<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 11 Apr 2026 16:40:51 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.10.2022 tarihli, 2020/174 E., 2022/602 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2020/174 E., 2022/602 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi:Çocuk Ağır Ceza</p>

<p><br />
Suça sürüklenen çocuk ...’ın beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan TCK’nın 103/2, 103/6, 31/2-son ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay; suça sürüklenen çocuk ...’nin beden veya ruh sağlığını bozacak şekilde çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan aynı Kanun’un 103/2, 103/4, 103/6, 43, 31/2-son ve 62. maddeleri uyarınca 5 yıl 10 ay hapis cezaları ile cezalandırılmalarına ilişkin ... Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.05.2013 tarih ve 184-146 sayılı hükümlerin suça sürüklenen çocuklar müdafileri tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.04.2019 tarih, 4913-9357 sayı ve oy çokluğu ile;</p>

<p>"...sair temyiz itirazlarının reddine,</p>

<p>Ancak;<br />
Olayın intikal şekli, mağdure ile suça sürüklenen çocuk. ile mağdure arasındaki bilgisayar ortamındaki mesajlaşma içerikleri ile tüm dosya kapsamına göre; suça sürüklenen çocuk .'nın, üzerine atılı suçu, cebir veya tehditle gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, yazılı şekilde ...nın 103/4. maddesinin tatbiki suretiyle fazla ceza tayini,</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun Dairemizce de benimsenen 21.02.2017 gün ve 2014/696 Esas, 2017/75 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere, suça sürüklenen çocukların mağdurenin aynı yaşlarda olduğu, suça sürüklenen çocukların içinde bulundukları sosyal ortam, eğitim düzeyleri ve kişisel özellikleri gözetildiğinde cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hal olmaksızın mağdureyle cinsel ilişkiye girmeleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyecekleri ve TCK'nın 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurlarının bulunmaması sebebiyle suça sürüklenen çocukların cezalarında TCK'nın 103/6. maddesi ile arttırım yapılamayacağı gözetilmeden yazılı şekilde anılan maddenin uygulanması suretiyle haklarında fazla ceza tayini,” isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi M. Artuç;<br />
"Dosya içeriğine göre, suça sürüklenen çocuklar 14 yaş 2 aylık ... ve 14 yaş 6 aylık ... Elyasa Zebu ile 14 yaş 10 aylık mağdure ..., SSÇ lerin herhangi bir cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen bir neden olmaksızın, tamamen rıza ile cinsel ilişkiye girmişlerdir.</p>

<p>14 yaşındaki iki çocuğun rızası ile cinsel ilişkiye girmelerinin suç olup olmadığının tartışılması gerekir. Şöyle ki;</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 103. Maddesi uyarınca Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi,.. cezalandırılır.</p>

<p>Madde metnine bakıldığında, suçun hareket unsuru olarak açıkça, çocuğu istismar etmek gösterilmiştir.</p>

<p>Kanun koyucu, yetişkinlere karşı gerçekleştirilen fiiller açısından cinsel saldırı terimini kullanırken çocuklar için, cinsel istismar terimini kullanmıştır. Cinsel istismar, çocuğa karşı gerçekleştirilen istismar türlerinde biridir. Cinsel istismar terimi, çok değişik biçimlerde tanımlanmıştır. (Bu tanımların tamamı için bakınız, Polat, Oğuz. Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, Seçkin Yayınevi, ... 2007, sh. 93 vd.) Bu tanımlardan en geniş olanına göre cinsel istismar, yetişkin bir kimsenin, çocuğu, cinsel doyumu için kötüye kullanmasıdır. (Polat, Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, (2007), sh. 94)</p>

<p>Coulborn Foller cinsel istismarı, yedi guruba ayırmaktadır.</p>

<p>Bunlar;</p>

<p>a) Temas içermeyen istismar türleri:<br />
Seksi konuşma, istismarcının çocuğa özel bölgelerini gösterdiği veya önünde mastürbasyon yaptığı teşhir, istismarcının çocuğu soyunukken gözlediği röntgencilik bu kapsamda değerlendirilir.</p>

<p>b) Cinsel Dokunma:<br />
Vücudun özel bölgelerine yapılan dokunmadır.</p>

<p>c) Oral-genital seks:<br />
İstismarcının çocuğun genital organlarına oral seks yapmasıdır. Bu durum ağız-anüs, ağız-penis, ağız-vajina şeklinde olabilir.</p>

<p>d) Interfemonel ilişki:<br />
İstismarcının penisini çocuğun bacakları arasına yerleştirdiği ilişki türüdür.</p>

<p>e) Seksüel Penetrasyon:<br />
Parmakların vajinaya, anüse veya her ikisine birden yerleştirildiği dijital penetrasyon, bir objenin cinsel boşluklara sokulduğu objelerle penetrasyon, penisin vajinaya sokulduğu genital ilişki, penisin anüse sokulduğu anal ilişki bu türdendir.</p>

<p>f) Cinsel Sömürü:<br />
Çocuk pornoğrafisi ve çocuk fuhuşu bu kapsamdadır.</p>

<p>g) Başka şekillerde yapılan cinsel istismar:<br />
Çocuğun cinsel istismarına başka şeylerde katılmış olabilir, cinsel amaçla çocuğun üzerine çiş, kaka yapma olaylarına rastlanılmıştır. (Polat, Tüm Boyutlarıyla Çocuk İstismarı, Tanımlar, (2007), sh. 94–98)</p>

<p>Çocuğun cinsel istismarı türlerini bu şekilde saydıktan sonra, YTCK’nın 103. maddesi bağlamında çocuğun istismarını, çocuğa karşı vücut temasıyla yapılan her türlü cinsel hareket olarak tanımlayabiliriz. Burada uluslararası literatür de nazara alındığında görülecektir ki, istismardan söz edebilmek için yetişkin bir kimsenin çocuğun cinsel doyumunu kötüye kullanması gerekir, aksi taktirde istismardan söz etmek mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Doktrinde de 'Cinsel istismar suçunun faili ve maıduru bakımından tartışmalı olan husus, onbeş yaşından küçük iki çocuğun... dayalı olarak birbirlerine karşı gerçekleştirdikleri cinsel davranışların hangi kapsamda değerlendirileceği' hususu;</p>

<p>'Bu hususta ilk olarak birbirlerine yönelik fiiller itibariyle her iki çocuğun da suçun faili olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu kabul çocukların birbirlerine yönelik fiillerinin bu şekilde ayrıma tabi tutulmasının yerinde olmadığı. Böyle bir ayrıma gidilmesinin bazı hallerde haksız uygulamalara yol açacağı itirazı ile karşılaşılacaktır. Örneğin cinsel ilişki boyutuna varan bir davranışın söz konusu olduğu bir olayda, vücuda organ sokan çocuk cinsel istismarın nitelikli şeklini yaptırım altına alan 103.</p>

<p>Maddesinin 2. Fıkrası kapsamında, vücuduna organ sokulan çocuk ise cinsel istismarın basit şeklinden cezalandırılacaktır.<br />
Diğer yandan, böyle bir uygulama, bir kişinin aynı suçun ya faili ya mağduru olabileceği yolundaki temel ceza hukuku prensibine de aykırılık teşkil edecektir. Kanaatimizce bu gibi hallerde konunun ceza hukuku yaptırımıyla çözülmek istenmesi, cezanın genel önleme amacının ön plana çıkarılması ve bu amaç uğruna çocukların feda edilmesi anlamına gelmektedir. Belirtilen nedenlerle, çocukların topluma kazandırılması ve işledikleri bu hatanın tüm geleceklerini etkileyecek bir hal almasının önüne geçilmesi gerekmektedir.' Biçiminde izah edilmeye çalışılmıştır. (Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan. Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, ... Yayınevi, ... (2018), sh. 354-355)</p>

<p>Görüldüğü üzere, 15 yaşından kaçak iki çocuğun cinsel ilişkisinin, cinsel istismar olarak değerlendirilmesi, aynı suçun hem failinin hem de mağdurunun aynı kişi olamayacağına yönelik ceza hukuku genel ilkesi ile çelişecek olması, hem de cinsel ilişkiyi gerçekleştiren erkek çocuğu için TCK’nın 103/2. Maddesinin, kız çocuğu için ise TCK’nın 103/1. Maddesinin uygulanması gibi, eşitliğe, adalete ve hakkaniyete aykırı ve vicdanları yaralayan uygulamalara neden olacaktır.</p>

<p>Ayrıca böyle durumlarda, özellikle kız çocuğunun yaşının, erkek çocuğundan büyük olduğu hallerde, istismarın yukarıya alınan tanımı ile de uyuşmayacaktır.<br />
Yine bu kapsamda olmak üzere bazı ülke Kanunları ile çocuklar arasındaki birlikteliğin suç olarak düzenlenmediği görülecektir. 'Çocuklar arası cinsel davranışların gerçekleştiği durumlara açıklık getiren hükümlere örnek olarak İsviçre CK ve Alman CK verilebilir. İsviçre CK’nun 187. maddesinde on altı yaşından küçüklere yönelik cinsel istismarı öngören 1. fıkradan sonra yer alan 2. fıkrasında on altı yaşından küçükler arasında meydana gelen cinsel davranışların yaşları arasında üç seneyi geçmeyen fark olması halinde cezalandırılmayacağını düzenlemiştir.</p>

<p>Alman CK’da farklı bir yöntem seçilerek hangi halde eylemin cezalandırılacağı ifade edilmiştir. Buna göre on dört on sekiz yaş aralığındaki küçüklerin cinsel istismarını öngören 182/.2. maddesinde yirmi bir yaşını doldurmamış kişi ile on dört on sekiz yaş aralığında bulunan küçüğün eylemi suç teşkil etmeyecektir.<br />
Fransız CK’da yaş farkını dikkate alan ve buna göre bir cezalandırma sistemi benimseyen bir hüküm olmamakla birlikte, çocukların cinsel istismarını öngören 227-25. madde hükmü on beş yaşından küçüğün, bir büyük tarafından şiddet, zorlama, tehdit, hile olmaksızın cinsel yönden istismara uğramasını suç saymıştır. Aynı yönde Fr. CK. m. 227-27’de on beş on sekiz yaş aralığında bulunan bir küçüğün bir yetişkin tarafından şiddet, zorlama, tehdit hile olmaksızn cinsel yönden istismara uğramasını suç saymıştır. Bu hükümlere göre suçun faili ancak bir yetişkin olabilecek, mağdur da ancak belirtilen yaş gruplarındaki çocuklar olabilecektir. Kanunun lafzı değerlendirildiğinde çocukların birbirlerine karşı cinsel istismar eylemi gerçekleştirmesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılacaktır.' (Memiş ..., Pınar . Türk Ceza Hukukunda Çocukların Cinsel İstismarı, DER Yayınları, ... (2014), sh. 159-160)</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, 14 yaş 10 aylık mağdure ile mağdurenin ve kendilerinin rızası ile cinsel ilişkiye giren ve 14 yıl 2 ay ve 14 yıl 6 aylık suça sürüklenen çocukların, mağdureye karşı herhangi bir istismarda bulunmamış olmaları, mağdure hakkında dava bile açılmazken kendileri hakkında 5 yıl 10 ar ay hapis cezası ile cezalandırılmaları, hem TCK’nın 103. Maddesinin düzenleniş amacına, karşılaştırmalı hukuka, hem ceza hukukunun genel ilkelerine, bu kapsamda eşitlik ilkesine, hak ve ... duygusuna aykırı bulduğumuzdan,</p>

<p>SSÇ’ler hakkında eylemlerinin cinsel istismar niteliğinde olmadığından beraatlerine karar verilmesi gerektiği düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.09.2019 tarih ve 255203 sayı ile;<br />
"...İtirazın konusu, mağdur ile aynı yaşta olup aynı zamanda eylemin mağduru durumunda bulunan SSÇ'lar hakkında mağdur ve fail sıfatının birleşmesi nedeniyle, atılı suçtan cezalandırılmalarının hakkaniyete ve eşitlik ilkesine aykırı olduğuna dairdir. Diğer sanık ... hakkındaki karar itiraz kapsamı dışındadır.<br />
İtiraz nedenleri: Çocuğun cinsel istismarı suçu TCK'nın 103. maddesinde düzenlenmiş olup cinsel istismar deyiminin, on beş yaşını tamamlamış veya tamamlamış olsa bile fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranışı, diğer çocuklara karşı ise cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışları ifade ettiği belirtilmiştir. Suçun, sarkıntılık şeklinde, cinsel tatmine yönelik olarak basit şekilde veya vücuda organ ya da sair cisim sokmak suretiyle nitelikli olarak işlenebileceği hüküm altına alınmıştır. Ayrıca mağdurun 12 yaşından küçük olması halinde eylemlerin daha ağır cezalarla cezalandırılması öngörülmüştür.</p>

<p>Görüldüğü üzere yasa metninde mağdurun kim olacağı açıkça düzenlendiği halde, failin kim olduğu ve cinsiyeti hakkında bir düzenleme bulunmamaktadır. Buna göre suçun faili erkek olabileceği gibi kadın da olabilecektir. Hem mağdurun hem de failin aynı cinsten olması da mümkündür. Keza suçun faili çocuk da olabilecektir.</p>

<p>Failin çocuk olması halinde Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi uyarınca çocuklara özgü yaptırım türlerinin düzenlenmesi gerekmektedir. Türk Ceza ... Sistemine göre ceza ehliyeti bulunan çocuklar bakımından cezalandırma dışında bir alternatif bulunmamaktadır. Ceza ehliyeti bulunan çocuk yönünden TCK'nın genel hükümlerindeki düzenlemelere göre ceza indirimi, seçenek yaptırım veya tedbirlere çevrilme zorunluluğu veya hapis cezasının ertelenmesinde ceza miktarının diğer suç faillerine göre daha fazla olması dışında, mesela ceza yerine güvenlik tedbiri uygulanmasını öngören bir düzenleme yapılmamıştır.<br />
Bu durum özellikle somut olayda olduğu gibi, akranlar arasında gerçekleşen cinsel ilişki hallerinde bir ikile neden olmaktadır. Somut olayda mağdur ... 14 yaş 10 aylık, SSÇ'lar ... 14 yaş 2 aylık, . ise 14 yaş 10 aylıktır. Dosyanın mağduru ve failleri arasında... dayalı olarak gerçekleşen cinsel ilişki boyutuna varmış cinsel eylemlerin, TCK'nın 103. maddesi anlamında cinsel istismar olarak tanımlanması gerektiği açıktır. Rızaya dayalı bu ilişkide her iki tarafın eyleminin de tipiklik anlamında kanunda yazılı cinsel istismar eylemine uyduğu, bu nedenle mağdurun aynı zamanda fail, failin ise mağdur olduğu ceza hukuku prensiplerine tamamen aykırı bir durumun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. Benzer bir durum TCK'nın 104. maddesinde düzenlenen reşit olmayanla cinsel ilişki suçunda her iki tarafın da 15 - 18 yaş grubunda olması halinde de ortaya çıkmaktadır. Uygulamada, yasal bir düzenleme olmadığı halde ilişkinin aktif tarafı fail, pasif tarafı mağdur yapılmak suretiyle meselenin halli yoluna gidilse de kanunda yazılı tipe uygun fiili birlikte gerçekleştiren ve nedenle eylemin hem faili hem de mağduru durumunda olan bu kişiler hakkında yasal bir dayanak olmadığı halde bu şekilde mağdur ve fail ayrımına gidilmesi eşitlik ilkesinin ihlali niteliğinde olduğu gibi, çocuğun cezalandırılmak yerine öncelikle korunması ve ıslahı yoluna gidilmesi yönündeki temel prensiplere de aykırıdır.</p>

<p>SSÇ'ların atılı suçun hem faili hem mağduru durumunda olduğu, mağdur ... hakkında kamu davası açılmamış olmasının bu durumu değiştirmeyeceği, SSÇ'ların atılı suçtan yargılanıp cezalandırılmalarının ... ve hakkaniyet duygularını rencide edeceği, eşitlik ilkesine aykırı bir duruma sebebiyet vereceği gözetilerek, SSÇ'lar hakkında ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 25.02.2020 tarih, 6984-1485 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; suç tarihinde on beş yaşından küçük suça sürüklenen çocukların on beş yaşından küçük katılan mağdureye yönelik cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın gerçekleştirdikleri eylemlerin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı, bulunmadığının kabulü hâlinde suça sürüklenen çocuk ...’nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacağının, suça sürüklenen çocuk ...’ın zora dayalı olmayan eyleminden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacağının, bu bağlamda dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediğinin öncelikle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Dosyada mevcut nüfus kayıt örneği ile . Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nin hasta kabul defteri onaylı suretinden 26.01.1997 tarihinde hastanede doğduğu anlaşılan ve suç tarihlerinde 14 yaş 10 aylık olan katılan mağdure ...’nin annesi katılan ...’un, 27.12.2011 tarihinde adli makamlara müracaat ederek okulda gebelik testi yaptırdığını duyduğu mağdureyi özel bir hastaneye götürdüğünü, muayene sonucunda katılan mağdurenin bakire olmadığını öğrendiğini, bu durum üzerine katılan mağdurenin yaklaşık 1 ay önce suça sürüklenen çocuk ... ile .ın evinde cinsel ilişkiye girdiğini anlattığını bildirdiği ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma devam ederken katılan mağdurenin, suça sürüklenen çocuk ...’nin elinde .ile yaşadığı cinsel ilişkiye dair görüntü kaydı bulunduğunu söyleyerek kendisiyle de cinsel ilişkiye girmesini istediğini, bu tehditlerle suça sürüklenen çocuk ... ile 30.11.2011 tarihinde ve 3 gün sonrasında cinsel ilişki yaşadığını beyan ettiği ve suça sürüklenen çocuk ... hakkında da soruşturma başlatıldığı (Kararın devam eden kısımlarında katılan mağdure ...'den "mağdure" olarak söz edilecektir.),</p>

<p>Suç tarihlerinde suça sürüklenen .’ın 14 yaş 2 aylık ve diğer suça sürüklenen çocuk ...’nın ise 14 yaş 6 aylık oldukları,</p>

<p>28.12.2011 tarihinde mağdurenin kollukta alınan beyanında hazır bulunan sosyal çalışmacı tarafından düzenlenen görüşme raporuna göre; mağdurenin fiziksel ve zekâ yaşının takvim yaşıyla uyumlu göründüğünün, duygu durumunun donuk olduğunun, kendisini ifade edebildiğinin, sevdiğini beyan ettiği suça sürüklenen çocuk ...’a karşı duygusal bir bağının bulunduğunun, özgüveninin ve öz bakımının iyi göründüğünün gözlemlendiği,</p>

<p>28.12.2011 tarihinde.Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli acil tıp asistanı tarafından mağdure hakkında düzenlenen raporda; darp ve cebir izine rastlanılmadığının, kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından düzenlenen raporda; mağdurenin genital muayenesinde kızlık zarının saat 6 hizasında kaideye varan eski deşirür bulunduğunun, anatomik olarak bakire olmadığının, genel cerrahi uzmanı tarafından düzenlenen raporda ise; rektal muayenesinde perianal ekimoz, eritem görülmediğinin, anal fissür saptanmadığının, tuşede anal sfinkter tonusunun doğal bulunduğunun belirtildiği,</p>

<p>29.12.2011 tarihinde ... Adli Tıp Şube Müdürlüğünce mağdure hakkında düzenlenen raporda; erkek arkadaşıyla kendi isteğiyle cinsel ilişkiye girdiğini, bir şikâyetinin olmadığını, annesinin durumu öğrendiğini ve onun ısrarı üzerine geldiğini ifade eden mağdurenin tavırlarının rahat ve sakin görünümde olduğunun, sorulan sorulara mantıklı cevaplar verdiğinin, söz konusu olay nedeniyle şu an için ruh sağlığının bozulduğunu gösteren bir bulgu saptanmadığının, hymenin anüler, açıklığının 1,5 cm olduğunun ve saat 6 hizasında kaideye inen eski yırtık bulunduğunun, hâlen bakire olmadığının, akut ya da kronik fiili livata bulgusuna rastlanmadığının, beden ve ruh sağlığı açısından kendisini savunabilecek durumda olduğunun bildirildiği,</p>

<p>06.09.2012 tarihinde . Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince mağdure hakkında düzenlenen ... kurulu raporuna göre; major depresif bozukluk teşhisi konulan mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu, düzenli bir şekilde çocuk psikiyatri uzmanı tarafından takip ve tedavi edilmesi gerektiği,</p>

<p>17.12.2012 tarihinde ... Üniversitesi ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi tarafından mağdure hakkında düzenlenen ... kurulu raporuna göre; mağdurede olay öncesinde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun bulunduğu, olay sonrasında travma sonrası stres bozukluğu ve major depresif bozukluk geliştiği ve ruh sağlığının bozulduğu, saptanan bu ruh sağlığı bozukluğunun maruz kaldığı cinsel istismar olaylarının her biri ile ayrı ayrı ve birlikte ilişkilendirilebilecek nitelikte olup TCK’nın 103/6. maddesi kapsamında değerlendirilebileceği, güncel zekâ değerlendirmesinde donuk normal zekâ saptanmış olmakla beraber mağdurenin, dava konusu olayda bu zihinsel kapasitesinin elverdiği ölçüde yaşadığı olayla ilgili kendisini ifade edebilmiş olması ve tekrarlayan biçimde kendi cümleleriyle sözü geçen istismar olayını aktarabilmesi nedenleriyle bu konudaki anlatımına güvenilebileceği,</p>

<p>... Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 29.12.2011 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında ve 12.01.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında düzenlenen raporlarda; bedeni ve ruhi gelişimleri itibarıyla çocuğun cinsel istismarı suçunun anlam ve sonuçlarını kavrayabilme ve davranışlarını yönlendirme yeteneklerinin bulunduğu kanaatinin bildirildiği,</p>

<p>17.01.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan Seagete marka, 500 GB’lik hard disk, .marka 250 GB’lik hard disk ve suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan .marka 640 GB’lik hard disk ile Samsung marka cep telefonunun içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Bilişim Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Büro Amirliği bünyesinde görev yapan bir başkomiser ile iki polis memuru tarafından düzenlenen teknik analiz ve inceleme raporunda; suça sürüklenen çocuklardan el konulan hard disklerin içeriklerinde soruşturma kapsamında herhangi bir bilgisayar dosyasına ve/veya log kaydına rastlanılmadığının, suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan cep telefonunun dahili hafızasında inceleme yapılamadığının, bahse konu telefon içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan incelemede soruşturma kapsamında değerlendirilebileceği düşünülen herhangi bir veriye ve log kaydına rastlanılmadığının belirtildiği,</p>

<p>19.01.2012 tarihinde polis memurlarınca düzenlenen tutanağa göre; 19.01.2012 tarihinde . isimli şahısla görüşüldüğü, kontrol edildiğinde giriş kat ve merdivenle bağlantısı bulunan ... kat olmak üzere iki kattan oluşan ... yerinde muhtelif nalbur malzemeleri ile ... makinalarının olduğu, ayrıca ... katta 6-7 adet küçük çapta makine, çalışma masası ile sandalye, çekyat ve koltukların bulunduğu,</p>

<p>08.02.2012 tarihli savcı görüşme tutanağına göre; 08.02.2012 tarihinde mağdure ve annesinin Çocuk Büro Amirliğine gelerek mağdurenin kullandığı pancuk@hotmail.com isimli mail adresinin mesajlar bölümünde suça sürüklenen çocuk ... ile ilgili mesajların bulunduğunu, bu mesajlardan bir kısmının dökümlerini aldıklarını belirttikleri, devamında görevli polis memurları tarafından Çocuk Büro Amirliğinde yer alan bir bilgisayarda söz konusu mail hesabının açılarak tek tek mesajların kontrol edildiği, suça sürüklenen çocuklar ... ...ile . tarafından gönderildiği tespit edilen mesaj içeriklerinin yazılı dökümlerinin alındığı ve dosyaya eklendiği, tutanağın ekinde yer alan mesaj içeriklerinin incelenmesinde; suça sürüklenen çocuk ... ile mağdure arasında;</p>

<p>02.12.2011 tarihinde “Çıktım tatlım :)”, “Günaydın tatlım :)”, “Nbr tatlım :)”, “duş time. Gelirm 1 saate :D”, “Tmm bende idman time :) çıkınca msj atarım :)”,</p>

<p>01.12.2011 tarihinde “Ama çok da eylencez D :)”, “Tmm bebeğim :)”, “Bence muratcan.d :D”, “:D olabilir.d”, “S.ktirrr et.d.d salı günü neler yapıcaz gülüm.d beraberiz.d Anlat.d.d :)”, “Okuldan çıkınca konuşalım”,</p>

<p>30.11.2011 tarihinde “Sen benimsin :)”, “Aynen gördüm ben.d salaklar işte.p”, “S.ktir et takma sen onları :)biz gelecek haftaya bakalım :)”, “Aynen yemek yiyp gelezem mucks.”,</p>

<p>29.11.2011 tarihinde “Haftaya üstünü tam çıkarıcaksın ama :) :D”,</p>

<p>27.11.2011 tarihinde “sen olmazsın bebeğim.g olsanda yaparız :D ben salı günü sizin o... gelicem.d :)”, “Nbr ballım :)”,</p>

<p>26.11.2011 tarihinde “... sen harbiden benimkini yalamak istermisin.d.d.d”, “Nbr bebeğim :D”,</p>

<p>18.11.2011 tarihinde “Tmm ozmn ben seni ararım”, “Simdi yarın nerde bulusalım?”, “Taxim cafe olur mu?”, “Ben yatıyorum ben yarın seni ararım buluşçağımız yeri söylerim sana yarın ... geceler :)”, “İyi geceler (: ... ben gelmiyorum”,</p>

<p>17.11.2011 tarihinde “Tmm çıkınca msj at.d”, “Neyse sen beni ararsın istediğin zaman”, “Ama istersen saat 3.30 da buluşalım konuşalım ordan da ben sinemaya gi...”, “Bak o olabilir işte. :D”, “Tmm ozmn ben sarıgaziye geldiğimde sana msj atarım nerde buluşuruz?”, “Sen karar ver. Duşa girezem konuşuruz az sonra.”, “Hyr o benim yüzüme bile bakmıyo biliyomu rabia??????”,</p>

<p>16.11.2011 tarihinde “Slm bebeğim günaydın :D”,<br />
içeriğinde karşılıklı yazışmaların bulunduğu, ayrıca 02.11.2011 ve 08.11.2011 tarihlerinde suça sürüklenen çocuk ...’ın mağdureyi Facebook isimli sosyal medya sitesinde arkadaş olarak onayladığına dair kaydın yer aldığı,</p>

<p>14.05.2012 tarihli Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün ekspertiz raporuna göre; mağdurenin annesiyle beraber ikamet ettiği evden temin edilen iki adet koltuk minderi kılıfı üzerinde yapılan inceleme sonucu 1 nolu koltuk minder kılıfındaki kan lekesine ait genotip özelliklerin suça sürüklenen çocuk ...’dan farklı ve bir bayan şahsa ait olduğu, 1 ve 2 nolu koltuk minder kılıflarındaki meni lekeleri üzerinde birden fazla şahsa ait karışık genotip özellikler belirlendiği, bu genotip özelliklerin bir kısmının sözü edilen bayan şahsın genotip özellikleri ile uyumlu olduğu, diğer bir kısmının ise suça sürüklenen çocuk ...’nın genotip özellikleriyle uyumlu olduğu,</p>

<p>05.11.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... ile 06.11.2012 tarihinde suça sürüklenen çocuk ... hakkında tanzim edilen sosyal inceleme raporlarında; suça sürüklenen çocukların işledikleri iddia edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı fiilinin sonuçlarını ve yasal yükümlülüklerini kavrama kabiliyetlerinin ve işledikleri suçla ilgili farkındalık düzeylerinin geliştiği kanaatinin oluştuğunun belirtildiği,</p>

<p>... Cumhuriyet Başsavcılığının 24.02.2012 tarih ve 2011/50352 soruşturma numaralı ek kararı ile tanıklar.... hakkında mağdureye yönelik çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan mağdure ... 28.12.2021 tarihinde Kollukta; "Ben yukarıda ifade ettiğim gibi ... TOKİ Lisesinde öğrenim görmekteyim. Mahalleden ve okuldan arkadaşım ... ile takriben 1-1,5 yıldır okuldan bir arkadaşlığımız söz konusudur. Kendisiyle öğrenim gördüğümüz süre içerisinde arkadaşlığımız devam etmektedir. Okul dışında kendisiyle görüşmem söz konusu değildir. Ancak okuldan arkadaşlarım annemin tanıdıklarına bir şekilde söylemiş olacaklar ki benim ... ile olan arkadaşlığımın boyutundan dolayı anneme bilgi vermişler. Annemde beni yani 27/12/2011 günü karşısına alarak ... ile durumumu sordu. Ben de yaşadıklarımı anlattım. Yukarıda izah ettiğim gibi ... benim 1,5 yıldır erkek arkadaşımdır. 15/11/2011 tarihinde ben evde iken şu an numarasını tam hatırlayamadığım cep telefonundan beni aradı. Evde yalnız olduğunu evine gelmemi istedi. Kendisi telefonda ayrıca benimle birlikte olmak istediğini söylemişti. 15/11/2011 günü saat 14:00 sıralarında evine bildiğimden dolayı gittim. Evde kendisi yalnızdı. Bana kendisinin beni çok sevdiğini söyledi. Birliktelik yaşamak istediğini beyan etti. Bende kendi isteğimle kabul ettim. Üzerimdeki elbiselerimi çıkarttım. O da kendi üzerine çıkarttıktan sonra ...’ın odasında vajinal yoldan cinsel birliktelik yaşadık. Benim ilişkiden sonra kanamam olmadı. Benim bu ilk cinsel birlikteliğimdir. Ben bu olaydan sonra üzerimi giyip ...’ın evinden ayrılarak kendi evime gittim. Ben bu yaşadıklarımı daha önce kız arkadaşım ...’e anlattım. Daha sonra da anneme anlatmıştım. Ben cinsel birlikteliği sadece bir kez ... ile yaşadım. Başka kimse ile yaşamadım. Cinsel birlikteliği kendi isteğim ile yaşadığımdan dolayı ...'dan herhangi bir dava ve şikayetim yoktur. Cinsel istismar olayı ile ilgili olarak genital raporum alındı ve rıza gösterdim. İşlemlerin bitiminde anneme teslim edilmek istiyorum.",</p>

<p>13.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Toki Lisesi 9. sınıfta okurum. ... benim sınıf arkadaşımdır. Bu kişi ili yaklaşık bir yıldır arkadaşlığım vardır. 15/11/2011 tarihinde Sarıgazideki evimde bulunduğum sırada benim kullandığım 0 5xx 5xx5xx5 numaralı telefonumu 0 5xx 4xx07xx3 nolu telefon aradı. Bu telefon daha önce ortaokulda beraber okuduğumuz .’ye aittir. Ben telefona cevap verdim. Telefonda arkadaşım olan ... benimle konuştu. Beni Sarıgazide bulunan evine çağırdı. Bu kişinin evini bana aynı okulda okuyan arkadaşım ... daha önce göstermişti. Pınarda Muratı aynı okulda okuduğu için tanımaktadır. 15/11/2011 günü saat 14.00 sıralarında ben ... ...Yıldızın Sarıgazideki evine gittim. Evde ... yalnızdı. ... bana cinsel ilişkiye girelim, beraber olalım dedi. Ben de üzerimi çıkardım. ... ile Muratın odasında cinsel ilişkiye girdim. Yani muratın cinsel organı benim cinsel organıma girdi. Daha sonra ben üzerimi giyindim. Ben ... .ın boşalıp boşalmadığını tam anlamı ile bilmiyorum. Daha sonra ben bu evden çıkarak kendi evime geldim. Benim bu birleşmeden dolayı herhangi bir kanamam ve başka bir sıkıntım olmadı. Ben başka bir kimse ile cinsel birliktelik yaşamadım. Benimle ilk kez cinsel birliktelik yaşayan ... ...Yıldızdır. Bu kişi bana karşı herhangi bir zorlamada bulunmadı. Ben kendi isteğim ile beraber oldum. Daha sonra saat 4 gibi Muratın evinden çıkarak kendi evime döndüm. Ben kızlığımı bozduğu ve benimle cinsel ilişkiye girdiği için ... ...Yıldızdan şikayetçiyim. Benim bu kişinin evine gittiğim zaman Sarıgazi İnönü caddesinde bulunan A101 isimli marketin kamerası beni görmüştür. Ayrıca yine sarıgazide bulunan Sultangazi ve İnönü caddesini kesen mobese kameraları bu kişiye gittiğini tespit etmiştir. Yine inönü caddesi üzerinde bulunan Sultanlar Camisindeki kameralar ve Özyılmaz Marketteki kameralar beni görmüştür. Bu kameraların incelenmesi halinde benim görüntüm net olarak görülecektir.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Daha önce Cumhuriyet Başsavcılığınıza vermiş olduğum 13/01/2012 tarihli ifademe ek beyanda olmak istiyorum. Her ne kadar daha önce Savcılığınıza beyanda bulunarak ... ...Yıldızın benimle .ın evinde ilişkiye girdiğini söylemiş isem de, o anki olayın korkusu ile işin gerçeğini şu anda açıklamak istiyorum. Olay günü yani 15/11/2011 günü okuldan arkadaşım olan ... ve ... Zubi isimli kişiler beni telefonumdan aradılar. Arkadaşım ... ., ....iye ait telefondan aradı. Benimle beraber olmak istediğini ve evimizin arkasındaki dükkana gelmemi söylediler. Ben de o dükkana gittim. Dükkan bu kişilerin arkadaşı olan.nun babasına aittir. ...Topçu anahtarı bu kişilere vermiştir. Dükkan açıktı, içeri girdim, dükkanda alt katta ... ile cinsel ilişkiye girdim. Üst katta . bekledi. Daha sonra ben ayrılarak evime geldim. İki hafta sonra bu sefer .beni aradı. Görüntülerimin olduğunu kendisi ile de ilişkiye girmemi bana şantaj yaparak istedi. Ben de mecbur kaldım ve tekrar kaldım ve bu sefer .n çağırdığı yine aynı dükkana gittim. Kapı açıktı. İçeri girdim. .dükkanda yalnızdı. Burada da .ile cinsel ilişkiye girdim. Bu olaydan 3 gün sonra . bizim eve geldi. Annem ve babam evde yoktu. Benimle tekrar bizim evde cinsel ilişkiye girdi. Bir müddet sonra okul arkadaşım olan .isimli kişi . seni istemiyor, benimle cinsel ilişkiye gir dedi. Ben de kendisini kabul etmedim. Tersledim. Ben bu sürecin tümünü .üzerinden .ile konuştum. . kayıtlarından bunlar çıkarılabilir. . adreslerim. Şikâyetçiyim",</p>

<p>Mahkemede; "SSÇ ... ile ortaokuldan beri arkadaşız, aynı sınıftaydık hatta geçen sene 9. sınıfta yani Lise 1. Sınıfta da aynı sınıftaydık, ben yine bu sene 9. sınıftayım, sınıf tekrarı yapıyorum. Gerek internet ortamında gerekse yüzyüze konuşuyoruz. .. arkadaşlığımız sırasında konuları cinselliğe çekmeye başladı. Beni sık sık cinsel amaçla birlikte olmak için çağırıyordu ama ben ona önem vermiyordum, fakat arkadaşlığımı da sürdürüyordum. 15 Kasım 2011 günü yine beni cinsel amaçla beraber olmak için çağırdı, geleceğim yeri tarif etti, beni sokağın başından aldı.", o güne kadar SSÇ ...'ın cinsel taleplerini önemsememesine rağmen 15.11.2011 tarihinde çağırdığında kendiliğinden gitme sebebinin sorulması üzerine; "Çünkü onu seviyordum. SSÇ ... . beni .'in telefonundan aramıştı, bildiğim kadarıyla o sıralarda ... kendi telefonunu kullanmıyordu. Sokağın başından aldı beni, bir depoya götürdü, o sırada yanında başka kimse yoktu. Depoya girdiğimde kimse yoktu ve kendi rızamla onunla cinsel ilişki yaşadım. ... cinsel organını cinsel organıma soktu, o güne kadar bakireydim, ancak kızlık bozulmasının belirtisi olan kanama meydana gelmedi. O gün depoda bulunduğum süre içerisinde başka kimseyi görmedim ve ben oradan ayrıldım. ... ile olan ilişkilerim kısa bir süre sonra bozulmaya başladı ve aynı sınıfta olmamıza rağmen yüzüme bile bakmıyordu, ardından iki hafta sonra internet ortamında ... bana . ile olan ilişkilerinden dolayı görüntü kayıtlarının bulunduğunu söyledi, ... ile cinsel ilişki yaşadığımız yere çağırdı, ben de . ile yaşadığım olayın görüntüsü vardır korkusuyla ...'nin çağırdığı ve daha önce .ile beraber olduğum depoya gittim, onunla da beraber oldum, ... ile de cinsel organını cinsel organıma sokmak suretiyle ilişki yaşadım, aradan iki gün geçtikten sora ... tekrar benimle birlikte olmak istedi, bu olaydan önce okulda kız arkadaşlarım 'Senin kötü görüntülerini gördük' diye muamelede bulunuyorlardı, bende bu görüntülerin olduğuna ve başkalarına gösterildiğine ilişkin bir korku oluştu ve bu yüzden.'i eve çağırdım, evimizde kimse yoktu, SSÇ ... ile koltukta cinsel ilişkiye girdim ve burada da cinsel organını cinsel organıma soktu. Bunun dışında kimseyle ilişkim olmadı, ...'yu tanımıyorum ancak kendisini görmüşlüğüm vardır, bu olaylar sırasında onunla hiçbir şekilde muhatap olmadım.", sorulması üzerine; "Poliste ilk ifadem sırasında paniğe kapılmıştım.", sorulması üzerine; "Ben olayları başlangıçtan bütün ayrıntılarıyla anlatmaktan dolayı korkuyordum, başlangıçta ... ...ile kendi isteğimle cinsel ilişkiye girdiğim için ailemden korkuyordum, sonradan bu ek ifademde ve mahkemenizde geçen olayları anlattım. ... ile ilk kez cinsel ilişki yaşadım, daha önce kimseyle cinsel ilişkiye girmedim, daha önceden ... ...ı seviyordum.", sorulması üzerine; "Ben internet ortamında ... ile olan mesajlarımın o kadarını bulabildim ve polis merkezine teslim ettim.", suça sürüklenen çocuk ... müdafisi tarafından kendisini tehdit ettiğini iddia ettiği suça sürüklenen çocuk ...’ya internet ortamında neden "günaydın, tatlım, canım" gibi sözlerle hitap ettiğinin sorulması üzerine; soruya cevap vermediği,</p>

<p>Katılan ... 27.12.2011 tarihinde Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda belirtmiş olduğum adreste ikamet ederim. ... benim öz kızım olur. İsmini vermek istemediğim bir şahıs tarafından kızımın okulunda gebelik testi yaptırdığını duydum. Bende bunun üzerine kızıma bir erkek ile ilişkiye girip girmediğini sorduğumda kızım kimseyle ilişkiye girmediğini söyledi. Bende kızıma inanmadım ve özel bir hastaneye kızımın kızlık zarının bozulup bozulmadığını öğrenmek için götürdüm. Hastane bana kızımın kızlık zarının yırtık olduğunu ancak üç beş günlük bir olay olmadığını, konuyla ilgili olarak rapor veremeyeceklerini, polise müracaat etmemiz gerektiğini söyledi. Eve geldiğimizde kızıma tekrar sorduğumda kızım bana bundan yaklaşık bir ay önce okul arkadaşı olan ... ile ... Can’ın evinde kendi isteği ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. Bende bunun üzerine kızımı alarak Büro Amirliğinize geldim. Kızımın fiili livata ve genital muayenesinin yaptırılmasını istiyorum. Konu ile ilgili olarak kızım ile ilişkiye giren ... isimli şahıstan davacı ve şikayetçiyim, uzlaşmak istemiyorum. Kızımın tarafıma teslim edilmesini istiyorum.",</p>

<p>04.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, kızım olan ...'nin cinsel saldırıya uğraması ile ilgili olarak 27.12.2011 tarihinde... Çocuk Bürosuna giderek şikayetçi olduğumu belirtmiştim, bu beyanıma bazı eklemek istediğim hususlar vardır, olay günü olan 15.11.2011 günü kızım olan... ... eve geldi, şüpheli ...'ın arkadaşı olan . isimli kişinin telefonundan kızım aramıştır, ... Zubi isimli kişi .... DEMO Lisesinde 1. sınıf öğrencisidir. Bu kişinin telefon numarası 0 5xx 4xx0xx3'tür, ...'e ait bu telefondan Muratcan kızım olan...'in kullandığı 05xx 5xx5xx5 nolu telefonu aramıştır, kendisini evine davet ederek beraber olalım demiştir, bunun üzerine kızım olan ... Muratcan'ın evine gitmiştir, ... isimli kişi daha sonra kızıma yönelerek ben evdeydim sizi gizli kamera ile çektim diyerek beyanda bulunmuştur, istersem sana şantaj yaparım ancak yapmayacağım demiştir, ayrıca ... TOKİ Lisesi 9L sınıfında okuyan. ve . isimli kızlar kızımın önünü keserek biz seninle Muratcan arasındaki ilişkiyi izledik demişlerdir, ben bu durumun araştırılarak kızımın görüntülerini çektiğini söyleyen kişinin, ayrıca bu görüntüleri izlediğini beyan eden kişilerin ve ... isimli kişinin cezalandırılmasını istiyorum.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Kızım olan ... ile ilgili olarak Cumhuriyet Başsavcılığınıza verdiğim 04/01/2012 tarihli ek müşteki ifadesine eklemek istediğim hususlar vardır. Ben yaptığım araştırmalardan ve değerlendirmelerde kızım olan .nin 15 Kasım 2011 günü benim oturduğum İnönü mahallesi İnönü caddesi ... sokak .deki evimin arkasında bulunan dükkanda yani İnönü mahallesi .sokak . da bulunan nalbur deposunda benim kızım ... ile şüpheli ... cinsel ilişkiye girmiştir. ... .ın yanında . ve . isimli kişi bulunmaktaymış.. olay akşamı kızıma gelerek seni görüntülü kameraya aldım demiştir. Daha sonra kızıma şantaj yaparak benimle beraber olacaksın diyerek zorlamıştır. Bu olaydan iki hafta sonra. kızım olan . ..yi aynı dükkana çağırarak cinsel ilişkiye girmiştir. Bu olaydan da 3 gün sonra . benim evime gelerek yine kızım ile cinsel ilişkiye girmiştir. Daha sonraki bir gün ... ve . benim evime gelerek ders notu alarak ders notu almak istediğimi söylediler. Üst katta bulunan dedemiz . sesi görünce bakması üzerine bu kişilerin eve girdiğini görmüş, aşağı inmiş ve bu kişileri evde yakalamıştır. Daha sonra dede olan Adil .kapıyı kilitlemiş. Eşim olan ... ..yi eve çağırmış, eşim de gelince bu kişileri evde yakalamış. Ancak bu kişiler ders notlarını almaya geldiklerini söylemişlerdir. Daha sonra .simli kişi de ... ...artık seni istemiyor benimle ol diyerek kızımı zorlamış ancak bu kişi ile benim kızım beraber olmamıştır. .nun ev adresi . caddesi . sokak.dür. . isimli kişide aynı okulda öğrencidir. Bu kişilerden şikayetçiyim. Gereği yapılsın.",</p>

<p>19.03.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben daha önce kızım ... nin , ... ve ... tarafından cinsel istismara uğraması sebebiyle ve bu istismarlara ...'nun yardımcı olması sebebiyle şikayetçi olmuştum. Şikayetim devam etmektedir. Kızım ... ile konuştuğumuzda kızım bana daha sonradan evimizin girişindeki koltuk üzerinde kızıma şantaj yaparak eve gelen ...'nin koltuk üzerinde sperm örneklerinin bulunduğunu söyledi. ... kızımı tehdit ederek eve gelmiş. Kasım 2011 tarihinde ... evimize gelmiş bahsettiğim girişteki koltukta yani kızım ... ile vajinal yoldan tam olarak ilişkiye girmiş ve dışarıya boşalmış. Dışarıya boşalırken koltuğun üzerine de bulaşmış. Kızım o lekeleri ıslak mendil ile biraz silmiş ancak halen leke mevcuttur ve dışarıdan fark edilmektedir. Bunları bize kızım daha sonradan söyledi ve gösterdi. ... kızımla tehdit ve şantaj yoluyla cinsel ilişkiye girmiş. Ben koltuğun üzerindeki ssç ...'ye ait olan sperm örneklerinin alınmasını ve inceleme yaptırılmasını talep ediyorum. Bu koltuğum. Mahallesi, . Cad. ... . adresindeki evimde bulunmaktadır. Tüm şüphelilerden şikâyetçiyim.",</p>

<p>Mahkemede; "Ben bu konuda polis merkezinde ifade vermiştim, o ifadem doğrudur, cinsel ilişki olayını duyduktan sonra şikayetçi oldum. Kızım ... benim ikinci çocuğumdur ve onu ... Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 26/01/1997 tarihinde dünyaya getirdim.",</p>

<p>Tanık ... 28.12.2011 tarihinde Kollukta; "... benim okuldan arkadaşım olur. ... Toki Lisesinde aynı sınıfta okuyoruz. 9 senedir arkadaşım olur. Bundan yaklaşık 1 ay önce ... bana ... ile cinsel birliktelik yaşadığını söyledi, ben inanmadım. ...’a sordum. Sen ... ile cinsel birliktelik yaşamışsın doğru mu dedim. ... da hayır yok öyle bir şey dedi. Bugün yani 28/12/2011 günü ...’nin annesi .bana ...’nin .... ile cinsel birliktelik yaşamış olduğunu biliyor muydun diye sordu, ben de bana bir ay önce söylemişti ve ben de inanmamıştım dedim. Benim konu ile bildiklerim bundan ibarettir.",</p>

<p>18.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur olan ... ile aynı okulda okurum. Arkadaşım olduğu için ... bana ... ve ... Zubi ile cinsel ilişkiye girdiğini beyan etti. .nin kendisini zorladığını ve şantaj yaptığını cinsel ilişkiye girmek için mecbur kaldığını bana söyledi. Benim olay hakkındaki bilgi ve görgüm bundan ibarettir.",</p>

<p>24.04.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim.Mağdur olan ...’nin arkadaşı olurum. ... bana tarihini hatırlayamadığım bir zamanda evime gelerek şüpheliler .ve ...’ın kendisi ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi. Ancak ben olayın ayrıntısını bilmiyorum. Olay hakkındaki bilgi ve görüşüm bundan ibarettir.",</p>

<p>Mahkemede; "Polis merkezinde verdiğim ifadem doğrudur. Mağdur ... benim okul arkadaşımdır, 9 yıllık bir arkadaşlığımız söz konusudur, o tarihte bana ... ile cinsel ilişkiye girdiğini söyledi ben de inanamadım, daha sonra ... ...a sorduğumda 'şakasına evet' dedi, ama gerçeğini öğrenemedim. Ben daha sonra mağdur ...'in anlattığını annesine de söyledim.", sorulması üzerine; "Ben bu konuda ... ...ile defalarca konuştuğumda zaman zaman yok böyle bir şey dedi, bir defa da 'şakasına evet' dedi.",</p>

<p>Tanık Adil Teke Kollukta; "Yukarıdaki bilgiler doğrudur ve bana aittir.... benim torunum olmaktadır. . ... . ve ailesi ile aynı apartmanda ikamet etmekteyim. Apartmanın en üst katında ben alt katında ... ailesi ile birlikte ikamet etmektedir. Tam tarihini hatırlayamadığım Kasım ayı sonu Aralık ayı başlarında evde otururken alt kattan sesler geldiğini duydum, kapıyı açıp etrafa baktığımda... ...’un oturduğu evin önünden birisinin ayakkabısını alıp gizlice içeri girdiğini gördüm. ... ...'un anne ve babası çalıştığı için evde tek olmasından dolayı meraklanıp hemen aşağı indim. Kapının ziline bastım, kapıyı torunum... ... açtı. Evde kimin olduğunu sorduğumda kimsenin olmadığını söyledi. Ben içeri birisinin girdiğini net bir şekilde gördüğüm için... ...’a inanmayıp odaları aradım. Banyoya baktığımda daha önceden görmediğim 14-15 yaşlarında iki erkek şahsın içeride saklandıklarını gördüm. Kim olduklarını sorduğumda... ...’un arkadaşları olduklarını, ders çalışmak için geldiklerini söylediler. Ben gizli bir şekilde eve girdikleri ve yanlarında ders çalışmak için her hangi bir şey getirmedikleri için söylediklerine inanmadım. Torunum . ...'a babasını aramasını söyledim. ... ...’un babası ... gelinceye kadar iki şahsı odada tuttum. ... geldikten sonra şahıslarla konuştu ve çocukları gönderdik. Bu şahısların bir tanesinin isminin ... diğerinin ise... olduğunu torunumdan öğrendim, konuyla ilgili anlatacaklarım bu kadardır, söyleyeceğim başka bir şey yoktur.",</p>

<p>Tanık ... . Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda vermiş olduğum adreste ikamet ederim. ... benim öz kızım olmaktadır. ... ...'un annesi ile boşandığım için kızım ile eski eşimin kaldığı apartmanın en üst katında ikamet eden babam Adil'in yanında arasıra kalırım. Eski eşim ve kızım . ... ise alt katta birlikte kalmaktadır. Eski eşim çalıştığı için... ... genellikle evde yalnız kalmaktaydı. Babam Adil Teke torunu... ...'a göz kulak olmaktaydı. Tam tarihini hatırlayamadığım Kasım ayı sonu Aralık ayı başında ben işte çalışırken kullanmakta olduğum cep telefonunu babam... ...'un telefonundan arayarak hemen eve gelmemi evde tanımadığı iki erkek şahsın olduğunu söyledi. Ben de ... yerimden izin alıp hemen gittim. Gittiğimde evde babam Adil, kızım... ve 14-15 yaşlarında daha önce hiç görmediğim iki erkek şahıs vardı. Kim olduklarını neden burada olduklarını sorduğumda kızımın arkadaşları olduklarını, ders notu almaya geldiklerini söylediler. Çocuklar evde ayakkabıları ile durmaktaydılar. Ben söyledikleri hiçbir şeye inanmadım ancak yaşlarının küçük olmasından dolayı evde fazla tutmadım ve ikisini de gönderdim. Daha sonradan kızımdan şahısların isimlerinin ... ve... olduklarını öğrendim. Daha önceden isimlerini kızımdan duymuştum ancak kendilerini ilk kez gördüm. Konu ile ilgili anlatacaklarım bundan ibarettir.",</p>

<p>Tanık... şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, müşteki olan ... ile aynı okulda okurum, kendisi ile hiçbir ilişkim yoktur, kendisine ... ...artık seni istemiyor, benimle birlikte ol gibi bir beyanda bulunmadım, ben ... hakkında herhangi bir görüntü olup olmadığını bilmem, kendisine de kesinlikle bu şekilde bir şey söylemedim, suçsuzum.",</p>

<p>Tanık Tuğba Öztürk şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim.Ben ... Toki Lisesi 1. sınıf öğrencisiyim. Müşteki olan...’nin kızı ...’nin ... isimli kişi ile cinsel ilişkiye girdiğini ve bunun görüntülerinin olduğunu aynı sınıfta okuyan arkadaşımız ... isimli kişiden duydum. Benim bu konuda herhangi bir bilgim görgüm veya olayla bir alakam yoktur. Okulda konuşulurken dedikodu olarak bunları bize söyledi. Pınarın bu görüntüleri izleyip izlemediğini ben bilmiyorum. Benim olayla ilgim yoktur. Müşteki zarife Tekenin benden neden şikayetçi olduğunu anlayamadım. Ben suçsuzum.",</p>

<p>Tanık Rabia Savaşer şüpheli sıfatıyla Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Ben müşteki ... ile aynı okulda okurum. Sınıf arkadaşıyız. Kendisinin ... isimli kişi ile beraber olduğunu okuldaki dedikodulardan duydum. Ancak ben kesinlikle bu kişiye giderek ben sizin cinsel ilişkideki CD lerinizi görüntülerinizi izledim demedim. Benim olayla ilgim yoktur. Sınıfta bulunan ... isimli kişinin yaydığını düşünüyorum. Benim olayla ilgim yoktur. Suçsuzum.",<br />
Tanık... şüpheli sıfatıyla Kollukta; "Yukarıda vermiş olduğum bilgiler doğrudur ve bana aittir. Ben yukarıda vermiş olduğum adreste ailem ile birlikte ikamet ederim. Adresini yukarıda belirtmiş olduğum nalbur dükkanın bana aittir. Ben burayı kiralayarak yaklaşık olarak 1 (bir) yıldan beri işletiyorum. Dükkanımın alt katını imalathane olarak kullanıyorum. Bu alt katta imalatta kullandığım makinelerim vardır. Dükkanın girişinde ise hırdavat malzemelerin toptan satışını yapıyorum. Genelde dükkanım kapalıdır. Dükkanın anahtarı bende ve diğeri de eşimde bulunmaktadır. Anahtar başka kimsede yoktur. . benim öz oğlum olur. Ben benim nalbur dükkanında meydana geldiği iddia edilen ... isimli şahsın mağduru olduğu cinsel saldırı olayı ile ilgili olarak herhangi bir bilgim yoktur. Benim dükkanım genelde kapalıdır. Arada dükkana mal geldiği zaman malı dükkana indirmek için oğlum ...ve arkadaşları İsa, Musa, Yunus ve Ferkan isimli arkadaşları gelirler. Ben iddia edilen ..., . ve ... isimli şahısları tanımıyorum ve hiç görmedim. Ben benim işyerimde meydana geldiği iddia edilen cinsel saldırı olayını kabul etmiyorum. Herhangi bir darp-cebir raporumun aldırılmasını istemiyorum. Bu konu ile ilgili olarak söyleyeceklerim bundan ibarettir.",<br />
Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Sultanlar İlköğretim Okulunda rehberlik öğretmeni olarak görev yapmaktayım. Mağdur ... ile şüpheliler . ve . bizim okulun eski öğrencileridir. Rehber öğretmen olduğum için kendileri zaman zaman görüşüyordum. Müşteki ...'nin annesi olan . zaman zaman benim yanıma gelerek kızı ile alakalı sorunları tarafıma iletirdi. Mağdur olan... ... okulun bazı kurallarını ihlal ettiği için uyarı alıyordu. Okula ojeli ve okul kıyafetine uymayan elbiseler giyerdi. Müşteki... bir seferde benimle olan görüşmesinde kızına erkeklerin dokunduğu zaman tepki vermediğini ve bundan dolayı üzüldüğünü beyan etmiştir. Ancak şüpheliler Muratcan ve ... Zubi'nin, ... ...'a karşı cinsel istismarı ile herhangi bir bilgim ve görgüm yoktur.",</p>

<p>Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. ... Sultanlar İlköğretim okulunun müdürü oluyorum. Mağdur ... ile şüpheliler Muratcan, ... Zubi benim öğrencilerim olurdu. Mağdur ...'nin cinsel istismarı olayı ile ilgili olarak herhangi bir görgüye dayalı bilgim yoktur. Dedikodu mahiyetinde duyduğum doğrudur ancak bizzat tanık olmuşluğum yoktur.",</p>

<p>Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur ... ile şüpheli Muratcan ve ... Zubi ile beraber okuyordum. Aynı okulda arkadaş idik. Ben şüphelilerin mağdura cinsel istismarda bulunduğuna dair herhangi bir şey görmedim. Olay hakkında bilgim ve görgüm bundan ibarettir.",<br />
Tanık ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Mağdur ... ile şüpheli Muratcan ve ... Zubi ile beraber okuyordum. Aynı okulda arkadaş idik. Ben şüphelilerin mağdura cinsel istismarda bulunduğuna dair herhangi bir şey görmedim. Olay hakkında bilgim ve görgüm bundan ibarettir.",<br />
İnceleme dışı suça sürüklenen çocuk ... Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, benim babam olan... nalbur toptancısıdır, müştekinin iddia ettiği yerde de depomuz vardı, bu deponun anahtarı annemdedir, lazım olunca arada sırada ben anahtarı alırım, burada ben ve ... Zubi zaman zaman nargile içeriz, deponun alt katında koltuk ve çekyat vardır, ...'de bu depoya nargile içmeye gelmiştir, olay bundan ibarettir, ben kesinlikle... ...'a cinsel saldırı yapılması için yer temin etmedim, anahtarı ... ...ve ... Zubi'ye vermedim, benim olay ile ilgim yoktur, ben suçsuzum.",</p>

<p>Mahkemede; "... Sokak'ta benim babamın işletmiş olduğu nalbur dükkanının alt katındaki depoda zaman zaman arkadaşlarımızla toplanıp oturup sohbet ediyoruz. 14/11/2011 tarihinden önce mağdur ... depoya hiçbir şekilde gelmemişti. Mağdur ve diğer SSÇ'ler benim mahalleden arkadaşlarımdır, okul arkadaşı değiliz. Ben 14/11/2011 günü arkadaşım ... ile dükkanda oturuyordum, ..., ...'ı telefonla çağırdı ve birlikte oturalım dedi, ... geldi ve bir süre oturdu, işi olduğunu bahane ederek gitti. Muratcan gittikten sonra ..., mağdur ...'i telefonla çağırdı ve bir süre sonra... geldi, üçümüz birlikte dükkanda oturduk ve sohbet ettik, olağan dışı hiçbir şey olmadı, ... ile ben nargile içtik, ... hiçbir şekilde nargile içmedi. Ben SSÇ Muratcan ve ...'nin mağdureye cinsel istismarda bulunmaları için depoyu tahsis ettiğim iddiasını kabul etmiyorum. Mağdure depoya bu gelişinden başka bir daha hiçbir şekilde gelmemişti.",</p>

<p>Şeklinde beyanlarda bulunmuşlardır.</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ... 28.12.2011 tarihinde Savcılıkta; "Hakkımda başvurusu olan... ...Teke benim okuldan sınıf arkadaşımdır. Yine ... de sınıf arkadaşımdır. Bana okumuş olduğunuz ifadede geçtiği şekliyle ... ile aramızda hiçbir arkadaşlık yoktur, ifade ettiği gibi hiçbir şekilde benim evime gelmiş değildir. Neden bu şekilde cinsel saldırıda bulunduğum yönüyle bir başvurusu oldu bilmiyorum, hiçbir husumetimiz yoktur. Benim kullandığım cep telefonu numarası 05xx 8xx5xx9’dur. ...'nin varsa kullandığı telefon numarasını bilmiyorum, Ben kesinlikle ... ile telefon görüşmesi yapmadım. Bizim evimiz... lojman duraklarının yakınındadır, hiçbir zaman... ... bizim oturduğumuz eve gelmemiştir. ... ... tamamen bana iftira atmaktadır, hiçbir husumet olmadığı halde neden bu şekilde davrandığını bilemiyorum, rızayla ya da zorla aramızda hiçbir cinsellik geçmemiştir. Yaklaşık 1 aylık dönemde okul içerisinde kim olduğunu hatırlamasam da... ...’un bir başkası ile arkadaşlığı konuşulmaktaydı. Ancak bu kişi kesinlikle ben değilim. Ben yeterince olgun bir insanım, ne ile suçlandığımı anladım ancak suçlamaları kesinlikle kabul etmiyorum, ben böyle bir suç işlemedim. Savunmam bundan ibarettir ",<br />
28.12.2011 tarihinde adli kontrol talebiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "... ... benim sınıf arkadaşımdır. Kendisini tanırım ancak daha önce bir flört manasında bir arkadaşlığım yoktur. Kendisini kesinlikle evime çağırmadım. Evime geldiğini kabul etmiyorum. Evimin içini tarif etsin o zaman. Neden bu şekilde bana iftira attığını bilmiyorum. Bu kız bana aşık herhalde bir de ailesinin bana zıtlığı var. Bu iftiradan 2 hafta kadar önce kızın anket defterine 2 kişi ağza alınmayacak şeyler yazmışlar. Birinin altında isim vardı, diğeri isimsizdi. Öğretmenler benim yazılarımla bu defterdeki yazıları karşılaştırdılar. Ben suçsuz çıktım ama ailesi benden şüphelendi. Dün okulda suçsuz olduğum anlaşıldı. Herkese cezası verildi, bu kız da kınama cezası aldı.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, aynı sınıfta okuduğum arkadaşlarım . bir gün bana telefon açarak beni depoya çağırdı, ben de gittim, bu depoda ...ve ... vardı burada nargile içiyorlardı, ancak ben müşteki olan... ...'u burada hiç görmedim, kendisi ile oturmadım, kendisi ile ilgi ve alakam hiç olmadı, beraber nargile içmedim, kendisini hiç görmedim, ben üzerime atılı suçların hiçbirini kabul etmem, kimseyi depoya çağırmadım, burada cinsel ilişkiye girmedim, ben müşteki... ...'u kendi telefonumdan veya başka bir telefondan kesinlikle aramadım, benim olay ile ilgim yoktur, ben suçsuzum.", sorulması üzerine; "Ben hatırlayamadım bir vakitte arkadaşım olan . ile birlikte müştekinin evine gittiğim doğrudur, dedesi bizi dışarıda gördü, biz mecburen içeriye girdik, bunun üzerine dedesi kapıyı üzerimize kilitledi ve babasını çağırdı, daha sonra müşteki... ...'un dedesi kapıyı çalınca biz de banyoya kaçtık, dedesi içeri girerek bizi banyoda gördü, ben kaçmak istedim kaçamadım, müştekinin babası bizi içeri kilitledi, daha sonra müştekinin dedesi müştekinin babasını çağırdı, ...'nin babası geldi, kapıyı biz açtık, müştekinin babası bize kızı ile cinsel ilişkiye girip girmediğimizi sordu, biz de böyle bir şey olmadı dedik, bizim amacımız okul defterini almaktır dedik, daha sonra müştekinin babası 1 gün sonra okula gelerek bizden şikayetçi oldu, babası daha sonra yaptığı araştırmada... ...'un bazı erkeklerle görüşmelerini defterde bulmuş, okul idaresine beni şikayet etti, okul bu konu ile ilgili olarak... ...'a ve diğer bazı kişilere ceza verdi, 1 gün sonra da beni emniyete ve savcılığa şikayet etmişler, benim olay ile ilgim yoktur, bu kişi sınıfta arkadaşlarıma ben ...'ı seviyorum, benimle birlikte olduğunu herkese yayıyormuş, platonik olarak bana aşık olduğunu beyan ediyormuş, bu hususu sınıfta arkadaşımız ... bilmektedir, ben kimse ile cinsel ilişkiye girmedim, üzerine atılı hiç bir suçu kabul etmem.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Ben de üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum, mağdur benim sınıf arkadaşım olur ancak kendisiyle fazla bir samiyetim yoktur. Sonradan ... isimli arkadaşımdan ... beni kastederek 'İstese de istemese de sonuçta ben onunla birlikte olacağım.' şeklinde söylediğini bana ...anlatmıştı. Ben kendisi ile ilgilenmediğim için muhtemelen benim hakkımda bu şekilde suçlamalarda bulunmuş. Ben kendisiyle kesinlikle ne rızası ne de zorlama sonucu ilişkiye girmedim. ... daha önce başka erkek arkadaşları olduğunu biliyordum. Okul idaresi tarafından yapılan soruşturma sırasında ... günlüğünde bir başka arkadaşı ile ilgili olarak kendisiyle bir ilişkiye girme teklifinde bulunduğu yönünde bazı şeyler yazılı olduğunu da okul idaresi tarafından söylenmişti, hatta... ...da bu tahkikat sırasında ceza da verilmişti, eğer kendisinin bakire olmadığı yönünde rapor verilmişse buna sebebiyet veren ben değilim. Diğer arkadaşlarla birlikte nargile içmek için ... yerine ben de daha önce gittim ancak benim gittiğim zaman... ... orada yoktu, ben... Nurla aynı ortamda bulunmadım, kendisi bizim evimize de hiç gelmemiştir, evlerinde dedesine yakalanma olayımız ise arkadaşım Taylan ile giderken Melisten defter almak için evlerine uğramamızı istemesi sonucudur. Biz beklerken dedesi gelince... ... paniklemişti ve bizim içeri girmemizi istemesi nedeniyle biz de içeri girip saklanmıştık, o gün dahi ... isteği üzerine evlerine gitmiştik, ben yaklaşık bir senedir babam Lütfi Yıldız adına kayıtlı olan 0 5xx8xx5xx9 numaralı telefon hattını kullanıyorum, kesinlikle üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.",</p>

<p>Mahkemede; "Mağdur benim ilköğretim 6. sınıftan beri arkadaşımdır. 7 ve 8. sınıflarda aynı okuldaydık ancak ayrı sınıflardaydık, ben mağdura iddianamede açıklandığı gibi hiçbir şekilde organ sokmak suretiyle cinsel istismarda bulunmadım, okul kayıtlarına bakılabilir. Sebebini bilemiyorum ancak mağdur ...'yi okulda rahatsız eden birçok kişi vardı. Suçlamayı kabul etmiyorum.", mağdurun kendisine iftira etmesi için bir neden bulunup bulunmadığının sorulması üzerine; "Taylan isimli arkadaşımla mağdur ...'den defter almak için onun evine gittiğimizde oturduğu katı bilemediğimizden apartmanın girişindeki birçok kapı ziline basıp yukarı çıktık ve dedesi de aynı binada oturuyormuş, dedesi seslenince mağdur bizi içeri aldı ve daha sonra dedesi bizi içeride gördü ve daha sonra babası geldi ve babası bizi dışarı çıkarttı, sonra da mağdurun günlük defterine bakmışlar ve bazı yazıların bana ait olduğunu söylemiş, bu durum okul idaresine bildirildi edebiyat öğretmeni inceleme yaptı ve ben ceza almadım, başka öğrenciler ceza aldı, kanaatimce mağdur günlükteki bazı yazıların bana ait olduğunu söylemesi üzerine iftira edildiğini zannediyorum.",</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ... 12.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim. Olay günü yani 15/11/2011 günü arkadaşım olan ... ...benim kullandığım 0 5xx 4xx0xx3 numaralı telefonumu istedi. Benden kız arkadaşı olan... Nuru arayacağını bildirerek kanka telefonunu ver kızı arayacağım dedi. Ben de kendisine telefonunu teslim ettim. Ancak kendisi... Nuru aradı. Yaklaşık iki dakika görüşme devam etti. Ben ne konuştuklarını duymadım ama arkadaş olduklarını biliyorum. Ancak ben ... Canın ... ile cinsel ilişkiye girip girmediğini bilmiyorum, görmedim. Ben kendilerini kameraya çekmedim. ...... da giderek görüntülerin var sana istersen şantaj yaparım demedim. Benim olayla ilgim yoktur. Müştekiye de kesinlikle senin bende görüntülerin var istersem sana şantaj yaparım demedim. Ben suçsuzum.",</p>

<p>23.01.2012 tarihinde Savcılıkta; "Ben yukarıda belirttiğim adreste ikamet ederim, arkadaşım olan ... ile zaman zaman bir araya gelir nargile içerdik, yanımızda ... ve arkadaşımız ...'da bulunurdu, arkadaşımız... ise bu sohbetlere katılmazdı, biz ... ile birlikte ...'nun babasına ait olan bu dükkana gider, burada alt kattaki çekyat ve koltuklarda oturur ve nargile içerdik, ...nın babası toptancıdır, olayın geçtiği iddia edilen yer ise bir nalburdur, nalburun altında koltuklar ve çekyatlar vardır, burada biz nargile içerdik, bu dükkanda nargile bulunur, ...nın babası olan... ile beraber nargileleri aldık, ... yeri sahibinin de bu olaydan haberi vardır, biz sadece nargile içiyorduk, bunun dışında benim müşteki olan ... ile herhangi bir cinsel birlikteliğim olmamıştır, ... ...veya başka bir kişinin ... ile cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum, ben suçsuzum, müştekinin anne ve babası beni arayarak ve beni evlerine çağırarak, ... ...hakkında gizli tanıklık yap, yoksa seni de bu işin içine sokarız dediler, senide yakarız dediler, benim olay ile ilgim yoktur, suçsuzum.",</p>

<p>Tutuklanması istemiyle sevk edildiği Sulh Ceza Mahkemesinde; "Üzerime atılı suçlamayı biliyorum, suçlamayla ilgili olarak bugün Cumhuriyet Savcılığında da ayrıntılı ifade verdim bu ifademi de tekrar ediyorum. Ben mağdur .yi okuldan arkadaşım olması nedeniyle tanırım, diğer şüpheli ... ...ı çok yakın arkadaşım olması nedeniyle tanırım. Okulda öğrenciler arasında '... .la . ... yatmış.' şeklinde bazı konuşmalar benim de kulağıma geldi, hatta bunları duyunca ....la konuştum, kendisi böyle bir şey olmadığını bana söyledi ve kendisine güvenip inandığım için de konunun üzerine gitmedim. İfadelerimde belirttiğim toplanarak nargile içtiğimiz yere de . ... bir kere geldi, zaten 10-15 dakika durdu, bundan bir süre önce ... .la ilgili suçlamada bulunulduktan sonra . annesi beni evlerine çağırdı, yanımda arkadaşım .Orun da olduğu halde... Nurların evine gittik ve .un annesi ... .la . ... arasında bir şey olup olmadığı hususunda bana da sorular sordu ve ... ...aleyhine ifade vermemi hatta yargılama sırasında beni gizli tanık olarak göstereceklerini söyledi. ... da bunlara şahit olmuştur. Bir gün sonra da ... babası kendi cep telefon numarasından benim kullanmakta olduğum 0 5xx4xx0xx3 numaralı telefonumu aradı, aynı şeyleri o da bana söyledi, ben onların istediği gibi ifade vermeyeceğimi söylediğimde 'Senin de başın yanacak.' diye beni tehdit ettiler ve düşünceme göre de bu nedenle benim hakkımda da suçlamalarda bulunuyorlar. Ben kesinlikle ... ...ile... ... arasındaki ilişkiyi kaydetmiş değilim, böyle bir kaydı kullanarak... Nuru tehdit edip onunla ilişkiye girmiş değilim.",<br />
Mahkemede; "Öyle bir şey olmadı, başka söyleyeceğim bir şey yoktur.", sorulması üzerine; "Ben mağdur ... ile ilköğretimden beri aynı okulda öğrenciydim ve onun ailesi beni sevmiyordu. ...'ın... ... ile cinsel ilişkiye girdiğini iddia ettiler, öyle bir şey yoktu. ...'ın cinsel ilişki konusunda mağdur ...'in annesi beni evlerine çağırdı, ben de evlerine gittim, benden ...'ın cinsel ilişkiyi gerçekleştirdiği konusunda ifade vermemi istediler, ben de böyle bir şey olmadığı için öyle ifade veremem dedim, bunun üzerine mağdurun annesi 'Seni de olayın içine katarım.' dedi, ertesi gün mağdurun babası aradı 'Polisi kapına getireceğim, seni de bu olayların içine koyduracağım.' dedi. Mağdurla internet ortamında facebook isimli sitede konuşurken beni birkaç kez evine çağırdı. Bunlardan ilk ikisinde aramızda sohbet oldu ancak son gidişimde tarihi kesin olarak hatırlayamıyorum ama okullar henüz yeni başlamıştı, 2011 yılının Eylül ayı civarı olabilir, eve gittikten sonra birden mağdurla öpüşmeye başladık, daha sonra mağdur içeriye bilgisayarına bakmaya gittiğinde ben tahrik olduğum için mastürbasyon yaparak spermlerimi boşalttım.", daha önce kanepenin üzerine menilerini boşalttığına ilişkin açıklamada bulunmadığının anlaşılarak sorulması üzerine; "Ben korktum ve bu olayların bu aşamaya geleceğini düşünmemiştim, korkumdan az önce açıkladığım hususu Cumhuriyet Savcılığındaki savunmamda bildirmemiştim.",<br />
Şeklinde savunma yapmışlardır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı ele alınmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>1- Suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığı;<br />
Suç ve hüküm tarihlerinde yürürlükte bulunan hâliyle 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103. maddesi;</p>

<p>"1) Çocuğu cinsel yönden istismar eden kişi, üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Cinsel istismar deyiminden;<br />
a) Onbeş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukukî anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklara karşı gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış,<br />
b) Diğer çocuklara karşı sadece cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilen cinsel davranışlar,<br />
anlaşılır.</p>

<p>2) Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p>3) Cinsel istismarın üstsoy, ikinci veya üçüncü derecede kan hısmı, üvey baba, evlat edinen, vasi, eğitici, öğretici, bakıcı, ... hizmeti veren veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan diğer kişiler tarafından ya da hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle veya birden fazla kişi tarafından birlikte gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>4) Cinsel istismarın, birinci fıkranın (a) bendindeki çocuklara karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi hâlinde, yukarıdaki fıkralara göre verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>5) Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>6) Suçun sonucunda mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlinde, onbeş yıldan az olmamak üzere hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p>7) Suçun mağdurun bitkisel hayata girmesine veya ölümüne neden olması durumunda, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına hükmolunur" şeklindedir.<br />
Maddenin uyuşmazlıkla ilgili dördüncü fıkrasında, cinsel istismarın on beş yaşını tamamlamamış veya tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuğa karşı cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirilmesi, cezanın artırılmasını gerektiren nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Ancak bunun için, uygulanan cebrin en fazla kasten yaralama suçunun temel şeklini oluşturacak boyutta olması gerekir. Cinsel istismar için başvurulan cebir ve şiddetin kasten yaralama suçunun ağır neticelerine neden olması hâlinde, maddenin beşinci fıkrası uyarınca cinsel istismarın nitelikli hâlinin yanı sıra ayrıca kasten yaralama suçuna ilişkin hükümler de uygulanacaktır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunun açıklığa kavuşturulabilmesi için esasen Türk Ceza Kanununda bağımsız suç tipleri olarak düzenlenen ancak cinsel istismar suçunda daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâl olarak öngörülen tehdit ve cebir kavramları üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "gözdağı verme" anlamına gelen tehdit, bir kimsenin bir zarara veya kötülüğe uğratılacağının bildirilmesidir. Bu bildirimin sözlü olması mümkün olduğu gibi başka yollarla ve bu bağlamda davranışlar yoluyla da yapılması mümkündür. Bu nedenle tehdit suçu, söz, yazı, resim, şekil veya işaret ile de işlenebilecek bir suç olup önemli olan gerçekleştirileceği belirtilen haksızlığın mağdurun bilgisine ulaştırılmasıdır. (M.Emin Artuk- A.Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Turhan Kitabevi, ..., 6. bası, s.100).<br />
Tehdidin, mağdurun iç huzurunu bozmaya, onda korku ve endişe yaratmaya objektif olarak elverişli olması yeterli olup saldırının kişinin veya başkasının hayatına,</p>

<p>vücut veya cinsel dokunulmazlığına, belirli bir ağırlıkta olmak kaydıyla malvarlığına veya bunlar dışındaki sair bir kötülüğe yönelik olması gereklidir. Suçun oluşabilmesi için de mağdurun iç huzurunun bozulup bozulmadığının veya mağdurun bundan korkup korkmadığının ayrıca araştırılmasına gerek yoktur. Önemli olan failin tehdidi oluşturan fiili "korkutmak amacıyla" yapmış olmasıdır. (MAJNO, C.II, s.127; A.Pulat Gözübüyük, Mukayeseli Türk Ceza Kanunu, 5. Bası, C.II, s. 517 ve 873)</p>

<p>Türk Dil Kurumunun Büyük Türkçe Sözlüğüne göre, "zor, zorlayış" anlamlarına gelen cebir ise; suç olarak düzenlendiği TCK'nun 108. maddesinin gerekçesinde "kişiye karşı fiziki güç kullanmak suretiyle, onun veya bir üçüncü kişinin iradesi ve davranışları üzerinde zecrî bir etki meydana getirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Cebre maruz kalan kişi, bu fiziki gücün meydana getirdiği acının etkisiyle belli bir davranışta bulunmaya zorlanmaktadır. Cebrin oluşması için mağdurun irade oluşturma ve iradi hareket serbestisini ihlale elverişli bir fiziki kuvvet kullanımı yeterlidir. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 2. Baskı, ... Yayınevi, ..., 2015, s. 387)<br />
Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve</p>

<p>bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Suça sürüklenen çocuk ...’nın 30.11.2011 tarihinde inceleme dışı suça sürüklenen çocuk ...’nun babasına ait nalbur dükkânında ve bu tarihten üç gün sonra mağdurenin evinde olmak üzere mağdureyle iki kez vücuduna organ sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdiği konusunda bir uyuşmazlık ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Uyuşmazlık suça sürüklenen çocuk ...’nın mağdureye karşı gerçekleştirmiş olduğu çocuğun nitelikli cinsel istismarı eyleminin zora dayalı olup olmadığı konusundadır.</p>

<p>Her ne kadar mağdure tüm aşamalarda, suça sürüklenen çocuk ...’nın, elinde kendisinin suça sürüklenen çocuk ... ile girdiği cinsel ilişkiye dair görüntü kayıtları olduğunu söyleyerek kendisiyle de ilişkiye girmesini istediğini ve bu tehditler nedeniyle iki kez suça sürüklenen çocuk ...’nın cinsel istismarına maruz kaldığını iddia etmiş ise de; suça sürüklenen çocuğun, Facebook isimli sosyal medya sitesi aracılığıyla mağdureye göndermiş olduğu mesajların içeriğinden ve mağdurenin suça sürüklenen çocuğa yazmış olduğu cevaplardan, suça sürüklenen çocuk ile aralarında duygusal bir yakınlık bulunduğunun anlaşılması, mağdurenin okulda gebelik testi yaptığını öğrenen annesinin, özel bir hastanede mağdureyi muayene ettirmesi üzerine bakire olmadığının anlaşılması, annesinin bu durumun nasıl gerçekleştiğine dair sorular sorması üzerine hem annesine hem de 17.12.2011 tarihinde gerçekleşen müracaat sırasında resmî makamlara suça sürüklenen çocuk ... ile zora dayalı olmaksızın gerçekleşen cinsel ilişkiyi anlattığı hâlde suça sürüklenen çocuk ...’nın tehditle gerçekleştirdiğini iddia ettiği eylemlerinden söz etmemesi, yaklaşık 1 ay sonra 18.01.2012 tarihinde Savcılıkta alınan ek beyanında bu zora dayalı gerçekleştiğini iddia ettiği cinsel ilişkiyi aktarması, suça sürüklenen çocuk ...’dan el konulan Toshiba marka 640 GB’lik hard disk ile Samsung marka cep telefonunun içeriğinde bulunan 8 GB’lik hafıza kartı ile sim kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda soruşturma kapsamında değerlendirilebileceği düşünülen herhangi bir veriye ve log kaydına rastlanılmaması, mağdure hakkında Dr. ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görevli acil tıp asistanı ve kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından düzenlenen raporlarda zorla cinsel ilişkiye girildiğine dair bir tespitin bulunmaması birlikte değerlendirildiğinde; suça sürüklenen çocuk ...’nın mağdureye yönelik vücuda organ sokmak suretiyle nitelikli cinsel istismar suçunu işlediğinin sabit olduğu ancak atılı suçu cebir veya tehdit kullanmak suretiyle gerçekleştirdiğinin kesin ve açık bir şekilde ispat edilemediği dolayısıyla suça sürüklenen çocuk hakkında TCK’nun 103. maddesinin dördüncü fıkrasındaki artırım nedeninin uygulanmayacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>2- Suça sürüklenen çocuklar ... ...ve ... ...nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulup tutulamayacakları;</p>

<p>Somut olayda, eylemlerin vücuda organ sokulmak suretiyle işlenmiş ve eylemler neticesinde mağdurenin ruh sağlığının bozulmuş olması nedeniyle, cinsel istismar suçunun hem nitelikli hâlinin, hem de neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâlinin bir arada gerçekleştiği görülmektedir.</p>

<p>765 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esasına dayanan düzenlemelere yer verilmiş iken, 5237 sayılı TCK’da objektif sorumluluk esası benimsenmemiştir. Suçu, "kanunda tanımlanmış bir haksızlık" olarak öngören yeni suç teorisinde, bir hareketi yapan kişi, bu hareketin tüm sonuçlarından her şartta sorumlu tutulmamakta, bir başka anlatımla "kusursuz sorumluluk" terk edilmiş olmaktadır. (İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Bası, s.161) 765 sayılı TCK’daki objektif sorumluluk esasının yerine 5237 sayılı TCK’da haksızlığın bir gerçekleştirilme şekli olarak kast-taksir kombinasyonuna, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara yer verilmiştir. Bu nedenle uyuşmazlığın çözümü için, 5237 sayılı TCK’nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde, suçun manevi unsurları arasında gösterilen kast-taksir kombinasyonu, yani netice sebebiyle ağırlaşmış suç üzerinde durulmalıdır.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın "Netice sebebiyle ağırlaşmış suç" başlıklı 23. maddesi; "(1) Bir fiilin, kastedilenden daha ağır veya başka bir neticenin oluşumuna sebebiyet vermesi halinde, kişinin bundan dolayı sorumlu tutulabilmesi için bu netice bakımından en azından taksirle hareket etmesi gerekir" şeklindedir. Buna göre; failin gerçekleştirdiği bir eylemde, kastettiğinden daha ağır veya başka bir sonucun meydana gelmesi hâlinde, sorumlu tutulabilmesi için, netice bakımından en azından taksirle hareket etmiş olmasının kabulü gerekmektedir. Fail, bu sonucun meydana gelmesinden taksirle bile sorumlu tutulamıyorsa, objektif sorumluluğun kaldırılmasının doğal bir sonucu olarak, sadece nedensellik bağının bulunuyor olması, neticeden sorumlu tutulması için yeterli olmayacaktır.</p>

<p>Öğretide, neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçun, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç ve görünüşte ya da gerçek olmayan neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç olarak iki farklı şeklinin bulunduğu kabul edilmektedir. Gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda, failin hareketi sonucunda kastettiğinden daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla bağımsız bir suç tipi ortaya çıkmaktadır. Örneğin, yaralama suçunda mağdurun ölmesi, gerçek neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlidir. Görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçlarda ise, failin hareketi sonucunda suçun oluşması için aranan neticeden başka, niteliği de farklı olan daha ağır bir netice ortaya çıkmakta olup gerçekleşen aşırı netice dolayısıyla temel suç niteliği aynı kalmakla beraber yalnızca ceza ağırlaştırılmaktadır. Örneğin, cinsel istismar suçunda mağdurun ruh veya beden sağlığının bozulması, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç halidir. (... Centel, Hamide Zafer, Özlem Çakmut, Türk Ceza Hukukuna Giriş, Beta Yayınları, ... 2011, 7. Bası, s. 407 vd.; ... Emin Artuk-... Gökcen-A.Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 8. Bası, ... 2014, s. 361 vd;)</p>

<p>Cinsel istismar suçlarında, görünüşte neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç hâlinin söz konusu olduğu ve gerek uygulamada gerekse öğretide kabul edildiği üzere ortada bağımsız bir suç bulunmayıp meydana gelen ağır neticeden dolayı cezanın ağırlaştırıldığı kabul edilmektedir. Mağdurun ruh sağlığının bozulması hâlinde, bağımsız ve müstakil ceza belirlenmesini gerektiren bir suç hâli bulunmayıp suçun temel şekline nazaran cezanın daha ağır belirlenmesini gerektiren bir artırım nedeni söz konusudur. Cezanın hesaplanmasında bu hâl diğer artırım nedeniyle birlikte gözetilecektir.</p>

<p>Kanunda beden veya ruh sağlığının bozulması kavramlarının tanımına yer verilmemiş olup Anayasa Mahkemesinin 26.02.2009 tarih ve 96-34 sayılı kararında da belirtildiği üzere; kanun koyucu burada, mağdurun beden veya ruh sağlığının bozulması hâlini cinsel istismar suçunun neticesi sebebiyle ağırlaşmış hâli olarak öngörmüş ve bu kavramın her somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin belirlenmesini ise uygulamaya bırakmıştır. Beden veya ruh sağlığının bozulup bozulmadığı konusu, mağdurların yaşı, bedensel gelişim derecesi, ruhsal, sosyal ve kültürel yapılarına göre göreceli bir nitelik taşıdığından, söz konusu durumun her somut olayda ilgili uzmanların raporlarıyla ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için bu noktada neticesi sebebiyle ağırlaşmış suçta taksir kavramı üzerinde de durulmalıdır.</p>

<p>TCK'nun 22/2. maddesinde taksir; "dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesidir" şeklinde tanımlanmıştır. Ceza Genel Kurulunun birçok kararında vurgulandığı ve öğretide de benimsendiği üzere taksirden söz edilebilmesi için hareketin iradi olması, sonucun istenmemesi, hareket ile sonuç arasında nedensellik bağının bulunması ve sonucun öngörülebilir olmasına rağmen öngörülmemiş olması gerekmektedir. Başka bir anlatımla iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de failin taksirinden söz edilemeyecektir. Neticenin öngörülebilir olup olmadığı ise failin yetenekleri, algılama gücü, tecrübeleri, bilgi düzeyi ve içinde bulunduğu koşullar dikkate alınarak belirlenmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Suça sürüklenen çocukların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan cezalandırılmalarına karar verilen, oluş ve kabul yönünden bir uyuşmazlık bulunmayan olayda; vücuda organ sokulması suretiyle gerçekleştirilen eylemler sebebiyle mağdurenin ruh sağlığının bozulduğu ... Üniversitesi ... Eğitim ve Araştırma Hastanesinin raporuyla belirlenmiş ise de; lise öğrencisi olan, henüz 15 yaşının içinde olup mağdureden 4 ay ve 8 ay küçük olan suça sürüklenen çocukların içinde bulundukları sosyal ortam, eğitim düzeyleri ve kişisel özellikleri gözetildiğinde, mağdure ile cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın cinsel ilişkiye girmeleri sonucunda mağdurenin ruh sağlığının bozulacağını öngöremeyecekleri ve TCK'nın 23. maddesi gereğince ortaya çıkan bu ağır neticede taksir derecesinde dahi kusurlarının bulunmaması sebebiyle cezalarının TCK'nın 103/6. maddesi kapsamında artırılamayacağı, ancak ortaya çıkan zararın TCK'nın 61. maddesi uyarınca cezanın bireyselleştirilmesinde dikkate alınması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, bu uyuşmazlık konusu bakımından Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Diğer taraftan, suça sürüklenen çocukların eylemlerinin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturması nedeniyle TCK'nın 103. maddesinde 6545 ve 6763 sayılı Kanunlarla yapılan değişikliklerin suça sürüklenen çocuklar lehine sonuç doğurmadığı anlaşıldığından, bu konuda lehe yasa değerlendirmesi yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; suça sürüklenen çocuklar ... ...ve ... ...nın zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan katılan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulmaları gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>3- Birinci ve ikinci uyuşmazlık konularında ulaşılan sonuçlara göre, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu bakımından dava zamanaşımının gerçekleşip gerçekleşmediği;</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan TCK'nın 103. maddesinin 2. fıkrası;<br />
"Cinsel istismarın vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi durumunda, sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur." şeklinde düzenlenmiş olup 28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 59. maddesiyle bahse konu bent için öngörülen "sekiz yıldan onbeş yıla kadar hapis" şeklindeki yaptırım "on altı yıldan aşağı olmamak üzere" olarak değiştirilmiş, 02.12.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6763 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesi ile de suçun mağdurunun on iki yaşını tamamlamamış olması hâlinde verilecek cezanın on sekiz yıldan az olamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun "Dava zamanaşımı" başlıklı 66. maddesi;</p>

<p>"(1) Kanunda başka türlü yazılmış olan hâller dışında kamu davası;</p>

<p>a) Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda otuz yıl,</p>

<p>b) Müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmibeş yıl,</p>

<p>c) Yirmi yıldan aşağı olmamak üzere hapis cezasını gerektiren suçlarda yirmi yıl,</p>

<p>d) Beş yıldan fazla ve yirmi yıldan az hapis cezasını gerektiren suçlarda onbeş yıl,</p>

<p>e) Beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adlî para cezasını gerektiren suçlarda sekiz yıl,<br />
Geçmesiyle düşer.</p>

<p>(2) Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının; onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında ise, üçte ikisinin geçmesiyle kamu davası düşer.</p>

<p>(3) Dava zamanaşımı süresinin belirlenmesinde dosyadaki mevcut deliller itibarıyla suçun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâlleri de göz önünde bulundurulur.</p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralarda yer alan sürelerin belirlenmesinde suçun kanunda yer alan cezasının yukarı sınırı göz önünde bulundurulur; seçimlik cezaları gerektiren suçlarda zamanaşımı bakımından hapis cezası esas alınır…" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Görüldüğü gibi, 5237 sayılı TCK’nun 66. maddesinde, çocuklar hakkında yaş gruplarına göre kademeli olarak daha kısa zamanaşımı süreleri getirilmiştir. Bu kapsamda 5237 sayılı TCK’nun 66/2. maddesindeki; "Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış olanlar hakkında, bu sürelerin yarısının… geçmesiyle kamu davası düşer" şeklindeki düzenleme ile 12-15 yaş grubunda bulunan çocuklar açısından zamanaşımı yetişkin sanıklara göre yarı oranında kısaltılmış bulunmaktadır. Aynı Kanun’un 67/4. maddesi uyarınca kesen bir nedenin bulunması hâlinde kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak olan zamanaşımı, ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun birçok kararında açıkça vurgulandığı gibi, yargılama yapılmasına engel olup, davayı düşüren hâllerden biri olan dava zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, yerel mahkeme ya da Yargıtay, resen zamanaşımı kuralını uygulayarak kamu davasının düşmesine karar verecektir.<br />
Buna göre suç tarihlerinde 12-15 yaş grubunda olan suça sürüklenen çocuklara atılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun yaptırımı TCK'nın 103/2. maddesinde sekiz yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüş olup aynı Kanun’un 66/1-d ve 66/2 maddeleri uyarınca suça sürüklenen çocukların yaşları da dikkate alındığında 7 yıl 6 aylık olağan ve 11 yıl 3 aylık kesintili zamanaşımına tâbidir.</p>

<p>Daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali bulunmayan ve 2011 yılı Kasım gerçekleştirilen eylemlerle ilgili olarak, zamanaşımını kesen son işlem suça sürüklenen çocuklar hakkında 23.05.2013 tarihinde verilen mahkûmiyet hükümleri olduğundan 5237 sayılı TCK‘nın 66/1-d ve 66/2. maddeleri uyarınca 7 yıl 6 aylık asli zamanaşımı 23.11.2020 tarihinde gerçekleşmiştir.</p>

<p>Bu itibarla, itirazın değişik gerekçeyle kabulü ile Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocukların çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçuna ilişkin olarak gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle bozulmasına, yeniden yargılama yapılmasını gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK‘nın 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca hâlen yürürlükte bulunan 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, suça sürüklenen çocuklar hakkındaki kamu davalarının düşmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Ulaşılan bu sonuç karşısında, suç tarihinde on beş yaşından küçük suça sürüklenen çocukların on beş yaşından küçük katılan mağdureye yönelik cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın gerçekleştirdikleri eylemlerin çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık konusu değerlendirilmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE,</p>

<p>2) Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 25.04.2019 tarihli ve 4913-9357 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3) ... Anadolu Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 23.05.2013 tarihli ve 184-146 sayılı mahkûmiyet hükümlerinin, suça sürüklenen çocuk ... hakkında TCK’nın 103. maddesinin dördüncü fıkrasının uygulanma koşullarının bulunmadığının, cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı hâl olmaksızın on beş yaşından küçük mağdureye karşı nitelikli cinsel istismarda bulunan suça sürüklenen çocukların, zora dayalı olmayan eylemlerinden dolayı ortaya çıkan mağdurenin ruh sağlığındaki bozulmadan sorumlu tutulamayacaklarının gözetilmemesi isabetsizliklerinden ve ulaşılan bu sonuç karşısında gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,</p>

<p>Ancak, yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda 1412 sayılı CMUK'nın, 5320 sayılı Kanun'un 8. maddesi uyarınca karar tarihi itibarıyla uygulanması gereken 322. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, suça sürüklenen çocuklar ... ve ... hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçlarından açılan kamu davalarının 5237 sayılı TCK'nın 66/1-d, 66/2 ve 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca DÜŞMESİNE,</p>

<p>4) Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.10.2022 tarihinde yapılan müzakerede birinci ve üçüncü uyuşmazlık konuları bakımından oy birliğiyle, ikinci uyuşmazlık konusu bakımından oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="34525"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/11935 E., 2019/7167 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 12.06.2019 tarihli, 2017/11935 E., 2019/7167 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/11935 E., 2019/7167 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Taksirle yaralama<br />
Hüküm : CMK 223/2-a maddesi gereğince beraat</p>

<p>Taksirle yaralama suçundan sanığın beraatine ilişkin hüküm, katılan ... vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, incelenen dosya kapsamına göre, katılan ... vekilinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>1)Olay günü katılan ...’un sevk ve idaresindeki ... plakalı otomobil ile Bartın istikametinden Kozcağız istikametine seyri sırasında, olay mahalline geldiğinde, başıboş halde yolda bulunan sanık ...'e ait büyükbaş hayvana çarpması sonucu, kendisinden şikayetçi olan katılan ... ve ...’un basit tıbbi müdahale ile iyileşir şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiği olayda; taksirle yaralama suçundan kamu davası açılmış, hayvanı tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakma suçundan kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş ve mahkemece katılanların vücutlarında bir yaralanma olmadığı bu haliyle de suçun yasal unsurları oluşmadığı gerekçe gösterilerek, sanık hakkında beraat kararı verilmiş ise de; katılanların olay günü alınan adli muayene raporlarında basit tıbbi müdahale ile giderilebilir şekilde yaralandıklarının belirtilmesi ve 24.04.2015 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda sanığın, başıboş bıraktığı büyükbaş hayvanının meskun mahal dışında karayoluna girerek trafiğin güvenliğini tehlikeye düşürmesi ve kazaya sebep olması nedeniyle, mevcut oluş şartlarındaki olayda asli kusurlu olduğunun beyan edilmesi karşısında, meydana gelen eylemin taksirle yaralana suçunun yanı sıra 5237 sayılı TCK'nın 177. maddesinde tanımlanan hayvanmın tehlike yaratabilecek şekilde serbest bırakılması suçunu da oluşturduğu, her iki suçun birlikte işlendiği hallerde sanığın hangi suç nedeniyle cezalandırılacağı belirlenirken, suçlar için kanunda öngörülen cezaların ağırlığı değil, zarar-tehlike suçu kriterinin esas alınması gerektiği buna göre,sanığın taksirle yaralama suçundan cezalandırılmasının mümkün olduğu halde sadece taksire yaralama suçundan cezalandırılması gerektiği, dosya kapsamından katılanların şikayetlerinin bulunması sebebiyle olayda kusurlu olan sanığın taksirle yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi gerekirken, suçun unsurları oluşmadığı gerekçe gösterilerek beraat kararı verilmesi,</p>

<p>2) TCK'nın 89/5. maddesine göre, bilinçli taksirle yaralama suçunun soruşturulmasının ve kovuşturulmasının, aynı Kanunun 89/1. maddesindeki yaralanma hali hariç olmak üzere, şikayete tabi olmadığı, ancak TCK 89. maddedeki bütün hallerin şikayete tabi olsun veya olmasın CMK'nın 253/1. maddesi gereğince uzlaşmaya tabi olduğu, CMK’nın 253. maddesi gereğince sanıkla mağdurlar arasında uzlaştırma işlemleri gerçekleştirilmeden dava açıldığı, kovuşturma aşamasında da, aynı Kanunun 254. maddesi uyarınca bu eksikliğinin giderilmediği anlaşılmakla, mahkemece CMK'nın uzlaşma başlıklı 253. ve 254. madde hükümleri uygulanmak suretiyle sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, uzlaşma işlemleri tamamlanmadan yargılamaya devamla, yazılı şekilde hüküm kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün bu nedenle 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme uygun olarak BOZULMASINA, 12.06.2019 tarihinde oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>KARŞI OY YAZISI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma, TCK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen bu terim ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubunu ifade etmek için kullanılmıştır. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma, hekimler tarafından farklı algılanabilecek, kişisel değerlendirme yaratabilecek bir durum gibi gözükmektedir. Adli yönden, hangi travmatik değişimlerin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ya da giderilemeyecek olduğu konusunda tüm hekimler tarafından kullanılabilecek objektif kriterler bulunmadığından uygulamada birlik sağlamak için Adli Tıp Kurumu tarafından bir çalışma yapılmış ve hekimlere uygulamada yardımcı olması açısından duyurulmuştur. Bu çalışma yapılırken, basit tıbbi müdahalelerin ne olduğu, nelerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinden öte, hangi travmatik değişimlerin hafif derecede yaralanmalar içinde yer alması gerektiği konularına da değinilmiştir.</p>

<p>Taksirli suçlarda ise suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, TCK m. 89/1’de başkasının vücuduna acı verme veya sağlığın ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma biçiminde seçimlik olarak gösterilmiştir. Genellikle seçimlik hareketler birçok olayda bir arada bulunabilmekte ise de, vücuda acı veren bir hareket her zaman sağlığın bozulmasına yol açmış olmayabilir. Hukuksal bir terim olmayan “acı”nın sözlük anlamı; iç ve dış tesirlerin uzviyette meydana getirdiği rahatsızlık, sızı, sancı, ağrı” veya “dışarıdan gelen etki ile dış organlarda birden bire duyulan ıstırap” olarak açıklanmıştır. TCK’nın 86/1. maddesindeki “acı verme” kavramının 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinde yer alan “cismen eza verme” kavramı yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Vücuda acı verme”, beden bütünlüğünü önemsiz olmayan biçimde bozan her türlü harekettir. Buna göre “acı verme” den; mağdurda failin eylemine bağlı olarak meydana gelen az veya çok duyulan her türlü fiziki acı anlaşılmalıdır.</p>

<p>Yaralama meydana getiren hareketler doğrudan doğruya vücuda yönelik fizik vasıtalar olmakla beraber vücut bütünlüğüne tesir eden ve kişiye yönelik, vücut bütünlüğünü bozmak amacı ile yapılmış psişik (manevî) hareketlerde birer yaralamadır.</p>

<p>Sağlığın bozulmasını hem bedeni, hem de akli ve ruhi bakımdan anlamak gereklidir. Bununla birlikte kanunda ayrıca algılama yeteneğinin bozulması kavramına da yer verilmiştir. TCK’nın 89/1. maddedeki tanım gereği, kişinin uğradığı travma sonrası oluşan ruhsal sağlığının bozulmasının da yaralama fiilini oluşturacağı anlaşılmaktadır. Algılama; “bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir. Algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme, muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık, bozukluk meydana getirecek her türlü eylemler anlaşılmalıdır. Akli melekelerde karışıklık, düzensizlik meydana gelmesi, kişinin ruhi durumunda normal olan durumdan sapmalar meydana getirilmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Gerçekten, gerek akıl yönünden karışıklık, gerekse de ruhsal karışıklık kişinin algılama yeteneğini bozduğundan bu kavrama dâhildir. Algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak”, korku, uyku bozukluğu gibi kişinin psikolojik durumunda ortaya çıkan her türlü olumsuz değişikliği ifade etmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; vücuda yönelik etkinin belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Bunun belirlenmesinde mağdurun subjektif duyarlılığı değil, objektif bir gözlemcinin değerlendirmesi esas alınmalıdır. Yani bir yaralanma ya da algılama yeteneğinin bozulması durumunun konusunda uzman olan bir hekim tarafından rapora yansıtılacak nitelikte saptanması gerekir. Çünkü, yaralanmanın niteliğini saptama bir ehliyet işidir. Kasten ya da taksirle yaralama suçundan bir kişinin mahkum edilebilmesi için hekim tarafından düzenlenen raporda suçun ispatına yarayacak emare ve delillerin rapora şüpheye yer vermeyecek biçimde derç edilmesi gerekir. Hekim raporunda kasten ya da taksirle yaralama suçunun mağduru olduğunu iddia edilen kişinin fiziksel muayenesinde hiç bir iz ve emare rastlanmadığı ancak mağdur tarafından bir bölgesinin ağrıdığı belirtilmesi durumunda sadece mağdurun subjektif beyanını esas alınarak sanığın cezalandırılması yoluna gitmek ceza hukukunun temel prensiplerine aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü sadece mağdurun beyanına itibar edip sanığın savunmasını gözardı etmek, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır prensibine de açık aykırılık oluşturur. Bunun yanında basit bir yaralamanın veya böyle bir iddianın mağdur beyanına göre cezalandırılmasının hukuki sonuçları da son derece ağır olabilecektir.</p>

<p>Mesela; basit bir temas veya mağdurun öyle bir iddiası sonucu yapılan soruşturmada, mağdurun şikayetçi olması sonucu alınan hekim raporunda harici bulgu tespit edilemediği ancak mağdurun hafif bir ağrı tarifinde bulunduğu bu sebeple hakkında basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir raporu tanzim edildiği, buna göre mahkemenin mahkumiyet hükmettiği bir durumda ağır bir suçtan dolayı şartlı salıvermeden yaralanan kişinin hukuki durumu da dikkatli değerlendirilmelidir.<br />
Hiçbir harici bulgu yok iken hekimin mağdurun basit tıbbi müdahale ile düzelir şeklindeki raporu da bilimsel olmaktan uzak tamamen tahmini bir rapor olmaktadır ki buda soruşturmanın ciddiyetini gölgeler niteliktedir.</p>

<p>Bu konuda tereddütleri giderecek kriterleri belirlemek, uygulamada doğacak sakıncaları gidermek, kanun koyucunun müphem bıraktığı ya da hukuken tartışmalı konularda uygulama birliğini sağlamak hem yargı çalışanlarına hemde bu hususta sorumlu olan hekimlere yol gösterecek ilkeler belirlemek Yüksek Yargıtay’ın asli görevidir.</p>

<p>Olayımızda da; meydana gelen trafik kazasında, hekim raporunda derç edildiği üzere “hiç bir harici bulgu olmayan ve algılama yeteneğinde bir azalma meydana gelmeyen” sanık hakkında verilen beraat kararının onanması yerine, hekim raporunda “fizik muayenelerinde özellik olmadığı, patolojik saptanmadığı belirtilip basit tıbbi müdahale ile düzelir” ibaresine yer verildiğinden, sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyoruz.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="45886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2017/10383 E., 2019/8044 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 03/07/2019 tarihli, 2017/10383 E., 2019/8044 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/10383 E., 2019/8044 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Taksirle yaralama<br />
Hüküm : Katılan sanık ... hakkında; TCK'nın 89/4, 62, 50/4-1a maddeleri gereğince mahkûmiyet<br />
Sanık ... hakkında; 223/2-e maddesi gereğince beraat</p>

<p>Taksirle yaralama suçundan katılan sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hüküm ile sanık ...'ın beraatine ilişkin hükümler, katılan sanık müdafii ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1)Katılan sanık ...'ın mahkumiyetine ilişkin hükmün temyizen incelenmesinde;<br />
Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, katılan sanık müdafiinin kusur durumuna, atılı suçun unsurlarının oluşmadığına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin, katılanlar vekilinin ise ceza miktarına ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün isteme uygun olarak ONANMASINA oybirliğiyle,</p>

<p>2)Sanık ...'ın beraatine ilişkin hükmün temyizen incelenmesine gelince ise;<br />
Mahkemece kamu davasına katılma talepleri kabul edilen ... ve ...'nun soruşturma aşamasında sanık ... hakkında şikayetçi olmadıkları, sanık hakkında yalnızca ...'a yönelik eylemi nedeniyle TCK'nın 89/1. maddesi gereği kamu davası açıldığı ve ... ve ...'nun 27/04/2012 tarihli olay sebebiyle ilk kez 13/02/2014 tarihli dilekçeleri ve aynı tarihli duruşmada şikayet ve katılma talebinde bulundukları ve TCK'nın 73/1-2. maddesi uyarınca 6 aylık şikayet süresinin geçtiği anlaşılmakla, sanık ... hakkında açılan davaya katılma hak ve yetkisi bulunmayan ... ve ... vekillerinin temyiz isteminin 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince reddine karar verilerek yapılan incelemede;</p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre katılan sanık müdafiinin yerinde görülmeyen sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>TCK'nın 89. maddesinin 1. fıkrasındaki "Taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır." şeklindeki düzenleme karşısında, katılan ...'ın olaydan hemen sonra Devlet Hastanesi acil servisine götürüldüğü, burada yapılan muayenesinde “sol bacağının ağrıdığı, akut lezyona rastlanılmadı, basit tıbbi müdahale ile giderilebilir, hayati tehlike yok. Durumu bildirir kati rapordur.” şeklinde rapor düzenlendiği, katılanın aşamalarda yaralanmasına sebep olduğundan bahisle şikayetçi olduğuna yönelik ifadesi ve tüm dosya kapsamından, katılanın yaralanmasının TCK'nın 89/1. maddesi anlamında vücuda acı veren bir durum niteliğinde olduğu; kaldıki herhangi bir tıbbi müdahale ve harici bulgu bulunmayan hallerde de kişinin vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına yol açan durumların da yaralanma olarak kabul edilmesi gerektiği anlaşılmakla; sanığın kusur durumunun tespiti ile kusurlu bulunduğu takdirde üzerine atılı suçtan mahkumiyetine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi gereğince halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca isteme aykırı olarak BOZULMASINA; 03/07/2019 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>Muhalefet Şerhi:</strong></p>

<p>Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif yaralanma, TCK’nın 86. maddesinin 2. fıkrasında yer verilen bu terim ceza itibarı ile en hafif yaralanma grubunu ifade etmek için kullanılmıştır. Basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde yaralanma, hekimler tarafından farklı algılanabilecek, kişisel değerlendirme yaratabilecek bir durum gibi gözükmektedir. Adli yönden, hangi travmatik değişimlerin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ya da giderilemeyecek olduğu konusunda tüm hekimler tarafından kullanılabilecek objektif kriterler bulunmadığından uygulamada birlik sağlamak için Adli Tıp Kurumu tarafından bir çalışma yapılmış ve hekimlere uygulamada yardımcı olması açısından duyurulmuştur. Bu çalışma yapılırken, basit tıbbi müdahalelerin ne olduğu, nelerin basit tıbbi müdahale ile giderilebileceğinden öte, hangi travmatik değişimlerin hafif derecede yaralanmalar içinde yer alması gerektiği konularına da değinilmiştir.</p>

<p>Taksirli suçlarda ise suçun maddi unsurunu oluşturan hareketler, TCK m. 89/1’ de başkasının vücuduna acı verme veya sağlığın ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma biçiminde seçimlik olarak gösterilmiştir. Genellikle seçimlik hareketler birçok olayda bir arada bulunabilmekte ise de, vücuda acı veren bir hareket her zaman sağlığın bozulmasına yol açmış olmayabilir. Hukuksal bir terim olmayan “acı”nın sözlük anlamı; iç ve dış tesirlerin uzviyette meydana getirdiği rahatsızlık, sızı, sancı, ağrı” veya “dışarıdan gelen etki ile dış organlarda birden bire duyulan ıstırap” olarak açıklanmıştır. TCK’nın 86/1. maddesindeki “acı verme” kavramının 765 sayılı TCK’nın 456. maddesinde yer alan “cismen eza verme” kavramı yerine kullanıldığı anlaşılmaktadır. “Vücuda acı verme”, beden bütünlüğünü önemsiz olmayan biçimde bozan her türlü harekettir. Buna göre “acı verme” den; mağdurda failin eylemine bağlı olarak meydana gelen az veya çok duyulan her türlü fiziki acı anlaşılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yaralama meydana getiren hareketler doğrudan doğruya vücuda yönelik fizik vasıtalar olmakla beraber vücut bütünlüğüne tesir eden ve kişiye yönelik, vücut bütünlüğünü bozmak amacı ile yapılmış psişik (manevî) hareketlerde birer yaralamadır.</p>

<p>Sağlığın bozulmasını hem bedeni, hem de akli ve ruhi bakımdan anlamak gereklidir. Bununla birlikte kanunda ayrıca algılama yeteneğinin bozulması kavramına da yer verilmiştir. TCK’nın 89/1. maddedeki tanım gereği, kişinin uğradığı travma sonrası oluşan ruhsal sağlığının bozulmasının da yaralama fiilini oluşturacağı anlaşılmaktadır. Algılama; “bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir. Algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme, muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık, bozukluk meydana getirecek her türlü eylemler anlaşılmalıdır. Akli melekelerde karışıklık, düzensizlik meydana gelmesi, kişinin ruhi durumunda normal olan durumdan sapmalar meydana getirilmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir. Gerçekten, gerek akıl yönünden karışıklık, gerekse de ruhsal karışıklık kişinin algılama yeteneğini bozduğundan bu kavrama dâhildir. Algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak”, korku, uyku bozukluğu gibi kişinin psikolojik durumunda ortaya çıkan her türlü olumsuz değişikliği ifade etmektedir.</p>

<p>Bu itibarla; vücuda yönelik etkinin belirli bir ağırlığa ulaşması gerekir. Bunun belirlenmesinde mağdurun subjektif duyarlılığı değil, objektif bir gözlemcinin değerlendirmesi esas alınmalıdır. Yani bir yaralanma ya da algılama yeteneğinin bozulması durumunun konusunda uzman olan bir hekim tarafından rapora yansıtılacak nitelikte saptanması gerekir. Çünkü, yaralanmanın niteliğini saptama bir ehliyet işidir. Kasten ya da taksirle yaralama suçundan bir kişinin mahkum edilebilmesi için hekim tarafından düzenlenen raporda suçun ispatına yarayacak emare ve delillerin rapora şüpheye yer vermeyecek biçimde derç edilmesi gerekir. Hekim raporunda kasten ya da taksirle yaralama suçunun mağduru olduğunu iddia edilen kişinin fiziksel muayenesinde hiç bir iz ve emare rastlanmadığı ancak mağdur tarafından bir bölgesinin ağrıdığı belirtilmesi durumunda sadece mağdurun subjektif beyanını esas alınarak sanığın cezalandırılması yoluna gitmek ceza hukukunun temel prensiplerine aykırılık oluşturmaktadır. Çünkü sadece mağdurun beyanına itibar edip sanığın savunmasını gözardı etmek, ceza hukukunun temel ilkelerinden olan şüpheden sanık yararlanır prensibine de açık aykırılık oluşturur. Bunun yanında basit bir yaralamanın veya böyle bir iddianın mağdur beyanına göre cezalandırılmasının hukuki sonuçları da son derece ağır olabilecektir.</p>

<p>Mesela; basit bir temas veya mağdurun öyle bir iddiası sonucu yapılan soruşturmada, mağdurun şikayetçi olması sonucu alınan hekim raporunda harici bulgu tespit edilemediği ancak mağdurun hafif bir ağrı tarifinde bulunduğu bu sebeple hakkında basit tıbbi müdahale ile iyileşebilir raporu tanzim edildiği, buna göre mahkemenin mahkumiyet hükmettiği bir durumda ağır bir suçtan dolayı şartlı salıvermeden yaralanan kişinin hukuki durumu da dikkatli değerlendirilmelidir.<br />
Hiçbir harici bulgu yok iken hekimin mağdurun basit tıbbi müdahale ile düzelir şeklindeki raporu da bilimsel olmaktan uzak tamamen tahmini bir rapor olmaktadır ki buda soruşturmanın ciddiyetini gölgeler niteliktedir.</p>

<p>Bu konuda tereddütleri giderecek kriterleri belirlemek, uygulamada doğacak sakıncaları gidermek, Kanun koyucunun müphem bıraktığı ya da hukuken tartışmalı konularda uygulama birliğini sağlamak hem yargı çalışanlarına hemde bu hususta sorumlu olan hekimlere yol gösterecek ilkeler belirlemek Yüksek Yargıtay’ın asli görevidir.</p>

<p>İlamımızda 2 numara altında karara bağlanan olayda; meydana gelen trafik kazasında, hekim raporunda derç edildiği üzere “hiç bir harici bulgu olmayan ve algılama yeteneğinde bir azalma meydana gelmeyen” sanık hakkında verilen beraat kararının onanması yerine, hekim raporunda “fizik muayenelerinde özellik olmadığı, patolojik saptanmadığı belirtilip basit tıbbi müdahale ile düzelir” ibaresine yer verildiğinden, sanığın cezalandırılması gerektiğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne iştirak etmiyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="71515"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASTEN YARALAMA SUÇUNDA SAĞLIĞIN VE ALGILAMA YETENEĞİNİN BOZULMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Genel Olarak </strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde düzenlenmiş olup, kişinin vücut dokunulmazlığını korumayı amaçlayan temel suç tiplerinden biridir. Suçla korunan hukuki yarar, bireyin beden bütünlüğü ve ruhsal varlığıdır. Bu yönüyle suçun konusu yalnızca fiziksel bütünlükle sınırlı olmayıp, aynı zamanda bireyin ruhsal ve zihinsel sağlığını da kapsamaktadır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu – Madde 86/1; <i>“Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıl altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</i></p>

<p>Yukarıda yer verilen kanun maddesinden de anlaşılacağı üzere kasten yaralama suçu üç farklı seçimlik hareketle işlenebilir;</p>

<p>· Kasten başkasının vücuduna acı vermek</p>

<p>· Kasten sağlığının bozulmasına neden olmak</p>

<p>· Kasten algılama yeteneğinin bozulmasına neden olmak</p>

<p>Bu üç seçimlik hareketten herhangi birinin gerçekleşmesi, suçun oluşumu için yeterlidir. Uygulamada çoğu zaman “vücuda acı verme” unsurunun ön planda değerlendirildiği görülmekteyse de kanun koyucu açık biçimde sağlığın veya algılama yeteneğinin bozulmasını da bağımsız seçimlik hareketler olarak düzenlemiştir.</p>

<p><strong>II. Sağlığın Bozulması Kavramı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sağlığın bozulması kavramı yalnızca fiziksel hastalık veya bedensel zarar ile sınırlı değildir. Sağlığın bozulmasını hem beden sağlığı hem de akıl ve ruh sağlığı bakımdan anlamak gereklidir. Nitekim kanun koyucu ayrıca algılama yeteneğinin bozulmasını da özel olarak düzenleyerek kişinin ruhsal sağlığını açıkça koruma altına almıştır.</p>

<p>Kişi sağlığını bozacak hareketlerin, mutlaka tıbbi bir hastalığa neden olması gerekmemektedir. Sağlıklı bir kişinin iyi halini bozan veya mevcut hastalığının artmasına sebep veren bir harekete maruz kalması da bu suçu oluşturacaktır. Sağlığın bozulmasının belirli bir süre devam etmesi gerekmemektedir. ¹ Geçici nitelikte dahi olsa ruhsal veya bedensel dengenin bozulması suçun oluşması için yeterlidir. Örneğin mağdurun sinir krizi geçirmesi, yoğun korku yaşaması veya psikolojik tedavi gerektirecek bir ruhsal sarsıntıya maruz kalması da bu kapsamda değerlendirilebilecektir. Yargıtay gerçekleşen zararın, ispatı konusunda uzman hekim raporuna oldukça önem vermektedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" rel="dofollow">²</a></p>

<p><strong>III. Algılama Yeteneğinin Bozulması</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinin birinci fıkrasında yer alan bir diğer seçimlik hareket, algılama yeteneğinin bozulmasıdır. Algılama; <i>“Bir olayı veya bir nesnenin varlığını duyum yolu ile yalın bir biçimde bilinç alanına almak, idrak etmektir.”</i> Bu bağlamda algılama yeteneğinin bozulmasından, kişinin anlama, düşünme ve muhakeme etme yeteneklerinde karışıklık veya düzensizlik meydana getiren her türlü müdahale anlaşılmalıdır.</p>

<p>Akli melekelerde düzensizlik oluşması, ruhsal dengenin normal durumdan sapması ve kişinin zihinsel fonksiyonlarında geçici veya kalıcı bozulma meydana gelmesi bu kapsamda değerlendirilmelidir.</p>

<p>Öğretide hipnotik hareketler, korkutucu, sinir bozucu, sağlık veya algılama yeteneğini etki edecek dolaylı hareketlerin de bu suç kapsamına girebileceği düşünülmektedir. ³</p>

<p>Bu konuyu detaylandırarak algılama yeteneğinin bozulmasına örnek vermemiz gerekirse;</p>

<p>· Bir kimsenin yemeğine algılamayı bozacak nitelikte madde katılması <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow">⁴</a></p>

<p>· Korkutma veya yoğun psikolojik baskı sonucu uyku bozukluğu meydana gelmesi</p>

<p>· Hipnotik etki doğuracak müdahaleler</p>

<p>· Ruhsal çöküntüye yol açacak davranışlar gösterilebilir.</p>

<p>Burada suçun oluşması için esas olan hukuken geçerli bir illiyet bağının varlığıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" rel="dofollow">⁵</a></p>

<p>Yargıtay’ın değerlendirmesinde algılama yeteneğinin bozulması ve ruhsal sağlığın bozulması iddialarında, mağdurun salt beyanı yeterli görülmeyebilmekte; bu bozulmanın hekim raporuna yansıyacak nitelikte objektif olarak tespit edilmesi aranmaktadır.<a href="http://hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"> ⁶</a></p>

<p><strong>IV. Suçun Serbest Hareketli Niteliği</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu serbest hareketli bir suçtur. Suçun kanuni tanımında hangi hareketle işlenebileceği sınırlı biçimde belirtilmemiştir. Bu nedenle yaralama neticesini doğurmaya elverişli her türlü hareket bu suçu oluşturabilir. Nitekim yaralama kapsamında değerlendirilecek bazı hareketlere örnek vermemiz gerekirse; vurma, delici kesici alet saplama, itme, yüksekten atma, korkutma, hastalanmasına neden olacak ilaç verme gibi her türlü kişinin yaralanmasına veyahut hasta etmek suretiyle iyi halinin bozulmasına sebep olacak hareketle bu suçun oluşmasına yol açabilecektir. Yaralama suçu icrai hareketle işlenebileceği gibi ihmali davranışla da işlenebilecektir. ⁷</p>

<p>Türk Ceza Kanunu – Madde 88; <i>“Kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi halinde, verilecek ceza üçte ikisine kadar indirilebilir. Bu hükmün uygulanmasında kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesine ilişkin koşullar göz önünde bulundurulur.”</i></p>

<p>Suçun hareket niteliğinin daha net anlaşılması için bu konuyu örneklendirmemiz gerekirse; kendisini koruyamayacak durumda olan bir kimsenin soğuğa terk edilmesi sonucu donma meydana gelmesi ihmali davranışla yaralama suçunu oluşturabilecektir.</p>

<p>İhmali davranışla yaralamada failin yükümlülük temelindeki ihmali davranışıyla yaralama neticesine neden olup olmadığı ise ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>V. İlliyet Bağı ve Objektif İsnadiyet</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçunda cezai sorumluluğun doğabilmesi için failin eylemi ile meydana gelen netice arasında uygun nedensellik bağının bulunması zorunludur. Ancak ceza sorumluluğu açısından salt fiziksel nedensellik yeterli değildir; ayrıca neticenin faile objektif olarak isnat edilebilir olması gerekir.</p>

<p>Objektif isnadiyetin varlığının kabulü, failin olaydaki kastının veya taksirinin değerlendirilmesinden önce hareketle netice arasındaki nedenselliğin ve hukuki değerlendirme yapılarak neticenin ona yüklenebileceğinin belirlenmesine bağlıdır. Failin fiilinin eseri olmayan neticeler ise ona yüklenmemelidir. ⁸</p>

<p>Dolayısıyla özellikle ruhsal bozulma, psikolojik etkilenme veya algılama yeteneğinin zedelenmesi gibi durumlarda, somut olayda meydana gelen neticenin gerçekten failin fiilinden kaynaklanıp kaynaklanmadığı dikkatle değerlendirilmelidir. İlliyet bağının kesildiği veya üçüncü bir nedenin devreye girdiği hallerde cezalandırılabilirliğin temel şartlarından olan illiyet bağı kesileceğinden sorumluluk söz konusu olmayacaktır.</p>

<p><strong>VI. Sonuç</strong></p>

<p>Tüm bu anlattıklarımız doğrultusunda kasten yaralama suçunun yalnızca fiziksel yaralamayla sınırlı olmayan, bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğünü geniş anlamda koruyan bir suç tipi olduğu vurgulanmıştır. Sağlığın bozulması ve algılama yeteneğinin zedelenmesi, kanun koyucu tarafından bağımsız seçimlik hareketler olarak düzenlenmiş olup, bu hallerin gerçekleşmesi için kalıcı bir hastalık ya da ağır fiziksel zarar şart koşulmamıştır.</p>

<p>Nitekim yine gerçekleştiren haksız fiilde süreklilik veya sistematiklik aranmamakta olup bir kereye mahsus anlık eylemler de bu suçun kapsam alanına girecektir.</p>

<p>Ruhsal travmalar, algılama yeteneğinde geçici bozulmalar, psikolojik sarsıntılar ve dolaylı müdahaleler de suç kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak bu değerlendirme yapılırken nedensellik bağı ve gerçekleşen fiilin doğrudan failin hareketiyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceği titizlikle incelenmeli, neticenin faile hukuken yüklenebilir olup olmadığı somut olay çerçevesinde belirlenmelidir.</p>

<p>Bu yönüyle kasten yaralama suçu; bireyin yalnızca bedensel değil, aynı zamanda zihinsel ve ruhsal bütünlüğünü de koruyan bütüncül bir normatif düzenleme niteliği taşımakta olup sistematiklik aramayan, münferit davranışlarla da tamamlanan bir suçtur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· ¹ Tezcan, Erdem, Önok; s. 183; Centel, Zafer, Çakmut, Çakmut; s. 133; Özbek, Kambur, Doğan Bacaksız; s. 249.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2020174-e-2022602-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ² Yargıtay Ceza Genel Kurulu 2020/174 E., 2022/602 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· ³ Tezcan, Erdem, Önok; s. 186; Centel, Zafer, Çakmut, Çakmut; s. 132.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁴ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.06.2011 gün ve 2011/10-120 E., 2011/143 K.;</span></a><span style="color:#999999"> Akçin, Erel, Halitoğlu, Bozoğlu, Fazla, Örer, Özbey; s. 436</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201710383-e-20198044-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁵ Yargıtay 12. Ceza Dairesi 03.07.2019 T., 2017/10383 E., 2019/8044 K.</span></a></p>

<p><a href="http://hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201711935-e-20197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· ⁶ Yargıtay 12. Ceza Dairesi 2017/11935 E., 2019/7167 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· ⁷ Kocalar, Salih; Biçen, Yunus. Kasten Yaralama Suçu Örneğinde Genel Hükümler, Birinci Baskı, Mart 2019, S. 21-22.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· ⁸ Centel, Zafer, Çakmut, s. 283</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-sucunda-sagligin-ve-algilama-yeteneginin-bozulmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/tertasiz.jpg" type="image/jpeg" length="26713"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[6306 Sayılı Kanun Kapsamında Kentsel Dönüşümde Riskli Yapı Tespitine İtiraz ve İptal Davası Süreçleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Ülkemizin aktif fay hatları üzerinde yer alması ve geçmişte yaşanan acı deprem tecrübeleri, yapı stokunun yenilenmesini ve afetlere karşı dirençli hale getirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu hayati ihtiyaca binaen yürürlüğe giren 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun (Kentsel Dönüşüm Kanunu), riskli yapıların tespit edilerek tasfiye edilmesi ve yerine güvenli yapıların inşa edilmesi amacıyla özel usul ve esaslar öngörmektedir.</p>

<p>Ancak, mülkiyet hakkı gibi en temel anayasal haklardan birine doğrudan müdahale niteliği taşıyan bu süreç, vatandaşlar ile idare arasında zaman zaman hukuki ihtilaflara yol açmaktadır. Özellikle mülkünün "riskli yapı" olmadığını iddia eden yahut tespit sürecinde teknik/usuli hatalar yapıldığını düşünen kat malikleri için kanunda öngörülen idari ve hukuki başvuru yollarının doğru ve süresinde kullanılması büyük önem taşımaktadır. Bu makalede, güncel yasal mevzuat ve Kasım 2023’te kanunda yapılan son ve önemli değişiklikler ışığında, riskli yapı tespitine karşı izlenecek itiraz prosedürleri ve açılacak iptal davaları tüm detaylarıyla ele alınacaktır.</p>

<p><strong>1. Riskli Yapı Tespiti ve Kapsamı</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca "Riskli Yapı", riskli alan içinde veya dışında olup ekonomik ömrünü tamamlamış olan ya da yıkılma veya ağır hasar görme riski taşıdığı ilmi ve teknik verilere dayanılarak tespit edilen yapıyı ifade eder.</p>

<p>Riskli yapı tespiti, kural olarak maliklerin (kat maliklerinden yalnızca birinin başvurusu dahi yeterlidir) veya kanuni temsilcilerinin talebi üzerine, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı (Bakanlık) tarafından lisanslandırılmış kurum ve kuruluşlar (üniversiteler, yapı denetim firmaları, lisanslı mühendislik ve müşavirlik büroları) tarafından yapılır. İlgili lisanslı kuruluş, binadan karot örneği alır, sıyırma işlemi yapar, demir ve beton dayanım testlerini gerçekleştirerek teknik bir "Riskli Yapı Tespit Raporu" hazırlar ve bu raporu idarenin (Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü veya yetkilendirilmiş İlçe Belediyesi) onayına sunar.</p>

<p><strong>Güncel Mevzuatta Tebligat Usulü (Kasım 2023 Değişiklikleri)</strong></p>

<p>İdari ve hukuki başvuru sürelerinin işlemesi tebligat aşamasına bağlıdır. 9 Kasım 2023 tarihinde 6306 sayılı Kanun'da yapılan köklü değişiklikler ile tebligat usulü ciddi şekilde hızlandırılmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemeye göre; riskli yapı tespitine ilişkin raporlar, bizzat maliklere iadeli taahhütlü posta yoluyla gönderilmeyecektir. Bunun yerine tebligat işlemi;</p>

<p>- Raporun yapıya (binanın kapısına) asılması,</p>

<p>- Mülki idare amirliğine (muhtarlığa) bildirilmesi,</p>

<p>- Raporun e-Devlet kapısı üzerinden bildirilmesi,</p>

<p>- İlgili idarenin internet sayfasında 15 gün süreyle ilan edilmesi,</p>

<p>şartlarının birlikte gerçekleşmesiyle <strong>yapılmış sayılacaktır.</strong> Bu durum, maliklerin e-Devlet bildirimlerini ve binalarına asılan evrakları çok daha sıkı takip etmelerini zorunlu kılmıştır. Süreler, bu ilan ve asma işlemlerinin tamamlandığı tarihten itibaren işlemeye başlar.</p>

<p><strong>2. Riskli Yapı Tespitine İdari İtiraz Yolu</strong></p>

<p>Riskli yapı tespit raporunun onaylanması ve maliklere yasal usullere göre tebliğ edilmesinin ardından, yapısının riskli olmadığını düşünen maliklerin veya ayni hak sahiplerinin başvurabileceği ilk aşama <strong>"İdari İtiraz"</strong> sürecidir.</p>

<p><strong>İtiraz Süresi ve Mercii</strong></p>

<p>Riskli yapı tespit raporuna karşı, tebligat tarihinden (ilan ve asma işleminin tamamlanmasından) itibaren <strong>15 gün içinde</strong> itiraz edilebilir. İtiraz, riskli yapının bulunduğu yerdeki Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü’ne veya yetki devri yapılmışsa ilgili belediyeye dilekçe ile yapılır. Bu 15 günlük süre "hak düşürücü" niteliktedir. Süresi içinde itiraz edilmeyen tespit raporları kesinleşir ve binanın yıkım sürecine geçilir.</p>

<p><strong>İtirazın İncelenmesi: Teknik Heyet</strong></p>

<p>Yapılan itirazlar idare tarafından, Bakanlıkça oluşturulan <strong>Teknik Heyetler</strong> (üniversite öğretim üyeleri, bakanlık yetkilileri ve uzman mühendislerden oluşan komisyonlar) aracılığıyla incelenir. Teknik heyet, yapılan itirazı evrak üzerinden inceleyebileceği gibi, gerek görürse yerinde (binada) de inceleme yapabilir.</p>

<p>İnceleme sonucunda teknik heyet;</p>

<p><strong>1. İtirazı haklı bulabilir:</strong> Rapor iptal edilir, yapı "riskli olmayan yapı" statüsüne döner.</p>

<p><strong>2. İtirazı reddedebilir:</strong> Raporun teknik ve ilmi verilere uygun olduğuna karar verilir. Bu durumda riskli yapı kararı idari yönden kesinleşir.</p>

<p>Teknik heyetin kararı son idari karardır. Bu karara karşı idari merciler nezdinde başkaca bir itiraz yolu bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>3. Hukuki Yol: İdari İşlemin İptali Davası</strong></p>

<p>İdari itirazın teknik heyet tarafından reddedilmesi (veya hiç itiraz edilmeyip raporun kesinleşmesi) halinde, idare idari işlemi tesis ederek maliklere binayı tahliye ve yıkım için 60 günden az olmamak üzere süre verir. Mülkiyet hakkını korumak isteyen kat maliklerinin başvurabileceği son ve en etkili yol, idari yargıda <strong>"İptal Davası"</strong> açmaktır.</p>

<p><strong>Dava Açma Süresi ve Görevli Mahkeme</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun uyarınca alınan kararlara ve idari işlemlere karşı açılacak iptal davalarında süre, işlemin tebliğinden itibaren <strong>30 gündür</strong>. Bu süre, genel idari yargılama usulündeki 60 günlük süreden farklı ve daha kısadır; bu sebeple hak kaybı yaşamamak adına 30 günlük dava açma süresine harfiyen uyulmalıdır. Görevli ve yetkili mahkeme, taşınmazın (riskli yapının) bulunduğu yerdeki <strong>İdare Mahkemeleri</strong>dir.</p>

<p><strong>İptal Davasının Gerekçeleri (Hukuka Aykırılık Nedenleri)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İptal davasında malikler, tespit sürecinin hukuka, bilime ve tekniğe aykırı olduğunu ileri sürmelidir. İdare mahkemeleri, alanında uzman bilirkişi heyetleri (inşaat mühendisi, mimar, jeoloji mühendisi vb.) atayarak yapıyı yeniden inceletir. Yaygın iptal gerekçeleri şunlardır:</p>

<p>- Lisanslı kuruluşun yetkisiz olması veya gerekli akreditasyonlara sahip olmaması.</p>

<p>- Karot numunelerinin (beton örneklerinin) yanlış yerlerden (örneğin taşıyıcı olmayan kolonlardan) alınması veya standartlara aykırı sayılarda alınması.</p>

<p>- Zemin etüdü verilerinin yanlış değerlendirilmesi.</p>

<p>- 2013, 2018 veya güncel (2019) Riskli Yapıların Tespit Edilmesine İlişkin Esaslar (RYTEİE) yönetmeliklerinde belirtilen matematiksel modelleme ve formüllerin hatalı uygulanması.</p>

<p>Mahkemece atanan bilirkişi heyetinin hazırlayacağı rapor, davanın sonucunu doğrudan belirler. Bilirkişi raporunda binanın riskli olmadığı veya teknik analizlerin kökten hatalı olduğu tespit edilirse, idare mahkemesi "Riskli Yapı Tespiti Kararının İptaline" karar verir.</p>

<p><strong>Yürütmenin Durdurulması (YD) Talebi</strong></p>

<p>Kentsel dönüşüm davalarının en kritik aşaması "Yürütmenin Durdurulması" müessesesidir. Çünkü idari dava açılmış olması, tek başına yıkım işlemlerini durdurmaz.</p>

<p>6306 sayılı Kanun'un ilk halinde "Bu kanun uyarınca alınacak kararlara karşı açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemez" şeklinde bir hüküm bulunmaktaydı. Ancak Anayasa Mahkemesi, mülkiyet hakkının özüne dokunduğu ve hak arama hürriyetini kısıtladığı gerekçesiyle bu katı hükmü iptal etmiştir.</p>

<p>Güncel uygulamada, iptal davası açarken mutlaka ve gerekçeli olarak <strong>Yürütmenin Durdurulması</strong> talep edilmelidir. İdare Mahkemesi, 2577 sayılı İYUK m.27 uyarınca "İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması (binanın yıkılması gibi)" ve "idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması" şartlarının birlikte gerçekleştiğine kanaat getirirse (genellikle ilk bilirkişi incelemesi sonrasında) yürütmeyi durdurma kararı verebilir. YD kararı alındığında, dava sonuçlanıncaya kadar idare, elektrik/su kesme, tahliye veya yıkım işlemlerini gerçekleştiremez.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Kanunu kapsamında yürütülen süreçler, kamu yararı (can güvenliği) ile bireysel mülkiyet hakkı arasında hassas bir denge üzerine kuruludur. Devletin afet riskini bertaraf etme ödevi tartışmasız olmakla birlikte, bu süreçte maliklerin anayasal mülkiyet haklarının keyfi veya hatalı teknik değerlendirmelerle ihlal edilmemesi de hukuk devletinin bir gereğidir.</p>

<p>Özellikle Kasım 2023 değişiklikleri ile tebligat sürelerinin kısaltılması ve e-Devlet üzerinden yapılan bildirimlerin geçerli sayılması, kat maliklerinin çok daha dikkatli ve hızlı hareket etmesini zorunlu kılmıştır. 15 günlük idari itiraz süresinin ve 30 günlük iptal davası açma süresinin hak düşürücü nitelikte olması sebebiyle, riskli yapı tespiti tebligatı (ilanı) ile karşılaşan vatandaşların vakit kaybetmeksizin gayrimenkul ve idare hukuku alanında uzman hukukçulardan destek almaları, telafisi imkansız zararların (haksız yıkımların) önüne geçilmesi adına elzemdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN"><img alt="Av. Yusuf Şamil TÜREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yusuf-samil-turen1.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yusuf-samil-turen" title="Av. Yusuf Şamil TÜREN">Av. Yusuf Şamil TÜREN</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/6306-sayili-kanun-kapsaminda-kentsel-donusumde-riskli-yapi-tespitine-itiraz-ve-iptal-davasi-surecleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 11:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dls.jpg" type="image/jpeg" length="40173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünde Değişiklik Yapılmasına Dair Ana Statü, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İLKOKUL ÖĞRETMENLERİ SAĞLIK VE SOSYAL YARDIM SANDIĞI ANASTATÜSÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR ANA STATÜ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 22/3/1995 tarihli ve 22235 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İlkokul Öğretmenleri Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı Anastatüsünün 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Üyelik kapsamında Sandığa en az 120 ay aidat ödemiş olup herhangi bir nedenle üyeliği sona erenler bakımından aşağıdaki kurallar uygulanır:</p>

<p>a) Talep etmeleri halinde, birikmiş aidatları yasal faizi ile birlikte geri ödenir. Bu kişilere emekli yardımı ödenmez. Ancak bu kişiler, isterlerse Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olacakları tarihe kadar bekleyip emekli yardımı alabilirler.</p>

<p>b) Bu fıkranın (a) bendi hükümlerine göre aidat iadesi almayarak, Sosyal Güvenlik Kurumundan emekli olacakları tarihe kadar bekleyenlere veya bu süre içinde vefat edenlerin varislerine, Sandıktaki birikmiş aidatları ile son ödedikleri aidat tutarına göre hesaplanan emekli yardımı tutarı anapara kabul edilerek, sandıktan ayrıldıkları tarihten, emekli oldukları veya vefat ettikleri tarihe kadar geçen süre için 4/12/1984 tarihli ve 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanuna göre tahakkuk ettirilecek yasal faiz hesaplanarak, emekli yardımı tutarına ilave olunur.</p>

<p>c) Sandıkça resen tahakkuk ettirilip, kısmen veya tamamen Sandık emanet hesaplarına kaydedilen emekli yardımı veya ölüm yardımından kaynaklı üye alacaklarına, bahse konu yardım miktarından, emanet hesaba aktarılan kadar tutarı anapara kabul edilerek, bu meblağa emanet hesaba kaydedildiği tarihten, üyeye veya varislerine ödeme yapılan tarihe kadar geçecek süre için 3095 sayılı Kanuna göre tahakkuk ettirilecek yasal faiz hesaplanarak, anapara tutarına ilave olunur.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Ana Statü yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Ana Statü hükümlerini Millî Eğitim Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ilkokul-ogretmenleri-saglik-ve-sosyal-yardim-sandigi-anastatusunde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/milli-egi.jpg" type="image/jpeg" length="61341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Selçuk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ EĞİTİM-ÖĞRETİM VE SINAV YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/8/2023 tarihli ve 32267 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğine aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 2- (1) 2024-2025 eğitim-öğretim yılından önce Fakülteye kayıt yaptıran öğrenciler hakkında; başarı notunun tespiti ve başarı denetimine ilişkin olarak, kayıt tarihinde yürürlükte bulunan 13/1/2016 tarihli ve 29592 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan mülga Selçuk Üniversitesi Ön Lisans ve Lisans Eğitim-Öğretim ve Sınav Yönetmeliğinin 13 üncü ve 15 inci maddeleri uygulanmaya devam edilir. Ancak, 2024-2025 eğitim-öğretim yılı için merkezi yerleştirme ile kayıt yaptıran öğrenciler hakkında bu madde hükümleri uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Selçuk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/selcuk-universitesi-hukuk-fakultesi-egitim-ogretim-ve-sinav-yonetmeliginde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="43639"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Doğa Koruma ve Milli Parklar Uzmanlığı Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Doğa Koruma ve Milli Parklar Uzmanlığı Yönetmeliği, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünden:</strong></p>

<p><strong>DOĞA KORUMA VE MİLLİ PARKLAR UZMANLIĞI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcılarının mesleğe alınma, yetiştirilme ve yeterlik sınavları, doğa koruma ve milli parklar uzmanlığına atanmaları ile doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarının çalışma usul ve esasları, görev, yetki, hak ve sorumluluklarını düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcılığı yarışma sınavına katılacak adaylar ile doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarını kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun ek 41 inci maddesi ile 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 792/DD maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Aday: Uzman yardımcılığı yarışma sınavına başvuran ve sınava katılan kişiyi,</p>

<p>b) Birim: Doğa koruma ve milli parklar uzman ve uzman yardımcılarının görev yaptığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü merkez teşkilatı hizmet birimlerini,</p>

<p>c) Birim amiri: Genel Müdürlük merkez teşkilatındaki hizmet birimlerinin en üst amirlerini ve genel müdür yardımcılarını,</p>

<p>ç) Genel Müdür: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürünü,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) KPSS: Kamu Personel Seçme Sınavını,</p>

<p>f) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığını,</p>

<p>g) Tez: Doğa koruma ve milli parklar uzmanlık tezini,</p>

<p>ğ) Tez jürisi: Uzman yardımcısı tarafından hazırlanan tezi inceleyen ve değerlendiren jüriyi,</p>

<p>h) Uzman: Doğa koruma ve milli parklar uzmanını,</p>

<p>ı) Uzman yardımcısı: Doğa koruma ve milli parklar uzman yardımcısını,</p>

<p>i) Yarışma sınavı: Uzman yardımcılığına giriş için yapılan yarışma sınavını,</p>

<p>j) Yarışma sınavı komisyonu: Genel Müdürlük tarafından yarışma sınavlarıyla ilgili işlemleri yürütmek amacıyla oluşturulan komisyonu,</p>

<p>k) YDS/e-YDS: Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavını/Elektronik Yabancı Dil Sınavını,</p>

<p>l) Yeterlik sınav komisyonu: Genel Müdürlük tarafından yeterlik sınavlarıyla ilgili işlemleri yürütmek amacıyla oluşturulan komisyonu,</p>

<p>m) Yeterlik sınavı: Doğa koruma ve milli parklar uzmanlığı yeterlik sınavını,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Uzman Yardımcılığı Yarışma Sınavı ve Atama</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığı yarışma sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Uzman yardımcıları, mesleğe yarışma sınavı ile alınır. Yarışma sınavı, kadro ve ihtiyaç durumuna göre Genel Müdürlükçe uygun görülen zamanlarda yazılı ve sözlü olmak üzere iki aşamalı yapılır.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı; kadro ve ihtiyaç durumu gözetilerek, 18/3/2002 tarihli ve 2002/3975 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Görevlerine İlk Defa Atanacaklar İçin Yapılacak Sınavlar Hakkında Genel Yönetmelik hükümleri çerçevesinde, KPSS sonuçlarına göre sınav ilânında belirtilen taban puan esas alınarak yapılır.</p>

<p>(3) Sınavın sekretarya işlemleri Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı duyurusu</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Yarışma sınavının başvuru şartları, KPSS puan türleri ve asgari puanlar, sınav konuları, sınavın şekli, ilk ve son başvuru tarihi, başvuru evrakının temin edileceği yer, başvuru yeri, gerek görülmesi hâlinde öğrenim dalları ve kontenjanları, öğrenim dalları itibarıyla atama yapılacak kadroların sınıfı, dereceleri, sayıları, sınava çağrılacak aday sayısı, sınavın yeri, zamanı, değerlendirme yöntemi, başvuruda istenen belge ve beyanlar ile diğer hususlar sınava son başvuru tarihinden en az otuz gün önce Resmî Gazete’de, Cumhurbaşkanınca belirlenen kurumun internet sitesi ile Genel Müdürlük internet sitesinde yayımlanmak suretiyle duyurulur.</p>

<p><strong>Yarışma sınavına başvuru şartları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Adaylarda başvuru sırasında;</p>

<p>a) 657 sayılı Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasının (A) bendinde yer alan genel şartları taşımak,</p>

<p>b) Son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış olmak kaydıyla KPSS’den yarışma sınavı duyurusunda belirtilen puan türlerinden asgari puanı almış olmak,</p>

<p>c) Yarışma sınavının yapıldığı yılın ocak ayının birinci günü itibarıyla otuz beş yaşını doldurmamış olmak,</p>

<p>ç) Genel Müdürlüğün kadro ve ihtiyaç durumuna göre ilanda belirtilecek olan en az dört yıllık siyasal bilgiler, hukuk, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, fen-edebiyat, fen, mühendislik, mimarlık, veteriner, ziraat, orman ve uygulamalı bilimler fakültelerinden ya da bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt içindeki veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak,</p>

<p>d) Genel Müdürlükçe gerekli görüldüğü takdirde, son başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içinde giriş sınavı ilanında belirtilen yabancı dillerin birinden YDS/e-YDS’den en az (D) seviyesinde veya dil yeterliği bakımından bunlara denkliği ÖSYM tarafından kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan belgeye sahip olmak,</p>

<p>şartları aranır.</p>

<p><strong>Yarışma sınavına başvuru ve istenilecek belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Uzman yardımcılığı yarışma sınavı başvurusu, Genel Müdürlük internet sitesinden temin edilerek doldurulacak başvuru formunun, aşağıda sayılan belgelerle birlikte, sınav ilanında belirtilen tarihe kadar Personel Dairesi Başkanlığına şahsen veya posta yoluyla teslim edilmesi suretiyle yapılır:</p>

<p>a) Kimlik bilgileri.</p>

<p>b) KPSS sonuç belgesinin aslı veya fotokopisi ya da ÖSYM’nin internet sitesinden alınan çıktısı.</p>

<p>c) Mezuniyet durumuna ilişkin belgenin Genel Müdürlükçe onaylı örneği veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olanlar için diploma denklik belgesinin aslı veya onaylı örneği.</p>

<p>ç) 2 adet biyometrik vesikalık fotoğraf.</p>

<p>d) Özgeçmiş.</p>

<p>e) Genel Müdürlükçe gerekli görüldüğü takdirde, son başvuru tarihi itibarıyla son beş yıl içinde giriş sınavı ilanında belirtilen yabancı dillerin birinden YDS/e-YDS’den en az (D) seviyesinde veya dil yeterliği bakımından bunlara denkliği ÖSYM tarafından kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan belgenin aslı veya onaylı sureti.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı duyurusunda belirtilmesi halinde, başvurular elektronik ortamda da yapılabilir. Elektronik başvurularda ilan edilen başvuru süresi içinde elektronik başvuru formundaki bilgilerin doldurulması ve birinci fıkrada sayılan bilgi ve belgelerin girilmesi ya da okunabilir bir dosya olarak yüklenmesi ile başvuru işlemi tamamlanmış sayılır.</p>

<p>(3) İkinci fıkra uyarınca elektronik ortamda yapılan başvurularda adaylardan şahsen veya posta yoluyla herhangi bir bilgi veya belge istenmez. Son başvuru tarihinden sonra yapılan başvurular kabul edilmez.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı başvurularının incelenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Yarışma sınavı komisyonu, sınav başvurularını aranılan şartlar açısından inceleyerek, yarışma sınavına katılabilecek adaylara ilişkin listeyi KPSS puanı en yüksek olan adaydan başlamak suretiyle düzenler. Atama yapılacak kadro sayısının fakülte veya öğrenim ya da fakülte ve öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda listeler buna göre düzenlenir. Düzenlenen listeler Personel Dairesi Başkanlığına bildirilir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavına çağrılacak aday sayısı, ilan edilen atama yapılacak kadro sayısının yirmi katını geçemez. Son sıradaki adayla aynı puanı alan adaylar da yarışma sınavına çağrılır. Sınav ilanında atama yapılacak kadro sayısının fakülte veya öğrenim ya da fakülte ve öğrenim dalları itibarıyla ayrı ayrı belirlenmesi durumunda yarışma sınavına çağrılacak aday sayısı da ayrı ayrı hesaplanır.</p>

<p><strong>Adayların yarışma sınavına kabulü ve itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Personel Dairesi Başkanlığına bildirilen sınava katılmaya hak kazanan adayların listesi ile bunların sınava giriş yerleri, Genel Müdürlük resmî internet sitesinde ilan edilir. Adaylara ayrıca tebligat yapılmaz.</p>

<p>(2) Yarışma sınavının yazılı bölümünün Genel Müdürlükçe yapılması halinde sınava girme hakkı kazanan adaylara fotoğraflı sınav giriş belgesi Personel Dairesi Başkanlığı tarafından verilir. Sınav giriş belgesinde kimlik bilgileri, sınav yeri ve tarihi yer alır. Fotoğraflı sınav giriş belgesi sınav saatine kadar adaylarca elden veya elektronik ortamda teslim alınır. Sınav giriş belgesi olmayan aday sınava katılamaz. Başvuruların elektronik ortamda alınması halinde sınav giriş belgesi ilgili platform aracılığı ile temin edilebilir.</p>

<p>(3) Yarışma sınavına katılacak adayların listesine itirazlar, ilan tarihinden itibaren beş iş günü içinde Genel Müdürlüğe yazılı olarak yapılabilir. Yapılan itirazlar, yarışma sınavı komisyonunca itiraz tarihinden itibaren en geç on gün içinde sonuçlandırılır; bu süre zorunlu hallerde on güne uzatılabilir.</p>

<p>(4) Yarışma sınavına katılmaya hak kazanan adaylardan gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler yarışma sınavına alınmaz. Yarışma sınavına katılmış olanların sınavı geçersiz sayılır ve atamaları yapılmaz. Adayların atamaları yapılmış olsa dahi iptal edilir ve bu kişiler hiçbir hak talep edemezler. Bu kişiler hakkında Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulunulur. Bu şekilde Genel Müdürlüğü yanıltanlar kamu görevlisi ise durumları, çalıştıkları kurumlara bildirilir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavı komisyonu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yarışma sınavı komisyonu; Genel Müdürün veya Genel Müdürün belirleyeceği birim amirinin başkanlığında bir başkan ve dört üye olmak üzere beş kişiden oluşur. Üyeler, birim amirleri arasından belirlenir. İhtiyaç hâlinde, üniversitelerden en fazla iki öğretim üyesi veya kurum içinden iki uzman da sınav kurulunda asıl üye olarak görevlendirilebilir. Ayrıca aynı niteliklere sahip dört yedek üye belirlenir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı komisyonu başkan ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları sınavlarda görev alamazlar. Bunların yerine yedek üye veya üyeler katılır.</p>

<p>(3) Yarışma sınavı komisyonu, üye tam sayısı ile toplanır ve oy çokluğu ile karar alır. Asıl üyelerin herhangi bir nedenle toplantıya katılamamaları hâlinde yerlerine yedek üyeler katılır.</p>

<p>(4) Yarışma sınavı komisyonunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yarışma sınavı sorularını hazırlamak veya hazırlatmak.</p>

<p>b) Yarışma sınavını yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>c) Yarışma sınavının sonuçlarını değerlendirerek başarı sıralamasını yapmak.</p>

<p>ç) Yarışma sınav sonuçlarına göre yapılacak itirazları değerlendirmek ve sonuçlandırmak.</p>

<p>(5) Yarışma sınavının hazırlık çalışmaları, başvuruların incelenmesi ve yarışma sınavına katılacak adayların belirlenmesi işlemleri ile yarışma sınavı komisyonunun sekretarya hizmetleri Personel Dairesi Başkanlığınca yürütülür.</p>

<p><strong>Yazılı sınav konuları</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yazılı sınav; genel kültür ve genel yetenek, Genel Müdürlüğün görev alanına ilişkin mevzuat bilgisi ve adayların mezun oldukları yükseköğretim programlarına göre mesleki alan konularından oluşur.</p>

<p>(2) Yazılı sınav konuları öğrenim gruplarına göre aşağıdaki şekilde belirlenir:</p>

<p>a) Siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, işletme ve iktisat fakülteleri mezunları için; Uluslararası İlişkiler Kuramları, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Avrupa Bütünleşmesi, Kamu Yönetimi, Anayasa Hukuku, İdare Hukuku, Mikro İktisat, Makro İktisat, Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Kamu Maliyesi (Kamu Harcamaları, Kamu Gelirleri, Bütçe ve Kamu Finansmanı), Maliye Politikası.</p>

<p>b) Hukuk fakültesi mezunları için; Medeni Hukuk (Genel Hükümler, Eşya Hukuku), Uluslararası Hukuk, Borçlar Hukuku, Ticaret Hukuku (Genel Hükümler, Şirketler Hukuku, Kıymetli Evrak Hukuku), Anayasa Hukuku, Ceza Hukuku (Genel Hükümler) ve İdare Hukuku (Genel Hükümler, İdari Yargı).</p>

<p>c) Mimarlık, mühendislik, fen, fen-edebiyat, veteriner, ziraat, orman ve uygulamalı bilimler fakülteleri mezunları için; mezun olunan bölümün müfredatı esas alınarak, Genel Müdürlüğün görev alanına giren konular çerçevesinde mesleki alan bilgisi ve ilgili mevzuat.</p>

<p>(3) Yazılı sınav soruları; genel kültür ve genel yetenek soruları tüm soruların yüzde onunu, Genel Müdürlüğün yapısı, genel görev alanı ve ilgili mevzuat ile ilgili sorular yüzde otuzunu, mezun olunan bölümün müfredatı kapsamında meslekî alan bilgisi ile ilgili sorular yüzde altmışını oluşturacak şekilde hazırlanır ve aynı oranda değerlendirilir.</p>

<p><strong>Yazılı sınavın yapılış şekli</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yazılı sınav klasik veya test usulünde yapılabilir. Sınavın uygulanma yöntemi sınav duyurusunda belirtilir.</p>

<p>(2) Yazılı sınav, Genel Müdürlük tarafından yapılabilir veya gerekli görülmesi hâlinde ÖSYM ya da üniversitelere yaptırılabilir. Sınavın başka bir kuruma yaptırılması hâlinde usul ve esaslar protokolle belirlenir.</p>

<p>(3) Yazılı sınav konularının kapsamı ve detayı, 12 nci maddede belirtildiği şekilde yayımlanarak duyurulur.</p>

<p>(4) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması halinde sınav soruları, yarışma sınavı komisyonunun belirleyeceği üniversite veya Genel Müdürlük personeli tarafından sınav duyurusunda belirtilen alanlara uygun olarak ayrı ayrı hazırlanıp yarışma sınavı komisyonuna sunulur. Yazılı sınav soruları, puanları ve sınav süresini gösterir tutanak, yarışma sınavı komisyonu başkanı ve üyeleri tarafından imzalanır.</p>

<p>(5) Soru kitapçıkları, zarflar içerisine konularak mühürlenmek suretiyle kapatılıp muhafaza edilir ve sınav salonunda adayların huzurunda açılır.</p>

<p>(6) Yazılı sınav sorularının hazırlanması, muhafazası ve sonuçlarının değerlendirilmesinde gizliliğe riayet edilir.</p>

<p>(7) Genel Müdürlük tarafından yapılacak yazılı sınav, yarışma sınavı komisyonu başkanı tarafından bu iş için görevlendirilen personel ile yarışma sınavı komisyonu üyelerinin gözetimi ve denetimi altında yapılır.</p>

<p>(8) Sınavda kopya çekenler, çekmeye teşebbüs edenler veya kopya çektiği tespit edilenler hakkında tutanak düzenlenir ve bu kişilerin sınavları geçersiz sayılır.</p>

<p>(9) Yazılı sınavın klasik usulde yapılması halinde isim yeri kapalı özel cevap kâğıtları kullanılır. Sınavın başlama ve bitiş saati, kaç adayın katıldığı, her adayın kullandığı cevap kâğıdı adedini gösteren tutanak düzenlenir. Toplanan cevap kâğıtları ve tutanaklar, zarf içine konularak kapatılıp mühürlendikten sonra yarışma sınavı komisyonu başkanına teslim edilir.</p>

<p>(10) Tutanaklar, salon başkanı ve gözetim ve denetim ile görevli olanlar tarafından imzalanır.</p>

<p><strong>Yazılı sınavın değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yazılı sınavın değerlendirmesi yüz tam puan üzerinden yapılır. Yazılı sınavda başarılı sayılabilmek için her konu grubundan en az altmış puan alınması ve bunların ortalamasının en az yetmiş puan olması gerekir.</p>

<p>(2) Yazılı sınavın Genel Müdürlük tarafından yapılması hâlinde; yarışma sınavı komisyonu, sınav kâğıtlarını değerlendirmek üzere üye tam sayısı ile toplanır; cevap kâğıtlarının bulunduğu kapalı zarf bir tutanak düzenlenmek suretiyle açılır ve zarfın içinden çıkan cevap kâğıtları numaralandırılır; cevap kâğıtlarının her birinin aldığı kâğıt numarası, değerlendirme notu ve isim sütunlarından oluşacak şekilde hazırlanmış olan tabloya yazılmak suretiyle bir liste oluşturulur; cevap kâğıtlarının kapalı olan isim bölümleri açılarak adayların isimleri, oluşturulmuş olan listenin ilgili sütununa yazılır; her bir sayfası üyelerce paraflanan söz konusu liste, cevap kâğıtlarının değerlendirmesinin yapıldığına ilişkin olarak düzenlenecek tutanağa ek olarak konur.</p>

<p><strong>Yazılı sınav sonuçlarının duyurulması ve sözlü sınava çağırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Yazılı sınav başarı sıralamasına göre oluşturulan liste, sınav bitimini takip eden otuz gün içinde Genel Müdürlük internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p>(2) Yazılı sınavda başarılı olanlar arasından en yüksek puandan başlanarak yarışma sınavı duyurusunda belirtilen kadronun dört katı kadar aday sözlü sınava çağrılır. Çağrılacak olan son sıradaki aday ile eşit puana sahip adayların tamamı sözlü sınava çağrılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Sözlü sınavın yeri, günü ve saati sözlü sınavdan en az on gün önce Genel Müdürlük internet sitesinde ilan edilir.</p>

<p><strong>Sözlü sınav</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Sözlü sınav, yarışma sınavı komisyonu tarafından sınav duyurusunda belirtilen tarihlerde yapılır.</p>

<p>(2) Sözlü sınav, adayların;</p>

<p>a) Sınav konularına ilişkin bilgi düzeyini,</p>

<p>b) Bir konuyu kavrayıp özetleme, ifade yeteneği ve muhakeme gücünü,</p>

<p>c) Liyakati, temsil kabiliyeti, davranış ve tepkilerinin mesleğe uygunluğunu,</p>

<p>ç) Öz güveni, ikna kabiliyeti ve inandırıcılığını,</p>

<p>d) Genel yetenek ve genel kültürünü,</p>

<p>e) Bilimsel ve teknolojik gelişmelere açıklığını,</p>

<p>değerlendirmek için yarışma sınavı komisyonu başkanı tarafından önceden yazılı olarak hazırlanan sorulara ayrı ayrı puan verilmek suretiyle gerçekleştirilir.</p>

<p>(3) Adayların cevapları, komisyon tarafından ikinci fıkranın (a) bendi için elli puan, (b), (c), (ç), (d) ve (e) bentlerinde yazılı özelliklerin her biri için onar puan üzerinden değerlendirilir. Verilen puanlar ayrı ayrı tutanağa geçirilir. Bunun dışında sözlü sınav ile ilgili herhangi bir kayıt sistemi kullanılmaz. Sözlü sınavda başarılı sayılmak için yarışma sınavı komisyonu başkan ve üyelerinin yüz tam puan üzerinden verdikleri puanların aritmetik ortalamasının en az yetmiş olması gerekir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavının değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Başarı puanı, yazılı sınav ile sözlü sınav notlarının aritmetik ortalaması alınarak tespit edilir. Başarı sıralaması, başarı puanı en yüksek adaydan başlamak suretiyle belirlenir.</p>

<p>(2) Yarışma sınavı komisyonu, adayları en yüksek başarı puanından başlamak üzere başarı sırasına göre sıralayarak ilan edilen kadro sayısı kadar adayı asıl, bu sayının en fazla yarısı kadar adayı da yedek olarak belirler ve ilan eder.</p>

<p>(3) Adayların başarı puanlarının aynı olması halinde sırasıyla yazılı puanı, yarışma sınavına başvurduğu KPSS puanı ve yabancı dil puanı yüksek olan adaya öncelik tanınır.</p>

<p>(4) Öğrenim dalları itibarıyla yarışma sınavı nihai başarı listesi ve uzman yardımcısı olarak atanabilecek adayların listesi Genel Müdür onayına sunulur. Listeler Genel Müdür tarafından onaylandıktan sonra Genel Müdürlük internet sitesinden ilan edilir. Listede yer alan asıl ve yedek adaylara, atanmaya ilişkin bildirim 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu ve ilgili mevzuat hükümlerine göre yapılır.</p>

<p><strong>Sınav sonuçlarına itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Adaylar sınav sonuçlarının ilanı tarihinden itibaren beş gün içinde sınav sonuçlarına yazılı olarak yarışma sınavı komisyonuna iletilmek üzere Personel Dairesi Başkanlığına itiraz edebilir. İtirazlar, itiraz süresinin bitimi tarihinden itibaren on beş gün içinde yarışma sınavı komisyonu tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir.</p>

<p><strong>Yarışma sınavını kazanan adaylardan istenilecek belgeler</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Yarışma sınavını kazanan adaylar sınav sonuçlarının tebliğini takip eden on beş iş günü içinde aşağıda belirtilen belgeleri Personel Dairesi Başkanlığına şahsen veya posta yoluyla teslim ederler:</p>

<p>a) Görevini devamlı yapmasına engel bir halin bulunmadığına dair yazılı beyanı.</p>

<p>b) Adli sicil kaydı yazılı beyanı.</p>

<p>c) Erkek adaylar için askerlik durumunu bildirir yazılı beyan.</p>

<p>ç) 4 adet biyometrik vesikalık fotoğraf.</p>

<p>(2) Gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenler hakkında 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasına göre işlem yapılır.</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığına atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>(1) Yarışma sınavının değerlendirilmesi sonucunda başarılı olan ve süresi içinde istenilen belgeleri Personel Dairesi Başkanlığına teslim eden adayların, ilgili mevzuat hükümlerine göre uzman yardımcısı kadrolarına atamaları yapılır.</p>

<p>(2) Atama işlemi yapılmadan feragat edenlerin veya atama yapılması için süresi içinde belge ile ispatı mümkün zorlayıcı sebepler olmaksızın başvurmayan adayların atamaları yapılmaz.</p>

<p>(3) Atamaya esas belgelerini süresi içinde teslim etmeyenler ile atama hakkını kaybedenlerin yerine, yeni bir sınav yapılıncaya kadar en geç altı ay içinde olmak kaydıyla başarı sırasına göre yedek listede yer alan adaylar arasından atama yapılabilir.</p>

<p>(4) Yedek listedeki adayların hakları, daha sonraki sınavlar için müktesep hak veya herhangi bir öncelik teşkil etmez.</p>

<p><strong>Sınav belgelerinin saklanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>(1) Uzman yardımcılığına atanan adayların yarışma sınavına ilişkin başvuru evrakı, sınav sonuç bilgileri ve diğer ilgili belgeler özlük dosyalarında saklanır.</p>

<p>(2) Başarı gösteremeyenler ile gerekli şartlara sahip olmadıkları için sınava alınmayanların belgeleri iki yıl saklanır. Talepleri halinde kendilerine verilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Uzman Yardımcılarının Yetiştirilmesi, Uzmanlık Tezi,</p>

<p>Yeterlik ve Uzmanlığa Atama</p>

<p><strong>Yeterlik süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>(1) Uzman yardımcıları uzmanlığa atanabilmek için yeterlik sürecine tabi tutulur. Yeterlik süreci tez savunması ve yeterlik sınavı olmak üzere iki aşamalıdır.</p>

<p><strong>Uzman yardımcılığı süresi ve yetiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 23- </strong>(1) Uzman yardımcılığı süresi en az üç yıldır. Bu süreye aylıksız izin, toplamda üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri dâhil değildir.</p>

<p>(2) Uzman yardımcısı olarak atananlar için bu kadroda bulundukları sürece, uzmanlığın gerektirdiği bilgi, beceri ve etik değerleri kazanmalarına yönelik verilecek görevlerin yanı sıra;</p>

<p>a) Genel Müdürlüğün teşkilât yapısı, görevleri ve çalışma usul ve esasları hakkında bilgi ve tecrübe kazanmaya,</p>

<p>b) Genel Müdürlüğün hizmet alanına giren konulara ilişkin mevzuata ve bu mevzuatın uygulanmasına ilişkin bilgi ve becerileri kazanmaya,</p>

<p>c) Yazışma, rapor yazma, inceleme ve araştırma teknikleri konularında gerekli bilgi ve yeteneği kazanmaya,</p>

<p>ç) Meslekî konularda bilimsel ve teknik çalışma ve araştırma alışkanlığını kazanmaya,</p>

<p>d) Yabancı dil bilgisini geliştirmeye,</p>

<p>e) Genel Müdürlüğün hizmet alanı ile ilgili olarak, ulusal ve uluslararası konferans, seminer ve eğitim programlarına iştirak ve temsil kabiliyetini geliştirmeye,</p>

<p>yönelik eğitim planı hazırlanır.</p>

<p>(3) Eğitim planı; ilgili birimlerin görüşü alınarak Dış İlişkiler ve Eğitim Daire Başkanlığı tarafından hazırlanır ve Genel Müdürün onayı ile yürürlüğe konulur.</p>

<p>(4) Uzman yardımcıları, mesleki eğitimlerini müteakip en az bir yıl süreyle, ilgili daire başkanınca görevlendirilecek bir uzman gözetiminde çalıştırılır.</p>

<p><strong>Tez konusu seçimi ve hazırlanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 24- </strong>(1) Uzman yardımcıları; aylıksız izin ile toplamı üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri hariç olmak üzere, adaylıkta geçen süre dâhil Genel Müdürlükte iki yıllık fiili hizmet süresini izleyen bir ay içinde, Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili bir tez konusu belirler. Belirlenen konuda uzman yardımcısı Genel Müdürlükçe öngörülen şekle uygun olarak tez projesi hazırlar ve projeyi birim amirinin onayına sunar. Birim amirinin onay süresi on beş gündür. Uzman yardımcısı tarafından seçilen ve birim amiri tarafından onaylanan tez konusu Personel Dairesi Başkanlığına bildirilir.</p>

<p>(2) Uygun bulunmayan tez projesi onay süresi içinde gerekçesi belirtilmek suretiyle iade edilir. Uzman yardımcısı en geç bir ay içinde yeni bir tez projesi hazırlayarak onaya sunar. Tez projesinin ikinci kez reddi halinde ise uzman yardımcısı, birim amirinin talimatı doğrultusunda tez projesini yeniden hazırlar.</p>

<p>(3) Tez projesinin onayı ilgili uzman yardımcısına tebliğ edilir. Uzman yardımcısı onayın kendisine tebliğ edildiği tarihten itibaren en geç bir yıl içinde tezini hazırlayarak görevli bulunduğu birim amirine teslim eder.</p>

<p>(4) Uzman yardımcısına uzmanlık tezini hazırlayabilmesi için Genel Müdürlükçe gerekli kolaylık ve imkân sağlanır.</p>

<p>(5) Uzman yardımcısının talebi halinde tez konusu birim amirinin onayı ile bir defaya mahsus olmak üzere değiştirilebilir.</p>

<p><strong>Tez danışmanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25- </strong>(1) Uzmanlık tezinin hazırlanması sürecinde, uzman yardımcısına rehberlik etmek ve tezin bilimsel tez yazım usul ve esaslarına, seçilen konunun niteliğine, Genel Müdürlüğün görev alanı ile ilgili hususlara ve onaylanan tez projesine uygunluğunu temin etmek için uzman yardımcısının önerisi üzerine birim amirince bir danışman belirlenir. Tez danışmanı önerisi, uzman yardımcısı tarafından birim amirinin onayına tez projesi sunulurken verilir. Danışman, uzman yardımcısına tez hazırlama sürecinde yardımcı olur ve tavsiyelerde bulunur.</p>

<p>(2) Tez danışmanı olarak daire başkanı ve üstü kadrolarda görev yapanlar ile uzmanlar ya da Genel Müdürlük teşkilatında görev yapan, daha önce lisansüstü programlarda akademik çalışma yapmış, konusunda uzman kamu görevlileri belirlenebilir. Gerektiğinde üniversitelerden de öğretim üyeleri danışman olarak belirlenebilir. Uzman yardımcısının yazılı talebi üzerine bir kereye mahsus olmak üzere tez danışmanı değiştirilebilir.</p>

<p>(3) Tez hazırlama süreci ve danışmanlık usul ve esasları Genel Müdürlükçe çıkarılacak yönerge ile belirlenir.</p>

<p><strong>Uzmanlık tezi hazırlanmasına ilişkin esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 26- </strong>(1) Tez konusunun başka bir kurum ve kuruluşta uzmanlık, yüksek lisans, doktora tezi veya başka bir ad altında aynı şekilde incelenip savunulmamış olması zorunludur. Uzman yardımcısının hazırlayacağı tezin kendi görüş ve değerlendirmeleri ile önerilerini içermesi ve bilimsel çalışma etiğine uygun olması gerekir.</p>

<p>(2) Uzman yardımcısı, uzmanlık tezini tez danışmanının rehberliğinde bilimsel esaslara uygun olarak hazırlar. Tezde savunulan fikir ve görüşlerin özgünlüğü ile sorumluluğu tezi hazırlayan uzman yardımcısına aittir. Bunlar, Genel Müdürlüğün kurumsal görüşünü yansıtmaz.</p>

<p>(3) Uzmanlık tezinde intihal yapıldığı tez jürisi tarafından tespit edilen uzman yardımcısının tezi reddedilir. Bu durum aynı zamanda disiplin suçu teşkil eder ve ilgililer hakkında 657 sayılı Kanunun disiplin hükümleri uygulanır.</p>

<p>(4) Tez hazırlama, yazım, değerlendirme, etik kurallar, intihal denetimi ve danışmanlık süreçlerine ilişkin usul ve esaslar Genel Müdürlükçe çıkarılacak yönerge ile belirlenir.</p>

<p><strong>Tez jürisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 27- </strong>(1) Tez jürisi, uzman yardımcısının görevlendirildiği birim, uzmanlık tezinin konusu ve mezun olduğu bölüm gözetilerek Personel Dairesi Başkanlığının teklifi ve Genel Müdürün onayı ile Genel Müdür, birim amirleri ve uzmanlar arasından belirlenecek, başkan dâhil beş asıl üyeden oluşur. Aynı usulle beş kişi de tez jürisi yedek üyesi olarak belirlenir. Gerek görüldüğünde başkan, en çok iki üyeyi yükseköğretim kurumları öğretim üyeleri arasından seçebilir.</p>

<p>(2) Tez jürisi, tez ve tezin elektronik ortamdaki kopyasının teslim edildiği tarihten itibaren en geç on iş günü içinde oluşturulur.</p>

<p>(3) Tez jürisi, üye tam sayısı ile toplanır; oy çokluğu ile karar alır. Asıl üye mazeretini belgelendirerek toplantıya katılmadığı takdirde yerine yedek üyeler tespit sırasına göre jüride yer alır.</p>

<p>(4) Tez jürisi başkanı ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları tez savunmalarında görev alamazlar. Bunların yerine yedek üyeler katılır. Tez danışmanı, danışmanı olduğu tez ile ilgili olarak tez jürisinde bulunamaz. Tez danışmanı, danışmanı olduğu tezin savunmasına katılabilir ancak oy kullanma hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>(5) Tez jürisinin sekretarya hizmetleri Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Tezin savunulması ve değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 28- </strong>(1) Uzman yardımcısının hazırladığı tez, teslim edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde tez jürisi üyelerine dağıtılır. Uzmanlık tezi, tez jürisi tarafından, jüri üyelerine dağıtılmasından itibaren en geç bir ay içinde değerlendirilir. Tez değerlendirme aşamasında gerekli görülmesi halinde tez danışmanının görüşüne başvurulabilir.</p>

<p>(2) Tezini teslim eden uzman yardımcısı, jüri üyelerinin en geç bir ay içinde yapacağı değerlendirmenin tamamlanmasını müteakip üç iş günü içinde, uzmanlık tezi ve uzmanlık tezi hakkındaki bilgileri değerlendirilmek üzere savunma toplantısına çağrılır. Bu çağrı, savunma toplantısı tarihinden en az yedi gün önce yazılı olarak yapılır. Uzman yardımcısı, kendisine bildirilen tarihte tezine ilişkin savunmasını jüri huzurunda gerçekleştirir.</p>

<p>(3) Tez jürisi üyelerinin her biri, savunma toplantısının ardından teze ilişkin puanlamasını yapar. Uzmanlık tezi, tez jürisi tarafından incelenir ve savunma toplantısında teze ilişkin olarak yüz tam puan üzerinden yapılacak değerlendirmede, jüri üyelerinin verdiği notların aritmetik ortalaması en az yetmiş puan olan tez kabul edilir. Tez jürisi, her bir üyenin vermiş olduğu puanları ve tezin kabulü veya reddi sebeplerini içeren bir değerlendirme raporu hazırlar.</p>

<p>(4) Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere, tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir.</p>

<p>(5) Tez jürisince savunması yeterli bulunduğu halde tezde düzeltmeye gidilmesi gerektiğinin belirlenmesi durumunda, uzman yardımcısı iki ayı aşmamak üzere verilecek ilave süre içinde istenilen düzeltmeleri yaparak düzeltmeleri içeren bir raporla beraber tezini teslim eder.</p>

<p>(6) Tezin kabul edilmesinden sonra tezin izlenmesi ve tezden faydalanılması için Personel Dairesi Başkanlığınca bir veri tabanı oluşturulur ve tezlerin veri tabanına kaydedilmesi sağlanır.</p>

<p><strong>Yeterlik sınav komisyonu</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Yeterlik sınav komisyonu, Genel Müdürün onayı ile Genel Müdür ya da birim amiri başkanlığında, birim amirleri ve uzmanlar arasından seçilecek başkan dâhil beş asıl üyeden oluşur. Aynı usulle beş kişi de yeterlik sınav komisyonu yedek üyesi olarak belirlenir.</p>

<p>(2) Yeterlik sınav komisyonu, tez sonuçlarının ilanından itibaren on iş günü içinde oluşturulur ve üye tam sayısı ile toplanır; oy çokluğu ile karar alır.</p>

<p>(3) Yeterlik sınav komisyonunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Yeterlik sınavının hazırlık çalışmalarını yapmak.</p>

<p>b) Yeterlik sınavına girmeye hak kazanan, tezi jüri tarafından kabul edilen adayları tespit etmek.</p>

<p>c) Yeterlik sınavına katılacak adayları tutanak ile belirleyip Personel Dairesi Başkanlığına bildirmek.</p>

<p>ç) Yeterlik sınavı sorularını hazırlamak veya gerekli görülmesi hâlinde yeterlik sınavının soru hazırlama ve/veya sınav uygulama işlemlerini ÖSYM veya üniversitelere protokol ile yaptırmak.</p>

<p>d) Yeterlik sınavını yapmak veya yaptırmak.</p>

<p>e) Yeterlik sınavının sonuçlarını değerlendirmek ve başarılı olanları belirlemek.</p>

<p>f) Yeterlik sınav sonuçlarına göre yapılacak itirazları değerlendirmek ve sonuçlandırmak.</p>

<p>(4) Yeterlik sınav komisyonu başkanı ve üyeleri; kendilerinin, boşanmış olsalar dahi eşlerinin, birinci ve ikinci derece kan ve kayın hısımlarının veya evlatlıklarının katıldıkları sınavlarda görev alamazlar. Bunların yerine yedek üyeler katılır.</p>

<p>(5) Yeterlik sınav komisyonunun sekretaryası Personel Dairesi Başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı ve değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 30- </strong>(1) Aylıksız izin ile toplamda üç ayı aşan hastalık ve refakat izinleri hariç olmak üzere, adaylıkta geçen süre dâhil Genel Müdürlükte en az üç yıl çalışmış olan ve uzmanlık tezi kabul edilen uzman yardımcısı yeterlik sınavına girmeye hak kazanır.</p>

<p>(2) Yeterlik sınavı tez sonuçlarının ilanından itibaren altı ayı geçmeyecek şekilde, yeterlik sınav komisyonu tarafından, Personel Dairesi Başkanlığının belirleyeceği tarihlerde yazılı şekilde yapılır. Yazılı sınav klasik veya test usulünde yapılabilir.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavı, Genel Müdürlüğün görev alanına giren temel mevzuat bilgisi ve idari usul bilgisi ile uzman yardımcısının mezun olduğu öğrenim dalına ilişkin mesleki alan bilgisi ve meslekî konulardan yapılır. Yeterlik sınav konuları yeterlik sınav tarihinden en az bir ay önce ilan edilerek uzman yardımcılarına duyurulur. Yeterlik sınavında yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alanlar başarılı sayılır.</p>

<p>(4) Sınav sonuçlarına, ilanı tarihinden itibaren beş iş günü içinde yazılı olarak Personel Dairesi Başkanlığına itiraz edilebilir. İtirazlar beş iş günü içinde yeterlik sınav komisyonu tarafından değerlendirilerek sonuçlandırılır ve ilgililere yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(5) Tezi kabul edildiği hâlde yeterlik sınavında başarılı olamayan veya yeterlik sınavına girmeye hak kazandığı hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir.</p>

<p><strong>Uzmanlığa atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 31- </strong>(1) Uzman yardımcısının uzman olarak atanabilmesi için;</p>

<p>a) Yeterlik sınavında başarılı olması,</p>

<p>b) Yeterlik sınavı tarihinde geçerli olan veya yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde alınmış bulunan, YDS/e-YDS’den asgari (C) düzeyinde veya yabancı dil yeterliliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgenin ibraz edilmesi,</p>

<p>şartları aranır.</p>

<p><strong>Başarısızlık hali</strong></p>

<p><strong>MADDE 32- </strong>(1) Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci yeterlik sınavında da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı dil yeterliliği şartını yerine getirmeyenler, uzman yardımcısı unvanını kaybederler ve Genel Müdürlükte durumlarına uygun memur unvanlı kadrolara atanırlar.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Uzman ve Uzman Yardımcılarının Görev, Sorumluluk ve Eğitimleri</p>

<p><strong>Uzman yardımcılarının görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 33- </strong>(1) Uzman yardımcıları;</p>

<p>a) Görevlendirildikleri birimin günlük, kısa ve uzun vadeli işlerine katkıda bulunmakla,</p>

<p>b) Uzmanlarca yapılacak araştırma, inceleme ve diğer çalışmalar için gerekli ön hazırlıklar ile gerektiğinde tek başına araştırma, inceleme ve diğer çalışmaları yapmakla,</p>

<p>c) Mesleki bilgilerinin geliştirilmesinde yararlı olacak yayınları takip etmekle,</p>

<p>ç) Uzmanlar ile birlikte kurum içi ve dışı toplantılar ile inceleme, izleme ve eğitim programlarına katılmakla,</p>

<p>d) Amirleri tarafından verilecek asli ve sürekli hizmetlerin gerektirdiği benzeri görevleri yerine getirmekle,</p>

<p>görevlidirler.</p>

<p>(2) Uzman yardımcıları bağlı oldukları birim amirlerince belirlenen kıdemli bir uzmanın gözetiminde yetiştirilir. Uzman yardımcıları, amirleri tarafından ilgili mevzuat çerçevesinde kendilerine verilen görevleri yerine getirirler.</p>

<p><strong>Uzmanların görev ve yetkileri</strong></p>

<p><strong>MADDE 34- </strong>(1) Uzmanlar, birim amirlerine bağlı olarak, Genel Müdürlüğün görev alanına giren konularda çalıştırılmak üzere, merkez teşkilatındaki hizmet birimlerinde görevlendirilir.</p>

<p>(2) Uzmanlar memuriyette geçirdikleri süre ve kıdem farkı olmaksızın bu unvanda bulundukları süre boyunca;</p>

<p>a) Mevzuatla Genel Müdürlüğe verilmiş olan görevleri yürütmek ve Genel Müdürlük tarafından yürütülen çalışmaların gerektirdiği uzmanlık hizmetlerini yapmakla,</p>

<p>b) Genel Müdürlüğün görev alanı çerçevesinde araştırma ve incelemeler yapmak, proje üretmek ve geliştirmekle,</p>

<p>c) Mesleki mevzuat değişikliklerini takip etmek, mevzuatın geliştirilmesi ile ilgili çalışmalar yapmak ve mevzuatın uygulamada aksayan yönlerine ilişkin görüş ve önerilerini bildirmekle,</p>

<p>ç) Yurt içi ve yurt dışı toplantıları ve çalışmaları takip etmek, gerekli görülen hallerde, mevzuata ilişkin taslakların hazırlanmasına, görüşülmesine katkıda bulunmak ve Genel Müdürlük içi ya da kurumlar arası toplantı ve çalışmalara katılmakla,</p>

<p>d) Mesleki konularda yurt içindeki ve yurt dışındaki gelişmeleri ve yayınları izlemek, gerekli dokümanları toplamak ve bu konularda gerekli görülen çalışmaları ve incelemeleri yapmakla,</p>

<p>e) Uzman yardımcılarının bilgi ve deneyimlerinin geliştirilmesine yardımcı olmakla,</p>

<p>f) Amirlerince verilecek benzeri nitelikteki görevler ve mevzuatta öngörülen diğer görevleri yapmakla,</p>

<p>görevlidirler.</p>

<p>(3) Uzmanlar, uzman yardımcılarının yetiştirilmelerine katkıda bulunurlar.</p>

<p><strong>Uzman ve uzman yardımcılarının sorumlulukları</strong></p>

<p><strong>MADDE 35- </strong>(1) Genel Müdürlükçe yürütülen asli ve sürekli hizmetlerin gerektirdiği uzmanlık çalışmaları, Genel Müdürün onayı ile oluşturulacak ihtisas heyetleri bünyesinde yürütülebilir. Yapılacak işin niteliği, kapsamı ve süresinin birden fazla uzman veya uzman yardımcısının birlikte çalışmasını gerektirdiği hallerde çalışma grupları oluşturulabilir.</p>

<p>(2) Uzman ve uzman yardımcıları, uzmanlık gerektiren çalışmaların ve görevlerin mevzuata, plan ve programlara uygun olarak, süresinde ve eksiksiz yerine getirilmesinden, hizmetlerin adil, verimli ve etkin sunulmasından bağlı bulundukları daire başkanı ve üst amirlerine karşı sorumludurlar.</p>

<p>(3) Uzman ve uzman yardımcıları, uzmanlık mesleğinin gerektirdiği itibar ve güven duygusunu sarsacak ve etik ilkelere aykırı düşecek nitelikte davranışlarda bulunamazlar.</p>

<p><strong>Uzman ve uzman yardımcılarının eğitimleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 36- </strong>(1) Uzman yardımcılarına göreve başlamalarından itibaren bir yıl içinde bir aydan az üç aydan çok olmayacak şekilde hizmet içi eğitim verilir. Genel Müdürlüğün görev alanıyla ilgili verilecek eğitimin içeriği, genel müdür yardımcısının başkanlığında birim amirlerinden müteşekkil bir komisyon tarafından belirlenir. Bu komisyon Genel Müdür Oluru ile kurulur.</p>

<p>(2) Uzman ve uzman yardımcıları Genel Müdürlükçe uygun görülen kurum dışı kurs ve sertifika programı niteliğindeki eğitimler ile Genel Müdürlük tarafından hazırlanan bir program dâhilinde yabancı dil eğitiminden yararlandırılabilirler.</p>

<p><strong>Yurt dışı eğitim</strong></p>

<p><strong>MADDE 37- </strong>(1) Uzmanlar, 657 sayılı Kanun ve 21/1/1974 tarihli ve 7/7756 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Yetiştirilmek Amacıyla Yurt Dışına Gönderilecek Devlet Memurları Hakkında Yönetmelik hükümleri ile ilgili diğer mevzuat çerçevesinde yurt dışına gönderilebilirler.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 38- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 657 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Uzmanlığa yeniden atanma</strong></p>

<p><strong>MADDE 39- </strong>(1) Uzman unvanını kazandıktan sonra, uzmanlıktan çeşitli sebeplerle ayrılıp uzmanlığa yeniden atanmak isteyenler, boş kadro bulunmak ve gereken şartları kaybetmemiş olmak kaydıyla durumlarına uygun uzman kadrolarına atanabilirler.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 40- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/doga-koruma-ve-milli-parklar-uzmanligi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="10343"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Nisan 2026 Tarihli ve 33221 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Atatürk Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>17/7/2016 tarihli ve 29773 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Atatürk Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “Rektörlük makamının” ibaresi “Senatonun” şeklinde ve “Öğrenci Bilgi Sisteminde” ibaresi “internet sitesinde” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 6- (1) Üniversitenin bir sonraki eğitim-öğretim yılına ait akademik takvimi, enstitülerin teklifleri de değerlendirilerek en geç Nisan ayı içinde Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Yarıyıl süresi, bir yarıyıla ait ders kayıt başlangıç tarihi ile takip eden yarıyıl ders kayıt başlangıç tarihi arasındaki süredir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “planları” ibareleri “programları” olarak, “çalışmaları ile kredi toplamlarıdır” ibaresi “çalışmalardan oluşur” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 13- (1) Özel öğrencilikle ile ilgili hususlar Üniversite tarafından çıkarılan uygulama esaslarına göre belirlenir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 18 inci maddesi başlığı ile birlikte aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Lisansüstü programlara ders kaydı</p>

<p>MADDE 18- (1) Ders kayıt işlemleri, her yıl Senato tarafından kabul edilen akademik takvime göre yapılır.</p>

<p>(2) Öğrenciler, her yarıyıl ilgili mevzuat hükümleri kapsamında mali yükümlülüklerini yerine getirerek alacakları dersler veya yapacakları seminer ve tez gibi çalışmalar için Öğrenci Bilgi Sistemi (ÖBS) üzerinden ders kaydı yaptırmak zorundadır. Akademik takvimde belirtilen sürelerde ders kaydını yaptırmayan öğrenciler, o yarıyılda/yılda derslere devam edemezler, sınavlara giremezler ve öğrencilik haklarından yararlanamazlar.</p>

<p>(3) Ders kaydı yaptırılmayan dönemler, azami öğrenim süresinden sayılır.</p>

<p>(4) Süresi içinde ders kaydını yaptıramayanlardan haklı ve geçerli mazereti olan öğrencilerin, mazeretli olarak geçen sürenin devamsızlıktan sayılması şartıyla ders kayıtlarının yenilenmesine ilgili yönetim kurulu tarafından karar verilir.</p>

<p>(5) Ders kaydı yapan öğrencinin ders kayıt bilgileri danışman tarafından kontrol edilip, öğrenci bilgi sistemi üzerinden onaylanır. Ders kayıtları ile ilgili olarak öğrenci ve danışman tarafından yapılan işlemlerin her biri ayrı ayrı olmak üzere öğrenci bilgi sisteminde kayıt altına alınarak ders kaydının yapıldığı sayfada gösterilir. Ders kayıt işleminden birinci derecede öğrenci sorumludur.</p>

<p>(6) Tezli lisansüstü programlarda bir öğrencinin bir yarıyıl için alabileceği azami kredi saati, uzmanlık alan dersi hariç on beş kredi saattir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinin birinci fıkrasının son cümlesi yürürlükten kaldırılmış ve aynı maddenin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(4) Askere alınma veya tutukluluk ya da hükümlülük gibi mücbir nedenlere bağlı olarak öğrencinin talebi halinde enstitü yönetim kurulu kararı ile bu durumun sona ereceği tarihe kadar öğrencinin kaydı dondurulur.</p>

<p>(5) Doğal afet ve benzeri durumlarda veya ilgili enstitü yönetim kurulunun uygun göreceği haklı ve geçerli nedenlere bağlı mazeretleri çerçevesinde bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca en fazla dört yarıyıl kayıt dondurulabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Devamsızlıkları nedeniyle başarısız sayılan öğrencilerin başarısızlık durumu, en geç yarıyılın son haftası içinde ilgili öğretim üyesi tarafından ÖBS’den ilan edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 22 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin (4) numaralı ve (5) numaralı alt bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkranın (d) bendinde yer alan “(G), (M), (K)” ibaresi “(G) veya (M) harf notu” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“4) Z (Devamsız) harf notu, dersin devam yükümlülüğüne ilişkin şartların yerine getirilmemesi durumunda kullanılır ve Z harf notu verilen öğrenci dersin devamından başarısız sayılır.</p>

<p>5) E (Eksik not), sınava girmeyen öğrenciler için kullanılan sınav notudur.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 24 üncü maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Bir dersten FF veya Z harf notu alan öğrenciler, bu dersi açıldığı ilk dönemde almak zorundadırlar. Tekrarlanacak seçmeli derslerin yerine danışman tarafından uygun bulunan aynı kredi değerinde başka dersler alınabilir. Doktora programına dahil öğrencilerin yeterlik sınavına girebilmeleri için bütün derslerini başarmış ve seminer vermiş olmaları gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddenin ikinci fıkrasında yer alan “beş iş günü” ibaresi “üç iş günü” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğretim üyeleri, sınav sonuçlarını sınavın yapıldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, harf notlarını da yarıyıl sonu ve bütünleme sınav sonuçlarının ilanından sonra aynı gün içinde ÖBS’de hesaplatıp ilan ederler.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 29 uncu maddesinin başlığı “İzinler, tebligat ve adres bildirme” olarak değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Doğum yapan kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencileri doğrudan ilgilendiren tüm idari işlemlere ait tebligat veya bilgilendirme öğrencilerin ÖBS’de kayıtlı adreslerine veya elektronik posta adreslerine yazılı olarak ya da cep telefon numaralarına SMS veya ÖBS’ye bilgi mesajı gönderilerek yapılır.</p>

<p>(4) Öğrencileri ilgilendiren genel ve özel nitelikteki duyurular, ilgili birimlerin internet sayfasında veya duyuru panosunda ilan edilir ya da öğrencilerin ÖBS’de kayıtlı elektronik posta adreslerine yazılı olarak, cep telefon numaralarına SMS veya ÖBS’ye bilgi mesajı gönderilerek yapılır.</p>

<p>(5) Üniversiteye kayıt yaptırırken ÖBS’de kaydettikleri posta adresleri, elektronik posta adresleri veya cep telefon numaralarında değişiklik olması durumunda bunları güncellememiş olan veya yanlış ve eksik kaydetmiş bulunan öğrenciler için mevcut bilgilerine yapılmış bilgilendirme ve tebligat kendilerine yapılmış sayılır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Atatürk Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ataturk-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 11 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="32013"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATINIZLA TERS DÜŞMEYİN, işbirliği yapın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Avukatlar tarih boyunca köle kullanmadılar ama hiçbir zaman efendileri de olmadı.”<br />
— Molierac</p>

<p>Türkiye’de yerleşmiş bazı ifadeler vardır ki, farkında olmadan zihniyetimizi ele verir. “Avukat tutmak” da bunlardan biridir. “Dosyamı avukatım takip ediyor.” Demezler nedense.</p>

<p>Tutmak…<br />
Neyi tutarsınız? Bir işçi, bir hizmetli, bir görevli…</p>

<p>Oysa avukat, ne emir alan bir memurdur ne de yönlendirilecek bir taşeron. Avukat; bağımsızdır, hukuka bağlıdır ve yalnızca mesleğinin gereklerine göre hareket eder. Bu yüzden avukatla kurulan ilişki, bir “emir-komuta” ilişkisi değil; akla, bilgiye ve güvene dayalı bir ortaklıktır.</p>

<p>Uygulamada ise tam tersi yaşanır. Müvekkil avukatını seçer ama yönetmek ister. Süreci başlatır ama kontrolü bırakmaz. Kulaktan dolma bilgilerle yön vermeye çalışır. Sonra işler ters gittiğinde sorumlu arar.</p>

<p>Gerçek şu: Hukuk, bireysel reflekslerle değil; bilgi, deneyim ve stratejiyle yönetilir.</p>

<p>Avukat, dosyanızı sadece bilen değil; aynı zamanda okuyan, öngören ve yöneten kişidir. Hangi dilekçenin ne zaman verileceğini, hangi iddianın nasıl kurulacağını, hangi suskunluğun konuşmaktan daha değerli olduğunu bilir. Buna rağmen “şunu da yazalım”, “bunu da söyleyelim”, “karşı tarafla ben konuşayım” şeklindeki müdahaleler, çoğu zaman davanın dengesini bozar. Çünkü hukuk, sadece ne söylediğiniz değil; ne zaman, nerede ve nasıl söylediğinizdir.</p>

<p>Avukat müvekkil gizliliği ilkesi gereği müvekkil ile yâri gelir sırdaş oluruz. Ama verilen her Eksik bilgi, yanlış yönlendirme, gizlenen detaylar avukatı değil, doğrudan dosyayı sabote eder. Avukatınız sizin anlattığınız gerçeklik üzerinden savunma kurar. O gerçeklik eksikse, kurulan yapı da çöker. Açık konuşalım: Avukatınızı yanıltan, aslında kendi davasını kaybeder.</p>

<p>“Avukat tuttum” diyen bir müvekkil ile “dosyamı avukatım takip ediyor” diyen bir müvekkil aynı yerde durmaz. İlki kontrol etmek ister, ikincisi sürecin doğru yönetilmesini ister. Çünkü avukat satın alınan bir karar verici değildir. Ücret ödersiniz ama talimat vermezsiniz. Avukatın sorumluluğu sadece size değil; hukuka ve vicdana karşıdır.</p>

<p>Gelelim çağımızın yeni alışkanlığına… Her meseleyi yapay zekâya sorma refleksi. Evet refleksi diyorum çünkü bilgiye ulaşmak artık okadar kolay oldu ki günümüzde tek tıkla önümüze seriliyor sayfalar dolusu malumat. Elbette teknoloji bir araçtır. Ancak araç ile uzmanlık aynı şey değildir. Hukuki bir süreci, birkaç cümlelik bir soruyla, dosyanın bütününü bilmeyen bir sistemden öğrenmeye çalışmak; ameliyatı internetten okuyup kendi kendine yapmaya benzer.</p>

<p>Sunuda net söylemek gerekiyor hukuk çocuk oyuncağı değil <strong>Yapay zekâ genel bilgi verir, avukat ise sorumluluk alır.</strong></p>

<p>Çünkü avukat, sadece dosya takip etmez. <strong>İnsanların hayatına dokunur.</strong></p>

<p>Bir dilekçe bazen bir ailenin geleceğini belirler. Bir savunma, bir insanın özgürlüğünü korur.<br />
Bir itiraz, yılların emeğini kurtarır.</p>

<p>Bir makine hata yaptığında kimse hesap sorulmaz. Ama bir avukatın attığı her imzanın bir karşılığı vardır. Eskiler bu sorumluluğu “Cebimde ağır ceza celbi taşıyorum” nispetiyle anlatırdı.</p>

<p>Ve duayen hukukçu Baki Kuru bu gerçeği şöyle ifade eder:<br />
“Bir hukukçunun erişebileceği en yüksek mertebe avukatlıktır; profesör de olsanız, Anayasa Mahkemesi Başkanı da olsanız, Yargıtay Başkanı da olsanız, emekli olduktan sonra dönüp dolaşacağınız yer barodur. Bu nedenle avukatlık son durak ve en yüksek mertebedir.”</p>

<p>Bu söz bir övgü değil, bir tespittir. Avukatlık; teorinin, pratiğin ve sorumluluğun birleştiği noktadır. Dolayısıyla avukatla ters düşmek, yalnızca bir kişiyle değil; birikimle, tecrübeyle ve mesleğin özüyle ters düşmektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatınıza güvenmiyorsanız onunla çalışmayın. Ama onunla çalışıyorsanız süreci sabote etmeyin.</p>

<p>Hukuk, “ben bilirim” diyenleri değil, bilenle hareket edenleri korur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK"><img alt="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/ozgur-turan-ozturk.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ozgur-turan-ozturk" title="Av. Özgür Turan ÖZTÜRK">Av. Özgür Turan ÖZTÜRK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatinizla-ters-dusmeyin-isbirligi-yapin-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 19:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/baro/avukat-ss.jpg" type="image/jpeg" length="67715"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KASTEN YARALAMA VE EZİYET SUÇUNUN AYRIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk ceza hukukunda bireyin bedensel ve ruhsal bütünlüğü, temel hukuki değerlerden biri olarak korunmakta olup bu kapsamda çeşitli suç tipleri düzenlenmiştir. Bu suç tipleri arasında en sık uygulama alanı bulan düzenlemelerden biri, Türk Ceza Kanunu’nun 86. maddesinde yer alan kasten yaralama suçu ile 96. maddesinde düzenlenen eziyet suçudur. Her iki suç tipi de mağdurun fiziksel ve psikolojik bütünlüğünü koruma amacı taşımakla birlikte, suçun oluşum şartları ve yapısal unsurları bakımından önemli farklılıklar barındırmaktadır.</p>

<p><strong>Kasten Yaralama Suçu Nedir?</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçu; bir kimsenin vücuduna acı verilmesi, sağlığının bozulması veya algılama yeteneğinin zedelenmesi şeklinde seçimlik hareketlerle işlenebilen bir suç tipidir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 86<strong> </strong><i>(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, </i><i>bir yıl altı aydan</i><i> üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</i></p>

<p>Bu yönüyle suç, yalnızca fiziksel müdahaleleri değil, aynı zamanda mağdurun ruhsal ve zihinsel bütünlüğünü etkileyen fiilleri de kapsamaktadır. Suçun oluşumu bakımından tek bir fiil yeterli olup, eylemin ani veya süreklilik arz etmesi zorunlu değildir.</p>

<p><strong>Eziyet Suçu Nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eziyet suçu; bir kimseye karşı insan onuruyla bağdaşmayan, acı çekmesine veya aşağılanmasına yol açan ve sistematik şekilde gerçekleştirilen fiillerden oluşur. Bu suç tipinde belirleyici unsur, fiillerin süreklilik ve sistematiklik arz etmesidir. Tekil ve ani nitelikteki bir davranış kural olarak eziyet suçunu oluşturmaz.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu - Madde 96 <i>(1) Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</i></p>

<p><strong>Eziyet ve Kasten Yaralama Suçlarını Ayıran Temel Kriter</strong></p>

<p>Eziyet suçunu oluşturan fiillerin çoğu, tek başına değerlendirildiğinde kasten yaralama suçunun seçimlik hareketlerinden birini meydana getirebilecek niteliktedir. Zira eziyet ve kasten yaralama suçu kapsamında gerçekleştirilen ortak davranışlar mağdurun:</p>

<p>· Vücuduna acı verilmesine</p>

<p>· Sağlığının bozulmasına</p>

<p>· Algılama yeteneğinin zedelenmesine</p>

<p>neden olmaktadır. Bu yönüyle maddi fiil unsuru bakımından iki suç tanımı arasında kesişim bulunmaktadır. Nitekim iki suç bakımından da ortak özellik taşıyan hareketlere örnek vermemiz gerekirse; hipnotik hareketler, korkutucu, sinir bozucu, sağlık veya algılama yeteneğini etki edecek dolaylı hareketler de bu suç kapsamına girebilecektir. Suçun unsurlarından olan algılama yeteneğinin bozulmasına örnek vermemiz gerekirse;</p>

<p>· Bir kimsenin yemeğine algılamayı bozacak nitelikte madde katılması <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow">¹</a></p>

<p>· Korkutma veya yoğun psikolojik baskı sonucu uyku bozukluğu meydana gelmesi</p>

<p>· Hipnotik etki doğuracak müdahaleler</p>

<p>· Ruhsal çöküntüye yol açacak davranışlar</p>

<p>bu kapsamda değerlendirilebilir ve fiillerin sistematik olarak aynı şahıs veya şahıslar tarafından tekrarına bağlı olarak iki suçtan biri olarak değerlendirmeye alınabilir.</p>

<p>Burada suçun oluşması için esas olan hukuken geçerli bir nedensellik bağının ve gerçekleşen fiilin doğrudan failin hareketiyle ilişkilendirilip ilişkilendirilemeyeceğinin yani fiilin faile hukuken yüklenebilir olup olmadığının belirlenmesidir.</p>

<p>Ayrım noktası ise fiilin niteliğinde değil, işleniş biçimindedir. Kasten yaralama suçu tek bir icrai ya da ihmali hareketle dahi oluşabilirken, eziyet suçu bakımından sistematiklik ve süreklilik zorunlu unsurdur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i> </i>²</a></p>

<p>Başka bir ifadeyle, kasten yaralama boyutundaki fiillerin belirli bir süreç içerisinde bilinçli ve düzenli bir şekilde tekrar edilmesi halinde hukuki nitelendirme eziyet suçuna dönüşebilecektir. Nitekim yargı içtihatları ile de bu durumun yerleşmiş olduğu görülecektir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow">³</a></p>

<p>Bu bağlamda sistematiklik ve süreklilikten söz edilebilmesi için; aynı tür fiillerin aynı fail tarafından aynı mağdura birden çok kez yöneltilmesi gerekmektedir. Arızi, rastlantısal veya farklı kişiler arasında gerçekleşen münferit eylemler eziyet suçunun yapısal şartlarını karşılamayacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla hukuki değerlendirme yapılırken;</p>

<p>· Fiillerin tekil mi yoksa tekrar eden nitelikte mi olduğu,</p>

<p>· Aralarında zaman bakımından bağlantı bulunup bulunmadığı,</p>

<p>· Davranışların insan onuruyla bağdaşmayacak yoğunlukta olup olmadığı,</p>

<p>· Failin mağdur üzerinde süreklilik arz eden bir baskı ve acı oluşturma kastının bulunup bulunmadığı</p>

<p>somut olayın özelliklerine göre titizlikle incelenmelidir.</p>

<p>Sonuç olarak, kasten yaralama ile eziyet suçu arasındaki ayrımı belirleyen temel kriter, fiillerin sistematik ve süreklilik arz eden bir bütünlük içinde işlenip işlenmediğidir. Bu nedenle nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal örgüsüne de dikkat edilmesi kişinin mahkûmiyet süresinin belirlenmesinde de önem arz edecektir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kasten yaralama suçunun sınırlarının belirlenmesinde özellikle eziyet suçu ile olan ayrımın dikkatle yapılması gerekir. Tekil ve ani nitelikteki fiiller kasten yaralama kapsamında değerlendirilebilirken; sistematiklik ve süreklilik arz eden, insan onuruyla bağdaşmayan davranışlar eziyet suçuna vücut verebilecektir. Dolayısıyla hukuki nitelendirme yapılırken yalnızca meydana gelen neticeye değil, fiilin işleniş biçimine ve zamansal bütünlüğüne de dikkat edilmesi gereklidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK"><img alt="Av. Yağmur ARICAK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yagmur-aricak.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-yagmur-aricak" title="Av. Yağmur ARICAK">Av. Yağmur ARICAK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">¹ Yargıtay Ceza Genel Kurulu 21.06.2011 tarihli, 2011/10-120 E., 2011/143 K.</span></a><span style="color:#999999">; Akçin, Erel, Halitoğlu, Bozoğlu, Fazla, Örer, Özbey; s. 436</span></p>

<p><span style="color:#999999">·</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> ² Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2019/9855 E. , 2019/6551 K. </span></a><span style="color:#999999">-</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2021/9725 E. , 2024/1684 K. </span></a><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi 2025/2287 E., 2025/5618 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">³ Yargıtay 8. Ceza Dairesi, 21.06.2018 T., 2018/7210 E., 2018/7245 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kasten-yaralama-ve-eziyet-sucunun-ayrimi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/themisis41.jpg" type="image/jpeg" length="62124"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 03.07.2025 tarihli, 2025/2287 E., 2025/5618 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2287 E., 2025/5618 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/43 E., 2024/1382 K.<br />
SUÇ : Çocuğa karşı eziyet<br />
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma</p>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik olarak çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükmün 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir. Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz istemi vasfa dair olmadığından sanık müdafinin bu hükme dair temyiz isteminin 5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesi uyarınca reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı silahla kasten yaralama suçundan kurulan hükme, sanık ... hakkında katılan çocuklara karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine dair yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı</p>

<p>a-)Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesinin, 18.10.2021 tarihli ve 2021/274 Esas, 2021/106 Karar sayılı kararı ile sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ... 'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-)Aynı kararla; sanık ...'in katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiş; kararlar, katılan ... vekili ve sanıklar müdafileri tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesinin hükümlerinin 5271 sayılı Kanun'un 280/2. maddesi uyarınca kaldırılmasına karar verilmiştir. Akabinde;</p>

<p>a-)Sanık ...'in katılan ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96/2-a, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir. Sanık ...'in katılan ... 'e yönelik eyleminin kasten yaralama suçunu oluşturduğu anlaşıldığından 5237 sayılı Kanun'un 86/2, 3-b-e, 62 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>b-) Sanık ...'in katılanlar ...'e ve ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Katılanlar ... ve ... Vekillerinin Temyiz İstemleri<br />
Sanık ... hakkında beraat kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna; sanık ... hakkında katılan ...'e karşı kurulan hükümde suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne ve sanığın eyleminin eziyet suçunu oluşturduğuna; ayrıca, cezaların alt sınırdan tayin edilerek lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>2.Katılan ... Vekilinin Temyiz istemi<br />
Sanık ... hakkında beraat hükümleri kurulmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir. Sanık ...'in ...'e yönelik eylemi yönünden suç vasfında hataya düşüldüğüne ve eziyet suçundan hüküm kurulması gerektiğine; diğer kurulan hükümlerde ise alt sınırdan uzaklaşılarak ceza tayin edilmesi gerektiğine ve lehe hükümlerin uygulanmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>3.Sanık ... Müdafinin Temyiz İstemi<br />
Her iki katılana yönelik kurulan hükümlerin hukuka aykırı olduğuna, beraat kararı verilmesi gerektiğine; katılan ...'e yönelik olarak kurulan hükümde 5237 sayılı Kanun'un 86/3. maddesi uyarınca artırım yapılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre; sanık ...'in katılan ...'in boşandığı eşi olduğu, katılan çocukların ise bu evlilikten olan çocuklar olduğu, suç tarihinde sanık ... ile sanık ...'in birlikte yaşadıkları ve katılan çocukların sanıklarla yaşadığı, sanıkların iştirak halinde katılan çocukları elleriyle, oklavayla yaraladığı, falakaya yatırmakla ve dövmekle silahla öldürmekle tehdit ettikleri, katılan çocuk ...'yı falakaya yatırdıkları, saçlarını kestikleri ve elektrik verdikleri iddiasına ilişkin olarak;</p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ... 'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 286/2-b maddesinde yer verilen “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz incelemesine tabi olmadığına ilişkin düzenleme ile incelemeye konu suçun, aynı Kanun’un 286/3. maddesi kapsamında da bulunmadığı dikkate alındığında sanık müdafinin ve katılanlar vekillerinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun’un 298/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usul ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre ve sanığın atılı suçları işlemediğine dair savunmalarına göre değerlendirme yapılmıştır. Sanığın aşamalarda değişmeyen atılı suçu işlemediğine dair savunmaları ile katılan çocukların ilk beyanlarında sanığın kendilerine eziyet teşkil eden eylemden bahsetmedikleri gibi tanık rehber öğretmenin sanık hakkında yaralama yahut diğer eylemlere yönelik katılan çocuğun kendisine beyanda bulunmadığına dair beyanları ve "şüpheden sanık yararlanır" ilkesi birlikte değerlendirildiğinde; sanık hakkında beraat hükümleri kurulmasında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kasten yaralama suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.03.2009 gün ve 43-56, 27.12.2005 gün ve 121-171, 29.11.2005 gün ve 123-151 sayılı kararlarında da açıklandığı ve Dairemizce de benimsendiği üzere sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı çocuğa karşı kasten yaralama suçundan kurulan kesin nitelikteki hükme ilişkin suçun yaptırımı daha ağır olan eziyet suçunu oluşturdurduğuna dair suç vasfına yönelik katılanlar vekillerinin temyiz istemleri üzerine bu hususla sınırlı biçimde inceleme yapılmıştır.<br />
a-)5237 sayılı Kanun'un 96. maddesinde "Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi..." ibaresi yer almakta; yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise "Eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir." denilmektedir. Dairemizin 2021/18090 Esas, 2024/1209 Karar sayılı ve 2021/3207 Esas, 2021/18333 Karar sayılı ilamları başta olmak üzere süregelen uygulamalarına göre; eziyet suçunu kasten yaralama, kötü muamele gibi suçlardan ayıran unsur süreklilik ve sistematiklik unsurlarını bünyesinde barındırmasıdır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayda; sanığın katılan çocuk ...'e yönelik eylemlerinin incelenmesinde; katılan ... hakkında düzenlenen 18.05.2019 tarihli adli raporda sol el içi ve sağ kalçada morluk ve ekimoz olduğunun, yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğunun belirlendiği, bu yaralama izlerinin 06.05.2019 tarihinde meydana gelen olayda oluştuğu, raporda eskiye dair yaralanmaların tespit edilmediği belirtilmiştir. Katılan ...'in sıcağı sıcağına alınan ilk beyanında; sanık ...'in ablası olan ... 'e şiddet uyguladığı gün eline ve kalça bölgesine oklava ile vurduğunu beyan ettiği, sanık ...'in ilk savunmasında ve Bölge Adliye Mahkemesince alınan savunmasında olay tarihinde katılan ...'in eline oklava ile vurduğunu beyan ettiği, katılan ...'in rehber öğretmeni olan tanık ...'nin beyanında katılan ...'ya sanıkların benzer şiddet eylemlerini kardeşlerine de uygulayıp uygulamadığını sorması üzerine katılan ...'nın sanıkların kardeşlerine (... ve ...) yönelik şiddet eylemlerinde bulunmadıklarını beyan ettiğini ifade ettiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla; sanık ...'in sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde katılan ... 'e yönelik eylemlerde bulunduğunun sabit olmadığı gibi sanığın doktor raporuyla uyumlu ikrarına göre katılan çocuk ...'in eline ve kalça bölgesine ele geçmeyen oklava ile vurmaktan ibaret eyleminin sistematiklik ve süreklilik unsurlarını içermediği anlaşıldığından sanığın kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka uygun olup bozma nedeni dışında hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>b-)Sanığın eylemine uyan suçun cezasının üst sınırının 1 yıl 6 ay hapis cezası olarak belirlendiği dikkate alındığında ve Anayasa Mahkemesinin 19.08.2020 tarihli 31218 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan, 25.06.2020 tarihli ve 2020/16 Esas, 2020/33 Karar sayılı iptal kararı ile, "...kovuşturma evresine geçilmiş..." ibaresinin, aynı bentte yer alan "... Basit yargılama usulü..." yönünden Anayasaya aykırı bulunarak iptaline karar verilmesi sebebiyle kovuşturma evresine geçilmiş olan ve basit yargılama usulü uygulanabilecek dosyalar yönünden 7188 sayılı Kanun'un 5/1-d maddesinde yer alan düzenlemenin iptal edildiği anlaşıldığından; Anayasa Mahkemesi kararlarının geriye yürümesi mümkün olmayıp, Ceza Muhakemesi Kanununda yapılan değişikliklerin ise derhal uygulanması gerekmekle birlikte, basit yargılama usulü uygulanan olaylarda 5271 sayılı Kanun'nun 251/3. maddesine göre; "mahkûmiyet kararı verildiği takdirde sonuç ceza dörtte bir oranında indirilir." şeklindeki düzenleme karşısında, Anayasa Mahkemesinin anılan iptal kararının neticeleri itibarıyla maddi ceza hukukuna ilişkin olduğunun ve 5271 sayılı Kanun'un 251/3. maddesinde yer alan düzenlemenin sanık lehine sonuç doğurabilecek nitelikte olduğunun anlaşılması karşısında, 5237 sayılı Kanun'un 7. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 251. maddesi hükümleri gözetilmek suretiyle sanığın hukuki durumunun, "Basit Yargılama Usulü" yönünden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması,</p>

<p>Nedeniyle sanık hakkında kurulan hüküm hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik çocuğa karşı eziyet suçundan kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin temyiz istemlerinin; ayrıca sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e yönelik kasten basit yaralama suçundan kurulan hükme yönelik sanık müdafinin beraat kararına hükmedilmesi gerektiğine dair temyiz isteminin incelenmesinde;</p>

<p>Gerekçenin (1) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin ve sanık müdafinin bu hükme yönelik temyiz istemlerinin 5271 sayılı Kanun'un 298/1. fıkrası uyarınca REDDİNE,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında katılan çocuklar ...'e ve ... 'e karşı eziyet suçundan kurulan beraat hükümlerine yönelik incelemede;<br />
Gerekçenin (2) bölümünde açıklanan nedenle Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden, 5271 sayılı Kanun’un 302/1. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</p>

<p>3.Sanık ... hakkında katılan çocuk ...'e karşı kurulan hükme yönelik katılanlar vekillerinin suç vasfında yanılgıya düşüldüğüne dair temyiz istemlerinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Gerekçenin (3) bölümünde açıklanan nedenle katılanlar vekillerinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 11.06.2024 tarihli ve 2022/43 Esas, 2024/1382 Karar sayılı kararının, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca Ankara 58. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 03.07.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20252287-e-20255618-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="43563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 22.02.2024 tarihli, 2021/9725 E., 2024/1684 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/9725 E., 2024/1684 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/513 E. 2016/534 K.<br />
SUÇ : Eziyet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet<br />
TEMYİZ EDENLER : Katılan vekili, sanık müdafii<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Gaziosmanpaşa Cumhuriyet Başsavcılığının 28.07.2014 tarihli iddianamesi ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (5237 sayılı Kanun) 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca dava açılmıştır.</p>

<p>2. Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararı ile sanık hakkında eziyet suçundan 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi, 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekili ve sanık müdafinin temyiz isteği;<br />
Herhangi bir nedene dayanmamıştır.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1. Dava konusu olay, sanığın eşinin eziyet çekmesine yol açacak bir takım davranışlarda bulunup bulunmadığı iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. 30.07.2013 tarihinde müteveffa Vecide'nin evlerinin bir odasında kendisini boynundan asmak suretiyle intihar ettiği yönünde alınan ihbar ile şüpheli ölüm olayı nedeniyle sanık ve annesi hakkında soruşturma başlatıldığı, müteveffanın ailesinin kızlarının eşi olan sanık tarafından sürekli darp edildiğini, çocuklarının olması nedeniyle boşanamadığını, zaman zaman vücudundaki morartıları kendilerine gösterdiğini, kızlarının ölümüne de sanığın sebep olduğunu belirterek şikayetçi oldukları belirlenmiştir.</p>

<p>3. a) Müteveffanın babası katılanın ve annesi ve kardeşlerinin aşamalarda, müteveffanın sanık tarafından sürekli olarak darp edildiğini, sanığın harçlık bile vermediğini, çocuklarına bez parasını bile yalvararak verdiğini, darp izlerine zaman zaman şahit olduklarını, ancak çocukları için boşanamadığını beyan ettikleri, akrabaları F.Ş.'nin, bir perde mevzuu nedeniyle müteveffanın darp edilip aç bırakıldığını çocuklarından ve kızkardeşinden duyduğunu beyan ettiği belirlenmiştir.</p>

<p>b) Müteveffa ve sanığın ortak çocukları olan B.O.B. ve M.B. savcılıkta, anneleri olan müteveffanın babaları tarafından sürekli darp edildiğini, hatta sanığın annelerini ası süsü vererek öldürdüğünü beyan ettikleri, çocukların alınan ifadelerinin ardından sosyal hizmet uzmanı tarafından düzenlenen değerlendirme ve sonuç başlıklı raporda, B.O.B.'nin olaya kendisinin şahit olmadığını, savcılıkta yanlış bilgiler verdiğini, olaya abisi M.B.'nin şahit olduğunu beyan ettiği, babasının ailesinin yanına gitmekten korktuğu için o şekilde ifade verdiğini ifade ettiği, ancak çocukların kovuşturma aşamasında alınan beyanlarında babaları olan sanığın annelerini sürekli darp ettiğini, vefat etmeden önce de darp ettiğini, daha sonra da öldürdüğünü beyan ederek soruşturma aşamasındaki ifadelerine döndükleri belirlenmiştir.</p>

<p>4. a) 30.07.2013 tarihli ölü muayene ve otopsi tutanağı ile, müteveffanın sol uyluk poupart bağının hemen altında ön tarafta biri 6 cm, diğeri 2 cm çapında sarı renk almış eski ekimoz, sağ dirsekte 0,3 cm çapında kurutlu eski yara mevcut olduğu,</p>

<p>b) İstanbul Birinci Adli Tıp İhtisas Kurulunun 23.12.2015 tarihli raporu ile müteveffanın ölümünün ası sonucu gerçekleşmiş olduğu, ası dışında travmatik tesirle öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı belirlenmiştir.</p>

<p>5. Sanık ve annesi hakkında kasten öldürme ve intihara yönlendirme suçlarından delil yetersizliği nedeniyle ek kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verildiği belirlenmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinde düzenlenen eziyet suçundan ayrı şekilde failin öldürmeye yönelik kastının bulunması durumunda ayrıca kasten öldürme suçundan sorumlu tutulacağı göz önünde bulundurularak, somut olayda sanık ve ölen ...'nin ortak çocukları olan B.O.B. ve M.N.B. kovuşturma aşamasında pedagogun da itibar edilebilir bulduğu beyanlarında ilk ifadelerine dönerek babalarının annelerini öldürdüğüne ilişkin anlatımların 5271 sayılı Kanun'un 172 nci maddesinin ikinci fıkrası kapsamında yeni delil olarak kabul edilebileceği anlaşılmakla, bu kapsamda yeniden bir değerlendirme yapılarak işlem yapılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>2. 5237 sayılı Kanun'un "Eziyet" başlıklı 96 ncı maddesinin birinci fıkrasında eziyet suçunun maddi unsuru, “bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştirmek” şeklinde belirtilmiş, ancak bu davranışların ne olduğu somut olarak ortaya konulmamıştır. Ancak maddenin gerekçesinde; eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerektiği belirtilmiştir. Böylece kanun koyucu işkence suçuna ilişkin 94 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki tanıma, eziyet suçunu düzenleyen 96 ncı maddenin metninde değil, gerekçesinde yer vererek eziyet suçunda fiilin arz ettiği özellikleri belirlemiştir. Bu durumda eziyet suçu ile işkence suçu, maddi unsuru bakımından benzerlik göstermektedir. Ancak eziyet suçu bakımından maddenin gerekçesinde, işkence suçunda öngörülen “algılama veya irade yeteneğinin etkilenmesine” yol açacak hareketten söz edilmemektedir.</p>

<p>Eziyet serbest hareketli bir suçtur. Mağdurun gerek bedensel gerek ise ruhsal yönden acı çekmesine neden olacak, mağdurda utanma, korku, acizlik ve değersizlik duygusu uyandırıp onurunu zedeleyecek hareketler eziyet kapsamındadır. Bu suç tipinde mağdur, objektif olarak aşağılayıcı ve eza verici hareketler aracılığıyla, insan olma niteliğinin gerekli kıldığı düzeyin objektif olarak altında kalan ve kişiliğinin derhal ya da ileride gelişebilmesi için gerekli olan dengeye olarak etki edebilecek muamelelere tabi kılınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eziyet teşkil eden fiiller, kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedir. Eziyetten söz edebilmek için, maddenin gerekçesine göre eziyet oluşturan fiillerin sistematik bir şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sistematik olmaktan kastedilen, mağdura karşı yapılan birden fazla saldırının, genel bir tutum çerçevesinde gerçekleştirilen davranışların bir parçası olması ya da önceden kararlaştırılmış, organize ve düzenli bir seyir izlemesidir. Sistematik olma hali, hareketlerin eziyet suçunu oluşturup oluşturmadığını tespite yarayan kriterlerden biridir. Hareketlerin sistematik biçimde uygulanması, mağdura yönelik davranışların belli bir süreç içinde düzenli ve bir bütünlük arz eder biçimde yapılmasını gerektirir. Bu sebeple mağdura yönelik hareketler, fail tarafından bilerek ve istenerek belirli bir süreçte genel bir tutum çerçevesinde bir bütünün parçası olarak veya belirli bir plan dahilinde işlenirlerse eziyet suçu oluşur. Burada çeşitli nitelikteki hareketler objektif olarak belirli bir şiddeti içermekte, asgari düzeyde bir ağırlığa ulaşmaktadır. Hareketler bir bütün halinde objektif olarak eziyet teşkil edecek boyuta ulaştığında, başka bir deyişle asgari bir düzeyde şiddete ulaştığında suç tamamlanmış olacaktır.</p>

<p>Dava konusu olayda, sanığın eşi olan müteveffayı evlilik süreci içerisinde sistematik bir şekilde gerek darp etme, gerekse aç bırakma, para vermeyip belli başlı ihtiyaçlardan mahrum bırakma şeklinde gerçekleşen ve ölüm olayına kadar devam eden eylemlerin 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesi kapsamında eziyet suçunu oluşturduğu anlaşıldığından, sanık hakkında kurulan hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>3. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, katılan vekili ve sanık müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Gaziosmanpaşa 12. Asliye Ceza Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli kararında katılan vekili ve sanık müdafii tarafından ileri sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekili ve sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.02.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20219725-e-20241684-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="89312"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2019/9855 E., 2019/6551 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 09.05.2019 tarihli, 2019/9855 E., 2019/6551 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2019/9855 E., 2019/6551 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Eziyet<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Sanığın eylemine uyan ve 5237 sayılı TCK.nın 102/2. maddesinde düzenlenen resmi nikahlı eşe karşı nitelikli cinsel saldırı suçunun soruşturma ve kovuşturmasının şikayete tabi olduğu ve mağdurenin 13.10.2013 tarihli duruşmada ifadesinde şikayetten vazgeçtiğini beyan etmesi karşısında, 5237 sayılı TCK.nın 73/6. maddesi gereğince sanığa vazgeçmeyi kabul edip etmediği sorulduktan sonra kabulü halinde TCK.nın 73/4 ve CMK.nın 223/8. maddeleri uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden yazılı şekilde karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK.nın 321. maddesi uyarınca BOZULMASINA, 09.05.2019 gününde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Mağdure aşamalardaki ifadesinde; sanığın suç tarihinde gece saat 01.00 sıralarında kendisi ile zorla anal yoldan cinsel ilişkiye girdiğini, ertesi akşam saat 21.00 civarında tekrar anal yoldan cinsel ilişkiye girmek istediğini söylediği, kabul etmeyip,<br />
“seni sosyal hizmetlere şikayet ettim beni sığınma evine çocukları da yurda gönderecekler.” şeklinde cevap vermesi üzerine, yine “seni cezalandıracağım” diyerek banyodan bir kalıp sabun alıp ikiye böldüğünü, sabun parçalarından birisini vajinasına, diğerini ise makatına zorla soktuğunu beyan etmiştir.</p>

<p>Mağdurun ertesi sabah kendi imkanları ile Atatürk Devlet Hastanesine giderek rapor aldığı ve hastenece düzenlenen 30.05.2012 tarihli raporda anüs bölgesinde oluşan yaralanmanın tespit edilerek mağdurun vajinasından ve makatından sabun parçalarının çıkartıldığı, mağdurun mahkemece adli tıp kurumuna sevk edilmesi üzerine Adli Tıp İhtisas Kurulunca 07.07.2011 tarihinde düzenlenen raporda ise mağdurun olay nedeniyle ruh sağlığının bozulduğunun belirlendiği anlaşılmıştır.<br />
Mağdurla sanığın evli olduğu, suç tarihinde sanığın alkollü olarak 01.00 sıralarında eve geldiği sanığın odaya girerek “benimle ters ilişkiye gireceksin” dediği, mağdurun böyle bir ilişkiye girmek istemediğini söylemesine rağmen sanığın mağdurenin ayaklarından çekerek üzerinde bulunan pijamasını indirdiği iç çamaşırlarını sıyırdığı mağdurenin direnmesine rağmen halının üzerine yatırmak suretiyle zorla tersten ilişkiye girdiği aynı gün saat 16.00 sıralarında sanığın mağdureyi telefonla arayarak “akşam erken gelecem yine tersten ilişkiye girecez” dediği, bunun üzerine mağdurun telefonu kapattığı aynı gün saat 21.00 sıralarında sanığın alkollü olarak olarak eve geldiği, mağdurun “seni sosyal hizmetlere şikayet ettim, olanları anlattım, beni sığınma evine, çocuklarıda yurda gönderecekler” dediği bunun üzerine sanığın “seni cezalandıracam” diyerek ardından banyoya gidip sabun aldığı, sabunu keserek ikiye ayırdığı yatak odasında bulunan halının üzerine mağduru yatırdığı, mağdurenin giysilerini çıkarttığı, mağdurenin yine direnmeye çalıştığı ancak başarısız olduğu mağdureyi çıplak hale getirdikten sonra kestiği sabunun bir parçasını mağdurun vajinasına, diğer parçasını makatına zorla soktuğu, mağdurenin ertesi gün Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesine gittiği düzenlenen 30.05.2012 tarih 479180-12 Protokol nolu Genel Adli Muayene Raporu neticesi vajinal ve anal bölgede sabunların belirlendiği ıkınma yoluyla sabunların her iki bölgeden çıkartıldığı, olay nedeniyle mağdurenin ruh sağlığının bozulması şeklinde iddia ve kabul edilen eylemde öncelikle sanığa atılı suçun niteliği belirlenmelidir.</p>

<p>Cinsel saldırı suçunun basit hali TCK.nın 102/1. maddesinde, vücuda organ ve cisim sokma şeklindeki nitelikli hali ise maddenin 2. fıkrasında düzenlendikten sonra 2. fıkranın 2. cümlesinde bu fiilin eşe karşı işlenmesi halinde soruşturma ve kovuşturma yapılması şikayete bağlanmıştır.</p>

<p>TCK.nın 102/2. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunun maddi unsurlarından olan fiilin ne olduğu yani hangi eylemlerin cinsel saldırı (hangilerinin yaralama, eziyet vb.) sayılacağının belirlenmesine gelince;</p>

<p>Cinsel saldırı suçu cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olarak gerçekleştirilen, vücut dokunulmazlığını ihlal eden, ancak vücuda organ veya cisim sokma mahiyeti taşımayan davranışlarla işlenebilir. Maddenin gerekçesine göre, “cinsel davranış, cinsel arzuları tatmin amacıyla gerçekleştirilen hareketlerdir”.<br />
Vücut dokunulmazlığını ihlal eden bir haraketin cinsel saldırı suçu bakımından tipik olup olmadığı, hareketi gerçekleştirenin hangi amaçla hareket ettiğine bakılarak belirlenecektir. Cinsel arzuları tatmin amacı taşımayan vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketler cinsel saldırı suçunu oluşturmayacaktır. Suçun oluşması için, gerçekleştirilen hareketin objektif olarak şehevi nitelikte bulunması ve cinsel arzuları tatmin amacıyla gerçekleştirilmesi yeterlidir, failin şehevi arzularını fiilen tatmin etmiş olması gerekli değildir.</p>

<p>Kişinin vücudu üzerinde iradesi hilafına cinsel arzuları tatmin amacıyla temas halinde gerçekleştirilen ve sarkıntılık boyutunu aşan süreklilik arz eden okşama, vücudunun çeşitli yerlerini elleme, sarılıp öpme, mahrem yerlerini sıkma şeklindeki hareketler cinsel saldırının temel şeklini oluşturur.<br />
Fiilin icrası sırasında cebir kullanılmış ise, bunun kasten yaralamanın neticesi sebebiyle ağırlaşmış hallerine yol açtığı hallerde, fail ayrıca neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralamadan sorumlu tutulacaktır.</p>

<p>Başvurulduğu takdirde bu suçun unsurunu oluşturan cebir, cinsel saldırı teşkil eden harekete katlanmasını, izin vermesini sağlamak amacıyla mağdur üzerinde uygulanan acı veren fiziki güç kullanımını ifade eder.</p>

<p>Suçun manevi unsuru kasttır. Kast, suçun kanuni tarifindeki unsurların bilerek gerçekleştirilmesini ifade etmektedir. Buna göre failin kastı; mağduru, cinsel davranışı, vücut dokunulmazlığının ihlalini kapsamalıdır. Failin kasten hareket etmesi gerekli ve yeterlidir. Somut olayda failinin kastının neye yönelik olduğu hangi amaçla hareket ettiğine bakılarak belirlenebilir. Failin, somut olayda vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketleri cinsel arzuları tatmin amacına yönelik olarak gerçekleştirdiği belirlenebildiği takdirde, onun kastının cinsel saldırıya yönelik olduğundan bahsedilebilecektir. Esasen, ancak bu sayede vücut dokunulmazlığını ihlal eden hareketin cinsel saldırıyı mı, kasten yaralamayı mı, yoksa hakareti mi oluşturduğu belirlenebilecektir. Dolayısıyla, madde gerekçesinde geçen “cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla vücut dokunulmazlığının ihlal edilmesi gerekir” ifadesinin, somut olayda failin kastının belirlenmesine yönelik bir ölçüt getirdiğini kabul etmek gerekmektedir.</p>

<p>Mahkemenin kabulü olan eziyet suçu yönünden bir değerlendirme yapmak gerekirse;<br />
Türkiye’nin de üyesi olduğu Birleşmiş Milletler Genel Kurulunca 10 Aralık 1948 tarihinde ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 5. maddesinde yer alan “Hiç kimse işkenceye, zalimane, gayriinsani, haysiyet kırıcı cezalara veya muamelelere tabi tutulamaz.” hükmüne paralel olarak Anayasamızın 17/3. maddesinde “Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz, kimse insan haysiyeti ile bağdaşmayan bir cezaya ve muameleye tabi tutulumaz” hükmü ile işkence ve eziyet yasaklanmıştır.<br />
5237 sayılı TCK.nın 96/1. maddesinde “Bir kimsenin eziyet çekmesine yol açacak davranışları gerçekleştiren kişi hakkında ….” ibaresi yer almakta, yasada eziyet kabul edilen eylemler tanımlanmamaktadır. Madde gerekçesinde ise “Eziyet olarak, bir kişiye karşı insan onuruyla bağdaşmayan ve bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine, aşağılanmasına yol açacak davranışlarda bulunulması gerekir. Aslında bu fiiller de kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz niteliği taşıyabilirler. Ancak, bu fiiller, ani olarak değil, sistematik bir şekilde ve belli bir süreç içinde işlenmektedirler. Bir süreç içinde süreklilik arzeder bir tarzda işlenen eziyetin özelliği, işkence gibi, kişinin psikolojisi ve ruh sağlığı üzerindeki tahrip edici etkilerinin olmasıdır. Bu etkilerin uzun bir süre ve hatta hayat boyu devam etmesi, eziyetin bu kapsamda işlenen fiillere nazaran daha ağır ceza yaptırımı altına alınmasını gerektirmiştir” denilmektedir.</p>

<p>Yargıtay uygumalarına ve doktirine göre sistematik olarak ve belli bir süreç içinde ika edilen kasten yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz niteliği taşıyan, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışlar eziyet suçunu oluşturmaktadır. Aynı maddenin 2-b bendinde eziyet suçunun eşe karşı işlenmesi nitelikli hal olarak kabul edilerek kanun koyucu tarafından daha ağır yaptırıma bağlanmıştır.<br />
Yaralama suçu ise TCK.nın 86/1. maddesinde kasten başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına elverişli ve uygun hareketler olarak tanımlanmıştır. Ruh sağlığının bozulması da yaralama suçu kapsamında değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu açıklamalar karşısında failin kastı, eylemin hangi suçu oluşturacağı konusunda önem arzetmektedir. Örneğin fail, sırf acı çektirmek amacıyla (yaralama ya da eziyet kastıyla) mağdurun cinsel organına sıcak şiş sokup kenarını yakarsa sırf cinsel organına yöneldiğinden söz ederek eylemin cinsel davranış olarak kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında yukarıda mahkemece de kabul edildiği belirtilen dava konusu olay incelendiğinde; sanık cinsel arzularını (alışılmadık şekilde de olsa) gidermek amacıyla değil, kendisini resmi kurumlara şikayet ettiğini öğrendiği mağduru cezalandırmak amacıyla hareket etmiştir. Nitekim bu hususu mağdura eyleminden önce “seni cezalandıracağım” şeklinde sarf ettiği sözlerle de ortaya koymuştur. Mağdurun makat ve vajinasına sabun sokmak fiilini cinsel tatmin amacıyla yaptığını ileri sürmek mümkün olmayıp acı vermek amacıyla davrandığı çok açıktır.</p>

<p>Sanığın sabun sokma eyleminden bir önceki eylemi, tamamen eşinin rızası haricinde onunla ters ilişkide bulunarak cinsel tatmin amaçlıdır. Bu nedenle bu fiili TCK.nın 106/2. maddesi kapsamında kalıp şikayete bağlı bir eylemdir. Ancak ikinci gün yaptığı vajina ve makata sabun sokma şeklindeki fiilleri cinsel tatmin olmaksızın sırf acı verme amacına yöneliktir. Bu nedenle cinsel saldırı olarak nitelendirilemez. Cinsel saldırı olarak nitelendirilmesi mümkün olmayan bu fiilin tek başına yukarıda belirtilen şekilde sistematik ve belli süreç içinde (devam eden şekilde) gerçekleştirildiğinden söz edilemez ise de; aşamalarda doğrulanan mağdurun kolluk ifadesine göre evlilik boyunca ağza alınmayacak küfürler etmek, sürekli kötü muamele ve aşağılamak, tehdit etmek ve darp etmek eylemlerini gerçekleştirmiştir. Mağdurun bu sözlerini doğrulayan her ne kadar maddi delil yok ise de, mağdurun anlatımlarının son olayda sağlık raporları ile teyit edilmesi ve 13 yıllık eşinin cinsel organlarına sabun sokup acı çekmesini izleyen birinin daha basit darp, tehdit, hakaret eylemlerini gerçekleştirdiği yönündeki mağdur ifadesinin samimiyetini ortadan kaldıran bir husus bulunmadığı gibi, aynı zamanda olayın tanığı olan bu mağdurun beyanlarına itibar ederek hüküm kuran yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık görülmemektedir. Kaldı ki şikayete bağlı bir eylem olsa ve şikayet yokluğundan soruşturma ve kovuşturma yapılamasa dahi sürekli ve sistematik şekilde eşinin zorla ırzına geçmek ya da cinsel organlarına acı veren cisimler sokulması eylemlerinin insan onuruna sığmayan açık bir eziyet olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>TCK.nın 86/2, 3-a maddesinde eşe karşı gerçekleştirilen en basit etkili eylem uzlaşma ve şikayete tabi suçlar kapsamına alınmazken, basit bir yaralama eyleminden daha fazlasını gerçekleştiren bir kişinin cezasız bırakılarak ödüllendirilmesi kanunun sistematik ve amacına uygun bir sonuç değildir. Aksi halde eşini döven kurnaz bir fail yaralama ya da eziyet suçundan yapılacak soruşturmadan kurtulmak için daha fazlasını yapıp eşinin ayrıca ırzına geçer ve sonrasında şikayet ettirmez ya da şikayetten feragatı sağlarsa cezasız kalabilecektir.</p>

<p>Sanığın eşini cezalandırmak için değil de bir an için sayın çoğunluk gibi cinsel amaçlı davrandığını kabul etsek dahi, sanığın eylemi sonucu mağdurun ruh sağlığı bozulmuştur. Ruh sağlığının bozulması TCK.nın 86/1. maddesinde kapsamında kalan bir kasten yaralama eylemidir. Cinsel saldırı suçundan soruşturma ya da kovuşturma yapılamaz ise de şikayete tabi olmayan kasten yaralama suçundan ceza verilmesine engel durum yoktur. Bu nedenlerle sayın çoğunluğun düşme yönündeki kararına iştirak etmek mümkün olmamıştır.09.05.2019</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20199855-e-20196551-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="46840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2018/7210 E., 2018/7245 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 21.06.2018 tarihli, 2018/7210 E., 2018/7245 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/7210 E., 2018/7245 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SUÇ : Eziyet etme<br />
HÜKÜM : Mahkumiyet</p>

<p>Gereği görüşülüp düşünüldü:<br />
Sanığın eşine karşı işlediği kabul edilen tehdit ve kasten yaralama eylemlerinin bir bütün halinde eziyet suçu kapsamında kaldığı gözetilmeden ayrıca fiil bölünerek tehdit ve yaralama suçlarından hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında, kasten yaralama ve tehdit suçları nedeni ile verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararındaki hükmün kanun yararına bozma yoluyla ortadan kaldırılması mümkün görülmüştür.</p>

<p>Sistematik olarak ve belli bir süreç içinde kasten yaralama, hakaret, tehdit ve cinsel taciz niteliği taşıyan, insan onuruyla bağdaşmayan, mağdurun bedensel veya ruhsal yönden acı çekmesine ve aşağılanmasına yol açan davranışların eziyet suçunu oluşturacağı cihetle oluşa ve dosya kapsamına göre sanığın eşi olan mağdurun, ellerini, ayaklarını ve ağzını koli bandı ile bantlayıp kolunda sigara söndürmek, ağzında bulunan bandı nefessiz kalana ve bayılmasına yakın bir ana kadar çıkartmamak eylemlerinin bedensel ve ruhsal yönden acı çekmesine yol açan ve insan onuruyla bağdaşmayan nitelikte olması sebebiyle eziyet olarak kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Sanık hakkında eşine yönelik eziyet suçundan hüküm kurulurken doğrudan TCK'nun 96/2-b maddesi uyarınca cezalandırılması yerine, önce aynı Kanunun 96/1. maddesiyle hüküm kurulduktan sonra 96/2-b maddesinin uygulanması sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine, toplanıp karar yerinde gösterilen ve değerlendirilen delillere, oluşa ve mahkemenin soruşturma sonucunda oluşan inanç ve takdirine, suçun oluşumuna ve niteliğine uygun kabul ve uygulamasına, hukuka uygun, yasal ve yeterli olarak açıklanan gerekçeye göre sanığın madde kullanımı nedeniyle bilincinin yerinde olmadığına yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden reddiyle hükmün ONANMASINA, 21.06.2018 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-20187210-e-20187245-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="70731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/10-120 E., 2011/143 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 21.06.2011 tarihli, 2011/10-120 E., 2011/143 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/10-120 E., 2011/143 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname : 2010/143413<br />
Yargıtay Dairesi : 10. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi : BURDUR Ağır Ceza<br />
Günü : 22.12.2009<br />
Sayısı : 180-308</p>

<p>Kasten yaralama, uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma, başkalarına verme ve iftira suçlarından sanık S. K..’ün;<br />
Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçundan 5237 sayılı TCY’nın 188/3, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 1.000 TL adli para,</p>

<p>İftira suçundan 5237 sayılı TCY’nın 267/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis,</p>

<p>Kasten yaralama suçundan da 5237 sayılı TCY’nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmen tutuklanmasına ilişkin, Burdur Ağır Ceza Mahkemesince verilen 22.12.2009 gün ve 180-308 sayılı hükmün sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 28.03.2011 gün ve 35841-3469 sayı ile onanmasına ve tahliye talebinin reddine karar verilmiştir.<br />
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 02.05.2011 gün ve 143413 sayı ile;</p>

<p>“A-Yargıtay 10. Ceza Dairesi ile Cumhuriyet Başsavcılığımız arasındaki uyuşmazlık sanığın yerel mahkemece sabit görülen fiillerinin hukuki nitelendirmesine ilişkindir.</p>

<p>B- Uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md. 86/2) suçunu ilişkin olarak:</p>

<p>1) Dosya kapsamı itibariyle sanık ile mağdurun yaklaşık iki yıldır tanıştığı, zaman zaman görüştükleri ve sanığa ait dükkânda CD/film seyrettikleri, olay tarihinde (08.04.2006) adı geçen dükkâna gelen mağdurenin, onun davetiyle içeri girdiği, bir süre film seyrettiği, devam eden ve dosyaya ayrıntıları yansıyan süreçte sanığın mağdureye ikram ettiği içeceğe gizlice amfetamin etken maddesi içeren uyuşturucuyu katarak içmesini sağladığı, uyuşturucunun etkisiyle rahatsızlanan mağdurenin iletişim kurduğu arkadaşlarının da yardımıyla hastaneye kaldırıldığı, midesinin yıkandığı, bu fiil nedeniyle mağdurenin basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde yaralandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>2) Sanığın kamu davasına konu olan olay öncesinde mağdure ile yakınlaşmak için çaba sarf etmesi, beraber olma isteğini birkaç defa dile getirmiş olması, bu yönde manevi baskı uygulaması, olay günü de geç sayılabilecek bir saatte mağdureyle yalnız kalabilmek amacıyla dükkânına alması, daha sonra yanlarına gelen mağdurenin kardeşini başlarından savması ve özellikle onun iradesini etkilemek, direncini kırmak amacıyla hile ile içeceğine uyuşturucu maddeyi gizlice katarak içmesini sağlaması fiilleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde, eylemin -gerekçeli kararda da belirtildiği üzere- doğrudan cinsel istismara yönelik olduğu görülmektedir.</p>

<p>3) Sanığın açıklandığı şekilde sübut bulduğunu düşündüğümüz fiili, hakkında ceza tayin edilen TCK'nun 188/3. maddesindeki ‘uyuşturucu madde ticareti’ ile aynı Kanun'un 86/2. maddesindeki ‘basit yaralama suçları’nın değil, tebliğnamemizde belirtildiği üzere, -TCK'nun 42. maddesi de gözetildiğinde- 103/1-b, 35. tanımlanan ‘cinsel istismara teşebbüs suçunu’ oluşturmaktadır. Gerçekten sanık hakkında ceza tayin edilen TCK'nin 188/3. maddesindeki suçun oluşabilmesi için faalin, ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satması, satışa arz etmesi, başkalarına vermesi, sevk etmesi, nakletmesi, depolaması, satın alması, kabul etmesi veya bulundurması’ şeklinde vazedilen seçimlik hareketlerden birinin veya birkaçının işlemesi gerekmektedir.<br />
Mahkemenin kararı gözönüne alındığında sanığın eylemi ‘uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız olarak başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma’ seçimlik hareketlerini oluşturmakta ise de, kanımızca bu kabul isabetli değildir. Zira öncelikle belirtmek gerekir ki, TCK'nin 188/3 ve 191. maddeleri beraberce düşünüldüğünde 188/3. maddedeki suçun oluşması için ‘satın alma, kabul etme veya bulundurma’ seçimlik hareketlerin ticaret amacıyla gerçekleştirilmesi aranmakta, diğer taraftan ‘başkasına verme’ seçimlik hareketiyle suçun oluşması için ise, fail ile mağdur arasında uyuşturucunun alması verilmesi hususunda açık veya zımni bir irade örtüşmesinin bulunması gerekmektedir. Somut olayda ortaya çıktığı şekliyle hile ve/veya mefruz cebir ile ya da tehditle veya şiddet uygulamak suretiyle mağdura uyuşturucu verilmesi ise, bu suç açısından tipik değildir. Bununla birlikte sanığın gerçekleştirdiği fiil yaptırımsız kalmamakta ve haksızlık içeriğinin boyutunu da karşılayacak şekilde -tebliğnamemizde de belirtildiği üzere-, cinsel istismara teşebbüs suçunu oluşturmaktadır. Gerçekten sanık, yukarıda belirtilen şekilde mağdura karşı cinsel istismar fiilini gerçekleştirmeye yönelik olarak, niteliği itibariyle hazırlık hareketlerini aşacak düzeyde bir dizi icra hareketleri gerçekleştirmiş, ancak mağdurun arkadaşları ile iletişime geçmesi nedeniyle iradesi dışındaki nedenlerle kastettiği fiili tamamlayamamıştır.</p>

<p>Diğer taraftan sanığın mağduru cinsel yönden istismar etmek amacıyla içeceğine uyuşturucu katarak sanığın tüketmesini sağlaması sonucunda mağdurun basit tıbbi müdahaleyle giderilecek ölçüde yaralanmasına neden olması, TCK'nun 42. maddesinde düzenlenen bileşik suç kuralları gözetildiğinde, cinsel istismara teşebbüs suçunun unsuru olması itibariyle, bu fiil (suç) içinde erimekte ve dolayısıyla ayrıca ceza tayini yoluna gidilmesi hukuken olanaksız hale gelmektedir. Gerçekten sanığın sübut bulan mağdurenin içeceğine gizlice uyuşturucu koyması fiili, TCK'nin 103/1-b maddesindeki ‘cebir, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden’ kapsamında düşünülmesi gereken davranışlardır.</p>

<p>4) İddianamenin konuyla ilgili kısmında sevk maddesi olarak her ne kadar cinsel istismara teşebbüs suçundan (TCK md. 103/1-b, 35) değil, uyuşturucu madde ticareti (TCK md. 188/3) ve basit yaralama (TCK md. 86/2) suçundan cezalandırma talep edilmiş ise de, mahkemenin hukuki nitelendirmeyle bağlı olmaması, iddianamenin metin kısmındaki anlatılan olayın doğrudan sanığın mağdura yönelik cinsel istismar kapsamındaki fiillerini kapsaması nedeniyle cinsel istismara teşebbüs suçundan usulüne uygun olarak açılmış bir kamu davasının bulunduğu düşünülmüştür.</p>

<p>C-İftira suçuna ilişkin olarak:</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti ve basit yaralama yanında sanık hakkında ceza tayin edilen ve TCK'nin 267. maddesinin 1. fıkrasında tanımlanan iftara suçunun oluşması için failin; suç soruşturmasına yetkili olan makamlara,</p>

<p>a) İhbar veya şikâyette bulunarak ya da</p>

<p>b) Basın ve yayın yoluyla,</p>

<p>İşlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat etmesi gerekmektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrasına göre, bu fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde ise, verilecek cezanın yarı oranında artırılması söz konusu olacaktır.</p>

<p>Görüldüğü gibi, söz konusu suç, maddi unsurunu oluşturan fiil göz önüne alındığında ancak belli şekillerde işlenebileceğinden bağlı hareketli bir suç tipidir. Başka bir anlatımla suçun oluşması için iftira teşkil eden fiilin ya basın yayın aracılığıyla ya da suç yetkili makamlara ihbar veya şikâyet yoluyla mağdura yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Anayasa ve yasalara göre şikâyet hakkı bulunan bir bireyin bu hakkını kullanması halinde suçun hukuka aykırılık unsurunun oluştuğundan söz edilemez. Başka bir anlatımla, suçun diğer öğelerinin yanında hukuka aykırılık unsurunun da oluştuğunun kabul edilmesi için, suçsuz olduğu bilinen kişiye hukuka aykırı bir fiilin maddede belirtilen şekilde isnat edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Sanığın 07.03.2006 ve 09.04.2006 tarihli Cumhuriyet Başsavcılığındaki şüpheli sıfatıyla verdiği ifadeleri sırasında savunma hakkı ve argümanları kapsamında isnat edilen suçlamaları reddederken, mağdurun işyerinde bulunan telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğunu söylemiş, bilahare 09.11.2006 tarihli beyanında ise, bu konudaki yakınmasından vazgeçtiğini dile getirmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamı itibariyle sanığın iddiası konusunda herhangi bir araştırma yapılmadığı ve konu muktezaya bağlanmadığı gibi, iddianın iftira niteliğinde olduğuna dair bir ikrar veya bağlayıcı hukuki bir delil de bulunmamaktır. Dolayısıyla sanığın bu çerçevedeki fiili mevcut belge ve deliller dikkate alınarak değerlendirildiğinde isnat edilen iftira suçunun maddi ve hukuka aykırılık unsurları yönünden oluşmadığı düşünülmektedir” görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire onama kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesi isteminde bulunmuştur.</p>

<p>Dosya Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık S. K..’ün; uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri, satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçundan 5237 sayılı TCY’nın 188/3, 52 ve 53. maddeleri uyarınca 6 yıl hapis ve 1.000 TL adli para, iftira suçundan 5237 sayılı TCY’nın 267/1-2 ve 53. maddeleri uyarınca 1 yıl 15 ay hapis, kasten yaralama suçundan ise 5237 sayılı TCY’nın 86/2 ve 53. maddeleri uyarınca 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilen olayda, Özel Daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlen¬mesi gereken uyuşmazlıklar;</p>

<p>1-) Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesine,</p>

<p>2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya içeriğinden;</p>

<p>1969 doğumlu, evli ve iki çocuk babası olan sanığın Burdur İli Gölhisar İlçesinde bir giyim mağazası işlettiği, 15.03.1989 doğumlu olup suç tarihinde henüz 18 yaşını tamamlamamış bulunan ve yargılama sırasında Denizli Pamukkale Üniversitesi Eğitim Fakültesi Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümünü kazanarak burada okumaya başlayan katılanın ailesinin köyde oturması nedeniyle kardeşi C..ile beraber ilçe merkezinde bir evde yaşadıkları, akrabası R..’ın daha önce sanığın işyerinde tezgâhtar olarak çalışması nedeniyle katılan ile sanığın tanıştığı, R..’ın bu işyerinden ayrılmasından sonra da katılanın zaman zaman sanığın işyerine gittiği ve bilgisayarda film izlediği, suç tarihi olan 08.04.2006’da katılan F...’nın akşam saatlerinde sanığa ait işyerinin önünden geçerken konuşmaya başladıkları, sanığın katılana “canın sıkılıyorsa gel içeriye film seyret” teklifi üzerine birlikte içeriye girdikleri, katılanın markete gidip çikolata aldığı, sanığın da kendisine kek ve meyve suyu ikram ettiği, daha sonra “eve gidiyorum” diyerek işyerinin kapısını katılanın üzerine kilitleyip gittiği, aradan bir süre geçince sanığın katılanı arayarak birahanede olduğunu ve bira içip içmeyeceğini sorduğu, katılanın kardeşinin evde yalnız olduğunu söyleyerek işyerine gelmesini istediği, daha sonra sanığın elinde bir şişe su ile katılanın yanına gelerek kahve içeceğini söylediği, kısmen dolu meyve suyunu katılandan alıp içtiği, katılana moralinin bozuk olduğunu ve bir yoldaşa ihtiyacı olduğunu söylediği, bu sırada katılanın kız kardeşi C..Ç..’ın da işyerine geldiği, sanığın katılana kaş göz işareti yaparak kız kardeşini göndermesini istediği, katılanın da kız kardeşini eve götürüp işyerine geri döndüğü, bu sırada sanığın katılanın ayrılmasını fırsat bilerek hazırladığı neskafenin içine amfetamin içeren uyuşturucu nitelikteki maddeyi karıştırdığı, katılanın neskafeyi içerken sanığın bir yere gideceğini söyleyip yine işyerinin giriş kapısını kilitleyerek ayrıldığı, hazırlanan uyuşturucu içeren neskafeyi içen katılanın 10-15 dakika sonra ayağa kalktığında fenalaştığı ve gözünün karardığını hissettiği, sanığı cep telefonundan defalarca aradığı ve mesaj çektiği, ancak sanığın telefonunu açmadığı, kapı kilitli olduğu için dışarıya çıkamayan katılanın işyerinin önünden geçmekte olan okul arkadaşlarını görünce N.. G..’ı arayarak işyerinin yakınlarında olmalarını istediği, daha sonra sanığın işyerine geri geldiği, katılanın rahatsız olduğunu belli etmeden film izlemeye devam eder gibi yaptığı, içeriye giren sanığın katılana arabasıyla gezmeyi teklif ettiği, bu sırada katılanın işyerinden çıkıp hızla evine yöneldiği, sanığın katılanın arkasından arabasıyla gelerek, kendisiyle gelmesi konusunda ısrar etmesine karşın katılanın gelmediği, sanığın bunun üzerine arabasıyla yanın¬dan uzaklaştığı, katılanın evine gidip cep telefonuyla arkadaşını arayarak evde olduğunu ve sanığın neskafesinin içerisine bir şey kattığından şüphelendiğini söylediği, bunun üzerine arkadaşlarının evin önüne geldikleri ve evin önünde bir süre birlikte oturdukları ve olayı konuştukları, katılanı tedavi ettirmek amacıyla hep birlikte Gölhisar Devlet Hastanesi Acil Servisine gittikleri, burada katılanın midesinin yıkandığı, kan ve idrar örneklerinin alındığı, alınan rapor ile de saptandığı üzere katılanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek derecede sağlığının ve algılama yeteneğinin bozularak vücudunun acı gördüğü, katılanın kan ve idrar örneğinin incelenmesinde Adli Tıp Kurumu Başkanlığı 5. İhtisas Kurulu raporuyla da saptandığı üzere uyuşturucu madde niteliğindeki amfetamin maddesine rastlanıldığı,<br />
İşyerine dönen sanığın katılanı birçok kez telefonla aradığı ve gerek kendisinin gerekse katılanın neskafe içerken kullandığı bardakları yıkayarak temizlediği, ardından da katılanın evine gidip katılanın kızkardeşi C..’yu da alarak birlikte hastaneye gittikleri, ziyaret görünüşüyle geldiği hastanede sanığın kimseye fark ettirmeden kendisine ait cep telefonunu katılanın askıda asılı bulunan montunun cebine bıraktığı,</p>

<p>09.04.2006 gecesi saat 04.00 sıralarında C. Savcısının verdiği arama kararı üzerine sanığın işyerinde yapılan aramada boş naylon paket ve poşetler, boş meyve kutusu, çikolata kabı, kek kabı bulunarak muhafaza altına alındığı, ancak karton kutu içerisinde 4 adet temiz, yıkanmış çay bardağı, bir adet kulplu temiz yıkanmış vaziyette neskafe bardağının üzerinde herhangi bir artık olmadığından muhafaza altına alınmadığı,</p>

<p>Sanığın 09.04.2006 tarihinde saat 14.48'de katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde mesaj gönderdiği,</p>

<p>Sanığın aynı gün saat 14.50 sıralarında da 155 nolu polis imdat telefonunu arayarak katılanın kullandığı neskafe kalıntılarının işyerindeki temizlik kovası içerisindeki az miktarda su içerisinde bulunduğunu belirterek kontrole esas olarak almak üzere kolluk kuvvetlerine bildirerek teslim ettiği, ancak bundan herhangi bir sonuç çıkmadığı, ardından katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu ört bas etmek için bana iftira attı” dediği, R.. Ç..'ın bu durumu katılana anlattığı, katılanın cebine sanık tarafından konulan telefonu sanığa getirerek verdiği,</p>

<p>Sanığın 09.04.2006 tarihinde kollukta, 10.04.2006 tarihinde C.Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde, katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını ileri sürerek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın 10.04.2006'da şüpheli sıfatıyla C.Savcılığında savunmasının alındığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının sırasıyla değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Sanığa atılı kasten yaralama ile uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri satın alma, kabul etme, bulundurma ve başkalarına verme suçlarının nitelendirilmesi:<br />
Konumuza ilişkin olan 5237 sayılı TCY'nın 188. maddesinin 3. fıkrası; “Uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde satan, satışa arz eden, başkalarına veren, sevk eden, nakleden, depolayan, satın alan, kabul eden, bulunduran kişi, beş yıldan onbeş yıla kadar hapis ve yirmibin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır” şeklindedir.</p>

<p>Bu fıkrada yazılı suçun oluşabilmesi için maddede belirtilen seçimlik hareketlerin herhangi birisinin yapılmış olması gerekir. Olayımız açısından diğer seçimlik hareketlerin söz konusu olmadığı açık olduğundan “uyuşturucu veya uyarıcı maddeleri başkalarına verme, satın alma, kabul etme, bulundurma” şeklindeki seçimlik hareketlerin gerçekleşip gerçekleşmediği belirlenmelidir.</p>

<p>Uyuşturucu ya da uyarıcı maddeleri başkalarına verme; bir kişinin mülkiyetinde ya da zilyetliğinde bulunan uyuşturucu maddeyi satış sayılmayacak şekilde ve bedel almadan başkasına devretmesidir. Bunun için uyuşturucuyu verecek kişi ile alacak kişinin iradelerinin uyuşması ve maddenin zilyetliğinin devredilmesi gerekir.<br />
Satın alma; uyuşturucu ya da uyarıcı maddenin üzerinde tasarruf edebilme hakkının bir bedel veya başka bir değer karşılığı elde edilmesi, kabul etme de; bir kişinin başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddenin zilyetliğini herhangi bir karşılık vermeden üzerine almasıdır.</p>

<p>Bulundurma ise; bir kişinin kendisine veya başkasına ait uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak fiili egemenliği altında ve o madde üzerinde tasarruf olanağı bulunacak şekilde elinde tutmasıdır. Ancak uyuşturucu veya uyarıcı maddenin TCY'nın 188/3. maddesi kapsamında bulundurulduğundan söz edebilmek için kendi kişisel kullanımı dışında bir amaçla, örneğin; başkasına satmak, başkasına suç atmak, başkasının içeceğine karıştırmak veya yeni uyuşturucu imal etmek gibi nedenlerle bulundurması gerekir.</p>

<p>Somut olayda; sanığın bir şekilde temin ettiği ve Adli Tıp Kurumu raporuna göre amfetamin içerdiği anlaşılan uyuşturucu maddeyi bulundurduğu ve katılanın kahvesine koyduğunun anlaşılması karşısında eyleminin, 5237 sayılı TCY'nın 188/3. maddesi kapsamında uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi bulundurma suçunu oluşturmaktadır.</p>

<p>Kasten yaralama ise, 5237 sayılı TCY’nın 86/1. maddesinde; “kasten başkasının vücuduna acı verme veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olma” olarak açıklanmıştır.</p>

<p>Sanığın amfetamin içeren uyuşturucu maddeyi katılanın kahvesine kasten koyması sonucunda, katılanın rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı ve midesinin yıkandığı, adli rapora göre bu durumun, vücudunda basit tıbbi müdahale ile giderilebilir nitelikte etki yarattığı tespit edildiğinden ayrıca kasten yaralama suçu da oluşmuştur.</p>

<p>Kaldı ki, cinsel istismar suçunu işleme kastıyla hareket ettiğini gösterir herhangi bir söylemi veya bu suç tipiyle belirli yakınlık ve bağlantı içerisinde olduğunu gösterir eylemi bulunmayan sanığın katılanın kahvesine uyuşturucu madde koymasının tek başına 5237 sayılı TCY'nın 103/1-b maddesinde düzenlenen çocuğun cinsel istismarı suçunun icra hareketlerine başlandığının yeterli kanıtı olamayacağı da ortadadır.</p>

<p>Bu nedenle Yargıtay C.Başsavcılığının bu konuya ilişkin itirazında isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>2-) İftira suçunun oluşup oluşmadığına gelince:</p>

<p>İftira suçu TCY'nın 267. maddesinde; “(1) Yetkili makamlara ihbar veya şikâyette bulunarak ya da basın ve yayın yoluyla, işlemediğini bildiği hâlde, hakkında soruşturma ve kovuşturma başlatılmasını ya da idarî bir yaptırım uygulanmasını sağlamak için bir kimseye hukuka aykırı bir fiil isnat eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Fiilin maddî eser ve delillerini uydurarak iftirada bulunulması hâlinde, ceza yarı oranında artırılır” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Özgü suç olarak düzenlenmediği için herkes tarafından işlenebilen iftira suçunda, hukuka aykırı olarak yapılan suç isnadı ile soruşturma başlatılma olanağı bulunduğu takdirde bu suç oluşacaktır. Soruşturma sonucunda takipsizlik kararı verilmesi veya açılan davanın beraatla sonuçlanması suçun oluşumu açısından önem taşımamaktadır. İhbar veya şikâyetin 5271 sayılı CYY'nın 158. maddesinde gösterilen C.Savcılığı, kolluk, mahkemeler, valilik, kaymakamlık ve yurtdışında konsolosluklara yapılması gerekir.</p>

<p>Somut olayda, sanığın hastaneye kaldırılan katılanı ziyaret ediyor görüntüsü altında hastaneye gittiğinde, kendisine ait cep telefonunu katılanın cebine gizlice koyduğu, katılana; “abisi bana bu iftirayı kim attırdı sana, çok ayıp ettin, bence şikâyetini geri al bu lekeyi sürme bana, senin hırsızlığının ortaya çıkmasını istemem” şeklinde cep telefonu mesajı gönderdiği, katılanın amcasının kızı R..’ı da arayarak; “F.. beni tuzağa düşürdü, benim cep telefonumu çalmış, bunu örtbas etmek için bana iftira attı” dediği, kollukta ve C.Savcılığında şüpheli sıfatıyla alınan ifadelerinde katılanın işyerinde bulunan cep telefonunu aldığını da belirterek şikâyetçi olduğu, bunun üzerine katılanın şüpheli sıfatıyla C.Savcılığında savunmasının alındığı anlaşıldığından, sanığın bu eylemlerinin savunma hakkının kullanılması olarak kabul edilemeyeceği ve iftira suçunu oluşturduğu açıkça ortadadır.</p>

<p>Bu itibarla, sanığın eylemlerini uyuşturucu madde bulundurma, kasten yaralama ve iftira suçu olarak kabul eden yerel mahkeme hükmü ile bunu onayan Özel Daire kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.06.2011 günü yapılan müzakerede oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201110-120-e-2011143-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="64346"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ HUKUKUNDA MOBBİNG SAYILABİLECEK BAŞLICA HALLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>A-İŞ HUKUKUNDA MOBBİNG NEDİR?</strong></p>

<p>Mobbing, Türk Dil Kurumu (TDK) Güncel Türkçe Sözlüğünde, iş yerlerinde psikolojik taciz olarak tanımlanır. Bu terim, belirli bir kişiyi hedef alarak çalışmalarını sistemli bir biçimde engellemek ve huzursuz olmasına yol açmak amacıyla yapılan eylemleri ifade eder.</p>

<p>Türkiye’de mobbing ilk defa Ankara 8. İş Mahkemesi tarafından tanımlanmıştır. İlgili kararda mobbing, <i>“…işyerinde bireylere üstleri, eşit düzeyde çalışanlar ya da astları tarafından sistematik biçimde uygulanan her tür kötü muamele…”</i> şeklinde tanımlanmaktadır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>İşyerlerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi konulu 2011/2 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde ise mobbing kavramı <i>“Kasıtlı ve sistematik olarak belirli bir süre çalışanın aşağılanması, küçümsenmesi, dışlanması, kişiliğinin ve saygınlığının zedelenmesi, kötü muameleye tabi tutulması, yıldırılması ve benzeri şekillerde ortaya çıkan psikolojik taciz”</i> olarak açıklanmaktadır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Mobbingin tanımı gerek yabancı kaynaklarda gerekse de yerel çalışmalarda birçok kez yapılmışsa da esasen ortak bir kanıya varılmış bir tanım yapılamamıştır. Bu çalışmamızda ise Yargıtay kararları çerçevesinde mobbingin temel unsurlarından ve mobbing sayılabilecek başlı hallerden bahsedilecektir.</p>

<p>İş hukuku bakımından bir davranışın mobbing olarak kabul edilebilmesi için, aynı iş ilişkisi içerisinde yer alan ve aralarında güç eşitsizliği bulunan failin, mağdura yönelik belirli bir süre devam eden, sistematik, kasıtlı ve yıldırma amacı taşıyan davranışlarda bulunması gerekmektedir.</p>

<p>Bu nedenle mobbing kavramı, aynı iş ilişkisi içerisinde yaşanabilecek ve mobbing kavramına yakın olsa da farkları bulunan; çatışma, zorbalık, şiddet, işyeri stresi, kabalık, ısrarlı takip, sataşma gibi kavramlardan ayrılmaktadır.</p>

<p><strong>B-YARGITAY KARARLARINA GÖRE MOBBİNG SAYILABİLECEK BAŞLICA HALLER</strong></p>

<p>Öncelikle belirtmek isteriz ki, “mobbing” iddiası, İş Hukukunda ispatlanması en zor iddialardan biridir. Bu nedenle Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre de bu ispat zorluğu dikkate alınarak <i>“her türlü şüpheden uzak, kesin delil aranmayacağı, işçinin kendisine işyerinde mobbing uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguların ileri sürmesinin yeterli olduğu” </i>belirtilmektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3]</a> <a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-psikolojik-tacize-maruz-kalindigi-iddiasindan-kaynaklanan-alacak-ve-tazminat-istemi-psikolojik-tacizde-ispat-isverenin-isciyi-gozetme-borcu" rel="dofollow">[4]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı bir kararı</a>nda; <i>“İşten ayrılmaya zorlamak için bir kişiye gücünün üzerinde iş vermek, izin ve tatil taleplerinde her türlü zorluğu çıkarmak, sosyal etkinliklerden haberdar etmemek, mağdur geldiğinde konuyu değiştirerek aleyhine konuşulduğu duygusuna kapılmasını sağlamak, gruba dahil olduktan sonra kendisiyle</i> <i>göz teması kurmamak, söylediklerini dinlermiş gibi yapıp dinlememek, önerilerini dikkate almamak ve tekliflerini kabul etmemek gibi davranışlar..”</i> ın mobbing teşkil edeceğini belirtmiştir.</p>

<p>Dış görünüş veya giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, yüksek sesle azarlanması, önerilerinin dikkate alınmaması, işyerindeki pozisyonuna veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi, <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5]</a></p>

<p>Asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi,<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" rel="dofollow"> [6]</a></p>

<p>Kişinin çalışma bölümünün çok sık değiştirilmesi, <a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Kişinin şerefine, kişiliğine, karakterine, inancına, değerlerine, yeteneklerine, tecrübelerine, birikimlerine, düşüncelerine, etnik kökenine, yaşam biçimine, kültür vb. yönleri hakkında dedikodu ve söylenti çıkarma, iftira atma, toplum önünde küçük düşürme, hafife alma, karalama, kötüleme ve yok sayma gibi kişiyi zihinsel, ruhsal, fiziksel ve bedensel olarak etkileyebilecek eylemler,<a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbinge-iliskin-yargitay-kararlari" rel="dofollow">[8]</a> mobbing sayılabilecek başlıca hallerdir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki, süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilmeyecektir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-22-hukuk-dairesinin-20143426-e-20144165-k-sayili-karari" rel="dofollow">[9]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN"><img alt="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/avukada548pda_6.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-abdullah-oguzhan-cimen" title="Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN">Av. Abdullah Oğuzhan ÇİMEN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Ankara 8. İş Mahkemesi, 20.12.2006, E. 2006/19, K. 2006/625,</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> RG. S. 27879, 19.03.2011 T.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2025/6841 E., 2025/8428 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Diğer yandan, her ne kadar psikolojik tacize uğradığını iddia eden mağdur, bu iddiasını ispatlamakla yükümlü ise de psikolojik tacizin genellikle tacizi uygulayan ile tacize maruz kalan arasında gerçekleşen bir olgu olması karşısında olayların tipik akışı ve tecrübe kuralları göz önüne alınarak sonuca gidilmesinde yarar bulunmaktadır. Yaklaşık ispat olarak adlandırılan bu yaklaşım tarzı işin doğasına da uygundur. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-psikolojik-tacize-maruz-kalindigi-iddiasindan-kaynaklanan-alacak-ve-tazminat-istemi-psikolojik-tacizde-ispat-isverenin-isciyi-gozetme-borcu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2022/14587 E., 2022/16048 K.)</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2016/1427 E., 2021/53 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 2012/9-1925 E., 2013/1407 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 2008/10408 E., 2009/26968 K.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-mobbinge-iliskin-yargitay-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[8] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/15971 E, 2014/19538 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-22-hukuk-dairesinin-20143426-e-20144165-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[9] Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 2014/3426 E., 2014/4165 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-hukukunda-mobbing-sayilabilecek-baslica-haller-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/mobbing-asdf.jpg" type="image/jpeg" length="55236"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2013 tarihli, 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2012/9-1925 E., 2013/1407 K.</strong></p>

<p><strong>MOBBİNG<br />
İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ<br />
MANEVİ TAZMİNAT<br />
İŞCİNİN SÜREKLİ OLARAK FARKLI İLLERDEKİ İŞYERLERİNDE ÇALIŞTIRILMASI<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 332<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 49<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 41</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 07.05.2009 gün ve E:2008/655, K:2009/255 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 28.02.2012 gün ve 2009/30916-2012/6093 sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı işçi, 11.01.1993-31.10.2007 tarihleri arasında P.T.A.Ş hukuk bölümü (Türkiye Halk Bankası A.Ş Risk Tasfiye ve Tahsil- 1/2 daire başkanlığı)'nda belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile avukat olarak çalıştığını, uzunca bir süre psikolojik tacize (mobbing) uğradığını, beyanla davalarının kabulüyle 30.000,00TL manevi tazminatın ve 06.05.2009 havale tarihli dilekçesinde açıklamasını yaptığı 10.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalı işveren, davanın zaman aşımına uğradığını, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, ayrıca psikolojik taciz iddiasının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, davacının manevi tazminat talebine dayanak olarak gösterdiği uygulamaların psikolojik taciz yani mobbing oluşturmadığı, bir an için öyle olduğu kabul edilse bile kişilik haklarına saldırı oluşturacak şekilde Borçlar Kanunu’nun 41. veya 49. maddeleri anlamında manevi tazminat talep edilmesine imkan verecek uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek manevi tazminat isteği reddedilmiştir.</p>

<p>Maddi tazminat talebi yönünden de davacının tayinen gittiği ve 9 ay süreyle çalıştığı görev yerinde bulunduğu sırada yapmak durumunda kaldığını iddia ettiği gerek şehir içi ve gerekse şehirler arası, görevi ile ilgili olmayan ancak İstanbul'da bulunsaydı yapmak durumunda kalmayacağını iddia ettiği, ulaşım, iletişim, yatma ve yemek giderlerinden oluştuğu, bu tür masraflarının işverence karşılanacağının taahhüt edildiğine dair yazılı belge veya hizmet sözleşmesi bulunmadığı, aile bağlarının devam ettirilebilmesi gerekçesiyle olsa bile özel ulaşım ve iletişim masraflarının da aynı gerekçelerle talep edilmesi mümkün görülmediği gerekçesiyle isteğin reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:</p>

<p>Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>Davacının işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı ve bu durumun maddi manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Çağdaş iş hukuku bir taraftan uluslararası sözleşmeler, diğer taraftan Avrupa normları işçinin huzur içerisinde işini görmesi, emeğinin karşılığını alması, çalışma ilişkisinin, karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) çağdaş hukukun son zamanlarda mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirdiği bir hukuki kurumdur. Örneğin Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. (BAG, 15.01.1997, NZA. 1997) Görüleceği üzere işçi bir taraftan diğer işçiye, diğer taraftan işverene karşı korunmaktadır. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığını tartışmasız ortaya koyar.</p>

<p>Öte yandan ispat kurallarının zorlanan sınırları usul hukukunda yeni arayışlara yol açmıştır. Emare bu anlayışın bir sonucudur. Olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alındığında varılacak sonuçla ispat gerçekleşir. Başka bir anlatımla bu ilk görünüş ispatıdır. (Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku B.6, İstanbul 1997 ;sh.622).</p>

<p>Somut olayda, 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ve farklı illerde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmemiştir. Davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ve kanıtlanmış da değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Dosyadaki delil durumuna göre davacı işçinin uzun süre İstanbul’da sabit bir görevde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ilinde görevlendirildiği, ardından sürekli olarak değişik illerde kısa sürelerle çalışmasının istendiği, işverenin bu uygulamalarının davacıyı yıldırma, bezdirme amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin varlığı kabul edilse dahi Borçlar Kanunu’nun 41. ve 49. Maddelerine göre manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı yönündeki kabulü de doğru değildir.</p>

<p>Psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirilen uygulamaların oluş şekli ve süresi dikkate alındığında manevi tazminatın kabulüne karar verilmelidir. Mahkemece uygun bir miktar manevi tazminat taktir edilerek bu yönde hüküm kurulmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek zarar belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...)</p>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin, davanın reddine dair verdiği karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı vekili, temyiz etmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yararına somut olayda psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerekip gerekmediği; ayrıca davacının maddi tazminat talebi bakımından yer değiştirmeye bağlı olarak yaptığı giderlere ilişkin dosyaya sunulan belgelerin yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, psikolojik taciz (mobbing) hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır:</p>

<p>Türk Hukukunda psikolojik taciz (mobbing); işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışlar olarak ifade edilmiştir. Psikolojik tacizin en bariz örnekleri, kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, sürekli eleştiri, çalışan iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi sayılabilir (Tınaz, Pınar/Bayram, Fuat/Ergin, Hediye: Çalışma Psikolojisi ve Hukuki Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing), Beta Yayınları, İstanbul 2008, s.7, s.53-58, aktaran K. Ahmet Sevimli, agm., s.116).</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hal alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Önceleri özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, hizmet sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında, psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332.maddesi kapsamında işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacakları tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği düzenlenmişti. Bu düzenleme ise, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ise, bunun yerine “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417 ve devamı maddelerini getirmiştir. Bu maddenin getirdiği yenilik, psikolojik taciz terimine açıkça yer vermiş olması ve işçinin kişiliğinin korunmasını yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlemesidir. Buna göre;</p>

<p>“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.</p>

<p>İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir”</p>

<p>Somut olaya gelince; 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana iline atamasının yapılarak, akabinde Kahramanmaraş, Gaziantep ve Mardin illerinde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren, yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmediği gibi, davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ise de bu husus kanıtlanmış değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı da somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Ayrıca davalı işverenin kurum içi yazışmalarından, davacı avukatın emekli olmayı düşünmediği kanısıyla, en uygun çözüm yolunun sözleşmesinin feshedilmesi; bunun mümkün olmaması halinde ise, daha önce gündeme geldiği belirtilen Bursa iline atama yapılmasının uygun olacağına dair değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, davalı avukatın maruz kaldığı bu durum, psikolojik taciz mahiyetinde olup, bu yolla davacı avukatın istifa ya da emekliliği tercih etmesi sağlanarak, işyerinden ayrılması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Davacı işçi, davalı işverenden maruz kaldığı psikolojik taciz nedeniyle, hizmet sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği gibi, işe devam etmek suretiyle diğer yasal haklarını kullanma konusunda seçimlik hakka sahiptir (Örneğin; eldeki maddi ve manevi tazminat davası açması gibi).</p>

<p>Şu durumda, psikolojik taciz olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü ile davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek bir zarar olup olmadığı belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak, bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>O itibarla mahkemece, psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/son maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="93372"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.02.2021 tarihli, 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2016/1427 E., 2021/53 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “işyerinde psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 9. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.1997-10.11.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde değişik birimlerde görev yaptığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğini, amiri pozisyonunda olan işveren yetkilisi davalı ...'ün davacıya psikolojik taciz uygulamasının feshin temel sebebi olduğunu, 2008 yılı Şubat ayında birim değişikliği talebinde bulunduğunu, davalı ...'ün de talebi uygun bularak onayladığını, davalı işveren tarafından zaman zaman boşalan kadrolar ile ilgili yapılan tekliflerin müvekkili tarafından uygun bulunmadığını, sonucun gecikmesi üzerine temmuz ayından itibaren davalı ...'ün davacıya karşı agresif, iş performansını haksız bir şekilde sorgulayıcı, görevinde hata yapmasına yönelik kışkırtıcı ve baskı altına alan suçlayıcı davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin yönetici pozisyonundaki diğer çalışma arkadaşlarından farklı bir uygulamaya tâbi tutulduğunu ve dışlandığını, yönettiği portföylerden alınıp görev tanımına uymayan işlerde görevlendirildiğini, kendisinden daha düşük seviyede olan çalışma arkadaşının alt kadrosunda çalışmaya zorlandığını, aynı seviyedeki arkadaşları tarafından sınava ve değerlendirmeye tabi tutulduğunu, davalı işverenin olayı görmezlikten gelerek gözetme borcunu yerine getirmediğini, kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıya boşalan kadrolar ile ilgili yapılan önerilerin hiçbirini davacının kabul etmediğini, davacının performansının da bu süreçte düştüğünü, tüm uyarılara rağmen görevlerini yerine getirmediğini, psikolojik tacize uğradığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 20.07.2010 tarihli ve 2009/7 E., 2010/494 K. sayılı kararı ile; davacının performansı ile ilgili davalı ...’ün olumsuz sözler söylemesi, alt kadrosunun yaptığı işleri yapmaya zorlanması, alt kadrosunun denetiminde çalıştırılması dikkate alındığında psikolojik tacize maruz kaldığı ve kişilik haklarının saldırıya uğradığının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. İstanbul 9. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.02.2013 tarihli ve 2010/38293 E., 2013/5390 K. sayılı kararı ile; “…Her ne kadar mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, mevcut delil durumu mobbingin koşullarının oluştuğunu kabule yeterli değildir.<br />
Somut olayda, davacı, öncelikle iddia ettiği olayları , sonrasında da kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmelidir. Dosyadaki e-maillerin içeriği incelendiğinde gayet nezaketli bir dil kullanıldığı gibi, verilen talimatların işin gereği, bankanın işleyişi için, hatta geçici görevlendirme kapsamında olduğu izlenimi doğmaktadır. Davacının konumu itibariyle talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğu kabul edilecek olsa dahi mobbingde herşeyden önce süreklilik esastır. Kaldı ki, böyle bir sonuç çıkarmaya çalışmak zorlama bir yorum olacaktır. Yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması yukarıda da bahsedildiği gibi mobbingin uygulandığı anlamına gelmez. Ayrıca, davacının pek tabii olarak 4857 sayılı yasanın 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle bu tür görevlendirmeleri kabul etmeme hakkı vardır. Davacının tek tanığının beyanları da olayların ispatı açısından yetersiz olup, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2013/86 E., 2013/686 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma kararında belirtildiği şekilde işveren tarafından verilen talimatlarda nezaketli bir dil kullanılmış ve talimatlar işin gereği verilmiş olsa da davacının kendi alt kadrosunda bir kere bile görevlendirilmiş olmasının psikolojik taciz için yeterli olduğu, davacının da kendi alt kadrosu bakımından görevini yerine getirebilmesi ve otoritesini koruyabilmesi için işyerindeki konumunun sarsılmamasının gerektiği, davacının psikolojik tacize uğradığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II- UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı işçinin amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisinin davacıya yönelik psikolojik taciz (mobbing) teşkil edecek davranışlarda bulunup bulunmadığı ve davacının kişilik haklarının ihlâl edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III- GEREKÇE</strong></p>

<p>12. İş hukuku, bir taraftan uluslararası sözleşmelerle, diğer taraftan Avrupa normlarıyla işçinin huzur içerisinde işini görmesini, emeğinin karşılığını almasını ve çalışma ilişkisinin karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>13. Bu bağlamda işyerinde psikolojik taciz, mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirilen bir hukuki kurumdur. Örneğin, Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında, psikolojik taciz (mobbing); işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır (BAG, (Alman Federal İş Mahkemesi), 15.01.1997, NZA. 1997).</p>

<p>14. Psikolojik taciz, somut olarak çok değişik davranış biçimleri şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, işçinin gücünün üzerinde aşırı yük altına sokulması, iletişiminin kesilmesi, özel kutlama ve sosyal etkinliklere kasıtlı olarak davet edilmemesi, dış görünüş veya giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, yüksek sesle azarlanması, önerilerinin dikkate alınmaması, işyerindeki pozisyonuna veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi, hak ettiği yetkilerin verilmesinden kaçınılması gibi işveren davranışları psikolojik taciz sayılır. Bu davranışların bir kısmı teker teker ele alındığında hukuka aykırı bir fiil oluşturmayabilir. Ancak psikolojik taciz anlık bir olay olmayıp, sistemli olarak sürekli tekrarlanan davranışlardan oluşan bir süreçtir. Başka bir deyişle, bu davranışlardan oluşan taciz süreci hukuka aykırıdır (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 389-390).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi (AYM) psikolojik tacizi, çalışanlara yönelik işyerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, dışlama, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren, bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlamış olup, bu nitelikteki eylem, işlem ya da ihmallerin Anayasa ve Sözleşme ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını zedeleyebileceğini şeklinde ifade etmektedir (Fecir Ergün Turan, B. No: 2014/10590, Karar Tarihi: 05.12.2017, § 48).</p>

<p>16. İşçinin anlattığı psikolojik taciz teşkil eden olayların tutarlılık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik haklarının ve sağlığın ağır saldırıya uğraması psikolojik tacizin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur.</p>

<p>17. Çalışanların adil çalışma koşulları altında güvenli ve sağlıklı ortamlarda çalışmaları ile ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer bir takım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Örneğin Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın 26. maddesinde tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, tekrarlanarak devam eden eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesi konusunda desteklenmesi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemlerin alınması taraf devletlerin taahhüdü olarak düzenlenmiştir (Fecir Ergün Turan kararı, § 49).</p>

<p>18. Ülkemizde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan (TBK) önceki dönemde özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, iş sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>19. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacağı tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği hususu düzenlenmişti. Bu düzenleme, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. Buna karşılık dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’da “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417. maddesinde psikolojik taciz terimine açıkça yer verilmiş ve işçinin kişiliğinin korunması yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>20. 6098 sayılı TBK’nın 417. maddesine göre;<br />
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.<br />
İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.<br />
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”.</p>

<p>21. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmâllerin psikolojik taciz olarak nitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesiyle mümkün olduğuna değinen Anayasa Mahkemesi ayrıca, müdahalelerin işyeri ile ilgili işyerinde çalışan diğer şahıslar tarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan, sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda ve sağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerektiğini belirttikten sonra müdahalelerin neden olduğu sonuçların boyutunun, mağdurun konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebildiğini de ifade etmiştir (Ebru Bilgin, B. No: 2014/7998, Karar Tarihi: 19.07.2018, § 81).</p>

<p>22. Psikolojik taciz mahiyetindeki bu tür davranışların önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğine yönelik şikayetlerin etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğu gibi yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları da bu gerekliliğin bir devamını oluşturmaktadır (Hacer Kahraman, B. No: 2013/7935, Karar Tarihi: 20.04.2016, § 67).</p>

<p>23. Öte yandan, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (1982 Anayasası/Anayasa) 17. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin kendini gerçekleştirme ve kendine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, Karar Tarihi: 19.12.2013, § 30).</p>

<p>24. Sonuç olarak, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>25. O hâlde, süreklilik göstermeyen, belirli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış psikolojik taciz olarak nitelendirilemez.</p>

<p>26. Somut olayda, davacının 01.07.1997 - 10.11.2008 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde değişik birimlerde görev yaptığı, en son müşteri hizmetleri bölümünde yönetici olarak çalıştığı, 2008 yılı Şubat ayında başka birimde çalışmak için talepte bulunduğundan davalı işveren tarafından boşalan kadrolarla ilgili yapılan tekliflerin davacı tarafından kabul edilmediği ve davacının müşteri hizmetleri bölümünde çalışmaya devam ettiği hususları taraflar arasında ihtilafsızdır.</p>

<p>27. Dosya kapsamında bulunan 04.09.2008 tarihli elektronik posta içeriğinden de anlaşılacağı gibi; davacının amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisi ..., davacıyı iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere görevlendirerek bu çalışma süresinde, davacının mevcut görevi olan portföy yönetiminin dava dışı... tarafından yürütüleceğine ve ihtiyaç duyulduğunda davacının yine kendi görevine ilişkin çalışma yapabileceğine dair talimat vermiştir.</p>

<p>28. Davacı ise, belirtilen talimatla verilen görevlendirmeyle ilgili herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmaya başlamıştır.</p>

<p>29. Davacının iş akışını güncelleme çalışması yaptığı sırada gönderilen 06.10.2008 tarihli elektronik posta ile de; davacıya aksi bir bilgilendirme yapılana kadar portföy yönetiminden dava dışı ...’in sorumlu olduğu belirtilerek davacıdan destek olarak işlem yönlendirmesi yapması istenilmiştir.</p>

<p>30. Tüm bu aşamalardan sonra davacının 28.10.2008 tarihinde davalı işveren tarafından görevlerinin yerine getirmesi konusunda uyarıldığı ve 10.11.2008 tarihinde de iş sözleşmesinin, verilen görevlerin yerine getirilmediği, hatırlatıldığı hâlde aynı davranışların sürdürüldüğü gerekçesiyle geçerli nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>31. Yargılama sırasında dinlenilen davacı ... ...; davacının başka bir bölümde görevlendirmesine ilişkin talebi sonrasında amiri konumunda olan ...’ün psikolojik baskısına maruz kaldığını, davalı ...’ün davacının yaptığı iş bakımından yetersiz olduğunu açıkça söylediğini, yönetici pozisyonunda olmasına rağmen alt kadrosunda olan ...’in denetiminde çalıştırıldığını beyan etmiştir.</p>

<p>32. Davalı tanıkları da davalı ...’ün davacı ile aynı pozisyonda çalışanlara göre farklı, aşağılayıcı şekilde davrandığını, davacının dışlandığını görmediklerini, yapılan toplantılara davacının da çağırıldığını beyan etmekle birlikte, davalı ... ... ayrıca, işyerinde yönetici olanlar ile diğer çalışanların kullandıkları ekranların aynı olduğu, bu nedenle işlerin yoğun olduğu zamanlarda yöneticilerin diğer çalışanların işlemlerini de yapabildiklerini ifade etmiştir.</p>

<p>33. Bu itibarla; davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere davacıyı görevlendirdiği, davacının da bu görevde itiraz etmeksizin çalışmaya başladığı, nezaketli bir dil kullanılarak oluşturulan bir çok elektronik posta içeriğinden de anlaşıldığı üzere davacıya verilen bu görevin geçici nitelikte olduğuna sürekli vurgu yapıldığı ve davacıdan müşteri hizmetleri bölümündeki portföy yönetiminde ilişkin işinde, iş akışını güncelleme çalışmasına son verilene kadar destekleyici nitelikte çalışma yapmasının istenildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün işin gereğini yerine getirmek ve davalı Bankadaki işleyişi sağlamak amacıyla yaptığı iş akışını güncelleme çalışması için uygun gördüğü davacıyı nezaketli bir dil kullanarak geçici olarak görevlendirmesinin psikolojik taciz niteliğinde olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>34. Zira, alt görevde çalıştırıldığını iddia eden davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi gereğince iş koşullarında esaslı değişiklik yapıldığı takdirde yapılan görevlendirmeyi kabul etmeme hakkı bulunmasına rağmen herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmasını sürdürdüğü de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>35. Nitekim, davacı ile birlikte çalışan davalı tanıkları da davacıya sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı eylemlerde bulunulmadığını açıkça ifade etmişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>36. Diğer taraftan, yapılan görevlendirme itibariyle verilen talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğuna ilişkin iddiaya yönelik olarak psikolojik tacizin başlangıç tarihinin 2008 yılı Mayıs ayı olduğuna ilişkin davacının beyanı ile iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin 10.11.2008 olduğu hususu dikkate alındığında sürenin kısalığı itibariyle bahsi geçen eylemin belli bir süreye yayılmasının ve bu durumun sistematik bir hâl almasının mümkün olmadığı açıktır.</p>

<p>37. Bu aşamada belirtmek gerekir ki; davacı tanığının ara sıra meydana gelmiş birkaç davranıştan bahsederek genel ifadeler ile davacının psikolojik tacize maruz kaldığına ilişkin başkaca delillerle desteklenmeyen beyanı olayın ispatı açısından yeterli görülmemiştir.</p>

<p>38. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, davacının, davalı işveren ve davalı işveren yetkilisi tarafından psikolojik tacize maruz bırakıldığını somut delillerle ispat edemediği anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>39. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="56055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2025 tarihli, 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6841 E., 2025/8428 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1442 E., 2025/1452 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 35. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/662 E., 2022/237 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette mekanik mühendisi olarak çalıştığını, müvekkiline psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, müvekkilinin ticari teknisyen olarak çalıştığını, ticari teknisyenlerin ticari araçlara basmış oldukları barkodlarla ispat etmek suretiyle performanslarına göre prime hak kazandıklarını, ancak müvekkili ile birlikte diğer tüm ticari teknisyenlere binek araç yaptırmaları yasak olmasına rağmen işveren tarafından sırf prim kazanamamaları için rot balans, lastik sökme, takma, binek araç bakım onarım, hasarlı araçların bakım onarımları gibi binek araç işlemleri yaptırıldığını, bu nedenle müvekkilinin ticari teknisyen olarak işini yapamaması nedeniyle prime hak kazanamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının prime hak kazanamaması için binek araç işinde çalıştırıldığına ilişkin iddianın yersiz olduğunu, sigorta primlerinin eksiksiz yatırıldığını, davacının üç gün üst üste işe devam etmediğini, davacı tarafa baskı ve yıldırma politikası uygulandığına ilişkin ithamın asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; psikolojik tacizin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu, ayrıca psikolojik taciz iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmayacağı, kendisine işyerinde psikolojik taciz uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguların ileri sürülmesinin yeterli olduğu, tanık anlatımı ile davacının iddialarını ispatladığı, buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, ihbar tazminatı isteminin reddi gerektiği, yapılan inceleme sonucunda davacının bakiye yıllık ücretli izin hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belge ve delillere göre İlk Derece Mahkemesinin uyuşmazlık konusu hukuki ilişki ve hususları nitelemesi, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri, delilleri takdir ve değerlendirmesi, uyuşmazlığın çözümü için gereken hukuk kurallarını uygulaması, uyuşmazlık konusu hususları gerekçelendirmesi isabetli olup, kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının, müvekkili Şirkette 27.06.2021 – 01.11.2021 tarihleri arasında toplamda yalnızca 4 ay süreyle çalıştığının sabit olduğunu, sırf bu nedenle talep edilen alacaklara hak kazanamadığını,</p>

<p>2. İş sözleşmesinin davacı işçi tarafından devamsızlık etmek suretiyle haksız olarak feshedildiğini,</p>

<p>3. Davacının maruz kaldığını iddia ettiği psikolojik taciz vakalarının süreklilik, sistematiklik ve kasıt unsurlarından yoksun, soyut ve genel nitelikli iddialardan ibaret olduğunu, davacı tanıklarının beyanlarının da soyut olduğunu,</p>

<p>4. Davacının mekanik teknisyeni olarak istihdam edildiğini, görev tanımının dışına çıkarıldığı ve farklı araçlarda çalıştırılmasına rağmen prim alamadığı yönündeki davacı iddialarının tamamen dayanaksız ve soyut nitelikte olduğunu,</p>

<p>5. Yalnızca davacı lehine olan tanık beyanlarının dikkate alındığını, davalı tanıklarının açık ve çelişkisiz ifadelerine ise itibar etmediğini, hukuk yargılamasında tanıkların beyanlarının objektif, tutarlı ve yaşamın olağan akışına uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin kim tarafından feshedildiği ve buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktalarındadır.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="70387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20921"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="27413"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="19400"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78351"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="51613"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="55328"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="31976"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="38441"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="41995"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="90647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="95967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="30484"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="13922"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="15934"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="60939"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
