<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 02 Sep 2026 19:52:56 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin 2023/174 E., 2025/224 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/11/2025 tarihli, 2023/174 esas - 2025/224 karar sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2023/174</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2025/224</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 6/11/2025</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 17/2/2026-33171</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURANLAR: </strong>1. Danıştay 13. Dairesi (E.2023/174)</p>

<p>2. Ankara 11. İdare Mahkemesi (E.2025/82)</p>

<p><strong>İTİRAZ</strong><strong>LARIN</strong> <strong>KONUSU:</strong> 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin,</p>

<p>Anayasa’nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptallerine karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> İdari para cezalarının iptalleri talebiyle açılan davalarda itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkemeler, iptalleri için başvurmuşlardır.</p>

<p><strong>I.</strong> <strong>İPTALİ İSTE</strong><strong>NEN KANUN HÜKÜMLERİ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralların da yer aldığı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>“Yerinde İnceleme</p>

<p>Madde 15 – Kurul, bu Kanunun kendisine verdiği görevleri yerine getirirken <strong>gerekli</strong> <strong>gördüğü</strong> <strong>hallerde</strong><strong>,</strong> teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabilir. Bu amaçla teşebbüslerin veya teşebbüs birliklerinin:</p>

<p>a) (Değişik:16/6/2020-7246/4 md.) Defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü verilerini ve belgelerini inceleyebilir, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilir,</p>

<p>b) Belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama isteyebilir,</p>

<p>c) Teşebbüslerin her türlü mal varlığına ilişkin mahallinde incelemeler yapabilir.</p>

<p>İnceleme, Kurul emrinde çalışan uzmanlar tarafından yapılır. Uzmanlar incelemeye giderken yanlarında incelemenin konusunu, amacını ve yanlış bilgi verilmesi halinde idari para cezası uygulanacağını gösteren bir yetki belgesi bulundururlar.</p>

<p>(Ek fıkra: 1/8/2003-4971/25 md.) İlgililer istenen bilgi, belge, defter ve sair vasıtaların suretlerini vermekle yükümlüdür. <strong>Yerinde</strong> <strong>incelemenin</strong> <strong>engellenmesi</strong> <strong>veya</strong> <strong>engellenme</strong> <strong>olasılığının</strong> <strong>bulunması</strong> <strong>durumunda</strong> <strong>sulh</strong> <strong>ceza</strong> <strong>hakimi</strong> <strong>kararı</strong> <strong>ile</strong> <strong>yerinde</strong> <strong>inceleme</strong> <strong>yapılır</strong><strong>.</strong>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p><strong>A. E.2023/174 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Zühtü ARSLAN, Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Muammer TOPAL, M. Emin KUZ, Rıdvan GÜLEÇ, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, Basri BAĞCI, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR ve Muhterem İNCE’nin katılımlarıyla 30/11/2023 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>B. E.2025/82 Sayılı Başvuru Yönünden</strong></p>

<p>2. Anılan İçtüzük hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 27/3/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. BİRLEŞTİRME KARARI</strong></p>

<p>3. 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin,</p>

<p><strong>B.</strong> 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin,</p>

<p>iptallerine karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusuna ilişkin E.2025/82 sayılı davanın, aralarındaki hukuki irtibat nedeniyle E.2023/174 sayılı dava ile BİRLEŞTİRİLMESİNE, esasının kapatılmasına, esas incelemenin E.2023/174 sayılı dosya üzerinden yürütülmesine 27/3/2025 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>4. Başvuru kararları ve ekleri, Raportör Abdullah ATAY tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükümleri dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Uygulanacak Kural Sorunu</strong></p>

<p>5. Anayasa’nın 152. ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 40. maddelerine göre bir davaya bakmakta olan mahkeme, o dava sebebiyle uygulanacak bir kanunun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasa’ya aykırı görmesi veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varması durumunda bu hükümlerin iptalleri için Anayasa Mahkemesine başvurmaya yetkilidir. Ancak anılan maddeler uyarınca bir mahkemenin Anayasa Mahkemesine başvurabilmesi için elinde yöntemince açılmış ve mahkemenin görevine giren bir davanın bulunması, iptali talep edilen kuralın da o davada uygulanacak olması gerekir. Uygulanacak kural ise bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallardır.</p>

<p>6. İtiraz yoluna başvuran Mahkemelerce 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin iptali talep edilmiştir. Anılan maddede Rekabet Kurulunun (Kurul) görevini yerine getirirken gerekli gördüğü hâllerde, teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunma yetkisi düzenlenmiştir. Maddenin üçüncü fıkrasının itiraz konusu ikinci cümlesinde ise yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda Kurulun sulh ceza hâkimi kararıyla yerinde inceleme yapabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>7. Bakılmakta olan davaların konusu ise anılan Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca teşebbüslere verilen idari para cezalarının iptalleri talebine ilişkin olup davalara konu olaylarda yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması nedeniyle alınmış bir sulh ceza hâkimi kararı bulunmamaktadır. Bu itibarla itiraz konusu kuralın davaların çözümünde veya davaları sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bir kural olduğu söylenemez.</p>

<p>8. Açıklanan nedenle Kanun’un 15. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz başvurusunda bulunan Mahkemelerin bakmakta oldukları davalarda uygulanma imkânı bulunmadığından anılan cümleye ilişkin başvuruların Mahkemelerin yetkisizliği nedeniyle reddi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>B. İtirazların Gerekçeleri</strong></p>

<p>9. Başvuru kararlarında özetle; itiraz konusu kuralla Kurulun yerinde inceleme yetkisinin gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlı tutulmadığı, bu yöndeki kararın yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulma zorunluluğunun da öngörülmediği, bu itibarla anayasal güvencelerin sağlanmadığı belirtilerek kuralın Anayasa’nın 2., 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>10. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 167. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>11. 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde Kurulun, söz konusu Kanun’un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hâllerde teşebbüs veya teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabileceği öngörülmüştür. Anılan cümlede yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>12. Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; eylem ve işlemleri hukuka uygun, insan haklarına saygılı, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, her alanda adil bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuki güvenliği sağlayan, hukuk kurallarıyla kendini bağlı sayan ve yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>13. Hukuk devletinin temel unsurlarından biri de belirlilik ilkesidir. Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup kişinin kanundan belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini verdiğini bilmesini zorunlu kılmaktadır. Kişi ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörebilir ve davranışlarını ayarlayabilir. Hukuki güvenlik ilkesi bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2020/80, K.2021/34, 29/4/2021, § 25; E.2022/9, K.2022/80, 21/6/2022, § 11).</p>

<p>14. İtiraz konusu kuralla<strong> </strong>Kurulun gerekli gördüğü hâllerde, teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabileceği düzenlenirken kuralın da yer aldığı cümlede yerinde inceleme yetkisinin kapsamının anılan Kanun’un Kurula verdiği görevlerin yerine getirilmesiyle sınırlı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>15. Ayrıca yerinde inceleme işlemi söz konusu maddenin ikinci fıkrası uyarınca Kurul emrinde çalışan uzmanlar eliyle ve incelemenin konusu ile amacını gösteren bir yetki belgesi ibrazı suretiyle yapılacaktır. Yine maddenin üçüncü fıkrasına göre yerinde incelemenin engellenmesi veya engelleme olasılığının doğması hâlinde yerinde inceleme ancak sulh ceza hâkiminin kararı ile mümkün olup Kurulun kendiliğinden zor kullanma yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>16. Öte yandan Kurulun Kanun’un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemede bulunma gerekliliği çok farklı hâllerde ortaya çıkabileceğinden bu kavramın kapsamına giren tüm hâllerin kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve tek tek sayılması zorunluluğundan söz edilemez. Bu durum kanun yapma tekniğinin doğasından kaynaklanmaktadır. Zira kanun hükümlerinin genel olması, somut olayın özelliğine göre değişen durumlara karşı tüm çözümlerini bünyesinde barındırmasını sağlama, bir başka ifadeyle hükmün amacına uygun bir şekilde sonuca ulaştırabilecek herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kural kapsamında Kurulun kendisine verilen görevlerin yerine getirilmesi amacıyla yerinde inceleme yapmasını gerekli kılan hâlin bulunup bulunmadığı, somut olayın koşulları gözetilerek tespit edilecektir.</p>

<p>17. Dolayısıyla yerinde inceleme yetkisinin kapsamı ile Kurulca bu yetkinin kullanılabileceği hâllerin ve sebeplerin kanunla herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açık ve net olarak düzenlendiği gözetildiğinde kuralın belirsiz olduğu söylenemez.</p>

<p>18. Hukuk devleti ilkesi gereğince kanunların kamu yararı amacını gerçekleştirmek amacıyla yapılması gerekir. Anayasa Mahkemesince kamu yararı konusunda yapılacak inceleme, kanunun kamu yararı amacıyla yapılıp yapılmadığının araştırılmasıyla sınırlıdır. Anayasa’nın çeşitli hükümlerinde yer alan kamu yararı kavramının Anayasa’da bir tanımı yapılmamıştır. Ancak Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi kamu yararı; bireysel, özel çıkarlardan ayrı ve bunlara üstün olan toplumsal yarardır. Kamu yararı düşüncesi olmaksızın yalnız özel çıkarlar için veya yalnız belli kişilerin yararına olarak kanun hükmü konulamaz. Böyle bir durumun açık bir biçimde ve kesin olarak saptanması hâlinde söz konusu kanun hükmü Anayasa’nın 2. maddesine aykırı düşer. Açıklanan istisnai hâl dışında bir kanun hükmünün gereksinimlere uygun olup olmadığı, hangi araç ve yöntemlerle kamu yararının sağlanabileceği kanun koyucunun takdirinde olduğundan bu kapsamda kamu yararı değerlendirmesi yapmak anayasa yargısıyla bağdaşmaz (AYM, E.2018/138, K.2019/94, 24/12/2019, § 7; E.2022/34, K.2024/16, 23/1/2024, § 40).</p>

<p>19. Anayasa’nın 167. maddesinin birinci fıkrasında “Devlet, para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemelerini sağlayıcı ve geliştirici tedbirleri alır; piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önler.” düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>20. Anılan maddeye ilişkin olarak Danışma Meclisinin kabul ettiği metnin gerekçesinde “Bu madde Devlete üç görev yüklemektedir./ Birincisi, özel teşebbüsün rekabet koşulları içinde yararlı yönde gelişmesine yardımcı olacaktır. Rekabet koşullarını sağlamanın tabiî sonucu ise, buna bağlı olan diğer iki görevdir./ İkincisi, Devletin piyasada fiilî ve anlaşma sonucu tekelleri önlemesidir. Bu görev hem özel hem de kamu kesimi için öngörülmektedir. Tekeller ve tekel benzeri gruplaşmaları, hem tüketim hem de hizmet sektöründe önlemek, konzernler hâkimiyetini dağıtmak sağlıklı bir toplum, sağlıklı bir demokrasi için vazgeçilmez şartlardır. Tekelciliğin her türlüsünün zararından fertleri ve toplumu korumak, toplumun huzur ve refahı ile de ilgilidir./ Üçüncüsü, Tekel teşkil etmemekle beraber, tekel oluşturamayan üretim ve hizmet kuruluşlarının fiyat anlaşmaları, üretim hataları, coğrafî bölge paylaşma ve benzeri suretlerde gerçekleştirecekleri karterler de yasaklanmıştır./ Piyasaların bu şekilde denetlenmesindeki zorunluk, bu denetlemenin Anayasal bir direktif olarak düzenlenmesini zorunlu kılmaktadır./ Rekabetin ortadan kalktığı, tekellerin ve kartellerin fiyatları oluşturduğu ve etkilediği üretim-fiyat çizgisinin dışına da taşırabildiği bir toplum olmanın sakıncaları önlenmek istenmiştir.” denilmiştir.</p>

<p>21. Bu itibarla anayasa koyucu para, kredi, sermaye, mal ve hizmet piyasalarının sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlayıcı ve geliştirici önlemlerin alınmasını, piyasalarda fiilî veya anlaşma sonucu doğacak tekelleşme ve kartelleşmeyi önlemeyi bir ödev olarak devlete yüklemiştir (AYM, E.2019/32, K.2021/54, 14/7/2021, § 61). Bu yükümlülüğün yerine getirilmesi çerçevesinde kanun koyucunun Anayasa’ya aykırı olmamak kaydıyla seçeceği araçların ve uygulayacağı usullerin belirlenmesinde takdir yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>22. Mal ve hizmet üretiminde verimliliğin artırılması, kaynak dağılımında etkinliğin sağlanması ve teknolojiden yararlanmanın azami düzeye çıkarılabilmesi bakımından rekabetin esas olduğu bir serbest piyasa modelinin varlığı zorunludur. Rekabetin hüküm sürdüğü bir ortam, üretilen ve tüketicilere sunulan mal ve hizmetlerin belirli bir kalitede olmasını ve fiyatının makul düzeylerde kalmasını sağladığından aynı zamanda tüketicinin korunmasına da hizmet etmektedir. Ayrıca rekabet, ekonomik gücün tek bir elde toplanmasını önleyip topluma yayarak iktisadi güce sahip olanların siyasi hayata da egemen olmasını engellediğinden demokratik sistemin işlevsellik kazanabilmesi için gerekli bir nitelik taşımaktadır. Anayasa’nın 167. maddesinin gerekçesinde, tekeller ve tekel benzeri gruplaşmaları hem tüketim hem de hizmet sektöründe önlemenin sağlıklı bir toplum ve demokrasi için vazgeçilmez olduğu ifade edilerek bu gerçeğe işaret edilmektedir (AYM, E.2013/50, K.2015/38, 1/4/2015; E.2020/67, K.2022/139, 9/11/2022, § 29).</p>

<p>23. Kuralın Anayasa’nın anılan maddesinin birinci fıkrasıyla devlete yüklenen piyasaların sağlıklı ve düzenli işlemesini sağlama, piyasalarda hukuki veya fiilî bir şekilde oluşabilecek tekel ve kartelleşmeyi önleme yükümlülüğü kapsamında piyasada rekabete aykırı davranış ya da işlemlerin tespit edilmesine yönelik delil elde edilmesi amacıyla ihdas edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>24. Bu bağlamda piyasalarda hukuki veya fiilî bir şekilde oluşacak tekelleşme ve kartelleşmenin önlenmesi hususunda başvurulabilecek araç ve yöntemleri belirlemede kanun koyucunun takdir yetkisine sahip olduğu, başka bir deyişle bu konuda kanun koyucunun belli bir yönde düzenleme yapmasını zorunlu kılan anayasal bir hükmün bulunmadığı gözetildiğinde Kurula gerekli gördüğü hâllerde yerinde inceleme yapma yetkisi tanıyan kuralın, Anayasa’nın 167. maddesiyle devlete yüklenen pozitif yükümlülüğün bir gereği olan söz konusu takdir yetkisi kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>25. Bu itibarla kamu yararı amacına yönelik olduğu anlaşılan kuralda hukuk devleti ilkesine aykırı bir yön bulunmadığı gibi kural, devletin Anayasa’nın 167. maddesinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğüyle çelişmemektedir.</p>

<p>26. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine aykırı değildir. İtirazların reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un;</p>

<p><strong>A.</strong> 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE,</p>

<p><strong>B.</strong> 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle REDDİNE,</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ile Kenan YAŞAR’ın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 6/11/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkeme çoğunluğunun gerekçesine göre, incelenen 15. maddenin ilk fıkrası ile fıkrada yer alan “gerekli gördüğü hallerde” ibaresinin Kurul’a verdiği yetkinin amacı ve şartları açık ve belirli bir biçimde düzenlenmiş olup belirsizlik de bulunmadığından hukuk devleti ilkesine aykırılık söz konusu değildir. Ayrıca devletin piyasalar üzerindeki pozitif yükümlülüklerine de uygun olan kuralın Anayasa’nın 2. maddesi ile 167. maddesine aykırılığı bulunmamaktadır. Yine çoğunluk gerekçesinde kuralın Anayasa’nın 21. maddesiyle bir ilgisi de görülememiştir.</p>

<p>2. Çoğunluğun ilgi kuramamasına karşın konunun tam da Anayasa’nın 21. maddesiyle ilgili olduğu ifade edilmelidir. Kural ile teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde fiilen bilgi, belge ve kayıtlar üzerinde inceleme yapma ve örnek alma yetkisi verilmektedir. Nitekim 15. maddenin devam eden bentlerine göre anılan yetki teşebbüslerin defterlerini, bilişim sistemlerinde tutulan belgelerini inceleme ve örneklerini almayı kapsamaktadır. Belirtilen yetkiler tümüyle işyerinde arama ve el koyma faaliyetini kapsamaktadır. Örneğin bir suç soruşturması kapsamında elektronik sistemlerde yapılacak inceleme ve aramanın yöntemi de hard diskin kopyasının alınması biçimindedir, bilgisayara fiili el koyma ise istisnaen söz konusudur. (CMK m. 134/1,2).</p>

<p>3. Öte yandan Anayasa Mahkemesi işyerlerinin herkesin girmesine açık olmayan yönetim ofisleri ve çalışma odalarının konut niteliğinde olduğunu kabul etmiştir (B. No: 2019/40991, 23.3.2023, par. 54-68). Esasen Sözleşme uygulamasıyla ilgili AİHM içtihadına göre de tüzel kişilerin iş yerlerinde yapılacak incelemelerin Sözleşme’nin 8/1. maddesini ihlal edeceği kabul edilmiştir (AİHM Société Colas Est ve diğerleri v. Fransa, B. No: 37971/97). Nitekim iç hukukumuzda 5237 sayılı TCK madde 116/2’de işyerlerinin girilmesi mutad olmayan yerleri konut dokunulmazlığı kapsamında görülmektedir.</p>

<p>4. Konut dokunulmazlığı, anayasal güvence kapsamındadır. Anayasa’nın 21/1. maddesinde belirtilen meşru amaçlar çerçevesinde hakim kararı olmaksızın, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise yetkili merciin yazılı emri bulunmaksızın kimsenin konutuna girilemeyeceği, arama yapılamayacağı, buradaki eşyaya el konulamayacağı güvence altına alınmıştır. Yine maddede gecikmede sakınca bulunan hallere özgü yetkili merci emrinin yirmi dört saat içerisinde hakim onayına sunulması, hakimin kararını kırksekiz saat içerisinde açıklamadığı durumda el koymanın kendiliğinden kalkacağı belirtilmektedir.</p>

<p>5. Anayasa Mahkemesi daha önceki bir kararında da işyerlerindeki resmi inceleme ve bilgi ve belgelere el konulmasına ilişkin kuralı konut dokunulmazlığına ilişkin anayasal kural kapsamında incelemiş ve anayasal güvencelere aykırı olduğu için iptaline karar verilmiştir (bkz. AYM Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. 2019/40991, 23.3.2023, par. 54-68).</p>

<p>6. İncelemeye konu ibarenin bağlantılı olduğu kural bütününde Kurul kararı ile görevlendirilen yetkililere, hakim kararı olmaksızın denetim kapsamındaki işyerinin konut niteliğinde kabul edilen alanlarına girme, kayıt ve verileri inceleme, örnek alma yetkisi verilmektedir. Öte yandan doğrudan Kurul kararı ile bu denetim ve incelemenin yapılması gecikmesinde sakınca olan hallere özgülenmemiş, her durumda yapılabileceği düzenlenmiştir. Hakim kararı alınması için ise ilgililerin denetimi kabul etmemesi veya direnmesi aranmaktadır. Kurul’un gecikmede sakınca olan hallere özgü bu uygulamayı yapacağı yorumlanabilse dahi, karar ve uygulama sonrasındaki anayasal hakim kararı güvencesine de yer verilmemiştir.</p>

<p>7. Diğer taraftan kuralın iptalini talep eden Danıştay Dairesi önündeki davada Kurul’un inceleme talebine karşı gelindiği için uyuşmazlık çıktığı görülmekle, incelemeye konu 15. maddenin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin de uygulanacak kural kapsamında görülmesi gerektiğini düşünmekteyim. Bununla birlikte aksi değerlendirilse dahi ilk fıkradaki ibarenin iptal edilmesi gerektiğinden, üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin de 6216 sayılı Kanunun 44/3. maddesi uyarınca iptaline karar verilmesi gerekir.</p>

<p>8. Yukarıda belirtilen anayasal güvenceler karşısında Kuralın Anayasa’nın sözüne, daha açık ifadeyle Anayasa’nın 13. ve 21. maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı olması nedeniyle iptal edilmesi gerekmektedir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkanvekili</p>

   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Mahkeme çoğunluğu, 4054 sayılı Kanun’un 15. maddesinde yer alan “…gerekli gördüğü hâllerde…” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmış; aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki “Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkimi kararı ile yerinde inceleme yapılır.” cümlesini ise “uygulanacak kural olmadığı” gerekçesiyle incelemeye konu etmemiştir. Aşağıdaki açıklanan nedenlerle çoğunluğun her iki yönlü değerlendirmesine iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>2.</strong> Yerinde inceleme yetkisi, teşebbüslerin herkesin serbestçe giremediği mahrem işyeri bölümlerine, yönetim alanlarına, çalışma odalarına ve elektronik veri sistemlerine doğrudan erişim imkânı tanımaktadır.</p>

<p><strong>3.</strong> Konut kavramı genellikle özel yaşamın ve aile yaşamının geliştiği maddi olarak belirlenmiş yer olarak tanımlanmaktadır. Öte yandan konut kavramı işyerlerini de kapsamakta; bu bağlamda bir kişinin mesleğini sürdürdüğü bürosu, özel bir kişinin işlettiği şirketin faaliyetlerinin yürütüldüğü kayıtlı merkezi, tüzel kişilerin kayıtlı merkezleri, şubeleri ve diğer işyerleri de bu kapsamda değerlendirilebilmektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, § 133; Mehmet Taşdemir, B. No: 2013/3436, 18/5/2016, § 55). Bununla birlikte işyerlerinin mahrem bir unsur içermeyen, herkese açık, aleni alanları konut kavramı kapsamında görülmeyebilir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., § 54).</p>

<p><strong>4.</strong> Bu alanların, Anayasa’nın 21. maddesi kapsamında konut olarak kabul edildiği Mahkemenin yerleşik içtihatlarında açıkça ifade edilmiştir. Bu nedenle söz konusu yetkinin kullanılması, konut dokunulmazlığına müdahale niteliğindedir ve Anayasa’nın 21. maddesinde düzenlenen güvencelere tâbidir.</p>

<p><strong>5.</strong> İtiraz konusu “…gerekli gördüğü hâllerde…” ibaresi, temel haklara müdahaleyi Kurulun tamamen kendi değerlendirmesine bırakmaktadır. Bu ibare; gecikmesinde sakınca bulunan hâlleri tanımlamamakta, objektif bir kriter öngörmemekte, hangi durumda hâkim kararı gerekeceğini belirginleştirmemektedir. Bu nedenle Anayasa’nın 13. ve 2. maddelerinde güvence altına alınan kanunilik, belirlilik ve keyfîliği önleme ilkelerine uygun değildir. Söz konusu ibare, Kurulun kendi takdirine dayanarak hâkim kararı olmaksızın konut niteliğindeki alanlara girmesine imkân tanımakta, böylece Anayasa’nın 21. maddesinde bir temel hak olarak özel şekilde güvence altına alınmış olan hâkim kararının zorunluluğunu fiilen işlevsiz hâle getirmektedir.</p>

<p><strong>6.</strong> Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların Anayasa'nın sözüne aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Buna göre Anayasa'nın anılan maddesinde yer alan hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütlerinden biri de Anayasa'nın sözüne uygunluktur.</p>

<p><strong>7.</strong> Anayasa'nın anılan maddesinde yer alan "Anayasa'nın sözü" ifadesi Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmektedir. Temel hak ve özgürlüklere yapılan sınırlamaların Anayasa'nın sözüne uygun olması şartı özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımaktadır. Anayasa, çoğu durumda bir hak veya özgürlüğü yalnızca tanımakla yetinmeyerek onun kullanılmasını garanti altına almak için bazı yönlerini ayrıca vurgulayarak veya bazı yönlerine belli bir önem atfederek koruma altına alır. Anayasa koyucunun bir hakkı tanımanın yanında o hakkın norm alanına giren bir boyutunu ayrıca ve özel olarak ifade etmesi, buna ilişkin ek bir güvence getirmesi de mümkün olabilmektedir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş., § 61; Kadri Enis Berberoğlu (2) [GK], B. No: 2018/30030, 17/9/2020, § 69; Kadri Enis Berberoğlu (3) [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, § 79).</p>

<p><strong>8.</strong> 19. Anayasa’nın 21. maddesinin birinci fıkrasının ikinci, üçüncü ve dördüncü cümlelerinde “Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.” denilmektedir. Bu suretle usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, konutunda arama yapılamayacağı, buradaki eşyaya el konulamayacağı özellikle belirtilmiştir. Ancak gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise doğrudan hâkim kararı yerine kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emrinin yeterli görülebileceği ifade edilmiştir. Bununla birlikte bu durumda yetkili merciin kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması zorunluluğu öngörülmüştür.</p>

<p><strong>9.</strong> Öte yandan, teşebbüslerin yerinde incelemeyi engellemesi veya engelleme ihtimali olması hâlinde sulh ceza hâkimi kararı alınmasını öngören cümlenin “uygulanacak kural olmadığı” gerekçesiyle inceleme dışı bırakılması da isabetli değildir. Zira bu cümle de somut olayda uygulanacak nitelikte olup konut dokunulmazlığına müdahale eden hukuki rejimin ayrılmaz bir parçasıdır. Bu cümlenin uygulanabilir olmadığı söylenemez; aksine, yerinde incelemenin engellendiği veya engellenme ihtimali bulunduğu her durumda doğrudan devreye giren, dolayısıyla normun uygulanma alanı ile sonuçlarını belirleyen bir hükümdür. Bu nedenle çoğunluk tarafından inceleme dışı bırakılması, Mahkemenin yerleşik “uygulanacak kural” ölçütüyle de bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>10.</strong> Dahası, anılan cümlede hâkim kararının yalnızca “engelleme” veya “engelleme olasılığı” hâllerine bağlanması, Anayasa’nın 21. maddesindeki özel güvenceyle açıkça çelişmektedir. Anayasa, konuta rıza dışında girilmesini kural olarak hâkim kararına bağlamış; yalnızca gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde kanunla yetkili merciin yazılı emrini yeterli görmüş; bunun da 24 saat içinde hâkim onayına sunulmasını zorunlu kılmıştır. Bu açık anayasal düzenlemeye rağmen, sulh ceza hâkimi kararının yalnızca engelleme ihtimaline özgülenmesi, hâkim güvencesinin kapsamını daraltmakta ve Anayasa’nın sözüne aykırı bir sonuç doğurmaktadır. Üstelik Kurul kararıyla yapılan yerinde incelemelerde 24 saat içinde hâkim denetimi öngörülmemesi, Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>11.</strong> Teşebbüslerin incelemeyi engellememesinin rıza olarak kabul edilmesi de gerçeği yansıtmamaktadır. Zira Kanun’un 16. ve 17. maddelerinde yerinde incelemenin engellenmesi hâlinde ağır idari yaptırımlar öngörülmüş olup bu tehdit altında verilen bir “kabul” serbest irade beyanı olarak değerlendirilemez. Bu nedenle müdahale, teşebbüsün gerçek rızasına dayanmamakta; kamu gücü kullanılarak yapılan bir arama niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>12.</strong> Sonuç olarak, hem “…gerekli gördüğü hâllerde…” ibaresi hem de “yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hâkimi kararı ile yerinde inceleme yapılır.” cümlesi, konut dokunulmazlığına yönelik müdahaleyi Anayasa’nın 21. maddesiyle güvence altına alınan hâkim güvencesinden yoksun bırakmakta; müdahaleyi gecikmesinde sakınca bulunan hâllerle sınırlamamakta; hâkim kararının devreye girmesini istisnai hâllere özgülemek suretiyle anayasal koruma alanını daraltmaktadır.</p>

<p><strong>13.</strong> Bu hükümler hem kanunilik hem de ölçülülük ilkeleri bakımından Anayasa’nın 13., ve 21. maddelerine aykırıdır. Çoğunluğun hem ilk ibareyi Anayasa’ya uygun bulmasına hem de ikinci ibareyi uygulanacak kural olarak görmemesine katılmıyor; her iki ibarenin de iptali gerektiği kanaati ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Engin YILDIRIM</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğunun 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığı ve 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. Yerinde incelemenin zorlaştırıldığı ve engellendiği gerekçesiyle uygulanan idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Danıştay Onuçüncü Dairesinin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği dava konusu kuralların içinde yer aldığı 15. maddede “yerinde inceleme” konusu düzenlenmektedir.</p>

<p>3. Dava konusu ibarenin yer aldığı Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde Rekabet Kurulu’nun bu Kanun’un kendisine verdiği görevleri yerine getirirken gerekli gördüğü hallerde teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabileceği öngörülmektedir.</p>

<p>4. Kanun’un 15. maddesinin üçüncü fıkrasının iptali talep edilen ikinci cümlesinde ise yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hakimi kararı ile yerinde inceleme yapılacağı hüküm altına alınmaktadır.</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Uygulanacak Kural Sorunu</strong></p>

<p>5. Kanun’un 15. maddesinin üçüncü fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunda Mahkememiz çoğunluğu, bakılmakta olan davaların konusunun anılan Kanun’un 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca teşebbüslere verilen idari para cezalarının iptalleri talebine ilişkin olup davalara konu olaylarda yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması nedeniyle alınmış bir sulh ceza hâkimi kararı bulunmaması nedeniyle bu cümleye ilişkin başvurunun ilk inceleme aşamasında Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar vermiştir (bkz.: §§ 7-8).</p>

<p>6. Oysa Anayasa Mahkemesinin itiraz yolu ile yapılan başvurularda davada uygulanacak kural ile ilgili yaklaşımı boyutuyla bakıldığında bu görüşe katılmak mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesi somut norm denetimi yolu ile yapılan başvurularda sadece mahkemeler önündeki uyuşmazlığın esasını çözen, davanın çözümünde doğrudan uygulanan kanun hükümlerini değil, davanın usulü ve esası ile ilgili olabilecek tüm kuralları uygulanacak kural olarak kabul etmektedir. Dolayısıyla ifade etmek gerekir ki somut norm denetimi yolundaki yaptığı incelemeye ilişkin Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadında “davada uygulanacak kural” ile ilgili ilk inceleme aşamasındaki temel yaklaşım genel olarak uygulanacak kuralı geniş biçimde yorumlama şeklindedir.</p>

<p>7. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarına göre “davada uygulanacak kural” sadece o davanın esasını çözecek hükmü değil, “bakılmakta olan davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte bulunan kurallar”ın tümünü kapsamaktadır (örnek olarak bkz.: E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018).</p>

<p>8. Dolayısıyla bu perspektiften yaklaşıldığında somut başvuruda yerinde incelemenin zorlaştırıldığı ve engellendiği gerekçesiyle uygulanan idari para cezasının iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralların ikisi birlikte davada uygulanacak kural niteliği taşımaktadır. Mahkememiz çoğunluk kararının aksine yerinde incelemenin zorlaştırıldığı ve engellendiği gerekçesiyle uygulanan para cezasının iptali talebiyle açılan davada dava konusu cümle, Mahkeme önündeki davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan ve davanın çözümünde olumlu veya olumsuz yönde etki yapacak niteliğe sahiptir.</p>

<p>9. Bu nedenle çoğunluğun ilk inceleme aşamasındaki bu görüşüne katılmak mümkün değildir.</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Kuralların Esas Yönünden Anayasa’ya Uygunluğunun Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>10. Kuralların esas açısından denetiminde ise düzenlediği konular dikkate alındığında iki kuralı birlikte ele alıp değerlendirmenin daha uygun olacağı kanaatindeyim. Zira dava konusu ibarenin yer aldığı ilk fıkrada Kurul’un görevin ifası bağlamında gerekli gördüğü hallerde teşebbüs ve teşebbüs birliklerinde incelemelerde bulunabileceği, üçüncü fıkranın ikinci cümlesinde ise yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması durumunda sulh ceza hakimi kararı ile bu incelemenin yapılacağı öngörülmektedir.</p>

<p>11. Çoğunluk kararının aksine, kuralların Anayasa’ya uygunluk denetiminde ölçüt alınması gereken Anayasa hükmü, Anayasa’nın 21. maddesindeki konut dokunulmazlığıdır. Mahkememiz çoğunluğu ise kuralın Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine aykırı olmadığı sonucuna ulaşırken kuralın Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleriyle ilgisinin görülmediğini belirtmiştir.</p>

<p>12. Oysa her iki kural da kişinin işyerindeki özel alanında “yerinde inceleme” yetkisi ile ilgili hususları düzenlemektedir. Bu yönü ile bakıldığında kuralların Anayasa’ya uygunluğunun Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleri çerçevesinde yapılması gerekmektedir.</p>

<p>13. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer bir konu ile ilgili olarak yakın geçmişte ele aldığı ve Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca konut dokunulmazlığı hakkına ancak hâkim kararıyla müdahale edilebileceğini; işyerinde gerçekleştirilen yerinde incelemenin yeterli kanuni güvenceleri içermediğini ileri süren bir bireysel başvuruyu Anayasa’nın 21. maddesi bağlamında inceleyerek ihlal sonucuna ulaşmıştır (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023).</p>

<p>14. Bu nedenle konut dokunulmazlığına müdahalede bulunan dava konusu kuralların Anayasa’ya uygunluğunun Anayasa’nın 21. maddesi bağlamında yapılmaması Anayasa Mahkemesi kararlarının istikrarı açısından önemli bir sorundur. Bu sorun aşağıda ayrıca ele alınacaktır.</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 21. maddesindeki konut dokunulmazlığına sadece kişilerin konutunun değil aynı zamanda işyerinin de belli şartlar dahilinde girmekte olduğunu kabul etmektedir. Anayasa Mahkemesine göre konut kavramı, genellikle özel yaşamın ve aile yaşamının geliştiği maddi olarak belirlenmiş yer olarak tanımlanmaktadır. Bununla birlikte konut kavramı işyerlerini de kapsamakta; bu bağlamda bir kişinin mesleğini sürdürdüğü bürosu, özel bir kişinin işlettiği şirketin faaliyetlerinin yürütüldüğü kayıtlı merkezi, tüzel kişilerin kayıtlı merkezleri, şubeleri ve diğer işyerleri de bu kapsamda değerlendirilebilmektedir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], § 54; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, § 133). İşyerlerinin mahrem bir unsur içermeyen, herkese açık, aleni alanları ise konut kavramı kapsamında görülmeyebilir (Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], § 54).</p>

<p>16. Esasında eldeki dosyada dava konusu ibare ve cümlenin içinde yer aldığı 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesi Anayasa Mahkemesinin yukarıda zikredilen Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. ([GK], B. No: 2019/40991, 23/3/2023) kararında başvurucunun konut dokunulmazlığı hakkının ihlal iddiası ele alınırken detaylı biçimde değerlendirilmiştir.</p>

<p>17. Bu kararda Anayasa Mahkemesi, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde sayılan yetkiler gözetildiğinde yerinde incelemenin teşebbüsün yönetim işlerini yürüttüğü merkez, şube ve tesislerinde yapılan bir faaliyet olduğunu ve teşebbüslerin yönetim işlerinin yürütüldüğü kısımlar ile çalışma odaları gibi herkesin serbestçe giremediği alanların konut sayılacağı hususunda tereddüt bulunmadığını belirtmiştir. Buradan hareketle de şirket yetkililerinin bilgisayarlarından belge temin edildiği hususu da gözetildiğinde başvurucunun işyerinde yapılan incelemenin konut dokunulmazlığı hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], §§ 57, 59).</p>

<p>18. Sonrasında ise konut dokunulmazlığı ile ilgili sınırlandırmayı Anayasa’nın 13. maddesindeki güvenceler yönü ile değerlendirme aşamasına geçmiş ve Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan Anayasa'nın sözü ifadesinin Anayasa'nın metnini yani lafzını ifade etmekte olduğunu belirterek, temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin Anayasa'nın sözüne uygun olması şartının özellikle Anayasa'nın çeşitli maddeleriyle getirilen ek güvenceler söz konusu olduğunda önem taşımakta olduğuna işaret etmiştir (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], § 61).</p>

<p>19. Bu vurguya bağlı olarak aynı kararda Anayasa'nın 21. maddesinin konumuzla ilgili sözünün ne olduğu bu maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesindeki usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça kimsenin konutuna girilemeyeceği, konutunda arama yapılamayacağı, buradaki eşyaya el konulamayacağı ve yine aynı fıkradaki gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde ise doğrudan hâkim kararı yerine kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emrinin yeterli görülebileceği şeklinde kararda ifade edilmiştir (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], § 62).</p>

<p>20. Akabinde ise tam da norm denetimi bağlamında eldeki dosyada yapılması gereken Anayasa’ya uygunluk değerlendirmesini, bireysel başvuruya konu olayda müdahaleye dayanak olan kanun hükmünü incelerken, şu şekilde ortaya koymuştur:</p>

<p>“4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi incelendiğinde rekabet uzmanlarının yerinde inceleme yapabilmesinin kural olarak hâkim kararına bağlı kılınmadığı görülmektedir. Yukarıda açıklandığı üzere yerinde inceleme, çoğunlukla müteşebbisin herkese açık olan tesislerinde değil Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca konut kapsamında değerlendirilen merkez, şube ve tesislerinde yapılan bir faaliyettir. Dolayısıyla kural, rekabet uzmanlarına hâkim kararı olmadan da konut sayılan alanlara girebilme yetkisi tanımaktadır. Kuralda hâkim kararı, yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması hâlleriyle sınırlı olarak öngörülmektedir. Anayasa'nın 21. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde düzenlenen özel güvence, kamu görevlilerinin kişilerin konutlarına rızaları dışında girmek istediği her durumu kapsamakta olup hâkim kararını, engellemenin veya engelleme ihtimalinin varlığına münhasır kılan düzenleme sözü edilen güvenceye aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Öte yandan 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde yerinde incelemenin Kurul kararıyla yapılabileceği anlaşılmakta ise de yerinde incelemenin Kurulun emriyle yapılmasının gecikmesinde sakınca bulunan hâllere münhasır kılınmadığı görülmüştür. Anayasa'nın 21. maddesinin birinci fıkrasında, gecikmesinde ancak sakınca bulunan hâllerde doğrudan hâkim kararı yerine kanunla yetkili kılınmış mercinin yazılı emrinin yeterli görülebileceği belirtilmiştir. Kurulun emriyle yerinde inceleme yapılabilmesini gecikmesinde sakınca bulunan hâllere münhasır kılmayan düzenlemenin Anayasa'nın 21. maddesine uygun olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>Kaldı ki bir an için Kurulun yerinde inceleme yapılması kararının gecikmesinde sakınca bulunan hâllere münhasır olduğu kabul edilse bile Kurul kararının yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulması zorunluluğunun bulunmaması da Anayasa'nın 21. maddesindeki ek güvenceyle uyumlu değildir.” (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], §§ 63-65).</p>

<p>21. Esasında alıntı yapılan karar gerekçesi eldeki dosyada denetlenen dava konusu ibare ve cümle için de aynen geçerlidir. Bu nedenle de dava konusu kuralların aynı gerekçelerle iptal edilmesi gerektiği kanaatindeyim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>22. Bireysel başvuru inceleme sürecinde Anayasa Mahkemesinin konumuz bağlamında Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK] kararında ortaya koyduğu Anayasa’nın 21. maddesine aykırılık bu derece açık ve net biçimde ifade edilmiş olmasına rağmen eldeki dosyada Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı sonuç ise anayasa yargısı bağlamında ciddi sorunlar bünyesinde barındırmaktadır.</p>

<p>23. Anayasa Mahkemesi Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. ([GK] kararında açıkça işyerlerinin belli şartlar dahilinde konut dokunulmazlığı güvencesinden faydalanmasına imkan sağlayan kararda Anayasa’nın sözüne aykırı güvence eksikliğine oldukça net biçimde vurgu yaparak ihlal sonuca ulaşırken, eldeki dosyada Mahkememiz çoğunluğu dava konusu kuralların Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleri boyutu ile denetimini niçin yapmadığını kararda hiçbir şekilde izah etmiş değildir.</p>

<p>24. Çoğunluk kararında dava konusu ibare Anayasa’nın 2. ve 167. maddeleri yönünden incelenerek iptal istemi reddedilirken, konut dokunulmazlığı yönü ile ilgili olarak sadece “Kuralın Anayasa’nın 13. ve 21. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.” şeklinde bir gerekçeye yer verilmiştir.</p>

<p>25. Elbette ki mahkemeler belli konularda zaman içerisinde görüş değiştirebilirler ve hatta hayattaki gelişmelere paralel olarak mahkemelerin görüş değiştirmeleri zorunlu hale de gelebilir. Hukukun durağan olmadığı gerçeği karşısında bu biçimdeki gelişmeler olumlu kabul edilir.</p>

<p>26. Bununla birlikte, eldeki dosyada olduğu gibi, bu derece önemli bir içtihat değişikliği olduğunda kararda önceki içtihattan niçin vazgeçildiğinin gerekçesinin de ikna edici biçimde ortaya konulması beklenir. Zira oldukça yakın bir zaman içerisinde aynı konuyla ilgili olarak bireysel başvuru ve norm denetimi dosyasında birbirinden farklı sonuçlara ulaşılması hukuki istikrar ve öngörülebilirlik boyutu ile fevkalade sorunludur. Anayasa Mahkemesinin oldukça kısa aralıklarla aynı konuda birbiri ile temelden çelişen iki farklı karar vermesi yargıya olan güvenin zedelenmesine yol açmaktadır.</p>

<p>27. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir kararında, yargısal kararlardaki değişikliklerin hukukun dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumlu olduğunu ve bu değişikliklerin yargı organlarının takdir yetkisi kapsamında olup öz itibarıyla önceki çözümün tatminkâr bulunmaması anlamına gelmekte olduğunu belirtmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesine göre aynı hususta daha önce çıkan kararlardan farklı bir hüküm kurulması hâlinde mahkemelerce bu farklılaşmaya ilişkin makul bir açıklamanın getirilmesi gerekmektedir (bkz.: Faruk Büyük [2. B.], B. No: 2015/17044, 11/12/2018, § 39; Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, § 64).</p>

<p>28. Nitekim bireysel başvuru bağlamında Anayasa Mahkemesine yapılan başvurularda da derece mahkemelerinin gerekçesiz biçimde içtihat değişikliğine gitmelerinin hak ihlaline sebebiyet verdiği şeklindeki iddialarla karşılaşılmakta olup bu biçimdeki iddialar Anayasa Mahkemesince değerlendirilmektedir.</p>

<p>29. Bu bağlamdaki bir kararında yaptığı incelemede Anayasa Mahkemesi ilgili mahkeme kararlarında mevcut içtihattan ayrılmayı haklı kılacak olguların tartışılmamasını ve bu konuda başvurucuların iddialarını karşılayan ilgili ve yeterli gerekçelerin sunulmamasını hak ihlali olarak görmüştür (bkz.: Hayrettin Kayahan Tangör ve Neslişah Tangör [GK], B. No: 2020/11324, 6/2/2025, §§ 61-62).</p>

<p>30. Bunun gibi derece mahkemelerinin önceki kararlarından farklı bir sonuca neden ulaşıldığının başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek düzeyde yeterli açıklama yapılmamasını başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir (bkz.: Faruk Büyük [2. B.], §§ 48-49. Benzer başka ihlal kararları için bkz.: Nail Hacıimamoğlu [2. B.], B. No: 2016/8362, 30/9/2020, §§ 42-43).</p>

<p>31. Yine bazı kararlarında Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruya konu kararlarında bir yüksek mahkemenin önceki kararlarından farklı bir sonuca neden ulaşıldığının başvurucu ve üçüncü kişiler tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek düzeyde yeterli açıklama yapılmaması ve önceki kararlardan ayrılmayı gerektirecek farklılıklar olduğu ya da alternatif bir yaklaşım sağlayan farklı gerekçelere dayanıldığı hususlarına dair herhangi bir açıklamada bulunulmamasını, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlali olarak görmüştür (bkz.: Akın Tekkurt [1. B.], B. No: 2016/8451, 20/10/2020, §§ 43-45; Emre Ekin [1. B.], B. No: 2016/7568, 27/2/2020, §§ 27-29).</p>

<p>32. Bu yaklaşımla eldeki dosya değerlendirildiğinde, burada da aynen Anayasa Mahkemesinin yukarıda örnek gösterilen bireysel başvuru kararlarındaki gibi bir adil yargılanma hakkı sorunu göze çarpmaktadır. Zira bireysel başvuru bağlamında somut konu ile ilgili yaptığı değerlendirmede müdahalenin kanuni dayanağı olan 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesindeki temel Anayasa’ya aykırılık, Anayasa Mahkemesi tarafından başvurucunun Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkının ihlal gerekçesi olarak ortaya konulmuştur.</p>

<p>33. Hatta bahse konu bireysel başvuru kararında Anayasa Mahkemesi Kanun’un 15. maddesindeki yerinde incelemenin konut dokunulmazlığı kapsamına girdiğini şu net tespitle ortaya koymaktaydı: “4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinde sayılan yetkiler gözetildiğinde yerinde incelemenin teşebbüsün yönetim işlerini yürüttüğü merkez, şube ve tesislerinde yapılan bir faaliyet olduğu anlaşılmaktadır. Teşebbüslerin yönetim işlerinin yürütüldüğü kısımlar ile çalışma odaları gibi herkesin serbestçe giremediği alanların konut sayılacağı hususunda tereddüt bulunmamaktadır” (bkz.: Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], § 57).</p>

<p>34. Hal böyle olmakla birlikte Kanun’un 15. maddesindeki bazı kuralların defi yolu ile önüne gelmesi üzerine Anayasa Mahkemesi, üç yıldan daha kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen bireysel başvurudaki yaklaşımı terk etmiş ve kuralı Anayasa’nın 2. ve 167. maddeleri bağlamında denetleyerek iptal talebinin reddi sonucuna ulaşmıştır. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu önceki karardan ayrılmayı gerektirecek farklılıkların neler olduğuna dair herhangi bir açıklamada bulunmuş değildir.</p>

<p>35. Öte yandan, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararındaki temel hak ve özgürlükler lehine olan yaklaşım ortada iken eldeki dosyada olduğu gibi Anayasa’nın sözüne açıkça aykırı biçimde konut dokunulmazlığına müdahale eden bir kuralla ilgili olarak Mahkememiz çoğunluğunun Anayasa’nın 21. maddesinden denetim yapmayıp iptal istemini reddetmesi, özellikle bireysel başvurunun kabulünden sonra daha net biçimde kendisini gösteren Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma şeklindeki işlevi ile de temelden çelişmektedir.</p>

<p>36. Zira temel hak ve özgürlüklere Anayasa’ya aykırı müdahale yönü çok bariz olan ve bu durumun Anayasa Mahkemesinin önceki kararı ile de tespit edilmiş olduğu bir konuda Mahkememiz çoğunluğu bu hususu hiçbir şekilde değerlendirmeden, kuralda Anayasa’nın 2. ve 167. maddelerine bir aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>37. Sonuç olarak, belli şartlar dahilinde işyerlerinin de Anayasa’nın 21. maddesindeki konut dokunulmazlığı güvencesinden faydalanmasına kapıları açan içtihattan ayrılan Mahkememiz çoğunluk kararı temel hak ve özgürlükler açısından önemli bir geri gidiş niteliğindedir. Dolayısıyla bu yaklaşım Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma işlevinden önemli bir sapma olarak görülmektedir.</p>

<p>38. Yukarıda sıralanan gerekçelerle 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin ve 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin Anayasa’nın 13. ve 21. maddelerine aykırı olduğu için iptali gerektiği gerekçesiyle çoğunluk kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p><strong>1.</strong> Anayasa Mahkemesinin sayın çoğunluğunca; 7/12/1994 tarihli ve 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un; 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “…gerekli gördüğü hallerde,...” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine ve 15. maddesine 1/8/2003 tarihli ve 4971 sayılı Kanun’un 25. maddesiyle eklenen üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebiyle yapılan itiraz başvurusunun Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle reddine karar verilmiştir. Yusuf Şevki HAKYEMEZ’in yazdığı gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Üye</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/aymafk.jpg" type="image/jpeg" length="15619"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[REKABET KURUMU, HAKİM KARARI OLMADAN 'İŞYERİ ARAMASI' YAPABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumu-hakim-karari-olmadan-isyeri-aramasi-yapabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumu-hakim-karari-olmadan-isyeri-aramasi-yapabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>REKABET KURUMU HAKİM KARARI OLMADAN </strong><strong><i>'İŞYERİ ARAMASI'</i></strong><strong> YAPABİLİR Mİ? </strong></p>

<p><strong><i>(AYM Kararları Işığında Yerinde İnceleme Yetkisinin Sınırları)</i></strong></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Rekabet hukukunun etkin biçimde uygulanabilmesi, rekabet ihlallerinin ortaya çıkarılmasına imkan sağlayacak güçlü denetim araçlarının varlığını gerektirmektedir. Özellikle kartel niteliğindeki anlaşmalar ve diğer rekabeti sınırlayıcı uygulamalar çoğu zaman açık ve kolay ulaşılabilir delillere dayanmadığından, yalnızca teşebbüslerden bilgi ve belge istenmesi ihlallerin tespiti bakımından yeterli olmayabilmektedir. Bu nedenle yerinde inceleme yetkisi, Rekabet Kurumunun rekabet ihlallerini araştırırken kullandığı en önemli araçlardan birini oluşturmaktadır.</p>

<p>4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun'un 15. maddesi, Rekabet Kuruluna teşebbüsler nezdinde geniş bir yerinde inceleme yetkisi tanımaktadır. Kurul uzmanları, teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgelerini inceleyebilmekte; bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilmekte, belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama isteyebilmekte ve teşebbüslerin malvarlığına ilişkin mahallinde inceleme yapabilmektedir (4054 sayılı Kanun m. 15).</p>

<p>Dijitalleşmeyle birlikte bu yetkinin kapsamı ve temel haklarla ilişkisi daha da önemli hale gelmiştir. Günümüzde yerinde inceleme yalnızca şirketin fiziki evrakının incelenmesi anlamına gelmemekte; bilgisayarlar, elektronik postalar, sunucular ve şartları oluştuğunda çalışanların iş amacıyla kullandıkları taşınabilir iletişim cihazları da incelemenin kapsamına girebilmektedir. Rekabet Kurulunun 08.10.2020 tarihli ve 20-45/617 sayılı kararıyla kabul edilen Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz, dijital verilerin incelenmesine ilişkin usul ve esasları ayrıca düzenlemektedir.</p>

<p>Yerinde inceleme yetkisinin bu denli genişlemesi, idarenin denetim yetkisinin sınırları ile temel hakların korunması arasındaki ilişkinin yeniden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Rekabet Kurumu uzmanlarının bir şirketin işyerine girmesi, çalışma odalarını incelemesi, bilgisayarlarda arama yapması ve elektronik yazışmalardan örnekler alması yalnızca bir idari denetim olarak mı değerlendirilmelidir? Yoksa gerçekleştirilen işlemin kapsamı ve yoğunluğu, Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkına müdahale niteliği taşıyabilir mi? Böyle bir müdahalenin söz konusu olması halinde, hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemenin anayasal sınırları nelerdir?</p>

<p>Bu sorular, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. kararında ayrıntılı biçimde ele alınmış ve Mahkeme, somut olayda hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen yerinde inceleme nedeniyle konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23.03.2023)</a>. Tartışma,<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Anayasa Mahkemesinin 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224</a> sayılı norm denetimi kararıyla yeni bir boyut kazanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu çalışmada Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisi, Ford Otomotiv kararı ile 2025 tarihli norm denetimi kararı birlikte değerlendirilerek incelenecek; işyerlerinin konut dokunulmazlığı hakkından yararlanması, yerinde inceleme ile arama arasındaki hukuki sınır, hakim kararı güvencesi, dijital verilerin incelenmesi, avukat-müvekkil gizliliği ve incelemenin engellenmesinin sonuçları güncel mevzuat, yargı ve Kurul kararları ile öğretideki görüşler çerçevesinde ele alınacaktır.</p>

<p><strong>1. AYM'nin Ford Otomotiv Kararı Işığında Rekabet Kurumunun Yerinde İnceleme Yetkisi</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunun Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. başvurusu üzerine verdiği 23.03.2023 tarihli ve B. No: 2019/40991 sayılı karar</a>a konu olayda Rekabet Kurulu, otomotiv sektöründe faaliyet gösteren bazı teşebbüslerin 4054 sayılı Kanun'u ihlal edip etmediğinin belirlenmesi amacıyla ön araştırma yapılmasına karar vermiştir. Bu kapsamda görevlendirilen Rekabet Kurumu uzmanları, 29.07.2009 tarihinde Ford Otomotiv'in Kocaeli Gölcük'teki işyerinde yerinde inceleme gerçekleştirmiştir.</p>

<p>İnceleme sırasında şirket personeline ait bilgisayarlarda bulunan elektronik postalar incelenmiş ve bunlardan oluşan belgeler alınmıştır. Yerinde incelemede elde edilen belgeler daha sonra yürütülen rekabet soruşturmasında delil olarak kullanılmış ve başvurucu şirket hakkında idari para cezası uygulanmıştır (AYM, Ford Otomotiv, p. 11 vd.).</p>

<p>Ford Otomotiv, bireysel başvurusunda diğer iddialarının yanı sıra işyerinde hakim kararı bulunmaksızın gerçekleştirilen yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesinde güvence altına alınan konut dokunulmazlığı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Uyuşmazlığın anayasal bakımdan ilk düğüm noktası, Anayasa'nın 21. maddesindeki “konut” kavramının bir anonim şirketin işyerini de kapsayıp kapsamadığıdır.</p>

<p><strong>2. Bir Şirketin İşyerinin “Konut” Sayılması Mümkün müdür?</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, konut kavramını yalnızca kişinin özel yaşamını sürdürdüğü evle sınırlı yorumlamamıştır. Mahkemeye göre kişinin mesleğini yürüttüğü büro ile özel bir şirketin faaliyetlerinin yürütüldüğü kayıtlı merkez, şube ve diğer işyerleri de belirli koşullarda Anayasa'nın 21. maddesindeki korumadan yararlanabilir.</p>

<p>Bu koruma bütün işyeri alanlarını aynı ölçüde kapsamaz. AYM, işyerlerinin herkesin serbestçe girebildiği ve mahremiyet beklentisinin bulunmadığı bölümleri ile yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü, çalışma odalarının bulunduğu ve herkesin serbestçe giremediği bölümleri arasında ayrım yapmaktadır. İkinci gruptaki alanlar konut dokunulmazlığı hakkının korumasından yararlanabilmektedir (AYM, Ford Otomotiv, p. 54).</p>

<p><strong>Bir yerin işyeri olması, o yerin Anayasa'nın 21. maddesindeki korumanın dışında kaldığı anlamına gelmez. Keza, idarenin bir işyerini denetleme yetkisine sahip olması da işyerinin anayasal koruma altındaki bölümlerine rıza dışında girebileceği anlamına gelmez.</strong></p>

<p>Öğretide de Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisinin işyerlerinin konut dokunulmazlığı ve diğer temel haklarıyla ilişkisi ayrıntılı biçimde incelenmiştir. Ford kararından sonra tartışmanın özellikle hakim güvencesi, dijital incelemelerin kapsamı ve elde edilen delillerin hukuki niteliği üzerinde yoğunlaştığı görülmektedir (Özdemir, 2024; Yavuzdoğan Okumuş, 2025, s. 21-44; Sanıvar/Özbek, 2026, s. 951-995).</p>

<p><strong>3. “Yerinde İnceleme” mi, “Arama” mı?</strong></p>

<p>Ford kararının temel meselelerinden biri, 4054 sayılı Kanun'da “yerinde inceleme” olarak adlandırılan işlemin anayasal anlamda nasıl nitelendirileceğidir.</p>

<p>Rekabet Kurumunun gerçekleştirdiği işlem, bir ceza soruşturması kapsamında CMK hükümlerine göre yapılan adli arama değildir. Bununla birlikte AYM, işlemin kanundaki adından ziyade fiilen ne tür bir müdahale oluşturduğuna bakmıştır.</p>

<p><strong>AYM; Kurum uzmanlarının teşebbüsün yönetim faaliyetlerinin yürütüldüğü, herkese açık olmayan alanlarına girebildiğini, dolapları ve bilgisayarları inceleyebildiğini ve gerekli gördükleri belgelerin örneklerini alabildiğini dikkate almıştır. Bu özellikleri nedeniyle yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesi anlamında konut dokunulmazlığı hakkına müdahale teşkil ettiği sonucuna ulaşmıştır (AYM, Ford Otomotiv, p. 58-59).</strong></p>

<p>Bir işlemin “denetim”, “kontrol” veya “yerinde inceleme” olarak adlandırılması tek başına yeterli değildir; önemli olan, idarenin fiilen hangi yetkileri kullandığı ve bu yetkilerin temel haklara müdahale edip etmediğidir. Müdahalenin hukuki niteliği belirlenirken kamu görevlilerinin hangi alana girdiği, hangi bilgi ve belgelere eriştiği, hangi verileri incelediği ve ilgilinin müdahaleye katlanma yükümlülüğünün bulunup bulunmadığı birlikte değerlendirilmelidir. Sanıvar ve Özbek de yerinde incelemenin idari kolluk faaliyeti niteliğinin temel haklara müdahale boyutunu ortadan kaldırmadığını; işlemin ceza muhakemesi hukukundaki arama tedbiriyle benzerliklerinin anayasal güvenceler bakımından dikkate alınması gerektiğini belirtmektedir (Sanıvar/Özbek, 2026, s. 953).</p>

<p><strong>4. Rekabet Kurumunun Yerinde İnceleme Yetkisinde Hakim Kararı Güvencesi</strong></p>

<p>Anayasa'nın 21. maddesi uyarınca, maddede sayılan sebeplerden birine bağlı olarak usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça kimsenin konutuna girilemez, arama yapılamaz ve buradaki eşyaya el konulamaz. Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emriyle müdahale mümkündür; bu kararın yirmi dört saat içinde görevli hakimin onayına sunulması gerekir.</p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki sistem farklıdır. Kurul, gerekli gördüğü hallerde teşebbüsler nezdinde yerinde inceleme yapılmasına karar verebilmekte; sulh ceza hakimi kararı ise yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde gündeme gelmektedir.</p>

<p>AYM, Ford kararında hakim kararı güvencesinin yalnızca işyeri sahibinin kamu görevlilerinin girişini fiilen engellediği durumlara özgülenemeyeceği görüşünü benimsemiştir. Konut dokunulmazlığı kapsamındaki bir alana kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen müdahalenin anayasal şartları, ilgilinin denetime direnip direnmemesine göre ortadan kalkmamaktadır.</p>

<p>Somut olayda Ford Otomotiv yerinde incelemeyi engellemediği için hakim kararı alınmamış ve inceleme doğrudan gerçekleştirilmiştir<strong>. AYM, hakim kararını yalnızca incelemenin engellendiği veya engellenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda öngören yapının Anayasa'nın 21. maddesindeki güvenceyi karşılamadığı sonucuna ulaşmış ve konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir (AYM, Ford Otomotiv, p. 63-66).</strong></p>

<p>Mahkeme ayrıca ihlalin münferit bir uygulama hatasından değil, kanuni düzenlemeden kaynaklandığını belirterek kararın bir örneğinin gerekli yasal düzenlemenin değerlendirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine hükmetmiştir (AYM, Ford Otomotiv, p. 184-185).</p>

<p><strong>5. Ford Otomotiv Kararı ile 2025 Tarihli Norm Denetimi Kararının Birlikte Değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Ford Otomotiv kararından sonra 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi yürürlükte kalmış ve Rekabet Kurumu yerinde inceleme uygulamasına devam etmiştir. Bu durum öğretide, bireysel başvuruda tespit edilen ihlal ile yürürlükteki kanuni düzenleme arasındaki ilişkinin nasıl kurulacağı konusunda tartışmaya yol açmıştır (Yavuzdoğan Okumuş, 2025, s. 21-44).</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi, 06.11.2025 tarihli ve E.2023/174, K.2025/224 sayılı norm denetimi kararı</a>nda, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “...gerekli gördüğü hallerde...” ibaresini esastan incelemiş ve Anayasa'ya aykırı olmadığı sonucuna ulaşmıştır. Buna karşılık, yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığı halinde sulh ceza hakimi kararıyla inceleme yapılmasını öngören üçüncü fıkranın ikinci cümlesi hakkında esasa ilişkin bir değerlendirme yapmamıştır. Mahkeme, bu kuralın itiraz yoluna başvuran mahkemelerin önündeki davalarda uygulanacak kural niteliğinde olmadığı gerekçesiyle başvuruyu bu kısım yönünden yetkisizlik nedeniyle reddetmiştir. Karar, 17.02.2026 tarihli ve 33171 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow">(AYM, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025).</a></strong></p>

<p><strong>Ford Otomotiv kararı ile 2025 tarihli norm denetimi kararı ilk bakışta birbiriyle çelişir görünse de, 2025 tarihli kararda hakim kararı mekanizmasını düzenleyen üçüncü fıkranın ikinci cümlesi esastan incelenmemiştir. Bu nedenle 2025 tarihli karardan, Anayasa Mahkemesinin yerinde incelemenin engellenmesi halinde hakim kararı alınmasını öngören mevcut sistemi esastan inceleyerek Anayasa'ya uygun bulduğu sonucu çıkarılamaz. Ford kararında somut yerinde incelemenin Anayasa'nın 21. maddesine uygunluğu değerlendirilmiş; 2025 tarihli norm denetiminde ise “...gerekli gördüğü hallerde...” ibaresi esastan incelenmiş, hakim kararı mekanizmasına ilişkin hüküm yönünden esasa girilmemiştir.</strong></p>

<p>Karşıoylarda, üçüncü fıkranın ikinci cümlesinin davada uygulanacak kural olmadığı yönündeki çoğunluk görüşü de eleştirilmiş ve Ford kararındaki hakim güvencesine ilişkin değerlendirmelere atıf yapılmıştır. Bu nedenle 2026 itibarıyla “Rekabet Kurumu hakim kararı olmadan yerinde inceleme yapamaz” biçiminde kategorik bir sonuca varmak da, Ford kararını uygulama bakımından etkisiz kabul etmek de isabetli değildir. Yürürlükteki kanuni yetki ile somut yerinde incelemenin temel haklara uygun kullanılıp kullanılmadığı ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>6. Rekabet Kurumunun Yerinde İnceleme Yetkisinin Kapsamı ve Sınırları</strong></p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi, Rekabet Kuruluna geniş bir yerinde inceleme yetkisi tanımaktadır. <strong>Kurul uzmanları teşebbüslerin defterlerini, fiziki ve elektronik ortam ile bilişim sistemlerinde tutulan her türlü veri ve belgelerini inceleyebilir, bunların kopyalarını ve fiziki örneklerini alabilir, belirli konularda yazılı veya sözlü açıklama isteyebilir ve teşebbüslerin her türlü malvarlığına ilişkin mahallinde incelemeler yapabilir.</strong></p>

<p>Günümüzde yerinde inceleme yalnızca şirket merkezindeki dosya ve klasörlerle sınırlı değildir. Şirket bilgisayarları, kurumsal e-posta hesapları, sunucular, dijital arşivler ve bulut sistemlerinde tutulan veriler de incelemeye konu olabilmektedir. Dijital verilerin incelenmesinde halen Rekabet Kurulunun 08.10.2020 tarihli ve 20-45/617 sayılı kararıyla kabul edilen Kılavuz temel uygulama metinlerinden biridir.</p>

<p><strong>6.1. Çalışanların Cep Telefonları ve WhatsApp Yazışmaları</strong></p>

<p>Kılavuz, cep telefonu ve tablet gibi taşınabilir iletişim cihazları bakımından cihazın teşebbüse ait dijital veri içerip içermediğinin belirlenmesi amacıyla hızlı gözden geçirme yapılmasına imkan tanımaktadır. Tümüyle şahsi kullanıma özgü olduğu tespit edilen cihazların incelemeye konu edilmemesi; teşebbüse ait veri içerdiği anlaşılan cihazlardaki işle ilgili verilerin ise inceleme kapsamına alınabilmesi öngörülmektedir.</p>

<p>Bu nedenle belirleyici olan yalnızca cihazın mülkiyetinin kime ait olduğu değildir. Kişisel bir telefonun aynı zamanda şirket faaliyetleri için kullanılması halinde, cihazdaki işle ilgili WhatsApp ve benzeri mesajlaşma verileri somut incelemenin konusu ve amacıyla bağlantılı olmak kaydıyla yerinde incelemeye konu olabilir.</p>

<p><strong>Rekabet Kurulunun 09.09.2021 tarihli ve 21-42/618-305 sayılı LG Electronics kararında, yerinde inceleme sırasında WhatsApp yazışmalarının silinmesi ve uygulamanın silinip yeniden yüklenmesi yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması bakımından değerlendirilmiştir. Kurul uygulaması, yerinde inceleme başladıktan sonra elektronik posta, mesaj, dosya veya uygulamaların silinmesinin; telefonun sıfırlanmasının ya da inceleme kapsamındaki verilere erişimin başka şekilde engellenmesinin esas ihlalden bağımsız bir yaptırım riski doğurabileceğini göstermektedir.</strong></p>

<p><strong>6.2. Dijital Verilerin İncelenmesinin Sınırları</strong></p>

<p>4054 sayılı Kanun'un 15. maddesindeki “her türlü veri ve belge” ifadesi geniş olmakla birlikte, yerinde inceleme yetkisi sınırsız bir veri araştırma yetkisi olarak yorumlanamaz. Uzmanların yanlarında bulundurdukları yetki belgesinde incelemenin konusu ve amacı gösterilmek zorundadır; inceleme ile soruşturmanın veya ön araştırmanın konusu arasında bağlantı bulunmalıdır.</p>

<p>Danıştay da Rekabet Kurumunun dijital ve elektronik belgeleri inceleme yetkisini çeşitli kararlarında kabul etmiştir (Danıştay 10. Daire, E.2000/5592, K.2002/4506, 25.11.2002; DİDDK, E.2003/315, K.2005/2177, 16.06.2005; Danıştay 13. Daire, E.2009/5890, K.2013/847, 26.03.2013; E.2010/543, K.2013/844, 26.03.2013). <strong>Bununla birlikte dijital incelemenin kanuni dayanağının bulunması, somut uygulamanın özel hayatın gizliliği, haberleşmenin gizliliği, kişisel verilerin korunması ve ölçülülük ilkesi bakımından ayrıca değerlendirilmesine engel değildir.</strong></p>

<p>Özellikle kişisel cihazlarla kurumsal cihazların kullanımının iç içe geçtiği çalışma düzeninde, tek bir cihaz şirket faaliyetlerine ilişkin verilerin yanında çalışanın tamamen özel yazışmalarını ve kişisel verilerini de içerebilir. Bu nedenle dijital incelemede yalnızca “cihaz incelenebilir mi?” sorusu değil; hangi verilerin, hangi kişilerle yapılan iletişimlerin ve hangi zaman aralığının incelenebileceği de incelemenin konusu ve ölçülülük bakımından önem taşımaktadır (Özdemir, 2024; Sanıvar/Özbek, 2026, s. 951-995).</p>

<p><strong>6.3. Avukat-Müvekkil Yazışmalarının Gizliliği</strong></p>

<p>Yerinde incelemenin önemli sınırlarından biri avukat-müvekkil yazışmalarının gizliliğidir. Rekabet Kurulu uygulamasında bu korumanın, müvekkili ile arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmayan bağımsız avukat ile müvekkil arasında savunma hakkının kullanılması amacıyla yapılan yazışmalar bakımından kabul edildiği görülmektedir. Savunma hakkıyla doğrudan ilgisi bulunmayan veya devam eden ya da ileride işlenecek bir ihlali gizlemeye yönelik yazışmalar korumadan yararlanmamaktadır (Rekabet Kurulu, 30.03.2023, 23-16/274-94; 20.12.2024, 24-54/1209-516).</p>

<p>Bu yaklaşım, şirket bünyesinde çalışan avukatlarla yapılan her yazışmanın veya bağımsız bir avukatın dahil olduğu her iletişimin otomatik olarak koruma altında olmadığı anlamına gelmektedir. <strong>Koruma iddiası somut belgenin niteliği, avukatın konumu ve iletişimin savunma hakkıyla bağlantısı üzerinden değerlendirilmelidir.</strong> Konu öğretide de özellikle mesleki hukuki imtiyazın kapsamı ve usulü bakımından tartışılmaktadır (Sarıaslan, 2022; Özdemir, 2024).</p>

<p><strong>6.4. Avukatın Yerinde İncelemeye Katılması</strong></p>

<p>Teşebbüsün avukatının yerinde incelemede hazır bulunmak istemesi, incelemenin belirsiz süreyle ertelenmesini sağlayan mutlak bir hak değildir. Uygulamada avukatın gelebilmesi için makul bir sürenin tanınabildiği, ancak incelemenin etkinliğini tehlikeye düşürecek gecikmelerin engelleme veya zorlaştırma kapsamında değerlendirilebildiği görülmektedir. Koçak Petrol uyuşmazlığında da şirket avukatının gelmesi için makul süre beklenmesine rağmen incelemeye izin verilmemiş; Rekabet Kurulu bunu yerinde incelemenin engellenmesi olarak değerlendirmiş ve Danıştay bu değerlendirmeyi hukuka uygun bulmuştur (Danıştay 13. Daire, E.2009/5890, K.2013/847, 26.03.2013).</p>

<p>Bu nedenle şirketlerin yerinde inceleme anında uygulanacak bir iç prosedürü önceden belirlemeleri; resepsiyon, bilgi işlem, üst yönetim ve hukuk biriminin görevlerini netleştirmeleri; çalışanların veri silmemeleri ve hukuki değerlendirme gerektiren hususları şirket avukatına yönlendirmeleri önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>6.5. Yerinde İncelemenin Engellenmesi veya Zorlaştırılmasının Sonuçları</strong></p>

<p>Teşebbüsün Rekabet Kurumu uzmanlarını işyerine almaması veya incelemenin gerçekleştirilmesini başka şekilde engellemesi, 4054 sayılı Kanun bakımından ayrıca yaptırıma bağlanmıştır. <strong>Kanun'un 16. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi uyarınca yerinde incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması halinde ilgili teşebbüsün yıllık gayrisafi gelirinin binde beşi oranında idari para cezası uygulanır. Mahkeme kararıyla inceleme yapılması, engelleme veya zorlaştırma nedeniyle bu cezanın uygulanmasına engel değildir.</strong></p>

<p>Ayrıca Kanun'un 17. maddesi uyarınca engellemenin sürdüğü her gün için yıllık gayrisafi gelirin onbinde beşi oranında nispi idari para cezası uygulanabilmektedir. Yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde 15. madde uyarınca sulh ceza hakimi kararıyla inceleme yapılması da mümkündür.</p>

<p>Bu yaptırım rejimi nedeniyle Ford kararının teşebbüslere “hakim kararı yoksa incelemeye izin vermeme hakkı” verdiği biçiminde yorumlanması hukuken risklidir. Anayasal güvencelere ilişkin itirazların usulüne uygun biçimde ileri sürülmesi ile yürürlükteki Kanun uyarınca yerinde incelemenin fiilen engellenmesi birbirinden ayrılmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Rekabet Kurumu, 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca teşebbüslerin işyerlerinde yerinde inceleme yapma konusunda geniş yetkilere sahiptir. <strong>Mevcut yasal düzenlemeye göre Kurum görevlilerinin olağan bir yerinde inceleme için önceden hakim kararı almaları gerekmemektedir.</strong> Görevliler yetki belgelerini göstererek işyerine gelebilir; şirketin fiziki ve elektronik kayıtlarını, bilgisayarlarını, kurumsal e-postalarını ve incelemenin konusuyla bağlantılı diğer verileri inceleyebilir ve gerekli gördükleri belgelerin kopyalarını alabilirler. İş amacıyla kullanılan mobil cihazlardaki veriler de belirli koşullarda inceleme kapsamına girebilir.</p>

<p>Bu noktada Ford Otomotiv kararının, teşebbüslere <strong>“hakim kararı yoksa incelemeye izin vermeyebiliriz” şeklinde genel bir hak tanıdığı düşünülmemelidir.</strong> Yerinde incelemeye izin verilmemesi, incelemenin geciktirilmesi veya inceleme başladıktan sonra veri silinmesi gibi davranışlar, incelemenin engellenmesi veya zorlaştırılması olarak değerlendirilerek ciddi idari para cezalarına yol açabilir. İncelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığının bulunması halinde ise 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca sulh ceza hakiminden karar alınarak incelemeye devam edilmesi mümkündür.</p>

<p>Bununla birlikte Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisinin <strong>sınırsız bir arama yetkisi olduğu da söylenemez.</strong> İncelemenin, görevlilerin yetki belgesinde belirtilen konu ve amaçla bağlantılı olması gerekir. Tamamen kişisel kullanıma özgü cihazlar, incelemenin konusuyla ilgisi bulunmayan kişisel veriler ve hukuki korumadan yararlanan avukat-müvekkil yazışmaları bakımından teşebbüsün itiraz hakkı bulunmaktadır. Şirket, incelemenin kapsamını aşan bir işlem yapıldığını düşünüyorsa bunu görevlilere bildirebilir, itirazının tutanağa geçirilmesini isteyebilir ve hukuka aykırı olduğunu düşündüğü işlemleri daha sonra yargı önüne taşıyabilir. <strong>Ancak bu itirazın, yerinde incelemeyi fiilen engelleyecek veya geciktirecek biçimde kullanılması şirket açısından ayrıca yaptırım riski doğurur.</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesinin Ford Otomotiv kararı bu noktada önem taşımaktadır. AYM, şirketlerin herkesin serbestçe giremediği işyeri bölümlerinin de Anayasa'nın 21. maddesindeki konut dokunulmazlığı güvencesinden yararlanabileceğini ve hakim kararı olmaksızın gerçekleştirilen somut yerinde incelemenin bu hakkı ihlal ettiğini kabul etmiştir. 2025 tarihli norm denetimi kararında ise 4054 sayılı Kanun'un 15. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “...gerekli gördüğü hallerde...” ibaresi esastan incelenerek Anayasa'ya aykırı bulunmamış; buna karşılık yerinde incelemenin engellenmesi veya engellenme olasılığı halinde sulh ceza hakimi kararı alınmasını öngören üçüncü fıkranın ikinci cümlesi esastan incelenmemiş, uygulanacak kural niteliğinde olmadığı gerekçesiyle bu kısım yönünden başvuru yetkisizlik nedeniyle reddedilmiştir. Dolayısıyla bugün için Rekabet Kurumunun hakim kararı olmaksızın olağan yerinde inceleme yapma yetkisi devam etmektedir; ancak bu yetkinin somut olayda nasıl kullanıldığı anayasal denetimin dışında değildir.</p>

<p>Bu nedenle bir yerinde inceleme sırasında şirket açısından en güvenli yaklaşım, görevlilerin incelemesini doğrudan engellemek değil; <strong>yetki belgesini ve incelemenin kapsamını kontrol etmek, şirket avukatını derhal sürece dahil etmek, çalışanların herhangi bir veri silmesini veya incelemeyi geciktirecek davranışta bulunmasını önlemek, inceleme kapsamını aştığı düşünülen işlemlere ilişkin itirazları açıkça tutanağa geçirmek ve gerektiğinde hukuki yollara başvurmaktır.</strong></p>

<p>Rekabet Kurumunun yerinde inceleme yetkisinde bugün gelinen noktada temel ayrım da budur: <strong>Kurumun hakim kararı olmaksızın yerinde inceleme yapabilmesi, işyerinde istediği her alana ve her veriye sınırsız biçimde erişebileceği anlamına gelmez; teşebbüsün temel haklara dayanabilmesi de yerinde incelemeyi fiilen engelleme hakkı vermez.</strong> Yerinde inceleme sırasında hem Kurumun yetkisinin sınırlarının hem de teşebbüsün yükümlülüklerinin doğru belirlenmesi, şirket açısından çoğu zaman soruşturmanın esası kadar önemli hale gelmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER"><img alt="Av. Ayfer BAYER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ayfer-bayer" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Ayfer BAYER">Av. Ayfer BAYER</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Akademik Eserler</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdemir, Olgu, Rekabet Kurumunun Yerinde İnceleme Yetkisi, 1. Baskı, İstanbul, On İki Levha Yayıncılık, 2024, ISBN 978-625-432-736-0.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sarıaslan, Öykü, Rekabet Hukukunda Avukat Müvekkil Yazışmalarına Tanınan Mesleki Hukuki İmtiyaz, Rekabet Kurumu Uzmanlık Tezleri Serisi No: 194, Ankara, Temmuz 2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sanıvar, Ramadan / Özbek, Bedriye Bilkay, “Rekabet Kurulunun Yerinde İnceleme Yetkisi: İdare Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku Bağlamında Bir Değerlendirme”, Anayasa Yargısı, C. 42, S. 2, 2025, s. 951-995, DOI: 10.55792/anayasayargisi.1863129.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yavuzdoğan Okumuş, Begüm, “23/3/2023 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı Işığında Rekabet Kurumu'nun Yerinde İnceleme Yetkisinin Anayasa'ya Uygunluğu”, FMR - Fikri Mülkiyet ve Rekabet Hukuku Dergisi, Yıl 26, C. 27, S. 2025/1, 2025, s. 21-44.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Mevzuat </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun,</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, Yerinde İncelemelerde Dijital Verilerin İncelenmesine İlişkin Kılavuz, 08.10.2020 tarihli ve 20-45/617 sayılı Kurul kararıyla kabul edilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yargı ve Kurul Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201940991-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, Ford Otomotiv Sanayi A.Ş. [GK], B. No: 2019/40991, 23.03.2023.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2023174-e-2025224-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">AYM, E.2023/174, K.2025/224, 06.11.2025, RG 17.02.2026, S. 33171.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 10. Daire, E.2000/5592, K.2002/4506, 25.11.2002.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2003/315, K.2005/2177, 16.06.2005.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Daire, E.2009/5890, K.2013/847, 26.03.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 13. Daire, E.2010/543, K.2013/844, 26.03.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, 09.09.2021 tarihli ve 21-42/618-305 sayılı karar (LG Electronics).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, 30.03.2023 tarihli ve 23-16/274-94 sayılı karar (Storytel).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rekabet Kurulu, 20.12.2024 tarihli ve 24-54/1209-516 sayılı karar (Tatko Lastik).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurumu-hakim-karari-olmadan-isyeri-aramasi-yapabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 19:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/themis-ter.jpg" type="image/jpeg" length="25891"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çekişmeli Boşanmada Kusur İspatı: Hangi Deliller Mahkemede Geçerli?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cekismeli-bosanmada-kusur-ispati-hangi-deliller-mahkemede-gecerli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cekismeli-bosanmada-kusur-ispati-hangi-deliller-mahkemede-gecerli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>TÜİK verilerine göre Türkiye’de <strong>2024 yılında 187 binden fazla çift boşandı</strong> ve bu davaların önemli bölümü anlaşma sağlanamadığı için çekişmeli yürüdü. Çekişmeli boşanmada sonucu belirleyen şey ise ne kadar haklı olduğunuz değil, haklılığınızı <strong>hangi delillerle ispatlayabildiğinizdir</strong>: hâkim, dosyaya girmeyen hiçbir olayı yaşanmamış sayar.</p>

<p>Peki eşinizin sadakatsizliğini, şiddetini veya hakaretlerini mahkemede nasıl kanıtlarsınız? Hangi deliller geçerli, hangileri <strong>hukuka aykırı</strong> sayılıp aleyhinize döner?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kusur Neden Bu Kadar Belirleyici?</strong></p>

<p>Çekişmeli boşanmanın en sık dayanağı, <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 166. maddesindeki</strong> “evlilik birliğinin temelinden sarsılması”dır. Bu maddeye göre hâkim yalnızca evliliğin çekilmez hâle geldiğine değil, <strong>hangi eşin ne oranda kusurlu olduğuna</strong> da karar verir, ve bu kusur derecesi davanın neredeyse bütün mali sonuçlarını şekillendirir.</p>

<p>Somut fark şöyle işler: Bahçelievler’de yaşayan Elif, eşinin uzun süredir devam eden sadakatsizliğini mesaj kayıtları ve tanıklarla ispatlarsa eşi <strong>ağır kusurlu</strong> bulunur; Elif maddi ve manevi tazminat ile koşulları varsa yoksulluk nafakası talep edebilir. Aynı olayları ispatlayamazsa dava <strong>reddedilebilir</strong> ya da kendisi eşit kusurlu sayılıp tazminat hakkını kaybedebilir.</p>

<p><strong>Kusur Derecesi Neyi Etkiler?</strong></p>

<p>• <strong>Boşanma kararının kendisi:</strong> Davacı ağır kusurluysa davası reddedilebilir</p>

<p>• <strong>Maddi-manevi tazminat:</strong> Kural olarak yalnızca daha az kusurlu eş talep edebilir</p>

<p>• <strong>Yoksulluk nafakası:</strong> Ağır kusurlu eş lehine hükmedilmez</p>

<p>• <strong>Velayet tartışması:</strong> Kusura konu davranışlar çocuğun üstün yararı değerlendirmesine de yansıyabilir</p>

<p><strong>Mahkemenin Kabul Ettiği Delil Türleri</strong></p>

<p>Aile mahkemelerinde kusur ispatının bel kemiği hâlâ <strong>tanık beyanıdır</strong>: komşular, ortak arkadaşlar, aile üyeleri, hatta apartman görevlisi, olayları doğrudan gördükleri ölçüde dinlenir. Yargıtay uygulamasında görgüye dayanmayan, <strong>“duyduk, öyle diyorlar”</strong> düzeyindeki aktarımlar ise kusur belirlemesinde yeterli görülmez.</p>

<p>Tanığın yanında yazılı ve elektronik deliller gelir: <strong>mesajlaşma kayıtları, e-postalar, fotoğraflar, banka ve kredi kartı ekstreleri</strong>, otel-rezervasyon kayıtları, darp durumunda alınan <strong>adli rapor</strong> ve varsa kolluk tutanakları. Örneğin eşi evin bütün birikimini kumarda eriten Murat’ın dosyasındaki en güçlü delil, tanık anlatımından çok <strong>bahis sitelerine giden düzenli banka transferleriydi</strong>.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Delil türü</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Geçerlilik koşulu</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Tanık beyanı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Görgüye dayanmalı; duyuma dayalı anlatım tek başına yetmez</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Mesaj / e-posta kayıtları</p>
   </td>
   <td>
   <p>Hukuka uygun elde edilmeli; ortak cihazda serbestçe erişilebilen içerik lehine yorumlanabilir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Banka ekstresi, fatura, rezervasyon</p>
   </td>
   <td>
   <p>Mahkeme aracılığıyla kurumlardan da celbedilebilir; güçlü ve nesnel delildir</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Adli rapor ve kolluk tutanağı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Şiddet iddialarında en güçlü ispat aracı; olaydan hemen sonra alınmalı</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Ses / görüntü kaydı</p>
   </td>
   <td>
   <p>Yalnızca dar koşullarda; planlı ve gizli sistematik kayıt hukuka aykırıdır</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Hangi delilin dosyaya gireceği, dava dilekçesinde nasıl sunulduğuna göre değişir; erken hukuki destek bu yüzden kritik.</p>

<p><strong>Hukuka Aykırı Delil: Hangi Kayıtlar Aleyhinize Döner?</strong></p>

<p>Buradaki temel kural <strong>Anayasa’nın 38. maddesinde</strong> yazar: kanuna aykırı elde edilmiş bulgular delil olarak kullanılamaz. Yani eşinizin kusurunu kanıtlamak isterken <strong>özel hayatın gizliliğini veya haberleşme hürriyetini ihlal ederseniz</strong>, elde ettiğiniz kayıt hem dosyadan dışlanır hem de hakkınızda ceza soruşturmasına konu olabilir.</p>

<p>Şöyle bir ayrımı akılda tutun: Yargıtay, <strong>ani gelişen ve bir daha elde edilme imkânı olmayan</strong> bir olayın (örneğin o anda yaşanan hakaret ve tehdidin) kaybolmasını önlemek için yapılan kayda daha ölçülü yaklaşırken; eşin telefonuna <strong>casus yazılım yüklemek</strong>, aracına takip cihazı takmak veya günlerce <strong>gizlice sistematik ses kaydı almak</strong> gibi planlı yöntemleri hukuka aykırı sayar. Geçen ay danışma talebiyle gelen bir okuyucumuzun “eşimin telefonunu yazılımla izlesem?” sorusunun kısa cevabı da buydu: <strong>yapmayın</strong>, delil kazanmazsınız, suç isnadıyla karşılaşabilirsiniz.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Affedilen ya da hoş görülen olaylar kusur olarak ileri sürülemez. Yargıtay’a göre sadakatsizliği öğrendikten sonra evliliği olağan şekilde sürdüren eş, o olayı <strong>affetmiş sayılabilir</strong> ve aynı olaya dayanarak ağır kusur iddia edemez. Zina sebebine dayalı boşanmada ayrıca süre de vardır: öğrenmeden itibaren <strong>6 ay</strong>, her hâlde olayın üzerinden <strong>5 yıl</strong>.</p>

<p><strong>WhatsApp Mesajları ve Sosyal Medya Delil Olur mu?</strong></p>

<p>En sık aldığımız soru bu. Kısa cevap: <strong>evet, olabilir, elde ediliş biçimine bağlı olarak</strong>. Herkese açık bir Instagram paylaşımı, eşin kendi profilinden yaptığı bir yorum veya tarafların ortak kullandığı bilgisayarda şifresiz duran yazışmalar dosyaya girebilir; Yargıtay kararlarında sosyal medya içerikleri evlilik yükümlülüklerinin ihlaline <strong>karine oluşturan delil</strong> olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Buna karşılık eşinizin telefonunu <strong>şifresini kırarak</strong> karıştırmanız, yazışmalarını habersizce başka cihaza yönlendirmeniz hukuka aykırı delil üretir. Somut örnek: Güngören’de yaşayan Selin, eşinin herkese açık hesabındaki tatil fotoğraflarını ve fotoğraflardaki üçüncü kişiyle uyumlu kredi kartı harcamalarını dosyaya sundu, bu paket geçerliydi; komşusunun “telefonunu gizlice al, yedeğini çıkar” önerisi ise onu <strong>suça sürükleyecekti</strong>. Delil sunarken ekran görüntüsünün yanında içeriğin <strong>tarih ve bağlamını</strong> da açıklamak, itiraz hâlinde bilirkişi incelemesini kolaylaştırır.</p>

<p>Elektronik delilde belirleyici soru içeriğin ne olduğu kadar, ona nasıl ulaşıldığıdır.</p>

<p><strong>Delil Toplarken İzlenecek 4 Adım</strong></p>

<p>Delil, dava açıldıktan sonra apar topar toplanmaz; <strong>dava dilekçesinde hangi olaya hangi delille dayanacağınızı</strong> bildirmeniz gerekir. Bu yüzden süreci planlı yürütmek gerekir, boşanma davasının süresini uzatan en yaygın nedenlerden biri de sonradan değiştirilen delil stratejileridir.</p>

<p><strong>Adım Adım Delil Hazırlığı</strong></p>

<p><strong>1. Olay günlüğü tutun:</strong> Tarih, yer, olay ve varsa tanık, hafızaya değil kayda güvenin</p>

<p><strong>2. Mevcut kayıtları güvenceye alın:</strong> Size gönderilmiş mesajları, ekstreleri, raporları yedekleyin; hukuka aykırı yeni kayıt peşine düşmeyin</p>

<p><strong>3. Resmî kayıt oluşturun:</strong> Şiddet ve tehditte vakit kaybetmeden kolluğa başvurun, adli rapor alın</p>

<p><strong>4. Avukatla delil listesi yapın:</strong> Hangi olayın hangi delille ispatlanacağını dilekçe aşamasında netleştirin; eksik kalan kayıtların mahkeme aracılığıyla celbini isteyin</p>

<p>Bir noktayı da dürüstçe söyleyelim: her çekişmeli başlayan dava mahkemede bitmek zorunda değildir. Mal paylaşımı, nafaka ve tazminat kalemleri, taraflar isterse <strong>ihtiyari arabuluculuk</strong> masasında da konuşulabilir; bu yol hem süreci hem de yıpranmayı azaltan kalıcı bir çözüm sunabilir.</p>

<p><strong>Tanığım yok, sadece mesajlar var. Dava kaybedilir mi?</strong></p>

<p>Hayır, tanık tek ispat yolu değildir. <strong>Hukuka uygun elde edilmiş</strong> mesajlar, ekstreler ve resmî kayıtlar tek başına veya birlikte kusuru ispatlayabilir; önemli olan delillerin birbirini destekleyen tutarlı bir bütün oluşturmasıdır.</p>

<p><strong>Eşimin bana attığı hakaret mesajlarını kullanabilir miyim?</strong></p>

<p>Evet. <strong>Size gönderilmiş</strong> mesajların muhatabı sizsiniz; bunları saklamak ve mahkemeye sunmak kural olarak özel hayat ihlali oluşturmaz. Sorun, size ait olmayan yazışmalara gizlice erişmeye çalıştığınızda başlar.</p>

<p><strong>Karşı taraf delillerime itiraz ederse ne olur?</strong></p>

<p>Mahkeme gerekirse <strong>bilirkişi incelemesi</strong> yaptırır; elektronik kayıtların gerçekliği ve elde ediliş biçimi denetlenir. Bu yüzden delilin orijinalini (cihaz kaydı, yedek dosyası) silmeden saklamak önemlidir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Çekişmeli boşanmada sonucu <strong>kusur derecesi</strong> belirler; tazminat ve yoksulluk nafakası buna bağlıdır.</p>

<p>- Görgüye dayalı <strong>tanık</strong>, resmî kayıtlar ve hukuka uygun elektronik deliller ispatın omurgasıdır.</p>

<p>- Casus yazılım, şifre kırma ve planlı gizli kayıt <strong>hukuka aykırı delildir</strong>; dosyadan dışlanır ve suç oluşturabilir.</p>

<p>- Affedilen olaylar kusur olarak ileri sürülemez; zina sebebinde <strong>6 ay / 5 yıl</strong> sürelerine dikkat edin.</p>

<p>- Delil stratejisi <strong>dava dilekçesi aşamasında</strong> kurulur; erken hukuki destek alın, uygun uyuşmazlıklarda arabuluculuğu değerlendirin.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cekismeli-bosanmada-kusur-ispati-hangi-deliller-mahkemede-gecerli-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/bosamna.jpg" type="image/jpeg" length="58024"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/6310 E., 2021/5300 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 22.6.2021 tarihli, 2020/6310 E., 2021/5300 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2020/6310 E., 2021/5300 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 12.HUKUK DAİRESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İstanbul 9. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce verilen 21.11.2019 tarih ve 2019/386 E- 2019/1458 K. sayılı kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, istinaf isteminin kabulüne dair İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi'nce verilen 21.05.2020 tarih ve 2020/408 E- 2020/517 K. sayılı kararın Yargıtay'ca incelenmesi davalı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, 6100 sayılı Kanun'un 369. maddesi gereğince miktar veya değer söz konusu olmaksızın duruşmalı olarak incelenmesi gereken dava ve işlerin dışında bulunduğundan duruşma isteğinin reddiyle dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, davacı şirketin olağan genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 8. maddesinin 3. fıkrasına göre ...'ın 3 yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini, genel kurulda alınan kararların tescil ve ilanı için İstanbul Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuru yapıldığını, ancak 08.04.2019 tarihli İstanbul Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanan tescil kararı incelendiğinde, ...'ın 1 yıl için seçilmiş gibi tescil edildiği ileri sürerek ve TTK'nın 34. maddesi uyarınca tescilin düzeltilerek ...'ın 3 yıl için yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğinin tescil edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, davacının tescilin düzeltilmesine ilişkin TTK'nın 34. maddesi gereğince davalı kuruma herhangi bir başvuru ve davalının da bu başvuruyu kabul ya da ret kararının bulunmadığını, savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince, Bölge Adliye Mahkemesinin usule ilişkin gönderme kararına uygun olarak yapılan yargılamaya göre, TTK'nın 34. maddesi gereğince açılacak davalarda, davacının davalı kuruma tescilin düzeltilmesi için başvurması ve davalının da bu başvuruya ilişkin kabul ya da ret kararının bulunması gerektiğini, bu hususun dava şartı olduğu, ancak davacının öncelikle davalıya TTK 34 maddesi kapsamında başvurusu bulunmadığı gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.<br />
Karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince yapılan yargılamaya göre; yerel mahkemenin gerekçesinde belirttiği gibi bir dava şartının bulunmadığı, davacı tarafından süresinde davanın açıldığı, davacı şirketin esas sözleşmesi, genel kurul karar tutanağı ve ticaret sicil gazetesinin tetkikinden davacının ...'ı 3 yıl için yönetim kurulu başkanı olarak seçmesine rağmen, davalı tarafından bu şahsın 3 yıl değil 1 yıl için yönetim kurulu başkanı olarak tescil edilmesinin hatalı olduğu, genel kurulun yönetim kurulu başkanını ancak 1 yıl süre için seçebileceğine ilişkin bir sınırlamanın olmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, itirazın kabulüne, "Davacı şirket'in 22.3.2019 tarihli genel kurulunun 8 nolu kararı ile yönetim kurulu başkanı ...'ın 3 yıl süre ile seçildiği hususunun tesbiti ve ticaret siciline tesciline" karar verilmiştir.</p>

<p>Karar, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, ticaret sicili tescilinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>6102 sayılı TTK'nın 340. maddesi, ile getirilen "Emredici Hükümler İlkesi uyarınca TTK'da anonim şirketlere ilişkin hükümler kaideten "emredici" nitelikte olup, şirket ana sözleşmesi ile bu hükümlerden, "ancak TTK hükümlerince izin verilmesi halinde" sapılabilecektir.</p>

<p>Yönetim kurulu başkanının seçimine ilişkin aynı kanunun 366/1. maddesinde, ise yönetim kurulu üyelerinin her yıl kendi üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçebileceği düzenlenmiş olup, bu hükümler karşısında, yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından 3 yıl süre ile anonim şirket genel kurulu tarafından seçilmesine ilişkin esas sözleşme hükmünün 1 yıldan fazla süreler yönünden geçerliliğinden söz edilemez. Davalı ... Sicilinin yönetim kurulu başkanı seçimini 1 yıllık süre yönünden tescil etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktır. O halde davanın reddi gerekirken bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarda açıklanan nedenlerle, davalının temyiz isteminin kabulü ile Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, HMK'nın 373/2. maddesi uyarınca dava dosyasının Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz eden davalıya iadesine, 22.06.2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 17:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="41072"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2022/65 E., 2023/144 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1.3.2023 tarihli, 2022/65 E., 2023/144 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/65 E., 2023/144 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki ticaret sicil müdürlüğü kararına itiraz davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, başvurunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkili şirketin 22.03.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 8 inci maddesi gereğince ...'ın üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçildiğini, genel kurulda alınan kararların tescil ve ilanı için ... Ticaret Sicil Müdürlüğüne başvuru yapıldığını, ancak 08.04.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde ...'ın bir yıl için seçilmiş gibi tescil edildiğinin görüldüğünü, bu duruma 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (6102 sayılı Kanun) 34 üncü maddesi gereğince eldeki dava ile süresinde itiraz ettiklerini ileri sürerek ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün tescil kararının “...'ın üç yıl için yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir” şeklinde düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının tescilin düzeltilmesine ilişkin 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince müvekkiline herhangi bir başvurusunun bulunmadığını, öte yandan 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrası gereğince yönetim kurulu başkanının her yıl seçilmesi gerektiğini, anılan hüküm karşısında davacı şirketin esas sözleşmesinde yer alan yönetim kurulu başkanının üç yıllığına seçilmesinin mümkün olmadığını ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2019 tarihli ve 2019/386 Esas, 2019/1458 Karar sayılı kararı ile; 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince açılacak davalarda davacının davalı ... müdürlüğüne tescilin düzeltilmesi için başvurması ve davalının da bu başvuruya ilişkin kabul ya da ret kararının bulunması gerektiği, ancak davacının davalıya anılan madde kapsamında bir başvurusu bulunmadığı, bu hususun dava şartı olduğu gerekçesiyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 21.05.2020 tarihli ve 2020/408 Esas, 2020/517 Karar sayılı kararı ile; 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince açılacak davalarda hatalı yapılan tescil kararına karşı öncelikle ticaret sicil müdürlüğü nezdinde itiraz edilmesine dair bir düzenleme öngörülmediği, dolayısıyla ilk derece mahkemesinin gerekçesinin yerinde olmadığı, ayrıca davacının eldeki davayı ticaret sicil müdürlüğünün 08.04.2019 tarihli Ticaret Sicil Gazetesi’nde yayımlanan tescil kararına karşı 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince süresinde açtığı, davacı şirketin esas sözleşmesinin 8 inci maddesinde yönetim kurulu başkanının üç yıl süreyle genel kurul tarafından seçileceğinin düzenlendiği, 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasında belirtilen bir yıllık sürenin ise yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu tarafından seçilmesi hâlinde uygulanacağı, dolayısıyla davacı şirketin genel kurulunca üç yıl için yönetim kurulu başkanı olarak seçilen ...'ın davalı tarafından bir yıl için yönetim kurulu başkanı olarak tescil edilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, itirazın kabulü ile davacı şirketin 22.03.2019 tarihli genel kurulun kararı ile yönetim kurulu başkanı ...'ın üç yıl süre ile seçildiği hususunun tespiti ve ticaret siciline tesciline karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 22.06.2021 tarihli ve 2020/6310 Esas, 2021/5300 Karar sayılı kararı ile;<br />
"...Dava, ticaret sicili tescilinin düzeltilmesi istemine ilişkindir.<br />
6102 sayılı TTK'nın 340. maddesi, ile getirilen "Emredici Hükümler İlkesi uyarınca TTK'da anonim şirketlere ilişkin hükümler kaideten "emredici" nitelikte olup, şirket ana sözleşmesi ile bu hükümlerden, "ancak TTK hükümlerince izin verilmesi halinde" sapılabilecektir.<br />
Yönetim kurulu başkanının seçimine ilişkin aynı kanunun 366/1. maddesinde, ise yönetim kurulu üyelerinin her yıl kendi üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçebileceği düzenlenmiş olup, bu hükümler karşısında, yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından 3 yıl süre ile anonim şirket genel kurulu tarafından seçilmesine ilişkin esas sözleşme hükmünün 1 yıldan fazla süreler yönünden geçerliliğinden söz edilemez. Davalı ... Sicilinin yönetim kurulu başkanı seçimini 1 yıllık süre yönünden tescil etmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktır. O halde davanın reddi gerekirken bölge adliye mahkemesince yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış, kararın bu nedenle bozulması gerektirmiştir..."<br />
gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilaveten 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının emredici düzenleme olmadığının madde metninden açıkça anlaşıldığı, zira anılan maddede esas sözleşmeye konulabilecek bir hükümle yönetim kurulu başkanı ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilebileceğinin öngörüldüğü, yönetim kurulunun başkanını bir yıl süreyle seçebilme yetkisinin genel kurul tarafından seçilecek başkanın görev süresine kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün görülmediği, davacı şirket genel kurulunca esas sözleşmede öngörüldüğü üzere yönetim kurulu başkanını üç yıl süreyle seçme hak ve yetkisi olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili, davacının müvekkiline başvurmadan dava açtığını, oysa 6102 sayılı Kanun'un 34 üncü maddesi gereğince dava açılabilmesi ticaret sicil müdürlüğüne başvurulması gerektiğini, 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının emredici hüküm niteliğinde olduğunu, anonim şirketlerin esas sözleşmelerinde anılan hükümden farklı bir düzenlemeye yer veremeyeceğini ve anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin görev dağılımı ile ilgili hususların anılan madde gereğince her yıl yeniden görüşülerek karar altına alınması gerektiğini, müvekkili kararının usul ve yasaya uygun olduğunu, ayrıca mevzuat gereğince ve mevzuata uygun işlem yapan müvekkilinin davanın açılmasına sebebiyet vermediğini, bu nedenle yargılama giderlerinden sorumlu tutulmaması gerektiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesinin emredici nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre aynı Kanun'un 340 ıncı maddesinde öngörülen emredici hükümler ilkesi gözetildiğinde yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından seçeceği başkanın bir yıl süre ile seçileceğine dair düzenlemedeki bir yıllık sürenin yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından seçilmesi durumunda da uygulanıp uygulanamayacağı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe<br />
1. İlgili Hukuk<br />
1. 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi şöyledir:<br />
"Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar."</p>

<p>2. 6102 sayılı Kanun'un 362 nci maddesinin ilk fıkrası şöyledir:<br />
"(1) Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, aynı kişi yeniden seçilebilir."</p>

<p>3. 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrası şöyledir:<br />
"(1) Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir. "</p>

<p><br />
4. 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin ilk fıkrası şöyledir:<br />
"(1) Kanunda veya esas sözleşmede aksine hüküm bulunmadığı takdirde, esas sözleşmeyi değiştiren kararlar, şirket sermayesinin en az yarısının temsil edildiği genel kurulda, toplantıda mevcut bulunan oyların çoğunluğu ile alınır. İlk toplantıda öngörülen toplantı nisabı elde edilemediği takdirde, en geç bir ay içinde ikinci bir toplantı yapılabilir. İkinci toplantı için toplantı nisabı, şirket sermayesinin en az üçte birinin toplantıda temsil edilmesidir. Bu fıkrada öngörülen nisapları düşüren veya nispî çoğunluğu öngören esas sözleşme hükümleri geçersizdir."</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. Anonim şirketlerde yönetim kurulu, kanun ve esas sözleşme gereğince genel kurulun yetkisinde bırakılmış bulunanlar dışında, şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli olan her çeşit iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkilidir. Bu bakımdan kurul, anonim şirketi yöneten ve temsil eden, şirketin yapısı bakımından zorunlu ve faaliyeti süreklilik arz eden bir organ olup yönetim işlevi bir bütün hâlinde, yönetim kurulunun sahip olduğu görev ve yetkilerin önemli bir bölümünü teşkil etmektedir.</p>

<p>2. Anonim şirket yönetim kurulunun organizasyonu 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesi ile belirlenmiş; özellikle yönetim kurulunun her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçeceği düzenlenmiştir. Ayrıca esas sözleşmede kararlaştırılması hâlinde, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesinin öngörülebileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>3. Anonim şirket yönetim kurulu bir veya daha fazla üyeden oluşabilir. Başkan ve vekilin seçilmesine ilişkin gereklilik sadece yönetim kurulunun birden fazla üyeye sahip olduğu hâllerde ortaya çıkar; tek üyeli yönetim kurulunun söz konusu olduğu durumlarda işin niteliği gereği başkan veya vekilinin seçilmesine ihtiyaç bulunmamaktadır. Bu kapsamda yönetim kurulunun birden fazla üyeden oluştuğu durumlarda anonim şirketlerde yönetim kurulu başkanlığı gerekli bir unvan olarak kabul edilmiş; 6102 sayılı Kanun ile yönetim kurulu başkanına verilen görevlerin icra edilebilmesi için yönetim kurulu üyelerinden birinin başkan olarak seçilmesi zorunlu tutulmuştur.</p>

<p>4. 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesinde yönetim kurulu başkanının öncelikle ve temel kural olarak yönetim kurulu tarafından her yıl üyeleri arasından seçilmesi öngörülmüştür. Bu kapsamda anılan fıkrada yönetim kurulu başkanının seçilmesi açısından yönetim kurulunun toplanmasına ve karar almasına ilişkin özel bir düzenleme yer almadığından yönetim kurulu toplantısının çağrısı esas sözleşmede nasıl düzenlenmişse o usule göre, esas sözleşmede bir düzenleme bulunmadığı durumlarda ise iç yönergede nasıl düzenlenmişse o usule göre yapılacak; esas sözleşmede aksine ağırlaştırıcı bir hüküm bulunmadığı takdirde üye tam sayısının çoğunluğu ile toplanan yönetim kurulunda toplantıda hazır bulunan üyelerin çoğunluğunun olumlu oyuyla her yıl seçilecektir.</p>

<p>5. 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesinde ise başkanın veya başkan vekilinin yönetim kurulu tarafından seçileceğine dair temel kurala istisna getirilerek esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilmesinin ön görülebileceği düzenlenmiştir. Buna göre esas sözleşmeye hüküm konulmak suretiyle yönetim kurulu başkanı ve vekili veya bunlardan birinin seçiminin genel kurula bırakılması mümkün hâle gelmiştir. Bu itibarla başkan ve vekilinin genel kurul tarafından seçimine ilişkin hüküm şirketin esas sözleşmesine kuruluşta yazılabileceği gibi sonradan da eklenebilir. Bu hükmün esas sözleşmeye ekleneceği değişiklik için Kanun’da özel bir toplantı ve karar nisabı öngörülmemiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 421 inci maddesinin ilk fıkrasında öngörülmüş nisaplar bu değişiklik için de uygulanır. Fakat esas sözleşmede kararlaştırılarak ilgili nisapların başkanın veya vekilin seçimi açısından birlikte ya da ayrı ayrı ağırlaştırılması da mümkündür.</p>

<p>6. Görüldüğü üzere 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesi ile başkan ve vekilinin seçilmesi noktasında yönetim kuruluna genel olarak kendisini organize etme serbestisi tanınmış; ancak anılan fıkranın ikinci cümlesi ile esas sözleşmede öngörülmesi şartıyla bu serbestinin genel kurul tarafından en azından başkan ve vekilinin seçimine ilişkin olarak kısıtlanabileceği düzenlenmiştir. Böylece 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesi ile 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi ile öngörülen emredici hükümler ilkesi bağlamında esas sözleşmede Kanun'un anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden sapabilmesine yönelik açık bir izin öngörülmektedir.</p>

<p>7. Hemen belirtilmesi gerekir ki 6102 sayılı Kanun ile mülga 6762 sayılı Kanun döneminde bulunmayan “emredici hükümler” ilkesi getirilmiştir. 6102 sayılı Kanun'un “emredici hükümler” başlıklı 340 ıncı maddesi gereğince esas sözleşmede yer alacak olan ihtiyari kayıtların geçerliliği, emredici hükümlere, ahlaka, kamu düzenine ve kişilik haklarına aykırılık veya imkânsızlık hâllerinin yanında ayrıca “Kanunda açıkça izin verilmiş olma” koşulu ile de sınırlanacaktır. Başka bir deyişle 6102 sayılı Kanun döneminde anonim şirketlere ilişkin bütün hükümler emredici nitelik taşımakta olup artık esas sözleşmeye konulacak ihtiyari kayıtlar, Kanun buna açıkça izin vermişse mümkün olabilecektir (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Genel Esaslar, Ankara, Yedinci Baskı, 2017, s. 285). Bu itibarla esas sözleşmenin Kanundan ayrı bir düzenleme getirmesi ancak kanunun buna açıkça izin vermesi şartına bağlıdır. Kanun açıkça izin vermedikçe esas sözleşmede kanundan sapan bir düzenlemeye yer verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>8. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesinin açık hükmü gereğince kanunda gösterilen bazı hususların esas sözleşmeye yazılması zorunludur; kanunun izin verdiği hususlarda pay sahiplerince öngörülen diğer bazı hususların geçerli olması da kural olarak esas sözleşmeye hüküm konulmasına bağlıdır. Esas sözleşmenin ihtiyari nitelikte hüküm içerebilmesi için dahi kanunun buna dair açıkça izin vermiş bulunması gerekir.</p>

<p>9. 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesi olarak yer alan "Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer" şeklindeki hükmün gerek lafzı gerekse başkan olmaya bağlanan sonuçlar gözetildiğinde emredici niteliktedir (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, ..., Dördüncü Baskı, 2015, s. 266). Başka bir deyişle burada emredici olan husus başkanın ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere en az bir başkan vekilinin yönetim kurulu üyeleri arasından "yönetim kurulu" tarafından ve "her yıl" seçilmesidir. 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının ikinci cümlesi ile 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi ile öngörülen emredici hükümler ilkesi bağlamında esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülerek başkanın ve başkan vekilinin "yönetim kurulu" tarafından seçileceğine dair emredici hükümden sapılmıştır. Dolayısıyla başkanın ve başkan vekilinin "her yıl" seçileceğine dair emredici hükümden sapılması noktasında açıkça bir izin öngörülmemiştir (Cafer Eminoğlu, Şirketler Hukuku Şerhi C. II, Editör Kemal Şenocak, Ankara, Birinci Baskı, 2023, s. 1743).</p>

<p>10. Bu itibarla 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddenin ilk fıkrasının birinci cümlesinde belirlenmiş olan bir yıllık sürenin, başkanın ve başkan vekilinin seçim yetkisinin genel kurulda olduğu durumlar için de geçerli olduğu, 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesinde öngörülen emredici hükümler ilkesinin daha uzun bir sürenin kararlaştırılmasına imkân sağlamadığı kabul edilmelidir. Başka bir deyişle bir yıllık süre, başkanın ve başkan vekilinin seçim yetkisinin hangi organda olduğuna bakılmaksızın uygulanması gereken genel bir süre olarak düzenlenmiştir. Bu sebeple bir yıllık süre, seçim yetkisi genel kurulda olduğu hâlde de uygulanması gerekir.</p>

<p>11. Öte yandan yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından seçileceğinin esas sözleşmede düzenlendiği durumlarda yönetim kurulu başkanının her yıl seçilmesi zorunluluğu şirket açısından pratik olmayan sonuçlar doğursa bile bir önceki başkanı seçmiş olan genel kurulun yapısında değişiklikler olması hâlinde fayda sağlayacağı, yine başkanın her yıl seçilmesinin azil müessesesi uygulamaya konulmadan başkanın değiştirilmesine fırsat sunabileceği ve başkanın devam eden yılda seçilmek motivasyonuyla daha özenli hareket ederek şirketin işleyişine katkıda bulunabileceği gözden kaçırılmamalıdır. Bununla birlikte genel kurulun başkanı seçmeyi ihmal etmesi hâlinde yönetim kurulunun öncelikle genel kurulu bu amaçla toplantıya çağırabileceği, genel kurulun toplanamaması ya da toplanmasına rağmen başkan seçmemesi hâlinde şirketin işleyişini teminen genel kurul seçene kadar başkanın yönetim kurulu tarafından belirleneceği kabul edilmelidir (Eminoğlu, s. 1742).</p>

<p>12. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde, davacı şirketin esas sözleşmesinin 12.03.2015 tarihinde tescil edildiği, esas sözleşmenin 8 inci maddesinde yönetim kurulu başkanının üç yılda bir genel kurul tarafından seçileceğinin düzenlendiği, bu kapsamda davacı şirketin 22.03.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında esas sözleşmenin 8 inci maddesi gereğince ...'ın üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>13. Davacı şirketin esas sözleşmesinin 8 inci maddesinde yer alan yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından "üç yılda bir" seçileceğine dair düzenlemedeki "üç yılda bir" ibaresi, yukarıda da bahsedildiği üzere, 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi ile öngörülen emredici hükümler ilkesi bağlamında esas sözleşmede yer almaması gereken bir ibaredir. Zira 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesindeki "Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer" şeklindeki hüküm emredici nitelikte düzenlenmiş olup yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından seçileceğinin esas sözleşmede düzenlendiği durumlarda başkanın ve başkan vekilinin "her yıl" seçileceğine dair emredici hükümden sapılması noktasında açıkça bir izin öngörülmemiştir. Dolayısıyla 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi ile öngörülen emredici hükümler ilkesi bağlamında bir yıllık süreden açıkça sapılacağı belirtilmediği için bir yıllık süre, seçim yetkisinin genel kurulda olduğu hâlde de uygulanması gereken emredici bir düzenlemedir.</p>

<p>14. Bu itibarla davacı şirketin esas sözleşmesinde yer alan yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından üç yıl süre ile anonim şirket genel kurulu tarafından seçilmesine ilişkin düzenlemenin bir yıldan fazla süreler yönünden geçerliliğinden söz edilemeyeceği, dolayısıyla davalı ... müdürlüğünün yönetim kurulu başkanı seçimini bir yıllık süre yönünden tescil etmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>15. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 6102 sayılı Kanun'un 340 ıncı maddesi kapsamında anonim şirketlere ilişkin bir hükmün aksinin düzenlenmesine izin verilip verilmediğinin tespitinde sadece hükmün lâfzına bakılamayacağı, maddi olguya uygulanacak soyut hukuk kuralının anlamını ve kapsamını belirlemek için yoruma başvurmanın kaçınılmaz olduğu, yönetim kurulunun başkanını bir yıl süreyle seçebilme yetkisinin genel kurul tarafından seçilecek başkanın görev süresine kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün görülmediği, davacı şirket genel kurulunca esas sözleşmede öngörüldüğü üzere yönetim kurulu başkanını üç yıl süreyle seçme hak ve yetkisi olduğu, zira şirketin sıhhatli bir şekilde işleyişinin sağlanması açısından genel kurulun üç yıldan fazla olmamak üzere 6102 sayılı Kanun'un 366 ncı maddesinin ilk fıkrasının birinci cümlesinde belirtilen bir yıllık süreden daha uzun bir süreyi başkanın görev süresi olarak belirlenmesi maddenin hem lâfzı hem de özü gözetildiğinde emredici hükümler ilkesine aykırılık oluşturmayacağı, bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen direnme kararının usul ve yasaya uygun olduğu ve hükmün onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>16. Hâl böyle olunca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesince önceki kararda direnilmesi doğru olmadığından hükmün Özel Daire bozma kararında belirtilen nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>01.03.2023 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>'' K A R Ş I O Y ''</strong></p>

<p><br />
Dava, TTK'nın 34 üncü maddesi gereğince ticaret sicil müdürlüğü kararına itiraza ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili şirketin 22.03.2019 tarihli olağan genel kurul toplantısında esas sözleşme gereğince ...'ın üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçilmesine rağmen ... Ticaret Sicil Müdürlüğünün yönetim kurulu başkanının görev süresini bir yıl olarak tescil etmesi nedeniyle tescil kararının “...'ın üç yıl için yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir” şeklinde düzeltilmesini talep etmiş; ilk derece mahkemesinin davanın reddine ilişkin kararını kaldıran Bölge Adliye Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi üzerine Özel Dairece; anonim şirketlerde emredici hükümler ilkesinin düzenlendiği TTK’nın 340 ıncı maddesi karşısında TTK’nın 366/1 inci maddesinin emredici nitelikte olduğu, davacı şirketin yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından üç yıl süre ile anonim şirket genel kurulu tarafından seçilmesine ilişkin esas sözleşme hükmünün bir yıldan fazla süreler yönünden geçerliliğinden söz olmadığı, ticaret sicili müdürlüğünün yönetim kurulu başkanı seçimini bir yıllık süre yönünden tescil etmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle karar bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesince, TTK’nın 366/1 inci maddesinin emredici düzenleme olmadığının madde metninden açıkça anlaşıldığı, yönetim kurulunun başkanını bir yıl süreyle seçebilme yetkisinin genel kurul tarafından seçilecek başkanın görev süresine kıyas yoluyla uygulanmasının mümkün görülmediği, davacı şirket genel kurulunca esas sözleşmede öngörüldüğü üzere yönetim kurulu başkanını üç yıl süreyle seçme hak ve yetkisi olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Anonim şirketlerin yönetimi, yetki devredilmediği müddetçe yönetim kurulu tarafından gerçekleştirilir. Yönetim kurulu, genel kurulun yetki alanına bırakılmış hususlar dışındaki (TTK m. 408) bütün konularda karar almaya yetkilidir. TTK’nın 365 inci maddesi gereğince yönetim kurulu, sınırları kanunun emredici hükümleriyle belirlenmiş alanda şirketi yönetme yetki ve görevine sahiptir. TTK’nın 367/1 inci ve 370/2 nci maddeleri gereğince yönetim kurulu, yönetim ve temsil yetkilerini devretmeye de yetkili kılınmıştır. Yönetim kurulu, yetkilerini devretmediği takdirde bu yetkileri kurul olarak kullanır. Bu kapsamda TTK’nın 366/1 inci maddesi ile yönetim kurulunun organizasyonun belirlenmiş; yönetim kurulunun her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçeceği düzenlenmiştir. Aynı maddede ayrıca esas sözleşmede kararlaştırılması hâlinde, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesinin öngörülebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>TTK’nın “Görev Dağılımı” başlıklı 366 ncı maddesinin ilk fıkrasındaki “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir” şeklindeki düzenleme ile yönetim kuruluna başkan seçilmesinin özel olarak düzenlendiği görülmektedir. TTK’nın 366/1 inci maddesi birtakım farklılıklarla birlikte 6762 sayılı TTK’nın 318 inci maddesinden alınmıştır. Bu farklılıkların en önemlisi anılan fıkranın ikinci cümlesi ile esas sözleşmede başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesinin kararlaştırılabileceği hususunun düzenlenmiş olmasıdır. Bu kapsamda öncelikle TTK’nın 366/1 inci maddesinin ikinci cümlesi gereğince esas sözleşmede, başkanın genel kurul tarafından seçilmesinin öngörüldüğü durumda başkanın görev süresinin, anılan fıkranın ilk cümlesinde yer alan başkanın yönetim kurulu tarafından seçilmesi durumunda öngörülen bir yıl olarak belirlenip belirlenemeyeceği, bu durumun emredici nitelikte kabul edilip edilemeyeceği üzerinde durulması gerekir.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki TTK’nın 340 ıncı maddesi ile anonim şirketlerde sözleşme özgürlüğüne önemli bir sınır getirilmiş; esas sözleşmenin bu Kanun’un anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna “açıkça” izin verilmişse sapabileceği düzenlenmiştir. Bu kapsamda TTK’da anonim şirketlere ilişkin hükümlerden sapmaya izin veren hükümler; “Esas sözleşme ile kararlaştırılabilir/öngörülebilir” veya “Esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa/aksi öngörülmemişse” şeklinde ifade edilmiştir. TTK’nın 340 ıncı maddesinde “açıkça” ifadesi yer alsa da anonim şirketlere ilişkin bir hükümden sapma izninin verilip verilmediğinin tespitinde, sadece hükmün lâfzına bakılmaması, gerektiğinde hükmün yorumlanmasından elde edilen anlamın da dikkate alınması gerekmektedir (Karasu, Rauf: Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi, 2. Baskı, Ankara 2015, s. 51). Nitekim TTK’nın 340 ıncı maddesinin gerekçesinde de, “Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir” ifadesinin sadece hükmün lâfzına bakılması gerektiği anlamına gelmediği, hükümdeki “kanunda açıkça izin verilmişse” ibaresinin maddenin lâfzından “sapabilme” imkânının açıkça anlaşılmadığı durumlarda amaca uygun düşen, metodoloji öğretisine aykırı olmayan, tatmin edici gerekçelere dayanan, sonuçları adil olan ve menfaatler dengesini gözeten bir yorumla “sapabilme”nin haklılık kazandığı varsayımlarını da kapsadığı ifade edilmiştir. Dolayısıyla TTK’nın 340 ıncı maddesinde yer alan “açıkça” ifadesine rağmen, anonim şirketlere ilişkin bir hükmün aksinin düzenlenmesine izin verilip verilmediğinin tespitinde, sadece hükmün lâfzına bakılamaz; maddî olguya uygulanacak soyut hukuk kuralının anlamını ve kapsamını belirlemek için yoruma başvurmak kaçınılmazdır. Yorum yapılırken sadece hükmün lâfzıyla yetinmeyip özüne de bakılmalıdır ve hükmün sözü ve özünün birbirine uymaması hâlinde, hükmün özü esas alınmalıdır (Dural, Mustafa/ Sarı, Suat: Türk Özel Hukuku C. I, 14. Baskı, ... 2019, s. 126).</p>

<p>TTK’nın 366/1 inci maddesi ile başkan ve vekilinin seçilmesi şartıyla, yönetim kuruluna kural olarak kendisini organize etme serbestîsi tanınmış; ancak esas sözleşme ile genel kurulun yönetim kurulunun kendini organize etmesini başkan ve başkan vekilinin seçimine ilişkin olarak kısıtlayabileceği düzenlenmiştir. Dolayısıyla emredici hükümler ilkesini teşkil eden TTK’nın 340 ıncı maddesine uygun olarak açıkça esas sözleşme ile Kanun’da yer alan anonim şirketlere ilişkin hükümlerden sapılması mümkün hâle gelmiştir. Başka bir deyişle TTK’nın 366/1 inci maddesinin ikinci cümlesindeki “Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir” şeklindeki ifade, yukarıda belirtildiği üzere, TTK’nın 366/1 inci maddesinin birinci cümlesinde öngörülen bir yıllık süreye ilişkin düzenlemenin başkanın genel kurul tarafından seçilmesi durumunda emredici nitelikte olmadığını göstermektedir (Pulaşlı, Hasan: Şirketler Hukuku Şerhi C. II, 4. Baskı, Ankara 2022, s. 1354; Akdağ Güney, Necla: Anonim Şirket Yönetim Kurulu, 2. Baskı, ... 2016, s. 78).</p>

<p>Yönetim kurulu başkanının görevlerinin bir bölümü Kanun’da düzenlenmiş olup yönetim kurulu başkanının en önemli görevleri yönetim kurulu ve genel kurul toplantılarının hazırlanması, yönetim kurulu toplantılarının gerçekleştirilmesi, şeffaflığın sağlanması gibi işlemlerdir. Yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından seçildiği hâllerde, başkanın görev süresinin bir yıl olarak öngörüleceğinin zorunlu tutulması durumunda genel kurulun takip eden yılda hiç veya gereği gibi toplanamaması ihtimalinde şirketin işleyememesi sonucunun ortaya çıkacağı, şirketi geri dönülmesi güç zorluklarla karşı karşıya bırakacağı gözden uzak tutulmamalıdır. Zira başkan seçilmemesi nedeniyle yönetim kurulunun işleyememesi demek, şirketin yönetiminin ve temsilinin mümkün olmaması, fiil ehliyetinin kullanılamaması sonucunu doğuracak; nihayetinde yönetim kurulunun hiç toplanamaması ve organ yokluğuna ilişkin hükümler (TTK m. 530) işletilmek zorunda kalınabilecektir. Diğer taraftan başkansız işleyen yönetim kurullarının iş ve işlemleri ile bunlara dayalı olarak yapılan işlemlerin geçersizlik tehdidi ile karşı karşıya kalmasına ve bu da hukuki güvenirlilik ve belirlilik ilkelerinin zedelenmesine sebep olacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla başkan seçme yetkisinin genel kurulda olduğu hâllerde kanunda belirtilen sürenin emredici nitelik taşımadığının ve başkanın görev süresinin en fazla üç yıl olmak üzere TTK’nın 362 nci maddesi gereğince genel kurula bırakılmış olan üyelerin görev süresinin kararlaştırılması yetkisi ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gerekmektedir. Gerçekten de şirketin sıhhatli bir şekilde işleyişinin sağlanması açısından genel kurulun üç yıldan fazla olmamak üzere TTK’nın 366/1 inci maddesinin birinci cümlesinde belirtilen bir yıllık süreden daha uzun bir süreyi başkanın görev süresi olarak belirlenmesi maddenin hem lâfzı hem de özü gözetildiğinde emredici hükümler ilkesine aykırılık oluşturmayacaktır. Bu durum özellikle genel kurulun her yıl toplanabilmesine ilişkin sorunlar söz konusu olduğunda sağlıklı bir şirket işleyişi açısından da uygun bir çözüm olacaktır. Ayrıca anonim şirketin en üst organı olan ve tüm pay sahiplerinin yer aldığı genel kurulun yönetim kurulu başkanını seçtiği durumda, başkanın süresinin bir yıl ile kısıtlanması anonim şirkete ilişkin en hayati kararları alabilen genel kurulun yetkisinin kıyas yoluyla kısıtlanması anlamına da gelecektir.</p>

<p>Öte yandan yönetim kurulu kendi seçtiği başkan ve başkan vekilini genel olarak her zaman değiştirmeye ve görevden almaya yetkili iken esas sözleşmedeki hüküm gereğince başkan genel kurul tarafından seçilmişse yönetim kurulu başkanını görevden alma yetkisi yönetim kurulunda değil mutlak şekilde genel kurulun yetkisindedir (Pulaşlı, s. 1355). Dolayısıyla genel kurul tarafından seçilen yönetim kurulu başkanının her zaman genel kurul tarafından azledilebileceği hususu da gözetildiğinde başkanın denetimi için öngörüldüğü kabul edilen bir yıllık sürenin bu durumda uygulanmasının da bir etkisinin olmayacağı açıktır.</p>

<p>Bu itibarla TTK’nın 366/1 inci maddesinin ikinci cümlesi gereğince yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından seçildiği durumda anılan maddenin birinci cümlesinde öngörülen bir yıllık süreye ilişkin düzenlemenin emredici nitelikte olmadığı, genel kurulun başkanın görev süresini TTK’nın 362 nci maddesi gereğince en fazla üç yıl olmak üzere serbestçe kararlaştırabileceği gözetildiğinde davanın kabulüne dair direnme kararının onanması gerektiği görüşünde olduğumdan Sayın Çoğunluğun bozma görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 17:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="86027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anonim Şirketler Hukuku Uygulamasına Dair Bir İnceleme – HGK ve Doktrin]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticaret-hukuku-yazilari-ii-anonim-sirketler-hukuku-uygulamasina-dair-bir-inceleme-hgk-ve-doktrin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticaret-hukuku-yazilari-ii-anonim-sirketler-hukuku-uygulamasina-dair-bir-inceleme-hgk-ve-doktrin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Şirketler hukuku uygulamasında en işlevsel araçlardan biri iç yönergelerdir. Bir avukatın şirket bünyesinde kurumsal bir yapı ve sağlıklı bir işleyiş mimarisi oluşturabilmesi, çoğu zaman bu yönergelerin doğru, açık ve uygulanabilir biçimde hazırlanmasına bağlıdır. Zira kanun hükümlerinin ticaret hayatında ortaya çıkabilecek bütün sorunları önceden öngörmesi yahut birbirinden farklı yapı ve ihtiyaçlara sahip şirketlerin tamamına aynı ayrıntı düzeyinde cevap vermesi beklenemez. Öte yandan kanunda düzenlenmemiş her hususun esas sözleşmeyle düzenlenmesi de mümkün değildir. Esas sözleşmenin değiştirilmesinin belirli şekil ve karar şartlarına bağlanmış olması hızla değişen ticari ihtiyaçlar karşısında her meselenin esas sözleşme üzerinden çözülmesini pratik olmaktan çıkarmaktadır.</p>

<p>Fakat şirket içi düzenleme alanından söz edildiğinde, diğer bütün hukukî yapılarda olduğu gibi, ilk sorulması gereken soru emredici hükümlerin bu serbestiyi nerede sınırladığıdır. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu uygulayıcıya ne ölçüde bir düzenleme serbestisi tanımaktadır? Bu serbestinin sınırları nasıl tespit edilecektir? Kanunun açıkça düzenlemediği veya esas sözleşmeye farklı bir düzenleme alanı bıraktığı düşünülen hâllerde hangi yorum yöntemi izlenmelidir?</p>

<p>İç yönerge meselesini daha ayrıntılı ele almadan önce, bu soruların cevabını yeniden düşünme ve bilgilerimi tazeleme ihtiyacı hissettim ve bu hususu da bir HGK kararından yola çıkarak yapmanın faydalı olacağını düşündüm. Zira HGK kararları bir İBK niteliği taşımıyor olsa da uygulama açısından ciddi bir önem arz etmektedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>Bu minvalde bahse konu meselelerin çıkış noktası TTK 340’tır. Nitekim 6762 sayılı TTK döneminde, Kanunda açıkça yasaklanmayan hususların kural olarak esas sözleşmeyle düzenlenebilmesi mümkün iken, 6102 sayılı TTK’nın 340. maddesiyle farklı bir sistem benimsenmiştir. Buna göre esas sözleşme, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Böylece anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırlarının belirlenmesi bakımından “emredici hükümler ilkesi” merkezi bir konuma yerleşmiştir.</p>

<p>Bu meseleleri ele alırken, sonradan değişikliğe uğramış bir TTK hükmünü ve bu hükmün uygulanma biçimini konu alan bir Hukuk Genel Kurulu kararını merkeze almayı tercih ettim. İlk bakışta, bugün ilgili kanun hükmü değişmiş olduğundan karara konu somut uyuşmazlığın da önemini büyük ölçüde yitirdiği düşünülebilir. Oysa kanaatimce kararın asıl değeri, ulaştığı somut sonuçtan ziyade, emredici hükümler ilkesinin belirli bir kanun hükmü ve esas sözleşme düzenlemesi karşısında nasıl işletildiğini göstermesidir. Bu sebeple söz konusu kararın incelenmesi, yalnız eski TTK m. 366/1’in nasıl uygulandığını anlamak bakımından değil bununla birlikte Kanunun esas sözleşmeye veya şirket içi düzenlemelere bıraktığı alanın sınırlarının nasıl belirleneceğini görmek bakımından da uygulayıcı için öğretici bir örnek sunmaktadır.</p>

<p>Anonim şirketlerde yönetim kurulu üyeleri Türk Ticaret Kanunu’nun 362. maddesi uyarınca en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilebilir. Buna karşılık TTK m. 366’nın 7511 sayılı Kanun’la değiştirilmeden önceki hâlinde, yönetim kurulunun <strong>“her yıl”</strong> üyeleri arasından bir başkan ve en az bir başkan vekili seçmesi öngörülmekteydi. Aynı fıkranın ikinci cümlesi ise esas sözleşmede hüküm bulunması hâlinde başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçilebilmesine imkân tanıyordu. Bu iki cümlenin birlikte uygulanması, görünüşte dar fakat anonim şirketlerde esas sözleşme serbestisinin sınırları bakımından önemli bir uyuşmazlık doğurmuştur.</p>

<p><strong><i>Esas sözleşmede yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl için seçileceğinin öngörülmesi hâlinde, eski m. 366/1’in ilk cümlesindeki “her yıl” kaydı bu seçime de uygulanacak mıdır? Yoksa “her yıl” ibaresi yalnız yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından yapacağı başkan seçimine mi ilişkindir?</i></strong></p>

<p>Sorunun güçlüğü yalnızca m. 366’nın lafzından kaynaklanmamaktadır. Meselenin arka planında TTK m. 340’ta kabul edilen emredici hükümler ilkesi bulunmaktadır. Zira anonim şirket esas sözleşmesi, Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Bu sebeple eski m. 366/1’deki iki cümlenin birbiriyle ilişkisinin belirlenmesi, aynı zamanda Kanunun esas sözleşmeye bıraktığı düzenleme alanının sınırlarının belirlenmesini gerektirmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 1.3.2023 tarihli, E. 2022/65, K. 2023/144 [2] sayılı kararı </a>bu sorunu ayrıntılı biçimde incelemiştir. Kararın önemi yalnızca “yönetim kurulu başkanı bir yıl mı, üç yıl mı seçilebilir?” sorusuna verdiği cevapta değildir.</p>

<p><strong><i>Bölge Adliye Mahkemesinin ilk kararı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin bozması, BAM’ın direnme gerekçesi, Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ve karşı oy birlikte okunduğunda; bir kanun hükmündeki emrediciliğin hangi unsura ilişkin olduğu, esas sözleşmeyle sapma imkânının nasıl tespit edileceği ve kıyas ile yorum arasındaki sınır bakımından oldukça öğretici bir tartışma ortaya çıkmaktadır.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a></i></strong></p>

<p>Kararın verilmesinden sonra, 23.5.2024 tarihli 7511 sayılı Kanun’la eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Bu değişiklik, kararın tarihsel ve dogmatik önemini ortadan kaldırmamakla birlikte, yönetim kurulu başkanının görev süresine ilişkin bugünkü pozitif hukuk bakımından farklı bir durum meydana getirmiştir. Bu nedenle mesele, önce değişiklik öncesi normatif yapı ve yargılama süreci, ardından TTK m. 340 çerçevesindeki yorum tartışması ve son olarak 7511 sayılı Kanun’un meydana getirdiği yeni hukukî durum üzerinden incelenmelidir.</p>

<p><strong>I. Normatif Çerçeve: TTK m. 340, m. 362 ve Eski m. 366</strong></p>

<p>Uyuşmazlığın doğru anlaşılabilmesi için üç hükmün birlikte ele alınması gerekir.</p>

<p><i>TTK m. 362/1: “Yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilir. Esas sözleşmede aksine hüküm yoksa, aynı kişi yeniden seçilebilir.”</i></p>

<p><i>Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan eski TTK m. 366/1: “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.”</i></p>

<p><i>TTK m. 340: “Esas sözleşme, bu Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden ancak Kanunda buna açıkça izin verilmişse sapabilir. Diğer kanunların, öngörülmesine izin verdiği tamamlayıcı esas sözleşme hükümleri o kanuna özgülenmiş olarak hüküm doğururlar.”</i></p>

<p><strong>6102 Türk Ticaret Kanunu</strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>Sürüm 1 - 6102 Türk Ticaret Kanunu</strong></p>

   <p><strong>T.C. Resmi Gazete 14.02.2011/27846</strong></p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>Sürüm 33 - 6102 Türk Ticaret Kanunu</strong></p>

   <p><strong>T.C. Resmi Gazete 29.05.2024/32560</strong></p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>2. Görev dağılımı</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>2. Görev dağılımı</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>MADDE 366</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p><strong>MADDE 366</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p>(1) Yönetim kurulu <s>her</s> <s>yıl</s> üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p>(1) Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p>Değişik fıkra: 23.05.2024 t. 7511 s. K. m.13</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="315">
   <p>(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.</p>

   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="315">
   <p>(2) Yönetim kurulu, işlerin gidişini izlemek, kendisine sunulacak konularda rapor hazırlamak, kararlarını uygulatmak veya iç denetim amacıyla içlerinde yönetim kurulu üyelerinin de bulunabileceği komiteler ve komisyonlar kurabilir.</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Burada ilk olarak yönetim kurulu üyeliği ile yönetim kurulu başkanlığı birbirinden ayrılmalıdır. TTK m. 362 yönetim kurulu üyeliğinin görev süresini düzenlemekte; eski m. 366 ise yönetim kurulunun iç organizasyonu kapsamında başkan ve başkan vekilinin belirlenmesini konu edinmektedir. <u>Bir kişinin üç yıllığına yönetim kurulu üyesi seçilmesi, değişiklik öncesi hukuk bakımından aynı kişinin başkanlık sıfatını da üç yıl boyunca taşıyacağının kendiliğinden kabul edilmesi sonucunu doğurmamaktaydı.</u></p>

<p>İkinci olarak m. 366/1’in ikinci cümlesinin hukukî işlevi doğru belirlenmelidir. Bu hüküm, genel kurula doğrudan ve her durumda kullanılabilecek bir kanunî başkan seçme yetkisi tanımlamamaktadır. Kanunun yaptığı,(her iki halinde de) <u>esas sözleşmede başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin genel kurul tarafından seçileceğinin öngörülebilmesine imkân tanımaktır.</u> <strong>Somut olayda</strong> genel kurulun yönetim kurulu başkanını seçme yetkisi de doğrudan Kanundan değil, <u>Kanunun cevaz verdiği çerçevede düzenlenmiş bulunan şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmaktadır.</u></p>

<p>Bu nedenle iki düzey birbirinden ayrılmalıdır: Kanun, esas sözleşmenin seçim usulünü genel kurula bırakabilmesine cevaz vermekte; uyuşmazlığa konu şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesi ise bu imkândan yararlanarak yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceğini düzenlemektedir. <strong>Uyuşmazlık da bu esas sözleşme hükmünün görev süresine ilişkin kısmının, eski TTK m. 366/1’deki “her yıl” kaydı karşısında geçerli olup olmadığı noktasında doğmuştur.</strong></p>

<p>Bu nokta TTK m. 340 bakımından ayrıca önem taşır. Rauf Karasu’nun da belirttiği üzere, 6102 sayılı Kanun’la anonim şirketlerde esas sözleşme özgürlüğü bakımından 6762 sayılı Kanun döneminden farklı bir sistem kabul edilmiştir. Önceki sistemde kanunda açıkça yasaklanmamış bir düzenlemenin esas sözleşmeye konulabilmesi kural olarak mümkün iken, m. 340 uyarınca anonim şirketlere ilişkin kanun hükümlerinden farklılaşma ancak Kanunun buna izin verdiği ölçüde mümkündür. Karasu bu nedenle anonim şirket hukukunda bir “emredici hükümler ilkesi” bulunduğunu ifade etmektedir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Uyuşmazlığın merkezindeki soru böylece daha belirgin hâle gelir: Eski m. 366/1’in ikinci cümlesi, esas sözleşmeyle başkanın genel kurul tarafından seçilebilmesini mümkün kıldığına göre, ilk cümlede yer alan “her yıl” kaydı genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçime de uygulanacak mıdır? Başka bir ifadeyle, “her yıl” ibaresi yönetim kurulunun kendi içinden yapacağı seçime bağlı bir organizasyon kuralı mıdır; yoksa seçimi yapan organdan bağımsız biçimde bütün yönetim kurulu başkanları için geçerli emredici bir süre kuralı mıdır? Yargılama boyunca verilen kararlar arasındaki temel ayrılık bu soruya verilen farklı cevaplardan doğmuştur.</p>

<p><strong>II. Somut Olay ve Ticaret Sicili Müdürlüğünün Yaklaşımı</strong></p>

<p>Davacı şirketin esas sözleşmesinin 8. maddesinde yönetim kurulu başkanının genel kurul tarafından üç yıl süreyle seçileceği düzenlenmiştir. Şirketin 22.3.2019 tarihli olağan genel kurulunda da bu esas sözleşme hükmüne dayanılarak bir yönetim kurulu üyesi üç yıllığına yönetim kurulu başkanı olarak seçilmiştir.</p>

<p>Genel kurul kararlarının tescili için ticaret sicili müdürlüğüne başvurulmuş; ancak başkanın üç yıllık görev süresi ticaret siciline bu şekilde geçirilmemiştir. Ticaret sicili müdürlüğü, eski m. 366/1’deki “her yıl” ibaresini esas alarak seçimi bir yıllık süre yönünden tescil etmiştir.</p>

<p>Şirket bunun üzerine TTK m. 34 uyarınca tescilin düzeltilmesini talep etmiştir. Davalı sicil müdürlüğü ise bir taraftan önceden müdürlüğe düzeltme başvurusu yapılmadığını, diğer taraftan eski m. 366/1 gereği yönetim kurulu başkanının her yıl seçilmesi gerektiğini savunmuştur. İlk derece mahkemesi uyuşmazlığın maddî hukuk boyutuna girmemiş; ticaret sicili müdürlüğüne önceden bir düzeltme başvurusu yapılmasını dava şartı kabul ederek davayı usulden reddetmiştir.</p>

<p><strong>III. Bölge Adliye Mahkemesinin İlk Kararı: “Bir Yıllık Süre”nin Yönetim Kurulu Tarafından Yapılan Seçime Özgülenmesi</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi öncelikle ilk derece mahkemesinin usule ilişkin gerekçesini kabul etmemiştir. TTK m. 34 kapsamında sicil müdürlüğü kararına karşı dava açılabilmesi için önceden ayrıca sicil müdürlüğüne itiraz edilmesi gerektiğine ilişkin bir düzenleme bulunmadığını belirterek uyuşmazlığın esasına girmiştir.</p>

<p>BAM’ın maddî hukuka ilişkin değerlendirmesi ise son derece önemlidir. Mahkeme, eski m. 366/1’deki bir yıllık süreyi bütün başkanlık seçimleri için geçerli genel bir süre kuralı olarak kabul etmemiştir. Kararda açıkça, m. 366/1’de belirtilen bir yıllık sürenin “yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu tarafından seçilmesi hâlinde” uygulanacağı belirtilmiştir. Somut olayda ise genel kurulun seçim yetkisi şirket esas sözleşmesinin 8. maddesinden kaynaklanmakta ve aynı hüküm başkanın üç yıl süreyle seçilmesini öngörmektedir. BAM, bu nedenle genel kurulun esas sözleşmenin 8. maddesine dayanarak yaptığı üç yıllık seçimin ticaret sicili müdürlüğünce bir yıllık süreyle sınırlandırılmasını hatalı bulmuştur.</p>

<p><strong>BAM’ın ilk kararındaki yaklaşım dikkatle okunmalıdır</strong>. Mahkeme bu aşamada henüz ayrıntılı bir TTK m. 340 teorisi kurmamaktadır. Öncelikle m. 366/1’in kendi iç yapısını yorumlamakta ve “her yıl” ibaresini, aynı cümlenin öznesi olan yönetim kurulunun gerçekleştireceği seçime bağlamaktadır.</p>

<p>Bu okumada iki ayrı hâl söz konusudur. Kanunî temel modelde yönetim kurulu kendi üyeleri arasından başkanını seçmekte ve bu seçim her yıl yapılmaktadır. Buna karşılık esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca başkanın genel kurul tarafından seçildiği somut olayda, <strong><i><u>BAM’a göre ilk cümlede yönetim kurulunun seçimi bakımından konulmuş olan yıllık süre kaydı genel kurul seçimine taşınmamaktadır.</u></i></strong></p>

<p>Dolayısıyla BAM’ın yaklaşımını “Kanun genel kurula üç yıllık başkan seçme yetkisi vermiştir” şeklinde ifade etmek isabetli olmaz. Somut olayda genel kurulun seçim yetkisinin kaynağı esas sözleşmenin 8. maddesidir. BAM’ın hareket noktası daha dar ve daha tekniktir: Kanunun yönetim kurulunun kendi başkanını seçmesine ilişkin olarak öngördüğü yıllık seçim kuralı, esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçime uygulanmaz.</p>

<p><strong>IV. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin Bozması: TTK m. 340’ın Doğrudan Uygulanması</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararının temyizi üzerine<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.6.2021 tarihli, E. 2020/6310, K. 2021/5300 sayılı kararı</a>yla hükmü bozmuştur.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari" rel="dofollow">[5]</a></p>

<p>Özel Daire değerlendirmesine doğrudan TTK m. 340’taki emredici hükümler ilkesinden başlamıştır. Kararda, anonim şirketlere ilişkin TTK hükümlerinin “kaideten emredici” nitelikte olduğu ve esas sözleşmeyle bu hükümlerden ancak TTK hükümlerince izin verilmesi hâlinde sapılabileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Daire daha sonra eski m. 366/1’e atıf yapmış ve yönetim kurulu başkanının üç yıl süreyle genel kurul tarafından seçilmesini öngören esas sözleşme hükmünün bir yıldan fazla süreler yönünden geçerli olamayacağı sonucuna ulaşmıştır. Ticaret sicili müdürlüğünün başkanlık seçimini bir yıllık süre yönünden tescil etmesi bu nedenle hukuka uygun kabul edilmiştir.</p>

<p>11. Hukuk Dairesinin gerekçesinde BAM’ın yaptığı “bir yıllık süre yalnız yönetim kurulunun yapacağı seçime ilişkindir” ayrımı ayrıca ve ayrıntılı biçimde tartışılmamıştır.(En azından elimizdeki HGK karar metninde buna dair bir ifade bulunmamaktadır.) Daire, m. 340 ile eski m. 366/1’i birlikte uygulayarak daha doğrudan bir sonuca ulaşmıştır: Kanunda “her yıl” seçime ilişkin bir hüküm bulunmakta ve esas sözleşmeyle bundan ayrılmaya izin veren bir düzenleme görülmemektedir; bu nedenle üç yıllık başkanlık öngören esas sözleşme hükmü bir yılı aşan kısmı yönünden geçerli değildir.</p>

<p><a name="X8031231279a7822df69ab7ba9935499a23eec5e">V. Bölge Adliye Mahkemesinin Direnme Kararı: Emredicilik ve Kıyas İtirazı</a></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi, Özel Dairenin bozma kararına direnirken önceki gerekçesini korumuş, ancak Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin m. 340 temelli yaklaşımına cevap verecek şekilde gerekçesini genişletmiştir.</p>

<p>Direnme kararında üç husus öne çıkmaktadır.</p>

<p><strong>İlk</strong> olarak BAM, eski m. 366/1’in emredici bir düzenleme olmadığının madde metninden anlaşılabildiğini belirtmiştir. Mahkemenin dayanağı, aynı fıkranın ikinci cümlesinde esas sözleşmeye konulacak bir hükümle başkanın veya başkan vekilinin genel kurul tarafından seçilebilmesinin öngörülebilmiş olmasıdır. Başka bir ifadeyle ilk cümledeki organizasyon modelinin <i>Kanun tarafından mutlaklaştırılmadığına dikkat çekilmiştir.</i></p>

<p><strong>İkinci</strong> ve daha belirleyici gerekçe kıyas meselesidir. BAM’a göre yönetim kurulunun başkanını bir yıl süreyle seçmesine ilişkin düzenlemenin, esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından seçilecek başkanın görev süresine <i>kıyas yoluyla uygulanması mümkün değildir.</i></p>

<p><strong>Üçüncü </strong>olarak, somut olayda genel kurulun başkan seçme yetkisi esas sözleşmenin 8. maddesinden kaynaklandığından ve aynı hüküm başkanın üç yıl süreyle seçileceğini düzenlediğinden, genel kurulun bu esas sözleşme hükmüne uygun olarak üç yıllık seçim yapabileceği kabul edilmiştir.</p>

<p>Direnme kararındaki bu gerekçe, ilk BAM kararının altında yatan normatif okumayı daha görünür hâle getirmektedir. BAM bakımından “her yıl” kaydı, yönetim kurulunun kendi başkanını belirlemesine ilişkin seçim modelinin unsurudur. Bu unsurun, esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından gerçekleştirilecek seçime uygulanması ise, BAM’a göre ilk cümledeki kuralın kapsamının ikinci cümlede mümkün kılınan farklı seçim modeline genişletilmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p><a name="X3717d8bb1e9220f8b12080ce9d9a903cb3e0266">VI. Hukuk Genel Kurulunun Uyuşmazlığı Kurma Biçimi</a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlığı iki aşamalı olarak formüle etmiştir. Kurul önce eski m. 366/1’in birinci cümlesinin emredici nitelikte olup olmadığını sormuş; ardından bu soruya verilecek cevaba bağlı olarak, m. 340’taki emredici hükümler ilkesi karşısında yönetim kurulunun kendi üyeleri arasından seçtiği başkana ilişkin bir yıllık sürenin, başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği durumda da uygulanıp uygulanmayacağını uyuşmazlığın merkezine yerleştirmiştir.</p>

<p>Bu formülasyon, HGK’nın meseleyi BAM’dan farklı bir düzlemde çözümlemeye hazırlandığını göstermektedir. BAM bakımından “her yıl” ibaresi yönetim kurulunun gerçekleştirdiği seçimin unsurudur. HGK çoğunluğu bakımından ise incelenmesi gereken şey, ilk cümlede yer alan “yönetim kurulu tarafından seçilme” ile “her yıl seçilme” unsurlarının birbirinden bağımsız normatif değer taşıyıp taşımadığıdır.</p>

<p><a name="Xebcb5725221ad3f87fb43cb2c44dba06cdb5f5b">VII. HGK Çoğunluğunun İncelemesi: Hükmün Unsurlarının Ayrıştırılması</a></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu öncelikle anonim şirkette yönetim kurulunun konumundan ve organizasyonundan hareket etmiştir. Yönetim kurulunun şirketin zorunlu ve sürekli organı olduğu, kanun ve esas sözleşmeyle genel kurula bırakılmış hususlar dışında şirketin işletme konusunun gerçekleştirilmesi için gerekli iş ve işlemler hakkında karar almaya yetkili bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Ardından m. 366’nın yönetim kurulunun iç organizasyonunu düzenlediği tespit edilmiştir. Birden fazla üyeden oluşan yönetim kurulunda başkanlık ve başkan vekilliğinin kurulun çalışması bakımından gerekli olduğu; eski hükmün temel modelinin ise başkanın her yıl yönetim kurulunca kendi üyeleri arasından seçilmesi olduğu kabul ve ifade edilmiştir.</p>

<p>HGK daha sonra m. 366/1’in ikinci cümlesini ele almıştır. Kurula göre ikinci cümle, başkanın yönetim kurulu tarafından seçilmesine ilişkin temel kurala istisna getirmektedir. Esas sözleşmede hüküm bulunması şartıyla başkanın veya başkan vekilinin seçimi genel kurula bırakılabilir. Burada da somut olay bakımından genel kurulun seçim yetkisinin kaynağı esas sözleşmenin 8. maddesidir; m. 366/1’in ikinci cümlesi ise böyle bir esas sözleşme düzenlemesine kanunî cevaz sağlamaktadır.</p>

<p>Tam bu noktada TTK m. 340 devreye girmektedir. HGK’ya göre ikinci cümle, esas sözleşmenin Kanunun öngördüğü organizasyon modelinden ayrılabilmesi bakımından açık bir izin oluşturmaktadır. <strong><i><u>Ancak bu iznin hangi unsur bakımından verildiğinin belirlenmesi gerekir.</u></i></strong></p>

<p>Kurul, ilk cümlenin içerdiği unsurları birbirinden ayırmaktadır: Başkan ve başkan vekili yönetim kurulu üyeleri arasından, yönetim kurulu tarafından ve her yıl seçilecektir. İkinci cümle, esas sözleşmeyle bu unsurlardan “yönetim kurulu tarafından seçilme” unsurunun değiştirilmesine izin vermektedir; <i><u>buna karşılık HGK çoğunluğuna göre “her yıl seçilme” unsurundan ayrılmaya yönelik bir izin içermemektedir.</u></i></p>

<p>Kararın düğüm noktası burasıdır. HGK, ilk cümlede başkanın “yönetim kurulu” tarafından ve “her yıl” seçilmesini emredici unsurlar olarak değerlendirmiş; 366. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin yalnız yönetim kurulu tarafından seçilme şartından sapılmasına imkân verdiğini, her yıl seçim şartından sapılabilmesine yönelik ayrıca bir izin bulunmadığını kabul etmiştir.</p>

<p>Bu nedenle HGK çoğunluğu bakımından, somut olayda genel kurulun seçim yetkisinin esas sözleşmenin 8. maddesinden kaynaklanması süre sorununu değiştirmemektedir. Çoğunluğa göre esas sözleşmenin 8. maddesi başkanı seçecek organı genel kurul olarak belirleyebilir; fakat “her yıl” seçilme şartından ayrılmasına Kanunda ayrıca izin verilmediği için, aynı esas sözleşme hükmünün üç yıllık görev süresi öngören kısmı bir yılı aşan süre yönünden geçerli değildir.</p>

<p>Böylece BAM ile HGK çoğunluğu arasındaki temel ayrılık açıkça ortaya çıkmaktadır: BAM “her yıl” kaydını yönetim kurulunun gerçekleştirdiği seçime bağlı görürken, HGK çoğunluğu bu kaydı seçimi yapan organdan bağımsız, başkanlık seçimine ilişkin genel ve emredici bir süre kuralı olarak değerlendirmektedir.</p>

<p><a name="viii.-hgknın-ttk-m.-340a-verdiği-işlev">VIII. HGK’nın TTK m. 340’a Verdiği İşlev</a></p>

<p>Kararın bu noktası yalnız m. 366 bakımından değil, m. 340 bakımından da önemlidir. HGK çoğunluğu açısından soru, “Kanun üç yıllık başkanlığı açıkça yasaklamış mıdır?” değildir. TTK m. 340 nedeniyle soru tersinden kurulmaktadır: Kanun, bir yıllık seçim kuralından esas sözleşmeyle ayrılmaya izin vermiş midir? Çoğunluğun cevabı olumsuzdur.</p>

<p>Bu yaklaşım, emredici hükümler ilkesinin anonim şirket hukukunda esas sözleşme özgürlüğünü nasıl dönüştürdüğünü somut biçimde göstermektedir. Esas sözleşme serbestisinin sınırı yalnız açık yasakların aranmasıyla belirlenmemekte; <strong><i><u>Kanunda düzenlenmiş bir husustan farklı bir esas sözleşme rejimi kurulmak isteniyorsa bunun Kanunun tanıdığı serbesti alanı içinde kalıp kalmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir.</u></i></strong></p>

<p>Karasu’nun çalışması burada kararın teorik arka planını anlamak bakımından özellikle faydalıdır. Yazar, TTK m. 340’ta anonim şirket hükümlerinden sapma imkânının genellikle “esas sözleşme ile kararlaştırılabilir/öngörülebilir” veya “esas sözleşmede aksine bir hüküm yoksa” gibi ifadelerle ortaya çıktığını belirtmektedir. Bununla birlikte “açıkça” ibaresinin yorum faaliyetini yalnız hükmün sözlerine hapsetmediğini; hükmün anlamı ve amacından da sapma iznine ulaşılabileceğini kabul etmektedir.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a></p>

<p>Karasu’nun yaklaşımı sınırsız değildir. Yazara göre yorum sonucunda sapma izninin hiçbir tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta anlaşılması gerekir; aksi hâlde sapmaya izin verilmediği kabul edilmelidir. Ayrıca anonim şirket hükümlerinden sapma değerlendirilirken genel yorum kurallarına göre daha dikkatli davranılmalı ve özellikle kıyas anlamına gelecek yorumlardan kaçınılmalıdır.</p>

<p>Bu ölçütler somut karar bakımından özellikle dikkat çekicidir. BAM, yönetim kurulunun kendi başkanını yıllık olarak seçmesine ilişkin kuralın esas sözleşmenin 8. maddesi uyarınca genel kurul tarafından seçilecek başkana uygulanmasını kıyas olarak görmektedir. HGK çoğunluğu ise böyle bir kıyas yapıldığı kanaatinde değildir; çünkü çoğunluğa göre “her yıl” unsuru baştan itibaren yalnız yönetim kurulu seçimine ilişkin özel bir unsur değil, başkanın seçimini yapan organdan bağımsız genel bir emredici süre normudur. Dolayısıyla iki yaklaşım arasındaki uyuşmazlık yalnız yorum sonucunda değil, yorumun başlangıç noktasında bulunmaktadır.</p>

<p><a name="ix.-hgknın-işlevsel-gerekçeleri">IX. HGK’nın İşlevsel Gerekçeleri</a></p>

<p>HGK çoğunluğu yalnız lafız ve m. 340 sistematiği ile yetinmemiş; yıllık seçim zorunluluğunun şirket bakımından doğurabileceği pratik sonuçları da değerlendirmiştir. Kurul, başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği şirketlerde her yıl yeniden seçim yapılmasının pratik olmayan sonuçlara yol açabileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>Buna rağmen yıllık seçimin bazı işlevlerinin bulunabileceği belirtilmiştir. Bir önceki başkanı seçen genel kurulun yapısının değişmiş olması hâlinde yeni genel kurulun başkan tercihini yeniden değerlendirmesi; başkanın ayrıca azledilmesine gerek kalmaksızın değiştirilmesine imkân bulunması ve yeniden seçilme ihtimalinin başkanı daha özenli davranmaya sevk edebilmesi bunlar arasında sayılmıştır.</p>

<p>Ayrıca genel kurulun yeni başkan seçmemesi ihtimalinde şirketin zorunlu olarak işlemez duruma düşmeyeceği kabul edilmiş; yönetim kurulunun genel kurulu bu amaçla toplantıya çağırabileceği, genel kurulun toplanamaması veya başkan seçmemesi hâlinde ise şirketin işleyişinin sürdürülmesi amacıyla genel kurul seçim yapıncaya kadar başkanın yönetim kurulu tarafından belirlenebileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle HGK çoğunluğunu yalnızca lafzî yorum yapan bir yaklaşım olarak nitelendirmek eksik kalır. Çoğunluk işlevsel itirazları görmüş; ancak bunları m. 340 ve eski m. 366/1’den çıkardığı emredici süre sonucunu değiştirecek ağırlıkta bulmamıştır.</p>

<p><a name="X9e06bdde8fdd3b21574dfd1114f76b47455e53b">X. Karşı Oy: “Açıkça İzin” Kavramının Amaçsal ve Sistematik Yorumu</a></p>

<p><i><u>Hukuk Genel Kurulundaki karşı oy, BAM’ın ulaştığı sonuca yakın olmakla birlikte gerekçeyi daha ayrıntılı bir hukuk metodolojisi üzerine kurmaktadır</u></i>. Karşı oyda da m. 340’ın anonim şirket esas sözleşmelerinde sözleşme özgürlüğüne önemli bir sınır getirdiği kabul edilmektedir. Dolayısıyla çoğunluk ile karşı oy arasındaki ayrılık, emredici hükümler ilkesinin varlığı konusunda değildir.</p>

<p>Temel ayrılık, “Kanunda açıkça izin verilmiş olma” şartının nasıl anlaşılacağı üzerindedir. Karşı oy, Karasu’ya ve TTK m. 340’ın gerekçesine atıfla, sapma izninin bulunup bulunmadığının yalnız hükmün lafzına bakılarak belirlenemeyeceğini; gerektiğinde hükmün amacı, sistem içindeki yeri ve ortaya çıkaracağı sonuçların da dikkate alınması gerektiğini ifade etmektedir.</p>

<p>Bu bakımdan m. 366/1’in ikinci cümlesinde esas sözleşmenin başkan seçimini genel kurula bırakabilmesine izin verilmiş olması, karşı oya göre birinci cümledeki bir yıllık sürenin, <strong>esas sözleşmenin 8. maddesine dayanılarak (yine kanunen verilen cevaza istinaden) genel kurul tarafından gerçekleştirilen seçim bakımından da zorunlu ve emredici olduğunu göstermez.</strong></p>

<p>Karşı oy ayrıca düzenlemenin şirketin işleyişi üzerindeki sonuçlarına özel önem vermektedir. Başkanın esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği bir şirkette her yıl yeniden genel kurul kararı gerekmesi; genel kurulun sonraki yıl hiç veya gereği gibi toplanamaması hâlinde başkanlık makamının boş kalması; buna bağlı olarak yönetim kurulunun çalışmasının ve şirketin yönetim ve temsilinin sorunlu hâle gelmesi ihtimalleri dikkate alınmıştır.</p>

<p>Karşı oy bakımından bir başka gerekçe de görevden alma yetkisidir. Yönetim kurulunun kendi seçtiği başkanı değiştirebilmesine karşılık, esas sözleşme gereği başkan genel kurul tarafından seçilmişse başkanın görevden alınması da genel kurulun yetki alanındadır. Dolayısıyla başkanın denetlenmesini veya gerektiğinde değiştirilmesini sağlama bakımından yıllık sürenin genel kurul tarafından seçilen başkan yönünden aynı işleve sahip olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p><u>Karşı oyun ulaştığı sonuç, esas sözleşmenin başkan seçimini genel kurula bıraktığı durumda bir yıllık sürenin emredici olmadığı ve genel kurulun, somut olayda esas sözleşmenin 8. maddesine dayanarak başkanın görev süresini TTK m. 362’de yönetim kurulu üyeliği için öngörülen üç yıllık azami süre içerisinde belirleyebileceği yönündedir.</u></p>

<p><a name="X64d39454fc3d71ba25ee60fa51ed274808e8884">XI. Karasu’nun Yaklaşımı Açısından Kararın Yeri</a></p>

<p>Karasu’nun emredici hükümler ilkesine ilişkin çalışması, kararın taraflarından herhangi birini doğrudan “doğru” ilan etmek için değil, tartışmanın hangi metodolojik sınırlar içinde yürüdüğünü anlamak bakımından kullanılmalıdır.</p>

<p>Karasu bir taraftan m. 340’taki “açıkça izin” şartının salt gramatik yorumla sınırlandırılmasına karşı çıkmaktadır. Hükmün sözü yanında özü, amacı ve menfaatler dengesi de dikkate alınabilir. Diğer taraftan ise bunun ters yönde sınırsız bir esas sözleşme serbestisine dönüşmesini engelleyen kuvvetli bir sınır koymaktadır: <strong><i><u>yorum yoluyla tespit edilen sapma izni tereddütsüz olmalı ve kıyas yoluyla yeni bir istisna üretilmemelidir.</u></i></strong></p>

<p>Bu iki ölçüt, somut uyuşmazlıkta her iki yönde de tartışmaya elverişlidir. BAM ve karşı oy açısından ikinci cümlenin esas sözleşmeye genel kurul tarafından seçim modelini kurma imkânı tanıması ve bu seçim modelinin yapısal özellikleri, ilk cümledeki yıllık sürenin ikinci hâle taşınmaması sonucunu destekleyebilir. HGK çoğunluğu açısından ise tam tersine, Kanunun ikinci cümlede yalnız seçimi yapan organı değiştirecek bir esas sözleşme düzenlemesine açıkça cevaz verdiği; “her yıl” unsurundan ayrılmaya ilişkin benzer bir açıklık bulunmadığı ileri sürülebilir.</p>

<p>Karasu’nun ayrıca Kanundan sapma ile Kanunu tamamlama arasında yaptığı ayrım da burada önemlidir. Yazara göre m. 340 esas olarak Kanunun anonim şirketlere ilişkin hükümlerinden sapmayı sınırlar. Kanun hükmünü yalnız somutlaştıran veya gerçek bir kanun boşluğunu dolduran esas sözleşme düzenlemeleri için aynı anlamda açık bir sapma izni aranması gerekmez. Buna karşılık Kanun belirli bir konuyu tüketici veya tahdidi şekilde düzenlemişse esas sözleşmenin farklı bir rejim oluşturması mümkün değildir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Somut olayda ise esas sözleşmenin 8. maddesindeki üç yıllık başkanlık hükmünün basitçe “tamamlayıcı” bir hüküm sayılması kolay değildir. Çünkü eski m. 366/1’de açıkça “her yıl” ibaresi yer almaktadır. Bu sebeple tartışma gerçek anlamda bir kanun boşluğunu doldurma probleminden ziyade, mevcut kanun hükmündeki sürenin hangi seçime uygulandığı ve esas sözleşmenin bu düzenlemeden ayrılıp ayrılamayacağı problemidir denilebilir.</p>

<p><a name="Xa2e50e1b709ded8d20cc62d9fb381d50ae317c4">XII. 7511 Sayılı Kanun: “Her Yıl” İbaresinin Metinden Çıkarılması</a></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu kararı 1.3.2023 tarihinde verilmiştir. 23.5.2024 tarihli ve 7511 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesiyle TTK m. 366/1’in birinci cümlesindeki “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından” ibaresi “Yönetim kurulu, üyeleri arasından” şeklinde değiştirilmiştir. Böylece “her yıl” kaydı Kanun metninden çıkarılmıştır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>Değişikliğin gerekçesinde, yönetim kurulu üyelerinin en çok üç yıl için seçilebilmesine karşılık başkan ve başkan vekilinin her yıl seçilmesi zorunluluğunun yönetim organizasyonunun her yıl yeniden belirlenmesini gerektirdiği; başkan veya başkan vekilinin sonraki yıl seçilmemesi hâlinde bu kişilere Kanun tarafından verilen görev ve yetkilerin kim tarafından kullanılacağı konusunda uygulamada tereddütler meydana geldiği belirtilmiştir. Değişiklikle başkan ve başkan vekilinin yönetim kurulunun görev süresiyle uyumlu olarak seçilebilmesine imkân sağlanması amaçlanmıştır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p><a name="xiii.-değişiklik-sonrası-hukukî-durum">XIII. Değişiklik Sonrası Hukukî Durum</a></p>

<p><i>Bugünkü TTK m. 366/1: “Yönetim kurulu, üyeleri arasından bir başkan ve bulunmadığı zamanlarda ona vekâlet etmek üzere, en az bir başkan vekili seçer. Esas sözleşmede, başkanın ve başkan vekilinin veya bunlardan birinin, genel kurul tarafından seçilmesi öngörülebilir.”</i></p>

<p>Dolayısıyla eski HGK kararının merkezindeki “her yıl” unsuru artık mevcut değildir. Bunun sonucu olarak yönetim kurulu başkanı ve başkan vekilinin her yıl yeniden seçilmesine ilişkin bağımsız kanunî zorunluluk ortadan kalkmıştır. Yönetim kurulu başkanlığı üyelik sıfatına bağlı bulunduğundan, başkanlık süresi yönetim kurulu üyeliği süresini aşamaz; TTK m. 362 gereği yönetim kurulu üyeliğinin azami süresi ise üç yıldır. Bir başka şekilde tekrar söylemek gerekirse başkanlık sıfatı yönetim kurulu üyeliğine bağlı olduğundan, başkanın görev süresi içinde bulunulan yönetim kurulu üyeliği dönemini aşamaz. <a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>Başkanın yönetim kurulu tarafından seçildiği olağan modelde de, esas sözleşme uyarınca genel kurul tarafından seçildiği modelde de artık eski m. 366/1’den kaynaklanan yıllık yeniden seçim zorunluluğu bulunmamaktadır. Bununla birlikte ikinci cümlenin yapısı değişmemiştir. Dolayısıyla başkanın genel kurul tarafından seçilebilmesi bakımından hâlen esas sözleşmede bu yönde bir düzenleme bulunması gerekir. Kanun bugün de genel kurula, esas sözleşmeden bağımsız ve kendiliğinden kullanılabilecek bir başkan seçme yetkisi tanımlamamaktadır.</p>

<p><strong>XIV. Kararın Bugün İçin Taşıdığı Değer</strong></p>

<p>7511 sayılı Kanun sonrasında<a href="http://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari" rel="dofollow"> HGK E. 2022/65, K. 2023/144 sayılı kararı</a>nın somut sonucu güncel m. 366 bakımından aynen uygulanamaz. Kararda bir yıllık süreye ulaşılmasını sağlayan “her yıl” ibaresi artık Kanun metninde bulunmamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte kararın TTK m. 340 bakımından taşıdığı değer devam etmektedir. Karar, bir anonim şirket hükmünün tek bir cümle içerisinde birden fazla normatif unsur içerebileceğini ve Kanunun esas sözleşmeye bunlardan biri bakımından farklılaşma imkânı tanımasının, diğerlerinden de zorunlu olarak sapılabileceği anlamına gelmeyebileceğini göstermektedir.</p>

<p>BAM’ın yaklaşımı ise aynı hükme başka bir yönden bakılabileceğini ortaya koymaktadır: Bir normdaki belirli bir unsurun, hükmün öznesine ve düzenlediği hukukî duruma bağlı olması hâlinde, bu unsurun Kanunun ayrıca mümkün kıldığı farklı bir seçim modeline taşınması kıyas niteliği taşıyabilir.</p>

<p>Karşı oy ve Karasu’nun yaklaşımı da m. 340’taki “açıkça izin” şartının yalnızca kelimelerin mekanik karşılaştırılmasıyla uygulanamayacağını; anlam, amaç ve menfaat dengesinin de yorum faaliyetinde yerinin bulunduğunu hatırlatmaktadır. Ancak aynı zamanda bu yorumun m. 340’ın getirdiği esas sözleşme sınırlamasını ortadan kaldıracak ölçüde genişletilemeyeceği açıktır.</p>

<p>Uyuşmazlık boyunca beş ayrı hukukî okuma peş peşe ortaya çıkmıştır:</p>

<p>a- Bölge Adliye Mahkemesi ilk kararında “her yıl” ibaresini yönetim kurulunun yaptığı seçime özgü kabul etmiş;</p>

<p>b- Yargıtay 11. Hukuk Dairesi m. 340’taki emredici hükümler ilkesinden hareketle üç yıllık esas sözleşme hükmünü bir yılı aşan kısmı bakımından geçersiz saymış;</p>

<p>c- BAM direnme kararında ilk yorumunu koruyarak buna emredicilik ve özellikle kıyas itirazını eklemiş;</p>

<p>d- Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu ise ilk cümledeki “seçen organ” ve “her yıl seçim” unsurlarını birbirinden ayırarak ikinci cümlenin yalnız ilk unsurdan sapmaya izin verdiğini kabul etmiş ve Özel Dairenin vardığı sonucu ayrıntılı biçimde temellendirmiştir.</p>

<p>e- Karşı oy ise aynı m. 340 ve m. 366 hükümlerini amaçsal ve sistematik yorumla farklı sonuca ulaştırmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>7511 sayılı Kanun’la “her yıl” ibaresinin kaldırılması, bu somut görev süresi tartışmasını bugünkü hukuk bakımından sona erdirmiştir. Fakat kararın ortaya koyduğu daha genel meseleler - emredici hükmün unsurlarının belirlenmesi, esas sözleşmeyle farklılaşmanın kapsamı, kanunî iznin yorumlanması ve kıyas sınırı vd - anonim şirketler hukukunda m. 340’ın uygulanması bakımından önemini korumaktadır.</p>

<p>Bu kararın asıl öğretici yönü de burada ortaya çıkmaktadır. Diğer tüm ilkelerde olduğu gibi anonim şirketler hukukundaki emredici hükümler ilkesi sadece birtakım yasakların toplamı olarak görülemez, bu ilke sahası itibariyle aynı zamanda esas sözleşme serbestisinin ve şirket içi düzenlemelerin Kanun karşısındaki hareket alanını tayin eden bir yorum rejimidir.</p>

<p>Uygulayıcı bakımından mesele, yalnızca hangi hükmün emredici olduğunu tespit etmekten ibaret de değildir. Asıl maharet, hükmün hangi unsurunun emredici olduğunu, hangi noktada farklılaşmaya cevaz verildiğini ve yorumun nerede kıyasa dönüşmeye başladığını ayırt edebilmektedir. Şirketler hukuku pratiğinde avukatın rolü de tam bu noktada belirginleşmektedir. İyi hazırlanmış bir esas sözleşme, iç yönerge veya yönetim modeli yalnız mevzuat hükümlerinin yan yana getirilmesinden doğmaz; Kanunun çizdiği sınırlar içinde şirketin ihtiyaçlarına uygun bir hukukî mimari kurulmasını gerektirir. Bu sebeple önümüze gelen bir mevzuyu doğru okumak, nitelikli bir muhakemeye tabi tutmak ve mevzuyu teorik-doktriner bağlamıyla ele almak bu yazıda göstermeye çalıştığım ve HGK kararındaki atıflardan da görüleceği üzere doğrudan doğruya kurumsal yapı tasarlama kabiliyetinin de bir parçasıdır.</p>

<p>Ezcümle, TTK m. 366’nın eski hâline ilişkin somut uyuşmazlık bugün tarihsel bir meseleye dönüşmüş olabilir. Fakat o uyuşmazlıkta yapılan tartışma tarihsel değildir. Değişen hüküm “her yıl” ibaresini ortadan kaldırmıştır; geride kalan karar ise hukukçuya bir hükmün nasıl uygulanacağını, uygulamada doğabilecek zenginliği/ihtilafı ve anonim şirketler hukukunda Kanunun bıraktığı hareket alanının nasıl aranması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Hukuk daireleri arasında içtihat uyuşmazlığı bulunursa (2797 s.lı K.m. 15/2,b) ya da Yargıtay dairelerinden biri, yerleşmiş içtihadından dönmek isterse veya sözü edilen dairelerden biri benzer olaylarda birbirine uymayan kararlar vermiş bulunursa, bir içtihat uyuşmazlığı söz konusu olacak ve bunları içtihatların birleştirilmesi yoluyla kesin olarak karara baglama görevi Hukuk Genel Kuruluna ait olacaktır (2797 s.lı K.m. 15/2,c).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202265-e-2023144-k-sayili-karari</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 1.3.2023, E. 2022/65, K. 2023/144. Kararda uyuşmazlık, TTK m. 366/1’in birinci cümlesinin emredici olup olmadığı ve burada öngörülen bir yıllık sürenin başkanın genel kurul tarafından seçildiği durumda da uygulanıp uygulanmayacağı noktasında belirlenmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Rauf Karasu, “6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu’na Göre Anonim Şirketlerde Emredici Hükümler İlkesi”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 18, S. 2, 2012, s. 311-332, özellikle s. 311-313.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20206310-e-20215300-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 22.6.2021, E. 2020/6310, K. 2021/5300.</span></a><span style="color:#999999"> Özel Daire, TTK m. 340 ile eski m. 366/1’i birlikte değerlendirerek üç yıllık başkanlık öngören esas sözleşme hükmünün bir yılı aşan kısmı bakımından geçerli olamayacağını kabul etmiştir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Karasu, s. 315-316. Yazar, TTK m. 340’taki “açıkça” ibaresinin salt lafzî yorumu zorunlu kılmadığını; hükmün anlam ve amacından da sapma iznine ulaşılabileceğini, ancak yorum sonucunda bu iznin tereddüde yer bırakmayacak açıklıkta anlaşılması gerektiğini ve kıyas anlamına gelecek yorumlardan kaçınılmasını savunmaktadır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Karasu, s. 320-321. Yazar, Kanun hükmünden sapan esas sözleşme kayıtları ile Kanunu yalnız somutlaştıran veya gerçek bir kanun boşluğunu dolduran tamamlayıcı esas sözleşme hükümlerini birbirinden ayırmakta; tahdidi düzenleme bulunan hâllerde esas sözleşmeyle farklı bir rejim kurulamayacağını belirtmektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> 7511 sayılı <i>Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</i>, m. 13, kabul tarihi 23.05.2024, RG, 29.05.2024, S. 32560. Söz konusu madde ile TTK m. 366/1’in birinci cümlesindeki “Yönetim kurulu her yıl üyeleri arasından” ibaresi “Yönetim kurulu, üyeleri arasından” şeklinde değiştirilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kanunun kabul ve yayım bilgileri için bkz :</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/Kanun/4db8038a-23d7-4980-981a-018f3e77c773</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Türk Ticaret Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Esas No. 2/2138, m. 12 gerekçesi, TBMM, 28. Dönem, 2. Yasama Yılı, Sıra Sayısı 110, s. 12. Gerekçede, yönetim kurulu üyelerinin üç yıla kadar seçilebilmesine karşılık başkan ve başkan vekilinin her yıl seçilmesi zorunluluğunun yönetim organizasyonunun her yıl yeniden belirlenmesine yol açtığı ve uygulamada tereddüt oluşturduğu; değişiklikle başkan ve başkan vekilinin yönetim kurulunun görev süresine uyumlu olarak seçilebilmesine imkân tanınmasının amaçlandığı belirtilmiştir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM – Kanun Teklifi ve madde gerekçeleri :</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/WebOnergeMetni/73c0fde0-ad2a-4cd5-bb4b-be3552d2014b.pdf</span></p>

<p><span style="color:#999999">TBMM–Sıra Sayısı 110 Komisyon Raporu:</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://cdn.tbmm.gov.tr/KKBSPublicFile/D28/Y2/T2/DosyaKomisyonRaporunuVerdi/522510f1-0e11-460a-a638-928ff8a12684.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Kafa karışıklığına mahal vermemek adına şu hususları ilave etmek gerekir, şöyle ki:<br />
Yönetim kurulu başkanının yönetim kurulu üyeleri arasından seçilmesi gerektiğinden, başkanlık sıfatı yönetim kurulu üyeliğinin devamına bağlıdır ve belirli bir üyelik dönemi bakımından başkanlık süresi üyelik süresini aşamaz. TTK m. 362 uyarınca yönetim kurulu üyeleri en çok üç yıl süreyle görev yapmak üzere seçilebildiğinden, aynı üyelik dönemi için başkanlık süresi de üç yılı aşamaz. <i><u>Bununla birlikte, yönetim kurulu üyeliğine ve başkanlığa yeniden seçilme hâlinde toplam başkanlık süresinin üç yılı aşması mümkündür</u></i>.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticaret-hukuku-yazilari-ii-anonim-sirketler-hukuku-uygulamasina-dair-bir-inceleme-hgk-ve-doktrin-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 17:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazisd.jpg" type="image/jpeg" length="87098"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Kimse hukukun üzerinde değildir; hiçbir vatandaşımız da hukukun koruması dışında değildir”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kimse-hukukun-uzerinde-degildir-hicbir-vatandasimiz-da-hukukun-korumasi-disinda-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kimse-hukukun-uzerinde-degildir-hicbir-vatandasimiz-da-hukukun-korumasi-disinda-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Cumhuriyeti’nin; köklü devlet geleneği, güçlü kurumları ve milletin iradesi üzerinde yükselen bir hukuk devleti olduğunu belirten Adalet Bakanı Akın Gürlek, “Ben de 86 milyon vatandaşımızın Adalet Bakanı olarak bu makamı bir unvan değil, milletimizin ve devletimizin bize tevdi ettiği büyük bir emanet olarak görüyorum" dedi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Adalet hizmetlerinin kişi, düşünce, makam ayırt etmeksizin, milletin tamamına karşı taşıdığı müşterek bir sorumluluk olarak değerlendirdiğini ifade eden Bakan Gürlek, “Kimse hukukun üzerinde değildir; hiçbir vatandaşımız da hukukun koruması dışında değildir” diye konuştu.</p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde düzenlenen Adli Yıl Açılış Programı'na katıldı.</p>

<p>Konuşmasında tüm yargı teşkilatı mensuplarının yeni adli yılını kutlayan Bakan Gürlek, “Zabıt kâtibinden kürsü heyetine, infaz koruma memurundan merkez teşkilatımıza; ülkemizin en ücra köşesinde hukuk ve adalet nöbeti tutan savcılarımızdan yüksek yargımızın kıymetli mensuplarına kadar, her nerede ve hangi görevde olursa olsun, bu kutsal cübbeyi üzerinde taşıyan ve şanlı tarihimizin en köklü kurumlarından biri olan bu yüce çatı altında görev yapan bütün yol arkadaşlarımın yeni adli yılını kutluyorum” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“EN ÖNEMLİ KONU VATANDAŞIN ADALET SİSTEMİNE GÜVENİ”</strong></p>

<p>Kendileri için en önemli konunun vatandaşların adalet sistemine duyduğu güven olduğunun altını çizen Bakan Gürlek, “Zira adalet, devlet ile millet arasındaki güven ilişkisinin en temel dayanaklarından biridir. Vatandaşımız; hakkının korunacağına, haksızlığa uğradığında hukuk düzeninin kendisine güvence sağlayacağına, suç işleyenin hukuk önünde hesap vereceğine ve masum olanın korunacağına inanmalıdır” dedi.</p>

<p><strong>“BEN 86 MİLYOM VATANDAŞIN ADALET BAKANIYIM”</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti’nin; köklü devlet geleneği, güçlü kurumları ve milletin iradesi üzerinde yükselen bir hukuk devleti olduğunu dile getiren Bakan Gürlek, “Ben de 86 milyon vatandaşımızın Adalet Bakanı olarak bu makamı bir unvan değil, milletimizin ve devletimizin bize tevdi ettiği büyük bir emanet olarak görüyorum. Adalet hizmetlerini kişi, düşünce, makam ayırt etmeksizin, milletimizin tamamına karşı taşıdığımız müşterek bir sorumluluk olarak değerlendiriyorum. Kimse hukukun üzerinde değildir; hiçbir vatandaşımız da hukukun koruması dışında değildir” diye konuştu.</p>

<p><strong>“SUÇLUNUN CEZALANDIRILMASI KADAR MASUMUN KORUNMASI DA ADALETİN GÖREVİDİR”</strong></p>

<p>Kamu vicdanını yaralayan yolsuzluk iddialarının da titizlikle ele alınacağını kaydeden Bakan Gürlek, kamu gücünü, kamu kaynağını veya kendisine tevdi edilen yetkiyi kişisel ya da örgütsel menfaat için kullananlara karşı hukukun gereğinin yapılmasının hukuk devletinin temel şartlarından olduğunu söyledi.</p>

<p>Milletin ortak kaynaklarını hedef alan hiçbir hukuka aykırılığın karşılıksız kalmaması gerektiğini vurgulayan Bakan Gürlek, soruşturma ve yargı süreçlerinde temel ölçünün hukuk ve somut deliller olacağını belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Milletimizin ortak kaynaklarını ve kamu düzenini hedef alan hiçbir hukuka aykırılığın karşılıksız kalmaması, hukuk devletinin ve adalete duyulan güvenin temel gereğidir. Ancak bütün bunları yaparken temel ilkemizi hiçbir zaman unutmuyoruz. Suçlunun cezalandırılması kadar masumun korunması da adaletin görevidir. Devletimizin gücü, en ağır suçlarla mücadele ederken dahi hukuk içerisinde kalabilmesinden kaynaklanmaktadır. Hukuk millet için; millet de devleti var etmek için vardır.”</p>

<p><strong>“YARGININ GÜCÜ BAĞIMSIZLIĞINDAN, TARAFSIZLIĞINDAN, HUKUKA BAĞLILIĞINDAN KAYNAKLANIR”</strong></p>

<p>86 milyon vatandaşın bizden hızlı, adil, eşitlik ilkesine bağlı, güvenilir ve makul sürede sunulan bir adalet hizmeti beklediğinin altını çizen Bakan Gürlek, “Milletimizin bu beklentisini karşılamak ancak teşkilatımızın bütün unsurlarının ortak gayretiyle mümkündür. Hâkimlerimiz ve Cumhuriyet savcılarımız; kanuna ve hukuka bağlılıkla, dosya kapsamındaki delilleri titizlikle değerlendirerek ve vicdani kanaatleri doğrultusunda görevlerini yerine getirmektedir. Yargının gücü bağımsızlığından, tarafsızlığından, hukuka bağlılığından ve verdiği kararların gerekçeli, adil ve güvenilir olmasından kaynaklanmaktadır” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“YARGIYA GÜVEN, ÜZERİNDE HASSASİYETLE DURDUĞUMUZ TEMEL MESELELERDEN BİRİDİR”</strong></p>

<p>Adalet teşkilatının her mensubunun mesleki etik değerlere ve kamu hizmetinin gerektirdiği sorumluluk anlayışına uygun hareket etmesinin vazgeçilmez olduğunu vurgulayan Bakan Gürlek, “Yargıya güven, üzerinde hassasiyetle durduğumuz temel meselelerden biridir” dedi.</p>

<p>Savunmanın adil yargılanmanın temel unsurlarından biri olduğunu ifade eden Bakan Gürlek, avukatların mesleklerini daha güçlü, güvenli ve çağdaş şartlarda yerine getirebilmeleri amacıyla meslek örgütleriyle istişarelerin sürdürüldüğünü belirtti.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin sağladığı güveni ve mesleki nüfuzu suistimal eden kişilerin hem vatandaşlara hem de avukatlık camiasının itibarına zarar verdiğine dikkati çeken Bakan Gürlek, bu tür suistimallere karşı gerekli hassasiyetin gösterilmesinin önem taşıdığını söyledi.</p>

<p><strong>“KÜRSÜNÜN YÜKÜN KALEMİN AĞIRLIĞINI BİLİYORUM”</strong></p>

<p>Hayatımın büyük ve önemli bir bölümünü bu çatı altında, adliye koridorlarında, hâkim ve Cumhuriyet savcısı olarak geçirdiğini belirten Bakan Gürlek, “Bugün Adalet Bakanlığı görevini üstlenmiş olmanın bende sizlere karşı ayrıca büyük bir mesuliyet duygusu oluşturduğunu ifade etmek isterim. Bu camianın mutfağında yetişmiş bir kardeşiniz olarak kürsünün yükünü, kalemin ağırlığını, taşra adliyelerimizin şartlarını, personel ihtiyacını ve fiziki imkânların adalet hizmetinin niteliği üzerindeki etkisini yakından biliyorum” dedi</p>

<p><strong>“ADALETİN YÜZYILI BİZİM İÇİN BİR SLAGON DEĞİLDİR”</strong></p>

<p>Milletin adalete olan güvenini daha da güçlendirmek için ise yalnızca mevcut sistemi işletmekle yetinemeyeceklerini söyleyen Bakan Gürlek, “Türkiye Yüzyılı hedefleri doğrultusunda bu dönemi aynı zamanda Adaletin Yüzyılı kılmak istiyoruz. Adaletin Yüzyılı bizim için yalnızca bir slogan değildir. Vatandaşımızın hakkına daha hızlı ulaştığı, yargılamaların makul sürede sonuçlandığı, hukuki güvenliğin ve öngörülebilirliğin arttığı, savunmanın güçlendiği, adalete erişimin kolaylaştığı ve teknolojinin adalet hizmetinin hızına ve kalitesine katkı sunduğu bir Türkiye hedefidir” dedi.</p>

<p><strong>“TÜRKİYE’NİN TEMELİNDE GÜÇLÜ HUKUK, GÜÇLÜ HUKUKUN TEMELİNDE İSE MİLLETİMİZİN ADALETE DUYDUĞU GÜVEN BULUNMAKTADIR”</strong></p>

<p>Yeni adli yılda daha hızlı, daha etkin, daha erişilebilir ve daha öngörülebilir bir adalet sistemi için çalışmaya devam edeceklerini belirten Bakan Gürlek, “Adaletin Yüzyılı” hedefinin, hukukun üstünlüğünün daha da güçlendiği, temel hak ve özgürlüklerin güvence altında olduğu, vatandaşların haklarına zamanında ulaştığı, terörün ülke gündeminden çıktığı, suç ve vesayet yapılanmalarının devlet kurumlarında kendisine alan bulamadığı bir Türkiye ideali olduğunu kaydetti.</p>

<p>Adalet Bakanı Gürlek, şunları kaydetti:</p>

<p>“Bu hedefe yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına, hukukun üstünlüğüne, insan onuruna ve milletimizin adalete duyduğu güvene sahip çıkarak ulaşacağız. Çünkü güçlü Türkiye’nin temelinde güçlü hukuk, güçlü hukukun temelinde ise milletimizin adalete duyduğu güven bulunmaktadır.”</p>

<p><strong>“YARGININ GÜNLÜK İŞLEYİŞİNİ DAHA VERİMLİ HALE GETİRECEĞİZ”</strong></p>

<p>Yargının günlük işleyişini daha verimli hâle getirecek yeni sistemler kurduklarını söyleyen Bakan Gürlek, “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarıyla uzun süren dava ve soruşturmaların sebeplerinin daha erken tespit edilmesini, hedef sürelerin daha sağlıklı takip edilmesini ve adalet hizmetlerinin verimliliğinin sürekli ölçülerek geliştirilmesini amaçlıyoruz. Yargısal kararın içeriğine değil, yargı hizmetinin daha düzenli, daha hızlı ve daha etkin işlemesine katkı sağlayacak idari ve teknik kapasitenin güçlendirilmesine odaklanıyoruz” diye konuştu.</p>

<p><strong>HIZLI, GÜVENLİ İLETİŞİM KANALI 135 ALO ADALET</strong></p>

<p>Bu anlayışın son adımlarından biri de Alo Adalet 135 hizmeti olduğunu belirten Bakan Gürlek, “1 Eylül itibarıyla Ankara Batı, İzmir ve Kayseri adliyelerinde pilot bölge olarak başlayan uygulamayla, özellikle uzun süren dava ve soruşturmalara ilişkin vatandaşlarımızın başvurularını hızlı ve güvenli biçimde ilgili mercilere ulaştırabilecekleri yeni bir iletişim kanalı oluşturduk. Vatandaşımızın sesini daha doğrudan duyan, gecikmelerin sebeplerini tespit eden ve çözüm üretme kapasitesini artıran bir adalet sistemi kurmayı hedefliyoruz” dedi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“ÇOK SAYIDA FAİLİ MEÇHUL DOSYAYI AYDINLATTIK”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, faili meçhul olaylar ve kamu vicdanında yıllardır cevap bekleyen dosyalar üzerinde hassasiyetle durduklarını ifade etti. Bakanlık bünyesinde oluşturulan Faili Meçhul Suçları Araştırma Daire Başkanlığının çalışmalarıyla geçmişte aydınlatılamamış dosyaları günümüzün teknolojik ve kriminal imkânlarıyla yeniden değerlendirildiğini söyleyen Bakan Gürlek,“Bu çalışmalar kapsamında bugüne kadar çok sayıda faili meçhul olayın aydınlatılmasında önemli mesafe alınmıştır. Aradan geçen zaman, maddi gerçeğin değerini azaltmaz. Kamu vicdanında kapanmamış her dosyanın hukukun imkânları ve somut deliller çerçevesinde titizlikle ele alınması gerektiğine inanıyoruz. Aynı şekilde tüm daire başkanlıklarımız da adalet hizmetlerindeki verimliliği artırmak uğruna yoğun mesailerine devam etmektedir” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>“YEŞİL VATANIN KORUNMASI DA HUKUK DEVLETİ SORUMLULUĞUNDA”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, ‘Yeşil Vatan’ın korunmasının da hukuk devletinin sorumluluğu altında olduğunu belirtti. Bakan Gürlek, “Kasten çıkarılan yangınlardan sabotaj girişimlerine, ihmali davranışlarla büyük çevre zararlarına sebep olan eylemlere kadar bu alandaki soruşturmaların titizlikle yürütülmesi ve maddi gerçeğin süratle ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır. Yeşil Vatan’ı korumak yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerimizin hakkını korumaktır. Bu yaklaşım Bakanlığımızın son dönem çalışmalarında da açık biçimde ortaya konulmuştur” dedi.</p>

<p><strong>“UCU NEREYE GİDERSE GİTSİN, HUKUKUN VE SOMUT DELİLLERİN GÖSTERDİĞİ İSTİKAMETTE MADDİ GERÇEĞİN ORTAYA ÇIKARILACAĞINA İNANIYORUZ”</strong></p>

<p>Hiçbir dini yapılanmaya, milli oluşuma veya toplumsal fayda amacı taşıyan insani ve sosyal projeye karşı olmadıklarını vurgulayan Bakan Gürlek, toplumun değerlerini istismar eden, insanların iyi niyetini ve güvenini kötüye kullanan, hukuki boşluklardan yararlanarak haksız menfaat sağlayan kişi ve yapılara karşı hukuk içerisinde mücadele edileceğini belirtti. Adalet Bakanı Gürlek, “Biz hiçbir dini yapılanmaya, milli oluşuma veya toplumsal fayda amacı taşıyan insani ve sosyal projeye karşı değiliz. Bizim karşı olduğumuz, toplumumuzun değerlerini istismar eden, insanların iyi niyetini ve güvenini kötüye kullanan, hukuki boşluklardan yararlanarak haksız menfaat sağlayan, milletimizin vicdanını zedeleyen ve kamu düzenine zarar veren gerçek veya tüzel kişilerdir. Bu yapılara karşı yürütülen mücadelede, ucu nereye giderse gitsin, hukukun ve somut delillerin gösterdiği istikamette maddi gerçeğin ortaya çıkarılacağına inanıyoruz.” dedi.</p>

<p><strong>“SOKAK ÇETELERİ, ORGANİZE SUÇ YAPILANMALARI İLE MÜCADELEYİ HUKUK DEVLETİ ANLAYIŞI İÇİNDE DEĞERLENDİRİYORUZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, “Milletimizin huzurunu tehdit eden uyuşturucu, yasa dışı bahis ve sanal kumar, sokak çeteleri, organize suç yapılanmaları, suç gelirlerinin aklanması ve yeni nesil dijital suçlarla mücadeleyi de aynı hukuk devleti anlayışı içinde kararlılıkla sürdürüyoruz. Ailelerimizi ve gençlerimizi hedef alan; dini, millî ve insani duyguları suistimal eden, insanların güvenini kötüye kullanan veya suç gelirleri üzerinden haksız menfaat sağlayan yapılara karşı yürütülen mücadelede yargı mensuplarımızın hukuka bağlı, somut delile dayalı ve titiz çalışmalarını takdir ediyoruz” dedi.</p>

<p><strong>“TERÖRSÜZ TÜRKİYE SÜRECİNİ ZEDELEMEYE YÖNELİK GİRİŞİMLERE KARŞI DİKKATLİYİZ”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, Türkiye’nin uzun yıllar ağır bedeller ödediği terör meselesine ilişkin “Terörsüz Türkiye” hedefinin milletin ortak geleceği, toplumsal huzur ile milli birlik ve beraberliğin güçlendirilmesi açısından büyük önem taşıdığını belirterek şöyle konuştu:</p>

<p>“Şehitlerimizin aziz hatırasını ve gazilerimizin fedakarlığını daima muhafaza ederek, devletimizin ve milletimizin birliğinden, ülkemizin bütünlüğünden ve hukuk devletinin temel esaslarından hiçbir şekilde taviz vermeden, terörün ülkemizin gündeminden tamamen çıktığı bir Türkiye hepimizin ortak temennisidir. Terörsüz Türkiye hedefi doğrultusunda ilerlerken, bu hassas süreci istismar etmeye, toplumsal huzuru bozmaya veya provokasyonlarla milletimizin birlik ve beraberliğini zedelemeye yönelik girişimlere karşı sizlerin de dikkatli ve duyarlı olmasını arzuluyorum.”</p>

<p>Bakan Gürlek, 2026-2027 Adli Yılı’nın ülkeye, millete ve hukuk camiasına hayırlı olması temennisinde bulunarak, adaletin tecellisi için görev yapan hâkimlere, Cumhuriyet savcılarına, avukatlara ve adalet teşkilatının bütün mensuplarına teşekkür etti.</p>

<p>Bakan Gürlek, konuşmasında bütün şehitleri ve şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz’ı rahmet, minnet ve şükranla andığını ifade etti.</p>

<p>Törene, Adalet Bakan Yardımcısı Burak Ceyhan, Adalet Bakan Yardımcısı Can Tuncay, HSK Başkanvekili Fuzuli Aydoğdu, HSK Birinci Daire Başkanı Turan Kuloğlu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Fatih Dönmez, İstanbul Valisi Davut Gül, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Yıldız, Başsavcılar, Başsavcı vekilleri, çok sayıda yargı camiasından isim ve Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz da katıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kimse-hukukun-uzerinde-degildir-hicbir-vatandasimiz-da-hukukun-korumasi-disinda-degildir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-195.jpg" type="image/jpeg" length="77211"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Denizli BAM 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/2855 E., 2026/1426 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denizli-bam-4-hukuk-dairesinin-20252855-e-20261426-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denizli-bam-4-hukuk-dairesinin-20252855-e-20261426-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi'nin 25/06/2026 tarihli, 2025/2855 E., 2026/1426 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
DENİZLİ<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
4. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : ...<br />
KARAR NO : ...<br />
KARAR TARİHİ : 25/06/2026</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN : ...<br />
ÜYE : ...<br />
ÜYE : ...<br />
KATİP : ...</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 02/10/2025<br />
NUMARASI :... Esas - ...Karar</p>

<p>DAVACI : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
DAVALI : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...<br />
İHBAR OLUNAN : ...<br />
DAVANIN KONUSU : Alacak<br />
G.KARAR YAZIM TARİHİ :14/07/2026<br />
İlk derece mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik davacı ve davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi.</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkili firma işlerinde kullanmak üzere... iş makinesini satın almadan önce davalı tarafa başvurarak söz konusu araçların/ iş makinelerinin ekspertizinin yapılmasını talep ettiğini, davalı tarafça da ayrıntılı ekspertiz yapılarak ekspertiz raporunun müvekkiline teslim edildiğini, bunun karşılığında da davalı tarafa 15000,00 TL hizmet bedeli fatura karşılığında ödeme yapıldığını, müvekkili davalı tarafın ekspertizi sonucunda bahsi geçen iki adet iş makinasını satın almaya karar verdiğini ve satın aldığını, davalı tarafça düzenlenen ve müvekkili firmaya teslim edilen ekspertiz raporunda söz konusu arızlardan hiç bahsedilmediğini, davalı tarafça verilen hatalı ve/veya eksik, ayıplı ekspertiz raporu ve hizmet nedeni ile müvekkilinin araç bedelleri üzerinde ekstra masraf ve gider ödemek zorunda kaldıklarını, müvekkilinin işlerinin aksamaması adına bahsi geçen parçaları ivedilikle değiştirdiğini, değişim esnasında değişen tüm parçaların fotoğraf ve kamera kaydını aldığı gibi değişen parçaları da muhafaza ettiğini, dosya kapsamı incelendiğinde de görüleceği üzere ayıp bildirimi usule ve yasaya uygun şekilde ve makul sürede yapıldığını, davalı yanın hatalı ve/veya eksik, ayıplı ekspertiz raporu ve hizmeti nedeni ile müvekkili şirketin araç bedelleri üzerinde ekstra masraf ve gider ödemek zorunda kaldıklarını belirterek, davalarının kabulünü, dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi de içeren şekilde, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile davalıdan 100,00TL’nin alınarak müvekkil şirkete verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davalı yan üzerine bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı ... Makina Otomotiv İletişim San. ve Tic. A.Ş. Vekilinin cevap dilekçesinde özetle; Müvekkili firmanın, ... marka iş makinalarının bakım ve onarım işleriyle faaliyet gösteren bir yetkili servis olduğunu, somut olayda, ihbar olunanın ve davacı tarafın ortak talebi üzerine de ... marka iki adet iş makinasının bakım ve onarımı için müvekkili firmadan fiyat alabilmek amacıyla saha ekspertiz raporu ve bakım/onarım teklifi talep edildiğini, bunun üzerine de müvekkili firma tarafından 30.05.2024 tarihinde ihbar olunanın .../...da bulunan fabrikasında ve ihbar olunana ait ... ve ... model iş makinalarının kontrolü yapılmış, ekte sunulu evraktan da görüleceği ve talep üzerine imza karşılığında ilgili rapor davacıya da teslim edildiğini, dava konusu yapılan iş makinasına yönelik olarak düzenlenen rapor incelendiğinde alt takımın kullanılabilirlik oranın sol ve sağ olarak %60 oranında olduğu, motorda, pompalarda, hidroliklerde yağ kaçaklarının ve hortumlarında, borularında çatlaklar olduğu, ayrıca kabinde çürümelerle ön camında çatlaklar bulunduğu tespitlerinin gerçekleştiğini, bu tespitlere yönelik olarak da talep üzerine alt takımın tamiri hariç olarak 05.06.2024 tarihinde bakım ve onarım teklifi ihbar olunana iletildiğini, ihbar olunanın teklifi kabul etmemesi üzerine, iş makinaları üzerinde gerçekleştirilen tespit hizmetine yönelik olarak (servis, işçilik, yol ve araç bedeli) 15.000,00-TL tutarında faturanın davacı tarafa iletildiğini ve ödeme davacı tarafından ihtirazi kayıtsız olarak gerçekleştirildiğini, davacı tarafın kötü niyetli olduğunu ileri sürerek davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI:</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "13.02.2018 tarihlive 30331 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren, satış ve dava tarihinde yürürlükte olan İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğin, davaya konu ekspertiz raporunun düzenlendiği tarihte yürürlükte bulunan "Ekspertiz raporu" başlıklı 14. maddesi, "(1) Yetki belgesine sahip işletme tarafından ikinci el motorlu kara taşıtı satışından hemen önce ekspertiz raporu alınır ve raporun bir nüshası satış esnasında alıcıya teslim edilir. Ekspertiz raporunun ücreti, satış işleminin alıcıdan kaynaklanan bir nedenle gerçekleşmemesi durumunda alıcı, diğer hallerde yetki belgesine sahip işletme tarafından ödenir. (2) Ekspertiz raporunda ikinci el motorlu kara taşıtının özellikleri, arıza ve hasar durumu ile kilometre bilgilerine yer verilir. ... (4) Ekspertiz raporu, Türk Standartları Enstitüsü tarafından belirlenen standarda göre verilen TSE hizmet yeterlilik belgesi bulunan işletmeler tarafından düzenlenir. (5) Ekspertiz raporunu düzenleyen kişiler ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur. ..." hükümlerini haiz olup iş bu yönetmelik ve dosya kapsamı bir bütün halinde değerlendirildiğinde, davacı tarafından davalı taraftan ekspertiz hizmetinin aldığı, ekspertiz işlemi neticesinde davalı tarafından servis raporu düzenlendiği, iş bu raporda iş makinesinin alt takımının %60 oranında kullanabilirliğinin olduğunun belirtildiği, ancak hangi parçaların arızalı hangi parçaların sağlam olduğu husunun belirtilmediği, dava dışı bir özel servisten alınan rapora göre hasar gören parçaların tamirinin mümkün olmadığı, yenileri ile değiştirilmesi gerektiği, aksi takdirde aracın kullanılamayacağının belirtildiği, ayıplı hizmetin varlığını ispat yükünün davacı taraf üzerinde olduğu, aracın onarımından önceki ve sonraki hali arasındaki farklılıklar belirlenmek suretiyle davalının ayıplı hizmet ifa edip etmediği hususunun kesin olarak tespit edilebileceği, lakin davacı tarafından iş makinesinin onarımının gerçekleştirildiği, dosya kapsamında düzenlenen mahkememizce de gerekçeli ve denetime elverişli bulunan bilirkişi raporu ile davalı tarafından ekspertiz işleminde yapılması gereken tüm işlemlerinin yapıldığı ve davacıya bildirildiği anlaşılmakla sübut bulmayan davanın reddine" dair karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu iş makinesinin incelenmesi ilk derece mahkemesinin 08/05/205 tarihli (1) numaralı ara kararına istinaden bilirkişilere verilen yerinde inceleme yetkisine binaen yapıldığını, söz konusu ara kararda da belirtildiği üzere iş makinesi o tarih itibariyle ... ili, ... ilçesi sınırları içerisinde bulunmakta olup keşif yapılmaksızın rapor alınmasının usule uygun olmadığını, taraflar ve mahkeme heyetinin hazır bulunmadığı bir ortamda bilirkişilerin kendi insiyatifi ve yöntemleri ile yapmış olduğu inceleme ile gidilen sonuç usule uygun olmadığı gibi bu yöntemin hatalı tespit ve değerlendirmelere neden olduğunu, bu şekilde alınan raporun hükme esas kabul edilmesi yasal olarak olanaksız olup böyle bir durumda "doğrudanlık ilkesi" ihlal edildiğini ve yargılama 6100 HMK'nin 27.maddesine açık aykırı hale geldiğini, mevcut durumda mahkeme hakimi; kendisi ya da başkaca bir hakim tarafında bizzat görülüp incelemeyen bir eşya hakkında hüküm kurma yoluna gittiğini, hal böyle iken sayın bilirkişi heyetinin; hukuk muhakemesi kapsamında yapılacak bir yargılamada kanıtların nasıl toplanması gerektiğine, toplanan kanıtların nasıl değerlendirileceğine, davanın nasıl açılması gerektiğine ilişkin görüş ve kanaat açıklaması kabul edilebilir olmadığı gibi ileri sürdükleri görüşlerde hukuki isabet de bulunmadığını, davacı şirketin, üretim esnasında iş makinelerinin düzgün ve verimli biçimde çalışmaması üzerine servis çağırdığını, gelen servis yetkilileri tarafından yapılan inceleme sonucunda iş makinesinin yürüyüş takımlarında makinin çalışabilmesi ve başka aksamlarınına zarar vermemesi için bazı parçalarının ivedi biçimde değiştirilmesinin zorunlu olduğunu, bu parçaların tamiratının mümkün olmadığını, değişim yapılmadığı takdirde iş makinesinin kullanılamayacağının yazılı olarak bildirildiğini, özetle; mevcut raporun bu hali ile hüküm kurmaya elverişli olmadığını, buna rağmen söz konusu rapora dayalı hüküm kurulması kararının hukuka aykırı hale getirdiğini ileri sürerek açıklanan nedenlerle; ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı istinaf dilekçesinde özetle; Verilen kararın usul hukukuna aykırılıklar taşıdığını, öncelikle eldeki davanın belirsiz alacak davası olarak açılmış olup oysaki davacının iddia ve taleplerine göre zararı belirli halde olduğunu, davacı dava dilekçesinde iddia ettiği parçaların tümünün değiştirildiğini, buna ilişkin kayıtlarının olduğunu ve ödemeyi yaptığını iddia ettiğini, yani zararı net ve belirli halde olduğunu, dolayısıyla zararı net ve belirli haldeyken davacının eldeki davayı belirsiz alacak davası olarak açması hukuken mümkün olmayıp, hukuki yararının da bulunmadığını, davacının davadan önce keşide etmiş olduğu hususunun ihtarname ile de sabit halde olduğunu, dolayısıyla eldeki davanın her şeyden önce dava şartı yokluğundan reddedilmesi gerekirken, esastan reddi usul ve yasalara aykırı olduğunu, aksi düşünceyle dahi davacıya davasını belirli hale getirmek için süre verilmediğini, davaya yönelik harçların tamamlattırılmadığını, iş bu hususun da yasalara aykırı olduğunu, kaldı ki dava değerinin belirlenmesinin, eldeki davanın tabi olacağı istinaf ve temyiz aşamalarını etkileyecek olup neye göre istinaf ve temyiz yoluna açık olduğu da belirsiz halde olduğunu, bu mantıkla eldeki davanın istinafa tabi olmayıp kesin karar olacağı gözetildiğinde eldeki davanın kesinlik sınırı altında kaldığından bahisle davacının istinaf başvurusunun da reddinin gerektiğini, dolayısıyla ilgili Mahkeme kararı yukarıda açıklanan nedenlerle usul ve yasalara aykırı olup kararın davalı şirket lehine ortadan kaldırılarak geri gönderilmesi veya talepleri doğrultusunda davanın reddine karar verilmesini, açıklanan sebeplerle ... Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/10/2025 tarih, ...Esas - ...Karar sayılı kararının davalı şirket lehine ortadan kaldırılarak, davalı lehine yeni bir karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dairemizce HMK'nın 355. maddesi kapsamında istinaf dilekçesinde belirtilen hususlarla sınırlı olmak üzere ve kamu düzenine ilişkin hususlar resen dikkate alınarak yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>Dava, satışa konu iş makinesinin ekspertiz hizmetinin ayıplı olduğu iddiasına dayalı tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece davanın reddine karar verilmesi üzerine karara karşı davacı ve davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>Dosyanın incelemesinde; 27/08/2024 tarihli ve 32645 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre ekspertiz işletmesi, ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumlu olacaktır. Bu kapsamda mahkemece davanın esası hakkında inceleme yapılması yerindedir.</p>

<p>Ancak; mahkemece; uyuşmazlık kaynağı aracın ...'da bulunması nedeniyle 08/05/2025 tarihli celsede 1 numaralı ara kararla; başka il sınırlarında bulunan aracın incelenebilmesi için ilgili mahkemesine talimat yazılması gerekirken; bilirkişilere doğrudan inceleme yetkisi verilmesi ve bilirkişilerce bu şekilde hazırlanan rapor hükme esas alınmak suretiyle karar verilmesi yerinde görülemmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla belirtilen usul hatası nedeniyle bilirkişi raporu hükme esas alınamayacak olup; istinaf itirazlarının kabulü ile; şayet araç halen başka il sınırlarında ise mahkemesine talimat yazılarak ve gerekirse bilirkişiye bu yönde yerinde inceleme yetkisi de verilmek suretiyle araç üzerinde inceleme yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Mahkemece bu hususlar gözardı edilerek eksik incelemeyle yazılı şekilde karar verilmesi isabetsiz olup istinaf kanun yolu başvurusu açıklanan nedenlerle yerinde görüldüğünden kabulü ile ilk derece mahkemesi kararını HMK 353/1.a.6 maddesi gereğince kaldırılmasına ve dosyanın yukarıda belirtilen şekilde inceleme yapılıp sonucuna göre yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde karar verilmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi Yukarıda Açıklandığı Üzere;</p>

<p>1-)Davacı ve davalı vekillerinin istinaf taleplerinin KABULÜ İLE; ....Asliye Ticaret Mahkemesi tarafından verilen ... Esas,... Karar sayılı 02/10/2025 tarihli kararının HMK'nın 353/1-a-6.maddesi gereğince KALDIRILMASINA,</p>

<p>2-)Dosyanın yukarıda belirtilen şekilde inceleme yapılıp sonucuna göre yeniden bir karar verilmek üzere mahal mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>3-)İstinaf başvurusunda bulunan taraflarca yatırılan istinaf karar harcının talep halinde başvuran tarafa iadesine,</p>

<p>4-)İstinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince verilecek nihai kararda dikkate alınmasına,</p>

<p>5-)İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p>

<p>6-)HMK’nın 359/4.maddesi uyarınca iş bu kararın mahal mahkemesince taraflara tebliğine,</p>

<p>7-)İstinaf başvurusu kabul edildiğinden İİK'nın 36/5.maddesi uyarınca icranın geri bırakılması için yatırılan teminat varsa, talep halinde iadesine,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oybirliği ile kesin olarak karar verildi. 25/06/2026<br />
...<br />
Başkan ...<br />
Üye ...<br />
Üye ...<br />
Katip ...</p>

<p>Bu belge güvenli elektronik imza ile imzalanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denizli-bam-4-hukuk-dairesinin-20252855-e-20261426-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/denizli-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="82849"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul BAM 13. Hukuk Dairesi'nin 2023/423 E. 2025/1947 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-13-hukuk-dairesinin-2023423-e-20251947-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-13-hukuk-dairesinin-2023423-e-20251947-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi'nin 20/11/2025 tarihli, 2023/423 E. 2025/1947 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>İSTANBUL</strong></p>

<p><strong>BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ</strong></p>

<p><strong>13. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO: 2023/423 Esas</strong></p>

<p><strong>KARAR NO : 2025/1947 Karar</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A</strong></p>

<p><strong>B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN</p>

<p>MAHKEMESİ: BAKIRKÖY 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>NUMARASI : 2020/983 Esas- 2022/919 Karar</p>

<p>TARİH: 15/11/2022</p>

<p>DAVA: Tazminat (Rücuen Tazminat)</p>

<p>KARAR TARİHİ: 20/11/2025<br />
İlk derece Mahkemesinde yapılan inceleme sonucunda verilen karara karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla dava dosyası incelendi:</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMASININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin, ... Oto. San. ve Tic. Ltd. Şti.'den ... plakalı 2013 model ... ... cinsi,117 tipli aracı Bakırköy 56. Noterliğinin ... yevmiye numaralı araç satış sözleşmesi ile 189.000,00TL bedelle 26/06/2020 tarihinde aldığını, araç alınmadan önce 26/06/2020 tarihinde davalı ekspertiz şirketinde ekspertiz yapıldığını, müvekkilinin aracı aldıktan sonra şirketin bulunduğu Samsun iline gittiğini, aracın burada motor arızası vererek hareket etmediğini, müvekkilinin Samsun'da aracını tamire götürdüğünü, aracın motor beyninde arıza olduğu, fren vakumu ve turbo valfinin değişmesi gerektiği, benzin pompası ve kaput fırlatma modülünün değişmesi gerektiği, direksiyon kutusunda arıza olduğu, aküsünün bitik durumda olduğu, ön amortisörlerin ve krank kasnağının değişmesi gerektiğini öğrendiğini, müvekkilinin aracını kendi imkanlarıyla Samsun'da tamir ettirdiğini ve toplamda 23.336,00TL masraf yaptığını, aracın satışından sadece 8 gün sonra aracın müvekkili tarafından yaptırılmaya başlandığını, 04.07.2020-24.07.2020 tarihleri arasında yukarıda belirtmiş oldukları müvekkilinden gizlenen kusurların müvekkili tarafından yaptırıldığını, araç satışından hemen sonra bu kusurların ortaya çıkmasının, davalılardan araç satışını gerçekleştiren ... Oto. San. Ve Tic. Ltd. Şti.'nin kusurlu olduğunun açık bir göstergesi olduğunu, müvekkilinin aracı satın almadan önce konusunda uzman ekspertize aracı muayene ettirdiğini ve ekspertiz raporu aldırdığını, ekspertiz raporundaki değerlendirmelere güvenerek aracı satın aldığını ancak aracı satın aldıktan kısa bir süre sonra araçta yukarıda belirttikleri ayıplar olduğunu öğrendiğini, bu durumda iş bu davaya konu olayda TBK'nın 223/2. maddesinin uygulanması gerektiğini, müvekkilinin araç alım satım işleri yaptığını, aracı bir an önce yaptırmak adına kusurlarını giderdiğini, ihtarnameler ile durumu davalılara bildirdiğini, araçta bulunan kusurların ekspertiz raporunda da belirtilmediğini, araçta olağan bir gözden geçirme ile tespit edilebilecek nitelikte ayıbın olmadığı, araçta ağır kusur niteliğinde ayıbın bulunduğu, Küçükçekmece Arabuluculuk Bürosu'nun 2020/271 Dosya No 2020/80336 Arabuluculuk dosya numarası kapsamında yaptıkları başvuru neticesinde anlaşmanın sağlanamadığını beyanla fazlaya ilişkin tüm dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla davanın kabulüne, araç satış tarihi olan 26/06/2020'den itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte araçta meydana gelen ve müvekkili tarafından yaptırılan zarar için şimdilik 100,00 TL maddi tazminatın davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile müvekkiline ödenmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı ... Otomobil...Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava yetkili mahkemede açılmadığından, yetki itirazları bulunduklaırını, davacının, müvekkili şirketten 26.06.2020 tarihinde ... plakalı 2013 model ... ... cinsi tipli bir araç satın almış olduğunu, aracın Bakırköy 56. Noterliğinde araç satım sözleşmesiyle satılmış olduğunu, davacının aracı almadan önce ekspertiz raporu almak istediğini ve müvekkilinin de olumlu yanıt verdiğini, davacının aracı ...Araç Ekspertizlik Tic. Ltd.Şti 'ye götürerek ekspertiz incelemesinden geçirmiş olduğunu, ekspertiz raporu sonucunda davacının dilekçesinde belirttiği araç satış sözleşmesine imza atmış olduğunu, müvekkili şirket tarafından herhangi bir ayıbın gizlenmesinin söz konusu olmadığını, bu hususun davacının da kabulünde olduğunu, araca yapılan ekspertiz raporunda davacının gizli ayıp olarak nitelediği sorunların zaten var olduğunun açıkça göründüğünü, ilgili raporda aracın motor yağ kaçak durumunun kötü olduğu, motor yağının eksik olduğu ve hangi kontrollerinin yapılmadığının açıkça yazmakta olduğunu, kontrollerin yapılmasının sorumluluğunun alıcıya ait olduğunu, davacının TTK'ya göre tacir olduğunu, ekspertiz raporunda var olan ayıbı görmezden gelerek diğer kontrolleri yapmayarak sözleşmeye imza atan davacı şirketin kendi kusurunu müvekkiline haksız yere yüklemeye çalıştığını, müvekkili şirketin araç hakkında herhangi bir garanti taahhüdünün bulunmadığını, ticari hayatında ve araç satım piyasasında tanınan, güvenilen, dürüştçe çalışan, müşterilerinin haklarını korumaya çalışan bir şirket olduğunu beyanla davanın reddine, yetki itirazlarının kabulüne, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı ... Araç Ekspertizlik Ticaret Ltd. Şti. vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin dava dilekçesinin, gerçeğe aykırı ve soyut iddialar barındırmakta olduğunu, davacının iddiasına göre araç alındıktan kısa bir süre sonra (iddiaya göre 8 gün) aracın motorunun arızalanmış olduğunu, araçtaki arızanın bu sekiz gün içerisinde meydana geldiğinin ispat edilmemiş olduğunu, ayrıca, aracın ekspertizden kaç km sonra arıza yaptığının belgelendirilmemiş olduğunu, uzun yola giden bir aracın uzun süre kullanıldığının kabul edilmesi gerektiğini, müvekkili şirket tarafından hazırlanan ekspertiz raporunda, araçla ilgili bir çok kusur tespit edilmiş olduğunu, hazırlanan ekspertiz raporunda; aracın motor bölümünde kötü durumda muhtelif yağ kaçaklarının olduğunu, motor yağ seviyesinin eksik olduğunu, motor soğutma su kaçak kontrolünde hafif kaçak bulunduğunun, kayış seti ve gergi bilyalarının sorunlu olduğunun, turbo borularında oksitlenme tespit edildiğinin, aracın alt kontrollerinde ön ve arka düzenin iyi durumda olmadığının (vasat) tespit edilmiş olduğunu, yapılan tespitlerin yazılı olarak davacıya sunulmuş olduğunu, araçta bu arızaların bulunması sebebiyle, performans ve güç testi için olan dinamometre testi yapılmamış olduğunu, bu sebeple raporun sağ altındaki komponentler kısmının boş bırakılmış olduğunu, dinamometre testinin neden yapılmadığının ve komponentler kısmının neden boş bırakıldığının da davacıya anlatılmış olduğunu, araçtaki kusurların satın alındıktan sonra ve arıza çıkmadan önce davacı tarafından tamir ettirildiğine dair hiçbir bilgi bulunmadığını, araçtaki arızaları yaptırmadan aracı uzun süre kullanan davacının, ortaya çıkan zararlardan da sorumlu olması gerektiğini, TTK hükmünce basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gereken davacının, alması gereken tedbiri almamış olduğunu, aracın motorunda kötü seviyede yağ kaçağı varken aracın motor arızası vermesinin normal olduğunu, araçtaki motor arızalarının en önemli sebeplerinden birisinin yağlanma problemi olduğunu, dolayısıyla aracın motorunda meydana gelen arızanın da yağlanma kaynaklı olduğunun kuvvetle muhtemel olduğunu, müvekkili şirketin motorun yağlanmasına ilişkin problemi davacıya bildirmişken, davacı da bunu tamir etmeden aracı kullanmaya devam etmişken, ortaya çıkan zarardan dolayı müvekkili şirketin sorumlu tutulmasının mümkün olmadığını, iddiaya göre, davacının aracı arızalandıktan sonra özel bir ticari kuruluşta aracın tamirinin yaptırılmış olduğunu, aracın tamirinin yapıldığı firmanın, resmi ve tarafsız bir bilirkişi olmadığını, bu sebeple ticari bir işletme tarafından hazırlanan faturanın, mahkemede bilirkişi raporu gibi kıymet görmesinin mümkün olmadığını, mahkemeye sunulun bu faturaya itibar etmenin mümkün olmadığını, bununla beraber, servis tarafından hazırlanan faturaya itibar edilse bile, bu faturanın sadece, aracın arızalandıktan sonra (motor arızası sonrası) ne durumda olduğuna dair fikir verebileceğini, servis tarafından hazırlanan faturanın, aracın davalı müvekkili tarafından ekspertizi yapılırken ne durumda olduğunu göstermeyeceğini, göstermesinin de mümkün olmadığını, bu noktada tespit edilmesi gereken temel şeyin, araçtaki arızanın ne olduğu ve bu arızanın neden kaynaklandığı olduğunu, aracın hangi sebeple arıza çıkardığının belirsiz olduğunu, dolayısıyla aracın ekspertiz anında ayıplı olduğunu varsaymaları için hiçbir sebep bulunmadığını, aracın, davacıdan kaynaklı sebeplerden dolayı da arızalanmış olabileceğini, davacının, arızanın hangi sebepten kaynaklandığını tespit etmeden zararının giderilmesini istemesinin mümkün olmadığını, araçta var olduğu iddia edilen arızaların bazılarına ekspertiz raporunda da yer verilmiş olduğunu, davacı vekilinin iddiasına göre aracın motoru, motor beyni, fren vakumu ve turbo valfi, benzin pompası, kaput fırlatma modülü, direksiyon kutusu, ön amörtisorleri, krank kasnağı ve aküsünün problemli olduğunu, turbo borularında oksitlenme olduğunun raporda yazılı olduğunu, alt kısımdaki ön ve arka takımların (amörtisor ve krank kasnağı) iyi olmadığının raporda yazılı olduğunu, geriye sadece fren bakımı, kaput fırlatma modülü, benzin pompası, direksiyon kutusu ve akü kalmış olduğunu, resmi bir bilirkişinin bu arızaları tespit etmemiş olduğunu, iddiaya göre aracın yaptırıldığı için araçtaki arızaların da tespitinin de mümkün olmadığını, müvekkili şirketin sorumlu tutulabilmesi için, iddia edilen arızaların ekspertiz anında da var olduğunun ispat edilmesi gerektiğini, halbuki bu arızaların, davacı uhdesinde iken de gerçekleşmiş olabileceğini, burada ispat yükümlülüğünün davacı üzerinde olduğunu, davacının, aracını tamir ettirmiş olduğunu, bu durum da araçtaki arızanın ve arızanın hangi sebeple meydana geldiğinin tespit edilmesini imkansız hale getirmiş olduğunu, bu sebeple mahkememiz tarafından atanacak bilirkişinin araç üzerinde yapacağı tespitin, yargılamaya katkı sağlamayacak olduğunu, kaldı ki iddiaya göre arızanın gerçekleştiği tarihten itibaren 6 ay geçmiş olduğunu, arıza anından 6 ay sonra yapılacak bir tespitin, aracın müvekkili tarafından ekspertizi yapıldığında ne durumda olduğunu göstermesinin mümkün olmadığını, aynı şekilde hazırlanacak bu raporun, araçtaki arızanın ne olduğunu ve arızanın neden kaynaklandığını tespit etmesinin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin ekspertiz merkezlerinde araçların o anki durumu analiz edilip bilgi verildiğini, davaya konu olan aracın da 26.06.2020 tarihindeki durumunun ekspertiz raporunda belirtilmiş olduğunu, İkinci El Motorlu Taşıtların Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 14. Maddesinin 5. Fıkrasında da "Ekspertiz raporunu düzenleyen kişiler, ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur" denilmiş olduğunu, yani ekspertiz raporunu hazırlayan firmanın yapacağı tek işlemin, taşıtın ekspertiz anındaki gerçek durumunu belirlemek olduğunu, bu tarihten sonra oluşacak hasar ve ayıplardan müvekkili şirketin sorumlu olmadığını, müvekkili şirketin, aracın sonradan arıza çıkarmayacağının garantisini veremeyeceğini, sadece anlık ölçüm ve analiz yaptığını, bu sebeple iddia edilen arızaların ve arızaların ekspertiz anında var olduğunun ispat edilmeden müvekkili şirketin sorumlu tutulması mümkün olmadığını beyanla davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİNİN KARARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nin 15/11/2022 tarih 2020/983 Esas- 2022/919 Karar sayılı kararında;"....Dava, ayıplı olarak satıldığı iddia olunan araca yapılan masrafların aracın satın alınmış olduğu şirketten ve ekspertiz şirketten tahsili talebine ilişkindir. Davacı vekilince tanık deliline dayanılmış olduğu ve davanın ayıba ilişkin olması nedeni ile ihbar yükümlülüğünün gereğince yerine getirilip getirilmediğinin tespiti için tanık dinlenilmesi talebi kabul edilmiştir. Ne var ki dinlenilen tanık beyanlarında aracın açık olarak ayıplı olduğu veya davacı tarafça ihbar yükümlüğünün gereğince yerine getirilmiş olduğuna dair görgüye dayalı herhangi bir beyanın yer almadığı görülmüştür. Dava konusu araç üzerinde bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ise de, davacı vekilinin aracın satıldığına dair beyan dilekçesi dikkate alınarak dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiştir. Davacı vekilinin aracın satıldığına dair beyanı üzerine dosya üzerinden yapılan bilimsel esaslara uygun ve gerekçeli bilirkişi ek ve asıl raporu ile aracın alım-satımı sırasında ayıplı olarak satılmadığının tespit edildiği görülmüştür. Davacı tarafın ayıp iddiasını ispatlamaya yarar usulüne uygun başkaca herhangi bir delil dosya arasında yer almamaktadır. Açıklanan bu nedenlerle ispatlanamayana davanın reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak aşağıda belirtildiği şekilde hüküm tesis edilmiştir..."gerekçesi ile,<br />
''AÇILAN DAVANIN REDDİNE,'' karar verilmiş ve karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme kararında aracın ayıplı olduğunun ve ihbar yükümlülüğünün yerine getirildiğinin ispatlanamadığı ve dosya kapsamında alınan bilirkişi raporunun dosyayı aydınlatmaya elverişli olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, usul ve yasaya aykırı yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini;Dava dilekçesi ekinde sunmuş oldukları faturalar dikkate alındığında aracın satışından 8 gün sonra araçta ayıpların çıktığını, gizlenen ayıpların müvekkili tarafından yaptırılmaya başlanıldığını, dosyada bulunan ilk fatura tarihinin 04.07.2020 tarihi olduğunu, nitekim dosya kapsamında dinlenen tanıkların da aracın Temmuz başında kendilerine teslim edildiğini, araçtaki hasarları giderdikten sonra müvekkiline aracı Ağustos başında teslim ettiklerini belirttiğini, hayatın olağan akışına göre araç alındıktan 8 gün sonra ortaya hasar çıktığı ve bu hasarın satıcı ile ekspertiz firması tarafından belirtilmediği taktirde araç satın alındığında bu kusurların varlığının kabulü gerektiğini, nitekim davalı ekspertiz firmasının, cevap dilekçesinde "Araçların çok daha kısa süre içerisinde arızalanmasına sebebiyet verecek birçok sebep BULUNMAMAKTADIR." şeklindeki beyanıyla belirtmiş oldukları hususu doğruladığını, araçların alındıktan 8 gün içerisinde bozulmasına sebebiyet verecek birçok sebep bulunmadığı, yani satın alınan ve ekspertiz yapılan tarih itibariyle bu sebeplerin araçta var olduğu ancak gizlendiğinin davalı tarafça da açıkça ikrar edildiğini;Yerel mahkemece her ne kadar tanık beyanlarında aracın açık olarak ayıplı olduğunun görgüye dayalı bir beyanla ispat edilemediği belirtilmiş ise de, gerekçeli kararda yazılan sadece bu cümlenin dahi dosyanın Yerel mahkemece anlaşılmadığını gösterdiğini, davanın başından itibaren kendileri tarafından araçta bulunan ayıpların açık değil gizli ayıp olduğunun her dilekçede belirtildiğini, bu nedenle tanıkların da gizli ayıba ilişkin beyanda bulunmasının normal olduğunu, Yerel mahkemenin görgüye dayalı bir beyanda bulunulmadığı gerekçesinin de gülünç olduğunu, dinlenen tanıkların aracı tamir eden ve faturayı düzenleyen tanıklar olduğunu;</p>

<p>Müvekkilinin davaya konu araçtaki açıkça belli olmayan ayıpları öğrenmek için aracı dosya kapsamında tanık sıfatıyla dinlenen ustalara Temmuz ayının başında teslim ettiğini ve araçta bulunan ayıpları Ağustos ayının başında aracı teslim aldığında öğrendiğini, satıcı tarafından kendisine bildirilmeyen ve ekspertiz raporunda yer almayan ayıpları öğrenen müvekkilinin 07.08.2022 tarihinde davalı tarafa çekmiş olduğu ihtarnameler ile bildirdiğini, ihtarnamelerin kendileri tarafından mahkemeye sunulduğunu, müvekkilinin ihbar yükümlülüğüne riayet ettiği ve davaya konu aracın ayıplı olduğunun görüldüğünü;Yerel mahkemece bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunun iddia edildiğini, kendileri tarafından birçok hatayı barındıran bilirkişi raporuna itiraz edildiğini, bilirkişi raporunda sadece ekspertiz raporu dikkate alınmış olup, aracın satın alındıktan sonra arıza yapması sebebiyle yapılmış olan onarımlara ilişkin sadece aracın yaşı ve kilometresinin neden olarak gösterildiğini, detaylı bilgiye yer verilmediğini, davaya konu aracın lüks sınıf araçlardan olan ... marka olup, ... marka bir araç için 7 yaş 196.000 km'nin de yüksek sayılamayacağının izahtan vareste olduğunu, rapordaki "aracın zaten yaşı ve kilometresi az değil bu arızalar olabilir" şeklindeki yaklaşımın da hukuk düzenince geçerliliği bulunmadığını, araçta ayıp varsa satıcı tarafından bildirilmesi gerektiğini ve ekspertiz raporunda bu hususların belirtilmesi gerektiğini, müvekkili tarafından parası ödenen ve hizmet beklenen ekspertiz türünün "Plus Ekspertiz-Full" olduğunu, bu nedenle aracın her yönüyle incelenmesi gerektiğini ve araçtaki tüm kusurların ekspertiz raporunda belirtilmesi gerektiğini;Bilirkişi raporunda, ön amortisörlerin, direksiyon kutusunun, motor beyninin, fren vakumunun, turbo valfinin arızalı olduğunun ekspertiz raporunda belirtildiği, bu nedenle müvekkilinin bu arızlardan bilgisinin olduğu yönünde değerlendirme yapıldığını, bilirkişinin yapmış olduğu hatalı değerlendirmeler tek tek incelendiğinde; ekspertiz raporunda amortisörlere ilişkin olan kısımda süspansiyon sistemi kontrolünün "iyi" olarak belirtildiğini, 23.09.2021 tarihli talimat duruşmasında dinlenen tanıkların aracın amortisörlerinin bozuk olduğunu belirttiklerini, ekspertiz raporunda amortisörlere ilişkin belirtilen kısımların iyi olması halinde değişmesi gerekmeyeceği, bu haliyle ekspertiz raporunun hatalı olduğunun görüldüğünü, bilirkişi raporunda ise amortisörlerin kötü durumda olduğunun zaten belirtilmiştir şeklinde yaklaşımının gerçeği yansıtmadığını, ekspertiz raporunda direksiyon sitemi kontrolünün "iyi" olarak belirtildiğini, aracın direksiyon kutusunun bozuk olduğunu, ekspertiz raporunda bu husus belirtilmediği halde bilirkişinin hangi gerekçeyle bu hususun ekspertiz raporunda tespit edildiğini belirttiğini anlamanın mümkün olmadığını, ekspertiz raporunda motor beynine ilişkin olarak motor elektrik donanımının "iyi(DIAG arıza kaydına rastlanmadı)" olarak belirtildiğini, ekspertiz raporunda bu hususun da yanlış olarak düzenlendiği ve bilirkişi raporunda hatalı değerlendirme yapıldığını, ekspertiz raporunda fren vakumuna ilişkin olarak fren sistemi kontrolünün "iyi" olarak belirtildiğini, ekspertiz raporunda bu hususun da yanlış olarak düzenlendiği ve bilirkişi raporunda hatalı değerlendirme yapıldığını, ekspertiz raporunda turbo valfine ilişkin olarak Turbo ve intercooler kontrolünün "yok" olarak belirtildiğini, ekspertiz raporunda bu hususun da yanlış olarak düzenlendiği ve bilirkişi raporunda hatalı değerlendirme yapıldığını;Bilirkişi raporunda araçtaki arızaların ekspertiz raporunda belirtilmiş olduğu iddia edilmişse de yukarıda belirtilen hususların ekspertiz raporunda yanlış olarak belirtildiği, aracı satan firmanın bu eksikleri müvekkiline söylemediği, müvekkilinin ekspertiz raporuna güvenerek aracı satın aldığının sabit olduğunu, kendileri tarafından yeni bir bilirkişi talebinde bulunulduğunu, Yerel mahkemece dosyanın aynı bilirkişi ek rapor için tevdi edildiğini, ek raporun dosyaya katkı sağlamayacağını, yeni bir bilirkişiden rapor alınmasının gerektiğini, nitekim bilirkişinin ek raporda da kök rapordaki iddialarını sürdürdüğünü ve aynı doğrultuda rapor düzenlediğini, ek rapora kendileri tarafından yapılan itiraz neticesinde Yerel mahkemece dosyanın yeni bir bilirkişiye tevdi edilmediğini, bilirkişi raporuna yapmış oldukları itirazlar ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde mevcut bilirkişi raporunun dosyayı aydınlatmaya elverişli olmadığının görüldüğünü, bu nedenle Yerel mahkeme kararının kaldırılıp, dosyayı yeni bir makine mühendisi bilirkişiye tevdi edilmesini talep ettiklerini;Yerel mahkeme 6325 sayılı Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A-11-13. maddesi gereğince davalılar arabuluculuk görüşmelerine mazeretsiz katılmadıkları için 1.320,00 TL'nin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verdiğini, ilgili maddenin; "Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez. " şeklinde düzenlendiğini, Mahkemece 9.200,00TL ücreti vekaletin davacıdan alınarak davalılara verilmesine karar verilmesinin açıkça kanuna aykırılık teşkil ettiğini beyanla Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi!nin 15.11.2022 tarihli 2020/983 E. 2022/919 K. sayılı usul ve yasaya aykırı kararının kaldırılmasına ve davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ:</strong></p>

<p>HMK'nın 355. maddesine göre istinaf incelemesi; istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırılık görüldüğü takdirde ise resen gözetilmek suretiyle yapılmıştır. Dava, ikinci el olarak satın alınan aracın gizli ayıplı olduğundan bahisle onarım için ödenen bedelin aracın satıcısı ile ekspertiz incelemesini yapan şirketten müştereken ve müteselsilen tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece yukarıda açıklanan gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.Dosya kapsamından; dava konusu aracın davalı ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından davacıya, 26/06/2020 tarihinde, 112.000 TL bedelle satılmış olduğu, davacının kendisinin de araç alım satım işi yaptığı ve aracı satmak için aldığı, yargılama devam ederken de üçüncü bir kişiye sattığı, diğer davalının aracın satımından önce davacının talebi ile ekspertiz incelemesini yapan şirket olduğu, davacı tarafından aracın satın alınmasından kısa bir süre sonra çeşitli arızaların meydana geldiği ve onarım yaptırıldığı iddia edilerek buna ilişkin 2020 yılı Temmuz ayı içerisinde düzenlenmiş faturaların sunulduğu, davacı tarafından 28/07/2020 tarihinde davalılara ihbarda bulunularak onarım bedellerinin ödenmesinin talep edildiği anlaşılmıştır. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 219. maddesine göre; bir maldaki ayıp, satıcının zikir ve vaat ettiği vasıflarda veya niteliği gereği malda bulunması gereken lüzumlu vasıflarda eksiklik olmasıdır. Aynı Kanun'un 227. maddesinde, satıcının satılanın ayıplarından sorumlu olduğu hallerde alıcının; satılanı geri vermeye hazır olduğunu bildirerek sözleşmeden dönme, satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinde indirim isteme, aşırı bir masrafı gerektirmediği takdirde, bütün masrafları satıcıya ait olmak üzere satılanın ücretsiz onarılmasını isteme veya imkan varsa, satılanın ayıpsız bir benzeri ile değiştirilmesini isteme seçimlik haklarından birini seçebileceği ve alıcının genel hükümlere göre tazminat isteme hakkının saklı olduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Somut olayda; Mahkemece dava konusu araç üzerinde keşfen bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmiş ise de, davacı vekilinin aracın satılmış olması sebebiyle bu ara karardan dönülmesi talebi üzerine bilirkişiye, dosya kapsamındaki delil ve belgelere göre inceleme yaptırılmış ve rapor alınmış, bilirkişi tarafından raporda, davacının sunduğu faturalara göre aracın değişen/onarılan parçaları ile ilgili olarak ekspertiz raporunda ne şekilde tespit yapıldığı açıklanmış ve ekspertiz raporunda hasarlı olduğu veya iyi durumda olmadığı belirtilmediği halde ortaya çıkan arızaların ise aracın bakımlarının zamanında yapılmamış olması sebebiyle oluşabileceği mütalaa edilmiştir. Davacı vekilinin itirazları üzerine Mahkemece bilirkişiden ek rapor alınmış ve ek raporda da aynı tespitlere yer verilmiştir.</p>

<p>Her ne kadar davacı tarafça yeni bir bilirkişiden rapor alınması gerektiğine dair istinaf sebebi ileri sürülmüş ise de, dosyada aracın hasarlandığı tarihte tutulmuş herhangi bir tutanak, servis formu, aracın ilk trafiğe çıktığı tarihten itibaren bakımlarının yaptırılıp yaptırılmadığı, daha önce ne şekilde kullanıldığı, kazasının bulunup bulunmadığına dair bir beyan ve delil bulunmadığı gibi araç üzerinde inceleme yapılması da mümkün olmadığından yeni bir bilirkişiden rapor alınmasının dosyaya katkısının olmayacağı açıktır. Bilirkişi raporunda tespit edilenin aksine davalı tarafça, aracın tüm bakımlarının süresi içerisinde yaptırıldığı ispat edilememiştir. Aracın km'si ve yaşı dikkate alındığında ekspertiz incelemesinin yapılmasından sonraki süreçte, inceleme sırasında mevcut olmayan arızaların ortaya çıkması pekala mümkündür.</p>

<p>Davalı satıcı tarafından aracın herhangi bir parçası için özellikle bir garanti taahhüdünde bulunulmamış, araç davacı tarafından ekspertiz incelemesi sırasında tespit edilen arızalara rağmen mevcut hali ile kabul edilmiştir. Ekspertiz raporunda iyi durumda olduğu belirtilmekle, sonradan arızalanan parçaların ise gizli ayıplı olduğu ispat edilemediğinden davacının, satım sözleşmesinin tarafı olan davalı ... Otomotiv Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi'nden TBK'nın 219 ve devamı maddeleri uyarınca talepte bulunması mümkün değildir. Ekspertiz incelemesini yapan davalı ...'nin ise satış sözleşmesinin tarafı olmaması sebebiyle anılan yasal düzenlemeler gereği herhangi bir sorumluluğu söz konusu değildir. Bu davalıya karşı ancak ayıplı hizmet nedeniyle başvurulması mümkün olup, davalının verdiği hizmetin ayıplı olduğu ispat edilmediğinden davanın her iki davalı yönünden de reddine karar verilmesi usul ve yasaya uygundur.Mahkemenin karar tarihinde yürürlükte bulunan 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/A maddesinin 11. fıkrasına göre; Taraflardan birinin geçerli bir mazeret göstermeksizin ilk toplantıya katılmaması sebebiyle arabuluculuk faaliyetinin sona ermesi durumunda toplantıya katılmayan taraf, son tutanakta belirtilir ve bu taraf davada kısmen veya tamamen haklı çıksa bile yargılama giderinin tamamından sorumlu tutulur. Ayrıca bu taraf lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.</p>

<p>Dava konusu uyuşmazlığa ilişkin arabuluculuk son tutanağına göre, davalı ...'nin mernis adresine davet mektubunun kargo aracılığı ile gönderildiği ve alıcıya teslim edildiği, buna rağmen davalının geçerli bir mazeret bildirmeksizin arabuluculuk ilk toplantısına katılmadığı, diğer davalı ... Otomotiv Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.'ye ise tebligat yapılamadığı anlaşıldığından Mahkemece 6325 sayılı Kanun'un 18/A-11 maddesi dikkate alınarak davalı ... lehine vekalet ücretine hükmedilmemesi gerekirken aksi yönde karar verilmesi isabetsiz olmuş, davacı vekilinin yalnızca bu yöndeki istinaf sebebi yerinde görülmüştür.Açıklanan nedenlerle, davacının istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, mahkemece deliller toplanılmış olup, yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus bulunmadığından HMK'nın 353/1-b-2 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, Dairemizce esas hakkında yeniden aynı şekilde karar verilmesi, yalnızca davalı ... Oto lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM :</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle;<br />
1-Davacının istinaf başvurusunun KISMEN KABULÜ İLE, Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 15/11/2022 Tarih, 2020/983 Esas ve 2022/919 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b2 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, Dairemizce esas hakkında yeniden hüküm kurulmak suretiyle,</p>

<p>2-Davanın Reddine,</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN:</strong></p>

<p>3-Karar tarihi itibariyle ve Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL karar harcından, davacı tarafından dava açılırken peşin olarak yatırılan 454,40 TL harcın mahsubu kalan 161 TL harcın davacıdan tahsili ile Hazineye gelir kaydına,</p>

<p>4-Davacı tarafından sarf edilen yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>5-Davalı tarafından sarf edilen yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına</p>

<p>6-6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu 18/A-11-13.maddesi uyarınca ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin arabuluculuk görüşmelerine katılmayan davalılardan alınarak hazineye gelir kaydına,</p>

<p>7-Davalı ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden, Dairemiz karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince hesaplanan 23.336,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,</p>

<p>8-Artan gider bulunduğu takdirde ve talep halinde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,</p>

<p><strong>İSTİNAF YÖNÜNDEN:</strong></p>

<p>9-Harçlar Kanunu gereğince istinaf eden tarafından yatırılan istinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına,</p>

<p>10-Karar tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Harçlar Kanunu gereğince davacı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine,</p>

<p>12-Davacı tarafından istinaf aşamasında sarf edilen 492,00 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 192,00 TL posta gideri toplamı olan 684,00 TL'nin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,</p>

<p>13-Bakiye gider avansı bulunduğu takdirde avansı yatıran ilgili tarafa iadesine,</p>

<p>14-Kararın ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğe gönderilmesine,</p>

<p>Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 20/11/2025 tarihinde HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince kesin olarak oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-13-hukuk-dairesinin-2023423-e-20251947-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/istanbul-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="30929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2025/4122 E., 2026/1094 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20254122-e-20261094-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20254122-e-20261094-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 25.02.2026 tarihli, 2025/4122 E., 2026/1094 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/4122 E., 2026/1094 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/2380 Esas, 2025/1186 Karar<br />
HÜKÜM : Ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: İzmir 3. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2019/63 E., 2021/686 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; dava konusu ikinci el aracın davalı tarafça hasarsız ve kazasız olduğunun beyan edilmesi üzerine aracın satın alındığını, ancak teslim alındıktan sonra kullanım esnasında araç motorunda bir takım esaslı arızaların bulunduğunun servis tarafından tespit edildiğini, ayrıca aracın muayene kayıtları incelendiğinde kilometresiyle oynanmış olduğunun tespit edildiğini, bu durumun .... Noterliği'nin 23.11.20 18... .12.2018 tarihli ihtarnamesi ile karşı tarafa bildirildiğini, ayıplarla ilgili olarak İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/1176 Değişik İş sayılı dosyası ile delil tespiti yaptırıldığını, düzenlenen rapora göre, araçtaki maddi hasarın işçilik dahil tamirat bedelinin 52.333,00 TL, ikame araç bedelinin 1.500,00 TL olarak tespit edildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla tespit edilen hasar ve ikame araç bedeli ile 3.000,00 TL değer kaybının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde, davaya konu aracın davacı tarafça satın alınmadan önce dış aksamının tespiti için kaporta raporu alındığı ve ayrıca motor, alt takım ve elektronik bölümün kontrollerinin de... Oto Ekspertiz şirketine yaptırıldığını, bu şekilde kontrolleri yapılmak suretiyle mevcut haliyle satın alındığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu araçta meydana gelen hasarın tespiti için İzmir 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2018/176 D.İş. sayılı dosyasında 52.333,00 TL hasarın bulunduğunun tespit edildiği, ayrıca motorun tamamen açılması halinde başka hasarların da meydana çıkmasının kuvvetle muhtemel olduğunun tespit edildiği, aracın muayene kayıtlarına göre 22.10.2013 tarihinde 154,035 kilometrede olan aracın 16.10.2015 tarihinde 113.567 kilometrede olduğunun tespit edildiği, bu tarihler arasında aracın kilometresi ile oynandığı ve kilometresinin düşürüldüğü, bu yönü ile otomobildeki ayıbın haricen bilinmesi ve görülmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle gizli ayıp olduğunun tespit edildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunda, araçta satış öncesinde gizli ayıp bulunduğu, araçtaki arızanın giderilmesi için yedek parça ve işçilik olmak üzere 52.333,00 TL masraf gerektiği, aracın günlük kiralama bedeli 100,00 TL olduğu ve 15 gün tamir süresinin aracın düzenli ve sistemli çalışma ile makul süre olarak belirlendiği ve 1.500,00 TL onarım süresince ikame araç bedeli ücretinin uygun olduğunun belirlendiği, davalı vekilinin rapora itirazı üzerine bilirkişiden ek rapor düzenlenmesinin istenildiği, bilirkişi ek raporunda, aracın motorunun arızasının onarımı halinde motorun bire bir orjinali ile değiştirilmesinin söz konusu olduğu, aracın motorunun sıfırlandığı, bu nedenle mekanik parçalarda meydana gelen hasarlar aracın piyasa ikinci el değerinde her hangi bir değer kaybı meydana getirmediği, dava konusu araçta da değer kaybının oluşmadığının tespit edildiği, satıcının alıcıya karşı her hangi bir surette bildirdiği niteliklerin satılanda bulunmaması nedeni ile sorumlu olduğu, ayrıca kullanım amacı bakımından değerinin ve alıcının ondan beklediği faydaları ortadan kaldıran veya önemli ölçüde azaltan maddi, hukuki ya da ekonomik ayıpların bulunmasından da satıcının bu ayıpların varlığını bilmese bile sorumlu olduğu, dava açılmadan evvel delil tespiti ile yapılan tespite göre ve hükme esas alınan bilirkişi raporlarına göre, davalı tarafından davacıya satılan araçta gizli ayıp bulunduğu, motorun kilometresi ile oynanmış olduğu, davalının bu hususu bilmese bile bu ayıp nedeni ile satıcı olarak sorumlu olduğu, bu ayıp nedeni ile oluşan zararın ayıp nedeni ile yapılan onarım ve işçilik bedeli olmak üzere toplam 52.330,00 TL olduğu, ayrıca aracın onarım ve tamir süresince davacının aracı kullanamamasından kaynaklanan zararın da 1.500,00 TL olduğu, araçtaki gizli ayıp olan motor aksamının tamamen değişmesi nedeni ile ayıp nedeni ile araçta ayrıca bir değer kaybının bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 52.333,00 TL hasar ve işçilik bedeli ile 1.500,00 TL ikame araç bedeli olmak üzere toplam 53.833,00 TL'nin 08.12.2018 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiş, hüküm, davalı vekilince istinaf edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı tarafça dava konusu aracın satın alınmadan önce davacı tarafça Auto Ekspertiz şirketine inceletilerek ekspertiz raporu alındığı, alınan raporda elektronik ve motor bölümü ile alt takımlarına ilişkin kontrollerin de yaptırıldığı, buna ilişkin raporun düzenlendiği ve davacı tarafça dava konusu aracın mevcut durumunun bilinerek aracın satın alındığı, bu nedenle davalıya sorumluluk yüklenemeyeceği hususlarının savunma olarak ileri sürüldüğü, dava konusu aracın satış tarihinden önce düzenlendiği anlaşılan ve... Auto Ekspertiz firması tarafından düzenlenen 28.08.2018 tarihli raporun incelenmesinden; 1. sayfasında kaporta raporunun düzenlendiği, 2. sayfasında aracın motor bölümü kontrollerinde motorda aşırı üfleme, turbo bölgesinde belirgin yağ kaçağı, carter bölgesinde belirgin yağ kaçağı, şanzıman bölgesinde yağ kaçağının bulunduğunun tespit edildiği, yine alt takım kontrolünde eksantirik zincirinde ses, enjektör temizlik ve bakım gerekli olduğu, yüksek devirde eksoz bölgesinde yağ dumanı olduğunun tespit edildiği, İzmir 35. Noterliği'nin 29.08.2018 tarihli "Araç Satış Sözleşmesi" içeriğine göre de, davaya konu 35... plakalı aracın, alıcı tarafından halihazır durumu ile görülüp beğenilerek ve bedeli tamamen ödenerek teslim aldığının belirtilmiş olması karşısında, davacı tarafça dava konusu araçtaki ekspertiz raporunda belirtilen mevcut arızalar bilinerek satın alındığı ve bu durumun da satış sözleşmesi içeriğinde belirtilmiş olması karşısında davanın reddi yerine, davaya konu ikinci el aracın gizli ayıplı olarak davacıya satıldığı kabul edilerek davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurulmasına, davanın reddine karar verilmiş, hüküm, davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, davacıya satılan araçtaki ayıp nedeni ile oluşan zarar miktarının ve bu ayıp nedeni ile aracın tamir süresince araç ikame bedeli tazminatı ve araçta meydana gelen değer kaybından kaynaklanan tazminatın tahsili talebine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 355. vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi aynı Kanun'un 369/1 hükmü ve 371. maddesinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre usul ve yasaya uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 25.02.2026 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20254122-e-20261094-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="51086"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/1778 E., 2025/5794 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251778-e-20255794-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251778-e-20255794-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2025/1778 E., 2025/5794 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1778 E., 2025/5794 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1559 E., 2025/254 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 8. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/582 E., 2024/207 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili, müvekkili ile davalı galerici arasında 41... plakalı 2009 model.............. 4 P marka araca ilişkin .............Noterliğinin 04.07.2022 tarihli araç satış sözleşmesi akdedildiğini, satış sözleşmesi kapsamında satış bedeli 260.000,00 TL'nin müvekkili tarafından davalıya banka kanalıyla nakden ve defaten ödendiğini, mevcut satışa konu aracın teslim alındıktan sonra hararet yapmak suretiyle yolda kaldığını, aracın çekici marifetiyle önce Kemalpaşa ilçesine, daha sonra ...'e, burada iki gün bekledikten sonra araç hususunda yardım istenmesine rağmen müspet bir dönüş yapılmaması nedeniyle Bursa iline götürüldüğünü, burada servise çekilen aracın turbosunun değiştirilip çalıştırılır hale getirilip (8.000,00 TL ödeme yapılarak) teslim alındığını ve Ankara'ya dönüş yolunda 8. km'sinde tekrar arızaya geçerek çalışamaz hale geldiğini ve aracın çekici marifetiyle Ankara iline getirildiğini, bu kapsamda çekici için 4.600,00 TL masraf yapıldığını, Ankara ilinde servise çekilen araçta motor sarması nedeniyle tüm parçaların değiştirildiğini, rektefe olduğunu, enjeksiyon bakımı yapıldığını ve aracın keşideci müvekkiline teslim edildikten sonra araçta yeni arızalar nüks ettiğini ve devamında araçta iki defa turbo değiştirildiğini, interkol cihazının, marş dinamosunun tamir edildiğini, rotların değiştirildiğini, egzoz emisyon sisteminin yenilendiğini, bu işlemler için müvekkili tarafından 36.000,00 TL ek ödeme, masraf yapıldığını, satış öncesi ve satış esnasında davalı tarafından herhangi bir arıza veya hasar kaydının bulunmadığının beyan edilmesine rağmen belirtilen hasar ve ayıpların ortaya çıktığını ileri sürerek; davaya konu aracın gizli ayıba konu olması sebebiyle satılanı alıkoyup ayıp oranında satış bedelinden indirim yapılması haklarını kullanmakla birlikte, aracın gizli ayıba konu hasar ve sorunlar nedeniyle araçta oluşan malzeme ve işçilik bedeli, ayıplı mal tazminat bedeli, çekici bedeli için fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 32.000,00 TL tazminatın temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili, müvekkilinin davaya konu aracı 30.06.2022 tarihinde Ankara ilinden satın aldığını ve doğrudan ikamet ettiği Kocaeli iline araçla geldiğini, müvekkilinin davaya konu aracı yaklaşık olarak 1 hafta ve 600 km kadar kullandığını, bu süre zarfında araçla ilgili herhangi bir problem ortaya çıkmadığını, satışın yapıldığı gün davacının müvekkilinin iş yerine geldiğini ve aracı beğendiğini, sonrasında davacının aracın ekspertizini yaptırıp araçla ilgili detaylı bilgi almak için tamamen kendisinin seçtiği ve güvendiği bir ekspertiz şirketine gittiğini, yapılan testler neticesinde bazı aksamları ile ilgili "problemli" veya "kontrol edilmeli" ibarelerinin sonuç kısmında ihtaren alıcının bilgisine sunulduğunu, turbo ve intercoolerın ise problemli olduğunun raporda açıkça belirtildiğini, aracın............Testi adında aracın motor mekanik aksamlarını son derece zorlayan ve araca zarar verme ihtimali oldukça yüksek olan bir motor performans testine tabi tutulduğunu, bu test yapılmadan önce davacının bu işlemin araca zarar verebileceği ile ilgili bilgilendirildiğini ve davacının bu riski alarak testi yaptırdığını, gösterge panelinde aracın hararet seviyesinin yükseldiği belirtilmesine rağmen davacının gereken tedbiri almadığını ve motorun su kaynatmasına sebep olduğunu, davacının müvekkilini aradığında ve aracın hararet yaptığını söylediğinde müvekkilinin aracı kesinlikle hareket ettirmemesi gerektiğini, aksi durumda motora ciddi derecede hasar verebileceğini ihtar ettiğini, tüm bu ihtarlara rağmen davacının aracı dilekçesinde belirttiği üzere Yalova ilinden ... ilçesine kadar 125 km boyunca kullandığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava konusu aracın satın alınmadan ekspertiz raporu alındığı ve ekspertiz raporu ekindeki Mekanik Kontrol Ek Not Formu adlı belgede "..Araca yakıt sistemi enjektör ve turbo için kontrol ve bakım önerildi-Araç motor şanzıman ve mekanik kontroller için servise sevk edildi. araçta duman atma ve rolanti dalgalanması görüldü.." şeklinde aracın sağlam olmadığı ve servise yönlendirildiği açıkça yazılmakla davacı tarafından aracın özellikleri bilinerek satın alındığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, karara karşı davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının dava konusu aracı ayıplı olduğunu bilerek satın aldığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karara karşı, süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; eksik ve hatalı inceleme ile hazırlanmış bilirkişi raporunun hükme esas alındığını, satış öncesi ve satış esnasında, davalı tarafından herhangi bir araza veya hasar kaydının bulunmadığı beyan edilmesine rağmen sonrasında hasar ve ayıpların ortaya çıktığını, satışa konu aracın, piyasa rayiç bedellerine göre daha fazla bir bedelle satıldığını, davalı tarafından satışa konu aracın, ayıplı olduğunun müvekkilinden gizlendiğini, bilirkişi raporunda araçtaki arızaların aracın müvekkil tarafından satın alındıktan sonra mı yoksa öncesinde mi olduğu konusunda açıklama ve tespitlerin olmadığını, müvekkilinin aracın ayıplı olduğunu satın almadan önce bilmediğini, 25.01.2024 tarihli beyan dilekçesi ekinde sunulan delillerin bilirkişilerce incelenmediğini<br />
ileri sürerek; kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, ayıplı araç nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen kararda belirtilen gerekçelere ve özellikle denetime açık, hüküm kurmaya elverişli bilirkişi raporuna göre davacının aracı ayıplı olduğunu bilerek satın aldığı anlaşılmakla davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1. maddesi uyarınca ONANMASINA,<br />
Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
02.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251778-e-20255794-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="52402"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/585 E., 2023/2577 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2023585-e-20232577-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2023585-e-20232577-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.10.2023 tarihli, 2023/585 E., 2023/2577 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/585 E., 2023/2577 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1406 E., 2022/1377 K.<br />
DAVA TARİHİ : 08.09.2021<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/742 E., 2022/390 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin 83.545 kilometrede 2015 model ... ... marka aracı ihbar olunan ... Otomotiv Şirketi'nden 24.09.2020 tarihinde 850.000 TL karşılığında satın aldığını, satın aldığı aracın satıcının vadettiği nitelikte olup olmadığının tespiti amacıyla satış işleminden önce aynı tarihte davalı şirketten ekspertiz raporu aldığını, raporda aracın tavanının orijinal olduğu, motor kaputunun uç kısmında boyasız onarım işleminin mevcut olduğunun belirtildiğini, bu rapora itibar ederek aracı satın aldığını, 10.10.2020 tarihinde aracını satmak istediğinde farklı bir şirketten aldığı iki ayrı, ekspertiz raporunda aracın motor kaputu ve tavanın boyalı olduğunun belirtildiğini, davalı şirket tarafından hatalı rapor düzenlendiğini, araçtaki ayıpların ve değer kaybının tespiti için açılan davada düzenlenen 30.03.2021 tarihli raporda; tavanı ve kaputu boyalı araçta 150.000 TL değer kaybı meydana geleceğinin belirtildiğini, davalı şirketin davaya konu araç için düzenlediği 24.09.2020 tarihli ekspertiz raporunun hatalı olması ve bu rapora güvenerek aracı piyasa değerinden çok daha yüksek bir bedelle almış olması nedeniyle uğradığı zararın faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek; fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 15.000,00 TL'nin yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; ayıplı maldan sadece satıcı, üretici ve ithalatçı firmanın sorumlu olduğunu, şirketin aracın satıcısı, üreticisi ve ithalatçısı olmadığını, davacı ekspertiz hizmetinin ayıplı olduğunun ispatlanması halinde sadece ekspertiz bedeli olan 400 TL'nin iadesini talep edebileceğini, davacı araç alım satım ile iştigal ediyorsa, görevli mahkemenin asliye ticaret mahkemesi, davalı alım satım işi ile iştigal etmiyorsa asliye hukuk mahkemesinin görevli, ekspertiz hizmetinin ayıplı olduğu gerekçesi ile dava açılmış ise görevli mahkemenin tüketici mahkemesi olduğunu, aracın 24.09.2020 tarihinde mevcut durumunun rapora yansıtıldığı gibi olduğunu, davacının aracı yeniden 10.10.2020 tarihinde incelettirdiğini 16 günde 1.000 km yol yapmış olan davacının araçta kendisinden kaynaklı hasarların meydana gelmiş olma ihtimalinin yüksek olduğunu, 30.03.2021 tarihli bilirkişi raporunda parçalarda ezik çizik veya hata yoktur beyanı olmasına karşın düzenlenen raporda ön kaputta boyasız göçük onarımı yapıldığına dair ibare mevcut olduğunu, davacı tarafın beyanlarının çelişkili olduğunu, ... marka araçlarda boya mikron kalınlığı veya boya hatası çok çıktığını, parçanın orijinal iken boyalı gibi tespitinin yapılmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu, başka bir ekspertiz şirketinin beyanlarını doğru kabul edilmesinin hakkaniyete aykırı olacağını, tazminatın şartları oluşmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının ayıplı hizmet dolayısıyla 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 15 inci maddesi uyarınca uğradığı zararı davalıdan talep edebileceği, davacının söz konusu aracın hasar kaydı konusunda davalı tarafından aydınlatılmadığı ve hazırlanan check-up raporuna itibarla satış ilişkisi kurulmuş olmakla maddi zararının oluştuğu, meydana gelen değer kaybının hazırlanan teknik raporlar ile belirlendiği, dosya kapsamında yer alan dava konusu araca ilişkin tramer kayıtlarının 20.04.2018 tarihi ve öncesine ait olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne, 15.000,00 TL'nin dava tarihi olan 08.09.2021 tarihinden 135.000,00 TL'nin ıslah tarihi olan 09.12.2021 tarihnden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili; hükme esas alınan bilirkişi raporunun teknik incelemeye değil, varsayıma dayanılarak tanzim edildiğini, 6502 sayılı Kanun'un 9 ve11 inci maddesi gereğince ayıplı maldan ancak satıcı, üretici ve ithalatçının sorumlu olduğunu, ekspertiz ücreti bakımından hakem heyeti başvurusunun dava şartı olduğunu, test sonrası meydan gelen arızadan sorumluluğunun bulunmadığını, zararın ispatlanamadığını, tazminatın şartlarının oluşmadığını ileri sürerek; İlk Derece Mahkemesi kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğinin 24 üncü maddesinin 1 inci fıkrasının b bendi uyarınca 13.07.2018 tarihinde yürürlüğe giren 14 üncü maddesi "ekspertiz raporunda ikinci el motorlu kara taşıtının özellikleri, arıza ve hasar durumu ile kilometre bilgilerine yer verilir ve ekspertiz raporunu düzenleyen kişiler ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur" hükmü uyarınca dava konusu araçta yapılan ekspertiz incelemesinin aracın kaporta ve boya kısımlarını kapsayıp raporda gösterilmeyen boyalı parçalara ilişkin ayıbın sonradan oluştuğunun ispat edilememesine, ayıp nedeniyle davacının talep edebileceği tutarın nispi metoda göre hesaplanacak bedelde indirim olup mahkemece hüküm altına alınan tutarın nispi metoda uygun olmasına göre, mevcut delillerin takdirinin ve kararın dayandığı gerekçenin usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne dair verilen İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; istinaf aşamasında ileri sürdüğü nedenleri tekrar ederek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, ekspertiz hizmetinin sağlıklı yapılmaması nedeniyle aracın değerinden fazlaya satın alınmasından dolayı uğranılan zararın istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6502 sayılı Kanun'un "tüketicinin seçimlik hakları" başlıklı 15 inci maddesinde; "(1) Hizmetin ayıplı ifa edildiği durumlarda tüketici, hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme haklarından birini sağlayıcıya karşı kullanmakta serbesttir. Sağlayıcı, tüketicinin tercih ettiği bu talebi yerine getirmekle yükümlüdür. Seçimlik hakların kullanılması nedeniyle ortaya çıkan tüm masraflar sağlayıcı tarafından karşılanır. Tüketici, bu seçimlik haklarından biri ile birlikte Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tazminat da talep edebilir." şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>2. İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin 5 numaralı bendinde;" (Değişik:RG-15/8/2020-31214) Ekspertiz işletmesi, ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur. " şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>3. Ayıp ve kusurlu imalatlar nedeni ile satış bedelinden indirilecek miktarın tespitinde, doktrinde, "mutlak metod", "nisbi metod" ve "tazminat metodu" adıyla bilinen değişik görüşler mevcutsa da, gerek Dairemiz gerekse Yargıtay tarafından öteden beri uygulanan "nispi metod" olarak adlandırılan hesaplama yöntemi benimsenmektedir. Bu metoda göre; satış tarihi itibariyle satılanın, ayıpsız ve ayıplı değerleri arasındaki oranın, satış bedeline yansıma miktarı belirlenmektedir. Başka bir ifade ile satılanın, tarafların kararlaştırdıkları satış bedeli gözetilmeksizin, satış tarihi itibariyle gerçek ayıpsız rayiç değeri ile, ayıplı haldeki rayiç değeri ayrı ayrı belirlenerek, bu iki değerin birbirine bölünmesi suretiyle elde edilecek oran, satış bedeline uygulanmaktadır.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Davalının, sorumlu olmadığına, ekspertiz ücret bedeli ile sınırlı olarak sorumlu olduğuna, zararın ispatlanamadığına, tazminatın şartlarının oluşmadığına ilişkin sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p><br />
2. İlk Derece Mahkemesince hükme esas alınan ve Bölge Adliye Mahkemesince de doğru olduğu kabul edilen bilirkişi raporunda aracın davaya konu ekspertiz raporundaki özellikleri ile satış bedelinin 850.000,00 TL, ekspertiz raporunda belirtilen özellikler ile birlikte kaputunun ve tavanının da boyalı olduğu değerin ise 700.000,00 TL olarak belirlenip aradaki 150.000,00 TL'lik farkın tazminat olarak hükmedildiği böylece araçta oluşan değer azalmasının tespiti yapılırken yukarıda yer verilen nisbi yöntemin yanlış şekilde yorumlandığı anlaşılmış olup, dava konusu aracın satış tarihi itibariyle satılanın, ayıpsız ve ayıplı değerleri arasındaki oranın, satış bedeline yansıma miktarı belirlenerek sonucu dairesinde karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2. Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine, kararın bir örneğinin de kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.10.2023 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2023585-e-20232577-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="97525"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2012/25036 E., 2013/8521 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201225036-e-20138521-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201225036-e-20138521-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 03.04.2013 tarihli, 2012/25036 E., 2013/8521 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2012/25036 E., 2013/8521 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davacı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı, davalı ...'in kendisine ikinci el araba satarken araçta önemsiz bir boya olduğunu söylediğini, davalı şirketin servisine kontrol için götürdüğünü, davalı şirketinde ekspertiz hizmeti verdiği sırada aracın kaportasında küçük bir boya olduğunu başka bir hasarının olmadığının söylediğini ve davalı ...' den 04.03.2010 tarihinde aracı satın aldığını, 31.12.2010 tarihinde aracı dava dışı ...'a sattığını ancak iki gün sonra aracı satın alan ...' in ... kayıtlarında aracın daha önceden pert olduğunun belirtildiğini söyleyerek aracı iade etmek istemesi üzerine 05.01.2011 tarihinde aracın eşi dava dışı ... tarafından geri alındığını ileri sürerek ayıplı aracı satan ve ayıplı hizmet veren davalılardan şimdilik 8.000.00.TL' nın tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılar, davanın reddini dilemişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, davanın aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiş; hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-4822 sayılı yasa ile değişik 4077 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun Amaç başlıklı 1. maddesinde yasanın amacı açıklandıktan sonra kapsam başlıklı 2. maddesinde “Bu kanun, birinci maddesinde belirtilen amaçlarla mal ve hizmet piyasalarında tüketicinin taraflardan birini oluşturduğu her türlü tüketici işlemini kapsar” hükmüne yer verilmiştir. Yasanın 3. maddesinde mal; alışverişe konu olan taşınır eşyayı, konut ve tatil amaçlı taşınmaz malları ve elektronik ortamda kullanılmak üzere hazırlanan yazılım, ses, görüntü ve benzeri gayri maddi malları, hizmet; bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan mal sağlama dışındaki her türlü faaliyeti ifade eder. Satıcı; kamu tüzel kişileri de dahil olmak üzere ticari veya mesleki faaliyetleri kapsamında tüketiciye mal sunan gerçek veya tüzel kişileri kapsar. Tüketici ise bir mal veya hizmeti ticari veya mesleki olmayan amaçlarla edinen kullanan veya yararlanan gerçek yada tüzel kişiyi ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Bir hukuki işlemin 4077 sayılı yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için yasanın amacı içerisinde yukarıda tanımları verilen taraflar arasında mal ve hizmet satışına ilişkin bir hukuki işlemin olması gerekir. Somut uyuşmazlıkta, ekspertiz hizmeti verilmesinden kaynaklandığından, davacı ile davalı şirket arasındaki ilişkinin 4077 sayılı yasanın 4/A maddesinde düzenlenen ayıplı hizmet kapsamında kaldığı anlaşılmaktadır.<br />
4077 sayılı Yasanın 23.maddesinde bu kanunun uygulanması ile ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı öngörülmüştür. Taraflar arasındaki uyuşmazlık Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun kapsamında kaldığına göre davaya bakmaya Tüketici Mahkemesi görevlidir. Diğer davalı hakkındaki davanında şirkete tebaen tüketici mahkemesinde görülmesi gerekir. Görevle ilgili düzenlemeler kamu düzenine ilişkin olup taraflar ileri sürmese dahi yargılamanın her aşamasında resen gözetilir. Görevle ilgili hususlarda kazanılmış hak da söz konusu olmaz. Bu durumda mahkemece ayrı bir tüketici mahkemesi var ise görevsizlik kararı verilmesi yok ise ara kararıyla davaya tüketici mahkemesi sıfatıyla bakılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre davacının temyiz itirazlarının incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenle hükmün BOZULMASINA, 2. bentte açıklanan nedenle davacının temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, HUMK’nun 440/1 maddesi uyarınca tebliğden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 03.04.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201225036-e-20138521-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni12220100.jpg" type="image/jpeg" length="49717"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İKİNCİ EL ARAÇ SATIŞLARINDA EKSPERTİZLERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ikinci-el-arac-satislarinda-ekspertizlerin-hukuki-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ikinci-el-arac-satislarinda-ekspertizlerin-hukuki-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>İKİNCİ EL ARAÇ SATIŞLARINDA EKSPERTİZLERİN HUKUKİ SORUMLULUĞU</strong></p>

<p><strong>Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik m. 16/5 ile 6502 Sayılı Kanun'un Ayıplı Hizmet Hükümlerinin Kesişiminde Güncel Yargı Uygulaması</strong></p>

<p></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkinci el araç alım satımında ekspertiz raporu, alıcının satın alma kararını dayandırdığı başlıca belgedir. Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik ile raporun alınması işletmeler bakımından zorunlu hâle getirilmiş, içeriği standartlaştırılmış ve rapor noter satış sözleşmesine işlenir olmuştur. Buna karşılık raporun gerçeği yansıtmaması hâlinde ekspertiz işletmesinin hangi hukuki temelde, kime karşı ve ne ölçüde sorumlu olacağı sorusu, uygulamada hâlâ çoğu zaman yanlış cevaplanmaktadır. Ekspertiz işletmelerinin «sorumluluğumuz aldığımız ücretle sınırlıdır» yönündeki yaygın savunması bu yanlış cevapların başında gelir.</p>

<p>Bu çalışma, ekspertiz hizmetinin hukuki niteliğinden yola çıkarak ekspertiz işletmesinin sorumluluğunun dayanaklarını, kapsamını ve sınırlarını Yönetmelik ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un ayıplı hizmet hükümleri çerçevesinde ele almakta; tazminatın hesabı, raporun alıcı aleyhine işleyen yüzü ve ispat sorunlarını güncel Yargıtay ve bölge adliye mahkemesi kararları ışığında değerlendirmektedir. Çalışmada, galeriden alınan ayıplı araçta tüketicinin haklarına ilişkin önceki yazımızda satıcı yönünden ele alınan rejimin ekspertiz işletmesi yönünden tamamlanması amaçlanmaktadır.</p>

<p><strong>I. EKSPERTİZ HİZMETİNİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE TARAFLARI</strong></p>

<p>Ekspertiz hizmeti, bir ücret karşılığında taşıtın mekanik, elektronik ve kaporta durumunun incelenerek sonucun yazılı bir raporla ortaya konulmasını konu alan bir hizmet sözleşmesidir. Sözleşmenin, ölçülebilir bir sonucu (rapor) taahhüt etmesi bakımından eser sözleşmesine, özenli bir inceleme faaliyetini taahhüt etmesi bakımından vekâlet sözleşmesine yaklaşan karma bir niteliği vardır. Bu nitelendirme tartışması, tüketici işlemi söz konusu olduğunda büyük ölçüde önemini yitirir; zira 6502 sayılı Kanun m. 3/1-(l) uyarınca hizmet, «bir ücret veya menfaat karşılığında yapılan ya da yapılması taahhüt edilen mal sağlama dışındaki her türlü tüketici işleminin konusu» olarak tanımlanmıştır ve ekspertiz bu tanımın içinde kalır.</p>

<p>Yargıtay, ekspertiz hizmetinden doğan uyuşmazlıkların tüketici hukuku alanına girdiğini erken tarihli bir kararında kabul etmiştir. Ağır hasarlı bir aracı «küçük boya» kaydıyla raporlayan ekspertiz işletmesine karşı açılan davada 13. Hukuk Dairesi, uyuşmazlığın ayıplı hizmete ilişkin olduğunu ve tüketici mahkemesinin görevli bulunduğunu belirterek genel mahkemenin esasa girmesini bozma sebebi saymıştır<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201225036-e-20138521-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 13. HD, 03.04.2013, 2012/25036 E., 2013/8521 K.)</a></strong>. Bugün de alıcının tüketici sıfatını taşıdığı hâllerde görevli mahkeme tüketici mahkemesi, uyuşmazlık değeri Kanun m. 68'deki parasal sınırın (2026 yılı için 186.000 TL) altında kaldığında ise tüketici hakem heyetidir.</p>

<p>Sözleşmenin tarafları bakımından belirleyici olan, raporu kimin yaptırdığıdır. Yönetmelik m. 16/1, işletme tarafından yapılan satışlarda raporun işletme tarafından alınmasını ve ücretinin kural olarak işletmece ödenmesini öngörür. Bu durumda ekspertiz sözleşmesinin tarafı satıcı işletme olup alıcı sözleşmeye yabancı üçüncü kişidir. Alıcının raporu kendisinin yaptırdığı hâllerde ise sözleşme doğrudan alıcı ile ekspertiz işletmesi arasında kurulur. Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin aşağıda ele alınacak kararına konu olayda da alıcı, satın alma öncesinde ekspertizi bizzat yaptırmış ve sözleşme ilişkisi bu şekilde kurulmuştur.</p>

<p><strong>II. YÖNETMELİK DÜZENİ: ZORUNLULUK, İÇERİK VE SORUMLULUK HÜKMÜ</strong></p>

<p>27 Ağustos 2024 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik m. 16, TSE hizmet yeterlilik belgesine sahip ekspertiz işletmesi bulunmayan illerdeki işletmeler hariç olmak üzere, tescil belgesinde araç sınıfı M1, M1G, N1 ve N1G olan taşıt satışlarından önceki on gün içinde ekspertiz raporu alınmasını zorunlu kılmıştır. Rapor yalnızca TSE hizmet yeterlilik belgeli ekspertiz işletmelerince düzenlenebilir; üç nüsha hazırlanır, iki nüshası satıcı işletmeye verilir ve hem satıcı hem ekspertiz işletmesi tarafından en az beş yıl saklanır. Model yılına göre sekiz yaşın veya yüz altmış bin kilometrenin üzerindeki taşıtlar için rapor zorunlu değildir (m. 16/3).</p>

<p>Raporun asgari içeriği m. 16/4'te sayılmıştır: taşıtın markası, cinsi, model yılı ve kilometresi; raporu düzenleyen işletmenin hizmet yeterlilik belgesi ve MERSİS numaraları ile unvanı; raporu alan işletmenin yetki belgesi numarası ve TSE'nin ilgili standardı ile belirlenen diğer hususlar. Rapor, m. 15/1-(c) uyarınca satış sırasında notere ibraz edilir; noter de m. 27 uyarınca raporun tarih ve sayısını, TSE belge numarasını ve kilometre bilgisini satış sözleşmesine işler. Rapor ibraz edilmemişse bu husus ile tarafların kilometre beyanı sözleşmeye yazılır. Böylece ekspertiz raporu, özel hukuk ilişkisinin ötesinde resmî senede bağlanan bir belge hâline gelmektedir.</p>

<p>Sorumluluk hükmü m. 16/5'tedir: «Ekspertiz işletmesi, ekspertiz raporundaki bilgilerin taşıtın gerçek durumunu yansıtmamasından sorumludur.» Hükmün devamı idari yaptırımı düzenler; gerçeğe aykırı rapor düzenleyen ve Bakanlık uyarısına rağmen aynı takvim yılında aykırılığı tekrarlayan işletmenin hizmet yeterlilik belgesi TSE tarafından on gün içinde iptal edilir, işletmeye ve sahiplerine bir yıl süreyle yetki belgesi verilmez. Fıkranın son cümlesi ise özel hukuk sorumluluğuna açık kapı bırakır: «Aldatıcı ve yanıltıcı ekspertiz raporları ile ilgili olarak tüketicilerin 6502 sayılı Kanunun ayıplı hizmete ilişkin hakları saklıdır.» Aynı yönde m. 28/1-(a), ekspertiz işletmelerini «hizmet verdiği kişilerin alım satım tercihlerini etkileyecek nitelikteki bilgileri gizlememekle» yükümlü tutar. Sorumluluk hükmü yeni değildir; 13 Şubat 2018 tarihli mülga İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik m. 14/5 de raporu düzenleyenleri aynı ifadelerle sorumlu tutmaktaydı ve Yargıtay'ın aşağıda incelenen kararı bu hükme dayanmıştır.</p>

<p><strong>III. SORUMLULUĞUN HUKUKİ DAYANAKLARI</strong></p>

<p>Ekspertiz işletmesinin sorumluluğunun dayanağı, alıcının sıfatına ve sözleşmenin tarafı olup olmamasına göre değişir. Tüketici alıcının raporu kendisinin yaptırdığı hâllerde sorumluluk, 6502 sayılı Kanun m. 13 ve devamındaki ayıplı hizmet hükümlerine tabidir. Kanun m. 13/2 uyarınca «hizmet sağlayıcısı tarafından bildirilen ... özellikleri taşımayan ya da yararlanma amacı bakımından değerini veya tüketicinin ondan makul olarak beklediği faydaları azaltan veya ortadan kaldıran maddi, hukuki veya ekonomik eksiklikler içeren hizmetler ayıplıdır». Aracın gerçek durumunu yansıtmayan rapor, tüketicinin hizmetten makul olarak beklediği faydayı — doğru bilgiye dayalı karar verme imkânını — ortadan kaldırdığından ayıplı hizmetin tipik örneğidir.</p>

<p>Ayıplı hizmet hâlinde tüketicinin seçimlik hakları m. 15/1'de sayılmıştır: hizmetin yeniden görülmesi, hizmet sonucu ortaya çıkan eserin ücretsiz onarımı, ayıp oranında bedelden indirim veya sözleşmeden dönme. Ekspertiz uyuşmazlıklarında bu hakların pratik değeri sınırlıdır; hizmetin yeniden görülmesi araç satın alındıktan sonra anlamını yitirir, bedelden indirim veya dönme ise en fazla ekspertiz ücretinin iadesini sağlar. Uyuşmazlığın asıl konusunu oluşturan hak, aynı fıkranın son cümlesinde saklı tutulan Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre tazminat talebidir. Tüketici, seçimlik haklarından biriyle birlikte ayıplı rapor nedeniyle uğradığı zararın tazminini de isteyebilir; sözleşmeye aykırılıktan doğan bu talep TBK m. 112 uyarınca kusur karinesine tabidir ve kusursuzluğunu ispat yükü ekspertiz işletmesindedir.</p>

<p>Alıcının tacir olduğu veya taşıtı ticari işletmesi için aldığı hâllerde tüketici hukuku uygulanmaz; sorumluluk Türk Borçlar Kanunu'nun eser ve vekâlet sözleşmesine ilişkin genel hükümlerine tabi olup görevli mahkeme asliye ticaret mahkemesidir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi, araç alım satımı yapan bir tacirin «Plus-Full» ekspertiz raporuna güvenerek satın aldığı aracın sekiz gün sonra arızalanması üzerine açtığı davada, ekspertiz şirketinin satış sözleşmesinin tarafı olmadığını, ona karşı ancak ayıplı hizmet nedeniyle başvurulabileceğini belirtmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-13-hukuk-dairesinin-2023423-e-20251947-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (İstanbul BAM 13. HD, 20.11.2025, 2023/423 E., 2025/1947 K.).</a> Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi de iş makinesi ekspertizine ilişkin bir davada, 27 Ağustos 2024 tarihli Yönetmelik uyarınca ekspertiz işletmesinin raporun gerçek durumu yansıtmamasından sorumlu olacağını belirterek esasa girilmesini yerinde bulmuştur<a href="https://www.hukukihaber.net/denizli-bam-4-hukuk-dairesinin-20252855-e-20261426-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Denizli BAM 4. HD, 25.06.2026, 2025/2855 E., 2026/1426 K.).</a></p>

<p>En tartışmalı hâl, raporun satıcı işletme tarafından yaptırıldığı ve alıcının sözleşmeye yabancı olduğu durumdur. Yönetmelik m. 16/5 sorumluluğu raporu kimin yaptırdığına değil raporun gerçeği yansıtmamasına bağladığından ve rapor Yönetmelik gereği alıcıya bilgi vermek amacıyla düzenlenip notere ibraz edildiğinden, ekspertiz sözleşmesinin üçüncü kişiyi koruyucu etkili sözleşme olarak nitelendirilmesi ve alıcının sözleşmesel korumadan yararlandırılması savunulabilir. Bu görüş benimsenmese dahi, gerçeğe aykırı rapor düzenlenmesi m. 16/5 ve m. 28/1-(a)'daki davranış kurallarının ihlali olarak TBK m. 49 anlamında haksız fiil oluşturur; alıcı, zararının tazminini bu temelde de isteyebilir. Uygulamada güvenli yol, tüketici alıcının talebini hem ayıplı hizmet hem haksız fiil hükümlerine dayandırması ve satıcı ile ekspertiz işletmesini birlikte dava etmesidir. Satıcı ayıplı mal, ekspertiz işletmesi ise ayıplı hizmet veya haksız fiil nedeniyle aynı zarardan sorumlu olduğundan, TBK m. 61 ve 62 uyarınca dış ilişkide müteselsil sorumluluk söz konusudur.</p>

<p><strong>IV. SORUMLULUĞUN KAPSAMI VE TAZMİNATIN HESABI</strong></p>

<p>Ekspertiz işletmelerinin savunma stratejisi çoğu kez sorumluluğun kapsamına yöneliktir: rapor yalnızca ekspertiz anındaki durumu yansıtır, işletme aracın gelecekte arıza yapmayacağını garanti etmez ve sorumluluk en fazla alınan ücretle sınırlıdır. Bu üç önermeden ilk ikisi doğru, üçüncüsü yanlıştır.</p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin konuya ilişkin temel kararında alıcı, satın almadan önce ekspertiz yaptırdığı aracın raporda gösterilmeyen ağır hasarlı olduğunu öğrenmiş ve ekspertiz firmasına karşı ayıplı hizmet davası açmıştır. Firma, sorumluluğunun yalnızca aldığı ekspertiz ücretiyle sınırlı olduğunu savunmuş; Daire bu savunmaya itibar etmeyerek Yönetmelik'in raporu düzenleyenleri raporun gerçek durumu yansıtmamasından sorumlu tutan hükmünü esas almıştır <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2023585-e-20232577-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 3. HD, 05.10.2023, 2023/585 E., 2023/2577 K.)</a></strong>. Karar, ekspertiz ücretinin sorumluluk için bir tavan oluşturmadığını; zararın, raporun yanlışlığı nedeniyle alıcının malvarlığında meydana gelen azalma üzerinden hesaplanacağını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Aynı karar, tazminatın hesap yöntemi bakımından da yol göstericidir. İlk derece mahkemesi, aracın ayıpsız değeri ile ayıplı değeri arasındaki farkı doğrudan hükme bağlamıştır. Daire bu yöntemi hatalı bulmuş ve zararın nispi metotla hesaplanması gerektiğini belirtmiştir: ayıplı değerin ayıpsız değere oranı bulunur ve bu oran gerçek satış bedeline uygulanır; satış bedeli ile bu şekilde bulunan tutar arasındaki fark tazminatı oluşturur. Yöntem, satış bedelinin piyasa değerinden farklı olduğu hâllerde sonucu belirgin biçimde değiştirir. Örneğin ayıpsız değeri 850.000 TL, ayıplı değeri 700.000 TL olan bir araç 750.000 TL'ye alınmışsa, mutlak fark yöntemi 150.000 TL'ye götürürken nispi metot 750.000 × (1 − 700/850) ≈ 132.353 TL sonucunu verir. Yargıtay'ın ayıplı mal satışında yerleşik olarak uyguladığı bu yöntemin ekspertiz sorumluluğuna taşınması, ekspertiz işletmesinin ancak ayıbın aracın değerine yansıyan kısmından sorumlu olduğunu da teyit eder.</p>

<p>Sorumluluğun sınırları üç noktada belirginleşir. Birincisi, raporda «yapılmadı» veya «kontrol edilmedi» olarak işaretlenen kalemler için ekspertiz işletmesinin bir beyanı bulunmadığından bu kalemlerde sorumluluk doğmaz; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin yukarıda anılan kararında da raporda arızalı olduğu belirtilen kalemler ile hiç kontrol edilmeyen kalemler sorumluluk dışında bırakılmıştır. İkincisi, sorumluluk ekspertiz anındaki durumla sınırlıdır; sonradan ortaya çıkan ve ekspertiz anında mevcut olduğu ispat edilemeyen arızalar kapsam dışıdır. Üçüncüsü, alıcının raporda uyarılan bir arızayı gidermeksizin aracı kullanmaya devam etmesi gibi hâllerde TBK m. 52 uyarınca birlikte kusur indirimi gündeme gelir.</p>

<p><strong>V. RAPORUN TERS YÜZÜ: RAPORDA YAZAN ARIZA BİLİNEN AYIPTIR</strong></p>

<p>Ekspertiz raporu alıcı lehine bir sorumluluk kaynağı olduğu kadar, alıcı aleyhine işleyen bir bilgi karinesidir. Yönetmelik m. 18/1-(c), ekspertiz raporunda belirtilen arıza ve hasarları işletme garantisinin dışında bırakır. Daha önemlisi, raporda yazılı arıza TBK m. 222 ve 6502 sayılı Kanun m. 10/2 anlamında alıcının satış sırasında bildiği ayıp sayılır ve satıcının sorumluluğunu ortadan kaldırır.</p>

<p>Yargıtay bu sonucu iki güncel kararında açıkça uygulamıştır. 11. Hukuk Dairesi, satıştan önce alınan ekspertiz raporunda arızaların yazılı olduğu ve aracın noterde «hâlihazır durumu ile görülüp beğenilerek» satın alındığı olayda, satıcıya karşı ileri sürülen gizli ayıp iddiasının dinlenemeyeceğini belirten kararı onamıştır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20254122-e-20261094-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 11. HD, 25.02.2026, 2025/4122 E., 2026/1094 K.).</a> 3. Hukuk Dairesi ise ekspertiz raporunun ek notunda «turbo problemli, servise sevk» uyarısı bulunan aracın buna rağmen satın alınması hâlinde, sonradan ortaya çıkan turbo arızası için satıcıya yöneltilen ayıp davasının reddini onamıştır<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251778-e-20255794-k-sayili-karari" rel="dofollow"> (Yargıtay 3. HD, 02.12.2025, 2025/1778 E., 2025/5794 K.)</a></strong>. Bu kararlar, raporun bütününün — ek notlar dâhil — satın alma öncesinde okunmasının hukuki bir gereklilik olduğunu göstermektedir: raporda yazan arıza için ne satıcıya ne ekspertiz işletmesine başvurulabilir.</p>

<p><strong>VI. İSPAT VE USUL</strong></p>

<p>Ekspertiz sorumluluğu davalarının kaderi çoğu zaman esasta değil ispatta belirlenmektedir. İspatın konusu, aracın ekspertiz anındaki gerçek durumunun raporda beyan edilenden farklı olduğudur. Bu olgu ancak araç üzerinde yapılacak bilirkişi incelemesiyle ortaya konulabilir; incelemenin, ekspertiz tarihinden sonra araçta kaç kilometre yol yapıldığını ve arızanın ekspertiz anında mevcut olup olmadığını teknik olarak değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi kararları bu noktada iki uyarı içermektedir. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin anılan kararında alıcı, aracı yargılama sırasında üçüncü kişiye satmış; mahkeme, araç üzerinde inceleme yapılamadığından dosya üzerinden alınan raporla yetinmek zorunda kalmış ve raporda «iyi» yazan parçaların ekspertiz anında arızalı olduğu ispat edilemediği için davayı reddetmiştir. Denizli Bölge Adliye Mahkemesi'nin anılan kararına konu olayda ise ilk derece mahkemesi, davacının makineyi onarttığını ve bu nedenle onarım öncesi-sonrası karşılaştırmasının yapılamadığını gerekçe göstermiştir; Daire kararı, başka ildeki makine için talimat yoluyla keşif yapılması gerekirken bilirkişiye doğrudan inceleme yetkisi verilmesini usul hatası sayarak kaldırmıştır. Her iki karardan çıkan sonuç aynıdır: alıcı, ayıbı öğrendiğinde aracı onarmadan ve elden çıkarmadan önce HMK m. 400 ve devamı uyarınca delil tespiti yaptırmalı, ihtarını yazılı olarak yöneltmeli ve ekspertiz ile tespit arasındaki kilometre farkını belgelemelidir.</p>

<p>Süre bakımından 6502 sayılı Kanun m. 16/1, ayıplı hizmetten sorumluluğu hizmetin ifasından itibaren iki yıllık zamanaşımına bağlar; ayıp ağır kusur veya hile ile gizlenmişse zamanaşımı hükümleri uygulanmaz (m. 16/2). Haksız fiil temeline dayanılan hâllerde TBK m. 72'deki iki ve on yıllık süreler geçerlidir. Usul bakımından tüketici alıcı, uyuşmazlık değerine göre tüketici hakem heyetine veya — m. 73/A uyarınca zorunlu arabuluculuk aşamasından sonra — tüketici mahkemesine başvurur; tacir alıcı için asliye ticaret mahkemesi görevli olup ticari davalarda dava şartı arabuluculuk uygulanır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Ekspertiz işletmesinin hukuki sorumluluğu, Yönetmelik m. 16/5'te açık bir normatif temele kavuşmuş, Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri de bu temeli özel hukuk sorumluluğuna taşımıştır. Sorumluluğun dayanağı tüketici alıcı bakımından 6502 sayılı Kanun'un ayıplı hizmet hükümleri ile saklı tutulan tazminat talebi, tacir alıcı bakımından Türk Borçlar Kanunu'nun genel hükümleri, sözleşmeye yabancı alıcı bakımından ise üçüncü kişiyi koruyucu etki veya haksız fiildir. Sorumluluk ekspertiz ücretiyle sınırlı değildir; zarar, aracın değeri üzerinden ve nispi metotla hesaplanır.</p>

<p>Sorumluluğun sınırları da aynı ölçüde nettir. Ekspertiz işletmesi yalnızca beyan ettiği kalemlerden ve yalnızca ekspertiz anındaki durum bakımından sorumludur; raporda yazan arıza ise alıcının bildiği ayıp sayılarak hem satıcının hem ekspertiz işletmesinin sorumluluğunu dışlar. Bu tablo, uyuşmazlığın ağırlık merkezini ispata kaydırmaktadır. Raporun eksiksiz saklanması, araç üzerinde onarım ve devirden önce delil tespiti yaptırılması ve satıcı ile ekspertiz işletmesinin birlikte dava edilmesi, hakkın varlığı kadar tahsil edilebilirliğini de belirleyen adımlardır.</p>

<p>Ekspertiz sektörünün büyüklüğü ve raporların noter satış sözleşmesine işleniyor olması dikkate alındığında, gerçeğe aykırı raporların idari yaptırımla olduğu kadar özel hukuk sorumluluğuyla da karşılanması, piyasa disiplininin kurulması bakımından önem taşımaktadır. m. 16/5, henüz yeterince işletilmeyen ancak alıcı lehine ikinci ve çoğu zaman ödeme gücü daha yüksek bir muhatap yaratan bir hükümdür.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA / ATIFLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 3, 10, 13, 15, 16, 68, 73/A.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik (RG 27.08.2024, S. 32645) m. 15, 16, 18, 27, 28.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İkinci El Motorlu Kara Taşıtlarının Ticareti Hakkında Yönetmelik (RG 13.02.2018, S. 30331 — mülga) m. 14.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 49, 52, 61, 62, 72, 112, 222.</span></p>

<p><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 400 vd.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2023585-e-20232577-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 05.10.2023, 2023/585 E., 2023/2577 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201225036-e-20138521-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 13. HD, 03.04.2013, 2012/25036 E., 2013/8521 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20254122-e-20261094-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. HD, 25.02.2026, 2025/4122 E., 2026/1094 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20251778-e-20255794-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 3. HD, 02.12.2025, 2025/1778 E., 2025/5794 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-bam-13-hukuk-dairesinin-2023423-e-20251947-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">İstanbul BAM 13. HD, 20.11.2025, 2023/423 E., 2025/1947 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/denizli-bam-4-hukuk-dairesinin-20252855-e-20261426-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Denizli BAM 4. HD, 25.06.2026, 2025/2855 E., 2026/1426 K.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ikinci-el-arac-satislarinda-ekspertizlerin-hukuki-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/terazi/arac-ekspertiz.jpg" type="image/jpeg" length="18599"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlar DavaTek'te neler yapabilir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği'nin avukatların dosya takibi, sorgulama, evrak yönetimi ve kontrol işlemlerini daha düzenli ve verimli yürütmesine yardımcı olmak amacıyla hayata geçirdiği DavaTek – Dijital Avukat Veri Asistanı kullanıma açıldı. Peki DavaTek'te neler yapabilirsiniz? İşte ayrıntılar...]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB), avukatların günlük mesleki çalışmalarını kolaylaştırmaya ve dijital imkanları mesleğin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini ekledi. Dijital Avukat Veri Asistanı DavaTek, avukatların kullanımına açıldı.</p>

<p>Avukatlar DavaTek'te neler yapabilir? İşte ayrıntılar...</p>

<p><strong>NE SUNUYOR?</strong></p>

<p>Avukatların UYAP kullanımını kolaylaştırmak için geliştirildi.</p>

<p><strong>Dosya İşlemleri</strong></p>

<p>UYAP'ın yoğun olduğu zamanlarda bile dava numarası veya taraf adıyla UYAP üzerindeki dosyalarınıza saniyeler içinde ulaşın ve çevrimdışı çalışın.</p>

<p><strong>Duruşma Takibi</strong></p>

<p>Yaklaşan duruşmalarınızı otomatik listeleyin, tarih ve saat bilgilerini kaçırmadan takip edin.</p>

<p><strong>İcra Sorguları</strong></p>

<p>Birden fazla dosya ve borçlu için MERNİS, TAKBİS, SGK ve diğer kurum sorgularını tek tek yapmak yerine, tek tıkla toplu olarak gerçekleştirin.</p>

<p><strong>Evrak İçi Arama</strong></p>

<p>Bilgisayarınıza indirdiğiniz evraklarda hızlı, kolay ve kapsamlı kelime araması gerçekleştirin.</p>

<p><strong>Fark Takibi</strong></p>

<p>UYAP dosyalarınızı güncellediğinizde, indirilen evrak ve safahat kayıtlarındaki değişiklikleri kolayca tespit edin.</p>

<p><strong>Not ve Etiket</strong></p>

<p>Son güncellenen, favoriye eklediğiniz ve sık açılan dosyalarınıza hızlı erişim sağlayın.</p>

<p><strong>Uygulamanın Amacı</strong></p>

<p>DavaTek'in temel amacı, Avukat Portal işlemlerinde ihtiyaç duyulan dosya takibi, sorgulama, evrak kontrolü ve arşivleme işlemlerinin daha kolay yönetebilmesini sağlamaktır. Uygulama, sık gerçekleştirilen işlemleri tek bir arayüz altında bir araya getirerek dosyaların daha düzenli takip edilmesine ve tekrarlayan işlemlerde kullanıcıya zaman kazandırılmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>UYAP ile Entegre Çalışma</strong></p>

<p>DavaTek, Avukat Portal üzerinden erişilebilen bilgilerin kullanıcı tarafından daha düzenli şekilde takip edilebilmesini sağlar. UYAP bağlantılı işlemlerde aktif bir kullanıcı oturumu kullanılır. Avukat Portal'a giriş işlemi resmi UYAP giriş ekranı üzerinden gerçekleştirilir.</p>

<p><strong><i>DavaTek | Duruşma Sorgulama</i></strong></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/jc6PVv3eEw4?si=OxgqfPj0bJH-OiCt" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p><strong><i>DavaTek | Fark Takibi</i></strong></p>

<p><iframe allow="accelerometer; autoplay; clipboard-write; encrypted-media; gyroscope; picture-in-picture; web-share" allowfullscreen="" frameborder="0" height="315" referrerpolicy="strict-origin-when-cross-origin" sandbox="allow-scripts allow-same-origin" src="https://www.youtube.com/embed/HavkiRWQ9yQ?si=YZTFG7_h07BEJbSC" title="YouTube video player" width="560"></iframe></p>

<p></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Temel özellikler</strong></span></p>

<p><strong>Dosya Yönetimi</strong></p>

<p>UYAP hesabınızda bulunan dava ve icra dosyalarını DavaTek'e aktarabilir, dosyalarınızı çeşitli kriterlere göre filtreleyebilir ve ihtiyaç duyduğunuz kayıtlara hızlı şekilde ulaşabilirsiniz. Dosya detaylarında taraflar, borçlu bilgileri, safahat kayıtları, mali bilgiler, evraklar, notlar ve etiketler gibi dosyayla ilişkili bilgiler bir arada görüntülenebilir.</p>

<p><strong>Fark Takip Sistemi</strong></p>

<p>DavaTek aracılığı ile daha önce bilgisayarınıza indirilen dosya bilgileri ile Avukat Portal'daki güncel kayıtlar karşılaştırılarak yeni safahat ve evrak bilgilerinin tespit edilmesine yardımcı olunur. Birden fazla dosya toplu olarak kontrol edilebilir, bulunan farklar dosya bazında incelenebilir ve sonuçlar excel formatında dışa aktarılabilir.</p>

<p><strong>İcra Sorgulama</strong></p>

<p>İcra dosyaları için desteklenen sorgular tekli veya toplu olarak gerçekleştirilebilir. Kullanıcı, sorgulanacak dosyaları uygulama içerisinden seçebileceği gibi desteklenen Excel şablonunu kullanarak çok sayıda dosyayı toplu sorgulama işlemine dahil edebilir. Sorgu işlemlerinin ilerleme durumu takip edilebilir.</p>

<p><strong>Evrak Yönetimi</strong></p>

<p>Avukat Portal aracılığıyla indirilen evraklar bilgisayarınızda belirlediğiniz klasörde dosya bazında saklanır. DavaTek içerisinden evrak klasörlerine erişebilir, belgeleri görüntüleyebilir, önizleyebilir ve içeriklerinde arama yapabilirsiniz. Evraklar ad veya tarih bilgisine göre sıralanabilir.</p>

<p><strong>Kişisel Çalışma Düzeni</strong></p>

<p>Dosyalara kullanıcı tarafından not ve etiket eklenebilir, sık takip edilen kayıtlar favorilere alınabilir ve yakın zamanda görüntülenen dosyalara hızlı şekilde erişilebilir. Bu özellikler kullanıcının kendi çalışma düzenini oluşturmasına yardımcı olur.</p>

<p><strong>Evrak ve Veri Yönetimi</strong></p>

<p>İndirilen evrakların hangi klasörde saklanacağı kullanıcı tarafından belirlenebilir. Uygulamadaki kayıtlar yedeklenebilir ve ihtiyaç halinde başka bir bilgisayara aktarılabilir. Bu sayede bilgisayar değişikliği gibi durumlarda çalışma düzeninin yeni sisteme taşınması kolaylaştırılır.</p>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>Nasıl Çalışır?</strong></span></h3>

<h3><span style="color:#c0392b"><strong>4 adımda başlayın</strong></span></h3>

<p><strong>1- Sisteme Giriş Yapın</strong></p>

<p>UHAP bilgileriniz ile sisteme giriş yapıp profil sayfanıza ulaşın.</p>

<p><strong>2- İndirin</strong></p>

<p>Profil sayfasında yer alan Windows veya macOS masaüstü sürümünü bilgisayarınıza indirin.</p>

<p><strong>3- Kurun</strong></p>

<p>Kurulum sihirbazını çalıştırın.</p>

<p><strong>4- Bağlanın ve Kullanın</strong></p>

<p>Portalde kimlik bilgilerinizle oturum açın. Dosya, evrak ve duruşma takibinizi masaüstü uygulamasından yönetin.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Güvenlik ve veri yönetimi</strong></span></p>

<p><strong>Güvenli Oturum Kullanımı</strong></p>

<p>Kullanıcı doğrulaması resmi UYAP giriş ekranı üzerinden gerçekleştirilir. DavaTek, kullanıcı adı veya parola ile bağımsız bir UYAP doğrulama sistemi oluşturmaz. UYAP bağlantılı işlemler aktif kullanıcı oturumu üzerinden yürütülür. Oturumun sona ermesi veya geçerliliğini kaybetmesi durumunda kullanıcıdan yeniden Avukat Portal'a giriş yapması istenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Verilerin Kullanıcı Kontrolünde Yönetilmesi</strong></p>

<p>DavaTek içerisinde oluşturulan notlar, etiketler, dosya kayıtları ve indirilen evraklara ilişkin bilgiler kullanıcının çalışma ortamının bir parçası olarak yönetilir. Kullanıcı, Ayarlar bölümünden verilerini dışa aktarabilir, daha önce oluşturulan bir yedeği geri yükleyebilir veya aktif kullanıcıya ait uygulama kayıtlarını temizleyebilir. Kalıcı silme işlemleri geri alınamayacağından gerekli verilerin önceden yedeklenmesi önerilir.</p>

<p></p>

<p><strong><span style="color:#c0392b">Kılavuz ve teknik destek</span></strong></p>

<p><strong>Kullanım Kılavuzu</strong></p>

<p>Bilgi Merkezi içerisinde bulunan Kullanım Kılavuzu, DavaTek'in temel modüllerini ve bu modüllerde gerçekleştirilebilecek işlemleri açıklamak amacıyla hazırlanmıştır. UYAP oturumu açma, dosya aktarımı, fark takibi, evrak yönetimi, icra sorgulama ve ayarlar gibi uygulamanın temel işlevleri hakkında kullanıcıya açıklayıcı bilgiler sunar.</p>

<p><strong>Teknik Destek</strong></p>

<p>DavaTek kullanımı sırasında karşılaştığınız teknik sorunları Bilgi Merkezi içerisindeki Teknik Destek bölümünde bulunan form üzerinden iletebilirsiniz. Ad, soyad, iletişim bilgileri, baro bilgileri, destek konusu ve yaşadığınız soruna ilişkin açıklama bilgileri talebin değerlendirilebilmesi amacıyla form üzerinden alınır.</p>

<p>Sorunun daha hızlı incelenebilmesi için gerçekleştirdiğiniz işlemi, karşılaştığınız hata mesajını ve sorunun hangi ekranda oluştuğunu açıklama alanında mümkün olduğunca ayrıntılı belirtmeniz önerilir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>DUYURU, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlar-davatekte-neler-yapabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/adsiz-194.jpg" type="image/jpeg" length="23841"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/520 E., 2025/769 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 03.12.2025 tarihli, 2025/520 E., 2025/769 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/520 E., 2025/769 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/263 E., 2024/454 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve<br />
2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>1. Taraflar arasındaki yargılamanın iadesi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin yargılamanın yenilenmesi talebi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiğini, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı<br />
6. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanmalarına ilişkin dosya incelendiğinde boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013, nafaka ve tazminatlar yönünden ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile 20.07.2013 tarihinde davalının gebeliğinin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı ve 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiğinin anlaşıldığı, böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmâl ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının erkeğe nazaran ağır kusurlu olduğu, ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle yargılamanın iadesi tabinin kabulü ile 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı kararı ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas, 2017/12424 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevi ve 5.000TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde ... Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir...” gerekçesiyle karar bozulmuştur. Birinci Direnme Kararı</p>

<p>9. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 Esas, 2019/182 Karar sayılı kararı ile önceki kararda yer alan gerekçenin yanında; davacı tarafından ileri sürülen yargılamanın yenilenmesi talebi sonucu yapılan incelemede daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılama iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu Kararı<br />
10. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddi manevi tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Üçüncü Kararı<br />
12. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli ve 2022/709 Esas, 2023/554 Karar sayılı kararı ile; mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca usulden bozulduğu, belirtilen usulden bozma kararı öncesinde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin bozma kararının usul ve yasaya uygun olduğu, önceki hâkim tarafından direnme kararı verilse de mahkemece yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı<br />
13. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içerisinde davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.<br />
14. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 12.02.2024 tarihli ve 2023/8852 Esas, 2024/754 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu kararın esas yönünden bozulmasına ilişkin Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir karar bulunmadığı sürece başkaca bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmaksızın usul yönünden bozma kararı verildiği hususu göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı bozma kararında açıklandığı şekilde usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki direnme kararının davacı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeksizin direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir...” gerekçesiyle karar usulden bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı<br />
15. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 28.05.2024 tarihli ve 2024/263 Esas, 2024/454 Karar sayılı kararı ile; her ne kadar 6100 sayılı Kanun’un 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak sayılıp kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir kanun yolu olsa da tarafların boşanmasına ilişkin 13.03.2015 tarihli kesinleşen mahkeme ilâmının bulunduğu, davalının boşanma aşamasında ... Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısı ile “erken gebelikte vajinal kanama rahatsızlığı sebebiyle gebeliğinin kürtajla” sonlandırıldığının belirtildiği, böyle olunca davalının sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığının kabulü gerektiği gerekçesiyle davacının yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile Bursa 7. Aile Mahkemesinin 2012/2 70... /706 karar sayılı boşanma ilâmının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaldırılmasına dair direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi<br />
16. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>17. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkin eldeki davada; 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde hüküm altına alınan iade sebebinin somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>18. Uyuşmazlığın çözümü için yargılamanın iadesi kavramının açıklanmasında yarar vardır.</p>

<p>19. Bilindiği üzere bir uyuşmazlık karara bağlanıp verilen hükmün kesinleşmesinden sonra aynı taraflar arasında, aynı konuda ve aynı dava sebebine dayanılarak yeni bir yargılama yapılamaz. Kesin hükme bağlanmış olan bir davaya bakılamayacağına ilişkin kuralın en önemli istisnası yargılamanın iadesi yoludur.</p>

<p>20. Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur (Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul-2001, Cilt V, s. 5165). Zira karar kesinleşmiş olsa dahi bazı yargısal hatalar çok ağır olabilir. Bu ağır ve kabulü zor hataların, kararın kesinleşmesinden sonra anlaşılması hâlinde dahi kararı ayakta tutmaya çalışmak; toplum vicdanını derin bir şekilde zedelediği gibi hukuk düzenine duyulan güveni ortadan kaldırabilir (Muhammed Özekes/Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul-2025, C. IV, s. 4123).</p>

<p>21. Bu yol her ne kadar 6100 sayılı Kanun sistematiği içerisinde kanun yolları arasında düzenlenmiş olsa da; konuyla ilgili 31.03.1937 tarihli ve 1/ 13... .05.1956 tarihli 8/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararlarında da belirtildiği ve doktrinde de benimsendiği üzere daha çok bir dava olarak kabul edilmektedir. Yargılamanın iadesi yolu esasen; kesin olarak verilmiş veya kesinleşmiş olan hukuk ve ceza mahkemesi kararları ile Danıştay ve başkaca özel mahkeme kararlarının yasada belirtilen özel nedenlerin gerçekleşmesi hâlinde, aynı yargı yerinde yeniden incelenmesine, yargılama yapılmasına ve karar verilmesine olanak sağlayan olağanüstü yargılama yöntemi şeklinde tanımlanmıştır (Türk Hukuk Lügatı, Ankara-2021, C. I, s. 1201).</p>

<p>22. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 374. maddesi ile maddi anlamda kesin hükmün bertaraf edilmesini sağlamak amacıyla öngörülen yargılamanın iadesi; kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı istenebilir (Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara-2022, C. II, s. 142). Dolayısıyla yargılamanın iadesi yolu, kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulan istisnai bir yoldur. Eğer ki mahkemenin kararı şeklen kesinleşmemişse veya şeklen kesinleşmiş olsa dahi maddi anlamda kesin hüküm oluşturmuyorsa yargılamanın iadesi yoluna gidilemez. Dolayısıyla ortada henüz kesinleşmiş bir karar yoksa, başvuru imkânları tüketilmemişse veya karar kesinleşmiş görünse dahi hükmün başka şekillerde yeniden ele alınıp incelenmesi mümkün ise yargılamanın iadesi talebi hukuki yarar yokluğundan reddedilmelidir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 19.03.2003 tarihli ve 2003/6-169 Esas, 2003/183 Karar sayılı kararında bu hususa işaret edilerek, usulsüz tebligatın yargılamanın yenilenmesi isteminin kabulü sonucu doğurmayacağı, zira usulsüz olarak tebliğ edilen bir kararın zaten kesinleşmiş bir karar olmadığı, şeklen kesinleştirme yapılmış olmasının da sonuca etkili olmayacağı açıklanmıştır.</p>

<p>23. Yargılamanın iadesi sebepleri, 6100 sayılı Kanun'un 375. maddesinde on iki bent hâlinde sayılmış, ayrıca 376. maddesinde taraflar dışında üçüncü kişilerin yargılamanın iadesini istemesi durumu düzenlenmiştir. Kanunla belirtilen yargılamanın iadesi sebepleri sınırlı sayıda sayılmış olup gösterilen sebepler dışında, yargılama hatası ne kadar ağır olursa olsun yargılamanın iadesi istenemez. Yargılamanın iadesi: “a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması.</p>

<p>b) Davaya bakması yasak olan yahut hakkındaki ret talebi, merciince kesin olarak kabul edilen hakimin karar vermiş veya karara katılmış bulunması.</p>

<p>c) Vekil veya temsilci olmayan kimselerin huzuruyla davanın görülmüş ve karara bağlanmış olması.</p>

<p>ç) Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması.</p>

<p>d) Karara esas alınan senedin sahteliğine karar verilmiş veya senedin sahte olduğunun mahkeme veya resmi makam önünde ikrar edilmiş olması.</p>

<p>e) İfadesi karara esas alınan tanığın, karardan sonra yalan tanıklık yaptığının sabit olması.</p>

<p>f) Bilirkişi veya tercümanın, hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması.</p>

<p>g) Lehine karar verilen tarafın, karara esas alınan yemini yalan yere ettiğinin, ikrar veya yazılı delille sabit olması.</p>

<p>ğ) Karara esas alınan bir hükmün, kesinleşmiş başka bir hükümle ortadan kalkmış olması.</p>

<p>h) Lehine karar verilen tarafın, karara tesir eden hileli bir davranışta bulunmuş olması.</p>

<p>ı) Bir dava sonunda verilen hükmün kesinleşmesinden sonra tarafları, konusu ve sebebi aynı olan ikinci davada, öncekine aykırı bir hüküm verilmiş ve bu hükmün de kesinleşmiş olması.</p>

<p>i) Kararın, İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmenin veya eki protokollerin ihlali suretiyle verildiğinin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararıyla tespit edilmiş olması (Eklenmiş ibare RGT: 31.07.2018 RG No: 30495 Kanun No: 7145/19) veya karar aleyhine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvuru hakkında dostane çözüm ya da tek taraflı deklarasyon sonucunda düşme kararı verilmesi” sebeplerinden ibarettir.</p>

<p>24. Somut olayda davacı; boşanmaya sebep olan olaylarda her ne kadar ağır kusurlu olduğunun kabulü ile aleyhine nafaka ve tazminat ödenmesine karar verilmişse de, boşanma davası devam ederken kadının sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiğini, buna ilişkin hastane kaydının aleyhine hüküm verildikten sonra ele geçirdiğini ileri sürerek, 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların yargılamanın iadesi yoluyla kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>25. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendine göre, yargılama sırasında aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması yargılamanın yenilenmesi sebebidir. Sözü edilen yargılamanın iadesi sebebinin işlerlik kazanabilmesi için; belgenin davanın bakıldığı sırada mevcut olması, hükmü etkileyecek nitelikte olması, belgenin hükmün kesinleşmesinden sonra ele geçirilmesi, belgenin yargılama sırasında bir mücbir sebepten veya lehine hüküm verilen tarafın eyleminden dolayı elde edilememiş olması gerekir. Yeri gelmişken belirtmek gerekir ki “elde olmayan sebepler” kavramının çok teknik bir nitelik taşıyan mücbir sebep kavramına nazaran, daha geniş bir içeriğe sahip olduğuna ve daha esnek bir kavram konumunda bulunduğuna vurgu yapmakta yarar vardır. Sözü edilen kavramın kapsamına, mücbir sebepler ile beklenmeyin hâllerin yanı sıra, lehine hüküm verilmiş olan tarafın gizleme veya saklama gibi eylemleri dâhil, aleyhine hüküm verilmiş olan tarafın iradesi dışında gelişen her türlü durum girer (Tanrıver, s. 154-156).</p>

<p>26. Anılan sebep çerçevesinde belirtilmesi gereken bir diğer önemli husus da, yeni vakıaların elde edilmesine ilişkindir. 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendinde yalnızca “belge” ibaresi yer aldığından, gerek dava tarihinden sonra gerçekleşen vakıalar, gerekse dava tarihinden önce gerçekleşmesine rağmen ileri sürülmeyen vakıalara dayanılarak yargılamanın yenilenmesinin talep edilmesi mümkün değildir (Abdurrahman Karslı, Medeni Muhakeme Hukuku, İstanbul-2011, s. 661).</p>

<p>27. Yargılamanın iadesi; 6100 sayılı Kanun’un 377. maddesi ile her bir yargılamanın iadesi sebebine göre başlangıç tarihi değişen hak düşürücü süreler ile sınırlandırılmış olup bu süre kural olarak üç ay ve her hâlde yenileme talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (Özekes/Akkaya, Pekcanıtez Usul, s. 4162).</p>

<p>28. Hak düşürücü süre; bir hakkın kullanılmasına ilişkin olarak, yasayla, sözleşmeyle ya da mahkeme kararıyla kesin olarak belirlenen ve bu süre içinde kullanılmadığında hakkın varlığını sona erdiren süredir. Hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkindir; süreyi belirleyen kurallar buyurucu niteliktedir. Bunun sonucu olarak yargıç ya da diğer yetkililerce kendiliğinden gözetilir. Sürenin geçirilmesi nedeniyle varlığı sona eren hakkı taraflar anlaşarak yeniden canlandıramazlar (Türk Hukuk Lügatı, s. 450). Başka bir anlatımla hak düşürücü süre, hâkim tarafından kendiliğinden göz önünde tutulması gereken, davada “itiraz” olarak başvurulması zorunlu olan ve zamanaşımı gibi “kesme” ve “durma” hükümlerine bağlı olmayan, uyulmama hâlinde “hakkın” kaybına yol açan, diğer bir ifade ile hakkın özünü ortadan kaldıran süredir.</p>

<p>29. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 375/1-ç bendinde belirtilen belgenin ele geçirilmiş olması hâlinde yargılamanın iadesini isteme süresi, belgenin elde edildiği tarihten itibaren üç ay ve her hâlde yargılamanın iadesi talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır (6100 sayılı Kanun md. 377/1-c). Üç aylık süre; belgenin varlığının öğrenildiği tarihten itibaren değil, 6100 sayılı Kanun’un 377/1-c bendinde açıkça yazılı olduğu üzere belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlar. Belge hüküm kesinleşmeden elde edilmiş ise, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından, hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar (Baki Kuru, Medeni Usul Hukuku El Kitabı, Ankara-2020, C. II, s. 1537-1538).</p>

<p>30. Tüm bu bilgiler ışığında somut olaya bakıldığında; tarafların 21.09.2011 tarihinde evlendikleri, erkeğin 09.08.2012 tarihinde evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle boşanma davası açtığı, Mahkemece 19.09.2013 tarihli karar ile boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların boşanmalarına ve kadın yararına yoksulluk nafakası ile maddi-manevi tazminat ödenmesine karar verildiği, hükmün erkek eş tarafından temyiz edilmesi üzerine Özel Dairenin onama kararı verdiği, erkeğin karar düzeltme talebinin 09.02.2015 tarihinde reddedilerek hükmün kesinleştiği, kesinleşen karara karşı erkeğin 31.07.2015 tarihinde yargılamanın iadesine karar verilmesini talep ettiği anlaşılmıştır. Dosyadaki bilgi ve belgelere bakıldığında ise dosya karar düzeltme aşamasında iken erkeğin 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile 6100 sayılı Kanun’un 375/1-ç bendi uyarınca yargılamanın yenilenmesine konu ettiği “kadının hastane kayıtlarına ilişkin” belgeyi elde ederek, Özel Dairece yapılacak olan incelemede dikkate alınmasını talep ettiği görülmüştür. Öyleyse davacı erkeğin; en geç 27.01.2015 tarihinde, yargılamanın iadesine konu tüm belgelere ulaşmış olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>31. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 377/1-c bendi uyarınca yargılamanın iadesi talebi için öngörülen üç aylık hak düşürücü süre; belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlayacak ise de; belge hüküm kesinleşmeden önce elde edilmiş ise hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlayacağı yukarıda 29. paragrafta açıkça vurgulanmıştır. Dolayısıyla davacının 27.01.2015 tarihli dilekçesi ile elde etmiş olduğu anlaşılan belgeye dayalı yargılamanın iadesi talebi için üç aylık hak düşürücü süre Özel Dairenin 09.02.2015 tarihli karar düzeltme talebinin reddi ile başlamış ve eldeki dava tarihinden önce 09.05.2015 tarihinde düşmüş olup davacının yargılamanın iadesine yönelik hak düşürücü süre dolduktan sonra, 31.07.2015 tarihinde açılan eldeki davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>32. Böyle olunca direnme kararının, açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin temyiz itirazının kabulü ile direnme kararının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>03.12.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="67822"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2019/634 E., 2022/901 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.06.2022 tarihli, 2019/634 E., 2022/901 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2019/634 E., 2022/901 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “yargılamanın yenilenmesi” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Bursa 7. Aile Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 2. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili 31.07.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesi’nde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin Bursa 7. Aile Mahkemesinin 19.09.2013 tarihli ve 2017/270 E., 2013/706 K. sayılı karar hakkında yargılamanın iadesi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000TL maddi ve 20.000TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili 02.12.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebine karşı sunduğu beyan dilekçesinde; mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiği, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talebin reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 E., 2016/24 K. sayılı kararı ile; tarafların boşanma davasına ilişkin yapılan yargılama değerlendirildiğinde, boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013 tarihinde, nafaka ve tazminatların ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, Osmaniye Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısından, davalının 20.07.2013 tarihinde vajinal kanama nedeniyle doğum servisine yatışının yapıldığı ve yapılan tetkikler sonucunda gebeliğin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı, 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiği, hâl böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı ancak daha sonra kürtaj yoluyla gebeliğine son verildiğinin anlaşıldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmal ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, hâl böyle olunca kadının eşine göre ağır kusurlu olduğu ve ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevi ve 5.000TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 E., 2019/182 K. sayılı kararı ile önceki karar gerekçesi yanında; daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılamanın iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı yasal süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda; sadakat yükümlülüğünün evlilik birliğinin sürüyor olması nedeniyle eşlerin boşanmalarına ilişkin kararın kesinleşmesine kadar devam ettiği gözetildiğinde, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edemediği bir delili kararın verilmesinden sonra elde etmesi hâlinde bu delilin; yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülüp sürülemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUN</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce; Mahkemece verilen ilk kararda davalı yararına hükmedilen maddi-manevi tazminat ile yoksulluk nafakasının kaldırılmasına karar verildiği hâlde, Özel Daire bozma kararı sonrasında direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında sadece “direnilmesine” şeklinde hüküm kurulması karşısında, direnme adı altında verilen kararın usul ve yasa hükümlerine uygun olup olmadığı hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>13. Bilindiği üzere, Mahkeme kararlarında nelerin yazılacağı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 297. maddesinde belirtilmiştir. Hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait her hangi bir söz tekrar edilmeksizin isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir.</p>

<p>14. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 294. maddesinin 3. fıkrasında ise “Hükmün tefhimi herhalde hüküm sonucunun duruşma tutanağına geçirilerek okunması suretiyle olur” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>15. Ayrıca, bozma kararı ile ilk hüküm hayatiyetini yitirdiğinden ona atıf suretiyle hüküm tesisinin yukarıda açıklanan kurallara uygun düşmeyeceği de aşikardır.</p>

<p>16. Nitekim Yargıtayın yerleşmiş görüşü de bu yöndedir (Hukuk Genel Kurulu'nun 19.06.1991 tarihli ve 1991/323 E., 1991/391 K.; 10.09.1991 tarihli ve 1991/281 E., 1991/415 K.; 25.09.1991 tarihli ve 1991/355 E., 1991/440 K.; 05.12.2007 tarihli ve 2007/981 E. 2007/936 K.; 23.01.2008 tarihli ve 2008/29 E., 2008/4 K.; 05.10.2011 tarihli ve 2011/607 E., 2011/604 K. sayılı kararları).</p>

<p>17. Somut olaya gelince; Mahkemece verilen ilk kararda “Mahkememizin 2012/270 Esas ve 2013/706 Karar nolu boşanma ilamının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddi, 10.000,00 TL manevi tazminatın kaldırılmasına” karar verilmiş, Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddi manevi tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır.</p>

<p>18. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır.</p>

<p>19. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz usule uygun karar oluşturulmasıdır.</p>

<p>20. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının yukarıda açıklanan gerekçelerle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429. maddesi gereğince usulden BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Aynı Kanun’un 440. maddesi uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 14.06.2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-af.jpg" type="image/jpeg" length="10615"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/8852 E., 2024/754 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 12.02.2024 tarihli, 2023/8852 E., 2024/754 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/8852 E., 2024/754 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>...<br />
MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/709 E., 2023/554 K.<br />
DAVANIN KONUSU : Yargılamanın yenilenmesi<br />
DAVA TARİHİ : 09.09.2015<br />
KARAR : Ret</p>

<p>Taraflar arasındaki yargılamanın yenilenmesi davasından dolayı bozma sonrası yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili 31.07.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde; tarafların boşanmasına ilişkin kararın 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini, davalının evlilik birliği resmen devam ederken sadakat yükümlülüğüne aykırı davrandığını, eşlerin 05.08.2012 tarihinden itibaren bir araya gelmedikleri hâlde davalının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesi’nde kürtaj yaptırdığını, dolayısıyla henüz boşanma kararı dahi verilmemişken davalının eşini aldattığını ileri sürerek tarafların boşanmasına ilişkin Bursa 7. Aile Mahkemesinin 19.09.2013 tarihli ve 2017/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı karar hakkında yargılamanın iadesi ile tarafların boşanmalarına, davalı yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına, müvekkili yararına 20.000,00 TL maddî ve 20.000,00 TL manevî tazminat ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili 02.12.2015 tarihli yargılamanın yenilenmesi talebine karşı sunduğu beyan dilekçesinde; Mahkemenin davalı yararına hükmettiği tazminat ve nafakaların boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlara göre belirlendiği, davacının dava ve cevaba cevap dilekçesinde yer almayan bir iddianın bu aşamada ileri sürülemeyeceği gerekçesiyle talebin reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Bursa 7. Aile Mahkemesinin 12.01.2016 tarihli ve 2015/813 Esas, 2016/24 Karar sayılı kararı ile; tarafların boşanma davasına ilişkin yapılan yargılama değerlendirildiğinde, boşanma kararının temyiz edilmeyerek 16.12.2013 tarihinde, nafaka ve tazminatların ise karar düzeltme talebinin reddiyle 09.02.2015 tarihinde kesinleştiği, davacının süresi içerisinde ileri sürdüğü yargılamanın iadesi nedeninin yasada sayılan nedenlerden olduğu, Osmaniye Devlet Hastanesinin 05.10.2015 tarihli yazısından, davalının 20.07.2013 tarihinde vajinal kanama nedeniyle doğum servisine yatışının yapıldığı ve yapılan tetkikler sonucunda gebeliğin kürtaj yoluyla sonlandırıldığı, 21.07.2013 tarihinde taburcu edildiği, hâl böyle olunca davalının boşanma davası devam ettiği sırada başka biri ile birlikte olduğu ve bu kişiden hamile kaldığı ancak daha sonra kürtaj yoluyla gebeliğine son verildiğinin anlaşıldığı, böylece evliliğin bu hâle gelmesine erkeğin kadını evden atması ve yüksek sesle konuşması karşısında kadının da birlik görevlerini ihmal ederek ve ayrı kalınan dönemde de olsa başka birisi ile ilişkiye girerek sadakat yükümlülüğünün ihlâl ettiği, hâl böyle olunca kadının eşine göre ağır kusurlu olduğu ve ağır kusurlu eş yararına nafaka ve tazminatlara hükmedilemeyeceği gerekçesiyle davacı tarafın yargılamanın iadesi talebinin kabulü ile, 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 Esas, 2013/706 Karar sayılı karar ile kadın yararına hükmedilen nafaka ve tazminatların kaldırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1.Mahkeme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2.Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas, 2017/12424 Karar sayılı kararı ile;<br />
“…Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16.09.2013 tarihli ve 2012/270 E., 2013/706 K. sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000TL manevî ve 5.000TL maddî tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13.03.2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05.08.2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile bir araya gelmedikleri halde davalı kadının 20.07.2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09.08.2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir,…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
1.Bursa 7. Aile Mahkemesinin 08.03.2019 tarihli ve 2019/72 Esas, 2019/182 Karar sayılı kararı ile önceki karar gerekçesi yanında; daha önce verilen kararın kesinleştiği, süresinde yargılamanın iadesi talebinde bulunulduğu ve yargılamanın iadesi nedeni olarak ileri sürülen hususun yasada sayılan nedenlerden olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir. Direnme kararına karşı davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2.Dairece 17.09.2022 tarih, 2019/4457 Esas, 2019/8767 Karar sayılı kararıyla, bozma kararının usul ve kanuna uygun bulunduğu ve mahkemece verilen direnme kararının yerinde olmadığı gerekçesiyle temyiz incelemesinin yapılmak üzere dosyanın Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’na gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Hukuk Genel Kurulunun Bozma Kararı<br />
Hukuk Genel Kurulu 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 E., 2022/901 K. sayılı kararıyla;<br />
"... Mahkemece verilen ilk kararda “Mahkememizin 2012/270 Esas ve 2013/706 Karar nolu boşanma ilamının hüküm kısmının 2. paragrafı ile davalı kadın için verilen aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile aynı ilamın hüküm kısmının 3. paragrafı ile davalı kadın lehine verilen 5.000,00 TL maddî, 10.000,00 TL manevî tazminatın kaldırılmasına” karar verilmiş, Özel Daire bozma kararı sonrasında usule uygun karar oluşturulmamış, direnmeye ilişkin kısa karar ve gerekçeli kararın hüküm fıkrasında “Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 04/12/2018 tarihli, 2018/1563-14006 E.K sayılı ilamı ile verilen kararın usul ve yasaya uygun olmadığı önceki kararımızın maddî manevî tazminat ve nafaka davaları yönünden yargılama yenilenmesi yönündeki şartlar oluştuğu anlaşıldığından önceki kararımızda direnilmesine” denilmekle yetinilmiş, dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmamıştır. Bu durumda, yukarıda açıklanan ilkeler çerçevesinde usulün öngördüğü anlamda oluşturulmuş bir hüküm bulunmadığı gibi, direnme kararlarını denetleyen Hukuk Genel Kurulu tarafından incelenebilecek nitelikte teknik anlamda bir direnme hükmü de bulunmadığı her türlü duraksamadan uzaktır. O hâlde mahkemece yapılacak iş; dosya kapsamı dikkate alınarak taraflara yüklenen borç ve tanınan hakkın sıra numarası altında belirtildiği açık, infazda şüphe ve tereddüt uyandırmayacak biçimde, usulün aradığı niteliklere haiz usule uygun karar oluşturulmasıdır. Hâl böyle olunca direnme kararının usulden bozulması gerekmiştir" gerekçesi ile usulden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>D. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı ilamı ile verilen usulden bozma kararına uyulmasına karar verilerek; dosya incelendiğinde, usulden bozma öncesinde verilen Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 08.11.2017 tarihli ve 2016/7175 Esas sayılı, 2017/12424 Karar sayılı kararın usul ve kanuna uygun olduğu, önceki hakim tarafından direnme kararı verilse de Mahkemece yargılamanın iadesi şartlarının oluşmadığı kanaatine varıldığı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli, 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararının ise esasa yönelik olmadığı, usulden bozma kararı olduğu, 6100 sayılı Kanun'un 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin tahdidi olarak sayıldığı, kesinleşmiş olan hükümlere karşı başvurulan istisnai ve olağanüstü bir kanun yolu olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen hususların yargılamanın yenilenmesi sebepleri arasında yer almadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuran<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; verilen direnme kararı ile ilgili Hukuk Genel Kurulu tarafından esas yönünden bir inceleme ve bozma olmamasına karşın Mahkemenin esas yönünden yeni karar vererek davayı reddetmesinin kanuna ve usule aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, Mahkemece verilen direnme kararının Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca, usulün aradığı niteliklere haiz kısa karar ve gerekçeli karar kurulmadığı gerekçesiyle usulden bozulmasından sonra, Mahkemece direnme kararından dönülerek Özel Daire kararına uymak suretiyle karar vermesinin hukuken mümkün olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası. 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü ve 297 inci maddeleri. 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı.</p>

<p>3.Değerlendirme<br />
1.Direnme kararları bir davayı sona erdiren temyizi mümkün olan (nihai) son kararlardandır. Direnme kararı ile Mahkeme davadan elini çeker ve davayı sona erdirmiş olur. Bu aşamada yapılması zorunlu iş, gerekçeli kararın direnme doğrultusunda yazılmasından ibarettir. Bu bakımdan direnme kararından dönme (rücu) mümkün değildir. Esasen ilamın tefhim edilen karara uygun yazılması kamu düzeni ile doğrudan ilgili temel kurallardandır. Nitekim bu kurala yasa koyucu 6100 sayılı Kanun’un 294 üncü ve 297 nci maddeleriyle hayatiyet kazandırmıştır. 6100 sayılı Kanun'un 294 üncü ve 297 nci (1086 sayılı Kanun’un 381 inci ve 388 inci maddeleri) maddeleri emredici hükümlerden olup kamu düzeni amacı ile getirilmiştir. Bu madde hükümlerine göre kararların alenen tefhim edilmesi gerekir. Karar tefhim edildikten sonra bundan dönülerek yeni bir hüküm kurulamaz. Aksinin kabulü mahkemelere olan güveni sarsacağı için hiçbir suretle mümkün görülemez.</p>

<p>2.Bilindiği üzere, 6100 sayılı Kanun'da (mülga 1086 sayılı Kanun) “usuli kazanılmış hak” kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibariyle bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir.</p>

<p>3.Kazanılmış haklar hukuk devleti kavramının temelini oluşturan en önemli unsurlardandır. Kazanılmış hakları ortadan kaldırıcı nitelikte sonuçlara yol açan yorumlar 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 2 nci maddesinde açıklanan “Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir hukuk devletidir” hükmüne aykırılık oluşturacağı gibi toplumsal kararlılığı, hukuksal güvenceyi ortadan kaldırır, belirsizlik ortamına neden olur ve kabul edilemez.</p>

<p>4.Mahkemenin, Yargıtay’ın bozma kararına karşı direnme kararı vermesi ile direnme kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK).</p>

<p>5.Burada hemen belirtmek gerekir ki, usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; bir davada, ya taraflar ya mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerektiği de gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>6.Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde somut olayda, mahkemece direnme kararı verilmekle davacı yönünden usulü kazanılmış hakkın doğduğunda kuşku ve duraksamaya yer olmamalıdır. Bu karardan dönülerek Özel Dairenin bozma kararına uyulması yasal olmadığı gibi, 1086 sayılı Kanun'un 439 uncu maddesinin son fıkrası gereğince mahkemeleri bağlayıcı nitelikte bulunan Hukuk Genel Kurulunun usule ilişkin bozma ilamına aykırı karar verilmesi de usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>7.Açıklanan nedenlerle, direnme kararı verildikten sonra söz konusu kararın esas yönünden bozulmasına ilişkin Hukuk Genel Kurulunca verilmiş bir karar bulunmadığı sürece başkaca bir karar verilmesinin mümkün olmadığı ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarihli ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı kararında direnme kararının esas yönünden doğru veya yanlış olduğu yönünde bir inceleme yapılmaksızın usul yönünden bozma kararı verildiği hususu göz önüne alındığında, Mahkeme tarafından Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.06.2022 tarih ve 2019/2-634 Esas, 2022/901 Karar sayılı bozma kararında açıklandığı şekilde usulüne uygun bir direnme kararı verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ile önceki direnme kararının davacı lehine usulî kazanılmış hak oluşturduğu gözetilmeksizin direnme kararı esastan bozulmuş gibi yorumlanarak Özel Dairenin bozma kararı doğrultusunda hüküm kurulması doğru görülmemiş ve bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR;</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>12.02.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="35939"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 08.11.2017 tarihli, 2016/7175 E., 2017/12424 K. sayılı kararı]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2016/7175 E., 2017/12424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Aile Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : Yargılamanın Yenilenmesi</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda mahalli mahkemece verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı kadın tarafından temyiz edilmekle, evrak okunup gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Davacı sunmuş olduğu dava dilekçesiyle; 16/09/2013 tarih, 2012/270 esas ve 2013/706 karar sayılı karar ile tarafların boşanmalarına, davalı kadın lehine aylık 250,00 TL yoksulluk nafakası ile 10.000 TL manevi ve 5.000 TL maddi tazminata hükmedildiğini, kararın temyiz aşamasından sonra 13/03/2015 tarihinde kesinleştiğini ancak daha sonraki süreçte davacı erkeğin harici duyumlar alması üzerine, evlilik birliği resmen devam ederken ve taraflar henüz boşanmamış iken davalı kadının ağır bir kusur işleyerek davanın esasını bozacak nitelikte ağır kusurlu ve hatalı eylemde bulunduğunu, tarafların, 05/08/2012 tarihinden itibaren ayrı yaşadıkları ve davacı erkek ile biraraya gelmedikleri halde davalı kadının 20/07/2013 tarihinde Osmaniye Devlet Hastanesinde kürtaj yaptırdığını, boşanma davasının davacı erkek tarafından 09/08/2012 tarihinde açıldığını, davalı kadının tahkikat devam ederken ve boşanma kararı dahi verilmemişken evlilik birliğinin gereklerinden olan sadakat yükümlülüğüne aykırı davranarak davacı erkeği aldattığını ve dolayısıyla davalı kadının ağır kusurlu olduğunu, nafaka ve tazminata hak kazanmaması gerektiğini, sundukları evrakların yargılama sürecinde ele geçirilemediğini, davalı kadının boşanma davası devam ederken başka birisiyle birlikte yaşadığı, ondan hamile kaldığı ve kürtaj yaptığının ispatlandığını, davalı kadının bu durumu mahkemeden gizlediğini, mahkemece ilgili hastaneden kayıtların istenmesi durumunda davalı kadının kusurlu olduğunun anlaşılacağını, dolayısıyla tarafların boşanmalarına karar verilerek davalı kadın lehine hükmedilen nafaka ve tazminatların açıklanan nedenlerle davalı kadının ağır kusurundan dolayı iptaline karar verilmesi gerektiğini ileri sürerek mahkemece verilen karar hakkında yeni deliller ışığında yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini talep etmiştir. 6100 Sayılı HMK'nın 374 ve devamı maddelerinde yargılamanın yenilenmesi sebepleri tahdidi olarak sayılmış olup kesin olarak verilen veya kesinleşmiş olan hükümlere karşı istenebilir istisnai ve olağanüstü bir yoldur. Mahkemece yapılan yargılama ve toplanan deliller neticesinde yargılamanın yenilenmesine dair yasal mevzuat bir arada değerlendirildiğinde yargılamanın yenilenmesi şartları oluşmamış olup davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı bulunmuş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Temyiz edilen hükmün yukarıda gösterilen sebeple BOZULMASINA, temyiz peşin harcının istek halinde yatırana geri verilmesine, işbu kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 08.11.2017 (Çrş.)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni122201.jpg" type="image/jpeg" length="83636"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[KANITI DOSYAYA SUNDU, DAVAYI ZAMANINDA AÇMADI: HUKUK GENEL KURULU'NDAN YARGILAMANIN YENİLENMESİNDE SÜRE DERSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p><strong>I. GİR</strong><strong>İŞ</strong></p>

<p>Bir mahkeme kararı kesinleştikten sonra onu yeniden yargılamaya açmak için tanınan süre, kanunun sınırlı saydığı hâllerde bile kural olarak üç aydır : doksan gün. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 3 Aralık 2025 tarihli kararına konu olan boşanma dosyasında taraflardan biri, aradığı kanıta zamanında ulaşmıştı. Kaçırdığı şey, o kanıtla ayrı bir dava açmak için tanınan doksan günün ta kendisiydi.</p>

<p>Dosya 2012 yılında açılmış sıradan bir boşanma davasıyla başlıyor. On üç yıl sonra Hukuk Genel Kurulu önüne geldiğinde tartışılan artık boşanmanın kendisi değil, kesinleşmiş bir hükmü yeniden yargılamaya açmanın ne kadar dar bir kapı olduğuydu.</p>

<p><strong>II. OLAY: KES</strong><strong>İNLE</strong><strong>Ş</strong><strong>MEDEN </strong><strong>Ö</strong><strong>NCE ELE GE</strong><strong>Ç</strong><strong>EN BELGE</strong></p>

<p>Taraflar 21 Eylül 2011'de evlenmiş, erkek 9 Ağustos 2012'de evlilik birliğinin sarsılması gerekçesiyle boşanma davası açmıştır. Bursa 7. Aile Mahkemesi 2013 yılının Eylül ayında verdiği kararla (E.2012/270, K.2013/706) tarafların boşanmasına, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin kadına göre daha ağır kusurlu olduğuna hükmetmiş; kadın yararına aylık 250 TL yoksulluk nafakası ile maddi ve manevi tazminata karar vermiştir. Boşanma hükmü temyiz edilmeden 16 Aralık 2013'te kesinleşmiş; nafaka ve tazminat kısmı ise Özel Dairenin onamasından sonra, karar düzeltme talebinin reddiyle 9 Şubat 2015'te kesinleşmiştir.</p>

<p>Ne var ki dosyada bir ayrıntı daha vardır. Erkek, karar düzeltme aşaması sürerken, 27 Ocak 2015 tarihli bir dilekçeyle Yargıtay'a başvurmuş; kadının hastane kayıtlarına ilişkin bir belgeyi ele geçirdiğini, bu belgenin incelemede dikkate alınmasını istediğini bildirmiştir. İddiasına göre kadın, boşanma davası henüz sürerken 20 Temmuz 2013'te bir devlet hastanesinde hamileliğini sonlandırmıştır. Erkeğin okuduğu anlam açıktır: evlilik birliği hukuken sona ermeden sadakat yükümlülüğü ihlal edilmiştir.</p>

<p>Özel Daire bu dilekçeyi ayrı bir talep gibi değerlendirmemiş, kararını onamış, karar düzeltmeyi reddetmiştir. Hüküm 9 Şubat 2015'te kesinleşmiştir.</p>

<p>Kadın tarafı ise davaya baştan itibaren iki noktadan direnmiştir: hükmedilen nafaka ve tazminatın zaten boşanmaya sebebiyet veren kusurlu davranışlar dikkate alınarak belirlendiğini, dolayısıyla ortada yeni bir kusur değerlendirmesini gerektirecek bir durum olmadığını; ayrıca sadakatsizlik iddiasının dava ve cevaba cevap dilekçelerinde hiç yer almamış yeni bir vakıa olarak, yargılamanın bu aşamasında ileri sürülemeyeceğini savunmuştur. Mahkeme bu savunmayı ilk etapta yerinde bulmamış, hastane kaydını yeterli görerek talebi kabul etmiştir.</p>

<p>Erkek bu kez farklı bir yola başvurmuştur: yargılamanın iadesi davası. Ama bu davayı ancak 31 Temmuz 2015'te, kesinleşmeden yaklaşık beş buçuk ay sonra açmıştır.</p>

<p>Dosya buradan sonra tam on yıl boyunca mahkemeler arasında gidip gelmiştir. Bursa 7. Aile Mahkemesi talebi ilk kez kabul etmiş, nafaka ve tazminatı kaldırmıştır (12.01.2016, E.2015/813, K.2016/24). Yargıtay 2. Hukuk Dairesi bunu esastan bozmuş, yargılamanın yenilenmesi şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiğini belirtmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E.2016/7175, K.2017/12424, T.08.11.2017)</a>. Mahkeme direnmiş; bu direnme kararı, hükmün usule uygun kurulmadığı gerekçesiyle bu kez Hukuk Genel Kurulundan dönmüştür <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" rel="dofollow">(E.2019/2-634, K.2022/901, T.14.06.2022)</a>. Mahkeme yeniden karar vermiş, bu sefer talebi reddetmiştir (06.07.2023); Özel Daire bu kararı da usulden bozmuş (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" rel="dofollow">E.2023/8852, K.2024/754, T.12.02.2024)</a> ve mahkeme son olarak yine kabul yönünde direnmiştir (28.05.2024). Dosya böylece ikinci kez temyize, oradan da Hukuk Genel Kuruluna taşınmıştır.</p>

<p><strong>III. HUKUK</strong><strong>İ Ç</strong><strong>ER</strong><strong>Ç</strong><strong>EVE: NEDEN "OLA</strong><strong>ĞAN</strong><strong>Ü</strong><strong>ST</strong><strong>Ü</strong><strong>" B</strong><strong>İR YOL</strong></p>

<p>Yargılamanın iadesi, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 374 ilâ 381. maddelerinde düzenlenmiştir. <strong>HMK m. 374</strong> açıktır: bu yola yalnızca kesin olarak verilen veya kesinleşmiş hükümlere karşı başvurulabilir. Kanun, kesin hükmün otoritesini bozmayı göze aldığı için sebepleri sınırlı saymıştır; <strong>HMK m. 375</strong>'te on iki bent hâlinde sayılan sebeplerin dışına çıkılamaz.</p>

<p>Somut olayda dayanılan sebep, maddenin (ç) bendidir: "Yargılama sırasında, aleyhine hüküm verilen tarafın elinde olmayan nedenlerle elde edilemeyen bir belgenin, kararın verilmesinden sonra ele geçirilmiş olması." Bu sebebin işlemesi için belgenin dava sırasında zaten var olması, hükmü etkileyecek nitelikte olması ve tarafın iradesi dışındaki bir nedenle o ana kadar elde edilememiş olması aranır.</p>

<p>Yargılamanın iadesi bir itiraz değil, ayrı bir davadır. Kanun sistematiğinde kanun yolları arasında sayılmış olsa da, 1937 ve 1956 tarihli iki İçtihadı Birleştirme Kararına dayanan yerleşik anlayışa göre bağımsız bir dava niteliğindedir.</p>

<p>Sürenin hesabı, <strong>HMK m. 377</strong>'de ayrı bir rejime bağlanmıştır: belge sebebine dayalı taleplerde süre "yeni belgenin elde edildiği" tarihten itibaren üç ay, her hâlde de hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır. Kanun metni tek bir başlangıç noktası öngörmüş gibi görünse de, Hukuk Genel Kurulunun istikrar kazanan uygulamasına göre belge kesinleşmeden önce ele geçirilmişse üç aylık süre kesinleşme tarihinden itibaren işlemeye başlar — çünkü hüküm kesinleşmeden zaten dava açılamaz.</p>

<p>Sürenin niteliği de gözden kaçmamalıdır. Bu üç aylık süre zamanaşımı değil, hak düşürücü süredir. Aradaki fark pratikte belirleyicidir: zamanaşımı def'i taraflarca ileri sürülmedikçe hâkim tarafından kendiliğinden dikkate alınmazken, hak düşürücü süre kamu düzenine ilişkindir, mahkeme onu resen gözetmek zorundadır ve taraflar anlaşarak bu süreyi ne durdurabilir ne de uzatabilir. Somut olayda karşı taraf süre itirazında bulunmamış olsaydı bile Kurul, dosyadaki tarihlerden süre aşımını kendiliğinden tespit edip davayı bu nedenle reddedebilirdi.</p>

<p>Davanın arkasındaki maddi hukuk sorunu da hatırlanmaya değer. Türk Medeni Kanunu'nun 185. maddesi eşlere birbirine sadık kalma yükümlülüğü yükler; aynı Kanunun 175. maddesi ise yoksulluk nafakasını, boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek ve kusuru daha ağır olmayan tarafa tanır. Erkeğin iddiası kabul görseydi kadının kusur durumu ağırlaşacak, nafaka ve tazminatın dayanağı sarsılacaktı. Ama Hukuk Genel Kurulu bu tartışmaya hiç girmemiştir; dava, esasa ulaşmadan süre eşiğinde kalmıştır.</p>

<p>Kanun koyucunun burada iki ayrı sınır öngörmesi tesadüf değildir. Üç aylık kısa süre, hakkını arayan tarafın makul bir hızla harekete geçmesini; on yıllık uzun süre ise kesin hükmün sonsuza kadar tehdit altında kalmamasını sağlar. İkisi birlikte, kesin hükmün istikrarı ile somut adalet arayışı arasındaki gerilimi dengelemeyi amaçlar. Uygulamada asıl tuzak, davacıların on yıllık üst sınıra güvenip üç aylık kısa süreyi gözden kaçırmasıdır — tam da bu dosyada yaşanan budur.</p>

<p><strong>IV. HUKUK GENEL KURULU'NUN DE</strong><strong>Ğ</strong><strong>ERLEND</strong><strong>İ</strong><strong>RMES</strong><strong>İ</strong></p>

<p>Kurul, kararında yargılamanın iadesini şöyle tanımlar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Yargılamanın iadesi; bazı ağır yargılama hatalarından ve noksanlarından dolayı, maddi anlamda kesin hükmün sona ermesini ve daha önce kesin hükme bağlanmış olan bir dava hakkında yeniden yargılama ve inceleme yapılmasını sağlayan olağanüstü bir kanun yoludur."</p>

<p>Kurulun asıl işi ise tarihleri sıraya koymaktır. Erkeğin 27 Ocak 2015 tarihli dilekçesi, hastane kaydına ilişkin belgeyi o tarihte elde etmiş olduğunu göstermektedir. Bu, hükmün kesinleşme tarihinden (9 Şubat 2015) öncesine denk düşer. Kurul bu noktada şu tespiti yapar:</p>

<p>"Üç aylık süre; belgenin varlığının öğrenildiği tarihten itibaren değil, [...] belgenin yargılamanın iadesini isteyen tarafça elde edildiği tarihten itibaren başlar. Belge hüküm kesinleşmeden elde edilmiş ise, hüküm kesinleşmedikçe yargılamanın iadesi yoluna başvurulması mümkün olmadığından, hükmün kesinleşmesi tarihinden itibaren işlemeye başlar."</p>

<p>Buradan çıkan sonuç nettir: üç aylık süre 9 Şubat 2015'te başlamış, 9 Mayıs 2015'te dolmuştur. Erkeğin davayı açtığı 31 Temmuz 2015 ise bu son günün yaklaşık iki buçuk ay sonrasıdır.</p>

<p>Kurul ayrıca, belgenin karar düzeltme dilekçesiyle dosyaya sunulmuş olmasının ayrı bir dava açma yükümlülüğünü ortadan kaldırmadığının altını çizer. Özel Dairenin bu dilekçeyi ayrıca bir talep olarak değerlendirmemesi süreyi durdurmamış, tam tersine erkeğin bağımsız bir dava açması gerektiğini daha da belirgin kılmıştır.</p>

<p>Kararın kendi içinde bir ironi de var. Dosya bu noktaya gelene kadar iki kez daha Hukuk Genel Kurulundan geçmiş, ama 2022 ve 2024 tarihli iki bozma da süre meselesine hiç değinmemiş; ikisi de yalnızca hükmün ve direnme kararının yazım biçimi üzerinden, salt usulden bozulmuştur. Süre itirazı davanın esasına ilk kez, açılışından on yılı aşkın bir süre sonra, bu kararla girmiştir. Bu da yargılamanın iadesi gibi olağanüstü bir yolun, sıradan usul hatalarına karşı bile ne kadar dirençli biçimde ayakta kalabildiğini gösteriyor.</p>

<p>Kararda karşı oy yoktur; Kurul bu sonuca oy birliğiyle ulaşmıştır. Bu da beklenen bir sonuçtur — çünkü tartışma, takdire açık bir kusur veya nafaka değerlendirmesi değil, dosyadaki tarihlerin nesnel biçimde okunmasından ibarettir. Sadakatsizlik iddiasının doğru olup olmadığı, dolayısıyla hiç tartışılmamıştır.</p>

<p><strong>V. UYGULAMAYA D</strong><strong>ÖN</strong><strong>Ü</strong><strong>K SONU</strong><strong>ÇLAR</strong></p>

<p><strong>S</strong><strong>üre, belgeyi </strong><strong>öğrendi</strong><strong>ğiniz an de</strong><strong>ğ</strong><strong>il, h</strong><strong>ükm</strong><strong>ün kesinle</strong><strong>şti</strong><strong>ği an işlemeye ba</strong><strong>şlayabilir.</strong> Belge kesinleşmeden önce ele geçirilmişse üç aylık süre kesinleşme tarihinden başlar; kesinleşmeden sonra ele geçirilmişse ele geçirildiği tarihten başlar. İkisini karıştırmak, davanın süre yönünden reddiyle sonuçlanır.</p>

<p><strong>Ana davaya dilek</strong><strong>çe sunmak, ayr</strong><strong>ı </strong><strong>dava a</strong><strong>çma zorunlulu</strong><strong>ğunu kar</strong><strong>şılamaz.</strong> Yargılamanın iadesi, kanun sistematiğinde kanun yolu gibi görünse de esasen bağımsız bir davadır; harcı yatırılmış, dilekçesi ayrı, hasmı gösterilmiş bir dava açılmadan bu yola başvurulmuş sayılmaz.</p>

<p><strong>On y</strong><strong>ıll</strong><strong>ık </strong><strong>üst s</strong><strong>ın</strong><strong>ır her zaman g</strong><strong>ü</strong><strong>vence de</strong><strong>ğildir.</strong> Kanun her hâlde on yıllık bir tavan öngörse de davaları fiilen düşüren çoğunlukla üç aylık kısa süredir. Bu süre hak düşürücüdür, hâkim tarafından resen gözetilir, tarafların iradesiyle uzatılamaz.</p>

<p><strong>Belgeyi elde eder etmez tarihini kay</strong><strong>ı</strong><strong>t alt</strong><strong>ı</strong><strong>na al</strong><strong>ın.</strong> Bir belgenin ne zaman ele geçirildiğini ispat yükü, yargılamanın iadesini isteyen taraftadır. Tebliğ-tesellüm belgesi, resmî yazışma tarihi ya da dilekçe havale tarihi gibi somut kayıtlar, sonradan yapılacak süre hesabında belirleyici olmaktadır.</p>

<p><strong>Yarg</strong><strong>ılaman</strong><strong>ın iadesi, h</strong><strong>ükm</strong><strong>ün tamam</strong><strong>ın</strong><strong>ı de</strong><strong>ğil yaln</strong><strong>ız etkilenen k</strong><strong>ısm</strong><strong>ın</strong><strong>ı hedef al</strong><strong>ır.</strong> Bu dosyada boşanmanın kendisi hiç tartışma konusu olmamış, hüküm 2013'te kesinleşmiş kalmıştır; yeniden yargılama talebi yalnızca nafaka ve tazminat kalemlerine yöneliktir. Uygulamada dilekçe kaleme alınırken talebin kapsamını gereğinden geniş tutmak, mahkemenin ve Yargıtayın işini karmaşıklaştırmaktan başka bir işe yaramaz.</p>

<p><strong>VI. SONU</strong><strong>Ç</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunun bu kararı, esasa hiç girmeden, salt bir tarih hesabıyla sonuçlanmıştır. On üç yıl süren bir boşanma davasının ve ardından gelen yargılamanın iadesi mücadelesinin akıbeti, üç aylık bir sürenin başlangıç noktası doğru hesaplanmadığı için belirlenmiştir. Kanaatimizce bu sonuç, kesin hükmün istikrarını korumaya yönelik kanun sisteminin tutarlı bir uzantısıdır: yargılamanın iadesi ne kadar haklı bir gerekçeye dayanırsa dayansın, kanunun çizdiği dar süre kapısından geçemeyen talep esasa hiç ulaşamadan kapanmaktadır. Uygulayıcılar için ders açıktır: yeni bir belge ele geçirildiğinde önce tarih, sonra dava.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK"><img alt="Av. Mete ÇELİK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/07/mete-celik.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mete-celik" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Mete ÇELİK">Av. Mete ÇELİK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Yararlan</strong><strong>ılan Kaynaklar</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025520-e-2025769-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2025/520, K.2025/769, T.03.12.2025.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20167175-e-201712424-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2016/7175, K.2017/12424, T.08.11.2017.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2019634-e-2022901-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E.2019/2-634, K.2022/901, T.14.06.2022.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20238852-e-2024754-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">· Yargıtay 2. Hukuk Dairesi, E.2023/8852, K.2024/754, T.12.02.2024.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">· 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu, m.374, m.375/1-ç, m.377/1-c (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu, m.175, m.185 (mevzuat.gov.tr güncel metni).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Baki Kuru, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul, 2001, C. V.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Süha Tanrıver, Medeni Usul Hukuku, Ankara, 2022, C. II.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Muhammed Özekes / Tolga Akkaya, Pekcanıtez Usul Medeni Usul Hukuku, İstanbul, 2025, C. IV.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaniti-dosyaya-sundu-davayi-zamaninda-acmadi-hukuk-genel-kurulundan-yargilamanin-yenilenmesinde-sure-dersi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/09/hukukihaber-yazi-11-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="79598"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağ Kalan Eş Tüm Mirası Alabilir mi? Sağ Kalan Eşin Miras Payı Ne Kadardır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel ABA KESİCİ]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sag-kalan-es-tum-mirasi-alabilir-mi-sag-kalan-esin-miras-payi-ne-kadardir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/NxG_pyEHe2c/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="77208"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53027"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33748"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67998"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79610"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41014"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67157"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76708"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91695"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="55638"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="30825"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="38391"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="32644"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></content:encoded>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="85853"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="36497"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="58565"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="42980"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="90941"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="65069"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="93842"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
