<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 31 Aug 2026 11:45:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki Bölümler gündemi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-2-3-eylul</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-2-3-eylul" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 2 - 3 Eylül 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h1>2 Eylül 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>25.8.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2.9.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/21436</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; sağlık durumu elverişli olmamasına rağmen ceza infaz kurumunda tutulma ve tek başına tutulmakla birlikte tutulduğu odadaki sıhhi alanların fiziksel durumuna uygun olmaması nedenleriyle kötü muamele yasağının, tutuklama tedbirinin azami süreyi aşması, adli kontrol tedbirlerine aykırı davranıldığı gerekçesi ile verilen tutuklama kararının ve süresinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, ceza davasında tanıklarının dinlenmemesi, yargılamanın uzun sürmesi, hatalı karar verilmesi nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/59658</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yakalama esnasında ve gözaltı sürecinde kolluk görevlilerinin fiziksel şiddet içeren eylemlerine maruz kalınması ve bu olay hakkında yürütülen soruşturmanın etkisiz olması nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/28857</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; bir yol çalışmasında patlayıcı madde kullanılması nedeniyle yaralanma meydana gelmesi ve olaya ilişkin açılan davanın yargı yolu, husumet ve zamanaşımı gerekçeleri ile kısmen reddi nedeniyle mahkemeye erişim ve yaşam hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/45970</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, silahla kasten yaralama eylemi hakkında etkisiz şekilde yürütülen yargılamada sanık hakkında caydırıcı bir yaptırıma hükmedilmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/63911</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçundan yürütülen ceza yargılamasının makul süratle yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/52899</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kolluk tarafından silahlı güç kullanılması sonucu meydana gelen ölüm olayına ilişkin yürütülen ceza yargılamasında ölümden sorumlu olan kolluk görevlilerinin cezasız bırakılması veya caydırıcı şekilde cezalandırılmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/99759</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, özel bir bakımevinde bulunan engelli bireyin ihmal sonucu ölümü hakkında etkili bir ceza soruşturması yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/9700</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/77118</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan etkin pişmanlık hükümleri kapsamında ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/101818</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddia ve savunmaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/42643</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/43037</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın başvurucu (sanık) tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/19889</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; isnat edilen suçlamalara ilişkin tüm deliller başvurucuya (sanığa) tebliğ edilmeden ve yeterli savunma yapma imkânı sağlanmadan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının, ceza davasında cezayı azaltabilecek ya da ortadan kaldırabilecek olguların ispatı açısından ileri sürülen bilirkişi incelemesi yapılması talebinin reddedilmesi nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/50081</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, mahkûmiyet hükmünde başvurucunun karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddialarının karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/44303</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza davasında karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/102023</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2019/27963</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; yargı kararının gereği gibi uygulanmaması nedeniyle kararın icrası hakkının, aleyhe hükmedilen vekâlet ücretinin miktarının yüksek olduğu gerekçesiyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/58902</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, güvenlik güçleri tarafından yapılan müdahale sonucu oluşan cismani zararların tazmini için açılan tam yargı davasının kesinleşmemiş mahkûmiyet hükmü esas alınarak reddedilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/5059</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun gereğince açılan tazminat davasının dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/11204</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, kanun hükmünde kararnameyle kapatılan eğitim kurumundan yapılan taşınmaz alış işleminin muvazaalı olduğu tespit edilerek tasarrufun iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/50096</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, el konulan dijital materyallerin müsadere edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2019/40585</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, terör örgütü üyeliği suçundan başvurucu (sanık) hakkında yürütülen adli işlemler ve mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle bazı anayasal haklarının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/24535</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; boşanma davasının uzun sürmesi nedeniyle evlenme hakkının, ihtiyati tedbir kararının uzun süre kaldırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ve hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/13079</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, başvurucuların iş sözleşmelerinin sendikal gerekçelerle feshedilmesi sonrasında işe iade ve sendikal tazminat taleplerinin reddedilmesi nedeniyle sendika hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/58135</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sosyal medyada kullanılan ifadeler sebebiyle idarecilik görevinden alınarak naklen atanmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/101292</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda slogan atma nedeniyle disiplin cezası verilmesinin ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/96656</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, sosyal medya üzerinden başkasına ait kişisel verileri paylaşması nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilmenin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/44059</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, gazeteci olan başvurucunun terör örgütüne bilerek ve isteyerek yardım etme suçundan mahkûm edilmesi nedeniyle ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/46238</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; bazı eylemler nedeniyle terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/16766</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; terör örgütünün propagandasını yapma suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde kullanılan delillerin ifade özgürlüğüyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, ayrıca karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddianın karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>31</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/38366</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda yapılan aramada ele geçen dokümanların içeriği sebebiyle başvurucuların disiplin cezasıyla cezalandırılması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<h1>3 Eylül 2026 - Bölüm Toplantısı Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>İlan Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Toplantı Tarihi</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Sonuç Tarihi</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>25.8.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>3.9.2026</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col />
  <col />
  <col />
  <col />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sıra No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Başvuru No</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Konusu</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>Sonuç</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>1</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/105804<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, Teknoloji ve Tasarım öğretmenliğine atanma isteminin reddine ilişkin işlemlerin iptali talebiyle açılan davaların süre yönünden reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>2</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2024/6042<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; ara buluculuk anlaşma belgesine icra edilebilirlik şerhi verilmesi talebiyle açılan davanın süresinde açılmadığından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>3</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/51307<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; ara buluculuk anlaşma tutanağının iptali talebiyle açılan davada hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ve gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>4</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/3575<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, müdafiinin mesleki mazeretinin kabul edilmemesi nedeniyle savunma için gerekli zaman ve kolaylıklara sahip olma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>5</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/48518<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, idari para cezasının iptal edilmesi talebiyle sulh ceza hâkimliğine yapılan başvuruda karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>6</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/76993<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; ceza davasında başvurucunun (sanığın) hazır bulunma talebinin reddedilerek ses ve görüntü aktarımı suretiyle duruşmaya uzaktan katılımının sağlanması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının, ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarının sağlık durumu bakımından elverişli olmaması nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>7</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/97656<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, duruşma düzenini bozduğu gerekçesiyle kişi hakkında kesin olarak disiplin hapsi kararı verilmesi nedeniyle hükmün denetlenmesini talep etme hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvurunun ayrıca başka temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaları da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>8</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/11234<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ve diğer hakların ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>9</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/2142<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, karar sonucunu değiştirebilecek nitelikteki esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda ayrıca adil yargılanma hakkının farklı güvencelerinin ihlal edildiği iddiası da bulunmaktadır.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>10</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/3032<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, silahlı terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet kararı nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>11</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/51332<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, beyanları belirleyici ölçüde hükme esas alınan tanığın sanık tarafından duruşmada sorgulanmasına imkân verilmemesi nedeniyle tanık sorgulama hakkının ve ByLock verilerini içeren dijital materyaller üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılmaması nedeniyle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>12</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/77512<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, alkollü araç kullanıldığı iddiasıyla uygulanan idari yaptırım kararının iptali için yapılan başvuruda başvurucunun usule ilişkin imkânlar noktasında dezavantajlı duruma düşürülmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>13</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/23075<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararının mahkeme kararıyla yürütmesinin durdurulduğu ileri sürülerek eski tarifenin uygulanarak özel tüketim vergisi tahakkuk ettirilmesi talebinin reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>14</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/24972<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; idari yaptırım kararı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>15</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/5383<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; kamulaştırma bedelinin bulunduğu banka hesabına ihtiyati tedbir konulması sonucunda bedelin ödenmemesi ve vadesiz mevduat hesabında bekletilerek değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>16</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/38004<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, su isale hattı geçirilmek suretiyle kamulaştırmasız el atılan taşınmaza kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan dava sonrasında yapılan imar planı değişikliği ile taşınmazın kullanım amacının değiştirilmesi dolayısıyla tapudaki tescilin yolsuz olduğu ve taşınmazın iadesi gerektiği iddialarıyla açılan davanın reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>17</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/35556<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, dağıtıcı lisansının iptal edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>18</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/28363<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, haksız fiilden kaynaklanan tazminat davasında mal varlığı üzerinde uygulanan ihtiyati haciz nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuru 1/7/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>19</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2017/15336<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesi kapsamında kapatılan vakfa ait taşınmazla ilgili olarak açılan davanın dava şartı yokluğu gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>20</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/19357<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, bedelsiz şekilde yol olarak terk edilen taşınmazın terk amacına aykırı kullanılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>21</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/16759<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, icra veznesine yatırılan satış bedelinin değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>22</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/1240<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; ön alım hakkına dayalı tapu iptali ve tescil davasında sonuca etki edebilecek esaslı iddiaların değerlendirilmemesi, kararlarda yeterli gerekçe bulunmaması, hatalı sonuca ulaşılması ve ön alım bedelinin nemalandırılmaması sonucunda enflasyon karşısında değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>23</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2020/40192<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, usuli kazanılmış hakka dayalı olarak kamulaştırma bedelinin düşük belirlenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>24</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/32882<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; tapudan satın alınan taşınmazın yüz ölçümünün ifraz işlemleri sonrasında eksik belirlenmesi sebebiyle uğranılan zararın tazmin edilmesi istemiyle açılan davanın zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>25</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/35146<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanan zararlar kapsamında açılan davada belirlenen tazminatın düşük olması ve kamu kurumlarından olan alacağın değer kaybına uğratılması (veya uğratılarak ödenmesi) nedeniyle mülkiyet hakkının, yargı kararının icra edilmemesi nedeniyle kararın icrası hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>26</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/100699<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ihale alacaklısı sıfatıyla taraf olduğu ihalenin feshine karar verilmesi ve ihale bedelinin ihalenin feshi davası süresince icra müdürlüğünün banka hesabında bekletilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>27</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/98865<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvurular; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında ihtiyati haciz kararı verilmesi ve ihtiyati haczin uzun süredir devam etmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>28</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/95757<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvurular; haksız fiilden kaynaklanan tazminat davalarında ihtiyati haciz kararı verilmesi ve ihtiyati haczin uzun süredir devam etmesi nedenleriyle mülkiyet hakkının, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>29</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/82474<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuya kargo yoluyla gelen kitapların verilmemesi nedeniyle ifade özgürlüğünün bu hususa yönelik şikâyeti reddeden hâkimin ret kararına vaki itirazı inceleyen mahkemenin heyetinde görev alması nedeniyle de tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>30</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/50148<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; başvurucunun bazı eylemleri nedeniyle terör örgütüne üye olma suçundan mahkûmiyet kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile örgütlenme özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>31</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2021/55073<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru; katılınan bazı toplantıların da terör örgütü üyeliği suçundan verilen mahkûmiyet hükmünde delil olarak kullanılması nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının, tanığın duruşmada sorgulanamaması nedeniyle ise tanık sorgulama hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>32</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/7496<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, protesto etmek amacıyla adliye binasına boya fırlatılmasından dolayı adli para cezasına mahkûm edilme nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>33</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2022/4059<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, bir sosyal medya içeriğinin çıkarılması ve erişiminin engellenmesi kararının gereğinin yerine getirilmemesinden dolayı verilen idari para cezasının ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p><strong>34</strong></p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>2023/12526<br />
    </p>
   </td>
   <td colspan="1" rowspan="1">
   <p>Başvuru, ceza infaz kurumunda söylenen sözlerden dolayı disiplin cezasıyla cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği iddiasına ilişkindir.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-bu-haftaki-bolumler-gundemi-2-3-eylul</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasas4.jpg" type="image/jpeg" length="59041"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAK ARAMA HÜRRİYETİ İLE HAKKIN KULLANIMINI ENGELLEYEN HALLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-hurriyeti-ile-hakkin-kullanimini-engelleyen-haller-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hak-arama-hurriyeti-ile-hakkin-kullanimini-engelleyen-haller-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hak arama hürriyeti gerçek manada bir özgürlüğü ve serbestiyi ifade etmektedir. Şöyle ki, hak bazı kaynaklarda <i>“Adaletin, hukukun gerektirdiği veya birine ayırdığı şey, kazanç.”</i>, diğer bazı kaynaklarda <i>“Hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınmış olan yetkilerdir.”</i> ve iki tanımı da kapsar nitelikte <i>“Adaletin, hukukun veya toplumsal düzenin bireylere tanıdığı yetki, kazanç ve ayrıcalıklardır”</i> şeklinde tanımlanmaktadır. Tanımlamalardan da anlaşıldığı üzere aslında hak, kişinin kullanıp kullanmama yetkisine sahip olduğu ve yetki sahibi kişiye tanınan birtakım ayrıcalıkları içermektedir. Kişi bu hakkı kullanıp kullanmama yetkisine sahip olduğu için bu kavram hürriyet kavramıyla birlikte kullanılmakta ve beraberinde özgürlüğü ve serbestiyi getirmektedir. Nasıl ki kişi evindeki bir eşyasını kullanıp kullanmama hakkına sahipse ve kullanmadığında kimse ondan hesap sormuyor, kullandığında da kimse bu kullanıma engel olmuyorsa, bir hakkın ileri sürülmesi, hakkın dava veya icra yoluyla ya da diğer meşru yollarla hukuki süreçte talep ve takip edilmesi ve yerine göre hukuki sürecin devamında bu hak arayışından vazgeçilmesi, hak aramanın kural olarak kişinin özgürlük ve serbesti alanına dahil olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden hakkın aranması kişiye tanınan bir hürriyet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bir serbestiyi ve hak sahibine tanınan irade ve kararı ortaya koyduğu gibi hak sahibinin hakkını aramasının önüne geçilemeyeceği anlamına da gelmektedir. Bir diğer ifadeyle hak arama hürriyetinde karşımıza çıkan hürriyet yalnızca hak sahibi yönünden olup bu hak arayışına diğer kişilerin karşı koymaları ve engel olmaları kural olarak mümkün değildir. Ancak bazı hallerde bu hakkın kullanımının önüne geçilmesi mümkün ve doğru olduğu gibi bazı hallerde de ne yazık ki hakkın kullanımına haksız şekilde engel olunmaktadır. Başka anlatımla bu engel bazı durumlarda hukuka uygun, bazen hukuka aykırı ve sıklıkla hak ihlali olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu engellemeler bazen doğrudan bazense dolaylı olmakta, çoğu halde kamu görevlilerinin ve devletin sorumluluğunu doğurmaktadır.</p>

<p>Hak arama hürriyeti hak iddiasının yanı sıra hak arayışından vazgeçmeyi de kapsamaktadır. Kural bu olmakla re’sen takibi gereken suçlarla kamu düzenine ilişkin davalarda ihbardan, şikayetten, davaya katılma talebinden ve davadan feragat halleri hukuki süreci kendiliğinden sona erdirmemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hak arama hürriyetinin gerçek anlamda tanınması ve etkili şekilde uygulama alanı bulması için yazılı metinlerde kabul edilmesi ve bağlayıcı olması önem arz etmektedir. Türk hukuk sistemine bakıldığında bu hakka mevzuat sistemiyle yer verildiği görülmektedir. 1982 Anayasası’nın 36. maddesinde <i>“Hak arama hürriyeti” </i>başlığı ile herkesin, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu ve hiçbir mahkemenin, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamayacağı belirtilmektedir. Anayasal hükümde de yer aldığı üzere herkesin meşru yollara başvurmak suretiyle davacı veya davalı olabilmesi, bir başka anlatımla dava açabilmesi, iddia ve savunmalarını ileri sürebilmesi ve adil yargılanma hakkına sahip olması, ileri sürülmek istenen ve talep edilen diğer ilgili hakkın aranmasına kapı aralamakta ve kişilerin hak arayışlarına hukuki zemin hazırlamaktadır. Hükümde açıkça hak arama hürriyetinin olduğu belirtilmemişse de hükmün içeriğinden bu hakkın tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca 1982 Anayasası’nın 90. maddesinde, usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmaların kanun hükmünde olduğu, bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağı, usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası antlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası antlaşma hükümlerinin esas alınacağı belirtilmektedir. Bu yüzden ülkemiz hukuk sisteminde hak arama hürriyetinin kabul edilip edilmediğinin tespiti ve değerlendirilmesinde anayasal hükümlerin yanı sıra milletlerarası anlaşmaların da dikkate alınması gerekmektedir. Ülkemizin de tarafı olduğu ve imzaladığı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS)<i> “Adil yargılanma hakkı” </i>başlıklı 6. maddesiyle önemli hükümlere yer verilmekte ve herkesin davasının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahip olduğu kabul edilmektedir. Benzer şekilde “Etkili başvuru hakkı” başlıklı 13. madde hükmüyle AİHS'de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğu ifade edilmektedir. Görüldüğü üzere kişilerin gerek hukuk gerekse ceza uyuşmazlıklarında taraf olmaları halinde bağımsız ve tarafsız mahkeme talep hakları, adil yargılanmayı isteme hakları, davalarının makul sürede görülmesini isteme haklarının kaynağı ve hukuki temeli uluslararası sözleşme hükümlerine dayanmaktadır. Hakimlerin bağımsız olmaları herhangi bir kişi ya da gruba bağlı ve bağımlı olmamaları, kararlarını özgürce ve hür iradeyle hukuka ve vicdanlarına uygun şekilde verebilmeleri, tarafsız olmaları davaların taraflarının kimlik, meslek, statü, gelir, kazanç, din, dil, ırk, mezhep, cinsiyet ve benzeri subjektif özelliklerinden etkilenmeden yalnızca dosyaya, delillere ve somut uyuşmazlığa bağlı olarak karar vermeleri anlamına gelmektedir. Kişilerin somut uyuşmazlıklarının tarafsız ve bağımsız mahkemeler önünde çözümlenmesini istemeleri, bu maksatla hukuk davası açılması, davaya cevap verilmesi, hatta bazı davalarda davaya cevap dilekçesi içerisinde taleplerin ileri sürülmesi (örneğin çocuk için tedbir nafakası talep edilmesi), bazı hallerde de karşı dava açılması (örneğin karşı dava ile davalı/karşı davacının boşanma davası açması), delillerin ileri sürülmesi, delillerin toplanmasının istenmesi, ceza uyuşmazlıklarında şikayet hakkının kullanılması (örneğin müştekinin şikayet dilekçesi sunması), şüpheli ve sanığın savunma ve adil yargılanma haklarının varlığı gibi birçok husus aslında doğrudan hak arama hürriyetine işaret etmektedir. Tüm bunların yanı sıra AİHS’de yer aldığı üzere hak ve özgürlüklerin ihlaliyle bu ihlale resmi hizmet ifasıyla görevli kişilerin sebebiyet vermesi halinde ve bunun dışındaki diğer durumlarda kişiler, ulusal merci önünde hakkının ihlal edildiğini ileri sürme ve bu yönde başvuru yapma hakkına sahip olduğundan bu düzenleme de doğrudan hak arama hürriyeti kapsamına girmektedir. Örneğin kolluk tarafından darp edilen bir kişi savcılığa suç duyurusunda bulunma, idari yönden soruşturma işlemlerinin yapılması amacıyla ihlali yapan kişi polisse İçişleri Bakanlığına ve Emniyet Genel Müdürlüğüne, jandarma görevlisiyse yine İçişleri Bakanlığına ve bu defa Jandarma Genel Komutanlığına başvurma hakkına sahiptir. Hatta bu halde kişi tazminat dahi talep edebilir. Bu tazminat idareye atfedilir bir kusurun (hizmet kusurunun) olması halinde idari yargıda tam yargı davası şeklinde görülmektedir. Ancak kişisel kusur halinde kişinin doğrudan kendisine karşı tazminat dava açılması mümkündür. Bunun için somut uyuşmazlığın irdelenmesi ve tüm somut özellikleriyle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Görüldüğü gibi hak arama hürriyeti doğrudan uluslararası sözleşme hükümleriyle tanındığından ve AİHS ülkemizce de kabul edildiğinden mevzuatımızın bir parçasını ve bağlayıcı hükmünü oluşturmaktadır. Sözleşme hükümlerinin yanı sıra anayasal hükümler de dikkate alındığında Türk hukuk sisteminde hak arama hürriyetinin açıkça kabul edildiği ve mevzuat hükümleriyle düzenlendiği açıktır. Belirtilen hükümler dışında 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 27. maddesinde yer alan ve davanın taraflarının, müdahillerinin ve yargılamanın diğer ilgililerinin, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahip oldukları, bu hakkın yargılama ile ilgili olarak bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını, mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini ve kararların somut ve açık olarak gerekçelendirilmesini içerdiğine dair hüküm, HMK madde 30’da yer alan ve hâkimin, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlü olduğuna dair hüküm, kanunun 71. maddesinde yer aldığı üzere dava ehliyeti bulunan herkesin, davasını kendisi veya tayin ettiği vekil aracılığıyla açabileceği ve takip edebileceği hükmü, HMK m. 334’te yer alan ve kendisinin ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabileceklerine dair hüküm hak arama hürriyetinin uzantıları ve bu hakkın kullanımının özel görünümleri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu kapsama davanın açılmasına (HMK m. 118), davaya cevap verilmesine (HMK m. 126), davanın ihbarına (HMK m. 61), asli müdahaleye (HMK m. 65) ve feri müdahaleye (HMK m. 66) ilişkin hükümlerin de ilave edilmesi gereklidir.</p>

<p>Hak arama hürriyetinin Ceza Hukukundaki görünüm ve uzantıları 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m. 26/1 hükmüyle düzenlenen ve hakkını kullanan kimseye ceza verilmeyeceğine ilişkin yasal düzenleme ile şikayet ve savunma haklarının kullanımına ilişkin hükümlerdir. Aslında hak arama, ileri sürülmek ve kullanılmak istenen haktan bağımsız bir diğer hakka ve hürriyete ilişkin olduğundan ve hakkın kullanımından ötürü kimsenin cezalandırılmasının mümkün olmadığından ötürü hak arama hürriyetinin kullanılması sebebiyle de kimsenin cezalandırılmayacağı ortadadır. Bu halde hak arama, kişinin özgürlük alanına, karar mekanizmasına ve özgür iradesine tabidir. Hak arama hürriyeti yalnızca şikayet hakkını değil, bunun yanında savunma hakkını da içerdiğinden susma hakkı dahi hak arama hürriyetinin serbestisine ve kişinin özgür iradesi kapsamına girmektedir. Zira zorla, baskıyla ya da korku salarak konuşturulmak özgürlük alanına yapılan en ağır ve hukuksuz müdahalelerden birini oluşturmaktadır. Gerçekten de bazen konuşmak bazense susmak en temel haklar olarak karşımıza çıkmaktadır. Susmanın gerekli olduğu durumlarda bu hakkın kullanımının engellenmesi iradeyi ve ifadeyi sakatlayan haller arasında yer almaktadır. Benzer şekilde vekille temsilin düzenlendiği, zorunlu vekil ve müdafilik sistemine yer verildiği tüm haller de aslında hak arama hürriyetine işaret etmektedir. Zira bazı hallerde kişi hakkını aramak istese de bu hakkı arayacak güce sahip olmayabilir. Bu güç her zaman maddi güçle ilişkilendirilemez. Kişilerin haklarını aramalarında bazen maddi imkansızlıklar bazen de diğer özel durumlar güçlük olarak karşımıza çıkabilir. Örneğin kişinin yatağa bağımlı halde yaşaması, çok yaşlı olması veya engel durumu sebebiyle adliyeye gidememesi, yaşının küçüklüğü ve benzer sebeplerle hakkını kullanma imkanına sahip olmaması, hatta kişinin temyiz kudretine sahip olmaması, hukuki bilgisinin bulunmaması, gözaltında, gözlem altında, ceza infaz kurumunda tutuklu veya konuyla bağlantılı veya başka suçtan hükümlü olması, hastanede tedavi görmesi, hatta yoğun bakımda olması, bilinç kaybı yaşıyor olması, akıl hastanesinde bulunması ve tüm bunlara benzer birçok durumda avukatla temsilin yeri son derece önemli, hatta doğrudan gerekli, bazen de zorunludur. Zaten bu sebeple zorunlu olarak avukat atamaları yapılmaktadır. Aksi halde beş yaşındaki bir çocuk kendisine karşı işlenen suçla ilgili olarak yasal haklarını kullanamayacaktır. Her durumda çocuğun ana babasının sağ ve sağlıklı olduğu düşünülemez. Hatta birçok durumda suçun faili, yaşı küçük çocuğun ana ve/veya babası olabilmektedir. Tüm bunlar da dikkate alındığında avukatla temsilin önemi ortadadır. Benzer şekilde gözaltındaki şüpheli delillerini fiziki ortamda dosyasına sunamayacaktır. Oysa delillerini avukatının sunmasını isteyebilir. Örneğin tutuklanması istemiyle sorgu hakimliğine sevk olunan ve nezarethanede olan şüpheli, avukatından, ailesindeki bir sağlık raporunu teslim alarak dosyasına sunmasını isteyebilir. Benzer şekilde atılı suçu işlememiş olan şüpheli gözaltında olduğu süreçte avukattan kamera kayıtları silinmeden alınmasını talep etmesini ya da savunmasında yarar olduğunu düşündüğü kamera kayıtlarını avukatının izlemesini ve ilgili önemli delil ve kayıtların savunmasına dahil edilmesini isteyebilir.</p>

<p>Hak arama hürriyetinin ne denli önemli olduğu izahtan varestedir. Ancak, bu hakkın kullanılmasının uygun görülmediği ve kullanımının engellendiği haller de mevcuttur. Bunlardan ilki hukuka uygun bir sınırlama olup hakkın kullanımı hukuk düzenince hoş karşılanmamakta ve hukuka aykırılık teşkil etmektedir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesinde düzenlendiği üzere herkesin, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olduğu ve bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasının hukuk düzenince korunmayacağına dair yasal düzenlemeler aslında hakkın varlığını kabul etmekte ancak kullanımını hukuka uygun bulmamaktadır. Zira bu halde hak sahibi iyi niyetli görülmemektedir. Örneğin avukatla temsil hakkının kötüye kullanılmasında olduğu gibi. Zira bazı hallerde kişilerin dava ve şikayet haklarını kötüye kullanarak bir başka kişiye iftira attıkları ve yalnızca karşı vekalet ücreti amacıyla dosyalara vekaletname sunulduğu, hatta bazı durumlarda hukuki destek amacıyla değil, yalnızca karşı vekalet ücreti alabilmek için avukat tayin edildiği görülmektedir. Tıpkı açılan hukuk davasından feragat edilmesi halinde, feragat dilekçesini gören davalının hemen bir avukata vekaletname vermesi ve davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesinden kısa süre önce ve aynı gün içerisinde dosyaya davalı vekili olarak vekaletname sunulmasında olduğu gibi. Bu gibi durumlarda aslında karşı vekalet ücretine hükmolunmaması gerekmektedir. Zira tasarrufu kişiye bağlı olan davadan feragat davayı sona erdirmektedir. Bu aşamadan sonra davalının kendisini vekille temsil ettirmesinde hukuki yararının olmadığı düşünülmektedir. Aksi durumun varlığı halinde bunun ilgili tarafça açıklanması gereklidir. Yoksa elbette avukatın süreçteki emeği ve çabası göz ardı edilemez. Ancak karşı vekalet ücretinin anlamı ve önemi, Yargıtay kararlarında da ifade edildiği üzere avukatın emek, gayret ve başarısını ödüllendirmek ve işin takibinde avukatın çabasını süreç sonuna kadar devam ettirmiş olmasıdır. Oysa verilen örnekte süreç neredeyse bitmek üzeredir ve davanın feragat nedeniyle reddine karar verilmesi an meselesidir. Bu aşamadan sonra feragat eden davacının karşı vekalet ücretiyle karşılaşmaması gerekmektedir. Bunun dışında ve özellikle bazı davalarda karı koca avukatların veya aynı hukuk bürosunda çalışan ortakların birbirlerinin dosyalarına yalnızca karşı vekalet ücreti alabilmek amacıyla vekaletname sundukları da bilinmektedir. Burada vekille temsil hakkının kötüye kullanılıp kullanılmadığı her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Örneğin avukatın tutuklanması halinde elbette bir başka meslektaşı (bu kişi eşi, çocuğu veya iş ortağı olabilir) savunması üstlenebilir. Bir kişi yalnızca mesleği avukatlık olduğu için vekille temsil hakkından mahrum bırakılamaz. Zira birçok halde gerçekten de avukatın tarafı ve avukatı olduğu dosyalardaki hak ve yetkileri ile imkanları birbirinden farklılık arz etmektedir. Bu halde avukatın da kendisine bir vekil tayin etmesi gerekebilir. Örneğin icra takibi başlatılırken UYAP Avukat Portal ile UYAP Vatandaş Portal arasındaki farklılıklar, icra takibinin UYAP Vatandaş Portal üzerinden açılamaması, oysa vekilin icra takibini UYAP Avukat Portal üzerinden açabilmesi, e-duruşma imkanının yalnızca avukatlar için tanınması, avukatın tarafı olduğu dosyalarda bu imkandan mahrum olması, bazı dosya içeriklerine avukatların ulaşmasına rağmen tarafların ulaşamamaları, özellikle savcılık dosyalarını tarafların UYAP üzerinden görememeleri, oysa avukatların soruşturma dosyalarını inceleme izni istemelerinin ve bu yolla dosya içeriğini görebilmelerinin mümkün olması, cinsel suç dosyalarında tarafların bu dosyaları kovuşturma aşamasında bile UYAP üzerinden görememelerine rağmen avukatların dosyaya ulaşabilmeleri ve UYAP Avukat Portal üzerinden dosyayı ve içeriğini görebilmeleri ile buna benzer birçok husus dikkate alındığında, avukatın tarafı olduğu dosyalarda vekille temsilde kural olarak hukuki yararı bulunmaktadır. Ancak davanın başı veya ortaları yerine karara çıkacağı celsede ve özellikle savcının esas hakkındaki mütalaasında yazılı beraat isteminin öğrenilmesi üzerine dosyaya vekaletname sunulması, dosyadaki feragat veya kabul dilekçesinin görülmesi üzerine davanın bu yönde karara çıkacağı sabitken karardan önce dosyaya gereksiz şekilde ve yalnızca karşı vekalet ücreti amacıyla vekaletname sunulması, karı koca ya da ortak olan avukatların tarafı ve vekili oldukları dosyalarda yalnızca karşı vekaletname amacıyla hareket ettikleri durumlarda iftira, suç uydurma, delil yok etme, delil karartma, yalancı tanık bulma, tanıklara ifade ve beyan öğretme gibi hukuksuz, usulsüz ve hileli yollara başvurmaları ve bu hileli yolların açıkça anlaşılır olması halinde hak arama hürriyetinin kötüye kullanıldığı kabul edilmelidir. Elbette tüm bunları ortaya koyacak nitelikte sağlıklı bir yargı, bağımsız ve tarafsız hakimler, etkin ve etkili soruşturma yapan savcılar gereklidir.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu (TMK) m. 166/1’de evlilik birliğinin, ortak hayatın sürdürülmesi kendilerinden beklenmeyecek derecede temelinden sarsılmış olması halinde eşlerden her birinin boşanma davası açabileceği, ancak davacının kusuru daha ağır ise davalının açılan davaya itiraz hakkı olduğu belirtilmektedir. Bunun yanı sıra bu itiraz, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde ise ve evlilik birliğinin devamında davalı ve çocuklar bakımından korunmaya değer bir yarar kalmamışsa boşanmaya karar verilebilmesi de mümkün olmaktadır. Görüldüğü üzere itiraz hakkının kötüye kullanılmasının hukuki sonucu, itirazın etkisinin olmaması ve hak sahibi lehine sonuç doğurmaması ihtimali olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>HMK m. 329 hükmünün ilk fıkrasıyla kötü niyetli davalının veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan tarafın, yargılama giderlerinden başka, diğer tarafın vekiliyle aralarında kararlaştırılan vekâlet ücretinin tamamını veya bir kısmını ödemeye mahkûm edilebileceği, vekâlet ücretinin miktarı hakkında uyuşmazlık çıkması veya mahkemece miktarının fahiş bulunması hâlinde, bu miktarın doğrudan mahkemece takdir olunacağı düzenlenmektedir. Maddenin ikinci fıkrasıyla da kötü niyet sahibi davalının veya hiçbir hakkı olmadığı hâlde dava açan tarafın, bundan başka beş yüz Türk lirasından beş bin Türk lirasına<strong> </strong>kadar disiplin para cezasıyla mahkûm edilebileceği, bu hâllere vekil sebebiyet vermiş ise disiplin para cezasının vekil hakkında uygulanacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Hak arayışında kötü niyetin görüldüğü durumların yanı sıra hak arayışının gerekli ve yerine göre kişi bakımından yararlı, hatta zorunlu olmasına, bir diğer ifadeyle kişinin kendisini hukuki süreç başlatmakta zorunlu hissetmesine rağmen (örneğin haksız yere başlatılan icra takibine itiraz ederek takibin durdurulmasında olduğu gibi), yargısal mekanizmanın sağlıklı işlememesi, kişinin ifadesinin düzgün alınmaması, davaların yıllarca sürmesi, hakimin tarafsız olmaması, savcının etkin soruşturma yapma yükümlülüğünü ihlal etmesi, soruşturma dosyalarında şikayet olunan kolluk personelleri aleyhindeki delillerin toplanmaması, sıklıkla karşılaşıldığı üzere (karakol dahil tüm emniyet birimlerde ve jandarmada) kollukta kamera kayıtlarının olmadığının beyan edilmesi ve delillerin yok edilmiş olması, ocak ayında açılan davanın ilk duruşmasının adli tatilden sonrası eylül ayına verilmesi, eylül ayındaki duruşmanın bir sonraki yılın mart ayına ertelenmesi, davacı tarafça dosyasına çok sayıda tanık bildirilmişken, davacıya tanık listesinin içerisinden yalnızca iki tanığın seçilmesi için kesin süre verilmesi ve diğer tanıkların (örneğin beş tanıktan üçünün) dinlenmemesine karar verilmesi ve sonrasında kararın, dinlenen tanık sayısının az ve tanık beyanları dahil mevcut delillerin yetersiz oluşu sebep ve gerekçesiyle bozulması, gerekli olmasına ve açık taleplere rağmen hakimin keşfe gitmemekte direnmesi, sanığın beyanlarının tümümün zapta geçirilmediği yönündeki iddiası karşısında duruşmada SEGBİS kaydı yapılması talebinin varlığına rağmen mahkemenin savunmaları SEGBİS ile kayda almaması, mağdurun adli görüşme odasında (AGO) dinlenme isteğinin keyfi şekilde kabul edilmemesi ve yalnızca bu talebi sebebiyle müştekiye kızılarak müşteki kadın hiç dinlenmeden karar verilmesi, sanık savunmalarının çoğunun zapta geçirilmemesi, bu halde çelişkili durumların tespit edilmemesi, tutanakta yer almaması, bundan ötürü sanığın beraat etse bile iftira, suç uydurma ve yalan tanıklık suçlarından ötürü suç duyurusunda bulunma imkanının kalmaması, yargısal süreçte (soruşturma aşamasında) teşhis ve (kovuşturma aşamasında) karşılaştırma işlemlerinin yapılmaması, duruşmaya getirilen tanıkla kamera görüntülerinde ve resimlerde yer alan kişinin birbirinden farklı kişiler olması ve bu durumun mahkemeye bildirilmesine rağmen duruşmada hazır olan ancak olay yerinde olmayan kişiyle olay yerinde ve kamera açısında olan kişinin yan yana getirilmemesi ve karşılaştırmanın yapılmaması, müşteki hakkında iftira ve suç uydurma, duruşmaya getirilen kişi hakkında yalancı tanıklıktan ötürü işlem başlatılması için savcılığa ihbarda bulunulmaması, hukuk davalarında arazi keşfinde hakimin araçtan inmemesi ve keşif mahalline gitse de uyuşmazlık konusu yeri görmemesi, araziyi gezmemesi, tarafları ve tanıkları arazi başında dinlememesi, duruşmalarda davacı ve davalı vekillerinin, müşteki vekilinin ve sanık müdafinin beyanlarının sorulmaması, beyanların ve taleplerin tutanağa yazılmaması, vekil ve müdafilerin sözlerinin gereksiz şekilde kesilmesi, beyan kısımlarında öncesinden hazır metinlere ve şablonlara yer verilmesi, avukatın söylememesine rağmen <i>“Matbu şablonu değiştiremem.” </i>denilmesi ve söylenmeyen sözlerin tutanağa öncesinden yazılması, avukatın asıl beyanlarının yazılmaması, bu haliyle içeriği sahte evrak düzenlenmesi, duruşmaların ve özellikle başta tutuklama olmak üzere ağır tedbirlere karar verilen sorgu hakimliklerinde tutanakların şablonlar üzerinden ilerlemesi ve bunlara benzer hukuka aykırılıklar hak arama hürriyetini gölgelemekte, hakkın kullanımına zarar vermekte, hakkın kullanımını bazı hallerde doğrudan bazı hallerde dolaylı şekilde engellemektedir. Tüm bu hallerde ileri sürülen, aranmak ve kullanılmak istenen hak yalnızca kağıt üzerinde kalmakta ve kullanılamamaktadır. Örneğin sanığın sözünün kesilmesi ve konuşmasına izin verilmemesi savunma hakkını kısıtlama olduğu gibi şikayetçinin ifadesi bile alınmadan, deliller toplanmadan ve alınan beyanlarla dosyada yer alan deliller sağlıklı şekilde değerlendirilmeden taraflı şekilde karar verilmesi hak arama hürriyetine ve hakkın kullanımına gölge düşürmekte ve hak arama hürriyetinin anlamını yitirmesine yol açmaktadır.</p>

<p>Hak arama hürriyetinin önündeki en büyük engellerden biri de hiç şüphesiz yargılama harç, masraf ve giderlerinin yüksek oluşudur. Özellikle hukuk davaları açılırken ciddi anlamda yüksek harçlar ve gider avansları ödenmektedir. Gider avanslarının en baştan toplu şekilde yatırılması da tarafların dava açmalarına engel olmakta, bazı hallerde dava açılmasını geciktirmektedir. Örneğin harç ve masrafları o an için karşılama gücü olmayan bir kişi davasını açamamakta, belki de aylarca ertelemektedir. Anayasa Mahkemesine yapılan bireysel başvuruların ücretsiz olmaması ve herkesin karşılayamayacağı miktarda başvuru harcının yatırılmasının gerekli ve zorunlu olması da dikkate alındığında harç, masraf, gider ve delil avanslarının aslında hak arama hürriyetinin önünde büyük bir engel olduğu, bu haliyle dava açma ve başvuru yapma hakları olan kişilerin bu haklarını kullanamadıkları görülmektedir. Ülkemizde hak ihlallerinin sayı ve oran olarak yüksek olduğu bilinmekte ve çokça ihlal iddiaları ve yakınmaları olmaktadır. Aslında Anayasa Mahkemesine ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurular kadar yapılmak istenip de yapılamayan başvurular da bulunmaktadır. Dava ve başvuru harç, masraf ve giderleri sebebiyle açılmak istenip de açılmayan davaların, yapılmak istenip de yapılamayan başvuruların varlığı dikkate alındığında aslında hak arama hürriyetinin tam anlamıyla ve gerçek manada anlaşılamadığı ve çoğu zaman yazılı metinler üzerinde kaldığı görülmektedir. Oysa olması gereken hak arama hürriyetinin etkili şekilde tanınması, harç ve masrafların yüksek olmamasıdır. Elbette kötü niyetle açılan davalar ve yapılan başvurular önlenmeli, kötü niyeti hukuk düzeni korumamalıdır. Kimse haksız yere iftira, suç uydurma ve yalancı tanıklık gibi yollara başvurarak hileli iş ve işlemlere girişmemeli, aksi halde bunu yapanlar cezalandırılmalıdır. Yargısal süreç içerisinde tüm bunları önleyici mekanizmalarla bunları gören ve ayırt edebilen yargı mensupları da olmalıdır. Haksız yere kötü niyetle dava açılmamalıdır. Ancak kötü niyetli kişilerin varlığı, gerçekten mağdur olan ve hak sahibi olan iyi niyetli kişilerin hak arama süreçlerini baltalamamalı ve hukuki yolları tıkamamalıdır. Bu yüzden dava ve başvuru süreçleri harç, masraf, gider ve delil avansı ödenmesine bağlı olan hukuki yollar bakımından yapılması gereken, bu ödemelerin azaltılması ve hak arama sürecini başlatmak isteyen kişilerin ödemesi gereken tutarların makul ve karşılanabilir olması gereklidir. Bilindiği üzere herkesin adli yardım müessesesinden faydalanması olanaksızdır. Asgari ücretle çalışan veya emekli olan bir kişi açacağı davada sıklıkla adli yardımdan yararlanamamakta ve mahkemece adli yardım talebi reddedilebilmektedir. Oysa aylık 25 bin TL emekli maaşı alan ve başka geliri olmayan, aynı zamanda kira, elektrik, su, telefon ve ısınma giderleri ödeyen bir emeklinin bir dava açarken 10 bin TL dava harç ve masrafı ödemesi sıklıkla mümkün değildir. Bu yüzden kişinin yalnızca aylık gelirinin veya maaşının olması yüksek harç ve masraflara katlanma yükümlülüğü doğurmamalıdır. Ülkemiz ekonomik durumunun, kiraların yüksek oluşunun, hayat pahalılığının ve öngörülemezliğin de gözden uzak tutulmaması zorunludur. Bu yüzden Anayasada sayılan temel hak ve hürriyetlerin ihlali halinde ödenmesi gereken başvuru harcının yüksek olduğu değerlendirilmektedir. Açıklanan sebeplerden ötürü dava harç ve masraflarının hak arama hürriyetinin özüne zarar vermemesi, hakkın kullanımını engellememesi, harç ve masrafların yüksek oluşu sebebiyle hak arama hürriyetinin kullanılamaması gibi olumsuzlukların önüne geçilmesi ve bu tür olumsuzluklara etkili şekilde çözüm bulunması gereklidir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, hakkın varlığı kadar kullanılması ve ileri sürülmesi de önemlidir. Hatta bazı hallerde hak ancak dava yoluyla kullanılmaktadır. Örneğin inşai davalarda durum bu şekildedir. Bu yüzden kullanılması fiilen mümkün olmayan, doğrudan veya harç ve masrafların yüksek oluşunda olduğu gibi dolaylı olarak engellenen dava hakkının yalnızca mevzuat hükümlerinde yazılı olması, hakkın özüne zarar vermekte, adaletin tecellisine mani olmakta, sıklıkla da tecellisini geciktirmektedir. Bu yöndeki çözüm önerimiz ise hak arama hürriyetinin varlığının yazılı metinlerle tanınması kadar bu hak arayışında usul ekonomisinin gözetilmesi, dava ve başvuru harç ve masraflarının azaltılması, herkesçe karşılanabilir hale getirilmesi, iddet müddetinin kaldırılmasında olduğu gibi çekişmeli olmayan ve özellikle kadının evlendikten sonra yalnızca kendi soyadını kullanabilmesi maksadıyla açacağı davalar ile benzer diğer dava ve başvurularda harç ve gider avanslarının kaldırılması, takipsizlik kararlarına itiraz halinde itiraz masraflarının itiraz edenden tahsil edileceği şeklindeki uygulamanın dayanağı olan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) m. 330/1-1.cümle hükmüne "<i>KYOK itirazları hariç” </i>ibaresinin eklenmesi, Anayasa Mahkemesine yapılan başvuruların harç ödenmeksizin veya sembolik ve düşük harçlarla yapılabilmesi gerekmektedir. Zira adalet dava ve başvuru sayılarının harç ve masrafların yüksek olması yüzünden ve başvuru yapılamadığından dolayı azalmasıyla değil, davaların ve başvuruların etkin ve etkili şekilde, hızlı, aksi durumda dahi makul, mazur görülür ve öngörülebilir sürede, hak arama hürriyetiyle bu hakkın uzantıları olan hukuki dinlenilme, meramını anlatma, kendini ifade etme, savunma, delil sunma ve delillerin toplanmasını isteme, vekille temsil edilme, davanın tarafsız ve bağımsız yargıç önünde görülmesini isteme, etkin soruşturma yapılmasını talep etme, davanın makul sürede tamamlanmasını isteme ve ilişkili veya benzer nitelikteki hakların ihlal edilmemesiyle sağlanır. Hak arama hürriyeti, adından da anlaşıldığı ve en başta ifade edildiği üzere bir hürriyet ve kişinin özgür irade alanı olup bu irade kişinin karar mekanizmasına bağlıdır. Hakkını aramak veya ileri sürmek isteyen kişinin dava ve başvuru harç ve masraflarını karşılaması halinde yaşam kalitesinin düşecek olması, birden fazla farklı başvurularının olması ve başvuru ücretlerinin toplamının kişiyi mağdur edecek olması gibi durumlarda aslında hak arama hürriyeti bir hürriyet olmaktan çıkmaktadır. Bu yüzden yargısal süreçte karşılaşılan harç, masraf, gider ve delil avanslarının tümünün gözden geçirilmesi, genel olarak miktar yönünden azaltmaya gidilmesi, bazı dava ve başvurularda bu harçların kaldırılması ve günümüz ekonomik koşullarında adli yardım müessesesinin uygulama alanının genişletilmesi gerektiği değerlendirilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hak-arama-hurriyeti-ile-hakkin-kullanimini-engelleyen-haller-1</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazlsaa.jpg" type="image/jpeg" length="37679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuki Akıl Yürütmeye Ekonomik Yaklaşımlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuki-akil-yurutmeye-ekonomik-yaklasimlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuki-akil-yurutmeye-ekonomik-yaklasimlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel yazdı...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong>Hukuki Akıl Yürütmeye Ekonomik Yaklaşımlar</strong></h3>

<h3><strong>(Economic Approaches to Legal Reasoning)</strong></h3>

<p></p>

<p>“<strong>Ekonominin temeli güvendir. Güvenin temeli hukuktur.”</strong></p>

<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Gelişmiş teleolojik bir akıl yürütme biçimi olarak <strong>ekonomi</strong>, yasal akıl yürütmede rol oynamak için ciddi bir aday olup, (1) Alternatif yasal kararların olası sonuçları hakkında bilgi sağlamakta, (2) Belirlenen hedeflere ulaşmanın en iyi yolları hakkında araçsal argümanlar sunmakta ve (3) Amaçsal yorumlamanın bir parçası olarak belirli yasal hükümler için arka plan gerekçeleri olarak arzu edilen politika hedeflerini belirlemektedir. Bu genellikle, kanunların veya yasal emsallerin kararı motive etmek için “ekonomik değerlendirmeler” gerektirdiği bağlamlarda gerçekleşir.</p>

<p>Kuşkusuz, hukuk ve ekonomi aynı sorunla karşılaşmaktadır: Enderlik bağlamında menfaatlerin çatışması ve bencillik sosyal açıdan arzu edilir sonuçlara nasıl kanalize edilir? Pazar bir çözüm iken, hukuk ta ötekisidir. Ve her ikisi etkileşim içindedirler.</p>

<p>Ekonomistler bencil davranan bir insan modeli üzerine disiplinlerini inşa ettiler. Genelde insanlar birer melek olmayıp, diğerkâmlık üzerine inşa edilecek hukuki veya ekonomik bir sistem, insanlara cennet vaat etse de hemen çökecektir. İlahi bir rehberlik yardımı söz konusu olsa bile, hukukun söylediği ile insanların yaptıkları arasında bir örtüşme olacağına inanmak hatalıdır. İnsanlar hukuka yalnızca öyle davranmanın kendi menfaatlerine olduğunda itaat edecekler ve her halde yasaların tahmil ettikleri dezavantajları da en asgariye indirmek üzere çaba harcayacaklardır.</p>

<p>Hukukun ekonomik işlevi de olası tüm zararları önlemek olmayıp, bedellerini en aza indirmek veya yararı en çoğa çıkarmaktır. İşte yaşamın gerçekleri ve yararcılıktan kaynaklanan bir çizgide yer alan hukukun ekonomik analizi, daha kolay bir ölçümleme ölçütü olarak ekonomik etkililiğin, zevk ve acı ölçütü olan “mutluluk aritmetiği” ile ikame edilmesidir. Ekonomik yaklaşım öncelikle ABD’de vücut bularak oldukça gelişme kaydetmiştir. Bu akımın temel tezi, “ekonomi kuramları ve deneysel yöntemlerinin hukuk sisteminin merkezi kurumlarına uygulanmasından ibarettir”.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p>Hukukun ekonomik analizi, (1) Yasal kuralların etkilerinin belirlenmesi ve (2) Sosyal refahın iyi tanımlanmış tanımları açısından yasal kuralların etkilerinin arzu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ilgilidir. Ekonomik analizin merkezinde, işlem maliyetlerinin yokluğunda kaynakların özel pazarlık yoluyla verimli bir şekilde tahsis edileceğini öne süren Coase Teoremi gibi fikirler yer almaktadır. Ekonomik analiz, haksız fiiller, sözleşmeler ve mülkiyet hukuku gibi çeşitli hukuk alanlarının yanı sıra finans piyasalarının düzenlenmesi, rekabet hukuku ve fikri mülkiyet korumaları üzerinde de büyük bir etkiye sahip olmuştur. Hukuk bilimcileri ve ekonomistler, bu kesişim noktalarını inceleyerek, yasaların karmaşık toplumsal bağlamlarda nasıl adalet, verimlilik ve etkili yönetişim sağlayabileceğini araştırmaktadır. Bu alan gelişmeye devam ederken, kuşkusuz, modern yasal çerçeveleri şekillendirmek ve ortaya çıkan ekonomik sorunları ele almak için hayati önem taşımaktadır.</p>

<p>Hukukun ekonomik analizi genellikle iki alt alana ayrılır: Pozitif ve normatif. Pozitif hukuk ve ekonomi, çeşitli yasal kuralların etkilerini tahmin etmek için ekonomik analiz kullanır. Pozitif ekol, büyük ölçüde savunucularının verimli yasal kuralların doğal olarak geliştiğine inanmaları nedeniyle, kendisini yasal sistemin ürettiği teşviklerin incelenmesiyle sınırlandırır.</p>

<p>Hâkim Richard <a name="_Hlk160198189">Posner</a>, basit ekonomik kavramların tüm hukuk dallarında-sözleşme, ayni haklar, ceza, aile, ticaret, anayasa, idare ve usul yasalarında- kullanılabileceğini sergiledi. O’nun (ilki 1973 yılında yayınlanan) “Hukukun Ekonomik Analizi” adlı eseri ekonominin hukuka ayrıntılı olarak uygulanmasını içermektedir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">2</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomistler hukuku teşvikleri (incentives) değiştiren bir sistem olarak görürken, hukukçular onu kurallar ve usuller sistemi olarak görmektedir. Bu çok temel bir ayrımdır. Hukukun ekonomik analizinde, hukukun etkili olup olmadığı söylenebilirse de etkililiğin iyi veya kötü olduğu söylenemez. Ekonomistler, serbest pazarı etkili olduğu için savunduklarında, değerden uzak bilim insanı gibi davranmıyorlar ve onlar ahlak felsefesine bir seçenek sunmuyorlar. <strong>Onlar liberal adalet ilkelerini savunmaktadırlar.</strong></p>

<p>Ekonomik analiz, kuşkusuz, hukukun farklı genellik seviyelerinde daha iyi anlaşılmasına ve daha iyi işleyişine katkıda bulunmuştur.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> Hukuki akıl yürütmedeki ekonomi, mahkemede hukuken geçerli kabul edilen yasal kuralların ve ilkelerin amaçları ve sonuçları hakkındaki argümanlarla ilgili olup, bunlar arasında şunlar yer almaktadır:</p>

<p>1. Alternatif yasal kararların olası sonuçlarının tahminleri;</p>

<p>2. Yasal olarak belirlenmiş bir amaca ulaşmanın en iyi yolları hakkındaki teknik normatif argümanlar ve</p>

<p>3. Belirli yasaların arzu edilen amaçları hakkındaki refahçı normatif argümanlar yer alır.</p>

<p>Hukuki akıl yürütmenin ekonomisi ise (1) Bireylerin, tüzel kişilerin ve hukuken görevlilerin rasyonel faaliyetleri açısından hukuki süreçlerin açıklayıcı modellerini ve (2) Hukuki süreçlerin tasarımına, yani hukukun kurumsal uygulama olarak yapısına ilişkin normatif önerileri içermektedir.</p>

<p>Ekonomi, iki ana yolla hukuki akıl yürütmeye katkıda bulunabilir: <strong>Birincisi,</strong> hukuki uygulama tarafından belirlenen koşullar altında. Hukuk ve ekonomi bilimcileri, bulgularının pratik etkisinin siyasi toplulukların veya hukuk sistemlerinin belirli özelliklerine bağlı olduğunu kabul ederken, bu koşulları en azından örtük olarak kabul ederler. Ekonominin hukuki akıl yürütmeye girmesinin en kısa yolu, ihtiyatlı veya sonuç odaklı argümanlar kılığındadır. Hâkimlerin davalara nasıl karar vermesi ve kuralları nasıl yorumlaması veya reform etmesi gerektiğine dair verimliliğe dayalı öneriler, hukuki kararların gerekçelendirilmesi için teleolojik veya sonuç odaklı argümanların geçerli olduğu ölçüde hukuki akıl yürütmede de geçerlidir. <strong>İkinci olarak</strong>, ekonomi, hukuk uygulayıcılarının bakış açısından kolayca açıklanamayan, hatta belki de görülemeyen hukuki muhakemenin yönlerine dikkat çekmekte ve bunları aydınlatmaktadır. Yargılamada veya daha geniş anlamda uyuşmazlık çözümünde hukuki muhakemenin kurumsal biçimleri, analiz gerektiren düzenliliklerin yanı sıra istenmeyen sistemik sonuçlar da sergilemektedir: Tanımlama, ölçme ve açıklama. Hukuki süreçler ayrıca, kendilerine dışsal normatif ölçütler dikkate alınarak değerlendirmeye tabidir. Bu açıdan bakıldığında, ekonomi karar vericilere olası reformları değerlendirmek için araçlar sağlamaktadır.</p>

<p>Yargı kararı çoğunlukla geçmişte meydana gelen bir dizi olgu hakkında hüküm verme anlamında geriye dönük olsa da bazen geleceğe atıfta bulunularak gerekçelendirilir. Hâkimler kararlarını sonuçsal değerlendirmelere dayandırma yetkisine sahip olduklarında, alternatif kararların beklenen sonuçlarıyla ilgili argümanlarla kararlarını gerekçelendirme görevleri de vardır. Hukuki akıl yürütme açısından, sonuçlar ancak kamuoyuna açık gerekçelendirme argümanlarında açıkça dile getirildikleri ölçüde önem taşır.</p>

<p>Kuşkusuz, sonuç kavramının açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Öncelikle, ‘hukuki’ ve ‘davranışsal’ sonuçları birbirinden ayırabiliriz. Hukuki sonuçlar hukuk sisteminin içindedir: Hâkim, “kuralın hangi tür davranışları yetkilendireceği veya yasaklayacağı” sorusunu sorarak, X veya Y yorumunun hukuk sistemindeki diğer kurallar üzerindeki mantıksal etkilerini inceler. Davranışsal sonuçlar ise hukuk sisteminin dışında, genel olarak toplumda “kuralın hangi insan davranışını teşvik edeceği veya caydıracağı” ile ilgilidir.</p>

<p>Bireysel ve sistemik davranışsal sonuçları daha da ayırt edebiliriz. İlki, bireysel bir davada yer alan tarafları ilgilendirmektedir. Örneğin, hâkimler genellikle bir suç zanlısının kaçma veya daha fazla suç işleme olasılığına dayanarak tutuklanıp tutuklanmayacağına karar verirler.</p>

<p>Sonuç odaklı bir yargı kararı (teleolojik bir argüman), belirsizlik altında üç aşamalı bir optimizasyon süreci olarak temsil edilebilir: Birincisi, ilgili normatif standart(ları) belirlemek; ikincisi, her olası kararın sonuçlarını standart(lar) tarafından belirtilen boyutlarda ölçmek; üçüncüsü ise, olası kararları ağırlıklandırıp karşılaştırarak genelde en iyi beklenen sonuçlara sahip olanı seçebilmektir.</p>

<p><strong>Sonuç Odaklı Akıl Yürütmenin Üç Adımı</strong></p>

<p><strong>Adım Karar Verici Tarafından Cevaplanacak Soru Zorluklar</strong></p>

<p>1. Tanımlama Hangi sonuçlar (etkiler) önemlidir? İşlevselleştirme</p>

<p>2. Ölçme Kararın etkisi nedir? Bilgi</p>

<p>3. Değerlendirme Hangi kararın genel olarak daha iyi sonuçları vardır? Dengeleme</p>

<p>Hukukun ekonomik işlevi de olası tüm zararları önlemek olmayıp, bedellerini en aza indirmek veya en çoğa çıkarmaktır. İşte yaşamın gerçekleri ile yararcılıktan kaynaklanan bir çizide yer alan hukukun ekonomik analizi, daha kolay bir ölçümleme ölçütü olarak ekonomik etkinliğin, zevk ve acı ölçütü olan mutluluk aritmetiği (felicific calculus) ile ikame edilmesidir. Ekonomik yaklaşım öncelikle ABD’de vücut bularak oldukça gelişme kaydetmiştir. Bu akımın temel tezi, “ekonomi kuramları ve deneysel yöntemlerinin hukuk sisteminin merkezi kurumlarına uygulanmasından ibarettir”. Bu bağlamda, normatif düzenlemeler ve mahkeme kararları pazar ajanlarının davranışlarını nasıl etkilemektedir? Mevcut normatif durumla maksimum faydayı sağlayıcı biçimde mevcut malların kullanılmasına yönelik teşviklerin sağlanması olanaklı mıdır? Hukukun ekonomik teorisini etkileştirmek üzere hukuk nasıl tasarlanmalıdır? Genelde, normatif düzenlemelerin/mahkeme kararlarının kişilerin davranışları üzerindeki etkileri nelerdir? Bu etkiler sosyal açıdan arzu edilmekte midir? Etkiler arzu edilmiyorsa, neden böyle olmaktadır? Birileri neden arzu edilemez oluğunu biliyorsa, bu durum nasıl değiştirilebilir? gibi soruların yanıtları aranmaktadır.</p>

<p>Hukuk fakültesi müfredatı, ekonomi ve psikoloji/sosyal psikoloji gibi alanları sarsan davranış devrimini neredeyse tamamen görmezden geldi. Hukuk kurallarımızı tasarlayan ve işleten hukukçular, sosyal ve davranış bilimlerinde nadiren zorunlu herhangi bir eğitim aldıkları için, çoğu ampirik çalışmalarla yanlış olduğu kanıtlanmış olan, insani kötü davranışlarla ilgili kendi sezgilerine güvenmek zorunda kaldılar.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">3</a></p>

<p>Sonuç olarak, hukuku, amaç belirlediğine ve temellendirilmesi akılda olduğuna göre, amaç değerlerin etik, sosyoloji ve ekonomiden çıkarılmakta olduğu bilinci ile hukuk eğitimi de şu nedenlerle yeniden formatlanmalıdır:</p>

<p>1. Ekonomistler, öteki sosyal bilimlerde olmayan, geniş ölçüde kabul görmüş teoriye sahiptirler;</p>

<p>2. Ekonomi, hukuk uygulamasında önemli bir yer tutmakta; yasalar bir bedel vazettiği gibi değiştirmekte, oldukça maliyetli olmakta; saik yaratmakta ve davranış değiştirmektedir, ve</p>

<p>3. Bir an için ekonomik değişkenlerin önemi göz ardı edilse bile, algılarımızda yer eden haklar, adalet ve ahlakilik düşüncesinin neye mal olacağının bilinmesi ihtiyacı vardır.</p>

<p>En yaygın biçimiyle hukukun ekonomik analizi, kaynakların etkili tahsisi ile onların ekonomik kullanımı ve aynı zamanda maksimum tatmin sağlayıcı biçimde kullanımını içeren etkililik ve özellikle “sosyal etkililiğe” odaklanmalıdır. Bu nitelikler “pareto optimumu/verimliliği”<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">4</a> ilkesinde birleştirilmiştir: <i>En azından bir kişi daha iyi olur ve hiç kimse daha kötü olmazsa sonuç daha verimlidir.</i> Bu ilke, kullanıcılara özgü şeylerin optimum bir konumu aranması yanında bu şeylerin üretim ve tahsisinde ekonomik bir optimum lük sağlanmasında etkinliğe işaret etmektedir. Hukukun rasyonel etüdü için, kara kaplı kitap insanı şimdiki zamanın insanı olabilirse de gelecek zamanın insanı istatistik ve ekonomi insanı olacaktır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">5</a></p>

<p><strong>Hukuki Muhakeme</strong></p>

<p>Hukuki muhakeme, tüm hukuk sisteminin temeli olup, avukatlar ve hâkimlerin yasaları, tüzükleri ve hukuki ilkeleri analiz edip yorumlayarak mantıklı ve haklı bir sonuca ulaşma sürecidir. Hukuki muhakeme sanatı, hukuki ilkelerin derinlemesine anlaşılmasını, eleştirel düşünme becerilerini ve bu ilkeleri belirli durumlara uygulama yeteneğini gerektirir. Bununla birlikte, her birinin kendi güçlü ve zayıf yönleri olan farklı hukuki muhakeme yaklaşımları vardır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/jhhgfg-6.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/1744611737454-26.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Ekonomik analiz, yinelersek, hukukun farklı genellik düzeylerinde daha iyi anlaşılmasına ve daha iyi işleyişine katkıda bulunmuştur. Hukuki akıl yürütme söz konusu olduğunda, bu katkılar iki büyük gruba ayrılır. Hukuki akıl yürütmedeki ekonomi, mahkemede hukuken geçerli kabul edilen yasal kuralların ve ilkelerin amaçları ve sonuçları hakkındaki argümanlarla ilgilidir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">6</a></p>

<p><strong>Hukuk ve Ekonomi İlişkisi</strong></p>

<p>Hukuk, rasyonel davranış teorilerini değerlendirmek için zengin bir malzeme sağladığı için ekonomistler için ideal bir çalışma alanıdır. En yaratıcı araştırmacı bile, hukuki ihtilafların sıradan bir incelemesinin bile ortaya koyduğu durum çeşitliliğini hayal edemez.</p>

<p>İktisatçıların hukuku incelemesinin bir diğer nedeni de her iki disiplinin de farklı derecelerde teşviklerle ilgilenmesidir. İktisatta rasyonel karar vericiler, karşılaştıkları kısıtlamalara tabi olarak kendi çıkarlarını gözetmek için hareket ederler. Genellikle, bireylerin ekonomik kararlarını piyasalar bağlamında, piyasa fiyatlarına ve gelirlerine tabi olarak aldıklarını düşünürüz, ancak piyasa dışı kararlar da ekonomik bir bakış açısıyla analiz edilebilir. Nitekim, iktisadın açıklayıcı gücü en açık şekilde bu disiplinler arası bağlamlarda ortaya çıkar.</p>

<p>Hukuka ekonomik yaklaşım, rasyonel bireylerin yasal yaptırımların (para cezası, hapis cezası) tehdidini belirli davranış türleri için örtük fiyatlar olarak gördüğünü ve bu fiyatların, davranışı sosyal açıdan arzu edilen bir yöne yönlendirmek üzere ayarlanabileceğini varsayar. Yüz yıldan fazla bir süre önce, ünlü Amerikalı hâkim ve hukuk bilgini Oliver Wendell Holmes, hukuka ekonomik yaklaşımı iyi yansıtan bir hukuk teorisi ortaya koymuştur. Bu teori bazen hukukun <i>öngörü teorisi</i> olarak da adlandırılır.</p>

<p>Holmes'un teorisindeki kilit figür, ekonomi teorisindeki rasyonel karar vericiyle birçok ortak noktası olan "kötü adam"dır. Kötü adam, bilinçli olarak yasayı çiğnemeyi amaçlayan biri değildir; aksine, yasanın sınırlarını zorlamayı hedefleyen ve algılanan kazanç maliyeti aşarsa pişmanlık duymadan yasayı çiğneyecek rasyonel bir hesaplayıcıdır. Dolayısıyla, kötü adamın yasanın ne olduğunu ve onu çiğnemenin sonuçlarının ne olduğunu bilmekte büyük bir çıkarı vardır: "Yasayı ve başka hiçbir şeyi bilmek istiyorsanız, ona yalnızca bu bilginin tahmin etmesini sağladığı maddi sonuçları önemseyen kötü bir adam olarak bakmalısınız" (Holmes 1897, s.459).</p>

<p>Hukukun ekonomik modeli ise kötü adama odaklanmaz; çünkü ekonomistler insanların temelde ahlaksız olduğunu düşünürler. Birçok, belki de çoğu insan, doğru olma duygusuyla yasaya uyar ve bu nedenle yasal kurallardan marjinal olarak etkilenmezler. Böyle bir kişi, yakalanma olasılığına veya hapis cezasının ne kadar uzun veya kısa olacağına bakılmaksızın suç işlemeyecektir. Dolayısıyla, yasanın teşvik edici etkilerini incelemek için yasanın bağlayıcı bir kısıtlama olduğu kişilere odaklanmalıyız. Bununla birlikte, çoğu insanın en azından bazı durumlarda yasaya bu şekilde tepki verdiğini göreceğiz. Örneğin, ceza tehdidine rağmen bilinçli olarak suç işlemeyecek kişiler bile, potansiyel olarak haksız fiil sorumluluğuna (hatta hız sınırını aşmaktan dolayı cezai para cezasına) maruz kalmalarına neden olabilecek riskli faaliyetlerde (örneğin araba kullanmak gibi) bulunurken kararlar alırlar.</p>

<p><strong>Pozitif ve Normatif Analiz</strong></p>

<p>Hukukun ekonomik analizi iki türde yapılır: Pozitif ve normatif analiz. <i>Pozitif analiz,</i> insanların yasal yaptırım tehdidine nasıl tepki verdiğini şu sorular ile açıklamaya çalışır: Uzun süreli hapis cezaları daha fazla suçu caydıracak mı? Haksız fiil kurallarındaki değişiklikler kaza oranını nasıl etkileyecektir? Ya da daha tartışmalı bir konu olarak: Ölüm cezası adam öldürme oranını düşürecek mi? Silah sahipliğine getirilen kısıtlamalar suç oranını nasıl etkileyecektir? Dolayısıyla pozitif analiz, insanların hukuka bu şekilde tepki verdiği varsayımına dayanmaktadır.</p>

<p>Pozitif analiz bazen daha da ileri giderek, yasal kuralların ekonomik akıl yürütmeyi yansıtma eğiliminde olduğunu; başka bir deyişle, verimliliğin aslında hukukta yansıtılan bir sosyal hedef olduğunu ileri sürer. Bu ise hâkimlerin bireysel davalarda en iyi kararı belirlemek için bilinçli olarak ekonomik hesaplamalar yaptıkları iddiası değildir.</p>

<p>Pozitif analizin aksine, <i>normatif analiz</i>, yasanın verimlilik hedefine daha iyi ulaşmak için nasıl geliştirilebileceğini sormaktadır. Bu, sağlık hizmetleri/eğitim sisteminin nasıl daha verimli bir hale getirilebileceğini sormaya benzer. <strong>Bu analiz türü, verimliliğin yasanın yansıtması <i>gereken</i> bir hedef olduğu ve yasal kuralların bu hedefe ulaşamadığında değiştirilmesi gerektiği varsayımına dayanır.</strong> Bazı durumlarda bu tartışmasız ise de (örneğin dava sürecinin verimliliğini artırmayı amaçlayan önerilerde olduğu gibi) ancak verimliliğin yasanın teşvik etmesi gereken bir sosyal değer olduğu genel iddiası evrensel olarak kabul görmemektedir.</p>

<p><strong>Verimlilik, Hukuku Değerlendirmek İçin Geçerli Bir Ölçüt müdür?</strong></p>

<p>Eleştirmenler yasaları ekonomik verimlilik temelinde değerlendirmenin uygunsuz olduğunu savunmaktadır. Bunun yerine, yasanın adalet ve hakkaniyet gibi hedefleri izlemesi gerektiğini ileri sürmektedirler. Bunlar belirsiz terimlerdir, ancak yaygın bir anlamı toplumdaki servet dağılımıyla (dağıtıcı adalet) ilgilidir ve ekonomi, kaynaklarda en az fedakarlıkla adil bir dağılımın nasıl sağlanabileceği konusunda kesinlikle söyleyecek bir şeylere sahiptir. Adaletin bir başka anlamı ise basitçe verimlilik olabilir. Kıtlık/nedretlik dünyasında kaynakları israf etmek "ahlaksızdır" ve bu nedenle yasa, en azından diğer hedeflerle çelişmeyecek şekilde, bu tür israfı en aza indirgeyecek şekilde yapılandırılmalıdır-Posner.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">7</a></p>

<p>Kaplow ve Shavell (2002), toplumdaki tüm bireylerin refahının bir göstergesinin toplamı olarak tanımlanan <strong>sosyal refahın</strong>, yasal politikayı değerlendirmenin tek temeli olması gerektiğini savunmuşlardır. Bu argümana göre, adalet kavramları, insanların refahını artırdıkları ölçüde politikayı etkilemelidir. Aynı zamanda, servet maksimizasyonu gibi dar verimlilik kavramlarının da uygunsuz olduğunu, çünkü refahı etkileyebilecek faktörleri (örneğin, servet dağılımı) dışladıklarını ileri sürmektedirler.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">8</a></p>

<p>Bununla birlikte, pratik açıdan bakıldığında, verimliliğin belirli yasal kuralları değerlendirirken refah için en iyi gösterge olabileceğini öne sürüyorlar. Bu, özellikle açıkça ekonomik olan yasal sorular için geçerlidir. Örneğin, sözleşme ihlali tazminatları ticaretten elde edilen kazançları en üst düzeye çıkaracak şekilde yapılandırılmalı ve mülkiyet anlaşmazlıklarını düzenleyen yasalar pazarlığı teşvik etmeli ve dışsallıkları içselleştirmelidir.</p>

<p><strong>Verimlilik Kavramları</strong></p>

<p>Hukuka ekonomik yaklaşım, verimlilik kavramına dayanmaktadır. Bu nedenle, bunun tam olarak ne anlama geldiği konusunda net olmak önemlidir. Ekonomide verimliliğin temel tanımı Pareto verimliliğidir, ancak başka tanımlar da mevcuttur.</p>

<p><strong>Pareto Verimliliği</strong></p>

<p>Ekonomistler için "verimlilik" teknik bir kavram olup, günlük konuşmada "verimlilik" kullanımına yalnızca dolaylı bir bağlantısı vardır. Ekonomik verimliliği anlamak için, <i>Pareto ilkeleri ve bazen Kaldor-Hicks verimliliği</i> olarak adlandırılan ilgili bir düşünceye bakacağız.</p>

<p>Bir kaynak dağılımı, eğer yapılacak herhangi bir değişiklik, kişinin kendi standartlarına göre değerlendirildiğinde, tek bir kişiyi bile daha iyi duruma getirmeyecek ve en az bir kişiyi daha kötü duruma düşürecekse, Pareto optimaldir. Bunun ne anlama geldiğini anlamak için, A'dan bir varlığı alıp B'ye vermekten oluşan bir işlemden etkilenen sadece iki kişi (A ve B) olduğunu varsayalım. Eğer B, A'nın bu kaybını tamamen telafi eder ve kendisi de daha iyi durumda kalırsa, değişiklik Pareto üstündür. Benzer şekilde, birçok kişiyi etkileyen bir değişiklik, eğer değişiklikten potansiyel olarak zarar gören herkes tamamen telafi edilmişse ve kazananlar da bu sayede daha iyi durumda kalıyorsa, Pareto üstündür. Bir dağıtım, bu tür karşılıklı yarar sağlayan tüm değişimler tamamen tüketildiğinde Pareto optimal (veya verimli) olur.</p>

<p>Pareto verimliliği, kaynakların en ekonomik verimli bir şekilde tahsis edildiği anlamına gelir, ancak eşitlik veya adalet anlamına gelmez. İki bireyden ve aralarında dağıtılacak sabit bir mal ve hizmet seviyesinden oluşan bir toplumu ele alalım ve bu tür herhangi bir dağıtımı bir <i>tahsis olarak </i>tanımlayalım. Pareto verimli (veya Pareto optimal) olarak adlandırılan tahsisler, aşağıdaki iki tanımı karşılamaları anlamında tüm olası tahsisler arasında "en iyi" olanlardır: Birincisi, bir A tahsisi, başka bir B tahsisine göre <i>Pareto üstün olarak</i> kabul edilir, eğer her iki birey de A altında B'ye kıyasla en az aynı derecede iyi durumdaysa ve en az biri kesinlikle daha iyi durumdaysa. Bunun, farklı tahsislerin ikili karşılaştırmalarını yapmak için bir ölçüt olduğu unutulmamalıdır. Sadece iki bireyin herhangi iki mal sepeti altında refahlarını (veya faydalarını) değerlendirebilmelerini ve A altında mı, B altında mı daha iyi durumda olduklarına veya aralarında kayıtsız olup olmadıklarına karar verebilmelerini gerektirir. İkincisi, bir A tahsisi, <i>Pareto verimliliği</i> (veya <i>Pareto optimal</i>) olarak kabul edilir, eğer ona Pareto üstün olan başka bir tahsis yoksa.</p>

<p>Bu verimlilik anlayışı ciddi sorunlardan mustariptir. İlk olarak, bir işlemin <i>Pareto</i> verimliliğine sahip olması için, işlemden "kazananların" elde ettiği kazançların, kaybedenlerin kayıplarından daha büyük olması gerektiğini belirten formül gereği bu kayıpların nasıl hesaplanacağını düşünelim. Mevcut tek tutarlı ölçüt, kaybedenlerin her birinin rızasıdır. Dolayısıyla, bir işlem ancak kaybeden tarafın kendi memnuniyetine göre tam olarak tazmin edilebilmesi ve işlemden faydalanan taraf için de bir fazlalık kalması durumunda verimli olur. Bu durumda, bir işlemden etkilenen herhangi bir kişi, iradesi dışında bir varlıktan veya haktan mahrum bırakılmasına çok şiddetli bir şekilde itiraz ederse ve bu şekilde muamele görmesinden duyduğu mağduriyeti gidermek için çok yüksek düzeyde sonradan tazminat teklif edilmesi gerekirse, işlemin verimliliği şüpheli hale gelir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">9</a></p>

<p><strong>Coase Teoremi</strong></p>

<p>Bu teoreme göre, kişiler bedelsiz görüşmeye istekli ve muktedir iseler (‘0’ işlem masrafı varsayımı), uygun haklar, en yüksek değeri verene bahşedilecektir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">10</a><sup> </sup>İngiliz ekonomist R.H.Coase (1910-2013) teoremi tarafları konfeksiyoncu ile doktor olan (Sturges v. Bridgman/1879 4CPD 172) komşuluk hukuku davasını inceleyerek sergilemiştir. Yıllarca sessizce birlikte yaşayan komşulardan doktorun muayene odasına bitişik konfeksiyoncunun mutfağında kullandığı aletlerin çıkardığı gürültü ve titreşim sorun oldu. Doktorun açtığı “men” davasında mahkeme gürültünün sonlandırılmasına karar verdi. Mahkemenin verdiği bu karar her iki mekânın kullanılmasını etkileyecek mi? Doktor ve konfeksiyoncunun müzakere edebilmesi halinde Coase’un yanıtı “hayır” idi.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>Doktor</p>
   </td>
   <td valign="top" width="108">
   <p>Konfeksiyoncu</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="81">
   <p>Sessizlik</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>4.000 ₺</p>
   </td>
   <td valign="top" width="108">
   <p>0 ₺</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="81">
   <p>Gürültü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="75">
   <p>0 ₺</p>
   </td>
   <td valign="top" width="108">
   <p>8.000 ₺</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Doktorun sessizliğe veya konfeksiyoncunun gürültü yapmaya sahip olup olamayacağı üzerine pazarlık senaryosunu ele alalım. Sessizlik olduğunda doktor 4.000 ₺ kazanırken, konfeksiyoncu aletlerini kullanamayacağından kazancı sıfır olacaktır. Gürültü olduğunda hastalarına bakamayacağından doktorun kazancı sıfır olurken konfeksiyoncu 8.000 ₺ kazanacaktır. Bu durumda toplam miktar, konfeksiyoncu çalıştığında doktorun sessizlikteki kazanç miktarından fazla olduğundan gürültüyü tercih edeceğiz. Amaç <i>üretim değerini maksimize etmek</i> olduğundan kimin ne yaptığı önemli olmamaktadır.</p>

<p>Mahkemenin men kararı karşısında konfeksiyoncunun doktor ile pazarlığı için bir saiki belirmekte; mevcut sayısal değerlere göre doktor sessizliğe 4,000 ₺ verirken, konfeksiyoncu gürültülü üretime 8,000 ₺ değer verdiği görülmektedir. Bu iki değer arasında avantajlı bir pazarlık yapılabilir. 4,000 ₺ pazarlık payı içinde bir noktada anlaşmaya varabilirler. Bu durum, tarafların pazarlık yeti/gücüne bağlı olduğundan net bir miktar önceden tahmin edilemez. Alınan men kararı müzakere için başlangıç noktası oluşturmaktadır.</p>

<p>Şimdi mülkiyet hakkı öyle tesis edilmiş ki, doktorun sessizliğe hakkı olsun. Doktor sessizliğe sahip olabilir ve 4,000 ₺ kazanır olduğunda konfeksiyoncu gürültüyü doktorun sessizliğe verdiği değerden fazla değerlendirip, doktorun sessizliğini 4.500 ₺’ye satın alabilir.</p>

<p>Bu durumda aşağıdaki tablodaki değerler oluşacaktır.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="76">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>Doktor</p>
   </td>
   <td valign="top" width="102">
   <p>Konfeksiyoncu</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="76">
   <p>Sessizlik</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>0 ₺</p>
   </td>
   <td valign="top" width="102">
   <p>0 ₺</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="76">
   <p>Gürültü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="71">
   <p>4,500 ₺</p>
   </td>
   <td valign="top" width="102">
   <p>3,500 ₺</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>0+4500 8,000-4,500</p>

<p>Doktor 4,000 ₺ yerine 4,500 ₺’ye sahip olurken, konfeksiyoncu 0 ₺ yerine 3,500 ₺ sahibi olduğundan her ikisi de mutlu görünmekte ve bu sonuca göre üretimin toplam değeri 8.000 ₺ olmaktadır. Doktorun gürültüyü sonlandırma hakkı olmasına karşın, etkin çözüm gürültü olmaktadır.</p>

<p>Özetle, hukuki açıdan böyle bir davadaki karar, her arazi parçasının gelecekteki kullanımını belirleyecektir. Yalnız tarafların görüşmeye istekli olması varsayımını öngören ekonomiste göre, mahkeme kararı, her parçanın nasıl kullanılmasını belirleyen tüm süreç içinde yalnızca bir faktördür. Bu bağlamdaki ekonomik argüman, her iki tarafın kendi arazisini ne derece yüksek değerde olduğunu kabul etmesine dayalı bulunmaktadır. Konfeksiyoncu kendi kullanım değerini doktorun algıladığı kullanım değerinden daha yüksek görüyorsa, doktor lehine çıkan mahkeme kararının tenfizini satın alabilecektir. Benzeri şekilde de mahkemenin doktor aleyhine karar vermesi durumunda, doktor, kendi kullanım değerini konfeksiyoncunun gördüğünden daha yüksek algılıyorsa, zararlı kullanımın men’i için ödemeyi yapacaktır. Diğer bir anlatımla, mahkeme kararı ne olursa olsun, pazar, arazinin <i>en etkin</i> şekilde kullanımını belirleyecektir. O’nun çıkarımı, <i>özel pazar tasarruflarının, hükümet ajanları örneğin mahkemenin bu konudaki kararı olmaksızın da kaynakların tahsisinde ekonomik açıdan en etkili sonucu doğurabileceği</i> merkezindedir. Bu bağlamda sorulacak en uygun soru, haksız fiilde zararın etkileşim- de bulunan taraflardan kim tarafından ika edildiği değil, “<i>her iki faaliyetin üretim toplam değerinin nasıl maksimize edilebileceğidir”</i>. Coase, belli koşullar altında toplam üretim değerinin özel pazarlıkla (<i>Caosean bargaining</i>) maksimize edileceğini ileri sürdü. Bu doğrultuda, hukukun, ekonomik etkililiğin gereklerine göre sorumluluk/sorumsuzluk belirlemede<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">11</a>ekonomik yaşamın gereklerini yansıtması gerektiği ileri sürülebilir. Burada hukuki düzenleme kaynakların etkin tahsisini etkilememektedir. Ancak etkilediği bir alanda zarara kimin katlanacağını, külfetin kimin cebinden çıkacağını hukuki düzenleme belirlemektedir. Konfeksiyoncunun haklı bulunması durumunda zarara doktor, doktorun haklı bulunması durumunda konfeksiyoncu katlanacaktır.</p>

<p>Yalnız bu teorimin sınırlı durumlara özgü olduğu unutulmamalıdır:</p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Yalnızca iki veya en azından çok az tarafın olması,</li>
 <li>Bunların birbirinden tamamen bağımsız bulunması; satın alma bakımından tam bir rekabetin varlığı,</li>
 <li>Tarafların stratejik davranmak yerine iş birliği içinde bulunmaları,</li>
 <li>Tarafların kazanımlar ve kayıplar konusunda karşılıklı bilgi sahibi olmak yanında işlem (<i>transaction) </i>bedelinin<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">12</a> olmayışı ile girişimin kolaylaşmasıdır.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Görüldüğü üzere, teoremin geçerliliği istemli olmaya dayalıdır. Etkilenen taraflar ihtilaf çözümüne istekli olarak yanaşmalıdırlar.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">13</a></p>

<p><strong>Sonuç </strong></p>

<p>Hukuki akıl yürütmeye yönelik ekonomik yaklaşımlar, yasaların oluşturulmasını, uygulanmasını ve etkinliğini analiz etmek için mikroekonomi teorisini ve istatistiksel modelleri kullanmktadır. Bu çerçeve, yasa koyucular (legisprudence), hâkimler ve vatandaşlar da dahil olmak üzere hukuk aktörlerinin, maliyet-fayda dengeleri, teşvikler ve verimlilik kavramları etrafında yasayı şekillendiren rasyonel fayda maksimize ediciler olarak hareket ettiğini varsayar.</p>

<p>Hukukun ekonomik analizi olarak anılan disiplin tipik olarak iki temel metodoloji içermektedir:</p>

<p><i>- Pozitif Analiz</i>: İnsanların belirli yasal kurallara nasıl tepki vereceğini tanımlamak ve tahmin etmek için ekonomik modellerin kullanılmasıdır. Bir yasanın davranışsal etkilerinin ne olacağı sorusuna cevap vermeye yardımcı olur; örneğin, belirli bir haksız fiil sorumluluk standardının kazaları caydırıp caydırmayacağı gibi.</p>

<p><i>- Normatif Analiz</i>: Yasaların arzu edilen toplumsal hedeflere ulaşıp ulaşmadığını değerlendirmek ve yasal reformlar önermek için ekonomik ölçütlere—özellikle verimlilik ve servet maksimi- zasyonu—başvurulmasıdır.</p>

<p>Hukuki akıl yürütmede kullanılan temel ekonomik mekanizmalar ise şunlardır:</p>

<p>1. Teşvikler: Yasal kurallardaki değişikliklerin (örneğin para cezalarının veya tazminatların şiddetinin değiştirilmesi gibi) potansiyel suçluların maliyet-fayda analizini değiştirdiği ve davranışları temelden değiştirdiği varsayımı,</p>

<p>2. Verimlilik: Tahsis verimliliği (kaynakların en yüksek değere sahip kullanımlara dağıtılması) veya Coase Teoremi (işlem maliyetlerinin yokluğunda, özel tarafların yasal hakların ilk tahsisine bakılmaksızın verimli bir şekilde müzakere edeceğini öngören teorem) gibi kavramlara dayalı olarak yasaların değerlendirilmesi,</p>

<p>3. Rasyonel Seçim: Beklenen fayda teorisinin yasal süreçleri modellemek için uygulanması; tarafların, beklenen maliyetler ve başarı olasılığına dayanarak bir anlaşmazlığı uzlaşma yoluyla mı yoksa dava yoluyla mı çözeceklerini tahmin etme ve</p>

<p>4. Davranışsal Hukuk ve Ekonomi: Gerçek insan davranışının sıklıkla katı, mükemmel rasyonel "homo economicus" modelinden sapma gösterdiği sınırlı rasyonelliği açıklamak için bilişsel psikolojiyi entegre eden çağdaş bir geliştirmedir.</p>

<p>Bu çerçeveye ilişkin akademik kaynaklar, ekonomik muhakemenin mahkeme kararlarına, düzenleyici çerçevelere ve yasal yorumlara nasıl açıkça entegre edildiğini ayrıntılı olarak ele almaktadır. Bu, siyaset yapıcıların yeni yasalar hazırlarken ödünleşmeleri değerlendirmeleri ve toplumsal refahı en üst düzeye çıkarmaları için sistematik bir yöntem sunmaktadır.</p>

<p>Ekonomik analiz, kuşkusuz, karmaşık piyasa dinamiklerini uygulanabilir içgörülere dönüştürerek hukuki stratejiyi temelden güçlendirir. Rekabet hukuku ve anti tröst hukuku konularında, ekonometrik modelleme piyasa yoğunlaşmasını, fiyatlandırma modellerini ve rekabet etkilerini nicelleştirerek soyut hukuki teorileri somut ve savunulabilir kanıtlara dönüştürür. Ticari telafi davaları, düzenleyici kararları desteklemek veya sorgulamak için ekonomik etki değerlendirmelerine, maliyet-fayda analizlerine ve zarar miktarının belirlenmesine dayanır.</p>

<p>Kuşkusuz, veri analiz bilimi ve yapay zekanın entegrasyonu bu yetenekleri daha da geliştirmiştir. Makine öğrenmesi algoritmaları, geleneksel analizlerin gözden kaçırabileceği fiyat anormalliklerini, tüketici davranış kalıplarını ve piyasa manipülasyonu sinyallerini belirlemek için büyük veri kümelerini işlemekte; tahmine dayalı analizler, hukukçuların düzenleyici sonuçları tahmin etmelerine, dava riskini istatistiksel hassasiyetle değerlendirmelerine ve tazminat hesaplamalarını benzer davalarla karşılaştırmalarına olanak tanımakta; ekonomik analiz ve gelişmiş teknoloji birlikte güçlü bir rekabet avantajı yaratmaktadır. Bu araçlarla donatılmış hukuk profesyonelleri, giderek daha fazla veri odaklı hale gelen hukuk ortamında müvekkilleri için değeri en üst düzeye çıkaran kanıta dayalı stratejiler sunabilmektedir.</p>

<p>Hukukun ekonomik analizi, hukuk kurumlarının reformu için alternatif modelleri değerlendirmede de değerli bir araç olabilir. Bu yaklaşım, reform için üç temel ilke önermektedir: Hukukun kapsamını daraltmak, hukuku basitleştirmek ve hukuk sistemine erişimi değiştirmek için teşvikler kullanmak. Hukuk kuralları çok karmaşık hale gelebileceğinden, bunları basitleştirmek kıt kaynaklardan tasarruf sağlayabilir. Dava sayısını önemli ölçüde azaltmanın bir yolu da kaza mağdurlarının alabileceği tazminat miktarını yasal yargılamaya bırakmak yerine, önceden belirlenmiş çizelgeler veya tablolar kullanarak hesaplamaktır.</p>

<p><a name="_Hlk238979315">Hem ekonomi hem de hukuk, kuşkusuz, ayrı ayrı güçlü disiplinlerdir, ancak bir araya geldiklerinde farklı bir şey ortaya çıkar. Hukuk ve ekonomi, hukuk mesleğinin kural merkezli otoritesini, ana akım ekonominin benimsediği insan tercihleri ​​ve davranışlarına yönelik öngörücü, bilimsel yaklaşımla birleştirir. Kural geliştirme ve sonuç öngörülebilirliğinin birleşimi, hükümet, iş dünyası ve akademi kurumları arasında önemli bir kabul görmüş bir yaklaşım ve bir topluluk yaratır. </a>Yine de bu yaklaşım ve topluluk, daha geniş çağdaş sosyal yaşamın dışında yer almaz. Onlar ve başarıları kendi başlarına sosyal olgular olup, dünyamızı, hukuk ve ekonomiyi sosyal ve kültürel bir perspektiften öğrenmemizi gerektiren şekillerde şekillendirmişlerdir.</p>

<p>Hukukun ekonomik işlevi de olası tüm zararları önlemek olmayıp, bedellerini en aza indirmek veya en çoğa çıkarmaktır. İşte yaşamın gerçekleri ile yararcılıktan kaynaklanan bir çizide yer alan hukukun ekonomik analizi, daha kolay bir ölçümleme ölçütü olarak ekonomik <i>etkinliğin,</i> zevk ve acı ölçütü olan mutluluk aritmetiği (<i>felicific calculus</i>) ile ikame edilmesidir. Ekonomik yaklaşım öncelikle ABD’de vücut bularak oldukça gelişme kaydetmiştir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">14</a> Bu akımın temel tezi, “e<i>konomi kuramları ve deneysel yöntemlerinin hukuk sisteminin merkezi kurumlarına uygulanmasından ibarettir</i>”. Bu bağlamda, normatif düzenlemeler ve mahkeme kararları pazar ajanlarının davranışlarını nasıl etkilemektedir? Mevcut normatif durumla maksimum faydayı sağlayıcı biçimde mevcut malların kullanılmasına yönelik teşviklerin sağlanması olanaklı mıdır? Hukukun ekonomik teorisini etkileştirmek üzere hukuk nasıl tasarlanmalıdır? Genelde, normatif düzenlemelerin/mahkeme kararlarının kişilerin davranışları üzerindeki etkileri nelerdir? Bu etkiler sosyal açıdan arzu edilmekte midir? Etkiler arzu edilmiyorsa, neden böyle olmaktadır? Birileri neden arzu edilemez oluğunu biliyorsa, bu durum nasıl değiştirilebilir? gibi soruların yanıtları aranmaya devam edecektir.</p>

<p></p>

<p>“<strong>İyi matematik bilmeyen toplumlarda adalet (hukuk) yoktur</strong>.” John Forbes Nash (1928-2015).</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/afafgg.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<h3><strong>Prof. Dr. Mustafa Tören Yücel </strong></h3>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukukun-ekonomik-analizi-economic-analysis-of-law" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukukun-Ekonomik-Analizi</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-ve-ekonomi-hareketinin-merkezindeki-anahtar-fikirler" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-ve-Ekonomi-Hareketinin-Merkezindeki-Anahtar-Fikirler</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. R. Posner. <strong>Economic Analysis of Law</strong> Boston: Little, Brown &amp; Co., 4.bası, 1992; Serdar Yay. Hukukun İktisadi Analizi: Richard A. Posner’in Hukuk ve İktisat Yaklaşımına Katkıları. SOSBİLDER [Internet]. 01 Aralık 2019;(EK SAYI (2019):415-40. Erişim adresi: https://izlik.org/JA53EZ97DZ</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Péter Cserne, Fabrizio Esposito <strong>(Editörler) Hukuki Akıl Yürütmeye Ekonomik Yaklaşımlar: Genel Bir Bakış, </strong>Palgrave 2020.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Mustafa T. Yücel. “Hukuk Eğitimi Üzerine Sosyo-Juridik Bir İncelemr-Yeni Ufuklar” <strong>Ceza Adaletine Özgün Sorunlar, </strong>Adalet Yayınevi, 2023, ss.287-319.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> “Pareto Optimumu Nedir? Pareto Verimliliği Ne Demek?” <strong>Milliyet</strong> (27/8/2021).</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Justice O. W. Holmes. <strong>Path of Law</strong>, 1897.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Brian H. Bix, Frederick W. Thomas<strong>. Hukuki Akıl Yürütme ve Yorumlamaya Ekonomik Yaklaşımlar, </strong>Edward Edger, 2018. Thomas J. Miceli. <strong>The Economic Approach to Law</strong>, Third Edition, 2017.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Richard A. Posner. Values and Consequences: An Introduction to Economic Analysis of Law, 30, 1998.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Louis Kaplow and Steven Shavell E<strong>conomic analysis of law</strong> Chapter 25 in Handbook of Public Economics, 2002, vol. 3, pp 1661-1784.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Pareto Optimality and the Rule of Law: Critique of Buchanan's Political Economy 2000, SSRN Electronic Journal</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://doi.org/10.2139/SSRN.2680535</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> R.H.Coase. “The Problem of Social Costs” 3 <strong>Journal of Law and Economics</strong> 1, 1960 ss.1-44; J.L.Coleman. <strong>Markets, Morals and the Law </strong>Cambridge:Cambridge Press.1988, ss.69-76; R.A. Posner. <strong>Overcoming Law </strong>5. Bası, 1998, pp.409-425. A.U. Turkbağ. “Hukuk ve Ekonomi Anlayışı ya da Hukukun Ekonomik Analizi” <strong>HFSA </strong>8,2003, ss.58-68; J.Rawls. <strong>Justice as Fairness</strong>, Cambridge, MA, 2001. Mustafa T. Yücel. <strong>Hukuk Felsefesi</strong>, 6.bası, Ankara, 2026.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. S.R. Perry. “Tort Law” <strong>A Companion to Philosophy of Law and Legal Theory</strong> (Ed. By D. Patterson) Blackwell Publishers, 2000. p.60.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> <i>Transaction/işlem</i> bedeli, ayni hakların saptanması, infazı ve transferi bedellerini içermektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. W.Wegel. <strong>Economics of the Law</strong>, Routledge, 2008, s.50 v;.C.Veljanovski. <strong>The Economics of Law</strong>, 2. Bası, London, 2006.s.85 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. R. Posner <strong>Economic Analysis of Law </strong>Boston: Little, Brown &amp; Co.,<strong> </strong>4.bası, 1992<strong>; </strong>Coase, her disiplinin şu üç temel nitelikle tanımlanabileceğini önermektedir: Müşterek bir teori veya yaklaşım, müşterek analiz teknikleri ve müşterek bir konu. X disiplinin Y disiplinine katkısı, teknik, yaklaşım ve konu açısından ne ölçüde Y disiplinine ilgili ve farklı olduğuna dayalıdır. Bkz. R.H. Coase. “Economics and Contiguous Disciplines” 7 <strong>J.Legal Studies</strong>, 201, 1978; ekonomik ve hukuk arasındaki farklılık şöyle sergilenebilir: <i>Ex post karşıtı ex ante’</i>dir<i>. </i>Hukukçular tipik olarak retrospektif bir tutum sergilerken, ekonomistler, kurallar ve kararların potansiyel sanıklar/davacıların seçimleri ve eylemleri üzerindeki etkisine bakarlar.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuki-akil-yurutmeye-ekonomik-yaklasimlar</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/terazi/terazi-tok-borsa-sermaye.jpg" type="image/jpeg" length="85912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5888 E., 2026/2935 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255888-e-20262935-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255888-e-20262935-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 11.05.2026 tarihli, 2025/5888 E., 2026/2935 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/5888 E., 2026/2935 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1009 E., 2025/1733 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ödemiş 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/38 E., 2025/100 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Uyuşmazlık, icra takibine itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı bilgi ve belgelere, alacaklı olan davacının icra takibinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 100. maddesinin uygulanmasını talep etmesi nedeniyle, icra takibinden sonra, itirazın iptali davasından önce borçlu tarafından yapılan ödemelerin öncelikle faizden düşülmesinin gerekmesine bağlı olarak davacı tarafın itirazın iptali davası açmakta hukuki yararının bulunmasına, faiz türünün doğru olarak belirlendiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 370/1 maddesi uyarınca ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
11.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255888-e-20262935-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 00:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="79684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Maaş ve Emekli Maaşına Haciz Sınırı: Nereye Kadar Kesilebilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/maas-ve-emekli-maasina-haciz-siniri-nereye-kadar-kesilebilir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/maas-ve-emekli-maasina-haciz-siniri-nereye-kadar-kesilebilir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bordrosunda beklenmedik bir kesinti gören çalışanların sayısı hiç az değil, Adalet Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de icra dairelerindeki dosya sayısı <strong>20 milyonu aşmış</strong> durumda ve bu dosyaların önemli bir kısmı maaş haczi olarak sonuçlanıyor. Peki işvereniniz bordronuzdan <strong>ne kadarını</strong> kesebilir, emekli maaşınız da aynı kurala mı tabi? 2004 sayılı <strong>İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesi</strong>, bu sorunun cevabını net bir sınırla veriyor: kural olarak maaşın <strong>dörtte birinden fazlası</strong> haczedilemez.</p>

<p>Ama “kural olarak” ifadesi burada kritik: nafaka gibi bazı alacaklarda bu sınır <strong>tamamen ortadan kalkabiliyor</strong>. Emekli maaşında ise durum çalışan maaşından <strong>farklı işliyor</strong>. Bu rehberde bordronuzu veya emekli maaş dekontunuzu elinize aldığınızda neye bakmanız gerektiğini adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>Maaş Haczinde Genel Kural: Dörtte Bir Sınırı Nedir?</strong></p>

<p>İcra ve İflas Kanunu’nun 83. maddesi, maaş, ücret ve benzeri gelirlerin haczinde işçiyi ve memuru tamamen gelirsiz bırakmayı yasaklar. Kural şudur: alacaklı, borçlunun maaşının <strong>dörtte birinden fazlasına</strong> haciz koyduramaz; geri kalan dörtte üç, borçlunun ve ailesinin geçimi için <strong>dokunulmaz</strong> kabul edilir.</p>

<p>Somut bir örnek: Bahçelievler’de bir mağazada çalışan Volkan’ın net maaşı 30.000 TL. Adına açılan icra dosyası kesinleştiğinde, işverenine gelen haciz müzekkeresi maaşının <strong>en fazla 7.500 TL’sini</strong> kesebilir; kalan 22.500 TL her ay eksiksiz hesabına yatmaya devam eder. Birden fazla haciz dosyası olsa bile toplam kesinti yine bu dörtte birlik sınırı <strong>aşamaz</strong>, dosyalar sıraya girer.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Dörtte bir sınırı sadece <strong>net maaş</strong> üzerinden hesaplanır; yol, yemek gibi bazı sosyal yardımların haciz açısından değerlendirmesi işin niteliğine göre değişebilir. Bordronuzdaki kesinti kalemlerini anlamıyorsanız bir uzmana danışmakta fayda var.</p>

<p>Maaş haczinde kesinti tutarı, net ücretin dörtte biriyle sınırlıdır.</p>

<p><strong>Emekli Maaşında Haciz Sınırı Farklı mı?</strong></p>

<p>Evet, oldukça farklı işliyor. <strong>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 93. maddesi</strong> uyarınca SGK tarafından bağlanan emekli aylıkları <strong>kural olarak haczedilemez</strong>. Yani normal bir ticari borç, kredi kartı borcu veya senet borcu için emekli maaşınıza doğrudan haciz konulamaz, bu, çalışan maaşındaki dörtte bir kuralından çok daha güçlü bir korumadır.</p>

<p>Emekli olan Necla Hanım’ın örneği bunu iyi anlatıyor: yıllar önce kefil olduğu bir kredi nedeniyle adına icra takibi başlatıldığında, avukatı UYAP’tan dosyayı inceleyip emekli aylığının <strong>haczedilemez gelir</strong> statüsünde olduğunu bildirdi; SGK’dan gelen haciz talebi bu gerekçeyle reddedildi. Bu istisna, milyonlarca emekliyi borç baskısından koruyan önemli bir güvencedir (Ağustos 2026 itibarıyla yürürlükte).</p>

<p><strong>Nafaka Alacağı Gibi İstisnalar: Sınır Kalkıyor mu?</strong></p>

<p>Hem maaş hem emekli aylığı için bir istisna var ki, o da <strong>nafaka alacağı</strong>. Türk Medeni Kanunu ve İİK’nın birlikte uygulanmasıyla, nafaka borcunda haciz <strong>dörtte bir sınırına tabi değildir</strong>, hâkimin belirlediği nafaka tutarının tamamı, gelirin niteliğine bakılmaksızın kesilebilir. Bu kural emekli maaşı için de geçerlidir; 93. maddedeki haczedilemezlik istisnası <strong>nafaka borcunu kapsamaz</strong>.</p>

<p>Örneğin nafaka ödemeyen bir baba düşünün: mahkeme aylık 4.000 TL nafakaya hükmetmiş ama baba ödemeyi sürekli aksatıyorsa, alacaklı eş icra dosyası açıp doğrudan maaşa ya da emekli aylığına <strong>tam tutarda</strong> haciz koydurabilir. Nafaka miktarının nasıl belirlendiğini ve mahkemenin hangi ölçütlere baktığını merak ediyorsanız bu konuyu ayrıca ele almıştık.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Gelir Türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Adi Borçta (Kredi/Senet)</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Nafaka Borcunda</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Çalışan maaşı</p>
   </td>
   <td>
   <p>En fazla <strong>1/4</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Nafaka tutarının <strong>tamamı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Emekli aylığı (SGK)</p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Haczedilemez</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Nafaka tutarının <strong>tamamı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Haciz Bildirimi Geldiğinde İşvereniniz Ne Yapmalı?</strong></p>

<p>İcra dairesinden gelen <strong>haciz müzekkeresi</strong> doğrudan işverene tebliğ edilir ve işveren bu bildirimi almasından itibaren kesintiye başlamakla yükümlüdür. İşverenin bildirimi görmezden gelmesi veya kesintiyi yapmaması, işvereni <strong>kesilmesi gereken tutardan şahsen sorumlu</strong> hale getirebilir, yani bu, çalışanın değil işverenin de dikkat etmesi gereken bir süreçtir.</p>

<p><strong>İşveren Açısından Süreç</strong></p>

<p><strong>1. Adım:</strong> İcra dairesinden haciz müzekkeresi işverene tebliğ edilir</p>

<p><strong>2. Adım:</strong> İnsan kaynakları, çalışanın net maaşının dörtte birini (veya nafaka ise tam tutarı) hesaplar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Adım:</strong> Kesinti, bordroya işlenerek her ay düzenli biçimde icra dosyasına gönderilir</p>

<p><strong>4. Adım:</strong> Borç kapandığında icra dairesinden gelen <strong>haczin kaldırılması yazısı</strong> ile kesinti durdurulur</p>

<p>Bir muhasebe bürosunda İK sorumlusu olan Derya, kendisine gelen haciz yazısını rutin bir evrak sanıp bir hafta işleme almadı; bu gecikme nedeniyle şirket, çalışanın kesilmeyen kısmından <strong>sorumlu tutulma</strong> riskiyle karşı karşıya kaldı. Bu yüzden İK departmanlarının haciz müzekkerelerini <strong>öncelikli evrak</strong> olarak ele alması gerekir.</p>

<p>Emekli aylıkları, nafaka borcu dışında kural olarak haczedilemez.</p>

<p><strong>Fazla veya Haksız Kesinti Yapılırsa İtiraz Yolu</strong></p>

<p>Bordronuzda dörtte birlik sınırı aşan bir kesinti görürseniz ya da emekli aylığınızdan nafaka dışı bir sebeple haciz yapıldığını fark ederseniz, bu durumu <strong>sessizce kabul etmek zorunda değilsiniz</strong>. İlk adım, işvereninize veya SGK’ya yazılı olarak durumu bildirmek; kesinti hâlâ düzelmiyorsa <strong>icra mahkemesine şikâyet</strong> yoluyla fazla kesilen tutarın iadesi istenebilir.</p>

<p>Örneğin serbest çalışan Ferhat’ın SGK’dan bağlanan emekli aylığına, kredi kartı borcu nedeniyle yanlışlıkla haciz konulduğunda, avukatı 5510 sayılı Kanun’un 93. maddesine dayanarak icra dairesine itiraz etti ve <strong>haczin kaldırılmasını</strong> sağladı.</p>

<p><strong>Aklınızda Kalması Gerekenler</strong></p>

<p>• Çalışan maaşında adi borçlarda kesinti <strong>dörtte biri</strong> aşamaz</p>

<p>• SGK emekli aylığı, nafaka dışında <strong>kural olarak haczedilmez</strong></p>

<p>• Nafaka alacağında her iki gelir türünde de <strong>tam tutar</strong> kesilebilir</p>

<p>• Haksız kesintide <strong>icra mahkemesine şikâyet</strong> hakkınız var</p>

<p><strong>Asgari ücretin tamamına haciz konulabilir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Dörtte bir sınırı asgari ücretli çalışanlar için de geçerlidir; işveren net ücretin en fazla dörtte birini kesebilir, kalanı çalışana ödenmeye devam eder.</p>

<p><strong>Birden fazla icra dosyası varsa maaşımın tamamı mı gider?</strong></p>

<p>Hayır. Kaç dosya olursa olsun toplam kesinti yine net maaşın dörtte biriyle sınırlıdır; dosyalar geliş sırasına göre bu payı paylaşır, öndeki dosya bitmeden sıradaki dosyaya kesinti aktarılmaz.</p>

<p><strong>Emekli olduktan sonra eski maaş haczim otomatik olarak düşer mi?</strong></p>

<p>Otomatik değildir; emekliliğe geçtiğinizde işvereninizdeki haciz müzekkeresi sona erer ama SGK’ya bu durumun ayrıca bildirilmesi ve haczedilemezlik istisnasının uygulanması gerekir. Sürecin takibi için icra dosyanızı kontrol etmeniz önerilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Çalışan maaşında adi borç haczi, net ücretin <strong>dörtte biriyle</strong> sınırlıdır (İİK md. 83).</p>

<p>- SGK emekli aylığı, nafaka dışındaki borçlarda <strong>kural olarak haczedilemez</strong> (5510 sayılı Kanun md. 93).</p>

<p>- Nafaka alacağında hem maaşta hem emekli aylığında <strong>dörtte bir sınırı uygulanmaz</strong>, tam tutar kesilebilir.</p>

<p>- Haciz müzekkeresi işverene tebliğ edilir; işverenin kesintiyi zamanında yapması <strong>yasal bir zorunluluktur</strong>.</p>

<p>- Sınırı aşan veya hatalı bir kesinti gördüğünüzde <strong>icra mahkemesine şikâyet</strong> yoluyla düzeltme talep edebilirsiniz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/maas-ve-emekli-maasina-haciz-siniri-nereye-kadar-kesilebilir-1</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bankamatik-pa.jpg" type="image/jpeg" length="48914"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-demokrasi-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-demokrasi-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği, 31 Ağustos 2026 Tarihli ve 33356 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İzmir Demokrasi Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İZMİR DEMOKRASİ ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen tezli ve tezsiz yüksek lisans, doktora, sanatta yeterlik programlarından oluşan lisansüstü eğitim programlarına öğrenci kabulü ile eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AGNO: Derslerin her birinden elde edilen başarı notuyla o dersin kredisinin çarpılması ile elde edilecek sayılar toplamının krediler toplamına bölünmesi ile elde edilen, bölünme sonucu noktadan sonra iki hane yürütülüp yuvarlatılarak belirlenen değerini ifade eden ağırlıklı genel not ortalamasını,</p>

<p>b) AKTS: İş yüküne dayalı Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>c) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>ç) Danışman: İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde yürütülen ilgili lisansüstü programa kayıtlı öğrenciye, ders dönemi ile tez veya dönem projesi hazırlama sürecinde akademik rehberlik yapmak üzere Enstitü Yönetim Kurulu tarafından atanan; öğretim üyeleri ile doktora veya sanatta yeterlik unvanına sahip öğretim elemanlarını,</p>

<p>d) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programı sırasında öğrencilerce hazırlanacak proje çalışmasını,</p>

<p>e) EABD/EASD: Enstitü Ana Bilim Dalını/Enstitü Ana Sanat Dalını,</p>

<p>f) EABDB/EASDB: Enstitü Ana Bilim Dalı Başkanlığını/Enstitü Ana Sanat Dalı Başkanlığını,</p>

<p>g) EK: Enstitü Kurulunu,</p>

<p>ğ) Enstitü: İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünü,</p>

<p>h) Eşdeğer diploma programı: İsimleri aynı olan veya enstitü yönetim kurulu tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>ı) EYK: Enstitü Yönetim Kurulunu,</p>

<p>i) GMAT: Uluslararası Graduate Management Admission Test sınavını,</p>

<p>j) GRE: Uluslararası Graduate Record Examination sınavını,</p>

<p>k) Kredi: Bir yarıyıl boyunca devam eden bir lisansüstü dersin haftalık teorik ders saatinin tamamı ile bir haftalık uygulama, atölye çalışması veya laboratuvar saatinin yarısının toplanması sonucu bulunan birim değeri,</p>

<p>l) Lisansüstü ikinci öğretim programı: Mesai saatleri dışında yapılan öğretim programını,</p>

<p>m) Lisansüstü uzaktan öğretim programı: Bilişim teknolojileri destekli internet aracılığı ile gerçekleştirilen lisansüstü öğretim programını,</p>

<p>n) Mezuniyet Komisyonu: İlgili EABDB/EASDB tarafından belirlenecek üç yıl süre ile atanan üç öğretim üyesini,</p>

<p>o) Muafiyet ve İntibak Komisyonu: İlgili EABDB/EASDB tarafından belirlenecek üç yıl süre ile atanan üç öğretim üyesini,</p>

<p>ö) Müdür: Enstitü Müdürünü,</p>

<p>p) OBS: Öğrenci Bilgi Sistemini,</p>

<p>r) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>s) Program: Enstitünün tezli ve tezsiz yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik programını,</p>

<p>ş) Rektörlük: İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörlüğünü,</p>

<p>t) Senato: İzmir Demokrasi Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>u) Tez izleme komitesi: Doktora veya sanatta yeterlik öğrencisinin tez önerisini değerlendirmek, tez çalışmalarına rehberlik etmek, yönlendirmek görevini üstlenen biri tez danışmanı olmak üzere en az üç öğretim üyesinden oluşan komiteyi,</p>

<p>ü) TUS: Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>v) Üniversite: İzmir Demokrasi Üniversitesini,</p>

<p>y) ÜYK: Üniversite Yönetim Kurulunu,</p>

<p>z) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Kontenjanların ve Koşulların Belirlenmesi, İlan, Kabul, Kayıt</p>

<p><strong>Kontenjanların ilanı ve başvuru </strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Lisansüstü her program için kontenjan ve 5 inci maddede belirtilen zorunlu başvuru şartlarına aykırı olmamak şartıyla başvuru koşulları, EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitü Müdürlüğüne önerilir. Bu kontenjanlar EK tarafından karara bağlanır ve Senatoya sunulur. Senatonun onayladığı kontenjanlar Rektörlük tarafından ilan edilir. Öğrenci kontenjanları, EABD/EASD’deki öğretim üyelerinin danışmanlık yükleri dikkate alınarak tespit edilir.</p>

<p>(2) Öğrenci kabul edilecek programlar, kontenjanlar, başvuru koşulları, gerekli belgeler ile başvuru, kabul, yazılı veya sözlü ya da her iki türde sınav ile kayıt tarihleri Senatonun onayı üzerine Rektörlük tarafından ilan edilir ve Enstitünün resmî internet sitesinde duyurulur.</p>

<p>(3) Askerlik durumuna ilişkin işlemlerde adayın beyanı esas alınır.</p>

<p>(4) Aday, beyanını destekleyen belgeleri başvuru sırasında OBS’ye yüklemekle yükümlüdür. Yanlış, eksik veya gerçeğe aykırı beyandan doğan sorumluluk adaya aittir.</p>

<p><strong>Zorunlu başvuru koşulları ve başvuruların değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Yüksek lisans programlarına başvuru için adayların aşağıdaki şartları sağlaması gerekir:</p>

<p>a) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen, EK tarafından uygun görülen ve Senato tarafından belirlenen türde; yurt içindeki veya YÖK tarafından denkliği ya da tanınması kabul edilmiş yurt dışındaki fakülte ya da yüksekokulların birinden alınmış lisans diplomasına sahip olmak zorunludur.</p>

<p>b) Tezli yüksek lisans programlarında, başvurduğu programın puan türünde ALES’ten en az 55 puan veya YÖK tarafından eşdeğerliği kabul edilen GRE, GMAT ve benzeri sınavlardan bu puana muadil bir puan almış olmak gerekir. EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin Enstitüye önerisi ve EK’nin kararı üzerine Senato onayı ile programların niteliğine göre 55 puandan az olmamak kaydıyla daha yüksek bir asgari puan şartı belirlenebilir.</p>

<p>c) Tezli yüksek lisans programlarında, yabancı dil ile ilgili olarak, 6 ncı maddedeki esaslara göre belirlenecek olan şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>ç) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen ve EK’nin onayından sonra Senato tarafından belirlenen diğer şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>d) Doktora/ sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu kapsamdaki adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük 75’ten fazla olmamak üzere Senato tarafından bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>3) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora, sanatta yeterlik ya da uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>e) Tezsiz yüksek lisans programlarına başvurularda ALES ve yabancı dil puanı şartı aranmaz. Programlara öğrenci kabulünde sadece adayların lisans mezuniyet not ortalaması esas alınır. Adaylar, mezuniyet not ortalamalarına göre en yüksek puandan başlanarak sıralanır ve ilan edilen kontenjan dâhilinde EYK kararıyla yerleştirilir.</p>

<p>(2) Doktora programlarına tezli yüksek lisans diploması ile başvuran adayların aşağıdaki şartları sağlaması gerekir:</p>

<p>a) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen, EK tarafından uygun görülen ve Senato tarafından belirlenen türde; yurt içindeki veya YÖK tarafından denkliği ya da tanınması kabul edilmiş yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından, başvurduğu programın bilim veya sanat dalıyla ilgili tezli yüksek lisans derecesine sahip olmak zorunludur.</p>

<p>b) Başvurduğu programın puan türünde ALES’ten en az 70 puan veya YÖK tarafından eşdeğerliği kabul edilen GRE, GMAT ve benzeri sınavlardan bu puana muadil bir puan almış olmak gerekir. EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin Enstitüye önerisi ve EK’nin kararı üzerine Senato onayı ile programların niteliğine göre 70 puandan az olmamak kaydıyla daha yüksek bir asgari puan şartı belirlenebilir.</p>

<p>c) Doktora programlarında, yabancı dil ile ilgili olarak, 6 ncı maddedeki esaslara göre belirlenecek olan şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>ç) Tezli yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının 100’lük sistemde en az 80 veya 4’lük sistemde en az 3,00 ya da bunlara eşdeğerliği kabul edilen bir puan olması zorunludur.</p>

<p>d) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen ve EK’nin onayından sonra Senato tarafından belirlenen diğer şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>e) Doktora, sanatta yeterlik, tıpta uzmanlık, diş hekimliğinde uzmanlık, veteriner hekimliğinde uzmanlık veya eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz. Bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Mezun olduğu lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, ALES puanı 75 puan olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldığı puan türü veya doktora, sanatta yeterlik ya da uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>f) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya ilgili mevzuatta düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve başvurduğu programın puan türünde 55 puandan az olmamak koşuluyla Senato tarafından belirlenen ALES puanına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(3) Lisans derecesiyle bütünleşik doktora programlarına başvuran adayların aşağıdaki şartları sağlaması gerekir:</p>

<p>a) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen, EK tarafından uygun görülen ve Senato tarafından belirlenen türde; yurt içindeki veya YÖK tarafından denkliği ya da tanınması kabul edilmiş yurt dışındaki bir bilim veya sanat dalında lisans derecesine sahip olmak zorunludur.</p>

<p>b) Başvurduğu programın puan türünde ALES’ten en az 80 puan veya YÖK tarafından eşdeğerliği kabul edilen GRE, GMAT ve benzeri sınavlardan bu puana karşılık gelen bir puana sahip olmak gerekir. EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB veya EASDB tarafından Enstitüye önerilen ve EK kararı üzerine Senato tarafından belirlenmek kaydıyla, programların niteliğine göre 80 puandan az olmamak üzere daha yüksek bir asgari puan şartı getirilebilir.</p>

<p>c) Yabancı dil ile ilgili olarak, 6 ncı maddedeki esaslara göre belirlenecek olan şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>ç) Lisans mezuniyet not ortalamalarının 100’lük sistemde en az 80 veya 4’lük sistemde en az 3,00 ya da bunlara eşdeğerliği kabul edilen bir puana sahip olması zorunludur.</p>

<p>d) EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye önerilen ve EK’nin onayından sonra Senato tarafından belirlenen diğer şartlara sahip olmak gerekir.</p>

<p>(4) Tezli yüksek lisans veya doktora programlarına başvuran adayların başvurularının değerlendirilmesi ALES puanı, lisans ya da yüksek lisans not ortalaması ile sözlü ya da yazılı veya her iki türde yapılacak sınav sonucuna göre yapılır. Yazılı sınav ve sözlü sınavın beraber yapılması hâlinde, adayların değerlendirmeye alınabilmesi için yazılı ve sözlü sınavların tümüne girmesi zorunludur. Yazılı veya sözlü sınavlardan birinin yapılması durumunda söz konusu sınavdan alınan not; yazılı ve sözlü sınavın beraber yapılması hâlinde ise iki sınavdan alınan notların aritmetik ortalaması giriş sınav notunu oluşturur.</p>

<p>(5) Tezli yüksek lisans programına öğrenci kabulünde yabancı dil puanının başvuru koşulu olarak arandığı programlarda genel başarı notunun hesaplanmasında; ALES puanına %50, lisans mezuniyet notuna %20, giriş sınav notuna %20 ve yabancı dil puanına %10 ağırlık verilir. Yabancı dil puanının başvuru koşulu olarak aranmadığı programlarda genel başarı notunun hesaplanmasında, ALES puanına %50, lisans mezuniyet notuna %20, giriş sınav notuna %30 ağırlık verilir. Giriş sınav notu 50 puanın altında olan aday başarısız sayılır. Genel başarı notu en az 65 ve üzeri puan olan adaylar, en yüksek puandan başlanarak kontenjan dâhilinde ilgili EYK’nin kararıyla programlara yerleştirilir.</p>

<p>(6) Doktora programına öğrenci kabulünde genel başarı notunun hesaplanmasında; lisans derecesi ile başvuranların lisans, yüksek lisans derecesi ile başvuranların tezli yüksek lisans mezuniyet notuna %20, ALES veya temel tıp puanına %50, giriş sınavı sonucuna %20 ve yabancı dil puanına %10 ağırlık verilir. Giriş sınavından 60 puanın altında olan aday başarısız sayılır. Genel başarı notu en az 70 ve üzeri puan olan adaylar, en yüksek puandan başlanarak kontenjan dâhilinde ilgili EYK’nin kararıyla programlara yerleştirilir.</p>

<p>(7) Güzel Sanatlar Fakültesi ana bilim ve ana sanat dalları yüksek lisans programları için ALES koşulu aranmaz. Bu programlara başvuran adayların genel başarı notunun hesaplanmasında; lisans mezuniyet notuna %40, sözlü ya da yazılı veya her iki türde yapılacak giriş sınavı sonucuna %50 ve yabancı dil puanına %10 ağırlık verilir. Yabancı dil puanının başvuru koşulu olarak aranmadığı programlarda genel başarı notunun hesaplanmasında lisans mezuniyet notuna %45, sözlü ya da yazılı veya her iki türde yapılacak giriş sınavı sonucuna %55 ağırlık verilir. Giriş sınavından 50 puanın altında alan aday başarısız sayılır. Genel başarı notu en az 65 ve üzeri puan olan adaylar, en yüksek puandan başlanarak kontenjan dâhilinde ilgili EYK’nin kararıyla programlara yerleştirilir.</p>

<p>(8) Yabancı uyruklu adaylar ile lisans eğitiminin tamamını yurt dışında tamamlayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı adayların lisansüstü programlara kabulünde, 10 uncu maddede belirtilen genel hükümler uygulanır. Bununla birlikte, ilgili programların niteliğine göre aranacak ek başvuru koşulları ile kabul usul ve esasları; EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin Enstitüye önerisi ve EK kararı üzerine Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(9) Hazırlık sınıfları hariç, on yarıyıl süreli lisans eğitimi alanlar yüksek lisans derecesine sahip sayılır.</p>

<p>(10) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına ve 50 puandan az olmamak koşuluyla TUS’tan alınmış temel tıp puanına veya ALES’in sayısal puan türünde en az 55 tam puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(11) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvurabilmek için tıp fakültesi mezunu olmayanların tezli yüksek lisans diplomasına, diş hekimliği, eczacılık ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine ve ALES’in sayısal puan türünde en az 55 tam puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(12) Temel tıp puanı, TUS’ta temel tıp bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7; klinik tıp bilimleri testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile elde edilir.</p>

<p><strong>Yabancı dil puanına ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yabancı dil puanının belirlenmesine ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans programlarından eğitim dili Türkçe olanlar ile eğitim dili tamamen veya kısmen yabancı dil olanlara yapılacak başvurularda yabancı dil puanı aranıp aranmayacağı; aranacak ise gerekli olan asgari yabancı dil puanı, EABD/EASD kurul kararı ile EABDB/EASDB tarafından yapılan öneri ve EK’nin uygun görüşü üzerine Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>b) Tezli yüksek lisans programlarında yabancı dil puanının başvuru şartı olarak aranması hâlinde; adayların YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından ya da İzmir Demokrasi Üniversitesi Yabancı Diller Yüksekokulu tarafından yapılacak olan yabancı dil sınavından en az 40 puan almış olmaları gerekir. EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin Enstitüye önerisi, EK’nin kararı ve Senatonun onayıyla, programların niteliğine göre bu asgari puan yükseltilebilir.</p>

<p>c) Doktora veya sanatta yeterlik programlarına başvurularda; adayların ana dilleri dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alması zorunludur. EABD/EASD kurulunun gerekçeli önerisi, EK’nin kararı ve Senatonun onayı ile programların niteliğine göre bu asgari puanlar yükseltilebilir.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Yüksek lisans, doktora veya sanatta yeterlik programlarına kabul edilen öğrencilerden; lisans veya yüksek lisans derecesini kabul edildikleri yüksek lisans veya doktora ya da sanatta yeterlik programından farklı alanlarda almış olanlara veya lisans ya da yüksek lisans derecesini kabul edildikleri yükseköğretim kurumu dışındaki yükseköğretim kurumlarından almış olan yüksek lisans veya doktora programı adayları için eksikliklerini gidermek amacıyla bilimsel hazırlık programı uygulanabilir.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık komitesi, EABDB/EASDB tarafından önerilen ve EYK tarafından onaylanan üç öğretim üyesinden oluşur. Bilimsel hazırlık komitesinin görev süresi üç yıl olup, komite üyeleri bir sonraki dönemde yeniden görevlendirilebilir. Belirtilen süreler içinde öğretim üyesinin komite üyeliğinden ayrılmak istemesi ya da EABD/EASD’den ayrılması durumunda bilimsel hazırlık komitesine yeni üye önerilir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında öğrencinin alması gereken dersler 6 krediden az ve 21 krediden fazla olmamak koşuluyla, bilimsel hazırlık komitesi kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK kararıyla OBS’de öğrenciye tanımlanır.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programında alınması zorunlu dersler, ilgili lisansüstü programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine geçemez. Ancak bilimsel hazırlık programındaki bir öğrenci, bilimsel hazırlık derslerinin yanı sıra ilgili bilimsel hazırlık komitesi kararına istinaden EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK’nin onayı ile lisansüstü programdan dersler de alabilir.</p>

<p>(5) Bilimsel hazırlık programı kapsamında alınması öngörülen dersler, yüksek lisans programı için öğrencinin daha önce almış olsa da lisans derslerinden; doktora programı için ise öğrencinin daha önce almış olsa da lisans veya yüksek lisans derslerinden, içerikleri de dikkate alınarak bilimsel hazırlık komitesi tarafından, en geç akademik takvimde belirtilen ders kayıt döneminin başında belirlenerek enstitüye bildirilir.</p>

<p>(6) Bilimsel hazırlık programında alınan dersler için devam durumu, sınavlar, başarı notu, ders tekrarı, kayıt silme ve diğer esaslar, dersin alındığı lisans veya yüksek lisans programında alınan derslere uygulanan esaslara tabidir. Dersten koşullu geçme kabul edilmez.</p>

<p>(7) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en çok iki yarıyıldır. Yaz öğretimi bu süreye dâhil edilmez. Bu süre dönem izinleri dışında uzatılamaz ve süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Bu programda geçirilen süre, yüksek lisans veya doktora veya sanatta yeterlik programı sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü </strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bir yüksek lisans, doktora ya da sanatta yeterlik programına kayıtlı olan öğrenciler, diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü derslere, kayıtlı olduğu EABDB/EASDB’nin onayı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir.</p>

<p>(2) Öğrencinin başvurusu, EABDB/EASDB tarafından değerlendirilir; EABDB/EASDB onayı ve EYK’nin kararıyla lisansüstü derslere özel öğrenci kabul edilebilir. Özel öğrenci statüsünde ders almak isteyen adayların öğrenci belgesini ekledikleri bir dilekçe ile akademik takvimde belirtilen süre içinde Enstitüye başvurmaları gerekir.</p>

<p>(3) Özel öğrencilere derse devam, sınav, başarı değerlendirmesi, disiplin ve benzeri durumlarda, Enstitü programlarına kayıtlı öğrencilerin tabi olduğu mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>(4) Özel öğrencilere, özel öğrenci olarak alıp başarılı oldukları dersler için bu derslerin kredi ve not durumlarını belirten bir belge verilir.</p>

<p>(5) Özel öğrenci statüsünde başka bir yükseköğretim kurumundan ders alan öğrenciler, bu dersleri başarıyla tamamlamaları hâlinde, aldıkları derslerin kayıtlı bulundukları EABD/EASD lisansüstü programına ilişkin akademik kayıtlarda ve transkriptlerinde gösterilmesi amacıyla başvuruda bulunabilir. Muafiyet ve intibak işlemleri, öğrencinin kayıtlı olduğu EABDB/EASDB tarafından oluşturulan Muafiyet ve İntibak Komisyonunun önerisi, ilgili EABDB/EASDB’nin görüşü ve EYK kararıyla sonuçlandırılır.</p>

<p>(6) Özel öğrenciliğe ilişkin usul ve esaslar ilgili mevzuat hükümleri ile Senato tarafından kabul edilen yönerge hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yoluyla öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Enstitü bünyesindeki başka bir EABD/EASD’de ya da başka bir yükseköğretim kurumunun eşdeğer diploma programlarında en az bir yarıyılında kayıtlı oldukları programdan aldıkları tüm derslerden yüksek lisans için 100 üzerinden en az 65, doktora için ise 100 üzerinden en az 75 veya eşdeğeri genel not ortalamasına sahip olmak suretiyle başarıyla tamamlamış olan öğrenciler; başvurdukları programın güncel öğrenci kabul şartlarını da taşımaları kaydıyla yatay geçiş yoluyla kabul edilebilirler.</p>

<p>(2) Yatay geçiş kontenjanları, EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB önerisi üzerine EYK tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Öğrencinin programa kabulü ve intibakına, EABDB/EASDB tarafından oluşturulan Muafiyet ve İntibak Komisyonunun kararı ve EABDB/EASDB’nin önerisi alınarak EYK tarafından karar verilir.</p>

<p>(4) 2547 sayılı Kanunun; 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendine göre Enstitüde; 33 üncü maddesine göre Üniversitede araştırma görevlisi kadrosunda olup başka bir yükseköğretim kurumunda lisansüstü eğitim ve öğretim gören öğrenciler, başka herhangi bir şart aranmaksızın yatay geçiş yapabilirler.</p>

<p>(5) Tezli bir programdan tezsiz yüksek lisans programlarına veya tezsiz bir programdan tezli yüksek lisans programlarına geçiş, öğrencinin başvurusu, EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK kararı ile yapılabilir. Program geçişlerinde, ilgili program için öngörülen koşulları taşımak esastır.</p>

<p>(6) Yatay geçişlerle ilgili diğer hususlar, ilgili mevzuat hükümleri, YÖK kararları ve Senato tarafından belirlenen esaslara göre düzenlenir.</p>

<p><strong>Eğitimini yurt dışında tamamlayan öğrenciler </strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Lisans eğitimini yurt dışında tamamlayan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu adayların lisansüstü programlara başvurularında aşağıdaki koşulların da sağlanmış olması gerekir:</p>

<p>a) Eğitim ve öğretimin yabancı dille yapıldığı lisansüstü programlar dışındaki tüm programlara başvuran ve lisans eğitimini yurt dışında tamamlayan yabancı uyruklu adayların; Türkçe yeterlik sınavını yapmakla görevli resmi kuruluşların yaptığı sınavları C1 düzeyinde başarmaları gerekir.</p>

<p>b) Doktora veya sanatta yeterlik için Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu adayların, anadilleri dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan almaları gerekir.</p>

<p>c) Eğitimini yurt dışında tamamlayan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu adaylar 5 inci maddede belirtilen ALES taban puanına veya bu puana karşılık gösterilen ve eşdeğerliği kabul edilen uluslararası sınavların puanı ile başvuru yapar.</p>

<p>ç) Yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olan Türk vatandaşı ve yabancı uyruklu adayların lisansüstü programlara başvurularında, klinik uygulaması bulunan alanlar için YÖK tarafından düzenlenen diploma denklik belgesi; klinik uygulaması bulunmayan alanlar için ise mezun olunan yükseköğretim kurumunun YÖK tarafından tanındığına ilişkin belgenin ibrazı zorunludur. Bu konuda YÖK kararları ile diğer ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Bilim veya sanat dalına öğrenci alım sınavları için jürilerin belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Programlara öğrenci kabulü ile ilgili sınav jürileri; ilan edilen her program için EABDB/EASDB’nin önerisi üzerine EYK tarafından belirlenen üç asıl ve iki yedek üyeden oluşur.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara kesin kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Kayıt hakkı kazananlar, akademik takvimde belirtilen süre içinde istenilen belgelerle Enstitüye başvurarak kesin kayıtlarını yaptırmak zorundadır. Süresi içinde kesin kayıt yaptırmayan asıl adaylar kayıt hakkını kaybeder. Bu adayların yerine, başarı değerlendirme sırası esas alınarak ilan edilen yedek adaylar kayıt yaptırabilir. Kayıtlarda istenen belgelerin aslı veya noter tarafından onaylı örneği ya da aslını göstermek suretiyle Enstitü tarafından onaylanmış örneği kabul edilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Öğrenciler, akademik takvimde belirtilen süre içinde, o yarıyılda EABD/EASD kurul kararı ile EABD/EASD’de açılan dersler arasından OBS üzerinden derslerini seçip danışmanının onayı ile kaydını yenilemek zorundadır. Yeni kayıt yaptıran öğrenciler için sadece ders seçme işlemi yapılır.</p>

<p>(2) İlgili mevzuat hükümlerine göre katkı payını ödemeyen veya bu konudaki mazeretleri EYK tarafından kabul edilmeyen öğrencilerin kayıtları yenilenmez. Bu öğrencilere, öğrenci belgesi verilmez ve askerlik tecil işlemleri yapılmaz.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Lisansüstü Programlar, Öğretim Planları, Sınavlar, Değerlendirme, İntibak,</p>

<p>Kayıt Dondurma ve Kayıt Silme</p>

<p><strong>Lisansüstü programlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Lisansüstü eğitim; tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans, doktora ile sanatta yeterlik programlarından oluşur.</p>

<p>(2) Birinci öğretimde tezli yüksek lisans, tezsiz yüksek lisans, doktora ve sanatta yeterlik; ikinci öğretimde tezli yüksek lisans ve tezsiz yüksek lisans; uzaktan eğitimde ise tezsiz yüksek lisans programları yürütülür.</p>

<p>(3) Bir EABD/EASD bünyesinde lisansüstü programı; YÖK’ün belirlemiş olduğu lisansüstü program açma ölçütlerine uygun olmak koşuluyla EABD/EASD kurul kararı ile EABDB/EASDB’nin önerisi üzerine, EK’nin uygun görüşü, Senatonun kabul kararı ve YÖK’ün onayı ile açılır.</p>

<p>(4) Ana bilim veya ana sanat dalında o ana bilim veya ana sanat dalından farklı bir ad taşıyan bir başka enstitü ana bilim dalı veya lisansüstü programı açılabileceği gibi, disiplinler arası enstitü ana bilim dalı veya lisansüstü programlar da açılabilir. Aynı usulle yurt içindeki ve yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarıyla ortak lisansüstü eğitim ve öğretim programları da açılabilir. Bu programların uygulanmasına ilişkin esaslar Senato tarafından hazırlanır ve YÖK’ün onayına sunulur.</p>

<p>(5) YÖK kararı üzerine; öğretim elemanı ve öğrencilerin aynı mekânda bulunma zorunluluğu olmaksızın, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı olarak öğretim faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü lisansüstü uzaktan öğretim programları açılabilir. Uzaktan öğretim programlarının açılabileceği alanlar, uzaktan öğretim yoluyla verilecek dersler ve kredi ile AKTS kredi miktarları, ders materyallerinin hazırlanması, sınavlarının yapılma şekli ile uzaktan öğretime ilişkin diğer hususlarda YÖK tarafından belirlenen esaslar uygulanır.</p>

<p>(6) Senatonun onayı ve YÖK’ün kararıyla tezsiz yüksek lisans programları uzaktan öğretim yoluyla da yürütülebilir.</p>

<p><strong>Öğretim planları ve derslerin açılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) EABD veya EASD bünyesindeki lisansüstü öğretim planlarında, lisansüstü programdan mezun olunabilmesi için alınması gereken zorunlu veya seçmeli dersler, tez, seminer, dönem projesi ve benzeri çalışmaları ile bu çalışmalara karşılık gelen krediler belirtilir. Bu öğretim planları ve ders önerileri, EABD veya EASD kurul kararına dayalı olarak ilgili EABDB veya EASDB tarafından Enstitüye sunulur. EK görüşü alındıktan sonra Senato tarafından onaylanır.</p>

<p>(2) Öğretim planları çerçevesinde bir yarıyılda hangi lisansüstü derslerin açılacağı ve bu derslerin doktora veya eşdeğeri lisansüstü eğitim mezunu öğretim elemanlarından ya da 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılardan hangileri tarafından verileceği, EABD/EASD kurul kararı ile EABDB/EASDB’nin önerisi üzerine EYK tarafından belirlenir.</p>

<p>(3) Bir lisansüstü dersin ilgili yarıyılda açılabilmesi için o derse en az iki doktora veya en az iki yüksek lisans öğrencisinin kayıtlı olması zorunludur. Öğrenci sayısı şartının sağlanamadığı hâllerde; ilgili öğrencinin ders alamadığı ve dersin sonraki döneme ertelendiği takdirde kalan öğrenim süresinin mezuniyet için tanınan azami süreyi aşacak olması, ilgili dersin öğrencinin öğrenim süresi içinde tekrarının mümkün bulunmaması veya benzeri haklı ve geçerli bir gerekçenin varlığı hâlinde; EABDB/EASDB’nin gerekçeli talebi ve EYK’nin kararı ile söz konusu ders bir öğrenci ile de açılabilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü dersler, ulusal kredi sistemine ve AKTS’ye göre düzenlenir.</p>

<p>(5) Bir EABD/EASD’de açılması düşünülen yeni bir ders için dersi verecek öğretim üyesi, dersin içeriği ve gerekçesini içeren dilekçeyle EYK’nin belirlediği koşullara uygun olarak EABDB/EASDB’ye müracaat eder. Ders, EABD/EASD kurul kararı ile EABDB/EASDB’nin önerisi üzerine EK onayına sunulur. EK görüşü alındıktan sonra Senato tarafından onaylanır ve öğretim planlarına eklenir.</p>

<p>(6) Gerekli görüldüğünde ders vermek üzere ÜYK kararı ile Üniversite dışından da görevlendirme yapılabilir.</p>

<p><strong>Dersler</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Lisansüstü programdan mezun olunabilmesi için alınması gereken ve öğretim planlarında yer alan dersler şunlardır:</p>

<p>a) Zorunlu dersler; öğretim planında yer alan ve öğrencinin alıp başarması gereken derslerdir. Bilimsel araştırma teknikleri ile araştırma ve yayın etiği konularını içeren en az bir dersin lisansüstü eğitimi sırasında, aynı EABD/EASD’nin tezli yüksek lisans ve doktora programlarının en az birinde alınması zorunludur.</p>

<p>b) Seçmeli ders; eğitim-öğretim programında yer alan, asgari kredi ve AKTS yükünü tamamlamak üzere, danışmanının onayıyla öğrencinin kendi EABD/EASD içinden, Enstitü içindeki diğer lisansüstü programlardan veya diğer yükseköğretim kurumlarından seçebildiği, zorunlu statüsünde olmayan derslerdir. Seçmeli bir dersten başarısız olan öğrenci, aynı dersi tekrar alabileceği gibi yerine başka bir seçmeli dersi de seçebilir.</p>

<p>c) Seminer dersi; lisansüstü program öğrencisinin tez aşamasına geçmeden önce, tez danışmanı gözetiminde belirlenen bir konuda bilimsel araştırma, inceleme ve değerlendirme yapmasına dayanan; öğrenci tarafından sözlü sunum yapılarak uygulanan ve başarılı veya başarısız olarak tez danışmanı tarafından değerlendirilen bir derstir.</p>

<p>ç) Tez; tezli yüksek lisans, doktora veya sanatta yeterlik eğitiminin amacına yönelik olarak hazırlanan ve Senato tarafından belirlenen şekil ve usul şartlarına uygun olarak yazılan bilimsel bir çalışmadır. Tez danışmanı, tez çalışmalarını izleyebilmek amacıyla her öğrenci için haftada bir saat danışmanlık saati belirler. Danışmanlık saati, tez danışmanının ders yüküne dâhil edilir.</p>

<p>d) Uzmanlık alan dersi; tezli yüksek lisans ve doktora öğrencilerine; danışmanın çalıştığı bilimsel alandaki bilgi, görgü ve deneyimlerinin aktarılması, öğrencilere bilimsel etik ve çalışma disiplininin, güncel yayınları izleyebilme ve değerlendirebilme yeteneğinin kazandırılması, tez çalışmalarının bilimsel temellerinin oluşturulması ve yürütülmesi için uygulanacak olan bir derstir. Bu ders, danışmanlık yapılan öğrenci sayısına bakılmaksızın haftalık toplam sekiz saat olarak uygulanır ve her bir öğrenci için haftalık bir saat olan danışmanlık saatinden bağımsız olarak yürütülür.</p>

<p><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Öğrencilerin başarı notunun hesaplanmasında mutlak değerlendirme sistemi kullanılır. Öğrencilerin yarıyıl sonu başarı notu, aldıkları her ders için öğretim elemanı tarafından aşağıdaki harf notlarından biri ile değerlendirilir. Başarı harf notuna karşılık gelen puanlar aşağıdaki gibidir:</p>

<p><u>Başarı Notu</u> <u>Dörtlük Not</u> <u>Yüzlük Not Ağırlığı</u></p>

<p>AA 4,00 90-100</p>

<p>BA 3,50 85-89</p>

<p>BB 3,00 80-84</p>

<p>CB 2,50 75-79</p>

<p>CC 2,00 65-74</p>

<p>FF 0,00 00-64</p>

<p>(2) Birinci fıkradaki harfli başarı notlarının dışında kalan değerlendirmeler için aşağıdaki harfler kullanılır:</p>

<p>a) B: Başarılı.</p>

<p>b) K: Başarısız.</p>

<p>c) G: Öğrencinin girmediği sınav.</p>

<p>ç) MU: Muaf.</p>

<p>d) DZ: Devam koşulunu sağlayamayan öğrenciler.</p>

<p>e) DZ notu, FF notu ile eşdeğerdir.</p>

<p>f) DV: Devam eden çalışma.</p>

<p>(3) Bir dersten başarılı sayılabilmek için tezli ve tezsiz yüksek lisansta en az (CC), doktora ve sanatta yeterlik programında ise en az (CB) almak gerekir.</p>

<p>(4) AGNO’nun yükseltilmesi amacıyla tekrar edilen derslerde alınan son not geçerlidir.</p>

<p>(5) Tez çalışması, seminer ve dönem projesi, uzmanlık alan dersi ve uygulamalı teknik öğretilen dersler kredisiz olup başarılı (B) ya da başarısız (K) olarak değerlendirilir ve not ortalamasına katılmaz.</p>

<p>(6) Mezun olabilmek için AGNO’nun, tezli ve tezsiz yüksek lisans programlarında en az 2,00; doktora ve sanatta yeterlik programlarında ise en az 2,50 olması gerekir.</p>

<p>(7) Sınav sonuçları, dersin öğretim üyelerince sınav tarihini izleyen en geç on iş günü içinde sisteme girilerek ilan edilir. Sınav evrakları ilgili öğretim elemanı tarafından iki yıl boyunca saklanır.</p>

<p><strong>Derste başarılı olma koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Ders içeriği, işlenecek konular, kaynakça, öğretim yöntem ve teknikleri, vize, ödev, sunum, proje ve benzeri sınav veya yarıyıl içi çalışmaları ile yarıyıl sonu sınavının yapılıp yapılmayacağı; yapılacak çalışma ve sınavların dersin başarı notuna katkı oranları, dersi veren öğretim elemanı tarafından ders bilgi formunda belirtilir ve yarıyıl başında öğrencilere duyurulur. Yarıyıl sonu sınavı veya sınav yerine geçecek çalışmanın dersin başarı notuna katkısı %30’dan az olamaz.</p>

<p>(2) Öğrencilerin başarısız oldukları dersleri tekrar ederek veya yerine başka bir ders alarak sınavlarında başarılı olmaları hâlinde, önceki başarısız notları transkriptlerinde yer almaz.</p>

<p>(3) Bir seçmeli dersten başarısız olunması hâlinde, yerine başka bir seçmeli ders seçilebilir.</p>

<p>(4) Öğrencinin başarısız olduğu kredili dersleri tekrar etmesine, tekrar edilen derslerde devam yükümlülüğüne ve başarı şartına ilişkin usul ve esaslar aşağıdaki şekilde uygulanır:</p>

<p>a) Zorunlu bir dersten FF notu alan öğrenci, dersi ilk aldığı yarıyılda devam koşulunu yerine getirmiş olması kaydıyla, bu dersi tekrar aldığında derse devam etmek zorunda değildir. Öğrenci, sınavlara girerek kayıtlı olduğu program için öngörülen asgari başarı notunu almakla yükümlüdür. Bu ders için önceki yarıyıllarda alınan notlar geçersizdir.</p>

<p>b) Zorunlu bir dersten DZ notu alan öğrenci, bu dersi tekrar aldığında devam koşulunu yeniden yerine getirmek zorundadır.</p>

<p>c) Seçmeli bir dersten FF notu alan öğrenci, aynı seçmeli dersi tekrar aldığında, dersi ilk aldığı yarıyılda devam koşulunu yerine getirmiş olması kaydıyla, derse devam etmek zorunda değildir. Öğrenci, sınavlara girerek kayıtlı olduğu program için öngörülen asgari başarı notunu almakla yükümlüdür.</p>

<p>ç) Seçmeli bir dersten DZ notu alan öğrenci, aynı dersi tekrar aldığında devam koşulunu yeniden yerine getirmek zorundadır.</p>

<p>d) Seçmeli bir dersten FF veya DZ notu alan öğrenci, başarısız olduğu seçmeli ders yerine mezuniyet için gerekli kredi yükünü tamamlamak amacıyla başka bir seçmeli ders aldığında, bu dersin devam koşulunu yerine getirmek zorundadır.</p>

<p><strong>Derse devam</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Öğrencilerin derslere ve uygulamalara %70 oranında devam etmesi zorunludur. Devam durumu, ilgili öğretim elemanı tarafından izlenir ve değerlendirilir.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yarıyıl içi çalışma ve sınavlara geçerli mazeretleri sebebiyle giremeyen öğrenci, çalışma ya da sınav haftası bitimini takip eden yedi gün içinde Enstitüye başvurabilir. EYK tarafından başvurusu kabul edilen öğrencinin mazeret sınavı EABDB/EASDB’nin belirlediği tarihte yapılır.</p>

<p>(2) Mazeret sınavı aşağıdaki hâllerde uygulanır:</p>

<p>a) Öğrencinin, tam teşekküllü bir sağlık kurumu veya kuruluşu tarafından düzenlenmiş sağlık raporu ile belgelenmiş mazeretinin ortaya çıkması.</p>

<p>b) Öğrencinin anne, baba, kardeş, eş, çocuk ve benzeri yakınlarından birinin sınava girmesini engelleyecek bir tarihte vefatı ile ilgili belgenin sunulması.</p>

<p>c) Trafik kazası, yangın, sel, deprem, yıkım gibi beklenmeyen durumların ortaya çıkması hâlinde resmî makamlardan alınan belgenin ibrazı.</p>

<p>ç) Gözaltı veya tutukluluk hâlinde resmî makamlardan alınan belgenin ibrazı.</p>

<p>d) EYK tarafından kabul edilen diğer mazeretlerin ortaya çıkması.</p>

<p>(3) Öğrenci sağlık raporu sunduğu günlerde sınavlara ve çalışmalara giremez; girdiği sınav ve çalışmalar geçersiz sayılır.</p>

<p><strong>Sınav notuna itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Öğrenci, bir dersin başarı notuna, sonuçların ilan edildiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içerisinde Enstitüye vereceği yazılı dilekçe ile maddi hata yönünden itirazda bulunabilir. Enstitü, başvuruyu EABDB/EASDB’ye iletir. EABDB veya EASDB, itiraz dilekçesini ilgili öğretim elemanına gönderir. Dersin sorumlusu olan öğretim elemanı, öğrencinin başarı notunu maddi hata yönünden yeniden inceler ve sonucu, dilekçenin öğretim elemanına bildirildiği tarihten itibaren en geç beş iş günü içerisinde EABDB/EASDB’ye bildirir. İtirazın değerlendirme sonucu, EABDB/EASDB tarafından Enstitüye iletilir ve EYK tarafından karara bağlanır. Belirtilen sürede yapılmayan itirazlar işleme alınmaz.</p>

<p>(2) Yarıyıl sonu sınavlarından sonra verilen notlara ilişkin maddi hataların en geç bir ay içinde düzeltilmiş olması gerekir.</p>

<p><strong>Muafiyet ve intibak </strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Lisansüstü eğitime kayıt olan öğrencilerin; özel öğrencilik, yatay geçiş, değişim programı öğrenciliği ve daha önceki lisansüstü eğitimlerinde alıp başarılı oldukları dersler için muafiyet veya muafiyet sınavı sonucunda bir veya daha fazla dersten muaf olma koşullarına ilişkin talepleri, EABDB/EASDB’nin oluşturduğu Muafiyet ve İntibak Komisyonunun değerlendirmesi üzerine EABDB/EASDB’nin önerisi ile EYK tarafından karara bağlanır ve intibakı yapılır.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Öğrenciler belgelemek koşuluyla; sağlık, doğal afet, tutukluluk, mahkûmiyet, askerlik, ailevi ve ekonomik nedenler ile EYK tarafından kabul gören öğrencilerin haklı ve geçerli bir mazerete dayanan diğer mazeretlerinin ortaya çıkması nedenleriyle, kayıt dondurma için başvuru yapabilir. Kayıt dondurma talebi, öğrencinin gerekçesini, danışmanının görüşünü ve kayıtlı olduğu EABDB/EASDB’nin görüşünü içeren Kayıt Dondurma İstek Formu ve ekli belgelerle birlikte EABDB/EASDB aracılığıyla Enstitüye iletilir. Azami öğrenim süresi sonunda mezuniyet koşullarını sağlamayan öğrenciler, kayıt dondurma talebinde bulunamazlar.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlarda bir defada en çok iki yarıyıl, toplamda ise en çok dört yarıyıl süreyle kayıt dondurulabilir; ancak uzun süreli rahatsızlık ve tedavi süreci devam eden öğrenciler ile hükümlü öğrencilerin durumu, sunulacak resmî belgeler ışığında EYK tarafından değerlendirilerek, azami öğrenim süresinden sayılmamak kaydıyla dört yarıyılı aşacak şekilde kayıt dondurulmasına karar verilebilir.</p>

<p>(3) Kaydını donduran öğrenci, ilgili yarıyıl/yarıyıllarda öğrenimine devam edemez, yarıyıl sonu sınavlarına giremez ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p>(4) Kayıt dondurma süresini tamamlamadan Üniversiteye dönmek isteyen öğrenciler dönmek istedikleri yarıyılın ders kayıtları başlamadan önce gerekçeli bir dilekçeyle Enstitüye başvurabilirler.</p>

<p>(5) Kayıt dondurma süreleri azami öğrenim süresinden sayılmaz.</p>

<p><strong>Kayıt silme</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Bir öğrencinin aşağıdaki durumlarda EYK kararıyla kaydı silinir ve ödemiş olduğu katkı payı ve öğrenim giderleri iade edilmez:</p>

<p>a) Kendi isteği ile kaydını sildirmek istediğini yazılı olarak beyan etmek.</p>

<p>b) 2547 sayılı Kanun hükümlerine göre yükseköğretim kurumundan çıkarma cezası almış olmak.</p>

<p>c) İlgili mevzuatta belirlenen başarısızlık durumlarının ortaya çıkması veya azami sürelerin aşılması.</p>

<p>(2) Kaydı silinen öğrencinin durumu ilgili birim ve kurumlara bildirilir.</p>

<p><strong>Öğretim dili</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Lisansüstü öğretim, Türkçenin yanında, kısmen veya tamamen bir yabancı dilde de yapılabilir. Kısmen bir yabancı dilde yürütülen programlarda öğrenciler, mezuniyet için gerekli toplam kredinin en az %30’unu ilgili yabancı dilde verilen derslerden almak zorundadır.</p>

<p>(2) Lisansüstü öğretimin Türkçe yapıldığı programlarda tez, asgari 1000 kelime olmak üzere geniş bir Türkçe özet verilmek kaydıyla İngilizce de yazılabilir. Eğitim ve öğretimin kısmen bir yabancı dilde yapıldığı programlarda tez Türkçe yazılabileceği gibi asgari 1000 kelime olmak üzere geniş bir Türkçe özet verilmek kaydıyla ilgili yabancı dilde de yazılabilir. Eğitim ve öğretimin tamamen yabancı dilde yapıldığı programlarda ise tez yazım dili, ilgili programın öğretim dilidir.</p>

<p>(3) Ders, uygulama ve sınavların yabancı dilde yapılabilmesi için ilgili öğretim üyelerinin, 23/3/2016 tarihli ve 29662 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Yükseköğretim Kurumlarında Yabancı Dil Öğretimi ve Yabancı Dille Öğretim Yapılmasında Uyulacak Esaslara İlişkin Yönetmelik hükümlerinde belirtilen şartları taşıması gerekir.</p>

<p><strong>Tez çalışması</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Tez çalışmasının yazımı ve çoğaltılması ile ilgili hususlar, Enstitü tarafından hazırlanıp Senato tarafından onaylanan tez yazım kılavuzunda belirtilir.</p>

<p><strong>Danışman </strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) İlgili lisansüstü eğitim programı bakımından tez danışmanının atanmasına ilişkin şartlar 30 uncu, 36 ncı ve 40 ıncı maddelerdeki esaslara göre belirlenir.</p>

<p>(2) EABDB/EASDB, öğrencilerin tercihlerini ve ilgili öğretim üyelerinin görüşlerini dikkate alarak danışman önerilerini EABD/EASD kurul kararı ile birlikte en geç birinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye gönderir. Danışman ataması, EYK kararıyla kesinleşir. Danışman önerisinin uygun görülmemesi veya önerinin zamanında yapılmaması halinde, EYK tarafından EABD/EASD kurulundan yeni danışman önermesini isteyebilir. EABD/EASD kurulunun yeni öneride bulunmaması veya önerinin uygun görülmemesi halinde EYK doğrudan danışman atayabilir.</p>

<p>(3) 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi kapsamında kısmi zamanlı olarak görevlendirilen en az doktora derecesine sahip araştırmacılar da tez danışmanı olarak seçilebilir. Ancak bu kişilerin tez danışmanı olarak görevlendirilebilmesi için öğrencinin talebi, ilgili araştırmacının yazılı muvafakati ve EYK’nin kararı şarttır.</p>

<p>(4) Üniversitede belirlenen niteliklere sahip öğretim üyesi bulunmaması hâlinde Senatonun belirlediği ilkeler çerçevesinde EYK tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan öğretim üyesi tez danışmanı olarak seçilebilir.</p>

<p>(5) Tez danışmanı, öğrencinin alacağı derslerin seçimi, onaylanması ve tez çalışması ile ilgili konularda rehberlik eder. Tez danışmanı atanıncaya kadar bu görevi EABDB/EASDB yürütür.</p>

<p>(6) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite kadrosundan veya kadrosu dışından da en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir. Bu atama, tez danışmanının talebi ve EABDB/EASDB’nin önerisi dikkate alınarak EYK kararı ile yapılır.</p>

<p>(7) Öğretim üyelerinin atanabileceği en fazla danışmanlık sayısının tespitinde YÖK tarafından belirlenen koşullar esas alınır.</p>

<p>(8) Danışmanı atanan öğrenci, tez danışmanı tarafından açılan uzmanlık alan dersine de kayıt yaptırır. Tez danışmanı, EYK tarafından atandığı tarihten itibaren her yarıyıl ve yaz döneminde tez danışmanı olduğu öğrenciler için, tüm diğer akademik ve idari yük ve görevlerine ek olarak uzmanlık alan dersi açabilir. Her öğrenci, açılan uzmanlık alan dersini almakla yükümlüdür. Uzmanlık alan dersine ilişkin ilkeler, EK tarafından kararlaştırılır ve EYK tarafından uygulanır.</p>

<p>(9) Tez danışmanı değişikliği; öğrencinin veya tez danışmanının EABDB/EASDB’ye gerekçeli başvurusu, bunun üzerine EABD/EASD kurul kararıyla birlikte EABDB/EASDB’nin Enstitüye önerisi ve EYK kararı ile gerçekleşir.</p>

<p>(10) Öğrencinin veya mevcut danışmanın talep ettiği danışman değişikliği başvuruları, EABDB/EASDB tarafından en geç üç iş günü içinde EABD/EASD kurul gündemine alınır; değişiklik talebi gerekçesiz reddedilemez.</p>

<p>(11) Tez danışmanı değişikliği taleplerinde; öğrencinin, yeni danışmanın, mevcut danışmanın ve EABDB/EASDB’nin imzasının bulunduğu Danışman Değişikliği Formu’nun ibrazı zorunludur. Danışman adayının bu formda öğrencinin danışmanlığını kabul ettiğine dair onayı aranır.</p>

<p>(12) Tez danışmanlığını sürdürürken yurt dışına uzun süreli görevlendirilmiş öğretim üyesinin tez danışmanlığı altı aydan sonra sona erer. Öğrenci veya tez danışmanının talebi hâlinde tez danışmanı değişikliği altı aydan önce de yapılabilir.</p>

<p>(13) İstifa eden, altı aydan fazla süreyle Üniversite dışında başka bir kurumda görevlendirilen veya kadrosuyla geçen öğretim üyesinin tez danışmanlığı, kendiliğinden sona erer. Ancak tez dönemindeki öğrencinin ve danışmanın birlikte talebi hâlinde, en geç bir ay içinde başvurulması koşuluyla, yüksek lisans öğrencileri için üç aya kadar, doktora öğrencileri için altı aya kadar EYK kararıyla danışmanlık görevi uzatılabilir.</p>

<p>(14) Üniversiteler arasında yer değiştiren, üniversitelerin üst kurullarında veya bilimsel araştırma kurumlarında görevlendirilen ya da emekliye ayrılan öğretim üyelerinin danışmanlıkları, ayrıldıkları tarihten itibaren bir ay içinde yazılı başvurularını yapmaları hâlinde, danışmanlığındaki öğrenci mezun oluncaya ya da öğrenciliği sona erinceye kadar devam edebilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Tezli Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programının niteliği ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programı, öğrencinin bilimsel araştırma yöntemlerini kullanarak bilgilere erişme, bilgiyi derleme, yorumlama ve değerlendirme yeteneği kazanmasını sağlar.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans programı, ilgili programın eğitim-öğretiminin azami süresi içerisinde tamamlanmak üzere, derslerin toplam 21 ulusal krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Tez çalışması kredisiz olup yeterli veya yetersiz olarak değerlendirilir. Sanatla ilgili programlarda ayrıca uygulama çalışması da aranır. Öğrenci, en geç tez önerisinin EYK tarafından kabul edilmesini izleyen dönemden itibaren her yarıyıl tez çalışması için kayıt yenilemek zorundadır.</p>

<p>(3) Öğrenci, tez danışmanının onayı ile kayıtlı bulunduğu EABD/EASD içinden ders alabileceği gibi aynı Enstitü bünyesindeki farklı EABD/EASD tarafından açılan lisansüstü dersleri ya da diğer yükseköğretim kurumlarındaki lisansüstü dersleri programın eğitim diline bakılmaksızın alabilir.</p>

<p>(4) Öğrencinin kayıtlı bulunduğu EABD/EASD dışından aldığı derslerin toplam kredisi 30 AKTS’yi aşamaz.</p>

<p>(5) Öğrencinin alacağı derslerin en çok ikisi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla, lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçilebilir. Bu derslere ait başarı durumu 17 nci maddede belirtilen not değerlendirme sistemine göre değerlendirilir.</p>

<p>(6) Öğrenci tamamlamış olduğu lisans ve lisansüstü programlarda önceden aldığı dersleri tekrar alamaz.</p>

<p>(7) Senato tarafından ikinci öğretim tezsiz yüksek lisans ve ikinci öğretim tezli yüksek lisans programları için belirlenen ders ücretini ödemek kaydıyla ikinci öğretimden de ders alınabilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, öğrencinin kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yenileyip yenilemediğine bakılmaksızın dört yarıyıl olup, program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencinin mezuniyet için AGNO’sunun en az 2,00 olması; 21 krediden az olmamak koşuluyla en az 7 dersi, seminer dersini ve tez çalışmasını başarıyla tamamlamış olması gerekir. Öğrenci, AGNO şartını sağlayıncaya kadar başarısız olduğu dersi tekrar etmek veya yeni ders almakla yükümlüdür. Kredili derslerini, seminer dersini ve tez çalışmasını başarı ile tamamlamış ve AGNO’su en az 2,00 olan öğrenciler daha kısa sürede mezun olabilirler.</p>

<p>(4) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde Üniversitenin öngördüğü başarı koşullarını yerine getiremeyen; azami süreler içerisinde tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Danışman atanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) EABDB/EASDB, her bir öğrenci için öğrencinin tez danışmanı tercihini ve tercih edilen öğretim üyesinin onayını içeren yazılı başvuruyu esas alarak danışman belirleme sürecini yürütür. Öğrenci, danışman belirleme sürecinin başlatılması amacıyla Danışman Tercih Formunu doldurarak EABDB/EASDB’ye teslim eder. Bu formda en az üç farklı öğretim üyesine yer verilmesi zorunludur.</p>

<p>(2) EABD/EASD kurulu, öğrencinin bilimsel faaliyetlerini, çalışmak istediği alanı, danışman tercihlerini, tercih edilen öğretim üyelerinin onayını ve EABD/EASD’deki öğretim üyelerinin danışmanlık yüklerini birlikte değerlendirerek bir tez danışmanı belirler. Belirlenen öğretim üyesine ilişkin Danışman Öneri Formu düzenlenir. EABD/EASD kurul kararı, ekinde Danışman Tercih Formu ve Danışman Öneri Formu bulunacak şekilde EABDB/EASDB tarafından üst yazı ile Enstitüye iletilir.</p>

<p>(3) Tez danışmanı, öncelikle EABD/EASD’de; gerekli görülen hâllerde ise uzmanlık alanı dikkate alınarak Üniversite kadrosunda tam zamanlı görev yapan ve en az iki yarıyıl boyunca bir yüksek lisans programında ders vermiş öğretim üyeleri arasından seçilir ve en geç birinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir ve Tez danışmanı, EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p><strong>Tez konusu </strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında, öğrencinin tez danışmanıyla beraber belirlediği ve EABDB/EASDB’nin onayladığı tez konusunu en geç ikinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir ve EYK’nin onayı ile kesinleşir.</p>

<p>(2) EABDB/EASDB tarafından tez danışmanının onayını taşıyan tez konusu veya başlık değişikliği formu Enstitüye önerilir ve EYK kararı ile kesinleşir. Tez konusu belirlendikten veya değiştirildikten sonra iki yarıyıl sonunda tez savunma sınavına girilebilir.</p>

<p>(3) Tez savunma sınavı sırasında tez adı değişikliği önerilmesi hâlinde, değişiklik önerisi raporda belirtilir. Tez adı değişikliği EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin sonuçlanması </strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programında eğitim alan bir öğrenci, tez çalışması kapsamında yaptığı araştırma ile elde ettiği sonuçları Senato tarafından belirlenen yazım kurallarına uygun biçimde yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur. Tezin ilgili yazım kılavuzuna uygunluğundan öğrenci ve tez danışmanı birinci derecede sorumludur.</p>

<p>(2) Öğrenci, tez çalışmasını tamamlayarak ve düzeltme verilen tezlerde düzeltmelerini de tamamlayarak, tez metnini tez savunmasından önce tez danışmanına sunar. Tez danışmanı, teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte imzaladığı intihal yazılım programı raporunu Enstitüye teslim eder. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti hâlinde, gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir. İntihal yazılım programı raporunun hangi kriterlere göre değerlendirileceğine EYK karar verir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans tez jürisi, sınav tarihi, sınav yeri ve sınav saati sınavdan en az otuz gün önce, tez danışmanı ve EABDB/EASDB’nin önerisine istinaden EYK’nin onayı ile jüri üyelerinin uzmanlık alanları göz önünde bulundurularak belirlenir. Jüri, biri öğrencinin tez danışmanı ve en az biri başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere üç veya beş asıl, en az biri Üniversite dışından olmak üzere iki yedek öğretim üyesinden oluşur. Jürinin üç kişiden oluşması durumunda ikinci tez danışmanı jüri üyesi olamaz.</p>

<p>(4) Oluşturulan yüksek lisans tez jürisinde, İzmir ili dışındaki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen en az bir öğretim üyesinin bulunması hâlinde; tez savunma sınavı, EYK kararı ile telekonferans veya çevrimiçi yöntemlerle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(5) Tez savunma sınavına mazereti nedeniyle katılamayacak olan asıl üye veya üyeler, bu durumu sınav tarihinden önce tez danışmanına bildirir. Bu hâlde tez danışmanı, Enstitü tarafından daha önce EYK ile belirlenmiş olan yedek üye veya üyelerin sınava katılımını sağlayarak jürinin usulüne uygun şekilde tamamlanması için gerekli tedbirleri alır. Jüri toplantıları danışman olmadan veya eksik üyeyle gerçekleştirilemez.</p>

<p>(6) Tez sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Jüri üyeleri, aralarından birini başkan seçer. Tez sınavı en çok 90 dakikadır. Güzel sanatlar, müzik ve sahne sanatları alanları için süre sınırlaması yoktur. Tez sınavı, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık ortamlarda gerçekleştirilir.</p>

<p>(7) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri tez hakkında salt çoğunlukla kabul, ret veya düzeltme kararı verir.</p>

<p>(8) Tez savunma sınavı sonrası karar ve jüri üyelerinin ıslak imzasını içeren raporlar, EABDB/EASDB aracılığıyla sınavı izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(9) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(10) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci, sınav tarihinden itibaren en geç üç ay içinde düzeltmeleri yaparak tezi aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak tezi kabul edilmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(11) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması hâlinde, aynı EABD/EASD bünyesinde tezsiz olarak yürütülen programın mevcut olması durumunda, programın ders kredi yükü ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olmak kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Diploma</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, öğrenci yüksek lisans tezinin ciltlenmiş basılı en az iki nüshasını ve EYK tarafından belirtilen formatta, CD, flaş bellek ve benzeri iki dijital kopyasını tez savunma sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye teslim eder.</p>

<p>(2) EYK, başvuru üzerine tez teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir.</p>

<p>(3) Tezin ciltli basılı ve dijital nüshaları Enstitüye teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir hafta içinde, tez yazım kılavuzuna uygunluğu şekil yönünden incelenmek üzere tez Mezuniyet Komisyonuna sevk edilir. Mezuniyet Komisyonu, ilgili tezi, gönderilmesinden itibaren en geç otuz gün içinde inceleyerek değerlendirmesini tamamlar. Sonucunu Enstitüye bildirir.</p>

<p>(4) Mezuniyet Komisyonu tarafından yapılan inceleme sonucunda şekil yönünden uygun bulunmayan tezler, gerekli düzeltmelerin yapılması amacıyla ilgili öğrenciye iade edilir. Öğrenci, Mezuniyet Komisyonu tarafından önerilen değişiklikleri, iade tarihinden itibaren en geç bir hafta içinde tamamlayarak tezin basılı ve dijital kopyalarını yeniden Enstitüye sunmakla yükümlüdür. Yeniden sunulan tezin ikinci incelemesi, Mezuniyet Komisyonu tarafından, tezin gönderilmesinden itibaren en geç bir ay içinde sonuçlandırılır ve karar Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(5) Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami öğrenim süresinin dolması hâlinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Mezuniyet Komisyonu tarafından yapılan inceleme sonrası tezin şekil yönünden uygun bulunması hâlinde, öğrencinin mezuniyeti EYK kararıyla kabul edilir ve mezuniyet işlemi bu kararla kesinlik kazanır. Mezuniyet işlemleri kesinleşen öğrencinin yüksek lisans diplomasının basılarak düzenlenmesi amacıyla, Enstitü tarafından ilgili EYK kararı Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına iletilir.</p>

<p>(7) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi; tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(8) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Tezsiz Yüksek Lisans Programı</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programının niteliği ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak, mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans programı; ilgili programın eğitim-öğretiminin azami süresi içerisinde tamamlanmak üzere, toplam 30 krediden az olmamak koşuluyla EABDB/EASDB’nin öngördüğü en az on ders ile dönem projesi dersi olmak üzere en az 60 AKTS’den oluşur. Dönem projesi dersi kredisizdir. Yazılı rapor hâline getirilmiş dönem projesini danışmanına teslim etmek zorundadır. Sunulan rapor veya proje, danışman tarafından başarılı veya başarısız olarak değerlendirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üç tanesi, lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması kaydıyla lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programı; birinci öğretim, ikinci öğretim veya uzaktan öğretim programı şeklinde yürütülebilir. Tezsiz yüksek lisans uzaktan öğretim programlarına ilişkin esaslar, Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programına devam edenlerin bir tezli yüksek lisans programına geçiş yapabilmesi için, bu programa ilgili yılda öğrenci alınmış olması gerekir.</p>

<p>(6) Tezsiz yüksek lisans programına devam edenler, tezli yüksek lisans programı için belirlenmiş olan asgari şartları yerine getirmek kaydıyla, aynı EABD/EASD’de tezli yüksek lisans programının bulunması durumunda tezli yüksek lisans programına yatay geçiş yapabilirler. Bu durumda tezsiz yüksek lisans programında alınan dersler, Muafiyet ve İntibak Komisyonu kararı ve EABDB/EASDB’nin önerisi üzerine EYK’nin kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl, en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(2) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencinin mezuniyet için dersleri başarılı bir not ile geçmesi, gerekli kredileri sağlaması, AGNO’sunun en az 2,00 olması ve dönem projesi dersini başarıyla tamamlamış olması gerekir. Öğrenci, AGNO şartını sağlayana kadar, azamî öğrenim süresi içinde başarısız olduğu dersi tekrar etmek veya yeni ders almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Danışman atanması </strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) EABDB/EASDB tarafından, her öğrenci için ders seçiminde ve dönem projesinin yürütülmesinde danışmanlık yapacak bir öğretim üyesi veya doktora derecesine sahip bir öğretim görevlisi en geç birinci yarıyılın sonuna kadar Enstitüye önerilir ve tez danışmanı, EYK onayı ile kesinleşir.</p>

<p><strong>Diploma</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Kredili derslerini ve yazılı rapor hâline getirilmiş dönem projesini başarıyla tamamlayan öğrenciye tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Mezuniyet süreci; öğrencinin danışmanı tarafından, derslerin ve dönem projesinin başarıyla tamamlandığının EABDB/EASDB’ye yazılı olarak bildirilmesiyle başlar. EABDB/EASDB, söz konusu bildirimi bir üst yazı ile Enstitüye iletir. Mezuniyet işlemi, EYK kararı ile kesinlik kazanır. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Doktora programının niteliği ve kapsamı</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Doktora programı, öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel problemleri, verileri geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli becerileri kazandırır.</p>

<p>(2) Doktora programı, ilgili programın eğitim-öğretiminin azami süresi içerisinde tamamlanmak üzere, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam 21 ulusal kredi ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programı, ilgili programın eğitim-öğretiminin azami süresi içerisinde tamamlanmak üzere, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için ise en az 42 kredilik on dört ders, seminer, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur. Talep edilmesi hâlinde, on dört dersten en fazla yedisi yüksek lisans dersi olabilir.</p>

<p>(4) Öğrenci, danışmanın onayı ile kayıtlı bulunduğu EABD/EASD içinden ders alabilir. EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK’nin onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilen derslerden; doktora programına yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler en fazla iki, lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler ise en fazla dört ders seçebilir. Bu derslere ait başarı durumu, 17 nci maddede belirtilen not değerlendirme sistemine göre değerlendirilir. Öğrenci, önceki lisansüstü eğitiminde aldığı dersleri tekrar alamaz. EABD dışından veya diğer yükseköğretim kurumlarından alınan derslerin AKTS kredisi; doktoraya yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için 30 AKTS, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için 60 AKTS kredisini geçemez.</p>

<p>(5) Lisans dersleri, ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Doktora programı; bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yenileyip yenilemediğine bakılmaksızın tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi; tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya en az 2,50 genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden kredili derslerini veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara ya da doktora tezinde başarılı olamayanlara, tezsiz yüksek lisans programı olması durumunda, tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla, Enstitü ile ilişikleri kesilmeden önce talepleri hâlinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora tez danışmanı atanması </strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) EABDB/EASDB, her bir öğrenci için öğrencinin bilimsel faaliyetleri, çalışmak istediği alan, tez danışmanı tercihi ve tercih edilen öğretim üyesinin onayını içeren yazılı başvuruyu esas alarak danışman belirleme sürecini yürütür. Öğrenci, danışman belirleme sürecinin başlatılması amacıyla Danışman Tercih Formunu doldurarak ilgili EABDB/EASDB’ye teslim eder. Bu formda en az üç farklı öğretim üyesine yer verilmesi zorunludur.</p>

<p>(2) EABD/EASD kurulu, öğrencinin bilimsel faaliyetlerini, çalışmak istediği alanı, danışman tercihlerini, tercih edilen öğretim üyelerinin onayını ve EABD/EASD’deki öğretim üyelerinin danışmanlık yüklerini birlikte değerlendirerek bir tez danışmanı belirler. Belirlenen öğretim üyesine ilişkin Danışman Öneri Formu düzenlenir. EABD/EASD kurul kararı, ekinde Danışman Tercih Formu ve Danışman Öneri Formu bulunacak şekilde EABDB/EASDB tarafından üst yazı ile Enstitüye iletilir.</p>

<p>(3) Tez danışmanı, öncelikle EABD/EASD’de; gerekli görülen hâllerde ise uzmanlık alanı dikkate alınarak Üniversite kadrosunda tam zamanlı görevli en az iki yarıyıl boyunca tezli yüksek lisans programında ders vermiş ve danışmanlığında en az bir yüksek lisans tezi tamamlanmış öğretim üyeleri arasından seçilir ve en geç birinci yarıyılın sonuna kadar EYK’ye önerilir. Tez danışmanı, EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(4) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda, uzmanlık alanı, tez konusu veya yöntemi ile ilgili olan ve bu alanda çalışmaları bulunan ikinci tez danışmanı atanabilir. Tez danışmanının ve EABDB/EASDB’nin ikinci tez danışmanı atanmasına ilişkin gerekçeli önerisi ve EYK kararı ile ikinci tez danışmanı atanır. İkinci tez danışmanı, Üniversite kadrosundan veya Üniversite kadrosu dışından en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir.</p>

<p>(5) Öğrencinin alacağı derslerin belirlenmesi ve kayıt işlemleri, tez danışmanı tarafından veya tez danışmanı belirlenmeyen öğrenciler için EABDB/EASDB tarafından yürütülür. Ders kayıtları, tez danışmanının veya yokluğunda EABDB/EASDB’nin onayı ile kesinlik kazanır.</p>

<p>(6) Doktora tez danışmanı değişikliği işlemleri, 27 nci madde hükümleri çerçevesinde yürütülür. Danışman değişikliği yapılması durumunda tez konusunun değişmesi zorunlu olmayıp bu husus öğrenci ile yeni atanan danışmanın ortak kararına bağlıdır. Ancak danışman değişikliği öncesinde tez izleme komitesinin en az üç kez toplanmış olması ve danışman değişikliğine rağmen tez konusunun değişmemesi hâlinde; fikri mülkiyet haklarının korunması amacıyla, ayrılan danışmanın mevcut tez konusunun devamına yönelik yazılı onayı ile herhangi bir hak talebinde bulunmadığına dair beyanı alınır. Söz konusu yazılı beyan, EABDB/EASDB aracılığıyla Enstitüye iletilir ve EYK kararı ile onaylanır. Danışmanı değişen öğrenci, ilgili programın asgari tez izleme komitesi toplantı sayısını tamamlamış olsa dahi, mezuniyet aşamasına gelebilmesi için yeni atanan danışmanı ile en az bir kez tez izleme komitesi toplantısı yapmakla yükümlüdür.</p>

<p>(7) Danışmanlıktan ayrılan öğretim üyesinin mevcut tez konusunun devamına yönelik yazılı onay vermemesi veya fikri mülkiyet hakkı iddiasında bulunması hâlinde, öğrenci tez konusunu değiştirmek zorundadır. Tez konusunun değiştirilmesi sebebiyle öğrencinin kalan azami süresinin yetersiz olduğunun değerlendirilmesi durumunda, azami sürenin uzatılıp uzatılmamasına ilişkin esaslar Senato tarafından karara bağlanır.</p>

<p><strong>Doktora yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavı, derslerini ve seminerini tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçüldüğü sınavdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Öğrenci, her yarıyılda en fazla bir kez olmak üzere, bir eğitim-öğretim yılında toplamda en çok iki kez yeterlik sınavına girebilir.</p>

<p>(3) Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler en erken üçüncü, en geç beşinci yarıyılın; lisans derecesi ile kabul edilen öğrenciler ise en erken beşinci, en geç yedinci yarıyılın sonunda yeterlik sınavına girmek üzere başvurmak zorundadır. Başvurmayan ya da başvurmuş olmasına rağmen yeterlik sınavına girmeyen öğrenci, birinci yeterlik sınavından başarısız sayılır.</p>

<p>(4) Yeterlik sınavları, danışmanın yazısı ile başlayan süreçte EABDB/EASDB tarafından önerilen ve EYK tarafından onaylanan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür. Doktora yeterlik komitesinin görev süresi üç yıl olup komite üyeleri bir sonraki dönemde tekrar görevlendirilebilir. Belirtilen süreler içinde, öğretim üyesinin komite üyeliğinden ayrılmak istemesi veya anabilim dalından ayrılması durumunda yeterlik komitesinde değişiklik yapılabilir.</p>

<p>(5) Doktora yeterlik komitesi tarafından, farklı alanlardaki sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla uzmanlık alanları dikkate alınarak önerilen doktora yeterlik sınav jürisi, en az ikisi başka yükseköğretim kurumundan olmak üzere danışman dâhil beş asıl ve biri başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere iki yedek öğretim üyesinden oluşur.</p>

<p>(6) Doktora yeterlik komitesi tarafından önerilen doktora yeterlik sınav jürisi, EABDB/EASDB üst yazısı ile Enstitüye iletilir ve EYK kararı ile kesinlik kazanır. Yeterlik sınavı toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(7) Oluşturulan doktora yeterlik sınavı jürisinde, İzmir ili dışındaki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen en az bir öğretim üyesinin bulunması hâlinde; doktora yeterlik sınavı, EYK kararı ile telekonferans veya çevrimiçi yöntemlerle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(8) Yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olarak iki bölüm hâlinde yapılır. Yazılı sınavda başarılı olabilmek için sınav jüri üyelerinin salt çoğunluğundan 100 üzerinden en az 75 tam puan alınması gerekir. Yazılı ve sözlü sınavların değerlendirilmesinde puanların aritmetik ortalamasına bakılmaz. Yazılı sınavda başarılı olamayan öğrenci sözlü sınava alınmaz. Bu karar, EABDB/EASDB tarafından yeterlik sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Yazılı ve sözlü sınavlarda sorulan sorular ve değerlendirme tutanak altına alınır.</p>

<p>(9) Yeterlik sınavının yazılı veya sözlü bölümünde başarısız olan öğrenci başarısız olduğu bölüm veya bölümlerden bir sonraki yarıyılda tekrar sınava alınır. Bu sınavda da başarısız olan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(10) Yeterlik sınavı jürisi, yeterlik sınavını başaran bir öğrencinin, ders yükünü tamamlamış olsa bile, ders döneminde alması gereken asgarî toplam kredi miktarının üçte birini geçmemek şartıyla fazladan ders veya dersler almasını isteyebilir. Öğrenci, Enstitü kararıyla belirlenecek dersleri başarmak zorundadır.</p>

<p>(11) Yeterlik sınavında başarılı olamayan, lisans derecesi ile doktora programına kabul edilmiş ve en az yedi dersini başarı ile tamamlamış olan bir öğrenci, yazılı başvurusu sonrasında, EABDB/EASDB’nin görüşü ve EYK kararı ile EABD/EASD’deki aynı isimli tezli yüksek lisans programına geçebilir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 42- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için; tez danışmanının başvurusu üzerine EABDB/EASDB tarafından tez izleme komitesi önerisi, Enstitüye bildirilir. Söz konusu komite, yeterlik sınav tarihinden itibaren en geç bir ay içinde EYK onayı ile oluşturulur.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, üç öğretim üyesinden oluşur. Tez izleme komitesinde tez danışmanına ek olarak EABD/EASD içinden ve dışından veya kurum dışından birer üye olmak üzere toplam üç üye yer alır. İkinci tez danışmanının atanması durumunda ikinci tez danışmanı dilerse komite toplantılarına katılabilir ancak tez izleme komitesi üyesi olamaz.</p>

<p>(3) Tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, EABDB/EASDB’nin önerisi ve EYK’nin onayı ile üyelerde değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunması </strong></p>

<p><strong>MADDE 43- </strong>(1) Doktora yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci, en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini, tez izleme komitesi önünde sözlü olarak savunur. Öğrenci, tez önerisi ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine dağıtır. Tez önerisi savunmasına geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede girmeyen öğrenci başarısız sayılarak tez önerisi reddedilir.</p>

<p>(2) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabul, düzeltme veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Gerektiğinde düzeltme için bir ay süre verilir. Bu süre sonunda kabul veya ret yönünde salt çoğunlukla verilen karar, EABDB/EASDB tarafından işlemin bitişini izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir tez danışmanı ile yeni bir tez konusu veya aynı danışman ile yeni bir tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı tez danışmanıyla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde, tez danışmanı ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına girer. Tez önerisi, bu savunmada da reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, ocak-haziran ve temmuz-aralık ayları arasında birer defa olmak üzere yılda en az iki kez toplanır. Öğrenci, toplantı tarihinden en az bir ay önce komite üyelerine yazılı bir rapor sunar. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmalar ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir. Öğrencinin tez çalışması, komite tarafından başarılı veya başarısız olarak belirlenir. Komite tarafından üst üste iki kez veya aralıklı olarak toplamda üç kez başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Öğrenci, rapor sunmaması veya tez izleme komitesi toplantısına katılmaması durumunda başarısız sayılır.</p>

<p>(5) Tez izleme komitesi karar ve raporları, EABDB/EASDB tarafından toplantıyı izleyen üç iş günü içinde tutanakla Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(6) Oluşturulan tez izleme komitesinde, İzmir ili dışındaki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen en az bir öğretim üyesinin bulunması hâlinde; tez önerisi savunma sınavı ve tez izleme komitesi toplantıları, EYK kararı ile telekonferans veya çevrimiçi yöntemlerle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(7) Tez konusunu değiştirmek isteyen öğrenci yeniden tez önerisi savunma sınavına girmek zorundadır. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi oluşturulabilir. Ancak tez konusunda değişiklik yapmadan tez izleme komitesi üyelerinin kararıyla tez başlığında değişiklik yapılabilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması </strong></p>

<p><strong>MADDE 44- </strong>(1) Doktora programındaki bir öğrenci, tez çalışması kapsamında yaptığı araştırma sonucunda elde ettiği sonuçları Senato tarafından belirlenen yazım kurallarına uygun olarak yazar ve tezini jüri önünde sözlü olarak savunur. Tezin ilgili yazım kılavuzuna uygunluğundan öğrenci ve tez danışmanı birinci derecede sorumludur.</p>

<p>(2) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin; bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden en az birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>(3) Öğrenci, tez çalışmasını tamamlayarak ve düzeltme verilen tezlerde düzeltmelerini de tamamlayarak, tez metnini tez savunmasından önce tez danışmanına sunar. Tez danışmanı, teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte imzaladığı intihal yazılım programı raporunu Enstitüye teslim eder. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti hâlinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir. İntihal yazılım programı raporunun hangi kriterlere göre değerlendirileceğine EYK karar verir.</p>

<p>(4) Öğrencinin doktora tezi savunma sınavına girebilmesi için; tezin Enstitüye ilk teslimi ile birlikte, Üniversite adresli olmak kaydıyla, ulusal veya uluslararası hakemli bir dergide yayımlanmış veya yayıma kabul edilmiş en az bir makalesini ya da ulusal veya uluslararası kongrelerde sunulmuş ve bildiriler kitabında tam metin olarak basılmış bir bildirisini ya da ulusal veya uluslararası kitapta yayımlanmış bir bölümünü ya da teziyle ilişkili ulusal veya uluslararası patent ya da faydalı model tescili için başvuru belgesini Enstitüye ibraz etmesi zorunludur.</p>

<p>(5) ORPHEUS, FEDEK, MÜDEK, DEPAD, EPDAD ve benzeri akreditasyon kuruluşlarının ölçütleri gerektirdiği takdirde, doktora programları için mezuniyet aşamasında dördüncü fıkrada öngörülen asgari koşulların üzerinde yayın veya bilimsel çıktı şartları belirlenebilir. Bu şartlara ilişkin gerekçeli öneri, EABD/EASD kurul kararı ile birlikte EABDB/EASDB tarafından Enstitüye iletilir. EK’da kabul edilen teklif, Senatoya sunulur ve Senato kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(6) Tezin sonuçlandırılabilmesi için tez önerisinin kabulünden itibaren en az üç yarıyıl geçmesi ve bu süre zarfında öğrencinin en az üç tez izleme komitesi raporu sunması gerekir.</p>

<p>(7) Doktora tez jürisi, sınav tarihi, sınav yeri ve sınav saati sınavdan en az otuz gün önce, tez danışmanı ve EABDB/EASDB’nin önerisine istinaden EYK’nin onayı ile jüri üyelerinin uzmanlık alanları göz önünde bulundurularak belirlenir. Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesinde yer alan öğretim üyeleri ve en az ikisi Üniversite dışından olmak üzere tez danışmanı dâhil beş öğretim üyesinden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(8) Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde, tezle ilgili hazırladıkları raporlarla birlikte toplanarak öğrenciyi tez savunmasına alırlar. Tez savunma sınavı, en çok 120 dakika olup tez çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Tez savunma toplantıları öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(9) Oluşturulan tez jürisinde, İzmir ili dışındaki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen en az bir öğretim üyesinin bulunması hâlinde; tez savunma sınavı, EYK kararı ile telekonferans veya çevrimiçi yöntemlerle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(10) Tez savunma sınavına mazereti nedeniyle katılamayacak olan asıl üye veya üyeler, bu durumu sınav tarihinden önce tez danışmanına bildirir. Bu hâlde tez danışmanı, Enstitü tarafından daha önce EYK ile belirlenmiş olan yedek üye veya üyelerin sınava katılımını sağlayarak jürinin usulüne uygun şekilde tamamlanması için gerekli tedbirleri alır. Jüri toplantıları danışman olmadan veya eksik üyeyle gerçekleştirilemez.</p>

<p>(11) Tez sınavının tamamlanmasından sonra jüri dinleyicilere kapalı olarak toplanarak, tez hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir. Tezi kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar, EABDB/EASDB tarafından tez sınavını izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(12) Tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci, azami öğrenim süresine dâhil edilmeksizin en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tezini aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunmada da başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(13) Enstitü ile ilişiği kesilen öğrencilerden, doktora programına lisans veya yüksek lisans diploması ile başvuranlara, EABDB/EASDB’de tezsiz yüksek lisans programının mevcut olması durumunda, o programın kredili derslerini ve diğer gereklerini yerine getirmek koşuluyla talepleri hâlinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 45- </strong>(1) Tez sınavında başarılı olmak ve Senato tarafından belirlenen mezuniyet için gerekli diğer koşulları da sağlamak kaydıyla, öğrenci doktora tezinin ciltlenmiş basılı en az iki nüshasını ve EYK tarafından belirlenen formatta CD, flaş bellek ve benzeri iki dijital kopyasını tez savunma sınavına giriş tarihinden itibaren en geç bir ay içinde Enstitüye teslim eder.</p>

<p>(2) EYK, başvuru üzerine tez teslim süresini en fazla bir ay daha uzatabilir.</p>

<p>(3) Tezin ciltli basılı ve dijital nüshaları Enstitüye teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir hafta içinde, Tez yazım kılavuzuna uygunluğu şekil yönünden incelenmek üzere tez Mezuniyet Komisyonuna sevk edilir. Mezuniyet Komisyonu, ilgili tezi, gönderilmesinden itibaren en geç otuz gün içinde inceleyerek değerlendirmesini tamamlar. Sonucunu Enstitüye bildirir.</p>

<p>(4) Mezuniyet Komisyonu tarafından yapılan inceleme sonucunda şekil yönünden uygun bulunmayan tezler, gerekli düzeltmelerin yapılması amacıyla ilgili öğrenciye iade edilir. Öğrenci, Mezuniyet Komisyonu tarafından önerilen değişiklikleri iade tarihinden itibaren en geç bir hafta içinde tamamlayarak tezin basılı ve dijital kopyalarını yeniden Enstitüye sunmakla yükümlüdür. Yeniden sunulan tezin ikinci incelemesi, Mezuniyet Komisyonu tarafından, tezin gönderilmesinden itibaren en geç bir ay içinde sonuçlandırılır ve karar Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(5) Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması hâlinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(6) Mezuniyet Komisyonu tarafından yapılan inceleme sonrası tezin şekil yönünden uygun bulunması hâlinde, öğrencinin mezuniyeti EYK kararıyla kabul edilir ve mezuniyet işlemi bu kararla kesinlik kazanır. Mezuniyet işlemleri kesinleşen öğrencinin doktora diplomasının basılarak düzenlenmesi amacıyla, Enstitü tarafından ilgili EYK kararı Öğrenci İşleri Daire Başkanlığına iletilir.</p>

<p>(7) Doktora diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur. Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(8) Enstitü tarafından tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 46- </strong>(1) Sanatta yeterlik çalışması, özgün bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora eşdeğeri bir yükseköğretim programıdır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam 21 krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için program; toplam 42 ulusal krediden az olmamak koşuluyla, talep edilmesi hâlinde en fazla yedisi yüksek lisans dersi olabilecek şekilde en az 14 ders, uygulamalar ile tez, sergi, resital, konser, temsil gibi çalışmalar dâhil olmak üzere toplam en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(3) Öğrenci, tez danışmanının onayı ile kayıtlı bulunduğu EASD içinden ders alabileceği gibi EASD dışından da ders alabilir. EASDB’nin önerisi ve EYK’nin onayı ile diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden; sanatta yeterlik programına yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler en fazla dört ders seçebilir. Bu derslere ait başarı durumu, 17 nci maddede belirtilen not değerlendirme sistemine göre değerlendirilir. Öğrenci önceki lisansüstü eğitiminde aldığı dersleri tekrar alamaz. EASD dışından veya diğer yükseköğretim kurumlarından alınan derslerin AKTS kredisi; sanatta yeterlik programına yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için 30 AKTS, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için 60 AKTS kredisini geçemez.</p>

<p><strong>Başvuru ve kabul </strong></p>

<p><strong>MADDE 47- </strong>(1) Sanatta yeterlik çalışmasına başvurabilmek için adayların; lisans veya yüksek lisans diplomasına sahip olmaları, güzel sanatlar fakülteleri ve konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanlar hariç, ALES sözel puan türünde en az 55 puan, lisans derecesiyle başvuran adayların ise ALES sözel puan türünde en az 80 puan olmak koşuluyla Senato kararı ile belirlenecek ALES puanına veya eşdeğer puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>(2) Lisans derecesiyle sanatta yeterlik programına başvuranların lisans mezuniyet not ortalamalarının 4 üzerinden en az 3 veya muadili bir puan olması gerekir.</p>

<p>(3) Adayların EASD tarafından yapılacak olan mesleki birikimi ölçme ve değerlendirme sınavına girmiş olmaları gerekir. Sınav giriş başvurusu kabul edilen adayların sıralaması aşağıdaki şekilde yapılır:</p>

<p>a) Güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanlar için yabancı dil puanının %20’si, lisans not ortalaması ile yüksek lisans not ortalaması toplamının yarısının %30’u ve sözlü veya yazılı mülakat sınavı puanının %50’sinin toplamına göre yapılır.</p>

<p>b) Güzel sanatlar fakülteleri ile konservatuvar mezunları ile diğer fakültelerin eşdeğer programlarından mezun olanların haricindekiler için ALES puanının %50’si, yabancı dil puanının %10’u, lisans not ortalaması ile yüksek lisans not ortalaması toplamının yarısının %10’u ve sözlü veya yazılı mülakat sınavı puanının %30’unun toplamına göre yapılır.</p>

<p>c) Programa başvuran adayların başarılı sayılabilmeleri için doktora giriş sınav notunun 100 puan üzerinden en az 50 olma şartı aranır. Eşitlik durumunda sözlü veya yazılı mülakat sınavı puanı yüksek olana öncelik verilir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik programlarına kabul edilebilmek için başarı notunun en az 70 olması gerekir.</p>

<p>(5) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, ana dilleri dışında, YÖK tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavları ile eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından en az 55 puan veya ÖSYM tarafından eşdeğerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından bu puan muadili bir puan alınması zorunlu olup bu asgari puanların girilecek programların özelliklerine göre gerekirse yükseltilmesine Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(6) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının EASD’deki öğretim dili Türkçe olan programlarına başvurularda Devlet hastanesi veya Devlet üniversitesi hastanesinden alınmış sağlık raporu ile belgelenmesi şartıyla;</p>

<p>a) Düzeltilmemiş engeli en az %70 veya düzeltilmiş engeli en az %40 ve üzeri olan işitme engelli adaylarda,</p>

<p>b) Engel düzeyi %50 ve üzeri olmak üzere zihin yetersizliği bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>c) Engel düzeyi %40 ve üzeri “yaygın gelişimsel bozukluk” (Otizm spektrum bozukluğu/çocukluk otizmi/atipik otizm, Rett Sendromu, Asperger Sendromu) tanısı bulunan engelli adaylarda,</p>

<p>başvuru yapabilmeleri için yabancı dil puanı aranmaz. Bu adaylar yabancı dil puanı olarak Üniversite tarafından aranan yabancı dil taban puanı şartını sağlamış sayılır.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 48- </strong>(1) Sanatta yeterlik programını tamamlama süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç yüksek lisans derecesine kabul edilenler için kayıt olduğu programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yenileyip yenilemediğine bakılmaksızın sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl; lisans derecesi ile kabul edilenler için ise on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya en az 2,50 genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini ve uygulamalarını başarı ile bitiren, ancak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını birinci fıkrada belirtilen azami on iki yarıyıl veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(5) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla sanatta yeterlik tezinde başarılı olamayanlara talepleri hâlinde tezsiz yüksek lisans programının mevcut olması durumunda tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı atanması, yeterlik sınavı, tez izleme komitesi, tez önerisi savunması</strong></p>

<p><strong>MADDE 49- </strong>(1) Sanatta yeterlik programında, tez danışmanı atanması, yeterlik sınavı, tez izleme komitesi ve tez önerisi savunması ile ilgili iş ve işlemler için 40, 41, 42 ve 43 üncü maddelerde belirtilen usul ve esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 50- </strong>(1) Tez hazırlayan öğrenci elde ettiği sonuçları, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmasını açıklayan ve belgeleyen metni Senato tarafından kabul edilen yazım kurallarına uygun biçimde yazarak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını jüri önünde sözlü olarak savunur. Tezin ilgili yazım kılavuzuna uygunluğundan öğrenci ve tez danışmanı birinci derecede sorumludur.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik çalışmasının savunmasından önce; düzeltme verilen tez ve çalışmalarda ise düzeltme ile birlikte öğrenci tezini veya çalışmasını tamamlayarak tez danışmanına sunar. Tez danışmanı, teze ilişkin intihal yazılım programı raporunu alarak tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüşü ile birlikte imzaladığı intihal yazılım programı raporunu Enstitüye teslim eder. Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti hâlinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere tez EYK’ye gönderilir. İntihal yazılım programı raporunun hangi kriterlere göre değerlendirileceğine EYK karar verir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik programlarında kayıtlı öğrencilerin, tez savunma sınavına girebilmeleri için, alanı veya tezi ile ilgili, ilk yazarının kendisi olduğu en az bir adet makalesinin ulusal veya uluslararası hakemli bir dergide yayımlanmış ya da yayıma kabul edilmiş olması veya kişisel bir etkinlik yapmış olması ön şart olarak aranır.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik jürisi, sınav tarihi, yeri ve saati sınavdan en az otuz gün önce tez danışmanının ve EASDB’nin önerisi ve EYK onayı ile jüri üyelerinin uzmanlık alanları göz önünde bulundurularak belirlenir. Jüri, en az ikisi farklı yükseköğretim kurumundan olmak üzere danışman dâhil altı kişiden oluşur. Ayrıca ikinci tez danışmanı oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>(5) Oluşturulan tez jürisinde, İzmir ili dışındaki yükseköğretim kurumlarından görevlendirilen en az bir öğretim üyesinin bulunması hâlinde; tez savunma sınavı, EYK kararı ile telekonferans veya çevrimiçi yöntemlerle de gerçekleştirilebilir.</p>

<p>(6) Tez savunma sınavına mazereti nedeniyle katılamayacak olan asıl üye veya üyeler, bu durumu sınav tarihinden önce tez danışmanına bildirir. Bu hâlde tez danışmanı, Enstitü tarafından daha önce EYK ile belirlenmiş olan yedek üye veya üyelerin sınava katılımını sağlayarak jürinin usulüne uygun şekilde tamamlanması için gerekli tedbirleri alır. Jüri toplantıları danışman olmadan veya eksik üyeyle gerçekleştirilemez.</p>

<p>(7) Jüri üyeleri, söz konusu tezin veya metnin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç bir ay içinde hazırladıkları raporlarla birlikte toplanarak öğrenciyi sınava alır. Sınav, en çok 120 dakika olacak şekilde sanatta yeterlik çalışmasının sunumu ve bunu izleyen soru-cevap bölümünden oluşur. Sınav, öğretim elemanları, lisansüstü öğrenciler ve alanın uzmanlarından oluşan dinleyicilerin katılımına açık olarak yapılır.</p>

<p>(8) Sınavın tamamlanmasından sonra jüri, dinleyicilere kapalı olarak, öğrencinin tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışması hakkında salt çoğunlukla kabul, düzeltme veya ret kararı verir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması kabul edilen öğrenciler başarılı olarak değerlendirilir. Bu karar, EASDB tarafından sınavı izleyen üç iş günü içinde Enstitüye tutanakla bildirilir. Tezi ve sanatta yeterlik çalışması başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Sanatta yeterlik çalışması hakkında düzeltme kararı verilen öğrenci en geç altı ay içinde gerekli düzeltmeleri yaparak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasını aynı jüri önünde yeniden savunur. Bu savunma sonunda da başarısız bulunarak sanatta yeterlik çalışması kabul edilmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Lisans veya yüksek lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına kabul edilmiş olup tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi sanatta yeterlik çalışmasında başarılı olamayan öğrencilere EASD’de tezsiz yüksek lisans programının mevcut olması durumunda, ilgili programın kredili derslerini ve diğer gereklerini başarı ile tamamlamaları koşuluyla talepleri hâlinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 51- </strong>(1) Mezuniyet ve diploma ile ilgili iş ve işlemleri, 45 inci maddede öngörülen usul ve esaslar çerçevesinde uygulanır.</p>

<p>SEKİZİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tebligat </strong></p>

<p><strong>MADDE 52- </strong>(1) Öğrencilere resmî olarak yapılması gereken her türlü tebligat, imza karşılığı şahsen kendisine veya öğrencilerin beyan ettikleri en son ikamet adresine veya öğrencinin elektronik posta adresine yapılır.</p>

<p><strong>Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık</strong></p>

<p><strong>MADDE 53- </strong>(1) Tıpta ve diş hekimliğinde uzmanlık doktoraya eşdeğer düzeyde olup, bu uzmanlık eğitimleri 3/9/2022 tarihli ve 31942 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğine göre yürütülür.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan hâller</strong></p>

<p><strong>MADDE 54- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hâllerde; 2547 sayılı Kanun, 20/4/2016 tarihli ve 29690 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği ile ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 55- </strong>(1) 6/11/2017 tarihli ve 30232 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İzmir Demokrasi Üniversitesi Lisansüstü Eğitim-Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Geçiş hükmü</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) 6/2/2013 tarihinden önce tezsiz yüksek lisans programlarına kayıtlı olan veya mezun olan öğrenciler doktora programlarına başvurabilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 56- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 57- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İzmir Demokrasi Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-demokrasi-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="61577"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ömer Sedat Çakıcı vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-omer-sedat-cakici-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-omer-sedat-cakici-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu eski üyesi Avukat Ömer Sedat Çakıcı (7099) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ESKİ ÜYESİ AV. ÖMER SEDAT ÇAKICI (7099) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>18.02.1981 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz eski üyesi Av. Ömer Sedat ÇAKICI (7099) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 29.08.2026 Cumartesi günü Ören (Milas) Merkez Camii’nde kılınan öğle namazının ardından defnedilmiştir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/omer-sedat-cakici.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-omer-sedat-cakici-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/omer-sedat-cakici-1.jpg" type="image/jpeg" length="96804"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/1734 E., 2024/7351 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20241734-e-20247351-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20241734-e-20247351-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 16.09.2024 tarihli, 2024/1734 E., 2024/7351 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/1734 E., 2024/7351 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Somut olayda; alacaklı tarafından, borçlu hakkında 110.662,50-TL asıl alacak, 2.274.614,63-TL yıllık işlemiş temerrüt faizi (10.05.2010-07.10.2021 tarihleri arası) olmak üzere toplam 2.385.277,13-TL alacağın tahsili için ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile icra takibi başlatıldığı, takibin 04.12.2008 tarihli ödünç sözleşmesi ve 04.12.2008 tarih ve 34293 yevmiye numaralı ipotek resmi senedine dayalı olarak başlatıldığı, ipoteğin ödünç alınan 125.000,00 TL borca karşılık kesin borç ipoteği olarak tesis edildiği, ödünç sözleşmesi ve ipotek resmi senedinde temerrüt faizinin yıllık %225 olarak kararlaştırıldığı, takip talebi ve örnek 6 icra emrinde ise 110.662,50 TL asıl alacağın takip tarihinden itibarin işleyecek yıllık %180 temerrüt faizi ile tahsilinin istenildiği, borçlu yanca derdestlik ve kısmi ödeme iddialarının yanında TBK'nın 120.maddesi dikkate alınarak belirlenecek temerrüt faiz oranının uygulanması gerektiği belirtilerek İcra Mahkemesine şikayet ve itirazda bulunulduğu Mahkemece "Şikayetin kısmen kabulü ile fazladan talep edilen “işlemiş faiz” isimli alacak kaleminin 285.908,51 TL tutarındaki kısmının iptali ile icra emrinin; “110.662,50 TL asıl alacak 1.988.706,12 TL İşlemiş faiz (%180 temerrüt faizi) 2.099.368,62 TL toplam alacak” şeklinde düzeltilmesine" karar verildiği, tarafların iş bu kararı istinaf ettiği, Bölge Adliye Mahkemesince borçlunun istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 88. maddesinin; “Faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamaz” hükmünü içermesinin yanı sıra, temerrüt faizine ilişkin 120. maddesinde de aynen; “Uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, birinci fıkra uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olur.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Yine, 6101 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunu’nun 2. Maddesi "Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin</p>

<p>kuralları, gerçekleştikleri tarihe bakılmaksızın, bütün fiil ve işlemlere uygulanır" denildikten sonra, görülmekte olan davalara ilişkin uygulama başlığını taşıyan 7. maddesinde aynen “Türk Borçlar Kanunu'nun kamu düzenine ve genel ahlâka ilişkin kuralları ile geçici ödemelere ilişkin 76, faize ilişkin 88, temerrüt faizine ilişkin 120, ve aşırı ifa güçlüğüne ilişkin 138. maddeleri, görülmekte olan davalarda da uygulanır.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Bu durumda yukarıda yazılı kanun maddelerinin somut olaya etkisinin irdelenip değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>TBK'nın 88 ve 120. maddelerinin düzenleniş amacı ve niteliği gözetildiğinde, emredici nitelik taşıdığının kabulü gerekir. O halde faize ilişkin TBK'nın 88 ve 120. maddelerinin uygulama şeklinin irdelenmesinde; TBK'nda "temerrüt faizi" başlıklı 120. maddedeki düzenlemeye göre, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmış ise, sözleşme ile kararlaştırılan yıllık temerrüt faiz oranının, 120. maddenin birinci fıkrası uyarınca belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamaz.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar çerçevesinde somut olay incelendiğinde; taraflar arasındaki ödünç sözleşmesinin 04.12.2008 tarihli olduğu, aynı tarihli kesin borç ipoteği tesis edildiği, geri ödeme planı ilk taksit tarihinin 04.01.2009 tarihi olarak belirlendiği; temerrüt ihtarının 15.04.2010 da noter kanalı ile gönderildiği, 6098 sayılı yasa 04.02.2011 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girmiş olup, mevcut takip tarihinde ve öncesinde yürürlükte olduğu, ancak takip dayanağı borcun 6098 sayılı yasa yürürlüğe girmeden doğduğu, bu durumda 6098 sayılı yasanın yürürlük tarihine kadar yıllık %180 oranınının, yürürlük tarihinden sonra ise aynı yasanın</p>

<p>120. maddesi dikkate alınarak belirlenecek temerrüt faiz oranın uygulanması elzemdir.</p>

<p>O halde bilirkişiden ek rapor alınarak bakiye dosya borcu bulunup bulunmadığının tespiti ile oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken anılan yasa hükümleri göz ardı edilmek suretiyle yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p>Öte yandan alacaklının istinaf talebi hakkında herhangi bir değerlendirme yapılmaması da doğru görülmemiş olup temyize gelenin sıfatı nazara alınarak bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesinin istinaf talebinin esastan reddine ilişkin 21.12.2023 tarih ve 2022/1642 E.-2023/2837 K. sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>İstanbul 16. İcra Hukuk Mahkemesinin 16.03.2022 tarih, 2021/538 E.-2022/350 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 16.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20241734-e-20247351-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="94289"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 22025/2119 E., 2025/13301 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-220252119-e-202513301-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-220252119-e-202513301-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 5. Hukuk Dairesi'nin 22.10.2025 tarihli, 22025/2119 E., 2025/13301 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>5. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2119 E., 2025/13301 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2024/5040 Esas, 2024/4553 Karar<br />
KARAR: Yeniden esas hakkında verilen karar<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Aydın 3. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI: 2023/619 Esas, 2024/531 Karar</p>

<p>Taraflar arasındaki 4650 sayılı Kanun'la değişik 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun (2942 sayılı Kanun) 10 uncu maddesine dayanan kamulaştırma bedelinin tespiti ve kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkini davasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekillerince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince tarafların istinaf başvurularının kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı idare vekili dava dilekçesinde özetle; Aydın ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 325 parsel sayılı taşınmazın kamulaştırma bedelinin tespiti ile kamulaştırılan taşınmazın yol olarak tapudan terkinini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı taraf cevap dilekçesinde özetle taşınmazın gerçek bedelinin hesaplanmasını talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın kabulüne ve kamulaştırma bedelinin tespiti ile bakiye bedelin davalı tarafa ödenmesine, dava konusu taşınmazın davalı adına olan tapu kaydının iptali ile taşınmazın davacı idare adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı idare vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmaz için belirlenen bedelin yüksek olduğunu, uygulanan objektif değer artış oranı, hesaplama yöntemi, münavebe ürünleri yönünden karara katılmadıklarını, Anayasa Mahkemesinin 01.08.2023 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2022/83 Esas, 2223/69 Karar sayılı kararı ile kamulaştırma bedeline yasal faiz işletilmesine ilişkin 2942 sayılı Kanun’da yer alan düzenlemeyi iptal ettiğini, buna rağmen kamulaştırma bedeline yasal faiz uygulanması yerine dava tarihinden itibaren kamu alacakları için öngörülen en yüksek faiz oranı üzerinden faize hükmedilmesinin yasal dayanağının bulunmadığını, davanın kabulüne karar verildiği hâlde, müvekkili idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin hatalı olduğunu, dosya kapsamında alınan fen raporu ve eki krokinin kararın eki sayılması yönünde hüküm kurulmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>2. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; taşınmazın gerçek bedelinin ödenmesinin anayasal bir gereklilik olduğunu, tespit edilen bedelin taşınmazın gerçek değerini yansıtmadığını, objektif değer artışının düşük olduğunu, aynı kamulaştırma kapsamında bulunan benzer taşınmazlara daha yüksek oranlarda objektif değer artışı uygulandığını, aynı ilde birbirine yakın ilçelerde zeytin verimi verilerinde büyük farklar bulunduğunu, bu nedenle aynı bölgedeki taşınmazların kamulaştırma bedelleri arasında farklık meydana geldiğini, bedelin düşük tespit edildiğini, Kamulaştırma bedeline dava tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faizin uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın arazi vasfında kabulü ile kuru kapama zeytin olarak tespit edilen niteliğine uygun olarak dava tarihi olan 2023 yılı (verimde 2 yıllık ortalama alınacak şekilde) veri cetveli esas alınarak bulunan net gelire göre kamulaştırma bedeli hesaplanarak, kuru tarım arazisinde %5 kapitalizasyon faizi ile aynı kriterlere dayanmayan objektif değer artışı uygulanarak sonuca gidilmesinde bir isabetsizlik görülmediği, ayrıca davacı idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmemesinin yerinde olduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra herhangi bir yasal düzenleme yapılmamış ise de Yargıtay'ın halen kararlarında faiz uygulanması yönünde karar verdiği, İlk Derece Mahkemesince yol olduğu hâlde, terkin hükmü kurulmaması yerinde olmadığı gibi fen raporunun kararın eki sayılması gerektiği, ayrıca 01.08.2023 tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrasının iptal edildiği, eldeki davanın 01.08.2023 tarihinden önce açıldığı anlaşıldığından Anayasa'nın 46 ncı maddesinin son fıkrası hükmü de nazara alınarak dava tarihinden itibaren karar tarihine kadar olan dönem için faiz işletilmesinin de yerinde bulunmadığı gerekçesiyle taraf vekillerinin istinaf başvurularının kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı idare vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek temyiz yoluna başvurmuştur.<br />
2. Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenleri tekrar etmiş, ayrıca kamulaştırma bedeline dava tarihinden itibaren kamu alacaklarına uygulanan en yüksek faiz oranı uygulanması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukukî Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, ... olarak davacı idare ile davalı tapu maliki arasındaki kamulaştırma bedelinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2. Kapama zeytin bahçesi niteliğindeki taşınmaza 2942 sayılı Kanun’un 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca olduğu gibi kullanılması halinde getireceği net gelir esas alınarak değer biçilmesi yerindedir.</p>

<p>3.01.08.2023tarihli ve 32266 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Anayasa Mahkemesinin 05.04.2023 tarihli ve 2022/83 Esas, 2023/69 Karar sayılı kararı ile 04.11.1983 tarihli ve 2942 sayılı Kanun’un 24.04.2001 tarihli ve 4650 sayılı Kanun’un 5 inci maddesiyle değiştirilen 10 uncu maddesine 11.04.2013 tarihli 6459 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesiyle eklenen dokuzuncu fıkrası iptal edilmiştir. Dava 01.08.2023 tarihinden önce açılmıştır. Anayasa’nın 153 üncü maddesinin beşinci fıkrasında yer alan; “İptal kararları geriye yürümez.” hükmü ve Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kurulunun; “Her davada açıldığı tarihte tespit edilen vaziyet hükme ittihaz olunması iktiza eylemesine…” gerekçesini içeren 28.11.1956 tarihli ve 15/15 sayılı kararı ile; “Her dava açıldığı tarihteki fiili ve hukukî duruma göre karara bağlanır.” genel hukukî prensibini hâvi Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 10.05.2017 tarihli ve 2017/3-990 Esas, 2017/954 Karar sayılı kararları nazara alındığında, kamulaştırma bedeline 2942 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesinin dokuzuncu fıkrası gereğince davanın açıldığı tarihten 4 ay sonrasından başlamak üzere karar tarihine kadar yasal faiz uygulanması doğru görülmüştür.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,<br />
Davacı idare harçtan muaf olduğundan harç alınmasına yer olmadığına, davalıdan peşin alınan temyiz harcının Hazineye irat kaydedilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
22.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-220252119-e-202513301-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="69114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/10111 E., 2024/5012 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202310111-e-20245012-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202310111-e-20245012-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 21.05.2024 tarihli, 2023/10111 E., 2024/5012 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/10111 E., 2024/5012 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/792 Değişik İş, 2022/794 Karar<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/İHK-48981<br />
HÜKÜM/KARAR : Başvurunun Kısmen Kabulü/ İtirazın Reddi<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2022/223705</p>

<p>Taraflar arasındaki sigorta tahkim yargılaması sonunda Uyuşmazlık Hakem Heyetince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Karara davalı vekili tarafından itiraz edilmesi üzerine, İtiraz Hakem Heyetince davalının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sürücüsü olduğu motosiklet ile davalının zorunlu mali sorumluluk sigorta (ZMSS) poliçesi ile sigortacısı olduğu aracın 19.04.2021 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu davacının yaralandığını belirterek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydı ile, toplam 5.000,00 TL sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faiz ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş; ıslahla talebini toplam 211.639,79 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava şartı olan arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini, başvuran tarafın kısmi dava açamayacağını, başvuran tarafça usulüne uygun bir başvuru yapılmadığını, sunulan sağlık raporunun mevzuata uygun olmadığını, davacının zararın artmasında kusuru bulunması halinde hesaplanacak tazminattan müterafik kusurun tenzili gerektiğini, tazminat hesabının genel şartlarda belirlenen usul ve esaslara göre yapılması gerektiğini, kaza sebebiyle elde edilen gelir ve tazminatların mahsubu gerektiğini, faizin dava tarihinden itibaren yasal faiz olması gerektiğini ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin nisbi ücretin beşte biri oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının sunduğu 21.01.2022 tarihli maluliyet raporunun usul ve yasaya uygun olduğu, davacıda %6 oranında sürekli maluliyetin bulunduğu, hakemce alınan kusur raporuna göre davalı tarafından zorunlu trafik sigortası ile sigortalı araç sürücüsünün %100 oranında kusurlu olduğu, davacının yüzde sabit iz kalacak şekilde malul kaldığı gözetildiğinde kaskının takılı olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle hesaplanan tazminattan %20 oranında müterafik kusur indirimi yapılması gerektiği gerekçesiyle başvurunun kısmen kabulüne, toplam 169.311,83 sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatının avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>A. İtiraz Yoluna Başvuranlar<br />
Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili itiraz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İtiraz Sebepleri<br />
Davalı vekili itiraz dilekçesinde; kararın hatalı olduğunu, maluliyet raporunun usule uygun olmadığını, uzlaşmanın araştırılması gerektiğini, zamanaşımı süresinin dolduğunu, müterafik kusur konusunda eksik inceleme yapıldığını, ticari faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, faiz başlangıç tarihinin de ancak aktüer raporundan itibaren olabileceğini, geçici iş göremezlik tazminatı ile adli rapor ücretinin reddi gerektiğini ve davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin nisbi ücretin beşte biri oranında olması gerektiğini belirterek karara itiraz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; maluliyet raporunun, hesaplama yönteminin yerinde olduğu, davacının başvurusunu zamanaşımı süresi dolmadan yaptığı, kararın isabetli olduğu gerekçesiyle davalının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; itiraz sebeplerini tekrar ederek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davalı tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin 19.04.2021 tarihinde karıştığı trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacının uğradığı sürekli ve geçici iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 49, 51 ve 54 üncü maddeleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 3 üncü maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85, 89, 90 ve 91 inci maddeleri,Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına, zamanaşımı süresinin dolmamış olmasına, müterafik kusur indirimin yerinde yapılmış olmasına, 21.01.2021 tarihli maluliyet raporunun usule uygun olmasına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 3 üncü maddesinde, "Bu Kanunda düzenlenen hususlarla bir ticari işletmeyi ilgilendiren bütün işlem ve fiiller ticari işlerdendir." ifadesi yer almaktadır.</p>

<p>Bahsedilen yasal düzenleme uyarınca dosyanın incelenmesinde, kazaya karışan sigortalı aracın ticari bir araç olmadığı, hususi otomobil olup TTK'nın 3 üncü maddesi uyarınca olayın ticari iş niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şu halde, İtiraz Hakem Heyeti tarafından istem gibi yasal faiz uygulanması gerekirken avans faize hükmedilmiş olması ve bu yöndeki itirazın reddi doğru olmayıp bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
1. Değerlendirme bölümünün (1) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Değerlendirme bölümünün (2) numaralı bendinde açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek hâlinde davalıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202310111-e-20245012-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="63538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİNİN FAİZ ORANINA İLİŞKİN İPTAL KARARININ 31 TEMMUZ 2026 TARİHİNDEN ÖNCE AÇILAN DAVALARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-faiz-oranina-iliskin-iptal-kararinin-31-temmuz-2026-tarihinden-once-acilan-davalara-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-faiz-oranina-iliskin-iptal-kararinin-31-temmuz-2026-tarihinden-once-acilan-davalara-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mahkemeler Re'sen Avans Faizi Uygulayabilir mi?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>A. Giriş ve Hukuki Sorunun Ortaya Konması</strong></p>

<p>Son dönemde bazı ilk derece mahkemeleri ve Sigorta Tahkim Komisyonu uyuşmazlık hakemleri, <a href="http://www.hukukihaber.net/faiz-miktarinin-sozlesmeyle-tespit-edilmedigi-durumlarda-uygulanacak-kanuni-faiz-oranina-dair-duzenlemeler-iceren-kurala-iliskin-itiraz-basvurusu-hakkinda-karar" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"><strong>Anayasa Mahkemesinin 1 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 22.07.2025 tarih ve E. 2024/24, K. 2025/164 sayılı iptal kararını</strong></span></a> genişletici bir yorumla tatbik etmeye başlamıştır. Bu kapsamda, trafik kazasına sebebiyet veren araç hususi nitelikte olmasına ve ortada ticari bir iş bulunmamasına rağmen, re'sen avans (ticari temerrüt) faizine hükmedildiği görülmektedir. Bahse konu kararların gerekçesinde; AYM’nin yasal faiz oranının yüksek enflasyon karşısında mülkiyet hakkını ihlal ettiğini açıkça saptadığı, dolayısıyla alacaklının gerçek zararının karşılanabilmesi ve hakkaniyetin tesisi için avans faizi uygulanmasının zorunlu olduğu ileri sürülmektedir. Bu çalışmada, söz konusu kararların maddi hukuk ve usul hukuku ilkeleri karşısındaki durumu ve doğurduğu hukuka aykırılıklar incelenecektir.</p>

<p><strong>B. ZMSS Tazminatlarında Faiz Türünün Aracın Nitelik ve Kullanım Amacına Göre Belirlenmesi Zorunluluğu</strong></p>

<p>Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (KZMSS) çerçevesinde sigortacının sorumluluğu, Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 91/1. maddesi uyarınca, işletenin aynı Kanun’un 85/1. maddesinden doğan hukuki sorumluluğunun üstlenilmesi esasına dayanır. Dolayısıyla, meydana gelen riziko nedeniyle sigorta ettiren (işleten), zarar gören üçüncü kişilere karşı hangi oranda ve türde temerrüt faiziyle sorumluysa, onun hukuki riskini devralan sigortacı da aynı faiz türü ve oranıyla sorumludur.</p>

<p>Doktrinde bir görüş, KZMSS sözleşmelerinin "üçüncü kişi lehine sözleşme" niteliğinde olduğunu ve hak sahibinin doğrudan sigortacıya başvurabilmesi nedeniyle uygulanacak faizin her durumda ticari faiz (avans faizi) olması gerektiğini savunmaktadır. Ancak hakim olan ve katıldığımız görüşe göre, bu sözleşme üçüncü kişi lehine sözleşme olarak nitelendirilemez <i>(Bkz. Ulaş, Sigorta Hukuku, s. 764; Bozer, Ali, Sigorta Hukuku, Genel Hükümler-Bazı Sigorta Türleri, Ankara 2007, s. 131; Karayalçın, Yaşar, “Sorumluluk (Mesuliyet) Sigortaları", Sigorta Hukuku Dergisi, Y. 1984, C. II, S. 1-2, s. 52)</i>. KZMSS’nin temel amacı, sigorta ettirenin malvarlığında doğabilecek olası bir eksilmeyi güvence altına almaktır; zarar gören üçüncü kişi ise bu sözleşmenin tarafı olmamakla birlikte, sorumluluk sigortasının kanuni mekanizmasından yararlanmaktadır <i>(Karasu, Rauf, Trafik Sigortası, Ankara 2016, s. 104 vd.)</i>.</p>

<p>Zarar görenin sigortacıya doğrudan doğruya başvurma hakkının bulunması, sözleşmeye üçüncü kişi lehine bir nitelik kazandırmaz. Zira bu hak, akdi bir iradeden değil, doğrudan kanundan doğmaktadır. Nitekim sigortacı, sigorta ettirene karşı ileri sürebileceği bazı defileri üçüncü kişiye karşı öne süremediği gibi, sigorta ettirenin genel alacaklıları da bu sigorta tazminatı üzerinde hak iddia edemez. Üçüncü kişinin doğrudan dava hakkı, KTK’nın 97. maddesinde özel olarak düzenlenmiştir. Bu hak, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) yürürlüğe girmeden önce de genel şartlar ve yargı içtihatları kanalıyla tüm sorumluluk sigortalara teşmil edilmekteydi. Nihayetinde TTK’nın 1478. maddesi, zarar gören üçüncü kişilerin doğrudan dava hakkını tüm sorumluluk sigortaları yönünden yasal bir kurala bağlamıştır. Bu yasal düzenlemeden hareketle, bütün sorumluluk sigortası sözleşmelerinin üçüncü kişi lehine sözleşme olduğunu ileri sürmek hukuken olanaklı değildir <i>(Aynı yönde bkz. Bozer, s. 131; Karasu, s. 104 vd.)</i>.</p>

<p>Yargıtay’ın ve Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakem Heyetlerinin kökleşmiş içtihatlarında da temerrüt faizinin türü belirlenirken, zarara sebebiyet veren aracın niteliği ve kullanım amacı esas alınmaktadır. Buna göre; haksız fiile karışan araç ticari ise avans (ticari temerrüt) faizine, hususi ise yasal (adi) faize hükmedilmesi gerekmektedir <i>(<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202310111-e-20245012-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. HD, T. 21.05.2024, E. 2023/10111, K. 2024/5012;</a> 11. HD, T. 27.05.2010, E. 2008/7065, K. 2010/6033; 6. HD, T. 02.02.2009, E. 2007/11519, K. 2009/720)</i>.</p>

<p><strong>C. Anayasa Mahkemesi İptal Kararlarının Mahkemelere Yeni Faiz Türü İhdas Etme Yetkisi Vermemesi</strong></p>

<p>Anayasa’nın 153/2. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 66/5. maddesi uyarınca, AYM bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareket ederek yeni bir kural koyamaz; yargı organları da iptal kararının gerekçesinden yola çıkarak yasal dayanağı olmayan yeni bir uygulama ihdas edemez. AYM’nin 3095 sayılı Kanun m. 1’deki yasal faiz oranının enflasyon karşısında mülkiyet hakkını ihlal ettiğine yönelik saptaması, mahkemelere pozitif hukukta şartları oluşmamış bir faiz türünü re'sen uygulama yetkisi vermez.</p>

<p>Yargı organları, hakkaniyet gerekçesine sığınarak dahi olsa, ticari nitelik taşımayan uyuşmazlıklara avans faizini teşmil edemez. Zira faiz rejimini ve oranlarını belirleme yetkisi, Anayasa gereğince münhasıran yasama organına (TBMM) aittir. 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesinin iptal edilmiş olması, mevcut uyuşmazlığın kendiliğinden aynı Kanun’un 2. maddesinde düzenlenen "ticari iş ve avans faizi" rejimine tabi kılınması yönünde yasal bir dayanak oluşturmaz. İlk derece mahkemelerinin ve sigorta hakemlerinin, yasal faiz oranını yetersiz bularak ticari temerrüt faizine karar vermeleri, fonksiyon gaspı ve yargı yetkisinin aşılması niteliğindedir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 5. Hukuk Dairesi güncel bir kararında, AYM’nin iptal kararlarından hareketle mahkemelerin yasal faiz rejimini tamamen terk ederek yüksek faiz veya kamu alacağı faizi gibi mevzuatta yeri olmayan faiz türlerini uygulayamayacağını; her davanın, açıldığı tarihteki hukuki duruma göre ve yürürlükteki pozitif hukuk kuralları çerçevesinde karara bağlanması gerektiğini açıkça vurgulamıştır <i>(<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-5-hukuk-dairesinin-220252119-e-202513301-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 5. HD, T. 22.10.2025, E. 2025/2119, K. 2025/13301</a>)</i>. Bahse konu karar, doğrudan inceleme konumuz olan maddeye ilişkin olmasa da, AYM iptal kararlarının usul hukuku yönünden sınırlarını çizmesi bakımından tam bir emsal teşkil etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, yasal şartları oluşmadığı müddetçe hususi araçların sebebiyet verdiği zararlarda re'sen avans faizine hükmedilmesi maddi ve usul hukukuna açıkça aykırıdır.</p>

<p><strong>D. Anayasa Mahkemesi Kararı Uyarınca Hazırlanan ve 31.07.2026 tarihinde Yürürlüğe Giren Yeni Yasal Düzenlemeye Göre Faiz Oranı-Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Usul Kuralları-</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı üzerine Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından hazırlanan ve 7589 sayılı Kanun ile yasalaşan faize ilişkin düzenleme 31 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla, 3095 sayılı Kanun'un 1. maddesi tamamen değiştirilerek yasal faiz oranları sabit bir rakam olmaktan çıkarılmış ve Dinamik ve Değişken Faiz Sistemine geçilmiştir.</p>

<p>Yapılan yeni düzenlemeye göre, sözleşmede faiz oranı kararlaştırılmamışsa uygulanacak kanuni faiz, TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık tarihindeki kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i olarak belirlenir. 31 Aralık 2025 tarihindeki reeskont oranı baz alınarak yapılan hesaplamayla, yeni kanunun yürürlüğe girdiği 31 Temmuz 2026'dan itibaren yasal faiz oranı %31 olarak uygulanmaya başlanmıştır.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 120. maddesi temerrüt faizine ilişkin yasal çerçeveyi ve üst sınırları emredici olarak belirlemiştir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 33. maddesi uyarınca da Hakim, Türk hukukunu resen uygular. Bu kural gereğince yürürlükteki faiz mevzuatı maddi hukuk kuralı olup, hakim dava tarihi ne olursa olsun faizin işlediği döneme ilişkin yasal oranı kendiliğinden gözetmek ve kademeli faiz hesabı yapmakla yükümlüdür. Kanun koyucu tarafından faiz oranının belirlenmesinde TCMB reeskont oranlarına ya da başkaca değişken kriterlere atıf yapılması durumunda dahi, faiz oranının geçmişe dönük değil, yürürlükten sonraki dönemler için geçerli olacağı ve dava açılış tarihinin faiz oranını sabitleyen mutlak bir usuli kazanılmış hak doğurmayacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>Belirtilen nedenlerle, faiz alacağı fer'i nitelikte ve zaman içinde işleyen dönemsel bir alacak olup, faiz oranlarındaki kanuni değişiklikler, tamamlanmış işlemlere uygulanmamakla birlikte henüz ifa edilmemiş ve işlemeye devam eden fer'i alacaklara yürürlük tarihinden itibaren derhal uygulanır. Bu nedenle 3095 sayılı Kanun çerçevesinde faiz oranlarında meydana gelen değişikliklerin, derdest davalarda veya geçmişte açılmış davalarda dahi faizin işlediği ilgili dönemler itibarıyla kademeli olarak uygulanması gerekir. Dolayısıyla yasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılmış olsa dahi, faiz başlangıç tarihinden (temerrüt veya dava tarihi) yeni yasanın yürürlük tarihine kadar eski mevzuattaki yasal faiz oranı geçerli olur. Yeni düzenlemenin yürürlük tarihi olan 31.07.2026 tarihinden fiilî ödeme tarihine kadar geçen dönem için ise yeni kanuni faiz oranı, yani TCMB’nin önceki yılın 31 Aralık tarihindeki kısa vadeli kredi işlemlerinde uyguladığı reeskont faiz oranının %80'i doğrudan işletilir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay kararlarında, faiz oranlarının değişkenlik gösterdiği dönemlerde faiz başlangıç tarihindeki oranın borç ödeninceye kadar aynen sürdürülemeyeceği, değişen oranlara göre dönemsel kademeli hesap yapılmasının zorunlu olduğu açıkça ifade edilmektedir<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20241734-e-20247351-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Bkz. Yrg. 12. HD, Dairesi, T. 16.09.2024, E. 2024/1734, K. 2024/7351).</a></p>

<p><strong>E. Yeni Düzenleme ve Yargıtay İçtihatlarına Göre Örnek Dönemsel Kademeli Faiz Hesaplama Tablosu</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Dönem / Süreç</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Tarih Aralığı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Gün Sayısı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Esas Alınacak Anapara</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Uygulanacak Hukuki Rejim / Oran</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Faiz Türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hesaplama Yöntemi ve Hukuki Gerekçe</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>1. Dönem</strong> <i>(Yasa Değişikliği Öncesi)</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>01.01.2026 – 30.07.2026</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>211 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>200.000 TL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dönemde Yürürlükte Bulunan <strong>Eski Kanuni Faiz Oranı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal Faiz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Dava/temerrüt tarihindeki faiz rejimi yalnızca bu dönemin sonuna kadar işletilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>2. Dönem</strong> <i>(Yasa Değişikliği Sonrası)</i></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>31.07.2026 – 30.08.2026</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>31 Gün</p>
   </td>
   <td>
   <p>200.000 TL</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yürürlüğe Giren <strong>Yeni Kanuni Faiz Oranı</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Yasal Faiz</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kanunların derhal uygulanırlığı gereği, derdest dosyada yürürlük tarihinden itibaren re'sen yeni oran tatbik edilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>TOPLAM TASFİYE</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>01.01.2026 – 30.08.2026</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>242 Gün</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p><strong>200.000 TL</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Kademeli Kanuni Faiz</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Yasal Faiz</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>1. Dönem Faizi + 2. Dönem Faizi + 200.000 TL Asıl Alacak</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Uygulamada Dikkat Edilmesi Gereken Usul Kuralları</strong></p>

<p>1. Re'sen Uygulama (HMK m. 33): Mahkemenin veya icra müdürlüğünün 31.07.2026 tarihinden sonraki 31 günlük süre için yeni kanuni faiz oranını işletmesi için davacının ıslah yapmasına veya ek talepte bulunmasına gerek yoktur; re'sen uygulanır.</p>

<p>2.Taleple Bağlılık (HMK m. 26): Talep "yasal faiz" şeklinde kurulduğundan, alacak adi nitelikte de olsa ticari nitelikte de olsa avans/ticari faiz işletilemez; her iki dönemde de yalnızca ilgili dönemin kanuni faiz oranları esas alınır.</p>

<p>3.Bilirkişi Denetimi: Bilirkişi raporunda 200.000 TL asıl alacağa tüm 242 gün boyunca dava tarihindeki (01.01.2026) sabit oran üzerinden tek hesap yapılması Yargıtay nezdinde doğrudan bozma sebebidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p><strong>Sigorta Tahkim Komisyonu İtiraz Hakemi</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-faiz-oranina-iliskin-iptal-kararinin-31-temmuz-2026-tarihinden-once-acilan-davalara-etkisi</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk1.jpg" type="image/jpeg" length="78629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İCRA MAHKEMESİ, MENFİ TESPİT DAVASINI BEKLETİCİ MESELE YAPMAZ İSE DE MENFİ TESPİT DAVASININ KABULÜNE YÖNELİK KESİNLEŞMİŞ HÜKMÜ GÖZ ARDI EDEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-mahkemesi-menfi-tespit-davasini-bekletici-mesele-yapmaz-ise-de-menfi-tespit-davasinin-kabulune-yonelik-kesinlesmis-hukmu-goz-ardi-edemez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-mahkemesi-menfi-tespit-davasini-bekletici-mesele-yapmaz-ise-de-menfi-tespit-davasinin-kabulune-yonelik-kesinlesmis-hukmu-goz-ardi-edemez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İcra Mahkemeleri, önlerine gelen uyuşmazlığı hızlı ve seri olan takip hukuku kurallarına göre çözümlerken, genel mahkemede görülen menfi tespit davasının sonuçlanmasını bekletici mesele yapmaz ise de genel mahkemenin menfi tespit davasının kabulüne yönelik kesinleşmiş hükmünü HMK 114/1-i maddesi gereğince göz ardı edemez.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 01.04.2026 tarihli, 2025/9772 E., 2026/2131 K. sayılı kararı</i></p>

<p></p>

<p><i>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.02.2025 tarihli, 2024/7590 E., 2025/790 K. sayılı kararı</i></p>

<p></p>

<p><i>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 19/01/2021 tarihli, 2020/7823 E., 2021/577 K.sayılı kararı</i></p>

<p></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/9772 E., 2026/2131 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibine karşı borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, borca itiraz ederek takibin iptalini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince, istemin reddine verildiği, borçlunun istinaf başvurusunun da Bölge Adliye Mahkesince esastan reddine karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>İcra Mahkemeleri, önlerine gelen uyuşmazlığı hızlı ve seri olan takip hukuku kurallarına göre çözümlerken, genel mahkemede görülen menfi tespit davasının sonuçlanmasını bekletici mesele yapmaz ise de genel mahkemenin menfi tespit davasının kabulüne yönelik kesinleşmiş hükmünü HMK 114/1-i maddesi gereğince göz ardı edemez.</p>

<p>İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesinin 29.03.2023 tarih ve 2022/7 40... /258 Karar sayılı ilamı ile borçlunun ..... İcra Müdürlüğü'nün 2022/22250 Esas sayılı icra takip dosyasından borçlu olmadığının tespitine karar verildiği, kararın 04.07.2023 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>O halde, İlk Derece Mahkemesince, genel mahkemenin kesinleşen menfi tespit davasında verilen kararına uygun olarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda açıklanan nedenlerle davacının temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Hukuk Dairesinin 02.10.2025 tarih ve 2023/2 97... /1716 Karar sayılı kararının (KALDIRILMASINA),</p>

<p>İstanbul 11. İcra Hukuk Mahkemesinin 08.12.2022 tarih ve 2022/8 34... /1234 Karar sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 01.04.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/7590 E., 2025/790 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibine karşı borçluların icra mahkemesine başvurusunda, imzaya ve borca itirazlarını ileri sürerek takibin iptalini talep ettikleri, mahkemece, davanın kabulüne karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay denetimine ve hüküm kurmaya elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiğinden bahisle kararın Dairemizin 21/06/2016 tarihli 2016/6281 E. 2016/17386K. sayılı ilamı ile bozulduğu, mahkemece, bozmaya uyulduğu, davanın reddine karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>İcra Mahkemeleri, önlerine gelen uyuşmazlığı hızlı ve seri olan takip hukuku kurallarına göre çözümlerken, genel mahkemede görülen menfi tespit davasının sonuçlanmasını bekletici mesele yapmaz ise de genel mahkemenin menfi tespit davasının kabulüne yönelik kesinleşmiş hükmünü HMK 114/1-i maddesi gereğince göz ardı edemez.</p>

<p>Ankara 5.Asliye Ticaret Mahkemesinin 2015/83E. - 2024/698K. sayılı 17.10.2024 tarihli kararı ile davacıların davaya konu takip dosyasından borçlu olmadıklarının tespitine karar verildiği, kararın 11.12.2024 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>O halde, mahkemece, genel mahkemenin kesinleşen menfi tespit davasında verilen kararına uygun olarak karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçluların temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nın 366. ve HUMK’nın 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 06.02.2025 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/7823 E., 2021/577 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İcra Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Alacaklı tarafından kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile başlatılan icra takibine karşı borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, takip konusu bononun alacaklı tarafa 12.09.2012 tarihli “kiraya verene yapılan ödemeler” başlıklı belge ile 15.11.2012 tarihli kira sözleşmesinin teminatı olarak verildiğini ileri sürerek takibin iptalini talep ettiği, mahkemece, davanın kabulüne karar verildiği, kararın alacaklı tarafından temyiz edilmesi üzerine alacaklı tarafın imza inkarında bulunduğu 12.09.2012 tarihli belgede İİK 169/a-3 maddesi göndermesiyle uygulanması gereken İİK 68/a maddesi uyarınca imza incelemesi yapılması gerektiğinden bahisle kararın Dairemizin 04/10/2016 tarihli 2016/9989 E. 2016/20487 K. sayılı ilamı ile bozulduğu, mahkemece, bozmaya uyulduğu, yapılan imza incelemesi üzerine davanın reddine karar verildiği görülmektedir.</p>

<p>İcra Mahkemeleri, önlerine gelen uyuşmazlığı hızlı ve seri olan takip hukuku kurallarına göre çözümlerken, genel mahkemede görülen menfi tespit davasının sonuçlanmasını bekletici mesele yapmaz ise de genel mahkemenin menfi tespit davasının kabulüne yönelik kesinleşmiş hükmünü HMK 114/1-i maddesi gereğince göz ardı edemez.</p>

<p>... 6. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/964 E. - 2015/579 K. sayılı 23/06/2015 tarihli kararı ile davacının takibe dayanak bono nedeni ile borçlu olmadığının tespitine karar verildiği, kararın 21/06/2018 tarihinde kesinleştiği görülmektedir.</p>

<p>O halde mahkemece genel mahkemenin kesinleşen menfi tespitin kabulüne dair kararına uygun olarak borca itirazın kabulüne karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ :</strong> Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile mahkeme kararının yukarıda yazılı nedenlerle İİK'nin 366. ve HUMK’nin 428. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan harcın istek halinde iadesine, ilamın tebliğinden itibaren 10 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 19/01/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-mahkemesi-menfi-tespit-davasini-bekletici-mesele-yapmaz-ise-de-menfi-tespit-davasinin-kabulune-yonelik-kesinlesmis-hukmu-goz-ardi-edemez</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 10:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="27167"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Göçmen Kaçakçılığı Suçunda İştirak ile Örgütlü İşlenme Arasındaki Sınır: TCK m. 79/3 Değişikliği ve Yargıtay Kararları Işığında Bir İnceleme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gocmen-kacakciligi-sucunda-istirak-ile-orgutlu-islenme-arasindaki-sinir-tck-m-793-degisikligi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gocmen-kacakciligi-sucunda-istirak-ile-orgutlu-islenme-arasindaki-sinir-tck-m-793-degisikligi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h3><strong>Giriş</strong></h3>

<p>Göçmen kaçakçılığı suçu, niteliği gereği çoğu zaman birden fazla kişinin katkısıyla işlenmektedir. Göçmenlerle iletişim kurulması, taşıma aracının veya teknenin temin edilmesi, geçici barınma imkânı sağlanması, güzergâhın belirlenmesi, yakıt ve erzak temin edilmesi, gözcülük yapılması ve göçmenlerin sınır bölgesine ya da kıyıya ulaştırılması gibi faaliyetler, aynı olay içerisinde farklı kişiler tarafından yerine getirilebilmektedir.</p>

<p>Bu durum, ceza sorumluluğunun belirlenmesi bakımından önemli bir sorun doğurmaktadır. Aynı olayda birden fazla kişinin bulunması, bu kişilerin tamamının müşterek fail veya örgüt üyesi olduğu anlamına gelmez. Her kişinin somut katkısı, suç planındaki konumu, katkısının icra hareketleri içindeki yeri, diğer kişilerle ilişkisi ve kastının kapsamı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Göçmen kaçakçılığı faaliyetinin lojistik açıdan düzenli, planlı ve karmaşık olması ile ceza hukuku anlamında suç örgütünün varlığı aynı hukuki mesele değildir. Tek bir göçmen grubunun taşınması için araç, tekne veya konaklama imkânı sağlanması, olayın organize edildiğini gösterebilir. Bununla birlikte örgütlü işlenmeden söz edilebilmesi için tek bir olaya özgü geçici iş birliğinin ötesine geçen, süreklilik ve hiyerarşi taşıyan, amaç suçları işlemeye elverişli bir yapılanmanın somut delillerle ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Bu ayrım, 7196 sayılı Kanun’la Türk Ceza Kanunu’nun 79. maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikten sonra yaptırım bakımından daha da önemli hâle gelmiştir. Anılan değişiklikle, göçmen kaçakçılığı suçunun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi, suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesinden bağımsız bir nitelikli hâl olarak düzenlenmiştir. Böylece örgütlü yapı kurulamayan her çok failli eylemin yalnızca artırımsız genel iştirak hükümleri kapsamında kalacağı yönündeki önceki yaklaşım, değişiklik sonrası dönem bakımından yeniden değerlendirilmek zorunda kalmıştır.</p>

<p>Bu çalışmada, göçmen kaçakçılığı suçunda iştirak ile örgütlü işlenme arasındaki sınır; TCK m. 79/3’ün değişiklik öncesi ve sonrası görünümü, Yargıtay’ın 2013 ve 2016 tarihli kararları ile 2023 ve 2024 tarihli kararları birlikte değerlendirilerek ele alınmaktadır. Çalışmanın temel yaklaşımı, örgüt kavramının yalnızca kişi sayısı, görev paylaşımı veya olayın görünüşteki karmaşıklığı üzerinden kurulamayacağı; buna karşılık 7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonra, örgüt bulunmasa dahi müşterek faillik koşullarının gerçekleştiği olaylarda TCK m. 79/3’te düzenlenen bağımsız nitelikli hâlin gündeme gelebileceğidir.</p>

<h3><strong>1. Göçmen Kaçakçılığı Suçunun Çok Failli Yapısı</strong></h3>

<h4><strong>1.1. Çok failli yapı ile örgütsel yapı arasındaki fark</strong></h4>

<p>Göçmen kaçakçılığı olaylarında görev paylaşımı, çoğu zaman suçun işleniş biçiminden kaynaklanır. Bir kişi göçmenlerle irtibat kurarken başka bir kişi taşıma aracını kullanabilir. Bir başka kişi konaklama yeri ayarlayabilir, tekne veya araç temin edebilir, yakıt alabilir ya da göçmenleri kıyıya götürebilir. Bu kişilerin aynı olay içerisinde farklı görevler üstlenmesi, öncelikle çok failli bir suç görünümünü ortaya çıkarır.</p>

<p>Çok failli yapı, belirli bir suçun birden fazla kişinin katkısıyla gerçekleştirilmesidir. Örgütlü yapı ise belirli bir suçun tamamlanmasına yönelik geçici iş birliğini aşan ve geleceğe dönük bir suç işleme iradesi çerçevesinde ortaya çıkan daha kalıcı yapılanmayı ifade eder. Bu nedenle örgüt bakımından yalnızca aynı olayda bir araya gelme değil; kişilerin belirli bir yapı içerisinde süreklilik, iş bölümü ve hiyerarşik bağlılık göstermesi gerekir.</p>

<p>Tek bir taşımaya özgü görev paylaşımı ile farklı tarihlerde tekrarlanan, belirli kişilerce yönetilen ve ortak bir işleyiş içerisinde sürdürülen faaliyetler aynı biçimde nitelendirilemez. Bir olayın lojistik açıdan karmaşık olması veya çok sayıda kişinin sürecin farklı aşamalarında görev alması, tek başına örgütlü suçluluğu göstermez.</p>

<p>7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonra bu ayrımın sonucu yalnızca örgüt üyeliği bakımından değil, göçmen kaçakçılığı suçundaki nitelikli hâlin belirlenmesi bakımından da önem taşımaktadır. Örgüt unsurları oluşmasa bile kişilerin somut suçun müşterek failleri olup olmadığı ayrıca incelenmelidir. Bu inceleme yapılmadan yalnızca kişi sayısına dayanılarak TCK m. 79/3’ün uygulanması mümkün değildir.</p>

<h4><strong>1.2. Göçmen kaçakçılığı faaliyetlerinde farklı roller</strong></h4>

<p>Göçmenlerle iletişim kuran, taşıma aracını kullanan, tekne sağlayan, konaklama yeri bulan, yakıt veya erzak temin eden ve gözcülük yapan kişilerin katkıları aynı hukuki nitelikte değildir. Katkının niteliği, kişinin suç planındaki konumu ve suçun icrası üzerindeki etkisi, hukuki sorumluluğun belirlenmesinde belirleyici rol oynar.</p>

<p>Taşıma faaliyetini gerçekleştiren kişinin suçun genel planını bilip bilmediği, güzergâhın belirlenmesine katılıp katılmadığı, diğer kişilerle ortak karar alıp almadığı ve faaliyet üzerinde kontrol sahibi bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Kişinin yalnızca kendisine verilen sınırlı bir görevi, suç planının bütününü bilmeden yerine getirmesi hâlinde yardım etme hükümlerinin uygulanması gündeme gelebilir.</p>

<p>Konaklama yeri veya araç sağlayan kişi bakımından da aynı yaklaşım geçerlidir. Sağlanan imkânın hangi amaçla kullanılacağının bilinmesi, kişinin faaliyetle bağlantısının sürekliliği, somut suçun gerçekleşmesine katkısının niteliği ve diğer kişilerle kurduğu ilişkinin kapsamı ortaya konulmadan müşterek faillik veya örgüt üyeliği sonucuna ulaşılamaz.</p>

<p>Bununla birlikte kişinin katkısının görünüşte tali olması, her durumda yardım etme sonucunu doğurmaz. Araç, tekne veya barınma imkânı sağlayan kişi, somut olayın koşullarına göre suçun icrasını birlikte planlamış ve faaliyet üzerinde ortak hâkimiyet kurmuş olabilir. Bu nedenle görev adının veya yapılan işin tek başına belirleyici kabul edilmesi doğru değildir. Değerlendirme, katkının suç planındaki gerçek işlevine göre yapılmalıdır.</p>

<h4><strong>1.3. Ceza sorumluluğunun şahsiliği</strong></h4>

<p>Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi, her sanığın yalnızca kendi fiili ve kastı çerçevesinde sorumlu tutulmasını gerektirir. Sanıkların aynı olayda bulunması veya aynı kişilerle iletişim hâlinde olması, diğer sanıkların eylemlerinden otomatik olarak sorumlu tutulmaları için yeterli değildir.</p>

<p>Mahkeme, her sanık bakımından olayın hangi aşamasına katıldığını, katkısının suçun gerçekleşmesindeki işlevini, ortak suç işleme kararına dâhil olup olmadığını ve fiil üzerinde hâkimiyet kurup kurmadığını gerekçeli biçimde açıklamalıdır. Sanıkların birbirleriyle tanışıyor olması, aynı araçta bulunması veya aynı iletişim grubunda yer alması, tek başına müşterek faillik ya da örgüt üyeliği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>Örgütlü işlenme kabul edilen olaylarda dahi bütün sanıkların aynı hukuki sıfatla sorumlu tutulması mümkün değildir. Örgüt üyeliği, somut suçun müşterek failliğiyle aynı hukuki statüyü ifade etmez. Kişi örgüt üyesi olabilir; ancak somut göçmen kaçakçılığı eylemine müşterek fail olarak katılmamış olabilir. Bunun tersi de mümkündür: Kişi herhangi bir örgütün üyesi olmadığı hâlde belirli bir göçmen kaçakçılığı eylemini müşterek fail olarak gerçekleştirebilir.</p>

<p>Örgüt bulunmasa dahi kişiler somut suçun müşterek failleri ise, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesine ilişkin nitelikli hâl uygulanabilir. Buna karşılık yardım etme düzeyinde kalan katkılar, tek başına bu nitelikli hâlin uygulanmasını gerektirmez.</p>

<h3><strong>2. İştirak ile Örgütlü İşlenme Arasındaki Hukuki Ayrım</strong></h3>

<h4><strong>2.1. Müşterek faillik</strong></h4>

<p>Müşterek faillik, birden fazla kişinin ortak suç işleme kararı ve fiil üzerindeki ortak hâkimiyet anlayışı içerisinde hareket etmesini ifade eder. Farklı görevler üstlenilmesi, tek başına müşterek faillik için yeterli değildir. Görevlerin suçun icrasındaki ağırlığı, işlevi ve diğer kişilerin faaliyetleriyle bağlantısı somut biçimde ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Göçmen kaçakçılığı bakımından müşterek faillik; göçmenlerin temini, taşıma güzergâhının belirlenmesi, aracın veya teknenin hazırlanması, konaklama yerinin ayarlanması ve göçmenlerin yurt dışına çıkarılmasına yönelik faaliyetlerin birlikte planlanması gibi olgularla ortaya çıkabilir. Ancak her sanığın ortak karara ve icra faaliyetine ne ölçüde katıldığı ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>7196 sayılı Kanun değişikliği sonrasında TCK m. 79/3’ün uygulanıp uygulanmayacağı, kişinin suç planındaki konumu, ortak suç işleme kararına katılıp katılmadığı ve icra faaliyeti üzerinde ortak hâkimiyet kurup kurmadığı dikkate alınarak belirlenmelidir. Kişinin yaptığı işin suçun gerçekleşmesi açısından önemli olması, tek başına müşterek fail sayılması için yeterli değildir. Önemli olan, kişinin suçun icrası üzerinde diğer faillerle birlikte belirleyici bir konuma sahip olup olmadığıdır.</p>

<h4><strong>2.2. Yardım etme</strong></h4>

<p>Yardım etme, kişinin suçun icrası üzerinde ortak hâkimiyet kurmaksızın suçun işlenmesini kolaylaştırmasıdır. Araç veya yakıt sağlanması, geçici barınma imkânı sunulması, gözcülük yapılması ya da göçmenlerin belirli bir noktaya götürülmesi, olayın özelliklerine göre yardım etme kapsamında kalabilir.</p>

<p>Yardım eden kişinin suçun bütün ayrıntılarını bilmesi zorunlu değildir; ancak katkısının yasa dışı faaliyeti kolaylaştırdığını bilmesi gerekir. Kişinin kastı, katkısının suçun işlenmesine yardımcı olduğunu bilme ve isteme düzeyinde bulunmalıdır. Buna karşılık katkı, ortak suç işleme kararına ve fiil üzerindeki ortak hâkimiyete dönüşmüşse müşterek faillik gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle katkının önemli olması ile müşterek faillik arasında doğrudan bir özdeşlik kurulamaz. Örneğin teknenin temin edilmesi, somut olayın koşullarına göre suçun icrasında kritik bir katkı olabilir; ancak tekneyi sağlayan kişinin güzergâhın belirlenmesine, göçmenlerle yapılan anlaşmaya veya taşıma faaliyetinin yönetimine katılmadığı anlaşılıyorsa, bu katkının yardım etme kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.</p>

<p>Hukuki nitelendirme, katkının niteliğine göre yapılmalı; örgüt yöneticisi, örgüt üyesi, somut suçun müşterek faili ve yardım eden kişi bakımından farklı unsurların bulunduğu gözetilmelidir. Bu ayrım, 7196 sayılı Kanun sonrasında TCK m. 79/3’ün uygulanması bakımından da korunmalıdır.</p>

<h4><strong>2.3. Örgütün maddi unsurları</strong></h4>

<p>Suç örgütünün varlığından söz edilebilmesi için en az üç kişinin belirli bir suç işleme amacı etrafında, geçici iş birliğini aşan bir yapı oluşturması gerekir. Yapının kişi ve araç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması, kişiler arasında belirli bir iş bölümü ve hiyerarşik ilişkinin bulunması ve yapılanmanın devamlılık göstermesi aranır.</p>

<p>Örgütün varlığı, yalnızca kişi sayısına bakılarak belirlenemez. Üç veya daha fazla kişinin aynı olayda birlikte hareket etmesi, bu kişiler arasında kendiliğinden örgütsel bir bağ bulunduğunu göstermez. Akrabalık, arkadaşlık, aynı sosyal çevreden olma veya birlikte hareket etme de tek başına örgütü ortaya koymaz.</p>

<p>Örgüt iddiasının kabulü için kimin karar verdiği, görevleri kimin dağıttığı, kişilerin kime karşı hangi bağlılık içerisinde bulunduğu, elde edilen gelirin nasıl paylaşıldığı ve faaliyetlerin hangi süreklilikle yürütüldüğü açıklanmalıdır. Örgütsel yapı, soyut ifadelerle değil, sanıklar arasındaki ilişkinin somut görünümünü ortaya koyan delillerle belirlenmelidir.</p>

<p>Bu kapsamda <strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 24.10.2024 tarihli, E. 2022/13377, K. 2024/11531 sayılı kararı</strong>, örgütün soyut bir birleşmeden ibaret olmadığını ve organik-hiyerarşik ilişkinin somut delillerle ortaya konulması gerektiğini vurgulaması bakımından önem taşımaktadır. Kararda, kanun hükümlerinin tekrar edilmesinin, birkaç telefon görüşmesinin, lakap kullanılmasının veya kişilerin yüz yüze görüşmesinin tek başına örgütsel hiyerarşiyi kanıtlamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım göçmen kaçakçılığı bakımından da geçerlidir. Örgüt iddiası, sanıkların genel olarak birlikte hareket ettikleri yönündeki soyut açıklamalarla değil, yapı içerisindeki somut ilişkileri gösteren delillerle temellendirilmelidir.</p>

<h4><strong>2.4. TCK m. 79 kapsamında örgüt faaliyeti ile TCK m. 220 arasındaki ilişki</strong></h4>

<p>Göçmen kaçakçılığı suçunun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi ile suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçları birbirinden ayrılmalıdır. Öncelikle örgütün varlığı, ardından sanığın örgüt içindeki konumu ve son olarak somut göçmen kaçakçılığı eylemiyle örgütsel faaliyet arasındaki bağ belirlenmelidir.</p>

<p>2013 ve 2016 tarihli kararların verildiği dönemde TCK m. 79/3’te, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini örgütlü işlenmeden bağımsız olarak düzenleyen bugünkü anlamda ayrı bir nitelikli hâl bulunmamaktaydı. Bu nedenle örgüt ilişkisi kanıtlanamadığında, kişilerin sorumluluğu genel iştirak hükümleri çerçevesinde değerlendiriliyordu.</p>

<p>7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonra ise TCK m. 79/3’te iki farklı hâl düzenlenmiştir: Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi ve suçun bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi. Bu iki hâlin unsurları birbirinden farklıdır. Örgütlü işlenme bakımından hiyerarşi, süreklilik ve örgütsel iş bölümü aranırken, birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme bakımından suç örgütünün varlığı gerekli değildir. Bununla birlikte müşterek faillik koşullarının bulunması zorunludur.</p>

<p><strong>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.12.2023 tarihli, E. 2019/257, K. 2023/671 sayılı kararı</strong>, 7196 sayılı Kanun’la TCK m. 79/3’te yapılan değişikliğin zaman bakımından değerlendirilmesi açısından önem taşımaktadır. Karar eski tarihli bir olaya ilişkin olduğundan, somut olay bakımından suç tarihi ve lehe kanun ilkesi gözetilmelidir. Bununla birlikte karar, örgüt suçunun ve örgüt faaliyeti kapsamında işlenen amaç suçun birbirinden bağımsız değerlendirilmesi gerektiğine ve TCK m. 220/4 uyarınca cezalandırma ilişkisinin ayrıca ele alınmasına işaret etmektedir.</p>

<p>Güncel hukuk bakımından izlenecek yöntem üç aşamalıdır. Önce örgütün varlığı incelenir. Örgüt unsurları oluşmuyorsa, sanıkların somut suçun müşterek faili mi yoksa yardım edeni mi olduğu belirlenir. Müşterek faillik kabul edilirse ve suç tarihi 7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonraki döneme aitse, TCK m. 79/3’te düzenlenen birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme nitelikli hâli uygulanabilir.</p>

<h3><strong>3. Örgütlü İşlenmenin Reddedildiği Göçmen Kaçakçılığı Kararları</strong></h3>

<h4><strong>3.1. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E. 2012/9412, K. 2013/4827 sayılı kararı</strong></h4>

<p>Karara konu olayda sanıklar, yasa dışı yollarla Türkiye’ye giren ve Yunanistan’a gitmek isteyen yabancı uyruklu kişileri kamyonla taşırken yakalanmıştır. İlk derece mahkemesi, eylemi bir örgütün faaliyeti çerçevesinde değerlendirmiştir.</p>

<p>Yargıtay, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığını ve sanıkların örgütlü hareket ettiklerinin kabulü için yeterli delil bulunmadığını belirtmiştir. Sanıkların belirli bir olay bakımından birlikte hareket etmeleri, devamlılık gösteren bir örgütsel yapının varlığını kanıtlamamıştır.</p>

<p>Kararın önemi, tek olaya özgü görev paylaşımı ile örgütsel iş bölümünün birbirine karıştırılmaması gerektiğini göstermesidir. Bununla birlikte kararın verildiği tarihte TCK m. 79/3’te bağımsız bir “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” nitelikli hâli bulunmadığından, kararın yaptırım bakımından ulaştığı sonuç güncel hukuk bakımından aynen uygulanamaz.</p>

<h4><strong>3.2. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin E. 2012/8664, K. 2013/4135 sayılı kararı</strong></h4>

<p>Bu kararda sanıklar, Yunanistan’a gitmek isteyen 37 göçmeni İstanbul’da kiralanan iki evde geçici olarak barındırırken yakalanmıştır. Yargıtay, eylemin yurt dışına çıkarmaya yönelik teşebbüs aşamasında kaldığını değerlendirmiştir.</p>

<p>Örgütlü işlenme bakımından ise sanıklar arasında hiyerarşik ilişki ve sürekliliğin yeterli delillerle ortaya konulamadığı kabul edilmiştir. Çok sayıda göçmenin bulunması ve birden fazla evin kullanılması, tek başına örgütlü yapı için yeterli görülmemiştir.</p>

<p>Bu kararın güncel hukuk bakımından önemi, örgütlü işlenme ile çok failli işlenmenin farklı kavramlar olduğunu ortaya koymasıdır. Örgüt bulunmadığı sonucuna ulaşılması, 7196 sayılı Kanun sonrasında müşterek faillik koşulları oluştuğu takdirde TCK m. 79/3’ün ayrıca değerlendirilmesine engel değildir.</p>

<h4><strong>3.3. İki kararın ortak değerlendirmesi</strong></h4>

<p>Anılan kararlarda birden fazla kişi, göçmen kaçakçılığı faaliyetinin farklı aşamalarında rol almıştır. Bununla birlikte faaliyetlerin belirli bir göçmen grubuna veya sınırlı bir olaya yönelik olduğu, kişiler arasında süreklilik gösteren bir hiyerarşi ve kalıcı bir organizasyon bulunmadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar, örgütün kişi sayısı veya görev paylaşımı üzerinden otomatik biçimde kabul edilemeyeceğini göstermektedir. Bununla birlikte kararların verildiği tarihte bağımsız çok failli nitelikli hâl bulunmadığından, güncel hukuk bakımından kararların esas olarak örgütlü işlenme yönündeki değerlendirmeleri dikkate alınabilir.</p>

<h3><strong>4. Örgütlü İşlenmenin Kabul Edildiği Göçmen Kaçakçılığı Kararı</strong></h3>

<h4><strong>4.1. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2016/471, K. 2016/7518 sayılı kararı</strong></h4>

<p>Karara konu olaylarda 25.02.2014, 01.03.2014 ve 11.03.2014 tarihlerinde üç ayrı göçmen kaçakçılığı faaliyeti gerçekleştirilmiştir. Göçmenlerin temin edilmesi, taşınması, geçici olarak konaklatılması, araç ve tekne temini, gözcülük yapılması ve deniz yoluyla yurt dışına çıkarılmaya çalışılması gibi faaliyetler aynı organizasyon içerisinde yürütülmüştür.</p>

<p>Kararın ayırt edici yönü, olayların tek bir seferle sınırlı kalmamasıdır. Aynı veya bağlantılı kişilerin farklı tarihlerde benzer görevler üstlenmesi, faaliyet zincirinin tekrarlanması, bazı kişilerin koordinasyon sağlaması ve yakalanmalara rağmen yeni eylemlerin sürdürülmesi, devamlılık bakımından önem taşımıştır.</p>

<p>Bu karar, geçici iş birliği ile örgütlü yapılanma arasındaki sınırı göstermesi bakımından önemlidir. Tek bir olay bakımından araç kullanmak veya gözcülük yapmak, tek başına örgüt üyeliği anlamına gelmez. Buna karşılık aynı görevlerin farklı olaylarda tekrarlanması ve faaliyetlerin belirli bir yönetim ilişkisi içerisinde sürdürülmesi, farklı bir hukuki değerlendirmeyi gerektirebilir.</p>

<h4><strong>4.2. Örgütlü işlenmenin kabulüne götüren ölçütler</strong></h4>

<p>Kararda örgütlü işlenme sonucuna götüren olgular tek bir delilden ibaret değildir. Farklı tarihlerde gerçekleştirilen eylemler, tekrar eden görev paylaşımı, lojistik aşamaların aynı yapı içerisinde birleşmesi, faaliyetleri koordine eden kişiler ve yakalanmalara rağmen çalışmaların sürdürülmesi birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu unsurlar, örgütün yalnızca kişi sayısından ibaret olmadığını göstermektedir. Örgütsel yapı; kişiler arasındaki ilişkinin devamlılığı, karar alma biçimi, görevlerin dağıtılması ve faaliyetlerin belirli bir amaç doğrultusunda sürdürülmesiyle ortaya çıkar.</p>

<p>Kararın 2016 yılında verilmiş olması nedeniyle o tarihte TCK m. 79/3’te günümüzdeki bağımsız çok failli nitelikli hâl bulunmamaktaydı. Bu nedenle kararın güncel hukuk bakımından taşıdığı esas değer, örgütlü yapının hangi somut olgular üzerinden belirlenebileceğini göstermesidir.</p>

<h4><strong>4.3. Örgüt üyeliği ile somut suçta faillik arasındaki ayrım</strong></h4>

<p>Örgütlü yapı kabul edilse dahi bütün sanıkların aynı hukuki sıfatla sorumlu tutulması mümkün değildir. Örgüt yöneticisi, örgüt üyesi, örgüte yardım eden ve somut göçmen kaçakçılığı suçunun müşterek faili bakımından ayrı değerlendirme yapılmalıdır.</p>

<p>Kişinin örgüt içindeki statüsü, somut suçtaki katkısının niteliğini kendiliğinden belirlemez. Aynı örgüt içerisinde yer alan bir kişi belirli bir eylemin müşterek faili olabilirken, başka bir kişi yalnızca lojistik yardım sunmuş olabilir. Bu nedenle örgüt üyeliği ile somut suçtaki iştirak biçimi birbirine karıştırılmamalıdır.</p>

<h3><strong>5. Örgüt Kavramına İlişkin Destekleyici Kararlar</strong></h3>

<h4><strong>5.1. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2021/29677, K. 2021/29590 sayılı kararı</strong></h4>

<p>Bu karar doğrudan göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin değildir. Kararın bu çalışmadaki işlevi, örgütün yalnızca kişi sayısı, akrabalık ilişkisi veya bazı olaylarda birlikte hareket edilmesi üzerinden kabul edilemeyeceğini göstermesidir.</p>

<p>Göçmen kaçakçılığı olaylarında sanıkların akraba, arkadaş veya aynı sosyal çevreden olması, kendiliğinden örgütsel hiyerarşi bulunduğu sonucunu doğurmaz. Bu tür kişisel ilişkilerin hukuki önem kazanabilmesi için süreklilik gösteren iş bölümü, bağlılık ve örgütsel karar düzeniyle desteklenmesi gerekir.</p>

<h4><strong>5.2. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin E. 2022/2604, K. 2022/7923 sayılı kararı</strong></h4>

<p>Bu kararın konusu suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüt üyeliği ve nitelikli yağma suçlarıdır. Göçmen kaçakçılığı suçuna doğrudan ilişkin olmamakla birlikte, iletişim kayıtlarının değerlendirilmesi bakımından yardımcı niteliktedir.</p>

<p>Telefon görüşmelerinin varlığı, kişilerin iletişim hâlinde bulunduğunu gösterebilir; ancak tek başına hiyerarşik ilişkiyi kanıtlamaz. Görüşmelerin içeriği, zamanı, sıklığı, tarafların birbirleri karşısındaki konumu, görev dağılımı ve iletişimin somut olaylarla bağlantısı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<h4><strong>5.3. Yargıtay 4. Ceza Dairesinin E. 2023/13410, K. 2024/9200 sayılı kararı</strong></h4>

<p><strong>Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 26.06.2024 tarihli, E. 2023/13410, K. 2024/9200 sayılı kararı</strong>, örgütün devamlılık gerektirdiğini ve kişilerin belirli bir suçu işlemek amacıyla bir araya gelmeleri hâlinde öncelikle iştirak iradesinin değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır.</p>

<p>Kararda, akrabalık ilişkisi bulunan kişiler arasında hiyerarşik bağ, iş bölümü ve suç işleme iradesinde devamlılık bulunmadığı hâllerde örgüt üyeliğinin kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Bu yaklaşım, göçmen kaçakçılığı dosyalarında akrabalık veya tanışıklığın tek başına örgütsel bağ olarak yorumlanamayacağını göstermektedir.</p>

<h4><strong>5.4. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin E. 2022/13377, K. 2024/11531 sayılı kararı</strong></h4>

<p><strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 24.10.2024 tarihli, E. 2022/13377, K. 2024/11531 sayılı kararı</strong>, örgütün soyut veya basmakalıp ifadelerle kabul edilemeyeceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Karar doğrudan göçmen kaçakçılığı suçuna ilişkin değildir. Bu nedenle TCK m. 79/3 bakımından doğrudan emsal olarak değil, TCK m. 220 anlamında örgütün ispatı ve delillerin somutlaştırılması bakımından destekleyici içtihat olarak değerlendirilmelidir. Kararın ortaya koyduğu temel yaklaşım, birkaç telefon görüşmesi, lakap kullanılması, yüz yüze görüşme veya birlikte hareket edilmesi gibi olguların, bunları tamamlayan somut deliller bulunmadıkça örgütsel hiyerarşiyi kanıtlamayacağı yönündedir.</p>

<h3><strong>6. Delillerin Örgütlü İşlenme Bakımından Değerlendirilmesi</strong></h3>

<h4><strong>6.1. İletişim kayıtları</strong></h4>

<p>İletişim kayıtları, kişiler arasındaki ilişkinin ve faaliyetlerin planlanma biçiminin ortaya çıkarılması bakımından önemlidir. Ancak sanıkların birbirleriyle telefon görüşmesi yapması, tek başına örgütlü yapı veya müşterek faillik için yeterli değildir.</p>

<p>Görüşmelerin içeriği, zamanı, sıklığı ve somut eylemlerle bağlantısı incelenmelidir. Emir ve talimat verilmesi, görev dağılımı yapılması, güzergâhın belirlenmesi, araç veya tekne temin edilmesi ve ödeme konularının iletişim kayıtlarında ortaya çıkması, delilin ispat gücünü artırabilir.</p>

<p>Buna karşılık lakap kullanılması, üstü kapalı konuşmalar veya yüz yüze görüşmeler, başka delillerle desteklenmedikçe hiyerarşiyi kanıtlamaz. <strong>Yargıtay 6. Ceza Dairesinin E. 2022/13377, K. 2024/11531 sayılı kararında</strong> vurgulanan somutlaştırma gereği de bu yöndedir.</p>

<h4><strong>6.2. Araç, tekne ve lojistik imkânlar</strong></h4>

<p>Araç veya tekne temini, göçmen kaçakçılığı faaliyetinin gerçekleşmesini kolaylaştırabilir. Ancak bu imkânların kullanılması, bağlantılı kişinin otomatik olarak örgüt üyesi veya müşterek fail olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Kişinin aracın veya teknenin kullanım amacını bilip bilmediği, faaliyete kaç kez katıldığı, diğer kişilerle ilişkisinin niteliği ve planlama sürecindeki rolü belirlenmelidir. Bir defaya özgü sınırlı taşıma veya lojistik yardım ile organizasyonun kurulması ve yönetilmesi birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Kişinin aracını ücret karşılığında kullandırması, somut olayın özelliklerine göre yardım etme kapsamında kalabilir. Buna karşılık kişi, aracın kullanım amacını bilmenin yanı sıra göçmenlerle yapılan anlaşmaya, güzergâhın belirlenmesine veya faaliyetin zamanlamasına katılmışsa, katkısının müşterek faillik bakımından değerlendirilmesi gerekebilir.</p>

<h4><strong>6.3. Göçmen beyanları</strong></h4>

<p>Göçmenlerin beyanları, sanıkların olay içindeki rollerinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Ancak beyanın hangi fiili açıkladığı, beyan sahibinin sanığı ne şekilde tanıdığı, beyanın tercüme koşulları ve diğer delillerle uyumu dikkatle değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bir göçmenin sanığı taşıma faaliyetinde gördüğünü belirtmesi, somut taşıma fiilinin belirlenmesi bakımından önem taşıyabilir. Ancak bu beyan tek başına örgüt üyeliğini veya örgütlü işlenmeyi kanıtlamayabilir. Beyanın, sanığın yapı içindeki konumunu, diğer kişilerle ilişkisini veya faaliyetin devamlılığını da göstermesi gerekir.</p>

<p>Beyanların birbirleriyle uyumlu olup olmadığı, anlatımların olayın maddi akışıyla bağdaşıp bağdaşmadığı ve beyan sahibinin sanıkla ilgili doğrudan gözlem yapıp yapmadığı da ayrıca incelenmelidir.</p>

<h4><strong>6.4. Para hareketleri ve ekonomik menfaat</strong></h4>

<p>Ekonomik menfaat, suçun manevi unsuru ve kişiler arasındaki ilişkinin niteliği bakımından önem taşıyabilir. Tek bir olay karşılığında ücret alınması ile farklı eylemlerde tekrarlanan ve belirli bir yönetim ilişkisi içerisinde gerçekleştirilen gelir paylaşımı birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Ücret alınması, kişinin somut eylemden haberdar olduğunu gösterebilir; fakat müşterek faillik veya örgüt üyeliği bakımından kişinin suç planındaki konumu ve faaliyet üzerindeki hâkimiyeti ayrıca ortaya konulmalıdır. Ödeme yapılmış olması, tek başına örgütsel hiyerarşinin bulunduğunu göstermez.</p>

<p>Buna karşılık düzenli para transferleri, farklı tarihlerde tekrarlanan ödeme ilişkileri, gelir paylaşımı ve bu ödemelerin belirli kişiler tarafından yönetilmesi, diğer delillerle birlikte değerlendirildiğinde süreklilik ve örgütsel ilişki bakımından anlam taşıyabilir.</p>

<h3><strong>7. Sanıkların Hukuki Konumlarının Belirlenmesi</strong></h3>

<h4><strong>7.1. Örgüt yöneticisi</strong></h4>

<p>Örgüt yöneticisi, yapılanmanın genel işleyişi üzerinde belirleyici yetkiye sahip kişidir. Görev dağılımı yapmak, faaliyetleri koordine etmek, gelir paylaşımını düzenlemek, kişiler arasındaki iş bölümünü kurmak ve örgütün devamlılığını sağlamak, yöneticilik bakımından önem taşıyan olgulardır.</p>

<p>Tek bir olayda diğer kişilerden daha aktif olmak, yöneticilik için yeterli değildir. Yönetici konumunun örgütün genel işleyişine ilişkin olduğu, somut delillerle gösterilmelidir. Kişinin yalnızca belirli bir taşıma faaliyetinde diğerlerinden daha fazla görev üstlenmesi, örgütün yöneticisi olduğu sonucunu doğurmaz.</p>

<h4><strong>7.2. Örgüt üyesi</strong></h4>

<p>Örgüt üyeliği bakımından kişinin örgütsel yapıyı bilerek benimsemesi ve bu yapı içerisinde belirli bir bağlılıkla hareket etmesi gerekir. Tek bir göçmen kaçakçılığı olayına katılmak veya sınırlı lojistik yardımda bulunmak, tek başına üyelik için yeterli değildir.</p>

<p>Örgütsel aidiyet; somut olayın ötesine geçen süreklilik, bağlılık ve organizasyon içindeki konumla ortaya konulmalıdır. Kişinin örgüt içerisindeki görev ve rolünün ne olduğu, örgüt kararlarına ne ölçüde bağlı bulunduğu ve faaliyetlerin devamlılığına nasıl katkı sağladığı belirlenmelidir.</p>

<h4><strong>7.3. Somut suçun müşterek faili</strong></h4>

<p>Örgüt üyesi olan kişinin, örgüt faaliyeti kapsamında gerçekleşen her somut göçmen kaçakçılığı suçunun müşterek faili olduğu kabul edilemez. Somut suç bakımından ortak suç işleme kararı ve fiil üzerindeki ortak hâkimiyet ayrıca belirlenmelidir.</p>

<p>Buna karşılık örgüt üyesi olmayan kişiler de belirli bir göçmen kaçakçılığı eylemini müşterek fail olarak gerçekleştirebilir. 7196 sayılı Kanun sonrasında TCK m. 79/3’ün uygulanması bakımından belirleyici olan, kişinin örgüt üyesi olup olmadığı değil; somut suçu birden fazla kişiyle birlikte, müşterek fail olarak işleyip işlemediğidir.</p>

<p>Bu nedenle örgüt üyeliği ile müşterek faillik arasında otomatik bir bağlantı kurulamaz. Her iki hukuki nitelendirme farklı unsurlara dayanır ve ayrı ayrı gerekçelendirilmelidir.</p>

<h4><strong>7.4. Yardım eden</strong></h4>

<p>Yardım eden kişi, suçun gerçekleşmesini kolaylaştıran; ancak suç üzerinde ortak hâkimiyet kurmayan kişidir. Araç, barınma, yakıt veya iletişim desteği sağlanması, olayın özelliklerine göre yardım etme kapsamında kalabilir.</p>

<p>Yardım eden kişinin TCK m. 79/3’ün birinci cümlesindeki nitelikli hâl kapsamında müşterek fail olarak değerlendirilebilmesi için ortak suç işleme kararı ve fiil üzerindeki ortak hâkimiyet ayrıca kanıtlanmalıdır. Bu unsurlar ortaya konulmadığı sürece, yalnızca katkının suçun gerçekleşmesini kolaylaştırdığı gerekçesiyle müşterek faillik kabul edilemez.</p>

<h3><strong>8. Kararların Karşılaştırmalı Değerlendirilmesi</strong></h3>

<h4><strong>8.1. Örgütlü işlenmenin reddedildiği olay tipi</strong></h4>

<p>2013 tarihli <strong>Yargıtay 9. Ceza Dairesi</strong> kararlarında, belirli bir göçmen grubunun taşınması veya geçici olarak barındırılması amacıyla bir araya gelen kişilerin eylemleri incelenmiştir. Faaliyetlerin tek olayla sınırlı kalması ve örgütsel sürekliliğin kanıtlanamaması nedeniyle örgütlü işlenme kabul edilmemiştir.</p>

<p>Bu kararların verildiği dönemde birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme, günümüzdeki anlamıyla bağımsız bir nitelikli hâl olarak düzenlenmemişti. Bu nedenle örgüt bulunmadığında eylemin genel iştirak hükümleri kapsamında değerlendirilmesi, dönemin kanuni yapısının sonucuydu.</p>

<h4><strong>8.2. Örgütlü işlenmenin kabul edildiği olay tipi</strong></h4>

<p><strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesinin E. 2016/471, K. 2016/7518 sayılı kararında</strong> farklı tarihlerde gerçekleştirilen üç ayrı faaliyet, tekrar eden görev paylaşımı, lojistik aşamaların aynı organizasyon içerisinde birleşmesi ve faaliyetlerin yakalanmalara rağmen sürdürülmesi söz konusudur.</p>

<p>Bu olgular, birlikteliğin tek bir olaya özgü olmadığını ve kişilerin devamlılık gösteren bir yapı içerisinde hareket ettiğini ortaya koymuştur. Kararın güncel değeri, örgütlü işlenmenin kişi sayısından ziyade kişiler arasındaki ilişkinin niteliğiyle belirlendiğini göstermesidir.</p>

<h4><strong>8.3. Güncel hukuk bakımından karşılaştırma</strong></h4>

<p>2013 ve 2016 tarihli kararlarla 2023 ve 2024 tarihli kararlar birlikte değerlendirildiğinde iki ayrı mesele ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>İlk mesele örgütün varlığıdır. Bu bakımdan hiyerarşi, süreklilik, iş bölümü ve amaç suçları işlemeye elverişlilik somut delillerle ortaya konulmalıdır. Akrabalık, telefon görüşmesi, lakap kullanımı veya birlikte görülme, tek başına yeterli değildir.</p>

<p>İkinci mesele, örgüt bulunmadığı hâlde sanıkların somut suça nasıl katıldıklarıdır. 7196 sayılı Kanun sonrasında müşterek faillik koşulları oluşmuşsa, eylem yalnızca artırımsız genel iştirak kapsamında bırakılmaz. Ancak bunun için suç tarihinin değişiklikten sonraki döneme ait olması ve her sanığın ortak suç işleme kararı ile fiil üzerindeki ortak hâkimiyetinin somutlaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 11.04.2023 tarihli, E. 2022/7227, K. 2023/17089 sayılı kararı</strong> da her sanığın hangi eyleme katıldığının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini göstermektedir. Eylemler birbirinin devamı niteliğinde değilse, her bir eylem bağımsız olarak değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, hem cezanın bireyselleştirilmesi hem de sanıkların katılmadıkları eylemlerden sorumlu tutulmaması bakımından önem taşır.</p>

<h3><strong>9. Eleştirel Değerlendirme</strong></h3>

<p>Yargıtay kararları, göçmen kaçakçılığı suçunda örgütlü işlenme değerlendirmesinin kişi sayısına veya faaliyetin dışarıdan karmaşık görünmesine indirgenemeyeceğini göstermektedir. Çok sayıda kişinin bulunması, çeşitli araçların kullanılması veya göçmenlerin farklı aşamalardan geçirilmesi, örgüt şüphesini güçlendirebilir; ancak şüphe ile hukuki ispat birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>2013 ve 2016 tarihli kararların bugün bakımından taşıdığı değer, esas olarak gerekçelerinde ortaya çıkmaktadır. Bu kararlar, tek olaya özgü iş birliği ile örgütlü yapı arasındaki farkı göstermektedir. Buna karşılık kararların verildiği dönemde TCK m. 79/3’te bağımsız birçok failli nitelikli hâl bulunmadığından, bu kararların yaptırım sonucuna ilişkin yaklaşımı 7196 sayılı Kanun sonrası dönem için doğrudan taşınamaz.</p>

<p>7196 sayılı Kanun değişikliği, örgüt kavramının unsurlarını gevşetmemiştir. Değişiklik, örgütlü yapıya ulaşmayan; fakat birden fazla kişinin müşterek faillik anlayışı içerisinde gerçekleştirdiği göçmen kaçakçılığı eylemlerinin ayrıca nitelikli hâl kapsamında değerlendirilmesini mümkün kılmıştır. Bu nedenle güncel hukukta örgütün bulunmadığı her eylemin artırımsız kalacağı söylenemez.</p>

<p>Bununla birlikte “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” nitelikli hâli, kişi sayısına dayalı otomatik bir artırım nedeni değildir. Önce ortak suç işleme kararı ve fiil üzerindeki ortak hâkimiyet belirlenmelidir. Salt araç sağlanması, yakıt temini, geçici konaklama veya sınırlı taşıma faaliyeti, olayın diğer koşullarıyla desteklenmediği sürece yardım etme düzeyinde kalabilir.</p>

<p>Yargıtay’ın 2023 ve 2024 tarihli kararları bu ayrımı iki yönden güçlendirmiştir. Bir yandan örgütün hiyerarşi ve süreklilik unsurlarının somut delillerle ortaya konulması gerektiği vurgulanmış; diğer yandan örgüt hiyerarşisi bulunmayan olaylarda her sanığın hangi eyleme katıldığının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Uygulamadaki en önemli risk, örgütlü işlenme ile müşterek faillik kavramlarının birbirine karıştırılmasıdır. Her çok failli eylemin örgüt olarak nitelendirilmesi, bireysel ceza sorumluluğu ilkesini zedeler. Diğer taraftan, örgüt bulunmadığı gerekçesiyle müşterek failler bakımından TCK m. 79/3’ün göz ardı edilmesi de güncel düzenlemeyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu nedenle mahkeme gerekçesinde en az üç soru açıkça cevaplanmalıdır: Kişiler arasında TCK m. 220 anlamında bir örgüt var mıdır? Her sanık somut suç bakımından müşterek fail midir? Suç tarihi itibarıyla hangi TCK m. 79/3 hükmü uygulanmalıdır? Bu sorular birbirine karıştırılmadan ve her sanık yönünden ayrı ayrı cevaplandırılmalıdır.</p>

<p>Ayrıca suç tarihinin belirlenmesi özel önem taşır. 7196 sayılı Kanun’la yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden önce gerçekleştirilen eylemler bakımından, değişiklik öncesi ve sonrası hükümler karşılaştırılmalı; sanık lehine olan düzenleme, lehe kanun ilkesi uyarınca uygulanmalıdır. Değişiklik sonrası dönemde gerçekleşen eylemler bakımından ise müşterek faillik koşulları oluşmuşsa, örgüt bulunmasa dahi TCK m. 79/3’ün birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmeye ilişkin hükmü değerlendirilmelidir.</p>

<h3><strong>Sonuç</strong></h3>

<p>Göçmen kaçakçılığı suçu, farklı kişilerin aynı faaliyet zincirinin çeşitli aşamalarında görev alabildiği çok failli bir suçtur. Ancak çok failli yapı ile suç örgütü aynı hukuki kavram değildir. Tek bir göçmen grubunun taşınması veya geçici olarak barındırılması amacıyla gerçekleştirilen görev paylaşımı, tek başına örgütlü işlenme sonucunu doğurmaz.</p>

<p>2013 tarihli <strong>Yargıtay 9. Ceza Dairesi</strong> kararları, tek olayla sınırlı ve geçici iş birliğinin örgüt için yeterli olmadığını göstermektedir. <strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 2016 tarihli kararı</strong> ise farklı tarihlere yayılan eylemler, tekrarlanan görev paylaşımı, koordinasyon ve devamlılık birlikte değerlendirildiğinde örgütlü yapı sonucuna ulaşılabileceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu kararların verildiği dönemde TCK m. 79/3’te, suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesini örgütlü işlenmeden bağımsız bir nitelikli hâl olarak düzenleyen bugünkü sistem bulunmamaktaydı. Bu nedenle o tarihte örgüt ilişkisi kanıtlanamadığında eylemin genel iştirak hükümleri kapsamında değerlendirilmesi, dönemin kanuni sisteminin doğal sonucuydu.</p>

<p>7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonra hukuki çerçeve değişmiştir. TCK m. 79/3’te suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi ile bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenmesi ayrı nitelikli hâller olarak düzenlenmiştir. Örgütlü işlenme bakımından hiyerarşi, süreklilik ve örgütsel iş bölümü aranırken; birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme bakımından suç örgütünün varlığı şart değildir. Bununla birlikte müşterek faillik koşullarının bulunması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle güncel hukukta hiyerarşik bağ ve süreklilik kanıtlanamadığında örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenme nitelikli hâli uygulanamaz. Buna karşılık sanıkların somut suçun müşterek failleri oldukları ve eylemin 7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikten sonraki dönemde gerçekleştirildiği belirlenirse, TCK m. 79/3’teki birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme nitelikli hâli uygulanabilir.</p>

<p>Kişi sayısı tek başına yeterli değildir. Müşterek faillik için ortak suç işleme kararı ve fiil üzerinde ortak hâkimiyet aranmalıdır. Araç veya tekne sağlanması, yakıt temini, geçici barınma veya sınırlı taşıma yapılması, olayın diğer koşullarıyla desteklenmediği sürece yardım etme düzeyinde kalabilir.</p>

<p>2023 ve 2024 tarihli Yargıtay kararları, örgütün soyut ve basmakalıp ifadelerle kabul edilemeyeceğini, akrabalık veya iletişim ilişkisinin tek başına hiyerarşi oluşturmayacağını ve örgüt hiyerarşisi bulunmayan olaylarda her sanığın hangi eyleme katıldığının ayrı ayrı belirlenmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, göçmen kaçakçılığı suçunda değerlendirme üç aşamalı yapılmalıdır:</p>

<p>1. Kişiler arasındaki ilişkinin TCK m. 220 anlamında suç örgütü niteliğine ulaşıp ulaşmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>2. Örgüt bulunmadığı takdirde her sanığın somut suç bakımından müşterek fail mi yoksa yardım eden mi olduğu tespit edilmelidir.</p>

<p>3. Müşterek faillik kabul edildiğinde suç tarihi, lehe kanun ilkesi ve 7196 sayılı Kanun’la yapılan değişiklik gözetilerek TCK m. 79/3’ün uygulanması değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Örgütlü işlenme yalnızca kişi sayısına, akrabalığa, telefon görüşmesine, lakap kullanımına veya lojistik görev paylaşımına dayanılarak kabul edilemez. Örgüt bulunmayan çok failli eylemler bakımından ise 7196 sayılı Kanun sonrasında, müşterek faillik koşulları gerçekleştiği takdirde TCK m. 79/3’te düzenlenen bağımsız nitelikli hâl uygulanabilir.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Deniz TURAY"><img alt="Av. Deniz TURAY" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/deniz-turay.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-deniz-turay" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Deniz TURAY">Av. Deniz TURAY</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">5237 sayılı Türk Ceza Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu.</span></p>

<p><span style="color:#999999">5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999">7196 sayılı Bazı Kanunlarda ve 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargıtay Kararları</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2012/8664, K. 2013/4135, T. 19.03.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 9. Ceza Dairesi, E. 2012/9412, K. 2013/4827, T. 27.03.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E. 2016/471, K. 2016/7518, T. 29.04.2016.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2021/29677, K. 2021/29590, T. 20.12.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 2022/2604, K. 2022/7923. T. 12.10.2022</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2022/7227, K. 2023/17089, T. 11.04.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2019/257, K. 2023/671, T. 20.12.2023.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 4. Ceza Dairesi, E. 2023/13410, K. 2024/9200, T. 26.06.2024.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2022/13377, K. 2024/11531, T. 24.10.2024.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gocmen-kacakciligi-sucunda-istirak-ile-orgutlu-islenme-arasindaki-sinir-tck-m-793-degisikligi-ve-yargitay-kararlari-isiginda-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 20:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/business-and-law-course-banner.jpg" type="image/jpeg" length="22955"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Alo Adalet' dönemi 1 Eylül'de başlıyor!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-donemi-1-eylulde-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-donemi-1-eylulde-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 1 Eylül itibarıyla Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde Alo Adalet 135 hizmetinin hayata geçirileceğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde, 'Türkiye Yüzyılı'nı adaletin yüzyılı kılma hedefimiz doğrultusunda adalet hizmetlerimizi vatandaşlarımız için daha hızlı, etkin ve erişilebilir hale getirmeye devam ediyoruz.</p>

<p>Bu anlayışla, 1 Eylül itibarıyla pilot illerimizde Alo Adalet 135 hizmetini hayata geçiriyoruz.</p>

<p>İlk etapta Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde başlayacak Alo Adalet 135 ile uzun süren dava ve soruşturma dosyalarınıza ilişkin başvurularınızı hızlı ve güvenli bir şekilde iletebileceksiniz.</p>

<p>İlk derece mahkemeleri, bölge adliye mahkemeleri ve bölge idare mahkemelerindeki beş yılı aşan dava dosyaları ile üç yılı aşan soruşturma dosyalarınız hakkında, yapay zeka destekli sesli asistanımız veya uzman temsilcilerimiz aracılığıyla başvurunuzu gerçekleştirebilirsiniz.</p>

<p>Başvurularınız Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarına ulaştırılacak; gerekli hallerde ilgili mahkeme veya Cumhuriyet başsavcılığınca değerlendirilerek sürece ilişkin bilgilendirmeler SMS yoluyla tarafınıza iletilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adalet hizmetlerine erişimi kolaylaştıran ve yargı süreçlerinin etkinliğini artıran uygulamalarımızı kararlılıkla hayata geçirmeyi sürdüreceğiz" ifadelerini kullandı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/alo-adalet-donemi-1-eylulde-basliyor</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/alo-adalet-135.jpg" type="image/jpeg" length="60727"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[REKABET HUKUKUNDA UYUMLU EYLEM]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-hukukunda-uyumlu-eylem-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-hukukunda-uyumlu-eylem-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu çalışmada Rekabet Kurulu kararları ışığında uyumlu eylemin unsurları açıklanmıştır. Devamında uyumlu eylemin ispatı ve uyumlu eylem karinesi ele alınmıştır. Ardından da oligopolistik pazarlardaki duruma değinilmiştir. Son olarak da uyumlu eylemin sonuçları ve Rekabet Kurulu'nun kararları incelenmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p></p>

<p>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (RKHK) 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı <strong>uyumlu eylemler</strong> yasaklanmıştır.</p>

<p></p>

<p><strong><i>Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar</i></strong></p>

<p><strong><i>Madde 4 – </i></strong><i>Belirli bir mal veya hizmet piyasasında doğrudan veya dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacını taşıyan veya bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu tür karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır.</i></p>

<p><i>Bu haller, özellikle şunlardır:</i></p>

<p><i>a) Mal veya hizmetlerin alım ya da satım fiyatının, fiyatı oluşturan maliyet, kar gibi unsurlar ile her türlü alım yahut satım şartlarının tesbit edilmesi,</i></p>

<p><i>b) Mal veya hizmet piyasalarının bölüşülmesi ile her türlü piyasa kaynaklarının veya unsurlarının paylaşılması ya da kontrolü,</i></p>

<p><i>c) Mal veya hizmetin arz ya da talep miktarının kontrolü veya bunların piyasa dışında belirlenmesi,</i></p>

<p><i>d) Rakip teşebbüslerin faaliyetlerinin zorlaştırılması, kısıtlanması veya piyasada faaliyet gösteren teşebbüslerin boykot ya da diğer davranışlarla piyasa dışına çıkartılması yahut piyasaya yeni gireceklerin engellenmesi,</i></p>

<p><i>e) Münhasır bayilik hariç olmak üzere, eşit hak, yükümlülük ve edimler için eşit durumdaki kişilere farklı şartların uygulanması,</i></p>

<p><i>f) Anlaşmanın niteliği veya ticari teamüllere aykırı olarak, bir mal veya hizmet ile birlikte diğer mal veya hizmetin satın alınmasının zorunlu kılınması veya aracı teşebbüs durumundaki alıcıların talep ettiği bir malın ya da hizmetin diğer bir mal veya hizmetin de alıcı tarafından teşhiri şartına bağlanması ya da arz edilen bir mal veya hizmetin tekrar arzına ilişkin şartların ileri sürülmesi,</i></p>

<p><i>Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.</i></p>

<p><i>Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.</i></p>

<p></p>

<p><strong>4054 Sayılı Kanun’un 4.maddesinin gerekçesi ise,</strong> <i>‘’Bu Kanunun amacı rekabetin korunması olduğuna göre, rekabeti engelleyici, kısıtlayıcı veya bozucu teşebbüsler arası anlaşma ve uygulamaların yasaklanması gerekir. Maddenin amacı bakımından anlaşma, Medeni Hukukun geçerlilik koşullarına uymasa bile tarafların kendilerini bağlı hissettikleri her türlü uzlaşma ya da uyuşma anlamında kullanılmıştır. Anlaşmanın yazılı veya sözlü olmasının önemi yoktur. <strong>Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tesbit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirligi sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiler</strong> de eğer aynı sonucu doğuruyorsa yasaklanmıştır. Böylece teşebbüslerin kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermeleri engellenmek istenmiştir. Çoğu zaman teşebbüsler ortak sorunlarıyla ilgilenmek üzere aralarında tüzel kişiliği olan veya tüzel kişiliği olmayan birlikler oluştururlar. Bu birlikler zaman zaman üyeleri arasında rekabeti önleyerek üyelerinin daha fazla kazançlar elde etmelerine hizmet edici kararlar alabilirler. Bu gibi kararlar da rekabet sistemine aykırıdır ve yasaklanmıştır.’’ </i>şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>UYUMLU EYLEM NEDİR?</strong></p>

<p></p>

<p>4054 Sayılı Kanun’da tanımı yapılmamakla birlikte Rekabet Kurulu’nun kararlarından ve öğretideki görüşlerden hareketle<strong> uyumlu eylemin unsurları</strong> olarak şunlar söylenebilir:</p>

<p></p>

<p>(a) En az iki teşebbüsün bulunması,</p>

<p>(b) Teşebbüsler arasındaki bilinçli paralellik,</p>

<p>(c) Bu paralel davranışların ekonomik ve rasyonel gerekçelerle açıklanamaması,</p>

<p>(d) Rekabet sınırlanması.</p>

<p></p>

<p>Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tespit edilemese bile, aralarında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir iş birliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkilere <strong>uyumlu eylem </strong>denilmektedir.<strong> (Rekabet Terimleri Sözlüğü)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Uyumlu eylem</strong>, teşebbüsler arasında, tam anlamıyla bir anlaşmanın yapıldığı aşamaya gelinmeden, rekabetin getirdiği risklerden kaçınmak ve kendi bağımsız davranışlarının yerine geçmek üzere bilinçli olarak yapılan her türlü pratik işbirliğini veya koordinasyonu ifade eder. <strong>(Yatay İşbirliği Anlaşmaları Hakkında Kılavuz)</strong></p>

<p></p>

<p><i>‘’4054 sayılı Kanun’un gerekçesinin ilgili kısmından da anlaşılacağı üzere, uyumlu eylem Türk Rekabet Hukuku anlamında “<strong>teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik işbirliği</strong>” hali olarak tanımlanmıştır. Bu çerçevede uyumlu eylemin unsurları aşağıdaki şekilde özetlenmektedir; </i></p>

<p></p>

<p>- <i>Teşebbüsler arasında bir tür koordinasyon ya da işbirliği bulunmalıdır. </i></p>

<p>- <i>Koordinasyon, taraflar arasındaki doğrudan ya da dolaylı bir bağlantıdan kaynaklanmalıdır. </i></p>

<p>- <i>Bu bağlantının amacı, rakiplerin gelecekteki davranışlarına ilişkin belirsizlikleri ortadan kaldırmak olmalıdır.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 06-36/465-127 KT: 26.5.2006, par.780)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Nitekim 4. maddenin gerekçesinde belirtildiği üzere; anlaşmanın varlığı için tarafların kendilerini bağlı hissettikleri herhangi bir uzlaşmanın mevcut olması yeterlidir. Belirtilen hususa ek olarak, anlaşmaların ispatındaki zorlukları dikkate almak suretiyle kanun koyucu; teşebbüslerin rekabeti sınırlama iradelerini açıkça ortaya koymaktan yahut bu yönde delil olarak kullanılabilecek belgeleri oluşturmaktan kaçınarak daha dolaylı vasıtalarla uzlaşmalarının Kanun’un uygulama alanı dışında kalmasını, diğer bir ifadeyle kanuna karşı hile yoluna gidilmesini engellemek amacıyla 4. madde kapsamında uyumlu eylem müessesesini düzenlemiştir. Bu çerçevede<strong> <u>teşebbüslerin anlaşma düzeyine ulaşmayan ancak kendi bağımsız davranışları yerine ikame ettikleri pratik işbirlikleri</u></strong> uyumlu eylem kapsamında değerlendirilmektedir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 13-13/198-100 KT: 08.03.2013, para. 104)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’<strong><u>Kurul’un çeşitli kararlarında uyumlu eylem halinin tespitinde üç temel bulgunun ortaya konmasının yeterli olduğu</u></strong> ve bu bulguların; “rakip teşebbüsler arasındaki bir ilişkinin varlığı, rakip teşebbüsler arasında ortak tavır sonucunu doğuran ve diğer rakip teşebbüslerin hareketlerini etkileyen davranışların varlığı ve rakip teşebbüsler arasında bağımsız hareket etme durumunun ortadan kalktığı durumların varlığı” koşullarından oluştuğu belirtilmektedir. Dolayısıyla, Kurul kararlarında, 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamındaki <u>uyumlu eylem ile salt paralel davranışlar arasındaki ayrımın, ilave çeşitli delillerle ortaya konulması gerektiği</u> vurgulanmaktadır.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 16-33/578-254 KT: 13.10.2016, para. 41)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’<u>Uyumlu eylem kavramına ilişkin olarak ise</u> 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin gerekçesinde “...Teşebbüsler arasında bir anlaşmanın varlığı tesbit edilemese bile teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiler de eğer aynı sonucu doğuruyorsa yasaklanmıştır. Böylece teşebbüslerin kanuna karşı hile yolu ile rekabeti sınırlayıcı uygulamaları meşru göstermeleri engellenmek istenmiştir...” ifadeleri yer almaktadır. Böylelikle, <u>anlaşma düzeyine ulaşmamakla birlikte teşebbüslerin ticari davranışlarını koordine etmelerini kolaylaştıran bilinçli iş birlikleri</u> de Kanun’un 4. maddesinin kapsamına girmektedir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 25-10/246-126 KT: 13.03.2025, para. 283)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>UYUMLU EYLEMİN İSPATI VE DELİLLERİN NİTELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p><i>‘’4054 sayılı Kanun’un 40. ve 44. maddeleri uyarınca rekabet hukukunda<strong> </strong><u>re’sen araştırma ve re’sen harekete geçme ilkeleri</u> geçerlidir. Söz konusu ilkelere ek olarak, Kurul adına hareket eden yetkili raportörlerin 4054 sayılı Kanun’un 14. ve 15. maddelerinde öngörülen yetkileri kullanmak suretiyle her türlü evrak ve bilgiyi talep edebileceği, benzer şekilde ihlal iddiasına muhatap olan teşebbüslerin de “kararı etkileyebilecek her türlü bilgi ve delili” Kurula sunma imkânına sahip olduğu öngörülmüştür. Bu çerçevede Kurum uygulamasında usul bakımından <u>serbest delil sisteminin geçerli olduğu</u> görülmektedir.’’ </i></p>

<p>(<strong>K.S: 25-17/406-187 KT: 30.04.2025, para. 566)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><i>‘’</i></strong><i>Rekabet hukuku kapsamında anlaşma/<strong><u>uyumlu eylemi ortaya çıkarmada kullanılan deliller</u></strong> arasında anlaşma ve uyumlu eylem arasında ispat standardı bakımından da bir farklılık bulunmamaktadır.</i></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Bu deliller, irade uyuşmasının varlığını doğrudan ortaya koyan, anlaşma/<strong>uyumlu eylemin</strong> tarafları, kapsamı, gerçekleştiği zaman aralığı bakımından<u> somut bir ihlal şablonunu ortaya koymada kullanılabilecek nitelikteki bilgi ve belgeler</u>, <u>iletişim delilleri </u>ile<u> iktisadi delillerden<strong> oluşmaktadır.</strong></u></i></p>

<p></p>

<p><i><u>İletişim delilleri,</u></i><i> anlaşma taraflarının toplandıklarını veya iletişim kurduklarını gösteren delillerdir. İletişimsel deliller, anlaşma taraflarının toplandıklarını veya iletişim kurduklarını gösteren ancak iletişimin içeriğini ortaya koymada yetersiz kalan delillerdir. Bu deliller arasında; <strong>rakipler arası iletişimin var olduğunu gösterir deliller, toplantıya katılım, fiyatlar, talep ve kapasite kullanımının tartışıldığı toplantı notları, rakiplerin gelecekte yapabilecekleri fiyat artışları veya fiyatlama stratejileri hakkında bilgi sahibi olunduğunu gösteren iç yazışma niteliğindeki belgeler</strong> yer almaktadır.</i></p>

<p></p>

<p><i><u>İktisadi deliller</u></i><i> ise bir anlaşmaya ulaşıldığını işaret eden firma davranışlarını ve aynı zamanda piyasanın bir bütün olarak davranışını, gizli fiyat tespitinin mümkün olduğunu işaret eden piyasa yapısı elemanlarını ve anlaşmanın sürdürülmesinde kullanılabilecek belirli uygulamaları içermektedir.<u> </u></i></p>

<p></p>

<p><i><u>İktisadi deliller, davranışsal ve yapısal deliller olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.</u></i><strong><i> Davranışsal delillerin </i></strong><i>ispat gücü, diğer ekonomik delillere oranla daha yüksek görülmektedir.<strong> Bu tür delillere örnek olarak paralel fiyatlama yapılması, rakiplerin eşzamanlı veya yakın zamanlı fiyat değişimlerinin aynı veya benzer nitelikte olması, ortak fiyat duyuruları ile aynı veya benzer nitelikli satış ve üretim politikalarının benimsenmesi sayılabilecektir.</strong> Piyasanın yapısına ilişkin bazı özellikler de (normalin üstünde kârlar, geçmişte yaşanan rekabet ihlallerinin varlığı) bu deliller arasında sayılabilir. <u>Yapısal deliller arasında ise</u> <strong>yüksek yoğunlaşma oranları, homojen ürünlerin</strong> <strong>varlığı, dikey bütünleşme oranının yüksekliği ve giriş engellerinin yüksekliği sayılabilecektir.</strong></i></p>

<p></p>

<p><i>Öte yandan 4054 sayılı Kanun’da, rekabet ihlallerinin ispatı bakımından <u>serbest delil sistemi</u> kabul edilmiştir. Uygulamada <u>her türlü ispat vasıtasının delil olarak kullanılabileceği</u> öngörülmekle birlikte, söz konusu vasıtaların değerlendirilmesinde delillerin haiz olduğu ispat gücü önem arz etmektedir. </i></p>

<p></p>

<p><i>Diğer yandan, delillerin miktarı da mevcut delillerin ispat gücü ve niteliğine bağlı olarak değişkenlik arz etmektedir. Bu noktada, kimi hallerde ihlalin somut olarak ortaya konulması için çok sayıda delilin var olması beklenirken <strong>kimi hallerde ise tek bir delilin dahi</strong> ihlal iddiasının ispatı için yeterli olduğu kabul edilebilmektedir (Kurulun 24.02.2022 tarihli ve 22-10/152-62 sayılı kararı).</i></p>

<p></p>

<p><strong><i>Kurulun yerleşik uygulamalarında ortaya konulduğu ve yargı kararları ile de tescil edildiği üzere, </i></strong><i>yapılan incelemelerde elde edilen ve somut olayda tarafların davranışlarını, eylemlerini ve bunların sahip olduğu amaç ile olayın hangi çerçevede ne şekilde ve hangi bağlamda tezahür ettiğini ortaya koyan delillerin ve kanıtların birbirinden bağımsız değil bir bütün olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.<strong>’’</strong></i></p>

<p><strong>(K.S: 25-17/406-187 KT: 30.04.2025, para. 156-160)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Taraflar arasında bir anlaşmanın ya da <u>uyumlu eylemin olması halinde beklenen;</u> pazar paylarının durağan olması, fiyattaki dalgalanmanın azalması, fiyat ile talep arasındaki ilişkinin zıt yönlü olması, tespit edilen ani fiyat artışlarının ve teşebbüslerin fiyat seyrinde gözlemlenen benzerliklerin maliyet ve talep hareketleriyle ve bunlarda yaşanan ani artışlar ile açıklanamamasıdır.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 17-23/383-166 KT: 19.07.2017, para. 686)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Ani fiyat artışları ve paralel fiyat hareketleri <u>genellikle</u> birçok anlaşma ve <u>uyumlu eylem incelemesinin ilk aşamasını oluşturmaktadır.</u> Bu aşamanın ardından söz konusu fiyat artışlarının herhangi bir talep, maliyet veya pazar yapısında meydana gelen bir değişimden kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesine geçilmektedir. ... Birbiri ile benzer bir seyir izleyen fiyat hareketleri ise taraflar arasındaki rekabet karşıtı bir anlaşmadan ya da <u>uyumlu eylemden kaynaklanabileceği gibi</u> teşebbüslerin rakiplerinin davranışlarını tahmin ederek bu davranışlara bağımsız şirket stratejileri doğrultusunda bilinçli bir şekilde uyum göstermelerinden, diğer bir deyişle <u>oligopolistik pazar özelliği gösteren yapılardaki karşılıklı bağımlılıktan da kaynaklanabilecektir.’</u>’ </i></p>

<p><strong>(K.S: 17-23/383-166 KT: 19.07.2017, para. 602-603)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Daha önce de ifade edildiği üzere <strong><u>Kurul kararlarında benimsenen temel ilke</u>, </strong>delillerin bir bütün olarak değerlendirilmesidir. Bu bütüncül yaklaşım çerçevesinde elde edilen delillerin tek tek ispat standardını sağlaması aranmamakta, deliller bir araya getirildiğinde ortaya çıkan resmin ihlalin varlığına işaret edip etmediği değerlendirilmektedir. Bir başka deyişle, ihlalin varlığından bahsedebilmek için delillerin münferit olarak ispat standardını sağlaması gerekmemekte, ancak her bir delilin ihlale ilişkin genel şablon ile uyumlu olması ve deliller bütünü içerisindeki diğer ispat vasıtalarıyla çelişmemesi aranmaktadır.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 16-40/662-296 KT: 21.11.2016, para. 384)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>13-13/198-100 sayılı 12 Banka Kararı: <i>‘’</i></strong><i>Teşebbüslerin, <u>ticari sır niteliğindeki veya geleceğe ilişkin bilgilerini birbirleriyle paylaştıklarını gösteren iletişim notlarının varlığı</u> Kanun’un 4. maddesini ihlal eden anlaşma ve/veya<u> uyumlu eylemlerin ispatında yeterli görülmektedir.</u> Bu delillerin varlığı durumunda rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma ve/veya uyumlu eylemin gösterilebilmesi için <u>ayrıca iktisadi delillere ihtiyaç duyulmamaktadır.</u> Mevcut soruşturma kapsamında da, teşebbüsler arasındaki iletişim delilleri bankalar arasında mevduat, kredi ve kredi kartı faiz ve koşullarının birlikte belirlenmesi hususunda bir uzlaşmayı ortaya koyduğundan ayrıca ekonometrik ve istatistiki modellere ihtiyaç duyulmamıştır.’’</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Danıştay 13. Dairesinin 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/3564, K.: 2017/947 sayılı ve 28.02.2017 tarih, E.: 2013/317, K.: 2017/471 sayılı ve 06.04.2017 tarih ve E.: 2011/4615, K.: 2017/960 sayılı kararlarında konuya ilişkin olarak şu değerlendirmelere yer verilmiştir: “4054 sayılı Kanun'un 4. maddesine göre, anlaşma, <strong>uyumlu eylem</strong> veya teşebbüs birliği kararlarının <strong><u>rekabeti engelleyici, bozucu veya kısıtlayıcı amaç taşıması yeterlidir;</u></strong> amacı bu olduğu takdirde, söz konusu davranışların ayrıca piyasada rekabeti bozucu <strong><u>etkilerinin görülmesi veya bu etkilerin ispatı aranmayacaktır.</u> </strong>Bir başka anlatımla, rekabeti ihlal edici amacın belirlenebildiği durumlarda, rekabete aykırı olduğu iddia edilen fiili ve davranışlarının mahiyetinin belirlenmesi asgari seviyede önem taşımaktadır. Nitekim 4054 sayılı Kanun'un aktarılan hükümleri ve buna ilişkin gerekçelerde özetle; rekabetin ihlal edilmesini amaç edinen fiil ve davranışların yasaklandığı belirtilmiştir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 17-39/636-276 KT: 28.11.2017)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>UYUMLU EYLEM KARİNESİ</strong></p>

<p></p>

<p><strong>4054 Sayılı Kanun’un 4. maddesinin 2. ve 3. fıkralarına göre:</strong></p>

<p></p>

<p><i>‘’Bir anlaşmanın varlığının ispatlanamadığı durumlarda piyasadaki fiyat değişmelerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin, rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi, teşebbüslerin <u>uyumlu eylem içinde olduklarına karine teşkil eder.</u>’’</i></p>

<p></p>

<p><i>‘’Ekonomik ve rasyonel gerçeklere dayanmak koşuluyla taraflardan her biri uyumlu eylemde bulunmadığını ispatlayarak sorumluluktan kurtulabilir.’’</i></p>

<p></p>

<p><strong>Uyumlu eylem karinesini düzenleyen 4. maddenin gerekçesinde ise:</strong></p>

<p></p>

<p><i>“Rekabeti kısıtlayıcı anlaşmaların yasaklandığı bir hukuk düzeninde genellikle bu tür anlaşmalar gizli yapılmakta ve bunların varlığının ispatı oldukça güç, bazen de imkansız olmaktadır. Bu nedenle maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen hallerin varlığı halinde teşebbüslerin uyumlu eylem içinde oldukları kabul edilmiştir. Böylece uyumlu eylem içinde olmadıklarını ispat yükü ilgili teşebbüslere geçirilmiş bulunmakta ve ispat güçlüğü nedeniyle kanunun işlemez hale gelmesinin önlenmesi amaçlanmıştır.” </i>şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>''Uyumlu eylem karinesi, 4054 sayılı Kanun’daki lafzı ve gerekçesi ile birlikte ele alındığında, olağan somut iletişim delilinin olmaması halinde salt iktisadi deliller eliyle ihlal sonucuna ulaşabilmesine imkân veren bir araç niteliğindedir.''</i></p>

<p><strong>(K.S: 21-20/247-104 KT: 08.04.2021, para. 76)</strong></p>

<p></p>

<p><i>‘’<u>Uyumlu eylem vakalarında önemli bir sorun da teşebbüslerin uyumlu eylem içerisinde olduklarının tespiti ve ispatıdır.</u> 4054 sayılı Kanun piyasadaki fiyat değişimlerinin veya arz ve talep dengesinin ya da teşebbüslerin faaliyet bölgelerinin rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine benzerlik göstermesi halini <u>uyumlu eyleme karine göstermiş</u> ve ekonomik ve rasyonel gerekçelere dayanarak uyumlu eylemde bulunulmadığının <u>ispatını taraflara bırakmıştır.</u> Ancak, burada olduğu gibi bir fiyat belirleme olayında, fiyat tespitinin rekabetin kısıtlandığı piyasalardaki eylemlere benzerliğinin ortaya konulması yeterli değildir. Bunun yanı sıra, teşebbüsler arasında kendi bağımsız davranışlarını engelleyen rekabetçi şartlar altında olmaması gereken bir ilişkinin ortaya konması da gereklidir.’’</i> <strong>(Gazete Kararı, K.S: 07-62/742-269 KT: 26.7.2007, para. 730)</strong></p>

<p></p>

<p><i>‘’Mevcut olayda ise enflasyonun oldukça üzerinde, oldukça yüksek oranlı paralel fiyat artışları söz konusudur. Başka bir pazarla yapılan karşılaştırma sonucunda da fiyat hareketlerinin farklılığı ve fiyat artışlarının büyüklüğü dikkat çekmektedir. Ayrıca, teşebbüsler arasında iletişim bulunduğu yönünde de ciddi emareler mevcuttur. <strong><u>Bütün bu bulgular, uyumlu eylem karinesini kullanabilmek için yeterlidir.</u></strong> Aksi halde, Kanun’da açıkça verilen bir yetkinin kullanılamaması sonucu doğacaktır. <strong><u>Zira, paralel davranışın yanında koordinasyonu da gösteren delillerin bulunması durumunda, karine kullanılmasına gerek kalmaksızın, uyumlu eylem olduğu sonucuna varılabilecektir.</u></strong> Dolayısıyla, karinenin kullanılabilmesi için de, paralel davranış ve koordinasyon gösteren delillerin aranması karineyi etkisiz ve kullanılamaz hale getirecektir. Kanun’un açıkça verdiği bir yetkinin gereksizliği söz konusu olmayacağından, <strong><u>karinenin kullanılabilmesi için aranan delil şartının uyumlu eylemin ispatı için aranandan daha düşük olduğu anlaşılmaktadır.</u>’’ </strong></i></p>

<p><strong>(K.S: 08-56/898-358 KT: 25.9.2008, para. 1340-1350)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>13-13/198-100 sayılı</u></strong><u> <strong>12 Banka kararında</strong></u><strong>, </strong>HSBC’nin, rakiplerle bir anlaşma içinde olmadığı, bu yönde bir delilin sunulamadığı, uyumlu eylem karinesinden yararlanabilmek için de bulunması gereken şartların oluşmadığı ve Rekabet Kurulu’nun bu standartlara göre davranarak <u>uyumlu eylem karinesini kullanması gerektiği savunmasına yönelik olarak:</u> <i>‘’Soruşturma kapsamında elde edilen belgeler, teşebbüsler arasında fiyat tespiti konusunda ve geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakiplerle paylaşılması konusunda anlaştıklarını göstermektedir. Dolayısıyla, <u>soruşturma kapsamında, HSBC ile ilgili olarak uyumlu eylem karinesine başvurulması söz konusu olmadığından</u>, uyumlu eylem karinesi ile ilgili değerlendirmelere gerek görülmemiştir.’’</i> ifadeleri kullanılmıştır.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>Yine aynı kararda,</strong> TEB’in, soruşturma heyetinin kendi üzerine düşen ispat yükümlülüğünü yerine getirmeyerek uyumlu eylem karinesini uygulamaya çalıştığı, bunun da <strong>AİHS’nin 6. maddesini ve Anayasa’nın 38. ve 90. maddelerini ihlal edeceği iddiasına yönelik olarak:</strong> <i>‘’... uyumlu eylem karinesinde ilgili pazarın yapısı ile teşebbüslerin paralel davranışlarına dayanan iktisadi deliller esas alınmakta, belirtilen delillerin rekabetin bozulduğu piyasalar ile benzerlik taşıyan bir pazar yapısına işaret etmesinin ise <u>uyumlu eylemin varlığına karine teşkil edeceği kabul edilmektedir.</u> Öte yandan, ilgili kanun maddesinin birinci fıkrası kapsamında rekabete aykırı bir uzlaşmanın varlığına işaret eden <u>delillerin sunulması halinde uyumlu eylem karinesine başvurulmasının gerekli olmayacağı açıktır.</u></i></p>

<p><i>Soruşturmada yer verilen iddialar; yapılan yerinde incelemelerde elde edilen yazılı delillere, teşebbüs yetkililerinin beyanlarına, ilgili resmi mercilerden ve kuruluşlardan elde edilen bilgilere ve fiyat analizlerine dayanmaktadır. Bahse konu bilgi ve belgelerin her biri soruşturma sürecinde ayrıntılı olarak incelenmiş, belirtilen belgelerin delil niteliği taşıyıp taşımadığı ve haiz oldukları ispat gücü her bir delil bazında tek tek değerlendirilmiş, nihayet <u>söz konusu deliller ve yapılan iktisadi analizler bir bütün olarak değerlendirilerek</u> ihlal iddialarına ilişkin kanaat oluşturulmuştur. Bu çerçevede <u>mevcut soruşturmada ispat yükümlülüğünü yerine getirilmediği yahut AİHS ile Anayasa hükümlerinin ihlal edildiği iddialarının kabulü mümkün görülmemiştir.</u>’’</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>Rekabet Kurulu, 25.9.2008 tarihli ve 08-56/898-358 sayılı Ege Hazır Beton kararında,</u></strong> teşebbüsler arası bilgi değişiminin uyumlu eyleme karine olarak kullanılamayacağı savunmasına yönelik olarak<i> ‘’Sıkı sıkıya lafza bağlı kalarak bir yorum yapılması halinde, karinenin kullanılabilmesi için, pazarda oluşmuş bir etkinin (ya da paralel davranışın) gösterilmesi gerekecektir. Ancak, amaçsal bir yorum, karinenin kullanılabilmesi için illa pazarda oluşmuş bir etkinin gösterilmesini, yani paralel davranışın ortaya konmasını gerektirmeyip, örneğin, teşebbüsler arasında stratejik, gizli nitelikli bilgi (örneğin, pazar payı, fiyat, satış miktarları...vs) değişimi gibi, rekabetçi bir yapıda olması beklenmeyen davranışların (ya da rekabetin bozulduğu pazarlardakine benzer davranışların) ortaya konmasını <strong><u>karinenin kullanılabilmesi için yeterli kılacaktır.</u></strong><u> </u>Bu durumda bir anlaşmanın ispatlanamaması halinde, karine kullanılabilecek ve Kanun’un öngördüğü üzere,<strong> <u>ispat yükü ilgili teşebbüslere geçirilmiş olacaktır.</u>’</strong>’</i> şeklinde değerlendirmede bulunmuştur.</p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>UYUMLU EYLEM KARİNESİNE ÖRNEK OLARAK:</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>04-77/1108-277 sayılı Çimento kararı</u></strong><strong>: <i>‘’</i></strong><i>2002 yılında Ocak-Nisan aylarında fiyatlar düşerken, bu tarihten itibaren Ege Bölgesi genelinde büyük bir ivmeyle artmaya başlamış ve 4 ay gibi kısa bir sürede bazı teşebbüslerin çimento fiyatları iki katına çıkmıştır. Söz konusu dönemde enflasyon ve kur artışları %20 civarındayken, teşebbüslerin maliyetlerinde de bir değişme olmamıştır. Bu durum, fiyat artışlarına yönelik rakipler arası anlaşmaların gerçekleştiği pazar özelliklerine benzerlik gösterip, <strong>uyumlu eyleme karine teşkil etmektedir.</strong>’’</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>21-20/247-104 sayılı Kaynak sektörü kararı: </u></strong><strong><i>''</i></strong><i>Yukarıda yer verilen açıklama ve değerlendirmeler çerçevesinde, taraf firma fiyatlama davranışlarının iktisadi yöntemlerle incelenmesi sonucunda, 2017-2019 dönemlerinde ASKAYNAK, GEDİK ve MAGMAWELD/OERLIKON arasında iletişime karine teşkil eder düzende bir pazar davranışı, dolayısıyla bir fiyat birlikteliği tespit edilemediğinden <strong>uyumlu eylem karinesinin işletilemeyeceği değerlendirilmektedir.</strong>''</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><i><u>''Kurulun geçmiş kararlarına bakıldığında</u></i></strong><i>; salt paralel davranışa dayanılarak uyumlu eylem karinesinin işletildiği ve neticede ihlal sonucuna ulaşılan iki karar bulunmaktadır. Bunlar:</i></p>

<p><i>• <strong><u>Göltaş/Denizli Çimento</u></strong> (13.01.2005 tarih ve 05-05/42-17 sayılı/ aynı konuya ilişkin 20.09.2007 tarih ve 07-76/908-346 sayılı Kurul kararları) ile,</i></p>

<p><i>• <strong><u>Maya III</u></strong> (23.9.2005 tarih 05-60/896-241 sayılı/ aynı konuya ilişkin 12.11.2008 tarih ve 08-63/1050-409 sayılı Kurul kararları )</i></p>

<p><i>kararlarıdır.''</i></p>

<p><strong>(K.S: </strong><strong>21-46/668-333 KT: 30.09.2021, para. 191)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>OLİGOPOLİSTİK PİYASALARDA UYUMLU EYLEM</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Oligopol:</strong> Fiyat ve üretim stratejileri açısından karşılıklı bir bağımlılık ilişkisi içinde olan <u>az sayıda teşebbüsten oluşan piyasalardır.</u> Teşebbüs sayısı, her teşebbüse bir miktar pazar gücü verecek kadar küçüktür. Oligopol piyasayı tam rekabet piyasasından, tekelci rekabet piyasasından veya tekelden ayıran en önemli ve belirleyici unsur, teşebbüslerin fiyatlandırma ve üretime ilişkin olarak aldıkları kararlarda karşılıklı bağımlılığın bulunmasıdır. <strong>(Rekabet Terimleri Sözlüğü)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Oligopolistik Bağımlılık:</strong> Az sayıda teşebbüsün bulunduğu oligopol piyasalarda faaliyet gösteren teşebbüsler, fiyat düzeyi veya üretim miktarı gibi stratejik kararlarını verirken, içinde bulundukları pazar koşullarını ve aynı piyasada faaliyet gösteren rakiplerinin karar ve eylemlerini<u> sıkı bir şekilde izleme ihtiyacı</u> hissetmektedir. Bu durum oligopol piyasalarda faaliyet gösteren teşebbüslerin, aldıkları kararların rakiplerinin kararlarını etkilediğinin ve her bir teşebbüsün kârının sadece kendi davranışlarına değil, bu davranış karşısında rakiplerinin göstereceği tepkilere de <u>bağlı olduğunun farkında olmalarından</u> kaynaklanmaktadır. Zira rakiplerin tepkileri, oldukça rekabetçi bir süreci tetikleyerek süreç sonucunda, teşebbüslerin elde etmeyi planladıkları kardan mahrum kalmaları sonucunu doğurabilmektedir. Literatürde oligopolistik bağımlılık kavramı ile ifade edilen bu durum, rakiplerin faaliyet ve fiyat hareketlerinin gözlemlenebilir olduğu “şeffaf” piyasalarda çoğu durumda fiyatların birbirine yakınlaşmasına neden olmaktadır. <strong>(Rekabet Terimleri Sözlüğü)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Bilinçli Paralellik:</strong> Oligopol piyasalarda bir teşebbüsün fiyat ve üretim kararları, rakiplerin fiyat ve üretim kararları üzerinde önemli derecede etkiye sahiptir. Teşebbüsler belli bir süre sonra bu gerçeğin bilincine vararak, ortada açık bir anlaşma olmadığı halde, sanki üretimi kısıp fiyatları arttırmaya yönelik bir kartel oluşturmuşlar gibi davranışlarını koordine edebilmektedirler.<u> Buna bilinçli paralel davranış veya zımni iş birliği adı verilmektedir.</u> Bilinçli paralelliğin, ekonomik etkileri itibarıyla fiyat sabitleme anlaşmalarından hiçbir farkı yoktur. Ancak, <u>bilinçli paralel davranışın rekabet yasalarını doğrudan ihlal ettiğine hükmetmek kolay değildir.</u> Zira, bu tür bir fiyat birliği, satıcı sayısının az olduğu ve homojen malların söz konusu olduğu bir piyasada <u>rasyonel bir ekonomik davranışın sonucu olarak da ortaya çıkabilmektedir.</u> <strong>(Rekabet Terimleri Sözlüğü)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Homojen (Özdeş) Ürünler:</strong> Ürünlerin birbirini tam olarak ikame ettiği ve tüketicilerin farklı teşebbüsler tarafından sunulan ürünler arasında fiilî veya gerçek farklılıklar algılamadığı durumlarda homojen ürünlerden bahsedilmektedir. Fiyat, homojen ürünler üreten teşebbüslerin rekabet ettiği en önemli unsurdur. Ampirik bulgular, teşebbüs sayısının az olması durumunda, homojen ürünlerin varlığının gizli anlaşmayı kolaylaştırabileceğini göstermektedir. Çeşitli ülkelerde<u> çimento, un, çelik ve şeker gibi homojen ürünlerde</u> karşılaşılan rekabeti sınırlayıcı anlaşmalar bu bulguları desteklemektedir. <strong>(Rekabet Terimleri Sözlüğü)</strong></p>

<p></p>

<p><i>''Satıcı sayısının az olduğu, pazar şeffaflığının fazla olduğu, ürünün homojen olduğu, firmaların maliyet yapılarının benzer olduğu olgun ve doymuş pazarlarda aynı zamanda oligopolistik bağımlılığın en üst düzeyde olduğu dikkate alındığında, <strong><u>bu tür pazarların çok iyi analiz edilmesi ve delillerin bu analiz çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.</u></strong>''</i></p>

<p><strong>(K.S: 09-30/637-150 KT: 24.6.2009, para. 370)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>’'Rekabet hukukunda uyumlu eylemlere yönelik olarak temel sorunlar, kavramsal bir çerçevenin çizilmesinden ziyade pratikte uyumlu eylemlerin varlığının tespiti aşamasında ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, teşebbüs davranışlarının yorumlanması mekanizmasını da içeren bu tip durumlarda hangi kriterlerin göz önünde bulundurulması gerektiği hususu önem arz etmektedir. </i></p>

<p></p>

<p><i>Pratikte karşılaşılan sorunların temeline işaret eden nokta, incelemeler kapsamında ulaşılan delillerin niteliğine ilişkindir. Nitekim, açık anlaşmanın söz konusu olduğu davalarda, tarafların birbirlerine belli bir şekilde davranmak konusunda güvence verdiklerini gösteren, doğrudan, hemen görülebilir deliller bulunurken, gizli anlaşmalarda, anlaşmaların varlığı sonucuna ikinci derecede delillerle ulaşılması gerekmektedir. Bu tip durumlarda, teşebbüslerin <strong>paralel davranışlarının</strong> anlaşmanın ya da <strong>uyumlu eylemin varlığı sonucuna götürüp götüremeyeceği, yahut hangi koşullar altında böyle bir sonuca ulaşılabileceği, <u>özellikle oligopol nitelik taşıyan pazarlarda ciddi bir sorun teşkil etmektedir.</u></strong> Burada hareket noktası, az sayıda teşebbüsün bulunduğu piyasalarda teşebbüslerin karar alırken diğer teşebbüslerin vereceği tepkileri de hesaba katması gerekeceği, bunun ise doğal olarak paralel davranışlara yol açacağı görüşüdür. Söz konusu pazarlardaki teşebbüslerin kendi stratejilerinin rakiplerin stratejilerine bağlı olduğunun farkında olması <strong><u>“oligopolistik bağımlılık”</u></strong> olarak adlandırılmakta, bu koşulda, herhangi bir anlaşma olmaksızın, salt paralel davranışlar sonucunda rekabetçi düzeyin üzerinde kârlar elde edilebilmektedir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 06-36/465-127 KT: 26.5.2006)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’ ... <u>oligopolistik pazarlarda</u>, herhangi bir anlaşma veya uyumlu eylem olmamasına rağmen özellikle fiyatlarda paralel hareketler gözlenebilmektedir. Zira, fiyat artışı yapmayı planlayan bir teşebbüsün rakiplerinin kendisini takip edeceklerinden emin olmadan bu artışı yapması oldukça zordur. Özellikle, ilgili ürünün homojen ve haberleşmenin kolay olduğu oligopolistik pazarlarda gözlemlenen <strong><u>paralel fiyat hareketlerini uyumlu eylem olarak değerlendirmek güçleşmektedir.</u></strong> Ancak, bu durum oligopolistik pazarlardaki paralel fiyat hareketlerinin hiç bir zaman uyumlu eylem olarak yorumlanamayacağı anlamına da gelmemekte; aksine, söz konusu <u>paralel davranışların pazarın oligopolistik yapısının mı, yoksa teşebbüslerin anlaşma veya uyumlu eylemlerinin mi sonucu olduğu konusunun değerlendirilmesi gerektiği</u> anlamına gelmektedir.’’</i></p>

<p><strong>(12.11.2008 tarihli ve</strong> <strong>08-63/1050-409 sayılı Maya kararı)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Birbirini etkileyebilecek az sayıda firmanın bulunduğu oligopol piyasasında faaliyet gösteren firmaların kendi pazar stratejilerinin rakiplerinin stratejilerine bağlı olduğunun farkında olması <strong><u>oligopolistik bağımlılık</u></strong> olarak nitelendirilmekte, bu bağımlılık nedeniyle firmalar arasında herhangi bir anlaşma olmamasına karşın, <strong>paralel davranışlar ortaya çıkabilmektedir.</strong> Bu şekildeki paralel davranışlar firmaların piyasa koşullarından kaynaklı bilinçli tercihlerinin sonucu olarak gelişmektedir. <strong>Teşebbüslerin ekonomik ve rasyonel gerekçelerle uyumlu eylem iddiasını çürütme şanslarının bulunması, tek başına bilinçli paralellikten uyumlu eylem sonucuna ulaşılamayacağını ortaya koymaktadır.</strong> Bu çerçevede, sadece paralel davranışa dayanılarak uyumlu eylem iddiasında bulunmamak, firmalar arasındaki bağlantıyı gösterir delilleri ortaya koymak gerekmektedir. ... <u>Tek başına paralel davranış uyumlu eylem olarak tanımlanamamakla birlikte, paralel davranış pazarın normal koşullarını yansıtmıyorsa, uyumlu eylemin güçlü bir delilidir.</u> Uyumlu eylemin varlığının ortaya konulması için pazar koşullarının çok iyi analiz edilmesi gerekmektedir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 09-30/637-150 KT: 24.6.2009, para. 330)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p>Rekabet Kurulu, 26.7.2007 tarihli ve 07-62/742-269 sayılı kararında <u>oligopolistik özellik taşıyan<strong> </strong>günlük siyasi ve spor gazeteleri pazarında</u> <i>‘’Ulaşılan ekonomik sonuçlar bir yana, gruplar arasında özellikle gazete fiyatlarının belirlenmesiyle ilgili toplantılar yapıldığı, bu konuda kararlar alındığı hatta uygulamaya geçirildiği dikkate alındığında, gruplar arasında günlük siyasi ve spor gazeteleri pazarında işbirliği olduğu açıktır. Bu işbirliği ve yapılan toplantılar, firmalar arasında rekabetin temelini oluşturan "bağımsız olarak karar alma" gerekliliğini ortadan kaldırmaktadır. Her firmanın içinde bulunduğu pazarın gereklerine göre davranışlarını belirleme özgürlüğü ticari hayatın bir gereğidir. Ancak, tarafların biraraya gelerek piyasa sistemi tarafından belirlenmesi gereken fiyat gibi unsurlar konusunda karar vermeleri piyasa sisteminin işleyişini engellemektedir. Dolayısıyla, rakip firmanın gelecekte nasıl davranacağının bilinememesi nedeniyle var olan belirsizliğin ortadan kaldırılması, piyasadaki aktörlerin, talep yönlü etkileri kararlarında dikkate almayacakları anlamına gelmektedir. Bu durum da rekabetin engellendiği piyasaların tipik bir örneğini oluşturur.’’</i> <u>gerekçesiyle</u> <strong>Hürriyet, Milliyet, Sabah ve Taraftar-Fotomaç, Fanatik gazetelerinin satış fiyatlarını kendi bağımsız davranışları ile değil, uyumlu eylem içersinde belirlediklerine karar vererek; </strong>Hürriyet Gazetecilik ve Matbaacılık A.Ş., Milliyet Gazetecilik A.Ş., Sabah Yayıncılık A.Ş. ve Simge Yayıncılık ve Dağıtım A.Ş hakkında idari para cezası ile cezalandırılmalarına oybirliği ile karar vermiştir.</p>

<p>(<strong>Gazete Kararı, K.S: 07-62/742-269 K.T: 26.7.2007, para. 990-1030)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Kurul’un daha önceki kararları incelendiğinde ise, oligopol pazarlardaki paralel fiyat artışlarına yönelik oluşmuş kesin bir içtihaddan söz etme imkanı bulunmamaktadır. Zira her olayın kendine has özellikleri mevcuttur ve dolayısıyla her olay kendi içinde değerlendirilmelidir. Örneğin, uyumlu eylem karinesinin ayrıntılı olarak ele alındığı kararlardan birisi olan 27.6.2000 tarih, 00-24/255-138 sayılı kararda (Maya Kararı); ”Maya üreticilerinin yönetim merkezlerinde yapılan yerinde incelemelerde üreticiler arasında pazarın özellikle fiyatlar bakımından belirsizliklerini yok etmeye yönelik uyumlu eylem olarak kabul edilebilecek doğrudan ya da dolaylı bir iletişime rastlanılmamıştır.” denilerek ilgili teşebbüsler arasında doğrudan ya da dolaylı herhangi bir iletişime rastlanmadığı vurgulanmıştır. Ayrıca söz konusu kararda, soruşturmaya taraf olan teşebbüslerin hem liste fiyatları hem de ortalama satış fiyatları enflasyon oranının altında artış gösterdiği tespit edilmiş ve bu husus da dikkate alınmıştır. Yani <u>söz konusu kararda yer alan uyumlu eylem olmadığı yönündeki tespit, sadece oligopolistik bağımlılık argümanına dayanmamakta</u>, teşebbüsler arasında herhangi bir iletişimin bulunmayışı ve fiyat artış oranlarının enflasyonun altında olması da dikkate alınmaktadır.’’ </i></p>

<p><strong>(K.S: 08-56/898-358 KT: 25.9.2008, para. 1330-1340)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Kurulun <strong>Çimento</strong> kararında (Kurulun 25.06.2014 tarih ve 14-22/460-202 sayılı kararı.) teşebbüsler arasında paralel fiyat hareketlerinin var olduğunun gözlemlenmesine rağmen, söz konusu fiyat hareketlerinin, teşebbüsler arası bir anlaşmadan veya <u>uyumlu eylemden kaynaklandığını ortaya koyan herhangi bir bilgi veya belgeye ulaşılamadığı ve ilgili pazarda oligopolistik bağımlılığın bulunduğu gerekçeleriyle</u> soruşturmaya konu teşebbüslere idari para cezası verilmesine yer olmadığı tespitinin yapıldığı ifade edilmiştir.’’ </i></p>

<p><strong>(K.S: 22-19/310-135 KT: 25.04.2022, para. 183)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><i>‘’Kurulun <strong>Otobüs</strong> kararında da (Kurulun 10.10.2014 tarih ve 14-37/713-318 sayılı kararı.) yapılan iktisadi analizler sonucunda teşebbüslerin fiyat seviyelerinde paralellikler görülmüş olduğu, ancak bu durumun şeffaf pazarlardaki <u>oligopolistik bağımlılığın sonucu olarak gerçekleştiği kanaatine varıldığı ifade edilmiştir.</u> Benzer şekilde Kurulun <strong>Akaryakıt</strong> kararında da, (Kurulun 04.07.2012 tarih ve 12-36/1040-328 sayılı kararı.) malların homojen olduğu, toplam talebin artmadığı, pazarın olgunlaşmış ve bilgiye erişim konusunda şeffaf bir yapı özelliği gösterdiği ve bu yapının, paralel davranışları kolaylaştıran, örtülü koordinasyona fırsat tanıyan bir dizi yapısal özelliği de beraberinde getirdiği tespitinde bulunularak söz konusu paralel davranışların <u>bir uyumlu eylemin mi yoksa oligopol pazar yapısından kaynaklı bilinçli paralelliğin sonucu mu olduğuna ilişkin yeterli bulguya ulaşılamadığı gerekçesiyle </u>soruşturma açılmaması yönünde karar verildiği ifade edilmiştir.’’</i></p>

<p><strong>(K.S: 22-19/310-135 KT: 25.04.2022, para. 184)</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>UYUMLU EYLEMİN SONUÇLARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong>I. </strong><strong>KAMU HUKUKU BAKIMINDAN ORTAYA ÇIKACAK SONUÇLAR</strong></p>

<p></p>

<p><strong>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ''İhlale Son Verme'' başlıklı</strong> <strong>9. maddesine göre, </strong></p>

<p><i>''Kurul; ihbar, şikâyet ya da Bakanlığın talebi üzerine veya resen bu Kanunun 4 üncü, 6 ncı veya 7 nci maddelerinin ihlal edildiğini tespit ederse, ilgili teşebbüs veya teşebbüs birliklerine rekabetin tesisi için yerine getirilmesi ya da kaçınılması <strong><u>gereken davranışları ve</u></strong> teşebbüslerin belirli faaliyetlerini yahut ortaklık paylarını ya da mal varlıklarını devretmeleri şeklindeki<strong> <u>yapısal tedbirleri</u></strong> nihai kararında <u>bildirir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><i>''Kurul, nihai karara kadar ciddi ve telafi olunamayacak zararların ortaya çıkma ihtimalinin bulunduğu durumlarda, ihlalden önceki durumu koruyucu nitelikte ve nihai kararın kapsamını aşmayacak şekilde <u>geçici tedbirler alabilir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><strong>4054 sayılı RKHK'nın ''İdarî Para Cezası'' başlıklı 16. maddesine göre,</strong></p>

<p></p>

<p><i>''Bu Kanunun 4, 6 ve 7 nci maddelerinde yasaklanmış davranışlarda bulunanlara, ceza verilecek teşebbüs ile teşebbüs birlikleri veya bu birliklerin üyelerinin nihai karardan bir önceki mali yıl sonunda oluşan veya bunun hesaplanması mümkün olmazsa nihai karar tarihine en yakın mali yıl sonunda oluşan ve Kurul tarafından saptanacak olan <u>yıllık gayri safi gelirlerinin yüzde onuna kadar idarî para cezası verilir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><i>''Teşebbüs veya teşebbüs birliklerine üçüncü fıkrada belirtilen idarî para cezaları verilmesi halinde, ihlalde belirleyici etkisi saptanan teşebbüs veya teşebbüs birliği <u>yöneticilerine ya da çalışanlarına</u> teşebbüs veya teşebbüs birliğine verilen cezanın yüzde beşine kadar idarî para cezası verilir.''</i></p>

<p></p>

<p>''Kurul, üçüncü fıkraya göre <u>idarî para cezasına karar verirken</u>, 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 17 nci maddesinin ikinci fıkrası bağlamında, ihlalin tekerrürü, süresi, teşebbüs veya teşebbüs birliklerinin piyasadaki gücü, ihlalin gerçekleşmesindeki belirleyici etkisi, verilen taahhütlere uyup uymaması, incelemeye yardımcı olup olmaması, gerçekleşen veya gerçekleşmesi muhtemel zararın ağırlığı <u>gibi hususları dikkate alır.</u>''</p>

<p></p>

<p><strong>4054 sayılı Kanun'un 17. maddesinin gerekçesine göre:</strong></p>

<p></p>

<p><i>''Kurulun aldığı kararları ve tedbirleri uygulamaya koyabilmesi için 16 ncı maddede düzenlenenlerden başka bir zorlayıcı güce ihtiyacı vardır. Bu öyle bir zorlama olmalıdır ki teşebbüs, bir an önce bu karara ve tedbire uymakta yarar görsün. Bunu sağlayacak en iyi yöntem, <u>karara ya da tedbire uyulmadan geçen her gün için belirli bir para cezası</u> uygulamaktır. Bununla teşebbüslerin kararlara bir an önce uymaları teşvik edilmiş olacaktır.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Kanun'un 55. maddesine göre,</strong></p>

<p></p>

<p><i>''İdari yaptırım kararlarına karşı yetkili idare mahkemesinde dava açılabilir. Kurul kararlarına karşı açılan her türlü dava öncelikli işlerden sayılır.</i></p>

<p></p>

<p><i>''Kurul kararlarına karşı yargı yoluna başvurulması kararların uygulanmasını ve idarî para cezalarının takip ve tahsilini durdurmaz.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>II. </strong><strong>ÖZEL HUKUK BAKIMINDAN ORTAYA ÇIKACAK SONUÇLAR</strong></p>

<p></p>

<p>Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un beşinci kısmında (56 ve 59. maddeler arasında) rekabetin sınırlanmasının özel hukuk alanındaki sonuçları düzenlenmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Kanun'un ''</strong><strong>Tazminat Hakkı'' başlıklı 57. maddesine göre,</strong></p>

<p><strong><i>''</i></strong><i>Her kim bu Kanuna aykırı olan eylem, karar, sözleşme veya anlaşma ile rekabeti engeller, bozar ya da kısıtlarsa yahut belirli bir mal veya hizmet piyasasındaki hakim durumunu kötüye kullanırsa, <u>bundan zarar görenlerin her türlü zararını tazmine mecburdur.</u> Zararın oluşması birden fazla kişinin davranışları sonucu ortaya çıkmış ise bunlar zarardan müteselsilen sorumludur.''</i></p>

<p></p>

<p><strong>Kanun'un ''</strong><strong>Zararın Tazmini'' başlıklı 58. maddesine göre,</strong></p>

<p><strong><i>''</i></strong><i>Rekabetin engellenmesi, bozulması veya kısıtlanması sonucu bundan zarar görenler, ödedikleri bedelle, rekabet sınırlanmasaydı ödemekte olacakları bedel arasındaki farkı zarar olarak talep edebilirler. Rekabetin sınırlanmasından etkilenen rakip teşebbüsler, bütün zararlarının tazminini rekabeti sınırlayan teşebbüs ya da teşebbüslerden talep edebilir. <u>Zararın belirlenmesinde, zarar gören teşebbüslerin elde etmeyi umdukları bütün karlar, geçmiş yıllara ait bilançolar da dikkate alınarak hesaplanır.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><i>''Ortaya çıkan zarar, tarafların anlaşması ya da kararı veya ağır ihmalinin olduğu hallerden kaynaklanmaktaysa, hakim, zarar görenlerin talebi üzerine, uğranılan maddi zararın ya da zarara neden olanların elde ettiği veya elde etmesi muhtemel olan karların <u>üç katı oranında tazminata hükmedebilir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><strong>REKABET KURULU KARARLARI</strong></p>

<p></p>

<p><strong><u>02.04.2026 tarihli ve 26-11/336-128 sayılı A101 ve CARREFOURSA kararı:</u></strong></p>

<p><i>''İşbu soruşturma kapsamında incelenen iddia A101’in ve CARREFOURSA’nın<u> paralel fiyatlama davranışları sergileyerek uyumlu eylemler yoluyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal edip etmediklerine yöneliktir.</u></i></p>

<p><i>Soruşturma sürecinde, teşebbüslerin fiyatlama davranışları ve kârlılıklarına yönelik yapılan analizler doğrultusunda; rakip fiyat takiplerine ilişkin belgelerde doğrudan veya dolaylı herhangi bir iletişime rastlanmaması ve söz konusu belgelerin tedarikçiler aracılığıyla rakiplerin maliyetlerine veya fiyat değişimlerine ilişkin rekabete hassas bilgiler içermemesi dikkate alındığında teşebbüslerce eşanlı gerçekleştirilen fiyat artışlarının büyük ölçüde alış fiyatlarındaki artışlara bağlı olduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Nitekim alış fiyatlarında artış yaşanmayan durumlarda satış fiyatlarında da artış gözlenmemiştir. Ayrıca yapılan kârlılık analizleri, fiyat artışlarının maliyet artışlarını aşan oranlarda gerçekleştiğini ortaya koymamaktadır. Bunun yanı sıra ürün bazlı fiyat-maliyet marjları ile FAVÖK marjları incelendiğinde, teşebbüsler genelinde ortak ve sistematik bir kârlılık artışı eğiliminin bulunmadığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, teşebbüslerin anlaşma ve/veya <u>uyumlu eylem içerisinde bulunduklarını gösterir nitelikte bir sonuca ulaşılmamıştır.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>Kurul, 07.08.2025 tarihli ve 25-29/688-416 sayılı Kırmızı Et kararında</u></strong><u>,</u> kırmızı et üretimi ve satışı alanında faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin ürün fiyatlarını birlikte tespit etmek ve arzı kısıtlamak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (4054 sayılı Kanun) 4. maddesini ihlal edip etmediklerini incelemiştir.</p>

<p><i>‘'Sonuç olarak;</i></p>

<p><i>- Hakkında önaraştırma yürütülen teşebbüslerde yapılan yerinde incelemelerde, teşebbüslerin kırmızı et ürün fiyatlarını birlikte tespit ettiklerini ve/veya arzını kısıtladıklarını gösteren <u>herhangi bir yazışmaya veya belgeye ulaşılmaması</u>, </i></p>

<p><i>- Dosya içeriğinde sunulan veriler dikkate alındığında; teşebbüslerin <u>satış fiyatlarının ve fiyat değişim tarihlerinin ayrışması</u>, dolayısıyla verilerin ürün fiyatlarını birlikte belirlemek iddiası bakımından teşebbüslerin bir uyumlu eylem içerisinde bulunduklarına işaret etmemesi, </i></p>

<p><i>- Ürünlere ilişkin satış miktarı verilerine bakıldığında ise, dana karkas ürün arzında bazı teşebbüsler özelinde belli yıllarda düşüş yaşanırken aynı yıllar için diğer teşebbüsler bakımında artış yaşandığı, <u>satış miktarlarındaki dalgalanmalar</u> dikkate alındığında ürün arzını birlikte kısıtladıkları iddiası bakımından tarafların herhangi bir uyumlu eylem içerisinde bulunulduklarına yönelik emare olmaması, </i></p>

<p><i>- Pazarın durumunun rekabetin engellendiği, bozulduğu veya kısıtlandığı piyasalardakine <u>benzerlik göstermemesi</u> hususları dikkate alındığında kırmızı et üretimi ve satışı alanında faaliyet gösteren ve hakkında önaraştırma yapılan teşebbüslerin, <u>4054 sayılı Kanun’un 4. maddesine aykırı davranışlarda bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır.</u>’’</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>19.01.2022 tarihli ve 22-04/58-27 sayılı Balık Çiftlikleri kararı: </u></strong></p>

<p><i>''... İlgili teşebbüslerin balıkçılardan orkinos alış fiyatlarının belirlenmesi hususunda <u>uyumlu eylem içinde olup olmadıklarının tespit edilebilmesi amacıyla</u>, aşağıdaki tablolarda öncelikle teşebbüs bazında 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında yurtiçi orkinos balığının her bir balıkçıdan alış fiyatlarına ve teşebbüslerin ağırlıklı ortalama alış fiyatlarına yer verilecek, ardından alış fiyatlarının analizi yapılacaktır.</i></p>

<p><i>... </i>Sonuç itibariyle her balıkçı özelinde yapılan detaylı değerlendirme kapsamında, balık çiftliklerinin balıkçılara uyguladığı fiyatların büyük oranda <u>ortalama alış fiyatında seyrettiği </u>ve ortalama alış fiyatından sapan az sayıdaki fiyatın ise balık çiftlikleri tarafından sunulan gerekçeler kapsamında oldukça makul olduğu, herhangi bir balıkçıya <u>ayrımcı nitelikte fiyatlandırma yapılmadığı</u> değerlendirilmektedir.</p>

<p><i>... Tüm bu değerlendirmeler sonucunda orkinos yetiştiriciliği ve ihracatı pazarında faaliyet gösteren balık çiftliklerinin fiyat tespiti veya boykot gibi uygulamalar gerçekleştirerek 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini<u> ihlal ettiklerine yönelik herhangi bir tespitte bulunulmamıştır</u>.</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>30.09.2021 tarihli ve 21-46/668-333 sayılı Limon kararı:</u></strong></p>

<p><i>''... Tüketicilerin limonu üretici seviyesinde fiyatı düşük olmasına rağmen yüksek fiyatla almasının sebebinin, ürünün<u> tedarik zincirinin çok oyunculu </u>olmasından kaynaklı olarak her bir aşamada fiyatların artması ve üreticiden nihai tüketiciye gelene kadarki süreçte <u>fire oranının yüksek </u>olmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.</i></p>

<p><i>Bu çerçevede, limon ürününün toptan seviyedeki satışı alanında faaliyet gösteren soruşturma tarafı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiğini gösterecek herhangi bir bulguya ulaşılamadığından dosya kapsamında anılan Kanun’un 4. maddesinin <u>ihlal edildiği tespitinde bulunulmamıştır.</u>''</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>02.01.2020 tarihli ve 20-01/13-5 sayılı Vestel ve Arçelik kararı:</u></strong></p>

<p><i>'' ... Açıklandığı üzere ARÇELİK’in VESTEL’e doğru gerçekleşen bilgi akışından haberi bulunmamaktadır. Dolayısıyla ARÇELİK VESTEL’in geleceğe ilişkin davranışlarını belli bir yönde etkilemeye çalışmamakta, böyle bir etkiden haberi dahi bulunmamaktadır. Daha da önemlisi ARÇELİK kendi geleceğe ilişkin stratejisini VESTEL’e aktardığı bilgilere ve VESTEL’in bu bilgilere vermesini beklediği cevaba göre şekillendirmemekte; aksine, bağımsız ve tek taraflı olarak belirlemeye devam etmektedir. Dolayısıyla somut olayda iki teşebbüs arasında 4054 sayılı Kanun’un 4. Maddesi anlamında bir anlaşma veya <u>uyumlu eylemin olduğundan bahsedilememektedir. </u>Nitekim piyasa verileri de, iki teşebbüs arasında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma ya da <u>uyumlu eylem olması halinde ortaya çıkması beklenen görünümü desteklememektedir.</u> Teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı bir anlaşma ya da uyumlu eylemin olduğu durumda genellikle anlaşmaya taraf teşebbüslerin fiyatlarını birbirlerine benzer/parallel şeklilde artırmaları beklenecektir.</i></p>

<p><i>... Sonuç olarak dosya konusu bilgi değişiminin, ARÇELİK'in herhangi bir haberi ve onayı olmadan VESTEL tarafından ARÇELİK’ten ARÇELİK çalışanı üzerinden bilgi sızdırılması yoluyla gerçekleştirildiği, bu durumun bir anlaşmanın veya<u> uyumlu eylemin varlığı için rekabet hukuku açısından aranılan ortak irade unsurunu sağlamadığı,</u> teşebbüsler arasında bir anlaşma ya da uyumlu eylemin varlığından bahsedilemediğinen 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesinin ihlal edilmediği kanaatine varılmıştır.''</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>13.03.2019 tarihli ve 19-12/155-70 sayılı Beyaz Et kararı:</u></strong></p>

<p><i>''Yerinde incelemeler neticesinde elde edilen birçok belge, piliç eti pazarındaki teşebbüslerin, rakiplerin fiyatlandırma kararları hakkında önceden bilgi sahibi olabildiğini göstermektedir. Geleceğe ilişkin fiyatlama kararlarının rakipler arasındaki görüşmelere konu olabildiği tespit edilmekte ve pazardaki teşebbüslerin hemen hepsinin rakiplerin fiyat listelerini henüz uygulanmaya başlamadan temin edebildiği anlaşılmaktadır. Doğrudan veya dolaylı olarak edinilen ve elden ele dolaşan fiyat listeleri, <u>teşebbüslerin geleceğe dair fiyatlama davranışlarını tüm piyasa için şeffaf hale getirmektedir.</u></i></p>

<p><i>Teşebbüsler, hem maliyetin büyük bölümünü oluşturan yem fiyatlarındaki artış hem de döviz kurundaki yükselmenin ithal edilen girdilerden kaynaklanan masrafları artırması nedeniyle maliyetlerin arttığını, dolayısıyla piyasanın yapısı ve gidişatı gereği Ekim 2016 – Mayıs 2017 döneminde gerçekleşen fiyat artışının normal olduğunu savunmaktadır. Her ne kadar piyasa gerçekleri teşebbüslerin iddia ettiği gibi fiyat artışını gerektirmiş olsa da, bu artış kararlarının <u>teşebbüslerin bireysel kararları ile değil, yukarıda ifade edildiği gibi şeffaf hale gelen fiyatlama davranışları nedeniyle, <strong>uyumlu eylem ile gerçekleştiği anlaşılmıştır.'</strong>'</u></i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>19.07.2017 tarihli ve 17-23/383-166 sayılı Trafik Sigortası Kararı:</u></strong></p>

<p><i>''Türkiye’de faaliyet gösteren 32 sigorta şirketi ve TSB’nin Trafik Sigortası primlerinde birlikte artış yapmak suretiyle 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettikleri iddialarına ilişkin olarak yapılan yerinde incelemelerde herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır. Buna ek olarak sektöre ilişkin verilerin değerlendirilmesi neticesinde yapılan iktisadi analiz sonucunda da <u>Trafik Sigortası hizmetleri pazarının yapısı gereği </u>teşebbüslerin birbirlerinin prim düzeylerini izlediği, prim artışı veya azalışı yönünde bazı teşebbüslerin zaman zaman birbirlerine benzer prim görünümlerine sahip olduğu tespit edilmekle birlikte, tüm teşebbüslerin veya pazardaki çeşitli teşebbüs gruplarının aralarındaki olası rekabet karşıtı işbirliğine ilişkin iktisadi bir tespitte bulunulamamıştır. Bu çerçevede, yukarıda yapılan hukuki ve iktisadi analizler çerçevesinde hakkında soruşturma açılan taraflar arasında fiyat tespitine yönelik bir anlaşma ve/veya<u> uyumlu eylem tespit edilememiştir.</u>''</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>04.05.2017 tarihli ve 17-15/175-87 sayılı karar:</u></strong></p>

<p><i>''SAHİBİNDEN.COM ile HÜRRİYET EMLAK’ın fiyat artış miktarları/oranları ve zamanları arasında herhangi bir paralellik/benzerliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taraflar arasında kendi bağımsız davranışları yerine geçen bir koordinasyon veya pratik bir işbirliği sağlayan doğrudan veya dolaylı ilişkiyi gösterebilecek nitelikte bir iletişim veya davranış yahut sair bir bulgu tespit edilememektedir. Bu itibarla SAHİBİNDEN.COM ile HÜRRİYET EMLAK’ın <u>uyumlu eylem içerisinde olduğu iddiasına yönelik olarak da soruşturma açılmasına gerek olmadığı sonucuna ulaşılmıştır</u>.''</i></p>

<p></p>

<p><strong><u>25.06.2014 tarihli ve 14-22/460-202 sayılı Beyaz Çimento Üreticileri kararı: </u></strong></p>

<p><strong><i>''</i></strong><i>Yapılan yerinde incelemelerde, dosya konusu iddiaları ve/veya taraflar arasındaki herhangi bir anlaşmanın veya uyumlu eylemin varlığını destekler nitelikte herhangi bir bilgi ya da belgeye ulaşılamamış, ancak elde edilen deliller taraflar arasında bilgi paylaşıldığına dair şüphe uyandırmıştır. Buna rağmen, söz konusu bilgi değişiminin gerçekleşip gerçekleşmediği, gerçekleşmişse taraflar arasında <u>doğrudan iletişim yoluyla mı gerçekleştiği ya da oligopol pazar yapısından kaynaklanan şeffaflığın bilgi değişimi gibi bir algılamaya mı yol açtığı hususları belirsizlik taşımaktadır.</u> Ayrıca, söz konusu bilgilerin kapsamına ve niteliğine ilişkin bir açıklık da bulunmamaktadır.” </i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>18.04.2011 </u></strong><strong><u>tarihli ve </u></strong><strong><u>11-24/464-139 </u></strong><strong><u>sayılı karar:</u></strong></p>

<p><i>'' ... İşbu soruşturma bakımından söz konusu fiyat stratejisi görüşmelerinin anlaşma ve/veya <strong><u>uyumlu eylem niteliği arz ettiği,</u></strong> dolayısıyla salt bilgi değişimi olarak kabul edilemeyeceği değerlendirilmekle birlikte, fiyat yahut fiyat stratejisine yönelik bilgi değişimi uygulamalarının dahi tek başına 4054 sayılı Kanun’un ihlaline vücut vereceğine dikkat çekilmesinde yarar görülmektedir. ... <u>Doktrinde ve içtihatta kabul edilen görüşe göre </u>geleceğe yönelik fiyat değişimi rekabeti kısıtlama amacı taşımakta olup piyasadaki etkilerine bakılmaksızın rekabet ihlali olarak değerlendirilmektedir.''</i></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong><u>24.6.2009 tarihli ve 09-30/637-150 sayılı Otomotiv kararı:</u></strong></p>

<p>Kurul, bu kararında binek otomobil ve hafif ticari araç üreticisi ve dağıtıcısı teşebbüslerin Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) indirimi sonrasında birlikte hareket ederek fiyat artışına gittikleri ve mal arzını kısıtladıkları iddiasını incelemiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>Teşebbüslerin arzı kısıtladıkları iddiasına yönelik</strong>, <i>''... Grafiklerle gösterilen stoklar, ihracat, satış ve ithalat verileri firmaların <strong>arzı kontrol etmek için ortak hareket ettikleri iddiasını doğrulayacak nitelikte değildir.</strong> Diğer taraftan, yeni binek otomobil ve hafif ticari araç üreticisi ve dağıtıcısı teşebbüsler hakkında yürütülen önaraştırma sürecinde yapılan incelemelerde, firmalar arasında ÖTV indirimi sonrasında arzı kontrol ederek rekabeti engellemeye, kısıtlamaya ve bozmaya yönelik herhangi bir anlaşma ya da<strong><u> uyumlu eylem tespit edilememiştir.</u>''</strong> </i>şeklinde değerlendirmede bulunmuştur.</p>

<p></p>

<p><strong>Teşebbüslerin birlikte fiyat artışına gittikleri iddiasına yönelik ise,</strong><i> ''... Fiyat grafiklerine genel olarak bakıldığında, ÖTV indirimi öncesi ve sonrasındaki dönemde<u> firmalar arasında belirgin bir paralelliğe rastlanmamıştır.</u> Nitekim bazı firmaların fiyatları değişmezken, bazılarının ÖTV indirimi sonrasında bayiye tavsiye ettikleri fiyatlarda artış olmakla beraber, artış oranlarının da farklı olduğu anlaşılmaktadır. Bununla beraber, teşebbüsler arasında bir bağlantının bulunup bulunmadığı da uyumlu eylem değerlendirmesi yaparken önem taşımaktadır. Bununla beraber, yapılan önaraştırma sırasında şikâyete konu paralel fiyat artışlarına ilişkin olarak teşebbüsler arası rekabeti sınırlayıcı koordinasyonu gösterir herhangi bir iletişime veya bilgi paylaşımına rastlanmamıştır. Yukarıda belirtilen bilgi ve açıklamalar çerçevesinde şikâyet konusu davranışın teşebbüsler arasında rekabeti kısıtlayıcı herhangi bir anlaşma ya da <u>uyumlu eylemden kaynaklandığına dair ciddi ve yeterli belge ve bulgular bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</u>'' </i>şeklinde değerlendirmede bulunmuştuır.</p>

<p></p>

<p><strong><u>00-11/109-54 sayılı Süt kararı</u></strong> da ekonomik ve rasyonel gerekçelerle izah edilebilen paralel davranışların uyumlu eylem oluşturmayacağına dair örnek olarak gösterilebilir:</p>

<p><i>''Çiğ süt alıcıları, kararın değerlendirme bölümünde de görüleceği üzere, <u>ekonomik nedenlerle açıklanabilecek bir davranış içindedirler</u>. İhalelerde, işletmelerin, sınırlı miktarda süt almaları, işleme kapasitelerinin bir gereğidir, çünkü süt depolanamaz. Yakın köylerden almaları, nakliye giderlerini asgaride tutmanın doğal bir ekonomik sonucudur. İhalelerde fiyatların fazla yükselmemesi de rekabetin yoğun olduğu süt ürünleri satış piyasasında, çiğ sütün bir hammadde olduğu ve girdi maliyetinin düşük tutulması rasyonelliğinin bir sonucu olduğudur.<u> Bu durum, paralel görünen davranışın ekonomik ve rasyonel gerekçelerle izah edilebilirliğini göstermektedir.</u> Diğer taraftan, böyle bir davranışta rekabetin sınırlandığına dair de bir kanıt veya sonuç bulunamamıştır. Çiğ süt alımı, üretici merkezlerine çok uzak yörelerden yapılamaz ve yapılmamaktadır. İşletmelerden de rasyonellikten uzak bir davranış beklenemez. Pazara giriş imkanının önlenemediği açık olan bu ihalelerde,<u> bir uyumlu eylemden söz etmek de mümkün olamayacaktır.</u>''</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emir SEZER"><img alt="Av. Emir SEZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/emir-sezer.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-emir-sezer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Emir SEZER">Av. Emir SEZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-hukukunda-uyumlu-eylem-1</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/terazi/terazi-sozel-to.jpg" type="image/jpeg" length="22786"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2021/4637 E. ve 2021/16094 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 19/10/2021 tarihli, 2021/4637 E., 2021/7069 K. sayılı kararı ile 29/09/2021 tarihli, 2021/16094 E., 2021/5701 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/4637 E., 2021/7069 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>İncelenmesine gerek duyulan, dosya içerisinde bulunmayan,</p>

<p>1-Davalı ... şirketi nezdinde açılan hasar dosyasının (sigorta poliçesi, başvuru belgesi, hasar dosyasının açılış tarihi, ödemeye ilişkin hesap raporları, maluliyet raporları ve ödemenin kime hangi miktarda yapıldığını gösterir ayrıntılı ödeme dekontları ile varsa davacının imzaladığı ibranameler vs) eksiksiz olarak davalı ... şirketinden istenilerek dosyaya eklenilmesi,</p>

<p>2-Gerekçede de belirtilen ; davacının %16 oranındaki maluliyetine ilişkin raporun temin edilerek dosyaya eklenilmesi, belirtilen eksikliklerin ikinci kez yazışmaya mahal verilmeksizin tamamlandıktan sonra temyiz incelemesi yapılmak üzere gönderilmesi için doyanın mahalline GERİ ÇEVRİLMESİNE, 19/10/2021 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/16094 E., 2021/5701 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>-K A R A R-</strong></p>

<p>Dairemize davacının temyiz üzerine gönderilen dosyada,</p>

<p>-Sigorta İtiraz Hakem Heyetinin hükme esas aldığı 17.02.2020 tarihli Bilirkişi Raporu ve yine 18.03.2020 tarihli Ek Bilirkişi Raporu, taraflara tebliğine ilişkin belgeler ile bu raporlara karşı varsa tarafların itiraz dilekçelerinin İtiraz Hakem Heyeti'nden getirtilip dosya arasına konulması,</p>

<p>-Davaya konu hasarlı aracın hasar durumunu gösteren fotoğraf, ekspertiz raporu, fatura vs gibi bilgi ve belgeleri içeren davalı kasko sigorta şirketi nezdinde düzenlenen... nolu hasar dosyasının bir kısım evrakları okunaksız ve fotoğrafları net olmamakla, hasar dosyasının tamamının eksiksiz olarak aslı/onaylı örneğinin okunaklı olacak şekilde davalı ... şirketinden istenilerek dosyaya eklenmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda belirtilen eksik belgelerin dosya içine konulmasından sonra gönderilmek üzere dosyanın Sigorta Tahkim komisyonuna iletilmek üzere saklayan İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesine GERİ ÇEVRİLMESİNE 29/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="62984"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA EKSPERİNDEN VE SİGORTACIDAN BELGE ALMAK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-eksperinden-ve-sigortacidan-belge-almak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-eksperinden-ve-sigortacidan-belge-almak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>SİGORTA EKSPERİNDEN VE SİGORTACIDAN BELGE ALMAK</strong></p>

<p><strong>Ekspertiz Raporuna ve Hasar Dosyasına Erişimin Hukuki Rejimi, Ret Gerekçelerinin Değeri ve Yaptırım Boşluğu</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>I. Giriş: Sorun Hukuki Değil, Fiilîdir</strong></p>

<p>Trafik kazası sonrasında zarar görenin ya da vekilinin ilk işi zararın kapsamını öğrenmektir; bunun yolu tek bir dosyadan geçer. Hangi parçanın değiştiği, hangisinin onarıldığı, orijinal mi eşdeğer mi parça kullanıldığı, aracın rayiç ve sovtaj değerinin kaça takdir edildiği, kusurun nasıl değerlendirildiği ekspertiz raporunda ve hasar dosyasında yazılıdır. Bu belgeler olmadan ne eksik ödemenin varlığı ortaya konabilir, ne değer kaybının kapsamı tartışılabilir, ne de tam ziya kararının isabeti denetlenebilir.</p>

<p>Bu çalışmanın konusu, söz konusu belgelerin hukuken verilip verilemeyeceği değildir. Aşağıda gösterileceği üzere mevzuat bu soruyu çoktan cevaplamıştır. Konu, cevabı belli olan bu sorunun uygulamada neden her dosyada yeniden tartışıldığı; talebin hangi kalıplarla geri çevrildiği; bu kalıpların hukuki değerinin ne olduğu ve karşılaşıldığında ne yapılacağıdır.</p>

<p>Somut bir örnek, sorunun ölçeğini tarif etmeye yeter. Bir dosyamızda ekspertiz şirketine vekâletname ekli olarak hasar dosyası ve eksper raporu talebi iletilmiş, on yedi gün boyunca hiçbir cevap alınamamıştır. On yedinci günün sonunda gönderilen ve konu satırına açıkça “İHTARDIR” yazılan; iki iş günlük kesin süre içeren; süre sonunda TOBB Sigorta Eksperleri İcra Komitesi ve Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu nezdinde şikâyet başlatılacağını bildiren e-postaya, ertesi iş günü “Ektedir.” cevabıyla dosyanın tamamı gönderilmiştir. Arada geçen sürede ne hukuki durum değişmiştir ne de belgelerin niteliği; değişen tek şey talebin ihtarname biçimine sokulmuş olmasıdır.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan ret kalıpları ise şu birkaç cümleye indirgenebilir:</p>

<p>· “Eksper raporu açık olduğu için, ekspertiz raporu ve evraklar iletilememektedir.”</p>

<p>· “Dosya eksper tarafından kapanmadığı için rapor bilgisine ulaşılamamaktadır; yeni düzenleme sonucu raporlara e-Devlet üzerinden erişilebilecektir.”</p>

<p>· “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu gereği talebinizi ve vekâletnamenizi KEP üzerinden, kargo ile veya e-imzalı olarak iletmenizi rica ederiz.”</p>

<p>· “Talep ettiğiniz hasar tarihli/plakalı dosya şirketimizde bulunmadığından gönderim sağlanamamaktadır.”</p>

<p>· “Raporlar üçüncü kişilere verilemez.”</p>

<p>Aşağıda önce belgeyi kimin, kime, hangi süre içinde vermek zorunda olduğu normatif olarak haritalandırılacak; ardından bu beş ret kalıbı tek tek tartılacak; sonra yargılama ve tahkim aşamasındaki ibraz rejimi ile bu rejimdeki yaptırım asimetrisi ortaya konacak; son olarak uygulamaya dönük bir yol haritası ve mevzuat değişikliği önerisi sunulacaktır.</p>

<p><strong>II. Normatif Harita: Belgeyi Kim, Kime, Ne Zaman Vermek Zorundadır?</strong></p>

<p><strong><i>A. Sigorta Eksperleri Yönetmeliği m. 20</i></strong></p>

<p>22.06.2008 tarihli Sigorta Eksperleri Yönetmeliği’nin “Raporun hazırlanması ve sunumu” başlıklı 20. maddesi, uygulamada yalnızca son iki fıkrasıyla anılır. Oysa maddenin tamamı okunduğunda, bilgi akışını süreç boyunca açık tutmayı amaçlayan bir yapı görülür:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>“(1) Eksperler, ekspertiz işlemini mümkün olan en kısa sürede tamamlar ve tespit edilen kayıp veya hasar miktarını talep edilmesi halinde taraflara bildirir. Ekspertiz işleminin beklenenden uzun sürmesi veya çeşitli nedenlerle nihai raporun hazırlanamaması hallerinde, eksper gecikme nedenlerini de açıklayan bir ara rapor düzenler.”</i></p>

<p><i>“(6) Eksperler, düzenledikleri raporun birer nüshasını, ekspertiz işleminin tamamlandığı tarihten itibaren en geç yedi iş günü içinde imzalı olarak kendisini tayin eden tarafa verir.”</i></p>

<p><i>“(7) Raporların bir örneği, sigortalının talebi halinde eksper veya sigorta şirketince sigortalıya verilir.”</i></p>

<p><i>“(8) Raporlar, Müsteşarlığın izni olmadan üçüncü kişilere verilemez.”</i></p>

<p>Birinci fıkra, bu tartışmanın gözden kaçan hükmüdür. Rapor henüz tamamlanmamış olsa dahi eksper, tespit ettiği hasar miktarını talep hâlinde taraflara bildirmekle yükümlüdür; süreç uzarsa, gecikmenin nedenlerini açıklayan bir ara rapor düzenlemek zorundadır. Yani mevzuat, “rapor kapanana kadar hiçbir bilgi verilmez” şeklinde bir sessizlik dönemi öngörmemiş; tam tersine, sürecin uzadığı hâller için ayrıca bir bilgilendirme aracı getirmiştir.</p>

<p><strong><i>B. Belgelerin varlığı: m. 24’teki beş yıllık saklama yükümlülüğü</i></strong></p>

<p>Aynı Yönetmeliğin 24. maddesi uyarınca eksperler, raporlara dayanak olan belgeler ile raporları, “yapılacak denetimlerde ibraz edilmek üzere beş yıl süreyle düzenli bir şekilde” saklamak zorundadır. Bu hüküm, ileride ele alınacak “dosya bulunamadı” cevabının hukuki değerini doğrudan etkiler: belge, kanunen var olmak ve saklanmak zorundadır.</p>

<p><strong><i>C. Asimetri: eksper isteyebilir, ilgili isteyemez mi?</i></strong></p>

<p>Yönetmeliğin 17/3. maddesi eksperlere, kayıp veya hasar tespiti sırasında ilgililerden sigorta sözleşmesinin aslı veya suretiyle ilgili belge ve defterlerin ibrazını isteme ve bunlardan suret alma yetkisi tanır; sigorta şirketleri, aracılar, sigortalılar ve “konu ile ilgili taraflar” eksperin sağlıklı ve tarafsız görev yapmasına yardımcı olmakla yükümlüdür. 20/3. madde ise bu yetkiyi bir yaptırımla tahkim eder: talep edilen bilgi ve belgeler makul sürede temin edilmezse, eksper mevcut bilgi ve belgelere göre kanaatini oluşturup raporunu tamamlayabilir.</p>

<p>Tablo böylece netleşir. Eksperin ilgililerden belge isteme yetkisi vardır ve bu yetkiye uyulmamasının somut bir sonucu bağlanmıştır. İlgililerin eksperden belge isteme talebi ise ne bir süreye ne de bir sonuca bağlanmıştır. Aynı yönetmelik içindeki bu karşılıklılık eksikliği, uygulamadaki tıkanmanın normatif kaynağıdır.</p>

<p><strong><i>D. Raporun hukuki niteliği: kanunen delildir</i></strong></p>

<p>Belgeye erişim tartışmasında çoğu zaman atlanan hüküm, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu’nun 22. maddesinin on yedinci fıkrasıdır:</p>

<p><i>“Maddî hasarla sonuçlanan trafik kazaları için yetkili sigorta eksperleri tarafından düzenlenmiş, örneği İçişleri Bakanlığınca tespit olunacak rapor, sigorta tazminatının ödenmesinde Karayolları Trafik Kanununun 99 uncu maddesindeki kaza ve zarara ilişkin tespit tutanağı hükmündedir. Eksperler tarafından düzenlenen raporlar delil niteliğindedir.”</i></p>

<p>Kanun koyucu ekspertiz raporunu, tazminatın ödenmesinde resmî tespit tutanağı hükmünde saymış ve açıkça delil olarak nitelendirmiştir. Bir belgenin kanunen delil sayılması ile o belgenin, hakkında delil teşkil ettiği kişiden saklanması bir arada savunulamaz. Tazminatı bu belgeye dayanarak hesaplanan kişi, belgenin içeriğini görmeden ne kabul edebilir ne de itiraz edebilir.</p>

<p><strong><i>E. Sır saklama hükümleri mutlak değil, izne ve ilgililiğe bağlıdır</i></strong></p>

<p>Uygulamadaki ret cevaplarının arkasında çoğu kez gizlilik kaygısı vardır. Ancak gizliliği düzenleyen hükümler mutlak bir yasak kurmaz. 5684 sayılı Kanun’un 22/15. maddesine göre sigorta eksperleri ve yanlarında çalışanlar, işleri dolayısıyla öğrendikleri bilgi ve sırları “ilgililerin izni olmaksızın” açıklayamaz. Yönetmeliğin 25. maddesi ise sırrın “kanunen yetkili kılınmayan kişilere” açıklanmasını yasaklar.</p>

<p>Her iki hüküm de yasağı iki değişkene bağlamıştır: ilgilinin izni ve kişinin kanunen yetkili olup olmadığı. Kendi zararının tespiti için düzenlenmiş bir raporu, usulüne uygun vekâletname ile talep eden zarar gören bakımından bu iki değişken de olumlu yöndedir. Gizlilik hükmü, belgenin ilgilisine karşı değil, ilgisiz üçüncü kişilere karşı korumadır.</p>

<p><strong><i>F. Sigortacının kendi bilgilendirme yükümlülüğü</i></strong></p>

<p>14.02.2020 tarihli Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik’in 13/4. maddesi sigortacıya, sigorta ettirenlerin, sigortalıların “veya sigortadan faydalanacak diğer kişilerin” poliçe bilgileri ile tazminat ödemelerine ilişkin işlemlerin güncel hâline internet aracılığıyla günlük olarak erişimini sağlama yükümlülüğü getirir. Hüküm, sisteme “poliçe numarası, hasar dosya numarası veya sigortacı tarafından sağlanacak kullanıcı adı, şifre ya da benzeri kişisel bilgiler ile” giriş yapılabileceğini öngörür. Zorunlu mali sorumluluk sigortasında zarar gören, “sigortadan faydalanacak diğer kişi”den başkası değildir; erişimin hasar dosya numarasıyla kurgulanmış olması da bunu doğrular.</p>

<p><strong><i>G. Devletin kendi çözümü: e-Devlet üzerinden eksper raporu</i></strong></p>

<p>Tartışmayı fiilen bitiren gelişme ise idari alandadır. 10 Temmuz 2024 tarihinden itibaren, gerçek kişilere ait trafik ve kasko poliçeleri kapsamında düzenlenen eksper raporları, hak sahipleri ve vekilleri tarafından e-Devlet Kapısı üzerinden “Trafik ve Kasko Eksper Raporları Sorgulama” hizmetiyle görüntülenebilmektedir. Devletin, hak sahibine ve vekiline raporu bizzat açtığı bir düzende, aynı raporun aynı kişiden “üçüncü kişidir” gerekçesiyle saklanması savunulabilir değildir. Bu hizmet, aşağıda ele alınacak beşinci ret kalıbının cevabını da kendiliğinden vermektedir.</p>

<p><strong>III. Ara Sonuç: Zarar Gören, m. 20/8 Anlamında “Üçüncü Kişi” Değildir</strong></p>

<p>Yukarıdaki tabloya göre, zorunlu mali sorumluluk sigortasında zarar görenin Yönetmelik m. 20/8 anlamında “üçüncü kişi” sayılamayacağı bir tartışma konusu değil, sistemin zorunlu sonucudur. Bu sigortada korunan menfaat sigorta ettirenin malvarlığından ibaret değildir; sigorta, doğrudan doğruya zarar görenin tazminat alacağını güvence altına almak için kanunla zorunlu kılınmıştır. Ekspertizde incelenen, ölçülen ve değeri takdir edilen malvarlığı zarar görenindir. Karayolları Trafik Kanunu’nun 97. maddesi ona sigortacıya karşı doğrudan talep hakkı tanımakta ve dava ya da tahkim yoluna gitmeden önce sigortacıya yazılı başvuru yapmasını zorunlu tutmaktadır. Nihayet idare, e-Devlet hizmetiyle hak sahibini ve vekilini raporun muhatabı olarak kabul etmiştir.</p>

<p>Bu nedenle m. 20/7’deki “sigortalı” ibaresi, zorunlu sorumluluk sigortaları bakımından zarar göreni de kapsayacak şekilde okunmalıdır. Buradan sonrası, artık yorum sorunu değil, uygulama sorunudur.</p>

<p><strong>IV. Ret Kalıplarının Hukuki Değeri</strong></p>

<p><strong><i>1. “Eksper raporu açık, dosya kapanmadı”</i></strong></p>

<p>En sık karşılaşılan cevaptır ve Yönetmelik m. 20/1 karşısında dayanaksızdır. Anılan fıkra, raporun tamamlanmasını beklemeksizin, tespit edilen hasar miktarının talep hâlinde taraflara bildirilmesini emreder; sürecin uzaması hâlinde ise gecikme nedenlerini açıklayan bir ara rapor düzenlenmesini zorunlu tutar. Dolayısıyla “dosya açık” olgusu, bilgi vermeme değil, en azından miktar bildirimi ve ara rapor yükümlülüğünü doğuran bir olgudur.</p>

<p>Zamanlama bakımından da sorunludur. Karayolları Trafik Kanunu’nun 99. maddesi sigortacıya, belgelerin iletilmesinden itibaren sekiz iş günü içinde ödeme yapma yükümlülüğü getirmekte; 97. madde ise tahkim veya dava öncesinde zorunlu bir yazılı başvuru aşaması öngörmektedir. Zarar görenin bu süreleri anlamlı biçimde kullanabilmesi, dosyanın “açık” olduğu dönemde bilgiye erişebilmesine bağlıdır. Rapor kapandıktan sonra verilen bilgi, çoğu hâlde tazminat teklifinin kabul veya reddine ilişkin sürenin işlemeye başlamasından sonraya kalmaktadır.</p>

<p><strong><i>2. “e-Devlet üzerinden erişebilirsiniz”</i></strong></p>

<p>Bu cevap, öncekilerin aksine hukuken doğru bir yöne işaret eder; ancak eksiktir. e-Devlet kanalı, uygulamada rapor kapatıldıktan sonra dolmakta, süreç devam ederken ekran boş kalmaktadır. Yani cevabın kendisi, birinci ret kalıbının yarattığı boşluğu tekrar üretmektedir. Buna karşılık bu cevabın önemli bir yan etkisi vardır: hak sahibinin ve vekilinin raporu görmesinin idarece bizzat sağlandığını, dolayısıyla “üçüncü kişiye verilemez” savunmasının terk edildiğini, sigortacının kendi yazısıyla ikrar etmiş olur.</p>

<p><strong><i>3. “KVKK gereği KEP veya e-imza ile başvurunuz”</i></strong></p>

<p>Bu cevap iki yönden hatalıdır. Birincisi, zarar görenin veya vekilinin belge talebi, hukuki niteliği itibarıyla bir kişisel veri başvurusu değildir; Karayolları Trafik Kanunu m. 97’den doğan alacak ilişkisine ve sigortacılık mevzuatındaki belge verme yükümlülüğüne dayanır. Talebi yalnızca 6698 sayılı Kanun’un 11. maddesine indirgemek, tazminat hukukuna ait bir yükümlülüğü veri koruma usulünün süzgecine sokmaktır.</p>

<p>İkincisi, talep bir kişisel veri başvurusu sayılsa dahi sonuç değişmez. Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ’in 5. maddesi başvurunun “yazılı olarak veya” KEP, güvenli elektronik imza, mobil imza ya da veri sorumlusunun sisteminde kayıtlı elektronik posta adresi kullanılarak yapılabileceğini düzenler; yazılı başvuru en başta sayılan usuldür. Dahası, aynı Tebliğ’in 6/5. maddesi veri sorumlusuna talebi en geç otuz gün içinde ve kural olarak ücretsiz sonuçlandırma yükümlülüğü, 7. maddesi ise on sayfaya kadar ücret alınamayacağı kuralını getirir. Uygulamada KVKK’ya yapılan atıf, ne yazık ki yalnızca şekil şartı için kullanılmakta; aynı mevzuatın yüklediği süre ve ücretsizlik yükümlülükleri gündeme getirilmemektedir. Koruyucu bir norm, bu şekilde erişimi engelleyen bir norma dönüştürülmektedir.</p>

<p><strong><i>4. “Şirketimizde dosya bulunmamaktadır”</i></strong></p>

<p>Bu cevap, Yönetmelik m. 24 karşısında ancak istisnaen doğru olabilir. Eksperler, rapora dayanak belgeler ile raporları beş yıl saklamakla yükümlüdür; sigorta kuruluşlarının hasar dosyaları da Sigorta Bilgi ve Gözetim Merkezi kayıtlarıyla eşleşir. Plaka veya tarih uyuşmazlığı gibi şeklî gerekçelerle verilen ret cevaplarında ise, talep yazısının ekleri incelendiğinde hangi dosyanın kastedildiği çoğunlukla tereddütsüz anlaşılmaktadır. Böyle bir hâlde ret, bilgi eksikliğinden değil, dosyanın hiç açılmamış olmasından kaynaklanır ve bu da başlı başına bir yükümlülük ihlalidir.</p>

<p><strong><i>5. “Raporlar üçüncü kişilere verilemez”</i></strong></p>

<p>Yukarıda III. başlıkta gösterildiği üzere bu gerekçe, zarar gören bakımından yerinde değildir. Ayrıca hükmün kendisi de bugün işlemez hâldedir. Fıkra, izni “Müsteşarlığın” vermesini öngörmektedir; oysa Hazine Müsteşarlığı’nın sigortacılık alanındaki yetkileri Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’na geçmiştir ve metin 2008’den bu yana bu yönüyle güncellenmemiştir. Daha önemlisi, bu izin için işleyen bir başvuru usulü, bir süre sınırı veya bir başvuru formu bulunmamaktadır. Bir hakkı izne bağlayıp izin merciini ve usulünü işlevsizleştirmek, o hakkı fiilen ortadan kaldırmak anlamına gelir.</p>

<p><strong>V. Yargılama ve Tahkim Aşaması: İbraz Rejimi ve Yaptırım Asimetrisi</strong></p>

<p><strong><i>A. Sigortacı taraf ise: HMK m. 220 güçlü bir yaptırım içerir</i></strong></p>

<p>Uyuşmazlık yargıya veya tahkime taşındığında sigorta kuruluşu artık taraftır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 220 uyarınca mahkeme, ibrazı istenen belge için kesin süre verir; belgeyi ibraz etmeyen ve kabul edilebilir bir mazeret göstermeyen taraf bakımından mahkeme, “duruma göre belgenin içeriği konusunda diğer tarafın beyanını kabul edebilir”.</p>

<p>Bu yaptırımın nasıl işlediğini gösteren yakın tarihli bir örnek vardır. İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 08.05.2026 tarihli, 2025/612 E. ve 2026/401 K. sayılı kararında, kasko sigortacısına hasar dosyasının ve ekspertiz raporunun ekleriyle birlikte sunulması için kesin süre verilmiş, sonuçları usulüne uygun ihtar edilmesine rağmen belgeler dosyaya sunulmamıştır. Mahkeme, HMK m. 220 hükmünü anarak talep edilen onarım bedelini “kadri maruf” kabul etmiş ve davayı tam kabulle sonuçlandırmıştır. Belgeyi elinde tutup sunmayan taraf, tam da bu nedenle miktar tartışmasını kaybetmiştir. (İlk derece kararıdır; istinaf yolu açıktır.)</p>

<p><strong><i>B. Eksper üçüncü kişi ise: HMK m. 221’de yaptırım yoktur</i></strong></p>

<p>Eksper, yargılamanın tarafı değildir. Bu, ilk bakışta bir dezavantaj gibi görünse de aslında avantajdır: HMK m. 221, üçüncü kişi veya kurumun elindeki belgenin ispat için zorunlu olduğuna karar verilmesi hâlinde mahkemenin bu belgenin ibrazını emredeceğini düzenler. Yani eksper, tam da üçüncü kişi olduğu için ibraz emrinin doğrudan muhatabıdır; m. 20/8 yargılamada bir engel değil, ibraz rejiminin işletileceği zemindir.</p>

<p>Ne var ki bu hükmün ciddi bir boşluğu vardır ve bir ilk derece kararı bunu açıkça tespit etmiştir. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 06.07.2021 tarihli, 2020/493 E. ve 2021/456 K. sayılı kararına konu olayda, bir sigorta kuruluşu ihbar olunan sıfatıyla bulunduğu davada mahkemenin müzekkeresine “belge bizde yoktur” cevabını vermiş, belge aslı temin edilemediği için imza incelemesi yapılamamış ve dava ispatsızlıktan reddedilmiştir. Sonraki davada ise aynı kuruluş, aynı belgenin bir suretini mahkemeye göndermiştir. Mahkeme şu tespiti yapmıştır:</p>

<p><i>“Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 221. maddesinde 3. kişilerin belge ibrazı zorunlu tutulmasına karşın buna ilişkin kanuni bir yaptırım öngörülmemiştir.”</i></p>

<p>Karar, belgeyi ibraz etmeyerek zarara sebebiyet verme hâlinde haksız fiil hükümlerinin düşünülebileceğini kabul etmekle birlikte, yargılamanın iadesi sebeplerinin tahdidi biçimde sayılmış olması karşısında ayrı bir tazminat davası açılmasında hukuki yarar bulunmadığı sonucuna varmış ve davayı reddetmiştir. Buna karşılık davanın açılmasına davalının sebebiyet verdiğini kabul ederek davalı lehine vekâlet ücretine hükmetmemiş, arabuluculuk ücretini de ona yüklemiştir. (İlk derece kararıdır; istinaf yolu açıktır.)</p>

<p>Ortaya çıkan tablo, bu çalışmanın temel tespitidir: belgeyi elinde tutan sigortacı taraf sıfatıyla ibrazdan kaçınırsa somut ve ağır bir usuli sonuçla karşılaşır; aynı belgeyi elinde tutan eksper üçüncü kişi sıfatıyla ibrazdan kaçınırsa, hukuk düzeni ona bağlanmış bir yaptırım öngörmemiştir. Uygulamadaki direncin nedeni, kötü niyetten çok bu asimetridir.</p>

<p><strong><i>C. Tahkimde durum</i></strong></p>

<p>Sigortacılıkta tahkimde sorun daha da keskinleşir. 5684 sayılı Kanun’un 30/15. maddesi “Hakemler, sadece kendilerine verilen evrak üzerinden karar verir.” demektedir; 30/23. madde ise Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kıyasen uygulanacağını öngörür. Bu iki hüküm birlikte okunduğunda, tahkimde belgeyi dosyaya kazandırma külfeti fiilen başvurana yüklenmiş olmakla birlikte, HMK m. 220 ve 221’in kıyasen uygulanmasının önünde bir engel bulunmadığı sonucuna varılır. Başvuru dilekçesinde belge talebinin ve ibraz edilmemesinin sonucunun açıkça istenmesi, bu nedenle şeklî bir ayrıntı değildir.</p>

<p><strong><i>D. Yargıtay uygulaması: belge zaten er ya da geç dosyaya girmektedir</i></strong></p>

<p>Yüksek mahkeme uygulaması, hasar dosyasının ve ekspertiz raporunun uyuşmazlığın çözümü için vazgeçilmez olduğunu istikrarlı biçimde kabul etmektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesi’nin 19.10.2021 tarihli, 2021/4637 E. ve 2021/7069 K. sayılı kararı</a>nda dosya, poliçe, başvuru belgesi, hasar dosyasının açılış tarihi, ödemeye ilişkin hesap raporları, maluliyet raporları, ayrıntılı ödeme dekontları ve varsa ibranameleri kapsayan hasar dosyasının eksiksiz getirtilmesi için mahalline geri çevrilmiştir. Aynı Dairenin <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">29.09.2021 tarihli, 2021/16094 E. ve 2021/5701 K. sayılı kararı</a>nda ise hasar dosyasının bir kısım evrakının okunaksız, fotoğraflarının net olmaması yeterli görülmemiş; dosyanın tamamının okunaklı biçimde getirtilmesi istenmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201413516-e-201410922-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 17. Hukuk Dairesi’nin 08.07.2014 tarihli, 2014/13516 E. ve 2014/10922 K. sayılı kararı</a>nda da, önceki kazaya ilişkin hasar dosyasının ilgili sigorta şirketinden getirtilmesi gerektiği belirtilerek eksik inceleme nedeniyle bozma yapılmıştır.</p>

<p>Bu kararların ortak sonucu şudur: belge, uyuşmazlığın herhangi bir aşamasında mutlaka dosyaya girecektir. Talep aşamasındaki direnç, belgenin gizli kalmasını sağlamamakta; yalnızca zarar görenin zaman, masraf ve emek kaybetmesine, yargı makamlarının da aynı işi tekrar tekrar yapmasına yol açmaktadır.</p>

<p><strong>VI. Yükümlülüğe Aykırılığın İdari Yaptırımı</strong></p>

<p>Talep aşamasında dişli olan tek araç, disiplin sorumluluğudur. 5684 sayılı Kanun’un 26/5. maddesi uyarınca Sigorta Eksperleri İcra Komitesi, “görevlerini yapmayan veya kusurlu olarak yapan yahut görevinin gerektirdiği güveni sarsıcı hareketlerde bulunan” sigorta eksperleri hakkında durumun niteliğine ve ağırlığına göre uyarma, kınama, altı aydan bir yıla kadar geçici olarak meslekî faaliyetten alıkoyma ve meslekten çıkarma cezalarından birini verir. Yönetmelikle getirilmiş açık bir belge verme yükümlülüğünün ısrarla yerine getirilmemesi, hiç değilse “görevini yapmama” kapsamında değerlendirilmeye elverişlidir.</p>

<p>Aynı maddenin yedinci ve sekizinci fıkraları, meslek kurallarına aykırılıkta uyarma ve tekrarında kınamayı; görevi bağımsızlık, tarafsızlık ve dürüstlükle yapmama hâlinde geçici olarak meslekî faaliyetten alıkoymayı öngörür. On birinci fıkra üç yıllık dönemde tekerrür hâlinde cezanın ağırlaştırılmasını düzenler. Süre bakımından ise on beşinci ve on altıncı fıkralar önemlidir: eylemin işlenmesinden itibaren üç yıl geçmişse soruşturma yapılamaz, beş yıl geçmişse ceza verilemez. Disiplin kararlarına karşı tebliğden itibaren on beş gün içinde Kuruma itiraz edilebilir.</p>

<p>Girişte anlatılan örnekte ihtarnamenin bir günde sonuç vermesinin sebebi de budur. Talep, hukuki dayanaklarıyla birlikte ve disiplin başvurusu ihtimali açıkça belirtilerek yapıldığında, muhatap için belgeyi vermemenin maliyeti vermenin maliyetini aşmaktadır. Bu, hukuk düzeninin arzu edilen işleyişi değildir; ancak mevcut yaptırım mimarisinin doğal sonucudur.</p>

<p><strong>VII. Uygulamaya Dönük Yol Haritası</strong></p>

<p>· Talep, hukuki dayanaklarıyla birlikte yazılmalıdır: Sigorta Eksperleri Yönetmeliği m. 20/1, 20/6, 20/7 ve 24; 5684 sayılı Kanun m. 22/15 ve 22/17; Karayolları Trafik Kanunu m. 97 ve 99; Bilgilendirme Yönetmeliği m. 13/4. Dayanaksız talep, dayanaksız retle karşılanmaktadır.</p>

<p>· Talebe vekâletname eklenmeli ve belgenin hangi dosyaya ait olduğu plaka, hasar dosya numarası ve kaza tarihiyle birlikte tereddütsüz belirtilmelidir; şeklî ret gerekçelerinin çoğu bu şekilde baştan kapatılır.</p>

<p>· Makul ve kısa bir süre (üç ilâ beş iş günü) verilmeli; süre sonunda talep, ihtar niteliğini açıkça taşıyan ve Sigorta Eksperleri İcra Komitesi ile Kuruma başvuru ihtimalini içeren bir yazıyla yenilenmelidir.</p>

<p>· Rapor henüz kapanmamışsa, m. 20/1 uyarınca tespit edilen hasar miktarının bildirilmesi ve gecikme hâlinde ara rapor düzenlenmesi ayrıca ve açıkça talep edilmelidir. Bu talep, sonraki aşamada muhatabın “dosya açıktı” savunmasını da geçersiz kılar.</p>

<p>· e-Devlet üzerindeki “Trafik ve Kasko Eksper Raporları Sorgulama” hizmeti düzenli olarak denenmeli; rapor kapandığı anda belge buradan alınmalıdır.</p>

<p>· Karayolları Trafik Kanunu m. 97 kapsamındaki ön başvuru dilekçesine, belge taleplerinin karşılanmadığı ve bu nedenle zararın ancak eldeki verilerle hesaplanabildiği şerhi düşülmelidir.</p>

<p>· Dava veya tahkim aşamasında, sigortacıya karşı HMK m. 220, eksperlik şirketine karşı HMK m. 221 uyarınca ibraz talebi ayrı ayrı ileri sürülmeli; belge sunulmazsa HMK m. 220/3 çerçevesinde belgenin içeriğine ilişkin beyanın kabulü açıkça istenmelidir. Tahkimde bu talep, 5684 sayılı Kanun m. 30/15 ve 30/23’e dayandırılmalıdır.</p>

<p>· Israrlı ret hâlinde, yazılı ret cevabı ve talep yazışmalarının tamamı eklenerek Sigorta Eksperleri İcra Komitesi nezdinde disiplin başvurusu yapılmalıdır. Kanun m. 26/15’teki üç yıllık soruşturma zamanaşımı gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>· KVKK yolu tercih edilecekse, başvurunun otuz günlük cevap süresine ve on sayfaya kadar ücretsizlik kuralına tabi olduğu, başvuru yazısında hatırlatılmalıdır.</p>

<p><strong>VIII. De Lege Ferenda: Dört Somut Öneri</strong></p>

<p>· Sigorta Eksperleri Yönetmeliği m. 20/7’ye “zarar gören” ibaresi eklenmeli ve talebin karşılanması bir süreye (örneğin beş iş günü) bağlanmalıdır. Süresi ve muhatabı belirsiz bir yükümlülük, yükümlülük değildir.</p>

<p>· Aynı maddenin 20/3. fıkrasındaki mantık simetrik hâle getirilmelidir: eksperin ilgililerden belge istemesi bir sonuca bağlanmışken, ilgililerin eksperden belge istemesi sonuçsuz bırakılmamalıdır.</p>

<p>· m. 20/8’deki “Müsteşarlık” ibaresi Kurum olarak güncellenmeli; izin için başvuru usulü, karar süresi ve gerekçeli ret zorunluluğu düzenlenmelidir. İzin merciine ulaşılamayan bir izin sistemi, uygulamada mutlak yasak gibi işlemektedir.</p>

<p>· Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 221’e, üçüncü kişinin haklı bir sebep göstermeksizin ibrazdan kaçınması hâline bağlanmış bir yaptırım eklenmelidir. Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin yukarıda anılan kararı, bu boşluğun teorik değil, sonuç doğuran bir boşluk olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Bunlara idari nitelikte bir beşinci öneri eklenebilir: e-Devlet üzerindeki eksper raporu sorgulama hizmeti, yalnızca kapanmış raporları değil, ara rapor ve tespit edilen hasar miktarı bilgisini de kapsayacak biçimde genişletilmelidir. Böylece bu çalışmada tartışılan ret kalıplarının büyük bölümü, hukuki tartışmaya hiç girilmeden ortadan kalkar.</p>

<p><strong>IX. Sonuç</strong></p>

<p>Ekspertiz raporu ve hasar dosyası, kanun koyucunun delil saydığı, saklanmasını beş yıl süreyle zorunlu tuttuğu ve idarenin e-Devlet üzerinden hak sahibiyle vekiline açtığı belgelerdir. Zarar görenin bu belgelere erişimi, hukuken tartışmalı bir konu değildir. Buna rağmen uygulamada erişim, çoğu dosyada ancak ihtar aşamasına gelindiğinde sağlanmaktadır.</p>

<p>Bunun sebebi, mevzuatın erişimi yasaklaması değil, erişimi güvenceye alan hükümlere süre ve yaptırım bağlanmamış olmasıdır. Sigorta Eksperleri Yönetmeliği eksperin belge isteme yetkisini bir sonuçla donatmış, ilgilinin belge isteme hakkını donatmamıştır. Hukuk Muhakemeleri Kanunu tarafın ibrazdan kaçınmasına ağır bir usuli sonuç bağlamış, üçüncü kişinin kaçınmasına hiçbir sonuç bağlamamıştır. Boşluk, kötü niyetin değil, tasarımın ürünüdür.</p>

<p>Bu boşluk kapatılana kadar yapılabilecek olan, talebi baştan hukuki dayanaklarıyla kurmak, süreyi ve sonucu açıkça yazmak, disiplin yolunu ciddiyetle işletmek ve yargılama aşamasında ibraz taleplerini sonucuyla birlikte ileri sürmektir. Kalıcı çözüm ise dört satırlık bir mevzuat değişikliğinden ibarettir: hakkı tanıyan hükme bir süre, bir muhatap ve bir yaptırım eklemek.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· Sigorta Eksperleri Yönetmeliği (RG 22.06.2008), m. 3, 17, 20, 22, 24, 25.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu, m. 22, m. 26, m. 30.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu, m. 97, m. 99.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m. 219, 220, 221, 375.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, m. 11, m. 13; Veri Sorumlusuna Başvuru Usul ve Esasları Hakkında Tebliğ (RG 10.03.2018), m. 5, 6, 7.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Sigorta Sözleşmelerinde Bilgilendirmeye İlişkin Yönetmelik (RG 14.02.2020), m. 13.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/4637, K. 2021/7069, 19.10.2021.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20214637-e-ve-202116094-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 2021/16094, K. 2021/5701, 29.09.2021.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-17-hukuk-dairesinin-201413516-e-201410922-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 17. Hukuk Dairesi, E. 2014/13516, K. 2014/10922, 08.07.2014.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· İstanbul 1. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2025/612, K. 2026/401, 08.05.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi, E. 2020/493, K. 2021/456, 06.07.2021.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Trafik ve Kasko Eksper Raporları Sorgulama hizmeti (e-Devlet Kapısı), 10.07.2024 tarihinden itibaren hak sahipleri ve vekillerinin erişimine açılmıştır.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-eksperinden-ve-sigortacidan-belge-almak-1</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 15:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/sozlesmejasdfn.jpg" type="image/jpeg" length="71933"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Edinilmiş Mallara Katılma: Eşinizin Malında Ne Kadar Hakkınız Var?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/edinilmis-mallara-katilma-esinizin-malinda-ne-kadar-hakkiniz-var-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/edinilmis-mallara-katilma-esinizin-malinda-ne-kadar-hakkiniz-var-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de evli çiftlerin mal varlığı açısından takvimin en kritik günü <strong>1 Ocak 2002</strong>: o gün yürürlüğe giren <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu</strong>, "edinilmiş mallara katılma" rejimini yasal mal rejimi hâline getirdi. O tarihten bu yana evlilik içinde edinilen malların önemli bölümünde, tapuda veya ruhsatta kimin adı yazarsa yazsın, her iki eşin de kural olarak <strong>yarı yarıya</strong> hakkı var.</p>

<p>Peki "edinilmiş mal" tam olarak ne, hangi mallar paylaşımın dışında kalıyor, hiç çalışmamış eş ne talep edebilir? Bu rehberde rejimin mantığını, <strong>katılma alacağının hesabını</strong> ve tasfiye davasının yolunu sade bir dille anlatıyoruz.</p>

<p><strong>2002 Neden Dönüm Noktası? Yasal Mal Rejiminin Mantığı</strong></p>

<p>Eşler noterde ayrı bir <strong>mal rejimi sözleşmesi</strong> yapmadıysa, kanun onlar adına seçimi yapar: <strong>1 Ocak 2002'den itibaren</strong> edinilen mallar için geçerli rejim, edinilmiş mallara katılmadır. Bu tarihten önceki dönemde ise kural <strong>mal ayrılığıydı</strong>, yani eski kanun döneminde herkesin üzerine kayıtlı mal kendisinindi.</p>

<p>Şöyle bir örnek düşünün: Bahçelievler'de oturan Emine ve Hasan <strong>1998'de evlendi</strong>; oturdukları daireyi ise 2006'da Hasan'ın adına aldılar. Evlilik 2002 öncesi başlasa da <strong>daire 2002 sonrasında edinildiği için</strong> katılma rejimine tabidir, Emine, tapuda adı hiç geçmese bile tasfiyede bu dairenin değeri üzerinde alacak hakkına sahiptir.</p>

<p dir="auto"><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Bu rejimde paylaşılan şey malın mülkiyeti değil, <strong>değeridir</strong>. Yani tasfiyede ev ikiye bölünmez; evin değeri üzerinden hesaplanan <strong>katılma alacağı</strong> para olarak talep edilir. Tapu kaydı kimdeyse mülkiyet onda kalır, diğer eş alacaklı olur.</p>

<p><strong>Hangi Mallar Paylaşıma Girer, Hangileri Kişisel Maldır?</strong></p>

<p>Kanunun ayrımı nettir: evlilik içinde <strong>emek ve çalışma karşılığı</strong> edinilen değerler "edinilmiş mal", kişiye sıkı sıkıya bağlı veya evlilikten bağımsız gelen değerler "kişisel mal" sayılır. En kritik ince nokta şudur: <strong>kişisel malın kendisi paylaşılmaz ama geliri edinilmiş mal sayılır</strong> (aksi noterden yapılan sözleşmeyle kararlaştırılabilir).</p>

<p>Somut örnek: Zeynep'e annesinden <strong>miras yoluyla bir daire</strong> kaldı. Dairenin kendisi kişisel maldır, boşanmada paylaşıma girmez; ancak evlilik boyunca bu daireden elde edilen <strong>kira gelirleri</strong> edinilmiş maldır ve tasfiye hesabına dahil edilir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <th colspan="2"></th>
  </tr>
  <tr>
   <th>
   <p>Edinilmiş mal (paylaşıma girer)</p>
   </th>
   <th>
   <p>Kişisel mal (paylaşım dışı)</p>
   </th>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Maaş, ücret, şirket kazancı gibi çalışma karşılığı edinimler</p>
   </td>
   <td>
   <p>Evlenmeden önce sahip olunan mallar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>SGK ve benzeri sosyal güvenlik ödemeleri</p>
   </td>
   <td>
   <p>Miras veya bağış yoluyla gelen değerler</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Kişisel malların gelirleri (örn. kira)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca kişisel kullanıma yarayan eşyalar</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Edinilmiş malın yerine geçen değerler (satış bedeli, yeni araç vb.)</p>
   </td>
   <td>
   <p>Manevi tazminat alacakları ve kişisel mal yerine geçen değerler</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Katılma alacağı, edinilmiş malların dava tarihinde değil tasfiye anına en yakın değeri üzerinden hesaplanır.</p>

<p><strong>Katılma Alacağı Nasıl Hesaplanır?</strong></p>

<p>Hesabın mantığı üç adımdır: önce her eşin edinilmiş malları belirlenir, bunlardan bu mallara ilişkin borçlar ve kişisel mal denkleştirmeleri düşülür; kalan tutara “artık değer” denir. Kural olarak her eş, diğerinin artık değerinin yarısı üzerinde alacak hakkına sahiptir.</p>

<p>Rakamlı bir örnekle somutlaştıralım: Evlilik içinde alınan dairenin tasfiye anındaki değeri 4 milyon lira, üzerinde 1 milyon lira konut kredisi borcu kalmış olsun. Artık değer 3 milyon lira, tapu sahibi olmayan eşin katılma alacağı ise kural olarak 1,5 milyon liradır. Değerleme güncel sürüm değeriyle yapıldığı için, yıllar önce düşük bedelle alınan evin bugünkü değeri esas alınır.</p>

<p dir="auto"><strong>Hesabın Formülü</strong></p>

<p dir="auto">• Edinilmiş mallar (güncel değerle) − bu mallara ilişkin borçlar − kişisel mal denkleştirmesi = artık değer</p>

<p dir="auto">• Katılma alacağı = diğer eşin artık değerinin yarısı</p>

<p dir="auto">• Kişisel maldan edinilmiş mala (veya tersine) yapılan katkılar denkleştirme ile hesaba katılır</p>

<p dir="auto"><strong>Çalışmayan (Ev Emeği Veren) Eşin Hakkı Var mı?</strong></p>

<p>Bu rejimin asıl var oluş nedeni tam da budur: kanun koyucu, ev emeğini ve çocuk bakımını görünmez emek olmaktan çıkarmıştır. Evlilik boyunca hiç ücretli işte çalışmamış eş de, diğer eşin çalışarak edindiği malların artık değeri üzerinde yarı oranında alacak hakkına sahiptir.</p>

<p>Örneğin yirmi yıllık evliliğinde üç çocuk büyüten ve dışarıda çalışmayan Fatma, eşinin bu süre içinde aldığı ev ve araç için “ben katkı yapmadım” endişesi taşımak zorunda değildir, 2002 sonrası edinimlerde ayrıca parasal katkı ispatlamak gerekmez, hak doğrudan kanundan doğar. Kesin sonuç her dosyanın kendi koşullarına bağlı olsa da, kural budur.</p>

<p>Tasfiye davasından önce alınan hukuki destek, hem hesap stratejisini hem süre haklarını korur.</p>

<h4 dir="auto">Tasfiye Davası: Süreç, Zamanaşımı ve Mal Kaçırmaya Karşı Önlemler</h4>

<p dir="auto">Önemli bir usul bilgisi: mal paylaşımı, boşanma davasının içinde kendiliğinden çözülmez; ayrı bir mal rejimi tasfiyesi davası gerektirir. Boşanma gerçekleştiğinde mal rejimi, boşanma davasının açıldığı tarihten itibaren sona ermiş sayılır, yani dava tarihinden sonra edinilen mallar hesaba girmez. Bu davanın sonuçlanması için genellikle boşanmanın kesinleşmesi beklenir.</p>

<p dir="auto">Süre kritik: Yargıtay uygulamasına göre katılma alacağı, boşanmanın kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına tabidir (Ağustos 2026 itibarıyla geçerli çerçeve).</p>

<p dir="auto">Peki eşiniz boşanmayı görüp malları elden çıkarırsa? Kanun bunu öngörmüştür: eşlerden birinin tasfiyeden önceki 1 yıl içinde yaptığı olağan dışı karşılıksız kazandırmalar ile alacağı azaltma kastıyla yaptığı devirler hesaba geri eklenir. Örneğin dava açılmadan aylar önce babasının üzerine devredilen araç, tasfiye hesabında yok sayılmaz; ayrıca dava sırasında tapuya tedbir konulması talep edilebilir.</p>

<p dir="auto"><strong>Tasfiye Yol Haritası: 4 Adım</strong></p>

<p dir="auto">1. Envanter çıkarın: Tapu, araç, hesap, şirket payı, hangi mal ne zaman ve nasıl edinildi, belgeleyin</p>

<p dir="auto">2. Sınıflandırın: Her malı edinilmiş / kişisel olarak ayırın; miras ve evlilik öncesi edinimleri belgeleyin</p>

<p dir="auto">3. Davanızı planlayın: Tasfiye davası boşanmadan ayrıdır; mal kaçırma riski varsa tedbir talebini geciktirmeyin</p>

<p dir="auto">4. Masada çözümü deneyin: Mal paylaşımı, tarafların anlaşmasıyla veya ihtiyari arabuluculukla dava yoluna hiç girmeden de çözülebilir</p>

<p dir="auto"><strong>Tapu eşimin üzerine, benim hiç imzam yok. Hakkım var mı?</strong></p>

<p dir="auto">Evet olabilir. Mal 2002 sonrasında ve evlilik içinde edinildiyse, tapuda adınızın bulunmaması katılma alacağınızı ortadan kaldırmaz; hak tapu kaydından değil kanundan doğar.</p>

<p dir="auto"><strong>Evlenmeden önce aldığım ev paylaşıma girer mi?</strong></p>

<p dir="auto">Hayır, evlilik öncesi edinilen mallar kişisel maldır. Ancak bu evin evlilik içindeki kira geliri edinilmiş mal sayılır ve krediyle alınıp taksitleri evlilik içinde ödenen mallarda hesap ayrıca incelenir.</p>

<p dir="auto"><strong>Farklı bir rejim seçebilir miyiz?</strong></p>

<p dir="auto">Evet. Eşler evlenmeden önce veya evlilik sırasında noterde mal rejimi sözleşmesi yaparak mal ayrılığı gibi başka bir rejim seçebilir; sözleşme yoksa yasal rejim kendiliğinden uygulanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p dir="auto"><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p dir="auto">- 1 Ocak 2002 sonrası evlilik içinde edinilen mallarda kural, artık değerin yarı yarıya paylaşımıdır.</p>

<p dir="auto">- Tapuda adınızın olmaması hak kaybı demek değildir; paylaşılan şey mülkiyet değil malın değeridir.</p>

<p dir="auto">- Miras ve evlilik öncesi mallar kişisel maldır; ancak bunların gelirleri hesaba girer.</p>

<p dir="auto">- Ev emeği veren, çalışmayan eş de katılma alacağına kanun gereği sahiptir.</p>

<p dir="auto">- Tasfiye davası boşanmadan ayrı bir davadır; 10 yıllık zamanaşımını ve mal kaçırmaya karşı tedbir imkânını kaçırmayın.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/edinilmis-mallara-katilma-esinizin-malinda-ne-kadar-hakkiniz-var-1</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/bosanma-sozlesme-1nafaka.jpg" type="image/jpeg" length="26354"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bölge İdare Mahkemelerinin İş Bölümlerine İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bolge-idare-mahkemelerinin-is-bolumlerine-iliskin-duyuru-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bolge-idare-mahkemelerinin-is-bolumlerine-iliskin-duyuru-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bölge İdare Mahkemelerinin İş Bölümlerine İlişkin Duyuru</strong></p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulu Birinci Dairesi tarafından, bölge idare mahkemelerinin idari ve vergi dava dairelerinin numaraları ile aralarındaki iş bölümlerinin belirlenmesi çalışmaları 28.08.2026 tarihli ve 1627 sayılı karar ile sonuçlandırılmıştır.</p>

<p>Bölge idare mahkemelerinin yeni iş bölümlerinin <strong>1 Eylül 2026 </strong>tarihi itibarıyla uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge idare mahkemelerine ilişkin iş bölümü kararları ekte yer almakta olup, yeni iş bölümü kararlarının meslektaşlarımıza ve ülkemize hayırlı olmasını temenni ederiz.</p>

<p>Saygıyla duyurulur.</p>

<p><br />
Ek:<br />
<a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657adana-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">1- Adana Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261656ankara-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">2- Ankara Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657antalya-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">3- Antalya Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261656bursa-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">4- Bursa Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657diyarbakir-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">5- Diyarbakır Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261656erzurum-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">6- Erzurum Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657gaziantep-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">7- Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261656istanbul-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">8- İstanbul Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657izmir-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">9- İzmir Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657kayseri-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">10- Kayseri Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657konya-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">11- Konya Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p>

<p><a href="https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/280820261657samsun-bolge-idare-mahkemesi-is-bolumu-kararipdf.pdf" rel="nofollow" target="_blank">12- Samsun Bölge İdare Mahkemesi İş Bölümü Kararı</a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bolge-idare-mahkemelerinin-is-bolumlerine-iliskin-duyuru-2</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/yargi/hsk-yeni11.jpg" type="image/jpeg" length="85410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlacın SGK Listesine Girmesi İlaca Erişim Sorununu Çözüyor mu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ilacin-sgk-listesine-girmesi-ilaca-erisim-sorununu-cozuyor-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ilacin-sgk-listesine-girmesi-ilaca-erisim-sorununu-cozuyor-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İlacın SGK Listesine Girmesi İlaca Erişim Sorununu Çözüyor mu?</strong></p>

<p><strong>29 Ağustos 2026 SUT Değişikliğinin Hukuki Analizi</strong></p>

<p>Bir ilacın SGK’nın geri ödeme listesinde bulunması ile bir hastanın o ilaca gerçekten erişebilmesi aynı şey değildir. 29 Ağustos 2026 tarihli ve 33355 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan <strong>‘Sosyal Güvenlik Kurumu Sağlık Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ’</strong>, ilaca erişim hukukunda önemli bazı değişiklikleri beraberinde getirdi.</p>

<p>Kamuoyuna yansıyan ilk gelişme oldukça dikkat çekiciydi: Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan’ın aynı gün yaptığı açıklamaya göre, iki Hemofili B ilacı ve bir kanser ilacı olmak üzere biri yerli üretim üç ilaç geri ödeme kapsamına alındı. Ancak düzenleme incelendiğinde, değişikliğin bundan çok daha geniş olduğu görülüyor.</p>

<p>Yeni düzenleme yalnızca geri ödeme listesine ilaç eklemiyor. Bazı tedavilerde önceki basamak şartlarını kaldırıyor, bazı hastalarda yaş sınırlarını değiştiriyor, endikasyon ve rapor kriterlerini yeniden kuruyor, devam eden tedaviler için geçiş hükümleri getiriyor ve endikasyon dışı ilaç kullanımında TİTCK ile SUT arasındaki ilişkiyi daha görünür hale getiriyor. Bu nedenle 29 Ağustos değişikliğinin sağlık hukuku bakımından asıl sorusu şu:</p>

<p><strong><i>Bir ilacın geri ödeme sistemine girmesi, ilaca erişim sorununu gerçekten çözüyor mu?</i></strong></p>

<p><strong>29 Ağustos Değişikliği İlk Bakışta Neleri Değiştiriyor?</strong></p>

<p>29 Ağustos değişikliği yalnızca yeni ilaçların geri ödeme kapsamına alınmasından ibaret değil. Tebliğ; ilaçların kullanım koşullarından tedavi basamaklarına, rapor sürelerinden endikasyon dışı kullanıma kadar farklı alanlarda düzenlemeler içeriyor. İlaca erişim hukuku bakımından öne çıkan değişiklikleri genel hatlarıyla şöyle özetlemek mümkün:</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <thead>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Düzenleme</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>29 Ağustos değişikliğinin özü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>İlaca erişim açısından anlamı</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </thead>
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.5 – Romatoloji</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Leflunomidin rapora dayanılarak aile hekimlerince reçetelenebilmesine imkân tanınıyor; Abatasept ve Tosilizumab bakımından belirli önceki DMARD kullanım şartı kaldırılıyor ve mevcut hastalar için geçiş hükmü getiriliyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Bazı hastalar yönünden tedaviye geçiş basamağı sadeleşiyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.6 – Enteral beslenme</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Bazı nörolojik hastalarda rapor süreleri 6 aydan 1 yıla uzatılıyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tekrarlayan rapor işlemlerinden kaynaklanan idari yük azalıyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.7 – Vinorelbin</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Oral vinorelbin için kür protokolünde yer alma ve tedaviye enjektabl formla başlanması şartı kaldırılıyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tedavi başlangıcındaki önceki sınırlamalardan biri ortadan kalkıyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.8 – Onkoloji / hematoloji</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>KML ve KLL tedavi basamaklarında değişiklikler yapılıyor; mevcut hastalar için geçiş hükümleri getiriliyor; Tiyotepa yeniden ve daha geniş bir sistematik içinde düzenleniyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tebliğin ilaca erişim davaları bakımından en önemli değişiklik alanlarından biri.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.10 – Solunum / alerji</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Bazı tedaviler bakımından yaş kriterlerinde değişiklik yapılıyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Bazı pediatrik ve ergen hasta grupları bakımından erişim alanı genişliyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.11 – Hemofili B</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Eftrenonakog alfa</strong> için 18 yaş altı profilaksi geri ödeme koşulları açıkça düzenleniyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yaş, doz ve kullanım amacı üzerinden somut bir geri ödeme rejimi kuruluyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.13 – Tiyotepa</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Eski <strong>4.2.61 Tiyotepa Kullanım İlkeleri</strong> yürürlükten kaldırılıyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tiyotepa farklı ve daha geniş bir düzenleme sistematiğine taşınıyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.19 – EK-4/A ve EK-4/C</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi ve Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi yeniden yayımlanıyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>İlaçların güncel teknik geri ödeme statüsü yeniden belirleniyor; ancak listedeki her ilaç “29 Ağustos’ta yeni eklenmiş” sayılmamalı.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.20 – EK-4/D</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>EK-4/D’de kazanılmış saf kırmızı hücre aplazisine ilişkin bazı ICD-10 kodları muafiyet kapsamına ekleniyor; ayrıca belirli endikasyon dışı kullanımlarda TİTCK’ın ek onay alınmadan kullanılabilecek ilaç listesiyle bağlantı kuruluyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>“Liste + ICD-10 + endikasyon + TİTCK” birlikte değerlendirilmek zorunda.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.21 – İzotretinoin</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Oral izotretinoin formlarının yalnız dermatoloji uzmanlarınca reçetelenmesi öngörülüyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Geri ödeme genişlemesinden ziyade reçeteleyen hekim yönünden bir erişim koşulu getiriliyor.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>m.22–23</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p>Nitisinon ve bazı antibiyotiklerin kullanım ve geri ödeme koşulları yeniden düzenleniyor.</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hastalık, rapor ve endikasyon temelli geri ödeme yapısı daha görünür hâle geliyor.</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>-Önce önemli bir ayrım: Yeni EK-4/A, “yeni ilaçlar listesi” değildir.</strong></p>

<p>Tebliğin 19. maddesiyle Bedeli Ödenecek İlaçlar Listesi (EK-4/A) ile Yurt Dışı İlaç Fiyat Listesi (EK-4/C) yeniden yayımlandı. Ancak yüzlerce sayfalık EK-4/A’daki her ilacı “29 Ağustos’ta geri ödeme kapsamına alınan ilaç” olarak okumak yanlış olur.</p>

<p>SGK, 29 Ağustos’tan hemen önce de EK-4/A’yı düzenli olarak güncelliyordu. Nitekim 26 Ağustos 2026 tarihli 2026/33 sayılı Kurum duyurusunda yeni liste düzenlemeleri yapılmış ve bunların 28 Ağustos itibarıyla uygulanması öngörülmüştü. Üstelik yeni EK-4/A’nın kendi yapısı da bunu gösteriyor. Listede yalnız ilaç adı ve barkodu değil; <strong>listeye giriş, aktiflenme ve pasiflenme tarihleri</strong> de bulunuyor. Dolayısıyla bir uyuşmazlıkta artık yalnızca;</p>

<p><strong>“İlaç bugün listede mi?”</strong> sorusuna bakmak yeterli değil. En az bunun kadar önemli ikinci soru şu:</p>

<p><strong>“Hangi tarihten itibaren, hangi statüyle ve hangi koşullarla listede?”</strong></p>

<p>Bu ayrım özellikle devam eden ilaç bedeli davalarında belirleyici olabilir.</p>

<p><strong>-SUT, gerçekte bir “ilaç var/yok” sisteminden çok daha fazlası</strong></p>

<p>29 Ağustos değişikliğinin ortaya koyduğu en önemli noktalardan biri, geri ödeme sisteminin çok katmanlı yapısı. Bir ilaç EK-4/A’da bulunabilir. Ancak bu durum, o ilacın her hasta ve her kullanım bakımından SGK tarafından karşılanacağı anlamına gelmez.</p>

<p>Hemofili B tedavisinde eftrenonakog alfa için getirilen düzenleme bunun iyi bir örneği. Düzenleme yalnızca etkin maddeyi geri ödeme sistemine dahil etmiyor; hastanın yaşı, tedavinin profilaksi niteliği, haftalık azami doz ve akut kanama veya cerrahi girişim durumu da ayrıca belirleniyor. Başka bir ifadeyle:</p>

<p><strong>“İlaç geri ödeme kapsamında.”</strong> cümlesi tek başına hukuki sonucu açıklamaya yetmiyor. Gerçek soru şu:</p>

<p><strong>Bu ilaç, bu hasta için, bu hastalıkta, bu endikasyonda, bu tedavi basamağında, bu raporla ve bu reçeteleme koşulları altında karşılanıyor mu?</strong></p>

<p>İlaç hukuku bakımından giderek daha önemli hale gelen ayrım tam olarak burada.</p>

<p><strong>-Tiyotepa örneği: Yeni ilaç ile genişleyen geri ödeme aynı şey değil.</strong></p>

<p>29 Ağustos düzenlemesi bunun çok iyi bir örneğini Tiyotepa üzerinden veriyor. Tiyotepa yeni bir ilaç değil ve ilk kez geri ödeme sistemine girmiyor. Önceki SUT’un 4.2.61 hükmünde zaten belirli koşullarda karşılanıyordu. Ancak bu kullanım; hasta bazında Sağlık Bakanlığı endikasyon dışı kullanım onayı ve belirli hematolojik/nakil koşullarıyla sınırlandırılmıştı. Yeni Tebliğ, eski 4.2.61 hükmünü kaldırarak Tiyotepa’yı kanser ilaçlarının özel kullanım ilkeleri içine taşıyor.</p>

<p>Yeni rejimde Tiyotepa; allojenik veya otolog hematopoetik progenitör hücre nakli öncesindeki hazırlama rejimlerinde ve belirli koşullarda HPHN desteğiyle birlikte yüksek doz kemoterapinin uygun olduğu solid tümörlerde, erişkin ve pediatrik hastaları kapsayacak şekilde yeniden düzenleniyor. Dolayısıyla burada hukuken önemli olan:</p>

<p><strong>“Yeni bir ilaç geri ödeme listesine girdi.”</strong> değil; <strong>“Daha önce belirli koşullarda karşılanan bir ilacın geri ödeme rejimi yeniden yapılandırıldı ve kullanım alanı genişletildi.”</strong> tespitidir. Bu ayrım, ilaca erişim hukukunun önemli bir özelliğini gösteriyor:</p>

<p>Erişim bazen yeni bir ilacın listeye alınmasıyla değil, mevcut bir ilacın geri ödeme kriterlerinin değiştirilmesiyle genişler.</p>

<p><strong>-Tedavi basamakları da bir erişim sorunudur.</strong></p>

<p>Romatoloji alanındaki değişiklik de aynı nedenle dikkat çekici. Abatasept ve Tosilizumab bakımından önceki sistem, belirli hastalarda biri metotreksat olmak üzere en az üç hastalık modifiye edici ilacın belirli sürelerde kullanılmasını tedavi basamaklarından biri haline getiriyordu.</p>

<p>29 Ağustos değişikliği bu koşulun ilgili kısmını kaldırıyor ve düzenleme yürürlüğe girmeden önce tedaviye başlamış hastalar için ayrıca devam hükümleri getiriyor. Bu değişiklik bizi daha geniş bir ilaca erişim tartışmasına götürüyor. Çünkü bir ilacın SGK tarafından karşılanıyor olması yalnızca <strong>teorik ve ekonomik erişimi</strong> sağlayabilir. Fakat hastanın o ilaca ulaşabilmesi için önce başka tedavileri denemesi gerekiyorsa, bu kez tıbbi ve idari erişim tartışması ortaya çıkar. Dolayısıyla ilaca erişimin en az dört ayrı boyutu vardır:</p>

<p><strong>1-Hukuki erişim:</strong> İlaç mevzuat bakımından karşılanabilir mi?</p>

<p><strong>2-Tıbbi erişim:</strong> Somut hasta bakımından kullanılması gerekli ve uygun mu?</p>

<p><strong>3-Ekonomik erişim:</strong> Hasta tedavinin finansmanına fiilen ulaşabiliyor mu?</p>

<p><strong>4-İdari erişim:</strong> Endikasyon, rapor, reçeteleme ve tedavi basamağı koşulları yerine getirilebiliyor mu?</p>

<p>Bu alanlardan herhangi birinde sorun olduğunda, ilaç geri ödeme sisteminde bulunsa dahi somut hasta açısından erişim problemi devam edebilir.</p>

<p><strong>-Endikasyon dışı kullanım: Hekim, TİTCK ve SGK aynı düzlemde hareket etmeyebilir.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yeni düzenlemenin dikkat çekici bir başka yönü, Sağlık Bakanlığı Endikasyon Dışı İlaç Kullanım Kılavuzu ile TİTCK’ın ek onay alınmadan kullanılabilecek ilaç listelerine yaptığı göndermeler. Bu teknik görünen değişikliğin sağlık hukuku açısından önemli sonuçları var.</p>

<p>Özellikle onkoloji alanında bir ilacın bilimsel olarak belirli bir hasta için gerekli görülmesi ile ruhsat/endikasyon statüsü ve SGK geri ödeme statüsü aynı şey değildir. Hekimin tedavi kararı bir düzlemde, TİTCK’ın kullanım izin sistemi başka bir düzlemde, SGK’nın finansman sistemi ise üçüncü bir düzlemde çalışabilir. Dava da çoğu zaman tam olarak bu üç düzlemin kesiştiği yerde ortaya çıkar. Bu nedenle yeni SUT sonrasında bir ilaç dosyası incelenirken yalnızca EK-4/A’ya bakmak yeterli değildir. <strong>ICD-10 kodu, endikasyon, TİTCK statüsü, sağlık kurulu raporu, reçeteleyen branş, tedavi basamağı ve varsa doz/süre sınırları birlikte değerlendirilmelidir.</strong></p>

<p><strong>-Peki devam eden ilaç davalarında ne olacak?</strong></p>

<p>29 Ağustos değişikliğinin uygulamadaki en önemli sorularından biri burada başlıyor. Dava açıldığı tarihte SGK tarafından karşılanmayan bir ilaç, dava devam ederken yeni düzenlemeyle ödeme kapsamına alınabilir. Bu noktada geçmiş ile geleceği birbirinden ayırmak gerekir.</p>

<p>Hasta yeni SUT kriterlerini sağlıyor ve yeni düzenleme yürürlüğe girmişse, gelecekteki tedavi bakımından Kurumun ödeme yapmamasına dayanan uyuşmazlık tamamen veya kısmen ortadan kalkabilir. Buna bağlı olarak <strong>geleceğe yönelik talebin ve varsa ihtiyati tedbirin konusu</strong> da yeniden değerlendirilmek zorunda kalabilir.</p>

<p><strong>Peki 29 Ağustos değişikliği yaşam hakkı tartışmasını sona erdiriyor mu?</strong></p>

<p>Kanaatimce hayır. Ancak bu tartışmayı “SGK ödemiyorsa yaşam hakkı ihlal edilmiştir” kadar kategorik bir formülle kurmak da hukuken doğru olmaz. Anayasa’nın 17. maddesi yaşamı ve kişinin maddi-manevi varlığını, 56. maddesi sağlık alanındaki devlet yükümlülüklerini, 60. maddesi sosyal güvenlik hakkını güvence altına alıyor. Buna karşılık 65. madde, devletin sosyal ve ekonomik görevlerini mali kaynaklarının yeterliliği ölçüsünde yerine getireceğini düzenliyor. Dolayısıyla mesele:</p>

<p><strong>“Hasta hakkı mı, kamu bütçesi mi?”</strong> şeklinde iki kutuplu bir çatışmaya indirgenemez. Sosyal güvenlik sisteminin mali sürdürülebilirliği meşru ve zorunlu bir amaçtır. Ancak hastanın yaşamı veya beden bütünlüğü üzerinde ağır ve geri döndürülemez bir risk bulunduğunda, geri ödeme kriterlerinin somut olayda nasıl uygulandığının temel haklar yönünden değerlendirilmesi de kaçınılmazdır. İlaca erişim davaları bakımından bugün vardığım nokta tam olarak bu:</p>

<p><strong>Bu davalar teknik olarak bir bedelin kim tarafından karşılanacağına ilişkin olabilir. Fakat bazı dosyalarda o bedelin zamanında karşılanıp karşılanmaması, hastanın tedaviye ulaşıp ulaşamaması anlamına gelir.</strong></p>

<p>Bu nedenle parasal uyuşmazlık ile temel hak uyuşmazlığı her zaman birbirinden tamamen ayrılabilir değildir.</p>

<p><strong>-Yeni SUT bize daha büyük bir soruyu da gösteriyor.</strong></p>

<p>Tıp giderek kişiselleşiyor. Biyobelirteçler, moleküler profilleme, hedefe yönelik tedaviler, immünoterapiler, hücresel tedaviler ve gen tedavileri; aynı hastalık tanısına sahip iki hastanın dahi farklı tedavilere ihtiyaç duymasına yol açabiliyor. Buna karşılık sosyal güvenlik sistemi zorunlu olarak kategoriler, listeler, endikasyonlar, doz sınırları ve tedavi basamakları üzerinden çalışıyor.</p>

<p>29 Ağustos değişikliği bu iki dünyanın arasındaki gerilimi ortadan kaldırmıyor. Aksine şu soruyu daha görünür hale getiriyor:</p>

<p><strong>Kişiselleştirilmiş tıp çağında, geri ödeme sistemi bireysel tıbbi ihtiyaca ne ölçüde ve ne hızda uyum sağlayabilecek?</strong></p>

<p>Belki de önümüzdeki dönemde ilaca erişim hukukunun temel tartışması:</p>

<p><strong>“Bir ilaç listede mi?”</strong> sorusundan çok, <strong>“Geri ödeme sistemi, tıbbi bilginin değişme hızına ve somut hastanın ihtiyacına yeterince hızlı cevap verebiliyor mu?”</strong></p>

<p>sorusuna dönüşecek.</p>

<p><strong>-Sonuç: Listeye girmek ile ilaca erişmek aynı şey değil.</strong></p>

<p>29 Ağustos 2026 değişikliği bazı hastalar bakımından erişimi şüphesiz kolaylaştırıyor. Bazı tedavi basamaklarını azaltıyor, belirli kullanım alanlarını genişletiyor ve geri ödeme rejimini yeniden düzenliyor. Ancak ilaca erişim uyuşmazlıklarını sona erdirmiyor. Çünkü bir ilacın SGK listesine girmesi ile hastanın o ilaca <strong>hukuken, tıbben, ekonomik olarak ve zamanında</strong> ulaşabilmesi hala aynı şey değil.</p>

<p>Kanaatimce sağlık hukuku bakımından bundan sonraki asıl mesele de yalnızca hangi ilacın listede olduğu olmayacak. Asıl mesele; <strong>hangi hastanın, hangi tedaviye, hangi koşullarda ve ne kadar zamanda ulaşabildiği</strong> olacak. Çünkü ilaca erişim hakkının gerçek karşılığı, bir ilacın mevzuattaki varlığında değil, <strong>o tedavinin ihtiyacı olan hastaya zamanında ulaşabilmesinde</strong> ortaya çıkıyor.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ilacin-sgk-listesine-girmesi-ilaca-erisim-sorununu-cozuyor-mu-1</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/resmi/sgk-ilac.jpg" type="image/jpeg" length="47951"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40282"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84086"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60898"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="79833"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="29470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="80174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="63053"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="72739"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="30639"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="60514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="88032"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="94153"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="49795"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
