<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 22 Sep 2026 14:22:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Temel Hak Ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması Anayasa Madde 13]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/temel-hak-ve-hurriyetlerin-sinirlandirilmasi-anayasa-madde-13</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zzo_Q2fyy6E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80925"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ayla Tok vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ayla-tok-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ayla-tok-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu eski üyesi Avukat Ayla Tok (3332) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ESKİ ÜYESİ AV. AYLA TOK (3332) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>01.12.1966 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz eski üyesi Av. Ayla TOK (3332) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 22.09.2026 Salı günü (bugün) Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/ayla-tok.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ayla-tok-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 13:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/ayla-tok-1.jpg" type="image/jpeg" length="79422"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BARO BAŞKANI ÖZDEMİR: “EĞİTİM YUVALARINDA GÜVENLİK NEDEN SAĞLANAMIYOR?”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/baro-baskani-ozdemir-egitim-yuvalarinda-guvenlik-neden-saglanamiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/baro-baskani-ozdemir-egitim-yuvalarinda-guvenlik-neden-saglanamiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir, Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bir öğrenci tarafından yapılan silahlı saldırıya ilişkin yaptığı yazılı açıklamasında, “Eğitim yuvalarında güvenlik neden sağlanamıyor?” diyerek, devletin en temel görevlerinden birinin, başta çocuklar olmak üzere, tüm bireylerin yaşam hakkını korumak olduğunu hatırlattı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAŞANAN BU OLAYLAR MÜNFERİT VAKALAR OLARAK DEĞERLENDİRİLEMEZ</strong></p>

<p>Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir açıklamasında, okullarda güvenlik tedbirlerinin sağlanamamasına ve okulda yaşanan silahlı saldırıya tepki göstererek şu ifadelere yer verdi: “Manisa’nın Turgutlu ilçesinde İnci Üzmez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde bir öğrencinin okula av tüfeğiyle girerek ateş açması sonucu bir öğrencinin hayatını kaybettiğini, dört öğrencinin ise yaralandığını derin bir üzüntü ve endişeyle öğrenmiş bulunuyoruz.</p>

<p><strong>BİR ÖĞRENCİ, AV TÜFEĞİYLE OKULA NASIL GİREBİLMİŞTİR?</strong></p>

<p>Geçtiğimiz aylarda Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta öğretmen ve öğrencilerin yaşamını yitirdiği silahlı saldırıların ardından bugün Manisa’da bir okulda benzer bir olayın yaşanması, eğitim kurumlarında can güvenliğinin sağlanması konusunda ciddi eksikliklerin bulunduğunu bir kez daha ortaya koymaktadır. Yaşanan bu olaylar münferit vakalar olarak değerlendirilemez. Gerekli güvenlik önlemlerinin zamanında ve etkin biçimde alınmaması, sorumlulukların eksiksiz şekilde yerine getirilmemesi, çocuklarımızı ve eğitim emekçilerimizi ciddi risklerle karşı karşıya bırakmaktadır.</p>

<p>Şu soruların yanıtlanması gerekmektedir: Av tüfeği bir çocuğun eline nasıl geçmiştir? Bir öğrenci, av tüfeğiyle okula nasıl girebilmiştir? Okullarda çocuklarımızın ve eğitim çalışanlarının güvenliğini sağlamak için hangi tedbirler alınmaktadır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>YASAL SÜRECİN TAKİPÇİSİYİZ</strong></p>

<p>Devletin en temel görevlerinden biri, başta çocuklar olmak üzere tüm bireylerin yaşam hakkını korumaktır. Bu sorumluluğun gereği gibi yerine getirilmemesi, her yeni olayda telafisi mümkün olmayan sonuçlara yol açmaktadır. Bireysel silahlanmanın önlenmesine yönelik etkili ve caydırıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesi, mevcut yasal mekanizmaların kararlılıkla uygulanması ve okullarımızda güvenliğin somut, etkin ve sürdürülebilir tedbirlerle güçlendirilmesi artık bir tercih değil, zorunluluktur.</p>

<p>Yaşamını yitiren öğrencimize Allah’tan rahmet, ailesine, arkadaşlarına ve tüm eğitim camiamıza başsağlığı; yaralanan öğrencilerimize acil şifalar diliyoruz. Yasal sürecin takipçisiyiz. Yaşanan olayın tüm yönleriyle aydınlatılmasını, varsa ihmal ve sorumluluğu bulunan kişi ve kurumların tespit edilerek gerekli hukuki süreçlerin işletilmesini kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/baro-baskani-ozdemir-egitim-yuvalarinda-guvenlik-neden-saglanamiyor</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/gazi-ozdemir-1.jpg" type="image/jpeg" length="75563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cumhuriyet Savcısının Tahliye Kararına İtiraz Hakkı Var mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-tahliye-kararina-itiraz-hakki-var-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-tahliye-kararina-itiraz-hakki-var-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[“Tutuklama kararı” başlıklı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.101/5, “Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri” başlıklı m.104/2, “Usul” başlıklı m.105/1’in son cümlesinde, tutuklama tedbiri ile ilgili itiraz yolu öngörülmüştür.

“Cumhuriyet savcısının tutuklama kararının geri alınmasını iste...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>“Tutuklama kararı” başlıklı 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.101/5, “Şüpheli veya sanığın salıverilme istemleri” başlıklı m.104/2, “Usul” başlıklı m.105/1’in son cümlesinde, tutuklama tedbiri ile ilgili itiraz yolu öngörülmüştür.</p>

<p>“Cumhuriyet savcısının tutuklama kararının geri alınmasını istemesi” başlıklı m.103/1 ile “Tutukluluğun incelenmesi” başlıklı m.108’de tutukluluğa karşı itiraz kanun yolu öngörülmese de, m.104/2 ve m.105/1’in son cümlesi gereğince bu bir yasal eksiklik görülmemektedir. Ayrıca, tutuklama tedbiri ile ilgili bu itiraz hükümleri sebebiyle; CMK m.267’de yer alan, hakim kararlarına karşı itiraz yolu açık olmakla birlikte, sadece kanun koyucunun gösterdiği hallerde mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvurulabileceğine dair bir engelle de kovuşturma aşamasında karşılaşılmayacaktır.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> CMK m.104/2’nin ikinci cümlesinde bulunan “Ret kararına” ibaresi, 2018 yılında “Bu kararlara” olarak değiştirilmiştir. Olağanüstü hal döneminde 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile değiştirilen bu hüküm; olağanüstü hal devam ederken Anayasa gereğince kanunla uygun bulunma zorunluluğu taşıdığından, 2018 yılında çıkarılan 7079 sayılı Kanunla kanunlaştırılmış olup, esasında olağanüstü hal dönemi bitmekle kendiliğinden yürürlükten kalkması gerekirken, kanaatimizce Anayasaya aykırı olarak yürürlükte kalmaya devam etmiştir. Tahliye kararları aleyhine itiraz edilebileceği, hatta bu itiraz reddedilse bile, yeni sebep olmadan tutuklama talebine ve itiraza tekrar gidilebileceği ve hatta tutukluluğa yapılan itiraza karşı itiraz mercii tarafından verilen tahliye kararları aleyhine itiraza gidilebileceğine dair, tümü ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine, Anayasa m.19’a, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.5’e ve özellikle de Anayasa m.13’e aykırı yapılan yorum ve uygulamaların kaynağı maalesef CMK m.104/2’de yapılan değişiklik olmuştur.</p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> <i>“Bu kararlara itiraz edilebilir.” </i>şeklinde Ceza Muhakemesi Kanunu m.104/2’nin ikinci cümlesinde değişikliğe gidildiği, fıkranın ilk cümlesinde ise <i>“Şüpheli veya sanığın tutukluluk halinin devamına veya salıverilmesine hakim veya mahkemece karar verilir.”</i> hükmüne yer verildiği, bu maddenin soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüphelinin veya sanığın salıverilmesini isteyebileceği, salıverilme isteminin kabulü veya reddi kararlarına soruşturma aşamasında asliye ceza mahkemesi ve kovuşturma aşamasında da yargılamayı yapan mahkemenin kararlarına karşı yapılan itirazı incelemeye yetkili itiraz mercii nezdinde itiraz edilebileceği şeklinde anlaşıldığı, ancak m.104/2’nin ikinci bir itirazı mümkün kıldığına dair bir sonuca varılamayacağı, yani şüphelinin veya sanığın salıverilmediği, yani tahliye talebinin reddi kararına karşı yapılan itiraz üzerine şüphelinin veya sanığın salıverildiği durumda, artık bu karara karşı Cumhuriyet savcısının itiraz hakkının olmadığı izahtan varestedir. Bununla birlikte, uygulamada maalesef itiraz merciinin ilk defa verdiği tahliye kararlarına karşı Cumhuriyet savcısının itiraz hakkı olduğuna dair hukuka aykırı bir yöntem geliştirilmiştir. İtiraz merciinin salıverme kararına Cumhuriyet savcısının itiraz hakkı olduğuna dair usulün yasal karşılığı bulunmamaktadır, çünkü itiraz merciinin kararı kesindir.</p>

<p><strong>Ayrıca, Cumhuriyet savcısı tarafından şüphelinin tutuklanması talebinin sulh ceza hakimliği tarafından reddi üzerine yapılan itiraz hakkında karar veren itiraz merciinin kararı her durumda kesin olup, buna itiraz edilmesi mümkün değildir.</strong></p>

<p>İtiraz merciinin ilk defa verdiği tutuklama kararına ise, CMK m.271/4 gereğince itiraz mümkündür. Kanun koyucu burada kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tutukluluk yoluyla kısıtlanmasına karşı bir hassasiyet geliştirmiş ve itiraz merciinin verdiği tutukluluk kararına karşı istisnai olarak itiraz yolu açık tutulmuştur.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda tutuklama tedbiri ile ilgili yer alan itiraz yolu; sadece şüphelinin lehine değil, aleyhine de kullanılabilecek bir kanun yolu olarak kabul edilmekte, özellikle de CMK m.104/2’nin ikinci cümlesinde bulunan <i>“Ret kararına itiraz edilebilir.”</i> hükmünün 2108 yılında <i>“Bu kararlara itiraz edilebilir.”</i> olarak değiştirilmesi nedeniyle, sadece tutuklama ve tutukluluğun devamı veya uzatılması kararlarına karşı değil, Cumhuriyet savcısının da şüphelinin veya sanığın tahliye kararlarına karşı itiraz edebileceği fikri ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını tümü ile kısıtlayan tutuklama tedbiri; </strong>“son çare” niteliği taşıyan, ceza özelliği olmayan, adaletten kaçma ve/veya delil karartma ihtimalinin olduğu durumlarda, suçu işlediğine dair hakkında kuvvetli suç şüphesini gösteren somut deliller bulunan şüpheliye ve sanığa uygulanır. Tutuklama kararını; soruşturma evresinde sulh ceza hakimi, kovuşturma evresinde ise davaya bakan mahkeme verir, sulh ceza hakimi talep olmadan karar veremezken, mahkeme re’sen, yani Cumhuriyet savcısının talebi olmadan da tutuklama kararı verebilir. Soruşturmada Cumhuriyet savcısı tutuklama kararı veremezken, sulh ceza hakimi kararı olmaksızın şüphelinin tahliyesine karar verebilir, savcının kovuşturma evresinde böyle bir yetkisi bulunmamaktadır. Şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sanığın beraatına karar verildiğinde, tutuklama veya adli kontrol tedbiri kendiliğinden kalkar.</p>

<p>Her ne kadar tutuklamanın sıkı şartlara bağlı olduğunu söylesek de uygulamada bu koruma tedbirine sıklıkla başvurulduğu, tutukluların tutuldukları yerlerin tutukevleri/tevkifevleri olmadığı, kapalı infaz kurumlarında tutuldukları, bu kurumlarda tutuklulara “hükümlü” gibi yapılan muamele sebebiyle, suçsuzluk/masumiyet karinesi altında yargılanan şüphelinin ve sanığın ciddi mağduriyetler yaşadığı, bu sorunun çözümü için adım da atılmadığı görülmektedir. Tutukluyu zorlayan cezaevi şartları; henüz “suçlu” sayılmayan şüphelinin veya sanığın savunma hakkını kısıtlayabilmekte, şüphelinin veya sanığın adaletten kaçma veya delil karartma ihtimalinin ötesine geçerek, iddia makamı yönünden delil elde imkanını gündeme getirebilmekte ve dürüst yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmektedir.</p>

<p><strong>Şikayetçiye ve mağdura, tutuklama talep ve tahliye kararlarına itiraz hakkı tanınmamıştır.</strong> “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’e uygun şekilde öngörülmeyen sınırlama kabul edilmeyeceğinden, şikayetçinin ve mağdurun tutuklama tedbiri ile ilgili bir talep ve itiraz hakkının olmadığını söylemeliyiz.</p>

<p><strong><u>Her ne kadar daha önce aynı başlıklı yazımızda katılanın tahliye kararlarına itiraz yetkisi olmadığını belirtmişsek de, konu ile ilgili görüşümüzü aşağıda yer alan gerekçeyle değiştiriyoruz.</u></strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hiçbir düzenlemesi; şikayetçiye ve mağdura tutuklama ve adli kontrol tedbirleri ile ilgili talepte bulunma hakkı tanımamıştır. Bu hak ve yetki, münhasıran şüpheliye, sanığa, müdafiine ve Cumhuriyet savcısına aittir. Katılan, yani müdahil konusunda bir tereddüt olmakla birlikte, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun hiçbir hükmü, katılanın tutuklama veya diğer koruma tedbirleri bakımından yasal yola müracaat edemeyeceğine dair bir açıklığa yer vermemiştir. Aksine; “Katılanın kanun yoluna başvurması” başlıklı CMK m.242/1’de, “Katılan, Cumhuriyet savcısına bağlı olmaksızın kanun yollarına başvurabilir.” denilerek, kanun yolları arasında ayırım yapılmaksızın katılanın da itiraz, istinaf, temyiz gibi kanun yollarına başvurabileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bir an için CMK m.242/1 olmasa idi, belki o zaman temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması kapsamında Anayasa m.13’e uygun düzenleme olmadığından ve katılana koruma tedbirleri ile ilgili kanun yollarına başvurma hakkı verilmediğinden bahisle, katılanın da tutuklulukla ve diğer koruma tedbirleri ile ilgili yasal yollara başvuramayacağı söylenebilirdi. Yasada açık düzenleme olduğundan, Anayasa m.13’e ve m.19’a aykırılık olmadığını belirtmek isteriz. Bu konuda farklı görüşler olsa da, yapılan incelemede ve çalışmada katılan bakımından da koruma tedbirleri ile ilgili yasal yollara başvurma engeli olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>Peki soruşturmayı yürüten ve kovuşturmada da “taraf” sıfatını haiz Cumhuriyet savcısının tutuklama tedbiri ile ilgili yetkisi nedir?</strong></p>

<p><strong>1-</strong> Cumhuriyet savcısı; soruşturmada tutuklama tedbirini talep etmeden, re’sen veya adli kontrol tedbiri talep etmişken, yerine sulh ceza hakimliği tarafından tutuklama kararı verilemez. <strong>Neden?</strong> Çünkü soruşturmada Cumhuriyet savcısının talebi ile bağlılık kuralı vardır. Cumhuriyet savcısı tutuklama talep etmişse, sulh ceza hakimi bu talebi kabul etmek zorunda değildir. Hakim; Cumhuriyet savcısının gerekçesini sevk yazısında gösterdiği tutuklama talebini reddedileceği gibi, yerine şüpheli veya sanık hakkında daha hafif bir tedbir olarak kabul edilen adli kontrol tedbiri uygulanmasına da karar verebilir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> soruşturma ve kovuşturma evreleri arasında fark gözetilmeksizin, tutuklama, tutuklamanın devamı veya uzatılması kararlarına karşı şüpheli ve sanık ile müdafiinin tahliye talebinde bulunma ve itiraz hakları vardır, fakat Cumhuriyet savcısının prensip olarak itiraz hakkı bulunmamaktadır. Soruşturma evresinde tutuklama talebi reddedilmişse, Cumhuriyet savcısı buna CMK m.101/5 gereğince itiraz edebilmelidir. Ancak savcının tutuklama talebine rağmen, hakim tarafından tutuklama tedbiri değil de CMK m.101 ve m.109 gereğince “evleviyet” ve “ölçülülük” ilkeleri gereğince, tutuklama ile aynı şartlara sahip olan, fakat somut olayın veya şüphelinin sağlığı veya yaşı nedeniyle adli kontrol tedbirine tabi tutulmasına karar verildiğinde, bu karara karşı savcıya itiraz yetkisi tanınmamalıdır. Şüphelinin ve müdafiinin, hem adli kontrol ve hem de tutuklama tedbirlerine karşı itiraz hakkı ise hiçbir durumda kısıtlanamaz.</p>

<p>“Silahların eşitliği” ilkesi üzerinden giderek, soruşturmada şüpheliye ve müdafiine tanınan itiraz hakkının, tersi istikamette Cumhuriyet savcısına da tanınması gerektiğine dair düşüncenin savunulabilir yanı olmamakla birlikte, CMK m.160 ve devamı hükümleri uyarınca soruşturmayı yürüten Cumhuriyet savcısına; kovuşturma evresine sirayet etmeyecek kadar, soruşturma evresi ile sınırlı olarak, ilk tutuklama talebinin hakim tarafından reddi kararı yanında, tutukluluğa yapılan itirazla veya aylık inceleme üzerine verilen bihakkın veya adli kontrol tedbiri tatbiki suretiyle verilen tahliye kararlarına karşı itiraz etme yetkisi tanınmalıdır. Hatta ilk tutukluluk talebinde uygulanan adli kontrol tedbirine karşı da tutukluluk yönünde itiraz yetkisi savcıya tanınmalı, bu değilse de devam eden tutukluluklarla ilgili verilen bihakkın tahliye veya tutukluluğu adli kontrol tedbirine dönüştürme kararlarına savcının itiraz edebilmesi gerekir.</p>

<p>Esasen yukarıda yer verdiğimiz, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı aleyhine uygulanma ihtimalleri nedeniyle eleştiriye açık itiraz hükümleri bu düşünceyi, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısının önemi gereği mümkün kılabilmektedir. Kaldı ki, tutuklama ve adli kontrol tedbirleri ile ilgili soruşturma evresinde hakim denetimi devam etmektedir her ne kadar uygulamada koruma tedbirleri bakımından özellikle de arama elkoyma tutuklama adli kontrol ve kayyum tayini gibi tedbirlerin tatbikinde hakim denetiminin zayıf olduğu ve Cumhuriyet savcısının güçlü olduğu söylense de teorik altyapıda yasal düzenlemede hakim denetimi varlığını korumaktadır, ama bu hukukilik denetimi güçlendirilmeli, temel hak ve hürriyetlerin korunması yönünden maddi hakikate ve adalete ulaşılmayı da engellemeden, koruma tedbirlerinin fonksiyonlarına ve amaçlarına uygun kullanılmaları da gözetilerek, etkin hale getirilmeli, en önemlisi yasalarda bulunan hükümlerin kağıt üzerinde kalmalarının önüne geçilerek, eşit ve yeknesak şekilde uygulamada tatbiki sağlanabilmelidir.</p>

<p><strong>2- </strong>Kovuşturma aşamasında artık Cumhuriyet savcısı makamı temsilen davanın bir tarafı ve iddia edeni olmaktadır. Bir itham belgesi olan iddianameyi düzenleyen Cumhuriyet savcısı, bu defa savcılık makamını temsilen “çelişmeli yargılama” ilkesi gereğince kovuşturma aşamasında ve mahkeme huzurunda maddi hakikate ve adalete ulaşılması için iddia eden taraftadır. Kovuşturma aşamasında mahkemenin, sanığı re’sen tutuklama ve tahliye etme yetkisi bulunmaktadır. Kovuşturma aşamasında, soruşturma aşamasından farklı olarak tutuklama veya adli kontrol tedbirlerinin uygulanması için Cumhuriyet savcısının talebi gerekmez.</p>

<p><strong>Prensip, sanığın tutuksuz yargılanmasıdır.</strong> Tutuklama şartlarının somut olayda olduğu düşünüldüğünde, bu tedbirinin devamının gerekli olup olmadığına CMK m.104/1, m.105 ve m.108 uyarınca davayı gören mahkemece bakılır. Davayı huzurda usul ve esas yönlerinden gören mahkeme; yargıladığı bir sanığın tutuklanıp tutuklanmaması gerektiğine, tutuklu ise tutuklamanın şartlarının devam edip etmediğine, bihakkın veya adli kontrol tedbiri ile serbest bırakılmasına dair ayrıntılı inceleme yapabilme imkan ve kabiliyetine sahiptir, çünkü önüne gelen dosyayı ve yargıladığı sanıklarla ilgili koruma tedbirleri ile ilgili en iyi değerlendirmeyi davayı gören mahkemenin yapacağına inanılır. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının en sert şekilde kısıtlanmasına yol açan tutuklama tedbiri istisna, sanığın tutuksuz yargılanması ise esastır. Bu durumda; davayı gören mahkeme artık sanığın tutuksuz yargılanması gerektiğine karar vermişse, CMK m.104/2’nin ikinci cümlesi ve m.105/1’in son cümlesi tahliye kararına karşı Cumhuriyet savcısının itirazına hukuki dayanak kılınmamalıdır. Ancak 2018 yılında m.104/2’nin ikinci cümlesinde yapılan değişiklikle, sadece tahliye talebi ret kararlarına değil, tahliye talebi kabul kararlarına da itiraz edilebileceği söylenmektedir. Nitekim CMK m.105/1’in son cümlesi de tahliyeye itiraz etmek isteyen Cumhuriyet savcısına hukuki dayanak olarak gösterilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gerçekten de tutuklama işin esası ile ilgili olmayan ve ceza muhakemesi sürecine yardımcı olan bir kontrol tedbiri olmakla, işin ve dosyanın esasından ayrı düşünülmesi gerekir, ancak bu ayrı düşünme, işin esası hakkında karar verme yetkisine sahip mahkemenin, daha yargılama aşamasında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kısıtlanan tutuklu sanığın tutukluluğunun devamı ile ilgili kesin karar vermesini engellemez. Bu karar kesinliğinin; sadece tahliye talebinin reddi kararları için düşünülmesi gerektiğini, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına aykırı şekilde tahliye kararlarına itirazın mümkün kılınamayacağını savunan düşünce, CMK m.104/2’nin ikinci cümlesinin <i>“Ret kararlarına itiraz edilebilir.”</i> hükmünü savunmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce; kovuşturma aşamasında tutuklulukla ilgili kararları davayı gören mahkeme vermeli, kovuşturma aşamasında verilen ilk tutukluluk kararı itiraza tabi olmalı, fakat tutukluluğun devamı veya uzatılması kararlarının kabulü ve reddi yönünde esas mahkemesinin verdiği kararlara karşı itiraz yolu kapalı tutulmalıdır.</p>

<p><strong>Şu an kovuşturma aşamasında uygulamada; </strong>kovuşturma aşamasında tutuklama tedbirinin talep veya re’sen tatbiki üzerine verilen kararlar ile tutukluluğun devamı ve/veya uzatılması kararlarına karşı, sanığın lehinde ve aleyhinde itiraz kanun yoluna gidilebildiği görülmektedir. Bizce, en azından “Tutukluluğun incelenmesi” başlıklı CMK m.108/3’de öngörülen ve kovuşturma aşamasında esas mahkemesince re’sen yapılan tutukluluk incelemelerine ilişkin olumlu veya olumsuz kararlara karşı itiraz yoluna gidilmemelidir. Esasen CMK m.108’de itiraz yolu da öngörülmemiş ve esas mahkemesinin re’sen yaptığı tutukluluk incelemelerine ilişkin verdiği kararların kesin olduğuna işaret edilmiştir. Bununla birlikte; CMK m.104/2 ve m.105/1 nedeniyle, CMK m.108’de öngörülen tutukluluk incelemesinin kabul veya ret kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebileceği ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>tutuklamanın bir tedbir olduğu, soruşturma aşamasında koruma tedbirleri ile ilgili talep yetkisinin Cumhuriyet savcısına bırakılmakla birlikte, temel hak ve hürriyetleri kısıtlayan koruma tedbirlerinin gerekip gerekmediği ile ilgili hakime denetim yetkisi tanındığı, ancak soruşturma aşamasında koruma tedbirleri ile ilgili karar veren hakimin kararlarına karşı Cumhuriyet savcısının CMK m.267 başta olmak üzere, tutuklama tedbiri yönünden CMK m.101/5, m.104/2 ve m.105/1 uyarınca itiraz yoluna başvurabileceği, bu itiraz yetkisinin kovuşturma aşamasında ise kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının lehine olarak dar ele alınması gerektiği, ancak uygulamada 2018 yılında yapılan yasa değişikliği ile maalesef Cumhuriyet savcısının kovuşturma aşamasında da tutuklama ile ilgili kararlara itiraz yetkisinin geniş tutulduğu, böylelikle dosyayı usul ve esas açısından inceleyen mahkemenin tutuklama tedbiri ile ilgili kararlarına itiraz mercii sıfatıyla bir başka mahkemenin müdahale edebildiği, işin esası hakkında bilgisi ve yetkisi olmayan mahkemenin, davayı gören mahkemenin tutuklama tedbiri uygulayıp uygulamayacağına dair karar verebildiği, böylelikle davaya ve esas mahkemesinin kovuşturmayı yürütme şekline müdahale edebildiği görülmektedir. Bu uygulama ve buna imkan tanıyan yasal düzenlemeler hatalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Ertekin Aksüt</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow " target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisinin-tahliye-kararina-itiraz-hakki-var-mi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 12:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yazar/ersan-sen-yazdi1-hakim-durusma-2024.jpg" type="image/jpeg" length="58942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[253 bin kişiden ısrarlı arama ve yanıltıcı beyanlarla vekâletname alındı: 16 milyarlık soruşturma]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/253-bin-kisiden-israrli-arama-ve-yaniltici-beyanlarla-vekaletname-alindi-16-milyarlik-sorusturma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/253-bin-kisiden-israrli-arama-ve-yaniltici-beyanlarla-vekaletname-alindi-16-milyarlik-sorusturma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Trafik kazası mağdurlarının kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla elde edilerek bazı hukuk büroları ve hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı tespit edildi. Soruşturmada 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşılırken 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Trafik kazaları sonrasında, yurttaşların zor durumunu bir kazanç alanına dönüştüren “yasadışı” yapılarla ilgili hukuki süreç hızlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sosyal medyadan açıklama yapan Adalet Bakanı Akın Gürlek, bu durumdaki yurttaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla elde edilerek belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığının tespit edildiğini duyurdu.</p>

<p><strong>MASAK VE SEDDK</strong></p>

<p>Gürlek’in verdiği bilgiye göre MASAK ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu’nun (SEDDK) incelemeleri sonucunda bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, acenteler, eksperler, kaporta ve boya ustaları ile servis çalışanlarına olağandışı nitelikte para transferlerinin yapıldığı belirlendi.</p>

<p>Bu kapsamda da 253 bin kişiden ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla vekâletname alındığı, bu yöntemle 15.6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldığı, 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi. İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep’te altı avukatlık ofisi ile 20 şirkette eşzamanlı arama ve gözaltı işlemleri yapıldı.</p>

<p>Konuyla ilgili açıklama yapan SEDDK, “Kurumumuz, sigortacılık ve hasar tazmin uygulamalarında vatandaşlarımızı mağdur edenlere karşı yürüttüğü çok katmanlı tedbir planını bu tür illegal yapıların tamamı sektörden tasfiye edilene kadar kararlılıkla sürdürecektir” derken Türkiye Sigorta Birliği (TSB) Başkanı Ahmet Yaşar da şunları vurguladı:</p>

<p><strong>‘İŞİN TEMELİ GÜVEN’</strong></p>

<p>“Sigortacılığın temelinde güven vardır. Bu güven, sektöre girişten başlayarak sistemin bütününde tesis edilmelidir. Vatandaşın yaşadığı bir kazanın, yetkisiz ve kötü niyetli yapılar tarafından ticari bir fırsata dönüştürülmesine izin verilmemelidir. Vatandaşın hakkını korurken sektörün kaynaklarını kötüye kullanımlara karşı korumak da bu güvenin ayrılmaz bir parçasıdır.” (Cumhuriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/253-bin-kisiden-israrli-arama-ve-yaniltici-beyanlarla-vekaletname-alindi-16-milyarlik-sorusturma</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 09:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/kaza-trafik-arac-v.jpg" type="image/jpeg" length="79789"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-guvenlik-kurumu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-guvenlik-kurumu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sosyal Güvenlik Kurumu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 22 Eylül 2026 Tarihli ve 33378 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>SOSYAL GÜVENLİK KURUMU PERSONELİ GÖREVDE YÜKSELME VE UNVAN DEĞİŞİKLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 22/8/2015 tarihli ve 29453 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Sosyal Güvenlik Kurumu Personeli Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Yönetmeliğinin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu, 4 sayılı Bakanlıklara Bağlı, İlgili, İlişkili Kurum ve Kuruluşlar ile Diğer Kurum ve Kuruluşların Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi, 15/3/1999 tarihli ve 99/12647 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Kamu Kurum ve Kuruluşlarında Görevde Yükselme ve Unvan Değişikliği Esaslarına Dair Genel Yönetmelik hükümlerine dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Alt görev: 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 509 uncu maddesinde yer alan hiyerarşik kademeler çerçevesinde daha alt hiyerarşi içindeki görevleri,”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğe 6 ncı maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Görevde yükselme sınavına tabi olmadan atanılacak kadrolar ve bu kadrolar için aranacak özel şartlar</p>

<p>MADDE 6/A- (1) Görevde yükselme sınavına tabi olmadan atanılacak kadrolar ve bu kadrolar için aranacak özel şartlar şunlardır:</p>

<p>a) Sosyal güvenlik il müdür yardımcısı kadrosuna atanabilmek için;</p>

<p>1) En az dört yıllık yükseköğrenim mezunu olmak,</p>

<p>2) 657 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin (B) bendinde öngörülen şartları taşımak,</p>

<p>3) Kurumda; şube müdürü, sosyal güvenlik merkezi müdürü, sosyal güvenlik merkezi müdür yardımcısı, sosyal güvenlik denetmeni kadrolarında görev yapıyor olmak veya mühendis, mimar, avukat kadrolarında en az sekiz yıl hizmeti bulunmak,</p>

<p>b) Hukuk müşaviri kadrolarına atanabilmek için;</p>

<p>1) Hukuk fakültesi mezunu olmak,</p>

<p>2) Avukatlık ruhsatnamesine sahip olmak,</p>

<p>3) Kurumda en az beş yıl avukat kadrosunda çalışmış olmak,</p>

<p>gerekir.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinin (2) numaralı alt bentlerinde yer alan “eğitim uzmanı,” ibareleri yürürlükten kaldırılmış, aynı alt bentlere “teknisyen,” ibarelerinden sonra gelmek üzere “hemşire,” ibareleri, (b) bendinin (3) numaralı alt bendinde yer alan “bir yıl hizmeti bulunmak” ibaresinden sonra gelmek üzere “, memur, veri hazırlama ve kontrol işletmeni, bilgisayar işletmeni ünvanlarında en az üç yıl hizmeti bulunmak” ibaresi eklenmiş, (c) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “sağlık memuru,” ibaresi, (d) ve (f) bentlerinin (2) numaralı alt bentlerinde yer alan “sağlık memuru,” ve “ayniyat saymanı,” ibareleri ve (ç) bendi yürürlükten kaldırılmış, (f) bendinin (1) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“1) En az dört yıllık eğitim veren yükseköğretim kurumlarının hukuk, siyasal bilgiler, iktisat, işletme, maliye, iktisadi ve idari bilimler fakülteleri, yüksekokulları veya bölümleri ya da bunların denkliği Yükseköğretim Kurulunca kabul edilmiş yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından veya adalet meslek yüksekokulu ile meslek yüksekokullarının adalet bölümünden mezun olmak,”</p>

<p>“(2) Bu maddede sayılan ve aynı hizmet süresi aranan ünvanlar için belirtilen hizmet süreleri ayrı ayrı veya birlikte değerlendirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (g) bendinin (1) numaralı alt bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“1) En az iki yıllık yüksekokulların bilgisayar programcılığı bölümünden veya denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından onaylanmış yurt içi veya yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak ve Kurumca belirlenecek en az iki güncel programlama dilini bildiğini belgelemek.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin ikinci ve altıncı fıkralarında yer alan “İnsan Kaynakları” ibareleri “Personel” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve üçüncü fıkrasında yer alan “İnsan Kaynakları” ibaresi “Personel” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Görevde yükselme ve ünvan değişikliği sınavları, Kurumun kadro durumu ile ihtiyaçları göz önüne alınarak yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Yazılı sınav, bu sınava ilişkin sınav konularına duyuruda yer verilmek suretiyle Kurumca yapılabileceği gibi Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi Başkanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına ya da yükseköğretim kurumlarından birine yaptırılabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 16 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) İlgililer;</p>

<p>a) Sınav sorularına, soruların yayımını takip eden beş iş günü içerisinde,</p>

<p>b) Sınav sonuçlarına, sonuçların ilanını takip eden beş iş günü içerisinde,</p>

<p>yazılı veya elektronik ortamda gerekçeli olarak itiraz edebilir. İtirazlar, ilgisine göre Sınav Kurulunca incelenir veya sınavı yapan kuruma incelettirilir. İnceleme sonuçları itiraz süresinin sona erdiği tarihi takip eden en geç on beş iş günü içerisinde sonuçlandırılır. Bu sürenin bitimiyle sınav sonuçları kesinleşmiş olur. İtiraz neticesinde sınav sonuçlarında değişiklik yapılması gerekirse, yeni sınav sonuçları aynı şekilde yayımlanır ve tebliğ edilmiş sayılır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 19 uncu maddesinde yer alan “İnsan Kaynakları” ibaresi “Personel” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-guvenlik-kurumu-personeli-gorevde-yukselme-ve-unvan-degisikligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 22 Sep 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/resmi/sgk-bina.jpg" type="image/jpeg" length="25876"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[2026 yılı Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülleri sahiplerini buldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/2026-yili-avukat-noyan-ozkan-cevre-ve-ekoloji-mucadelesi-onur-odulleri-sahiplerini-buldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/2026-yili-avukat-noyan-ozkan-cevre-ve-ekoloji-mucadelesi-onur-odulleri-sahiplerini-buldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu tarafından çevre hakkı mücadelesini teşvik etmek amacıyla her yıl verilen Avukat Noyan Özkan Çevre ve Ekoloji Mücadelesi Onur Ödülleri, 19 Eylül 2026 tarihinde İzmir Barosu’nun ev sahipliğinde düzenlenen törenle sahiplerini buldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Program, “Çevre ve Halk Sağlığı Ekseninde Adalet: Sorumluluk, Dönüşüm ve Mücadeleler” başlıklı panel ile başladı. TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Sözcüsü Av. Nur Hilal Gündüz’ün moderatörlüğündeki panelde; Dr. Duygu Avcı, Doç. Dr. Serkan Köybaşı ve Dr. Bülent Şık konuşmacı olarak yer aldı.</p>

<p>Panelin ardından düzenlenen ödül törenine TBB Başkan Yardımcısı Av. Ercan Demir, Genel Sekreteri Av. Ahmet Erdem Ekmekçi ve Yönetim Kurulu üyesi Kemal Aytaç katıldı.</p>

<p>Törende; TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Koordinatörü ve Yönetim Kurulu Üyesi Av. Kemal Aytaç, İzmir Barosu Başkanı Av. Sefa Yılmaz ve TBB Başkan Yardımcısı Av. Ercan Demir konuşma yaptı.</p>

<p>Aytaç, konuşmasında Av. Haluk İnanıcı ve Av. Arif Ali Cangı’nın metinleri üzerinden merhum Noyan Özkan’ın çevre ile insan hakları mücadelesini andı ve temennilerini dile getirdi.</p>

<p>Yılmaz, Noyan Özkan’ın 1983 yılından itibaren İzmir’deki kent, çevre ve hak savunuculuğu mücadelelerine yaptığı öncü katkıları vurgulayarak, günümüzde yaşanan hukuki ve fiili baskılara karşı dayanışma ile mücadeleyi yükseltme mesajı verdi.</p>

<p>Demir ise; Noyan Özkan’ın örnek mesleki duruşunu ve insan hakları savunuculuğunu öne çıkararak verilen ödüllerin çevre mücadelesini yürütenlerin sunduğu onuru paylaşma amacı taşıdığını ifade etti.</p>

<p>Bireysel dalda; Diyarbakır’ın Lice ilçesi Mizak Mahallesi’nde bakır madenciliğinin çevresel etkilerine karşı köylülerle birlikte yürüttüğü mücadele nedeniyle Azize Alan ile Denizli’nin Tavas ilçesindeki Avdan yöresinde kömür madenciliğine karşı yürüttüğü çevre mücadelesi nedeniyle Hatice Kocalar ödüle layık görüldü.</p>

<p>Kurumsal dalda ise, çevre mücadelelerini ülke ölçeğinde bir araya getiren ve Avukat Noyan Özkan’ın da kurucuları arasında yer aldığı EGEÇEP’e (Ege Çevre ve Kültür Platformu) ödül verildi.</p>

<p>TBB Çevre ve Kent Hukuku Komisyonu Sözcüsü Av. Çiğdem Baloğlu tarafından ödül gerekçeleri açıklandıktan sonra, ödüller sahiplerine takdim edildi.</p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_1_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_2_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_3_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_4_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_5_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_6_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_7_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_8_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_9_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_10_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_11_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_12_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_13_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_14_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_15_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_16_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_17_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_18_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_19_21092026193256.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260921_2026_yili_avukat_noy/86701_20_21092026193256.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/2026-yili-avukat-noyan-ozkan-cevre-ve-ekoloji-mucadelesi-onur-odulleri-sahiplerini-buldu</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 23:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-185.jpg" type="image/jpeg" length="58387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Nafaka ve Velayet Uyuşmazlıklarında Zorunlu Arabuluculuk Kapsamı Genişliyor mu?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-velayet-uyusmazliklarinda-zorunlu-arabuluculuk-kapsami-genisliyor-mu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-velayet-uyusmazliklarinda-zorunlu-arabuluculuk-kapsami-genisliyor-mu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026 yılı Ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen 12. Yargı Paketi’nin ikinci bölümü, boşanma davalarında arabuluculuğun rolünü genişletmeyi hedefliyor. Ancak bu haber, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor: “Artık nafaka ve velayet de arabulucuya mı gidecek?” sorusu, aile hukuku danışanlarının en çok...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 yılı Ekim ayında Meclis gündemine gelmesi beklenen<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a>’nin ikinci bölümü</strong>, boşanma davalarında arabuluculuğun rolünü genişletmeyi hedefliyor. Ancak bu haber, çoğu zaman yanlış anlaşılıyor: “Artık nafaka ve velayet de arabulucuya mı gidecek?” sorusu, aile hukuku danışanlarının en çok karıştırdığı konulardan biri haline geldi. Gerçek tablo, ilk bakışta göründüğünden daha katmanlı.</p>

<p>Bugün itibarıyla Türk hukukunda velayet, çocukla kişisel ilişki ve iştirak nafakası <strong>arabuluculuğa elverişli değil</strong>, bu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 2012’den bu yana korunan temel ilkesidir. Peki reform tartışması hangi noktayı değiştiriyor, hangi noktayı değiştirmiyor? Bu yazıda kapsamın gerçekte nereye doğru genişlediğini ve nerede sabit kaldığını netleştiriyoruz.</p>

<p><strong>Bugün Nafaka ve Velayette Arabuluculuğun Yeri Ne?</strong></p>

<p>Öncelikle bir ayrım yapmak gerekiyor: <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> ile <strong>zorunlu (dava şartı) arabuluculuk</strong> aynı şey değil. İş hukuku, ticari uyuşmazlıklar ve belirli tüketici davalarında arabuluculuk dava açmadan önce zorunlu bir adımken, boşanma, nafaka ve velayet davalarında böyle bir dava şartı bulunmuyor. Taraflar isterlerse ihtiyari olarak arabulucuya başvurabilir, ama bu bir zorunluluk değil.</p>

<p>Daha da önemlisi, velayetin kime bırakılacağı, çocukla kişisel ilişkinin nasıl kurulacağı ve <strong>iştirak nafakası</strong> (çocuk için ödenen nafaka) konuları, taraflar isteseler bile arabuluculuğa <strong>konu edilemiyor</strong>. Örneğin Bahçelievler’de yaşayan boşanma sürecindeki bir çift, mal paylaşımı konusunda anlaşmaya varmak için arabulucuya gidebilir; ama çocuklarının velayetini veya çocuk için ödenecek nafaka miktarını arabulucu masasında “pazarlık” konusu yapamaz. Bu ayrım, <strong>birçok danışanın gözden kaçırdığı kritik bir noktadır</strong>.</p>

<p>Velayet ve çocukla kişisel ilişki, çocuğun kendi hakkı olduğu için arabuluculuğa konu edilemiyor.</p>

<p><strong>Neden Velayet ve Nafaka Arabuluculuğa Kapalı Tutuluyor?</strong></p>

<p>Bunun gerekçesi teknik değil, doğrudan hukuk felsefesiyle ilgili. Arabuluculuk, tarafların <strong>üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri</strong> haklara ilişkin uyuşmazlıklarda işler, yani “ben şu haktan feragat edebilirim, karşılığında şunu alabilirim” mantığı kurulabilmeli. Ancak velayet ve çocuğa ilişkin nafaka, çocuğun kendi hakkı olup, ana-babanın üzerinde serbestçe anlaşabileceği bir konu değil.</p>

<p>Somut bir örnek verelim: bir anlaşmalı boşanma sürecinde eşler, çocuğun velayetini “kolaylık olsun” diye babaya bırakıp karşılığında mal paylaşımında baba lehine taviz verebilir. Bu tür bir “takas”, çocuğun üstün yararını değil, ebeveynlerin çıkarını önceler. İşte tam bu riski önlemek için kanun koyucu, <strong>çocuğun üstün yararını doğrudan ilgilendiren konularda hâkim denetimini</strong> vazgeçilmez kılıyor. Mahkeme, sosyal inceleme raporu, pedagog görüşü ve çocuğun beyanı gibi araçlarla bu konuları resen değerlendirir; bu denetim, iki tarafın masaya oturup “anlaştık” demesiyle ikame edilemez. Nitekim çocuğun üstün yararının velayet davasında nasıl değerlendirildiği konusu, tam olarak bu hâkim denetiminin sınırlarını çiziyor.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">12. Yargı Paketi</a> Ne Getiriyor, Kapsam Gerçekten Genişliyor mu?</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı’nın gündeme getirdiği düzenleme, aslında velayeti veya çocuk nafakasını arabuluculuğa açmıyor. Tartışılan model, <strong>iki aşamalı boşanma</strong> yaklaşımı: ilk aşamada boşanma kararı ve velayet hızla sonuçlandırılıyor, ikinci aşamada ise nafaka miktarı, tazminat ve mal rejimi tasfiyesi gibi <strong>mali sonuçlar</strong> ayrı bir süreçte ele alınıyor. Bu model, aynı zamanda boşanma davasının süresini uzatan etkenler tartışmasıyla da doğrudan bağlantılı; çünkü mali kalemlerin ayrı bir hatta yürütülmesi, esas boşanma kararının yıllarca beklemesini önlemeyi amaçlıyor. Arabuluculuğun devreye girmesi öngörülen alan da tam olarak bu ikinci aşama, yani tarafların şiddet içermeyen, mali nitelikli uyuşmazlıkları.</p>

<p>Somut bir senaryo düşünelim: taraflar boşanmakta ve çocuğun velayeti konusunda zaten hemfikir, yalnızca eşe ödenecek yoksulluk nafakasının miktarında birkaç bin liralık bir fark var. Tartışılan modelde hâkim, böyle bir uyuşmazlığı çözüme kavuşturmak üzere tarafları arabulucuya yönlendirebilecek. Bunun amacı davayı hızlandırmak; <strong>velayeti veya çocuk nafakasını arabulucunun inisiyatifine bırakmak değil</strong>. Kadına yönelik şiddet veya tedbir kararı bulunan dosyalarda ise bu yönlendirmenin hiçbir şekilde uygulanmayacağı konusunda hukukçular arasında geniş bir mutabakat var.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bu Genişleme Ne Anlama Geliyor, Ne Anlama Gelmiyor?</strong></p>

<p>Burada net bir pozisyon almak gerekiyor: kapsam genişlemesi <strong>gerçek ama sınırlı</strong>. Genişleyen alan, tarafların üzerinde tasarruf edebileceği mali kalemler, nafaka miktarının tam rakamı, tazminat tutarı, mal rejimi tasfiyesindeki pay oranları. Genişlemeyen ve genişlemesi de hukuken doğru olmayan alan ise velayetin kendisi ve çocuğun kişisel ilişki hakkı.</p>

<p>Kimi meslektaşlar, arabuluculuğun aile hukukuna girmesini toptan bir “hızlandırma” reformu olarak sunuyor; bu, gerçeği eksik yansıtıyor. Reformun asıl değeri, <strong>yargı yükünü azaltmak</strong> ve tarafları gereksiz yere uzayan mali uyuşmazlıklardan kurtarmak. Çocuğun üstün yararına ilişkin denetim mekanizmasının zayıflatılması ise bu reformun amacı değil; aksine, taslak metinlerde bu ayrımın altı özellikle çiziliyor. Danışanlarıma her zaman şunu söylüyorum: arabuluculuk teklifi geldiğinde önce hangi konunun masaya yatırıldığına bakılmalı, eğer görüşme velayeti veya çocuk nafakasını da kapsıyorsa, bu geçerli bir arabuluculuk konusu değildir.</p>

<p>Mali konularda ihtiyari arabuluculuk, süreci hızlandırmak isteyen taraflar için bugün de mevcut bir seçenek.</p>

<p><strong>Uygulamada Nelere Dikkat Edilmeli?</strong></p>

<p>Reform henüz yasalaşmadığı için bugün için pratik tavsiye şu: mali konularda (nafaka miktarı, tazminat, mal paylaşımı) ihtiyari arabuluculuk <strong>zaten mevcut bir seçenek</strong> ve boşanma davasını hızlandırmanın etkili bir yolu olabilir. Örneğin sadece nafaka rakamında anlaşamayan bir çift, dava açmadan önce ihtiyari arabulucuya başvurarak aylarca sürecek bir yargılamadan kaçınabilir. Bu noktada nafaka miktarının Yargıtay’ın baktığı ölçütlere göre nasıl belirlendiğini bilmek, arabulucu karşısında gerçekçi bir beklenti oluşturmak açısından önemli.</p>

<p>Buna karşılık, velayet veya çocukla kişisel ilişki konusunda “arabuluculuk anlaşması” adı altında sunulan <strong>hiçbir belge, mahkeme önünde velayet kararının yerini tutmaz</strong>. Taraflar kendi aralarında anlaşsalar bile bu anlaşma, hâkimin çocuğun üstün yararı ilkesi çerçevesinde yapacağı bağımsız değerlendirmeyi bağlamaz. 12. Yargı Paketi’nin ikinci bölümü Meclis’ten geçtiğinde bu sınırların yasa metnine nasıl yansıdığını takip etmek, sürecin başındaki taraflar için belirleyici olacaktır.</p>

<p>Özetle: nafaka ve velayet uyuşmazlıklarında arabuluculuğun kapsamı gerçekten genişliyor, ama bu genişleme velayetin kendisini değil, boşanmanın mali sonuçlarını kapsıyor. <strong>Çocuğun üstün yararını doğrudan ilgilendiren kararlar</strong>, reform sonrasında da hâkim denetiminde kalmaya devam edecek.</p>

<p><strong>Yasal Uyarı</strong></p>

<p>Bu yazı yalnızca genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmıştır ve hukuki tavsiye niteliği taşımaz. Her somut olay kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir; hukuki işlem yapmadan önce mutlaka bir avukata danışınız.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/nafaka-ve-velayet-uyusmazliklarinda-zorunlu-arabuluculuk-kapsami-genisliyor-mu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/nafaka-bosanma-yuzuk.jpg" type="image/jpeg" length="56982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşiniz Sürekli Telefonunuzu Kontrol Ediyorsa Bu Boşanma Sebebi midir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esiniz-surekli-telefonunuzu-kontrol-ediyorsa-bu-bosanma-sebebi-midir</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 18:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/0B-32EuotgQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14682"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOSYAL MEDYA VİTRİNİ NASIL CEZA DOSYASINA DÖNÜŞÜR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-vitrini-nasil-ceza-dosyasina-donusur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-vitrini-nasil-ceza-dosyasina-donusur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bir zamanlar sosyal medya, insanların nerede yemek yediğini, nereye seyahat ettiğini ya da hayatından birkaç kareyi paylaştığı bir alandı. Bugün ise tablo çok daha farklı.

Milyonluk otomobiller, lüks konutlar, yüklü miktarda nakit para, pahalı saatler, gösterişli düğünler, seyahatler, ardı ardına...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir zamanlar sosyal medya, insanların nerede yemek yediğini, nereye seyahat ettiğini ya da hayatından birkaç kareyi paylaştığı bir alandı. Bugün ise tablo çok daha farklı.</p>

<p>Milyonluk otomobiller, lüks konutlar, yüklü miktarda nakit para, pahalı saatler, gösterişli düğünler, seyahatler, ardı ardına açılan şirketler ve kaynağı dışarıdan anlaşılamayan bir servet…</p>

<p>Bütün bunlar artık yalnızca takipçilerin gördüğü bir “sosyal medya vitrini” değil.</p>

<p><strong>Bazı durumlarda savcılığın, kolluğun ve mali inceleme birimlerinin de gördüğü bir vitrindir.</strong></p>

<p>Nitekim Türkiye'de son dönemde suç gelirleriyle mücadelede sosyal medya paylaşımlarının da mali ve teknik incelemelerle birlikte ele alınacağı açıkça ifade edilmektedir. Adalet Bakanlığı’nın 9 Eylül 2026 tarihli açıklamasında, sosyal medyada lüks yaşam ve benzeri görüntüler üzerinden suçtan elde edilen gelirlerin kaynağının gizlenmesine veya meşru gösterilmesine yönelik faaliyetlerin incelendiği; bazı soruşturmalarda mali incelemelerin ardından arama, el koyma ve tutuklama tedbirlerinin uygulandığı kamuoyuna duyuruldu.</p>

<p>Burada baştan önemli bir ayrım yapmak gerekir.</p>

<p><strong>Lüks yaşamak suç değildir.</strong></p>

<p><strong>Lüks bir hayatı paylaşmak da suç değildir.</strong></p>

<p>Bir insanın pahalı bir otomobile binmesi, gösterişli bir evde yaşaması veya bunları sosyal medyada sergilemesi tek başına suç işlendiğini göstermez.</p>

<p><strong>Ceza hukuku insanların yaşam tarzıyla değil, suç oluşturan fiilleriyle ilgilenir.</strong></p>

<p>Asıl mesele başka yerde başlıyor:</p>

<p><strong>Gösterilen malvarlığı ile kayıtlı ve açıklanabilir gelir arasında ciddi bir fark varsa, bu fark olağandışı para hareketleri, şirket işlemleri, üçüncü kişiler üzerinden yapılan transferler veya başka suçlara ilişkin bulgularla da destekleniyorsa…</strong></p>

<p><strong>İşte </strong><strong>o zaman mesele artık bambaşka bir hukuki zemine taşınabiliyor.</strong></p>

<p><strong>SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMI DELİL MİDİR?</strong></p>

<p>Ceza dosyalarında sosyal medya içeriklerine ilişkin en sık karşılaştığımız yanılgılardan biri şudur:</p>

<p>“Fotoğrafı var, zaten her şey ortada.”</p>

<p>Oysa ceza yargılaması bu kadar kolay değildir.</p>

<p>Bir kişinin önünde milyonluk bir otomobille verdiği poz, o aracın kendisine ait olduğunu tek başına ispatlamaz.</p>

<p>Araç kimin adına kayıtlıdır?</p>

<p>Kim tarafından satın alınmıştır?</p>

<p>Bedeli hangi hesaptan ödenmiştir?</p>

<p>Kişinin beyan edilen geliri nedir?</p>

<p>Şirketleriyle arasındaki para hareketleri nasıldır?</p>

<p>Taşınmazlar hangi tarihlerde ve hangi bedellerle edinilmiştir?</p>

<p><strong>Paranın kaynağı nedir?</strong></p>

<p>Ceza dosyasında önemli olan, çoğu zaman fotoğrafta gördüğümüz şeyden çok <strong>o fotoğrafın arkasındaki mali hareketlerdir.</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217. maddesi gereğince suç, hukuka uygun şekilde elde edilen ve yargılama sırasında tartışılan deliller üzerinden değerlendirilir.</p>

<p>Dolayısıyla bir sosyal medya paylaşımının dosyadaki değeri de ancak diğer delillerle birlikte anlam kazanır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir fotoğraf bazen yalnızca bir fotoğraftır. Bazen de banka kayıtları, şirket hareketleri, tapu kayıtları, araç kayıtları ve dijital verilerle yan yana geldiğinde soruşturma açısından anlamlı bir parçaya dönüşebilir.</p>

<p><strong>MASAK İNCELEMESİNDE NE ORTAYA ÇIKAR? </strong></p>

<p>Sosyal medyada sergilenen olağanüstü servet ve yüksek harcama düzeyi, gerçek mali verilerle örtüşmediğinde mesele artık yalnızca bir “sosyal medya vitrini” olmaktan çıkar.</p>

<p>Zira bugün bir kişinin banka hareketlerinden tapu kayıtlarına, araç alım satımlarından dijital ortamda iz bırakan harcamalarına kadar ekonomik hayatının önemli bir bölümü kayıt altındadır. MASAK incelemelerinde de bu mali hareketler bir bütün olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Dolayısıyla sosyal medyada kamuoyuna yansıtılan yaşam standardı ile kişinin kayıtlı gelirleri, mal varlığı ve mali hareketleri arasında açıklanabilir bir bağ kurulamıyorsa, ortaya çıkan tablo hukuken izaha muhtaç bir mali uyumsuzluk ve gerektiğinde mali suç şüphesinin araştırılmasını gerektirebilecek bir durumdur.</p>

<p>Kısacası; sosyal medyada gösterilen servetin gerçek olup olmamasından önce, <strong>kaynağının hukuken açıklanabilir olup olmadığı</strong> önemlidir.</p>

<p><strong>“KARA PARA AKLAMA” DEDİĞİMİZ ŞEY TAM OLARAK NEDİR?</strong></p>

<p>Kamuoyunda sıkça kullanılan ifadeyle “kara para aklama”, Türk Ceza Kanunu'nun 282. maddesinde <strong>suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama</strong> olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Maddenin temel mantığı aslında oldukça nettir:</p>

<p>Önce bir suçtan kaynaklanan malvarlığı değeri bulunmalıdır.</p>

<p>Ardından bu malvarlığı değerinin yurt dışına çıkarılması veya gayrimeşru kaynağını gizlemek ya da meşru yolla elde edildiği konusunda kanaat uyandırmak amacıyla çeşitli işlemlere tabi tutulması söz konusu olmalıdır.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu m.282 uyarınca bu fiil için 3 (üç) yıldan 7 (yedi) yıla kadar hapis cezası ve adli para cezası öngörülmektedir.</p>

<p><strong>“Burada kritik nokta paranın miktarı değildir. Paranın kaynağıdır.”</strong></p>

<p>Bir kişinin milyonlarca liralık malvarlığına sahip olması hukuken tek başına hiçbir şey ifade etmez. Fakat bu servetin suçtan kaynaklandığı ve kaynağının gizlenmesi veya meşru gösterilmesi amacıyla işlemler gerçekleştirildiği iddiası varsa, TCK m.282 gündeme gelebilir.</p>

<p>Üstelik günümüzde para artık yalnızca banka hesabında hareket etmiyor.</p>

<p>Şirketler, taşınmazlar, araçlar, elektronik para kuruluşları, kripto varlıklar ve üçüncü kişilere ait hesaplar da soruşturmalardaki mali incelemenin parçaları hâline gelebiliyor. 2026 yılında kamuoyuna açıklanan bazı soruşturmalarda da elektronik para kuruluşları ve kripto varlıklar üzerinden gerçekleştirildiği iddia edilen para hareketlerinin MASAK raporlarıyla incelendiği görülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle bir ceza soruşturmasında sorulacak soru; “Bu kişinin neden bu kadar çok parası var?” değildir. Asıl soru şudur:</p>

<p><strong>“Bu paranın kaynağı ne?” </strong></p>

<p>ve<strong> “Bu malvarlığı ile iddia edilen suç arasında hukuken kurulabilir bir bağlantı var mı?”</strong></p>

<p>Bu bağlantı kurulmadan sadece yaşam biçiminden hareketle suç sonucuna varmak mümkün değildir.</p>

<p><strong>TELEFONDAKİ VERİLER CEZA DOSYASININ PARÇASI OLABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Dijital çağın ceza soruşturmalarını geçmişten ayıran en önemli konulardan biri de bırakılan dijital izlerin büyüklüğüdür.</p>

<p>Telefonlarımız sadece iletişim aracı değil. Mesajlar, fotoğraflar, banka işlemleri, konum, yazışmalar ve birçok kişisel veri aynı cihazda taşınıyor.</p>

<p>Bu nedenle belirli koşulların bulunması hâlinde dijital materyaller de ceza soruşturmasının konusu olabilir. Bu materyaller üzerinde inceleme yapılması, arama gerçekleştirilmesi veya bunlara elkonulması ise ancak kanunda öngörülen şartlar çerçevesinde mümkündür.</p>

<p>Burada çok önemli bir hukuk kuralını unutmamak gerekir:</p>

<p><strong>Soruşturma yapılıyor olması, suçun işlendiğinin ispatlandığı anlamına gelmez.</strong></p>

<p>Dijital materyallerin incelenmesi de bir kişinin suçlu olduğunun değil, yürütülen soruşturmanın göstergesidir.</p>

<p><strong>PEKİ MALVARLIĞINA HEMEN ELKONULABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Bu noktada toplumda ikinci bir yanlış algı ortaya çıkıyor.</p>

<p>Bir kişi hakkında soruşturma açıldığı anda bütün malvarlığının otomatik olarak devlet tarafından alındığı düşünülüyor.</p>

<p>Hukuken durum bu kadar basit değildir.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesi Kanunu’nda taşınmazlara, araçlara, banka hesaplarına, şirket paylarına ve diğer malvarlığı değerlerine elkoymaya ilişkin şartlar ayrıca düzenlenmiştir. Özellikle CMK m.128, belirli suçlar yönünden malvarlığı değerlerine elkoyma tedbirini ve bunun koşullarını düzenlemektedir. </strong>Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama suçu da bu kapsamda yer almaktadır.</p>

<p>Burada <strong>elkoyma ile müsadere arasındaki farkı</strong> da unutmamak gerekir.</p>

<p><strong>Elkoyma</strong>; soruşturma veya kovuşturma sırasında uygulanan geçici bir koruma tedbiridir.</p>

<p><strong>Müsadere ise;</strong> koşulları oluştuğunda yargılama sonucunda verilen ve suçla bağlantılı malvarlığı değerleri bakımından kalıcı sonuç doğuran bir güvenlik tedbiridir.</p>

<p>Türk Ceza Kanunu’nun 55. maddesi, suçun işlenmesiyle elde edilen veya suçun konusunu oluşturan maddi menfaatler ile bunların değerlendirilmesi ya da dönüştürülmesi sonucunda ortaya çıkan ekonomik kazançların müsaderesini düzenlemektedir.</p>

<p><strong>Özetlemek gerekirse:</strong></p>

<p><strong>Bir soruşturmada malvarlığına el konulmuş olması, o kişinin suçlu olduğu anlamına gelmez.</strong></p>

<p>Tıpkı hakkında soruşturma açılmasının veya tutuklama tedbiri uygulanmasının da tek başına mahkûmiyet anlamına gelmemesi gibi…</p>

<p><strong>SOSYAL MEDYA MAHKEMESİ İLE CEZA MAHKEMESİNİ KARIŞTIRMAMAK GEREKİR</strong></p>

<p>Belki de bugün üzerinde en fazla durmamız gereken konulardan biri budur.</p>

<p>Bir sabah bir soruşturma haberi çıkar.</p>

<p>Birkaç saat içerisinde eski videolar bulunur.</p>

<p>Arabalar, çantalar, evler, düğünler, tatiller yan yana getirilir.</p>

<p>Ve sosyal medya kendi kararını verir; “Zaten belliydi.”</p>

<p><strong>Oysa hukuk böyle işlemez.</strong></p>

<p><strong>Anayasa'nın 38. maddesi son derece açıktır:</strong></p>

<p><strong>Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</strong></p>

<p>Bir kişinin malvarlığının fazla olması da, hakkında soruşturma açılması da, hesabına bloke konulması da, hatta tutuklanması dahi kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü değildir.</p>

<p>Bu nedenle ceza hukukunda iki uçtan da uzak durmak gerekir.</p>

<p>Bir tarafta, “Sosyal medyada paylaşılmışsa kesin delildir” yaklaşımı…</p>

<p>Diğer tarafta ise, “Sosyal medyada gördüğümüz hiçbir şeyin hukuki önemi yoktur” yaklaşımı…</p>

<p>İkisi de doğru değildir.</p>

<p><strong><u>SONUÇ </u></strong></p>

<p>Sosyal medya yıllarca bize insanların hayatlarının en güzel birkaç saniyesini gösterdi.</p>

<p><strong>Bugün ise aynı platformlar zaman zaman ceza soruşturmalarının başlangıç noktalarından veya delil zincirinin parçalarından biri hâline gelebiliyor.</strong></p>

<p>Çünkü dijital dünyada sergilenen hayat ile gerçek hayattaki mali hareketler birbirinden tamamen bağımsız değil.</p>

<p>Hukuk açısından asıl mesele, bir hayatın “fazla gösterişli” olup olmaması değildir. Asıl mesele, <strong>gösterilen malvarlığının kaynağı ile iddia edilen suç arasında hukuken kurulabilir bir bağ bulunup bulunmadığıdır. </strong></p>

<p><strong>Bir sosyal medya hesabı da tek başına ceza dosyası değildir.</strong></p>

<p>Ancak o görüntülerin arkasındaki para hareketleri, malvarlığı edinimleri, şirket ilişkileri ve diğer deliller aynı hikâyeyi anlatmaya başlıyorsa, sosyal medya vitrini artık soruşturmanın bakacağı alanlardan yalnızca biri hâline gelir.</p>

<p><strong>Sosyal medya bize insanların ne gösterdiğini anlatır.</strong> <strong>Bir ceza dosyası ise gerçekte ne olduğunu deliller üzerinden anlamaya çalışır.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceyda-tutkun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceyda TUTKUN"><img alt="Av. Ceyda TUTKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/ceyda-tutkun.JPG" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceyda-tutkun" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceyda TUTKUN">Av. Ceyda TUTKUN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sosyal-medya-vitrini-nasil-ceza-dosyasina-donusur-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 13:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/sosyal-medya-law-tok-telefon.jpg" type="image/jpeg" length="28420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU GÖREVLİLERİ GELİR GETİRİCİ EK İŞ YAPABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlileri-gelir-getirici-ek-is-yapabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlileri-gelir-getirici-ek-is-yapabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA['TİCARET VE DİĞER KAZANÇ GETİRİCİ FAALİYETLERDE BULUNMA YASAĞI' İLE KASTEDİLEN İŞLER NELERDİR?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONİKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No : 2023/6932<br />
Karar No : 2024/5719</strong><br />
<br />
TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
<br />
KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Belediye Başkanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
<br />
İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.<br />
<br />
<strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Döşemealtı Belediye Başkanlığında 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında sözleşmeli teknisyen olarak görev yapan davacının, hizmet sözleşmesinin 11. maddesinde yer alan "Sözleşmeli personel kazanç getirici herhangi bir işlem yapamaz" hükmüne aykırı davrandığından bahisle sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin Döşemealtı Belediye Başkanlığı Disiplin Kurulunun... tarih ve... sayılı kararının onaylanmasına dair Başkanlık Makamının ... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile bu işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararıyla; davalı idarede sözleşmeli teknisyen olarak çalışan davacının, gerek ilgili mevzuat hükümlerinden gerekse de davalı idare ile imzalanan tam zamanlı hizmet sözleşmesinden, "sözleşmeli personel kazanç getirici herhangi bir işlem yapamaz" hükmüne aykırı olarak, internet üzerinden üyelik usulü satış yapan winlife global isimli firmanın ürünlerinin tanıtım ve satışını yaptığı ve bunun karşılığında sürekli ve düzenli kazanç sağladığının sabit olması karşısında, davacının tam zamanlı hizmet sözleşmesinin feshine ilişkin olarak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı; öte yandan, dava konusu işlem hukuka uygun bulunduğundan, davacının söz konusu sözleşme feshi işlemi nedeniyle ödenmeyen parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi isteminin de reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesince; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği gerekçesiyle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.<br />
<br />
<strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :</strong> Dava konusu işlemin yasal dayanağının bulunmadığı, internet üzerinden kahve ürünleri pazarlayan ... adlı firmadan üyelik usulü ile davacının ürün sipariş etmesi ve sipariş ettiği ürün karşılığında anılan firmadan davacıya ödeme yapılmasının kazanç getirici ticari bir faaliyet olarak değerlendirilemeyeceği, soruşturma konusu edilen fiilinin bir disiplin işlemi gerektirmesi halinde ise de fiil ile disiplin cezası arasında adil bir denge kurulmadan, davacının sözleşmesinin feshi ile kamu görevine son verilmesi yönündeki dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı belirtilerek, Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.<br />
<br />
KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Savunma verilmemiştir.<br />
<br />
DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.<br />
<br />
<strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onikinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra, dosya tekemmül ettiğinden yürütmenin durdurulması istemi hakkında ayrıca bir karar verilmeksizin işin gereği görüşüldü:<br />
<br />
<strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Döşemealtı Belediye Başkanlığında 5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında 2015 yılından itibaren sözleşmeli teknisyen olarak görev yapan davacının, zimmet suçundan dolayı hakkında adli soruşturma başlatılan başka bir personelin idari soruşturması kapsamında ve Sayıştay denetimleri sırasında yapılan hesap hareketlerinin incelenmesi sonucunda, banka hesaplarındaki hareketlilikler dikkate alınarak ifadesine başvurulmuş, 05/10/2022 tarihinde Döşemealtı Belediyesinde yapılan Disiplin Kurulu Toplantısında alınan ifadesinde, mesai saatleri haricinde dermokozmetik ürünlerin tanıtım ve satışını yaptığı ve bunun karşılığında bir miktar para kazandığı şeklinde gelir/kazanç getirici işlem yaptığını kabul etmesi üzerine, 01/01/2022 - 31/12/2022 tarihleri arasında geçerli olmak üzere, davacı ile imzalanan hizmet sözleşmesinin 11. maddesinde yer alan "sözleşmeli personel kazanç getirici herhangi bir işlem yapamaz" hükmüne aykırı davranıldığından bahisle, sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin Döşemealtı Belediye Başkanlığı Disiplin Kurulunun ... tarih ve... sayılı kararının onaylanmasına dair Başkanlık Makamının... tarih ve ... sayılı işleminin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal haklarının yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle temyizen incelenmekte olan dava açılmıştır.<br />
<br />
<strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49. maddesinin üçüncü fıkrasında, "Belediye ve bağlı kuruluşlarında, norm kadroya uygun olarak çevre, sağlık, veterinerlik, teknik, hukuk, ekonomi, bilişim ve iletişim, plânlama, araştırma ve geliştirme, eğitim ve danışmanlık alanlarında avukat, mimar, mühendis, şehir ve bölge plâncısı, çözümleyici ve programcı, tabip, uzman tabip, ebe, hemşire, veteriner, kimyager, teknisyen ve tekniker gibi uzman ve teknik personel yıllık sözleşme ile çalıştırılabilir. Sözleşmeli personel eliyle yürütülen hizmetlere ilişkin boş kadrolara ayrıca atama yapılamaz. Bu personelin, yürütecekleri hizmetler için ihdas edilmiş kadro unvanının gerektirdiği nitelikleri taşımaları şarttır."; beşinci fıkrasında, "... Bu personel hakkında bu Kanun'la düzenlenmeyen hususlarda vize şartı aranmaksızın 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinin (B) bendine göre istihdam edilenler hakkındaki hükümler uygulanır." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. maddesinde; kamu hizmetlerinin memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürüleceği belirtilmiş olup, maddenin (B) fıkrasında; sözleşmeli personel; "Kalkınma planı, yıllık program ve iş programlarında yer alan önemli projelerin hazırlanması, gerçekleştirilmesi, işletilmesi ve işlerliği için şart olan, zaruri ve istisnai hallere münhasır olmak üzere özel bir meslek bilgisine ve ihtisasına İhtiyaç gösteren geçici işlerde, Cumhurbaşkanınca belirlenen esas ve usuller çerçevesinde, ihdas edilen pozisyonlarda, mali yılla sınırlı olarak sözleşme ile çalıştırılmasına karar verilen ve işçi sayılmayan kamu hizmeti görevlileri" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanun'un "Ticaret ve diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunma yasağı" başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrasında; memurların Türk Ticaret Kanunu'na göre (Tacir) veya (Esnaf) sayılmalarını gerektirecek bir faaliyette bulunamayacakları, ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alamayacakları, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olamayacakları (Görevli oldukları kurumların iştiraklerinde kurumlarını temsilen alacakları görevler hariç), mesleki faaliyette veya serbest meslek icrasında bulunmak üzere ofis, büro, muayenehane ve benzeri yerler açamayacakları, gerçek kişilere, özel hukuk tüzel kişilerine veya kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına ait herhangi bir iş yerinde veya vakıf yükseköğretim kurumlarında çalışamayacakları hükmüne yer verilmiş; 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (h) alt bendinde ise; ticaret yapmak veya Devlet memurlarına yasaklanan diğer kazanç getirici faaliyetlerde bulunmak fiili, kademe ilerlemesinin durdurulması cezasını gerektiren fiil ve haller arasında sayılmıştır.</p>

<p>Davacı ile davalı Belediye arasında imzalanan "5393 sayılı Belediye Kanunu'nun 49 uncu maddesinin üçüncü fıkrası gereğince Tam Zamanlı Olarak Çalıştırılacak Sözleşmeli Personele İlişkin Hizmet Sözleşmesi"nin 11. maddesinde; "Sözleşmeli personel, kazanç getirici başka herhangi bir iş yapamaz." kuralına, 15. maddesinde ise; sözleşmeli personelin sözleşmesinin tek taraflı olarak feshedilme hallerine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun yukarıda açık metinlerine yer verilen 28. maddesi ile 125. maddesinin birinci fıkrasının (D) bendinin (h) alt bendi birlikte değerlendirildiğinde, Kanun'da öngörülen “ticaret yapmak” ibaresi ile Türk Ticaret Kanunu'na göre esnaf veya tacir sayılmayı gerektirecek bir faaliyetin kastedildiği, “diğer kazanç getirici faaliyetler” ibaresiyle de, 28. maddede tanımlanan ticaret ve sanayi müesseselerinde görev alma, ticari mümessil veya ticari vekil veya kollektif şirketlerde ortak veya komandit şirkette komandite ortak olma gibi faaliyetlerin kastedildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlıkta, her ne kadar dava konusu işlem, davacının mesai saatleri haricinde, yaşam koşulları ve öğrenci olan çocuklarının ihtiyaçlarını daha rahat karşılayabilmek için, dermokozmetik ürünlerinin tanıtım ve satışını yaptığı ve bunun karşılığında bir miktar para kazandığı şeklindeki ifadesi kapsamında gelir getirici işlem yaptığından bahisle tesis edilmiş ise de, internet üzerinden kahve ürünleri satışı yapan Winlife Global adlı firmadan üyelik usulü ile ürün sipariş eden davacının sipariş ettiği ürünler karşılığında banka hesabına değişik zamanlarda ve miktarlarda hesap hareketleri olmasının, sözleşmeli personel olarak görev yapan davacının sözleşmesinin feshini gerektirecek ticari kazanç sağlayan gelir getirici faaliyet olarak değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.</p>

<p>Kaldı ki, anılan eylemin "referans norm" olarak dikkate alınması gereken 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 125. maddesinin birinci fıkrasının (E) bendinde sayılan ve "Devlet memurluğundan çıkarma" cezasını gerektiren fiil ve haller arasında da yer almadığı göz önüne alındığında, davacının sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk görülmemiştir.</p>

<p>Bu itibarla, davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan davacının temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:... , K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Kullanılmayan... -TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine,</p>

<p>4. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine, kesin olarak, 18/12/2024 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevlileri-gelir-getirici-ek-is-yapabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="64699"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FOREX DOLANDIRICILIĞI SORUŞTURMALARINDA ŞİRKET ÇALIŞANLARININ VE ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN CEZA SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/forex-dolandiriciligi-sorusturmalarinda-sirket-calisanlarinin-ve-ucuncu-kisilerin-ceza-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/forex-dolandiriciligi-sorusturmalarinda-sirket-calisanlarinin-ve-ucuncu-kisilerin-ceza-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Forex (Foreign Exchange), en genel ifadeyle farklı ülke para birimlerinin birbirlerine karşı değer değişimleri üzerinden alım-satım işlemlerinin gerçekleştirildiği döviz piyasasını ifade etmektedir. Forex piyasasında yatırımcılar, bir para biriminin diğerine karşı değer kazanacağı veya kaybedeceği b...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Forex (Foreign Exchange)</strong>, en genel ifadeyle farklı ülke para birimlerinin birbirlerine karşı değer değişimleri üzerinden alım-satım işlemlerinin gerçekleştirildiği döviz piyasasını ifade etmektedir. Forex piyasasında yatırımcılar, bir para biriminin diğerine karşı değer kazanacağı veya kaybedeceği beklentisi üzerinden işlem yapabilmektedir. Forex işlemlerinin önemli özelliklerinden biri ise <strong>kaldıraçlı işlem yapılabilmesine imkân vermesidir.</strong> Kaldıraç sistemi, yatırımcının sahip olduğu teminat tutarının üzerinde büyüklüğe sahip pozisyon açmasına olanak sağlamakta; bu durum elde edilebilecek kazancı artırabildiği gibi yatırımcının maruz kalabileceği zararı da önemli ölçüde büyütebilmektedir.</p>

<p>Forex ve kaldıraçlı alım satım işlemlerine ilişkin ceza soruşturmaları ise yalnızca yatırım platformlarını kuran veya yöneten kişiler bakımından değil; bu şirketlerde görev yapan çalışanlar, çağrı merkezi personeli, muhasebeciler, mali müşavirler, banka hesabı veya telefon hattı sahipleri ile şirketle farklı hukuki ya da fiilî ilişkiler içerisinde bulunan üçüncü kişiler yönünden de önemli ceza hukuku sorunlarını beraberinde getirmektedir.</p>

<p>Özellikle çok sayıda şüphelinin bulunduğu geniş kapsamlı forex soruşturmalarında, şirket veya yatırım platformuyla herhangi bir şekilde bağlantısı tespit edilen çok sayıda kişinin aynı soruşturma kapsamında değerlendirilmesi söz konusu olabilmektedir. Ancak bir kişinin forex faaliyeti yürüten bir şirkette çalışması, bu şirketten ücret veya başka bir ödeme alması, şirket yöneticileriyle iletişim hâlinde bulunması yahut şirketle ticari veya mesleki bir ilişkisinin mevcut olması, <strong>tek başına dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini, izinsiz sermaye piyasası faaliyetine katıldığını veya suç örgütü içerisinde yer aldığını göstermeye yeterli değildir.</strong></p>

<p>Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince, soruşturma kapsamındaki her kişi yönünden <strong>bireysel, somut ve kişiselleştirilmiş bir değerlendirme</strong> yapılması gerekir. Bu kapsamda kişinin şirket içerisindeki gerçek görevi ve yetkileri, gerçekleştirdiği somut eylemler, suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetler hakkındaki bilgi düzeyi ve kastı, yatırımcılarla kurduğu ilişkinin niteliği, banka ve para hareketleri ile suçun icrasına sunduğu iddia edilen katkının mahiyeti ayrı ayrı ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla forex soruşturmalarında ceza sorumluluğunun belirlenmesinde esas alınması gereken husus, kişinin yalnızca şirket veya platformla <strong>bağlantısının bulunması değil; isnat edilen suçun kanuni unsurlarının gerçekleşmesine hangi somut fiille katkıda bulunduğu, bu faaliyetin niteliğini bilip bilmediği ve suça bilerek ve isteyerek katılıp katılmadığıdır.</strong> Bu hususların varsayımlarla değil, her şüpheli yönünden ayrı ayrı ortaya konulan somut delillerle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>1. FOREX İŞLEMLERİ VE İZİNSİZ SERMAYE PİYASASI FAALİYETİ</strong></p>

<p>Forex (foreign exchange) işlemleri, esas itibarıyla dövizler başta olmak üzere çeşitli finansal varlıkların fiyat değişimleri üzerinden kazanç elde edilmesini amaçlayan işlemleri ifade etmektedir. Bu işlemlerin <strong>kaldıraçlı</strong> olarak gerçekleştirilmesi ise yatırımcının yatırdığı teminat tutarının üzerinde büyüklüğe sahip pozisyon açabilmesine imkân vermekte; bu yönüyle yatırımcının elde edebileceği kazanç kadar maruz kalabileceği zararı da önemli ölçüde artırabilmektedir.</p>

<p>Türkiye'de kaldıraçlı alım satım işlemlerinin gerçekleştirilmesi ve bu işlemlere aracılık edilmesi serbest ve denetimsiz bir ticari faaliyet niteliğinde olmayıp, <strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu ve ilgili ikincil mevzuat kapsamında düzenlenen sermaye piyasası faaliyetleri arasında yer almaktadır.</strong> Bu nedenle Türkiye'de yerleşik kişilere yönelik kaldıraçlı işlem hizmeti sunulabilmesi için ilgili faaliyetin sermaye piyasası mevzuatında öngörülen usul ve esaslara uygun şekilde ve gerekli yetkilendirmeye sahip kuruluşlar aracılığıyla yürütülmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu noktada, internet üzerinden erişilebilen bir forex platformunun fiilen faaliyet göstermesi ile söz konusu platformun <strong>Sermaye Piyasası Kurulu tarafından yetkilendirilmiş olması</strong> birbirinden tamamen farklı hususlardır. Bir platformun internet sitesinin bulunması, yatırımcı kabul etmesi, para yatırma ve çekme işlemlerine imkân sağlaması veya yurt dışında kurulmuş bir şirket üzerinden faaliyet yürütmesi, tek başına Türkiye'de sermaye piyasası faaliyeti yürütme konusunda yetkili olduğu anlamına gelmemektedir.</p>

<p>Nitekim 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesinde, <strong>Kuruldan izin alınmaksızın sermaye piyasasında faaliyette bulunulması</strong>, belirli şartlar altında cezai yaptırıma bağlanmıştır. Bu itibarla Türkiye'de yerleşik yatırımcılara yönelik olarak gerekli yetki ve izinler bulunmaksızın kaldıraçlı alım satım hizmeti sunulması veya bu işlemlere aracılık edilmesi, somut olayın özelliklerine göre <strong>izinsiz sermaye piyasası faaliyeti</strong> kapsamında cezai sorumluluğu gündeme getirebilmektedir.</p>

<p>Ancak ceza hukuku bakımından burada son derece önemli bir ayrım yapılması gerekmektedir: <strong>Bir forex faaliyetinin sermaye piyasası mevzuatı bakımından izinsiz olması ile bu faaliyet kapsamında dolandırıcılık suçunun işlenmiş olması aynı hukuki anlama gelmemektedir.</strong> İzinsiz sermaye piyasası faaliyetinin varlığı, kendiliğinden yatırımcılara karşı hileli davranışlarda bulunulduğunu veya platformla herhangi bir şekilde bağlantısı bulunan herkesin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini göstermez.</p>

<p>Bu nedenle forex soruşturmalarında öncelikle <strong>faaliyetin sermaye piyasası mevzuatı karşısındaki hukuki niteliği</strong>, ardından yatırımcılara yönelik somut eylemlerin <strong>TCK kapsamında ayrıca bir suç oluşturup oluşturmadığı</strong> ve son olarak her bir şüphelinin söz konusu eylemlere <strong>hangi fiille ve hangi manevi unsurla katıldığı</strong> birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmelidir. <strong>İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti ile dolandırıcılık aynı suç değildir.</strong></p>

<p>Bir faaliyetin SPK'dan gerekli izin alınmadan gerçekleştirilmesi tek başına o faaliyet kapsamında işlem yapan her yatırımcının dolandırıldığı veya şirkette bulunan herkesin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiği anlamına gelmez. Her suçun kanuni unsurlarının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. FOREX DOSYALARINDA DOLANDIRICILIK SUÇU NASIL GÜNDEME GELİR?</strong></p>

<p>Forex faaliyetlerine ilişkin ceza soruşturmalarında, izinsiz sermaye piyasası faaliyeti iddiasının yanı sıra 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 157. maddesinde düzenlenen dolandırıcılık ve somut olayın özelliklerine göre TCK m.158'de düzenlenen nitelikli dolandırıcılık suçları da gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Dolandırıcılık suçunun oluşabilmesi için yalnızca yatırımcının malvarlığında bir azalma meydana gelmesi yeterli değildir. Suçun temelini, fail tarafından gerçekleştirilen hileli davranışlarla mağdurun iradesinin sakatlanması ve bu davranışların etkisi altında gerçekleştirilen tasarruf sonucunda failin veya üçüncü bir kişinin yararına haksız menfaat sağlanması oluşturmaktadır. Dolayısıyla hileli davranış, mağdurun malvarlığına ilişkin tasarrufu ile meydana gelen zarar ve sağlanan yarar arasında somut bir nedensellik bağının bulunması gerekir.</p>

<p>Bu ayrım forex işlemleri bakımından özellikle önem taşımaktadır. Zira kaldıraçlı işlemler, niteliği gereği yüksek kazanç ihtimalinin yanında önemli ölçüde zarar riskini de bünyesinde barındırmaktadır. Bu nedenle yatırımcının gerçekleştirdiği işlemler sonucunda parasının tamamını veya bir kısmını kaybetmesi, tek başına dolandırıcılık suçunun işlendiğini ortaya koymaz. Ceza hukuku bakımından araştırılması gereken husus, zararın olağan yatırım riskinin gerçekleşmesinden mi yoksa yatırımcının hileli davranışlarla yanıltılarak malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasının sağlanmasından mı kaynaklandığıdır.</p>

<p>Bu kapsamda soruşturma makamlarınca özellikle; yatırımcıya gerçeğe aykırı veya gerçekleşmesi mümkün olmayan kazanç vaatlerinde bulunulup bulunulmadığı, platformun yetki ve güvenilirliği konusunda yanıltıcı açıklamalar yapılıp yapılmadığı, gerçekte gerçekleştirilmeyen alım-satım işlemlerinin gerçekleştirilmiş gibi gösterilip gösterilmediği, yatırım hesabında görüntülenen bakiye ve kazançların gerçek bir finansal karşılığının bulunup bulunmadığı, yatırımcının para yatırmaya devam etmesini sağlamak amacıyla gerçeğe aykırı bilgiler kullanılıp kullanılmadığı ve yatırımcının parasını çekmek istemesi hâlinde gerçek dışı gerekçelerle yeni ödemeler yapmaya yönlendirilip yönlendirilmediği araştırılmalıdır.</p>

<p>Aynı şekilde yatırımcı tarafından gönderilen paraların hangi banka veya ödeme hesaplarına aktarıldığı, bu paraların gerçekten yatırım işlemlerinde kullanılıp kullanılmadığı, hesaplar arasında nasıl hareket ettirildiği ve nihai olarak kimlerin tasarrufuna geçtiği de suçun maddi unsurlarının ortaya çıkarılması bakımından önem taşımaktadır. Bu noktada banka kayıtları, MASAK incelemeleri, platform kayıtları, yatırımcı ile gerçekleştirilen telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalar ile dijital materyaller birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Özellikle yatırımcıya platform üzerinde gerçekte mevcut olmayan bir kazanç veya bakiye gösterilerek güven oluşturulması, ardından söz konusu kazancın çekilebilmesi için “vergi”, “komisyon”, “teminat”, “sigorta” veya benzeri adlar altında yeni ödemeler talep edilmesi, somut olayın bütünlüğü içerisinde hile unsurunun tespiti bakımından önem taşıyabilecek olgulardandır. Bununla birlikte bu tür bir olgunun varlığı dahi tek başına yeterli kabul edilmeksizin, failin kastı ve yatırımcının malvarlığı tasarrufuyla bağlantısı somut olay özelinde incelenmelidir.</p>

<p>Nitelikli dolandırıcılık bakımından ise TCK m.158'de sayılan nitelikli hâllerin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği ayrıca değerlendirilmelidir. Özellikle forex faaliyetinin internet sitesi, mobil uygulama, sosyal medya veya diğer bilişim sistemleri aracılığıyla yürütüldüğü dosyalarda, bilişim sistemlerinin suçun işlenmesindeki fonksiyonunun olay özelinde belirlenmesi önem taşımaktadır. Bir internet sitesinin veya dijital platformun kullanılmış olması, tek başına bütün şüpheliler yönünden aynı nitelikli hâlin gerçekleştiği sonucuna götürmemeli; her kişinin hileli mekanizma içerisindeki fiilî katkısı ayrıca ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak forex dosyalarında “yatırımcı para kaybetmiştir” olgusu ile “yatırımcı dolandırılmıştır” şeklindeki ceza hukuku sonucu birbirinden ayrılmalıdır. Yatırım faaliyetinin ekonomik açıdan başarısızlıkla sonuçlanması veya yatırımcının zarar etmesi tek başına dolandırıcılık suçunu oluşturmaz. Dolandırıcılıktan söz edilebilmesi için, yatırımcının hangi somut hileli davranışla yanıltıldığı, bu davranış nedeniyle hangi malvarlığı tasarrufunda bulunduğu, meydana gelen zarar ile hile arasındaki nedensellik bağı ve fail veya üçüncü kişi lehine sağlanan yarar somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>3. FOREX ŞİRKETİNDE ÇALIŞMAK TEK BAŞINA SUÇ MUDUR?</strong></p>

<p><strong>Bir kişinin forex faaliyeti yürüten bir şirket bünyesinde çalışması, tek başına cezai sorumluluğunun kabul edilmesi için yeterli değildir.</strong> Ceza hukukunda sorumluluk şahsi olup kişinin yalnızca belirli bir şirketle organik, hukuki veya ekonomik ilişkisinin bulunmasından hareketle, şirket bünyesinde işlendiği iddia edilen bütün suçlardan sorumlu tutulması mümkün değildir.</p>

<p>Nitekim bir şirket içerisinde sekreterlik, muhasebe, insan kaynakları, bilgi işlem, teknik destek, çağrı merkezi veya satış gibi birbirinden tamamen farklı görev ve yetki alanlarına sahip kişiler bulunabilir. Bu nedenle soruşturma makamlarınca yalnızca kişinin “şirket çalışanı” olduğunun tespit edilmesiyle yetinilmemeli; kişinin şirket içerisindeki fiilî görevi, yetki alanı, karar alma süreçlerine katılımı ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle somut bağlantısı ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p>Örneğin şirket çalışanlarının özlük dosyalarını takip eden bir insan kaynakları personeli ile yatırımcıları doğrudan arayarak gerçeğe aykırı kazanç vaatlerinde bulunduğu iddia edilen bir satış temsilcisinin hukuki konumu aynı değildir. Benzer şekilde şirketin bilgisayar sistemlerinin rutin teknik işleyişini sağlayan bir bilgi işlem çalışanı ile yatırımcılardan gelen paraların toplandığı hesapları yöneten, bu paraların transferine karar veren veya para trafiğini fiilen sevk ve idare eden kişinin eylemleri aynı hukuki değerlendirmeye tabi tutulamaz.</p>

<p>Bu noktada TCK'nın iştirak hükümleri de önem taşımaktadır. Bir kişinin müşterek fail, azmettiren veya yardım eden sıfatıyla cezai sorumluluğundan söz edilebilmesi için yalnızca şirkette çalıştığının değil, isnat edilen suça hangi somut fiille katıldığının ve gerekli manevi unsurun ortaya konulması gerekir. Özellikle yardım etme iddiasında, kişinin gerçekleştirdiği fiilin suçun işlenmesini kolaylaştıran bir katkı oluşturup oluşturmadığı ve bu katkının suç işlendiği bilinerek ve istenerek sunulup sunulmadığı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Dolayısıyla şirket yöneticilerinin suç teşkil eden faaliyetlerinden haberdar olmayan ve yalnızca olağan iş tanımı kapsamındaki görevlerini yerine getiren bir çalışanın, sırf aynı organizasyon içerisinde bulunması nedeniyle yöneticilerin veya diğer çalışanların fiillerinden sorumlu tutulması ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p>Forex soruşturmalarında bu nedenle genel ve toplu değerlendirmeler yerine şüpheli bazında kişiselleştirilmiş bir inceleme yapılmalıdır. Her bir kişi yönünden; şirkette hangi tarihler arasında çalıştığı, görev ve yetkisinin ne olduğu, yatırımcılarla doğrudan temasının bulunup bulunmadığı, para transferleri üzerinde tasarruf yetkisinin olup olmadığı, hileli olduğu ileri sürülen faaliyetlerden haberdar olup olmadığı ve bunların gerçekleştirilmesine bilerek katkı sağlayıp sağlamadığı somut deliller üzerinden belirlenmelidir.</p>

<p>Kısacası, forex soruşturmalarında cezai sorumluluğun belirlenmesinde temel soru kişinin “Bu şirkette çalışıp çalışmadığı” değil; “İsnat edilen suç kapsamında somut olarak ne yaptığı, ne bildiği ve hangi kastla hareket ettiği” olmalıdır.</p>

<p><strong>4. ÇAĞRI MERKEZİ VE SATIŞ PERSONELİNİN CEZA SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında ceza sorumluluğu bakımından üzerinde özellikle durulması gereken gruplardan biri, yatırımcılarla doğrudan iletişim kuran çağrı merkezi ve satış personelidir. Bununla birlikte yatırımcıyla temas kurulmuş olması veya yatırımcının para yatırmaya yönlendirilmiş olması, tek başına çalışanın dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğinin kabulü için yeterli değildir.</p>

<p>Bu kişiler yönünden yapılacak değerlendirmede, öncelikle gerçekleştirilen faaliyetin çalışanın olağan görev tanımı kapsamında rutin bir müşteri iletişiminden mi ibaret olduğu, yoksa yatırımcının iradesini yanıltıcı biçimde etkilemeye yönelik hileli davranışların icrasına bilinçli bir katkı mı oluşturduğu belirlenmelidir.</p>

<p>Örneğin kendisine işveren tarafından verilen standart görüşme metnini kullanan, müşterilere genel bilgilendirme yapan ve yürütülen faaliyetin hukuka aykırı veya hileli niteliğinden haberdar olduğuna ilişkin herhangi bir delil bulunmayan çalışan ile yatırımcıya gerçeğe aykırı olduğunu bildiği hâlde “zarar etmeniz mümkün değil”, “yatırdığınız para kesin olarak iki katına çıkacak”, “şirketimiz SPK tarafından yetkilendirilmiştir” şeklinde beyanda bulunarak para transferini sağlamaya çalışan personelin hukuki konumu aynı şekilde değerlendirilemez.</p>

<p>İkinci durumda çalışanın eyleminin dolandırıcılık suçunun icrasındaki yeri ayrıca incelenmelidir. Çalışanın yatırımcıyla doğrudan temas kurması, gerçeğe aykırı beyanlarda bulunması, bu beyanların yatırımcının para gönderme kararında etkili olması ve kişinin yürütülen hileli sistemi bilerek ve isteyerek desteklediğinin somut delillerle ortaya konulması hâlinde, TCK'nın faillik ve suça iştirak hükümleri kapsamında cezai sorumluluk gündeme gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte burada yalnızca yapılan telefon görüşmesinin varlığına değil, görüşmenin içeriğine ve çalışanın kastına odaklanılması gerekir. Çalışanın hangi yatırımcılarla görüştüğü, ne söylediği, yatırımcıya aktardığı bilgilerin gerçeğe aykırı olduğunu bilip bilmediği, yatırımcının para yatırması üzerinde ne ölçüde etkili olduğu, para yatırıldıktan sonraki süreçte görev alıp almadığı ve gerçekleştirdiği işlemler karşılığında olağan ücret dışında özel bir menfaat elde edip etmediği somutlaştırılmalıdır.</p>

<p>Özellikle çok sayıda çağrı merkezi personelinin bulunduğu soruşturmalarda, şirket bünyesindeki genel çalışma düzeninden hareketle bütün çalışanların ortak bir suç kastıyla hareket ettiğinin varsayılması yeterli değildir. Telefon görüşme kayıtları, mesajlaşmalar, CRM kayıtları, çalışanlara verilen talimatlar, dijital materyaller, banka hareketleri ve yatırımcı beyanları mümkün olduğu ölçüde kişi bazında incelenmelidir.</p>

<p>Dolayısıyla çağrı merkezi veya satış personeli açısından belirleyici olan, kişinin yalnızca yatırımcıyla iletişim kurmuş veya şirkette satış pozisyonunda çalışmış olması değil; hileli mekanizmayı bilip bilmediği ve bu mekanizmanın işletilmesine hangi somut fiille, hangi kastla ve ne ölçüde katkı sunduğudur. Bu unsurlar ortaya konulmadan yalnızca kişinin şirketteki pozisyonundan hareketle dolandırıcılık kastının bulunduğu sonucuna varılması, ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p><strong>5. MUHASEBECİ VE MALİ MÜŞAVİRLERİN CEZA SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarının kapsamının genişletilmesi sırasında, şirketin muhasebe işlemlerini yürüten kişiler ile serbest muhasebeci mali müşavirlerin de şüpheli sıfatıyla soruşturmaya dâhil edildiği görülebilmektedir. Ancak bir şirketle muhasebe veya mali müşavirlik ilişkisi içerisinde bulunmak, şirket bünyesinde gerçekleştirildiği iddia edilen suçlardan dolayı kendiliğinden cezai sorumluluk doğurmaz.</p>

<p>Muhasebe kayıtlarının tutulması, vergi beyannamelerinin hazırlanması, fatura ve defter kayıtlarının işlenmesi, SGK ve vergi yükümlülüklerinin takip edilmesi gibi mesleğin olağan icrası kapsamında gerçekleştirilen işlemler ile suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlere bilerek ve isteyerek katkı sağlanması birbirinden ayrılmalıdır. Mesleki hizmetin sunulması, tek başına dolandırıcılık suçunun icrasına iştirak edildiğini veya suç örgütünün faaliyetlerine dâhil olunduğunu göstermez.</p>

<p>Bu nedenle mali müşavir veya muhasebe personeli yönünden yapılacak değerlendirmede kişinin yalnızca şirketle olan mesleki ilişkisine değil; şirket içerisindeki fiilî konumuna, yetkilerine ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle somut bağlantısına bakılması gerekir. Kişinin yatırımcılarla iletişim kurup kurmadığı, yatırımcıların para yatırmasına yönelik herhangi bir faaliyette bulunup bulunmadığı, şirket hesapları üzerinde tasarruf veya talimat yetkisinin olup olmadığı, para transferlerini gerçekleştirip gerçekleştirmediği ve hileli olduğu ileri sürülen sistemin işleyişinden haberdar olup olmadığı ayrı ayrı araştırılmalıdır.</p>

<p>Özellikle mali müşavirin şirket bünyesinde çalışan bir personel olmayıp bağımsız mesleki faaliyet yürüten ve aynı dönemde farklı kişi ve şirketlere de mali müşavirlik hizmeti sunan bir meslek mensubu olması, şirketle olan ilişkinin niteliğinin belirlenmesinde önem taşıyabilir. Böyle bir durumda mesleki ilişkinin varlığı, kişinin şirketin yönetim veya karar alma mekanizmasının bir parçası olduğu şeklinde yorumlanmamalı; fiilî durum ayrıca ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Benzer şekilde şirketten mali müşavire yapılan ödemelerin bulunması da tek başına suçla bağlantılı bir menfaat elde edildiğini göstermeye yeterli değildir. Bu ödemelerin mali müşavirlik hizmetinin karşılığı olan olağan ücretler mi, yoksa suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantılı başka nitelikte ödemeler mi olduğu banka hareketleri, sözleşmeler, faturalar ve muhasebe kayıtları üzerinden belirlenmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte mesleki faaliyet, ceza sorumluluğu bakımından mutlak bir koruma alanı da oluşturmaz. Mali müşavirin olağan mesleki faaliyetinin sınırlarını aşarak suç teşkil ettiğini bildiği işlemlerin gerçekleştirilmesini kolaylaştırması, gerçeğe aykırı kayıt veya belgelerle suçtan kaynaklanan para hareketlerinin gizlenmesine bilinçli biçimde katkıda bulunması, hesapların suçun icrasında kullanılmasını organize etmesi veya başka bir şekilde suçun gerçekleştirilmesine kasten katkı sunduğunun somut delillerle ortaya konulması hâlinde TCK'nın iştirak hükümleri kapsamında ayrıca değerlendirme yapılması mümkündür.</p>

<p>Aynı yaklaşım suç örgütü üyeliği iddiası bakımından da geçerlidir. Bir mali müşavirin şirket yöneticileriyle düzenli iletişim kurması, şirketin mali kayıtlarına erişebilmesi veya mesleğinin gereği olarak şirketin finansal işlemlerinden haberdar olması, tek başına örgütsel hiyerarşiye dâhil olduğunu göstermez. Mesleki ilişkinin doğal sonucu olan temaslarla suç örgütünün amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği ileri sürülen faaliyetlere bilinçli katılım birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak mali müşavir ve muhasebeciler bakımından ceza sorumluluğunun belirlenmesinde kişinin mesleki unvanından veya şirketle ilişkisinden hareket edilmesi yeterli değildir. Belirleyici olan; kişinin hangi somut eylemi gerçekleştirdiği, suç teşkil eden faaliyetleri bilip bilmediği, bu faaliyetlere bilerek ve isteyerek katkıda bulunup bulunmadığı ve söz konusu katkının isnat edilen suçun işlenmesindeki fonksiyonudur. Ceza sorumluluğunun şahsiliği gereğince, olağan mesleki faaliyet ile suça iştirak teşkil eden davranış arasındaki sınır her kişi ve her somut olay bakımından ayrı ayrı belirlenmelidir.</p>

<p><strong>6. ŞİRKETTEN PARA ALMAK VEYA BANKA HESABINA PARA GELMESİ SUÇ DELİLİ MİDİR?</strong></p>

<p><strong>Forex soruşturmalarında banka hareketleri önemli deliller arasında yer almakla birlikte, bir kişinin hesabına şirketten para gönderilmiş olması tek başına suça iştirak ettiğini göstermez.</strong> Söz konusu transfer; ücret, borç, aile desteği, ticari ilişki veya başka bir hukuki nedene dayanabilir.</p>

<p>Bu nedenle para hareketleri değerlendirilirken transferin kaynağı, nedeni, tutarı, taraflar arasındaki ilişki ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetle bağlantısı birlikte incelenmelidir. Banka hareketlerinin bağlamından koparılarak kişinin dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğinin veya suç örgütüne dâhil olduğunun doğrudan delili olarak kabul edilmesi yeterli değildir.</p>

<p><strong>7. BANKA HESABINI KULLANDIRAN KİŞİLERİN CEZA SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında, izinsiz sermaye piyasası faaliyetinde kullanılan banka hesaplarını başkalarının kullanımına sunan kişiler bakımından ayrıca suça iştirak hükümleri gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Bu nedenle hesabın yalnızca kişinin adına kayıtlı olması tek başına yeterli olmadığı gibi, “hesabı başkası kullandı” savunması da tek başına sorumluluğu ortadan kaldırmaz. Hesap sahibinin hesabın kullanım amacını bilip bilmediği, internet bankacılığı erişimini kime ve hangi amaçla verdiği, hesaba gelen paraların niteliğinden haberdar olup olmadığı ve bu işlemlerden herhangi bir menfaat sağlayıp sağlamadığı birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Kişinin banka hesabını suç teşkil eden faaliyetin gerçekleştirilmesini kolaylaştıracağını bilerek ve isteyerek kullandırdığının somut delillerle ortaya konulması hâlinde TCK'nın iştirak hükümleri kapsamında cezai sorumluluğu gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>8. FOREX SORUŞTURMALARINDA SUÇ ÖRGÜTÜ ÜYELİĞİ</strong></p>

<p>Geniş kapsamlı forex soruşturmalarında dolandırıcılık ve izinsiz sermaye piyasası faaliyeti iddialarının yanında TCK m.220 kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçlamaları da gündeme gelebilmektedir. Ancak ticari bir şirketin kendi içerisindeki organizasyon yapısı ile ceza hukuku anlamındaki suç örgütü kavramının birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Bir şirkette yönetici, muhasebeci, satış temsilcisi, çağrı merkezi çalışanı ve teknik personelin bulunması; çalışanlar arasında görev dağılımı yapılması, belirli bir ast-üst ilişkisinin kurulması ve faaliyetlerin koordineli biçimde yürütülmesi, tek başına suç örgütünün varlığını veya bu organizasyon içerisinde çalışan kişilerin örgüt üyesi olduğunu göstermez. Zira belirli bir iş bölümü ve hiyerarşik düzen, ticari işletmelerin olağan faaliyetlerinin de doğal bir sonucudur.</p>

<p>Örgüt suçları bakımından ise şirket içerisindeki biçimsel görev dağılımının ötesine geçilerek, suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmanın niteliğinin ve her bir şüphelinin bu yapılanmayla olan ilişkisinin somut olarak ortaya konulması gerekir. Özellikle örgüt üyeliği isnadı yöneltilen kişinin yalnızca şirkette çalıştığının veya şirket yöneticileriyle irtibat hâlinde bulunduğunun tespit edilmesi yeterli olmayıp, örgütsel yapıyla kurduğu bağın, bu yapının suç işleme amacı konusundaki bilgisinin ve örgütsel faaliyetlere bilinçli katılımının kişiselleştirilmiş delillerle gösterilmesi gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda kişinin şirket içerisindeki görevi, kimlerden ve hangi konularda talimat aldığı, diğer şüphelilerle olan iletişiminin mesleki ilişkinin olağan sınırlarını aşıp aşmadığı, suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlere ne şekilde katıldığı ve bu faaliyetlerin niteliğini bilip bilmediği ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Şirket yöneticileriyle yapılan telefon görüşmeleri, aynı iş yerinde çalışma, şirket içi mesajlaşma gruplarında bulunma veya diğer çalışanlarla sık iletişim kurulması gibi olgular da tek başına örgüt üyeliği sonucuna götürmemeli; bu temasların içeriği ve suç teşkil eden faaliyetlerle bağlantısı ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla forex soruşturmalarında şirket içerisindeki olağan iş bölümü ve çalışma ilişkileri doğrudan örgütsel hiyerarşi olarak nitelendirilmemeli; ticari organizasyondan kaynaklanan bağlılık ile suç örgütüne özgü hiyerarşik bağ birbirinden ayrılmalıdır. Her şüphelinin örgütsel yapı içerisindeki konumu, suç teşkil eden faaliyetlere yönelik bilgi ve iradesi ile bu faaliyetlere sunduğu somut katkı ayrı ayrı değerlendirilerek ceza sorumluluğu kişiselleştirilmelidir.</p>

<p><strong>9.ŞİRKET İÇİ HİYERARŞİ İLE SUÇ ÖRGÜTÜNE ÖZGÜ HİYERARŞİK BAĞIN AYRILMASI</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında üzerinde özellikle durulması gereken hususlardan biri, ticari işletmenin olağan organizasyon yapısından kaynaklanan ast-üst ilişkisi ile TCK m.220 anlamında suç örgütüne özgü hiyerarşik bağın birbirinden ayrılmasıdır. Bir şirketin belirli bir organizasyon içerisinde faaliyet göstermesi, çalışanların yöneticilerden talimat alması ve departmanlar arasında görev dağılımı bulunması ticari hayatın olağan gereğidir.</p>

<p>Nitekim hemen her şirkette yönetici, departman sorumlusu ve çalışanlardan oluşan belirli bir organizasyon şeması bulunmaktadır. Satış temsilcisinin satış müdüründen müşteri görüşmelerine ilişkin talimat alması, çağrı merkezi çalışanının takım liderine bağlı çalışması veya muhasebe personelinin finans yöneticisinin verdiği görevleri yerine getirmesi, iş ilişkisinden ve çalışanın görev tanımından kaynaklanan bir bağlılık ilişkisidir. Bu ilişkinin varlığı tek başına ceza hukuku anlamında örgütsel hiyerarşinin bulunduğunu göstermez.</p>

<p>Örgüt üyeliği bakımından araştırılması gereken ise kişinin bir işverene veya yöneticiye bağlı çalışması değil, suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmanın hiyerarşik yapısına bilerek ve isteyerek dâhil olup olmadığıdır. Bu nedenle çalışanın kimden talimat aldığı kadar, hangi konuda ve hangi amaçla talimat aldığı da önem taşımaktadır. Olağan ticari faaliyetin yürütülmesine ilişkin talimatlarla suç teşkil eden faaliyetlerin gerçekleştirilmesine yönelik talimatların aynı hukuki değerde kabul edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Örneğin bir satış müdürünün çalışanına belirli sayıda müşteriyle görüşmesi, satış hedeflerine ulaşması veya günlük faaliyet raporu hazırlaması yönünde talimat vermesi, şirket organizasyonu içerisindeki olağan yönetim faaliyetidir. Buna karşılık suç teşkil ettiği bilinen bir sistem kapsamında yatırımcıların yanıltılması, gerçeğe aykırı bilgilerin verilmesi, para hareketlerinin gizlenmesi veya suçtan kaynaklanan paraların belirli hesaplara yönlendirilmesi konusunda verilen talimatlara bilinçli ve sürekli biçimde uyulması, somut olayın diğer delilleriyle birlikte farklı bir değerlendirmeyi gündeme getirebilir.</p>

<p>Benzer şekilde çalışanlar arasındaki yoğun telefon trafiği, WhatsApp veya Telegram gruplarında bulunma, aynı iş yerinde çalışma, yöneticilerle sık görüşme veya şirket içi toplantılara katılma gibi olgular da tek başına örgütsel bağın kanıtı olarak değerlendirilmemelidir. Ticari organizasyon içerisinde birlikte çalışan kişilerin birbirleriyle düzenli iletişim kurmaları hayatın olağan akışının bir sonucudur. Bu nedenle iletişimin yalnızca sıklığı değil, içeriği, amacı ve suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantısı ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Özellikle geniş kapsamlı forex soruşturmalarında, şirket organizasyon şemasının doğrudan suç örgütünün organizasyon şeması olarak kabul edilmesi ve şirket içerisindeki görev unvanlarının örgütsel konumlarla eşleştirilmesi hatalı sonuçlara yol açabilir. “Şirket yöneticisi” olmak kendiliğinden “örgüt yöneticisi”, “departman sorumlusu” olmak “örgüt yöneticisinin yardımcısı”, “şirket çalışanı” olmak ise “örgüt üyesi” anlamına gelmez. Ceza hukuku bakımından bu sıfatların her biri ayrıca ve somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla soruşturma makamlarının, ticari organizasyondan kaynaklanan iş bölümü ve mesleki bağlılık ilişkisi ile suç örgütüne özgü hiyerarşik bağı birbirinden ayırması gerekir. Her şüpheli yönünden kişinin olağan iş tanımının dışına çıkıp çıkmadığı, suç teşkil eden faaliyetlerin niteliğini bilip bilmediği, bu faaliyetlere süreklilik gösteren bilinçli bir katılım sağlayıp sağlamadığı ve örgütsel yapı içerisinde hareket ettiğini ortaya koyan somut delillerin bulunup bulunmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmaksızın yalnızca şirket içerisindeki unvan, ast-üst ilişkisi, talimat alma veya çalışanlar arasındaki iletişim yoğunluğundan hareketle örgüt üyeliği sonucuna ulaşılması, ticari organizasyon ile ceza hukuku anlamındaki suç örgütü kavramlarının birbirine karıştırılması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p><strong>10. WHATSAPP VE TELEGRAM YAZIŞMALARI NASIL DEĞERLENDİRİLMELİDİR?</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında WhatsApp ve Telegram yazışmaları, müşteri listeleri ve şirket içi iletişim kayıtları önemli deliller arasında yer almaktadır. Ancak kişinin <strong>bir mesajlaşma grubunda bulunması veya diğer şüphelilerle iletişim kurması</strong>, tek başına suça iştirak veya örgüt üyeliğini göstermez.</p>

<p>Dijital materyaller değerlendirilirken yazışmanın <strong>içeriği, tarihi, kim tarafından gerçekleştirildiği, kişinin görüşmelere aktif katılımı ve konuşmaların suç teşkil ettiği ileri sürülen faaliyetlerle bağlantısı</strong> birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle çok sayıda şüpheli ve binlerce dijital verinin bulunduğu dosyalarda, yazışmaların genel olarak dosyaya aktarılmasıyla yetinilmemeli; <strong>hangi delilin hangi şüpheliye, hangi eylem nedeniyle isnat edildiği kişiselleştirilmelidir.</strong></p>

<p><strong>11. MASAK RAPORLARI VE PARA TRAFİĞİ</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında <strong>MASAK raporları ve banka kayıtları</strong>, şirketin finansal yapısının ve şüpheliler arasındaki para trafiğinin ortaya çıkarılması bakımından önemli delillerdendir. Ancak bir kişinin hesabında yüksek tutarlı veya yoğun para hareketlerinin bulunması, <strong>tek başına bu paraların suçtan kaynaklandığını veya kişinin suça iştirak ettiğini göstermez.</strong></p>

<p>Para transferleri değerlendirilirken paranın <strong>kaynağı, gönderilme amacı, taraflar arasındaki hukuki veya ekonomik ilişki ve paranın sonraki hareketleri</strong> birlikte incelenmelidir. Özellikle aile bireyleri arasındaki transferlerde borç, destek veya başka bir hukuki ilişkinin bulunup bulunmadığı araştırılmadan, yalnızca transfer tutarının yüksekliğinden hareketle suç bağlantısı kurulması yeterli değildir. Bu nedenle MASAK ve banka kayıtları, <strong>tek başına değil; diğer deliller ve her şüphelinin somut eylemleriyle birlikte</strong> değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>12. İZİNSİZ FOREX FAALİYETİ, DOLANDIRICILIK VE ÖRGÜT SUÇLARININ BİRBİRİNDEN AYRILMASI</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarında karşılaşılan temel hukuki sorunlardan biri, aynı ticari organizasyon içerisinde ortaya çıktığı ileri sürülen farklı fiillerin <strong>tek bir suç faaliyeti olarak değerlendirilmesi ve birbirinden farklı kanuni unsurlara sahip suç tipleri arasında otomatik bir bağlantı kurulmasıdır.</strong> Oysa <strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu m.109 kapsamında izinsiz sermaye piyasası faaliyeti, TCK m.157-158 kapsamında dolandırıcılık ve TCK m.220 kapsamında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme veya örgüte üye olma suçları</strong>, korudukları hukuki değerler, maddi ve manevi unsurları ve fail bakımından aradıkları şartlar itibarıyla birbirinden ayrılmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bir forex platformunun faaliyetinin hukuka aykırı veya izinsiz olduğunun tespit edilmesi, tek başına platform kapsamında gerçekleştirilen bütün işlemlerin dolandırıcılık niteliğinde olduğu veya platformla bağlantılı bütün kişilerin cezai sorumluluğunun bulunduğu sonucunu doğurmaz.</p>

<p><strong>İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti bakımından; </strong>6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 109. maddesi kapsamında öncelikle, sermaye piyasasında <strong>Kuruldan gerekli izin alınmaksızın faaliyette bulunulup bulunulmadığı</strong> değerlendirilmelidir. Dolayısıyla bu suç yönünden soruşturmanın odağında, yürütülen faaliyetin sermaye piyasası mevzuatı kapsamında izin veya yetkilendirmeye tabi olup olmadığı ve bu faaliyetin gerekli izin bulunmaksızın gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği bulunmaktadır.</p>

<p>Ancak bir forex platformunun SPK tarafından yetkilendirilmemiş olması ile yatırımcının dolandırılmış olması <strong>aynı hukuki olgu değildir.</strong> Yetkisiz bir platform üzerinden işlem yapılması, sermaye piyasası mevzuatı bakımından cezai sorumluluk doğurabilecek olmakla birlikte, bu tespit tek başına TCK anlamında hileli davranışın varlığını ortaya koymaz.</p>

<p>Aynı şekilde şirketin izinsiz faaliyet yürüttüğünün tespit edilmesi hâlinde dahi, şirket bünyesinde çalışan her kişinin bu suçtan otomatik olarak sorumlu tutulması mümkün değildir. Her şüpheli bakımından kişinin <strong>izinsiz faaliyetin yürütülmesine ne şekilde katıldığı, faaliyetinin niteliğini bilip bilmediği ve suçun icrasına sunduğu somut katkı</strong> ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Dolandırıcılık suçu ayrıca değerlendirilmelidir; </strong>TCK m.157 ve somut olayın özelliklerine göre m.158 kapsamında yapılacak değerlendirme ise farklıdır. Dolandırıcılık suçundan söz edilebilmesi için, sermaye piyasası mevzuatına aykırılığın ötesinde, yatırımcıya yönelik <strong>hileli davranışların</strong> bulunması ve bu davranışların mağdurun iradesini etkileyerek malvarlığı üzerinde tasarrufta bulunmasına neden olması gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda yatırımcıya gerçeğe aykırı kazanç vaatleri sunulması, platformun hukuki statüsü veya güvenilirliği konusunda yanıltıcı açıklamalar yapılması, gerçekte gerçekleştirilmeyen yatırım işlemlerinin yapılmış gibi gösterilmesi, gerçeği yansıtmayan hesap bakiyeleri oluşturulması veya yatırımcının parasını çekebilmesi için gerçeğe aykırı gerekçelerle yeni ödemeler yapmaya yönlendirilmesi gibi davranışların bulunup bulunmadığı ayrıca araştırılmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla <strong>yatırımcının zarar etmiş olması veya işlemin yetkisiz bir forex platformunda gerçekleştirilmiş olması, tek başına dolandırıcılık suçunun bütün unsurlarının gerçekleştiğini ortaya koymaz.</strong> Hangi hileli davranışın gerçekleştirildiği, bu davranışın kim tarafından gerçekleştirildiği, mağdurun hangi davranış nedeniyle yanıltıldığı, hangi malvarlığı tasarrufunda bulunduğu ve bundan kimin yarar sağladığı somutlaştırılmalıdır.</p>

<p><strong>Dolandırıcılık iddiası örgüt üyeliğini kendiliğinden doğurmaz; </strong>Üçüncü olarak, şirket bünyesinde birden fazla kişinin dolandırıcılık veya izinsiz sermaye piyasası faaliyetine iştirak ettiği iddiasının bulunması da <strong>kendiliğinden TCK m.220 anlamında bir suç örgütünün varlığını ortaya koymaz.</strong></p>

<p>Birden fazla kişinin aynı suçun işlenmesine iştirak etmesi ile suç işlemek amacıyla oluşturulmuş bir örgütün varlığı birbirinden farklı hukuki meselelerdir. Özellikle ticari şirketler zaten yapıları gereği belirli bir organizasyon, görev paylaşımı ve ast-üst ilişkisi içerisinde faaliyet göstermektedir. Şirket müdürü, finans sorumlusu, satış müdürü, çağrı merkezi personeli, muhasebeci ve teknik personel arasındaki görev dağılımının bulunması, tek başına bu organizasyonu TCK m.220 anlamında suç örgütüne dönüştürmez.</p>

<p>Bu nedenle örgüt suçları yönünden, şirketin olağan ticari organizasyonunun ötesinde <strong>TCK m.220 kapsamında aranan örgütsel yapılanmanın bulunup bulunmadığı</strong> ayrıca incelenmelidir. Bunun yanında bir kişinin örgüt üyesi olduğu ileri sürülüyorsa, yalnızca şirkette çalışması, yöneticilerden talimat alması, diğer çalışanlarla iletişim kurması veya şirket içi mesajlaşma gruplarında bulunması yeterli görülmemelidir. Kişinin suç işlemek amacıyla oluşturulduğu ileri sürülen yapılanmayla kurduğu bağın niteliği ve örgütsel faaliyetlere bilinçli katılımı somut deliller üzerinden ortaya konulmalıdır.</p>

<p><strong>Aynı dosyada bulunmak, aynı hukuki konumda bulunmak anlamına gelmez; </strong>Özellikle çok sayıda şüphelinin bulunduğu forex soruşturmalarında, delillerin toplu biçimde değerlendirilmesi önemli sorunlara yol açabilmektedir. Bir şirket yöneticisinin yatırımcılardan para toplanmasına ilişkin eylemleri ile muhasebecinin olağan mesleki faaliyetleri; yatırımcılarla doğrudan görüşen satış personelinin eylemleri ile teknik destek sağlayan çalışanın faaliyetleri aynı hukuki nitelikte değildir.</p>

<p>Bu nedenle bir şüpheli hakkında elde edilen delilin, yalnızca aynı şirkette çalışılması veya kişiler arasında irtibat bulunması nedeniyle diğer şüphelilere de teşmil edilmemesi gerekir. <strong>Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi</strong>, her kişinin kendi fiili ve kastı üzerinden değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>Örneğin yatırımcıyla görüşerek gerçeğe aykırı kazanç vaadinde bulunduğu iddia edilen kişinin telefon görüşmesi, başka bir departmanda çalışan ve yatırımcıyla hiçbir teması bulunmayan kişi bakımından doğrudan suç delili oluşturmaz. Aynı şekilde şirket yöneticisinin hesabında tespit edilen şüpheli para hareketleri, bu kişiyle yalnızca iş ilişkisi bulunan başka bir çalışanın suçtan sorumluluğunu kendiliğinden ortaya koymaz.</p>

<p>Bu noktada soruşturma makamlarınca her şüpheli bakımından <strong>“hangi suç?” ve “hangi somut fiil?”</strong> sorularının ayrı ayrı cevaplandırılması gerekir.</p>

<p><strong>Maddi ve manevi unsurlar her suç bakımından ayrı ayrı ortaya konulmalıdır; </strong>Forex soruşturmalarında sağlıklı bir cezai değerlendirme yapılabilmesi için üç aşamalı bir inceleme yapılması önem taşımaktadır.</p>

<p>Öncelikle, <strong>yürütülen forex faaliyetinin sermaye piyasası mevzuatı karşısındaki hukuki niteliği</strong> belirlenmelidir. Ardından yatırımcılara yönelik somut davranışların dolandırıcılık suçunun unsurlarını oluşturup oluşturmadığı değerlendirilmelidir. Son olarak birden fazla kişinin birlikte hareket ettiği iddiası mevcutsa, bu ilişkinin yalnızca suça iştirak kapsamında mı kaldığı, yoksa TCK m.220 anlamında ayrıca bir örgütsel yapılanmanın bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.</p>

<p>Bunun ardından ise her bir şüpheli bakımından ikinci bir kişiselleştirme yapılmalıdır: Kişinin <strong>hangi eylemi gerçekleştirdiği, hangi suç teşkil eden faaliyetten haberdar olduğu, hangi kastla hareket ettiği, suçun icrasına nasıl bir katkı sunduğu ve bu katkının hangi suç tipi bakımından hukuki önem taşıdığı</strong> somut delillerle açıklanmalıdır.</p>

<p>Sonuç olarak forex soruşturmalarında; <strong>“Platform SPK'dan yetkisizdir, dolayısıyla yapılan bütün işlemler dolandırıcılıktır; şirkette çalışan kişiler de örgüt üyesidir.” </strong>şeklinde otomatik ve zincirleme bir hukuki değerlendirme yapılması doğru değildir. <strong>İzinsiz sermaye piyasası faaliyeti, dolandırıcılık ve örgüt suçları birbirinden bağımsız kanuni unsurlara sahiptir.</strong> Bir suçun unsurlarının gerçekleşmiş olması, diğer suçun unsurlarının da kendiliğinden gerçekleştiği anlamına gelmez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle her suç tipi bakımından <strong>maddi unsur, manevi unsur ve iştirak koşulları ayrı ayrı incelenmeli; ardından her şüphelinin bu suçlarla bağlantısı bireyselleştirilmelidir.</strong> Forex soruşturmalarında cezai sorumluluğun belirlenmesinde esas olan kişinin şirketle olan genel bağlantısı değil, <strong>hangi suç teşkil eden eyleme, hangi somut davranışla ve hangi kastla katıldığının hukuken ortaya konulabilmesidir.</strong></p>

<p><strong>SONUÇ: ŞİRKETLE BAĞLANTI İLE SUÇA İŞTİRAK AYNI ŞEY DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Forex soruşturmalarının geniş kapsamlı olması, şirketle bağlantısı bulunan herkesin aynı hukuki statü içerisinde değerlendirilmesini haklı kılmaz.</p>

<p>Bir kişinin şirket çalışanı olması, şirket yöneticisini tanıması, şirketten maaş alması, muhasebe hizmeti vermesi veya şirketle çeşitli para transferlerinin bulunması <strong>tek başına dolandırıcılık, izinsiz sermaye piyasası faaliyetine iştirak veya suç örgütü üyeliğinin ispatı değildir.</strong></p>

<p>Buna karşılık kişinin suç teşkil eden faaliyeti bildiği ve isteyerek bu faaliyete katkı sunduğunun; yatırımcıları hileli beyanlarla yönlendirdiğinin, banka veya şirket hesaplarını bilerek kullandırdığının, suçun icrasını kolaylaştırdığının ya da örgütsel yapıya bilinçli şekilde dâhil olduğunun somut delillerle ortaya konulması hâlinde ceza sorumluluğu gündeme gelebilir.</p>

<p>Bu nedenle forex soruşturmalarında yapılması gereken temel değerlendirme, kişinin şirkette bulunup bulunmadığından ziyade <strong>“somut olarak ne yaptığı, ne bildiği ve hangi kastla hareket ettiği”</strong> sorularına cevap aramaktır.</p>

<p><strong>Ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereğince her şüphelinin eylemi ve kastı ayrı ayrı ortaya konulmalı; şirket organizasyonu, ticari ilişki, akrabalık veya para transferi tek başına suçluluğun göstergesi olarak kabul edilmemelidir.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT"><img alt="Av. Ceren KURT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ceren-kurt" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ceren KURT">Av. Ceren KURT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/forex-dolandiriciligi-sorusturmalarinda-sirket-calisanlarinin-ve-ucuncu-kisilerin-ceza-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 12:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/forex-borsa-n.jpg" type="image/jpeg" length="96189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YZ’yi Birlikte Yavaşlatmak Kartel mi? Dört Büyük Laboratuvara Rekabet Davası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yzyi-birlikte-yavaslatmak-kartel-mi-dort-buyuk-laboratuvara-rekabet-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yzyi-birlikte-yavaslatmak-kartel-mi-dort-buyuk-laboratuvara-rekabet-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin en gelişmiş yapay zekâ modellerinin gelişme hızını sektör çapında azaltma çağrısından yalnızca altı gün sonra dört ücretli kullanıcı federal mahkemeye başvurdu. Anthropic, OpenAI, Google ve SpaceXAI’nın güvenlik gerekçesiyle birlikte yavaşlama konusunda anlaştığını...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin en gelişmiş yapay zekâ modellerinin gelişme hızını sektör çapında azaltma çağrısından yalnızca altı gün sonra dört ücretli kullanıcı federal mahkemeye başvurdu. Anthropic, OpenAI, Google ve SpaceXAI’nın güvenlik gerekçesiyle birlikte yavaşlama konusunda anlaştığını ileri süren dava, yapay zekâ güvenliği için gerekli iş birliğinin hangi noktada rekabeti sınırlayan yatay anlaşmaya dönüşeceği meselesini mahkeme önüne taşıdı.</strong></p>

<p>Yapay zekâ sektöründe birkaç gün önce bir güvenlik sorunu olarak tartışılan “birlikte yavaşlama” önerisi, federal rekabet davasına dönüştü.</p>

<p>ChatGPT, Claude, Grok ve Gemini’nin ücretli kullanıcıları olan dört kişi, 18 Eylül’de Kaliforniya Kuzey Bölgesi Federal Mahkemesinde Anthropic, OpenAI, SpaceXAI ve Google’a karşı dava açtı. Davacılar, yapay zekâ alanındaki başlıca rakiplerin geliştirdikleri ürünlerin yeteneklerini artırma hızını birlikte sınırlamaya yönelik bir anlaşmaya vardığını ve bunun Sherman Antitröst Yasası’nın 1. maddesine aykırı olduğunu ileri sürüyor. Mahkemenin resmi kayıtları davanın 18 Eylül’de açıldığını ve uyuşmazlığın antitröst davası olarak kayda geçtiğini gösteriyor.</p>

<p>Dava henüz başlangıç aşamasında. Dört kullanıcının açtığı dava mahkemece onaylanmış bir toplu dava değil; davacılar 12 Eylül’den bu yana ChatGPT, Claude, Grok veya Gemini için doğrudan ücret ödeyen ABD’deki tüketicileri kapsayacak bir sınıf oluşturulmasını istiyor. Ayrıca uğranıldığı ileri sürülen zararın Clayton Act uyarınca üç katına çıkarılmasını ve şirketlerin yapay zekâ geliştirme hızına ilişkin benzer anlaşmalar yapmasının yasaklanmasını talep ediyorlar.</p>

<p>Davanın alışılmadık tarafı ise şirketlerin fiyatları artırdığı ya da müşterileri paylaştığı iddiasına değil, <strong>teknolojik gelişmenin hızına</strong> dayanması.</p>

<p><strong>Altı günde yavaşlama çağrısından davaya</strong></p>

<p>Uyuşmazlığın çıkış noktası Anthropic CEO’su Dario Amodei’nin 12 Eylül’de yayımladığı “We Must Pace the Frontier” başlıklı yazı.</p>

<p>Amodei, son aylarda yapay zekânın yeni yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesine giderek daha fazla katkı sağlaması nedeniyle ilerleme hızının güvenlik çalışmalarını geride bırakabileceğini savundu. Önerisinin özü, en ileri modellerin yeteneklerinin artış hızını güvenlik, uyum ve bağımsız değerlendirme çalışmalarının yetişebileceği ölçüde azaltmaktı.</p>

<p>Planın ilk ayağında Anthropic’in dış değerlendiricilere kendi çalışanlarının risk değerlendirme ekiplerine benzer ölçüde sürekli erişim vermesi öngörülüyordu. Ancak ikinci aşama doğrudan sektör çapında iş birliğini gerektiriyordu. Amodei, şirketlerden yalnız birinin yavaşlamasının onu rakipleri karşısında dezavantajlı bırakacağını; dolayısıyla daha geniş bir eşgüdüm gerektiğini savunuyordu. Bu tür görüşmeler için rekabet hukukunda özel düzenleme veya muafiyet gerekebileceğini de açıkça dile getirdi.</p>

<p>Aynı gün OpenAI CEO’su Sam Altman, SpaceXAI CEO’su Elon Musk ve Google DeepMind’dan Demis Hassabis de Amodei’nin yaklaşımına destek veren açıklamalar yaptı. Dava dilekçesi işte bu açıklamaları sıradan bir fikir birliği değil, rakiplerin ortak hareket etme iradesinin dışa vurumu olarak yorumluyor. Davacıların anlatımına göre anlaşma “kamuya açık biçimde önerildi, kamuya açık biçimde kabul edildi ve kamuya açık biçimde teyit edildi.”</p>

<p>Bu, şimdilik yalnızca davacıların iddiası. Dört şirketin model çıkış tarihlerini, eğitim kapasitesini, hesaplama gücünü veya yetenek artışını gerçekten birbirlerine bağladıklarını gösteren mahkemece kabul edilmiş bir delil bulunmuyor.</p>

<p>Tam da bu nedenle davada açıklığa kavuşması gereken en önemli husus, yapay zekânın yavaşlatılmasının gerekli olup olmadığı değil:</p>

<p><strong>Ortada gerçekten rakipler arasında bir anlaşma var mı?</strong></p>

<p><strong>Güvenlik iş birliği ile kartel arasındaki çizgi</strong></p>

<p>Sherman Act’ın 1. maddesi rakip şirketler arasındaki her türlü iş birliğini yasaklamıyor. Araştırma, ortak teknik standartlar, siber güvenlik veya ürün emniyetine ilişkin pek çok iş birliği hukuka uygun olabilir.</p>

<p>Davacılar ise burada daha farklı bir şey yaşandığını savunuyor. Onlara göre dört şirketin anlaşması, “ürünlerinin kalitesini ve gelişme hızını” rekabetin sağlayacağı seviyenin altında tutuyor. Dilekçe bunu klasik anlamdaki üretim miktarının sınırlandırılmasına benzetiyor: Şirketler daha az fiziksel ürün üretmiyor olabilir, fakat tüketiciye sundukları teknolojik ilerlemenin miktarını birlikte azaltıyor.</p>

<p>Bu nedenle dava yalnız “makul sebep vardı mı?” incelemesine dayanmıyor. Davacılar davranışın doğrudan hukuka aykırı bir yatay sınırlama olduğunu; mahkeme bunu kabul etmezse daha sınırlı “quick look” veya kapsamlı “rule of reason” incelemesi altında da rekabete aykırı sonucuna varılması gerektiğini ileri sürüyor.</p>

<p>Davacıların teorisinin en dikkat çekici tarafı, Amodei’nin güvenlik gerekçesinin aynı zamanda rekabet sorununun nedenini de açıklaması.</p>

<p>Bir şirket tek başına yavaşlarsa rakipleri daha güçlü modeller çıkarabilir; müşteri, gelir, yetenekli çalışan ve teknolojik liderlik kaybedebilir. Herkes birlikte yavaşlarsa bu risk ortadan kalkar.</p>

<p>Yapay zekâ güvenliği açısından bakıldığında bu, klasik bir <strong>mahkûmun ikilemi</strong> olabilir.</p>

<p>Rekabet hukuku açısından bakıldığında ise aynı cümle çok farklı okunabilir: Rakipler rekabet baskısından kurtulmak için karşılıklı güvence veriyor olabilir.</p>

<p><strong>1978’den verilmiş güncel bir emsal karar</strong></p>

<p>Ortaya çıkan bu ikilemin ABD rekabet hukukunda ilginç bir öncülü var.</p>

<p>ABD Yüksek Mahkemesi 1978 tarihli <i>National Society of Professional Engineers v. United States</i> kararında, mühendislerin rekabetçi fiyat tekliflerini sınırlayan bir meslek kuralını değerlendirdi.</p>

<p>Mühendisler birliğinin savunması güçlü bir kamu yararı iddiasına dayanıyordu: Fiyat rekabeti mühendislik hizmetlerinin kalitesini düşürebilir ve köprüler, binalar veya diğer büyük projelerde kamu güvenliğini tehlikeye atabilirdi.</p>

<p>Yüksek Mahkeme bu savunmayı kabul etmedi. Mahkemenin yaklaşımına göre Sherman Act’ın temel tercihi, rekabetin yalnız fiyat bakımından değil kalite, hizmet, güvenlik ve dayanıklılık bakımından da olumlu sonuç verdiği varsayımına dayanıyordu. Rakiplerin “rekabet tehlikeli sonuç doğurabilir” diyerek rekabeti aralarında sınırlaması bu temel tercihle bağdaşmıyordu.</p>

<p>Bu emsal karar elbette bugünkü davanın sonucunu belirlemiyor. Mühendislerin fiyat rekabetini engellemesi ile henüz tam olarak öngörülemeyen riskler taşıyan ileri yapay zekâ sistemlerinin geliştirilmesinde güvenlik iş birliği aynı mesele değil.</p>

<p>Ancak 48 yıl önceki davanın üzerinde durduğu konu oldukça tanıdık:</p>

<p><strong>Bir sektörün rekabet halinde hareket etmesi toplum için tehlikeli görülüyorsa, o sektörün rakipleri bu tehlikeyi kendi aralarında anlaşarak giderebilir mi?</strong></p>

<p>Buist davasını sıradan bir teknoloji davası olmaktan çıkaran hukuki uyuşmazlık da burada.</p>

<p><strong>Davanın en zayıf noktası: Anlaşmayı ispatlamak</strong></p>

<p>Davacıların önünde ciddi bir eşik bulunuyor.</p>

<p>Bir şirket yöneticisinin “daha yavaş ilerlemeliyiz” demesi ile rakip şirketlerin gelişme hızlarını birbirine bağlayan bir anlaşma yapması aynı şey değil. CEO’ların birbirlerinin güvenlik kaygılarına katılması da kendi başına model çıkış takvimlerinin veya araştırma yatırımlarının birlikte belirlendiğini göstermiyor.</p>

<p>Üstelik şirketler arasında güvenlik konusunda temas bulunması da tek başına şüpheli sayılamaz. Siber saldırılar, biyolojik tehditler veya kontrolden çıkan otonom sistemler gibi ortak risklere karşı bilgi alışverişi rekabeti azaltmak yerine bütün sektörün güvenliğini artırabilir.</p>

<p>Nitekim ABD Adalet Bakanlığından Stanley Woodward, davadan bir gün önce yaptığı açıklamada yapay zekâ şirketlerinin güvenlik ve siber güvenlik alanındaki iş birliğinin kendisine ilk bakışta rekabete aykırı görünmediğini söyledi. Bakanlığın şirketlerle görüşmeye açık olduğunu, ancak o tarihe kadar frontier laboratuvarlarından böyle bir talep gelmediğini belirtti.</p>

<p>FTC Başkanı Andrew Ferguson ise konuya daha ihtiyatlı yaklaşıyor. Ferguson, büyük şirketlerin bir taraftan daha fazla düzenleme isterken diğer taraftan rakipleriyle iş birliği yapabilmek için rekabet hukukundan muafiyet aramasına kuşkuyla baktığını dile getirdi.</p>

<p>Dolayısıyla Amerikan düzenleyicilerinin yaklaşımı da “iş birliği yasaktır” veya “güvenlik her şeyi meşru kılar” kadar basit değil. Asıl mesele <strong>şirketlerin ne konusunda ve ne ölçüde eşgüdüm sağladığı</strong>.</p>

<p>Bu nedenle dava ilerlerse şirket içi yazışmalar, toplantı notları ve 12 Eylül sonrasındaki fiili davranışlar büyük önem kazanabilir. Güvenlik konusunda ortak çalışma yapıldığı mı, yoksa modellerin gelişme hızının karşılıklı taahhütlerle gerçekten sınırlandığı mı sorusu davanın merkezinde olacak.</p>

<p><strong>“Daha yavaş gelişen aboneliğe aynı parayı ödüyorum”</strong></p>

<p>Davanın başka bir yeniliği ise zararı ücretli abonelikler üzerinden tanımlaması.</p>

<p>Davacıların savı kabaca şöyle: ChatGPT Plus, Claude, Gemini veya Grok aboneliği satın alan tüketici yalnız o gün mevcut olan ürüne erişim için değil, sürekli geliştirilen bir dijital hizmet için para ödüyor. Rakip şirketler gelişme hızını birlikte düşürürse tüketici aynı abonelik ücretini ödemeye devam ederken rekabet ortamında elde edebileceğinden daha az teknolojik ilerleme alıyor.</p>

<p>AP'nin aktardığı dava teorisi de şirketlerin birlikte yavaşlamasının ücretli aboneliklerden elde edilen tüketici değerini azaltacağı iddiasına dayanıyor.</p>

<p>Bu yaklaşım rekabet hukuku bakımından ilginç olduğu kadar ispatı güç bir alan açıyor.</p>

<p>Mahkemenin, örneğin “şirketler anlaşmasaydı ChatGPT veya Claude altı ay sonra ne kadar daha iyi olacaktı?” sorusunun cevabını vermesi kolay değil. Daha da güç olan, varsayımsal performans farkının tüketicinin ödediği abonelik ücretindeki ekonomik zarara dönüştürülmesi.</p>

<p>Bu nedenle davacılar bir anlaşmanın varlığını gösterebilseler bile nedensellik ve zarar hesabı ayrıca ciddi tartışma yaratabilir.</p>

<p><strong>Türkiye’de aynı sorun 4054 sayılı Kanun’un karşısına çıkabilir</strong></p>

<p>Tartışmanın Türkiye bakımından da doğrudan bir rekabet hukuku karşılığı bulunuyor.</p>

<p>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun yalnız Türkiye'de yerleşik şirketleri değil, Türkiye'deki mal veya hizmet piyasalarını etkileyen teşebbüs davranışlarını da kapsamına alıyor. Dolayısıyla küresel yapay zekâ şirketleri arasındaki bir anlaşmanın Türkiye'deki abonelikler ve yapay zekâ hizmetleri pazarında etkisi doğması, ilke olarak Türk rekabet hukukunun da ilgisini çekebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun’un 4. maddesi rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı taşıyan ya da böyle bir etki doğuran teşebbüsler arası anlaşma ve uyumlu eylemleri yasaklıyor. Rekabet Kurumunun Yatay İşbirliği Anlaşmaları Hakkında Kılavuzu da yatay iş birliğinin ürün kalitesini ve yeniliği artırabileceğini kabul ederken, rakiplerin iş birliğinin üretim miktarı, ürün kalitesi, çeşitlilik veya inovasyon üzerinde olumsuz etki yaratabileceğine özellikle dikkat çekiyor.</p>

<p>Aynı Kılavuz standardizasyon bakımından da önemli bir ayrım yapıyor. Standart belirleme sürecinin rakiplere açık olması, belirlenen amacın gerektirdiğinden daha ileri gitmemesi ve standardın sektör bakımından zorunlu hale getirilmesinden kaçınılması temel ölçütler arasında sayılıyor.</p>

<p>Bu çerçevede yapay zekâ şirketlerinin:</p>

<p><strong>“Bir model şu güvenlik testlerini geçmeden piyasaya sürülmemeli”</strong></p>

<p>şeklinde açık, ölçülebilir ve ayrımcı olmayan bir güvenlik standardı üzerinde çalışmasıyla,</p>

<p><strong>“Hiçbirimiz modellerimizin yeteneklerini şu hızdan daha fazla artırmayalım”</strong></p>

<p>şeklindeki karşılıklı bir taahhüt aynı hukuki nitelikte olmayacaktır.</p>

<p>İlkinde ortak güvenlik standardı rekabeti daha sağlıklı hale getirebilir. İkincisinde ise doğrudan inovasyon rekabetinin unsurlarından biri ortak kararla sınırlandırılmış olabilir.</p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 5. maddesindeki muafiyet sistemi de ekonomik veya teknik gelişme ve tüketici yararı gibi olumlu sonuçları dikkate alıyor; ancak bunun için rekabetin önemli bölümünün ortadan kalkmaması ve sınırlamanın amaçlanan yararın elde edilmesi için zorunlu olanı aşmaması gerekiyor. Yani “güvenlik” önemli bir gerekçe olabilir, fakat tek başına sınırsız bir rekabet hukuku dokunulmazlığı sağlamıyor.</p>

<p><strong>Asıl mesele davadan daha büyük</strong></p>

<p><i>Buist v. Anthropic</i> usulden reddedibilir. Davacılar rakipler arasında hukuken yeterli bir anlaşmayı ispatlayamayabilir. Toplu dava statüsü alamayabilir veya daha yavaş teknolojik gelişmenin abonelere verdiği ekonomik zararı ortaya koymakta zorlanabilir.</p>

<p>Fakat dava başarısız olsa bile ortaya çıkardığı düzenleme sorunu ortadan kalkmayacak.</p>

<p>En gelişmiş yapay zekâ sistemlerinin gerçekten büyük toplumsal riskler yaratabileceği kabul edilirse, yalnız bir şirketten güvenlik uğruna rakiplerinin gerisine düşmesini istemek gerçekçi olmayabilir. Bu durumda sektör çapında ortak asgari güvenlik koşullarına ihtiyaç duyulabilir.</p>

<p>Ancak aynı şirketlerin kapalı kapılar ardında ne kadar hızlı ilerleyeceklerine birlikte karar vermesi de teknolojik rekabetin kendisini ortadan kaldırabilecek bir yapıya dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle çözüm, şirketlere genel bir “güvenlik için anlaşabilirsiniz” serbestisi vermekten çok; hangi modellerin hangi testlere tabi tutulacağını, hangi risk eşiklerinin uygulanacağını ve hangi bilgilerin rakipler arasında paylaşılabileceğini şeffaf biçimde belirleyen kamu düzenlemelerinde aranabilir. Bağımsız değerlendirme, ortak teknik standartlar ve herkes için aynı güvenlik eşikleri, güvenlik amacını rakiplerin birbirlerinin rekabet davranışını belirlemesine göre daha az sorunlu biçimde sağlayabilir.</p>

<p>Altı günde bir CEO çağrısından federal davaya dönüşen tartışmanın gerisinde bu nedenle daha büyük bir mesele var:</p>

<p><strong>Yapay zekâ yarışındaki ikilemini rakip şirketler kendi aralarında mı çözecek, yoksa yarışın güvenlik sınırlarını kamu otoritesi mi belirleyecek?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yzyi-birlikte-yavaslatmak-kartel-mi-dort-buyuk-laboratuvara-rekabet-davasi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/kisisel-bilgis4.jpg" type="image/jpeg" length="92474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[4 ilde 6 avukatlık ofisi ve 20 şirkette eş zamanlı arama]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/4-ilde-6-avukatlik-ofisi-ve-20-sirkette-es-zamanli-arama</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/4-ilde-6-avukatlik-ofisi-ve-20-sirkette-es-zamanli-arama" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, trafik kazası geçiren vatandaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edilerek belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığının tespit edildiğini açıkladı. 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldığı bildirildi. Soruşturmada 4 ilde 6 avukatlık ofisi ve 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, trafik kazası geçiren vatandaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edilerek belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığının tespit edildiğini açıkladı.</p>

<p>Soruşturma kapsamında 825 kişi hakkında soruşturma başlatılırken, 4 ilde eş zamanlı arama ve gözaltı işlemlerine başlandı.</p>

<p>Gürlek’in verdiği bilgilere göre soruşturmada, ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldı.</p>

<p><strong>KİŞİSEL VERİLERİN HUKUK BÜROLARI VE ŞİRKETLERE AKTARILDIĞI TESPİT EDİLDİ</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, vatandaşların kişisel verilerini hukuka aykırı yöntemlerle ele geçiren, mağduriyetlerini kazanç kapısına dönüştüren ve hukuk sistemini haksız menfaat elde etmek amacıyla istismar eden yapılara karşı mücadelenin sürdürüldüğünü belirtti.</p>

<p>İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Soruşturma Bürosu koordinesinde, İstanbul İl Jandarma Komutanlığı tarafından yürütülen soruşturmada, trafik kazası geçiren vatandaşların kişisel verilerinin hukuka aykırı yollarla temin edildiği ve bu bilgilerin belirli hukuk büroları ile hasar danışmanlık şirketlerine aktarıldığı tespit edildi.</p>

<p><strong>PARA TRANSFERLERİ İNCELEMEYE ALINDI</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) ile Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumunun (SEDDK) da incelemeler gerçekleştirdiği bildirildi.</p>

<p>İncelemeler sonucunda bazı kolluk görevlileri, tahkim hakemleri, sigorta şirketi çalışanları, sigorta acenteleri, eksperler, kaporta ve boya ustaları ile servis çalışanlarına olağandışı nitelikte para transferleri gerçekleştirildiğinin belirlendiği aktarıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>253 BİN KİŞİDEN VEKÂLETNAME ALINDIĞI TESPİT EDİLDİ</strong></p>

<p>Soruşturmada ısrarlı aramalar ve yanıltıcı beyanlarla 253 bin kişiden vekâletname alındığı ve bu yöntemle 15,6 milyar lira haksız kazanç elde edildiği yönünde tespitlere ulaşıldığı kaydedildi.</p>

<p>Olayla bağlantılı 825 kişi hakkında soruşturma başlatıldı.</p>

<p><strong>4 İLDE EŞ ZAMANLI İŞLEM</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında İstanbul, Ankara, Sakarya ve Gaziantep’te bulunan 6 avukatlık ofisi ile 20 şirkette eş zamanlı arama ve gözaltı işlemlerinin başlatıldığı bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/4-ilde-6-avukatlik-ofisi-ve-20-sirkette-es-zamanli-arama</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 11:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/baro/trafik-kaza-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="15820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/5679 E. ve 2016/1348 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 17.04.2024 tarihli, 2023/5679 E., 2024/2980 K. sayılı kararı ve 22/12/2016 tarihli, 2016/1348 E., 2016/9772 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/5679 E., 2024/2980 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2018/523 Esas-2019/851 Karar<br />
HÜKÜM : Kısmen kabul</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı bankada 16.11.2011 tarihinde 165.830,00 TL yatırarak ana para korumalı altın fonu aldıklarını, 05.12.2012 tarihinde fondan vazgeçerek hesaplarını vadeli hesapta değerlendirmek istediklerini, kendilerine %1 kesinti yapılacağının belirtildiğini, buna rağmen sonradan hesaplarını incelediklerinde 7.982,71 TL kesinti yapıldığını öğrendiklerini, bankanın kendilerini fon alımı, satımı ve mevcut kesintilere ilişkin olarak bilgilendirmediğini ileri sürerek, 7.982,71 TL'nin davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacıların fon alırken bilgilendirildiklerini, piyasa şartları gereğince zarar edilebileceğini, yapılan işlemlerin davacıların bilgisi dahilinde mevzuata uygun olarak yapıldığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen İlk Karar<br />
Mahkemece 18.02.2016 tarih, 2014/2093 E. ve 2016/151 K. sayılı kararı ile bozma kararına uyularak verilen kararda, davalı bankanın davacıların fon alım satım işlemlerinin bankacılık ve sermaye piyasası mevzuatı kuralları doğrultusunda cereyan ettirmediği, davacıların zararlarının oluştuğu ve bundan davalı bankanın sorumlu olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne ve 7.982,91 TL’nin fon satış tarihi olan 05.01.2011 tarihinden itibaren avans faizi ile birlikte davalı bankadan tahsiline karar verilmiş, davalı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 18.01.2018 tarih, 2016/5927 E. ve 2018/460 K. sayılı kararıyla davalı vekilinin sair temyiz itirazları yerinde görülmediği ancak taraflar arasında yapılan yazışma ve anlaşma çerçevesinde, davacıların davalı bankanın %1 kesinti yapılacağına ilişkin icabını kabul ettikleri, bu davada isteyebilecekleri ancak %1 kesinti haricinde kalan miktardan ibaret olduğu, bu durumda, mahkemece söz konusu %1’lik kesintinin haricinde yapılan tahsilatın hesaplanması ve çıkan miktara hükmedilmesi gerekirken tamamının bankadan tahsiline karar vermesi doğru görülmediği gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih, esas ve karar sayısı belirtilen kararı ile bozma ilamı ve alınan bilirkişi raporları kapsamında, davalı bankanın mevduat müşterisi olan davacıların yatırımlarını değerlendirerek getiri elde etmek için çalıştıkları şube müşteri temsilcisinin yönlendirmesi ile davalı banka tarafından arz edilen "Akbank Koruma Amaçlı Şemsiye Fonuna Bağlı B tip %100 ana para koruma amaçlı otuzsekizinci altın fon" yatırım yaptıkları, daha sonra fondan vade tarihinden önce çıkış işlemi yapılması üzerine 160.758,28 TL tutarındaki fonun geri dönüş tutarının 152.775,32 TL olarak davacı hesabına alacak kayıt edildiği, 160.758,23 TL üzerinden 1.607,59 TL tutarında %1 erken çıkış komisyonu kesildiği, komisyon yüzdesi konusunda davacı müşteriye bilgi verildiği, başkaca bir kesinti yapılmayacağının ifade edildiği, komisyon üzerinden 160.76 TL tutarında %10 stopaj tahakkuk ettirildiği, komisyon dışında oluşan zararın 160.758,23 TL - 152.775,32 TL = 7.982,91 TL olduğu, davalı bankanın bankacılık ve sermaye piyasası mevzuatı kuralları doğrultusunda işlemleri cereyan ettirmediği, davacı müşterinin fon satımına ilişkin davalı banka şubesine müracaatlarında, şube yetkililerince, fon satımı sırasında "%1 lik çıkış komisyonu dışında başka bir kesinti ve kaybın oluşmayacağı" yönünde eksik bilgilendirme-yönlendirme yapılarak gereksiz alım satım yapmalarına ortam hazırlandığı, 7.982,91 TL toplam kesintiden, tarafların kabulünde olan ve toplam satış tutarı olan 160.758,23 TL üzerinden hesap edilen %1'lik kesinti miktarı olan 1.607,59 TL'nin çıkartılması neticesinde kalan 6.375,32 TL miktarınca davacıların zarara uğradığı gerekçesiyle söz konusu zararın fon satış tarihi olan 05.01.2012 tarihinden işleyecek avans faizi ile davalıdan tahsili ile davacılara verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; dava konusu yatırım fonu satım işleminde bilgilendirme yükümlülüğünü eksiksiz olarak yerine getirdiğini, müşteri talimatıyla, fon içtüzüğüne ve Sermaye Piyasası mevzuatına uygun şekilde gerçekleştirildiğini, davacının imzaladığı talep formunda satın alınan yatırım fonuna, getiri ve risklerine ilişkin detaylı izahat yer aldığını, piyasa koşulları nedeniyle umduğu getiriyi kazanamayan davacının, kendi bilgi ve talimatı ile gerçekleşen bir işlem nedeniyle bankadan haksız ve mesnetsiz talepte bulunmasının dürüstlük kuralına aykırı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, yatırım fonu hesabından kaynaklanan istirdat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6102 sayılı Türk Ticaret Kanun'un 4 üncü maddesinin (f) bendi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına göre, davalı vekilinin bütün temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>17.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2016/1348 E., 2016/9772 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada ... 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce verilen 12/05/2015 tarih ve 2014/409-2015/326 sayılı kararın duruşmalı olarak incelenmesi taraf vekilleri tarafından istenmiş olup, duruşma için belirlenen 13.12.2016 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hakimi ... İmamgiler tarafından düzenlenen rapor dinlenildikten ve yine dosya içerisindeki dilekçe, layihalar, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, davalı bankanın prestij fonu olarak pazarladığı ... Fonunun bir hedge fon olduğunu, davalı bankanın söz konusu fonu satarken belirlediği pazarlama strateji nedeniyle SPK'nın 30.04.2012 tarihli tebliği ile davalı bankaya mevzuata aykırı tutumu ve anapara korumasız bir üründe getiri taahhüdünde bulunması nedeniyle 17.170 TL tutarında idari para cezası verdiğini, böylece, İstanbul Fon kapsamında yapılan yanlış işlem ve bilgilendirmeler sonucunda davacı ...'nın 152.000 TL zarara uğradığını ileri sürerek, uğranılan zararın davacı tarafmdan davalıya çekilen ihtarnamenin tebliği tarihinden itibaren işleyecek ticari işlemlere uygulanan reeskont faizi ya da bankacılık işleminin türüne göre uygulanması belirlenmiş olan en yüksek faiz oranı ile birlikte tahsilini talep ve dava etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili, davaya konu tüm bankacılık işlemlerinin davacı tarafın talimatlarına istinaden ve bilgileri dahilinde gerçekleştirildiğini, taraflar arasında imzalanan sözleşmelerin mevzuata uygun olarak düzenlendiğini, davalı bankanın müşteri tanıma formlarmda yer alan kısımların davacı müşteriler tarafından bilinçli olarak boş bırakıldığını ve sorumluluğun kendilerinde olduğunu, müşterilerin risk profillerinin yer aldığını, davalı bankanın kendiliğinden davacı taraf adına resen işlem yapmadığını, davalı bankanın çalışanlarının İstanbull Fon ile ilgili bir getiri taahhüdünde bulunmalarının söz konusu olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma, bilirkişi raporu ve dosya kapsamına göre; davacının hedge fonları konusunda davalı Banka tarafından gereği gibi bilgilendirilmeyerek yatırımının yanlış yönlendirildiği, davacının ise fon alım satımı ile uğraşan bir kimse olarak basit bir araştırma ile bu bilgiye ulaşabilecek durumda olduğu dikkate alındığında bu hususta ihmalkar davrandığı, belirlenen zarar dolayısıyla davacının zararının %30’undan davalının ise %70’inden sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile 106.012,20 TL'nin 16/07/2012 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı taraf vekilleri temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına ve SPK tarafından dava konusu İstanbul Serbest Fon Portföyünü yöneten .... Portföy Yönetimi G...'a Fonun getirisine yönelik yapılan açıklamalar nedeniyle Fon ile ilgili Portföy Yöneticiliği Tebliğine aykırı davranmaktan ötürü idari para cezası uygulandığının belirlenmesine, dosya arasına celp edilen ve çözümü yapılan ses kayıtlarından dava konusu fon ile ilgili olarak davacının davalı bankaca yeterince bilgilendirilmediği ve davacının da işlem yaptığı fon ile ilgili olarak kendisinin yapması mümkün olan araştırmaları yapmadığının anlaşılmasına göre davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin ise aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Dava, bankacılık işlemine dayalı tazminat istemine ilişkin olup, mahkemece, davacının zararın %30 undan davalının ise %70 inden sorumlu olduğu gerekçesiyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Ancak, davalı vekilince davacının davaya konu ettiği ... fonu ilk kez almadığı, 2009 yılında da aldığı ve bu işlemden kar elde ettiği, davacının daha önce yaptığı ve kar ettiği İstanbull fon alım işleminin hukuken geçerliliğine hiç bir itirazda bulunmayıp elde ettiği karı tahsil ettikten sonra aynı şekilde kurulan İstanbull fon işleminden zarar ettiği tutarı talep etmesinin hukuka uygun olmadığı savunulduğu halde mahkemece bu yönde bir inceleme ve değerlendirme yapılmamıştır. Bu suretle, davacının dava konusu ettiği fondan daha önce alıp almadığı, kar elde edip etmediği, davacının iddia ettiği gibi devam eden bir sürecin bulunup bulunmadığı, ilgili fon işlemleri yönünden bu fondan çıkılmasının mümkün olup olmadığı araştırılıp değerlendirilmek suretiyle, bilirkişi raporuna yapılan itirazları da karşılayacak şekilde bilirkişilerden ek rapor alınmak yeterli görülmezse bu konuda yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılmak ve sonucuna göre bir karar verilmek gerekirken, eksik inceleme ile karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının, davalı vekilinin ise sair temyiz itirazlarının reddine, (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davalı yararına BOZULMASINA, takdir olunan 1.350,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınıp davalı bankaya verilmesine, aşağıda yazılı bakiye 01,50 TL temyiz ilam harcının temyiz eden davacıdan alınmasına, ödediği temyiz peşin harcın isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 22/12/2016 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="87871"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TASFİYEDEKİ FONLARDA İKİ SIRA: İADE TALİMATI "FON BORCU"NA DÖNÜŞENLER VE PAYINI BEKLEYENLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasfiyedeki-fonlarda-iki-sira-iade-talimati-fon-borcuna-donusenler-ve-payini-bekleyenler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasfiyedeki-fonlarda-iki-sira-iade-talimati-fon-borcuna-donusenler-ve-payini-bekleyenler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[I. "SAT" DÜĞMESİNE BASILDI, PARA GELMEDİ

Bir para piyasası fonundan çıkmak isteyen yatırımcı telefonundaki düğmeye basar, ekranda talimatının alındığını görür ve parasının kısa sürede hesabına döneceğini varsayar. Bu beklenti fonun türünden gelir; para piyasası fonuna girenlerin birçoğu parayı or...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. "SAT" DÜĞMESİNE BASILDI, PARA GELMEDİ</strong></p>

<p>Bir para piyasası fonundan çıkmak isteyen yatırımcı telefonundaki düğmeye basar, ekranda talimatının alındığını görür ve parasının kısa sürede hesabına döneceğini varsayar. Bu beklenti fonun türünden gelir; para piyasası fonuna girenlerin birçoğu parayı orada bir bekleme odasında tutuyor gibi düşünür.</p>

<p>15 Eylül 2026'da bu beklenti tutmadı. Pusula Portföy o gün, Tera Portföy ertesi gün Kamuyu Aydınlatma Platformu'na yaptıkları bildirimlerde bazı fonlarında katılma payı iade ödemelerinde "temerrüt" oluştuğunu duyurdu. Sermaye Piyasası Kurulu 17 Eylül'de yedi portföy yönetim şirketinin 131 fonunun tasfiyesine gitti.</p>

<p>Hukukçu okur bu sözcüğü tanır: Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesindeki, muaccel borcun zamanında ifa edilmemesi hâli. Ama bu olayda borçlu kim? Kurulun tasfiye için kurduğu düzen, ödenememiş iade talimatlarını hukuken nereye koyuyor? Yatırımcının önündeki yol büyük ölçüde bu iki sorunun cevabına bağlı. Fonların işleyişine ilişkin ceza soruşturması ayrı bir konu ve bu yazının dışında kalıyor.</p>

<p><strong>II. ALTI GÜNÜN TAKVİMİ</strong></p>

<p>17 Eylül tarihli 2026/60 sayılı Kurul Bülteni'nde, 57/1706 ve 57/1707 sayılı kararlarla, 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun (SPKn) 96. maddesinin birinci fıkrası ve 128. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında Tera, Pusula, Hedef, Atlas, A1, Pardus ve Bulls Portföy'ün kurucusu olduğu, payları TEFAS'ta işlem gören bütün fonlar alım ve satım yönünde işleme kapatıldı. Bir kısmının "Kurulca tayin edilecek yöntem ile tasfiye ettirilmesine" karar verildi.</p>

<p>Aynı gün yayımlanan 2026/61 sayılı Bülten (karar 57/1708) tasfiye usul ve esaslarını belirledi ve listeyi 130'dan 131 fona çıkardı. Unvanlarına bakıldığında bunların 15'i para piyasası fonu, 112'si hisse senedi fonu, dördü başka serbest fon.</p>

<p>Usul şöyle işliyor. Tera'nın altı fonunun portföy saklayıcısı olarak İş Bankası, diğer altı şirketin 125 fonu için Ziraat Bankası görevlendirildi; bankalar, fon kurucusuna mevzuatla yüklenmiş tasfiye işlemlerini yürütmeye yetkilendirildi. İki iş günü içinde fonların tedavüldeki payları, yatırımcıların bireysel saklama hesapları, varsa rehin, haciz ve tedbirler ile gerçekleşmemiş emirler Merkezi Kayıt Kuruluşu ile bankalar arasında mutabakata bağlanacak. Fonların repo, mevduat gibi işlemlerinden doğan borç ve alacakların mutabakatı en geç on iş günü içinde tamamlanacak. Varlıklar bankaların belirleyeceği sıklıkta satılıp nakde çevrilecek, nakit de "fon katılma payı sahipliği oranında" yatırımcıların hesaplarına aktarılacak.</p>

<p>Tasfiye süresi başlangıçta en çok üç aydı. 20 Eylül tarihli 2026/62 sayılı Bülten (karar 59/1710) bu süreyi altı aya çıkardı. Bülten ödemelerin başlangıç tarihini vermiyor; ödeme dönemlerini bankalar belirleyecek. Bu satırlar 21 Eylül 2026 itibarıyla yazıldı ve süreç akmaya devam ediyor.</p>

<p><strong>III. FON KİMİN, BORÇ KİMİN?</strong></p>

<p>Yatırım fonu, kanunun tarifiyle tüzel kişiliği bulunmayan bir mal varlığıdır; tasarruf sahiplerinden toplanan para "inançlı mülkiyet esaslarına göre" portföy yönetim şirketi tarafından işletilir (SPKn m.52/1). Şirket fonu temsil eder, yönetir, fon adına tasarrufta bulunur (m.52/3). Şirketle katılma payı sahipleri arasındaki ilişkiye, özel hüküm yoksa vekâlete ilişkin Türk Borçlar Kanunu m.502-514 kıyasen uygulanır (m.52/4). Yani şirket, fonu yönetirken vekilin sadakat ve özen borcu altındadır; özen borcunun ölçüsü için kanun, "benzer alanda iş ve hizmetleri üstlenen basiretli bir vekilin göstermesi gereken davranış"ı esas alır (TBK m.506).</p>

<p>Paranın kendisi ise başka bir rejimde durur. SPKn m.53/1'e göre fonun mal varlığı, portföy yönetim şirketinin ve portföy saklayıcısının mal varlığından ayrıdır. Aynı maddenin ikinci fıkrası bu mal varlığının haczedilemeyeceğini, üzerine ihtiyati tedbir konulamayacağını ve iflas masasına dâhil edilemeyeceğini söyler; üçüncü fıkra ise tasfiyede "yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme yapılabilir" hükmünü koyar. Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği'nin (III-52.1) 28. maddesi tamamlayıcı: tasfiye bakiyesi katılma payı sahiplerine payları oranında dağıtılır ve tasfiye anından itibaren hiçbir katılma payı ihraç edilemez, geri alınamaz.</p>

<p>Para piyasası fonu da bu çerçevenin dışında değil. Adında "para piyasası" geçse de katılma payı karşılığı yatırılan para banka mevduatı değil, fon mal varlığıdır.</p>

<p>Buradan çıkan sonuç açık. Portföy yönetim şirketinin akıbeti, fondaki paranın hukuki güvencesini doğrudan sarsmaz. Yatırımcı bakımından asıl risk, fonun içindeki varlıkların gerçek değeri ve bunların ne kadar hızlı paraya dönebildiği.</p>

<p><strong>IV. "TEMERRÜT" KİMİN TEMERRÜDÜ?</strong></p>

<p>Borçlar hukukunda temerrüt, muaccel bir borcun ihtar veya belirli bir vade nedeniyle geç ifa edilmesidir (TBK m.117). Fonun tüzel kişiliği olmadığına göre iade borcunun sahibi kim?</p>

<p>Kanaatimizce KAP bildirimlerindeki "temerrüt" sözcüğü, hukuki anlamından çok işlevsel bir anlatım: fon mal varlığı, iade taleplerini karşılayacak nakde zamanında ulaşamadı. İade bedeli fon mal varlığından ödenir, şirket bu işlemi fon adına yapar. Şirketin kendi mal varlığıyla sorumluluğu ise ödemenin gecikmesinden değil, vekâlet ilişkisindeki özen ve sadakat yükümlülüğünün ihlalinden doğar (SPKn m.52/4; TBK m.506). "Ödeme yapılamadı" cümlesi, tek başına şirket aleyhine tazminat hakkı doğurmaz; ihlalin, zararın ve ikisi arasındaki bağın ayrıca gösterilmesi gerekir.</p>

<p>Ayrım küçük görünür ama pratikte iki farklı talebi ayırır. Likidite sorunu tasfiyenin konusudur. Hukuka aykırı yönetim iddiası ise dava ve soruşturmanın.</p>

<p><strong>V. İKİ SIRA</strong></p>

<p>Kurulun tasfiye esaslarının altıncı bendi, ödeme sırası bakımından yatırımcıları iki gruba ayırıyor. Birinci cümle, ihbarlı fonlar (iadesinde ihbar süresi öngörülen fonlar) için 17 Eylül 2026'da saat 13.30'dan sonra, para piyasası fonları için de izahnamedeki gün sonu valör atlama saatinden sonra iletilen iade talimatlarının işbu tasfiye esasları kapsamında olduğunu söylüyor. İkinci cümle ise şu: TEFAS üzerinden satım emri verilip gerçekleştirilmeyen iade talimatları karşılığında oluşan tutar "fon hesabına borç olarak tahakkuk ettirilir" ve bankanın satışlardan elde ettiği nakitle "öncelikli olarak bu borçlar ödenir".</p>

<p>Metin, öncelikli grup için bir saat vermiyor; saati yalnızca tasfiye esasları kapsamına giren talimatlara bağlıyor. İki ifade birlikte okunduğunda, kanaatimizce, kesim anından önce verilip gerçekleşmeyen talimatların fon borcu sayıldığı, sonra verilenlerin ise sıradan tasfiyeye, yani payı oranında nakit dağıtımına katıldığı anlaşılıyor. Bülten bunu "önce" ve "sonra" sözcükleriyle yazmıyor.</p>

<p>Ayrımın mantığı savunulabilir. Talimatını vermiş yatırımcının iade istemi, tasfiye kararından önce doğmuş bir alacağa dönüşmüştür; onu fonun borcu sayıp bakiyeden önce ödemek, henüz talimat vermemiş pay sahibinin önüne geçirmek anlamına gelir. Tebliğ m.28/2'deki "yalnızca katılma payı sahiplerine ödeme" kuralıyla da çatışmıyor, çünkü iki grup da katılma payı sahibi; değişen ödemenin sırası.</p>

<p>Güçlük kenarlarda çıkıyor. Eşik tek değil: ihbarlı fonlarda 17 Eylül saat 13.30, para piyasası fonlarında her fonun kendi izahnamesindeki saat. Aynı gün, aynı uygulamadan, birkaç dakika arayla talimat veren iki yatırımcı farklı sıraya düşebilir.</p>

<p>Bir de metnin söylemedikleri var. Öncelikli ödenecek tutar hangi birim pay değeri üzerinden belirlenecek? Bülten "iade talimatları karşılığında oluşan tutar" diyor, hesaplama esasını yazmıyor. Fon varlıkları değerinin altında paraya dönerse, birinci gruba ödenecek tutarın nasıl hesaplandığı, ikinci grubun payını doğrudan etkiler. Nakit yetmezse ne olacağı da aynı biçimde açık değil: metne göre önce borçlar ödeniyor, dağıtım ondan sonra geliyor. Tasfiye altı aya yayılabildiğine göre bu sıralama bazı yatırımcı için ilk tahsilat, bazısı için son tahsilat demek.</p>

<p>Kurul kararının hukuka uygunluğu idari yargının konusu; burada yapılan, metnin ne söylediğini ve ne söylemediğini yazmaktan ibaret. Ayrıntıyı bankaların mutabakat listeleri gösterecek.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI. TAZMİN SORUSU</strong></p>

<p>Yatırımcıların ilk sorusu genellikle şu oluyor: Yatırımcı Tazmin Merkezi (YTM) devreye girer mi? SPKn m.82/1'e göre Kurul, yatırım kuruluşlarının sermaye piyasası faaliyetinden kaynaklanan nakit ödeme veya sermaye piyasası aracı teslim yükümlülüklerini yerine getiremediğini ya da kısa sürede yerine getiremeyeceğini tespit ederse yatırımcıları tazmin kararı alır; karar tespitten itibaren üç ay içinde verilir. Tazminin kapsamı m.84'te çizilmiş: yatırım kuruluşu tarafından yatırımcı adına saklanan veya yönetilen nakit ve sermaye piyasası araçlarının teslim yükümlülüklerinin yerine getirilmemesinden doğan talepler. Yatırım danışmanlığından ve piyasadaki fiyat hareketlerinden doğan zararlar kapsam dışı. Azami tutar 100.000 liradır ve her yıl yeniden değerleme oranında artırılır; YTM'nin internet sitesinde 2026 için 2.065.145 TL olarak ilan ediliyor.</p>

<p>2026/60, 61 ve 62 sayılı bültenlerde yatırımcıları tazmin kararı yok. Kanunun lafzı da soruyu kolaylaştırmıyor: "yatırım kuruluşu" tanımı aracı kurumları, kuruluş ve faaliyet esasları Kurulca belirlenen diğer sermaye piyasası kurumlarını ve bankaları içeriyor (m.3); yatırımcının alacağı ise fon mal varlığından doğuyor ve bu mal varlığı m.53 gereği ayrı bir mal varlığı. Kanaatimizce fon zararının YTM aracılığıyla karşılanacağını varsaymak için erken. Ama bu, Kurulun m.82 kapsamındaki takdirini kapatmış da değil. Cevap, hukuk metninden çok Kurulun ileride vereceği karara bağlı.</p>

<p><strong>VII. YATIRIMCININ ELİNDE KALANLAR</strong></p>

<p><strong>Talimatın kaydı.</strong> Hangi fonda, hangi kanaldan ve hangi saatte iade talimatı verildiği, talimatın son durumu (gerçekleşmedi, bekliyor, iptal edildi) yatırımcının en somut delili. Kurul, 17 Eylül'den itibaren TEFAS dışı dağıtım kanallarından da alım ve iade talimatı gerçekleştirilemeyeceğini bildirdi (2026/61, B). Talimatın kaydı, ödeme sırasındaki yeri belirleyebilir.</p>

<p><strong>Mutabakat.</strong> İki iş günlük mutabakat bireysel hesaplardaki payları, rehin, haciz ve tedbirleri de kapsıyor. Yatırımcının kayıtlarıyla saklayıcı banka kayıtları arasında bir fark varsa, ilk görünür olacağı yer bu mutabakat.</p>

<p><strong>Dava hakkı saklıdır.</strong> SPKn m.56/3, portföy yönetim şirketi ile saklayıcının kanun ihlalinden doğan zararları birbirinden talep etme yükümlülüğünü düzenledikten sonra, son cümlesinde katılma payı sahiplerinin dava açma hakkını saklı tutuyor. Sözleşmeye dayanan talepler için TBK m.146'daki on yıllık genel süre, haksız fiile dayanan talepler için TBK m.72'deki iki yıllık (öğrenmeden itibaren) ve her hâlde on yıllık süre gündeme gelir; fiil daha uzun ceza zamanaşımı gerektiriyorsa o süre uygulanır. Zararın piyasa riskinden mi, yoksa bir ihlalden mi doğduğu ayrımı, açılacak her davanın kaderini belirleyecek.</p>

<p><strong>Satış kanalı ayrı bir yoldur.</strong> Fonu yatırımcıya satan kuruluşun bilgilendirme sorumluluğu, portföy yönetim şirketinin yönetim sorumluluğundan ayrı bir hukuki ilişkidir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi bu alanda, bir fonu "prestij fonu" olarak pazarlayan bankanın yatırımcıyı yeterince bilgilendirmediği, yatırımcının da gerekli araştırmayı yapmadığı tespitlerini yerinde bulmuş; buna rağmen yatırımcının aynı fondan önceki dönemlerde kâr edip etmediği araştırılmadan kusuru paylaştıran (banka yüzde 70, yatırımcı yüzde 30) ilk derece hükmünü davalı yararına bozmuştur<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"> (E.2016/1348, K.2016/9772, T.22.12.2016)</a>. "Ana para korumalı" bir fondan çıkışta yalnızca yüzde 1 kesinti bildirilen yatırımcıya, fazla kesilen tutarın iadesine hükmeden kararı ise onamıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">(E.2023/5679, K.2024/2980, T.17.04.2024)</a>. İki karar başka fonlar ve başka olgular üzerinedir; tasfiyedeki fonlara doğrudan uygulanmaları için değil, aynı sorunun mahkemede nasıl sorulduğunu göstermeleri bakımından anılıyor.</p>

<p><strong>VIII. SONUÇ</strong></p>

<p>Bu olayda iki soru iç içe geçmiş durumda ve hukuk onları ayırmayı öğretir: paranın nerede durduğu, zararın kimden istenebileceği. İlkinin cevabı büyük ölçüde kanunda yazılı: fonun mal varlığı ayrıdır, tasfiyede yalnızca katılma payı sahiplerine ödenir. İkincisinin cevabı henüz yazılmadı; soruşturmalarda, mahkemelerde, belki Kurulun tazmin takdirinde yazılacak.</p>

<p>Aradaki süre için yatırımcının elinde en somut şey, tasfiye esaslarındaki sıra ve o sıranın neresinde durduğunu gösteren kayıtlar. Sıranın hakkaniyeti tartışılabilir. Ama tartışma da bir kayıtla başlıyor.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlanılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• Sermaye Piyasası Kurulu Bülteni, 2026/60 (17.09.2026), 2026/61 (17.09.2026) ve 2026/62 (20.09.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Pusula Portföy Yönetimi A.Ş. ve Tera Portföy Yönetimi A.Ş. Kamuyu Aydınlatma Platformu bildirimleri (15 ve 16 Eylül 2026; basın yansımalarıyla).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu, m.3, m.52, m.53, m.56, m.82, m.84, m.96, m.128 (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Yatırım Fonlarına İlişkin Esaslar Tebliği (III-52.1), m.28 (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, m.72, m.117, m.146, m.502-514.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2016/1348, K.2016/9772, T.22.12.2016.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20235679-e-ve-20161348-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, E.2023/5679, K.2024/2980, T.17.04.2024.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">• Yatırımcı Tazmin Merkezi internet sitesi, "Azami tazmin tutarı" sayfası (2026 yılı tutarı).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasfiyedeki-fonlarda-iki-sira-iade-talimati-fon-borcuna-donusenler-ve-payini-bekleyenler-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/borsa-piyasa.jpg" type="image/jpeg" length="81486"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İCRA SATIŞLARINDA YENİ DÖNEM: 2026 YILINDA NELER DEĞİŞTİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/icra-satislarinda-yeni-donem-2026-yilinda-neler-degisti-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/icra-satislarinda-yeni-donem-2026-yilinda-neler-degisti-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İcra ve satış hukuku, borçlu ile alacaklı arasındaki hassas dengeyi korumayı ve cebri icra yoluyla yapılan paraya çevirme işlemlerinde kamu güvenliğini tesis etmeyi amaçlar. Türkiye’de 2021 yılında yürürlüğe giren 7343 sayılı Kanun ile fiziki ihalelerin kaldırılarak UYAP e-Satış portalına geçilmesi,...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İcra ve satış hukuku, borçlu ile alacaklı arasındaki hassas dengeyi korumayı ve cebri icra yoluyla yapılan paraya çevirme işlemlerinde kamu güvenliğini tesis etmeyi amaçlar. Türkiye’de 2021 yılında yürürlüğe giren 7343 sayılı Kanun ile fiziki ihalelerin kaldırılarak UYAP e-Satış portalına geçilmesi, satış sürecinde dijitalleşmeyi sağlamıştır. Ancak elektronik ortamdaki açık artırmalarda karşılaşılan spekülatif teklifler, teminat muafiyetlerindeki eksiklikler ve paydaş mülkiyet haklarının ihlali gibi sorunlar yeni bir hukuki müdahaleyi zorunlu kılmıştır.</p>

<p>Bu eksiklikleri gidermek amacıyla hazırlanan ve kamuoyunda <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><strong>12. Yargı Paketi</strong></a> olarak bilinen <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><strong>7589 Sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</strong></a>, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 114. maddesinde esaslı değişiklikler yapmıştır.</p>

<p><strong>7589 Sayılı Kanun'un Yasama Süreci ve Yürürlük Zamanlaması</strong></p>

<p>7589 sayılı Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu tarafından <strong>16 Temmuz 2026</strong> tarihinde kabul edilmiştir. Kanun, <strong>31 Temmuz 2026</strong> tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Kanun'un yürürlük maddeleri uyarınca düzenlemenin uygulanması iki ana aşamaya ayrılmıştır:</p>

<p><strong>Genel Yürürlük Tarihi (31 Temmuz 2026):</strong> İcra ve İflas Kanunu’nun 114. maddesinde yapılan maddi hukuk düzenlemeleri (teminat muafiyeti, teklif verme şartları, ihale bedelinin ödenmemesi halindeki cezai yaptırımlar) yayımı günü itibarıyla derhal yürürlüğe girmiştir.</p>

<p><strong>E-Satış Portalına İlişkin Teknik Hazırlık Süresi (31 Ekim 2026):</strong> UYAP e-Satış portalında teknik altyapı entegrasyonu ve yazılım güncellemeleri gerektiren usul hükümleri için 3 aylık bir geçiş dönemi öngörülmüş olup, bu hükümler <strong>31 Ekim 2026</strong> tarihi itibariyle uygulanmaya başlayacaktır. Bu tarihten önce ilanı yapılmış olan açık artırmalarda ise kazanılmış hakların korunması amacıyla eski hükümlerin uygulanmasına devam edilecektir.</p>

<p>İcra yoluyla yapılan satışlar yalnızca borçlu ve alacaklıları değil; icra ihalelerine katılmak isteyen kişileri, mirasçıları, ortaklığın giderilmesi nedeniyle taşınmazı satışa çıkarılan paydaşları ve vesayet altındaki kişilerin malvarlıklarıyla ilgilenenleri de yakından ilgilendirmektedir. 2026 yılında yapılan düzenlemelerle icra satışlarında önemli değişikliklere gidilmiştir. Özellikle 7589 sayılı <a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"><strong>Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</strong></a> ile İcra ve İflâs Kanunu'nun elektronik açık artırmaya ilişkin hükümleri değiştirilmiş; miras kalan taşınmazların satışı, ihaleye katılımda teminat, ihale bedelinin yatırılmamasının sonuçları ve ortaklığın giderilmesi satışları bakımından yeni kurallar getirilmiştir. Aynı düzenleme kapsamında vesayet altındaki kişilerin mallarının satışında da elektronik satış sistemi benimsenmiştir. Ayrıca 2026 yılı içerisinde icra satış ilanlarına ilişkin parasal limitler de güncellenmiştir. Peki bu değişiklikler vatandaş açısından ne anlama geliyor?</p>

<p><strong>1. MİRAS KALAN TAŞINMAZLARDA İLK İHALE ÖNCE MİRASÇILAR ARASINDA YAPILACAK</strong></p>

<p>2026 yılında getirilen en dikkat çekici yeniliklerden biri, miras kalan taşınmazların ortaklığın giderilmesi yoluyla satışına ilişkindir. Yeni düzenlemeye göre; taşınmazın <strong>bütün maliklerinin taşınmazı miras yoluyla edinmiş olması</strong> ve taşınmaz üzerinde <strong>mirasçılar dışında üçüncü bir kişinin mülkiyet hakkının bulunmaması</strong> durumunda, ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilirse birinci açık artırma yalnızca malik olan mirasçılar arasında yapılacaktır. Örneğin anne veya babadan üç kardeşe bir ev kaldığını düşünelim. Kardeşler taşınmazın paylaşılması konusunda anlaşamaz ve ortaklığın giderilmesi sonucunda evin satışına karar verilirse, gerekli şartların bulunması hâlinde ilk artırmaya dışarıdan kişiler katılamayacak; artırma öncelikle taşınmazın maliki olan mirasçılar arasında gerçekleştirilecektir. Böylece miras kalan bir taşınmazın daha ilk ihalede aile dışındaki üçüncü kişilere geçmesi yerine, diğer mirasçılara taşınmazı satın alabilmeleri için öncelikli bir imkân sağlanmaktadır. Ancak bu özel artırma usulü <strong>yalnızca bir defaya mahsus</strong> uygulanacaktır.</p>

<p><strong>2. MİRASÇILAR ARASINDAKİ İLK ARTIRMADA YÜZDE 50 DEĞİL, YÜZDE 100 ESAS ALINACAK</strong></p>

<p>Mirasçılar arasında yapılacak bu özel artırmanın önemli bir farkı da teklifin ulaşması gereken seviyedir. Genel icra satışlarında elektronik satış portalında verilen tekliflerin, diğer kanuni şartların yanında, haczedilen malın <strong>muhammen kıymetinin yüzde ellisini</strong> geçmesi gerekir.</p>

<p>Ancak ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın yalnızca malik mirasçılar arasında gerçekleştirildiği durumda <strong>muhammen kıymetin yüzde yüzü</strong> esas alınacaktır.</p>

<p>Örneğin miras kalan bir taşınmazın muhammen kıymeti 4.000.000 TL olarak belirlenmişse, yalnızca mirasçılar arasında gerçekleştirilen ilk artırmada genel sistemdeki 2.000.000 TL'lik yüzde 50 seviyesi değil, 4.000.000 TL'lik muhammen kıymet esas alınacaktır. Satışın gerçekleşebilmesi için ayrıca varsa o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına göre öncelikli olan alacaklar ile paraya çevirme ve paylaştırma masrafları da dikkate alınacaktır. Mirasçılar arasındaki ilk artırmada satış gerçekleşmez ve ikinci artırmaya geçilirse <strong>muhammen kıymetin yüzde ellisi</strong> şeklindeki genel kurala dönülecektir.</p>

<p><strong>3. SATIŞ İSTEYEN ALACAKLININ TEMİNAT YÜKÜMLÜLÜĞÜNDE DEĞİŞİKLİK YAPILDI</strong></p>

<p>İcra ihalelerine katılabilmek için belirli bir teminat gösterilmesi gerekmektedir. Bunun temel amacı, ihaleye katılan kişilerin ciddi teklif vermesini sağlamak ve ihale kazanıldıktan sonra bedelin ödenmemesi nedeniyle satış sürecinin gereksiz yere uzamasını önlemektir. Yeni düzenlemeyle satış isteyen alacaklı bakımından özel bir kolaylık getirilmiştir. Satışı talep eden alacaklı aynı zamanda artırmaya katılmak istiyorsa, <strong>en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar</strong> satışı gerçekleştiren icra dairesine başvurması hâlinde, alacağının teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden ayrıca teminat alınmayacaktır. Örneğin yatırılması gereken teminatın tamamını dosyadaki alacak karşılıyorsa, gerekli başvurunun zamanında yapılması şartıyla alacaklının ayrıca aynı miktarı nakit olarak teminat göstermesi gerekmeyecektir. Bu düzenleme, icra dosyasında zaten alacaklı durumda bulunan kişinin aynı dosyanın ihalesine katılmasını kolaylaştırmaktadır.</p>

<p><strong>4. HAZİNE AÇIK ARTIRMALARDA TEMİNATTAN MUAF TUTULDU</strong></p>

<p>Teminat konusunda getirilen bir diğer açık düzenleme Hazineye ilişkindir. Yeni hükümle <strong>Hazine açık artırmalarda teminat göstermekten muaf tutulmuştur. </strong>Dolayısıyla Hazinenin katıldığı icra açık artırmalarında diğer katılımcılar bakımından geçerli olan teminat gösterme yükümlülüğü Hazine açısından uygulanmayacaktır.</p>

<p><strong>5. İHALEYİ KAZANIP BEDELİ YATIRMAYAN KİŞİ TEMİNATINI KAYBEDECEK</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin icra ihalelerine katılacak vatandaşlar açısından en önemli sonuçlarından biri, en yüksek teklifi verdikten sonra ihale bedelini süresi içerisinde yatırmayan kişilere ilişkindir. En yüksek teklifi vererek ihaleyi kazanan kişinin ihale bedelini süresi içerisinde yatırmaması hâlinde, yatırdığı <strong>teminat artık kendisine iade edilmeyecektir. </strong>Teminat öncelikle yapılan satış masraflarından mahsup edilecektir. Kalan miktar ise icra dosyalarında hak sahiplerine alacaklarına mahsuben ödenecektir.</p>

<p>Bu nedenle elektronik ihalede yüksek teklif vermeden önce kişinin ihale bedelini gerçekten karşılayıp karşılayamayacağını değerlendirmesi büyük önem taşımaktadır. İhaleyi kazanıp sonradan ödeme yapmamanın sonucu artık yalnızca taşınmazı veya malı alamamak değildir.</p>

<p><strong>6. BEDELİ YATIRMAYAN KİŞİYE TEKLİFİN YÜZDE 5'İ ORANINDA İDARİ PARA CEZASI VERİLECEK</strong></p>

<p>İhale bedelinin ödenmemesi hâlinde yaptırım yalnızca teminatın kaybedilmesiyle sınırlı değildir. En yüksek teklifi verdiği hâlde ihale bedelini süresinde yatırmayan ihale alıcısına, <strong>teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında idari para cezası</strong> verilecektir. Bu cezayı satışı gerçekleştiren icra dairesi veya satış memuru verecektir. Verilen idari para cezası, 6183 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde tahsil edilmek üzere ilgili tahsil dairesine bildirilecektir. Örneğin bir kişi elektronik ihalede <strong>5.000.000 TL</strong> teklif vererek ihaleyi kazanır ancak bedeli süresinde ödemezse, <strong>250.000 TL idari para cezasıyla</strong> karşılaşabilecektir. Üstelik bu ceza, teminatın iade edilmemesinden ayrı bir yaptırımdır. Dolayısıyla yeni sistemde düşünmeden yüksek teklif vermek oldukça ciddi ekonomik sonuçlara yol açabilecektir.</p>

<p><strong>7. BEDELİ YATIRMAYAN KİŞİ SATIŞI İSTEYEN ALACAKLIYSA ÖZEL YAPTIRIM UYGULANACAK</strong></p>

<p>Kanun, satış isteyen alacaklının ihaleye katılması ve en yüksek teklifi vermesine rağmen ihale bedelini süresinde yatırmaması ihtimalini de ayrıca düzenlemiştir. Bu durumda <strong>muhammen bedelin yüzde onu alacaklının kendi alacağından mahsup edilecektir. </strong>Ayrıca söz konusu satış nedeniyle yapılan masraflar alacaklının üzerinde bırakılacak ve bu masraflar borçluya yüklenmeyecektir. Böylelikle alacaklıların da sırf dosyada alacakları bulunduğu gerekçesiyle karşılığını ödemeyi düşünmedikleri yüksek teklifler vermelerinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.</p>

<p><strong>8. ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ SATIŞLARINDA BEDEL ÖDENMEZSE TEMİNAT PAYDAŞLARA DAĞITILACAK</strong></p>

<p>Yeni düzenleme, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde gerçekleştirilen ihalelerde bedelin yatırılmaması durumunu ayrıca ele almaktadır. Ortaklığın giderilmesi satışında en yüksek teklifi veren kişi ihale bedelini süresinde yatırmazsa, kendisinden alınan teminat iade edilmeyecektir. Öncelikle satış nedeniyle yapılan masraflar bu teminattan düşülecek, kalan miktar ise <strong>paydaşlara payları oranında ödenecektir. </strong>Örneğin üç kişinin ortak olduğu bir taşınmaz satışa çıkarılmış ve ihaleyi kazanan üçüncü kişi bedeli ödememişse, teminatın satış masraflarından sonra kalan kısmı taşınmazdaki pay oranları dikkate alınarak paydaşlara dağıtılacaktır.</p>

<p><strong>9. İHALEYİ KAZANIP BEDELİ ÖDEMEYEN KİŞİ AYNI ZAMANDA PAYDAŞSA TEMİNATIN TAMAMI DİĞER PAYDAŞLARA GEÇECEK</strong></p>

<p>Ortaklığın giderilmesi satışlarında daha özel bir ihtimal de düzenlenmiştir. İhalede en yüksek teklifi veren ve ihale bedelini süresinde yatırmayan kişinin <strong>taşınmazın paydaşlarından biri olması hâlinde</strong>, alınan teminatın tamamı diğer pay sahiplerine payları oranında ödenecektir.</p>

<p>Bu düzenleme özellikle ortaklığın giderilmesi ihalelerinde bir paydaşın yüksek teklif vererek diğer kişilerin taşınmazı satın almasını engellemesi, ardından da ihale bedelini ödemeyerek satış sürecini aksatması ihtimaline karşı önem taşımaktadır. Yeni sistemle birlikte paydaşın böyle bir davranışının doğrudan ekonomik bir sonucu bulunmaktadır.</p>

<p><strong>10. VESAYET ALTINDAKİ KİŞİLERİN MALLARI DA ELEKTRONİK SATIŞ PORTALINDA SATILACAK</strong></p>

<p>2026 değişiklikleri yalnızca İcra ve İflâs Kanunu ile sınırlı kalmamış, Türk Medenî Kanunu'nun vesayet altındaki kişilerin malvarlıklarının satışına ilişkin hükümlerinde de değişiklik yapılmıştır. Yeni düzenlemeye göre vesayet altındaki kişilere ait malların açık artırmayla satışları <strong>UYAP'a entegre elektronik satış portalı üzerinden</strong> gerçekleştirilecektir.</p>

<p>Böylece vesayet altındaki kişiye ait taşınır veya taşınmaz malların açık artırma yoluyla satılması hâlinde elektronik satış sistemi kullanılacaktır. Bu düzenleme, satış işlemlerinin daha geniş bir katılımcı kitlesine açık şekilde ve elektronik ortamda gerçekleştirilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>11. VESAYET SATIŞINDA İHALE TEK BAŞINA YETERLİ OLMAYACAK</strong></p>

<p>Vesayet altındaki kişilerin mallarının elektronik ortamda satılacak olması, en yüksek teklifin verilmesiyle satış işleminin tamamen sona ereceği anlamına gelmemektedir. Yeni düzenlemeye göre satış elektronik satış portalında açık artırmayla yapılacak ancak <strong>ihale vesayet makamının onamasıyla tamamlanacaktır. </strong>Vesayet makamının onamaya ilişkin kararını <strong>ihale gününden başlayarak on gün içerisinde</strong> vermesi gerekmektedir. Dolayısıyla vesayet altındaki bir kişiye ait malı elektronik ihalede en yüksek teklifi vererek alan kişinin, ihale sonucunun tamamlanması bakımından vesayet makamının onay sürecini de dikkate alması gerekir.</p>

<p><strong>12. YENİ KURALLAR ESKİDEN İLAN EDİLMİŞ BÜTÜN İHALELERE UYGULANMAYACAK</strong></p>

<p>Yeni düzenlemenin uygulamada en fazla dikkat edilmesi gereken noktalarından biri de <strong>geçiş hükümleridir. </strong>İcra ve İflâs Kanunu'nun 114. maddesinde yapılan değişiklikler, düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarihten <strong>önce ilanı yapılmış açık artırmalara uygulanmayacaktır.</strong>Bu ihalelerde eski hükümler uygulanmaya devam edecektir. Dolayısıyla bir icra ihalesinde hangi kuralların uygulanacağını belirlemek için yalnızca ihalenin gerçekleştirildiği tarihe bakmak yeterli değildir. <strong>Açık artırma ilanının hangi tarihte yapıldığı da önem taşımaktadır.</strong>Aynı esas vesayet altındaki kişilerin mallarının satışına ilişkin yeni elektronik satış düzenlemesi bakımından da kabul edilmiştir. Değişiklik yürürlüğe girmeden önce ilanı yapılmış açık artırmalarda önceki hükümler uygulanmaya devam edecektir.</p>

<p><strong>13. VESAYET SATIŞLARINDAKİ YENİ SİSTEMİN YÜRÜRLÜK TARİHİ DE FARKLI</strong></p>

<p>Burada önemli bir tarih ayrıntısı bulunmaktadır. 7589 sayılı Kanun'un İcra ve İflâs Kanunu'nun 114. maddesini değiştiren hükümleri Kanunun yayımlandığı tarihte yürürlüğe girerken, Türk Medenî Kanunu'nun vesayet satışlarına ilişkin 440 ve 444. maddelerinde yapılan değişikliklerin <strong>Kanunun yayımlanmasından üç ay sonra yürürlüğe girmesi</strong> öngörülmüştür. Bu nedenle icra satışlarındaki değişikliklerle vesayet altındaki kişilerin mallarının elektronik satışına ilişkin değişikliklerin yürürlük tarihleri birbirinden ayrılmalıdır. Uygulamada hangi hükmün geçerli olduğu değerlendirilirken hem düzenlemenin yürürlük tarihi hem de satış ilanının tarihi birlikte dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>14. 2026 YILINDA İCRA SATIŞ İLANLARINA İLİŞKİN PARASAL LİMİTLER DE GÜNCELLENDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2026 yılında icra satışlarını ilgilendiren bir başka gelişme ise satış ilanlarına ilişkin parasal limitlerin güncellenmesidir. Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: <strong>Bu değişiklik 7589 sayılı Kanun'la getirilmemiştir.</strong> Satış ilanlarına ilişkin parasal limitler ayrı bir Tebliğ ile güncellenmiştir. İcra ve İflâs Kanunu uyarınca yapılacak satışların ilanlarına ilişkin parasal limitlerin güncellenmesine dair Tebliğ, 27 Ocak 2026 tarihli ve 33150 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanmıştır. Bu parasal sınırlar, satış ilanlarının hangi mecralarda ve ne şekilde yayımlanacağının belirlenmesi bakımından önemlidir. Dolayısıyla bir icra satışında ilanın usulüne uygun şekilde yapılıp yapılmadığı incelenirken, eski yıllara ait parasal sınırlar yerine satışın gerçekleştirildiği dönemde geçerli olan güncel parasal limitler esas alınmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: İCRA SATIŞLARINDA DAHA SIKI VE DAHA SORUMLULUK GEREKTİREN BİR DÖNEM</strong></p>

<p>2026 yılında yapılan değişiklikler birlikte değerlendirildiğinde, icra satışlarında hem hak sahiplerinin korunmasını hem de elektronik ihalelerin daha sağlıklı işlemesini amaçlayan yeni bir döneme girildiği görülmektedir. Özellikle miras kalan taşınmazların satışında ilk artırmanın belirli şartlarla yalnızca malik mirasçılar arasında yapılması, mirasçıların aileden kalan taşınmazı üçüncü kişilere geçmeden önce kendi aralarında satın alabilmelerine imkân sağlayan önemli bir yeniliktir. Buna karşılık bu özel ilk artırmada muhammen kıymetin yüzde yüzünün esas alınması, taşınmazın düşük bir bedelle mirasçılardan birinin eline geçmesinin önüne geçmeyi amaçlayan önemli bir güvence oluşturmaktadır.</p>

<p>İhaleye katılan kişiler açısından ise sorumluluk belirgin şekilde ağırlaşmıştır. Artık en yüksek teklifi verdikten sonra ihale bedelini süresinde yatırmayan kişinin yalnızca ihaleyi kaybetmesi söz konusu değildir. Teminatın iade edilmemesi ve teklif bedelinin yüzde beşi oranında idari para cezası uygulanması gibi ciddi mali sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Satış isteyen alacaklılar ve ortaklığın giderilmesi satışlarındaki paydaşlar bakımından da ayrıca özel yaptırımlar öngörülmüştür. Vesayet altındaki kişilerin mallarının açık artırmayla satışının UYAP'a entegre elektronik satış portalına taşınması da satışların elektronik ortamda yürütülmesi yönündeki dönüşümün kapsamını genişletmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak icra ihalesine katılmak artık yalnızca uygun fiyatlı bir taşınmaz veya araç bulup teklif vermekten ibaret değildir. <strong>İhaleye katılmadan önce muhammen kıymetin, asgari teklif şartlarının, teminat yükümlülüğünün, ödeme süresinin ve özellikle ihale bedelinin zamanında ödenmemesinin sonuçlarının dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</strong></p>

<p>2026 değişiklikleriyle elektronik icra satışları daha sistemli hâle gelirken, ihaleye katılan kişilerin hukuki ve mali sorumlulukları da önemli ölçüde artmıştır.</p>

<p><i>Tüm bu süreçlerde hak kaybına uğramamak adına bir avukattan hukuki destek alınması tarafların menfaatine olacaktır. </i></p>

<p><strong>Av. Taha Hüseyin ÇEBİ</strong></p>

<p><strong>Av. Elif ÇELİK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/icra-satislarinda-yeni-donem-2026-yilinda-neler-degisti-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/icra-dosyasad1adaaasadf1assaasddsa4.jpg" type="image/jpeg" length="63432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU GÖREVİNİN SINIRI HUKUKTUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevinin-siniri-hukuktur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevinin-siniri-hukuktur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son dönemde yaşanan olaylar, kamu görevinin hangi makamda ve kim tarafından yürütülürse yürütülsün, ancak hukuk sınırları içinde anlam ve meşruiyet kazanacağını bir kez daha göstermiştir.

Devlet adına yetki kullanan kişi, kendisine tanınan gücü şahsı adına değil, millet adına kullanır. Bu nedenle...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemde yaşanan olaylar, kamu görevinin hangi makamda ve kim tarafından yürütülürse yürütülsün, ancak hukuk sınırları içinde anlam ve meşruiyet kazanacağını bir kez daha göstermiştir.</p>

<p>Devlet adına yetki kullanan kişi, kendisine tanınan gücü şahsı adına değil, millet adına kullanır. Bu nedenle kamu görevi; kişisel kanaatlerin, öfkelerin, yakınlıkların, beklentilerin veya hukuka aykırı talimatların değil, hukukun hâkim olduğu bir alandır.</p>

<p>Kamu görevlisinin önünde her zaman iki yol bulunur: Hukukun gösterdiği yoldan yürümek veya yetkinin sağladığı imkânlara güvenerek hukukun dışına çıkmak…</p>

<p>İlk yol devleti güçlendirir; ikincisi ise yalnızca kamu görevlisini değil, temsil ettiği kurumu ve nihayetinde devlete duyulan güveni de zedeler.</p>

<p>Anayasa’nın 129. maddesi, memurların ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunmakla yükümlü olduklarını açıkça belirtmektedir. Dolayısıyla hukuka bağlılık, kamu görevlisine bırakılmış bir tercih veya gösterilmesi beklenen bir nezaket değildir. Doğrudan doğruya anayasal bir yükümlülüktür.</p>

<p>Kamu görevlisi, “Benden böyle istendi.”, “Bana bu şekilde talimat verildi.” ya da “Şartlar bunu gerektiriyordu.” diyerek hukuka aykırı davranışını meşru hâle getiremez. Anayasa’nın kanunsuz emre ilişkin 137. maddesi de hukuka aykırı emrin kamu görevlisi bakımından mutlak bir mazeret oluşturamayacağını açıkça ortaya koymaktadır. Çünkü hiçbir makam, hiçbir emir ve hiçbir geçici menfaat hukukun üzerinde değildir. Yetkinin kaynağı hukuk olduğuna göre, hukuk dışına çıkan bir yetki kullanımı da dayanağını ve meşruiyetini kaybeder.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ilke bütün kamu görevlileri için geçerlidir. Ancak kararlarıyla insanların özgürlüğüne, mal varlığına, itibarına ve geleceğine doğrudan etki eden yargı mensupları bakımından çok daha özel ve ağır bir anlam taşır.</p>

<p>Anayasa’nın 138. maddesine göre hâkimler; görevlerinde bağımsızdırlar ve Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.</p>

<p>Buradaki bağ son derece önemlidir.</p>

<p>Hâkim yalnızca vicdani kanaatine göre değil; Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak oluşan vicdani kanaatine göre karar verir. Başka bir ifadeyle vicdani kanaat, hukukun yerine geçen sınırsız ve denetimsiz bir takdir yetkisi değildir. Hukukun içinde oluşması ve yine hukukla açıklanabilmesi gereken yargısal bir kanaattir.</p>

<p>Çünkü hukukla bağını kaybeden vicdani kanaat, adaletin değil, keyfîliğin kapısını aralayabilir.</p>

<p>Yargı mensubunun bağımsızlığı da hukuktan bağımsızlık anlamına gelmez. Hâkim; siyasi etkiden, idari baskıdan, toplumsal yönlendirmeden, kişisel yakınlıktan ve dışarıdan gelebilecek her türlü müdahaleden bağımsız olmalıdır. Fakat Anayasa’ya, kanuna ve hukuka bağlı; kararını da dosyadaki delillere dayandırmak zorundadır.</p>

<p>Gerçek bağımsızlık da zaten budur.</p>

<p>Yargı mensubu karar verirken dosyanın taraflarını, kamuoyundaki havayı, makamların beklentisini ya da kararın kimleri memnun edip etmeyeceğini değil, hukukun ne söylediğini dikkate almalıdır. Bir kararın değeri, güçlüleri memnun etmesiyle değil, hukuk karşısında savunulabilir olmasıyla ölçülür.</p>

<p>Aynı sorumluluk idarenin bütün kademeleri için de geçerlidir. Kamu görevlisi; izin verirken, denetim yaparken, işlem tesis ederken, ceza uygularken, ihale yürütürken veya bir vatandaşın talebini değerlendirirken eşitlik, tarafsızlık ve hukuka bağlılık ilkelerinden ayrılmamalıdır.</p>

<p>Zira devlet, vatandaşın karşısına çoğu zaman kamu görevlisinin işlemi, sözü ve davranışıyla çıkar. Vatandaşın devlete ilişkin kanaati de önemli ölçüde bu temas sırasında şekillenir.</p>

<p>Hukuka aykırı bir işlem, yalnızca belirli bir kişiye yönelmiş haksızlık olarak kalmaz. Kurumların itibarını aşındırır ve toplumda “Hukuk herkese aynı şekilde uygulanmıyor.” düşüncesinin yerleşmesine yol açar.</p>

<p>İşte asıl tehlike de burada başlar.</p>

<p>Çünkü devletin gücü, yalnızca sahip olduğu yetkilerden değil, vatandaşın bu yetkilerin hukuka uygun kullanılacağına duyduğu inançtan doğar. Bu inanç zedelendiğinde kurumlar şeklen varlıklarını sürdürseler bile manevi ağırlıklarını kaybetmeye başlar.</p>

<p>Bu sebeple kamu görevinde bulunan herkes, imzasının ve kararının yalnızca bugünkü sonucunu değil, kuruma ve devlete duyulan güven üzerindeki etkisini de düşünmelidir.</p>

<p>Hukuka bağlı kalmak bazen zor olabilir. Bazen beklentilere aykırı düşmeyi, baskılara direnmeyi ve hatta birtakım bedelleri göze almayı gerektirebilir. Fakat kamu görevinin gerçek ağırlığı ve onuru da tam olarak burada ortaya çıkar.</p>

<p>Makamlar geçici, yetkiler sınırlı; verilen kararların bıraktığı iz ise kalıcıdır.</p>

<p>Bu nedenle kamu görevlisinin en güvenli sığınağı makamı, çevresi veya kendisine sunulan geçici güvenceler değil, hukuktur. Yargı mensubunun en güçlü dayanağı da kendisinden beklenen sonucu vermek değil; Anayasa’ya, kanuna, hukuka ve bunların içinde şekillenen vicdani kanaatine sadık kalmaktır.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki hukuk içinde kalan kamu görevlisi yalnızca görevini doğru yapmış olmaz; devletin meşruiyetini ve toplumun adalete olan inancını da korur.</p>

<p>Çünkü kamu görevinin sınırı hukuk, pusulası vicdan, nihai amacı ise adalettir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" rel="noopener" target="_blank" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-gorevinin-siniri-hukuktur-1</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 10:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terazi-yaz.jpg" type="image/jpeg" length="50763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'den zorunlu arabuluculukla ilgili ihlal kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculukla-ilgili-ihlal-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculukla-ilgili-ihlal-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, Resmi Gazete'de yayımlanan bireysel başvuru ihlal kararında, zorunlu arabuluculuk başvurusunda işe iade seçeneğini işaretlemeyen başvurucunun,   (arabuluculuk son tutanağında işe iade konusunda anlaşmaya varılamadığı yer almasına rağmen) usulüne uygun bir arabuluculuk başvurusunun olmadığı ve dava şartının sağlanmadığı sonucuna varan BAM’ın bu kararını hukuka aykırı buldu. AYM, kararın aşırı şekilcilik nedeniyle mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna vardı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>U.</strong> <strong>Ö.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/82055)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/9/2026 - 33377</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nuray KOVANCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ayşe Gizem TAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, işe iade talebiyle açılan davanın ara bulucuya başvurulmadığı gerekçesiyle dava şartı yokluğundan reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, bir güvenlik şirketi bünyesinde özel güvenlik görevlisi olarak çalışmaktayken iş akdinin feshedilmesi üzerine İzmir 11. İş Mahkemesinde (Mahkeme) işe iade davası açmıştır.</p>

<p>3. Mahkeme; davanın kabulüne, davalı alt işverence yapılan feshin geçersizliğine ve başvurucunun işe iadesine karar vermiştir. Ayrıca başvurucunun yasal süresi içinde başvurmasına rağmen davalı işverence süresi içinde işe başlatılmaması hâlinde ödenmesi gereken tazminat miktarının başvurucunun dört aylık ücreti olan brüt 11.772 TL olarak tespitine, kararın kesinleşmesine kadar en çok dört aylık ücret ve diğer hakları için brüt ücret tutarı olan 12.067,76 TL'nin başvurucuya ödenmesi gerektiğinin tespitine, varsa ödenen ihbar ve kıdem tazminatının bu alacaklardan mahsubuna, davalılar arasında hizmet alım işinin niteliğine göre asıl işveren-alt işveren ilişkisi olduğu gerekçesiyle mali haklardan birlikte sorumlu olduklarına hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, başvurucuya işveren tarafından 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş Kanunu'nun 22. maddesindeki düzenleme uyarınca usulüne uygun olarak görev yeri değişikliğinin ve yeni görev yerindeki özlük haklarının bildirilmediğini belirtmiştir. Buna göre iş akdinin işveren tarafından feshinin geçerli olmadığını ifade etmiştir.</p>

<p>4. Davalı alt işveren ve asıl işveren tarafından bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) davalıların istinaf başvurusunun kabulü ile Mahkeme kararının kaldırılmasına ve dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine kesin olarak karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, 2/6/2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 23. maddesinin (3) numaralı fıkrasında başvurunun dilekçe ile veya bürolarda bulunan formların doldurulması suretiyle yahut elektronik ortamda yapılabileceğinin düzenlendiği belirtilmiştir. Başvuru formu uygulamasının başladığı 2/6/2018 tarihinden sonraki başvurularda hangi alacak veya tazminat kalemleri konusunda anlaşma sağlandığını veya sağlanamadığını açıkça belirtmeyen son tutanağa göre dava şartının gerçekleştiğinin kabul edilemeyeceği ifade edilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesince Yönetmelik'in yürürlük tarihinden sonraki dönemde yapılan başvuruda işe iade talebinin ara buluculuğa konu edilmediği, formda bulunan işe iade seçeneğinin işaretlenmediği açıklanmıştır. Anlaşamama tutanağında başvurucu vekilinin ara buluculuk müracaatında belirttiği hususlardan birinin <i>"...g. adamı işe iade b..."</i> olduğunu vurgulayarak davalı tarafın katılımının olmaması nedeniyle anlaşamama tutanağının düzenlenmesini talep etmiş ise de davada başvurucunun gemi adamı olmadığına, anlaşamama tutanağında belirtilen <i> "...g. adamı işe iade b..."</i> ifadesinin ara buluculuk başvuru formunda belirtilen<i> "...g. adamı iaşe b..."</i> olarak anlaşılması gerektiğine değinilmiştir. Başvuruda, işe iade talebinin ara buluculuğa konu edilmediği, başvurucunun işe iade talebi yönünden zorunlu ara buluculuk dava şartını yerine getirmediği değerlendirmesinde bulunulmuştur.</p>

<p>5. Başvurucu, nihai kararı 19/7/2022 tarihinde öğrendikten sonra 18/8/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>6. Başvurucu; ara buluculuk son tutanağında uyuşmazlık konuları arasında <i>işe iade </i>belirtilmesine rağmen Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade talebinin ara buluculuk sürecine konu edilmediği gerekçesiyle esasını incelemeksizin davayı reddettiğini ifade ederek adil yargılanma hakkının, mahkemeye erişim hakkının ve hak arama hürriyetinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.</p>

<p>7. Başvuru, mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>8. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>9. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>10. İşe iade davasının dava şartı yokluğundan reddedilmesi suretiyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesi mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir. Hak arama özgürlüğüne yapılan bu müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen şartlara (kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama) uygun olmadığı takdirde Anayasa'nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</p>

<p>11. Başvuru konusu uyuşmazlıkta ara bulucuya başvurma dava şartının karşılanmadığı gerekçesiyle verilen usulden ret kararıyla yapılan müdahalenin kanun tarafından öngörülme ölçütünü karşıladığı, karar gerekçesinde dayanılan 12/10/2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3. maddesinden anlaşılmıştır. Söz konusu maddenin (1) numaralı fıkrasında kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, ara bulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak düzenlenmiştir. 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ara bulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verileceği kurala bağlanmıştır. İş ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıkların daha kısa sürede, daha az masrafla, işçi ve işverenin eşit bir düzeyde tatmini sağlanarak yargıya taşınmadan çözümlenmesi için ara buluculuğun dava şartı olarak düzenlenmesinin meşru bir amacı olduğu açıktır. Bu itibarla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin ölçülü olup olmadığı ve başvurucuya ağır bir yük getirip getirmediği hususlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>12. Başvurucu, ara buluculuk son tutanağında uyuşmazlık konuları arasında <i>işe iade</i> belirtilmesine rağmen Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade talebinin ara buluculuk sürecine konu edilmediği gerekçesiyle esasını incelemeksizin davayı reddetmesinden yakınmıştır.</p>

<p>13. Yargıtay süregelen içtihatlarında, başvuru formu uygulamasının başladığı 2/6/2018 tarihine kadar arabuluculuk anlaşamama tutanağında arabuluculuğa konu alacaklar tek tek belirtilmeden<i> işçilik alacakları</i> veya<i> işçi-işveren uyuşmazlığı</i> gibi soyut ifadeler kullanılmışsa da taraflar arasındaki işçilik alacaklarının tamamının ara buluculuğa konu edildiğini benimsemiştir. Başvuru formu uygulamasının başladığı 2/6/2018 tarihinden sonraki başvurularda ise hangi alacak veya tazminat kalemleri konusunda anlaşma sağlandığını ya da sağlanamadığını açıkça belirtmeyen<i> son tutanağa göre</i> dava şartının gerçekleştiği kabul edilmemektedir (Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14/5/2024 tarihli ve E.2024/4484, K.2024/8260; 22/5/2024 tarihli ve E.2024/4291, K.2024/8934 sayılı kararları).</p>

<p>14. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucu, iş akdinin feshedilmesi üzerine 18/2/2020 tarihinde ara buluculuk başvuru formunu İzmir Arabuluculuk Bürosuna sunmuştur. Anılan formda dava türü ve işçi alacakları [işçi ile işveren ilişkisinden kaynaklanan (nispi), ücret alacağı, yol parası, yemek parası, asgari geçim indirimi (AGİ), fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti (UBGT), alacak/tazminat, g. adamı iaşe b., boşta geçen süre, işe başlatmama tazminatı, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, haksız fesih tazminatı] olarak belirtilmiştir.</p>

<p>15. Taraflar arasındaki uyuşmazlık için ara bulucu seçildikten sonra ara buluculuk görüşmeleri yürütülmüştür. 24/2/2020 tarihli ilk oturum/açılış tutanağında davalı işverenlerin toplantıya katılmadığı, ara buluculuğun temel ilkeleri, ara buluculuk süreci ve bu süreç sonunda hazırlanan arabuluculuk son tutanağının hukuki ve mali yönlerden bütün sonuçları hakkında başvurucuya bilgi verildiği ifade edilmiştir. Görüşmeler sonucunda başvurucu ile ara bulucu tarafından imzalanan 24/2/2020 tarihli hukuk uyuşmazlıklarında dava şartı ara buluculuk son tutanağında karşı tarafın katılmaması sebebiyle anlaşmanın gerçekleşmediği belirtilmiştir. Başvurucu vekili görüşmede arabuluculuk müracaatında belirttiği hususları son tutanakta yer aldığı şekliyle<i> "ücret alacağı, yol parası, yemek parası, </i><i>AGİ, fazla çalışma, hafta tatili, UGBT, g. adamı işe iade b., boşta geçen süre, işe başlatmama tazminatı, yıllık izin ücreti, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, haksız fesih tazminatı" </i>olarak beyan etmiştir.</p>

<p>16. 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesi kapsamında kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatına ilişkin olarak açılacak davalarda ara bulucuya başvurulmuş olması dava şartı olarak öngörülmüştür. Ara buluculuğa başvurma zorunluluğunun kişilerin hak aramalarını imkânsız hâle getiren veya aşırı derecede zorlaştıran etkisiz ve sonuçsuz bir sürece neden olmadıkça hak arama hürriyetini sınırladığı söylenemez. Dava şartı olmanın bir sonucu olarak ara buluculuğa başvurma bir zorunluluk arz etmekte ise de bu zorunluluk yalnızca ara buluculuğa başvuru ile sınırlı olup ara buluculuk sürecinin işleyişi ve sonucu üzerinde taraf iradelerinin egemen olduğu açıktır. Taraflar istedikleri zaman süreci sonlandırabilecekleri gibi süreç sonunda anlaşmaya varıp varmama konusunda da tercih hakkına sahiptir. Anlaşmaya varılamaması hâlinde ise uyuşmazlığın çözümü için yargı yoluna başvurulması mümkündür. Bu bakımdan Kanun'un ara buluculuk süreci ve sonucu yönünden taraf iradelerini esas aldığı görülmektedir (AYM, E.2017/178, K.2018/82, 11/7/2018, § 24).</p>

<p>17. 7/6/2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ara buluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaşamadıklarının tutanak ile belgelendirileceği ve bu belgenin ara bulucu tarafından düzenlenerek ara bulucu, taraflar, kanuni temsilcileri veya avukatlarınca imzalanacağı hüküm altına alınmıştır. Öte yandan 6325 sayılı Kanun'un bireysel başvuru tarihi itibarıyla yürürlükteki hâli olan 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen tutanağa faaliyetin sonuçlanması dışında hangi hususların yazılacağına tarafların karar vereceği, ara bulucunun bu tutanak ve sonuçları konusunda taraflara gerekli açıklamaları yapacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>18. Bu kurala göre son tutanağın tarafların beyanına göre oluşturulması esastır. Ara buluculuğun sonuçlandığını ve ne şekilde tamamlandığını gösteren son tutanakta tarafların işe iade konusunda anlaşamadıklarının imza altına alınması dava şartı olan ara buluculuğa başvurunun yerine getirildiğinin ispatı niteliğindedir. Bu çerçevede düzenlenen 24/2/2020 tarihli son tutanakta işe iade ara buluculuk görüşmelerine konu edilen bir husus olarak belirtilmiştir. Başvurucunun gerek son tutanakta işe iade hususunun müzakere konusu olduğuna dair irade beyanının bulunması gerekse de feshin geçersizliğine bağlanan mali sonuçlar olarak işe iade kararına rağmen işçinin işe başlatılması zorunluluğunu yerine getirmeyen işverenin ödemekle yükümlü olduğu işe başlatmama tazminatı ve boşta geçen zamana ait ücreti talep etmesi dikkate alındığında işe iadenin ara buluculuk görüşmelerine dâhil edilmediğinden söz etmek mümkün değildir.</p>

<p>19. Yukarıdaki açıklamalar çerçevesinde söz konusu uyuşmazlık değerlendirildiğinde 7036 sayılı Kanun'un 3. maddesinde öngörülen dava şartı olarak ara buluculuğa başvuru zorunluluğunun gerçekleşmediğine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının başvurucunun dava açmasını zorlaştırdığı ve ara buluculuk şartına ilişkin kurallar bakımından aşırı şekilci bir yaklaşım sergilediği anlaşılmıştır.</p>

<p>20. Dolayısıyla Bölge Adliye Mahkemesinin işe iade talebi yönünden dava şartı olan ara buluculuğa başvurulmadığına ilişkin yorumunun mahkemeye erişim hakkına yönelik katı bir yorum olduğu, bu yorumun başvurucu üzerinde ağır bir külfete sebebiyet verdiği ve bu suretle başvurucunun katlanmak zorunda kaldığı külfetin hedeflenen meşru amaçlarla karşılaştırıldığında ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 50.000 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>24. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>25. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 15. Hukuk Dairesine (E.2022/858, K.2022/1252) iletilmek üzere İzmir 11. İş Mahkemesine (E.2020/115, K.2022/29) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymden-zorunlu-arabuluculukla-ilgili-ihlal-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 09:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/anayasa-mahkemsi.jpg" type="image/jpeg" length="45185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/91046 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/3/2026 tarihli ve 2022/91046 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>A</strong><strong>.B. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/91046)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/3/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/9/2026 - 33377</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>RESEN GİZLİLİK KARARI VERİLDİ</strong></p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>A.B.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Şule YALINBAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, devlet memurluğundan çıkarılmaya ilişkin disiplin cezasının iptali talebiyle açılan davada sonuca etkili iddiaların kararda karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Polis memuru olarak görev yapan başvurucu hakkında dolmuş şoförüne sigara aldırma olayına karıştığı gerekçesiyle ceza soruşturması başlatılmıştır. Ceza soruşturması sonucu açılan kamu davasında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi 26/6/2012 tarihinde başvurucunun görevi kötüye kullanma suçundan hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) karar vermiştir.</p>

<p>3. Ceza davasına konu davranışları nedeniyle başlatılan disiplin soruşturması sonucunda ise Emniyet Genel Müdürlüğü Yüksek Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) 15/3/2013 tarihinde 24/4/1979 tarihli ve 16618 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü'nün (Tüzük) 8. maddesinin birinci fıkrasının (7) numaralı bendinde yer alan<i> "yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanmak" </i>disiplin suçu kapsamında başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar vermiştir. Kararda, başvurucu ve bazı polislerin karıştığı iddia edilen olayın tetkikinde yetki ve nüfuzlarını kötüye kullandıklarının sabit olduğu belirtilmiştir. Ayrıca başvurucu hakkında görevi kötüye kullanma suçuyla ilgili olarak HAGB kararı verildiği, dosya muhteviyatından Disiplin Kurulunun verdiği meslekten çıkarma cezasının doğruluğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, anılan işlemin iptali talebiyle Ankara 4. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu; hakkında verilen HAGB kararının hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini, disiplin cezası verilebilmesi için suç oluşturan davranışın somut olarak ortaya konulmasının zorunlu olduğunu, lehine olan tanık anlatımları dikkate alınmadan sadece kamera kayıtlarına göre eksik inceleme ile karar verildiğini belirtmiştir. Mahkeme 30/12/2013 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda, Disiplin Kurulu kararı ve ceza yargılamasına ilişkin süreç ve olay anlatılmıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"...</i><i>davacı hakkında isnat edilen fiillerle ilgili olarak adli yönden yapılan yargılama sonucunda Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kararı ile davacının görevi kötüye kullanma suçunu işlediği hususunun sabit olduğu gerekçesiyle hapis cezası ile cezalandırıldığı ve hakkında belirlenen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği görülmektedir.</i><i> Bu durumda, </i><i>soruşturma raporu, alınan ifadeler ile diğer bilgi ve belgelerin birlikte değerlendirilmesinden; </i><i>davacı hakkında ileri sürülen iddiaların Mahkeme kararı ile sübuta erdiği, davacının </i><i>yetkisini veya nüfuzunu kendisine çıkar sağlamak amacıyla kullandığı</i><i> anlaşıldığından, davacının </i><i>Emniyet Örgütü Disiplin Tüzüğü </i><i>uyarınca meslekten çıkarma cezası ile cezalandırılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmamaktadır..."</i></p>

<p>5. Bu karara yönelik olarak temyiz başvurusunda başvurucu; sadece kamera kayıtlarına dayanan ve lehine tanık anlatımlarını gözetmeyen Disiplin Kurulu kararının eksik incelemeye dayandığını, tanıkların beyanlarının neden gözetilmediğinin gerekçelendirilmediğini, HAGB kararının memuriyete engel teşkil etmediğini, hukuki sonuç doğurmayacağı inancıyla HAGB uygulamasını kabul ettiğini vurgulayarak disiplin suçunun unsurlarının oluşmadığını belirtmiştir. Danıştay Beşinci Dairesince (Daire) başvurucunun temyiz başvurusu 14/12/2017 tarihinde, karar düzeltme başvurusu ise Danıştay İkinci Dairesinin 13/9/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Anılan kararlarda, disiplin suçuyla ilgili kararın hukuka ve usule uygun olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucu, nihai kararı 30/9/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/10/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>7. Komisyon, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilemez olduğuna, masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>8. Başvurucu; meslekten çıkarmaya gerekçe olan olay hakkında yargılandığını ve sonuçta HAGB'ye karar verildiğini, mevzuatta HAGB kararının hukuki sonuç doğurmayacağının açıkça belirlendiğini, dolayısıyla memuriyete engel bir mahkûmiyetinin olmadığını belirtmiştir. Ancak iptal davasında yargı makamlarının HAGB ile sonuçlanan ceza yargılamasını esas alarak lehine olan tanık anlatımlarını gözetmeden, yeterli araştırma yapmadan, gerekçesiz ve hukuka aykırı olarak davasının reddedildiğini vurgulayarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, başvurucunun temel hak ve hürriyetlerinin ihlal edilip edilmediği konusunda yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>10. Başvuru, gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.</p>

<p>11. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>12. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkı, kişilerin hakkaniyete uygun şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve buna uygunluk yönünden yargılamanın denetlenmesini amaçlamaktadır. Mahkeme kararlarının davanın temel maddi ve hukuki sorunları ile taraflarca ileri sürülen ve davanın sonucunu etkileyen iddia ve itirazlar hakkında delillerle bağ kurulmak suretiyle yeterli gerekçe içermesi zorunludur. Uyuşmazlığın hukuki ve maddi sorunlarıyla ilgisiz değerlendirmelere kararda yer verilmesi de gerekçeli karar hakkıyla bağdaşmamaktadır. Karar gerekçesinin belirtilen unsurları taşıması, yargılamanın adil yargılanma hakkı güvencelerine uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğinin taraflarca öğrenilmesini sağladığı gibi ayrıca demokratik bir toplumda kendi adlarına verilen yargı kararlarının sebeplerini toplumun öğrenmesi için de gereklidir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz.<i> Sencer Başat ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).</p>

<p>13. Diğer taraftan kanun yolu incelemesi yapan mercinin yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterli görülebilir. Bununla birlikte ilk derece mahkemesince karşılanmayan veya ancak ilk defa kanun yolu merciinde ileri sürülebilecek nitelikteki esaslı iddia ve itirazların kanun yolu merciince de değerlendirilmemesi gerekçeli karar hakkının ihlaline yol açabilir (bazı eklemeler ve farklılıklarla birlikte bkz.<i> Mehmet Yavuz</i> [1. B.], B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).</p>

<p>14. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır (<i>Kürşat Eyol</i> [2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26). Hakkında HAGB verilen kişinin suç işlediğinin sabit olduğundan bahsedilemez (<i>Atilla Yazar ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/1635, 5/7/2022). Ancak burada kritik olan mesele, hakkında HAGB kararı olan bireylerin masumiyet karinesinin ihlal edilmemesi için idarenin veya yargı makamlarının ceza mahkemesinin henüz açıklanmamış ve kesinleşmemiş suçluluğa dair hükmüne dayanmaksızın kendilerinin olay ve olguları yorumlayarak idari anlamda bir sonuca ulaşmaları gerekliliğidir (birçok karar arasından bkz. <i>Enez Ersöz </i>[1. B.], B. No: 2018/19673, 31/3/2022, § 44;<i> Salih Taş</i> [2. B.], B. No: 2019/15835, 11/1/2023, § 39;<i> Onurhan Demirkol</i> [1. B.], B. No: 2019/27344, 8/2/2024, § 30). Bununla birlikte ceza yargılamasına konu maddi olay ve olguların disiplin hukuku esasları çerçevesinde diğer kamu makamlarınca (idari/adli) ayrıca değerlendirilmesi ve bu değerlendirme sonucunda ulaşılacak kanaate göre işlem/karar tesis edilmesi mümkündür (<i>Galip Şahin</i> [1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 48).</p>

<p>15. Bu bağlamda mahkemeler tarafından gerçekleştirilen araştırma ve incelemeler neticesinde tespit edilen hususlar, hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerini temin edecek ve keyfî uygulamaların önüne geçecek şekilde somut olayın özelliği dikkate alınarak gerekçeli kararda ortaya konulmalıdır. Bu kapsamda sadece şeklî anlamda bir gerekçenin varlığı yeterli olmayıp gerekçenin aynı zamanda makul olması şartı da aranmaktadır. Makul gerekçeden anlaşılması gereken mahkemelerin dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varmada kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini ortaya koymasıdır (<i>Onurhan Demirkol</i>, § 33).</p>

<p>16. İncelenen olayda başvurucunun eyleminin Tüzük'te meslekten çıkarma nedenleri arasında yer alan <i>yetkisini veya nüfuzunu kendisine veya başkalarına çıkar sağlamak amacıyla veya kin veya dostluk nedeniyle kötüye kullanma </i>disiplin suçunu oluşturduğu kabul edilerek meslekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Anılan düzenlemenin 31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un <i>"Disiplin cezası verilecek fiiller" </i>başlıklı 8. maddesinde meslekten çıkarma cezası gerektiren fiiller arasında aynı şekilde yer aldığı görülmüştür. Bu durumda aktarılan mevzuatta disiplin cezasının kişilerin fiillerine bağlandığı, doğrudan bir ceza yargılamasının sonucuna dayanılmadığı gözetildiğinde idarenin ve yargı makamlarının başvurucunun işlediği iddia edilen fiilin söz konusu veya başka bir disiplin suçu kapsamında olup olmadığını disiplin hukuku çerçevesinde somut olayı ve delilleri tartışmak suretiyle ortaya koyması önem arz etmektedir.</p>

<p>17. Başvuru konusu olayda ise başvurucunun disiplin suçu oluşturan eylemi işlemediğini, sadece kamera kayıtlarına dayanıldığını, lehine olan tanık anlatımlarına neden itibar edilmediğine dair bir gerekçe sunulmadığını, HAGB'nin hukuki sonuç doğurmaması gerektiğini vurgulayarak Disiplin Kurulu raporu ve kararının eksik incelemeye dayandığı yönünde maddi olaya ve değerlendirilmesine ilişkin iddiaları yargı makamları önünde ileri sürdüğü görülmüştür. Buna rağmen Mahkemenin ceza yargılamasında görevi kötüye kullanma suçu kapsamında değerlendirilen olayları ve süreci tekrarlamakla ve ceza yargılaması kapsamındaki değerlendirmeye katılmakla yetindiği, fiili ve delilleri disiplin hukuku çerçevesinde irdeleyerek masumiyet karinesini de gözetmek suretiyle sonuca ulaştığını ortaya koyacak şekilde yeterli gerekçe sunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>18. Kural olarak ilk derece mahkemesi kararında esasa ilişkin hususlarda yeterli gerekçe olması hâlinde temyiz merciince bu karara atıf yapılarak değerlendirme yapılması makul görülebilir. İlk derece mahkemesi kararında gerekçenin yeterli olmadığı hâllerde ise başvurucular tarafından ileri sürülen esaslı itirazların temyiz mercii tarafından gerekçeli bir şekilde karşılanması gerekir. Ancak başvurucunun ileri sürdüğü esaslı iddiaların Mahkeme ve Dairece karşılanmadığı görülmüştür. Bu durumun yargılamayı bir bütün hâlinde adil olmaktan çıkardığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>19. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>20. Ayrıca gerekçede kullanılan dilin masumiyet karinesine uygun olmadığı yönündeki iddiaların gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine karar verilerek yeniden yargılama öngörülmesi ve yapılacak yargılamada giderilebilecek olması nedeniyle masumiyet karinesine ilişkin kabul edilebilirlik ve esas yönünden bir inceleme yapılmasının gerek olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>21. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>22. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>23. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne ya da reddine karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurunun niteliği gereği kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin RESEN GİZLİ TUTULMASINA,</p>

<p>B. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Diğer ihlal iddiasının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 4. İdare Mahkemesine (E.2013/1001, K.2013/1784) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>F. 664,10 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.664,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202291046-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/yargi/aym-n.jpg" type="image/jpeg" length="95174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/107174 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107174-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107174-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 22/4/2026 tarihli ve 2022/107174 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>U.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/107174)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 22/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/9/2026 - 33377</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf KARABULAK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, ceza infaz kurumunda süreli yayına erişim talebinin reddedilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, başvuru tarihinde silahlı terör örgütüne üye olma suçundan hükümlü olarak Bolvadin T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda (Ceza İnfaz Kurumu) bulunmaktadır.</p>

<p>3. Ceza İnfaz Kurumu, hükümlü ve tutukluların ücretlerini karşılamaları şartıyla dergi temin etmesi amacıyla Bolvadin ilçesindeki dergi bayisiyle bir anlaşma yapmıştır. Devam eden süreçte dergilerin temin edilememesi üzerine Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulunca (İdare ve Gözlem Kurulu) alınan bedeller hükümlü ve tutuklulara iade edilmiştir. İdare ve Gözlem Kurulunca dergi alımına ilişkin olarak Bolvadin ve Afyonkarahisar bayileriyle yapılan girişimlerin olumsuz sonuçlandığı, ilgili bayilerin dergileri tedarik edemediği belirtilmiştir. İnternet ortamından dergi alınmasının ise kurum tarafından mümkün olmadığı zira dergilerin gelmemesi hâlinde ödenen bedelin geri alınmasında veya geri alınan tutarın muhatap mahpusa tahliye durumunda iadesinde zorluklar yaşandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu, Ceza İnfaz Kurumunca dergi alınamayacağının bildirilmesi üzerine infaz hâkimliğine şikâyette bulunmuştur. Şikâyet dilekçesinde, kargo yoluyla veya ailesi aracılığıyla dergi almasına izin verilmediğini, mevzuat gereği dergi temin etmenin Ceza İnfaz Kurumunun sorumluluğunda olduğunu, bu yükümlülüğün yerine getirilememesi durumunda dışarıdan dergi temin edilmesine izin verilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>5. Şikâyeti inceleyen Bolvadin İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği/Hâkimlik) dergi temini konusunda bayiden kaynaklı tedarik sorunu yaşandığı ve temin konusunda Ceza İnfaz Kurumunca alternatif yolların da denendiği gerekçesiyle 10/10/2022 tarihinde başvurunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>6. Başvurucunun İnfaz Hâkimliğinin kararına yaptığı itiraz Bolvadin Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) 15/11/2022 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ağır Ceza Mahkemesi, Hâkimlik kararında usul ve kanuna aykırı herhangi bir husus bulunmadığını belirtmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, nihai kararı 24/11/2022 tarihinde öğrendikten sonra 13/12/2022 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Komisyon adli yardım talebinin kabulü ile başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>9. Başvurucu; süreli yayınlara ulaşamadığını, bu sebeple kişisel gelişimini sağlayamadığını, Ceza İnfaz Kurumu aracılığıyla satın almak istediği yayınların temin edilemediğini belirterek haberleşme hürriyeti, bilim ve sanat hürriyeti ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>10. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, mevcut başvuruda başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesi tarafından yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>11. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararında hükümlü ve tutuklulara posta/kargo yoluyla gelen, ziyaretçilerin getirdiği veya hükümlü ve tutukluların satın aldıkları süreli ya da süresiz yayınların ceza infaz kurumlarına kabul edilmemesini ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. İbrahim Kaptan (2) [2. B.], B. No: 2017/30723, 12/9/2018, § 23; Recep Bekik ve diğerleri [GK], B. No: 2016/12936, 27/3/2019, § 24; Ahmet Sil ve Taner Yay [2. B.], B. No: 2017/35227, 30/9/2020, § 31). Bu doğrultuda başvurucunun ceza infaz kurumu aracılığıyla dergi temin etme talebinin yerine getirilememesine yönelik iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>12. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>13. Tutuklu ve hükümlüler, Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri [2. B.], B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65). Bu bağlamda tutuklu ve hükümlülerin ifade özgürlüğü de Anayasa ve Sözleşme kapsamında koruma altındadır (Murat Karayel (5) [2. B.], B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).</p>

<p>14. Tutuklu ve hükümlülerin süreli veya süresiz yayınlara ulaşabilmesi de bilgi ve kanaatlere ulaşma özgürlüğünün somut yansıması olarak ifade özgürlüğünün koruması altındadır (İbrahim Bilmez [1. B.], B. No: 2013/434, 26/2/2015, § 74; Kamuran Reşit Bekir [GK], B. No: 2013/3614, 8/4/2015, § 43; Hüseyin Sürensoy [1. B.], B. No: 2013/749, 6/10/2015, § 44; Ahmet Temiz (6) [2. B.], B. No: 2014/10213, 1/2/2017, § 34). Bu doğrultuda bir ceza infaz kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucunun bir dergiye ulaşamamasının haber veya fikir alma özgürlüğüne, dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi Recep Bekik ve diğerleri kararında benzer müdahalelerin hukuki dayanağı olan 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 62. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı, başvuruya konu süreli yayınların ceza infaz kurumlarının düzeninin ve güvenliğinin sağlanması, suçun önlenmesi ve mahkûmun ıslahı amaçlarıyla başvuruculara verilmemesi şeklindeki müdahalelerin Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen kamu düzeni ve kamu güvenliği kapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varmıştır (Recep Bekik ve diğerleri, §§ 32, 33). Mevcut başvuruda da anılan tespitten ayrılmayı gerektiren bir yön bulunmamaktadır. Bundan sonra yapılması gereken, müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olup olmadığını değerlendirmektir.</p>

<p>16. Temel hak ve özgürlüklere yönelik bir müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için müdahale, zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamalı ve orantılı olmalıdır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 70-72; AYM, E.2007/4, K.2007/81, 18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak kendini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan [1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, § 51).</p>

<p>17. İncelenen olayda başvurucu, bedeli karşılanmak üzere dergi alınması talebinde bulunmuş; Ceza İnfaz Kurumunca bu talep yerine getirilmemiştir. Ceza İnfaz Kurumu yapılan iş birliği dâhilinde tedarikçi bayinin dergi temini sağlayamadığını, idareye atfedilebilir bir kusur bulunmadığını belirtmiştir. İnfaz Hâkimliği, bayiden kaynaklı tedarik sorunu yaşandığını ve temin konusunda alternatif yollar denendiğini belirterek başvurucunun şikâyetini kabul etmemiştir. Bu kararın usul ve kanuna uygun olduğunu belirten Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun itirazını reddetmiştir.</p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi <i>Kenan Unus</i> ([1. B.], B. No: 2021/32769, 16/4/2025) kararında ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun bazı gazetelere abone olma talebini incelemiş; ceza infaz kurumunun söz konusu gazetelerin temin edilebilmesi adına gerekli inceleme ve araştırmada bulunduğunu, anlaşmalı bayi haricinde diğer bayilerle iletişime geçtiğini, başvuruya konu gazetelerin bulunup bulunmadığı ve gazetelerin doğrudan ceza infaz kurumuna posta/kargo ile gönderilip gönderilemeyeceği hususlarında yazışma yaptığını, gelen cevabi yazılarda da ilgili gazetelerin posta/kargo yoluyla gönderilemeyeceğinin bildirildiğini, bunun üzerine ceza infaz kurumunun başvurucunun talebini reddettiğini belirtmiştir. İnfaz hâkimliğinin de ceza infaz kurumunun gerekçesine dayanarak başvurucunun itirazını reddettiğini, bu doğrultuda ceza infaz kurumu idaresinin başvurucunun talebine yönelik üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiğini ve temin noktasında gerekli araştırmayı yaptığını, infaz hâkimliğinin başvurucunun talebini reddederken kurum gerekçesini dikkate alarak başvurucunun ifade özgürlüğünün sınırlanması yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe oluşturduğunu, bu kapsamda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını ifade etmiştir (<i>Kenan Unus</i>, §§ 26, 27).</p>

<p>19. Benzer nitelikte ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun bir gazeteye abone olma talebinin reddedilmesine ilişkin ihlal iddialarını incelediği <i>Tahsin Gündüz</i> ([2. B.], B. No: 2020/10519, 15/4/2025) kararında Anayasa Mahkemesi, başvuruya konu olayda ceza infaz kurumunun tedarikçi firmada bulunmadığı gerekçesiyle süreli yayına başvurucunun abone olma talebini kabul etmediğini, infaz hâkimliğinin de benzer gerekçelerle başvurucunun itirazını reddettiğini tespit etmiştir. Bununla birlikte infaz hâkimliğinin başvurucunun itirazını reddederken Anayasa Mahkemesi içtihatlarında yer alan ilke ve tespitler ışığında bir değerlendirme yapmaksızın söz konusu süreli yayının yalnızca tedarikçi firmada bulunmamasını gözönüne aldığını ve başvurucunun itirazını reddettiğini ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi uyuşmazlığa ilişkin olarak bir süreli yayının yalnızca tedarikçi firmada bulunmamasının abonelik talebinin reddine gerekçe oluşturmasının ilgili mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihatları gereğince mümkün olmadığını, ceza infaz kurumu idaresinin mevcut olayda söz konusu gazetenin temin edilebilmesi adına gerekli inceleme ve araştırmada bulunmadığını, ceza infaz kurumunun anlaşmalı bayi haricinde diğer bayilerde anılan gazetenin bulunup bulunmadığını, ilgili gazete ile yazışma yaparak temininin sağlanabileceği bayilere gazetenin tesliminin yapılıp yapılamayacağını veya gazetenin doğrudan ceza infaz kurumuna posta/kargo ile gönderilip gönderilemeyeceğini araştırmak için herhangi bir çaba göstermeden başvurucunun talebini reddettiğini, infaz hâkimliğinin de bu hususlara ilişkin herhangi bir değerlendirme yapmadığını belirtmiştir. Bu noktada yapılması gerekenlere değinen Anayasa Mahkemesi, mahpuslarca talep edilen süreli yayınların temin edilebilmesi için gerekli özen yükümlülüğünün yerine getirilmesi ve süreli yayının temini için ilgili yerlerden gerekli araştırmaların yapılması, akabinde söz konusu süreli yayınların tüm araştırmalara rağmen temin edilememesi hâlinde buna ilişkin ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulması, temin edilmesi hâlinde ise 5275 sayılı Kanun'un 3. ve 62. maddeleri ile Anayasa Mahkemesi içtihatlarında yer alan ilke ve tespitlere göre değerlendirilme yapılması gerektiğini ortaya koymuştur. Buna karşın başvuruya konu olayda idare ve infaz hâkimliğinin yalnızca ilgili gazetenin tedarikçi firmada bulunmadığından bahisle başvurucunun talebini reddetmesinin başvurucunun ifade özgürlüğünün sınırlanması yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe oluşturmadığı ve bu kapsamda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılamadığı sonucuna varmıştır (<i>Tahsin Gündüz</i>, §§ 25-27).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>20. Bu kapsamda ücretleri tutuklu ve hükümlüler tarafından ödenmek ve kurum tarafından temin edilmek suretiyle istenen süreli veya süresiz yayınların öncelikle kuruma getirilmesi için gerekli işlemler yapılmalıdır (<i>Kenan Unus</i>, § 24; <i>Tahsin Gündüz</i>, § 19). Bu bağlamda başvurucunun ulaşmak istediği süreli yayının temini hususunda Ceza İnfaz Kurumunca gerekli gayretin gösterilip gösterilmediği ele alınmalıdır.</p>

<p>21. Olayda Ceza İnfaz Kurumu, ücreti karşılığında dergi temini hususunda Bolvadin'deki bayiyle anlaşma sağlamasına karşın bayiden kaynaklanan sebeplerle dergiyi temin edememiş, bu konuda sorunu çözmek için yaptığı girişimler ise olumsuz sonuçlanmıştır. İnternet ortamında dergi alınmasının ise olumsuz bir durumda ücretin iadesinde oluşabilecek zorluk veya ücret iadesi sağlansa dahi bu ücretin muhatabına teslimde tahliye hâllerinde yaşanabilecek sorunlar sebebiyle mümkün olmadığı belirtilmiştir (bkz. § 3). Başvurucunun dergi temin edilememesinden kaynaklı şikâyetini inceleyen İnfaz Hâkimliği ise dergi temini konusunda bayi sebebiyle tedarik sorunu yaşandığını ve temin konusunda Ceza İnfaz Kurumunca alternatif yolların da denendiğini belirterek şikâyetin reddine karar vermiştir.</p>

<p>22. Doyayısıyla Ceza İnfaz Kurumu idaresinin mevcut olayda başvurucunun talep ettiği derginin temin edilebilmesi için gerekli inceleme ve araştırmayı yaptığı, alternatif seçenekleri değerlendirdiği, nitekim Ceza İnfaz Kurumunun anlaşmalı bayi haricinde, anlaşmalı bayinin dergileri temin ettiği, Afyonkarahisar'da yer alan bayiyle de iletişime geçtiği, gerekli gayreti sarf ettiği, buna rağmen sonuç alamadığı, alternatif satın alma yollarının ise neden mümkün olmadığını açıkladığı, bunun üzerine başvurucunun talebini reddettiği görülmüştür. İnfaz Hâkimliğinin de Ceza İnfaz Kurumu gerekçesine dayanarak başvurucunun itirazını reddettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>23. Bu hâliyle Ceza İnfaz Kurumu idaresinin başvurucunun talebine yönelik üzerine düşen yükümlülüğü yerine getirdiği ve temin noktasında gerekli araştırmayı yaptığı, alternatif yollardan dergi temin edilmemesini sebepleriyle açıkladığı, İnfaz Hâkimliğinin de başvurucunun talebini reddederken kurum gerekçesini dikkate alarak başvurucunun ifade özgürlüğünün sınırlanması yönünden ilgili ve yeterli bir gerekçe oluşturduğu ve bu kapsamda zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı görülmüştür. Dolayısıyla müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı söylenemez (<i>Kenan Unus</i>, § 27).</p>

<p>24. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2022107174-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="39090"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM’DEN DİKKAT ÇEKEN 'KAMULAŞTIRMA' KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymden-dikkat-ceken-kamulastirma-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymden-dikkat-ceken-kamulastirma-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, yaklaşık 70 yıl önce gerçekleştirilen bir kamulaştırmaya ilişkin dikkat çeken bir karara imza attı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karara konu uyuşmazlık, Malatya Şeker Fabrikası'nın kurulması amacıyla 1954 yılında kamulaştırılan bir taşınmazla ilgili yaşandı. Taşınmazın eski maliklerinin mirasçıları, kamulaştırma bedelinin hak sahiplerine ödenmediğini ileri sürdü.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MİRASÇILAR KAMULAŞTIRMA BEDELİNİN ÖDENMEDİĞİNİ SÖYLEDİ</strong></p>

<p>Başvurucular, kamulaştırılan taşınmaz karşılığında murislerine veya kendilerine herhangi bir bedel ödenmediğini iddia etti.</p>

<p>Yargılama sırasında kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediğinin araştırılmasını isteyen başvurucular, iddialarını desteklemek amacıyla banka kayıtlarını da dosyaya sundu.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası ve Türkiye İş Bankası'ndan temin edilen yazılar da mahkemeye sunulan belgeler arasında yer aldı.</p>

<p><strong>MAHKEMELER DEVAYI SÜRE NEDENİYLE REDDETTİ</strong></p>

<p>Derece mahkemeleri ise kamulaştırma bedelinin gerçekten ödenip ödenmediği meselesini esas yönünden sonuçlandırmadı.</p>

<p>Mahkemeler, kadastro tespitinin kesinleşmesinin üzerinden 10 yıldan fazla süre geçtiği gerekçesiyle hak düşürücü sürenin dolduğuna karar verdi.</p>

<p>Kararın kanun yolu incelemesinden geçerek kesinleşmesinin ardından mirasçılar Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulundu.</p>

<p><strong>AYM BANKA KAYITLARINA DİKKAT ÇEKTİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği konusunun mülkiyet hakkı açısından belirleyici olduğunu değerlendirdi. Yüksek Mahkeme, başvurucuların banka kayıtlarına dayanarak ileri sürdüğü iddiaların derece mahkemelerince karşılanması gerektiğine işaret etti.</p>

<p>AYM'ye göre, uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edebilecek nitelikteki esaslı iddia ve deliller değerlendirilmeden yalnızca hak düşürücü süre gerekçesiyle karar verilmesi yeterli değildi.</p>

<p><strong>“SÜRE DOLDU” GEREKÇESİ TEK BAŞINA YETERLİ GÖRÜLMEDİ</strong></p>

<p>Kararda, kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği açıklığa kavuşturulmadan yalnızca aradan geçen süreye dayanılarak davanın reddedilmesi ele alındı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi, ödeme yapılmadığı yönündeki iddiaların ve bu iddiaları destekleyen belgelerin değerlendirilmemesinin mülkiyet hakkının korunması bakımından sorun oluşturduğunu belirtti.</p>

<p>Mahkemelerin uyuşmazlığın sonucuna doğrudan etki edebilecek iddia ve delillere cevap vermeden davayı süre yönünden sonuçlandırmasının başvuruculara aşırı külfet yüklediği sonucuna varıldı.</p>

<p><strong>MÜLKİYET HAKKININ İHLAL EDİLDİĞİNE KARAR VERİLDİ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Kararla birlikte, geçmiş yıllardaki kamulaştırmalarda bedelin ödenip ödenmediğine ilişkin esaslı iddia ve delillerin yargı mercilerince değerlendirilmesi gerektiği bir kez daha ortaya konuldu. AYM'nin kararı Resmi Gazete'de yayımlandı.</p>

<p><i>Anayasa Mahkemesi'nin 22/4/2026 tarihli ve 2020/38884 başvuru numaralı kararı</i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MÜKTAT</strong> <strong>GÜRCÜ</strong> <strong>VE</strong> <strong>DİĞERLERİ</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/38884)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 22/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 21/9/2026 - 33377</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nur Hilal MERMER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>1. Müktat GÜRCÜ</p>

   <p>2. Perihan İLEMAN</p>

   <p>3. Sadet ALAKUŞ</p>

   <p>4. Sevgi GÜVEN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ozan Meriç ÇELİK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, taşınmazın usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığı ve bedelinin ödenmediği gerekçesiyle kamulaştırmasız el atma iddiasına dayanılarak açılan tazminat davasının hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Malatya'nın Yeşilyurt ilçesi, İnönü Mahallesi, 1072 ada, 4 ve 17 parsel numaralı taşınmazlar (daha önce 24 parsel numaralı taşınmaz) başvurucuların murisinin senetsiz malıyken Malatya İl İdare Heyetince alınan 13/12/1954 tarihli kamulaştırma kararı çerçevesinde Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş. (İdare) tarafından kamulaştırılmıştır. Öte yandan 1973 tarihli kadastro tutanaklarında söz konusu taşınmazların başvurucuların murisinin senetsiz malıyken İdarenin kamulaştırma sahasında kaldığı için kamulaştırıldığı, bedelinin Türkiye İş Bankasındaki 473 numaralı hesaba 10/2/1955 tarihinde yatırıldığı, bu tarihten itibaren taşınmazların davasız ve nizasız olarak İdare tarafından kullanıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>3. Başvurucular, kadastro tutanaklarındaki tespitlerden hareketle murislerinin aslen iktisap ettiği taşınmazların usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığı ve kamulaştırma bedelinin de ödenmediği iddiasıyla İdareye karşı Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açmıştır.</p>

<p>4. Mahkeme; taşınmazların 1956 yılından önce kamulaştırıldığını, kamulaştırma işleminin de 5/1/1961 tarihli ve 221 sayılı Amme Hükmi Şahısları veya Müesseseleri Tarafından Fiilen Amme Hizmetlerine Tahsis Edilmiş Gayrimenkuller Hakkında Kanun kapsamında kaldığını, bu çerçevede davanın söz konusu Kanun'un yürürlüğe girdiği 12/1/1961 tarihinden itibaren iki yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığını belirterek usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p>5. Karara karşı başvurucuların yaptığı istinaf başvurusu neticesinde Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesince (Bölge Adliye Mahkemesi) karar kaldırılmış, davanın 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 12. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde, dava konusu taşınmazların kadastro tutanaklarına göre İdare tarafından 1955 yılında kamulaştırıldığı, bu tarihten itibaren İdare tarafından kullanıldığı, kadastro tutanaklarının 26/4/1973 tarihinde kesinleştiği belirtilmiş; başvurucuların kadastrodan önceki hukuki sebeplere dayanarak dava açmak için öngörülen on yıllık hak düşürücü süreden sonra talepte bulunduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucuların temyiz başvurusu neticesinde Yargıtay 5. Hukuk Dairesince 15/10/2020 tarihinde başvurucuların ileri sürdükleri mülkiyet hakkının kadastro tutanağı öncesine dayalı olduğu ve mülkiyet hakları olduğuna ilişkin dava açmak için öngörülen on yıllık hak düşürücü süreden sonra talepte bulundukları anlaşıldığından davanın 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca hak düşürücü süre nedeniyle reddine ilişkin kararda isabetsizlik bulunmadığı belirtilerek kararın onanmasına karar verilmiş; karar bu suretle kesinleşmiştir.</p>

<p>7. Başvurucular, nihai kararı 11/11/2020 tarihinde öğrendikten sonra 10/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>8. Bireysel başvuru tarihinden sonra başvurucu Müktat Gürcü'nün 25/8/2024 tarihinde vefat ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Başvurucu Müktat Gürcü Yönünden </strong></p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi<i> Abdurrahman Beycur ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2023/76490, 31/7/2025) kararında başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra vefat etmesi hâlinde bireysel başvurudan haberi olmayan mirasçılarının hak kaybına uğramaması için yapılması gerekenler hususunda genel ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi mirasçıların hak kaybına uğramalarını engellemek, bireysel başvuruların neticelendirilmesini sağlamak gerekliliğini birlikte karşılayabilecek bir yol olarak 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 49. maddesinin (7) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 84. maddesinin verdiği yetkiyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 26. maddesinin başvuru tarihinden sonra ölüm hâli için de uygulanabileceği kanaatine varmıştır. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi hâlinde bu kişi yönünden başvurunun işlemden kaldırılmasına karar verilmesinin uygun olacağı sonucuna ulaşmıştır. Bunun yanında vefat eden başvurucunun mirasçısı olduğunu bilgi ve belgeleriyle ispat eden kişilerin ise makul bir süre içinde bireysel başvuruyu takip etme iradesini ortaya koymaları hâlinde -mirasçıların menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurunun incelenmesine devam edilebileceğini belirtmiştir. Bu kapsamda bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen bir başvurucunun mirasçılarının başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine iletme yükümlülüğünün kendileri üzerinde olduğu kaydedilmelidir. Öte yandan Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde başvurucunun bireysel başvuru tarihinden sonra ölmesi durumunda dahi başvurunun incelenmeye devam edilebileceği vurgulanmalıdır. Somut başvuruda başvurucu Müktat Gürcü başvuru tarihinden sonra 25/8/2024 tarihinde vefat etmiştir. Başvurucu Müktat Gürcü yönünden anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>11. Açıklanan gerekçelerle başvurucu Müktat Gürcü yönünden <i>başvurunun</i> <i>işlemden</i> <i>kaldırılmasına</i> karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Diğer Başvurucular Yönünden </strong></p>

<p>12. Başvurucular, murislerinin senetsiz malıyken İdarece taşınmazların usulüne uygun olarak kamulaştırılmadığını, taşınmazların bedeli ödenmeksizin mülkiyetlerinin İdareye geçtiğini, bedelin ödenmediğine yönelik iddialarının araştırılmadığını, tapu kayıtları oluşturulduğu sırada bir hata yapıldığını, kadastro öncesi hukuki sebebe dayalı bir durum olmadığını, bu kapsamda on yıllık hak düşürücü sürenin somut olaya uygulanmaması gerektiğini belirterek mahkemeye erişim hakkı, hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; başvurunun zaman bakımından ve mülkün varlığının ispat edilememesi dolayısıyla konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği, yapılacak incelemede Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihatlarının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>14. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>16. Dava konusu taşınmazların başvurucuların murisinin senetsiz malları olduğu ve söz konusu taşınmazların kamulaştırılmasına karar verildiği anlaşılmıştır. Başvurucuların taşınmazlarının kamulaştırılmasının mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği tartışmasızdır. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin çok sayıda kararında da belirtildiği üzere taşınmazın kamulaştırılması mülkten yoksun bırakma niteliği taşımaktadır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32; AYM, E.1988/34, K.1989/26, 21/6/1989; E.2011/58, K.2012/70, 17/5/2012).</p>

<p>17. Anayasa'nın 13. ve 35. maddelerine göre mülkiyet hakkına yapılan bir müdahalenin Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekir (<i>Recep Tarhan ve Afife Tarhan </i>[1. B.], B. No: 2014/1546, 2/2/2017, § 62).</p>

<p>18. Anayasa'nın kamulaştırmayı düzenleyen 46. maddesinin birinci fıkrasında <i>"Devlet ve kamu tüzel kişileri; kamu yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla, özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî irtifaklar kurmaya yetkilidir." </i>denilmektedir. Devlet ve kamu tüzel kişileri tarafından yapılabilmesi, kamu yararının bulunması, kamulaştırma kararına ilişkin kanunda gösterilen esas ve usullere uyulması, gerçek karşılığın kural olarak peşin ve nakden ödenmesi kamulaştırmanın anayasal ögeleridir (AYM, E.2018/156, K.2019/22, 10/4/2019, § 29). Gerçek karşılığın peşin olarak ödenmesi Anayasa'nın 46. maddesiyle maliklerin lehine olarak getirilen özel bir güvence mahiyetindedir (<i>Ayşe Erenoğlu ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2020/24984, 2/4/2024, § 11).</p>

<p>19. Öte yandan Anayasa Mahkemesi <i>Abdullah Akça</i> ([2. B.], B. No: 2020/26382, 17/4/2024) kararında, kamulaştırma bedelinin başvuruculara ödenip ödenmediğine ilişkin olarak yargılama makamlarınca bir değerlendirmede bulunulmadığı, bu bağlamda mahkeme kararlarının başvurucuların geçerli bir kamulaştırmanın temel unsuru olan kamulaştırma bedelinin ödenmediğine yönelik iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe içermediği, mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin yerine getirilmediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır (<i>Abdullah Akça</i>, §§ 14-16).</p>

<p>20. Başvuruya konu olayda Bölge Adliye Mahkemesince kadastro tutanağının 26/4/1973 tarihinde kesinleştiği belirtilerek dava tarihi itibarıyla 3402 sayılı Kanun'un 12. maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen on yıllık hak düşürücü süre nedeniyle davanın reddine karar verilmiş ancak başvurucuların kamulaştırma bedelinin ödenmediğine dair iddiaları hakkında bir değerlendirmede bulunulmamıştır. Üstelik başvurucular bu iddialarını yargılama boyunca Türkiye İş Bankasından aldıkları ve içeriğinde murisleri adına kayıtlı olduğu belirtilen 473 numaralı hesabın bulunmadığına yönelik açıklamaya yer verilen 2/11/2017 tarihli cevabi yazı ile yine Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasından aldıkları aynı mahiyetteki 7/11/2017 tarihli yazı kapsamında dile getirmiştir. Nihayetinde yargı mercilerinin kararlarına bakıldığında başvurucuların geçerli bir kamulaştırmanın temel unsuru olan kamulaştırma bedelinin ödenmediğine yönelik iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli ve uygun bir gerekçe bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>21. Sonuç olarak yargılama makamlarınca başvurucuların iddia ve itirazlarının dayandığı kamulaştırma bedelinin ödenmediği olgusuna ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunulmaksızın karar verildiği, bu itibarla mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği, başvurucuların bu güvencelerden yararlandırılmadığı görülmüştür. Bu nedenle başvurucuların mülkiyet hakkı ile müdahalenin dayandığı kamu yararı arasında olması gereken adil denge başvurucular aleyhine bozulmuş olup mülkiyet hakkına yapılan müdahale ölçüsüzdür.</p>

<p>22. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM </strong></p>

<p>23. Başvurucular; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 21.000.000 TL maddi ve 400.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>24. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>25. İhlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurucu Müktat Gürcü yönünden başvurunun İŞLEMDEN KALDIRILMASINA,</p>

<p>B. Diğer başvurucular yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>C. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Malatya 3. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/440, K.2018/397) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. Başvurucuların tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>F. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymden-dikkat-ceken-kamulastirma-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 21 Sep 2026 08:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/anayasa4f.jpg" type="image/jpeg" length="31381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 19 Sep 2026 12:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Ofhr1d4UISA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47120"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uzaktan Çalışmada İşverenin Kamera Açtırarak İşçiyi Denetlemesi Hukuka Uygun mu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/uzaktan-calismada-isverenin-kamera-actirarak-isciyi-denetlemesi-hukuka-uygun-mu</guid>
      <pubDate>Fri, 18 Sep 2026 15:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/fqR8FfNaZb0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Barışma ve Evlilik Beklentisiyle Devredilen Tapular İçin Açılan Tapu İptal Ve Tescil Davaları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/barisma-ve-evlilik-beklentisiyle-devredilen-tapular-icin-acilan-tapu-iptal-ve-tescil-davalari</guid>
      <pubDate>Thu, 17 Sep 2026 22:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/xpPUSEOCGYM/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Alacaklıdan Kaçmak İçin Devredilen Tapu Geri Alınabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/alacaklidan-kacmak-icin-devredilen-tapu-geri-alinabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 16 Sep 2026 13:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/n5XxfI7M_tw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmada Devam Eden Kredi Borcu Mal Paylaşımına Etki Eder mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmada-devam-eden-kredi-borcu-mal-paylasimina-etki-eder-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 15 Sep 2026 15:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/AqX-OBTJ_ws/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deneme Süreli Çalışan İşçi İhbar Tazminatı Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/deneme-sureli-calisan-isci-ihbar-tazminati-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 13 Sep 2026 18:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/ul4Hwub_Qn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11313"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çocuğunuz Yoksa Mirasınız Kime Kalır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/cocugunuz-yoksa-mirasiniz-kime-kalir</guid>
      <pubDate>Fri, 11 Sep 2026 17:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/U6-DhcVisf8/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hisseli Tapuda Hissedarların Onayı /İzni Olmadan Satış Yapılabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hisseli-tapuda-hissedarlarin-onayi-izni-olmadan-satis-yapilabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 09 Sep 2026 14:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jHC5NaOXSJQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;

Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="17873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="18918"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="36978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="78288"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="23039"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="78123"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="87175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="65820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68035"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="57371"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
