<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 24 Jul 2026 12:41:39 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2024 tarihli, 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3981 E., 2024/5398 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1118 E., 2024/270 K.<br />
KARAR : Kabul<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/92 E., 2023/38 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu iş kazası meydana geldiğinde, davalı işveren nezdinde mekanik bakımcı olarak çalıştığını, dava konusu iş kazasının 25.11.2019 tarihinde davalı işverenin iş yeri adresi olan Gebze OSB Mahallesi ... ... Cad. No:101/1 Gebze / Kocaeli adresinde meydana geldiğini, davalı işverenin sahibi ve işletmecisi olduğu fabrikada aylık 1 ya da en fazla 2 gün tatil yaparak hiçbir insandan çalışması beklenemeyecek kadar yoğun ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde fazla mesai yaptırılarak mekanik bakımcı olarak çalıştırılan müvekkilinin çalışmakta olduğu sırada vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini ve işyerinin revirine götürüldüğünü, o sırada revirde bulunan hemşirenin aşırı çalışmaktan yorgun düşmüş olabileceğini, mesainin bitmesine az bir zaman kaldığını, evine gidip dinlenmesini söylediğini, o sırada orada bulunan müvekkilinin amiri ... ... bunun kalp krizi olabileceğini iş yerinin araçlarından biriyle hastahaneye götürülmesini, eğer araç yoksa kendi aracıyla hastahaneye götürebileceğini, bunun üzerine, iş yerinin araçlarından biriyle Gebze ... Devlet Hastahanesi Acil Servisine götürüldüğünü, hastanede kalp krizi geçirdiği anlaşılan müvekkiline gerekli müdahaleler yapıldığını, geçirdiği ameliyatlar neticesinde 2 adet stent takıldığını ve sürekli olarak ilaç kullanmaya başladığını, meydana gelen bu iş kazasının da herhangi bir adli merciye ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini, müvekkilinin Kuruma yapmış olduğu yazılı başvuruya karşılık, kurum yetkilileri tarafından yapılan inceleme sonunda hazırlanan rapora dayanılarak, taraflarına hitaben kaleme alınan 22.03.2021 tarihli cevabi nitelikli yazının meydana gelen olayın iş kazası tespitinin yapılamadığı şeklinde olduğunu, müvekkilinin geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi, sürekli iş göremezlik geliri bağlanması ve Kurum tarafından karşılanmayan zararlarının davalı işverenden talep edilmesi konularında taşıdığı önem nedeniyle, dava konusu olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin müvekkilinin mekanik bakımcı olarak çalıştığı iş yerinde çalışma esnasında vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini, hastaneye gittiklerinde ise kalp krizi geçirdiğinin anlaşıldığını belirttiğini, davacı vekilinin her ne kadar olayı iş kazası olarak yorumlayarak olayın iş kazası olarak tespitini talep etmişse de; söz konusu olayın iş kazası olmaktan uzak olup SGK tarafından verilen cevabi nitelikli yazıda da komisyon kararı gereğince, 25.11.2019 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası olarak tespit edilemediğinin belirtildiğini, davacının olaydan bir önceki gece olan 24.11.2019 tarihinde de gece uyurken iki kez aynı şekilde rahatsızlandığını, bu şikayetler iş yeri pansuman enjeksiyon defterine işlendiğini, zaten bu şikayetleri üzerine, ertesi günü iş yerine geldiğinde tansiyon ölçümü yapıldığını ve tansiyonunun 148/80 olduğunun tespit edildiğini, nabzının 102 olduğunun görüldüğünü, hasta revirde dinlendirildikten sonra ... Devlet Hastanesine sevk edildiğini, hastanede poliklinikte muayene olduktan sonra kendisine verilen sağlık raporunda hastalık provizyonu açılarak hipertansiyon teşhisi konulduğunu, kalp krizi veya benzeri bir teşhis yapılmadığını, hipertansiyon kaynaklı tedavi yapıldığını, 25.11.2019-28.11.2019 tarihleri arasında hastanede yatarak tedavi gördüğünü, 29.11.2019-08.12.2019 tarihleri arasında ise rapor aldığını, davacının rahatsızlığının kalp krizi olarak değerlendirilecek olursa da bu durumda kişinin özel yaşamı, beslenme biçimi, kalp krizini tetikleyen haller ve bünyesel özelliklerin dikkate alınmasının gerektiğini, davacının düzenli olarak sigara içmekte olan birisi olmakla birlikte, olay tarihinde oldukça kilolu bir yapıya sahip olduğunu, davacının 1972 yılı doğumlu olup sağlık sıkıntıları yaşayacak bir yaşta olduğunu, kendisinin düzensiz, sağlıksız bir yaşam sürmesinin sorumlusu asla müvekkili şirketin olmayacağını, tüm bunlarla birlikte davacı vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı, iş yeri araçlarından biri ile hastaneye götürüldüğünü, bu durumdan müvekkili şirketin çalışanları ile ne kadar ilgili olduğu, çalışanlarını önemsediği ve her konuda yardımcı olmaya çalıştığının açıkça anlaşıldığını, davacının rahatsızlandığı yerin iş yeri olması, olayın salt iş kazası olarak tanımlanmasınında yeterli olmadığını, söz konusu sağlık problemi ile iş yeri arasında ve işveren müvekkili şirketin sorumluluğu hususunda bir illiyet bağı olmadığını, işçinin yaklaşık 50 yıllık yaşamının yükü işverene yüklenemeyeceğini, nitekim asla söz konusu olayın iş kazası olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, olayın iş kazası olduğu düşünüldüğünde dahi Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/4196 E. 2012/5289 K. sayılı ve 05.04.2012 tarihli kararında, " işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirdiği, kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir." denmek suretiyle işverenin kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı hallerin illiyet bağını keseceği, bu sebeple işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceğinin vurgulandığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum kayıtlarında davacı şahsın çalışmış olduğu diğer davalı şirket tarafından davacı şahısla ilgili olarak müvekkili Kuruma herhangi bir bildirim yapılmadığını, ayrıca müvekkili Kurum tarafından yapılan incelemede inceleme raporunda davacı şahsın geçirmiş olduğu kazanın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde yer alan hallerden hiçbirine uymadığı yönünde rapor tanzim edildiğini, müvekkili Kurum tarafından davacı şahsa ait dosyada yapılan incelemede, iş veren tarafından iş kazası bildiriminin yapılmadığı, olay hakkında adli kurumlar tarafından herhangibir soruşturmanın açılmadığı, Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme raporunda davacının maruz kaldığı kazanın iş kazası olmadığı yönünde tespit yapıldığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken 25.11.2019 tarihinde vücudunun sol tarafında uyuşma ve göğüs ağrısı hissederek revire götürüldüğü; revirde bulunan iş yeri pansuman enjeksiyon kayıt defterine davacı ile ilgili olarak açılan 25.11.2019 tarihli kayıtta "sol göğüs yanma ağrı hissi mevcut, gece de 2 kez ağrı olmuş..." şeklinde kayıt tutulduğu; davacının aynı gün saat 15.26'da Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu "Hiperlipidemi, Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık ve göğüs ağrısı" öntanısı ile tetkikler yapıldıktan sonra taburcu edildiği; aynı gün saat 21.25'te tekrar Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu, bu başvuru sonrasında davacının yatışı yapılarak kendisine 26.11.2029 tarihinde anjiyografi ile stent takıldığı ve bu tarihten sonra davacının periyodik olarak kardiyoloji polikliniğine kontrol amacıyla giriş yaptığı; Gebze SGM'nin 12.03.2021 tarihli ünite kararında meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükümleri dahilinde meydana gelmemesi nedeniyle iş kazası tespitinin yapılamadığının belirlendiği; mahkeme bilirkişi raporunda bir olayın iş kazası sayılabilmesi için çalışanın iş yerinde bulunduğu sırada ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi gerektiği, oysa revir kayıt defterine göre davacının yakınmalarının önceki gece de mevcut olduğunun; dosyada bulunan bilgi ve belgelerden davacının ağır ve zorlayıcı bir işte baskı altında ve yasal sürelerden fazla çalıştırıldığının sübut bulmadığının belirtildiği; anılan rapora göre davacının geçirdiği kalp krizinin başlama anının belli olmadığı ve davacının geçirdiği kalp krizinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmediğinin belirlendiği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işyerinde kalp krizi geçirilmesi halinde yapılacak inceleme neticesinde olayın işyerinde gerçekleşmiş olması halinde işyerinin kusuruna bakılmaksızın olayın işyerinde meydana gelmesinin iş kazasının tespiti için yeterli olduğunu, müvekkilinin gerçekleştirmiş olduğu kalp krizinin işyerinde çalışması esnasında gerçekleştiği noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamasına rağmen Mahkeme hatalı ve eksik değerlendirme neticesinde olayın iş kazası olmadığına hükmettiğini, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, meydana gelen olayın bir iş kazası olduğunun kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davalı şirket tanığı ...; " ... Tam tarihini hatırlayamadığım bir tarihte ben mekanik bakım formeni ile birlikte davacının çalıştığı yerde inceleme yapıyorduk. Davacı biz inceleme yaparken yanımıza geldi, terlemişti, bir sıkıntısı var gibiydi. Kendisini biz revire gönderdik,..... davacı terleyerek yanımıza geldiğinde mekanik bakımcı olmasından dolayı muhtemelen bir arızaya müdahale ediyordu, bu müdahale sonrası atölyele yanımıza gelmişti." şeklinde, davalı şirket tanığı ...; ".... 25.11.2019 tarihinde öğleden sonra davacı yemek yedikten sonra mide bulantısı ve göğüste yanma ve ağrı hissi ile beraber yanındaki arkadaşı ile birlikte revire gelmişti. Ben kendisini 5-10 dk dinlendikten sonra tansiyonunu ölçtüm. Tansiyonu 148-80 geldi. Nabzı da 102 idi" şeklinde ve davalı şirket tanığı ... ...; " ... Tam tarihi hatırlamadığım bir tarihte davacı üretimde yemek yedikten sonra çalışırken rahatsızlanmış, sonrasında revire gelip durumu bildirmiş" şeklinde beyanda bulundukları, dosya kapsamındaki deliller ve beyanlar birlikte ele alındığında davacının iş yerinde çalışırken sol tarafında bir uyuşma ve göğüs ağrısı üzerine revire götürüldüğü, önceki gece aynı şekilde rahatsızlanmasının sonuca etkili olmadığı, iş yerinde çalışırken yaşanan olayın iş kazası niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne, davacının davalı şirket nezdinde 25.11.2019 tarihinde yaşadığı olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davalı şirket vekili; hastane kayıtları ile olayın iş kazası olmadığının tespit edildiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili; olayın iş kazası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacının kalp krizi geçirmesi ile sonuçlanan olayın iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hastane kayıtları, dinlenilen tanıklarının beyanları ile dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davalı taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="48771"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2022/3838 E., 2023/5980 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli, 2022/3838 E., 2023/5980 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/3838 E., 2023/5980 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/106 E., 2022/164 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 10. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/330 E., 2021/512 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde çalışmakta iken 24.02.2016 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu muris sigortalının vefat ettiğini beyan ederek tahkikat sonucunda nihai alacak miktarının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere, davacı eş ... için 1.000,00-TL, müşterek çocukların her biri için 500,00-TL maddi tazminatın davalı işveren ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş., sürücü ... ..., işleten Kemalpaşa Belediyesi'nden tahsili, yetersiz ödemeye ilişkin ibranamenin ( 2918 sayılı KTK md. 111/2 ye göre ) iptali ile bakiye maddi tazminatın HD Sigorta A.Ş. 'den tahsili, davacı eş ... için 150.000,00-TL, müşterek çocukların herbiri için 100.00,00-TL manevi tazminatın işveren ... Sondaj San. ve A.Ş. 'den tahsiline, faizin işveren, sürücü ve işleten yönünden olay tarihinden, sigortacı yönünden temerrüt tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>2. 09.01.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında, vekaletnamesinde davadan feragat etmeye de yetkili kılınan davacılar vekili tarafından davalılar Kemalpaşa Belediyesi, ... ..., HDİ Sigorta A.Ş. yönünden bu davalılar ile sulh oldukları, bu davalılar yönünden davadan feragat ettiklerini, diğer davalı ... Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. yönünden manevi tazminat ve destekten yoksun kalma talepleri hakında davayı devam ettikleri beyan edilmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP :</strong><br />
Davalı ... Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile kazanın meydana gelmesinde ... plakalı araç sahibinin hem işveren hem işleten sıfatıyla kusuru olmadığını, müvekkilinin kazanın meydana gelmemesi için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, buna karşılık davacıların murisi... araç kullandığı esnada emniyet kemerini takmadığı sırada meydana kazanın geldiğini ve yaşamını yitirdiğini, araç sahibinin kusurunun söz konusu olmadığını, ... ATK Trafik İhtisas Dairesinin raporunun dikkate alındığında araç sürücüsünün emniyet kemereri takmaması nedeniyle kendi ölümünde alt düzeyde tali nitelikte kusurlu olduğunun bildirildiğinin görüldüğünü beyan etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu ile trafik kazasının trafık mevzuatı açısından irdelendiğinin belirtildiğini, ihlal edilen mevzuat hükümlerinin, işverenin hangi önlemi almadığının, zararlı sonuçların önlenmesi için taraflara yüklenen özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışların incelenmediğini, Mahkemece ölüme neyin ve hangi eylemin yol açtığı göz ardı edilerek neden-sonuç ilişkisinin yeterince irdelenmediğini, oysa ki, kaza esnasında işverenin kullandırmış olduğu tankerde emniyet kemerinin olmaması nedeni ile müteveffanın çarpma sonucu araçtan fırladığını ve bu durumun ölümüne yol açtığını, davalı işverenin olay tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Güvenliği Kanunu yanında ve uluslararası sözleşme hükümleri gereğince gerekli önlemleri almadığının açık olduğunu, 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunun göz ardı edildiğini, davalı işverenin müteveffa işçiye kusurlu, demode, kullanışsız, sakıncalı ( söz konusu tanker 1993 model olup, emniyet kemeri bulunmamaktadır) vasıta kullandırarak iş sağlığı ve güvenliği açısından gerekli önlemleri almadığını, manevi tazminatın zarar görenlerin manevi huzurunu sağlamaya yönelik bir tazminat olup Türk Borçlar Kanunu uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusur şartının öngörülmediğini, Yargıtay kararlarında da “Türk Borçlar Kanunu uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk 'özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan, kusura dayanmayan bir sorumluluktur" denilmek suretiyle kusursuz sorumluluğa işaret edildiğini beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
" Dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve 10.09.2021 tarihli Trafik İhtisas Dairesi' nce verilen Adli Tıp Kurumu raporuna göre sürücü ... ... idaresindeki otobüs ile seyir halinde iken yola gereken dikkati vermemesi ve yol, hava ve zemin koşullarını dikkate alarak seyrini istikametine ayrılan yol bölümü içerisinde kalacak şekilde sürdürmeye gerekli ve yeterli özeni göstermesi gerekir iken bu hususlara riayet etmediği, kaza mahalli tehlikeli, virajlı ve eğimli yol bölümünde karşı şeride girip karşı yönden gelen müteveffa sürücü idaresindeki tankerin önünü kapatarak kazaya sebebiyet verdiği, araç sürücüsü ... ...' ın tam kusurlu olduğu davacının hakkında tefrik kararı verilen ... ... yönünden 2019/25 Esas sayılı dosya ile davadan feragat edildiği, yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 359 uncu maddesine 28.07.2020 tarihli 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 38. maddesiyle eklenen fıkra ile HMK'nın 353/1. b-1 bendi uyarınca davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir " gerekçesine dayalı olarak;</p>

<p>2- "Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacılar vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.</p>

<p>2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.</p>

<p>3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.</p>

<p>4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.</p>

<p>6. 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.</p>

<p>7. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur" hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>8. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 inci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 inci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.</p>

<p>9. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 inci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."</p>

<p>11. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.</p>

<p>12. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>13. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77 inci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77 inci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>14. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre;</p>

<p>(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;</p>

<p>a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.</p>

<p>b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.</p>

<p>c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.</p>

<p>ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.</p>

<p>d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.</p>

<p>(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.</p>

<p>(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.</p>

<p>15. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5 inci maddesine göre;</p>

<p>(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.</p>

<p>a)Risklerden kaçınmak.</p>

<p>b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.</p>

<p>c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.</p>

<p>ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.</p>

<p>d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.</p>

<p>e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.</p>

<p>f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.</p>

<p>g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.</p>

<p>ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.</p>

<p>16. Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.</p>

<p>(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.</p>

<p>a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,</p>

<p>b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,</p>

<p>c) İşyerinin tertip ve düzeni,</p>

<p>ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,</p>

<p>2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.</p>

<p>(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.</p>

<p>(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.</p>

<p>17. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar)</p>

<p>18. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.<br />
Kanunun 19 uncu maddesine göre;</p>

<p>(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.</p>

<p>a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.</p>

<p>b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.</p>

<p>c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,</p>

<p>ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.</p>

<p>d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.</p>

<p>19. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 nci maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 69 uncu maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve Geçici 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85 inci madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır.</p>

<p>20. Yine 6331 sayılı Kanunun "Atıflar" kenar başlığını taşıyan Geçici 1 inci maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>22. 4857 sayılı İş Kanununun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.</p>

<p>23. 6331 sayılı Kanunun 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>24. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>25. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)</p>

<p>26. Trafik İş Kazaları yönünden; Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 Sayılı İLO Sözleşmesi'nin 5 inci ve 6 ıncı maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatleri belirlenmiş, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dâhil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırk sekiz saati aşamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesinin B bendi gereğince yük ve yolcu taşıması yapan araç işletenleri ile bu araçları sürenlerden; Araç işletenlerinin:</p>

<p>1) Otobüs, kamyon ve çekici araçlarında takoğraf cihazı bulundurmaları ve bunların işler durumda olmalarını sağlamaları,</p>

<p>2) Araçlarına ait takoğraf kayıtlarını, kayıt tarihinden itibaren 1 ay süreyle araçlarda, 5 yıl süreyle de işyerlerinde, işyeri yoksa araçlarında muhafaza etmeleri veya ettirmeleri,</p>

<p>3) Trafiğe çıkardıkları taşıtların cins ve plakalarını, şoförlerin kimler olduğunu, işe çıkış yer, gün ve saati ile gidilecek yeri kaydettikleri bir defter veya liste düzenleyerek kayıtlarını tutmaları,</p>

<p>4) Yük ve yolcu nakliyatı yapan kuruluş yetkililerinin şoförlerin çalışma sürelerini ve bu süre içerisindeki kural dışı hareketlerini izlemeleri ve kuralları ihlal etmeyi itiyat haline getiren şoförleri eğitmeleri ve bu konuda önleyici tedbirler almaları,</p>

<p>5) Şehirlerarası yük ve yolcu nakliyatı yapan araçlarda, bu Yönetmeliğin öngörmüş olduğu çalışma ve dinlenme sürelerini göz önünde bulundurmak suretiyle, şoförlerin gideceği yer ve güzergahları dikkate almaları ve buna göre uğrayacağı, il, ilçe veya durak yerlerinde yedek şoförleri hazır bulundurmaları, zorunludur.</p>

<p>28. Eldeki dava dosyasında, 24.02.2016 tarihinde, ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş. 'nin sigortalı çalışanı olan davacıların murisi...'in işverene ait ... plaka sayılı tanker ile Ören (Kemalpaşa) istikametinden Armutlu (Kemalpaşa) istikametine doğru seyretmekte iken ... ...’ın aynı yol üzerinde işverenine ait... plaka sayılı otobüsle Armutlu (Kemalpaşa) istikametinden Ören (Kemalpaşa) istikametine doğru seyrettiği esnada, Kent Yem Fabrikası önüne geldiğinde, sağa virajlı yolda aracını kaydırarak, şerit ihlalinde bulunarak yolun karşı yönden gelen araçlar için ayrılmış bölümüne girdiği (muş) ve aracının sol ön kısmı ile karşı yönden gelen sürücü...’in sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı tankerin sol ön kısmına çarptığı, kaza olayı sonucunda tanker sürücüsü olan davacılar murisi...'in vefat ettiği, otobüste bulunan yolcuların çeşitli şekilde yaralandığı, olay sonrası ceza soruşturması kapsamında alınan 29.02.2016 bilirkişi raporu ile "kaza olayının meydana gelmesinde... plakalı otobüs şoförü ... ...’ın % 100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, ... plakalı tanker şoförü...’in kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, ceza yargılaması sırasında trafik uzmanı ... tarafından düzenlenen 24.10.2016 tarihli rapor ile "kazanın oluşumunda sanık sürücü ... ...’ın asli derecede tamamen kusurlu olduğu, müteveffa...’in atfı kabil kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, yine T.C. Adli Tıp Kurumu ... Trafik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 28.11.2016 tarihli rapor ile "sanık sürücü ... ... sevk ve idaresindeki otobüsle seyri sırasında yola gereken dikkatini vermesi, seyrini hava ve yol durumu ile kullandığı aracın teknik yapısına göre ayarlaması, direksiyon hâkimiyetine ve aracını seyir şeridinde tutmaya özen göstermesi gerektiği halde bahsedilen bu hususlara riayet etmemiş olup şerit ihlali ile neden olduğu olayda asli kusurlu olduğu, müteveffa sürücü... sevk ve idaresindeki tanker aracı ile kendi şeridinde seyri sırasında meydana gelen kaza sonucu, emniyet kemeri takmadığından, kendi ölümünde alt düzeyde tali kusurlu olduğunun" belirlendiği, ceza yargılaması sonucunda sanık ... ... hakkında verilen mahkumiyet kararının istinaf incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği, Kurum tarafından yapılan tahkikat sonucu düzenlenen 19.04.2019 tarihli inceleme raporu ile "davacılar murisi...'in 24.02.2016 tarihinde geçirdiği ve vefat ettiği kaza ile ilgili olarak olay sırasında...'in emniyet kemerinin takılı olmadığının anlaşılması nedeniyle olayda %10, ağır kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsü üçüncü kişi ... ...'ın kazanın meydana gelmesinde %90 kusurlu olduğunun" belirlendiği, yargılama sırasında alınan 15.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "davalı ... ...’ın, davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında % 75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, ... plaka sayılı tanker sürücüsü davacılar murisi...’in kendisinin kaza olayına maruz kalmasında % 25 (yüzde yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş.’nin, davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı HDİ Sigorta A.Ş.’nin davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı"nın belirlendiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrası alınan 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "Davalı işveren müessesenin (... Sondaj Sanayi ve Ticaret A. Ş.) % 25 (Y. Yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, ...plakalı Otobüsü kullanan davalı ... ...’ın % 75 (Y. Yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının kusursuz olduğu, ... plakalı su tankeri şoförü kazalı...’in kusursuz olduğu, ...plakalı araç şoförünün kusurundan dolayı davalı HDİ Sigorta A. Ş.’nin sorumluluğunun bulunduğunun" belirlendiği, davalı tarafın itirazı üzerine alınan T.C. Adli Tıp Kurumu ... Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 10/09/2021 tarihli raporu ile " kazanın oluşumunda salt trafik kanunu ile sürücülerin kusur durumu gözetilerek kaza irdelenmiştir" denilmek suretiyle sonuç olarak "davalı sürücü ... ...’ın %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü...’in kusursuz olduğunun" belirlendiği, Mahkemece mevcut deliller, Yönetmelik hükümleri itibari ile alınan tüm kusur raporları da dikkate alınarak davalı işverene atfı kabil bir kusur olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Bu açıklamalar doğrultusunda hükme esas alınan kusur raporlarındaki kabul ile kusur oranı tespitlerinin trafik iş kazasının gerçekleşmesine ilişkin oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekten davalı işverenliğe ait araçta emniyet kemeri bulunup bulunmadığı hususu araştırılıp açıklığa kavuşturulduktan sonra kazanının meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuata göre ve bulunması halinde rücuen tazminata ilişkin dava dosyası içeriği, kararın kesinleşip kesinleşmediği de gözetilmek suretiyle mevcut raporlar arasındaki çelişki giderilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.</p>

<p>30. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="60020"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2023/3946 E., 2024/4687 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2024 tarihli, 2023/3946 E., 2024/4687 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/3946 E., 2024/4687 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/570 E., 2022/1575 K.<br />
KARAR : Esastan Ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/147 E., 2019/666 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edildiği duruşma talebi kabul edilerek, duruşma yapılmak üzere tayin olunan 30.04.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av. ...'ın geldikleri görüldükten, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya sonra verilerek dosya incelemeye alınmakla; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili, müvekkilinin eşi olan ...'ın 07.10.2015 tarihinde iş yerinde kalp krizi geçirmek suretiyle iş kazası geçirdiğini ve ardından tedavisi sırasında 11.10.2015 tarihinde bu nedenle hayatını kaybettiğini, sigortalının kalp krizi geçirmesinde iş yerindeki çalışma şartlarının etkisinin bulunduğu gibi kaza sonrasında da işveren tarafından kendisine zamanında ve gereken müdahalenin yapılmadığını, ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve ölümünde işveren davalının kusuru olduğunu savunarak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve hayatını kaybetmesinde müvekkili işveren şirketin kusurunun bulunmadığını, olay günü ölen işçinin henüz işe başlamadan rahatsızlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mütevaffanın davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirmesi neticesinde kaldırıldığı hastanede vefat etmesi şeklinde gerçekleşen olay 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası olduğu tartışmasız olup kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği, sigortalının bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokart enfarktüsünün ortaya çıkabileceği ortadadır. Somut olayda kalp krizinin iş yerinde çalışırken geçirilmesi nedeniyle olayın iş kazası olarak kabul edilmiş ise de, iş yerinde yapılan denetimlerde (Hijyen Ölçüm Raporu ve Gürültü Ölçüm Raporlarına göre) herhangi bir olumsuz durum tespiti yapılmadığı gibi ölüm olayının "doğal ölüm" olduğu yönünde tespitin mevcut olduğu, müteveffanın işe girerken ve çalıştığı sırada kalp rahatsızlığı bulunduğuna dair bir belge olmadığı, dosya kapsamında müteveffanın işe girerken ve işin devam ettiği süreçte kalp rahatsızlığı olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı yine davalı iş yerinde doğrudan kalp krizine etki edecek bir durum tespiti de yapılmadığı, davacı tanıklarının davacının çalışma şekline ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı böylelikle kalp krizine yapılan işin sebebiyet verdiğine dair dosya kapsamında somut delil bulunmadığı meydana gelen olayın %100 kötü tesadüf sonucu ortaya çıktığı, davalıya yüklenen müteveffanın vefatı nedeniyle atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölen sigortalı işçinin kalp krizi geçirmesinin ardından işverence müdahale konusunda ihmalkar davranıldığını, iş yeri hekimince de gerekli müdahalenin yapılmadığını, ölen işçinin hastaneye ulaştırılmasında gecikildiğini, işçide kalp krizi yaşanmasında iş yeri koşullarının etkisinin bulunduğunu, ölen işçinin yaşına rağmen ağır ve yorucu biçimde çalıştırıldığını, olayın kaçınılmazlık sonucunda gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kararları gereği kaçınılmazlık halinin büyük bölümünden işveren davalının sorumlu tutulması gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının olaydan yaklaşık iki ay sonra şikayette bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, murisin ölümünde herhangi bir kimsenin kusurunun tespit edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olduğu, davacı vekili, iş yeri kamera kayıtlarının kasten silindiğini savunmuş ise de soruşturmaya olaydan yaklaşık iki ay sonra başlanarak görüntülerin talep edilmiş olması da dikkate alındığında, görüntülerin iddia edilen delilleri gizlemek saiki ile silindiği konusunda somut bir emare bulunmadığı, aldırılan ilk bilirkişi raporu hekim olmayan tek iş güvenliği uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenmiş ise de aralarında kardiyoloji uzmanı da bulunan ikinci bilirkişi heyeti raporu ve ilk bilirkişi raporunda da davacının kalp krizi geçirmesinde davalı şirketin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, ikinci raporda olayın kaçınılmazlık nedeniyle değil, kötü tesadüf sonucunda gerçekleştiği, bu nedenle davacının, kaçınılmazlık halinin bir kısmından da davalı işverenin sorumlu tutulmasına ilişkin itirazının yerinde olmadığı değerlendirildiği, davacı tarafın, destek murisin ölümünde davalı işverenin kusur ve ihmalinin, bu kapsamda sorumluluğunun bulunduğunu yöntemince ispatlayamadığı kanaatine varılmış olup Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmekle; davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda tespit edilen %100 oranındaki kaçınılmazlığın bir kısmından içtihatlar gereği davalın işverenin sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının hatalı olduğu, işverenin yaşına göre yoğun tempoda çalıştırıldığı, 100 kişinin çalışması gereken kimyasal içeren ortamda 50 kişi istihdam edilmesinin kalp krizi üzerinde etkisi olduğu aynı zamanda sigortalının yaşı itibariyle ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının da kazanın sebebi olduğunu, aynı zamanda iş yerinde ambulansı sürecek şoför bulunmadığı kalp krizi 15.30’da meydana geldiği halde servis şoförü işçi tarafından sigortalının 16.40’da Devlet Hastanesine yetiştirildiğinden iş yerinde risklerle ilgili tedbir alınmadığından da işverenin kusur sorumlu olduğu belirtilerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının eşinin maddi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.</p>

<p>2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.</p>

<p>3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.</p>

<p>4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve Kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.</p>

<p>6. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.</p>

<p>8. Anılan fıkrada "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>9. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."</p>

<p>10. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.</p>

<p>11. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>12. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.</p>

<p>14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil Kanun'a ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p><br />
15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 üncü ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.</p>

<p>16. 6331 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.</p>

<p>18. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, ... ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)</p>

<p>19. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; sigortalının davalı şirkete ait ilaç üretim iş yerinde ampul ilaç bölümünde çalıştığı, olay günü olan 07.10.2015 günü saat 16.00 vardiyasında iş başı yapmak için çalışma alanına gittiği burada fenalaştığı, iş yerinin revir bölümüne haber verildiği ve acil tıp teknisyeniyle beraber iş yerinin hasta nakil aracıyla hastaneye sevk edildiği, 4 gün boyunca yoğun bakımda kaldığı ve 11.10.2015 günü hastanede vefat ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında düzenlenen tek iş güvenliği uzmanı bilirkişiden alınan 28.05.2018 tarihli rapor ile kalp damar cerrahı hekim bilirkişininde yer aldığı heyetten alınan 27.08.2019 tarihli raporlarda olayın tamamen %100 kaçınılmazlık/kötü tesadüften meydana geldiği belirtildiği, Mahkemece bu raporlara itibarla karar verilmiş ise de davacının bünyesel durumunun değerlendirilmemesi ayrıca kaçınılmazlığın işveren tarafından iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından alınması gereken her türlü önlem alınmış olmasına rağmen gerçekleşmesinin önlenemediği durumlarda mümkün olduğu, kalp krizi niteliğinde iş kazaları için ise kaçınılmazlıktan değil ancak bünyesel durum, işçi, işveren veya üçüncü kişi kusurundan bahsedilebileceği halde bu niteleme ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p>20. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, öncelikle ... ... ...'ın vefatından önce kalp damar hastalığı ile kalp krizini tetikleyecek nitelikte bir rahatsızlığı olup olmadığı, bu hususta tedavi görüp görmediği konusunda tarafların ibraz edeceği kayıtlar ile SGK MEDULA sisteminden araştırma yapmak, akabinde davacı tarafın iddiaları da dikkate alınarak işçinin yoğun biçimde kanuni çalışma süreleri aşılarak dinlendirilmeden ve olay günü olağandışı bir efor ve stres altında çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek.</p>

<p>21. Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde iş yeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı tarafın itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın kardiyoloji alanında uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu üç kişilik heyete tevdi edilerek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ile bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.</p>

<p>22. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>23. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının bu aşamada temyiz edenlerin sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>4.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,</p>

<p>5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="45364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Kalp Krizi ve Ani Sağlık Olayları: İş Kazası Niteliği, İşverenin Yükümlülükleri ve Hukuki Sorumluluk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşyerinde meydana gelen kalp krizi, beyin kanaması, ani ritim bozukluğu veya benzeri akut sağlık olaylarının hukuki niteliği, yalnızca olayın tıbbi kaynağı üzerinden değerlendirilemez. Çalışanın önceden var olan bir rahatsızlığının bulunması, olayın kendiliğinden iş kazası kapsamı dışında kalacağı anlamına gelmez. İş kazasının tespiti, işverenin tazminat sorumluluğu ve Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sağlayacağı haklar birbirinden farklı hukuki değerlendirmeleri gerektirir.</p>

<p>Bu ayrımın doğru yapılması; çalışanların sosyal güvenlik haklarına erişimi, işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmesi ve olay sonrasında yürütülecek idari ve yargısal süreçlerin sağlıklı biçimde yürütülmesi bakımından önem taşır.</p>

<h4><strong>1- İşyerinde meydana gelen ani sağlık olayı iş kazası sayılabilir</strong></h4>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun <strong>m.13</strong> hükmü uyarınca, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve onu hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay iş kazasıdır. Bu tanımda, olayın mutlaka dışsal bir darbe, düşme, makine kazası veya benzeri klasik bir iş kazası biçiminde gerçekleşmesi şart değildir.</p>

<p>Bu nedenle çalışanın işyerinde bulunduğu sırada ortaya çıkan kalp krizi ya da ani kardiyak rahatsızlık, olayın işin yürütümüyle doğrudan tıbben meydana getirildiği ayrıca kanıtlanamasa dahi iş kazası olarak değerlendirilebilir. Buradaki temel ölçüt, olayın kanunda sayılan zaman ve yer bağlantılarından biri içinde gerçekleşmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, <strong>E. 2024/3981, K. 2024/5398, T. 15.05.2024</strong> sayılı kararı</a>nda, çalışanın işyerinde çalışırken yaşadığı göğüs ağrısı, uyuşma ve devamında gelişen kalp krizi yönünden, işyerinde çalışma sırasında gerçekleşen olayın iş kazası niteliğinde olduğunu kabul eden Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Kararda, çalışanın daha önce de benzer rahatsızlık belirtileri yaşamış olmasının, işyerindeki olayın iş kazası sayılmasına tek başına engel oluşturmayacağı ortaya konulmuştur.</p>

<p>Bu yaklaşım, ani sağlık olaylarında iş kazası değerlendirmesinin “hastalığın ilk nedeni nedir?” sorusuna indirgenemeyeceğini göstermektedir. Çalışanın işyerinde bulunması, çalışma düzeni içinde rahatsızlanması, işyeri revirine başvurması, işyerinden sağlık kuruluşuna sevk edilmesi, tanık anlatımları, giriş-çıkış kayıtları ve sağlık belgeleri; olayın iş kazası niteliğinin tespitinde önem taşıyan başlıca veriler arasındadır.</p>

<h4><strong>2- İş kazasının tespiti ile işverenin kusuru aynı mesele değildir</strong></h4>

<p>Bir olayın iş kazası sayılması, her durumda işverenin tazminatla sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Buna karşılık, olayın çalışanın bünyesel özelliklerinden veya önceden var olan sağlık sorunlarından kaynaklanması da işverenin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p>

<p>İş kazasının tespiti, öncelikle sosyal güvenlik hukuku bakımından 5510 sayılı Kanun’un <strong>m.13</strong> hükmüne göre yapılır. İşverenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğu ise iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı çerçevesinde incelenir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun <strong>m.417</strong> hükmü uyarınca işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak ve araç-gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülüğe aykırı davranışı nedeniyle çalışanın ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlali hâlinde doğan zararlar, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin <strong>E. 2023/3946, K. 2024/4687, T. 30.04.2024</strong> sayılı kararı</a>nda da bu ayrım açık biçimde vurgulanmıştır. Kararda, işyerinde gerçekleşen kalp krizi niteliğindeki olayın iş kazası olarak kabul edilmesinin ardından, işverenin sorumluluğu bakımından ayrıca sağlık gözetimi, çalışma koşulları, olağandışı efor, stres, dinlenme süreleri, işçinin bünyesel durumu ve işyeri şartlarının birlikte incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Anılan karara göre, kalp krizi gibi olaylarda “kaçınılmazlık” veya “kötü tesadüf” nitelendirmesiyle doğrudan sonuca gidilemez. Kaçınılmazlıktan söz edilebilmesi için işverenin iş sağlığı ve güvenliği yönünden alması gereken tüm önlemleri eksiksiz biçimde almış olmasına rağmen olayın önlenememiş olması gerekir. Bu nedenle, işverenin gerekli sağlık gözetimini yapıp yapmadığı, riskleri değerlendirip değerlendirmediği, çalışma organizasyonunu çalışanın sağlık ve güvenliğini koruyacak şekilde kurup kurmadığı uzman incelemesiyle belirlenmelidir.</p>

<h4><strong>3- İşverenin yükümlülüğü yalnızca iş kazası sonrasında müdahale etmek değildir</strong></h4>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun <strong>m.4</strong> hükmü, işverene çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. Bu yükümlülük; mesleki risklerin önlenmesini, gerekli organizasyonun kurulmasını, araç ve gereçlerin sağlanmasını, alınan önlemlere uyulmasının izlenmesini, risk değerlendirmesi yapılmasını ve çalışanın sağlık yönünden işe uygunluğunun gözetilmesini içerir.</p>

<p>Kanunun <strong>m.5</strong> hükmü uyarınca işveren, risklerden kaçınmak, kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, risklerle kaynağında mücadele etmek, işi kişiye uygun hâle getirmek, teknik gelişmelere uyum sağlamak ve çalışma şartlarının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, yalnızca fiziksel tehlikeler bakımından değil; aşırı iş yükü, düzensiz vardiya, uzun çalışma süreleri, yetersiz dinlenme, yüksek tempolu üretim baskısı ve psikososyal riskler bakımından da önem taşır.</p>

<p>6331 sayılı Kanun’un <strong>m.10</strong> hükmü gereğince işveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak zorundadır. Risk değerlendirmesinin şeklen hazırlanmış bir belge niteliğinde kalmaması; işyerinin faaliyet alanı, çalışma süreleri, vardiya sistemi, iş yoğunluğu, çalışanların yaş ve sağlık yönünden özellikleri ile acil durum kapasitesi dikkate alınarak güncel tutulması gerekir.</p>

<p>Aynı Kanun’un <strong>m.17</strong> hükmü kapsamında çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesi de işverenin temel yükümlülüklerindendir. Ani sağlık sorunları yönünden bu eğitimlerin; kalp krizi belirtilerinin fark edilmesi, ilk yardım zincirinin işletilmesi, acil çağrı usulü, revir ve sağlık kuruluşuna sevk süreçleri ile çalışanların ciddi ve yakın tehlike karşısında başvurabilecekleri yöntemleri kapsaması gerekir.</p>

<h4><strong>4- Sağlık gözetimi ve işe uygunluk değerlendirmesi belirleyici olabilir</strong></h4>

<p>Ani kardiyak olayların hukuki değerlendirilmesinde, çalışanın işe girişte ve iş ilişkisinin devamı boyunca sağlık yönünden gözetilip gözetilmediği önem taşır. İşveren, çalışanın kişisel sağlık verilerini hukuka uygun biçimde korumakla yükümlü olmakla birlikte, işin niteliği bakımından gerekli sağlık gözetimini sağlamak ve çalışanın sağlık yönünden uygun olmadığı işte çalıştırılmasını önlemek zorundadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.21</strong> hükmü, çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gereken işlerde, sağlık raporu olmaksızın veya mevcut rapora aykırı şekilde bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalı bakımından SGK’nin işverene rücu edebileceğini düzenlemektedir. Bu düzenleme, sağlık gözetiminin yalnızca idari bir formalite olmadığını; işverenin hukuki ve mali sorumluluğunu doğrudan etkileyebilen bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin <strong>E. 2022/3838, K. 2023/5980, T. 25.05.2023</strong> sayılı kararı</a>nda belirtildiği üzere, işverenin gözetme borcu; işçiyi işyeri tehlikelerinden korumak, yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü güvence altına almak için teknik ve tıbbi önlemler dâhil, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü kapsar. İşveren, mevzuatta açıkça öngörülmeyen ancak bilimsel, teknik ve organizasyonel olarak alınması mümkün olan önlemlerden de sorumlu olabilir.</p>

<p>Bu çerçevede, çalışanın mevcut rahatsızlığının işverence bilinip bilinmediği, sağlık kontrollerinin düzenliliği, çalışanın yaptığı işin fiziksel ve zihinsel yükü, vardiya düzeni, fazla çalışma uygulamaları, dinlenme olanakları, işe uygunluk değerlendirmesi ve acil sağlık müdahale sisteminin yeterliliği her olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p>

<h4><strong>5- Acil müdahale ve sevk süreci kusur incelemesinin parçasıdır</strong></h4>

<p>Ani sağlık sorununun işyerinde ortaya çıkması hâlinde işverenin yükümlülüğü, olayın meydana gelmesinden önce alınacak önlemlerle sınırlı değildir. Rahatsızlanan çalışana zamanında ve uygun şekilde müdahale edilmesi, gerekli hâllerde acil sağlık hizmeti çağrılması, sağlık kuruluşuna güvenli sevkin sağlanması ve olayın kayıt altına alınması da gözetme borcunun kapsamındadır.</p>

<p>İşyerinde ilk yardım organizasyonunun oluşturulması, yeterli sayıda eğitimli personelin bulunması, revir veya sağlık birimi olan işyerlerinde etkin müdahale düzeninin kurulması, acil iletişim zincirinin belirlenmesi ve ambulans ya da uygun nakil imkânlarının sağlanması; yalnızca iş sağlığı ve güvenliği bakımından değil, doğabilecek tazminat sorumluluğu bakımından da önemlidir.</p>

<p>Kalp krizi gibi vakalarda işverence yapılan müdahalenin ve hastaneye ulaştırılma sürecinin yeterliliğinin de kusur incelemesinde değerlendirilmesi gereklidir. Bu yönüyle, işverenin olayın meydana gelmesini önleyemediği kabul edilse dahi, olay sonrasında sağlık hizmetine erişimi geciktiren veya zorlaştıran organizasyon eksiklikleri ayrıca sorumluluk doğurabilir.</p>

<h4><strong>6- İş kazası bildirimi geciktirilmemelidir</strong></h4>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.13</strong> hükmü uyarınca işveren, iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine derhal; SGK’ye ise kazadan sonraki en geç üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. İş kazasının işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmesi hâlinde bu süre, işverenin kazayı öğrendiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p>İşyerinde gerçekleşen ani sağlık olaylarının “kişisel hastalık” olarak değerlendirilip iş kazası bildirimi yapılmaması, çalışan bakımından sosyal güvenlik haklarına erişimde gecikmeye yol açabilir. Ayrıca olayın sonradan iş kazası olduğunun belirlenmesi hâlinde, bildirimin süresinde yapılmamasına bağlı hukuki ve idari sonuçlar doğabilir.</p>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.21</strong> hükmü gereğince, iş kazasının süresinde SGK’ye bildirilmemesi durumunda, bildirim tarihine kadar sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilebilir. Bu nedenle işverenlerin, olayın iş kazası niteliği konusunda kesin kanaat oluşmasını beklemeksizin, yasal bildirim yükümlülüklerini ihtiyatlı ve zamanında yerine getirmeleri gerekir.</p>

<h4><strong>7- Kusur ve illiyet bağı uzman incelemesiyle belirlenmelidir</strong></h4>

<p>Kalp krizi gibi çok etkenli sağlık olaylarında, çalışma koşulları ile olay arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi tıbbi ve teknik uzmanlık gerektirir. Yalnızca tek bir uzmanlık alanından alınan değerlendirme, olayın tüm yönlerini açıklamak bakımından yetersiz kalabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, <strong>E. 2023/3946, K. 2024/4687, T. 30.04.2024</strong> sayılı kararı</a>nda; işçinin sağlık geçmişi, kalp krizini tetikleyebilecek rahatsızlıkları, çalışma süreleri, olay günündeki efor ve stres düzeyi, işyeri şartları, yaşam biçimi ve bünyesel faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Daire, kardiyoloji alanında uzman hekim ile iş güvenliği uzmanlarının yer aldığı bilirkişi kurulundan, somut verilere dayalı ve tarafların iddialarını karşılayan rapor alınması gerektiğine işaret etmiştir.</p>

<p>Bu değerlendirme, işverenin sorumluluğunun otomatik olmadığını; ancak “önceden mevcut hastalık” veya “doğal ölüm” gibi soyut nitelendirmelerle de bertaraf edilemeyeceğini göstermektedir. İşverenin kusuru; alınması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemlerin fiilen alındığı, olayın önlenebilir olup olmadığı ve ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı incelenerek belirlenir.</p>

<h4><strong>8- İşverenler için önleyici yaklaşım hukuki riskleri azaltır</strong></h4>

<p>İşyerinde ani sağlık olayları bakımından etkili bir iş sağlığı ve güvenliği sistemi, yalnızca tazminat ve idari yaptırım risklerini azaltmaz; her şeyden önce çalışanların yaşam ve sağlık hakkını korur. Bu sistemin temelinde, güncel risk değerlendirmesi, sağlık gözetimi, çalışma sürelerinin mevzuata uygun düzenlenmesi, vardiya ve dinlenme planlaması, çalışan eğitimi, acil müdahale protokolü ve olay sonrası kayıt-bildirim düzeni bulunur.</p>

<p>İşverenin sorumluluğu, yalnızca iş kazası gerçekleştikten sonra yapılacak incelemeyle sınırlı değildir. İşveren; işyerinin faaliyet alanına, işin fiziksel ve zihinsel yüküne, çalışan sayısına, çalışma düzenine ve çalışanların özel risk gruplarına göre koruyucu tedbirleri önceden planlamakla yükümlüdür.</p>

<p>Hülasa, işyerinde meydana gelen kalp krizi ve benzeri ani sağlık olaylarında ilk hukuki soru, olayın 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası sayılıp sayılmayacağıdır. İkinci ve ayrı soru ise işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırı davranıp davranmadığı, bu aykırılık ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığıdır. Bu iki değerlendirme birbirine karıştırılmadığında hem çalışanların sosyal güvenlik hakları hem de işverenlerin hukuki sorumluluğu daha sağlıklı biçimde belirlenebilecektir.</p>

<p><strong>Av. Ahmet AVCI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/kalp-krizi-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="42987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12 ilde operasyon: Aralarında adliye personeli ve avukatlarında olduğu 50 gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada bazı kamu görevlilerinin suç örgütü üyelerine suç ve arama kayıtları, araç sorgularıyla gümrük geçiş bilgilerine ilişkin bilgi aktardıkları belirlendi. 12 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, gümrük çalışanları, polis memurları, adliye personellerinin aralarında bulunduğu 37 kişi gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç örgütlerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, örgüt üyelerinin kamu görevlileriyle irtibat halinde olduğu tespit edildi.</p>

<p>Soruşturmada, örgüt yöneticileri ve üyelerinin, kamu görevlilerinden suç kaydı, aranma kaydı, yakalama kaydı, kırmızı bülten, araç sorguları ve gümrük geçişlerine ilişkin bilgi aldıkları belirlendi. Bu kapsamda suç örgütleriyle menfaat ilişkisi içerisinde hareket ettikleri değerlendirilen kamu görevlileri hakkında adli işlem başlatıldı.</p>

<p><strong>50 ŞÜPHELİ HAKKINDA GÖZALTI KARARI</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında İstanbul merkezli olmak üzere Muğla, Bursa, Edirne, Çanakkale, Sivas, Tekirdağ, Diyarbakır, İzmir, Balıkesir, Ankara ve Kayseri'de 20 Temmuz günü eş zamanlı operasyon düzenlendi.</p>

<p>Operasyonda aralarında 2 denetimli serbestlik memuru, 1 zabıt katibi, 1 gümrük muhafaza müdür yardımcısı, 15 gümrük muhafaza memuru, 10 polis memuru ve 2 avukatın da bulunduğu toplam 50 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Operasyonda 37 kişi gözaltına alındı.</p>

<p><strong>MİLYARLIK PARA TRAFİĞİ</strong></p>

<p>Dosyada MASAK ve banka kayıtları üzerinden yapılan incelemeler de yer aldı. Rapora göre, şüpheli Serkan Cemal G.'nin farklı bankalardaki kendi hesapları arasında yaklaşık 5 milyar 408 milyon 676 bin lira işlem hacmi bulunduğu, Serkan Cemal G. ile İbrahim T. arasında yaklaşık 79 milyon 629 bin liralık para transferi gerçekleştiğinin tespit edildiği, İbrahim T.'nin ise kendi hesapları arasında yaklaşık 193 milyon lira işlem hacmi bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>UYUŞTURUCU SEVKIYATINA İLİŞKİN KAMERA KAYITLARI DA DOSYADA</strong></p>

<p>Soruşturma dosyasında yer alan kamera kayıtları, yazışmalar ve HTS incelemelerinde, uyuşturucu madde yüklü olduğu iddia edilen TIR'ın İpsala Sınır Kapısı'nda X-Ray taramasına alınmadan 3 numaralı perondan geçirildiği öne sürüldü. Serkan Cemal G.'nin ifadesinde, "20 Aralık 2025 günü Sayım ile yapmış olduğumuz yazışmalar uyuşturucu madde yüklü TIR'ın İpsala Sınır Kapısı geçişi ile alakalıdır" sözlerine de yer verildi. Ayrıca şüphelilerin TIR'ın sınır kapısından geçmesine yönelik aralarındaki mesajlaşmalar ve gümrük sahasında çekilen fotoğrafların paylaşımına ilişkin yazışmaların da delil olarak dosyada yer aldığı kaydedildi.</p>

<p><strong>24 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 24'ü çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan 13 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/gozladfa.jpg" type="image/jpeg" length="19318"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BRUSELLOZ İLE MÜCADELE YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 3/4/2009 tarihli ve 27189 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinin Ek-1’inin “Ç – Resmi olarak sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi” bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, “D – Sığır brusellozu hastalığından ari statü” bölümünün birinci maddesinin (b) bendinde yer alan “otuz aylıktan küçük” ibaresi “on iki ayın üzerindeki” şeklinde değiştirilmiş, “E – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün devamı” bölümünün birinci maddesinin (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “otuz aylık yaştan küçük olması,” ibaresi “on iki ayın üzerindeki sığırların” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiş, “F – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi” bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ç – Resmî olarak sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi</p>

<p>1– Bir sığır sürüsünün resmî olarak brusellozdan ari statüsü bu Ek’in B ve C başlıklarında yer alan koşulların yerine getirilmemesi durumunda askıya alınır.</p>

<p>2– Laboratuvar test sonuçlarına ve epidemiyolojik incelemelere dayanarak bir sürüde bakteriyolojik veya serolojik olarak brusella enfeksiyonunun varlığı tespit edilirse, hastalık çıkışı yapılır ve bu sürünün resmî brusellozdan ari statüsü iptal edilir. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır, bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık söndürülür. Bu durumdaki sürünün statüsünü tekrar kazanabilmesi için on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlar, enfekte hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra yapılan ilk test ve ilk testten otuz gün sonra yapılan ikinci testte negatif sonuç vermelidir.”</p>

<p>“(3) Brusellozdan ari olmayan sürüden gelmesi durumunda ilk testi karantina sürüsünde işletmeye geldikten 30 gün içinde yapılır. İkinci test, ilk test sonucunun negatif olması koşuluyla bu testten en erken üç ay, en geç on iki ay sonra yapılır. Sürüye gelen on iki ayın üzerindeki sığırların canlı S–19 aşısı ile aşılanmış olması, serum aglütinasyon testinde her ml. için 30 IU’dan yukarı, fakat 80 IU’ dan düşük aglütinasyon testi vermelidir. Bu durumda on iki aydan daha az zaman öncesinde aşılanmış dişi hayvanların komplement fiksasyon testinde 30 EEC ünitesinden düşük sonuç vermesi ve diğer bütün durumlarda ise 20 EEC ünitesinden düşük sonuç vermeleri gerekmektedir.”</p>

<p>“F – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi</p>

<p>1– Bir sığır sürüsünün brusellozdan ari statüsü bu Ek’in D ve E başlıklarında belirtilen şartları yerine getirmemesi durumlarında askıya alınır.</p>

<p>2– Laboratuvar test sonuçlarına ve epidemiyolojik incelemelere dayanarak bir sürüde brusella enfeksiyonunun varlığı bakteriyolojik olarak tespit edilirse hastalık çıkışı yapılarak bu sürünün brusellozdan ari statüsü iptal edilir. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır. Bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık söndürülür. Bu durumdaki sürünün statüsünü tekrar kazanabilmesi için on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlar, enfekte hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra yapılan ilk test ve ilk testten otuz gün sonra yapılan ikinci testte negatif sonuç vermelidir. Yapılan son iki testte negatif sonuç alındığında arilik sertifikası verilir. Sürüde seropozitif hayvanların varlığı tespit edilirse hastalık şüphesi eklenir ve bu sürünün ariliği iptal edilmez. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır, bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık şüphesi kaldırılır. Şüphe kaldırıldıktan sonra on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlardan, seropozitif hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra ilk test yapılır. İlk testten otuz gün sonra ikinci test yapılır. Yapılan son iki testte negatif sonuç alındığında sertifika güncellenir. Belirtilen testlerin yapılacağı hayvanlar canlı S–19 aşısı ile aşılanmışlarsa komplement fiksasyon testinde on iki aydan daha az zaman öncesinde aşılanmış olan dişi hayvanlar için 30 EEC ünitesinden düşük sonuç alınması veya diğer bütün durumlarda 20 EEC ünitesinden düşük sonuç alınması gereklidir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="66989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Savunma Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ HARP ENSTİTÜLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/7/2019 tarihli ve 30821 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (c) bendinde yer alan “kapsamını, eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve öğretim” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “temel bilimler,” ile “, diğer fen ve mühendislik bilimleri” ibareleri ile aynı fıkranın (g) bendi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (e), (ğ), (h), (k) ve (u) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“e) Akademik yıl: Başlangıç ve bitiş tarihleri Enstitü Kurulu tarafından önerilen ve Senato tarafından onaylanan, belirli özellikleri olan ve bir veya birden fazla dönemden oluşan eğitim ve öğretim süresini,”</p>

<p>“ğ) Dönem: Başlangıç ve bitiş tarihleri her akademik yıl için Enstitü Kurulu tarafından önerilen ve Senato tarafından onaylanan, akademik yıl içindeki belirli özellikleri olan eğitim ve öğretim süresini,</p>

<p>h) Dönem projesi: Yüksek lisans eğitimi sırasında araştırılan ve/veya incelenen bilimsel bir konunun, bir bilimsel araştırma makalesi biçiminde sunulmuş şeklini,”</p>

<p>“k) Enstitü Yönetim Kurulu: Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve müdürün göstereceği altı aday arasından Enstitü Kurulunca seçilecek üç öğretim elemanından oluşan kurulu,”</p>

<p>“u) Öğretim elemanı: Milli Savunma Üniversitesinde öğretim elemanı kadrolarına atanan subaylar ve sivil öğretim elemanları ile devamlı veya geçici olarak görevlendirilen asker veya sivil Türk ve yabancı uyruklu öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlilerini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Eğitimde,” ibaresi “Eğitim ve öğretimde,” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “uzaktan eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve öğretim” ibaresi eklenmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “yüz yüze eğitimi” ibaresi “yüz yüze eğitim ve öğretimi” şeklinde, dördüncü fıkrasında yer alan “Milli Savunma Bakanının” ibaresi “Millî Savunma Bakanlığının” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “her yıl” ibaresinden sonra gelmek üzere “Millî Savunma Bakanlığı,” ibaresi eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan “yazılı bir rapor” ibaresi “bir makale” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Müşterek Harp Enstitüsü eğitimi” ibaresi “Müşterek Harp Enstitüsü eğitim ve öğretimi” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “Milli Savunma Bakanının” ibaresi “Millî Savunma Bakanlığının” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Enstitülerde doktora programına ilişkin, ihtiyaç duyulacak eğitim-öğretim esas, usul, yöntem, sınav ve diğer hususlar ile ilgili olarak bu Yönetmelikte yer almayan hususlar Senato tarafından çıkarılacak esaslarda düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir bölümü” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya tamamı” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (m) bendinde yer alan “Eğitim” ibaresi “Eğitim ve öğretim” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Giriş sınavı” ibaresi “Yüz yüze eğitim ve öğretim başlangıç” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(3) Sınav, uzaktan eğitim mehazlarından yapılır. Sınava hazırlık dokümanları, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ile koordine edilerek Senato tarafından belirlenip ilan edilir. Sınav sayısı bir veya daha fazla olabilir. Sınav tarihleri her yıl ayrıca yayımlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde, aynı maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Giriş sınavı” ibaresi “Yüz yüze eğitim ve öğretim başlangıç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Sınava hazırlık dokümanları, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ile koordine edilerek Senato tarafından belirlenip ilan edilir. Sınav sayısı bir veya daha fazla olabilir. Sınav tarihleri her yıl ayrıca yayımlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Sınavlar ve sınav evrakının tetkik ve değerlendirilmesi Senato tarafından çıkarılacak esaslara göre yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Birinci ve İkinci Kademe Eğitimlere giriş sınavı ve enstitülere tefrik süreci ile eğitimin herhangi bir aşamasında terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı bulunduğu sonradan tespit edilenlerin adaylık/kursiyerlik/öğrenci subaylık statüleri Kuvvet Komutanlıkları/Milli Savunma Üniversitesinin teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı ile sonlandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Kuvvet Harp Enstitüleri giriş sınavları için sınav tarihinden itibaren; her adaya ait soru kitapçığı ve optik formlar beş yıl süre ile saklanır ve bilâhare Rektörlüğün bilgisi dâhilinde usulüne uygun olarak imha edilir. Soru kitapçık gruplarından her birine ait birer örnek kitapçık ile her adaya ait optik form ve sınav sonuç karnesi elektronik ortamda süresiz olarak saklanır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan “muharip ve ikmal sınıfı” ibaresi “muharip, ikmal ve personel sınıfı” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(4) Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Komuta ve Kurmay Eğitimi giriş sınavlarına katılan personelden giriş sınavında her konudan en az alınması gereken notu alan, ancak sınıf/sınıf grubu kontenjanına veya ortak kontenjana giremeyenlerin aldıkları notlar müteakip yapılacak sınavlarda değerlendirmeye alınmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimine seçilen personelin müteakip eğitim ve öğretim yılına ertelemeleri yapılmaz ve bu durum kazanılmış hak sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Her ders/modül için en az bir dönem içi sınav ile bir dönem sonu sınavı yapılır. Bununla birlikte uygulamalı dersler için sadece dönem sonu sınavı yapılabilir. Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitiminde eğitim ve öğretim yılı başlamadan önce Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile uygun görülen ders/modüller için dönem içi sınavın/sınavların ve dönem sonu sınavının yerine bir dönem sonu sınavı yapılabilir. Enstitü Yönetim Kurulu, sınavın/sınavların çeşidine ve ne şekilde uygulanacağına karar verebilir.</p>

<p>(2) Tüm sınavlar, kâğıt ortamında ve eş zamanlı olarak yapılabilir. Sınavlarda sorulacak soruların hazırlanması, dersi veren öğretim elemanları ve ilgili ana bilim dalı başkanlarının sorumluluğundadır.</p>

<p>(3) Bireylerin zihinsel bilgi ve becerilerini ölçmek için kullanılan sınav çeşitleri Senato tarafından çıkarılacak esaslarda belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin birinci ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci, öğrenci subay ve kursiyerin her bir dersten/modülden başarısı, dönem içi notuyla dönem sonu notunun birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir. Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitiminde tek sınav yapılması durumunda, söz konusu sınav dönem sonu sınavı olarak icra edilir. Dönem içi notu; dönem içi sınav notu/notları ve/veya ödevlere, uygulamalar gibi diğer ölçme bileşenlerine verilen notlardan oluşur. Dönem sonu notu; dönem sonu sınav notu ve/veya ödev, uygulama ve benzeri diğer ölçme bileşenlerine verilen notlardan oluşur. Dönem içi notunu ve dönem sonu notunu oluşturan sınavlar ile ödev, uygulama ve benzeri diğer ölçme bileşenleri yüz tam not üzerinden puanlanır, eğitim ve öğretim yılı başlamadan önce Enstitü Yönetim Kurulunun teklifi ve Senatonun onayı ile belirlenmiş bir ağırlık oranlamasına bağlı olarak toplam değerlendirmeye dâhil edilir.”</p>

<p>“(10) Değerlendirme sonucu elde edilen kayıtlar, ilgili mevzuata göre muhafaza edilir. Mezuniyet kararları ve değerlendirme cetvelleri süresiz saklanır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ilk enstitü yönetim kurulu toplantısında görüşülerek” ibaresi “Enstitü Müdürünün onayı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Sınavı yapan öğretim elemanının mazereti sebebiyle olmadığı durumlarda Enstitü Müdürünün belirleyeceği öğretim elemanı komisyona dâhil edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Savunma Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/resmi/milli-savunma-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="86628"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretim Tesislerinin İmar ve Ruhsat İşlemlerine İlişkin Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretim Tesislerinin İmar ve Ruhsat İşlemlerine İlişkin Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNE DAYALI ELEKTRİK ÜRETİM TESİSLERİNİN İMAR VE RUHSAT İŞLEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yürütülen;</p>

<p>a) İmar planı onayı ve parselasyon planı onayı,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı düzenlenmesi ve yapı kullanma izin belgesi verilmesi,</p>

<p>c) İşyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi,</p>

<p>işlemlerinde uygulanacak usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 4 üncü maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla, ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerine ilişkin;</p>

<p>a) Her ölçekteki imar planları, parselasyon planları ve bunlara ilişkin ilave ve değişikliklerin onaylanması,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi ve işyeri açma ve çalışma ruhsatının düzenlenmesi ile bunlara ilişkin değişiklik, ilave, tadilat ve yenileme,</p>

<p>işlemlerinin Bakanlıkça yürütülmesine ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun ek 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını,</p>

<p>b) Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı,</p>

<p>c) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,</p>

<p>ç) Fenni mesul: Yapının tüm malzemeleri ve tesisatı ile birlikte, plana, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara, teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesinin kamu adına denetimini üstlenen, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığı haiz meslek mensuplarını,</p>

<p>d) Güneş enerjisi santrali (GES): Ana veya yardımcı kaynak olarak güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi ile yardımcı tesislerini,</p>

<p>e) İşyeri açma ve çalışma ruhsatı: Ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerinin açılıp faaliyet göstermesi için verilen izni,</p>

<p>f) Lisans sahibi: EPDK tarafından ön lisans veya üretim lisansı verilmiş tüzel kişiyi,</p>

<p>g) Mekânsal strateji planı: Ülke kalkınma politikaları ve bölgesel gelişme stratejilerini mekânsal düzeyde ilişkilendiren, bölge planlarının ekonomik ve sosyal potansiyel, hedef ve stratejileri ile ulaşım ilişkileri ve fiziksel eşiklerini de dikkate alarak değerlendiren, yer altı ve yer üstü kaynakların ekonomiye kazandırılmasına, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına ve geliştirilmesine, yerleşmeler, ulaşım sistemi ile kentsel, sosyal ve teknik altyapının yönlendirilmesine dair mekânsal stratejileri belirleyen, sektörlere ilişkin mekânsal politika ve stratejiler arasında ilişkiyi kuran, 1/250.000, 1/500.000 veya daha üst ölçek haritalar üzerinde şematik ve grafik dil kullanılarak hazırlanan, ülke bütününde ve gerekli görülen bölgelerde yapılabilen, sektörel ve tematik paftalar ve raporu ile bütün olan planı,</p>

<p>ğ) Nazım imar planı: Mevcut ise çevre düzeni planının genel ilke, hedef ve kararlarına uygun olarak, arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, çeşitli kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarını, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak 1/5.000 ölçekte, büyükşehir belediyelerinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte, onaylı halihazır haritalar üzerine, plan notları ve ayrıntılı raporuyla bir bütün olarak hazırlanan planı,</p>

<p>h) Ön lisans: Üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişilere, üretim tesisi yatırımlarına başlamaları için gerekli onay, izin, ruhsat ve benzerlerinin alınabilmesi için belirli süreli verilen izni,</p>

<p>ı) Plan müellifi: 3194 sayılı Kanunda tanımlanan her ölçek ve türdeki mekânsal plânların yapılmasını üstlenebilmek için gerekli olan ilgili yeterlilik grubuna uygun yeterlilik belgesine sahip gerçek kişiyi veya ilgili yeterlilik grubuna uygun yeterlilik belgesine sahip tüzel kişiliklerin hissedarları içinde hisseleri ortakların meslek grubuna göre dağılımında eşit veya daha fazla paya sahip gerçek kişiyi,</p>

<p>i) Proje müellifi: Mimarlık, mühendislik tasarım hizmetlerini iştigal konusu olarak seçmiş, yapının etüt ve projelerini hazırlayan gerçek ve tüzel kişiyi,</p>

<p>j) Rüzgâr enerjisi santrali (RES): Ana veya yardımcı kaynak olarak rüzgâr enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi ile yardımcı tesislerini,</p>

<p>k) Uygulama imar planı: Nazım imar planı ilke ve esaslarına uygun olarak yörenin koşulları ve planlama alanının genel özellikleri, yapının kullanım amacı ve ihtiyacı, erişilebilirlik, sürdürülebilirlik ve çevreye etkisi dikkate alınarak; yapılaşmaya ilişkin yapı adaları, kullanımları, yapı nizamı, bina yüksekliği, taban alanı katsayısı, kat alanı kat sayısı veya emsal, yapı yaklaşma mesafesi, ön cephe hattı, ifraz hattı, kademe hattı, ada ayrım çizgisi, taşıt, yaya ve bisiklet yolları, ulaşım ilişkileri, parkları, meydanları, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarını, gerektiğinde; parsel büyüklükleri, parsel cephesi ve derinliği, arka cephe hattı, yol kotu ve bu kotun altındaki kat adedi, bağımsız bölüm sayısı gibi yapılaşma ve uygulamaya ilişkin kararları, uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren ve varsa kadastral durumu işlenmiş olarak 1/1.000 ölçekte onaylı halihazır haritalar üzerinde, plan notları ve ayrıntılı raporuyla bir bütün olarak hazırlanan planı,</p>

<p>l) Üretim lisansı: Tüzel kişilere piyasada elektrik üretim faaliyeti gösterebilmeleri için 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca EPDK tarafından verilen izni,</p>

<p>m) Vaziyet planı: Parselde inşa edilecek yapı veya yapıların; aplikasyon krokisindeki koordinatlara göre teknik mevzuata uygun olarak sayısal ve çizgisel şekilde gösterildiği, bahçe tanzimi, açık otopark ve otopark girişlerini, yangın kaçışlarını, bina yaklaşım mesafe ve kotlarını, kuzey yönünü, parseldeki teknik altyapıyı gösteren 1/500, 1/200 veya 1/100 ölçekli planı,</p>

<p>n) Yapı aplikasyon projesi: Parsele ait aplikasyon krokisine dayanılarak ve vaziyet planına göre yapının araziye aplikasyonunu sağlamak üzere, yürürlükteki imar planında gösterilen yapı yaklaşma mesafeleri, yapı projelerine göre köşe koordinatları ve röper noktaları ülke koordinat sistemine işlenmek üzere harita mühendislerince hazırlanıp imzalanan projeyi,</p>

<p>o) Yapı kullanma izin belgesi: Yapının ruhsat eki projelerine uygun olarak tamamlandığını gösteren, yapının kullanımına izin veren Bakanlıkça onaylanan belgeyi,</p>

<p>ö) Yapı ruhsatı: Bir parselde, 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde öngörülen belgeler ile projelerin onaylanması sonrasında ilgili idaresince tanzim edilen onaylı resmî izin belgesini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İmar ve Parselasyon Planları</p>

<p><strong>Planlama ilke ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Planlama çalışması; hâlihazır harita, jeolojik ve jeoteknik rapor ve kurumsal eşiklerden faydalanarak, ilgili kurum görüşleri ile genel şehircilik ilke ve esasları doğrultusunda plan müellifi tarafından yapılır. İmar planı ve değişiklikleri ile revizyonu; pafta, lejant, plan notları ve plan açıklama raporu ile bir bütündür.</p>

<p>(2) İmar planları, varsa mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları gibi üst ölçek planlara uygun olarak hazırlanır. Gerekli olması halinde üst ölçek planlardaki değişiklikler plan müellifi tarafından yapılır ve üst ölçekli plan değişiklikleri ilgili idaresince onaylanmadan Bakanlık tarafından imar planları onaylanamaz.</p>

<p>(3) Halihazır haritalar, 30/4/2018 tarihli ve 2018/11962 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda lisans sahibi tarafından hazırlattırılır ve ilgili idaresine onaylatılır.</p>

<p>(4) İmar planları, koordinatlı halihazır haritalar üzerine çizilir ve varsa kadastral durum da haritalarda gösterilir. 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunan alanlarda; kıyı kenar çizgisinin işlenmiş olması zorunludur.</p>

<p>(5) Onaylı jeolojik-jeoteknik etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz ve onaylanamaz. Jeolojik-jeoteknik etütler, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanır ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanır.</p>

<p>(6) İlgili kurum ve kuruluşlardan plana ilişkin görüşler, plan müellifi tarafından alınır.</p>

<p>(7) Kurum ve kuruluşlar planlama çalışmasında kullanılacak bilgi ve belgeleri, açık ve kapsamlı görüşüyle birlikte planlamaya veri teşkil edecek şekilde sağlamakla sorumludur. Kurum ve kuruluşlar, sayısal verilerini Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi Portalından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen standartlarda sunar.</p>

<p>(8) Kurum ve kuruluşlar, görüşlerini en geç otuz gün içerisinde bildirmek zorundadır. Görüş bildirilmesi için etüt ve analiz gibi uzun süreli çalışma yapılması gereken hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının talebi üzerine otuz günü geçmemek üzere ilave süre verilir. Bu süre içerisinde görüş bildirilmediği takdirde plan hakkında olumsuz bir görüşün bulunmadığı kabul edilir.</p>

<p>(9) Nazım ve uygulama imar planı süreçleri eş zamanlı yürütülebilir ve onaylanabilir. Nazım imar planı hazırlanırken kurum ve kuruluş görüşlerinin veya verilerin uygulama imar planı ayrıntısında elde edilmesi ve kurum görüşlerinin güncel olması halinde, uygulama imar planı için ayrıca görüş veya veri istenmeyebilir.</p>

<p>(10) İmar planlarında, plan notlarında gösterilmek suretiyle, elektrik üretim tesisinin ihtiyaçlarına yönelik idari ve barınma amaçlı kullanımlara yer verilebilir.</p>

<p>(11) Planda belirtilen kulanım amacı dışında hiçbir tesis yapılamaz, yapılacak tesisler amacı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(12) RES ve GES’lerde yapılacak santral yapıları için teknolojinin gerektirdiği yüksekliğe göre Yençok belirlenir.</p>

<p>(13) Planın veya plan değişikliğinin Bakanlıkça onaylanmış olması, plan müellifinin ve lisans sahibinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(14) Gerekli görülmesi halinde Bakanlık tarafından ilave bilgi ve belge istenir.</p>

<p><strong>Planların sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) İmar planı dosyaları, İmar Kanunu ve 14/6/2014 tarihli ve 29030 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği ve bu Yönetmelikte belirtilen esaslara uygun şekilde hazırlanarak Bakanlığa sunulur.</p>

<p>(2) Bakanlık, plan dosyasını içerik ve mevzuata uygunluk bakımından inceler. Uygun görülmeyen plan teklifleri ve içerik eksiklikleri plan müellifine bildirilir. Hata ve eksikliklerin giderilmesi için otuz gün süre tanınır. Bu süre zarfında düzeltmeler tamamlanarak Bakanlığa başvurulmadığı takdirde dosya iade edilir.</p>

<p><strong>Planların onayı ve yürürlüğe girmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) İmar planları onaylanarak yürürlüğe girer.</p>

<p>(2) İmar planları ile bu planlara ilişkin ilave ve değişiklikler, onaylanmadan önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı sistemi üzerinden Plan İşlem Numarası alınması zorunludur.</p>

<p>(3) Kesinleşen planların her bir paftasının ön yüzüne, Plan İşlem Numarası ile onay tarih ve sayısı yazılarak mühürlenir.</p>

<p><strong>Planların ilanı, askı süreci ve kesinleşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bakanlık tarafından onaylanan imar planları, onay tarihinden itibaren Bakanlığın internet sitesinde on beş gün süreyle ilan edilir.</p>

<p>(2) Plana itiraz olmaması halinde, onaylı planlar ilan süresinin sonunda kesinleşir.</p>

<p>(3) Kesinleşen imar planları, Bakanlığın internet sitesinde yayımlanır ve elektronik ortamdaki Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi altyapısı üzerinden arşivlenmek üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilir. İmar planlarının kesinleştiği hususu, ilgili valilik ve belediyelere de bildirilir.</p>

<p><strong>İtiraz değerlendirme süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bakanlıkça onaylanan planlara itiraz, ilan süresi içinde Bakanlığa yazılı olarak yapılır. Bakanlık, askı süresi bitiminden itibaren on beş gün içerisinde itirazları değerlendirerek karara bağlar. İtirazın reddedilmesi halinde başkaca bir onay işlemi yapılmaksızın ret kararı tarihinde plan kesinleşir.</p>

<p>(2) Yapılan itirazın kabul edilmesi halinde, itiraz doğrultusunda planın değişen kısımları için askı süreci tekrar başlatılır.</p>

<p><strong>Arazi ve arsa düzenleme esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Kesinleşmiş uygulama imar planına göre arazi düzenlemesi yapılır.</p>

<p>(2) Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği, 6/8/1973 tarihli ve 14617 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tescile Konu Olan Harita ve Planlar Yönetmeliği ve 22/2/2020 tarihli ve 31047 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan parselasyon planları veya değişiklik beyannameleri lisans sahibince Bakanlığa sunulur.</p>

<p>(3) Arazi ve arsa düzenlemesi kapsamında hazırlanan parselasyon planları, uygun bulunması halinde onaylanır.</p>

<p>(4) Bakanlıkça onaylanan parselasyon planları, onay tarihinden itibaren Bakanlığın internet sitesinde on beş gün süreyle ilan edilir. Plana itiraz olmaması halinde, onaylı planlar ilan süresinin sonunda kesinleşir.</p>

<p>(5) Bakanlıkça onaylanan planlara itirazlar, ilan süresi içerisinde Bakanlığa yazılı olarak yapılır. Bakanlık, askı süresi bitiminden itibaren on beş gün içerisinde itirazları değerlendirerek karara bağlar. İtirazın reddedilmesi halinde başkaca bir onay işlemi yapılmaksızın ret kararı tarihinde plan kesinleşir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(6) Kesinleşen parselasyon planları veya değişiklik beyannameleri ilgili kadastro müdürlüğüne gönderilir. İlgili kadastro müdürlüğünce kontrol edilerek onaylanır ve tapu müdürlüklerince tescil edilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yapı Ruhsatı, Yapı Kullanma İzin Belgesi ve İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı</p>

<p><strong>Yapı ruhsatı esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) GES’lerde imar planı yapımı için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etüt çalışmaları Bakanlık tarafından yeterli görüldüğü takdirde, Bakanlıkça düzenlenen yapı ruhsatı için ilave olarak zemin etüt raporu aranmaz.</p>

<p>(2) Adres ve numaralamaya ilişkin işlemler, ilgili idareleri tarafından yürütülür.</p>

<p>(3) Ruhsat tarihinden itibaren iki yıl içinde inşasına başlanmayan veya beş yıllık ruhsat süresi içinde tamamlanmayan ve süresi içinde ruhsat yenilemesi yapılmayan yapılar, ruhsatsız yapı olarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) RES’lerde yapı inşaat alanı; rüzgâr türbinlerinin tabii veya tesviye edilmiş zemin altı dâhil temel alanıdır.</p>

<p>(5) GES’lerde yapı inşaat alanı; panel taşıyıcı ayaklarının zemin yüzeyinde kapladığı alanların toplamıdır.</p>

<p>(6) Yapı ruhsatlarına ilişkin tadilat ve yenilemeler, ruhsatı düzenleyen idare tarafından yapılır.</p>

<p><strong>Yapı ruhsat süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Lisans sahibi tarafından, noter onaylı vekalet verilen proje müelliflerine; ilgili kanun, plan, yönetmelik, proje düzenleme esasları, Türk Standardları Enstitüsü standartları, çevre şartları, fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olarak mimarlık ve mühendislik projeleri hazırlatılır.</p>

<p>(2) Mimari proje, parsele ait aplikasyon krokisi, yapı aplikasyon projesi, statik proje, mekanik tesisat projesi ve elektrik tesisat projesi Bakanlığa sunulur. RES'lerde rüzgâr türbinleri, GES'lerde ise güneş panelleri ve taşıyıcı sistemleri için elektrik tesisat projesi ve mekanik tesisat projesi aranmaz.</p>

<p>(3) Başvuru dilekçesinde projelere ilave olarak; tapu senedi veya tapu senedi yerine geçecek belge veya acele kamulaştırma kararına istinaden mahkemece verilen taşınmaza el koyma kararı, zemin etüt raporu, imar durum belgesi, proje müellifi taahhütnamesi, fenni mesul taahhütnamesi, şantiye şefi hizmet sözleşmesi ve taahhütnamesi ile müellifin, fenni mesulün ve şantiye şefinin ilgili meslek odası sicil ve büro tescil belgeleri ile yapı müteahhidine ilişkin belgeler sunulmalıdır. GES tesislerinde özel mülkiyete konu taşınmazlar için on yıldan az olmamak ve üretim lisansı süresiyle uyumlu olmak üzere; tapuya şerh edilmek kaydıyla irtifak sözleşmesi veya kira sözleşmesi de sunulabilir.</p>

<p>(4) İmar durum belgesi, lisans sahibi veya yetkili temsilcisinin başvurusu üzerine Bakanlıkça da düzenlenebilir.</p>

<p>(5) Ruhsat başvurusunun incelenmesi neticesinde herhangi bir eksik ve/veya hatalı hususun tespit edilmemesi halinde, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yapı ruhsatı düzenlenir. Aksi hâlde eksikliklerin tamamlanarak başvurunun mevzuata uygun hâle getirilmesi istenir. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra, aynı süreç izlenerek yapı ruhsatı düzenlenir.</p>

<p><strong>Yapı kullanma izin belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yapı ruhsatı Bakanlıkça düzenlenmiş yapının tesis edilmesi akabinde, lisans sahibi veya yetkili temsilcisi tarafından ilgili mevzuat ve bu Yönetmelikte belirtilen hususlar çerçevesinde Bakanlığa yapı kullanma izin belgesi talebinde bulunulur.</p>

<p>(2) Yapı kullanma izin belgesi başvurusunda; yapının ilgili mevzuata, ruhsat eki projelere, ilgili standartlara ve fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olarak yapıldığına dair fenni mesullerce hazırlanan uygunluk raporu sunulur.</p>

<p>(3) Yapılan başvuruya ilişkin incelemeler neticesinde herhangi bir eksik veya hatalı hususun tespit edilmemesi durumunda, Bakanlık tarafından başvuru tarihinden itibaren otuz gün içinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenir. Aksi hâlde, eksikliklerinin tamamlanarak yapının mevzuata uygun hâle getirilmesi istenir. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra, aynı süreç izlenerek yapı kullanma izin belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Yapının kısmen kullanılması mümkün olan kısımlarına yapı kullanma izni düzenlenebilmesi için, bu bölümlere hizmet veren ortak kullanım alanlarının tamamlanmış ve kullanılabilir olması ve yapıda mevzuata aykırılığın bulunmaması şarttır.</p>

<p>(5) Yapı kullanma izin belgesine ilişkin tadiller, belgeyi düzenleyen İdare tarafından yapılır.</p>

<p><strong>İşyeri açma ve çalışma ruhsatı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Lisans sahibi veya yetkili temsilcisince, işyeri açma ve çalışma ruhsatı için 14/7/2005 tarihli ve 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine uygun olarak Bakanlığa da başvurulabilir.</p>

<p>(2) Bakanlık tarafından yapılan incelemede başvurunun İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunun tespiti halinde, müracaat tarihinden itibaren beş gün içerisinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenir. Ancak beyana esas düzenlenen bu belge herhangi bir müktesep hak doğurmaz.</p>

<p>(3) İşyeri açma ve çalışma ruhsatının düzenlendiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde sahada yapılacak kontrollerle işyeri açma ve çalışma ruhsatı kesinleşir. Yapılan kontrolde uygunsuz bir durumun tespit edilmesi halinde, bu durumun giderilmesi için bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün süre verilir. Bu sürede uygunsuzluk giderilmezse ruhsat iptal edilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak başlanan yapılar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İmar planları Bakanlıkça onaylanan tesislerde ruhsatsız olarak yapıma başlandığının Bakanlığa ihbarı, Bakanlıkça tespiti veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine 3194 sayılı Kanunun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler, Bakanlıkça tesis edilerek büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresine bilgi verilir.</p>

<p>(2) Yapı ruhsatı Bakanlıkça düzenlenen yapıların ruhsata aykırı olduğunun Bakanlığa ihbarı, Bakanlıkça veya fenni mesulce tespiti ya da herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine 3194 sayılı Kanunun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler, Bakanlıkça tesis edilerek büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresine bilgi verilir.</p>

<p>(3) Yapılara ilişkin yıkım kararı alınması hâlinde, Bakanlığın bildirimi üzerine, ilgisine göre büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresi tarafından yıkım işlemi gerçekleştirilir. Yıkım masrafları lisans sahibinden tahsil edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte düzenlenmeyen hususlar için ilgili mevzuatta belirtilen esaslar uygulanır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında yürütülen tüm iş ve işlemler için lisans sahipleri tarafından Ek-1’de yer alan taahhütnamenin Bakanlığa verilmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Bakanlık, bu Yönetmelik kapsamında yerinde inceleme ve araştırma yapabilir. Buna ilişkin, ilgili mevzuatı kapsamında Bakanlık tarafından karşılanması gereken masraflar hariç, masraflar lisans sahibi tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260724-16-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="64857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN’IN HUKUK EĞİTİMİ İLE İLGİLİ GÜNDEME GETİRDİĞİ TALEP VE ÖNERİLERE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBB Başkanı’ı Erinç Sağkan, sosyal medyada bugün taptığı paylaşımında, Birlik ve Baroların ısrarlı talepleri doğrultusunda; 2021 yılından itibaren hukuk eğitimi konusunda çok önemli iyileşmeler ve reformlar yapıldığını ifade etti.</p>

<p>Sayın Erinç Sağkan’ın paylaşımı aşağıdaki şekilde:</p>

<p><i>“2021 yılından itibaren yeni hukuk fakültesi açılmadı. </i></p>

<p><i>•Hukuk fakültelerinde ikinci öğretimler kapatıldı.</i></p>

<p><i>•Adalet meslek yüksekokullarından hukuk fakültelerine dikey geçişe son verildi. </i></p>

<p><i>•HMGS etkin şekilde uygulanmaya başlandı. </i></p>

<p><i>•Bu sene ilk defa hukuk fakülteleri için 125 bin olan başarı puanı sıralaması 100 bine yükseltildi.</i></p>

<p><i>•Bir önceki sene devlet üniversitelerinde yapılan yaklaşık %30 kontenjan daraltılmasına, bu sene vakıf üniversiteleri kontenjanlarında %28 oranında daraltmaya gidilmesi eklendi. </i></p>

<p><i>Bu şekilde uzun yıllardır devam eden orantısız artışın önüne geçilmesi bakımından önemli gelişmelerin hayata geçtiğini ifade edebiliriz. </i></p>

<p><i>Bu aşamadan sonraki talebimiz, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak 75 bine ve 50 bine yükseltilmesi ve hukuk fakültelerine akreditasyon zorunluluğu getirilmesi. İhtiyaca göre kontenjan belirlenmesi ile bu unsurların birlikte hayata geçmesi nitelik ve nicelik sorununa tam anlamıyla çözüm getirecektir.”</i></p>

<p>Bugün hayata geçirilen ve TBB Başkanı sayın Erinç Sağkan tarafından talep edilen bu reformları, 2016 yılından itibaren akademik düzeyde savunuyorum. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan<a href="http://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/turkiye-ve-almanya-da-hukuk-egitimi-diplomalarin-denkligi.pdf" rel="dofollow"><i><u>"Türkiye ve Almanya’da Hukuk Eğitimi - Diplomaların Denkliği" </u></i></a>başlıklı makalemde, Almanya’daki eğitim istemini de inceleyerek Türkiye'deki yapısal sorunları ortaya koymuş ve tam da bugün uygulanan çözüm önerilerini yıllar öncesinden önermiştik. <strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/turkiye-ve-almanya-da-hukuk-egitimi-diplomalarin-denkligi.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">(TÜRKİYE VE ALMANYA`DA HUKUK EĞİTİMİ - DİPLOMALARIN DENKLİĞİ)</span></a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir ülkenin kalkınmasının temeli eğitimdir. Adil, etkin ve güvenilir bir yargı sistemi ile hukuka bağlı bir idari yapı, ancak nitelikli bir hukuk eğitimiyle inşa edilebilir. Özellikle hukuk devletinin vazgeçilmezleri olan adil, etkin ve güvenilir bir yargının varlığı ve idarenin hukuka bağlılığı, hukuk eğitiminin sağlıklı ve ihtiyaçlara uygun yürütülmesiyle doğrudan ilişkilidir.</p>

<p>Bu doğrultuda, hukuk eğitiminin kalitesini artırmak için biz hukuk akademisyenlerinin sesimizi gür bir şekilde duyuran TBB Başkanı SAYIN ERİNÇ SAĞKAN’a; bu haklı talepleri karşılıksız bırakmayarak gerekli yasal ve idari reformları hayata geçiren ADALET BAKANLARIMIZ SAYIN ABDULHAMİT GÜL, SAYIN BEKİR BOZDAĞ VE SAYIN YILMAZ TUNÇ’a ve YÖK BAŞKANIMIZ SAYIN EROL ÖZVAR’a teşekkür ve şükranlarımızı sunarız.</p>

<p>Bu vesile ile vurgulamak gerekir ki, iyi bir hukuk eğitimi almak; adil, doğru ve tarafsız kararlar vermek için gerekli şartlardan biri olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Bir hukukçu ne kadar iyi eğitim alırsa alsın; insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine sahip değilse, bu değerleri içselleştirmemişse adil davranamaz. Adil bir yargılama için; doğru kurallara, iyi işleyen bir yargı sürecine ve dürüst hukukçulara ihtiyaç vardır. Bu nedenle tüm hakimlerimizden beklentimiz; hiçbir kurumun veya kişinin talimatına, telkinine uymadan, sadece önlerindeki dosyaya bakarak vicdanlarına göre karar vermeleridir. Şartlar ne olursa olsun adaletten asla şaşmamalarıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/tbb-erinc-sagkan.jpg" type="image/jpeg" length="85255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.05.2014 tarihli, 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/468 E., 2014/268 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi : ADANA 8. Ağır Ceza<br />
Günü : 27.03.2012<br />
Sayısı : 275 - 31</p>

<p>Sanık S.. A..'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç..'in suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçundan aynı kanunun 220/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, tüm sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan aynı kanunun 188/3, 4, 5, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 150.000 Lira adli paracezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, mahsuba ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.03.2012 gün ve 275 - 31 sayılı kısmen re'sen temyize tâbi olan hükmün sanıklar S., H. O.., O. G....., M.... S., S.. müdafileri ile sanık V.. A.. tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayı ile;</p>

<p>“...C) Sanık S.. A.. hakkında suç işlemek için örgüt kurma suçundan; sanıklar V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında ise suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibarıyla devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçu nedeniyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararları alınmıştır. Bu kararlara dayanılarak dinlenen telefon görüşmeleri, ancak uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden delil olarak kullanılabilir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçları yönünden dinleme kararı bulunmadığından, sözü edilen telefon konuşmaları bu suçlarda delil olarak kullanılmaz. Öte yandan, CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin hükümler suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçu için uygulanamaz.</p>

<p>Somut olayda, örgüt oluşturmak için sanıkların sayısı yeterli ise de; suç işleme iradelerinde devamlılık ve aralarında hiyerarşik ilişki bulunduğuna ilişkin delil olmadığından, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma ve dolayısıyla suç işlemek için kurulan örgüte üye olma suçlarının unsurlarının oluşmadığı; hukuka aykırı delil niteliğindeki telefon konuşmalarının bu suçlar yönünden hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanıkların bu suçlardan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi</p>

<p>... D) Sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile ilgili bozma nedenine göre, koşulları bulunmadığı halde, sanıklar hakkında TCK‘nın 188. maddesinin 5. fıkrasının uygulanması,</p>

<p>2- TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası uygulanırken, sanıkların bu fıkranın (c) bendinde yazılı olan 'velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri' açısından yoksunluğunun, sadece kendi altsoyları üzerindekiler yönünden koşullu salıverilmesine, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar süreceği gözetilmeden; 'TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi yönünden koşullu salıverilmelerine kadar, diğer bentler açısından ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar' sürmesine karar verilerek, sözü edilen maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına aykırılık oluşturulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Y. Kocamış; "Sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu" görüşüyle kararın (C) ve (D) bentlerine yönelik karşı oy kullanmış,<br />
Daire üyesi .......... ise; "Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu, ancak somut olayda suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarının sabit olmadığı" şeklinde kararının (C) bendine ilişkin değişik gerekçe ile bozma düşüncesi açıklamıştır.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.03.2013 gün ve 157343 sayı ile;</p>

<p>“Dairenin incelemeye konu ilamının (C) ve (D) bölümlerindeki suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarına yönelik olarak sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında yapmış olduğu bozmalarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Zira, Daire ilamının (C) bölümündeki bozmanın kabulü mümkün değildir. İletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin karar alınırken eylemin örgüt kapsamında işleneceğine ilişkin baştan bir bilginin bulunmasını ve buna göre talepte bulunup karar alınmasını gerektiren bir zorunluluk bulunmamaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemede de suçun türünün belirtilmesinin yeterli olduğu, örgütlü olmasını dinleme kararlarındaki sürelerin uzatılması için aramıştır. Yine 5271 sayılı Kanun'ın 6. fıkrası 'Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
...6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),<br />
...8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),</p>

<p>7. Bu Maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.'<br />
Buradaki düzenlemenin 6. bentinde de açıklandığı gibi uyuşturucu madde imal ve ticareti madde 188 denilerek bir bütün olarak belirtilmiştir. Yani TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanmasının gerekeceği durumlar ayrıca belirtilmemiştir. Zaten bu ayırımın yapılarak iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik kararların alınmasını istemek Kanun'ın bu düzenlemesine de aykırıdır.</p>

<p>Kaldı ki uyuşturucu madde suçunun işlendiğini tespit edip en başta iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması için talepte bulunan kolluk '...yüklü miktardaki maddeyi yurtdışına sevk etme hazırlığı içerisinde bulunan suç örgütünün deşifre edilmesi ve uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi amacı ile teknik takip destekli çalışma yapılması...' şeklinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. maddesi ile görevli ve yetkili Başsavcıvekilliği)'dan talepte bulunduğu 10. Ceza Dairesi'nin 2012/9688 esas( Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15.11.2011 tarih, 2010/199 esas-2011/242 karar) sayılı dosyasında CMK 'nın 250. maddesine göre görevli Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.05.2010 tarihli 2010/834 numaralı, 26.05.2010 tarihli 2010/857 numaralı, 27.05.2010 tarihli 2010/869 numaralı, 28.05.2010 tarihli 2010/882 numaralı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2010 tarihli 2010/2269 numaralı, 01.06.2010 tarihli 2010/2270 numaralı, 04.06.2010 tarihli 2010/2359 numaralı iletişimin tespiti kararları ile yine incelemeye konu bu dosyada (10. Ceza Dairesi 1012/22375 Esas-Adana 8. Ağır Ceza mahkemesi'nin 27.03.2012 tarih, 2010/275 esas, 2012/31 karar) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18.06.2010 tarihli 2010/2694 numaralı, 30.06.2010 tarihli 2010/2743 numaralı, 01.07.2010 tarihli 2010/2759 numaralı, 27.07.2010 tarihli 2010/3143 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/3264 numaralı, 09.08.2010 tarihli 2010/3275 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3316 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3345 numaralı, 18.08.2010 tarihli 2010/3513 numaralı, 19.08.2010 tarihli 2010/3533 numaralı, 20.08.2010 tarihli 2010/3575 numaralı, 06.09.2010 tarihli 2010/3604, 06.09.2010 tarihli 2010/3605 numaralı, 13.09.2010 tarihli 2010/3800 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3853 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3858 numaralı yine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28.06.2010 tarihli 2010/949 numaralı, 12.07.2010 tarihli 2010/986 numaralı, 14.07.2010 tarihli 2010/1041 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/1205 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1268 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1269 numaralı, 23.08.2010 tarihli 2010/1362 numaralı, 26.08.2010 tarihli 2010/1428 numaralı, 02.09.2010 tarihli 2010/1540 numaralı, iletişimin tespiti kararlarının gerekçe bölümünün 'Şüphelilere atılı suçun örgütlü olduğu anlaşılan uyuşturucu madde kaçakçılığı olup CMK 250'de ve 135'de sayılı suçlardan olduğu, bu suç ile ilgili ...' biçiminde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Suçların vasıflandırmasını ve detaylı olarak şüpheliler tarafından hangi suçların işleneceğini belirlemeyi kolluktan beklemek, kolluk kuvvetlerine yargılamayı yapacak olan mahkemelerin hakimlerin yetkisini vermiş olmak anlamına gelecektir. Eğer suçun vasıflandırması ve delillerin de buna göre toplanması kolluktan beklenecekse o zaman savcılıklara da ihtiyaç kalmayacaktır. Mahkemelere de kolluk tarafından işlendiği tespit edilen ve vasıflandırılan suçlardan dolayı sadece hüküm kurmak kalacaktır.</p>

<p>Örneğin sanıkların afyon sakızı ticareti yaptıklarına ilişkin iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları alınıp buna göre takip yapılırken sanıklar yakalanmış olsa ve ticaretini yaptıkları maddenin eroin olduğu kovuşturma aşamasında tespit edilirse o zaman sanıklar hakkında TCK'nın 188. maddesinin 4. fıkrası uygulanamayacak mıdır?</p>

<p>Olayımızdaki durumda da sanıklar için hiç iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararı bulunmasaydı ancak CMK'nun 250. maddesi veya TMK'nun 10. maddesine göre görevli olmayan bir Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama yapılırken uyuşturucu madde suçunun teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilip görevsizlik kararı verilmiş olsaydı ve dosyadaki delillerle de örgütün varlığı sabit olsaydı o zaman sanıkların örgüt kurmaktan ve örgüte üye olmaktan beraatine mi karar verilecekti? Aksine bu durumda sanıkların hem TCK'nın 220. maddesine, hem de TCK'nın 188/3-4-5. maddelerine göre cezalandırılmaları yoluna gidilecekti. Bu nedenle bu şekilde elde edilen yukarıda sayılan iletişimim tespiti ve kayda alınması kararlarına göre toplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olmadığı ve örgütün varlığı için yani sanıkların TCK'nın 220. maddesine göre cezalandırılmaları ve TCK'nın 188/3-4 maddelerine göre belirlenen cezanın TCK'nın 188/5. maddesine göre artırılması içinde delil olarak kullanılabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>...Bu dosyanın da sanığı olan S.. A.. aynı zamanda 2012/9688 esas sayılı dosyanında sanığıdır ve her iki dosyada da ceza almıştır. 10. Ceza Dairesi'nin 2012/22375 Esas sayılı inceleme konusu bu dosyası ile 2012/9688 esas sayılı dosyalarındaki bozmalarda bu sanığın suçlarının sübut bulmadığından beraat etmesi gerektiğine ilişkin bir bozma bulunmamaktadır.</p>

<p>Söz konusu 2012/9688 esas sayılı dava dosyasında suça konu 313 kilo 451 gram eroinin sanık Serhan'ın da aralarında bulunduğu organizasyon tarafından yurtdışına ihraç edilemeden daha önceden başlatılan teknik takip sırasında 04.06.2010 tarihinde yapılan operasyonla ele geçirilmesinden sonra firari şüpheli olarak aranan sanık Serhan'ın da arasında bulunduğu sanıklar hakkında 26.08.2010 tarihli iddianame ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etme suçundan açılan kamu davasının yargılanması sonucunda sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık Serhan, ihracını gerçekleştirmeye çalıştığı eroinin ele geçirilmesinden sonra yeniden bir yapılanmaya girmiş, aynı yöntemle eroin ihraç etmek amacıyla sanık O.. Ç..'in yetkili müdür olarak görevlendirildiği N.. G.. P.. ve D. Ticaret Ltd. Şti. adıyla 23.07.2010 tescil tarihli bir şirket kurulmuş, yurt dışına eroin gönderme hazırlıklarına başlamışlardır.</p>

<p>...Telefon görüşmeleri sanık Serhan'ın kurduğu ilk organizasyon yakalnmasından sonra yeni bir organizasyon kurma faaliyetini açıkça göstermektedir. Suçun işlenceğinin tespit edilip ilk iletişimin kayda alınması ve tespiti kararının alındığı 26.05.2010 tarihinden bu dosyanın konusu olan uyuşturucu maddenin ele geçirildiği 18.09.2010 tarihine kadar sanıkların devamlılık arzeden bir iradeleri de mevcuttur. Ayrıca tespit edilebilen iki farklı eylem vardır. Her ne kadar her iki dosyanın tüm sanıkları aynı değilse bile ortak bir amacın gerçekleştirimesinin hedeflendiği açıkça ortadadır. Sanık Serhan'ın yönetici konumunda bulunduğu her iki dosyada ele geçirilen madde miktararı da dikkate alındığında bu miktardaki eroin maddesinin tesadüfi bir araya gelmeler ve bireysel bir takım becerilerle elde edilmesi ve pazarlanması hayatın olağan akışınada aykırıdır.</p>

<p>Yine; CGK'nın 12.06.2007 tarih 154/145 sayılı kararı da suç vasfının değişmesi durumunda iletişim kaydını tek başına hukuka aykırı delil haline getirmeyeceğine işaret etmiştir.</p>

<p>Suç konusu eroinin miktarı ile ele geçiriliş biçimi, bir kısım sanıkların yurt dışı bağlantıları, sanıklar arasında geçen ve yukarıda izah edildiği şekilde örgütün varlığı ve kabulü için delil olarak kabul edilmesi gereken telefon görüşmelerinin içeriği, daha önce araçları iki kez deneme amaçlı olarak yurt dışına göndermeleri şeklinde gerçekleşen suç işleme iradelerindeki devamlılık ve aynı yöntemlerle yurt dışına eroin göndermek amacıyla şekli olarak tabela şirketi kurmaları, aralarında gevşekte olsa hiyerarşik ilişki bulunması dikkate alınarak;</p>

<p>Sanıklar Serhan, Veli, Hacı Osman, Osman Gürkan, Mustafa Sırrı ve Sinan hakkında kurulan ve diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasındaki eksiklik yönünden düzeltilerek onanması gerekmektedir....” görşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.01.2013 gün ve 158-561 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanıklar Ş.. A...., N. D... ve S.. A.. hakkındaki yargılama dosyasının ayrılmasına ve sanık Y.. Y.. hakkında kurulan hükmün Özel Dairece savunma hakkının sınırlandığından bahisle bozulmasına karar verilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve uyuşturucu madde ticareti yapma, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.., O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2 maddeleri açısından da hükme esas alınmalarının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanıklar hakkında Ankara C.Başsavcılığınca görevsizlikle gönderilen soruşturma kapsamında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla özel görevli ağır ceza mahkemesi hakimliğinden iletişimin denetlenmesi kararlarının talep edilmesi üzerine, 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca görevli ve yetkili Ankara 11 ve 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimlerince ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ise Mersin Sulh Ceza Mahkemelerince iletişimin tespiti kararları verildiği,</p>

<p>Olay, arama, el koyma ve yakalama tutanağına göre, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş bir örgütün faaliyetleri çerçevesinde müteselsilen eroin ticareti yapan ve eroin ihraç eden şahısların deşifre edilmesi ve yakalanmalarına yönelik olarak yürütülen çalışmalarda, M.. O..'nın sevk ve idaresindeki tır aracı ile yurt dışına yasal yük arasında uyuşturucu madde göndereceğinin değerlendirilmesi üzerine, Tarsus ilçesi otoban yolu üzerinde aracın durdurulduğu, sürücü Muhsin'in yasal yükünün kavun olduğunu ve Hollanda'ya gideceğini belirttiği, tır aracının dorse kapılarının İskenderun Gümrük Müdürlüğünce mühür tatbik edilerek Kapıkule Gümrük Müdürlüğüne sevk edildiğinin tespit edilmesi üzerine araç ve içindekilerin soğuk hava deposuna götürüldüğü, yapılan aramada dorsede tahta paletler içerisindeki kavunların aralarına saklanmış 9 ayrı poşet içinde toplam 468 paket içinde eroin ele geçtiği, 115,25 kg maddenin net 72,607 kg eroin ihtiva ettiğinin Adana Kriminal Polis Labatuvarı Müdürlüğünce belirlendiği,</p>

<p>Tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma, sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, diğer sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından açılan kamu davasında mahkûmiyet hükmü kurulurken, iletişimin tespiti kararları ile elde edilen görüşme dökümanlarına da dayanıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden birisini oluşturan delillerin serbestliği ilkesi ile hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması konuları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, 5271 sayılı CMK'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.</p>

<p>Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.</p>

<p>İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nun 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.</p>

<p>Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir. Örneğin; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı kabul edilemeyecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 gün ve 147-159 ile 13.03.2012 gün ve 278-96 sayılı kararlarında da bu sonuca ulaşılmıştır. Aksi durumun kabulünün, ceza yargılamasında hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açabilecek son derece ağır sonuçları da birlikte getireceği şüphesizdir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede; "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Basit şekle aykırılıklar da dahil olmak üzere hukuka uygun şekilde elde edilmeyen her türlü delilin hükme esas alınmaması gerektiği yönünde öğretide bir kısım yazarların görüşleri olmakla birlikte, bazı yazarlar da bu hususta; "'Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller' kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36 ıncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir" (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Baskı, Beta Yayınevi, 2007 yılı, s. 1080), "Hak ihlali kriterlerine yer vermeyen böyle bir değerlendirme, herhangi bir hakkın ihlal edilmediği her türlü basit şekli aykırılıkların da mutlak bozma sebebi sayılmasını gerektireceğinden uzun vadede son derece ağır sonuçların doğmasına yol açabilir. Burada her şekli aykırılık aynı zamanda hak ihlaline de yol açar gibi toptancı bir iddianın ileri sürülmesi mümkündür; ancak, böyle bir iddianın gerçeklerle alakası bulunmamaktadır. Gündüz yapılması gereken arama gece yapılmışsa, bundan başka hiçbir hukuka aykırılık söz konusu değilse, burada hangi hak ihlal edilmiştir? Hiçbir hak ihlal edilmemiştir. Sadece şekli bir aykırılık söz konusudur." (B.Ö..., D. T....., M. R. E...., Ö. S...., Y. F.S......, E. A,,,,, N.ve Uygulamalı. Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, 2010, s. 376) şeklinde görüş bildirmişlerdir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş olan koruma tedbirleri arasında yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin de ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda sadece 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda belirli örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi noktasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun genel bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı CMK'nun 135 ve devamı maddeleri kaleme alınmıştır.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı CMK'nun 135 ila 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört çeşit tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine ilişkin olarak ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Kanunun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına ilişkin olarak şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar belirtilmiş, 137. maddede telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim içeriklerinin yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişim içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ile ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddede ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.<br />
Suç ve hüküm tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrası; "Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),</p>

<p>2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),</p>

<p>3. İşkence (madde 94, 95),</p>

<p>4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),</p>

<p>5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),</p>

<p>6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>7. Parada sahtecilik (madde 197),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p>

<p>9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3) (İlgili fıkra 5560 sayılı Kanunun 45. maddesi ile yürürlükten kaldırılıp, aynı kanunun 3. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK'nun 80. maddesinin birinci fıkrasına eklenmiştir.)</p>

<p>10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),</p>

<p>11. Rüşvet (madde 252),</p>

<p>12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</p>

<p>13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),</p>

<p>14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>

<p>c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</p>

<p>d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar" şeklinde düzenlenmiş olup, fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece maddede sınırlı olarak sayılan suçlar yönüyle başvurulabilir iken, iletişimin tespiti tedbiri yönüyle ise bir suç sınırlaması bulunmayıp, şartların varlığı halinde tüm suçlar yönüyle bu tedbire başvurulması mümkündür.</p>

<p>Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nun 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nun 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.<br />
CMK'nun "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135’inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun yürürlüğe girmesinden önce iletişimin denetlenmesi tedbirine 1412 sayılı CMUK'nda yer verilmemiş olup, bu tedbire ilk kez 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda yer verilmiş olmakla birlikte, tesadüfen elde edilen delillerin kullanılması konusunda anılan kanunda da bir düzenleme bulunmadığından, 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan iletişimin dinlenmesi tedbirleri sırasında tesadüfen elde edilen bulguların yargılamada delil olarak kullanılmasının hukuka aykırı olduğu Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 122-162 ile 22.01.2008 gün ve 101-3 sayılı kararlarında da belirtilmiştir. Ancak 5271 sayılı CMK'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden sonra uygulanacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat anılan kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde edilen delil olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasında kullanılması mümkündür.</p>

<p>Anılan kanunun 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü suçlulukla etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden olunması da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Tuncay Özkan/Türkiye kararında; "5/1. maddesi, Sözleşmeye taraf devletlerin organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz uygulanmamalıdır" şeklindeki görüşüyle, kanuni düzenlemelerin özellikle örgütlü suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır.</p>

<p>Kaldı ki 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer verilmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi" başlıklı 250. maddesinin; "Türk Ceza</p>

<p>Kanununda yer alan;</p>

<p>a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,</p>

<p>b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,</p>

<p>c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),</p>

<p>Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrası ile aynı kanunun "Soruşturma" başlıklı 251. maddesinin; "250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrasının ilk cümlesi göz önünde bulundurulduğunda, özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin soruşturmaları yapmakla yetkili ve görevlidir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 250 ve 251. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçunun işlendiği şüphesiyle yapılan soruşturma ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, uyuşturucu madde ticareti suçundan 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesi uyarınca alınan iletişim denetlenmesi tedbiri kararları üzerine hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olan delillerin yerel mahkemece, sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan hükümlere esas alınması yanında, uyuşturucu madde suçunun suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesini cezayı artıran bir hal olarak düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 188. maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması ve aynı soruşturmanın konusunu oluşturan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu yönüyle de hukuka uygun yöntemlerle elde edilen deliller olarak kabulü ile sanıklar hakkında kurulan hükümlere esas alınması usul ve kanuna uygun olup, Özel Dairenin 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca hakim kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri uyarınca kurulan hükümler yönüyle hukuka aykırı deliler olarak kabulü ile hükme esas alınamayacağı yönündeki bozma kararları yerinde değildir.</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları sonucu elde edilen delillerin 5271 sayılı CMK'nun suç ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendi uyarınca, suç işlemek amacıyla örgüt kuran veya yönetenler hakkında kurulacak hükümlere esas alınması mümkün olup, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olanlar hakkında kurulacak hükümlere esas alınamayacağı ileri sürülebilir ise de, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2007 gün ve 154-145 sayılı kararında da belirtildiği üzere, nitelik değiştirmesi mümkün bulunan suçlar yönünden de elde edilen delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delil olarak kabulü ile hükme esas alınması mümkün olup, sanıkların suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisi mi yoksa üyesi mi olduğu ancak yargılamanın sonunda belli olacağından, bu delillerin bir kısım sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak suçundan kurulan hükme esas alınmalarında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Zira, 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendinde belirtilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin 5237 sayılı TCK'nun 220. maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları yönüyle uygulanmayacağına ilişkin düzenlemenin, yapılan soruşturmada şüphelilerin baştan itibaren suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduklarının başka delillerle belirlendiği durumlar yönünden geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerindeki bozma kararının kaldırılmasına, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan A. Kınacı; "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin 8. maddesine göre, 'Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmî bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda millî güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir.'</p>

<p>AİHS'nin başlangıç bölümü ile 53. maddesi hükümlerine göre; AİHS, insan haklarını ve temel özgürlükleri asgari ölçüde koruyan bir sözleşmedir. Zamanla koruma sınırlarının genişletilmesi amaçlanmıştır. AİHS'ye taraf olan devletler, iç hukuklarında insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyacak düzenlemeler yapabilirler veya bu konuda başka bir sözleşmeyi kabul edebilirler. AİHS'nin hiçbir hükmü, bu nitelikteki düzenlemelere aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz. Başka bir anlatımla, AİHS'ye taraf olan devletlerin, iç hukuklarında veya kabul ettikleri başka bir sözleşmede yer alan insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyan hükümlerin, AİHS'ye aykırılığı ileri sürülemez</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 22. maddesinde 'Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar' hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Böylece, diğer bireysel hakların yanında, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği de temel bir insan hakkı olarak koruma altına alınmıştır.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 135. maddesinin ilk dört fıkrasında, bir suç nedeniyle yapılan soruşturma kapsamında, şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitinin, dinlenmesinin ve kayda alınmasının(haberleşmesinin gizliliğine müdahale edilebilmesinin) koşulları ve biçimsel kuralları belirlenmiş; bu soruşturma tedbirinin hangi suçlar için uygulanabileceği sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre, şüphelinin telefonu ancak hâkim kararı ile ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet savcısının yazılı kararı ile dinlenebilir. Dinlemeye Cumhuriyet savcısı karar vermiş ise, bu kararın derhal hâkimin onayına sunulması gerekir. Hâkim bu kararı onaylamadığı takdirde, telefon dinleme tedbiri derhal kaldırılır.</p>

<p>CMK'nın 'Tesadüfen elde edilen deliller' başlığını taşıyan 138. maddesinin ikinci fıkrasında ise, 'Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir' denilmiştir.</p>

<p>Gerekli koşullar bulunduğunda, bir şüphelinin telefonunun dinlenmesi için hâkim veya Cumhuriyet savcısından alınan karar, sadece o şüphelinin kararda belitilen suçuyla ilgili olarak haberleşmesinin gizliliğine müdahale yetkisi verir. Kararda yer almayan suç için ayrıca hâkim veya Cumhuriyet savcısından karar alınmalıdır.<br />
İletişimin dinlenmesi koruma tedbirine başvurulmasındaki asıl amaç, maddî delillere ulaşmada telefon konuşmalarından bir araç olarak yararlanmaktır.</p>

<p>Konuşmalardan hareket edilerek, varsa maddî deliller elde edilmelidir. Demokratik ülkelerin benimsediği pozitif ceza muhakemesi hukukunda, serbest iradeye dayalı ikrar bile mahkûmiyet için yeterli delil sayılmamaktadır. Telefon konuşmaları, somut olay ve olgularla örtüşmedikçe ve bu kapsamda maddî bulgularla desteklenmedikçe, mahkûmiyet için yeterli delil olamaz.</p>

<p>Somut olayda, sanıkların sadece 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu için telefonlarının dinlenmesine karar verilmiştir. TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Kararda uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun 'örgütlü' olarak işlendiğinin belirtilmesi, 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için de dinleme kararı verildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Telefon dinleme kararının verildiği tarih itibarıyla, CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendine göre, TCK'nın 220. maddesinde tanımlanan suçlardan sadece 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için telefon dinleme kararı verilebilir; 'örgüte üye olma' ve 'örgüte yardım etme' suçlarından dolayı iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması mümkün değildir. Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.</p>

<p>Sanıkların telefon konuşmalarının “örgüt kurma” ve 'örgütü yönetme' suçları yönünden 'tesadüfen elde edilen delil' olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir; çünkü bu konuşmalar soruşturması yapılan suçla ilgilidir. Tesadüfen elde edilen delil sayılsa bile yapılacak işlem, örgüt kurma suçuyla ilgili telefon konuşmalarına ilişkin ses kaydı ve çözüm tutanağını Cumhuriyet savcısına derhal bildirmekten ibarettir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, mevcut konuşmalara dayanarak belirtilen suçlardan dolayı soruşturma yapabilir. Soruşturma yaptığı takdirde, bu suçlar için ayrıca dinleme kararı almadıkça telefon konuşmaları delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Örgüt kurma ve örgüte üye olma suçları yönünden telefon konuşmaları dışında hiçbir delil yoktur. Telefon konuşmaları ise bu suçlarda delil olarak kullanılamaz.<br />
Öte yandan, olayda örgütün unsurları da bulunmamaktadır. Suç konusu uyuşturucu maddeyi ihraç etmek için iki kez boş araçlarla deneme yapılması, sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu devamlı olarak işlemeyi kararlaştırdıkları anlamına gelmez. Ayrıca, sanıklar arasında hiyarşik bir ilişki de saptanmış değildir.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>a) Uyuşturucu madde ticareti yapma suçu için verilen telefon dinleme kararları üzerine tespit edilen telefon konuşmaları, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suçlarda delil olarak kullanılamaz.</p>

<p>b) Sanık Serhan'ın 'suç işlemek için örgüt kurma', diğer sanıkların 'suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma' suçlarını işlediklerine ilişkin kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil yoktur.</p>

<p>c) Ortada bir örgüt bulunmadığı için sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu 'teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde' işledikleri de kabul edilemeyeceğinden, belirtilen suçtan dolayı TCK'nın 188. maddesinin 5. fıkrası uyarınca cezalarının artırılması mümkün değildir" düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi de; "itirazın reddi gerektiği" yönündeki benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayılı bozma kararının sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerinin KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="10043"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 15/12/2021 tarihli, 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/8932 E., 2021/8938 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
Hüküm : Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat<br />
Sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat</p>

<p>2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1- Sanık ... hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;<br />
UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinde sanık ...’in 16/10/2020 tarihinde öldüğünün tespit edilmiş olması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Haberleşme özgürlüğü; ulusal ve uluslararası mevzuatta açık ve korunaklı biçimde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ve Anayasamızın 22.maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğü ve bu özgürlüğe saygı gösterilmesi hakkının, kesintiye uğramadan ve başkaları tarafından sansür edilmeden, gizliliğinin ihlal edilmeden iletişim kurma hakkı olduğu konusunda şüphe ve tartışma yoktur. Aksi davranışlarda Türk Ceza Kanunun 132. maddesi ve devamı hükümlerinde, her mağdur birey ve her eylem için ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda bazı ölçütler getirilerek, bu özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin dar yorumlanması gerektiği sıkça vurgulanmaktadır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinin esas ve usulleri ayrıntılı olarak belirlenmiş ve bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin önleme ve istihbari amaçlı olarak denetlenebileceği ayrıca kanunla düzenlendiğine göre, bu hükmü, ceza muhakemesi ile sınırlı kabul etmek gerekir. Buna göre, hiç kimse, bir suç soruşturması ve kovuşturması sürecinde, 135. maddede belirlenen esas ve usuller dışında, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyecek ve kayda alamayacaktır. Aksi takdirde, bu yolla elde edilen deliller ceza muhakemesinde kullanılamayacaktır.</p>

<p>Bu hükümle aslında, bir delil elde etme ve değerlendirme yasağı getirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ve yerleşik içtihatlarda da belirtildiği üzere telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadıkları, suçun telefonda ikrar edilmesi halinin “mahkeme dışı ikrar” niteliğinde bulunduğu, “ikrarında mahkeme huzurunda dahi yapılmış olmasının” mahkumiyet için tek başına yeterli olmadığı dikkate alındığında, sadece telefon dinleme kaydına dayanılarak ceza verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Telefon konuşmalarının mutlak şekilde maddi ve destekleyici yan deliller ile kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında “ses ve görüntü kayıtlarının tek başlarına delil olmayacağı, güvenilirliğinin kuşkulu olduğu ve ancak diğer deliller ile desteklenmeleri halinde hükme dayanak oluşturabilecekleri de sık sık vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davası ile ilgili olarak; sanıkların aşamalardaki savunmalarında izinsiz kazı yapmadıklarını belirterek atılı suçlamayı kabul etmedikleri, sanıklara atılı izinsiz olarak kazı yapmak suçu 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan ise de, iletişimin tespitine ilişkin tutanak içeriklerinde, hangi mevkiide, ne zaman ve ne şekilde kazı yapıldığına, dolayısıyla kazı suçunun unsurlarının tereddütsüz şekilde tespitine yönelik görüşmelerin yer almadığı, bu itibarla sanıkların üzerine atılı izinsiz olarak kazı yapma suçlarının unsurlarının oluşup oluşmadığı hususunda oluşan şüphenin sanıklar lehine yorumlanması gerektiği, zira dosyaya konu olayda tespit edilen bir kazı çukurunun ya da suçüstü halinin söz konusu olmadığı, evlerde yapılan aramalarda ele geçirilen eserlerin izinsiz kazı suçu sonucunda elde edildiğine dair bir tespitin yapılamadığı, telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadığı hususları dikkate alındığında sanıkların izinsiz kazı yapmadıkları yönündeki savunmalarının aksine mahkumiyetlerine yeterli kesin, net inandırıcı delil bulunmaması karşısında sanıklar hakkında beraat kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla;</p>

<p>Yapılan yargılama sonunda, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,</p>

<p>3- Katılan vekilinin sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;</p>

<p>Her ne kadar sanık hakkında izinsiz olarak kültür varlığı ticareti yapmak suçunu işlediği iddia olunmuş ise de, 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddesine temas eden suçların 5271 sayılı CMK'un 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan olmadığı, bu itibarla görüşme içeriklerinin anılan suç yönünden sanık aleyhine, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil vasfında bulunmadığı, kaldı ki içeriklerde somut olarak kültür varlığı ticareti yapıldığına dair bir görüşmenin de mevcut olmadığı, 2863 sayılı Kanunun 67/2. maddesinde düzenlenen “kültür varlığı ticaretine aykırılık” suçunun oluşması için de; gerekli, bildirimi yapılmamış kültür varlığının ticaret kastı ile “satışa arz edilmesi”, “satılması”, “verilmesi”, “satın alınması” ve “kabul edilmesi” eylemlerinden hiç birinin somut olayda gerçekleşmediği, yine ticareti yasak olmayan taşınır kültür varlıklarının izinsiz olarak ticaretini yapma suçunun düzenlendiği 2863 sayılı Kanunun 67/3. maddesinin de unsurlarının oluşmadığı, sanığın evinde yapılan aramada ele geçirilen 3 adet sikkenin kendisine babasından ve dedesinden kaldığını, av tüfeğinin ise diğer sanık ...’dan emanet olarak aldığını beyan etmesi karşısında, dava konusu sikkeler ve av tüfeği üzerinde üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, mevcut durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgisi, tasnif ve tescile tabi, bildirim zorunluluğu olan, yani 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınır kültür varlığı olup olmadığı tespit edilip, anılan niteliği haiz olduklarının belirlenmesi halinde eylemin 2863 sayılı Kanunun 70/1. maddesinde düzenlenen “kültür varlığını bulundurma” suçu kapsamında değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="11620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="80761"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/6185 E., 2026/821 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 02.02.2026 tarihli, 2025/6185 E., 2026/821 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6185 E., 2026/821 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI: 2025/2226 E., 2025/2142 K.<br />
SUÇ: Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi gereği hükmolunan hapis cezasının süresine göre reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,<br />
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,<br />
3. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturacağına,<br />
4. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,<br />
5. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna,<br />
6. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,<br />
7. Delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığına, CMK'nın 140 kararı bulunmadığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada, 14.10.2024 tarihli eylemde sanık hakkında gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararda 05.04.2023 tarih ve 7445 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişen 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesinin 4. fıkrasına eklenen cümle uyarınca, ilgili suç bakımından kamuya açık alanlarda ve işyerlerinde ses ve görüntü kaydı yapılmasına izin verildiği ve olayda teknik araçlarla izleme, görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığı, ancak görüntüleme yapılan yerin umuma açık yer olmayan araç içi olduğunun anlaşılması karşısında, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu şekilde elde edilen görüntünün hukuka<br />
aykırı olup hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından; 14.10.2024 tarihli eyleme ilişkin rapor, fiziki takip tutanağı, kimlik tespitine ilişkin tutanak ve muhafaza altına alma tutanaklarını tanzim eden ve duruşmada dinlenilmeyen gizli soruşturmacı ve sorumlu kolluk görevlilerinin dinlenerek; gizli soruşturmacılara, araca binen ve kendisiyle raporda bahsi geçen konuşmayı ve alışverişi yaptıkları şahsın sanık olup olmadığının, sorumlu kolluk görevlilerine ise fiziki takip tutanağında gizli soruşturmacıların bindikleri ve uyuşturucu alışverişini gerçekleştirdikleri araçtaki eşgali verilen X erkek şahıs olan araç sürücüsünün sanık olup olmadığının sorulup teşhis ettirilmesi ve dosyadaki tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre sanığın hukukî durumunun tayin edilmesi yerine eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
02.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="41070"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/3448 E. ve 2023/14155 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E., 2023/5427 K. sayılı kararı ile 26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E., 2023/9139 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3448 E., 2023/5427 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T U T U K L U</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/667 E., 2020/686 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri ile sanık ...</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... ve müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.12.2018 tarihli ve 2017/214 Esas, 2018/608 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 7 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 7.760,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>2. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,</p>

<p>3. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 14 yıl hapis ve 14.000,00TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
Karar verilmiştir.</p>

<p>B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükümlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle, hükümlerin onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın suçtan sonradan haberi olduğuna, diğer sanıklarla fikir ve eylem birlikteliği içinde bulunmadığına,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın, cezaevinde sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde alınan ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğuna, çözümü yapılan bu konuşmaların hükme esas alınamayacağına,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><br />
<strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
Sanıklar... ve ... hakkında; alınan adli arama kararına istinaden ikametlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, sanıkların beyanları, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkûmiyetlerine; sanık ...'in beyanları ile suç ortağı sanık ...'ın suçunun açığa çıkmasına yardım etmesi ve sanık ...'nin de uyuşturucuların bulunduğu yerleri göstermek ve suçunu itiraf etmek suretiyle suç eşyasının açığa çıkmasına yardımcı olması nedeniyle haklarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>Sanık ... hakkında; sanık ...'in aşamalardaki beyanında evinde ele geçen uyuşturucu maddeleri sanık ...'nin dava dışı sanık ... ile beraber getirdiğini ve sanık ...'nin bu uyuşturucuları evinde saklamak için bıraktığını söylediği, sanık ...'nin cezaevine gelerek sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde kaydı yapılan ses kayıtlarına ilişkin alınan bilirkişi raporunda çözümü yapılan görüşme içeriklerinin de bu hususu doğruladığı, sanık ...'in evinde ele geçen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ...'nin üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu sanık ... ile iştirak halinde işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, hükümlere yapılan eleştiriler dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmalarının zorunluğu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/02/2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanıklar... ve ...'ye ait evlerde yapılan aramalar sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanıklara ait evlerde yapılan aramalar sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı, sanıklar... ve ...'nin tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmelerinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evlerde hukuka aykırı olarak ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca bir delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanık ...'ın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,<br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ... 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
12.06.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/14155 E., 2023/9139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>İ T İ R A Z</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün düzeltilerek<br />
onanması<br />
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma<br />
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>

<p>Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.07.2023 tarihli ve KD-2021/8009 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, uyuşturucu madde sattığı şeklinde ihbar bulunan ve istihbari çalışma ile de ihbar içeriği doğrulanan sanığın evinde aynı gün 20.09.2019 tarihinde (gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen arama kararı doğrultusunda yapılan aramada kişisel kullanım sınırı üzerinde 4 parça halinde kokain ve 1 parça halinde esrar ele geçirildiği, arama tutanağının hazır bulunan aza ve yine hazır bulunan sanık tarafından itiraz edilmeksizin imzalandığı, tutanağın bu haliyle hem Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarında olduğu gibi delillerin oraya yerleştirildiği iddialarını önleyecek şekilde olduğu ve hükme esas alınmasının Anayasa Mahkemesinin kararı gereğince adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceği gibi hem de yasama gerekçesindeki istisnai hali yani 5271 sayılı Kanun'un 118 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleşmesi nedeniyle hazirun bulundurma zorunluluğunun bulunmaması karşısında usulüne uygun olduğu, sanığın ticari amaçla uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyetine dair verilen kararın onanmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma ilamının kaldırılmasına ve sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmasının zorunlu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanığa ait evde yapılan arama sırasında sadece ihtiyar heyetinden bir azanın hazır bulundurulduğu, bunun dışında ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişinin daha aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığa ait evde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı, sanığın tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmesinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evde ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca da bir delil bulunmadığı gözetilmeden beraat yerine mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı görülmesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>26.10.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>08.06.2023 tarihli karşı oy gerekçesi ile itirazın kabulü yerine reddine ilişkin görüşe katılmıyoruz. 26.10.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="23417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2020/736 E., 2020/1388 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 02.03.2020 tarihli, 2020/736 E., 2020/1388 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/736 E., 2020/1388 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : SAKARYA Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma<br />
Hükümler : 1- Mahkûmiyet: Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 19.06.2019 tarih 2018/182 esas ve 2019/ 177 karar sayılı kararı</p>

<p>2- İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nin 12.09.2019 tarih 2019/ 1991 esas ve 2019/ 1836 karar sayılı kararı</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK'nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ve müdafiinin temyiz talebindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Üzerinde ve evinde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilmeyen sanığın savunmasının aksine, hakkında uyuşturucu madde ticaretinden verilen hüküm kesinleşen diğer sanık ...'in soyut atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve içeriğine değişik anlamlar yüklenebilen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, bozmanın niteliğine ve tutuklu kaldığı süreye göre sanığın tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’ne gönderilmesine 02.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="85964"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/16204 E., 2025/789 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 04.02.2025 tarihli, 2024/16204 E., 2025/789 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/16204 E., 2025/789 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3452 E., 2023/851 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle,<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.03.2022 tarihli ve 2021/125 Esas, 2022/116 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188/3, 52. ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis ve 20.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.03.2023 tarihli ve 2022/3452 Esas, 2023/851 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi<br />
Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması ve beraat etmesi gerektiğine, tape kayıtlarının mahkumiyete esas alınamayacağına, delil olmadığına ve cezanın orantısız olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre, sanığın, Manisa'da ele geçirilen esrarı temyiz dışı sanık ... ile temin ettiği tape kayıtları ile anlaşıldığı iddia edilen olaya ilişkin olarak;<br />
Sanığın savunmalarının aksine, ele geçirilen uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, iletişimin tespiti tutanaklarının maddi kanıtlarla desteklenmediği ve tek başına suçun nitelendirilmesine yeterli bilgiyi içermediği gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.03.2023 tarihli ve 2022/3452 Esas, 2023/851 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,<br />
Bozma nedenine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="80710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/1446 E., 2025/5295 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 07.05.2025 tarihli, 2025/1446 E., 2025/5295 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1446 E., 2025/5295 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2555 E., 2024/2177 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması</p>

<p>Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
A. İstanbul Anadolu 22. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan sanıklar ... ve ... yönünden re'sen de istinafa tabi olan hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
A. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;<br />
1. Mahkûmiyete yetecek kesin delil bulunmadığına,</p>

<p>2. Delillerinin değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğüne,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;<br />
1. Aramanın hukuka aykırı olduğuna,<br />
2. Suça konu uyuşturucu maddenin kullanım sınırlarında kaldığına,<br />
3. Mahkûmiyete yetecek kesin delil bulunmadığına,<br />
4. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,<br />
İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ...'ın temyiz sebebi özetle; atılı suçu işlemediğinden hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
A. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden;<br />
Olay tarihinde durumundan şüphelenilerek; arka sağ tarafta sanık ...'in, arka ortada sanık ...'nin, arka sol tarafta sanık ...'ın, ön sağda ise soruşturma aşamasında bilgi sahibi olarak beyanı alınan ...'in oturduğu aracın durdurulacağı sırada görevlileri fark eden sanıklar ... ve ...'nin bir şeyler yapmaya çalıştıklarının görüldüğü, araçtakiler indirildikten sonra aracın gözle görünen yerlerin kontrol edildiği ve suça konu kilitli poşetler halinde esrar elde etmeye elverişli hint kenevirlerinin içinde bulunduğu poşetin aracın sağ arka paspas üzerinde ele geçirildiği olayda; oluşa, sanıkların savunmalarına ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşturucu maddelerin bulunduğu poşetin araç içerisine sanık ... tarafından atıldığının anlaşıldığı; 5271 sayılı CMK'nın 134. maddesi uyarınca alınmış bir karar olmaksızın, sanık ...'in cep telefonu üzerinde rızaya dayalı olarak yapılan inceleme neticesinde düzenlenen "Telefon inceleme tutanağının" hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olduğu hususu da nazara alındığında, sanıklar ... ve ...'ın, ele geçen uyuşturucu maddeyle ilgileri olduğuna ya da sanık ...'nin eylemine iştirak ettiklerine dair, savunmalarının aksine, mahkûmiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p>B. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden;<br />
5237 sayılı TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç veya daha fazla sanığın iradelerinin birleşmesi gerektiği; sanıklar ... ve ... hakkındaki bozma gerekçesine göre, sanık ... hakkında şartları oluşmamasına rağmen 5237 sayılı TCK'nın 188/5. maddesi uygulanmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle, sanıkların ... ve ... müdafileri ile sanıkların temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanıklar ... ve ...'in SALIVERİLMELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadıkları takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 22. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
07.05.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="60629"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/17379 E., 2024/15742 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 07.02.2024 tarihli, 2023/17379 E., 2024/15742 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/17379 E., 2024/15742 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/305 E., 2022/396 K.<br />
SUÇLAR: 1. Uyuşturucu madde ticareti yapma (tüm sanıklar hakkında),</p>

<p>2. Uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs (sanıklar ... ve ... hakkında), 3. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (sanık ... hakkında), 4. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma (sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında)</p>

<p>HÜKÜMLER: 1. Mahkûmiyet (sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan; sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan; sanıklar ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan), hakkında)<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1. İade (sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden), 2. Ret (sanıklar ... ve ... yönünden),</p>

<p>3. Onama (sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik),</p>

<p>4. Düzeltilerek onama (sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden),</p>

<p>5. Düşme (suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet ve sanık ... hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik)</p>

<p>5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 inci ve geçici 2 nci maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen mahkeme kararının ilk defa 17.11.2022 tarihinde açıklandığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 272 nci maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla;</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin (sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden re'sen de temyize tabi olan) hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği sanık ... müdafiinin temyiz isteği dışındaki temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği sanık ... hakkında verilen beraat kararına yönelik sanık müdafiinin temyizinin beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanığın hukuki yararının bulunmadığı, diğer sanıklar hakkındaki temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı,</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Temyiz incelemesi müdafilerinin isteği üzerine sanıklar ... ve ... hakkında duruşmalı; yöntemine uygun davetiye tebliğine rağmen müdafii duruşmaya gelmeyen sanıklar ..., ... ve ayrıca müdafiinin duruşmaya katılmama mazereti yerinde görülmeyen sanık ... ile duruşma talebinde bulunulmayan diğer sanıklar hakkında ise duruşmasız olarak yapılmakla, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Sanık ... hakkında, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.03.2010 tarihli ve 2009/122 Esas, 2010/54 Karar sayılı kararı ile Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 2010/5 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 2010/5 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 08.01.2013 tarihli ve 2010/5 Esas, 2013/1 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davanın tefrikine,</p>

<p>2. Sanık ...'ın;<br />
a. 22.12.2008, 17.02.2009 , 06.03.2009, 13.03.2009 ve 27.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından beş kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları (22.12.2008, 17.02.2009 ve 06.03.2009 tarihli olaylar bakımından 220 nci maddesinin beşinci fıkrası yollamasıyla), 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>c. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>ç. 12.04.2009 tarihli uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>3. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. 22.12.2008 ve 17.02.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından iki kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>c. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>ç. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>4. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>5. Sanıklar ... ve ...'nın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından iki kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanıklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6. Sanık ...'un;<br />
a. 13.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>7. Sanık ...'in;<br />
a. 27.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 12.04.2009 tarihli uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>8. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>9. Sanık ...'in;<br />
a. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
karar verilmiştir.<br />
C. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, Cumhuriyet savcısı (sanıklar ..., ..., ... ve ... aleyhine), sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 16.04.2015 tarihli ve 2014/3696 Esas, 2015/31051 Karar sayılı kararı ile;<br />
"...</p>

<p>A- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) Örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma ve örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
a) Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suçlar nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>b) Kabule göre, 26.05.2009 tarihinde işlenen suç nedeniyle hükmolunacak sonuç hapis cezasının, TCK'nın 61. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca "otuz yıldan fazla olamayacağının" dikkate alınmaması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,<br />
B- ...</p>

<p>C- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti çeçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>a) Cezaevinde tutuklu olarak bulunan ve son oturumda hazır edilmeyen sanığın, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunması alınmadan yokluğunda karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>b) Kabule göre, sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği ve 27.03.2009 tarihinde işlediği suç nedeniyle hakkında İstanbul 14. Ağır ceza Mahkemesi'nin 30.12.2011 tarih ve 2009/121 esas, 2011/227 karar sayılı dosyası verilen ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 13.03.2013 tarihinde 2012/27393 esas ve 2013/2359 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen mahkûmiyet kararı da dikkate alınarak, sanığın daha ağır sonuç doğuran suçu esas alınarak ve TCK'nın 43 maddesi uyarınca artırma da yapılarak cezalar belirlendikten sonra, kesinleşen hükümle verilen cezalar da gözetilip, aradaki fark kadar ek cezaya hükmolunması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,<br />
D- ...<br />
E) Sanık ... hakkında:<br />
1) ...</p>

<p>2) Örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi :<br />
Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmasının aksine, diğer sanıklarda ele geçirilen uyuşturucu maddelerle ilgisi bulunduğuna veya diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine ilişkin, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen olaydan sonra yaptığı telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,<br />
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle;</p>

<p>F- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 17.02.2009 ve 13.03.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>G- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 06.03.2009 ve 27.03.2009 tarilerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>H- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 13.03.2009 ve 03.05.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda</p>

<p>belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>I- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) 27.03.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma ve 12.04.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) Hükme esas alınan 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının dosya içinde bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu tutanağın getirtilip, sanıktan tutanağa karşı diyeceklerinin sorulması, sanığın tutanak içeriğini kabul etmemesi halinde tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre 27.03.2009 tarihli fiilin tamamlanmış uyuşturucu madde ticareti yapmak veya uyuşturucu maddeyi kabul ve nakletmeye teşebbüs etme suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi,</p>

<p>c) Sanığın 27.03.2009 tarihli suçunun sabit olduğunun belirlenmesi halinde, sanığın 27.03.2009 ve 12.04.2009 tarihli suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>İ- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...</p>

<p>3) 12.04.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Hükme esas alınan 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının dosya içinde bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu tutanağın getirtilip, sanıktan tutanağa karşı diyeceklerinin sorulması, sanığın tutanak içeriğini kabul etmemesi halinde tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi, sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle;</p>

<p>J- ...</p>

<p>K- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
1) ...</p>

<p>2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve 03.05.2009 ile 26.05.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>a) Hükme esas alınan 28.04.2009 tarihli fiziki takip tutanağının sanık tarafından kabul edilmemesi karşısında, tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi,</p>

<p>b) 26.05.2009 tarihli suçla ilgili olarak hükme esas alınan telefon görüşmelerinin sanık tarafından kabul edilmemesi karşısında, görüşmelere ilişkin ses kayıtları getirtilip dinletilerek sanıktan diyeceklerinin sorulması, görüşmelerin kendisine ait olmadığına yönelik savunmasını tekrar etmesi halinde ses örneğinin alınması ve ses kayıtlarının sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nde veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması,</p>

<p>Sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükümleri kurulması,</p>

<p>c) Kabule göre;</p>

<p>1c) Sanığın 03.05.2009 ve 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarını, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği de dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>2c) 26.05.2009 tarihinde işlenen suç nedeniyle hükmolunacak sonuç hapis cezasının, TCK'nın 61. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca "otuz yıldan fazla olamayacağının" dikkate alınmaması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçları yönünden resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkındaki salıverilme isteğinin reddine, Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla, "<br />
Nedenleriyle karar verilmiştir.</p>

<p>Ç. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 13.03.2014 tarihli ve 2013/74 Esas, 2014/177 Karar sayılı kararı ile, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'la yapılan değişikler nedeniyle görevsizlik kararı verilerek dosya suç yeri itibarıyla yetkili ve görevli olduğu belirtilen Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.<br />
D. Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.01.2016 tarihli ve 2014/207 Esas, 2016/19 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davanın tefrikine,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>E. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.01.2016 tarihli ve 2016/50 Esas, 2017/220 Karar sayılı kararı ile, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 esas sayılı sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.</p>

<p>F. Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'un, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 30 yıl hapis ve 540.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanıklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>2. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca (kesinleşen mahkûmiyeti mahsup edilerek) 18 yıl 9 ay hapis ve 520.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>4. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>5. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6. Sanık ...'un;<br />
a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 30 yıl hapis ve 540.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>7. Sanık ...'ın, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,</p>

<p>8. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçlarından, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine,</p>

<p>9. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,<br />
Karar verilmiştir.</p>

<p>G. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında dosyanın incelenmeksizin iadesi,</p>

<p>2. Sanıklar ... ve ... hakkında "temyiz sebebi belirtilmemesi" nedeniyle temyiz isteminin reddi,</p>

<p>3. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri ve sanık ... hakkında verilen beraat hükmü yönünden, "olağanüstü zamanaşımı süresinin dolması" nedeniyle davaların düşmesi,</p>

<p>4. Sanık ... hakkında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat hükmünün onanması,</p>

<p>5. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin "adli para cezasının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verilebileceği belirtilerek 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı davranılması" nedeniyle düzeltilerek onanması,<br />
yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Sanık ...'ın suç örgütünün kurucusu ve yöneticisi olarak İstanbul'a sevk edilen maddelerin Avrupa'ya nakli hususunu takip ettiğine, suç örgütü kurmak ve yönetmek suçunu ve suç örgütü faaliyeti kapsamında gerçekleştirilen uyuşturucu madde ticaretlerinden sorumlu olduğuna, zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 2. Sanıklar ... ve ...'in olaylar bazında belirtilen örgütteki konumları dolayısıyla çıkar amaçlı suç örgütü üyesi olduklarına, 3. Sanık ...'in 3 üncü ve 4 üncü olay kapsamındaki eylemleri sebebiyle zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 4. Sanık ...'ın 4 üncü olay kapsamındaki eylemi sebebiyle uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 5. Sanık ...'in 6 ncı olay kapsamındaki eylemi sebebiyle uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 6. Sanık ...'in 5 inci ve 6 ncı olaylar kapsamında zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerekirken sadece 6 ncı olay kapsamında cezalandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 3. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 4. Hükmün gerekçesiz olduğuna ilişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 3. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>Ç. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Kararın yasaya ve toplanan delillere aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>D. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Süre tutum dilekçesi verilmiştir.</p>

<p>E. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>F. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>G. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Dördüncü olaya dair İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/118 Esas sayılı<br />
dosyasının bu dosya ile birleştirilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>Ğ. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Olay yakalama ve fiziki takip tutanakları ile iletişimin tespiti tutanakları, raporlar ve tüm dosya kapsamına göre;</p>

<p>1 inci eylem: 22.12.2008 tarihinde saat 01.15 sıralarında ... Uzunyol jandarma asayiş noktasında yapılan yol kontrolü sırasında ... istikametinden arama noktasına gelen hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'ın sevk ve idaresindeki araç aracın bagaj bölümünün stepne lastik konulan kısmı ile arka koltuklarının altında zulalanmış şekilde 200 paket halinde toplam 100.791 gram eroin ele geçirildiği olayda; sanık ...'in hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ölüm sebebiyle düşme hükmü verilen temyiz dışı sanık ... ve sanık ... ile uyuşturucu maddenin nakline ilişkin yaptıkları telefon görüşmesinde şifreli olarak birbirlerine temyiz dışı sanık ...'ın telefon numarasını göndermeleri, farklı şahıslar üzerinden ... ailesine 40.000 TL para gönderilmesi, 16.02.2009 günü avukat ayarlamaları için sanık ... tarafından ... ailesine 20.000 TL para gönderilmesi, temyiz dışı sanık ...'ın kardeşi olan ve hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraat hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'ın olaydan sonra kendisi ile görüşmeye gelen şahısların sanık ... ve temyiz dışı sanık ... olduğunu teşhis etmesi dikkate alınarak sanıklar ... ve ...'un eylemlerinin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>2 nci eylem: 17.02.2009 tarihinde saat 13.30 sıralarında hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ... ve yanında ... bulunan aracın arka tampon bölgesinde zulalı bir şekilde 180 paket halinde toplam 92.845 gram eroin ele geçirildiği olayda; iletişimin tespit tutanakları içeriğine göre sanıklar ... ve ...'in eylemlerinin sabit olduğu, organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>3 üncü eylem: 06.03.2009 tarihinde takibe alınarak Ümraniye İlçesi, Tem Yolu Çamlıca gişelerinde durdurulan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'nün sürücülüğünü yaptığı araçta yapılan aramada aracın bagaj tabanında zulalı şekilde 182 paket halinde toplam 90.514 gram eroin ele geçirildiği olayda; temyiz dışı sanık ...'in sanık ... ile uyuşturucu maddenin nakline ilişkin yaptığı telefon görüşmesinde şifreli olarak temyiz dışı sanık ...'nün telefon numarasını göndermesi, para gönderilmesine ve buluşmaya ilişkin konuşmalar yapmaları dikkate alındığında, sanık ...'nın eyleminin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>4 üncü eylem: 13.03.2009 tarihinde yapılan operasyonda haklarında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanıklar ... ve ... tarafından 34 TCP ... plakalı ticari aracın bagajına konulduğu görülen iki ayrı karton kutu içinde 190 paket halinde toplam daralı 99 kilogram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; olay günü ve bir gün öncesinde yapılan fiziki takiplerde sanıklar ... ve ... ile X şahıs ve ... isimli şahsın buluştukları, sonrasında X şahsın temyiz dışı sanık ... ile buluşup uyuşturucu maddenin ele geçirildiği aracı ona verdiği, aracı alan temyiz dışı sanık ...'nin yakın bir adrese gelerek burada temyiz dışı sanık ... ile uyuşturucu maddeleri araca yüklerken yakalandıkları, iletişim tespit tutanakları içeriğine göre sanık ...'in fiziki takipte görünen ... isimli şahısla uyuşturucu maddenin teslimatına ilişkin görüşmeler yaptığı, yakalamadan sonra sanık ...'ın da sanık ...'i arayarak uyuşturucu maddenin yakalanmasına ilişkin görüşmeler yaptığı ve görüşme içeriğinde sanık ...'un adamının yakalanıp yakalanmadığından bahsedildiği dikkate alındığında, sanıklar ..., ..., ...'un eylemlerinin sabit olduğu;</p>

<p>5 inci eylem: 26.03.2009 günü İstanbul ili Küçükçekmece ilçesi istikametine seyir halindeki haklarında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanıklar ... ve ...'ın içerisinde bulunduğu 34 UJ ... plakalı aracın gizli bölmelerine zulalı şekilde toplam 98 kilo 700 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; iletişimin tespit tutanakları içeriğine göre bu eroin maddesinin organizasyona ait olduğu, eroin maddesini hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ölüm sebebiyle düşme hükmü verilen temyiz dışı sanık ...’nin Yüksekova’dan Van iline sevk ettiği, sanık ...'ya teslim ettiği, taşıyıcı şahsı temin ettiği, sanık ...'nın da bu eroin maddesini zulalı araca yerleştirerek uyuşturucu kuryelerine teslim ettiği, temyiz dışı sanık ... ve sanık ...'nın sevkiyat konusunda mesajlaştığı ve altıncı olayın sanığı olan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in ifadeleri dikkate alındığında, sanıklar ... ve ...'nın eyleminin sabit olduğu; kendisinden uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmemesi, 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının bulunamaması sebebiyle hukuki denetimin sağlanamaması, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...'in bu eyleminin sabit olmadığı;</p>

<p>6 ncı eylem: 12.04.2009 tarihinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in kullandığı X ... BM plakalı oto ile Edirne Kapıkule Sınır Kapısından yurt dışına çıkmak üzere geldiği, araçta yapılan aramada araçta zulalı şekilde net 45.965 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; temyiz dışı sanık ...'in soruşturma aşamasında ve birleşen dosyada kovuşturma aşamasında alınan ifadesi, fiziki kakip tutanakları, telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalardan sanık ...'in ele geçen eroin ile irtibatlı olduğu ve eyleminin sabit olduğu, organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu; 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağı bulunamadığından denetiminin sağlanamaması, kendisinden uyuşturucu madde ele geçmemesi, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...'in eyleminin sabit olmadığı;</p>

<p>7 nci eylem: 03.05.2009 tarihinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in sürücülüğünü yaptığı 34 BB ... plakalı aracın Hakkari ilinde durdurulması sonucu yapılan detaylı aranmasında zulalı şekilde net 43.859 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; 28.04.2009 tarihinde yapılan fiziki takipte uyuşturucu maddenin ele geçirildiği aracın İstanbul ili Silivri ilçesinde sanık ... tarafından sanık ...'e verildiği, sanık ... ile temyiz dışı sanık ... tarafından sanayi sitesine götürülerek sanık ... tarafından bakımı yapıldıktan sonra temyiz dışı sanık ...'e verildiği ve aracın Ankara istikametine gittiğinin görülmesi, iletişim tespit tutanakları ve temyiz dışı sanıklar ... ve ...'in ifadeleri dikkate alındığında, sanıklar ..., ..., ... ve ...'in ele geçen uyuşturucu madde ile irtibatlı oldukları ve eylemlerinin sabit olduğu;</p>

<p>8 inci eylem: 25.05.2009 günü hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ... Ü.'in sürücülüğünü yaptığı kamyon Adana ilinde durdurularak Cumhuriyet savcısının yazılı arama iznine istinaden yapılan aramada kamyonun kupa kısmına yapılmış zulalı şekilde 358 paket halinde toplam 183 kilo 500 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin: fiziki takip tutanağı, iletişimin tespit tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşturucu madde ele geçirilen aracın sanık ... ve temyiz dışı sanık ... tarafından alınması, sanık ...'in aracı kullanması ve uyuşturucu maddenin araca yüklenmesine ilişkin telefon görüşmesi içerikleri nedeniyle, sanıklar ... ve ...'un ele geçirilen bu uyuşturucu madde ile irtibatlı olduklerı, eylemlerinin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu anlaşılmakla;</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un zincirleme olarak örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri, sanık ...'in örgüt faaliyeti<br />
çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği, sanık ...'in örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçunu işlediği, yakalanan uyuşturucu madde miktarına göre ceza verilirken alt sınırdan uzaklaşıldığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında yakalanan uyuşturucu maddenin eroin olması ve atılı suç örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dikkate alınarak zincirleme suç hükümleri gereği takdiren yarı oranında artırım yapıldığı, sanık ... hakkında daha ağır sonuç doğuran uyuşturucu madde ticareti yapma suçu esas alındığı, sanık ... hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmü netice cezadan mahsup edildiği, sanıkların tekrardan suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat hasıl olmaması nedeniyle takdiri indirim uygulanmadığı gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in mahkûmiyetlerine;</p>

<p>Sanık ...'un 1 inci ve 8 inci eylemleri; sanık ...'in 1 inci, 2 nci, 5 inci, 7 inci ve 8 inci eylemleri; sanık ...'in 7 nci eylem kapsamındaki rolleri dikkate alınarak suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkûmiyetlerine;</p>

<p>Sanık ... aleyhinde soyut tape kayıtlarından başka somut bir delilin bulunmaması gerekçesiyle uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından beraatine,</p>

<p>Kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma, sanık ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar ..., ... ve ...'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından beraatlerine,</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan; Sanık ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" Suçundan; Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 inci ve geçici 2 nci maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında<br />
verilen mahkeme kararının ilk defa 17.11.2022 tarihinde açıklandığı ve daha önce de Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçmediği ve 5271 sayılı Kanun'un 272 nci maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve sanıklar hakkında verilen hükümlere karşı kanun yolu başvurularının istinaf olarak kabulüyle, esası incelenmeyen dosyanın görevli Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Sanığın yokluğunda ve müdafiinin ise yüzüne karşı verilen Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararının 04.03.2023 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edildiği, gerekçeli kararın sanığa tebliğ edildiğine ilişkin tebligat parçasının da dosyada yer almadığı, sanık müdafii tarafından 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süresinden sonra 02.01.2023 tarihli dilekçe ile hükmün temyiz edildiği anlaşılmakla, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2022/6-599 Esas, 2023/192 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 inci maddesinin son cümlesi ve 5271 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği, temyiz edilmesi halinde temyiz dilekçesi ve buna ilişkin düzenlenecek olan ek tebliğname ile birlikte; temyiz isteminde bulunulmaması halinde ise mevcut haliyle incelenmek üzere yeniden Dairemize iade edilmek üzere, esası incelenmeyen dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>C. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Sanık müdafiinin temyizinin sanık hakkındaki beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanığın hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Ç. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Bozmaya uyulduğu, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Mahkemenin, sanığın atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden, Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>D. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan ve Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde İhraç Etmeye Teşebbüs" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Her ne kadar tebliğnamede, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçesinde sebep belirtmemesi ve temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmadığı nedeniyle temyiz talebinin reddi yönünde görüş bildirilmiş ise de, 1412 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani olmadığı anlaşılmakla, tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.</p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında, olaylarda ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapıldığı gözetilmeden, yasal olmayan aynı gerekçelerle 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yarı oranında artırım yapılması, sanıklar ... ve ...'in sabit olan eylem sayıları dikkate alındığında sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısının, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...'in temyiz sebepleri ile sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görülmemiş, sanıklar ... ve ... hakkındaki eleştiri dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>E. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Suç tarihinden temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar; 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>F. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" ve "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 08.11.2023 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan<br />
kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>G. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Sanık ... yönünden tebliğnamede her ne kadar sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde sebep belirtmemesi ve temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmadığı nedeniyle temyiz talebinin reddi yönünde görüş bildirilmiş ise de, 1412 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani olmadığı anlaşılmakla, tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.</p>

<p>Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin temyiz sebepleri ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görülmemiş, aşağıdaki husus dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>Sanık ...'in 17.02.2009 ve 13.03.2009 tarihli eylemlerinin ve sanık ...'nın ise 06.03.2009 ve 27.03.2009 tarihli eylemlerinin sabit olduğu, sanıklar hakkında olaylarda ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapıldığı dikkate alınarak, iki eylemi sabit olan sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen zincirleme suç hükümleri uygulanırken eylem sayısına göre alt sınırdan artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yasal olmayan "ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması" gerekçesiyle yarı oranında artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan; Sanık ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" Suçundan; Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan</p>

<p>Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle, sanıklar hakkında verilen hükümlere karşı kanun yolu başvurularının istinaf olarak kabulüyle, esası incelenmeyen dosyanın görevli Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2022/6-599 Esas, 2023/192 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 inci maddesinin son cümlesi ve 5271 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği, temyiz edilmesi halinde temyiz dilekçesi ve buna ilişkin düzenlenecek olan ek tebliğname ile birlikte; temyiz isteminde bulunulmaması halinde ise mevcut haliyle incelenmek üzere yeniden Dairemize iade edilmek üzere, esası incelenmeyen dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>C. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan nedenle; sanık müdafiinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317 inci maddesi gereği, değişik gerekçe ile Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Ç. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (Ç) bendinde açıklanan nedenlerle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararında Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle, hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>D. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan ve Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde İhraç Etmeye Teşebbüs" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (D) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararında, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafileri ve sanık ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile dikkate alınan sair hususlar yönünden sanıklar ... ve ... hakkındaki eleştiri dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, Cumhuriyet savcısının, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...'in temyiz sebeplerinin ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmasının reddiyle, re'sen de temyize tabi olan hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>E. Sanıklar ... ve ... hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (E) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanık ... müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>F. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" ve "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (F) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden re'sen de temyize tabi olan, hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>G. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (G) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022<br />
tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar müdafilerinin temyiz istekleri ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görüldüğünden, re'sen de temyize tabi olan hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
07.02.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>TEFHİM TUTANAĞI</strong></p>

<p>07/02/2024 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'nın katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar ... ve ... müdafii Avukat ...'ın yüzüne karşı, 08.02.2024 tarihinde, açık olarak okunup anlatıldı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="70485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sky ECC Nedir? - Sky ECC Delillerinin Ceza Davalarına Yansıması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Sky ECC Nedir?</strong></p>

<p><strong>Sky ECC; </strong>2008 yılında Kanada Vancouver’da kurulan iletişim sağlayıcısı Sky Global tarafından şifreli mesajlaşma ağı olarak geliştirilmiş ve akıllı cep telefonlarına yüklenen uygulamanın şifrelenmesinde <i>eliptik eğri kriptografisi </i>kullanılmıştır. <strong>Sky ECC hakkında bazı açıklamalar, 30 Ocak 2025 tarihinde kaleme aldığımız “<a href="https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-iletisim-saglayicisindan-elde-edilen-delillerin-hukukiligi" rel="dofollow">Sky ECC İletişim Sağlayıcısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği</a>” başlıklı yazımızda yer almaktadır.</strong></p>

<p><strong>Açık kaynakta yer alan bilgilere göre; </strong>EncroChat gibi diğer kriptolu ağların kolluk tarafından çökertilmesinin ardından, suç örgütleri kitlesel olarak Sky ECC platformuna yöneldi. Mesajlaşma ağı, dünya çapında yaklaşık 70.000 aktif kullanıcıya ulaştı.</p>

<p><strong>İddiaya göre Sky ECC; </strong>kokain ticareti, kara para aklama ve uluslararası uyuşturucu kartellerinin operasyonel yönetim merkezi haline geldi. Platformun sahibi olan Şirket, bu cihazları ve üyelik aboneliklerini çok yüksek fiyatlarla sadece referanslı kişilere elden dağıtıyordu.</p>

<p>Belçika, Fransa ve Hollanda kolluk kuvvetleri, uzun süren teknik takibin ardından 2021 yılının başlarında Sky ECC’nin Fransa’daki ana sunucularına sızmayı ve şifreleme algoritmasını çözmeyi başardı. Kolluk kuvvetleri; çok sayıda mesajı anlık olarak okuyarak, organize suçların sevkiyat planlarını, limanlardaki rüşvet ağlarını ve cinayet talimatlarını deşifre etti.</p>

<p><strong>Açılan soruşturmalar kapsamında;</strong> Mart 2021’de Avrupa genelinde yüzlerce adrese eş zamanlı girildi, yüksek miktarda uyuşturucu, uyarıcı madde ile nakit para ele geçirildi. ABD tarafından; Sky ECC’nin sahibi olan Şirketin yöneticisi hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve Sky Global’in web sitelerine elkoyularak, iletişim ağı tümü ile kapatıldı.</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen dijital deliller başta Belçika ve Hollanda olmak üzere Avrupa tarihinin en büyük uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti dosyalarına ve mahkumiyet kararlarına zemin hazırladı.</p>

<p><strong>Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede yürütülen uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında;</strong> Sky ECC uygulaması üzerinden gönderilen yazılı ve sesli mesajların çözülmesinden elde edilen bilgiler ve dijital deliller aktif olarak kullanılarak, çıkar amaçlı suç örgütlerinin lider ve yönetici kadrolarının ortaya çıkarılmasının ve kamu davaları açılmak suretiyle sanıkların cezalandırılmasının hedeflendiği görülmektedir.</p>

<p>Nitekim yurt dışından gönderilen Sky ECC mesaj içerikleri üzerinden Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturmalar başlatılmış ve bazı kamu davaları açılmıştır. Kamu davaları henüz derdest olup, sanıkların lehlerinde veya aleyhlerinde sonuçlanıp kesinleşen hükümler bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Sky ECC mesaj uygulaması; </strong>anonim, dışarıdan erişime kapalı ve korumalı bir uygulamadır. <strong>Sky ECC’de yapılan müdahale ise;</strong> bireysel kullanıcıların iletişimlerinin anlık olarak izlenmesi ve dinlenmesi değil, kriptolu iletişim altyapısına yönelik yapılan teknik müdahale sonucunda sistem genelinde tutulan, iletilen veya kaydedilen verilerin ele geçirilmesidir.</p>

<p>Sky ECC eliptik eğri kriptografisi yöntemi ile şifrelenmiş ve kullanıcıları arasında mesajlaşma imkanı sağlayan uygulamaya işaret ederken, “Sky Phone” yalnızca bu uygulamanın kullanımına özgülenmiş akıllı cep telefonlarını, yani modifiye edilmiş, tehlike şifresi (panik butonu) özelliğine sahip, ancak kamera, mikrofon ve konum takibi yapılabilen GPS gibi özelliklerin tümü ile devre dışı bırakıldığı cihazları ifade etmektedir. Bu tarz <i>kırılmış </i>akıllı cep telefonlarından; telefon görüşmesi yapılabilmesi veya cep telefonundan beklenen diğer faydaların sağlanması beklenemez, bu telefonlar yalnızca EncroChat, Sky ECC, ANOM uygulamalarının kullanımına özgülenmiş cihazlardır.</p>

<p><strong>Devam eden davalara konu olan iddianamelerden birisi incelendiğinde<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a>;</strong></p>

<p><i>“Özellikle 2018 yılının ortalarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin kolluk birimleri tarafından, başta uyuşturucu ticareti örgütleri olmak üzere suç organizasyonlarının kullandığı kriptolu iletişim sistemlerinin ele geçirilmeleri mümkün olmuştur. Akıllı cep telefonları üzerinden kullanıma sunulmuş ve yabancı ülke kanun uygulayıcıları ile kolluk birimleri tarafından EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi yazılımlar deşifre edilmişlerdir. Sky eliptik eğri kriptografi (Sky ECC); modifiye edilmiş Nokia, Google, Apple ve BlackBerry telefonlarında çalışan abonelik tabanlı bir mesajlaşma uygulamasıdır… diğer kriptolu telefonlar gibi Sky ECC’nin birincil amacı da güçlü şifreleme kullanılan uygulamalar aracılığıyla aboneler arasında güvenli iletişimi kolaylaştırmaktır. Kameralar, mikrofonlar ve GPS devre dışı bırakılarak, Sky ECC telefonuyla normal telefon görüşmeleri yapmak imkansız hale getirilmiştir.</i></p>

<p><i>Küresel ölçekte, Sky ECC aracılığıyla her gün yaklaşık üç milyon mesaj alışverişi yapılabilmiş ve 09.03.2021 tarihiyle de Fransız, Belçika ve Hollanda kolluk kuvvetlerinin müşterek çalışmalarıyla düzenlenen operasyonların ardından Sky ECC platformu kapatılmıştır…</i></p>

<p><i>Sky ECC telefonları; şifreli e-posta, anlık sohbetler, anlık grup sohbetleri, notlar, sesli mesaj, görüntüler ve belirli bir süre sonra otomatik olarak imha edilen mesajlar için işlev sunarken, aynı zamanda söz konusu cihazların tüm verileri uzaktan silmeye olanak tanıyan ‘tehlike şifresi (panik butonu)’ gibi özelliklere de sahip olduğu tespit edilmiştir.</i></p>

<p><i>‘Sky phone’ ile telefon görüşmesi yapmak mümkün değildir… Kullanıcıların, diğer Sky ECC kullanıcılarıyla iletişim kurabilmek için bu Sky-ID’leri rehber olarak kaydetmeleri gerekmektedir. Telefonlar tamamen anonim olarak ve sadece nakit karşılığında satılmakta olup, cihazların müşterilere yılda 2.200 Euro’ya ve 3 ayda bir 600 Euro’ya mal olduğu anlaşılmıştır.</i></p>

<p><i>2015 yılında Hollanda ve Fransız yetkili makamları; çok sayıda organize suç örgütü mensuplarının ve ciddi suçlar işleyen kişilerin Sky ECC telefonlarını kullandığını tespit etmiş, birkaç yıl sonra bu kriptolu telefonları kullanan suç örgütleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için ceza soruşturmaları başlatmaya karar vermişlerdir.</i></p>

<p><i>2018 yılında Belçika kolluk kuvvetleri, uyuşturucu dosyalarında giderek daha fazla karşılaştıkları Sky ECC telefonları ile ilgili bir soruşturma başlatmış ve aynı tarihlerde Hollanda ve Fransız kolluk kuvvetleri de bu şifreli iletişimleri sağlayan sunucuların Fransa’nın Roubaix kentindeki barındırma hizmet sağlayıcısı OVH’de bulunduğunu tespit etmiştir.</i></p>

<p><i>Fransız adli makamları; Sky ECC sunucularının alt yapısına erişim sağlayarak 13.02.2019 tarihinde Sky ECC hakkında soruşturma başlatmıştır.”</i></p>

<p>Tespitlerine yer verildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>İddianameden anlaşıldığı üzere; </strong>bu anlatımların kaynağının Hollanda, Fransız ve Belçika yetkili makamları olduğu, bu üç ülkenin ortak soruşturma ekibi oluşturduğu, soruşturmaların bir çatı altında yürütüldüğü, daha sonra teknik ekiplerin kurulduğu, 18.12.2020 tarihinden Sky ECC soruşturmasının kamuoyuna açıklandığı 09.03.2021 tarihine kadar adli makamların verdiği kararlar ve yaptıkları denetimler çerçevesinde soruşturmaların yürütüldüğü, 09.03.2021 itibariyle Sky ECC kullanıcılarına müdahale edildiği, buna göre soruşturmaların ve davaların açıldığı,</p>

<p><strong>Yine iddianameye göre;</strong></p>

<p>Tüm dünya ülkeleri adli birimleri ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına göre elde edilen delillerin hukuka uygun olması gerektiğinin bilinen bir gerçek olduğu, bu kapsamda Sky ECC soruşturmalarında, iletişimin toplu olarak dinlenebilmesi, takibe alınabilmesi için Fransız adli makamlarından gerekli izinlerin ve kararların alındığı, Hollanda, Belçika ve Fransa kolluk kuvvetlerinin iş birliği yapmak suretiyle soruşturmaları gerçekleştirdikleri ve Sky ECC’den gelen verilerin aşamalı olarak ele geçirildiği, haberleşme hürriyetine yapılan bu müdahalelerin Hollanda ve Fransa’da hukuka uygun sayıldığı, bu yolla birçok uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı ve ticareti fiillerine ilişkin iletişimin tespit edildiği,</p>

<p>Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ticaret güzergahında bulunması sebebiyle ülkemizde bulunan ve deşifre olmak istemeyen, bu maddelerin ticaretini yapan birçok suç örgütü lideri ve bunların üyeleri tarafından Sky ECC adlı programın, kriptolu haberleşme sistemi olması nedeniyle güvenilir görülüp kullanıldığı,</p>

<p>Özellikle İstanbul ilinde birçok kullanıcının bulunduğu, İstanbul ilinin uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretinin merkezinde yer aldığı, bu suçların işlenmesinde Sky ECC adlı gizli haberleşme programının kullanıldığı, suç örgütlerinin 2018 yılı sonlarından 2020 yılı ortalarına kadar EncroChat, bu tarihten 2021 yılı Mart ayına kadar Sky ECC, 2021 yılından 2022 yılı başlarına kadar ANOM adlı kripto haberleşme yazılımlarını ve bunların kullanımı için tasarlanmış özel cep telefonlarını kullandıkları, bunlardan ANOM kripto sisteminin ABD federal kolluk birimi olan FBI tarafından suç örgütlerine sızdırıldığı ve güvenilir kripto sistemi olarak yansıtıldığı,</p>

<p>Bu yolla elde edilen verilerin ABD, Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerde soruşturmalara ve kovuşturmalara konu edildiği, birden fazla kriptolu haberleşme programının uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının işlenmesinde kullanıldığı, bu yönde somut tespitlerin bulunduğu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapsamlı soruşturmaların yürütüldüğü, çok sayıda şüphelinin yakalandığı ve suçtan kaynaklandığı tespit edilen yüksek miktarda malvarlığı değerlerine elkoyulduğu,</p>

<p>Fransa, Hollanda ve Belçika merkezli Sky ECC adlı kriptolu haberleşme programının çözümü üzerine Europol’e bağlı olarak çalışmalarını yürüten OTF LIMIT adlı özel kolluk gücünün elde ettiği Türkçe ve Kürtçe dillerindeki şifreli mesajların Türkiye Cumhuriyeti ile paylaşılması konusunda bu üç ülkenin karar aldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nden destek talep ettiği, ülkelerin mutabakata vardığı,</p>

<p>Türkiye ve Europol arasında Sky ECC verileri konusunda yapılacak iş birliği çerçevesinde 30.01.2023 tarihli Europol Müzakere Metninin hazırlandığı, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığına ulaşan verilerin incelendiği ve mesajlaşma içeriklerinin yapılan analizlerinde şüphelilerin kimliklerinin tespiti yoluna gidilerek, soruşturma dosyasına eklenmek üzere raporların hazırlandığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>II. Yurt Dışından Elde Edilen Bilgi ve Belgelerin Delil Değeri ve <i>Benedik/Slovenya</i> Kararı</strong></p>

<p><strong>Bu süreçte;</strong> 6706 sayılı Cezai Konularda Adli İş Birliği Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanmadığının anlaşıldığı, bu Kanunun adli yardımlaşmaya ilişkin 7 ila 9. maddeleri ve soruşturmanın veya kovuşturmanın devrini düzenleyen 23 ila 25. maddelerinin tatbiki yoluna gidilmediği, dolayısıyla Türk adli mercilerinin adli yardımlaşma talebini düzenleyen m.7’nin ve yabancı adli mercilerin bu yönde taleplerine ilişkin usulü öngören 8. maddenin uygulanması suretiyle Sky ECC’ye ait yabancı ülkelerde bulunan verilerin Türk adli makamları tarafından elde edildiğine ilişkin bir açıklamanın iddianamede yer almadığı,</p>

<p>Yine ortada yabancı bir ülkede yapılan soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulünün de tatbik edildiğine dair iddianamede bir açıklamanın bulunmadığı, dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen şekilde Adalet Bakanlığının uygun görmesi suretiyle yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talebin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmediği, <strong>dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasında yer alan,</strong> <i>“Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır.” </i>hükmünün burada uygulanma imkanının ve kabiliyetinin de bulunmadığı,</p>

<p><strong>Kaldı ki m.25/3’ün;</strong> “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, <i>“Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” </i>hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, <i>“Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” </i>hükmüne aykırı olup,<i> </i>“Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, <i>“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” </i>hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b ile m.289/1-i nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılmasının hukuka aykırı olacağı,</p>

<p><strong>“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan;</strong> <i>“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” </i>hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesinin mümkün olmadığı,</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği, <strong>İHAS m.53’de;</strong> <i>“Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz.”</i> hükmüne yer verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>05.05.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “özel kanun” niteliği taşıdığı; </strong>ilk altı maddesinin genel hükümlerden oluştuğu, 4. maddesinin adli iş birliği taleplerinin reddini düzenlediği, kamu düzenini ve savunma hakkına ilişkin temel güvenceleri ihlal eden iş birliği taleplerinin reddedileceğinin bu maddede belirtildiği, adli iş birliği talepleri yerine getirilirken, 6706 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulanacağının 5. maddede yer aldığı, 6706 sayılı Kanunun 7 ila 9. maddelerinde adli yardımlaşmanın, 10 ila 22. maddelerinde şüphelilerin, sanıkların ve hükümlülerin iadelerinin, 23 ila 25. maddelerinde soruşturmanın ve kovuşturmanın devrinin, 26 ila 29. maddelerinde infazın devrinin, 30 ila 33. maddelerinde hükümlü naklinin, 34 ila 38. maddelerinde de son hükümlerin düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p>Bir soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçlandırılması veya verilen mahkumiyet kararlarının yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan konularda Türk adli mercileri tarafından adli yardımlaşma talebinde bulunulabileceği 6706 sayılı Kanunun 7. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye uygun şekilde gerçekleştirilmeyen adli yardımlaşmalar ve bu yardımlaşmalardan elde edilen deliller hukuka aykırı sayılmalıdır.</p>

<p>Soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulü uygulanmadıkça, yabancı ülkede elde edilen delillerin Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli sayılabilmesi mümkün değildir. Bu geçerliliğin bir sınırını da 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri göstermiştir. Dolayısıyla; bir soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı ülkeden Türkiye’ye devri kapsamına girmeyen ve 6706 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında yabancı ülkeden adli yardım talep edildiğinde, bu yardım kapsamında gelen delillerin hukuka uygun elde edilip elde edilmediğinin muhakkak Anayasa m.38/6 ve CMK m.206/2-a ve m.217/2 kapsamında değerlendirilmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı elde edilen delillerin “hukuka aykırı delil” sayılmak suretiyle CMK m.206/2-a uyarınca mahkemece reddine karar verilmesi, davada sanık aleyhine dikkate alınmaması ve hatta soruşturma aşamasında da Anayasa m.38/6 gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından da şüpheli aleyhine kullanılmaması gerekir.</p>

<p><strong>Bunun yanında;</strong> bir soruşturmanın veya kovuşturmanın devri kapsamında ülkemize gelen dosyada bulunan delillerin de, 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrası sebebiyle otomatik olarak, yani hukuka uygun delil olup olmadığına bakılmaksızın şüpheli veya sanık aleyhine kullanılması kabul edilemez. 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile Anayasa m.11/1, m.38/6 ve m.90/5, hatta İHAS m.53 gereğince, yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devri suretiyle gelen delillerin, bizim hukukumuz yönünden hukuka aykırı elde edilmesi halinin gözardı edilebileceğini söylemek, hem kamu düzenimiz ve hem de savunma hakkına sağlanması gereken usuli güvenceler bakımından mümkün değildir.</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong> 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasının, aynı Kanunun 4. ve 5. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi, Türkiye’ye aktarılması düşünülen bir soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan delillerin CMK m.206/2 kapsamında önden denetiminin yapılması isabetli olacaktır. Soruşturma veya kovuşturma dosyası Türkiye’ye aktarıldıktan sonra, elbette soruşturmada Cumhuriyet savcısı ve kovuşturmada ise mahkeme tarafından delillerin hukuka uygun olup olmadığının denetimi ayrıca yapılmalı ve bu yönde ileri sürülen itirazlar dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesi Hukukumuzda;</strong> bir kaydın, bilginin, belgenin, verinin ve bunların analizlerinin istihbari veya adli nitelik taşımasına göre “delil” sayılıp sayılmayacaklarına karar verilir. İstihbari nitelik taşıyan kayıtları, bilgiyi, belgeyi, veriyi ve bunlara ilişkin yapılan analizleri, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek m.7/7 ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu Ek m.1/1 kapsamında değerlendirmek gerekir.</p>

<p><strong>PVSK Ek m.7/7’ye göre;</strong> <i>“Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz”</i>. <strong>PVSK Ek m.7/1’de bu amaçlar;</strong> <i>“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.”</i> olarak gösterildiğinden, Ek m.7 vasıtasıyla elde edilen kayıtların “delil” olarak kullanılabilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> idari kolluk teşkilatı olarak görev yapan polisin ve jandarmanın istihbari mahiyette Ek m.7 kapsamında yürüttüğü faaliyetlerden elde ettiği kayıtların “delil” değeri olmayacak ve bu kayıtlar soruşturma veya kovuşturma dosyasına delil olarak sunulmuşsa, bunların CMK m.206/2-a kapsamında reddi yoluna gidilecektir, çünkü bu kayıtların PVSK Ek m.7/1’de gösterilen amaçlar dışında kullanılması yasaklanmıştır.</p>

<p>Benzer yönde bir hüküm 2937 sayılı MİT Kanunu Ek m.1/1’de de yer almaktadır, ancak bu hükümle bazı suçlar yönünden istihbari nitelikte ulaşılan bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin “delil” değeri olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>2937 sayılı Kanun Ek m.1/1’e göre;</strong><i> “Milli İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez”</i>. Bu hüküm; MİT’in uhdesinde bulunan istihbari nitelikte bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin, prensip olarak bir ceza yargılamasında ve suçun ispatında kullanılamayacağı, ancak bundan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarını düzenleyen TCK m.326 ile m.339’un istisna tutulduğu, yani bu suçların soruşturmalarında ve kovuşturmalarında istihbari kaynaklı bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılabileceği, bunların “hukuka uygun delil” sayılacakları, diğer suçlar yönünden ise istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliğini taşımayacakları anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sky ECC kriptolu haberleşme ağından elde edilen bilgi, belge ve kayıtların; </strong>PVSK Ek m.7/7 ve MİT Kanunu Ek m.1 uyarınca elde edilmeleri halinde, kolluk veya istihbarat birimleri tarafından elde edilen bu verilerin Devletin sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları dışında kalan suçların şüpheli veya sanık aleyhine delil olarak bizim hukuk sistemimizde kullanılabilmesi mümkün değildir. Türk Hukukuna göre elde edilmeyen Sky ECC kayıtlarının hukuka uygun olup olmadığının ve hukuka uygun delil olarak sayılıp sayılmayacağının denetiminin, kamu düzeninden sayılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil elde etme yol ve yöntemlerine ilişkin hükümlerine uygun şekilde Sky ECC kayıtlarına ulaşılıp ulaşılmadığının muhakkak incelemesinin yapılması, istihbari nitelikte olan kayıtların MİT Kanunu Ek m.1/1’de gösterilen suçlar hariç şüphelinin veya sanığın aleyhine delil olarak kullanılmaması gerekir.</p>

<p><strong>Kolluğun; </strong>iç hukuktaki yasal düzenlemelere uymadan, kişilerin haberleşmeye ilişkin verilerini, adli sebeple bile olsa elde edememesi gerekmektedir. İç hukukta; kolluk tarafından, haberleşmeye ilişkin verilerin elde edilmesinin, ancak hakim kararıyla veya yetkili mercii emri ile yapılabileceği yönünde hüküm varsa buna uyulmak zorundadır. Bu husus, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire’nin <i>Benedik/Slovenya </i>kararında açıklanmıştır.</p>

<p><strong>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire, <i>Benedik/Slovenya</i> kararında; </strong>başvurucunun, “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 uyarınca, <strong>kolluğun yasa dışı olarak internet servis sağlayıcısından kimliğinin ortaya çıkmasına neden olacak şekilde bilgi topladığından bahisle,</strong> haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü başvuruyu incelemiştir.</p>

<p><strong>Kararda;</strong> İsviçre’nin Valais Kantonu adli makamları tarafından “Razorback” isimli ağın kullanıcılarına yönelik bir izleme faaliyeti yürütüldüğü, yürütülen izleme faaliyeti kapsamında İsviçre kolluk gücü tarafından tespit edilen dinamik internet protokolü (IP) adresleri arasında daha sonra başvurucu ile bağlantılı olan bir dinamik IP adresinin tespit edildiği, <strong>İsviçre tarafından yapılan bu tespit neticesinde Slovak kolluk gücü tarafından</strong> <strong>herhangi bir mahkeme kararı alınmadan,</strong> Slovenya’da internet servis sağlayıcısı şirketi olan S.’den, tespit edilen IP adresinin tahsis edildiği kişiye ait verileri bildirmesinin talep edildiği,</p>

<p><strong>Kolluğun bu talebini;</strong> elektronik haberleşme ağları operatörleri tarafından, ilgili dizinde detaylı bilgileri bulunmayan elektronik iletişim araçlarının kullanıcı veya sahipleri ile ilgili bilgileri kolluğa bildirilmesi gerektiğini düzenleyen Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’e dayandırdığı, talep üzerine; internet servis sağlayıcısı şirket tarafından, IP adresi ile ilgili internet hizmetine abone olan başvurucunun babasının adının ve adresinin kolluğa verildiği,</p>

<p><strong>Bu talepten 4 ay sonra ise, Savcılık makamınca; </strong>Sorgu Hakiminin, internet servis sağlayıcısı tarafından, IP adresi abonesinin kişisel bilgilerinin ve bu IP adresine bağlı trafik verilerinin paylaşılması için karar vermesi yönünde talepte bulunulduğu, bu talep doğrultusunda mahkeme kararı alındığı ve talep edilen verilerin kolluğa verildiği,</p>

<p><strong>Tespitten sonra yapılan işlemler doğrultusunda; </strong>Sorgu Hakiminden, başvurucunun evinde arama yapılmasına ilişkin de karar alındığı, yapılan arama neticesinde 4 bilgisayara elkoyulduğu, bu bilgisayarların sabit disklerinin kopyasının çıkartıldığı, sabit disklerin incelenmesi sonucunda ise kolluk tarafından, pornografik materyallerin bulunduğu bir dosyanın tespit edildiği,</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> Savcı tarafından başvurucu aleyhinde adli soruşturma açılmasının talep edildiği, buna karşılık başvurucu tarafından sorgu hakimliğindeki savunmasında, diğer savunmalarına ek olarak, internet servis sağlayıcısı şirket tarafından <strong>mahkeme kararı olmaksızın, yani hukuksuz bir şekilde, adresini de içeren verilerin polise verildiğinin ileri sürüldüğü,</strong> başvurucu müdafii tarafından da ilgili IP adresi kullanıcısını kimliğine ilişkin delilerin yasa dışı şekilde elde edildiği, çünkü bu bilgilerin trafik verisi ile ilgili olup, <strong>yalnızca mahkeme kararı ile elde edilebileceğinin</strong> belirtildiği,</p>

<p><strong>Başvurucu müdafiin IP adresinin kimliğinin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş olduğu itirazının;</strong> bazı belgelerin dosyadan çıkarılmasının talep edilmediği gerekçesi ile Mahkemece reddolunduğu, daha sonra yapılan yargılamada bu yönde talepte bulunulmasına rağmen, Mahkemece, elde edilen verilerin hukuka uygun elde edildiği tespitine yer verildiği,</p>

<p><strong>İsviçre kolluk kuvvetleri tarafından hakim/mahkeme kararı olmaksızın dinamik IP adresinin alınamaması gerektiği ve Slovenya adli makamlarının da IP adresi ile ilişkili abonenin kimliğine ilişkin verileri mahkeme kararı olmadan elde edememesi gerektiği itirazlarının istinaf ve temyiz aşamasında da ileri sürüldüğü; </strong>ancak istinaf aşamasında Mahkemece, IP adresini kullanan ile ilgili verilerin yasal olarak elde edildiğinin ve temyiz aşamasında Mahkemece, internet trafiğine herhangi bir müdahale bulunulmadığı, böyle bir iletişimin gizli olarak kabul edilemeyeceği gerekçelerinin gösterildiği,</p>

<p><strong>Başvurucu tarafından; </strong>diğer mahkemeler nezdinde sunulan şikayetleri yenilenerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesince Bilgi Komisyonundan görüş alındığı,</p>

<p><strong>Bilgi Komisyonunun görüşünde; </strong>trafik verilerinin abone verilerinden ayırılmasının imkansız olduğunun, çünkü trafik verilerinin tek başına, yani bu verilerin arkasındaki kişinin kim olduğunun tespit edilemediği durumda bir anlam ifade etmediğinin, haliyle bu bilginin iletişimin gizliliğinin önemli bir unsuru olduğundan hareketle,<strong> trafikle veya kimlik verileri ile ilgili olup olmadıklarına bakılmaksızın, elektronik haberleşme ile ilgili tüm veriler hakkında mahkeme kararı gerektiğinin vurgulandığı,</strong> sonuç olarak; iletişim halinde bulunan kişilerle ilgili verileri almak için, somut olayda kolluğun dayandığı Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’ün, anayasal olarak sorunlu olduğunun ifade edildiği,</p>

<p><strong>Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından; </strong>Anayasa m.37’nin, haberleşme içeriğine ek olarak trafik verisini de koruduğu kabul edilmesine rağmen, somut olayda internet üzerinden eriştiği IP adresini hiçbir şekilde gizlememiş başvurucunun, kendisini bilinçli olarak kamuya açık hale getirdiği ve meşru gizlilik beklentisi olmadığı, sonuç olarak, somut olayda IP adresi kullanıcısı kimliği ile ilgili verilerin, Anayasa m.37 uyarınca haberleşmenin gizliliği kapsamında korunmadığı gerekçe gösterilerek, şikayetin oyçokluğu ile reddedildiği,</p>

<p><strong>Kararda yer alan muhalefet şerhlerinde; </strong>Yargıç J. Sovdat tarafından, abonenin kimliğini almak isteyen kolluğun, <strong>öncelikle mahkeme kararı talep etmesinin şart olduğu,</strong> belirli bir iletişim ile ilgili trafik verilerinin, bu iletişimin içeriği korunduğu sürece korunmasının gerektiği ile Yargıç D. Jadek Pensa tarafından, Anayasa m.37’de yer alan anayasal güvencelerin, bu yaşam alanında <strong>gizlilik beklentisini güçlendirmeyi</strong> ve <strong>idarenin olumsuz müdahalelerini</strong> ve <strong>gücünü kötüye kullanmasını önlemeyi</strong> amaçladığının ileri sürüldüğü,</p>

<p><strong>Kararda;</strong> konu ile ilgili diğer hükümlere ek, Anayasa m.37/2’de düzenlenen “<i>Haberleşmenin ve diğer iletişim araçlarının gizliliğinin korunması ve özel hayatın dokunulmazlığı, bir ceza soruşturmasında ve ulusal güvenlik sebebiyle gerekli olan durumlarda, <strong>belirli bir süre için mahkeme kararına dayanmak kaydıyla ancak kanunla askıya alınabilir</strong>” </i>hükmü ile Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’de düzenlenen <i>“Şayet failin re’sen soruşturulmasına neden olan bir suçun işlendiği veya hazırlandığından şüphelenmek için gerekçeler varsa ve ayrıntıları, iletişim araçlarının kullanımda olduğu ya da kullanımda olduğu zamanla ilgili bilgilerin yanı sıra ilgili dizinde bulunmayan belirli bir elektronik iletişim aracının sahibi veya kullanıcısı hakkında bilgi varsa, bu suç veya suçu ortaya çıkarmak için polis, elektronik haberleşme ağının operatöründen bilginin ilgilisi olan kişinin rızası olmasa da bunları kendilerine vermesini yazılı olarak isteyebilir” </i>hükmünün gösterildiği,</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> kararın, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 bakımından ihlal iddiasının değerlendirildiği kısmında, İHAM tarafından; İHAS m.8/2’nin anlamı dahilinde, gizlilik hakkına yapılan müdahalenin yasaya uygun olup olmadığının, öngörülen meşru amaçları güdüp gütmediğinin ve belirtilen amaç ya da amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının incelenmesi gerektiğinin vurgulandığı,</p>

<p>“Yasaya uygunluk” ifadesinin, itiraza konu tedbirin, iç hukukta bir temelinin bulunmasını gerektirdiğinin, iç hukukun ilgili kişiye erişilebilir olması ile etkilenen kişinin iç hukukun sonuçlarını kendisi açından öngörebilmesinin ve iç hukukun, hukukun üstünlüğü ile uyum içerisinde olmasının gerektiğinin ifade edildiği,</p>

<p><strong>Özetle; </strong>Mahkemece, başvurucunun çevrimiçi aktivitelerine ilişkin kimliğinin gizli kalmaya devam edeceğine dair meşru beklentisi bulunduğu tespitinden hareketle, <strong>somut olayda mahkeme kararı gerektiğinin,</strong> abone bilgisinin alınmasından sonra birkaç aylık zaman zarfında, adli makamlarca zaten ellerinde olan aynı bilgilere göre herhangi bir soruşturma işleminin yapılmadığı da gözönüne alındığında, iç hukukta kolluk kuvvetleri tarafından mahkemeden karar alınmasında kendilerini engelleyecek hiçbir şeyin olmadığının ortaya koyulduğu,</p>

<p>İtiraza konu tedbirin, yani sözkonusu dinamik IP adresi ile ilişkili abone bilgilerinin mahkeme kararı olmaksızın kolluk tarafından alınabilmesi hükmünü içeren Kanun maddesinin dayanağının ve yerel mahkemeler tarafından uygulanma şeklinin netlikten yoksun olduğu ile İHAS m.8’le ilgili keyfi müdahalelere karşı yeterli koruma sağlamadığının açıklandığı,</p>

<p>Başvurucunun özel hayatına saygı gösterilme hakkına yapılan müdahalenin, İHAS m.8/2’de yer alan <strong>yasaya uygunluk koşulunu</strong> sağlamadığına, bu nedenle Mahkemece, itiraza konu tedbirin <strong>meşru bir amacı</strong> olup olmadığının ve <strong>“orantılılık” ilkesine</strong> uygun olup olmadığının incelenmesine gerek duyulmadığı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>III. Sky ECC Delillerinin Ceza Davalarına Yansıması</strong></p>

<p><strong>Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka uygun delil sayılıp sayılmayacağı ve tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağı, güvenilir delil niteliği taşıyıp taşımadığı mukayeseli hukukta da tartışılmış, hatta bu konu Amerika Birleşik Devletleri New York Doğu Bölgesi Mahkemesine Goran Gogic dosyası olarak yansımıştır.</strong></p>

<p>Bu Mahkeme, “delil kabulüne ilişkin talepler hakkında karar” konulu 31.10.2025 tarihinde bir karar vermiştir. Sanık Goran Gogic’e; Denizcilik Uyuşturucu Suçları İle Mücadele Kanunu’nu ihlal ettiğinden ve uluslararası uyuşturucu veya uyarıcı madde kaçakçılığı ile ilgili suçlardan dolayı çok sayıda suçlama yöneltilmiştir. Duruşma öncesinde taraflar, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından ele geçirildiği ve şifresi kırıldığı iddia edilen elektronik iletişim delilleri ile ilgili olarak duruşma öncesi talepte bulunmuşlardır. Sanığın duruşma öncesi talebi, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka aykırı olduğu ve bu nedenle aleyhine delil olarak kullanılamayacağına ilişkindir.</p>

<p>Savcı tarafından sanık Goran’a; ticari konteyner taşıyan gemilerle Güney Amerika’dan Avrupa’ya ve ABD’ye büyük miktarda kokain götürme, bunun naklini koordine etme ve uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının içinde yer alma suçlamalarını yöneltmiştir. Sky ECC’den elde edilen veriler; Fransız, Belçikalı ve Hollandalı kolluk kuvvetlerinin katıldığı ortak bir soruşturma kapsamında ele geçirilmiş ve bu uygulamanın şifresi kırılmıştır. Sky ECC’den elde edilen veriler, bu ülkeler tarafından başka ülkelerle paylaşılmıştır. Verileri paylaşan ülkeler, kendi elde ettikleri orijinal verilerin kopyalarını başka ülkelere göndermişlerdir.</p>

<p>Savcı; Sky ECC verilerinden elde edilen delillerin, iddiaya konu fiille ilgili iletişimleri gösterdiği ve bunların yargılamada delil olarak kullanılabileceğini söylemiştir. Sanık tarafı ise, birden fazla gerekçe göstermek suretiyle Sky ECC’den elde edilen verilerin delil olarak kullanılamayacağını savunmuştur. Buna göre; Fransa’dan gelen kayıtlar orijinal değildir ve sadece iletişim kayıtlarının özetlerinden ibarettir. Bu kayıtların nasıl oluşturulup gönderildiği belli değildir. Bu kayıtların, ABD’de sanık aleyhine delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir. Sky ECC’den elde edilen veriler ile olgular ve iddialar arasında bağlantı kurulamamıştır.</p>

<p>ABD Mahkemesi, Sky ECC’den elde edilen delillerin reddedilmesi ve/veya dışlanması için yapılan talebi tartışmaya açmıştır. Mahkeme, davalının sunduğu delillerin mükerrer nitelikte olduğunu, dolayısıyla Sky ECC’den elde edilen verilerin reddedilmesini veya bu konuda duruşma açılması için gerekli şartları sağlamadığını, bu iddianın önceden değerlendirildiğini belirtmek suretiyle delillerin reddedilmesi veya dışlanması için sunulan talebi reddetmiştir. Savcı ise, Sky ağı üzerinden sanığa ve diğer suç ortaklarına iletilen yazışmaların ve paylaşımların güvenilir olduğunu ve yargılamada kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Savcıya göre, Sky ECC’den elde edilen veriler gerçektir ve güvenilirdir. Sanık tarafı ise; Sky delillerinin, iddia makamı tarafından telekomünikasyon üzerinden veya sosyal medya şirketlerinden rutin olarak elde ettiği iletişim verileri türlerine benzemediğini savunmuştur.</p>

<p>Davada; Sky delillerin oluşturulma sürecini açıklayan yegane dayanak, dosyaların Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC soruşturması kapsamında toplanan verileri ve orijinal kayıtları içeren bir elektronik depolama ortamında kopyalandığını genel ve kesin şekilde belirten orijinallik sertifikası, yani orijinalliği gösteren teyit belgesidir. Dava dosyasında; şifre çözme ve kayıt tutma uygulamalarına ilişkin ek delil bulunmadığından, Sky ECC delillerinin bir telekomünikasyon şirketine ait kayıtlardan ziyade, kelime işleme dosyalarına kopyalanıp yapıştırılmış sohbet odası derlemesine benzediği düşünülmektedir. Bu tür <i>kopyala yapıştır </i>belgelerin doğrulanması mümkündür. Ancak bu doğrulama, iletişim sürecine katılmış ve konuşmanın içeriğinin doğru şekilde yansıtıldığını ifade edebilecek bir tanığın ifadesi yoluyla yapılmalıdır.</p>

<p>Bir başka ülkeden gelen orijinal kayıtların kopyalarının orijinallik sertifikasının varlığı, delillerin güvenilirliği için tek başına yeterli değildir. İletişim kayıtlarının sanığa ait olduğunu doğrulayacak yeterli derecede destekleyici delil bulunmalıdır. Sky ECC’den elde edilen verilerin bir veri tabanından tabloya aktarılması, bu verilerin orijinal verilerin özeti olduğunu göstermez. Bununla birlikte; sanığa ait olduğu söylenen iletişim kayıtlarının, suçlamaya konu fiilin ispatı ile ilgili olduğu belirlenmişse, bu delilin tümü ile gözardı edilmesi gündeme gelmeyecektir.</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen veriler; sanığın başka delillerle doğrulanan seyahat planı veya fotoğrafları ile örtüşüyorsa, bu tespit belirli bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte sayılır. Ancak Sky verilerinin teknik olarak nasıl elde edildiği, şifresinin ne şekilde çözüldüğü, nasıl kayıt altına alındığı ve ardından dosyaya sunulan sohbet toplantılarına nasıl dönüştürüldüğü konusunda yeterli açıklama yapılmalıdır. Sky ECC’de yer alan bazı mesajların kime ait olduğunun tespiti, Fransa’dan gelen tüm Sky ECC verilerine ilişkin kayıtların güvenilir olduğunu göstermez. Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin güvenilirliğinin mutlaka araştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Sky ECC delillerinin güvenilirliği konusunda uzman tanık dinletilmesi tartışmaya açıldığında ABD Mahkemesinin; </strong>Avrupa’da yapılan operasyonun hukuka aykırılığı hususunda uzman tanıklığa izin vermediği, dava dosyasına sunulan Sky tablosunun güvenilir mi, eksik mi, birbirini tekrarlayan mesajlar var mı, mesajların alınıp gönderildiğini gösteren listenin ve dijital bütünlüğün ne şekilde kontrol edildiği konularında uzman tanık dinlenebileceği sonucuna vardığı ve Savcılığın elinde Sky delillerinin nasıl ele geçirildiği, nasıl şifresinin çözüldüğü ve ne şekilde ABD’ye iletildiğini gösteren bilgiler varsa bunların savunmaya verilmesini istediği, böylelikle delile erişimin ve delilin denetlenmesinin “çelişmeli yargılama” ve “silahların eşitliği” ilkelerine uygun şekilde gerçekleştirilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüleceği üzere ABD New York Doğu Bölgesi Mahkemesi; Sky ECC’den elde edilen verilerin hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delil niteliğinde saymadığı, bu yönde tartışmaya girmediği, ancak Sky ECC’den elde edilen verilerin, bu kapsamda yazışmaların ve ses kayıtlarının ne şekilde elde edildiği, bu kayıtlar üzerinde tahrifat, ekleme ve çıkarma yapılıp yapılmadığı, bunların güvenilir olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması gerektiğine, bunun dışında Sky ECC’den elde edilen delillerin doğrudan ve güvenilir delil sayılamayacağına, başta kullanıcı olduğu iddia edilen sanığın kimliği doğrulanması olacak şekilde, iddiaların doğru olduğunu gösteren başka delillerle Sky ECC’den elde edilen verilerin desteklenmesi gerektiğine dair ön tespitte bulunmuş ve bu aşamada Sky ECC’den elde edilen delillerin dışlanamayacağı ve mahkemede tartışılabilecek delillerden olduğuna karar vermiştir.</p>

<p><strong>Sky ECC’den elde edilen verilerin Türk adli makamları tarafından değerlendirildiği, iddianamelerin düzenlenip kamu davalarının açıldığı, henüz kesinleşmemekle birlikte bazı kararların verildiği görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Buna göre;</strong></p>

<p><strong>İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli, 2025/225 E. ve 2026/49 K. sayılı kararında; </strong>Sky ECC üzerinden yazılı ve sözlü mesajlaşma kayıtlarının hukuka uygun yol ve yöntemle elde edilip edilmediğine dair tartışmaya girmeksizin, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerine aklama suçlarından yaptığı yargılamada, ele geçen bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, sırf mesaj içeriklerine dayanılarak mahkumiyet kararı verilemeyeceğinden, sanıkların beraatına karar vermiş, ancak Sky ECC görüşme kayıtlarının “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığına dair sanık müdafinin talebini değerlendirmemiş, herhangi bir somut gerekçe göstermeksizin CMK m.206/2-a çerçevesinde bu delilin hukuka uygun yol ve yöntemle elde edildiğini örtülü olarak kabul etmiş, fakat yurt dışı kaynaklı delilin elde edilme ve dosyaya kazandırılma şekli üzerinde tartışma yapılmadan, sadece Sky ECC görüşme kayıtları ile mahkumiyete karar verilemeyeceğinden bahisle sanıkların beraatına karar vermiştir.</p>

<p><strong>İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli kararı; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 18.05.2026 tarihli, 2026/1372 E. ve 2026/1344 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.</strong></p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin bozma kararının gerekçesinde Sky ECC yönünden;</strong> <i>“Kamera, mikrofon ve konum bilgilerine ilişkin uygulamaların bulunmadığı, mesajların otomatik olarak silinebildiği, sadece özel olarak modifiye edilmiş telefonlarda kullanılabilmesi gibi özellikleri nedeniyle, özellikle organize suç ağları arasında çok yaygın kullanıma sahip SKY ECC programının verilerinin yabancı mahkeme kararlarıyla yürütülen soruşturma süreçleri kapsamında elde edildikten sonra uluslararası adli yardımlaşma usullerine uygun biçimde Türk makamlarına aktarıldığı, aktarma yapılırken veri bütünlüğünün korunduğu, anılan programın verilerinin delil kıymetinin bulunduğunun <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15/10/2024 günlü 2024/18054 esas ve 2024/7673 karar sayılı ilamı</a> içeriğinden de örtülü olarak anlaşıldığı;” </i>tespitinde bulunulduğu,</p>

<p><strong>Sayın Dairenin kararında atıf yaptığı <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2024 tarihli, 2024/18054 E. ve 2024/7673 K. sayılı kararı</a>ndan Sky ECC verilerinin delil kıymetinin bulunduğuna dair örtülü bir sonuca varılamayacağı,</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bozma kararında;</strong> iadesi talep edilen şahsın iadesinin neden hukuka aykırı olduğuna dair tespitler arasında, <i>“2. Belçika Krallığı iade talepnamesine konu ceza soruşturması kapsamında iadesi talep edilene isnat edilen eylemlerin nerede, ne zaman ve nasıl işlendiğinin, suç delillerinin nelerden ibaret olduğunun açıklanarak somutlaştırılması amacıyla, iadesi talep edilenin isnat edilen suçlarla ilgisini ortaya koyan para transferiyle ilgili banka kayıtları, Sky ECC platformunda yapıldığı söylenen görüşme içerikleri ve diğer ilgili delillere ilişkin ayrıntılı bilgiler dosya içerisine getirtilmeden, sadece talepnameye dayanılarak iade kararı verilmesi,” </i>gerekçesine yer verildiği, bunun dışında Sky ECC kayıtlarının delil kıymetine sahip olup olmadığına dair bir tespitte bulunulmadığı gibi, yabancı ülkeden iadesi talep edilen şahısla ilgili işin esasına ilişkin yargılama yapılmayacağından ve ancak dosya arasına alınması talep edilen deliller getirildikten sonra bir değerlendirme yapılabileceğinden, bu konuda da 6706 sayılı Kanunun, iade ile ilgili 10 ila 22. maddeleri tarafından mahkemeye iade talebi ile sınırlı inceleme yetkisi tanıdığından, bu incelemede de 6706 sayılı Kanunun 11. ve 18. maddeleri dikkate alınacağından, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozan İstanbul BAM 4. Ceza Dairesi’nin kararının isabetli olmadığı,</p>

<p>Şu an için ceza muhakemesi hukuk sistemimizde Sky ECC’den elde edilen verileri hukuka uygun sayan, bu konuda CMK m.206/2-a’ya ve m.230/1-b’ye uygun denetim yapan ve bu hukukilik denetimi yapıldıktan sonra bir an için Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygun olduğu kabulünden hareketle mahkumiyet kararı kuran, bu verilerin tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağına dair değerlendirme yapan kesinleşmiş bir yargı kararının bulunmadığı,</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygunluğu ve aykırılığı tartışmasına girmeksizin, bu verilerden elde edilen delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığına dair İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.03.2026 tarihli kararını ise bozulduğu ve davanın İlk Derece Mahkemesinde devam ettiğinin anlaşıldığı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Telefon ve Sky ECC görüşmeleri tek başına delil olamaz, somut delillerle desteklenmelidir.</strong></p>

<p>Künyelerine yer verdiğimiz 15 emsal karar bu tespitimizi desteklemektedir (<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay CGK, 20.05.2014, 2013/10-468 E., 2014/268 K.</a>; 26.10.2010, 2010/8-134 E., 2010/217 K.; Yargıtay 20. CD, 30.09.2019, 2018/3428 E., 2019/4902 K.; 22.04.2019, 2018/5152 E., 2019/2502 K.; 21.02.2019, 2018/4812 E., 2019/1088 K.; Yargıtay 16. CD, 19.04.2021, 2020/7753 E., 2021/3067 K.; Yargıtay 10. CD, 07.04.2022, 2021/20045 E., 2022/4522 K.; 27.01.2021, 2017/1467 E., 2021/1129 K.; 02.12.2020, 2017/5688 E., 2020/8528 K.; 01.10.2020, 2017/5691 E., 2020/8413 K.; 19.10.2020, 2020/13359 E., 2020/5800 K.; Yargıtay 9. CD, 01.03.2018, 2018/18 E., 2018/18 K.; 24.05.2017, 2017/1233 E., 2017/1258 K.; Yargıtay 6. CD, 02.06.2022, 2021/17838 E., 2022/8452 K.; <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. CD, 15.12.2021, 2020/8932 E., 2021/8938 K.</a>).</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.12.2022 tarihli, 2022/14375 E. ve 2022/13074 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek <strong>soyut telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı</strong> gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi”</i> gerekçesine, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari" rel="dofollow">07.02.2024 tarihli, 2023/17379 E. ve 2024/15742 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve <strong>maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında</strong>, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...’in bu eyleminin sabit olmadığı” </i>gerekçesine, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari" rel="dofollow">07.05.2025 tarihli, 2025/1446 E. ve 2025/5295 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“düzenlenen ‘Telefon inceleme tutanağının’ hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olduğu nazara alındığında, sanıklar … ve …’ın, ele geçen uyuşturucu maddeyle ilgileri olduğuna ya da sanık …’in eylemine iştirak ettiklerine dair, savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi”</i> gerekçesine,<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, 2024/16204 E. ve 2025/789 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, <strong>iletişimin tespiti tutanaklarının maddi kanıtlarla desteklenmediği ve tek başına suçun nitelendirilmesine yeterli bilgiyi içermediği gözetilmeden,</strong> sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” </i>gerekçesine ve <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesi’nin 02.03.2020 tarihli, 2020/736 E. ve 2020/1388 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“diğer sanık ...’in soyut atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve <strong>içeriğine değişik anlamlar yüklenebilen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında</strong> yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” </i>gerekçesine<i> </i>yer verilerek, maddi bulgularla desteklenmeyen ve tek başına suçun nitelendirilebilmesi için yeterli bilgi içermeyen delillerin, diğer delillerle desteklenmesi ve şüphenin sanık aleyhine yenilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. Hukuka Aykırı Delil Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Sky ECC’den elde edilen delilleri de kapsayacak şekilde belirtmeliyiz ki;</strong></p>

<p>Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını söyleyen Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2, hem hukuka aykırı delilin şüphelinin veya sanığın lehine olup olmadığı ve hem de hukuka aykırılığın hangi tarafça kullanıldığı hususunda ayırıma gitmemiş ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağını ortaya koymuştur. CMK m.206/2-a uyarınca, ortaya koyulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedilmelidir. Delilin hukuka aykırılığı, CMK m.230/1-b uyarınca gerekçeli kararda gösterilmelidir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E. ve 2023/5427 K. sayılı kararı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E. ve 2023/9139 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“5271 sayılı Kanun’un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca <strong>hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği</strong> ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede”</i> gerekçesine yer verilerek, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari" rel="dofollow">02.02.2026 tarihli, 2025/6185 E. ve 2026/821 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“görüntüleme yapılan yerin umuma açık yer olmayan araç içi olduğunun anlaşılması karşısında, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu şekilde elde edilen görüntünün <strong>hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı </strong>anlaşıldığından” </i>gerekçe gösterilerek,<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>17.09.2025 tarihli,</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" rel="dofollow">2021/4885 E. ve 2025/8376 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, <strong>hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı</strong> anlaşıldığından” </i>gerekçesine yer verilmek suretiyle,<strong> </strong>hukuka uygun şekilde elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilemeyeceği ve bu sebeple hükme esas alınamayacağı ortaya koyulmuştur.</p>

<p>CMK m.230’da hükümde gerekçe gösterme yükümlülüğü mahkumiyet kararları ile sınırlı tutulmuşsa da, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 uyarınca mahkemece verilen tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Bu nedenle, bir beraat kararında da delilin neden hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiği açıklanmalıdır. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/2’de yer alan; <i>“Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” </i>hükmü, CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğinden bahisle reddedilen delilin ve bu nedenle<i> </i>sanığın beraatına dair kararın gerekçesinin açıklanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Devam eden dava olduğu için künyesine yer vermediğimiz kovuşturmaya konu iddianamede yer alan “Sky-ECC görüşmeleri tespit ve değerlendirme tutanağı” isimli belgelerden;</strong> sadece kolluk görevlileri tarafından belirlenen, hangilerinin dosyaya dahil edilip hangilerinin edilmediği belli olmayan, eskiye dönük yazışmaların elde edildiği, bu yazışmaların CMK m.160/2’ye aykırı olarak sadece aleyhe yorumlandığı ve CMK m.135’de yer alan usule uygun hareket edilmediği, dolayısıyla Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a ve m.217/2 gereğince “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>Bu şartlarda Sky ECC görüşmelerinin hükme esas alınması doğru değildir. Bu delili kim elde etti, başka bir ülkeden mi geldi; geldiyse nasıl geldi, geldiği yerde geçerli olan ceza muhakemesi kurallarına uygun mu elde edildi, ayrıca bu kurallar ceza muhakemesi kurallarımıza uygun mu, orijinalleri elimizde mi, yoksa yedek kopyaları mı gönderilmiş, gelen kayıtlar mukayeseye elverişli mi, ses ve yazışma içerikli deliller üzerinde inceleme yapılabilir mi? Mahkeme, gelen Sky ECC kayıtları ile ilgili CMK m.206/2 uyarınca inceleme yapmalı ve bir karar vermelidir (Yargıtay CGK, 16.05.2019, 2016/20-1062 E., 2019/441 K.). CMK m.289/1-i uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılan hukuka aykırı delil; Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.231/1-b hükümleri uyarınca yargılamada kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Bu kısımda; “Sky ECC İletişim Sağlayacısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği” başlıklı 30.01.2025 tarihli çalışmamızın “IV. Sonuç ve Değerlendirmemiz” kısmını aynen buraya alıp, yazımızı sonlandırıyoruz.</strong></p>

<p>Toplu olarak elde edilen iletişim verilerinden yola çıkılmak suretiyle şüphelileri tespit etmeyi amaçlayan ve <i>trol ağı </i>olarak nitelendirilebilecek uygulamalar arasında EncroChat, Sky ECC, ANOM, Kakaotalk ve Eagle uygulamalarını saymak mümkündür.</p>

<p>Günümüzde en çok kullanılan iletişim uygulamalarının; WhatsApp, Telegram, Signal, Facetime, iMessage ve Google Chat olduğu bilinmektedir. Bu uygulamalar güvenilir ve meşru olduğu, elbette bireyin haberleşme, yani muhaberat hürriyetini bu uygulamaların kullanılması sırasında en yüksek derecede korunduğu, birey bakımından özel, aile ve meslek hayat alanlarının çok önemli ve mahrem olduğu, fakat bunun yanında bilim ve teknikte, özellikle de iletişimde baş döndürücü gelişmelerin olduğu, suç işlemek isteyenler, çıkar amaçlı suç örgütleri, çeteler ve suça iştirak edenler tarafından kriptolu iletişim yöntemlerinin kullanıldığı, ancak bunlara müdahalenin hukuka uygun yol ve yöntemlerle yapılması gerektiği, yargısız infaz yapılamayacağı gibi, trol ağı metodunun da kullanılamayacağı, kimseye “olağan şüpheli” muamelesi de yapılamayacağı, aksi yol ve yöntemlerin izlenmesinin temel hak ve hürriyetlerin özünü zedeleyeceği, “hukuk devleti” ilkesi başta olmak üzere hukukun evrensel ilke ve esaslarının çiğnemeyeceği, kamu yararı ve düzeni ile birey ve yararı arasında bulunması gereken ince dengenin gözetilmesinin zorunlu olduğu, bir hukuk devletinin temel hak ve hürriyetler çerçevesinde hazırlanmış kanunlarla hareket etmesinin zorunlu olduğu, serbestlik tanıyan veya sınırlandıran tüm hukuk kurallarının özde kamu otoritesini güçlendirmek ve korumaktan ziyade, insan hak ve hürriyetlerinin korunması amacına hizmet etmesi gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong><i>Peki günümüzde yaygın olarak kullanılan bu uygulamalar </i></strong><strong><i>ne kadar güvenilirdir? Bunlara müdahale ne kadar mümkündür? Hukuka uygun trol ağı olabilirler mi?</i></strong></p>

<p>Maalesef gelinen aşamada bu sorulara net yanıt verilmesi mümkün değildir; zira EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi uygulamaların da <i>trol ağı </i>niteliğinde olduğu, ansızın tüm serverlerden/sunuculardan kişilerin mesajlarının çekilip, ilgili devletlere iletilip incelenmesi ve adli işlemlere konu edilmesi ile anlaşılmıştır. Bu işlemlerin hiçbirisi için belirli bir kişi özelinde telefonun veya uygulamanın incelenmesi için savcının veya hakimin kararı aranmamış, tüm kullanıcıların özel hayatlarına ve iletişimlerine müdahale edilmiştir. <strong>Bir başka ifadeyle; </strong>kişilerin<strong> </strong>bu uygulamalar üzerinden yaptıkları iletişimin incelenmesi tedbirine başvurulması için, kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması şartı dahi aranmadan müdahalede bulunulmuştur.</p>

<p><strong>Oysa; </strong>sadece bir uygulamanın kullanıcısı olmanın, o kişiyi bir suça ortak etmediği açıktır, çünkü yazımızda yer verdiğimiz hiçbir uygulama, sadece belli bir suç örgütü tarafından kullanılmamakta, dünyanın her tarafından farklı sebeplerle tercih edilmektedir. Hatta; sırf bir uygulamanın kullanılması, o kişiyi suçlu yapmayacağı gibi, o kişinin suç işlediği hakkında şüphe sebebi de teşkil etmeyecektir. <strong>Şimdiden belirtmeliyiz ki;</strong> <i>trol ağı </i>yöntemine başvurularak, hakkında hiçbir suç şüphesi bulunmayan bir kişinin tüm konuşmalarının sınırsız olarak çekilmesinin ve incelenmesinin, hem Anayasa m.20’de güvence altına alınan <i>özel hayata saygı </i>hakkını ihlal ettiği ve hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun belirlediği şartları sağlamadığı, bu nedenle hukuka aykırı nitelikte olduğu izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Konu, CMK’nın “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. ve “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” m.135 kapsamında incelendiğinde; </strong>her iki tedbir yönünden de bir suç dolayısıyla yürütülen bir soruşturmanın (CMK m.135’in tatbiki kovuşturma aşamasında da mümkündür) bulunması, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin olması ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması şartlarının arandığı görülmektedir.</p>

<p><strong><i>Trol ağı </i></strong><strong>yöntemi uygulandığında ise; </strong>soruşturmanın başlamasına yol açan delil zaten, kişi özelinde bir karar alınmadan, tüm kullanıcılara ait mesajların toplu şekilde elde edilmesi suretiyle elde edilen delilin kendisidir.</p>

<p>Tedbirlerin, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine müdahale teşkil ettiği dikkate alınarak, başvurulabilecek tedbirler CMK’da ayrıca ve açıkça düzenlenmiş olup, bunların tatbiki için aranan şartlara yer verilmiştir. Yukarıda da yer verdiğimiz üzere; Kanunda gösterilen şartlar sağlanmadan başvurulan tedbirlerin, hem kendileri ve hem de bunun sonucunda elde edilen deliller hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong><i>Trol ağı </i></strong><strong>olarak da nitelendirilen, suç işlemede kullanılması için üretilen uygulamalar üzerinden delil elde edilirken;</strong> uygulamayı kimlerin kullandığının ötesine geçilerek, içeriğin, yani verilerin sonradan ele geçirilmesi yönteminin benimsendiği, bu yöntemin ise CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartları sağlamadığı açıktır. Bu nedenle, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün değildir.</p>

<p><strong>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20116-140-e-2011222-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2011 tarihli, 2011/6-140 E. ve 2011/222 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Günün belli bir zaman diliminde baz istasyonundan görüşme yapan tüm abonelere ait açık adres ve kimlik bilgilerini kapsayacak şekilde arayan ve aranan dökümlerine ilişkin bilgilerin dökümü iletişimin tespiti işlemidir. Tüm suçlar yönünden bu tedbire başvurma olanağı bulunduğundan, işlendiği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden iletişimin tespiti kararı verilmesi olanaklı ise de, hakkında tedbir kararı verilen kişiler yönünden tedbir kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. <strong>İletişim tespiti ancak, şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilir. Haklarında iletişimin tespiti tedbiri talep edilen kişiler, baz istasyonundan hizmet alan üçüncü kişiler olup, şüpheli veya sanık sıfatına sahip olmadıklarından haklarında iletişimin tespiti tedbirine başvurulması olanağı yoktur</strong>”</i>.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> sırf suç işlenmesi amacıyla geliştirilen bu uygulamaların ajan provokatörlük niteliğinde olup olmadığı ve suçun önlenmesi imkanının bulunup bulunmadığı da tartışmaya açıktır. Çünkü esas olan, suçların önlenmesidir. Hukuk sistemimiz suça tahrike kapalı olup, suç işleme eğiliminde bulunan kişiye yeni suçlar işletmek, onu suç işlemeye tahrik veya teşvik etmek, bu yolla yakalanıp daha ağır ceza almasını sağlamak, tipik şekilde görevin kötüye kullanılması sayılabilecektir. <i>Trol ağlarının, </i>suç işlemek için güvenli bir araç arayan kişilere çare olması için üretildiği ve bu şekilde suç işlemek isteyen kişilerin önünü açarak, suç işlenmesini kolaylaştırılıp mümkün kılındığı gözönünde bulundurulduğunda, amacın suçun önlenmesi olmadığı ve bu usulün hukuk sistemimiz tarafından korunmayacağı düşünülmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong><i>trol ağı </i>aracılığıyla elde edilen delillerin, Türk Hukukunda yeri olmayıp, CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartlar sağlanmadan elde edilen hiçbir delilin de hukuka uygun olduğundan bahsetmek mümkün değildir. <strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> burada kastedilen, delili elde eden devletin hukuka aykırı yol ve yöntemlere başvurduğu değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bu şekilde delil edilmesi mümkün olmayacağı için, bu delillerin Türkiye’de yapılan yargılamalarda mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağıdır. Sırf delili elde eden devletin kendi hukukuna göre hukuka uygun hareket ettiğine dair kabul, o delili otomatik olarak Türk Hukukuna göre de hukuka uygun hale getirmeyecektir.</p>

<p><strong>Aksi halde;</strong> Türk Hukukunun kamu düzeninden ve emredici sayıp belirlediği kanuni düzenlemelerin, en önemlisi de “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün etrafından dolanılmış olacaktır.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi iletişim sağlayıcılarından elde edilen deliller, Türk Hukukuna göre de hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmadıkça, bu delillerin hukuka uygunluğundan bahsedilemeyecektir. Yabancı bir ülkeden elde edilen delilin Türk Hukukunda kullanılıp kullanılamayacağına dair incelemenin, Anayasa m.38/6 dikkate alınmak suretiyle muhakkak yapılması gerekir. Anayasa m.11 ve hatta uluslararası sözleşmeler bakımından Anayasa m.90/5, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kişi aleyhine yoruma ve uygulamaya elverişli değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kamu davası henüz İlk Derece Mahkemesinde devam ettiği için davanın künyesine yer verilmemiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/yazar/ersan-sen-yazdi-skyecc.jpg" type="image/jpeg" length="96276"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/14375 E., 2022/13074 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli, 2022/14375 E., 2022/13074 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/14375 E., 2022/13074 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : MUŞ 1. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : Mahkûmiyet (Sanıklar ..., ..., ..., ...<br />
yönünden)<br />
Davanın reddi (Sanık ... yönünden)</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Sanık müdafiinin temyiz talebinin “davanın reddi” kararının gerekçesine veya yargılama giderine yönelik olmadığı, kararı temyiz etmesinde de hukuki yarar bulunmadığından, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince sanık müdafiinin temyiz talebinin REDDİNE,</p>

<p>B) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde:<br />
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri ile sanık ... ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>C) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ... ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>D) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Hakkında tayin olunan cezanın süresine göre; sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK’un 318/1 ve 5271 sayılı CMK’nın 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>1- Tüm dosya kapsamına göre; kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın, ...’a uyuşturucu madde temin ettiğine dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2- Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/599 sırasında kayıtlı emanet eşya hakkında karar verilmişse de, emanet eşya makbuzunda kendisinden eşya el konulan şahısların ... ... ve ... olduğu, emanet eşya hakkında Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2014 tarih – 2012/353 esas ve 2014/335 sayılı ilamında karar verildiği, sanıklar ... ve ... hakkında verilen hükmün kesinleştiği halde, bozma sonrası yargılaması yapılan sanıklarla ilgisi olmayan emanet konusunda karar verilmesi,<br />
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,<br />
12/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="83462"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39066"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93335"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="54524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36623"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99644"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48202"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63398"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="20523"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="59977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="76410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="55145"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="75725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="89641"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="56982"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="30290"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="37873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="55843"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
