<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 15 Jun 2026 12:06:16 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurulunun Med Yapım ve Ay Yapım Kararı: Dizi Sektörü İş Gücü Piyasası Soruşturması Uzlaşma ile Sonuçlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-med-yapim-ve-ay-yapim-karari-dizi-sektoru-is-gucu-piyasasi-sorusturmasi-uzlasma-ile-sonuclandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-med-yapim-ve-ay-yapim-karari-dizi-sektoru-is-gucu-piyasasi-sorusturmasi-uzlasma-ile-sonuclandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rekabet Kurulu ("<strong>Kurul</strong>"), 20.11.2025 tarihli ve 25-43/1044-596 sayılı kararıyla, dizi yapım sektöründe faaliyet gösteren Med Yapım Televizyon ve Filmcilik Anonim Şirketi ("<strong>Med Yapım</strong>") ve Ay Sanat Prodüksiyon ve Yapım Anonim Şirketi ("<strong>Ay Yapım</strong>") hakkında yürütülen soruşturmayı uzlaşma usulü ile sonlandırmıştır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>. Kurul, soruşturma tarafı teşebbüslerin çalışan ücretlerine ilişkin rekabete hassas bilgileri paylaşmak suretiyle 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un ("<strong>4054 sayılı Kanun</strong>") 4. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiş; uzlaşma indirimi sonrasında Ay Yapım'a 75.790.035,98 TL, Med Yapım'a ise 47.811.989,24 TL idari para cezası uygulanmasına oybirliği ile karar vermiştir.</p>

<p>Soruşturma, Rekabet Kurumu ("<strong>Kurum</strong>") kayıtlarına intikal eden bir ihbar üzerine başlatılmıştır. Kararı dikkat çekici kılan husus, ihbara konu iddiaların iş gücü piyasasında bilgi değişimine ilişkin olmamasıdır; ihlal tespiti, soruşturma sürecinde yürütülen yerinde incelemelerde rekabete hassas bilgi değişimine işaret eden tek bir bulgunun elde edilmesi üzerine ortaya çıkmıştır. İhlal tespitinin tek bir bulguya dayanması, Kurulun bilgi değişimi bakımından benimsediği ispat standardını ortaya koyması yönünden ayrıca önem taşımaktadır. Kararın usul boyutu da kayda değerdir; tarafların Ocak 2025'te ilettiği ilk uzlaşma talepleri Kurul tarafından reddedilmiş, Ekim 2025'te yinelenen başvurular ise kabul edilerek süreç uzlaşma görüşmeleriyle tamamlanmıştır.</p>

<p>Bu bilgi notunda; soruşturmanın arka planı, Kurulun iş gücü piyasalarındaki pazar tanımı yaklaşımı, iş gücü piyasalarına yönelik bilgi değişimine ilişkin hukuki çerçeve ve Kurul içtihadının gelişimi, dosya kapsamında elde edilen bulguya dair değerlendirmeler ile uzlaşma süreci ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Soruşturmanın Arka Planı</strong></p>

<p>Kurum kayıtlarına intikal eden ihbarda; Med Yapım'ın sahip olduğu finansman gücü ve çeşitli yapım şirketleriyle kurduğu ortaklıklar sayesinde piyasada önemli bir pazar payı elde ettiği, kanallar ve platformlarla yapılan anlaşmalarda yurt dışı satış haklarını Med Yapım ve Ay Yapım’ın ortaklaşa kurduğu MA Distribution Televizyon ve Filmcilik Anonim Şirketi’nin ("<strong>MADD</strong>") üzerine aldığı ileri sürülmüştür. İhbarda ayrıca MADD'in yurt dışında agresif bir satış politikası izlediği; HBO Latin Amerika gibi büyük müşterilerle üretilecek dizilerin tamamının anlaşılan müşteriye verilmesine yönelik münhasır anlaşmalar yaptığı; dizilerin paket halinde satılması nedeniyle müşterilerin talep etmedikleri düşük performanslı dizileri de almak zorunda kaldığı ve bu uygulamaların diğer yapım şirketlerinin söz konusu müşterilere satış yapmasını engellediği iddia edilmiştir.</p>

<p>Kurul, 2024 Ağustos ayında Med Yapım, Ay Yapım ve MADD hakkında önaraştırma yapılmasına karar vermiştir. Önaraştırma sürecinde teşebbüslerde gerçekleştirilen yerinde incelemelerde, ihbar konusu dağıtım iddialarından bağımsız olarak, Ay Yapım ve Med Yapım arasında iş gücü piyasalarında çalışan ücretlerine ve zam oranlarına yönelik bilgi değişiminde bulunulduğuna işaret eden bulgular elde edilmiştir. Bunun üzerine Kurul, üç teşebbüs hakkında 4054 sayılı Kanun'un 41. maddesi uyarınca soruşturma açılmasına karar vermiştir. MADD bakımından iş gücü piyasalarında rekabetin ihlal edildiğine ilişkin herhangi bir bulgu elde edilmediğinden, anılan teşebbüsün uzlaşmaya konu bir eyleminin bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Taraflar Ocak 2025'te, Rekabeti Sınırlayıcı Anlaşma, Uyumlu Eylem ve Kararlar ile Hâkim Durumun Kötüye Kullanılmasına Yönelik Soruşturmalarda Uygulanabilecek Uzlaşma Usulüne İlişkin Yönetmelik ("<strong>Uzlaşma Yönetmeliği</strong>") kapsamında uzlaşma usulünün başlatılması talebinde bulunmuştur. Kurul, Şubat 2025’te bu talepleri reddetmiştir. Soruşturma süresi 6 ay uzatılmış ve Mart 2025'te teşebbüslerde ikinci kez yerinde inceleme gerçekleştirilmiştir. Ay Yapım ve Med Yapım, reddedilen uzlaşma taleplerinin yeniden değerlendirilmesi için Ekim 2025’te başvuruda bulunmuş; dikkat çekici biçimde, Kurul bu kez uzlaşma başvurularını kabul etmiştir.</p>

<p>Kararda ilk uzlaşma taleplerinin reddine ilişkin gerekçeye yer verilmemiştir. Soruşturmanın erken aşamasında reddedilen bir talebin, soruşturma raporunun tebliğinden önce yinelenmesi üzerine kabul edilebilmesi, Kurulun Uzlaşma Yönetmeliği'nin 5. maddesindeki takdir yetkisini soruşturmanın seyrine göre kullandığını göstermektedir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İlgili Pazar Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Kurul, ilgili pazar değerlendirmesini yaparken iş gücü piyasalarına yönelik geçmiş tarihli kararlarındaki yaklaşımını hatırlatmıştır. Kurul, 2005 tarihli Dizi Yapımcıları kararında televizyon dizisi yapımcılığı piyasasında oyuncu transferinin engellenmesi ve oyuncu ücretlerinin sabitlenmesi iddialarını incelemiş ve ilgili ürün pazarını "tv dizisi yapımcılığı" olarak belirlemiştir<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Özel Okullar kararında personel ücretlerine ilişkin bilgi paylaşımı, özel okul işletmeciliği hizmetleri pazarı çerçevesinde ele alınmış<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>; İzmir Konteyner kararında ise incelemenin iş gücü pazarına ilişkin olması nedeniyle çalışanlara yönelik bir pazar tanımı yapılabileceği belirtilmekle birlikte kesin bir tanım yapılmasına gerek görülmemiştir<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>. KASTDER<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a> ve Özel Hastaneler<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> kararlarında da benzer bir yaklaşım benimsenmiş; Özel Hastaneler kararında ilgili ürün pazarının "sağlık hizmetlerinde emek arzı/iş gücü pazarı" olarak tanımlanabileceği ifade edilmekle birlikte, kesin bir pazar tanımı yapılmamıştır.</p>

<p>Kurul bu içtihat çizgisinden hareketle, iş gücü pazarlarında pazar tanımı yapılırken emeğin ilgili faaliyete kattığı değerin ve incelenen emeğin diğer emek faktörlerinden ayrışan yönlerinin esas alınması gerektiğini ifade etmiştir. Dizi yapım sürecinde rol alan aktörlerin her birinin farklı iş tanımlarına sahip olması ve bu iş tanımlarının niteliği itibarıyla birbirine ikame teşkil etmemesi nedeniyle ilgili ürün pazarının her bir pozisyon özelinde ayrı ayrı tanımlanması mümkün görülmüştür. Bununla birlikte Kurul, dosya kapsamında elde edilen belge ve bulguların spesifik bir personel grubuna ilişkin olmaması sebebiyle ilgili ürün pazarının en geniş anlamda "dizi yapım sektöründe çalışanlara yönelik iş gücü pazarı" olarak tanımlanabileceğini değerlendirmiştir.</p>

<p>İlgili coğrafi pazar bakımından Kurul, iş gücü piyasalarında coğrafi pazarın çalışan hareketliliğinin sınırları esas alınarak belirlenmesi gerektiğini; OECD'nin yaklaşımına atıfla coğrafi pazarın, çalışanların makul maliyetlere katlanarak benzer iş imkânı bulabilecekleri alan olarak tanımlanabileceğini belirtmiştir. Kurul, çalışanlar bakımından maliyet unsurunun maddi maliyetlerin yanı sıra yer değiştirme veya işe gidip gelme istekliliği, yaş, aile ve sağlık gibi manevi unsurları da içerdiğini; bu durumun coğrafi pazarın daha dar veya geniş tanımlanabilmesine yol açtığını ifade etmiştir. Dosya bakımından ilgili coğrafi pazarın "Türkiye" olarak belirlenebileceği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak Kurul, İlgili Pazarın Tanımlanmasına İlişkin Kılavuz'un 20. paragrafından hareketle, rekabetçi endişelerin alternatif tüm pazar tanımları bakımından rekabeti bozucu etki doğurabileceği gerekçesiyle dosya kapsamında kesin bir pazar tanımı yapılmasına gerek olmadığı kanaatine varmıştır.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>İş Gücü Piyasalarında Bilgi Değişimine İlişkin Hukuki Çerçeve ve Kurul İçtihadının Gelişimi</strong></p>

<p>Kurul kararda öncelikle bilgi değişimine ilişkin genel teorik çerçeveyi ortaya koymuştur. Kurul, rakipler arası her bilgi değişiminin rekabetçi endişe doğurmayacağını; bilgi değişiminin bilgi asimetrisini gidermek, teşebbüslerin kendilerini rakipleriyle kıyaslamasına imkân tanımak ve maliyetleri düşürmek suretiyle etkinlik de yaratabileceğini kabul etmektedir. Değerlendirmenin hareket noktasını "stratejik belirsizlik" kavramı oluşturmaktadır. Rekabetçi piyasalarda rakip oyuncuların birbirlerinin bugünkü veya gelecekteki stratejik davranışları hakkında bilgi sahibi olmaması gerekmekte; bu belirsizliğin bilgi değişimi yoluyla kısmen veya tamamen ortadan kaldırılması, konuyu rekabet hukukunun sınırları içerisine taşımaktadır.</p>

<p>Kurul, Yatay İşbirliği Kılavuzu'na atıfla bilgi değişiminin rekabeti kısıtlayıcı etkisinin paylaşılan bilginin niteliğine bağlı olduğunu vurgulamıştır. Bilginin ticari sır niteliğinden uzaklaşıp kamuya açık hale gelmesi, bireysel olmak yerine toplulaştırılmış olması ve geleceğe yönelik olmayıp geçmiş verilere dayanması halinde rekabeti bozucu etkilerin sınırlı kalacağı kabul edilmektedir. Buna karşılık geleceğe ilişkin fiyat ve miktar gibi stratejik bilgilerin değişimi, pazardaki şeffaflığı yapay olarak artırarak koordinasyonu kolaylaştırmaktadır. Kararda, stratejik nitelikteki bilgilerin bir defaya mahsus paylaşılması ve/veya piyasada herhangi bir etki doğurmaması halinde dahi eylemin 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesi kapsamında ihlal olarak değerlendirilebileceğinin altı çizilmektedir.</p>

<p>Kurul, bu genel çerçeveyi iş gücü piyasalarına taşırken karşılaştırmalı hukuktan da yararlanmıştır. Kararda; ABD'de DOJ ve FTC'nin çalışanlara ilişkin bilgi değişiminin rekabet karşıtı koordinasyon doğurabileceğini ifade ettiği, CMA'in ücret tespiti, çalışan ayartmama ve bilgi değişimini iş gücü pazarındaki üç temel kısıtlayıcı eylem türü olarak saydığı belirtilmekte; Kanada, Litvanya ve Portekiz otoritelerinin rehberlerine de aynı yönde atıf yapılmaktadır.</p>

<p>Türk rekabet hukukunda ise iş gücü piyasaları, Kurulun son yıllarda en yoğun mesai harcadığı alanlardan biri haline gelmiştir. Kurulun iş gücü piyasalarına ilişkin kararlarının sayısı hızla artmış; 2023 yılındaki ilk kapsamlı karardan bu yana teknoloji, eğitim, sağlık ve ilaç sektörlerinde art arda kararlar verilmiştir. İçtihadın kilometre taşları arasında; 37 teşebbüsün incelendiği ve 16 teşebbüse toplam yaklaşık 151,1 milyon TL idari para cezası uygulanan 2023 tarihli çok sektörlü centilmenlik anlaşmaları kararı<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>, teknoloji ve telekomünikasyon sektöründe 8 teşebbüse toplam 91,7 milyon TL ceza uygulanan 2024 tarihli karar<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>, ücret tespitinin bağımsız bir ihlal olarak cezalandırıldığı Fransız Liseleri kararı<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> ile uzlaşan ve uzlaşmayan teşebbüslere uygulanan cezaların toplamı 726 milyon TL'yi aşan 2025 tarihli İlaç Sektörü kararı<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> sayılabilir.</p>

<p>Bu içtihatlara ilave olarak, 21.11.2024 tarihinde yayımlanan İş Gücü Piyasalarındaki Rekabet İhlallerine Yönelik Kılavuz'da; bilgi değişiminin yalnızca çıktı pazarına değil girdi pazarına yönelik olduğu hallerde de rekabet karşıtı amaç veya etki taşıyabileceği, çalışanların ücretleri, çalışma süreleri, yan hakları, tazminatları ve izin hakları gibi her türden çalışma koşuluna ilişkin bilgilerin rekabete duyarlı kabul edileceği ve iş gücü pazarında rekabeti kısıtlama amacıyla yapılan her türlü bilgi değişiminin etkisine bakılmaksızın rekabeti kısıtladığının kabul edileceği belirtilmektedir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Dosya Kapsamında Elde Edilen Bulgu ve Kurulun Değerlendirmesi</strong></p>

<p>İhlal tespitinin dayanağını, Ay Yapım'da gerçekleştirilen yerinde incelemede elde edilen ve kararda "Bulgu-1" olarak anılan WhatsApp yazışması oluşturmaktadır. Yazışma, Ay Yapım Strateji ve İş Geliştirme Genel Müdür Yardımcısı ile Med Yapım CEO'su arasında 19.07.2024, 29.07.2024 ve 06.08.2024 tarihlerinde gerçekleşmiştir. 19.07.2024 tarihli yazışmada Ay Yapım yetkilisi, Temmuz ayında uygulanacak zam oranını Med Yapım yetkilisine sormuş; Med Yapım yetkilisi bir ses dosyasıyla, enflasyon oranında zam yapılıp yapılmayacağı üzerinde çalışıldığını ve konuya ilişkin bilgilendirme yapılacağını belirtmiştir. 29.07.2024 tarihli yazışmada Med Yapım yetkilisi, sabit personel için öngörülen zam oranını karşı tarafla paylaşmış; 06.08.2024 tarihli yazışmada ise Ay Yapım yetkilisinin, bir çalışana ödenecek ücreti Med Yapım ile aynı seviyede tutma çabasını ortaya koyan ifadeler tespit edilmiştir. Kurul bu kapsamda ihlalin başlangıç tarihini 19.07.2024, bitiş tarihini 06.08.2024 olarak belirlemiş ve ihlal süresini 19 gün olarak tespit etmiştir.</p>

<p>Kurul, söz konusu yazışmaların çalışan ücretlerine yapılacak zam oranı gibi doğrudan rekabet parametrelerini ilgilendiren, güncel ve stratejik nitelikte bilgilerin rakip teşebbüsler arasında paylaşıldığını gösterdiğini değerlendirmiştir. Kurul, somut bulguların yalnızca bireysel bir yazışma olarak değil, taraflar arasında iş gücü maliyetlerine ilişkin bağımsız karar alma süreçlerinin ihlali niteliğinde değerlendirildiğini belirtmiş ve bilgi değişiminin 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiği sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Kararın dikkat çeken yönü, ihlal tespitinin kapsam ve süre bakımından son derece dar bir bulguya dayanmasıdır. Üç mesajlaşma gününden oluşan, 19 günlük bir zaman dilimine yayılan ve iki teşebbüs arasındaki ikili nitelikte tek bir iletişim zinciri, ihlal tespiti ve idari para cezası için yeterli görülmüştür. Bu yaklaşım, kararın teorik çerçevesinde yer verilen ilkeyle tutarlıdır; stratejik nitelikteki bilgilerin bir defaya mahsus paylaşılması ve piyasada herhangi bir etki doğurmaması halinde dahi ihlal tespiti mümkündür. Zam oranı bilgisinin paylaşım tarihi itibarıyla henüz uygulanmamış, geleceğe yönelik bir karar niteliği taşıması bilginin stratejik değerini güçlendiren unsur olarak öne çıkmaktadır.</p>

<p>Soruşturma, uzlaşma ile sonlandırılmıştır. Kasım 2025'te gerçekleştirilen uzlaşma görüşmelerinde taraflar; iddianın tek bir delile dayandığını, yazışmanın yurt dışındaki bir televizyon kanalının talebi üzerine ortak istihdam edilen bir çalışanın ücretine ilişkin olduğunu ve paylaşımın tek seferle sınırlı kaldığını savunmuştur. Taraflar ayrıca bulgu tarihinde bilgi değişimine ilişkin yerleşik bir içtihadın bulunmadığını ileri sürmüş; hafifletici sebeplerin uygulanmasını ve cezanın iş gücü cirosu üzerinden hesaplanmasını talep etmiştir. Kurul, soruşturmanın açıldığı tarihte yürürlükte olan Mülga Ceza Yönetmeliği ile soruşturma sürerken yürürlüğe giren Yeni Ceza Yönetmeliği bakımından lehe hüküm ilkesi çerçevesinde ayrı değerlendirme yapmış; ihlal süresinin 19 gün olması nedeniyle süre artırımı uygulamamış, ağırlaştırıcı veya hafifletici unsur tespit etmemiş ve iki yönetmelik uyarınca hesaplanan ceza oranları arasında fark bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu çerçevede 06.11.2025 tarihli ve 25-41/993-MUA sayılı uzlaşma ara kararıyla 2024 yılı gayri safi gelirleri üzerinden belirlenen cezalara uzlaşma usulü sonucunda %25 indirim uygulanmış; nihai ceza tutarları Med Yapım için 47.811.989,24 TL, Ay Yapım için 75.790.035,98 TL olarak tespit edilmiştir. Tarafların matrah ve hafifletici sebep taleplerine olumlu cevap verilmemiştir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kurul, 20.11.2025 tarihli kararıyla, dizi yapım sektöründe faaliyet gösteren iki rakip teşebbüs arasında çalışan ücretlerine ve zam oranlarına ilişkin güncel ve rekabete hassas bilgilerin paylaşılmasının 4054 sayılı Kanun'un 4. maddesini ihlal ettiğini tespit etmiş ve soruşturmayı uzlaşma usulü ile sonlandırmıştır. Karar, 19 gün süren ve üç mesajlaşma gününden ibaret tek bir ikili iletişim zincirinin dahi ihlal tespiti için yeterli görülmesi bakımından, Kurulun iş gücü piyasalarındaki bilgi değişimine yönelik ispat standardını net biçimde ortaya koymaktadır. Bu yaklaşım, salt bilgi değişiminin (herhangi bir ücret tespiti veya çalışan ayartmama anlaşmasına bağlanmaksızın) bağımsız bir ihlal olarak cezalandırıldığı içtihat çizgisinin dizi sektöründeki ilk uygulaması olma özelliğini taşımaktadır.</p>

<p>Kararın kapsamına ilişkin şu hususun altı çizilmelidir: Uzlaşma ile sonlandırılan soruşturma, yalnızca çalışan ücretlerine yönelik bilgi değişimi iddiasına ilişkindir; ihbarın asıl konusunu oluşturan, MADD aracılığıyla yürütülen yurt dışı dağıtım faaliyetlerine ve münhasır satış anlaşmalarına ilişkin iddialar bu kararın kapsamı dışındadır. Nitekim taraflar uzlaşma görüşmelerinde, MADD bakımından kapsamlı taahhütler sunulduğunu beyan etmiştir. Bu yönüyle karar, soruşturmanın yalnızca iş gücü ayağını sonuçlandırmaktadır.</p>

<p>Karar, Kurumun iki güncel öncelik alanının kesişiminde yer almaktadır. Kurulun iş gücü piyasalarına ilişkin ilk kararlarından biri olan 2005 tarihli Dizi Yapımcıları kararı, oyuncu transferinin engellenmesi ve oyuncu ücretlerinin sabitlenmesi iddialarıyla yine dizi sektörüne ilişkindi; mevcut kararda da bu karara pazar tanımı bağlamında atıf yapılmaktadır. Yirmi yıl sonra Kurulun aynı sektöre, bu kez modern bilgi değişimi doktrini, İş Gücü Piyasalarındaki Rekabet İhlallerine Yönelik Kılavuz çerçevesi ve uzlaşma usulüyle dönmesi, hem medya ve içerik sektörünün hem de iş gücü piyasalarının Kurumun gündemindeki kalıcı yerini göstermektedir. Çok sektörlü centilmenlik anlaşmaları kararından teknoloji, eğitim ve ilaç sektörlerine uzanan içtihat zinciri, bu kararla birlikte yaratıcı endüstrilere de açılmış bulunmaktadır.</p>

<p><a name="OLE_LINK1">İdari para cezasının matrahına ilişkin tartışma da kararın kayda değer yönlerinden birini oluşturmaktadır. Taraflar uzlaşma görüşmelerinde, cezanın toplam ciro üzerinden değil iş gücü cirosu üzerinden hesaplanmasını talep etmiş ve bu talebi Kurulun yakın tarihli kararlarındaki yaklaşımına dayandırmıştır. Gerçekten de Kurul, İlaç Sektörü kararında idari para cezasını çalışan maliyetlerinin ciro içindeki oranını dikkate alarak hesaplamıştır</a><a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>. Buna karşılık Kurul Üyesi Hasan Hüseyin Ünlü, söz konusu kararda yazdığı farklı gerekçede, Danıştay içtihadı uyarınca cezanın net satışlar üzerinden hesaplanması gerektiğini savunmuştur. Ünlü aynı görüşü, 2023 tarihli centilmenlik anlaşmaları kararındaki karşı oyunda da dile getirmiştir<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>. İşbu kararda ise Kurul cezayı 2024 yılı toplam gayri safi gelirleri üzerinden hesaplamıştır. Sonuç olarak iş gücü ihlallerinde ceza matrahının nasıl belirleneceği sorusunun, dosyadan dosyaya değişen yaklaşımlar karşısında hem Kurul hem de idari yargı önünde tartışma konusu olacağı düşünülmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 20.11.2025 tarihli ve 25-43/1044-596 sayılı gerekçeli kararı için bkz. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=556c5ea5-8367-488b-80d5-6a5c59f7afac</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 28.07.2005 tarihli ve 05-49/710-195 sayılı Dizi Yapımcıları kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 03.03.2011 tarihli ve 11-12/226-76 sayılı Özel Okullar kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 02.01.2020 tarihli ve 20-01/3-2 sayılı İzmir Konteyner kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 24.03.2020 tarihli ve 20-43/588-262 ile 04.03.2021 tarihli ve 21-11/148-61 sayılı KASTDER kararları.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 24.02.2022 tarihli ve 22-10/152-62 sayılı Özel Hastaneler kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 26.07.2023 tarihli ve 23-34/649-218 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 27.02.2024 tarihli ve 24-10/170-66 sayılı kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 24.04.2024 tarihli ve 24-20/466-196 sayılı kararı. Karar hakkında detaylı incelemelerimizi içeren bilgi notu için bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/fransiz-liseleri-kartelleri-okul-kayit-ucretlerinin-burs-oranlarinin-ve-ogretmen-maaslarinin-birlikte-tespiti" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/fransiz-liseleri-kartelleri-okul-kayit-ucretlerinin-burs-oranlarinin-ve-ogretmen-maaslarinin-birlikte-tespiti</span></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 11.09.2025 tarihli ve 25-34/810-474 sayılı İlaç Sektörü kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 11.09.2025 tarihli ve 25-34/810-474 sayılı İlaç Sektörü kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 26.07.2023 tarihli ve 23-34/649-218 sayılı kararı. Ünlü, Berat Uzun ile birlikte yazdığı karşı oyda, idari para cezası matrahının 4054 sayılı Kanun'un 16. maddesinin üçüncü fıkrası ve Ceza Yönetmeliği'ndeki yıllık gayri safi gelir tanımı çerçevesinde net satışlar üzerinden hesaplanması gerektiğini ifade etmiştir. Anılan karar hakkındaki detaylı değerlendirmelerimizi içeren bilgi notu için bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulundan-isgucu-piyasalarindaki-centilmenlik-anlasmalarina-ceza" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulundan-isgucu-piyasalarindaki-centilmenlik-anlasmalarina-ceza</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-med-yapim-ve-ay-yapim-karari-dizi-sektoru-is-gucu-piyasasi-sorusturmasi-uzlasma-ile-sonuclandi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-ka.jpg" type="image/jpeg" length="86614"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CUMHURBAŞKANI KARARI İLE LİSANSSIZ ELEKTRİK ÜRETİMİNDE 10 YILLIK DESTEK SÜRESİ SONRASI UYGULAMALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cumhurbaskani-karari-ile-lisanssiz-elektrik-uretiminde-10-yillik-destek-suresi-sonrasi-uygulamalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cumhurbaskani-karari-ile-lisanssiz-elektrik-uretiminde-10-yillik-destek-suresi-sonrasi-uygulamalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>13.06.2026 TARİHLİ CUMHURBAŞKANI KARARI İLE LİSANSSIZ ELEKTRİK ÜRETİMİNDE 10 YILLIK DESTEK SÜRESİ SONRASI UYGULAMALAR</strong></p>

<p>13 Haziran 2026 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile lisanssız elektrik üretim tesislerinin destek mekanizması sonrasındaki dönemine ilişkin önemli bir boşluk doldurulmuştur. Özellikle son yıllarda destek süresini tamamlayan veya tamamlamak üzere olan lisanssız güneş enerjisi santrallerinin artmasıyla birlikte, sektör oyuncularının en çok merak ettiği konulardan biri olan “10 yıllık YEKDEM süresi sonrasında ihtiyaç fazlası enerji nasıl değerlendirilecek?” sorusu önemli ölçüde cevap bulmuştur.</p>

<p>Lisanssız elektrik üretim sistemi, tüketicilerin kendi enerji ihtiyaçlarını karşılamaları ve üretim fazlasını elektrik şebekesine aktararak ekonomik değer elde etmeleri esasına dayanmaktadır. Ancak geçmiş dönemde, destek mekanizmasının sona ermesi sonrasında sisteme verilen fazla enerjinin hangi esaslarla satın alınacağı ve bu enerjinin ne şekilde değerlendirileceği konusunda net bir düzenleme bulunmamaktaydı. Bu durum özellikle ilk dönem lisanssız GES yatırımları bakımından gelir planlamasını zorlaştırıyor ve yatırımcıların uzun vadeli öngörü oluşturmasını güçleştiriyordu.</p>

<p>Yeni düzenleme ile destek süresi tamamlanan tesislerin faaliyetlerini sürdürmeye devam edebileceği ve üretim fazlası elektriğin sistem içerisinde değerlendirilmeyi sürdüreceği düzenlenmiştir. Böylece yatırımcılar açısından destek mekanizmasının sona ermesiyle birlikte oluşabilecek gelir kaybı veya sistemden çıkma endişeleri büyük ölçüde giderilmiştir.</p>

<p>Kararın dikkat çeken yönlerinden biri de üretim ve tüketim tesislerinin konumuna göre farklı bir yaklaşım benimsemesidir. Üretim ve tüketimin aynı ölçüm noktasında gerçekleştiği durumlarda üretilen enerjinin tamamının değerlendirilmesine imkan tanınırken, farklı ölçüm noktalarında bulunan tesisler bakımından uygulanacak usul ve sınırların belirlenmesi konusunda EPDK yetkilendirilmiştir. Bu yaklaşımın, uygulamada ortaya çıkabilecek teknik ve ticari sorunların çözümüne katkı sağlaması beklenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Düzenlemenin bir diğer önemli sonucu ise lisanssız üretim yatırımlarının ekonomik ömrüne ilişkin bakış açısını değiştirmesidir. Artık yatırımcılar yalnızca YEKDEM kapsamındaki destek dönemini değil, destek sonrasındaki dönemi de dikkate alarak daha sağlıklı finansal planlama yapabilecektir. Bu durum hem mevcut tesislerin değerini artırabilecek hem de yeni yenilenebilir enerji yatırımlarının önünü açabilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak; söz konusu Cumhurbaşkanı Kararı, lisanssız elektrik üretim sektöründe uzun süredir devam eden bir belirsizliği ortadan kaldırmış, destek süresi sonrasında uygulanacak temel prensipleri belirleyerek yatırım güvenliğini güçlendirmiştir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının yaygınlaştırılması ve enerji yatırımlarının sürdürülebilir şekilde devam etmesi bakımından düzenlemenin sektöre önemli katkılar sağlayacağı değerlendirilmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/01/ece-kizildag.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/01/ece-kizildag.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ece KIZILDAĞ GÜNAY</strong></p>

<p><span style="color:#999999">---</span></p>

<p><strong>6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanununun 14 üncü Maddesi Kapsamında Lisanssız Üretim Faaliyetinde Bulunan ve YEK Desteklenme Mekanizmasına Tabi Olduğu On Yıllık Sürenin Bitiminden İtibaren Lisanssız Üretim Faaliyetine Devam Eden Elektrik Üretim Tesislerinde Üretilen İhtiyaç Fazlası Elektrik Enerjisi İçin Uygulanacak Fiyat ile Uygulamaya İlişkin Usul ve Esaslar Hakkındaki Kararın Yürürlüğe Konulması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11415)</strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p>

<p><strong><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/17441-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cumhurbaskani-karari-ile-lisanssiz-elektrik-uretiminde-10-yillik-destek-suresi-sonrasi-uygulamalar</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/resmi/resmi-gazete.jpg" type="image/jpeg" length="61102"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kant: İnsan Davranışı ve Ödev Ahlakı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kant-insan-davranisi-ve-odev-ahlaki</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kant-insan-davranisi-ve-odev-ahlaki" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a name="_Hlk229469967"><strong> </strong></a></p>

<p><strong>Kant: İnsan Davranışı ve Ödev Ahlakı</strong></p>

<p><strong>(Kant: Human </strong><strong>Behavior and Ethics of Duty)</strong></p>

<p></p>

<p><strong>“İnsanın görevi kendini geliştirmek, zihnini beslemek ve yoldan saptığını fark ettiğinde ahlak yasasını kendine uygulamaktır.”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İmmanuel Kant</p>

<p></p>

<p>Immanuel Kant'ın felsefesinde hukuk, dışsal eylemlerin düzenlenmesi ile ilgilenirken, ödev ahlakı eylemin içsel motivasyonunu (niyeti) temel almaktadır. Hukuk kurallarına dışsal zorlamalarla uyulabilirken, gerçek ahlakilik yalnızca "ödev bilinciyle" ve çıkarsızca hareket edildiğinde ortaya çıkar.</p>

<p>Kant, insanların akıl sahibi varlıklar olduğu önermesiyle işe başlar. İnsanların matematik ve mantık gibi karmaşık beyinsel görevleri yerine getirmelerini sağlayan “teorik aklı” vardır. Aynı zamanda “iyi niyetleri” ifade etmelerini sağlayan “pratik akılları” da vardır. İyi insan olma güdüsü “iyi niyettir”, iyi insan olmamızı sağlayan ise pratik akıldır. Kant’a göre, ahlaki düzen, akılla içimizde keşfedilebilir. Kant, aklı, değer ve saik kaynağı olarak görmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a> İyi niyet ve değeri ile görev gereği yapılan eylemlerin ahlaki değeri hakkındaki tüm tartışma, ne yapacakları sorusuyla karşı karşıya olan rasyonel varlıklara yöneliktir. Öyleyse iyi niyet, herkes için bir ilke olabilecek veya olabilecek bir ilkeye dayalı olduğu için iyi olan bir seçim eğilimidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737454-22.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kant’ın yararcılık veya ahlaka kendi dışında bir amaç izafe eden hiçbir öğretiyle ilgisi yoktur. İnsanlar rasyonel/otonom varlıklar olarak aklını kullanma yetisi ile özgürce davranır ve seçim yaparlar. Kant, “ahlaki bir eylem nedir?” sorusuyla ilgileniyordu. Kant, ahlakın, kesin buyuruların bir sistemi olduğunu düşünür: Belirli bir biçimde eylemi emreden buyruklar. Bu Kant etiğinin en ayırt edici yönlerinden biridir.</p>

<p>Ahlaki ödevlerimiz söz konusu olduğunda, bu, kendi aklımızın özgür gücü aracılığıyla gerçekleşmesi gereken "içsel" bir kısıtlamadır. Dışsal kısıtlama ise (ödül ve ceza gibi öz çıkara dair iç yönelimler aracılığıyla) yalnızca hukuki ödevlerimize istinaden uygulanabilir, ki bunlar bir devlet otoritesi tarafından dayatılabilecek nitelikte ödevlerdir. Kant’a göre, (ahlaki-hukuki) insan davranışları iki evreli bir oluşumdur:</p>

<p></p>

<p>1. Davranışı hazırlayan güdü (<i>saik/motive</i>),</p>

<p>2. Davranışın dış görüntüsü.</p>

<p></p>

<p>O’na göre, hukuk, insanların neden yasalara uyduğu ile, saikle, ilgilenmez. Ahlaki alanda “<i>bir olması gereken</i>” vardır. Kesin buyuru olarak “<i>olması gereken</i>”gerçekleştirilir.Doğal hukukun ahlaka bağlı olarak kesin olmasına karşılık, pozitif hukuk alanında (“ceza almak istemiyorsan, hukuka uygun davranmalısın” biçimindeki koşula dayalı buyuruda olduğu gibi) hipotetik buyruğa dönüşmektedir. I.Kant (1724-1804), insan davranışının, bizzat kendince konulan düsturlara uygunluğunu ahlakilik; saikine bakmaksızın yabancı bir iradenin ürünü olan kurala uygunluğunu da <i>legalite</i> diye nitelendiriyor. Yalnız hukuki kurala istekle de bağlanmak olanağı vardır. Borçlu, cebri icra yoluyla kendisinden tahsil edilebilecek borcunu, ahlaki bir mükellefiyet gibi duyarak özgür bir kararla (<i>Willkür</i>) ödeyebilir. Demek ki, ahlaki özgürlük, hukuka eşlik edebilir; onun icra ve uygulamasına etkili olabilir. Yalnız bizzat hukuk değildir. Kant (Stammler ve Pound), hukuku ahlaktan ayırt ederken, hukukun nesnel, harici; ahlakın ise, öznel ve içsel olduğunu vurgulasa da, hukuk devamlı olarak içsel amaçla ilgilenmektedir. Suçun oluşumu için maddi unsur (<i>actus reus</i>) kadar manevi unsurun (<i>mens rea</i>) da varlığı gereklidir. Manevi unsur maddi gerçeklerden çıkarılmakta ise de öznel durumun ne olduğu araştırılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Hukuk, insanların birbiriyle yarışan özgürlük alanlarının ne kadar bağdaştırılabileceğine karşılık olmaktadır. Ceza hukuku emir veya yasağı da ancak, eğer o özgürlük koordinasyonu açısından gerekli ise meşrudur.</p>

<p></p>

<p>Tüm mükellefiyetler(görevler) ya hukuki ya da ahlaki mükellefiyetlerdir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">1</a> Hukuki mükellefiyetler (<i>Officia Juris</i>) dışardan yasama organınca vazedilebilirken, ahlaki mükellefiyetler (<i>Officia Virtutis s. ethica</i>) için bu türden yasama mümkün değildir. Ahlaki olarak davranmak demek, hareket ettirici güç olan görev bilinci içinde hareket etmek demektir. Görev öznel duygular ve durumlardan bağımsızdır. Ödev doğru davranış yolu açısından özgür bir seçim sorunudur. Yasamaca herhangi bir kişinin özel bir niyet beslemesi veya belli bir amaç edinmesi sağlanamaz; çünkü, bu içsel bir duruma veya aklın kendi eylemine dayalıdır. Yalnız, bu akli duruma yönelik harici davranışları, bireyin bu davranışları kendisine gerekli birer son olmasına işaret etmeksizin, emredebilir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173hhd-9.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Her konuda biçimci olan Kant’ın sistemi, hukukta da bu özelliğini korumaktadır. Özel hukuk açısından O sözleşmelerin akdinde yalnızca iradelerin uyuşmasını yeterli görmektedir. Bu uyuşmanın kapsamı ise, hukuku ilgilendirmemektedir-<i>biçimsel adalet</i>.</p>

<p></p>

<p>Kant, hukuki mükellefiyetleri, Ulpianus’dan mülhem olarak şu üç formülde toplamaktadır:</p>

<p></p>

<p>1. Şerefli yaşa (<i>honeste vive</i>): İnsanın başkaları ile ilişkisinde onurunu koruması;<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">2</a> kendini başkalarının kullanımına sadece bir vasıta olarak terk etmemesidir.</p>

<p>2. Kimseye zarar verme (<i>neminem laede</i>): Bu mükellefiyeti yerine getirirken tüm insanlarla ilişkileri kesmek veya toplumu dışlamak gerekse de kimseye yanlış yapılmamalıdır.</p>

<p>3. Herkese payına düşeni ver (<i>suum cuique trıbue</i>): Yalnız kimin payına neyin düştüğünü nasıl bilebileceğiz! Lafzı olarak totolojik bir görünümü olan bu boş formülün belirli bir anlam kazanması için “herkesin bulunduğu konumda sahip olduğu şeylerin başkalarının eylemine karşı güvence altında olmasını isteme” şeklinde düzenlenmesi yerinde olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Bu üç klasik formül, aynı zamanda hukuki mükellefiyetler ayrımı bakımından içsel ve dışsal mükelle- fiyetlere yer veren ilkeleri temsil etmektedir.</p>

<p></p>

<p>Ceza hukuku açısından, O’na göre, ceza çiğnenmiş olan mükellefiyet kuralının ahlaken zorunlu doğrulaması olmak nedeniyle başlı başına bir iyiliktir. Cezanın bunun dışında başka amaçlarla verilmesine gerek yoktur. “<i>Adli yaptırım diğer bir iyiliği, ya suçlunun kendisine veya topluma karşı geliştirme vasıtası olarak uygulanamaz; tüm hallerde yaptırıma yalnızca kişi suç işlediği için hükmedilmelidir.”<sup> </sup></i> Ceza bir iyilik olduğu için ceza adaleti de mutlak olmalıdır-<i>ceza için ceza verilmelidir</i>. <i>Ceza kanunu bir kesin buyurudur.</i> Kant’ın ceza üzerine yazılarındaki genel tema suçun suçluya geri dönmesidir. Bu bazen suçlunun sonuçlardan mustarip olması veya kısırlaştırmanın ırza geçmeye uygunluğu gibi cezanın suça uygunluğu şeklinde olmaktadır.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">3</a></p>

<p>Kant’a göre, birinin cezalandırılmasından ne kadar iyilik çıkarmak istenirse istensin, ilk önce cezanın kendisi, salt zarar olmalı, haklı görülmeli; cezalandırılan kişi bu sert tretmanın arkasında gizlenmiş bir iyiliğe tanık olmamalı; ama, adaletin yerini bulduğunu ve ödülünün davranışa mükemmel bir uygunluk gösterdiğini kabul etmelidir.<strong> </strong></p>

<p></p>

<p>O’na göre, Dünyada mutlak ve koşulsuz olarak iyi olan yegâne şey iyi niyettir (<i>good will</i>). Bu dilek, dıştan genel bir emir değil, yalnızca <i>aklın</i> gereğidir. Tüm diğer şeyler (örneğin servet ve sağlık) iyi şeyler uğruna kullanıldıkları ölçüde adet üzere iyi görülmektedir. Bu da bizleri açıkça iyi niyeti nasıl belirleyebileceğimiz sorusuna götürmektedir. Kant’ın bu soruya yanıtı, rasyonel ve özgür istenç sahibi olan insanların aklını kullanarak belirleyebileceği bir ahlak yasasının önceden varlığı ile özgür iradelerinin nasıl kullanılacağını bilmek için onu belirlemeye gereksinmeleri olduğudur. Bu nedenle, istenç kavramı Kant’ın etik düşüncelerinin odağında yer almaktadır. Bir davranış ne kendiliğinden ve ne de doğurduğu sonuçlar nedeniyle ahlakilik niteliği kazanmayıp, temelinde yatan <i>iyi niyetle</i> böyle bir niteliğe kavuşur: İyi bir niyet, amacına ulaşmakta başarısız olsa bile iyidir. İyi bir eyleme niyet edebiliriz ve koşullar onu gerçekleştirmemizi engelleyebilir. Yine de niyetimiz iyidir. Ya da iyi bir eylem amaçlamamıza karşın önceden görülmeyen zararlı etkiler ortaya çıkarsa da niyetimiz iyidir. “…İçsel değeri ne başarıyla artar ne de başarısızlıkla azalır.”</p>

<p></p>

<p>Haklar sistemi, bilimsel öğretiler sistemi olarak görüldüğünde, doğal hak ve pozitif hak olarak ayrılmaktadır. Doğal haklar <i>a priori </i>saf rasyonel ilkelere dayalı iken, pozitif veya kanuni hak yasa koyucunun iradesinden vücut bulmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Kant’ın ahlaki düşünce sistemine göre,</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Ahlaki hüküm verme durumunda ihtiraslara (<i>passions</i>) gem vurulması;</li>
 <li>Dürüst/adil yargılama kurallarının bir çete üyesi için de geçerli olması;</li>
 <li>Objektif ve tarafsız olunması;</li>
 <li>Her şeyin başında iyi niyet olduğu, tüm dini söylemlerin bu doğrultuda “hiç ‘<i>gratitude</i>’ elde etmek için yapılmaması” egemen öğeler olarak yer almaktadır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>İşte “dır” kipinin, “olmalıdır” mecburiyet kipine dönüştüğü; önermenin kabul veya ret şeklinde bir duygu beklentisini içerdiği görülmekte; bilimle arasında aykırılık olduğunda bilim göz ardı edilmektedir.</p>

<p></p>

<p>Kuşkusuz, Kant’ın “kesin buyuru” formülü içeriksiz /biçimsel bir nitelik sergilemektedir. Bir haydut bile, “Ben Kant’ın önerdiği anlamda ahlaka uygun davranıyorum ki, bu davranışıma esas olan haydutluk ahlakının genel kural olmasını isteyebilirim; bunu isteyebilecek kadar da güçlüyüm” diyebilir. Bir melankoliğin herkesin intihar etmesi gerektiğini söylemesi oldukça olasıdır. İşte Kant’ın biçimsel formülü aslında boş bir çerçeve veya kalıptır, herkes bu biçimi istediği gibi doldurabilir. Öte yandan, zaman ve mekân itibariyle koşullar göz önüne alınmaksızın ne yapılması gerektiği de söylenemez. Ahlâk, varoluşçu bir boşlukta yasalaştırılamaz;<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">4</a> her olması gereken, belli bir toplumun postulatlarına göre formüle edilmelidir. İşte bu nedenle, B.Russell, yeterli bir ölçüt sağlamak için Kant’ın salt biçimsel yaklaşımı terk edilerek davranışların bazı sonuçlarının göz önüne alınmasını sağlık vermektedir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">5</a> Görevlerin çatışması halinde de hangisine öncelik verileceği sorununa Kant’ın çözüm getirmediği görülmektedir. Vaadin bozulmaması halinde bir kişinin ciddi şekilde yaralanması veya ölmesi örneğini aldığımızda, Kant’a göre, sonuç göz ardı edildiğinden vaadin yerine getirilmesi sonucu masun bir kişi ya yaralanacak veya ölecektir. Sorumuz, vaadi yerine getirmek mi, yoksa masun bir kişinin ölmesini önlemek mi önemlidir? Kant, farklı ve fakat aynı derecede mutlak nitelikteki kurallara uyma görevlerindeki çatışma halinde nasıl karar verilebileceğini söylemiyor. Temelde, zaman ve mekân gibi bağlam öğeleri göz önüne alınmadan “ne yapılması gerektiği” pek söylenemeyecektir. “Ne olduğu”, bizlerin ne olması gerektiği yargısında bir öğe olarak yer almakta ve “her olması gereken” belli bir toplumun aksiyomlarıyla sınırlı kalmaktadır: “Varoluşçu bir boşlukta etik yasallaştırılamaz.” Yalnız Kant’ın kuramının olumlu bir yanı, doğuştan iyiliksever, duyarlı ve cömert olmayanların ahlaklı sayılmasına olanak vermesidir. Kant’a göre, yapılması gereken ödevin ne olduğunu anlayabilen herkes iyi bir kişi olabilir.</p>

<p>“Ahlaki akıl yürütme, Kant'a göre en başta kişinin ödevlerinin davranışlarını nasıl etkilediğini görmesinden oluşur. Kusurlu ya da geniş ödevler bize hayatımızda edineceğimiz amaçlarda rehberlik etmelidir. Tüm amaçların ödev olması ya da ödeve ters olmaları gerekmez (bazı amaçlar yalnızca izin verilebilirdir), ancak ahlaken iyi olan insanlar erdem ödevlerini hayatlarına anlam veren merkezi amaçlar arasına koyacaklardır”.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">6</a></p>

<p><strong>“Doğru olanı doğru olduğu için yap.”</strong><br />
İmmanuel Kant</p>

<p></p>

<p>Etikle ilgilenilmesinin temel amacı, ahlaki konularda yön, içgörü ve rehberlik kazanmaktır. Batı felsefe geleneğinde, bu rehberlik ve içgörü geleneksel olarak etik teoriler biçimini almıştır. Dahası, ele alacağımız üç felsefi etik bakış açısı, örtük veya açık bir şekilde, rasyonel, sistematik ve söylemsel düşünce süreçlerine dayanmaktadır. Tahmin edebileceğiniz gibi, filozoflar arasında etiğin sağlaması gereken belirli rehberlik ve içgörü türü konusunda, hatta bu yardımı sağlamada hangi teorinin en iyi olduğu konusunda bir fikir birliği yoktur. Sonuç olarak, çeşitli ve farklı özellikler sergileyen birçok etik bakış açısı mevcuttur.</p>

<p>Kant'ın ahlak felsefesi, görev kavramına dayandığı için sıklıkla "deontolojik" olarak tanımlanır. Dahası, Kant'ın yaklaşımı, davranış değerlendirmesini güdüler ve niyetlerle birleştirir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173dfaa-7.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kant'a göre eylemler ancak ve ancak iki koşulu yerine getirirlerse ahlaki değere sahiptirler: 1) Görev duygusundan kaynaklanıyorlar ve 2) Görevle uyumlular. Çoğu insanlara Kant’ın düşünceleri çekici gelmektedir; zira, onlar dini inançları olmayan veya en azından sahip oldukları inançları tamamen öznel olan kişilere rasyonel bir çerçeve sağlamaktadır. Yalnız, Kant’ın fikirleri sorunsuz değildir. İki hususu belirtmekte yarar vardır: Birincisi, bir eylemin ahlaki niteliği (veya diğer bir anlatımla, bir eylemin iyi niyetle icar edilip edilmediği) tamamen dayandığı maksime göre belirlenmektedir. Örneğin teberruda bulunan bir kişi bunu yapmanın görevi olduğunu düşünerek yaparsa ahlaki olarak hareket etmiş olur. Öte yandan aynı kişi bu eylemi kendi menfaati (bir paye elde etmek için) yaparsa ahlaksızca (immorally) hareket etmiş olacaktır. İkinci olarak, Kantçı ahlak, sebep olabileceği sonuçları itibariyle çoğu kişilerin sezgilerini rencide etmektedir. Örneğin sosyal yaşam herkesin kendine uygun geldiğinde yalan söyleme özgürlüğü içinde olduğunda çekilmez olacağından bizlerin hakikati söyleme görevi varsa da, hakikati, psikopat bir katile öldürmek istediği kişinin yerini söylememek ahlaken daha iyi olmayacak mıdır?</p>

<p><strong>İnsanlık Onuru</strong></p>

<p><strong>“Genel insan eğilimleri ve ihtiyaçlarıyla ilgili olanın bir <i>piyasa fiyatı</i> vardır; böyle bir ihtiyacı varsaymadan bile belirli bir zevke uyanın bir <i>fantezi fiyatı</i> vardır; fakat bir şeyin kendi başına bir amaç olabilmesinin tek koşulunu oluşturan şeyin yalnızca göreceli bir değeri, yani bir fiyatı değil, aynı zamanda içsel bir değeri, yani <i>onuru</i> vardır. … Ahlak ve ahlaka kadir olan insanlık, yalnızca onura sahip olan şeydir.”</strong></p>

<p>Kant <i>Ahlak Metafiziğinin Temelleri</i></p>

<p>Kant, onuru, insanın akıllı olmaya zorunlu kılınmasıyla, kendi kaderini belirlemedeki soyut yeteneğiyle temellendirmektedir. Kendi kendine belirleyici olma, otonomi, insanın ve her akıllı doğanın onur nedenidir. İnsan onuru bireylerin fiziksel veya zihinsel, tinsel özelliklerinden bağımsızdır. Onur, kişisel başarıdan, kişiliğin ortaya çıkışındaki başarısızlık veya başarıdan bağımsızdır. Bu ampirik olmayan temellendirmeye göre onur kazanılmaz, sahiplenilmez. Onur bir karşılık ödenmeksizin insana verilen veya sonsuza dek insana ait olan bir değerdir. Buna karşılık, kişilik ise, ampirik bir ifade olarak, özgürlükten kaynaklanır. Her akla sahip varlık bizatihi amaç olarak var olmaktadır. Fakat insan bir eşya değildir. Bu nedenle, yalnızca araç olarak kullanılabilecek bir varlık olamaz. Buna göre, insan değiş-tokuşu olmayan tek varlıktır. Bir eşyanın karşıtı olarak değer, yani piyasa değeri taşımaz; fiyatı olmaz, onuru vardır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">7</a> Kant'ın onur anlayışı, Almanya gibi büyük yargı organlarının kararlarını bile etkileyerek oldukça etkili olmuştur. Özellikle eşitlikçi boyutlarıyla son derece güçlüdür.</p>

<p>Kant'ın "Bir insana duyulan tüm saygı, yalnızca yasaya duyulan saygıdır" sözü, tarafsızlığı garanti etmenin bir yolu olarak kolayca kabul edilir. İnsanları kendi beğenilerimize ve beğenmediklerimize göre yargılamak, sırf hoşumuza gittiği için insanları kayırmak istemeyiz. Bu, Kant'ın yazılarında önemli bir unsurdur ve toplumsal ayrıcalık ve kayırmacılığa meydan okumada tarihsel olarak önemli bir rol oynamıştır. Bu, etik alanındaki rasyonalist geleneğin gücünün bir parçasıdır. Bu şekilde eşitlik anlayışımız 'evrensellik' ve 'rasyonellik' ile ilişkilidir. Ahlak yasasıyla olan ilişkimizde 'eşit' olarak kabul edilebiliriz. Bu da bizi 'anlaşılabilir benliğimizle' özdeşleşmeye teşvik eder, çünkü bu, başkalarıyla eşitliğimizin kaynağıdır. Bunun aksine, ihtiyaçlarımız ve arzularımızla, duygularımız ve hislerimizle ne kadar çok ilişki kurarsak, kendimizi o kadar eşitsiz olarak görmemiz gerektiği varsayımına teşvik ediliyoruz. Max F. Scheler'in fark ettiği gibi, bu, Kant'ın "sadece bireysel olarak geçerli olan her şeyi, sadece 'öznel' olanla, yani sadece iyi olarak hayal edilenle özdeşleştirmesi" ile ilgilidir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">8</a></p>

<p>İnsanlık onuru hukukun zımnî varsayımlarından biridir. Bu nitelik kendisini genelde taksirli, masum-iradi ve suçlu-iradi davranış arasındaki farklıklarda ortaya koymaktadır. İnsanların esasta rasyonel, özgür iradeli ve seçme yeteneği olduğu var sayıldığından saikler nazara alınmaktadır. Kişi taksirli davrandığında, yalnızca dış güçlerin bir enstrümanı olarak görülmekte; iyi niyetle kasti hareket ettiğinde kendisine belirli alanlarda suçluluk izafe edilebilmekte ve amaç kötü olduğunda suçluluk söz konusu olmaktadır. Her ikisi de babasını öldürmesine karşın kimse <i>Neron’</i>u yargıladığı gibi <i>Oedipus</i>’u yargılamaz.</p>

<p>Kant, insanların kayıtsız bir evren karşısında onaylanması gereken ortak bir insanlık onuruna sahip olduklarını göstermeye çalışıyordu. Gelişmekte olan kapitalist piyasa ekonomisinde tüm değer, tek bir değişim değeri ölçüsüne indirgeniyordu. Niteliksel ayrımlar, farklı malların para aracılığıyla birbirleriyle ilişkilendirilmesiyle ortadan kaldırılıyordu. Her şeyin bir fiyatı vardı ve bu durum, insanların beceri ve yetenekleri söz konusu olduğunda da farklı görünmüyordu. Kant bunu insanlık onuruna bir tehdit olarak algıladı, ancak özünde bir belirleme alanı olan doğa sisteminde metanın egemenliğine meydan okuyamadı. <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">9</a></p>

<p>Kuşkusuz, insan onurumuz ve ahlaki değerimiz, toplumsal dünyanın örgütlenmesi içinde değil, ancak kendimizi bu dünyanın üstüne, anlaşılabilir bir ahlaki değerler dünyasına yükselttiğimizde onaylanabilir. İşte bu anlamda kendimizi kendi başımıza birer amaç olarak tanıyabiliriz.</p>

<p><strong>Pragmatik kanı</strong></p>

<p>Kanılar mutlak ve zorunlu bir doğruluk sergilemediğinde ((hemen hemen tümü sergilemezler), I. Kant, kanılarımızın derecelendirilmesi ihtiyacına işaret etmektedir. “Bir sonuç kabul gördüğünde, onu sağlamanın koşulları farazi olarak gereklidir. Doktor tehlikedeki bir hastasına bir şeyler yapmalıdır; yalnız hastalığın tabiatını bilmiyor. Semptomları gözlüyor ve fazla olası bir alternatif bulamadığında, verem vakası olduğuna karar veriyor. Hatta kendi tahminine göre kanısı sadece rastlantıdır; diğer bir gözlemci daha sağlıklı bir karara varabilir. Belli eylemlere yönelik vasıtaları kullanmanın temelini oluşturan böyle rastlantısal kanıyı <i>pragmatik kanı</i> diye adlandırmaktayım.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/174461173hhd-10.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Immanuel Kant'ın ahlak felsefesi <strong>deontolojik</strong>tir; yani eylemler sonuçlarından ziyade içsel ahlaklarına göre değerlendirilir. Kant, insan davranışının ancak tamamen görev güdüsüyle motive edildiğinde, yani kişisel arzulardan bağımsız olarak, doğru olanı sadece rasyonel bir <strong>yükümlülük</strong> olduğu için yaptığında gerçek ahlaki değere sahip olduğunu savundu.</p>

<p>Sonuçta insanların eksikliği entelektüel uzmanlık değil, ahlaki karakter ve dolayısıyla bozulmamış muhakeme yeteneğidir. İhtiyaç duydukları şey profesyonel tavsiye değil, ahlaki bir pusuladır. Kant'ın XVIII. yüzyıl terminolojisiyle "ortak rasyonel ahlaki biliş" olarak adlandıracağı şeye, yani evlerine geri dönmenin yolunu bulmaları gerekiyor.</p>

<p><strong>“<i>İki şey var ki, ruhumu daima yeni ve daima artan bir hayranlık ve müthiş bir saygıyla kaplıyor. Üzerimizdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.”</i></strong></p>

<p>Immanuel Kant</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Mustafa Tören Yücel</strong></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Mutafa T. Yücel. “Doğal Hukukun Şekillenmesi-Immanuel Kant” <strong>Hukuk Felsefesi</strong>, 6. Bası, 2026, ss. 270-287.<strong> </strong><strong>Kant on Persons and Agency</strong>, Edited by Eric Watkins, Cambridge University Press, 2007.<strong> </strong><strong>THE BLACKWELL GUIDE TO Kant’s Ethics, </strong>Edited by Thomas E. Hill, JR, Wiley &amp; Sons, Ltd., Publication, 2009, p. 55.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> I. Kant “The Philosophy of Law” <strong>Readings ın Jurisprudence (</strong>Ed by J.Hall) 1938, pp.126-131; I.Kant.<strong>The Philosophy of Law: An Exposition of the Fundemental Principles of Jurisprudence as the Science of Right</strong> (Çev. W.Hastie) Edinburg:Clark, 1887, ss.28-34.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Kant, onuru, insanın akıllı olmaya zorunlu kılınmasıyla, kendi kaderini belirlemedeki soyut yeteneğiyle temellendirmektedir. Kendi kendine belirleyici olma, otonomi, insanın ve her akıllı doğanın onur nedenidir. İnsan onuru bireylerin fiziksel veya zihinsel, tinsel özelliklerinden bağımsızdır. Onur, kişisel başarıdan, kişiliğin ortaya çıkışındaki başarısızlık veya başarıdan bağımsızdır. Bu ampirik olmayan temellendirmeye göre onur kazanılmaz, sahiplenilmez. Onur bir karşılık ödenmeksizin insana verilen veya sonsuza dek insana ait olan bir değerdir. Buna karşılık, kişilik ise, ampirik bir ifade olarak, özgürlükten kaynaklanır. Her akla sahip varlık bizatihi amaç olarak var olmaktadır. Fakat insan bir eşya değildir. Bu nedenle, yalnızca araç olarak kullanılabilecek bir varlık olamaz. Buna göre, insan değiş-tokuşu olmayan tek varlıktır. Bir eşyanın karşıtı olarak değer, yani piyasa değeri taşımaz; fiyatı olmaz, onuru vardır.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnsanlık onuru hukukun zımnî varsayımlarından biridir. Bu nitelik kendisini genelde taksirli, masum-iradi ve suçlu-iradi davranış arasındaki farklılıklarda ortaya koymaktadır. İnsanların esasta rasyonel, özgür iradeli ve seçme yeteneği olduğu var sayıldığından saikler nazara alınmaktadır. Kişi taksirli davrandığında, yalnızca dış güçlerin bir enstrümanı olarak görülmekte; iyi niyetle kasti hareket ettiğinde kendisine belirli alanlarda suçluluk izafe edilebilmekte ve amaç kötü olduğunda suçluluk söz konusu olmaktadır. Her ikisi de babasını öldürmesine karşın kimse, <i>Neron’</i>u yargıladığı gibi <i>Oedipus</i>’u yargılamaz. Bkz.N. Rao. “On the use and abuse of dignity in Constitutional Law” 14 <strong>Columbia Journal of European Law</strong>, 201, Sprıng, 2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Kant. <strong>Critique of Practical Reason</strong>, “The Analytic of Pure Practical Reason” Remark II. (Abbott trans.in Kant’s <strong>Theory of Ethics</strong>) London:Longman, 1959, p.141: Kant’a göre, birinin cezalandırılmasından ne kadar iyilik çıkarmak istenirse istensin, ilk önce cezanın kendisi, salt zarar olmalı, haklı görülmeli; cezalandırılan kişi bu sert tretmanın arkasında gizlenmiş bir iyiliğe tanık olmamalı; ama, adaletin yerini bulduğunu ve ödülünün davranışa mükemmel bir uygunluk gösterdiğini kabul etmelidir.<strong> </strong>Cezada ödeşme’ye (<i>lex talionis</i>) dayalı Kant’ın ceza teorisi için Bkz. I. Kant. <strong>The Metaphysics of Morals</strong>, Cambridge: Cambridge University Press, 1966 para.331ff.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> “<i>Bir şey veya diğerine olan sevda, çoğu hallerde, kesin buyuru gücünün arkasındaki motivasyondur-bu vurguyu, Kant’ın reddedeceği düşüncesindeyim…Belli bir kişinin, örneğin kendi davranışımızı değerlendirirken doğal eğilimle az motive edildiğinde doğal olarak her özel eylemi daha yüksek derecelendireceğiz. Öte yandan, kişileri arkadaş olarak değerlendirirken arkadaşlığı rasyonel düşüncelerden-ahlaki de olabilirse de olmayıp, doğal eğilimin sıcak duygularından kaynaklanırsa o kişiyi doğal olarak yeğleriz. Kuşkusuz, bir insanı eylemleri ile veya insanın kendisini yargılarken iki ayrı standart kullanılması bir paradoks olmayıp, basit bir sağduyu ürünüdür.” </i>K.Lorenz. <strong>On Aggression</strong>, Bantam, pp.244,248.<i> </i></span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> B. Russel. <i>age</i>, p.711; S. Körner. <strong>Kant</strong>,<strong> </strong>A Pelican Book, 1960, pp.102-103; Genel ve biçimsel olan kesin buyurunun eleştirisi için ayrıca Bkz. Ş. Yalçın. “Adaletin Felsefi Temelleri” <strong>HFSA:9 </strong>(İst., Barosu) ss.79-80; Kant’ın görünüşündeki katılığın, ahlaki sorunlarda bağlayıcı ölçütlere gereksinme duyulması anlayışı ile temellendirildiği düşünülmektedir. Bireyin yaşamsal sorunlarda belirgin ilkeleri olmalıdır. Bu ilkeler, olası sonuçlar konusundaki kesin olmayan bilgilere dayandırılamaz. Bu ilkeler, insanın ampirik doğası üzerinde de kurulamaz; zira yalnızca olgulardan bir kişinin ne yapması gerektiği sonucuna varılamaz. Ayrıca bkz. C.Horner ve E.Westacott. “Kant ahlakının problemleri” <strong>Felsefe Aracılığıyla Düşünme</strong>, phoenix, 3. bası, 2013, ss. 159-161. Allen Wood. <strong>Formulas of the Moral Law,</strong> <strong>Eelemtns in the Philosophy of Immanuel Kant,</strong> Cambridge University Press, 2017: Kant, tüm sıradan insanların "ortak rasyonel ahlaki biliş"e sahip olduğunu düşünür; bu, doğruyu yanlıştan ayırt etme entelektüel kapasitesidir; ayrıca, eğer karakter gücüne ve iyi muhakeme yeteneğine sahiplerse, doğru olanı seçme ahlaki kapasitesine de sahiptirler.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Allen W. Wood.<strong> Kant’ın Etik Düşüncesi,</strong> Vakıf Bank Kültür Yayınlar, 1999, s. 441.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> İnsan onuru, insan yaşamını her şeyin üstünde tutan bir statüdür. Retorik bir ifade olarak, bu Kant'ın ulaşabileceği en iyi sonuçtur ve derinden etkileyici bir formülasyon olmaya devam etmektedir. Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-felsefesi-hukuk-ve-ahlak-iliskisi-jurisprudence-relationship-between-law-and-morality" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Hukuk-Felsefesi-Hukuk-ve-Ahlak-İlişkisi</span></a><span style="color:#999999"> - </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ahlak-teorisi-dogru-olan-seyi-yapmak-moral-theory-doing-the-right-thing" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ahlak-Teorisi-Doğru-Olan-Şeyi-Yapmak</span></a><span style="color:#999999"> Gökçer Tahincioğlu. Çıplak aramanın açık kanıtları, yüzü kızarmayanlar, iki ayrı K.K. ve “disiplin” <strong>T 24 </strong>(11/06/2026); Mine Söğüt. “Çıplak arama ve şiddetin çıplaklığı…” <strong>T 24</strong> (11/06/2026). </span><a href="https://www.hukukihaber.net/iskence-olgusu-psikolojik-etkileri-insan-haklari-ve-onleme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/İşkence-Olgusu-Psikolojik-Etkileri-İnsan-Hakları-ve-Önleme</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> Max Ferdinand Scheler. <strong>Formalism in Ethics and Non-Formal Ethics of Values:</strong>…, p. 510, 1973.<strong> </strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Victor J.Seidler. <strong>Kant, Respect and Injustice The Limits of Liberal Moral Theory, </strong>Routledge, 1986, pp. 102-103.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kant-insan-davranisi-ve-odev-ahlaki</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/1744611737saw-8.jpg" type="image/jpeg" length="93820"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Arabuluculukta Gizlilik Yeterli mi? KVKK Boyutu da İhmal Edilmemeli]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arabuluculukta-gizlilik-yeterli-mi-kvkk-boyutu-da-ihmal-edilmemeli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculukta-gizlilik-yeterli-mi-kvkk-boyutu-da-ihmal-edilmemeli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Arabuluculukta KVKK’ya uyum, yalnızca matbu bir bilgilendirme metni veya imza süreci olarak görülmemelidir. Kişisel veri güvenliği; tarafların güvenini, sürecin meşruiyetini ve arabulucunun mesleki özen borcunu doğrudan ilgilendiren bağımsız bir sorumluluk alanıdır.</strong></p>

<p>Arabuluculuk denildiğinde ilk akla gelen kavram çoğu zaman “gizlilik”tir. Taraflar, vekiller ve arabulucu bakımından bu ilke, sürecin güven içinde yürütülmesinin temel şartlarından biridir. Ancak bugünün arabuluculuk uygulamasında gizlilik, kişisel verilerin korunması bakımından tek başına yeterli değildir.</p>

<p>Çünkü arabuluculuk masasında yalnızca taraf beyanları bulunmaz. İletişim bilgileri, kimlik bilgileri, vekâlet ve temsil belgeleri, ticari kayıtlar, bordrolar, sağlık evrakı, banka hesap bilgileri, poliçe ve hasar dosyaları, hatta kimi zaman taraf olmayan üçüncü kişilere ait veriler de sürece dâhil olur. Bu yönüyle arabuluculuk, aynı zamanda yoğun bir kişisel veri işleme alanıdır.</p>

<p>Bu nedenle temel ayrımın baştan doğru kurulması gerekir: <strong>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu kapsamındaki gizlilik yükümlülüğü ile 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamındaki kişisel veri yükümlülükleri aynı şey değildir; ancak birlikte gözetilmelidir.</strong></p>

<p>HUAK m. 4, arabulucunun arabuluculuk faaliyeti çerçevesinde kendisine sunulan veya başka şekilde elde ettiği bilgi ve belgeler ile diğer kayıtları, taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça gizli tutmakla yükümlü olduğunu düzenler. Bu hüküm, arabuluculuğun güven esasına dayalı yapısı bakımından vazgeçilmezdir. Ancak gizlilik yükümlülüğü; KVKK’daki aydınlatma, veri güvenliği, sınırlı işleme, ölçülülük, saklama ve imha sorumluluklarını kendiliğinden karşılamaz.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumu’nun 13 Ocak 2025 tarihli “Arabuluculuk Faaliyetleri Kapsamında Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesine İlişkin Kamuoyu Duyurusu” da bu ayrımı açık biçimde ortaya koymuştur. Duyuruda, HUAK m. 11 uyarınca arabuluculuk sürecinin esasları, işleyişi ve sonuçları hakkında yapılan bilgilendirmenin, KVKK m. 10 anlamındaki aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelmediği belirtilmiştir. Kurum ayrıca arabulucuların 6698 sayılı Kanun’un uygulanması bakımından veri sorumlusu sıfatını haiz olduğunu ve veri sorumlusunun yükümlülüklerine tabi bulunduğunu ifade etmektedir. (KVKK)</p>

<p>Bu belirleme, arabuluculuk uygulaması açısından son derece önemlidir. Zira arabulucu, yalnızca sürecin tarafsız yürütücüsü değildir; aynı zamanda bu süreçte işlenen kişisel verilerin hukuka uygunluğu bakımından dikkat ve özen göstermesi gereken kişidir.</p>

<p>Arabulucunun her dosyada ilk sorması gereken soru şudur:</p>

<p><strong>“Bu bilgi, arabuluculuk sürecinin yürütülmesi için gerçekten gerekli mi?”</strong></p>

<p>Bu soru, teknik bir KVKK sorusu olmanın ötesinde, mesleki özen borcuyla doğrudan ilgilidir. Dosyaya alınan her belge, e-postaya eklenen her kayıt, tutanağa yazılan her kimlik bilgisi, yanlış kişiye gönderilen her toplantı linki ayrı bir risk alanı oluşturabilir. Arabuluculuk dosyasında “ne kadar çok bilgi, o kadar sağlam dosya” anlayışı isabetli değildir. Doğru yaklaşım, <strong>gerekli olan kadar verinin, gerekli olduğu süre boyunca ve gerekli kişilerle sınırlı şekilde işlenmesidir.</strong></p>

<p>KVKK’nın genel ilkeleri de bu konuda açık bir çerçeve sunar. Kişisel veriler hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun biçimde işlenmeli; belirli, açık ve meşru amaçlarla sınırlı tutulmalı; işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olmalı; doğru ve gerektiğinde güncel tutulmalı; ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilmelidir.</p>

<p>Bu ilkeler, arabuluculukta soyut prensipler olarak bırakılmamalıdır. Davet mektubundan bilgilendirme tutanağına, çevrim içi toplantı linkinden son tutanağa, anlaşma belgesinden dosyanın saklanmasına kadar her aşamada dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Özellikle <strong>son tutanak</strong> ve <strong>anlaşma belgesi</strong> bakımından veri minimizasyonu ayrı bir önem taşır. Bu belgeler, uyuşmazlığın bütün geçmişini ayrıntılı biçimde kayda geçiren metinler değildir. Esas olarak sürecin sonucunu, zorunlu kayıt bilgilerini ve tarafların üzerinde anlaştığı hususları göstermelidir.</p>

<p>Bu nedenle tutanak veya anlaşma belgesi imzalanmadan önce şu sorular ayrıca sorulmalıdır: Taraf olmayan üçüncü kişiye ait T.C. kimlik numarası, adres, telefon, e-posta veya benzeri kişisel veri metinde yer alıyor mu? Bu bilginin yazılması gerçekten zorunlu mu? Aynı anlatım rol bazlı veya maskelenmiş ifade ile kurulabilir mi?</p>

<p>Bir iş uyuşmazlığında tanığın açık kimliği, başka çalışanların bordro bilgileri veya işçinin aile bireylerine ait kimlik bilgileri çoğu zaman son tutanağın zorunlu unsuru değildir. Bir sağlık uyuşmazlığında hasta yakınının açık kimliği, bir sigorta dosyasında lehtar olmayan üçüncü kişinin iletişim bilgisi, bir ticari uyuşmazlıkta taraf dışı müşteri listesi de çoğu kez aynı şekilde gereksiz veri işleme riski doğurabilir.</p>

<p>Bu risk yalnızca teorik değildir. Kişisel verilerin işlenmesinde ölçülülük ilkesinin ihlali, Kurul kararlarında farklı uyuşmazlık türleri bakımından yaptırım konusu olabilmektedir. Arabuluculuk bakımından da özellikle taraf olmayan kişilere ait verilerin sonuç tutanağına veya anlaşma belgesine geçirilmesi, ileride veri güvenliği ve hukuka uygun işleme tartışmalarına yol açabilecek niteliktedir. Bu nedenle üçüncü kişilerden söz edilmesi gerekiyorsa “tanık”, “çalışan”, “hasta yakını”, “kefil”, “sigortalı/lehtar dışı üçüncü kişi” gibi rol bazlı ifadelerin kullanılması daha ölçülü bir yöntem olabilir.</p>

<p>Burada amaç, uyuşmazlığın içeriğini belirsizleştirmek değildir. Amaç, son tutanak ve anlaşma belgesinin işlevini aşan kişisel veri yükünü azaltmaktır. Arabuluculuk belgesi, tarafların iradesini ve varılan sonucu ortaya koymalıdır; taraf olmayan kişilere ait gereksiz kişisel verilerin kayda geçirildiği bir metne dönüşmemelidir.</p>

<p>Arabulucular bakımından uygulamada karşılaşılan önemli hatalardan biri de <strong>VERBİS istisnasının KVKK’dan muafiyet gibi yorumlanmasıdır.</strong> Kişisel Verileri Koruma Kurulu’nun 05.07.2018 tarihli ve 2018/75 sayılı kararı, arabulucuların Veri Sorumluları Siciline kayıt zorunluluğundan istisna tutulmasına ilişkindir. (KVKK) Ancak bu istisna, arabulucunun KVKK kapsamındaki tüm yükümlülüklerden muaf olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, sicile kayıt istisnası; aydınlatma yükümlülüğünü, veri güvenliği tedbirlerini, ölçülü veri işleme ilkesini, saklama ve imha yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. <strong>VERBİS’e kayıt zorunluluğunun bulunmaması, kişisel veri sorumluluğunun sona erdiği şeklinde yorumlanmamalıdır.</strong></p>

<p>Bu ayrım, özel nitelikli kişisel veriler bakımından daha da önemlidir. Sağlık bilgileri, genetik veriler, sendika üyeliği, ceza mahkûmiyeti ve güvenlik tedbirleriyle ilgili veriler, biyometrik veriler ve benzeri bilgiler sıradan iletişim bilgileri gibi ele alınamaz. Bu veriler, kişinin özel hayatı, itibarı, çalışma hayatı ve sosyal ilişkileri üzerinde ağır sonuçlar doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>Sağlık, iş, sigorta ve banka-finans uyuşmazlıklarında arabulucunun belge dolaşımını ve tutanak dilini daha dikkatli kurması gerekir. Bir sağlık raporunun bütün ekleriyle paylaşılması zorunlu mudur? Bordro örneklerinde başka çalışanlara ait bilgiler maskelenmiş midir? Banka kayıtlarında uyuşmazlıkla ilgisiz açıklamalar kapatılmış mıdır? Sigorta dosyasında üçüncü kişilere ait iletişim bilgileri görünür halde midir? Bu sorular, süreci ağırlaştıran ayrıntılar değil; arabuluculuk faaliyetinin hukuka uygun ve güvenli yürütülmesi bakımından gerekli kontrol noktalarıdır.</p>

<p>Çevrim içi arabuluculuk ise kişisel veri güvenliği açısından ayrıca dikkat gerektirir. Toplantı linkinin yanlış kişiye gönderilmesi, e-posta alıcılarının görünür bırakılması, toplantıya taraf olmayan kişilerin katılması, ekran görüntüsü alınması, toplantının kaydedilmesi veya belgelerin kontrolsüz ortak klasörlerde paylaşılması veri güvenliği ihlali riski doğurabilir. Kullanılan dijital platformların teknik altyapısı ve veri aktarım süreçleri de, özellikle yurt dışına veri aktarımı ihtimali bakımından ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu noktada KVKK m. 9’un çizdiği yurt dışına aktarım rejimi göz ardı edilmemelidir. Arabuluculuk toplantısının hangi platform üzerinden yapıldığı, belgelerin hangi bulut hizmetinde tutulduğu, erişim bağlantılarının kimlerle paylaşıldığı ve kayıtların hangi sunucularda işlendiği, artık yalnızca teknik tercih meselesi değildir. Bu tercihler, kişisel verilerin korunması hukuku bakımından sonuç doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>KVKK m. 12, veri sorumlusuna kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve erişilmesini önlemek, verilerin muhafazasını sağlamak için gerekli teknik ve idari tedbirleri alma yükümlülüğü yükler. Kişisel Veri Güvenliği Rehberi de kişisel verilerin işlenmesi sürecinde teknik ve idari tedbirlerin önemini ayrıntılı şekilde ele almaktadır.</p>

<p>Arabuluculuk uygulamasında bu yükümlülük, somut davranış kurallarıyla karşılık bulmalıdır. Davet e-postası gönderilmeden önce alıcılar kontrol edilmeli; toplu e-postalarda alıcı bilgileri açık bırakılmamalı; hassas belgeler mümkünse şifreli paylaşılmalı; toplantıya katılan kişilerin kimlik ve sıfatı teyit edilmeli; kayıt alınmaması gerektiği açıkça hatırlatılmalı; belgelere erişim yetkisi sınırlandırılmalı; dosyalar kişisel cihazlarda süresiz ve kontrolsüz biçimde saklanmamalıdır.</p>

<p>Aydınlatma yükümlülüğü de yalnızca imza alınacak bir metinden ibaret görülmemelidir. KVKK’ya göre aydınlatma yükümlülüğü, ilgili kişinin talebine bağlı olmayan ve kişisel veri işleme şartlarından bağımsız biçimde yerine getirilmesi gereken bir yükümlülüktür. Kurum’un 13 Ocak 2025 tarihli duyurusunda da aydınlatmanın içeriği bakımından veri sorumlusunun kimliği, veri işleme amacı, aktarım, veri toplama yöntemi, hukuki sebep ve ilgili kişinin hakları gibi unsurlara işaret edilmektedir. (KVKK)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arabulucu, taraflara hangi kişisel verilerin hangi amaçla işlendiğini, hangi hukuki sebeplere dayanıldığını, bu verilerin kimlere ve hangi amaçla aktarılabileceğini, ne kadar süreyle saklanacağını ve ilgili kişilerin haklarını anlaşılır biçimde açıklamalıdır.</p>

<p>Elbette bu açıklama, arabuluculuk sürecinin niteliğiyle bağdaşmayan uzun ve karmaşık metinlere indirgenmemelidir. Tarafların anlayamayacağı ölçüde teknik, soyut ve matbu ifadeler gerçek anlamda aydınlatma işlevi görmeyebilir. Doğru yöntem; kısa, açık, dosyanın niteliğine uygun ve tarafların anlayabileceği bir bilgilendirme dilidir.</p>

<p>Burada denge önemlidir. Arabuluculuk hızlı, esnek ve güven esasına dayalı bir uyuşmazlık çözüm yoludur. KVKK yükümlülüklerinin süreci gereksiz evrak yüküyle ağırlaştırmaması gerekir. Ancak bu kaygı, kişisel veri güvenliği sorumluluklarının göz ardı edilmesini de haklı kılmaz.</p>

<p>Çözüm, arabuluculuğu ağır bir şekilcilik alanına dönüştürmek değildir. Çözüm, arabuluculuk faaliyetinin niteliğine uygun, sade, ölçülü ve uygulanabilir bir veri güvenliği düzeni kurmaktır. Çünkü güven, yalnızca tarafların beyanlarının gizli tutulmasıyla sağlanmaz. Verinin nerede saklandığı, kimlerle paylaşıldığı, hangi süreyle muhafaza edildiği, nasıl imha edildiği ve hangi tedbirlerle korunduğu da güven ilişkisinin parçasıdır.</p>

<p>Bu nedenle arabulucu her dosyada şu beş soruyu sormalıdır:</p>

<p>· <strong>Bu veriyi almak zorunda mıyım?</strong></p>

<p>· <strong>Bu veriyi tutanağa yazmak zorunda mıyım?</strong></p>

<p>· <strong>Bu veriyi kimlerle paylaşacağım?</strong></p>

<p>· <strong>Bu veriyi ne kadar süre saklayacağım?</strong></p>

<p>· <strong>Aynı amacı daha az veriyle gerçekleştirebilir miyim?</strong></p>

<p>Bu beş soru, arabuluculukta KVKK uyumu bakımından sade ve uygulanabilir bir denetim ölçütü sunar. Uyum, yalnızca dosyaya eklenen standart bir form olarak görülürse şekli kalır. Buna karşılık veri işleme faaliyetinin her aşamasında dikkate alınırsa, hem tarafların güvenini hem arabulucunun mesleki özen yükümlülüğünü hem de arabuluculuk kurumunun itibarını güçlendirir.</p>

<p>Sonuç olarak arabuluculukta gizlilik ilkesi vazgeçilmezdir. Ancak günümüz koşullarında gizliliğin yanında veri minimizasyonu, aydınlatma yükümlülüğü, güvenli belge paylaşımı, erişim kontrolü, saklama ve imha tedbirleri de aynı ciddiyetle ele alınmalıdır.</p>

<p>Arabuluculuk masasında yalnızca uyuşmazlık çözülmez. Tarafların mahremiyeti, itibarı ve kişisel verileri de arabulucuya emanet edilir. Bu nedenle arabuluculukta KVKK’ya uyum, şekli bir yükümlülük değil; sürecin güvenilirliği ve mesleki özen standardı bakımından zorunlu bir gerekliliktir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arabuluculukta-gizlilik-yeterli-mi-kvkk-boyutu-da-ihmal-edilmemeli-1</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/arab.jpg" type="image/jpeg" length="61887"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-turk-dunyasi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-turk-dunyasi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bahçeşehir Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 15 Haziran 2026 Tarihli ve 33281 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bahçeşehir Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>BAHÇEŞEHİR ÜNİVERSİTESİ TÜRK DÜNYASI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı; Bahçeşehir Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik; Bahçeşehir Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Bahçeşehir Üniversitesi Türk Dünyası Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Bahçeşehir Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Bahçeşehir Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Merkez, başta iktisadi, idari ve sosyal bilimler alanları olmak üzere tüm disiplinlerde; üniversiteler, kamu kurumları, özel sektör kuruluşları ve sivil toplum kuruluşlarıyla gerçekleştirilen her türlü ortak faaliyet ve projeyi desteklemek, koordinasyon sağlamak ve bu çalışmalara akademik katkı sunmak.</p>

<p>b) Merkezin amaçları doğrultusunda; Türk dünyasında yer alan ülkelerle çok yönlü, sürdürülebilir ve karşılıklı faydaya dayalı akademik, bilimsel, kültürel ve sosyal ilişkilerin geliştirilmesine öncülük etmek.</p>

<p>c) Üniversitenin mevcut akademik kapasitesini Türk dünyasıyla paylaşarak hem bölgesel bütünleşmeye katkı sağlamayı hem de Üniversitenin uluslararası görünürlüğünü artırmak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal ve uluslararası seminer, konferans, toplantı, akademik ve toplumsal içerikli panel ve benzeri etkinlikleri ulusal ve uluslararası düzeyde gerçekleştirmek ve bunlara katılmak.</p>

<p>b) Sertifika programları, kariyer günleri, çeşitli eğitimler ve benzeri etkinlikler ile öğrencilere çoklu beceriler kazandırmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Merkezin faaliyet alanlarını ilgilendiren akademik konularda Türkçe ve yabancı dillerde yayınlar yapmak ve bu tür çalışmalara katkıda bulunmak.</p>

<p>ç) İzleme ve raporlama faaliyetlerini yürütmek.</p>

<p>d) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili alanlarda faaliyet gösteren ulusal ve uluslararası kurum ve kuruluşlarla ilişkiler kurmak, geliştirmek, çok-disiplinli çalışmalar yapmak, teknik altyapıyı oluşturmak ve ortak faaliyetler yürütmek.</p>

<p>e) Merkezin faaliyet alanlarıyla ilgili ulusal ve uluslararası yayınları bulunduran çok dilli bir kütüphane ve gerekli tesisleri kurmak ve arşiv oluşturmak, internet sayfası oluşturmak.</p>

<p>f) Araştırma, inceleme, proje ve benzeri çalışmaları ve üretimi gerçekleştirmek üzere gerektiğinde geçici ya da sürekli komisyonlar kurmak, ulusal ve uluslararası alanda uzmanlardan yararlanmak ve iş birliği yapmak.</p>

<p>g) Üniversite bünyesinde verilecek olan Türk Dünyası konulu dersleri ve müfredat değişikliklerini desteklemek ve ilgili alanlarda açılacak lisansüstü programları desteklemek.</p>

<p>ğ) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında; ulusal ve uluslararası organizasyonlar, sivil toplum kuruluşları ve ilgili kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak ve Merkezin amaçlarına uygun projeler, staj programları gibi ortak faaliyetler gerçekleştirmek.</p>

<p>h) Merkezin amaçlarına uygun araştırmalar yapmak, güncel konular üzerine yapılan ortak çalışmaları desteklemek.</p>

<p>ı) Merkezin faaliyet alanları ile ilgili ulusal ve uluslararası alanda projeler hazırlamak, sunmak ve yürütmek.</p>

<p>i) Üniversitedeki ilgili birimlerle iş birliği yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür, görev süresi bitiminden önce aynı usulle görevinden alınabilir. Müdür, Merkezin faaliyetlerinden Rektöre karşı sorumludur.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından bir kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcısı, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda görevi sona erer ve yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresinin sona ermesi durumunda müdür yardımcısının da görevi kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(3) Müdür yardımcısı, Müdürün kendisine vereceği görevleri yapar.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Merkez çalışmalarının düzenli olarak yürütülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararları doğrultusunda alınan kararları uygulamak.</p>

<p>ç) Yönetim Kurulu toplantılarının gündemini belirlemek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve bir sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunca onaylanmış şekli ile Rektörlüğe sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu, Müdürün, Müdürün olmadığı hallerde ise müdür yardımcısının başkanlığında ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam altı üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az iki kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Oyların eşitliği halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin amaçlarının gerçekleştirilmesi için gerekli kararları almak ve bu kararları uygulamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleri doğrultusunda gerekirse özel komisyon ve çalışma grupları oluşturmak ve bunların çalışma esaslarını belirlemek.</p>

<p>c) Merkezin faaliyet alanına giren her türlü ulusal ve uluslararası bilimsel ve eğitsel toplantı ve diğer faaliyetleri belirlemek, bunların organizasyonunu yapmak.</p>

<p>ç) Araştırma ve proje konularını tespit etmek.</p>

<p>d) Merkezin yıllık faaliyet raporunu inceleyip onaylamak.</p>

<p>e) Yıllık bütçeyi hazırlamak ve onaylamak.</p>

<p>f) Müdürün önereceği konular hakkında karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen en fazla sekiz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi bitiminden önce görevden ayrılan, sağlık veya geçerli diğer sebeplerle görevini yerine getiremeyen ya da altı aydan fazla Üniversite dışında görevlendirilen üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez çoğunluk şartı aranmaksızın toplanır.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin faaliyetleri ile ilgili değerlendirmeler yapmak, önerilerde bulunmak ve yıllık faaliyet raporu ile ilgili görüş bildirmek.</p>

<p>b) Merkezin faaliyetleriyle ilgili konularda Yönetim Kuruluna danışmanlık yapmak.</p>

<p>c) Merkez ile ilgili kuruluşlar arasında iş birliğini sağlamak ve Merkezin faaliyetleri kapsamında önerilerde bulunmak.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca, Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü takdirde Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaşlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından yürütülen çalışmalar kapsamında yürütülen işler için edinilen alet, araç, ekipman ve demirbaşlar Merkezin ve gerektiğinde Üniversitenin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Bahçeşehir Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bahcesehir-universitesi-turk-dunyasi-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="43548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[CHP DE KİLİT SORU: PARTİ MECLİSİ İSTİFALARINDAN SONRA OLAĞANÜSTÜ KURULTAY ARTIK KAÇINILMAZ MI?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/chp-de-kilit-soru-parti-meclisi-istifalarindan-sonra-olaganustu-kurultay-artik-kacinilmaz-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/chp-de-kilit-soru-parti-meclisi-istifalarindan-sonra-olaganustu-kurultay-artik-kacinilmaz-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>CHP lideri Özgür Özel ve ona yakın Parti Meclisi üyeleri, partiyi 45 gün içinde olağanüstü kurultay yapmaya zorlamak amacıyla görevlerinden istifa etti.</p>

<p>CHP Tüzüğü’nün 24/3 maddesi, Parti Meclisi üyeliklerinde boşalma olması durumunda yapılması gerekenleri düzenlemektedir. Söz konusu hükme göre, <i>"Parti Meclisinde boşalan üyelikler, sırasıyla yedek üyelerle doldurulur. Parti Meclisine bütün yedek üyeler çağrıldıktan sonra, üye sayısı, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düştüğünde, Parti Meclisi için seçim yapılmak üzere Genel Başkan kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağırır."</i></p>

<p>Parti meclisindeki istifalardan sonra bazı hukukçular da, CHP nin artık olağanüstü kurultay yapmasının zorunlu olduğu görüşünü savunmaktadır.</p>

<p>Bu görüşü değerlendirmeden önce bir hususa değinmek istiyorum. Bazılarının iddia ettiğinin aksine, CHP kurultayları hakkında verilen mutlak butlan kararı sadece kamu hukuku alanına girmemektedir. Bu konu en az kamu hukuku kadar özel hukuku da ilgilendirmektedir. Zira mutlak butlan davası hakkında verilen ilk karar özel hukuk uyuşmazlıklarını çözmekle görevli Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından verilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da özel hukuk alanında verilen kararların itirazına bakmakla yetkili Ankara Bölge ADLİYE Mahkemesinin 36. Hukuk Dairesi tarafından karara bağlanmıştır. İstinaf Dairesi de, doğrudan Siyasi Partiler Kanununa göre değil bu Kanunun 121. maddesinin yollaması ile Dernekler Kanunu ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre karar vermiştir. Bu nedenle mutlan butlan konusunu başta medeni, ticaret ve usul hukukçuları olmak üzere özel hukukçular da değerlendirme yetkinliğine ve uzmanlığına sahiptir. Benim de CHP mutlak butlan kararı hakkında değerlendirmeler yapmamın nedeni mutlak butlan konusunda 2009 yılından itibaren bilimsel makale ve kitap bölümü yazmış olmamdır. (Bkz. Rauf, Karasu; Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Anonim Şirketlerde Genel Kurul Kararlarının Butlanı, Prof. Dr. Fırat Öztan’a Armağan, C. I, Ankara 2010, s. 1239 vd.; Rauf Karasu, Türk Ticaret Kanunu Tasarısına Göre Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, 1. Bası, Ankara 2009).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu ön bilgiden sonra şimdi istifalar sonucunda parti meclisinin üye tam sayısının üçte ikinin altına düşmesi nedeniyle CHP’nin olağanüstü kurultay yapmasının artık zorunlu olup olmadığını değerlendirebiliriz.</p>

<p>Her ne kadar CHP Tüzüğü’nün 24/3 maddesi, Parti Meclisi üye sayısının, üye tam sayısının üçte ikisinin altına düşmesi halinde Genel Başkanın kırk beş (45) gün içinde kurultayı toplantıya çağıracağını öngörmüş ise de, CHP’nin olağanüstü kurultaya gitmesi mümkün değildir. Zira her ne kadar İstinaf Dairesi’nin tedbir kararında kurultayların yapılması açıkça yasaklanmamış olsa da, İstinaf Dairesi, Kılıçdaroğlu ve eski parti meclisi üyelerinin görevinin nihai kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğini açıkça belirttiğinden karar kesinleşmeden olağanüstü kurultay yapılması İstinaf Dairesi’nin bu kararı ile çelişmiş olur. Zira olağanüstü kurultayın yapılması halinde parti genel başkanı ve parti meclisi seçileceğinden, seçim sonucunda mutlak butlan kararı kesinleşmeden önce Kılıçdaroğlu ve parti meclisinin görevi de sona ermiş olur. Kaldı ki, İstinaf Dairesinin tedbir kararı vermesindeki temel amaç, partinin mevcut delegeleri ile yeni bir kurultay yapılmasını engellemektir. İstinaf Dairesi, CHP’nin hangi delege listesiyle büyük kurultaya gideceğinin mutlak butlan kararının kesinleşmesi ile ancak açıklığa kavuşacağını düşünerek Kılıçdaroğlu ve eski parti meclis üyelerinin görevinin kararın kesinleşmesine kadar devam edeceğini açıkça belirtmiştir. Nitekim 196 İstanbul delegesi tedbirli, 163 delegenin ismi ceza soruşturmasında geçiyor. 43 delege ceza soruşturmaları kapsamında tutuklanmıştır. Bu delegelerin oy kullanmasına izin verilmesi halinde haklarında devam eden soruşturma ve davalar sonucunda mahkum olmaları halinde bu delegelerin oy kullandığı yeni kurultay da şaibeli olacaktır. Özgür Özel ve ekibi şaibeli delegeler dışındaki delegelerle seçim yapılarak sorunun önlenebileceğini iddia etse de, bu delegelerin oy kullanmalarına izin verilmemesi halinde şahsi haklara ilişkin mahkeme kararları kesinleşmeden uygulanmış olur. Oysa usul hukukunun temel ilkeleri ve tarafların haklarının korunması için şahsi haklara ilişkin kararların (boşanma, babalık davası, evliliği butlanı, dernek ve şirket yönetiminin azli vb.) kesinleşmeden uygulanması yasaklanmıştır (HMK m.350/2; m. 443/4). Şahsi haklara ilişkin mahkeme kararları, bireyin kimliği, ailevi ilişkileri veya kişisel statüsü gibi hassas konularda önemli sonuçlar doğurduğundan, karaların kesinleşmeden uygulanması telafisi güç veya imkânsız zararların ortaya çıkması kaçınılmazdır (HGK., E. 2017/2833 K. 2020/855 T. 10.11.2020). Bu nedenle İstinaf Dairesi Kılıçdaroğlu ve eski parti meclisi üyelerini mutlak butlan davasının esası hakkında verdiği karar gereği değil, tedbir kararı kapsamında görevlendirmiştir. Yani Daire bir anlamda partiye mutlak butlan kararı esas yönden kesinleşene kadar kayyum atamıştır. Bu nedenle CHP’de mahkemenin tedbir kararını konusuz, etkisiz ve anlamsız bırakacak hiçbir işlem ve karar alınamaz.</p>

<p>Bazı hukukçular parti meclisi üyelerinin istifalar sonucunda, üye sayısının üçte ikisinin boşalması halinde 45 gün içinde kurultaya gidilmesini zorunlu kılan CHP Tüzüğü’nün 24/3 hükmünün emredici hüküm olduğunu bu nedenle istifalar sonrası artık kurultay yapılmasının zorunlu olduğunu ileri sürmektedir. Bu durumda hangi hüküm uygulanacak, Mahkemenin tedbir kararı mı yoksa Parti Tüzüğünün emredici hükmü mü?</p>

<p>Kanaatimizce tedbir kararının uygulanması gerekir. Zira her ne kadar CHP nin tüzüğü hakkında bir tedbir kararı verilmemiş olsa da, dolayısıyla geçerliliğini korusa da, bu tüzüğün geçerliliğinin sınırı tedbir kararıdır. Tüzük hükümleri tedbir kararı ile çelişmediği sürece uygulama alanı bulur, çeliştiği yerde uygulanamaz. CHP Tüzüğünün emredici hükmünü gerekçe göstererek olağanüstü kurultay yapılmasını zorunlu olduğunu savunan hukukçulara sormak istiyorum. CHP Tüzüğünün 48. maddesi, delege imzasıyla olağanüstü kurultay zorunluluğunu zaten emredici olarak düzenlemektedir. Söz konusu hüküm uyarınca, "<i>Kurultay üyelerinin tam sayısının en az beşte birinin (1/5) imzası ile olağanüstü kurultay çağrısı yapılabilir. Eğer bu çağrı, kurultay üye tam sayısının salt çoğunluğunun (yarıdan bir fazlasının) noter onaylı imzası ile yapılmışsa ve gündemde seçim varsa, Genel Başkan en geç kırk beş (45) gün içinde kurultayı seçimli olarak toplamak zorundadır." </i></p>

<p>Bu hüküm gereğince Genel Başkan istemese bile delegelerin iradesiyle kurultay yapılmak zorundadır. Ancak nasıl ki emredici olan bu hüküm tedbir kararı ile çeliştiği için uygulanamıyorsa, parti meclisi üye sayısının, üye tam sayısının üçte ikisinin (2/3) altına düşmesi halinde olağanüstü kurultay yapılmasını zorunlu kılan emredici hüküm de uygulanamaz. İkisi arasında bir fark yoktur. Bu nedenle Özgür Özel’e parti meclisinden istifa etmek suretiyle partiyi kurultaya götürme tavsiyesinde bulunan kişiler hatalı görüş vermiştir. Tedbir kararına rağmen emredici tüzük hükümlerinin uygulanmasının zorunlu olduğu görüşü doğru olduğu varsayılırsa, zaten aynı sonuca delege imzası ile ulaşılabilirdi. Dolayısıyla parti meclisi üyeleri boşuna istifa etmiş oldu. Tekrar vurgulamak gerekir ki, mahkeme kararları somut bir olay hakkında verilmiş kararlar olup bu kararların tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı tartışılamaz. Anayasa’nın 138. maddesine göre yasama organı, yürütme organı ve idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır. Bu makamlar mahkeme kararlarının uygulanmasını hiçbir sebeple geciktiremez. Bir mahkeme kararının bırakın bir parti tüzüğüne aykırı olduğu, kanuna aykırı olduğu iddia edilse bile yine de uygulanmak zorundadır. İstinaf Dairesinin tedbir kararının kanuna aykırı olup olmadığı denetimini Yargıtay dışında hiçbir makam ve kişi denetleyemez ve parti tüzüğüne ve kanuna aykırılığını ileri sürerek uygulamasını geciktiremez.</p>

<p><strong>Peki CHP Olağan Kurultay Yapabilir mi? </strong></p>

<p>Kanaatimizce bu konuda, mahalle, ilçe ve il kongreleri ile büyük kurultayı ayrı ayrı değerlendirmek gerekir.</p>

<p>İstinaf Dairesi tedbir kararını sadece Kılıçdaroğlu, parti meclisi üyeleri ve disiplin kurulu hakkında verdiğinden, tedbir kararı uyarınca mutlak butlan kararı kesinleşene kadar olağanüstü kongrenin yapılması mümkün olmasa da, olağan kurultay sürecinin başlatılması önünde bir engel bulunmamaktadır. CHP, il ve ilçe kongreleri ile mahalle delege seçimlerinin parti tüzüğü ve kongreler yönetmeliği hükümlerine göre genel merkez tarafından açıklanan takvim dahilinde gerçekleştirebilir. Ancak il kongrelerinden sonra büyük kongre yapamaz. Büyük kongrede Kılıçdaroğlu ve parti meclisi üyelerinin değişmesi mümkün olduğundan nasıl olağanüstü kurultay yapılamıyorsa olağan kurultayın son aşaması olan büyük kurultay da yapılamaz.</p>

<p>Özetle Kemal Kılıçdaroğlu zaman kazanmak için olağan kurultay takvimini başlatarak, mahalle delege seçimleri, il ve ilçe kongrelerini yapabilir, ancak büyük kurultayı yapmak için mutlak butlan kararının kesinleşmesini beklemek zorundadır.</p>

<p>Son olarak belirtmek istiyorum ki, yukarıda yaptığım değerlendirmeler benim kişisel görüşlerim olup, Fakülte ve Üniversitem adına yapılmış değerlendirmeler değildir.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı/Ticaret Hukuklu ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/chp-de-kilit-soru-parti-meclisi-istifalarindan-sonra-olaganustu-kurultay-artik-kacinilmaz-mi</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/chp.jpg" type="image/jpeg" length="75299"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/137 E., 2025/571 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022137-e-2025571-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022137-e-2025571-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 10.12.2025 tarihli, 2022/137 E., 2025/571 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/137 E., 2025/571 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 318-408</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/1-2, 43/1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 9 yıl 4 ay 15 gün hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan TCK'nın 109/1, 3-f, 109/5, 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezalarıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunuklarına ilişkin Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 18.02.2014 tarih ve 106-26 sayılı hükümlerin, sanık müdafiileri tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 28.11.2016 tarih ve 11074-8095 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 30.01.2020 tarih ve 13633 sayı ile; ''.... Fehvasının bir işaret parmağının girişine müsait olduğu, bu hâliyle ereksiyon hâlindeki bir erkeklik organının girişine müsait olduğunun kabulüne imkân bulunmadığı, mağdurenin vajinal yoldan cinsel ilişki iddiasının bu nedenle doğrulanmadığı, tüm ifadenin yine bu nedenle kabul edilebilir olmaktan çıktığı, ayrıca mağdurenin olay öncesinde sanığa yazdığını söylediği mektup içeriklerine göre de sanığa karşı takıntılı bir ruh hâli içinde olduğu ve mağdurenin olayın oluş şekline, cinsel istismarın sayısına, eylemin cebir veya tehditle işlendiğine dair çelişkili anlatımlarda bulunduğu gözetildiğinde sanığın atılı suçları işlediğinin şüpheli hâle geldiği ve bu şüpheden sanığın yararlandırılması gerektiği,'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 29.09.2020 tarih ve 1499-3533 sayı ile; ''...Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazı yerinde görüldüğünden, itirazın kabulüne, Dairemizin 28.11.2016 gün ve 2016/11074 Esas, 2016/8095 sayılı kararının 6352 sayılı Kanunun 99. maddesiyle 5271 sayılı CMK'nın 308. maddesine eklenen iki ve üçüncü fıkraları gereğince kaldırılmasına karar verildikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Suç tarihi itibarıyla on beş yaşından küçük mağdurenin aşamalarda değişen tutarsız anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, mağdurenin adli tıp raporlarına göre şikâyet tarihi itibariyle fehvasının bir işaret parmağının girişine müsait olduğu, bu hâliyle ereksiyon hâlindeki bir erkeklik organının duhulüne uygun olduğunun kabulüne imkân bulunmayıp vajinal yoldan cinsel ilişki iddiasının bu nedenle doğrulanmadığı, mağdurenin olay öncesinde yazdığını söylediği mektup içeriklerine göre sanığa karşı takıntılı bir ruh hali içinde olup ayrıca olayın oluş şekli, cinsel istismarın sayısı, eylemin cebir veya tehditle işlendiği hususlarında çelişkili anlatımlarda bulunduğu gözetildiğinde sanığın atılı suçları işlediğine dair cezalandırılmasına yeter, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilerek beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi'' isabetsizliğinden hükümlerin bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesi ise 29.12.2020 tarih ve 318-408 sayı ile; "...Mağdurenin babasının, sanık ve ailesinin çalıştırdığı mobilya mağazası niteliğindeki iş yerinin hemen yakınındaki seyyar tezgâhta pirinç satıcılığı yaptığı, mağdure ... de zaman zaman babasının yanına gelerek ona yardımcı olduğu, sanık ile küçük mağdurenin bu vesile ile tanışarak arkadaşlık kurdukları, sonrasında mağdureye yüzük alarak arkadaşlığını bir ileri noktaya götürme iradesini gösteren sanığın 2010 yılı Aralık ayı içerisinde 15 yaşından küçük mağdureyi çalıştığı dükkâna çağırarak dükkanın alt katına indirip burada mağdure ile cinsel ilişkiye girdiği, bu olaydan iki gün sonra, mağdureyi çağırarak dükkânın alt katında aynı eylemi tekrarladığı, 3 gün sonra yine dükkânın alt katında bu sefer oral yolla eylemini gerçekleştirdiği olayın bu şekilde geliştiği anlaşılmıştır. Yüksek Mahkeme'nin bozma gerekçeleri dikkate alındığında: mağdurenin bu olanları önce eve geldiğinde kendisini kötü durumda gören ve Mahkememizde tanık olarak dinlenen kardeşi ...'ya anlattığı, onun da aile ile bu durumu paylaştığı, her ne kadar savunma tarafınca böyle bir cinsel ilişki olmadığı, mağdurenin sanığa duygusal anlamda yakınlık duyduğu belirtilerek mektuplar sunulmuşsa da, dizi 11, 12 de bulunan mektup ve yazıların da mağdurenin sanığa aşk belirtir beyanlarını içerdiği, mahkememiz kararında da taraflar arasında bir duygusal yakınlaşmaya işaret edildiği , ancak mağdur çocuğun olay tarihinde 15 yaşından küçük olup, sonuncusu oral olmak üzere üç ayrı kez nitelikli cinsel istismar olayını olayın sıcağında ayrıntılarıyla anlattığı, takıntılı bir aşk ruh hâlinin bu şekilde ayrıntılı ve kendisini aile ve sosyal çevrede zor duruma sokabilecek bir beyanı iftira silsilesi olarak açıklamak için yeterli olmadığı, mağdur annesinin sanığın kızına aldığını iddia ettiği yüzüğü de sakladığını belirterek mahkememize gösterdiği, yine Mahkememiz kabulünün zor veya tehdit gerekçesini içermediği bu yaş gurubunda genellikle aile çekincesi nedeniyle bu tür beyanların bir 'savunma' refleksi içinde geliştiği, ATK 6.İhtisas Kurulu raporunda da olay nedeniyle uğranılan ruh sağlığı bozukluğunun istismara bağlı olarak ortaya çıkabileceği gibi bu psikiyatrik tablonun yaş farkı fazla olmayan mağdur ve sanığın hile şiddet veya zorlama olmaksızın erken yaşta cinsel deneyim yaşamasına bağlı olabileceği gibi olay sonrası gelişen psikososyal stres ve çatışma nedeniyle de ortaya çıkabileceğinin bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağın belirtildiği, mağdurenin jinekolojik muaynesinde, ATK şube raporunda belirtildiği şekilde hymen işaret parmağı duhulüne müsait olduğunun belirtildiği, tüm bu nedenler karşısında savunmanın reddi ile, sanığın bir süre arkadaşlık yaparak duygusal bağ oluşturduğu olay tarihinde 15 yaşından küçük olan mağdurenin birden fazla kez cinsel amaçla hürriyetini kısıtladığı ve bu kapsamda zincirleme olarak nitelikli cinsel istismarda bulunduğu, ''şeklinde gerekçeyle bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Bu hükümlerin de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 31.07.2021 tarihli ve 44475 sayılı bozma istekli tebliğnamesiyle dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Özel Dairece 08.02.2022 tarih ve 23031-950 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Katılan mağdurenin suç tarihinde on dört yaşında olduğu, anne, baba ve ikiz kardeşi ile İstanbul ilinde ikamet ettiği, babası seyyar tezgâhta pirinç satan katılan mağdurenin okuldan sonra babasına yardımcı olduğu, babasının seyyar tezgâhının karşısında ise bir mobilya dükkanı bulunduğu, suç tarihinde on sekiz yaşında olan sanığın babasına ait bu iş yerinde çalıştığı,</p>

<p>15.12.2010 tarihinde ailesiyle birlikte adli makamlara başvuran katılan mağdurenin sanıktan kendisini alıkoyarak nitelikli cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla şikâyetçi olduğu,</p>

<p>Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Küçükçekmece Şube Müdürlüğünce 16.12.2010 tarihinde düzenlenen raporda; ''...Hymen anüler vasıfta, fehvası işaret parmağı duhulüne müsait olup eski ve yeni yırtığa rastlanılmadığı, fiili livatanın maddi delillerinin bulunmadığı, vücudunda darp cebir izine rastlanmadığı, kişinin sosyal gelişimi ve eğitim durumu itibarıyla beyanına itibar edileceği'',</p>

<p>Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Baştabipliğince 24.12.2010 tarihli muayene sonucunda düzenlenen raporda; ''...olay sonrasında çok sinirli olduğu, kardeşleri, anne ve babası da dahil olmak üzere herkesi dövmeye çalıştığı, sinir krizleri geçirdiği, kendine zarar verebildiği, evden kaçıp sokaklarda kaybolduğu, korkusu nedeniyle okula gitmek istemediği...yapılan zekâ testine ve klinik değerlendirmeye göre 'Hafif Derecede Zeka Geriliği' saptandığı, 28.01.2011 tarihli muayenesinde ise ''ruh sağlığının belirgin olarak bozulduğu'',</p>

<p>Adli Tıp Kurumu 6. Adli Tıp İhtisas Kurulu'nun 31.05.2013 tarihli raporunda ise; ''...ruh sağlığını bozacak mahiyet ve derecede olan (Depresif Bozukluk) tespit edildiği, tespit edilen bu tablonun iddia edildiği gibi cinsel istismara bağlı ortaya çıkabileceği; ancak bu psikiyatrik tablonun yaş farkı fazla olmayan mağdur ve sanığın hile, şiddet veya zorlama olmaksızın erken yaşta cinsel deneyim yaşamasına bağlı olabileceği gibi olay sonrası gelişen psikososyal stres ve çatışmalar nedeniyle de ortaya çıkabileceği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı oy birliği ile mütalaa olunur'', tespitlerine yer verildiği,</p>

<p>Katılan mağdure tarafından sanığa hitaben yazılan aşk mektupları ile katılan mağdurenin başka şahıslara yönelik cinsel saldırı suçuna ilişkin suçlamalarını da içeren çok sayıda hazırlık soruşturması evrakının sanık müdafiince dosyaya sunulduğu,</p>

<p>Katılan mağdurenin vasisi olarak da görevlendirilen babası ... tarafından hükümden sonra 02.10.2017 tarihinde; ''Mahkemenizin 18.02.2014 tarihli kararı ile mahkumiyet hükmü verilen sanık hakkında ki şikâyetimizden (olay tarihinde de kızımın hasta olmasında dolayı) vasisi olarak vazgeçiyorum'' ifadelerinin yazılı bulunduğu dilekçenin verildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p>Katılan mağdure kollukta; sanıkla kısa bir süre arkadaşlık yaptığını, sanığın kendisine yüzük aldığını, üç hafta önce kendisini arkadaşlıklarını babasına söylemekle tehdit ederek mobilya dükkânının bodrum katına indirdiğini, kapıyı kilitlediğini, kendisini dudağından öptüğünü, elbiselerini ve iç çamaşırlarını çıkartarak cinsel organını cinsel organına soktuğunu, olaydan sonra kendisine ''Kimseye anlatma yoksa hayatın mahvolur'' dediğini, bu olayı ikiz kız kardeşine anlattığını, iki gün sonra yine aynı yerde kendisini aynı şekilde tehdit ederek zorla cinsel ilişkiye girdiğini, bu ilişki sonucu iç çamaşırına kan geldiğini, iç çamaşırı kimseye göstermeden çamaşır makinesinde yıkadığını, bir hafta önce ekmek almaya gittiğinde sanıkla yolda karşılaştığını, kendisini yanına çağırdığını, aynı bodrum katına indiklerini, bu kez cinsel organını ağzına soktuğunu, bu olayı da kardeşine anlattığını ve ailesinin haberinin de olduğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu, mahkemede; sanıkla iş yerinde tanıştıklarını, ''...benimle birlikte bodruma gel, gelmezsen seni babana söylerim, gitmezsen ailene zarar veririm'' dediğini, korktuğunu, saçını başını yolduğunu, kendisine tecavüz ettiğini, kendisine yüzük vermek istediğini ama almak istemediğini, ısrar edince aldığını, sanığın amcasının kendisine ''... seni istemiyor, seni sevmiyor'' diye mektup yazdığını, sanığın ise yüzüğü kendisinin almadığını, amcasının aldığını ve bundan haberi olmadığını söylediğini, amcasının ismini de ... olarak bildiğini, dosyaya sunulan aşk mektuplarını tecavüz olaylarından önce kendisinin sanığa yazdığını,</p>

<p>Katılan ... yargılamada; katılan mağdurenin annesi olduğunu, olayı ikiz kardeşine söylediğini, eşinin olayı öğrenince kriz geçirip hastalandığını, katılan mağdurenin psikolojisinin bozulduğunu, sanığın katılan mağdureyle yüzük aldığını ve yüzük ile kandırdığını, mağazada çalışanların hepsinin olaydan haberi olduğunu, sanıktan şikâyetçi olduğunu,</p>

<p>Tanık ... kollukta; katılan mağdurenin, babasına pirinç tezgâhında zaman zaman yardım ettiğini, bir gün buradan eve geldiğinde el ve ayağının titrediğini, kendisine sanığın mobilya dükkanında tecavüz ettiğini anlattığını, bu kişinin katılan mağdureyi tehdit ettiğini, bu durumu ablası ...'e anlattığını, mahkemede; katılan mağdurenin ikiz kardeşi olduğunu, katılan mağdurenin olay tarihinde eve geldiğinde kendinden geçmiş ve korkmuş durumda olduğunu, başından geçenleri anlattığını, sanığın kendisini zorla içeriye aldığını, kendisinin girmek istemediğini, önce birinci kata daha sonra da bodrum kata götürdüğünü, cinsel ilişkiye girdiğini ve tehdit ettiğini, önceki ifadesinin doğru olduğunu, sanığın kendisi biraz daha uyanık olduğundan dolayı katılan mağdurenin saflığından yararlandığını,<br />
Tanık ... yargılamada; 2004 yılından beri sanığın babasıyla birlikte işlettiği mobilya mağazasında çalıştığını, iş yerinin üç katlı olduğunu, katılan mağdureyi de tanıdığını, katılan mağdurenin sürekli dükkânın önüne geldiğini ve mektup bıraktığını, onu ''senin yaşın küçük, böyle şeyler yapma'' diyerek uzaklaştırmaya çalıştığını, ''Babana söylerim'' dediğini, katılan mağdurenin ''Tamam'' dediğini ama yine geldiğini, biraz akli dengesi bozuk gibi hareketler yaptığını, dükkanda herhangi bir cinsel saldırı olayı görmediğini, zaten uygun bir yer olmadığını, on ila on beş gün boyunca katılan mağdureyi görmediğini, daha sonra polislerin gelerek sanığı götürdüklerini,</p>

<p>Beyan etmişlerdir.</p>

<p>Sanık kollukta; şikâyetçinin muhtelif zamanlarda iş yerinde çalışan elemanlara kendisine hitaben yazılmış mektuplar bıraktığını, 15-20 adet mektup geldiğini, çocuk yaşta olduğundan davranışlarını ciddiye almadığını, ilerleyen zamanlarda karşıdan el kol hareketleri ile kendisini rahatsız etmesi ve elemanları vasıtasıyla mektup göndermeye devam etmesi nedeniyle katılan mağdureye bunlara devam etmesi hâlinde durumu babasına ileteceğini söylediğini, görüşmelerinin sadece bundan ibaret olduğunu, bundan sonra katılan mağdurenin mektup göndermediğini ve kendisini rahatsız etmediğini, olayın bittiğini düşündüğü sırada böyle bir suçlamayla karşı karşıya kaldığını, mektupların çoğunu attığını ama elinde kalan iki adet mektubu dosyaya sunduğunu, şahsın ifadesinde belirttiği olayların tümünün yalan olduğunu, beslediği duygulara karşılık vermediği için iftira attığını, mağazalarının üç katlı olduğunu, her katta personel bulunduğunu ve müşteri sirkülasyonu olduğunu, bodrum ya da depo olarak adlandırılan bir bölüm olmadığını, savcılıkta; katılan mağdurenin bir aydan beri kendisine ilgi duyduğunu, yaşı küçük olduğundan karşılık vermediğini, mektuplar göndermeye başladığını, ''Babana söylerim'' dediğini, çoğunu yırttığı mektupların iki tanesini kız kardeşinin bulup getirdiğini, bunları dosyaya sunduğunu, mahkemede; katılan mağdurenin kendisine mektup yazmaya başladığını, yanlarında çalışan elemanlara dahi kendisiyle ilgili mektup verdiğini, mektupların devamı gelirse ''Babana söyleyeceğim'' dediğini, onun da ''bir daha mektup yazmam, babama söyleme yoksa babam beni öldürür'' dediğini, ondan sonra mektup yazmadığını, aradan 15-20 gün geçtiğini, ''Senin başına çok büyük bela açacağım'' dediğini, iddiaları kabul etmediğini, kendisi ile cinsel ilişki kurmuş olmadığını, mağazanın üç katlı olduğunu ve üç katının da teşhir salonu olduğunu, her salonda eleman bulunduğunu, böyle birşey yapmasının zaten mümkün bulunmadığını, Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Anayasa’nın 138/1 ve CMK’nın 217/1. maddeleri ile Anayasa’nın 38. ve İHAS’ın 6/2. maddeleri sarahatine göre ispat hukuku bakımından vicdani kanaat esasını benimseyen Ceza muhakememizin amacı, maddi gerçeği insan onuruna yaraşır biçimde ortaya çıkarmaktır. Geçmişte yaşanan ya da yaşandığı iddia olunan bu vakıayı/maddi gerçekliği, olay mahkemesi yapacağı öğrenme yargılaması ile taraflar ve delillerle doğrudan muhatap olup muhakeme hukukuna ilişkin normlar doğrultusunda, gerektiğinde mantık ilminden ve tecrübe kurallarından da faydalanarak sonradan mahkeme önünde temsil etmeye çalışacak, böylece sezgileriyle değil akıl yoluyla vicdani kanaate ulaşarak (Metin Feyzioğlu, Ceza Muhakemesinde Vicdani Kanaat, Yetkin Yayınevi, s. 139) maddi sorunu çözecektir. Bu yetki münhasıran olay mahkemesine aittir.</p>

<p>Vicdani kanaate ulaşılması, isnat olunan fiilin ispatlandığı anlamına gelir. Bu nedenle, vicdani kanaat hukuki sorunla değil, maddi sorunla ilgili bir kavramdır ve vicdani kanaate ulaşacak makam da maddi uyuşmazlığı çözmeye yetkili derece mahkemeleridir. Hukuki sorunun çözümünde vicdani kanaat ölçütü kullanılamaz. Çünkü; hukuki sorunun doğru çözümü, maddi olaya uygulanması gereken hukuk kurallarının doğru bulunması ve doğru yorumlanması ile ilgilidir.</p>

<p>Vicdani ispat sisteminde hâkimler, hür vicdanlarına göre hüküm verirler. Her türlü delil aracı, kural olarak kullanılabilir ve bunlar serbestçe değerlendirilir. Ancak bu serbestliğin sınırını yine hukuk belirler. Nitekim, Anayasa’nın 138/1. maddesine göre hâkim, vicdani kanaatini oluştururken, Anayasa’nın, kanunların ve hukukun çizdiği çerçevede kalmak zorundadır. Delil araçlarının ne zaman ve kimler tarafından ikame edilebileceği, bunların muhakemede tabi tutulacakları işlemler, delil aracı ikame taleplerinin hangi şartlarda ret olunabileceği, çelişme yönteminin nasıl hayata geçirileceği, delil aracı yasaklarının neler olduğu gibi konular hukuk tarafından düzenlenir (Feyzioğlu, s. 357).</p>

<p>Kural olarak delillerle doğrudan temas kurmayan ve öğrenme yargılaması yapamayan Yargıtayın, hukuka uygun olarak elde edilen delilleri takdir etme ve bu suretle ilk derece mahkemelerinin vicdani kanaatini denetleme, aslında olayın nasıl cereyan ettiğini ortaya koyma imkânı bulunmamaktadır. Ancak hükmün gerekçesini esas alarak, bu delillerle varılan sonucun/kabul edilen maddi vakıanın, akıl yürütme/mantık kurallarına, genel hayat tecrübelerine ve bilimsel kaidelere uygun olup olmadığını denetleyebileceğinde de kuşku yoktur. 288. maddenin Hükûmet Tasarısı'ndaki gerekçesinde bu duruma; "Delillerin yanlış değerlendirilmesi, kuralların yorumunu ve eylemin gerçek niteliğinin saptanmasını etkilediğinde elbetteki hukuka aykırılık oluşturur." denilerek işaret edilmiştir. Uygulama da bu şekilde istikrar kazanmıştır. Doktrinde Yenisey aynı düşünceyi; "Bir hukuk normu olmayan fizik ve mantık kuralları ve tecrübe kaidesi, bir hukuk normu gibi ele alınarak bunlara aykırı olan vicdani kanaatin denetlenmesine imkan sağlamaktadır." (Feridun Yenisey, İstinafta Maddi ve Hukuki Mesele Denetimi, Dr. Silvia Tellenbach'a Armağan, Seçkin Yayınları, s. 1282) diyerek benimsendiğini ifade etmiştir. Çünkü; sağlıklı bir hukuki denetimin ön şartı, maddi vakıanın usulüne uygun, tam ve doğru olarak belirlenmiş olmasıdır.</p>

<p>Ceza yargılamasında kanıt serbestliği ilkesi başlığı altında toplayabileceğimiz temel prensiplere göre; a) Her şeyin kanıt olabileceği (hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş), b) İlgililerin kanıt ileri sürebilecekleri, c) Hâkimin kendiliğinden kanıt araştırabileceği, (hatta zorunlu olarak araştırması gerektiği), d) Kanıt ileri sürmede zaman kısıtlaması olamayacağı, e) Kanıtlama külfetinin sanığa yüklenemeyeceği, f) Kanıt değerlendirmede hâkimi bağlayan üstün kanıtın söz konusu olmayıp hâkimin tüm kanıtları serbestçe değerlendirebileceği, (vicdani kanaat) ceza yargılamasının temel ilkeleridir. Bu ilkelerin birinden dahi vazgeçmek, ceza yargılamasının temel ilke ve yapısına aykırı davranmak anlamını taşır (YCGK, 08.04.1991 tarihli ve 81-111 sayılı).</p>

<p>Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın katılan mağdureye yönelik farklı zamanlarda rızası dışında cinsel ilişkiye girmek ve cinsel organın ağzına somak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismar suçunu işlediği;</p>

<p>Kabul edilen olayda;</p>

<p>Katılan mağdurenin sanık tarafından kendisine yönelik organ sokmak suretiyle cinsel istismar iddiası, Adli Tıp Kurumu Küçükçekmece Şube Müdürlüğünün, istismarın maddi delillerine rastlanmadığına ilişkin 16.12.2010 tarihli raporuyla bertaraf edilmiştir. Sanık tarafından dosyaya ibraz edilen aşk mektuplarının kendisi tarafından yazıldığı, ilk beyanlarında bu hususa yer vermeyen katılan mağdure tarafından kabul edilmiştir. Katılan mağdurenin beyanlarının soyut suç isnadından, tanık anlatımlarının ise duyumdan ibaret olması ile sanığa tüm aşamalarda müsnet eylemi gerçekleştirmediği yönündeki istikrarlı savunmaları bir bütün olarak değerlendirildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın isnat edilen suçları işlediğine dair tam bir vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı, in dubio pro reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince oluşan şüphenin sanık lehine değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu, açıklanan nedenlerle sanığa isnat edilen çocuğun cinsel nitelikli istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarını sabit olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, isabetsiz bulunan Yerel Mahkeme direnme kararına konu mahkûmiyet hükümlerinin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1-Bakırköy 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.12.2020 tarihli ve 318-408 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin gerekçelerinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükümlerin, sanığa isnat edilen çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olmadığının gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 10.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2022137-e-2025571-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="69092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2025/5069 E., 2025/11564 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255069-e-202511564-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255069-e-202511564-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 10.12.2025 tarihli, 2025/5069 E., 2025/11564 K. sayılı kararı, 19.11.2025 tarihli, 2025/3437 E., 2025/9939 K. sayılı kararı, 12.12.2025 tarihli, 2024/8627 E., 2025/5360 K. sayılı kararı ve 19.09.2018 tarihli, 2016/21816 E., 2018/9487 K. sayılı kararı,]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5069 E., 2025/11564 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/29 E., 2025/856 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 10. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/294 E., 2023/889 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, davanın kabulü, kadın lehine maddî ve manevî tazminatlar ile yoksulluk nafakasına hükmedilmesi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle İlk Derece Mahkemesince erkeğe yüklenen ''seni sevmiyorum, senden tiksiniyorum, s..git şeklinde aşağılayıcı sözler söylediği, evden kovduğu, boşanmak istediğinde ise boşanamazsın diye baskı uyguladığı,'' vakıalarının ispatlanamadığının, ispatlanamayan vakıaların erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceğinin , yine erkeğe yüklenen ''öldürürüm diyerek tehdit ettiği'' vakıasının ise dava tarihinden sonra gerçekleştiğinin tanık beyanlarından anlaşılmakla kusur olarak yüklenemeyeceğinin, yine de kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin tam kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>22.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>----</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/210 E., 2025/375 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Amasya Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/285 E., 2024/494 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi ile maddi ve manevi tazminat miktarları yönünden; davalı kadın vekili tarafından ise, kusur belirlemesi, reddedilen yoksulluk nafakası ve tazminat talepleri, erkek lehine hükmedilen tazminatlar ile lehine hükmedilen tedbir nafakası miktarı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:</p>

<p>1.Davacı erkek vekilinin lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarına yönelik temyiz dilekçesinin incelenmesinde;<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) öngördüğü yargılama sistemine göre İlk Derece Mahkemesinin kesin olmayan kararına karşı önce istinaf yoluna başvurulabilmektedir. İstinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, başvuran tarafın istinaf başvurusunun usulden ya da esastan reddine karar verilebilir veya İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulabilir. Bu durumda Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı, istinaf başvurusu reddedilen tarafın ya da istinaf incelemesi sonucunda İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeni hüküm kurulması hâlinde aleyhine karar verilen tarafın temyiz hakkı bulunmaktadır. Başka bir deyişle istinaf başvurusunun reddi hâlinde Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı sadece istinaf başvurusu reddedilen tarafa ait olup bu hâlde İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmadığı gibi İlk Derece Mahkemesi kararını sınırlı olarak istinafa getiren tarafın açıkça istinaf etmediği konularda da temyiz hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı davacı erkek vekili tarafından "kusur belirlemesi" yönünden istinaf başvurusunda bulunulmuş, " lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları" yönünden istinaf yoluna başvurulmamıştır. Bu durumda" lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminat miktarları" yönünden karar istinaf edilmeyerek kesinleşmekle davacı erkek vekilinin bu yöne ilişkin temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.</p>

<p>2.Davacı erkek vekilinin reddedilen yön dışında, davalı kadın vekilinin ise tüm yönlerden gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle İlk Derece Mahkemesince kadına kusur olarak yüklenen eşine hitaben söylediği "seni sevmiyorum, senden nefret ediyorum" söylemine yönelik tanık beyanlarının soyut nitelikte olup yer ve zaman unsuru içermediğinin, bu nedenle ispatlanamayan bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin, yine kadına kusur olarak yüklenen "kadının babasının erkeğin annesini tehdit ettiği" vakıası yönünden ise, bu eylem gerçekleşirken kadının söz konusu kişilerin yanında olmadığının ve olaya müdahale imkanının bulunmadığının, bu nedenle bu vakıanın da kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin, erkeğe kusur olarak yüklenen "erkeğin ailesinin kadına zorla senet imzalattırdığı" vakıasına yönelik dinlenen tanık beyanlarının ise duyuma dayalı olduğunun, bu nedenle ispatlanamayan bu vakıanın da erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceğinin, tarafların Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışları birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren olaylarda yine de kadının erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçelerinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Davacı erkek vekilinin "maddi ve manevi tazminat miktarlarına" yönelik temyiz dilekçesinin istinaf edilmeyen yön temyiz edilemeyeceğinden REDDİNE,</p>

<p>2.Davalı kadın vekilinin tüm, davacı erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz karar harcının temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>19.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/8627 E., 2025/5360 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Van Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/989 E., 2024/720 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Van 2. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/354 E., 2023/219 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davacı kadın vekili tarafından yoksulluk nafakasının reddi ile iştirak nafaka miktarı yönünden; davalı erkek vekili tarafından ise kusur belirlemesi, tazminatlar ve nafakalar yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>1.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle kadına kusur olarak yüklenen “eski hakim olan ağabeyi ile tehdit ettiği, cezaevinden çıksın sana göstecek dediği, erkeği yatak odasından kovarak seni istemiyorum, sevmiyorum dediği” vakıalarından sonra bir süre daha evliliğin devam ettiği bu nedenle erkek tarafından bu olayların affedildiği en azından hoşgörü ile karşılandığı, affedilen ya da hoş görü ile karşılanan vakıalarının taraflara kusur olarak yüklenilmeyeceği; kadının “kayınvalidesine kör, başımıza bela oldu” dediği vakıasına ise erkek tarafından usulüne uygun şekilde dilekçeler aşamasında dayanılmadığı; erkeğe kusur olarak yüklenen “annesinin müdahalesine sessiz kaldığı” vakıasına erkek tarafından dayanılmadığı, dayanılmayan vakıalarının taraflara yüklenilmesinin mümkün olmadığı, Mahkemece tarafların belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlarına göre boşanmaya sebebiyet veren olaylarda yine de erkeğin ağır kusurlu olduğunun anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkeğin tüm, davacı kadın vekilinin aşağıdaki bent kapsamı dışında kalan ve temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>2.Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuklar yararına takdir edilen iştirak nafakaları azdır. Mahkemece 4721 sayılı Kanunun " hakkaniyet ilkesi" ile ilgili dördüncü maddesinin de dikkate alınarak daha uygun miktarda nafakaya hükmedilmesi gerekir. Bu yön gözetilmeden yazılı şekilde hüküm tesisi usûl ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının yukarıda (2) numaralı paragrafta belirtildiği üzere iştirak nafaka miktarları yönünden KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının iştirak nafakası miktarları yönünden kadın yararına BOZULMASINA,</p>

<p>3.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere davalı erkek vekilinin tüm, davacı kadın vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozmanın kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin ise 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz eden ...'e yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ...'ya iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p>2. Hukuk Dairesi</p>

<p><strong>2016/21816 E., 2018/9487 K.</strong></p>

<p>"İçtihat Metni"<br />
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi</p>

<p>DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek tarafından; her iki dava yönünden temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Mahkemece evlilik birliğinin sarsılmasına yol açan olaylarda, davalı-karşı davacı erkek tam kusurlu kabul edilerek erkeğin boşanma davasının reddine, kadının davasının kabulüyle boşanmaya karar verilmiştir. Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davacı-karşı davalı kadının başkalarının yanında eşini kastederek "Ben çocuk avutuyorum, biz çocuğa bakıyoruz demek suretiyle eşini aşağıladığı ve ben eşimi sevmiyorum sevgim bitti" dediği anlaşılmaktadır. Gerçekleşen bu duruma göre, erkek de dava açmakta haklıdır. Öyleyse, erkeğin davasının da kabulü ile boşanmaya karar verilmesi gerekirken, davasının reddi doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, bozma sebebine göre yeniden hüküm kurulması gerekli hale gelen kadının kabul edilen davası ve fer'ilerine yönelik diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 19.09.2018(Çrş.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20255069-e-202511564-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="71256"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Dilinde DERKENAR Ne Anlama Gelir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-dilinde-derkenar-ne-anlama-gelir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-dilinde-derkenar-ne-anlama-gelir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hukuk mesleğinin kendine özgü bir dili vardır. Bu dil yalnızca kanunlardan, içtihatlardan ve doktrinden oluşmaz; aynı zamanda yüzyılların birikimiyle şekillenmiş kavramlardan, terimlerden ve mesleki alışkanlıklardan da beslenir. Bazı kavramlar vardır ki hukukçular tarafından sıkça kullanılır, ne işe yaradığı bilinir; ancak neyi ifade ettiği, hangi düşünsel ve tarihsel arka plana sahip olduğu çoğu zaman üzerinde durulmayan bir husus olarak kalır. “Derkenar” bunlardan biridir.</p>

<p>Bugün bir avukata, hâkime, savcıya veya zabıt kâtibine derkenarın ne olduğunu sorsanız, büyük ihtimalle bunun bir evrak üzerine düşülen not veya açıklama olduğunu söyleyecektir. Bu cevap yanlış değildir; ancak eksiktir.</p>

<p>Kelimenin kökenine bakıldığında “derkenar”, Farsça “der” ve “kenar” sözcüklerinin birleşmesinden oluşur. Kelime anlamı itibarıyla “kenara yazılan”, “sayfa kenarına düşülen not” demektir. Osmanlı bürokrasisinde ve eski adliye uygulamalarında gelen evrakların veya dilekçelerin kenarına yazılan kısa talimatlar, görüşler veya kararlar derkenar olarak adlandırılmıştır.</p>

<p>Bir anlamda derkenar, evrak ile irade arasındaki ilk temas noktasıdır.</p>

<p>Henüz resmî bir karar hâline dönüşmemiş düşüncenin, ilk kez kâğıt üzerinde görünür olduğu yerdir.</p>

<p>Bu yönüyle derkenar yalnızca teknik bir işlem değil, aynı zamanda hukuki düşüncenin iz bıraktığı ilk alandır.</p>

<p>Aslında hukuk tarihinde birçok önemli gelişmenin de bir tür derkenar hikâyesi olduğu söylenebilir.</p>

<p>Bugün anayasal güvence altında bulunan pek çok hak, ilk ortaya çıktığında hukukun merkezinde yer almıyordu. İnsan hakları, adil yargılanma hakkı, ifade özgürlüğü, özel hayatın korunması, çevre hakkı ve kişisel verilerin korunması gibi kavramlar başlangıçta hukuk düzeninin merkezinde değil, adeta derkenarında bulunuyordu. Zamanla o “kenar notları” büyüdü, gelişti ve hukukun ana metninin ayrılmaz parçası hâline geldi.</p>

<p>Bu nedenle derkenar, sadece bir bürokratik not değil; hukukun gelişme ve yenilenme kapasitesinin de sembolüdür.</p>

<p>Nitekim tecrübeli hukukçular bilirler ki bir dosyanın kaderi bazen uzun dilekçelerde değil, küçük ayrıntılarda saklıdır. Bir tebligatın üzerindeki kısa bir açıklama, bir tutanakta yer alan tek bir cümle, bir tarih, bir imza veya bir şerh; yıllarca sürecek bir davanın sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>Bu nedenle hukuk, ayrıntıları ciddiye alma sanatıdır.</p>

<p>Belki de derkenar kavramının hukukçulara verdiği en önemli ders budur.</p>

<p>Çünkü hukuk yalnızca metnin merkezine bakarak anlaşılamaz.</p>

<p>Bazen satır aralarına bakmak gerekir.</p>

<p>Bazen dipnotları okumak gerekir.</p>

<p>Bazen de kenara yazılanları…</p>

<p>Günümüzde elektronik yargı sistemleri ve dijital belgeler nedeniyle klasik anlamdaki derkenar uygulamaları büyük ölçüde ortadan kalkmıştır. UYAP ekranlarında artık dosyaların kenarlarına kalemle not düşülmemektedir. Ancak derkenarın temsil ettiği düşünce yaşamaya devam etmektedir. Çünkü hukukta hâlâ görünenden daha fazlası vardır. Dosyanın içinde olduğu kadar, ayrıntılarında da hakikat saklıdır.</p>

<p>Kanaatimce derkenar kavramının hukukçular için taşıdığı en önemli anlam da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Hayatta olduğu gibi hukukta da merkez her zaman gerçeğin tamamını göstermez.</p>

<p>Bazen kenarda duran bir ayrıntı, merkezde duran onlarca sayfadan daha fazla şey anlatır.</p>

<p>Bazen bir hak ihlali, herkesin baktığı yerde değil, kimsenin dikkat etmediği küçük bir ayrıntıda gizlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bazen de adalet, metnin tam ortasında değil, derkenarında bulunur.</p>

<p>Bu nedenle hukukçunun görevi yalnızca önüne konulan metni okumak değildir.</p>

<p>Aynı zamanda derkenarı da okumaktır.</p>

<p>Çünkü kimi zaman tarihin yönünü değiştiren şey, metnin kendisi değil; kenarına düşülen küçük bir nottur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-dilinde-derkenar-ne-anlama-gelir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 14 Jun 2026 11:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/themis-ter.jpg" type="image/jpeg" length="33490"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI SONRASI YARGITAY UYGULAMASI, ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN KORUNMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-ictihadi-birlestirme-karari-sonrasi-yargitay-uygulamasi-ucuncu-kisilerin-korunmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-ictihadi-birlestirme-karari-sonrasi-yargitay-uygulamasi-ucuncu-kisilerin-korunmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, yükleniciye devredilen arsa payları veya bağımsız bölümlerin daha sonra üçüncü kişilere satılması halinde, bu kişilerin hukuki durumunun ne olacağı uzun yıllar boyunca Yargıtay uygulamasında tartışma konusu olmuştur. Yerleşik içtihada göre, arsa sahibinin yükleniciye yaptığı tapu devri "avans niteliğinde" kabul edilmekte; sözleşmenin geriye etkili olarak feshi veya geçersizliğinin tespiti halinde, yükleniciden taşınmaz edinen üçüncü kişilerin TMK m.1023 kapsamında korunamayacağı benimsenmekteydi. Bu nedenle üçüncü kişilerin iyiniyetli olup olmadığı çoğu zaman ayrıca araştırılmaksızın, taşınmazların arsa sahibine dönmesi gerektiği kabul edilmekteydi.</p>

<p>Ancak<a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargitay-ictihadi-birlestirme-buyuk-genel-kurulu-2024-1-e-2025-2-k.pdf" rel="dofollow"> <strong>Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2025 tarihli, E.2024/1, K.2025/2 sayılı kararı</strong></a>, bu yerleşik yaklaşımı değiştirmiştir. Kurul, tapu siciline güven ilkesini esas alarak üçüncü kişilerin iyiniyetli olduğunun asıl olduğunu, kötüniyetin ise bunu iddia eden arsa sahibi tarafından somut delillerle ispatlanması gerektiğini kabul etmiştir. Böylece yükleniciden taşınmaz edinmiş olmanın tek başına üçüncü kişiyi kötüniyetli hâle getirmeyeceği; iyiniyetli üçüncü kişilerin TMK m.1023 kapsamında korunacağı, ancak somut olayda kötüniyetin ispatlanması halinde taşınmazın arsa sahibine dönebileceği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu karar, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinden kaynaklanan uyuşmazlıklarda üçüncü kişilerin hukuki durumuna ilişkin köklü bir değişiklik yaratmıştır. İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında artık yalnızca yükleniciden doğrudan taşınmaz satın alanların değil; sonraki maliklerin, cebri icra yoluyla taşınmaz edinenlerin, arsa sahibinden devir alan kişilerin, bankaların ve diğer ipotek alacaklılarının da TMK m.1023 kapsamında korunup korunamayacakları somut olayın özellikleri çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmanın devamında, İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında Yargıtay tarafından verilen kararlar incelenerek, hangi üçüncü kişilerin hangi şartlar altında tapu siciline güven ilkesinden yararlanabileceği ve yeni yaklaşımın uygulamadaki yansımaları ortaya konulacaktır.</p>

<p><strong>İÇTİHADI BİRLEŞTİRME KARARI SONRASINDA KORUMANIN KAPSAMI</strong></p>

<p><strong>A. Yükleniciden Doğrudan Taşınmaz Satın Alanlar</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 16.05.2025 tarihli kararı sonrasında Yargıtay, yükleniciden taşınmaz satın alan üçüncü kişilerin hukuki durumunu tapu siciline güven ilkesi ve iyiniyet karinesi çerçevesinde değerlendirmeye başlamıştır. Bu yeni yaklaşımın temelinde, yükleniciden taşınmaz edinmiş olmanın tek başına kötüniyet göstergesi sayılamayacağı ve TMK m.1023 kapsamında korunmanın esas olduğu anlayışı bulunmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025190-e-20254167-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2025 tarihli, E.2025/190, K.2025/4167 sayılı kararı</a>nda</strong>, yüklenicinin inşaatı tamamlamaması nedeniyle sözleşmenin geriye etkili olarak feshi ve üçüncü kişiler adına kayıtlı tapuların iptali talep edilmiş; ancak Daire, İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında üçüncü kişilerin iyiniyetli olup olmadıkları araştırılmaksızın hüküm kurulamayacağını belirterek kararı bozmuştur. Kararda;</p>

<p>"TMK'nın 3. maddesine göre ... üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir."</p>

<p>"Tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir."</p>

<p>tespitlerine yer verilmiş, ayrıca önceki uygulamanın temel dayanaklarından biri olan avans tapu anlayışı açıkça reddedilerek;</p>

<p>"Arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir."</p>

<p>denilmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252930-e-20253634-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.10.2025 tarihli, E.2025/2930, K.2025/3634 sayılı kararı</a>nda</strong> ise İçtihadı Birleştirme Kararlarının görülmekte olan uyuşmazlıklar bakımından da bağlayıcı olduğu vurgulanmış; daha önce göz ardı edilen iyiniyet incelemesinin bozma sebebi oluşturduğu belirtilmiştir. Kararda;</p>

<p>"İçtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar."</p>

<p>"TMK'nın 3. maddesine göre ... üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir."</p>

<p>ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>Yeni yaklaşımın bir diğer sonucu, kötüniyet iddiasının somut delillerle ispatlanmasının zorunlu hale gelmesidir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243430-e-20252450-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 19.06.2025 tarihli, E.2024/3430, K.2025/2450 sayılı kararı</a>nda</strong>, üçüncü kişinin korunmasının önüne geçilebilmesi için, taşınmazı edinirken arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin varlığını ve sözleşmenin geriye etkili fesih sebeplerini bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin ispatlanması gerektiği belirtilmiştir. Daire ayrıca, arsa sahibine bu hususu ispatlayabilmesi için delillerini sunma imkânı tanınmasının zorunlu olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p>Tapu siciline güven ilkesinin somut görünümü ise <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20233082-e-20252258-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.05.2025 tarihli, E.2023/3082, K.2025/2258 sayılı kararı</a>nda</strong> ortaya konulmuştur. Kararda, tapu kaydında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin herhangi bir şerhin bulunmamasının üçüncü kişinin iyiniyetinin en güçlü göstergelerinden biri olduğu kabul edilmiş; tapuya güvenerek taşınmaz edinen kişinin, tapu siciline yansımayan hukuki uyuşmazlıkların sonuçlarına katlanmaya zorlanamayacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde; yükleniciden doğrudan taşınmaz satın alan kişilerin artık sırf bu nedenle kötüniyetli kabul edilemeyeceği, iyiniyetin asıl olduğu, aksinin ise arsa sahibi tarafından somut delillerle ispatlanması gerektiği yönünde yeni ve istikrarlı bir Yargıtay uygulamasının oluştuğu görülmektedir.</p>

<p><strong>B. Sonraki Malikler</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında Yargıtay, TMK m.1023 kapsamında yapılacak iyiniyet incelemesinin yalnızca yükleniciden doğrudan taşınmaz satın alan kişiler bakımından değil, tapu devri zincirinde yer alan sonraki malikler bakımından da uygulanması gerektiğini kabul etmiştir. Böylece taşınmazı yükleniciden değil, önceki maliklerden devralan kişilerin de sırf bu nedenle koruma dışında bırakılamayacağı ortaya konulmuştur.</p>

<p>Bu yaklaşımın yansımalarından biri olan <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20234251-e-20252601-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, E.2023/4251, K.2025/2601 sayılı kararı</a>nda</strong>, taşınmazı sonradan devralan maliklerin TMK m.1023 anlamında korunmaya değer iyiniyete sahip olup olmadıklarının ayrıca araştırılması gerektiği belirtilmiştir. Daire, arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilebilmesi için, üçüncü kişinin taşınmazı edindiği sırada sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarını bildiğinin veya bilmesi gerektiğinin somut delillerle ispatlanması gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>“... hükmü temyiz eden tapu maliki olan davalıların tapu sicilinde mülkiyeti devraldıkları anda, TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadıklarını ... bildikleri veya bilmeleri gerektiği hususunda inceleme ve değerlendirme yapılarak...” “... üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı anda ... sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.”</p>

<p>Benzer şekilde <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025319-e-20253046-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.09.2025 tarihli, E.2025/319, K.2025/3046 sayılı kararı</a>nda</strong>, taşınmazın yükleniciden değil başka bir malikten veya arsa sahibinden devralınmış olmasının TMK m.1023 korumasını kendiliğinden ortadan kaldırmayacağı kabul edilmiştir. Kararda, sonraki maliklerin kötüniyetli olduklarının ispatı konusunda arsa sahiplerine delillerini sunma imkânı tanınması gerektiği belirtilmiş; tüm bilgi ve belgeler birlikte değerlendirilerek mülkiyet hakkının korunup korunmayacağının belirlenmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde; tapu siciline güven ilkesinin yalnızca ilk alıcıyı değil, tapu devri zincirinde yer alan sonraki malikleri de koruduğu, bu kişilerin sırf yükleniciden doğrudan taşınmaz edinmemiş olmaları nedeniyle TMK m.1023 korumasından mahrum bırakılamayacakları anlaşılmaktadır. Yeni uygulamada belirleyici olan husus, edinimin hangi aşamada gerçekleştiği değil, taşınmazı devralan kişinin edinim anındaki iyiniyetinin bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p><strong>C. Cebri İcra Yoluyla Edinenler</strong></p>

<p>Cebri icra yoluyla edinilen taşınmazların sonraki maliklerinin de TMK m.1023 kapsamında korunabileceği kabul edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243059-e-20252232-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 27.05.2025 Tarih, E.2024/3059, K.2025/2232</strong></a></p>

<p>“Somut olayda davalı K4, davaya konu 16 no'lu bağımsız bölümü cebri icradan açık artırma suretiyle satın alan dava dışı üçüncü kişiden satın aldığını beyan etmiştir.”</p>

<p>“Tapu devrinin cebri icraya dayanması halinde iyiniyet iddiasının da cebri icra koşullarına göre değerlendirmesi gerekir.”</p>

<p>“Davaya konu taşınmazın cebri icra yoluyla satın alan kişiden satın alınması halinde TMK'nın 1023. maddesi gereği davalının iyi niyetinin korunacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği...”</p>

<p><strong>D. Arsa Sahibinden Devir Alanlar</strong></p>

<p>Taşınmazın doğrudan arsa sahibinden devralındığının ileri sürülmesi halinde de TMK m.1023 kapsamında iyiniyet incelemesi yapılması gerektiği kabul edilmiştir. Karar, özellikle arsa sahibinin satışa yetki verdiği veya satış işleminin bizzat arsa sahibi tarafından gerçekleştirildiği iddialarının bulunduğu uyuşmazlıklarda, üçüncü kişinin kötüniyetinin ayrıca ispatlanması gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243673-e-20253881-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, 17.11.2025 Tarih, E.2024/3673, K.2025/3881</strong></a></p>

<p>“... davalı müvekkillerin davaya konu dairelerin tapusunu yükleniciden değil, arsa sahiplerinden aldıklarını, tapudaki resmi satış sözleşmesinin arsa sahipleri ile davalılar arasında yapıldığını...”</p>

<p>“... davalı ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti'ne taşınmazı devredenin davacı taraf olduğu iddia edildiğine göre...”</p>

<p>“... tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispata yarar delillerin ibrazı için davacı arsa sahibine verilecek makul süre...”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>E. Bankalar ve İpotek Alacaklıları</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Kararı sonrasında Yargıtay, tapu siciline güven ilkesinin yalnızca taşınmazı satın alan üçüncü kişileri değil, tapu kaydına güvenerek taşınmaz üzerinde ipotek hakkı tesis eden bankaları ve diğer ipotek alacaklılarını da koruduğunu kabul etmiştir. Buna göre, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin sonradan feshedilmiş olması tek başına ipoteğin kaldırılması sonucunu doğurmamakta; ipotek alacaklısının TMK m.1023 anlamında korunmaya değer iyiniyete sahip olmadığının somut delillerle ortaya konulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu yaklaşımın açık biçimde benimsendiği <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243470-e-20253564-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2025 tarihli, E.2024/3470, K.2025/3564 sayılı kararı</a>nda</strong>, tapu kaydında sözleşmeye ilişkin herhangi bir şerhin bulunmaması ve ipoteğin tapu kaydına güvenilerek tesis edilmesi hususları önemle vurgulanmıştır. Kararda;</p>

<p>"Tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir."</p>

<p>denilerek, ipotek alacaklılarının da TMK m.1023 korumasından yararlanacağı açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Benzer şekilde <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241526-e-20252600-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, E.2024/1526, K.2025/2600 sayılı kararı</a>nda</strong>, aleni tapu siciline güvenerek işlem yapan kişilerin iyiniyet karinesinden yararlanması gerektiği belirtilmiş ve;</p>

<p>"Üçüncü kişi, aleni tapu kaydını inceleyerek ... tapudan mülkiyet veya ipotek edinen kişinin iyiniyet karinesinden özellikle yararlanmalıdır."</p>

<p>tespitine yer verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay'ın bu konudaki yaklaşımı <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251090-e-20254230-k-sayili-karari" rel="dofollow">09.12.2025 tarihli, E.2025/1090, K.2025/4230 sayılı kararı</a>nda</strong> daha da netleştirilmiştir. Daire, yüklenicinin inşaat ruhsatı almamış veya herhangi bir inşaat faaliyetine başlamamış olmasının tek başına bankanın kötüniyetini göstermeyeceğini kabul etmiş ve;</p>

<p>"... davalı bankanın ipoteğin tesisi anında kötüniyetli olduğunun ispatı konusunda ... davacı arsa sahiplerinin delillerinin ibrazının sağlanması..."</p>

<p>gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Bu kararlar birlikte değerlendirildiğinde; tapu siciline güven ilkesinin yalnızca mülkiyet hakkını değil, ipotek hakkı gibi sınırlı ayni hakları da koruduğu, bankaların ve diğer ipotek alacaklılarının TMK m.1023 kapsamında korunabileceği, bu korumanın ancak kötüniyetin somut delillerle ispatlanması halinde ortadan kaldırılabileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İçtihadı Birleştirme Kararı ile birlikte, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde uzun yıllar uygulanan "avans tapu" eksenli yaklaşım terk edilmiş; uyuşmazlıkların çözümünde tapu siciline güven ilkesi ve TMK m.1023 hükmü belirleyici hale gelmiştir. Artık yükleniciden taşınmaz edinmiş olmak tek başına kötüniyet karinesi oluşturmamakta; üçüncü kişinin korunabilmesi veya koruma dışında bırakılabilmesi somut olayda kötüniyetin ispatına bağlı bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Av. Gökhan BİLGİN &amp; Av. Volkan ERKAN</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-ictihadi-birlestirme-karari-sonrasi-yargitay-uygulamasi-ucuncu-kisilerin-korunmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/kentsel-donusum-toplanti.jpg" type="image/jpeg" length="86092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/1090 E., 2025/4230 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251090-e-20254230-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251090-e-20254230-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 09.12.2025 tarihli, 2025/1090 E., 2025/4230 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1090 E., 2025/4230 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1825 E., 2025/139 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Seydişehir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/108 E., 2023/14 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili tarafından tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 09.12.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili Avukat ... , davalı ...Ş. vekili Avukat ..., ... vekili Avukat ... geldiler. Tebligata rağmen başka gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Asıl ve birleşen davada davacılar vekili, müvekkilleri ile davalı yüklenici .. Müh. Har. İnş... Ltd. Şti. arasında 2017 yılında ayrı ayrı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri düzenlendiğini, sözleşmelere konu parsellerin sonradan tevhid edildiğini, inşaat süresi ruhsattan itibaren iki yıl olmasına rağmen yüklenicinin hiçbir iş yapmadığını, tevhid sonucu oluşan parseli, kullandığı kredilerin teminatı olmak üzere, davalı ...Ş. lehine ipotek ettirdiğini, bankanın, davalı yüklenici şirketin inşaat işleri ile uğraştığını, kredileri inşaatın finansmanı için verdiğini, ayrıca taşınmazın tapu kaydına, yüklenici şirketin borçları nedeniyle diğer davalılar tarafından hacizler konulduğunu ileri sürerek, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili olarak feshine, taşınmazın tapu kaydının iptali ile tüm takyidatlardan ari olarak hisseleri oranında müvekkilleri adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde; davacılar ile yüklenici şirket arasında düzenlendiği iddia edilen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin tapuya şerh edilmemiş olduğunu, müvekkili bankanın iyiniyetle tapu siciline itimat ederek, yükleniciye kullandırdığı kredinin teminatı olmak üzere söz konusu ipoteği tesis ettirdiğini, davacılar ile yüklenici şirket arasındaki hukuki ilişkilerden haberdar olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Asıl ve birleşen davada diğer bir kısım davalılar vekilleri, tapu kütüğünde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi bulunmadığını, yükleniciden olan alacaklarının tahsili amacıyla giriştikleri icra takiplerinde, taşınmazın tapu kaydına haciz şerhleri işlendiğini savunarak, davaların reddini istemişlerdir.</p>

<p>Asıl ve birleşen davada davalı yüklenici ... Müh. Har. İnş... Ltd. Şti. cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile asıl ve birleşen davada davacılar ile davalı yüklenici ... Müh. Har. İnş... Ltd. Şti. arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde, işin süresinin ruhsattan itibaren 2 yıl olarak belirlendiği, davacı arsa sahiplerinin sözleşmelere konu taşınmazları yüklenici şirkete tapuda devrettikleri, yüklenicinin inşaat ruhsatı başvurusu yapmadığı, herhangi bir inşaat faaliyetinde bulunmadığı, bu nedenle davacı arsa sahiplerinin sözleşmenin geriye etkili feshi ve tapu iptal tescil taleplerinde haklı oldukları, yüklenici şirket, arsa sahiplerine karşı tüm edimlerini yerine getirerek kendisine avans olarak verilen tapuya hak kazanamadığından, yüklenicinin borçları nedeniyle diğer davalılar lehine taşınmazın tapu kaydına konulan ipotek ve hacizlerin dayanağının kalmadığı, ipotek ve haciz sahibi diğer davalıların iyiniyet iddialarının dinlenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, asıl ve birleşen davanın kabulü ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin geriye etkili olarak feshine, dava konusu taşınmazın tapu kaydının iptali ile hisseleri oranında davacılar adına tesciline, taşınmazın tapu kaydına, davalı ...Ş. lehine tesis edilen ipoteğin ve diğer davalılar lehine konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ... Yatırım İzleme ve Koordinosyan Başkanlığı, ... A.Ş., ... Bankası A.Ş., ... Varlık Yönetim A.Ş., Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı, ... Bankası A.Ş., ... Bankası A.Ş. vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>a. Zorunlu arabuluculuk şartının yerine getirilmediğini,</p>

<p>b. Davanın zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>c. Davada ticaret mahkemesinin görevli olduğunu,</p>

<p>d. Davacının yeterli teminat göstermediğini,</p>

<p>e. İpotek bedeli üzerinden harç yatırılmadığını,</p>

<p>f. Birleşen davaya konu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin, adi yazılı şekilde düzenlendiğinden geçersiz olduğunu,</p>

<p>g. Tapu sicilinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi bulunmadığını, tapu sicilindeki kayda güvenerek, kayıt maliki yüklenici şirkete kullandırılan kredinin teminatı olmak üzere, söz konusu ipoteğin tesis edildiğini, müvekkili bankanın iyiniyetli olduğunu, TMK'nın 1023. maddesi uyarınca iyiniyetinin korunması gerektiğini, davacılar ile yüklenici şirket arasındaki hukuki ilişkilerden haberdar olmadığını, bunları araştırma yükümlülüğü de bulunmadığını, taşınmazın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu olduğunu bilmediğini, bilmesinin de mümkün olmadığını,</p>

<p>h. Sözleşmeyi tapu şerh ettirmeyen davacı arsa sahiplerinin kusurlu olduklarını, karşı akidleri olan yüklenici şirkete karşı ileri sürebilecekleri şahsi haklarını, ayni hak sahibi bankaya karşı ileri süremeyeceklerini,</p>

<p>ı. Davanın açılmasına sebebiyet vermediğinden müvekkili aleyhine yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi nedeniyle tapu iptal tescil ile ipoteğin ve hacizlerin kaldırılması istemlerine ilişkindir.</p>

<p>Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyi niyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyi niyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep ya da ipoteğin kaldırılmasını talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyi niyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2.fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil ya da ipoteğin kaldırılması talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; davalı ...Ş.’nin yargılama aşamasındaki savunmalarında söz konusu ipoteğin tesisi sırasında iyiniyetli olduğunu, davacı arsa sahipleri ile davalı yüklenici arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden haberdar olmadığını savunduğundan, davalı bankanın ipoteğin tesisi anında kötüniyetli olduğunun ispatı konusunda, asıl ve birleşen davada davacı arsa sahiplerinin delillerinin ibrazının sağlanması, ibraz edilecek deliller ile birlikte dosya arasında bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte incelenerek sonucuna uygun karar verilmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozma sebebine göre davalı ...Ş. vekillinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının, asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. lehine BOZULMASINA,</p>

<p>Dairemizdeki duruşmada asıl ve birleşen davada davalı ...Ş. vekille temsil olunduğundan takdir olunan 40.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin, asıl ve birleşen davada davacılardan alınarak davalı bankaya verilmesine,</p>

<p>Yargıtay duruşmasında vekilleri hazır bulunan asıl ve birleşen davada davalı ... Yönetim A.Ş. ve ... kararı temyiz etmediklerinden, lehlerine duruşma vekalet ücreti takdir edilmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı bankaya iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
09.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20251090-e-20254230-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/yargitayysf74.jpg" type="image/jpeg" length="24383"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/1526 E., 2025/2600 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241526-e-20252600-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241526-e-20252600-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, 2024/1526 E., 2025/2600 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/1526 E., 2025/2600 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Konya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1933 E., 2023/1660 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 6. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/98 E., 2022/35 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı .... vekili tarafından duruşmalı, davalılar ... A.Ş. vekili ve ... T.A.Ş. Kredi Kartları Merkezı Şube Müdürlüğü vekillerince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
Belli edilen günde davalı .... vekili avukat ... ile davacılar vekili avukat ... geldi. Tebligata rağmen başka gelen olmadığı anlaşılmakla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacılara ait taşınmaz üzerinde 12 adet villa yapılması konusunda davalılardan ... Katı ve Sıvı Yakıtlar Tar. Hay. İnş. Dış. Tic. Ltd. Şti. İle 18.11.2015 tarihinde yürülüğe girecek şekilde villa karşılığı inşaat yapım sözleşmesi imzalandığını, sözleşmeye göre yapılacak villaların %64 ünün davalı yükleniciye verilmesinin kararlaştırıldığını, yüklenicinin sözleşmeye göre edimini zamanında ve tam ifa etmediğini, arsa sahibinin avans olarak verdiği taşınmazları başkalarına devrettiğini ileri sürerek C1,C2,D1,D2,E1,E2,F1,F2 numaralı bağımsız bölümler üzerindeki ipoteklerin fekki ile davacılar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesini, menfi zararının tazminini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde, dava dilekçesinin net olmadığını, dava dilekçesinin açıklanması gerektiğini, müvekkilinin banka olduğunu, taraflar arasındaki iç ilişkiyi bilme yükümlülüğü bulunmadığını, TMK'nun 1023 hükmüne göre tapu kütüğündeki tescile iyiniyetle dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişi sıfatına haiz olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, müvekkiline yapılan tapu devrinin muvazaalı olduğu iddiasının kötüniyetli olduğunu, basiretli bir tacir olarak ticaret yapan müvekkilinin, davalı şirketten taşınmaz satın alan herhangi bir kişi gibi villayı da inşaat halinde iken satın aldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalılar ..., ... ve ...Medikal San. Tic. Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde, eser sözleşmesindeki seçimlik hakları kullanılmadan dava ikame edilemeyeceğini, taşınmazların hali hazırdaki durumunun seçimlik hak konusunda sınırlama getirdiğini, zarar ve tescil talebinin ileri sürülemeyeceğini, tapu sicilinde diğer davalıların tasarruf yetkisini kısıtlayan herhangi bir şerh veya takyidat bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalılar ...Katı Sıvı Yakıtlar Tic. Ltd. Şti. ve ... vekili cevap dilekçesinde, sözleşmenin taraflar arasında şifahi olarak yenilendiğini ve bitiş tarihinin 30/04/2019 olduğunu, davacıların sözleşmeden geriye etkili olarak dönme haklarının bulunmadığını, sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmelerinin mümkün olmadığını, müvekkili firmanın özen yükümlülüğüne, örfe, sözleşmelere ve projelere uygun davrandığını, inşaatı bitirmek istediğini, diğer müvekkili ...'nin davalı firmanın yetkili sahibi olduğunu, ancak sözleşmenin tarafı olmadığını, taşınmaz edinen 3. kişi de olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı .... vekili cevap dilekçesinde, müvekkili banka tarafından dava konusu taşınmazlardan ... adına kayıtlı taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiğini, ipotek tesisi aşamasında taşınmazların tapu kayıtları üzerinde tasarrufu engelleyici bir şerh bulunmadığını, TMK'nun 1023. maddesine göre tapu kütüğündeki tescile iyiniyete dayanarak mülkiyet veya bir başka ayni hak kazanan üçüncü kişinin bu kazanımının korunması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir</p>

<p>Davalı ... ( davalı ... ’e temlik eden) vekili cevap dilekçesinde, müvekkilinin, davalı ...Katı ve Sıvı Yakıtlar Tarım San. Tic. Ltd. Şti.'den olan alacağına karşılık başlatmış olduğu icra takipleri kapsamında haciz konulduğunu, müvekkilinin taraflar arasında yapılan sözleşmeden haberi olmadığını, araştırma ve bilme yükümlülüğü de bulunmadığını, inşaatın % 90 oranında bitmesine rağmen sözleşmeden dönülerek tamamının tescili talebinin de iyiniyetli olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde, davacının geriye dönük fesih yanında ayrıca tazminat talebinin de mümkün olamayacağını, müvekkilinin tapuya güvenerek ve bedelini ödeyerek taşınmaz edindiğini, kendisinden tazminat talep edilemeyeceğini, müvekkilinin hem tapudaki ipotek hem de bu dava nedeniyle mağdur olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı ...Ş. vekili cevap dilekçesinde, davalı ...ve Sıvı Yakıtlar Tic. Ltd. Şti.'ne müvekkili banka tarafından kredi kullandırıldığını, kredi teminatı olarak bir kısım gayrimenkuller üzerine müvekkili banka lehine ipotek tesis edildiğini, ipotek tesisi sırasında tapuda herhangi bir şerh ve beyan bulunmadığını, müvekkili bankanın taraflar arasında imzalanan inşaat yapım sözleşmesini bilme zorunluluğunun bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacılar ile tüm proje kapsamında % 36 arsa sahibine, % 64 yükleniciye ait olacak şekilde paylaşım yapılacağının, yüklenicinin sözleşme konusu işleri, sözleşme hükümlerine uygun olarak eksiksiz ve sistemin işlevini tam olarak yerine getirecek şekilde, komple ve detayları çözülmüş vaziyette teslim edeceğinin, inşaat ruhsatının alınmasını müteakip 12 adet villa ve çevre peyzaj düzenleme işlerinin 15 ay içerisinde teslim edileceğinin, villaların oturma izinlerinin ise teslim tarihinden itibaren en geç 3 ay içerisinde alınacağının kararlaştırıldığı, ancak davalı yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği, getirmesinin de dosya kapsamına göre mümkün olmadığı, inşaatın % 64 tamamlanma seviyesinde olduğu, avans niteliğindeki tapu devrinin iptal edilerek tekrar arsa sahibine verilmesi talebinde davacıların haklı oldukları, böylece davacıların fesih haklarının doğduğu, taşınmazın bir kısım bağımsız bölümlerinin davalı ...ve Sıvı Yakıtlar Tic. Ltd. Şti. tarafından diğer davalılara devredildiği, davalılardan ...'nin inşaat sözleşmesinin tarafı olmadığı gibi, dava konusu arsa üzerinde taşınmaz edinen üçüncü kişi de olmadığı bu nedenle kendisine husumet yöneltilemeyeceği gerekçesi ile davanın kısmen kabulüne, davacıların menfi zarar isteğiyle ilgili usulüne uygun harcı yatırılarak açılan bir dava olmadığı gerekçesi ile bu taleple ilgili karar verilmesine yer olmadığına,</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde ... vekili, davalı ... AŞ vekili, davalı ... vekili, davalı ... TAŞ vekili, davalı ...Sıvı Yakıtlar İnş.Ltd.Şti vekili, davalı ... AŞ vekili, davalı ... vekili, davalı ... vekili, davalı T.... Bankası TAO vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf kanun yoluna, davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından da istinaf talebinin reddi kararına Davalılar ...., ....., T.... Bankası AŞ, ... TAŞ, ....AŞ ve T...... Bankası ..vekillerinin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1.maddesi uyarınca esastan reddine, davalılar ..., ... ve ... vekillerinin istinaf başvurularının kabulüne ...'ın yargılama sırasında dava konusu E Blok Zemin Kat 2. Giriş 1 numaralı bağımsız bölüm üzerine 23.01.2019 tarihinde koymuş olduğu haciz şerhinin kaldırıldığı ilgili İcra Müdürlüğü tarafından dosyaya bildirilmiş olup, bu talep yönünden davanın konusuz kaldığı anlaşılmakla karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği, tahkikat aşamasında haczi kaldıran bu davalı 6100 sayılı HMK'nın 331/1. Maddesi gereğince yargılama giderlerinden sorumlu olduğu, davalı yüklenici şirketten bağımsız bölüm satın alan davalı tapu malikleri, arsanın dava tarihindeki değeri üzerinden hesaplanan harçtan ve vekalet ücretinden davalı yüklenici ile birlikte müteselsilen sorumlu olmakla birlikte sorumlulukları kendileri yönünden dava konusu olan arsa payının değeri kadar olup ilk derece mahkemesinin arsanın tümü üzerinden tapu maliklerini müteselsilen sorumlu tutması doğru olmadığı ... ve ... tarafından istinaf edilmiş olduğu gerekçesi ile diğer davalılar yönünden ilk derece mahkemesi kabulü doğrultusunda karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ... TAŞ vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a.Sözleşmenin geriye etkili fesih şartlarının oluşmadığını, tamamlanma oranı tespit edilirken inşaatın tümüne değil arsa sahiplerine düşecek kısımlarına bakılması gerektiğini,</p>

<p>b. bilirkişi raporunda ki %64 tamamlanma oranının inşaatın tümüne yönelik olarak belirlendiğini, bu oranın bile başlı başına yüksek bir oran olduğunu,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c. Müvekkili bankanın iyiniyetli olduğunun ve TMK'nın 1023'e göre iktisabının korunması gerektiğini belirterek istinaf talebinin kabulü ile kararın kaldırılarak davanın reddine karar verilmesi gerektiğini beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... Aş vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkili banka ile davalı ...ve Sıvı Yakıtlar Tarım Hayv. İnş. Dış Tic. Ltd. Şti. arasında genel kredi sözleşmesi imzalandığını ve kredinin teminatını teşkil etmek üzere dava konusu taşınmazlardan E/1 Blok 1 nolu ve E/2 Blok 1 nolu taşınmaz üzerine 27.07.2017 tarihinde 6.000.000,00 TL bedelli 1. dereceden müşterek limit ipoteği tesis edildiğini, ipotek sırasında taşınmazların davılı şirket adına kayıtlı olup üzerinde herhangi bir şerh bulunmadığını,</p>

<p>b. İyiniyetli üçüncü kişi olup tapuya güven ilkesi gereğince dava konusu taşınmazların üzerine tesis ettirdiği ipotek hakkının korunması gerektiğini,</p>

<p>c. İnşaatın tamamlama oranının %90'nın üstünde olduğunu, bu hususun, müvekkil banka tarafından aldırılan 10.12.2018 tarihli ekspertiz raporu ile sabit olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... Aş. vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkili banka lehine ipotek tesis edilen taşınmazların maliki olan davalı ...'nın taşınmazları davalı yükleniciden satın almadığını, bilakis üçüncü kişi konumundaki dava dışı ...Saatçilik Optik Hediyelik Eşya Dayanıklı Tük. Mal. Sarrafiye San. Tic. Ltd. Şti. firmasından satın aldığını,</p>

<p>b. İpotekli taşınmazların sicil kayıtlarına şerh verilmediğinden bu sözleşmenin müvekkili bankaya ve müşterisine karşı ileri sürülebilmesinin hukuken mümkün olmadığını, bu sözleşmenin üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilmesi için TMK'nın 1009. maddesi uyarınca tapu siciline şerh edilmesi gerektiğini, d<br />
c. Villa inşaatının ... Belediyesi'nin 03.01.2022 tarihli müzekkere cevabında tamamlanma oranının %90 olduğu belirtilmiş olmasına rağmen, ilk derece mahkemesi tarafından söz konusu yazı cevabı dikkate alınmaksızın hüküm tesis edildiğini beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi ve tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine; zira, arsa sahibinin yükleniciye intikal ettirdiği tapu devrinin avans mahiyetinde olduğuna yüklenicinin edimini yerine getirmemesi halinde tapuya güvenmenin veya iyiniyetli olmanın bir öneminin bulunmadığına dolayısıyla tüm tapu intikallerinin arsa sahibine geri döneceğine” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince içtihadı birleştirme için Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde; Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarih, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,</p>

<p>Yargıtay Kanunu’nun 45/5.fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerleyükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023.maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023.maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Üçüncü kişi,“aleni tapu kaydını” inceleyerek satın aldığı taşınmazın yüklenici adına kayıtlı olduğunu, inşaat mahallinde sadece yüklenicinin bulunduğunu, inşaatı yüklenicinin yaptığını araştırdıktan ve sözleşmenin geriye etkili feshedilme ihtimalinin bulunmadığı sonucuna vardıktan sonra tapudan mülkiyet veya ipotek edinen kişinin iyiniyet karinesinden özellikle yararlanmalıdır.</p>

<p>Ancak, arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992.maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla, yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nin 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2.fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulundDairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,<br />
Yargıtay Kanunu’nun 45/5.fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyi niyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023.maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023.maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyi niyetli üçüncü kişinin TMK'nin 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlanması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilirliğini” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; hükmü temyiz eden bir kısım davalıların, ipotek tesis ettikleri anda TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadıklarını yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiklerini veya bilmeleri gerektiği hususunda yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesinden ibaret iken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının temyiz eden davalılar yararına BOZULMASINA,</p>

<p>28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan davalı ...Ş.'ye verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan harçların temyiz harcı yatıran davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20241526-e-20252600-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-baa.jpg" type="image/jpeg" length="81002"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3470 E., 2025/3564 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243470-e-20253564-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243470-e-20253564-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2025 tarihli, 2024/3470 E., 2025/3564 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/3470 E., 2025/3564 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 27. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/67 E., 2024/804 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Konya 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/443 E., 2023/890 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacı ile davalı şirket arasında davacıya ait Konya İli, .... İlçesi, 21119 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz ile 21160 ada, 1 parsel sayılı taşınmaza ilişkin 12.11.2015 tarihinde arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, diğer davalı ...'in sözleşmeye müteselsil kefil olarak imza attığını, ancak davalı şirketin inşaatı yarım bıraktığını, teslim süresi dolmasına rağmen inşaatın %53 oranında tamamlanmış olduğunun mahkeme kararı ile tespit edildiğini, davalı şirketin edimini yerine getirmeyeceğinin sabit olduğunu, davalı şirketin sözleşme kapsamında kendisine devredilen 21160 ada, 1 parsel sayılı taşınmazı 03.12.2015 tarihinde davacının bilgisi dışında diğer davalı ...'a devrettiğini ve davalı ...'ında aynı gün diğer davalı banka lehine taşınmaz üzerine ipotek tesis ettirdiğini, yüklenicinin edimini yerine getirmemesi nedeniyle bu davalıların iyiniyetli olsalar bile taşınmaz üzerinde ayni hak kazanmalarının mümkün olmadığını, yapılan tescil işlemlerini yolsuz hale geldiğini ileri sürerek, taraflar arasındaki sözleşmenin geriye etkili feshine, Konya İli, .... İlçesi, 21160 ada, 1 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline, ipotek işleminin iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı...Bankası vekili cevap dilekçesinde; davalı ...'a kullandırılan kredinin teminatı olarak dava konusu taşınmaza ipotek tesis edildiğini, sözleşmenin noterden düzenlenmediğini, sonradan düzenlenmesinin her zaman mümkün olduğunu, taşınmazın tapuda resmi şekilde düzenlenen satış sözleşmesi ile devredildiğini, tapu kaydında sözleşmeye ilişkin her hangi bir şerh bulunmadığını, tapu kaydına güvenilerek ipotek tesis edildiğini, ipotek tesis edilmeden önce alınan ekspertiz raporunda da taşınmazın boş arsa halinde olduğunun belirlendiğini, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olup, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca ipotek hakkının kazanıldığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde arsa sahibinin, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmekle, yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde de edimi karşılığı yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmekle yükümlü olduğu, sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin sözleşmede kararlaştırılan tapu payı veya bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi için inşaatı sözleşme ve ekleri ile tasdikli projesi, inşaat ruhsatı ve kamu düzeninden olan imar mevzuatı ve Deprem Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak tamamlayıp arsa sahiplerine teslim etmesi gerektiği, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince arsa sahibi tarafından yükleniciye ya da onun istemiyle üçüncü kişi veya kişilere yapılan taşınmaz ya da taşınmaz payı temliki, inşaatın yapımı için finans sağlanması amacıyla verilen "avans'' niteliğinde olduğu, yüklenicinin yüklendiği karşı edimini ifa ettiği oranda şahsi hak elde edebileceği ve ancak kazandığı şahsi hakkını üçüncü kişilere temlik edebileceği, yüklenici, tüm edimlerini ifa ettiği takdirde şahsi hakkının, ayni hakka dönüşeceği, nitekim arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi nedeniyle yükleniciden pay iktisap eden üçüncü kişilerin, Türk Medeni Kanunu'nun 1024. maddesi ve aynı Kanun'un 1023. maddesi hükmünden yararlanamayacakları, inşaatın hukuki anlamda teslimine kadar arsa sahibinin avans olarak verdiği payları geri alma hakkına sahip olduğu, Hukuki teslimin ise yapılan inşaatın yasal mevzuata uygun olarak bitirilmesi (iskân izninin alınması) halinde gerçekleşmiş sayılacağı, somut olayda dava konusu taşınmazın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi kapsmaında avans olarak davalı yüklenici şirkete devredilmiş olduğu, teslim süresi geçmesine rağmen inşaatın % 68,10 oranında tamamlandığı, davalı şirketin temerrüte düştüğü, davalı şirketin ve bu şirketten dava konusu taşınmazı satın alan davalı ...'ın ve ...'ın borcu için ipotek koyan davalı bankanın iyiniyet savunmalarını dinlenemeyeceği, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. ve 1024. maddelerinden yararlanmayacakları, davacı arsa sahibinin avans olarak verdiği payları geri alma hakkına sahip olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... A.Ş. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı banka vekilinin istinaf başvurusunu esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; sözleşmenin varlığının şüpheli olduğunu, sözleşmenin noterden düzenlenmediğini, sonradan düzenlenmesinin her zaman mümkün olduğunu, davacının varlığını iddia ettiği sözleşmeden doğan haklarını uzun süre ileri sürmemesinin şüpheyi arttırdığını, taşınmazın peşin bedel karşılığında tapuda yapılan satış işlemi ile devredildiğini, tapu kaydında sözleşmeye ilişkin her hangi bir şerh bulunmadığını, tapu kaydına güvenilerek ipotek tesis edildiğini, ipotek tesis edilmeden önce alınan ekspertiz raporunda da taşınmazın boş arsa halinde olduğunun belirlendiğini, müvekkilinin iyiniyetli üçüncü kişi olup, Türk Medeni Kanunu'nun 1023. maddesi uyarınca ipotek hakkının kazanıldığını, ayrıca davacının dava dilekçesinde ipoteğin fekkine yönelik bir talebinin olmadığını, müvekkili bankanın taşınmazda inşat yapılacağına ilişkin bilgisi olup olmadığına ve bu hususta taşınmaz malikinin bankaya bilgi verip vermediğine ilişkin tanıklarının dinlenmesini talep ettiklerini beyan etmektedir</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi, tapu iptal ve tecil ve ipoteğin kaldırılması istemine ilişkindir.</p>

<p>Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığı'na yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurulları'nı, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle; hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur. (TMK. m. 1023).</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’nın 3. ve 1023. maddelerine göre yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişiyle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil veya ipoteğin kaldırılması talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; hükmü temyiz eden davalı ... A.Ş’nin 21160 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerine ipotek tesis tarihinde TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadığı yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği hususunda ispata yarar delillerin ibrazı için, davacı arsa sahibine verilecek makul süre neticesinde oluşacak uygun sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.</p>

<p>Bozma nedenine göre davalı banka vekilinin şimdilik diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde temyiz edene iadesine,<br />
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
23.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243470-e-20253564-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="29736"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3673 E., 2025/3881 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243673-e-20253881-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243673-e-20253881-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 17.11.2025 tarihli, 2024/3673 E., 2025/3881 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/3673 E., 2025/3881 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI: 2022/1573 E., 2024/1473 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bergama 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI: 2019/130 E., 2022/339 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ..., ... ... ve ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacılar vekili dava dilekçesinde; müvekkilleri ile davalılardan ... İnşaat Ltd. Şti. arasında 18.06.2013 tarihli “Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” ile 270 ada, 20 parsel sayılı taşınmaz üzerine inşaat yapılması konusunda sözleşme düzenlediklerini, sözleşme gereği iki blok halinde inşa edilecek olan binanın; A blokta 2. kat, 3 no'lu, B blokta 1. kat 2 no'lu bağımsız bölümlerin müvekkillerine ait olacağını, inşaatın ruhsatının iki blok için (A ve B blok) alındığını, inşaatın sözleşmede belirtilen sürede tamamlanmadığını, müvekkilleri tarafından yüklenicinin inşaatını tamamlaması için avans olarak verilen dairelerden, A blokta; zemin kat 1 no'lu, 1. kat 2 no'lu, 3. kat 4 no'lu, B blokta; 1. kat, 2 no'lu, (müvekkillere isabet eden bağımsız bölüm) 2. kat 3 no'lu, 3. kat 4 no'lu, bağımsız bölümleri yüklenicinin sattığını, Bergama 1. Asliye Hukuk Mahkemesi' nin 2018/57 D.İş dosyasından tespit yaptırıldığını belirterek davalı şirket ile müvekkilleri arasında akdedilen ".... Noterliği'nin 18.06.2013 tarihli Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi' nin geçmişe etkili olarak feshini, davalılardan; ... adına kayıtlı A blok zemin kat 1 no.lu bağımsız bölüm, ... adına kayıtlı A blok, 1. kat, 2 no.lu ve B blok, 3. kat, 4 no.lu bağımsız bölüm, ... ... adına kayıtlı A Blok 3. kat 4 no.lu bağımsız bölüm, ... adına kayıtlı B blok 1. kat 2 no.lu bağımsız Bölüm, ... ve ... Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı B Blok, 2. kat, 3 no.lu bağımsız bölüm numaralı taşınmazların her türlü takyidattan ari olarak tapularının iptali ile taşınmazlardaki payları oranında müvekkilleri adına kayıt ve tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçelerinde özetle; davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, eldeki davanın arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin feshi istemine yönelik olduğu, .... Noterliği' nin 18.06.2013 tarih ve ... yev, no.lu “Düzenleme Şeklinde Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi” ile 270 ada, 20 parsel sayılı taşınmaz üzerine inşaat yapılması hususunda davalı yüklenici ile davacı tarafın anlaştığı, mahallinde uzman bilirkişi refakatinde keşif ve inceleme yapılıp, inşaat seviyesinin araştırıldığı; sözleşmeye göre inşaatın teslim tarihinin 18.06.2015 olduğu, “A” blokta yapılan inşaat imalâtlarının, tespit tarihi itibari ile fiziki gerçekleşmesi % 27,90 “B” blokta yapılan inşaat imalâtlarının, tespit tarihi itibari ile fiziki gerçekleşmesi % 49,08 olarak hesaplanmış olduğunun tespit edildiği, yüklenicinin sözleşmede belirlenen teslim tarihini aşarak temerrüde düştüğü, aradan geçen uzun süreye ve tahammül sınırlarını aşmasına rağmen inşaatın tamamlanmamış olduğu, inşaatın fiziki tamamlanma oranı da gözetildiğinde geriye etkili fesih (dönme) koşullarını sağladığı ve bu itibarla sözleşmenin geriye etkili feshinin koşullarının oluştuğu, dava konusu olay bakımından üçüncü kişilerin bilerek hareket etmiş oldukları, nitekim tamamlanma oranının %90'ın altında olması halinde arsa sahibinin sözleşmeden dönebileceğinin kabul edildiği, yani davacının sözleşmenin geriye etkili olarak feshini isteme hakkının olacağı, yine yükleniciden bağımsız bölüm satın alan ve birleşen davalardaki davalılar açısından ise arsa sahipleri olan davacıların yüklenici olan davalı şirkete geçirilen arsa payı kayıtlarının tescili yüklenici şirket açsından ayni hak doğuramayacağından, temlik avans niteliğinde olduğundan, temlik alan davalıların TMK'nın 1023. maddesindeki iyiniyet iddiasında bulunamayacağının kabul edilmekte olup iyiniyet savunmaları dinlenemeyeceği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... ... vekili, davalı ... vekili ve davalı ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
1-Davalı ... ... vekili ve davalı ... vekili temyiz dilekçesinde; davalı müvekkillerin davaya konu dairelerin tapusunu yükleniciden değil, arsa sahiplerinden aldıklarını, tapudaki resmi satış sözleşmesinin arsa sahipleri ile davalılar arasında yapıldığını, davacı arsa sahiplerinin yüklenici ile imzaladıkları sözleşmede ne zaman bağımsız bölümlerin satışının yapılabileceği konusunda hüküm koyduklarını ve buna göre 3. kişi olan davalı müvekkillerin arsa sahiplerinden satış yolu ile daireleri aldıklarını, üstelik yükleniciye isabet eden bağımsız bölümlerin satışı için arsa sahiplerinin yetki verdiklerini, davacı arsa sahiplerinin yapmış oldukları sözleşmenin risk ve sonuçlarından tapudaki kayda güvenerek daire satın alan üçüncü kişilerden telafi etmeye çalışmasının hakkaniyete aykırı olup hukuki güvenirliğe de şüphe düşürdüğünü, iyiniyetli 3. kişi olduklarını, vekalet ücretine hükmedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>2-Davalı ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti. vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilinin iyiniyetli iktisabının korunacağı ilkesinin ihlal edildiğini, müvekkilinin tamamen tapudaki kayda güvenerek işlem yaptığını, müvekkile taşınmazı devredenin davacı taraf olduğunu, davacılar ile yüklenici arasındaki ilişkiyi ve durumu müvekkilinin bilmesinin mümkün olmadığını, bu nedenle müvekkilinin iyiniyetinin korunması gerektiğini, üçüncü kişinin yolsuz kayda dayanarak ayni hak kazanımının korunabilmesi için tescilin yolsuzluğunu bilmemesi veya bilebilecek durumda olması gerektiğini, satışı yapanın arsa sahibi olması halinde iptalinin mümkün olamayacağı şeklindeki içtihatın gözardı edildiğini, Yargıtay uygulamasında arsa sahibinin devir yapması halinde pay iptalinin söz konusu olmayacağının kabul edildiğini, taşınmazı müvekkile satanın davacı olduğunu, müvekkili bir bağımsız bölümü arsa malikinden satın aldığında dahi edimi geçerli olmayacaksa tapu siciline güven ilkesinin ne anlamı ne işlevi kaldığını, kurulan hükmün müvekkili yönünden aşırı zarar doğurucu haksız ve adaletsiz olduğunu, müvekkili şirketin binayı inşa eden yükleniciden alacaklı olup bu alacağı tahsil edebilmek için alacakları ve ödediği bir kısım bedel karşılığında binadan bir bağımsız bölüm satın aldığını, müvekkili şirket aralarındaki ticari ilişki nedeniyle yükleniciden alacaklı olup bu alacakların tahsili için icra takipleri başlatıldığını, bu takiplere rağmen alacağın tahsilinin mümkün olmaması nedeniyle yüklenicinin inşa edeceği bağımsız bölümlerin birisini müvekkile teklif ettiğini ve ekte sundukları protokol kapsamında anlaşmaya varıldığını, anlaşma uyarınca bağımsız bölüm değeri borç bakiyesinden fazla olduğu için müvekkilinin hem mal verdiğini hem de üstüne ödeme yaptığını, karar ile müvekkilinin bir daha zarara uğradığını ve bağımsız bölümden de olduğunu, kurulan hüküm ile davacıların müvekkili aleyhine sebepsiz zenginleştiğini, müvekkilinin bağımsız bölümü satın aldığını, bağımsız bölümün arsa payı ve bitirilme oranı kadar yüklenicinin de yerine talep hakkına sahip olduğunu, bu nedenle arsa sahiplerinin inşa edilen kısım kadar müvekkile karşı sorumlu olduğunu, arsa sahiplerinin sebepsiz zenginleşmiş olacağını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi, tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.<br />
Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığı'na yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,<br />
Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve... Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; temyiz eden davalı ... ..., davalı ... ve davalı ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti'nin arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine konu taşınmazları tapuya güvenerek iyi niyetle devraldıkları, davalı ... Isıt. .... San. ve Tic. Ltd. Şti'ne taşınmazı devredenin davacı taraf olduğu iddia edildiğine göre, hükmü temyiz eden davalıların tapu sicilinde mülkiyeti devraldığı anda, TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadığını yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispata yarar delillerin ibrazı için davacı arsa sahibine verilecek makul süre neticesinde oluşacak sonuca uygun karar verilmesi, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca değerlendirilmesi gerektiğinden kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcın istek halinde temyiz edenlere iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
17.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243673-e-20253881-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="76524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3059 E., 2025/2232 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243059-e-20252232-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243059-e-20252232-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 27.05.2025 tarihli, 2024/3059 E., 2025/2232 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/3059 E., 2025/2232 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/986 E., 2024/1278 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 12. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/261 E., 2022/156 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılardan ... vekilince duruşma istemli, davalılar ... ve ... vekillerince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 27.05.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde davalı ... vekili Avukat ..., davalı ... vekili Avukat ..., davalı ... vekili Avukat ... ile davacı vekili Avukat ...’un gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının .... ada, 2 parsel sayılı taşınmazın maliki olduğunu, dava dışı yüklenici ... Konut Yapı Kooperatifi ile 18.06.1997 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, yüklenicinin edimlerini yerine getirmemesinden dolayı Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2003/963 E., 2008/559 K. dosyası ile yapılan yargılama neticesi sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2017/419 E., 2018/248 K. dosyası ile yapılan tapu iptal ve tescil davası neticesinde A blok 1-2-3-4-5-8-9-10-12-13-14-17-18 ve 20 no’lu bağımsız bölümlerin tapu kayıtlarının iptali ile davacı arsa sahibi adına tesciline karar verildiğini, 6-7-11-15-16-19-21 no’lu bağımsız bölüm malikleri .... ile ..... San. ve Tic. Ltd. Şti. aleyhine ikame olunan davanın ise atiye bırakıldığından bu bağımsız bölümler açısından davanın açılmamış sayılmasına karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, davalıların atiye bırakılan 7 adet taşınmazın son malikleri olduklarını, tüm bağımsız bölümler açısından sözleşmenin geriye etkili olarak feshedildiğinden 3. kişilere devri gerçekleştirilen 14 bağımsız bölüm için verilen tapu iptal ve tescil kararları doğrultusunda, davalıların kayden maliki olduğu bağımsız bölümlerde yüklenicinin ve kazanılmayan hakkın temlikinden de söz edilemeyeceğini ileri sürerek, 6-7-11-15-16-19-21 no’lu bağımsız bölümlerin davalılar adına olan tapu kaydının iptali davacı arsa sahibi şirket adına tescilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davacının 2003 yılında aynı taşınmazların o dönem ki maliki ... isimli şahsa dava açtıklarını ve davayı atiye bıraktıklarını, dava dilekçesi ekindeki belgeler incelendiğinde dayanılan mahkeme kararı içerisinde davacının o dönem açtığı davayı 05.05.2006 tarihinde atiye bıraktığı ve bu yönde verilen kararın temyiz edilmeden kesinleştiğinin açıkça ortada olduğunu, müvekkili tarafından taşınmazlardan 11 no’lu bağımsız bölümün ... isimli şahıstan 11.10.2004 tarihinde, 15 no’lu bağımsız bölümün ... isimli şahıstan 24.04.2008 tarihinde ve 21 no’lu bağımsız bölümün ise .... isimli şahıstan 28.10.2009 tarihinde satın alındığını, satın alma tarihinin üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen iyiniyetli 3. kişi olduğunu iddia ettiği müvekkilinin aleyhine bu davanın açılmasının hakkaniyete aykırı olduğunu, zamanaşımı itirazlarının bulunduğunu, müvekkilinin tapuya güven ilkesi ile taşınmaz bedelini ödemek suretiyle satın alan iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... cevap dilekçesinde; Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2013/98 E. sayılı dosyasında davacının harç ve vekalet ücretinden kurtulmak için davayı müracaata bıraktığını, kendisi hakkında herhangi bir talebinin olmadığını dile getirdiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>3. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu .... ada, ... parsel 16 no’lu bağımsız bölümün kütüğü incelendiğinde, 24.11.1999 tarihinde .... Tarım Ürünleri A.Ş. adına kat irtifakı kurulduğunu, 26.11.1999 tarihinde .... Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti'ne satıldığını, bu şirketin daireyi, 14.03.2003 tarihinde ...'a sattığını, ...'ın icra borçları nedeniyle 15.10.2003 tarihinde Antalya 7. İcra Müdürlüğü'nün 2002/11570 E. sayılı icra dosyası ile cebri icrayla ....'a satıldığını, bu şahıstan da 28.11.2007 tarihinde müvekkiline satıldığını, müvekkilinin iyiniyetli 3. şahıs olduğunu, sözleşmenin feshinin kesinleşmesinden sonra 12 yıl geçtiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>4. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin 4721 sayılı TMK’nın 1023. maddesine göre malın maliki olduğunu, müvekkilinin taşınmazı bedelini ödemek suretiyle satın alan iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalıların, satın alma tarihlerinden 10 yıldan fazla zaman geçtiği, TMK'nın 1023. maddesi gereği iyiniyetli 3. kişi oldukları iddialarının arsa maliklerine karşı müteahhit yükümlülüklerine 3. kişilerin halefiyeti ilkesi gereği taşınmazı devralan son maliklerin sorumluluklarını ortadan kaldırmayacağı, talep yönünden tapuya güven ilkesiyle ve taşınmaz bedelini ödemek suretiyle satın alan iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğu savunmasının geçersiz olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş, 22.06.2022 tarihli ek kararı ile hüküm kısmının 2, 3 ve 4 no’lu fıkralarının düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalılar ..., ... ve ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile sözleşmenin geriye etkili şekilde feshi halinde yükleniciye avans olarak verilen ve 3. kişilere devrettiği arsa paylarının iadesinin istenebileceği, yükleniciden temlik alan 3. kişilerin iyiniyet iddialarının artık dinlenemeyeceği, davalı ... vekilinin istinaf istemi yönünden, kararın tebliğ tarihi ile istinaf edildiği gün gözetildiğinde istinaf talebinin 2 haftalık istinaf süresi geçirildikten sonra yapıldığı, davacı vekilinin ve davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin ek karara karşı istinaf başvurusu yönünden, davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığının bulunduğu, bu nedenle davalılar arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunması nedeniyle harç ve yargılama giderinden davadaki tapu iptali ve tescile karar verilen bağımsız bölümlerin değerleri dikkate alınarak sorumlu olması ve vekalet ücreti hesap edilirken her bir bağımsız bölümün değeri üzerinden nispi vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun süre yönünden reddine, davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin karara, davacı vekili, davalı ... vekili ile davalı ... vekilinin ek karara karşı istinaf başvurularının kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Nispi harç alınmasının hatalı olduğunu,</p>

<p>b. Davacının 22 yıl önce 26.11.1999 tarihinde binada bulunan 21 adet dairenin tamamını bizzat kendisinin, sözleşmede taraf olmayan 3 kişi durumundaki şirkete sattığını,</p>

<p>c. Davacının kat karşılığı inşaat sözleşmesini feshettiği tarihten itibaren 1 yıl ve herhalde 10 yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğunu,</p>

<p>d. Mayıs 2006 tarihinde takipsiz bırakılan davanın, 16/11/2020 tarihinde tekrar ikame edilmesinin mümkün olmadığını,</p>

<p>e. Satın alınma tarihinin üzerinden 10 yıldan fazla zaman geçmiş olmasına rağmen iyiniyetli 3. kişi olan müvekkili aleyhine bu şekilde dava açılmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu,</p>

<p>f. Bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu,</p>

<p>g. Müvekkilin ayni hak sahibi olduğunu,</p>

<p>h. Husumet itirazlarının dikkate alınmadığını beyan etmektedir.<br />
2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Harçlar Kanunu'na göre sözleşmenin feshi ve tasfiyesine yönelik davaların maktu harca tabi olduğunu,</p>

<p>b. Davanın zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>c. Müvekkile satılan taşınmazın 15.10.2003 tarihinde Antalya 7. İcra Müdürlüğü'nün 2002/11570 E. sayılı icra dosyasından cebri icra ile .... isimli şahsa satıldığını,</p>

<p>d. Müvekkilin ayni hak sahibi olduğunu, iyiniyetli olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>3- Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkil adına kayıtlı bulunan taşınmazın, dava tarihi itibariyle ekonomik değerinin yani müddeabihin belirlenmesi, harç ve diğer giderlerin de bu miktara göre hesaplanması gerektiğini,</p>

<p>b. Müvekkilinin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesine göre malın maliki olduğunu,</p>

<p>c. Huzurdaki davanın zamanaşımına uğradığını beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Sonuç<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili istemine ilişkindir.</p>

<p>1. Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;<br />
İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararının davalı ... vekiline 19.06.2022 tarihinde tebliğ edildiği, davalı ... vekilinin istinaf kanun yoluna yasal süresinden sonra 07.07.2022 tarihinde başvurduğu bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun süre yönünden reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun öngördüğü yargılama sistemine göre İlk Derece Mahkemesi kararını istinaf etmeyen tarafın temyiz hakkı bulunmamaktadır. İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı ... vekilinin süresinde istinaf kanun yoluna başvurmadığından Bölge Adliye Mahkemesi kararına karşı temyiz hakkı bulunmamaktadır. Bu nedenle davalı ... vekilinin temyiz isteminin reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;<br />
Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.<br />
Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka değişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlanması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Bölge Adliye Mahkemesince yapılacak iş; davalı ...’un 19 no'lu bağımsız bölümü tapu sicilinde mülkiyeti devraldığı anda TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyi niyete sahip olmadığı yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği hususunda ispata yarar delillerin ibrazı için, davacı arsa sahibine verilecek makul süre neticesinde oluşacak uygun sonuca göre karar verilmesinden ibarettir.</p>

<p>3. Davalı ... vekilinin temyiz itirazları yönünden yapılan incelemede;<br />
Somut olayda davalı ..., davaya konu 16 no'lu bağımsız bölümü cebri icradan açık artırma suretiyle satın alan dava dışı üçüncü kişiden satın aldığını beyan etmiştir. Tapu devrinin cebri icraya dayanması halinde iyiniyet iddiasının da cebri icra koşullarına göre değerlendirmesi gerekir. Davaya konu taşınmazın cebri icra yoluyla satın alan kişiden satın alınması halinde TMK’nın 1023. maddesi gereği davalının iyiniyeti korunmaktadır. Bu durumda, davalı beyanında geçen cebri satış dosyasına dair kayıtlar dosyaya celp edilerek, taşınmazın davalı tarafından cebri icra yoluyla satın alan kişiden satın alınması halinde TMK'nın 1023. maddesi gereği davalının iyi niyetinin korunacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerektiği, aksi halde yukarıda (2) numaralı bentte anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda davalı ...’ın 16 no'lu bağımsız bölümü tapu sicilinde mülkiyeti devraldığı anda TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyi niyete sahip olmadığı yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiği veya bilmesi gerektiği hususunda ispata yarar delillerin ibrazı için, davacı arsa sahibine verilecek makul süre neticesinde oluşacak uygun sonuca göre karar verilmesi gerektiğinden kararın bozulması uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple,<br />
Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalı ... vekilinin temyiz isteminin REDDİNE,</p>

<p>(2) ve (3) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davalılar ... ve ... vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü ile, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının davalılar ... ve ... yararına BOZULMASINA,</p>

<p>Dairemizdeki duruşmada vekille temsil edilen davalılar ... ve ... yararına takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacıdan alınarak adı geçen davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde ilgililere iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 27.05.2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243059-e-20252232-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="69275"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/319 E., 2025/3046 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025319-e-20253046-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025319-e-20253046-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 23.09.2025 tarihli, 2025/319 E., 2025/3046 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/319 E., 2025/3046 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi<br />
EK KARAR TARİHİ : 03.05.2021<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/218 E., 2024/316 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekilince duruşmalı, davalılar ... mirasçıları, ... ve ... vekillerince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 23.09.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde davalı ... vekili Avukat ... , davalı ..., davalı ... vekili Avukat ... ile davacı ... vd. vekili Avukat ... 'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı arsa sahipleri vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkillerinin Ankara ili, ... ilçesi, ... Mahallesi 30212 ada 16 parsel sayılı taşınmazın hissedarı olduklarını, müvekkilleri ile davalı yüklenici şirket arasında ... . Noterliği’nin 16.08.2010 tarih ve ... yevmiye numaralı arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, bu sözleşmeye göre, inşa edilecek binada yüklenicinin %60, arsa sahiplerinin ise %40 oranında bağımsız bölüme sahip olacaklarını, sözleşme gereğince inşaata başlanmasıyla birlikte taşınmazda kat irtifakı tesis edildiğini ve yüklenici hissesine tekabül eden bağımsız bölümlerin yükleniciye ya da yüklenicinin talimatıyla üçüncü kişilere tapudan devredildiğini, davalı yüklenicinin sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirmediğini, inşaat seviyesi %44,5 iken inşattan el çektiğini, Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/160 Esas sayılı dosyasında sözleşmenin feshine karar verildiğini ve kararın kesinleştiğini, davalı yükleniciden temlikle kat irtifakı sahibi olan bir kısım davalıların bağımsız bölüm arsa payları üzerine ipotek ve haciz tesis ettirdiklerini, yükleniciden bağımsız bölüm satın alanların yüklenicinin edimini yerine getirip tapuya hak kazanması halinde hak sahibi olacaklarını belirterek davalılar adına olan tapu kayıtlarının iptali ile müvekkilleri adına başlangıçtaki arsa payları oranında tesciline, konulan haciz ve ipoteklerin kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Bir kısım davalı taraflar vekilleri cevap dilekçelerinde özetle; müvekkillerin iyiniyetli üçüncü kişi konumunda bulunduklarını ve husumet yöneltilemeyeceğini belirterek, davanın reddini savunmuşlardır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı yüklenici şirketin sözleşmeden kaynaklanan borç ve yükümlülüklerini süresi içinde yerine getirmediği, yüklenici aleyhine Ankara 12. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2013/160 Esas sayılı dosyasında inşaat seviyesinin %44,50 iken yüklenicinin inşaattan el çektiğinden bahisle sözleşmenin feshine karar verildiği, kararın kesinleştiği, bu durumda yükleniciden bağımsız bölüm satın alanların, bağımsız bölümler üzerine ipotek, haciz, tedbir ve şerh koyduranların veya yükleniciden alacaklı olanların iyiniyet savunmasında bulunamayacakları gerekçesiyle davacıların davalılardan ... Varlık Yönetim AŞ, ... Esnaf ve Sanatkarlar Kredi ve ... Kooperatifi, ... Vergi Dairesi Başkanlığı ve ... Finansbank AŞ hakkında açmış olduğu davanın konusunun kalmadığı anlaşılmakla karar verilmesine yer olmadığına, diğer davalılar hakkında açılmış olan davanın kabulü ile; Ankara İli, ... İlçesi, ... Mahallesi 30212 ada 20 parsel sayılı taşınmaz üzerinde mevcut kat irtifakının ve tapu kaydının iptali ile taşınmazın 718848/1677312 hissesinin davacı ..., 445440/1677312 hissesinin davacı ..., 24048/1677312 hissesinin davacı ..., 29392/1677312 hissesinin davacı ..., 29392/1677312 hissesinin davacı ..., 29392/1677312 hissesinin davacı ..., 24048/1677312 hissesinin davacı ..., 44088/1677312 hissesinin davacı ... , 44088/1677312 hissesinin davacı ..., 176352/1677312 hissesinin davacı ..., 42084/1677312 hissesinin davacı ..., 42084/1677312 hissesinin davacı ... ve 28056/1677312 hissesinin davacı ... adına tapuya tesciline, dava konusu Ankara ... Mahallesi 30212 ada 20 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 19 numaralı bağımsız bölüm üzerine (davalı ... oğlu ... adına kayıtlı) ... Bank Anonim Şirketinin alacakları nedeniyle (temlik alan ... Varlık Yönetim Anonim Şirketi) ... . İcra Dairesinin 2016/11944 esas (... . İcra Dairesinin 2018/10819) sayılı dosyası üzerinden ve Ankara ... Mahallesi 30212 ada 20 parsel sayılı taşınmaz üzerinde bulunan 22 numaralı bağımsız bölüm üzerine (davalı ... oğlu ... adına kayıtlı) ... Bank Anonim Şirketinin alacakları nedeniyle (temlik alan ... Varlık Yönetim Anonim Şirketi) ... . İcra Dairesinin 2016/11944 esas (... . İcra Dairesinin 2018/10819) sayılı dosyası üzerinden konulan hacizlerin kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ... Mirasçıları, ..., ... vekilleri tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. 16 nolu bağımsız bölümü Haydar Atlıhan’dan 19.07.2012 tarihinde tapu siciline güvenerek satın aldığını, iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkilinin 10.02.2017 tarihinde 11. nolu bağımsız bölümü satın aldığını, taşınmazı satın aldığı tarihte tapu kaydında herhangi bir ipotek, şerh veya haciz kaydının bulunmadığını, müvekkilinin tapuya güven ilkesi kapsamında iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>3. Davalı ... mirasçıları vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkillerinin murisine pay devrinin yükleniciden değil, arsa sahipleri tarafından yapıldığını, bu hususun dikkate alınmamasının hatalı olduğunu, müvekkilinin tapuya güven ilkesi kapsamında iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>4. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkilinin dava konusu 8 numaralı bağımsız bölümü kat irtifak tapusu ile aldığını, müvekkilinin söz konusu bağımsız bölümün ileride bina tamamlandıktan sonra kat mülkiyeti olarak tapusunu alacağına güvendiğini, inşaatların tamamlanmaması durumunda 3. kişilerin kazandıkları hakların, riskleri bilmeleri sebebiyle iyiniyetli olmadıkları gerekçesiyle ellerinden alınmasının hukuka aykırı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi nedeniyle tapu iptal tescil ile ipoteğin ve hacizlerin kaldırılması istemlerine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyi niyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyi niyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyi niyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2.fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; davalılar yargılama aşamasındaki savunmalarında söz konusu taşınmaz hissesini iyiniyetli olarak satın aldıklarını, davacı arsa sahipleri ile davalı yüklenici arasındaki arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinden haberdar olmadıklarını savunduklarından, davalıların taşınmaz hissesinin tescili anında kötüniyetli olduklarının ispatı konusunda davacı arsa sahiplerinin delillerinin ibrazının sağlanması, ibraz edilecek deliller ile birlikte dosya arasında bulunan tüm bilgi ve belgeler birlikte incelenerek davalıların mülkiyet hakkını kazanıp kazanamayacakları hususunun değerlendirilmesi ve sonucuna uygun karar verilmesidir.</p>

<p>Bozma sebebine göre davalılar vekillerinin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada değerlendirilmesi gerekmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Dairemizdeki duruşmada davalılar ..., ..., ... vekille temsil olunduğundan takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgililere iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-2025319-e-20253046-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="30219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/4251 E., 2025/2601 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20234251-e-20252601-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20234251-e-20252601-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, 2023/4251 E., 2025/2601 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4251 E., 2025/2601 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/894 E., 2023/733 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Antalya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/531 E., 2020/187 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararında dahili davalılar ..., ..., ..., ..., birleşen davada davalılar ... ve ... vekilleri tarafından duruşmalı, davalılar ..., ..., dahili davalı ..., ..., ... ve ... vekillerince duruşmasız olarak temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 30.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde duruşmalı temyiz talebinde bulunan asıl davada davalılar ... vd. vekili avukat ..., temyiz talebinde bulunan davalılar ... ve ... vekili avukat ..., temyiz talebinde bulunan davalı ... vekili avukat ..., temyiz talebinde bulunan davalı ... vekili avukat ...'in gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacıların murisi ile davalı yüklenici .... Emlak İnş. Taah. Tic. San. Ltd. Şti arasında 03.11.2009 tarihinde 4 blok yapılmak üzere arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldığını, sözleşmeye göre teslim edilmesi sürenin üzerinden 5 yıl geçmesine rağmen Antalya 4. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2014/27 D. iş sayılı tespit dosyasında bulunan rapordan anlaşılacağı üzere henüz %22,75 oranında tamamlandığını ileri sürerek sözleşmenin geriye etkili olarak feshine, yüklenici tarafından diğer davalılara devredilen 5 50... parsel 1,2,3,4,5,6,7,8 numaralı bağımsız bölümlerin iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş, birleşen davada ise 8 numaralı bağımsız bölümün maliki ... mirasçılarına yönelik olarak tapu iptali ile davacılar adına tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı lar ve daha sonra bağımsız bölümü devralan dahili davalılar taşınmazı iyi niyetle iktisap ettiklerini, arsa sahibi tarafından dava dışı üçüncü kişilere verilen vekaletname verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile 5 50... parseldeki blokta 28.04.2010 da kat irtifakı kurulduğu, yüklenici ...’nun bu bağımsız bölümleri üçüncü kişilere kat irtifakı kurulmasından kısa bir süre sonra sattığı, dava açıldıktan sonra bağımsız bölümlerin dahili davalılara satıldığı, Antalya 4.Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2014/27 değişik İş dosyasında düzenlenen raporda 5 52... parselin boş arsa durumunda olduğu, 5 53... parselin sadece temel hafriyatının yapıldığı, 5 50... parselin boş olduğu, 5 50... parselde her katta çift daire bulunan dört katlı blok bir apartman bulunduğu, sözleşmenin gerçekleşme seviyesinin %22,75 olduğu, yargılama sırasında alınan 05.06.2017 tarihli raporda yüklenicide kalan 5 50... parselde iskânlı dört katlı bina yapıldığı, arsa sahibinde kalan 5 52... ve 5 52... parselin boş olduğu, keza yüklenicide kalan 5 50... parselin de boş olduğu, seviyenin %23,38 olduğu geriye etkili fesih koşulları oluştuğu, 25.01.1984 gün ve 3/1 sayılı İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararından, yani ileriye etkili feshin sonuçlarından yararlanabilmesi, inşaatın en az yüzde doksan seviyesine getirilmesi gerektiği görüşünde olduğu, davalı gerçek kişilerin mülkiyetinde olan bağımsız bölümler, sözleşmeye göre yükleniciye bırakılan bağımsız bölümler olduğu ve onun tarafından üçüncü kişilere satıldığı, üçüncü kişilerin yüklenicinin ardılı konumunda olduğu, iyi niyet iddialarının da dinlenemeyeceği gerekçesi ile asıl ve birleşen davanın kabulü ile dahili davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacılar adına kayıt ve tesciline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde ... vekili, davalılar ..., ... , ... vekili, dahili davalı ... vekili, dahili davalı ... vekili, dahili davalılar ..., ..., ... ve ..., dahili davalı ... Vekili, birleşen dosyada Dahili Davalı ... vekili ve birleşen dosya davalıları ... ve ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ..., ..., ..., ... vekili temyiz dilekçesinde özetle<br />
a. Müvekkilinin iyi niyetli olarak taşınmazı iktisap ettiğini,</p>

<p>b. Taşınmazı bizzat davacı tarafından satın aldığını, yüklenicinin halefi olmadığını, bizzat davacı tarafından üçüncü kişilere verilen vekaletname ile satın aldığını beyan etmektedir</p>

<p>Davalı ... Vekili temyiz dilekçesinde özetle;</p>

<p>a. Müvekkilinin 5 numaralı bağımsız bölümü bankadan kredi çekerek satın aldığını, kötüniyetli olmasının mümkün olmadığını,</p>

<p>b. Taşınmazın iskanlı olduğunu sözleşme şartları yerine getirilmeden iskan alınmasının mümkün olmadığını beyan ederek kararın bozulmasını beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... Vekili temyiz dilekçesinde özetle;<br />
a. Müvekkilin kendinden önceki taşınmazı satın alan kişinin icra ihalesinden satın almış olduğu dikkate alındığından kötü niyetli olmasının mümkün olmadığını,</p>

<p>b. Arsa sahibinin 3. kişiye verdiği vekaletname ile bağımsız bölümlerin satıldığını,</p>

<p>c. Sözleşmenin şerh edilmemiş olduğunu,</p>

<p>d. Yüklenici ve davacının iş birliği içinde olduklarını,</p>

<p>e. Arsa sahiplerinin teslim süresi geçtikten sonra da vekalet vererek taşınmazın üçüncü kişilere satılmasına müsaade ettiklerini,</p>

<p>f. Mahkeme bağımsız bölümlerin davacılar adına kaydına karar verecek ise de genel iskan alınmış olan bağımsız bölümün rayiç değerinin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince müvekkile ödenmesi gerekmekte olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... Vekili temyiz dilekçesinde özetle;<br />
a. 8 numaralı bağımsız bölümün yükleniciden değil tapuda malik olan kişiden satın alındığını,</p>

<p>b. Arsa sahibinin 3. kişiye verdiği vekaletname ile bağımsız bölümlerin satıldığını,</p>

<p>c. Sözleşmenin şerh edilmemiş olduğunu,</p>

<p>d. Yüklenici ve davacının iş birliği içinde olduklarını,</p>

<p>e.Arsa sahiplerinin teslim süresi geçtikten sonra da vekalet vererek taşınmazın üçüncü kişilere satılmasına müsaade ettiklerini,</p>

<p>f. Mahkeme bağımsız bölümlerin davacılar adına kaydına karar verecek ise de genel iskan alınmış olan bağımsız bölümün rayiç değerinin sebepsiz zenginleşme hükümleri gereğince müvekkile ödenmesi gerekmekte olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde özetle;<br />
a. Müvekkili ...’un 5 nolu bağımsız bölümü yükleniciden değil, dava dışı ... satın aldığını,</p>

<p>b. Müvekkili ...’in ise 3 nolu bağımsız bölümü ... satın aldığını, 4. kişi olarak satın aldığını, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesini bilme durumunun olmadığını,</p>

<p>c.Arsa sahibinin 3. kişiye verdiği vekaletname ile bağımsız bölümlerin satıldığını,</p>

<p>d. Sözleşmenin şerh edilmemiş olduğunu,</p>

<p>e. Ayrıca müvekkiler adına kayıtlı olan bağımsız bölümler satıldığı için haklarında karar verilmesine yer olmadığına kararının verilmesi ve yargılama giderleri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiğini beyan etmektedir.</p>

<p>Davalı ... ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
a. Müvekkilerinin taşınmazı davacılardan satın aldığını,</p>

<p>b. 8 nolu bağımsız bölümü babalarının kredi çekerek ... satın aldığını daha sonra buranın satıldığını,</p>

<p>Davalı ... Vekili temyiz dilekçesinde özetle;<br />
a. Müvekkilinin iyi niyetli olarak 3 numaralı bağımsız bölümü satın aldığını, emlakçıya dahi kapora ödediğini,</p>

<p>b. Arsa sahibinin 3. kişiye verdiği vekaletname ile bağımsız bölümlerin satıldığını beyan etmektedir.<br />
B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi ve tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.<br />
16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,<br />
Yargıtay Kanunu’nun 45/5.fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyi niyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023.maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023.maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin;üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka değişle üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı,zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992.maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyi niyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyi niyetli üçüncü kişinin TMK'nin 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2.fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlanması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,</p>

<p>Yargıtay Kanunu’nun 45/5.fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyi niyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyi niyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanunun 1023.maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023.maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyi niyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin;üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötü niyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı,zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992.maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyi niyetli üçüncü kişinin TMK'nin 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2.fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; hükmü temyiz eden tapu maliki olan davalıların tapu sicilinde mülkiyeti devraldıkları anda, TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadıklarını yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiklerini veya bilmeleri gerektiği hususunda yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesinden ibaret iken yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiş hükmün bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>28.000,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtaydaki duruşmada vekille temsil olunan adı geçen davalılara verilmesine,</p>

<p>Peşin alınan harçların istek halinde temyiz eden davalılara iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20234251-e-20252601-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3.jpg" type="image/jpeg" length="63159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2023/3082 E., 2025/2258 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20233082-e-20252258-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20233082-e-20252258-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.05.2025 tarihli, 2023/3082 E., 2025/2258 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3082 E., 2025/2258 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1324 E., 2023/1638 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Erbaa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/275 E., 2023/45 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalılar ...., ... ve ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacılar vekili dava dilekçesinde; muris arsa sahibi ile davalı yüklenici ... arasında kat karşılığı inşaat sözleşmesi imzalandığını, ancak sözleşmedeki edimlerin yerine getirilmediğini, yüklenicinin sözleşme gereği kendisine düşecek daireleri diğer davalılara sattığını belirterek sözleşmenin feshini ve tapu iptal tescillerini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bağımsız bölümün bedelini yükleniciye ödediğini ve satın aldığını tapuda bu dairenin yüklenici üzerinde olduğunu ve iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bağımsız bölümün bedelini yükleniciye ödediğini ve satın aldığını tapuda bu dairenin yüklenici üzerinde olduğunu ve iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>3.Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin söz konusu gayrimenkulü ...'in talebi üzerine emanet olarak aldığını, yine onun talebiyle de devretmiş olduğunu, gayrimenkulü ...'in belirttiği kişilere devrettiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>4.Davalı ... cevap dilekçesinde; dava konusu bağımsız bölümü davalılardan ...'dan aldığını, iyiniyetli olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile yüklenici edimini yerine getirmediği için sözleşmenin feshine, davalı ... yönünden tapuda malik olmadığı için dava şartı yokluğundan reddine, diğer davalılar yönünden tapu iptal tescil talebinin kabulü ile mirasçılık belgesindeki paylar oranında tesciline karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar ..., ..., ... ve ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalılar ... ve ...'in istinaf başvurularının esastan reddine, davalılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurularının kabulü ile ilk derece mahkemesinin kararının kaldırılmasına yeniden hüküm kurularak sözleşmenin feshine, davalı ... yönünden dava şartı yokluğundan usulden reddine, diğer davalılar yönünden tapuların iptaline ve mirasçılık belgesinde belirtilen paylar oranında davacılar adına tesciline karar verilmiş, istinaf başvuruları kabul edilen davalılar hakkında yargılama giderleri ve vekalet ücreti yönünden lehe hesaplama yapılarak hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde:<br />
a. Bağımsız bölümü bedelini ödeyerek yükleniciden aldığını, aldığı esnada tapuda sözleşme şerhinin bulunmadığını,<br />
b. TMK'nın 1023. maddesi hükümlerine göre tapuya güven ilkesinden yararlanması gerektiğini beyan etmektedir.<br />
2. Davalı ... ve ... vekili temyiz dilekçesinde:<br />
a. Bağımsız bölümü bedelini ödeyerek yükleniciden aldığını, aldığı esnada tapuda sözleşme şerhinin bulunmadığını,<br />
b. TMK'nin 1023. maddesi hükümlerine göre tapuya güven ilkesinden yararlanması gerektiğini beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, kat karşılığı sözleşmesinden kaynaklanan fesih ve tapu iptal tescil istemine ilişkindir.<br />
Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulunca 16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.<br />
16.05.2025 tarih, 2024/1 esas; 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi,<br />
Yargıtay Kanunu’nun 45/5.fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyi niyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).<br />
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.<br />
TMK’ nın 3. ve 1023.maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.<br />
Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu”kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı,zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlanması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.<br />
Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda mahkemece yapılacak iş; temyiz eden davalılar ...., .... ve ... yönünden yukarıda açıklanan gerekçeler çerçevesinde inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi olup, kararın bozulması uygun görülmüştür.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,<br />
Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20233082-e-20252258-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="91283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2024/3430 E., 2025/2450 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243430-e-20252450-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243430-e-20252450-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 19.06.2025 tarihli, 2024/3430 E., 2025/2450 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/3430 E., 2025/2450 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2399 E., 2024/2441 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Samsun 3. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/518 E., 2024/707 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, 19.06.2025 tarihinde duruşma yapılmasına ve duruşma gününün taraflara davetiye ile bildirilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Belli edilen günde davalı ... vekili Avukat ... ile davacı ... vd. vekili Avukat ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra işin incelenerek karara bağlanması için uygun görülen saatte Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlenerek dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekilleri dava dilekçesinde; arsa sahibi olan müvekkilleri ile dava dışı yüklenici ... arasında arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi düzenlendiğini, yüklenicinin sözleşmede kararlaştırılan sürede edimlerini yerine getirmemesi üzerine açtıkları dava sonucunda sözleşmenin geriye etkili olarak feshine karar verildiğini, yüklenicinin kendisine avans olarak verilen taşınmazları davalı da dahil olmak üzere üçüncü kişilere sattığını, bu durumda davalının iyiniyet iddiasının dinlenme olanağı bulunmadığını ileri sürerek, dava konusu 3628 ada, 12 parsel, D blok, 40 no'lu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile davacılar adına hisseleri oranında tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava konusu bağımsız bölümün iş karşılığı olarak müvekkiline devredildiğini, devrin arsa sahiplerinden davacı ... tarafından yapıldığını, müvekkilinin iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu, tapu siciline güvenerek tapuyu devraldığını, kazanımının korunması gerektiğini savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dışı yükleniciye yapılan tapu devrinin avans niteliğinde olduğu, yüklenicinin bağımsız bölümün mülkiyetine hak kazanabilmesi için arsa sahiplerine karşı olan edimlerini yerine getirmiş olması gerektiği, henüz inşaat halinde olan bir binadan arsa payı satın alan üçüncü kişilerin bu kuralı bilmediklerinin ve iyiniyetli olduklarının kabul edilemeyeceği, yüklenici edimlerini yerine getirmediğinden, davacı arsa sahipleri tarafından daha önce açılan dava sonucunda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili olarak feshedildiği ve kararın kesinleştiği, arsa sahiplerinin bu durumda avans olarak verdikleri tapuların iadesi isteyebilecekleri, davalının iyiniyet savunmasının dinlenme olanağı bulunmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile dava konusu bağımsız bölümün tapu kaydının iptali ile hisseleri oranında davacılar adına tesciline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresinde davalı tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde:<br />
Müvekkilinin tapu sicilindeki kayda güvenerek iyiniyetle taşınmazı devraldığını, öte yandan tapu devrinin arsa sahiplerinden ... tarafından yapıldığını, söz konusu dairenin müvekkiline, inşaatların beton döküm işinin karşılığı olarak devredildiğini, arsa sahiplerinin de bu anlaşmaya katıldığını, dolayısıyla dairenin avans olarak değil iş karşılığı devredildiğini, müvekkilinin kötüniyetli olduğunu ispat yükümlülüğünün davacı tarafa ait olduğunu, mahkemece eksik incelemeye dayalı olarak karar verildiğini beyan etmektedir."</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi ve tapu iptal ve tescil istemine ilişkindir.<br />
Dairemizin, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine..” dair içtihadından dönmek amacıyla Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince Yargıtay Birinci Başkanlığına yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca 16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2</p>

<p>Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.<br />
16.05.2025 tarihli, 2024/1 Esas 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu nedenle;<br />
Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’ nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapunun avans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı, zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlaması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş; davalının tapu sicilinde mülkiyeti devraldığı anda, TMK'nın 1023. maddesi anlamında korunması gereken iyiniyete sahip olmadığını yani tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispata yarar delillerin ibrazı için, davacı arsa sahiplerine verilecek makul süre neticesinde oluşacak sonuca uygun karar verilmesinden ibarettir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dairemizdeki duruşmada vekille temsil olunan davalı yararına takdir olunan 28.000,00 TL duruşma vekalet ücretinin davacılardan alınarak, davalıya verilmesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye<br />
Mahkemesine gönderilmesine, 19.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20243430-e-20252450-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="31672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2025/2930 E., 2025/3634 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252930-e-20253634-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252930-e-20253634-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.10.2025 tarihli, 2025/2930 E., 2025/3634 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2930 E., 2025/3634 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/484 E., 2021/177 K.</p>

<p>Davalı ... mirasçıları vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar vekili; müvekkilleri arsa sahipleri ile davalılardan ... ve ... arasında 07.08.1992 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ve 01.09.1993 tarihli ek sözleşme düzenlendiğini, davalı yüklenicilerin inşaatı tamamlamadığını, eksik ve ayıplı olduğunu, 4. katın inşaat projesine ruhsatına ve imara aykırı olduğunu bu nedenle iskân ruhsatı alınamadığını ve kat mülkiyeti kurulmadığını, davalı yüklenicinin diğer davalılara taşınmazları devrettiğini ileri sürerek sözleşmenin feshine, davalılara ait tapu kaydının iptali ile davacılar adına tesciline, davalıların haksız el atmasının önlenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalılar ..., ..., ..., ... ve ... vekili; davaya dayanak yapılan kat karşılığı inşaat sözleşmesinin 07.08.1992 tarihli olduğunu, bu sözleşmeye göre inşa edilen taşınmazların 1993 yılında bitirilerek hak sahiplerine teslim edildiğini ve bu tarihten itibaren hak sahipleri tarafından fiilen kullanıldığını, davacı tarafça açılan bu davanın hakkaniyete aykırı olduğunu, sözleşmenin 7. ve 8. maddelerinde 4. kat inşaatı yapılmadan yaklaşık 1 yıl önce her iki tarafça yapılacak ilave katların nasıl paylaşılacağının anlaşıldığını, 01.09.1993 tarihli ek sözleşme ile sonradan yapılan 4. kattaki bağımsız bölümlerin tamamının müteahhide ait olacağının kararlaştırıldığını, bu durumda herhangi bir gizli ayıbın varlığından söz edilemeyeceğini, davacının tüm taleplerinin zaman aşımına uğradığını, müvekkillerinden ...'nın 9, ...'ın 15, .... ve ...'in 16 no.lu daire malikleri olup daireleri yüklenici müteahhitlerden bedelini ödeyerek ve kat karşılığı inşaat sözleşmesine güvenerek tapuda iktisap ettiklerini, iyiniyetli 3. şahıs olduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalılar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... cevap dilekçelerinde; davanın zamanaşımına uğradığını, kendilerinin iyiniyetli 3. kişi konumunda olduklarını, %80'i tamamlanmış olan yapıda inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshinin mümkün olmadığını savunarak davanın reddini istemişlerdir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin 10.12.2015 tarihli kararı ile dava konusu taşınmazın imara uygun hale getirilmesinin mümkün olmadığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>1. Mahkemenin 10.12.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davalı ... ve arkadaşları vekili ile ... ve arkadaşları vekillerince ayrı ayrı temyiz isteminde bulunulması üzerine Yargıtay (Kapatılan) 23. Hukuk Dairesi'nin 02.07.2019 tarih, 2016/4248 E., 2019/3166 K. sayılı ilamıyla; imar barışı kapsamında başvuru yapıldığının dosya kapsamından anlaşıldığı, bu durumda İmar barışı olarak da nitelendirilen 7143 sayılı Kanun'un 16. maddesi gereğince ruhsata ve imâra aykırılıkların giderilmesi konusunda davalı tarafça müracaat yapıldığına göre mahkemece anılan mevzuat uyarınca yapılan müracaatın sonucuna göre bir karar verilmesi için kararın re'sen bozulması gerektiği gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2. Mahkemenin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının 01.01.2019 tarihli Yapı Kayıt Belgesini, Belediye Başkanlığı'na sunma dışında taşınmazı imâra uygun hale getirmek üzere herhangi bir proje hazırlayıp takibini yapmamış olduğu, bir başka ifadeyle 03.01.2019 tarihinden itibaren işlem yapmamış olduğu anlaşıldığından, dava dayanağı kat karşılığı inşaat sözleşmesi ve ek sözleşmenin geriye etkili olarak feshine, taşınmazın davalı kat maliklerinin hisselerinin tapu kayıtlarının iptali ile davacı ... adına tapuya kayıt ve tesciline, davalı kat maliklerinin davacıların hissesine ilişkin müdahalelerinin men'ine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış, tapuda ismi ve hissesi bulunmayan davalı ... yönünden ise husumet yokluğundan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemenin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararına karşı davalılar ... ve arkadaşları vekilince temyiz isteminde bulunulması üzerine Dairemizin 13.12.2022 tarih, 2022/2927 E., 2022/5824 K. sayılı kararı ile mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemiz 13.12.2022 tarihli ilâmına karşı davacılar vekili, yüklenici mirasçıları vekili ve davalı ... ve arkadaşları vekilince karar düzeltme talebinde bulunulması üzerine Dairemizin 14.11.2023 tarih, 2023/2880 E., 2023/3824 K. sayılı kararı ile davalılar vekilinin karar düzeltme talebinin reddine, davacılar vekilinin karar düzeltme talebinin kabulü ile Dairemizin 13.12.2022 tarih, 2022/2927 E. ve 2022/5824 K. sayılı bozma ilâmının kaldırılmasına yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre mahkeme kararı ve dayandığı gerekçeler usul ve yasaya uygun bulunduğundan hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece onama ilamı sonrası kararın kesinleştirilmesine karar verilmiş ancak bu aşamadan sonra davalı ... mirasçıları ...'in yargılama aşamasında vefat ettiğini tebligatların kendilerine çıkmadığını bildirmesi üzerine Mahkemece kesinleştirme kararı iptal edilmiş, davalı muris ... mirasçılarına tebligat çıkarılmıştır. Davalı muris .....'in mirasçılarının kararı temyiz etmesi üzerine usulsüz tebligat dolayısıyla bu kez Dairemizce davalı ... mirasçıları yönünden temyiz incelemesi yapılmış, Dairemizin 30.04.2025 tarih, 2024/2807 E., 2025/1793 K. sayılı ilâmı ile kamu düzenine aykırılık halleri ile uyulan bozma ilamının içeriğinin re'sen gözetildiği; kararın dayandığı gerektirici sebepler ve delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle hükmün onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong></p>

<p>A.Karar Düzeltme Sebepleri</p>

<p>Davalı ... mirasçıları vekili karar düzeltme dilekçesinde özetle; dava konusu sözleşmeye konu yapının inşası tamamlanarak 1993 yılında teslimi gerçekleşmiş olup; hak sahiplerince 32 yıldan bu yana kullanıldığını, taşınmaz için yapı kayıt belgesi alındığını, herhangi bir eksikliğin kalmadığını, müvekkillerinin murisi ...’nun dava konusu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tarafı olmayıp, taşınmazı (arsa payını) yükleniciden satın alan iyiniyetli 3. kişi konumunda olduğunu, hakkının korunması gerektiğini beyan ederek kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, kat karşılığı inşaat sözleşmesinden kaynaklanan sözleşmenin feshi, tapu iptal tescil ve müdahalenin meni istemine ilişkindir.</p>

<p>1. Yargıtay kararının düzeltilmesi 1086 sayılı Kanun'un 440 ıncı maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Dairemiz, “arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin geriye etkili feshi halinde yükleniciden hisse veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen üçüncü kişilerin iyiniyetle tapuya güvenerek ayni hak iktisaplarının dinlenmeyeceğine; zira, arsa sahibinin yükleniciye intikal ettirdiği tapu devrinin avans mahiyetinde olduğuna yüklenicinin edimini yerine getirmemesi halinde tapuya güvenmenin veya iyiniyetli olmanın bir öneminin bulunmadığına dolayısıyla tüm tapu intikallerinin arsa sahibine geri döneceğine” dair içtihadından dönmek için Yargıtay Kanunu’nun 15/2-c maddesi gereğince içtihadı birleştirme için Yargıtay Birinci Başkanlığı'na yaptığı başvuru neticesinde Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nca 18.04.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı ile Dairemizin eski içtihatlarından dönme istemi kabul edilmiştir.</p>

<p>18.04.2025 tarihli, 2024/1 Esas, 2025/2 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı'nda belirtildiği gibi, Yargıtay Kanunu’nun 45/5. fıkrası gereğince içtihadı birleştirme kararları benzer hukuki konularda Yargıtay Genel Kurullarını, dairelerini ve adliye mahkemelerini bağlar. İçtihadı birleştirme öncesinde aksi yönde bir bozma olsa bile usuli kazanılmış hakkın istisnası olarak uygulanması gerekir.</p>

<p>Bu nedenle; Hukuk sistemimizde taşınmaz mülkiyeti edinmek ancak tapu sicili ile mümkündür. Tapu sicili herkese açıktır. İlgili herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfa ve belgelerin kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini tapu memurundan isteyebilir. Tapu kütüğüne yapılmış her tescil, bir ayni hakkı karşılar. Geçerli bir tescil, sicil dışı meydana gelen bir değişiklik sonucu sonradan yolsuz tescil haline gelebilir. Bu durumda bile iyiniyetli üçüncü kişiler bakımından, tescilin olumlu hükmü uygulanır. Yani, iyiniyetli üçüncü kişilerin böyle bir tescile güvenerek kazandıkları ayni haklar korunur (TMK. m. 1023).</p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, bünyesinde gayrimenkul satış vaadi ve eser sözleşmesini barındıran karma bir sözleşmedir. Bu sözleşmede arsa sahibi, sözleşmeye uygun koşullarda arsasını yükleniciye teslim etmek; yüklenici kendisine karşı edimini yerine getirdiğinde ise yükleniciye bırakılan bağımsız bölümlerin tapusunu ona devretmek ile yükümlüdür. Sözleşmenin diğer tarafı olan yüklenicinin edim borcu ise sözleşmede kararlaştırılan nitelikteki binayı yapıp arsa sahibine teslim etmektir. Aynı zamanda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi ani edimli bir sözleşmedir. Ani edimli sözleşmenin kural olarak geriye etkili feshi ve tasfiyesi mümkündür. Geriye etkili fesihte sözleşmenin tarafları verdiklerini sebepsiz zenginleşme kurallarına göre geri isteyebilirler. Uygulamada arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi yapıldıktan sonra yüklenici henüz edimlerini yerine getirmeden; arsa sahibi, arsa veya kat irtifak tapularını veya bir kısmını çeşitli saiklerle yükleniciye tapuda devretmekte ve yüklenici devraldığı bağımsız bölüm veya arsa hisselerini üçüncü kişilere satmaktadır. Arsa payı veya bağımsız bölümlerin satılmasından sonra yüklenici edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi talep edilebilmektedir.</p>

<p>TMK’nın 3. maddesine göre, tapuya güvendiğini, iyiniyetli olduğunu beyan eden ve yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm satın alan üçüncü kişinin iyiniyetli olduğu Kanun gereğince karine olarak kabul edilmelidir. Aynı Kanun'un 1023. maddesine göre ise tapuya güvenerek iktisap edilen ayni hakkın korunması gerekir.</p>

<p>TMK’nın 3. ve 1023. maddelerine göre, yükleniciden arsa payı veya bağımsız bölüm devralan üçüncü kişi iyiniyetli ise yüklenici adına yapılan tescil başlangıçtan itibaren yolsuz olsa veya sonradan geriye etkili fesihle yolsuz hâle gelse bile devrin geçerli olacağı kabul edilmelidir. Zira tapu siciline güven ilkesi korunmazsa hukukî işlem güvenliği, dolayısıyla hukukun en temel ilkelerinden olan hukukî güvenlik ilkesi de ihlâl edilmiş olur.</p>

<p>Üçüncü kişinin, “aleni tapu kaydını” inceleyerek satın aldığı taşınmazın yüklenici adına kayıtlı olduğunu, inşaat mahallinde sadece yüklenicinin bulunduğunu, inşaatı yüklenicinin yaptığını araştırdıktan ve sözleşmenin geriye etkili feshedilme ihtimalinin bulunmadığı sonucuna vardıktan sonra tapudan mülkiyet veya ipotek edinen kişinin iyiniyet karinesinden özellikle yararlanmalıdır.</p>

<p>Ancak, arsa sahibinin; üçüncü kişinin taşınmazı tapuda satın aldığı anda arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi nedeniyle tapunun yükleniciye devredildiğini ve yüklenicinin edimlerini yerine getirmediği için sözleşmenin geriye etkili feshi ihtimalini bildiğini ve buna rağmen taşınmazı satın aldığını veya lehine ipotek tesis ettiğini, bir başka deyişle üçüncü kişinin kötüniyetli olduğunu somut delil ve vakıalarla ispat etmesi halinde elbette tapunun arsa sahibine döneceğinin kabulü gerekir.</p>

<p>Öte yandan, arsa sahibinin yükleniciye devrettiği tapununavans tapu olduğunun kabulü de mümkün değildir. Zira “avans tapu” kavramının Türk Medeni Kanunu ve Türk Eşya Hukuku sisteminde yerinin bulunmadığı, Doktrinde de belirtildiği gibi, arsa sahibinin yükleniciye tapu devrinin avans tapu kavramıyla açıklanamayacağı,zira tapu devrinin şarta bağlanamayacağı; dolayısıyla, yüklenici adına kayıtlı olan arsa hissesi veya bağımsız bölümün üçüncü kişiye satılmasının geçerli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arsa sahibinin yükleniciye tapuyu devretmesi, yolsuz tescil olarak da değerlendirilemez. Zira aynî hakkın kurulabilmesi için yeterli olmayan ve gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tescil, yolsuz tescildir. (TMK.1024). TMK’nın 992. maddesi hükmü gereğince, arsa sahibinin bozucu yenilik doğuran hakkını kullanarak sözleşmeden dönme anına kadar, mülkiyet hakkına sahip yüklenicinin tasarruf işleminde hiç bir hukuki sakatlık olmayacaktır. Arsa sahibi, sözleşmeden sonradan dönse bile “yolsuz tescil” iddiasıyla yükleniciden iyiniyetle ayni hak iktisap eden üçüncü kişiden tapu iptali ve tescil talep etme hakkı bulunmayacaktır.</p>

<p>İzah edilen nedenlerle, tapuya güvenerek yükleniciden arsa hissesi veya bağımsız bölüm satın alan yahut lehine ipotek tesis edilen iyiniyetli üçüncü kişinin TMK'nın 1023. maddesine istinaden iktisabının korunması gerekir. Ancak, arsa sahibinin TMK’nın 3/2. fıkrası gereğince, üçüncü kişinin taşınmazı satın aldığı veya lehine ipotek tesis ettiği anda, “tapunun arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince yükleniciye devredildiğini ve sözleşmenin geriye etkili fesih koşullarının bulunduğunu” bildiğini veya bilmesi gerektiğini ispatlanması halinde arsa sahibinin tapu iptali ve tescil talebi kabul edilebilir.</p>

<p>Anılan İçtihadı Birleştirme ve Dairemizin yeni içtihatları doğrultusunda Mahkemece yapılması gereken iş; taşınmazı yükleniciden satın alan davalı muris ...’nun TMK’nın 1023. maddesi kapsamında iyiniyetli olup olmadığının yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda inceleme ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesidir. Dairemizce anılan husus gözden kaçırılarak kararın onandığı bu kez yapılan inceleme ile anlaşıldığından bunun sağlanabilmesi için hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı ... mirasçıları vekilinin karar düzeltme isteminin KABULÜNE,</p>

<p>Dairemizin 30.04.2025 tarihli 2024/2807 Esas, 2025/1793 Karar sayılı onama ilamının KALDIRILMASINA,</p>

<p>Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz ve karar düzeltme harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>28.10.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20252930-e-20253634-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 13 Jun 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="80602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24788"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="72436"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48170"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62819"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79539"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79664"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="88967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="44773"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="90327"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="37349"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="66392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="50912"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="31366"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="32644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="35419"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="21828"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
