<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2026 21:52:42 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Başkanı Sağkan'dan Adli Yıl Açılış Töreni'nde eleştiriler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni'nde eleştirilerde bulundu. Sağkan, "Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır." dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yeni adli yıl, Yargıtay'daki İsmail Rüştü Cirit Konferans Salonu'nda düzenlenen törenle başladı.</p>

<p>Törene, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, Danıştay Başkanı Zeki Yiğit, Adalet Bakanı Akın Gürlek, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BBP Genel Başkanı Mustafa Destici ile bazı siyasiler ve Yargıtay üyeleri, hakimler ve savcılar katıldı.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Erinç Sağkan, 2026-2027 Adli Yıl Açılış Töreni'nde açıklamalarda bulundu.</p>

<p>Hukukun üstünlüğünün en önemli göstergelerinden birinin bağımsız yargının kararlarına riayet edilmesi olduğunu belirten Sağkan, "Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce, kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi, yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içinde tutulduğudur. Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise bağımsız yargının kararlarına riayettir" dedi.</p>

<p>Erinç Sağkan, şöyle devam etti: "Adalet yargı kararının verilmesiyle değil, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa’nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin devlete yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa’nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi hâlde tartışma tek bir yargı kararını aşar; Anayasa’nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır."</p>

<p><strong>"HUKUKA AYKIRI UYGULAMALAR GÜVENSİZLİK OLUŞTURUYOR"</strong></p>

<p>Sağkan, son dönemde kişi özgürlüğünü sınırlayan tutuklama ve bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda öngörülen koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde uygulandığını ifade etti.</p>

<p>Ceza soruşturmalarında gizlilik ilkesinin kamu makamları tarafından ihlal edilmesinin lekelenmeme hakkı ve masumiyet karinesini zedelediğini belirten Sağkan, "Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleriyle infazın iç içe geçtiği yönündedir. Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır. Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır" dedi.</p>

<p><strong>"İZİN VERİLEN VE İZİN VERİLMEYEN DÜŞÜNCE AYRIMI"</strong></p>

<p>İfade özgürlüğüne ilişkin yargı pratiklerinin de özgürlük alanını daralttığını kaydeden Sağkan, şunları söyledi:</p>

<p>"Bireylerin, özgürce düşüncelerini açıklayabilmesi ve yayabilmesi anlamında ifade özgürlüğü temel haklardan olup, çekirdek özü her koşulda korunmalıdır. Maalesef ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu’nda 'Kamu Barışına Karşı Suçlar' başlığında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek, izin verilen düşünce ve izin verilmeyen düşünce ayrımına işaret etmektedir. Az önce de belirttiğim üzere koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, 'tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı' algısı yaratan ve hatalı bir değerlendirme diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır."</p>

<p><strong>"SİYASETİN DİLİ İLE YARGININ DİLİ GİDEREK BİRBİRİNE YAKLAŞIYOR"</strong></p>

<p>Türkiye’de üzerinde durulması gereken sorunlardan birinin siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine yaklaşması olduğunu söyleyen Sağkan, siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı bir ortamın adalete duyulan güveni sarstığını belirtti. Sağkan, "Yargısal kararların hukuki anlamlarından ziyade; kime yaradığı, kimi etkilediği, hangi siyasi sonucu doğuracağı daha fazla konuşulmaktadır. Böylesi dönemlerde, kararın gerekçesi değil, kararın arkasındaki irade aranmaya başlanmaktadır" dedi.</p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/HjRBHahi2uY?si=ZFuLfR94TF178eEn" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<h3><strong><span style="color:#2980b9">TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANI AV. R. ERİNÇ SAĞKAN’IN 2026-2027 ADLİ YIL AÇILIŞ TÖRENİNDE YAPTIĞI KONUŞMANIN TAM METNİ</span></strong></h3>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sizleri Türkiye Barolar Birliği adına saygıyla selamlıyor; Sayın Yargıtay Başkanımızın, yüksek yargı organlarımızın değerli başkan ve üyelerinin, adaletin ağırlığını ülkenin her köşesinde omuzlayan avukat, hâkim ve savcı meslektaşlarımın, adalet emekçilerinin ve tüm yurttaşlarımızın yeni adli yılını kutluyorum.</p>

<p>Bu adli yıla da maalesef çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın tam ortasında giriyoruz. Böyle bir kuşatılmışlığın içinde ülkemizin bir taraftan savaşların dışında kalarak, çatışmasızlık süreçlerinin ve barış çabalarının önemli aktörlerinden biri olabilmesi, bir taraftan ise insanlığa karşı suçlarda mağdurun yanında yer alarak uluslararası mekanizmaları hayata geçirme çabası, korunması ve dünyanın geri kalanına örnek olması gereken tarihi bir duruştur.</p>

<p>Bununla birlikte devleti güçlü kılan ve toplumu ayakta tutan asli unsur uluslararası alanda olduğu kadar yerelde de "toplumsal bütünleşmenin'' tesisi, kendi içindeki ihtilafları hukuk ve demokrasiyle çözebilme kudretidir.</p>

<p>Bugün Türkiye, tam da bu kudretini ortaya koyacağı önemli bir eşiktedir. <strong>Terörün ülkemiz gündeminden çıkarılması ve toplumsal bütünleşmenin sağlanmasına yönelik irade, çatışma ve ihtilafların hukuk yoluyla geride bırakılabilmesi bakımından tarihsel bir imkândır.</strong> Zira yaklaşık kırk yıldır devam eden terör süreci, yalnızca şehitlerimiz, gazilerimiz, sivil kayıplarımız gibi korkunç sonuçlarıyla değil, aynı zamanda demokrasimizde ve hukuk pratiğimizde de derin krizlere yol açmasıyla olumsuz yönde belirleyici olmuştur.</p>

<p>Terörle mücadele gerekçesiyle kamusal yetkiler alabildiğine genişletilmiş, olağanüstü hâllerle başa çıkmanın yöntemleri kurumsallaştırılmış, âdeta olağanlaştırılmıştır. Yine aynı dönemde suç kavramının anlamı da değişmiştir. Siyasi, ekonomik, toplumsal ve çevresel alanları da içine alan çok daha geniş bir "tehdit'' ve ''tehlike" anlayışı ceza hukukunun merkezine yerleşmiş, hâliyle olağanüstü önlemler almak ve güç kullanmak da daha kolay meşrulaştırılmıştır.</p>

<p>Tam da bu nedenle, bugün önümüzde duran meselenin silahların susması olarak görüldüğü kadar, demokratik hukuk devletinin tam manasıyla inşası ve toplumsal bütünleşmenin hukuk aracılığıyla tesisi olarak görülmesi gerektiğini önemle belirtmek isterim. Evet, siyasi iradeler çatışma süreçlerini sona erdirebilirler, ancak toplumsal bütünleşme ve bunun kalıcı olması, yurttaşların hak ve özgürlüklerini güvence altına alan bir hukuk düzenini gerektirir.</p>

<p>Toplumsal barışın güçlenmesi ve şiddetin kalıcı biçimde sona ermesi hepimizin ortak arzusudur. Böylesine tarihî sonuçlar doğuracak bir sürecin hukuki zemininin de açık, öngörülebilir, denetlenebilir ve Anayasal ilkelerle uyumlu olması beklenir. Bu sorumlulukla ifade etmek isterim ki, böyle bir düzenlemeyi kalıcı kılacak olan, vaatlerden öte taşıdığı hukukî sağlamlık ve hukuk devleti güvencesidir.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği olarak, Yüce Meclis çatısı altında kurulan komisyonda görüş ve önerilerimizi ifade etme fırsatı bulmuştuk. Bunların bir bölümünün komisyon raporuna da yansıdığını gördük. Bundan sonraki aşamada da, ulus devlet anlayışı ve üniter yapı içerisinde, kalıcı toplumsal bütünleşmenin hukukun güvencesi altında tesisi için bütün kurumsal birikimimizle katkı sunmaya hazır olduğumuzu önemli belirtmek isterim.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Dünyanın içinde bulunduğu hâl, yaşanan büyük acılar, savaşlar ve adaletsizlikler, evrensel hukuka bağlılığın samimiyetini her gün yeniden sınamaktayken, insanlığın ortak vicdanının yaralandığı bu dönemde, sınanan yalnızca milyonlarca masum değil; İkinci Dünya Savaşı'nın küllerinden "bir daha asla" sözüyle kurulan uluslararası hukuk düzeninin bizzat kendisidir.</p>

<p>İşte böyle bir dönemde, uluslararası insancıl hukuku ve barışı savunmak ve bu kapsamda etkili rol alabilmek az önce de ifade ettiğim üzere onurlu ve tarih önünde kayda değer bir duruş olmakla birlikte, bu tutum, kendi hukuk sistemimizi tam anlamıyla bağımsız ve tarafsız bir yapıya büründürmek, evrensel hukuk kurallarına tam riayet ve eksiksiz demokrasiyle anlam kazanır. Çünkü bir devletin dünyaya hukuk adına yükselttiği söz, en büyük gücünü o devletin kendi hukukuna sadakatinden ve demokrasisinin eksiksiz işlemesinden alır.</p>

<p>Bu kapsamda, ülkemizin demokratik kültürünün, hukuk ve yargı düzeninin güçlendirilmesini temel görevlerimizden biri olarak kabul ettiğimiz için, bu kürsüden hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı bakımından hatalı veya hukuka aykırı gördüğümüz uygulamaları da konuşmayı, adaletin sorunlarını erklerin huzurunda dile getirmeyi bir sorumluluk olarak görüyoruz.</p>

<p><strong>Hukukun üstünlüğü, devletin hukuk üretme kudretinden önce, kendi koyduğu hukuka bağlı kalabilme iradesini ifade eder. Hukukun üstünlüğünün başat göstergesi, yurttaşa hangi kuralların konulduğu kadar, iktidarın da hangi sınırlar içinde tutulduğudur.</strong> Devletin kendi gücüne hukuk eliyle sınır çizebilmesi, demokratik düzenin en ileri olgunluk ölçülerinden biridir. Bunun en önemli göstergesi ise, bağımsız yargının kararlarına riayettir.</p>

<p>Adalet yargı kararının verilmesiyle değil, uygulanmasıyla varlık kazanır. Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının gereğinin yerine getirilmesi, kamu makamlarının takdirine bırakılmış bir tercih değil; Anayasa'nın ve tarafı olduğumuz uluslararası sözleşmelerin devlete yüklediği hukuki bir yükümlülüktür. Anayasa'nın bağlayıcı kıldığı bir hükmün uygulanması tercihlere, siyasi değerlendirmelere veya kararın sonucuna göre değişemez. Aksi hâlde tartışma tek bir yargı kararını aşar; Anayasa'nın devlet düzeni içindeki anlamının sorgulanmasına kadar uzanır.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği olarak Milli Dayanışma Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonuna sunduğumuz önerilerin başında da yüksek mahkeme kararlarının etkili ve eksiksiz biçimde uygulanmasını sağlayacak güvencelerin güçlendirilmesi gelmiştir. Bu önerinin Komisyon Raporu'na yansımış olmasını önemli buluyoruz. Ancak hukuk devletinde asıl güvence, bir ilkenin raporlarda kabul edilmesi değil, devletin bütün organları bakımından tereddütsüz biçimde hayata geçirilmesidir. Beklentimiz, ortaya konulan bu iradenin mevzuata ve uygulamaya aynı açıklıkla yansımasıdır.</p>

<p>Hukuk ve yargı sistemimiz bakımından son dönemde en çok öne çıkan bir diğer husus, kişi özgürlüğünü sınırlayan bir ceza muhakemesi işlemi olarak tutuklama tedbirinin ve tutuklamaya alternatif oluşturmak amacıyla düzenlenen bazı adli kontrol tedbirlerinin kanunda yazılı koşullar dikkate alınmadan ve ölçüsüz şekilde; âdeta birer ceza ve yaptırım aracı olarak kullanılmasıdır. Gözlemlerimiz, ceza muhakemesi yargılama süreçleriyle infazın iç içe geçtiği yönündedir. <strong>Ceza soruşturmalarındaki gizlilik ilkesinin bizzat kamu makamları tarafından ihlal edilmesi, kişilerin lekelenmeme hakkını ve masumiyet karinesini ağır şekilde zedelemekte, toplum nezdinde itibarsızlaştırılmalarına ve damgalanmalarına neden olmaktadır.</strong> Bu tür hukuka aykırı uygulamalar ceza adalet sistemine karşı derin ve yaygın bir güvensizlik oluşturmaktadır.</p>

<p>Cezaların infazı ise başlı başına büyük bir sorun teşkil etmektedir. Sık değiştirilen mevzuat ve idare gözlem kurullarının objektiflikten uzak kararları mağduriyetler yaratmakta, sistem infazda eşitlik temelinden uzaklaştığı gibi cezalandırmanın en önemli amaçlarından olan caydırıcılık unsuru da etkisizleşmektedir. Vakit geçirilmeksizin infazın temel ilkeleri ve amaçları doğrultusunda insan haysiyetine yakışır, etkili yargısal denetime açık adil bir gözden geçirme mekanizması içeren, herkes için eşit uygulanabilecek ve yaşanan mağduriyetleri de giderecek yeni bir infaz kanunu hayata geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Bireylerin, özgürce düşüncelerini açıklayabilmesi ve yayabilmesi anlamında ifade özgürlüğü temel haklardan olup, çekirdek özü her koşulda korunmalıdır.</strong> Maalesef ülkemizdeki ifade hürriyetini ilgilendiren yargı pratikleri özgürlük alanlarını genişleten ve koruyan değil aksine daraltan ve baskılayan bir noktaya varmıştır. Özellikle Türk Ceza Kanunu'nda "Kamu Barışına Karşı Suçlar" başlığında düzenlenen suç tiplerine dair yargısal süreçlerdeki bazı uygulamalar, ifade hürriyetinin üzerinde büyük bir baskıya dönüşerek, izin verilen düşünce ve izin verilmeyen düşünce ayrımına işaret etmektedir. Az önce de belirttiğim üzere koruma tedbirlerinin cezalandırmaya dönük biçimde uygulanması, "tahliye kararına dahi tahammülün bulunmadığı" algısı yaratan ve hatalı bir değerlendirme diyerek geçiştiremeyeceğimiz açık hukuka aykırı uygulamalar, düşünce ve ifade hürriyeti kapsamında toplumun önemli bir kesimi üzerinde baskı ve kaygı yaratmaktadır.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p><strong>Bugün Türkiye'de üzerinde ciddiyetle durmamız gereken sorunlardan biri de siyasetin dili ile yargının dilinin giderek birbirine yaklaşmasıdır.</strong> Siyasi ihtilafların mahkeme salonlarına taşındığı, yargısal süreçlerin hukuki gerekçelerinden çok siyasi sonuçları üzerinden okunduğu bir iklim, adalete duyulan güveni sarsmaktadır. Yargısal kararların hukuki anlamlarından ziyade; kime yaradığı, kimi etkilediği, hangi siyasi sonucu doğuracağı daha fazla konuşulmaktadır. Böylesi dönemlerde, kararın gerekçesi değil, kararın arkasındaki irade aranmaya başlanmaktadır. İşte yargının araçsallaştığı algısının doğmasına sebebiyet veren uygulamaların demokratik düzene verdiği en ağır zararlardan biri budur.</p>

<p>Yargının itibarı, savunmanın haysiyeti ve yurttaşın adalete güveni aynı zeminde yükselir. Birindeki aşınma diğerlerine de sirayet eder. Yeni adli yılın başında kendimize sormamız gereken, bu güveni hangi sözlerle tarif ettiğimizden çok, onu gündelik hukuk pratiğinde ne ölçüde karşılayabildiğimizdir.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Bir hukuk düzeninin gücü ve meşruiyeti, vatandaşların o sisteme ve adalete duyduğu güven ile ölçülür. Bu güvenin ilk sınandığı yer ise, adaletin terazisi olduğu kadar aynı zamanda takvimidir. Anayasa'nın 141'nci maddesi, davaların mümkün olan süratle sonuçlandırılmasını yargıya bir temenni olarak değil, bir görev olarak yüklemiştir. Ancak geciken adalet sorunumuz her sene dile getirilmekte olsa da artarak devam etmektedir. Bu sorunun çözümünün önleyici hukuk uygulamalarının geliştirilerek yargının iş yükünün azaltılması ile avukatın bilgi ve belgeye erişiminin önündeki engeller kaldırılarak avukata yetki ve sorumluluk tanınmasıyla mümkün olabileceğine dair görüşlerimizi ilgili makamlarla her fırsatta paylaştık.</p>

<p>Özellikle avukatın bilgi ve belgeye erişim hakkını düzenleyen Avukatlık Kanunu'nun 2'nci maddesi, Kişisel Verileri Koruma Kanunu gerekçe gösterilerek tamamen uygulanamaz hâle getirilmiş olup, mesleğimizi artık icra edilemeyecek duruma getiren bu sorunun çözümü için Adalet Bakanlığıyla yaptığımız ayrıntılı çalışmanın yasalaşması yönündeki beklentimizi buradan da paylaşmak isterim.</p>

<p><strong>Yargının kurucu unsurlarından olan </strong><strong>savunma mesleği bağımsız ve güçlü olmadan yargının bağımsızlığından da söz edilemez.</strong> Bu bağımsızlığın ve savunmanın etkinliğinin sınandığı hukuka aykırı uygulamalar hukuk devleti ilkesine zarar vermektedir.</p>

<p>Bunların başında bazı savunma faaliyetlerinin bir suçlama konusuna dönüştürülmesi gelmektedir. Kamuoyunun da yakından takip ettiği birtakım yargısal süreçlerde, avukatların mesleki faaliyetlerinin yeterli ve somut deliller bulunmaksızın suçlamaya dönüştürülmesi ve hukuka aykırı gözaltı işlemi ile tutuklama uygulamaları, avukatlık bürolarında usule aykırı şekilde arama ve el koyma işlemleri yapılması, savunma hakkının çekirdeğine dokunan bir eşiktir. Kanun koyucu büro ve konut aramasını sıkı güvencelere bağlamışken, bu güvencelerin aşındığı her işlem yalnızca avukata değil, yurttaşların savunma hakkına da dokunmakta ve adil yargılanma hakkının ihlaline sebebiyet vermektedir. Bu bakımdan meslektaşlarımızın görevlerini baskıdan uzak biçimde yerine getirebilmeleri ve savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi için, avukatı müvekkiliyle özdeşleştiren anlayıştan uzaklaşılmasının, mevzuatımızdaki özel soruşturma usullerine riayet edilmesinin ve Avukatlık Mesleğinin Korunmasına ilişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ne taraf olunması gerekliliğinin altını önemle çizmek isterim.</p>

<p><strong>Avukata yönelen şiddet ise artık münferit olarak görülemeyecek bir yaygınlığa ulaşmıştır.</strong> Hemen her gün farklı illerden meslektaşlarımıza yönelen şiddet haberleri gelmektedir. Avukatlar anlaşmazlıkların tarafı olarak görülmekte, şiddete uğramakta ve hatta öldürülmektedir. Bu yıl, 28 Nisan'da Bursa'da Av. Hatice Kocaefe'yi hain bir saldırıda kaybettik. Keza 7 Ocak'ta Yalova'da bir kamu kurumunu temsil ederken görevi başında uğradığı silahlı saldırı sonucu genç meslektaşımız Av. Zekeriya Polat'ı yitirmiştik; huzurlarınızda kendilerini rahmetle anıyorum.</p>

<p>Bu sorunun çözümünde sonuç alınabilmesi, bireysel olarak verdiğimiz mücadelenin ötesinde, bütüncül politikaları gerektirmektedir. Avukata yönelen şiddetin, yurttaşların savunma hakkına ve yargının işleyişine de yöneldiği göz önüne alındığında, caydırıcı yaptırımlarla karşılanması ve önleyici mekanizmalara ilişkin olarak Adalet Bakanlığına ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunduğumuz önerilerin sadece mesleki bir talep değil, doğrudan adalete erişimle ilgili olduğu da değerlendirilmeli, önerilerimiz gecikmeden hayata geçirilmelidir.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Konuşmamın bu noktasında biraz da savunmanın imkânlarından bahsetmek istiyorum. Çünkü bağımsızlık aynı zamanda mesleği yaşatacak ve onuruyla yapabilecek koşullara sahip olmayı da gerektirir. <strong>Avukatın ekonomik bağımsızlığı ve mesleki güvenceleri, savunma hakkının etkin kullanımını belirleyen asli unsurlardır.</strong></p>

<p>Hukuk fakültesi ve mezunu sayısındaki orantısız artışın yarattığı gerek nitelik gerekse nicelik sorununa dair son dönemde atılan adımları memnuniyetle karşıladığımızı ifade etmek isterim. Birliğimizin ve Baroların önerileri, fikr-i takip konusundaki yaklaşımları, siyasi iradenin ise kararlı tutumu sonucunda, lisans düzeyindeki hukuk öğrenimi alanında büyük bir dönüşüm hatta "sessiz bir devrim" gerçekleşmiştir. 2022'den itibaren yeni bir hukuk fakültesi açılmamasıyla gösterilmeye başlanan irade; ikinci öğretimlerin, adalet meslek yüksekokullarının kapatılması ve Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı'nın uygulanmasıyla devam etmiş; hukuk fakülteleri için başarı sıralamasının yüz bine yükseltilmesi ve kontenjanların önemli ölçüde sınırlandırılmasıyla gözle görülür sonuçlar üretmeye başlamıştır. Önceki yıllarda on altı binlerde seyreden hukuk fakültesi kontenjanları sekiz binler düzeyine indirilmiştir.</p>

<p>Bu tablo yalnızca avukatlık mesleğinin geleceği için değil, hukuk düzenimizin tamamı açısından olumlu etkiler yaratacaktır. Bunu önümüzdeki yıllarda daha da net göreceğimize inanıyoruz. Bu önemli adımlar nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanımıza ve emek verenlere içtenlikle teşekkür etmeyi borç biliyoruz.</p>

<p>Öte yandan, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak elli bine yükseltilmesi ve hukuk fakülteleri için akreditasyon uygulamasının hayata geçirilmesi önerilerimizin de bir kez daha altını çizmek isteriz. Esasen, açıklanan sonuçlara göre devlet üniversiteleri bakımından hukuk fakültelerine yerleştirmede başarı sıralaması otuz binin üstünde kalmışken, vakıf üniversitelerindeki sıralama ise yüz bin olarak gerçekleşmiştir. Başarı sıralamasının elli bine yükseltilmesi, hakkaniyete aykırı bu görüntüyü giderecek, akreditasyon ise hukuk eğitimindeki niteliğin standart hâle gelmesini sağlayacaktır.</p>

<p>Bununla birlikte özellikle genç meslektaşlarımızın yaşadığı ekonomik sorunların derinleştiğini ifade etmek durumundayım. Son dönem yürütülen ekonomi politikaları çerçevesinde genç girişimci prim muafiyetinin kaldırılması, ekonomik hiçbir güvencesi olmayan meslektaşlarımız bakımından son derece olumsuz sonuçlar ortaya çıkarmıştır. Bu kapsamda meslektaşlarımızın mesleklerini bu mesleğin onuruna uygun şekilde icra edebilmeleri bakımından; prim muafiyetinin tekrar uygulamaya geçirilmesi, önleyici hukuk uygulamaları kapsamında iş alanlarının geliştirilmesi, zorunlu müdafi ve vekillere yapılacak ödemelerin verilen hizmetin niteliğine uygun şekilde belirlenmesi, staj dönemi için kamu desteği sağlanması, kamu avukatlarının haklı beklentileri çerçevesinde özlük haklarının iyileştirilmesi, bağlı çalışanlar için mesleğin niteliğine uygun bir ücret rejimi oluşturulması yönündeki, büyük çoğunluğu aynı zamanda Yargı Reformu Strateji Belgesi'nde bir taahhüt olarak da yer alan taleplerimizin artık uygulamaya geçmesi yönündeki beklentimizi önemle belirtmek isterim.</p>

<p><strong>Sayın Cumhurbaşkanım,</strong></p>

<p>Sözlerimin başında, çevresinde savaşların sürdüğü bir coğrafyanın ortasında bulunduğumuzu ifade etmiştim. <strong>Bu ülkeyi çevresindeki acılardan ayıran, Cumhuriyet'in bize bıraktığı bir arada yaşama iradesi ve bu iradeyi hukukla güvence altına alan laik, demokratik düzendir. </strong>Romalı devlet adamı ve filozof Cicero, silahlar konuşurken hukukun sustuğunu söyler. Silahlar susuyorsa konuşma sırası da artık hukuka geçmelidir. Her alanda, herkes için ve eşit biçimde…</p>

<p>Adalet, insanlık tarihinin en eski arayışıdır. Bu uzun arayışın bizim kuşağımıza düşen kısmında nasıl bir iz bırakacağımızı ise bugün vereceğimiz kararlar belirleyecek. Gücün hukukla sınırlandığı, savunmanın özgür, yargının bağımsız, insan onurunun dokunulmaz kaldığı bir Türkiye, gelecek kuşaklara karşı taşıdığımız en büyük sorumluluktur.</p>

<p>Mahkeme salonlarımızın duvarına asırlardır nakşedilen; adaletin, mülkün yani devletin temeli olduğu sözü, özünde her duruşmada, her kararda, her gerekçede yeniden kurulması gereken bir ahittir. Cumhuriyet'in kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk, henüz Kurtuluş Savaşı'nın ortasında, adliye siyasetinin gayesini <i>"halkı yormaksızın, süratle, isabetle, emniyetle adaleti dağıtmak</i>" olarak tarif etmiştir. Yüz yılı aşkın süre sonra bu kürsüde konuştuklarımız, o gayenin hâlâ ödenmeyi bekleyen kısmıdır ve ödenecektir; çünkü bu sözü ayakta tutan, hukukun üstünlüğüne bağlı yüz binlerce avukat, hâkim ve savcı bu ülkede görev başındadır.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyetinin kurucu iradesine ve adaletin gerçek sahibi yurttaşlarımıza olan borcumuzun bilinciyle, yeni adli yılın tüm yargı mensupları, adalet çalışanları ve aziz milletimiz için adalete doygun bir yıl olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-sagkandan-adli-yil-acilis-toreninde-elestiriler</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-193.jpg" type="image/jpeg" length="65428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Vasiyetname Nasıl Hazırlanır? Geçerlilik Şartları ve İptali]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türk Medeni Kanunu’na göre 15 yaşını doldurmuş ve ayırt etme gücüne sahip her kişi vasiyetname düzenleyebilir; buna rağmen çoğu insan bu hakkını hiç kullanmadan hayatını sürdürüyor. Oysa doğru şekilde hazırlanmamış bir vasiyetname, ölümden sonra mirasçılar arasında yıllarca sürecek bir iptal davasına dönüşebiliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Vasiyetname Nedir, Kimler Düzenleyebilir?</strong></p>

<p>Vasiyetname, kişinin ölümünden sonra mal varlığının nasıl paylaşılacağını kendi iradesiyle belirlediği <strong>ölüme bağlı tasarruf</strong> belgesidir. Kanuni mirasçıların paylarını tamamen sıfırlamaz, ancak yasal payların üzerine çıkan kısımda serbestçe düzenleme yapma imkânı tanır.</p>

<p>Diyelim ki Bahçelievler’de yaşayan 68 yaşındaki bir emekli, üç çocuğundan birinin engelli olması nedeniyle ona ek bir pay bırakmak istiyor. Bu durumda vasiyetname, çocuklar arasındaki eşitliği bozmadan <strong>saklı pay sınırları içinde</strong> ek düzenleme yapmasına imkân tanır.</p>

<p><strong>Genel Eğilim</strong></p>

<p>TÜİK nüfus projeksiyonlarına göre Türkiye’de yaşlı nüfus oranı her geçen yıl artıyor; buna paralel olarak <strong>miras planlaması ve vasiyetname düzenleme talebi</strong> de son yıllarda giderek daha sık gündeme geliyor.</p>

<p><strong>Vasiyetname Türleri: Resmi, El Yazılı ve Sözlü</strong></p>

<p>Kanun üç farklı vasiyetname türü tanımlar ve her birinin geçerlilik koşulları birbirinden farklıdır. Hangi türü seçeceğiniz, güvenlik ihtiyacınıza ve o an bulunduğunuz koşullara göre değişir.</p>

<p>Örneğin acil bir sağlık durumunda hastanede bulunan bir kişi noter huzuruna çıkamayabilir; bu durumda kanun <strong>sözlü vasiyet</strong> imkânı tanır. Normal koşullarda ise resmi ya da el yazılı vasiyet çok daha güvenlidir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Tür</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Nasıl Düzenlenir</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Resmi Vasiyetname</p>
   </td>
   <td>
   <p>Noter veya yetkili memur huzurunda, <strong>iki tanığın</strong> katılımıyla düzenlenir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>El Yazılı Vasiyetname</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tamamen kendi el yazınızla, <strong>tarih ve imza</strong> ile hazırlanır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Sözlü Vasiyet</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca olağanüstü hallerde, <strong>iki tanığa</strong> beyanla yapılır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Vasiyetnamenin Geçerli Sayılması İçin Aranan Şartlar</strong></p>

<p>En sık karşılaşılan hata, el yazılı vasiyetnamenin bilgisayarda yazılıp altına sadece imza atılmasıdır. Oysa kanun, el yazılı vasiyetin <strong>baştan sona kendi el yazınızla</strong> yazılmasını, tarih atılmasını ve imzalanmasını şart koşar; daktilo veya bilgisayarla yazılan metin, altına imza atılsa bile geçersiz sayılır.</p>

<p>Bir başka örnek: Kadıköy’de yaşayan bir kişi, bilgisayarda hazırladığı metni yazdırıp imzaladı ve ölümünden sonra bu belge <strong>şekil şartı yokluğu</strong> nedeniyle mahkemece geçersiz kabul edildi. Bu tür hatalar, yıllar süren miras anlaşmazlıklarının en yaygın sebeplerinden biri.</p>

<p><strong>Resmi Vasiyetname Hazırlama Adımları</strong></p>

<p>1. Noter veya yetkili memura başvurun</p>

<p>2. İki güvenilir tanık belirleyin</p>

<p>3. İsteklerinizi sözlü veya yazılı olarak memura bildirin</p>

<p>4. Düzenlenen metni tanıklar huzurunda okuyup imzalayın</p>

<p>5. Vasiyetnamenin bir örneğini saklı bir yerde muhafaza edin</p>

<p><strong>Saklı Pay Kuralı: Herkesi Mirastan Çıkaramazsınız</strong></p>

<p>Vasiyetname özgürlüğü sınırsız değildir. Kanun, <strong>altsoy (çocuklar), ana-baba ve sağ kalan eş</strong> için saklı pay güvencesi tanır; bu kişilerin yasal miras payının belirli bir kısmına vasiyetnameyle bile dokunamazsınız.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Çocuklarınızın saklı payı, yasal miras payının <strong>yarısı</strong> kadardır. Tüm mal varlığınızı bir vakfa bırakmayı vasiyet etseniz bile çocuklarınız bu payı geri almak için tenkis davası açabilir.</p>

<p>Örneğin bir baba, tüm mal varlığını vasiyetnameyle bir hayır kurumuna bıraktı. Çocukları, kendilerine ait saklı payın ihlal edildiğini öne sürerek <strong>tenkis davası</strong> açtı ve mahkeme, saklı pay tutarının kendilerine iadesine karar verdi.</p>

<p><strong>Vasiyetname Nasıl İptal Edilir? İptal Davası Süreci</strong></p>

<p>Bir vasiyetnamenin iptali için mahkemeye başvurulması gerekir; kağıdı yırtmak ya da yok saymak hukuken yeterli değildir. İptal sebepleri arasında <strong>düzenleme sırasında ehliyetsizlik, irade sakatlığı (hile, tehdit), şekil şartlarına uyulmaması</strong> ve içeriğin hukuka veya ahlaka aykırı olması sayılabilir.</p>

<p>Şöyle bir durum düşünün: Bir mirasçı, babasının vefatından sonra ortaya çıkan el yazılı vasiyetnamedeki imzanın <strong>babasına ait olmadığından</strong> şüpheleniyor. Bu durumda bilirkişi incelemesi talep ederek vasiyetnamenin iptalini dava edebilir.</p>

<p>Kanun, iptal davası için süre sınırı da koyar: davacının vasiyetnameyi ve iptal sebebini öğrendiği tarihten itibaren <strong>1 yıl</strong>, her hâlde vasiyetnamenin açılmasından itibaren <strong>10 yıl</strong> içinde dava açılmalıdır. Bu süreler geçtikten sonra iptal hakkı düşer.</p>

<p><strong>Vasiyetnameyi Güvenceye Almanın Yolları</strong></p>

<p>Hazırlanan bir vasiyetname, saklandığı yerde kaybolur ya da kimse tarafından bulunamazsa hiçbir işe yaramaz. Bu yüzden resmi vasiyetnamenizi noterde <strong>Vasiyetname Sicili</strong>‘ne kaydettirmek, ölümünüzden sonra belgenin bulunmasını garanti altına alır.</p>

<p>Peki ama el yazılı vasiyetnameyi evde bir çekmecede saklamak yeterli mi? Pratikte hayır, güvenilir bir yakınınıza, avukatınıza ya da noter tevdi sistemine bırakmak, belgenin kaybolma veya kasten yok edilme riskini büyük ölçüde azaltır.</p>

<p><strong>Resmi ve el yazılı vasiyetname arasındaki temel fark nedir?</strong></p>

<p>Resmi vasiyetname noter huzurunda ve tanıklarla düzenlenirken, el yazılı vasiyetname tanık gerektirmez ancak tamamen kendi el yazınızla yazılmış olmalıdır.</p>

<p><strong>Vasiyetnamemi istediğim zaman değiştirebilir miyim?</strong></p>

<p>Evet, vasiyetname yaşarken her zaman değiştirilebilir veya iptal edilebilir; en son tarihli ve geçerli olan vasiyetname esas alınır.</p>

<p><strong>Vasiyetname olmadan miras nasıl paylaşılır?</strong></p>

<p>Vasiyetname yoksa mal varlığı, Türk Medeni Kanunu’ndaki yasal mirasçılık sırasına ve oranlarına göre paylaşılır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vasiyetname-nasil-hazirlanir-gecerlilik-sartlari-ve-iptali-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/imza-vasiyetname.jpg" type="image/jpeg" length="60384"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TANIK VE MAĞDUR BEYANLARININ DELİL DEĞERİ: YARGITAY KARARLARI IŞIĞINDA DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza yargılamasında sıklıkla karşılaşılan sorulardan biri, sanığın aleyhine yalnızca tek bir tanık veya mağdur beyanının bulunduğu hâllerde mahkûmiyet kararı verilip verilemeyeceğidir.</p>

<p>Uygulamada bu konuda iki farklı ve birbirine zıt kabulün bulunduğu görülmektedir. Bir görüşe göre tek bir kişinin anlatımıyla mahkûmiyet kararı verilemez. Diğer görüş ise özellikle mağdurun sanığı açıkça suçladığı durumlarda bu beyanın mahkûmiyet için yeterli olduğu yönündedir.</p>

<p>Kanaatimizce her iki yaklaşım da ceza muhakemesinin ispat sistemini tam olarak karşılamamaktadır. Çünkü ceza yargılamasında belirleyici olan, sanık aleyhine beyanda bulunan kişilerin sayısı değil, ileri sürülen delilin ispat gücüdür. Tek bir tanığın anlatımı bazı durumlarda mahkûmiyet için yeterli olabilirken, birden fazla tanığın bulunduğu başka bir dosyada beraat kararı verilmesi mümkündür.</p>

<p>Asıl mesele; tanık veya mağdur anlatımının güvenilir olup olmadığı, kendi içinde ve dosya kapsamıyla çelişip çelişmediği ve sonuç itibarıyla sanığın üzerine atılı suçun her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispat edilip edilmediğidir.</p>

<p><strong>Tek Bir Tanık Bir Davanın Sonucunu Değiştirebilir mi?</strong></p>

<p>Bu konunun uygulamadaki önemini göstermesi bakımından, ağır ceza mahkemesinde görülen bir kasten öldürme davası dikkat çekicidir.</p>

<p>Dava dosyasına göre sanık ile maktul arasında olaydan önce ciddi bir tartışma yaşanmış, sanık tartışma sırasında maktule “Bunun hesabını sana soracağım.” şeklinde sözler söylemiştir.</p>

<p>İddiaya göre olay gecesi cinayetin gerçekleştirileceği bölgedeki sokak aydınlatmaları devre dışı bırakılmış ve karanlıktan yararlanılarak maktul silahla öldürülmüştür.</p>

<p>Olay yeri karanlıktır. Eylem kısa sürede gerçekleştirilmiştir. Sanık mümkün olduğunca iz bırakmamaya çalışmıştır. Ancak olayın bir tanığı vardır.</p>

<p>Tanık soruşturma aşamasında ayrıntılı beyanda bulunmuş, sanığı teşhis etmiş ve anlatımı dosyadaki diğer delillerle birlikte değerlendirilmiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme de tanık anlatımını soyut ve tek başına bir suçlama olarak kabul etmemiş; olayın meydana geliş biçimi, taraflar arasındaki önceki husumet, sanığın olay öncesindeki sözleri ve dosyada bulunan diğer delillerle birlikte değerlendirmiştir. Sonuçta sanığın tasarlayarak kasten öldürme suçundan mahkûmiyetine karar verilmiş, hüküm Yargıtay tarafından da onanmıştır.</p>

<p>Bu örnekte mahkûmiyetin nedeni dosyada “bir tanığın bulunması” değildir. Belirleyici olan, tanığın anlatımının güvenilir bulunması ve bu anlatımın dosyanın bütünüyle örtüşmesidir.</p>

<p>Dolayısıyla tartışılması gereken husus, tanığın sayısından ziyade beyanının delil değeridir.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesinde Deliller Arasında Önceden Belirlenmiş Bir Üstünlük Yoktur</strong></p>

<p>Türk ceza muhakemesi sistemi, delil serbestisi ve vicdani delil sistemi esasına dayanmaktadır.</p>

<p>Tanık beyanı, mağdur anlatımı, kamera görüntüsü, HTS kayıtları, DNA incelemesi, parmak izi veya bilirkişi raporu gibi delillerden herhangi biri, sırf niteliği itibarıyla diğerinden üstün değildir.</p>

<p>Hâkim, hukuka uygun şekilde elde edilmiş delilleri bir bütün hâlinde değerlendirerek vicdani kanaatine ulaşır.</p>

<p>Burada özellikle üzerinde durulması gereken husus, “vicdani kanaat” kavramının hâkime sınırsız bir takdir yetkisi vermediğidir. Vicdani kanaat, kişisel sezgiye veya soyut değerlendirmelere değil, duruşmada ortaya konulan ve tartışılan somut delillere dayanmalıdır.</p>

<p>Anayasa'nın 141. maddesinde bütün mahkeme kararlarının gerekçeli olması gerektiğinin kabul edilmiş olması da bunun doğal sonucudur.</p>

<p>Mahkeme; hangi tanığın anlatımını neden güvenilir bulduğunu, hangi beyana neden itibar etmediğini ve mahkûmiyet sonucuna hangi delillerden hareketle ulaştığını denetime elverişli biçimde ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Bu nedenle ceza muhakemesinde önemli olan delilin adı veya sayısı değil, somut olay bakımından taşıdığı ispat gücüdür.</p>

<p><strong>Tek Tanıkla Mahkûmiyet Mümkün müdür?</strong></p>

<p>Tek tanığın bulunması, tek başına mahkûmiyet kararı verilmesine engel değildir.</p>

<p>Ancak buradan, tek tanığın her durumda mahkûmiyet için yeterli olduğu sonucu da çıkarılmamalıdır.</p>

<p>Tanığın olayı gerçekten görüp görmediği, anlatımının kendi içinde tutarlı olup olmadığı, soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki beyanları arasında önemli farklılıkların bulunup bulunmadığı, anlatımının diğer delillerle çelişip çelişmediği ve mümkün olduğu ölçüde objektif bulgular tarafından desteklenip desteklenmediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 2013/31341 Esas, 2015/39400 Karar sayılı ilamına konu olay bu bakımdan önemlidir.</p>

<p>Söz konusu dosyada tanığın önceki ifadeleri ile duruşmadaki anlatımı arasındaki farklılık mahkeme huzurunda açıklattırılmış; yapılan değerlendirme sonucunda tanığın duruşmadaki anlatımı güvenilir bulunmuş ve mahkûmiyet hükmü onanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla “Dosyada tek tanık varsa mahkûmiyet olmaz.” şeklinde genel bir kuraldan söz etmek mümkün değildir.</p>

<p><strong>Tek Tanık Beyanının Mahkûmiyet İçin Yeterli Olmadığı Hâller</strong></p>

<p>Tanık anlatımının kendi içinde ciddi çelişkiler taşıması, soruşturma ve kovuşturma aşamalarında önemli ölçüde değişmesi veya dosyadaki objektif delillerle doğrulanmaması hâlinde ise durum farklıdır.</p>

<p>Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 2015/6254 Esas, 2017/9635 Karar sayılı ilamına konu olayda, olayın tek tanığının soruşturma aşamasındaki anlatımı ile kovuşturma aşamasındaki beyanları arasında önemli çelişkiler bulunduğu görülmüştür.</p>

<p>Tanık, kollukta sanığa ait olduğunu söylediği araç plakasını daha sonra kendisinin vermediğini ve ifadesini okumadan imzaladığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Yargıtay, bu çelişkili anlatım dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut bir delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Burada sorun tanığın “tek” olması değildir. Sorun, beyanın güvenilirliğinin ortadan kalkmış olmasıdır.</p>

<p>Nitekim Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 2018/4109 Esas, 2018/13431 Karar sayılı ilamında da sanıkların mahkûmiyetinin yalnızca çelişkili tanık anlatımlarına dayandırılması ve bu anlatımları doğrulayan başka kesin ve inandırıcı delillerin bulunmaması hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p>Aynı Dairenin 2017/23037 Esas, 2018/6720 Karar sayılı kararında ise mağdur ve tanık anlatımlarının birbiriyle çelişmesi, sanığın savunmaları ve silahın ele geçirilememesi birlikte değerlendirilmiş; mahkûmiyete yeterli kesin delil bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2016/9962 Esas, 2020/5778 Karar sayılı ilamında da mağdure ile tanıkların anlatımları arasındaki çelişkiler, doktor raporları ve dosyanın bütünü dikkate alınarak mahkûmiyet için gerekli ispat seviyesine ulaşılamadığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar göstermektedir ki Yargıtay bakımından belirleyici ölçüt tanık sayısı değildir. Tanığın anlatımının güvenilirliği, tutarlılığı ve dosyanın diğer delilleriyle uyumu önem taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle “Tek tanık varsa mahkûmiyet olmaz.” şeklindeki kabul ne kadar yanlışsa, “Tek tanık suçladıysa mahkûmiyet gerekir.” şeklindeki yaklaşım da aynı ölçüde isabetsizdir.</p>

<p><strong>Mağdur Beyanı ile Tanık Beyanı Aynı Şekilde mi Değerlendirilir?</strong></p>

<p>Tanık beyanı ile mağdur beyanının birbirinden ayrılması gerekir.</p>

<p>Tanık, kural olarak uyuşmazlığın dışında bulunan ve olaya ilişkin gözlemlerini aktaran üçüncü kişidir. Mağdur ise suç teşkil ettiği ileri sürülen fiilin doğrudan muhatabıdır.</p>

<p>Bu nedenle mağdur anlatımı değerlendirilirken suçun niteliği, olayın gerçekleşme koşulları, olayın mağdur üzerindeki etkileri, beyanların kendi içinde tutarlı olup olmadığı, zaman içerisinde değişip değişmediği, taraflar arasında önceye dayalı husumet bulunup bulunmadığı ve anlatımın diğer delillerle desteklenip desteklenmediği önem taşır.</p>

<p>Özellikle cinsel suçlar, aile içi şiddet ve niteliği gereği üçüncü kişilerin bulunmadığı ortamlarda gerçekleştirilen bazı suçlarda mağdur beyanı, dosyanın en önemli delili hâline gelebilir. Ancak bu özellik, mağdurun her anlatımının peşinen doğru kabul edilmesini gerektirmez.</p>

<p>Ceza muhakemesinde sanığın inkârı nasıl tek başına beraat sonucunu doğurmuyorsa, mağdurun suçlayıcı beyanı da yalnızca mağdur sıfatı nedeniyle otomatik olarak mahkûmiyet sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p>Mağdur beyanı da diğer deliller gibi güvenilirlik ve ispat gücü bakımından değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Çelişkili Mağdur Beyanı Mahkûmiyet İçin Yeterli midir?</strong></p>

<p>Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2015/12 Esas, 2015/19351 Karar sayılı ilamı bu konuda önemli bir örnektir. Karara konu olayda sanık, soruşturma ve kovuşturmanın bütün aşamalarında isnat edilen suçu istikrarlı biçimde inkâr etmiştir. Buna karşılık mağdurun anlatımları arasında önemli çelişkiler bulunduğu gibi, mağdur hakkında düzenlenen adli raporda herhangi bir darp veya cebir izine rastlanmadığı tespit edilmiştir. Yargıtay, çelişkili mağdur beyanı dışında sanığın mahkûmiyetine yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve somut delil bulunmadığını belirterek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Bu yaklaşımın benzerini Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 2014/15123 Esas, 2014/35302 Karar sayılı ilamında da görmek mümkündür. Bu dosyada sanık ile mağdur arasında devam eden boşanma davası nedeniyle husumet bulunmaktadır. Yargıtay; mağdurun beyanlarındaki çelişkileri, adli raporda yaralanmanın eski tarihli olduğunun belirtilmesini ve taraflar arasındaki husumeti birlikte değerlendirerek mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.</p>

<p>Burada ayrıca bir hususun altını çizmek gerekir: Taraflar arasında husumet bulunması, mağdurun beyanını kendiliğinden değersiz hâle getirmez. Ancak böyle bir durum, beyanın diğer delillerle birlikte daha dikkatli değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p>Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 2013/2293 Esas, 2014/12460 Karar sayılı ilamında da kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden mağdurun çelişkili anlatımı dışında sanığın suçluluğunu gösteren başka kesin delil bulunmadığından mahkûmiyet hükmü hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Benzer şekilde Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 2014/2148 Esas, 2019/2369 Karar sayılı ilamında, mağdurun çelişkili beyanı dışında sanığın alkollü içecek sattığını gösteren, kuşku sınırlarını aşan başka bir delil bulunmaması karşısında mahkûmiyet kararı isabetli görülmemiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere sorun, mağdur beyanının tek başına bulunması değildir. Asıl mesele, bu beyanın mahkûmiyet için gerekli ispat seviyesine ulaşıp ulaşmadığıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Beyanın Değerlendirilmesinde Hangi Ölçütler Esas Alınmalıdır?</strong></p>

<p>Yargıtay kararları birlikte değerlendirildiğinde, tanık veya mağdur anlatımının delil değeri belirlenirken bazı ortak ölçütlerin öne çıktığı görülmektedir.</p>

<p>Beyanın öncelikle kendi içinde tutarlı olması gerekir. Soruşturma ve kovuşturma aşamalarındaki anlatımlar arasında esaslı farklılıklar varsa bunların nedeni araştırılmalıdır.</p>

<p>Anlatımın olayın oluş biçimi, akla ve mantığa uygun olup olmadığı , dosyadaki diğer delillerle uyumu da önemlidir. Beyanı destekleyen kamera görüntüsü, adli rapor, HTS kaydı, kriminal inceleme veya başka objektif delillerin bulunması, kuşkusuz beyanın ispat gücünü artıracaktır.</p>

<p>Bununla birlikte her olayda mutlaka maddi bir destek delili bulunması gerektiği şeklinde genel bir kural koymak da doğru değildir. Değerlendirme, somut olayın özelliklerine ve dosyanın bütününe göre yapılmalıdır.</p>

<p>Nihayetinde cevaplanması gereken soru şudur: Tanık veya mağdurun anlatımı, dosyadaki diğer deliller ve sanığın savunmasıyla birlikte değerlendirildiğinde, sanığın suçu işlediği konusunda her türlü makul şüphe ortadan kalkmış mıdır?</p>

<p>Mahkûmiyet açısından esas ölçüt budur.</p>

<p><strong>Şüpheden Sanık Yararlanır İlkesi Bakımından Değerlendirme</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinin amacı, sanık hakkında ileri sürülen suç isnadını doğrulamaya çalışmak değildir. Amaç, hukuka uygun şekilde elde edilen deliller vasıtasıyla maddi gerçeğe ulaşmaktır.</p>

<p>Bu nedenle mahkûmiyet kararı ihtimale, kuvvetli şüpheye veya bir anlatımın diğerine tercih edilmesine ilişkin soyut kanaate dayandırılamaz.</p>

<p>Bir kimsenin suç işlemiş olabileceğinin düşünülmesi ile o kişinin suçu işlediğinin ceza mahkûmiyetini gerektirecek kesinlikte ispatlanması birbirinden farklıdır.</p>

<p>“Şüpheden sanık yararlanır” ilkesi tam da bu noktada önem kazanır.</p>

<p>Tanık veya mağdur beyanındaki önemli çelişkiler giderilemiyor, anlatım dosyanın diğer delilleriyle doğrulanmıyor ve suçun sanık tarafından işlendiği hususunda makul bir şüphe devam ediyorsa mahkûmiyet kararı verilmemelidir.</p>

<p>Buna karşılık tek bir tanığın veya mağdurun bulunması da sırf sayısal nedenle beraat sonucunu doğurmaz. Güvenilir, tutarlı ve dosyanın bütünüyle örtüşen bir anlatımın somut olayın özelliklerine göre mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkündür.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında tanık ve mağdur beyanı, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasında son derece önemli delil kaynaklarıdır. Ancak hiçbir beyan, yalnızca beyan sahibinin sıfatı nedeniyle mutlak doğru veya tartışılmaz kabul edilemez.</p>

<p>Yargıtay kararlarından çıkan sonuç da bu yöndedir.</p>

<p>Tek bir tanığın bulunması mahkûmiyete engel olmadığı gibi, tek bir tanığın sanığı suçlaması da mahkûmiyet için kendiliğinden yeterli değildir. Aynı esas mağdur beyanı bakımından da geçerlidir.</p>

<p>Belirleyici olan sayı değil, ispat gücüdür.</p>

<p>Tanık veya mağdur anlatımının kendi içinde tutarlı olması, aşamalar boyunca esaslı şekilde değişmemesi, olayın oluş biçimiyle uyum göstermesi ve dosyanın bütünü içerisinde güvenilir bulunması hâlinde mahkûmiyet hükmüne esas alınması mümkündür.</p>

<p>Buna karşılık ciddi çelişkiler içeren, güvenilirliği konusunda tereddüt oluşturan ve dosyanın diğer delilleriyle bağdaşmayan bir anlatıma dayanılarak mahkûmiyet kurulması, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesiyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak ceza yargılamasında doğru soru, “Kaç tanık var?” veya “Mağdur sanığı suçluyor mu?” değildir.</p>

<p>Doğru soru şudur: <strong>Mevcut deliller, sanığın üzerine atılı suçu işlediğini her türlü makul şüpheden uzak biçimde ispatlıyor mu?</strong></p>

<p>Mahkûmiyet ile beraat arasındaki sınır, esas itibarıyla bu soruya verilecek cevapta ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU"><img alt="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/halil-ibrahim-kebesoglu.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-halil-ibrahim-kebesoglu" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU">Av. Halil İbrahim KEBEŞOĞLU</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tanik-ve-magdur-beyanlarinin-delil-degeri-yargitay-kararlari-isiginda-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/terazii-dava.jpg" type="image/jpeg" length="39185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2015/2692 E., 2015/2487 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.11.2015 tarihli, 2015/2692 E., 2015/2487 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2015/2692 E., 2015/2487 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi (Tüketici Mah. Sıf.)</p>

<p>Taraflar arasındaki “ayıplı malın iadesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bingöl 1. Asliye Hukuk Mahkemesince (Tüketici Mahkemesi Sıfatıyla) davanın kabulüne dair verilen 10.05.2011 gün ve 2010/559 E. 2011/485 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 06.02.2012 gün ve 2011/17613 E. 2012/2069 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...Davacı, davaya konu aracı davalı ... ... A.Ş.' den 18.06.2005 tarihinde 32.200 TL bedelle sıfır km olarak satın aldığını, beş yıl kullandıktan sonra arkadaşına satmak üzere serviste boya kontrolü yaptırdığında aracın ön kaput, çamurluk ve sol kapısının boyalı olduğunu öğrendiğini, aracı ile hiçbir kaza yapmadığını ve düzenli olarak kasko yaptırdığını, kasko hasarsızlık indiriminden de faydalandığını, aracın kendisine ayıplı olarak satılmış olduğunu ileri sürerek; araç bedeli olan 32.300 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işlemiş ticari faiziyle davalılardan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p>Davalılar davanın reddini dilemişlerdir.</p>

<p>Mahkemece davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalılar tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre davalı tarafların aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.</p>

<p>2-Davacı, dava konusu aracı davalı ... ... A.Ş.' den satın aldığını ve beş yıl boyunca kullandığını, aracın kendisine satışı esnasında mevcut boyaya ilişkin ayıbı aracın üçüncü kişiye satışı öncesi servis kontrolünde yapılan teknik inceleme sonucu öğrendiğini belirterek aracın iadesi ile araç için ödemiş olduğu bedelin davalı taraflardan tahsilini talep etmiştir.<br />
4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunun 4. maddesi hükmü gereğince tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir. Somut uyuşmazlıkta; mahkemece araç üzerinde yapılan teknik incelemeye dayalı olarak alınan bilirkişi raporunda aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. Aracın boyasının teknik inceleme sonucu ayıplı olduğu sabit olmakla birlikte davacı aracı 18.06.2005 tarihinde satın almış ve dava tarihine kadar geçen yaklaşık 5 yıllık sürede kullanmaya devam etmiştir. Aracın boyası dışında araçtan yararlanmaya engel her hangi bir ayıbının bulunmadığı, aracın boyasındaki mevcut ayıbın ise aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımadığı ancak aracın değerini etkileyen bir unsur olduğu anlaşılmaktadır. Davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında, anılan yasa hükmü uyarınca araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir …) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, ayıplı malın iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilince davalılardan Ford Otomotiv Sanayi A.Ş.’nin Gaziantep bayii olan diğer davalı ... Otomotiv San. ve Tic. A.Ş.’den toplam 32.300,00 TL bedelle Ford T. Connect Kombi K210S 1.8 TDDİ marka / Tip araç satın alındığını, aracın 18.06.2005 tarihinde müvekkiline teslim edildiğini, müvekkilince yaklaşık 5 yıl süreyle kullanılan aracın müvekkilinin bir arkadaşı tarafından satın alınmak istemesi üzerine, 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonucunda aracın sağ ön çamurluğu, ön motor kaputu ve sol arka kapının boyalı olduğunun ve bu üç parçadaki likron (boya kalınlığı) oranının olması gereken ölçülerde bulunmadığının belirlendiğini, aracı aldığı günden beri hiçbir kaza yapmayan, her yıl düzenli olarak aracı servise götürüp, kasko yaptıran ve hasarsızlık indiriminden faydalanan müvekkilinin bu durum karşısında şoke olduğunu, müvekkilince her iki davalıya 16.04.2010 tarihinde Bingöl 1. Noterliği kanalıyla, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre sözleşmeden dönme ve bedel iadesine ilişkin haklarını kullandığına ilişkin ihtarın gönderildiğini, araçtaki ayıbın gizli ayıp niteliğinde olduğunu ileri sürerek, araç için ödenen 32.300,00 TL'nin ihtar tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte ve 5.000,00 TL manevi tazminatın ihtar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili, aracın teslim tarihinden itibaren iki yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, dava konusu araçta üretimden kaynaklanan bir ayıbın bulunmadığını, bedel iadesine yönelik talebin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesine aykırılık teşkil ettiğini, manevi tazminat talebinin kabul edilemeyeceğini, ayıplı olduğu iddia edilen malın iade edilmeden faize hak kazanılamayacağını, davacı tarafın araçtan elde ettiği faydayı iade etmesi gerektiğini belirterek, davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, dava konusu araç üzerindeki boyaların orijinal olmadığı, bu durumun sadece ehil kimseler tarafından tespit edilebileceği belirtilmekle araçtaki ayıbın gizli ayıp olduğu ve bu husus ağır kusur olmakla davalıların zamanaşımı süresinden yararlanamayacağı, manevi tazminat talebine ilişkin eksik harcın süresi içerisinde tamamlanmadığından bahisle davanın kabulü ile 32.300,00 TL'nin davalı ... San. A.Ş. açısından temerrüt tarihi olan 20.05.2010, davalı ... Oto San. ve Tic. A.Ş. yönünden ise temerrüt tarihi olan 03.05.2010 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline, ayıplı olan aracın davalı şirketlere iadesine, manevi tazminat talebi yönünden açılan davanın 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 409. maddesi gereğince açılmamış sayılmasına dair verilen karar, davalılar vekilinin temyizi üzerine Özel Dairece yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.<br />
Mahkemece; önceki kararda dayanılan gerekçeler genişletilerek direnme kararı verilmiş, direnme kararını davalılar vekili temyize getirmiştir.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davaya konu aracın kullanım süresi ve ayıbın niteliği dikkate alındığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olup olmayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce davaya konu aracın trafik kaydında aracın kullanım amacının hususi olmakla birlikte kullanım şeklinin yük nakli olduğu ve araca ilişkin olarak maksimum ticari kasko sigorta poliçesinin düzenlendiği görülmekle davaya konu aracın ticari araç olup olmadığı ile varılacak sonuca göre tüketici mahkemesinin görevli olup olmadığı hususu önsorun olarak tartışılmış, davaya konu aracın ticari araç olmadığı ve bu nedenle tüketici mahkemesinin görevli olduğu oybirliği ile kabul edilerek işin esasının incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere 4822 sayılı Kanun ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’un 4. maddesine göre, tüketicinin satın aldığı malın ayıplı olduğunun anlaşılması halinde tüketici satıcıdan, verdiği bedelin iadesini, ayıp nispetinde bedelin tenzilini, ayıbın giderilmesi için gerekli onarımın yapılmasını, son olarak da aracın yenisi ile değiştirilmesini isteyebilir.<br />
Ayıplı hizmet, sağlayıcı tarafından bildirilen reklam ve ilanlarında veya standardında veya teknik kuralında tespit edilen nitelik veya niteliği etkileyen niceliğine aykırı olan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetlerdir.</p>

<p>Tüketici, hizmetin ifa edildiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde bu ayıbı sağlayıcıya bildirmekle yükümlüdür. Tüketici bu durumda, sözleşmeden dönme, hizmetin yeniden görülmesi veya ayıp oranında bedel indirimi haklarına sahiptir. Tüketicinin sözleşmeyi sona erdirmesi, durumun gereği olarak haklı görülemiyorsa, bedelden indirim ile yetinilir. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte 4 üncü maddede belirtilen şartlar çerçevesinde tazminat da isteyebilir. Sağlayıcı, tüketicinin seçtiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür.</p>

<p>Somut olay bu ilke ve kavramlar ışığında değerlendirildiğinde:</p>

<p>Davacı tarafça satın alınan dava konusu araç, 18.06.2005 tarihinde davacıya teslim edilmiş, beş yıl süreyle kullanılan aracın davacı tarafça satılmak istenilmesi nedeniyle 02.04.2010 tarihinde araçta yapılan teknik kontroller sonunda, bilirkişi raporunda da açıklandığı üzere aracın motor kaputu, sağ ön çamurluk, sol orta kapı boyalarının kalınlığının boya standardının üzerinde bir kalınlıkta boyandığı tespit edilmiştir. Her ne kadar davaya konu aracın ayıplı olduğu yapılan bu teknik inceleme sonucu kesinleşmiş de olsa davacı tarafından aracın satın alınma tarihinden dava tarihine kadar yaklaşık beş yıl süre ile kullanılmaya devam edilmiş olması ile araçta tespit edilen ayıbın aracın kullanımını etkileyen bir nitelik taşımaması dikkate alındığında bu ayıbın sadece aracın değerini etkileyen bir husus olduğu, sözleşmenin feshinin davalılar açısından ağır sonuçlar doğuracağı, aracın değeri ile aracın boyasındaki ayıptan kaynaklanan değer kaybı karşılaştırıldığında araç bedelinin iadesi yerine ayıp nispetinde bedelin tenzili yoluna gidilmesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce dava konusu araçta tespit edilen boya kalınlığının basit bir ayıp olmadığı bu nedenle ayıbın giderilmesi için aracın iadesinin istenilmesinin uygun olacağı ileri sürülmüş ise de yukarıda açıklanan nedenlerle çoğunluk tarafından bu görüş benimsenmemiştir.</p>

<p>O halde, Özel Daire bozma ilamında belirtilen gerekçelerle, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen bozma ilamına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 06.11.2015 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="77798"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2022/4913 E., 2023/4690 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 06.09.2023 tarihli, 2022/4913 E., 2023/4690 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/4913 E., 2023/4690 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/472 Esas, 2022/367 Karar<br />
HÜKÜM : Karar verilmesine yer olmadığına</p>

<p>Taraflar arasındaki ayıplı malın misliyle değiştirilmesi, alacak davasının bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonucunda Mahkemece davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 27.02.2014 tarihinde davalı Ermat... A.Ş.’den 2014 model Renault marka kamyoneti satın aldığını, aracın ithalatçısının davalı Mais...A.Ş. olduğunu, aracın teslim alındıktan iki gün sonra arızalandığını, yetkili servise müracat edilmesine rağmen sorunun giderilemediğini ve arızanın tekrarlandığını, araçtaki arızanın imalat hatasından kaynaklandığını ileri sürerek aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini, bu talep mahkemece kabul görülmezse araç bedelinin aracın satın alındığı tarihten itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalılardan tahsiline, bu talepleri de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın ticari reeskont faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı Ermat Motorlu Araçlar Ve Tarım Ürünleri San. Tic. A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; müvekkili şirket tarafından satış sonrası davacı araç sahibi mağdur edilmeksizin bakım ve onarım hizmeti verilerek, işlemler süresince davacıya ücretsiz ikame araç tahsis edildiğini, davacının, aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesini talep hakkı bulunmadığını, bedel iadesi talepli davada faize hükmedilemeyeceğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2.Davalı Mais Motorlu Araçlar İmal ve Satış A.Ş. vekili cevap dilekçesinde; dava konusu araç üzerinde Akbank A.Ş. lehine rehin şerhi bulunduğundan aracın hukuki ayıplı olduğunu, işbu davanın ikame edilemeyeceğini, davacının ihbar ve muayene yükümlülüğünü yerine getirmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARLARI, BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Mahkemece Verilen Karar<br />
Mahkemece 31.05.2016 tarih, 2014/1300 E. ve 2016/541 K. sayılı kararı ile dava konusu aracın 27.02.2014 tarihinde davalı Ermat....A.Ş.'den davacı tarafından satın alındığı, aracın 12.03.2014 tarihinde "egzos enjeksiyon arıza ikaz veriyor" şikayetiyle servise götürüldüğü, garanti kapsamında araçta gerekli kontrollerin yapıldığı, 29.03.2014, 05.04.2014, 13.08.2014 ve 14.11.2014 tarihlerinde aynı şikayetlerle servise götürüldüğü, arızasının giderilemediği, arızanın kullanım hatasından kaynaklanmadığı, gizli ayıp olduğu ve tam olarak tespitinin yapılamadığı, arızanın devam etmesinin araçtan beklenen faydayı azaltacağı ve davacının ekonomik kaybına neden olacağı gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu aracın davalılara iadesine, aracın teslim tarihindeki sıfır kilometre misliyle değiştirilmesine karar verilmiş, hüküm davalılar vekillerince temyiz edilmiştir.</p>

<p>B. Bozma Kararı<br />
Dairenin (Kapatılan 19. Hukuk Dairesi) 21.06.2018 tarih, 2016/18669 E. ve 2018/3476 K. sayılı kararıyla davalıların sair temyiz itirazlarının reddi ile uyuşmazlık konusu araçta dava dışı Akbank A.Ş.’nin rehni bulunduğu, aracın imalat hatalı olduğu anlaşıldığından davacının aracı rehinden ari olarak veya üzerinde başka sınırlamalar var ise bunlardan arındırılmış ve ayrıca hasarsız olarak iadesi gerektiği, rehin alacaklısının davaya açık ve şartsız muvafakatı gerekirken dava dışı Akbank'ın şartlı muvafakatta bulunduğu, bu muvafakat geçerli olmadığından Mahkemece bu yön gözetilerek bir karar verilmesi gereğine işaret edilerek bozulmuştur.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Akbank A.Ş.'nin açılan davaya kayıtsız ve şartsız muvafakat edildiğini bildirdiği, yargılama sırasında davacı tarafından davaya konu aracın 3 üncü bir şahsa satılarak devredildiği, aracın dava dışı 3 üncü şahsa satılmış olması nedeniyle davacının seçimlik haklarından semenin tenzili seçimlik hakkının kullanıldığının beyan edildiği, her iki davalı vekilince davacı tarafın seçimlik hakkını değiştirmesine muvafakat edilmediğinin bildirildiği, davacı yanın daha önce dava konusu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde talebini kullandığı, seçimlik hakkının aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde kullanılmakla tüketildiği, bu nedenle davacının bu kez talebini semenin tenzili yönünde kullanamayacağı, dava konusu aracın dava devam ederken dava dışı 3 üncü şahsa devredilmiş olması nedeniyle davanın konusuz kaldığı, davanın açıldığı tarih itibariyle dava konusu aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönündeki talep açısından davacının haklı konumda olduğu, davalılar yararına bu kapsamda yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmeyeceği gerekçesiyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın uzun sürmesi, aracın yerinde bekleyerek hasar görmesi, işler hale gelmemesi nedeniyle doğal olarak hasarlandığını, aracın depoda durarak daha fazla hasarlanmasını önlemek amacıyla aracın düşük bedelle satıldığı, aracın ayıplı hali ile düşük bedelle satılması sebebiyle satılan mal başkasına temlik edilmiş ise alıcının ayıp sebebiyle malın aynı misli ile değiştirilmesini değil ancak semenin tenzilini isteyebileceğini, bu nedenle dava dilekçesinde geçen seçimlik haklarından semenin tenzili seçimlik hakkını kullanma yönünde mahkemeye beyanda bulunulduğunu, davacıya semenin tenziline hasredip etmeyeceği sorulduktan sonra sonuca göre hüküm kurulması gerektiğini, aracın ayıplı olduğunun bilirkişi raporlarıyla sabit olduğunu, dolayısıyla bilirkişi tarafından hesaplanan semenin tenziline karar verilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, dava konusu ayıplı olduğu iddia edilen aracın öncelikle ayıpsız misli ile değiştirilmesi, olmadığı takdirde sözleşmenin feshi ile bedel iadesi, bu talep de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 227 ve 228 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Dava, davalılar tarafından ithal edilen ve satışı yapılan aracın ayıplı olduğu iddiasına dayalı olarak davaya konu aracın ayıpsız misli ile değiştirilmesi, olmadığı taktirde aracın iadesi ile bedelinin tahsili, bu talepleri de kabul görmezse aracın ayıplı değerinin satış fiyatından düşülerek aradaki farkın iadesi istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Mahkemece, davanın kabulüne dair verilen kararın davalılar tarafından temyizi üzerine Dairenin (Kapatılan 19. Hukuk Dairesi) 21.06.2018 tarih, 2016/18669 E. - 2018/3476 K. sayılı ilamı ile araç üzerinde rehin bulunması sebebiyle rehin alacaklısının davaya açık ve şartsız muvafakatinin bulunması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiş, mahkemece bozmaya uyulmuştur.</p>

<p>3. Bozma sonrası davacı vekilince, yargılama sırasında aracın müvekkili tarafından satıldığını, davaya bedel indirimi olarak devam edilmesini talep etmiş, mahkemece, davacı tarafın daha önce aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde seçimlik hakkını kullandığı, seçimlik hakkının aracın ayıpsız misliyle değiştirilmesi yönünde kullanılarak tüketildiği, bu nedenle davacının bu kez talebini semenin tenzili yönünde kullanamayacağı gerekçesiyle konusu kalmayan davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>4. 6098 sayılı Kanunu’nun 228 inci maddesinin ikinci fıkrası "Satılan alıcıya yüklenebilen bir sebep yüzünden yok olmuşsa veya alıcı onu başkasına devretmişse ya da biçimini değiştirmişse alıcı, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir" hükmü gereğince satılan mal başkasına temlik edilmiş ise alıcı ayıp nedeniyle bedel iadesini değil, ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebilir. Somut olayda, davacı 6098 sayılı Kanun'un 227 nci maddesi uyarınca terditli olarak talepte bulunmuş, yargılama sırasında da dava konusu aracı 3 üncü bir şahsa satmış ve yargılamaya ayıp oranında bedel indirimi olarak devam edilmesini istemiştir. Bu durumda, davacının malı ayıp nedeniyle eksik bedel ile sattığı kabul edilerek, mahkemece, gerekli araştırma ve inceleme yapılarak, ayıp nedeniyle satıma konu aracın değerinde azalma olup olmadığı, var ise ne miktarda azalma olduğu tespit ettirilerek hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı görülerek kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine, 06.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-s.jpg" type="image/jpeg" length="77211"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1626 E., 2025/1923 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 18.03.2025 tarihli, 2024/1626 E., 2025/1923 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1626 E., 2025/1923 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/554 Esas, 2023/1191 Karar<br />
HÜKÜM : Davanın kabulü<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Tarsus 2. Asliye Hukuk Mahkemesi(Asliye Ticaret Mahkemesi Sıfatıyla)<br />
SAYISI : 2018/47 E., 2019/351 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı Yargıtayca duruşma istemli olarak davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Duruşma için belirlenen 18.03.2025 günü hazır bulunan davacı vekili Av. ... ile davalı vekili Av. ... dinlenildikten sonra duruşmalı işlerin yoğunluğu ve süre darlığından ötürü işin incelenerek karara bağlanması ileriye bırakıldı. Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalıdan 98.000,00 euro karşılığı araç satın aldığını, müvekkili tarafından satın alınan söz konusu aracın değişik zamanlarda aynı arızayı defalarca verdiğini ve söz konusu arızanın giderilmediğini, satın alınan aracın verdiği arıza nedeniyle garanti kapsamında olduğunu, araçta meydana gelen ve servis bölümü tarafından giderilemeyen arızanın söz konusu aracın kusurlu bir şekilde satıldığını gösterdiğini, konu ile ilgili olarak yapılan tespit ve bilirkişi raporuna istinaden dava konusu aracın muadili olan malların kullanım amacını karşılamayan, tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mal niteliğinde olduğu ileri sürerek maddi ve manevi tazminat talep ve dava haklarının saklı kalması kaydıyla söz konusu aracın bedeli olan 98.000,00 euronun 07.03.2016 tarihinden itibaren dövize uygulanacak en yüksek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu araçta üretim hatasından kaynaklanan herhangi bir ayıp bulunmadığını, davacının ayıp olarak nitelendirdiği hususların kullanım hatasından ve müşteri memnuniyetsizliğinden kaynaklandığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davaya konu aracın değişik sorunlar nedeniyle servise gittiği, turbo arızası ve hızlanma sorunu nedeniyle iki kez servise gitmesine karşın söz konusu sorunun giderilmediğinin 30.04.2019 tarihli bilirkişi raporu ile belirlendiği, turbo arızası ve hızlanma sorununun sürücü güvenliğini tehlikeye düşürür mahiyette olduğu ve kullanıcı kaynaklı olmadığı, bu nedenle aracın ayıplı olduğunun kabulü ile satıcının söz konusu ayıp nedeniyle 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 219/2 hükmü gereğince sorumlu tutulması gerektiği, her ne kadar söz konusu arıza nedeniyle araçta değer kaybı olmasa dahi, aynı arıza için iki kez servise gidilmesine karşın arızanın halen devam etmesi nedeniyle, alıcının araçtan beklediği faydayı sağlayamadığı, söz konusu arızanın sürücü güvenliğini de tehlikeye düşüreceği gerekçesiyle davacının TBK'nın 227. maddesi kapsamında kullandığı seçimlik hakkı olan sözleşmeden dönme hakkı gözetilerek davanın kabulüne karar verilmiş, hüküm davalı vekilince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, dava konusu araçta meydana gelen arızaların ayıp nitelediğinde olduğu, ayıbın oluşumunda kullanıcı hatası değil üretim hatası bulunduğu, arızanın kullanılmaya başlandıktan sonra zamanla ortaya çıkması ve satın alınırken uzman olmayan bir kişi tarafından gözle veya basit bir muayene ile tespit edilmesi mümkün olmadığı için davacının mevcut ayıbı aracı alırken fark edemeyeceği, dolayısıyla araçta mevcut olan ayıbın gizli ayıp niteliği taşıdığı, davacının ayıba katlanmasının beklenemeyeceği, ayıbın ağır kusur veya hile ile gizlenmediği, davacının servise hemen onarım talebiyle başvurarak davalı tarafa ayıbı bildirdiği, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu, ancak duruşma açılarak yargılama yapıldığından esas hakkında yeniden hüküm kurulması gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne, 98.000,00 euro araç satış bedelinin, davalıya aracın teslim tarihinden itibaren Devlet bankalarının euro cinsinden açılmış 1 yıl vadeli mevduat hesabına ödediği en yüksek faiz oranı ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, ayıplı mal satışı nedeniyle bedel iadesi istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VI.SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 18.03.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="71872"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GALERİDEN ALINAN AYIPLI ARAÇTA TÜKETİCİNİN HAKLARI: İKİ KATMANLI BİR KORUMA REJİMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/galeriden-alinan-ayipli-aracta-tuketicinin-haklari-iki-katmanli-bir-koruma-rejimi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/galeriden-alinan-ayipli-aracta-tuketicinin-haklari-iki-katmanli-bir-koruma-rejimi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GALERİDEN ALINAN AYIPLI ARAÇTA TÜKETİCİNİN HAKLARI: İKİ KATMANLI BİR KORUMA REJİMİ</strong></p>

<p><strong>Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik'in Garanti ve Ekspertiz Düzeni ile 6502 Sayılı Kanun'un Ayıp Hükümlerinin Kesişimi</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İkinci el araç alımından doğan uyuşmazlıklar, uygulamada çoğu zaman tek bir soruya indirgenmektedir: «Galericinin verdiği garanti süresi doldu mu?» Oysa galeriden araç alan tüketici, birbirinden bağımsız işleyen iki ayrı koruma katmanına sahiptir. Birincisi, 27 Ağustos 2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik'in işletmeye yüklediği garanti ve ekspertiz yükümlülükleridir. İkincisi ise 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un ayıplı mala ilişkin genel rejimidir.</p>

<p>Bu iki katman arasındaki ilişki, Yönetmeliğin 17. maddesinin son fıkrasında açık biçimde kurulmuştur: «İkinci el motorlu kara taşıtı satışlarında tüketicilerin 6502 sayılı Kanunun ayıplı mal ve hizmetlere ilişkin hakları saklıdır.» Hüküm, sık rastlanan bir yanılgıyı baştan bertaraf etmektedir: Yönetmelik garantisi, tüketici hukukundaki ayıp haklarının yerine geçen bir düzenleme değil, onların yanına eklenen bir asgari güvencedir. Üç aylık garantinin sona ermesi, tüketicinin ayıptan doğan seçimlik haklarının sona ermesi anlamına gelmez.</p>

<p>Bu çalışmada önce her iki katmanın kapsamı ve sınırları ortaya konulacak, ardından ekspertiz raporunun ispat hukuku bakımından taşıdığı ağırlık, süre rejimi ve seçimlik hakkın kullanımını sınırlayan hâller güncel Yargıtay kararları ışığında değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>I. AYIP KAVRAMI VE ARAÇ SATIŞINDAKİ GÖRÜNÜMLERİ</strong></p>

<p>6502 sayılı Kanun m. 8, ayıplı malı; tüketiciye teslimi anında kararlaştırılan örnek ya da modele uygun olmayan veya objektif olarak sahip olması gereken özellikleri taşımayan mal olarak tanımlar. Maddenin ikinci fıkrası, tanımı reklam ve ilanlara da genişletir: ilanında yer alan özelliklerden birini taşımayan, satıcı tarafından bildirilen niteliğe aykırı olan ya da tüketicinin makul olarak beklediği faydaları azaltan maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren mallar da ayıplıdır.</p>

<p>Bu üçlü ayrım, araç satışında somut karşılıklar bulur. Motor, şanzıman veya kaporta kaynaklı arızalar maddi ayıbı; araç üzerindeki rehin, haciz ya da tedbir şerhi hukuki ayıbı; kilometrenin düşürülmesi veya ağır hasar kaydının gizlenmesi ise tipik olarak ekonomik ayıbı oluşturur. İlan metninde yer alan «hatasız, boyasız» ya da «tramer kaydı yoktur» gibi ifadeler, m. 8/2 uyarınca doğrudan ayıp değerlendirmesine esas alınır; bu nedenle ilan çıktısı, uyuşmazlığın en değerli delillerinden biridir.</p>

<p>Ayıbın açık mı gizli mi olduğu ayrımı ise seçimlik hakların kullanılabilirliğini belirler. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, bu ayrımı somut bir ölçüte bağlamaktadır: arızanın kullanılmaya başlandıktan sonra zamanla ortaya çıkması ve satın alınırken uzman olmayan bir kişi tarafından gözle veya basit bir muayene ile tespit edilmesinin mümkün olmaması hâlinde ayıp gizli ayıp niteliğindedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 11. HD, 18.03.2025, 2024/1626 E., 2025/1923 K.). </a>Aynı kararda, aynı arıza nedeniyle iki kez servise götürülmesine rağmen sorunu giderilemeyen araçta sözleşmeden dönme ve bedel iadesine hükmeden istinaf kararı onanmıştır.</p>

<p><strong>II. BİRİNCİ KATMAN: YÖNETMELİK GARANTİSİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>Yönetmelik m. 17/1, model yılına göre sekiz yaşın veya yüz altmış bin kilometrenin altında olan ve tescil belgesinde araç sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıtların motor ve şanzımanı ile elektrik ve elektronik sistemlerini, satış tarihinden itibaren üç ay veya beş bin kilometre süreyle işletmenin garantisi altına almıştır. Üretici tarafından yenilenmiş ikinci el taşıt satışlarında bu süre bir yıl veya yirmi bin kilometreye çıkar.</p>

<p>Garantinin işleyişi de düzenlenmiştir. Kapsamdaki parçalarda meydana gelen arızalar azami kırk beş iş günü içinde giderilir; sürenin başlangıcı, taşıtın işletmeye teslim tarihi veya tüketicinin il müdürlüğüne yazılı başvurusu üzerine işletmeye yapılan bildirim tarihidir. Onarım masrafları işletmeye aittir. İşletme, arızalı taşıtı teslim aldığına dair iki nüsha belge düzenlemek ve bir nüshasını taşıt sahibine vermekle yükümlüdür; arıza nedeniyle taşıtın kullanılamadığı süre garanti süresine eklenir.</p>

<p>Katmanın sınırları da açıktır. m. 18 uyarınca sekiz yaş veya yüz altmış bin kilometre üzerindeki taşıtlar, satış sırasında alıcı tarafından bilindiği işletmece belgelendirilen arıza ve hasarlar, ekspertiz raporunda belirtilen arıza ve hasarlar ile olağan kullanımdan kaynaklanan aşınma parçaları garanti kapsamı dışındadır. Buradaki üçüncü bent uygulamada özellikle önemlidir: ekspertiz raporuna yazılan her arıza, aynı zamanda garanti dışına çıkarılan bir arızadır. Bu nedenle raporun satıştan önce ve dikkatle okunması, tüketici açısından hak kaybını önleyen ilk adımdır.</p>

<p><strong>III. EKSPERTİZ RAPORU: ZORUNLULUK, İÇERİK VE EKSPERTİZ İŞLETMESİNİN SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Yönetmelik m. 16, TSE hizmet yeterlilik belgesine sahip ekspertiz işletmesi bulunmayan illerdeki işletmeler hariç olmak üzere, M1, M1G, N1 ve N1G sınıfı taşıt satışlarından önceki on gün içinde ekspertiz raporu alınmasını zorunlu kılar. Rapor üç nüsha düzenlenir, iki nüshası satıcı işletmeye verilir ve rapor hem satıcı hem ekspertiz işletmesi tarafından en az beş yıl saklanır. Sekiz yaş veya yüz altmış bin kilometre üzerindeki taşıtlarda rapor zorunluluğu bulunmamaktadır.</p>

<p>Raporun ispat hukuku bakımından asıl ağırlığı, noter aşamasında ortaya çıkar. İşletme, ekspertiz raporunun bir nüshasını satış sırasında notere ibraz etmekle yükümlüdür (m. 15). Noterler ise m. 27 uyarınca satış sözleşmesine raporun tarih ve sayısı ile TSE hizmet yeterlilik belgesi numarasını ve kilometre bilgisini yazar; rapor ibraz edilmemişse bu husus ile satış anında taşıtın kilometresine ilişkin alıcı ve satıcı beyanı sözleşmeye geçirilir. Böylece kilometre bilgisi, tarafların sonradan tartışamayacağı resmî bir belgeye bağlanmış olur; kilometre düşürme iddialarında ilk bakılacak belge bu sözleşmedir.</p>

<p>Nihayet m. 16/5, ekspertiz işletmesini raporun taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından açıkça sorumlu tutmakta ve aldatıcı ya da yanıltıcı ekspertiz raporları bakımından tüketicinin 6502 sayılı Kanun'un ayıplı hizmete ilişkin haklarının saklı olduğunu belirtmektedir. Bu hüküm, uygulamada yeterince kullanılmayan bir imkân yaratır: gerçeğe aykırı rapor hâlinde tüketicinin muhatabı yalnızca galerici değil, ekspertiz işletmesidir de. Ayrıca Bakanlıkça yapılan uyarıya rağmen aynı takvim yılı içinde aykırılığın tekrarlanması hâlinde ekspertiz işletmesinin hizmet yeterlilik belgesi TSE tarafından iptal edilir.</p>

<p><strong>IV. İKİNCİ KATMAN: SEÇİMLİK HAKLAR</strong></p>

<p>6502 sayılı Kanun m. 11, malın ayıplı olduğunun anlaşılması hâlinde tüketiciye dört seçimlik hak tanır: satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında bedelden indirim isteme, aşırı masraf gerektirmediği takdirde ücretsiz onarım isteme ve imkân varsa ayıpsız misli ile değiştirilmesini isteme. Satıcı, tüketicinin tercih ettiği talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Ücretsiz onarım veya ayıpsız misliyle değiştirme talepleri, yöneltilmesinden itibaren azami otuz iş günü içinde karşılanmalıdır.</p>

<p>Maddenin altıncı fıkrası uyarınca tüketici, bu seçimlik haklardan biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri çerçevesinde tazminat da talep edebilir. Araç uyuşmazlıklarında bu, aracın onarımda kaldığı sürede uğranılan zararların ve ayıbın giderilmesi için yapılan masrafların ayrıca istenebilmesi anlamına gelir.</p>

<p><strong>V. SÜRELER: ALTI AYLIK KARİNE, ZAMANAŞIMI VE HİLE İSTİSNASI</strong></p>

<p>Süre rejimi üç kademelidir. Birincisi, m. 10/1'deki karinedir: teslim tarihinden itibaren altı ay içinde ortaya çıkan ayıpların teslim tarihinde var olduğu kabul edilir ve malın ayıplı olmadığının ispatı satıcıya aittir. Bu karine, tüketicinin elindeki en güçlü usulî araçtır ve ilk altı ayın harcanmaması gerektiğini gösterir.</p>

<p>İkincisi zamanaşımıdır. m. 12/1'e göre ayıplı maldan sorumluluk, ayıp daha sonra ortaya çıkmış olsa bile teslimden itibaren iki yıllık zamanaşımına tabidir. İkinci el satışlar bakımından m. 12/2, satıcının sorumluluğunun bir yıldan az olamayacağını hükme bağlayarak asgari bir taban çizmiştir.</p>

<p>Üçüncüsü ve uygulamada en belirleyici olanı, m. 12/3'teki istisnadır: ayıp ağır kusur ya da hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz. Kilometrenin düşürülmesi veya ağır hasar kaydının bilerek gizlenmesi, niteliği gereği bu kapsamda değerlendirilmeye elverişlidir. Ne var ki istisnadan yararlanmak, gizlemenin ispatına bağlıdır; ilan çıktısı, taşıt tanıtım kartı, noter sözleşmesindeki kilometre beyanı ve hasar kayıtları bu ispatın malzemesini oluşturur.</p>

<p><strong>VI. SEÇİMLİK HAKKIN SINIRLARI: HAKKANİYET DENETİMİ VE ARACIN DEVRİ</strong></p>

<p>Seçimlik hakkın kural olarak tüketici tarafından serbestçe belirlenmesi, bu hakkın sınırsız olduğu anlamına gelmez. Hukuk Genel Kurulu, üç parçası standart üstü kalınlıkta boyanmış ve ayıbı sabit görülen bir araçta, aracın yaklaşık beş yıl kullanılmış olması ile ayıbın aracın kullanımını değil yalnızca değerini etkilemesi karşısında sözleşmenin feshinin satıcı yönünden ağır sonuçlar doğuracağını belirterek, bedel iadesi yerine ayıp oranında bedel indirimi yoluna gidilmesini hakkaniyete uygun bulmuştur <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06.11.2015, 2015/2692 E., 2015/2487 K.)</a>. Karar, gizli ayıbın varlığının tek başına dönme hakkını garanti etmediğini; kullanım süresi ile ayıbın ağırlığı arasındaki dengenin gözetildiğini göstermesi bakımından yol göstericidir.</p>

<p>İkinci ve daha keskin sınır, aracın elden çıkarılmasıdır. Türk Borçlar Kanunu m. 228/2, satılanın alıcıya yüklenebilen bir sebeple yok olması, alıcının onu başkasına devretmesi veya biçimini değiştirmesi hâlinde alıcının ancak değerindeki eksiklik karşılığının satış bedelinden indirilmesini isteyebileceğini öngörür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, yargılama sürerken ayıplı aracı üçüncü kişiye satan davacı bakımından bu hükmü uygulamış; bedel iadesi ve misliyle değişim taleplerinin artık ileri sürülemeyeceğini, buna karşılık seçimlik hakkın «tükendiği» gerekçesiyle davanın konusuz sayılmasının da hatalı olduğunu belirterek ayıp nedeniyle değer azalmasının araştırılması gerektiğine hükmetmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 11. HD, 06.09.2023, 2022/4913 E., 2023/4690 K.).</a></p>

<p>Uygulama açısından sonuç nettir: uyuşmazlık sürerken aracın satılması, tüketicinin en güçlü iki talebini kullanılamaz hâle getirir. Bu husus, dosyanın başında müvekkile açıkça hatırlatılmalıdır.</p>

<p><strong>VII. USUL: HAKEM HEYETİ, ARABULUCULUK VE MAHKEME</strong></p>

<p>Başvurulacak merci, uyuşmazlığın değerine göre belirlenir. 6502 sayılı Kanun m. 68 uyarınca belirlenen parasal sınır, 23 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Tebliğ ile 2026 yılı için 186.000 TL olarak uygulanmaktadır. Bu tutarın altındaki uyuşmazlıklarda Tüketici Hakem Heyetine başvuru zorunlu, üzerindeki uyuşmazlıklarda ise hakem heyetine başvuru kapalıdır.</p>

<p>Tüketici mahkemesi yolunda ayrıca bir dava şartı bulunmaktadır. m. 73/A uyarınca tüketici mahkemelerinde görülen uyuşmazlıklarda dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır; ancak tüketici hakem heyetinin görev kapsamındaki uyuşmazlıklar bu şartın dışında tutulmuştur. Dolayısıyla parasal sınırın altındaki dosyalarda arabuluculuk aşaması işletilmez.</p>

<p>Garanti kapsamındaki arızalar bakımından idarî yol da açıktır: Yönetmelik m. 17/2, tüketicinin il müdürlüğüne yazılı başvurusu üzerine işletmeye yapılan bildirim tarihini kırk beş iş günlük sürenin başlangıcı saymaktadır. Başvuruya satış sözleşmesinin bir örneği ile arızaya ilişkin belgeler eklenir. Bu yol, süreyi resmî biçimde başlatması nedeniyle ispat açısından değerlidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Galeriden alınan ayıplı araç uyuşmazlıkları, tek bir garanti süresine indirgenemeyecek kadar katmanlıdır. Yönetmelik, motor, şanzıman ve elektrik-elektronik sistemler için üç ay veya beş bin kilometrelik bir asgari güvence ile ekspertiz ve bilgilendirme yükümlülükleri getirmiş; 6502 sayılı Kanun ise bunun ötesinde, iki yıllık zamanaşımı ve dört seçimlik hakla işleyen genel bir ayıp rejimi kurmuştur. Yönetmelik m. 17/8 bu iki rejimin birbirini dışlamadığını açıkça belirtmektedir.</p>

<p>Uygulamada belirleyici olan üç eksen öne çıkmaktadır. Birincisi ispat: ekspertiz raporu, noter sözleşmesindeki kilometre kaydı ve taşıt tanıtım kartı, ayıbın varlığını olduğu kadar gizlendiğini de ortaya koyan belgelerdir. İkincisi süre: ilk altı aydaki karine tüketici lehine ispat yükünü tersine çevirirken, hile veya ağır kusurla gizlenen ayıpta zamanaşımı hiç işlemez. Üçüncüsü ise seçimlik hakkın kullanım biçimidir; hakkın yazılı olarak ve açıkça bildirilmesi, aracın uyuşmazlık süresince elden çıkarılmaması gerekir.</p>

<p>Ekspertiz işletmesinin rapor içeriğinden doğan sorumluluğunu düzenleyen m. 16/5 ise henüz yeterince işletilmeyen bir imkândır. Gerçeğe aykırı ekspertiz raporlarının yaygınlığı dikkate alındığında, bu hükmün tüketici lehine ikinci bir muhatap yarattığının hatırlanması yerinde olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA / ATIFLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 8, 10, 11, 12, 68, 73/A.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik (RG 27.08.2024) m. 15, 16, 17, 18, 20, 27, 28.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 228/2.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6502 sayılı Kanunun 68 inci ve Tüketici Hakem Heyetleri Yönetmeliğinin 6 ncı Maddelerinde Yer Alan Parasal Sınırların Artırılmasına İlişkin Tebliğ (RG 23.12.2025).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241626-e-20251923-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. HD, 18.03.2025, 2024/1626 E., 2025/1923 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20152692-e-20152487-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 06.11.2015, 2015/2692 E., 2015/2487 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20224913-e-20234690-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. HD, 06.09.2023, 2022/4913 E., 2023/4690 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/galeriden-alinan-ayipli-aracta-tuketicinin-haklari-iki-katmanli-bir-koruma-rejimi-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/kaza-trafik-arac.jpg" type="image/jpeg" length="65261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DURDURMA YETKİSİNDE "MAKUL SEBEP" (PVSK m.4/A)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/durdurma-yetkisinde-makul-sebep-pvsk-m4a-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/durdurma-yetkisinde-makul-sebep-pvsk-m4a-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Polisin durdurma ve kimlik sorma yetkisi, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salȃhiyet Kanunu (PVSK olarak kısaltılacaktır) m. 4/A’da düzenlenmektedir. Kanunda hem durdurma hem kimlik sorma yetkisi aynı maddede düzenlenmektedir. PVSK’da 2007 yılında yapılan 5681 sayılı kanunla yapılan değişiklik öncesinde durdurma yetkisi açık bir şekilde yer almazken, kimlik sorma yetkisi daha dar kapsamlı düzenlenmektedir.</p>

<p>Polis, günlük hayatta sıkça durdurma ve kimlik sorma yetkisine başvurmaktadır. Şehir giriş çıkışlarında, umuma açık istirahat ve eğlence yerlerinde, sokakta ve sosyal hayatın birçok farklı alanında polis; kişileri ve araçları durdurmakta, kişilere kimliklerini sorduktan sonra ya ayrılmalarına izin vermekte ya da muhatabın, aranan kişilerden olduğunu tespit ederse bu kişiyi yakalayarak hakkında gerekli işlemleri yapmaktadır. Bazı durumlarda ise muhataplar; polisin dur ihtarına uymayarak kaçabilmekte, polisle kovalamacalar yaşanabilmekte, hatta bu kovalamacalar neticesinde ölüm veya yaralanma gibi istenmeyen durumlarla sonuçlanabilmektedir. Anlaşılacağı üzere durdurma yetkisi, ilk bakışta basit bir uygulama gibi görülse de birçok riski bünyesinde taşımaktadır.</p>

<p>Polisin durdurma yetkisini kullanabileceği durumlar kanunda dört bent olarak sayılmaktadır. Polis, kişileri ve araçları;</p>

<p>a) bir suç veya kabahatin işlenmesini önlemek,</p>

<p>b) suç işlendikten sonra kaçan faillerin yakalanmasını sağlamak, işlenen suç veya kabahatlerin faillerinin kimliklerini tespit etmek,</p>

<p>c) hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı verilmiş olan kişileri tespit etmek,</p>

<p>ç) kişilerin hayatı, vücut bütünlüğü veya malvarlığı bakımından ya da topluma yönelik mevcut veya muhtemel bir tehlikeyi önlemek amacıyla durdurabilir (PVSK m. 4/A-1).</p>

<p>Kanunda durdurma yetkisine başvurulabilecek durumlar, hem önleyici kolluk hem adli kolluk faaliyeti kapsamında olabilir. Kanunun PVSK m. 4/A-1-a ve PVSK m. 4/A-1-ç bentleri önleyici kolluk faaliyeti kapsamında durdurmadır. Kanunun PVSK m. 4/A-1-b ve PVSK m. 4/A-1-c bentleri ise adli kolluk faaliyeti kapsamındadır. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için durdurma sebeplerinden birinin varlığı yeterlidir.</p>

<p>Önleyici amaçlı durdurmada polisin tehlike değerlendirmesi mevcuttur, henüz işlenmiş bir suç veya kabahat yoktur, ancak muhatap durdurulmazsa bir suç veya kabahat işlenebileceği değerlendirilmektedir. Polis, kişileri ya da araçları durdurarak bir suçun veya kabahatin işlenmesini önlemeyi, yakın bir tehlikeyi bertaraf etmeyi amaçlamaktadır. Adli amaçlı durdurmada ise bir suç işlendikten sonra faili yakalamak, kimliği belirlenmemiş bir failinin kimliğini tespit etmek veya muhatabın hakkında yakalama veya zorla getirme kararı olup olmadığını belirlemek amacıyla hareket etmektedir. Uygulamada yaygın olarak PVSK m. 4/A-1-c’de düzenlenen hakkında yakalama emri ya da zorla getirme kararı olanları tespit etmek için durdurma ve kimlik sorma yetkisine başvurulmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temel hak ve hürriyetleri sınırlayan her yetki, keyfilik yerine hukuk devleti ilkesine uygun olarak kullanılması gerekir. Durdurma yetkisinin keyfiliğini önlemek için makul sebep şartı aranmaktadır. Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebep bulunmalıdır. Makul sebep kavramı, mevzuatta tanımlanmadığı için yoruma muhtaçtır. Makul sebep; akla, mantığa ve duruma uygun sebeptir. Genel ve soyut ifadeler, makul bir sebep değildir. Makul sebepte kesinlik yoktur, belirsizlik vardır. Hatta bu belirsizliğin haklı çıkmama ihtimali, haklı çıkma ihtimalinden çok daha yüksektir. Durdurma yetkisiyle ilgili bu belirsizlik, polislere yönelik olarak “önyargılı” ve “keyfi” şeklinde eleştirilere de neden olabilmektedir. Bir izlenimin makul sebep olarak değerlendirilmesi için ortalama bir polisin tecrübesi dikkate alınması gerekir. Aşırı şüpheci veya aşırı duyarsız değerlendirmelerden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Makul sebep (reasonable suspicion), makul şüpheden (probable cause) farklıdır. Durdurma için PVSK m. 4/A’da makul sebep aranırken Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği (AÖAY olarak kısaltılacaktır) m. 27/2’de hatalı olarak makul sebep yerine, “makul şüphe” ifadesi kullanılması kanunla yönetmelik arasında bir çelişki yaratmaktadır. (Bahse konu düzenlemeye göre “Durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için, “umma” derecesinde makul şüphe bulunmalıdır. Somut emarelerle desteklenen şüphe bulunmadan, süreklilik arz edecek, fiilî durum ve keyfilik oluşturacak şekilde durdurma işlemi yapılamaz”. Ayrıca AÖAY m.27/3’te yer alan “Kolluğun durdurma yetkisini kullanabilmesi için tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanarak, kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda veya kişinin silahlı olduğu ve hâlen tehlike yarattığı konusunda makul bir sebebin bulunması gerekir” hükmünde makul sebep ifadesinin tercih edilmesi yönetmeliğin kendi içindeki bir çelişkiyi de ortaya koymaktadır).</p>

<p>Bu çelişki giderilirken isabetli kullanım olan kanundaki ifade geçerli kabul edilmelidir. Makul sebep ve makul şüphe farklı kanuni şartlardır. Makul şüphe, makul sebepten daha yüksek bir kanuni şarttır. Makul sebep durdurma yetkisinin keyfî kullanımını engellemek için kabul edilmiş olup polisin kendi tecrübesine göre bir tehlike değerlendirmesi veya şüphe duymasıdır. Makul şüphe ise adli arama için gerekli şüphe düzeyidir (AÖAY m.6’ya göre “Makul şüphe, hayatın akışına göre somut olaylar karşısında genellikle duyulan şüphedir).</p>

<p>Makul sebep, izlenime dayanırken makul şüphede, somut emarelerin olması gerekmektedir. Makul sebep, durdurma işleminden önce var olmalıdır. Makul sebep, sadece polisin sezgisinden ibaret olmayıp ortalama bir polis memuruna göre şüphe duyulabilecek rasyonel ve nesnel değerlendirmelere dayanması gerekir. Örneğin bir polis memuru gece kapalı bir işyerinin önünde gezen bir kişiyi gördüğünde bir suç işlenmesini önlemek amacıyla bu kişiyi durdurabilir, kimliğini sorabilir ve durdurma sebebine ilişkin sorular sorabilir. Bir aracın plakasız olarak gezmesi, kişinin polisleri uzun bir süre gözetlemesi, kişinin bir şeyleri saklayarak taşımaya çalışması, kişinin suç işlemeye elverişli aletlerle gezmesi, kişinin yüzünü kapatması, kişinin suç yoğun bölge olduğu bilinen alanlara girerken veya çıkarken görülmesi, aranan şahsın eşkaline benzerlik, olay yerinden kaçan şahsın aracıyla benzer marka ve modeldeki araçla gezmek, kaçakçılıkta yaygın olarak kullanılan araçlarla benzer marka ve modeldeki araçla gezmek makul sebep sayılabilecek durumlara bazı örneklerdir. Anlaşılacağı üzere makul sebep, polise neden bu kişiyi veya aracı durduğu sorulduğunda akla uygun vereceği cevaba esas değerlendirmesidir.</p>

<p>Eğer suçüstü bir hâl varsa artık makul sebep şartı ve durdurma yetkisi yerine adli kolluk yetkilerine başvurulması gerekir.</p>

<p>Üzülerek belirtmek gerekir ki mevzuattaki bu kavram çelişkileri aynı şekilde Yargıtay kararlarına da yansıyabilmektedir. Ancak örneğin bir kararda isabetli olarak makul sebep, makul şüpheden farklı bir şekilde yorumlanmıştır. Yargıtay 19. Ceza Dairesi, E: 2020/1901, K: 2021/3291, T: 18.3.2021 kararında “…Buna göre durdurma yetkisini kullanabilmesi için polisin tecrübesine ve içinde bulunulan durumdan edindiği izlenime dayanan makul bir sebebin bulunması gerekli olup,… Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 27. maddesinde durdurma yetkisinin kullanılabilmesi için umma derecesinde makul şüphe aranmıştır. Buna göre makul şüphe değil kolluk görevlisinin mesleki tecrübesine dayanarak izlediği davranışlarından o kişinin bir suç işleyeceği veya işlediği hususunda kanaat elde etmesi durumunda durdurma yetkisini kullanabileceği öngörülmüştür” denilmektedir. Benzer değerlendirmeler için bkz. 7. Ceza Dairesi E. 2021/3144, K. 2021/17854, T. 21.12.2021; 7. Ceza Dairesi E. 2020/3957, K. 2021/1453, T. 03.02.2021.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" rel="noopener" target="_blank" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/durdurma-yetkisinde-makul-sebep-pvsk-m4a-1</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 16:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/polis-trafik-ksa.jpg" type="image/jpeg" length="89439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ali Aydın'ın katilinden skandal ifadeler: 'Zaten ölmeyi hak ediyordu']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-aydinin-katilinden-skandal-ifadeler-zaten-olmeyi-hak-ediyordu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-aydinin-katilinden-skandal-ifadeler-zaten-olmeyi-hak-ediyordu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir'de eski İnsan Hakları Derneği (İHD) Şube Eş Başkanı ve Bölge Temsilcisi avukat Ali Aydın'ı (69) başına taşla vurarak öldüren Mahmut E. (30) hakkında 'Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle dava açıldı. E.'in ifadesinde de Aydın için "Zaten ölecekti, ölmeyi hak ediyordu" dediği öğrenildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, 14 Ocak 2026’da Evka-2 bölgesinde dağlık alanda meydana geldi. Eski İHD İzmir Eş Başkanı, emekli öğretmen ve avukat Ali Aydın, sabah yürüyüşü yaparken saldırıya uğradı.</p>

<p>Başına taşla vurulan Aydın, kanlar içinde yere yığıldı. Çevredekilerin ihbarıyla bölgeye sağlık ve polis ekipleri sevk edildi. Sağlık ekibinin yaptığı kontrollerde Aydın'ın yaşamını yitirdiği belirlendi. Polis ve savcının incelemelerinin ardından Aydın'ın cenazesi, İzmir Adli Tıp Kurumu'nun morguna kaldırıldı.</p>

<p><strong>TUTUKLANDI</strong></p>

<p>Olayla ilgili inceleme başlatan polis ekipleri, şüphelinin Mahmut E. olduğunu belirleyip gözaltına aldı. E., polisteki ifadesinde suçunu itiraf edip, olayı uyuşturucunun etkisi altında gerçekleştirdiğini iddia etti. Emniyetteki işlemlerin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edilen E. tutuklanarak cezaevine gönderildi. Aydın'ın cenazesi ise Harmandalı Mezarlığı'nda toprağa verildi.</p>

<p><strong>CİNAYETİ İTİRAF ETTİ</strong></p>

<p>Olaya ilişkin soruşturma tamamlanarak iddianame hazırlandı. İddianamede E.'in ağabeyinin Çiğli Polis Merkezi Amirliği'ne giderek kardeşinin vücudunun çeşitli yerlerinde yaralar bulunduğunu ve şüpheli bir durum olduğunu söyledikten sonra Mahmut E.'in gözaltına alındığı belirtildi.</p>

<p>İddianamede E.'in, "Zaten ölecekti, vakit gelmişti. Ben vesile oldum. Ölmeyi hak ediyordu. Önce sopayla vurdum, daha sonra kafasına taşla vurdum" dediği yer aldı. E.'in sakinleştirici ilaçlar kullandığı ve olayda asabiyetinin de rol oynandığının altı çizildi.</p>

<p><strong>HAKİM KARŞISINA ÇIKACAK</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alınan ifadeler ve toplanan deliller ışığında sanık hakkında 'Canavarca hisle veya eziyet çektirerek öldürme' suçundan ağırlaştırılmış müebbet ve 'Bıçak veya diğer aletleri izinsiz olarak satma, satın alma, taşıma veya bulundurma' suçundan da 1 yıla kadar hapis cezası istendi. İddianame kabul edilirken, E. yarın Karşıyaka 2'nci Ağır Ceza Mahkemesi'nde hakim karşısına çıkacak</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ali-aydinin-katilinden-skandal-ifadeler-zaten-olmeyi-hak-ediyordu</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/avukat-ali-aydin.webp" type="image/jpeg" length="32869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DEPOZİTO BEDELİNİ YENİ MALİKE DEVRETTİĞİNİ İSPATLAYAMAYAN ESKİ MALİK BU BEDELİN İADESİNDEN SORUMLUDUR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/depozito-bedelini-yeni-malike-devrettigini-ispatlayamayan-eski-malik-bu-bedelin-iadesinden-sorumludur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/depozito-bedelini-yeni-malike-devrettigini-ispatlayamayan-eski-malik-bu-bedelin-iadesinden-sorumludur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, teslim aldığı güvence (depozito) bedelini yeni malike devrettiğini ispat edemeyen önceki eski malikin, güvence bedelini iade yükümlülüğünün devam edeceğine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Karar içerisinde bu durum şu şekilde açıklanmıştır;</p>

<p>“…Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında, davacı kiracı tarafından davalı kiraya verene güvence bedeli (depozito) ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın temelini, kira ilişkisi devam ederken kiralanan davacı kiracının eşine satılması sonrasında depozito bedelinden kimin sorumlu olduğu oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>Bu kapsamda, davalı önceki malikin kira ilişkisinin başlangıcında teslim aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat etmesi gerekir. Zira depozito bedelinin yeni malike devredildiğinin kanıtlanamaması halinde, güvence bedelini teslim alan önceki malik bakımından iade yükümlülüğü devam edecektir.</strong></p>

<p>Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; kiralananın davacı kiracının eşine satılması nedeniyle kira sözleşmesinin önceki malik yönünden devam ettiğinden söz edilemeyeceği, <strong>davalının dava konusu güvence bedelini dava dışı yeni malike teslim ettiğine ilişkin herhangi bir savunmasının veya bunu doğrulayan bir delilinin de bulunmadığı gözetilerek, depozito bedelinin iadesi hususunda davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir…”</strong></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3664 E., 2026/2960 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1361 E., 2022/220 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin kiracı olarak oturmakta olduğu dava konusu taşınmaz için davalıya 300 USD depozito ödediğini, kira ilişkisi devam ederken taşınmazın satılması üzerine kira sözleşmesinin sona erdiğini, ancak ödenen depozito bedelinin iade edilmediğini ileri sürerek; depozito iadesi talepli başlatılan takibe vaki itirazın iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının taşınmazı müvekkilinden satın almadan önce kiracı sıfatı ile oturduğunu, son kira bedelini müvekkiline ödemeyen davacının depozito bedelini kira olarak alıkoymasını talep ettiğini, aralarında bu şekilde anlaşmış olmalarına rağmen davacının kötü niyetle icra takibi başlattığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamına alınan tapu kayıtları uyarınca, dava konusu taşınmazın 13.07.2020 tarihinde davacının eşi dava dışı ... . tarafından satın alındığı ve yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, bu durumda davacı tarafından dava konusu depozito alacağının tahsili için yeni malike husumet yöneltilmesi gerekirken, önceki malike karşı husumet yöneltildiği gerekçesiyle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; kiralananın davacı kiracının eşine satılmasıyla birlikte yeni malikin yasa gereği kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşme ilişkisi satış tarihi itibarıyla sona erdiğinden, önceki malik olan davalının başlangıçta aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat edemediği sürece depozitoyu kiracıya iade etmekle yükümlü olduğu, İlk Derece Mahkemesince kira sözleşmesinin devam ettiğinden bahsedilemeyeceği ve dava konusu güvence bedelinin davalı tarafından dava dışı yeni malike teslim edildiği iddiasının da bulunmadığı üzerinde durulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, depozito alacağının tahsili talepli başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 310. maddesi uyarınca, kiralananın mülkiyetinin kira sözleşmesinin kurulmasından sonra herhangi bir sebeple el değiştirmesi halinde, yeni malik kendiliğinden kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Bu durumda yeni malik, kira sözleşmesinden doğan hak ve borçları kanun gereği devralırken, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşmesel ilişki de satış tarihi itibarıyla sona erer.</p>

<p>Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında, davacı kiracı tarafından davalı kiraya verene güvence bedeli (depozito) ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın temelini, kira ilişkisi devam ederken kiralanan davacı kiracının eşine satılması sonrasında depozito bedelinden kimin sorumlu olduğu oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda, davalı önceki malikin kira ilişkisinin başlangıcında teslim aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat etmesi gerekir. Zira depozito bedelinin yeni malike devredildiğinin kanıtlanamaması halinde, güvence bedelini teslim alan önceki malik bakımından iade yükümlülüğü devam edecektir.</p>

<p>Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; kiralananın davacı kiracının eşine satılması nedeniyle kira sözleşmesinin önceki malik yönünden devam ettiğinden söz edilemeyeceği, davalının dava konusu güvence bedelini dava dışı yeni malike teslim ettiğine ilişkin herhangi bir savunmasının veya bunu doğrulayan bir delilinin de bulunmadığı gözetilerek, depozito bedelinin iadesi hususunda davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p><span style="color:#ffffff">---</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Gizem AKBAŞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/depozito-bedelini-yeni-malike-devrettigini-ispatlayamayan-eski-malik-bu-bedelin-iadesinden-sorumludur</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi2.jpg" type="image/jpeg" length="75846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/735 E., 2016/166 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014735-e-2016166-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014735-e-2016166-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 24.02.2016 tarihli, 2014/735 E., 2016/166 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2014/735 E., 2016/166 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki “işçilik alacağı” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kütahya İş Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 02.08.2012 gün ve 2010/358 E., 2012/484 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 17.06.2013 gün ve 2012/21905 E., 2013/14535 K. sayılı ilamıyla;</p>

<p>(...Davacı vekili, müvekkili davacının davalıya ait işyerinde çalışmakta iken iş sözleşmesinin haklı neden olmadan feshedildiğini ileri sürerek ihbar ve kıdem tazminatı ile bir kısım işçilik alacaklarının hüküm altına alınması isteğinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı vekili, davacının kendi isteğiyle işyerinden ayrıldığını, ihbar ve kıdem tazminatına hak kazanmadığını, davacıya tüm alacaklarının ödendiğini belirterek davanın reddine karar verilmesi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece iş sözleşmesinin davalı işverence sözlü olarak ve haklı bir neden olmadan feshedildiği gerekçesi ile ihbar ve kıdem tazminatı ile yıllık izin, ücret, fazla mesai ve asgari geçim indirimi alacaklarına ilişkin isteğinin kabulüne, diğer taleplerin ise reddine karar verilmiştir.<br />
Karar davalı işveren vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dosyadaki yazılara toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre, davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>2-Davalı işveren savunmasında ihbar ve kıdem tazminatı dışındaki alacaklarının ödendiğini ileri sürmüş, temyiz aşamasında ise bir kısım ödeme belgeleri sunmuştur. İbraz edilen ödeme belgelerine karşı davacıdan diyecekleri sorularak, sonucuna göre gerekirse ek bilirkişi raporu alındıktan sonra bir karar verilmelidir...)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda; mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, işçilik alacaklarının tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkeme, davacının iş sözleşmesinin davalı tarafından 13.01.2010 tarihinde belgeleri imzalamaması üzerine sözlü olarak feshedildiği, fesihte davalı yanın haklı nedenlerinin varlığının kanıtlanamadığı ve bu nedenle davacının kıdem ve ihbar tazminatı talep koşullarının oluştuğu, davacının 21 gün yıllık izin ücreti alacağı olduğu, Ocak 2010 ayından 13 günlük ücret alacağı olduğu, Mayıs 2008 ve sonrası döneme ilişkin asgari geçim indirimi alacağı olduğu ve fazla çalışma ücretinin hesaplandığı, ancak prim alacağı talep koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar vermiş; davalı vekilinin temyizi üzerine karar Özel Dairece, yukarıda açıklanan nedenlerle bozulmuştur.</p>

<p>Mahkeme, “…dava dilekçesinin davalı şirkete 15.06.2010 tarihinde tebliğ edildiği, tebliğden sonra mahkememiz tarafından davalı şirkete gönderilen 14.03.2011 tarihli müzekkerede "davacıya herhangi bir tazminat ödenip ödenmediği, ödeme belgeleri, çalışmaya ve iş akdinin feshine ilişkin tüm bilgi ve belge örneklerinin istendiği" ve davalı şirket vekilinin 07.06.2011 tarihli tanık ve delil bildirimi listesi ile 6 madde halinde delillerin ve belgelerin sunulduğu tüm deliller toplandıktan sonra dosyanın bilirkişiye gönderilip rapor doğrultusunda karar verildiği, davalı şirket vekilinin dava tarihinden önceye ait olan ödeme belgelerini yargılama aşamasında bizzat dava dilekçesinin tebliği üzerine ve müzekkereye rağmen sunmadığı ve bu belgeleri sunamamasının sebebinin herhangi bir şekilde açıklanmadığı ve yargılamanın bu şekilde devam edilerek karar verildiği, karardan sonra sunulan ödeme belgelerinin tüm yargılama aşamasında sunulmadığı dikkate alınarak mahkememizce verilen kararın yerinde olduğu” gerekçesiyle önceki kararında direnmiş; hükmü davalı vekili temyize getirmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yargılama aşamasında sunulmayan, temyiz aşamasında davalı tarafından sunulan bir kısım ödeme belgelerinin delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, temyiz veya karar düzeltme aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.</p>

<p>Öte yandan, dava tarihinde yürürlükte bulunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 188. maddesinde, “Hâkimin re’sen nazarı dikkate alması kanunen iktiza eden hususlar” deyimi ile dava şartlarının kastedildiği ve bu nedenle dava şartlarının mahkemece kendiliğinden gözetileceği hususu öğretide de kabul edilmekteydi (Prof. Dr. Baki Kuru; Hukuk Muhakemeleri Usulü, 2001 Bası, Cilt 2, s.1343, Prof. Dr. Saim Üstündağ; Medeni Yargılama Hukuku Cilt 1-II-İst. 1997 s.28 ve 871). Bu noktada, 1086 sayılı Kanun döneminde de, dava hakkının bir anlamda dava şartı olduğu dikkate alınmaktaydı (Hukuk Genel Kurulu’nun 05.04.2000 gün ve 2000/11-745 E., 734 K.; 28.05.2003 gün ve 2003/13-354 E., 368 K.; 27.01.2010 gün ve 2009/9-586 E., 2010/31 K. sayılı Kararları). Nitekim, karar ve temyiz tarihinde yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114/h maddesinde, “davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartları arasında sayılmıştır. Ödenmiş alacak hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur. Bu halde, 6100 sayılı Kanun’un 115. maddesi gereğince, dava şartının varlığı ya da yokluğunun incelenmesi, doğrudan mahkemeye verilmiş ödevlerden olması karşısında, Yüksek Özel Dairenin, önceden ileri sürülmemiş olsa bile temyiz aşamasında dava şartının var olup olmadığını kendiliğinden gözetmesinde bir usuli engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, temyiz aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermişse, bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır. Gerçekten de, yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, temyiz aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur.<br />
Somut olayda, davalı işveren vekili, temyiz aşamasında bir kısım ödeme belgeleri sunmuştur. İbraz edilen ödeme belgelerine karşı davacıdan diyecekleri sorularak, sonucuna göre gerekirse ek bilirkişi raporu alındıktan sonra bir karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında bir kısım üyelerce, davanın kamu düzenine ilişkin bir dava olmadığı, bu nedenle temyiz aşamasında sunulan delillerin resen dikkate alınamayacağı, ayrıca buna ilişkin yasal dayanak da bulunmadığı belirtilerek, yerel mahkeme direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiş ise de, bu görüş yukarıda belirtilen nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 24.02.2016 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Dava, işçi alacaklarının tahsiline ilişkindir.</p>

<p>Davalı, davaya cevap vermemiştir.</p>

<p>Mahkemece yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz aşamasında davalı tarafından ödeme belgesi ibraz edilmesi nedeniyle Özel dairece “bu belgelerin nazara alınması gerekçesiyle” kararın bozulması üzerine yerel mahkeme “yargılama aşamasında ileri sürülmeyen belgenin temyiz aşamasında nazara alınamayacağı” gerekçesiyle önceki kararında direnmiştir.<br />
Özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, yargılama aşamasında sunulmayan, temyiz aşamasında sunulan ödeme belgelerinin delil olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği hususundadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun sayın çoğunluğu, ödemeye ilişkin belgenin borcu söndüren belgelerden olması nedeniyle her aşamada ileri sürülebileceği, bu nedenle değerlendirilmesi gerektiği görüşündedir.</p>

<p>Dava, 9.6.2010 tarihinde açılmış, karar 2.8.2012 tarihinde verilmiştir. Dolayısıyla yargılama aşmasında hem 1086 sayılı HUMK, hem de 6100 sayılı HMK uygulanacaktır.</p>

<p>Somut dava, işçi alacağının tahsiline ilişkin olup kamu düzeninden değildir. Dolayısıyla yargılama hukukunun temel ilkelerinden olan “taraflarca getirilme ilkesi”ne tabidir. Bu durumda “Kanunla belirtilen durumlar dışında, hakim, kendiliğinden delil toplayamaz.”(HMK 25/2, HUMK 75/1,75/3)</p>

<p>Davacı, alacağı olduğunu iddia ettiğine, davalı da ödediğini savunduğuna göre, ödeme savunmasının ispatı davalıya düşecek ve davalı bu savunmasını usul hükümleri dairesinde ileri sürebilecek ve ispat edecektir. Ödeme savunmasının en önemli delili ödeme belgesidir. Bu belge davalı tarafın en önemle delili olmakla süresi içinde ibraz edilmeli, bu delilin ibrazı için de bir süre bulunmalıdır. Bir başka deyişle ödeme belgesine diğer deliller yanında üstünlük tanıyan yasal bir düzenleme bulunmadığı sürece aynı diğer delillerin toplanması ve ibrazı usulüne tabi olmalıdır. Davalı taraf ödeme delilini temyiz aşamasında ibraz ettiğine göre HMK hükümlerine tabidir. HMK nın 145.maddesi “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülmemesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir.”şeklinde düzenlenmiştir. Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan HUMK da usul hükümleri bir bütün olarak değerlendirildiğinde delillerin ibrazı aşamasından sonra yeni delil ibrazını öngörmeyen bir sistematik içermektedir. Diğer bir deyişle temyiz aşamasında yeni delil ibrazını düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Nitekim HMK da delillerin ne zaman ve nasıl ibraz edileceği açıkça düzenlenmiştir.</p>

<p>Nasıl ki davacı ıslah dışında (davalının kabulü hariç) davasını genişletemezse, davalı da yine davacının kabulü ve ıslah dışında savunmasını genişletemez. Ödeme iddiası davalının en önemli savunmasıdır ve bu savunmanın genişletilmesi yasağının istisnası Usul yasasında düzenlenmemiştir.</p>

<p>“Ödenmiş alacak hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur, hukuki yarar dava şartıdır, öyleyse ödemeye ilişkin belge borcu söndüren belgedir yargılamanın her aşamasında nazara alınır” şeklindeki görüşün yasal dayanağı bulunmamaktadır.</p>

<p>Dava şartları, davanın hemen başında, en geç ön inceleme duruşmasında görülüp karara bağlanacak hususlardandır. Davalının elinde bulunan belgeyi hiç ibraz etmemesi veya bu belgeyi bulamaması halinde dava şartı yokluğundan bahsedemeyecek isek, belge ortaya çıktığında da dava şartı yokluğundan bahsedemeyiz. Nitekim yargılama aşamasında dava konusu borcun ödenmesi halinde dava, “dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi” şeklinde değil, “davanın konusu kalmadığından hüküm kurulmasına yer olmadığına” şeklinde sonuçlandırılmaktadır. Diğer yandan aynı ödeme belgesi temyiz aşamasında değil de karardan önce, yargılama aşamasında ibraz edilseydi verilecek karar “dava şartı yokluğundan usulden ret” değil “davanın esastan reddi” olacaktı. O halde borcu söndüren belgenin “dava şartı” gerekçesiyle temyiz aşamasında nazara alınması mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Yargılama aşamasında elde edilemeyen belgenin yargılamadan sonra ele geçirilmesi halinde kanun koyucu bu tür durumlar için yargılamanın yenilenmesi kapsamında belge sahibi lehine HMK 375/1-ç maddesini getirmiştir. Bu madde gereğince davalı süresi içinde yargılamanın yenilenmesi yoluna gidebilecektir. Diğer yandan böyle bir uygulamanın kabulü halinde yargılamanın yenilenmesi müessesesinin (bu sebep açısından) amacı ortadan kalkacaktır. Eğer davalı bu belgeyi keyfi olarak yargılama aşamasında ileri sürmemişse sonuçlarına da katlanmalıdır. Aksinin kabulü yargılama sürecini davalının insiyatifine bırakmak olacaktır. Böylece uygulamada davalı, elinde belgesi olmasına rağmen sırf davacıyı uğraştırmak, işini güçleştirmek için ibraz etmeyecek, davanın kabulü halinde temyiz aşamasında bu belgeyi ibraz ederek itirazda bulunacak ve yargılamanın yeniden başlamasına sebep olacaktır. Bir adım ötesi, davalının ibraz ettiği ödeme belgesi altındaki imza davacının imzası olmayabilecek, imza incelemesi sürecinden sonra davanın kabulü halinde de davacının alacağına kavuşması için geçecek sürenin ne kadar olacağını kestirmek de mümkün olmayacaktır. Bu nedenlerle ünlü hukukçu Jering “usul hürriyetin ikiz kardeşi, keyfiliğin can düşmanıdır” diyerek usul kurallarına bağlılığın önemine işaret etmiştir.</p>

<p>Sonuç itibariyle;kamu düzenine ilişkin olmayan davada, hem HUMK da hem de HMK da öngörülen delil ibraz sistemine uymayan, süresi içinde ileri sürülmediği gibi hakimin ihtarına rağmen ibraz edilmeyen, davalının savunmasının en önemli delili olan ödeme belgesinin temyiz aşamasında ibraz edilmesi halinde dikkate alınamayacağı, bu nedenle yerel mahkeme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun aksi yöndeki görüşüne katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014735-e-2016166-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="26677"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BORCU KAPATAN BİR BELGENİN SUNULMASI SAVUNMANIN GENİŞLETİLMESİ YASAĞI KAPSAMINA GİRMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/borcu-kapatan-bir-belgenin-sunulmasi-savunmanin-genisletilmesi-yasagi-kapsamina-girmez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/borcu-kapatan-bir-belgenin-sunulmasi-savunmanin-genisletilmesi-yasagi-kapsamina-girmez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kanun yolu aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/242 E., 2026/2323 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/2220 E., 2025/2069 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Bolu 1. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/217 E., 2023/316 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 10.08.2012-18.05.2022 tarihleri arasında davalı işyerinde uluslararası tır şoförü olarak çalıştığını, ayda ortalama 1,5-2 kez Avrupa ülkelerine sefer gerçekleştirdiğini, aylık asgari ücret ile birlikte sefer başına son olarak minimum 650,00 Euro sefer primi aldığını, asgari ücreti ile sefer primi ödemelerinin bir kısmının sefer başına elden ödendiğini, davacının sefere çıktığı zaman aldığı harcırahın kazancının büyük kısmını oluşturduğunu, davacının ... ve genel tatillerde aralıksız çalıştığını, bu çalışmaların karşılığı olan ücretlerin ödenmediğini, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını, işyerinde işçiler arasında ayrımcılık yapılması ve sair nedenlerle iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğini, 20.05.2022 tarihinde .. Bankası hesabına 20.000,00 TL, 24.05.2022 tarihinde 6.500,00 TL olmak üzere toplamda 26.500,00 TL kıdem tazminatı ödemesi yapıldığını, bakiye kıdem tazminatı alacağı bulunduğunu ileri sürerek kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunarak, davacının 20.05.2022 tarihinde istifa ile iş sözleşmesini sonlandırdığını, önceki dönemlere ait çalışmalarının karşılığı olan 9.000,00 TL'nin 14.02.2018 tarihinde kendisine ödendiğini, asgari ücret + harcırah karşılığı çalıştığını, sefer başına 650,00 Euro harcırah aldığını, harcırahın içinde yol boyunca ödemek zorunda olduğu otoban, köprü, tünel geçiş ücretleri, park vb. ücretlerin yer aldığını, bu ödemelerden kalan bakiye miktarın davacının tasarrufuna bırakıldığını, ayda ortalama 1,5-2 sefer yaptığı iddialarının gerçek dışı olduğunu, iş sözleşmesini istifa ile sonlandırması sebebiyle kıdem tazminatı alacağına hak kazanmayacağını, yıllık izinlerinin tamamını kullandığını, ulusal ... ve genel tatil günlerinde çalışmasının bulunmadığını, davacıya 20.05.20 22... .05.2022 tarihlerinde toplam 26.500,00 TL kıdem tazminatı ödendiğini ancak davacının iş sözleşmesinin işçi tarafından haklı nedenle feshedildiği anlamına gelmediğini, davacıya birçok kez borç avans adı altında para gönderildiğini, işbu borç avansların davacı tarafından geriye ödenmediğini, davacıya yapılan 26.500,00 TL ve 9.000,00 TL'lik ödemeler ile birlikte borç avanslarının mahsup edilmesi gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının iş sözleşmesini haklı nedenle feshettiğinden kıdem tazminatına hak kazandığı, ulusal ... ve genel tatil ücreti ile bakiye yıllık ücretli izin alacağının davacıya ödendiği kanıtlanmadığından davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden kanuna aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının talep ettiği alacaklarının zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>2. Davacının müvekkili Şirketten bağımsız iki Şirkette daha çalıştığını, herhangi bir gerekçe göstermeden doğrudan bu sürelerde birleştirme yapıldığını,</p>

<p>3. Davacının iş sözleşmesinin istifa ile sona erdiğini, kıdem tazminatına hak kazanamayacağını,</p>

<p>4. Mahkemece borç avans mahsup taleplerinin dikkate alınmadığını,</p>

<p>5. Şirket arşivinden sonradan edindikleri ve istinaf aşamasında sunulan yıllık izin kayıtlarının dikkate alınmamasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davacının iş sözleşmesinin feshi, yıllık izin ücreti ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesabına ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Kural olarak, yargılama aşamasında dayanılıp sunulmayan deliller, kanun yolu aşamasında sunulamazlar; sunulmuş olsalar bile, bu aşamalardaki incelemeler sırasında dikkate alınamazlar. Bu kuralın tek istisnası, dayanılıp sunulan delillin, o davaya konu borcu söndüren bir nitelik taşıması; örneğin, davaya konu borcun ödenmiş olduğunu gösteren makbuz, ibraname gibi bir belge olmasıdır.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 114/1-(h) bendinde “davacının, dava açmakta hukuki yararının bulunması” dava şartları arasında sayılmıştır. Ödenmiş alacak hakkında davacının dava açmakta hukuki yararı yoktur. Bu hâlde, 6100 sayılı Kanun’un 115. maddesi gereğince, dava şartının varlığı ya da yokluğunun incelenmesi, doğrudan mahkemeye verilmiş ödevlerden olması karşısında, önceden ileri sürülmemiş olsa bile kanun yolu aşamasında dava şartının var olup olmadığını kendiliğinden gözetilmesinde bir usuli engel bulunmamaktadır.</p>

<p>Davanın hukuksal niteliği ve somut olayın özelliği gereği davalı, kanun yolu aşamasında dava konusu borcu söndüren nitelikte bir belge vermiş ise; bu belge üzerinde gerekli inceleme yapılmak suretiyle bir karar verilmesi gerekir. Diğer bir anlatımla, yargılama aşaması henüz tamamlanmamış ise böyle durumda, borcu itfa eden belge değerlendirmeye alınmalıdır.</p>

<p>Gerçekten de yargılamada davayı inkâr eden davalının savunması, borcun bulunmadığı savunmasını da kapsar. O nedenle, davalının borcun ne sebeple bulunmadığını açıklama ve iddianın aksine delillerini ikame etme hakkının ortadan kalktığından söz edilemez. Belirtilen nedenlerle, kanun yolu aşamasında sunulan ve borcu söndüren bir belgenin varlığı karşısında savunmanın genişletilmesi yasağından söz edilemeyeceğinin kabulü de zorunludur<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014735-e-2016166-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9"> (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24.02.2016 tarihli ve 2014/22-735 Esas, 2016/166 Karar sayılı kararı).</span></a></strong></p>

<p>Dairemiz uygulamasına göre ibraname veya yıllık izin belgesi gibi borcu söndürebilecek nitelikte belgelerin de kanun yolu aşamasında dahi ileri sürülebilmesi mümkündür.</p>

<p>Şu hâlde somut uyuşmazlıkta davalı tarafından ibraz edilen davacı imzalı yıllık izin defteri, davacı asıla gösterilerek beyanı alındıktan sonra sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>11.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Somut olayda davacı işçi kıdem tazminatı, yıllık ücretli izin ile ulusal ... ve genel tatil ücreti alacaklarının hüküm altına alınması istemiyle açtığı davanın İlk Derece Mahkemesi tarafından kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz başvurusu üzerine Dairemizce istinaf aşamasında sunulan yıllık izin defterinin dikkate alınması gerektiği gerekçesiyle kararın bozulmasına oy çokluğuyla karar verilmiştir.</p>

<p>Dava işçi tarafından işveren aleyhine iş sözleşmesinden doğan alacaklarının tahsili istemiyle açılmış olup, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 7. maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabidir. Aynı Kanun’un 9. maddesinde bu Kanun'da hüküm bulunmayan hâllerde 6100 sayılı Kanun hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>6100 sayılı Kanun’un “Delillerin ikamesi” başlığını taşıyan 318. maddesine göre basit yargılama usulüne tâbi davalarda “Taraflar dilekçeleri ile birlikte, tüm delillerini açıkça ve hangi vakıanın delili olduğunu da belirterek bildirmek; ellerinde bulunan delillerini dilekçelerine eklemek ve başka yerlerden getirilecek belge ve dosyalar için de bunların bulunabilmesini sağlayan bilgilere dilekçelerinde yer vermek zorundadır”. Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un basit yargılama usulünde de uygulama alanı bulduğu 145. maddesine göre “Taraflar, Kanunda belirtilen süreden sonra delil gösteremezler. Ancak bir delilin sonradan ileri sürülmesi yargılamayı geciktirme amacı taşımıyorsa veya süresinde ileri sürülememesi ilgili tarafın kusurundan kaynaklanmıyorsa, mahkeme o delilin sonradan gösterilmesine izin verebilir”.<br />
Somut olayda, davalı işveren elinde bulunan yıllık izin defterini istinaf aşamasında istinaf dilekçesiyle birlikte sunmuştur. Davalı işverence elindeki delillerin süresinden sonra sunulması ile ilgili olarak hâkimin izin vermesini gerektirecek geçerli bir nedenin varlığı ileri sürülmemiştir. Yukarıda belirtilen yasal düzenlemeler karşısında, süresinden sonra sunulan yıllık ücretli izinlerin kullandırıldığına ilişkin belgelerin uyuşmazlığın çözümünde dikkate alınması mümkün değildir.</p>

<p>Davalı tarafın elinde bulundurduğu ve süresinde sunmadığı delillerin dikkate alınması mümkün olmadığından, kararın onanması gerektiği kanaati ile, Sayın Çoğunluğun bozma yönündeki görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/borcu-kapatan-bir-belgenin-sunulmasi-savunmanin-genisletilmesi-yasagi-kapsamina-girmez</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="10593"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay üyelerinden adli yıl açılışında Anıtkabir'e ziyaret]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-uyelerinden-adli-yil-acilisinda-anitkabire-ziyaret</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-uyelerinden-adli-yil-acilisinda-anitkabire-ziyaret" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez başkanlığındaki heyet, '2026-2027 Adli Yıl' açılışı nedeniyle Anıtkabir'i ziyaret etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez ve beraberindeki Yargıtay üyeleri, Aslanlı Yol'dan yürüyerek Mustafa Kemal Atatürk'ün mozolesine geldi. Kerkez, mozoleye çelenk bıraktıktan sonra, heyet saygı duruşunda bulundu. Kerkez ve beraberindeki heyet, Anıtkabir'in merdivenlerinde hatıra fotoğrafı çektirdikten sonra Misak-ı Milli Kulesi'ne geçti.</p>

<p>Anıtkabir Özel Defteri'ni imzalayan Kerkez, deftere şunları yazdı:</p>

<p>"Aziz Atatürk, ömrünüzün neredeyse tamamını ülkemiz için harcadınız. Cumhuriyetimizi kurana kadar büyük zorluklara, büyük zaferler kazandınız. Daha sonra da hiçbir şahsi çıkar gözetmeden devletiniz için son nefesinize kadar mücadele ettiniz. Bizlere emanet ettiğiniz bu ülkede adalet hizmetlerini en güzel şekilde sunmaya kararlılıkla devam edeceğimize söz veriyoruz. Yargıtay olarak sizi rahmet ve minnetle yad ediyoruz."</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-191.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-uyelerinden-adli-yil-acilisinda-anitkabire-ziyaret</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-192.jpg" type="image/jpeg" length="42851"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MİT ve emniyetten FETÖ'ye yönelik operasyon: 10 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mit-ve-emniyetten-fetoye-yonelik-operasyon-10-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mit-ve-emniyetten-fetoye-yonelik-operasyon-10-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Ankara Emniyet Müdürlüğü ekiplerince FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonda 10 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında; MİT ve Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi koordinesinde; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün 'SIGNAL' kriptolu haberleşme programı kullanılarak yürütülen örgütsel faaliyetlerinin deşifresine yönelik çalışma yapıldı. Çalışmalarda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün güncel bilişim yapılanması içinde faaliyetlerini sürdürdükleri tespit edilen 13 şüpheliye yönelik eş zamanlı operasyon gerçekleştirildi. 13 şüpheliden 10'u yakalanarak gözaltına alındı. Firari 3 şüphelinin yakalanmasına yönelik çalışmaların devam ettiği belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mit-ve-emniyetten-fetoye-yonelik-operasyon-10-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/gozalti-okdm.jpg" type="image/jpeg" length="38873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“HUKUK DEVLETİ BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ BİR YARGI İLE MÜMKÜNDÜR”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-devleti-bagimsiz-ve-tarafsiz-bir-yargi-ile-mumkundur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-devleti-bagimsiz-ve-tarafsiz-bir-yargi-ile-mumkundur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Barosu yönetimi, 2026-2027 adli yıl açılışı nedeniyle tören düzenledi. Baro Başkanı Av. Gazi Özdemir yargı ve avukatlık mesleğinin sorunlarına değinerek, “Hukuk ve adalet toplumun ortak güvencesidir. Hukuk devleti; bağımsız ve tarafsız bir yargı ile özgür, etkin ve güçlü bir savunma makamının varlığıyla mümkündür” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Mersin Cumhuriyet Alanı'nda düzenlenen törene Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir, baro yönetim kurulu üyeleri, avukatlar ve stajyer avukatlar katıldı. Baro Başkanı Av. Gazi Gazi Özdemir’in Atatürk Anıtı’na çelenk sunmasını ile başlayan törende, saygı duruşunda bulunuldu ve İstiklal Marşı okundu.</p>

<p><strong>“YARGI VE SAVUNMANIN, BASKI VE MÜDAHALELERLE KARŞI KARŞIYA BIRAKILDIĞI BİR SÜREÇTEN GEÇİYORUZ”</strong></p>

<p>Mersin Barosu Başkanı Av. Gazi Özdemir açıklamasında, hukuk ve adaletin toplumun ortak güvencesi olduğuna vurgu yaparak, “Yeni adli yılın başlangıcında, yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın temsilcileri olarak; mesleğin onurunun, kişi hak ve özgürlüklerinin, hukukun üstünlüğünün ve adil yargılanma hakkının korunmasının yaşamsal önemini bir kez daha kamuoyuna hatırlatma sorumluluğundayız.</p>

<p>Hukuk devleti; bağımsız ve tarafsız bir yargı ile özgür, etkin ve güçlü bir savunma makamının varlığıyla mümkündür. Ancak bugün, yargı bağımsızlığına yönelik ciddi sorunların yaşandığı ve savunma makamının çeşitli baskı ve müdahalelerle karşı karşıya bırakıldığı bir süreçten geçiyoruz. Yürütmenin yargı süreçleri üzerindeki etkisinin artması, yargı kararlarının uygulanmasında yaşanan sorunlar ve ölçüsüz tutuklama uygulamaları, yurttaşların hukuka ve adalete duyduğu güveni ciddi biçimde zedelemektedir. Tutuklama tedbirinin istisnai bir koruma tedbiri olmaktan çıkarılarak adeta bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğü bir tabloyla karşı karşıyayız” diye konuştu.</p>

<p><strong>“GECİKEN YARGILAMALAR, TOPLUMUN ADALETE VE HUKUK SİSTEMİNE OLAN GÜVENİNİ SARSMIŞTIR”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamamasının, yargının en temel sorunlarından biri olduğunu belirten Özdemir, “Özellikle Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri nezdinde uzun süredir sonuçlanmayı bekleyen dosyalar, hak arama özgürlüğünün etkin kullanılmasını güçleştirmekte; geciken yargılamalar, yalnızca taraflar bakımından değil, toplumun adalete ve hukuk sistemine duyduğu güven bakımından da ciddi sonuçlar doğurmaktadır. Adaletin gecikmesi, çoğu zaman adaletin etkinliğini ve anlamını zedelemektedir.</p>

<p>Yargıya duyulan güvenin güçlendirilmesinin yolu, bağımsız ve tarafsız bir yargının yanı sıra, öngörülebilir, etkin ve makul sürede sonuçlanan bir yargılama sisteminden geçmektedir. Yargıtay ve istinaf incelemelerinde dosyaların yıllarca beklemesi, hak arayan vatandaşın adalete erişimini fiilen zorlaştırmamalıdır. Yeni adli yılda temel hedefimiz; yargının iş yükünü azaltacak yapısal çözümlerin hayata geçirilmesi, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılması ve her şeyden önemlisi, vatandaşın adaletin zamanında ve eşit şekilde tecelli edeceğine olan güveninin yeniden güçlendirilmesi olmalıdır. Çünkü hukuk devletinin en güçlü teminatı, yalnızca adaletin varlığı değil, adaletin zamanında gerçekleşmesidir.</p>

<p>Yalnızca mesleğini ve görevini yerine getiren avukatlar değil; gazeteciler, seçilmiş belediye başkanları ve demokratik ve anayasal haklarını kullanan gençlerimiz de gözaltı ve tutuklama tedbirleriyle karşı karşıya bırakılmakta, bu uygulamalar hukuk devleti ve kişi hak ve özgürlükleri bakımından ciddi endişelere yol açmaktadır. Savunmanın ve toplumsal muhalefetin cezalandırılması, aslında adaletin yargılanmasıdır” şeklinde konuştu.</p>

<p><strong>“YARGISAL MÜDAHALELER, SAVUNMA HAKKININ VE HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜN KORUNMASI BAKIMINDAN DA CİDDİ BİR TEHDİT OLUŞTURMAKTADIR”</strong></p>

<p>Baroların bağımsızlığına yönelik yargısal müdahalelerin yalnızca baroların yönetim yapısına ilişkin bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Baro Başkanı Özdemir, “Bu müdahaleler, savunma hakkının ve hukukun üstünlüğünün korunması bakımından da ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Baroların mesleki ve toplumsal konularda görüşlerini özgürce ifade etmeleri nedeniyle hedef alınması ve yönetimlerine müdahalede bulunulması, demokratik hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>Meslektaşlarımız, mesleklerini özgürce ve güven içinde yerine getirmelerini engelleyen baskıların yanı sıra, giderek ağırlaşan ekonomik koşullar ve mesleğe yönelik saldırılar nedeniyle de ciddi sorunlarla karşı karşıyadır. Avukatların ekonomik ve mesleki güvencelerinin zayıflatılması, savunma makamının etkinliğini doğrudan etkilemekte; savunmanın güçsüzleşmesi ise adil yargılanma hakkının hayata geçirilmesini güçleştirmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/09/mersin-barosu.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>“NİTELİKLİ HUKUK EĞİTİMİNİN SAĞLANMASINA YÖNELİK KALICI DÜZENLEMELERİN HAYATA GEÇİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR”</strong></p>

<p>Mesleki sorunlara değinen Özdemir, “Plansız ve ihtiyaç analizinden uzak biçimde artırılan hukuk fakülteleri ve kontenjanların, hukuk eğitiminin niteliği ve mesleğin geleceği açısından önemli bir sorun oluşturduğunu her fırsatta dile getirmiş olmamız, bu konuda Türkiye Barolar Birliği ve barolarla iş birliği içerisinde gerekli kurumsal girişimler yapmamız ses getirmiştir. Devlet üniversiteleri ve vakıf üniversitelerindeki kontenjanların azaltılmasını ve hukuk fakültelerine girişte başarı sıralamasının yükseltilmesini olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz; ancak bunun yeterli olmadığını düşünüyoruz. Nitelikli hukuk eğitiminin sağlanmasına yönelik kalıcı düzenlemelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Avukata yönelik artan şiddetin son bulması, serbest çalışan avukatların iş alanlarının genişletilmesi, bağlı çalışan avukatlar için mesleğin onuruna uygun bir ücret rejimi oluşturulması, stajyer avukatlara destek sağlanması, kamu avukatlarının özlük haklarının düzenlenmesi, zorunlu müdafilik ödemelerinin artırılması ve adli yardım ödeneğinin yükseltilmesi hayati önem taşımaktadır. Türkiye Barolar Birliği’nin ve baroların ısrarlı taleplerini içeren bu düzenlemelerin yalnızca meslek için değil, toplumun adalete erişim hakkı için de kritik önemde olduğunu hatırlatıyoruz.</p>

<p><strong>“YENİ ADLİ YIL, BÜTÜN YURTTAŞLARIN ADALET MÜCADELESİNİN YILI OLMALIDIR”</strong></p>

<p>Yeni adli yıl, yalnızca yargının kurucu unsurları olan avukat, hakim ve savcıların değil, bütün yurttaşların adalet mücadelesinin yılı olmalıdır. Yeni adli yılın; bağımsız yargının güçlendiği, baroların özerkliğinin güvence altına alındığı, yargı mensuplarının ve toplumun tüm kesimlerinin adaletle buluştuğu bir yıl olmasını diliyoruz.</p>

<p>Bugün ayrıca 1 Eylül Dünya Barış Günü. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh' sözünü rehber alan bir mesleğin mensupları olarak, bu evrensel vizyonu kararlılıkla savunduğumuzu bir kez daha belirtiyor, silahların sustuğu, tüm coğrafyalarda kalıcı barışın ve adaletin hüküm sürdüğü bir dünya temenni ediyoruz” diye konuştu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-devleti-bagimsiz-ve-tarafsiz-bir-yargi-ile-mumkundur</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/gazi-ozdemir-4.JPG" type="image/jpeg" length="37370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYUŞTURUCU MADDENİN KARŞILIKSIZ VERİLMESİ “TİCARET” MİDİR? TCK m.188, m.190 VE m.191 ARASINDAKİ SINIR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-maddenin-karsiliksiz-verilmesi-ticaret-midir-tck-m188-m190-ve-m191-arasindaki-sinir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-maddenin-karsiliksiz-verilmesi-ticaret-midir-tck-m188-m190-ve-m191-arasindaki-sinir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti kavramı, gündelik kullanımda çoğunlukla uyuşturucu maddenin belirli bir bedel karşılığında devredildiği ve failin bu devirden ekonomik menfaat sağladığı bir ilişkiyi çağrıştırmaktadır. Oysa Türk ceza hukukunda “uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti” suçunun kapsamı, ticaret kavramının ekonomik anlamıyla sınırlı değildir. Kanun koyucu, uyuşturucu maddenin dolaşıma sokulmasını yalnızca kazanç elde etmeye yönelik bir faaliyet olarak değil, kamu sağlığı üzerinde doğurduğu tehlike itibarıyla cezalandırılması gereken bir fiiller bütünü olarak düzenlemiştir.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188. maddesi bakımından kanun koyucu, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçunu yalnızca uyuşturucu maddenin satılması üzerine kurmamıştır. TCK m.188/3’te uyuşturucu veya uyarıcı maddeyi ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak ülke içinde <strong>satmak, satışa arz etmek, başkalarına vermek, sevk etmek, nakletmek, depolamak, satın almak, kabul etmek veya bulundurmak</strong> ayrı seçimlik hareketler hâlinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme, suçun oluşması bakımından ekonomik menfaat elde edilmesinin zorunlu bir unsur olmadığını göstermektedir. Kanun koyucu “satmak” ile yetinmemiş, bundan bağımsız olarak “başkalarına vermek” fiilini de suçun maddi unsurunu meydana getiren hareketlerden biri olarak kabul etmiştir. Dolayısıyla uyuşturucu maddenin karşılıksız devredilmiş olması, <strong>tek başına</strong> TCK m.188/3’ün uygulanmasına engel değildir.</p>

<p>Ancak kanunun “başkasına verme” fiilini cezalandırmış olmasından hareketle ulaşılabilecek sonuç ile uygulamada zaman zaman bu hükme yüklenen anlam birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p>Çünkü <strong>“bedelsiz olarak başkasına verilen uyuşturucu madde TCK m.188 kapsamında olabilir” önermesi ile “bedelsiz olarak başkasına ulaşan her uyuşturucu madde TCK m.188 kapsamındadır” önermesi aynı şey değildir. </strong>İkinci kabul, ceza hukukunda tipiklik incelemesini büyük ölçüde işlevsiz hâle getirecek kadar geniş bir yorum sonucunu doğurabilir.</p>

<p>Tam da bu noktada Türk Ceza Kanunu’nda uyuşturucu maddeler bakımından birbirine temas eden, fakat maddi unsurları ve cezalandırılma gerekçeleri birbirinden önemli ölçüde ayrılan üç suç tipi karşımıza çıkmaktadır: TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, TCK m.190’da düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırma ve TCK m.191’de düzenlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alma, kabul etme veya bulundurma yahut uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanma suçu. Bu üç hüküm arasındaki sınır, özellikle <strong>bedelsiz paylaşım ve birlikte kullanım vakalarında</strong> belirleyici hâle gelmektedir.</p>

<p>TCK m.188’de düzenlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti suçu, ekonomik anlamdaki “ticaret” kavramından daha geniş bir hukuki içeriğe sahiptir. Kanun koyucu, “satmak” fiilinin yanında “başkasına vermek” fiilini de bağımsız bir seçimlik hareket olarak düzenlemiştir. Bu nedenle uyuşturucu maddenin karşılıksız devri de, maddenin bir başkasının bağımsız tasarrufuna bırakılması suretiyle dolaşıma sokulması nedeniyle TCK m.188 kapsamında değerlendirilebilir. Başka bir ifadeyle, burada cezalandırılan yalnızca uyuşturucudan kazanç sağlanması değil, uyuşturucu maddenin üçüncü kişilere aktarılmasıdır. Bu sebeple satış bedeli veya ekonomik menfaat, “başkasına verme” fiili bakımından suçun kurucu unsuru değildir.</p>

<p>TCK m.191, uyuşturucu veya uyarıcı maddenin kişisel kullanım amacıyla satın alınmasını, kabul edilmesini, bulundurulmasını veya kullanılmasını suç olarak düzenlemektedir. Bedelsiz verme bakımından hüküm, özellikle ortak kullanım hâllerinde önem taşır. Birlikte tüketmek amacıyla temin edilen uyuşturucunun kişiler arasında paylaşılması, tek başına “başkasına verme” olarak kabul edilemez; fiilin ortak kullanım kapsamında kalıp kalmadığı somut olayın özelliklerine göre belirlenmelidir.</p>

<p>TCK m.190, uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmaya yönelik belirli davranışları bağımsız bir suç olarak düzenlemektedir. Kullanım amacıyla özel yer, donanım veya malzeme sağlanması, kullananların yakalanmasını zorlaştıracak önlemler alınması veya kullanma yöntemleri konusunda bilgi verilmesi bu suçun seçimlik hareketlerini oluşturmaktadır. Hükümde cezalandırılan esas fiil, uyuşturucu maddenin devri değil, <strong>başkasının uyuşturucu kullanımının bilinçli olarak kolaylaştırılmasıdır.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Özetle; <strong>TCK m.188’de uyuşturucu maddenin başkasının tasarrufuna geçirilmesi, TCK m.190’da kullanımın kolaylaştırılması, TCK m.191’de ise kişisel kullanıma yönelik fiiller cezalandırılmaktadır.</strong> Bu nedenle özellikle bedelsiz paylaşım ve birlikte kullanım olaylarında, salt uyuşturucu maddenin birden fazla kişiye ulaşmış olması suç vasfını belirlemeye yeterli değildir..</p>

<p>Bu nedenle üç suç tipi arasındaki fark yalnızca failin uyuşturucu maddeyle ne yaptığına değil, <strong>hangi hukuki anlamı taşıyan hareketi gerçekleştirdiğine</strong> ilişkindir.</p>

<p>TCK m.188 bakımından soru, uyuşturucu maddenin başkasının hâkimiyet alanına geçirilip geçirilmediğidir. TCK m.190 bakımından soru, başkasının uyuşturucu kullanımının kanunda belirtilen hareketlerden biriyle kolaylaştırılıp kolaylaştırılmadığıdır. TCK m.191 bakımından ise mesele, uyuşturucu maddenin kişinin kendi kullanımıyla sınırlı bir hukuki ilişki içerisinde bulunup bulunmadığıdır. <strong><u>Bu ayrım özellikle “ikram” olarak ifade edilen vakalarda önem kazanmaktadır.</u></strong></p>

<p>Bir uyuşturucu kullanıcısının yanında bulunan maddeyi aynı ortamda bulunan arkadaşına kullandırması, gündelik hayatın diliyle “ikram” olarak ifade edilebilir. Ancak ceza hukukunda “ikram” adı altında bağımsız bir suç tipi bulunmamaktadır. Bu nedenle mahkemenin fiile gündelik dilde verilen isimden değil, fiilin somut gerçekleşme biçiminden hareket etmesi gerekir.</p>

<p>Burada özellikle iki hususun birbirine karıştırılmaması gerekir. <strong>Uyuşturucu maddenin kendisini sağlamak ile uyuşturucu kullanmanın koşullarını sağlamak aynı şey değildir.</strong></p>

<p>İşte bedelsiz uyuşturucu devrine ilişkin uyuşmazlıkların temel problemi burada ortaya çıkmaktadır: <strong>Maddenin fiziksel olarak el değiştirmesi ile suçun hukuki anlamda oluşması birbirine eşitlenmemelidir.</strong>Ceza hukukunda maddi hareketin gözlemlenmesi, tipiklik incelemesinin başlangıcıdır; sonu değildir.</p>

<p>Bir kişinin elindeki uyuşturucu maddeden diğer kişiye uzatmış olması iddiası karşısında dahi maddenin kim tarafından temin edildiği, baştan itibaren ortak kullanım amacı bulunup bulunmadığı, kişiler arasındaki ilişki, maddenin miktarı, olayın gerçekleştiği ortam, uyuşturucunun ne şekilde tüketildiği ve diğer kişinin madde üzerinde bağımsız bir tasarruf alanı elde edip etmediği değerlendirilmelidir.</p>

<p>Aksi hâlde birlikte kullanım olgusunun bulunduğu hemen her olayda, uyuşturucu maddeyi ilk temin eden kişinin TCK m.188/3 kapsamında “başkasına verme” suçundan sorumlu tutulması gibi son derece geniş bir cezalandırma alanı ortaya çıkabilir.Böylesi bir sonuç, özellikle suçlar arasındaki yaptırım farklılığı dikkate alındığında çok daha ciddi bir hukuki problem hâline gelmektedir.</p>

<p>Bu değerlendirmede uyuşturucu maddenin miktarı, türü ve paketlenme biçimi; maddenin kim tarafından ve ne amaçla temin edildiği; failin uyuşturucu kullanıcısı olup olmadığı; hassas terazi veya paketleme materyallerinin bulunup bulunmadığı; iletişim kayıtları; para hareketleri; taraflar arasındaki ilişki; tanık anlatımları; fiziki veya teknik takip bulguları ve olayın gerçekleşme biçimi bir bütün hâlinde ele alınmalıdır.</p>

<p><strong>Ceza yargılamasında hiçbir emare, suçun kanuni unsurunun yerine geçirilemez. </strong>Bu nedenle bedelsiz uyuşturucu verme iddiasının bulunduğu dosyalarda mahkemenin yalnızca “sanığın uyuşturucu maddeyi diğer şahsa verdiği” tespitinden hareketle ağır suç vasfına ulaşması yeterli değildir. “Verme” olarak nitelendirilen hareketin hangi koşullarda gerçekleştiği, maddenin kimin hâkimiyetinde bulunduğu, diğer kişinin madde üzerinde bağımsız tasarruf elde edip etmediği ve olayın neden birlikte kullanım kapsamında değerlendirilmediği kararın gerekçesinde ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Dolayısıyla mesele, TCK m.188, m.190 ve m.191 arasında sanık lehine olan hükmün keyfî biçimde seçilmesi değildir. Mesele, <strong>ceza sorumluluğunun ancak gerçekleşen fiilin bütün kanuni unsurlarıyla örtüşen suç normuna dayanılarak kurulabilmesidir.</strong></p>

<p>Bu, ceza hukukunda kanunilik ilkesinin doğal sonucudur.Kanunilik ilkesi yalnızca “kanunsuz suç ve ceza olmaz” güvencesinden ibaret değildir. Aynı zamanda ceza normunun sınırlarının yorum yoluyla sanık aleyhine genişletilmemesini ve birbirinden farklı tipik hareketlerin yalnızca sonuçlarının benzerliğinden hareketle aynı suç içerisinde eritilmemesini gerektirir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde mahkûmiyet, sanığın suçu işlemiş olmasının mümkün görülmesine değil, isnat edilen suçun kanuni unsurlarıyla birlikte sanık tarafından gerçekleştirildiğinin her türlü makul şüpheden uzak biçimde ortaya konulmasına dayanmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle bedelsiz uyuşturucu devri bakımından varılması gereken sonuç iki yönlüdür.</p>

<p>Birincisi; uyuşturucu maddenin karşılıksız verilmiş olması, sırf ekonomik menfaat elde edilmediği gerekçesiyle TCK m.188/3’ün uygulanmasını kategorik biçimde engellemez. Kanun koyucu “başkasına verme” fiilini “satma”dan bağımsız olarak düzenlemiştir.</p>

<p>İkincisi ve kanaatimizce daha önemlisi ise; <strong>bu düzenleme, karşılıksız paylaşımın söz konusu olduğu her olayın doğrudan uyuşturucu madde ticareti suçuna dönüştürülmesine hukuki dayanak oluşturmaz.</strong></p>

<p>Özellikle düşük miktarda uyuşturucu maddenin söz konusu olduğu, tarafların kullanıcı olduğu, herhangi bir satış bedeli veya ekonomik menfaatin bulunmadığı ve olayın birlikte kullanım yahut sosyal paylaşım içerisinde gerçekleştiğinin ileri sürüldüğü dosyalarda TCK m.188’e başvurulmadan önce maddi vakıanın TCK m.190 ve m.191 ile olan sınırının ayrıca tartışılması gerekir.</p>

<p>Burada amaç uyuşturucu maddenin başkasına verilmesini önemsizleştirmek değildir. Amaç, <strong>ceza hukukunun birbirinden farklı gördüğü fiilleri, yalnızca uyuşturucu maddeyle bağlantılı olmaları nedeniyle aynılaştırmamaktır.</strong></p>

<p>Uyuşturucuyla etkin mücadele kamu sağlığının korunması bakımından tartışmasız biçimde meşru ve gerekli bir amaçtır. Ancak hukuk devletinde ceza normunun caydırıcılığı, normun sınırlarının belirsizleştirilmesi pahasına sağlanamaz. Çünkü cezalandırma yetkisinin meşruiyeti yalnızca devletin hangi fiille mücadele ettiğine değil, <strong>kimi, hangi fiil nedeniyle ve hangi hukuki gerekçeyle cezalandırdığına</strong> da bağlıdır.</p>

<p>Sonuç itibarıyla, uyuşturucu madde suçlarında hukuki nitelendirme, fiilin görünüşüne değil, somut olayın özellikleri ve ilgili suç tipinin kanuni unsurları esas alınarak yapılmalıdır. <strong>Aksi hâlde, ilk bakışta basit bir paylaşım veya birlikte kullanım olarak görünen bir eyleme hatalı bir hukuki vasıf yüklenmesi, kişinin özgürlüğünden yıllarla ölçülebilecek ölçüde yoksun bırakılması sonucunu doğurabilir.</strong></p>

<p>TCK m.188, m.190 ve m.191 arasındaki sınırın doğru çizilmesi, yalnızca suç vasfının belirlenmesine ilişkin teknik bir mesele değildir. Zira aynı maddi olayın farklı bir suç tipi altında nitelendirilmesi, kişinin tabi olacağı yaptırımın ağırlığını ve özgürlüğünden yoksun bırakılacağı süreyi doğrudan değiştirebilmektedir. Bu nedenle somut fiilin hukuki niteliği ortaya konulmaksızın ağır yaptırım öngören suç tipine başvurulması, kişi özgürlüğü bakımından yıllarla ölçülebilecek sonuçlar doğurabileceği gibi ceza hukukunun kanunilik ve ölçülülük ilkeleriyle de bağdaşmayacaktır. Devletin uyuşturucu suçlarıyla etkin mücadele yükümlülüğü tartışmasız olmakla birlikte, bu mücadele suç tipleri arasındaki sınırların sanık aleyhine genişletilmesini meşru kılmaz. Aksine, yaptırım ağırlaştıkça suç vasfının tayininde gösterilmesi gereken hukuki özen de aynı ölçüde artmalıdır.</p>

<p><strong>Unutulmamalıdır ki suç vasfının tayinindeki hata, ceza hukukunda yalnızca yanlış normun uygulanması sonucunu değil, kişi özgürlüğüne ağır ve telafisi güç bir müdahaleyi de beraberinde getirebilir.</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/ceren-kurt.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ceren KURT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyusturucu-maddenin-karsiliksiz-verilmesi-ticaret-midir-tck-m188-m190-ve-m191-arasindaki-sinir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 09:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/themis-terafmaskf.jpg" type="image/jpeg" length="46542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3664 E., 2026/2960 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2026/3664 E., 2026/2960 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3664 E., 2026/2960 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1361 E., 2022/220 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin kiracı olarak oturmakta olduğu dava konusu taşınmaz için davalıya 300 USD depozito ödediğini, kira ilişkisi devam ederken taşınmazın satılması üzerine kira sözleşmesinin sona erdiğini, ancak ödenen depozito bedelinin iade edilmediğini ileri sürerek; depozito iadesi talepli başlatılan takibe vaki itirazın iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının taşınmazı müvekkilinden satın almadan önce kiracı sıfatı ile oturduğunu, son kira bedelini müvekkiline ödemeyen davacının depozito bedelini kira olarak alıkoymasını talep ettiğini, aralarında bu şekilde anlaşmış olmalarına rağmen davacının kötü niyetle icra takibi başlattığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamına alınan tapu kayıtları uyarınca, dava konusu taşınmazın 13.07.2020 tarihinde davacının eşi dava dışı ... . tarafından satın alındığı ve yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, bu durumda davacı tarafından dava konusu depozito alacağının tahsili için yeni malike husumet yöneltilmesi gerekirken, önceki malike karşı husumet yöneltildiği gerekçesiyle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; kiralananın davacı kiracının eşine satılmasıyla birlikte yeni malikin yasa gereği kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşme ilişkisi satış tarihi itibarıyla sona erdiğinden, önceki malik olan davalının başlangıçta aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat edemediği sürece depozitoyu kiracıya iade etmekle yükümlü olduğu, İlk Derece Mahkemesince kira sözleşmesinin devam ettiğinden bahsedilemeyeceği ve dava konusu güvence bedelinin davalı tarafından dava dışı yeni malike teslim edildiği iddiasının da bulunmadığı üzerinde durulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, depozito alacağının tahsili talepli başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 310. maddesi uyarınca, kiralananın mülkiyetinin kira sözleşmesinin kurulmasından sonra herhangi bir sebeple el değiştirmesi halinde, yeni malik kendiliğinden kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Bu durumda yeni malik, kira sözleşmesinden doğan hak ve borçları kanun gereği devralırken, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşmesel ilişki de satış tarihi itibarıyla sona erer.<br />
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında, davacı kiracı tarafından davalı kiraya verene güvence bedeli (depozito) ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın temelini, kira ilişkisi devam ederken kiralanan davacı kiracının eşine satılması sonrasında depozito bedelinden kimin sorumlu olduğu oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda, davalı önceki malikin kira ilişkisinin başlangıcında teslim aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat etmesi gerekir. Zira depozito bedelinin yeni malike devredildiğinin kanıtlanamaması halinde, güvence bedelini teslim alan önceki malik bakımından iade yükümlülüğü devam edecektir.<br />
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; kiralananın davacı kiracının eşine satılması nedeniyle kira sözleşmesinin önceki malik yönünden devam ettiğinden söz edilemeyeceği, davalının dava konusu güvence bedelini dava dışı yeni malike teslim ettiğine ilişkin herhangi bir savunmasının veya bunu doğrulayan bir delilinin de bulunmadığı gözetilerek, depozito bedelinin iadesi hususunda davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="19595"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3665 E., 2026/2768 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/3665 E., 2026/2768 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/3665 E., 2026/2768 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/661 E., 2024/289 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin kiracısı olan davalının kira borcunu ödememesi nedeniyle aleyhine icra takibi başlatıldığını, kira sözleşmesi devam ederken davalının müvekkiline karşı hakaret, tehdit, yaralama, konut dokunulmazlığını ihlal ve iftira suçlarını işlediğini, bu nedenle kira ilişkisinin çekilmez hale geldiğini ileri sürerek; davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; dava konusu taşınmazın maliki olan dava dışı kayınpederinin akli melekelerinin yerinde olmaması nedeniyle davacı tarafından dolandırılarak taşınmazın usulsüz şekilde satın alındığını, davacının dolandırıcı olup, tahliye talebinin bir suç şebekesinin oyunu niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle tapu iptal davası açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın, davalı kiracının kiraya verene gerekli saygıyı göstermemesi ve davacıya yönelik suç teşkil eden eylemleri nedeniyle kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiği iddiasına dayalı tahliye istemine ilişkin olduğu, Yatağan Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/350 E., 2023/567 K. sayılı dosyası, Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/539 E, 2023/600 K. sayılı dosyası ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiği gerekçesiyle; davanın kabulüne ve davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; tarafların iddia ve savunmaları dikkate alındığında, aralarında yazılı bir kira sözleşmesi bulunmadığı, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi ile süresinin bilinmediği, dinlenen tanık beyanına göre de taraflar arasında kira ilişkisinin bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince, davacının dosyaya ibraz ettiği deliller ile kira sözleşmesinin varlığını ve kira bedelini kanıtlayamadığından, davacının dava dilekçesinde dayanmış olduğu yemin delili hatırlatılarak, davalıya yemin teklif edip etmeyeceği hususu sorulmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, kira ilişkisinin çekilmez hale gelmesi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190/1 maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Kural olarak, kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti kiraya verene, kabul edilen kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise kiracıya düşer. Davacı bu iddiasını yemin dahil her türlü delil ile ispat edebilir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı kiracının bulunduğu taşınmazı satın alarak malik sıfatını kazandığı ve kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiğini ileri sürerek tahliye talebinde bulunduğu, ancak davalı tarafça kira ilişkisinin varlığının inkâr edildiği anlaşılmakla, kira ilişkisinin varlığı, başlangıç tarihi, süresi ve kira bedelinin ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu; ne var ki yazılı kira sözleşmesinin ibraz edilememesi ve tanık beyanlarıyla da kira ilişkisinin varlığının ortaya konulamaması karşısında, İlk Derece Mahkemesince davacıya yemin delilinin hatırlatılması ve davalıya yemin teklif edip etmeyeceği sorulup oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanunun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="22578"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/1042 E., 2026/1405 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 11.03.2026 tarihli, 2026/1042 E., 2026/1405 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/1042 E., 2026/1405 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/... E., 2024/1463 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; dava konusu taşınmazın muris ...'in vefatı sebebi ile taşınmaza ilişkin kira sözleşmesi ile birlikte müvekkillerine devrolduğunu, müvekkili ...'in taşınmaya ihtiyacı olduğunu, kira sözleşmesinin süresinin dolacak olduğunu ileri sürerek, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı, davaya cevap vermemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; muris ile davalı arasında 25.10.2013 başlangıç tarihli, 10 yıl süreli, 10 yıllık peşin 100.000.00 TL bedelli kira sözleşmesi imzalandığı, kiralananın yediemin deposu ve otopark alanı olarak kullanılacağının belirtildiği, taşınmazın tapu kaydında niteliğinin tarla olduğu, ilgili taşınmaza ilişkin yapılan kira sözleşmesinin konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafın dava konusu taşınmaza ilişkin ihtiyacını terditli biçimde talep ettiği, ihtiyacın objektif, samimi, somut, açık ve gerçek olması gerektiği, ihtiyacın samimi olmadığı, taşınmazın turizm amaçlı kullanıma uygun olmadığı, bununla birlikte dava konusu taşınmaza ilişkin süre nedeni ile kira sözleşmesinin feshi ve tahliye şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; taşınmazın tapu kaydında 19.672,22 m² yüz ölçümü ve tarla vasfı ile tescilli olduğu, kira sözleşmesinde kiralanan şeyin cinsinin arsa, kiralanan şeyin şimdiki durumunun tarla olarak belirtildiği, Mahkemece kira sözleşmesi konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilerek hüküm kurulmuşsa da, dosya kapsamından kiralananın üstün vasfının, bu anlamda Kanunun hangi hükümlerinin uygulanacağının tespit edilemediği Mahkemece, mahallinde keşif yapılarak dava konusu taşınmazın üstün vasfının belirlenmesi, tespit edilen üstün vasfa göre uyuşmazlığın çözümünde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümlerinin mi yoksa genel hükümlerin mi uygulanacağı belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, tahliyesi talep edilen kiralananın üstün vasfı belirlenerek tahliye hükümlerinin değerlendirilmesi gerekip gerekmediği noktasındadır.<br />
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK ile 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, bu Kanunlardaki kira ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflara ilişkin düzenlemeler, Kanunun dördüncü bölümünde sıralanmıştır. Kiralanan yerin gayri musakkaf vasıfta olması halinde, TBK'nın 299. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen genel hükümlere tabi yerlere ilişkin kira sözleşmesi hükümleri, musakkaf vasıfta olması halinde ise 339. ve devamı maddelerinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine ilişkin maddeleri uygulanacaktır.</p>

<p>TBK'nın 351. maddesi gereğince, ancak konut ve çatılı iş yerleri kiralarında ihtiyaç iddiasına dayalı olarak tahliye davası açılabilir. Genel hükümlere tabi olan taşınmazlar için ise tahliye nedeni olarak ihtiyaç iddiasına dayanılamayıp, belirli süreli sözleşmelerde süre bitim tarihinden itibaren bir ay içinde açılacak dava ile kiralananın tahliyesi talep edilebilir.</p>

<p>Somut olayda, kira sözleşmesinde; kiralananın arsa, durumunun ise tarla olduğu, yediemin deposu ve otopark alanı olarak kullanılmak üzere kiraya verildiği belirtilmiştir. Mahkemece taşınmaz üzerinde keşif yapılarak kiralananın galip vasfı tespit edilmemiştir. Bu haliyle dosya kapsamından sözleşmenin, genel hükümlere tabi adi kira sözleşmesi veya konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümlere tabi çatılı iş yeri kira sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı tespit edilememektedir. Uygulanacak kanun hükmünün tespit edilebilmesi için taşınmazın üstün vasfının belirlenmesi gerekir. Mahkemece, mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle taşınmazın hakim unsuru da gözetilerek mevcut vasfı tespit edip, TBK'nın konut ve çatılı işyeri ya da genel hükümlerine tabi olup olmadığı belirlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 362/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="87104"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşe İade Davası: Kimler Açabilir, Süre ve Şartlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşten çıkarıldınız ve fesih size haksız mı geldi? O zaman en kritik bilgi şu: fesih bildirimini aldığınız günden itibaren <strong>yalnızca 1 aylık</strong> başvuru süreniz var. <strong>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18-21. maddelerindeki</strong> iş güvencesi hükümleri, geçerli bir sebep gösterilmeden işten çıkarılan işçiye işine geri dönme hakkı tanıyor, ama bu hak, kısa sürelere sıkı sıkıya bağlı.</p>

<p>Üstelik bu yol herkese açık değil: işyerindeki işçi sayısından kıdeminize kadar bir dizi şartın aynı anda sağlanması gerekiyor. Bu rehberde <strong>kimlerin işe iade davası açabileceğini</strong>, zorunlu arabuluculuk aşamasını, süreleri ve davayı kazanmanın somut sonuçlarını adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>İşe İade Davası Nedir, Ne Kazandırır?</strong></p>

<p>İşe iade davası, işvereni <strong>geçerli bir sebep göstermeden</strong> yapılan feshin geçersizliğini tespit ettirip işinize geri dönmenizi sağlayan davadır. Buradaki “geçerli sebep”, işçinin yeterliliğinden, davranışlarından ya da işletmenin gerçek gereklerinden kaynaklanan, <strong>fesih bildiriminde açıkça ve yazılı olarak</strong> gösterilmiş bir sebep demektir.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler’de bir zincir marketin deposunda 3 yıldır çalışan Hakan’a bir sabah, hiçbir yazılı gerekçe gösterilmeden “yarından itibaren gelme” denildi. Bu fesih şeklen bile sakat, çünkü sebep yazılı bildirilmedi ve Hakan’dan <strong>savunması alınmadı</strong>. Hakan şartları taşıyorsa işe iade yoluna gidebilir; kazanırsa yalnızca işine dönmekle kalmaz, aşağıda anlatacağımız <strong>ücret ve tazminat kalemlerini</strong> de talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>İşe iade davası ile kıdem-ihbar tazminatı davası aynı şey değildir. İş güvencesi kapsamına girmiyorsanız bile <strong>kıdem ve ihbar tazminatı</strong> hakkınız ayrıca devam eder; işe iade, bu tazminatların ötesinde “işime geri dönmek istiyorum” diyenlerin yoludur.</p>

<p><strong>Kimler Açabilir? 4 Temel Şart</strong></p>

<p>Peki bu yol kime açık? Kanun, iş güvencesinden yararlanmayı <strong>4 şartın aynı anda</strong> sağlanmasına bağlıyor. Şartlardan biri bile eksikse dava, esasına girilmeden reddedilir, bu yüzden dava açmadan önce mutlaka bu tabloyu kontrol edin.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Şart</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Açıklama</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşyerinde en az 30 işçi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşverenin aynı iş kolundaki tüm işyerleri birlikte sayılır; şubesi çok olan zincirlerde toplam sayı esas alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>En az 6 ay kıdem</p>
   </td>
   <td>
   <p>Aynı işverenin farklı işyerlerinde geçen süreler toplanır (yer altı işlerinde bu şart aranmaz)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Belirsiz süreli sözleşme</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belirli süreli (süresi bitince kendiliğinden sona eren) sözleşmeyle çalışanlar kapsam dışıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşveren vekili olmamak</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşletmenin bütününü yöneten ve işçi alıp çıkarma yetkisi olan üst düzey yöneticiler yararlanamaz</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Şöyle bir soruyu örnek verirsek: “Benim çalıştığım şubede 12 kişiyiz ama şirketin İstanbul’da 6 şubesi var, kapsama girer miyim?” Cevap çoğu zaman <strong>evet</strong>: Yargıtay yerleşik uygulamasında 30 işçi hesabında işverenin <strong>aynı iş kolundaki bütün işyerleri</strong> birlikte değerlendirilir. Bu ayrıntı, özellikle zincir mağaza ve restoran çalışanlarının davalarında sonucu değiştiren noktadır.</p>

<p>Şartların sağlanıp sağlanmadığı her somut dosyada ayrı incelenir; süre kaçırılmadan değerlendirme yaptırmak kritik.</p>

<p><strong>Süreler: Önce Arabulucu, Sonra Dava</strong></p>

<p>2018’den bu yana işe iade uyuşmazlıklarında <strong>arabuluculuk dava şartıdır</strong>: arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açarsanız dava usulden reddedilir. Süre zinciri de çok sıkıdır: fesih bildiriminin tebliğinden itibaren <strong>1 ay içinde</strong> arabulucuya başvurmanız gerekir; anlaşma sağlanamazsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren <strong>2 hafta içinde</strong> iş mahkemesinde dava açmalısınız.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. Fesih bildirimi tebliğ edilir:</strong> Tarihi not edin, belgeyi saklayın, süreler bu günden işler</p>

<p><strong>2. 1 ay içinde arabuluculuk başvurusu:</strong> Adliyedeki arabuluculuk bürosuna veya e-Devlet üzerinden yapılır</p>

<p><strong>3. Arabuluculuk görüşmesi:</strong> Anlaşma olursa tutanakla bağlanır; işe dönüş veya tazminat burada da kararlaştırılabilir</p>

<p><strong>4. Anlaşmazsa 2 hafta içinde dava:</strong> Son tutanak tarihinden itibaren iş mahkemesinde işe iade davası açılır</p>

<p>Geçen ay danışmaya gelen Zeynep’in durumu bu sürelerin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor: fesihten sonra “önce yeni iş arayayım” diyerek 5 hafta beklemişti. Oysa 1 aylık arabuluculuk başvuru süresi <strong>hak düşürücü süredir</strong>, geçtiğinde ne kadar haklı olursanız olun işe iade yolu kapanır. Bu yüzden fesih elinize ulaştığı hafta harekete geçin.</p>

<p><strong>Mahkemede İspat Yükü Kimde?</strong></p>

<p>İşçi için en rahatlatıcı kural burada: feshin geçerli bir sebebe dayandığını <strong>ispat yükü işverendedir</strong>. Yani siz “fesih haksızdı” demekle yetinebilirsiniz; işveren, gösterdiği sebebin gerçek ve fesih için yeterli olduğunu somut delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>Örneğin işveren “performans düşüklüğü” diyorsa mahkeme şunları arar: performans ölçütleri önceden belirlenip işçiye bildirilmiş mi, <strong>yazılı savunması alınmış mı</strong>, eğitim ve gelişim fırsatı tanınmış mı, fesih gerçekten <strong>son çare</strong> mi (Yargıtay’ın “feshin son çare olması” ilkesi)? “İşletme gerekleri” deniyorsa, işten çıkarılan işçinin yerine kısa süre sonra yeni işçi alınması işverenin savunmasını çökerten tipik delildir. Bu arada işe iade sürecinde kıdem ve ihbar tazminatı haklarınızın nasıl hesaplandığını da bilmeniz, arabuluculuk masasında elinizi güçlendirir.</p>

<p>Bordro, mesaj ve yazışmalarınızı fesihten hemen sonra düzenli bir dosyada toplamak süreci hızlandırır.</p>

<p><strong>Davayı Kazanırsanız Ne Olur?</strong></p>

<p>Mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde top yeniden sizde: kararın kesinleşmesinden itibaren <strong>10 iş günü içinde</strong> işverene “işe başlamak istiyorum” diye başvurmanız gerekir. Bu başvuruyu yapmazsanız fesih geçerli hâle gelir ve dava kazanımlarının önemli kısmı elinizden kaçar, noter veya iadeli taahhütlü yolla, ispatlanabilir şekilde başvurun.</p>

<p><strong>Kazanılan Davanın Mali Sonuçları</strong></p>

<p>• <strong>Boşta geçen süre ücreti:</strong> Çalıştırılmadığınız dönem için en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklar</p>

<p>• <strong>İşe başlatmama tazminatı:</strong> İşveren sizi 1 ay içinde işe başlatmazsa 4 ila 8 aylık ücret tutarında tazminat</p>

<p>• <strong>Kıdeme göre artan oran:</strong> Tazminatın alt-üst sınır içindeki miktarını mahkeme, kıdem ve fesih sebebine göre belirler</p>

<p>Yani işveren “kazandın ama seni yine de almıyorum” derse bile eli boş dönmezsiniz: <strong>4-8 aylık ücret</strong> tutarındaki işe başlatmama tazminatı ile <strong>4 aya kadar</strong> boşta geçen süre ücreti birlikte gündeme gelir. Bir noktayı da ekleyelim: sürecin her aşamasında taraflar anlaşarak dosyayı <strong>arabuluculuk masasında</strong> kapatabilir, makul bir tazminatla hızlı çözüm, yıllarca süren yargılamaya çoğu zaman tercih edilebilir bir seçenektir.</p>

<p><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>İstifa ettim ama istifaya zorlandım, işe iade davası açabilir miyim?</strong></p>

<p>Görünüşte istifa olsa da irade <strong>baskı altında</strong> sakatlanmışsa (istifa dilekçesi imzalatılması, mobbing ile istifaya zorlama), Yargıtay bu durumu işveren feshi gibi değerlendirebilir. Delil durumunuza göre işe iade yolu açık olabilir; vakit kaybetmeden hukuki değerlendirme yaptırın.</p>

<p><strong>Deneme süresindeyken çıkarıldım, dava açabilir miyim?</strong></p>

<p>İş güvencesi için <strong>en az 6 ay kıdem</strong> arandığından, deneme süresi içindeki fesihlerde işe iade davası kural olarak mümkün değildir. Ancak feshin sendikal nedene veya ayrımcılığa dayandığı iddiası varsa ayrı tazminat yolları gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>Dava sürerken başka işte çalışabilir miyim?</strong></p>

<p>Evet, çalışabilirsiniz. Başka işte çalışmanız davanızı düşürmez; yalnızca boşta geçen süre alacağının hesabında mahkemece dikkate alınabilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- İşe iade için 4 şart birlikte aranır: <strong>30 işçi, 6 ay kıdem, belirsiz süreli sözleşme</strong> ve işveren vekili olmamak.</p>

<p>- Fesih bildiriminden itibaren <strong>1 ay içinde arabulucuya</strong>, anlaşmazlık tutanağından itibaren <strong>2 hafta içinde mahkemeye</strong> başvurulmalıdır, bu süreler hak düşürücüdür.</p>

<p>- Feshin geçerliliğini ispat yükü <strong>işverendedir</strong>; savunma alınmaması ve yazılı sebep gösterilmemesi işveren aleyhinedir.</p>

<p>- Kazanılan davada <strong>4 aya kadar boşta geçen süre ücreti</strong> ve işe başlatılmazsanız <strong>4-8 aylık ücret</strong> tutarında tazminat söz konusudur.</p>

<p>- Kesinleşen karardan sonra <strong>10 iş günü içinde</strong> işverene başvurmayı unutmayın; uygun dosyalarda arabuluculukla hızlı çözümü değerlendirin.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/terazi-tokmak-kumsaati-44asdf.jpg" type="image/jpeg" length="76532"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38175"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53375"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65640"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83663"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="70007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="31192"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="61079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="99157"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="62055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="66731"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="41344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="57728"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="17710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="82472"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
