

<p>22. Son olarak Yargıtay, sanıktan ele geçirilen dijital materyallerde salt ByLock kalıntısı bulunduğuna dair dijital veri raporu doğrultusunda mahkûmiyet kararı verilemeyeceğini kabul etmektedir (Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesinin 18/11/2019 tarihli ve E.2019/8435, K.2019/6977 sayılı kararı). Benzer şekilde Eagle program kalıntısının sanık aleyhinde değerlendirilmeyeceğine karar veren ilk derece mahkemesi kararının onanmasına da karar vermiş (Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/318, K.2023/1442 sayılı kararı), kişilerin Eagle isimli programı kullanmalarının örgütsel bir faaliyet olarak kabul edilemeyeceğini belirtmiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25/10/2022 tarihli ve E.2021/10685, K.2022/6720; 17/10/2022 tarihli ve E.2021/7421, K.2022/6209 sayılı kararları).</p>

<p>23. Yukarıda yapılan açıklamalar sonucunda Bank Asya hesap hareketliliğine ilişkin delilin bazı başvurucular yönünden mahkûmiyet kararlarına götüren <i>tek</i> bazıları yönünden ise <i>belirleyici</i> nitelikte delil olduğunun kabul edilmesi gerekir.</p>

<p>24. Başvurucular; ilgili yargı mercilerindeki savunmalarında hesap hareketlerinin kredi kartı kullanımı, düğünde hediye edilen altınları hesaba para/altın olarak yatırma, para ödünç alma ya da vermeden kaynaklanan rutin bankacılık işlemleri olduğunu, hırsızlık yapılması endişesi nedeniyle altın ve paralarını konutlarında değil Bankada tuttuklarını, araç/konut satın alma amacıyla gerçekleştirdikleri işlemler olduğunu, bu durumun sicil kayıtlarından ya da bu konularda sundukları delillerden de anlaşılabileceğini, kredi başvurusunda bulunmaları nedeniyle hesap açma işlemi gerçekleştirdiklerini, kredi sözleşmesinin kritik tarihten öncesinde yapıldığını ve ödemelerinin kredi taksitlerine ilişkin olduğunu beyan etmiştir. Ayrıca ticaretle uğraştıkları, ticari işletmeleri, hac işlemleri, bireysel emeklilik, okul taksitleri için hesap açtıkları şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucular konut kredisi finansman oranının miktarı, faizsiz bankacılık yapan bir banka olması, indirim ve taksit imkânları, kurumsal firmalardan yapılan alışverişlerde anlaşmalı bankalar arasında yer alması nedeniyle Bank Asyayı tercih ettiklerini, ihracat yaptıklarını, hesap hareketlerinin hesaplarına aktarılan ihracat bedelleri olduğunu, diğer bankalarla da işlemler yaptıklarını belirtmiştir. Bunlara ek olarak başvurucular; örgüt liderinin talimat tarihinden önce de bu Bankada hesap hareketleri olduğunu, Bankanın fona devri sonrasında da bankacılık işlemlerine devam ettiklerini, kritik tarihten çok önce Banka ile işlem yaptıklarını, uzun zamandır Bank Asyadaki hesaplarını kullanmadıklarını, bu nedenle para hareketlerinden haberdar olmadıklarını, hesap hareketini kendilerinin gerçekleştirmediklerini, ilgili dekontlardan ya da işlem türünden durumun anlaşılabileceğini, Banka hakkında çıkan haberler akabinde kamuda oluşan algı sonrasında yatırımlarını geri çektiklerini, hesaplarını kapattıklarını iddia etmiştir.</p>

<p>25. Vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma ya da terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçlarının sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır (<i>Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceğinin belirlenmesi meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanında değildir (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz. <i>Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p>26. Somut olayda mahkeme kararlarına bakıldığında birtakım banka verileri dikkate alınarak mahkûmiyet sonucuna varıldığı görülmüştür. Bununla birlikte özellikle Yargıtay içtihadında yer verilen (<i>Ruhi Erginer ve diğerleri</i>, §§ 15-17) ilkelerin herhangi bir şekilde kararlarda tartışılmadığı, bu çerçevede Yargıtay içtihadında ortaya konulması gerektiği belirtilen, başvurucuların örgütsel faaliyet veya örgüte yardım kastıyla bilerek ve isteyerek bu hesabı açtıklarını gösteren, kastlarını ortaya koyan yeterli delil bulunup bulunmadığı hususunun kararlarda yeterince değerlendirilmediği anlaşılmıştır. Dolayısıyla mahkûmiyet kararlarında başvurucuların, örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı üzerine örgütsel faaliyet kastıyla bankacılık işlemleri yaptıklarının yeterli gerekçeyle ortaya konulamadığı görülmüştür.</p>

<p>27. Bunların yanında mahkemeler, bankacılık verileri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Ancak yerleşik Yargıtay uygulamasının aksine bilirkişi raporlarının hesabın açılmasından itibaren tüm hesap hareketlerini konu almadığı, sadece Aralık 2013 veya Ocak 2014 ve sonrası işlemler dikkate alınarak raporların hazırlandığı, ilgili raporların Yargıtay içtihatlarına uygun olacak şekilde yeteri kadar açıklayıcı nitelikte olmadığı tespit edilmiştir. Gerekçeli kararlarda 2014 yılı ve sonrasında gerçekleşen bir kısım hesap hareketine değinilmiş ancak başvurucuların Bank Asyadaki hesabının hangi tarihte açıldığına, bu hesaba ilişkin bankacılık işlemlerinin FETÖ/PDY lideri ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı öncesindeki niteliği ve hacmine, bu talimattan sonra anılan hesabın ne şekilde kullanıldığına, aktif kullanım olarak kabul edilen işlemlerin hacminin ne olduğuna ilişkin herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Diğer bir ifadeyle söz konusu bankacılık işlemlerinin neden mutat kabul edilemeyeceğine ilişkin yeterli bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Dolayısıyla başvurucuların örgüt liderinin ve yöneticilerinin Bank Asyaya destek olunması şeklindeki talimatı sonrasındaki bankacılık işlemlerinin bu talimattan önceki dönemle uyumlu olmadığı veya olağan dışı bir hesap hareketliliği olduğu ortaya konulamamıştır. Bölge adliye mahkemesi ve Yargıtay (kapatılan) 16. Ceza Dairesi kararlarında da belirtilen hususların değerlendirildiğine ilişkin herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir. Sonuç olarak başvurucuların suç işlemek maksadıyla kurulmuş örgütün amacını gerçekleştirmesine katkı sağlamak için hareket etmediklerine, söz konusu işlemlerin rutin bankacılık işlemleri olduğuna ilişkin kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki iddialarının gerekçede karşılanmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>28. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. Mevcut başvuruda ulaşılan sonuç ve uygun görülen giderim gözetildiğinde, yapılacak yeniden yargılamada ilgili mahkemelerce başvurucuların yargılamanın esasına ilişkin diğer şikâyetlerinin değerlendirilebileceği anlaşıldığından eldeki başvuruda değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddiaları hakkında kabul edilebilirlik ve esas yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. </strong><strong> Makul Sürede Yargılanma Hakkı ile Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar </strong></p>

<p>30. Ekli listenin (G) sütununda belirtilen başvurucular, yargılandıkları ceza davalarının uzun zamandır devam etmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucuların iddialarının<i> Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) ve<i> Ahmet Kartalkuş</i> ([2. B.], B. No: 2019/39635, 19/3/2024, §§ 25-42) kararları doğrultusunda<i> başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>31. Ekli listenin (H) sütununda belirtilen başvurucuların suç isnadına bağlı tutmanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Mehmet Emin Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve<i> Mehmet Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020, §§ 47-70) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Ayrıca ekli listenin (İ) sütununda belirtilen başvurucuların mahkûmiyete bağlı tutmanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının<i> Ç.Ö.</i> ([GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018, §§ 27-53) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>32. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>33. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>34. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>35. Başvurucular maddi zarara ilişkin olarak bilgi/belge sunmadığından maddi tazminat talebinin, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinde bulunan başvurucuların adli yardım taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Kamuya açık belgelerde kimliklerinin gizlenmesi talebinde bulunan başvurucuların kimliklerinin gizli tutulması taleplerinin KABULÜNE,</p>

<p>C. 1. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>süre aşımı </i>ve<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>D. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların değerlendirme konusu yapılmayan diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere ekli listenin (D) sütununda belirtilen mahkemelere GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>H. Vekille temsil edilen başvuruculara ekli listenin (F) sütununda belirtilen vekâlet ücretleri ile ekli listenin (E) sütununda belirtilen harçların bu tabloda gösterildiği şekilde ÖDENMESİNE,</p>

<p>I. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 19/11/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202347552-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasa-ms5.jpg" type="image/jpeg" length="95293"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/25666 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 17/6/2026 tarihli ve 2023/25666 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>DERYA</strong> <strong>BAŞ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/25666)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 17/6/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin Özgür SEVİMLİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Derya BAŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Adem UZAK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; terör örgütü üyeliği suçuyla ilgili olarak yapılan yargısal yorumların öngörülebilir olmaması ve suç oluşturmayan eylemlerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 7/4/2023 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişiler hakkında ByLock programını kullandıkları ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) üye oldukları şüphesiyle soruşturma başlatmıştır. Ilgın Cumhuriyet Başsavcılığı, muhakeme sürecinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasını ayırmış ve soruşturmaya Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından devam edilmek üzere yetkisizlik kararı vermiştir. Başvurucunun yakalanarak yapılan üst aramasında bir adet çift SIM kartlı cep telefonu ele geçirilmiş ve bu cihaz, üzerinde inceleme yapılmak üzere ilgili kolluk birimlerine teslim edilmiştir. Kolluk tarafından yapılan araştırmalarda başvurucunun kendi adına kayıtlı GSM hattına tanımlanan internet protokol (IP) numaraları üzerinden yapılan bağlantılar sonucunda oluşturulan<i> 235553</i> user-ID numarası üzerinden ByLock programını kullandığına, Asya Katılım Bankası Anonim Şirketinde (Bank Asya) 21/10/2010 ila 5/2/2015 tarihleri arasında yedi ayrı hesap açtırıp bu hesaplardan üçünün aktif olduğuna ve 2013 yılının Aralık ayından sonraki tarihlerde hesaplarını aktif olarak kullandığına, örgüte ait yayın organlarının dijital platformlardan çıkarılması üzerine başvurucunun da Tivibu aboneliğini sonlandırdığına dair tespitlerde bulunulmuştur.</p>

<p>6. Başvurucu; soruşturma evresinde alınan ifadelerinde özetle ev hanımı olduğunu, ByLock programını kullanmadığını, Bank Asyaya bir kereye mahsus para yatırdığını, Tivibu aboneliğini kendisine bu platform tarafından eksik bilgilendirme yapıldığı için sonlandırdığını, liseden 2009 yılında mezun olduğunu, lisede okurken 2008 yılında örgüte müzahir dershaneye gittiğini, 2005 ila 2009 yılları arasında örgüte ait olduğunu duyduğu pansiyonda kaldığını ancak terör örgütüne dair etkinliklere katılmadığını ve anılan örgütle hiçbir bağlantısı bulunmadığını savunmuştur.</p>

<p>7. Soruşturmanın tamamlanması üzerine Başsavcılık, başvurucu hakkında iddianame düzenlemiştir. Başsavcılık, iddianamede başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespit başta olmak üzere Bank Asya hesap hareketlerine, platform üyeliğini sonlandırmasına, örgüte müzahir dershaneye gidip örgüte ait pansiyonda kalmasına dayanarak terör örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Başvurucu hakkındaki yargılama Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmüştür. Mahkeme, duruşma hazırlığı işlemlerine dair 6/4/2017 tarihinde düzenlediği tensip tutanağında -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespite esas olan verilerin Antalya İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünden (KOM), GSM hattına ait HTS kayıtlarının da Bilgi Teknolojileri İletişim Kurumundan (BTK) getirtilmesine karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucu; yargılamanın 13/6/2017 tarihli ilk celsesinde önceki savunmalarına ek ve bu savunmalarından kısmen farklı olarak 2011 ila 2014 yılları arasında Akdeniz Üniversitesinde öğrenim gördüğünü, ByLock tespitine konu olan GSM hattını öğrenci olduğu dönemde almış olabileceğini, Bank Asyada yedi ayrı hesap açtırmadığını ve lise yıllarında örgüte müzahir K. Dershanesine gitmediğini, ByLock programından haberdar olmadığını ve bu programı kullanmadığını söylemiştir.</p>

<p>10. Celse arasında BTK, başvurucunun kullandığı GSM hattına tanımlanan IP numaraları ile ByLock programına ait IP numaraları arasındaki bağlantılara ilişkin CGNAT (HIS) kayıtlarını dosyaya sunmuştur. Diğer yandan KOM, başvurucuyla ilişkilendirilen<i> 235553</i> user-ID numarasına ait ve bu numaraya bağlı olarak çözümlenen alt verileri içeren 12/6/2017 tarihli ByLock tespit ve değerlendirme tutanağını Mahkemeye göndermiştir. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına göre söz konusu user-ID numarası ve bu numaraya bağlı olarak oluşturulan alt veriler şöyledir:</p>

<p>i. <i>"Kullanıcı Profil Bilgileri"</i> başlıklı kısımda bu user-ID'ye bağlı oluşturulan kullanıcı adının <i>"derya"</i>, şifrenin <i>"derya.2812", </i>mesajın <i>"derya"</i> ve son çevrim içi olduğu tarihin "<i>14/2/2016"</i> olduğu,</p>

<p>ii. 235553 user-ID numarasının başvurucu adına kayıtlı GSM hattı üzerinden kullanıldığı ve tespit edilebilen ilk log tarihinin <i>15/3/2015</i> olduğu, bu user-ID üzerinden aktif olarak yazışma/arama yapıldığı ve e-posta alınıp gönderildiği,</p>

<p>iii. Söz konusu user-ID numarasını arkadaş listesine (roster kayıtları) ekleyen veya bu user-ID numarasını kendi listesine ekleyen ve bazılarının gerçek kullanıcılarının tespit edildiği belirtilen diğer ByLock kullanıcılarına yer verildiği,</p>

<p>iv. 235553 user-ID numarasının, gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka kişiler tarafından kurulan <i>"m"</i> adlı bir gruba üye olduğunun, anılan gruba katılan başka user-ID numaralarının bir kısmının da kimler tarafından kullanıldıklarının tespit edildiği,</p>

<p>v. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağının <i>"Önem Arz Eden Yazışmalar ve Mailler"</i> başlığı altında yer alan tablolarda, 235553 user-ID numarası ile gerçek kullanıcıları tespit edilen/edilemeyen başka ByLock kullanıcıları arasında yapılan yazışmalara ve karşılıklı gönderilen maillere yer verildiği,</p>

<p>vi. ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında ayrıca 235553 user-ID numaralı kullanıcı ile gerçek kimlik bilgileri tespit edilen/edilemeyen diğer ByLock user-ID numaraları arasında gerçekleşen aramalara dair kayıtlarla bu user-ID numarası ile ByLock kullanıldığı sırada oluşan IP bağlantılarına (log kayıtları) dair tablolara da yer verilmiştir.</p>

<p>11. Yargılamanın 17/10/2017 tarihli ikinci celsesinde CGNAT kayıtları ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı içeriği başvurucuya okunmuştur. Başvurucu, söz konusu GSM hattını kendisinin kullandığını ancak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan verileri kabul etmediğini ve bu verilerde adları geçen diğer ByLock kullanıcılarını da tanımadığını savunmuştur.</p>

<p>12. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun terör örgütüne üye olma suçunu işlediği sonucuna ulaşmış ve atılı suçtan başvurucu hakkında 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası vermiştir. Mahkûmiyet gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Sanığın, 235553 ID numarası üzerinden 15/03/2015 - 14/02/2016 tarihleri arasında; derya2812 kullanıcı adı ve derya.2812 şifre ile, adını derya olarak kaydederek Bylock programını kullandığı, </i><i>Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı </i><i>görülmüştür. </i></p>

<p><i>Sanık, söz konusu programı kurmadığını ve kullanmadığını savunmuş ise de, </i><i>ByLock</i><i> adlı programın kullanıcısı olduğu, bu programı </i><i>kendisine ait olduğunu ve kendisinin kullandığını kabul ettiği </i>[...]<i> numaralı GSM hattı üzerinden kullandığının belirlendiği, sanığın kullandığını beyan ettiği kendisine ait </i>[...]<i> numaralı GSM hattına ait Bylock karşı IP adres bilgilerini içerir iletişim tespit tutanağına göre Bylock programına 1071 kez bağlandığı, bylock programına kayıtlı kullanıcı adı, şifre ve adı kısmında derya isminin yer aldığı göz önüne alındığında sanığın savunmasına itibar edilmemiştir</i><i>. </i></p>

<p><i>Ö</i><i>rgütün tüm felsefesinin tedbir/takiye üzerine kurulu olması nedeniyle toplum içerisinde kimin FETÖ örgütüne üye olduğu vatandaşlar ve kurumlar tarafından bilinmez iken, kimlerin bu örgütün üyesi olduğunun bu örgüt tarafından çok iyi bilindiği, örgütün güvendiği, sadakatinden emin olduğu üyelerine bu programı verdiği, üyelerinden bu program ile iletişim kurmalarını istediği anlaşılmıştır. Örgüt bu konuda çok seçici davranmış ve bylock sırrı kamu oyuna sızmamıştır. Bu da örgüt üyelerinin disiplinini ortaya koymaktadır. </i></p>

<p><i>Bylock programının FETÖ silahlı terör örgütünün gizlilik esasına uygun olarak, örgütsel faaliyetlerin icrası amacıyla, örgüt üyeleri arasındaki haberleşmenin sağlanması için, </i><i>münhasıran FETÖ silahlı terör örgütünün mensupları tarafından kullanılan bir ağ olduğu,</i><i> FETÖ'nün 15 Temmuz hain darbe girişimi ve öncesindeki pek çok terör suçunun falili olduğu, sanığın, FETÖ tarafından kullanılmakta olan ağa, Bylock programına bu özelliğini bilerek kasten dahil olduğu, bu ağı iletişim için kullandığı, dolayısı ile FETÖ silahlı terör örgütünün üyesi olduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>T</i><i>üm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde,</i><i> sanığın </i><i>FETÖ/PDY</i><i> silahlı terör örgütünün</i><i> bir üyesi olarak, </i><i>örgütün ideolojisi ve stratejisi doğrultusunda hareket ettiği, </i><i>ByLock iletişim sisteminin, yukarıda açıklanan somut delillerle kanıtlandığı üzere, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanmaları amacıyla oluşturulan ve münhasıran bu suç örgütünün bir kısım mensupları tarafından kullanılan bir ağ olması nedeniyle; örgüt talimatı ile bu ağa dahil olunduğu anlaşılan ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullanıldığının her türlü şüpheden uzak, kesin kanaata ulaştıracak teknik verilerle tespit eden Yargıtay 16. Ceza Dairesi 14.07.2017 T. 2017/1443 E., 2017/4758 K. sayılı emsal içtihadında da açıklandığı üzere, kişinin örgütle bağlantısını gösteren somut delil niteliğinde olduğu, </i><i>sanığın üzerine atılı FETÖ-PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği mahkememizce kabul edilmiş, sanığın inkara yönelik savunmasına, yukarıda açıklandığı üzere delillerin mahiyeti ve ispat gücü anlamında mahkememizde bir tereddüt bulunmadığından itibar edilmemiştir. </i></p>

<p><i>Bylock programı ile ilgili tespit ve değerlendirme tutanağı içeriğine göre, sanığın FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen sohbetlere katıldığının, zaman zaman örgütsel amaçlarla yapılan toplantılarda 'sohbet hocalığı' yaptığının, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığının, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğünün ve örgütün amaçları doğrultusunda bir fiil çalıştığının anlaşıldığı, dolayısıyla sanığın örgüt içindeki konumu, örgütsel faaliyetleri, kastının yoğunluğu ve ağırlığı bir bütün halinde değerlendirildiğinde sanık hakkında ceza tayin edilirken 5237 sayılı TCK'nın 61. maddesi gözetilerek 5237 sayılı TCK'nın 314/2 maddesi gereğince alt sınırdan yeterli oranda uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi cihetine gidilmiş</i> [karar verilmiştir.]<i>"</i></p>

<p>13. Başvurucu, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi (Daire) 13/6/2018 tarihli kararı ile başvurucunun istinaf talebini esastan reddetmiştir. Başvurucu, Daire kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuş; Yargıtay 3. Ceza Dairesi 23/1/2023 tarihinde Daire kararını onamıştır. Onama kararında yer verilen açıklama şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>ByLock programının FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma suçu bakımından her türlü şüpheden uzak, kesin kanaate ulaştıracak teknik verilerle tespiti halinde kişinin örgütle bağlantısını gösteren bir delil olacağı nazara alındığında, sanığın ByLock kullanıcısı olduğuna ilişkin tespit ve değerlendirme tutanağının temin edilmesi karşısında sanığın inkara yönelik savunmalarına itibar edilmemiş, sanığın ByLock kullanıcısı olduğu şüpheye yer bırakmayacak şekilde tespit edildiğinden, temyiz aşamasında gelen sanıktan ele geçen materyallerde ByLock kalıntısına rastlandığını belirten dijital mateyal inceleme raporu beklenmeksizin karar verilmesi sonuca etkili olmadığından bozma sebebi yapılmamıştır.</i><i>"</i></p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>14. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk kaynakları için bkz. <i>Ali Bayram İskender</i> [GK], B. No: 2020/31370, 25/9/2025, §§ 15-37; <i>Şerif Özmutlu</i> [GK], B. No: 2020/36986, 25/9/2025, §§ 29-59; <i>Ramazan Çakır</i> [GK], B. No: 2019/6030, 24/2/2026, §§ 17-39.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 17/6/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>16. Başvurucu; işlendiği tarihte suç olarak kabul edilmeyen fiillere dayanılarak cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğunu, bu yöndeki iddia ve itirazlarına karşılık yargı mercilerince yeterli açıklamalara yer verilmediğini belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>17. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin suçta ve cezada kanunilik ilkesine dair değerlendirmelerini içeren kararlarına yer verilmiş; ihlal iddiaları incelenirken söz konusu içtihatlar ile somut olayın kendine özgü koşullarının birlikte değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>18. Başvurucunun iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p><strong>a. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b</strong><strong>. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>i.</strong><strong> Genel İlkeler</strong></p>

<p>20. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesinin genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlamı ve önemi olup bu kapsamda kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili bir şekilde uygulanması sağlanmaktadır (<i>Karlis A.Ş.</i> [1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32; <i>Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 104;<i> Bilal Celalettin Şaşmaz</i> [1. B.], B. No: 2019/20791, 18/10/2022, § 60).</p>

<p>21. Anayasa'nın 38. maddesine koşut olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde de düzenlenen ilke, yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini; kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (<i>Fikriye Aytin ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 51; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011; AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13;<i> Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 61).</p>

<p>22. Ceza verme yetkisinin keyfî ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi kanunilik ilkesinin katı şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu kapsamda yargı organlarınca yapılacak yorum ceza normlarının özüyle çelişmemeli ve öngörülebilir olmalıdır. Yargı organları, terör suçları da dâhil olmak üzere tüm suçlar bakımından suça veya cezaya ilişkin olguları değerlendirirken özellikle fiillerin bir suça karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (<i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47;<i> Adnan Şen</i>, § 107; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu kapsamda somut olayda değerlendirilmesi gereken terör örgütüne üye olma suçunun kapsamının öngörülemez şekilde sanığın aleyhine olarak genişletici bir yoruma tabi tutulup tutulmadığıdır (<i>Ahmet Aslan</i> [1. B.], B. No: 2021/23949, 6/10/2022, § 68; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62). Bu nedenle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin denetlenmesinde normun mevcut deliller çerçevesinde somut olaya uygulanış biçiminin yasal düzenlemeyle bağdaşmaz ve öngörülemez bir sonuca yol açıp açmadığı incelenmelidir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 62).</p>

<p>23. Başvuruya konu mahkûmiyet hükmünün kanuni dayanağı 5237 sayılı Kanun'un 314. maddesidir. Yargı mercilerine göre bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek üzere kurulmuş yasa dışı bir yapı olabileceği gibi yasal olarak faaliyet göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan suç örgütüne hatta terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).</p>

<p>24. Bir kişinin yasa dışı örgüt üyeliği suçundan cezalandırılabilmesi için henüz bir suç işlemiş olması gerekmez. Örgüt üyeliği başlı başına cezalandırılan bir suçtur. Bu itibarla örgüt üyesinin faaliyetinin mutlaka örgüt tarafından gerçekleştirilen suçlara katılma şeklinde olması da gerekmez. Terör örgütüne üye olma suçu, üye ve hatta örgüt henüz bir suç işlememiş dahi olsa örgütün toplum için yarattığı tehlikeyi cezalandıran ve bu yönüyle bir yandan da örgüt faaliyetleri kapsamında suç işlenmesini engelleme amacı taşıyan bir suç türüdür (<i>Metin Birdal</i> [GK], B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 60, 61).</p>

<p>25. Bir oluşumun terör örgütü olduğuna dair kesinleşmiş yargı kararının suçun unsurlarından biri olmadığının altını önemle çizmek gerekir. Örgütün niteliklerinin mahkemece belirlenmesi bir tespit kararıdır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 14). Aksinin kabulü, hakkında kesinleşmiş yargı kararı bulunmayan terör örgütlerinin eylemlerinin unsur yokluğu nedeniyle cezalandırılamaması sonucunu doğurur. Yukarıda alıntılanan Yargıtay içtihatlarının da gösterdiği gibi bir oluşumun terör örgütü olarak tespitine dair kesinleşmiş yargı kararının bu suç özelinde en önemli fonksiyonu, terör örgütüne hukuki varlık kazandırması ve bu bağlamda yapının bir terör örgütü olduğunu bilinebilecek hâle getirmesidir. Dolayısıyla henüz terör örgütü olduğuna dair yargı kararlarının bulunmadığı, dolayısıyla herkesçe bir terör örgütü olarak bilinebilir hâle gelmediği sırada bir örgüt ile irtibatlı ve iltisaklı olan kişilerin kasıtlarının ortaya konulması hayati önemdedir (<i>Ahmet Aslan</i>, §§ 50, 51; <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 50).</p>

<p>26. O hâlde bir kimsenin FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan cezalandırılabilmesi için <i>örgütün niteliğini ve amaçlarını bildiği, örgütün bir parçası olmayı istediği ve örgütün hayatta kalmasına, amaçlarının gerçekleştirilmesine devamlı bir irade ile katkı sağladığının gösterilmesi</i> gerekir. Bu gerekliliğin bir sonucu olarak Yargıtay; terör örgütüne üye olma veya yardım etme suçlarının doğrudan kasıt ve özel saikle işlenebilen suçlar olduğu da gözetildiğinde FETÖ/PDY'nin gerçek yüzünü ortaya koyan operasyonlara başlandığını, bu yapının kamuoyu ve medya tarafından tartışılır hâle geldiğini, üst düzey hükûmet yetkilileri ve kamu görevlileri tarafından yapılan açıklamalarda paralel yapı veya terör örgütü olduğuna ilişkin tespitler ve uyarıların yapıldığını, Millî Güvenlik Kurulu tarafından da aynı değerlendirmelerin paylaşıldığı süreçten önce <i>icra edilen faaliyetlerin nitelik, içerik ve mahiyeti itibarıyla terör örgütünün amacına hizmet ettiği ve sanıklarca da bunun bilindiği somut delil ve olgularla ortaya konulmadıkça örgütsel faaliyet kapsamında kabul edilemeyeceği</i>ni, kişilerin hukuki durumlarının kusurluluk ve hata bağlamında değerlendirilmesinde zaruret bulunduğunu ifade etmiştir. Başka bir deyişle Yargıtay, bir kişinin söz konusu örgüte üye olma suçundan cezalandırılması için sempati ve iltisak boyutunu aşarak<i> terör örgütü niteliğini ve amaçlarını bilerek</i> örgüt üyesi olduğunu ispat etmeye yeterli delillere dayanılmasını şart koşmaktadır (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-19, 51).</p>

<p>27. Bu sebeple Yargıtay; FETÖ/PDY davalarında da örgüte sadece sempati duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemleri terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet için yeterli görmemektedir. Yargıtaya göre FETÖ/PDY üyesinin örgüte bilerek ve isteyerek katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, terör örgütünün bir parçası olmayı istemesi, örgüte katılma iradesinin devamlılık arz etmesi, saikinin suç işlemek olması şartı aranmalıdır (Yargıtay kararı için bkz. <i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 13).</p>

<p>28. Yukarıdaki değerlendirmelerden hareket eden ve FETÖ/PDY'nin güvenlik güçlerince önemli ölçüde çözümlenen hiyerarşik yapılanmasını gözeten Yargıtay; üst düzeyde bulunan örgüt mensuplarının katıldığı örgütün niteliklerini, amaç ve yöntemlerini bildiğinin, suç işlemek saiki ile hareket ettiğinin ayrıca örgüte katılma iradesinin devamlılık arz ettiğinin kabul edilmesi gerektiği sonucuna varmıştır. Yargıtay, FETÖ/PDY'nin oldukça uzun süre yasal zeminde faaliyet göstermesi ve nihai amacını gizli tutması nedeniyle özellikle sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin örgütün nihai amacını bildiğinin ortaya konması gerektiğini kabul etmiştir <i>(Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, §§ 11-13, 19; ayrıca bkz. <i>Adnan Şen</i>, § 114;<i> İlhami Aksu</i> [2. B.], B. No: 2018/36918, 15/6/2022, § 21).</p>

<p>29. Yargı mercilerinin değerlendirmelerinden çıkan sonuca göre FETÖ/PDY'nin daha alt katlarıyla irtibatlı olduğu tespit edilen kişilerin -örgütün nihai amacını bildikleri ortaya konmadığı müddetçe- örgüte <i>bir ahlak ve eğitim hareketi, gönüllüler hareketi, dinî bir cemaat </i>olduğu zannı ile sempati duydukları, örgütle irtibat ve iltisaklı oldukları kabul edilmektedir. Terör örgütüne üye olma suçuna bağlanan ağır cezai yaptırımlar gözetildiğinde -örgütün nihai amacının herkesçe bilindiğinin kabul edilebileceği kesin bir tarih vermek yoluna gidilmemiş olmakla birlikte- örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 11) önce yasal zeminde faaliyet gösteren bir sivil toplum örgütüne bağlı olduğu düşüncesi doğrultusunda hareket ederek hataya düşenler ile FETÖ/PDY'nin amaç ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının birbirlerinden dikkatli şekilde ayrılması yoluna gidilmiştir (<i>Bilal Celalettin Şaşmaz</i>, § 54).</p>

<p>30. Öte yandan vurgulamak gerekir ki bireysel başvuru yolunda Anayasa Mahkemesinin görevi, bir yargılamanın sonucu itibarıyla adil olup olmadığını değerlendirmek değildir. Dolayısıyla başvurucular hakkında isnat edilen terör örgütü üyesi olma suçunun sübuta erip ermediği veya toplanan delillerin suçun sübutu için yeterli olup olmadığı meselesi, ilkesel olarak Anayasa Mahkemesinin ilgi alanı dışındadır <i>(Metin Birdal</i>, § 47; <i>Yılmaz Çelik</i> [GK], B. No: 2014/13117, 19/7/2018, § 45). Bundan başka bir ceza yargılamasında hangi delillerin hükme esas alınabileceği meselesi de esas itibarıyla Anayasa Mahkemesinin görev alanının dışındadır (Türk ceza muhakemesi hukuku uygulamasına ilişkin bazı değerlendirmeler için bkz.<i> Metin Birdal</i>, §§ 67-71).</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>31. Somut olayda Mahkeme kararının içeriği gözönüne alındığında mahkûmiyetin başvurucunun ByLock programı üzerinden <i>235553</i> user-ID numarası alıp bu numaraya bağlı alt veriler oluşturmak suretiyle anılan ağa dâhil olduğuna ve bu programı <i>örgütsel iletişim amacıyla</i> yoğun olarak kullandığına dair tespite dayandığı anlaşılmıştır (bkz. § 12).</p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi, <i>Ferhat Kara</i> ([GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020) kararında<i> "yapısı, kullanım şekli ve teknik özellikleri itibarıyla sadece FETÖ/PDY mensuplarınca -örgütsel iletişimde gizliliği sağlama amacıyla- kullanılan kriptolu iletişim ağının başvurucu tarafından kullanılmasının terör örgütüne üye olma suçu açısından mahkûmiyete dayanak alınmasının, adil yargılanma hakkı kapsamındaki usul güvencelerini tamamen etkisiz hâle getiren ve açıkça keyfî bir uygulama olarak değerlendirilemeyeceği, dolayısıyla ByLock'un mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasına ilişkin iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu" </i>nu değerlendirmiştir (<i>Ferhat Kara</i>, § 161).</p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, ByLock tespit ve değerlendirme tutanağı ve onu destekleyen diğer veriler doğrultusunda ByLock programının kullanıldığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçu açısından verilen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak değerlendirilmesini <i>Adnan Şen </i>kararında <i>suçta ve cezada kanunilik ilkesi</i> açısından ele almıştır. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, <i>ByLock programını kullanmak</i> şeklinde gerçekleşen faaliyetin örgütsel nitelikte olduğuna, başvurucunun örgüt içi iletişimin sağlanması amacıyla FETÖ/PDY mensuplarının kullanımına sunulan ByLock programını örgütsel amaçla kullandığına, dolayısıyla başvurucunun bu oluşumun suç işlemek amacında olduğunun bilincinde olduğuna dair adli makamlarca yapılan yorumların kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suç ve cezaların kanuniliği ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediğini, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediğini ve öngörülebilir olduğunu, atılı suçun unsurları netleştirilirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen gösterildiğini değerlendirmiş ve ihlal olmadığı sonucuna ulaşmıştır (<i>Adnan Şen</i>, § 121).</p>

<p>34. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Anayasa Mahkemesinin <i>Ferhat Kara </i>ve<i> Adnan Şen</i> kararlarından sonraki süreçte verdiği <i>Yüksel</i> <i>Yalçınkaya/Türkiye </i>([B.D.], B. No: 15669/20, 26/9/2023) kararında ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini geniş ve öngörülemez şekilde yorumlayarak ByLock kullanımının silahlı terör örgütü üyeliği anlamına geldiğini tespit ettiklerini belirtmiş; bu bağlamda ulusal hukuktaki suçun yasal tanımı kapsamında gerekli olan kastın varlığı ayrıca tespit edilmeksizin ByLock programını kullanan kişilere doğrudan ve etkili bir şekilde objektif sorumluluk yüklendiği kanaatine varmıştır. Dolayısıyla AİHM, bu durumun suçun özellikle de manevi unsurlarının oluşup oluşmadığını değerlendirme gereği duyulmaksızın terör örgütü üyesi olma suçunu katı bir sorumluluk suçuna dönüştürme ve böylece iç hukukta açıkça belirtilen gerekliliklerden ayrılma etkisi yarattığı sonucuna varmıştır (<i>Yalçınkaya/Türkiye</i>, §§ 271, 272).</p>

<p>35. Yargıtay da özellikle AİHM'in <i>Yalçınkaya/Türkiye</i> kararından sonraki tarihlerde verdiği kararlarda örgütsel yazışma içeriği tespit edilemeyen sanıkların ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanıp kullanmadıklarının ve örgüt yapılanmasına dâhil olup olmadıklarının hukuki bir kesinlik içinde ortaya konulabilmesi için -somut olayın özelliğine göre ve ByLock tespit ve değerlendirme tutanağına yansıyan verilere yönelik- yapılması gerekli görülen araştırma işlemlerini güncel ve istikrarlı içtihatlarında belirlemiştir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 30/10/2024 tarihli ve E.2022/6887, K.2024/12706; 31/10/2024 tarihli ve E.2022/13560, K.2024/12904; 4/11/2024 tarihli ve E.2022/8312, K.2024/13516; 5/11/2024 tarihli ve E.2022/8457, K.2024/13588; 25/11/2024 tarihli ve E.2024/17021, K.2024/15092; 28/11/2024 tarihli ve E.2022/15419, K.2024/15834; 6/1/2025 tarihli ve E.2022/28134, K.2025/427; 21/1/2025 tarihli ve E.2021/11306, K.2025/1891; 21/5/2025 tarihli ve E.2025/542, K.2025/15312 sayılı kararları).</p>

<p>36. Nitekim Anayasa Mahkemesi de <i>Ali Bayram İskender</i> kararında başvurucunun ByLock programını kullandığına dair tespitin terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında belirleyici delil olarak kabul edildiği somut olayda kişilerin <i>örgüt talimatı ile ByLock ağına dâhil olduğunun ve gizliliği sağlamak için haberleşme amacıyla kullandıklarının </i>belirlenmesi açısından Yargıtayın ilkesel olarak ortaya koyduğu ve yapılmasını gerekli gördüğü araştırmaların yerine getirilmediği kanaatine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi, anılan kararda başvurucunun -ByLock programını kullanmadığına yönelik itirazının yanı sıra- anılan programı örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu ancak yargı makamları tarafından bu iddia hakkında somut bir değerlendirme yapılmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ali Bayram İskender</i>, §§ 47-58).</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde <i>Ramazan Çakır</i> kararına konu olayda başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ispat edilmesine dair tespitlere yönelik itirazlarına ek olarak ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan yazışma ve e-posta verilerinin örgütsel nitelikte olup olmadığına, dolayısıyla bu programın örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullanılıp kullanılmadığına dair herhangi bir değerlendirmede bulunulmamasını da ele almıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda -diğerlerinin yanı sıra- başvurucunun ByLock programını örgütsel iletişim amacıyla kullanmadığına dair iddiasının kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu hâlde mahkûmiyet gerekçesinde bu iddia hakkında somut bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu eksikliğin kanun yolu incelemeleri sırasında da telafi edilmediği kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu nedenle başvurucunun mahkûmiyeti için gerekli olan yeterli gerekçenin ortaya konulamadığını değerlendirmiş ve ihlal sonucuna ulaşmıştır (<i>Ramazan Çakır</i>, §§ 56-58).</p>

<p>38. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, <i>Şerif Özmutlu</i> kararına konu olayda ise terör örgütüne üye olma suçundan kesinleşen mahkûmiyet kararında başvurucunun ByLock programını kullandığının teknik verilerle ortaya konulmasının yanı sıra örgütsel faaliyetlerini belirli tarihlerden sonra dahi devam ettirerek örgüt hiyerarşisi içinde üst konumlara gelmesini değerlendirmiştir. Anılan kararda yargı makamları, ByLock programını örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla kullandığına dair tespit dikkate alınmasa dahi ByLock delili dışındaki diğer delilleri de esas almak suretiyle başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde faaliyetlerde bulunduğunu değerlendirmiş; örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun gerçekleştirdiği örgütsel faaliyetlerin varlığını ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>kanaatine varmıştır. Anayasa Mahkemesi; yargı makamlarının bu tespitlerinin somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı, kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu sonucuna ulaşmıştır (<i>Şerif Özmutlu</i>, §§ 76-87).</p>

<p>39. Somut olayda mahkûmiyet kararının içeriği itibarıyla FETÖ/PDY tarafından <i>sohbet</i> adı altında düzenlenen toplantılara da değinmek gerekmektedir. Anayasa Mahkemesi; <i>Sinan Ulu </i>([GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025) ve<i> Sümeyra Bakla</i> ([GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025) kararlarında yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından düzenlenen <i>sohbet</i> adı altındaki toplantıların örgüt liderine ilişkin olağanüstü kişilik bilincinin aşılanması, katılanlarda kutsal dava fikrinin yerleştirilmesi, kişilerin bu doğrultuda yetiştirilmesi, grup aidiyetinin sağlanması, bağlılık, güven ve örgüte sadakatin oluşturulması gibi bazı fonksiyonel özellikleri olduğunu, bu toplantıların FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olduğunu belirtmiştir. Netice itibarıyla yargısal makamlar tarafından yapılan tespitlerden hareketle örgüt tarafından <i>sohbet</i> olarak adlandırılan ve belirtilen nitelikte düzenlenen toplantıların tertibine iştirakin veya olayın özelliğine göre salt katılımın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı ortaya koyabilecek nitelikte olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bu durumda <i>sohbet</i> adı altında düzenlenen bu toplantıların niteliği gözönüne alındığında olgusal olarak bahse konu toplantılara yönelik belirtilen faaliyetler; kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilebileceği, bu kabulle birlikte söz konusu toplantıları organize etmek şeklindeki eylemin ise kişilerin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olduğuna yönelik bir unsur olarak değerlendirilmesinin evleviyetle mümkün olduğu ifade edilmiştir (<i>Sinan Ulu,</i> §§ 100, 101; <i>Sümeyra Bakla</i>, §§ 102, 103).</p>

<p>40. Mahkûmiyet gerekçesinde başvurucunun <i>235553</i> user-ID numarası ile kullandığı ByLock programı üzerinden diğer ByLock kullanıcılarıyla olan mesajlaşma ve mail içerikleri itibarıyla FETÖ/PDY üyeleri tarafından düzenlenen <i>sohbetlere</i> katıldığına, örgütsel amaçlarla yapılan bu toplantılarda bazen <i>"sohbet hocalığı"</i> yaptığına, örgüte maddi kaynak sağlamak amacıyla diğer örgüt üyelerinden kurban bağışı adı altında para topladığına, dergi ve gazete aboneliği faaliyetlerini yoğun şekilde yürüttüğüne, bu şekilde örgütün amaçları doğrultusunda faaliyetlerde bulunduğuna dair tespitlerde bulunulması (bkz. § 12) ve Anayasa Mahkemesinin anılan kararları (bkz. §§ 36-39) gözetildiğinde somut olayda Mahkemenin, başvurucunun ByLock programını <i>örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla</i> yoğun şekilde kullandığını değerlendirmek suretiyle oluşturduğu kabulün somut olayın şartlarına göre temelsiz ve keyfî olmadığı vurgulanmalıdır. Nitekim Mahkeme, örgütün nihai amacının herkesçe bilinir hâle geldiği olaylardan sonra dahi başvurucunun ByLock programını <i>örgütsel iletişimi sağlamak amacıyla</i> yoğun şekilde kullanmak suretiyle terör örgütü hiyerarşisi içinde bulunduğunu ortaya koyarak <i>örgütün nihai amacını bildiği </i>sonucuna varmış ve aksi yöndeki savunmalarına itibar etmemiştir.</p>

<p>41. Bu noktada başvurucunun ByLock tespit ve değerlendirme tutanağında yer alan log kayıtları ile BTK'dan gönderilen CGNAT kayıtları arasında farklılıklar olduğuna dair mahkûmiyet gerekçesine göre esasa etkisi olmayan itirazlarının ötesinde, <i>ByLock verilerini içeren dijital materyallerin</i> Mahkeme huzuruna getirtilmemesine veya bu veriler üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmamasına dair muhakeme sürecinde itiraz ileri sürmediğinin ve bireysel başvuru formunda bu hususta bir ihlal iddiasında bulunmadığının da altı çizilmelidir.</p>

<p>42. Sonuç olarak Mahkemenin bu yorumunun kanun koyucunun yasak olarak belirlediği fiilin kapsamını suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olacak şekilde genişletmediği, örgüt üyeliğine ilişkin kuralın özüyle çelişmediği ve öngörülebilir olduğu anlaşılmıştır. Mahkeme, atılı suçun unsurlarını netleştirirken öngörülebilir ve suçun mahiyetine uygun olma konusunda özen göstermiştir. Buna göre başvurucunun yukarıda anılan eylemleri dolayısıyla bu oluşumun suç işlemek amacında olduğuna ve üzerine atılı örgüt üyeliği suçunun unsurlarını bilebilecek konumda bulunduğuna ilişkin varılan sonucun temelsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>44. Başvurucunun;</p>

<p>i. Suç isnadına bağlı tutulduğu muhakeme süreci itibarıyla kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Mehmet</i> <i>Emin</i> <i>Kılıç</i> ([2. B.], B. No: 2013/5267, 7/3/2014, §§ 19-32) ve <i>Mehmet</i> <i>Şimşek</i> ([1. B.], B. No: 2018/10953, 22/7/2020) kararları doğrultusunda <i>süre aşımı</i>;</p>

<p>ii. Kamu görevlilerine isnat ettiği birtakım eylemler nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Ömer</i> <i>Aktaş</i> ([1. B.], B. No: 2014/14915, 21/9/2016, §§ 38, 39) kararı doğrultusunda <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i>;</p>

<p>iii. ByLock haberleşmesi ve kişisel verilerin yasal olmayan şekilde elde edildiğine dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkı kapsamındaki kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Bestami Eroğlu</i> ([GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020) kararı, özel hayatına ait verilerin toplanarak sınırsız şekilde kolluk birimlerinin erişimine açıldığına dair itirazları nedeniyle özel hayata saygı hakkının ve benzer eylemlerin toplumun bir kesimi açısından suç sayıldığına dair itirazları nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin, temellendirmeksizin soyut şekilde ileri sürdüğü iddialarının <i>Cemal Günsel</i> ([GK], B. No: 2016/12900, 12/1/2021) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması,</i></p>

<p>iv. ByLock verilerinin elde edilme usulü yönünden hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Özlem Yıldırım</i> ([GK], B. No: 2022/73725, 28/12/2022, §§ 30-33) kararı; karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedenleriyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Yasemin Ekşi</i> ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013, §§ 56, 57) ve <i>Mehmet Yavuz</i> ([1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51) kararları; eksik araştırma yapıldığına ve yeterli delil elde edilmeden mahkûmiyet kararı verildiğine ilişkin iddiasının da<i> E.D.</i> ([2. B.], B. No: 2015/1668, 22/2/2018, §§ 36-38) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i></p>

<p>Nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>A. 1. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini</i> karşılamaması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/6/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202325666-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/aym-js.jpg" type="image/jpeg" length="57487"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/107328 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/107328 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Ç.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/107328)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yunus Emre BAĞLAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Rıdvan DAVAZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>

<p>2. Batman Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>3. İhbar üzerine 24/11/2018 günü gerçekleşen olaya ilişkin olarak kolluk görevlilerince yapılan araştırmalarda parkın içindeki taziye evinin önünde başvurucu ve diğer üç kişinin bulunduğu, başvurucunun üzerinde bulunan kâğıda sarılı vaziyette daralı ağırlığı 1,83 gram esrar maddesini kolluk görevlilerine rızaen teslim ettiği, diğer üç şahsın üzerinde herhangi bir suç unsuruna rastlanılmadığı; ayrıca bu kişilerin yakın çevresi kontrol edildiğinde başvurucuya yaklaşık 2-3 metre mesafedeki çöp kutusunun içinde siyah renkli poşet içinde, başvurucunun üzerinde ele geçirilen esrar maddesinin sarılı bulunduğu pakete benzer gazete kağıtlarına sarılı 19 paket daralı ağırlığı toplam 101,28 gram olan esrar maddesi bulunduğu da tutanak altına alınmıştır.</p>

<p>4. Başsavcılık 24/11/2018 tarihinde başvurucu üzerinden ve çöp kutusundan ele geçirilen uyuşturucu maddelere gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında el konulmasına karar vermiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği elkoyma kararını onamıştır.</p>

<p>5. Başvurucu, bu olaya ilişkin kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; üzerinden ele geçirilen esrar maddesinin kendisine ait olduğunu, bu maddeyi ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, üzerine atılı suçlamayı kabul etmediğini beyan etmiştir. Başsavcılık başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut olguların bulunduğu, delillerin henüz tam olarak toplanmadığı, üzerine atılı suçun katalog suçlardan olduğu gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasını talep etmiştir. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 24/11/2018 tarihinde tutuklama talebinin reddine ve başvurucunun adli kontrol altına alınmasına karar vermiştir.</p>

<p>6. Diğer yandan Başsavcılık, uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde arama kararı vermiştir. Kolluk görevlilerince tanzim edilen arama tutanağında; 22.40 sıralarında ilgili adrese geçildiği, işyerinin kendisine ait olduğunu söyleyen M.Ç. ve hazır bulunan K.T. eşliğinde saat 22.50 sıralarında aramaya başlandığı, işyeri içindeki masanın altında toplamda beş paket daralı ağırlığı toplam 11,7 gram esrar, üç paket daralı ağırlığı toplam 0,67 gram eroin, iki paket daralı ağırlığı toplam 0,37 gram metamfetamin olduğu değerlendirilen maddelerin ele geçirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>7. M.Ç. isimli kişi arama neticesinde bir zararın olmadığını beyan etmiştir. Söz konusu arama tutanağında kolluk görevlilerinin haricinde hazirun olarak K.T., dükkân sahibi olarak da M.Ç. isimli kişinin imzası bulunmaktadır. Başvurucu ise arama esnasında hazır bulunmamıştır. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği 18/12/2018 tarihinde uyuşturucu maddeler hakkındaki elkoyma kararının onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>8. 17/12/2018 tarihli olaya ilişkin başvurucu, soruşturma aşamasında kollukta müdafii eşliğinde alınan ifadesinde; işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, bu uyuşturucu maddeleri işyerine F. ve Y. isimli kişilerin koymuş olabileceğini, yine polislerin de bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğini, bu işin E. isimli kişinin bir oyunu olabileceğini ileri sürmüştür. Batman 1. Sulh Ceza Hâkimliği, Başsavcılığın talebi üzerine 18/12/2018 tarihinde başvurucu hakkında adli kontrol uygulanmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Arama tutanağında imzası bulunan M.Ç., kollukta bilgi sahibi sıfatıyla alınan ifadesinde; aramanın yapıldığı işyerini kullanması için oğlu olan başvurucuya verdiğini, bu şekilde bir iş yapacağını bilseydi bu dükkânı başvurucuya vermeyeceğini, başvurucunun uyuşturucu madde sattığıyla ilgili daha önce müracaatta bulunduğunu beyan etmiştir.</p>

<p>10. Başsavcılık, başvurucunun uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma suçundan cezalandırılması talebiyle 20/3/2019 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; parkın içinde yakalanan uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde bulunduğunu, başvurucunun işyerinde tespit edilen uyuşturucu maddelerin satışa hazır, ayrı ayrı paketlenmiş hâlde eroin, metamfetamin ve esrar içerdiğini, başvurucunun ifadelerinin soyut nitelikte ve suçtan kurtulmaya yönelik olduğu gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Batman 1. Ağır Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 31/5/2019 tarihinde duruşma hazırlığı işlemlerini yapmıştır. Tensip tutanağında, diğerlerinin yanı sıra başvurucunun 18/12/2018 tarihli ifadesinde geçen E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tespit edilmesi hâlinde duruşma gününde hazır edilmesi için ilgili kolluk birimine müzekkere yazılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>12. Üçüncü celsede başvurucu savunmasında; üzerinde bulunan esrar maddesini ismini bilmediği bir şahsın kendisine verdiğini, çöp kutusunda bulunan uyuşturucu maddenin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kendisine ait olmadığını, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddeleri E.Y. isimli kişinin yönlendirdiği kişilerin bıraktığını düşündüğünü ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Dördüncü celsede; tanık E.Y. hakkında Batman İl Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye olumsuz cevap verildiği, tanığın hazır edilemediği duruşma tutanağından anlaşılmaktadır. Ayrıca bu celsede parkta gerçekleşen olayda başvurucunun yanında bulunan diğer üç kişi tanık olarak dinlenmiştir. Bu kişiler, başvurucuyu suçlayıcı nitelikte bir beyanda bulunmamıştır. Parkta gerçekleşen olaya ilişkin tutanakta imzası bulunan ve tanık olarak dinlenen C.A. ve H.Y. isimli kolluk görevlileri ise tutanak içeriğini doğrular nitelikte beyanda bulunmuştur.</p>

<p>14. Beşinci celsede dinlenen başvurucunun babası M.Ç. tanık ifadesinde; uyuşturucu madde yakalanmadan bir hafta on gün önce işyerini başvurucuya teslim ettiğini, başvurucunun uyuşturucu madde kullandığı gerekçesiyle ihbarda bulunduğunu ancak sattığına ilişkin herhangi bir müracaatta bulunmadığını beyan etmiştir. Bu celsede ayrıca iddia makamı esas hakkında mütalaasını sunmuştur.</p>

<p>15. Yedinci celsede başvurucu müdafii savunmasında; arama yapılırken ihtiyar heyetinden iki kişi ya da komşulardan bir kişi hazır bulunmadan arama yapıldığını, arama tutanağında adı geçen K.T.nin aynı mahallede oturan bir kişi olmadığını, arama kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucunun 24/11/2018 tarihli eylemi nedeniyle kullanmak için uyuşturucu madde satın almak veya bulundurmak suçundan mahkûmiyetine ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. Mahkeme 17/12/2018 tarihli eylemi nedeniyle başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 15 yıl hapis ve 30.000,00 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>16. Mahkemenin gerekçesinin uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen mahkûmiyete ilişkin kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>“…</i><i>Sanık </i>[başvurucu]<i> her ne kadar atılı suçu inkar etse de, somut olaya ilişkin ihbar yapıldığı, ihbarla uyumlu şekilde sanığın kullanımında olan dükkanda uyuşturucu madde ele geçirildiği, uyuşturucu maddelerin ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır halde bulunduğu, bulunan uyuşturucu maddelerin</i><i> eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arzetmesi, </i><i>bulunan uyuşturucu maddelerin içerisinde eroin maddesi bulunmasına rağmen sanığın 18.12.2018 tarihli Batman Devlet Hastanesinin raporunda sanığın idrar numunesinde eroin kullandığına ilişkin bir değerin bulunmaması, sanığın verdiği isimlerin aşamalarda değişiklik gösterdiği ve soyut beyan olarak kabulünün gerektiği, sanığın Hts kayıtlarında </i>[E.Y. (E.G.)] <i>isimli bir şahısla görüşmesinin bulunmaması, soruşturma aşamasında yanına gelen kişilerin </i>[F.]<i> ve </i>[Y.]<i> olduğunu beyan etmesine rağmen </i><i>kovuşturma aşamasında bu kişilerden birinin adının </i>[H.]<i> olduğunu beyan etmesi, yine soruşturma aşamasında dükkanına gelen kişileri bir kez yalnız bıraktığını beyan etmesine rağmen Mahkeme huzurundaki beyanında bu kişilere iki kez yalnız bıraktığını ve uyuşturucuları bu kişilerin koymuş olabileceğine dair beyanları da dikkate alındığında sanığın soyut, çelişkili ve suçtan kurtulmaya yönelik beyanlarına itibar edilmemiş, Sanık savunmaları, tanık beyanları, </i><i>uzmanlık raporları, arama ve olay tutanakları, el koyma tutanağı, tartı vezin tutanağı ve ekspertiz raporları, hastane raporları, Hts kayıtları ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirilerek sanığın üzerine atılı uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçunu işlediği Mahkememizce kabul edilerek sanığın cezalandırılması yoluna gidilmiştir.</i><i>…"</i></p>

<p>17. Başvurucu müdafii, mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde özetle; kolluk görevlileri tarafından aramaya başlandıktan sonra M.Ç. ve K.T. isimli kişilerin aramaya eşlik ettiğini, kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini, uyuşturucu maddelerin dükkânın önünde bulunan demir döner masasında ele geçirildiğini ileri sürmüştür. Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi (İstinaf Dairesi) 22/1/2021 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>18. Başvurucu müdafii, İstinaf Dairesinin kararına karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Dilekçesinde istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü hususları yinelemiştir. Yargıtay 10. Ceza Dairesi 29/9/2022 tarihinde temyiz başvurusunun esastan reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>19. Başvurucu müdafii, nihai kararı 1/11/2022 tarihinde öğrenmiş ve 23/11/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>20. Komisyon, adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>21. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden işyerinde arama yapılması, arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olması ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>22. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; Anayasa ve mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>23. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkı yönünden incelenmiştir.</p>

<p>24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Ceza muhakemesinin amacı maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Ancak bu amacın gerçekleştirilmesi için yapılan araştırma faaliyetleri sınırsız değildir. Maddi gerçeğin hukuka uygun bir şekilde ortaya çıkarılması, ceza adaletinin hakkaniyete uygun gerçekleşmesi için gereklidir. Bu bakımdan ceza yargılamasında hukuka uygun yöntemlerle delil elde edilmesi, hukuk devletinin temel ilkelerinden sayılmaktadır. Bu kapsamda Anayasa'nın 38. maddesinin altıncı fıkrasında da kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır (<i>Orhan Kılıç</i> [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 42).</p>

<p>26. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi <i>Orhan Kılıç</i> kararında hukuka aykırı delillerin mahkûmiyette kullanılmasının adil yargılanma hakkına etkisine ilişkin ilkeleri belirlemiştir. Bu ilkeler çerçevesinde böyle bir durumda adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti için üç aşamalı bir testten bahsedilebilecektir (<i>Hacı Karabulut (2)</i> [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, § 67). Buna göre anılan testin:</p>

<p>i. İlk aşamasında, şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen</i> veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan</i> bir delil olup olmadığına bakılmalıdır. Buna göre hukuka aykırılık, bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan hemen ilk bakışta fark edilebiliyorsa, diğer bir ifadeyle hukuka aykırılık ilk bakışta anlaşılacak kadar belirginse (apaçıksa) <i>ilk bakışta</i> anlaşılabilen bir hukuka aykırılıktan söz edilebilir (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 68). Testin ilk aşamasında, hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespitin varlığı</i> olarak belirtilen ikinci durum yönünden ise öncelikle <i>Orhan Kılıç</i> kararında genel olarak içtihattan değil delile ilişkin olarak mahkemelerce yapılacak bir tespitten bahsedildiğinin altı çizilmelidir. İçtihatların yapılan değerlendirmede ve özellikle ilk bakışta anlaşılma testi yönünden destekleyici birer argüman olarak kullanılması mümkün ise de testin bu aşaması bakımından doğrudan ve sadece içtihatlardan hareketle yapılan hukuka aykırılık tespitinin içtihadın anayasal düzeyde uygulanması sonucunu doğuracağı, bu yöntemin de anayasal denetim açısından uygun olmayacağı açıktır. Dolayısıyla bu aşamada delilin hukuka aykırı şekilde elde edildiğinin <i>somut olay özelinde ve mahkemelerce tespit edilip edilmediğine</i> bakılarak bir değerlendirme yapılmalıdır (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 69).</p>

<p>ii. İkinci aşamada, söz konusu delilin mahkûmiyette <i>tek veya belirleyici delil</i> olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Testin ikinci aşaması uygulanırken <i>delilin tekliğinden</i> o delilin sanık aleyhine yegâne delil olması, <i>delilin belirleyiciliğinden</i> ise söz konusu davanın sonucunu ağırlıklı olarak etkileme eğiliminde olması anlaşılmalıdır (tanık sorgulama hakkı yönünden yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Baran Karadağ</i> [2. B.], B. No: 2014/12906, 7/5/2015, § 65). Mahkûmiyete esas alınan delilin tek veya belirleyici delil olup olmadığı hususu öncelikle mahkûmiyet gerekçesine bakılarak tespit edilir. Bu açıdan delillerin ağırlık derecesinin gerekçeli kararda tartışılmış olması beklenir. Ancak gerekçeli kararda bu tartışmanın yapılmadığı veya mahkemenin yaptığı değerlendirmenin bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içerdiği hâllerde Anayasa Mahkemesinin kendisi bu değerlendirmeyi yapacaktır (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 70).</p>

<p>iii. Üçüncü aşamada ise bu tür bir delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak esas alınmasının <i>yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediği</i> değerlendirilmelidir. Bu konuda değerlendirme yapılırken delillerin elde edildiği koşulların onların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığı da dikkate alınmalıdır (<i>Güllüzar</i><i> Erman</i> [2. B.], B. No: 2012/542, 4/11/2014, § 61). Hakkaniyete uygun bir yargılama, delillerin gerçekliği ve güvenilirliği konusundaki kuşkuların giderilmesini, delillerin güvenilirliğine ve gerçekliğine etkili bir şekilde itiraz etme fırsatının tanınmasını zorunlu kılar. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi de delillere yönelik hukuka aykırılık iddialarıyla ilgili olarak başvuruculara delillerin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediğini, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetilip gözetilmediğini, savunmanın menfaatlerinin korunması için onlara yeterli güvenceler sağlanıp sağlanmadığını incelemektedir (<i>Orhan Kılıç</i>, §§ 47, 48). Bununla birlikte hukuka aykırı olduğu tespit edilen ve yargılamada tek veya belirleyici olarak kullanılan delilin yargılamanın adilliğini etkilemediğinin tespiti için onun gerçek ve güvenilir olduğuna dair ikna edici bir değerlendirmenin yapılabiliyor olması da zorunludur (bazı değişikliklerle birlikte bkz. <i>Yaşar Yılmaz </i>[1. B.], B. No: 2013/6183, 19/11/2014, § 46) (<i>Hacı Karabulut (2)</i>, § 71).</p>

<p>27. Mahkeme somut olayda, başvurucunun kullanımında olan dükkânda ayrı ayrı paketlenmiş satışa hazır hâlde uyuşturucu madde ele geçirildiğini, bu uyuşturucu maddelerin eroin, metamfetamin ve esrar olmak üzere çeşitlilik arz ettiğini gözönünde bulundurarak uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 16). Başvurucu ise kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ve hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür (bkz. §§ 17, 18).</p>

<p>28. Somut olayda yukarıda anılan testin ilk aşaması kapsamında öncelikle şikâyete konu delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen</i> veya hukuka aykırı şekilde elde edildiği yönünde <i>mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunan</i> bir delil olup olmadığına bakılmalıdır.</p>

<p>29. Başvurucu; kanunda arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığı, bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğu ve hükme esas alınmaması gerektiği şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürmesine karşın İstinaf Dairesi ve Ceza Dairesi tarafından buna ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmamıştır. Dolayısıyla somut olayda arama sonucu ele geçirilen delilin hukuka aykırı olduğu yönünde mahkemelerce yapılmış bir tespit bulunmamaktadır.</p>

<p>30. Bu aşamada testin ilk aşamasının diğer bir yönü olan delilin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından <i>ilk bakışta anlaşılabilen </i>bir hukuka aykırılık olup olmadığının incelenmesi gerekmektedir. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 119. maddesinin (4) numaralı fıkrasına göre Cumhuriyet savcısı hazır bulunmadan konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde yapılacak olan arama esnasında o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin hazır bulunması zorunludur. Somut olayda usulüne uygun olarak alınan arama kararına istinaden kararda belirtilen adreste ve tarihte arama yapılmıştır. Yine arama tutanağına göre arama esnasında kolluk görevlilerinin yanı sıra K.T. ile işyeri sahibi ve aynı zamanda başvurucunun babası M.Ç. hazır bulunmuş ve bu kişilerin tutanakta imzaları bulunmaktadır.</p>

<p>31. Öte yandan Yargıtay, arama esnasında hazır bulunması gereken kişiler bulunmadan yapılan aramalarda elde edilen delillerin mahkûmiyete gerekçe yapılması durumunda delillerin hukuka aykırılığı konusunda farklı değerlendirmelerde bulunmuştur. Şöyle ki Yargıtay bir kısım kararlarında arama sırasında hazır bulunması gerekli kişiler hazır bulunmaksızın yapılan arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğunu değerlendirmiştir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2/3/2026 tarihli ve E.2021/8257, K.2026/2432; 9/2/2026 tarihli ve E.2021/8179, K.2026/1288 sayılı kararları). Diğer yandan Yargıtayın, yapılan arama sırasında gerekli kişilerin hazır bulunmadığına yönelik itirazların da ileri sürüldüğü bazı durumlarda ise elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna dair bir tespitte bulunmadığı görülmektedir (bkz. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 24/2/2026 tarihli ve E.2026/541, K.2026/2035; Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 19/2/2026 tarihli ve E.2025/8425, K.2026/2409 sayılı kararları). Yargıtay kararları da dikkate alındığında somut olayda mahkûmiyete dayanak yapılan delillerin kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu <i>ilk bakışta anlaşılabilen </i>bir nitelikte olup olmadığı konusunda tereddüt bulunmaktadır. Dolayısıyla somut olayda meselenin çözümü için testin ikinci aşamasının uygulanması gerekmektedir.</p>

<p>32. Testin ikinci aşaması kapsamında, söz konusu delilin mahkûmiyette tek veya belirleyici delil olarak kullanılıp kullanılmadığının tespit edilmesi gerekir. Mahkeme, mahkûmiyet gerekçesinde işyerinde yapılan aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelere, HTS kayıtlarına, sanık savunmalarına, tanık beyanlarına, uzmanlık raporlarına, arama ve olay tutanaklarına, elkoyma tutanağına, tartı vezin tutanağına, ekspertiz raporlarına, hastane raporlarına dayanmıştır. Bu nedenle işyerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin mahkûmiyete ilişkin tek delil olmasa da belirleyici mahiyette bir delil olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>33. Testin üçüncü aşaması kapsamında, delilin belirleyici nitelikte hükme esas alınmasının yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirip getirmediğinin tespit edilebilmesi için delillerin elde edildiği koşulların gerçekliği ve güvenilirliği üzerinde şüphe doğurup doğurmadığının somut olay şartlarında incelenmesi gerekir. Somut olayda aramada hazır bulunan başvurucunun babası M.Ç. mahkemede tanık sıfatıyla verdiği beyanında uyuşturucu madde yakalanmadan önce söz konusu işyerini başvurucunun kullanımına verdiğini ifade etmiştir. Ayrıca M.Ç.nin aramada ele geçirilen uyuşturucu maddelerin kolluk görevlilerince veya başkaca bir kimse tarafından konulduğuna, aramanın usule aykırı gerçekleştirildiğine yönelik herhangi bir itirazı da bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun soruşturma aşamasında kollukta müdafi eşliğinde verdiği ifadesindeki polislerin bu uyuşturucu maddeleri koymuş olabileceğine yönelik beyanı, aramaya bizzat katılan ve başvurucunun babası olan M.Ç. tarafından desteklenmemiştir.</p>

<p>34. Öte yandan başvurucunun aşamalarda, işyerinde ele geçirilen uyuşturucu maddelerin E.Y. isimli bir kişi veya onun yönlendirdiği kişiler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları söz konusudur. Mahkeme tensip tutanağında E.Y. isimli kişinin araştırılması ve tanık olarak dinlenmesi için gerekli usul işlemlerinin yapılmasına karar vermiştir. Batman İl Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda, yapılan çalışmalarda E.Y. isimli kişinin kimlik ve adres tespitinin mümkün olmadığı belirtilmiştir. Mahkeme, başvurucunun HTS kayıtlarına ilişkin yaptığı incelemede E.Y. ile herhangi bir görüşme kaydının olmadığını tespit etmiştir. Bu şekilde başvurucunun uyuşturucu maddenin başka kimseler tarafından konulmuş olabileceğine yönelik itirazları, Mahkeme tarafından dikkate alınmıştır. Sonuç olarak başvurucuya delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verilmiş, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri gözetilerek savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler sağlanmış ve başvurucunun itirazlarına yönelik yapılan araştırmalar neticesinde varılan sonuçlar, bir bütün hâlinde delillerle bağ kurulmak suretiyle gerekçeli kararda tartışılmıştır.</p>

<p>35. Sonuç olarak şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi altında güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>B. Diğer İhlal İddiaları</strong></p>

<p>37. Başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Abdullah Topçu</i> ([1. B.], B. No: 2014/8868, 19/4/2017, §§ 74-79) kararı; aleni yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Feyyaz Bayram</i> ([2. B.], B. No: 2014/7822, 16/11/2016, §§ 84-86) kararı; yargılamanın sonucunun adil olmadığına ilişkin iddiasının <i>Ahmet Sağlam</i> ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013, §§ 43-46) kararı; tanık dinletme ve sorgulama hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının <i>Muhammet Fatih Berber</i> ([2. B.], B. No: 2018/13628, 11/5/2022, § 54) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Diğer ihlal iddialarının <i>kabul edilebilirlik kriterlerini karşılamaması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE Yusuf Şevki HAKYEMEZ'in karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Hukuka aykırı şekilde elde edilen delillerin mahkûmiyete esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. Uyuşturucu madde ticareti yapıldığı ihbarı üzerine başvurucu hakkında uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapmak suçundan açılan soruşturma bağlamında uyuşturucu satıldığına dair ihbar üzerine 17/12/2018 tarihinde gecikmesinde sakınca bulunan hâl kapsamında başvurucunun kullanımında olan işyerinde bir arama gerçekleştirilmiş olup bu arama kararında da iki kişinin imzası bulunmaktadır.</p>

<p>3. Bununla birlikte başvurucu Kanun’da arama sırasında hazır bulunması gereken kişiler hazır edilmeden arama yapıldığını ve bu nedenle arama neticesinde elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğunu ileri sürmesine rağmen mahkemeler bu iddiaya ilişkin bir değerlendirme yapmadan başvurucunun mahkumiyetine karar vermişlerdir.</p>

<p>4. Konu ile ilgili 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 119. maddesinin (4) nolu fıkrasında Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulacağı öngörülmektedir. Oysa somut olayda bu minvalde yapılan aramada bulunan iki kişiden birisi bu şartı sağlamamaktadır.</p>

<p>5. Dolayısıyla mezkur aramaya bağlı biçimde elde edilen delilin hukuken delil olarak kullanılması Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü gereğince mümkün olmamalıdır.</p>

<p>6. Bu açık düzenlemelere rağmen Mahkememiz çoğunluğu şikâyete konu arama kapsamında elde edilen delilin mahkûmiyete esas alınmasının -somut olayın özel koşullarında- yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirmediği sonucuna ulaşmıştır (§§ 28-35).</p>

<p>7. Eldeki bireysel başvurudaki temel mesele başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmediği noktasında odaklanmaktadır. Zira başvurucu ele geçirilen delillerin açıkça hukuka aykırı olduğunu ve bu nedenle hükme esas alınmaması gerektiğini ileri sürmektedir.</p>

<p>8. Bu konu ile ilgili bireysel başvuru inceleme sürecindeki değerlendirmede dikkate alınması gereken Anayasa’nın 38. maddesinin altıncı fıkrası hükmü kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngörmektedir. Dolayısıyla burada yapılacak incelemede bireysel başvuruya konu olayda mahkumiyete esas alınan delilin kanuna uygun biçimde elde edilmiş olup olmadığı önem arz etmektedir.</p>

<p>9. Benzer bir konuya ilişkin bir bireysel başvuru kararı üzerine yazdığım karşıoydaki hususların bu dosyada da geçerli olduğu kanaatiyle bahse konu değerlendirmelere burada da aynen yer vermek uygun olacaktır (bkz.: Hacı Karabulut (2) [GK], B. No: 2020/27959, 20/3/2025, §§ 6-27).</p>

<p>“<i>Bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesinin görevi kural olarak mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamalardaki delilleri değerlendirmek değildir. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru incelemelerinde mahkemelerin gerçekleştirdiği yargılamaların kişilerin bireysel başvuru kapsamındaki haklarını ihlal edip etmediği ile ilgilenmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesi kararlarında da ifade edildiği üzere bireysel başvuruya konu davadaki eylemlerin kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Dolayısıyla somut başvuruyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin rolü, derece mahkemelerince yapılan değerlendirmelerin ve varılan sonuçların hukuka uygunluğunu denetlemek değildir. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (bkz.: Orhan Kılıç [GK], B. No: 2014/4704, 1/2/2018, § 44). </i></p>

<p><i>Bununla birlikte somut bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun mahkumiyetine esas alınan delilin hukuka uygun biçimde elde edilip edilmemesi davanın özünü etkilemekte olup, bu durum aynı zamanda kanuna aykırı olarak elde edilmiş olan bulguların delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören Anayasa’nın 38. maddesinin açık hükmü ile de doğrudan ilgilidir. </i></p>

<p><i>Dolayısıyla kanuni bir temeli olmadan elde edildiği veya elde ediliş yöntemi bakımından hukuka aykırı olduğu ilk bakışta anlaşılabilen veya derece mahkemelerince hukuka aykırı olduğu tespit edilen delillerin yargılamada tek veya belirleyici delil olarak kullanılmasının hakkaniyete uygun yargılanma hakkı bakımından sorun oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Zira ceza muhakemesinde delillerin elde ediliş şekli ve mahkûmiyete dayanak alınma düzeyleri, yargılamanın bütününü hakkaniyete aykırı hâle getirebilir (Orhan Kılıç, § 45). </i></p>

<p><i>Bunun içindir ki eldeki başvuruda mahkumiyete esas alınan delilin hukuka uygun bir delil niteliğinde olup olmadığının açıklığa kavuşturulması önem arz etmektedir. Hal böyle olunca gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde bu nitelikteki delillerin elde edilme süreçlerinde kanunlarda öngörülen arama ve diğer ilgili mevzuat hükümlerine bakmak ve delil elde etme süreçlerinde bu kanun hükümlerine riayet edilip edilmediğini ortaya koymak gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bununla birlikte somut olayla ilgili bireysel başvuru incelemesinde hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlaline karar verebilmek için yapılacak değerlendirmede başvurucunun mahkumiyetinde başka bir delile dayanılıp dayanılmadığının tespiti de önem arz etmektedir. Dosyadaki verilere bakıldığında başvurucunun uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkumiyetindeki tek delil önleme araması sonucu elde edilen bahse konu delildir. </i></p>

<p><i>Kişinin mahkumiyetine dayanak olan tek delil kanuna aykırı biçimde elde edilen delil olduğu içindir ki bireysel başvuru incelemesi kapsamında, Mahkememiz çoğunluk kararında yapıldığı şekilde başvurucuya “delilin gerçekliğine itiraz etme ve kullanılmasına karşı çıkma fırsatı verildiği, bu konuda silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin gözetildiği, savunmanın menfaatinin korunması için yeterli güvenceler”in sağlanıp sağlanmadığına ( bkz.: § 79) ilişkin testleri uygulamaya gerek olmadığı kanaatindeyim. </i></p>

<p><i>Zira burada adil yargılanma güvencelerinin sağlanması durumunda dahi mahkumiyete ulaşma noktasında kullanılan delil Anayasa’nın 38. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere hukuka aykırı biçimde elde edilen delildir. </i></p>

<p><i>Anayasa’nın 38. maddesindeki açık hüküm karşısında bu tek delile dayalı verilen mahkumiyet hükmünün bireysel başvuru incelemesinde adil yargılanma hakkı bağlamında daha net biçimde değerlendirilmesi önem arz etmektedir. Zira uyuşturucu madde ticareti suçundan gerçekleştirilen yargılamada hukuka aykırı biçimde elde edilmiş olan delilin tek delil olarak kullanılması bir bütün olarak yargılamanın hakkaniyetini zedelemektedir (Hukuka aykırı elde edilen delilin ceza yargılamasında belirleyici delil olarak kullanılmasının ihlale sebebiyet vermesi ile ilgili bir bireysel başvuru karar örneği için bkz.: Orhan Kılıç, § 55). </i></p>

<p><i>Bu yönü ile çoğunluk kararı hukuken sorunludur. Zira çoğunluk kararındaki yaklaşıma göre mahkumiyete esas alınan delil kanuna aykırı biçimde elde edilmiş ve tek delil olsa bile bu durumda kişiye yargılama sürecinde etkili itiraz ve çelişme imkanı sağlandığında gerçekleştirilen yargılama hakkaniyete uygun yargılanma hakkını ihlal etmeyecektir. </i></p>

<p><i>Kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir. </i></p>

<p><i>Zira çoğunluk kararındaki yaklaşım, kanuna aykırı biçimde elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceğini öngören önemli bir anayasal güvenceyi devre dışı bırakarak tamamen anlamsızlaştırmaktadır. Oysa gerçekleştirilen bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesi konumuz bağlamında adil yargılanma hakkı ile ilgili olarak Anayasa’da yer alan güvenceleri dikkate almak zorundadır. Anayasa’da mutlak bir güvence olarak kanuna aykırı elde edilen delilin yargılamada delil olarak kabul edilemeyeceği öngörülmüş olmasına ve yargılamada bu nitelikteki bir delil tek delil olarak kullanılmasına rağmen Mahkememiz çoğunluğunun burada hakkaniyete uygun yargılanma hakkında bir sorun görmemesini bireysel başvurunun getiriliş amacı ile de bağdaştırmak mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Zira Anayasa’nın 148. maddesinde açıkça ‘Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.’ hükmüne yer verilmiş olmasına rağmen eldeki başvuruda Mahkememiz çoğunluğu adil yargılanma hakkı bağlamında Anayasa’nın 38/6. maddesinde yer verilen ‘Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.’ şeklindeki temel bir anayasal güvenceyi tamamen göz ardı etmiştir</i>”.</p>

<p>10. Sonuç olarak kanaatimizce kanuna aykırı biçimde elde edilmiş bir delil olduğu ve bu delilin mahkumiyete ulaşmada tek delil olmasa bile belirleyici mahiyette delil olduğu açık olmasına rağmen somut olayda yine de bu delile dayalı biçimde gerçekleştirilen yargılamanın bütününün hakkaniyete aykırı hâle gelmediğini söyleyebilmek mümkün gözükmemektedir.</p>

<p>11. Bu nedenle somut bireysel başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107328-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="77823"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/95759 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/95759 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>Y.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/95759)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yunus Emre BAĞLAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Songül KASIRGA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama (ne bis in idem) ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>A. Başvurucu Hakkındaki İlk Yargılama Süreci</strong></p>

<p>2. Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında DEAŞ silahlı terör örgütüne üye olma ve 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun’a muhalefet suçundan soruşturma başlatmıştır.</p>

<p>3. Kolluk görevlilerince tanzim edilen 5/5/2016 tarihli tutanakta; 5/5/2016 tarihinde yapılan ihbar üzerine başvurucunun yapılan üst aramasında 7,65 mm çapında, siyah kabzalı, siyah renkli, bir adet tabanca, tabancaya takılı bir adet şarjör ve şarjörün içinde üç adet fişek ele geçirildiği belirtilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu; soruşturma aşamasında emniyette müdafi hazır bulunmadan alınan 5/5/2016 tarihli ifadesinde üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine hediye olarak verdiğini, silahın şarjörün ve üç adet merminin muhafaza altına alınmasına rıza gösterdiğini, daha önce tehdit aldığı için silah taşıdığını, silahı herhangi bir olayda kullanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Başvurucu soruşturma aşamasında emniyette müdafi huzurunda alınan 6/5/2016 tarihli ifadesinde; üzerinden çıkan silahı C.Ö. isimli kişinin kendisine verdiğini, can güvenliği için bu silahı aldığını, silahı aldığında şarjörünün içinde üç adet merminin bulunduğunu, silahı hiç kullanmadığını beyan etmiştir.</p>

<p>6. Başsavcılık, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 9/5/2016 tarihli iddianameyi düzenlemiştir. İddianamede; başvurucuya ait dijital materyaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporunda örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların tespit edildiğini, silahlı terör örgütü DAEŞ'in çağrıları üzerine fikir ve amaçlarını benimseyerek örgütün amaçları doğrultusunda faaliyette bulunduğunu, başvurucunun üzerinden bir adet 6136 sayılı Kanun kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiğini gözönüne bulundurarak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Yargılama tek celsede sonuçlanmıştır. Başvurucu savunmasında<i> "Her ne kadar suça konu tabancayı bana </i>[C.nin]<i> verdiğini söylemişsem de silah bana dedemden kalmadır."</i> şeklinde beyanda bulunmuştur. Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan 6 ay 7 gün hapis cezasıyla 6136 sayılı Kanun'a muhalefet suçundan ise 10 ay hapis ve 500 TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına temyiz kanun yolu açık olmak üzere karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Kolluk kuvvetleri tarafından DEAŞ terör örgütünün ülkemize yönelik faaliyetlerinin ve olası terör eylemlerinin önlenebilmesi, ülkemiz/ilimiz üzerinden çatışma bölgelerine malzeme temin edilen mekânlarının takip edilmesi ve terör örgütüne eleman/militan teminine yardımcı olan faaliyetlerin engellenmesine yönelik yapılan çalışmalarda; </i><i>Olay tarihinde il emniyet müdürlüğüne yapılan bir ihbar ile içinde sanıkların bulunduğu araçla ilgili şüpheli hareketlerin yapıldığı hususlarına ilişkin bildirimde bulunulması üzerine kolluk kuvvetleri tarafından anılan hususlara ilişkin çalışmalar yapıldığı, bu kapsamda yapılan çalışmalar doğrultusunda sanıklardan M.Y.'ın </i>[başvurucu]<i> üzerinden bir adet 6136 Sayılı yasa kapsamında olduğu anlaşılan tabanca ve üç adet merminin ele geçirildiği bu şekilde üzerlerine atılı suçları işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanıklardan M.Y.'a ait dijitaller üzerinde yapılan incelemeye esas tanzim edilen bilirkişi raporu incelendiğinde; anılan örgütün faaliyetlerine ilişkin bir kısım fotoğrafların varlığına ilişkin tespit yapılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanıklardan </i>[C.Ö.den]<i> elde edilen dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde anılan terör örgütü tarafından kullanıldığı anlaşılan TAUHİD kelimesinin bulunduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Sanık </i>[C.Ö.]<i> hakkında 6136 sayılı yasaya muhalefet suçundan kamu davası açılmış ise de; sanığın üzerine atılı suçlamayı kabul etmediği, olay yakalama tutanağında suça konu silağın diğer sanık M. Y.ın yapılan üst aramasında bulunması, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamı nazara alındığında sanığın müsnet suçu işlediğine dair diğer sanığın atfı cürmi niteliğindeki beyanı dışında, sanığnı cezalandırılmasına yeter, </i><i>her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmaması sebebiyle müsnet suç sabit olmadığından sanığın CMK'nun 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>Sanıklar hakkında silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan kamu davası açılmış ise de; Sanıkların siyasi, ideolojik, silahlı eğitim aldıklarına, </i><i> terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olduklarına, </i><i>kendilerine bir kod ismi aldıklarına bu şekilde DEAŞ terör örgütüne üye olduğuna dair iddia dışında cezalandırılmasına yeter kesin delil bulunmadığı ancak Gaziantep'de diğer sanıkla birlikte kiraladıkları araçla DEAŞ militanlarını sınırdan Suriyeye geçirmek üzere hazırlık yaparken eylemini tamamlayamadan yakalandıkları anlaşıldığından sanığın eyleminin silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçunu oluşturduğu kanaatine varılmış ve sanıkların </i><i> silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçu sübuta ermiştir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla; Sanıkların silahlı terör örgütüne bilerek yardım etmeye teşebbüs suçundan eylemlerine uyan yasa maddesinin asgari haddi esas alınarak cezalandırılmasına, sanıklar etkin pişmanlık göstermediğinden haklarında TCK'nun 221 maddesinin tatbikine yer olmadığına, sanıkların, hiyerjik yapısına dahil olmadığı terör örgütüne yaptığı yardımın niteliğine göre cezası TCK'nun 220/7-son cümle gereğince 2/3 oranında indirilmesine, sanıklara verilen ceza 3713 sayılı kanunun 5/1 maddesi gereğince yarı oranında arttırılmasına, sanıkların eylemi teşebbüs aşamasında kaldığından cezası TCK'nun 35/2 maddesi gereğince 3/4 oranında indirilmesine, sanıkların geçmişi, sosyal ilişkileri ve yargılama sürecindeki davranışları lehine takdiri hafifletici neden kabul edilerek 5328 Sayılı Yasa ile değişik 5237 Sayılı TCK’nun 62/1.maddesi gereğince cezasından takdiren 1/6 oranında indirilmesine, Sanık M.Y.'a verilen hapis cezasının sanık daha önce kasıtlı suçtan mahkum olduğundan hakkında CMK 231 maddesinin uygulanmasına yer olmadığına, sanığın geçmişteki hali nazara alındığından yeniden suç işlemeyeceğine dair mahkemede olumlu kanaat hasıl olmadığından verilen cezanın TCK 51 md uyarınca ertelenmesine yer olmadığına karar verilmiş, Sanık </i>[C.Ö.ye]<i> verilen hapis cezasının süresi ve sanığın beyanı nazara alınarak sanık hakkında CMK'nun 231 maddesinin uygulanmasına oy birliğiyle karar verilerek </i><i>aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur..."</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Yargıtay 16. Ceza Dairesi, başvurucu müdafiinin öngörülen bir haftalık süre geçtikten sonra hükmü temyiz ettiği gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>B. Başvurucu Hakkındaki İkinci Yargılama Süreci</strong></p>

<p>9. Diğer yandan Başsavcılık, başvurucunun aynı olaya ilişkin 6136 sayılı Kanun’a muhalefet suçundan cezalandırılması talebiyle 16/6/2016 tarihli iddianame düzenlemiştir. İddianamede; başvurucunun üzerinden tabanca, şarjör ve mermilerin ele geçirildiğini, alınan kriminal raporunda tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı Kanun kapsamında taşınması ve bulundurulması yasak olduğunun tespit edildiği gözönüne bulundurularak üzerine atılı suçu işlediğini ileri sürmüştür.</p>

<p>10. İddianamenin kabulüyle açılan dava, Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) görülmeye başlanmıştır. Üç celse süren yargılama neticesinde Mahkeme, başvurucunun ruhsatsız ateşli silahlarla mermileri satın alma veya taşıma veya bulundurma suçundan 1 yıl hapis ve 600 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Sanıkların üzerine atılı 6136 sayılı yasaya aykırılık suçundan yapılan yargılamada, 05.05.2016 tarihli Tutanağa göre haber merkezinin </i>[…]<i> Kavşağında bulunan </i>[…]<i> Lokantası önünde </i>[…]<i> plakalı araç içerisindeki şahısların üzerinde silah olduğunu bildirmesi üzerine olay yerine gidildiği, sanık M. Y.'ın </i>[başvurucu]<i> üzerinde yapılan aramada suça konu tabanca ve fişeklerin bulunduğu, sanığın soruşturma aşamasında alınan savunmasında suça konu silahı kendisine diğer sanık </i>[C.Ö.] <i>nün verdiğini beyan ettiği, sanık </i>[C..]<i> nin olay yerinde bulunmadığı, Adana Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 16.05.2016 tarihli Uzmanlık Raporuna göre suça konu tabancanın atışına mani herhangi bir mekanik arızası bulunmadığının, yapılan deneme ve mukayese atışlarında çap ve tipine uygun fişekleri patlattığının, suça konu fişeklerin çap ve tipine uygun silahlarda kullanılmak üzere imal edildiğinin, yapılan deneme atışlarında normal olarak patladıklarının, tabanca ve fişeklerin 6136 sayılı kanuna göre yasak niteliği haiz ateşli silah ve fişeklerden olduğunun tespit edildiği, sanık Mehmet'in alınan savunmasında silahın kendisine ait olduğunu, silahın dedesinden kaldığını, sanık </i>[C..]<i> nin kendisini şikayet ettiğini düşündüğü için önceki beyanında silahı ondan aldığını söylediğini, şimdiki beyanlarının doğru olduğunu beyan ederek suçu ikrar ettiği, diğer sanık </i>[C..] <i>nin</i><i> ise suçlamayı kabul etmediği anlaşılmakla tüm dosya kapsamına göre sanık Mehmet'in ruhsatı bulunmayan ve 6136 sayılı yasaya göre yasak niteliği haiz tabanca ve buna ait fişekleri taşıyarak üzerine atılı suçu işlediği sabit olduğundan cezalandırılmasına…</i>”</p>

<p>11. Başvurucu hakkında istinaf kanun yolu açık olmak üzere verilen mahkûmiyet kararının, istinaf edilmeden 7/12/2017 tarihinde kesinleştiğini gösterir kesinleşme şerhi düzenlenmiştir.</p>

<p>12. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 11/6/2020 tarihinde kararın kanun yararına bozulmasını talep etmiştir. Talebin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 223/7. maddesinde 'Aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, dosya kapsamına göre; sanığın </i>[başvurucu]<i>, </i><i>6136 sayılı Kanun’a muhalefet </i><i>suçundan dolayı yapılan yargılama sonucunda, Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 30/06/2016 tarihli ve 2016/208 esas, 2016/318 sayılı kararı ile mahkumiyetine karar verilmiş olunması karşısında, sanığın aynı eylemi sebebiyle Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarihli ve 2016/35029 soruşturma, 2016/13251 sayılı iddianamesi ile açılan mükerrer davanın, 5271 sayılı Kanun’un 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesinde isabet görülmemiştir..."</i></p>

<p>13. Yargıtay 8. Ceza Dairesi (Ceza Dairesi) 4/10/2021 tarihinde, konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edildiğinden bahisle Mahkemenin mahkûmiyet kararının kanun yararına bozulmasına karar vermiştir. Ceza Dairesinin kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“ …Dosya kapsamına göre hükümlü M.Y. </i>[başvurucu]<i> hakkında 05.05.2016 tarihinde, Emniyet Haber merkezinden </i>[…]<i> kavşağında bulunan </i>[…] <i>Lokantası önünde </i>[…]<i> plakalı araç içerisinde silahlı 5 şahsın olduğunun bildirilmesi üzerine ekiplerce olay yerine gidildiği, şüpheli M.Y.'ın üzerinden 1 adet </i>[...]<i> marka 7,65 mm çapında siyah kabzeli, siyah renkli, </i>[…]<i> seri numaralı tabanca, 1 adet şarjör, 3 adet 7,65 mm çapında MKE ibareli mermi ele geçirildiği olayda; hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 2.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılması karşısında; </i></p>

<p><i>5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan "aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir." hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, kanun yararına bozma incelemesine konu edilen Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararında aynı fiil nedeniyle daha sonraki tarihli iddianameyle açılan ve temyiz edilmeden kesinleşen mükerrer davanın reddine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesi, </i></p>

<p><i>Yasaya aykırı ve Adalet Bakanlığı'nın Kanun Yararına Bozma istemine dayalı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarname içeriği bu itibarla yerinde görüldüğünden Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.10.2017 tarihli ve 2016/481 Esas, 2017/761 sayılı kararının CMK'nın 309. maddesi uyarınca BOZULMASINA…” </i></p>

<p>14. Kanun yararına bozma sonrası dava, Mahkemede yeniden görülmeye başlanmıştır. Mahkeme 21/9/2022 tarihinde açılan davanın mükerrer olduğu gerekçesiyle reddine karar vermiştir. Mahkemenin gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“…Sanık hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan 09.05.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/208 Esas 2016/318 Karar 30.06.2016 tarihli kararı ile mahkumiyetine karar verilip kararın temyiz incelemesinde onanarak kesinleştiği, kanun yararına bozma istemine konu olan Gaziantep 19. Asliye Ceza Mahkemesince 2016/481 Esas, 2017/761 Karar sayılı dosyasında ise hükümlü hakkında 6136 sayılı Yasaya aykırılık suçundan, 16.06.2016 tarihli iddianame ile dava açılarak 02.10.2017 tarihinde hükümlünün cezalandırılmasına karar verildiği ve kararın istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Bilindiği üzere 5271 sayılı CMK.nın 223/7. maddesinde yer alan 'aynı fiil nedeniyle, aynı sanık için önceden verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava varsa, davanın reddine karar verilir.' hükmünün yer aldığı, Ceza Genel Kurulu'nun 13.04.2010 tarih 2010/1-9 Esas, 2010/83 sayılı kararında da vurgulandığı üzere; konusu ve tarafları aynı olan suçun iki ayrı davaya konu edilmesi halinde, daha sonradan düzenlenen iddianame ile açılan ikinci kamu davasının, aynı eylem nedeniyle açılan mükerrer dava niteliğinde olup açılan bu ikinci kamu davasının CMK.nın 223/7. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği anlaşıldığından, </i></p>

<p><i>Gaziantep Cumhuriyet Başsavcılığının 16/06/2016 tarih ve 2016/13251 esas sayılı iddianamesi ile sanık M.Y. </i>[başvurucu]<i> hakkında 6136 sayılı yasaya aykırılıktan kamu davası açıldığı, suç tarihinin 05/05/2016 olduğu, yine aynı sanık hakkında Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının da 6136 sayılı yasaya muhalefet olduğu ve suç tarihinin 06/05/2016 olduğu, aynı olaya ilişkin mükerrir iddianame düzenlendiği zira her iki iddianamede olayın anlatımının aynı olduğu anlaşıldığından CMK.nun 223/7. maddesi gereğince davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur…” </i></p>

<p>15. Başvurucu hakkında verilen davanın reddi kararı, temyiz edilmeden 11/10/2022 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, davanın reddi kararının kesinleşmesinin akabinde 20/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>17. Komisyon tarafından başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>18. Başvurucu, daha önce yargılandığı eyleme ilişkin olarak yeniden bir yargılama sürecinin yürütülmesi nedeniyle aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>19. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>20. Başvurucunun iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi yönünden incelenmiştir.</p>

<p>21. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne ek (7) No.lu Protokol'ün 4. maddesinde düzenlenen aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi Anayasa'da açıkça düzenlenmemiştir. Anayasa Mahkemesi önceleri hukuk devleti ilkesinin temel ilkeleri arasında yer aldığını kabul ettiği bu ilkeyi <i>Ünal Gökpınar</i> ([GK], B. No: 2018/9115, 27/3/2019) kararında, hukuk devleti ve hukuki güvenlik ilkesi konusundaki kendi içtihadından hareketle ve bazı uluslararası hukuk metinlerine referansla Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak görmüştür (<i>Ünal Gökpınar</i>, § 50).</p>

<p>23. Kişilerin haklarında yürütülen ve kesinleşen bir ceza yargılaması sürecinin ardından tekrar yargılanmamalarını veya cezalandırılmamalarını güvence altına alan aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi ile adil yargılanma hakkı kapsamındaki cezai süreçler yönünden hukuki güvenliğin sağlanması amaçlanmıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne ek (7) No.lu Protokol’de ayrı bir hak olarak düzenlenmesine rağmen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında bu ilkenin adil yargılanma hakkı ile bağlantılı özel bir güvence olduğu vurgulanmıştır. Bazı uluslararası sözleşmelerde de aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi açık bir biçimde adil yargılanma hakkının bir güvencesi olarak kabul edilmiştir (<i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.</i> [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023, § 146; <i>Ünal Gökpınar</i>, § 49).</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi 4/11/2021 tarihli ve E.2019/4, K.2021/78 sayılı kararında konuya ilişkin uluslararası belgeleri de dikkate alarak aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesini, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin/kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağı veya cezalandırılamayacağı biçiminde tarif etmiştir. Söz konusu kararda bu ilkeye aykırılık sonucuna varılabilmesi için gerçekleşmesi gereken bazı koşullar ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin olması, bu sürecin kesin/kesinleşmiş mahkûmiyet veya beraat hükmüyle sonuçlanmış olması, ceza ile ilgili bir yargılama sürecinin yeniden işletilmesi, farklı yargılama süreçlerinin aynı fiile ilişkin olması ve ilkenin istisnalarından birinin olmaması şeklinde sıralanmıştır (AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 27; <i>Ford Otomotiv Sanayi A.Ş</i>., § 147).</p>

<p>25. Birinci ve üçüncü koşul bakımından “<i>ceza</i>” ile ilgili yargılama süreçlerinin her durumda teknik olarak ceza yargılaması hukuku anlamında bir süreç olarak öngörülmüş olması şart olmayıp bu kavram anayasal anlamda özerk bir yoruma tabidir. Nitekim AYM norm denetimi ve bireysel başvuru kararlarında, Anayasa'nın 36. ve 38. maddelerini yorumlayarak “ceza” kavramının idari vergi cezalarını da kapsadığını belirtmiştir (bkz. AYM, E.2019/16, K.2019/15, 14/3/2019, § 13; <i>Ünal Gökpınar,</i> §§ 54-56).</p>

<p>26. İkinci koşul bakımından <i>mahkûmiyet</i> ya da <i>beraat</i> hükmünden ne anlaşılması gerektiği AYM tarafından özerk olarak yorumlanmalıdır. Bu bağlamda aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin koruduğu menfaat, “<i>ceza</i>” yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın<i> esası incelenerek</i> kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin/kesinleşmiş bir karardan sonra tekrar/yeniden yargılanmaması ve cezalandırılmamasıdır. Dolayısıyla özerk yorum çerçevesinde “<i>ceza</i>” olarak nitelendirilen bir yaptırıma ilişkin yargılamada delillerin değerlendirilmesi ve olguların tespiti sonrası kişinin ilgili suçu işlediği ya da işlemediği yönünden değerlendirme içeren bir kararın aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi anlamında mahkûmiyet ya da beraat kararı olarak nitelendirilmesi gerekir. Bununla birlikte isnadın esası incelenmeden verilen, kişinin cezai sorumluluğuyla ilgili tespit içermeyen kararlar, örneğin zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararı ya da kovuşturmaya yer olmadığına dair karar söz konusu ilke kapsamında beraat kararı olarak nitelendirilemez (bkz. AYM, E.2019/4, K.2021/78, 4/11/2021, § 29).</p>

<p>27. İlk dört koşulun birlikte gerçekleşmesi hâlinde ilkeye aykırılık oluşur. Bununla birlikte uluslararası hukukta ilkeye istisna teşkil edebilecek bazı özel durumlar öngörülmüştür. Bunlar Anayasa’nın anılan ilke bağlamında yorumunda da dikkate alınmalıdır. Bu kapsamda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne Ek 7 No.lu Protokol'ün 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer verilen, Türk hukukunda kanunlarda kabul edilen yeni delil ortaya çıkması ve davanın sonucunu etkileyebilecek esaslı bir kusurun varlığı ilk iki istisnai durum olarak değerlendirilebilir. Üçüncü istisnai durum ise AİHM içtihatları ile geliştirilen (şeklen birden fazla olsalar bile) cezaya ilişkin süreçlerin bir bütünün parçaları olacak şekilde bağlantılı bir biçimde yürütülmesidir (<i>AİHM, A ve B/Norveç</i> [BD], B. No: 24130/11 ve 29758/11, 15/11/2016, § 130).</p>

<p>28. Diğer yandan kişi hakkında ikinci kez yürütülen yargılama sürecinde yargılama makamlarının mükerrerliğe ilişkin iddia ve itirazlara hızlı bir şekilde cevap vermesi, en kısa sürede yargılamanın mükerrer olup olmadığı hususunda değerlendirme yapması ve bu yöndeki karar mekanizmalarını işletmesi beklenmelidir. Bu bağlamda aynı fiile ilişkin olarak ikinci kez yürütülen kovuşturmada davanın mükerrer olduğunun tespitine ilişkin karar mekanizmalarının etkin bir şekilde işletilmesi, aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edilip edilmediği açısından önem arz etmektedir.</p>

<p>29. Aynı fiilden dolayı yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesi, hiç kimsenin ceza yargılamasında kesin veya kesinleşmiş bir hükümle mahkûm edildiği ya da beraat ettiği bir fiilden dolayı ceza yargılaması kapsamında yeniden yargılanamayacağını veya cezalandırılamayacağını ifade etmektedir. Mahkûmiyet ya da beraat hükmünden ne anlaşılması gerektiği ise ceza yaptırımına bağlanmış olan bir eyleme ilişkin isnadın<i> esasının incelenerek</i> kişinin cezai sorumluluğu hakkında olumlu ya da olumsuz verilmiş kesin veya kesinleşmiş bir kararın varlığı biçiminde anlaşılmaktadır. Başvuru konusu olayda Mahkeme, başvurucunun daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eyleme ilişkin olarak bu cezanın kesinleşmesinden sonra yeniden bir yargılama süreci yürüterek başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiş ve bu kararın kanun yararına bozulması üzerine davanın reddine karar vermiştir. Başvurucu hakkında daha önceden yargılandığı ve ceza aldığı aynı eylem nedeniyle başlatılan ikinci yargılama sürecinde, mükerrerliğin tespitine ilişkin karar mekanizmaları etkin bir şekilde işletilmemiştir. Bu nedenle -somut olayın şartlarında- aynı fiil nedeniyle yeniden yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>30. Başvurucu, ihlalin tespiti ile 100.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>31. Mahkeme tarafından verilen davanın reddine ilişkin kararın niteliği de gözetilerek ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır.</p>

<p>32. Eski hâle getirme kuralı çerçevesinde ihlalin sonuçlarının bütünüyle ortadan kaldırılabilmesi için başvurucuya manevi zararları karşılığında talebiyle bağlı olarak net 100.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki aynı fiilden dolayı birden fazla yargılanmama veya cezalandırılmama ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Başvurucuya net 100.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,</p>

<p>Ç. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>D. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202295759-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/anayadadl4.jpg" type="image/jpeg" length="23763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/38876 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 21/4/2026 tarihli ve 2022/38876 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>F.</strong> <strong>S.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/38876)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 21/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şeyda Nur ÜN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, işçilik alacaklarının ödenmesi istemiyle açılan alacak davasının sosyal medya hesabından yapılan paylaşımlardan ötürü reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 24/3/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Bireysel Başvuru Öncesi Süreç </strong></p>

<p>5. Başvurucu 2018 yılına kadar Van'da asıl işveren olan Türkerler Vangölü Elektrik Perakende Satış A.Ş.ye (VEDAŞ) bağlı olarak yüklenici firma bünyesinde arıza onarım ve bakım personeli olarak çalışmaktadır.</p>

<p>6. Van Valiliği Olağanüstü Hâl (OHAL) Bürosu 27/3/2018 tarihli yazıyla yüklenici personeli olarak çalışanların terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olup olmadığına yönelik yapılan araştırmaların sonucunu VEDAŞ'a göndermiştir. VEDAŞ'ın bu yazıyı yüklenici firmalara iletmesi üzerine yüklenici firmalar, terör örgütleri ile irtibatı/iltisakı olduğu değerlendirilen ve başvurucunun da aralarında bulunduğu bir grup personelin iş sözleşmesini 7/8/2018 tarihinde feshetmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesi talebiyle asıl işveren ve yüklenici firma aleyhine 11/9/2018 tarihinde dava açmıştır. Davanın görüldüğü Van 2. İş Mahkemesi 13/11/2018 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>8. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 17/1/2019 tarihinde <i>"</i><i>iş sözleşmesinin feshine dayanak yapılan OHAL Bürosu'nun yazısı ile ilgili sosyal medya paylaşımlarına ilişkin çıktı ve içeriklerinin ilgili kurumdan getirtilip incelenmesi ve söz konusu sosyal medya paylaşımlarının hakaret, tehdit ve şiddet içerikli olup olmadığı, eleştiri kapsamında kendi düşüncelerini açıklayıp açıklamadığı, sosyal medya paylaşımları ile ilgili davacı hakkında adli yönden herhangi bir terör soruşturması olup olmadığı, davacı işçinin şüpheyi haklı kılacak herhangi bir davranışının olup olmadığının araştırılıp Anayasa’nın 25. maddesi ve siyasi görüşün fesih için geçerli sebep oluşturmayacağına dair 4857 sayılı İş Kanunu’nun 18. maddesinin dikkate alınarak değerlendirme yapılması" </i>gerekçesiyle esasın incelenmeksizin kararın kaldırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Yeniden yapılan yargılama üzerine Van 2. İş Mahkemesi 2/5/2019 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Van İl Emniyet Müdürlüğünün .. yazısı ekinde davacı hakkında Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporunun ibraz olunduğu, ayrıca Van Cumhuriyet Başsavcılığınca gönderilen ... tarihli iddianameye göre davacı hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle 'Terör Örgütü Propagandası Yapmak' suçundan ... Mahkemesinde kamu davası başlatıldığı görüldü. Davacı hakkında düzenlenen Siber Suçları Önleme Büro Amirliğince düzenlenen ... sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporuna göre davacı</i><i> tarafından kullanıldığı sübut bulan sosyal medya hesabından yapılan paylaşım ve beğenilere ilişkin görüntü içeriklerine göre; davacının PKK/KCK terör örgütüne mensup sözde yönetici ve silahlı teröristlerinin bulunduğu gönderilere ilişkin paylaşımda bulunduğu, bu nedenle davacı hakkında kamu davası başlatıldığının bildirildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>... </i><i>Tüm bu izah edilenlere göre gerek davacı hakkında başlatılan ceza soruşturması gerekse davacının beğeni ve paylaşımının </i><i>terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğu, davacının söz konusu eyleminin işveren ile</i><i> aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, buna göre iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğu görülmektedir.</i> <i>Değinilen makul şüphe, Anayasa Mahkemesi’nin 04.08.2016 tarih, 2016/6 Değişik İş ve 2016/12 karar sayılı Genel Kurul kararında ifade edildiği üzere cezai soruşturmadan bağımsız olarak eylemin sübuta ermesi boyutunda olmamakla beraber karar merci tarafından üyelik, aidiyet ve irtibat ya da iltisak noktasında bir kanaati ifade etmektedir. </i></p>

<p><i>... Van Valiliği İl Emniyet Müdürülüğü tarafından ibraz edilen .. </i><i>sayılı Açık Kaynak Araştırma Raporu ve Van Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ibraz olunan İddianame içeriğine göre d</i><i>avacı tarafça yapılan paylaşımların ülkenin bölünmez bütünlüğünün hedef alındığı, terörü, suç ve suçluyu övme kapsamında terör örgütlerinin şiddet argümanlarına ilişkin olduğu, bu beğeni ve paylaşımların yukarıda izah olunduğu üzere d</i><i>üşünce, vicdan ve din özgürlüğü kapsamında kabul edilemeyeceği,</i><i> bu paylaşımlardan dolayı aynı işyeri çalışanı diğer işçilerin iç huzurunu olumsuz etkileyeceğinin. bunun neticesi çalışma ortam ve iş barışının da bozulacağının muhakkak olduğu, bu şartlarda davacı ile davalı arasında güven ilişkisinin doğal olarak zedelenmiş olacağı, davalı işverenin davacı ile iş akdini sürdürmesinin kendisinden beklenemeyeceği, tüm bu sebeplerle davalı tarafça yapılan feshin haklı fesih sebebi sayılamasa da en azından geçerli fesih sebebi olduğu anlaşılmakla davanın reddine..."</i></p>

<p>10. Başvurucu karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi 5/9/2019 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine kesin olmak üzere karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Dosya içerisine alınan belgelere göre, davacının terör örgütü ile irtibat veya iltisakına ilişkin Olağanüstü Hal Bürosunca bir kısım tespitlerde bulunulmuş, bu tespitler asıl işveren tarafından alt işverene bildirilmiştir. Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan asıl işverene terörle bağlantılı çalışanı bulunduğu bilgisi verilmesi ve asıl işveren tarafından bu bilginin alt işverene iletilmesi üzerine, alt işveren bakımından şüphe feshinin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durmak gerekecektir. Yukarıda da belirtildiği üzere burda çalışanın cezai sorumluluğunun olup olmamasından öte, fesih tarihi itibariyle iş ilişkisinin devamı için gerekli olan uygunluğun ortadan kalkıp kalmadığının incelenmesidir. Yani inceleme hukuk yargılaması kapsamında yapılan bir inceleme çerçevesinde kalacak olup, ceza yargılaması ilkeleri açısından bir değerlendirme içermemektedir. Alt işverenin işçisi hakkında ileri sürülen iddiaların kapsamı dikkate alındığında elindeki imkanlar kapsamında yapabilecek olup da yapmadığı araştırma söz konusu değildir. </i></p>

<p><i>Tüm bu tespitler ışığında, alt işverene verilen bilginin niteliği, alt işverenin kamuya ait enerji sektöründe hizmet veriyor olması karşısında taraflar arasındaki güven ilişkisinin zedelendiği ve alt işverenden iş akdinin devamının beklenemeyecek derecede şüphe meydana geldiğinin kabulü gerekeceği, bu haliyle somut olayda alt işveren feshinin işe iade davası bakımından en azından geçerli nedene dayandığı sonucuna varılmıştır... </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle davacı vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmemiş olup istinaf talebinin reddine..."</i></p>

<p><strong>B. Bireysel Başvuruya Konu Süreç</strong></p>

<p>11. Başvurucu, işe iade davasının kesinleşmesine müteakip 16/10/2019 tarihinde iş sözleşmesinin haksız feshinden kaynaklanan ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücretinin ödenmesi talepli alacak davası açmıştır.</p>

<p>12. Davanın görüldüğü Van 1. İş Mahkemesi (İş Mahkemesi) 27/1/2021 tarihinde davanın kabulüne karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Kamu işvereni ile işletme hakkı devir sözleşmesi imzalamış olan davalı asıl işverenin, çalıştırılan işçinin terör örgütü ile ilişkisi olabileceği gerekçesiyle iş akdinin feshedilmesi yönünde davalı alt işverenlere verdiği talimat, alt işveren yönünden iş akdinin feshi için geçerli neden teşkil eder. Bir başka deyişle böyle bir durumda iş ilişkisinin sürdürülmesi alt işverenden beklenemeyeceğinden feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilmelidir. Ancak geçerli neden ile haklı neden birbirinden farklıdır. Feshin geçerli nedene dayandığı kabul edilse dahi haklı nedene dayanmaması durumunda işçi kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanacaktır. H</i><i>er ne kadar, davalı Vedaş tarafından, işe iade davasında davacının terör örgütü ile bağlantılı olduğu değerlendirilerek, haklı nedene dayalı olarak iş akdinin feshinin sağlandığı savunulmuş ve davacının işe iade davası reddedilmişse de, Ohal İl Bürosu'nca yapılan araştırmanın ardından oluşturulan liste kapsamında davacının iş akdinin feshedildiği, davalı tarafça, terör örgütü ile bağlantısı olabileceği değerlendirmesi ile hazırlanmış işçi listesi dışında, davacının terör örgütü bağlantısını gösterir hiç bir dayanak resmi bilgi ya da belge sunulmadığı gibi, işe iade davasında Mahkemece ilgili kurumlarla yeterli düzeyde yapılan yazışmalar neticesinde de herhangi bir somut bilgi ve belgeye ulaşılamadığı dikkate alındığında, fesih tarihinde yapılan feshin şüphe feshi niteliğinde olduğu, bu duruma göre feshin haklı nedene dayanmadığı anlaşıldığından,</i> <i>fiili hizmet süresi üzerinden bilirkişi tarafından yapılan hesaplama, dava ve ıslah dilekçesindeki talepler</i><i> dikkate alınarak davacı tarafın kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı alacağına yönelik taleplerinin kabulüne hükmetmek gerekmiş... </i><i>y</i><i>ukarıda açıklanan tüm nedenlerle davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm tesis edilmiştir." </i></p>

<p>13. Taraflar karara karşı istinaf başvurusunda bulunmuş, dosyayı inceleyen Van Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi (Bölge Adliye Mahkemesi) 25/2/2022 tarihinde başvurucunun istinaf başvurusunun reddine; işverenin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İş Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, ihbar ve kıdem tazminatına yönelik davanın reddine karar vermiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dava, iş akdinin haklı nedenle feshedilip edilmediği, davacı işçinin feshe bağlı alacakları hak edip etmediği ile davalıların sorumlu olup olmadığına ilişkindir. </i></p>

<p><i>Dosya içerisine alınan işe iade dava dosyası içerisinde davacı hakkında Van Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... İddianame numaralı iddianamesiyle Van Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... sayılı dosyasında kamu davası açıldığı, iddianame içeriğinde açık kaynak araştırmasında davacının herkese açık olan facebook hesabında F. S. kullanıcı ismi ile terör örgütü PKK' yı öven paylaşımlar yaptığının tespit edildiği, 19/11/2015 tarihinde 'TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 13/11/2015 tarihinde 'halkın sosyal medya gönüllüleri' isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı, 03/07/2015 tarihinde 'Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür' başlıklı paylaşımda bulunduğu, 27/05/2010 tarihinde 'gerilla şarkıları' başlıklı paylaşımda bulunduğu, alınan ifadesinde facebook adresini kendisinin kullandığını, paylaşımları hatırlamadığını beyan ettiği görülmüştür. İşe iade dava dosyası içerisinde bu paylaşımlara ilişkin ekran çıktılarının bulunduğu anlaşılmaktadır. Davalı işveren tarafından Van Valiliği OHAL bürosunun ... tarihli davacının terör örgütleri ile irtibatı ve iltisakı olduğuna dair yazısı ve ekine istinaden iş akdinin haklı nedenle feshedildiği, fesih sonrasında davacı hakkında Van 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dava dosyasına konu fiili ve paylaşımları nedeniyle yargılama yapıldığı, hakkında terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkumiyet kararı verildiği anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>Erzurum Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi'nin yukarıda bahsedilen kararında da, iş akdinin en azından geçerli nedenle feshedildiğinin belirtilmesi nedeniyle Bölge Adliye Mahkemesi kararında feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığı, dosyada mevcut paylaşımlar davacının eylemi dosya kapsamı ile sabit olup, davacının eylemlerinin iş ilişkisinin devam ettiği döneme ait olması, davalı iş yerinin enerji sektöründe bulunan bir iş yeri olması da gözetildiğinde davalı işverenin fesihte haklı olduğu bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatı talebinin reddi gerekirken kabul edilmesinin hatalı olduğu ortadadır. Davalı vekilinin bu yöndeki istinaf sebebi yerindedir. İlk derece mahkemesince yıllık izinler konusundaki değerlendirmesinin dosyada mevcut delillere göre yerinde olduğu anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>Yukarıda a</i><i>çıklanan nedenlerle ... davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine, davalı Vedaş vekilinin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, yapılan inceleme neticesinde yerel mahkeme kararının belirtilen gerekçelerle kaldırılarak, HMK.nın 353/1-b.2 maddesi uyarınca yeniden hüküm kurma yoluna gidilmiştir."</i></p>

<p>14. Başvurucu nihai kararı 2/3/2022 tarihinde öğrenmiştir</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>15. 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun "<i>Feshin geçerli sebebe dayandırılması"</i> başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>''Otuz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerlerinde en az altı aylık kıdemi olan işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesini fesheden işveren, işçinin yeterliliğinden veya davranışlarından ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir sebebe dayanmak zorundadır. (...) </i></p>

<p><i>Altı aylık kıdem hesabında bu Kanunun 66 ncı maddesindeki süreler dikkate alınır. </i></p>

<p><i>Özellikle aşağıdaki hususlar fesih için geçerli bir sebep oluşturmaz: </i></p>

<p><i>a) Sendika üyeliği veya çalışma saatleri dışında veya işverenin rızası ile çalışma saatleri içinde sendikal faaliyetlere katılmak. </i></p>

<p><i>b) İşyeri sendika temsilciliği yapmak. </i></p>

<p><i>c) Mevzuattan veya sözleşmeden doğan haklarını takip veya yükümlülüklerini yerine getirmek için işveren aleyhine idari veya adli makamlara başvurmak veya bu hususta başlatılmış sürece katılmak. </i></p>

<p><i>d) Irk, renk, cinsiyet, medeni hal, aile yükümlülükleri, hamilelik, doğum, din, siyasi görüş ve benzeri nedenler. </i></p>

<p><i>e) 74 üncü maddede öngörülen ve kadın işçilerin çalıştırılmasının yasak olduğu sürelerde işe gelmemek. </i></p>

<p><i>f) Hastalık veya kaza nedeniyle 25 inci maddenin (I) numaralı bendinin (b) alt bendinde öngörülen bekleme süresinde işe geçici devamsızlık. </i></p>

<p><i>İşçinin altı aylık kıdemi, aynı işverenin bir veya değişik işyerlerinde geçen süreler birleştirilerek hesap edilir. İşverenin aynı işkolunda birden fazla işyerinin bulunması halinde, işyerinde çalışan işçi sayısı, bu işyerlerinde çalışan toplam işçi sayısına göre belirlenir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>16. 4857 sayılı Kanun'un "<i>Sözleşmenin feshinde usul"</i> başlıklı 19. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"İşveren fesih bildirimini yazılı olarak yapmak ve fesih sebebini açık ve kesin bir şekilde belirtmek zorundadır. </i></p>

<p><i>Hakkındaki iddialara karşı savunmasını almadan bir işçinin belirsiz süreli iş sözleşmesi, o işçinin davranışı veya verimi ile ilgili nedenlerle feshedilemez. Ancak, işverenin 25 inci maddenin (II) numaralı bendi şartlarına uygun fesih hakkı saklıdır."</i></p>

<p>17. 4857 sayılı Kanun'un <i>''Fesih bildirimine itiraz ve usulü'</i> başlıklı 20. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"İş sözleşmesi feshedilen işçi, fesih bildiriminde sebep gösterilmediği veya gösterilen sebebin geçerli bir sebep olmadığı iddiası ile fesih bildiriminin tebliği tarihinden itibaren bir ay içinde işe iade talebiyle, İş Mahkemeleri Kanunu hükümleri uyarınca arabulucuya başvurmak zorundadır. Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde, son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren, iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabilir. Taraflar anlaşırlarsa uyuşmazlık aynı sürede iş mahkemesi yerine özel hakeme de götürülebilir. Arabulucuya başvurmaksızın doğrudan dava açılması sebebiyle davanın usulden reddi hâlinde ret kararı taraflara resen tebliğ edilir. Kesinleşen ret kararının da resen tebliğinden itibaren iki hafta içinde arabulucuya başvurulabilir. </i></p>

<p><i>Feshin geçerli bir sebebe dayandığını ispat yükümlülüğü işverene aittir. İşçi, feshin başka bir sebebe dayandığını iddia ettiği takdirde, bu iddiasını ispatla yükümlüdür. </i></p>

<p><i>(Değişik üçüncü fıkra: 12/10/2017-7036/11 md.) Dava ivedilikle sonuçlandırılır. Mahkemece verilen karar hakkında istinaf yoluna başvurulması hâlinde, bölge adliye mahkemesi ivedilikle ve kesin olarak karar verir."</i></p>

<p>18. 4857 sayılı Kanun'un <i>''İşverenin haklı nedenle derhal fesih hakkı''</i> başlıklı 25. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan davranışlarda bulunması..." </i></p>

<p><strong>B. İlgili Yargı Kararları </strong></p>

<p>19. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 30/3/2021 tarihli ve E.2017/9(22)-3108, K.2021/380 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i> 14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı tarafından açılan ve feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada, mahkemece iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından geçerli nedenle feshedildiği gerekçesiyle davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay tarafından onanarak kesinleştiği somut olayda, mahkemenin iş sözleşmesinin davalı işverence haklı nedenle feshedildiğine ilişkin kabulünün yerine olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanamayacağı noktalarında toplanmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle 'delil', 'kesin hüküm' ve 'kuvvetli (güçlü) delil' kavramlarını kısaca açıklamakta yarar vardır. </i></p>

<p><i>16. Medeni usul hukukunda deliller, kesin deliller ve takdiri deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Hukukumuzda kesin deliller, ikrar ..., senet ... ve kesin hüküm... olmak üzere dört tanedir. Takdiri deliller ise tanık ..., bilirkişi ..., keşif ... ve kanunda düzenlenmemiş diğer deliller (HMK m. 192) olarak sayılmaktadır. Takdiri deliller yönünden delil türlerinin sınırlı olarak sayılmadığı kabul edilmektedir.... Bu açıdan kuvvetli (güçlü) delil takdiri bir delil türü olarak nitelendirilebilir. </i></p>

<p><i>17. Kesin hükme gelince, kesin hüküm HMK’nın 303. maddesinde düzenlenmiş olup, şekli ve maddi anlamda kesin hüküm olmak üzere olarak ikiye ayrılır. Verilen bir hükme karşı kanun yolları kapalı ise veya kanun yolları açık olsa bile süresinde gidilmemişse veya tüm kanun yolları tükenmişse hüküm şeklen kesinlik kazanmıştır. </i></p>

<p><i>18. Maddi anlamda kesin hükümde ise; dava sebebinin (maddi vakıaların), taraflarının ve ilk davanın hüküm fıkrası ile ikinci davaya ait talep sonucunun aynı olması gerekir. </i></p>

<p><i>19. Önemle vurgulanmadır ki; maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrası için söz konusudur. Hüküm fıkrası, davada (veya karşı davada) istenen hususlar (talep sonucu) hakkında mahkemece verilen kararı (hükmü) gösterir. Hükmün gerekçesinin kesin hüküm gücü bulunmamaktadır. Bununla beraber, gerekçe maddi anlamda kesinlikten tamamen soyutlanmış da değildir. </i></p>

<p><i>20. Maddi anlamda kesinlik, yalnız hüküm fıkrasına ilişkin olduğundan hükümde tarafların talep sonuçları (veya talep sonuçlarının bazı kalemleri) hakkında olumlu veya olumsuz bir karar verilmemişse, hakkında karar verilmemiş olan hususlar bakımından maddi anlamda kesin hüküm söz konusu olmaz. </i></p>

<p><i>21. İspat bakımından değerlendirmek gerekir ise; HMK'nın 204. maddesinin birinci fıkrasına göre ilamlar kesin delil sayılmaktadır. </i></p>

<p><i>22. Birinci davada verilmiş olan hüküm, aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak, aynı konuya ilişkin olarak açılan ikinci davada, kesin hükme bağlanmış olan husus yönünden kesin delil teşkil eder (HMK m.303/1,2). </i></p>

<p><i>23. Aynı taraflar arasında, aynı dava sebebine dayanarak ve aynı hukukî ilişki hakkında açılan ikinci davanın konusu, birinci davadakinden farklı olsa bile, iki davanın da temelini oluşturan aynı hukukî ilişkinin mevcut olup olmadığı hakkında (birinci davada) verilmiş olan (kesin) hüküm, ikinci davada kesin delil teşkil eder. </i></p>

<p><i>24. Bir davada verilen kesin hüküm, bu davanın tarafları dışındaki başka birine (üçüncü kişiye) karşı açılan (veya üçüncü kişi tarafından birinci davanın taraflarından birine karşı açılan) ve konusu ile dava sebebi (vakıalar) aynı olan ikinci bir davada kesin delil teşkil etmez; çünkü iki davanın tarafları farklıdır. Fakat, birinci davada verilen kesin hüküm, ikinci davada kuvvetli (güçlü) bir takdiri delil teşkil eder (Kılıç, H.: Açıklamalı İçtihatlı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, Cilt II, Ankara, 2011, s. 2341 vd.). </i></p>

<p><i>25. Nitekim aynı hususlara Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 09.02.2021 tarihli ve 2016/(7)9-1247 E., 2021/54 K.; 17.11.2020 tarihli ve 2016/9(7)-1867 E., 2020/908 K.; 15.09.2020 tarihli ve 2017/(22)9-1293 E., 2020/588 K. ve sayılı kararlarında da yer verilmiştir. </i></p>

<p><i>26. Bu noktada feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmalıdır. </i></p>

<p><i>27. Feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, mahkemece iş sözleşmesinin işveren tarafından 4857 sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesindeki nedenlerle haklı olarak feshedildiği ve bu sebeple işe iade talebinin reddine karar verildiği takdirde, işe iade davasında feshin haklı nedene dayandığının kabulü yönündeki kesinleşen bu tespit, aynı vakalara dayanılarak kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında, unsur etkisi nedeni ile kuvvetli delil olarak kabul edilmeli ve kıdem ile ihbar tazminatlarının reddine karar verilmelidir. </i></p>

<p><i>28. İşe iade davasında mahkemece feshin açıkça haklı nedene değil de, geçerli nedene dayandığı tespit edilmiş ise, yine unsur etkisi nedeniyle bu kez feshin haklı nedene dayanmadığına ilişkin tespit kesinleştiğinden, işçinin kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazandığı kabul edilmelidir. </i></p>

<p><i>29. Ancak her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, burada unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılmalıdır. </i></p>

<p><i>30. Somut olayda, davacı tarafından davalı işveren aleyhine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ile işe iade talepli davada; Sincan İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, davacının işini yanlış yapması nedeniyle dava dışı .. ile sözlü tartışmaya başladığı, ...’un yumruk atması sonrasında davacının ...’a attığı kumandanın eritme kazanına düştüğü ve kullanılamaz hâle geldiği, bu olay nedeniyle davalı işverenden iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenilemeyeceği, feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, kararın davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 7. Hukuk Dairesinin ... sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>31. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında, iş sözleşmesinin haklı nedenle mi yoksa geçerli nedenle mi feshedildiği konusunun tartışıldığı, mahkeme tarafından feshin geçerli nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın Yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshin geçerli nedene dayandığına ilişkin kesinleşen bu tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı ve bu alacak davasında da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerektiği anlaşıldığından, eldeki davada da feshin geçerli nedene dayandığının kabulü gerekir. </i></p>

<p><i>32. O hâlde davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin talepleri kabul edilmelidir."</i></p>

<p>20. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/11/2020 tarihli ve E.2016/(7)9-1867, K.2020/908 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...27. Somut olayda, davacının iş sözleşmesinin feshi üzerine açılan feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında Konya 2. İş Mahkemesinin ... sayılı kararı ile, süreklilik arz eden performans düşüklüğü nedeniyle davalı işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedildiği gerekçesiyle işe iade davasının reddine karar verilmiş ve bu kararı davacı vekili süresinde temyiz etmemesi nedeniyle mahkemece temyiz talebinin reddine ilişkin ek karar temyiz edilmediğinden hüküm kesinleşmiştir. </i></p>

<p><i>28. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalara, somut olaya ilişkin maddi ve hukuki olgulara göre; feshin geçersizliğinin tespiti ve işe iade davasında iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip edilmediği konusunun tartışıldığı, mahkemece feshin haklı nedene dayandığı gerekçesiyle davanın reddedildiği ve bu kararın kesinleştiği dikkate alındığında, sözü edilen davadaki feshe ilişkin tespitin görülmekte olan bu davada kuvvetli delil teşkil ettiği, bu nedenle mahkemeyi bağlayacağı anlaşıldığından davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına ilişkin taleplerinin reddi gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>29. Özel Daire bozma kararında; işe iade davasında verilen kararın, daha sonra açılacak kıdem ve ihbar tazminatı talepli davada kesin hüküm teşkil edeceği yönündeki tespiti davaların konusunun birbirinden farklı olması nedeniyle isabetli bulunmamıştır..."</i></p>

<p>21. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 10/6/2020 tarihli ve E.2020/2011, K.2020/6227 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve özellikle; feshin haklı nedene dayalı olup olmadığı hususu ilerde açılması muhtemel alacak davasında değerlendirilmek üzere, şimdilik fesih için geçerli nedenin oluştuğu anlaşılmakla Mahkeme kararında bir isabetsizlik bulunmadığından, davacının yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan hükmün ONANMASINA..."</i></p>

<p>22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 11/9/2023 tarihli ve E.2023/14011, K.2023/11613 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>Uyuşmazlık, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının işe iade davasında belirlenmesi gerekip gerekmediğine ilişkindir. </i></p>

<p><i>...5. Haklı neden geçerli neden ayrımı özellikle işçinin davranışları nedeniyle yapılan fesihlerde önem arz etmekte olup her haklı neden aynı zamanda bir geçerli neden iken her haksız fesih geçersiz nedenle fesih anlamına gelmez. </i></p>

<p><i>...7. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41 ve 50. Hukuk Dairelerince şüphe feshine değinilerek haklı nedene dayalı olup olmadığı ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere fesih tarihinde en azından geçerli nedenin varlığı kabul edilmiş ise de işçiler tarafından gerçekleştirilen feshe konu eylem sabit olup işe iade davalarının tarafları arasındaki uyuşmazlık, feshe konu eylemin işveren bilgisi dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğidir. </i></p>

<p><i>...8. Belirtmek gerekir ki feshin haklılığının değerlendirilmesinin ileride açılması muhtemel alacak davasına bırakılarak işe iade davası bakımından en azından geçerli nedenin varlığının kabul edilmesi tüm davalar açısından uygulanabilir değildir. Uyuşmazlığın giderilmesi istemine konu dava dosyalarında, i</i><i>lâmın İlgili Hukuk bölümünün (5) numaralı paragrafında yer verilen ilâm örneğinde olduğu şekilde, c</i><i>eza davası gibi ileride sonucu değiştirebilecek bir olgunun varlığı iddia edilmediğine göre mevcut deliller kapsamında feshin haklı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu husus gözetilmeden, feshin haklı nedene dayalı olup olmadığının ileride açılması muhtemel alacak davasında tartışılmak üzere değerlendirilmemiş olması doğru bulunmamıştır."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 21/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>24. Başvurucu;</p>

<p>i. İşe iade davasında feshin haksız olduğuna karar verildiğini, işçilik alacaklarından kaynaklanan alacak davasında da ilk derece mahkemesinin feshin şüphe feshi kapsamında kaldığını belirterek ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin ücreti alacağına yönelik davanın kabulüne karar verdiğini ancak bölge adliye mahkemesinin hakkındaki ceza yargılamasını gerekçe göstererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığını belirtmek suretiyle davanın reddine karar verdiğini,</p>

<p>ii. Ceza yargılamasında; bölge adliye mahkemesinin gerekçesinde belirtilenin aksine tüm paylaşımların değil, yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımının hükme esas alındığını, yapılan yargılama sonucu hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, bu hâliyle hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyetinin bulunmadığını, söz konusu ceza yargılamasının hukuk davası yönünden kesin delil mahiyetinde görülemeyeceğini,</p>

<p>iii. Söz konusu ceza davasına konu soruşturmanın fesih tarihinden sonra başlatıldığını, bu hâliyle soruşturmanın feshe delil oluşturmak ve feshi haklı göstermek amacıyla gerçekleştirildiğini,</p>

<p>iv. 2015 tarihli bir paylaşımın 2018 tarihinde gerçekleştirilen feshe dayanak yapılmasının hukuka uygun olmadığını ve terör örgütleri ile irtibat ve iltisak kapsamında görülemeyeceğini belirterek tüm bu sebeplerle adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>25. Bakanlık görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkı ve ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, AİHM ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınmasının faydalı olacağı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının sosyal medya hesabında bir kısım paylaşımda bulunması nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi sonrası açtığı alacak davasının reddine yönelik işlemler bütününe dayandığı görülmektedir. Bu hâliyle başvuru esas olarak ifade özgürlüğünü ilgilendirmektedir. Bu yönüyle başvurucunun iddialarının bir bütün olarak Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>27. Anayasa’nın "<i>Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti</i>" başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar... </i></p>

<p><i>Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanununöngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir"</i></p>

<p><strong>1</strong><strong>. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a. Genel İlkeler</strong></p>

<p>29. Başvuru konusu olayda uyuşmazlık, işçilik alacaklarından kaynaklı alacak davasının sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek reddedilmesine ilişkindir. Bu kapsamda temel hak ve özgürlüklere -somut başvuru kapsamında ifade özgürlüğüne- yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her durumda mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda temel hak ve özgürlüklere keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de temel hak ve özgürlüklerin korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da temel hak ve özgürlüklerin güvencelerini sağlamaya yönelik olarak olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3) </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; <i>Ö</i><i>mür Kara ve Onursal Özb</i><i>ek </i>[2. B.]<i>, </i>B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46). Ancak hemen belirtmek gerekir ki devletin ister pozitif isterse de negatif yükümlülükleri söz konusu olsun uygulanacak ilkeler de çoğunlukla önemli ölçüde benzeşmektedir (<i>Hesna Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 70).</p>

<p>30. Devletin ifade özgürlüğünün korunmasına yönelik yükümlülükleri çerçevesinde uyuşmazlıkların çözümüne ilişkin yasal altyapının oluşturulması, uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesi, bu yargılamalarda temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi sorumluluğu bulunmaktadır. Yine bireylerin temel hak ve özgürlüklerine üçüncü kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve mahkemelerce korunma sağlanması da söz konusu yükümlülükler kapsamındadır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler alınmış olsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek</i>, §§ 47-49).</p>

<p>31. Bu doğrultuda iş ilişkisi kapsamında çalışan bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik olarak işverence gerçekleştirilen müdahaleye ilişkin iddiasını içeren uyuşmazlıkların karara bağlandığı davalarda yargı mercilerince söz konusu güvenceler gözardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, ulaşılan sonuç hakkında hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır (<i>Ömür Kara ve Onursal Özbek, </i>§ 50; <i>Kasım Çiftçi ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2019/33243, 4/7/2022, § 32; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/10975, 14/6/2023, § 37 ).</p>

<p><strong>b. Somut Olayın Değerlendirilmesi </strong></p>

<p>32. Başvuruya konu olayda başvurucunun iş sözleşmesi; OHAL Bürosunun 27/3/2018 tarihli yazısının işverene ulaşmasına müteakip feshedilmiş, başvurucunun işe iade talepli açtığı dava ise feshin şüphe feshi kapsamında kaldığı ve en azından geçerli nedene dayandığı tespitiyle reddedilmiştir. Söz konusu kararın kesinleşmesine müteakip başvurucunun açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi feshin geçerli nedene dayandığı tespitiyle davanın kabulüne karar vermiş, kararın istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi ise başvurucunun ceza yargılaması sonucu mahkûmiyetine karar verildiğini ve feshin haklı nedene dayandığını belirterek davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>33. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 18. maddesinde iş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi düzenlenmiş ve bu kapsamda belirsiz süreli iş sözleşmelerinin işveren tarafından feshinde geçerli bir neden bildirme zorunluluğu getirilmiştir (bkz. § 15). Söz konusu hükümde geçerli nedenlerin neler olabileceği madde metninde sayılmıştır. İşveren tarafından iş sözleşmesinin feshi için ya işçinin yeterliliği ve davranışlarından kaynaklanan ya da işletmenin, işyerinin veya işin gereklerinden kaynaklanan geçerli bir nedenin işveren tarafından gösterilmesi gerekmektedir. Hükmün gerekçesinde de işbu hüküm gereği iş sözleşmesinin feshi için işçinin davranışlarının iş görme borcunu ciddi biçimde olumsuz etkilemesi, iş görme borcunu gerektiği biçimde yerine getirmesine olanak vermemesi, iş ilişkisinin sürdürülmesinin işveren açısından makul ölçülerde beklenememesi gerektiği ifade edilmiştir. (<i>Kasım Çiftçi ve diğerleri</i>, § 35; <i>Ayhan Deniz ve diğerleri,</i> § 42).</p>

<p>34. Geçerli fesih nedenlerinden biri de şüphe feshi olup şüphe feshinin özünde işçi tarafından işlendiği ispatlanamayan ancak işçinin işlediğine ilişkin somut olgular bulunan bir suç veya borca aykırı ağır davranış olmalıdır. Bu kapsamda şüphe feshinin söz konusu olabilmesi için iş ilişkisinin devamı adına gerekli olan güveni yıkmaya elverişli, objektif olay ve vakıalara dayanan güçlü bir şüphenin olması ve ayrıca olayın aydınlatılması için işverenin kendisinden beklenebilecek bütün çabaları göstermesine karşın eylemin gerçekleştiğinin kanıtlanamaması gerekir. Nihayetinde feshin son çare olması ilkesinin şüphe feshi açısından da uygulanması gerekir. (benzer yönde bkz. <i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 47 vd.).</p>

<p>35. Diğer yandan 4857 sayılı Kanun'un 25. maddesi ile işveren tarafından iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilmesi hâlleri düzenlenmiştir (bkz. § 18). İş sözleşmesinin haklı nedenle feshi dürüstlük kuralı gereği iş ilişkisinin sürdürülmesinin beklenemeyeceği durumlarda iş sözleşmesini derhâl sona erdirme imkânı veren bir haktır. İş sözleşmesinde ortaya çıkan bir durum nedeniyle iş ilişkisine devam edilmesi çekilmez hâle gelmişse haklı nedenle derhâl fesih hakkı ortaya çıkar (<i>İshak Bekiroğlu</i> [1. B.], B. No: 2021/10035, 9/1/2024, § 17). Haklı fesih nedenlerinin neler olduğu Kanun metninde bentler hâlinde sayılmıştır. Buna göre işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları haklı fesih nedenidir. Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan hâllerden birisi de aynı maddenin II-(e) bendinde düzenlendiği şekliyle işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak, işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan işçi davranışlarıdır.</p>

<p>36. Bu kapsamda haklı nedenle fesihte işveren açısından iş sözleşmesinin devamının beklenemeyeceği ağırlıkta ilişkiyi zedeleyen bir nedenin varlığı gerekliyken geçerli nedenle fesihte, haklı neden ağırlığında olmayan ancak iş sözleşmesinin devamını olanaksız kılan bir nedenin varlığı gereklidir. İş sözleşmelerinin geçerli nedenle feshi ile haklı nedenle feshi arasında usuli farklılıklar bulunmakla birlikte esas fark feshin niteliğinin kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisidir. İş sözleşmesinin geçerli nedenle feshinde işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanırken, haklı nedenle yapılan fesihte işçi kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamaz. Bu anlamda feshin niteliği işçinin tazminat alacakları kapsamında önemli olup, iş sözleşmesinin feshinde geçerli ya da haklı bir neden olup olmadığı hususunun özellikle işçi alacağı konulu davalarda tespit edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>37. Bununla birlikte işe iade davalarının niteliği gereği kısa sürede sonuçlandırılması gerektiği de gözönüne alınarak anılan davalardaki fesih nedeninin ve verilen ret kararlarının kıdem ve ihbar tazminatlarına etkisi üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır. Yukarıda yer verilen yargı kararlarında (bkz. §§ 19-22); işe iade davaları ile tazminat davalarının niteliği gereği farklı davalar olduğu, işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan tespitin her durumda kesin delil teşkil etmeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda işe iade davalarında feshin niteliğine ilişkin yapılan değerlendirmelerin tazminat davalarına etkisine yönelik farklı durumların mevcut olabileceği belirtilmiştir (bkz. §§ 19-22). Özellikle;<i> "</i><i>her haklı feshin aynı zamanda geçerli fesih olduğundan, işe iade davasında mahkemece kesin bir tespit yapılmaksızın feshin geçersizliği ile işe iade davasının reddine karar verildiği takdirde, unsur etkisi ile kuvvetli delilden söz edilemeyeceğinden kıdem ve ihbar tazminatlarının talep edildiği alacak davasında toplanacak delillere göre feshin haklı nedene mi yoksa geçerli nedene mi dayandığı değerlendirilerek bir sonuca varılması gerektiği" </i>nin belirtilmesi karşısında işe iade davalarındaki feshin niteliği ile tazminat davalarındaki feshin niteliğinin farklı nedenlere dayanmasının mümkün olduğunun kabul edildiği görülmektedir.</p>

<p>38. Başvuruya konu olayda da başvurucunun açtığı işe iade davasında ilk derece mahkemesi; hem başvurucu hakkında başlatılan ceza soruşturmasını hem de başvurucunun sosyal medyadaki beğeni ve paylaşımının terör örgütü propagandasının yapıldığı görüntülere ilişkin olduğunu belirterek başvurucunun söz konusu paylaşımlarıyla işveren ile aralarındaki güven ilişkisinin zedelenmesine yol açtığı, bu hâliyle iş sözleşmesinin feshinde makul şüphe olduğu ve bunun şüphe feshine gerekçe oluşturduğunu belirterek neticeten feshin haklı nedenle fesih kapsamında olmasa bile<i> en azından geçerli nedenle fesih</i> kapsamında bulunduğunu belirtmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi de benzer gerekçelerle davanın reddine karar vermiş ve söz konusu karar kesinleşmiştir.</p>

<p>39. Başvurucunun kesinleşen karar üzerine açtığı alacak davasında ilk derece mahkemesi, işe iade davasında yer verilen gerekçeye benzer bir gerekçeyle feshin geçerli nedenle fesih kapsamında olduğunu belirtmiş ve davanın kabulüne karar vermiştir. Bununla birlikte istinaf başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi ise feshin haklı nedenle fesih kapsamında kaldığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>40. Bölge Adliye Mahkemesi anılan kararında uyuşmazlığın iş sözleşmesinin haklı nedenle feshedilip feshedilmediğine yönelik olduğunu, işe iade davasında Bölge Adliye Mahkemesince iş sözleşmesinin <i>en azından geçerli nedenle</i> feshedilmiş olduğunun belirtildiğini ve bu hâliyle feshin haklı olup olmadığının eldeki davaya bırakıldığını belirtmiştir (bkz. § 13). Akabinde Bölge Adliye Mahkemesi; ceza yargılamasında başvurucunun terör örgütü propagandası yapmak suçundan mahkûmiyetine karar verildiğini belirtmiş ve söz konusu davaya konu paylaşımlara da yer vererek feshin haklı fesih kapsamında kaldığı değerlendirmesiyle davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>41. Bu durumda, eldeki başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ilk olarak işe iade konulu davada verilen nihai kararda feshin niteliğine (haklı fesih / geçerli fesih) ilişkin yapılan değerlendirmenin işçi alacağının talep edildiği davada bağlayıcı olup olmadığının -kesin hükme saygı ilkesi bağlamı da gözönüne alınarak- anayasal düzlemde değerlendirilmesi gerekir. İşe iade davasındaki esas uyuşmazlığın çözümünde ortada haklı ya da geçerli fesih türlerinden hangisinin bulunduğunun tespitinden ziyade iş sözleşmesinin feshedilmesinin belli bir temele dayanıp dayanmadığı, diğer bir ifadeyle feshin iş hukuku kurallarına uygun olup olmadığıyla ilgilenilmekte ve buna göre davanın kabulüyle işçinin işe iadesine ya da davanın reddine karar verilmektedir. Öte yandan işe iade davasında fesih türünün belirlenme zorunluluğu bulunmamasının işe iade davalarının kısa sürede sonuçlandırılması gerekliliğiyle de yakından ilgili olduğu anlaşılabilmektedir. Buna karşın feshin türünün ne olduğunun esas olarak işçi alacağı davasında kilit bir role sahip olduğu, zira belirlenecek fesih türüne göre hükmedilecek tazminatta değişiklik meydana geleceği açıktır. Buna göre işe iade davalarında salt iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olup olmadığı bağlamında feshin niteliğine dair yapılan tespitlerin işçi alacağı davalarında her durumda kesin delil teşkil etmeyebileceğinin kabulü gerekir. Nitekim konu hakkındaki Yargıtay içtihatlarında da benzer bir yaklaşımın benimsendiği, işe iade davasındaki tespitlerin işçi alacağı davasında kuvvetli delil olarak kabul edilip edilemeyeceğinin somut davanın koşullarına göre ele alınması gerektiğinin belirlendiği görülmektedir. Şu hâlde; Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade davasında feshin <i>en azından geçerli nedene dayandığından</i> bahisle karar verilerek feshin haklı nedene dayanıp dayanmadığının eldeki davaya bırakıldığına ilişkin tespitinde ve neticeten feshin haklı nedene dayandığına ilişkin gerekçesinde herhangi bir sakınca görülmemiştir.</p>

<p>42. Bu aşamadan sonra Anayasa Mahkemesince yapılması gereken başvurucunun sosyal medya paylaşımları nedeniyle iş sözleşmesinin feshedilmesi üzerine açtığı alacak davasının reddedilmesinin ifade özgürlüğüne etkisini belirlemektir.</p>

<p>43. Bölge Adliye Mahkemesi kararında yer aldığı şekliyle başvurucu 19/11/2015 tarihinde <i>"TSK yine YPG mevzilerine saldırdı - gerçekler karanlıkta kalmayacak- özgür gündem"</i> başlıklı paylaşımda bulunmuş, 13/11/2015 tarihinde<i> "halkın sosyal medya gönüllüleri"</i> isimli kullanıcıdan terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaşmış, 03/07/2015 tarihinde<i> "Türkmen köylülerden YPG ye teşekkür"</i> başlıklı paylaşımda bulunmuş, 27/05/2010 tarihinde de <i>"gerilla şarkıları" </i>başlıklı paylaşımda bulunmuştur.</p>

<p>44. Her ne kadar başvurucu, hakkındaki ceza yargılamasında yalnızca 13/11/2015 tarihli paylaşımın hükme esas alındığını ve hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini ileri sürmüşse de mevcut başvuruya konu uyuşmazlığın iş sözleşmesinin feshinden kaynaklanan işçi alacağına yönelik olması ve söz konusu davalarda feshe konu eylemin cezai anlamda bir suç oluşturması gerekliliğinin bulunmaması gözönüne alındığında söz konusu paylaşımların bir bütün hâlinde değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>45. Elbette işçi statüsünde olan başvurucunun da herkes gibi belirli olay ve olgulara ilişkin herhangi bir düşünceye sahip olması ve onu paylaşması ifade özgürlüğü kapsamında kalmaktadır. Bununla birlikte terör örgütleri, görüşlerinin toplum içinde yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefleyerek bu amacın gerçekleşmesine yönelik her türlü vasıtaya başvurabilmektedir. Terörün veya terör örgütlerinin propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku yoktur. Terör, başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da bunlara teşvik eden durumlar ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (<i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 79; <i>Ayşe Çelik </i>[2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 43; <i>Sırrı Süreyya Önder</i> [GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 61).</p>

<p>46. Başvuruya konu olayda başvurucunun feshe konu paylaşımları yaptığı sırada -iddialara göre- doğrudan sivilleri hedef alan terör saldırılarında ülke çapında en az 500 sivil ölmüş, 2015 yılının ortalarından itibaren ise daha sonra <i>hendek olayları</i> olarak isimlendirilen yoğun silahlı çatışmalar başlamıştır (ayrıntılı bilgiler için bkz. <i>Ayşe Çelik</i> [2. B.], B. No: 2017/36722, 9/5/2019, §§ 11-13).</p>

<p>47. Bu kapsamda başvurucunun feshe konu paylaşımlarını, güvenlik risklerinin gerçek olduğu ve buna bağlı kaygıların devlet ve toplum hayatı üzerinde yoğun bir şekilde hissedildiği sırada yaptığı açıktır. Başvurucu 19/11/2015 tarihli paylaşımında <i>Özgür Gündem</i> isimli yayın organına ait internet sitesinin bir haberini paylaşmış olup söz konusu haberde güvenlik güçlerinin YPG'ye saldırıda bulunduğu belirtilmiştir. Bu hâliyle paylaşıma konu haberin yapıldığı bağlama, haberi yayımlayanın kimliğine, haberin zamanına bir bütün olarak bakıldığında haberin terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici, zaten söz konusu yönteme başvurmayı benimsemiş kişilerin kararlarını destekleyici mahiyette ve terör örgütünün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğunu kabul etmemek için bir neden bulunmamaktadır. Güvenlik güçleriyle çatışmaların şiddetlendiği bir sırada terörle bağlantılı manipülatif haberlerin yayılma çabalarını ifade özgürlüğünün koruması beklenemez (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. <i>Şengül Kılavuz</i> [2. B.], B. No: 2021/25429, 10/7/2024, § 19).</p>

<p>48. Diğer yandan başvurucunun 13/11/2015 tarihinde terör örgütü üyelerinin fotoğraflarını paylaştığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesi <i>Candar Şafak Dönmez</i> ([GK], B. No: 2015/15672, 5/11/2020) kararında diğer örgütsel eylemlerin yanında örgüt üyelerine ya da yöneticilerine ait fotoğrafların sergilenmesini, terör örgütünün ve örgütün kurucu ve üyelerinin yüceltilmesi için bir çaba olarak değerlendirmiştir (aynı kararda bkz. § 70) . Bu kapsamda başvurucunun örgüt üyelerinin fotoğraflarını içeren paylaşımının örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik edici ve örgütün eylemlerini meşru gösterici nitelikte olduğu kabul edilmiş ve söz konusu paylaşımın da ifade özgürlüğünün korumasından faydalanamayacağı anlaşılmıştır.</p>

<p>49. Bu hâliyle -yargı makamlarının farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payı da gözetildiğinde- iş ilişkisinden doğan uyuşmazlığı karara bağlayan Bölge Adliye Mahkemesinin, başvurucunun yaptığı paylaşımlar ve bu paylaşımlar nedeniyle feshin haklı nedene dayandığı konusundaki değerlendirmesinin ilgili ve yeterli gerekçe ihtiva etmediği söylenemeyecektir.</p>

<p>50. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 21/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202238876-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 14:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="90354"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UCM tarihinde bir ilk: Başsavcı Kerim Han görevden alındı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletler, Başsavcı Kerim Han'ı hakkında ortaya atılan cinsel suistimal iddiaları nedeniyle görevden aldı. Karar, UCM tarihinde bir başsavcının ilk kez görevden alınması olarak kayıtlara geçerken, Han hakkındaki suçlamaları reddetmeyi sürdürüyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Diplomatların Associated Press'e (AP) verdiği bilgiye göre, Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) üyesi devletler, Başsavcı Kerim Han'ı görevden aldı. Böylece mahkeme tarihinde ilk kez bir başsavcı görevden uzaklaştırılmış oldu.</p>

<p>UCM'nin 125 üye devleti, Han hakkında ortaya atılan cinsel suistimal iddialarının ardından yapılan oylamada büyük çoğunlukla görevden alma kararı verdi. Han ise suçlamaları defalarca reddetti.</p>

<p>Karar, UCM tarihinde bir başsavcının ilk kez görevden alınması anlamına geliyor. Han, kurum içi bir raporda "ciddi suistimalde bulunduğu" sonucuna varılmasının ardından iddiaların incelenmesi sürecinde haziran ayında geçici olarak görevden uzaklaştırılmıştı. Han, söz konusu tespitleri de kesin bir dille reddediyor.</p>

<p>AP'nin incelediği belgelere göre Han'ın şikâyetçi kadınla cinsel ilişki yaşadığı ve kadını şikâyetinden vazgeçirmeye çalıştığı öne sürüldü. Bağımsız denetim raporunda Han'ın "ciddi suistimalde bulunduğu" sonucuna varılırken, Han bu iddiaları kabul etmiyor.</p>

<p><strong>Trump yönetiminin artan baskısı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Han'ın görevden alınması, UCM'nin ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin artan baskısıyla karşı karşıya olduğu bir dönemde gerçekleşti. Trump yönetimi daha önce Han ile birlikte UCM'de görev yapan 12 personel hakkında yaptırım kararı almıştı.</p>

<p>Söz konusu yaptırımlar, UCM'nin Gazze'deki savaş nedeniyle İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey İsrailli yetkililer hakkında çıkardığı tutuklama kararları ile ABD personeline ilişkin Afganistan soruşturmaları nedeniyle uygulanmıştı.</p>

<p>ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, geçen hafta yaptığı açıklamada, Washington'ın "Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin ABD'nin egemenliğine yönelik oluşturduğu tehdidi ortadan kaldırmaya yönelik kapsamlı bir kampanya" başlattığını söylemişti.</p>

<p>Rubio, ABD'nin üye devletlere mahkemeden çekilmeleri yönünde baskı yapacağını, UCM ile iş birliği yapan kuruluşlara yaptırım uygulayacağını ve mahkeme çalışanlarının ABD'ye girişini engelleyeceğini ifade etti. Ayrıca, "ABD'nin güvenlik şemsiyesinden yararlanan" ülkelerin, mahkemenin ABD vatandaşları üzerindeki yargı yetkisini reddetmeleri yönünde teşvik edileceğini belirtti.</p>

<p>Kerim Han'ın görevden alınmasının, UCM tarafından daha önce çıkarılan tutuklama kararları üzerinde ise doğrudan bir etkisi bulunmuyor. Bu kararların yürürlükte kalıp kalmayacağına yalnızca UCM yargıçları karar verebiliyor. (BBC Türkçe)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ucm-tarihinde-bir-ilk-bassavci-kerim-han-gorevden-alindi</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/kerim-han.webp" type="image/jpeg" length="50983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alman pil devi Varta iflas başvurusunda bulundu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kablosuz kulaklıklardan ev tipi enerji depolama sistemlerine kadar birçok alanda pil üreten Alman şirketi Varta, mali sıkıntılar nedeniyle iflas başvurusunda bulundu. Şirketin en büyük müşterilerinden Apple'ı kaybetmesi ve hissedarların ek finansman sağlamaması, iflas sürecini hızlandırdı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kablosuz kulaklıklardan elektrikli cihazlara kadar birçok alanda kullanılan şarj edilebilir pilleri üreten Alman şirketi Varta, mali sıkıntılar nedeniyle iflas başvurusunda bulundu.</p>

<p>Stuttgart Bölge Mahkemesi Sözcüsü, şirketin dört ayrı iflas başvurusu yaptığını açıkladı. Bu gelişme, son yıllarda finansal zorluklarla mücadele eden Varta için kritik bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor.</p>

<p><strong>HİSSEDARLAR FİNANSMAN SAĞLAMADI</strong></p>

<p>Reuters'ın haberine göre, Varta'nın hissedarları arasında bulunan spor otomobil üreticisi Porsche AG ile Avusturyalı yatırımcı Michael Tojner, şirkete ek finansman sağlamayı reddetti. Bunun üzerine şirket iflas sürecini başlattı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İflasın ardından Varta'nın bölünmesi de gündemde. Deutsche Bank'ın da aralarında bulunduğu önemli alacaklıların, şirketin kârlı ev tipi pil üretimi faaliyetlerini devralmayı planladığı belirtilirken, yatırımcı Michael Tojner'in ise mikro pil bölümüyle ilgilendiği ifade edildi.</p>

<p>Varta'nın yaşadığı mali krizin en önemli nedenlerinden biri de büyük müşterisi Apple'ı kaybetmesi oldu. Şirket, AirPods kablosuz kulaklıklarda kullanılan şarj edilebilir "CoinPower" düğme pillerini artık Çin'deki tedarikçilerden satın almayı planlıyor. Bu kararın, Varta'nın gelirlerinde önemli bir kayba yol açtığı belirtiliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alman-pil-devi-varta-iflas-basvurusunda-bulundu</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/varta-pil.jpg" type="image/jpeg" length="19398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İdare Mahkemelerinin Kurulmasına ve Yargı Çevresinin Belirlenmesine İlişkin Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kayseri 3. ve 4. - Edirne 2. ve 3. İdare Mahkemelerinin kurulmasına ve yargı çevresinin belirlenmesine ilişkin kararlar, Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İdare Mahkemelerinin Kurulmasına ve Yargı Çevresinin Belirlenmesine İlişkin Karar, 25 Temmuz 2026 Tarihli ve 33320 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-176.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idare-mahkemelerinin-kurulmasina-ve-yargi-cevresinin-belirlenmesine-iliskin-karar</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/adalet-aa.jpg" type="image/jpeg" length="28331"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/10)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresine İlişkin Tebliğ (No: 2026/10), 25 Temmuz 2026 Tarihli ve 33320 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA KOTA VE TARİFE KONTENJANI İDARESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/10)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, Türk Gümrük Tarife Cetvelinde 3907.61.00.00.00 Gümrük Tarife İstatistik Pozisyonunda (GTİP) “78 ml/g veya daha fazla viskozitesi olanlar” tanımlı eşyanın ithalatında 10/7/2026 tarihli ve 11509 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan PET Resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karar kapsamında ek mali yükümlülük şeklinde uygulanan korunma önleminden muafiyet sağlanması amacıyla açılan tarife kontenjanının kullanım usul ve esaslarının düzenlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/4/2010 tarihli ve 2010/339 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Karar ile 10/7/2026 tarihli ve 11509 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulan PET Resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Karara dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Tarife kontenjanı miktarı, ek mali yükümlülüğün uygulandığı her bir dönemde, PET resin İthalatında Korunma Önlemi Uygulanmasına İlişkin Kararın ekinde yer alan ülkeler ve gümrük bölgeleri menşeli tarife kontenjanı kapsamı eşyanın tamamı için önlemin birinci döneminde toplam 12.041 ton, ikinci ve üçüncü döneminde her bir dönem için 24.081 ton olarak belirlenmiştir.</p>

<p>(2) Her bir ülke veya gümrük bölgesi menşeli eşya için bir dönemde verilecek tarife kontenjanı, önlemin birinci döneminde 4.014 tonu, ikinci ve üçüncü döneminde her bir dönem için 8.027 tonu geçemez.</p>

<p><strong>Başvuru usul ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Tarife kontenjanı taleplerine ilişkin başvurular, Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) internet sitesinde (www.ticaret.gov.tr) yer alan E-İmza Uygulamaları altındaki “E-imza Uygulamalarına Giriş” bölümünde bulunan “İthalat İşlemleri” kısmında elektronik imza ile yapılır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ kapsamında elektronik imza sahibi kişilerin firmalar adına başvuru yapmak üzere yetkilendirilmesi, 31/12/2025 tarihli ve 33124 üçüncü mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalat İşlemlerinde Elektronik Başvuru İçin Yetkilendirme Tebliği (İthalat: 2026/19) çerçevesinde yapılır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurularda, birinci fıkrada belirtilen “İthalat İşlemleri” sayfasında bulunan “Başvuru İşlemleri” ana başlığı altındaki “Başvuru Girişi” ekranında Belge Türü olarak “TPS-0951-İthal Lisansı (Korunma)”, Tebliğ/Karar olarak bu Tebliğ seçilir. Başvuru formunun elektronik olarak doldurulup Ek-2’de belirtilen belgelerin eksiksiz bir şekilde sisteme yüklenmesinden sonra yetkili kullanıcı tarafından elektronik imza atılması suretiyle başvuru tamamlanır. Bir başvuruda ancak bir ithal lisansı talep edilebilir.</p>

<p>(4) Elektronik ortamda yaşanabilecek sıkıntılar nedeniyle başvuru yapılamaması halinde, başvurular fiziksel olarak da yapılabilir. Bu durumda Ek-1’de yer alan başvuru formu kullanılır.</p>

<p>(5) Bu Tebliğ kapsamında yapılan beyanın doğruluğuyla ve ithal mallarla ilgili incelemeleri yapmaya veya yaptırmaya Bakanlık yetkilidir. Başvuruda sunulan bilgi ve belgelerde eksiklik veya tutarsızlık tespit edilmesi halinde ek bilgi ve belge istenebilir ve söz konusu eksiklik veya tutarsızlık başvuru sahibi tarafından giderilinceye kadar talep karşılanmaz. Bu Tebliğ kapsamında yapılan başvurulara ilişkin belgelerin asılları Bakanlık tarafından başvuru sahibinden istenebilir.</p>

<p><strong>Tarife kontenjanının dağıtılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Tarife kontenjanı, İthalatta Kota ve Tarife Kontenjanı İdaresi Hakkında Kararın 4 üncü maddesi çerçevesinde, ilk gelen ilk alır yöntemiyle dağıtılır.</p>

<p>(2) Bir ithal lisansında verilebilecek tarife kontenjanı miktarı 150 tonu geçemez. Bir ithal lisansı sadece bir ülke veya gümrük bölgesi için düzenlenir.</p>

<p>(3) Bir başvuru sahibi adına yeni ithal lisansı düzenlenebilmesi için söz konusu başvuru sahibi adına bu Tebliğ kapsamında en son tahsis edilen ithal lisansının belge tarihi üzerinden en az 30 gün geçmiş olması ve daha önce düzenlenen ithal lisansı kapsamındaki eşyanın tüm ithalat işlemlerinin tamamlanmış olması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İthal lisansına ve ithal lisansının kullanımına ait bilgiler</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Tarife kontenjanı kapsamında yapılacak ithalatta Bakanlıkça düzenlenen ithal lisansı gümrük beyannamesinin tescilinde ilgili gümrük idaresince aranır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde tarife kontenjanı tahsisatı yapılan başvuru sahibi adına ithal lisansı Bakanlıkça elektronik olarak düzenlenir ve başvuru formunda yer alan e-posta adresine bildirilir. Bildirimde Ticaret Bakanlığınca elektronik ortamda (Tek Pencere Sistemi) verilen 23 haneli belge numarası ile belge tarihi yer alır. Başvuru sahibine ayrıca yazılı bildirim yapılmaz.</p>

<p>(3) Bildirimde yer alan belge numarası ve belge tarihi yükümlü tarafından beyannamenin 44 nolu kutusunda “Belge Referans No” ve “Belge Tarihi” alanlarında beyan edilir.</p>

<p>(4) Başvuru sahibinin gümrük idaresinde kaydının olmaması nedeniyle, ithal lisansının Tek Pencere Sisteminde kaydının onaylanamaması durumunda, başvuru formunda yer alan e-posta adresine Bakanlıkça bildirimde bulunulur. Yapılan bildirim üzerine ithalatçı tarafından 5 iş günü içinde gümrük sistemine kayıt yaptırılarak Bakanlığa bilgi verilir. Aksi takdirde, yapılmış olan başvuru geçersiz sayılır.</p>

<p>(5) Tarife kontenjanı konusu eşya ancak ithal lisansının geçerlilik süresi içerisinde serbest dolaşıma girebilir.</p>

<p>(6) İthal lisansı devredilemez.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260725-3-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-kota-ve-tarife-kontenjani-idaresine-iliskin-teblig-no-202610</guid>
      <pubDate>Sat, 25 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="29017"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatın Psikolojisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[hukukihaber.net yazarı, Avukat Fahrettin Kayhan'ın yeni kitabı "Avukatın Psikolojisi" raflardaki yerini aldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Avukatın Psikolojisi</strong></p>

<p>Bu kitap, avukata kusursuzluk önermiyor. Tam tersine, avukatın insan olduğunu hatırlatarak başlıyor. Yorulan, öfkelenen, bazen kırılan, bazen korkan, bazen kendisini yetersiz hisseden, bazen mesleğin ağırlığı altında bunalan bir insan...</p>

<p>Fakat insan olmak, dağınık kalmak zorunda olmak demek değildir. Avukat, kendi iç dünyasını tanıdıkça mesleğini daha berrak taşıyabilir. Hangi duygunun dosyaya, hangisinin kendisine ait olduğunu ayırt etmeye başlayabilir. Hangi tepkinin mesleki zorunluluktan, hangisinin kişisel tetiklenmeden doğduğunu görebilir. Nerede mücadele etmesi, nerede durması, nerede sınır koyması, nerede susması, nerede konuşması gerektiğini daha sağlıklı değerlendirebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle Avukatın Psikolojisi, bir kişisel gelişim kitabı değildir. Avukata kolay teselli cümleleri sunmak için yazılmamıştır. “Pozitif düşün, geçer” türünden hafif bir iyimserliğe yaslanmaz. Bu kitap, mesleğin sertliğini inkâr etmeden, avukatın iç dünyasını ciddiye alma çağrısıdır.</p>

<p>Çünkü avukatın savunduğu yalnızca başkasının hakkı değildir. Bazen, farkında olmadan, kendi zihinsel bütünlüğünü, kendi mesleki haysiyetini, kendi insan kalma imkânını da savunur. Bu yüzden bu kitabın sorusu basittir ama kolay değildir: Avukat, bu mesleğin içinde kendisini kaybetmeden nasıl kalabilir?</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KİTAPLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-psikolojisi-kitap</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 23:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/avukatin-psikolojisi.jpg" type="image/jpeg" length="26782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 9 personel alacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay Başkanlığında görev yapmak üzere gerçekleştirilecek uygulama ve sözlü sınavı veya sözlü sınavı sonucuna göre 9 personel alınacak. Son başvuru tarihi 2 Ağustos 2026]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Danıştay Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIM İLANI</strong></p>

<p>Danıştay Başkanlığında görev yapmak üzere; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/B maddesi, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 12'nci maddesi, 06/06/1978 tarih ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ve Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliği hükümleri uyarınca, 2024 KPSS (B) Grubu (KPSSP3, KPSSP93, KPSSP94) puanı ve Kurumumuz tarafından gerçekleştirilecek uygulama ve sözlü sınavı veya sözlü sınavı sonucuna göre Sözleşmeli Personel pozisyonunda 3 (üç) Koruma ve Güvenlik Görevlisi, 1 (bir) Destek Personeli (Bulaşıkçı), 3 (üç) Destek Personeli (Temizlik Hizmetlisi), 1 (bir) Destek Personeli (Aşçı/Izgaracı/Kebapçı), 1 (bir) Destek Personeli (Aşçı/Pideci) alınacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adada.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p> 
<p><strong>I) BAŞVURULARIN TARİHİ VE ŞEKLİ</strong></p>
</p>

<p>Başvurular 24.07.2026 Cuma günü Saat 00:01'de başlayacak olup. 02.08.2026 Pazar günü saat 23:59:59'da sona erecektir. Adaylar, ilana Kariyer Kapısı https://kariyerkapisi.qov.tr/iseahm adresinden başvurabileceklerdir.</p>

<p>Şahsen, posta, kargo ya da APS ile yapılan başvurular kesinlikle kabul edilmeyecektir</p>

<p>Her aday tek bir pozisyona başvuru yapabilecektir.</p>

<p><strong>II) ADAYLARDA ARANAN NİTELİKLER</strong></p>

<p><strong>A) GENEL ŞARTLAR</strong></p>

<p>1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48'inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımak.</p>

<p>2) Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliğinin Genel Şartlar Başlıklı 5'inci maddesinin Tinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İlk Defa Devlet Memurluğuna atanacaklar için Başkanlık tarafından ilan edilen sınavın yapılacağı yılın son günü itibarıyla 35 yaşını bitirmemiş olmak" hükmü uyarınca sınavın yapılacağı yılın son günü itibarıyla 35 yaşını bitirmemiş olmak</p>

<p>3) 2024-KPSS lisans ve 2024-KPSS ortaöğretim/önlisans sonuçlarına göre; lisans mezunları için KPSSP3, önlisans mezunları için KPSSP93, ortaöğretim mezunları için KPSSP94 puan türünden olmak üzere Koruma ve Güvenlik Görevlisi için en az 70 puan. Destek Personeli (Aşçı (Pideci, Izgaracı/Kebapçı), Bulaşıkçı, Temizlik Hizmetlisi) için en az 60 puan almış olmak.</p>

<p>4) Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sonucu olumlu olmak.</p>

<p>5) 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine eklenen: "Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenen istisnalar hariç sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleh halinde fesih tanhinden, sözleşmeyi yenilememeleri halinde sözleşmenin bitiminden itibaren bir yıl geçmedikçe kurumların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler.' şartını sağlıyor olmak.</p>

<p>6) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>NOT : Başvuru belgelerinde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin sınavları geçersiz sayılacak olup, sözleşme imzalanmayacaktır. Sözleşme imzalanmış olsa dahi iptal edilecek ve bu kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.</p>

<p><strong>B) ÖZEL ŞARTLAR</strong></p>

<p>1) Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Silahlı)</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak</p>

<p>2) 10.06.2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10'uncu maddesinde yer alan şartları taşıyor olmak,</p>

<p>3) Son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış özel güvenlik görevlisi kimlik kartına (silahlı) sahip olmak,</p>

<p>4) 7/24 saat esasına göre vardiyalı olarak çalışmasına engel durumu olmamak.</p>

<p>5) Erkeklerde 175 cm, kadınlarda 165 em den kısa boylu olmamak.</p>

<p>6) Boy uzunluğunun santimetre cinsinden son iki rakamı ile kilosu arasındaki fark 13'ten fazla, 17'den az olmamak (0meğin;180 cm boyunda olan bir adayın kilosunun 80+13=93ten fazla, 80-17=63'ten az olmaması gerekmektedir.)</p>

<p>7) Ataması yapılacak adaylardan, Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 18. maddesinde belirtildiği şekilde, Özel Güvenlik Görevlileri Sağlık Şartları Yönetmeliği doğrultusunda "Silahlı Özel Güvenlik Görevlisi Olarak Çalışır" ibareli sağlık kurulu raporu istenecektir.</p>

<p>8) Daha önce güvenlik görevlisi olarak en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.)</p>

<p>9) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>2) Destek Personeli pozisyonunda;</p>

<p>a) Temizlik hizmetlerinde çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Daha önce temizlik işlerinde en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.)</p>

<p>3) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>b) Bulaşıkçı olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Daha önce bulaşıkçılık veya temizlik işlerinde en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>3) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>Başkanlığımız yemekhane, kafeterya ile eğitim ve sosyal tesislerinde bulaşık yıkama hizmetlerini yenne getirmek üzere istihdam edilecektir</p>

<p><sup>c</sup>) Aşçı (Pideci) olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,</p>

<p>2) Aşçılıkla ilgili en az meslek lisesi mezunu olmak veya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak, Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belgeye sahip olmak,</p>

<p>3) Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğunu belgelemek. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>4) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>d) Aşçı (Izgaracı/Kebapçı) olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Aşçılıkla ilgili en az meslek lisesi mezunu olmak veya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak, Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belgeye sahip olmak,</p>

<p>3) Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğunu belgelemek (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>4) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p><strong>C) BAŞVURUDA İSTENEN BELGELER</strong></p>

<p>a) Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Silahlı) pozisyonu için başvuran adaylardan, son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış özel güvenlik görevlisi kimlik kartının (silahlı) önlü arkalı ve okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Boy ve kilo durumunu gösteren belgenin sağlık kuruluşlarından temin edilerek okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir Ayrıca sözlü sınav öncesinde Danıştay Sağlık Merkezinde adayların boy ve kilo ölçümü yapılacaktır.</p>

<p>b) Temizlik hizmetleri pozisyonu için başvuran adaylardan, daha önce temizlik işlerinde bir yıl (360 gün) süreyle sigortalı olarak çalıştığına dair sigorta hizmet dökümüne ilişkin belgenin eklenmesi gerekmektedir (E-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. (Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.))</p>

<p>c) Aşçılık (Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için başvuran adaylardan, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olduğuna dair belge veya ilgili branşa ilişkin sertifika veya Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belge</p>

<p>Adayların mesleki yeterlilik belgesi, bonservis, ustalık veya kalfalık belgesi, diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurs belgeleri veya sertifikalarının okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>d) Aşçılık (Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için başvuran adaylardan. Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğuna dair belge (Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğuna dair belgeye ilişkin olarak; e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir.) ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.</p>

<p>e) Adayların son 1 yıl içerisinde 4/B sözleşmeli personel olarak çalışmadığına ılışın bilgiyi beyan etmeleri gerekmektedir.</p>

<p>f) Adayların mezuniyet bilgileri sisteme otomatik yüklenecektir. Mezuniyet bilgileri görüntülenemeyen adayların ilgili kutucuğu işaretleyip onaylı diploma örneği veya mezuniyet belgelerini manuel olarak sisteme pdf formatında yüklemeleri gerekmektedir</p>

<p>h) Yurtdışındaki üniversitelerin denk bölümlerinden mezun olup başvuru yapabilen adayların başvurularının değerlendirmeye alınabilmesi için, başvuru sırasında "Diğer Belgelerimiz" aşaması altında bulunan "Denklik Gösterir Belge" alanına ilgili dokümanı mutlaka yüklemeleri gerekmektedir</p>

<p>ı) E-Devlet üzerinden alınacak barkotlu başvuran kişiye ait vukuatlı nüfus kayıt örneği.</p>

<p><strong>Ill) UYGULAMA SINAVI, SÖZLÜ SINAV VE NİHAİ BAŞARI LİSTESİ</strong></p>

<p>A- Uygulama sınavı;</p>

<p>Uygulama sınavına alınacak adayların hangi gün, saat ve yerde sınava alınacağı http://www.danistay.gov.tr adresinde ilan edilecek ve ayrıca tebliğ yapılmayacaktır. Adaylar ayrıca sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir.</p>

<p>Uygulama sınavında 70 (Yetmiş) puan ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılacaktır.</p>

<p>1) Destek personeli (Aşçı Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için;</p>

<p>Aranan nitelikleri taşıyıp da başvurusu kabul edilen tüm adaylar mesleki beceri ve yeterliliğe ilişkin olarak uygulama sınavına alınacaktır.</p>

<p>B- Sözlü sınavı;</p>

<p>Uygulama sınavında başarılı olan adayların tümü, uygulama sınavı yapılmayan pozisyonlarda ise merkezi sınavda alınan puanlar esas alınarak, en yüksek puandan başlamak üzere ilan edilen pozisyon sayısının beş katı kadar aday sözlü sınava çağırılacaktır. Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli (Temizlik Hizmetlisi, Bulaşıkçı) istihdamı için yapılacak olan sözlü sınavına davet edilen adaylardan sözlü sınavına katılmayan olması halinde ikinci kez sözlü sınavına davet ilanı yayımlanacaktır Söz konusu ilanda en yüksek puandan başlamak suretiyle yeniden sıralama yapılacak ve bir defaya mahsus olmak üzere eksik kalan kişi sayısı kadar aday sözlü sınavına davet edilecektir. Sözlü sınavına çağırılacak en son aday ile aynı puana sahip adaylar da sözlü sınava çağırılacaktır. Adayların sözlü sınavında başarılı sayılabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerekir. Sözlü sınavın hangi gün, saat ve yerde yapılacağı http //www danistay.gov tr adresinde ilan edilecek olup, ayrıca tebliğ yapılmayacaktır Adaylar sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C- Nihai başarı listesi;</p>

<p>Sözlü ve/veya uygulama sınavında başarılı olanlara ilişkin nihai başarı listesi; Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliğinin "Değerlendirme" başlıklı 13'üncü maddesi uyarınca; uygulama sınavı yapılmayan sözleşmeli personel pozisyonu için adayların merkezi sınavdan aldıkları puanın %60'ı ve sözlü sınav puanının %40'ı, uygulama sınavı yapılacak olan sözleşmeli personel pozisyonları için merkezi sınav puanının %40'ı, uygulama sınav puanının %40'ı ve sözlü sınav puanının %20'si alınmak suretiyle yapılacak hesaplama sonucuna göre belirlenecektir Başarı puanı en yüksek olan adaydan başlamak suretiyle ilanda belirtilen sözleşmeli pozisyon kadar asıl aday atanmaya hak kazanacaktır. Aynı sayıda yedek aday da belirlenecektir</p>

<p>Sınav sonuçları, http://www.danistay.gov.tr adresinde ilan edilecektir. Adaylar sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir. Yayınlanma tarihi aynı zamanda tebligat tarihi olarak kabul edilecek olup, göreve başlatılacaklara ayrıca tebligat yapılmayacaktır</p>

<p>Adaylar nihai başarı listesine ilan tarihinden itibaren on gün içinde yazılı olarak itiraz edebilecektir</p>

<p><strong>IV) YERLEŞTİRME</strong></p>

<p>a) Yerleştirme işlemi öncesi istenilecek belgeler ile birlikte sözleşmenin ne zaman yapılacağı nihai başarı listesi ile birlikte duyurulacaktır</p>

<p>b) Göreve başlama şartlarını taşımadığı veya gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylarla sözleşme yapılmayacak olup, bu hususların sözleşmeden sonra tespiti halinde yapılan sözleşmeler iptal edilerek ilgililer hakkında genel hükümlere göre işlem yapılacaktır Ayrıca idare tarafından kendisine bir bedel ödenmiş ise bu bedel yasal faizi ile birlikte tazmin edilecektir.</p>

<p>c) Göreve başlamaya hak kazananlardan geçerli bir mazereti olmaksızın süresi içerisinde görevine başlamayanların veya sözleşme imzalamaktan vazgeçenlerin sözleşmeleri iptal edilerek yerine yedek adaylar arasından nihai başarı listesindeki sıralamaya göre yerleştirme yapılacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="28604"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya'dan kaymakam adaylarına tavsiyeler: Adaletten hiçbir zaman ayrılmayın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 111. Dönem Kaymakam Adaylarıyla bir araya geldi. Kaymakam adaylarına meslek hayatlarına dair tavsiyelerde bulunan Başkan Özkaya, “Aklınızla, bilginizle, iradenizle, yetkiniz çerçevesinde hakkıyla ve adil bir şekilde yönetin. Doğruluktan ve adaletten hiçbir zaman ayrılmayın.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen programa Anayasa Mahkemesi Üyeleri Recai Akyel ve Muhterem İnce ile İçişleri Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı katıldı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya programda yaptığı konuşmada, kaymakam adaylarını Anayasa Mahkemesinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek mülki idare amirliğinin devlet ile vatandaş arasındaki bağın güçlendirilmesinde önemli bir sorumluluk taşıdığını kaydetti. Görev yapılan yerlerde vatandaşla iyi ilişkiler kurulmasının ve sorunların doğru şekilde tespit edilmesinin önemine değinen Başkan Özkaya, vatandaşın derdini dinleyen, ihtiyaçlarını anlayan ve çözüm üretmeye gayret gösteren bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirtti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kaymakam adaylarına görev yaptıkları yerlerde insanlara ufuk açmaları, umut olmaları, özellikle çocuklarla, kimsesiz ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarla yakından ilgilenmeleri konusunda tavsiyelerde bulunan Başkan Özkaya, “Bunu, takdir edilmek ya da görevden ayrıldıktan sonra iyi bir yönetici olarak anılmak için değil tamamen gönülden ve samimiyetle yapmalısınız. Asıl önemli olan kişinin kendi vicdanında ‘Ben bu işi en iyi şekilde yaptım, görevimi hakkıyla yerine getirdim.’ diyebilmesidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Kaymakamlığın getirdiği resmî görev ve sorumlulukların yanında mülki idare amirlerinin davranışlarıyla topluma örnek olma sorumluluğu da taşıdıklarını belirten Başkan Özkaya, “Görevlerinizi yerine getirirken ‘Ülkemize ve vatandaşlarımıza ne verebilirim, nasıl daha iyi hizmet edebilirim?’ anlayışını ilke olarak benimseyin ve bu ilkeyi kendinize her gün hatırlatın.” dedi.</p>

<p>Zamanın kıymetinin bilinmesi ve mesleki bilgi ve tecrübenin sürekli geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Başkan Özkaya, yöneticiliğin önemli ve zor bir sorumluluk olduğunu belirterek “Aklınızla, bilginizle, iradenizle, yetkiniz çerçevesinde hakkıyla ve adil bir şekilde yönetin. Doğruluktan ve adaletten hiçbir zaman ayrılmayın.” ifadelerini kullandı. Başkan Özkaya, bu anlayışla yürütecekleri görevlerinde ülkeye ve millete en iyi şekilde hizmet edeceklerine olan inancını dile getirerek kaymakam adaylarına meslek hayatlarında başarılar diledi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel de kamu hizmetinin etkin şekilde yürütülmesinde insan ilişkilerinin, mesleki ciddiyetin ve duyarlılığın önemine dikkat çekti. Kaymakamların toplumun farklı kesimleriyle sürekli iletişim hâlinde olduklarını belirten Recai Akyel, bu nedenle kullandıkları dile özen göstermeleri, ilişkilerinde ölçülü ve dikkatli olmaları, birlikte görev yaptıkları kişilere bilgi ve tecrübelerini aktarmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Karar alma süreçlerinde doğru ve yeterli bilgiye dayanmanın önemine işaret eden Recai Akyel, kaymakam adaylarına meslek hayatları boyunca kendilerini geliştirmeleri ve üstlendikleri görevi en iyi şekilde yerine getirmeleri tavsiyesinde bulundu. Recai Akyel, kaymakamların görevlerini yerine getirirken devletin varlığını, milletin bekasını, vatanın bütünlüğünü ve insanların mutluluğunu gözetmeleri gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Muhterem İnce ise kaymakam adaylarının meslek hayatlarında yeni bir döneme adım attıklarını belirterek görevlerini yerine getirirken kendi fikir ve kararlarına sahip olmalarının, inisiyatif almalarının ve sorumluluk üstlenmelerinin önemini vurguladı. Muhterem İnce, “Yeni bir hikâyeye başlıyorsunuz. Bu hikâyede kalem size ait olsun. Kendinize ait fikirleriniz, kararlarınız olsun.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mülki idare amirlerinin halkla iç içe görev yaptıklarını ve bulundukları yerlerin huzur ve güvenliğinden adaletin tesisine kadar önemli sorumluluklar üstlendiklerini belirten Muhterem İnce, kaymakam adaylarının görevleri boyunca ilkeli ve dürüst bir duruş sergilemeleri, adalet ve hakkaniyetten ayrılmamaları ve “Nasıl daha faydalı olabilirim?” düşüncesiyle hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Program kapsamında ayrıca Anayasa Mahkemesi Komisyonlar Başraportörü Mehmet Sadık Yamlı, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları hakkında kaymakam adaylarına bilgiler paylaştı.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/grqlz1cp/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/ytsbwvu2/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/rgif0jj4/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/2dgffbe2/4.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/xtqph5vx/8.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/0stc0hph/9.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/1nra3vno/10.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/afwote2j/11.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-175.jpg" type="image/jpeg" length="99391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 2025/312 E., 2025/3198 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 24/06/2025 tarihli, 2025/312 E., 2025/3198 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2025/312<br />
Karar No : 2025/3198</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DAVALI YANINDA MÜDAHİL : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p><strong>İSTEMİN_KONUSU :</strong> ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVANIN_KONUSU : </strong>Davacı vekili tarafından. müvekkilinin göğüslerinde sarkma (meme atrofısi) ve Labioplasti şikayeti ile Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Servisine yapmış olduğu başvuruya istinaden 09/03/2022 tarihinde şahsına yapılan ameliyatın tıbbi kurallara uygun olmadığı, eksik ve hatalı yapıldığı, yapılan ameliyat sonrasında vücudunda bulunan açık yaraların zamanında iyileşmesi için steril bir ortam sağlanmadığı, pansumanlarının yapılmayarak hatalı uygulamaların devam ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 100,00-TL maddi, 100,00-TL manevi olmak üzere toplam 200,00-TL tazimatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın reddine istinaf yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; 2577 sayılı Kanunun 45. ve 46. maddeleri uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınırın esas alınacağı, İdare Mahkemesince istinaf kanun yolu parasal sınırını geçmeyen dava konusu uyuşmazlıkla ilgili verilen kararın kesin olduğu, istinaf yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun incelenmeksizin reddine temyiz yolu kapalı olmak üzere karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : </strong>Davacı vekili tarafından, temyize konu karar ile kararın verildiği tarihte yürürlükte olmayan yasa hükmüne göre incelenmeksizin ret kararı verilmesinin ve müvekkilin yanlış tıbbi müdahale nedeniyle halihazırda tedavisinin sürmesi sebebiyle zararının devam etmesi ve ileriye dönük olması da dikkate alındığında alacağın belirsiz olması halinde kesinlik sınırının dava edilen miktara göre değil alacağın tamamına göre belirlenmesi gerektiği, dolayısıyla alacağın istinaf sınırının altında kaldığından bahisle incelenmeksizin ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı taraf lehine hükmedilen ayrı ayrı 20.900,00 TL toplam 41.800,00 TL vekalet ücreti miktarının Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi yönünden usul ve yasaya aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2023 tarih ve E:2023/81, K:2023/184 sayılı iptal kararı uyarınca temyize tabilik hususu yönünden temyiz parasal sınıra ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmaması sebebiyle Bölge İdare Mahkemesince işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : </strong>Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ :</strong> Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Dava, davacı vekili tarafından. müvekkilinin göğüslerinde sarkma (meme atrofısi) ve Labioplasti şikayeti ile Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Servisine yapmış olduğu başvuruya istinaden 09/03/2022 tarihinde şahsına yapılan ameliyatın tıbbi kurallara uygun olmadığı, eksik ve hatalı yapıldığı, yapılan ameliyat sonrasında vücudunda bulunan açık yaraların zamanında iyileşmesi için steril bir ortam sağlanmadığı, pansumanlarının yapılmayarak hatalı uygulamaların devam ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 100,00-TL maddi, 100,00-TL manevi olmak üzere toplam 200,00-TL tazimatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 29/08/2022 tarihinde kayıtlara giren dilekçe ile açılmıştır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, "İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz" kuralına yer verilmiş, "Parasal Sınırların Artırılması" başlıklı Ek 1. madde uyarınca yeniden değerleme oranlarında arttırılan parasal sınır 2024 yılı için 31.000,00 TL olarak belirlenmiş iken, 03/08/2024 tarihli ve 32620 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanunun 52. maddesi ile 45. maddenin 2. cümlesi değiştirilmiş, "Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz." kuralına yer verilerek Ek 1. maddesinde de, "Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. 17 nci madde uyarınca duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davaların belirlenmesinde davanın açıldığı; 45 inci ve 46 ncı maddeler uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ise ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınır esas alınır. Ancak nihai karar tarihinden sonra parasal sınırlarda meydana gelen artış, bölge idare mahkemesinin kaldırma veya Danıştayın bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalarda uygulanmaz." hükümleri yer almış, akabinde 04/06/2025 tarihli ve 32929 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 7. maddesi ile Ek 1. maddesinin 2.fıkrası değiştirilmiş, anılan değişiklik ile "17 nci madde uyarınca duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davalar ile 45 inci ve 46 ncı maddeler uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınır esas alınır." düzenlemesi getirilmiştir.</p>

<p>Yukarıda aktarılan düzenlemelerin incelenmesinden, istinaf kanun yolu parasal sınırının belirlenmesinde, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca, İdare Mahkemesi karar tarihinin esas alınması kurala bağlanıyor iken 04/06/2025 tarihli ve 32929 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yapılan değişiklik sonucu bundan sonra istinaf kanun yolu parasal sınırının belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınırın esas alınması düzenlenmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır.</p>

<p>Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken diğer bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Çünkü bir usul işlemi tamamlandıktan sonra yeni kural yürürlüğe girerse tamamlanmış işlem geçerli olarak kalır. Buna karşılık bir usul işlemi henüz tamamlanmamış ise yeni kanun, kural olarak hemen yürürlüğe girecektir. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden etkilenmeyecektir.</p>

<p>Nitekim, medeni yargılama hukukuna ilişkin usul kanunu niteliğindeki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 448. maddesinde “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla” derhal uygulanır denilmek suretiyle usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık ilkesi benimsenmiş, tamamlanmış işlemler ise istisna kapsamında tutulmuştur.</p>

<p>Dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak dolayısıyla da uygulanmayacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar kapsamında, usuli meselelerden biri olan bir davanın istinaf kanun yoluna tabi bir dava olup olmadığı hususu yönünden işbu temyiz incelemesinde 7550 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yapılan değişikliğin uygulanma kabiliyeti bulunduğu görüldüğünden anılan usuli meselenin nihayete erdiğinden bahsedilemeyecek, bu sebeple usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında gözetilen derhal uygulanırlık ilkesi kapsamında anılan değişiklik işbu incelemede dikkate alınacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, temyize konu kararda istinaf kanun yolunun belirlenmesinde İdare Mahkemesi kararı tarihindeki parasal sınırın esas alınmasında usul hükümlerine uyarlık görülmemekle birlikte yeni düzenleme uyarınca davanın açıldığı tarihteki parasal sınır da esas alınsa davanın 2024 yılında açıldığı ve İdare Mahkemesi kararının da yine 2024 yılında verildiği görüldüğünden dava konusu tutarın 2024 yılında geçerli olan istinaf kanun yolu parasal sınırının (31.000,00 TL) altında kaldığı anlaşılmış olup temyize konu kararda sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,</p>

<p>2 ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="20355"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/531 E., 2026/1285 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.03.2026 tarihli, 2025/531 E., 2026/1285 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/531 E., 2026/1285 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/3038 E., 2024/2798 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 2. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI: 2017/216 E., 2023/297 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; kör vajen tanısıyla 12.09.2015 tarihinde yapılan ameliyat neticesinde davalıların kusuru ile müvekkilinin fistül duvarında fazla kazınmaya bağlı 2.5 cm delinme meydana geldiğini, durumun ameliyattan sonraki kontrollerde fark edilmesine rağmen davalılar tarafından gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığını, bunun sonucunda müvekkilinin sekiz büyük ameliyat ve birçok cerrahi müdahaleden geçirmek zorunda kaldığını, davalıların ameliyat öncesinde müvekkiline ameliyatın herhangi bir riski olmadığını söylediklerini, hastanın muhtemel rizikolara karşı bilgilendirilmesinin zorunluluk olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminat dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ...; dava konusu neticenin diğer davalının ameliyattaki işlemi neticesinde oluştuğunu, kendisinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, diğer davalı ile yaptığı görüşmelerde diğer davalının kusurlu olduğunu kabul ettiğini savunarak, davanın kendisi yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili; müvekkilinin davacıya ameliyatın nasıl gerçekleştirileceğini, risklerini ve özellikle mesane ve kalın bağırsağın delinebileceğini ve ameliyatsız tedavi yöntemlerinin de bulunduğunu ve öncelikle bu yöntemleri düşünmeleri gerektiğini açıkladığını, aradan birkaç gün geçtikten sonra aniden ameliyathaneye çağrıldığını, diğer davalının ameliyata dair kendisine önceden bir bilgi vermediğini, ameliyatta uygulanması gereken işlemleri sırasına uygun gerçekleştirmediğini, ancak durumun aciliyetine binaen kendisine düşen işlemleri tamamlandığını, kalın bağırsakta 1.5 cm deliği fark etmesi üzerine dava dışı genel cerrahi uzmanı ...'yi davet ederek deliğin üç kat dikilerek tamirinin sağlandığını, sürece dair diğer davalıya bilgi verdiğini, ancak bu aşamadan sonra ameliyatı tamamlama kararının diğer davalıya ait olduğunu ve işleme devam etmesi neticesinde delik dikişlerinin attığını gördüğünü, sürece dair Başhekime bilgi verdiğini, tüm süreçte müvekkilinin ikinci/yardımcı hekim olduğunu ve dava konusu neticeyi meydana getiren kararın ve işlemlerin diğer davalı tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilin kusuru bulunmadığını, müvekkilin ikinci/yardımcı hekim olması nedeniyle aydınlatılmış onam alması gerektiği kabul edilse bile, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu'nca 1994 yılında Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi (Amsterdam Bildirgesi) uyarınca; bilincinin kapalı olması gibi onamının alınmasının mümkün olmadığı ya da acil müdahalenin gerektiği durumlarda, hastanın daha önce uygulanacak olan girişimi reddettiğine dair bir açıklaması yoksa farazi onamının olduğu varsayılarak işlemin uygulanabileceğinin belirtildiği, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 24. maddesinin beşinci fıkrasında ise; “Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbi müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.” hükmü bulunduğu, hastaya daha önce müvekkili tarafından gerekli bilgiler, olası riskler ve öncelikli olarak ameliyatsız çözüm arayışı tavsiye edildiği, buna rağmen davacının ameliyata karar verdiği, ancak bu konuda müvekkiline bilgi dahi verilmeden ameliyata başlandığı, müvekkilinin buna rağmen karşılaştığı acil durum karşısında hastayı kendi haline terk etmeyip, meslek etiğinin bir gereği olarak müdahale ettiğini, bu durumda müvekkilinin aydınlatılmış onam alması mecburiyetinden söz edilemeyeceği savunarak, davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya kazandırılan Adli Tıp Kurumu (ATK) ve heyet raporlarında davalı hekimler tarafından yapılan işlemlerde tıbbı gerekliliklere aykırılık bulunmadığının bildirildiği, onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı hastanede bulunduğu, hastanenin 667 sayılı KHK ile ... Dr. ... ve Araştırma hastanesine devredildiği, ayrıca devlet hastanelerine açılacak davaların da idari yargı görülmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK ve bilirkişi heyet raporları uyarınca, kör vajen operesinde fistül duvarının delinmesinin komplikasyon olduğu ve ameliyat sırasında komplikasyonun giderimi yönünden gerekli müdahalenin yapıldığı, tıbbi gerekliliklere aykırı işlem bulunmaması nedeni ile davalıların kusurlu olmadıkları, aydınlatılmış onam formu yönünden ise söz konusu belgenin saklanması sorumluluğunun sağlık kuruluşunda olduğu, hastanenin KHK ile Hazine'ye devredildiği ve eldeki davaya taraf olmadığı, Mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekilince temyiz başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; ameliyat neticesinde davalıların kusuru ile müvekkilinin fistül duvarında fazla kazınmaya bağlı 2.5 cm delinme meydana geldiğini, durumun ameliyattan sonraki kontrollerde fark edilmesine rağmen davalılar tarafın gerekli müdahalenin yapılmadığını, buna bağlı olarak müvekkilinin ... Hastanesinde birçok ameliyat ve cerrahi müdahale geçirmek zorunda kaldığını, her iki davalının da neticeden kendilerinin kusurlu olmadığını savunurken birbirlerinin kusurlu olduğunu beyan ettiklerini, ameliyatın olası komplikasyonları hakkında müvekkilinin aydınlatılmadığını ve onamının alınmadığını, ameliyat neticesinde meydana gelen deliğin komplikasyon değil tıbbi uygulama hatası olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili lehine olan tanık beyanlarına itibar edilmediğini, İlk Derece Mahkemesince müvekkilin maluliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda da rapor düzenlenmesi istendiği ancak gelen raporda maluliyete ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep edilmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, tedavi hizmetini üstlenen doktorların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davalı ...'in davacıyı gereği gibi bilgilendirildiğine ve aydınlatılmış onamının alındığına dair herhangi bir savunmasının olmadığı, diğer davalı ...'ın ise; ameliyattan bir süre önce davacıya ameliyatın nasıl gerçekleştirileceği, risklerini ve özellikle mesane ve kalın bağırsağın delinebileceği ve ameliyatsız tedavi yöntemlerinin de bulunduğu ve öncelikle bu yöntemleri düşünmeleri gerektiğini açıkladığı, ameliyatın planlanmasından habersiz olduğu ve acil olarak ameliyathaneye çağrılması üzerine, ameliyatın geldiği safha itibariyle davacıya acil müdahale etmek zorunda kaldığı, acil durum karşısında yaptığı işlemlerin farazi onam altında olduğu ve kendisi açısından aydınlatılmış onam alma yükümlülüğünden bahsedilemeyeceğini savunduğu görülmüştür.</p>

<p>Mahkemece dinlenen davalı ...'ın asistanı ve muayene sırasında odada bulunan tanık ... beyanında; davalı ...'ın ameliyattan 5-6 gün önce davacıyı muayene ederek ameliyata ve risklerine ilişkin bilgi verdiği, ancak ameliyat günü konuşulmadığı, ameliyat günü davalı ...'ın diğer davalı ...'in ameliyatı için acil olarak çağrıldığını belirtmiştir.</p>

<p>Davaya konu ameliyat sırasında müdahaleden bulunan ve o dönem hastanenin Başhekimi olan genel cerrah tanık... beyanında; davaya konu ameliyatın planlanmış bir ameliyat olmadığını, acil bir şekilde ameliyata davalı ... tarafından çağrıldığını, ameliyatın geldiği safha itibari ile ameliyatın yarıda kesilip aydınlatılmış onam sürecini başlatmanın mümkün olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>1219 Sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesi gereği, aydınlatılmış onamda ispat külfeti doktor ya da hastanededir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bilgiler ışığında, davacının ameliyatın muhtemel risklerine karşı bilgilendirilmediği iddiası karşısında, davalılardan ...'in aydınlatılmış onama dair herhangi bir savunma yapmadığı, diğer davalı ...'ın ise evvelce davacıyı bilgilendirdiği, ancak dava konusu ameliyata acil çağrılması nedeniyle aydınlatılmış onam almakla yükümlü olmadığı savunmasına ve hastanın gereği gibi aydınlatıldığını ispat yükü hem davalı doktorlar hem de dava dışı hastanede olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince aydınlatılmış onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı 667 sayılı KHK ile kapatılarak ... Dr. ... ve Araştırma hastanesine devredilen hastanede olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı doktorlara aydınlatma yükümlülükleri hususunda ispat fırsatı tanıyıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu husus değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>Temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz karar harcının iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.03.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="49562"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/2706 E., 2022/2509 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2022 tarihli, 2021/2706 E., 2022/2509 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/2706 E., 2022/2509 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki asıl davada davacı birleşen davada davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 23.02.2011-26.07.2011 tarihleri arasında davalı ...’ın sahibi olduğu diğer davalı tıp merkezinde meme protez, büyütme ve dikleştirme, karın, yüz, kol, bacak germe, yağ aldırma, göz kapağı, burun ve genital bölge estetiği ile ilgili estetik operasyonlar geçirdiğini, karşılığında 18.000,00 Euro ödendiğini, ancak bazı operasyonların hiç yapılmadığını, yapılan operasyonların ise hatalı ve yanlış yapıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ameliyat bedeli olarak ödenen 18.000,00 Euro karşılığı 45.180,00 TL maddi tazminat ve 100.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili merkezin taraf sıfatı olmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili hekimin tüm operasyonlarda tıbbın gereklerine uygun hareket ederek, hastaya yapılan müdahaleler hususunda aydınlatılıp onayının alındığını, kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise; müvekkilinin 18 yıllık çabası ile oluşturduğu kariyerine zarar verildiğini ileri sürerek; 100.000,00 TL manevi tazminatın davacı – birleşen dosyada davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik tıbbi müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat, birleşen dava ise manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Davacı-birleşen dosyada davalı iş sahibi, davalı -birleşen dosyada davacı ... ise yüklenicidir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; bilirkişi raporları nazara alınarak davalının kusuru, birleşen davada ise kişilik haklarına saldırı kastı bulunmadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı-birleşen dosyada davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 03.11.2020 tarih, 2018/1871 Esas, 2020/1340 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, davanın reddine, davalı Dr. ... Estetik Cerrahi ve Saç Ekim Merkezi hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı-birleşen dosyada davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK’nun 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı-birleşen dosyada davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Taraflar arasında imzalanan sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Bu sözleşme niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu bu itibarla eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen BK'nın 355. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı meme protez, büyütme ve dikleştirme, karın, yüz, kol, bacak germe, yağ aldırma, göz kapağı, burun ve genital bölge estetiği gayesiyle yani estetik amaçla davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>Diğer yandan yüklenici olan hekimin edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.</p>

<p>Somut olayda; ilk derece mahkemesince Adli Tıp Kurulu 2. İhtisas Kurulu’ndan 20.04.2015 tarihli rapor alınmış, bu rapora itiraz üzerine Estetik, Plastik ve Rekonstürktif Cerrahi uzmanı bilirkişi kurulu 10.12.2015 tarihli raporunu mahkemeye sunmuştur. Alınan bu raporlar gözetilerek davalı hekimin kusurunun bulunmadığı gerekçesi asıl dava reddedilmiş ise de; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu ve yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davacının meme protez, büyütme ve dikleştirme ile ilgili isteminin yüklenici tarafından daha güzel bir görünüme kavuşturulacağı yönünde bir garanti verilmesi ve müdahale sonrası sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi niteliğinde olduğu, ancak operasyon sonrasında davacının meme ucunu ve simetrisini kaybetmiş olduğu gözetildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda meme protez, büyütme ve dikleştirme operasyonu bakımından yeterli gerekçe içermeyen bilirkişi raporlarına dayanılması hatalı olmuştur.</p>

<p>Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin davacının meme ucunu ve simetrisini kaybetmesi bakımından kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemlerini değerlendirmek, hükme esas alınan 10.12.2015 tarihli bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarını hesaplattırmak, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre manevi tazminat miktarını da değerlendirmek ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı-birleşen dosyada davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin 03.11.2020 tarih, 2018/1871 Esas, 2020/1340 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcın talep halinde davacı- birleşen davada davalı ...'a iadesine, dosyanın kararı bozulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı'na gönderilmesine, 28.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="25529"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genital Estetikte “Memnun Kalmadım” Demek Tazminat İçin Yeterli mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hasta, genital estetik operasyonu sonrasında aynaya baktığında beklediği sonucu göremiyor. Doktor ise iyileşme sürecinin devam ettiğini, görünümün zamanla düzeleceğini veya ortaya çıkan durumun bilinen bir komplikasyon olduğunu söylüyor.</p>

<p>Aradan aylar geçmesine rağmen sorun düzelmiyor. Hasta, ilk operasyondan sonra aynı hekim tarafından yapılan revizyon ameliyatından da memnun kalmıyor. Üstelik artık yalnızca estetik bir kaygı değil; ağrı, his kaybı, asimetri veya fonksiyonel bir problem de söz konusu.</p>

<p>Peki bu durumda hastanın yalnızca “Sonuçtan memnun kalmadım” demesi tazminat davası açması ve davayı kazanması için yeterli midir?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, salt memnuniyet veya beğeni üzerinden verilemez. Genital estetik operasyonlarında hukuki sorumluluğun belirlenebilmesi için operasyon öncesinde neyin kararlaştırıldığı, hastaya hangi vaatlerde bulunulduğu, ortaya çıkan sonucun objektif olarak kabul edilebilir olup olmadığı, müdahalenin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı ve hastanın riskler konusunda gereği gibi aydınlatılıp aydınlatılmadığı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Her Memnuniyetsizlik Malpraktis Değildir</strong></p>

<p>Estetik müdahalelerde hastanın beklentisi, tedavi amaçlı müdahalelere göre daha belirleyici bir konumdadır. Çünkü hasta çoğu zaman herhangi bir hastalığın tedavisinden ziyade belirli bir görünüm elde etmek amacıyla hekime başvurmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte estetik sonuçların değerlendirilmesinde kişisel beğeni de önemli bir rol oynar. Aynı sonuç bir kişi tarafından başarılı, başka bir kişi tarafından yetersiz bulunabilir. Bu nedenle hastanın yalnızca sonucu beğenmediğini söylemesi, tek başına hekimin kusurlu olduğunu veya tazminat ödemesi gerektiğini göstermez.</p>

<p>Hukuken önemli olan, subjektif memnuniyetsizliğin ötesinde objektif olarak değerlendirilebilen bir eksiklik veya zarar bulunup bulunmadığıdır. Örneğin aşağıdaki durumlar, salt estetik beğenmeme iddiasından farklı değerlendirilir:</p>

<p>- Operasyon öncesinde kararlaştırılan sonucun sağlanamaması,</p>

<p>- Belirgin ve kalıcı asimetri,</p>

<p>- Aşırı veya hatalı doku çıkarılması,</p>

<p>- Kalıcı deformite,</p>

<p>- Uzun süreli ağrı veya his kaybı,</p>

<p>- Cinsel işlevin etkilenmesi,</p>

<p>- Enfeksiyon veya ciddi yara iyileşmesi problemleri,</p>

<p>- Operasyonun kararlaştırılandan farklı ya da eksik yapılması,</p>

<p>- Yeni bir sağlık sorununun ortaya çıkması,</p>

<p>- Sorunun giderilmesi için birden fazla revizyon ameliyatı gerekmesi.</p>

<p>Dolayısıyla temel ayrım şudur:</p>

<p><strong>Her kötü veya istenmeyen sonuç malpraktis değildir. Ancak her istenmeyen sonuç da “komplikasyon” denilerek hukuki incelemenin dışında bırakılamaz.</strong></p>

<p><strong>Genital Estetik Operasyonu Neden Eser Sözleşmesi Sayılabilir?</strong></p>

<p>Yargıtay, estetik amaçlı tıbbi müdahaleleri klasik tedavi ilişkilerinden farklı değerlendirebilmektedir.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28 Nisan 2022 tarihli kararı</a>nda; meme, karın, yüz, kol, bacak, burun ve genital bölge estetiği dâhil olmak üzere birden fazla estetik operasyon geçiren hastanın açtığı tazminat davası incelenmiştir.</p>

<p>Kararda, estetik amaçlı müdahaleye ilişkin sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu belirtilmiş; estetik ameliyatla hastaya istenen ve kararlaştırılan amaca uygun bir görünüm sağlanmasının ve sürecin sağlıklı şekilde sonuçlandırılmasının sözleşmenin konusu olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay ayrıca eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenicinin sonucu garanti etmiş sayılacağını ifade etmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte bu kararın doğru okunması gerekir. Kararda genital bölge estetiği, hastanın geçirdiği çok sayıda operasyon arasında sayılmıştır. Yargıtayın somut bozma gerekçesi ise özellikle meme operasyonu sonrasında meme ucunun ve simetrinin kaybedilmiş olmasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla karar, genital estetik operasyonlarında da uygulanabilecek genel bir eser sözleşmesi ilkesi ortaya koymakla birlikte, her genital estetik memnuniyetsizliğinin doğrudan tazminat gerektirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>“Sonuç garantisi” kavramı da hastanın zihnindeki her türlü kişisel görünümün mutlaka sağlanacağı şeklinde sınırsız yorumlanmamalıdır. Öncelikle taraflar arasında hangi sonucun kararlaştırıldığı belirlenmelidir. Hekimin açıklamaları, yazışmalar, fotoğraflar, reklamlar, hastanın anatomik özellikleri ve tıbben ulaşılabilir sonuç birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>“Beğenmedim” Demek Neden Tek Başına Yeterli Değildir?</strong></p>

<p>Bir genital estetik malpraktis davasında mahkeme yalnızca hastanın memnuniyetini araştırmaz. Objektif bir hukuki ve tıbbi değerlendirme yapılması gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle şu sorular önem taşır:</p>

<p>1. Hasta operasyon öncesinde hangi şikayetlerle hekime başvurdu?</p>

<p>2. Hangi işlemlerin yapılması kararlaştırıldı?</p>

<p>3. Hekim belirli bir görünüm, tam simetri veya kesin sonuç vaat etti mi?</p>

<p>4. Hastaya örnek fotoğraflar gösterildi mi?</p>

<p>5. Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar arasında objektif olarak değerlendirilebilir bir fark bulunuyor mu?</p>

<p>6. Ortaya çıkan görünüm tıbben kabul edilebilir sınırlar içinde mi?</p>

<p>7. Operasyon tekniğinde veya planlamasında hata var mı?</p>

<p>8. Hastada kalıcı bir fonksiyon kaybı meydana geldi mi?</p>

<p>9. Ameliyat sonrası takip uygun şekilde yapıldı mı?</p>

<p>10. Revizyon ameliyatına neden ihtiyaç duyuldu?</p>

<p>11. Hasta bu sonuçların ortaya çıkabileceği konusunda önceden bilgilendirildi mi?</p>

<p>Bu soruların önemli bir kısmı, plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi ile gerektiğinde kadın hastalıkları ve doğum alanında uzman bilirkişiler tarafından değerlendirilir.</p>

<p>Hastanın kişisel beklentisi ile tıbben ve hukuken taahhüt edilen sonuç aynı şey değildir. Bu nedenle davanın güçlü olabilmesi için memnuniyetsizliğin fotoğraflar, sağlık kayıtları, uzman değerlendirmesi ve diğer delillerle somutlaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Aydınlatılmış Onam Yalnızca Form İmzalatmak Değildir</strong></p>

<p>Genital bölgeye yapılan müdahaleler kişinin bedensel bütünlüğünün yanı sıra mahremiyetini, cinsel yaşamını ve psikolojik durumunu da etkileyebilir. Bu nedenle aydınlatılmış onam, söz konusu operasyonlarda özel bir öneme sahiptir.</p>

<p>Aydınlatılmış onam, hastaya matbu bir belge imzalatılmasından ibaret değildir. Hastanın yapılacak müdahaleyi, riskleri ve alternatifleri anlayarak özgür biçimde karar verebilmesi gerekir.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 9 Mart 2026 tarihli kararı</a>nda, kör vajen tanısıyla yapılan ameliyat sırasında fistül duvarında meydana gelen delinme ve hastanın ameliyat riskleri konusunda bilgilendirilmediği iddiası incelenmiştir.</p>

<p>Yargıtay, 1219 sayılı Kanun’un 70. maddesi ile Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesine dayanarak aydınlatılmış onam konusunda ispat yükünün doktor veya hastanede olduğunu belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin, onam formunun saklanmasından dava dışı hastanenin sorumlu olduğu gerekçesiyle davayı reddetmesi doğru bulunmamış ve karar bozulmuştur.</p>

<p>Bu karar doğrudan estetik amaçlı bir operasyonla ilgili değildir. Yargıtay da uyuşmazlığı vekalet sözleşmesine dayalı bir tedavi ilişkisi olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte karar, genital bölgeyi ilgilendiren cerrahi müdahalelerde hastanın aydınlatıldığını ispat yükünün hekim veya sağlık kuruluşunda olması bakımından önemlidir.</p>

<p>Genital estetik operasyonu öncesinde hastaya özellikle şu konularda bilgi verilmesi gerekir:</p>

<p>- Yapılacak işlemin niteliği ve kapsamı,</p>

<p>- Kullanılacak yöntem,</p>

<p>- İyileşme süreci,</p>

<p>- Makul tedavi veya müdahale alternatifleri,</p>

<p>- İz kalma ihtimali,</p>

<p>- Asimetri veya görünüm farklılığı riski,</p>

<p>- His değişikliği veya his kaybı,</p>

<p>- Fonksiyonel sorunlar,</p>

<p>- Enfeksiyon ve yara iyileşmesi problemleri,</p>

<p>- Revizyon ameliyatı gerekebilmesi,</p>

<p>- İstenen sonucun tam olarak elde edilememe ihtimali.</p>

<p>Onam formunda yalnızca “Operasyonun bütün risklerini kabul ediyorum” şeklinde genel ifadeler bulunması, hastanın somut ve önemli riskler hakkında gerçekten bilgilendirildiğini her olayda göstermeyebilir. Aydınlatmanın kapsamı, zamanı, içeriği ve hasta tarafından anlaşılabilir olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong>“Bu bir komplikasyon” Savunması Sorumluluğu Sona Erdirir mi?</strong></p>

<p>Komplikasyon, tıbbi müdahale doğru yapılmış olsa bile ortaya çıkabilen, tıp bilimi tarafından bilinen ve her zaman önlenmesi mümkün olmayan olumsuz sonuç olarak ifade edilebilir.</p>

<p>Malpraktis ise hekimin güncel tıbbi standartlara, mesleki özen yükümlülüğüne veya uygun komplikasyon yönetimine aykırı davranması nedeniyle zararın meydana gelmesidir.</p>

<p>Ancak bir sonucun tıbben komplikasyon olarak adlandırılması, hekimin otomatik olarak sorumluluktan kurtulması anlamına gelmez.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin estetik müdahalelere ilişkin kararında da komplikasyonlar bakımından aydınlatma yükümlülüğü ile komplikasyon yönetiminin doğru yapılmasının hekimin sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle üç ayrı aşama incelenmelidir:</p>

<p>1. Hasta, söz konusu komplikasyon hakkında operasyon öncesinde gereği gibi bilgilendirildi mi?</p>

<p>2. Komplikasyon zamanında fark edildi mi?</p>

<p>3. Komplikasyon ortaya çıktıktan sonra gerekli müdahale tıbbi standartlara uygun ve zamanında yapıldı mı?</p>

<p>Örneğin enfeksiyon belirli bir operasyonun bilinen riski olabilir. Ancak enfeksiyon belirtilerinin dikkate alınmaması, hastanın kontrole çağrılmaması veya gerekli tedavinin geciktirilmesi ayrıca kusur oluşturabilir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle komplikasyonun ortaya çıkması ile komplikasyonun kötü yönetilmesi aynı hukuki mesele değildir.</p>

<p><strong>Revizyon Ameliyatı Kusurun Kabulü Anlamına Gelir mi?</strong></p>

<p>İlk operasyon sonrasında aynı hekim tarafından düzeltme veya revizyon ameliyatı yapılması, tek başına hekimin hatasını kabul ettiği anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı estetik müdahalelerde, hekimin kusuru bulunmasa dahi iyileşmenin bireysel özellikleri nedeniyle revizyon ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bununla birlikte revizyon ameliyatı hukuken önemsiz de değildir.</p>

<p>Revizyon yapılması;</p>

<p>- İlk sonucun yeterli bulunmadığını,</p>

<p>- Hekimin hastanın şikayetinden haberdar olduğunu,</p>

<p>- İlk operasyondaki sorunun devam ettiğini,</p>

<p>- Kararlaştırılan amaca ulaşılamamış olabileceğini</p>

<p>gösteren bir delil olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Özellikle aynı hekim tarafından ikinci operasyon yapılmasına rağmen görünüm düzelmemiş, yeni bir deformite oluşmuş veya fonksiyonel zarar ağırlaşmışsa hem ilk hem de ikinci müdahalenin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.</p>

<p>Mükerrer operasyonların hekimin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığı ve ikinci müdahalenin bedelinin bazı olaylarda maddi zarar kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin doğrudan karar metinleriyle ve her somut olayın özellikleriyle ayrıca doğrulanması gerekir.</p>

<p><strong>Ameliyat Sonrası Bakım da Tıbbi Müdahalenin Parçasıdır</strong></p>

<p>Hekimin sorumluluğu ameliyatın bitmesiyle sona ermez. Pansuman, yara bakımı, enfeksiyon takibi, kontroller ve hastanın şikayetlerine zamanında cevap verilmesi de tedavi sürecinin parçasıdır.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 10. Dairesinin 24 Haziran 2025 tarihli kararı</a>na konu olayda hasta, bir kamu hastanesinde yapılan labioplasti ve meme ameliyatının hatalı olduğunu; steril ortam sağlanmadığını ve pansumanların gereği gibi yapılmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Ancak bu karar tıbbi kusurun bulunup bulunmadığını esastan belirleyen bir karar değildir. Danıştay incelemesi, davanın parasal tutarı nedeniyle istinaf yoluna başvurulup başvurulamayacağına ilişkin usul sorunuyla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle karar, hekimin kusurlu olduğuna dair doğrudan bir emsal gibi sunulamaz.</p>

<p>Kararın bu makale bakımından önemi, labioplasti sonrası steril ortam, pansuman ve ameliyat sonrası bakım iddialarının da tazminat uyuşmazlığına konu olabildiğini göstermesidir.</p>

<p><strong>Genital Estetik Davasında Hangi Deliller Önemlidir?</strong></p>

<p>Genital estetik malpraktis davalarında deliller mümkün olduğunca erken toplanmalıdır. Özellikle iyileşme sürecinde görünüm değişebileceğinden fotoğrafların tarihli ve düzenli biçimde saklanması önem taşır.</p>

<p>Başlıca deliller şunlardır:</p>

<p>- Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar,</p>

<p>- Hasta dosyası ve epikriz belgeleri,</p>

<p>- Ameliyat notu,</p>

<p>- Aydınlatma ve onam formları,</p>

<p>- Reçeteler ve kontrol kayıtları,</p>

<p>- Ödeme dekontları ve faturalar,</p>

<p>- Klinikle yapılan WhatsApp yazışmaları,</p>

<p>- Hekimin sosyal medya mesajları,</p>

<p>- “İz kalmaz”, “kesin düzelir” veya “tam simetri sağlanır” gibi ifadeler,</p>

<p>- Revizyon ameliyatına ilişkin belgeler,</p>

<p>- Başka hekimler tarafından düzenlenen muayene ve tedavi kayıtları,</p>

<p>- İlaç, bakım ve düzeltme ameliyatı giderleri,</p>

<p>- Gerektiğinde psikolojik veya psikiyatrik tedavi kayıtları,</p>

<p>- Uzman bilirkişi raporları.</p>

<p>Genital bölgeye ait fotoğraflar ve tıbbi kayıtlar özel nitelikli kişisel veri niteliğindedir. Bu nedenle deliller korunurken ve dava dosyasına sunulurken hastanın mahremiyetini koruyacak yöntemlerin kullanılması gerekir.</p>

<p><strong>Hangi Zararlar Talep Edilebilir?</strong></p>

<p>Hekimin veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu belirlenirse, somut olayın özelliklerine göre şu zararların karşılanması talep edilebilir:</p>

<p>- Ödenen operasyon bedeli,</p>

<p>- Revizyon veya düzeltme ameliyatı giderleri,</p>

<p>- İlaç ve tedavi masrafları,</p>

<p>- Yol, konaklama ve bakım giderleri,</p>

<p>- Geçici veya sürekli kazanç kaybı,</p>

<p>- Kalıcı bedensel zararlar,</p>

<p>- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar,</p>

<p>- Manevi tazminat.</p>

<p>Ancak bu kalemlerin tamamı her davada otomatik olarak kabul edilmez. Zararın gerçekten meydana geldiği, müdahaleyle zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunduğu ve davalı tarafın hukuken sorumlu olduğu ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Manevi tazminat bakımından da yalnızca hastanın üzülmesi değil; yaşanan olayın ağırlığı, kalıcı etkileri, mahrem bölgeye ilişkin olması, kişinin sosyal ve özel hayatına etkisi ile tarafların durumları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Kamu Hastanesi ile Özel Hastane Arasında Fark Var mı?</strong></p>

<p>Operasyonun nerede yapıldığı, izlenecek hukuki yolu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Kamu hastanesindeki tıbbi müdahalelerden doğan zararlar kural olarak sağlık hizmetinin kötü işlemesi iddiası kapsamında idari başvuru ve tam yargı davası sürecine konu olabilir.</p>

<p>Özel hastane, tıp merkezi veya özel klinikte gerçekleştirilen operasyonlarda ise hekimle ve sağlık kuruluşuyla kurulan ilişkinin niteliğine göre adli yargı ile tüketici hukuku hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte görevli mahkeme, davalıların sıfatı, sözleşmenin tarafları ve hizmetin sunulma biçimi dikkate alınarak her dosyada ayrıca belirlenmelidir. Yanlış yargı kolunda veya yanlış mahkemede dava açılması ciddi zaman kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Memnuniyetsizlik Bazen Zararın İlk İşaretidir</strong></p>

<p>Genital estetik operasyonundan memnun kalmamak, tek başına tazminat kazanılması için yeterli değildir. Hastanın kişisel beğenisi ile objektif olarak ayıplı veya hatalı sonuç arasında ayrım yapılmalıdır.</p>

<p>Ancak operasyon öncesinde kararlaştırılan sonucun sağlanmaması, belirgin deformite, fonksiyon kaybı, teknik hata, eksik aydınlatma, hatalı komplikasyon yönetimi veya yetersiz ameliyat sonrası takip bulunuyorsa memnuniyetsizlik, hukuken tazminat doğurabilecek bir zararın işareti olabilir.</p>

<p>Bu nedenle hasta, yeni bir müdahaleye karar vermeden veya uyuşmazlığı yalnızca mesajlaşma yoluyla çözmeye çalışmadan önce sağlık kayıtlarını istemeli, fotoğraf ve yazışmaları korumalı, başka bir uzman hekim tarafından muayene edilmeli ve dosyasını sağlık hukuku alanında çalışan bir avukatla birlikte değerlendirmelidir.</p>

<p>Zamanaşımı ve başvuru süreleri, operasyonun kamu veya özel sağlık kuruluşunda yapılmasına ve hukuki ilişkinin niteliğine göre değişebileceğinden sürecin geciktirilmemesi gerekir.</p>

<p><strong>Sık Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>1. Labioplasti sonucunu beğenmezsem doğrudan dava açabilir miyim?</strong></p>

<p>Dava açılması mümkündür; ancak davanın kabulü için yalnızca beğenmeme beyanı yeterli olmayabilir. Kararlaştırılan sonuç, ortaya çıkan görünüm, tıbbi uygulamanın uygunluğu, aydınlatma ve varsa fonksiyonel zarar incelenir.</p>

<p><strong>2. Onam formu imzaladıysam tazminat isteyemez miyim?</strong></p>

<p>Onam formu imzalanması, hekimin bütün sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Formun içeriği, hastanın somut riskler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong>3. Doktorun ücretsiz revizyon yapması hatasını kabul ettiği anlamına gelir mi?</strong></p>

<p>Tek başına gelmez. Ancak ilk sonucun yetersiz kaldığını ve hekimin şikayetten haberdar olduğunu gösteren önemli bir delil olabilir.</p>

<p><strong>4. Komplikasyon olduğu söylenen bir sonuç için dava açılabilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Sonucun gerçekten komplikasyon olup olmadığı, hastanın bu risk hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve komplikasyonun zamanında ve doğru yönetilip yönetilmediği incelenebilir.</p>

<p><strong>5. WhatsApp yazışmaları delil olarak kullanılabilir mi?</strong></p>

<p>Hekim veya klinikle yapılan yazışmalar; vaat edilen sonuç, şikâyetlerin ne zaman bildirildiği, hekimin verdiği cevaplar ve revizyon teklifleri bakımından delil niteliği taşıyabilir. Yazışmaların bütünlüğünün ve orijinal halinin korunması önemlidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kullanılan Temel Yargı Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/2706, K. 2022/2509, T. 28.04.2022.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/531, K. 2026/1285, T. 09.03.2026.</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Danıştay 10. Dairesi, E. 2025/312, K. 2025/3198, T. 24.06.2025.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="20742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ahmet Nejat Ağacıkoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Ahmet Nejat Ağacıkoğlu (7477) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. AHMET NEJAT AĞACIKOĞLU (7477) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>09.09.1982 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Ahmet Nejat AĞACIKOĞLU (7477) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 25.07.2026 Cumartesi günü Maltepe Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ahmet-nejat-agacikoglu.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ahmet-nejat-agacikoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="43269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNTERNET ÜZERİNDEN YAPILAN SATIN ALIMLARDA CAYMA HAKKI, İADE VE AYIPLI MAL SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnternet ve mobil uygulamalar üzerinden yapılan alışverişler, Türkiye’de tüketici davranışlarını köklü şekilde değiştirmiştir. Ancak ürünün fiziken görülmeden satın alınması, teslimat sürecindeki hasarlar, web sitesi görseli ile gelen ürün arasındaki farklılıklar veya iade taleplerinin satıcılarca keyfi reddi nedeniyle alıcı ve satıcı arasında yoğun hukuki uyuşmazlıklar yaşanmaktadır. Bu noktada Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri, özellikle mesafeli sözleşmeler ve ayıplı ifa sorumluluğu bakımından belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>Tüketici, hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin malı teslim aldığı tarihten itibaren on dört gün içinde cayma hakkına sahiptir. Üründe gizli bir kusur, fonksiyon bozukluğu veya vaat edilen teknik özelliklerin bulunmaması söz konusuysa, bu durum "ayıplı mal" olarak değerlendirilir ve satıcının hukuki sorumluluğu devreye girer.</p>

<p><strong>CAYMA HAKKI KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Bir internet alışverişinde;</p>

<p>• Web sitesindeki görsel, model, renk veya teknik özellikler ile gelen ürün arasında fark olması, • Kargo kaynaklı hasar, ezilme, sıvı teması veya ambalaj açılmadan iç kısımda bozukluk bulunması,</p>

<p>• Yazılım, lisans kodu veya dijital içeriklerin vaat edilen şekilde aktif edilememesi veya çalıştırılamaması,</p>

<p>• "Ön sipariş" statüsündeki ürünlerin belirtilen tarihte gönderilmemesi veya stok dışı kalması cayma hakkını veya ayıplı mal sorumluluğunu doğurur.</p>

<p>Burada önemli olan, tüketicinin ürünü fiziki mağaza ortamında olduğu gibi "inceleme ve deneme fırsatı" bulamamasıdır. Bu nedenle kanun koyucu, mesafeli sözleşmelerde tek taraflı cayma hakkını emredici şekilde düzenlemiştir. Ancak özel üretim ürünler, çabuk bozulan gıdalar, açıldığında sağlık/ hijyen riski doğuran ürünler (kozmetik, iç çamaşırı vb.) veya açıldıktan sonra münhasıran tüketiciye özel hale gelen ürünler bu hakkın kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>SATICININ/MAĞAZANIN SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>TKHK ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca satıcı, cayma hakkının kullanılmasını engelleyemez, süreci zorlaştıramaz veya iade karşılığında ek ücret talep edemez. <i>"İndirimli ürünlerde iade yoktur", "Kampanya ürünleri cayma hakkı kapsamı dışındadır", "Kargo bedeli iade edilmez"</i> gibi site içi beyanlar veya sözleşme şerhleri hukuka ve kamu düzenine aykırıdır.</p>

<p>Satıcının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak ürünün tüketici tarafından aşırı kullanıldığını veya hasarın tüketici kusuruyla oluştuğunu bilimsel olarak ispatlaması hâlinde mümkündür. Bu durum, e-ticarette satıcı sorumluluğunun "kusursuz" (objektif) nitelikte olduğunu gösterir. Satıcı, <i>"Ürün orijinal kutusunda ve etiketi koparılmadan gelmedi"</i> gerekçesiyle iadeyi reddedemez. Zira Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, tüketicinin ürünü deneme amaçlı açması, kutuyu incelemesi veya kılıfı çıkarması cayma hakkının kullanılmasını engellemez. İade kargo bedelinin tüketiciye iadesi de satıcının yasal yükümlülüğündedir.</p>

<p><strong>TÜKETİCİNİN HAKLARI VE İADE SÜREÇLERİ</strong></p>

<p>Cayma hakkı veya ayıplı mal kapsamında tüketiciye temel haklar tanınmıştır:</p>

<p><strong>1. </strong>Sözleşmeden dönme (ürünün iadesi ve ödenen bedelin eksiksiz, aynı ödeme kanalıyla geri verilmesi),</p>

<p><strong>2.</strong> Satış bedelinden ayıp oranında indirim isteme,</p>

<p><strong>3.</strong> Ücretsiz onarım isteme (masrafları satıcıya ait olmak üzere),</p>

<p><strong>4.</strong> Ayıpsız misli ile değiştirme talep etme.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunlara ek olarak, satıcının bedeli yasal süre içinde iade etmemesi veya iade sürecini hukuksuz gerekçelerle engellemesi hâlinde tüketici, öncelikle ikametgâhının veya işlemin yapıldığı yerdeki <strong>Tüketici Hakem Heyeti’ne </strong>başvurmalıdır.</p>

<p><strong>ZAMANAŞIMI VE SÜRELER</strong></p>

<p>6502 sayılı <strong>Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 48. maddesi</strong> ile <strong>Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği</strong> uyarınca tüketici, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin, mal satışına ilişkin mesafeli sözleşmelerde malın tesliminden; hizmet sözleşmelerinde ise sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren <strong>14 gün</strong> içinde cayma hakkını kullanabilir. Cayma hakkının kullanılabilmesi için bu süre içinde cayma bildiriminin satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmesi yeterlidir.</p>

<p>Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyi cayma hakkı konusunda usulüne uygun şekilde önceden bilgilendirmemesi hâlinde, 14 günlük cayma süresiyle bağlı kalınmaz. Bu durumda tüketici, cayma hakkını <strong>normal cayma süresinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde</strong> kullanabilir.</p>

<p><strong>"AÇILDI", "KULLANILDI" VEYA "İNDİRİMLİ" İDDİALARININ HUKUKİ ETKİSİ</strong></p>

<p>E-ticaret satıcıları, cayma hakkını daraltmak amacıyla sıkça <i>"Ürün açıldığı için iade almıyoruz", "İndirimli/kampanyalı ürünlerde cayma hakkı yoktur", "Kullanım izleri var"</i> savunmalarında bulunur.</p>

<p>Oysa ki;</p>

<p>• Ürünün kutusunun açılması, kılıfının çıkarılması veya deneme amaçlı çalıştırılması cayma hakkını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>• "İndirimli" veya "kampanyalı" ürünler de TKHK kapsamındadır. Fiyat avantajı tüketici haklarını sınırlamaz.</p>

<p>İade kargo bedeli de kural olarak satıcıya aittir. Ancak tüketici, ürünü aşırı kullanım, bilinçli hasar veya ticari amaçla iade ederse, bu durum tazminat sorumluluğu doğurabilir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İnternet üzerinden yapılan satın alımlar, sadece ticari işlem değil, tüketici güvenine ve şeffaflığa dayalı hukuki bir ilişki doğurmaktadır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği, tüketicinin sözleşme öncesinde yeterli şekilde bilgilendirilmesini, cayma hakkını serbestçe kullanabilmesini ve ayıplı mal karşısında etkin hukuki korumadan yararlanmasını amaçlamaktadır. Satıcıların mevzuata aykırı iade politikaları geliştirmeleri veya tüketicinin kanundan doğan haklarını sözleşme hükümleriyle sınırlandırmaları hukuken geçersizdir. <i>"Açıldı", "indirimli" veya "kargo imzalandı"</i> gibi gerekçeler tüketici haklarını ortadan kaldırmaz. Yargıtay kararları da bu çerçevede, tüketicinin deneme hakkını, iade süreçlerinin şeffaflığını ve satıcının bilgilendirme yükümlülüğünü sıkı şekilde korumaktadır. Bu nedenle hem satıcıların iade politikalarını mevzuata uygun hale getirmesi hem de tüketicilerin cayma bildirimini yazılı/sistem kayıtlı yapması, delilleri (fatura, sipariş ekranı, kargo fotoğrafı) saklaması ve hak kaybı yaşamaması adına hukuki danışmanlık alması büyük önem arz etmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilara-dulkadir-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilara DULKADİR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-bilgisayars4.jpg" type="image/jpeg" length="27573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2024 tarihli, 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3981 E., 2024/5398 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1118 E., 2024/270 K.<br />
KARAR : Kabul<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/92 E., 2023/38 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu iş kazası meydana geldiğinde, davalı işveren nezdinde mekanik bakımcı olarak çalıştığını, dava konusu iş kazasının 25.11.2019 tarihinde davalı işverenin iş yeri adresi olan Gebze OSB Mahallesi ... ... Cad. No:101/1 Gebze / Kocaeli adresinde meydana geldiğini, davalı işverenin sahibi ve işletmecisi olduğu fabrikada aylık 1 ya da en fazla 2 gün tatil yaparak hiçbir insandan çalışması beklenemeyecek kadar yoğun ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde fazla mesai yaptırılarak mekanik bakımcı olarak çalıştırılan müvekkilinin çalışmakta olduğu sırada vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini ve işyerinin revirine götürüldüğünü, o sırada revirde bulunan hemşirenin aşırı çalışmaktan yorgun düşmüş olabileceğini, mesainin bitmesine az bir zaman kaldığını, evine gidip dinlenmesini söylediğini, o sırada orada bulunan müvekkilinin amiri ... ... bunun kalp krizi olabileceğini iş yerinin araçlarından biriyle hastahaneye götürülmesini, eğer araç yoksa kendi aracıyla hastahaneye götürebileceğini, bunun üzerine, iş yerinin araçlarından biriyle Gebze ... Devlet Hastahanesi Acil Servisine götürüldüğünü, hastanede kalp krizi geçirdiği anlaşılan müvekkiline gerekli müdahaleler yapıldığını, geçirdiği ameliyatlar neticesinde 2 adet stent takıldığını ve sürekli olarak ilaç kullanmaya başladığını, meydana gelen bu iş kazasının da herhangi bir adli merciye ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini, müvekkilinin Kuruma yapmış olduğu yazılı başvuruya karşılık, kurum yetkilileri tarafından yapılan inceleme sonunda hazırlanan rapora dayanılarak, taraflarına hitaben kaleme alınan 22.03.2021 tarihli cevabi nitelikli yazının meydana gelen olayın iş kazası tespitinin yapılamadığı şeklinde olduğunu, müvekkilinin geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi, sürekli iş göremezlik geliri bağlanması ve Kurum tarafından karşılanmayan zararlarının davalı işverenden talep edilmesi konularında taşıdığı önem nedeniyle, dava konusu olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin müvekkilinin mekanik bakımcı olarak çalıştığı iş yerinde çalışma esnasında vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini, hastaneye gittiklerinde ise kalp krizi geçirdiğinin anlaşıldığını belirttiğini, davacı vekilinin her ne kadar olayı iş kazası olarak yorumlayarak olayın iş kazası olarak tespitini talep etmişse de; söz konusu olayın iş kazası olmaktan uzak olup SGK tarafından verilen cevabi nitelikli yazıda da komisyon kararı gereğince, 25.11.2019 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası olarak tespit edilemediğinin belirtildiğini, davacının olaydan bir önceki gece olan 24.11.2019 tarihinde de gece uyurken iki kez aynı şekilde rahatsızlandığını, bu şikayetler iş yeri pansuman enjeksiyon defterine işlendiğini, zaten bu şikayetleri üzerine, ertesi günü iş yerine geldiğinde tansiyon ölçümü yapıldığını ve tansiyonunun 148/80 olduğunun tespit edildiğini, nabzının 102 olduğunun görüldüğünü, hasta revirde dinlendirildikten sonra ... Devlet Hastanesine sevk edildiğini, hastanede poliklinikte muayene olduktan sonra kendisine verilen sağlık raporunda hastalık provizyonu açılarak hipertansiyon teşhisi konulduğunu, kalp krizi veya benzeri bir teşhis yapılmadığını, hipertansiyon kaynaklı tedavi yapıldığını, 25.11.2019-28.11.2019 tarihleri arasında hastanede yatarak tedavi gördüğünü, 29.11.2019-08.12.2019 tarihleri arasında ise rapor aldığını, davacının rahatsızlığının kalp krizi olarak değerlendirilecek olursa da bu durumda kişinin özel yaşamı, beslenme biçimi, kalp krizini tetikleyen haller ve bünyesel özelliklerin dikkate alınmasının gerektiğini, davacının düzenli olarak sigara içmekte olan birisi olmakla birlikte, olay tarihinde oldukça kilolu bir yapıya sahip olduğunu, davacının 1972 yılı doğumlu olup sağlık sıkıntıları yaşayacak bir yaşta olduğunu, kendisinin düzensiz, sağlıksız bir yaşam sürmesinin sorumlusu asla müvekkili şirketin olmayacağını, tüm bunlarla birlikte davacı vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı, iş yeri araçlarından biri ile hastaneye götürüldüğünü, bu durumdan müvekkili şirketin çalışanları ile ne kadar ilgili olduğu, çalışanlarını önemsediği ve her konuda yardımcı olmaya çalıştığının açıkça anlaşıldığını, davacının rahatsızlandığı yerin iş yeri olması, olayın salt iş kazası olarak tanımlanmasınında yeterli olmadığını, söz konusu sağlık problemi ile iş yeri arasında ve işveren müvekkili şirketin sorumluluğu hususunda bir illiyet bağı olmadığını, işçinin yaklaşık 50 yıllık yaşamının yükü işverene yüklenemeyeceğini, nitekim asla söz konusu olayın iş kazası olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, olayın iş kazası olduğu düşünüldüğünde dahi Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/4196 E. 2012/5289 K. sayılı ve 05.04.2012 tarihli kararında, " işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirdiği, kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir." denmek suretiyle işverenin kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı hallerin illiyet bağını keseceği, bu sebeple işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceğinin vurgulandığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum kayıtlarında davacı şahsın çalışmış olduğu diğer davalı şirket tarafından davacı şahısla ilgili olarak müvekkili Kuruma herhangi bir bildirim yapılmadığını, ayrıca müvekkili Kurum tarafından yapılan incelemede inceleme raporunda davacı şahsın geçirmiş olduğu kazanın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde yer alan hallerden hiçbirine uymadığı yönünde rapor tanzim edildiğini, müvekkili Kurum tarafından davacı şahsa ait dosyada yapılan incelemede, iş veren tarafından iş kazası bildiriminin yapılmadığı, olay hakkında adli kurumlar tarafından herhangibir soruşturmanın açılmadığı, Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme raporunda davacının maruz kaldığı kazanın iş kazası olmadığı yönünde tespit yapıldığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken 25.11.2019 tarihinde vücudunun sol tarafında uyuşma ve göğüs ağrısı hissederek revire götürüldüğü; revirde bulunan iş yeri pansuman enjeksiyon kayıt defterine davacı ile ilgili olarak açılan 25.11.2019 tarihli kayıtta "sol göğüs yanma ağrı hissi mevcut, gece de 2 kez ağrı olmuş..." şeklinde kayıt tutulduğu; davacının aynı gün saat 15.26'da Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu "Hiperlipidemi, Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık ve göğüs ağrısı" öntanısı ile tetkikler yapıldıktan sonra taburcu edildiği; aynı gün saat 21.25'te tekrar Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu, bu başvuru sonrasında davacının yatışı yapılarak kendisine 26.11.2029 tarihinde anjiyografi ile stent takıldığı ve bu tarihten sonra davacının periyodik olarak kardiyoloji polikliniğine kontrol amacıyla giriş yaptığı; Gebze SGM'nin 12.03.2021 tarihli ünite kararında meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükümleri dahilinde meydana gelmemesi nedeniyle iş kazası tespitinin yapılamadığının belirlendiği; mahkeme bilirkişi raporunda bir olayın iş kazası sayılabilmesi için çalışanın iş yerinde bulunduğu sırada ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi gerektiği, oysa revir kayıt defterine göre davacının yakınmalarının önceki gece de mevcut olduğunun; dosyada bulunan bilgi ve belgelerden davacının ağır ve zorlayıcı bir işte baskı altında ve yasal sürelerden fazla çalıştırıldığının sübut bulmadığının belirtildiği; anılan rapora göre davacının geçirdiği kalp krizinin başlama anının belli olmadığı ve davacının geçirdiği kalp krizinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmediğinin belirlendiği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işyerinde kalp krizi geçirilmesi halinde yapılacak inceleme neticesinde olayın işyerinde gerçekleşmiş olması halinde işyerinin kusuruna bakılmaksızın olayın işyerinde meydana gelmesinin iş kazasının tespiti için yeterli olduğunu, müvekkilinin gerçekleştirmiş olduğu kalp krizinin işyerinde çalışması esnasında gerçekleştiği noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamasına rağmen Mahkeme hatalı ve eksik değerlendirme neticesinde olayın iş kazası olmadığına hükmettiğini, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, meydana gelen olayın bir iş kazası olduğunun kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davalı şirket tanığı ...; " ... Tam tarihini hatırlayamadığım bir tarihte ben mekanik bakım formeni ile birlikte davacının çalıştığı yerde inceleme yapıyorduk. Davacı biz inceleme yaparken yanımıza geldi, terlemişti, bir sıkıntısı var gibiydi. Kendisini biz revire gönderdik,..... davacı terleyerek yanımıza geldiğinde mekanik bakımcı olmasından dolayı muhtemelen bir arızaya müdahale ediyordu, bu müdahale sonrası atölyele yanımıza gelmişti." şeklinde, davalı şirket tanığı ...; ".... 25.11.2019 tarihinde öğleden sonra davacı yemek yedikten sonra mide bulantısı ve göğüste yanma ve ağrı hissi ile beraber yanındaki arkadaşı ile birlikte revire gelmişti. Ben kendisini 5-10 dk dinlendikten sonra tansiyonunu ölçtüm. Tansiyonu 148-80 geldi. Nabzı da 102 idi" şeklinde ve davalı şirket tanığı ... ...; " ... Tam tarihi hatırlamadığım bir tarihte davacı üretimde yemek yedikten sonra çalışırken rahatsızlanmış, sonrasında revire gelip durumu bildirmiş" şeklinde beyanda bulundukları, dosya kapsamındaki deliller ve beyanlar birlikte ele alındığında davacının iş yerinde çalışırken sol tarafında bir uyuşma ve göğüs ağrısı üzerine revire götürüldüğü, önceki gece aynı şekilde rahatsızlanmasının sonuca etkili olmadığı, iş yerinde çalışırken yaşanan olayın iş kazası niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne, davacının davalı şirket nezdinde 25.11.2019 tarihinde yaşadığı olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davalı şirket vekili; hastane kayıtları ile olayın iş kazası olmadığının tespit edildiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili; olayın iş kazası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacının kalp krizi geçirmesi ile sonuçlanan olayın iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hastane kayıtları, dinlenilen tanıklarının beyanları ile dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davalı taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="23290"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41927"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="46509"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63271"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="56261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58648"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98369"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="63573"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="55855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="21885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="47134"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="49117"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="26727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="52101"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="52679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="61961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="64059"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
