<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 01 May 2026 13:57:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Çapraz Sorgu Olmadan Çapraz Sorgu: Türk Ceza Yargılamasında Doğrudan Soru Hakkı ve CMK m. 201’in Değiştirilmesi Gereği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-capraz-sorgu-olmadan-capraz-sorgu-turk-ceza-yargilamasinda-dogrudan-soru-hakki-ve-cmk-m-201in-degistirilmesi-geregi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-capraz-sorgu-olmadan-capraz-sorgu-turk-ceza-yargilamasinda-dogrudan-soru-hakki-ve-cmk-m-201in-degistirilmesi-geregi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Türk ceza yargılamasında doğrudan soru hakkı, savunmanın delili sınama ve beyanların güvenilirliğini test etme araçlarından biri olarak görünmektedir. Bununla birlikte 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 201. maddesinin mevcut metni, bu hakkı tam anlamıyla taraf-merkezli ve etkili bir sorgulama rejimine dönüştürmemektedir. Mevcut düzenleme, Cumhuriyet savcısı ile müdafi veya vekile doğrudan soru yöneltme imkânı tanırken, sanık ve katılanın soru yöneltmesini hâkim aracılığına bağlamakta; ayrıca yöneltilen soruya itiraz hâlinde sorunun yöneltilip yöneltilmeyeceğine mahkeme başkanının karar vereceğini öngörmektedir. Bu yapı, savunmanın sorgulama hakkını tanısa da onu güçlü bir çapraz sorgu kurumuna dönüştürmemekte; tersine, hâkim-merkezli ceza muhakemesi pratiği içinde kırılgan bırakmaktadır.</p>

<p>Bu çalışmada, Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden doğrudan soru hakkının yalnızca mevcut norm çerçevesinde nasıl kullanılacağı değil, aynı zamanda neden mevcut normun yeniden yazılması gerektiği tartışılmaktadır. Çalışmanın temel tezi şudur: Türk ceza muhakemesinde “çapraz sorgu olmadan çapraz sorgu” denilebilecek stratejik bir pratik üretilebilse de, bunun kurumsal ve eşitlikçi biçimde işlemesi CMK m. 201’in mevcut hâliyle tam olarak mümkün değildir. Sorun yalnızca uygulayıcının daraltıcı pratiği değildir; norm metni de sorgulama sırasını, çapraz sorgunun işlevini, yönlendirici soru rejimini, ret sebeplerinin sınırını ve etkili sorgulama ile hükme esas alınan beyan arasındaki ilişkiyi açıkça kurmamaktadır. Bu nedenle madde, çelişmeli yargılama, silahların eşitliği ve savunmanın etkili katılımı ilkeleri ışığında değiştirilmelidir.</p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ceza yargılaması yalnızca normların mekanik biçimde uygulandığı bir teknik alan değildir. O aynı zamanda anlatıların yarıştığı, kurumsal rollerin sahnelendiği, kanaatlerin biçimlendiği ve iktidarın usul kisvesi altında görünür hâle geldiği bir kamusal muhakeme alanıdır. Bu nedenle savunmanın yargılamadaki konumu yalnızca “konuşma hakkı” ile değil, “soru hakkı” ile de ölçülmelidir. Çünkü soru, savunmanın sadece bilgi toplama aracı değildir; aynı zamanda anlatıyı çatlatan, delilin güvenilirliğini aşındıran, çelişkiyi görünür kılan ve mahkemenin erken kapanma eğilimine müdahale eden bir enstrümandır.</p>

<p>Türk ceza muhakemesinde bu enstrümanın normatif dayanağı CMK m. 201’dir. Maddenin güncel metni, Cumhuriyet savcısı ile müdafi veya vekile doğrudan soru yöneltme yetkisi verirken, sanık ve katılanın soru yöneltmesini mahkeme başkanı veya hâkim aracılığına bağlamaktadır. Ayrıca soruya itiraz edildiğinde, sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanının karar vereceğini düzenlemektedir. Metin, ilk bakışta savunmaya bir imkân sunmaktadır; ancak aynı metin, sorgulama rejimini belirgin biçimde mahkemenin kontrol alanı içinde bırakmaktadır.</p>

<p>İşte bu nedenle mesele yalnızca “CMK m. 201 uygulanmıyor” meselesi değildir. Daha derin sorun, mevcut normun da doğrudan soru hakkını, tarafların delili serbestçe sınadığı bir çapraz sorgu rejimine dönüştürecek açıklık ve güçte olmamasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında, tanıkların sorgulanması veya sorgulatılması hakkı, adil yargılanmanın önemli bir görünümü olarak kabul edilmekte; savunmaya tanık ve beyan sahiplerini yeterli ve uygun şekilde sorgulama fırsatı tanınmasının önemi vurgulanmaktadır. Bu çerçevede savunmanın sorgulama imkânı yalnızca teorik değil, etkili ve gerçek olmalıdır.</p>

<p>Bu makale, tam da bu noktadan hareket etmektedir. Amaç, doğrudan soru hakkını yalnızca mevcut çerçeve içinde stratejik kullanıma açmak değil; aynı zamanda mevcut çerçevenin neden yetersiz olduğunu göstermek ve CMK m. 201’in neden değiştirilmesi gerektiğini savunmaktır.</p>

<p><strong>I. Doğrudan Soru Hakkının Mevcut Normatif Çerçevesi</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 201. maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilir. Aynı hükümde sanık ve katılanın ise mahkeme başkanı veya hâkim aracılığıyla soru yöneltebileceği, yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine mahkeme başkanının karar vereceği ve gerektiğinde ilgililerin yeniden soru sorabileceği düzenlenmiştir. Mevcut metin, böylece doğrudan soru imkânını tanımakta; ancak bu hakkın hangi usul mantığı içinde kullanılacağını ayrıntılı ve sistematik biçimde kurmamaktadır.</p>

<p>İlk bakışta bu düzenleme, savunmaya delile doğrudan temas etme bakımından önemli bir olanak sağlıyor gibi görünmektedir. Ne var ki hakkın kanunda tanınmış olması ile onun duruşmada etkili, öngörülebilir ve eşitlikçi biçimde kullanılabilmesi aynı şey değildir. Gerçekten de mevcut madde; ilk sorgu, çapraz sorgu ve yeniden sorgu ayrımını açıkça düzenlememekte, yönlendirici soruların sınırını belirlememekte, sorunun reddedilebileceği nedenleri dar ve denetlenebilir biçimde saymamakta ve ret kararının hangi yoğunlukta gerekçelendirilmesi gerektiğini göstermemektedir. Bu yönüyle madde, doğrudan soru hakkını tanımakta; fakat aynı anda bu hakkın mahkeme başkanının takdiri üzerinden kırılganlaşmasına da elverişli bir yapı kurmaktadır. Bu değerlendirme, maddenin mevcut lafzından çıkan yapısal bir sonuçtur.</p>

<p>Sorunun asıl düğüm noktası da burada ortaya çıkmaktadır. Mevcut düzenleme, savunmaya doğrudan soru yöneltme yetkisi vermekle birlikte, bu yetkiyi tam anlamıyla taraf-merkezli bir sorgulama rejimine dönüştürmemektedir. Başka bir ifadeyle, norm metni savunmanın sorgulama hakkını kabul etmekte; fakat onu, delilin güvenilirliğini karşı taraf önünde serbestçe sınayan kurumsal bir çapraz sorgu modeline bağlamamaktadır. Bu yüzden uygulamada ortaya çıkan güçlükleri yalnızca hâkimlerin daraltıcı pratiğiyle açıklamak eksik kalır. Sorun, aynı zamanda normun mimarisindedir. Çünkü norm, sorgulamanın eksenini taraflara değil, son tahlilde mahkeme başkanının denetimine bırakmaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede CMK m. 201 bakımından yapılması gereken şey yalnızca daha “iyi uygulama” çağrısı değildir. Asıl ihtiyaç, savunmanın soru hakkını biçimsel bir imkân olmaktan çıkarıp etkili bir sorgulama güvencesine dönüştürecek normatif bir yeniden yazımdır. Eğer ceza muhakemesinde gerçekten çelişmeli yargılama, silahların eşitliği ve savunmanın delili sınama hakkı ciddiye alınacaksa, doğrudan soru hakkını düzenleyen hükmün; sorgulama sırasını, çapraz sorgunun işlevini, yönlendirici soruların rejimini, ret sebeplerinin sınırını ve gerekçelendirme yükümlülüğünü açıkça düzenlemesi gerekir. Bu nedenle CMK m. 201’in mevcut hâli, sadece uygulama bakımından değil, normatif tasarımı bakımından da yetersizdir ve değiştirilmesi gerekmektedir. Mevcut metnin bu unsurları açıkça içermediği, doğrudan maddenin lafzından anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>II. Çapraz Sorgu Olmadan Çapraz Sorgu: Stratejik İmkân ve Yapısal Sınır</strong></p>

<p>Türk ceza muhakemesi, Anglo-Amerikan sistemdeki anlamıyla tam bir adversaryal çapraz sorgu rejimine sahip değildir. Bununla birlikte bu durum, savunmanın doğrudan soru hakkı aracılığıyla çapraz sorgunun bazı temel işlevlerini kısmen üretemeyeceği anlamına gelmez. Nitekim tanığın güvenilirliğini sınamak, bilirkişi raporunun yöntemsel dayanaklarını tartışmaya açmak, müştekinin anlatısındaki abartı veya tutarsızlıkları görünür kılmak ve mahkemenin erken oluşmuş kanaatini sarsmak, mevcut sistem içinde de belirli ölçüde mümkündür. Bu bakımdan “çapraz sorgu olmadan çapraz sorgu” ifadesi, Türk ceza yargılamasında savunmanın normatif boşluklar, usulî açıklıklar ve pratik esneklikler üzerinden geliştirdiği stratejik bir müdahale biçimini ifade etmektedir.</p>

<p>Ancak bu stratejik imkân ile kurumsal güvence aynı şey değildir. Savunma avukatı son derece mahir, dikkatli ve hazırlıklı sorular yöneltebilir; fakat mevcut sistem bu soruları kolaylıkla kesebilir, yönünü değiştirebilir, etkisini zayıflatabilir veya “uygun değil”, “gerekli değil”, “konu dışı” gibi muğlak gerekçelerle bertaraf edebilir. Bu nedenle sorun yalnızca savunmanın mesleki becerisiyle açıklanamaz. Mesele, yapısal ve normatif bir sorundur. Savunma, pratikte çapraz sorgunun bazı işlevlerini kısmen üretebilse bile, normun kendisi bu işlevleri açık, öngörülebilir ve denetlenebilir biçimde korumuyorsa, ortaya çıkan şey gerçek anlamda kurumsallaşmış bir hak değil; büyük ölçüde kişisel maharete, duruşma atmosferine ve mahkemenin o anki takdirine bağlı kırılgan bir mücadele alanıdır.</p>

<p>Tam da bu nedenle, “çapraz sorgu olmadan çapraz sorgu” savunmanın yaratıcılığını gösteren önemli bir pratik olmakla birlikte, ideal veya yeterli bir model olarak görülemez. Bu ifade, mevcut sistemin gücünü değil; tersine, savunmanın yapısal eksiklikler içinde kendine alan açma çabasını göstermektedir. Başka bir anlatımla, savunmanın normatif eksikliği pratik zekâ ile telafi etmeye çalışması, o eksikliğin ortadan kalktığı anlamına gelmez. Aksine bu durum, doğrudan soru hakkının yalnızca uygulama bakımından değil, aynı zamanda normatif düzeyde de güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyar. Eğer amaç savunmanın delili gerçekten sınayabildiği, beyanın güvenilirliğini etkili biçimde test edebildiği ve çelişmeli yargılamanın yalnız teoride değil pratikte de yaşandığı bir muhakeme düzeni kurmak ise, CMK m. 201’in mevcut hâliyle yetinilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>III. Hibrit Kopuş Savunması Açısından Soru: Bilgi Aracı Değil, Müdahale Tekniği</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında soru, yalnızca cevap elde etmeye yarayan teknik bir araç değildir. Soru, aynı zamanda yargılamanın kurulu çerçevesine müdahale eden, anlatının akışını bozan, görünmez kalması arzulanan çatlakları görünür hâle getiren ve duruşmanın iktidar ilişkilerini açığa çıkaran stratejik bir eylemdir. Bu nedenle soru, sadece beyanın içeriğini denetlemez; aynı zamanda o beyanın hangi otorite düzeni içinde üretildiğini, nasıl korunduğunu ve hangi sınırlar içinde tartışılabildiğini de ortaya koyar. Başka bir ifadeyle soru, delilin doğruluğunu sınadığı kadar, yargılamanın dramaturjik ve iktidarsal mimarisini de görünür kılar.</p>

<p>Nitekim bir tanığa “Bunu bizzat mı gördünüz, yoksa sonradan mı duydunuz?” diye sormak, yalnızca olgusal bilgi toplamak anlamına gelmez. Bu soru, anlatının doğrudan algıya mı yoksa aktarıma mı dayandığını açığa çıkararak beyanın epistemik temelini tartışmaya açar. Benzer biçimde bir bilirkişiye “Kullandığınız veriyi hangi alternatif açıklamaları dışlayarak yorumladınız?” diye sormak, teknik bir ayrıntıyı netleştirmekten ibaret değildir; raporun görünürdeki nesnelliğini yöntem düzeyinde sınamaktır. Yine müştekiye önceki beyanı ile duruşmadaki anlatısı arasındaki farkı hatırlatmak da salt çelişki avcılığı değildir; duygusal kesinlik ve mağduriyet söylemi altında korunmaya çalışılan anlatısal gevşekliği açığa çıkarmaktır. Bu nedenle soru, yalnız cevabı değil, cevabın dayandığı meşruiyet zeminini de hedef alır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması tam da bu sebeple soru sorma hakkını düz ve tek boyutlu bir teknik yetki olarak değil, dereceli bir müdahale repertuarı içinde kavrar. Bazen savunma uyumlu, teknik ve düşük yoğunluklu sorularla ilerler; böylece doğrudan çatışma üretmeden anlatının zayıf yerlerini yoklar. Bazen kısa, hedefli ve sarsıcı sorularla anlatının ritmini bozar, tanığın veya müştekinin kurduğu rahat zemini daraltır. Bazı durumlarda ise soru yasağı, sorunun kesilmesi veya reddedilmesi, artık yalnızca usulî bir engel değil, bizzat üst norm ihlalinin kaydına dönüştürülen bir olay hâlini alır. Böylece soru, içerik üretmek kadar, yargılamanın savunmaya tanıdığı veya tanımadığı alanı da teşhir eden bir işlev kazanır.</p>

<p>Ne var ki bu stratejik repertuarın sistematik, öngörülebilir ve eşitlikçi biçimde işlemesi, yalnız savunmanın becerisine bırakılamaz. Soru sorma hakkının gerçekten müdahale tekniği olarak çalışabilmesi, bu hakkın dayandığı normatif çerçevenin de buna uygun biçimde kurulmasını gerektirir. Eğer norm, sorunun hangi kapsamda korunacağını, ne zaman kesilebileceğini, hangi ret sebeplerinin meşru sayılacağını ve savunmanın soru üzerinden delili sınama yetkisinin sınırlarını açık biçimde belirlemiyorsa, o zaman savunmanın kullandığı strateji kurumsal güvenceye değil, büyük ölçüde takdire bağlı bir mücadeleye dönüşür. Bu bakımdan mevcut CMK m. 201, Hibrit Kopuş Savunması’nın öngördüğü müdahale repertuarını destekleyecek açıklık ve güce sahip değildir. Maddenin eksikliği yalnız uygulamadaki daraltıcı tutumlarda değil, doğrudan doğruya normatif tasarımın kendisinde de görülmektedir.</p>

<p><strong>IV. Sorun Sadece Uygulama Sorunu Değildir: CMK m. 201’in Yapısal Yetersizliği</strong></p>

<p>Türk hukuk tartışmalarında sıkça yapılan yanlışlardan biri, savunmanın sorgulama alanında karşılaştığı güçlükleri yalnızca uygulama bozukluğu olarak değerlendirmektir. Oysa bazı uygulama sorunları, doğrudan doğruya normun belirsizliğinden, eksikliğinden veya zayıf kurgulanmış olmasından beslenir. CMK m. 201 bu bakımdan tipik bir örnektir. Maddenin mevcut metni doğrudan soru yöneltme imkânını tanımakta; ancak bu hakkın hangi usul mantığı içinde, hangi sınırlar ve hangi güvenceler altında kullanılacağını yeterli açıklıkla kurmamaktadır. Nitekim yürürlükteki metin; Cumhuriyet savcısı, müdafi ve vekile doğrudan soru hakkı verirken, sanık ve katılanın sorularını hâkim aracılığına bağlamakta, itiraz hâlinde de sorunun yöneltilip yöneltilmeyeceğine mahkeme başkanının karar vereceğini belirtmektedir. Bu yapı, hakkı tanımakta; fakat aynı anda onu belirgin biçimde mahkeme denetimi altında kırılgan bırakmaktadır.</p>

<p>Birincisi, mevcut madde ilk sorgu, çapraz sorgu ve yeniden sorgu ayrımını açık biçimde kurmamaktadır. Öğretide de CMK m. 201 ile getirilen düzenlemenin, taraf muhakemesi sistemindeki dört aşamalı sorgu düzeni değil, daha sınırlı bir doğrudan soru sorma olanağı olduğu; “belli bir sıra ve düzen içinde doğrudan veya çapraz soru sorma”nın açıkça düzenlenmediği vurgulanmaktadır. Bu nedenle sorgulama rejimi belirli, öngörülebilir ve taraf-merkezli bir yapıya kavuşmamaktadır. İkincisi, yönlendirici soruların ne ölçüde mümkün olduğu açık değildir. Oysa özellikle çapraz sorgunun en etkili araçlarından biri, çelişkiyi, abartıyı ve güvenilirlik sorununu görünür kılan yönlendirici sorulardır. Üçüncüsü, sorunun reddedilebileceği nedenler kanun düzeyinde dar ve denetlenebilir biçimde sayılmamıştır. Bu durum, uygulamada “uygun değil”, “konu dışı” veya “gerekli görülmedi” benzeri esnek formüllerle savunmanın alanının daraltılmasına elverişli bir zemin yaratmaktadır.</p>

<p>Dördüncüsü, etkili sorgulama imkânı ile hükme esas alınan beyan arasındaki ilişki maddede açık biçimde kurulmamıştır. Oysa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yaklaşımında tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkı, adil yargılanmanın yalnız biçimsel değil, etkili bir unsurudur; mesele savunmaya teorik olarak soru sorma izni verilmesi değil, beyanın güvenilirliğini gerçekten test edebilecek yeterli ve uygun fırsatın tanınmasıdır. Bu bakımdan, belirleyici önemdeki beyanların savunma tarafından etkili biçimde sınanamadığı bir yapıda, sorun artık yalnız usul tekniği sorunu olmaktan çıkar ve yargılamanın bütün adaletine ilişkin bir meseleye dönüşür.</p>

<p>Bu nedenle mevcut maddenin eksikliği, yalnızca kötü niyetli veya daraltıcı uygulayıcıların yarattığı bir problem olarak görülemez. Maddenin kendisi, hâkim-merkezli yoruma açık bir çerçeve kurmaktadır. Başka bir ifadeyle, uygulamadaki daraltıcı refleksler çoğu zaman normun izin verdiği belirsizlik alanı içinde hareket etmektedir. Bu çerçeve değiştirilmeden, savunmanın sorgulama hakkının eşitlikçi, öngörülebilir ve kurumsal güvenceye sahip bir düzeye ulaşması güç görünmektedir. Dolayısıyla CMK m. 201 bakımından ihtiyaç duyulan şey yalnızca daha iyi uygulama değildir; aynı zamanda daha açık, daha taraf-merkezli ve daha çelişmeli bir normatif yeniden kuruluştur.</p>

<p><strong>V. CMK m. 201 Neden Değiştirilmelidir?</strong></p>

<p>CMK m. 201’in değiştirilmesi gerektiği yönündeki iddia, basit bir teknik düzenleme önerisinin ötesine geçmektedir. Burada söz konusu olan şey, ceza muhakemesinin hangi usul felsefesi üzerine kurulacağına dair temel bir tercihtir. Asıl soru şudur: Ceza yargılamasında delili gerçekten taraflar mı sınayacaktır, yoksa taraflar ancak mahkemenin açtığı ölçüde mi delile temas edebilecektir? Mevcut CMK m. 201 metni, her ne kadar doğrudan soru hakkını tanısa da, yapısal olarak ikinci modele daha yakındır; zira soru sorma yetkisini taraflar lehine tam anlamıyla kurumsallaştırmamakta, nihai kontrolü geniş ölçüde mahkeme başkanının müdahale alanı içinde bırakmaktadır. Oysa savunmanın etkili katılımı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesi, delilin mümkün olduğunca taraflar tarafından sınandığı ve mahkemenin bu sürecin asli aktörü değil usul güvencesi olduğu bir sorgulama rejimini gerektirir. Mevcut madde metni ise doğrudan soru hakkını tanımakla birlikte, bu hakkı açık bir taraf-merkezli sorgu sistemine dönüştürmemektedir.</p>

<p>Maddenin değiştirilmesi gerektiğini gösteren başlıca nedenler birden fazladır. İlk olarak, çapraz sorgu mantığı maddede açıkça tanımlanmamıştır. Mevcut metin “doğrudan soru yöneltme”den söz etmekte, ancak ilk sorgu, çapraz sorgu ve yeniden sorgu ayrımını kurmamaktadır; öğretide de CMK m. 201’deki kurumun Anglo-Amerikan anlamda tam bir çapraz sorgu rejimi değil, Türk hukukuna özgü ve daha sınırlı bir doğrudan soru sorma imkânı olduğu vurgulanmaktadır. İkinci olarak, mahkeme başkanının itiraz üzerine belirleyici takdir alanı geniştir ve bu alan dar, somut ve denetlenebilir ölçütlerle sınırlandırılmış değildir. Üçüncü olarak, savunmanın belirleyici nitelikteki beyanları etkili biçimde sınayamaması ile hükmün adaleti arasındaki ilişki maddede açıkça kurulmamıştır. Dördüncü olarak, bilirkişi raporları gibi teknik otorite taşıyan deliller bakımından savunmanın sorgulama hakkı ayrıca güçlendirilmemiştir. Beşinci olarak, soru reddinin gerekçelendirilmesi ve tutanağa geçirilmesi bakımından açık koruyucu hükümler bulunmamaktadır. Bu eksikliklerin toplamı, savunmanın soru hakkını “tanınmış fakat tam güvenceye bağlanmamış” bir hak hâline getirmektedir.</p>

<p>Üstelik bu eksiklikler yalnızca iç hukuk tekniği bakımından değil, adil yargılanmanın uluslararası standartları bakımından da önemlidir. Avrupa insan hakları yargısı, tanıkları sorgulama veya sorgulatma hakkını yalnız biçimsel bir olanak olarak değil, davanın bütün adaletini etkileyen somut ve etkili bir güvence olarak değerlendirmektedir. Belirleyici önemdeki beyanların savunma tarafından yeterli biçimde test edilemediği durumlarda mesele artık sadece usul ekonomisi veya duruşma yönetimi sorunu değildir; yargılamanın hakkaniyeti sorunudur. Bu nedenle doğrudan soru hakkının teorik olarak mevcut olması tek başına yeterli değildir; önemli olan, bu hakkın etkili biçimde kullanılabilmesi ve özellikle hükme esas alınan beyanlar bakımından gerçek bir sınama imkânı sağlayabilmesidir.</p>

<p>Bu çerçevede varılması gereken sonuç, “CMK m. 201 daha iyi uygulanmalıdır” biçimindeki sınırlı öneriden daha güçlüdür. Daha isabetli ve daha dürüst sonuç şudur: CMK m. 201, savunmanın sorgulama yetkisini gerçek anlamda taraf-merkezli, öngörülebilir, denetlenebilir ve etkili kılacak biçimde yeniden yazılmalıdır. Başka bir ifadeyle ihtiyaç duyulan şey yalnızca yorum düzeyinde iyileştirme değil, normatif düzeyde yeniden kuruluştur. Eğer ceza muhakemesinde savunmanın delili gerçekten sınadığı, çelişkiyi ortaya koyabildiği ve hükme esas alınan beyanları etkili biçimde test edebildiği bir yapı hedefleniyorsa, mevcut maddenin buna elverişli olmayan tasarımı değiştirilmek zorundadır</p>

<p><strong>VI. Adversaryal Mantığa Yaklaşan Bir Değişiklik Ne Sağlar?</strong></p>

<p>CMK m. 201’in adversaryal sisteme yaklaşan bir anlayışla yeniden düzenlenmesi, Türk ceza muhakemesini bütünüyle Anglo-Amerikan modele dönüştürmez. Böyle bir amaç ne gerçekçidir ne de zorunludur. Ancak bu tür bir yeniden kurgu, savunmanın delile temasını daha gerçek, daha doğrudan ve daha eşitlikçi hâle getirir. Esas mesele, sistemin tümünü ithal etmek değil; savunmanın sorgulama hakkını gerçekten işleyen bir kurumsal güvenceye dönüştürmektir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yaklaşımı da, ceza yargılamasında delilin kural olarak sanığın huzurunda ve çelişmeli tartışmaya açık biçimde ortaya konulmasını, savunmaya da tanığa veya aleyhe delil sunan kişiye yeterli ve uygun biçimde soru yöneltme fırsatı verilmesini esas almaktadır. Mahkeme, savunmanın delilin doğruluğunu ve güvenilirliğini gerçekten test edebilmesini adil yargılanmanın önemli bir unsuru olarak görmektedir.</p>

<p>Bu nedenle daha adversaryal bir düzenlemenin en azından bazı temel unsurları açıkça kanun düzeyinde kurması gerekir. Öncelikle tanığı, bilirkişiyi ya da diğer beyan sahibini mahkemeye getiren tarafın önce sorgu yapması; ardından karşı tarafın açık ve güvence altına alınmış biçimde çapraz sorgu hakkını kullanabilmesi gerekir. Bunun devamında yeniden sorgunun yalnızca çapraz sorgu sırasında ortaya çıkan yeni hususlarla sınırlandırılması, sorgulama düzeninin hem taraf-merkezli hem de usul bakımından öngörülebilir olmasını sağlar. Mevcut maddede bu sıra ve yapı açıkça kurulmadığı için, doğrudan soru hakkı pratikte çoğu zaman dağınık, takdire açık ve kurumsal niteliği zayıf bir alan olarak kalmaktadır. Böyle bir yeniden yazım, sorgulama rejimini kişisel duruşma pratiğine değil, normatif açıklığa dayandırır.</p>

<p>İkinci olarak, yönlendirici soruların özellikle çapraz sorgu bakımından açıkça kabul edilmesi gerekir. Zira çapraz sorgunun en etkili tekniklerinden biri, tanığın veya diğer beyan sahibinin anlatısındaki çelişkiyi, abartıyı, bellek zayıflığını veya yöntemsel kusuru görünür kılan yönlendirici soru biçimidir. Bu imkân açıkça tanınmadığında savunma, delili gerçekten test eden bir sorgulama yapmaktan çok, çoğu zaman sadece açıklama isteme sınırına hapsedilmiş olur. Oysa AİHM içtihadında önemli olan, savunmanın aleyhe delilin doğruluğunu ve güvenilirliğini etkili biçimde sınayabilmesidir; bu da ancak bazı sorgulama tekniklerinin normatif olarak korunmasıyla mümkündür.</p>

<p>Üçüncü olarak, soru reddi nedenlerinin dar, somut ve denetlenebilir biçimde sayılması gerekir. Savunmanın soru hakkı, “uygun değil”, “gerekli değil”, “konu dışı” gibi soyut formüllerle kolayca bertaraf edilebilen bir hak olarak bırakıldığı sürece, doğrudan soru hakkının varlığı ile etkili kullanımı arasında yapısal bir kopukluk devam eder. Bu nedenle ret nedenlerinin açıkça belirlenmesi, ret kararlarının somut gerekçeyle kayda geçirilmesi ve bu kaydın kanun yolu incelemesinde gerçek bir denetim konusu yapılması şarttır. AİHM de savunmanın tanık sorgulama taleplerine ilişkin kararların yeterli gerekçeyle desteklenmesini ve bu taleplerin reddinin yargılamanın bütün adaleti bakımından değerlendirilmesini önemsemektedir. Özellikle savunmanın tanığı sorgulama isteğinin dava konusu bakımından ilgili ve gerekçeli olduğu durumlarda, iç mahkemelerin bu talebi neden reddettiğini yeterli biçimde açıklaması beklenmektedir.</p>

<p>Dördüncü olarak, etkili sorgulama yapılmadan belirleyici nitelikteki beyanların tek başına veya belirleyici delil olarak hükme esas alınamaması gerekir. AİHM’nin yerleşik yaklaşımına göre, sanığın aleyhine olan delilin kural olarak onun huzurunda ortaya konulması ve savunmanın o delili sorgulama fırsatına sahip olması gerekir; savunmanın bu imkândan yoksun kaldığı ve özellikle test edilmemiş beyanın mahkûmiyet için tek veya belirleyici önem taşıdığı durumlar, çok sıkı bir adalet denetimini gerekli kılar. Mahkeme, savunmanın bir tanığın doğruluğunu ve güvenilirliğini oral examination yoluyla test edebilmesini, yargılamanın bütün adaleti bakımından merkezi bir unsur olarak değerlendirmektedir. Böyle bir ilkenin CMK m. 201 düzeyinde açıkça kurulması, savunmanın soru hakkını sembolik bir yetki olmaktan çıkarıp hükmün meşruiyetiyle doğrudan bağlantılı bir usul güvencesine dönüştürür.</p>

<p>Böyle bir reform, Hibrit Kopuş Savunması açısından da özel önem taşır. Çünkü bu teori, savunmanın mevcut kapalı ve hâkim-merkezli yapılar içinde mikro müdahale, kontrollü kopuş ve kayıt stratejileriyle kendine alan açmaya çalıştığını kabul eder. Başka bir ifadeyle Hibrit Kopuş Savunması, mevcut yapının savunmaya tam ve eşitlikçi bir sorgulama zemini sunmadığını; bu nedenle müdafinin pratik zekâ, zamanlama ve stratejik sertlik ayarıyla eksik normatif alanı telafi etmeye çalıştığını varsayar. Fakat ideal olan, savunmanın yalnızca yaratıcılığına, cesaretine veya kişisel maharetine dayalı bir mücadele yürütmesi değildir. İdeal olan, bu müdahale repertuarını taşıyacak kurumsal ve normatif bir zeminin de bulunmasıdır. CMK m. 201’in adversaryal mantığa yaklaşan biçimde yeniden yazılması, savunmanın bireysel maharetini hukukî güvence ile tamamlayacak; böylece soru sorma hakkını kişisel beceriye bağlı kırılgan bir alan olmaktan çıkarıp gerçek bir savunma güvencesine dönüştürecektir.</p>

<p><strong>VII. CMK m. 201 İçin Kanun Değişikliği Taslak Önerisi</strong></p>

<p>Yukarıda ortaya konulan değerlendirmeler göstermektedir ki, CMK m. 201 bakımından ihtiyaç duyulan şey yalnızca mevcut hükmün daha özenli uygulanması değildir. Sorun, doğrudan soru hakkının uygulamada daraltılmasından ibaret olmayıp, aynı zamanda bu hakkın normatif mimarisinin de eksik ve yetersiz olmasından kaynaklanmaktadır. Mevcut düzenleme savunmaya doğrudan soru yöneltme imkânı tanımakla birlikte, bu hakkı açık bir sorgulama sistematiği içinde kurmamakta; ilk sorgu, çapraz sorgu ve yeniden sorgu ayrımını belirginleştirmemekte; yönlendirici soruların rejimini göstermemekte; sorunun reddi sebeplerini dar ve denetlenebilir biçimde sınırlamamakta ve etkili sorgulama imkânı ile hükme esas alınan beyan arasındaki ilişkiyi açıkça düzenlememektedir. Bu nedenle, çelişmeli yargılamayı ve savunmanın etkili katılımını güçlendirmek amacıyla CMK m. 201’in yeniden yazılması gerektiği sonucuna varılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çerçevede önerilen taslak, Türk ceza muhakemesini bütünüyle Anglo-Amerikan sisteme dönüştürmeyi değil; savunmanın delile daha doğrudan, daha eşitlikçi ve daha denetlenebilir biçimde temas edebildiği bir sorgulama düzeni kurmayı amaçlamaktadır. Taslak metnin dayandığı temel fikir şudur: Mahkeme, sorgunun asli aktörü değil; usulün güvencesi olmalı; taraflar ise delili mümkün olduğunca doğrudan sınayabilmelidir. Aşağıda bu doğrultuda bir madde metni önerilmektedir.</p>

<p><strong>Önerilen Madde Metni</strong></p>

<p><strong>Madde 201 – Taraflarca doğrudan sorgu ve çapraz sorgu</strong></p>

<p><strong>(1)</strong> Cumhuriyet savcısı, müdafi ve vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere doğrudan soru yöneltebilir. Bu hak, delilin güvenilirliğini sınama, beyanlardaki çelişkileri ortaya koyma, anlatının doğruluğunu test etme ve iddia ile savunmanın delilleri mahkeme huzurunda etkili biçimde tartışabilmesini sağlama amacına hizmet eder.</p>

<p><strong>(2)</strong> Tanık, bilirkişi, katılan ve açıklamada bulunan diğer kişiler, önce onları mahkemeye bildiren veya dinlenmelerini talep eden tarafça sorgulanır. Bunun ardından karşı taraf çapraz sorgu yapar. İlk sorguyu yapan taraf, çapraz sorgu sırasında ortaya çıkan yeni hususlarla sınırlı olmak üzere yeniden soru yöneltebilir.</p>

<p><strong>(3)</strong> Mahkeme başkanı veya hâkim, kural olarak sorgulamayı kendisi yürütmez; yalnızca duruşma düzenini, usulünü ve tarafların eşit sorgulama imkânını gözetir. Mahkeme başkanı veya hâkim, ancak tarafların sorgulamaları tamamlandıktan sonra açıklığa kavuşturulması zorunlu görülen hususlarda soru sorabilir.</p>

<p><strong>(4)</strong> Çapraz sorgu sırasında taraflar, tanığın, bilirkişinin, katılanın veya diğer beyan sahiplerinin önceki ifadeleri, raporları, kayıtları ve dosya kapsamındaki diğer delillerle çelişkisini göstermek amacıyla yönlendirici soru sorabilir. İlk sorguda yönlendirici soru sorulamaz; ancak tanığın kaçamak cevap vermesi, önceki beyanıyla açıkça çelişmesi veya düşmanca tutum sergilemesi hâlinde mahkeme, istem üzerine buna izin verebilir.</p>

<p><strong>(5)</strong> Taraflar, tanığın veya diğer beyan sahibinin önceki beyanları ile duruşmadaki açıklamaları arasındaki çelişkileri doğrudan gösterebilir; bu amaçla ifade tutanakları, raporlar, belgeler ve kayıtlar üzerinden yüzleştirme yapılmasını isteyebilir. Mahkeme, hukuka aykırılık bulunmadıkça bu istemi reddedemez.</p>

<p><strong>(6)</strong> Soruya itiraz edilebilir. İtiraz üzerine mahkeme derhâl ve kısa gerekçeyle karar verir. Sorunun reddi yalnızca;<br />
a) açıkça ilgisiz olması,<br />
b) gereksiz tekrar niteliği taşıması,<br />
c) aldatma, tehdit, baskı veya hakaret içermesi,<br />
d) tanığın veya mağdurun korunmasını zorunlu kılan yasal sınırlara aykırı olması,<br />
e) hukuka aykırı delil elde etmeye yönelmesi<br />
hâllerinde mümkündür.</p>

<p><strong>(7)</strong> “Konu dışı”, “uygun görülmedi”, “gerekli değil”, “uzatmaya yönelik” veya benzeri soyut ifadeler tek başına ret gerekçesi oluşturmaz. Ret kararında, sorunun neden reddedildiği ve bunun adil yargılanma, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri bakımından hangi nedenle gerekli görüldüğü açıkça tutanağa geçirilir.</p>

<p><strong>(8)</strong> Mahkeme başkanı, tarafların sorgulama hakkını önceden izin sistemine dönüştüremez. Soru, kural olarak doğrudan yöneltilir; ancak itiraz üzerine bu maddede öngörülen sebeplerle sınırlandırılabilir.</p>

<p><strong>(9)</strong> Çapraz sorgu hakkı, savunma hakkının özüne dokunacak biçimde sınırlandırılamaz. Hükme esas alınacak tanık, bilirkişi, katılan veya diğer beyan sahiplerinin açıklamaları bakımından, karşı tarafın bu kişileri etkili biçimde sorgulama imkânına sahip olması esastır. Bu imkân sağlanmadan alınan ve belirleyici nitelik taşıyan beyanlar tek başına veya belirleyici delil olarak hükme esas alınamaz.</p>

<p><strong>(10)</strong> Bilirkişiye yöneltilecek sorular bakımından taraflar; raporun yöntemi, veri seti, varsayımları, uzmanlık sınırları, hata payı, dayanakları ve alternatif açıklamalar hakkında serbestçe soru sorabilir. Bilirkişi raporunun güvenilirliğini sınamaya yönelik sorular, ancak altıncı fıkradaki sebeplerle reddedilebilir.</p>

<p><strong>(11)</strong> Sanık, sorgulama ve çapraz sorgulama hakkını müdafii aracılığıyla kullanır. Müdafii bulunmayan hâllerde mahkeme, bu hakkın etkili kullanılabilmesi için gerekli usul güvencelerini sağlar.</p>

<p><strong>(12)</strong> Bu madde kapsamında yöneltilen sorular, yapılan itirazlar, verilen ret kararları ve gerekçeleri tutanağa açıkça geçirilir; sesli ve görüntülü kayıt sistemi bulunan yerlerde ayrıca teknik kayda alınır. Kanun yolu incelemesinde bu kayıtlar birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Taslağın Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Önerilen metin, birkaç temel noktada mevcut düzenlemeden ayrılmaktadır. İlk olarak, sorgulama rejimi açık bir sıra ve mantık içine yerleştirilmekte; ilk sorgu, çapraz sorgu ve yeniden sorgu ayrımı belirginleştirilmektedir. İkinci olarak, özellikle çapraz sorgu bakımından yönlendirici soruların meşru ve gerekli bir teknik olduğu kabul edilmektedir. Üçüncü olarak, soru reddi sebepleri daraltılmakta ve ret kararlarının soyut ifadelerle geçiştirilmesi önlenmektedir. Dördüncü olarak, savunmanın belirleyici beyanları etkili biçimde sınayamaması ile hükmün meşruiyeti arasındaki bağ açıkça kurulmaktadır. Son olarak, bilirkişi sorgusu ve kayıt rejimi bakımından da savunma lehine daha güçlü usul güvenceleri öngörülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle önerilen taslak, yalnızca teknik bir yeniden kaleme alma girişimi olarak görülmemelidir. Bu taslak, ceza muhakemesinde delilin kimin tarafından ve hangi yoğunlukta sınanacağına ilişkin usul felsefesini yeniden tanımlama çabasıdır. Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden de bu tür bir değişiklik büyük önem taşımaktadır. Zira mevcut sistemde savunma, çoğu zaman normatif eksiklikleri pratik zekâ, mikro müdahale, kontrollü kopuş ve kayıt stratejileriyle telafi etmeye çalışmaktadır. Oysa ideal olan, savunmanın bireysel maharetini zorunlu telafi mekanizmasına dönüştürmek değil; bu mahareti destekleyen açık ve güçlü bir normatif zemin kurmaktır. CMK m. 201’in bu doğrultuda yeniden düzenlenmesi, savunmanın sorgulama hakkını kırılgan bir imkân olmaktan çıkarıp kurumsal bir güvenceye dönüştürebilir.</p>

<p><strong>VII. Sonuç</strong></p>

<p>Türk ceza yargılamasında doğrudan soru hakkı, savunmanın elindeki en önemli usul araçlarından biridir. Bununla birlikte mevcut CMK m. 201, bu hakkı güçlü, öngörülebilir ve kurumsal bir çapraz sorgu rejimine dönüştürecek açıklık ve güvenceleri içermemektedir. Maddenin bugünkü yapısı, soru hakkını tanımakta; ancak aynı zamanda onu hâkim-merkezli takdir ve müdahale alanı içinde kırılgan bırakmaktadır. Bu nedenle karşı karşıya olunan sorun, yalnızca uygulamadan kaynaklanan bir aksaklık olarak değil, doğrudan doğruya normatif çerçevenin yetersizliği olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden bakıldığında savunma, mevcut yapı içinde dahi “çapraz sorgu olmadan çapraz sorgu” denilebilecek stratejik bir pratik geliştirebilmektedir. Nitekim doğru zamanda yöneltilen doğru sorularla tanığın güvenilirliği sınanabilmekte, bilirkişi raporunun yöntemsel dayanakları tartışmaya açılabilmekte, müşteki anlatısındaki abartılar veya tutarsızlıklar görünür hâle getirilebilmekte ve mahkemenin erken oluşmuş kanaati sarsılabilmektedir. Ancak bu tür stratejik başarılar, sistematik ve eşitlikçi bir hak rejiminin yerini tutmaz. Savunmanın delili etkili biçimde sınaması, yalnızca avukatın kişisel yeteneğine, cesaretine veya duruşmadaki anlık maharetine bırakılamaz; bu imkân, kanun tarafından açık, güçlü ve denetlenebilir biçimde güvence altına alınmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle varılması gereken sonuç açıktır: CMK m. 201, yalnızca daha iyi uygulanması gereken bir hüküm değildir; aynı zamanda daha adversaryal, daha çelişmeli ve savunma hakkını daha etkili koruyan bir anlayışla yeniden yazılması gereken bir hükümdür. Gerçek anlamda çelişmeli bir ceza muhakemesi hedefleniyorsa, doğrudan soru hakkı yalnızca tanınan değil, kurumsal olarak güçlendirilen, sınırları ve güvenceleri açıkça belirlenen bir hak hâline getirilmelidir. Aksi hâlde savunmanın sorgulama yetkisi, teorik olarak mevcut fakat pratikte kolaylıkla daraltılabilen kırılgan bir hak olarak kalmaya devam edecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-capraz-sorgu-olmadan-capraz-sorgu-turk-ceza-yargilamasinda-dogrudan-soru-hakki-ve-cmk-m-201in-degistirilmesi-geregi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/themis-toka.jpg" type="image/jpeg" length="77634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İş Kazalarında İşverenin Hukuki ve Cezai Sorumluluğu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-isverenin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-isverenin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İş kazası kavramı tanımlanırken ikili bir ayrım yapılmaktadır: (i) Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası (ii) Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası. Bu ayrım işverenin sorumluluğun tespit edilmesi noktasında önem taşımaktadır. Eğer yalnızca meydana gelen iş kazası ile zarar arasında bir illiyet bağı varsa sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası söz konusudur. Keza meydana gelen iş kazası ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağı bulunması halinde ise bireysel iş hukuku anlamında iş kazası söz konusudur ve işverenin sorumluluğu doğmaktadır.</p>

<p>İş Kazası , 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu Tanımlar başlıklı 3.maddesinin g) bendinde; <i>"İş kazası: İşyerinde veya işin yürütümü nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olayı" </i>şeklinde tanımlanmıştır. İş kazasının ayrım yapılarak tanımlanmasının yasal dayanakları bulunmaktadır. Sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının tanımı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda yer almaktadır.</p>

<p>İş kazası, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen kazadır. Bu kavram çok geniş tutulduğu için kapsamına hangi durumların dahil olacağı hususu tartışmalıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/sigortalinin-kalp-krizi-veya-beyin-kanamasi-gecirmesi-ile-intihar-etmesi-de-is-kazasi-kapsamindadir" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi’nin 2019/3234 Esas, 2020/2115 Karar sayılı ve 09.03.2020 ilamı</a>nda; sigortalının kalp krizi veya beyin kanaması geçirmesi ile intihar etmesi de iş kazası kapsamında değerlendirileceğini içtihat edilmiştir. Nitekim Yargıtay kararları ışığında ve kanun hükmü esas alınarak geniş bir şekilde tanımlanan sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazası kavramının ‘iş olayı’ olarak nitelendirilmesi daha doğru olacaktır. Çünkü bu kavram yalnızca kazaları değil beyin kanaması ve kalp krizi gibi kendiliğinden olan olayları da içermektedir. Bu kapsamın geniş tutulmasının sebebi ise Sosyal Güvenlik Kurumunun sosyal koruma alanının işçiler lehine genişletilmek istenmesidir. Sosyal güvenlik hukuku açısından iş kazası sayılan durumlarda Sosyal Güvenlik Kurumu çeşitli yardımlarda bulunmaktadır. Bu yardımlar:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Geçici iş göremezlik ödeneği</li>
 <li>Sürekli iş göremezlik geliri</li>
 <li>Ölüm geliri</li>
 <li>Evlenme ödeneği</li>
 <li>Cenaze ödeneği</li>
</ul>

<p>Bireysel iş hukuku anlamında iş kazası ise 6331 sayılı Kanunun 3.maddesinden hareketle öğretide şu şekilde tanımlanmaktadır: İşçinin, işverenin hakimiyeti altında bulunduğu bir sırada, onun için ifa ettiği işten veya dolayısıyla dış bir sebeple aniden meydana gelen bir olay sonucu uğramış olduğu bedensel veya ruhsal zarardır.6331 sayılı Kanuna göre iş kazası; işyerinde veya işin yürütülmesi nedeniyle meydana gelen, ölüme sebebiyet veren veya vücut bütünlüğünü ruhen ya da bedenen engelli hâle getiren olay olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Bu tanımlar ışığında bireysel iş hukuku anlamında iş kazasının meydana gelebilmesi için sosyal güvenlik hukuku anlamında iş kazasının varlığına ek olarak kaza ile yapılan iş arasında uygun bir illiyet bağının bulunması gerekir. Bu durumda işverenin sorumluluğu doğacaktır.</p>

<p><strong>İşverenin Hukuki Sorumluluğu :</strong></p>

<p>İşveren, işçinin çalışması sebebiyle karşılaşabileceği her türlü tehlikelerden ve zararlardan korunması için önlem almak, işçilerin sağlığını korumak ve güvenliğini sağlamak ve işçiyi gözetmek zorundadır. İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.</p>

<p>İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.</p>

<p>İşverenin, iş sağlığı ve güvenliğine aykırı davranışının idari, hukuki ve cezai yaptırımları bulunmaktadır. Yükümlülüklerine uymayan işveren, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 26. maddesi hükmündeki idari yaptırımlarla karşılaşabileceği gibi, iş kazası sonucunda ölüm veya yaralanma meydana gelmesi durumunda TBK hükümlerine göre hukuki sorumluluğu ve TCK hükümleri gereğince, taksirle öldürme veya taksirle yaralama suçlarından cezai sorumluluğu söz konusu olabilecektir.</p>

<p><strong>Hukuki Sorumluluğun Kaynağı: </strong></p>

<p>Haksız Fiil Sorumluluğu: Yargıtay ilk kararlarında iş kazalarındaki sorumluluğu haksız fiile dayandırmaktaydı. Ancak haksız fiil sorumluluğuna gidildiğinde kusurun ispatının işçiye ait olması ve zamanaşımı sürelerinin daha uzun olması sebebiyle sözleşmeye aykırılık hükümlerine göre daha aleyhe bir durum söz konusu olacağından bu görüşünden dönmüştür.</p>

<p>Sözleşmeye Aykırılıktan Kaynaklanan Sorumluluk: İşveren ile işçi arasında bulunan iş sözleşmesi, TBK m.417 ve İş Kanunu m.77’den hareketle ve işverenin işçiyi gözetme borcu dolayısıyla işverenin sorumluluğu sözleşmeye dayalı bir sorumluluktur. Sözleşmeye aykırılık hükümlerine dayanılması zamanaşımı süreleri ve kusurun ispatı bakımından işçi açısından daha lehe bir durumdur. Bu sebeple Yargıtay haksız fiile dayandığı görüşünü terk ederek sözleşme hükümlerine dayanma görüşünü benimsemiştir. Unsurları:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Sözleşmeye aykırı hareket</li>
 <li>Kusur</li>
 <li>Zarar</li>
 <li>İlliyet bağı</li>
</ol>

<p><strong>Hukuki Sorumluluğun Niteliği: </strong></p>

<p><strong>Kusur Sorumluluğu:</strong> İş hukuku kapsamında işverenin kusuru işçi ile aralarındaki sözleşmeye aykırı bir hareket ve kanunla öngörülmüş olan yükümlülüklerin ihlali sonucunda gerçekleşir. Buna ek olarak kanunla öngörülmemiş ancak alınması gereken bir tedbir varsa ve işverence bu tedbirler alınmamışsa da işveren kusurlu sayılacaktır. Kusur, işverenin sorumluluğunun doğabilmesi için kurucu bir unsurdur. Eğer ki işveren alınabilecek tüm önlemleri almışsa tamamen kusursuz kabul edilir ve işverenin sorumluluğuna gidilemez. İşverenin hukuki sorumluluğunda esas olan kusur sorumluluğudur.</p>

<p><strong>Kusursuz Sorumluluk ve Tehlike Sorumluluğu:</strong> Öğretide sebep sorumluluğu veya objektif sorumluluk olarak anılan bu sorumluluk türünde işverenin sorumluluğunun doğması için kusur aranmaz. Meydana gelen iş kazası ile bunun sonucunda ortaya çıkan zarar arasında uygun bir illiyet bağının varlığı yeterlidir. Doktrindeki yazarların bu görüşü savunmalarının nedeni ‘kaçınılmazlığın’ etkili olduğu durumlarda işçinin korunması gerektiği düşüncesidir. Yargıtay’ın kusursuz sorumluluk türünü esas aldığı kararlarında bazı ilkelerden hareket ettiği görülmektedir. Bunlardan biri tehlike ilkesidir. Tehlike sorumluluğu TBK m.71’de düzenlenmiş olup mutlak bir sorumluluk türüdür. Bu durumda işveren her türlü özen borcunu yerine getirmiş olsa bile sorumluluktan kurtulma şansı yoktur.</p>

<p><strong>Kusur Paylaşımı:</strong> İşveren ve işçinin birlikte kusurlu olduğu hallerde gündeme gelir. İşveren tamamen kusurlu, işçi kusuruz ise sorumluluk tamamen işverendedir. Her iki taraf da birlikte kusurluysa kusurları oranında sorumlu olurlar. İşveren tamamen kusursuz, işçi kusurlu ise sorumluluk görüşünün benimsenmesine göre durum değişecektir. Kusur sorumluluğu benimsenirse işveren sorumlu olmayacaktır.</p>

<p>Kusuru ortadan kaldıran bazı haller mevcuttur ve bu hallerde illiyet bağı kesildiği için işverenin sorumluluğuna gidilemez.</p>

<p><strong>Zarar Görenin Ağır Kusuru: </strong>İşçi kendi ağır kusuruyla bir iş kazasına sebep olmuşsa işverenin sorumluluğuna gidilemez. Bu düşüncenin temel dayanağı dürüstlük kuralıdır. Çünkü dürüstlük kuralına göre hiç kimse kendi kusurundan faydalanamaz. Örneğin işçinin yüksek promil alkol almak suretiyle işyerine ait araç ile kaza yapması sonucunda ölmesi durumunda işverenin sorumluluğuna gidilmeyecektir.</p>

<p><strong>Üçüncü Kişinin Ağır Kusuru: </strong>Üçüncü kişi işverenin bir başka işçisi veya bağımsız bir üçüncü kişi de olabilir. Üçüncü kişinin davranışı kast olabileceği gibi ihmal de olabilir. Örneğin işçiler servisle taşınırken üçüncü kişinin ağır kusuruyla servis aracına çarpması ve işçilerin zarar görmesi halinde illiyet bağı kesilecektir.</p>

<p><strong>Mücbir Sebep: </strong>Dış kuvvetlerin sonucu olan, borçlunun işletmesi ile bağlantısı bulunmayan, önceden öngörülmeyen, kaçınılmaz ve mutlak surette borcun ifasını engelleyen, bunun doğal bir sonucu olarak onu sorumluluktan kurtaran olaylar mücbir sebeptir. Deprem, sel ve diğer doğal afetlerin hepsi mücbir sebep kapsamında incelenir. Mücbir sebepler illiyet bağını her zaman kesmezler çünkü işverenler iş sağlığı ve güvenliği anlamında her türlü önlemi almakla yükümlüdürler.</p>

<p><strong>Kaçınılmazlık İlkesi :</strong></p>

<p>Kaçınılmazlık durumu mücbir sebebin bir parçası olmakla birlikte alınacak tüm tedbirlere rağmen hukuken ve fiziken önlenmesi mümkün olmayan iş kazasıdır. Yargıtay ise kaçınılmazlık olgusunu ‘sosyal sigortalar uygulamasında, hukuksal ve teknik anlamda, olayın meydana geldiği tarihte geçerli olan bilimsel ve teknik tüm önlemlere rağmen zararın meydana geldiği ve önlenemediği durumları anlatan bir kavram’ olarak tanımlamaktadır. Ayrıca kaçınılmazlık 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 21.maddesinde dikkate alınmaktadır.</p>

<p>MADDE 21- İş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine bu Kanun gereğince yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamı, sigortalı veya hak sahiplerinin işverenden isteyebilecekleri tutarlarla sınırlı olmak üzere, Kurumca işverene ödettirilir. İşverenin sorumluluğunun tespitinde kaçınılmazlık ilkesi dikkate alınır.</p>

<p>Kaçınılmazlık ilkesi Sosyal Sigorta İşlemleri Yönetmeliğinin 45 inci maddesinde;<i>“Kaçınılmazlık, olayın meydana geldiği tarihte geçerli bilimsel ve teknik kurallar gereğince alınacak tüm önlemlere rağmen, iş kazası veya meslek hastalığının meydana gelmesi durumudur. İşveren alınması gerekli herhangi bir önlemi almamış ise olayın kaçınılmazlığından söz edilemez.”</i> şeklinde açıklanmıştır.</p>

<p>Kaçınılmazlık irade dışı gerçekleşen olaylar olduğundan dolayı ne işverenin ne de işçinin kusuru bulunmamaktadır. Bu sebeple iş kazalarının bütünüyle kaçınılmaz olduğu durumlarda her iki taraf için de önlenemeyecek bir olay olması sebebiyle kazanın sonuçlarına taraflar ortak bir biçimde katlanırlar. Ancak bu müştereklik eşit bir biçimde paylaştırılmaz. Çünkü işçi işverene göre daha zayıf bir konumdadır. Bunun yerine hakkaniyet gereği işverene daha fazla sorumluluk atfedilir. Bu durum Yargıtay kararlarında işçinin zarara uğradığı iş kazalarında tamamen kaçınılmazlıktan doğan bir iş kazası olsa bile işverenin en az %50 sorumlu tutulması olarak karşımıza çıkar. Sonuç itibariyle kaçınılmazlık dolayısıyla meydana gelen bir iş kazasında işçinin zararının giderilmesi için sorumluluk paylaşımı yapılırken TBK m.51 hakkaniyet ölçütüne dayanarak ve işverenin %60 ve işçinin de %40 oranında kusurlu olduğu kabul edilerek tazminat hesaplamasının yapılması adil bir çözüm olarak Yargıtay kararlarında yer almaktadır.</p>

<p><strong>Hukuki Sorumluluk Kapsamında Doğan Tazminatlar:</strong></p>

<p>Bireysel iş hukuku anlamında bir iş kazası meydana geldiğinde işçiler işverenden tazminat talep edebilir. Bu tazminatlar:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Maddi Tazminat</li>
 <li>Destekten Yoksun Kalma Tazminatı</li>
 <li>Manevi Tazminat</li>
 <li>Sosyal Güvenlik Kurumu ise iş kazasının meydana gelmesi nedeniyle sigortalı veya hak sahiplerine yaptığı ödemeyi ve bağladığı gelirlerin ilk peşin sermaye değerini şartların varlığı halinde işverene yahut üçüncü kişiye rücu eder.</li>
</ul>

<p>İşverene rücu edilecek miktar; iş kazası ve meslek hastalığı, işverenin kastı veya sigortalıların sağlığını koruma ve iş güvenliği mevzuatına aykırı bir hareketi sonucu meydana gelmişse, Kurumca sigortalıya veya hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri toplamının kusur karşılığıdır.</p>

<p>Ancak işverenin işçiyi kaçak çalıştırdığı esnada işçinin kaza geçirmesi veya meslek hastalığına yakalanması halinde, Kurumca yapılan ve ileride yapılması gerekli bulunan her türlü masrafların tutarı ile gelir bağlanırsa bu gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değeri tutarı, kusur aranmaksızın işverene ödettirilir.</p>

<p>Üçüncü kişiye rücu edilecek miktar; sigortalıya ve hak sahiplerine yapılan veya ileride yapılması gereken ödemeler ile bağlanan gelirin başladığı tarihteki ilk peşin sermaye değerinin yarısı, zarara sebep olan üçüncü kişilere ve şayet kusuru varsa bunları çalıştıranlara kusurları oranında rücu edilir.</p>

<p><strong>İşverenin Cezai Sorumluluğu :</strong></p>

<p>İşverenin iş sağlığı ve güvenliği kurallarına uymaması sonucunda ölüm veya yaralama meydana gelmişse bu durum suç olarak kabul edilir ve TCK m.85 ve m.89 kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>İş kazası nedeniyle ölümden kaynaklanan cezai sorumluluğa uygulanan 5237 sayılı TCK’nın “taksirle öldürme” başlıklı 85 inci madde hükmü şu şekildedir:</p>

<p><i>“(1) Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. </i></p>

<p><i>(2) Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</i></p>

<p>Uygulamaya baktığımızda ‘hiçbir işverenin kendi işçilerine bilerek zarar vermek istemeyeceği’ olgusundan hareketle işverenin cezai sorumluluğu taksir çerçevesinde kabul edilmektedir. Bu sebeple taksir kavramı açıklanacaktır.</p>

<p><strong>Taksir Kavramı – Bilinçli Taksir ve Olası Kast </strong></p>

<p>Türk Ceza Kanununda taksir; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. Taksirli sorumluluk için failin öncelikle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranmış olması ve öngörülebilir neticenin fail tarafından öngörülememiş olması gerekir. Bilinçli taksir ise objektif dikkat ve özen yükümlülüğünün ihlali nedeniyle neticenin öngörülmüş olmasına rağmen gerçekleşmesinin istenmemiş olmasıdır.</p>

<p>Yargıtay bilinçli ve bilinçsiz taksir ayrımı için şu ifadeleri kullanmıştır: ‘ Basit taksirle bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır.’ Bu ayrımın temelini oluşturan öngörülebilirlik unsurunun tespiti iş kazalarından doğan cezai sorumluluk için önem arz etmektedir. Ayrıca öngörülebilirlik unsuru her somut olaya göre farklı şekilde değerlendirilmeye tabi olacaktır.</p>

<p>Bilinçli taksirle olası kast ise birbirlerine çok yakındır. Bu ikisi arasındaki fark, olası kastta fail sonucu hedef almamakla birlikte sonucun meydana gelme tehlikesini göze almaktayken, bilinçli taksirde öngördüğü sonucun gerçekleşmeyeceği inancıyla hareket etmektedir.</p>

<p>Yargıtay kararlarında taksirin unsurları şu şekilde sıralanmaktadır:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Taksirle işlenen bir suç olması</li>
 <li>Hareketin iradiliği</li>
 <li>Neticenin iradi olmaması</li>
 <li>Hareketle netice arasında nedensellik bağının bulunması</li>
 <li>Sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması</li>
</ul>

<p>Tüm bu bilgiler ve Yargıtay kararları ışığında doktrinde ve uygulamada ağırlıklı biçimde kabul edilen görüşe göre işyerinde iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almayan işverenin doğabilecek iş kazasını öngörmesi gerektiğinden dolayı işverenin bilinçli taksirden sorumlu tutulması gerekir sonucuna varılmaktadır.</p>

<p><strong>Cezai Sorumluluğun Belirlenmesi</strong></p>

<p>Cezai sorumluluğunun belirlenmesinde iş sağlığı ve güvenliği bakımından kimlerin ne şekilde görevlendirildiği ve kazaya nasıl etki ettiği önem taşımaktadır. Her ne kadar işverenin sorumluluğundan bahsedilse de işletme bir organizasyondan oluşmaktadır ve işveren dışında görevlendirilen başka kişiler bulunabilir. Hukuka uygun bir şekilde yetkilendirilen işveren vekilleri, işletme hiyerarşisi içinde yer almakta ve işverenin yönetim yetkisini kendilerine devredilen sınırlar içerisinde işçilere vereceği emir ve talimatlarla kullanmaktadır. Bu sebeple işverenin hukuka uygun bir şekilde görevlendirdiği işveren vekilleri de kendi görev ve yetkileri içerisinde gerçekleşen bir iş kazasından dolayı sorumlu tutulabileceklerdir. Bir iş kazası meydana geldiğinde işveren tarafından görevlendirilmiş kim varsa işletme hiyerarşisine tabi olur. Hiyerarşide en alt tabakadan başlayıp yukarı doğru çıkılarak sorumluluk altındaki kişi belirlenmektedir.<br />
İş kazalarında ceza hukuku bağlamında kusur yüklenebilecek kişiler ancak gerçek kişiler olabilir. Tüzel kişilere kusur atfedilebilmesi söz konusu olamayacaktır. Buna karşılık tüzel kişilerde organ ve temsilcilere ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gözetilerek ceza hukuku bağlamında kusur yüklenebilecektir. Buna ek olarak tüzel kişilere güvenlik tedbiri uygulanabilmektedir.</p>

<p>İş kazasına sebebiyet veren işveren veya işveren vekillerinin hareketinde kast veya taksir bulunmuyorsa ceza hukuku bağlamında sorumluluk söz konusu olmaz. İş kazalarında failin en azından taksirle hareket etmesi halinde cezalandırma gündeme gelebilir.</p>

<p>Öngörülebilirlik değerlendirmesi, her iş kazasında yapılmalıdır. Gerçekten öngörülmesi mümkün olmayan bir netice söz konusu ise bunun engellenebilmesi mantıken mümkün değildir. Engel olunamaz ve önlenemez bir neticeden de fail sorumlu tutulamaz. Bu durumda kaçınılmazlık halinin varlığı yaşanan her iş kazasında bakılması gereken bir olgudur.</p>

<p>Yargıtay, vermiş olduğu kararlarda kaçınılmazlık, önlenemez risk ve istenmeyen durum kavramlarını aynı anlama gelecek şekilde birbirinin yerine kullanmaktadır. Kaçınılmaz olan, önlenemeyen ve istenmeyen durumların varlığında işverenin kusurunun bulunup bulunmadığına ilişkin yapılacak olan değerlendirmede şu hususlar incelenmelidir:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Tüm tedbir ve önlemlerin alınması halinde bile neticenin önlenmesinin teknik anlamda mümkün olup olmadığı</li>
 <li>Risk değerlendirmesi yapılarak riskin neticeye etkisi</li>
 <li>İş kolundaki riskin meydana gelen netice bağlamında alınacak tedbirlerle engellenmesinin mümkün olup olmadığı</li>
 <li>Somut olayda riski minimize edecek önlemlerin alınmasıyla riskin kısmen dahi engellenmesinin olanak dahilinde olup olmadığı</li>
</ul>

<p><strong>Sonuç:</strong></p>

<p>İşverenin hukuki ve cezai sorumluluğu, iş sağlığı ve güvenliği, işçi hakları ve çalışma koşullarına dair mevzuatlar çerçevesinde büyük bir öneme sahiptir. İşveren çalışanlarının güvenliğini sağlamak, çalışma ortamını düzenlemek ve yasal yükümlülüklerini yerine getirmekle sorumludur. Aksi takdirde, işyerinde meydana gelen kazalar işvereni yalnızca tazminat yükümlülüğüyle karşı karşıya bırakmakla kalmaz, aynı zamanda cezai sorumluluk da doğurur.</p>

<p>Hukuki sorumluluğun belirlenmesinde farklı görüşler bulunmasına rağmen Yargıtay içtihatlarına bakıldığında sorumluluğu kusur sorumluluğuna dayandırdığını görmekteyiz. Cezai sorumlulukta ise yine farklı görüşler bulunmasına rağmen Yargıtay kararları işverenin bilinçli taksir dolayısıyla sorumlu olacağı yönünde eğilim göstermektedir.</p>

<p>İşverenin hukuki ve cezai sorumluluğu belirlenirken dikkat edilmesi gereken bir husus da kaçınılmazlık olgusudur. İş kazasının kaçınılmaz ve önlenemez olduğu bazı durumlar ise somut olayın şartları dikkate alınarak illiyet bağını kesen bir sebep olarak karşımıza çıkmakta olup işverenin sorumluluğunu ortadan kaldırabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak iş kazalarında kimlerin ne şekilde sorumlu olacağının belirlenmesinde ve kusurun tespitinde her somut olayın şartları ele alınmalı ayrıca kaçınılmazlık olgusu da her olayda değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-isverenin-hukuki-ve-cezai-sorumlulugu-dal-1</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/isci-kaza-dr.jpg" type="image/jpeg" length="81924"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/1162 E., 2017/3675 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 13/06/2017 tarihli, 2016/1162 E., 2017/3675 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/1162 E., 2017/3675 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 15. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 09/07/2015 tarih ve 2015/393-2015/471 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/1 maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu ve şirketin 01/04/2015 tarihli, 2014 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkili tarafından gündem maddelerine ilişkin olarak bilgi alma ve inceleme hakkının kullanıldığını ancak bilgi alma hakkının gereği gibi karşılanmayıp, inceleme taleplerinin ise, tamamen reddedildiğini, sorulan sorulara gereği gibi ya da hiç yanıt verilmediğini veya çelişkili beyanlarda bulunulduğunu, bu konuda muhalefet şerhinin tutanağa yazıldığını ileri sürerek, TTK’nın 437/4. maddesi uyarınca davalı şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde bilgi edinme ve inceleme yetkisi verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının vekili marifetiyle toplantıda temsil edildiği, gündeme ilişkin sorulan soruların cevaplandırıldığı, toplantı başkanının gündemle ilgili konulara ilişkin bilgi alınmasına karşı çıkmayıp gündemle ilgili konularda bilgi edinme hakkının kullandırıldığı, cevapsız kalan ve muhalefet şerhinde zikredilen hususların kanunun aradığı anlamda bilgi edinme hakkı kapsamını aşan mahiyette olduğu gerekçesiyle, davanın reddine kesin olarak karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine mahkemenin 08/09/2015 tarihli ek kararı ile kararın kesin olması nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece verilen ek karar ve esas karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacı vekilinin tüm temyiz itirazları yerinde değildir. ../...</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı, davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan hükmün ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 7,40 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 13/06/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(M)</strong></p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1- Dava, anonim şirket ortağının bilgi alma hakkına izin istemine ilişkindir.</p>

<p>2- Mahkemece, davacının ortağı olduğu anonim şirketin ticari defter ve kayıtları üzerinde inceleme yapılması ve bilgi almasına izin verilmesi isteminin reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3- TTK m. 437 uyarınca pay sahiplerinin belirli şartlar kapsamında, şirketin işleyişi, ticari defter ve kayıtlarının incelenmesini isteme hakları bulunmaktadır. Maddenin 5.bendinde yer alan “(5) Bilgi alma veya inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibi, reddi izleyen on gün içinde, diğer hallerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu asliye ticaret mahkemesine başvurabilir. Başvuru basit yargılama usulüne göre incelenir. Mahkeme kararı, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir. Mahkeme kararı kesindir.” şeklindeki düzenlemeden, mahkemenin istemin kabulüne karar vermesi halinde kararın kesin olacağı anlaşılmaktadır. Şayet istemin reddine karar verilmiş ise bu karara karşı kanun yolunun kapalı olduğu söylenemez. Kanunun Gerekçe kısmında yer alan “Beşinci fıkra: Bilgi alma ve inceleme hakları paysahibine tanınan dava hakkı ile güçlendirilmiştir. Paysahibi sadece açık bir red halinde değil, taleplerinin cevapsız bırakılması veya cevabın ertelenmesi durumunda da hem bilgi alma hem de inceleme hakkını bir mahkeme kararı ile başarıya ulaştırabilir. Talebin cevapsız bırakılması yetersiz hesap verme ilkesine uymayan cevapları da kapsar. Beşinci fıkra mahkeme kararının hızla verilmesini sağlamaya ve temyizi de kısa sürede sonuçlandırmaya yönelik hükümleri de içermektedir” ifadelerinden de bilgi alma hakkına ilişkin bazı kararlara karşı temyiz yolunun açık olduğu zikredilmektedir. Bilgi alma isteminin kabulüne ilişkin kararların kesin olduğu kanun metninde açıkça zikredildiğine ve kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre, temyiz yolu açık olan kısım ancak davanın reddine olan kısım olabilecektir.</p>

<p>4- Nitekim öğretide de aynı görüş benimsenmiş ve ret kararlarına karşı kanun yolunun açık olduğu kabul edilmiştir (TEKİNALP, Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, s. 380, b.14-84). Anılan nedenlerle Daire çoğunluğunun, mahkemelerin bilgi alma ve inceleme istemlerinin reddi kararlarına karşı da kanun yolunun kapalı olduğu yönündeki düşüncesine katılmıyorum.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="43637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2018/833 E., 2018/1722 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07.03.2018 tarihli, 2018/833 E., 2018/1722 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/833 E., 2018/1722 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın ... .... Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından yukarıda sayı ve tarihi belirtilen kararın HMK 363. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasının Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından istenilmesi üzerine, dava dosyası ve içerisindeki dilekçe layihalar, duruşma tutanakları ve diğer tüm dosya kapsamı delil ve belgeler incelendi. Gereği müzakere edilip düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili; davalı şirketin olağan genel kurul toplantısının ....05.2016 tarihinde yapıldığını, genel kurulda müvvekilinin bilgi alma ve inceleme talep hakkının şirket yöneticilerince kısıtlandığını, bu durumun mutat hale geldiğini, ...’nin 437/5 maddesine dayanak işbu davayı açtıklarını, davanın makul sürede açıldığını, mahkemece ... günlük sürede açılması gerektiği kanaatine varılması halinde eski hale getirme kurumundan faydalanmak istediğini ileri sürerek müvvekilinin genel kurul tutanağında dile getirmiş olduğu ve cevap alamadığı hususlarda şirket yönetiminin bilgi vermesini, şirketin ... ... Bankasındaki hesap dökümlerinin istenilmesini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalılar vekili; davanın ... günlük sürede açılmadığını, kaldı ki davacının iddia ettiği gibi bilgi alma hakkının da kısıtlanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.<br />
Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre; davalı şirketinin .../05/2016 tarihinde yapılan olağan genel kurul toplantısında tutulan tutanakda davacı tarafın dile getirmiş olduğu hususlarla ilgili bilgi ve inceleme yapamadığına dair taleplerin reddinin öğrenilmesinden itibaren ... gün içinde davanın açılması gerektiği, yasanın öngörmüş olduğu ... günlük sürenin geçtikten sonra davanın açılmış olduğu HMK’nin 95 maddesi gereği eski hale getirme taleplerine ilişkin koşulların oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar kesin olmakla birlikte bu karar aleyhine Adalet Bakanlığının yazısı üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kanun yararına bozma talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Dava, limited şirket yönetiminden bilgi istemine ilişkindir. Mahkemece 6102 sayılı ... 437/5. maddesinde öngörülen on günlük sürede açılmayan davanın reddine karar verilmiştir. Her nekadar davacı vekili dava dilekçesinde, ... 437. maddesi uyarınca dava açtıklarını ifade etmiş ise de 6100 sayılı HMK 33. maddesinde ifade edildiği üzere hâkim bir dava hakkında doğru hukuk kurullarını bulmak ve Türk Hukukunu re'sen uygulamakla görevlidir. ...'nın 437. maddesi Anonim Şirketler ile ilgili bir düzenleme olup anonim şirketlere ilişkin hükümlerin limited şirketlere de uygulanacağına ilişkin ...'nın 644. maddesinde de 437. maddeye atıf bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle davalı şirketin limited şirket olduğu gözetildiğinde 437. maddenin bu davada uygulanması doğru olmamıştır. Kaldı ki limited şirketlerde bilgi alma ve inceleme hakkı ... 614. maddesinde ayrıca ve açıkça düzenlenmiştir. Aynı maddenin .... bendinde genel kurul, bilgi alınmasını ve incelemeyi haksız yere engellerse, ortağın istemi üzerine mahkemenin bu hususta karar vereceği hükmüne yer verilmiş ve dava açılması için bir süre öngörülmemiştir. Bu durumda, makemece ... 437/5. maddesi gözetilerek on gün içinde açılmayan davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, yazılı emir isteminin kabulü ile hükmün bu nedenle kanun yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 6100 sayılı HMK'nın 363. maddesine dayalı kanun yararına bozma isteğinin kabulü ile hükmün sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına BOZULMASINA, gereğinin yapılması için karar örneği ve dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine, 07.03.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="15940"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2016/4320 E., 2017/7047 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 07/12/2017 tarihli, 2016/4320 E., 2017/7047 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/4320 E., 2017/7047 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki davadan dolayı ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 23/12/2015 gün ve 2015/540-2015/792 sayılı hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle dosyadaki kağıtlar okundu gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p>Davacı, ... 10. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2015/540 Esas 2015/792 Karar sayılı kararı ile 6102 sayılı TTK'nın m 200 ve m 437/5 koşullarının oluşmadığı savıyla davanın reddine karar verildiğini, kararın kesin olduğu için yasa yolu kapalı olduğunu, temyiz yolu açık olsaydı, bilgi akışı istek kalemleri üzerine hüküm verilmemiş olmasının bile bozma nedeni olması bekleneceğini, temyiz yolu kapalı iken de kararın gerekçe kısmında sayılmış ve tartışılmış olduğunu, ancak hüküm kısmında unutulmuş olduğunu ileri sürerek 14/05/2015 tarihli dava dilekçesinin 3. sayfasında yer alan 6 bilgi akışı istek kalemlerini içerir şekilde mahkeme kararının tavzih edilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>Mahkemece tüm dosya kapsamına göre, davacı talebinin tavzihen düzeltilmesi mümkün olmayıp, kısa kararla çelişkili durum doğabileceği, bu çelişkinin temyiz sebebi olabileceği, ancak kararın temyizinin de mümkün bulunmadığı gerekçesiyle davacının tavzih talebinin reddine karar verilmiş, işbu karara karşı davacının tavzih talebi ise 02/03/2016 tarihli tavzih kararı ile reddedilmiştir.<br />
Tavzih kararını, davacı temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, 6102 sayılı TTK'nın 437. maddesine dayanan ortağın bilgi alma ve inceleme hakkının kullanılması hususunda izin verilmesi istemine ilişkin olup, mahkemece, yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. TTK'nın 437. maddesi uyarınca mahkemece verilen kararlar kesin nitelikte olduğundan bu karara ilişkin tavzih talebine yönelik mahkemece verilen tavzih kararının da temyiz kabiliyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>HUMK 432/4 madde ve fıkrası ile 01.06.1990 gün 3/4 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca temyizi kabil olmayan kararların temyiz istemleri hakkında mahkemece bir karar verilebileceği gibi, Yargıtay tarafından da bir karar verilebileceği öngörüldüğünden, davacının HUMK 432/4'üncü maddesi uyarınca temyiz isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacının tavzih kararına yönelik temyiz isteminin hüküm tarihinde yürürlükte bulunan HUMK 432/4'üncü maddesi uyarınca REDDİNE, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 07/12/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6102 sayılı TTK 437/5 maddesinde "Bilgi alma ve inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibinin, reddi izleyen on gün içinde, diğer hallerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesine başvurabileceği, başvurunun basit yargılama usulüne göre inceleneceği, mahkeme kararının, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebileceği, mahkeme kararının kesin olduğu" hükmü getirilmiş, madde gerekçesinde de "Beşinci fıkranın, mahkeme kararının hızla verilmesini sağlamaya ve temyizi de kısa sürede sonuçlandırmaya yönelik hükümleri içerdiği" öngörülmüştür.</p>

<p>Madde metninde, mahkemenin davayı kabul kararından söz edilmekte olup, bu kararın ne olabileceğine ilişkin cümleden sonra kararın kesin olduğu yönünde sevk edilen hüküm, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararına yöneliktir.</p>

<p>Madde metni ile gerekçesi bir arada değerlendirildiğinde, davanın reddine ilişkin mahkeme kararının kesin kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 36. maddesinde ifade edilen adil yargılama hakkının ve hukuk güvenliği ilkesinin ihlali anlamına da gelebilecektir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta yerel mahkemenin davanın reddine ilişkin 23.12.2015 gün ve 2015/540-792 sayılı kararı davacıya 19.01.2016 tarihinde tebliğ edilmiş, karar temyiz edilmeksizin kesinleşmiş, davacı bu kez 25.02.2016 günlü dilekçesi ile tavzih isteminde bulunmuş, 02.03.2016 günlü kararla da davacının tavzih talebi reddedilmiştir.</p>

<p>Açıklandığı üzere, 23.12.2015 günlü kararın niteliği itibariyle temyizi kabil olup, buna bağlı olarak tavzih kararının da temyizi kabildir.</p>

<p>Davacının tavzih kararına yönelik temyiz isteminin esastan incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile temyiz isteminin reddine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne karşıyım.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="23949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2015/13744 E., 2017/1501 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 14/03/2017 tarihli, 2015/13744 E., 2017/1501 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2015/13744 E., 2017/1501 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen .../06/2015 tarih ve 2015/366-2015/471 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi ek karar ve esas karar davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava, 6100 sayılı Kanun'un geçici 3/2. maddesi delaletiyle uygulanması gereken HUMK 3156 sayılı Kanun ile değişik 438/... maddesi hükmü gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin davalı şirketin ortağı olduğunu ve şirketin 30/03/2015 tarihli, 2014 yılı olağan genel kurul toplantısında müvekkili tarafından gündem maddelerine ilişkin olarak bilgi alma ve inceleme hakkının kullanıldığını ancak, yönetim kurulu ve divan heyeti tarafından bilgi edinme hakkının gereği gibi karşılanmadığını, bazı sorular açısından ise, tamamen yanıtsız bırakıldığını, bilgi edinme ve inceleme talepleri hakkında herhangi bir karar verilmediğinden bütün taleplerinin tamamen reddedildiğini ve bu hususun genel kurul toplantı tutanağına derc edildiğini, bilgi edinme haklarının muğlak beyanlarla, geçiştirici, hesap verme kuralı hiçe sayılarak gereği gibi karşılanmadığını ve inceleme hakkı kullandırılmaması sebebiyle sorularının doğruluğunun tetkik edilemediğini ileri sürerek, davalı Şirket'in solo mali tabloları ile şirket mizanı da dahil olmak üzere TTK’nın 437/4. maddesi uyarınca ticari defter ve kayıtları üzerinde bilgi edinme ve inceleme yetkisi verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamına göre, davacının davalı şirketin solo mali tabloları ve mizanı da dahil olmak üzere tüm ticari defter ve kayıtları üzerinde bilgi edinme ve inceleme yetkisi verilmesi talebini 30/03/2015 tarihli davalı Şirket genel kurul toplantısında belirtmesi gerektiği ancak, belirtmediği, dosyaya sunulan belgelere ve genel kurul tutanaklarına göre 30/03/2015 tarihli genel kurulda davacının sorduğu sorulara cevap verildiği, gündemle ilgisi bulunmayan sorularına ise, gündem dışı konuların genel kurulda görüşülüp, tartışılıp, müzakere edilememesi nedeniyle cevap verilmediği, davalı Şirket'in kanuna aykırı bir uygulamasının söz konusu olmadığı, davalı Şirket tarafından verilen cevapların yeterli ve bilgi edinme hakkını karşılar nitelikte bulunduğu gerekçesiyle, TTK’nın 437/... m. gereği kesin olarak karar verilmiş, kararın davacı vekili tarafından temyizi üzerine mahkemenin 18/09/2015 tarihli ek kararı ile kararın kesin olması nedeniyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece verilen ek karar ve esas karar davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre mahkemenin temyiz isteminin reddine dair ek kararına yönelik tüm temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı ek karara ilişkin davacı vekilinin bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun bulunan ek kararın ONANMASINA, aşağıda yazılı bakiye 3,70 TL temyiz ilam harcının temyiz edenden alınmasına, 14/03/2017 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>(M)</strong></p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>6102 sayılı TTK 437/... maddesinde "Bilgi alma ve inceleme istemleri cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibinin, reddi izleyen on gün içinde, diğer hallerde de makul bir süre sonra şirketin merkezinin bulunduğu Asliye Ticaret Mahkemesine başvurabileceği, başvurunun basit yargılama usulüne göre inceleneceği, mahkeme kararının, bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebileceği, mahkeme kararının kesin olduğu" hükmü getirilmiş, madde gerekçesinde de "Beşinci fıkranın, mahkeme kararının hızla verilmesini sağlamaya ve temyizi de kısa sürede sonuçlandırmaya yönelik hükümleri içerdiği" öngörülmüştür.</p>

<p>Madde metninde, mahkemenin davayı kabul kararından söz edilmekte olup, bu kararın ne olabileceğine ilişkin cümleden sonra kararın kesin olduğu yönünde sevk edilen hüküm, davanın kabulüne ilişkin mahkeme kararına yöneliktir.</p>

<p>Madde metni ile gerekçesi bir arada değerlendirildiğinde, davanın reddine ilişkin mahkeme kararının kesin kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Aksi düşüncenin kabulü T.C. Anayasası'nın 36. maddesinde ifade edilen adil yargılama hakkının ve hukuk güvenliği ilkesinin ihlali anlamına da gelebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak, 6102 sayılı TTK 437/... maddesinde düzenlenen, kararın kesinliği hali davanın kabulüne ilişkin kararlara yönelik olduğundan, eldeki davada davanın reddine karar verilmiş olması nedeniyle temyiz yolu açık bulunduğundan davacı vekilinin ek karara yönelik temyiz isteminin kabulü ile ek kararın bozulmasına karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ek kararın onanmasına ilişkin sayın çoğunluğun görüşüne karşıyım.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="54325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANONİM ŞİRKETLERDE PAY SAHİBİNİN BİLGİ ALMA HAKKI VE BİLGİ ALMA DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-pay-sahibinin-bilgi-alma-hakki-ve-bilgi-alma-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-pay-sahibinin-bilgi-alma-hakki-ve-bilgi-alma-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Anonim şirketlerde pay sahipliği sıfatı, salt malvarlığına ilişkin birtakım hakların ötesinde şirketin yönetim, denetim ve karar süreçlerine katılım imkânı sağlayan bir hukuki konumu ifade eder. Pay sahibinin bu konuma uygun biçimde haklarını bilinçli şekilde kullanabilmesi ise her şeyden önce şirketin gidişatı, mali yapısı, yönetim icraatları ve geleceğe ilişkin planları hakkında doğru ve yeterli bilgiye erişebilmesine bağlıdır. İşte bu zorunluluğun hukuki yansıması, bilgi alma ve inceleme hakkı olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> (TTK), 6762 sayılı mülga Türk Ticaret Kanunu döneminde 363. madde ile dar kapsamlı biçimde düzenlenmiş olan bilgi alma hakkını, 437. madde ile kapsamlı, çağdaş ve pay sahibini etkin biçimde koruyan bir yapıya kavuşturmuştur. Madde gerekçesinde de açıkça vurgulandığı üzere düzenleme; kamuyu aydınlatma, kurumsal denetim ve dürüst hesap verme ilkeleriyle örtüşen bir bilgi alma ve inceleme hakkı tanımayı amaçlamaktadır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Bu çalışmada, anonim şirketlerde pay sahibinin bilgi alma hakkının hukuki niteliği, kullanım aşamaları ve sınırları incelendikten sonra, hakkın ihlali halinde başvurulacak hukuki çare olan bilgi alma davasının usul hukuku boyutları ele alınacaktır. İnceleme, öğretideki temel görüşler ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları ışığında yürütülecektir.</p>

<p><strong>1.BİLGİ ALMA HAKKININ HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p><strong>A. Bireysel ve Müktesep Hak Niteliği</strong></p>

<p>Bilgi alma ve inceleme hakkı, doktrinde ittifakla <i>bireysel pay sahipliği hakları</i> arasında değerlendirilmektedir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Bu hak, pay sahipliği sıfatına bağlanmış olup belirli bir sermaye oranına, pay sayısına ya da azınlık olma şartına tâbi değildir. Tek pay sahibinden çoğunluk pay sahibine kadar her ortak, paya sahip olduğu ölçüde değil, <i>pay sahibi sıfatını taşıdığı için</i> bu hakkı kullanabilir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Hakkın daha da önemli özelliği <i>müktesep (kazanılmış) hak</i> niteliğidir. TTK m. 437/6 hükmü, bilgi alma ve inceleme hakkının esas sözleşmeyle veya şirket organlarından birinin kararıyla kaldırılamayacağını ve sınırlandırılamayacağını açıkça emredici bir hükümle düzenlemiştir. Düzenleme ile, özellikle çoğunluk pay sahiplerinin azınlığı bilgiden mahrum bırakarak hakimiyetlerini kötüye kullanmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong>B. Hesap Verme ve Şeffaflık İlkesi ile İlişkisi</strong></p>

<p>Pay sahibinin bilgi alma hakkı, modern şirketler hukukunun şeffaflık (<i>transparency)</i>, hesap verebilirlik (<i>accountability</i>) ve kurumsal yönetim (<i>corporate governance</i>) ilkeleriyle doğrudan bağlantılıdır. TTK m. 437/2'de yer alan, verilecek bilginin <i>hesap verme ve dürüstlük ilkeleri bakımından özenli ve gerçeğe uygun</i> olması gerektiği yönündeki ifade, hakkın aynı zamanda yöneticilerin ibrası ile doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir. Nitekim, pay sahibinin yöneticileri ibra edip etmeyeceğine sağlıklı şekilde karar verebilmesi, ancak yeterli ve doğru bilgiye sahip olmasıyla mümkündür<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p><strong>2.BİLGİ ALMA VE İNCELEME HAKKININ KULLANIM AŞAMALARI</strong></p>

<p>TTK m. 437, hakkın kullanımını üç ayrı aşamada düzenlemiştir: genel kuruldan önce, genel kurul sırasında ve genel kurul sonrasında. Genel kurul öncesi ile başlayalım.</p>

<p><strong>A. Genel Kurul Öncesi: Pasif Bilgi Alma (TTK m. 437/1)</strong></p>

<p>TTK m. 437/1 hükmü uyarınca, finansal tablolar, konsolide finansal tablolar, yönetim kurulunun yıllık faaliyet raporu, denetleme raporları ve yönetim kurulunun kâr dağıtım önerisi, <i>genel kurul toplantısından en az on beş gün önce</i> şirketin merkezinde ve şubelerinde pay sahiplerinin incelemesine hazır bulundurulur. Finansal tablolar ve konsolide tablolar, bir yıl süreyle merkezde ve şubelerde pay sahiplerinin bilgisine açık tutulmaya devam eder.</p>

<p>Bu aşamada hak, pay sahibinin aktif bir başvurusu olmaksızın, şirketin belirli belgeleri pay sahiplerinin erişimine sunma yükümlülüğüne dayanır. Bu nedenle öğretide bu aşama <i>pasif bilgi alma hakkı</i> olarak adlandırılmaktadır. Her pay sahibinin, gideri şirkete ait olmak üzere, gelir tablosu ve bilançonun bir suretini talep etme hakkı da bu fıkrada düzenlenmiştir. Bu yükümlülüğün ihlali, bilgi alma hakkının vazgeçilmez niteliği gereği genel kurul kararının <i>butlanı</i> sonucunu doğurur<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p><strong>B. Genel Kurul Sırasında: Aktif Bilgi Alma (TTK m. 437/2)</strong></p>

<p>TTK m. 437/2'ye göre her pay sahibi, genel kurulda yönetim kurulundan şirketin işleri ve denetçilerden denetimin yapılma şekli ve sonuçları hakkında bilgi isteyebilir. Bu fıkrada düzenlenen hak, pay sahipliği haklarının kullanılması bakımından gerekli olma şartına bağlı değildir, pay sahibinin bilgi almak istediği konunun gündemde bulunan bir oylamaya katılımıyla doğrudan ilgili olması gerekmez<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>Bilgi alma hakkı, TTK m. 200 atfı uyarınca şirketin <i>bağlı şirketlerini</i> de kapsar. Hâkim şirketin her pay sahibi, bağlı şirketlerin finansal ve mal varlığıyla ilgili durumları, hesap sonuçları, hâkim ve bağlı şirketler arasındaki ilişkiler hakkında bilgi alma hakkına sahiptir. Buna ek olarak TTK m. 437/2'nin son cümlesinde önemli bir <i>eşit işlem ilkesi</i> yansıması düzenlenmiştir: Pay sahiplerinden birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmişse, diğer bir pay sahibinin istemde bulunması üzerine aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa dahi aynı kapsam ve ayrıntıda verilir ve bu hâlde yönetim kurulu, hakkın sınırlarını düzenleyen üçüncü fıkraya dayanamaz<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>.</p>

<p><strong>C. Genel Kurul Sonrası: İnceleme Hakkı (TTK m. 437/4)</strong></p>

<p>TTK m. 437/4 uyarınca, şirketin ticari defterleri ile yazışmalarının pay sahibinin sorusunu ilgilendiren kısımlarının incelenmesi, genel kurulun açık izni veya yönetim kurulunun bu hususta alacağı karara bağlıdır. İzin alındığı takdirde, inceleme bizzat pay sahibi veya bir uzman aracılığıyla yapılabilir.</p>

<p>Bu aşamadaki incelemenin ön şartı, pay sahibinin genel kurul sırasında yönelttiği bir soruya cevap verilmemiş olması, talebinin reddedilmiş olması ya da tatmin edici olmayan bir cevap almış olmasıdır<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>. Aksi takdirde, sırf inceleme amacıyla şirketin defter ve yazışmalarına erişim talebinde bulunulamaz.</p>

<p><strong>3.BİLGİ ALMA VE İNCELEME HAKKININ SINIRLARI</strong></p>

<p><strong>A. Şirket Sırrı ve Korunmaya Değer Şirket Menfaati</strong></p>

<p>TTK m. 437/3'e göre bilgi verilmesi, <i>yalnızca</i> istenilen bilgi verildiği takdirde şirket sırlarının açıklanacağı veya korunması gereken diğer şirket menfaatlerinin tehlikeye girebileceği gerekçesiyle reddedilebilir. Bu sınır, hem bilgi almayı hem de inceleme hakkını kapsar.</p>

<p>Yönetim kurulunun, hiçbir gerekçe göstermeden, soyut ifadelerle istenen bilgilerin şirket sırrına girdiğini ileri sürerek bilgi vermeyi reddetmesi mümkün değildir. İşletme sırrı kalkanının kullanılabilmesi için: (i) şirket menfaatinin tehlikeye düştüğünün somut biçimde ortaya konulması ve (ii) ileri sürülen tehlikenin gerçekleşmesinin muhtemel olması gerekir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>.</p>

<p>Öğretide şirket sırları, <i>mutlak</i> ve <i>nispi</i> şirket sırrı olarak ikiye ayrılmaktadır. Mutlak şirket sırları; teknik konulardaki Ar-Ge çalışmaları, pay sahiplerinin ve yöneticilerin banka hesap bilgileri, hastane benzeri kuruluşlarda hastalara ait veriler gibi açıklanması şirket organlarının iradesinde olmayan bilgilerdir. Nispi şirket sırları ise; şirketin müşteri çevresi, belirli ticari ilişkileri ve genel ticari işlemleri gibi açıklanması yetkili organların tasarrufuna kalmış sırlardır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>.</p>

<p><strong>B. Hakkın Kötüye Kullanılması Yasağı</strong></p>

<p>Pay sahibinin bilgi alma hakkını kullanırken Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifadesini bulan dürüstlük kuralına ve hakkın kötüye kullanılması yasağına uyması gerekir. Pay sahibinin, talep ettiği bilgiyi almasında <i>korunmaya değer güncel bir menfaatinin bulunmadığı</i> ve talebin hakkın kötüye kullanılması teşkil ettiği durumlarda bilgi vermekten kaçınılması haklı kabul edilmelidir<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>. Söz gelimi, yalnızca genel kurulu uzatmak amacıyla yöneltilen ilgisiz sorular, rakip şirket lehine bilgi temini amaçlayan talepler, hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>4.BİLGİ ALMA DAVASI (TTK m. 437/5)</strong></p>

<p><strong>A. Davanın Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>TTK m. 437/5; bilgi alma veya inceleme istemleri <i>cevapsız bırakılan, haksız olarak reddedilen, ertelenen</i> ve bu fıkra anlamında bilgi alamayan pay sahibine, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesine başvurma hakkı tanımaktadır. Doktrinde bu dava, bir eda davası olarak nitelendirilmektedir, zira pay sahibinin maddi hukuktan kaynaklanan ve borçlusu şirket olan olumlu bir talep hakkının ifasını konu edinir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>. Mahkemenin kabul kararı, davalı şirketi belirli bilgiyi vermeye veya belirli belgeleri pay sahibinin (ya da uzmanın) incelemesine sunmaya mahkûm eder.</p>

<p><strong>B. Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Davada görevli mahkeme, şirket merkezinin bulunduğu yer asliye ticaret mahkemesidir. Yetki kuralı, kanunla açıkça düzenlendiğinden kesin yetki niteliği taşımakta olup, taraflarca aksi yönde sözleşme yapılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>C. Taraflar</strong></p>

<p>Davacı sıfatı, talebi reddedilen veya cevapsız bırakılan pay sahibine aittir. Pay sahibi, bu davayı bizzat veya vekili aracılığıyla açabilir. Davalı taraf ise pay sahibinin hakkını ihlal eden anonim şirket tüzel kişiliğidir, yönetim kurulu üyelerine veya denetçilere doğrudan husumet yöneltilmez. Çünkü dava konusu hakkın muhatabı ve ifa borçlusu, şirket tüzel kişiliğidir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a>.</p>

<p><strong>D. Dava Açma Süresi</strong></p>

<p>TTK m. 437/5, bilgi talebi reddedilen pay sahibinin, <i>ret tarihinden itibaren on gün içinde</i>; talebin cevapsız bırakılması veya ertelenmesi gibi diğer hâllerde ise <i>makul bir süre içinde </i>mahkemeye başvurması gerektiğini düzenler.</p>

<p>On günlük süre, hak düşürücü süre niteliğindedir. Sürenin başlangıcı, pay sahibince yapılan talebin şirketin yetkili organları tarafından açıkça reddedildiği gündür. Genel kurulda kullanılan bilgi alma hakkı bakımından bu tarih, kural olarak, talebin reddedildiği genel kurul tarihidir<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>. Talebin tamamen cevapsız bırakılması ya da ertelenmesi durumunda ise hâkim, somut olayın özelliklerine göre makul süreyi belirleyecektir.</p>

<p>Burada önemi nedeniyle vurgulanmalıdır ki TTK m. 437'de düzenlenen on günlük süre, anonim şirketlere özgü olup limited şirketler bakımından uygulama alanı bulmaz. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de bu doğrultuda, limited şirket bakımından TTK m. 614'ün uygulanacağı, m. 614'te ise süre öngörülmediğinden m. 437/5'in on günlük süresine atıf yapılarak davanın reddinin doğru olmadığını içtihat etmiştir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p><strong>E. Yargılama Usulü</strong></p>

<p>TTK m. 437/5 uyarınca bilgi alma davası, basit yargılama usulüne tâbidir (HMK m. 316 vd.). İspat bakımından, pay sahibinin bilgi talebinde bulunduğu ve bu talebin reddedildiği veya cevapsız bırakıldığı vakıaları kanıtlaması gerekir. Bu vakıalar; <i>genel kurul toplantı tutanağı</i>, pay sahibi tarafından şirkete verilen yazılı dilekçe, şirket tarafından verilen cevap yazısı ve diğer her türlü delille ispat edilebilir, senetle ispat zorunluluğu (HMK m. 200) söz konusu değildir<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>. Davalı şirketin <i>şirket sırrı</i> savunmasıyla bilgi vermekten kaçındığı durumlarda, sırrın varlığını ve tehlikenin somutluğunu ispat yükü davalı şirkettedir.</p>

<p>Bu noktada usul hukuku bakımından önemli bir mekanizma da HMK m. 161/2'de düzenlenen <i>gizli saklama tedbiridir</i>. Hâkim, şirket sırrı niteliğindeki belgelerin gizli olarak saklanmasına karar verebilir, bu belgeler ve bunlara ilişkin duruşma tutanaklarının incelenmesi hâkimin açık iznine bağlanabilir. Böylece şirket, iddialarını somutlaştırırken, sırlarının açıklanması riski de bertaraf edilmiş olur<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>.</p>

<p><strong>F. Mahkeme Kararının İçeriği ve Kesinliği</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TTK m. 437/5 uyarınca mahkemenin vereceği karar, talep edilen bilginin genel kurul dışında verilmesi talimatını ve bunun şeklini de içerebilir. Aynı fıkranın son cümlesi, mahkeme kararının kesin olduğunu hükme bağlamıştır.</p>

<p>Ne var ki <i>kararın kesinliği</i> ifadesinin kapsamı, uygulamada en çok tartışılan konulardan biridir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2015/13744, K. 2017/1501, T. 14.03.2017 tarihli kararı</a>nda, çoğunluk görüşü, davanın reddine ilişkin kararların da kesin olduğunu kabul etmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari" rel="dofollow">[20]. </a>Buna karşılık aynı kararda yer alan <i>karşı oy</i>, madde metninin <i>kabul kararına</i> yönelik kesinlik düzenlediğini, <i>ret kararının</i> temyiz edilebilmesi gerektiğini, aksi yorumun Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkını ihlal edebileceğini ileri sürmüştür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yine E. 2016/4320, K. 2017/7047 sayılı kararı</a>yla, TTK m. 437. maddesi uyarınca verilen kararların kesin nitelikte olması nedeniyle bu kararlara ilişkin tavzih taleplerinin de kısa kararla çelişki oluşturması halinde temyize tabi olabileceği, ancak kararın temyizinin mümkün olmadığı gerekçesiyle tavzih talebinin de reddini içtihat etmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari" rel="dofollow">[21].</a></p>

<p><strong>G. Bilgi Alma Hakkı ile Genel Kurul Kararının İptali Davası İlişkisi</strong></p>

<p>Hükmün emredici niteliği gereği, pay sahiplerinin genel kuruldan önce sahip oldukları inceleme hakkı kullandırılmaksızın alınan ve inceleme hakkını kanuna aykırı biçimde sınırlandıran genel kurul kararları, butlanla malul olmaktadır<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a> (TTK m. 447.1.b).</p>

<p><strong>5.ÖZEL DENETİM HAKKI İLE İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>TTK m. 438 vd. hükümlerinde düzenlenen özel denetçi atanması hakkı, bilgi alma ve inceleme hakkını tamamlayan bir mekanizmadır. Önemli olan husus; <i>özel denetim hakkının kullanılabilmesi için, bilgi alma veya inceleme hakkının daha önce kullanılmış olmasının kanunen aranan bir ön şart olmasıdır</i><a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a>.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin E. 2016/1162, K. 2017/3675 sayılı,</a> anonim şirket genel kurulunda bilgi alma hakkını kullandığını ve gereği gibi karşılanmadığını ileri süren pay sahibinin başvurusu üzerine verdiği karar, bu hakkın hem kullanım usulü hem de mahkeme önündeki etkin korunması bakımından emsal niteliktedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari" rel="dofollow">[24].</a> Söz konusu kararda, pay sahibinin önce bilgi alma hakkını TTK m. 437 çerçevesinde fiilen kullanmamış olmasının, hakkın ihlali iddiasının dinlenebilirliği bakımından dikkate alınması gereken bir husus olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Anonim şirketlerde pay sahibinin bilgi alma ve inceleme hakkı, kurumsal yönetim, şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkelerinin pay sahibi konumuna yansımış görünümüdür. TTK m. 437 ile getirilen düzenleme, hakkın bireysel, müktesep ve emredici niteliği ile pay sahibini, çoğunluk hâkimiyetinin keyfi tutumlarına karşı korumaktadır. Hakkın üç farklı aşamada (genel kurul öncesi, esnası ve sonrası) kullanılabilir nitelikte düzenlenmiş olması, pay sahibinin bilgi ihtiyacını sürecin tüm safhalarında karşılamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>Hakkın sınırı olarak öngörülen şirket sırrı ve korunmaya değer şirket menfaati kavramları ise, soyut ve keyfi savunmaların değil, <i>somut ve gerçekleşmesi muhtemel tehlikelerin</i> varlığında uygulama alanı bulur. Madde gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi sınırlamanın amacı şirket menfaatlerinin korunmasıdır, ne var ki bu sınırlamanın geniş yorumlanması, hakkın işlevsiz kalması sonucunu doğuracağından, sınırlama kuralı dar yoruma tâbi tutulmalıdır.</p>

<p>Bilgi alma davası ise hakkın yargısal güvencesini oluşturur. Asliye ticaret mahkemesinde basit yargılama usulüyle görülen, kural olarak hızlı sonuçlanan bu dava, pay sahibinin TTK m. 437'de tanınan haklarının fiilen kullanılabilmesi önemli bir araçtır.</p>

<p>Uygulayıcı bakımından dikkat edilmesi gereken birkaç önemli husus şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p>• Bilgi talebinin <i>yazılı olarak</i> yapılması ve genel kurulda yöneltildiyse mutlaka tutanağa geçirilmesi, ileride mahkeme önünde delil teşkil etmesi bakımından önem arz etmektedir.</p>

<p>• Talep açıkça reddedildiğinde on günlük hak düşürücü süre işlemeye başlar, bu süre hak düşürücü niteliktedir.</p>

<p>• Talep konusu bilginin <i>şirket sırrı</i> olduğu savunmasının, şirket tarafından somut delillerle ortaya konulması gerekir, soyut beyanlar ile bilgi vermekten kaçınılamaz.</p>

<p>• Genel kurul sonrası inceleme hakkı (TTK m. 437/4), genel kurulda yöneltilmiş bir soruya dayanmalıdır, bu ön koşulun atlanması, talebin reddi sonucunu doğurabilir.</p>

<p>• Bilgi alma hakkı, <i>özel denetim hakkının</i> kullanılması bakımından yasal bir ön şart oluşturduğundan, ileride özel denetim talebinde bulunmayı düşünen pay sahibinin bilgi alma hakkını fiilen kullanmış olması esastır.</p>

<p>Kanunun, bilgi alma ve inceleme hakkını, genel kurul ekseninde birtakım usuli şartlara bağlamasının ihtiyacı karşılamaktan uzak olduğu kanaatindeyiz. Zira pay sahibinin, bilgi alma hakkının bu kadar sıkı şartlara bağlanmış olması, süreç içerisinde pay sahibinin telafisi mümkün bulunmayan hak kayıplarına uğramasına neden olabileceği ve bu itibarla, hükmün etkin kullanılmasının engellenebileceğini göstermektedir. Bu doğrultuda, genel kurul dışında da halka açık olmayan şirketlerde, azınlık pay sahiplerinin yönetim kuruluna yazılı olarak başvurmak suretiyle bilgi alma ve inceleme hakkını, sorusunu ilgilendiren kısımlarla ve şirket sırları mahfuz kalacak şekilde kullanılabilmesi gerektiği kanaatindeyiz. Keza davanın kabulü kararlarının kesin, davanın reddi yönündeki kararların kesin olmadığı yönünde düzenleme yapılmasının, <i>de lege ferenda </i>bakımından gerekli olduğu görüşündeyiz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" title="Av. Mehmet Talha IŞIK"><img alt="Av. Mehmet Talha IŞIK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/mehmet-talha-isik-2.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mehmet-talha-isik" title="Av. Mehmet Talha IŞIK">Av. Mehmet Talha IŞIK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, R.G. T. 14.02.2011, S. 27846. Maddenin tam metni için bkz. <i>https://www.mevzuat.gov.tr/mevzuat?MevzuatNo=6102&amp;MevzuatTur=1&amp;MevzuatTertip=5</i> (E.T. 28.04.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999">Arslan Kaya, <i>Anonim Ortaklıkta Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı</i>, Banka ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 2001, s. 75-82.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Hasan Pulaşlı, <i>Şirketler Hukuku Şerhi</i>, C. II, Adalet Yayınevi, Ankara, 2014, s. 1484-1488; Reha Poroy, Ünal Tekinalp ve Ersin Çamoğlu, <i>Ortaklıklar ve Kooperatifler Hukuku</i>, 12. Baskı, Vedat Kitapçılık, İstanbul 2010, s.1007.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> <i>Ibid, </i>s.1007.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Rauf Karasu, “Türk Ticaret Kanunu Tasarısı'na Göre Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı”, <i>Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi (BATİDER)</i>, C. XXIII, S. 2, 2005, s. 73-114.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Oğuz Atalay, “Anonim Şirketlerde Bilgi Alma ve İnceleme Haklarının Mahkeme Aracılığıyla Kullanılması”, <i>Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, C. 16, Özel Sayı: Prof. Dr. Hakan PEKCANITEZ'e Armağan, 2014 (Basım Yılı: 2015), s. 53-76. Çevrimiçi metin için bkz. <i>https://hukuk.deu.edu.tr/wp-content/uploads/2015/09/OĞUZ-ATALAY.pdf</i> (E.T. 28.04.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Aslı E. Usluel Gürbüz, <i>Anonim Şirketlerde Ticari Sırrın Korunması</i>, Vedat Kitapçılık, İstanbul, 2009, s. 169 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">TTK m. 437/6 hükmü emredici niteliktedir; bilgi alma ve inceleme hakkı esas sözleşme veya şirket organlarının kararıyla kaldırılamaz ya da sınırlandırılamaz.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999">Kaya, <i>op.cit.</i>., s. 195 vd.; Atalay, <i>op.cit.</i>., s. 55.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999">TTK m. 437/2 c. 2'ye göre, pay sahiplerinden birine bu sıfatı dolayısıyla genel kurul dışında bir konuda bilgi verilmiş ise diğer pay sahibinin istemde bulunması üzerine aynı bilgi, gündemle ilgili olmasa dahi aynı kapsam ve ayrıntıda verilecektir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999">TTK m. 437/3'ün gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere, salt soyut iddialarla bilgi vermekten kaçınılamaz; tehlikenin somut ve gerçekleşmesi muhtemel olması gerekir. Bkz. Atalay, <i>op.cit.</i>.,., s. 59-60.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999">Atalay, <i>op.cit.</i>., s. 59 (mutlak ve nispi şirket sırrı ayrımı için).</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999">Usluel Gürbüz, <i>op.cit.</i>., s. 175 vd.; Kaya<i> op.cit.</i>., s. 267 vd.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari" rel="dofollow">[17]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2018/833, K. 2018/1722</a> (limited şirket bakımından TTK m. 437/5'in uygulanamayacağına ilişkin kanun yararına bozma kararı). <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari" rel="dofollow">https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-2018833-e-20181722-k-sayili-karari</a></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-201513744-e-20171501-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[20]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2015/13744, K. 2017/1501, T. 14.03.2017.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20164320-e-20177047-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[21]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/4320, K. 2017/7047.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Ünal Tekinalp</strong><strong>, </strong><i>Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku</i>, 4. Baskı, İstanbul, 2015, s. 321, s. 14-73.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999">TTK m. 438 ve devamı; özel denetim hakkı için ön koşul olarak bilgi alma ve inceleme hakkının daha önce kullanılmış olması aranır.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20161162-e-20173675-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[24]Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E. 2016/1162, K. 2017/3675, T. 13.06.2017 </span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anonim-sirketlerde-pay-sahibinin-bilgi-alma-hakki-ve-bilgi-alma-davasi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/sozlesme-contract.jpg" type="image/jpeg" length="20218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-hizmetler-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-hizmetler-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7578 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 01 Mayıs 2026 Tarihli ve 33240 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>SOSYAL HİZMETLER KANUNU VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7578</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 22/4/2026</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun;</p>

<p>a) 40 ıncı maddesinin birinci fıkrasının (10) numaralı bendine “faaliyetinde bulunan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>b) 89 uncu maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine “faaliyetinde bulunan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi ve (11) numaralı bendine “işletmeleri hariç,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 104 üncü maddesinin (A) fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “doğumdan sonra sekiz” ibaresi “doğumdan sonra onaltı” şeklinde, “toplam onaltı” ibaresi “toplam yirmidört” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “üç” ibaresi “iki” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan memura çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine on gün izin verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 1/7/1976 tarihli ve 2022 sayılı 65 Yaşını Doldurmuş Muhtaç, Güçsüz ve Kimsesiz Türk Vatandaşlarına Aylık Bağlanması Hakkında Kanunun 5 inci maddesinde yer alan “Türkiye İstatistik Kurumunca her ay için belirlenen Tüketici Fiyatları Endeksi (TÜFE) aylık değişim oranları esas alınarak” ibaresi “kanuni faizi ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (6) ve (12) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, bende aşağıdaki alt bent ve fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“6. “İhtisaslaştırılmış Çocuk Evleri Sitesi”; Suça sürüklenmesi, suç mağduru olması veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalması sebebiyle haklarında bakım tedbiri veya korunma kararı verilen çocuklardan psikososyal desteğe ihtiyaç duyduğu tespit edilenler ve refakatsiz çocukların bu ihtiyaçları giderilinceye kadar geçici süre ile bakım ve korunmalarının sağlandığı, bu süre içinde aile, yakın çevre ve toplum ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik çalışmaların yürütüldüğü; çocukların mağduriyet, suça sürüklenme, yaş ve cinsiyet durumuna göre ayrı ayrı yapılandırılan güvenlikli yatılı sosyal hizmet kuruluşlarını,”</p>

<p>“12. “Çocuk Evleri Sitesi”; Korunma ihtiyacı olan çocukların bakımlarının sağlandığı aynı yerleşkede bulunan ev tipi sosyal hizmet birimlerinden oluşan kuruluşu,”</p>

<p>“17. “Çocuk Koruma İlk Müdahale ve Değerlendirme Merkezi”; Korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuklar hakkında uygun hizmet modeli belirleninceye veya mahkeme kararı alınıncaya kadar geçici bir süre barınma ve temel gereksinimleri karşılamak üzere açılan güvenlikli yatılı sosyal hizmet kuruluşlarını,”</p>

<p>“h) “İhtisaslaşma”; Çocuk bakım kuruluşlarının, çocukların özel surette korunmaları amacıyla yaş ve cinsiyet durumları ile psikososyal ihtiyaçlarına yönelik yapılandırılmasını,</p>

<p>ı) “Sosyal ve ekonomik destek”; Ailesi veya yakını yanında bakımı için desteklenen çocuklar ve gençler ile hakkındaki korunma kararı veya bakım tedbiri kararı reşit olması nedeniyle sona eren kişilere verilen desteği,</p>

<p>j) “Koruyucu aile”; Korunma ihtiyacı olan çocukların bakım ve yetiştirilmelerini sağlamak üzere yanına yerleştirildiği, çocukların ihtiyaçlarını karşılamak üzere yapılacak bir ödeme karşılığında veya gönüllü olarak bakımı üstlenen kişi ya da aileyi,</p>

<p>k) “Merkezî İzleme Sistemi”; Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı merkez teşkilatında kurulan, tüm sosyal hizmet kuruluşlarında bulunan yazılım destekli kamera sistemlerince yapılan yerel kayıtların eş zamanlı olarak aktarıldığı, kesintisiz çalışan, veri toplama, analiz, denetim ve disiplin süreçlerinde kullanılan altyapıyı,”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> 2828 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “ikinci” ibaresi “üçüncü” şeklinde değiştirilmiş, maddeye birinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş, maddenin mevcut ikinci fıkrasında yer alan “usul ve esası ile” ibaresinden sonra gelmek üzere “ikinci fıkra kapsamında isteğe bağlı sigorta ödemelerine,” ibaresi eklenmiş ve “Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” ibaresi “Hazine ve Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Koruyucu aile sözleşmesi devam eden koruyucu ailelerde eşlerden birinin, sigortalı olarak ay içerisinde otuz günden az çalışması ya da tam gün çalışmaması sebebiyle isteğe bağlı sigortalı olanlar hariç olmak üzere, sosyal güvenlik kuruluşlarına tabi olarak isteğe bağlı sigortalılık veya iştirakçilik kapsamında ödediği primin, 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç günlük alt sınırı üzerinden hesaplanacak tutarı, ödeme belgesinin ibrazı hâlinde aylık ödemelere ilave edilerek karşılanır. Bu fıkra kapsamında ödeme yapılan kişilerin eşlerinin vefatı hâlinde de isteğe bağlı sigorta primlerinin karşılanmasına devam edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> 2828 sayılı Kanuna 25 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Sosyal ve ekonomik destek</p>

<p>MADDE 25/A- Çocukların kuruluş bakımına alınmaksızın ailesi veya yakını yanında bakımı ve desteklenmesi amacıyla koruyucu ve önleyici çalışmalar yapılır. İhtiyaç duyulması hâlinde sosyal ve ekonomik sorunların çözülmesine yönelik bölgesel şartlar dikkate alınarak sosyal ve ekonomik destek sağlanır.</p>

<p>Sosyal ve ekonomik destek geçici veya süreli olarak sağlanabilir. Destek ödemeleri, en yüksek devlet memuru aylığı (ek gösterge dahil) tutarını aşamaz. Yaş ve öğrenim durumuna göre verilecek destek üst sınır üzerinden hesaplanarak belirlenir.</p>

<p>Aylık ödenecek süreli ekonomik destek iki yıla kadar, tek seferlik ödenecek geçici ekonomik destek ise yılda en fazla iki kez olmak üzere sağlanır. Geçici ekonomik destek ikinci fıkrada belirlenen tutarın üç katına kadar verilebilir. Sosyal ve ekonomik destek aynı ailede en fazla iki kişi için sağlanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sosyal ve ekonomik destek, kural olarak destekten yararlanan çocuğun 18 yaşını doldurmasına kadar sağlanabilir. Korunma kararı veya bakım tedbiri kararı, reşit olması nedeniyle sona eren kişiler ile sosyal ve ekonomik destek hizmetinden yararlanırken reşit olan ve aralık vermeksizin örgün yüksek öğrenim programlarına devam eden gençler sosyal ve ekonomik destekten 25 yaşını tamamlayana kadar yararlandırılabilir.</p>

<p>Sosyal ve ekonomik destekten yararlanacakların tespiti, verilecek sosyal destekler ile geçici ve süreli ekonomik destekten faydalananlara yapılacak ödemelere ve ödemelerin sürelerine ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümlerine göre çocuğa bakmakla yükümlü olan kimsenin yönetmelikte belirlenen şartları taşımadığı halde aktif bir eylemiyle bundan haksız bir şekilde yararlandığının Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca tespit edilmesi hâlinde, Devletçe ödenen meblağın tahsili için ilgililere rücu edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> 2828 sayılı Kanuna 35/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Tasfiye işlemleri ve tedbirler</p>

<p>MADDE 35/C- Kanunun 35/A ve 35/B maddeleri uyarınca kapatılmasına karar verilen yatılı kuruluşlarda, ihtiyaç duyulması hâlinde bakım faaliyetlerinin aksamaması ve hizmetin devamlılığını sağlamak üzere merkezin olağan idari, mali, hukuki, mesleki ve diğer tüm işleri valilikçe yürütülür. Bu yetki çerçevesinde, başka bir kuruluşa nakli hemen yapılamayan kişilere, durumlarına uygun bir kuruluşa yerleştirilinceye kadar ve azami altı ay süreyle hizmet sunulmasına devam edilir. Bu süreçte Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı yatılı kuruluşlarda görev yapan personel geçici olarak görevlendirilebilir.</p>

<p>Gerçek kişilere veya özel hukuk tüzel kişilerine ait sosyal hizmet kuruluşlarının kurucu müdürü hakkında 35/B maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen eylemlerden dolayı adli kovuşturma açılması hâlinde kovuşturma sonuçlanıncaya kadar valilikçe bu madde kapsamında belirtilen tedbirlerin alınmasına karar verilebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> 2828 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 1- Bu madde ile sağlanan istihdam hakkından yararlanmak için;</p>

<p>a) Bu Kanun kapsamında hakkında korunma kararı veya 5395 sayılı Kanun uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olmak,</p>

<p>b) Korunma kararı veya bakım tedbiri kararı devam ederken fasılalı olarak geçen yararlanma süreleri dâhil en az beş yıl kuruluş bakımı veya koruyucu aile sosyal hizmet modellerinden fiilen yararlanmak ve reşit olduğu tarih itibarıyla fiilen yararlanmaya devam ediyor olmak,</p>

<p>c) Korunma, bakım tedbir kararı veya bu Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen himaye onayının sona erdiği tarih itibarıyla Türk vatandaşı olmak,</p>

<p>ç) 14 yaşını doldurduğu tarihten itibaren kuruluştan ya da koruyucu aile yanından hizmet aldığı süre boyunca fasılalı da olsa Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı kayıtlarına göre doksan günden fazla izinsiz ayrılmamış olmak,</p>

<p>d) En az ortaöğretim mezunu olmak,</p>

<p>e) 18 yaşın doldurulduğu ve korunma, bakım tedbir kararı veya bu Kanunun 24 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde belirtilen himaye onayının sona erdiği tarihten itibaren beş yıl içinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına başvuru yapmış olmak ve başvuru tarihi itibarıyla 30 yaşından gün almamış olmak,</p>

<p>şartlarının tamamının taşınması zorunludur.</p>

<p>Birinci fıkrada belirtilen şartlar kapsamında hak sahibi olanların işe yerleştirilmeleri aşağıdaki usul ve esaslar çerçevesinde yapılır.</p>

<p>a) Kamu kurum ve kuruluşları tarafından hangi statüde olursa olsun dolu kadro ve pozisyonları toplamının binde biri, bu madde kapsamında istihdam edilecekler için ayrılır ve her yıl belirtilen oranda kişi istihdam edilir. Dolu kadro ve pozisyon toplamı binden az olan kamu kurum ve kuruluşlarına, talep edilmesi durumunda yerleştirme yapılır.</p>

<p>b) Hak sahipliği Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından onaylananların merkezî yerleştirme işlemleri merkezî sınav sonuçlarına göre yapılır.</p>

<p>c) Yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyon sayısı 2 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesine tabi kurumların dolu memur kadroları ile sözleşmeli personel pozisyonları ve işçi kadro sayılarının toplamının binde biridir. Toplam kadro ve pozisyon sayısının belirlenmesinde yerleştirme yapılacak yılın başındaki veriler esas alınır. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bu madde kapsamında hak sahiplerinin istihdam edileceği toplam kadro sayıları her kurum için tespit edilerek kurumlara bildirilir. Kurumlar, bildirilen bu kadroları merkez ve taşra teşkilatları itibarıyla dağıtımını yaparak yerleştirme dönemlerinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirir. Bu madde kapsamına girenlerin yerleştirilmeleri; ortaöğretim ve daha üst öğrenim mezunları için kurumların talepleri doğrultusunda öğrenim durumları itibarıyla ihraz ettikleri unvanın Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi eki cetvellerde yer alması şartıyla ihraz etmiş bulundukları unvanlara, bunların dışında kalan ortaöğretim ve yükseköğretim mezunları için memur unvanlı kadro ve pozisyonlara, en az yılda bir defa olmak üzere Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca yapılır veya yaptırılır. Öğretmenlik alanları için Millî Eğitim Bakanlığınca belirlenen yükseköğretim programlarından mezun olanlar 10/10/2024 tarihli ve 7528 sayılı Öğretmenlik Mesleği Kanunu hükümleri uyarınca istihdam edilirler. Millî Eğitim Akademisi ile ilişikleri disiplin soruşturması dışında bir sebeple kesilenler memur unvanlı kadrolara atanırlar. Kurumlarca teşkilat bazında dağıtımın bildirilmemesi hâlinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde resen yerleştirme yapılır.</p>

<p>ç) Hak sahipleri bu madde kapsamındaki istihdam hakkından yalnızca bir defa faydalanabilirler. Hak sahiplerinden herhangi bir kamu kurum ve kuruluşuna yerleştirilip atama onayı alınanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait kadro ve pozisyonlara her ne surette olursa olsun atananlar ve 7528 sayılı Kanuna göre hazırlık eğitimine alınanlar bu maddede verilen hakkı kullanmış sayılır. Öğrenim düzeyinin göreve başlama sonrasında değişmesi genel hükümler dışında bir atama veya unvan değişikliğine hak teşkil etmez.</p>

<p>d) Kamu kurum ve kuruluşları, bu maddede belirtilen haktan yararlanarak yerleştirilenlerin atama işlemlerinin sonucunu, herhangi bir nedenle işten ayrılan personele ilişkin belirlenecek bilgileri ve hâlen çalışmakta olanların bilgilerini yönetmelikte belirlenecek süre içerisinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Kamu Personel Bilgi Sisteminin bulunduğu kuruma bildirir.</p>

<p>e) Genel Kadro ve Usulü Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi kapsamı dışında kalan kurumlar da bu madde kapsamında istihdamla yükümlü oldukları kadro ve pozisyonları Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bildirmek zorundadır. Ancak, bu kurumlara yapılacak yerleştirmelerde ilgili kurumların talep ettikleri kadro ve statüler esas alınır.</p>

<p>f) Bu madde kapsamında yapılacak yerleştirmelerde; yerleştirilen kişinin atama onayının alınması ile birlikte diğer kanunlardaki hükümlere bakılmaksızın ve başka bir işleme gerek kalmaksızın teklif yapılan kamu kurum ve kuruluşlarına kadrolar ihdas edilmiş ve kurumların kadro ve pozisyon cetvellerinin ilgili bölümlerine eklenmiş sayılır. Bu şekilde ihdas edilen kadrolar, herhangi bir şekilde boşalması hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır.</p>

<p>Öğrenim durumlarına bakılmaksızın birinci fıkra kapsamına giren kişilerin özel sektörde çalıştırılmaları hâlinde, 5510 sayılı Kanunun 81 inci maddesine göre ödenmesi gereken ve aynı Kanunun 82 nci maddesi uyarınca belirlenen prime esas kazanç alt sınırı üzerinden hesaplanan malullük, yaşlılık ve ölüm sigortası primi, kısa vadeli sigorta kolları primi ve genel sağlık sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesi primlerinin tamamı ile 25/8/1999 tarihli ve 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanununun 49 uncu maddesinin birinci fıkrasına göre ödenmesi gereken işsizlik sigortası primi, sigortalı ve işveren hissesinin tamamı sigortalının işe giriş tarihinden itibaren beş yıl süre ile Hazine tarafından karşılanır. Bu fıkra kapsamında sağlanan prim teşvikinden işverenler yararlanır ve Hazine tarafından işverene sağlanan sigortalı primi hissesi teşviki tutarının sigortalıya ödenmesi işverenden talep edilemez. Bu fıkra uyarınca teşvikten faydalanabilmek için Sosyal Güvenlik Kurumuna verilmesi gereken aylık prim ve hizmet belgelerinin kanuni süresi içinde verilmesi ve Hazinece karşılanmayan primlerin kanuni süresi içinde ödenmesi şarttır.</p>

<p>İşe yerleştirme yükümlülüğünün takip ve denetimine, yerleştirme yapılacak kadro ve pozisyonların belirlenmesine, merkezî sınav ve yerleştirme işlemlerine ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 12- Yatılı sosyal hizmet kuruluşlarında sunulan hizmetlerin kalite ve verimliliğinin artırılması, özel gereksinimli bireylerin ihtiyaçlarının tespit edilmesi, suç işlenmesinin önlenmesi ve acil durumlarda erken müdahalenin sağlanması amacıyla Merkezî İzleme Sistemine bağlı yazılım destekli kamera sistemlerinden yararlanılır.</p>

<p>Birinci fıkra çerçevesinde elde edilecek kişisel veriler adli veya idari soruşturmaya esas teşkil etmemesi hâlinde 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu ve ilgili mevzuatında gösterilen usul çerçevesinde kayıt tarihinden iki yıl geçtikten sonra silinir. Bu veriler mahkeme kararı olmaksızın hiçbir kurum, kuruluş veya kişi ile paylaşılamaz. Ancak kamu hizmetlerinin kalite ve verimliliğinin artırılması ile plan ve politika geliştirilebilmesi amacıyla bu verilerden anonim hâle getirilmek suretiyle yararlanılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 13- Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, bu Kanun ile diğer kanunlar ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle Bakanlığa verilmiş olan görevleri kapsamında sunulan hizmetlerden yararlanacak kişi ve hanelerin tespiti, ulusal politika ve stratejilerin oluşturulması ve sosyal yardımlardan yararlanacak kişilerin objektif ölçütlere göre belirlenmesinde kullanılmak üzere başvuru konusuyla ilgili olmak kaydıyla, sosyal yardım veya sosyal hizmet başvurusunda bulunan ya da hâlihazırda bu yardım ve hizmetlerden yararlanan kişiler ile bu kişilerin hanelerine ait taşınır, taşınmaz, sosyal güvenlik, sosyal yardım, sağlık, gelir, gider, varlık, nüfus ve mali durumlarına ilişkin her türlü veri ve bilgiyi gerçek ve tüzel kişilerden talep edebilir. Söz konusu veri ve bilgiler, genel yönetim kapsamındaki kamu idareleri ile kamu tüzel kişiliğini haiz kurumlar ve sermayesinin yarısından fazlası doğrudan veya dolaylı olarak bu kurum ve kuruluşlara ait ortaklıklar ile kamu hizmeti sunan diğer tüzel kişilerden de doğrudan talep edilebilir.</p>

<p>Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, birinci fıkra kapsamında veri ve bilgilerin temin edilmesi, işlenmesi ve kaydedilmesi dâhil bunlara ilişkin her türlü işlemi elektronik ortamda yapabilir ve bunları arşivleyebilir. Bu veri ve bilgiler, kullanıma açık hâle gelmeleri ya da 6698 sayılı Kanun uyarınca belirlenen şartların gerçekleşmesi hâlinde imha edilir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 14- Kadın konukevi hizmetinden yararlanan ve geliri bulunmayan veya meslek elemanının görüşü ve değerlendirme komisyonunun kararına göre yeterli geliri olmadığı değerlendirilen kadınlara ve çocuklara, 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun kapsamında geçici maddi yardım yapılmasına karar verilmemiş olması hâlinde, 6284 sayılı Kanunun 17 nci maddesinde belirtilen orana göre hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilir.</p>

<p>Konukevinde kalan kadınların beraberindeki öğrenim gören çocukları ile çeşitli nedenlerle öğrenimine devam etmeyen ve ücretli olarak bir işyerinde çalışmayan çocuklarına, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına bağlı çocuk bakım kuruluşlarında kalan çocuklara verilen miktar kadar hiçbir kesinti yapılmaksızın net harçlık verilir.</p>

<p>Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından hazırlanacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 20- Bu Kanunun 23 üncü maddesinde isteğe bağlı sigorta ödemelerine yönelik yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen isteğe bağlı sigorta bedelleri talep edilmez.</p>

<p>Bu Kanunun 25/A maddesinin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen sosyal ve ekonomik destek bedelleri talep edilmez.</p>

<p>Bu maddeyi ihdas eden Kanun ile ek 1 inci maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce korunma kararı veya 5395 sayılı Kanun uyarınca bakım tedbiri kararı alınmış olanlara maddenin birinci fıkrasının (b) bendinde beş yıl olarak düzenlenen süre şartı bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte 16 yaşını doldurmuş olanlar için iki yıl, 15 yaşını doldurmuş olanlar için üç yıl, 14 yaşını doldurmuş olanlar için dört yıl şeklinde uygulanır.</p>

<p>Bu maddeyi ihdas eden Kanun ile ek 1 inci maddede yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce hak sahibi olanlardan daha önce istihdam hakkından yararlanmamış olanlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on iki ay içerisinde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına başvurmaları hâlinde ek 1 inci maddede yer alan istihdam hakkından yararlanabilirler. Bu kişilerin işe yerleştirilmeleri bu maddeyi ihdas eden Kanun ile değiştirilen ek 1 inci maddenin bu değişiklikten önceki hükümlerinde yer alan usul ve esaslara göre yapılır.</p>

<p>Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde belirtilen sürenin hesabında bu maddenin yürürlük tarihinden önceki süreler dikkate alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> 25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (2) numaralı fıkrasının (b) bendine “faaliyetinde bulunan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> 8/1/2002 tarihli ve 4736 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Ürettikleri Mal ve Hizmet Tarifeleri ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanunun 1 inci maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “Maliye, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme, İçişleri, Çevre ve Şehircilik ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından” ibaresi “Hazine ve Maliye, İçişleri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ve Ulaştırma ve Altyapı bakanlıklarının görüşleri alınmak suretiyle Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından müştereken” şeklinde, dokuzuncu fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” şeklinde, ikinci cümlesinde yer alan “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı” ibaresi “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve Hazine ve Maliye Bakanlığı” şeklinde değiştirilmiş ve “altı ay içinde” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanununun 74 üncü maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “doğumdan sonra sekiz” ibaresi “doğumdan sonra onaltı” şeklinde, “toplam onaltı” ibaresi “toplam yirmidört” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “üç” ibaresi “iki” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiş, altıncı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “onaltı” ibaresi “yirmidört” şeklinde ve “onsekiz” ibaresi “yirmialtı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan işçiye, çocuğun teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine on gün ücretsiz izin verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> 4857 sayılı Kanunun ek 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “beş” ibaresi “on” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Çalıştırma yasağı</p>

<p>EK MADDE 1- (1) Cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı, reşit olmayanla cinsel ilişki, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma, müstehcenlik, fuhuş, insan ticareti, kasten öldürme suçlarından haklarında adli sicil ve arşiv kayıtlarında kesinleşmiş mahkûmiyet kararı bulunanlar; kamuya, özel sektöre veya sivil toplum kuruluşlarına ait her ne adla olursa olsun çocukların yoğun olarak bulunduğu çocuk hizmet birimleri, adli görüşme odaları, eğitim kuruluşları, çocuk etkinlik ve oyun evleri, okul, okul servisi, okul kantini, yurt, kreş, gündüz bakımevi, çocuk kulübü, internet kafeleri ve salonları, e-oyun yerleri, çocuk spor okulu, beden eğitimi ve spor tesisleri olarak işletilen iş yerlerini şahsen işletemez, bu iş yerlerinde çalıştırılamaz ve herhangi bir sıfatla fiilen bu iş yerlerinde görev alamaz.</p>

<p>(2) Birinci fıkra kapsamına giren kişilere aynı fıkrada belirtilen iş yerlerinin açılması veya işletilmesi için izin ve ruhsat verilmez. Birinci fıkra kapsamındaki iş yerlerinin aynı fıkra kapsamındaki kişilerce işletildiğinin tespit edilmesi hâlinde bu kişilere iş yerinin devri için altı ay süre verilir ve bu sürede kişinin iş yerini fiilen işletmesine izin verilmez. Bu süre içinde devir işlemi yapılmadığı takdirde verilen izin ve ruhsatlar, bunları veren kamu kurum ve kuruluşları tarafından derhâl iptal edilir.</p>

<p>(3) Birinci fıkra kapsamındaki iş yerlerinde çalışanlar, adli sicil ve arşiv bilgilerine dayanılarak oluşturulan bu iş yerlerinde çalışabileceğini gösterir resmî belgeyi altı ayda bir işverene ibraz etmek zorundadır.</p>

<p>(4) Birinci fıkraya aykırı olarak işçi çalıştıran kişiye, mahallîn mülki idare amiri tarafından bu fıkraya aykırı olarak çalıştırdığı her bir kişi başına brüt asgari ücretin üç katı tutarında idari para cezası verilir. Aykırılığın cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde giderilmediğinin tespiti hâlinde, birinci fıkraya aykırı olarak çalıştırılan her bir kişi başına brüt asgari ücretin yedi katı tutarında idari para cezası verilir. Bu cezanın tebliğinden itibaren bir ay içinde aykırılığın hâlen giderilmemiş olması hâlinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşları tarafından verilen izin ve ruhsatlar derhâl iptal edilir.</p>

<p>(5) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından müştereken belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununun 15 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “sekiz” ibaresi “onaltı” şeklinde değiştirilmiş ve “, çoğul gebelik halinde ise ilk on haftalık” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> 5510 sayılı Kanunun 18 inci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “doğumdan önceki ve sonraki sekizer haftalık sürede” ibaresi “doğumdan önceki sekiz ve sonraki onaltı haftalık sürede” şeklinde ve (d) bendinde yer alan “üç” ibaresi “iki” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendine “İktisadi işletmeleri hariç,” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> 4/5/2007 tarihli ve 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun 2 nci maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“ş) Oyun: İnternet aracılığıyla dağıtılan veya güncellenen, elektronik ortamda çevrim içi veya çevrim dışı oynanabilen dijital oyunları,</p>

<p>t) Oyun dağıtıcı: İçerik sağlayıcı tarafından üretilen veya yayınlanan dijital oyunların; son kullanıcıya ulaştırılması amacıyla satış kanalları ile ilişkileri yöneten, lisans anahtarlarının üretimini ve yönetimini koordine eden, dijital hak yönetimi sistemlerini kullanan ve bu süreçte mali veya teknik aracılık hizmeti sunan gerçek veya tüzel kişileri,</p>

<p>u) Oyun geliştirici: Dijital oyunu ya da oyun içeriğini tasarlayan, bunların yazılımını geliştiren veya geliştirme sürecini yöneten gerçek ya da tüzel kişileri,</p>

<p>ü) Oyun platformu: İnternet üzerinden dijital oyunların ve bunlarla ilişkili ek içeriklerin; sergilenmesi, satışı, dağıtımı, indirilmesi veya oynanmasına yönelik yazılımsal veya teknik altyapı sunan; kullanıcıların oyun veya içeriklere erişimini, lisans yönetimini veya kullanıcılar arası etkileşimi sağlayan veya koordine eden gerçek veya tüzel kişileri,”</p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> 5651 sayılı Kanunun ek 4 üncü maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan “9 uncu ve 9/A maddeleri kapsamındaki içeriklere yönelik olarak” ibaresi madde metninden çıkarılmış, dördüncü fıkrasında yer alan “erişimin engellenmesi kararlarının” ibaresi “erişimin engellenmesi kararları ile yirmiüçüncü fıkranın” şeklinde, yedinci fıkrası aşağıdaki şekilde, onsekizinci fıkrasında yer alan “en geç üç ay” ibaresi “derhâl ve onbeş günü geçmemek üzere Kurum tarafından belirlenecek süre” şeklinde değiştirilmiş, ondokuzuncu fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiş ve diğer fıkralar buna göre teselsül ettirilmiş, mevcut yirminci fıkrasında yer alan “ve ondokuzuncu” ibaresi “, ondokuzuncu, yirminci, yirmibirinci ve yirmiüçüncü” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“(7) Sosyal ağ sağlayıcı, onbeş yaşını doldurmamış çocuklara hizmet sunamaz ve bu hizmetin sunulmaması konusunda yaş doğrulama dâhil gerekli tedbirleri almakla yükümlüdür. Sosyal ağ sağlayıcı, onbeş yaşını doldurmuş çocuklara özgü ayrıştırılmış hizmet sunma konusunda gerekli tedbirleri alır. Bu fıkra kapsamında alınan tedbirler sosyal ağ sağlayıcının kendi internet sitesinde yayınlanır.”</p>

<p>“(20) Sosyal ağ sağlayıcı; açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlar. Ebeveyn kontrol araçları;</p>

<p>a) Hesap ayarlarının kontrol edilmesine,</p>

<p>b) Satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına,</p>

<p>c) Kullanım süresinin izlenmesi ve bu sürenin sınırlandırılmasına,</p>

<p>ilişkin mekanizmaları içerir.</p>

<p>(21) Sosyal ağ sağlayıcı, aldatıcı reklamları engelleyici tedbirleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>(22) Türkiye’den günlük erişimi on milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, 8/A maddesi uyarınca gecikmesinde sakınca bulunan hâller kapsamında verilen kararların gereğini derhâl ve en geç bir saat içinde uygular.</p>

<p>(23) Türkiye’den günlük erişimi on milyondan fazla olan sosyal ağ sağlayıcı, bu Kanun uyarınca verilen içeriğin çıkarılması ve/veya erişimin engellenmesi kararlarına konu yayının kendi internet sitesinde yayınlanmaması hususunda gerekli her türlü tedbiri alır.”</p>

<p>“Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren otuz gün içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan tarafından Türkiye’de mukim vergi mükellefi olan gerçek ve tüzel kişilerin ilgili sosyal ağ sağlayıcısına yeni reklam vermesi yasaklanır, bu kapsamda yeni sözleşme kurulamaz ve buna ilişkin para transferi yapılamaz. Reklam yasağı kararının verildiği tarihten itibaren üç ay içinde yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde elli oranında daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Başvurunun kabulüne ilişkin hâkim kararının uygulanmasından itibaren otuz gün içinde söz konusu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, sosyal ağ sağlayıcının internet trafiği bant genişliğinin yüzde doksan oranına kadar daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Hâkim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde elliden düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilir. Bu kararlara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Hâkim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere Kuruma gönderilir. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir. Yükümlülüğün yerine getirilmesi hâlinde reklam yasağı kaldırılır ve hâkim kararları kendiliğinden hükümsüz kalır. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara Kurum tarafından bildirim yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> 5651 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“EK MADDE 5- (1) Oyun platformu usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen oyunları sunamaz. Ancak derecelendirilmeyen oyunları en yüksek yaş kriterine göre derecelendirmek kaydıyla sunabilir. Oyun platformu içerik veya yer sağlayıcı olmasından doğan sorumluluk ve yükümlülükleri saklı kalmak kaydıyla, usulüne uygun olarak derecelendirilmeyen içerikleri çıkarmakla yükümlüdür.</p>

<p>(2) Türkiye’den günlük erişimi yüzbinden fazla olan yurt dışı kaynaklı oyun platformu; Kurum, Birlik, adli veya idari makamlarca gönderilecek tebligat, bildirim veya taleplerin gereği ile bu Kanun kapsamındaki diğer yükümlülüklerin yerine getirilmesini temin için Türkiye’de gerçek veya tüzel kişi temsilci belirlemekle ve bu temsilciye dair bilgileri Kuruma bildirmekle yükümlüdür. Oyun platformu, temsilcinin iletişim bilgilerine kolayca görülebilecek ve doğrudan erişilebilecek şekilde internet sitesinde yer verir.</p>

<p>(3) Oyun platformu; açık, anlaşılır ve kullanıma elverişli ebeveyn kontrol araçları sağlar. Ebeveyn kontrol araçları;</p>

<p>a) Hesap ayarlarının kontrol edilmesine,</p>

<p>b) Satın alma, kiralama ve ücretli üyelik gibi ücrete dayalı işlemlerin ebeveyn iznine veya onayına tabi kılınmasına,</p>

<p>ilişkin mekanizmaları içerir.</p>

<p>(4) Kurum, oyun platformunun bu Kanuna uyumuna ilişkin olarak oyun platformundan kurumsal yapı, bilişim sistemleri, veri işleme mekanizmaları dâhil olmak üzere bu Kanunun uygulanmasıyla doğrudan ilgili açıklamaları talep edebilir. Oyun platformu, Kurum tarafından talep edilen bilgi ve belgeleri derhâl ve onbeş günü geçmemek üzere Kurum tarafından belirlenecek süre içinde vermekle yükümlüdür.</p>

<p>(5) Bu maddenin uygulanmasına, oyun platformunun uyması gereken yükümlülüklere ve yaş kriterlerine göre derecelendirmeye dair usul ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikle belirlenir.</p>

<p>(6) Bu maddede düzenlenen yükümlülükler ile Kurum tarafından çıkarılan yönetmelikte yer alan yükümlülüklerini yerine getirmeyen oyun platformuna Kurum tarafından bildirimde bulunulur. Bildirimden itibaren otuz gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde oyun platformuna Başkan tarafından bir milyon Türk lirasından on milyon Türk lirasına kadar idari para cezası verilebilir. Verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren otuz gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde on milyon Türk lirasından otuz milyon Türk lirasına kadar bir kez daha idari para cezası verilebilir. İdari para cezası miktarı ihlalin niteliği, ağırlığı, kullanıcılar üzerindeki etkisi veya meydana gelen zarar dikkate alınarak takdir edilir.</p>

<p>(7) İkinci kez verilen idari para cezasının tebliğinden itibaren otuz gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde otuz oranında daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Başvurunun kabulüne ilişkin hâkim kararının uygulanmasından itibaren otuz gün içinde bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hâlinde Başkan, oyun platformunun internet trafiği bant genişliğinin yüzde elli oranına kadar daraltılması için sulh ceza hâkimliğine başvurabilir. Hâkim ikinci başvuru üzerine vereceği kararında, yüzde otuzdan düşük olmamak kaydıyla, sunulan hizmetin niteliğini de dikkate alarak daha düşük bir oran belirleyebilir. Bu kararlara karşı Başkan tarafından 5271 sayılı Kanun hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Hâkim tarafından verilen kararlar erişim sağlayıcılara bildirilmek üzere Kuruma gönderilir. Kararların gereği, bildirimden itibaren derhâl ve en geç dört saat içinde erişim sağlayıcıları tarafından yerine getirilir. Bildirime konu yükümlülüğün yerine getirilmesi hâlinde; verilen idari para cezalarının dörtte biri tahsil edilir ve hâkim kararları kendiliğinden hükümsüz kalır. İnternet trafiği bant genişliğine yapılan müdahalenin sona erdirilmesi için erişim sağlayıcılara Kurum tarafından bildirim yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) 27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun 128 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin birinci paragrafının birinci cümlesinde yer alan “doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta” ibaresi “doğum yaptığı tarihten itibaren onaltı hafta” şeklinde, “toplam onaltı” ibaresi “toplam yirmidört” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “önceki üç” ibaresi “önceki iki” şeklinde, üçüncü paragrafının birinci cümlesinde yer alan “en fazla üç yaşında bir çocuğu evlat edinen kadın personele çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden” ibaresi “en fazla üç yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen kadın personele bu bentte geçen sekiz haftalık iznin bitiminden” şeklinde değiştirilmiş ve bende ikinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar eklenmiştir.</p>

<p>“En fazla üç yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen subay/astsubaylar ile subay/astsubay olmayan eşin münferit olarak evlat edinmesi hâlinde subay/astsubay olan eşlerine çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren sekiz hafta süre ile izin verilir. Bu izin evlatlık kararı verilmeden önce çocuğun fiilen teslim edildiği durumlarda da uygulanır.</p>

<p>Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan subay/astsubaya çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine on gün izin verilir.”</p>

<p>(2) 9/7/1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanununun ek 11 inci maddesinin üçüncü fıkrasının (d) bendinin birinci cümlesinde yer alan “doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta” ibaresi “doğum yaptığı tarihten itibaren on altı hafta” şeklinde, “toplam on altı hafta” ibaresi “toplam yirmi dört hafta” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “önceki üç” ibaresi “önceki iki” şeklinde, “en fazla üç yaşında bir çocuğu evlat edinen kadın personele çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren” ibaresi “en fazla üç yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen kadın personele bu bentte geçen sekiz haftalık iznin bitiminden itibaren” şeklinde değiştirilmiş ve bende aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“Üç yaşını doldurmamış bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay ve uzman erbaş ile subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay ve uzman erbaş olmayan eşin münferit olarak evlat edinmesi hâlinde subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay ve uzman erbaş olan eşlerine, çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren sekiz hafta süre ile aylıklı izin verilir. Bu izin evlatlık kararı verilmeden önce çocuğun fiilen teslim edildiği durumlarda da uygulanır. Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan personele çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine on gün izin verilir.”</p>

<p>(3) 10/3/1983 tarihli ve 2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve Yetkileri Kanununun ek 3 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendinin birinci cümlesinde yer alan “doğum yaptığı tarihten itibaren sekiz hafta” ibaresi “doğum yaptığı tarihten itibaren on altı hafta” şeklinde, “toplam on altı hafta” ibaresi “toplam yirmi dört hafta” şeklinde, üçüncü cümlesinde yer alan “önceki üç” ibaresi “önceki iki” şeklinde, “en fazla üç yaşında bir çocuğu evlat edinen kadın personele çocuğun ana ve babasının rızasının kesinleştiği tarihten veya vesayet dairelerinin izin verme tarihinden itibaren” ibaresi “en fazla üç yaşında bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen kadın personele bu bentte geçen sekiz haftalık iznin bitiminden itibaren” şeklinde değiştirilmiş ve bende aşağıdaki cümleler eklenmiştir.</p>

<p>“Üç yaşını doldurmamış bir çocuğu eşiyle birlikte veya münferit olarak evlat edinen subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş ile subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş olmayan eşin münferit olarak evlat edinmesi hâlinde subay, sözleşmeli subay, astsubay, sözleşmeli astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş olan eşlerine, çocuğun teslim edildiği tarihten itibaren sekiz hafta süre ile aylıklı izin verilir. Bu izin evlatlık kararı verilmeden önce çocuğun fiilen teslim edildiği durumlarda da uygulanır. Bir veya daha fazla çocuğa eşiyle birlikte veya münferit olarak koruyucu aile olan personele çocuğun koruyucu aile yanına teslim edildiği tarihten sonra isteği üzerine on gün izin verilir.”</p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> 12 Nisan 1332 tarihli Darülaceze Nizamnamesinin 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ancak Dersaadet’de mütevellid veya mütevattın olub da” ibaresi madde metninden çıkarılmış, fıkranın birinci cümlesinden önce gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Darülaceze yurt içinde ve ilgili mevzuata göre yurt dışında da hizmet verebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> Darülaceze Nizamnamesinin 25 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“MADDE 25/A- Darülaceze, ihtiyaç sahiplerine yardım amacıyla ilgili mevzuat hükümlerine göre gıda bankacılığı faaliyetinde bulunabilir ve ihtiyaç sahiplerine aşevi hizmeti verebilir.”</p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1-</strong> (1) Bu Kanunun 2 nci, 15 inci ve 24 üncü maddeleri ile analık izin süreleri yeniden düzenlenen ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla ilgili mevzuatı uyarınca öngörülen analık izin süresi dolmuş ancak 1/4/2026 tarihi itibarıyla doğumun gerçekleştiği tarihten itibaren yirmi dört haftalık süreyi henüz tamamlamamış olan personele, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 10 iş günü içerisinde talep etmeleri halinde sekiz hafta ilave analık izni verilir.</p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Bu Kanunun;</p>

<p>a) 22 nci ve 23 üncü maddeleri yayımı tarihinden itibaren 6 ay sonra,</p>

<p>b) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-hizmetler-kanunu-ve-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="94955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KARŞILIKSIZ YARARLANMA (TCK m. 163)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-yararlanma-tck-m-163-budak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-yararlanma-tck-m-163-budak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong><a name="_Toc228478358">ÖZET</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçu 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu madde 163’te düzenlenmiştir. Kanun maddesi günümüzdeki halini alana dek bazı tartışmalara sebebiyet vermiştir. Çünkü kanunda karşılıksız yararlanma suç olarak düzenlenmiş olmasına karşın söz konusu suçu oluşturan eylemlerde büyük oranda değişiklikler olmuştur. Kanunda yer verilen bu maddenin ilk fıkrasında otomatlarca sunulan hizmetlerden karşılıksız yararlanma, ikinci fıkrada ise telefon hatlarıyla frekanslar ve elektromanyetik dalgalar ile yapılan yayınlardan karşılıksız yararlanma, üçüncü fıkrada ise elektrik enerjisi, doğalgaz ve su karşılıksız yararlanma eylemleri suç olarak düzenlenmiştir. Karşılıksız yararlanma suçunu oluşturan eylemlerin çeşitlilik göstermesi ve hangi ölçüe hangi değerlendirmelerle ceza hukukunca yaptırım altına alınarak problem teşkil etmesi nedeniyle çalışmamız kapsamında incelenmiştir. Suçun kanundaki düzenlenişi, maddi ve manevi unsurların yanı sıra korunan hukuki değer, özel görünüş biçimleri ve yaptırımlara yer verilerek değerlendirilme yapılmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong><a name="_Toc228478359">ABSTRACT</a></strong></p>

<p></p>

<p>The crime of unrequited benefit is regulated in Article 163 of the Turkish Penal Code No. 5237. The article of the law caused some controversy until it took its current form. Because, although unrequited benefit is regulated as a crime in the law, there have been major changes in the actions that constitute the crime in question. In the first paragraph of this article in the law, unrequited benefit from the services provided by vending machines, in the second paragraph, unrequited benefit from telephone lines and broadcasts made with frequencies and electromagnetic waves, and in the third paragraph, unrequited benefit from electrical energy, natural gas and water are regulated as crimes. Due to the diversity of the acts constituting the crime of unrequited benefit and the extent to which they are sanctioned by the criminal law and which evaluations constitute a problem, they are examined within the scope of our study. In addition to the regulation of the crime in the law, material and moral elements, the legal value protected, special forms of appearance and sanctions are evaluated.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><a name="_Toc228478360">GİRİŞ</a></strong></p>

<p></p>

<p>Teknolojinin gelişmesiyle birlikte insanların ihtiyaçlarında da bazı değişikliklerin olmasına sebebiyet vermiştir. İnsan gücünden tasarruf edilmesi amacıyla hazırlanan otomatik makineler toplumda daha sık kullanılmaya başlanmış ve bu amaçla da kanunlarda da bu konuya ilişkin düzenlemelere yer verilmeye başlanmıştır. TCK md. 163 kapsamında yapılan düzenleme de buna istinaden hazırlanmıştır. Otomatik makinelerin kullanılmaya başlanmasıyla birlikte bunlara aykırı şekilde kullanımların cezalandırılmasına da ihtiyaç olmuştur. Otomatik makinelerden karşılık ödemeksizin yararlanma ve telefon hatlarıyla elektromanyetik dalgalardan sahibinin rızası olmadan kullanılması yaptırımla düzenlenmiştir. Bununla birlikte abonelik esası uyarınca tüketilen su ya da enerjinin bedeli ödenmeden kullanılması da karşılıksız yararlanma suçu sayılmış ve hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Bu konuya ilişkin madde düzenlemesi üç fıkradan oluşmaktadır. Düzenlemenin ilk fıkrasında otomatlar ile birlikte işlenmiş karşılıksız yararlanma suçu tek hareket ile, ikinci fıkrada düzenlenmiş suçta da otomatlar aracılığıyla sunulmuş ve bedelinin ödenmesi halinde yararlanılan hizmetten ödeme yapmaksızın yararlanılması ve telefon hatlarıyla frekansları ya da elektromanyetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ya da şifresiz yayınların sahibinin ya da zilyedinin rızası olmaksızın yararlanma halinde seçimlik hareketler olarak düzenlenmiştir. Suçun yaptırımı da her iki fıkra bakımından hapis ve adli para cezası olarak seçimlik şekilde düzenlenmiştir. Üçüncü fıkraya bakıldığında da abonelik esası uyarınca yararlanılan su, elektrik enerjisi ya da doğalgazın karşılığı ödenmeden tüketilmesi tek hareketli suç şeklinde düzenlenmiş ve karşılığında ise hapis cezası öngörülmüştür.</p>

<p></p>

<p><strong><a name="_Toc228478361">BİRİNCİ BÖLÜM</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc228478362">KARŞILIKSIZ YARARLANMA KAVRAMI VE BENZER SUÇ TİPLERİ İLE KARŞILAŞTIRILMASI</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc228478363">1. Genel Olarak</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma eylemi kanunilik ilkesi uyarınca 1991’de 3756 sayılı kanun ile 765 Sayılı Ceza Kanuna eklenerek hukukumuzda yer almıştır. 5237 Sayılı TCK md. 163’te ise karşılıksız yararlanma suçu düzenlenmiştir. Fakat önceki kanun ile TCK arasında karşılıksız yararlanma suçunun birbirinden farklı olduğunu söylemek mümkündür. TCK kapsamında md. 163’te düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunun incelenmesinden önce karşılıksız yararlanma kavramının hangi eylemleri içerdiğinin de incelenmesi gerekir.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478364">2. Karşılıksız Yararlanma Kavramı</a></strong></p>

<p></p>

<p>Yararlanma ve karşılıksız kelimelerinin sözlük anlamına bakıldığında karşılığının verilmemesi karşılıksız, yararlanma ifadesi de faydalanma, istifade etme ve yarar sağlama şeklinde tanımlanmıştır. Doktrinde karşılıksız yararlanma kavramına bakıldığında ise hile ve saniaya başvurulmadan hizmetten yararlanırlarak bir şeyin ödenmemesi, belirli bir kişi ile değil, kamuya arz edilmiş bedelin karşılığında yararlanılan hizmetten bedelin ödenmeden yararlanılması şeklinde ifade edilmiştir. Yargı kararlarına bakıldığında ise karşılıksız yararlanmanın herkese sunulmuş ve yalnızca belirli bir bedelin karşılığında yararlanılan hizmetten bedel ödemeksizin yararlanılması olarak ifade edilmiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Öğretideki görüşe bakıldığında ise karşılıksız yararlanmanın suçunun oluşması bakımından hizmet ya da işletme sahibinin paranın dışında ödeme şeklinin önceden kararlaştırılmadığı süre boyunca paranın dışında ödeme aracının kabul edilmemesi zorunluluğu yoktur. Bu sebeple de karşılıksız yararlanma ifadesinin yerine bedelsiz yararlanma ifadesi de bu gibi eylemlerin bütün yönleri ile karşılamaya yeterli olması nedeniyle karşılık kelimesinin yerine bedel kelimesnin kullanılması da anlam açısından iki ifadeyi de karşılar. TCK md. 163’e bakıldığında ise ilk fıkranın tanımında öğretide yer alan tanımlara uygun biçimde bedelin ödenmemesi hususuna değinildiği görülür. İkinci ve üçüncü fıkralardaki fiilerin tanımında da bedelsiz yararlanmanın sahibi ve zilyedinin rızasının olmaması hali belirtilmiştir. Bütün bu tanımlamalara bakıldığında karşılıksız yararlanma kavramının bedel karşılığında yararlanılan hizmetten sahibinin ya da zilyedinin rızası olmaksızın bedelin ödenmeden istifade edilmesi olarak tanımlanması mümkündür<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478365">3. Tarihsel Gelişimi</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunu meydana getiren eylemlerin gelişim sürecinde kimi dönemlerde hukuki uyuşmazlığın kapsamında kalmış ve kimi dönemlerde de cezalandırılma gereğinin düşüncesiyle hareket edildiğinde mevcut suç tiplerinin dahilinde karara varılmış veya ayrı suç şeklinde ceza kanunlarında yer verilmiştir. Eski tarihlerde daha az rastlanılan eylemlerin değişen toplum yaşantısında teknolojik atılımlar sebebiyle yaygınlaşması ise kaçınılmaz bir hal almıştır. Söz konusu yaygınlaşmanın içinde bu eylemler dolandırıcılık ya da hırsızlık suçlarının kapsamında değerlendirilmesine karşın bu gibi eylemlerin dolandırıcılık ya da hırsızlığa sokma çabası gerçeği yansıtmamıştır<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>.</p>

<p>Suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca ceza hukukunun vazgeçilmez ilkelerinden kabul edilmesi ile bu gibi eylemlerin klasik suç tipleri bağlamında cezalandırılamayacağı da anlaşılması nedeniyle söz konusu durumun cezalandırılamaması sebebiyle karşılıksız yararlanma eyleminin uzun süre cezasız kalması nedeniyle bu durum bazı tarihlerde skandal boyuta taşınmıştır. Bu sebeple de günümüze değin dolandırıcılık, hırsızlık ve güveni kötüye kullanma gibi suçların malvarlığına ilişkin ihlallerine yanıt vermediği anlaşılmış ve bu eylemlere yönelik özel suç tipinin oluşturulması ihtiyacı doğmuştur<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunun ortaya çıkmasındaki esas düşüncenin karşılıksız yararlanma kapsamında eylemlerin özellikle de dolandırıcılık gibi suçların kapsamına sokulmaması nedeniyle cezasız kalmaması düşüncesinden kaynaklanır. Eski çağlardaki bu düşüncenin çağdaş dönemin başlarında karşılıksız yararlanma eyleminin benzer suçlar ile cezalandırılması olarak karşılık bulmaktadır. Sonradan ayrı suç tipi şeklinde düzenlendiğini de söylemek mümkündür. Tarih boyunca karşılıksız yararlanmaya sebebiyet veren eylemlerin cezalandırmaya ilişkin ülkelerin arayış ve gelişim içinde olduğu görülür. Yapılan ayrımda görüldüğü şekilde karşılıksız yararlanma suçunu oluşturan eylemlerin kimi zamanlarda malvarlığına yönelik genel suçların kapsamı, kimi zamanda bu tip suçlar kapsamında cezalandırılması zorluğu ve bu sebeple de ihtiyacın karşılanmayıp duraksamaya neden olması sebebiyle ayrı suç tipi kapsamına sokulduğu görülür<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478366">4. Türk Hukukundaki Gelişimi</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunun tarihsel gelişim sürecinde olduğu şekilde Türk ceza hukuku gelişimi boyunca farklı tartışmalara neden olmuştur. Bu tartışmaların sonucu olarak da kimi dönemlerde tamamiyle ceza hukukunun kapsamının dışında bırakılarak kimi dönemlerde belirli suç tiplerinin kapsamında cezalandırılması gerektiği kabul edilmiştir. Türk ceza hukukunda evrelerin gelişiminin kanunda suç olarak düzenlenmemiş olduğu dönemde kanunda suç olarak düzenlenmiş olduğu dönem şeklinde iki başlık altında incelenmesi mümkündür. Bu sebeple de öncelikle kanunda suç olarak düzenlenmediği dönemin değerlendirilmesi isabetli olacaktır.</p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunun düzenlenmesi TCK’da eski tarihlere dayanmaz. Karşılıksız yararlanma suçunu meydana getiren eylemlerin özel hüküm olarak düzenlenmesi hususu ile birlikte 1958 tarihli ceza tasarısı ile gündeme gelmiştir. Ceza kanununda karşılıksız yararlanma suçunun ilk defa 1991’de 765 Sayılı Türk Ceza kanununda eklenmesi nedeniyle kanunda suç olarak düzenlenmemiş olduğu dönemde söz konusu yasadan önceki dönemde kanunlaşmamışsa da 1991 tarihli değişikliğe yön vermesi sebebiyle karşılıksız yararlanma suçunun 1987’de düzenlemesi şeklinde iki alt başlık şeklinde incelenmesi uygundur.</p>

<p>1991 tarihli yasadan önceki düzenlemeye bakıldığında mala karşı işlenen suç özel olarak düzenlenmiştir. Bu dönemde kanunda belirlenmemiş suçların cezalandırılmasının açık şekilde ceza hukukunun ana prensibi olan kanunilik ilkesine aykırı olduğu görüşü bulunmaktadır. Bu ilkeye aykırı şekilde ceza hukuku sisteminde yasak olması nedeniyle kıyas ile bu gibi fiillern dolandırıcılık ya da hırsızlık gibi suç tiplerinin kapsamına sokulması da kanunilik ve kıyas yasağı ilkelerinin değer kaybetmesi ve söz konusu durumun alışkanlık haline gelmesine neden olması nedeniyle sakıncalı ve yanlış bulunmuştur. Bu sebeple karşılıksız yararlanmaya sebebiyet veren eylemlerin cezalandırılması için kanun koyucunun özel olarak düzenlenmesi gerektiğine karar verilmiştir<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p>1987 Tarihli Türk Ceza Kanunu Öntasarısındaki düzenlemeye bakıldığında ise Yargıtay’ın vermiş olduğu kararlardan sonra uygulmada ve öğretide yaşanan görüş ayrılıklar sonuda karşılıksız yararlanma eylemleri de eklenmiştir. Karşılıksız yararlanma başlığını taşıyan md. 177 ve 178 uyarınca bu alanda düzenleme yapılmıştır. Bu düzenlemede dikkat çeken hususlardan biri de md. 177 kapsamında karşılıksız yararlanma suçunu meydana getiren eylemlerin sınırlı sayıda sayıldığıdır. Maddelerin gerekçesinde ise ceza mevzuatında yer alan boşluğun doldurulması için söz konusu düzenlemelerin yapıldığı açık bir şekilde belirtilmesi nedeniyle söz konusu suçların konuluş amacının da öğretide ve uygulamada yaşanmakta olan tartışmaların sona erdirillmesi olduğunu söylemek mümkündür<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Öntasarının bu şekliyle kamuoyu tartışmasına açılması nedeniyle karşılıksız yararlanma suçlarının tasarının ikinci metninde md. 210 ve 211 düzenlenmiştir. Tasarının ikinci metnin karşılıksız yararlanma başlıklı maddelerine bakıldığında karşılıksız yararlanma suçunun kapsam ve değerlendirmesinin sınırlarının genişletildiği görülür. Bununla birlikte karşılıksız yararlanma suçunun kanunda suç olarak düzenlendiği döneme bakıldığında 1991 tarihli 3756 sayılı kanunla eklenmiştir. Bu suçu meydana getiren eylemlerin kısmen değişikliğe uğraması ile birlikte 2005’te yürürlüğe giren TCK’nın 163. maddesinde düzenlenmiştir. Bu eylemlerin kanunda suç olarak düzenlenmeden önceki dönemde yapıldığı şekilde bu başlığın altında incelemek gerekir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>TCK md. 163’te düzenlenen bu hüküm, malvarlığına karşı işlenen suçlar bölümü altında yer verilen karşılıksız yararlanma madde başlığı altında düzenlenmiştir. Kanunun ilk haline bakıldığında su, elektrik, doğalgaz enerjisinden karşılıksız yararlanma eylemi düzenlenmemişti. 2012’de 6352 Sayılı kanunla madde kapsamına eklenmiş olup enerjinin taşınabilir mal şeklinde kabul edilmesi ile birlikte yürürlükten kaltırılmıştır. 2012’de ise hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilmesine karşın söz konusu suçların işlenme oranının toplumda yükselmeye başlaması ve adli sistemin söz konusu suçlar sebebiyle ağırlaşması ise kanun koyucunun harekete geçmesine neden olmuş ve eylemin suç olmaya devam etmesi ile birlikte suç siyasetine göre bu değerler karşısında işlenen suçların niteliği değiştirilerek etkin pişmanlık hükümlerinin bu suçlara yönelik düzenlemesi yeniden ele alınmıştır<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478367">5. Benzer Suç Tipleriyle Karşılaştırılması</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma fiilinin kanunda düzenlenmeden önceki süreçte öğretide ve uygulmada hırsızlık suçu kapsamında değerlendirilip değerlendrilmemesi gerektiğine yönelik farklı görüşler olmuştur. Kanunda özel suç şeklinde düzenlenmesinin ardından kimi yönleri ile hırsızlık suçuna benzerliği sebebiyle bazı duraksamalara sebebiyet vermiştir. Bu sebeple de eylem ve korunan hukuki değer açısından hırsızlık suçunun karşılıksız yararlanma suçuna benzerliği ve unsurları arasındaki farklılıklarına değinilmesi gerekir. Hırsızlık suçunda korunan hukuki değere bakıldığında zilyetlik olduğuna ilişkin öğretide genel kanaat bulunmaktadır. Karşılıksız yararlanma suçunda da korunan hukuki değere bakıldığında yalnızca zilyetliğin değil aynı zamanda da malvarlığı ya da malvarlığı üzerindeki haklar olduğunu söylemek mümkündür<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a>.</p>

<p>Hırsızlık ve karşılıksız yararlanma suçunu ayıran en önemli noktalardan biri de karşılıksız yararlanma suçlarının hiçbirinin konusunda hırsızlık suçu aksine taşınır mal şeklinde belirtilmemiş olmasıdır. 163. madde gerekçesine bakıldığında ise taşınır malın bulunmaması nedeniyle maddede belirtilmiş olan eylemlerin hırsızlık suçunu oluşturmayan her fıkra açıklamasında ayrı ayrı yazılması gerekir. 5237 sayılı kanun md. 163’te düzenlenen otomatlardan bedelsiz yararlanılması suçunun konusunu madde metninde taşınır maldan bahsedilmemesi nedeniyle hizmet otomatlarını oluşturur. Mal otomatlarının karşılıksız yararlanma suçunun konusunu oluşturmaz. Madde metninde hizmet kavramının kullanılması nedeniyle mal otomatlarından bedelsiz şekilde mal alınması eyleminin hırsızlık suçunun tipikliğine uygun olması nedneiyle mal otomatları suçun konusu olması halinde hırsızlık suçu gündeme gelir<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>.</p>

<p>Dolandırıcılık suçu ile karşılaştırıldığında ise eylemlerin tarihsel gelişim süreci içinde dolandırıcılık suçunun maddi unsurlarınadn olan hileli hareketlerin oluşturulması ve bu durumda menfaat elde edilmesi sebebiyle kimi hallerde dolandırıcılık suçu ile benzerliği dikkat çekmiştir. Tarihsel gelişim sürecinde karşılıksız yararlanma suçunun dolandırıcılık suçuna yakın görülmesi nedeniyle karşılaştırmalı hukukta kimi zamanlar dolandırıcılık suçundan sonra düzenlenmiştir. Bu suç da dolandırıcılık benzeri suç şeklinde ifade edilmiştir. Dolandırıcılık suçu ile karşılıksız yararlanma suçunun unsurlarının arasında farklı ve benzer yönlerin tespitinin ardından uygulamada ve öğretide görüşlerin değerlendirilmesi açısından iki suç tipinin karşılaştırılması iki suç arasındaki benzerlikler ve farklılıkları ortaya koyacaktır<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>.</p>

<p>Dolandırıcılık suçuyla karşılıksız yararlanma suçunda korunan hukuki değer bakımından genel hatlarıyla değerlendirildiğinde iki suçun da üçüncü bir kimsenin malvarlığı üzerinde hakkı olmaksızın faydalanma açısından orta değere karşı işlendiğini söylemek mümkündür. Fakat dolandırıcılık suçunun kanundaki tanımı ve gerekçesine bakıldığında bu suçla kişilerin sahip olduğu malvarlığı hakkının korunması amaçlanır. Madde gerekçesinde dolandırıcılık suçuyla bir kimsenin irade serbestisini etkilemesi nedeniyle irade özgürlüğünün ihlalinden bahsedilmesi nedeniyle bu suç ile malvarlığı hakkının korunması ile birlikte kişilerin rızalarının serbest bir şekilde ifade edebilmesinin teminat altına alınması ve iyiniyet ve güven gibi birden çok hukuki değerin korunması amaçlanır. Karşılıksız yararlanma suçuyla malvarlığı üzerinde olan hakların korunmasının yanı sıra maddede ifade edilen hizmetleri sağlayan kimselerin ya da kurumların hizmet karşılığı elde ettiği alacak haklarını korur<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>.</p>

<p>Bilişim alanındaki suçlarla karşılaştırma yapıldığında sistemin engellenmesi, bozulması, kredi kartlarının kötüye kullanılması, verilerin yok edilmesi ya da değiştirilmesi gibi hususları kapsar. Bir sisteme girilmesi hali md. 243-244 kapsamında düzenlenirken karşılıksız yararlanma suçu ile bu bakımdan benzerlik gösterir. TCK md. 243 kapsamında bedeli karşılığında yararlanırlan sisteme girme suçunun nitelikli halinin düzenlendiği görülür. Bilişim sistemine girme suçunun bilgisayarların artan kullanımı ve doğal olarak da hukuka aykırı şekilde başka bilgisayara girmek ve hatta sisteme girilmesinin arından sistemde kimi suçların işlenmesinin sonucu olarak kendini gösterir. Bilişim sistemlerinin doğrudan bilgisayar ile çalışan sistemlerden otomatlar açısından bilgisayarların sadece yardımcı unsur şeklinde görev yapar. Bu sebeple de hizmet sunan otomatlara yönelik özel düzenlemenin olması nedeniyle otomatların bilişim suçları kapsamına girilmeyerek sistemin eğer ki otomat özelliğinin gösterilmesi ve aynı zamanda da bedel karşılığında yararlanılan bir sistem olması halinde sistemin de md. 163 kapsamındaki sistemlerden biri olması gerekir<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>.</p>

<p>Verileri değiştirme, yok etme eylemlerinin işlenmesi ile kişinin kendisi ya da başkasının yararına haksız çıkar sağlaması da başka suç oluşturmaması durumunda cezalandırılması gerektiği belirtilir. Bu düzenlemede failin fiilinin başka suç oluşturmaması durumunda uygulanacağı anlamı çıkar. Bu sebeple de otomat işlevi gören cihazlardan yararlanılması, cihaz bilişim sistemi olsun ya da olmasın karşılıksız yararlanma olarak kabulü gerekir. Aynı şekilde md. 244/4’e bakıldığında ise bu eylemin kanunda ayrıca yaptırım altına alınması da başka suçların vücut vermiş olduğu hallerde bu fıkra hükmüne göre tamamlayıcı tali norm şeklinde düzenlenmesi nedeniyle yardımcı normun sonralığı ilkesi uyarınca bu hüküm ile belirtilmiş olan eylemlerin başkaca suç tanımlarına uyması durumunda failin o hükümler uyarınca cezalandırılması ve bu nedenle de cezalandırmaya ilişkin eylemin başkaca özel suç tipine uymaması halinde gündeme gelir<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a>.</p>

<p>TCK md. 245 ile karşılaştırma yapılırsa, başkasına ait sahte olarak üretilen banka ya da kredi kartının kullanılması ile yarar sağlanması suç olarak düzenlendiği görülür. Banka ya da kredi kartlarının kullanılması ya da kullandırılması ve yarar sağlanması gerekmesi nedeniyle çok hareketli suç niteliği taşır. Söz konusu suçun konusunu oluşturan kartların bankamatiklerin kulalnılarak yarar sağlanması halinde de bankamatiğin hizmet sunan otomat sayılıp sayılmayacağına yönelik md. 163 ilk fıkrada düzenlenen suçun oluşup oluşmayacağı gündeme gelir. Bu bağlamda söz konusu hizmetlerden bedelsiz faydalanmada bankamatiklerin hizmet otomatı tanımına uygması nedneiyle söz konusu hizmetlerden bedelsiz faydalanma amacıyla bankamatiğe haksız müdahalede bulunulması halinde bankamatik açısından md. 163/1 de yer alan suçun konusu oluşur. Fakat başkalarının kartının ele geçirilerek ya da sahtesinin yapılarak bankamatiklerdeki hizmetlerden yararlanılması halinde TCK md. 245 uyarınca banka ya da kredi kartlarının kötüye kullanılması suçu oluşur<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><a name="_Toc228478368">İKİNCİ BÖLÜM</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc228478369">KARŞILIKSIZ YARARLANMA SUÇU (TCK md. 163)</a></strong></p>

<p><strong><a name="_Toc228478370">1. Suçla Korunan Hukuki Değer</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçu, malvarlığına karşı suçlar başlığı altında düzelenmiştir. Bu sebeple kanun maddesinin düzenlenmesindeki amaç, mal varlığını korumak olduğunu söylemek mümkündür. Suçun kişilerin mal varlığı değerleri karşısında işlenmesi söz konusu olması nedeniyle suçun korumakta olduğu hukuki değerin de mal varlığına yönelik varlık ya da varlıklar olduğunu söylemek mümkündür. Bir kimseye ait olan, parayla ölçülebilen hakların tamamı mal varlığı olarak ifade edilir. Haklar ve alacaklar malvarlığının aktifini oluştururken borçlar da pasif unsuru oluşturmaktadır. karşılıksız yararlanma suçunun ücret karşılığında yararlanılan hizmetlerden ücret ödemeksizin yararlanılması halinde başkasının mal varlığı değerlerini zedelemesi söz konusu olur<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p>TCK md. 163 uyarınca otomatlar ile sunulan ve bedeli ödenmesi halinde yararlanılan hizmetten ödeme yapılmaksızın yararlanılması durumunda otomatın sahibinin ya da işletmecisinin sahip olması gereken gelirin engellemesi ve ekonomik bakımdan zarar verir. Bununla birlikte başkasına ait olan telefon hattının frekansları ya da elektromanetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ya da şifresiz yayınlardan sahibinin ya da zilyedinin rızası olmaksızın faydalanılması halinde o kimsenin daha çok ödeme yapması zorunda kalması sebebiyle o kimsenin ekonomik açıdan zarara uğraması söz konusu olur. Üçüncü fıkraya bakıldığında ise abonelik esası uyarınca yararlanılan elektrik enerjisi, su ya da doğal gazdan sahibinin rızası olmadan ve tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek biçimde tüketilmesi halinde su, elektrik ve doğalgazdan bedelin ödenerek yararlanan kimselerin daha çok ödemede bulunmaması sebebiyle söz konusu enerjiler üzerinde kullanım hakkı korunur<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>.</p>

<p></p>

<p><strong><a name="_Toc228478371">2. Fiil</a></strong></p>

<p></p>

<p>TCK md. 163’te düzenlenen eylemler uyarınca suçun kanuni tanımında suçu meydana getiren eylemerden hangi hareket ile gerçekletirileceğine ilişkin özelleştirmenin yapılması halinde suçun herhangi hareketle işlenmesinin mümkün olması halinde bu suçun serbest hareketli suç olduğunu söylemek mümkündür. Karşılıksız yararlanma suçunda da bu bağlamda değerlendirilmektedir. Fıkralarda belirlenen eylemlerin herhangi biçimde işleyen kimselere yaptırım uygulanır. Birinci fıkra kapsamında yapılan düzenlemede otomatın teknik işleyişinin bertaraf edici herhangi bir davranış ile bunun sağlanması söz konusudur. Maddenin gerekçesi uyarınca örnek verildiğinde, toplu taşıma sistemlerinde yoluların yolculuk yapılması halinde karşılıksız yararlanma suçu oluşur<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>.</p>

<p>Burada değerlendirilmesi gerekli unsur, otomatın öngörülen bedelin ödenmesiyle mekanizmasının kendiliğinden harekete geçmesi sonucunda malın ya da hizmetin otomatça sağlanmasıdır. TCK md. 163 uyarınca düzenlenen suçun meydana gelmesi açısından otomatlara sunulan hizmetlerin bedelinin ödenmeden yararlanılması gerekmektedir. Kanunun lafzında açık bir şekilde hizmetten söz edilmesi nedeniyle aksi görüşlerin de bulunmasının yanı sıra mal otomatlarının bu kapsamda değerlendirilmesi kanunilik ilkesine aykırıdır. Bu sebeple mal otomatının bedelsiz şekilde kullanılarak mal elde etmeye çalışılması halinde hırsızlık suçu oluşur. Otomatın teknik işleyişi ile birlikte eylemlerde hırsızlık suçu oluşur. Otomatın teknik işleyişine müdahale edilerek devre dışı kalması halinde de karşılıksız yararlanma suçunu teşkil eder<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>.</p>

<p>İkinci fıkraya bakıldığında ise telefon hatlarıyla frekanslarının sahibin veya zilyedin rızası olmadan yararlanma eyleminden söz edilir. Telefon hatlarıyla frekanslarına girilerek yapılan konuşma bedeli eylemi gerçekleştiren kimse değil, karşı tarafça ödenmesi hali suç tipi olarak kendini gösterir. Mağdurun telefon hattına müdahale edilmesi gibi hususların olması ile birlikte fiziksel müdahale olmadan elektromanyetik frekanslara girilmesiyle de bu suçun oluşması mümkündür. Failin başkasına ya da kamuya ait olan telefon hatları ya da frekanslarının hukuk dışı yollar ile dahil olarak yaptığı konuşmada bedeli mağdura ödetmektedir. Bu nedenle burada hırsızlık suçunun oluştuğu söylenemez. Burada değerlendirilmesi gereken unsur herkesin kullanımına açık telefonların bedeli ödenmeden yararlanılması halinde hangi hükmün uygulanacağıdır. Çünkü burada telefon otomatının bedeli ödenerek yararlanılan otomat niteliğinde olduğu ve farklı müdahalelerle devre dışı bırakıldığı ifade edilir<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>.</p>

<p>Tüketim miktarının engellenmesi de başka şekilde gerçekleştirilmesi mümkündür. Örnek vermek gerekirse, su, elektrik ya da doğal gazın tüketim miktarının ölçüldüğü sayaç ya da saatin sökülmesi, arıza yapmasına sebebiyet vermek amacıyla ayarının bozulması veya ölçüm dengesinin sınırlandırılması gibi hususlar da karşılıksız yararlanma dahilinde değerlendirilmesi gerekir. Fakat tüketim miktarını engelleyen hareket yapılmaksızın enerjiden faydalanılması halinde ise suç değil haksız fiilden bahsedilir. Değerlendirilmesi gereken diğer bir durum da maddenin lafzında yer alan abonelik esası uyarınca su, elektrik ya da doğalgazdan yararlanmaya ilişkin hususlardır. Aboneliğin tesis edilmeden önceki süreçte suç teşkil edip etmemesini ayırt etmek gerekmektedir<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478372">3. Netice</a></strong></p>

<p></p>

<p>Kanunda neticenin gösterilmemesi, hareketin yapılması ile suçun tamamlanmış olduğu kabul edilen suçlar şekli suçlar olarak ifade edilir. Bu suçlarda netice bulunmaktadır, fakat harekete bitişik olup hareketten ayrılması söz konusu değildir. Karşılıksız yararlanma suçunda maddi unsurun netice kısmında ise otomatlardan bedel ödenmeksizin yararlanılması da sahip ya da zilyedin rızası olmadan telefon hatları ve frekansları ya da şifreli veya şifresiz yayınlardan faydalanılması veya tüketilmesidir. Failin bu biçimde yarar sağlaması sırasında neticenin gerçekleşmiş olacağı kabul edilir. Bu bağlamda karşılıksız yararlanma suçunun neticesinin harekete bitişik suç olduğu söylenebilir. Suçun, hizmetin elde edilmesiyle hareketin gerçekleşmesiyle tamamlanır<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478373">4. Fail</a></strong></p>

<p></p>

<p>Bu suçun failine ilişkin kanunda ayrıca özellik aranmaması nedeniyle suçun failinin herkes olması mümkündür. Otomatlar aracılığı ile sunulmakta olan ve bedelin ödenmesi halinde yararlanılan hizmetten ödeme yapılmaksızın yararlanılan telefon hatlarıyla frekanslardan ya da elektromanyetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ve şifresiz yayınların sahibinin veya zilyedinin rızası olmaksızın faydalanan veya abonelik esası uyarınca yararlanılan elektrik enerjisi, su ya da doğalgazın sahibinin rızası olmaksızın tüketim miktarının belirlenmesini engelleyecek biçimde tüketen gerçek kişinin suçun faili kabul edilir. Failin ödeme imkanının olup olmaması ya da failin ödeme yeteneğinin olmadığını bilmesi de aranan unsurlardan değildir. Ayrıca belirtmek gerekir ki tüzel kişiler söz konusu suçun faili olması mümkün değildir<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478374">5. Mağdur</a></strong></p>

<p></p>

<p>Otomatlar aracılığı ile sunularak bedelinin ödenmesi halinde yararlanılan hizmetten bedelin ödenmeden yararlanılması halinde otomatlar aracılığıyla bedel karşılığın hizmet sunan kimsenin, otomatın sahibi işletmecisi ya da zilyedi olan kimsenin suçun mağduru olduğu söylenebilir. Kamum kurumlarının sahip olduğu otomatlardan yararlanılması halinde de suçtan zarar gören olarak kabul edilmektedir. 2. fıkraya bakıldığında ise mağdurun telefon hatları ve frekanslarıyla zararına konuşma yapılan kimse, elektromanyetik dalgalar ile yapılan şifreli ya da şifresiz yayınların sahibi ya da bu yayınların bedelinin ödenerek yararlanan zilyettir. Bu kimsenin abonenin kendisi olabileceği gibi abonenin adına kendi hesabından mevcut hizmetten yararlanan kimse olması da mümkündür<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a>.</p>

<p>3. fıkraya bakıldığında ise mağdurun zararına elektrik, su ya da doğalgaz enerjisi kullanan gerçek kişiler olduğu ifade edilir. TCK md. 167 uyarınca karşılıksız yararlanma suçunda hakkında ayrılık kararı verilmeyen eşlerden biri, üst soy ya da alt soyun bu derecede kayın hısımlarından biri ya da evlat edinen veya evlatlığın aynı konut içinde birlikte yaşayan kardeşlerinden birinin zararına işlenmesi durumunda mağdur hakkında ayrılık kararı verilmesi halinde eşlerden birinin aynı konutta yaşamaya kardeşlerden biri de aynı konutta yaşayan hala, dayı, amca, teyze, yeğen ya da ikinci derecede kayın hısımlarından birinin bulunması halinde suçun takibi şikaye bağlı hale gelmektedir ve aynı zamanda da verilen ceza yarı oranında indirilmektedir<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478375">6. Suçun Konusu</a></strong></p>

<p></p>

<p>Otomatlar ile sunulan ve bedelinin ödenmesine karşın yararlanılan hizmetten ödeme yapmaksızın yararlanma suçunun konusuna bakıldığında bedelinin ödenmesi halinde yararlanılan otomatlar olduğu söylenebilir. Suçun oluşması için bedeli olan hizmetin bedelinin ödenmeksizin yararlanılması gerekir. Aynı şekilde telefon hatları ve frekansları ya da elektromanyetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ya da şifresiz yayınlardan yararlanma halinde suçun konusunun telefon hatlarıyla frekansları ve elektromanyetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ya da şifresiz yayınlardır. Üçüncü fıkrada yer verilen suç tipinin hukuki konusu ise abonelik esası uyarınca yararlanılan su, elektrik ya da doğalgazdır. Bunların dışında enerjilerin karşılıksız yararlanma suçunun konusunu oluşturmamaktadır. Bu gibi enerjilerden karşılıksız yararlanma, hırsızlık suçunu oluşturması da mümkündür<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478376">7. Manevi Unsur</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma, kasten işlenen bir suçtur. Failin suçun kanuni tnaımında yer alan unsurları bilerek ve isteyerek bedel ödemeksizin TCK md. 163’te yer alan hizmetlerden yararlanır. Bu suçun oluşması için genel kastın varlığı yeterlidir, failin özel amacının olması aranmaz. Karşılıksız yararlanma suçunun olası kastla işlenmesi de mümkündür. Failin karşılıksız yararlanma suçunun kanuni tanımındaki unsurların gerçekleşeceğini öngörmüş olmasına karşın olası neticeleri düşünmesi ve göze alması halinde kastla sorumlu olur. Bir kimsenin karşılıksız şekilde hizmetten yararlanması başta fark etmemesine karşın sonradan fark etmiş olmasına karşın umursamaması ve sonucunu öngörmesi halinde aldırmamışsa olası kasttan söz edilir. Karşılıksız yararlanma suçunun taksirli halinde de kanunda yer verilmemesi nedeniyle suçun taksirle işlendiği söylenemez<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478377">8. Suçun Özel Görünüş Biçimleri</a></strong></p>

<p></p>

<p>Bu suçun teşebbüsle işlenmesi mümkündür çünkü suçun bedel ödemeden yararlanılması anında tamamlanmaktadır. Üç fıkrada da eylem bakımından failin icra hareketlerinin elinde bulunmayan sebeplerle kesilmesi halinde eylemin teşebüs aşamasında kaldığı söylenebilir. Otomatlar ile sunulan ve bedelinin ödenmemesi halinde yararlanılmayan hizmetten ya da telefon hatlarıyla frekansları veya elektromanyetik dalgalar ile yapılan şifreli ya da şifresiz yayınların sahibi veya elektromanyetik dalgalar ile gerçekleştirilen şifreli ya da şifresiz yayınlardan sahibinin ya da zilyedinin rızası olmadan yararlanma kastıyla harekete geçen failin yararlanma amacını gerçekleştirmeden elinde bulunmayan sebeplerle harekete devam etmemesi halinde eylemin teşebbüs aşamasında kalduğını söylemek mümkündür<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a>.</p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunun iştirak açısından özellik arz etmez. Bu suçta genel iştirak kuralları uygulanmaktadır. Suçun bir kimsece işleneceği gibi birden çok tarafından da işlenmesi mümkündür, faillerin her biri ayrı ayrı cezalandırılmaktadır. Genel itibariyle içtimaya bakıldığında ise gerçek içtima hükümleri uygulanmaktadır. Hizmetin elde edilmesi için sahte para ya da belgenin kullanılması halinde de resmi belgede sahtecilik suçu oluşacaktır. Aynı şekilde bir kimsenin arkadaşının evinde arkadaşının rızası olmaksızın internete girip bazı verileri indirmesi halinde de bilişim sistemine hukuka aykırı biçimde girme ve aynı zamanda da internetin bağlı bulunduğu telefon hattından rızanın dışında karşılıksız yararlanmadan sorumlu olur<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a>.</p>

<p>Failin suç işleme kararının icra edilmesi bağlamında farklı zamanlarda aynı mağdura ilişkin bedelin ödenmesi halinde yararlanılan hizmet otomatından ya da telefon hattıyla frekanslardan karşılıksız şekilde yararlanılması durumunda cezaya hükmedilir. Hükmedilen cezanın zincirleme suç hükümleri uyarınca arttırılır. Bedelsiz yararlanma eyleminin birden çok kişi ile tek eylemle işlenilmesi halinde de zincirleme suç hükümleri uygulama bulur. Fakat ikinci fıkrada şifreli ve şifresiz yayınlardan yararlanma eylemiyle üçüncü fıkradaki su, elektrik ya da doğalgazdan yararlanma eylemlerinin kesintisiz suça mahal vermesinden dolayı bu fıkralar uyarınca zincirleme suç hükümleri uygulanmaz<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478378">9. Suça Etki Eden Nedenler</a></strong></p>

<p></p>

<p>TCK md. 167’de yağma suçları hariç mal varlığı karşısında suçlara ceza verilmeyen hallerde bu suçlara yönelik verilen cezalarda indirim yapılan hallere yönelik düzenleme getirilmiştir. Karşılıksız yararlanma suçunda esas bakımından re’sen takip edilir, fakat ikinci fıkrada belirtilmiş olan şahısların aleyhine söz konusu suçun işlenmesi halinde soruşturmanın şikayete bağlı hale geleceği görülür. Etkin pişmanlık hükümlerine bakıldığında ise indirim oranının tazmin kovuşturmanın başlamasından önce ya da hüküm verilmeden önce olmasına göre değişiklik gösterir. İlk durumda ceza üçte ikiye kadar indirilir. İkinci durumda ise ceza yarıya kadar arttırılır.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478379">10. Muhakeme Usulü</a></strong></p>

<p></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçunun soruşturması ve kovuşturması TCK md. 168/2’deki belirtilen haller hariç olmak üzere re’sen yapılmaktadır. Bu suçun ilk iki fıkrasında eylemlerin işlenmesi halinde görevli mahkeme sulh ceza mahkemesi iken üçüncü fıkrada suç açısından asliye ceza mahkemesi olmasıan karşın tüm fıkralar açısından asliye ceza mahkemeleri görevlidir<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478380">11. Yaptırım</a></strong></p>

<p></p>

<p>TCK md. 163/1 bakımından düzenlenen yaptırım, iki aydan altı aya kadar hapis ya da adli para cezasıdır. İkinci fıkra açısından da altı aydan iki yıla kadar hapis ya da adli para cezası söz konusu olur. Son fıkraya bakıldığında ise bir seneden üç seneye kadar hapis cezası öngörülmüştür. Görüldüğü üzere kanun koyucunun iki fıkrada hakime seçim hakkı tanınmıştır. Fakat abonelik esası uyarınca yararlanılan elektrik enerjisinde suyun ya da doğalgazın sahibinin rızası olmadan tüketimin ne kadar olduğu belirlenmesini engelleyen yalnızca hapis cezasının hükmedilmesi gereğini ortaya koymuştur. Hükmü veren mahkemenin seçenek yaptırım şeklinde hapis cezasını uygulaması halinde TCK md. 50 uyarınca söz konusu hapis cezasını adli para cezasına dönüştürmesi mümkün değildir<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a>.</p>

<p><strong><a name="_Toc228478381">SONUÇ</a></strong></p>

<p>Karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenleme TCK md. 163’te düzenlenmiştir. Hem doktrinde hem de uygulamada tartışmalara neden olmuştur. Önceki zamanlarda bu tartışmanın telefon hatlarına saplama yapılarak veya bedelin karşı tarafa ödettirilerek gerçekleştirilen eylemlerde hırsızlık şeklinde değerlendirilmesi, kanunilik ilkesi açısından sakıncalı sonuçların meydana gelmesi söz konusuyken bu gibi eylemlerin dolandırıcılık bağlamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği tartışmalarına sebebiyet vermiştir. Günümüzde de bilişim sistemi şeklinde kabul edilen ve aynı zamanda da bedeli ödenerek faydalanılacak otomatlardan bedel ödenmeden yararlanılması durumunda hangi düzenlemenin uygulanması gerektiğine yönelik sorunlar yaşanmaktadır. Bu sebeple de suç tipinin sınırlarının açık biçimde belirlenmesi gerekliliği ortaya çıkar.</p>

<p>Belirli bir ücret veya bedel ödemeden hizmet sunan otomatlardan yararlanma, md. 163 bağlamında tipik fiil şeklinde nitelendirilmemesi ve suç teşkil etmeyeceği ifade edilebilecek sonuçlardan ilkidir. İkinci olarak değerlendirilmesi gereken husus da bedelin ödenmesi gerektiği algısını sağlayan davranışların sergilenmek için otomattan yararlanmanın konusunu malın değil, hizmetin oluşturmasıdır. Otomatın sunmuş olduğu hizmetten değil de maldan yararlanılması ihtimalinde karşılıksız yararlanma suçu yine de oluşur. Çünkü failin bedel ödemeksizin otomatın sunduğu hizmetten yararlanılması halinde hükmedilen cezayla aynı biçimde maldan yararlanılması durumunda da hükmedilen cezanın arasında ölçüsüz fark olur. Bununla birlikte otomatla mal sunan kimsenin o malı kamunun ulaşacağı yere götürmesi ve sunması da hizmet olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-alparslan-budak" title="Av. Muhammed Alparslan BUDAK"><img alt="Av. Muhammed Alparslan BUDAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Muhammed_Alparslan_BUDAK.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-alparslan-budak" title="Av. Muhammed Alparslan BUDAK">Av. Muhammed Alparslan BUDAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Artuk Mehmet Emin/Gökcen Ahmet/Yenidünya Ahmet Caner: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Bezci Yiğit, Türk Ceza Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Karşılıksız Yararlanma Suçu, Akdeniz Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Centel Nur/Zafer Hamide/Çakmut Özlem: Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınları, C. 1, 4. Baskı, İstanbul, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Çetin Soner Hamza: Elektrik, Su ve Doğalgazdan Karşılıksız Yararlanma Suçu, Bilge Yayınevi, Ankara, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dursun Hasan: Dolandırıcılık Suçu, Ankara Üniversitesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Erdağ Ali İhsan: Bilişim Alanında Suçlar (Türk ve Alman Ceza Hukukunda), Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 2, 2010.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Evirgen Selen: Karşılıksız Yararlanma Suçu (TCK m. 163), AÜHFD, S. 65, 2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Hafızoğulları Zeki/Kurşun Günal: Malvarlığına Karşı Suçların Ortak Genel Yapısı, Turgut Akıntürk’e Armağan, Beta Yayıncılık, Ankara, 2008.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kalay Mehmet: TCK'da Bilişim Suçları, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları, S. 3, 2009.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kanbur Mehmet Nihat: Türk Ceza Kanununda Mevcut Hükümler Çerçevesinde İhmal Suretiyle İcra Suçlarına İlişkin Sorunlar Üzerine Değerlendirmeler, Ceza Hukuku Dergisi, S. 18, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2012.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Kıldan İsmail Turgut: Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlarda Etkin Pişmanlık Hükmünün Uygulanabilme Koşulları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, C. 1, Y. 3, S. 8, 2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Maviş Volkan: Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Özel Sayı, C. 1, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özbek Veli Özer/Kanbur Mehmet Nihat/Doğan Koray/Bacaksız Pınar/Tepe İlker: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Parlar Ali/Öztürk Mustafa, Uygulamada Karşılıksız Yararlanma ve Mühür Bozma Suçları, Aristo Yayıncılık, İstanbul, 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Soyaslan, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Bası, Ankara, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Önok Murat: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 12. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Tüysüz, Fırat: Dolandırıcılık Suçu, Başkent Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yalvaç, Gürsel: Ceza ve Yargılama Hukukuna İlişkin Temel Kanunlar T.C. Anayasası, Gerekçeli TCK, CMK, CGTİK ve Askeri Ceza Mevzuatı, 15. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yılmaz Zahit/Apiş Özge: Karşılıksız Yararlanma Suçu (m.163) Malvarlığına Karşı Suçlar (m. 141-149), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yurtcan, Erdener: Yargıtay Kararlarının Işığında Malvarlığına Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Erdağ Ali İhsan: Bilişim Alanında Suçlar (Türk ve Alman Ceza Hukukunda), Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 14, S. 2, 2010.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kanbur Mehmet Nihat: Türk Ceza Kanununda Mevcut Hükümler Çerçevesinde İhmal Suretiyle İcra Suçlarına İlişkin Sorunlar Üzerine Değerlendirmeler, Ceza Hukuku Dergisi, S. 18, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Bezci Yiğit, Türk Ceza Kanunu Hükümleri Çerçevesinde Karşılıksız Yararlanma Suçu, Akdeniz Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, 2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Dursun Hasan: Dolandırıcılık Suçu, Ankara Üniversitesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Artuk Mehmet Emin/Gökcen Ahmet/Yenidünya Ahmet Caner: Ceza Hukuku Genel Hükümler, Adalet Yayınevi, 7. Baskı, Ankara, 2013.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Dursun, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Dursun, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Evirgen Selen: Karşılıksız Yararlanma Suçu (TCK m. 163), AÜHFD, S. 65, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Evirgen, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Maviş Volkan: Dolandırıcılık Suçunun Hile Unsuruna İlişkin Sorunlar, İnönü Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Özel Sayı, C. 1, 2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Parlar Ali/Öztürk Mustafa, Uygulamada Karşılıksız Yararlanma ve Mühür Bozma Suçları, Aristo Yayıncılık, İstanbul, 2018.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Tezcan Durmuş/Erdem Mustafa Ruhan/Önok Murat: 5237 Sayılı Türk Ceza Kanununa Göre Teorik ve Pratik Ceza Özel Hukuku, Seçkin Yayıncılık, 12. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Yılmaz Zahit/Apiş Özge: Karşılıksız Yararlanma Suçu (m.163) Malvarlığına Karşı Suçlar (m. 141-149), Adalet Yayınevi, Ankara, 2018.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Yurtcan, Erdener: Yargıtay Kararlarının Işığında Malvarlığına Karşı Suçlar, Adalet Yayınevi, 2. Bası, Ankara, 2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Çetin Soner Hamza: Elektrik, Su ve Doğalgazdan Karşılıksız Yararlanma Suçu, Bilge Yayınevi, Ankara, 2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Çetin, 2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Centel Nur/Zafer Hamide/Çakmut Özlem: Kişilere Karşı İşlenen Suçlar, Beta Yayınları, C. 1, 4. Baskı, İstanbul, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Zafer, Çakmut, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Zafer, Çakmut, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Hafızoğulları Zeki/Kurşun Günal: Malvarlığına Karşı Suçların Ortak Genel Yapısı, Turgut Akıntürk’e Armağan, Beta Yayıncılık, Ankara, 2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Özbek Veli Özer/Kanbur Mehmet Nihat/Doğan Koray/Bacaksız Pınar/Tepe İlker: Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınları, 9. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Soyaslan, Doğan: Ceza Hukuku Özel Hükümler, Yetkin Yayınları, 10. Bası, Ankara, 2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Tüysüz, Fırat: Dolandırıcılık Suçu, Başkent Üniversitesi, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Yalvaç, Gürsel: Ceza ve Yargılama Hukukuna İlişkin Temel Kanunlar T.C. Anayasası, Gerekçeli TCK, CMK, CGTİK ve Askeri Ceza Mevzuatı, 15. Baskı, Ankara, 2015.</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> Kıldan İsmail Turgut: Malvarlığına Karşı İşlenen Suçlarda Etkin Pişmanlık Hükmünün Uygulanabilme Koşulları, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, C. 1, Y. 3, S. 8, 2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Kıldan, 2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Kalay Mehmet: TCK'da Bilişim Suçları, Genç Hukukçular Hukuk Okumaları, S. 3, 2009.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> Kalay, 2009.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Zafer, Çakmut, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999"> Centel, Zafer, Çakmut, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999"> Evirgen, 2016.</span></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999"> Parlar, Öztürk, 2018.</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">[33]</span></a><span style="color:#999999"> Parlar, Öztürk, 2018.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karsiliksiz-yararlanma-tck-m-163-budak-1</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/terafkdfaf.jpg" type="image/jpeg" length="65125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATLAR BURSA’DA TEK SES: “SAVUNMAYA SIKILAN KURŞUN ADALETE YÖNELMİŞTİR”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-bursada-tek-ses-savunmaya-sikilan-kursun-adalete-yonelmistir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlar-bursada-tek-ses-savunmaya-sikilan-kursun-adalete-yonelmistir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa’da mesleğini icra ederken uğradığı silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden Av. Hatice Kocaefe için Türkiye’nin dört bir yanından gelen avukatlar sokaklara döküldü. İstanbul Barosu ve Bursa Barosu’nun çağrısıyla gerçekleşen protesto, meslektaşlara yönelik artan şiddete karşı güçlü bir tepkiye dönüştü.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Baro Başkanları ve Yüzlerce Avukat Katıldı</strong></p>

<p>Çok sayıda baro başkanı ve yüzlerce avukatın katıldığı eylemde, hukuka ve savunma mesleğine yönelen saldırılara karşı sert mesajlar verildi. Protestoya Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Erinç Sağkan ile İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu da katıldı.</p>

<p><img alt="401706A7 Fdc6 425E Aeb8 9Cd317903Fcf" height="1080" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/401706a7-fdc6-425e-aeb8-9cd317903fcf.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1920" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong>“Artık Sabrımız Kalmadı”</strong></h3>

<p>Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, yaptığı açıklamada artık tahammül sınırlarının aşıldığını vurgulayarak, “Bir meslektaşımızı daha toprağa gömmek istemiyoruz. Artık sabrımız kalmadı” dedi.</p>

<p><img alt="Dde487E2 C98E 4C1D B5De 7381D87F1Fc0" height="1080" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/dde487e2-c98e-4c1d-b5de-7381d87f1fc0.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1920" /></p>

<h3><strong>“Savunmaya Sıkılan Kurşun Adalete Yöneliktir”</strong></h3>

<p>İstanbul Barosu Başkanı Av. Prof. Dr. İbrahim Ö. Kaboğlu ise konuşmasında saldırının yalnızca bir cinayet olmadığını belirterek, olayın çok daha derin bir anlam taşıdığını ifade etti. Kaboğlu, “Savunmaya yönelik kurşun yargıya yönelmiştir. Yargıya doğrultulan kurşun adaletedir. Adalete yöneltilen kurşun ise cumhuriyettedir” sözleriyle tepkisini dile getirdi.</p>

<p><img alt="8895388C 85Fb 44F5 A1B0 Dd7Df08409Cd" height="576" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/8895388c-85fb-44f5-a1b0-dd7df08409cd.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1024" /></p>

<h3><strong>“Bu Sıradan Bir Olay Değil”</strong></h3>

<p>Kocaefe’nin İstanbul Barosu üyesi olduğunu hatırlatan Kaboğlu, yaşananların sıradan bir saldırı olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. Avukatlık mesleğinin yalnızca bireylerin haklarını savunmakla sınırlı olmadığını, aynı zamanda kamu hizmeti olduğunu vurgulayan Kaboğlu, savunmaya yönelen her saldırının toplumun tamamını hedef aldığını ifade etti.</p>

<p>Baroların bu tür olayların bir daha yaşanmaması için kararlı bir mücadele yürüteceğini belirten Kaboğlu, “Eğer avukat görevini özgürce yerine getiremiyorsa hiçbir yurttaşın hakkı güvence altında değildir” dedi.</p>

<p><img alt="225Ccf7E 3C21 4E8E A3A3 D83F46844Fe5" height="576" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/225ccf7e-3c21-4e8e-a3a3-d83f46844fe5.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="1024" /></p>

<h3><strong>Yetkililere Çağrı: Şiddet Diline Son Verin</strong></h3>

<p>Eylemde, şiddetin her türüne karşı durulması gerektiği vurgulanırken, başta siyasiler olmak üzere tüm yetkililere şiddet dilinden uzak durma çağrısı yapıldı.<strong> </strong>Meslektaşlarının kaybı karşısında derin bir acı ve öfke yaşayan avukatlar, “Bu katliam son olsun” diyerek adaletin sağlanması ve faillerin en ağır şekilde cezalandırılması talebinde bulundu.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/UFlPqo-TgTY?si=3VAeB-puwkcdPKFA" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p><i>TBB Başkanı Sağkan, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:</i></p>

<p>“Acımız çok büyük. Bugün burada sadece bu acıyı paylaşmak amacıyla bulunmuyoruz. 26 yaşında gencecik bir meslektaşımız Hatice… Gece gündüz demeden çalışmış, çok iyi bir hukuk eğitimi almış ve avukat olarak yurttaşlarımızın hak arama hürriyetlerini savunmak üzere göreve başlamış. Haince, alçakça, pusu kurdular Hatice’ye.</p>

<p>Bursa Cumhuriyet Başsavcılığımız etkin bir soruşturma yürütüyor. Faillerin gözaltına alındığını biliyoruz. Tüm Barolarımız ve tüm meslektaşlarımızla bu yargılamanın hem soruşturma hem kovuşturma süreçlerini etkin bir şekilde takip edeceğiz. En ağır cezanın alınmasını da sağlayacağız. Ancak bunun yeterli olmadığını biliyoruz. Çünkü bu konu maalesef ki münferit bir olay değil. Bir rastlantı değil. Hatice, tesadüfen oradan geçmiyordu. Önüne pusu kurdular. Bir hukuki uyuşmazlığın tarafı olan borçlusu sırf bir hukuki işlem gerçekleştirdiği için 26 yaşında, savunmasız bir avukatı kurşun yağmuruna tuttular.</p>

<p><img alt="225Ccf7E 3C21 4E8E A3A3 D83F46844Fe5-1" class="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/225ccf7e-3c21-4e8e-a3a3-d83f46844fe5-1.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="900" height="406"></p>

<p>Yıllardır uyarıyoruz; bu cinayetlerin arkasında adalete olan güvenin zayıflatılmasının, avukatı müvekkiliyle özdeşleştiren tutumun ve avukatlık mesleğini itibarsızlaştıran söylemlerin olduğunu biliyoruz. O nedenle rastlantı diyemeyiz buna. Bu mesleğe karşı yıllardır sistematik olarak sürdürülen saldırıların somut bir sonucudur bu.</p>

<p>Tüm toplumumuza şunu hatırlatmak istiyorum: Avukatlar sizlerin özel yaşantınızda, ticari yaşantınızda aldığınız kararların sorumlusu değildir.</p>

<p>Buradan kamu otoritesine de seslenmek istiyorum. Yıllardır savunma makamına dönük sistematik saldırıların artık ne noktaya geldiğinin lütfen farkına varın. Baroların ve Türkiye Barolar Birliği’nin yıllardır avukata ve yargı görevlilerine dönük saldırıların engellenmesi için sunduğu kanun tekliflerini lütfen artık hayata geçirin. Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne 2022 yılının 5 Nisan’ında avukata dönük şiddet olaylarının araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması talebinde bulunduk. Reddettiler. Buradan tekrar sesleniyoruz: Artık lütfen kimse kafasını kuma gömmesin. Kimse, bunlar önlenemez münferit olaylar demesin. Daha Ocak ayında bir kamu avukatı olan Zekeriya Polat, Yalova’da, kamu binasının içine elini kolunu sallayarak giren bir cani tarafından katledildi. Artık bunu engelleyelim. Artık bizim sabrımız kalmadı. Bir meslektaşımızı daha toprağa gömmek istemiyoruz.</p>

<p>Bu çağrımızı sakın bir mağduriyet olarak görmeyin. 210 bin avukat, 81 Baro ve Türkiye Barolar Birliği avukata yönelik şiddet vakalarının önlenmesi konusunda tam bir birlik içinde mücadele etme azim ve kararlılığındadır. Meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Bugün burada yüksek sesle ifade ediyoruz. Yargı görevlilerine dönük şiddet vakaları münferit olaylar değildir ve bunu engellemek mümkündür. Türkiye Barolar Birliği, 81 baromuz ve 210 bin avukat olarak söz veriyoruz: Bu topraklardan bu acıları silene kadar mücadele edeceğiz.”</p>

<p>Basın açıklamasında, TBB ve Barolar tarafından, "Daha önce reddedilen şiddet araştırması önergelerini raflardan indirin”, “Avukata yönelik saldırılar, CMK kapsamında doğrudan tutuklama nedeni sayılmalı ve yasal düzenlemeler acilen hayata geçirilmelidir" mesajları verildi.</p>

<p>Açıklamanın ardından, Bursa Adliyesi önünden Kent Meydanı’na, "Savunmayı Savunuyoruz" pankartıyla bir yürüyüş gerçekleştirildi. Yürüyüş boyunca “Savunma susmadı, susmayacak” sloganları atıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-bursada-tek-ses-savunmaya-sikilan-kursun-adalete-yonelmistir</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/d9b2be84-3efd-405d-bfda-2f0ba0f14bce.webp" type="image/jpeg" length="38451"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Hatice Kocaefe (26) Harvard'da çalışma yapıp, BM İklim Konferansı'nda görev almış]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefe-26-harvardda-calisma-yapip-bm-iklim-konferansinda-gorev-almis</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefe-26-harvardda-calisma-yapip-bm-iklim-konferansinda-gorev-almis" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ablasının alacağı için icra takibi başlattığı Hakkı Ç.’in silahlı saldırısında yaşamını yitiren Avukat Hatice Kocaefe’nin (26) babası, kızının İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Amerika’da Stanford Law School’da yüksek lisans yapıp Harvard’da da akademik çalışmalar yürüttüğünü, ardından BM İklim Konferansı delegasyonunda görev aldığını belirterek, “Sorumluların en ağır cezayı almasını istiyorum” dedi. 5 suç kaydı olan Hakkı Ç. ise Bursa’da yakalanıp, gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, pazartesi günü saat 17.00 sıralarında Bursa’nın Gürsu ilçesi Ağaköy Mahallesi’nde meydana geldi. Hakkı Ç., soğuk hava deposu bulunan Elif Çalışkan’a armut sattı. Ödemesini yapan Çalışkan’dan ihracatta kullanılan 5 milyon TL’lik armut kasası satın alan Hakkı Ç. ise borcunu ödemedi. Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla hukuki süreç başlatınca Hakkı Ç. ile aralarında husumet oluştu. Yine iddiaya göre kız kardeşleri telefonda tehdit eden Ç., hakkında başlatılan icra takibinin geri çekilmesini istedi. Kocaefe ise olumsuz yanıt verip hukuki sürecin devam edeceğini belirtti.</p>

<p>İki kız kardeş, babaları Rahmi Kocaefe ve erkek kardeşleri Muammer Kocaefe ile birlikte sahibi oldukları soğuk hava deposuna yürüyerek gittikleri sırada, otomobille önlerini kesen Hakkı Ç. tarafından silahla ateş açıldı. Şüpheli otomobille kaçarken, Elif Çalışkan dizinden, Hatice Kocaefe ise göğsüne isabet eden tek kurşunla yaralandı. İhbar üzerine bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Hatice Kocaefe, ambulansla kaldırıldığı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Tedaviye alınan Elif Çalışkan’ın sağlık durumunun ise iyi olduğu öğrenildi.</p>

<p><strong>ŞÜPHELİ YAKALANDI</strong></p>

<p>Olay sonrası jandarma iki şüpheliyi gözaltına aldı. Soruşturmanın devredildiği Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, Hakkı Ç.’i Nilüfer ilçesinde rezidanstaki bir evde yakaladı. Gözaltına alınan şüphelinin 5 ayrı suçtan kaydı olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı genişleten polis, 4 kişiyi daha gözaltına aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>ABD’DE YÜKSEK LİSANS YAPMIŞ</strong></p>

<p>Avukat kızı Hatice Kocaefe’nin ölümüne, diğer kızı Elif Çalışkan’ın ise yaralanmasına tanık olan Rahmi Kocaefe, evinde taziyeleri kabul etti. Rahmi Kocaefe, DHA muhabirine yaptığı açıklamada hayat dolu olan kızının İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun olduğunu belirterek, “Hatice, mezun olduktan sonra Viyana Üniversitesi’nde Erasmus yaptı. Ardından yüksek lisans eğitimine devam etti. Daha sonra Amerika’da Stanford Law School’da yüksek lisans yaptı, Harvard’da da akademik çalışmalar yürüttü. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı delegasyonunda görev aldı. Geçen ay da Brezilya’da yapılan bir toplantıya katılmıştı” dedi.</p>

<p><strong>‘HEPSİ YARIM KALDI’</strong></p>

<p>Kızının hedeflerinin büyük olduğunu belirten Kocaefe, “Hatice, ‘Dünyanın her yerinde arkadaşlarım var’ derdi. Dünya çapında bir hukuk bürosu kurmak istiyordu. Eğitim vakfı kurma hayali vardı. O gün de ofisini açmak için hazırlık yapıyordu. Hepsi yarım kaldı” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘EN AĞIR CEZAYI ALSIN’</strong></p>

<p>Kızının görevini yaparken öldürüldüğünü belirten Rahmi Kocaefe, “Defalarca tehdit edildik. Kızım sadece işini yapıyordu. Sorumluların en ağır cezayı almasını istiyorum” ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefe-26-harvardda-calisma-yapip-bm-iklim-konferansinda-gorev-almis</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 15:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/69f3494c7d14dcf64524fd02.webp" type="image/jpeg" length="52983"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlardan saldırılara tepki: Yalnızca mesleğimizi yaptığımız için hedefteyiz]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlardan-saldirilara-tepki-yalnizca-meslegimizi-yaptigimiz-icin-hedefteyiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlardan-saldirilara-tepki-yalnizca-meslegimizi-yaptigimiz-icin-hedefteyiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Barosu, son zamanlarda avukata yönelik artan şiddet ve saldırılara tepki gösterdi. Baro Yönetim Kurulu Üyeleri ve Baro Üyesi avukatlar, Sakarya Adliyesi önünde bir araya gelerek saldırıları protesto etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Baro adına, Baro Yönetim Kurulu Üyesi Av. Elif Erdem Düzgün açıklamalarda bulundu:</p>

<p>“Dün İstanbul Barosu Üyesi meslektaşımız Av. Hatice Kocaefe, yalnızca mesleki faaliyetleri nedeniyle katledildi.</p>

<p>Daha önce ise İzmir Barosu Üyesi meslektaşımız Av. Ali Aydın ve Yalova Barosu Üyesi meslektaşımız Av. Zekeriya Polat, aynı nedenle yaşamdan koparıldı.</p>

<p>Bu acı olaylar, avukata yönelen şiddetin tesadüfi değil, giderek derinleşen yapısal bir sorun haline geldiğini açıkça ortaya koymaktadır. Meslektaşlarımız; görevlerini yerine getirirken tehdit, darp ve hatta ölümle sonuçlanan saldırılarla karşı karşıya kalmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukata yönelik her saldırı; savunma makamına, adil yargılanma hakkına ve hukuk devletine yönelmiş bir saldırıdır. Avukatın üstlendiği görevin doğası gereği tarafların temsilcisi olduğu gerçeği göz ardı edilerek hedef haline getirilmesi kabul edilemez.</p>

<p>Bu şiddet ortamı; cezasızlık algısı, mesleğin itibarsızlaştırılması ve gerekli önlemlerin zamanında alınmamasından beslenmektedir. Etkin ve kararlı bir mücadele ortaya konulmadıkça, bu saldırıların önüne geçmek mümkün değildir.</p>

<p>Yetkili tüm kurumlara açık çağrımızdır: Avukata yönelik şiddetin önlenmesi için gerekli yasal düzenlemeler ivedilikle hayata geçirilmeli, caydırıcı ve somut tedbirler gecikmeksizin uygulanmalıdır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki; savunmanın susturulduğu bir yerde adaletten söz edilemez.</p>

<p>Avukatın güvende olmadığı bir sistemde, yurttaşın hak arama özgürlüğü de güvende değildir.</p>

<p>Artık yeni kayıplar yaşamak istemiyoruz. Meslektaşlarımızı saygıyla anıyor; savunmayı, mesleğimizi ve yurttaşın hakkını korumaya kararlılıkla devam edeceğimizi kamuoyuna duyuruyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlardan-saldirilara-tepki-yalnizca-meslegimizi-yaptigimiz-icin-hedefteyiz</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/2-1-3.jpg" type="image/jpeg" length="56876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CEZA MUHAKEMESİNDE PLACEBO SAVUNMA: GÖRÜNÜRDE SAVUNMA, GERÇEKTE KANAAT TESLİMİYETİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-placebo-savunma-gorunurde-savunma-gercekte-kanaat-teslimiyeti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-placebo-savunma-gorunurde-savunma-gercekte-kanaat-teslimiyeti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Ceza Muhakemesinde Placebo Savunma: Görünürde Savunma, Gerçekte Kanaat Teslimiyeti]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde savunmanın varlığı, her zaman savunmanın etkili olduğu anlamına gelmez. Müdafi duruşmada hazır bulunabilir, sanık beyanda bulunabilir, dilekçe verilebilir, itiraz edilebilir; fakat bütün bu faaliyetler, yargılamanın kanaat yapısını, delil değerlendirme biçimini ve karar gerekçesini değiştirmediği sürece yalnızca biçimsel bir savunma görüntüsü üretir. Bu çalışmada “placebo savunma” kavramı, ceza muhakemesinde savunmanın gerçek müdahale gücünü kaybederek psikolojik teselliye, usulî görünürlüğe ve sembolik katılıma indirgenmesini ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Placebo savunma, sanığı ve müdafii geçici olarak rahatlatabilir; fakat dosyanın kurduğu anlam rejimini, iddianamenin çerçevesini, kolluk anlatısının çıpa etkisini, tutuklama kararının kanaat baskısını veya mütalaanın kapanış gücünü kırmaz. Hibrit Kopuş Savunması ise savunmayı yalnızca konuşma, itiraz veya dilekçe faaliyeti olarak değil; yargılamanın bilişsel, retorik, dramaturjik ve usulî akışına stratejik müdahale olarak görür. Bu nedenle placebo savunmaya karşı HKS’nin temel önerisi, savunmanın görünürlükten etkiye, teselliden müdahaleye, biçimsel katılımdan kanaat düzenini dönüştürmeye yönelmesidir.</p>

<p><strong>I. Giriş: Savunma Var mı, Yoksa Savunma Görüntüsü mü Var?</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde en tehlikeli yanılsamalardan biri, savunmanın biçimsel olarak yapılmış olmasının savunmanın gerçekten etkili olduğu anlamına geldiği varsayımıdır. Duruşmada müdafi vardır. Sanık konuşmuştur. Müdafi söz almıştır. Birkaç itiraz yapılmıştır. Belki dilekçe de sunulmuştur. Tutanakta “sanık müdafii savunmasını tekrar etti” veya “beraat talep etti” şeklinde bir cümle de yer almıştır.</p>

<p>İlk bakışta savunma vardır.</p>

<p>Fakat biraz yakından bakıldığında şu soru belirir: Bu savunma gerçekten yargılamanın yönünü değiştirmiş midir? Mahkemenin erken kanaatini zorlamış mıdır? İddianamenin kurduğu anlatıyı kırmış mıdır? Delillerin tartışılma biçimine müdahale etmiş midir? Hâkimin dosyayı okuma tarzında bir tereddüt üretmiş midir? Tutanakta üst denetime elverişli bir iz bırakmış mıdır? Mütalaanın dayandığı varsayımları dağıtmış mıdır? Gerekçenin kurulacağı zemine önceden müdahale etmiş midir?</p>

<p>Eğer bu soruların cevabı olumsuzsa, ortada savunmanın kendisinden çok savunma görüntüsü vardır.</p>

<p>İşte bu yazıda “placebo savunma” dediğimiz olgu tam da burada ortaya çıkar. Placebo savunma, ceza muhakemesinde savunmanın görünür fakat etkisiz hale gelmesidir. Savunma yapılmıştır; ama savunma etki üretmemiştir. Müdafi konuşmuştur; ama dosyanın kanaat mimarisi yerinden oynamamıştır. İtiraz edilmiştir; ama yargılama ritmi değişmemiştir. Dilekçe verilmiştir; ama mahkemenin gerekçe kurma alanı daraltılmamıştır.</p>

<p>Bu nedenle placebo savunma yalnızca zayıf savunma değildir. Daha derin bir şeydir: Savunmanın kendi varlığını gerçek sanmasıdır.</p>

<p><strong>II. Placebo Kavramından Placebo Savunmaya</strong></p>

<p>Tıpta placebo, gerçek bir etkin madde içermediği halde kişide iyileşme beklentisi veya rahatlama duygusu yaratan uygulamayı ifade eder. Burada önemli olan, uygulamanın kişide bir etki hissi doğurmasıdır; fakat bu etkinin nesnel tedavi edici güçten değil, beklentiden, inançtan ve psikolojik rahatlamadan kaynaklanmasıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesine taşındığında placebo savunma da benzer bir işlev görür. Sanık, “avukatım savunma yaptı” diye düşünür. Müdafi, “görevimi yerine getirdim” duygusuna kapılabilir. Mahkeme, “taraflara söz verildi” rahatlığıyla usulî görünümü tamamlanmış sayabilir. Dosya, dışarıdan bakıldığında savunma hakkına saygı gösterilmiş gibi görünür.</p>

<p>Fakat bu görünümün altında esas soru şudur:</p>

<p>Savunma, yargısal kararın oluşum sürecine gerçekten müdahale etmiş midir?</p>

<p>Placebo savunmanın tehlikesi, savunmanın yokluğundan daha sinsi oluşundadır. Çünkü savunmanın tamamen yokluğu açık bir ihlaldir; herkes tarafından görülebilir. Oysa placebo savunmada savunma var gibidir. Usulî dekor tamamdır. Duruşma yapılmıştır. Söz verilmiştir. Müdafi beyanı alınmıştır. Hatta bazen uzun uzun konuşulmuştur.</p>

<p>Ama bütün bunlar, dosyanın kaderini belirleyen asıl kanaat hatlarına temas etmemiştir.</p>

<p>Bu yüzden placebo savunma, savunma hakkının kaba inkârı değil; savunma hakkının biçimsel tüketimidir.</p>

<p><strong>III. Ceza Muhakemesinde Biçimsel Savunma ile Etkili Savunma Ayrımı</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde savunma iki düzeyde düşünülebilir. Birincisi biçimsel savunmadır. İkincisi etkili savunmadır.</p>

<p>Biçimsel savunma, savunma hakkının dış görünümünü temsil eder. Müdafiin hazır bulunması, sanığın dinlenmesi, dilekçe sunulması, söz verilmesi, itiraz hakkının teorik olarak tanınması bu düzeye aittir. Bunlar kuşkusuz önemlidir. Ancak tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Etkili savunma ise başka bir şeydir. Etkili savunma, yargılamanın karar üretme mekanizmasına nüfuz edebilen savunmadır. Delilin tartışılmasını sağlayan, iddianamenin anlatısını sorgulatan, tutanağa itirazı geçiren, mahkemenin prematüre kanaatini görünür kılan, gerekçenin keyfî kurulmasını zorlaştıran ve üst denetime malzeme hazırlayan savunmadır.</p>

<p>Bir başka deyişle biçimsel savunma “savunma yapıldı mı?” sorusuna cevap verir. Etkili savunma ise “savunma yargılamayı değiştirdi mi?” sorusuna yönelir.</p>

<p>Placebo savunma, birinci soruya evet cevabı verip ikinci soruyu susturan savunmadır.</p>

<p>Bu nedenle placebo savunma, çoğu zaman hukukî ritüellerin içinde gizlenir. Duruşma salonunda savunmanın varlığına dair birçok işaret vardır; fakat savunmanın gerçek etkisine dair çok az belirti bulunur. Savunma, yargılamanın canlı bir öznesi olmaktan çıkar; yargılama dekorunun zorunlu unsurlarından biri haline gelir.</p>

<p><strong>IV. Placebo Savunmanın Ceza Muhakemesindeki Görünümleri</strong></p>

<p><strong>1. Dilekçe Verilmiş Ama Dosya Çerçevesi Kırılmamıştır</strong></p>

<p>Placebo savunmanın ilk görünümü, dilekçenin savunma sanılmasıdır. Elbette yazılı savunma son derece önemlidir. Hatta dosya merkezli yargılama pratiğinde çoğu zaman savunmanın en kalıcı zemini yazılı metindir. Fakat her dilekçe savunma değildir.</p>

<p>Bir dilekçe, yalnızca dosyadaki delilleri tekrar ediyor, genel beraat talebinde bulunuyor, soyut hukuk cümleleriyle yetiniyor ve mahkemenin kanaat kurma biçimini hedef almıyorsa, savunma etkisi sınırlı kalır. Böyle bir dilekçe müvekkili rahatlatabilir; “dosyaya bir şey sunduk” hissi verebilir. Fakat iddianamenin anlam çerçevesini dağıtmıyorsa, kolluk tutanaklarının güvenilirliğini sınamıyorsa, deliller arasındaki boşlukları göstermiyorsa, gerekçeyi önceden zorlamıyorsa placebo etkisi üretir.</p>

<p>Gerçek savunma dilekçesi, yalnızca cevap veren metin değildir. Dosyayı yeniden kuran metindir.</p>

<p><strong>2. Duruşmada Konuşulmuş Ama Tutanak Kilitlenmemiştir</strong></p>

<p>İkinci görünüm, sözlü savunmanın tutanakta iz bırakmamasıdır. Müdafi duruşmada etkili konuşmuş olabilir. Salon atmosferinde güçlü bir hitabet kurulmuş olabilir. Fakat bu konuşma tutanağa geçmemişse, üst denetim bakımından çoğu zaman buharlaşır.</p>

<p>Türk ceza muhakemesinde tutanak yalnızca kayıt aracı değildir; aynı zamanda yargılamanın hafızasıdır. Tutanakta yer almayan savunma, çoğu zaman yargılamanın kurumsal hafızasında da yoktur. Bu nedenle placebo savunmanın tipik biçimlerinden biri, salonda etkili görünen ama tutanakta iz bırakmayan savunmadır.</p>

<p>Müdafi kendini konuşmuş sayar. Sanık avukatını mücadele etmiş görür. Fakat dosya, savunmanın asıl vuruşlarını içermeden yoluna devam eder. Sonra gerekçeli karar geldiğinde savunmanın temel itirazlarının karşılanmadığı görülür. Çünkü o itirazlar, yargılamanın resmî hafızasına yeterince yerleşmemiştir.</p>

<p>HKS açısından burada mesele yalnızca konuşmak değil, konuşmanın izini üretmektir.</p>

<p><strong>3. İtiraz Edilmiş Ama Hedef Belirlenmemiştir</strong></p>

<p>Placebo savunmanın üçüncü görünümü, hedefsiz itirazdır. Müdafi itiraz eder; fakat itirazın neyi durduracağı, neyi kayda geçireceği, hangi üst denetim zeminini oluşturacağı, mahkemenin hangi kanaat sıçramasını engelleyeceği belli değildir.</p>

<p>Bu tür itirazlar bazen savunma enerjisi gibi görünür. Hatta müvekkil açısından “avukatım itiraz etti” duygusu yaratır. Ancak her itiraz etkili değildir. İtiraz, stratejik hedefe bağlanmadığında savunmanın sesi artar ama etkisi artmaz.</p>

<p>HKS açısından itiraz, refleks değil araçtır. Her itirazın bir işlevi olmalıdır: delilin tartışılmasını sağlamak, tutanağı düzeltmek, hukuka aykırılığı görünür kılmak, hâkimin kanaat atlamasını yavaşlatmak, mütalaanın dayanağını daraltmak veya üst denetime kayıt üretmek.</p>

<p>Bu işlevlerden kopan itiraz, placebo savunmanın gürültülü biçimidir.</p>

<p><strong>4. Müvekkil Rahatlatılmış Ama Mahkeme Zorlanmamıştır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Savunmanın psikolojik boyutu vardır. Müdafi, müvekkilini dinler, sakinleştirir, sürecin ağırlığını taşınabilir hale getirir. Bu çok değerlidir. Fakat savunma yalnızca müvekkili rahatlatmaya indirgenirse, mahkemeye yönelen etkisini kaybeder.</p>

<p>Placebo savunmanın en insani ama en tehlikeli biçimlerinden biri budur. Müdafi, müvekkiline güven verir; fakat mahkemenin kanaat yapısına müdahale etmez. Sanık, kendini savunulmuş hisseder; fakat dosya aynı istikamette ilerlemeye devam eder.</p>

<p>Bu noktada savunmanın terapötik işlevi ile muhakeme işlevi birbirine karıştırılmamalıdır. Müdafilik elbette sadece teknik hukuk faaliyeti değildir; aynı zamanda insani bir dayanaktır. Ancak ceza muhakemesinde savunmanın asli görevi, yalnızca sanığın kaygısını azaltmak değil, yargılamanın haksız kanaat üretmesini engellemektir.</p>

<p>Müvekkili rahatlatan ama mahkemeyi zorlamayan savunma, psikolojik olarak değerli görünse de muhakeme bakımından placebo düzeyinde kalabilir.</p>

<p><strong>5. Delil Tartışması Açılmamıştır</strong></p>

<p>Placebo savunmanın en kritik görünümü, delil tartışmasının açılmamasıdır. Ceza muhakemesinde delil yalnızca dosyada bulunan şey değildir; duruşmada tartışılarak anlam kazanan şeydir. Delilin güvenilirliği, elde ediliş biçimi, bağlamı, yorumu, başka delillerle ilişkisi ve isnatla bağlantısı tartışılmadan hükme esas alınması, savunmayı etkisizleştirir.</p>

<p>Savunma, delilin yalnızca varlığına cevap verip delilin anlamını tartışmaya açmıyorsa eksik kalır. Örneğin bir HTS kaydı, kamera görüntüsü, tanık beyanı, bilirkişi raporu veya kolluk tutanağı dosyada bulunabilir. Ama bu delilin neyi gösterdiği, neyi göstermediği, hangi varsayımla yorumlandığı, hangi alternatif ihtimalleri dışlamadığı tartışılmadıkça savunmanın etkisi sınırlanır.</p>

<p>Placebo savunma, delilin dosyada bulunmasını kader kabul eder. Etkili savunma ise delilin anlamına müdahale eder.</p>

<p><strong>V. Placebo Savunmanın Psikolojisi: “Bir Şey Yapıldı” Hissi</strong></p>

<p>Placebo savunmanın gücü, çoğu zaman psikolojik rahatlama üretmesinden gelir. Ceza yargılaması sanık için ağır bir belirsizlik alanıdır. Sanık, çoğu zaman hukuki süreci anlamakta zorlanır. Duruşma salonu, kürsü, cübbe, tutanak, savcı, hâkim, mahkeme dili ve dosya düzeni karşısında kişi kendini edilgen hisseder.</p>

<p>Bu edilgenlik içinde savunmanın herhangi bir hareketi bile rahatlatıcı olabilir. Avukat konuştuğunda, dilekçe sunduğunda, itiraz ettiğinde, sanık “yalnız değilim” duygusuna kavuşur. Bu duygu önemsiz değildir. Fakat sorun, bu duygunun savunmanın gerçek etkisinin yerine geçmesidir.</p>

<p>Placebo savunma, “bir şey yapıldı” hissi üretir. Fakat ceza muhakemesinde asıl mesele bir şey yapılması değil, doğru şeyin doğru zamanda doğru yoğunlukta yapılmasıdır.</p>

<p>HKS’nin “dereceli müdahale” fikri bu nedenle önemlidir. Savunma bazen sakin kalmalıdır. Bazen küçük bir tutanak müdahalesi yeterlidir. Bazen delil tartışmasını açmak gerekir. Bazen hâkimin yönelimini açıkça görünür kılmak gerekir. Bazen daha sert kopuş kaçınılmaz hale gelir. Ancak bütün bu derecelerin ortak noktası, psikolojik rahatlama değil stratejik etki hedeflemesidir.</p>

<p>Placebo savunma ise derece seçmez; çoğu zaman alışkanlık tekrar eder.</p>

<p><strong>VI. Dosya Merkezli Yargılamada Placebo Savunmanın Büyümesi</strong></p>

<p>Placebo savunmanın en verimli zemini, dosya merkezli yargılama pratiğidir. Çünkü dosya merkezli yargılamada duruşma, çoğu zaman delillerin canlı biçimde tartışıldığı bir alan olmaktan çıkar; dosyada zaten kurulmuş kanaatin teyit edildiği bir aşamaya dönüşür.</p>

<p>Bu tür yargılama pratiğinde savunma ne kadar konuşursa konuşsun, eğer dosyanın önceden kurduğu anlam düzenine müdahale etmiyorsa etkisiz kalır. Kolluk tutanağı ilk anlamı kurmuştur. İddianame bu anlamı hukuki isnada dönüştürmüştür. Tutuklama kararı bu isnada ağırlık kazandırmıştır. Ara kararlar dosyanın yönünü sabitlemiştir. Mütalaa ise bütün bu yapıyı nihai sonuç diliyle kapatmıştır.</p>

<p>Savunma bu zincirin hangi halkasında kanaatin kurulduğunu teşhis etmeden yalnızca sonuca itiraz ederse placebo etki üretir. Çünkü mahkemenin zihninde mesele çoktan kapanmış olabilir. Böyle bir durumda savunmanın görevi, yalnızca “beraat istiyoruz” demek değil; kanaatin hangi varsayımlarla kurulduğunu açığa çıkarmaktır.</p>

<p>HKS açısından savunma, dosya merkezli yargılamada iki yönlü çalışmalıdır: Bir yandan dosyayı içeriden yazmalı; yani yazılı savunma ile dosyanın anlam haritasını değiştirmelidir. Diğer yandan duruşmada çerçeveyi zorlamalı; yani sözlü müdahalelerle dosyanın otomatik akışını kesmelidir.</p>

<p>Aksi halde savunma, dosyanın kendi kendini doğrulayan döngüsünde dekoratif bir role indirgenir.</p>

<p><strong>VII. Prematüre Kanaat ve Placebo Savunma</strong></p>

<p>Placebo savunmanın en önemli nedenlerinden biri, prematüre kanaati hedef almamasıdır. Prematüre kanaat, yargılamanın henüz tamamlanmadan zihinsel olarak kapanmasıdır. Bu kapanma bazen kolluk anlatısında başlar, bazen iddianamede güçlenir, bazen tutuklama kararında sertleşir, bazen de mütalaa ile son biçimini alır.</p>

<p>Savunma, prematüre kanaati fark etmeden hareket ettiğinde çoğu zaman yanlış zeminde mücadele eder. Mahkemenin henüz kanaat oluşturmadığını varsayar. Delillerin hâlâ nötr biçimde tartışıldığını sanır. Oysa mahkeme zihinsel olarak çoktan bir güzergâha yerleşmiş olabilir.</p>

<p>Bu durumda genel savunma cümleleri, soyut beraat talepleri veya standart itirazlar mahkemenin kanaat yapısına temas etmez. Çünkü sorun delillerin tek tek eksikliği değil, delillerin hangi zihinsel çerçevede okunduğudur.</p>

<p>Placebo savunma, prematüre kanaati görünmez bırakır. Etkili savunma ise onu teşhis eder.</p>

<p>Bu teşhis bazen açıkça yapılabilir: “Sayın mahkeme, dosyada henüz tartışılmamış hususlar, iddianamenin ön kabulü üzerinden değerlendirilmekte; bu durum delillerin serbestçe tartışılmasını zayıflatmaktadır.”</p>

<p>Bazen daha dolaylı yapılır: “Bu delilin isnadı desteklediği kabulünden önce, delilin hangi ihtimalleri dışladığı ve hangi ihtimalleri açık bıraktığı tartışılmalıdır.”</p>

<p>Bazen de tutanak üzerinden yapılır: “Bu beyanımızın, delilin tartışılmamış anlamına dayanılarak hüküm kurulamayacağı yönündeki itirazımızla birlikte tutanağa geçirilmesini talep ederiz.”</p>

<p>Bunlar HKS’nin mikro ve kontrollü kopuş alanlarıdır. Savunma, kanaatin erken kapanmasını görünür hale getirdiği ölçüde placebo etkiden çıkar.</p>

<p><strong>VIII. CMK 215–216–217 Hattı: Placebo Savunmaya Karşı Usulî Direnç</strong></p>

<p>Placebo savunmanın panzehirlerinden biri, CMK 215–216–217 hattının bilinçli işletilmesidir.</p>

<p>CMK 215, ortaya konulan delillere karşı taraflara diyeceklerinin sorulmasını öngören kritik bir alandır. Bu hüküm, savunmaya yalnızca genel savunma yapma imkânı vermez; her delilin ardından o delilin anlamına müdahale etme imkânı tanır. Bu nedenle CMK 215, placebo savunmaya karşı mikro müdahale zeminidir.</p>

<p>Savunma, delil okunduğunda yalnızca “diyeceğimiz yoktur” dediğinde çoğu zaman dosyanın anlam üretimine katılmamış olur. Oysa etkili savunma, delilin tartışılmasına müdahale eder: “Bu delil isnadı desteklememektedir”; “Bu beyan çelişkilidir”; “Bu rapor yöntemsel olarak eksiktir”; “Bu kayıt bağlamından koparılarak yorumlanamaz”; “Bu delilin sanıkla bağlantısı kurulmamıştır.”</p>

<p>CMK 216 ise esas hakkındaki mütalaaya karşı savunmanın son büyük söz alanıdır. Ancak bu alan yalnızca son bir konuşma fırsatı olarak görülürse placebo hale gelir. Etkili savunma, mütalaanın sadece sonucuna değil, kurduğu delil zincirine, varsayımlarına ve dışladığı ihtimallere müdahale eder.</p>

<p>CMK 217 ise hükmün ancak duruşmaya getirilmiş ve huzurda tartışılmış delillere dayanabileceği ilkesini ifade eder. Bu ilke placebo savunmanın tam karşısında durur. Çünkü savunma şunu söyler: “Bir delilin dosyada bulunması yetmez; o delilin anlamı duruşmada tartışılmalıdır.”</p>

<p>Bu üçlü hat, savunmanın pasif katılımdan aktif müdahaleye geçiş zeminidir. HKS bakımından bu hükümler, savunmanın yalnızca varlığını değil, etkisini kurar.</p>

<p><strong>IX. Placebo Savunma ve Tutanak Krizi</strong></p>

<p>Türk ceza yargılamasında savunmanın etkisizleştiği en önemli alanlardan biri tutanaktır. Çünkü tutanak, yalnızca duruşmada söylenenlerin kaydı değildir; daha sonra gerekçeli kararın ve üst denetimin besleneceği zemindir.</p>

<p>Placebo savunma, çoğu zaman tutanakla mücadele etmez. Müdafi konuşur ama söylediklerinin nasıl geçirildiğini takip etmez. İtiraz eder ama itirazın gerekçesi tutanağa yansımaz. Delil tartışması yapar ama tartışmanın ana cümlesi kaybolur. Hâkimin yönlendirmesine karşı çıkar ama bu karşı çıkış “sanık müdafii beyanda bulundu” şeklinde özetlenir.</p>

<p>Böylece savunma, duruşma salonunda var olmuş ama dosyada yok olmuş olur.</p>

<p>HKS açısından tutanak, savunmanın hafıza alanıdır. Savunma yalnızca mahkeme heyetine değil, dosyanın geleceğine de konuşur. İstinafa, Yargıtay’a, Anayasa Mahkemesi’ne, hatta ileride yapılabilecek bireysel başvuruya malzeme üretir. Bu nedenle tutanak müdahalesi, savunmanın teknik ayrıntısı değil, stratejik omurgasıdır.</p>

<p>Placebo savunma “söyledim” der. Etkili savunma “söyledim ve kayda geçirdim” der.</p>

<p><strong>X. Placebo Savunmanın Dramaturjisi: Savunma Rolünün Oynanması</strong></p>

<p>Ceza duruşması yalnızca hukuki bir işlem değildir; aynı zamanda güçlü bir dramaturjik sahnedir. Kürsü, cübbe, tarafların konumu, söz alma biçimi, hitap tarzı, hâkimin müdahaleleri, savcının mekânsal yakınlığı ve sanığın fiziksel konumu yargılamanın sembolik düzenini oluşturur.</p>

<p>Bu sahnede savunmanın da kendisine biçilen bir rolü vardır. Bazen bu rol, “usulüne uygun biçimde konuşan ama yargılamanın merkezine fazla müdahale etmeyen avukat” rolüdür. Müdafi bu rolü sorgulamadan kabul ettiğinde, placebo savunma dramaturjik olarak tamamlanır.</p>

<p>Savunma oradadır ama sahnenin akışını değiştirmez. Konuşur ama ritmi bozmaz. İtiraz eder ama düzeni sarsmaz. Talepte bulunur ama mahkemenin konfor alanını zorlamaz. Böylece savunma, yargılamanın meşruiyet dekoruna katkı sunar; fakat hakikatin ortaya çıkarılmasına aynı ölçüde katkı sunmayabilir.</p>

<p>HKS, savunmanın bu dramaturjik edilgenliğine itiraz eder. Savunma, sahnenin kendisine biçtiği rolü her zaman kabul etmek zorunda değildir. Bazen uyumlu görünerek güven üretir. Bazen küçük müdahalelerle ritmi yavaşlatır. Bazen açık itirazla çerçeveyi kırar. Bazen sert kopuşla usul ihlalini görünür kılar. Bazen de sistemik meşruiyet sorununu kayıt altına alır.</p>

<p>Bu nedenle HKS, savunmanın sahnedeki varlığını değil, sahneye müdahale kapasitesini önemser.</p>

<p><strong>XI. Placebo Savunma ile Etkili Savunma Arasındaki Temel Farklar</strong></p>

<p>Placebo savunma ile etkili savunma arasındaki fark, çoğu zaman kullanılan kelimelerde değil, savunmanın hedefinde ortaya çıkar.</p>

<p>Placebo savunma, “savunma yapıldı” görüntüsünü üretir. Etkili savunma, “kanaat zorlandı” sonucunu hedefler.</p>

<p>Placebo savunma, müvekkili rahatlatır. Etkili savunma, mahkemeyi düşünmeye zorlar.</p>

<p>Placebo savunma, dosyaya cevap verir. Etkili savunma, dosyanın kuruluş biçimini sorgular.</p>

<p>Placebo savunma, itiraz eder. Etkili savunma, itirazı kayıt, delil tartışması ve üst denetim stratejisine bağlar.</p>

<p>Placebo savunma, duruşmada konuşur. Etkili savunma, tutanakta iz bırakır.</p>

<p>Placebo savunma, delilin varlığına cevap verir. Etkili savunma, delilin anlamını tartışır.</p>

<p>Placebo savunma, mahkemenin ritmine uyar. Etkili savunma, gerektiğinde ritmi yavaşlatır, böler veya yeniden kurar.</p>

<p>Placebo savunma, karar geldiğinde “biz söyledik” der. Etkili savunma, karar gelmeden önce gerekçenin hareket alanını daraltır.</p>

<p>Bu ayrım, HKS’nin temel sorusuna bağlanır: Savunma hangi dereceyle, hangi anda, hangi hedefe müdahale edecektir?</p>

<p><strong>XII. HKS’nin Cevabı: Savunmayı Görünürlükten Etkiye Taşımak</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, placebo savunmaya karşı savunmanın stratejik aklını yeniden kurar. Bu modelde savunma, tek tonlu bir itiraz pratiği değildir. Savunma, yargılamanın atmosferini, hâkimin tutumunu, dosyanın delil yapısını, müvekkilin psikolojisini, tutanak rejimini, mütalaa dilini ve karar ihtimalini birlikte okuyan bir müdahale sanatıdır.</p>

<p>HKS açısından savunmanın değeri yalnızca ne kadar konuştuğunda değil, ne zaman konuştuğunda; yalnızca ne söylediğinde değil, neyi kayda geçirdiğinde; yalnızca hangi hakkı hatırlattığında değil, o hakkı hangi stratejik hedefe bağladığında ortaya çıkar.</p>

<p>Bu nedenle HKS’nin placebo savunmaya karşı önerileri şunlardır:</p>

<p>Savunma, her duruşmadan önce dosyanın kanaat haritasını çıkarmalıdır. Mahkeme hangi delile yaslanıyor? İddianame hangi çerçeveyi kuruyor? Kolluk anlatısı hangi ilk anlamı dayatıyor? Tutuklama kararı dosyada nasıl bir ağırlık oluşturmuş? Mütalaa hangi varsayımlarla kurulmuş?</p>

<p>Savunma, her delil bakımından yalnızca “lehimize mi, aleyhimize mi?” sorusunu değil, “bu delil hangi anlam rejimi içinde okunuyor?” sorusunu sormalıdır.</p>

<p>Savunma, duruşmada yalnız konuşmayı değil, kayıt üretmeyi hedeflemelidir.</p>

<p>Savunma, müvekkili yalnız psikolojik olarak rahatlatmakla yetinmemeli; onu stratejik disipline de hazırlamalıdır.</p>

<p>Savunma, hâkimle gereksiz çatışmadan kaçınmalı; fakat mahkemenin konfor alanı hakikatin önüne geçtiğinde kontrollü kopuşu göze almalıdır.</p>

<p>Savunma, her itirazı bir üst denetim cümlesine dönüştürebilmelidir.</p>

<p>Bu yaklaşımda savunma, placebo etkiden çıkar ve yargılamanın kurucu unsurlarından biri haline gelir.</p>

<p><strong>XIII. Sonuç: Savunmanın Değeri Görünürlüğünde Değil, Etkisindedir</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde savunmanın en büyük tehlikelerinden biri, kendi biçimsel varlığına aldanmasıdır. Müdafi varsa savunma vardır sanılır. Dilekçe verilmişse savunma yapılmıştır sanılır. Duruşmada konuşulmuşsa hak kullanılmıştır sanılır. Oysa savunma, yalnızca varlığıyla değil, etkisiyle anlam kazanır.</p>

<p>Placebo savunma, bu yanılgının adıdır. Savunmanın psikolojik teselliye, usulî görünüme ve sembolik katılıma indirgenmesidir. Bu savunma türü, sanığa geçici bir rahatlama, müdafie görevini yapmış olma hissi, mahkemeye ise usulî tamamlanmışlık konforu sağlar. Fakat dosyanın kanaat düzenini değiştirmez.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması’nın önemi burada ortaya çıkar. HKS, savunmayı yalnızca mahkemeye hitap eden bir konuşma değil, yargılamanın kanaat mimarisine müdahale eden stratejik bir faaliyet olarak görür. Bu nedenle HKS bakımından savunma, duruşma salonunda görünmekle yetinemez; dosyada iz bırakmalı, delilin anlamını tartışmalı, prematüre kanaati görünür kılmalı, tutanağı zorlamalı, gerekçenin kurulacağı zemini önceden daraltmalı ve gerektiğinde yargılamanın ritmini kontrollü biçimde kesmelidir.</p>

<p>Savunma, yalnızca sanığı rahatlatmak için değil, mahkemeyi hakikate zorlamak için vardır.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde asıl soru şudur:</p>

<p>Savunma yapıldı mı?</p>

<p>Hayır.</p>

<p>Asıl soru şudur:</p>

<p>Savunma, yargılamanın kaderine dokundu mu?</p>

<p>Placebo savunma ile gerçek savunma arasındaki bütün fark, bu sorunun cevabında saklıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Fahrettin-KAYHAN.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hibrit-kopus-savunmasi-perspektifinden-ceza-muhakemesinde-placebo-savunma-gorunurde-savunma-gercekte-kanaat-teslimiyeti-1</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 14:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/tutuklu-kelepce.jpg" type="image/jpeg" length="25486"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HALKI YANILTICI BİLGİYİ ALENEN YAYMA SUÇUNUN UNSURLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/halki-yaniltici-bilgiyi-alenen-yayma-sucunun-unsurlari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/halki-yaniltici-bilgiyi-alenen-yayma-sucunun-unsurlari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. TCK m.217/A</strong></p>

<p><strong>“Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı Türk Ceza Kanunu m.217/A’ya göre;</strong> <i>“(1) Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle, ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır.</i></p>

<p><i>(2) Suçun, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle veya bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi halinde, yukarıdaki fıkraya göre verilen ceza yarı oranında artırılır”</i>.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Maddenin ilk fıkrasında suçun temel, ikinci fıkrasında ise suç tipinin cezayı ağırlaştıran nitelikli hallerinin düzenlendiği görülmektedir. Cezanın üst haddinin 3 yıl hapis cezası olarak öngörülmesi, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun m.100/4’de öngörülen tutuklama yasağının burada geçerli olmayacağını göstermektedir.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine bakıldığında;</strong> ifade özgürlüğünün önemine vurgu yapıldığı, demokratik toplum için en temel gerekliliklerin bu özgürlüğün alt yapısını oluşturduğu, sonrasında ifade özgürlüğü kapsamında haber veya bilgiye ulaşma hakkı ile ilgili açıklamaların yapıldığı, ancak bunların yanında internetin sağladığı anonim ortamın yalan, yanlış ve manipülatif içeriklerin yayılmasına yol açtığına vurgu yapılarak, bu durumun demokratik ortamın masumiyetini zedelediği, bu sebeple haber ve bilgi güvenliğini sağlamak ve özgür ve özgün fikirlerin demokratik ortamda çatışmasına veya yarışmasına yönelik tedbirlerinin alınmasının gerektiğine vurgu yapıldığı anlaşılmaktadır. Gerekçede yer alan bu kısım, yasama organınca ilgili suç tipinin düzenlenmesinin ne amaçla yapıldığına yönelik açıklamasından ibarettir. Gerekçenin kalan kısmında ise; suç tipine ilişkin açıklamaya yer verildiği görülmekle birlikte, açıklamada yanıltıcı veya gerçeğe aykırı bilginin ne olduğundan bahsedilmediği ve bu tespitin nasıl yapılacağına dair bir kriterin ortaya koyulmadığı, öngörülebilirliğin ve bilinirliğin eksik bırakıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>II. Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçunun Unsurları</strong></p>

<p>“Kamu Barışına Karşı Suçlar” bölümünde düzenlenen bu suçun mağduru kamudur. Bu suçla korunan hukuki yarar kamu barışıdır.</p>

<p>Maddede geçen <i>“kamu barışını bozmaya elverişli şekilde”</i> ifadesinden, bu suçun somut tehlike suçu olduğu anlaşılmaktadır. Fiilin objektif olarak kamu barışını bozmaya elverişli olması gerekmektedir ki, bu husus maddenin gerekçesinde de belirtilmiştir.</p>

<p>Failin yalan haber içeren açıklamaları, kamu barışının bozulmasına dair açık ve yakın tehlikeyi içermeli, yani yargı makamı tarafından alenen gerçeğe aykırı bilgi yayma fiilinin kamu barışını bozmaya elverişli olduğunu tespit edilmelidir.</p>

<p>TCK m.217/A’nın başında yer alan <i>“Sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle” </i>ibaresinden açıkça anlaşılacağı üzere; failde aranacak kast özel kasttır, yani icra edilen fiilin yalnızca halk arasında endişe, korku veya panik hallerinden birisini oluşturulması için yapılmalıdır. Fail; halk arasında endişe, korku veya panik oluşturmak saikine sahip değilse, gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yaydığından bahisle cezalandırılamaz. Bu sebeple, bu suç tipinin oluşabilmesi için genel kastın yeterli olmadığı ve saikin aranacağı anlaşılmaktadır. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu olası kastla işlenmeye elverişli değildir.</p>

<p><strong>Hükümde dikkat çeken en önemli mesele “gerçeğe aykırı bilgi” kavramının ne anlama geldiğidir.</strong> Metnin gerekçesinde; “gerçeğe aykırı bilgi” kavramından ne anlaşılması gerektiğinin açıklanmadığı, sadece “yalan”, “yanlış” veya “manipülatif içerik”, “dezenformasyon”, “uydurma içerik” gibi kavramlara yer verildiği, fakat suçun maddi unsurunu oluşturan “gerçeğe aykırı bilgi” kavramından ne anlaşılmasının gerektiği konusunda bir açıklamanın bulunmadığı görülmektedir. “Gerçeğe aykırı bilgi” kavramı; kime ve neye göre, hangi ölçütler esas alınarak tespit edilecektir? Resmi makamlarca yapılan her açıklamaya itibar edilmek zorunda mıdır veya resmi makamların yaptığı her açıklama doğru olarak kabul edilmeli midir? Bu açıklamaları gerekçeli olarak reddeden, açıklamaların hatalı olduğunu bilimsel tespit ve/veya somut gerekçelerle ortaya koyan, görünür gerçekliğe sahip, uydurma tespit ve değerlendirmelerden uzak bilgilerin halkı yanılttığını veya gerçeğe aykırı olduğunu söylemek mümkün olamayacağından, bu tür haberlerin alenen yayılması da düzenleme kapsamına giren suçun konusu olamaz.</p>

<p>Anayasa m.38/1 ile TCK m.2’de “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi düzenlenmiş olup, bu ilke uyarınca suç ve ceza ancak kanunla koyulabilir. “Suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ilk olarak suçların ve cezaların ancak şekli anlamda, yani Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından çıkarılacak kanunla koyulacağı anlamına gelse de, ilkenin bundan ibaret olmadığını, suç ve cezaların yalnızca şekli anlamda kanunla koyulmasının ilkenin gerçek manada hayata geçirilmesi açısından yeterli olmadığını ifade etmek isteriz.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun “Kanunun bağlayıcılığı” başlıklı 4. maddesi gereğince kanunları bilmemek mazeret sayılamayacağından, “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin unsurlarından birisini “belirlilik” ilkesi oluşturmaktadır. “Belirlilik” ilkesi, kanunla düzenlenen suç tiplerinin herkes tarafından anlaşılabilecek şekilde düzenlenmesini ve suç tiplerinin düzenlendiği madde metinlerinde muğlaklık olmaması sağlamaktadır.</p>

<p><strong>TCK m.217/A;</strong> Anayasa m.26 ve m.28’de koruma altına alınan düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti ve basın hürriyeti ile yakından ilgili olduğundan, Anayasanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı 13. maddesi gözönünde bulundurulmalıdır. Anayasa m.13’e göre; temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması gerektiğinde, sınırlandırılan hakkın özüne dokunulamayacağı ve sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve “ölçülülük” ilkesine aykırı olamayacağı açıkça düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Madde metnine bakıldığında;</strong> “ülkenin iç ve dış güvenliği”, “kamu düzeni”, “genel sağlık” ve “kamu barışı” gibi belirli olmayan, soyut ve tespiti ile ispatı zor kavramlara yer verildiği, bu kavramlar sebebiyle madde metninin muğlak olduğu, keyfi uygulamalara yol açabileceği, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilirlik ve bilinirlik kriterlerini sağlamayarak belirsizlik içerdiği, bu haliyle “suçta ve cezada kanunilik” ilkesinin unsurlarından olan “belirlilik” ilkesine uygun olmayarak düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p>Madde metni bu haliyle; Anayasada teminat altına alınmış yukarıda yer verdiğimiz temel hak ve hürriyetleri kullanmak konusunda kişileri tereddüde düşürecek, üzerlerinde baskı hissettirecek, muhalefet yapmanın veya basın ve sosyal medya eliyle muhalif düşünce paylaşmanın ceza yaptırımına tabi tutulma korkusu sebebiyle önüne geçecek ve gerekçede hedeflenenin aksine çoğulcu ve azınlık düşüncenin yayılmasına ve tartışmaya açılamasına engel olacaktır. Böyle bir durum ve uygulama; Anayasa m.13’e aykırı olarak ilgili hak ve hürriyetlerin özüne müdahale teşkil edecek, demokratik ve hukuki olmayan uygulamalara yol açacaktır.</p>

<p><strong>Fikri alana Ceza Hukuku vasıtasıyla müdahale niteliği taşıyan bu düzenlemenin kanunlaşmaması gerekirdi, ancak kanunlaşan bu metin yerine; </strong><i>“Sırf halk arasında endişeye korkuya veya paniğe yol açmak saikiyle; ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili temeli olmayan, uydurma ve gerçek dışı bir bilgiyi, bu niteliğini bilerek ve kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse bir yıldan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</i><strong> hükmü olsa, gerçeğe aykırı bilgiyi alenen yayma suçu daha açık, net ve anlaşılabilir olurdu.</strong></p>

<p>Maddenin 2. fıkrasında yer alan cezayı ağırlaştırıcı nitelikli haller incelendiğinde, failin gerçek kimliğini gizlemek suretiyle suçu işlediği veya bu suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi durumunda 1. fıkrada öngörülen cezanın yarı oranında artırılarak tatbik edileceği düzenleme altına alınmaktadır.</p>

<p>7418 sayılı Kanunun 30. maddesi ile 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Temyiz” başlıklı 286. maddesinin üçüncü fıkrasının (a) bendinin altı numaralı bendinden sonra gelmek üzere “7. Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma (m.217/A),” ifadesi eklenerek, suçun öngördüğü hapis cezası beş yılın altında olsa da, temyiz kanun yoluna başvurma imkanı tanınmaktadır. Suç yukarıda detaylı şekilde açıkladığımız üzere muğlak, “belirlilik” ilkesine aykırı ve temel hak ve hürriyetlerin özüne müdahale ederek keyfi uygulamalara yol açabilecek bir içeriğe sahip olarak düzenlendiğinden, uygulamanın yargı kararlarıyla da şekilleneceği gözetilerek, temyiz kanun yolunun önünün açılması yerindedir.</p>

<p><strong>III. Sonuç</strong></p>

<p>TCK m.217/A’nın 1. fıkrasında; sırf halk arasında endişeye, korkuya veya paniğe yol açmak saikinin arandığı, bu saikin özel kast olarak öngörüldüğü, fakat halk arasında endişenin, korkunun veya paniğin gerçekleşmesinin suçun tamamlanmasında aranmadığı,</p>

<p>Kanun koyucunun “Kamu Barışına Karşı Suçlar” başlığı altında koruduğu hukuki yararların üç alt başlıktan ibaret olduğu, bunların <i>“ülkenin iç ve dış güvenliği”</i>, <i>“kamu düzeni”</i> ve <i>“genel sağlık”</i> olarak sayıldığı,</p>

<p>Başlıkla uyumsuz bir şekilde madde metninde <i>“gerçeğe aykırı bilgi”</i> kavramına yer verildiği,</p>

<p>Neyin gerçek veya neyin gerçeğe aykırı bilgi olduğu hususunda nereye, nasıl bakılacağının ve hangi ölçütlerin esas alınacağının belirtilmediği,</p>

<p>Esasen Anayasanın 26. ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin 10. maddelerinin güvencesi altında bulunan ifade hürriyeti bakımından demokratik, çoğulcu anlayışı benimsemiş bir hukuk devletinde gerçek bilginin kamu otoritesi dahil bir yere ve bir esasa bağlanamayacağının tartışmasız olduğu, bunun aksinin kabul edilemeyeceği, çünkü aksi kabulün “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e aykırı olarak ifade ve basın hürriyetlerinin özüne müdahale teşkil edeceği, caydırıcı etki oluşturacağı,</p>

<p><i>“Kamu barışını bozmaya elverişli”</i> kavramından hareketle somut tehlike suçu ile bu suçun gerçekleştirilmesinin zorlaştırıldığına dair kabulün de yerinde ve yeterli olmadığı, bu tür muğlak kavramlarla genellikle konuşanlara ve yazanlara gösterilen tepkinin kamu barışının bozulmasına elverişlilik bakımından yeterli görüldüğü, bunun ifade ve basın hürriyeti üzerinden ciddi baskı oluşturacağı,</p>

<p>Maddede aranan <i>“aleniyet”</i> şartının gerçekleşmesinin de çok kolay olduğu, çünkü insanların yazıp konuştuklarını, toplumun bir kısmı veya tamamı ile paylaşmayı hedeflediklerini, günümüz iletişim vasıtalarının ve sosyal medyanın bunu da mümkün kıldığını,</p>

<p>“Ortak hüküm” başlıklı TCK m.218’nin 2. cümlesinde geçen <i>“Ancak haber verme sınırlarını aşmayan ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç oluşturmaz.” </i>hükmü bir hukuka uygunluk sebebi olarak kabul edilmekle birlikte, özellikle halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunun soruşturmaya ve kovuşturmaya konu edilmesini engellemeyeceği, halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçunun unsurları ve sübutu ile ilgili zamanla oluşacak içtihat birliğinin de sorunu çözmeye yeterli olmayacağı, çünkü halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama, örgüt propagandası ile hakaret suçlarında bugüne kadar hala bir içtihat birliği ve uygulama yeknesaklığının sağlanamadığı,</p>

<p>İfade ve basın hürriyetleri üzerinde caydırıcı etki oluşturan bu tür ceza normları ile uygulamaların çoğulcu demokrasiyi, haber alma ve verme hakkını kısıtladığı, fikri alandan uzak durması amaçlanan Ceza Hukukunun, hem ifade hürriyeti ve hem de hazırlık hareketleri dahi sayılamayacak alanlara müdahalesinin mümkün kılınarak ceza sorumluluğu alanının genişletildiği, Ceza Hukukunun fikri alana sirayetinde isabet olmadığı, gerçek dışı bilgi yaymayı cezalandıran maddenin, koruduğu hukuki yarar ve etkileyebileceği toplumsal kesimin büyüklüğü arasında orantısızlığın dikkate alınmasının gerektiği, ifade hürriyetinin özünü zedeleyeceğinin tartışmasız olduğu, neyin gerçek ve neyin gerçek dışı bilgi olduğuna bunları öğrenen toplumun karar verebileceği,</p>

<p>İzahtan varestedir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Mehmet Vedat Ervan</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar</strong></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-kin-ve-dusmanliga-tahrik-sucu" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Suçu</span></a></strong></h3>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/halki-yaniltici-bilgiyi-alenen-yayma-sucu-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Halkı Yanıltıcı Bilgiyi Alenen Yayma Suçu</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/halki-yaniltici-bilgiyi-alenen-yayma-sucunun-unsurlari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/bilgisayar-sks1.jpg" type="image/jpeg" length="36247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/234 esas - 2026/37 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025234-esas-202637-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025234-esas-202637-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2025/234 esas - 2026/37 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2025/234</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/37</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2026-33239</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Çorum İnfaz Hâkimliği</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Hücreye koyma cezasına karşılık verilen ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasında disiplin cezasının kaldırılma tarihinin disiplin cezasının kesinleşme tarihine göre belirlenmesine yönelik talebin incelendiği başvuruda itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 48. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması</i></p>

<p><i>Madde 48- (1) (İptal: Anayasa Mahkemesinin 3/10/2013 tarihli ve E.:2013/28, K.:2013/106 sayılı Kararı ile.)</i></p>

<p><i>(2) Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştikten sonra bu cezanın infazı tamamlanıp kaldırılması için dördüncü fıkrada belirtilen süreler geçinceye kadar yeniden disiplin cezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üst ceza uygulanır.</i></p>

<p><i>(3) Disiplin cezalarının infazı;</i></p>

<p><i>a) Hücreye koyma ve odaya kapatma cezasının infazına, infaz hâkiminin onayı ile başlanır. Hücreye koyma ve odaya kapatma cezasına ilişkin diğer hükümler saklı kalmak üzere, kesinleşen disiplin cezalarının infazına derhâl başlanır. Birden fazla disiplin cezası verilmiş olması hâlinde, bu cezalar kesinleşme tarihleri sırasına göre ayrı ayrı infaz edilir. Bir cezanın infazı tamamlanmadan diğerinin infazına başlanmaz.</i></p>

<p><i>b) Disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işlemi yapılmaz, ancak bu süre hakederek salıverme tarihini geçemez.</i></p>

<p><i>c) Hücreye koyma cezasına ilişkin disiplin cezalarının infazından önce ve infazı sırasında hükümlü, hekim tarafından muayene edilir. İlgilinin bu cezaya katlanamayacağı anlaşılırsa cezanın infazı sonraya bırakılır veya hekiminin belirleyeceği aralıklarla infaz edilir. Koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlünün iyileşemeyeceğinin tam teşekküllü Devlet veya üniversite hastanesi sağlık kurulu raporu ile saptanması hâlinde hücreye koyma cezası infaz edilmez; yerine 44 üncü maddenin ikinci fıkrasının uygulandığı hâllerde iki ay, üçüncü fıkrasının uygulandığı hâllerde dört ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanır. Raporlar infaz dosyasına konulur.</i></p>

<p><i>(4) İnfaz edildiği tarihten itibaren disiplin cezasının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında aşağıda belirtilen süreler esas alınır;</i></p>

<p><i>a) Kınama cezası onbeş gün,</i></p>

<p><i>b) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası bir ay,</i></p>

<p><i>c) Ücret karşılığı çalışılan işten yoksun bırakma cezası üç ay,</i></p>

<p><i>d) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası üç ay,</i></p>

<p><i>e) Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası üç ay,</i></p>

<p><i>f) Hücreye koyma cezası 44 üncü maddenin ikinci fıkrasındaki hâllerde altı ay, üçüncü fıkrasındaki hâllerde bir yıl,</i></p>

<p><strong><i><u>g) Hücre cezasına karşılık ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası, (f) bendinde belirtilen süre,</u></i></strong></p>

<p><i>Sonunda disiplin cezası almamak ve iyi hâlli olmak koşuluyla (a) ve (b) bentlerinde belirtilen cezalar kurum en üst amiri tarafından, diğer bentlerde belirtilen cezalar, kurumun en üst amirinin önerisi ve disiplin kurulu kararıyla kaldırılır.</i></p>

<p><i>(5) Çocuk hükümlüler hakkında verilen disiplin cezaları;</i></p>

<p><i>a) Uyarma ve kınama cezaları kararla birlikte,</i></p>

<p><i>b) Onarma, tazmin etme ve eski hâle getirme cezası yedi gün sonunda,</i></p>

<p><i>c) Harcamalarına sınır koyma cezası otuz gün sonunda,</i></p>

<p><i>d) Bazı etkinliklere katılmaktan alıkoyma cezası otuz gün sonunda,</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>e) Teşvik esaslı ayrıcalıkları geri alma cezası otuz gün sonunda,</i></p>

<p><i>f) İznin ertelenmesi cezası altmış gün sonunda,</i></p>

<p><i>g) Kapalı ceza infaz kurumuna iade cezası altmış gün sonunda,</i></p>

<p><i>h) Odaya kapatma cezası doksan gün sonunda,</i></p>

<p><i>Kendiliğinden kalkmış sayılır. (a) bendi hariç, bu fıkradaki diğer süreler karar tarihinden, firar hâlinde infaz tarihinden itibaren başlar.</i></p>

<p><i>(6) Çocuğun bulunduğu kurumun disiplin kurulu, kurum kurallarına uyma, iyileştirme programında ilerleme veya verilen ceza ile amaçlanan sonucun gerçekleşmesi durumunda, çocuk hakkında verilen disiplin cezasını süre koşulu aranmaksızın her zaman kaldırabilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 26/11/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Ahmet Hakan SOYTÜRK tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 5275 sayılı Kanun’un 1. maddesinde, anılan Kanun’un ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazına ilişkin usul ve esasların düzenlemesi amacıyla kabul edildiği hüküm altına alınmış; 3. maddesinde ise ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazıyla ulaşılmak istenen temel amacın öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak, bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek, üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde hükümlülerin ceza infaz kurumlarında güvenli bir biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirlerin alınarak düzen, güvenlik ve disiplin çerçevesinde tutulacakları, (h) bendinde kurum düzenini ihlal edenler hakkında Kanun’da belirtilen disiplin cezalarının uygulanacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>5. Tutuklu ve hükümlüler hakkında uygulanacak disiplin cezaları ve tedbirleri 37 ila 46. maddelerde düzenlenmiştir. Söz konusu hükümlerde disiplinsizlik oluşturan her bir fiil ayrı ayrı tanımlanmış, bu fiillerin işlenmesi durumunda verilecek cezalar da ayrıntılı olarak gösterilmiştir.</p>

<p>6. Bu çerçevede 43. maddede ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasına yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmaması olarak tanımlanmış; (2) numaralı fıkrasında söz konusu cezayı gerektiren fiiller düzenlenmiştir. Maddenin (3) numaralı fıkrasında ise resmî ve yetkili merciler ile avukatlar ve yasal temsilcilerle görüşmelerde bu madde hükmünün uygulanmayacağı öngörülmüştür.</p>

<p>7. 44. maddede de hücreye koyma cezasına yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında hücreye koyma cezası, hükümlünün eylemlerinin nitelik ve ağırlığına göre bir günden yirmi güne kadar, açık havaya çıkma hakkı saklı kalmak üzere geceli ve gündüzlü bir hücrede tek başına tutulması ve her türlü temastan yoksun bırakılması olarak tanımlanmış; (2) ve (3) numaralı fıkralarında ise hücre cezası gerektiren fiiller belirtilmiştir.</p>

<p>8. Kanun’un 48. maddesinde ise disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı hâlinde uygulanacak yaptırım ile disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması düzenlenmiştir.</p>

<p>9. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde hücreye koyma ve odaya kapatma cezasının infazına infaz hâkiminin onayı ile diğer disiplin cezalarının infazına ise cezaların kesinleşmesiyle birlikte derhâl başlanacağı, birden fazla disiplin cezasının verilmiş olması hâlinde bu cezaların kesinleşme tarihleri sırasına göre ayrı ayrı infaz edileceği ve bir cezanın infazı tamamlanmadan diğerinin infazına başlanmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>10. Anılan fıkranın (b) bendinde disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işleminin yapılmayacağı ancak bu sürenin hak ederek salıverilme tarihini geçemeyeceği öngörülmüştür.</p>

<p>11. Fıkranın (c) bendinde ise hücreye koyma cezasına ilişkin disiplin cezalarının infazından önce ve infazı sırasında hükümlünün, hekim tarafından muayene edileceği, ilgilinin bu cezaya katlanamayacağının anlaşılması durumunda cezanın infazının sonraya bırakılacağı veya hekimin belirleyeceği aralıklarla infaz edileceği, koşullu salıverilme tarihine kadar hükümlünün iyileşemeyeceğinin tam teşekküllü devlet veya üniversite hastanesi sağlık kurulu raporuyla saptanması hâlindeyse hücreye koyma cezasının infaz edilmeyeceği, bu ceza yerine 44. maddenin (2) numaralı fıkrasının uygulandığı hâllerde iki ay, (3) numaralı fıkrasının uygulandığı hâllerde dört ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>12. 48. maddenin (4) numaralı fıkrasında disiplin cezasının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında gözetilecek süreler ile cezanın kaldırılma usulü düzenlenmiştir. Buna göre disiplin cezasının infaz edildiği tarihten itibaren söz konusu fıkradaki sürelerin sona erdiği tarihe kadar bu süreler içinde yeniden disiplin cezası almamak ve iyi hâlli olmak koşuluyla kınama ve belirli etkinliklere katılmaktan alıkonulma cezaları kurumun en üst amiri tarafından, diğer cezalar ise kurumun en üst amirinin önerisi ve disiplin kurulu kararıyla kaldırılacaktır.</p>

<p>13. Anılan fıkranın (e) bendinde ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası alanların disiplin cezasının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında esas alınacak süre üç ay olarak öngörülmüş; (f) bendinde ise hücreye koyma cezası ile cezalandırılanlar bakımından söz konusu süre 44. maddenin (2) numaralı fıkrasındaki hâllerde altı ay, (3) numaralı fıkrasındaki hâllerde ise bir yıl olarak belirlenmiştir.</p>

<p>14. Fıkranın itiraz konusu (g) bendinde hücre cezasına karşılık ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasıyla cezalandırılanların disiplin cezalarının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında söz konusu fıkranın (f) bendinde belirtilen sürenin dikkate alınacağı hükme bağlanmıştır. Bu itibarla disiplin cezasını gerektiren fiillerin 44. maddenin (2) numaralı fıkrası kapsamında olması hâlinde altı aylık süre, (3) numaralı fıkrası kapsamında olduğu hâllerde ise bir yıllık süre esas alınacaktır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>15. Başvuru kararında özetle; hücreye koyma cezasının zorunlu olarak ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasına çevrildiği durumlarda hükümlünün itiraz konusu kural uyarınca iyi hal değerlendirmesinin hücreye koyma cezasının infaz edildiği hâle göre daha geç yapıldığı, dolayısıyla hükümlünün koşullu salıverilme şartlarının ağırlaştığı ve ceza infaz kurumunda kaldığı sürenin uzadığı, bu durumun ölçülülük ilkesini ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2. ve 13. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>16. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa'ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukukun üstün kurallarıyla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>17. Hukuk devletinin temel ilkelerinden biri <i>belirlilik</i>tir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ya da kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir. Belirlilik ilkesi hukuksal güvenlikle bağlantılı olup hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar. Bu bakımdan kanunun metni, bireylerin -gerektiğinde hukuki yardım almak suretiyle- hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır (AYM, E.2022/53, K.2022/91, 20/7/2022, § 12).</p>

<p>18. Hücre cezasına karşılık ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasıyla cezalandırılanların disiplin cezasının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında esas alınacak süreleri düzenleyen itiraz konusu kuralın şeklî anlamda bir kanun hükmü olduğu ve erişilebilir nitelikte olduğu konusunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında da disiplin cezalarının infaz edilme usulünün, bu cezaların infazının koşullu salıverilmeye etkisinin, hücre cezası yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasının uygulanmasına ilişkin şartların, disiplin cezasının kaldırılmasında ve iyi hâlin kazanılmasında gözetilecek sürelerin ve bunların hangi tarihten itibaren başlayacağının açık ve net olarak düzenlendiği görülmektedir. Yine kuralla atıfta bulunulan (4) numaralı fıkranın (f) bendinde de söz konusu sürelere açıkça yer verilmiştir. Bu itibarla kuralın belirli ve öngörülebilir olduğu, dolayısıyla hukuki belirlilik ilkesiyle çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>20. Hukuk devletinde ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleriyle bunların infazına ilişkin kurallar, Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere ülkenin sosyal, kültürel yapısı, etik değerleri ve ekonomik hayatın ihtiyaçları gözönüne alınarak saptanacak suç ve ceza siyasetine göre belirlenir. Buna göre hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı ile infaza ilişkin yasal düzenlemeler temelde devletin suç ve ceza politikasına bağlı bir konudur (AYM, E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, §§ 186-187; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 17; E.2012/19, K.2013/17, 17/1/2013). Suç ve ceza yönünden sınırları belirtilen bu takdir alanı, ceza sisteminin tamamlayıcı bölümünü oluşturan infaz hukuku ve bu bağlamda ceza infaz kurumlarında uygulanan disiplin hukuku bakımından da geçerlidir (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013; E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, §§ 186, 187). Kanun koyucunun bu konudaki tercih ve takdirinin yerindeliğinin incelenmesi anayasal denetimin kapsamı dışında kalmaktadır (AYM, E.2017/170, K.2018/77, 5/7/2018, § 12).</p>

<p>21. Ceza infaz kurumlarının, özgürlüğü mahkeme kararıyla kısıtlanan tutuklu ve hükümlülerin tutulduğu, devletin kontrolü altındaki özel alanlar olması, dolayısıyla devletin hem bu kurumda bulunanların güvenliklerinin korunması hem de düzen ve disiplini tesis etme yükümlülüğünün bulunmasının doğal sonucu olarak tutuklu ve hükümlüler için disiplin kurallarının öngörülmesi kaçınılmazdır (AYM, E.2013/137, K.2014/94, 22/5/2014; E.2020/53, K.2021/55, 14/7/2021, § 79). Bu kapsamda ceza infaz kurumlarında hangi eylemlerin disiplin suçu sayılacağının, bu eylemlerin hangi disiplin cezasıyla cezalandırılacağının, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılma şartlarının belirlenmesinin kanun koyucunun takdir yetkisi içinde olduğu açıktır.</p>

<p>22. Kanun koyucu, takdir yetkisi kapsamındaki düzenlemeleri yaparken hukuk devleti ilkesinin bir gereği olan ölçülülük ilkesiyle bağlıdır. Bu ilke elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç için elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> getirilen kuralın ulaşılmak istenen amaç bakımından gerekli olmasını, <i>orantılılık</i> ise getirilen kural ile ulaşılmak istenen amaç arasında olması gereken ölçüyü ifade etmektedir. Bir kuralda öngörülen düzenleme ile ulaşılmak istenen amaç arasında da ölçülülük ilkesi gereğince makul bir dengenin bulunması zorunludur.</p>

<p>23. Cezalandırmada temel amaç suçluların ıslahı ve topluma kazandırılmasıdır. Bu bağlamda hükmolunan cezanın infaz edilmesiyle hükümlünün işlediği suç nedeniyle pişmanlık duymasının sağlanması, toplum için sürekli bir tehlike olmasının önüne geçilerek gelecekte sosyal sorumluluğa sahip bir birey olarak suçsuz bir hayat sürmeye yatkın duruma getirilmesi amaçlanmaktadır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2012/9, K.2012/103, 5/7/2012).</p>

<p>24. Hükümlünün yeniden sosyalleşmeye ve toplumla uyum içinde yaşamaya hazır olduğunun, başka bir ifadeyle hükümlünün ıslah edilerek cezanın <i>özel önleme </i>işlevinin yerine getirildiğinin en önemli göstergesi hükümlünün <i>iyi hâlli </i>olmasıdır. Anılan Kanun’da hükümlünün iyi hâlli olmasına, infaz kurumunun türü ve infaz biçiminin belirlenmesi, hükümlünün isteği hâlinde başka kuruma nakli, mazeret izninden yararlanabilmesi, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezasını infaz edebilmesi ve nihayetinde koşullu salıverilmeden yararlanabilmesi gibi çeşitli sonuçlar bağlanmıştır.</p>

<p>25. Kuşkusuz hükümlünün iyi hâlli olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından bu kişilerin sınıflandırılması ve belirli bir süre gözlemlenmesi önem taşımaktadır. Nitekim Kanun’un 23. ve 89. maddelerinde hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılması ile hükümlülerin değerlendirilmesine ve iyi hâlin belirlenmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p>26. 89. maddenin (1) ve (2) numaralı fıkralarında hükümlülerin idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulacakları, yapılacak değerlendirmede hükümlülerin -diğer ölçütlerin yanı sıra- ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliğine ilişkin kurallara uyup uymadıklarının ve aldıkları disiplin cezalarının da dikkate alınacağı belirtilmiştir.</p>

<p>27. Bu itibarla disiplin cezasının kaldırılması ve iyi hâlin değerlendirilmesi için belirli bir süre öngören kuralla, idare tarafından gözlemlenen hükümlünün bu süre zarfında iyi hâlli olmaya teşvik edildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla kuralın hükümlünün iyileştirme ve eğitim programlarının gereklerine uygun davranarak ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşam sürdürmesine, cezanın ıslah ve önleme amacına uygun davranarak ceza infaz kurumunda güvenliğin ve disiplinin sağlanmasına katkı sunduğu açıktır. Dolayısıyla kural, meşru bir amaç taşımaktadır.</p>

<p>28. Ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek fiili işleyen hükümlünün tehlikelilik hâlinin devam ettiği, dolayısıyla iyi hâlli olmadığı açıktır. Bu bağlamda disiplin cezasının infazından sonra cezanın kaldırılması ve iyi hâlli olma hususlarında hükümlünün belirli bir süre ceza infaz kurumu idaresince gözlenmesine ve değerlendirilmesine imkân tanıyan kuralın söz konusu meşru amaca ulaşma bakımından elverişli ve -kanun koyucunun infaz hukukuna ilişkin geniş takdir yetkisi de gözetildiğinde- gerekli olmadığı söylenemez.</p>

<p>29. Kuralla öngörülen düzenlemenin ölçülü olduğunun söylenebilmesi için orantılı da olması gerekir. 48. maddenin (4) numaralı fıkrasının kuralla atıfta bulunulan (f) bendindeki süreler 44. maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarında sayılan disiplin cezalarına konu fiillerin ağırlığına göre belirlenmektedir.</p>

<p>30. Öte yandan hücreye koyma cezası infaz edilen hükümlü ile söz konusu ceza yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanan hükümlü arasında disiplin cezasının kaldırılması ve iyi hâlin değerlendirilmesi tarihi bakımından bir farklılık bulunmakta ise de bu farklılığın kuralda öngörülen sürelerden kaynaklanmadığı, aksine bu sürelerin her iki cezasını infaz eden hükümlü yönünden aynı olduğu açıktır.</p>

<p>31. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasının (c) bendinde hücreye koyma cezasına ilişkin disiplin cezalarının infazından önce ve infazı sırasında hükümlünün sağlık koşullarının sürekli olarak izlenmesinin ve hücre cezasına katlanamayacak ölçüde sağlığının bozulduğunun anlaşılması hâlinde bu cezanın uygulanmamasının öngörüldüğü, dolayısıyla hücreye koyma cezasının ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezasına çevrilmesinde söz konusu zorunluluğun belirleyici olduğu ve bu suretle hükümlü açısından infazın kötü muamele boyutuna ulaşmasının önüne geçildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>32. Ayrıca söz konusu fıkranın (b) bendinde disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işleminin yapılmayacağı ancak bu sürenin hak ederek salıverme tarihini geçemeyeceği hüküm altına alınmıştır. Buna göre hücre cezası ile cezalandırılan ve bu cezası infaz edilen hükümlünün cezasının infaz edildiği tarih ile hak ederek salıverilme tarihi arasında 44. maddenin (2) numaralı fıkrasındaki hâllerde altı aydan, (3) numaralı fıkrasındaki hâllerde bir yıldan az süre olduğu durumlarda hücreye koyma cezası yerine ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanan hükümlü ile aynı tarihte salıverileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>33. Bu bağlamda hücreye koyma cezasına göre hakkında daha hafif yaptırım uygulanan hükümlü bakımından -hücre cezası infaz edilen hükümlüye göre- disiplin cezasının kaldırılması ve iyi hâlin belirlenmesinin daha ileri bir tarihte yapılmasının -disiplin cezalarına ilişkin süreler de gözetildiğinde- hükümlüye aşırı bir külfet yüklediği söylenemez. Dolayısıyla kuralın meşru amaca ulaşma bakımından orantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>34. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. maddesine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. maddesiyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (4) numaralı fıkrasının (g) bendinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025234-esas-202637-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasamahkemesikirmzis.jpg" type="image/jpeg" length="76371"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/229 esas - 2026/35 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024229-esas-202635-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024229-esas-202635-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2024/229 esas - 2026/35 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2024/229</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/35</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2026-33239</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İPTAL DAVASINI AÇAN: </strong>Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri Murat EMİR, Gökhan GÜNAYDIN, Ali Mahir BAŞARIR ile birlikte 124 milletvekili</p>

<p><strong>İPTAL DAVASININ KONUSU: </strong>24/10/2024 tarihli ve 7529 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen 47/A maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>” ibarelerinin,</p>

<p><strong>2.</strong> (7) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelik…</i>” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 9. maddesiyle 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un ek 4. maddesinin değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin,</p>

<p><strong>C.</strong> 10. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesine eklenen (5) ve (6) numaralı fıkraların,</p>

<p><strong>Ç. </strong>13. maddesiyle 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na eklenen ek 6. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 3., 5., 7., 10., 12., 13., 17., 35., 43., 44., 45., 47., 48., 56., 63., 90., 123., 124., 166., 167., 168., 169. ve 172. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un iptali talep edilen kuralların da yer aldığı;</p>

<p><strong>1.</strong> 6. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’a eklenen 47/A maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Doğrudan satış sistemi</i></p>

<p><i>MADDE 47/A- (Ek:24/10/2024-7529/6 md.) </i></p>

<p><i>(1) Doğrudan satış sistemi, doğrudan satış şirketi tarafından oluşturulan ve iş sözleşmesi ile istihdam edilmeyen, bağımsız temsilci, distribütör, danışman ve benzeri isimlerle komisyon, prim, teşvik ve ödül gibi menfaatler karşılığında faaliyet gösteren doğrudan satıcıların tüketicilere mal veya hizmet pazarladığı satış sistemidir.</i></p>

<p><i>(2) Doğrudan satış şirketinin sermaye şirketi olması ve <strong><u>yönetmelikle</u></strong> belirlenen diğer koşulları sağlaması zorunludur.</i></p>

<p><i>(3) Doğrudan satış sisteminin, elde edilecek kazancın ağırlıklı olarak sisteme yeni doğrudan satıcılar kazandırılması ve bu sayede ortaya çıkan menfaatlerin dağıtılması üzerine kurulmaması, mal veya hizmetin tüketicilere satışını esas alması ve <strong><u>yönetmelikle</u></strong> belirlenen diğer ilkelere uygun olması gerekir.</i></p>

<p><i>(4) Doğrudan satıcılardan, sisteme dahil olmaları veya sistemde kalmaları için tüketiciye satışı öngörülen mal veya hizmeti içermeyen yenileme, paket, ücret, aidat ve benzeri isimler altında herhangi bir bedel veya borç altına sokan belge alınamaz. Doğrudan satış şirketinin belirlediği miktar ya da tutarda mal veya hizmet satın alınması doğrudan satıcının sistem içindeki seviyesini belirleyemez.</i></p>

<p><i>(5) Doğrudan satış sistemi kapsamında mal veya hizmet satın alan tüketici otuz gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahiptir. Cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin bu süre içinde doğrudan satıcıya veya doğrudan satış şirketine yöneltilmiş olması yeterlidir.</i></p>

<p><i>(6) Doğrudan satış şirketi, Bakanlıkça belirlenen hususlarda tüketicinin bilgilendirilmesini, talep ve bildirimlerini iletebilmesini sağlayan bir sistem kurmakla yükümlüdür.</i></p>

<p><i>(7) Doğrudan satış şirketinin, doğrudan satıcının ve tüketicinin hak ve yükümlülükleri, kapsam dışı sözleşmeler, mal veya hizmet satışı, cayma hakkı, bilgilendirme yükümlülüğü, teslimat ile diğer uygulama usul ve esasları <strong><u>yönetmelik</u></strong> ile belirlenir.</i>”</p>

<p><strong>2</strong>. 9. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un (7) numaralı fıkrası değiştirilen ek 4. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Elektronik ticaret lisansı </i></p>

<p><i>EK MADDE 4- (Ek:1/7/2022-7416/10 md.) </i></p>

<p><i>(1) Bir takvim yılındaki net işlem hacmi on milyar Türk lirasının ve iptal ve iadeler hariç işlem sayısı yüz bin adedin üzerinde olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı, faaliyetine devam edebilmek için Bakanlıktan lisans almak ve lisansını yenilemek zorundadır. Lisans alma başvurusu, hadlerin aşıldığı tarihi izleyen takvim yılının; lisans yenileme başvurusu ise eşikler aşıldığı sürece her takvim yılının mart ayı içinde yapılır. </i></p>

<p><i>(2) Lisans ücretinin ödendiğine dair belgenin lisans alma veya yenileme başvurusu sırasında ibraz edilmesi hâlinde başka bir şart aranmaksızın lisans verilir veya yenilenir. </i></p>

<p><i>(3) Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının bir takvim yılında gerçekleşen net işlem hacminin; </i></p>

<p><i>a) On milyar Türk lirası ile yirmi milyar Türk lirası arasında olması hâlinde on milyar Türk lirasını aşan kısmının on binde üçü, </i></p>

<p><i>b) Yirmi milyar Türk lirası ile otuz milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a) bendine göre hesaplanan tutara ilave olarak, yirmi milyar Türk lirasını aşan kısmının binde beşi, </i></p>

<p><i>c) Otuz milyar Türk lirası ile kırk milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a) ve (b) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, otuz milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde biri, </i></p>

<p><i>ç) Kırk milyar Türk lirası ile elli milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a), (b) ve (c) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, kırk milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde beşi, </i></p>

<p><i>d) Elli milyar Türk lirası ile elli beş milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a), (b), (c) ve (ç) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, elli milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde onu, </i></p>

<p><i>e) Elli beş milyar Türk lirası ile altmış milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a), (b), (c), (ç) ve (d) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, elli beş milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde on beşi, </i></p>

<p><i>f) Altmış milyar Türk lirası ile altmış beş milyar Türk lirası arasında olması hâlinde (a), (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, altmış milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde yirmisi, </i></p>

<p><i>g) Altmış beş milyar Türk lirasının üzerinde olması hâlinde (a), (b), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerine göre hesaplanan tutarlara ilave olarak, altmış beş milyar Türk lirasını aşan kısmının yüzde yirmi beşi, </i></p>

<p><i>oranında lisans ücreti ödenir. </i></p>

<p><i>(4) Bu maddedeki eşiklerin aşılıp aşılmadığının tespitinde, ekonomik bütünlük içinde bulunan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri ve işlem sayıları dikkate alınır. Net işlem hacimleri ve işlem sayıları toplamının birinci fıkrada belirtilen eşikleri aşması hâlinde, bu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların her biri lisans alma ve yenileme başvurusunda bulunur. Lisans ücreti, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılardan, bunların elektronik ticaret pazar yerlerinde bir önceki takvim yılında gerçekleşen net işlem hacimleri oranında tahsil edilir.</i></p>

<p><i>(5) Lisans ücreti Bakanlıkça peşin olarak tahsil edilir. Tahsil edilen tutarlar genel bütçeye gelir kaydedilir. </i></p>

<p><i>(6) Bu maddede belirtilen parasal eşikler her yıl ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret hacminin yıllık değişim oranına göre artırılır. Artırımın yapıldığı tarihten önceki takvim yılına ilişkin net işlem hacmine uygulanacak bu eşikler ile elektronik ticaret hacminin yıllık değişim oranı en geç şubat ayı içinde Bakanlığın internet sitesinde ilan edilir. </i></p>

<p><i>(7) (Değişik:24/10/2024-7529/9 md.) Lisans ücretinin hesaplanmasında; </i></p>

<p><i>a) Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve ekonomik bütünlük içinde bulunduğu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar hesaba dâhil edilmez. </i></p>

<p><strong><i><u>b) Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminin, ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olmaması şartıyla, izleyen takvim yılında gerçekleştirilen; </u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>1) (a) bendinde belirtilen satış tutarının, </u></i></strong></p>

<p><strong><u>2)<i> Yatırımların proje bazında desteklenmesine dair mevzuat uyarınca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarının, </i></u></strong></p>

<p><strong><i><u>iki katı o takvim yılına ilişkin net işlem hacminden indirilir. </u></i></strong></p>

<p><strong><i><u>c) (b) bendinde belirtilen haddin aşılıp aşılmadığının tespitinde yüzde on beşin altındaki had aşımları dikkate alınmaz. </u></i></strong></p>

<p><i>(8) Lisansın verilmesi ve yenilenmesi, lisans ücretinin ödenmesi ve elektronik ticaret hacminin yıllık değişim oranının belirlenmesi ile bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar bu Kanun hükümlerine göre çıkarılan yönetmelikle düzenlenir. </i></p>

<p><i>(9) Bu madde, münhasıran elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının markasını taşıyan ürünlerin bayilik ve acentelik gibi sözleşmeler kapsamında satışa sunulduğu elektronik ticaret pazar yerleri hakkında uygulanmaz.</i>”</p>

<p><strong>3.</strong> 10. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesine eklenen (5) ve (6) numaralı fıkralar şöyledir:</p>

<p>“<strong><i><u>(5)</u> </i></strong><i>(Ek:24/10/2024-7529/10 md.)<strong> <u>2024 yılına ilişkin lisans ücretinin hesaplanmasında, ek 4 üncü maddenin yedinci fıkrasının (b) bendinin alt bentlerinde belirtilen tutarların dört katı elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminden indirilir. </u></strong></i></p>

<p><strong><i><u>(6)</u></i></strong><i> (Ek:24/10/2024-7529/10 md.)<strong><u> 2025 yılına ilişkin lisans ücretinin hesaplanmasında, ek 4 üncü maddenin yedinci fıkrasının (b) bendinin alt bentlerinde belirtilen tutarların üç katı elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminden indirilir</u></strong>.</i>”<i> </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. </strong>13. maddesiyle 3621 sayılı Kanun’a eklenen ek 6. madde şöyledir:</p>

<p>“<i>Ek Madde 6- (Ek:24/10/2024-7529/13 md.)</i></p>

<p><i>Ekli (8) numaralı kroki ile listede sınır ve koordinatları gösterilen alanda, yer seçim kararına uygun olarak imar planı kararıyla Organize Sanayi Bölgesi kurulabilir. <strong><u>Bu alan 12/4/2000 tarihli ve 4562 sayılı Organize Sanayi Bölgeleri Kanununun 4 üncü maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında devredilir ve devredilemeyecek alanlarda ise aynı usul ve esaslarla kullanma izni verilir.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 25/12/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine, yürürlüğü durdurma talebinin esas inceleme aşamasında karara bağlanmasına OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. AYIRMA VE YENİ ESASA KAYIT KARARI</strong></p>

<p>2. 24/10/2024 tarihli ve 7529 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesiyle 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu’na eklenen ek 6. maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına ilişkin davanın E.2024/229 sayılı davadan ayrılmasına, yeni bir esasa kaydedilmesine ve esas incelemenin bu yeni esas sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>3. Dava dilekçesi ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, dava konusu kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Kanun’un 6. Maddesiyle 6502 Sayılı Kanun’a Eklenen 47/A Maddesinin </strong><strong>(2) ve (3) Numaralı Fıkralarında Yer Alan “<i>…yönetmelikle…</i>” İbareleri ile (7) Numaralı Fıkrasında Yer Alan “<i>…yönetmelik…</i>” İbaresinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Genel Açıklama </strong></p>

<p>4. Endüstrinin gelişmesine bağlı olarak üretim faaliyetleri ve ürün sayısının artması pazarlama yöntemlerini etkilemiştir. Satışa sunulan ürünlerin tüketiciye ulaştırılmasında aracı sayısının azaltılması maliyetlerin düşürülmesini sağlamış, bu bağlamda ürünlerin aracısız olarak tüketiciye ulaştırılması için farklı yöntemler geliştirilmiştir.</p>

<p>5. Bu yöntemlerden biri olan doğrudan satış sisteminde ürünler satıcılar tarafından başka bir aracıya ihtiyaç duyulmaksızın tüketiciye ulaştırılmaktadır. Bu yönüyle söz konusu sistemin aracı maliyetlerinin azaltılarak ürünlerin tüketiciye daha düşük fiyatlarla ulaştırılmasına imkân sağladığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Ülkemizde doğrudan satış sistemiyle ilgili olarak ilk defa 6502 sayılı Kanun’un 47/A maddesiyle düzenleme yapılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında söz konusu sistem; doğrudan satış şirketi tarafından oluşturulan ve iş sözleşmesiyle istihdam edilmeyen, bağımsız temsilci, distribütör, danışman ve benzeri isimlerle komisyon, prim, teşvik ve ödül gibi menfaatler karşılığında faaliyet gösteren doğrudan satıcıların tüketicilere mal veya hizmet pazarladığı satış sistemi olarak tanımlanmıştır. Buna göre doğrudan satış sisteminde satış şirketine ait mal ve hizmetler bu şirket tarafından istihdam edilmeyen satıcılar tarafından tüketicilere sunularak pazarlanmaktadır.</p>

<p>7. Maddenin (3) numaralı fıkrasında doğrudan satış sisteminin elde edilecek kazancın ağırlıklı olarak sisteme yeni doğrudan satıcılar kazandırılması ve bu suretle ortaya çıkan menfaatlerin dağıtılması üzerine kurulmamasının ve mal veya hizmetin tüketicilere satışını esas almasının zorunlu olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>2. (2) Numaralı Fıkrada Yer Alan “<i>…yönetmelikle…</i>” İbaresi</strong></p>

<p><strong>a. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>8. Doğrudan satış şirketleri mal veya hizmetlerin pazarlanması için doğrudan satış sistemini kullanan satıcı veya sağlayıcı şirketlerdir.</p>

<p>9. 6502 sayılı Kanun’un 47/A maddesinin (2) numaralı fıkrasında doğrudan satış şirketinin sermaye şirketi olmasının ve yönetmelikle belirlenen diğer şartları taşımasının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>10. 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 124. maddesinin (2) numaralı fıkrasında anonim, limited ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketin sermaye şirketi sayılacağı belirtilmiştir. Buna göre doğrudan satış şirketinin anonim şirket, limited şirket ve sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket olarak kurulması mümkündür.</p>

<p>11. Anılan Kanun’un 329. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan, borçlarından yalnızca malvarlığıyla sorumlu bulunan şirket olduğu; 331. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise anonim şirketlerin kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik amaç ve konular için kurulabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>12. Kanun’un anonim şirketler için en az sermaye tutarını düzenleyen 332. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketlerin esas sermayesinin elli bin Türk lirasından, kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirketlerde ise başlangıç sermayesinin yüz bin Türk lirasından aşağı olamayacağı ve en az sermaye tutarının Cumhurbaşkanı tarafından artırılabileceği hükme bağlanmıştır. 25/11/2023 tarihli ve 32380 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 24/11/2023 tarihli ve 7887 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile bu fıkrada yer alan anonim şirketler için elli bin Türk lirası olarak öngörülen en az esas sermaye tutarı iki yüz elli bin Türk lirasına, kayıtlı sermaye sistemini kabul etmiş halka açık olmayan anonim şirketlerde ise yüz bin Türk lirası olarak öngörülen en az başlangıç sermayesi tutarı beş yüz bin Türk lirasına yükseltilmiştir.</p>

<p>13. 338. maddenin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin kurulabilmesi için pay sahibi olan bir veya daha fazla kurucunun varlığının şart olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>14. 342. maddenin (1) numaralı fıkrasında üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar da dâhil olmak üzere malvarlığı unsurlarının anonim şirkete ayni sermaye olarak konulabileceği ancak hizmet edimlerinin, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların sermaye olamayacağı düzenlenmiştir. 565. maddenin (2) numaralı fıkrasında anılan düzenlemenin sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketler için de geçerliği olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>15. 344. maddenin (1) numaralı fıkrasında anonim şirketin nakden taahhüt edilen paylarının itibari değerlerinin en az yüzde yirmi beşinin tescilden önce, geri kalanının şirketin tescilini izleyen yirmi dört ay içinde ödeneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>16. 564. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise sermayesi paylara bölünmüş komandit şirket, sermayesi paylara bölünen ve ortaklarından bir veya birkaçının şirket alacaklılarına karşı bir kollektif şirket ortağı, diğerlerinin bir anonim şirket pay sahibi gibi sorumlu olduğu şirket olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>17. 568. maddenin (1) numaralı fıkrasında sermayesi paylara bölünmüş komandit şirketlerin esas sözleşmesini imzalayanlarla şirkete paradan başka sermaye koyanların tümünün kurucu sayılacağı, (2) numaralı fıkrasında söz konusu şirketin kurucularının sayısının beş kişiden az olamayacağı ve kuruculardan en az birinin komandite olmasının şart olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>18. 573. maddenin (1) numaralı fıkrasında limited şirket, bir veya daha çok gerçek veya tüzel kişi tarafından bir ticaret unvanı altında kurulan, esas sermayesi belirli ve bu sermaye tutarı esas sermaye paylarının toplamından oluşan şirket olarak tanımlanmış; (3) numaralı fıkrasında kanunen yasak olmayan her türlü ekonomik amaç ve konu için limited şirket kurulabileceği hükme bağlanmıştır. 574. maddenin (1) numaralı fıkrasında limited şirket ortaklarının sayısının elliyi aşamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>19. 580. maddenin (1) numaralı fıkrasında limited şirketin esas sermayesinin en az on bin Türk lirası olmasının zorunlu olduğu, (2) numaralı fıkrasında en az sermaye tutarının Cumhurbaşkanı tarafından on katına kadar artırabileceği belirtilmiştir. 7887 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile limited şirketler için on bin Türk lirası olarak öngörülen en az esas sermaye tutarı elli bin Türk lirasına yükseltilmiştir.</p>

<p>20. 581. maddenin (1) numaralı fıkrasında üzerinde sınırlı ayni bir hak, haciz veya tedbir bulunmayan, nakden değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikrî mülkiyet hakları ile sanal ortamlar ve adlar da dâhil malvarlığı unsurlarının limited şirkete ayni sermaye olarak konulabileceği, buna karşılık hizmet edimleri, kişisel emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş alacakların sermaye olamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>21. Dava konusu kuralla sermaye şirketi olarak kurulması öngörülen doğrudan satış şirketi için 6102 sayılı Kanun’un anılan hükümleri dışında gerekli olan koşulların belirlenmesi yönetmeliğe bırakılmıştır. Dolayısıyla doğrudan satış şirketlerinin sermayelerine, sermaye yapılarına, ortaklarına, yönetim kurulu üyelerine ve işleyişlerine ilişkin olarak sağlanması gereken koşullar Ticaret Bakanlığı (Bakanlık) tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenecektir.</p>

<p><strong>b. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>22. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralla kanunda genel çerçeve çizilmeden doğrudan satış şirketleriyle ilgili gerekli şartları belirleme yetkisinin doğrudan yönetmeliğe bırakıldığı, yönetmelikle belirlenen koşulların Bakanlık tarafından tek taraflı olarak ve kısa vadede değiştirilme ihtimalinin hukuki öngörülebilirliği ortadan kaldırdığı, idareye teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirebilecek uygulamalarla ilgili olarak düzenlenme yetkisi tanınmasının keyfî ve öngörülemez uygulamalara neden olabileceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13., 17., 48., 123., 124. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p>23. Anayasa’nın “<i>Çalışma ve sözleşme hürriyeti</i>” başlıklı 48. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir.</i>” denilmek suretiyle çalışma özgürlüğünün bir parçası olan teşebbüs özgürlüğü <i>herkes</i> yönünden güvenceye bağlanmıştır. Teşebbüs özgürlüğü, her gerçek veya özel hukuk tüzel kişisinin tercih ettiği alanda iktisadi-ticari faaliyette bulunmak üzere teşebbüs kurabilmesini, dilediği mesleki faaliyete girebilmesini ve faaliyeti ile mesleğini devletin veya üçüncü kişilerin müdahalesi olmaksızın dilediği biçimde yürütebilmesini ifade etmektedir (AYM, E.2021/100, K.2024/174, 17/10/2024, § 47; E.2015/34, K.2015/48, 13/5/2015).</p>

<p>24. Dava konusu kuralda doğrudan satış şirketlerinin kurulması ve faaliyette bulunması için gereken koşulların yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür. Bu itibarla kural, doğrudan satış şirketlerinin kuruluşu ve faaliyette bulunabilmesi için idarece belirlenecek şartları taşımayanların teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirmektedir.</p>

<p>25. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</i>”<i> </i>denilmektedir. Buna göre temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>26. Bu sebeple, teşebbüs özgürlüğünü sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p>27. Temel hakları sınırlayan bir kanunun bu niteliklere sahip olması Anayasa’nın 7. maddesiyle güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinin de bir gereğidir. Nitekim türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur (AYM, E.2011/42, K.2013/60, 9/5/2013). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 7. maddesinde güvenceye alınan yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>28. Kuralda doğrudan satış şirketlerinin sermaye şirketi olması zorunlu tutulmuştur. 6102 sayılı Kanun’da sermaye şirketleri için getirilen faaliyet alanları, asgari sermaye miktarı, sermaye yapısı ve ortaklık sayısıyla ilgili kanuni sınırlamalar ve koşulların sermaye şirketi olması öngörülen doğrudan satış şirketleri yönünden de geçerli olacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Öte yandan anılan sınırlamalar ve koşullar dışında doğrudan satış şirketlerinin taşıması gereken şartların hangi ölçütlere göre belirleneceğine yönelik olarak herhangi bir yasal düzenlemeye yer verilmemiştir. Teşebbüs özgürlüğü kapsamında kaldığı açık olan doğrudan satış sisteminde faaliyet gösterilebilmesi için karşılanması zorunlu olan koşullarla ilgili olarak kanunda temel ilke ve esasların belirlenmesi gerekir (benzer değerlendirme için bkz. AYM, E.2020/30, K.2023/12, 25/1/2023, § 172). Ancak kuralla idareye bazı ek şartlar getirme imkânı tanınırken anılan ek koşullara ilişkin olarak herhangi bir çerçevenin çizilmediği ve bu konudaki takdir yetkisinin bütünüyle idareye bırakıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>30. Bu itibarla doğrudan satış şirketlerinin kurulması ve bu kapsamda faaliyette bulunulması için gereken koşullara ilişkin olarak kanunda çerçeve belirlenmeksizin kuralla yürütme organına sınırları ve kapsamı belirli olmayacak şekilde yetki tanınması teşebbüs özgürlüğünün kanunla sınırlanması ilkesiyle çelişmektedir.</p>

<p>31. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5., 10., 17., 123., 124. ve 172. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>3. (3) Numaralı Fıkrada Yer Alan “<i>…yönetmelikle…</i>” İbaresi</strong></p>

<p><strong>a. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>32. 6502 sayılı Kanun’un 47/A maddesinin (3) numaralı fıkrasında doğrudan satış sisteminin elde edilecek kazancın ağırlıklı olarak sisteme yeni doğrudan satıcılar kazandırılması ve bu sayede ortaya çıkan menfaatlerin dağıtılması üzerine kurulmaması, mal veya hizmetin tüketicilere satışını esas alması ve yönetmelikle belirlenen diğer ilkelere uygun olması gerektiği düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>33. Bu düzenlemeye göre doğrudan satış sisteminin esas olarak mal veya hizmetin tüketicilere satılması amacına hizmet etmesi gerekmektedir. Dolayısıyla anılan sistemde elde edilecek kazancın sisteme yeni doğrudan satıcıların kazandırılması ve bu sayede ortaya çıkan menfaatlerin paylaştırılması mümkün değildir.</p>

<p>34. Nitekim anılan Kanun’un 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasında piramit satış sistemi, katılımcılarına bir miktar para veya malvarlığı ortaya koymak karşılığında sisteme aynı şartlar altında başka katılımcılar bulma koşuluyla bir para veya malvarlığı kazancı ümidi veren ve malvarlığı kazancının elde edilmesini tamamen veya kısmen diğer katılımcıların da koşullara uygun davranmasına bağlı kılan, gerçekçi olmayan veya gerçekleşmesi çok güç olan kazanç beklentisi sistemi olarak tanımlanmış; (2) numaralı fıkrasında piramit satış sisteminin kurulmasının, yayılmasının veya tavsiye edilmesinin yasak olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>b. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>35. Dava dilekçesinde özetle; 7529 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’a eklenen 47/A maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresine yönelik gerekçelerle kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13., 17., 48., 123., 124. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p>36. Dava konusu kural doğrudan satış sisteminin tabi olması gereken diğer ilkelerin Bakanlık tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenmesini öngörmektedir.</p>

<p>37. Kural kapsamında doğrudan satış şirketlerinin faaliyetlerinin yürütüldüğü doğrudan satış sisteminde uyulması gereken ilkeleri belirleme yetkisi Bakanlığa bırakılmak suretiyle Bakanlığın belirleyeceği ilkeleri taşımayanların teşebbüs özgürlüğüne sınırlama getirilmektedir.</p>

<p>38. Kuralda yalnızca doğrudan satış sisteminin elde edilecek kazancın ağırlıklı olarak sisteme yeni doğrudan satıcılar kazandırılması ve bu sayede ortaya çıkan menfaatlerin dağıtılması üzerine kurulmaması ve mal veya hizmetin tüketicilere satışını esas alması gerektiği belirtilmiş ancak doğrudan satış sisteminin kapsamına ve uygulanacak genel kurallara yönelik olarak herhangi bir düzenlemeye yer verilmeksizin doğrudan satış sistemine ilişkin ilke, esas ve nitelikleri belirleme yetkisi tümüyle idareye bırakılmıştır.</p>

<p>39. 7529 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’a eklenen 47/A maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresinin Anayasa’ya uygunluk denetimi bölümünde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir.</p>

<p>40. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 13. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 7. maddelerine yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 13. ve 48. maddelerine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5., 10., 17., 123., 124. ve 172. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>4. (7) Numaralı Fıkrada Yer Alan “<i>…yönetmelik…</i>” İbaresi</strong></p>

<p><strong>a. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>41. 6502 sayılı Kanun’un 47/A maddesinin (7) numaralı fıkrasında doğrudan satış şirketinin, doğrudan satıcının ve tüketicinin hak ve yükümlülüklerinin, kapsam dışı sözleşmelerin, mal veya hizmet satışının, cayma hakkının, bilgilendirme yükümlülüğünün, teslimat ile diğer uygulama usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir. Söz konusu fıkrada yer alan “<i>…yönetmelik…</i>”<i> </i>ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>42. Anılan maddenin (4) numaralı fıkrasında doğrudan satıcılardan doğrudan satış sistemine dâhil olmaları veya sistemde kalmaları için tüketiciye satışı öngörülen mal veya hizmeti içermeyen yenileme, paket, ücret, aidat ve benzeri isimler altında herhangi bir bedel veya borç altına sokan belgenin alınamayacağı, doğrudan satış şirketinin belirlediği miktar ya da tutarda mal veya hizmet satın alınmasının doğrudan satıcının sistem içindeki seviyesini belirleyemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>43. Maddenin (5) numaralı fıkrasında doğrudan satış sistemi kapsamında mal veya hizmet satın alan tüketicinin otuz gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin sözleşmeden cayma hakkına sahip olduğu, cayma hakkının kullanıldığına dair bildirimin, öngörülen süre içinde doğrudan satıcıya veya doğrudan satış şirketine yöneltilmiş olmasının yeterli olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>44. (6) numaralı fıkrada doğrudan satış şirketinin Bakanlık tarafından belirlenen hususlarda tüketicinin bilgilendirilmesini ve talep ve bildirimlerini iletebilmesini sağlayan bir sistem kurmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>45. Kuralın anlam ve kapsamının belirlenmesi açısından anılan Kanun’daki tüketici işlemlerine yönelik temel ilke ve esaslara ilişkin bazı düzenlemelerin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>46. Bu bağlamda Kanun’un 4. maddesinin (1) numaralı fıkrasında Kanun’da yazılı olarak düzenlenmesi öngörülen sözleşmeler ile bilgilendirmelerin en az on iki punto büyüklüğünde, anlaşılabilir bir dilde, açık, sade ve okunabilir bir şekilde düzenleneceği, bunların bir nüshasının kâğıt üzerinde veya kalıcı veri saklayıcısı ile tüketiciye verileceği, ayrıca sözleşmede bulunması gereken şartlardan bir veya birkaçının bulunmaması durumunda eksikliğin sözleşmenin geçerliliğini etkilemeyeceği ve eksikliğin sözleşmeyi düzenleyen tarafından derhâl giderileceği; (2) numaralı fıkrasında sözleşmede öngörülen koşulların sözleşme süresi içinde tüketici aleyhine değiştirilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>47. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında tüketiciden, kendisine sunulan mal veya hizmet kapsamında haklı olarak yapılmasını beklediği ve sözleşmeyi düzenleyenin yasal yükümlülükleri arasında yer alan edimler ile sözleşmeyi düzenleyenin kendi menfaati doğrultusunda yapmış olduğu masraflar için ek bir bedel talep edilemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>48. Maddenin (4) numaralı fıkrasında Kanun’da düzenlenen sözleşmeler uyarınca tüketiciden talep edilecek her türlü ücret ve masrafa ilişkin bilgilerin sözleşmenin eki olarak kâğıt üzerinde yazılı şekilde tüketiciye verilmesinin zorunlu olduğu, uzaktan iletişim aracıyla kurulan sözleşmelerde ise bu bilgilerin kullanılan uzaktan iletişim aracına uygun şekilde verileceği, bu bilgilerin tüketiciye verildiğinin ispatının sözleşmeyi düzenleyen tarafa ait olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>49. (5) numaralı fıkraya göre tüketicinin yapmış olduğu işlemler nedeniyle kıymetli evrak niteliğinde sadece nama yazılı ve her bir taksit ödemesi için ayrı ayrı olacak şekilde senet düzenlenebilecek, buna aykırı olarak düzenlenen senetler ise tüketici yönünden geçersiz sayılacaktır.</p>

<p>50. (6) numaralı fıkrada tüketici işlemlerinde verilen teminatlar düzenlenmiştir. Buna göre tüketici işlemlerinde, tüketicinin edimlerine karşılık olarak alınan şahsi teminatlar, her ne isim altında olursa olsun adi kefalet sayılacak, tüketicinin alacaklarına ilişkin olarak karşı tarafça verilen şahsi teminatlar ise diğer kanunlarda aksine hüküm bulunmadığı sürece müteselsil kefalet sayılacaktır.</p>

<p>51. (7) numaralı fıkrada temerrüt hâli de dâhil olmak üzere, tüketici işlemlerinde bileşik faizin uygulanmayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>52. 5. maddede tüketici sözleşmelerindeki haksız şartlara ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarının haksız şart olduğu düzenlenmiştir. Maddenin (2) numaralı fıkrasında da tüketiciyle akdedilen sözleşmelerde yer alan haksız şartların kesin olarak hükümsüz olduğu ve sözleşmenin haksız şartlar dışındaki hükümlerinin geçerliliğini koruyacağı, bu hâlde sözleşmeyi düzenleyen tarafın kesin olarak hükümsüz sayılan şartlar olmasaydı diğer hükümlerle sözleşmeyi yapmayacağını ileri süremeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>53. (3) numaralı fıkrada bir sözleşme şartının önceden hazırlanması ve standart sözleşmede yer alması nedeniyle tüketicinin içeriğine etki edememesi durumunda o sözleşme şartının tüketiciyle müzakere edilmediğinin kabul edileceği belirtilmiş ve sözleşmeyi düzenleyen tarafın bir standart şartın münferiden müzakere edildiğini iddia etmesi hâlinde bunu ispatlamakla yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır. Anılan fıkrada ayrıca bütün olarak yapılan değerlendirmede sözleşmenin standart sözleşme olduğu sonucuna varılması durumunda, bu sözleşmedeki bir şartın belirli unsurlarının veya münferit bir hükmünün müzakere edilmiş olmasının sözleşmenin kalan kısmına madde hükümlerinin uygulanmasını engellemeyeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>54. (4) numaralı fıkrada sözleşme şartlarının yazılı olması hâlinde tüketicinin anlayabileceği açık ve anlaşılır bir dilin kullanılmasının zorunlu olduğu öngörülmüştür. Bu kapsamda sözleşmede yer alan bir hükmün açık ve anlaşılır olmaması veya birden çok anlama gelmesi hâlinde bu hükmün tüketicinin lehine yorumlanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>55. (6) numaralı fıkrada bir sözleşme şartının haksızlığının sözleşme konusu mal veya hizmetin niteliği, sözleşmenin kuruluşunda var olan şartlar ve sözleşmenin diğer hükümleri veya haksız şartın ilgili olduğu diğer bir sözleşmenin hükümleri dikkate alınmak suretiyle sözleşmenin kuruluş anına göre belirleneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>56. (7) numaralı fıkrada ise sözleşme şartlarının haksızlığının takdirinde şartların açık ve anlaşılır bir dille yazılmış olması kaydıyla hem sözleşmeden doğan asli edim yükümlülükleri arasındaki hem de mal veya hizmetin piyasa değeri ile sözleşmede belirlenen fiyat arasındaki dengeye ilişkin bir değerlendirmenin yapılamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>57. 6. maddenin (1) numaralı fıkrasında vitrinde, rafta, elektronik ortamda veya açıkça görülebilir herhangi bir yerde teşhir edilen malın satılık olmadığını belirten bir ibareye yer verilmedikçe satışından imtina edilemeyeceği; (2) numaralı fıkrasında hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınılamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>58. Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasında ticari veya mesleki amaçlarla hareket edenlerin; aksine bir teamül, ticari örf veya âdet ya da haklı bir sebep olmaması hâlinde bir mal veya hizmetin satışını o mal veya hizmeti belirledikleri miktar, sayı, ebat gibi koşullara ya da başka bir mal veya hizmetin satın alınması şartına bağlayamayacağı öngörülmüştür.</p>

<p>59. 7. maddenin (1) numaralı fıkrasında sipariş edilmeyen malların gönderilmesi ya da hizmetlerin sunulması durumunda tüketiciye karşı herhangi bir hak ileri sürülemeyeceği ve bu hâllerde tüketicinin sessiz kalmasının ya da mal veya hizmeti kullanmış olmasının sözleşmenin kurulmasına yönelik kabul beyanı olarak yorumlanamayacağı, tüketicinin malı geri göndermek veya muhafaza etmek gibi bir yükümlülüğünün bulunmadığı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>60. Anılan maddenin (2) numaralı fıkrasında ise bir mal veya hizmetin sipariş edildiğini iddia eden tarafın bu iddiasını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>61. 9. maddenin (1) numaralı fıkrasında satıcının malı satış sözleşmesine uygun olarak tüketiciye teslim etmekle, 14. maddenin (1) numaralı fıkrasında ise sağlayıcının hizmeti sözleşmeye uygun olarak ifa etmekle yükümlü olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>62. 11. maddenin (1) numaralı fıkrasında teslim edilen malın ayıplı olması hâlinde tüketicinin satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim isteme, aşırı bir masraf gerektirmediği takdirde bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme ve imkân varsa satılanın ayıpsız bir misli ile değiştirilmesini isteme hakkına sahip olduğu, satıcının ise tüketicinin tercih ettiği talebi yerine getirmekle yükümlü olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>63. Anılan maddenin (2) ila (6) numaralı fıkralarında tüketicinin sahip olduğu seçimlik hakların kullanılmasına ilişkin esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p>64. 15. maddenin (1) numaralı fıkrasında hizmetin ayıplı olarak ifa edildiği durumlarda tüketicinin hizmetin yeniden görülmesini, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımını, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbest olduğu, seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masrafların sağlayıcı tarafından karşılanacağı, tüketicinin bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebileceği öngörülmüştür.</p>

<p>65. 6502 sayılı Kanun’un 15. maddesinin (2) ila (4) numaralı fıkralarında ise tüketicinin ayıplı hizmet sebebiyle sahip olduğu seçimlik hakların kullanımına yönelik düzenlemelere yer verilmiştir.</p>

<p>66. Anılan Kanun’un 17. maddesinin (1) numaralı fıkrasında taksitle satış sözleşmesi tanımlanmış, 18 ila 21. maddelerinde taksitle satış sözleşmelerine yönelik hak ve sorumlulukları belirleyen esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>b. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>67. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralda herhangi bir ölçüt belirlenmeden Bakanlığa doğrudan düzenleme yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşmadığı, kuralın doğrudan satış şirketinin, temsilcilerin ve tüketicilerin yükümlülüklerini yerine getirme iradelerini zayıflattığı, bu durumun devletin tüketicilerin korunmasına yönelik yükümlülüğüyle çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 5., 7., 10., 13., 17., 48., 123., 124. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>c. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p>68. Anayasa’nın 7. maddesinde “<i>Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.</i>” denilmektedir. Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Bu hükme yer veren Anayasa’nın 7. maddesinin gerekçesinde yasama yetkisinin parlamentoya ait olması “<i>demokrasi rejimini benimseyen siyasi rejimlerde kaçınılmaz bir durum</i>”<i> </i>olarak nitelendirilmiştir. Madde gerekçesinden de anlaşılacağı üzere yasama yetkisinin devredilemezliği esasen kanun koyma yetkisinin TBMM dışında başka bir organca kullanılamaması anlamına gelmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle yasaklanan, kanun yapma yetkisinin devredilmesidir (AYM, E.2022/101, K.2024/124, 27/6/2024, § 19).</p>

<p>69. Türevsel nitelikteki düzenleyici işlemler bakımından yürütmenin düzenleme yetkisi, sınırlı, tamamlayıcı ve bağımlı bir yetkidir. Bu nedenle temel ilkeleri belirlenmeksizin ve çerçevesi çizilmeksizin yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun kuralı ile sınırsız, belirsiz, geniş bir alanın yürütmenin düzenlemesine bırakılması Anayasa'nın belirtilen maddesine aykırılık oluşturur. Bununla birlikte yasama organının temel ilkeleri ve çerçeveyi kanunla belirlendikten sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakması, yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamaz (AYM, E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 57).</p>

<p>70. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngörmediği konularda kanunda genel ifadelerle düzenleme yapılarak ayrıntıların düzenlenmesinin yürütmenin türevsel nitelikteki düzenleyici işlemlerine bırakılması mümkündür. Anayasa’da münhasıran kanunla düzenleme yapılması öngörülmeyen konularda yasamanın asliliği ve Cumhurbaşkanlığı kararnameleri haricinde geçerli olan yürütmenin türevselliği ilkeleri gereği idari işlemlerin kanuna dayanması zorunluluğu vardır. Ancak bu durumda kanunda belirlenmesi gereken çerçeve, Anayasa’nın kanunla düzenlenmesini öngördüğü durumdakinden çok daha geniş olabilecektir (AYM, E.2018/91, K.2020/10, 19/2/2020, § 110; E.2019/36, K.2021/15, 4/3/2021, § 56).</p>

<p>71. Öte yandan bir kanunun kapsamına giren tüm hususların kanunda tek tek sayılmasının güçlüğü ve bu yöntemin bazı hususları eksik bırakabilme ihtimali söz konusu olduğunda kanun koyucunun temel kuralları saptayarak detayları daha alt düzeydeki düzenlemelere bırakması belirlilik ilkesine de aykırılık oluşturmaz (AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/7/2021, § 67).</p>

<p>72. Dava konusu kuralda doğrudan satış şirketinin, doğrudan satıcının ve tüketicinin hak ve yükümlülüklerinin, kapsam dışı sözleşmelerin, mal veya hizmet satışının, cayma hakkının, bilgilendirme yükümlülüğünün, teslimat ile diğer uygulama usul ve esaslarının yönetmelikle belirleneceği düzenlenmiştir.</p>

<p>73. 6502 sayılı Kanun’un 47/A maddesinin (1) numaralı fıkrasında doğrudan satış sistemi tanımlanmış, (3) numaralı fıkrasında ise doğrudan satış sisteminde uyulması gereken ilkeler belirlenmiştir.</p>

<p>74. Kuralın da yer aldığı anılan maddede cayma hakkını düzenleyen hükümler dışında söz konusu Kanun’un diğer maddelerinde satıcı, sağlayıcı ve tüketiciler bakımından öngörülen hak ve yükümlülüklerin doğrudan satış sistemi kapsamındaki işlemlerin tarafı olan doğrudan satış şirketi ve tüketiciler yönünden de geçerli olduğu anlaşılmaktadır. Doğrudan satıcının hak ve yükümlülüklerinin ise doğrudan satış şirketi ve tüketiciler arasındaki hukuki ilişkinin niteliğine bağlı olarak diğer mevzuat hükümleri kapsamında belirleneceği açıktır.</p>

<p>75. Öte yandan kuralın yer aldığı fıkrada doğrudan satış şirketi için bilgilendirme yükümlülüğü öngörülmüş ancak bu yükümlülüğün kapsamına ve yerine getirilmemesinin sonuçlarına ilişkin temel hususlara dair Kanun’da bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Başka bir ifadeyle Kanun’da doğrudan satış şirketine bilgilendirme yükümlülüğü getirilmesine karşın tüketicinin, anılan bilgilendirme yükümlülüğüne yönelik haklarını belirleyen usul ve esaslarla ilgili olarak yeterli bir çerçeve çizilmemiştir.</p>

<p>76. Bu itibarla kural kapsamında doğrudan satış şirketinin bilgilendirme yükümlülüğüyle ilgili temel ilke ve esaslar kanunla belirlenmeksizin idareye doğrudan düzenlenme yetkisi tanınmasının yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesiyle bağdaşan bir yönü bulunmamaktadır.</p>

<p>77. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 2. maddesine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 7. maddesi yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. maddesi yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 7. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 5., 10., 13., 17., 48., 123., 124. ve 172. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>B. Kanun’un 9. Maddesiyle 6563 Sayılı Kanun’un Ek 4. Maddesinin Değiştirilen (7) Numaralı Fıkrasının (b) ve (c) Bentlerinin İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>78. 6563 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasında anılan Kanun’un amacının elektronik ticarete ilişkin esas ve usullerin düzenlenmesi olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>79. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise Kanun’un kapsamının ticari iletişim, hizmet sağlayıcı ve aracı hizmet sağlayıcılarının sorumlulukları, elektronik iletişim araçlarıyla yapılan sözleşmeler, elektronik ticarete ilişkin bilgi verme yükümlülükleri ile uygulanacak yaptırımlar olduğu düzenlenmiştir.</p>

<p>80. Bununla birlikte Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten bu yana bilgi ve iletişim teknolojilerinde yaşanan gelişmelerin etkisiyle hızlı bir gelişim ve değişim sürecine giren elektronik ticaret alanına yeni işletmeler, iş modelleri ve ürün grupları dâhil olmuştur. Bu nedenle Kanun’un mevcut hâliyle yeni kavramların ve aktörlerin ortaya çıkardığı hukuki sorunların çözümünde yetersiz kaldığı alanları düzenlemek amacıyla 6563 sayılı Kanun’da 1/7/2022 tarihli ve 7416 sayılı Kanun’la birtakım değişiklikler yapılmıştır. Bu itibarla anılan Kanun’la elektronik ticaret alanında ortaya çıkan yeni aktör ve kavramlar tanımlanmış, bunların hak ve yükümlülüklerine ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir (AYM, E.2022/109, K.2023/125, 13/7/2023, § 11).</p>

<p>81. Bu çerçevede 6563 sayılı Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde <i>elektronik ticaret</i>, fiziki olarak karşı karşıya gelmeksizin elektronik ortamda gerçekleştirilen çevrim içi iktisadi ve ticari her türlü faaliyet; (f) bendinde <i>elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı</i>, elektronik ticaret pazar yerinde elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarının mal veya hizmetlerinin teminine yönelik sözleşme yapılmasına ya da sipariş verilmesine imkân sağlayan aracı hizmet sağlayıcı; (g) bendinde ise <i>elektronik ticaret hizmet sağlayıcı</i>, elektronik ticaret pazar yerinde ya da kendine ait elektronik ticaret ortamında mal veya hizmetlerinin teminine yönelik sözleşme yapan ya da sipariş alan hizmet sağlayıcıyı olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>82. Anılan Kanun kapsamında elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının ekonomik bütünlük içinde bulunduğu kişiler de dikkate alınarak elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için birtakım yükümlülükler öngörülmüştür. Söz konusu fıkranın (j) bendinde <i>ekonomik bütünlüğün</i> bir kişinin bir ticaret şirketinin doğrudan veya dolaylı olarak paylarının en az yüzde yirmi beşine ya da oy haklarının çoğunluğuna veya onu yönetebilecek kararları alabilecek payına sahip olmasını, şirket sözleşmesi uyarınca yönetim organında karar alabilecek çoğunluğu oluşturan sayıda üyeyi seçme hakkını haiz olmasını, kendi oy haklarının yanında bir sözleşmeye dayanarak tek başına veya diğer pay sahipleriyle birlikte oy haklarının çoğunluğunu oluşturmasını, bir ticaret şirketini sözleşmeye bağlı olarak hâkimiyeti altında bulundurmasını veya bu hâllere bağlı olarak bu kişiyle bağlantılı tüm ticaret şirketleri ve bu kişiye ait işletmeler arasındaki ilişkiyi ya da pay sahibi olup olmadıklarına bakılmaksızın birden fazla ticaret şirketinin aynı kişi veya kişiler tarafından yönetilmesini ifade ettiği belirtilmiştir.</p>

<p>83. Kanun’un ek 4. maddesinde elektronik ticaret lisansına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Anılan maddenin (1) numaralı fıkrasında bir takvim yılındaki net işlem hacmi on milyar TL’nin ve iptal ve iadeler hariç işlem sayısı yüz bin adedin üzerinde olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının faaliyetine devam edebilmek için Bakanlıktan lisans almak ve lisansını yenilemek zorunda olduğu, lisans alma başvurusunun hadlerin aşıldığı tarihi izleyen takvim yılının, lisans yenileme başvurusunun ise eşikler aşıldığı sürece her takvim yılının mart ayı içinde yapılacağı öngörülmüştür. Dolayısıyla anılan fıkraya göre işlem sayısı ve net işlem hacminin lisans zorunluluğunun bulunup bulunmadığının tespiti bakımından belirleyici iki unsur olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>84. Lisans zorunluluğunun tespitinde dikkate alınan <i>net işlem hacmi</i> ise Kanun’un 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde tanımlanmıştır. Buna göre <i>net işlem hacmi</i>, iptal ve iadeler hariç olmak üzere, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı için aracılık hizmeti sunduğu elektronik ticaret pazar yerleri, elektronik ticaret hizmet sağlayıcı için ise elektronik ticaret pazar yeri niteliğini haiz olmayan kendine ait elektronik ticaret ortamları üzerinden belirli bir dönemde yapılan sözleşme ve verilen siparişler için düzenlenmesi gereken nihai fatura veya fatura yerine geçen belge değerleri toplamı olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>85. Ek 4. maddenin (2) numaralı fıkrasında lisans ücretinin ödendiğine dair belgenin lisans alma veya yenileme başvurusu sırasında ibraz edilmesi hâlinde başka bir şart aranmaksızın lisansın verileceği veya yenileneceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>86. Söz konusu maddenin (3) numaralı fıkrasında da lisans ücretleri düzenlenmiştir. Buna göre elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının bir takvim yılında gerçekleşen net işlem hacmine göre lisans ücretinin belirlendiği, kademeli olarak net işlem hacmi arttıkça lisans ücretinin de arttığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>87. Maddenin (4) numaralı fıkrasında bu maddedeki eşiklerin aşılıp aşılmadığının tespitinde, ekonomik bütünlük içinde bulunan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri ve işlem sayılarının dikkate alınacağı, net işlem hacimleri ve işlem sayılarının toplamının (1) numaralı fıkrada belirtilen eşikleri aşması hâlinde bu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının her birinin lisans alma ve yenileme başvurusunda bulunacağı ve lisans ücretinin, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarından, bunların elektronik ticaret pazar yerlerinde bir önceki takvim yılında gerçekleşen net işlem hacimleri oranında tahsil edileceği belirtilmiştir.</p>

<p>88. (5) numaralı fıkrada lisans ücretinin Bakanlıkça peşin olarak tahsil edileceği, tahsil edilen tutarların genel bütçeye gelir olarak kaydedileceği; (6) numaralı fıkrada bu maddede belirtilen parasal eşiklerin her yıl Elektronik Ticaret Bilgi Sistemi (ETBİS) verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret hacminin yıllık değişim oranına göre artırılacağı, artırımın yapıldığı tarihten önceki takvim yılına ilişkin net işlem hacmine uygulanacak bu eşikler ile elektronik ticaret hacminin yıllık değişim oranının en geç şubat ayı içinde Bakanlığın internet sitesinde ilan edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>89. (7) numaralı fıkrada lisans ücretinin hesaplanmasına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Fıkranın (a) bendinde elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve ekonomik bütünlük içinde olduğu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yaptığı satışların hesaba dâhil edilmeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>90. Anılan fıkranın dava konusu (b) bendinde lisans ücretinin hesaplanmasında esas alınan net işlem hacminin belirlenmesine ilişkin esaslar düzenlenmiştir. Söz konusu bendin (1) ve (2) numaralı alt bentlerinde elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminin, ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olmaması şartıyla, izleyen takvim yılında gerçekleştirilen (a) bendinde belirtilen satış tutarı ile yatırımların proje bazında desteklenmesine dair mevzuat uyarınca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarının iki katının ilgili takvim yılına ilişkin net işlem hacminden indirileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>91. Fıkranın dava konusu (c) bendinde ise yüzde yirmi olarak belirlenen sınırın aşılıp aşılmadığının tespitinde yüzde on beşin altındaki had aşımlarının dikkate alınmayacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla kuralda öngörülen yüzde on beşlik had aşımı sınırı dikkate alındığında elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının (b) bendinin (1) ve (2) numaralı alt bentlerine göre yurt dışına yapılan satışlar ile gerçekleştirilen yatırım harcamalarının iki katının net işlem hacminden indirilebilmesi için kendi net işlem hacminin, ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının en fazla yüzde yirmi üçünü oluşturması gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>92. (9) numaralı fıkrada bu maddenin, münhasıran elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının markasını taşıyan ürünlerin bayilik ve acentelik gibi sözleşmeler kapsamında satışa sunulduğu elektronik ticaret pazar yerleri hakkında uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Buna göre elektronik ticaret lisans ücretinin elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların aracılık hizmeti sunduğu elektronik ticaret pazar yerlerine özgü bir yükümlülük olarak öngörüldüğü, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının aracılık faaliyeti dışındaki diğer ticari faaliyetlerinin elektronik ticaret lisans ücreti kapsamına alınmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>93. Kuralların da yer aldığı (7) numaralı fıkranın gerekçesinde yurt içinde yerleşik pazar yerlerinin rekabet gücünün artırılarak yurt dışı menşeli pazar yerlerine karşı korunmasının, istihdam seviyesinin artırılması ve ihracat artışına hız kazandırılarak daha çok işletmenin ihracata yönelmesinin sağlanması amacıyla destekleyici tedbirlerin alınmasının, elektronik ihracatın genel ihracat içerisinden payının artırılmasının ve sınır ötesi elektronik ticaret pazarlarında ülkemiz ihracatçılarının aktif ve etkin şekilde rol almalarının sağlanmasının amaçlandığı belirtilmiştir.</p>

<p>94. Söz konusu gerekçede ayrıca yüksek teknoloji yatırımlarının teşvik edilmesi amacıyla Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının toplamının iki katının lisans ücretinin hesaplanmasına esas teşkil eden net işlem hacminden indirilmesine yönelik düzenleme yapıldığı, adil rekabet ortamının ve sektörün çok oyunculu yapısının korunması amacıyla dava konusu kurallarla tanınan indirim imkânından yararlanılabilmesi için elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminin, Kanun kapsamında yer alan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimlerinin toplamını ifade eden ve ETBİS verileri kullanılarak Bakanlıkça hesaplanan elektronik ticaret hacminin yüzde yirmisini aşmaması şartının getirildiği belirtilmiştir. Ayrıca gerekçede elektronik ticaret hacminin yüzde yirmisi olarak belirlenen haddin yüzde on beşinin altındaki had aşımının dikkate alınmamasına yönelik düzenlemenin ise küçük ölçekli sapmaların lisans ücretleri üzerinde olumsuz etki yaratmasının engellenmesi ve işletmelerin ticari kararlarında öngörülebilirliğin arttırılması amacını taşıdığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>95. Dava dilekçesinde özetle; dava konusu kuralların piyasadaki büyük aktörlere avantaj sağlayarak rekabetin ortadan kaldırılmasına neden olabileceği, kurallarda belirtilen oranların ölçülü olmadığı gibi net işlem hacminden yararlanılması için öngörülen yüzde yirmi oranın tespit edilmesinde nesnel ve somut ölçütlerin belirlenmediği, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları arasında net işlem hacminden indirim yapılması suretiyle bir ayrım yapıldığı ancak bu ayrımı haklı kılacak bir nedenin bulunmadığı, bu durum nedeniyle teşebbüs özgürlüğüne ve mülkiyet hakkına ölçüsüz sınırlama getirildiği, lisans ücretinin hesaplanmasında kademeli bir sistem belirlenmesine karşın makul olmayan fahiş nitelikte indirim oranları öngörülerek elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları arasındaki eşitliğin bozulduğu, kurallarla belirli bir elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının piyasaya hâkim konuma getirilerek diğer elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının piyasaya girmesine ve piyasadaki varlığını sürdürmesine engel olunduğu, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların sayısının azalmasına neden olabilecek bu durumun tüketicilerin tercih imkânını ortadan kaldırdığı, bu nedenle kuralların tüketicinin korunması ilkesini de zedelediği, ayrıca bu durumun usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla da bağdaşmadığı belirtilerek kuralların Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 35., 48., 90., 167. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p>96. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./ Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parasal karşılığı olan her türlü mal varlığını kapsamaktadır.</p>

<p>97. Vergi, resim ve harç benzeri mali yükümlülükler kamu hizmetinin karşılığı olarak ya da herhangi bir kamu hizmetinin karşılığı olmaksızın öngörülen ve kamu gücüne dayanılarak yerine getirilmesi sağlanan yükümlülükler olup bunların vergi, harç ve resmin özelliklerini ayrı ayrı taşımalarının yanı sıra vergi, harç ve resmin ortak öğelerini taşımaları da mümkündür (AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 53).</p>

<p>98. Diğer yandan resim, bir iş ya da faaliyetin yapılmasına yetkili kuruluşlar tarafından verilen izin nedeniyle öngörülen ya da harca benzer biçimde kamu kurum ve kuruluşlarının sunduğu hizmetin ve yaptıkları giderlerin karşılığı olarak yalnızca sunulan hizmetle ilgili gerçek ve tüzel kişiler için öngörülen bir yükümlülük şeklinde açıklanmaktadır (AYM, E.2019/93, K.2023/87, 4/5/2023, § 54).</p>

<p>99. 6563 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinde öngörülen lisans ücretinin elektronik ticaretin dengeli ve sağlıklı şekilde büyüme ve gelişmesine katkı sağlamak amacıyla kamu gücü kullanılarak yerine getirilmesini sağlayan mali bir yükümlülük olduğu açıktır.</p>

<p>100. Lisans ücreti yükümlülerinin elektronik ticaret faaliyetinde bulunulan internet sitesi, mobil site veya mobil uygulama gibi platformlarda elektronik ticaret faaliyetinde bulunmak veya bu faaliyete devam etmek isteyen elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları olduğu, bu yönüyle kurallarda öngörülen lisans ücretinin <i>resim benzeri mali yükümlülük</i> niteliğini taşıdığı anlaşılmaktadır (AYM, E.2022/109, K.2023/125, 13/7/2023, § 322).</p>

<p>101. Elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılar tarafından net işlem hacmi üzerinden lisans ücreti olarak ödeyecekleri tutarın söz konusu sağlayıcılar yönünden mülk olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Öte yandan söz konusu ücret, elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının elektronik ticaret ortamında faaliyette bulunabilmeleri amacıyla ödenmektedir. Dolayısıyla kuralların mülkiyet ve teşebbüs özgürlüğüyle ilgisi bulunmaktadır.</p>

<p>102. Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir./ Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz./ Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>” denilmek suretiyle kanun önünde eşitlik ilkesine yer verilmiştir.</p>

<p>103. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesinin amacı; aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez.</p>

<p>104. Dava konusu kurallarla net işlem hacmi ETBİS verileri dikkate alınarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olmayan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının iki katının aynı takvim yılına ait net işlem hacminden indirilmesi, net işlem hacmi elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarına göre lisans ücretinin ödenmesi bakımından avantaj sağlamaktadır.</p>

<p>105. Bu itibarla kurallar kapsamında elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım harcamaları tutarının iki katının lisans ücretinin hesaplanmasında esas alınan net işlem hacminden indirilmesinin mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında eşitlik ilkesi yönünden incelenmesi gerekir.</p>

<p>106. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa’nın söz konusu maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamele yapılıp yapılmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Yapılacak bu belirlemenin ardından ise farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı ve orantılı olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Orantılılık ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen objektif amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>107. Kurallarla elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının iki katının lisans ücretinin hesaplanmasında dikkate alınan net işlem hacminden indirme imkânından yararlanmanın elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminin, ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarının net işlem hacimleri toplamına olan oranı üzerinde belirlendiği görülmektedir. Kurallarda ayrıca anılan oranın aşılıp aşılmadığının tespitinde yüzde on beşin altındaki had aşımlarının dikkate alınmayacağı hükme bağlanmıştır. Kanun kapsamında lisans ücreti ödemek zorunda olup da net işlem hacmi belirlenen oranın altında olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları ile net işlem hacmi bu oranın üzerinde olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde<i> </i>benzer durumda oldukları açıktır.</p>

<p>108. Öte yandan net işlem hacmi ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinin altında olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için lisans ücreti hesaplanırken dikkate alınan net işlem tutarından elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamasının iki katının indirilerek daha az lisans ücreti ödeme imkânı öngörülmüşken net işlem hacmi yüzde yirminin üzerinde olan elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların bu imkândan yararlandırılmaması farklı muamele teşkil etmektedir.</p>

<p>109. Eşitlik ilkesinin gereği olarak karşılaştırma yapılmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olanlar arasından bir kısmı lehine getirilen farklı düzenlemenin ayrıcalık taşımaması için nesnel ve makul bir temele dayanması ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>110. Elektronik ticaret ortamında faaliyet gösteren işletmelerden bir kısmının piyasaya hâkim olması durumunda hâkim konuma erişen elektronik ticaret işletmelerinin finans, veri, lojistik, alıcı ve satıcı sayısı bakımından eriştikleri ağ kapasitesi ile pazara girişleri zorlaştırmaları ve bu suretle pazardaki paylarını hızlı şekilde artırmaları mümkün olup bu durumun ise elektronik ticaret alanında rekabet ortamını bozucu bir etki meydana getirebileceği açıktır. Bu kapsamda piyasalardaki değişimlere karşı alınan tedbirlerin adil ve etkin rekabet ortamının sağlanmasında yetersiz kalması nedeniyle elektronik ticaret alanına yeni giren veya hâlihazırda bu alanda faaliyet gösteren piyasa aktörlerinin eşit şartlar altında rekabet edebilmesi için anılan Kanun’un ek 4. maddesiyle elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılara lisans alma ve bu lisansı yenileme yükümlülüğü getirilmiştir (AYM, E.2022/109, K.2023/125, 13/7/2023, § 330). Başka bir ifadeyle elektronik ticaret hizmet sağlayıcılarına lisans alma ve yenileme yükümlülüğünün getirilmesinin piyasa aktörlerinin eşit şartlar altında rekabet edebilmesine imkân sağlamak ve belirli büyüklükteki işletmelerin serbest piyasa koşullarını bozucu şekilde faaliyet göstermesini engellemek suretiyle elektronik ticaret piyasasında adil ve etkin bir şekilde işleyen rekabet ortamının sağlanmasını amaçladığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>111. Kurallar kapsamında elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan ve yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamasının iki katı tutarının net işlem hacminden indirilmesi, net işlem hacmi ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olmayan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının daha az lisans ücreti ödemesi sonucunu ortaya çıkarmaktadır.</p>

<p>112. Bu itibarla kurallarla devletin Anayasa’nın 167. maddesinde belirtilen pozitif yükümlülüğü kapsamında net işlem hacmi piyasadaki elektronik ticaret hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının net işlem hacimlerinin toplamının yüzde yirmisinden fazlasını oluşturan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının daha az lisans ücreti ödeme imkânını ortadan kaldırarak pazarın belli bir payına sahip sağlayıcıların pazardaki paylarını artırmalarının engellenmesi ve böylece elektronik ticaret alanında rekabet ortamını bozucu etkiye neden olmalarının önlenmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p>113. Bu kapsamda madde gerekçesinde de belirtildiği üzere elektronik ticaret pazar yerleri aracılığıyla yurt dışına satış yapılmasını sağlamak ve yatırım yapmak suretiyle daha az lisans ücreti ödeme imkânından yararlanacak elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için piyasada belirli bir oranın altında pay sahibi olma zorunluluğunun getirilmesi elektronik ticaret sektörünün güvenli, sağlıklı ve düzenli bir şekilde işlemesi amacına hizmet etmektedir.</p>

<p>114. Öte yandan kurallara göre net işlem hacmi belirtilen oranın altında olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının daha az lisans ücreti ödeyebilmeleri için sahip oldukları elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına satış ya da yatırım teşvik belgesi alarak yatırım yapmaları gerekmektedir.</p>

<p>115. Dolayısıyla kurallarla elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların yatırım yapmaları ve elektronik ihracatı artıracak faaliyetlerde bulunmaları teşvik edilerek elektronik ticarette ihracatın artırılmasının, üretimin geliştirilmesinin, böylelikle bu alanda teknolojik gelişim ve dönüşümün sağlanmasının amaçlandığı anlaşılmıştır.</p>

<p>116. Bu itibarla kurallar kapsamında net işlem hacmi ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olan elektronik hizmet sağlayıcılarının yurt dışında yaptıkları satış ve yatırım teşvik belgesi alarak gerçekleştirdikleri yatırım harcaması tutarının iki katının net işlem hacminden indirilmesi suretiyle daha az lisans ücreti ödeme imkânından mahrum bırakılmasıyla oluşturulan farklı muamelenin objektif ve makul bir temele dayandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>117. Diğer yandan kuralların net işlem hacmi elektronik ticaret hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının net işlem hacimlerinin toplamının yüzde yirmisinden fazlasını oluşturan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarını, elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışında yapılan satış tutarları ile yatırım teşvik belgesi alınarak yapılan yatırım harcamalarının iki katını net işlem hacminden indirerek daha az lisans ücreti ödeme imkânından mahrum bırakmakla birlikte bu durumun söz konusu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için ilave bir mali yükümlülük getirmediği açıktır. Zira söz konusu maddenin (7) numaralı fıkrasının (a) bendinde elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının lisans ücretinin hesaplanmasında elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve ekonomik bütünlük içinde bulunduğu elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışların dikkate alınmayacağı belirtilerek tüm elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları açısından benzer imkânların öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>118. Ayrıca kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kurallarda öngörülen yüzde yirmi oranındaki sınır ve net işlem hacminden indirilecek miktar ile küçük ölçekli hesaplama hatalarının lisans ücretleri üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için belirlenen yüzde on beşlik sapma payının makul düzeyde olduğu gözetildiğinde kuralların net işlem hacmi elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinin üzerinde olan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları bakımından aşırı bir külfete neden olmadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla kurallarda mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>119. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 10., 35. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 10., 35. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 167. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 5., 13., 17., 90. ve 172. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>C. Kanun’un 10. Maddesiyle 6563 Sayılı Kanun’un Geçici 2. Maddesine Eklenen (5) ve (6) Numaralı Fıkraların İncelenmesi</strong></p>

<p><strong>1. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>120. 6563 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasında elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları tarafından anılan Kanun’un ek 4. maddesi kapsamındaki lisans alma yükümlülüğünün 1/1/2025 tarihinden itibaren yerine getirileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>121. Kanun’un geçici 2. maddesinin dava konusu (5) numaralı fıkrasında 2024 yılına ilişkin lisans ücretinin hesaplanmasında, ek 4. maddenin (7) numaralı fıkrasının (b) bendinin alt bentlerinde belirtilen tutarların dört katının elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcının net işlem hacminden indirileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>122. Buna göre net işlem hacmi ETBİS verileri kullanılarak hesaplanan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcı ve elektronik ticaret hizmet sağlayıcıların net işlem hacimleri toplamının yüzde yirmisinden fazla olmayan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların 2024 yılı için ödemekle yükümlü olduğu lisans bedeli belirlenirken anılan fıkranın (a) bendi kapsamında yurt dışına yapılan satış tutarı ile yatırımların proje bazında desteklenmesine dair mevzuat uyarınca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcaması tutarının dört katı net işlem hacminden indirilecektir.</p>

<p>123. Geçici 2. maddenin dava konusu (6) numaralı fıkrasında ise 2025 yılı için geçerli olmak üzere bu oran üç kat olarak belirlenmiştir.</p>

<p><strong>2. İptal Talebinin Gerekçesi</strong></p>

<p>124. Dava dilekçesinde özetle; 7529 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un ek 4. maddesinin değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine yönelik gerekçelerle kuralların Anayasa’nın 2., 5., 10., 13., 17., 35., 48., 90., 167. ve 172. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>3. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu </strong></p>

<p>125. Dava konusu kurallar kapsamında elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırım harcamaları tutarının 2024 yılı için dört katının, 2025 yılı için üç katının lisans ücretinin hesaplanmasında esas alınan net işlem hacminden indirilmesinin mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında eşitlik ilkesi yönünden incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>126. 7529 sayılı Kanun’un 9. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un ek 4. maddesine eklenen (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya uygunluk denetiminde karşılaştırılabilir grup, objektif ve makul neden ile yüzde on beş ve yüzde yirmi sınırlara ilişkin yapılan açıklamalar bu kurallar yönünden de geçerlidir.</p>

<p>127. Anılan Kanun’un geçici 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasında elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının ek 4. madde kapsamındaki lisans yükümlülüğünün 1/1/2025 tarihinden itibaren yerine getirileceğinin hükme bağlandığı dikkate alındığında lisans yükümlülüğü bulunan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının ilk kez yapacakları lisans ödemesinde 2024 yılındaki net işlem hacminin esas alınacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>128. Kanun’da belli ölçeklerin üzerinde net işlem hacmi bulunan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların kâr elde edip etmediklerine bakılmaksızın net işlem hacimlerinin önemli bir kısmının lisans ücreti olarak alınmasının öngörüldüğü gözetildiğinde elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları için öngörülen bu yükümlüğe uyum sağlanabilmesi için geçiş sürecinde farklı avantajların oluşturulması mümkündür. Nitekim kurallarla anılan süreçte elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıların faaliyetlerinin aksamasını önlemek amacıyla elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcılarının elektronik ticaret pazar yerleri üzerinden yurt dışına yapılan satışlar ile yatırımların proje bazında desteklenmesine dair mevzuat uyarınca Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından yatırım teşvik belgesi alınarak gerçekleştirilen yatırım harcamalarının 2024 yılı için dört katının, 2025 yılı için üç katının net işlem hacminden indirilmesinin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>129. Bu itibarla kuralların geçici bir döneme ilişkin olarak öngörüldüğü de gözetildiğinde 2024 ve 2025 yılına ilişkin net işlem hacimlerinden indirilecek tutarların tespitinde esas alınacak üç ve dört katı oranların söz konusu indirimden yararlanmayan elektronik ticaret aracı hizmet sağlayıcıları yönünden aşırı külfete neden olacağı söylenemez. Dolayısıyla kurallarda mülkiyet hakkı ve teşebbüs özgürlüğü bağlamında eşitlik ilkesine aykırı bir yön bulunmamaktadır.</p>

<p>130. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 10., 35. ve 48. maddelerine aykırı değildir. İptalleri talebinin reddi gerekir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 10., 35. ve 48. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 167. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralların Anayasa’nın 5., 13., 17., 90. ve 172. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. İPTALİN DİĞER KURALLARA ETKİSİ</strong></p>

<p>131. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrasında kanunun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün belirli kurallarının iptali, diğer kurallarının veya tümünün uygulanmaması sonucunu doğuruyorsa bunların da Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilebileceği öngörülmektedir.</p>

<p>132. 7529 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’a eklenen 47/A maddesinin;</p>

<p>- (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan “<i>…ve…</i>”<i> </i>ile “<i>…belirlenen diğer koşulları sağlaması…</i>” ibarelerinin,</p>

<p><strong>- </strong>(3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresinin iptali nedeniyle “<i>…esas alması…</i>” ibaresinden sonra gelen ve uygulanma imkânı kalmayan “<i>…ve…</i>” ile “<i>…belirlenen diğer ilkelere uygun olması…</i>” ibarelerinin,</p>

<p>- (7) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelik…</i>” ibaresinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan fıkranın kalan kısmının,</p>

<p>6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince iptalleri gerekir.</p>

<p><strong>VI. İPTAL KARARININ YÜRÜRLÜĞE GİRECEĞİ GÜN SORUNU</strong></p>

<p>133. Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasında “<i>Kanun, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi veya Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ya da bunların hükümleri, iptal kararlarının Resmî Gazetede yayımlandığı tarihte yürürlükten kalkar. Gereken hallerde Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Bu tarih, kararın Resmî Gazetede yayımlandığı günden başlayarak bir yılı geçemez.</i>” denilmekte, 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrasında da bu kural tekrarlanmak suretiyle Anayasa Mahkemesinin gerekli gördüğü hâllerde Resmî Gazete’de yayımlandığı günden başlayarak iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihi bir yılı geçmemek üzere ayrıca kararlaştırabileceği belirtilmektedir.</p>

<p>134. 7529 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle 6502 sayılı Kanun’a eklenen 47/A maddesinin;</p>

<p>- (2) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>”, “<i>…ve…</i>”<i> </i>ile “<i>…belirlenen diğer koşulları sağlaması…</i>” ibarelerinin,</p>

<p>-<strong> </strong>(3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelikle…</i>”, “<i>…ve…</i>”<i> </i>ile “<i>…belirlenen diğer ilkelere uygun olması…</i>” ibarelerinin,</p>

<p>- (7) numaralı fıkrasının,</p>

<p>iptal edilmeleri nedeniyle doğacak hukuksal boşluk kamu yararını ihlal edecek nitelikte görüldüğünden Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrasıyla 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince bu kurallara ilişkin iptal hükümlerinin kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak dokuz ay sonra yürürlüğe girmesi uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VII. YÜRÜRLÜĞÜN DURDURULMASI TALEBİ</strong></p>

<p>135. Dava dilekçelerinde özetle; dava konusu kuralların uygulanmaları hâlinde telafisi güç veya imkânsız sonuçların doğacağı belirtilerek yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>24/10/2024 tarihli ve 7529 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A. </strong>6. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen 47/A maddesinin;</p>

<p><strong>1. </strong>(2) ve (3) numaralı fıkralarında yer alan <i>“...yönetmelikle...” </i>ibarelerine,</p>

<p><strong>2. </strong>(7) numaralı fıkrasında yer alan <i>“...yönetmelik...”</i> ibaresine,</p>

<p>yönelik iptal hükümlerinin yürürlüğe girmelerinin ertelenmeleri nedeniyle bu ibarelere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>1. </strong>9. maddesiyle 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un ek 4. maddesinin değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerine,</p>

<p><strong>2.</strong> 10. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesine eklenen (5) ve (6) numaralı fıkralara,</p>

<p>yönelik iptal talepleri 12/2/2026 tarihli ve E.2024/229, K.2026/35 sayılı kararla reddedildiğinden bu fıkralara ve bentlere ilişkin yürürlüğün durdurulması taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VIII. HÜKÜM</strong></p>

<p>24/10/2024 tarihli ve 7529 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 6. maddesiyle 7/11/2013 tarihli ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’a eklenen 47/A maddesinin;</p>

<p><strong>1.</strong> (2) numaralı fıkrasında yer alan;</p>

<p><strong>a.</strong> “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>b.</strong> “<i>…ve…</i>” ile “<i>…belirlenen diğer koşulları sağlaması…</i>” ibarelerinin 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALLERİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,</p>

<p><strong>2.</strong> (3) numaralı fıkrasında yer alan;</p>

<p><strong>a.</strong> “<i>…yönetmelikle…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>b.</strong> <i>“…esas alması…”</i> ibaresinden sonra gelen “<i>…ve…</i>” ile “<i>…belirlenen diğer ilkelere uygun olması…</i>” ibarelerinin 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALLERİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,</p>

<p><strong>3. a.</strong> (7) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…yönetmelik…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE,</p>

<p><strong>b.</strong> (7) numaralı fıkrasının kalan kısmının 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince İPTALİNE,</p>

<p>iptal hükümlerinin Anayasa’nın 153. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 66. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereğince KARARIN RESMÎ GAZETE’DE YAYIMLANMASINDAN BAŞLAYARAK DOKUZ AY SONRA YÜRÜRLÜĞE GİRMESİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 9. maddesiyle 23/10/2014 tarihli ve 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un ek 4. maddesinin değiştirilen (7) numaralı fıkrasının (b) ve (c) bentlerinin Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,</p>

<p><strong>C.</strong> 10. maddesiyle 6563 sayılı Kanun’un geçici 2. maddesine eklenen (5) ve (6) numaralı fıkraların Anayasa’ya aykırı olmadıklarına ve iptal taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024229-esas-202635-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasa-mahkemesi41c9d1f7418377c9by.jpg" type="image/jpeg" length="84274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/131 esas - 2026/41 karar sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024131-esas-202641-karar-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024131-esas-202641-karar-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2024/131 esas - 2026/41 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Esas Sayısı : 2024/131</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı : 2026/41</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi : 12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.Tarih-Sayı : 30/4/2026-33239</strong></p>

<p></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU: </strong>27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 7/7/1971 tarihli ve 1424 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin beşinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan “<i>...</i><i>haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş,...</i>”<i> </i>ibaresinin Anayasa’nın 13., 36., 38. ve 70. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Nasıp düzeltme talebinin reddine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 36. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>III – Nasıp düzeltilmesi:</i></p>

<p><i>Madde 36 – (Değişik: 7/7/1971 - 1424/7 md.)</i></p>

<p><i>Kazai ve idari kararlar neticesi nasıp düzeltilmesi aşağıdaki esaslara göre yapılır:</i></p>

<p><i>a) (Değişik: 22/1/2015 - 6586/43 md.) Cezası ertelenen veya seçenek yaptırımlara çevrilenler hariç olmak üzere subayların;</i></p>

<p><i>1. Şahsi hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkumiyetleri hâlinde, infaz süresinden fazla olmamak üzere gözaltı, tutukluluk ve hükümlülükte geçen süreleri,</i></p>

<p><i>2. Açığı gerektiren bir suçtan mahkumiyet hâlinde açıkta geçen süreleri,</i></p>

<p><i>3. Haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılması veya buna bağlı düşme kararı verilse dâhi, firar veya izin tecavüzünde bulundukları (…) mahkeme kararı ile sabit olanların firarda veya izin tecavüzünde geçen süreleri kıdemlerinden düşülür.</i></p>

<p><i>Bu işlem, firar, izin tecavüzü veya açıkta geçen süreler bakımından hükmün veya kararın kesinleşmesini, şahsi hürriyeti bağlayıcı cezalar bakımından, cezanın kısmen veya tamamen infazını müteakip son rütbeye nasıp tarihinin düzeltilmesi suretiyle derhâl yapılır.</i></p>

<p><i>b) Silahlı Kuvvetler hesabına veya izinli olarak yurt içinde veya yurt dışında her çeşit öğrenim, kurs ve staja gönderilen subaylardan, öğrenim, kurs veya stajlarını bu kanun hükümlerine göre hazırlanacak yönetmelikte gösterilen süre ve şartlar içinde bitiremiyen başarısızlık veya diğer sebeplerle bu yönetmelikte gösterilen sürelerden fazla sınıfta kalmak suretiyle bu süre içerisinde bitirmelerine imkan olmıyan üniversiteler, yüksek okullar veya sınıf okulları yönetmeliklerine göre öğrencilikle ilişikleri kesilen, devamsızlık, başarısızlık, uygunsuz hallerinden dolayı eğitimlerine son verilen veya devre kaybedenlerin öğrenim, kurs veya stajda kaldıkları süreler kadar bekleme süreleri uzatılır. Yurt dışına öğrenim, kurs veya staja gönderilenler için bu süre yurt dışına çıkış ve dönüş tarihleri arasında geçen süredir.</i></p>

<p><i>c) Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Eğitimi, Milli Savunma ve Güvenlik Enstitüsü ile Milli Savunma Bakanlığı veya İçişleri Bakanlığı nam ve hesabına tıpta uzmanlık eğitimi, sıhhi sebeplerle devamsızlık, yönetmelikte gösterilen özel nitelik istiyen kurslar ve üç ay dahil daha az süreli kurslar için (b) bendi hükümleri uygulanmaz.</i></p>

<p><i>d) (Değişik birinci paragraf:16/7/2020-7250/3 md.) Milli Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Hava Harp Enstitülerinde karargâh subaylığı eğitimini tamamlayanlara bir yıl, bunlardan komuta ve kurmay eğitimini tamamlayanlara ayrıca bir yıl, bunlardan Milli Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsünde verilen müşterek komuta ve kurmay eğitimini tamamlayanlara ilave bir yıl;</i></p>

<p><i>(Mülga ikinci paragraf:16/7/2020-7250/3 md.)</i></p>

<p><i>Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personel temin ve yetiştirme planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan bilim dallarında yüksek lisans öğrenimi yapanlardan; yüksek lisans eğitimi bitiriş notu, lisans eğitimi bitiriş notu, sicil notu ortalaması, mükâfatlar ve cezalar ile ilgili yönetmeliklerde belirtilen diğer şartlar esas alınarak yapılacak sıralamada Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı namına ve kendi namına olmak üzere ayrı ayrı olarak bilim dalı karşılığında tahsisi yapılan kontenjanlara giren subaylara bir yıl, bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl, doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl;</i></p>

<p><i>Tıpta uzmanlık belgesi alanlara, diş tabipliğinde, veterinerlikte, eczacılıkta uzman belgesi alanlara veya doktora yapanlara iki yıl, bunlardan doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl kıdem verilir.</i></p>

<p><i>(Değişik ikinci fıkra: 24/4/2008-5758/3 md.) </i><i>Türk Silahlı Kuvvetlerine muvazzaf subay olarak katılmadan önce branşları ile ilgili yukarıda belirtilen öğrenimlerini kendi nam ve hesaplarına yapmış veya subay nasbedildikten sonra bitirmiş olanlar, lisansüstü öğrenimi tamamladığı için sınıfları değiştirilen subaylar ile lisansüstü öğrenimi tamamladıktan sonra astsubaylıktan subaylığa nasbedilenler hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.</i></p>

<p><i>Bu şekilde kıdem alanların nasıpları düzeltilir.</i></p>

<p><i>Bu madde hükümlerine göre verilen kıdemlerin toplamı hiçbir şekilde üç yılı aşamaz.</i></p>

<p><i>Yukarıda yazılı nitelikleri haiz olanlara lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi için;</i></p>

<p><i>1. Müracaat tarihinde sicil notu ortalamasının, sicil tam notunun % 90'ı ve daha üstünde olması,</i></p>

<p><i>2. Lisansüstü öğrenimini kendi nam ve hesabına yapanlar için askerî disiplin, tutum ve davranışları, görevindeki başarısı, meslekî bilgi ve yetenekleri, genel kültürü, ahlakî ve şahsî nitelikleri bakımından kıdem almaya layık bulunduğuna dair </i>“<i>Lisansüstü Öğrenim Kıdemi Nitelik Belgesi</i>”<i>nin müspet olarak düzenlenmiş olması,</i></p>

<p><i>3. Özel kanunlara tâbi olanların, yukarıdaki şartlara ilave olarak bu sıfatlarını kazanmada, kendi kanun ve yönetmeliklerinde belirtilen usûl ve esasları yerine getirmiş olması,</i></p>

<p><i>4. Cezaları ertelenmiş, seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmiş, <strong><u>haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş</u></strong>, genel veya özel af kanunları kapsamına girmiş, hükümlülüklerine ilişkin kayıtları adlî sicilden çıkarılmış olsalar bile;</i></p>

<p><i>aa) Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç uydurmak, cinsel saldırı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, fuhuş, gayri tabii mukarenet, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar ile kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma suçlarından birisinden mahkûm olmaması,</i></p>

<p><i>bb) Firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçları ile 1632 sayılı Askeri Ceza Kanununun 148 inci maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olmaması,</i></p>

<p><i>cc) (Değişik: 31/1/2013-6413/45 md.) </i><i>Taksirli suçlar hariç olmak üzere, yukarıdaki bentlerde belirtilen suçların dışındaki suçlardan, toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis, oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezası ile mahkûm veya cezalandırılmış olmaması, gerekir.</i></p>

<p><i>Açığa alınmayı gerektiren ya da yukarıdaki bentlerde sayılan suçlardan gözetim altına alınanlar, tutuklananlar veya kamu davası açılanlar, haklarındaki yargılama neticesine göre işleme tâbi tutulurlar.</i></p>

<p><i>e) (Ek: 17/4/1975 - 1875/3 md.) Nasıp düzeltilmek suretiyle yapılacak terfiler 33 üncü madde hükmüne tabidir.</i></p>

<p><i>f) (Ek: 29/9/1988 - 3475/2 md.; Değişik: 9/8/1993 - KHK- 499/5 md.) Bu madde hükümlerine göre nasıpları leh veya aleyhe düzeltilenlerin terfi işlemlerinin ne şekilde yapılacağı ve kıdemlerinin verilme usul, esas ve şartları Subay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL ve Ömer ÇINAR’ın katılımlarıyla 27/6/2024 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Sümeyye KOCAMAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 926 sayılı Kanun subayların ve astsubayların yetiştirilmeleri, sınıflandırılmaları, görev ve yükümlülükleri, terfi ve taltifleri ile her türlü özlük haklarına yönelik usul ve esasları düzenlemektedir.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde nasıp; ilk subaylığa, astsubaylığa ve bir rütbeden sonraki rütbeye terfide yeni rütbenin normal bekleme süresinin başlama tarihi olarak tanımlanmıştır. Söz konusu fıkranın (s) bendinde ise lisansüstü öğrenim; Kuvvet Harp Akademileri, yüksek lisans (bilim uzmanlığı, yüksek mühendislik, yüksek mimarlık, master) veya doktora öğrenimleri ile tıpta, diş tabipliğinde, veterinerlikte ve eczacılıkta uzmanlık öğrenimi veya doçentlik için yapılan öğrenim olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>5. Kanun’un 36. maddesinde kazai ve idari kararlar neticesinde nasıp düzeltilmesinin hangi esaslara göre yapılacağı düzenlenmiştir. Bu çerçevede nasıp düzeltilmesine konu olabilecek durumlardan biri de lisansüstü öğrenimin tamamlanmasıdır.</p>

<p>6. Anılan maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde lisansüstü öğrenimini tamamlayan subaylara bir ila üç yıl arasında ilave kıdem verilmesi öngörülmüştür. Buna göre Millî Savunma Üniversitesi Kara, Deniz ve Hava Harp Enstitülerinde karargâh subaylığı eğitimini tamamlayanlara bir yıl, bunlardan komuta ve kurmay eğitimini tamamlayanlara ayrıca bir yıl, bunlardan Millî Savunma Üniversitesi Müşterek Harp Enstitüsünde verilen müşterek komuta ve kurmay eğitimini tamamlayanlara ilave bir yıl, Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı personel temin ve yetiştirme planlarında belirtilecek ihtiyaç duyulan bilim dallarında yüksek lisans öğrenimi yapanlardan yüksek lisans eğitimi bitiriş notu, lisans eğitimi bitiriş notu, sicil notu ortalaması, mükafatlar ve cezalar ile ilgili yönetmeliklerde belirtilen diğer şartlar esas alınarak yapılacak sıralamada Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı namına ve kendi namına olmak üzere ayrı ayrı olarak bilim dalı karşılığında tahsisi yapılan kontenjanlara giren subaylara bir yıl, bunlardan doktora yapanlara bir yıl, doğrudan doktora yapanlara iki yıl, doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl, tıpta uzmanlık belgesi alanlara, diş tabipliğinde, veterinerlikte, eczacılıkta uzman belgesi alanlara veya doktora yapanlara iki yıl, bunlardan doçent olanlara ayrıca bir yıl olmak üzere toplam üç yıl kıdem verilecektir.</p>

<p>7. Maddenin beşinci fıkrasında ise lisansüstü öğrenimini tamamlayanlara anılan kıdemlerin verilebilmesi için birtakım şartlar öngörülmüştür. Bu şartlardan biri de (4) numaralı bent uyarınca cezaları ertelenmiş, seçenek yaptırımlardan birisine çevrilmiş, haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş, genel veya özel af kanunları kapsamına girmiş, hükümlülüklerine ilişkin kayıtları adli sicilden çıkarılmış olsa bile devletin şahsiyetine karşı işlenen suçlar ile basit ve nitelikli zimmet, irtikâp, iftira, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik, güveni kötüye kullanma, yalan yere tanıklık, yalan yere yemin, suç uydurmak, cinsel saldırı, cinsel taciz, kişiyi hürriyetinden yoksun bırakmak, fuhuş, gayritabii mukarenet, hileli iflas gibi yüz kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar ile kaçakçılık, resmî ihale ve alım ve satımlara fesat karıştırma suçlarından birisinden mahkûm olunmaması, firar, amir veya üste fiilen taarruz, emre itaatsizlikte ısrar, üste hakaret, mukavemet, fesat, isyan suçları ile 22/5/1930 tarihli ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu’nun 148. maddesinde belirtilen suçlardan mahkûm olunmaması, taksirli suçlar hariç olmak üzere belirtilen suçların dışındaki suçlardan toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis, oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezası ile mahkûm veya cezalandırılmış olunmamasıdır. Anılan bentte yer alan “<i>...</i><i>haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş,...</i>”<i> </i>ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>8. Kural uyarınca hakkında (4) numaralı bendin alt bentlerinde sayılan suçlardan herhangi birinden hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar verilen veya taksirli suçlar hariç olmak üzere belirtilen suçların dışındaki suçlardan almış olduğu toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis cezasına ilişkin hükmün açıklanması geri bırakılan kişiye lisansüstü öğrenim kıdemi verilebilmesi mümkün değildir.</p>

<p>9. HAGB, daha önce kasıtlı bir suçtan dolayı mahkûmiyeti bulunmayan kişilerin toplumda suçlu olarak damgalanmaması ve yararlı bir birey olarak tekrar topluma kazandırılması amacıyla belli koşullara bağlı olarak tanınan bir imkândır (AYM, E.2015/23, K.2015/56, 17/6/2015).</p>

<p>10. Anılan kurumun şartları ve esasları 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde düzenlenmiştir. HAGB, erteleme ve kısa süreli hapis cezasına seçenek yaptırımlar gibi hükmün ve cezanın bireyselleştirilmesi kurumlarından biridir. Hâkim, sanık hakkında mahkûmiyet hükmü kurmakla beraber hükmü açıklamamakta ve sanığı belirli bir süre denetim altında tutmaktadır. Sanık, denetim süresi içinde kasıtlı bir suç işlemediği ve mahkemece öngörülen denetimli serbestlik tedbirine uygun davrandığı takdirde açıklanması geri bırakılan mahkûmiyet hükmü ortadan kaldırılmaktadır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>11. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla HAGB kararının mahkûmiyet hükmü hâline dönüştürüldüğü, anılan karar nedeniyle ilgililere lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemesinin kamu hizmetine girme hakkına ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu belirtilerek kuralın Anayasa’nın 13., 36., 38. ve 70. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.<strong> </strong></p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>12. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında “<i>Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.</i>” şeklinde açıkça ifade edilen ve Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının da bir unsuru olan masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır.</p>

<p>13. Masumiyet karinesi uyarınca, bir kişinin suçlu olarak nitelendirilebilmesi ve hakkında ceza hukukunun alanına giren yaptırımların uygulanabilmesi kesin hükümle mahkûm olmasına bağlıdır. Anayasa’nın 38. maddesinde yer alan bu güvencenin mahkeme kararına işaret ettiği açıktır. Dolayısıyla bağımsız bir mahkeme tarafından verilen bir hüküm bulunmaksızın kişilerin suçlu kabul edilmesi masumiyet karinesi güvencesiyle çelişir. Nitekim kişinin suçluluğuna bağımsız mahkemece karar verilmesini öngören anayasal güvence feragat edilebilir nitelikte değildir (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013; E.2020/76, K.2023/172, 11/10/2023, § 77).</p>

<p>14. Masumiyet karinesinin sağladığı güvencenin iki yönü bulunmaktadır. Güvencenin ilk yönü kişi hakkındaki ceza yargılaması sonuçlanıncaya kadar geçen, bir başka ifadeyle kişinin ceza gerektiren bir suçla itham edildiği (suç isnadı altında olduğu) sürece ilişkin olup suçlu olduğuna dair hüküm tesis edilene kadar kişinin suçluluğu ve eylemleri hakkında açıklamalarda bulunulmamasını, suçluymuş gibi hakkında herhangi bir işlem tesis edilmemesini gerektirir. Güvencenin bu yönünün kapsamı sadece ceza yargılamasını yürüten mahkemeyle sınırlı değildir. Güvence aynı zamanda diğer tüm idari ve adli makamların da işlem ve kararlarında, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kişinin suçlu olduğu yönünde ima ya da açıklamalarda bulunmamasını, işlem tesis etmemesini gerekli kılar. Dolayısıyla sadece suç isnadına konu ceza yargılaması kapsamında değil ceza yargılaması ile eş zamanlı olarak yürütülen diğer hukuki süreç ve yargılamalarda da (idari, hukuk, disiplin gibi) masumiyet karinesinin ihlali söz konusu olabilir.</p>

<p>15. Güvencenin ikinci yönü ise ceza yargılaması sonucunda mahkûmiyet dışında bir hüküm kurulduğunda devreye girer ve daha sonraki yargılamalarda isnat edilen suçla ilgili olarak kişinin masumiyetinden şüphe duyulmamasını, kamu makamlarının toplum nezdinde kişinin suçlu olduğu izlenimini uyandıracak işlem ve uygulamalardan kaçınmasını gerektirir (AYM, E.2020/76, K.2023/172, 11/10/2023, § 82; bazı farklarla birlikte bkz. <i>Galip Şahin</i>, B. No: 2015/6075, 11/6/2018, §§ 39, 40).</p>

<p>16. İtiraz konusu kuralda, haklarında HAGB kararı verilse dahi kuralın yer aldığı bentte sayılan suçlardan mahkûm olan veya taksirli suçlar hariç olmak üzere belirtilen suçların dışındaki suçlardan toplam olarak 21 gün ve daha fazla hapis, oda hapsi veya hizmet yerini terk etmeme cezasıyla cezalandırılan subaylara lisansüstü öğrenim kıdeminin verilmeyeceği öngörülmektedir.</p>

<p>17. Anayasa Mahkemesi birçok kararında HAGB'nin -sanığa yüklenen suça ilişkin yargılama sonunda cezaya hükmedilmesi hâlinde- hükmün açıklanmasının belirli koşulların gerçekleşmesine bağlı olarak ertelenmesi anlamına geldiğini belirtmiştir (örnek için bkz.<i> Ali Gürsoy</i>, B. No: 2012/833, 26/3/2013). Bu kapsamda Anayasa Mahkemesi 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesine göre yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası ise HAGB kararının verilebileceğini, anılan maddenin (5) numaralı fıkrasında HAGB'nin kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade ettiğini, öte yandan aynı Kanun’un 223. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen hüküm niteliğindeki kararlar arasında HAGB kararının sayılmadığını vurgulamıştır. HAGB'nin uyuşmazlığın esasını karara bağlamadığını, yargılamayı hükümle sonuçlandıran bir karar niteliğinde olmadığını ve bu kapsamda nihai bir sonuç da doğurmadığını değerlendirmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi HAGB kararının suçluluğu tespit eden bir karar olarak kabul edilmesinin başta masumiyet karinesi olmak üzere temel hakları ihlal edebileceğine dikkat çekmiştir (<i>Ümmügülsüm Salgar </i>[GK], B. No: 2016/12847, 21/10/2021, § 85).</p>

<p>18. HAGB’yi düzenleyen hükümlerin Anayasa Mahkemesinin 1/6/2023 tarihli ve E.2022/120, K.2023/107 sayılı kararıyla iptal edilmesinin ardından 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinde 2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun’la bazı değişiklikler yapılmıştır. Bu değişikliklerden biri de daha önce itiraz kanun yoluna tabi tutulan HAGB kararlarına karşı -<i>272. maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere</i>- istinaf kanun yoluna başvurulabileceğine ilişkin düzenlemedir. 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde ise istinaf incelemesinin ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunup bulunmadığı, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olup olmadığı, ispat bakımından değerlendirmenin yerindeliği hususlarını da kapsayacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>19. Kuralın anayasallık denetimi için öncelikle kanun yoluna ilişkin anılan değişikliğin HAGB kurumunun niteliğinde bir farklılığa yol açıp açmadığının tespit edilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda HAGB kararının Anayasa'nın 38. maddesi anlamında <i>hükmen sabit olma</i> sonucunu doğuran bir karar, diğer bir ifadeyle kesinleşmiş hüküm<i> </i>olmadığı açıktır. Anılan Kanun’un 231. maddesinin (10) numaralı fıkrası gereğince denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verilecektir. Bu itibarla kurumun bütünü değerlendirildiğinde kanun yoluna ilişkin olarak getirilen düzenlemelerin HAGB’nin niteliğinde herhangi bir değişikliğe yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>20. Kuralda, ilgili hakkında belirli suç ve cezalara ilişkin olarak HAGB kararının verilmesi durumu lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemesi sebebi olarak öngörülmüştür. Bu itibarla kuralla, lisansüstü öğrenim kıdemi verilmemesi şeklindeki idari tasarrufun doğrudan ve kategorik olarak HAGB kararına dayandırılması suretiyle bu karara hukuki bir sonuç bağlandığı açıktır.</p>

<p>21. Ayrıca denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmemesi ve denetimli serbestlik tedbirlerine ilişkin yükümlülüklere uygun davranılması üzerine açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak davanın düşmesine karar verildiğinde lisansüstü öğrenim kıdemi verilip verilmeyeceği hususu da belirsiz bırakılmıştır. Bu durum, denetim süresinin tamamlanmasının ardından verilen düşme kararından sonra dahi HAGB kararının aleyhe yorumlanmasına neden olabilecek niteliktedir.</p>

<p>22. Bu itibarla lisansüstü öğrenim kıdemi verilmesi için kural uyarınca 926 sayılı Kanun’un 36. maddesinin beşinci fıkrasının (4) numaralı bendinin alt bentlerinde yer alan suçlar ve cezalarla ilgili olarak HAGB kararının bulunmaması şartını öngören kural, hakkında HAGB kararı bulunan gerçek kişi yönünden masumiyet karinesinin birinci boyutunu oluşturan ve bir kimsenin suçlu olduğu kesinleşmiş bir mahkeme kararıyla tespit edilene kadar ona suçlu gibi muamele edilemeyeceğine ilişkin güvenceyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>23. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kural, Anayasa’nın 38. maddesine aykırı görülerek iptal edildiğinden ayrıca Anayasa’nın 13., 36. ve 70. maddeleri yönünden incelenmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun 7/7/1971 tarihli ve 1424 sayılı Kanun’un 7. maddesiyle değiştirilen 36. maddesinin beşinci fıkrasının (4) numaralı bendinde yer alan <i>“...</i><i>haklarında hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş,...” </i>ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE 12/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2024131-esas-202641-karar-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 11:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/anaysad41aa.jpg" type="image/jpeg" length="14423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12 YIL SÜREN VE BİREYSEL BAŞVURU TARİHİ İTİBARIYLA TEMYİZ SÜRECİNDE OLAN YARGILAMA, YAŞAM HAKKININ USUL BOYUTUNUN İHLALİDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yil-suren-ve-bireysel-basvuru-tarihi-itibariyla-temyiz-surecinde-olan-yargilama-yasam-ha</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yil-suren-ve-bireysel-basvuru-tarihi-itibariyla-temyiz-surecinde-olan-yargilama-yasam-ha" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Başvurucuların, yakınları A. K.'nin 4/12/2013 tarihinde ölümünde tibbi ihmal bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığı aleyhine idare mahkemesi nezdinde açtıkları maddi ve manevi tazminat ödenmesi talepli tam yargı davasının uzun sürmesi ve kısmen reddedilmesi nedeniyle yaptıkları bireysel başvuru kararı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AYM, başvurucuların maddi tazminat yönünden destekten yoksun kalma tazminatının eksik hesaplandığı, manevi tazminat namıyla hükmedilen miktarın ise çok düşük olduğu iddiasıyla yönelttikleri istinaf taleplerinin, Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesinin reddinden sonra temyiz kanun yoluna başvurulmuş olup, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosyanın derdest olduğu,</p>

<p>- Yargılamanın bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla 12 yıldan daha uzun bir süredir devam ettiği,</p>

<p>- Yargılamanın uzamasının başvuruculardan kaynaklanan haklı sebepleri olmadığı gibi, sürenin uzamasının herhangi bir inandırıcı ve makul gerekçesinin de bulunmadığı,</p>

<p>-Sonuçtan bağımsız olarak yargılamada, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında makul derecede ivedilik şartının sağlanmadığı görülerek;</p>

<p>- Anayasanın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine,</p>

<p>- Başvuruculara net 330.000 TL manevi tazminatın ÖDENMESİNE,</p>

<p>- 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara ÖDENMESİNE,</p>

<p>- Kararın bir örneğinin bilgi için Van 1. idare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE karar verdi.</p>

<p><i><strong>Anayasa Mahkemesi'nin 17/2/2026 tarihli ve 2022/2450 başvuru numaralı kararı</strong></i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>NİHARİ KAYA VE DİĞERLERİ BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/2450)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 17/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 30/4/2026 - 33239</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Soner GÖÇER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>1. Nihari KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>2. Hamza KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>3. Şehriban KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>4. Gülcihan KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>5. Özlem KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>6. Rukiye KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>7. Songül KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Hamdi TURGUT</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru; tıbbi ihmal sebebiyle ölüm meydana gelmesi, olaya ilişkin açılan davanın uzun sürmesi ve kısmen reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 10/1/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucular, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu Nihari Kaya'nın eşi diğer başvurucuların ise babaları olan A.K. 4/5/2013, 5/5/2013 ve 6/5/2013 tarihlerinde baş, kulak ve boğaz ağrısı şikâyetleriyle Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvurmuş; baş ağrısı, <i>akut otitis</i> (orta kulak iltihabı) ve<i> akut tonsilit </i>(bademcik iltihaplanması) teşhisi ile yapılan damar yolu açılması, enjeksiyon yapılması ve ilaç verilmesi gibi tıbbi işlemlerin ardından taburcu edilmiştir. Akabinde 6/5/2013 tarihinde başvurduğu özel bir hastanede, intaniye uzmanı bulunan merkezde takibinin uygun görülmesi üzerine A.K. aynı gün Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezine başvurmuştur. Bir süre bu Merkezde takip ve tedavisi süren A.K. 9/5/2013 tarihinde vefat etmiştir. Adı geçen Merkezde düzenlenen ölüm raporunda ölüm nedeni olarak menenjit ve beyin apsesi sonrası gelişen <i>kardiyak arrest</i> (ani kalp durması) ve<i> multiorgan yetmezliği</i> (çoklu organ yetmezliği) gösterilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucular 4/12/2013 tarihinde A.K.nın ölümünde tıbbi ihmal bulunduğu iddiasıyla Sağlık Bakanlığı aleyhine Van 1. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) nezdinde 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde A.K.nın Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisinde gerçekleştirilen tedavi sürecindeki yanlışlıklar ve eksiklikler nedeniyle hastalığının teşhisi ve tedavisinde geç kalındığı için hayatını kaybettiğini, idarenin hizmet kusuru olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>7. Yargılama sırasında İdare Mahkemesinin 10/7/2015 tarihli ara kararıyla taraflardan ve Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinden A.K.nın teşhis ve tedavisine ilişkin tüm belgeler ile kayıtların sunulması istenmiştir. 27/5/2016 tarihli ara kararıyla ise A.K.nın tedavi sürecinde başvurduğu özel hastaneden teşhis ve tedaviye ilişkin tüm belgeler ile kayıtların sunulması talep edilmiştir.</p>

<p>8. Ara kararı cevaplarının dosyaya ulaşmasının ardından İdare Mahkemesi 15/3/2017 tarihinde aldığı ara kararıyla Adli Tıp Kurumundan idareye atfı kabil kusur olup olmadığı hususunda rapor tanzim etmesi istenmiştir.</p>

<p>i. Adli Tıp Kurumu 5/7/2017 tarihinde, 6/5/2013 istem tarihli beyin BT'si başta olmak üzere tüm radyolojik tetkikleri (BT, MR, grafi) ile tüm tıbbi evrakların (poliklinik muayene notu, doktor muayene notu, müşahede evrakı vs.) temin edilerek gönderilmesi için dosyayı iade etmiştir. İdare Mahkemesinin bahsi geçen evrakın temini yönünde aldığı 18/7/2017 tarihli ara kararının cevaplanmasının ardından dosya 27/9/2017 tarihinde yeniden Adli Tıp Kurumuna gönderilmiştir.</p>

<p>ii. Adli Tıp Kurumu 9/10/2017 tarihinde ise daha önce de temini istenen 6/5/2013 istem tarihli beyin BT'sinin dosya kapsamında yer almadığı oysa temini gerektiği, ayrıca Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesinde A.K.nın tedavisine katılan üç hekimin ayrıntılı beyanlarının alınması gerektiği gerekçesi ile dosyayı bir kez daha geri çevirmiştir. İdare Mahkemesi 24/10/2017 tarihli ara kararı ile Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinden 6/5/2013 istem tarihli Beyin BT'sinin aslının ya da kopyasının CD ortamında gönderilmesine, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliğinden ise A.K.nın tedavisine katılan üç hekimin ayrıntılı beyanlarının alınarak gönderilmesine karar vermiştir. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezi alınan ara kararına 6/5/2013 istem tarihli beyin BT'sinin görüntü kaydına ulaşılamadığı şeklinde yanıt vermiş, Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliği ise iki hekimin ifadelerini göndermekle birlikte "<i>bir hekimin</i> <i>Bakırköy Doktor Sami KonukEğitim ve Araştırma Hastanesi emrine atandığı için ifadesinin alınamadığı</i>" şeklinde yanıt vermiştir. Devam eden süreçte son hekimin ifadesi Bakırköy Doktor Sami Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesince temin edilerek 25/12/2017 tarihinde gönderilmiştir. İdare Mahkemesi 2/1/2018 tarihli ara kararı ile bir kez daha Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinden 6/5/2013 istem tarihli beyin BT'sinin aslının ya da kopyasının CD ortamında gönderilmesini istemiş, nihayetinde adı geçen Merkezin 29/1/2018 tarihli yazısı ekinde istenen görüntü kaydı CD içinde gönderilmiştir. İdare Mahkemesi 6/2/2018 tarihinde dosyayı bir kez daha Adli Tıp Kurumuna göndermiştir.</p>

<p>iii. Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 7/3/2018 tarihli raporunda kişinin ölümünün menenjit ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin kabulü gerektiği mütalaa edilmiş ancak acil servis tedavi formu/konsültasyon defterinin dosya kapsamında yer almadığı belirtilerek kusur değerlendirmesi yapılabilmesi için kişiye ait tüm tıbbi evrak ile müdahaleyi yapan doktorun ayrıntılı ifadesinin teminen gönderilmesi istenmiştir.</p>

<p>iv. İdare Mahkemesince Adli Tıp Kurumu raporu doğrultusunda, müdahaleyi yapan doktorun ifadesi Bakırköy Doktor Sami Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi vasıtasıyla temin edilmiş; ayrıca Hastaneye müzekkere yazılarak A.K.ya ilişkin tüm tıbbi evrakların gönderilmesi istenmiştir. Hastanenin cevabi yazısında A.K.nın Acil Serviste ayaktan tedavi olduğu, yatan hasta olmadığı için epikriz düzenlenmediği, ilgili doktorlar tarafından herhangi bir tahlil isteminin olmadığı, bu sebeple laboratuvar sonucunun bulunmadığı, acil servis muayene formu ile hemşire takip formlarının ise dört ayda bir geri dönüşüme verilerek imha edildiği belirtilerek yazı ekinde hizmet detay belgesi ve konsültasyon defteri fotokopisi sunulmuştur.</p>

<p>v. İdare Mahkemesi 3/12/2018 tarihinde dosyayı bir kez daha Adli Tıp Kurumuna göndermiş ve dava konusu olaya ilişkin başkaca herhangi bir bilgi veya belge temin edilemediğini belirterek dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ışığında davalı idarenin ve muayeneye katılan sağlık personelinin kusuruna ilişkin kesin kanaat bildirir rapor tanzimi talep edilmesini istemiştir.</p>

<p>vi. Adli Tıp Kurumu 8. Adli Tıp İhtisas Kurulunun 27/2/2019 tarihli raporunda -bir kez daha- acil servis tedavi formu/konsültasyon defterinin dosya kapsamında yer almadığı belirtilerek kusur değerlendirmesi yapılabilmesi için kişiye ait tüm tıbbi evraklar ile müdahaleyi yapan doktorun ayrıntılı ifadesinin teminen gönderilmesi istenmiştir.</p>

<p>9. 14/11/2019 günü icra edilen duruşmanın akabinde İdare Mahkemesi 2/12/2019 tarihli kararla maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat istemi yönünden ise davanın kabulü ile toplam 100.000 TL manevi tazminatın davalı idareye başvuru tarihinden (2/9/2013) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine hükmetmiş; kararda Adli Tıp Kurumunca kusur değerlendirilmesi yapılabilmesi için temini talep edilen acil servis muayene formu ile hemşire takip formu gibi bir kısım tıbbi evrakın imha edildiğinin bildirildiğini, bu durumda ölüm olayının meydana gelmesinde idarenin hizmet kusuru olduğu ortaya konulamadığı için maddi tazminat isteminin reddi gerektiğini ancak her ne kadar meydana gelen ölüm ile davalı idarenin tıbbi uygulamaları arasında kesin bir illiyet bağı kurulamamış ise de bu durumun tıbbi kayıtlardaki eksikliklerden ve kayıtların muhafaza edilmemesinden kaynaklandığını, davacıların maddi gerçeğe hiçbir zaman ulaşamayacaklarını, ömür boyu şüphe, endişe ve üzüntü duyacakları gözetildiğinde manevi tazminat isteminin kabulü gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>10. Karara karşı taraflar, istinaf kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>11. İstinaf incelemesi devam ederken başvurucular 10/1/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>12. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesi 22/4/2022 tarihli kararı ile tarafların istinaf başvurularının kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Daire kararında A.K.nın gördüğü tedaviye ilişkin bilgi ve belgelerin eksik gönderilmesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu tarafından tıbbi uygulama hatası yönünden olayın değerlendirilemediği, hizmet kusurunun varlığı konusunda kesin yargıya ulaşılamamasının bütün külfetinin davacılar üzerinde bırakılmasının hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağı ve hakkaniyete aykırı olacağı, her türlü bilgi ve belgeyi saklamakla yükümlü olan idarenin maddi gerçeğin ortaya çıkması adına yükümlülüklerini tam ve eksiksiz yerine getirmediği belirtilerek davalı idarenin olayda hizmet kusuru olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca bu aşamada maddi ve manevi tazminatın bölünerek incelenemeyeceği gerekçesi ile manevi tazminat yönünden de davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulü gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>13. Kaldırma kararı sonrası tekrar yapılan yargılama sırasında İdare Mahkemesi destekten yoksun kalınan miktar yönünden bilirkişi incelemesi yaptırmıştır. Başvurucuların vekili 27/1/2023 tarihinde maddi ve manevi tazminat taleplerini ıslah etmiş, ıslah dilekçesinde her bir başvurucu yönünden talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarlarını ayrı ayrı belirtmiştir.</p>

<p>14. İdare Mahkemesi 1/3/2023 tarihinde, dava dilekçesinde hangi davacı için ne kadar destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istendiğinin anlaşılamadığı gerekçesiyle dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Bunun üzerine başvurucular vekili 13/3/2023 tarihli dilekçe ile başvurucu eş yönünden 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi tazminata, diğer başvurucular olan çocuklar yönünden ise ıslah dilekçesi ile talep edilen miktarlarda ayrı ayrı maddi ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p>15. Yeni dava dilekçesini inceleyen İdare Mahkemesi 22/3/2023 tarihinde bir kez daha dava dilekçesinin reddine karar vermiş; kararda ıslah müessesesinin dava dilekçesinde gösterilen/belirtilen zarar kalemleri için mümkün olduğunu, dava dilekçesinde davacı Nihari Kaya dışında kalan hangi davacı için ne kadar destekten yoksun kalma tazminatı ve manevi tazminat istendiğinin anlaşılamadığını, toplam 50.000 TL maddi (destekten yoksun kalma) ve 100.000 TL manevi tazminat isteminin sadece davacı Nihari Kaya yönünden talep edildiğini, hangi davacının ne kadar tazminat istediğinin net olarak açıklanmadığını, her bir davacı için ayrı ayrı belirtilmediğini açıklamıştır. Bunun üzerine başvurucular vekili 27/4/2023 tarihli dilekçeyle her bir davacı yönünden talep edilen maddi ve manevi tazminat miktarını ayrı ayrı belirtmiş, toplamda 1.305.989,45 TL maddi (destekten yoksun kalma) tazminat ile 600.000 TL manevi tazminatın olay tarihinden (5/5/2013) itibaren en yüksek reeskont faizi ile birlikte ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>16. Yeni dava dilekçesi 3/6/2023 günü davalı idareye tebliğ edilmiş, davalı idare 23/6/2023 günü savunmasını sunmuştur. Başvurucular vekili 3/7/2023 tarihinde sunduğu savunmaya cevap dilekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>17. İdare Mahkemesi 24/10/2023 tarihinde, daha önce destekten yoksun kalınan miktar yönünden alınan bilirkişi raporunda davacı çocukların 25 yaşını ikmal ettikleri tarihe kadar zararın hesaplanması gerekirken bu hususun dikkate alınmadığı gerekçesiyle maddi zarara ilişkin ek rapor alınmasına karar vermiştir.</p>

<p>18. 20/11/2023 tarihli ek bilirkişi raporu sonrası başvurucular vekili 30/11/2023 tarihinde ıslah dilekçesi sunmuş, maddi tazminat talebini toplamda 1.680.590,25 TL olarak ıslah etmiştir.</p>

<p>19. İdare Mahkemesi 29/12/2023 tarihli kararla davanın kısmen kabulü ile 1.688.422,58 TL maddi, 210.000 TL manevi tazminatın idareye başvuru tarihi olan 2/9/2013'ten itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte başvuruculara ödenmesine, fazlaya ilişkin taleplerin ise reddine hükmetmiştir. Kararda A.K.nın gördüğü tedaviye ilişkin bilgi ve belgelerin eksik gönderilmesi nedeniyle Adli Tıp Kurumu tarafından tıbbi uygulama hatası yönünden olayın değerlendirilemediğini, hizmet kusurunun varlığı konusunda kesin yargıya ulaşılamamasının bütün külfetinin davacılar üzerinde bırakılmasının hak arama hürriyetiyle bağdaşmayacağını ve hakkaniyete aykırı olacağını, her türlü bilgi ve belgeyi saklamakla yükümlü olan idarenin maddi gerçeğin ortaya çıkması adına yükümlülüklerini tam ve eksiksiz yerine getirmediğini belirterek davalı idarenin olayda hizmet kusuru olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>20. Karara karşı taraflar, istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Başvurucular vekili, istinaf dilekçesinde maddi tazminat yönünden destekten yoksun kalma tazminatının eksik hesaplandığını, manevi tazminat namıyla hükmedilen miktarın ise çok düşük olduğunu ileri sürmüştür. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi 19/2/2025 tarihli kararla tarafların istinaf başvurularının reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir.</p>

<p>21. Karara karşı taraflar, temyiz kanun yoluna başvurmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosya derdesttir.</p>

<p><strong>IV. İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>22. Anayasa Mahkemesinin 17/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi</strong></p>

<p>23. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve giderlerini ödeme gücünden yoksun olduklarını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>24. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay</i> ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimlerini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>25. Başvurucular; A.K.nın yanlış ve geç teşhis nedeniyle hayatını kaybettiğini, Adli Tıp Kurumunun raporunda idareye kusur atfedilmemesinin hatalı olduğunu, açtıkları davanın İdare Mahkemesince haksız olarak kısmen reddedildiğini, kanun yolu incelemesinin ise sürdüğünü, bireysel başvuru tarihi itibarıyla yaklaşık dokuz yıldır devam eden yargılamanın uzun bir süre daha devam edeceğinin muhakkak olduğunu belirterek yaşam hakkının, hak arama hürriyeti ile etkili başvuru hakkının, adil yargılanma, makul sürede yargılanma ve hakkaniyete uygun yargılanma haklarının, sağlığın ve aile bütünlüğünün korunması haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>26. Bakanlık görüşünde; yargılamanın devam ettiği, başvurucuların yargılama sırasında delillerini, iddialarını ve itirazlarını sunma imkânı bulduğu, talep ve itirazların yargı yerlerince değerlendirildiği, Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, başvuru formunda dile getirdiği iddiaları tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Nitelendirme ve İncelemenin Kapsamı Yönünden</strong></p>

<p>28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların iddiaları temel olarak iki noktada toplanmaktadır: Birinci iddia tıbbi uygulama hatası yapıldığına yönelik iken ikinci iddia olaya ilişkin açılan tam yargı davasının uzun sürdüğüne, idarenin ihmalinin tam olarak tespit edilmediğine, davanın kısmen reddedilmesinin haksız olduğuna yöneliktir.</p>

<p>29. İddiaların yaşam hakkı kapsamında koruma yükümlülüğünün ihlal edilip edilmediği ve yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilip edilmediği yönlerinden incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Yargılama sürecine, süresine ve sonucuna yönelik olarak başkaca hak başlıkları altında dile getirilen ihlal iddialarının yaşam hakkı kapsamında incelenecek olması nedeniyle başkaca bir haktan münferiden değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Yaşam Hakkı Kapsamında Koruma Yükümlülüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>30. Başvuru sırasında devam eden yargılama sürecinde İdare Mahkemesince 29/12/2023 tarihinde idarenin olayda hizmet kusuru olduğu sonucuna ulaşılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, istinaf başvurusu ise reddedilmiştir. Ancak karara karşı taraflarca temyiz kanun yoluna başvurulmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosya derdesttir. Yaşam hakkının maddi boyutu kapsamında koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine yönelik iddialar bakımından henüz başvuru yolları tüketilmemiştir (benzer yöndeki bir yaklaşım için bkz. <i>Süleyman Ege/Türkiye</i>, B. No:45721/09, 25/6/2013).</p>

<p>31. Açıklanan gerekçelerle yaşam hakkı kapsamında koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c.</strong> <strong>Yaşam Hakkının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>32. Somut olaya ilişkin yargılama sürecinin devam ettiği, dolayısıyla başvurucuların dile getirdiği sair iddiaların yargı makamlarınca değerlendirilebileceği gözetildiğinde yaşam hakkının usul boyutu kapsamında yapılacak inceleme, yargılama sürecinin makul bir ivedilikle yürütülüp yürütülmediğiyle sınırlı olacaktır.</p>

<p>33. Bu bakımdan açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasının <i>kabul edilebilir</i> olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>34. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükleri kapsamında devlet, yaşam hakkını korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili bir yargısal sistem kurmakla yükümlüdür. Bu usul yükümlülüğü şüpheli her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini, gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirir (<i>Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2014/14844, 1/12/2016,<i> </i>§ 61).</p>

<p>35. Kasıtlı öldürme ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme yükümlülüğü bulunsa da kasıtlı olmayan eylemler açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu bakımdan genel olarak ihmal suretiyle ortaya çıkan diğer ölümlerde olduğu gibi tıbbi ihmal sonucu ortaya çıktığı iddia edilen, bir başka ifadeyle tedavinin kusurlu, yanlış veya gecikmiş olması ya da sağlık çalışanlarının tedavi sırasındaki koordinasyon eksiklikleri sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarında da etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki pozitif yükümlülük; mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olmasıyla yerine getirilmiş sayılabilir (<i>Ayhan Keçeli ve diğerleri</i> [2. B.], B. No: 2019/24231, 23/2/2022, § 84; bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Nail Artuç</i> [1. B.], B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 37; <i>Nafia Sevin Ergün Sefada ve diğerleri, </i>§§ 62-64).</p>

<p>36. Yaşam hakkı kapsamındaki sorumluluğu ortaya koymak için adli ve idari yargıda açılan tazminat talepli davalarda makul derecede ivedilik ve özen şartı yerine getirilmelidir (<i>Perihan Uçar </i>[2. B.], B. No: 2013/5860, 1/12/2015, § 52; <i>Ayhan Keçeli ve diğerleri,</i> § 86; <i>Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2019/25727, 28/7/2022, § 39). Tıbbi ihmal iddiasıyla açılan tazminat talepli davalar yönünden etkili soruşturma yürütme yükümlülüğü, özellikle yargılamanın makul sürede tamamlanmasını gerektirir. Bu gereklilik gerçeklerin ve tıbbi tedavinin uygulanması sırasında yapılan muhtemel hatalarınbilinmesine, ilgili kurumların ve sağlık personelinin olası eksikliklerini gidermesine ve benzer hataların önlenmesine, dolayısıyla sağlık hizmetlerinden yararlanan herkesin güvenliğinin sağlanmasına hizmet eder. Dolayısıyla gecikme için inandırıcı ve makul gerekçeler bulunmadığı sürece yargılamaların uzunluğu yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerin ihlaline neden olacaktır (<i>Ayşe Terzi ve Mustafa Terzi </i>[1. B.], B. No: 2020/3325, 13/2/2024, § 12). Öte yandan yargı mercilerinin özenli inceleme yapma yükümlülükleri, yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine sonuca varılmasını garanti etmez (<i>Aysun Okumuş ve Aytekin Okumuş </i>[1. B.], B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73; <i>Gökhan Yiğit Koç ve diğerleri, </i>§ 40).</p>

<p>37. Başvurucu Nihari Kaya'nın eşi, diğer başvurucuların ise babaları olan A.K.nın 9/5/2013 tarihinde vefat etmesi üzerine başvurucular 4/12/2013 tarihinde A.K.nın ölümünde tıbbi ihmal bulunduğu iddiası ile Sağlık Bakanlığı aleyhine tam yargı davası açmıştır (bkz. § 6).</p>

<p>38. 4/12/2013 tarihinde açılan davada İdare Mahkemesince ancak 10/7/2015 ve 27/5/2016 tarihli ara kararları ile teşhis ve tedaviye ilişkin belgelerin celbedilmesine karar verilmiş (bkz. § 7) ve ilk kez 15/3/2017 tarihinde Adli Tıp Kurumundan idareye atfı kabil kusur olup olmadığı hususunda rapor tanzim etmesi istenmiştir (bkz. § 8).</p>

<p>39. Adli Tıp Kurumu 5/7/2017 ve 9/10/2017 tarihlerinde iki kez dosyayı eksiklikler olduğundan bahisle geri çevirmiş (bkz. § 8/i, ii), 7/3/2018 tarihli raporda ise kişinin ölümünün menenjit ve gelişen komplikasyonlar sonucu meydana geldiğinin kabulü gerektiğini mütalaa etmekle birlikte tıbbi evrakın tam olarak temin edilmemesi nedeniyle kusur değerlendirilmesi yapılamadığını bildirmiştir (bkz. § 8/iii). İdare Mahkemesi, yaptığı yazışmaların akabinde 3/12/2018 tarihinde dosyayı bir kez daha Adli Tıp Kurumuna göndermiş; dava konusu olaya ilişkin başkaca herhangi bir bilgi veya belge temin edilemediğini belirterek dosya kapsamında mevcut olan bilgi ve belgeler ışığında rapor tanzim edilmesini istemiştir (bkz. § 8/v). Adli Tıp Kurumunun 27/2/2019 tarihli raporunda ise bir kez daha kusur değerlendirilmesi yapılabilmesi için kişiye ait tüm tıbbi evrakın temini istenmiştir (bkz. § 8/vi).</p>

<p>40. Nihayetinde İdare Mahkemesi 2/12/2019 tarihli kararla, meydana gelen ölüm ile davalı idarenin tıbbi uygulamaları arasında kesin bir illiyet bağı kurulamadığı ancak bu durumun tıbbi kayıtlardaki eksikliklerden ve kayıtların muhafaza edilmemesinden kaynaklandığı gerekçeleriyle maddi tazminat istemi yönünden davanın reddine, manevi tazminat istemi yönünden ise davanın kabulüne karar vermiştir (bkz. § 9). Tarafların karara karşı istinaf kanun yoluna başvurması üzerine Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. İdari Dava Dairesinin 22/4/2022 tarihli kararı ile maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için yükümlülüklerini tam ve eksiksiz yerine getirmeyen davalı idarenin olayda hizmet kusuru olduğu gerekçesiyle istinaf başvurularının kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir (bkz. § 12). Kaldırma kararı sonrası yeniden yapılan yargılama neticesinde İdare Mahkemesi 29/12/2023 tarihli kararla maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için yükümlülüklerini tam ve eksiksiz yerine getirmeyen davalı idarenin olayda hizmet kusuru olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir (bkz. § 19). Taraflar karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ise de Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 6. İdari Dava Dairesi 19/2/2025 tarihli kararla istinaf başvurularının reddine temyiz yolu açık olmak üzere karar vermiştir (bkz. § 20). Karara karşı taraflar, temyiz kanun yoluna başvurmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla dosya derdesttir (bkz. § 21).</p>

<p>41. 4/12/2013 tarihinde açılmış olup derdest olan tam yargı davası bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla 12 yıldan daha uzun bir süredir devam etmektedir. Yargılama sürecinde başvurucular vekili, Mahkemenin iki kez dilekçe ret kararı vermesine sebep olmuştur (bkz. §§ 14,15). İdare Mahkemesi ilk defa 1/3/2023 tarihinde dava dilekçesinin reddine karar vermiş, başvurucular vekilinin verdiği yeni dava dilekçesinde eksikliğin tam olarak giderilmemesi üzerine 22/3/2023 tarihinde bir kez daha dava dilekçesinin reddine karar vermiştir. Başvurucular vekilinin yeni dava dilekçesi davalı idareye tebliğ edilmiş, davalı idare savunmasını sunmuş, başvurucular vekili 3/7/2023 tarihinde sunduğu savunmaya cevap dilekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir (bkz. § 16). Başvurucular vekili, Mahkemenin iki kez dilekçe ret kararı vermesine sebep olmak suretiyle yargılamanın yaklaşık beş ay uzamasına sebep olmuştur. Başvurucular vekilinden kaynaklanan bu süre dikkate alınsa dahi devam etmekte olan yargılamanın yaşam hakkının gerektirdiği makul bir süratle yürütüldüğü söylenemez. Yargılamanın uzamasının başvuruculardan kaynaklanan haklı sebepleri olmadığı gibi sürenin uzamasının herhangi bir inandırıcı ve makul gerekçesi de yoktur. Sonuçtan bağımsız olarak yargılamada, yaşam hakkının usul boyutu kapsamında makul derecede ivedilik şartının sağlanmadığı görülmüştür.</p>

<p>42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>GİDERİM </strong></p>

<p>43. Başvurucular, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması ile her biri için 1.000.000 TL maddi/manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>44. Başvuruda tespit edilen ihlal sebebi dikkate alındığında ve başvuruya konu edilen yargılamanın zaten sürdüğü gözetildiğinde yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi mümkün değildir. Öte yandan ihlalin niteliği dikkate alınarak başvuruculara müştereken 330.000 TL manevi tazminat ödenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. Yaşam hakkı kapsamında koruma yükümlülüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Başvuruculara net 330.000 TL manevi tazminatın MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin bilgi için Van 1. İdare Mahkemesine (E.2023/1351, K.2023/3491) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 17/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yil-suren-ve-bireysel-basvuru-tarihi-itibariyla-temyiz-surecinde-olan-yargilama-yasam-ha</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 09:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="14090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/11335 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202211335-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202211335-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 28/1/2026 tarihli ve 2022/11335 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ORTADOĞU ASG SAĞLIK SANAYİ VE TİCARET A.Ş. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/11335)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 28/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 30/4/2026 - 33239</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ortadoğu ASG Sağlık Sanayi ve Ticaret A.Ş.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Abdullah Arif KAYA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, işbaşı eğitim programından yararlanma talebine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davanın şirket ortakları hakkında yürütülen ceza soruşturmaları gerekçe gösterilerek reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) 12/3/2013 tarihli ve28585 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Aktif İşgücü Hizmetleri Yönetmeliği kapsamında işverenlerin işçi istihdam edebilmelerini sağlayan işbaşı eğitim programları düzenlemektedir. Kurumun internet sitesinde yer alan bilgilere göre işbaşı eğitim programı, nitelikli iş gücü temin etmekte zorlanan işverenlere işe alacakları kişileri işyerinde belli bir süre gözlemleyerek ve bu kişilere eğitim vererek kişiler hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olma ve onları işe alma konusunda isabetli karar verme imkânı sunmaktadır. Bu sayede işverenler ihtiyaç duydukları iş gücünü herhangi bir maliyete katlanmak zorunda kalmadan kazanma imkânına kavuşmakta ve doğru işçi bulma imkânı elde etmektedir. Bu kapsamda Kurum ile yüklenici veya işveren ile katılımcı arasında hizmet alımı yöntemiyle düzenlenen kursların, program ve projelerin çerçevesini belirleyen sözleşmeler imzalanmaktadır.</p>

<p>3. Başvurucu, Özel ASG Tıp Merkezi ünvanıyla tıp hizmeti sunmaktadır. Bu işyerinde çalıştırmak amacıyla işçi istihdam etmek için işbaşı eğitim programından yararlanma talebiyle İŞKUR Sincan Hizmet Merkezi Şube Müdürlüğüne başvurmuş ancak talebi 6/11/2019 tarihli işlemle reddedilmiştir. İşlemin gerekçesinde başvurucunun ortakları tarafından kurulan bir diğer şirket olan B.O.S.E.T. Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketinin (BOSET A.Ş.) daha önce OSTİM (Ortadoğu Sanayi ve Ticaret Merkezi) Hizmet Merkezi Şube Müdürlüğü ile düzenlediği programların iptal edildiği, bundan dolayı yargı sürecinin devam ettiği tespitine yer verilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan işlemin iptali istemiyle Ankara 14. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde dava açmıştır. Dava dilekçesinde, idari işlemin gerekçesinde yer verilen önceki programın ilgili sözleşmenin bütün gereklerini yerine getirdiği hâlde<strong> </strong>yazılı bir bildirim dahi yapılmaksızın haksız ve dayanaksız şekilde iptal edildiğini, öte yandan idari işlemin gerekçesinde yer alanın aksine İŞKUR'a karşı ne bu konuda ne de başka bir konuda açılmış herhangi bir davası olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>5. Davalı İŞKUR ise savunma dilekçesinde davaya konu işbaşı eğitim programı sözleşmesinin <i>"Sözleşmenin sona ermesi ve feshi" </i>başlıklı 9. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği davaya konu idari işlemin tesis edildiğini ileri sürmüştür. İlgili hüküm<i> "...il müdürlüğünün işveren veya katılımcı hakkında ilgili makamlardan alınan bilgiler neticesinde kamu güvenliği ve milli güvenlik açısından sorun tespit edilmesi, programın devam ettirilmesinin kamu kaynaklarının etkin ve verimli kullanılmasına engel durumlar oluşturduğunun tespiti, ödenek yetersizliği vb. nedenlerle sözleşmeyi feshetme yetkisine sahiptir." </i>şeklindedir.<i> </i>Ayrıca BOSET A.Ş. ile başvurucu Şirketin ortaklarının aynı olduğunun tespit edildiğini, BOSET A.Ş. ile devam eden işbaşı eğitim talebinin zımmen reddine ilişkin idari işlemin iptaline dair davanın devam ettiğini, iki idari işlemin birbiriyle bağlantılı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>6. Mahkeme 16/1/2020 tarihli ara kararıyla ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Ankara İl Emniyet Müdürlüğü, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) ve Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Başkanlığından (TMSF) başvurucu Şirketin ortakları hakkında birtakım bilgi ve belgelerin dava dosyasına sunulmasını istemiştir.</p>

<p>7. Başsavcılıktan gelen cevabi yazıda Ankara ile sınırlı olmak üzere inceleme yapılabildiği belirtilmiş ve Şirket ortaklarından M.G., S.K. ve E.Ö. hakkında Terör Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturma kapsamında takipsizlik kararı verildiği,diğer ortaklar hakkında ise herhangi bir soruşturma tespit edilemediği bildirilmiştir. Başsavcılık soruşturma kapsamında ortaklar hakkında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) nezdinde yaptırdığı araştırma sonuçları ile takipsizlik kararının bir örneğini de Mahkemeye göndermiştir. Ankara İl Emniyet Müdürlüğünden gönderilen cevabi yazıda, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) kapsamında alınan ifadelerde başvurucu Şirketin ortaklarının adlarının geçmediği, bu kişiler hakkında herhangi bir teşhis işleminin bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>8. Mahkemece 3/2/2021 tarihli kararı ile davanın kabulüne ve dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; başvurucu Şirket ortaklarından bir şahsın erkek kardeşinin kanun hükmünde kararname ile kamu görevinden çıkarıldığı, bir şahsın kızının da kanun hükmünde kararname ile kapatılan kurumların bağlı olduğu şirketlerde kaydının olduğu tespit edilmiş ancak cezaların şahsiliği ilkesi gereği başvurucu Şirket ortaklarının bu durumdan sorumlu tutulamayacağı belirtilmiştir. Başvurucu Şirket ortaklarından üç şahıs hakkında Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturmada takipsizlik kararı verildiği, diğer ortaklar hakkında soruşturma olmadığı belirtilen kararda, başvurucu Şirketin işbaşı eğitim programından yararlanmasına engel olacak herhangi bir somut durum bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</p>

<p>9. Davalı İŞKUR tarafından bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf dilekçesinde, yürütülen soruşturmaların ve istihbari mahiyetteki bilgilerin gizliliğine riayet edilmek suretiyle başvurucu Şirketin talebinin reddedildiği belirtilmiş; Genel Müdürlüğün talimatları doğrultusunda, terör örgütleriyle illegal yapı ve oluşumlarla ilişkisi olduğundan şüphe duyulan ve/veya irtibatı tespit edilen firmaların işbaşı eğitim programı başvurularının olumsuz değerlendirildiği ifade edilmiştir.</p>

<p>10. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) tarafından yapılan istinaf incelemesi neticesinde 21/12/2021 tarihli karar ile istinaf talebinin kabulüne ve davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; BOSET A.Ş. ile başvurucu Şirketin kurucu ortaklarının aynı olduğu belirtildikten sonra BOSET A.Ş.nin işbaşı eğitim programından yararlanmak için yaptığı başvurunun zımnen reddi üzerine açılan iptal davası neticesinde Ankara 11. İdare Mahkemesinin davanın reddi kararına yer verilmiştir. Bu kararda davacı Şirketin bir kısım kurucu ve ortağı hakkında soruşturma açıldığı, söz konusu soruşturmalarda bazıları hakkında takipsizlik kararı verilirken bir kısım soruşturmanın hâlen devam ettiği, bu bilgiler ile Emniyet Müdürlüğünce yapılan araştırma tutanaklarında belirtilen bilgiler birlikte değerlendirildiğinde bu hususun davalı idareye haklı bir gerekçe teşkil ettiği sonucuna varılmıştır. Eldeki dava ile bu davanın benzer nitelikli olduğu belirtilen kararda, Başsavcılıktan gelen belgelere göre başvurucu Şirketin bazı ortakları hakkında soruşturmaların bulunduğu gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği, ilgili mevzuat hükümleri, sözleşme düzenlemeleri ve dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesi neticesinde dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>11. Başvurucu, nihai kararı 15/1/2022 tarihinde öğrenmiş; 9/2/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>12. Başvurucu, işbaşı eğitim programından yararlanma talebinin İŞKUR tarafından dava dışı bir şirketin yargılama süreci bahane edilerek haksız bir şekilde reddedildiğini belirtmiştir. Davalının iddiasının aksine yargılama sürecinde, ortakların millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen örgüt veya yapılarla irtibatının/iltisakının olmadığının ortaya konulduğunu ifade eden başvurucu, bu kapsamda hukuken delil olma mahiyeti bulunmayan istihbari nitelikteki polis araştırma tutanaklarının gerekçe gösterilerek davanın reddedildiğini iddia etmiştir. Ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olması münasebetiyle öngörülemez nitelikteki vakıaların medeni haklarının kısıtlanmasında kullanılamayacağını ifade eden başvurucu, gerekçeli kararda kendi tüzel kişiliği ile ortaklarının kişiliğinin birbirine karıştırıldığını iddia ederek adil yargılanma hakkının, gerekçeli karar hakkının, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılamailkesi ile masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı cevabında, genel olarak başvuru dilekçesinde ileri sürdüğü hususları tekrarlamıştır.</p>

<p>14. Başvurucunun iddiaları adil yargılanma hakkının unsurlarından olan gerekçeli karar hakkı çerçevesinde incelenmiştir.</p>

<p>15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>16. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve bu amaca uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>17. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>18. Başvuruya konu olayda, Mahkeme tarafından yapılan inceleme neticesinde doğrudan başvurucu Şirketin ortakları hakkında devam eden bir soruşturma ya da kovuşturma bulunmadığı, millî güvenliğe tehdit oluşturan yapı veya gruplarla irtibat yahut iltisaka dalalet eden bir bilgi ya da belgeye de ulaşılamadığı belirtilerek davanın kabulüne karar verilmiştir. Buna mukabil Bölge İdare Mahkemesi ise Büyük Ortadoğu A.Ş. hakkında verilen mahkeme kararı ile idari işlemin gerekçesine atıf yapmak suretiyle gerekçeli kararı kaldırmış ve davanın reddine hükmetmiştir.</p>

<p>19. Somut olaya bu kapsamda bakıldığında başvurucu Şirket ve ortakları hakkında yapılan incelemelerde devam eden herhangi bir soruşturmanın bulunmadığı, geçmişte açılan soruşturmaların takipsizlikle neticelendiği, başvurucunun da bu yönde iddia ve itirazlarda bulunmak suretiyle iş başı eğitim programından yararlanma talebinin haksız şekilde reddedildiğini iddia ettiği görülmektedir. Nitekim başvurucunun iddialarının yargılama sürecinde dosyaya getirtilen belgelerle de desteklendiği anlaşılmıştır. Bu kapsamda Bölge İdare Mahkemesinin idare mahkemesinin dosyadaki tespitlere göre verdiği kararın gerekçesini neden kabul etmediğine ilişkin ilgili ve yeterli gerekçe ortaya koymadığı, ayrıca Bölge İdare Mahkemesinin mevcut dosyadaki delilleri, bilgi ve belgeleri değerlendirerek kararın gerekçesini oluşturmak yerine başka bir mahkemenin verdiği karardaki gerekçeyi esas almasının isabetli olmadığı vurgulanmalıdır.</p>

<p>20. Somut olaya dönmek gerekirse başvurucu Şirketin ortakları hakkında devam eden bir soruşturmanın bulunmadığı, öte yandan ortaklar hakkında meydana gelebilecek her bir olumsuz ve öngörülemez vakıanın kendi medeni haklarını engellememesi gerektiği yönündeki iddialarının esaslı olmadığını söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>21. Sonuç olarak yukarıda izah edilen hususlar da gözetildiğinde başvurucunun iddia ve itirazlarının uyuşmazlığın sonucu ile doğrudan ilgili olduğu değerlendirilerek anılan itirazların yargı mercileri tarafından incelenmesi, ilgili ve yeterli bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu itibarla başvurucunun uyuşmazlığın sonucuna ilişkin iddialarının ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>23. Başvurucu ayrıca masumiyet karinesi ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılması nedeniyle bu aşamada dile getirilen haklar yönünden ayrıca inceleme yapılmasına yer olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>24. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ve 50.000 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>25. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>26. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>27. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddiaları yönünden İNCELEME YAPILMASINA GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesine (E.2021/2741, K.2021/4373) iletilmek üzere, Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2019/2260, K.2021/257) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 28/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202211335-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/aym-11423-slider.jpg" type="image/jpeg" length="65040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HÜKÜMLÜ OLARAK CEZAEVİNDE BULUNAN KİŞİNİN, BİR İDARİ İŞLEMİN İPTALİ DAVASINI VASİSİNİN İZNİ OLMADAN AÇTIĞI GEREKÇESİYLE REDDİ HAK İHLALİDİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukumlu-olarak-cezaevinde-bulunan-kisinin-bir-idari-islemin-iptali-davasini-vasisinin-izni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukumlu-olarak-cezaevinde-bulunan-kisinin-bir-idari-islemin-iptali-davasini-vasisinin-izni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AYM, hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişinin idari işlemin iptali talebiyle açtığı davanın vesayet makamının izni olmaksızın tek başına dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesine yönelik bireysel başvuru kararı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Başvurucunun, ailesine daha yakın olabilme gerekçesiyle başka bir ceza infaz kurumuna nakli talebinin idare tarafından reddi işleminin iptali için idare mahkemesinde açtığı davanın, "vasinin icazeti ve vasinin vesayet makamından alacağı izin ile mümkün olabileceği, dava açma ehliyetinden yoksun olan davacının bizzat açtığı davada objektif ehliyet koşulununun bulunmadığı" gerekçesiyle ehliyet yönünden reddedilmesinin,</p>

<p>- Kişilerin kısıtlanarak bir kısım işlemi yapabilmesinin vasinin ve vesayet makamının iznine bağlanmasının amacı, bu kişilerin şahsen ve mal varlıkları yönünden korunmalarıdır. Dava konusu işlemin iptali için açılan dava ise başvurucuyu borç altına sokmamakta, mal varlığının azalması sonucunu doğurmamaktadır. Başvurucu, açtığı bu dava ile kendisine sıkı sıkıya bağlı bir hakkı kullanmaktadır.</p>

<p>- Bu itibarla davanın vasinin icazeti ve vesayet makamının onayı olmadığı gerekçesiyle esasının incelenmeksizin ehliyet yokluğu nedeniyle reddedilmesine ilişkin müdahalenin istenen amaç bakımından gerekli olmadığı, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşarak,</p>

<p>-Anayasanın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlali olduğu tespitiyle,</p>

<p>- Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>- Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 18. idare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE karar verdi.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Anayasa Mahkemesi'nin 24/12/2025 tarihli ve 2022/74582 başvuru numaralı kararı</i></strong><br />
 </p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>V. C. BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/74582)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 24/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 30/4/2026 - 33239</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muhterem İNCE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Mutlu ALAF</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, hükümlü olarak ceza infaz kurumunda bulunan kişinin idari işlemin iptali talebiyle açtığı davanın vesayet makamının izni olmaksızın tek başına dava açma ehliyetinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 5/7/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, Bandırma 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda başka suçlardan tutuklu olarak bulunmakta iken Cizre 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 23/3/2018 tarihli kararı ile çeşitli suçlardan hapis cezası almış; bu karar 25/3/2019 tarihinde kesinleşmiş ve hükümlü statüsüne geçmiştir. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu gerekçesiyle 19/8/2019 tarihli dilekçe ile C.C.nin kendisine vasi olarak atanmasını talep etmiştir. Cizre Sulh Hukuk Mahkemesinin 23/10/2019 tarihli kararı ile C.C. başvurucuya vasi olarak atanmıştır. Başvurucunun başvuru formu ekinde sunduğu 8/5/2020 tarihli müddetnameye göre hak ederek tahliye tarihi 7/7/2022 olup koşullu salıverilme tarihi 27/5/2020'dir.</p>

<p>6. Başvurucu, Bandırma 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda bulunmaktayken 1/9/2021 tarihli dilekçeyle ailesine daha yakın olabilme gerekçesiyle başka bir ceza infaz kurumuna naklini talep etmiştir. Başvurucunun talebi idare tarafından 27/9/2021 tarihinde reddedilmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nakil talebinin reddi işleminin iptali için İdare Mahkemesinde 18/10/2021 tarihinde dava açmıştır. Ankara 18. İdare Mahkemesi (Mahkeme) gördüğü davada 9/11/2021 tarihinde ara kararı kurmuştur. Mahkeme, bu ara kararında Cizre Sulh Hukuk Mahkemesinin 23/10/2019 tarihli kararı ile C.C.nin başvurucuya vasi olarak tayin edildiğine işaret etmiş; vasinin davaya izin verip vermediğinin sorulmasına ve vesayet makamı olan Sulh Hukuk Mahkemesinden dava açma izni alınarak Mahkemeye sunulmasının istenmesine karar vermiştir. Bu ara kararı vasiye 30/11/2021 tarihinde tebliğ edilmiştir. Vasi, ara kararına cevap vermemiştir.</p>

<p>8. Mahkeme 20/1/2022 tarihli kararı ile davanın ehliyet yönünden reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Aktarılan bu düzenlemelere göre bir yıl veya daha fazla süreli hapis cezasına mahkum olanların cezalarını çekmeye başlamaları üzerine, hükmü icra ile görevli idarenin durumu sulh hukuk mahkemesine hemen ihbar ederek vasi atanmasını sağlamakla yükümlü olduğu; kısıtlının, davaları, vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinin izni ile vasisi tarafından veya vasinin tayin edeceği vekili aracılığıyla açabileceği kuşkusuzdur. Bu iznin alınması ise vasi tarafından sağlanmalıdır. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 07.06.2012 tarih ve E:2011/9402, K:2012/9993) </i></p>

<p><i>Dosyanın incelenmesinden, davacının uzun süreli hapis cezasına mahkum edilerek cezanın infazına başlanması üzerine Cizre Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından C.C.'un kendisine vasi olarak atandığı, Mahkememizin 09.11.2021 tarihli ara kararı ile vasiye, bakılmakta olan dava ile ilgili olarak hükümlü olan davacı tarafından açılan davaya icazet verilip verilmediği sorularak ilgili vesayet makamından alınacak dava açma izin kararının dosyaya sunulmasının istenildiği, söz konusu ara kararın 30.11.2021 tarihinde tebliğ edilmesine karşın ara kararına cevap verilmediği görülmektedir.</i></p>

<p><i>Olayda, bir yıldan uzun süreli hapis cezasıyla hükümlü olan davacıya Cizre Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 23.10.2020 tarih E:2019/380, K:2019/465 sayılı kararı ile C. C.'un vasi olarak atandığı, ancak mevzuat uyarınca vesayet makamı olan sulh hukuk mahkemesinden izin alınarak vasi tarafından veya davacının vasisinin tayin edeceği bir vekil tarafından bakılmakta olan davanın açılmadığı, davanın kısıtlı olan davacı tarafından bizzat açıldığı görülmektedir.</i></p>

<p><i>Bu durumda, dava açılması yahut açılmış bulunan bir davaya devam edilmesi<strong> </strong>4721 sayılı Kanun uyarınca vasinin icazeti ve vasinin vesayet makamından alacağı izin ile mümkün olduğundan, dava açma ehliyetinden yoksun olan davacının bizzat açtığı davada objektif ehliyet koşulununun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın 2577 sayılı Kanunun 14. ve 15/1-b maddesi ile 4721 sayılı Kanun hükümleri uyarınca ehliyet yönünden reddedilmesi gerekmektedir."</i></p>

<p>9. Başvurucu, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde özetle dilekçe ekinde sunduğu müddetnameye göre koşullu salıverilme tarihinin 27/5/2020, tekrar ceza infaz kurumuna giriş tarihinin ise 13/1/2022 olduğunu, dolayısıyla dava açtığı sürede süreli hapis cezasının olmadığını, vasi aracılığı ile dava açmasına gerek olmadığını ileri sürmüştür. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 25/5/2022 tarihli kararıyla istinaf başvurusunu kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 20/6/2022 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Ulusal Hukuk</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>İlgili Mevzuat</strong></p>

<p>11. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun <i>"Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile Vergi Usul Kanununun uygulanacağı haller"</i> başlıklı 31. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:</p>

<p><i>"1. Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda; hakimin davaya bakmaktan memnuiyeti ve reddi, ehliyet, üçüncü şahısların davaya katılması, davanın ihbarı, tarafların vekilleri, dosyanın taraflar ve ilgililerce incelenmesi, feragat ve kabul, teminat, mukabil dava, bilirkişi, keşif, delillerin tespiti, yargılama giderleri, adli yardım hallerinde ve duruşma sırasında tarafların mahkemenin sukünunu ve inzibatını bozacak hareketlerine karşı yapılacak işlemler, elektronik işlemler ile ses ve görüntü nakledilmesi yoluyla duruşma icrasında Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır."</i></p>

<p>12. 2577 sayılı Kanun'un <i>"Dilekçeler üzerine ilk inceleme" </i>başlıklı 14. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>1. Dilekçeler Danıştayda Evrak Müdürlüğünce kaydedilir ve Genel Sekreterlikçe görevli dairelere havale olunur.</i></p>

<p><i>2. (Değişik: 2/7/2012-6352/53 md.) Bölge idare, idare ve vergi mahkemelerinde dilekçeler, evrak bürosunca kaydedilerek ilgili mahkemelere havale olunur. Dilekçe sahibine evrakın tarih ve sayısını gösterir ücretsiz bir alındı kâğıdı verilir.</i></p>

<p><i>3. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler, Danıştayda daire başkanının görevlendireceği bir tetkik hakimi, idare ve vergi mahkemelerinde ise mahkeme başkanı veya görevlendireceği bir üye tarafından:</i></p>

<p><i>a) Görev ve yetki,</i></p>

<p><i>b) İdari merci tecavüzü,</i></p>

<p><i>c) Ehliyet,</i></p>

<p><i>d) İdari davaya konu olacak kesin ve yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,</i></p>

<p><i>e) Süre aşımı,</i></p>

<p><i>f) Husumet,</i></p>

<p><i>g) 3 ve 5 inci maddelere uygun olup olmadıkları,</i></p>

<p><i>Yönlerinden sırasıyla incelenir.</i></p>

<p><i>4. (Değişik: 5/4/1990-3622/5 md.) Dilekçeler bu yönlerden kanuna aykırı görülürse durum; görevli daire veya mahkemeye bir rapor ile bildirilir. Tek hakimle çözümlenecek dava dilekçeleri için rapor düzenlenmez ve 15 inci madde hükümleri ilgili hakim tarafından uygulanır. 3 üncü fıkraya göre yapılacak inceleme ve bu fıkra ile 5 inci fıkraya göre yapılacak işlemler dilekçenin alındığı tarihten itibaren en geç onbeş gün içinde sonuçlandırılır.</i></p>

<p><i>5. İlk incelemeyi yapanlar, bu noktalardan kanuna aykırılık görmezler veya daire veya mahkeme tarafından ilk inceleme raporu yerinde görülmezse, tebligat işlemi yapılır.</i></p>

<p><i>6. Yukarıdaki hususların ilk incelemeden sonra tespit edilmesi halinde de davanın her safhasında 15 nci madde hükmü uygulanır."</i></p>

<p>13. 2577 sayılı Kanun'un <i>"İlk inceleme üzerine verilecek karar" </i>başlıklı 15. maddesinin(1) numaralı fıkrasının (b) bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Danıştay veya idare ve vergi mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;</i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı hallerde davanın reddine,</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>14. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun <i>"Dava ehliyeti"</i> başlıklı 51. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Dava ehliyeti, medenî hakları kullanma ehliyetine göre belirlenir."</i></p>

<p>15. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun "<i>Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar</i>" başlıklı 16. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, yasal temsilcilerinin rızası olmadıkça, kendi işlemleriyle borç altına giremezler. Karşılıksız kazanmada ve kişiye sıkı sıkıya bağlı hakları kullanmada bu rıza gerekli değildir."</i></p>

<p>16. 4721 sayılı Kanun'un <i>"Özgürlüğü bağlayıcı ceza" </i>başlıklı 407. maddesinin Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/105, K.2023/54 sayılı iptal kararından önceki hâli şöyledir:</p>

<p><i>"Bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her ergin kısıtlanır.</i></p>

<p><i>Cezayı yerine getirmekle görevli makam, böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını, kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlüdür."</i></p>

<p>17. 4721 sayılı Kanun'un<i> "Özgürlüğü bağlayıcı ceza"</i> başlıklı 407. maddesinin<i> </i>2/3/2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'un 5. maddesi ile değiştirildikten sonraki mevcut hâli şöyledir:</p>

<p><i>"Kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği üzerine kısıtlanır veya kendisine kayyım atanır.</i></p>

<p><i>Toplam beş yıl veya daha fazla kesinleşmiş hapis cezasının infazı amacıyla ceza infaz kurumunda bulunan ergin bir kişi, isteği bulunmasa dahi kişiliğinin veya malvarlığının korunması bakımından gerekli görülmesi hâlinde kısıtlanabilir. Cezayı yerine getirmekle görevli makam hapis cezasının infazına başlandığını derhâl vesayet makamına bildirir.</i></p>

<p><i>Vesayet makamı karar vermeden önce hükümlüyü dinler.</i></p>

<p><i>Bu Kanunun kayyımlığa ilişkin hükümleri niteliğine uygun düştüğü ölçüde bu madde için de uygulanır."</i></p>

<p>18. 4721 sayılı Kanun'un "<i>Kısıtlılarda</i>" başlıklı 447. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Vasi, kısıtlıyı korumak ve bütün kişisel işlerinde ona yardım etmekle yükümlüdür.</i>"</p>

<p>19. 4721 sayılı Kanun'un "<i>Vasinin rızası</i>" başlıklı 451. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Ayırt etme gücüne sahip olan vesayet altındaki kişi, vasinin açık veya örtülü izni veya sonraki onamasıyla yükümlülük altına girebilir veya bir haktan vazgeçebilir."</i></p>

<p>20. 4721 sayılı Kanun'un "<i>Vesayet makamından</i>" başlıklı 462. maddesinin sekizinci bendi şöyledir:</p>

<p><i>"Aşağıdaki hâllerde vesayet makamının izni gereklidir:</i></p>

<p>...</p>

<p><i>Acele hâllerde vasinin geçici önlemler alma yetkisi saklı kalmak üzere, dava açma, sulh olma, tahkim ve konkordato yapılması</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Danıştay İçtihadı</strong></p>

<p>21. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/5/2025 tarihli ve E.2024/2940, K.2025/1060 sayılı kararınınilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>" ...</i></p>

<p><i>Konunun idari işlemin ve idari davanın kendine özgü nitelikleri açısından irdelenmesi durumunda;</i></p>

<p><i>Öznel (bireysel) işlemler; işlemin lehine ya da aleyhine hukuksal durum yaratması istenilen gerçek ya da tüzel kişinin adı belirtilmek suretiyle tesis edilir. Bu işlemlerden aleyhe hukuksal durum yaratanlara karşı yetkili ve görevli idari yargı merciinde dava açma; Anayasa'da tanımlanmış ve İdare Hukuku alanını düzenleyen kanunlarda tekrarlanmış ve kullanma usulü gösterilmiş mutlak bir haktır. Bu tür işlemlerin hukuk öznesinin (suje) adı belirtilmek suretiyle tesis edilmiş olması; 'hakka kişiye sıkı sıkıya bağlı olma' niteliği kazandırmaktadır.</i></p>

<p><i>Öte yandan aleyhe tesis edilen öznel (bireysel) işlemler her zaman kişi varlığında ya da mal varlığında eksilme veya eksilme tehlikesi yaratan işlemlerdir. Dolayısıyla, bu işlemlerin iptali için açılan davalar, (yargılama giderleri dışında) parasal veya başka türlü borç doğurucu davalar olmayıp tam aksi, kişi veya mal varlığında gerçekleşen eksilme ya da eksilme tehlikesini bertaraf edici, ortadan kaldırıcı davalardır. Bu nedenle, sınırlı ehliyetsiz olan kısıtlı olan kimseler tarafından açılan iptal davaları; Medeni Kanun'un 16. maddesi kapsamında kalan ehliyetsizliğe istisna getiren hak kapsamında kalmaktadır.</i></p>

<p><i>Hukuksal tartışmaya neden olan husus; 6100 sayılı Kanun'un 'Taraf ehliyeti' ve 'Dava ehliyeti' başlıklı 50. ve 51. maddelerinin Medeni Kanun'a yaptığı atfın, fiil ehliyetini düzenleyen genel hükümlerine göre anlaşılması, Medeni Kanun'un 16. maddesi ile fiil ehliyetinin kısıtlanmasına sınır getiren istisna maddesinin dikkatten kaçırılmasıdır. </i></p>

<p><i>Davaya neden olan olayda, kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı tarafından, ziyaretlerinin kısıtlanmasına neden olduğu iddia edilen Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğünün 08/03/2019 tarih ve 7720417820799.06/3040/39416 sayılı Genelgesi'nin iptali istemiyle bu davanın açılması, davacı bakımından borç doğurucu bir hukuksal işlem veya eylem olmayıp, tam aksine yargı merciince haklı bulunması halinde, kişi varlığında işlem nedeniyle gerçekleşmiş olan eksilmeyi ortadan kaldırmayı, gidermeyi sağlayan bir hukuksal imkan olduğundan bu imkanın kullanılmasını kanuni temsilcinin (vasi) rızasına veya iznine bağlamak; Medeni Kanun'un yukarıda ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulan hükmü ile bağdaştırılabilir bir yaklaşım değildir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 10/6/2024 tarihli ve E.2024/577, K.2024/1342 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Davaya neden olan olayda, kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı tarafından haftalık telefon görüşmesinin kısıtlanmasına neden olduğu iddia edilen Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Yönetmelik'in 74. maddesinin 2. fıkrasının (ğ) bendinin iptali istemiyle bu davanın açılması, davacı bakımından borç doğurucu bir hukuksal işlem veya eylem olmayıp, tam aksine yargı merciince haklı bulunması halinde, kişi varlığında işlem nedeniyle gerçekleşmiş olan eksilmeyi ortadan kaldırmayı, gidermeyi sağlayan bir hukuksal imkan olduğundan bu imkanın kullanılmasını kanuni temsilcinin (vasi) rızasına veya iznine bağlamak; Medeni Kanun'un yukarıda ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulan hükmü ile bağdaştırılabilir bir yaklaşım değildir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>23. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 12/2/2024 tarihli ve E.2023/2010, K.2024/253 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>Davaya neden olan olayda, kapalı ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan davacı tarafından açık ceza infaz kurumuna ayrılmasına engel teşkil ettiği iddia edilen Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 8. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinin iptali istemiyle bu davanın açılması, davacı bakımından borç doğurucu bir hukuksal işlem veya eylem olmayıp, tam aksine yargı merciince haklı bulunması halinde, kişi varlığında işlem nedeniyle gerçekleşmiş olan eksilmeyi ortadan kaldırmayı, gidermeyi sağlayan bir hukuksal imkan olduğundan bu imkanın kullanılmasını kanuni temsilcinin (vasi) rızasına veya iznine bağlamak; Medeni Kanun'un yukarıda ayrıntılı bir biçimde üzerinde durulan hükmü ile bağdaştırılabilir bir yaklaşım değildir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>3.</strong> <strong>Anayasa Mahkemesi Kararı</strong></p>

<p>24. Anayasa Mahkemesinin 22/3/2023 tarihli ve E.2022/105, K.2023/54 sayılı kararı ile 4721 sayılı Kanun'un 407. maddesi iptal edilmiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"...</p>

<p><i>Kural ile özgürlüğü bağlayıcı bir ceza nedeniyle hükümlünün, özellikle şahsi ve mal varlığıyla ilgili bazı hukuki işlemleri yapamayacağından kendisine kanun gereğince mutlak olarak vasi atanmasıyla korunması amaçlanmaktadır. Ancak bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan kişilerin ayırt etme gücünü haiz ve herhangi bir vasi atanmaksızın kendi işlemlerini yürütebilecek durumda oldukları açıktır. Dolayısıyla hükümlü, kendi işlemlerini görebilecek durumda olup olmadığı değerlendirilmeksizin kendisine vasi atanmasıyla kural olarak vasinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecek, özellikle mal varlığıyla ilgili kimi işlemlerde vesayet ve denetim makamlarının izni gerekecek, kişiye sıkı sıkıya bağlı nişanlanma ve evlenme gibi işlemler için dahi öncelikle vasinin rızası aranacak, kefalet, vakıf kurmak, önemli bağışlarda bulunmak için vasinin onayı olsa da herhangi bir işlem yapamayacaktır. Böylece hükümlünün şahsi gözetimi ve mal varlığının idaresi adına özel hayatın korunması ve mülkiyet haklarına büyük ölçüde sınırlama getirilmektedir.</i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p>25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes davasının, medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar</i>[ın]<i> ... esası konusunda karar verecek olan, ...bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir..."</i></p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 24/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Adli Yardım Talebi Yönünden</strong></p>

<p>27. Başvurucu, yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğunu belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay </i>([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>29. Başvurucu; başvuru formunun ekinde sunduğu müddetnameye göre 27/5/2020 tarihinde koşullu salıverilmeden faydalandığını ve dava süresince tutuklu statüsünde olduğunu, bu sebeple kendi başına dava açma hakkının olduğunu ileri sürmüştür. Ayrıca ailesine kavuşamadığı için mağdur olduğunu, maddi ve manevi olarak zarar gördüğünü, başkalarına tanınan sevk hakkının kendisine tanınmadığını iddia etmiştir.</p>

<p>30. Bakanlık görüşünde; mahkemeye erişim hakkı yönünden görüşlerin sunulduğu bildirilmiştir. Yapılacak incelemede öncelikle kabul edilebilirlik şartlarının gözönünde bulundurulması gerektiğine işaret edilmiştir. Başvurunun esası ile ilgili olarak ise yargı mercilerinin dava konusu maddi olay ve olgular ile iddiaları ve delilleri değerlendirdiklerine, hukuk kurallarının yorumlanmasına ve uygulanmasına, uyuşmazlıkla ilgili vardıkları sonucu ve kullandıkları takdir yetkisinin sebeplerini gerekçelendirdiklerine değinilmiştir. Netice olarak da mevcut başvuruda başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve somut olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak bir inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bireysel başvuruda ileri sürdüğü şikâyetleri yinelemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>31. Anayasa'nın "<i>Hak arama hürriyeti</i>" başlıklı 36. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."</i></p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Hakkın Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı</strong></p>

<p>33. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "<i>adil yargılanma</i>" ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmiştir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>34. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<i>Özkan Şen </i>[2. B], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Dolayısıyla kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren ya da onu önemli ölçüde etkisizleştiren müdahaleler mahkemeye erişim hakkı kapsamında değerlendirilir.</p>

<p>35. Başvuruya konu kararda 4721 sayılı Kanun'un hükümlülerin vesayet altına alınmasına dair kurallarının başvurucu yönünden uygulanmak suretiyle davanın ehliyet yönünden reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>36. Bu kapsamda hükümlünün vasi ve vesayet makamı kararı olmaksızın tek başına dava açma ehliyetinin bulunmadığına karar verilmesinin mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>37. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen 13. maddesinin gözönüne alınması gerekmektedir.</p>

<p>38. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>39. Anılan hakka yönelik müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</p>

<p>40. Bu itibarla yukarıda belirtilen müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma (meşru amaç) ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama ölçütlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>(1)</strong> <strong>Kanunilik Ölçütüne İlişkin Genel İlkeler </strong></p>

<p>41. Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinde hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği temel bir ilke olarak benimsenmiştir (kanunilik şartına başka bağlamlarda dikkat çeken kararlar için bkz. <i>Sevim Akat Eşki </i>[1. B.], B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 36; <i>Tuğba</i> <i>Arslan</i> [GK], B. No: 2014/256, 25/6/2014, § 82; <i>Hayriye</i> <i>Özdemir </i>[2. B.], B. No: 2013/3434, 25/6/2015, §§ 56-61; <i>Halk</i> <i>Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.</i> [GK], B. No: 2014/19270, 11/7/2019, § 35; <i>Hamit</i> <i>Yakut</i> [GK], B. No: 2014/6548, 10/6/2021, § 76; <i>Atilla</i> <i>Yazar</i> <i>ve</i> <i>diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022, § 100).</p>

<p>42. Hak ve özgürlüklerin, bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen, hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından biridir (<i>Tahsin</i> <i>Erdoğan </i>[2. B.], B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).</p>

<p>43. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün bulunmaması hakka yapılan müdahaleyi anayasal temelden yoksun bırakır (<i>Ali Hıdır Akyol</i> <i>ve diğerleri </i>[GK], B. No: 2015/17510, 18/10/2017, § 56; <i>Tuğba Arslan</i>, § 96; <i>Fikriye Aytin ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/6154, 11/12/2014, § 34).</p>

<p>44. Somut olayda başvurucunun davası ehliyet yönünden reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde başvurucunun dava açmak için 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendine ve4721 sayılı Kanun uyarınca vasinin icazetini ve vasinin vesayet makamından izin almadığına dayanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmüştür.</p>

<p><strong>(2)</strong> <strong>Meşru Amaç</strong></p>

<p>45. 2577 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinin ve 4721 sayılı Kanun'un 407. maddesinin hükümlünün kişisel gözetimi ile şahsen korunması ve mahkûmiyeti süresince mal varlığını yönetememesinden dolayı hak ve menfaatlerinin zarar görmesinin engellenmesinin amaçlandığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla vasinin izni olmadan açılan davaların ehliyet yönünden reddedilmesinin gereksiz yere dava açılmasını önlemek ve davaların usulüne uygun olarak açılmasının sağlanması amacına yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu yönüyle kurallarla öngörülen sınırlamanın anayasal anlamda meşru bir amacının bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>(3) Ölçülülük</strong></p>

<p><strong>(a) Genel İlkeler</strong></p>

<p>46. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir. Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).</p>

<p>47. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,<i> gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>48. Mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılması için seçilen aracın öngörülen amaca ulaşılabilmesi bakımından elverişli olması gerekir. Ayrıca seçilen araç bu hakkı en az zedeleyici nitelikte olmalıdır. Bununla birlikte hakkı daha az zedeleyen aracın tercih edilmesi gerektiğinin söylenebilmesi için söz konusu araç aynı amacı gerçekleştirmeye uygun olmalıdır. Daha hafif sınırlama teşkil eden aracın tercih edilmesi hâlinde öngörülen amaç gerçekleşmeyecek ise daha ağır müdahale oluşturan aracın seçimi hususundaki tercih Anayasa’ya aykırı olmaz. Bunun dışında hangi müdahale aracının tercih edileceği hususunda kamu otoritelerinin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır (<i>Mustafa Berberoğlu</i> [2. B.], B. No: 2015/3324, 26/2/2020, § 48).</p>

<p><strong>(b) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>49. Ehliyet yönünden davanın reddedilmesi suretiyle mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi bakımından elverişli olmadığı söylenemez. Somut olaydaki müdahalenin ölçülülüğünün değerlendirilmesi bakımından asıl önem taşıyan ölçüt ise gerekliliktir. Bu itibarla müdahalenin gerekli olup olmadığı tespit edilmelidir.</p>

<p>50. Somut olayda başvurucunun başka bir ceza infaz kurumuna nakli talebinin reddi işleminin iptaline yönelik açtığı dava Mahkemece ehliyet yönünden reddedilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi başvurucunun istinaf başvurusunu reddederek mahkeme kararının ehliyet ret gerekçesini aynen kabul etmiştir.</p>

<p>51. Bireysel başvuruda yapılacak olan incelemenin çerçevesini belirlemek bakımından öncelikle tespit edilmesi gereken husus başvurucunun hükümlü mü yoksa hükümözlü mü olduğudur. Mahkûmiyet hükmünün kesinleşmesi ile cezası infaz edilebilir aşamada bulunan kişi <i>hükümlü</i> olarak tanımlanmaktadır. İnfaz aşamasından önce ise kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı olmadığından kişi <i>hükümözlü</i> statüsündedir. Anayasa Mahkemesi <i>Mustafa Akbulut </i>([1. B.], B. No: 2020/34827, 17/7/2024) başvurusunda davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 4721 sayılı Kanun'un 407. maddesinin (1) numaralı fıkrası dikkate alınarak <i>hükümözlülerin</i> tek başlarına dava açamayacaklarının kabul edilmesinin anayasal anlamda kanunilik ölçütü bakımından öngörülemez bir durum olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur. Başvurucunun müddetnameye göre koşullu salıverilme tarihinin 27/5/2020, bihakkın tahliye tarihinin ise 7/7/2022 olduğu, dolayısıyla başvurucunun İdare Mahkemesinde dava açtığı tarihte hükümlü statüsünde olduğu görülmüştür.</p>

<p>52. Bu noktada değerlendirilmesi gereken husus, hükümlü statüsünde olan başvurucunun bireysel başvuruya konu davayı vasinin icazeti ve vesayet makamının onayı olmadan açıp açamayacağıdır. 4721 sayılı Kanun'un 9. maddesine göre fiil ehliyetine sahip olan kimse, kendi fiilleriyle hak edinebilir ve borç altına girebilir. Fiil ehliyetine sahip olunabilmesi için de 4721 sayılı Kanun'un 10. maddesine göre ayırt etme gücüne sahip olunmalı, kısıtlı olunmamalı ve ergin olunmalıdır.</p>

<p>53. Fiil ehliyetinin usul hukukundaki görünümü dava ehliyetidir. Dava ehliyeti; bir kimsenin bizzat veya yetkilendirdiği bir vekil aracılığıyla dava açabilmesi, davayı yürütebilmesi ve usul işlemlerini yapabilmesidir. Dolayısıyla ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar kural olarak dava ehliyetine sahip değildir. Sınırlı ehliyetsiz olarak tanımlanan bu kişiler davalarını yasal temsilciler tarafından açabilecek ve yasal temsilciler tarafından temsil edilecektir. 4721 sayılı Kanun sınırlı ehliyetsizlerin yapabileceği işlemler bakımından bazı durumlarda vasinin yanında vesayet makamının da iznini aramış ve bu işlemleri saymıştır. Ancak aynı Kanun'un bazı maddelerinde bir kısım eylem ve işlemi sınırlı ehliyetsizin de tek başına yapabileceği, bir başka deyişle bu eylem ve işlemlerde kişilerin fiil ehliyetinin olduğu kabul edilmiştir. Bunlardan biri 4721 sayılı Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişiye sıkı sıkıya bağlı olan hakların kullanımıdır.</p>

<p>54. Kişiye sıkı sıkıya bağlı hak kavramının neler olduğu kanun tarafından ortaya konulmamış ancak öğreti ve yargı uygulamaları ile bu kavram tanımlanmaya çalışılmıştır. Bu haklar genel itibarıyla kişiyi çok yakından ilgilendiren, kullanılmasında düşüncelerin ve duygusal saiklerin ön planda olduğu, mal varlığından daha çok kişisel hakları ilgilendiren haklardır. Bu sebeple de doğrudan hak sahibi kimse tarafından kullanılması gerekmektedir.</p>

<p>55. 4721 sayılı Kanun'da vesayeti gerektiren kısıtlama nedenleri arasında sayılan özgürlüğü bağlayıcı ceza hâli 407. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddenin davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan birinci fıkrasında bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan her erginin kısıtlanacağı, ikinci fıkrasında ise cezayı yerine getirmekle görevli makamın böyle bir hükümlünün cezasını çekmeye başladığını kendisine vasi atanmak üzere hemen yetkili vesayet makamına bildirmekle yükümlü olduğu hüküm altına alınmıştır. Başvurucu da bu kapsamda kısıtlanmış ve kendisine vasi tayin edilmiştir.</p>

<p>56. Kural ile özgürlüğü bağlayıcı bir ceza nedeniyle hükümlünün -özellikle şahsi ve mal varlığıyla ilgili bazı hukuki işlemleri yapamayacağından- kendisine kanun gereğince mutlak olarak vasi atanmasıyla korunması amaçlanmaktadır. Ancak bir yıl veya daha uzun süreli özgürlüğü bağlayıcı bir cezaya mahkûm olan kişilerin ayırt etme gücünü haiz ve herhangi bir vasi atanmaksızın kendi işlemlerini yürütebilecek durumda oldukları açıktır. Dolayısıyla hükümlü, kendi işlemlerini görebilecek durumda olup olmadığı değerlendirilmeksizin kendisine vasi atanmasıyla kural olarak vasinin rızası olmadıkça kendi işlemleriyle borç altına giremeyecek, özellikle mal varlığıyla ilgili kimi işlemlerde vesayet ve denetim makamlarının izni gerekecek, kişiye sıkı sıkıya bağlı nişanlanma ve evlenme gibi işlemler için dahi öncelikle vasinin rızası aranacak; kefalet, vakıf kurmak, önemli bağışlarda bulunmak için vasinin onayı olsa da herhangi bir işlem yapamayacaktır. Böylece hükümlünün şahsi gözetimi ve mal varlığının idaresi adına özel hayatın korunması ve mülkiyet haklarına büyük ölçüde sınırlama getirilmektedir (AYM, E.2022/105, K.2023/54, 22/3/2023, § 31).</p>

<p>57. Başvurucu, ailesine daha yakın olabilmek için başka bir ceza infaz kurumuna nakil talebinde bulunmuş; bu talebin idare tarafından reddedilmesi üzerine işlemin iptali için dava açmıştır. Kişilerin kısıtlanarak bir kısım işlemi yapabilmesinin vasinin ve vesayet makamının iznine bağlanmasının amacı, bu kişilerin şahsen ve mal varlıkları yönünden korunmalarıdır. Dava konusu işlemin iptali için açılan dava ise başvurucuyu borç altına sokmamakta, mal varlığının azalması sonucunu doğurmamaktadır. Başvurucu, açtığı bu dava ile kendisine sıkı sıkıya bağlı bir hakkı kullanmaktadır. Bu itibarla davanın vasinin icazeti ve vesayet makamının onayı olmadığı gerekçesiyle esasının incelenmeksizin ehliyet yokluğu nedeniyle reddedilmesine ilişkin müdahalenin istenen amaç bakımından gerekli olmadığı, dolayısıyla müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>58. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>GİDERİM</strong></p>

<p>59. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.</p>

<p>60. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60;<i> Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>61. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 18. İdare Mahkemesine (E.2021/2120, K.2022/80) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/12/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukumlu-olarak-cezaevinde-bulunan-kisinin-bir-idari-islemin-iptali-davasini-vasisinin-izni</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasa-ms5.jpg" type="image/jpeg" length="31035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42440"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77299"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="43698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60653"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65603"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89076"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="67212"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="48058"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="48735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="30626"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="25015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="54748"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="78531"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="88321"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68301"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="10877"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
