<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 10 Apr 2026 16:33:47 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 25.09.2013 tarihli, 2012/9-1925 E., 2013/1407 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2012/9-1925 E., 2013/1407 K.</strong></p>

<p><strong>MOBBİNG<br />
İŞYERİNDE PSİKOLOJİK TACİZ<br />
MANEVİ TAZMİNAT<br />
İŞCİNİN SÜREKLİ OLARAK FARKLI İLLERDEKİ İŞYERLERİNDE ÇALIŞTIRILMASI<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 332<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 49<br />
BORÇLAR KANUNU(MÜLGA) (818) Madde 41</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki “maddi ve manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İstanbul 4.İş Mahkemesi'nce davanın reddine dair verilen 07.05.2009 gün ve E:2008/655, K:2009/255 sayılı kararın incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 9.Hukuk Dairesi'nin 28.02.2012 gün ve 2009/30916-2012/6093 sayılı ilamı ile;</p>

<p>(...A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı işçi, 11.01.1993-31.10.2007 tarihleri arasında P.T.A.Ş hukuk bölümü (Türkiye Halk Bankası A.Ş Risk Tasfiye ve Tahsil- 1/2 daire başkanlığı)'nda belirsiz süreli hizmet sözleşmesi ile avukat olarak çalıştığını, uzunca bir süre psikolojik tacize (mobbing) uğradığını, beyanla davalarının kabulüyle 30.000,00TL manevi tazminatın ve 06.05.2009 havale tarihli dilekçesinde açıklamasını yaptığı 10.000,00TL maddi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>B) Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalı işveren, davanın zaman aşımına uğradığını, derdestlik itirazlarının bulunduğunu, ayrıca psikolojik taciz iddiasının doğru olmadığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece, davacının manevi tazminat talebine dayanak olarak gösterdiği uygulamaların psikolojik taciz yani mobbing oluşturmadığı, bir an için öyle olduğu kabul edilse bile kişilik haklarına saldırı oluşturacak şekilde Borçlar Kanunu’nun 41. veya 49. maddeleri anlamında manevi tazminat talep edilmesine imkan verecek uygulamalar olarak kabul edilemeyeceği belirtilerek manevi tazminat isteği reddedilmiştir.</p>

<p>Maddi tazminat talebi yönünden de davacının tayinen gittiği ve 9 ay süreyle çalıştığı görev yerinde bulunduğu sırada yapmak durumunda kaldığını iddia ettiği gerek şehir içi ve gerekse şehirler arası, görevi ile ilgili olmayan ancak İstanbul'da bulunsaydı yapmak durumunda kalmayacağını iddia ettiği, ulaşım, iletişim, yatma ve yemek giderlerinden oluştuğu, bu tür masraflarının işverence karşılanacağının taahhüt edildiğine dair yazılı belge veya hizmet sözleşmesi bulunmadığı, aile bağlarının devam ettirilebilmesi gerekçesiyle olsa bile özel ulaşım ve iletişim masraflarının da aynı gerekçelerle talep edilmesi mümkün görülmediği gerekçesiyle isteğin reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>D) Temyiz:</p>

<p>Kararı yasal süresi içinde davacı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>E) Gerekçe:</p>

<p>Davacının işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı ve bu durumun maddi manevi tazminatı gerektirip gerektirmediği konularında taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Çağdaş iş hukuku bir taraftan uluslararası sözleşmeler, diğer taraftan Avrupa normları işçinin huzur içerisinde işini görmesi, emeğinin karşılığını alması, çalışma ilişkisinin, karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>İşyerinde psikolojik taciz (mobbing) çağdaş hukukun son zamanlarda mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirdiği bir hukuki kurumdur. Örneğin Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır. (BAG, 15.01.1997, NZA. 1997) Görüleceği üzere işçi bir taraftan diğer işçiye, diğer taraftan işverene karşı korunmaktadır. İşçinin anlattığı mobbing teşkil eden olayların tutarlık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik hakları ve sağlığın ağır saldırıya uğraması mobbingin varlığını tartışmasız ortaya koyar.</p>

<p>Öte yandan ispat kurallarının zorlanan sınırları usul hukukunda yeni arayışlara yol açmıştır. Emare bu anlayışın bir sonucudur. Olayların tipik akışı, tecrübe kuralları göz önüne alındığında varılacak sonuçla ispat gerçekleşir. Başka bir anlatımla bu ilk görünüş ispatıdır. (Üstündağ, Saim:Medeni Yargılama Hukuku B.6, İstanbul 1997 ;sh.622).</p>

<p>Somut olayda, 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ve farklı illerde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya içindeki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmemiştir. Davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ve kanıtlanmış da değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Dosyadaki delil durumuna göre davacı işçinin uzun süre İstanbul’da sabit bir görevde avukat olarak çalışmasının ardından Adana ilinde görevlendirildiği, ardından sürekli olarak değişik illerde kısa sürelerle çalışmasının istendiği, işverenin bu uygulamalarının davacıyı yıldırma, bezdirme amacına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin varlığı kabul edilse dahi Borçlar Kanunu’nun 41. ve 49. Maddelerine göre manevi tazminatın koşullarının oluşmadığı yönündeki kabulü de doğru değildir.</p>

<p>Psikolojik taciz (mobbing) olarak değerlendirilen uygulamaların oluş şekli ve süresi dikkate alındığında manevi tazminatın kabulüne karar verilmelidir. Mahkemece uygun bir miktar manevi tazminat taktir edilerek bu yönde hüküm kurulmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek zarar belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>Mahkemece psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir...)</p>

<p>gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece, önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu'nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin, davanın reddine dair verdiği karar, davacı vekilinin temyizi üzerine, Özel Daire'ce yukarıda yazılı gerekçelerle bozulmuş; yerel mahkemece, önceki kararda direnilmiştir. Hükmü davacı vekili, temyiz etmiştir.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı yararına somut olayda psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminata hükmedilmesi gerekip gerekmediği; ayrıca davacının maddi tazminat talebi bakımından yer değiştirmeye bağlı olarak yaptığı giderlere ilişkin dosyaya sunulan belgelerin yerel mahkemece değerlendirilmesi gerekip gerekmediği, noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>Bu noktada, psikolojik taciz (mobbing) hakkında genel bir açıklama yapılmasında yarar vardır:</p>

<p>Türk Hukukunda psikolojik taciz (mobbing); işyerinde çalışanlara, diğer çalışanlar veya işverenler tarafından sistematik biçimde uygulanan, tekrarlanan her türlü kötü muamele, tehdit, şiddet, aşağılama gibi davranışlar olarak ifade edilmiştir. Psikolojik tacizin en bariz örnekleri, kendini göstermeyi engellemek, sözünü kesmek, yüksek sesle azarlamak, sürekli eleştiri, çalışan iş ortamında yokmuş gibi davranmak, iletişimin kesilmesi, fikirlerine itibar edilmemesi, asılsız söylenti, hoş olmayan imalar, nitelikli iş verilmemesi, anlamsız işler verilip sürekli yer değiştirilmesi, ağır işler verilmesi ve fiziksel şiddet tehdidi sayılabilir (Tınaz, Pınar/Bayram, Fuat/Ergin, Hediye: Çalışma Psikolojisi ve Hukuki Boyutlarıyla İşyerinde Psikolojik Taciz (mobbing), Beta Yayınları, İstanbul 2008, s.7, s.53-58, aktaran K. Ahmet Sevimli, agm., s.116).</p>

<p>Görüldüğü üzere, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hal alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekir. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>Önceleri özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, hizmet sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında, psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332.maddesi kapsamında işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacakları tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği düzenlenmişti. Bu düzenleme ise, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ise, bunun yerine “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417 ve devamı maddelerini getirmiştir. Bu maddenin getirdiği yenilik, psikolojik taciz terimine açıkça yer vermiş olması ve işçinin kişiliğinin korunmasını yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlemesidir. Buna göre;</p>

<p>“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.</p>

<p>İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir”</p>

<p>Somut olaya gelince; 56 yaşında evli bir kadın olan davacının, 14 yıl aralıksız olarak davalı bankanın İstanbul işyerinde avukat olarak çalışmasının ardından Adana iline atamasının yapılarak, akabinde Kahramanmaraş, Gaziantep ve Mardin illerinde kısa sürelerle 9 ay boyunca ve 30 kez yer değiştirmek suretiyle görevlendirildiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davalı işveren, yapılan görevlendirmenin olağan bir uygulama olduğu ve diğer benzer durumda çalışanlara da uygulandığı yönünde bir savunma getirmediği gibi, davacının risk tasfiye ekibi içinde tek avukat olarak görev yaptığı anlaşılmaktadır. Bankanın diğer avukatlarının aynı dönemde benzer şekilde görevlendirildikleri ileri sürülmüş ise de bu husus kanıtlanmış değildir. Davacının iş sözleşmesinin feshi öncesinde 9 aylık sürede gerçekleşen görevlendirmelerin hangi ihtiyaçtan kaynaklandığı da somut biçimde ortaya konulmamıştır.</p>

<p>Ayrıca davalı işverenin kurum içi yazışmalarından, davacı avukatın emekli olmayı düşünmediği kanısıyla, en uygun çözüm yolunun sözleşmesinin feshedilmesi; bunun mümkün olmaması halinde ise, daha önce gündeme geldiği belirtilen Bursa iline atama yapılmasının uygun olacağına dair değerlendirme yapıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüldüğü üzere, davalı avukatın maruz kaldığı bu durum, psikolojik taciz mahiyetinde olup, bu yolla davacı avukatın istifa ya da emekliliği tercih etmesi sağlanarak, işyerinden ayrılması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Davacı işçi, davalı işverenden maruz kaldığı psikolojik taciz nedeniyle, hizmet sözleşmesini haklı nedenle feshedebileceği gibi, işe devam etmek suretiyle diğer yasal haklarını kullanma konusunda seçimlik hakka sahiptir (Örneğin; eldeki maddi ve manevi tazminat davası açması gibi).</p>

<p>Şu durumda, psikolojik taciz olgusunun somut olayda gerçekleştiğinin kabulü ile davacı yararına uygun bir miktar manevi tazminata hükmedilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Öte yandan, davacının yer değiştirmelere bağlı olarak ulaşım, iletişim, konaklama ve yemek giderleri adı altında talep ettiği maddi tazminat yönünden dosya ekindeki klasör içindeki belgeler değerlendirilmeli, psikolojik taciz uygulamalarının doğrudan bir sonucu olan ve varsayıma dayanmayan gerçek bir zarar olup olmadığı belirlenmeli, davacının görevlendirmelerle ilgili olarak harcırah alıp almadığı da tespit olunarak, bu doğrultuda maddi tazminat yönünden de bir karar verilmelidir.</p>

<p>O itibarla mahkemece, psikolojik tacizin bulunmadığı ve delillerin toplamasına gerek görülmediğinden söz edilerek, yazılı şekilde karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>Hal böyle olunca; yerel mahkemece, Hukuk Genel Kurulu'nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen nedenlerden dolayı 6217 Sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine, 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 8/son maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 25.09.2013 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20129-1925-e-20131407-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="49008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.02.2021 tarihli, 2016/1427 E., 2021/53 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2016/1427 E., 2021/53 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “işyerinde psikolojik taciz (mobbing) nedeniyle manevi tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul 9. İş Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalılar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 01.07.1997-10.11.2008 tarihleri arasında davalı işyerinde değişik birimlerde görev yaptığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiğini, amiri pozisyonunda olan işveren yetkilisi davalı ...'ün davacıya psikolojik taciz uygulamasının feshin temel sebebi olduğunu, 2008 yılı Şubat ayında birim değişikliği talebinde bulunduğunu, davalı ...'ün de talebi uygun bularak onayladığını, davalı işveren tarafından zaman zaman boşalan kadrolar ile ilgili yapılan tekliflerin müvekkili tarafından uygun bulunmadığını, sonucun gecikmesi üzerine temmuz ayından itibaren davalı ...'ün davacıya karşı agresif, iş performansını haksız bir şekilde sorgulayıcı, görevinde hata yapmasına yönelik kışkırtıcı ve baskı altına alan suçlayıcı davranışlarda bulunduğunu, müvekkilinin yönetici pozisyonundaki diğer çalışma arkadaşlarından farklı bir uygulamaya tâbi tutulduğunu ve dışlandığını, yönettiği portföylerden alınıp görev tanımına uymayan işlerde görevlendirildiğini, kendisinden daha düşük seviyede olan çalışma arkadaşının alt kadrosunda çalışmaya zorlandığını, aynı seviyedeki arkadaşları tarafından sınava ve değerlendirmeye tabi tutulduğunu, davalı işverenin olayı görmezlikten gelerek gözetme borcunu yerine getirmediğini, kişilik haklarına yapılan saldırı nedeniyle manevi zarara uğradığını ileri sürerek manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalılar vekili cevap dilekçesinde; davacıya boşalan kadrolar ile ilgili yapılan önerilerin hiçbirini davacının kabul etmediğini, davacının performansının da bu süreçte düştüğünü, tüm uyarılara rağmen görevlerini yerine getirmediğini, psikolojik tacize uğradığına ilişkin iddiasının gerçeği yansıtmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 20.07.2010 tarihli ve 2009/7 E., 2010/494 K. sayılı kararı ile; davacının performansı ile ilgili davalı ...’ün olumsuz sözler söylemesi, alt kadrosunun yaptığı işleri yapmaya zorlanması, alt kadrosunun denetiminde çalıştırılması dikkate alındığında psikolojik tacize maruz kaldığı ve kişilik haklarının saldırıya uğradığının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. İstanbul 9. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 12.02.2013 tarihli ve 2010/38293 E., 2013/5390 K. sayılı kararı ile; “…Her ne kadar mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, mevcut delil durumu mobbingin koşullarının oluştuğunu kabule yeterli değildir.<br />
Somut olayda, davacı, öncelikle iddia ettiği olayları , sonrasında da kişilik haklarının ihlal edildiğini ispat etmelidir. Dosyadaki e-maillerin içeriği incelendiğinde gayet nezaketli bir dil kullanıldığı gibi, verilen talimatların işin gereği, bankanın işleyişi için, hatta geçici görevlendirme kapsamında olduğu izlenimi doğmaktadır. Davacının konumu itibariyle talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğu kabul edilecek olsa dahi mobbingde herşeyden önce süreklilik esastır. Kaldı ki, böyle bir sonuç çıkarmaya çalışmak zorlama bir yorum olacaktır. Yöneticinin görevini yapmak için otoriter olması yukarıda da bahsedildiği gibi mobbingin uygulandığı anlamına gelmez. Ayrıca, davacının pek tabii olarak 4857 sayılı yasanın 22. maddesi uyarınca iş koşullarında esaslı değişiklik sebebiyle bu tür görevlendirmeleri kabul etmeme hakkı vardır. Davacının tek tanığının beyanları da olayların ispatı açısından yetersiz olup, koşulları oluşmayan manevi tazminat talebinin reddi yerine kabulü hatalıdır…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul 9. İş Mahkemesinin 21.11.2013 tarihli ve 2013/86 E., 2013/686 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeye ilaveten Yargıtay bozma kararında belirtildiği şekilde işveren tarafından verilen talimatlarda nezaketli bir dil kullanılmış ve talimatlar işin gereği verilmiş olsa da davacının kendi alt kadrosunda bir kere bile görevlendirilmiş olmasının psikolojik taciz için yeterli olduğu, davacının da kendi alt kadrosu bakımından görevini yerine getirebilmesi ve otoritesini koruyabilmesi için işyerindeki konumunun sarsılmamasının gerektiği, davacının psikolojik tacize uğradığı kanaatine varıldığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalılar vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II- UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; somut olayda, davacı işçinin amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisinin davacıya yönelik psikolojik taciz (mobbing) teşkil edecek davranışlarda bulunup bulunmadığı ve davacının kişilik haklarının ihlâl edilip edilmediği, buradan varılacak sonuca göre manevi tazminata hükmedilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III- GEREKÇE</strong></p>

<p>12. İş hukuku, bir taraftan uluslararası sözleşmelerle, diğer taraftan Avrupa normlarıyla işçinin huzur içerisinde işini görmesini, emeğinin karşılığını almasını ve çalışma ilişkisinin karşılıklı güvene dayanan tam bir uyum içerisinde olmasını amaçlamıştır.</p>

<p>13. Bu bağlamda işyerinde psikolojik taciz, mahkeme kararlarında ve öğretide dile getirilen bir hukuki kurumdur. Örneğin, Alman Federal İş Mahkemesi bir kararında, psikolojik taciz (mobbing); işçilerin birbirine sistematik olarak düşmanlık beslemesi, kasten güçlük çıkarması, eziyet etmesi veya bu eylemlerin işçinin başta işveren olmak üzere amirleri tarafından gerçekleştirilmesi olarak tanımlanmıştır (BAG, (Alman Federal İş Mahkemesi), 15.01.1997, NZA. 1997).</p>

<p>14. Psikolojik taciz, somut olarak çok değişik davranış biçimleri şeklinde ortaya çıkabilir. Örneğin, işçinin gücünün üzerinde aşırı yük altına sokulması, iletişiminin kesilmesi, özel kutlama ve sosyal etkinliklere kasıtlı olarak davet edilmemesi, dış görünüş veya giyim tarzıyla alay edilmesi, küçümsenmesi ve hor görülmesi, sürekli eleştirilmesi, yüksek sesle azarlanması, önerilerinin dikkate alınmaması, işyerindeki pozisyonuna veya uzmanlık alanına uygun olmayan işler verilmesi, hak ettiği yetkilerin verilmesinden kaçınılması gibi işveren davranışları psikolojik taciz sayılır. Bu davranışların bir kısmı teker teker ele alındığında hukuka aykırı bir fiil oluşturmayabilir. Ancak psikolojik taciz anlık bir olay olmayıp, sistemli olarak sürekli tekrarlanan davranışlardan oluşan bir süreçtir. Başka bir deyişle, bu davranışlardan oluşan taciz süreci hukuka aykırıdır (Süzek, S.: İş Hukuku, Yenilenmiş 18. Baskı, İstanbul 2019, s. 389-390).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesi (AYM) psikolojik tacizi, çalışanlara yönelik işyerlerinde gerçekleştirilen, belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, dışlama, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan, mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine ve özellikle ruh sağlıklarına zarar veren, bireylerin yaşamlarına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve yoğunluk derecesine ulaşan, kasıtlı biçimdeki olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak tanımlamış olup, bu nitelikteki eylem, işlem ya da ihmallerin Anayasa ve Sözleşme ile güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkını zedeleyebileceğini şeklinde ifade etmektedir (Fecir Ergün Turan, B. No: 2014/10590, Karar Tarihi: 05.12.2017, § 48).</p>

<p>16. İşçinin anlattığı psikolojik taciz teşkil eden olayların tutarlılık teşkil etmesi, kuvvetli bir emarenin bulunması gerekmektedir. Kişilik haklarının ve sağlığın ağır saldırıya uğraması psikolojik tacizin varlığının tartışmasız kabulünü doğurur.</p>

<p>17. Çalışanların adil çalışma koşulları altında güvenli ve sağlıklı ortamlarda çalışmaları ile ilgili hususlar, insan hakları ile ilgili diğer bir takım uluslararası hukuk belgelerinde de yer almaktadır. Örneğin Gözden Geçirilmiş Avrupa Sosyal Şartı'nın 26. maddesinde tüm çalışanların onurlu çalışma haklarının etkili bir biçimde kullanılmasını sağlamak amacıyla işverenlerin ve çalışanların örgütlerine danışarak çalışanların birey olarak işyerinde ya da işle bağlantılı olarak maruz kaldıkları kınanacak ya da açıkça olumsuz ya da suç oluşturan, tekrarlanarak devam eden eylemler konusunda bilinçlenmesi, bilgilenmesi ve bunların engellenmesi konusunda desteklenmesi ve çalışanları bu tür davranışlardan korumaya yönelik tüm uygun önlemlerin alınması taraf devletlerin taahhüdü olarak düzenlenmiştir (Fecir Ergün Turan kararı, § 49).</p>

<p>18. Ülkemizde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’ndan (TBK) önceki dönemde özel bir düzenleme olmamasına rağmen, çalışanların maruz kaldıkları psikolojik taciz, iş sözleşmesinin taraflara yükledikleri borçlar ve ödevler kapsamında değerlendirilmiştir. Buna göre, psikolojik taciz eylemi, işverenin işçiyi koruma (gözetme) ve eşit davranma borçlarına aykırılık oluşturmaktadır. Bunun yanında psikolojik taciz aynı zamanda, işçinin kişilik haklarına da müdahale niteliği taşıması dolayısıyla, buna ilişkin hukuki yolların da kullanılması gündeme gelebilir.</p>

<p>19. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332. maddesinde işçinin, iş görme yükümlülüğü çerçevesinde maruz kalacağı tehlikelere karşı işverenin gerekli tedbiri alması gerektiği hususu düzenlenmişti. Bu düzenleme, işverenin işçiyi koruma (gözetme) borcunun temelini oluşturuyordu. Buna karşılık dava tarihinden sonra yürürlüğe giren 6098 sayılı TBK’da “İşçinin Kişiliğinin Korunması” başlıklı 417. maddesinde psikolojik taciz terimine açıkça yer verilmiş ve işçinin kişiliğinin korunması yoruma yer vermeyecek biçimde özel olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>20. 6098 sayılı TBK’nın 417. maddesine göre;<br />
“İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.<br />
İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür.<br />
İşverenin yukarıdaki hükümler dâhil, kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.”.</p>

<p>21. Bireylerin çalışma ortamlarında maruz kaldıklarını ileri sürdükleri eylem, işlem ya da ihmâllerin psikolojik taciz olarak nitelendirilmesi her somut olayın kendi bütünlüğü içinde değerlendirilmesiyle mümkün olduğuna değinen Anayasa Mahkemesi ayrıca, müdahalelerin işyeri ile ilgili işyerinde çalışan diğer şahıslar tarafından süreklilik arz edecek şekilde tekrarlanan, sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı; mağdurun kişiliğinde, mesleki durumunda ve sağlığında zarar ortaya çıkaran nitelikte olması gerektiğini belirttikten sonra müdahalelerin neden olduğu sonuçların boyutunun, mağdurun konumuna, muamelelerin süresine, sıklığına, kim ya da kimler tarafından gerçekleştirildiğine, mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumuna kadar birçok faktöre göre değişebildiğini de ifade etmiştir (Ebru Bilgin, B. No: 2014/7998, Karar Tarihi: 19.07.2018, § 81).</p>

<p>22. Psikolojik taciz mahiyetindeki bu tür davranışların önlenmesi için tedbirler alınması ve gerçekleştirildiğine yönelik şikayetlerin etkili şekilde incelenmesi anayasal bir gereklilik olduğu gibi yıldırıcı ve kasıtlı tutumlara maruz kalanların uğradıkları maddi ve manevi zararların giderilip sorumluların yasal çerçevede cezalandırılmaları da bu gerekliliğin bir devamını oluşturmaktadır (Hacer Kahraman, B. No: 2013/7935, Karar Tarihi: 20.04.2016, § 67).</p>

<p>23. Öte yandan, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (1982 Anayasası/Anayasa) 17. maddesinin 1. fıkrasında; herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmekte olup, bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve ruhsal bütünlük hakkı ile bireyin kendini gerçekleştirme ve kendine ilişkin kararlar alabilme hakkına karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, Karar Tarihi: 19.12.2013, § 30).</p>

<p>24. Sonuç olarak, bir eylemin psikolojik taciz olarak kabul edilebilmesi için, bir işçinin hedef alınarak gerçekleştirilmesi, belli bir süreye yayılması ve bu durumun sistematik bir hâl alması gerekir. Belirtilen şartların gerçekleşip gerçekleşmediğinin, her somut olayda ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Psikolojik tacizin nedenleri farklılık göstermesine karşın amaç, çoğu kez işçinin işyerinden ayrılmasını sağlamaktır.</p>

<p>25. O hâlde, süreklilik göstermeyen, belirli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış psikolojik taciz olarak nitelendirilemez.</p>

<p>26. Somut olayda, davacının 01.07.1997 - 10.11.2008 tarihleri arasında davalı işverene ait işyerinde değişik birimlerde görev yaptığı, en son müşteri hizmetleri bölümünde yönetici olarak çalıştığı, 2008 yılı Şubat ayında başka birimde çalışmak için talepte bulunduğundan davalı işveren tarafından boşalan kadrolarla ilgili yapılan tekliflerin davacı tarafından kabul edilmediği ve davacının müşteri hizmetleri bölümünde çalışmaya devam ettiği hususları taraflar arasında ihtilafsızdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>27. Dosya kapsamında bulunan 04.09.2008 tarihli elektronik posta içeriğinden de anlaşılacağı gibi; davacının amiri pozisyonundaki davalı işveren yetkilisi ..., davacıyı iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere görevlendirerek bu çalışma süresinde, davacının mevcut görevi olan portföy yönetiminin dava dışı... tarafından yürütüleceğine ve ihtiyaç duyulduğunda davacının yine kendi görevine ilişkin çalışma yapabileceğine dair talimat vermiştir.</p>

<p>28. Davacı ise, belirtilen talimatla verilen görevlendirmeyle ilgili herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmaya başlamıştır.</p>

<p>29. Davacının iş akışını güncelleme çalışması yaptığı sırada gönderilen 06.10.2008 tarihli elektronik posta ile de; davacıya aksi bir bilgilendirme yapılana kadar portföy yönetiminden dava dışı ...’in sorumlu olduğu belirtilerek davacıdan destek olarak işlem yönlendirmesi yapması istenilmiştir.</p>

<p>30. Tüm bu aşamalardan sonra davacının 28.10.2008 tarihinde davalı işveren tarafından görevlerinin yerine getirmesi konusunda uyarıldığı ve 10.11.2008 tarihinde de iş sözleşmesinin, verilen görevlerin yerine getirilmediği, hatırlatıldığı hâlde aynı davranışların sürdürüldüğü gerekçesiyle geçerli nedenle feshedildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>31. Yargılama sırasında dinlenilen davacı ... ...; davacının başka bir bölümde görevlendirmesine ilişkin talebi sonrasında amiri konumunda olan ...’ün psikolojik baskısına maruz kaldığını, davalı ...’ün davacının yaptığı iş bakımından yetersiz olduğunu açıkça söylediğini, yönetici pozisyonunda olmasına rağmen alt kadrosunda olan ...’in denetiminde çalıştırıldığını beyan etmiştir.</p>

<p>32. Davalı tanıkları da davalı ...’ün davacı ile aynı pozisyonda çalışanlara göre farklı, aşağılayıcı şekilde davrandığını, davacının dışlandığını görmediklerini, yapılan toplantılara davacının da çağırıldığını beyan etmekle birlikte, davalı ... ... ayrıca, işyerinde yönetici olanlar ile diğer çalışanların kullandıkları ekranların aynı olduğu, bu nedenle işlerin yoğun olduğu zamanlarda yöneticilerin diğer çalışanların işlemlerini de yapabildiklerini ifade etmiştir.</p>

<p>33. Bu itibarla; davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün iş akışını güncelleme çalışması yapmak üzere davacıyı görevlendirdiği, davacının da bu görevde itiraz etmeksizin çalışmaya başladığı, nezaketli bir dil kullanılarak oluşturulan bir çok elektronik posta içeriğinden de anlaşıldığı üzere davacıya verilen bu görevin geçici nitelikte olduğuna sürekli vurgu yapıldığı ve davacıdan müşteri hizmetleri bölümündeki portföy yönetiminde ilişkin işinde, iş akışını güncelleme çalışmasına son verilene kadar destekleyici nitelikte çalışma yapmasının istenildiği hususları birlikte değerlendirildiğinde davacının amiri konumundaki işveren yetkilisi davalı ...’ün işin gereğini yerine getirmek ve davalı Bankadaki işleyişi sağlamak amacıyla yaptığı iş akışını güncelleme çalışması için uygun gördüğü davacıyı nezaketli bir dil kullanarak geçici olarak görevlendirmesinin psikolojik taciz niteliğinde olmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>34. Zira, alt görevde çalıştırıldığını iddia eden davacının 4857 sayılı İş Kanunu’nun 22. maddesi gereğince iş koşullarında esaslı değişiklik yapıldığı takdirde yapılan görevlendirmeyi kabul etmeme hakkı bulunmasına rağmen herhangi bir itirazda bulunmaksızın bahsi geçen işte çalışmasını sürdürdüğü de göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>35. Nitekim, davacı ile birlikte çalışan davalı tanıkları da davacıya sistemli ve kasıtlı, yıldırma ve dışlama amaçlı eylemlerde bulunulmadığını açıkça ifade etmişlerdir.</p>

<p>36. Diğer taraftan, yapılan görevlendirme itibariyle verilen talimatların sırf küçük düşürme amaçlı olduğuna ilişkin iddiaya yönelik olarak psikolojik tacizin başlangıç tarihinin 2008 yılı Mayıs ayı olduğuna ilişkin davacının beyanı ile iş sözleşmesinin feshedildiği tarihin 10.11.2008 olduğu hususu dikkate alındığında sürenin kısalığı itibariyle bahsi geçen eylemin belli bir süreye yayılmasının ve bu durumun sistematik bir hâl almasının mümkün olmadığı açıktır.</p>

<p>37. Bu aşamada belirtmek gerekir ki; davacı tanığının ara sıra meydana gelmiş birkaç davranıştan bahsederek genel ifadeler ile davacının psikolojik tacize maruz kaldığına ilişkin başkaca delillerle desteklenmeyen beyanı olayın ispatı açısından yeterli görülmemiştir.</p>

<p>38. Tüm bu hususlar bir arada değerlendirildiğinde, davacının, davalı işveren ve davalı işveren yetkilisi tarafından psikolojik tacize maruz bırakıldığını somut delillerle ispat edemediği anlaşıldığından manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>39. Hâl böyle olunca, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>40. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatıranlara geri verilmesine, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 09.02.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20161427-e-202153-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="93307"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.11.2025 tarihli, 2025/6841 E., 2025/8428 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6841 E., 2025/8428 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1442 E., 2025/1452 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 35. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/662 E., 2022/237 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirkette mekanik mühendisi olarak çalıştığını, müvekkiline psikolojik taciz (mobbing) uygulandığını, müvekkilinin ticari teknisyen olarak çalıştığını, ticari teknisyenlerin ticari araçlara basmış oldukları barkodlarla ispat etmek suretiyle performanslarına göre prime hak kazandıklarını, ancak müvekkili ile birlikte diğer tüm ticari teknisyenlere binek araç yaptırmaları yasak olmasına rağmen işveren tarafından sırf prim kazanamamaları için rot balans, lastik sökme, takma, binek araç bakım onarım, hasarlı araçların bakım onarımları gibi binek araç işlemleri yaptırıldığını, bu nedenle müvekkilinin ticari teknisyen olarak işini yapamaması nedeniyle prime hak kazanamadığını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ile yıllık ücretli izin alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının prime hak kazanamaması için binek araç işinde çalıştırıldığına ilişkin iddianın yersiz olduğunu, sigorta primlerinin eksiksiz yatırıldığını, davacının üç gün üst üste işe devam etmediğini, davacı tarafa baskı ve yıldırma politikası uygulandığına ilişkin ithamın asılsız olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; psikolojik tacizin varlığı için kişilik haklarının ağır şekilde ihlaline gerek olmadığı, kişilik haklarına yönelik haksızlığın yeterli olduğu, ayrıca psikolojik taciz iddialarında şüpheden uzak kesin deliller aranmayacağı, kendisine işyerinde psikolojik taciz uygulandığına dair kuşku uyandıracak olguların ileri sürülmesinin yeterli olduğu, tanık anlatımı ile davacının iddialarını ispatladığı, buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazandığı, ihbar tazminatı isteminin reddi gerektiği, yapılan inceleme sonucunda davacının bakiye yıllık ücretli izin hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belge ve delillere göre İlk Derece Mahkemesinin uyuşmazlık konusu hukuki ilişki ve hususları nitelemesi, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitleri, delilleri takdir ve değerlendirmesi, uyuşmazlığın çözümü için gereken hukuk kurallarını uygulaması, uyuşmazlık konusu hususları gerekçelendirmesi isabetli olup, kamu düzenine aykırı bir husus da tespit edilmediği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde;</p>

<p>1. Davacının, müvekkili Şirkette 27.06.2021 – 01.11.2021 tarihleri arasında toplamda yalnızca 4 ay süreyle çalıştığının sabit olduğunu, sırf bu nedenle talep edilen alacaklara hak kazanamadığını,</p>

<p>2. İş sözleşmesinin davacı işçi tarafından devamsızlık etmek suretiyle haksız olarak feshedildiğini,</p>

<p>3. Davacının maruz kaldığını iddia ettiği psikolojik taciz vakalarının süreklilik, sistematiklik ve kasıt unsurlarından yoksun, soyut ve genel nitelikli iddialardan ibaret olduğunu, davacı tanıklarının beyanlarının da soyut olduğunu,</p>

<p>4. Davacının mekanik teknisyeni olarak istihdam edildiğini, görev tanımının dışına çıkarıldığı ve farklı araçlarda çalıştırılmasına rağmen prim alamadığı yönündeki davacı iddialarının tamamen dayanaksız ve soyut nitelikte olduğunu,</p>

<p>5. Yalnızca davacı lehine olan tanık beyanlarının dikkate alındığını, davalı tanıklarının açık ve çelişkisiz ifadelerine ise itibar etmediğini, hukuk yargılamasında tanıkların beyanlarının objektif, tutarlı ve yaşamın olağan akışına uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin zorunlu olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, iş sözleşmesinin kim tarafından feshedildiği ve buna göre davacının kıdem tazminatına hak kazanıp kazanmadığı noktalarındadır.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.11.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256841-e-20258428-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="28884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 31/01/2017 tarihli, 2015/8730 E., 2017/1000 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/8730 E., 2017/1000 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK (İŞ) MAHKEMESİ</p>

<p>DAVA : Taraflar arasındaki, manevi tazminatın ödetilmesi davasının yapılan yargılaması sonunda; ilamda yazılı nedenlerle gerçekleşen miktarın faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin hüküm süresi içinde davacı avukatı tarafından duruşma talep edilmesi, ve temyizen incelenmesi taraflar avukatlarınca istenilmesi üzerine dosya incelenerek işin duruşmaya tabi olduğu anlaşılmış ve duruşma için 31/01/2017 Salı günü tayin edilerek taraflara çağrı kağıdı gönderilmişti. Duruşma günü yapılan tebligata rağmen taraflar adına kimse gelmediğinden incelemenin evrak üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra duruşmaya son verilerek Tetkik Hakimi tarafından düzenlenen rapor sunuldu, dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>A) Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin, davalıya ait işyerinde 29/01/2003-27/08/2012 tarihleri arasında aralıksız olarak çalıştığını, 2009 yılında işyerindeki yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklı olarak kulağından ağır bir hastalığa yakalandığını ve biri hayati tehlikeye sahip üç ameliyat geçirdiğini, kendisinde kalıcı hasarlar kaldığını, bu durumun davacı üzerinde doğal olarak psikolojik sorunlar yarattığını ve müvekkilinin kendisini toparlamak ve bu durumu işe yansıtmamak için insan üstü çaba gösterdiğini, davacının bu rahatsızlığı sonrası 2011 yılının sonlarında ise 2009 yılından beridir devam eden sözlü ve davranışsal tacizler, yerini iş kullanmak zorunda olduğu ağır depresif ilaçlar nedeniyle uyku problemleri yaşamaya başladığını, bu nedenle iş yerine 5-10 dakika geç kaldığını, ancak davacının tüm iyiniyeti ile geç kaldığı vakit toplamını, telafi etme anlamında yaptığı fazla mesailerden düşürse bile uyarıldığını, savunmasının istendiğini, davalı işverenin bu durumu bildiği halde davacıya uyguladığı mobbing ile davacının psikolojisinde tamiri mümkün olmayan hasarlara sebebiyet verdiğini ileri sürerek; manevi tazminat talebi ile mobbing yapan işyeri temsilcisi ...'in psikolojik destek alması yönünde karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>B) Davalı Vekilinin Cevabının Özeti:</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının, 2003 yılından beri davalı şirkette kalite güvence ekip lideri olarak görev yaptığını, davacının iş akdinin 27/08/2012 tarihinde kıdem ve ihbar tazminatları ödenerek iş kanununun 22. Maddesi gereğince feshedildiğini, bahsi geçen hastalığın yüksek gürültü içeren üretim ortamından kaynaklandığı iddiasının asılsız olduğunu, yine iddia edildiği gibi çalışanların işe geç kalmalarına müsamaha gösterilmesi, bu konuda ayrımcılık yapılmasının söz konusu olmadığını, asıl davacının kendi davranışlarının işverene yönelik taciz olarak nitelendirilebilecekken davacının mobbing mağduru olduğu iddiasının hayret verici olduğunu savunmuş ve davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>C) Yerel Mahkeme Kararının Özeti:</strong></p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>D) Temyiz:</strong></p>

<p>Karar süresinde taraflarca temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>E) Gerekçe:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasında davacı işçinin işyerinde psikolojik tacize maruz kalıp kalmadığı, bu bağlamda manevi tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususlarında uyuşmazlık bulunmaktadır.</p>

<p>Genel olarak “İşyerinde gerçekleşen, sistematik hale gelen, kasıtlı olarak yapılan ve süreklilik gösteren, yıldırma ve işten uzaklaştırma amacı taşıyan, kişinin kişiliğinde, sağlığında ve mesleki durumunda zarar doğuran davranışlar” ‘psikolojik taciz (mobbing)’ olarak ifade edilmektedir. Buna göre işten uzaklaştırmaya yönelik tacizim sık ve belirli bir süre alması, süreklilik göstermesi, sistematik olarak tekrarlanması ve kasıtlı olması gerekir. Diğer taraftan iki tarafın kendine özgü silahı varsa ve bunları kullanabiliyorlarsa psikolojik tacizden bahsedilemez. Çalışanı işten ayrılmaya zorlamak için yapılan her davranış mutlaka psikolojik taciz oluşturmaz. Özel düzenlemelerle yasal koruma sağlanmışsa, mağdurun da kullanabileceği silahları varsa, psikolojik tacizden söz edilemez. Süreklilik göstermeyen, belli aralıklarla sık sık tekrarlanmayan, ara sıra münferit olarak meydana gelmiş birkaç haksız, kaba, nezaketsiz veya etik dışı davranış mobbing olarak nitelendirilemez(Yargıtay 22. HD. 27.02.2014 gün, 2014/ 3426 E, 2014/ 4165 K).</p>

<p>Diğer taraftan, manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarının ihlali boyutunda olması gerekir. Yasal dayanağı TMK.'un 24 ve TBK.’un 58. maddeleridir. Bu maddeler gereğince manevi tazminat istenilebilmesi için kişilik haklarının ihlal edilmiş olması gerekir. Psikolojik tacizin işyerinde veya işyeri dışında gerçekleşmesinin önemi yoktur.</p>

<p>İşten ayrılmaya zorlamak için bir kişiye gücünün üzerinde iş vermek, izin ve tatil taleplerinde her türlü zorluğu çıkarmak, sosyal etkinliklerden haberdar etmemek, mağdur geldiğinde konuyu değiştirerek aleyhine konuşulduğu duygusuna kapılmasını sağlamak, gruba dahil olduktan sonra kendisiyle göz teması kurmamak, söylediklerini dinlermiş gibi yapıp dinlememek, önerilerini dikkate almamak ve tekliflerini kabul etmemek gibi davranışlar psikolojik taciz teşkil etse de bu davranışların kişilik haklarını ihlal eden davranışlar olduğunu söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Diğer taraftan 4857 sayılı İş Kanunu’nun “Eşit Davranma İlkesi” başlıklı 5.maddesine göre iş ilişkisinde, dil, ırk, cinsiyet, siyasal düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ve benzeri sebeplere dayalı ayırım yapılamaz. Aynı maddenin 3.fıkrasında ise “işveren, biyolojik veya işin niteliğine ilişkin sebepler zorunlu kılmadıkça, bir işçiye, iş sözleşmesinin yapılmasında, şartlarının oluşturulmasında, uygulanmasında ve sona ermesinde, cinsiyet veya gebelik nedeniyle doğrudan veya dolaylı farklı işlem yapamaz” kuralı öngörülmüştür.</p>

<p>İş Kanunu’nun 5. Maddesi ile ayırımcılık açısından doğrudan ayırımcılığın yanı sıra dolaylı ayırımcılık da yasaklanmış, ancak doğrudan veya dolaylı ayrımcılık kavramları tanımlanmamıştır. İşveren açısından fesih nedeni olarak kabul edilecek davranışta bulunan ve aynı konumda olan işçilerden bir kısmının iş sözleşmesi feshedilmezken, bu davranışın bazı işçiler için fesih sebebi olarak kullanılması, dolaylı ayrımcılık ve dolayısı ile eşit işlem borcuna aykırılık teşkil eder.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; mahkemece, davacının zaman zaman işe geç gelmesi nedeni ile hakkında tutanaklar tutularak savunmasının alındığı, başka işçilerinde geç kaldıklarının 05.06.2012 tarihli güvenlik tutanağı ile sabit olduğu ancak bu tutanakta ismi geçen kişiler hakkında tutanak tutulduğuna ya da savunmalarının alındığına dair belge sunulmadığı, davacıya cuma namazına gitmek için izin verilmediği iddiasına ilişkin olarak, işverenin böyle bir zorunluluğu bulunmasa da beyaz yakalı olarak tabir edilen bir kısım işçiye bu iznin verildiği, bu durumun ibadet özgürlüğünü engelleyen bir durum olduğu, davacının yöneticisi hakkındaki şikayetlerini defalarca işverene bildirdiği, işverenin şikayetleri değerlendirdiğine dair herhangi bir belge sunmadığı gerekçeleri ile davacının psikolojik baskı altında bırakıldığı ve mobbing nedeni ile manevi tazminata hak kazandığı kabul edilmiştir.</p>

<p>Davacının işe geç geldiğinden bahisle hakkında tutanaklar tutulup savunmasının alındığı anlaşılmaktadır. İşveren yönetim hakkı kapsamında çalışmanın başlama ve bitiş saatlerini belirleyebilir. İşveren çalışma sürelerini belirledikten sonra, işçilerin işyerine geç gelmelerini veya erken çıkmalarını hoş görmek veya buna katlanmak zorunda değildir. İşveren böyle bir durumda, durumu tespit eden tutanak tutabilir ve işçiye uyarıda bulunabilir. Aksine bir durumun işyeri organizasyonunun bozulmasına neden olacağı açıktır.</p>

<p>Davalı işverence, davacının işe geç geldiği belirtilerek dört farklı tarihte savunmasının istendiği, davacının savunmalarında işe zamanında geldiği gibi bir iddiasının bulunmadığı, her ne kadar işe geç gelen diğer işçiler için tutanak tutulup savunmalarının alınmadığı iddia edilse de, davalının diğer işçilerin davacı kadar sık işe geç gelmediğini savunduğu, bir an için işverenin diğer işçiler için bu şekilde bir uygulamada bulunmadığı kabul edilecek olsa dahi, bu durumun davacının kişilik haklarını ihlal eder bir nitelik taşımadığı gibi süreklilikte arz etmediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan yerel mahkemece, gerekçeli kararda da belirtildiği üzere sadece davacıya değil beyaz yakalı olmayan kimseye cuma namazı izni verilmediği ortadadır. Tüm çalışanlara veya mavi yakalı çalışanlara izin verilipte, davacıya bu yönde bir iznin verilmemesi halinde eşit davranma borcuna aykırı davranıldığı bir tartışma konusu olabilecekken, tüm mavi yakalı çalışanlara izin verilmediği dikkate alındığında bu durumun ayrımcılık yarattığı da söylenemeyecektir.</p>

<p>Manevi tazminat talep edebilmek için psikolojik tacizi teşkil eden davranışların kişilik haklarına zarar vermesi gerekir. Psikolojik taciz olarak belirtilen her davranış manevi tazminat sonucunu doğurmaz. Davranışın psikolojik taciz sayılabilmesi için sistematik, sürekli ve kasıtlı olması gerekir. Ayrıca hareketin amacı da doğru tespit edilmelidir. Çünkü psikolojik tacizde amaç, iş ilişkisi içinde bulunduğu mağdurdan kurtulmak veya ona zarar vermek, onu yıldırmaktır. Kişiyi iş yaşamından dışlamak amacıyla kasıtlı olarak yapılır. Kişilik haklarının ihlali boyutuna ulaşmayan psikolojik taciz nedeniyle manevi tazminat talep edilmesine imkan veren yasal bir düzenleme yoktur.</p>

<p>Davacı tarafından kişilik haklarını ihlal eden ve süreklilik arz eden (sistematik), kasıtlı ve işten uzaklaştırmaya yönelik davranışların varlığı ispatlanamamıştır.<br />
Manevi tazminatın koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeksizin, davanın reddi yerine kabulüne karar verilmesi hatalıdır.</p>

<p>Ayrıca dava dilekçesinde, işveren vekili olduğu anlaşılan ...'in psikolojik destek almasına karar verilmesi talep edilmiş iken, mahkemece davacının, psikolojik tedavisinin davalı tarafça üstlenilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nun 26. maddesi uyarınca hakim tarafların talepleri ile bağlı olup, olmayan bir talebe hükmedilmesi de yerinde değildir.<br />
Bu nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazları yerinde değil ise de kararın davalı vekilinin temyizi yönünden belirtilen gerekçeler ile bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>F) Sonuç:</strong><br />
Temyiz olunan kararın yukarıda yazılı sebeplerden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 31/01/2017 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20158730-e-20171000-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 16:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="86903"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DENETİMLİ SERBESTLİKTE YENİ BİR KURUMSAL AŞAMA: GENEL MÜDÜRLÜK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denetimli serbestlik sisteminin kökeni 19. yüzyıla kadar uzanmaktadır. Modern anlamda ilk uygulamalar, 1840’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde John Augustus’un bireyleri hapis cezası yerine toplum içinde denetim altında tutma girişimleriyle başlamıştır. Bu yaklaşım zamanla kurumsallaşmış ve 20. yüzyılın başlarından itibaren başta Avrupa ülkeleri olmak üzere birçok ülkede ceza adalet sisteminin önemli bir parçası haline gelmiştir. Özellikle İngiltere ve Fransa’da denetimli serbestlik birimleri, ceza infaz kurumları ile koordineli olarak suçluların topluma yeniden kazandırılmasını sistematik bir şekilde sağlamaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte denetimli serbestlik anlayışının tarihsel kökleri yalnızca modern Batı uygulamalarıyla sınırlı değildir. 1840 yılında yürürlüğe giren ilk Osmanlı Ceza Kanunu ve sonrasında yapılan düzenlemelerde, denetimli serbestlik anlayışıyla örtüşen uygulamalara rastlanmaktadır. Osmanlı Devleti’nde görülen bu erken örnekler, bireyin tamamen hapsedilmesi yerine belirli koşullar altında toplum içinde denetlenmesini esas alan bir yaklaşımın izlerini taşımaktadır. Türkiye’de ise bu anlayış, ilk defa 1926 yılında yürürlüğe giren 765 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda kendine yer bulmuştur. Ancak bu dönemde uygulamalar daha çok mahkeme kararlarının kolluk kuvvetleri aracılığıyla yerine getirilmesi şeklinde sürdürülmüş, kurumsal anlamda ceza adalet sistemine dahil olması ise 2005 yılını bulmuştur.</p>

<p>20 Temmuz 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5402 sayılı Denetimli Serbestlik Hizmetleri Kanunu ile kurumsal bir yapıya kavuşan sistem, Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı bünyesinde faaliyet göstermeye başlamıştır. Bu tarihten itibaren hızla gelişen denetimli serbestlik uygulamaları, kısa süre içerisinde ceza infaz sisteminin vazgeçilmez unsurlarından biri haline gelmiştir. Türkiye’de her ilde denetimli serbestlik birimleri kurulmuş ve ülke genelinde koordinasyon, merkezi olarak Daire Başkanlığı üzerinden sağlanmaktadır. Denetimli serbestlik müdürlükleri idari yönden, Adli Yargı İlk Derece Mahkemesi Adalet Komisyonunun bulunduğu yerdeki Cumhuriyet başsavcılığına bağlı olarak görev yapmaktadır.</p>

<p>Türkiye’de ceza adalet sistemi son yıllarda köklü bir dönüşüm sürecinden geçmektedir. Klasik ceza infaz kurumu merkezli infaz anlayışı, yerini bireyin toplum içinde denetim ve rehabilitasyonunu esas alan daha çağdaş modellere bırakmaktadır. Bu dönüşümün en önemli taşıyıcılarından biri ise Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığı olmuştur.</p>

<p>Bugün denetimli serbestlik sistemi; yalnızca bir infaz yöntemi değil, suçun tekrarını önlemeyi hedefleyen, bireyi topluma kazandırmayı amaçlayan ve kamu güvenliğini toplum içinde sağlamaya çalışan çok boyutlu bir yapıya dönüşmüştür. Elektronik izleme uygulamalarının yaygınlaşması, yükümlülere yönelik eğitim ve iyileştirme programlarının artması ve kurumlar arası iş birliğinin genişlemesi, bu alanın her geçen gün daha da büyüdüğünü açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda, denetimli serbestlik müdürlükleri tarafından aşağıda belirtilen kararların infazı gerçekleştirilmektedir:</p>

<p>- Adli Kontrol</p>

<p>- Çocuğun Denetim Altına Alınması</p>

<p>- Kısa Süreli Hapis Cezasına Seçenek Yaptırımlar</p>

<p>- Hapis Cezasının Ertelenmesi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Belli Hakları Kullanmaktan Yoksun Bırakılma</p>

<p>- Tedavi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Etkin Pişmanlık</p>

<p>- Denetimli Serbestlik Tedbiri Uygulanarak Cezaların İnfazı</p>

<p>- Adli Para Cezasına Karşılık Kamuya Yararlı Bir İşte Çalıştırılma</p>

<p>- Koşullu Salıverilme</p>

<p>- Mükerrirlere ve Bazı Suç Faillerine Özgü İnfaz Rejimi ve Denetimli Serbestlik</p>

<p>- Hapis Cezasının Konutta Çektirilmesi</p>

<p>- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması ve Denetimli Serbestlik</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tam da bu noktada kritik bir soru ortaya çıkmaktadır: Bu kadar hızlı büyüyen ve fonksiyonları çeşitlenen bir yapı, mevcut Daire Başkanlığı statüsüyle yoluna devam edebilir mi? Bu soruya verilecek cevap, geleceğe dair güçlü bir öngörüyü de beraberinde getirmektedir. Zira denetimli serbestlik hizmetlerinin ulaştığı kapasite, yürüttüğü faaliyetlerin çeşitliliği ve üstlendiği sorumluluklar dikkate alındığında, bu yapının ileride müstakil bir genel müdürlük hâline gelme potansiyeli taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>Nitekim geçmişte Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün geçirdiği kurumsal dönüşüm süreci, benzer bir evrimin denetimli serbestlik alanında da yaşanabileceğini göstermektedir. Kurumlar, görev ve sorumlulukları arttıkça daha üst düzey kurumsal yapılara evrilirler. Denetimli serbestlik sistemi de bugün tam olarak bu eşiğe gelmiş durumdadır. Bu noktada “neden genel müdürlük?” sorusu özellikle önem kazanmaktadır. Çünkü genel müdürlük düzeyine geçiş;</p>

<p>- Daha geniş bütçe ve kaynak yönetimi,</p>

<p>- Uzmanlaşmış personel istihdamı,</p>

<p>- Daha güçlü kurumsal temsil ve karar alma yetkisi,</p>

<p>- Ulusal ve uluslararası düzeyde politika üretme kapasitesi arttırma anlamına gelmektedir.</p>

<p>Mevcut Daire Başkanlığı yapısı, kısa vadede hizmetlerin yürütülmesini sağlasa da sistemin artan kapasitesi ve sorumlulukları dikkate alındığında gelecekte müstakil bir genel müdürlük hâline gelmesi olası bir gelişme olarak öngörülmektedir.</p>

<p>Avrupa ülkelerindeki uygulamalar da bu yönelimi desteklemektedir. Örneğin Birleşik Krallık’ta faaliyet gösteren HM Prison and Probation Service, binlerce personeliyle hem ceza infaz kurumlarını hem de denetimli serbestlik hizmetlerini bütüncül bir yapı içerisinde yürütmektedir. Bu sistemde denetimli serbestlik birimleri; risk analizi yapmakta, bireyselleştirilmiş programlar uygulamakta ve elektronik izleme yöntemlerini etkin biçimde kullanmaktadır. Fransa’da Service pénitentiaire d’insertion et de probation (SPIP) bünyesinde görev yapan uzmanlar, her yükümlü için sosyal inceleme raporları hazırlamakta ve rehabilitasyon sürecini sistematik bir şekilde yönetmektedir. Almanya’da ise “Bewährungshilfe” sistemi kapsamında denetimli serbestlik hizmetleri, sosyal hizmet temelli bir yaklaşımla yürütülmektedir.</p>

<p>Bunun yanı sıra Avrupa’da farklı ülkelerde denetimli serbestlik hizmetlerinin doğrudan Adalet Bakanlıklarına bağlı genel müdürlükler veya benzeri üst kurumsal yapılar altında yürütüldüğü görülmektedir. Çek Cumhuriyeti’nde denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı bir genel müdürlük bünyesinde kamu teşebbüsü olarak faaliyet göstermekte ve ülke genelinde yaygın bir teşkilat yapısıyla hizmet sunmaktadır. İngiltere ve Galler’de denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı’na bağlı ulusal bir yapı tarafından yürütülmekte olup Türkiye’nin bu alandaki kurumsal gelişiminde de örnek teşkil etmiştir.</p>

<p>İtalya’da denetimli serbestlik hizmetleri, Adalet Bakanlığı bünyesinde “Toplum İçinde Cezaların İnfazı” alanından sorumlu genel müdürlük tarafından yürütülmekte; bölgesel ofisler aracılığıyla planlama, koordinasyon ve denetim sağlanmaktadır. İsviçre’de ise federal yapı gereği kantonlara özgü uygulamalar bulunmakla birlikte, merkezi düzeyde genel müdürlük benzeri bir yapı koordinasyon ve denetim işlevini üstlenmektedir. Norveç ve Portekiz gibi ülkelerde de denetimli serbestlik hizmetlerinin, Adalet Bakanlıklarına bağlı genel müdürlük düzeyinde örgütlendiği ve kamu teşebbüsü niteliği taşıdığı görülmektedir. Bu örnekler, denetimli serbestlik hizmetlerinin etkin ve sürdürülebilir bir şekilde yürütülmesi açısından güçlü, merkezi ve üst düzey kurumsal yapılanmaların tercih edildiğini göstermektedir.</p>

<p>Öte yandan, Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen Avrupa Denetimli Serbestlik Kuralları, bu hizmetlerin güçlü, bağımsız ve yeterli kaynaklara sahip kurumsal yapılar altında yürütülmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, dünyada denetimli serbestlik sistemlerinin genel müdürlük veya bağımsız birim statüsünde yönetilmesi, uygulamaların etkinliği ve sürdürülebilirliği açısından kritik bir faktör olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Tüm bu veriler birlikte değerlendirildiğinde, denetimli serbestlik sisteminin gelecekte müstakil bir genel müdürlük hâline gelme olasılığı, güçlü bir öngörü olmanın ötesinde, mevcut gelişmelerin doğal bir sonucu olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak burada asıl önemli olan nokta, bu dönüşümün gerçekleşip gerçekleşmeyeceğinden ziyade, bu dönüşüme ne kadar hazırlıklı olunacağıdır. Kurumsal yapı, personel eğitimi, uzmanlaşma alanları ve çalışma yöntemleri bugünden bu değişime uygun şekilde geliştirilmezse, ileride yapılacak yapısal değişiklikler istenilen etkiyi yaratmayabilir.</p>

<p>Bu nedenle denetimli serbestlik sisteminin bugünden itibaren;</p>

<p>- Uzman personel yapısını güçlendirmesi,</p>

<p>- Bilimsel ve kriminolojik veriye dayalı çalışma modellerini geliştirmesi,</p>

<p>- Kurumsal kapasitesini artırması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Genel müdürlük düzeyinde bir yapılanmaya geçilmesi, yalnızca idari kapasitenin artırılmasıyla sınırlı kalmayacak; aynı zamanda denetimli serbestlik kapsamındaki yükümlüler ve toplum açısından da önemli kazanımlar sağlayacaktır. Öncelikle, kurumsal kapasitenin güçlenmesiyle birlikte yükümlülere yönelik bireyselleştirilmiş iyileştirme programlarının daha etkin şekilde uygulanması mümkün hâle gelecektir. Bu durum, suç tekrarının azaltılması ve bireyin topluma uyum sürecinin hızlandırılması açısından belirleyici bir rol oynayacaktır. Ayrıca uzman personel sayısının artması ve mesleki uzmanlaşmanın derinleşmesi, yükümlülerin psikososyal destek, eğitim ve rehabilitasyon süreçlerinden daha etkin biçimde yararlanmasını sağlayacaktır. Bununla birlikte, ceza infaz kurumlarının üzerindeki yoğunluğun azaltılması, kamu kaynaklarının daha verimli kullanılmasını mümkün kılacak; alternatif infaz yöntemlerinin etkinliği artacaktır.</p>

<p>Sonuç olarak denetimli serbestlik, Türkiye’de ceza adalet sisteminin geleceğini şekillendiren temel unsurlardan biri hâline gelmiştir. Bu yapının ilerleyen süreçte müstakil bir genel müdürlük olarak yeniden yapılandırılması, yalnızca idari bir değişiklik değil, aynı zamanda çağdaş infaz anlayışının doğal bir uzantısı olarak değerlendirilebilir. Bu sürecin başarıyla yönetilmesi ise ancak bugünden yapılacak hazırlıklarla mümkün olacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ"><img alt="Ali ÖZKARDAŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/ali-ozkardas.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ali-ozkardas" title="Ali ÖZKARDAŞ">Ali ÖZKARDAŞ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong><u>KAYNAKÇA:</u></strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://doingtime.co.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://hmiprobation.justiceinspectorates.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.parliament.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://hmiprobation.justiceinspectorates.gov.uk/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://cte.adalet.gov.tr/Home/</span></p>

<p><span style="color:#999999">- https://www.insee.fr/en/metadonnees/definition/c1770</span></p>

<p><span style="color:#999999">- ERYALÇIN Talip, BİRİNCİ Mehmet, <i>“Türkiye ve Avrupa’da Denetimli Serbestlik Sisteminin Yönetim Yapısı”,<strong> </strong></i><strong>Sosyal Çalışma Dergisi</strong>, C: 2, S: 2, 2021</span></p>

<p><span style="color:#999999">- YAVUZ A. Hakan, <strong>Ceza Adalet Sisteminde Denetimli Serbestlik</strong>, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Bölümü, Yayınlanmamış Doktora Tezi, 2011</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlikte-yeni-bir-kurumsal-asama-genel-mudurluk-1</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/tutuklu-kelepce.jpg" type="image/jpeg" length="64935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 2018/85 E., 2018/1105 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 16. Ceza Dairesi'nin 12.04.2018 tarihli, 2018/85 E., 2018/1105 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>16. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2018/85 E., 2018/1105 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi<br />
Suç : Silahlı terör örgütüne silah sağlama<br />
Hüküm : TCK’nın 315, 3713 sayılı Kanunun 5, TCK’nın 62, 53,<br />
54, 63. maddeleri uyarınca kurulan mahkumiyet<br />
hükmüne yönelik istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya duruşmalı olarak incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Yargılama makamlarının verdikleri kararlarda hukuka aykırılıklar veya yanılgılar olabilir, bu hataların giderilmesi işine “kanun yolu” adı verilmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisince 14.03.1985 tarihinde imzalanıp 10.03.2016 tarih ve 6684 sayılı Kanunla onaylanan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesinin 7 numaralı protokolü ile istinafı da içine alan kanun yollarına başvurmak hakkının insan haklarından olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Hukukumuzda, dar manada olağan kanun yolu olarak “itiraz”, “istinaf” ve “temyiz” kurumlarına yer verilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden sonra ilk derece mahkemesinden verilen hükümlere karşı, istinaf kanun yoluna başvurma hakkı tanınmıştır. İstinaf kelime anlamı, yeniden başlama, baştan başlamadır. İkinci derece yargılaması olan istinaf ilk derece mahkemesinde verilen kararların maddi ve hukuki denetimini yapar. Bu bakımdan istinaf, maddi ve hukuki denetimin yapıldığı olağan bir kanun yoludur. Esas mahkemesi tarafından verilen hüküm iki meseleyi halleder; birincisi fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediği (maddi mesele) sorunu, ikincisi, sanık tarafından gerçekleştirilmiş olan fiilin suç teşkil edip etmediği, yargılamanın nasıl yapılacağı ve eyleme hangi cezanın verilmesi gerektiği sorunudur (hukuki mesele). Eğer maddi ve hukuki meselenin kanun yolu muhakemesi tarafından incelenmesi kabul edilmiş ise bu yola istinaf, sadece hukuki denetim incelemesi yapılacaksa temyiz ismi verilmektedir. İstinaf ile temyizi ayıran en önemli özellik, temyizde delillere temas edilerek öğrenme muhakemesi yapılmamasına karşılık, istinafta gerektiğinde delil incelenerek esas hakkında yeni bir karar verilmesidir. Dolayısıyla istinafta hem maddi mesele denetlenebildiği gibi hukuki denetim de yapılabilir.</p>

<p>Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda istinafa, ilk derece mahkemelerince verilen hükümlere karşı başvurulabilen ilk kanun yolu olarak CMK. 272 ve devamında, istinafın arkasından sınırlı bazı hallerde temyiz yolu da açılabilmesine de CMK. 286 maddelerinde yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Hukukuna esas alınan delillerin takdirindeki “vasıtasızlık” ilkesi gereğince, ikincil derece yargılama yapan istinaf maddi meseleyi tekrar inceleyerek gerçeğe ulaşabilmektedir. Eğer ilk derece mahkemesinde maddi olgunun tespitinde bir hata yaptığı kanaatinde ise olay yargılaması yaparak, duruşma sonunda önceki hükmü kaldırmak suretiyle yeni hüküm kuracaktır.</p>

<p>Usul hukukumuza göre istinaf kanun yoluna başvurulduğunda, Bölge Adliye Mahkemesinin görevli dairesi, istinaf edilen hükümleri ön incelemeden geçirdikten sonra eksiklik yoksa esas incelemesi yapar. Bu inceleme sonucunda dosyanın tekemmül ettiğini, delillerin ve usuli işlemlerin tam olduğunu, hükümde usule ve esasa ilişkin aykırılık bulunmadığını ve ispat bakımından ilk derece mahkemesi kararının yerinde olduğunu gördüğü taktirde istinaf başvurusunun esastan reddine karar verir. İkinci halde; hükümde CMK’nın 303. maddesinin 1. fıkrasının (c, e, f, g, h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde duruşma açmaksızın dosya üzerinden hukuka aykırılığı gidererek (düzeltme yaparak) istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilebilecektir. üçüncü halde ise; dosya üzerinden yapılan incelemede CMK’nın 289. maddesindeki hukuka kesin aykırılık hallerinin varlığı saptanırsa bozma kararı verilerek dosya ilk derece mahkemesine gönderilecektir. Dördüncü halde ise, ilk derece mahkemesinin verdiği hükümde maddi meselede sonucu etkileyen bir hata veya önemli bir hukuka aykırılığın bulunduğunu tespit eder, bu hukuka aykırılıklar CMK’nın 289. maddesi kapsamında bulunmazsa, davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine karar vermesi gerekecektir.</p>

<p>Görüldüğü üzere; Bölge Adliye Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan usul hükümlerine göre ancak mutlak hukuka aykırılık hallerinde bozma kararı verebilecektir. İlk derece mahkemesinin delillerin değerlendirilmesinde ve maddi olgunun kabulündeki hata nedeniyle bozma kararı verilemeyecektir, bu halde duruşma açarak davayı yeniden görmek suretiyle hatayı kendisi giderilecektir.</p>

<p>İstinaf sonrası hüküm temyiz edildiğinde, temyiz incelemesi hükmün hukuki yönüne ilişkin olacaktır. Temyiz nedeni olan hukuka aykırılık CMK’nın 288/1 maddesi gereğince “bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması” olarak tanımlanmıştır. Bir hukuk normunun uygulanmaması da hukuka aykırılıktır. Kural olarak hukuki denetimde, olay mahkemesinin duruşmada ortaya konulan deliller çerçevesinde vicdani kanaatine göre maddi meseleyi ortaya koymasına karışmayacaktır. Ancak maddi gerçeğin araştırılmasında hukuk devleti ilkelerine riayet edilmeli ve tarafların hakları ihlal edilmemelidir. Usul hukuku normlarına aykırılık gibi, maddi meseleye ilişkin olan normlara aykırılıkta hukuka aykırılıktır. Bunların arasında olayın daha ziyade aydınlatılabilmesi için kovuşturmanın genişletilmesi gerekliliğine uyulmaması maddi denetleme niteliğinde kabul edilemeyeceğinden bozma konusu yapılabileceği gibi, delillerin değerlendirilmesi ve maddi olayın tespitinde akla mantığa ve bilme aykırı kabullerin temyiz denetimine konu edilmesi maddi denetim kapsamında görülmeyecektir. Olay mahkemesi hüküm verirken beyan deliline ya da belge deliline dayanabilir. Beyan delili temyiz mahkemesince denetlenmesi mümkün değil ise de belge delili dosyada mevcut olduğundan kanun yolu mercileri tarafından denetlenmesi mümkündür. Yerel ve istinaf mahkemesi sanığın suçu işlediğine ilişkin sonuca varırken olay yeri tutanağı, ele geçen silah ve patlayıcılar hakkındaki rapor gibi belge delillerine dayanmıştır. Bu delillerin denetlenmesinde ilk derece ya da istinaf mahkemelerine göre temyiz mercii açısından herhangi bir dezavantaj söz konusu değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>1-28.08.2015 günü kolluk görevlileri tarafından yapılan kontroller esnasında, saat 16:45 sıralarında Sur ilçesi ... Sokak üzerinde bulunan bahçe kenarında sanıkla birlikte oturmakta olan üç kişiden birisinin olay mahallinden kaçarak uzaklaşması sebebiyle şüphelenen polis memurlarının sanıklar ... ... ve ... ile birlikte kaçan şahsın bahçede olabileceğini düşünerek arama yaptıkları, sanıkların da kolluk görevlilerine yardımcı oldukları, bahçe içinde terkedilmiş durumdaki kulübede suça konu silahlar ile patlayıcı maddelerin ele geçirildiği, olay yerinden kaçan şahsı önceden söylemeyen sanıkların daha sonra akrabaları ... ... olduğunu, hırsızlık suçu nedeniyle arandığı için kaçtığını beyan ettikleri, mülkiyeti TOKİ’ye ait olan bahçede sanık ...’ın meyve ağaçları dikip sebze ektiğini, zaman zaman gelen misafirlerini bahçede ağırladığı, elegeçen silahlar ve patlayıcı maddelerin bahçeye kim tarafından konulduğunu bilmediğini savunulması, bahçenin başkalarının girişini engelleyen bir kapısının dolayısıyla bahçenin sanığın hakimiyet alanında bulunmaması, sanığın arama esnasında kolluk görevlilerine refakat edip, silahlar ile patlayıcıların bulunduğu köpek kulübesinin kapısını göstermesi ve ele geçen silahlar ile patlayıcı maddeler üzerinde sanığın parmak izlerinin bulunmadığı, bir silah üzerinde parmak izi bulunan başka dosyada yargılanan suça sürüklenen çocuk ile bu sanıklar arasında irtibat kurulamadığı olayda;</p>

<p>İlk derece mahkemesince, bahçenin sanıkların mülkiyetinde olmaması, etrafının açık olup isteyen herkes tarafından kolayca girilip çıkılabilmesi, ele geçen silahlarda sanıklara ait parmak izinin bulunmaması ve sanıkların savunmasına göre hakimiyetleri altında bulunmayan bahçede ele geçen silahlardan sorumlu tutulamayacağı gerekçesiyle beraat kararı verilmiştir.</p>

<p>Bu karara karşı o yer Cumhuriyet savcısı tarafından Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesine istinaf talebinde bulunulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin ilgili dairesince; “Sanığın kullanımındaki bahçenin etrafının tel örgü ile çevrilmiş olması, sanığın kendisine ait köpeği kulübeye yakın 2-4 metre mesafeye bağlaması, bahçedeki ağaçların ve köpeğin bakımı ile piknik yapmak amacıyla gelip gittiğini belirtmesi ve nihayet olay günü de sanığın bahçedeyken kolluk görevlilerince yakalanmış olması, örgüte ait bu miktardaki silah, mühimmat ve örgütsel malzemenin örgüt üyeleri tarafından gelişi güzel rastgele ilgisiz bir yere bırakılmasının veya saklanmasının mümkün olmaması karşısında, bu hususların karar yerinde yöntemince tartışılıp sanığın hukuksal durumunu buna göre takdir ve tayini gerektiğini gözetilmeyerek sanığın savunmasına itibarla oluşa ve dosya kapsamıyla örtüşmeyen yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi” gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma sonrası ilk derece mahkemesi yapılan yargılama sonucunda bozma doğrultusunda bir kabule vararak sanık ...’ın TCK’nın 315/1 ve TMK’nın 5/1 maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>Yerel mahkeme ve istinaf dairesinin dosya kapsamındaki delilleri değerlendirmesi sonucunda varmış olduğu kabül ile sanığın suçunun subut bulduğu kabul edilmiş ise de; Yargıtay Ceza Daireleri ve Ceza Genel Kurulunun bir çok kararında vurgulandığı üzere; ceza hukukunun genel prensibi "kuşkudan sanık yararlanır" ilkesidir. Bir suçtan cezalandırılmanın temel koşulu suçun kuşkuya yer verilmeyecek şekilde ispat edilmesine bağlıdır. Kuşkusu tam olarak aydınlatılmamış olaylar ve iddiaların sanık aleyhine yorumlanarak mahkumiyet hükmü kurulamayacağı, toplanan kanıtların bir kısmına itibar edilip, diğerlerinin gözardı edilerek ulaşılan olası kanıya göre değil, kesin ve açık bir ispata dayanması ve ispatın başka türlü oluşa imkan vermeyecek açıklıkta olması gerektiği, yüksek de olsa bir olasılığa dayalı olarak sanıkların cezalandırılması ceza yargılamasında maddi gerçeğe ulaşmadan varsayıma dayalı hüküm vermek anlamına geleceği, bu nedenle ceza yargılamasında mahkumiyetin her türlü kuşkudan uzak kesin delile dayanması gerektiği, adli hataların önüne geçebilmenin başka yolunun da bulunmadığı gözetilerek, dosya kapsamında bulunan delil ve belgelere dayanılarak suçun sübutu bakımından ilk derece mahkemesinin farklı Bölge Adliye Mahkemesi ilgili ceza dairesinin farklı sonuca varmış olması karşında; sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak kesin ve inandırıcı delillerle tespit edilmesi bakımından, gerektiğinde tutanak tanıkları da hazır bulundurulmak ve bilirkişi dinlemek suretiyle olay mahallinde keşif yapılarak TOKİ’ye ait olup bir kısmı sanığın geçici kullanımında olan bahçenin başkalarının girişini engelleyecek tarzda tel örgü ile çevrili olup olmadığı, kapısının kilitli bulunup bulunmadığı, silahların ve patlayıcı maddelerin bulunduğu kulübenin içerisine başkaları tarafından bu maddelerin kolaylıkla konulup konulamayacağı, sanığa ait köpeğin bu yerde sürekli olarak bağlı olup olmadığı, köpeğin varlığına rağmen yabancılar tarafından kulübeye girilip girilemeyeceği, olay mahallinden kaçtığı beyan edilen ... ...’ün hırsızlık ya da başka suçtan kolluk tarafından aranmasının olup olmadığı araştırılarak toplanacak deliller ve bilirkişi mütalaasına göre sanığın hukuki durumunun takdiri gerekirken eksik araştırmayla yazılı şekilde sanığın mahkumiyetine hükmedilmesi,</p>

<p>2-Kabul ve Uygulamaya göre de;</p>

<p>İlk derece mahkemesinin hükmünde CMK 289. maddesinde yazılı hukuka kesin aykırılık hali tespit edilmediği gibi, suçun sübutunda hata yapıldığı kabul edilmesine rağmen duruşma açılarak yargılama yapılması ve oluşan sonuca göre bizzat karar verilmesi yerine, ilk derece mahkemesinin hükmünün bozulmasına karar verilerek CMK 281/1-d,e bentlerine muhalefet edilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafilerinin temyiz dilekçesi ile duruşmalı inceleme sırasında ileri sürdüğü temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebeplerden dolayı BOZULMASINA, bozma nedenine ve mevcut delil durumuna göre sanığın TAHLİYESİNE, başka suçtan hükümlü veya tutuklu bulunmadığı takdirde DERHAL SALIVERİLMESİNİN sağlanması için ilgili yer Cumhuriyet Başsavcılığına müzekkere yazılmasına, 12.04.2018 tarihinde üye ...'ın hükmün onanması gerektiğine dair muhalefeti ve oy çokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY:</strong></p>

<p>Sanık hakkında TCK'nın 315, 62, 53, 54, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca mahkumiyetine ilişkin hükmün bozulmasına ilişkin sayın çoğunluğun kararına iştirak etmek mümkün olmamıştır.</p>

<p>Sanık ve kardeşi ... ... haklarında 315/1, 53, 54, 58/9, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış; açılan bu dava üzerine Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların eylemi sabit olmadığından 31.01.2017 tarihinde beraat kararı verilmiş, verilen karar sanık yönünden Cumhuriyet savcısı tarafından sanığın suçunun sabit olduğu gerekçesi ile istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi tarafından Anayasanın 141/3 CMK'nın 34, 230, 289/1. maddeleri gerekçe gösterilerek sanığın kullanımındaki bahçenin etrafının tel örgü ile çevrili olması, sanığın köpeğini kulübeye 2-4 mesafede bağlaması, sanığın bahçedeki ağaçlar ve köpeğin bakımı için gelip gittiğinin ifade edilmesi ve nihayet sanığın bahçede iken yakalanmış olması, örgüte ait olduğu tespit edilen silah mühimmat ve malzemenin gelişigüzel rastgele ve ilgisiz yere bırakılmasının ve saklanmasının mümkün olmaması karşısında, bu hususlar karar yerinde yöntemince tartışılıp hukuksal durumunun buna göre tayin ve takdiri gerektiği gözetilmeden dosya kapsamı ile örtüşmeyen yasal ve yeterli olmayan gerekçe ile yazılı şekilde karar verildiğinden bahisle 11.04.2017 tarihinde bozulmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin bozma kararı üzerine bozmaya uyulmasına karar veren Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkmesi sanık hakkında TCK'nın 315, 62, 53, 54, 63, 3713 sayılı Kanunun 5 maddeleri uyarınca 17.07.2017 tarihinde mahkumiyet kararı vermiştir. Bu kararın sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 04.10.2017 tarihinde istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir. İstinaf mahkemesinin bu kararı duruşmalı olarak temyiz edilmekte olup temyiz konusu karar ilk derece ve bölge adliye mahkemesinin esastan ret kararına ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay ve yakalama tutanağından PKK terör örgütünün bölge genelinde bir çok silahlı ve EYP saldırıları gerçekleştirmesinden sonra örgütün kadro tabir edilen mensuplarının şehir merkezine gelerek eylemleri organize ettiği bilgileri üzerine Sur ilçesi bölgesinde meydana gelebilecek saldırı ve eylemlerin önlenmesi kapsamında, yapılan çalışmalar sırasında Sur ilçesi ... sokak üzerinde bahçe kenarında üç kişinin tabureler üzerinde oturdukları esnada, 20-25 yaşlarında olan kişinin görevlileri görünce, bahçenin yan tarafından Hevsel bahçeleri yönüne kaçtığı görülmesi üzerine görevlileri görünce kaçan kişi ile birlikte görülen sanık ile hakkında beraat kararı kesinleşen kardeşi ... yakalanmışlar, yakalanan kişilere kaçan kişinin kim olduğu sorulmuş yakalanan sanık ve ... kimsenin kaçmadığını, sadece kendilerinin olduğunu beyan etmişler ve çelişkili cevaplar üzerine bahçe sahibinin kim olduğu sorusuna, bahçenin tapulu sahibinin olmadığını burayı kendilerinin sahiplendiğini içerisine ağaç dikip tarımsal ekim ile değerlendirdiklerini, bahçeyi kendilerinin kullandığını beyan etmişler ve çelişkili beyanda bulunmaları üzerine kaçan şahsın bahçede yakalanabileceği düşünülerek yakalama çalışmasına sanık ve ... ... de olduğu halde başlanılmış, bahçenin Dicle nehrine doğru ot ve çalılarla çevrili olarak 4 kademeden oluştuğu, bahçenin ağaçlı ve sebze ekili olduğu birinci kademede mutfak olarak kullanılan barakanın olduğu 3 ve 4. kademelerde herhangi bir yapı bulunmadığı, 4 kademede ise tuvalet ve bir köpek kulübesinin olduğu, kaçan kişinin belirtilen yere girmiş olabileceği düşünülerek, bahçenin kontrolüne başlandığı 4. kademede bulunan köpek kulübesinin dış görünüş itibariyle kapısının gözükmediği, arama sırasında bulunan şahısların kulübenin kapısının bahçenin dış kısmına doğru çevrilmiş olduğunu söylemeleri üzerine külübenin etrafında bulunan çalı ve otlar alınarak yapılan kontrolde içerisinde uzun namlulu silahlar el yapısı bomba ve roketatarlar ve diğer malzemeler görülerek el konulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ekspertiz raporuna göre ele geçen silahlar 16.01.2015 ... sokak ... otel önünde güvenlik güçlerine silahlı saldırı, 22.08.2015 tarihinde ... sokak ... kapı sokak kesişiminde güvenlik güçlerine silahlı saldırı ve 22.08.2015 tarihinde ... sokak ... bahçe 1 sokak kesişiminde bombalı roketatarlı saldırı eylemlerinde kullanıldığı tespit edilmiş, yine bu silahlardan bazıları 07.05.2011; 14.08.2013; 16.12.2014; 18.12.2014; 17.12.2014; 16.12.2014; 29.10.2014; 20/21.10.2014 tarihli eylemlerde kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Olay yerinde ele geçirilen ... seri nolu silah üzerinde ve ... Halk dergisi üzerinde eylemlere katıldığı için soruşturması devam eden ... ... parmak izi ile birlikte çok sayıda başka kişilere ait parmak izi tespit edilmiştir.</p>

<p>... ... duruşmada SEGBİS ile alınan ifadesinde silah ve mühimmatlarla ilgisinin olmadığını Sur bölgesine gittiği dönemlerde maskeli silahlı kişileri gördüğünü ancak bu temasının olmadığını beyan etmiştir. ... ... hakkında TCK'nın 314/2, 174/1-2 ve 6136 sayılı Kanunun 13/2 maddelerinden açılan dava bu dava ile birleştirilmiş ise de Yargıtay Yüksek 5. Ceza Dairesi birleştirmeye yer olmadığına karar vermiştir.Sanık savunmasında yakalama öncesinde kaçan kişinin ...olduğunu kendisi kaçtığında</p>

<p>arkasından ateş edileceğini düşünerek ismini vermediğini emniyete gidince hırsızlık suçundan arandığını öğrenip emniyette ismini verdiğini, etrafı çevrili bahçeye haftada iki kez gittiğini, orada misafirlerini ağırladığını kangal köpeğin kendisine ait olduğunu, köpek kulübesi denilen yerin köpek kulübesi değil bahçe malzemelerini saklamak için kullanılan yer olduğunu, köpeği bu kulübeye hiç bağlamadığını köpeğin bu kulübeye 3-4 metre mesafede bağlı olduğunu ele geçen silah malzeme ile ilgisinin olmadığını bahçenin TOKİ arazisi olup ağaçları kurumasın diye kendisinin suladığını, evinin bahçeye 400 metre mesafede olduğunu diğer sanık ... kardeşi olup bahçe ile ilgisinin olmadığını olaydan 25-30 dakika önce oğlu ile geldiğini beyan etmiş ... de sanık gibi beyanda bulunmuştur.</p>

<p>Yine hakkında beraat kararı kesinleşen ... de başka suçtan araması olduğu için kaçtığını, bahçedeki ağaçların bakımını ...'ün yaptığını ve ... misafirleri geldiğinde bahçeye götürüp ağırladığını beyan etmiştir. Olay yeri inceleme raporundan olay yeri görüntülerinin çekildiği anlaşılmakla birlikte dosya içerisinde bulunan CD zarar gördüğünden çalıştırılamadığı anlaşılmış olmakla birlikte dosya içerisinde kroki ve resimlerin bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öncelikle ilk derece mahkemesince verilen beraat kararının Cumhuriyet savcısı tarafından istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesince hükmün yeterli gerekçeyi içermemesi nedeniyle bozmasına ilişkin temyiz incelemesinin yapılması mümkün değildir. Zira usule ilişkin bu husus temyiz konusu edilmemiş olup, CMK'nın 288, 294, 301. maddeleri uyarınca bu konuda temyiz incelemesi yapılamayacaktır.</p>

<p>Velev ki olayda CMK'nın 302/3 maddesi kapsamında bir saptama yapılabileceğini kabul etsek bile istinaf aşamasında bozulmuş olan ilk derece mahkemesinin kararı istinaf bozması ile bütün geçerliliğini yitirmesi bozma sonrası ilk derece mahkemesinin bölge adliye mahkemesinin bozma kararına uyarak yeni bir hüküm tesis etmiş olması ve bölge adliye mahkemesince bozmadan sonra ilk derece mahkemesinin kurduğu yeni hükmün istinaf edilmesi üzerine esastan ret kararı verdiği nazara alındığında bu hususun temyizen incelenmesi de mümkün değildir. Zira ilk derece mahkemesinin beraat hükmünün gerekçesi yeterli görülmediğinden olay tarihinde yürürlükte bulunan CMK'nın 280/b maddesi uyarınca bozulmuştur. Hükmün yeterli gerekçeyi içerip içermediği rolatif bir değerlendirme olup ilk derece mahkemesi, bölge adliye mahkemesinin bozma kararına uymuş ve yeni bir karar vermiştir. Verilen bu karar, bölge adliye mahkemesince istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiş ve bu karar temyiz edilmiştir. Bu safhada bölge adliye mahkemesinin rolatif değerlendirme içeren ilk bozma kararının yerinde olup olmadığının temyizen incelenmesi mümkün değildir.</p>

<p>Gerek ilk derece ve gerekse bölge adliye mahkemelerinde bu vakıanın hükme dayanak yapılıp yapılmayacağı hususunda tüm deliller toplandıktan sonra her türlü kuşkudan uzak tam bir vicdani kanı ile vakıanın kabulü gerekecektir. Eğer bu vakıa yeterli araştırma yapılmadan kabul edilmiş ise hükme dayanak yapılan bu vakıanın tespiti yönünden temyiz incelemesinde eksik araştırma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozma kararı verilmesi sonucu itibariyle hukuki denetim içinde kabul edilmesi gerekir. Temyiz incelemesinde eksik araştırma nedeniyle bozma kararı verilmesi mümkün olmakla birlikte dosyanın geçirdiği safahat ve suç tarihi nazara alındığında olay yerinde keşif yapılması olaya bir yenilik katmayacaktır. Sayın çoğunluğun eksik incelemeye dayanan bozma gerekçesi esas itibarıyla temyiz incelemesinde CMK'nın 288 kapsamı dışında kalan maddi denetim kapsamında derlendirilebilecek niteliği haiz olup bu nedenle de sayın çoğunluğun bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olayı incelediğimizde; sanığın bahçe üzerinde tasarrufta bulunduğu ve bahçeyi kullandığı hususunda bir kuşku yoktur. Nitekim sanık ve kardeşi bahçe önünde otururlarken yanlarında bulunan kişinin kaçması güvenlik kuvvetlerinin dikkatini çekmiş bunun üzerine sanık ve kardeşinin yanlarına gidildiğinde, sanık ve kardeşi kaçan kişinin kim olduğu hususunda beyanda bulunmadıkları gibi kimsenin kaçmadığında ısrar etmişler ve kaçan kişinin kimliğini emniyet ifadelerine kadar gizli tutmuşlardır. Bahçede arama, kaçan kişinin yakalanması amacına yönelik olarak sanıkta refakatte olduğu halde yapılmıştır. Silahlar bahçe içerisinde 4 kademede çalı ve otlarla kapatılmış köpek kulübesinde bu çalı ve otlar kaldırıldığında bulunmuştur. Sanığın ifadesinden sanığa ait köpek bu kulübeye 3-4 metre mesafede bağlı tutulduğu anlaşılmaktadır. Aynı 4 kademede kulübeye yakın yerde tuvalette mevcuttur. Sanık köpeğin ve ağaçların bakımını kendisi yaptığını ifade etmektedir. Köpek kulübesi içerisinde bulunan uzun namlulu silahlar, roketatar ve diğer patlayıcılar ile malzemelerin yapılan balistik incelemesinden bu silahların bir çok terör eyleminde kullanıldığı sabittir. PKK terör örgütünün suç tarihini de kapsayacak dönemde çok yoğun silahlı saldırı ve eylemlerinin olduğu bu kapsamda çalışmalar yapılması sırasında silah ve patlayıcılar yakalanmıştır. Örgütün stratejisi gereği bu şekilde eylem silahlarının güvenilir olmayan ortamlarda muhafaza edilmesi mümkün değildir. Ele geçen silahlardan bir tanesinin suç tarihinden sadece 6 gün önce bir silahlı saldırı eyleminde kullanıldığı anlaşılmaktadır. Bahçenin etrafı çit ve çalılarla çevrili olup silahların saklandığı köpek kulübesinin 3-4 metre yanında sanığa ait kangal köpeğinin bağlı bulunması kulübenin çalı ve otlarla kapatılmış olması sürekli bahçede bağlı olan köpeğin bakımının sanık tarafından yapılması ve sanığın bizzat silahlar yakalanmadan önce kaçan kişinin kimliğini gizlemesi ve silahların yakalanma şekli nazara alındığında ilk derece ve bölge adliye mahkemelerinin suçun sübutu yönündeki kabul ve değerlendirmelerinde bir isabetsizlik bulunmadığı cihetle hükmün onanması düşüncesiyle sayın çoğunluğun hükmün bozulması ve sanığın tahliyesi yönündeki düşüncesine katılmıyorum.</p>

<p><strong>TEFHİM ŞERHİ:</strong></p>

<p>12.04.2018 tarihinde verilen iş bu karar, Yargıtay Cumhuriyet savcısı ... ... huzurunda, duruşmada sanık ...’ün savunmasını yapmış bulunan Av. ... .... ve Av. ...'in yokluklarında, 18.04.2018 tarihinde usulen ve açık olarak tefhim olundu.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-16-ceza-dairesinin-201885-e-20181105-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="23098"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2013/2995 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 20/2/2014 tarihli ve 2013/2995 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="4" style="color:#010000">TÜRKİYE CUMHURİYETİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="5" style="color:#010000">ANAYASA MAHKEMESİ</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">MEHMET YAVUZ BAŞVURUSU</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">(Başvuru Numarası: 2013/2995)</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar Tarihi: 20/2/2014</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BİRİNCİ BÖLÜM</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">KARAR</span></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="33">
   <td height="33" width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başkan</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Serruh</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> KALELİ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Üyeler</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Zehra Ayla PERKTAŞ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Burhan ÜSTÜN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Nuri NECİPOĞLU</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Hicabi</span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> DURSUN</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Raportör</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Şebnem NEBİOĞLU ÖNER</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mehmet YAVUZ</span></p>
   </td>
  </tr>
  <tr height="30">
   <td height="30" valign="top" width="160">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Vekili</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="13">
   <p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">:</span></strong></p>
   </td>
   <td height="30" valign="top" width="667">
   <p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Av. Ferruh ONUR</span></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">I.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURUNUN KONUSU</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafı olduğu hukuk davasına ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmadığını, yargılamanın adil olmadığını ve yargılamanın sonucu itibarıyla mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle, ihlal sonuçlarının ortadan kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">II.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">BAŞVURU SÜRECİ</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru, 24/4/2013 tarihinde Antalya Kadastro Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Birinci Bölümün Birinci Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">4.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Bölüm tarafından 10/10/2013 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">5.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 10/12/2013 tarihli görüş yazısı 26/12/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş olup, başvurucu tarafından Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyanda bulunulmamıştır.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">III.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">OLAY VE OLGULAR</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Olaylar</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">7.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucuya ait Kütahya ili Tavşanlı ilçesi Köprücek köyünde kain 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin iptali istemiyle, 5/5/2006 tarihinde Tavşanlı Kadastro Mahkemesinde tespite itiraz davası açılmıştır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">8.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen dava Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kaydedilmiş, Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin 20/10/2009 tarih ve E.2006/855, K.2009/943 sayılı kararı ile, davacı tarafından davanın takipsiz bırakıldığından bahisle karar verilmesine yer olmadığına hükmedilmiş ve karar 9/12/2009 tarihinde kesinleşmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">9.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Belirtilen davanın davacısı tarafından, 12/2/2010 tarihinde Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinde tapu iptal ve tescil talebiyle aynı taşınmazı konu alan yeni bir dava açılmış, açılan bu dava Mahkemenin E.2010/178 sırasına kaydedilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">10.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 14/7/2010 tarih ve E.2010/178, K.2010/800 sayılı kararı ile, davalılardan biri hakkındaki davanın husumet yoluğundan, başvurucuya yönelik davanın ise esastan reddine karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">11.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulmuş, bozma ilamı sonrasında davanın Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 1/6/2012 tarih ve E.2011/1092, K.2012/548 sayılı kararı ile, davanın kabulüne ve başvurucuya ait 162 ada 42 parsel sayılı taşınmazın tapusunun 235.16m2’lik kısmının iptali ile davacı adına tapuya tesciline karar verilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">13.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Karar temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı ilamı ile onanmıştır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">14.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Onama ilamı başvurucu vekiline 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İlgili Hukuk</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">15.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “<i>Usul ekonomisi ilkesi</i>” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”</span></i></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">IV.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">İNCELEME VE GEREKÇE</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">16.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkemenin 20/2/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 24/4/2013 tarih ve 2013/2995 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun İddiaları</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">17.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, kendisine ait taşınmaza ilişkin olarak yürütülen ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını, keşif ve bilirkişi raporuna karşı yaptığı itirazlarının ve taleplerinin mahkemelerce karşılanmadığını, bu duruma bağlı olarak dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Değerlendirme</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Kabul Edilebilirlik </span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">18.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafı olduğu ve 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. </span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">i. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyasına ilişkin olarak</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">19.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık düzenleme karşısında, anılan tarihten önce kesinleşmiş nihaî işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının genişletilmesi mümkün değildir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">21.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin gereğidir (B. No. 2012/51, 25/12/2012, § 18).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">22.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında, makul sürenin tespitinde nazara alınacak sürenin başlangıç tarihi olarak Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sırasına kayıtlı dava tarihini esas almış olmakla beraber, 5/5/2006 havale tarihli dava dilekçesi ile yargılamasına başlanılan E.2006/855 sayılı davanın 20/10/2009 tarihli celsesinde davacı tarafça yargılamanın takip edilmeyeceğinin beyan edilmesi üzerine, uyuşmazlık hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm tesis edildiği ve gerekçeli kararın başvurucuya 23/11/2009 tarihinde tebliğ edilmesini takiben, 9/12/2009 tarihinde kesinleştiğine dair şerh verildiği görülmekle, başvurucunun belirtilen dava evrakına yönelik makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının incelenmesinin, Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi kapsamı dışında kaldığı anlaşılmaktadır. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">23.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan nedenlerle, başvuru konusu kararın bireysel başvuruların incelenmeye başlandığı tarih olarak belirlenen 23/9/2012 gününden önce kesinleşmiş olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">ii. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyasına ilişkin olarak</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">24.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">25.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru evrakı kapsamından, başvurucunun yargılamanın adil olmadığı yönündeki şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Esas İnceleme</span></strong></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">a. Yargılama Süresinin Makul Olmadığı İddiası</span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">26.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, 2006 tarihinde açılan hukuk davasının 2013 yılında sonuçlandırıldığını beyan ederek, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucunun iddiasına konu ettiği Tavşanlı Kadastro Mahkemesi’nin E.2006/855 sırası üzerinde yürütülen yargılama faaliyeti açısından, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiş olmakla, belirtilen iddia açısından değerlendirmeye alınacak yargılama süreci Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası kapsamında yürütülen süreçtir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">27.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkına ilişkin kararlarına atfen, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası açısından görüş sunulmasına gerek görülmediği bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">28.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un “<i>Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi</i>” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">29.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">6216 sayılı Kanun’un “<i>Esas hakkındaki inceleme</i>” kenar başlıklı 49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir: </span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bölümlerin, bir mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">30.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">31.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 40).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">32.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">33.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 46). </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">34.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">35.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iki adet taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle genel yetkili mahkemelerde açılan bir tapu iptali ve tescil davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 49).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">36.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 12/2/2010 tarihidir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">37.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012 tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren geçen süredir.(B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 51).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">38.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sürenin bitiş tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup, bu tarih mevcut başvuru açısından Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin E.2013/901 ve K.2013/1041 sayılı onama ilamı tarihi olan 18/2/2013 tarihidir (B. No. 2012/13, 2/7/2013, § 52).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">39.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafına dayanan bir tapu iptal ve tescil davası olduğu, 12/2/2010 havale tarihli dava dilekçesi üzerine Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2010/178 sırasına kaydı yapılan davanın 15/2/2010 tarihli tensip zaptı ile birlikte dava evrakının ikmaline başlanıldığı, devam eden celsede taraflara delil ibrazı hususunda mehil verilerek 8/7/2010 tarihinde yapılan keşfi takiben 14/7/2010 tarihli celsede başvurucu hakkındaki davanın esastan, diğer davalı hakkındaki davanın ise husumet yokluğundan reddine karar verildiği, ilk derece mahkemesi kararı temyiz edilmekle Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 27/6/2011 tarih ve E.2010/7393, K.2011/3892 sayılı kararıyla başvurucu yönünden bozulduğu, bozma ilamı sonrasında Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sırasına kaydı yapılan davanın 11/10/2011 tarihli tensip zaptı sonrasında, bozma ilamına uyulmasına karar verilerek, ilam gereğince evrak ikmaline başlanıldığı, 30/4/2012 tarihinde icra edilen keşif sonrasında, 1/6/2012 tarihli celsede davanın kısmen kabulü ile, başvurucuya ait taşınmazın tapusunun 235,16 m2’lik kısmının iptaline ve davacı adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 18/2/2013 tarih ve E.2013/901, K.2013/1041 sayılı kararıyla onandığı, onama kararının 17/4/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edildiği ve karar düzeltme kanun yoluna başvurulmadığı anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">40.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu yargılamanın iki adet taşınmaza ilişkin sınır ihtilafı nedeniyle yetkili sulh hukuk mahkemesinde görülen bir mülkiyet uyuşmazlığı olduğu, iki davalı aleyhine açılan davada iki defa taşınmaz başında keşif icra edilerek bilirkişi raporu temin edildiği, yargılama kapsamında uyuşmazlığa ilişkin olarak ilk derece mahkemesince iki defa karar verildiği, belirtilen kararların iki defa Yargıtay denetiminden geçtiği, bu inceleme süreçlerinin toplamda üç yıl altı günlük bir süreyi kapsadığı, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu ve başvuru konusu olayda uygulanması gereken usul hükümleri nazara alındığında, söz konusu iki dereceli yargılama prosedüründe geçen üç yıllık yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmaktadır.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">41.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yukarıda açıklanan nedenlerle, başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin yargılama süresinin makul süreyi aşmadığı ve başvuruya konu uyuşmazlığın karara bağlanmasının yargılama makamlarının tutumu nedeniyle geciktirildiğine dair bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">b. Yargılamanın Adil Olmadığı İddiası </span></strong></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">42.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu, maliki olduğu taşınmaza ilişkin olarak yürütülen yargılamada ileri sürdüğü talep ve itirazlarının mahkemelerce karşılanmadığını, bu kapsamda dava sürecinde yapılan maddi vakıalara ilişkin değerlendirme ve tespitlerin yanlış olduğunu ve dava neticesinde davacı lehine taşınmazının yüzölçümünde azalma meydana getirildiğini belirterek, Anayasa’nın 35 ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">43.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların esasen, hatalı değerlendirmeler içerdiği iddia edilen bilirkişi raporu karşısında, yeniden keşif yapılarak bilirkişi raporu temin edilmesi ve başvurucu tarafından dosyaya sunulan harita ve kadastro mühendisi raporunda yer alan aksi yöndeki tespitler de tartışılarak, taşınmazların sınırına ilişkin değerlendirmenin yeniden yapılması yönündeki itiraz ve taleplerinin derece mahkemelerince karşılanmadığı noktasında toplandığı anlaşılmakla, belirtilen iddiaların gerekçeli karar hakkı kapsamında değerlendirilmesi uygun görülmüştür. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">44.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun davaya katılma hakkına riayet edildiği, yargılama süreci boyunca hakkını savunmak için görüşlerini sunma imkânı bulduğu, başvurucunun iddialarının mahkeme tarafından esastan incelendiği, bir temel hak ve özgürlük ihlal edilmedikçe, yerel mahkemeler tarafından yapılan maddi ve hukuki hataların bireysel başvuru incelemesine konu edilemeyeceği, mülkiyet iddiası açısından ise, öncelikle 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi kapsamında tazminat davası açma imkânının bulunduğunun ve ihtilafın iki özel kişi arasında görülmekte olduğunun nazara alınması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">45.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No. 2012/1049, 26/3/2013, § 18)</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">46.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın “<i>Hak arama hürriyeti</i>” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</span></i><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000"> </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">47.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın “<i>Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması</i>” kenar başlıklı 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">48.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sözleşme’nin “<i>Adil yargılanma hakkı</i>” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</span></p>

<p><i><span face="Times New Roman" size="2" style="color:#010000">“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”</span></i></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">49.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri olup, Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşmenin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşmenin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı gibi ilke ve haklara, Anayasanın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No. 2012/13, 2/7/2013,§ 38). Ayrıca, hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli karar hakkı Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca, mahkemelerin uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. </span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">50.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkeme kararlarının gerekçeli olması, kanun yoluna başvurma olanağını etkili kullanabilmek ve mahkemelere güveni sağlamak açısından, hem tarafların hem kamunun menfaatini ilgilendirmekte olup, kararın gerekçesi hakkında bilgi sahibi olunmaması, kanun yoluna müracaat imkânını da işlevsiz hale getirecektir. Bu nedenle mahkeme kararlarının dayanaklarının yeteri kadar açık bir biçimde gösterilmesi zorunludur.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">51.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Mahkeme kararlarının gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından birisi olmakla beraber, bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır. Bunun yanı sıra, kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması da bu hakkın ihlal edildiği şeklinde yorumlanmamalıdır. Kanun yolu mahkemelerince verilen bu tür kararların, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanması gerekmektedir (B. No. 2013/1213, 4/12/2013,§ 26; Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. <i>Ruiz</i><i> Torija/İspanya</i>, B. No. 18390/91, 09/12/1994, §§ 29,30; <i>Hiro</i><i> Balani/İspanya</i>, B. No. 18064/91, 09/12/1994, § 28; <i>Georgiadis</i><i>/Yunanistan</i>, B. No. 21522/93, 29/05/1997, §§ 40-43; <i>H.A.L./Finlandiya</i>, B. No. 38267/97, 27/01/2004, §§ 50-51; <i>X/Yunanistan</i>, B. No. 8769/79, 16/07/1981; <i>Les</i><i> Travaux Du Midi/Fransa</i>, B. No. 12275/86, 02/07/1991).</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">52.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvuru konusu olayda, iki taşınmaz arasındaki sınır ihtilafı nedeniyle yürütülen yargılama neticesinde kurulan hükmün temyiz incelemesi sonucunda, Mahkemece yapılan araştırma, inceleme ve uygulamanın hüküm vermeye yeterli olmadığından bahisle bozulduğu, özellikle bozma kararında keşfen tatbiki gerektiği belirtilen ve davacı taşınmazının dayanak kaydı olan tapu kaydı kapsamının tayini yönünden yapılan keşif sonrasında alınan bilirkişi raporunda, başvurucunun taşınmazına dâhil olan 235,16 m2’lik kısmın davacının dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığının belirtildiği, ilk derece mahkemesi tarafından takdiri bir delil olan bilirkişi raporunun yanı sıra, dinlenilen tanık beyanları ve dayanak tapu kayıtları da nazara alınarak, başvurucuya ait taşınmazın bilirkişi raporunda belirtilen kısmının davacıya ait taşınmazın dayanak tapu kaydı kapsamında kaldığı ve taraf taşınmazları arasında bulunduğu iddia edilen ark ve dereye ilişkin olarak mahallinde somut olguların bulunmadığı belirtilerek davanın kısmen kabulüne karar verildiği, bu suretle başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen talebinin ilk derece mahkemesi kararında denetlenerek reddedildiği, ilk derece mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka uygun bulunmak suretiyle kanun yolu mahkemelerinin denetiminden geçerek kesinleştiği, bu kapsamda yerel mahkeme gerekçesini benimsediği anlaşılan kanun yolu merciince kararlarda ayrıntılı gerekçeye yer verildiği anlaşılmakla, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">53.</span><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki iddialarını ise yargılama neticesine dayandırdığı, özellikle derece Mahkemelerince yürütülen ve adil yargılanma hakkına riayet edilmediği iddia edilen yargılama neticesinde verilen kabul kararının taşınmazın yüz ölçümünde azalma meydana gelmesine neden olduğunun ve sonucu itibariyle mülkiyet hakkını ihlal ettiğinin iddia edildiği anlaşılmaktadır. Somut olayda olduğu gibi, özel kişiler arasındaki mülkiyet ihtilafları açısından, çoğu zaman mülkiyet hakkına klasik müdahale biçimlerinden biri söz konusu olmamakla beraber, bu hak kapsamında da yetkili makamlar için geçerli olan usulî özen yükümlülüğü, gerekli usulî güvenceleri sunan yargısal prosedürleri sağlamak ve bu suretle yargısal ve idari makamların özel kişiler arasındaki bir uyuşmazlıkta etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluğunu ifade etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz.<i> Novoseletskiy/Ukrayna</i>, B. No. 47148/99, 22/2/2005, § 102;<i> Sovtransavto Holding/Ukrayna</i>, B. No. 48553/99, 25/7/2002, § 96). Başvurucu tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiği hususundaki iddianın yargılamanın sonucuna dayandırıldığı ve yargılama sürecine ilişkin olarak yukarıda yapılan değerlendirme neticesinde (§§ 41-52<strong>)</strong> başvurucunun delillerinin ve iddialarının adil yargılanma hakkı çerçevesinde derece mahkemelerince ayrıntılı bir değerlendirmeye tabi tutularak karar verildiği tespit edilmiş olmakla, mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddianın ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">V.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">HÜKÜM</span></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Açıklanan gerekçelerle;</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">A.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Başvurucunun,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">1. Tavşanlı Kadastro Mahkemesinin E.2006/855 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının “<i>zaman bakımından yetkisizlik</i>” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">2. Tavşanlı Sulh Hukuk Mahkemesinin E.2011/1092 sayılı dosyası yönünden ileri sürdüğü makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">B.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">C.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</span></p>

<p><strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">D.</span></strong><strong><span face="Times New Roman" size="1" style="color:#010000"> </span></strong><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">Yapılan yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,</span></p>

<p><span face="Times New Roman" size="3" style="color:#010000">20/2/2014 tarihinde <strong>OY BİRLİĞİYLE</strong> karar verildi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132995-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 12:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/anayasaf1687165933022.jpeg" type="image/jpeg" length="76174"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Özkaya, Pakistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, ikili ilişkilerin geliştirilmesi kapsamında Pakistan’a çalışma ziyareti gerçekleştirdi. Anayasa Mahkemesi ve Pakistan Yüksek Mahkemesi arasında yargısal iş birliğine ilişkin mutabakat zaptının imzalandığı ziyaret kapsamında önemli temaslarda bulunan Başkan Özkaya ve beraberindeki heyet, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile de görüşme gerçekleştirdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi’nin daveti üzerine 7-9 Nisan 2026 tarihlerinde gerçekleştirilen ziyarette Başkan Kadir Özkaya’ya; Anayasa Mahkemesi Üyeleri Rıdvan Güleç ve Recai Akyel, Genel Sekreter Murat Azaklı ile diğer yetkililer eşlik etti.</p>

<p>Ziyaret kapsamında Anayasa Mahkemesi ile Pakistan Yüksek Mahkemesi arasında iş birliğinin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi ile belirlenen alanlarda çeşitli faaliyetler gerçekleştirilmesine yönelik mutabakat zaptı imzalandı.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, imza töreninde yaptığı konuşmada iş birliğinin yalnızca kurumsal ilişkileri değil Türkiye ile Pakistan arasındaki köklü dostluk bağlarını da yansıttığını ifade etti. Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkilerin tarihsel dayanışma ve kardeşlik temelinde şekillendiğini belirten Başkan Özkaya, “Türkiye ile Pakistan arasındaki ilişkiler, sıradan diplomatik ilişkilerin çok ötesinde tarihsel dayanışma, karşılıklı saygı ve kardeşlik duygularına dayanan güçlü bir dostluğun ürünüdür. Milletlerimiz tarih boyunca birbirlerinin sevinçlerini ve zor zamanlarını paylaşmış, ihtiyaç duyduklarında birbirlerine destek olmuştur. Bugün imzalayacağımız bu iş birliği anlaşması, ülkelerimiz arasındaki kadim dostluk bağlarının yüksek yargı organları seviyesindeki somut ve kıymetli bir yansımasıdır.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Anayasal yargı kurumlarının hukukun üstünlüğünün korunması, temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve demokratik hukuk devletinin güçlendirilmesi bakımından önemli bir sorumluluk üstlendiğini aktaran Başkan Özkaya, bu kapsamda farklı hukuk sistemleri arasında diyalog kurulmasının ve tecrübe paylaşımının önemine işaret etti.</p>

<p><strong>Uluslararası Yargı Diyaloğunu Son Derece Değerli Görüyoruz</strong></p>

<p>Başkan Kadir Özkaya; günümüzde anayasal yargının yalnızca ulusal hukuk düzenlerinin bir unsuru olmadığını, küresel ölçekte gelişen bir hukuk diyaloğunun parçası hâline geldiğini ifade etti. Başkan Özkaya, “Yüksek mahkemeler arasında tesis edilen kurumsal bağlar, ortak sorunlara kolektif çözümler üretmenin yanı sıra farklı hukuk pratiklerinden beslenmeyi de mümkün kılan bir tecrübe havuzu oluşturmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi olarak bizler uluslararası yargı diyaloğunu son derece değerli görmekteyiz.” dedi.</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesinin dönem başkanlığını yürüttüğü İslam Dünyası Anayasa Yargısı Konferansının (İDAY) anayasal yargı alanında iş birliği ve tecrübe paylaşımını geliştirmeyi amaçlayan önemli bir platform olduğunu dile getiren Başkan Özkaya, “Pakistan Yüksek Mahkemesinin bu Konferansın seçkin üyeleri arasında bulunması, kurumlarımız arasındaki köklü diyaloğun uluslararası platformlarda da ne denli sağlam bir zemine oturduğunun en somut göstergelerinden biridir.” ifadelerini kullandı. Her iki yüksek mahkemenin Asya Anayasa Mahkemeleri ve Muadili Kurumlar Birliği (AAMB) üyesi olduğunu da hatırlatan Başkan Özkaya, ortak üyeliklerin anayasal yargı alanında bölgesel ölçekte yürütülen iş birliğinin ve karşılıklı tecrübe paylaşımının güçlendirilmesi bakımından büyük önem taşıdığını kaydetti.</p>

<p><strong>Mahkemelerimiz Arasındaki İş Birliği, Ülkelerimiz Arasındaki Dostluğu da Daha İleriye Taşıyacaktır</strong></p>

<p>Pakistan Yüksek Mahkemesinin anayasal değerlerin korunmasına ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesine yönelik çalışmalarını takdirle takip ettiklerini belirten Başkan Özkaya, Mahkemeler arasında kurulacak iş birliğinin verimli sonuçlar doğuracağına olan inancını dile getirdi. Başkan Özkaya, konuşmasına şöyle devam etti: “Türkiye ile Pakistan arasındaki dostluk, yalnızca geçmişin güçlü bir mirası değil aynı zamanda geleceğe yön veren sağlam bir ortaklıktır. Bugün burada attığımız adım, bu ortaklığın hukuk alanındaki yeni ve önemli bir sayfasını açmaktadır. İnanıyorum ki Mahkemelerimiz arasında bugün tesis edilen ve güçlendirilen bu iş birliği, yalnızca iki yüksek mahkeme arasındaki ilişkileri değil aynı zamanda ülkelerimiz arasındaki köklü dostluğu da daha ileriye taşıyacaktır.”</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya, konuşmasının sonunda başta Gazze olmak üzere dünyanın farklı bölgelerinde yaşanan zulüm ve hak ihlallerine değinerek savaş ve çatışmaların bir an önce sona ermesi temennisinde bulundu.</p>

<p><strong>Bu Önemli Anlaşma Mahkemelerimiz Arasındaki İş Birliğini Artıracak, Kurumsal Bağları Güçlendirecek</strong></p>

<p>Pakistan Yüksek Mahkemesi Başyargıcı Yahya Afridi ise törende yaptığı konuşmada, Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyeti ağırlamaktan onur ve mutluluk duyduğunu ifade etti. Söz konusu anlaşmanın iki yüksek mahkeme arasında ileriye dönük bir iş birliği imkânı sağlayacağını kaydeden Başyargıç Afridi, “Bu önemli anlaşma mahkemelerimiz arasındaki iş birliğini artıracak, bilgi paylaşımını geliştirecek, hukukun üstünlüğünü ve kurumsal bağları güçlendirecektir. Geçtiğimiz yıl Anayasa Mahkemesinin 63. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla İstanbul’da gerçekleştirilen programa katılmak üzere Türkiye’ye bir ziyaret gerçekleştirdim. Şunu belirtmeliyim ki Türkiye’deki hukuk sistemi ve teknoloji beni çok etkiledi. Daha sonra Türkiye’den alanında uzman bir ekip Pakistan’a geldi ve onlarla birlikte çalışmalar gerçekleştirdik. Bu süre boyunca Sayın Başkan’ın değerli desteğini gördük. Ayrıca Türkiye’nin Pakistan Büyükelçisi İrfan Neziroğlu’nun katkılarını da özellikle takdir etmek isterim. Günümüzde mahkemeler artık tek başına çalışamaz. Teknoloji ve haklarla ilgili konular sürekli değişiyor. Bu nedenle ülkeler arasında iş birliği çok önemlidir. Bu anlaşma ile iş birliğimizi daha aktif hâle getirecek ortak çalışma grubu kurulacak. Pakistan ve Türkiye farklı sistemlere sahip olsa da demokrasi ve anayasa konusunda aynı değerlere sahiptir. Bu anlaşmanın iki Mahkeme arasında daha iyi bir iş birliği sağlayacağına inanıyorum. Gelecekte bu iş birliğinin sadece kurumlarımızı değil adaleti de güçlendirmesini diliyorum.” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>Anayasa Mahkemesi Heyeti, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ile Bir Araya Geldi</strong></p>

<p>Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif, Pakistan’da çalışma ziyareti için bulunan Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya ve beraberindeki heyeti kabul etti. Gerçekleştirilen görüşmede Başbakan Şahbaz Şerif, Anayasa Mahkemesi heyetinin Pakistan’da bulunmalarından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Türkiye ve Pakistan arasında yüzyıllardır süregelen kardeşlik ilişkilerine değinen Başbakan Şerif, adaletin daha hızlı sağlanması için her iki ülkenin teknolojinin kullanımına ilişkin potansiyele sahip olduğuna dikkat çekerek bu alanda deneyimlerin paylaşılmasının önemine vurgu yaptı. Anayasa Mahkemesi heyetinin ziyareti kapsamında imzalanan mutabakat zaptının da bu yönde atılan önemli bir adım olduğunu aktaran Başbakan Şerif; iki ülkenin iklim değişikliği, terörizmle mücadele, göç ve diğer alanlarda yasalar ve bunların uygulanması konularında da birbirlerinin deneyimlerinden yararlanabileceğine işaret etti.</p>

<p>Başkan Özkaya ise Pakistan’daki misafirperverlik için Başbakan Şerif’e teşekkürlerini iletti ve iki ülke halkları arasındaki güçlü bağlara dikkat çekti. Başkan Özkaya, 64 yıllık geçmişe sahip Anayasa Mahkemesinin deneyimlerini paylaşmak üzere Pakistan ile bir pilot proje başlatmaya hazır olduklarını belirtti.</p>

<p>Başkan Özkaya ve beraberindeki heyet, Kasım 2025’te kurulan Pakistan Federal Anayasa Mahkemesine bir ziyaret gerçekleştirdi. Burada Başkan Amin-ud-Din Khan ile bir araya gelen Başkan Özkaya, yeni kurulan Federal Anayasa Mahkemesinin Pakistan halkının hak ve özgürlüklerinin güvencesi olarak çok önemli bir görev üstlendiğini belirterek kendisine başarılar diledi.</p>

<p>Söz konusu ziyaretin iki ülke arasındaki hukuki ve kültürel bağları daha da güçlendirmek için önemli bir adım olarak tarihe geçeceğini belirten Başkan Özkaya, Türk Dünyası Anayasa Yargısı Konferansı (TÜRK-AY) Dönem Başkanı Azerbaycan Anayasa Mahkemesinin Pakistan Federal Anayasa Mahkemesini TÜRK-AY gözlemci üyesi olma yönündeki davetine ilişkin, “Davet bizleri ziyadesi ile memnun etmiştir. Bu konudaki ilerlemeleri yakinen takip edeceğimizi ve en kısa sürede TÜRK-AY’a gözlemci üye olmanız yönündeki desteğimizi de belirtmek isterim.” değerlendirmesini yaptı. Görüşmede ayrıca iki Mahkeme arasında iş birliği anlaşması yapılması konusunda da mutabık kalındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet, Pakistan Federal Hukuk ve Adalet Bakanlığını da ziyaret etti. Baş başa ve heyetler arası görüşmelerin gerçekleştirildiği ziyarette Bakan Azam Nazeer Tarar, Türkiye ve Pakistan arasında siyasi ve ekonomi başta olmak üzere diğer tüm alanlardaki güçlü ilişkilerin yargı alanında da geliştirilerek devam etmesine yönelik çalışmalara her türlü katkıyı vermeye hazır olduğunu belirtti. Bakan Azam Nazeer Tarar ayrıca yargı kurumları arasında karşılıklı çalışma ziyaretlerinin sürdürülmesi yönündeki temennilerini dile getirdi.</p>

<p>Başkan Kadir Özkaya ve beraberindeki heyet ayrıca Pakistan Başsavcısı Mansoor Usman Awan, Yüksek Mahkeme Barolar Birliği Başkanı Sayın Haroon-ur-Rashid, Lahor Yüksek Mahkemesi Başkanı Aalia Neelum ve Mahkeme üyeleri ile de bir araya geldi.</p>

<p>Başkan Özkaya ve beraberindeki heyetin Pakistan temaslarına, iki ülkenin yargı alanındaki iş birliğinin gelişmesine yönelik önemli çalışmalar yürüten Türkiye’nin Pakistan Büyükelçisi İrfan Neziroğlu da eşlik etti.</p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10191/1.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10192/2.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10193/3.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10194/4.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10195/5.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10196/6.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10197/7.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10198/8.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10199/9.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10200/10.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10201/11.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10202/12.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10203/13.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10204/14.jpeg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p>

<p><img src="https://anayasa.gov.tr/media/10205/15.jpg?width=450&amp;height=300&amp;mode=crop" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DÜNYADAN, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesi-baskani-ozkaya-pakistana-calisma-ziyareti-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 11:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/10-4.jpeg" type="image/jpeg" length="62471"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz: Savunma biat etmeyecek!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yargıya yönelik müdahalelere ve İzmir’de kurulmak istenen “ikinci baro” girişimlerine sert tepki gösterdi. Yılmaz, “Hukuksuzluğun kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen yaşıyoruz. Susmayacağız, korkmayacağız, biat etmeyeceğiz” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5 Nisan Avukatlar Günü, yargı bağımsızlığına yönelik tartışmaların ve avukatlara yönelik artan baskıların gölgesinde geçti. İzmir Barosu Başkanı Sefa Yılmaz, ülkedeki hukuk sistemine, savunma makamına yönelik müdahalelere ve baroları bölme girişimlerine sert tepki gösterdi. Süreci “hukuksuzluğun kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen” olarak niteleyen Yılmaz, avukatların mesleki faaliyetleri nedeniyle cezalandırıldığını vurgulayarak “Ne yazık ki son süreçte Avukatlar Günü’nü buruk kutlamaya devam ediyoruz. Çünkü gerçekten hukuksuzluğun artık bu ülkenin kanıksatılmaya çalışıldığı bir düzen şekli olması yönünde çok ciddi adımlar atıldığı, avukatların müvekkilleriyle özleşleştirildiği, avukatların sözel, fiziksel, ekonomik şiddetin yanında hukuksal şiddete maruz bırakıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Sadece görevini yaptığı için gözaltına alınıp tutuklanan meslektaşlarımız var. Katledilen meslektaşlarımız var. Savunma mesleğini istemeyen, adliyelerde adliye koridorlarında duruşma salonlarında yaka paça salonlardan ve koridorlardan atılan meslektaşlarımız var” diye konuştu.</p>

<p><strong>‘ÖTEKİLEŞTİREN BİR ANLAYIŞ VAR’</strong></p>

<p>“Geleceğimizi umutsuz hale getirmeye çalışan bir anlayış var” diye devam eden Yılmaz, “Bu anlayışa karşı da mücadele ediyoruz. Bu mücadelenin en temel taşı da bizim örgütlü gücümüz barolardır. O yüzden barolar üzerinde bir takım yasal düzenlemeler yapıp bölme çabalarının temelinde de bu vardır zaten. Ankara’da ve İstanbul’da bunu yaptılar. Ne yazık ki numaracı baroları oluşturdular. Geçtiğimiz günlerde de bir partinin İzmir milletvekili aynı şeyleri dillendirmeye ve İzmir’de de ikinci baroları kurmak için faaliyette bulunacaklarına ilişkin bir açıklama yaptı. Kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi yaşamayan, kendi yaşam biçimiyle ilgili söz söyleyen herkesi ötekileştiren bir anlayışla mücadele etmeye çalışıyoruz” ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>"BU SUÇU İŞLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletsizliğin ülkenin kaderi haline getirilmek istendiğini vurgulayan İzmir Barosu Başkanı Yılmaz, “Hukuksuzluk her tarafta. Sağlıkta, eğitimde, gelir dağılımında... Adaletsizlik artık bu ülkenin kaderiymiş gibi bir anlayışı bugün yerleştirmeye çalışıyorlar. Bizim bütün mücadelemiz bununla. Barış istiyoruz, özgürlük istiyoruz. Bu kötü bir şey değil ki! Ötekileştirilmemiş; dili, dini, cinsiyeti, siyasi görüşü, inancı ne olursa olsun herkesin bu hukuk güvenliği içerisinde barış içinde yaşaması kadar güzel bir şey olabilir mi? Bu güzel şeyleri istemek suçsa biz bu suçu işlemeye devam edeceğiz. Ve avukatlar olarak inanın barolar olarak bunu başaracak yurttaşlarımızla birlikte başaracak gücümüz de var. Ve susmayacağız, korkmayacağız, biat etmeyeceğiz” dedi. (Yusuf Körükmez / Cumhuriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-barosu-baskani-sefa-yilmaz-savunma-biat-etmeyecek</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/35cc5d54-6d27-4e02-aaa1-046eb08f8c56.webp" type="image/jpeg" length="14864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Gayrimenkul alım-satımında yeni dönem 1 Temmuz'da başlıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dolandırıcılığın ve kayıt dışılığın önlenmesi, para transferinin güvenle tamamlanması için araçta olduğu gibi taşınmaz satışında da ‘güvenli ödeme sistemi’ zorunlu tutulacak. Bakanlık yeni uygulama için son aşamaya gelindiğini, sistemi 1 Temmuz’da devreye almayı planladıklarını açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gayrimenkul satışların-da alıcı ve satıcıların dolandırıcılık, hırsızlık ve sahtecilik riskine maruz kalmaması, kayıt dışılığın azaltılması, para transferinin güvenli bir ortamda gerçekleştirilmesi amacıyla ikinci el araç satışlarında uygulanan ‘güvenli ödeme sistemi’ taşınmaz satışlarında da zorunlu hale gelecek. Ticaret Bakanlığı tarafından yapılan yeni düzenleme için ilk etapta 1 Mayıs tarihi açıklanmıştı. Bakanlık yetkililerinin Hürriyet’e verdiği bilgiye göre düzenleme 1 Temmuz’da devreye girecek.</p>

<p>Taşınmaz satışlarında satış bedelinin satıcıya genellikle elden ödendiğini ve bu durumun kayıt dışı işlemlere, alıcı ve satıcı taraflar açısından dolandırıcılık ve sahtecilik olaylarına yol açabildiğini, tarafların yüksek meblağda nakit taşımasının paranın çalınması gibi riskleri ortaya çıkardığını belirten yetkililer düzenlemedeki son durum için Hürriyet’e şu değerlendirmeyi yaptı:</p>

<p><strong>MEVZUATTA SON AŞAMAYA GELİNDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Gerekli teknik altyapının oluşturulması ve sistem geliştirmelerinin yapılarak eksiksiz şekilde devreye alınabilmesi amacıyla sistemin 1 Temmuz 2026 tarihi itibarıyla devreye alınması planlanmakta olup, bakanlığımıza söz konusu süreyi 3 aya kadar uzatma yetkisinin de alınması öngörülmektedir. Mevzuat çalışmamızda son aşamaya gelindi. Sistemin öngörülen zamanda devreye alınması için çalışmalarımızı titizlikle sürdürmekteyiz. Bu kapsamda, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ile teknik altyapı çalışmalarına da başladık. Anılan değişikliğin en kısa sürede yürürlüğe konulmasını hedeflemekteyiz.”</p>

<p><strong>SÜREÇ NASIL İLERLEYECEK?</strong></p>

<p>Türkiye’de yıllardır ev alım satımında ödemeler çoğu zaman tapudan önce, tapu sırasında ya da tapudan sonra yapılıyor. Ödeme yöntemleri ise genellikle banka havalesi, EFT ya da kısmen elden ödeme şeklinde gerçekleşiyor. Alıcı parayı gönderdiğinde tapunun geçip geçmeyeceğinden, satıcı ise tapuyu devrettiğinde paranın hesabına yatıp yatmayacağından tam olarak emin olamıyor.</p>

<p>Yeni dönemde ise süreç şu şekilde işleyecek: Alıcı ve satıcı satış bedelinde anlaşacak. Güvenli ödeme sistemi üzerinden işlem başlatılacak. Alıcı, satış bedelini satıcının hesabına değil, sistemin güvenli hesabına yatıracak. Bu para tapu devri gerçekleşene kadar kilitli kalacak.</p>

<p>Tapuda satış işlemi tamamlandığında para satıcının hesabına aktarılacak. Eğer tapu devri gerçekleşmezse, para alıcıya iade edilecek.</p>

<p>Güvenli ödeme sistemi kullanıldığında cüzi bir hizmet bedeli de ödenecek. Bu ücret sistemin yürürlüğe girdiği tarihte belli olacak.</p>

<p>Sistem henüz devreye girmese de alım-satımda güvence isteyenler için farklı uygulamalar var. İlk olarak Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü ve Takasbank işbirliği ile hayata geçirilen Taputakas devreye alınmıştı. 2015’ten bu yana hizmet veren sistemin kullanılması halinde satış bedeline bakılmaksızın 200 TL tahsil ediliyor. Benzer uygulamaları bankalar da yapıyor. Ancak bunlar zorunluluk değil tercih olduğu için talep görmüyor.</p>

<p><strong>‘SİSTEM ÖLÜ DOĞMASIN’</strong></p>

<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Gayrimenkul Hizmetleri Meclis Üyesi Mustafa Hakan Özelmacıklı, yeni modelle hem alıcı hem de satıcı için dolandırıcılık, para taşıma, sayma, sahte para gibi birçok riskin ortadan kalkacağını söyledi. Ancak sistemin ölü doğması endişesine değinen Özelmacıklı, bunu şöyle açıkladı: “Güvenli ödeme zorunlu denildiğinde vatandaş şunu yapabilir; Evi 5 milyon TL’ye satar ama tapuda 3 gösterir. Güvenli sistem üzerinden de 3 milyon TL için işlem olur, 2 milyon TL yine elden ödenir. Neden bunu yapar? İlki yüksek tapu harcı, ikincisi de değer artış kazancı vergisi. Gayrimenkulde değerin yüzde 4’ü kadar tapu harcı ödenirken, bir de 5 yıldan önce mülkünü satanlar değer kazancına göre vergi veriyor. Vatandaş bu yükten kaçınmak için de düşük gösteriyor. Üstelik müteahhitten ev alındığında değer düşük gösterildiği için, vatandaş evini satarken çok daha fazla vergiyle karşılaşıyor. Biz bu nedenle bir defaya mahsus muafiyet gelsin, değer artışında vergi alınmasın ve tapu harcı da makul seviyeye çekilsin istiyoruz. Eğer bu olursa vatandaş işlemlerde gerçek değeri belirtir ve ülkemizde doğru değer haritaları ortaya çıkar, sektöre şeffaflık gelir.”</p>

<p><strong>‘SAVAŞFLASYON DALGASI İLE KARŞI KARŞIYAYIZ’</strong></p>

<p>İstanbul Ticaret Odası (İTO) Başkanı Şekib Avdagiç, küresel ‘savaşflasyon’ dalgasıyla karşı karşıya kalındığını belirtti. Türkiye açısından dış talebin zayıflaması ve maliyetlerdeki artışın büyüme kompozisyonunu etkileyebileceğini söyleyen Avdagiç, “Bizim gücümüz, kendi çözümlerimizdir” dedi ve şu önerileri sıraladı:</p>

<p>“Yenilenebilir kaynaklarla ve nükleerde kapasite artışıyla enerji bağımlılığını düşürebiliriz. Katma değerli üretim ve ihracatla dış kaynak ihtiyacını karşılarız. Arz yönlü politikalar ve yapısal reformlarla da enflasyon sorununun üstesinden pekalâ gelebiliriz. Güçlü avantajlarımızın kalıcı ve stratejik nitelikte olduğu yeni bir dönem bekliyoruz.”</p>

<p><span style="color:#999999">Haber: Gülistan Alagöz/Hürriyet</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gayrimenkul-alim-satiminda-yeni-donem-1-temmuzda-basliyor</guid>
      <pubDate>Fri, 10 Apr 2026 09:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/07/terazi/ev-bina-sozlesma.jpg" type="image/jpeg" length="79882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HSK İdari Yargı Başmüfettişi Zafer Bilgi hayatını kaybetti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, hayatını kaybeden Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) İdari Yargı Başmüfettişi Zafer Bilgi için taziye mesajı paylaştı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Adalet Bakanı Akın Gürlek'in paylaşımı şöyle;</i></p>

<p>"Hâkimler ve Savcılar Kurulu İdari Yargı Başmüfettişimiz Sayın Zafer Bilgi’nin vefatını üzülerek öğrendim.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Merhuma Yüce Allah’tan rahmet; kıymetli ailesine, yakınlarına ve adalet camiamıza başsağlığı diliyorum.</p>

<p>Mekânı cennet, makamı âli olsun."</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hsk-idari-yargi-basmufettisi-zafer-bilgi-hayatini-kaybetti</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 23:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/hsk-yeni-bina.jpg" type="image/jpeg" length="90954"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YARGIDA EKSİK HARÇ VE MASRAFLARIN TAMAMLANMASI SÜRECİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>İdari yargıda dava açılması sırasında eksik yatırılan harç ve masrafların tamamlanmasına ilişkin süreç, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrası çerçevesinde belirlenmiştir. Özellikle tebligata rağmen eksikliklerin giderilmemesi halinde bildirimin bir kez daha tekrarlanmasını öngören düzenleme, hak arama özgürlüğü bakımından önemli bir usulî güvence olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu yazımızda, söz konusu mekanizmanın hukuki niteliği, uygulamadaki sorunlar ve çözüm önerileri ele alınmaktadır.</p>

<p>İdari yargıda dava açılması, yalnızca dilekçenin verilmesiyle değil, aynı zamanda gerekli harç ve yargılama giderlerinin yatırılmasıyla tamamlanır. Harç ve masrafların eksik yatırılması halinde ise yargılama süreci doğrudan etkilenmektedir. Bu bağlamda, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 6. maddesinin 4. fıkrası, eksikliklerin tamamlatılması ve tamamlanmaması halinde uygulanacak yaptırımı düzenleyerek önemli bir işlev üstlenmektedir.</p>

<p><strong>I. İlgili Yasal Düzenleme</strong></p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu m. 6/4:</p>

<p>“3 üncü fıkrada yazılı hususlara uyulmadığı takdirde, otuz gün içinde bu eksikliklerin tamamlanması, aksi halde davanın reddedileceği hususu davacıya tebliğ olunur. Tebligata rağmen gereği yerine getirilmediği takdirde bildirim aynı şekilde bir daha tekrarlanır. Verilen süre içinde noksanları tamamlanmayan dilekçeler reddedilir.”</p>

<p>Bu hüküm, eksik harç ve masrafların tamamlatılması sürecinin de hukuki temelini oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>II. Eksik Harç ve Masrafların Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>A. Dava Şartı Olarak Harç ve Giderler</p>

<p>İdari yargıda:</p>

<p>- Başvuru harcı</p>

<p>- Karar harcı</p>

<p>- Posta ve tebligat giderleri</p>

<p>yargılamanın yürütülebilmesi için zorunlu unsurlardır.</p>

<p><strong>B. Eksikliğin Sonuçları</strong></p>

<p>Harç ve masrafların eksik olması:</p>

<p>Davanın doğrudan reddine yol açmaz</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öncelikle tamamlatılması gerekir</p>

<p>Bu yönüyle sistem, “önce tamamlama, sonra yaptırım” ilkesine dayanır.</p>

<p><strong>III. Eksikliklerin Tamamlatılması Süreci</strong></p>

<p>A. İlk Tebligat</p>

<p>Mahkeme tarafından:</p>

<p>- Eksik harç ve masraflar açıkça belirtilir</p>

<p>- Davacıya 30 gün süre verilir</p>

<p>- Aksi halde davanın reddedileceği ihtar edilir</p>

<p>B. Tekrar Tebligat (İkinci Şans Mekanizması)</p>

<p><strong>İlk tebligata rağmen eksiklikler giderilmezse:</strong></p>

<p>Mahkeme aynı bildirimi bir kez daha tekrar eder ve davacıya ikinci bir imkân tanınır.</p>

<p>Söz konusu düzenleme, her şeyden önce özellikle harç ve masraf gibi teknik konularda davacının hak kaybını önlemeye yöneliktir.</p>

<p><strong>IV. Tekrar Tebligatın Önemi ve Hak Arama Özgürlüğü Bağlamında Kısaca Değerlendirme</strong></p>

<p>Usuli bir güvence niteliği taşıyan tebligat basit bir usul işlemi olmayıp hak arama özgürlüğünü koruyan bir güvence mekanizmasıdır.</p>

<p>Tebligat ve özellikle tekrar tebligat uygulamada kritik bir role sahiptir. Zira, idari yargıda harç hesaplamalarının karmaşık olması ve posta giderlerinin değişkenliği gibi nedenlerle eksiklikler sıkça ortaya çıkması davacıya ikinci bir şansın verilmesini zorunlu kılmaktadır. Bu yönüyle ikinci tebligat, hak kayıplarını önlemeye yönelik son ve kritik usulî güvence niteliğindedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, belirtilen bu hususlar anayasal çerçevede hak arama özgürlüğü, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 36 ile güvence altındadır.</p>

<p><strong>V. Uygulamada Karşılaşılan Sorunlar</strong></p>

<p>A. Tekrar Tebligatın Yapılmaması</p>

<p>Bazı durumlarda ikinci tebligat yapılmadan davanın reddedildiği görülmektedir. En iyi ihtimal ile telefonla ulaşılarak eksikliğin aynı gün giderilmesi talep edilmektedir.</p>

<p>Bu durum kanuna aykırı olup bozma sebebi teşkil edebilir.</p>

<p>B. Eksikliklerin Belirsiz Bildirilmesi</p>

<p>Harç miktarının açık yazılmaması ve masraf kalemlerinin net belirtilmemesi davacının eksikliği tamamlamasını zorlaştırmaktadır.</p>

<p><strong>VI. Değerlendirme ve Öneriler</strong></p>

<p>İYUK m.6/4:</p>

<p>Yargılamanın disiplinini sağlarken hak arama özgürlüğünü koruyan çift aşamalı bir sistem kurmaktadır.</p>

<p>- Tebligatlar açık ve kalem kalem yapılmalı,</p>

<p>- Harç hesaplama sistemleri dijitalleştirilmeli,</p>

<p>- Mahkemeler yönlendirici rol üstlenmeli,</p>

<p>- İkinci tebligat zorunluluğu titizlikle uygulanmalı,</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İdari yargıda eksik harç ve masrafların tamamlanması süreci, yalnızca teknik bir usul işlemi değil; aynı zamanda bireylerin yargıya erişimini doğrudan etkileyen kritik bir aşamadır.</p>

<p>2577 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 4. fıkrasında öngörülen tekrar tebligat mekanizması, bu süreçte hak kayıplarını önleyen temel bir güvence niteliğindedir.</p>

<p>Bu nedenle, tekrar tebligat mekanizmasının şekli bir formalite olarak değil, hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını sağlayan asli bir güvence olarak yorumlanması gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargida-eksik-harc-ve-masraflarin-tamamlanmasi-sureci-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 15:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/terazi/tokmkdfgte4.jpg" type="image/jpeg" length="10160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YAPAY ZEKA HATALARINDAN DOĞAN TAZMİNAT SORUMLULUĞU: KUSURSUZ SORUMLULUK VE SORUMLULUĞUN PAYLAŞIMI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-hatalarindan-dogan-tazminat-sorumlulugu-kusursuz-sorumluluk-ve-sorumlulugun-paylasimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-hatalarindan-dogan-tazminat-sorumlulugu-kusursuz-sorumluluk-ve-sorumlulugun-paylasimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Geleneksel sorumluluk hukukunun "kusur" merkezli yapısı, yapay zekanın (YZ) otonom karar verme süreci karşısında yetersiz kalmaktadır. YZ’nin bir "kara kutu" (black box) gibi çalışması, zararın kaynağını (yazılım hatası mı, veri kirliliği mi, yoksa kullanıcı yanlışlığı mı?) tespit etmeyi imkansız hale getirebilir. Bu nedenle, sorumluluğun tayininde TBK bünyesindeki kusursuz sorumluluk hallerinin genişletici yorumu zorunluluk arz etmektedir.</p>

<p>Yapay zekanın (YZ) otonom karar alma yetisi, geleneksel "kusur sorumluluğu" ilkesini sarsmaktadır. Zira YZ'nin öngörülemez bir "halüsinasyon" veya algoritma hatası sonucu verdiği zararda, işletenin veya kullanıcının subjektif bir kusurunu (kast veya ihmal) tespit etmek her zaman mümkün olmayabilir. Bu noktada Türk Borçlar Kanunu (TBK) bünyesindeki kusursuz sorumluluk halleri devreye girmektedir.</p>

<p><strong>KUSURSUZ SORUMLULUK HALLERİ :</strong></p>

<p><strong>- ADAM ÇALIŞTIRANIN SORUMLULUĞU (TBK M. 66) BAĞLAMINDA YAPAY ZEKA</strong></p>

<p>Geleneksel hukukta adam çalıştıran, yardımcı kişinin işini gördüğü sırada verdiği zarardan sorumludur. Günümüzde şirketlerin operasyonel süreçlerini (örneğin; kredi skorlama, işe alım elemeleri veya müşteri analizi) YZ sistemlerine devretmesi, YZ'yi bir "elektronik yardımcı kişi" statüsüne yaklaştırmaktadır.</p>

<p>Şirket, YZ aracını seçerken (instructing), yapılandırırken ve denetlerken gerekli özeni gösterdiğini kanıtlamalıdır. Ancak YZ’nin "kara kutu" (black-box) doğası gereği, şirketin denetim imkanının kalmadığı durumlarda TBK m. 66 uyarınca kurtuluş kanıtı getirmesi güçleşecektir. İşletme, YZ entegrasyonu nedeniyle çalışma düzeninde meydana gelen riskleri üstlenmek zorundadır.</p>

<p>Adam çalıştıranın sorumluluğunda, yardımcıya talimat verme imkanı esastır. YZ’ye verilen "prompt"lar (komutlar) birer talimat mahiyetindedir. Ancak YZ’nin bu talimatı alışılagelmişin dışında yorumlayarak zarar vermesi durumunda, işleten "seçmede, talimat vermede ve denetlemede özen gösterdim" diyerek kurtuluş kanıtı getirebilir mi? Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarındaki "organizasyon kusuru" ilkesi gereği, işletmenin YZ’nin yaratacağı öngörülebilir riskleri absorbe edecek bir yapı kurmaması, kurtuluş kanıtı getirmesini imkansız kılacaktır.</p>

<p><strong>- TEHLİKE SORUMLULUĞU VE YÜKSEK RİSKLİ ALANLAR</strong></p>

<p>Yapay zekanın otonom sürüş (Tesla, Waymo vb.) veya cerrahi robotlar gibi fiziksel dünyada doğrudan etkileşime girdiği alanlar, TBK m. 71 anlamında "önemli ölçüde tehlike arz eden işletme" kapsamında değerlendirilebilir.</p>

<p>Bir cerrahi robotun yanlış kesi yapması veya otonom bir aracın kaza yapması durumunda, mağdurun işletenin kusurunu ispatlamasına gerek kalmaksızın, faaliyetin yarattığı tehlike nedeniyle işletenin sorumluluğuna gidilmesi hakkaniyete uygun düşecektir. Bu noktada, AB Yapay Zeka Yasası’ndaki (AI Act) "yüksek riskli sistemler" sınıflandırması, Türk hukuku için de yorumlayıcı bir rehber niteliğindedir.</p>

<p>Eğer bir YZ sistemi, kontrol dışı hareket etme potansiyeline sahipse (örneğin otonom bir İHA’nın sinyal kesilmesi sonucu düşmesi), burada işletenin kusuruna bakılmaksızın fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi uyarınca sorumluluk doğar.</p>

<p><strong>- ALGORİTMA HATALARI VE "HALÜSİNASYON" PROBLEMİ</strong></p>

<p>YZ sistemlerinin yanlış bilgi üretmesi (halüsinasyon) veya önyargılı algoritmalara sahip olması durumunda sorumluluk, sadece kullanıcıda değil, sistemi geliştiren (OpenAI, Google, Meta vb.) teknoloji şirketindedir.</p>

<p>7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu çerçevesinde, YZ yazılımı bir "ürün" olarak kabul edildiğinde, yazılımdaki tasarım hatası (algoritma hatası) nedeniyle doğan zararlardan üretici müteselsilen sorumlu tutulabilir. Bir YZ botunun hukuki veya tıbbi bir tavsiyeyi yanlış vermesi sonucu oluşan maddi/manevi zararlarda, üreticinin "yeterli uyarıda bulunup bulunmadığı" ve "verinin doğruluğunu denetleme mekanizmaları" sorumluluğun sınırını belirleyecektir. Zarar, kullanıcının hatasından değil de doğrudan algoritmanın kendisinden (yazılımsal açık veya veri seti kirliliği) kaynaklanıyorsa, sorumluluk "Üretici"ye (OpenAI, Google vb.) sirayet eder.</p>

<p>Eğer bir YZ modeli, eğitildiği veri setindeki önyargılar nedeniyle (örneğin sadece belirli bir etnik kökeni "suç riski yüksek" göstererek) maddi/manevi zarara yol açarsa, bu bir "üretim hatası"dır. 7223 sayılı Ürün Güvenliği Kanunu uyarınca, üretici piyasaya sürdüğü yazılımın güvenliğinden sorumludur.</p>

<p>YZ’nin gerçekte var olmayan bir Yargıtay kararını veya tıbbi tanıyı "gerçekmiş gibi" sunması sonucu doğan zararlarda; üreticinin "uyarı yükümlülüğü" (disclaimer) devreye girer. Ancak, eğer üretici sistemi "kesin doğru bilgi kaynağı" olarak pazarlıyorsa, yanıltıcı beyan nedeniyle m. 71 ve Tüketici Kanunu kapsamında sorumlu tutulacaktır.</p>

<p><strong>- İLLİYET BAĞININ KESİLMESİ VE SORUMLULUĞUN PAYLAŞIMI</strong></p>

<p>Her ne kadar üretici veya işleten sorumlu tutulsa da, illiyet bağının kesildiği hallerde sorumluluk ortadan kalkabilir veya azalabilir (TBK m. 51-52). Eğer kullanıcı, YZ’nin güvenlik filtrelerini kırmak için özel teknikler (Prompt Injection) kullanmış ve sistemi zararlı içerik üretmeye zorlamışsa, illiyet bağı kesilir. Üretici sorumlu tutulamaz.</p>

<p>Kullanıcının, YZ’nin güvenlik duvarlarını aşarak (prompt injection gibi yöntemlerle) sistemi suç teşkil eden veya zararlı içerik üretmeye zorlaması durumunda, üreticinin sorumluluğu ile</p>

<p>zarar arasındaki illiyet bağı kesilir. Eğer kullanıcı, YZ’nin çıktılarını kontrol etmeden (insan denetimi/human-in-the-loop prensibine aykırı şekilde) doğrudan işleme koymuşsa, bu durum "mağdurun/kullanıcının ağır kusuru" olarak nitelendirilerek tazminattan indirim sebebi sayılabilir. Sistemin dışarıdan bir hack girişimiyle manipüle edilmesi durumunda, üretici "en güncel güvenlik önlemlerini" aldığını kanıtlarsa (State of the art defense), sorumluluktan kurtulabilir.</p>

<p><strong>- SONUÇ VE GELECEK PROJEKSİYONU ÖNERİSİ, ZORUNLU SİGORTA</strong></p>

<p>YZ zararlarının tazmininde "sorumlu bulma" zorluğu nedeniyle, tıpkı trafik kazalarındaki gibi bir "Zorunlu YZ Mali Sorumluluk Sigortası" kurulması hukuk politikası açısından zorunluluktur. Bu sistem, mağdurun zararını hemen karşılayacak, sigorta şirketi ise hatanın kaynağını (yazılım mı, kullanım mı?) teknik incelemeyle tespit ederek ilgili tarafa rücu edecektir.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Tuğçe TEMELLİ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-hatalarindan-dogan-tazminat-sorumlulugu-kusursuz-sorumluluk-ve-sorumlulugun-paylasimi</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 14:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/yapay-zeka-avukatlik-tekeli.png" type="image/jpeg" length="38269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VERGİ SUÇLARINDA ARAMA, BİLGİSAYAR İNCELEMESİ, BELGE İNCELEMESİ VE DELİL TOPLAMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vergi-suclarinda-arama-bilgisayar-incelemesi-belge-incelemesi-ve-delil-toplama-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vergi-suclarinda-arama-bilgisayar-incelemesi-belge-incelemesi-ve-delil-toplama-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I- Giriş</strong></p>

<p>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 142 ila 147. maddelerinde; vergi suçlarında arama, elkoyma ve incelemeye dair özel hükümlere yer verilmiştir. <strong>VUK m.142’de;</strong> mükellefin vergi kaçırdığına dair emareler bulunması halinde, mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde arama tedbirine başvurulabileceği, bunun için vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların lüzum görmesi ve gerekçeli bir yazı ile sulh ceza hakiminden arama kararı talep etmesi, sulh ceza hakiminin arama kararı vermesi zorunluluğu düzenlenmiştir. <strong>VUK m.147’de ise;</strong> bu Kanunun aramaya ilişkin bölümünde açıkça yazılı olmayan hallerde, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun arama ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>VUK m.147’de düzenlenen ve CMK hükümlerinin uygulanacağına atıf yapılan hüküm sebebiyle; mükellef lehine yasal güvence teşkil eden ve “özel hüküm” niteliği taşıyan VUK’un aramaya ilişkin hükümlerinin mükellef aleyhine genişletilerek, CMK’nın aramaya ilişkin daha az güvence sağlayan hükümlerinin de tatbik edildiği görülmektedir. Ayrıca; arama kararının verileceği merci, arama işleminin usulü ve delillerin hukuka uygunluğu konularında tartışmalı hallerle karşılaşılabilmektedir.</p>

<p><strong>Belirtmek gerekir ki; vergi suçlarında arama, henüz ceza soruşturmasına aktif olarak başlanılmayan, vergi incelemesinde değerlendirilmek üzere delil toplanması amacına yönelik olan ve istisnai olarak başvurulan bir tedbirdir. Bu yönüyle, CMK’nın arama ile ilgili hükümlerinden ayrılmaktadır. Dolayısıyla; VUK m.147’nin, mükellef aleyhine genişletici şekilde yorumlanması ve tatbiki, detayları aşağıda açıklanacağı üzere, bizce hatalıdır.</strong></p>

<p><strong>II- Aramada CMK Hükümlerinin Uygulanma Sınırı</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>CMK’nın Arama ile İlgili Hükümleri</strong></p>

<p><strong>CMK m.116’da;</strong> yakalanabileceği veya suç delillerinin elde edilebileceği hususunda makul şüphe varsa şüphelinin veya sanığın üstünün, eşyasının, konutunun, işyerinin veya ona ait diğer yerlerin aranabileceği,</p>

<p><strong>CMK m.117’de; </strong>şüphelinin veya sanığın yakalanabilmesi veya suç delillerinin elde edilebilmesi amacıyla diğer kişiler yönünden de arama yapılabileceği, bu hallerde aramanın, aranılan kişinin veya suçun delillerinin belirtilen yerlerde bulunduğunun kabul edilebilmesine olanak sağlayan olayların varlığına bağlı olduğu, şüphelinin veya sanığın bulunduğu yerleri ve takibi sırasında girdiği yerleri kapsamayacağı,</p>

<p><strong>CMK m.118’de;</strong> suçüstü veya gecikmesinde sakınca bulunan haller ile yakalanan veya gözaltına alınan ancak firar eden kişinin tekrar yakalanması amacıyla yapılan aramalar hariç olmak üzere, gece vakti konutta, işyerinde veya diğer kapalı yerlerde arama yapılamayacağı,</p>

<p><strong>CMK m.119’da; </strong>arama için hakim kararı gerektiği, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının, Cumhuriyet savcısına ulaşılamadığı hallerde ise kolluk amirinin yazılı emri ile de kolluk görevlileri tarafından arama yapılabileceği, ancak, konutta, işyerinde ve kamuya açık olmayan kapalı alanlarda aramanın, sadece hakim kararı veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceği, kolluk amirinin yazılı emri ile yapılan arama sonuçlarının Cumhuriyet Başsavcılığına derhal bildirileceği, Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin bulundurulacağı,</p>

<p><strong>CMK m.120’de; </strong>aranacak yerlerin sahibinin veya eşyanın zilyedinin aramada hazır bulunabileceği, kendisi bulunmazsa temsilcisi veya ayırt etme gücüne sahip hısımlarından birisinin veya kendisiyle birlikte oturmakta olan bir kişinin veya komşusunun hazır bulundurulacağı, kişinin avukatının aramada hazır bulunmasına engel olunamayacağı,</p>

<p><strong>CMK m.121’de; </strong>aramanın sonunda hakkında arama işlemi uygulanan kimseye istemi üzerine aramanın CMK m.116 ve 117’ye göre yapıldığını ve m.116’da gösterilen durumda soruşturma veya kovuşturma konusu fiilin niteliğini belirten bir belgenin ve istemi üzerine elkoyulan veya koruma altına alınan eşyanın listesini içeren bir defterin ve eğer şüpheyi haklı kılan bir şey elde edilmemiş ise bunu belirten bir belgenin verileceği,<i> </i></p>

<p><strong>CMK m.122’de; </strong>hakkında arama işlemi uygulanan kişinin belgelerini veya kağıtlarını inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğu,</p>

<p><strong>CMK m.130’da; </strong>avukat bürolarında aramanın düzenlendiği, arama sonucunda elkoyulan unsurların avukatın müvekkili ile mesleki ilişkisine ait olduğu öne sürülerek itirazda bulunulması halinde, bu unsurların mühürleneceği ve mesleki ilişki ile ilgili olduğu saptandığında hakim kararı ile derhal avukata iade edileceği,</p>

<p><strong>CMK m.134’de; </strong>bir suç dolayısıyla yapılan soruşturmada, somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması halinde, hakim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından, şüphelinin kullandığı bilgisayarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama yapılmasına, bilgisayar kayıtlarından kopya çıkarılmasına, bu kayıtların çözülerek metin haline getirilmesine karar verileceği, Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararların yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulacağı, hakimin kararını en geç yirmi dört saat içinde vereceği, sürenin dolması veya hakim tarafından aksine karar verilmesi halinde çıkarılan kopyaların ve çözümü yapılan metinlerin derhal imha edileceği,</p>

<p>Düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun Arama ile İlgili Hükümleri</strong></p>

<p><strong>VUK m.142’de; </strong>ihbar veya yapılan incelemeler dolayısıyla, bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emareler bulunursa, bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde arama yapılabileceği, bunun için vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların buna lüzum göstermesi ve gerekçeli bir yazı ile arama kararı vermeye yetkili sulh ceza hakiminden talepte bulunması, sulh ceza hakiminin de talebi kabul etmesi ve istenilen yerlerde arama yapılmasına karar vermesi gerektiği,</p>

<p><strong>VUK m.143’de; </strong>aramada bulunan ve incelenmesine lüzum görülen defter ve vesikaların tutanakla tespit edileceği, arama yapıldığı sırada zaman yönünden uygunsuzluk ve sair sebeplerle bu tutanağın düzenlenmesi mümkün olmazsa, aramada bulunan ve incelemesine lüzum görülen defter ve vesikaların mükellef nezdinde emin bir yere koyulacağı veya daireye nakledileceği,</p>

<p><strong>VUK m.144’de; </strong>arama yapılan hallerde incelemenin çabuk ve her işten önce yapılacağı, inceleme sırasında vergi ile ilgisi olmayan şahsi belgelerin sahiplerine geri verileceği, mükellefin, ilgili memurun da bulunması kaydıyla, bu defterler ve vesikalar üzerinde incelemeler yapmaya ve bunlardan suret ve kayıtlar çıkarmaya yetkili olduğu,</p>

<p><strong>VUK m.145’de; </strong>arama neticesinde alınan defter ve vesikalar üzerinde incelemenin en geç üç ay içinde bitirilerek sahibine bir tutanakla geri verileceği, incelemenin haklı sebeplerle üç ay içinde bitirilmesine imkan bulunmadığı hallerde sulh ceza hakiminin vereceği karar üzerine bu sürenin uzatılabileceği, defter ve vesikaların incelenmesi sırasında kanuna aykırı görülen olayların ve hesap durumlarının tutanakla tespit edileceği, mükellefin bu tutanakları imzadan imtina etmesi halinde, yapılan tespitleri içeren defterlerin veya vesikaların, aramanın konusu olan ilgili vergiler ve cezalar kesinleşinceye kadar mükellefe iade edilmeyeceği, ilgililerin tutanaklara diledikleri itirazları ve mülahazaları kaydedebileceği, yine her zaman bu tutanakları imzalayarak defterlerini ve vesikalarını geri alabileceği, ancak bunun için bu defterlerin ve vesikaların suç delili teşkil etmemesi gerektiği,</p>

<p><strong>VUK m.146’da; </strong>arama neticesinde bulunan defterlerin ve vesikaların muhafaza altına alınması sebebiyle yapılamayan kayıtların yeniden işlenmesi ile ilgili hükümlere yer verildiği,</p>

<p><strong>VUK m.147’de; </strong>bu Kanunun aramaya ilişkin bölümünde açıkça yazılı olmayan hallerde, CMK’nın arama ile ilgili hükümlerinin uygulanacağı,</p>

<p>İfade edilmiştir.</p>

<p><strong>Bu hükümler ile ilgili şu kısa değerlendirmeyi yapabiliriz;</strong></p>

<p>VUK m.145’de belirtilen üç aylık inceleme süresinin uzun olduğu, buna ek olarak tanınan üç aylık sürenin de inceleme sürecini daha genişlettiği, bu nedenle en azından üç aylık ek sürenin kaldırılması ve mükellef üzerinde baskının azaltılması gerektiği, ayrıca artık tüm ticari defter, bilgi, belge ve kayıtların bilişim sisteminde ve dijital ortamda tutulduğu, incelemelerin daha kolay ve hızlı yapılabildiği, bu nedenle esasen CMK’da veya VUK’da vergi suçları öncesi yapılacak denetimlerde bilişim sistemlerinde ve hatta akıllı cep telefonlarında arama ve elkoyma tedbirlerine başvurulmasını mümkün kılan düzenlemeye gidilmesi gerektiği, ancak mevcut durumda bilişim sistemlerinde tutulan ticari defter, bilgi ve dijital belgeler üzerinde usule uygun denetim yapılabilmesi için “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı m.13’e uygun olarak yasal düzenlemeye gidilmesinin gerektiği, henüz ortada işlenmiş bir vergi suçu olmadığından mükellefin rızasına bağlı denetim usulünün yasal düzenlemede yer alabileceği, nitekim VUK m.139’da bu yönde bir düzenlemenin bulunduğu, fakat VUK m.142/1’de <i>“İhbar veya yapılan incelemeler dolayısiyle, bir mükellefin vergi kaçırdığına delalet eden emareler bulunursa, bu mükellef veya kaçakçılıkla ilgisi görülen diğer şahıslar nezdinde ve bunların üzerinde arama yapılabilir.” </i>hükmüne yer verildiğinden, mükellefin rızası yerine şekil ve şartları belirlenecek yasal prosedürün işletilmesinin uygun olacağı, bu anlamda VUK m.142 ila m.147’nin yetersiz olduğu, esasen hukuki dayanak da oluşturamayacağı görülmektedir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Arama Hükümleri Yönünden VUK ve CMK Karşılaştırması</strong></p>

<p>VUK m.142 ila m.147 ile CMK’nın yukarıda yer verdiğimiz hükümleri karşılaştırıldığında;</p>

<p>· Vergi suçlarında arama kararının sulh ceza hakimi tarafından verileceği düzenlenmiş olup, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılabileceğine dair bir düzenlemenin bulunmadığı,</p>

<p>· Arama sırasında elde edilen belgelerin vergi incelemesi yapmaya yetkili olan memurlar tarafından incelenebileceği, CMK m.122’de ise inceleme yetkisinin Cumhuriyet savcısı ve hakime ait olduğunun belirtildiği,</p>

<p>· Aramanın kimler tarafından yapılacağı, kimlerin hazır bulunmasının zorunlu olduğu veya hazır bulunabileceği hakkında VUK’da özel düzenlemeye yer verilmediği,</p>

<p>· İnceleme için gerekli görülebilecek bilgisayarlarda, bilgisayar kayıtlarında ve kütüklerinde arama yapılabilmesi için özel düzenleme bulunmadığı, CMK m.134’de ise bilgisayarlar üzerinde aramanın sıkı şekil şartlarına tabi tutulduğu, bunun için “bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma bulunması”, “somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ve “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” şartlarının benimsendiği,</p>

<p>· Vergi suçlarında inceleme ve ceza soruşturması usulünün VUK m.367’de özel hüküm olarak ayrıntılı düzenlendiği, buna göre vergi incelemesi sırasında veya neticesinde vergi suçunun işlediğine dair raporun ve mütalaanın Cumhuriyet savcısına bildirilmesinin zorunlu olduğu,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>III- Uygulama Sorunları ve Görüşümüz</strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Vergi incelemesinde gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığından bahisle Cumhuriyet savcısının VUK m.142 vd. uyarınca yazılı arama emri vermesi mümkün müdür?</strong></p>

<p><strong>VUK m.142’de;</strong> arama kararı verilebilmesi için, vergi incelemesi yapmaya yetkililerin gerekçeli şekilde talepte bulunması ve sulh ceza hakiminin bu talep doğrultusunda arama kararı vermesi zorunlu tutulmuştur. Bununla birlikte; VUK m.142’de, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı halinde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile aramanın yapılabileceğine dair bir düzenlemeye yer verilmemiştir. VUK m.147 atfı ile; Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılmasının mümkün olduğu yönünde görüşler ve gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı ortaya koyulmak şartıyla Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile yapılan aramayı hukuka uygun kabul eden kararlar bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin kararlarında<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a>;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>· Ceza muhakemesinde aramanın olağan bir koruma tedbiri olduğu, Vergi Hukukunda ise istisnai ve olağandışı bir denetim yolu olduğu,</p>

<p>· Niteliği itibariyle adli arama olmasına rağmen, bu aramanın adli kolluk tarafından değil, vergi inceleme elemanları tarafından yapıldığı, VUK m.7’ye göre genel kolluğun, talep üzerine ve sadece gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını sağlamakla yükümlü olduğu,</p>

<p>· Vergi suçlarında aramanın, vergi incelemesi denetim yolunun ön basamağı olduğu,</p>

<p>· Emniyet görevlileri tarafından, sanığın VUK m.359/b kapsamında kalan suçu işlediğinin tespit edildiği durumda, gecikmesinde sakınca bulunduğuna ilişkin bir halin varlığı gösterilmiyorsa, sanık için kanun koyucunun öngördüğü ve daha güvenceli olan VUK m.142 ve devamında düzenlenen özel usule uygun olarak arama ve elkoyma işleminin gerçekleştirilmesi gerektiği, bu kapsamda Cumhuriyet başsavcılığının, yetkili sulh ceza hakiminden talepte bulunması ve arama kararı verilmesi halinde vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların arama işlemini gerçekleştirmesi gerekeceği,</p>

<p>· Genel hükümlere tabi bir suç ihbarı üzerine, delil elde edilmesi amacıyla CMK hükümleri uyarınca yapılan arama işlemi sonucunda, vergi suçunun da işlendiğini gösteren delillerin bulunması veya VUK m.147 hükmü karşısında, vergi suçuna ilişkin olmasına rağmen gecikmesinde sakınca bulunan hallerin varlığı halinde, CMK hükümlerine göre arama işlemi yapılabileceği ve bu şartlarda yapılan arama sonucunda elde edilen delillerin hukuka uygun kabul edilebileceği,</p>

<p>· Bunlar dışında; VUK hükümleri gözetilmeden, dolayısıyla hukuka aykırı arama elkoyma sonucunda elde edilen deliller üzerinden harekete geçilerek düzenlenen vergi inceleme raporlarının mahkumiyete esas alınamayacağı,</p>

<p>Belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Özetle Yargıtay 11. Ceza Dairesi; </strong>vergi suçlarında, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı ortaya koyulduğu takdirde, VUK m.147’nin yollamasıyla, CMK hükümlerine göre arama yapılmasını hukuka uygun kabul etmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>vergi kaçırıldığına dair ihbar veya emareler bulunması halinde arama yapılabilirse de, bu aramanın vergi kaçırmaya yönelik ceza soruşturmasını başlatmayacağı, öncelikle VUK hükümlerine göre vergi incelemesi yapılacağı, inceleme sırasında veya neticesinde vergi suçu işlendiğine dair İdare tarafından yapılan tespitlerin Cumhuriyet savcısına bildirileceği ve ancak bu halde ceza soruşturması yürütülebileceği dikkate alınmalıdır. <strong>Hal böyle iken, </strong>gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığının ortaya koyulması çoğu zaman fiilen mümkün görünmemektedir. <strong>Ancak bunun da ötesinde; VUK m.147’den hareketle, VUK m.142’de özel ve sıkı şekilde düzenlenen arama kararı verilmesi usulünün genişletilmesi mümkün değildir. </strong>Kanun koyucu; vergi suçlarında arama için, vergi incelemesi yapmaya yetkili olanların gerekçeli talebini ve sulh ceza hakiminin arama kararı vermesini zorunlu tutmuş olup, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığı halinde Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılabileceğine yer vermemiştir. VUK m.147; bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde CMK’nın arama ile ilgili hükümlerinin uygulanacağını belirttiğinden ve<strong> arama kararının ne şekilde ve hangi merci tarafından verileceği açık ve net şekilde VUK m.142’de düzenlendiğinden, “özel hüküm” olarak VUK m.142’nin mükellef aleyhine genişletilmesi Anayasa m.13’e aykırıdır. Dolayısıyla; henüz vergi incelemesi aşamasında iken, Cumhuriyet savcısının yazılı emri ile arama yapılması bizce mümkün değildir.</strong></p>

<p><strong>VUK m.367/2’de; </strong>vergi suçlarının işlendiğini sair şekilde öğrenen Cumhuriyet Başsavcılığının hemen ilgili vergi dairesini haberdar ederek inceleme yapılmasını talep edeceği düzenlenmiş olup, doğrudan soruşturmaya dair işlem yapma yetkisi tanınmamıştır. <strong>Dolayısıyla; Cumhuriyet savcılığının kendiliğinden veya vergi inceleme elemanlarının talebi üzerine, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığından bahisle arama emri vermesi hiçbir şekilde mümkün değildir.</strong></p>

<p><strong>VUK m.147 ile atıf yapılan CMK’nın aramaya dair hükümleri, mükellefin haklarını VUK hükümlerine kıyasen kısıtlamayan usul hükümleri ile sınırlı olacak şekilde uygulanmalıdır.</strong></p>

<p><strong>2. </strong><strong>Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı vergi suçları için CMK m.119 uyarınca işyerleri, depolar, meskenler hakkında arama emri verebilir mi?</strong></p>

<p><strong>Yukarıda açıkladığımız nedenlerle;</strong> Cumhuriyet savcısının, vergi suçlarında, henüz vergi incelemesi aşamasında, gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığından bahisle CMK m.119 uyarınca arama emri verebilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>CMK m.134’de düzenlenen bilgisayarlarda arama usulü vergi suçlarında tatbik edilebilir mi? Gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı vergi suçları için CMK m.134 uyarınca bilgisayar ve cep telefonlarında arama ve inceleme yapılmasına karar verebilir mi?</strong></p>

<p>CMK m.134; kişinin kullandığı sabit veya taşınabilir bilişim araçlarında kayıtlı, yani bulunan her türlü bilgi, belge, görüntü, dosya ve yazılar ile ilgilidir. Bir suç sebebiyle yapılan soruşturmada; bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde (bilgisayar hafızasında) yapılacak arama, kopyalama ve elkoyma ile delil elde edilebileceği düşünülmekte ise, bu husus “Haberleşme hürriyeti” başlıklı Anayasa m.22 ile ilgili olmayıp, “Özel hayatın gizliliği” başlıklı Anayasa m.20’yi ilgilendireceğinden, şüphelinin kullandığı (maliki olması şart değil) bilgisayarlar hakkında CMK m.134’ün tatbiki gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Anayasa m.20/2’ye göre; </strong><i>“Milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlakın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak, usulüne göre verilmiş hakim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kağıtları ve eşyası aranamaz ve bunlara elkonulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hakimin onayına sunulur. Hakim, kararını elkoymadan itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde, elkoyma kendiliğinden kalkar”</i>. Kanun koyucu; CMK m.134’ü klasik aramaya ve elkoymaya göre daha farklı ve kısıtlı düzenlemekle beraber, bilişim cihazlarında bulunan bilgi ve belge özelliği taşıyan delilleri elde etmenin Anayasa ile ilgili öngörülen hukuki dayanağını Anayasa m.20 olarak kabul etmiştir.</p>

<p><strong><i>Özel hüküm </i></strong><strong>niteliğindeki<i> </i>CMK m.134’ün şartları;</strong> bir suç soruşturması olması, somut delillere dayanan kuvvetli suç şüphesinin bulunması, başka surette delil elde etme imkanının mümkün olmaması ve gecikmesinde sakınca bulunan bir hal varsa Cumhuriyet savcısının, yoksa da hakim kararının bulunmasıdır. Gecikmesinde sakınca bulunan bir halden dolayı kararı Cumhuriyet savcısının vermesi gerekirse, yine CMK m.134/1 uyarınca bu kararın 24 saat içerisinde hakim onayına sunulması ve hakimin de Cumhuriyet savcısının kararının onayına sunulmasından itibaren 24 saat içerisinde karar vermesi gerekmektedir. Bu sürelerin geçmesi veya hakim tarafından Cumhuriyet savcısı tarafından gelen onay talebinin aksine karar verilmesi halinde, çıkarılan kopyalar ve çözümü yapılan metinler derhal imha edilecektir.</p>

<p><strong>Henüz vergi incelemesi aşamasında iken; </strong>vergi suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin bulunması şartının gerçekleşmesi çoğu durumda mümkün olmayacağı gibi, <strong>esasen CMK m.134’ün ilk şartı olan “bir suç soruşturmasının olması” şartının da, “lekelenmeme hakkı” ve VUK m.367’de düzenlenen özel usul uyarınca vergi incelemesi aşamasında iken gerçekleşmeyeceği </strong>dikkate alınmalıdır. <strong>Ancak VUK m.142’ye uygun şekilde yapılan bir aramadan sonra ele geçirilen veya VUK m.139 uyarınca talep edilmesi üzerine mükellef tarafından sunulan defter ve belgeler incelendiği sırada; </strong>vergi suçu işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delillere ulaşılmışsa, bu hususta VUK m.367’de belirtilen usule uygun şekilde Cumhuriyet başsavcılığına bildirim yapılmışsa, başka türlü delil elde etme imkanı da yoksa, <strong>sadece sulh ceza hakimliğinin CMK m.134 uyarınca vereceği kararla</strong> bilgisayarlarda arama yapılmasının mümkün olabileceği, buna karşılık gecikmesinde sakınca bulunan halin varlığından bahisle <strong>Cumhuriyet savcısı tarafından arama emri verilemeyeceği</strong> kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>Günümüzde artık mükelleflerin tüm bilgi ve belgeler ile defter kayıtlarını bilgisayarlarda ve bilişim sistemlerinde tuttukları ve sakladıkları ve hatta Vergi İdaresinin de bu yönde uygulamalarının bulunduğu, bu nedenle VUK m.142’nin ve m.147’nin bilgisayarlarda ve akıllı cep telefonlarında tatbiki ile ilgili özel düzenlemeye ihtiyaç olduğu, çünkü VUK m.142’nin bilgisayarları ve bilişim sistemini kapsamadığı, VUK m.147’nin de CMK m.134’de aranan “kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı” ile “başka surette delil elde etme imkanının bulunmaması” şartları, henüz elde edilip incelenmemiş defterler bakımından suça konu olmayacağından, CMK m.134’ün tatbiki hukuka uygun olmayacağı, fakat bu şartların varlığı halinde belki VUK m.147 atfı ile CMK m.134’e müracaat edileceği söylenebilir.</strong></p>

<p><strong>Yeri gelmişken; </strong>bir an için VUK m.147 atfı ile CMK m.134’e göre bilgisayarlarda ve akıllı cep telefonlarında arama ve elkoyma tedbirlerinin tatbik edileceği kabul edilirse, bu konuda aşağıda gösterilen usulün tatbikinin gerektiği, ancak VUK m.147’nin tek başına CMK m.134’ün uygulanabilmesini mümkün kılmayacağını düşündüğümüzü, mükellef aleyhine bu tür bir düzenlemenin tatbiki için, ya Vergi Usul Kanunu’nda veya Ceza Muhakemesi Kanunu’nda özel bir hükme yer verilmesi gerektiği, bu görüşün kabul edilmemesi halinde ise, bilgisayar kütüklerinde ve akıllı cep telefonlarında arama ve elkoyma tedbirlerinin CMK m.134’e göre yapılması gerektiği sonucuna varılmalıdır.</p>

<p>CMK m.116 ila m.130 arama ve elkoyma tedbirlerini; genel eşya, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma, bilişim suçlarının işlenmesi suretiyle elde edilen menfaatin bulunduğu hesabın askıya alınması ve elkoyma dahil olmak üzere düzenlemiş olup, CMK m.134’de tanımlanan bilgisayarlarda, bilgisayar programları ile kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma tedbiri özel nitelikli olup, arama ve elkoymanın diğer hükümlerinden hareketle alınacak hakim kararı veya yazılı emirler yoluyla, dijital materyalin ve dolayısıyla bilişim sistemine ilişkin makinenin bizzat kendisi bu suçun konusunu teşkil etmeyip de içeriğine bakılması gerektiğinde, bunlara ilişkin arama ve elkoyma tedbirlerinin CMK m.134’de gösterilen usule uygun yapılması, bunun dışında örneğin m.116 ve devamı hükümlerinden alınan arama ve elkoyma kararlarından hareketle bilgisayarlara veya akıllı cep telefonlarına elkoyup, sonrasında bunlarda arama yapmak için CMK m.134 uyarınca alınan kararın eksik olduğu, bu eksikliğin bir başka hükümden alınan kararla giderilemeyeceği, bu nedenle içeriğine bakılacak bilgisayar ve akıllı cep telefonları bakımından, hem arama ve hem de elkoyma tedbirlerinin CMK m.134 gereğince alınmak suretiyle tatbiki gerektiğinden, cihaza elkoyulduktan sonra geriye dönük olarak cihazda arama yapılabilmesi maksadıyla CMK m.134’den dolayı alınacak karar, bu yolla elde edilecek delili hukuka uygun hale getirmeyecektir. Çünkü makinenin ve cihazın bizzat kendisi suçun konusu olmayıp, CMK m.134’e göre arama yapılabilmesi için elkoyma tedbirine başvurulduğundan, öncelikle arama tedbirinin usule uygun yapılıp, devamında elkoyma ile birlikte içerik aramasına girilmesi gerekmekle, tüm bu prosedürün “özel hüküm” niteliği taşıyan CMK m.134/1-2’ye uygun yapılması ve beraberinde maddenin diğer fıkralarında tatbiki suretiyle koruma tedbirinin infazının gerçekleştirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Vergi suçlarına ilişkin aramalarda, delillerin karartılması tehlikesi nedeniyle gecikmesinde sakınca bulunan bir halin varlığı durumunda, aramanın vergi inceleme elemanı bulunmaksızın yalnızca iki işlem tanığıyla yapılması hukuka uygun mudur? CMK 119/4’de zorunlu şart olarak belirtilen iki işlem tanığı olmadan sadece iki vergi inceleme elemanıyla yapılan aramalar hukuka uygun mudur?</strong></p>

<p>VUK m.142 ila m.147’de, arama sırasında hazır bulunacaklar yönünden özel bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin yukarıda özetine yer verdiğimiz kararlarında da; vergi suçlarında arama niteliği itibariyle adli arama olmasına rağmen, bu aramanın adli kolluk tarafından değil, vergi inceleme elemanları tarafından yapıldığı, VUK m.7’ye göre genel kolluğun, talep üzerine ve sadece gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını sağlamakla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Vergi incelemesinin ve buna esas olmak üzere yapılan aramanın doğası gereği, vergi inceleme elemanı olmaksızın arama yapılması kanaatimizce mümkün değildir.</p>

<p>CMK m.119/4’de düzenlenen iki işlem tanığının bulunması yönünden ise; bu şartın mükellefin temel hak ve hürriyetlerini kısıtlayan aleyhe bir nitelik taşımayıp, aramanın ve delillerin sıhhatinin sağlanıp korunması amacına yönelik olması itibariyle, mükellef lehine olan bu şartın tatbikinin gerektiği ve aramada vergi inceleme elemanı dışında iki işlem tanığı olmasının gerekeceği düşünülebilir. Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin kabulüne göre de VUK m.142 uyarınca yapılan arama vergi inceleme elemanları aracılığıyla gerçekleştirilen bir adli arama olduğundan, CMK m.119/4’un vergi suçlarında arama yönünden de tatbiki gerekir.</p>

<p><strong>Son olarak belirtmeliyiz ki;</strong></p>

<p>VUK m.142’ye göre Cumhuriyet savcısı gecikmesinde zarar olunan halin varlığı gerekçesiyle yazılı arama emri veremeyeceğinden, bu şekilde verilen bir emrin süresinde hakim tarafından onaylanıp onaylanmadığının da bir önemi bulunmayacaktır. Bu tespitimiz; CMK m.134’de öngörülen bilgisayarlarda özel arama hükmü için de geçerli olup, bir an için CMK m.134’ün 213 sayılı VUK bakımından uygulanabileceği düşünülse bile, bu hüküm yönünden de vergi incelemeleri ile ilgili Cumhuriyet savcısının yazılı arama emri kabul görmeyecektir, çünkü VUK m.142 arama kararı verme yetkisini, henüz ortada VUK m.367’ye göre yürütülen bir soruşturma olmadığından, yalnızca hakim kararına bağlanmıştır.</p>

<p><strong>Elkoyma tedbirinde ise;</strong> VUK m.143 ila m.146 özel hükümler öngördüğünden, bu hükümlerin uygulanması suretiyle arama sonrası elde edilen belgeler üzerinde yerinde inceleme ve istisnai hallerde de mühürleyip vergi dairesine götürmek suretiyle işlemler tamamlanacaktır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Beyza Başer Berkün</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Yargıtay 11. CD,</strong> 28.06.2021, 2017/9872 E., 2021/5973 K.; <strong>Yargıtay 11. CD, </strong>28.05.2019, 2016/4565 E., 2019/5069 K.; <strong>Yargıtay 11. CD, </strong>29.04.2019, 2017/8495 E., 2019/4124 K.; <strong>Yargıtay 11. CD,</strong> 08.05.2017, 2017/3532 E., 2017/3462 K.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vergi-suclarinda-arama-bilgisayar-incelemesi-belge-incelemesi-ve-delil-toplama-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/delil-vergi-bilgisaray-belge-kelepce.jpg" type="image/jpeg" length="86380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HIZLI VE ETKİLİ YARGI BAKIMINDAN İSTİNAF CEZA UYGULAMALARI (1)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p><strong>1)</strong> Hızlı ve etkili yargılamanın arzulanan bir sonuç ve bu yönden aşılması gereken nedenler olduğu tartışmasızdır<strong>.</strong> Gerek bakanlığımız ve HSK gerekse de uygulamanın paydaşları olarak hukukçular ve baroların <strong>son zamanlardaki söylem ve çalışmaları umut verici olup önem arz eder</strong>. Daha da önemlisi bunun vatandaşa ve/veya uygulamaya gerçek anlamda yansımasıdır.</p>

<p><strong>2)</strong> Faaliyete girmesiyle ülkemiz yargısının önemli bir parçası ve aşaması haline gelen, kısa adıyla istinaf, yasal tabirle <strong>bölge adliye mahkemelerinin isabetli ve yararlı olduğu değerlendirilmiştir</strong>. Bunun yanında özellikle fiili uygulamadan ve mevzuattan kaynaklanan aksaklıkların giderilerek istinaf işleyişinin daha hızlı ve etkili olmasının sağlanması, istinafların daha kısa zamanda kurumsallaşmasına katkı verebileceği gibi yargıya olan güvenin artırılmasına da katkı verebilecektir.</p>

<p>Bu itibarla, aşağıda belirtilen <strong>sorunların ve bunlara ilişkin önerilerin tartışılıp değerlendirilmesi</strong>nin yararlı olacağına dair kanaatimiz yüksek takdire maruzdur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu yöndeki çalışmalarımız sonucunda, gerek uygulamada görülen veya tereddüt oluşturan ya da tartışılmasında yarar görülen konular gerekse de yasaya aykırı olduğu düşünülen hususlar, daha çok “sorun ve çözüm önerisi” noktasında ele alınmıştır. Başka bir deyişle istinaf ceza uygulamalarıyla ilgili sorun ve önerilerimiz ilgili paydaş veya kurumların yüksek takdirine maruz olmak üzere bir kısmı aşağıda kısaca gösterilmiştir. Daha ayrıntılı ve gerekçeli hali ise ilgili kaynakta gösterilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili Sorun ve Çözüm Önerileri</strong></p>

<p><strong>1) İstinafa Gönderilecek Dosyaların Kontrollerinin Yapılması</strong></p>

<p><strong>Sorun: Taraflarca istinaf talebi yapılan dosyanın istinaf incelemesi imkanı olmadığı halde mahallinde bu yönüyle inceleme yapılmadan veya bir ek karar verilmeden ve kesinleştirme işlemi yapılmadan dosyanın öylece istinafa gönderilmesi: </strong>İstinaf süresinin geçmesi, kararın yasal olarak kesin olması veya istinaf edenin istinaf etme hakkının olmaması nedenlerinden bir veya birden fazlasının gerçekleşmesi durumunda bu dosyanın normal şartlar altında istinafa gönderilmemesi gerekir. Böyle bir durumda hükmü veren ilk derece mahkemesi ek bir kararla istinaf istemini ret etmesi ve kararı kesinleştirip infaza vermesi gerekir. Taraflar isterse bu ret kararını istinaf edebilirler. Bu durumda da aksi karar verilmedikçe infaz durmaz. Çoğunlukla yasal koşulların oluşmadığının açık olmasına rağmen istinaf istemi her nasılsa ret edilmeden dosyaların istinafa gönderilmesi, gereksiz birikime neden olabildiği gibi kesinleştirme ve infazları da buna bağlı olarak gecikebilmektedir.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> İstinaf şartları olmayan karar, istinaf edilse bile ek kararla talebin reddi ve kararın kesinleştirilmesi gerekir. Mümkün oldukça, dosyaların istinaf ve ilk derece mahkemeleri arasında <strong>gereksiz emek, masraf ve zamana neden olarak gidip gelmesini engellemek ve zamanında kesinleştirilip infaza verilmesini sağlamak</strong> için dosyanın ceza dairesine eksiksiz bir şekilde gelmesinin sağlanması, bunun için <strong>örneğin,</strong> her ne kadar ilk derece mahkemesinin (hakimin) veya yazı işleri müdürünün görevi ise de bu yönden ayrıca ve kuvvetlendirici olarak istinaf-temyiz-kanun yolu formuna eksikliklerin kontrol edildiğine ve/veya formun dosya kapsamına uygun olduğuna dair onay bölümü eklenebilir.</p>

<p><strong>2) Tebligat Eksiklikleri ve Uygulamanın Maliyeti</strong></p>

<p><strong>Sorun: Dosyanın sırf tebligat eksikliği nedeniyle mahalline iade edilmesi:</strong> CMK’nın, dosyanın bölge adliye mahkemesine tevzisini düzenleyen 278. maddesine göre, dava dosyası istinafa geldiğinde iş bölümüne göre görevli ceza dairesine verilir. Daire, varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesini sağlar. Dairenin, varsa tebligat eksikliklerinin giderilmesini sağlayacağına dair düzenleme yasa maddesinde olduğu halde bu hüküm, daha çok eksikliğin dairece giderilmesi yolu olarak değil, dosyanın iade edilerek eksikliğin ilk derece mahkemesince mahallinde giderilmesi yolu olarak benimsenmiştir. Dosyanın sırf tebligat nedeniyle ilk derece mahkemesine gidip gelmesi hem zaman hem de ekstradan en az iki posta giderine neden olabilmektedir. Bunun yanında dairece esası kapatılan dosyanın ilk derece mahkemesine gitmesi ve dönüşünde tekrar esas numarası alması daha uzun bir süreye neden olabilecektir. Bu sürenin özellikle büyük şehirlerde altı aydan aşağı olamadığı görülüyor. Genellikle bu durum, esas hakkında karar verilmesi sırasında ele alınıyor ki dosya bu süreye kadar basit sayılabilecek bir nedenle beklemiş oluyor.</p>

<p><strong>Öneri: Dosyanın sırf tebligat eksikliği nedeniyle fiziki olarak ve posta yoluyla mahalline iade edilmemesi, bu eksikliğin istinafta giderilmesi</strong> yararlı olabilecektir. Kaldı ki artık Avukatlara UETS üzerinden elektronik tebligat yapılması zorunluluğu vardır. Dosya fiziki olarak postaya verilmeden de dairece UETS üzerinden tebligat yapılabilir. Ayrıca ilk derece mahkemesine dosyanın fiziki olarak iadesinden sonra ilk derece mahkemesi de zaten UETS üzerinden tebligat yapacaktır. Alternatif olarak, <strong>ilk derece mahkemesi yazı işleri müdürleri</strong>nin görevleri arasına istinafa gidilecek dosyaların tebligat işlemlerinin yapıldığına ve tebligat eksikliğinin olmadığına dair istinaf formunda stun açılması ve bu sütunun işaretlenmesinin sağlanması.</p>

<p><strong>3) Yasaya Aykırı Bozma Kararlarının Fazlalığı ve Etkisi</strong></p>

<p><strong>a-Sorun: Bozma kararlarının önemli oranının yasadaki düzenlemeye açıkça aykırı olması, kısmen de uygulama farklılığının mevcudiyeti söz konusudur.</strong> CMK’nın 280/1-e-f. maddesinde ceza dairelerinin, hangi hallerde hükmün bozulmasına kararı vereceği sınırlı sayıda ve sayma yöntemiyle açıkça gösterilmiştir. <a name="_Hlk226621254" style="background-color:#ffffff">Bu hallerin kesin hukuka aykırılık oluşturduğu veya bir kısım şartların-usullerin gerçekleşmediği kabul edilmiş ve dosya-karar üzerindeki etkisine bakılmaksızın hükmün bozulacağı kabul edilmiştir.</a> Buna rağmen uygulamada, yasa maddesinin bozma nedeni yapmadığı ama bir hukuki hata olan diğer gerekçeler bozma nedeniymiş gibi bozma kararı veriliyor. Bu yöntem, kararda dayanak gösterilen bozma gerekçesi ve yasa maddesi açıkça birbiriyle çeliştiği halde yasal duruma aykırı olarak dosya kesin kararla ilk derece mahkemesine gönderiliyor. İstinaf kararlarına karşı direnme yasağı olduğu için ilk derece mahkemesi dosyayı tekrar ele alarak kovuşturma yapmak zorunda kalıyor. Böylece bozma kararından sonra dosya ilk derece mahkemesine geri gönderileceğinden ve bunun üzerine ilk derece mahkemesinde yapılacak adeta ikinci kovuşturma sonucunda verilen karar tekrar yasa yoluna tabi olabileceğinden yargılama sürecini uzatabilmektedir. Başka bir tabirle bu uygulama, doğal olarak dosyanın gidişi-gelişi, nedeniyle sürecin uzaması yönünden etkili olabilecektir.</p>

<p>CMK’nın direnme yasağını düzenleyen 284. maddesine göre, bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine karşı, itiraz ve temyize ilişkin hükümler saklı kalmak üzere direnilemez; bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemez. Yine temyizi düzenleyen 286/1. maddeye göre, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. Dolayısıyla istinaf ceza dairesinin özellikle bozma kararlarının usul ve yasaya uygun olup olmadığının yasal denetimi, <a name="_Hlk226624900">tartışma ve yoruma açık bir konu olmakla birlikte </a>CMK’nın 308/A. maddesindeki olağan üstü itiraz dışında neredeyse mümkün değildir. Belirtilen bu aykırı bozma uygulamasının oranı gittikçe artmaktadır. Mevcut uygulamada verilen hükmün bozulmasına dair kararların önemli sayılabilecek oranı, CMK’nın ilgili maddesi olan 280/1-e-f. (289/1) maddesindeki düzenlemeye aykırıdır. Başka bir deyişle, fiili durumda işlerin yoğunluğuna neden olacağı endişesi olmakla beraber, yasada sınırlı sayıdaki bozma nedenlerinden olmadığı halde, yani, ancak duruşma açılarak giderilebilen eksiklikler bozma nedeni gösterilerek ve bu şekilde karar verilerek dosya ilk derece mahkemesine gönderilmesi önemli bir orana sahiptir. Ortalama olarak kararların yaklaşık dörtte birinin bu kapsamda kaldığı gözetildiğinde önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor.</p>

<p><strong>Öneri:</strong> Uygulamanın daha yasal, karar sürecinin daha hızlı olmasının sağlanması ve taraf mağduriyetinin önlenmesinin temini bakımından <strong>yasada sayılan bozma halleri dışındaki bir nedenin bozma gerekçesi yapılmaması, buna rağmen yasaya açıkça aykırı bir nedenin bozma kararına gerekçe yapılması halinde ise ilk derece mahkemesine direnme imkanı getirilmesi </strong>ve bu direnme kararının çözüme kavuşturulmasının kısa bir süreye bağlanarak acele iş sayılması yararlı olabilecektir. Bu çerçevede dairece verilen, özellikle bozma kararları başta olmak üzere, karar türünün, yasa maddesinde belirtilen hallere uygun olup olmadığına dikkat edilmesi yararlı olabilecektir. Özellikle, belirtilen yasa değişikliğinin daha da fiiliyata geçirilmesi hem yasaya daha uygun hem de daha faydalı olabilecektir. <a name="_Hlk226625396">Yasal olarak duruşma açılması gerekirken bunun yerine, yasada olmayan gerekçeyle bozma kararı verilerek, dosyanın hükmü veren ilk derece mahkemesine gönderilmesi hukuka uygunluk yönünden kararı tartışmalı hale getirebileceğinden bu uygulamaya son verilmesi gerekir. </a></p>

<p><strong>b-</strong><strong>Sorun: </strong><strong>İkinci veya devamı bozma kararı da verilmektedir. </strong>Zaman zaman yasaya aykırı bozma sonrasında, ilk derece mahkemesinin bozma kararına yasal olarak direnememesi nedeniyle, dosyanın istinaf dönüşü üzerine duruşma sonrasında tekrar bozma öncesi kararların verildiği gözlenmektedir. Daireler bu kararlara karşı genellikle tekrar ve ikinci, hatta daha fazla kez bozma kararı vermektedir. Böyle bir uygulamanın zorunlu sonucu olarak dosyanın karar süreci fazlasıyla uzayabilmektedir.</p>

<p><strong>Öneri: </strong>Yasada olmayan nedene dayanarak istinaf ceza dairesinin bozma kararı verememesinin yanında her ne olursa olsun ikinci kez veya devamı olarak tekrar bozma yasağı getirilmesi hususunun tartışılması.</p>

<p><strong>Yukarıdaki Sorunlar İtibariyle Sonuç Olarak,</strong></p>

<p>Belirtilen durumlarda esas numarası verilerek dosya kapandığı için dairenin iş çıkarma yüzdesi de ciddi olarak artırabiliyor. Bir dosya nihai olarak sonuca bağlanmadığı halde dosyanın birden fazla kez gidişi-gelişi nedeniyle sene sonu istatistiklerine yüksek oranda ve başarı olarak yansıyabilmektedir. Bu uygulamadan dairelerin genel olarak serzenişi olmadığı gibi örtülü bir memnuniyet de söz konusudur. Bu da doğal olarak gecikmelere, tarafların durumuna göre leh veya aleyhte farklı sonuçlara neden olabilmektedir. Yargılamaların hızlı ve etkinliği adına yukarıdaki sorunların ele alınması, özellikle yasadaki bozma nedenlerine mümkün olduğunca uyulması ama bu durumun oluşturacağı iş yükünün önlenmesi için başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmayan hallerde istinaflara duruşma yapılmadan da gerektiğinde eylemin nitelendirmesini yapılabilmesi, bunun sonucunda dosya üzerinden beraate, mahkumiyete veya cezanın artırılabilmesine imkan sağlanması ama bu durumdaki kararların temyiz kanun yoluna tabi olarak verilmesinin tartışılması yararlı olabilecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN"><img alt="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/03/asim-ekren.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/cumhuriyet-savcisi-asim-ekren" title="Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN">Cumhuriyet Savcısı Asım EKREN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Alıntı yapılan kaynak:</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Uygulamada İstinaf Ceza El Kitabı, İstanbul, Filiz Kitabevi, 7.Baskı, 2026</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hizli-ve-etkili-yargi-bakimindan-istinaf-ceza-uygulamalari-1-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 12:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/istinafsd.jpeg" type="image/jpeg" length="39849"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 2024/427 E., 2025/63 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 8. Daire'nin 23/01/2025 tarihli, 2024/427 E., 2025/63 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
SEKİZİNCİ DAİRE<br />
Esas No : 2024/427<br />
Karar No : 2025/63</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TEMYİZ İSTEMİNDE BULUNAN (DAVALI) : ... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararının, temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı adına kayıtlı...plakalı aracın, belediye sınırları içerisinde izin ve ruhsat alınmaksızın ticari faaliyette bulunduğundan bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun ek 2/3. maddesi uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin... tarih ve ... sayılı işlemin iptaline karar verilmesi istenilmiştir.<br />
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; idari yaptırımlarda, yaptırımın dayanağı olan kuralın yürürlükten kaldırılması veya yargı mercilerince iptal edilmesi ya da sonradan lehe düzenleme yapılması sebepleriyle hukuk alemindeki varlığının sona ermesi halinde şahıslar lehine oluşan yeni hukuki durumun dikkate alınmasının, bir ceza hukuku müessesesi olan lehe olan kanun hükmünün uygulanması ilkesinin niteliğine uygun düştüğü ölçüde idari yaptırımlarda da uygulanabileceğinin kabulü gerektiği, olayda, davacı adına tescilli aracın Göksel Katipoğlu adlı kişinin sevk ve idaresinde ilgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın yolcu taşımacılığı yaptığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2/3.maddesi uyarınca 60 gün süreyle trafikten men edilmesine karar verildiği, bu durumda; Anayasa Mahkemesinin 09/04/2015 tarih ve 29321 sayılı Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren 11/9/2014 tarih ve E:2014/52,K:2014/139 sayılı iptal kararı ve gerekçesi dikkate alındığında, araç sahibi aynı zamanda araç sürücüsü olmadığından, araç sahibi olan davacının kusurunun bulunup bulunmadığı, belgesiz olarak ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapılmasına izin verip vermediği konusunda bir tespit ve belirleme olmadan, ilgili belediyeden izin veya ruhsat alınmaksızın ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle tescil plakası sahibi davacıya yalnızca ruhsat sahibi olması nedeniyle yaptırım uygulanmasına ilişkin işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlemin iptaline karar</p>

<p>verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi ve Danıştay Aşaması : ... Bölge İdare Mahkemesi... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:...sayılı kararıyla; davacıya ait ... plakalı araçla, sürücüsü ...'nun sevk ve idaresinde iken, belediyeden tahditli S plaka ruhsatı ve güzergah izin belgesi alınmaksızın ticari amaçla personel taşımacılığı yapıldığı, sürücü tarafından yapılan bu izinsiz faaliyetin araç sahibi olan davacının bilgisi dahilinde olduğu kanaatine varıldığı, bu duruma göre D2 yetki belgesi olsa bile S plakası, servis ruhsatı ve güzergah izin belgesi bulunmayan aracın 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığından, davacının araç sürücüsü olmadığı gerekçesiyle dava konusu işlemi iptal eden Mahkeme kararında yasal isabet görülmediği gerekçesiyle davalı idarenin istinaf başvurusunun kabulüne, İdare Mahkemesi kararının kaldırılmasına ve davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu karar temyiz incelemesi sonucu Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı kararı ile olayda, 24/02/2016 tarihli denetime ait tutanakta açıkça belirtilmemekle birlikte davalı idarenin savunma dilekçesinde söz konusu denetimin İzmir-Çanakkale Devlet Karayolu üzerinde gerçekleştirildiği, trafik denetleme ekiplerince düzenlenen tutanakta ise, hakkında S plakasız taşımacılık yaptığı yönünde ihbar bulunan ... plaka sayılı aracın ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yaptığı yönündeki tespite dayalı olarak 2918 sayılı Kanunun Ek 2. maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca işlem tesis edildiği, buna göre, davaya konu aracın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yaptığından bahisle 2918 sayılı Kanunun Ek 2/3. maddesi uyarınca işlem tesis edilemeyeceğinden dava konusu işlemin sebep unsuru itibarıyla hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle temyiz isteminin kabulüne ... Bölge ...İdari Dava Dairesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma kararı üzerine dosyanın gönderildiği ... Bölge ... İdari Dava Dairesi ... tarih, E:...,K:...sayılı kararında, Danıştay'ın bozma kararına konu olan Daire kararının verildiği tarih itibarıyla istinaf incelemesinde Daireleri görevli bulunmakta iken, Hakimler ve Savcılar Kurulu ... Dairesi'nin ...tarih ve ... sayılı kararı ile yeni kurulan ve 02/01/2019 tarihinde faaliyete geçen İzmir Bölge İdare Mahkemesi Yedinci İdari Dava Dairesinin, "Karayolları Trafik ve Taşımacılık Mevzuatına İlişkin İşler" konulu davaların istinaf incelemesinde görevlendirilmiş olması karşısında, ''Karayolları Trafik ve Taşımacılık Mevzuatına İlişkin İşler" konulu işbu davanın istinaf incelemesinde ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin görevli olduğu gerekçesiyle gönderme kararı verilmiş, dosya görevli ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesince incelenmiş ve bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra “Başvuruya konu Mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmadığı” gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : </strong>Davalı idare tarafından, ilk derece Mahkemesi iptal kararının hüküm kurmaya elverişli olmadığı, idari işleme ilişkin evraktan anlaşılacağı üzere işleme konu aracın egzoz sisteminden çok yüksek ses geldiği, tesis edilen işlemin haklı ve hukuka uygun olduğu, yürürlükteki mevzuata göre karar verildiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'İN DÜŞÜNCESİ : </strong>Anayasa'nın 36. maddesinde açıkça düzenlenen adil yargılanma hakkı ile Anayasa'nın 141. ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 24. maddelerinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının, idari yargı mercilerince yapılan hukukilik denetiminde yargısal etkinliğin sağlanmasında öncelikle gözetilmesi gerekmektedir. Yargı kararı gerekçesinin davanın muhatapları açısından hukuki temellendirilme vasfı ile açık, net ve davanın tarafları arasındaki uyuşmazlığı çözücü nitelikte olması önemlidir. Bu kapsamda; temyiz incelemesi sonucu Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı kararı ile, dava konusu işlemin,... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararında belirtilen gerekçeden farklı bir hukuki sebeple, dava konusu işlemin iptali yönünde, verilen bozma kararına ilişkin olarak ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi tarafından bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra, dava konusu işlemin sebebini oluşturan delil ve tespitlere ilişkin gerekçeye yer verilmeden sadece... İdare Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi, gerekçeli karar hakkının ihlali niteliğinde olduğundan, temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Sekizinci Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong><br />
Menemen Bölge Trafik Denetleme İstasyon Amirliği ekiplerince İzmir-Çanakkale Devlet Karayolu üzerinde 24/02/2016 tarihinde yapılan denetimde; araç sürücüsü Göksel Katipoğlu sevk ve idaresinde iken kontrol amaçlı durdurulan ... plaka sayılı otobüs içerisinde bulunan ve Star Rafineride çalışan 21 işçi ile yapılan görüşmede, Menemen Asarlık durağından binen işçilerin iş bitiminde ikametgahlarına döndüklerinin belirtildiği, ilgili belediyeden izin ve ruhsat almaksızın belediye sınırları dışına ticari amaçlı yolcu taşımacılığı yapıldığından bahisle 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun Ek 2/3. maddesi gereğince aracın 60 gün süre ile trafikten men edilmesi üzerine bakılmakta olan davanın açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 36. maddesinin 1. fıkrasında, “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercîleri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile âdil yargılanma hakkına sahiptir.”<br />
; 141. maddesinin 3. fıkrasında, “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” kuralları yer almış; 2577 sayılı İdari Yargılama Usûlü Kanunu'nun 24. maddesinin 1. fıkrasının (e) bendinde, kararın dayandığı hukukî sebepler ile gerekçe, kararlarda bulunacak hususlar arasında sayılmıştır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 45. maddesinin 3. fıkrasında "Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuka uygun bulursa istinaf başvurusunun reddine karar verir. Karardaki maddi yanlışlıkların düzeltilmesi mümkün ise gerekli düzeltmeyi yaparak aynı kararı verir" hükmü, 4. fıkrasında ise,"Bölge İdare Mahkemesi, ilk derece mahkemesi kararını hukuka uygun bulmadığı takdirde istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verir. Bu halde bölge idare mahkemesi işin esası hakkında yeniden bir karar verir..." hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>2577 sayılı Kanunun "Kararlarda bulunacak hususlar" başlıklı 24. maddesinin (e) bendinde; "Kararın dayanağı hukuki sebepler ile gerekçesi ve hüküm tazminat davalarında hükmedilen tazminatın miktarı"nın Mahkeme kararında yer alması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Yine aynı Kanunun 50. maddesinin 3. fıkrasına göre, Bölge İdare Mahkemeleri Danıştayca verilen bozma kararlarına uyabileceği gibi kararında ısrar da edebileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun "Araçların tescil edildikleri amacın dışında kullanılması" başlıklı Ek 2. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte bulunan halinde; araçlarını motorlu araç tescil ve trafik belgesinde gösterilen maksadın dışında kullananlar ile sürülmesine izin veren araç sahiplerinin 14.400.000 lira para cezası ile cezalandırılacağı, ayrıca, aracın on beş gün süre ile trafikten men edileceği, ilgili belediyeden izin veya ruhsat almaksızın, belediye sınırları dahilinde ticari amaçlı yolcu taşıyan kişiye, araç sahibine, bağlı bulunduğu durak, işyeri ve işletmelerin sorumlularına birinci fıkrada gösterilen idari para cezasının üç kat olarak, fiilin işlendiği tarihten itibaren bir yıl içinde tekerrürü halinde ise beş kat olarak uygulanacağı, ayrıca, aracın her defasında altmış gün süre ile trafikten men edileceği hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Anayasa'nın 141. maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılacağı kurala bağlanmış ve bu konuda herhangi bir istisnaya yer verilmemiştir.</p>

<p>Türk Dil Kurumuna göre gerekçe, Mahkeme kararlarının dayandığı kanuni ve hukuki sebeplerdir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin "Âdil Yargılanma hakkı" başlıklı 6. maddesinde, herkesin, gerek medenî hak ve yükümlülükleriyle ilgili nizâlar, gerek cezaî alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının mâkûl bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu belirtilmiş olup, âdil yargılanma hakkının düzenlendiği bu maddede, kanun ile kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davanın görülmesi, davanın mâkûl bir süre içinde sonuçlandırılması, hakkaniyete uygun yargılama ve alenî yargılama ilkelerine açıkça yer verildiği görülmektedir. Hakkaniyete uygun yargılama ilkesi, silahların eşitliği, çekişmeli dava, gerekçeli karar hakkı unsurlarının bir arada mevcut olmasını gerektirmektedir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları çerçevesinde, gerekçeli karar hakkı denetiminin, gerekçenin hukukî olup olmadığı, yeterli ve mâkûl olup olmadığı, gerekçenin öğrenilip öğrenilmediği, tarafların iddialarının karşılanıp karşılanmadığı, gerekçenin mâkûl sürede yazılıp yazılmadığı ilkeleri açısından yapıldığı görülmektedir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin 13/06/2013 tarih ve Başvuru No: 2013/1235 sayılı kararında;</p>

<p>' 23.Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak mahkeme kararlarının gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Derece mahkemeleri, dava konusu maddi olay ve olguların kanıtlanmasını, delillerin değerlendirilmesini, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanmasını, uyuşmazlıkla ilgili vardığı sonucu, sonuca varılmasında kullandığı takdir yetkisinin sebeplerini makul bir şekilde gerekçelendirmek zorundadır. Bu gerekçelerin oluşturulmasında açıkça bir keyfilik görüntüsünün olmaması ve makul bir biçimde gerekçe gösterilmesi hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez.</p>

<p>24.Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyucak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için ortaya usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur.<br />
25.Bununla birlikte derece mahkemelerinin, taraflarca ileri sürülen tüm iddialara cevap verme zorunluluğu bulunmayıp, hükme esas teşkil eden gerekçelerin nelerden ibaret olduğunu ortaya koyması yeterlidir. Diğer taraftan kanun yolu mercilerince; onama, itiraz veya başvurunun reddi kararları verilmesi hâlinde alt derece mahkemelerinin kararlarında gösterdikleri gerekçeler kabul edilmiş olacağından, anılan kararlarda ayrıca gerekçe gösterilmesine gerek bulunmamaktadır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları da bu yönde' olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>2577 sayılı Kanunun 45. maddesi uyarınca bölge idare mahkemelerinin ilk derece mahkemesi kararına yönelik olarak istinaf isteminin reddine karar verebileceği gibi mahkemenin hukuka uygun bulmadığı gerekçesini değiştirerek hüküm verebileceği de tabidir.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararıyla, sürücü tarafından yapılan izinsiz faaliyetin araç sahibi olan davacının bilgisi dahilinde olduğu kanaatine varıldığı belirtilerek D2 yetki belgesi olsa bile S plakası, servis ruhsatı ve güzergah izin belgesi bulunmayan aracın 60 gün süreyle trafikten men edilmesine ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle,... İdare Mahkemesince dava konusu işlemin dayandığı yasa hükmünün Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edilmesi nedeniyle dava konusu işlemin yasal dayanaktan yoksun kaldığından bahisle verilen iptal kararının kaldırılarak davanın reddine karar verildiği, bu kararın temyiz incelemesi sonucunda ise Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulduğu anlaşılmaktadır.<br />
Dairemizin bozma kararı, Bölge İdare Mahkemesi kararı hakkında verilmiş olup, anılan kararın 2577 sayılı Kanunun 49. maddesinde de sayılan hususlar yönünden değerlendirilmesinden ibarettir. Kanunun 50. maddesi uyarınca Bölge İdare Mahkemesinin Danıştay tarafından verilen bozma kararlarına uyabileceği gibi kararlarında ısrar da edebileceği açıktır.</p>

<p>Görülmekte olan davada; ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince Danıştay'ın bozma kararına uyulduğunu belirttikten sonra bu kararında herhangi bir gerekçe yazmadan ... İdare Mahkemesince verilen karara yönelik istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dairemizin 01/06/2023 tarih, E:2019/2716, K:2023/2988 sayılı bozma kararı incelendiğinde, kararın gerekçesinin, ... İdare Mahkemesince verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı iptal kararında belirtilen gerekçeden farklı olduğu açıktır. Bu haliyle; ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin ... gün ve E:..., K:... sayılı kararında bozma kararına uyulduğu belirtildikten sonra, ayrıca bir gerekçe belirtilmeden istinaf isteminin reddine karar verilmesi, ilk derece mahkemesi kararında belirtilen gerekçenin kabul edilerek, Dairemizin bozma kararındaki gerekçeye katılmadığı anlamına gelmektedir. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince kastedilen bu ise yapılması gereken, 2577 sayılı Kanunun 50. maddesi uyarınca ısrar kararı vermektir. Dairemizin bozma kararındaki gerekçeye katılınmış olması durumunda ise ilk derece mahkemesi kararının gerekçesini değiştirmek suretiyle istinaf istemini reddetmek gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, dava konusu işlemin iptali yönündeki ... İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu gerekçesiz Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. 2577 sayılı Kanun'un 49. maddesine uygun bulunan temyiz isteminin kabulüne,</p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ...İdari Dava Dairesinin... gün ve E:..., K:... sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın yukarıda belirtilen Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. Kesin olarak, 23/01/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/yargi/danistay.jpg" type="image/jpeg" length="64884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2020/1049 E., 2023/2197 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 04/05/2023 tarihli, 2020/1049 E., 2023/2197 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2020/1049<br />
Karar No:2023/2197</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : ... Kurulu<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) :... Radyo ve Televizyon Yayıncılık A.Ş.<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 01/12/2018 tarihinde 10:00-11:00 saatleri arasındaki 1 saatlik zaman dilimi içerisinde yer verilen reklam kuşağının süresi dolayısıyla 6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'unun 10. maddesinin 2. fıkrasının ihlâl edildiğinden bahisle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca 17.065,00-TL idari para cezası uygulanmasına dair ... tarih ve ... no'lu Radyo ve Televizyon Üst Kurul (Üst Kurul) kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi Hâkimliği'nce verilen ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; söz konusu yayın her ne kadar davalı idarece reklam olarak nitelendirilmek suretiyle, bir saat başından bir sonraki saat başına kadar olan dilim içinde 12 dakikayı aşacak şekilde reklam yayınına yer verildiğinden bahisle idari para cezası uygulanmış ise de, dava konusu yayınların radyo ve televizyon reklamı değil, tele-alışverişe yönelik yayın olduğu, tele-alışveriş yayınlarının "bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşmama" yasağından istisna tutulduğu gözetildiğinde, dava konusu yayınların hatalı olarak nitelendirilmesi neticesinde tesis edildiği anlaşılan dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle hukuka aykırı bulunan dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdarî Dava Dairesi'nce; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının usul ve hukuka uygun olduğu ve davalı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını sağlayacak nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI :</strong> Davalı idare tarafından, davacının yayınında belirttiği ibare doğrultusunda işlem yapıldığı, yayının reklam veya tele-alışveriş olması durumunda mevzuat hükümlerine uygun olarak bu durumun belirtilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : </strong>Davacı tarafından, yayının reklam mı, tele-alışveriş mi olduğunun tespiti açısından yayın içeriğine bakılması gerektiği, davaya konu yayının reklam değil, tele-alışveriş yayını olduğu, tele-alışveriş yayınında farklı olarak, izleyicilerin ekranda belirtilen telefon numarasını arayarak ürüne sahip olabildiği, yayının bu kapsamda değerlendirilmesi neticesinde Kanun'un 10.maddesinin 2. fıkrasına aykırılık taşımadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ ...'NUN DÜŞÜNCESİ : </strong>Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong><br />
Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
ESAS YÖNÜNDEN:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı şirkete ait "..." logosuyla yayın yapan televizyon kanalında 01/12/2018 tarihinde 10:00-11:00 saatleri arasındaki yayının bir saatlik zaman dilimi içerisinde yer verilen reklam kuşağı süresinin 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasında yer alan düzenlemeyi aşacak şekilde 29 dakika 41 saniye olduğunun tespiti üzerine, davacı şirket hakkında anılan sayılı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca ... tarih ve ... no'lu Üst Kurul kararıyla 17.065,00 TL idari para cezası verilmesi üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p>Dava konusu yayının incelenmesinden; saat 09:56'da Kız Kulesi manzarası ekrana getirilerek sağ alt köşede "REKLAM" ibaresine yer verildiği, akabinde 3 farklı renkte kışlık mont ekrana getirilerek bir kadın ve bir erkek sunucu tarafından bu ürünün özelliklerinin anlatılmaya başlandığı, "soğuk geçirmez", "yağmur geçirmez" gibi ürünü övücü ifadelerin sarf edildiği, saat 09:58'i gösterdiğinde bir mont alana bir montun hediye olduğunun belirtildiği ve bu esnada ekranın sağ alt kısmında ürün fiyatı olarak "109 TL (kargo dahil)" ibaresine yer verildiği, ekranın orta alt kısmında ise irtibat numarasının gösterildiği, sol alt köşede ise "kış gelmeden aldın aldın" ibaresine yer verildiği, sunucular tarafından yayın süresi boyunca ürünün övüldüğü ve "hemen şimdi arayın siparişinizi verin" şeklinde ifadelerin kullanıldığı, bu yayının saat 10:14'e kadar devam ettiği; saat 10:45'de Kız Kulesi manzarası ekrana getirilerek sağ alt köşede "REKLAM" ibaresine yer verilmek suretiyle yeni yayına başlandığı, bu sefer "lokma tamir seti" isimli ürünün özelliklerinin anlatılmaya başlandığı, yayın boyunca ekranın sol alt köşesinde "59 TL+kargo" ibaresinin, orta alt kısmında irtibat numarasının yer aldığı, ekrandaki numaranın aranarak bu ürüne sahip olunabileceğinin ifade edildiği, bu yayının da saat 11.01'de sona erdiği görülmektedir.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>6112 sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un "Tanımlar" başlıklı 3. maddesinin (ş) bendinde, radyo ve televizyon reklamı; "Taşınmazlar, hak ve yükümlülükler dâhil olmak üzere mal veya hizmetlerin teminini teşvik etmek, bir amaç veya düşünceyi yaymak veya başka etkileri oluşturmak amacıyla ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı gerçek ve tüzel kişi tarafından, bir ücret veya benzeri bir karşılıkla yapılan her türlü duyuru veya öz tanıtım yayını" olarak; (v) bendinde ise, tele-alışveriş, "Taşınmazlar, hak ve yükümlülükler dâhil olmak üzere, mal veya hizmetlerin bir ücret karşılığında temini amacıyla kamuya yönelik doğrudan arz yayını" olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Aynı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasında, "Televizyon ve radyo yayın hizmetlerinde reklamlar ile tele-alışveriş, sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde düzenlenir."; 2. fıkrasında, "Tele-alışveriş yayınları hariç her türlü reklam yayınlarının oranı, bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşamaz."; 32. maddesinin 2. fıkrasında ise, "8'inci maddenin birinci fıkrasının diğer bentleri ile ikinci ve üçüncü fıkralarında ve bu Kanunun diğer maddelerinde belirlenen ilke, yükümlülük veya yasaklara aykırı yayın yapan ve/veya bu Kanun hükümleri kapsamında Üst Kurul tarafından belirlenen yükümlülüklerini yerine getirmeyen medya hizmet sağlayıcıya ihlâlin ağırlığı, yayının ortamı ve alanı gözönünde bulundurularak, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezası verilir. İdarî para cezası miktarı, radyo kuruluşları için bin Türk Lirasından, televizyon kuruluşları ve isteğe bağlı medya hizmet sağlayıcıları için onbin Türk Lirasından az olamaz." kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu yayında, incelemenin yapıldığı bir saatlik zaman dilimi içerisinde gösterilen reklam kuşağı süresinin Kanun'da belirtilen süreyi aştığı gerekçesiyle, yayının 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına uygun olmaması nedeniyle dava konusu işlemin tesis edildiği, ancak, Mahkemece, dava konusu yayınların radyo ve televizyon reklamı değil tele-alışverişe yönelik yayın olduğu, tele-alışveriş yayınlarının da "bir saat başından bir sonraki saat başına kadarki yayın içinde yüzde yirmiyi aşmama" yasağından istisna tutulduğu gerekçesiyle işlemin hukuka aykırı olduğu tespiti yapılmıştır. Öte yandan, aynı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasında yer alan düzenlemeye göre, davacının yayınında tele-alışveriş veya reklama yönelik sunduğu hizmeti sesli ve/veya görüntülü bir uyarıyla açıkça fark edilebilecek ve program hizmetinin diğer unsurlarından kolaylıkla ayırt edilebilecek biçimde belirtmesi gerektiği, dava konusu yayında ise bu kurala aykırı olarak tele-alışveriş yayını olduğu belirtilmeksizin yayının gerçekleştirildiği, bu hususun, davacı tarafın 11/03/2020 tarihli temyiz başvurusuna cevap dilekçesinde de kabul edildiği görülmektedir.</p>

<p>Dava konusu Kurul kararında, ilgili yayının Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırı bulunması nedeniyle aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü kapsamında idari para cezasının verildiği, bununla birlikte Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrası kapsamında bir ihlâlin bulunması durumunda da yine aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü kapsamında, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezasının verileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdarenin dava konusu işlemi tesis ederken 6112 sayılı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası kapsamında, yayının anılan Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına aykırılığı gerekçesiyle idari para cezası vermiş olmasına rağmen, Mahkemece ilgili yayının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edilmiş olduğu ve davacı tarafından da bu durumun kabul edildiği görüldüğünden, yayının bu hâliyle Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasına aykırılık taşıdığı neticesine varılmıştır. Ayrıca, Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasının ihlâli durumunda da aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası kapsamında ceza verilmesi gerektiğinden, söz konusu uyuşmazlığın "sebep ikamesi" müessesesi kapsamında değerlendirilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>İdare, idari işlemlerinde işlemin sebep ve amaç unsurlarıyla bağlıdır. İdari işlemi diğer hukuki işlemlerden ayıran esas unsurlar da bunlardır. Zira idare ve kişi arasındaki eşitsizlik, idarenin işleyişi bakımından zaruri bir eşitsizlik olmakla birlikte, ancak bu unsurların bağlayıcılığı altında kabul edilebilir (MERMUT, Güler, “İptal Davalarının Şartı Olarak Kanuna Aykırılık”, İdare Hukuku ve İdari Yargı ile İlgili İncelemeler - I, Danıştay Yayınları, Ankara, 1976, s. 319).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sebep ikamesi; idari yargı yerlerince, idari işlemin hukuka aykırı maddi sebebinin, idarece ileri sürülmemiş ancak mahkemece re'sen saptanmış hukuka uygun başka bir maddi sebeple değiştirilmesidir (KARA, Burkay Can, "İptal Davasında Sebep İkamesi" Yetkin Yayınları, Ankara, 2020, s. 43).</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03/12/1999 tarih ve E:1999/775, K:1999/1200 sayılı kararında sebep ikamesi; “Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş ancak idari yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu başka bir neden saptanmış ve idarece ileri sürülen nedenin hukuken geçerli olmadığı belirlenmiş ise idarenin ileri sürdüğü nedenin bir yana bırakılarak dosyadan saptanan nedene göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesi…” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>İdari yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazları alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı taraflara etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması ve bu yeni sebebe karşı tarafların ileri sürdüğü uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların temyiz merciince değerlendirilmesi durumunda çelişmeli yargılama ilkesinin gerekleri yerine getirilebilecektir. İdarî yargı yeri sebep ikamesine başvuracaksa; çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek için, tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarını almak zorundadır (Koray Erdoğan, B. No: 2013/1989, 10/03/2016).</p>

<p>Çelişmeli yargılama ilkesi; tarafların dava sonucunu etkilemek için sundukları deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olmalarını, bunları yorumlama imkânlarının bulunmasını ve taraflarca ileri sürülen deliller, görüşler ve bunlara ilişkin yorumların çelişmesi sonucu karara ulaşılmasını gerektirir (İNCEOĞLU, Sibel, “Adil Yargılanma Hakkı”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa – Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme, Beta Yayınları, B. 2, İstanbul, 2013, s. 192 vd.; SUNAY, Zühal Aysun, İptal Davalarında Gerekçeli Karar Hakkı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 129 vd.; YILMAZ ÖZEL, Nurcan, Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, s. 351 vd).</p>

<p>Dava konusu olayda, idarenin söz konusu yayın nedeniyle ihlâl kararının hukuki sebebinin 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 2. fıkrasına dayandığı, ancak ilgili yayının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edilmesi sonucunda yayının 10. maddenin 2. fıkrasına aykırılık taşımadığı, ancak tele-alışveriş olduğu belirtilmeden yapılan yayının aynı maddenin 1. fıkrasına aykırılık taşıdığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Her iki fıkranın ihlâli durumunda da Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası hükmü gereğince, ihlâlin tespit edildiği aydan bir önceki aydaki brüt ticari iletişim gelirinin yüzde birinden yüzde üçüne kadar idari para cezasının verileceği görüldüğünden, sebep ikamesi uygulanması durumunda para cezasının oranı yönünden idarenin yerine geçerek karar verme niteliğinde yerindelik denetimi yasağına aykırı karar verilmemesi açısından değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, dava konusu Kurul kararına bakıldığında, her ne kadar Kanun'da belirtilen en yüksek oran olan yüzde üç üzerinden uygulanmasına karar verilmiş olsa da, davacının ticari iletişim geliri beyanı bulunmadığından, para cezası miktarının, televizyon kuruluşları için idari para cezasının 10.000,00 (onbin) Türk Lirasından az olamayacağını düzenleyen mevzuat gereği, 2018 yılı için belirlenen yeniden değerleme oranına göre 17.065,00 (onyedibinaltmışbeş) Türk Lirası üzerinden belirlendiği görülmektedir. Bu nedenle, verilecek olan cezanın kanunen belirtilen alt sınırın altında kalmış olması nedeniyle, alt sınırdan ceza verildiği ve idari para cezasının farklı bir oran üzerinden uygulanması durumunda da bu durumun sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca, yukarıda bahsedilen Anayasa Mahkemesi kararında belirtildiği üzere çelişmeli yargılama ilkesine aykırılık oluşturmaması açısından durum incelendiğinde, Mahkeme kararlarında sebep ikamesi yapılması durumunda, dayanılan sebebin karşı taraf tarafından öğrenilmiş ve konu hakkında görüşlerini sunmuş olması şartının arandığı görülmektedir. Bu kapsamda, Mahkeme kararı ile, davacının yayınının bir tele-alışveriş yayını olduğunun tespit edildiği, söz konusu kararın davacıya 04/11/2019 tarihinde tebliğ edildiği, bu tespite ilişkin itirazlarını istinaf ve temyiz aşamasında ileri sürme imkânının sağlandığı ve davacı vekilinin temyize cevap dilekçesiyle, "Bir yayının reklam mı yoksa tele-alışveriş mi olduğunun nitelendirilmesi bakımından yayının içeriği esas alınmalıdır. Bu nedenle, müvekkil yayıncı kuruluşun davaya konu yayını reklam değil, tele-alışveriş yayınıdır." şeklinde ibareler kullanarak söz konusu tespite cevap verdiği görülmüştür.</p>

<p>Bu nedenle, yargılama sürecinde, silahların eşitliği, savunma ve adil yargılanma hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi kararında belirtilen usule uygun olarak, davacıya yayının tele-alışveriş olarak nitelendirilmesine dair itirazlarını sunma imkânının tanındığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla, 6112 sayılı Kanun'un 10. maddesinin 1. fıkrasına aykırı olduğu anlaşılan uyuşmazlık konusu yayın nedeniyle, davacı şirket hakkında aynı Kanun'un 32. maddesinin 2. fıkrası uyarınca idari para cezası uygulanmasına ilişkin Üst Kurul kararının sonucu itibarıyla hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR </strong>SONUCU :</p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Dava konusu işlemin yukarıda özetlenen gerekçeyle iptaline ilişkin İdare Mahkemesi Hâkimi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 04/05/2023 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/danistay-kararlari-85.jpg" type="image/jpeg" length="90084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2021/3757 E., 2022/4578 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 06/12/2022 tarihli, 2021/3757 E., 2022/4578 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2021/3757<br />
Karar No:2022/4578</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVALI) : … Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVACI) : … İthalat İhracat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.<br />
VEKİLLERİ : Av. …<br />
Av. …</p>

<p>İSTEMİN_KONUSU : … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile 09/07/2018 tarihinde 16.485 baş sığır ve 416.512 baş koyun alımı için Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmesi imzalayan davacı şirketin, sözleşmenin uygulanması sırasında yasak fiil ve davranışlarda bulunduğundan bahisle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan 2 (iki) yıl süreyle yasaklanmasına ilişkin Tarım ve Orman Bakanlığı'nın 06/11/2019 tarih ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesi'nce verilen … tarih ve E:…, K:… sayılı kararda; … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturma kapsamında firma yetkililerinin tutuklandığı ve para hareketlerinin kısıtlanması nedeniyle firma tarafından sözleşmeden kaynaklı problemlerin çözüme kavuşturulamadığı, yürütülen soruşturmanın resmî belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve rüşvetten kaynaklı olduğu, bu durumun ilgili mevzuat hükmüne göre yasak fiil ve davranışlar kapsamında bulunduğu, yaşanan bu süreç üzerine … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca davalı idareye tebliğ edilen … tarih ve … sayılı soruşturma müzekkeresinde, davacı şirket hakkında kamu yararı da gözetilerek ivedi bir şekilde yasaklama kararı alınması gerektiğinin bildirildiği, davalı idarece bu kapsamda mevzuat hükümleri uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nce; 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 3. maddesinde düzenlenen istisna kapsamındaki bir işin yürütülmesi sırasında yasak fiil veya davranışların işlenmesi hâlinde, ihalelere katılmaktan yasaklama işleminin, 4734 sayılı Kanun hükümlerine göre değil, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu hükümlerine dayanılarak tesis edileceği, bu durumda, davacının imzaladığı sözleşme konusu olan işin yürütülmesi sırasında yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 4734 sayılı Kanun'un 58. maddesi dayanak alınarak tesis edilen ihalelere katılmaktan yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararında ise hukukî isabet bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Belirtilen gerekçelerle, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile .... İdare Mahkemesi’nce verilen kararın kaldırılmasına, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45. maddesinin 4. fıkrası uyarınca esastan incelenen davada, dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davalı idare tarafından, usul yönünden, davanın süresinde açılmadığı; esas yönünden ise, davacı firmanın sözleşme imzalandıktan sonra Kanun'da yasaklanan fiilleri işlediğinin sabit olduğu 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesi icabı tesis edilen işlemin mevzuata uygun olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davacı tarafından, savunma verilmemiştir.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'IN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Davacı şirket ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında 46.512 adet koyun ve 16.485 adet sığırın "Genç Çiftçi Projesi" kapsamında teslimine ilişkin sözleşme 09/07/2018 tarihinde imzalanmıştır.</p>

<p>Davacı ile Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü arasında imzalanan Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmesi'nin 27. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde, "Sözleşmenin uygulanması sırasında ÜRETİCİ'nin 4735 sayılı Kanun'un 25'inci maddesinde sayılan yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi"nin sözleşmenin feshi ve işin tasfiyesine neden olacağı kuralına yer verilmiştir.</p>

<p>Sözleşme ilişkisinin devam ettiği sırada davacı firma ve sözleşme konusu işle ilgili yürütülen soruşturma kapsamında … Cumhuriyet Başsavcılığı'nca gönderilen 06/09/2019 tarihli yazı ile, Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü ile davacı arasında imzalanan Yurtiçi Hayvan Alım Sözleşmelerinin 27. maddesinin 1-b fıkrası gereğince sözleşmenin feshedilmesi talep edilmiştir.</p>

<p>Bunun üzerine Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Ticaret Daire Başkanlığı'nın … tarih ve … sayılı yazısı ile, davacının 4735 sayılı Kanun'un 26. maddesi kapsamında 2 (iki) yıl süreyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklanması teklif edilmiştir.</p>

<p>Bu teklife uygun olarak, … tarih ve … sayılı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararı ile davacı şirketin sözleşmenin uygulanması sırasında 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesinde belirtilen yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 4735 sayılı Kanun'un 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına karar verilmiştir.<br />
Söz konusu karar ilgili Bakan tarafından … tarih ve … sayılı Olur ile onaylanmış, bu işlemde davacının "4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 58. maddesi gereğince" yasaklandığı ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu kararın 06/11/2019 tarihli ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanması üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun "Yasak fiil ve davranışlar" başlıklı 25. maddesinde, "Sözleşmenin uygulanması sırasında aşağıda belirtilen fiil veya davranışlarda bulunmak yasaktır:</p>

<p>a) Hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla sözleşmeye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek.</p>

<p>b) Sahte belge düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek.</p>

<p>c) Sözleşme konusu işin yapılması veya teslimi sırasında hileli malzeme, araç veya usuller kullanmak, fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı veya kusurlu imalat yapmak.</p>

<p>d) Taahhüdünü yerine getirirken idareye zarar vermek.</p>

<p>e) Bilgi ve deneyimini idarenin zararına kullanmak veya 29. madde hükümlerine aykırı hareket etmek.</p>

<p>f) Mücbir sebepler dışında, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek.</p>

<p>g) Sözleşmenin 16. madde hükmüne aykırı olarak devredilmesi veya devir alınması."; "İhalelere katılmaktan yasaklama" başlıklı 26. maddesinde ise, "25. maddede belirtilen fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler hakkında fiil veya davranışlarının özelliğine göre, bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar … bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklama kararı verilir. Katılma yasakları, sözleşmeyi uygulayan bakanlık veya ilgili veya bağlı bulunulan bakanlık, herhangi bir bakanlığın ilgili veya bağlı kuruluşu sayılmayan idarelerde bu idarelerin ihale yetkilileri, il özel idareleri ve bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde İçişleri Bakanlığı; belediyeler ve bunlara bağlı birlik, müessese ve işletmelerde ise Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilir… Bu fiil veya davranışlarda bulundukları tespit edilenler, yasaklama kararının yürürlüğe girdiği tarihe kadar aynı idare tarafından yapılacak ihalelere de iştirak ettirilmezler… İdareler, 25. maddede belirtilen yasaklamayı gerektirir bir durumla karşılaştıkları takdirde, gereğinin yapılması için bu durumu ilgili veya bağlı bulunulan bakanlığa bildirmekle yükümlüdür." kuralı yer almıştır.</p>

<p><strong>HUKUKÎ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş, ancak idarî yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu işlemin tesisine esas alınabilecek başka bir sebep belirlenmiş ve idarece ileri sürülen sebebin hukuken geçerli olmadığı sonucuna varılmış ise, idarenin ileri sürdüğü sebebin bir yana bırakılarak dosyadan tespit edilen sebebe göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesine idare hukukunda "sebep ikamesi" denilmekte olup, idarenin belli bir yönde davranması zorunluluğunu ifade eden bağlı yetkiye sahip olduğu hâllerde yargı yerinin idarece ileri sürülmese dahi sebep ikamesi yoluyla bağlı yetki durumunu öngören mevzuat hükmünü re'sen göz önüne alarak yargısal denetimini buna göre yapacağı yargısal içtihatlarla kabul edilmiş bulunmaktadır (Dairemizin 05/10/2012, E:2009/7353, K: 2013/2345; 14/04/2017 tarih ve E:2014/4828, K:2017/1022 sayılı kararları ile İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 18/06/2009 tarih ve E:2009/189 sayılı yürütmenin durdurulması kararı).</p>

<p>Adil yargılama hakkının unsurlarından olan çelişmeli yargılama ilkesi taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak katılmasını gerektirmektedir. Bu anlamda mahkemece tarafların dinlenmemesi, taraflara delillere karşı çıkma imkânı verilmemesi, yargılama faaliyetinin hakkaniyete aykırı hâle gelmesine neden olabilecektir. İdarî yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazların alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması gerekmektedir (Anayasa Mahkemesi, Birinci Bölüm, Koray Erdoğan Başvurusu, 10/03/2016, 2013/1898, R.G. 19/04/2016-29689).</p>

<p>Uyuşmazlıkta, davacının 4735 sayılı Kanun'un (Kanun) 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklanmasının teklif edildiği ve bu teklif uyarınca 02/10/2019 tarih ve 549 sayılı Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu kararı ile davacı şirketin sözleşmenin uygulanması sırasında Kanun'un 25. maddesinde belirtilen yasak fiil veya davranışlarda bulunduğundan bahisle 26. maddesi gereğince 2 (iki) yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına karar verildiği görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, davacının yasaklanması yönündeki teklif, Kanun'un 26. maddesi dayanak alınarak tesis edilmiş keza … tarih ve … sayılı Olur'un ilk sayfasında da İhale Sözleşmesi'nin 27.1.b maddesine gönderme yapılarak, davacının, Kanun'un 25. maddesinde sayılan yasaklı fiillerden birisini işlediğinden bahsedilmiş, fakat aynı kararın devamında, davacının "4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 58. maddesi gereğince" yasaklandığı ifade edilmiştir. Nitekim bu kararın yayımlandığı 06/11/2019 tarih ve 30940 sayılı Resmî Gazete'de de 4734 sayılı Kanun uyarınca davacının 2 (iki) yıl süreyle tüm kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklandığının belirtildiği görülmüştür.</p>

<p>Her ne kadar dava konusu işlem 4734 sayılı Kanun uyarınca tesis edilmiş ise de, somut olayda davacının eylemlerinin 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesi kapsamında olduğu ve yasaklanmanın 26. madde uyarınca yapıldığı değerlendirilerek sebep ikamesi yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, Bölge İdare Mahkemesi'nce, davacının, çelişmeli yargılama ilkesine uygun biçimde itiraz ve savunmaları alındıktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, dava konusu işlemin 4734 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tesis edildiği gerekçesiyle verilen iptal kararında hukukî isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davalının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun kabulü ve dava konusu işlemin iptali yolundaki temyize konu … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın … Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesi'ne gönderilmesine, 06/12/2022 tarihinde kesin olarak oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/yargi/danistay-s1.jpg" type="image/jpeg" length="75110"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 2019/1893 E., 2021/2033 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 13. Daire'nin 02/06/2021 tarihli, 2019/1893 E., 2021/2033 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONÜÇÜNCÜ DAİRE<br />
Esas No:2019/1893<br />
Karar No:2021/2033</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : …<br />
VEKİLİ : Av. …</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : … Belediye Başkanlığı / …<br />
VEKİLLERİ : Av. …, Av. …, …</p>

<p>İSTEMİN KONUSU : … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: Siirt ili, Merkez, … mahallesi … ada … ve … sayılı parsellerin hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları depolama ve geri kazanım tesisi olarak 10 yıllığına kiralanması için 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu uyarınca 25/09/2018 tarihinde yapılan ihalede, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi uyarınca davacı üzerinde kalan ihalenin feshine ilişkin, … tarih ve … sayılı Siirt Belediye Encümeni kararının iptali istenilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: … İdare Mahkemesi'nce verilen kararda; dava konusu işlem gerekçesi olarak davalı Belediye tarafından, davacının teknik şartnamede belirtilen bazı yükümlülükleri yerine getirmediği ve Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" şartının sehven unutulduğu, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince ihale ilanının mevzuata uygun olmaması gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği savunulmakta ise de, 2886 sayılı Kanun'un 17. ve 18. maddesinde düzenlenen ilan ve ilanda bulunması zorunlu olan hususlar arasında, "sehven unutulan" şartlardan söz edilmediği ve unutulan şartlar sebebiyle ihale veya sözleşmenin feshedilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği, idarenin belli bir yönde davranması zorunluluğunu ifade eden bağlı yetkiye sahip olduğu hâlde yargı yerinin idarece ileri sürülmese dahi "sebep ikamesi yoluyla" bağlı yetki durumunu öngören mevzuat hükmünü re'sen göz önüne alarak yargısal denetimini buna göre yapacağı, 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesindeki ilanın geçersizliğinin ihalenin yapılmasından sonra anlaşılması halinde ihalenin feshedileceği yönündeki emredici hüküm dolayısıyla idarenin bağlı yetkiye sahip olduğu, ihale ilanının Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 ve 20/09/2018 tarihinde iki defa duyurulduğu, ihalenin ise 25/09/2018 tarihinde yapıldığı, ilk ilan ile ihale günü arasında on gün bulunduğu, ancak ikinci ilan ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu hâliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı, bu sebeple yapılan ihale ilanının geçersiz olduğu anlaşıldığından, ihalenin feshine ilişkin dava konusu işlemde netice itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.<br />
Belirtilen gerekçelerle dava konusu işlem hukuka uygun bulunarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI : Davacı tarafından, 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 20. maddesinde feshin hangi hâllerde yapılacağının açıkça düzenlendiği, dava konusu fesih işleminin bu şartları taşımadığı ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : Davalı idare tarafından, Belediyenin kendi faaliyetleri neticesinde elde ettiği hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" kaydının ihale ilanına sehven konulmadığı belirtilerek istemin reddi gerektiği savunulmuştur.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'NİN DÜŞÜNCESİ : Temyiz isteminin kabulü gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onüçüncü Dairesi'nce, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>ESAS YÖNÜNDEN:<br />
MADDİ OLAY :</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; davalı Siirt Belediye Başkanlığı tarafından 25/09/2018 tarihinde açık ihale usulü ile gerçekleştirilen "Siirt İli, … mahallesi, … ada … parsel sayılı 474.451,22 m² yüz ölçümlü taşınmazın 27.385,24 m²lik kısmı ile … ada … parsel sayılı 207.973,11 m² yüz ölçümlü taşınmazın 18.486,97 m²'lik kısmının hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıkları depolama ve geri kazanım tesisi olarak 10 yıllığına kiralanması" ihalesinin davacı üzerinde bırakıldığı, anılan işe ait sözleşmenin 08/10/2018 tarihinde imzalandığı, davacının sözleşmenin imzalanmasından sonra Kazanım Tesisi Teknik Şartnamesi'nin 20. maddesinde belirtilen; "Yüklenici kiralanan yer içinde yapacağı her türlü yapı ve (güvenlik kulübesi, idari ofis, wc, vb.) için idareden yazılı izin alacaktır.", 28. maddesinde belirtilen; "Depolama ve geri kazanım sahasında toz oluşumunu engelleyici sulama ve sıkıştırma işleminde kullanılacak sulama hatları ve ekipmanları yüklenici tarafından yapılacak. Sulama hatlarının projesi yüklenici tarafından idarenin onayına sunulduktan sonra yapılacaktır.", 30. maddesinde belirtilen; "Döküm alanlarının yüzeylerine, şev dibi çevresine ve şev üstlerine insan ve diğer canlıların yaklaşmasını engelleyici önlemler alınacak ve uyarı levhaları konulacaktır.", 31. maddesinde belirtilen; "Depolama ve geri kazanım sahasının etrafı en az 2 metre yüksekliğinde tel örgü ile çevrilecektir." yükümlülüklerine uymadığı ve idari ve teknik şartname hazırlanırken davalı Belediyenin kendi çalışmalarından elde ettiği hafriyat toprağı, inşaat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" kaydının konulmasının sehven unutulduğu, bu durumun kamu zararına sebebiyet verebileceği gerekçe gösterilmek suretiyle 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 20. maddesine dayanılarak … tarih ve … sayılı Belediye Encümeni kararıyla davacı üzerinde bırakılan ihalenin feshine karar verildiği, bu işlemin iptali istemiyle de bakılan davanın açıldığı anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>İLGİLİ MEVZUAT:</i></p>

<p>2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun "Kapsam" başlıklı 1. maddesinde, genel bütçeye dâhil dairelerle katma bütçeli idarelerin, özel idare ve belediyelerin alım, satım, hizmet, yapım, kira, trampa, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ve taşıma işlerinin bu Kanun'da yazılı hükümlere göre yürütüleceği; 2. maddesinde, bu Kanun'un yürütülmesinde, ihtiyaçların en iyi şekilde, uygun şartlarla ve zamanında karşılanması ve ihalede açıklık ve rekabetin sağlanmasının esas olduğu; 31. maddesinde ise, ihale komisyonları tarafından alınan ihale kararlarının, ita amirlerince karar tarihinden itibaren en geç 15 iş günü içinde onaylanacağı veya iptal edileceği, ita amirince karar iptal edilirse ihalenin hükümsüz sayılacağı kurallarına yer verilmiştir.</p>

<p>2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun "İlanlarda bulunması zorunlu hususlar" başlıklı 18. maddesinde, "İlanlarda aşağıdaki hususların belirtilmesi zorunludur. (a) İhale konusu olan işin niteliği, yeri ve miktarı, (b) Şartname ve eklerinin nereden ve hangi şartlarla alınacağı, (c) İhalenin nerede, hangi tarih ve saatte ve hangi usulle yapılacağı, (d) Varsa tahmin edilen bedel ve geçici teminat miktarı, (e) İsteklilerden aranılan belgelerin neler olduğu, (f) Kapalı teklif usulüyle yapılacak ihalelerde, tekliflerin hangi tarih ve saate kadar nereye verileceği" kuralı, "İlanın uygun olmaması" başlıklı 20. maddesinde, "17 ve 18 inci maddelerdeki hükümlere uygun olmayan ilanlar geçersizdir. Bu durumda ilan yenilenmedikçe ihale yapılamaz. İlanların geçersizliği ihale yapıldıktan sonra anlaşılırsa, ihale veya sözleşme feshedilir. Ancak, işde ivedilik ve ihalede Devletin yararı varsa, ihale ve sözleşme Maliye Bakanlığının uygun görüşü ve birinci derece ita amirinin onayı ile geçerli sayılabilir. İhalenin veya sözleşmenin bozulması halinde, müteahhit veya müşterinin fesih tarihine kadar yapmış olduğu gerçek masrafları ile, varsa, tahakkuk etmiş hakedişleri verilir." kuralı mevcuttur.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Dava konusu ihalede, Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelsiz" şartının sehven unutulduğu, bu sebeple 2886 sayılı Kanun'un 20. maddesi gereğince ihale ilanının mevzuata uygun olmaması gerekçesiyle dava konusu işlemin tesis edildiği, ancak, Mahkemece, 2886 sayılı Kanun 17. ve 18. maddelerinde düzenlenen ilan ve ilanda bulunması zorunlu olan hususlar arasında, "sehven unutulan" şartlardan söz edilmediği ve unutulan şartlar sebebiyle ihale veya sözleşmenin feshedilebileceğine ilişkin bir düzenlemeye de yer verilmediği sonucuna varıldığı, dolayısıyla idare tarafından tesis edilen işlemin "sebep unsuru" yönüyle hukuka aykırı olduğu, ancak yapılan ikinci ihale ilanı ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu hâliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı bu sebeple yapılan ihale ilanın geçersiz olduğu, netice itibarıyla işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, bu anlamda Mahkemece dava konusu işlemin "sebep" unsuru yönünden hukuka aykırılığı tespit edildikten sonra "sebep ikamesi yoluyla" idarece gösterilen sebepten farklı bir sebebe dayanılarak işlemin hukuka uygun olduğu kanaatiyle hüküm kurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>İdare, idari işlemlerinde işlemin sebep ve amaç unsurlarıyla bağlıdır. İdari işlemi diğer hukuki işlemlerden ayıran esas unsurlar da bunlardır. Zira idare ve kişi arasındaki eşitsizlik, idarenin işleyişi bakımından zaruri bir eşitsizlik olmakla birlikte, ancak bu unsurların bağlayıcılığı altında kabul edilebilir. ( MERMUT, Güler, “İptal</p>

<p>Davalarının Şartı Olarak Kanuna Aykırılık”, İdare Hukuku ve İdari Yargı ile İlgili İncelemeler - I, Danıştay Yayınları, Ankara, 1976, s. 319.)<br />
Sebep ikamesi; idari yargı yerlerince, idari işlemin hukuka aykırı maddi sebebinin, idarece ileri sürülmemiş ancak mahkemece re'sen saptanmış hukuka uygun başka bir maddi sebeple değiştirilmesidir. (KARA, Burkay Can, "İptal Davasında Sebep İkamesi" Yetkin Yayınları, Ankara, 2020, s.43)</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun E:1999/775, 03/12/1999 tarih ve K:1999/1200 sayılı kararında sebep ikamesi; “Açılan bir davada idarece ileri sürülmemiş ancak idari yargı yerince dosyanın incelenmesi sonucu başka bir neden saptanmış ve idarece ileri sürülen nedenin hukuken geçerli olmadığı belirlenmiş ise idarenin ileri sürdüğü nedenin bir yana bırakılarak dosyadan saptanan nedene göre uyuşmazlığın çözümlenebilmesi…” olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>İdari yargıda sürpriz karar verme, tarafların öngörülemeyen bir kararla karşılaşmaları anlamına gelmektedir. Taraflarca öngörülememenin temel kriteri, mahkemenin yargılama safhalarında daha önce tartışılmamış bir sebebe dayanarak karar vermesidir. Sürpriz karar verme yasağı; mahkemenin bu tip bir karar vermeden önce tarafları dayanacağı sebep hakkında bilgilendirmesini ve kararını dayandıracağı bu sebebi yeterli ölçüde tartışmaya açmasını gerektirir. Sebep ikamesi, idari yargıda sürpriz karar verilmesi sonucunu doğurabilir. Zira ikame sebebin taraflara bildirilmemesi hâlinde taraflar bu sebebi ancak kararla birlikte öğrenebilmektedir. (SUNAY, Zühal Aysun, İptal Davalarında Gerekçeli Karar Hakkı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2016, s. 86-88.)</p>

<p>İdari yargı yerlerince sebep ikamesi yapılması durumunda çelişmeli yargılama ilkesi çerçevesinde yeni durumun taraflara bildirilmek suretiyle görüş ve itirazları alınarak yeterli tartışma olanağının tanınması yahut ilk derece mahkemesince karar aşamasında sebep ikamesi yapılmış ise karara karşı taraflara etkili ve sonuç alabilecek kanun yollarına başvuru yapma imkânı verilerek yeni sebebe ilişkin yeterli itirazların sunulmasının sağlanması ve bu yeni sebebe karşı tarafların ileri sürdüğü uyuşmazlığın sonucuna etkili iddiaların temyiz merciince değerlendirilmesi durumunda çelişmeli yargılama ilkesinin gerekleri yerine getirilebilecektir. İdarî yargı yeri sebep ikamesine başvuracaksa; çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek için, tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarını almak zorundadır. (Koray Erdoğan, B. No: 2013/1989, 10.03.2016)</p>

<p>Çelişmeli yargılama ilkesi; tarafların dava sonucunu etkilemek için sundukları deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olmalarını, bunları yorumlama imkânlarının bulunmasını ve taraflarca ileri sürülen deliller, görüşler ve bunlara ilişkin yorumların çelişmesi sonucu karara ulaşılmasını gerektirir. (İNCEOĞLU Sibel, “Adil Yargılanma Hakkı”, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve Anayasa – Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Kapsamında Bir İnceleme (Ed. İNCEOĞLU Sibel) Beta Yayınları, B. 2, İstanbul, 2013, s. 192 vd.; SUNAY, s. 129 vd.; YILMAZ ÖZEL Nurcan, Adil Yargılanma Hakkı Kriterlerinin Türk İdari Yargılama Hukuku Açısından Muhtemel ve Gerçekleşen Etkileri, On İki Levha Yayıncılık, İstanbul, 2016, s, s. 351 vd)</p>

<p>İdare Mahkemesince "sebep ikamesi yoluna" gidilmeden önce tarafları dayanacağı sebep hakkında bilgilendirmesi ve kararını dayandıracağı bu sebebi yeterli ölçüde tartışmaya açması, Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği şekilde "adil yargılanma hakkının gereklerini" yerine getirebilmek ve çelişmeli yargılama ilkesini gerçekleştirebilmek amacıyla tarafların yeni sebebe ilişkin görüş ve itirazlarının alınması gerekirken bu yola gidilmeden karar verilmesinde usûl hükümlerine uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Mahkeme kararının ikame edilen sebep yönünden incelenmesine gelince; Mahkemece ikinci ilan ile ihale günü arasında en az beş gün olması gerekirken dört gün bulunduğu, yapılan ihale ilanının bu haliyle 2886 sayılı Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine uygun olmadığı, bu sebeple yapılan ihale ilanının geçersiz olduğu, ihalenin feshine ilişkin dava konusu işlemde netice itibariyle hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Her ne kadar Mahkeme kararında, uyuşmazlık konusu ihalenin son ilan tarihi ile ihale tarihi arasında en az beş günlük süre bulunmadığı, bu nedenle ilanın usûlüne uygun olmadığı belirtilmişse de dava konusu ihaleye ilişkin ihale ilanının Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 tarihinde ve 20/09/2018 tarihinde iki defa ilan edildiği, ihalenin ise 25/09/2018 tarihinde yapılmış olması nedeniyle son ilan tarihi ile ihale tarihi arasında "ilan edilen gün dahil" beş günlük sürenin bulunduğu açıktır.</p>

<p>Uyuşmazlığın, ihale ve diğer işlemlerin ihale ilanındaki eksiklik nedeniyle dava konusu encümen kararı ile geri alınmasından kaynaklandığı göz önüne alındığında, ihtilafın çözümünde idarî işlemin geri alınma şartlarının oluşup oluşmadığının ortaya konması, bilahare geri alma işleminin, unsurları yönünden mevzuata ve kamu yararına uygun bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>İdare, 2886 sayılı Kanun'da yer alan ihalede açıklık ve rekabetin sağlanması ilkeleri uyarınca, ihale usûl ve kurallarına göre ihaleyi gerçekleştirmek zorundadır. İhalede açıklık ve yeterli rekabet ortamının sağlanamaması durumunda, ihalenin 2886 sayılı Kanun'da öngörülen ilke ve kurallara aykırı olacağı açıktır.</p>

<p>Tesis ettiği idarî işlemlerin hukuka uygunluğu aslolan idarenin, hukuka aykırı olan idarî işlemleri geri almak suretiyle hukuka uygunluğu sağlaması, hukuk devleti ilkesinin tabii bir sonucudur. Ancak, idarî işlemleri geri alma yetkisinin, idarî istikrarı sağlayabilmek ve kazanılmış hakları koruyabilmek için belli şartlara bağlı tutulması da hukukî bir zorunluluktur.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olayda, dava açma süresi geçtikten sonra hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir idarî işlemin geri alınması söz konusu olduğundan, geri alınan işlemin, idarece ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle veya açık hataya düşülerek tesis olunup olunmadığı veya yok hükmünde olup olmadığının tespit ve tayini gerekmektedir. Zira, anılan işlem yukarıda belirtilen nitelikte ise bu işlemin ilgililer lehine hak doğurması mümkün olmadığından, dava açma süresi geçmiş olsa bile her zaman geri alınması mümkündür.</p>

<p>İhalenin, Siirt ilinde günlük çıkan gazetelerde 14/09/2018 tarihinde ve 20/09/2018 tarihinde iki defa ilan edildiği ve 25/09/2018 tarihinde ihalenin yapıldığı, sözleşmenin 08/10/2018 tarihinde imzalandığı, dava konusu işlemin ise ihale ve sözleşme imza tarihinden sonra 18/12/2018 tarihinde tesis edildiği anlaşılmaktadır.<br />
İhale aşamasında ve sonrasında Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının depolanması ile ilgili olarak "bedelli mi" ya da "bedelsiz mi" yapılacağı hususunda bir tereddüt yaşandığına ilişkin istekli ya da istekli olabilecek kişi ya da kişiler tarafından yapılmış bir şikâyet veya itiraz da bulunmadığı dosyanın incelenmesinden anlaşılmaktadır.</p>

<p>Geri alınan işlemin yok hükmünde olduğu veya ilgililerin gerçeğe aykırı beyanı veya hilesi nedeniyle ya da idarece açıkça hataya düşülerek ihale yapıldığına dair bilgi ve belge bulunmadığından geri almaya ilişkin şartların gerçekleşmediği, ilanda belirtilmeyen "Belediyenin faaliyetlerinden elde edilen hafriyat ve yıkıntı atıklarının bedelsiz depolanması" gerektiğine ilişkin olarak eksik olduğu iddia edilen düzenlemenin ise ilanda belirtilmesi zorunlu hususlardan olmadığı anlaşılmaktadır.<br />
İhalenin tüm aşamalarında ve sonrasında ilandaki bu eksiklik nedeniyle tereddüte düşüldüğü ve rekabetin engellediğine ilişkin bir hususun da ortaya konulamadığı dikkate alındığında, idarece ileri sürülen ihalenin feshine ilişkin sebebin sonuca etkili ve esaslı olmayan bir durum olduğu da açıktır.</p>

<p>Bu durumda, taşınmazın 2886 sayılı Kanun çerçevesinde yapılan ihale ile 10 yıl süreli kiralama ihalesinin, kamu yararı açısından haklı bir sebep gösterilmeksizin iptali ile sözleşmenin feshedilmesinin, idarî istikrar ilkesini zedeleyeceği anlaşılmakta olup, dava konusu işlemlerde bu bakımdan hukuka uygunluk bulunmadığından davanın reddi yönündeki İdare Mahkemesi kararında hukukî isabet görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin kabulüne;</p>

<p>2. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca … İdare Mahkemesi'nin … tarih ve E:…, K:… sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>3. DAVA KONUSU İŞLEMİN İPTALİNE,</p>

<p>4. Ayrıntısı aşağıda gösterilen ilk derece ve temyiz yargılama giderleri toplamı …-TL ile Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca …-TL vekâlet ücretinin davalı idareden alınarak davacıya verilmesine,</p>

<p>5. Posta giderleri avansından artan tutarın ve istemi hâlinde ilk derece aşamasında kullanılmayan …-TL yürütmeyi durdurma harcının davacıya iadesine,</p>

<p>6. Dosyanın anılan Mahkeme'ye gönderilmesine,</p>

<p>7. 2577 sayılı Kanun'un 20/A maddesinin ikinci fıkrasının (i) bendi uyarınca kesin olarak (karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere), 02/06/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/danif4s.jpg" type="image/jpeg" length="22524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDARİ YARGILAMADA SÜRPRİZ KARAR YASAĞI: HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI BAĞLAMINDA BİR İNCELEME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/idari-yargilamada-surpriz-karar-yasagi-hukuki-dinlenilme-hakki-baglaminda-bir-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/idari-yargilamada-surpriz-karar-yasagi-hukuki-dinlenilme-hakki-baglaminda-bir-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>İdari yargılama hukukunda adil yargılanma hakkının en önemli unsurlarından biri, tarafların yargılamaya etkin katılımını güvence altına alan hukuki dinlenilme hakkıdır. Bu hakkın en somut görünümlerinden biri ise öğretide ve yargı içtihatlarında “sürpriz karar yasağı” olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Sürpriz karar yasağı, mahkemenin kararını tarafların yargılama sürecinde tartışma imkânı bulamadığı bir hukuki veya maddi sebebe dayandırmasını yasaklayan temel bir usul ilkesidir. Bu ilke, yalnızca şekli bir güvenceden ibaret olmayıp, aynı zamanda hukuki güvenlik, öngörülebilirlik ve çelişmeli yargılama ilkelerinin de doğal bir sonucudur.</p>

<p><strong>I. SÜRPRİZ KARAR YASAĞININ KAVRAMSAL ÇERÇEVESİ</strong></p>

<p>Sürpriz karar yasağı, idari yargılama sürecinde tarafların öngöremeyecekleri bir hukuki gerekçeye dayanılarak karar verilmesini engelleyen bir ilkedir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20191893-e-20212033-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 02.06.2021 tarih ve E:2019/1893, K:2021/2033 sayılı kararı</a>nda, bu yasağın ölçütü açıkça ortaya konulmuş; taraflarca öngörülememenin temel kriterinin, mahkemenin daha önce hiç tartışılmamış bir sebebe dayanarak karar vermesi olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bu yönüyle sürpriz karar yasağı, yalnızca usuli bir teknik değil; Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının doğrudan bir yansımasıdır.</p>

<p><strong>II. HUKUKİ DİNLENİLME HAKKI VE SÜRPRİZ KARAR YASAĞI</strong></p>

<p>Hukuki dinlenilme hakkı; tarafların yargılamadan haberdar olmasını, açıklama yapabilmesini ve sundukları iddia ve delillerin mahkemece değerlendirilmesini ifade eden çok boyutlu bir ilkedir.</p>

<p>Doktrinde hâkim görüşe göre sürpriz karar yasağı, hukuki dinlenilme hakkının “bilgi edinme” ve “açıklama yapma” unsurlarının zorunlu bir sonucudur. Zira tarafın, mahkemenin kararını dayandıracağı hukuki sebebi öngörememesi halinde, bu sebebe karşı savunma yapması fiilen imkânsız hale gelir.</p>

<p>Bu bağlamda sürpriz karar yasağı, hukuki dinlenilme hakkının tamamlayıcı değil, ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>III. SEBEP İKAMESİ VE ÇELİŞMELİ YARGILAMA İLKESİ</strong></p>

<p>İdari yargıda mahkemenin, idarenin ileri sürdüğü gerekçeden farklı bir hukuki sebebe dayanarak karar vermesi “sebep ikamesi” olarak adlandırılmaktadır. Ancak bu yetkinin kullanımı, sürpriz karar yasağı ile sınırlandırılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20213757-e-20224578-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 06.12.2022 tarih ve E:2021/3757, K:2022/4578 sayılı kararı</a>nda, mahkemenin işlemin dayanağı olan kanun maddesini re’sen değiştirmesi ve tarafların savunmasını almadan karar vermesi, çelişmeli yargılama ilkesine aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Buna karşılık, <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-13-dairenin-20201049-e-20232197-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Onüçüncü Dairesi’nin 04.05.2023 tarih ve E:2020/1049, K:2023/2197 sayılı kararı</a>nda, tarafların istinaf ve temyiz aşamalarında yeni hukuki değerlendirmeye karşı görüş bildirme imkânı bulduğu durumlarda hukuki dinlenilme hakkının ihlal edilmediği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, sebep ikamesinin mutlak olarak yasaklanmadığı; ancak taraflara savunma imkânı tanınmaksızın uygulanmasının hukuka aykırılık oluşturduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. DELİLLERE ERİŞİM VE BİLİRKİŞİ RAPORLARI BAĞLAMINDA SÜRPRİZ KARAR</strong></p>

<p>Sürpriz karar yasağı yalnızca hukuki nitelendirme ile sınırlı olmayıp, delil rejimi bakımından da önem arz etmektedir. Hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak tarafların, dava dosyasındaki tüm delillere erişim hakkı bulunmaktadır.</p>

<p>Danıştay Dördüncü Dairesi’nin 11.02.2025 tarihli (E:2024/3631, K:2025/937 ve E:2024/3737, K:2025/936) kararlarında, başka bir dosyada yaptırılan bilirkişi incelemesinin taraflara tebliğ edilmeden hükme esas alınması açıkça adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Benzer şekilde Danıştay Onuncu Dairesi’nin 26.04.2021 (E:2019/6629, K:2021/1920) ve 30.11.2021 (E:2019/6788, K:2021/5970) tarihli kararlarında, HMK’nın 280 ve 281. maddeleri uyarınca bilirkişi raporunun taraflara tebliği ve itiraz süresi tanınmasının zorunlu olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu içtihatlar, sürpriz karar yasağının deliller bakımından da mutlak bir uygulama alanı bulduğunu ortaya koymaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. SİLAHLARIN EŞİTLİĞİ VE GİZLİ BELGELERE DAYALI KARAR YASAĞI</strong></p>

<p>Silahların eşitliği ilkesi, tarafların yargılamada eşit imkânlara sahip olmasını gerektirir. Bu ilkenin doğal sonucu olarak, taraflardan birine sunulmayan bilgi ve belgelerin hükme esas alınması mümkün değildir.</p>

<p>Danıştay Beşinci Dairesi’nin 25.10.2022 tarih ve E:2018/2319, K:2022/7571 sayılı kararında, idarece mahkemeye sunulmayan veya “çok gizli” olduğu gerekçesiyle davacıdan saklanan bilgi ve belgelere dayanılarak karar verilemeyeceği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, sürpriz karar yasağının aynı zamanda silahların eşitliği ilkesinin bir görünümü olduğunu göstermektedir.</p>

<p><strong>VI. GEREKÇELİ KARAR HAKKI İLE İLİŞKİSİ</strong></p>

<p>Sürpriz karar yasağı ile gerekçeli karar hakkı arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Mahkemenin kararını hangi hukuki ve maddi sebeplere dayandırdığını açık ve anlaşılır şekilde ortaya koyması gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-8-dairenin-2024427-e-202563-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Sekizinci Dairesi’nin 23.01.2025 tarih ve E:2024/427, K:2025/63 sayılı kararı</a>nda, mahkemelerin delilleri ve hukuk kurallarını nasıl yorumladığını makul şekilde gerekçelendirmesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Öte yandan Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 16.11.2022 tarih ve E:2022/1278, K:2022/1421 sayılı kararında, birden fazla çelişkili gerekçeye dayanılmasının hukuki belirlilik ilkesini zedelediği ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu bağlamda, sürpriz karar yasağı ihlallerinin çoğu, aynı zamanda gerekçeli karar hakkının ihlali niteliği de taşımaktadır.</p>

<p><strong>VII. DOKTRİNDEKİ YAKLAŞIMLAR VE TARTIŞMALAR</strong></p>

<p>Doktrinde sürpriz karar yasağı üç temel yaklaşım çerçevesinde ele alınmaktadır:</p>

<p>Birinci yaklaşım, bu yasağı adil yargılanma hakkının doğrudan bir gereği olarak görmektedir. Bu görüşe göre, tarafların öngöremediği bir hukuki zemine dayanılarak verilen kararlar, yargılamanın hakkaniyetini ortadan kaldırır.</p>

<p>İkinci yaklaşım, sürpriz karar yasağını hukuki dinlenilme hakkının bir alt unsuru olarak değerlendirmektedir. Bu görüş, özellikle bilgi edinme ve açıklama yapma haklarının ihlaline vurgu yapmaktadır.</p>

<p>Üçüncü yaklaşım ise sürpriz karar yasağını gerekçeli karar hakkı üzerinden denetlemekte ve ihlalin ancak kararın gerekçesi incelenerek tespit edilebileceğini savunmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Sürpriz karar yasağı, idari yargılama hukukunda adil yargılanma hakkının temel güvencelerinden biridir. Bu ilke;</p>

<p>- Hukuki dinlenilme hakkının somut bir görünümü,</p>

<p>- Çelişmeli yargılama ilkesinin zorunlu sonucu,</p>

<p>- Hukuki güvenlik ve öngörülebilirliğin teminatı</p>

<p>olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Danıştay içtihatları ve doktrinel yaklaşımlar birlikte değerlendirildiğinde, mahkemelerin re’sen araştırma yetkilerinin, tarafların savunma haklarını ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamayacağı açıktır. Aksine, bu yetki, tarafların bilgilendirilmesi ve sürece aktif katılımının sağlanması yönünde kullanılmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle, tarafların tartışmadığı bir hukuki veya maddi sebebe dayanılarak verilen her karar, maddi açıdan doğru olsa dahi usul hukuku bakımından sakat kabul edilmeli ve adil yargılanma hakkının ihlali olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alper-bayram" title="Av. Alper BAYRAM"><img alt="Av. Alper BAYRAM" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/alper-bayram.png" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-alper-bayram" title="Av. Alper BAYRAM">Av. Alper BAYRAM</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/idari-yargilamada-surpriz-karar-yasagi-hukuki-dinlenilme-hakki-baglaminda-bir-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 11:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/yargi/danistay-177017700.jpg" type="image/jpeg" length="82376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50328"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65220"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22132"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58241"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59942"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54666"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="47320"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="48115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="99114"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="61854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="24891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="13864"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="50845"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="88452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="12536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="30850"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
