<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 14 Jul 2026 14:17:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/232 E., 2025/607 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.12.2025 tarihli, 2023/232 E., 2025/607 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/232 E., 2025/607 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 8. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 597-1299</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 292/1, 62, 53/1, 58/6 ve 63. maddeleri uyarınca 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 13.06.2016 tarihli ve 1197-694 sayılı hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 22.04.2021 tarih ve 18226-12139 sayı ile; "...Maddi ceza hukukuna ilişkin hükümler içeren basit yargılama usulünün 'hükme bağlanmış dosyalarda' uygulanmasını engelleyen 5271 sayılı CMK.nın geçici 5. maddesinin (d) bendindeki 'hükme bağlanmış' ibaresinin basit yargılama usulü yönünden Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesi nedeniyle temyiz davasına konu dosyalarda lehe hükümler içeren 5271 sayılı CMK.nın 251/3. maddesinin uygulanması imkânının doğması ve bu konuda mahkemesince yeniden değerlendirme yapılması zorunluluğu" nedeninden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan Yerel Mahkemece 08.07.2021 tarih ve 597-1299 sayı ile; hükümlü veya tutuklunun kaçması suçundan sanığın 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası delaletiyle TCK'nın 292/1, 62/1, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 8 ay 10 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına ve cezasının ikinci kez mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 30.03.2022 tarih, 126-5305 sayı ve "Sanığın savunmasında kapalıya iadesine ilişkin tebligatı aldığına, ancak eşinin cezaevinde olması nedeniyle karara uymadığına ilişkin savunması ile muhatabın bilinen en son adresine çıkartılan tebligatın iade edilmesi ve adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresinin bu adresten farklı olması hâlinde; adres kayıt sistemindeki yerleşim yeri adresine 'Mernis adresi' şerhi verilerek Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca doğrudan tebligat çıkartılmasının yeterli olduğuna, öncelikle bu adrese normal bir tebligat çıkartılmasının gerekmediğine dair Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurul Kararı 2019/2 Esas, 2020/3 Karar, 20.11.2020 tarihli kararına göre; denetimli serbestlik müdürlüğünce sanığın nüfus kayıt sistemindeki adresine Tebligat Kanunu'nun 21/1. maddesine göre normal tebligat çıkarılmadan doğrudan Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre tebligat çıkartılmasında usulsüzlük bulunmadığından tebliğnamedeki bozma düşüncesine iştirak edilmemiştir." açıklaması ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.06.2022 tarih ve 69402 sayı ile;</p>

<p>"1- Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/421 esas, 2014/436 sayılı kararında 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhinin bulunmamasına ve bu nedenle denetimli serbestlik dosyası içeriği itibarı ile de sanığın bilinen en son adresinin '19 Mayıs Mahallesi ... Cad No: 6-12 .../Samsun' adresi olmasından dolayı bu adrese Tebligat Kanunu'nun 10/1. maddesine göre Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli ve 2014/421 esas, 2014/436 sayılı kararının 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhini içeren normal tebligat çıkarılması gerekmesine karşın, sanığın bahse konu bilinen en son adresine tebligat çıkartılmadan doğrudan 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 10/2. maddesine göre mernis adresi olan '19 Mayıs Mahallesi ... Caddesi No: 23 İç Kapı No: 1 .../Samsun' adresine 'kararın tebliğinden itibaren 2 gün içerisinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiğine' dair ihtar şerhi içermeyen tebligat çıkartıldığı ve 29.09.2014 tarihinde yapılan tebliğ işlemine istinaden sanığın tebliğ tarihinden itibaren iki gün içerisinde en yakın Cumhuriyet savcılığına teslim olmadığından bahisle hakkında kamu davası açıldığının anlaşılması karşısında, bu şekilde yapılan tebliğ işlemi usul ve yasa hükümlerine aykırı olup sanığın denetimli serbestlik tedbirini ihlali nedeniyle Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna iadesine ilişkin Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarih ve 2014/421 esas, 2014/436 karar sayılı kararının, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içerisinde en yakın Cumhuriyet savcılığına teslim olması gerektiğine ilişkin şerhi içerir şekilde usulüne uygun olarak tebliğ edilmemesi nedeniyle 5237 sayılı TCK.nın 292/1. maddesinde düzenlenen suçun yasal unsurlarının oluşmayacağı gözetilmeden, sanığın beraatine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2- Bozma öncesi verilen ve sadece sanık tarafından temyiz edilen 13.06.2016 tarihli ilk hükümde, sanık hakkında 2. kez mükerrir hükümleri uygulanmadığı halde, bozmadan sonra kurulan son hükümde, kazanılmış hak gözetilmeden sanık hakkında 2. kez mükerrir hükümlerinin uygulanması suretiyle CMUK.nun 326/son madde ve fıkrasına aykırılık yapılması,</p>

<p>Hukuka aykırılık oluşturmaktadır." görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 06.12.2022 tarih ve 3185-18401 sayı ile; (1) numaralı itiraz konusu bakımından itirazın reddine, (2) numaralı itiraz konusu bakımından ise itirazın kabulüne, 30.03.2022 tarihli ve 126-5305 sayılı onama kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün TCK'nın 58. maddesi yönünden düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 24.01.2023 tarih ve 69402 sayı ile; ilk itirazın (1) numaralı parafında yer alan görüş doğrultusunda Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 3185-18401 sayılı düzeltilerek onama kararına karşı itiraz yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 8. Ceza Dairesince 11.04.2023 tarih ve 373-2156 sayı ile; itiraz nedeni yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Dosya arasına getirtilen 2014/662 NKL sayılı denetimli serbestlik dosyası ile birlikte yapılan incelemeye göre;</p>

<p>Sanığın 18.06.2014 tarihli dilekçesi ile; yirmi ay hapis cezasından hükümlü olup Giresun Açık Ceza İnfaz Kurumunda bulunduğunu, koşullu salıverme tarihine bir yılın altında bir süre kalması nedeniyle cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına karar verilmesini talep ettiği, söz konusu dilekçesinde ikamet adresini ise "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 6 Merkez/Samsun" olarak belirttiği,</p>

<p>Giresun İnfaz Hâkimliğince 18.06.2014 tarih ve 593-595 sayı ile; sanığın talebinin kabulü ile, cezasının koşullu salıverilme tarihi olan 04.06.2015'e kadar kalan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, sanığın başka suçtan tutuklu ya da hükümlü değilse tahliyesine karar verildiği,</p>

<p>Giresun Açık Ceza İnfaz Kurumu tarafından düzenlenen 18.06.2014 tarihli adres tespit ve ihtar tutanağından; 18.06.2014 tarihinde saat 17.20'de anılan kurumdan çıkış yapan sanığın adresini "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 6/12 .../Samsun" olarak bildirdiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce sanık hakkında düzenlenen denetim planına göre; sanığın 20.06.2014 tarihinde Samsun Denetimli Serbestlik Müdürlüğüne başvurduğu,</p>

<p>Sanığın, denetim planı gereği 06.08.2014 tarihinde gerçekleştirilen HAYDE (Hayat İçin Değişim Programı) grup çalışmasının birinci oturumuna katılmaması üzerine ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde; adresinin "19 Mayıs Mah. ... Cad. No. 12 .../Samsun" olduğunu belirttiği, bu adresin sanığın bilinen en son adresi olduğu,</p>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce Samsun İnfaz Hâkimliğine hitaben düzenlenen 05.09.2014 tarihli ve 2014/662 NKL sayılı yazı ile; sanığın, HAYDE grup çalışmasının 13.08.2014 tarihinde yapılan ikinci oturumuna katılmayıp 25 ceza puanıyla uyarıldığı, yine HAYDE grup çalışmalarının üçüncü ve beşinci oturumlarını ihlal ettiği ve imza atma yükümlülüğüne 02.09.2014 tarihinde uymadığı açıklandıktan sonra sanığın kapalı ceza infaz kurumuna iade edilmesine karar verilmesinin talep edildiği,</p>

<p>Samsun İnfaz Hâkimliğince 09.09.2014 tarih ve 421-436 sayı ile; denetimli serbestlik programına uymadığı ve belirlenen yükümlülüklere uymamakta ısrar ettiği gerekçesi ile sanık hakkında, Giresun İnfaz Hâkimliğince verilen 18.06.2014 tarihli ve 593-595 sayılı kararın kaldırılmasına, sanığın 5275 sayılı Kanun'un 105/A-6 (b) maddesi gereğince yükümlülüğünü ihlal ettiği en son tarih olan 02.09.2014 tarihinden itibaren kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine karar verildiği, bu kararda tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı takdirde hakkında TCK'nın 2 92... . maddelerinde yazılı hükümlerin uygulanacağına dair herhangi bir ihtar bulunmadığı,</p>

<p>Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı Denetimli Serbestlik Müdürlüğünce 2014/662 NKL sayı üzerinden sanık adına düzenlenen ve içinde sadece "Samsun İnfaz Hakimliğinin 09.09.2014 tarihli 421-436 sayılı kararı"nın bulunduğu şerhi düşülen tebligat mazbatasının "(Mernis Adresi) 19 Mayıs Mah. ... Cad. No: 23 İç Kapı No: 1 .../Samsun" adresine gönderildiği, söz konusu adresin kapalı olması nedeni ile de tebliğ işleminin 29.09.2014 tarihinde 7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun 21/2. maddesine göre gerçekleştirildiği,</p>

<p>UYAP sisteminden yapılan incelemede; sanığın eşi olan ...'ın 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğu, sanığın 25.09.2000, 11.12.20 03... .08.2010 tarihli üç çocuğunun olduğu,</p>

<p>Sanık hakkında Samsun Cumhuriyet Başsavcılığı İlamat ve İnfaz Bürosu tarafından 18.09.2014 tarihinde yirmi ay içtimalı hapis cezasına ilişkin olarak yakalama emri düzenlendiği, sanığın 18.04.2016 tarihinde yakalandığı, 19.04.2016 tarihinde ise Samsun (Kapatılan) E Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna hükümlü olarak alındığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sanık; eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Öncelikle ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 26.06.2024 tarihli ve 182-201 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Tebligat Kanunu'nun "Bilinen adreste tebligat" başlıklı 10/1 ile Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in 16/1. madde ve fıkralarına göre tebligat öncelikle tebliğ yapılacak şahsın bilinen en son adresinde yapılır.</p>

<p>Bilinen en son adres, adres kayıt sistemindeki (MERNİS) adresi olabileceği gibi, başka bir adres de olabilir. Her iki durumda da muhatabın bilinen en son adresine öncelikle normal bir tebligat çıkarılması gerekir. Bilinen en son adresin tebligata elverişli olmadığının anlaşılması veya tebligat yapılamaması hâlinde ise Tebligat Kanunu'nun 10/2 ve anılan Yönetmelik'in 16/2. madde ve fıkraları uyarınca başka bir adres araştırmasına gerek olmadan muhatabın adres kayıt sisteminde bulunan yerleşim yeri adresi bilinen en son adresi olarak kabul edilir ve tebligat buraya yapılır.</p>

<p>Tebligat Kanunu'nun "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 32. maddesi şöyledir;</p>

<p>"Tebliğ usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliğe muttali olmuş ise muteber sayılır.</p>

<p>Muhatabın beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi addolunur.",</p>

<p>Anılan Yönetmelik'in "Usulüne aykırı tebliğin hükmü" başlıklı 53. maddesi ise;</p>

<p>"(1) Tebliğ, usulüne aykırı yapılmış olsa bile, muhatabı tebliği öğrenmiş ise geçerlidir. Aksi takdirde tebligat yapılmamış sayılır. Muhatap, her ne şekilde olursa olsun tebliğ evrakını veya davetiyeyi alırsa ya da bunların içeriğini öğrenirse tebliği öğrenmiş sayılır.</p>

<p>(2) Muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih, tebliğ tarihi olarak kabul edilir.</p>

<p>(3) Tebliğin usulüne aykırı yapılmış olması halinde, muhatabın tebliği öğrendiğinin ve bunun tarihinin iddia ve ispatı mümkün değildir.". Buna göre, sanığın tebliği öğrendiğini beyan ettiği veya hâl ve hareketleri ile bunu ortaya koyduğu tarihte usulsüz tebliğ geçerli hâle gelecektir.</p>

<p>TCK'nın "Hükümlü veya tutuklunun kaçması" başlıklı 292. maddesinin birinci fıkrası; "Tutukevinden, ceza infaz kurumundan veya gözetimi altında bulunduğu görevlilerin elinden kaçan tutuklu veya hükümlü hakkında altı aydan bir yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.",</p>

<p>"Etkin pişmanlık" başlıklı 293. maddesi ise "Tutuklu veya hükümlünün, kaçtıktan sonra etkin pişmanlık göstererek kendiliğinden teslim olması halinde, kaçtığı günden itibaren teslimin gerçekleştiği güne kadar geçen süre dikkate alınarak, verilecek cezanın altıda beşinden altıda birine kadarı indirilir. Ancak, kaçma süresinin altı ayı geçmesi halinde cezada indirim yapılmaz." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin altıncı fıkrası uygulama tarihi itibarıyla;</p>

<p>"Hükümlünün;</p>

<p>a) Ceza infaz kurumundan ayrıldıktan sonra, talebinde belirttiği denetimli serbestlik müdürlüğüne üç gün içinde müracaat etmemesi,</p>

<p>b) Hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi,</p>

<p>c) Ceza infaz kurumuna geri dönmek istemesi,</p>

<p>hâlinde, denetimli serbestlik müdürlüğünün talebi üzerine, koşullu salıverilme tarihine kadar olan cezasının infazı için kapalı ceza infaz kurumuna gönderilmesine, infaz hâkimi tarafından karar verilir...",</p>

<p>Sekizinci fıkrası ise "...kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 292 nci ve 293 üncü maddelerinde yazılı hükümler uygulanır." şeklindedir.</p>

<p>Görüldüğü üzere, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK'nın 292. maddesinde düzenlenen suçun ceza yaptırımı ile 293. maddesinde hüküm altına alınan etkin pişmanlık müessesi uygulanacaktır. Bu anlamda vazııkanun, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasına göre kapalı ceza infaz kurumuna iadesine karar verilen hükümlüden iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmasını istemekte, bu yükümlülüğün yerine getirilmemesini de suç olarak düzenlemektedir.</p>

<p>Ancak ceza hukukunun evrensel ve kadim ilkesi olan, İHAS'ın 7/1. maddesinde;"Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz." TCK'nın 2/1. maddesinde ise, "Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz." şeklinde düzenlenen kanunilik ilkesinin anlam ve kapsamı ile ilgili olarak İHAM ve AYM'nin şu tespitleri önemli ve yeterlidir:</p>

<p>Sözleşme’nin 7. maddesinin koruması ceza kanununun sanığın aleyhine olacak şekilde geriye yürütülmesi yasağı ile sınırlı değildir (Del Río Prada/İspanya, § 78). Bunun ötesinde anılan madde -daha genel anlamda- ancak kanun ile bir suçun tanımlanabileceği ve bir cezanın öngörülebileceği ilkesini de içermektedir (Parmak ve Bakır/Türkiye, B. No: 22429/ 07... /07, 3/12/2019, § 58). Sözleşme'nin 7. maddesi özel olarak ise mevcut suçların kapsamını daha önceden suç olarak sayılmayan eylemlere teşmil edilmesini yasaklarken aynı zamanda ceza kanununun -örneğin kıyas yoluyla- sanığın aleyhine olacak şekilde geniş bir biçimde yorumlanmaması gerektiği ilkesini de içermektedir (Coëme ve diğerleri/Belçika, B. No: 32492/96, ... ve 33210/96, § 145; Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye [BD], B. No: 23536/ 94... /94, § 36).</p>

<p>İHAM'a göre bütün bu değerlendirmelerden suçların ve ilgili cezaların kanun ile açıkça tanımlanması gerektiği ortaya çıkmaktadır. Bu gereklilik, bir kimsenin ilgili hükmün ifadesinden veya ihtiyaç duyması durumunda mahkemelerin bu hükmü yorumlamalarından hangi aktif davranışlarının ve ihmallerinin cezai sorumluluk gerektirdiğini anlayabildiği zaman karşılanmış sayılır (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 58). Sözleşme anlamında kanun, yazılı hukukun yanı sıra içtihatları da içermekte; erişebilirliği ve öngörülebilirliği de kapsayan niteliksel gerekliliklere işaret etmektedir (Kasymakhunov ve Saybatalov/Rusya, B. No: 26261/ 05... /06, 14/3/2013, § 77).</p>

<p>Sözleşme'nin 7. maddesi, cezai sorumluluk kurallarının suçun özü ile tutarlı olması ve makul olarak öngörülebilmesi şartıyla davadan davaya aşamalı olarak adli yorum yoluyla netleştirilmesini yasaklar şekilde anlaşılamaz (Parmak ve Bakır/Türkiye, § 59).</p>

<p>İHAM, bir norm ne kadar açık şekilde düzenlenirse düzenlensin ceza hukuku da dâhil olmak üzere herhangi bir hukuk sisteminde kaçınılmaz olarak bir yargısal yorum unsuru olabileceğini kabul etmektedir. Çünkü daima şüpheli noktaların aydınlığa kavuşturulması ve değişen durumlara uyarlanması ihtiyacı olacaktır. Kesinlik çoğu zaman istenen bir durum olsa da bu, beraberinde aşırı katılık getirebilir. Kanunların değişen koşullara ayak uydurabilmesi gerekir. Buna göre birçok kanun, az ya da çok belirsizlik içerir; bunların yorumlanmaları ve tatbik edilmeleri bir uygulama sorunudur. Mahkemelerin görevi, tam da bu türden kalan yorumsal şüpheleri gidermektir (Kafkaris/Kıbrıs [BD], B. No. 21906/04, 12/2/2008, § 141).<br />
(Bkz.AYM 15/4/2021 t. 2018/8903 sy.)</p>

<p>Somut olay yönünden, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasında, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, TCK'nın 2 92... . maddelerinde yazılı hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş ise de, oldukça karmaşık ve sürekli değişikliğe uğrayan infaz mevzuatı çerçevesinde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen sanığın teslim mercii, şekli ve zamanı ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarının ne olduğu hususlarında öngörülebilir ve anlaşılabilir bir durumla karşı karşıya olduğundan bahsetme imkânı bulunduğunu söylemek zordur. Binaenaleyh bu konularda gerekli ihtarat ve bilgilendirme yapılmayan sanığın, teslim olmak zorunluluğunu yerine getirmemek şeklinde tanımlanan ihmali davranışının açık bir haksızlık içerdiği ve bu cümleden olarak düzenlenen suçun kanuni tanımında yer alan unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğinden söz edilemez. Özel Daire içtihatları da bu yönde gelişmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 15423-12531; 26.09.2024 tarihli ve 15897-7154; 08.05.2024 tarihli ve 14142-3976 sayılı kararları).</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Sanığın, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararının tebliğine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı gerekçesi ile 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası yollaması ile TCK'nın 292. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği anlaşılan olayda;<br />
Sanığın, denetimli serbestlik kararının infazı sırasında ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde belirttiği "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: 12, .../Samsun" adresi, bilinen en son adresidir. Bu adrese usulüne uygun bir tebligat çıkarılmadan, doğrudan MERNİS kaydında yer alan "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: ..., İç Kapı No: 1, .../Samsun" adresine, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligat, mevzuata aykırı olup usulsüzdür.</p>

<p>Diğer taraftan, alınan savunmasında eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını ifade eden sanık her ne kadar karardan haberdar olduğu tarihi açık bir şekilde ifade etmese de UYAP sisteminden yapılan incelemede; eşinin 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında sanığın söz konusu tebligattan son olarak 14.11.2014 tarihinde haberdar olduğu, bu nedenle de usulsüz tebliğin geçerli hâle geldiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Ancak, gerek kapalıya iade kararında gerekse bu kararın tebliğine ilişkin düzenlenen mazbatada; sanığın, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiği ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarını içeren herhangi bir ihtara yer verilmemesi nedeniyle sanığın kasıtlı hareket ettiğinden söz edilemeyecektir. Bu nedenle de sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan yedi Ceza Genel Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği görüşü ile karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 06.12.2022 tarihli ve 3185-18401 sayılı düzeltilerek onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Samsun 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 08.07.2021 tarihli ve 597-1299 sayılı hükmünün, sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 24.12.2025 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="74799"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DENETİMLİ SERBESTLİK İHLALİ NEDENİYLE AÇIK KURUMA İADE, FİRAR SUÇU, YARGITAY CEZA GENEL KURULU KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5275 sk.nun 105/A-6 ve Denetimli Serbestlik Hizmetleri Yönetmeliği'nin 87.maddesi gereğince; Hükümlünün hakkında belirlenen yükümlülüklere, denetimli serbestlik müdürlüğünün hazırladığı denetim ve iyileştirme programına, denetimli serbestlik görevlilerinin bu kapsamdaki uyarı ve önerileriyle hakkında hazırlanan denetim planına uymamakta ısrar etmesi halinde Denetimli Serbestlik Komisyon kararı ile İnfaz hakimliğinden hükümlünün açık kuruma iadesi istenilecekdir.</p>

<p>Denetimli Serbestlik Yönetmeliğinin 44. Maddesi gereğince; Denetimli serbestlik kararlarının infazında, yükümlülüğün bir yıl içerisinde mazereti olmaksızın ve kasıtlı olarak üç defa ihlal edilmesi yükümlülüğe uymamada ısrar etme sayılır. Yükümlünün ikinci kez uyarılmasının ardından bir yıl içerisinde üçüncü ihlalin tespit edilmesi halinde dosyanın kapatılması ile ilgili süreç başlatılır.</p>

<p>İnfaz Hakimliğince, bu durumda olan hükümlünün cezasının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının açık kurumda çektirilmesine karar verilir.<br />
İnfaz hakiminin açık ceza infaz kurumuna iade kararından itibaren 2 gün içerisinde C. Savcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK.nun 292-293. Maddeleri gereğince firar suçundan adli işlem yapılacaktır. (5275 sk madde 105/A-8)</p>

<p>Yargıtay CGK, aşağıda önemli kısımları paylaşılan kararında; Bu durumda olan bir hükümlü hakkında verilen açığa iade kararında ve tebligat mazbatasında 2 gün içerisinde C.Savcılığına teslim olmayan hükümlü hakkında TCK.nun 292-293. Maddeleri gereğince firar suçundan adli işlem yapılacağına dair ihtarata yer verilmemesi halinde TCK. Nun 292. Maddesindeki suçun oluşmayacağına hükmetmiştir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu 2023/232 2025/607 24.12.2025</a></strong></p>

<p>...Somut olay yönünden, 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrasında, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararı verilmesine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmayan hükümlüler hakkında, TCK'nın 292,293. maddelerinde yazılı hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüş ise de, oldukça karmaşık ve sürekli değişikliğe uğrayan infaz mevzuatı çerçevesinde, yükümlülüklerini yerine getirmeyen sanığın teslim mercii, şekli ve zamanı ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarının ne olduğu hususlarında öngörülebilir ve anlaşılabilir bir durumla karşı karşıya olduğundan bahsetme imkânı bulunduğunu söylemek zordur. Binaenaleyh bu konularda gerekli ihtarat ve bilgilendirme yapılmayan sanığın, teslim olmak zorunluluğunu yerine getirmemek şeklinde tanımlanan ihmali davranışının açık bir haksızlık içerdiği ve bu cümleden olarak düzenlenen suçun kanuni tanımında yer alan unsurları bilerek ve isteyerek gerçekleştirdiğinden söz edilemez. Özel Daire içtihatları da bu yönde gelişmiştir (Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 09.11.2017 tarihli ve 15423-12531; 26.09.2024 tarihli ve 15897-7154; 08.05.2024 tarihli ve 14142-3976 sayılı kararları)...</p>

<p>...Sanığın, kapalı ceza infaz kurumuna iade kararının tebliğine rağmen iki gün içinde en yakın Cumhuriyet başsavcılığına teslim olmadığı gerekçesi ile 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesinin sekizinci fıkrası yollaması ile TCK'nın 292. maddesi uyarınca cezalandırılmasının talep edildiği anlaşılan olayda;</p>

<p>Sanığın, denetimli serbestlik kararının infazı sırasında ibraz ettiği 07.08.2014 tarihli mazeret dilekçesinde belirttiği "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: 12, .../Samsun" adresi, bilinen en son adresidir. Bu adrese usulüne uygun bir tebligat çıkarılmadan, doğrudan MERNİS kaydında yer alan "19 Mayıs Mahallesi, ... Caddesi No: ..., İç Kapı No: 1, .../Samsun" adresine, Tebligat Kanunu’nun 21/2. maddesi uyarınca yapılan tebligat, mevzuata aykırı olup usulsüzdür. Diğer taraftan, alınan savunmasında eşinin olay tarihinde Samsun Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olduğunu, okula giden çocukları bulunduğu için dışarıda kalması gerektiğini, bu nedenle tebligatlara uyamadığını ifade eden sanık her ne kadar karardan haberdar olduğu tarihi açık bir şekilde ifade etmese de UYAP sisteminden yapılan incelemede; eşinin 31.08.2014-14.11.2014 tarihleri arasında hükümlü olarak cezaevinde bulunduğunun anlaşılması karşısında sanığın söz konusu tebligattan son olarak 14.11.2014 tarihinde haberdar olduğu, bu nedenle de usulsüz tebliğin geçerli hâle geldiği değerlendirilmiştir. Ancak, gerek kapalıya iade kararında gerekse bu kararın tebliğine ilişkin düzenlenen mazbatada; sanığın, tebliğ tarihinden itibaren iki gün içinde en yakın Cumhuriyet Başsavcılığına teslim olması gerektiği ile süresinde teslim olmamasının hukuki sonuçlarını içeren herhangi bir ihtara yer verilmemesi nedeniyle sanığın kasıtlı hareket ettiğinden söz edilemeyecektir. Bu nedenle de sanığa isnat edilen hükümlü veya tutuklunun kaçması suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığı kabul edilmelidir. (Yazarın notu; metinde geçen kapalı kurum ibaresi 7242 sk. İle açık kurum olarak değiştirilmiştir)</p>

<p>Peki gerekli ihtaratın yapılmaması nedeniyle firar suçundan beraat eden hükümlü hakkında disiplin cezası verilebilecek midir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Firari durumuna düşenler de daha sonra yakalandıklarında açık kuruma alınır. Ancak haklarında firar nedeniyle disiplin soruşturması başlatılır ve 5275 sk.nun 14/5a ve Açık Ceza İnfaz Kurumlarına Ayrılma Yönetmeliği'nin 12/1b maddesi gereğince kapalı kuruma gönderilirler. Firar eyleminin disiplin yönünden karşılığı ise 5275 sk.nun 44/3ı maddesinde 11 günden 20 güne kadar hücreye koyma cezası olarak belirlenmiştir.</p>

<p>İnfaz Kanununun 48/3b maddesi gereğince; "Disiplin cezalarının tamamı infaz edilip kaldırılmadıkça koşullu salıverilme işlemi yapılmaz, ancak bu süre hak ederek salıverme tarihini geçemez." yine aynı maddenin 4f bendi gereğince 11-20 gün hücre cezaları infaz edildiği tarihten itibaren 1 yıl sonra kalkar. Yani hükümlünün hücre cezasının infaz edildiği tarihten itibaren 1 yıllık süre içerisinde şartla tahliye tarihi gelmiş olsa bile hükümlü salıverilmez bu bir yıllık sürenin sonu beklenir.</p>

<p>Ancak bu 1 yıllık süre bihakkın tahliye tarihini geçemez.</p>

<p>Görüldüğü üzere firari duruma düşmenin sonuçları çok ağırdır. Hükümlü denetimli serbestlik hakkını kaybettiği gibi şartla tahliye hakkını da kaybedebilmektedir.<br />
Firari duruma düşmesi nedeniyle disiplin soruşturması kapsamında kapalıya iade edilip hücre cezası verilen hükümlü hakkında firar suçundan açılan kamu davasından yukarıda bahsi geçen ihtarat eksikliği nedeniyle beraat kararı verilmiş ise kanaatimizce cezaevi disiplin kuruluna başvurup hakkında verilen disiplin cezasının kaldırılmasını isteyebilecektir. Her ne kadar prensip olarak ceza hukuku ve disiplin hukuku birbirinden bağımsız olarak değerlendirilmekte ise de; açığa iade kararı verilmesine rağmen 2 gün içerisinde C. Savcılığına teslim olmamak şeklinde gerçekleşen firar suçunun hem disiplin hem de ceza hukuku anlamında unsurları aynıdır. YCGK bu şekilde gerçekleşen firar suçunu hem karmaşık ve anlaşılmaz ve hem de AİHS madde 7 kapsamında öngörülemez olarak değerlendirmiştir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023232-e-2025607-k-sayili-karari" rel="dofollow">(BKNZ kararın tamamı)</a></strong></p>

<p><strong>Esat Faruk BENLİ<br />
Hukukçu</strong><br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denetimli-serbestlik-ihlali-nedeniyle-acik-kuruma-iade-firar-sucu-yargitay-ceza-genel-kurulu-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 13:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/turk-ceza-kanunu-2.jpg" type="image/jpeg" length="27139"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[15-18 yaş arası çocuklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[AK Parti suça sürüklenen çocuklara ilişkin düzenlemeleri içeren çocukları koruma kanun teklifini Meclis'e sundu. Teklifle kasten öldürme ve ağır yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş arasındaki çocuklara hakimin takdir yetkisiyle ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek. Çocuklara yönelik hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılacak.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AK Parti Grup Başkanvekili Leyla Şahin Usta, suça sürüklenen çocuklara yönelik yasal düzenlemeye ilişkin açıklama yaptı. Buna göre; 15-18 yaş arası suça sürüklenen çocuklara, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek.</p>

<p>“Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ni Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na sunuldu. AK Partili Leyla Şahin Usta düzenlemeye ilişkin açıklama yaptı.</p>

<p>Usta konuşmasında şunları söyledi:</p>

<p>"TCK’da tekerrür hükümlerinin uygulanma yaş sınırları 18’den 15’e düşürülerek caydırıcılığın sağlanması amaçlanmaktadır."</p>

<p>"Çocuk hükümlülerin infazına çocuk kapalı cezaevlerinde başlamasına iyi halli olması halinde çocuk eğitim evlerine ayrılmasına imkan sağlanmaktadır."</p>

<p>"Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında yapılan düzenlemeyle, hapis cezalarının alt ve üst sınırları artırılmaktadır."</p>

<p>AK Partili Usta, "Temmuz ayı sonuna kadar çalışma planımız var temel hedefimiz kapanmadan kanunun geçirilmesi" dedi.</p>

<p><strong>TEKLİFLE 15-18 YAŞ ARASINA HAKİME TAKDİR YETKİSİ VERİLECEK</strong></p>

<p>18 maddelik teklifle "suça sürüklenen çocuk" tanımı yerine "adli süreçteki çocuk" kavramı getirilecek.</p>

<p>Teklifle kasten öldürme ve ağır yaralama suçlarını işleyen 15-18 yaş arasındaki çocuklara hakimin takdir yetkisiyle müebbet ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilebilecek. Aynı suçları işleyen 12-15 yaş arasındaki çocuklara da hakimin takdir yetkisiyle daha az ceza indirimi uygulanabilecek.</p>

<p>12-15 yaş grubu çocuklara ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasında 12 yıldan 15 yıla kadar olan üst sınır 15 yıldan 18 yıla, müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 9 yıldan 11 yıla kadar olan hapis cezası 10 yıldan 12 yıla kadar çıkarılacak. 15-18 yaş grubu çocuklarda ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda 24 yıl olan üst sınırının 27 yıla, müebbet hapis cezası gerektiren suçlarda hapis cezası 15 yıldan 18 yıla kadar yükselecek.</p>

<p><strong>TEKLİFLE 15 YAŞINDAN İTİBAREN "MÜKERRER" SUÇ SAYILACAK</strong></p>

<p>Türk Ceza Kanunu'na göre çocukların tekrar işledikleri suçlar mükerrer sayılmıyor. Meclis'e sunulan teklifle 15 yaşını doldurmuş çocuk hükümlülerin tekrar işlediği suçlar "mükerrer" sayılacak. Bir suçu 2-3 kez işleyen çocuğa daha ağır cezalar verilecek.</p>

<p><strong>ÖNCE KAPALI CEZAEVİNE SONRA EĞİTİMEVİNE GÖNDERİLECEKLER</strong></p>

<p>Teklifle suç işleyen çocuk hükümlüler önce çocuk eğitimevi yerine Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna gönderilecek. Kapalı Ceza İnfaz Kurumundan sonra eğitimevine geçebilecek.</p>

<p><strong>CEZAEVİNDE GEÇİRDİKLERİ 1 GÜN, 1 GÜN OLARAK SAYILACAK</strong></p>

<p>Çocukların 15 yaşını doldurana kadar ceza infaz kurumunda geçirdikleri 1 günün 2 gün sayılması uygulaması kaldırılacak. Bu çocukları için cezaevinde geçirilen her 1 gün, 1 gün olarak hesaplanacak. Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçunu işleyen çocukların ailelerine verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılacak. Ateşli silahı çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişiye 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası verilecek.</p>

<p><strong>BAKAN GÜRLEK'TEN MESAJ</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek de Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi" X hesabından paylaşım yaptı. Bakan Gürlek şu ifadeleri kullandı:</p>

<p>"Çocuklarımızın adli süreçlerle karşı karşıya kalmasını önlemek, onları her türlü istismar ve tehditten korumak; suç mağduru ailelerimizin adalet beklentisine karşılık vermek devletimizin en temel sorumluluklarındandır.</p>

<p>Bu anlayışla hazırlıklarına katkı sunduğumuz ve AK Parti Grubumuz tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Çocuk Koruma Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; çocukları koruyan, caydırıcılığı güçlendiren ve kamu vicdanını gözeten önemli düzenlemeler içermektedir.</p>

<p>Teklifle, 12-15 ve 15-18 yaş gruplarındaki çocuklara uygulanacak ceza indirimleri yeniden düzenlenmekte; kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama gibi ağır suçlarda hâkime, fiilin niteliğini gözeterek daha geniş takdir yetkisi tanınmaktadır.</p>

<p>Aile hukukundan kaynaklanan yükümlülüklerin ihlaline ilişkin cezalar artırılmakta; çocuğun bakım, gözetim ve korunmasına ilişkin sorumluluklarını yerine getirmeyen kişilere yönelik yaptırımlar güçlendirilmektedir.</p>

<p>Çocuklarımızın korunması amacıyla dijital riskler, bağımlılıklar, çevre bilinci, kitap ve kütüphane alışkanlığı ile sosyal hizmetlere yönelik yeni yönlendirme tedbirleri getirilmektedir. Sosyal inceleme raporlarının etkinliği artırılırken koruyucu ve destekleyici tedbirlerde kurumlar arası koordinasyon da güçlendirilmektedir.</p>

<p>Ayrıca çocuk odaklı hukuk anlayışını ve masumiyet karinesini daha güçlü biçimde yansıtmak amacıyla mevzuatımızdaki “suça sürüklenen çocuk” ibaresinin yerine “adli süreçteki çocuk” ifadesinin kullanılması öngörülmektedir.</p>

<p>Amacımız; çocuğu koruyan, suçu önleyen, suç örgütlerinin çocukları istismar etmesine engel olan, ailelerin sorumluluğunu güçlendiren; ağır suçlar karşısında ise kamu vicdanını ve mağdur haklarını gözeten etkili bir adalet sistemi tesis etmektir.</p>

<p>Teklifin hazırlanmasına katkı sunan başta TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu olmak üzere tüm çalışma arkadaşlarımıza, teklifi Meclis gündemine taşıyan AK Parti Grubumuza, ilgili kurumlarımıza, akademisyenlerimize ve uzmanlarımıza teşekkür ediyorum.</p>

<p>Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde; çocuklarımızın üstün yararını, toplumumuzun huzur ve güvenliğini ve mağdur ailelerimizin adalet beklentisini birlikte gözeten reformlarımızı kararlılıkla hayata geçirmeye devam edeceğiz."</p>

<p><strong>SUÇA SÜRÜKLENEN ÇOCUKLAR DÜZENLEMESİ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanuna 13 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“MADDE 13/A- Ateşli silahın dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı şekilde muhafaza edilmesi suretiyle çocuk tarafından ele geçirilmesine neden olan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “oniki yıldan onbeş yıla;” ibaresi “onüç yıldan onsekiz yıla;”, “dokuz yıldan onbir yıla” ibaresi “on yıldan oniki yıla”, “yedi yıldan” ibaresi “dokuz yıldan” şeklinde ve üçüncü fıkrasında yer alan “onsekiz yıldan yirmidört yıla;” ibaresi “ondokuz yıldan yirmiyedi yıla;”, “oniki yıldan onbeş yıla” ibaresi “onbeş yıldan onsekiz yıla”, “oniki yıldan fazla” ibaresi “onbeş yıldan fazla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Somut olayda;</p>

<p>a) Kasta dayalı kusurun ağırlığı,</p>

<p>b) Güdülen amaç ve saik,</p>

<p>c) Suçun işleniş şekli,</p>

<p>d) Daha önceden kasıtlı bir suçtan dolayı hapis cezasına mahkûm edilmiş olma, hususlarından biri ya da birkaçı göz önünde bulundurularak kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87) suçlarını işleyen onbeş yaşını doldurmuş olup da onsekiz yaşını doldurmamış olan kişiler hakkında üçüncü fıkra hükümleri uygulanmayabilir. Fiili işlediği sırada oniki yaşını doldurmuş olup da onbeş yaşını doldurmamış ceza sorumluluğu bulunan kişiler hakkında ise ikinci fıkra hükümleri yerine üçüncü fıkra hükümleri uygulanabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>5237 sayılı Kanunun 58 inci maddesinin beşinci fıkrasında yer alan “onsekiz yaşını” ibaresi “onbeş yaşını” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>5237 sayılı Kanunun 233 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir yıla” ibaresi “üç aydan iki yıla”, ikinci fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “altı aydan iki yıla”, üçüncü fıkrasında yer alan “üç aydan bir yıla” ibaresi “bir yıldan üç yıla” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Birinci ve üçüncü fıkralarda tanımlanan fiiller nedeniyle çocuğun kasten öldürme (madde 81, 82) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama (madde 87) suçunu işlemesi halinde şikayet aranmaksızın, faile bu madde uyarınca verilecek ceza yarısından iki katına kadar artırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong>4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 174 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Onbeş yaşını doldurmamış çocuklar hakkında sosyal inceleme yaptırılmaksızın düzenlenen,”<strong>MADDE 6-</strong>13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Çocuk tutukluların” ibaresi “Çocuk hükümlülerin veya tutukluların” şeklinde değiştirilmiş ve ikinci fıkrasında yer alan “çocuklar,” ibaresinden sonra gelmek üzere ‘‘suç türleri,’’ ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong>5275 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Çocuk hükümlülerin çocuk kapalı ceza infaz kurumundan çocuk eğitimevine ayrılmalarına 89 uncu madde uyarınca psikolog, pedagog, çocuk gelişimcisi, sosyal çalışmacı, psikolojik danışman, rehberlik uzmanı ve öğretmen gibi en az bir uzman görevlinin de katılımıyla idare ve gözlem kurulu tarafından yapılan değerlendirme sonucunda karar verilir.</p>

<p>Çocuk eğitimevine ayırmaya ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen çocuk hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri altı ayı geçemez.”</p>

<p>“(4) Aşağıdaki hâllerde çocuk hükümlüler hakkında verilen cezalar doğrudan çocuk eğitimevlerinde yerine getirilir:</p>

<p>a) Terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları ile örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar hariç olmak üzere, kasıtlı suçlardan toplam üç yıl veya daha az hapis cezasına mahkûm olanlar.</p>

<p>b) Taksirli suçlardan toplam beş yıl veya daha az süreyle hapis cezasına mahkûm olanlar.</p>

<p>(5) Doğrudan çocuk eğitimevine alınanlar dahil olmak üzere bu kurumlarda bulunan</p>

<p>çocuk hükümlülerden;</p>

<p>a) Firar edenler veya başka bir fiilden dolayı haklarında tutuklama kararı verilenler idare ve gözlem kurulu kararıyla,</p>

<p>b) Kapalı ceza infaz kurumuna iade veya odaya kapatma disiplin cezası alıp, bu cezası kesinleşmiş olanlar veya asayiş ve düzenin sağlanması amacıyla disiplin cezası kesinleşmemiş olsa bile eylemi kurum düzeni ya da kişi güvenliği bakımından tehlike oluşturanlar idare ve gözlem kurulu kararıyla, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilirler.</p>

<p>(6) Çocuk hükümlülerin, suç ve ceza türlerine göre, çocuk eğitimevlerine ayrılıp ayrılmamalarına, çocuk eğitimevlerinde geçirecekleri sürelere, çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınmalarına, doğrudan çocuk eğitimevlerine alınanların çocuk kapalı ceza infaz kurumlarına gönderilmelerine ve diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar yönetmelikte gösterilir.”</p>

<p><strong>MADDE 8-</strong>5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin beşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(5) Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102 ve 103), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu (madde 220) hariç olmak üzere, koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong>30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanununa 43/B maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Amaç dışı bıçak taşıma</p>

<p>MADDE 43/C – (1) Her ne ad altında olursa olsun, 10/7/1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanun kapsamı dışında kalan her tür bıçak ile diğer kesici, delici veya bereleyici aletlerin;</p>

<p>a) 11/9/1981 tarihli ve 2521 sayılı Avda ve Sporda Kullanılan Tüfekler, Nişan Tabancaları ve Av Bıçaklarının Yapımı, Alımı, Satımı ve Bulundurulmasına Dair Kanuna göre ruhsatlandırılan yerler ile ilgili yönetmeliğe göre ruhsatlandırılan işyerleri dışında satışı ve sergilenmesi,</p>

<p>b) Onsekiz yaşından küçük çocuklara satılması ve çocuklar tarafından satın alınması veya taşınması, yasaktır.</p>

<p>(2) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan yasaklara uymayanlara beşbin Türk Lirası, kabahate konu bıçak veya aletlerin sayı veya nitelik bakımından vahim olması halinde ise onbin Türk Lirası idarî para cezası verilir. Ayrıca bu kabahatin işlendiğini öğrenen işletici veya sorumlunun yetkili makamlara bildirim yapmaması halinde beşbin Türk Lirası idarî para cezası verilir.</p>

<p>(3) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir.</p>

<p>(4) Bu maddenin birinci fıkrasında sayılan kabahat dolayısıyla idarî para cezasına ve elkoymaya kolluk görevlileri, mülkiyetin kamuya geçirilmesine mülkî amir tarafından karar verilir.</p>

<p>(5) Bu maddenin birinci fıkrasındaki kabahati işlediği sırada onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında çocuğun üstün yararı gözetilerek, 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu hükümleri uyarınca koruyucu ve destekleyici tedbirlere karar verilmesi amacıyla mülki amir tarafından çocuk hâkiminden tedbir talebinde bulunulur.</p>

<p>(6) Bu madde hükmü internet satışları ve mesafeli satışlar için de uygulanır.</p>

<p>(7) Bir sanat veya mesleğin icrası için gerekli bıçak, şiş ve benzerlerinin icra yerinde ve icra eden kişilerce kullanılması, bulundurulması ve taşınması bu madde hükümlerine tabi değildir.”</p>

<p><strong>MADDE 10-</strong>3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununa 5 inci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yönlendirme tedbirleri</p>

<p>MADDE 5/A- (1) Bu Kanunun 5 inci maddesinde düzenlenen koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yanında bu maddede düzenlenen yönlendirme tedbirleri, ceza sorumluluğu olmayan adli süreçteki çocuklar bakımından, çocuklara özgü güvenlik tedbiri olarak anlaşılır.</p>

<p>(2) Yönlendirme tedbirleri olarak;</p>

<p>a) Sosyal ve toplumsal hizmetler tedbiri: Spor kulüpleri, gençlik merkezleri, spor tesisleri ile ilgili kamu kurum ve kuruluşlarında; Gençlik ve Spor Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere çocukların 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almalarına,</p>

<p>b) Dijital risklerden korunma tedbiri: Kullandığı telefon cihazı, telefon hattı veya her türlü bilgisayar, tablet ve benzeri dijital cihazın bildirilerek cihazın tedbir kararından sonraki hareketlerini Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu ile Siber Güvenlik Başkanlığı tarafından 3 aydan az 2 yıldan fazla olmamak üzere çeşitli takip yazılımlarıyla ilgili kurum denetimine açmaya, riskli olarak tanımlı bazı mecralar, uygulamalar ve dijital platformlarına erişimin engellenmesine,</p>

<p>c) Kitap ve kütüphane tedbiri: Kütüphane ve okuma salonu gibi yerlerde Kültür ve Turizm Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar psikososyal gelişimine katkı sağlayacak görev almaya veya bu kuruluşların yetkililerince belirlenen eserleri okumaya,</p>

<p>d) Çevreye saygı ve çevre temizliği tedbiri: Tarım ve Orman Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, üniversiteler ile yerel yönetimler tarafından yerine getirilmek üzere 20 saatten 300 saate kadar park, bahçe, sahil gibi belirlenecek bir bölgede çevre temizliğiyapmaya, belirlenecek bitkilerin bakımı, ağaçlandırma ve çiçeklendirme faaliyetlerine katılmaya,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) Tütün, nikotin, alkol, kumar, uyuşturucu ve uyarıcı madde ile davranışsal bağımlılık tedbiri: Sağlık Bakanlığı, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Yeşilay tarafından yerine getirilmek üzere çocukların sağlıkları için tehlike oluşturan bağımlılıklarının tedavi ve rehabilitasyonu için belirlenecek programları tamamlamaya, hükmedilir.</p>

<p>(3) Bu tedbirlerin yerine getirilmesinde 45 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır.</p>

<p>(4) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Akıl hastalığı, akıl zayıflığı, alkol, uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığı, davranışsal bağımlılık ya da ağır tehlike arz eden bulaşıcı hastalık nedeniyle kendisi veya başkaları açısından ciddi tehlike oluşturduğu değerlendirilen ve herhangi bir suretle Sağlık Bakanlığına veya üniversitelere bağlı yataklı sağlık kurumlarına gelen veya getirilen çocuk hakkında, tedaviye ihtiyaç bulunduğunun ilgili uzman tabip tarafından tespit edilmesi hâlinde, acil korunma kararı alınması amacıyla yirmi dört saat içinde rapor düzenlenir. Sağlık kurumu, uzman hekim raporunun düzenlendiği tarihten itibaren en geç yirmi dört saat içinde çocuk hâkimine başvurur. Başvurudan itibaren en geç kırk sekiz saat içinde ilgili dal uzman hekiminin yer aldığı üç uzman hekimden oluşan resmî sağlık kurulu tarafından düzenlenen rapor mahkemeye sunulur.</p>

<p>(5) Hâkim, başvuru ve sağlık kurulu raporunu değerlendirerek talep hakkında en geç kırk sekiz saat içinde karar verir. Çocuğun sağlık kuruluşuna gelmesi veya getirilmesinden hâkim kararının sağlık kuruluşuna tebliğine kadar geçen sürede, çocuğa gerekli görülen tıbbî müdahale ve tedavi uygulanır. Bu süreçte ihtiyaç duyulması hâlinde kolluktan yardım istenebilir. Kolluk, bu kapsamda yapılan talepleri, kanunla kendisine tanınan yetkiler çerçevesinde yerine getirir.</p>

<p>(6) Hâkim, çocuğun üstün yararını gözeterek çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerekli görmesi hâlinde kişisel ilişkinin kurulmasına veya sınırlandırılmasına karar verebilir. Hâkim, sağlık kurulu raporunu dikkate alarak acil korunma kararının kaldırılmasına, devamına veya çocuğun durumuna uygun başka bir koruyucu ve destekleyici tedbire karar verir.”</p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> 5395 sayılı Kanunun 15 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Çocuk hakkında kamu davası açılması halinde durum, gerekli idari tedbirlerin alınması amacıyla Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve Milli Eğitim Bakanlığı il veya ilçe müdürlüklerine bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 13-</strong>5395 sayılı Kanunun 23 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Adli süreçteki çocuklar hakkında yapılan yargılama sonunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi halinde bu Kanunun 5/A maddesinde düzenlenen yönlendirme tedbirlerinden uygun görülen biri veya birkaçı da denetimli serbestlik tedbiri olarak uygulanır. Bu fıkra uyarınca hükmedilecek yükümlülükler 5/A maddesinde belirtilen kurumlar tarafından yerine getirilir.</p>

<p>(3) Adli süreçteki çocuklar hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilmesi için suçun konusunu oluşturan malın değerinin az olması halinde zararın giderilmesi şartı aranmayabilir.”</p>

<p><strong>MADDE 14-</strong>5395 sayılı Kanunun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Onbeş yaşını doldurmamış çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılması zorunludur. Cumhuriyet savcısı, mahkeme veya çocuk hâkimi tarafından onbeş yaşını doldurmuş çocuk hakkında sosyal inceleme yaptırılmaması hâlinde, gerekçesi iddianamede veya kararda gösterilir.”</p>

<p><strong>MADDE 15-</strong>5395 sayılı Kanunun 45 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(3) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin ilgili kurum veya kuruluş tarafından yerinegetirilmesi sırasında gerekmesi halinde kolluktan yardım istenebilir.”</p>

<p>“(4) Koruyucu ve destekleyici tedbirlerin yerine getirilmesinde kurumların koordinasyonu merkezde Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından; il ve ilçelerde kurumların koordinasyonu ile takip vali ve kaymakam tarafından sağlanır. Bu amaçla il ve ilçelerde sekretarya hizmetleri aile ve sosyal hizmetler il müdürlükleri tarafından yürütülür.</p>

<p>Hâkim veya mahkeme tarafından verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararları, yerine getirilmek üzere ilgili kurum veya kuruluşa gönderilir.</p>

<p>(5) Çocuk hakkında verilen koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının gereklerine aykırı hareket eden ana, baba, vasi veya bakım ve gözetiminden sorumlu kimse, fiil suç teşkil etse dahi ihlal edilen tedbirin niteliğine ve aykırılığın ağırlığına göre çocuk hâkimi kararıyla üç günden on güne kadar tazyik hapsi ile cezalandırılır. Bu kararlara karşı 14 üncü madde uyarınca itiraz yoluna gidilebilir. Tazyik hapsine ilişkin kararlar, kesinleşmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılığı tarafından yerine getirilir. Bu kararlar çocuk hâkimi tarafından ilgili kuruma bildirilir.”</p>

<p><strong>MADDE 16-</strong>(1) 24/5/1983 tarihli ve 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanununun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinin (17) numaralı alt bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(2) 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>(3) 3/7/2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanununun;</p>

<p>a) 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>b) 2 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>c) 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ç) 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”,</p>

<p>d) 12 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>e) 13 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “hakkında adli süreç yürütülen”,</p>

<p>f) 20 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>g) 24 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ğ) 26 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adlisüreçteki”,</p>

<p>h) 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Suça sürüklenen”</p>

<p>ibaresi “Adli süreçteki”, (c) bendinde yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>ı) 31 inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>i) 34 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Suça sürüklenen” ibaresi “Adli süreçteki”,</p>

<p>j) 37 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “suça sürüklenen” ibaresi “adli süreçteki”,</p>

<p>k) 39 uncu maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde yer alan “Suça sürüklenmesi” ibaresi “Hakkında adli süreç yürütülmesi”,</p>

<p>şeklinde değiştirilmiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/15-18-yas-arasi-cocuklara-agirlastirilmis-muebbet-hapis-cezasi-verilebilecek</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/cocuk-hapisa.jpg" type="image/jpeg" length="19517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2025/249 E., 2026/79 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/4/2026 tarihli, 2025/249 esas - 2026/79 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI </strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>: 2025/249</strong></p>

<p><strong>Karar Sayısı</strong> <strong>: 2026/79</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi</strong> <strong>: 16/4/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı : 14/7/2026-33310</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Konkordato talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 287. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Geçici mühlet:</i></p>

<p><i>MADDE 287- (Değişik: 28/2/2018-7101/15</i> <i>md.</i><i>)</i></p>

<p><i>Konkordato talebi üzerine mahkeme,</i> <i>286</i> <i>ncı</i> <i>maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde</i> <i><strong><u>derhâl geçici mühlet kararı verir</u></strong></i> <i>ve 297</i> <i>nci</i> <i>maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dahil olmak üzere, borçlunun malvarlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alır.</i></p>

<p><i>Konkordato işlemlerinin başlatılması alacaklılardan biri tarafından talep edilmişse, borçlunun</i> <i>286</i> <i>ncı</i> <i>maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararı verilir. Bu durumda anılan belge ve kayıtların hazırlanması için gerekli masraf alacaklı tarafından karşılanır. Belge ve kayıtların süresinde ve eksiksiz olarak sunulmaması hâlinde geçici mühlet kararı verilmez ve alacaklının yaptığı konkordato talebinin de reddine karar verilir.</i></p>

<p><i>Mahkeme, geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün</i> <i>olup</i> <i>olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiseri görevlendirir. Alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiser de görevlendirilebilir. (Ek cümle:6/12/2018-7155/14</i> <i>md.</i><i>) Üç komiser görevlendirilmesi durumunda komiserlerden biri, mahkemenin bulunduğu ilde faaliyet göstermek şartıyla Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yetkilendirilmiş bağımsız denetçiler arasından seçilir. 290</i> <i>ıncı</i> <i>madde bu konuda kıyasen uygulanır.</i></p>

<p><i>Geçici mühlet üç aydır. Mahkeme bu üç aylık süre dolmadan borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabilir, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşü alınır. Geçici mühletin toplam süresi beş ayı geçemez.</i></p>

<p><i>291 inci ve</i> <i>292</i> <i>nci</i> <i>maddeler, geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanır.</i></p>

<p><i>Geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiser görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamaz.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 11/12/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Özge ULUKAYA tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Genel Açıklama</strong></p>

<p>3. 2004 sayılı Kanun’un 285 ila 309. maddelerinde konkordato kurumu düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Anılan Kanun’un 285. maddesinin birinci fıkrasında borçlarını vadesi geldiği hâlde ödeyemeyen veya vadesinde ödeyememe tehlikesi altında bulunan herhangi bir borçlunun vade verilmek veya indirim yapılmak suretiyle borçlarını ödeyebilmek ya da muhtemel bir iflastan kurtulmak için mahkemeden konkordato talep edebileceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında da iflas talebinde bulunabilecek her alacaklının gerekçeli bir dilekçeyle borçlu hakkında konkordato işlemlerinin başlatılmasını isteyebileceği belirtilmiştir.</p>

<p>5. Buna göre borçlu veya alacaklı tarafından talep edilebilen konkordatoyla, borçlunun çeşitli sebeplerle bozulan maddi durumunun iyileştirilmesine, ekonomik faaliyetlerini sürdürmesine ve borçlarını ödemesine imkân tanındığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>6. Kanun’un 286. maddesinin birinci fıkrasının (a) ila (e) bentlerinde konkordato talebine eklenecek belgeler düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Bu kapsamda anılan fıkranın (a) bendine göre borçlunun borçlarını hangi oranda veya vadede ödeyeceğini, bu kapsamda alacaklıların alacaklarından hangi oranda vazgeçmiş olacaklarını, ödemelerin yapılması için borçlunun mevcut mallarını satıp satmayacağını, borçlunun faaliyetine devam edebilmesi ve alacaklılara ödemelerini yapabilmesi için gerekli mali kaynağın sermaye artırımı veya kredi temini yoluyla yahut başka bir yöntem kullanılarak sağlanacağını gösteren konkordato ön projesi konkordato talebine eklenecek belgelerdendir.</p>

<p>8. Fıkranın (b) bendinde de borçlunun mal varlığının durumunu gösterir belgeler, borçlu defter tutmaya mecbur kişilerden ise 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’na göre hazırlanan son bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, hem işletmenin devamlılığı esasına göre hem de aktiflerin muhtemel satış fiyatları üzerinden hazırlanan ara bilançolar, ticari defterlerin açılış ve kapanış tasdikleri ile elektronik ortamda oluşturulan defterlere ilişkin e-defter berat bilgileri, borçlunun mali durumunu açıklayıcı diğer bilgi ve belgeler, maddi ve maddi olmayan duran varlıklara ait olup defter değerlerini içeren listeler, tüm alacak ve borçları vadeleri ile birlikte gösteren liste ve belgeler konkordato talebine eklenecek belgeler arasında sayılmıştır.</p>

<p>9. (c), (d) ve (e) bentlerine göre alacaklıları, alacak miktarlarını ve alacaklıların imtiyaz durumunu gösteren liste; konkordato ön projesinde yer alan teklife göre alacaklıların eline geçmesi öngörülen miktar ile borçlunun iflâsı hâlinde alacaklıların eline geçebilecek muhtemel miktarı karşılaştırmalı olarak gösteren tablo ile Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunca (Kurum) yetkilendirilen bağımsız denetim kuruluşu tarafından Türkiye Denetim Standartlarına göre yapılacak denetim kapsamında hazırlanan ve konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporu ile dayanakları konkordato talebine eklenecek diğer belgeler arasında sayılmıştır.</p>

<p>10. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında birinci fıkranın (e) bendi kapsamında düzenlenecek raporlar ve bu raporlara dayanak olacak denetimlerde, denetim kuruluşlarının faaliyetleri, hak ve yükümlülükleri, raporların inceleme ve denetimleri, bu raporlar sebebiyle doğacak idari ve hukuki sorumluluk ile diğer hususlar hakkında 26/9/2011 tarihli ve 660 sayılı Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumunun Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (KHK) hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiştir.</p>

<p>11. Söz konusu KHK’nın 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendinde “<i>bağımsız denetim kuruluşu</i>” bağımsız denetim yapmak üzere Kurum tarafından yetkilendirilen sermaye şirketleri olarak tanımlanmıştır. KHK’nın 9. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ç) bendinde bağımsız denetim kuruluşlarının kuruluş şartlarını ve çalışma esaslarını belirlemek; (d) bendinde bağımsız denetim kuruluşlarının faaliyetleri ile denetim çalışmalarının Kurumca yayımlanan standart ve düzenlemelere uyumunu gözetlemek ve denetlemek, (e) bendinde ise mevzuata aykırılıkları tespit edilen bağımsız denetim kuruluşları hakkında idari yaptırım kararı vermek Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurulunun (Kurul) görev ve yetkileri arasında sayılmıştır.</p>

<p>12. KHK’nın 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde bağımsız denetim kuruluşlarının denetledikleri finansal tablo, bilgi ve raporlara ilişkin olarak hazırladıkları bağımsız denetim raporlarının denetim standartlarına aykırı olması ile bu raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumlu oldukları düzenlenmiştir.</p>

<p>13. 25. maddenin (5) numaralı fıkrasında Kurumca yapılan incelemeler sonucunda bağımsız denetim kuruluşları hakkında ikaz, uyarı, faaliyetin kısıtlanması, faaliyet izninin askıya alınması ve iptali dâhil olmak üzere uygun yaptırımların uygulanacağı ve bu fıkrada belirtilen idari yaptırımlara karar verilmiş olmasının ayrıca idari para cezasına karar verilmesine engel olmayacağı öngörülmüştür.</p>

<p>14. 26. maddenin (3) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde KHK hükümlerine dayanılarak yapılan düzenlemelere, belirlenen standart ve formlara ve Kurulca alınan genel ve özel nitelikteki kararlara aykırı hareket eden bağımsız denetim kuruluşlarına, Kurul tarafından on bin Türk lirasından elli bin Türk lirasına kadar idari para cezasının verileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>15. 2004 sayılı Kanun’un 287. maddesinin birinci fıkrasında konkordato talebi üzerine mahkemenin 286. maddede belirtilen belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunu tespit ettiğinde derhâl geçici mühlet kararı vereceği ve 297. maddenin ikinci fıkrasındaki hâller de dâhil olmak üzere, borçlunun mal varlığının muhafazası için gerekli gördüğü bütün tedbirleri alacağı hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun’un 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>16. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde konkordato işlemlerinin başlatılmasının alacaklılardan biri tarafından talep edilmesi hâlinde borçlunun 286. maddede belirtilen belgeleri ve kayıtları mahkemenin vereceği makul süre içinde ve eksiksiz olarak sunması hâlinde geçici mühlet kararının verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>17. Maddenin üçüncü fıkrasının birinci ve ikinci cümlelerinde geçici mühlet kararıyla birlikte konkordatonun başarıya ulaşmasının mümkün olup olmadığının yakından incelenmesi amacıyla bir geçici konkordato komiserinin görevlendirileceği, alacaklı sayısı ve alacak miktarı dikkate alınarak gerektiğinde üç komiserin de görevlendirilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Dördüncü fıkrada geçici mühletin üç ay olduğu, mahkemenin bu üç aylık sürenin dolmasından önce borçlunun veya geçici komiserin yapacağı talep üzerine geçici mühleti en fazla iki ay daha uzatabileceği, uzatmayı borçlu talep etmişse geçici komiserin de görüşünün alınacağı ve geçici mühletin toplam süresinin beş ayı geçemeyeceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>19. Beşinci fıkrada Kanun’un 291. ve 292. maddelerinin geçici mühlet hakkında kıyasen uygulanacağı belirtilmiştir. Buna göre 291. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında konkordato talebi ile amaçlanan iyileşmenin geçici mühletin sona ermesinden önce gerçekleştiğinin komiserin yazılı raporuyla mahkemeye bildirilmesi üzerine mahkemece resen geçici mühlet kaldırılarak konkordato talebinin reddine karar verilecektir.</p>

<p>20. 292. maddede kesin mühlet içinde konkordato talebinin reddi ile iflasın açılması düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin birinci fıkrasının (a) ila (d) bentlerinde kesin mühletin verilmesinden sonra borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılması gerekiyorsa, konkordatonun başarıya ulaşamayacağı anlaşılıyorsa, borçlunun 297. maddeye aykırı davrandığı veya komiserin talimatlarına uymadığı ya da borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiği anlaşılıyorsa, borca batık olduğu anlaşılan bir sermaye şirketi veya kooperatifin konkordato talebinden feragat etmesi hâlinde komiserin yazılı raporu üzerine mahkemenin kesin mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine ve iflasa tabi borçlunun iflasına resen karar vereceği düzenlenmiştir. Buna göre söz konusu hâllerin geçici mühlet kararından sonra gerçekleşmesi durumunda da konkordato talebinin reddine ve borçlunun iflasına resen karar verilebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. 292. maddenin ikinci fıkrası dikkate alındığında iflasa tabi olmayan borçlu bakımından birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde sayılan konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması ile borçlunun 297. maddeye aykırı davranması veya komiserin talimatlarına uymaması ya da alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması hâllerinin geçici mühletin verilmesinden sonra gerçekleşmesi durumunda komiserin yazılı raporu üzerine mahkeme geçici mühleti kaldırarak konkordato talebinin reddine resen karar verecektir.</p>

<p>22. 287. maddenin altıncı fıkrasında geçici mühlet talebinin kabulü, geçici komiserin görevlendirilmesi, geçici mühletin uzatılması ve tedbirlere ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>23. 288. maddenin birinci fıkrasında ise geçici mühletin, kesin mühletin sonuçlarını doğuracağı belirtilmiştir. Söz konusu maddenin ikinci fıkrasında mahkemece geçici mühlet kararının Türkiye Ticaret Sicili Gazetesi’nde ve Basın-İlan Kurumunun resmî ilan portalinde ilan edileceği ve derhâl tapu müdürlüğüne, ticaret sicili müdürlüğüne, vergi dairesine, gümrük ve posta idarelerine, Türkiye Bankalar Birliğine, Türkiye Katılım Bankaları Birliğine, mahallî ticaret odalarına, sanayi odalarına, taşınır kıymet borsalarına, Sermaye Piyasası Kuruluna ve diğer gerekli yerlere bildirileceği, yapılacak ilanda ayrıca alacaklıların ilandan itibaren yedi günlük kesin süre içinde dilekçeyle itiraz ederek konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâlin bulunmadığını delilleriyle birlikte ileri sürebilecekleri ve bu çerçevede mahkemeden konkordato talebinin reddini isteyebileceklerinin belirtileceği öngörülmüştür.</p>

<p>24. Bu itibarla geçici mühletin en önemli etkisinin 294. madde uyarınca mühlet içinde ilke olarak mevcut takiplerin durması ve yeni bir takibin başlatılamaması olduğu anlaşılmaktadır. Bunun yanı sıra 297. madde gereğince borçlunun tasarruf yetkisi de önemli ölçüde sınırlanmaktadır. Anılan madde kapsamında borçlunun bazı tasarrufları yapması yasaklanmakta veya konkordato komiserinin iznine tabi kılınmakta; borçlu, konkordato komiserinin gözetiminde faaliyetlerine devam edebilmektedir. Borçlunun tasarruf yetkisinin tamamen kaldırılarak borçlunun yerine konkordato komiserinin işletmenin faaliyetlerini devam ettirmesine dahi hükmedilebilmektedir.</p>

<p>25. Dolayısıyla konkordato mühletinin, borçlunun takiplerden korunmuş bir şekilde alacaklılar toplantısı vasıtasıyla alacaklılarla anlaşarak konkordato yapabilmesine ve konkordatonun mahkemece tasdikine imkân tanıdığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>C. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>26. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuralla gerekli belgeleri sunan kişi hakkında geçici mühlet kararı verilmesinin zorunlu kılındığı, sunulan belge ve delilleri değerlendirmek için hâkime takdir yetkisinin tanınmadığı, geçici mühlet kararının alacaklıların hukuki durumunu doğrudan etkilemesine rağmen kötü niyetli başvuruları denetleme imkânının getirilmediği, geçici mühlet kararına karşı kanun yoluna başvurulamamasının mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Ç. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>27. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>28. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i> <i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.</p>

<p>29. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Bu bağlamda mülkiyet hakkı, maddi varlığı bulunan taşınır ve taşınmaz mal varlığını kapsadığı gibi maddi bir varlığı bulunmayan hak ve alacakları da içermektedir (AYM, E.2024/8, K.2024/126, 27/6/2024, §§ 10, 11).</p>

<p>30. Anayasa’nın anılan maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun semerelerinden yararlanma imkânı verir (AYM, E.2022/128, K.2023/136, 26/7/2023, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 32).</p>

<p>31. Geçici mühlet kararının borçlunun mal varlığı üzerindeki tasarruf yetkisini sınırladığı, alacaklıların başlattığı takipler üzerinde de etkisinin olduğu gözetildiğinde itiraz konusu kuralın borçlu ve alacaklılar yönünden mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği açıktır.</p>

<p>32. Anayasa’nın 5. maddesi insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamayı devletin temel amaç ve görevleri arasında saymıştır. Devlet, kişilerin mülkiyet hakkından tam anlamıyla yararlanabilmesi ve etkili bir şekilde mülkiyet hakkının korunması amacıyla gereken yasal, idari ve yargısal önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>33. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence altına alınan mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunabilmesi yalnızca devletin bu hakka müdahaleden kaçınmasıyla sağlanamaz. Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler bazı durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerekli kılar (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 17; E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 13; <i>Eyyüp</i> <i>Boynukara</i><i> </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39, 40).</p>

<p>34. Anayasa'nın anılan maddeleri uyarınca devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası uyuşmazlıklarla ilgili olsun ya da olmasın- alacakların tahsilinin düzenlenmesi ve kişilerin alacaklarına kavuşması bakımından etkili bir sistem kurma sorumluluğu bulunmaktadır. Özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklarda devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri, karşılıklı hak ve menfaatler dengesine dayanmaktadır. Alacakların tahsiline ilişkin süreç bakımından da durum böyledir. Bu yönüyle devlet alacakların tahsiline ilişkin sistemi kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır (AYM, E.2021/82, K.2022/167, 29/12/2022, § 21). Konkordato sürecindeki borçlunun mal varlığı ile alacaklıların hakları da Anayasa’nın 35. maddesine göre mülkiyet hakkının kapsamındadır.</p>

<p>35. Alacağın ödenmemesi nedeniyle başlatılan icra takibinde alacaklı ve borçlunun mülkiyet hakkı çatışmaktadır. Devlet cebrî icra sistemini kurarken gerek alacaklının gerekse de borçlu ve ilgili üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Buna göre bir yandan alacaklının mülkiyet hakkı kapsamında bulunan alacağına kavuşması için etkin bir icra yolunun oluşturulması, öte yandan da icradan etkilenen borçlu ve ilgili diğer kişilere, mülkiyet haklarına yapılan müdahalelerin keyfî veya hukuka aykırı olduğunu ileri sürebilmeleri için etkin biçimde itiraz edebilme imkânının tanınması gerekir (AYM, E.2019/11, K.2019/86, 14/11/2019, § 16; <i>Hesna</i> <i>Funda Baltalı ve Baltalı Gıda Hayvancılık San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [GK], B. No: 2014/17196, 25/10/2018, § 72; <i>Nihal Soydan</i> [2. B.], B. No: 2015/3112, 23/1/2019, § 35).</p>

<p>36. Sosyal ve ekonomik koşullardaki değişiklikler nedeniyle işletmelerin ekonomik varlıklarını yitirme tehlikesiyle karşı karşıya kalmaları, alacaklılar bakımından alacaklarını tahsil edememe, çalışanlar bakımından ise işlerini kaybetme riskine yol açmaktadır. Bu riskin millî ekonomiyi ve yatırım ortamını doğrudan etkileyeceği açıktır. Bu nedenle konkordatoya ilişkin düzenlemelerde borçlunun, alacaklıların, çalışanların ve ülkenin ekonomik menfaatlerinin korunması ve dengelenmesine yönelik tedbirlerin alınması gerekmektedir (AYM, E.2024/27, K.2025/38, 11/2/2025, § 27).</p>

<p>37. Kural, 2004 sayılı Kanun’un 286. maddesinde yer alan belgelerin eksiksiz olarak mevcut olduğunun tespit edilmesi hâlinde derhâl geçici mühlet kararı verilmesini öngörmektedir. Başka bir ifadeyle kural kapsamında geçici mühlet kararının verilebilmesi için anılan maddede belirtilen belgeler eksiksiz olarak mahkemeye sunulmalıdır. Bu durumun mahkeme tarafından tespit edilmesi hâlinde ise doğrudan geçici mühlet kararı verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>38. Gerekçesinde kuralın amacının ödeme güçlüğü içinde bulunan borçluya süratle geçici hukuki koruma sağlamak olduğu belirtilmiştir. Bu bağlamda geçici mühlet kararının, borçlunun ticari faaliyetlerini sürdürmesine ve borçlarını ödemesine imkân tanıyan geçici bir koruma tedbiri niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla söz konusu karar alacaklıların alacaklarını tahsil etme ihtimalini artırmaya hizmet etmektedir.</p>

<p>39. Öte yandan devlet, alacakların tahsiline ilişkin bir sistem kurarken gerek alacaklıların gerekse de borçlu ve üçüncü kişilerin hak ve menfaatlerini gözetmek, kişilerin mülkiyet haklarının korunması için gerekli tedbirleri almak durumundadır. Bu husus tarafların çatışan menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlanması açısından önem taşımaktadır.</p>

<p>40. Kural kapsamında geçici mühlet kararının verilebilmesi için bağımsız denetim kuruluşları tarafından hazırlanan konkordato ön projesinde yer alan teklifin gerçekleşeceği hususunda makul güvence veren denetim raporunun alınması gerekmektedir. Kurul denetimine tabi bağımsız denetim kuruluşları tarafından hazırlanan makul güvence veren denetim raporunun alınması zorunluluğu, gerçekleşmesi mümkün olmayan başka bir ifadeyle borçlunun ekonomik durumunu düzeltme amacı taşımayan dürüstlük kuralına aykırı konkordato taleplerinin önüne geçilmesini sağlamaktadır. Nitekim belirtilen denetim raporunun sunulmasını zorunlu kılan hükmün gerekçesinde de makul güvence veren denetim raporunun borçlu ve alacaklının menfaat dengesinin daha iyi bir şekilde korunmasına katkı sunacağı ifade edilmiştir.</p>

<p>41. Diğer yandan bağımsız denetim kuruluşlarının, makul güvence veren denetim raporunun denetim standartlarına aykırı olması veya raporlardaki yanlış, eksik ve yanıltıcı bilgi ve kanaatler nedeniyle doğabilecek zararlardan hukuken sorumlu oldukları, ayrıca duruma göre bu kuruluşlar hakkında faaliyet izninin durdurulmasına, iptaline veya idari para cezasına karar verilebileceği öngörülerek söz konusu raporun standartlara ve gerçeğe uygun bir şekilde hazırlanması için gerekli tedbirlerin öngörüldüğü anlaşılmıştır.</p>

<p>42. Anılan Kanun’da hâkime 286. maddedeki belgeleri inceleyerek bunların eksik olup olmadığını tespit etme hususunda takdir yetkisi tanınmış ancak belgelerin eksik olmadığının tespit edilmesi hâlinde geçici mühlet kararının verilmesi zorunlu tutulmuştur. Geçici mühlet kararının geçici nitelikte, uygulama süresi sınırlı, esas itibarıyla teknik ve objektif ölçütlere dayanılarak verilen bir tedbir kararı olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim bu nedenle geçici mühlet kararının verilebilmesi için güvenirliği denetime tabi belgelerin varlığı gerekmektedir. Kanun koyucunun teknik boyutu bulunan ve hızlı müdahale gerektiren hususlarda hâkimin takdir yetkisini daraltmasında tek başına anayasal açıdan bir engel bulunmamaktadır. Bu çerçevede kural kapsamında geçici mühlet kararının, önceden belirlenmiş objektif koşulların gerçekleşmesi hâlinde hızlı koruma sağlanması amacıyla verileceği dikkate alındığında hâkimin teknik bir konuda, objektif ve denetime elverişli raporların varlığına rağmen takdir yetkisini tamamen serbestçe kullanabilmesinin sistemin öngördüğü hızlı koruma mekanizmasını zayıflatabileceği açıktır.</p>

<p>43. Öte yandan devletin, mülkiyet hakkı yönünden pozitif yükümlülüğü kapsamında borçlunun ve alacaklıların menfaatlerinin dengelenip dengelenmediğinin tespitinde geçici nitelikte bir tedbir olduğu anlaşılan geçici mühlet kararının uygulanacağı sürenin de dikkate alınması gerekmektedir. Bu bağlamda geçici mühletin ilke olarak üç ay olarak öngörüldüğü ancak borçlunun veya geçici komiserin talebi üzerine bu sürenin en fazla iki ay daha uzatılabileceği ve nihai olarak geçici mühlet kararının en fazla beş ay devam edebileceği anlaşılmaktadır. Bu itibarla geçici mühlet kararıyla borçlunun ticari faaliyetlerinin devam etmesinin ve borçlarının ödenmesinin amaçlandığı dikkate alındığında öngörülen azami beş aylık sürenin makul olmadığı söylenemez.</p>

<p>44. Ayrıca anılan maddenin altıncı fıkrası uyarınca geçici mühlet talebinin kabulüne ilişkin kararlara karşı kanun yoluna başvurulması mümkün olmamakla birlikte 288. maddenin birinci fıkrasında öngörülen usule göre yapılacak ilan sonrasında alacaklılara, konkordato mühleti verilmesini gerektiren bir hâlin bulunmadığı yönünde itiraz etme imkânı tanınmıştır. Bu çerçevede geçici mühlet kararı verildikten sonra alacaklıların sürece dâhil edildiği ve kesin mühlet kararı verildikten sonra da alacaklıların iradelerinin dikkate alındığı bir sürecin öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p>

<p>45. Bununla birlikte mahkemenin konkordato talebiyle amaçlanan iyileşmenin geçici mühletin sona ermesinden önce gerçekleşmesi veya geçici mühlet sona ermeden borçlunun mal varlığının korunması için iflasın açılmasının gerekmesi, konkordatonun başarıya ulaşamayacağının anlaşılması, borçlunun öngörülen sınırlamalara aykırı davranması ya da komiserin talimatlarına uymaması veya borçlunun alacaklıları zarara uğratma amacıyla hareket ettiğinin anlaşılması durumunda geçici mühletin kaldırılmasına ve konkordato talebinin reddine karar vermesi mümkündür. Dolayısıyla alacaklıların menfaatlerinin korunması, geçici mühletin amacı dışında kullanılması ve başarıya ulaşma ihtimali bulunmayan konkordato projesine rağmen geçici mühletin devam etmesinin engellenmesi için gerekli önlemlerin de öngörüldüğü anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>46. Bu itibarla borçlunun ticari faaliyetlerinin devam etmesi ve alacaklıların alacaklarına kavuşma ihtimalinin artırılması amacıyla öngörülen kuralda alacaklılar ile borçlunun menfaatleri arasındaki makul dengenin sağlandığı gözetildiğinde kuralın mülkiyet hakkına ilişkin olarak devletin pozitif yükümlülükleriyle çelişen bir yönünün bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>47. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 5. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın<strong> </strong>Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 5. ve 35. maddeleri bağlamında yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 36. ve 138. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 16/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-2025249-e-202679-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="99115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/11348 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2018/11348 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>GENEL KURUL</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MAMBAY</strong> <strong>TARIM</strong> <strong>HAYVANCILIK</strong> <strong>VE</strong> <strong>GIDA</strong> <strong>ÜRÜNLERİ</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2018/11348)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 14/7/2026- 33310</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>GENEL KURUL </strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ahmet Faruk TANYILDIZI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mambay Tarım, Hayvancılık ve Gıda Ürünleri Sanayi Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Temsilcisi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan TANRIVERDİ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, irtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 17/4/2018 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucu Şirket, Niğde'nin Bor ilçesinde tarım ve hayvancılık alanında faaliyet göstermektedir. Şirketin %51 hissesi N.M.nin olup ortaklar K.B., M.T. ve F.T. %12,5 oranında hisseye, H.T. ise %11,5 oranında hisseye sahiptir. 5/2/2016 tarihinde Ortaklar Kurulunun aldığı kararla K.B.nin %12,5 oranındaki hissesi diğer ortaklara devredilmiştir.</p>

<p>7. Mülkiyeti Hazineye ait olan ve Niğde'nin Bor ilçesi, Kayı Yolu mevkii,175 ada, 5 parselde bulunan 1.164.505,16 metrekare yüz ölçümlü taşınmaz üzerinde başvurucu Şirket ortaklarından N.M. lehine 5/6/2008 tarihinden itibaren yirmi yıl süreyle irtifak hakkı tesis edilmiş, tesis edilen bu hak 6/6/2008 tarihinde tapuda tescil edilmiştir.</p>

<p>8. 29/4/2011 tarihinde taşınmaz üzerindeki irtifak hakkı, organik tarım ve hayvancılık yapılması amacıyla başvurucu Şirkete devredilmiştir.</p>

<p>9. Türkiye 15 Temmuz 2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde bir daha uzatılmayarak son bulmuştur. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç, OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-20, 47-66) kararında yer almaktadır.</p>

<p>10. 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 22/7/2016 tarihli 667 sayılı Olağanüstü Hâl kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 8. maddesinde mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu'nda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan taşınmazların yararlanıcılarının terör örgütleriyle bağlantılı görülmesi hâlinde irtifak haklarının ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>11. 17/8/2016 tarihli ve 29804 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 15/8/2016 tarihli ve 670 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (670 sayılı KHK) 10. maddesinin (4) numaralı fıkrası ile 667 sayılı KHK'nın 8. maddesine irtifak hakkı sahibi kurum ve kuruluşlara ait olup taşınmazlar üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve hakların, belge ve evrakın 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağı hükmü eklenmiştir.</p>

<p>12. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi 18/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun'un 26/10/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle taşınmaz üzerindeki taşınırların devrini de düzenleyen hâliyle kanunlaşmıştır.</p>

<p>13. Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü, Niğde Valiliği Defterdarlık Millî Emlak Müdürlüğüne (Defterdarlık) yazı yazarak başvurucu Şirketin ortaklarından olup %51 hisseye sahip olan Şirket Müdürü N.M.nin, %12,5 hisseye sahip olan K.B.nin, %12,5 hisseye sahip olan M.T.nin, %12,5 hisseye sahip olan F.T.nin ve %11,5 hisseye sahip olan Şirket Müdürü H.T.nin Fethullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasına (FETÖ/PDY) ait Bank Asyada hesaplarının olduğunu, bu yapının derneklerine üye olduklarını, çocuklarını bu yapının okullarına gönderdiklerini belirtmiş; bu nedenlerle 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi uyarınca, Şirket lehine tapuya tescil edilen irtifak hakkının resen terkin edilmesinin Maliye Bakanlığının 4/8/2016 tarihli onayıyla uygun görüldüğünü bildirmiştir.</p>

<p>14. Bor Kaymakamlığı Mal Müdürlüğü, Defterdarlığa 8/8/2016 tarihinde tapudan irtifak hakkının terkini işleminin yapıldığı bilgisini vermiştir.</p>

<p>15. Maliye Bakanlığı Millî Emlak Genel Müdürlüğü 5/10/2016 tarihinde başvurucu Şirketin taşınır mallarına el konularak Hazineye bedelsiz olarak devredilmesine karar vermiştir.</p>

<p>16. Başvurucu Şirket, anılan işlemin iptali ve yürütmenin durdurulması talebiyle 10/11/2016 tarihinde Ankara 2. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Başvurucu; dava dilekçesinde Şirketin eski ortağı olan K.B.nin 5/2/2016 tarihinde ortaklıktan ayrıldığını, Bor Mal Müdürlüğüne ortaklık yapısının değiştiği bilgisinin verildiğini, K.B.nin hissesinin diğer ortaklara devredildiğini, diğer ortakların terör örgütüyle bağlantısı olmadığını, Şirketin %50 paylı ortağının ise herhangi bir soruşturma geçirmediğini, idarenin takdir yetkisini kötüye kullandığını, sekiz yıl emek verip ıslah ederek tarıma kazandırdıkları taşınmaz üzerindeki irtifak hakkının terkin edildiğini, tarım faaliyetinde bulunmak üzere taşınmaz üzerinde kurulan tesis, ekipman ve 343 büyükbaş dâhil olmak üzere tüm taşınırlarının haksız şekilde elinden alındığını ileri sürmüştür.</p>

<p>17. Ankara 2. İdare Mahkemesi 667 sayılı KHK'nın 10. maddesinde, bu KHK kapsamında alınan kararlar ve yapılan işlemler nedeniyle açılan davalarda yürütmenin durdurulmasına karar verilemeyeceğinin düzenlendiğini belirterek 16/11/2016 tarihinde yürütmenin durdurulması talebinin reddine karar vermiştir.</p>

<p>18. Ankara 2. İdare Mahkemesi 8/6/2017 tarihinde davanın yetki yönünden reddine, dava dosyasının yetkili Aksaray İdare Mahkemesine (İdare Mahkemesi) gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>19. İdare Mahkemesince yapılan inceleme sonucu 22/8/2017 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir. Karar gerekçesinde 667 sayılı KHK'ya göre millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum, gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği, örgütle iltisakı veya irtibatının bulunmasının irtifak hakkı iptalini gerektirdiği, başvurucu Şirketin eski ortağı olan K.B.nin FETÖ/PDY içinde yönetici görevinde bulunduğu, Ö. Öğrenci Yurdunda yapılan toplantılara yönetici sıfatı ile katıldığı, terör örgütüne bağlı öğrenci yurtlarının inşası için bağış topladığı, Özel S. Okullarının yöneticisi ve hissedarı olduğu, anılan örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine birçok kez katıldığı, hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca Şirketin ortakları olan H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığı ilişkisinden dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, haklarında terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiğini, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyalarında öğrenci yurdunun üst katında düzenlenen toplantılara ve örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine katıldıklarının değerlendirildiği belirtilerek başvurucu Şirket lehine tesis edilen irtifak hakkının terkin edilmesi ve Şirketin taşınır mallarına el konulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmediği değerlendirilmiştir.</p>

<p>20. Başvurucu Şirket, karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş; istinaf başvuru dilekçesinde Şirketin yarı oranında hissesine sahip olan N.M.nin Bank Asyada mevduat hesabının olmadığını, Şirket ortaklarının toplam on çocuğu olduğunu, çocuklardan yalnız birinin FETÖ/PDY ile irtibatı nedeniyle kapatılan Özel S. Okulunda bir yıl öğrenim gördüğünü, diğer çocukların devlet okullarında öğrenim gördüğünü belirtmiştir. Başvurucu ayrıca ortakların hiçbirinin dernek üyeliği bulunmadığını, Niğde İl Emniyet Müdürlüğünün (Emniyet Müdürlüğü) Araştırma Tutanağı'nın gerçeklikten uzak olduğunu, terör örgütüyle bağlantısı olmadığını, terör örgütünün finansmanına katkı sağlamadığını, Emniyet Müdürlüğünün içeriği doğru olmayan tek taraflı tutanağına dayanılarak davanın reddedildiğini ileri sürmüştür. Konya Bölge İdare Mahkemesi Beşinci İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) 20/2/2018 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğunu belirterek istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>21. Nihai karar 19/3/2018 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>22. 667 sayılı KHK'nın<i> "İrtifak ve İntifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>Mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan her türlü taşınmazın yararlanıcıları ile kiracılarının, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatının değerlendirilmesi halinde irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmeleri ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edilir. Bu durumda, ilgili kurum ve kuruluşlara ait ve sözleşme tarihinde mevcut bina, yapı ve tesisler hariç olmak üzere, taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrak 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılır.</i><i>"</i></p>

<p>23. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde yer alan düzenleme, 29/10/2016 tarihli ve 6749 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun kapsamında aynen kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>24. Anayasa Mahkemesi 13/10/2022 tarihli E.2018/78, K.2022/114 sayılı kararında 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile benzer bir hüküm içeren 6/2/2018 tarihli ve 7083 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“Birinci fıkra kapsamında kapatılan derneklere ve basın-yayın kuruluşlarına ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılır, bunlara ait taşınmazlar tapuda resen Hazine adına, … tescil edilir.” </i>bölümü ile üçüncü cümlesini incelemiştir. Anılan kararın ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"...</p>

<p><i>149. Dava konusu kurallar kapsamındaki tedbirler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin ivedi olarak kamu kontrolüne alınarak OHAL koşullarında bu değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların millî güvenliğe ve kamu düzenine aykırı faaliyetlerde kullanılmasını engelleyerek kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek işlem ve eylemlerin kontrol edilmesini amaçlayan bir nitelik taşımaktadır. Dolayısıyla kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değerlerin devlete geçirilmesi suretiyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlama, sonuçları yanında özellikle amacı dikkate alındığında mülkün kamu yararına kullanılmasının kontrol edilmesine ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmelidir. </i></p>

<p><i>150. Dava konusu kurallar, kapatılan kurum ve kuruluşların Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında kalan her türlü mal varlığı, alacak ve hakları ile belge ve evrakının, ayrıca taşınır ile taşınmaz mallarının Hazineye devredilmesini öngörmek suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getirmektedir. </i></p>

<p><i>151. Mülkiyet hakkı, OHAL yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL’lerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. </i></p>

<p><i>152. Anayasa’nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü dönemlerde mülkiyet hakkının kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması veya bunlar için Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkün olmakla birlikte anılan maddede OHAL’lerde durumun gerektirdiği ölçüde söz konusu düzenlemelerin yapılabileceği belirtilmiştir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olduğunun kabul edilebilmesi için bunu aşan keyfî müdahalelere izin verilmemesi gerekir. </i></p>

<p><i>153. Ülkenin demokratik yollarla seçilmiş meşru hükûmetini silah zoruyla devirmeye çalışan yapı, oluşum ve gruplarla bağlantılı oldukları gerekçesiyle ekli listelerde yer verilen kurum ve kuruluşlar kapatılmış, kapatma işlemi ile birlikte bunların ekonomik değer teşkil eden varlıkları Hazineye devredilmiştir. Böylece kuralla, OHAL koşullarında belirtilen nitelikteki yapı, oluşum ve gruplarla iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların anılan terör faaliyetlerinin finansmanında kullanılmasının engellenmeye çalışıldığı ve kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek herhangi bir işlemde veya eylemde kullanımının ya da herhangi bir şekilde değerlendirilmesinin önlenmesi bakımından ivedi olarak devletin tasarruf yetkisi kapsamına alındığı anlaşılmaktadır. Buna göre kurallar kapsamında kalan kurum ve kuruluşlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak ile taşınmazların Hazineye devredilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin söz konusu kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının ve kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>154. Dava konusu kurallar, liste usulüyle kurum ve kuruluşların kapatılmasına ilişkin tedbirden ayrı olarak bunlara ait ekonomik değerlerin Hazineye devredilmesini öngörmektedir. Bu durumda kapatmaya yönelik tedbirin bireyselleştirilerek incelenmesinden ayrı olarak bu kurumların mal varlığının Hazineye devredilmesine ilişkin tedbirin de mülkiyet hakkı yönünden bireyselleştirme yapılarak incelenmesi gerekir (bu yönde bkz. AYM, E. 2018/74, K. 2019/92, 24/12/2019, §§ 30-39). Bu bağlamda, söz konusu kurum ve kuruluşların mal varlığının suçla bağlantısının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve buna yönelik olarak ilgililer tarafından ileri sürülecek iddialar incelenerek bir karar verilmesi gerektiği açıktır. </i></p>

<p><i>155. Anayasa’nın 40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının gereği olarak Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren kişilere makul, erişilebilir, etkili, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanmalıdır. </i></p>

<p><i>156. 685 sayılı KHK ile OHAL kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Komisyon kurulmuş, anılan KHK 7075 sayılı Kanun’la TBMM tarafından kabul edilerek kanunlaşmıştır. </i></p>

<p><i>157. 7075 sayılı Kanun’un 11. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, Ankara idare mahkemelerinde Komisyon kararlarına karşı iptal davası açılabilmesi öngörülmüştür. Böylece kurallar kapsamında öngörülen kapatma tedbirinin her bir kurum ve kuruluş açısından hukukiliğinin denetlenmesi amacıyla Komisyona ve devamında idare mahkemesine başvurma imkânı tanınmıştır. </i></p>

<p><i>158. Anılan Kanun’un 2. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilk hâlinde, maddede belirtilen işlemlere bağlı olarak OHAL kapsamında yürürlüğe konulan KHK’larda yer alan ilave tedbirler ile kanun yollarının açık olduğu işlemler hakkında ayrıca başvuru yapılamayacağı belirtilmiştir. </i></p>

<p><i>159. İlave tedbirlere karşı Komisyona başvurulamayacağına ilişkin hükmün iptali talebiyle açılan davada Anayasa Mahkemesi, söz konusu kuralın Anayasa’nın 40. maddesiyle güvence altına alınan etkili başvuru hakkına aykırılık oluşturduğunu belirterek maddede geçen '…ilave tedbirler…' ibaresini iptal etmiştir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjdmN2RlNzRjLTlkMzktMDA4Ni04Mjk2LWRiNDk2Y2M3OTA5OQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2018/74</a>, K.2019/92, 24/12/2019). Kararda, asıl tedbirin hukuka uygun olmasının bu tedbirlerden ayrılabilir nitelikte olan ilave tedbirlerin de mutlaka hukuka uygun olduğu anlamına gelmeyeceği, bu nedenle Anayasa’da güvence altına alınan temel hak ve özgürlüklere sınırlama getiren ilave tedbirlerin asıl tedbirlerden bağımsız olarak hukuka uygun olup olmadığının değerlendirilmesinin gerekli olduğu, asıl tedbirden bağımsız olarak uygulanan ilave tedbirlerin hukuka uygun olup olmadığının denetiminin ise ancak yargı makamlarının etkili bir denetim yapmasına imkân verecek bir idari başvuru yolunun öngörülmesiyle mümkün olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 37). </i></p>

<p><i>160. Anayasa Mahkemesinin iptal kararı doğrultusunda 7256 sayılı Kanun’un 41. maddesiyle 7075 sayılı Kanun’a eklenen geçici 4. madde ile OHAL kapsamında başka bir işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK ile tesis edilen işlemlere bağlı olarak OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlere karşı bir başvuru yolu ihdas edilmiştir. Anılan maddeye göre kurum ve kuruluşların kapatılması tedbirine bağlı olarak OHAL kapsamında kabul edilen kanunlarda yer alan ilave tedbirlerin kaldırılması talebiyle tedbirle ilgili olan kamu kurum ve kuruluşlarına başvuruda bulunulabilecek, kamu kurum ve kuruluşlarının ilave tedbirlere ilişkin kararlarına karşı idare mahkemelerinde iptal davası açılabilecektir. </i></p>

<p><i>161. Söz konusu düzenlemeyle kurum ve kuruluşların kapatılması tedbirine bağlı olarak uygulanan ilave tedbirlere karşı idari ve yargısal yollara başvuru imkânı getirilmiştir. </i></p>

<p><i>162. Yapılan başvuru üzerine ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından, kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değerlerin Hazineye devredilmesini öngören ilave tedbirin hukuka uygun olup olmadığının yanı sıra bu tedbirin olağanüstü hâl ilanını gerektiren sebeplerin bertaraf edilmesi amacını gerçekleştirme açısından elverişli, gerekli ve zorunlu olup olmadığının asıl tedbir olan kapatma tedbirinden bağımsız olarak inceleneceği tabiidir. </i></p>

<p><i>163. Madde gerekçesinde de, “İlave tedbirlere karşı tedbiri uygulayan veya tedbir konusu işlemi gerçekleştirmeye yetkili olan ya da tedbiri kaldırabilecek kurum ve kuruluşlara başvurulabileceği düzenlenmiştir. … Düzenlemeyle kurum ve kuruluşlara ilave tedbirlerin asıl tedbirin zorunlu sonucu olup olmadığı veya devamının gerekip gerekmediği gibi hususları göz önünde bulundurmak suretiyle başvuruları reddetme veya tedbirlerin kaldırılmasına karar verme imkânı getirilmiştir.” denilmektedir. </i></p>

<p><i>164. Bu açıdan kurallarda öngörülen tedbirlere karşı Anayasa’nın 40. maddesi bağlamında etkili, makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya devam etmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya elverişli idari ve yargısal yollara başvuru imkânının sağlandığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla devletin kurallar kapsamında tedbir uygulanan kişilere, etkili idari ve yargısal yolu sağlama yükümlülüğünü yerine getirdiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>165. Sonuç olarak Kanun’a ekli (6) ve (7) sayılı listelerle kapatılan kurum ve kuruluşlara ait olan taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrakın Hazineye bedelsiz olarak devredilmiş sayılmasını ve bunlara ait taşınmazların tapuda resen Hazine adına tescil edilmesini öngören kuralların, OHAL’e neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında millî güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin mülkiyet hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>166. Öte yandan, Anayasa’nın 38. maddesinin onuncu fıkrasında “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.” denmek suretiyle kişinin bütün mal varlığı üzerindeki mülkiyetini ortadan kaldıran ve bunları devlete nakleden genel müsadere cezasının uygulanması yasaklanmıştır. Müsaderenin suç ile ilgili veya varlığı suçu oluşturan şeylere ilişkin olması hâli haklı bir durum yaratabilirken suçla hiçbir ilgisi olmayan taşınır, taşınmaz ve haklar da dâhil bütün mal varlığına ilişkin olarak uygulanan bir genel müsadere cezası Anayasa’ya aykırılık oluşturmaktadır (AYM, E. 1987/28, K. 1988/16, 3/6/1988). </i></p>

<p><i>167. Kurallarda yer alan, Kanun’a ekli (6) ve (7) sayılı listelerle kapatılan kurum ve kuruluşlara ait ekonomik değer taşıyan varlıkların Hazineye intikal etmesi tedbirinin ise söz konusu varlıkların kapatılan şirketlerin eylem ve işlemleri ile doğrudan bağlantı kurularak bu bağlamdaki niteliklerini dikkate alıp devir ve tescil yapılmasını sağlamaktan ziyade bunların kullanımını kontrol etmek suretiyle kamusal hayata dönük güveni yeniden tesis ederek demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi amacıyla uygulandığı anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>168. Ayrıca kapatılan kurum ve kuruluşların malvarlığının Hazineye devredilmesine ilişkin ilave tedbirlere karşı 7075 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesine göre yapılacak başvuru üzerine ilave tedbirler asıl tedbir olan kapatma tedbirinin zorunlu sonucu olup olmadığı veya kapatma tedbiri ile arasında bağlantı bulunup bulunmadığının yanı sıra OHAL’e neden olan şartlar yönünden de inceleneceğinden bu yolla bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânının öngörüldüğü anlaşılmıştır. </i></p>

<p><i>169. Bu durumda dernekler ile basın-yayın kuruluşlarının suç teşkil eden faaliyetlerinden birisi ile ilişkilendirmeden bütün mal varlığının üzerindeki mülkiyetin ortadan kaldırılması ve bunların Hazineye devredilmesi sonucunu doğuran ilave tedbire ilişkin olarak idari ve yargısal başvuru yolları öngörülmek suretiyle mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik olarak ileri sürülecek iddiaların inceleneceği ve bu yolla bireyselleştirmenin sağlandığı da gözönüne alındığında söz konusu tedbirlerin Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen genel müsadere cezası yasağına da aykırı olmadığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>26. Başvurucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde irtibat ve iltisak değerlendirmesinin hangi merciler tarafından yapılacağının ve kriterlerin neler olduğunun net şekilde belirlenmemesi nedeniyle keyfî uygulamalar yapıldığını belirtmiştir. Şirket ortaklarının durumlarının sağlıklı şekilde değerlendirilmeyip Şirketin cezalandırıldığını, şirket ortaklarından K.B.nin işlemin tesis edilmesinden yaklaşık altı ay önce hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, Şirketin yarı hissesine sahip olan N.M. hakkında ise herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, ortaklardan ikisinin beraat ettiğini, ortaklardan olan M.T.nin şahsi mal varlığına konan tedbirin kaldırıldığını ileri sürmüştür. Ayrıca kolluk tarafından düzenlenen tutanaktaki tüm bilgilerin doğru kabul edilerek karar verildiğini, titizlikle inceleme yapılmadığını iddia etmiştir. Öte yandan başvurucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde yer alan belirsiz ve katı düzenleme sonucu taşınmaz üzerindeki taşınır malların Hazineye devredildiğini, söz konusu düzenleme ile keyfî şekilde idareye geniş takdir yetkisi tanındığını belirterek mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>27. Bakanlık görüşünde; dört ortaklı şirketin üç ortağı hakkında FETÖ/PDY'ye üye olma suçundan soruşturma ve kovuşturmalar yürütüldüğü, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile FETÖ/PDY ile mücadele edilmesi, bu bağlamda terör örgütünün çeşitli organizasyonlarla faaliyetlerinin yürütülmesini temin eden iktisadi varlıklardan mahrum bırakılmasının sağlanmasının amaçlandığını, özellikle örgütlü suçlarla mücadele gibi zor bir alanda hangi tedbirlerin gerekli olup olmadığının değerlendirilmesinin öncelikli olarak ilgili kamu makamlarının yetkisinde olduğunu, kamu makamlarının belli ölçüde takdir yetkisi olduğunu, somut olayda şikâyet edilen işlemin niteliği ile bu işleme ilişkin olarak başvurucuya sağlanan güvenceler dikkate alındığında müdahalenin başvurucuya aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklemediği değerlendirilmiş; müdahalenin kamu yararı ile başvurucunun mülkiyet hakkının korunması arasında olması gereken adil dengeyi bozmadığı ve ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır. OHAL döneminde FETÖ/PDY ile mücadele edilmesi için terör örgütünün çeşitli organizasyonlarla faaliyetlerinin yürütülmesini temin eden iktisadi varlıklardan mahrum bırakılmasının sağlanması konusunda ivedilikle hareket etme zaruretinin olduğu belirtilerek yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin dikkate alınması gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>28. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında ortaklardan birinin ceza kovuşturmasına maruz kalması gerekçe gösterilerek diğer tüm ortakların ve Şirketin sorumlu tutularak cezalandırılmasının suçta ve cezada şahsilik ilkesini ihlal ettiğini, irtifak hakkının iptal edildiğini, yargılama yapılmadan idari bir işlemle terör örgütü finansörü olarak suçlandığını, taşınırlara keyfî ve ölçüsüz biçimde el konulduğunu, davalı idarenin taşınır malları piyasa değerinin altında bir bedelle sattığını, bu durumun anayasal güvencelere aykırı olduğunu belirtmiştir.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme</strong></p>

<p>29. Anayasa’nın<i> "Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” </i></p>

<p>30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü, irtifak hakkının kurulmasına dair sözleşmenin iptali ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesine ilişkin olduğundan şikâyetlerin mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Yönteminin Belirlenmesi </strong></p>

<p>31. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (<i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §107).</p>

<p>32. Anayasa'nın<i> "Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“</i><i>Savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.</i></p>

<p><i>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</i><i>”</i></p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.</p>

<p>34. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 224, 226). OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin olarak kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 216).</p>

<p>35. Başvurucunun irtifak hakkı kurulmasına ilişkin sözleşmesinin iptal edildiği ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredildiği tarihte Türkiye'de olağanüstü hâl yönetim usulü yürürlüktedir. Ayrıca başvurucunun şikâyet ettiği sözleşmenin iptali ve taşınmaz üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devrine ilişkin işlemlerin dayanağının OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmüştür. Bu itibarla inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.</p>

<p><strong>2</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>3. Esas Yönünden </strong></p>

<p>37. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186;<i> Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 146).</p>

<p><strong>a. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı </strong></p>

<p>38. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 196, 197).</p>

<p>39. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında mülkiyet hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Bu bağlamda irtifak sözleşmesinin iptali ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi yönündeki tedbirde çekirdek hakların uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>b. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>40. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında, taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 15. ve Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin (MSHUS) 4. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülüğün azaltılmasının mümkün olmadığı bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 198-201).</p>

<p>42. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan mülkiyet hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında, bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır.</p>

<p><strong>c. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler</strong></p>

<p>43. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 203;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 153).</p>

<p>44. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın orantılı olmasını ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0NzZkODM3LTg2M2QtNTNiNC05NGIzLTk0YTAzODkxNmQ5NA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.1990/25</a>, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleştirilmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204;<i> Ayla Demir İşat,</i> § 154; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmJjMzQ3NjkyLWI5NzktZjkxNC0yODk0LTExZmMzZDUxNWVkYQ&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2013/57</a>, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>45. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliği öncelikle dikkate alınmalıdır. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 155).</p>

<p>46. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 208;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 156).</p>

<p>47. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>Halit İnciroğlu,</i> §134).</p>

<p>48. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere koruma sağlayacak usul güvenceleri OHAL dönemlerinde de temin edilmelidir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 157).</p>

<p><strong>ii. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>49. İrtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesine yönelik tedbirlerin keyfî olmaması, bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların mülkiyet hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir. Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca OHAL yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin<i> durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır.</p>

<p>50. Somut olayda hakkında soruşturma bulunmayan ve Şirketin %51 hissesine sahip olan N.M lehine 5/6/2008 tarihinden itibaren yirmi yıl süreyle irtifak hakkı tesis edilmiş; 29/4/2011 tarihinde söz konusu taşınmaz üzerindeki irtifak hakkı, organik tarım ve hayvancılık yapılması amacıyla başvurucu Şirkete devredilmiştir. 5/2/2016 tarihinde şirketin %12,5 oranında hissesine sahip olan K.B hissesini diğer ortaklara devretmiştir. Ardından söz konusu irtifak hakkı 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi gereğince 8/8/2016 tarihinde resen terkin edilmiş, 5/10/2016 tarihinde ise başvurucu Şirketin taşınır mallarına el konularak Hazineye bedelsiz olarak devredilmiştir (bkz. §§ 13-15).</p>

<p>51. Mahkeme, irtifak hakkının iptal edilerek taşınır mallara el konulmasına ve Hazineye devrine yönelik işlemin iptali için başvurucu Şirket tarafından açılan davanın reddine karar vermiştir. Mahkemece 667 sayılı KHK'nın 8. maddesine göre millî güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum, gruplara ya da terör örgütlerine üyeliğin, örgütle iltisakın veya irtibatın olmasının irtifak hakkı iptalini gerektirdiği, başvurucu Şirketin eski ortağı olan K.B.nin FETÖ/PDY içinde yönetici görevinde olduğu, Ö. Öğrenci Yurdunda yapılan toplantılara yönetici sıfatı ile katıldığı, terör örgütüne bağlı öğrenci yurtlarının inşası için bağış topladığı, Özel S. Okullarının yöneticisi ve hissedarı olduğu, örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine birçok kez katıldığı, hakkında terör örgütüne üye olma suçundan soruşturma yürütüldüğü belirtilmiştir. Ayrıca Şirketin ortakları olan H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığı ilişkisinden dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, haklarında terör örgütü üyesi olma suçundan soruşturma ve kovuşturmaların devam ettiği, söz konusu soruşturma ve kovuşturma dosyalarında öğrenci yurdunun üst katında düzenlenen toplantılara ve örgütün yurt içi ve yurt dışı gezilerine katıldıklarının değerlendirildiği belirtilerek başvurucu Şirket lehine tesis edilen irtifak hakkının terkin edilmesi ve Şirketin taşınır mallarına el konulmasına ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir (bkz. § 19).</p>

<p>52. Başvurucu Şirket, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde irtibat ve iltisak değerlendirmesinin hangi merciler tarafından yapılacağının ve kriterlerin neler olduğunun net şekilde belirlenmediğini, Şirketin cezalandırıldığını, şirket ortaklarından K.B.nin işlemin tesis edilmesinden yaklaşık altı ay önce hisselerini devrederek ortaklıktan ayrıldığını, Şirketin yarı hissesine sahip olan N.M. hakkında ise herhangi bir soruşturma ve kovuşturma bulunmadığını, ortaklardan ikisinin beraat ettiğini belirtmiştir. Başvurucunun bu iddiaları karşısında Mahkeme, şirketin eski ortağı olan K.B.nin terör örgütü ile iltisakını ortaya koyan maddi deliller bulunduğu, Şirketin ortaklarından H.T. M.T. ve F.T.nin K.B. ile kayın hısımlığından dolayı örgütün tanınan isimlerinden oldukları, bu kapsamda irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesinde isabetsizlik bulunmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>53. Öncelikle başvurucu Şirketin %51 hissesine sahip ve hakkında soruşturma bulunmayan N.M. lehine irtifak hakkı tesis edildiği, daha sonra irtifak hakkının başvurucu şirkete devredildiği anlaşılmıştır. Şirketin %12,5 hissesine sahip olan ve Mahkemece terör örgütü ile iltisaklı olduğu değerlendirilen K.B. 5/2/2016 tarihinde hissesini diğer ortaklara devretmek suretiyle ortaklıktan ayrılmıştır. İdare, gerçek kişiler olan şirket ortakları yönünden bir kısım olguya dayanarak 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi kapsamında hâlihazırda şirket tüzel kişiliği lehine tapuya tescil edilmiş olan irtifak hakkının resen terkin edilmesini istemiştir. Bu bağlamda idarece alınan kararda şirket tüzel kişiliğine ilişkin herhangi bir olguya yer verilmemiştir. İdare Mahkemesi ise özellikle Şirketin önceki ortaklarından K.B.nin terör örgütü ile ilişkili bulunduğu yönünde değerlendirmelere yer vermiş; başvurucu şirket yönünden 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinde ifade edildiği şekilde üyelik, iltisak veya irtibat bağlamında bir değerlendirmede bulunmamıştır. 5/2/2016 tarihinde Şirketten ayrıldığı anlaşılan K.B.nin Şirket ile ilişkisinin devam ettiğine ve şirketteki etkinliğinin sürdüğüne dair herhangi bir açıklamada da bulunulmadığı görülmüştür. Bu bağlamda, başvurucu Şirket tüzel kişiliğinin terör örgütü ile iltisakı veya irtibatının yargılama makamlarınca gerektiği şekilde ortaya konulmadığı, bu hususta başvurucu Şirketin uyuşmazlığın sonucuna etkili iddia ve itirazlarının ilgili ve yeterli gerekçe ile karşılanmadığı açıktır.</p>

<p>54. Öte yandan başvurucu Şirket, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin belirli ve öngörülebilir olmadığını, söz konusu düzenleme ile keyfî şekilde idareye geniş takdir yetkisi tanındığını ileri sürmüştür. Mahkeme, başvurucu Şirketin irtifak hakkının iptal edilmesine ilişkin işlemi hukuka aykırı bulmadığından Şirketin taşınır mallarının da bedelsiz olarak Hazineye devredilmesinin KHK'ya uygun olduğu sonucuna varmıştır.</p>

<p>55. Anayasa Mahkemesi 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi ile benzer bir hüküm içeren 7083 sayılı Kanunun 3. maddesinin (2) numaralı fıkrasını incelediği 13/10/2022 tarihli E.2018/78, K.2022/114 sayılı kararında, OHAL koşullarında belirtilen nitelikteki yapı, oluşum ve gruplarla iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu tespit edilen kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının önlenmesi suretiyle bunların anılan terör faaliyetlerinin finansmanında kullanılmasının engellenmeye çalışıldığı ve kamu güvenliği bakımından tehlike arz edebilecek herhangi bir işlemde veya eylemde kullanımının ya da herhangi bir şekilde değerlendirilmesinin önlenmesi bakımından ivedi olarak devletin tasarruf yetkisi kapsamına alınabileceğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda kurum ve kuruluşlara ait taşınırlar ile her türlü mal varlığı, alacak ve haklar, belge ve evrak ile taşınmazların Hazineye devredilmesi suretiyle gerçekleşen müdahalenin söz konusu kurum ve kuruluşlara ait çeşitli ekonomik değerlerin kaçırılmasının ve kamu güvenliği aleyhine kullanılmasının önlenmesi amacına ulaşmayı hedeflediğini ifade etmiştir (bkz. § 24).</p>

<p>56. Ayrıca anılan kararda, kurum ve kuruluşların kapatmaya yönelik tedbirin bireyselleştirilerek incelenmesinden ayrı olarak bu kurumların mal varlığının Hazineye devredilmesine ilişkin tedbirin de mülkiyet hakkı yönünden bireyselleştirme yapılarak incelenmesi gerektiği, bu bağlamda söz konusu kurum ve kuruluşların mal varlığının suçla bağlantısının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi ve buna yönelik olarak ilgililer tarafından ileri sürülecek iddialar incelenerek bir karar verilmesi gerektiğine vurgu yapmıştır (bkz. § 24).</p>

<p>57. 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesinde maddenin birinci cümlesi ile bağlantılı olacak irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali hâlinde taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağı düzenlenmiştir. Bu bağlamda 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesi gereğince mal varlığının bedelsiz devri, doğrudan anılan maddenin birinci cümlesi uyarınca irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptaline bağlanmış bulunmaktadır. Dolayısıyla irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptali haklı görüldüğünde kural kapsamında kalan mal varlığı değerlerinin de devri gerekecektir.</p>

<p>58. Anayasa Mahkemesi mülkiyeti kamuya geçirilen mal varlığının suçla bağlantısının bulunmadığına yönelik olarak ileri sürülecek iddiaların inceleneceği bir yol olmamasının durumun gerektirdiği ölçüde olma ölçütü yönünden sorunlu bir durum olduğuna işaret etmiştir (bkz. § 24). Bu bağlamda irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmelerinin iptal edilmesinden sonra taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrakın bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılacağına ilişkin düzenlemenin bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılmaya sebebiyet verebilecek objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulmasına ve irdelenmesine imkân vermesi beklenmelidir.</p>

<p>59. Ayrıca düzenleme kapsamında irtifak hakkı sözleşmesinin iptali sonrasında, taşınmazın düzenlemeye uygun şekilde tahliye edilebilmesi bakımından herhangi bir geçiş süresi öngörmediği de not edilmelidir.</p>

<p>60. Bu kapsamda irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesinin ve sözleşme konu taşınmaz üzerindeki bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın Hazineye bedelsiz olarak devredilmesi ile ortaya çıkan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Genel İlkeler </strong></p>

<p>62. Tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin usul ve esaslar 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinde yer almaktadır.</p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasına göre esas inceleme kapsamında bir temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve varsa ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı belirlenmektedir. Aynı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 79. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ise ihlal kararı verilmesi hâlinde gerekli görüldüğü takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Buna göre ihlal sonucuna varıldığında ilgili temel hak ve hürriyetin ihlal edildiğine karar verilmesinin yanında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi, diğer bir ifadeyle ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmesi de gerekir (<i>Mehmet Doğan</i>, § 54).</p>

<p>64. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca<i> eski hâle getirmenin</i> yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>65. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal; idari eylem ve işlemlerden, yargısal işlemlerden veya yasama işlemlerinden kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (<i>Mehmet Doğan</i>, § 57).</p>

<p>66. İhlal, idari makamların veya derece mahkemelerinin Anayasa’ya uygun yorum yapmalarına imkân vermeyecek açıklıktaki bir kanun hükmünü uygulamaları sebebiyle ortaya çıkmışsa bu ihlal kanunun uygulanmasından değil doğrudan kanundan kaynaklanmaktadır. Bu durumda söz konusu ihlalin bütün sonuçlarıyla giderilebildiğinden söz edilebilmesi için ancak ihlale yol açan kanun hükmünün ortadan kaldırılması veya ilgili hükmün yeni ihlallere yol açılmayacak bir şekilde değiştirilmesi ya da yeni ihlallere yol açılmasının önüne geçilmesi için belirsizliğin giderilmesi suretiyle giderilebilir (<i>Süleyman Başmeydan</i> [GK], B. No: 2015/6164, 20/6/2019, § 70).</p>

<p><strong>B. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>67. Başvurucu; yeniden yargılama yapılması ile 14.000.000 TL maddi, 2.000.000 TL manevi tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>68. Başvuruya konu olayda ilk olarak 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin birinci cümlesi uyarınca irtifak hakkı sözleşmesinin iptal edilmesi yönünden, başvurucu Şirketin terör örgütü ile iltisakı veya irtibatının yargılama makamlarınca gerektiği şekilde ortaya konulmaması nedeniyle gerçekleştirilen müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu şirketin mülkiyet hakkı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerince yapılması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>69. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p>70. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>71. İkinci olarak başvuruya konu olayda 667 sayılı KHK'nın 8. maddesinin ikinci cümlesinin, anılan hükmün birinci cümlesi kapsamında irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmesinin iptalinin bir sonucu olduğu, uygulanması, etkileri ve sonuçları itibarıyla gerçekleşen müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesindeki durumun gerektirdiği ölçüde olma kriterini taşımadığı sonucuna ulaşılmıştır. İhlalin giderilebilmesi ve benzeri yeni ihlallerin önüne geçilebilmesi için ihlale yol açan hükmün gözden geçirilmesi konusunda takdir yetkisi yasama organına aittir.<i> Durumun gerektirdiği ölçüde olma ölçütü</i> yönünden sorun teşkil ettiği, <i>b</i><i>elirlilik ve öngörülebilirlik </i>ölçütlerini sağlamadığı değerlendirilen hükmün yukarıdaki anayasal ilkeler çerçevesinde gözden geçirilmesi ihlalin giderimi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Bu çerçevede yukarıda değinilen anayasal ilkeler ve yargı organlarının kararları dikkate alınarak yapılacak bir düzenleme benzeri ihlallerin de önüne geçerek bireysel başvurunun amacı ve işlevine de uygun olacağından kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için yasama organına gönderilmesi gerekir (bkz. bazı farklılıklarla birlikte benzer yöndeki karar için bkz.<i> Sabri Uhrağ</i> [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020, § 78) .</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>72. Mülkiyet hakkı yönünden ihlalin niteliğine göre yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Aksaray İdare Mahkemesine (E.2017/664, K.2017/1213) GÖNDERİLMESİNE Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>F. 294,70 TL harç ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>G. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Çoğunluğun giderim yöntemine ilişkin kararında iki konuda katılmamaktayım. Çoğunluk kararına göre ilk olarak ihlalin nedeni kanundan kaynaklandığından giderim yolu olarak yasama organına çağrı yapılması gerekmektedir. Bu konuda daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<p>2. Giderim konusunda çoğunluk kararı, her zaman tercih ettiği Hulusi Yılmaz kararında öngörülen yerel mahkemeye itiraz yoluna başvurabilmesi imkanının sağlanması amacıyla yeniden yargılama kararı verilmesi yolunu burada benimsememiştir. Benimsememesinin nedeni ise ihlalin dayanağının doğrudan 667 sayılı KHK’nın madde 8’den kaynaklanması, ancak OHAL KHK’sının iptali amacıyla iptal veya itiraz davasının açılamayacağı görüşüdür. Bu görüşün dayandığı gerekçeleri ise Anayasa’nın sözüne aykırı düştüğü düşüncesiyle kabul etmemekteyim.</p>

<p>3. Anayasa’nın 148. maddesinin ilk fıkrasında Anayasa Mahkemesinin görevleri açıklanırken; “Anayasa mahkemesi, kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.” denilmiştir. Fıkranın son cümlesinde ise OHAL ve savaş hallerine ilişkin kararnamelerin durumu açıklanmaktadır; “Ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz.”</p>

<p>4. Anayasanın 148. maddesinin ilk fıkrasının son cümlesinde yasaklananın hem iptal hem de itiraz davası olduğu ileri sürülebilir. Esasen 152. maddenin gerekçesinde itiraz-def’i yoluyla başvurunun da bir dava niteliğinde olduğu belirtilmektedir. Bu ifade de doğrudur, niteliği itibariyle her iki yolun da dava niteliğinde olduğu belirtilmelidir. Bununla birlikte 148. maddenin ikinci fıkrasında Anayasa koyucu kanunların şekil denetimi yönünden yayımından itibaren on günlük süreyi öngörürken “iptal davası açılamayacağı gibi def’i yoluyla da ileri sürülemeyeceği” açıkça düzenlenmiştir. İkinci fıkra sonundaki bu ifade ile ilk fıkradaki “dava açılamaz” ibaresi Anayasa’nın 2017 tarihli değişikliğinden önce de yer almaktadır.</p>

<p>5. İkinci fıkrada her iki başvuru yolunun da kapatılmasına ilişkin ayrıntılı ifade karşısında; ilk fıkradaki “dava açılamaz” ibaresinin ilk okunuşta akla makul gelen her iki başvuru yolunu da kapsadığı yorumunun doğru olmayabileceği de değerlendirilmelidir. İlk yorumun kabulü için Anayasa’nın aynı maddesinin iki fıkrasında başvuru yollarının kapatılması amacıyla kullanılan ifadelerin bilinçli kullanılmadığının söylenmesi gerekmektedir. Aynı madde içindeki iki fıkradaki kavramların bilinçli kullanılmadığının söylenmesi ancak yoruma dayalı olarak mümkün olabilir. Bu yorumu teyit edecek en önemli dayanak ise, madde 148/1’de iptal davası ibaresinin kullanılmayıp, “dava açılamaz” denilmiş olmasıdır. Buna mukabil diğer yorumu teyit eden Anayasa’nın sözünden kaynaklanan nedenler, aynı maddenin ikinci fıkrasındaki her iki yolu da kapatan açık düzenleme ile 151. ve 152. maddelerin başlığında anayasal denetime başvuru yollarının ne şekilde ifade edilmiş olduğu hususudur.</p>

<p>6. Gerçekten, bakıldığında Anayasa’nın ilgili maddelerinde anayasal denetimi sağlayacak yolların ne şekilde adlandırıldığı görülmektedir. İlk yol Anayasa’nın 150. madde başlığında “iptal davası” biçiminde ifade edilmiş, metin içerisinde de “doğrudan doğruya iptal davası açabilme hakkı” şeklinde kavram tekrar edilmiştir. Anayasal denetime mahkemeler tarafından yapılacak başvuru yolu ise Anayasa’nın 152. madde başlığında “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi” biçiminde belirtilmiştir. Bu yola doktrinde “itiraz” veya “def’i” yolu denilmektedir. Düşüncemize göre madde metnindeki bu ifadelerin bilinçli kullanıldığı ve Anayasa’nın 148/1. maddesinde sözü edilen KHK’ya anayasal denetimin yalnızca iptal davası yönünden yasak getirildiği kabul edilmelidir.</p>

<p>7. Anayasa’nın sözüne verilen objektif anlam netleştiğinde madde gerekçeleri veya yasama hazırlık çalışmalarındaki değerlendirmelerin anayasal yoruma etkisi sınırlı olacaktır. Öte yandan aynı kurala iki farklı anlamın verilebildiğinin kabulü durumunda dahi yargısal denetimi kapatmayan yorumun tercih edilmesinin Anayasa’nın 11. maddesinde yer alan Anayasa’nın bağlayıcılığı ve üstünlüğü ilkeleri ile bu ilkelerin güvencesi olan Anayasa’nın 148. vd. maddeleriyle en uyumlu yorum olacağı değerlendirilmelidir.</p>

<p>8. Anayasa’nın 148. maddesinde savaş veya olağanüstü hallerde çıkartılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine yalnızca iptal davası yolunun kapatıldığı yorumunun benimsenmesinin sonuçları şunlardır. İlkin, savaş veya olağanüstü hallerde hükümetin ihtiyaç duyduğu tedbirlerin yürürlüğünün durdurulup iptal edilmesi için siyasal merciler tarafından iptal davası açma yolu kapatılmıştır. İptal davasının henüz KHK kurallarının uygulamaya geçilip adli uyuşmazlıklar ortaya çıkmadan söz konusu olduğu hatırlanmalıdır. Anayasa’ya aykırılığın mahkemeler tarafından def’i yoluyla ileri sürülmesi ise KHK kurallarının bireysel bir işleme konu olması ve bununda bir davanın konusu yapılması durumunda, başka deyişle aylar ve hatta yıllar sonra anayasal denetimin önüne gelmesine kapı açılması anlamına gelmektedir. İlk yorumun kabulü durumunda ise OHAL KHK kurallarına mutlak bir üstünlük, layüsellik, denetimsizlik imkanı tanınmaktadır.</p>

<p>9. Burada şu soru akla gelebilir; 667 sayılı KHK kanunlaştığına göre artık KHK Hükümleri yürürlükte değildir, neden denetlenmesi önemli olsun? Bilindiği üzere hukuk kurallarının geçerli olduğu dönemde doğurduğu hukuki sonuçlara ilişkin uyuşmazlıklar bakımından, yürürlükten kalktığı veya kalkmış sayıldığı dönemlerde dahi hukuki etkisi sürmektedir. Örneğin sonradan değişen bazı kanunun önceki hükümleri bir davada uygulanması nedeniyle def’i yoluyla denetlendiğinde halen yürürlükte olmadığı halde zaman bakımından yürürlükte olduğu döneme ilişkin bu kuralın o dava bakımından iptaline hükmedilebilmektedir. AYM tarafından bu konuda verilen çok sayıda iptal kararı örneği bulunmaktadır. Fakat incelemeye konu dosyada olduğu gibi OHAL KHK kuralının uygulandığı bir uyuşmazlıkta anayasal denetimin de kanunlaşan kurala değil, doğrudan uygulamaya konu OHAL kuralına yönelik olması gerektiği durumda, genel geçer yorumun benimsendiğinde bu kural hiçbir şekilde denetlenememektedir. Dolayısıyla yürütme organının bir düzenleyici işlemi olan KHK kuralına bir anlamda Anayasa üstü kural gücü verilmektedir.</p>

<p>10. Buna karşılık Anayasa’nın sözüne dayandırdığımız ikinci yorumun kabulü durumunda OHAL Kararnamelerine iptal davası açılamayacak, fakat birkaç yıl sonra da olsa görülmekteki bir davada uygulanması dolayısıyla bir mahkeme tarafından başvurulduğunda anayasal denetim yapılabilecektir. Anayasa’nın felsefesinde yer alan hukukun üstünlüğü ilkesi ve onun somutlaşmış biçimi olan Anayasa’nın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkeleriyle denetimsiz kuralların hukuk sisteminde bir şekilde varlığının sürdürülmesinin bağdaşmayacağı açıktır. Bu nedenle Mahkememiz çoğunluğunun OHAL KHK kuralının denetiminin mümkün olmaması nedeniyle 152. maddenin işletilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığı yolundaki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. İrtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak “<i>Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine</i>” karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada giderim yönünden karşıoyda kaldığım bölüm itibariyle ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal (OHAL) kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 8. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>3. Bunun içindir ki bu durumda ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kural”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>4. Eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kuralın bir OHAL KHK’sı hükmü olduğu ve bireysel başvuruya konu olaydaki Hazineye devir esnasında bu hükmün henüz Türkiye Büyük Millet Meclisince kanunlaştırılmadığı görülmektedir. Dolayısıyla burada öncelikle başvurucunun mülkiyet hakkına müdahalede bulunan OHAL KHK’sı hükmünün Anayasa Mahkemesince denetiminin mümkün olup olmadığının açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.</p>

<p>5. Bilindiği gibi OHAL KHK’ları ile ilgili açılan iptal davalarında 2016 yılı itibariyle Anayasa Mahkemesi OHAL KHK’larının Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenebilmesi için bu yöndeki bir anayasal yetkinin açıkça tanınması gerektiğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi’ne göre Anayasa’nın 148. maddesinin lafzı, Anayasa koyucunun amacı ve ilgili yasama belgeleri göz önünde bulundurulduğunda OHAL KHK’larının herhangi bir ad altında yargısal denetime tabi tutulamayacağı açıktır (aynı yaklaşımın sergilendiği birçok kararlar içindeki örnek bir karar için bkz.: AYM, E.2016/166, K.2016/159, 12/10/2016, § 23).</p>

<p>6. Ancak, vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin benim de katıldığım bu kararlardaki yaklaşımı, iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne taşınan OHAL KHK’ları bağlamında oluşturulmuştur. Zira Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında bu bağlamda açıkça “<i>Ancak, olağanüstü hallerde, sıkıyönetim ve savaş hallerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz</i>” şeklinde bir hükme yer verilmektedir. Anayasa Mahkemesi o dönemde OHAL KHK’sı hükümlerinin Anayasa’ya uygunluğunu denetleyemeyeceği biçimindeki içtihadını da bahse konu kuralların iptal davası yolu ile önüne getirilmesi üzerine oluşturmuştur.</p>

<p>7. Bununla birlikte Anayasa’nın lafzı dikkate alındığında OHAL KHK’larının Anayasa’ya uygunluğunun denetimi noktasında Anayasa Mahkemesine iptal davası ile başvurma ile itiraz yolu ile başvurma arasında bir fark olduğunu ifade etmek gerekir. OHAL KHK’larının Anayasa’ya uygunluk denetimi yetkisini kısıtlayan kuralların dar yorumlanması, Anayasa’nın açık lafzının dikkate alınarak ve mümkün olduğunca denetim lehine yorum yaparak değerlendirilmesi Anayasa Mahkemesinin işlevine de daha uygun olacaktır.</p>

<p>8. Nitekim Anayasa Mahkemesi de bir kararında anayasa yargısının kabul edildiği bir hukuk sisteminde esas olan normların Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması ve Anayasa’ya aykırı olan kuralların hukuk sisteminden ayıklanması olduğunu öne çıkararak, Anayasa Koyucunun bu denetime bazı istisnalar getirmesi durumunda bu istisnaların dar yorumlanmasının anayasa yargısının amacına daha uygun olacağını vurgulamaktadır. Anayasa Mahkemesine göre bir an için denetim yasağına ilişkin kuralın yer aldığı maddenin lafzından hareketle yasağın kapsamı noktasında iki türlü yorumun mümkün olduğu kabul edilse bile, sınırlayıcı kuralın dar yorumlanması Anayasa’ya uygunluk denetiminin amacı bakımından daha doğru olacaktır (bkz.: AYM, E.2023/177, K.2024/30, 01/02/2024, § 16).</p>

<p>9. Bu bakış açısıyla hareket edildiğinde, Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasının açık hükmü karşısında iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını denetlemesinin mümkün olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla yukarıda zikredilen kararda OHAL KHK’larının iptal davası yolu ile denetlenemeyeceğine ilişkin benimsenen yaklaşımın da hukuken isabetli olduğu aşikardır.</p>

<p>10. Bununla birlikte itiraz yolu ile yapılacak başvurularda Anayasa Mahkemesinin henüz kanunlaşmayan OHAL KHK’sı hükümlerini denetlemesinin mümkün olduğunu ifade etmek gerekir. Nitekim Anayasa’nın 148. maddesindeki kullanılan ifadeler buna imkan tanımaktadır.</p>

<p>11. Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasının en sonunda OHAL KHK’ları ile ilgili kullanılan ifade <i>“…şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz”</i> biçiminde olup bu hitap sadece iptal davası yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurmayı kastetmektedir. 148. maddenin ikinci fıkrasının sonunda ise “<i>… şekil bozukluğuna dayalı iptal davası açılamaz; def’i yoluyla da ileri sürülemez</i>” şeklinde bir kullanım yer almaktadır. Bu iki fıkradaki “<i>dava açılması</i>” ve “<i>def’i yoluyla ileri sürülmesi</i>” ifadeleri esasında Anayasa Koyucu tarafından bilinçli olarak kullanılmakta olup, bunlardan ilki iptal davası yolu ile ikincisi ise itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasını kastetmektedir.</p>

<p>12. Dolayısıyla OHAL KHK’sı hükümlerinin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurulamayacağını öngören kural Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında yer almakta olup, buradaki cümle “dava açılamaz” şeklindeki ifade ile tamamlandığına göre Anayasa Koyucunun yasakladığı yolun iptal davası olduğu sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>13. Bu yönü ile bakıldığında itiraz yolu ile OHAL KHK’larının Anayasa Mahkemesine taşınması ve bunların Anayasa’ya uygunluk denetimine tabi tutulmasında yetki yönünden bir sorun bulunmamaktadır. Zira OHAL KHK’larıyla ilgili Anayasa Mahkemesine başvuru yapılamayacağı hususunu düzenleyen Anayasa’nın 148. maddesinin birinci fıkrasında “def’i yolu ile başvurulamayacağı” anlamına gelen bir ibare yer almamaktadır.</p>

<p>14. Anayasa Mahkemesinin OHAL KHK’larını itiraz yolu ile denetleme yetkisi hususu bu şekilde açıklığa kavuşturulduktan sonra eldeki başvuruda ihlale sebebiyet veren 667 sayılı OHAL KHK’sının 8. maddesinin birinci fıkrasının ikinci cümlesinin itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin denetimine tabi tutulması konusunu değerlendirmek gerekir.</p>

<p>15. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>16. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan OHAL KHK’sı hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>17. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin, “<i>Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi</i>” başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.</i>” şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>18. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık OHAL KHK’sı hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince “davaya bakmakta olan mahkeme” sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin OHAL KHK’sı açık hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın mülkiyet hakkı ile ilgili 35. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan hüküm iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>20. Bu bağlamda ihlalin kanundan kaynaklandığı bir bireysel başvuru kararında giderim yönünden Mahkememiz çoğunluğundan ayrıldığım için yazdığım karşıoydaki değerlendirmeler bu karşıoy için de aynen geçerli olduğu için burada bahse konu karardaki (bkz.: İsmail Yiğit [GK], B. No: 2021/57086, 31/7/2025) karşıoy gerekçemdeki ilgili yerlere aynen yer verilecektir.</p>

<p>“<i>8.Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir. </i></p>

<p><i>9.Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır. </i></p>

<p><i>10.Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır. </i></p>

<p><i>11.Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda ‘yetkisizlik asıl ve yetki istisna’ olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir. </i></p>

<p><i>12.Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır? </i></p>

<p><i>13.Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır. </i></p>

<p><i>14.Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010). </i></p>

<p><i>15.Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir. </i></p>

<p><i>16.Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır. </i></p>

<p><i>17.Bu itibarla burada davada ‘uygulanacak kural’ hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, ‘uygulanacak kural’ ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2). </i></p>

<p><i>18.Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir. </i></p>

<p><i>19.Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür. </i></p>

<p><i>20.Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür. </i></p>

<p><i>21.Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir. </i></p>

<p><i>22.Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</i></p>

<p><i>23.Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir ‘anayasal organ’ olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>24.Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır: </i></p>

<p><i>‘Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir. </i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır. </i></p>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz. </i><i>1</i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir</i><i>2</i><i> . Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir.</i><i>3</i><i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29). </i></p>

<p><i>25.Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>26.Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir. </i></p>

<p><i>27.Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</i></p>

<p><i>28.Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir. </i></p>

<p><i>29.Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir. </i></p>

<p><i>30.Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir. </i></p>

<p><i>31.İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>32.Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır. </i></p>

<p><i>33.Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir. </i></p>

<p><i>34.Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır. </i></p>

<p><i>35.Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin ‘kendi kendine başvuru’ biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır. </i></p>

<p><i>36.Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir. </i></p>

<p><i>37.Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır. </i></p>

<p><i>38.Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır. </i></p>

<p><i>39.Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır. </i></p>

<p><i>40.İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır. </i></p>

<p><i>41.Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</i>”</p>

<p>21. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı “<i>Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine</i>” şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>22. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin müdahaleyi gerçekleştiren OHAL KHK’sı hükmünden kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>23. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren OHAL KHK’sı hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvuru, irtifak hakkı kurulmasına dair sözleşmenin iptal edilmesi ve taşınmazın üzerinde bulunan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır malın bedelsiz olarak Hazineye devredilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Sayın Mahkemece yapılan değerlendirmede çoğunluk tarafından, başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmış ve ihlalin Kanundan kaynaklandığı kabul edilerek TBMM’ye bildirimde bulunulmasına karar verilmiştir. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>Niğde Valiliği (Defterdarlık) tarafından Milli Emlak Genel Müdürlüğü'ne iletilen 29.07.2016 tarihli yazıda, İl Emniyet Müdürlüğü'nün Bor Kaymakamlığı'na (İlçe Olağanüstü Hal Bürosu) gönderdiği 27.07.2016 tarihli yazının içeriği aktarılarak; başvuran şirketin ortaklarından olup %51 hisseye sahip şirket müdürü N.M., %12,5 hisseye sahip K.B., %12,5 hisseye sahip M.T., %12,5 hisseye sahip F.T.ve %11,5 hisseye sahip Şirket müdürü H. T.’nin FETÖ/PDY'ye ait Bank Asya'da hesaplarının olduğu, bu yapıya ait derneklere tiye olduklarının anlaşıldığı bildirilmiştir. Bunun üzerine 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi uyarınca başvuran Şirketin irtifak hakkının iptal edilerek tapudan terkin edilmesi Maliye Bakanlığı Makamının 04.08.2016 tarihli ve 22017 sayılı Oluruyla uygun görülmüştür. Davacı şirketin irtifak hakkının tapudan terkin edilerek taşınır mallarına el konulmasına Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün 05.10.2016 tarih ve 27076 sayılı işlemiyle karar verilmiştir. İşlemin iptali için açılan dava yerel mahkemece reddedilmiş, söz konusu karar istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>Başvuru dosyasında yer alan belgelere göre, başvuran Şirketin eski ortağı K. B.’nin silahlı terör örgütü yöneticiliği suçlamasıyla yargılandığı…Ağır Ceza Mahkemesi'nin ….sayılı-dosyasında ….tarihli kararla silahlı terör örgütü üyeliği suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği, kararın temyiz incelemesi halen devam ettiği görülmüştür. Şirket ortaklarından M. T.' nin, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı ….Ağır Ceza Mahkemesi'nin … sayılı dosyasında 6 yıl 3 ay mahkûmiyetine karar verildiği, kararın Yargıtay 16. Ceza Dairesinin … tarih ve…K. sayılı kararıyla onanarak kesinleştiği görülmüştür. Yine şirket ortaklarından ve aynı zamanda temsile yetkili şirket müdürü H.T.’nin FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesi'nin …K. sayılı dosyasında…tarihli kararla beraat ettiği, söz konusu kararın istinaf incelemesinin devam ettiği anlaşılmıştır. Şirket ortaklarından F.T.’nin ise, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olmak suçundan yargılandığı … Ağır Ceza Mahkemesi'nin … K. sayılı dosyasında …tarihli kararla beraat ettiği, kararın … tarihinde istinaf kararıyla kesinleştiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Somut olayda, uyuşmazlığa konu irtifak hakkının iptali ve üzerindeki taşınır mallara el konulması 670 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 10, maddesi 4. fıkrası ile değişikliğe uğramış 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname’nin (KHK) 8. maddesi uyarınca gerçekleştirilmiştir. Söz konusu düzenlemeye göre (667 sayılı KHK m.8); <i> “(1) Mülkiyeti 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununda belirtilen genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçe kapsamındaki idarelere, düzenleyici ve denetleyici kurumlara, sosyal güvenlik kurumlarına, mahalli idarelerle bu idareler tarafından kurulan birlik ve işletmelere, özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum, kurul, üst kurul ve kuruluşları, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri ile sermayesinin %50'sinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklara ve vakıflara ait olan her türlü taşınmazın yararlanıcıları ile kiracılarının, milli güvenliğe tehdit oluşturduğu tespit edilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyeliği veya iltisakı ya da bunlarla irtibatının değerlendirilmesi halinde irtifak ve intifa hakları ile kira sözleşmeleri ilgili kurum ve kuruluş tarafından resen iptal edilir. Bu durumda, ilgili kurum ve kuruluşlara ait ve sözleşme tarihinde mevcut bina, yapı ve tesisler hariç olmak üzere, taşınmazların üzerinde yapılan bina, yapı ve tesisler ile her türlü taşınır, alacak ve haklar, belge ve evrak 23/7/2016 tarihinden geçerli olmak üzere bedelsiz olarak Hazineye devredilmiş sayılır”</i>.</p>

<p>Yukarıda belirtildiği üzere, başvurucu şirket ortakları hakkında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticiliği/üyeliği suçlarından yürütülecek soruşturmalara da esas olabilecek bilgilere dayanılarak Milli Emlak Genel Müdürlüğü tarafından yapılan değerlendirme sonucu, 667 sayılı KHK'nın 8. maddesi kapsamında söz konusu irtifak hakkının iptali ve üzerindeki taşınırların Hazineye devri işlemi yapılmıştır. 667 sayılı KHK, 6749 sayılı Kanun ile kanunlaştırılmıştır. Buna göre, yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir olan KHK hükümleri uyarınca ve anılan düzenlemelere uygun olarak gerçekleştirilen işlemin "kanunilik" koşulu mevcut olmaktadır.</p>

<p>Anayasa’nın 15. maddesinde savaş, seferberlik veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklerin ihlal edilmemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabileceği veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabileceği, birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamayacağı, kimsenin din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamayacağı ve bunlardan dolayı suçlanamayacağı, suç ve cezalar geçmişe yürütülemeyeceği, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimsenin suçlu sayılamayacağı belirtilmiştir. Görüldüğü üzere mülkiyet hakkı Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen haklar arasında bulunmamaktadır. Buna göre, olağanüstü hallerde, mülkiyet hakkına ilişkin olarak Anayasa’da öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilecektir.</p>

<p>Anayasa’nın 148. maddesinde ise, Anayasa Mahkemesi’nin görevleri belirtilmiş olup, söz konusu maddede, Anayasa Mahkemesi’nin kanunların, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Anayasaya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetleyeceği ve bireysel başvuruları karara bağlayacağı belirtilmiştir. Yine aynı maddede, Anayasa değişikliklerinin ise sadece şekil bakımından inceleneceği ve denetleneceği, ancak, olağanüstü hallerde ve savaş hallerinde çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin (<i>21/1/2017 tarihli ve 6771 sayılı Kanunun 16 ncı maddesiyle, “kanun hükmünde kararnamelerin” ibareleri “Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin” şeklinde değiştirilmiştir</i>), şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı düzenlenmiştir. Buna göre, olağanüstü hallerde çıkarılan kararnamelerin denetimi Anayasa Mahkemesinin görevi dışında kalmaktadır. Bireysel başvuru konusu işlemin dayanağını olağanüstü halde çıkarılan 667 sayılı Kararname oluşturduğundan Anayasa Mahkemesi’nin bu başvuruyu inceleme olanağı mevcut değildir. Öyle ki, bireysel başvuruya konu olayda mülkiyet hakkının ihlal edildiği bir an için kabul edilse bile söz konusu ihlal, 667 sayılı Kararname veya bunu kabul eden Kanundan değil, bizatihi Anayasa’nın 15. ve 148. maddelerinden kaynaklanmaktadır. Bu nedenle ihlalin varlığı varsayılsa bile, bu ihlal kanundan kaynaklanmadığından, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için, TBMM’ye bildirim yapılması da hukuken mümkün değildir.</p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesi’nin Kuruluş ve Yargılama Usullerine İlişkin Kanun’un 48. maddesinde, bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen şartların taşınması gerektiği belirtilmiştir. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin üçüncü fıkrasında<i> “Yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemler aleyhine doğrudan bireysel başvuru yapılamayacağı gibi Anayasa Mahkemesi kararları ile Anayasanın yargı denetimi dışında bıraktığı işlemler de bireysel başvurunun konusu olamaz”</i>. Anayasa’nın 148. maddesinde olağanüstü hallerde çıkarılan kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasaya aykırılığı iddiasıyla, Anayasa Mahkemesinde dava açılamayacağı düzenlendiğinden başvuruya konu olay, Anayasa’nın yargı denetimi dışında bıraktığı bir hususa ilişkin olmaktadır. Hal böyle olunca, işbu başvuru açısından kabul edilemezlik kararı verilmesi gerekmektedir. Aksi halde Anayasa’nın norm denetimine kapattığı olağanüstü hal kararnamelerinin bireysel başvuru yoluyla denetlenmesi gibi bir sonuç ortaya çıkmaktadır ki, bu durumun Anayasa’nın lafzına ve ruhuna aykırı olduğu şüpheden uzaktır.</p>

<p>Yukarıda belirtilen nedenlerle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediği ve başvuru hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği ve giderim yönünden TBMM’ye bildirim yapılmasının mümkün olmadığı kanaatinde olduğumdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201811348-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="40352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAKİP TALEBİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GENEL OLARAK</strong></p>

<p>İcra hukuku bakımından takip talebi, alacaklının cebrî icra organlarını harekete geçiren ve icra takibinin başlamasını sağlayan ilk usul işlemi niteliğindedir. Takip talebi, alacaklının devletin cebrî icra yetkisinden yararlanma iradesini ortaya koyduğu temel başvuru olup, hukuk yargılamasında dava dilekçesinin gördüğü fonksiyona benzer şekilde, icra hukukunda takibin başlangıç noktasını oluşturmaktadır. Ancak takip talebi, dava dilekçesinden farklı olarak, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu ile İcra ve İflâs Kanunu Yönetmeliği kapsamında ayrıntılı biçimde düzenlenmiş olup, kanun koyucu tarafından sıkı şekil şartlarına tabi tutulmuştur. Bu nedenle takip talebinin, kanunda öngörülen zorunlu unsurları eksiksiz şekilde içerecek biçimde hazırlanması, takip hukukunun sağlıklı işlemesi ve icra dairesince gerçekleştirilecek işlemlerin hukuka uygun biçimde yürütülmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebi; yazılı veya sözlü olarak icra dairesine yapılabileceği gibi, teknolojik gelişmelerle de uyumlu olarak 2/7/2012-6352/9 md. düzenlemesiyle Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla elektronik ortamda da gerçekleştirilebilmektedir. Böylece kanun koyucu, teknolojik gelişmeleri de dikkate alarak takip talebinin farklı usullerle ileri sürülmesine imkân tanımış, ancak başvurunun şekline bakılmaksızın kanunda öngörülen zorunlu bilgilerin eksiksiz şekilde sunulmasını aramıştır.</p>

<p>Türk icra hukuku sisteminde takip yolları genel olarak <strong>ilâmlı icra</strong> ve <strong>ilâmsız icra</strong> olmak üzere iki ana kategori altında toplanmaktadır. Bununla birlikte bu ayrım, takip yollarının hukuki dayanağı ve uygulanma şartları bakımından önem taşımakta olup, her bir takip yolu kendine özgü usul kurallarına tabidir.</p>

<p>Alacaklının elinde bir mahkeme ilâmı veya kanunen ilâm niteliğinde kabul edilen bir belge bulunması hâlinde, cebrî icra faaliyetleri ilâmlı icra hükümlerine göre yürütülmektedir. Bu kapsamda para alacağı veya teminat verilmesine ilişkin ilâmlar ile ilâm niteliğindeki belgelere dayalı takiplerin yanı sıra; taşınır teslimi, taşınmazın tahliye ve teslimi, bir işin yapılmasına veya yapılmamasına ilişkin eda hükümleri, irtifak haklarının kaldırılması veya kurulması ile gemi üzerindeki intifa hakkının kaldırılması ya da yükletilmesine ilişkin mahkeme kararlarının yerine getirilmesi de ilâmlı icra yoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca ipoteğin paraya çevrilmesi suretiyle takip de, kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde bu kapsamda başvurulabilecek özel takip yollarından birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık alacaklının elinde cebrî icraya esas teşkil edecek bir mahkeme ilâmı veya ilâm niteliğinde belge bulunmaması hâlinde, kanunda öngörülen şartların gerçekleşmesi kaydıyla ilâmsız icra yollarına başvurulabilmektedir. Bu kapsamda genel haciz yolu ile ilâmsız takip, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip, taşınır rehninin veya ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile takip, adi iflâs yolu ile takip, kambiyo senetlerine özgü iflâs yolu ile takip, adi kira ve hasılat kiralarına ilişkin takip ile yazılı kira sözleşmesine dayanılarak kira süresinin sona ermesi sebebiyle kiralananın tahliyesine ilişkin takip yolları uygulanabilmektedir.</p>

<p>İcra ve İflas Kanunu (İİK), takip hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar bakımından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na (HMK) nazaran özel kanun niteliği taşımaktadır. Bu nedenle takip hukukuna ilişkin meselelerde öncelikle İİK hükümlerinin uygulanması; İİK'de açık bir düzenlemenin bulunmadığı hâllerde ise, ancak İİK'nin sistematiği, amacı ve temel ilkeleriyle çelişmemesi koşuluyla HMK hükümlerine başvurulması gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede, HMK'nın iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesini düzenleyen 141. maddesinin takip hukukunda uygulanması değerlendirilirken, cebrî icra hukukunun kendine özgü yapısı ve takip talebinin takip prosedürünü başlatan kurucu işlem niteliği göz önünde bulundurulmalıdır. Nitekim takip talebi, takip hukuku bakımından tarafların hak ve yükümlülüklerinin sınırlarını belirleyen temel işlem olup, takip başlatıldıktan sonra bu talebin genişletilmesi veya değiştirilmesi kural olarak mümkün değildir. Aksi yöndeki bir kabul, takip hukukunun sürat, kesinlik ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmayacağı gibi, takip hukukunun şekli yapısını da zedeleyecektir.</p>

<p>Her ne kadar HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında, iddia ve savunmanın genişletilmesi veya değiştirilmesi yasağı bakımından ıslah ve karşı tarafın açık muvafakati istisna olarak öngörülmüş ise de, bu istisnaların takip hukukunda aynı kapsamda uygulanması mümkün değildir. Zira öğretide ve uygulamada baskın olarak kabul edildiği üzere, ıslah kurumu cebrî icra hukukunda uygulama alanı bulmamaktadır. Bunun yanında, kamu düzenine aykırı şekilde düzenlenmiş veya kanunun emredici hükümlerine aykırı nitelikte bulunan bir takip talebinin, borçlunun açık muvafakati bulunsa dahi hukuki sonuç doğurması ve infaz edilmesi mümkün değildir. Bu nedenle HMK'nın 141. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen istisnaların, takip hukukunun kendine özgü yapısı ve kamu düzenine ilişkin niteliği karşısında genel anlamda uygulanabilirlik kazanmamıştır.</p>

<p>Dolayısıyla takip talebi, yalnızca icra takibini başlatan şekli bir başvuru olmayıp, aynı zamanda takip yolunun belirlenmesi, tarafların hukuki durumlarının tespiti ve icra dairesinin takip işlemlerini hangi hukuki rejim çerçevesinde yürüteceğinin belirlenmesi bakımından da belirleyici nitelik taşımaktadır. Bu nedenle takip talebinin hazırlanması sırasında, alacağın hukuki niteliğinin, başvurulacak takip yolunun ve kanunda öngörülen şekli unsurların titizlikle değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>II. TAKİP TALEBİ VE MUHTEVASI</strong></p>

<p>Takip talebinin içermesi gereken zorunlu unsurlar, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Kanun koyucu, takip talebinin yazılı, sözlü veya elektronik ortamda yapılabilmesine imkân tanımakla birlikte, başvurunun şekline bakılmaksızın belirli bilgilerin eksiksiz olarak gösterilmesini zorunlu tutmuştur. Bu düzenleme, icra takibinin sağlıklı biçimde yürütülmesi, tarafların doğru şekilde belirlenmesi ve icra müdürlüğünün takip işlemlerini herhangi bir tereddüde yer vermeksizin yerine getirebilmesi amacı taşımaktadır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi uyarınca takip talebinde öncelikle alacaklıya ilişkin kimlik ve iletişim bilgilerinin yer alması gerekmektedir. Buna göre alacaklının, varsa kanuni temsilcisinin veya vekilinin adı ve soyadı, yerleşim yeri, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile ödemenin yapılacağı banka adı ve hesap bilgilerinin gösterilmesi zorunludur. Alacaklının yurt dışında yerleşik olması hâlinde ise Türkiye'de bir yerleşim yeri göstermesi gerekir. Kanun, Türkiye'de ayrıca bir yerleşim yeri gösterilmemesi durumunda, icra dairesinin bulunduğu yerin alacaklının kanuni yerleşim yeri sayılacağını hüküm altına almıştır.</p>

<p>Takip talebinde borçluya ilişkin bilgilerin de eksiksiz şekilde belirtilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda borçlunun ve varsa kanuni temsilcisinin adı, soyadı, yerleşim yeri ile alacaklı tarafından biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarasının gösterilmesi zorunludur. Takibin terekeye karşı yöneltilmesi hâlinde ise tebligat yapılacak mirasçıların adı, soyadı, biliniyorsa Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası veya vergi kimlik numarası ile yerleşim yerlerinin de takip talebinde yer alması gerekir.</p>

<p>· <strong>İcra Takibinde Taraf Sıfatı ve Taraf Ehliyeti</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İcra takibinde taraf sıfatı, maddi hukuktaki hak ve borç ilişkisinin takip hukukuna yansımasını ifade etmektedir. Bu nedenle takip talebinde alacaklı sıfatıyla, takip konusu alacak üzerinde hak sahibi olan gerçek veya tüzel kişiler; borçlu sıfatıyla ise takip konusu borcun ifasıyla yükümlü bulunan gerçek veya tüzel kişiler gösterilebilir. Takip ehliyetinin belirlenmesinde, kural olarak taraf ehliyetine ilişkin medeni usul hukuku ilkeleri uygulanır. Bununla birlikte, maddi hukukta hak ehliyetine sahip olmayan oluşumların icra takibinde taraf sıfatını kazanması mümkün değildir. Bu kapsamda adi ortaklık, Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca tüzel kişiliğe sahip olmayıp, bağımsız bir hak süjesi niteliği de taşımamaktadır. Dolayısıyla adi ortaklığın, kural olarak, icra takibinde doğrudan alacaklı veya borçlu sıfatıyla gösterilmesi mümkün değildir. Adi ortaklığa ait hak ve borçlar ortaklara ait olduğundan, takip talebinde ortaklığın ticaret unvanı veya işletme adı yerine ortaklığı oluşturan bütün ortakların ayrı ayrı alacaklı veya borçlu olarak gösterilmesi gerekir. Aksi hâlde takip, taraf sıfatına ilişkin temel bir eksiklik taşıyacağından, takip hukukunun şekli yapısı ve taraf ehliyetine ilişkin kurallarla bağdaşmayacaktır.</p>

<p>· <strong>Takip Talebinde Alacağın Miktarı, Faizi ve Yabancı Para Alacakları</strong></p>

<p>Takip talebinde alacağın konusu ve kapsamı da açık ve tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir. Bu çerçevede alacağın veya talep edilen teminatın Türk lirası cinsinden tutarı, faiz talep ediliyorsa faiz oranı ile faizin işlemeye başladığı tarih gösterilmelidir. Alacak yabancı para üzerinden talep ediliyorsa, hangi tarihteki döviz kuru esas alınarak talepte bulunulduğu ile yabancı para alacağına uygulanacak faiz bilgilerine de yer verilmesi zorunludur. Bu hususlar, hem icra emrinin veya ödeme emrinin doğru şekilde düzenlenmesi hem de borçlunun takip konusu alacağı açıkça öğrenebilmesi bakımından önem taşımaktadır.</p>

<p>Kanun ayrıca takip talebinde alacağın dayanağının da belirtilmesini zorunlu kılmıştır. Buna göre alacak bir senede dayanıyorsa senedin, senet bulunmuyorsa borcun hukuki sebebinin takip talebinde açıkça gösterilmesi gerekir. Bunun yanında alacaklının, başvurduğu takip yolunu da açık biçimde belirtmesi zorunludur.</p>

<p>· <strong>Takip Yolunun Seçilmesi ve İcra Müdürünün Denetim Yetkisi</strong></p>

<p>İcra müdürü, takip hukukunda taraflarca getirilme ilkesinin bir sonucu olarak, kural olarak alacaklının takip talebinde belirlediği takip yolu ile bağlıdır. Bu nedenle icra müdürü, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştiremez. Bununla birlikte, seçilen takip yolunun kanuni şartlarının mevcut olup olmadığını incelemekle yükümlüdür. Kanunda öngörülen şartları taşımayan bir takip talebini başka bir takip yoluna dönüştürmesi mümkün olmayıp, gerekli hâllerde talebi reddetmesi veya kanuni eksikliklerin giderilmesini istemesi gerekir.</p>

<p>· <strong>Takip Talebine Eklenecek Belgeler</strong></p>

<p>Alacak bir belgeye dayanıyorsa, belgenin aslının veya alacaklı ya da yetkili temsilcisi tarafından onaylanmış örneğinin, borçlu sayısından bir fazla nüsha ile takip talebi sırasında icra dairesine sunulması zorunludur. Bu yükümlülük, borçluya yapılacak tebligatın usulüne uygun şekilde gerçekleştirilebilmesi ve takip dayanağı belgenin borçlu tarafından incelenebilmesinin sağlanması amacıyla öngörülmüştür.</p>

<p>· <strong>Takip Talebinin İçeriğinin Kanunla Sınırlı Olması İlkesi</strong></p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde takip talebinde yer alması gereken bilgiler sınırlı olarak sayılmıştır. Bu nedenle takip talebine, kanunda öngörülmeyen ve takip işlemleri bakımından hukuki bir fonksiyonu bulunmayan bilgilerin eklenmesi mümkün değildir. Bu kapsamda alacaklı veya vekiline ait sosyal medya hesaplarının takip talebinde gösterilmesinin herhangi bir hukuki dayanağı bulunmamaktadır. Aynı şekilde, kanuni düzenlemede öngörülmeyen ve ödeme işlemlerini kolaylaştırmaya yönelik QR (Quick Response) kodu veya benzeri karekod uygulamalarının takip talebine eklenmesi de mümkün değildir. Bunun nedeni, takip talebinin maddi hukuki irade açıklaması olmayıp, kamu gücünü harekete geçiren şekli bir usul işlemi olmasıdır. Şekli işlemlerin içeriği ancak kanun tarafından belirlenebilir; idarenin veya tarafların bu içeriği genişletmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz.</p>

<p><strong>III. İCRA MÜDÜRÜNÜN TAKDİR YETKİSİ </strong></p>

<p>İcra müdürünün, kural olarak, kanunda öngörülen zorunlu unsurları taşıyan bir takip talebini esastan inceleyerek reddetme yetkisi bulunmamaktadır. Zira icra müdürü, maddi hukuka ilişkin uyuşmazlığı çözen bir yargı mercii değil, cebrî icra faaliyetini yürütmekle görevli idarî nitelikte bir icra organıdır. Bu nedenle icra müdürünün görevi, takip talebinin haklı olup olmadığını veya alacağın varlığını değerlendirmek değil; kanunun kendisine yüklediği ölçüde şekli incelemeyi yaparak takip işlemlerini yürütmektir.</p>

<p>Bu ilkenin doğal sonucu olarak, alacaklı tarafından bir mahkeme ilâmına dayanılarak ilâmlı icra yoluna başvurulması hâlinde, icra müdürü ilâmın maddi hukuka uygunluğunu veya kesinleşmesinin gerekip gerekmediğini re'sen değerlendiremez. Alacaklı tarafından kesinleşmesi gereken bir ilâmın kesinleşme şerhi bulunmaksızın takibe konulması hâlinde dahi, icra müdürünün takip talebini reddetmesi veya icra emri düzenlemekten kaçınması hukuken mümkün değildir. Bu durumda icra müdürü, takip talebini kabul ederek icra emrini düzenlemek ve borçluya tebliğ etmekle yükümlüdür. Kesinleşme şartına aykırı olarak başlatılan bu tür takiplerde hukuki denetim, icra müdürlüğü tarafından değil, şikâyet üzerine icra mahkemesi tarafından gerçekleştirilir. Dolayısıyla borçlunun, İcra ve İflâs Kanunu'nun 16. maddesi kapsamında yasal süresi içerisinde icra mahkemesine başvurarak takibin iptalini talep etmesi gerekir.</p>

<p>Bununla birlikte, icra müdürünün takip talebini kabul yükümlülüğü mutlak değildir. Kanunun açıkça öngördüğü hâllerde icra müdürü, takip yoluna özgü şekli inceleme yapmakla yükümlüdür. Özellikle kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takiplerde, İcra ve İflâs Kanunu'nun 168 ve devamı maddeleri uyarınca icra müdürü, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığını ve senedin vadesinin gelmiş olup olmadığını re'sen incelemek zorundadır. Bu inceleme, alacağın esasına ilişkin olmayıp yalnızca kanunun aradığı şekli şartlarla sınırlıdır.</p>

<p>Bu nedenle, takibe dayanak belgenin şeklen kambiyo senedi niteliğini taşımaması veya henüz vadesinin gelmemiş olması hâlinde, kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip başlatılması mümkün değildir. Böyle bir durumda icra müdürünün kambiyo senetlerine özgü ödeme emri düzenlemesi, kanunun kendisine yüklediği şekli denetim yükümlülüğü ile bağdaşmayacaktır. Başka bir ifadeyle, kambiyo senetlerine özgü takip yolunda icra müdürü, yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların mevcut olup olmadığını denetlemekle yükümlü olup, bu denetimin sonucunda kambiyo senedi vasfını taşımayan bir belgeye dayanılarak bu özel takip yolunun işletilmesine izin veremez.</p>

<p>Yine, İcra ve İflâs Kanunu'nun 24 ilâ 41. maddelerinde ilamların icrasına ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı şekilde düzenlenmiştir. Anılan hükümler uyarınca icra müdürü, takip talebine dayanak yapılan ilamın hukuki niteliğini resen incelemekle yükümlüdür. Bu çerçevede icra müdürü, mahkemenin kararında yaptığı hukuki nitelendirme ile bağlı olmayıp, ilamın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü niteliği taşıyıp taşımadığını, icrası bakımından kanunen kesinleşme şartının bulunup bulunmadığını ve uygulanacak takip hükümlerini doğrudan kanundan kaynaklanan bağlı yetkisi kapsamında belirlemek durumundadır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ</strong></p>

<p>Takip talebi, icra hukukunda cebrî icra faaliyetini başlatan ve icra organlarını harekete geçiren ilk usul işlemi niteliğini taşımaktadır. Her ne kadar maddi hukuktan kaynaklanan bir alacak hakkının tahsiline hizmet etse de, takip talebi maddi hukuki bir tasarruf işlemi olmayıp, takip hukukuna özgü şekli sonuçlar doğuran tek taraflı bir usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin geçerliliği, alacağın varlığından ziyade kanunda öngörülen şekli şartların eksiksiz olarak yerine getirilmesine bağlıdır.</p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesi, takip talebinde bulunması gereken zorunlu unsurları sınırlı sayıda düzenlemiş olup, takip hukukunun şekli karakterinin bir sonucu olarak bu unsurların uygulama veya idari tasarruflarla genişletilmesi mümkün değildir. Bu çerçevede, kanunda öngörülmeyen sosyal medya hesapları, QR kodu veya benzeri bilgilerin takip talebinde yer almasına hukuken imkân bulunmamaktadır. Zira cebrî icra faaliyetinin kamu gücü kullanılarak yürütülmesi, takip talebinin içeriğinin ancak kanun koyucu tarafından belirlenebilmesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Takip hukukunda takip yolunun belirlenmesi kural olarak alacaklının tasarrufunda olmakla birlikte, icra müdürü seçilen takip yolunun kanuni şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğini resen incelemekle yükümlüdür. Ancak bu inceleme, maddi hukuki uyuşmazlığın çözümüne yönelik olmayıp yalnızca kanunun öngördüğü şekli şartların denetlenmesiyle sınırlıdır. Bu nedenle icra müdürünün alacağın varlığı veya haklılığı konusunda değerlendirme yapması mümkün olmadığı gibi, alacaklının tercih ettiği takip yolunu resen değiştirme yetkisi de bulunmamaktadır. Buna karşılık, kanunun açıkça şekli inceleme yükümlülüğü öngördüğü hâllerde, örneğin kambiyo senetlerine özgü takiplerde senedin kambiyo senedi niteliğini taşıyıp taşımadığı veya ilâmlı icrada ilâmın cebrî icraya elverişli bir eda hükmü içerip içermediği hususlarının icra müdürü tarafından resen değerlendirilmesi zorunludur.</p>

<p>Takip talebinin hazırlanması sırasında taraf sıfatının doğru belirlenmesi, alacağın miktarı ve fer'ilerinin açıkça gösterilmesi, takip dayanağı belgelerin usulüne uygun şekilde ibraz edilmesi ve başvurulacak takip yolunun isabetli olarak seçilmesi, hem icra müdürlüğünün işlemlerini hukuka uygun biçimde yürütebilmesi hem de borçlunun savunma hakkının etkin şekilde kullanılabilmesi bakımından büyük önem taşımaktadır. Bu unsurlardaki eksiklikler, yalnızca takip işlemlerinin gecikmesine neden olmamakta; aynı zamanda şikâyet yoluyla takibin iptali veya düzeltilmesi sonucunu da doğurabilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak takip talebi, uygulamada çoğu zaman yalnızca bir başvuru formu olarak değerlendirilmekte ise de, gerçekte cebrî icra faaliyetinin kapsamını, uygulanacak takip rejimini ve icra müdürünün işlem alanını belirleyen temel usul işlemidir. Bu nedenle takip talebinin hazırlanmasında yalnızca İcra ve İflâs Kanunu'nun 58. maddesinde yer alan zorunlu unsurların şeklen yerine getirilmesi yeterli olmayıp, takip hukukunun temel ilkeleri, başvurulan takip yolunun hukuki şartları ve icra müdürünün şekli inceleme yetkisinin sınırları da birlikte değerlendirilmelidir. Böyle bir yaklaşım, hem hukuka uygun bir takip sürecinin yürütülmesini sağlayacak hem de uygulamada sıklıkla karşılaşılan usul hatalarının ve bunlardan kaynaklanan uyuşmazlıkların önemli ölçüde önüne geçebilir.</p>

<p><strong>V. GÜNCEL YARGI KARARLARI </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/3594 Esas ve 2025/5388 Karar</strong></a></p>

<p>İcra takibinin başlaması için alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda bir takip talebinde bulunması gerekir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra müdürünün borçluya ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde bulunması gereken kayıtlara takip talebinin şartları denir. Takip talebinin İİK'nın 58. maddesinin öngördüğü hususları kapsaması zorunludur.</p>

<p>İİK’nın 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği, yine aynı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde ise; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/9538 Esas ve 2026/1836 Karar</strong></a></p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı takip talebinde (vade veya takip talebi günündeki rayice göre ödeme yerine) fiili ödeme günündeki rayice (döviz kuruna) göre alacağının Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bunun için alacaklı yabancı para alacağının (takip tarihindeki kur üzerinden) Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kurdan talep ediyorsa bu hususu da takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu halde alacaklı vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yabancı para üzerinden faiz (3095 S.K. m. 4/a) talep edebilir. (İİK m. 58/3). (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 2010 vd., Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet/Özkan, Sungurtekin Meral; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2022 s. 95 vd.).</p>

<p>Somut olayda, alacaklı tarafından takip talebinde 46.873,00 EURO asıl alacak, 4.687,30 EURO Çek tazminatı ve 13.053,00 EURO takip öncesi faiz olmak üzere toplam 64.613,30 EURO alacağın takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ayrıca harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterildiği, icra emrinde de yabancı para alacağının takip talebinde belirtildiği şekilde yine EURO olarak talep edildiği, takip talebi ve icra emrinde "fiili ödeme tarihi'' ibaresi yazılmış ise de bu tarihteki Türk Lirası karşılığının istendiğinin belirtilmediği, dolayısıyla alacaklının takip talebinde EURO olarak talep edilen alacak kısmının aynen tahsilini istediği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra müdürlüğünce harcın hesaplanabilmesi için harca esas değer olarak 532.477,28 TL'nin gösterilmiş olması alacağın Türk Lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>O halde, mahkemece, takip talebinde İİK'nın 58/3. maddesi uyarınca yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almadığı, yabancı paranın aynen tahsilinin talep edildiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen de dikkate alınması gerektiği gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256239-e-20257199-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2025/6239 Esas ve 2025/7199 Karar</strong></a></p>

<p>2004 sayılı İİK'nın 30/1. maddesinde; ''Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24'üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işin yapılmasını emreder.'' hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 30/II maddesi ise bir işin yapılmasına ilişkin ilamların nasıl icra edileceğini düzenler. Bu maddeye göre, yapma borçları ifa şekilleri açısından şahsa bağlı olmayan işler (borcun konusu olan iş, borçlunun kişisel özelliklerini gerektirmiyorsa - örneğin bir duvarın örülmesi edimi- borçlu tarafından yapılmaması durumunda, masrafı borçludan tahsil edilmek üzere üçüncü bir kişiye yaptırılabilir) ve şahsa bağlı olan işler (borcun sadece borçlu tarafından yapılabilecek nitelikte olması durumunda -örneğin bir ressamın tablo yapması edimi- borçlunun edimi yerine getirmeye zorlanması para cezası ve tazyik hapsi gibi yaptırımlarla sağlanır) şeklinde iki temel kategoriye ayrılır.</p>

<p>İcra takibinin konusu olan "kira sözleşmesi yapma borcu", borçlunun bizzat rıza göstermesi, imzalaması ve bu imzayla bir hukuki işlem iradesini açıklaması gereken bir eylemdir. Bu edim, paranın tahsili, taşınır veya taşınmazın teslimi gibi fiziksel olarak gerçekleştirilebilen edimlerden köklü bir şekilde ayrılır İİK m. 30/II'nin öngördüğü tazyik hapsi, borçlunun sadece fiziksel bir eylemi yerine getirmesini sağlamak için bir baskı aracıdır. Bu yaptırım, borçlunun hukuki iradesini zorla beyan etmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Diğer taraftan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15/4 maddesinde "Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hakim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur.</p>

<p>Sözleşme yapma vaadi (ön sözleşme) borcunun cebri icrası ancak ve ancak bir mahkeme kararı ile mümkündür. Eğer borçlu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınırsa, alacaklı (kiracı), mahkemeden aynen ifa davası açarak borçlunun iradesinin mahkeme hükmüyle ikame edilmesini talep edebilir. Bu tür bir mahkeme kararı, inşaî hüküm niteliğindedir; yani yeni bir hukuki durum (sözleşmenin kurulmuş olması) oluşturur. İcra Dairesi, bu tür bir inşaî yetkiye sahip değildir. Arabuluculuk tutanağı, tarafların sadece bir vaadini belgelemektedir; mahkemenin inşaî hükmünü içermemektedir. Bu nedenle, bu yönde hüküm içeren arabuluculuk anlaşma belgesine dayalı icra takibi başlatılarak borçlu kira sözleşmesi yapmaya zorlanamaz. O halde, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin kabulü ile borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20234482-e-20242078-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2023/4482 Esas ve 2024/2078 Karar</strong></a></p>

<p>Para ve teminat verilmesi hakkındaki ilamların icrası İİK'nın 32 ve ardından gelen maddelerde düzenlenmiştir. Anılan maddede (para borcuna veya teminat verilmesine dair ilam İcra Dairesine verilince icra müdürü borçluya bir icra emri tebliğ eder…), İİK'nın “ilam mahiyetini haiz belgeler” başlığını taşıyan 38. maddesinde ise (Mahkeme huzurunda sulhler, kabuller ve para borcu ikrarını havi re’sen tanzim edilen noter senetleri ve temyiz kefaletnameleri ile icra dairesindeki kefaletler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir…) şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir. İlgili yasa maddeleri ile yasa koyucu hangi belgelere dayanılarak ilamlı takip yapılabileceğini, önemine binaen titizlikle düzenlemiş, gerekli gördüğü yerlerde bunu özel kanunlarda belirleyip sınırlandırmıştır. Burada göz ardı edilmemesi gereken husus ise maddede yer verilen ilamların, icrası yorum gerektirmeyecek açık tahsil hükmü (eda hükmü) taşıyan ilamlar olduğu noktasıdır. Bu nedenle eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez. Ancak, kesinleşmeleri halinde bu ilamlardaki vekalet ücreti ve yargılama giderine dayalı likit miktarların icra yolu ile infazı mümkündür.</p>

<p>Somut olayda takibe dayanak yapılan İstanbul 11. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08.07.2021 tarih ve 2019/437 E.2021/589 K. sayılı kararında “davalı/borçlu şirketin 30.04.2019 tarihli genel kurulunda alınan kararlardan; (4) numaralı gündem maddesi ile ... dışındaki diğer yönetim kurulu üyelerinin ibra edilmelerine, (5) numaralı gündem maddesi ile davalı şirket yönetim kurulu başkanına ödenen ücretin artırılmasına ve prim ödenmesine, (6) numaralı gündem maddesi ile şirket ana sözleşmesinin 3.maddesinin tadil edilmesine ve (7) numaralı gündem maddesi ile alınan kararın, ...’a TTK’nın 395. ve 396. maddeleri gereğince davalı şirket konusu işlerle iştigal etmesine izin verilmesi kısmına, ilişkin alınan kararların ayrı ayrı iptaline” karar verilmiş, ilamda likit bir miktarın ödenmesi yönünde eda hükmü oluşturulmamıştır. Bu durumda ilamın kesinleşmesi halinde yargılama giderleri ve vekalet ücreti kalemlerin istenebilmesi dışında icra yolu ile infazı da mümkün değildir.</p>

<p>O halde, Bölge Adliye Mahkemesince, şikayetin eda hükmü içermeyen “Tespite” ilişkin ilamlar icra takibine konu edilemez gerekçesi ile reddine karar verilmesi yerine yazılı gerekçe ile reddi isabetsiz ise de sonuçta istem reddedildiğinden, sonucu itibariyle doğru olan Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanması gerekmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-hukuk-dairesinin-20149061-e-20148377-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 8. Hukuk Dairesi 2014/9061 Esas ve 2014/8377 Karar</strong></a></p>

<p>HGK. 5.10.2005 tarih ve 12-534 2005/554 sayılı kararında da belirtildiği gibi ilamın yargılama giderine ve vekalet ücretine ilişkin bölümü, davanın kabulü ya da reddine ilişkin bölümüyle bir bütündür. Bu kalemlerin kesinleşmesi ve infazı ancak bir bütün olarak ilamın kesinleşmiş olmasına bağlıdır. Dolayısıyla, ilamın esasına ilişkin hüküm kısmı kesinleşmeden yargı gideri ve vekalet ücretine ilişkin kısmı da icra takibine konu edilemez.</p>

<p>Takibe konu Bakırköy 2. Fikri Sinai Haklar Hukuk Mahkemesi'nin 2013/39 esas 2013/41 karar sayılı ilamı incelendiğinde, asıl davada davacı talebi, 551 sayılı KHK'nin 136, 137, 138, 140, TTK'nun 56 vd. maddeleri uyarınca patent hakkına tecavüzün ve haksız rekabetin tespiti, men'i, maddi ve manevi tazminat, ilan istemine, birleşen dava ise 551 sayılı KHK'nin 5, 7, 129/1-a maddeleri kapsamında patent belgesinin hükümsüzlüğüne yöneliktir. İlam bu hali ile 6100 sayılı Kanun'a eklenen "Geçici Madde 3" atfıyla uygulanması gereken HUMK'nun 443/4. maddesi (HMK'nun 367/2. maddesi) kapsamında şahsın hukukuna ilişkin ilamlardandır. O halde; anılan ilamın infazı için kesinleşmesi gerekeceğinden şikâyetin kabulü gerekirken yazılı gerekçe ile reddi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20204814-e-2021693-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 12. Hukuk Dairesi 2020/4814 Esas ve 2021/693 Karar</strong></a></p>

<p>Takibe konu senedin tanzim tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 Sayılı TTK'nun 776/1-f maddesi uyarınca; senette düzenlenme yerinin yazılı olması gereklidir. Aynı Kanun'un 777/4. maddesinde ise; düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bononun, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-590 sayılı kararında da benimsendiği üzere tanzim yeri olarak idari birim adının (kent, ilçe, bucak, köy gibi) yazılması zorunlu ve yeterlidir.</p>

<p>Öte yandan, keşide yeri unsuru bulunmayan dayanak belge bono olarak kabul edilemeyeceğinden, TTK'nun 776/1-f maddesinde öngörülen koşulu taşımayan bu belgeye dayanarak borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması da mümkün değildir.</p>

<p>İİK' nun 170/a-2. maddesine göre; ''İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyla, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı husularını re' sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.''</p>

<p>Somut olayda, takibe dayanak senette düzenleme yeri belirtilmediği gibi, düzenleyenin adının yanında da herhangi bir idari birim adının yazılı olmadığı görülmektedir. Bu durumda, sözü edilen belgenin kambiyo senedi niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, İİK' nun 170/a-2. maddesi gereğince, takibe konu 29.01.2015 düzenleme tarihli belgenin kambiyo senedi vasfı taşımadığı hususunun re'sen nazara alınarak takibin iptaline karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER"><img alt="Av. Mustafa ZAFER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Mustafa-ZAFER111.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-mustafa-zafer" title="Av. Mustafa ZAFER">Av. Mustafa ZAFER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/takip-talebi-zafer-1</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/dava1-ta11-cover.jpg" type="image/jpeg" length="86208"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/3594 E., 2025/5388 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2025/3594 E., 2025/5388 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/3594 E., 2025/5388 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>İlamsız takipte borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayet ve itirazlarının yanında, yabancı para üzerinden başlatılan icra takibinde takip talebinde TL karşılığın gösterilmediğini ileri sürerek şikayet yoluna başvurduğu, İlk Derece Mahkemesince, şikayetin kısmen kabulüne, tebliğ tarihinin 25.11.2020 olarak düzeltilmesine, sair şikayetlerin reddine karar verildiği, borçlu tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince, takip dosyasının fiziki suretindeki takip talebinde harca esas değerin TL karşılığının açıkça belirtildiği gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>İcra takibinin başlaması için alacaklının icra dairesine yazılı veya sözlü olarak ya da elektronik ortamda bir takip talebinde bulunması gerekir. Takip talebinin geçerli olması ve buna dayanarak icra müdürünün borçluya ödeme emri gönderebilmesi için takip talebinde bulunması gereken kayıtlara takip talebinin şartları denir. Takip talebinin İİK'nın 58. maddesinin öngördüğü hususları kapsaması zorunludur.</p>

<p>İİK’nın 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği, yine aynı Kanun’un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde ise; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. İcra ve İflas Kanunu Yönetmeliğinin 19/1-k maddesine göre hazırlanan Yönetmeliğe ekli örnek 11 numaralı ödeme emrinde de alacağın Türk Parasıyla tutarının gösterilmesi gerektiğine işaret edilmiştir.</p>

<p>Buna göre; alacaklı, yabancı para alacağının TL karşılığını, takip talebinde göstermek zorunda olup, buna bağlı olarak bu zorunluluğun ödeme emrinde de yerine getirilmesi gerekir. Anılan noksanlık kamu düzeni ile ilgili ve devletin hükümranlık haklarına ilişkin olması nedeniyle takibin her safhasında re'sen göz önünde tutulmalıdır(HGK’nın 12.05.1999 tarih 99/12-271 E, 99/301 K. sayılı kararı).</p>

<p>Diğer taraftan, HMK'nın 445. maddesi ile HMK'nın uygulanmasına ilişkin yönetmeliğe göre elektronik ortamda saklanan UYAP kayıtları asıldır.<br />
Somut uyuşmazlıkta, takip tarihi 30.09.2020 olup UYAP sisteminde kayıtlı aynı tarihli takip talebinde 255.316,30 EURO alacağın tahsili istenilmekle birlikte yabancı para alacağının TL karşılığının gösterilmediği gibi, harca esas değerinin de Türk Lirası olarak yazılı olmadığı görülmüştür. Her ne kadar takip dosyasında bulunan sadece alacaklı vekili imzalı takip talebinde harca esas değer TL olarak gösterilmiş ise de UYAP kayıtları asıl olduğundan, ne zaman sunulduğu belli olmayan takip talebine itibar edilmemiştir. Öte yandan, UYAP kayıtlarındaki takip talebi ilk takip talebi kabul edileceğinden usulsüz olan ilk takip talebi iptal edilmeden ikinci bir takip talebinde bulunulması sureti ile de takibe devam edilmesi mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İcra takibi de bir dava gibi düşünüleceğinden ilk sunulan takip talebi iptal edilmeden sonradan sunulan takip taleplerinin bir hüküm ifade etmeyeceği Dairemizin ve HGK’nın yerleşik uygulamasıdır(HGK’nın 21.05.2025 tarih 2024/12-523 E.-2024/332 K. sayılı kararı).<br />
O halde, İlk Derece Mahkemesince, UYAP sisteminde kayıtlı takip talebinde yabancı para alacağının harca esas değer olarak Türk Lirası karşılığı gösterilmediğinden takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 6. Hukuk Dairesinin 19.03.2025 tarih ve 2024/1255 E.-2025/585 K. sayılı kararının (KALDIRILMASINA), Bursa 8. İcra Hukuk Mahkemesinin 03.04.2024 tarih ve 2023/797 E.-2024/255 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 17.09.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20253594-e-20255388-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/yargi/yargitay-1643.jpg" type="image/jpeg" length="95516"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/9538 E., 2026/1836 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 24.03.2026 tarihli, 2025/9538 E., 2026/1836 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/9538 E., 2026/1836 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı/borçlular tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Çeke dayalı kambiyo senetlerine mahsus haciz yoluyla ilamsız icra takibinde, borçluların icra mahkemesine başvurusunda; yabancı para alacağının hangi tarihteki kur üzerinden tahsilinin istendiğinin takip talebi ve icra emrinde belirtilmediğini ileri sürerek icra emrinin ve takibin iptaline karar verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin reddine karar verildiği, borçlular tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince; istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 99. maddesi (BK'nın 83 md.) uyarınca; “Konusu para olan borç Ülke parasıyla ödenir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle ödeme yapılması kararlaştırılmışsa, sözleşmede aynen ödeme veya bu anlama gelen bir ifade bulunmadıkça borç, ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parasıyla da ödenebilir. Ülke parası dışında başka bir para birimiyle belirlenmiş ve sözleşmede aynen ödeme ya da bu anlama gelen bir ifade de bulunmadıkça, borcun ödeme gününde ödenmemesi üzerine alacaklı, bu alacağının aynen veya vade ya da fiilî ödeme günündeki rayiç üzerinden Ülke parası ile ödenmesini isteyebilir.”</p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 58. maddesinin 3. fıkrasında; alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarının ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı günün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiğinin ve faizinin, takip talebinde belirtilmesi gerektiği düzenlenmiştir. Yine aynı Kanun'un 60. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendinde; alacaklının veya vekilinin banka hesap numarası hariç olmak üzere, 58. maddeye göre takip talebine yazılması lazım gelen kayıtların ödeme emrinde bulunması gerektiği belirtilmiştir. Alacaklı takip talebinde (vade veya takip talebi günündeki rayice göre ödeme yerine) fiili ödeme günündeki rayice (döviz kuruna) göre alacağının Türk parası ile ödenmesini isteyebilir. Bunun için alacaklı yabancı para alacağının (takip tarihindeki kur üzerinden) Türk parası karşılığını takip talebinde göstermesi ve ayrıca yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki kurdan talep ediyorsa bu hususu da takip talebinde belirtmek zorundadır. Bu halde alacaklı vade tarihinden fiili ödeme tarihine kadar yabancı para üzerinden faiz (3095 S.K. m. 4/a) talep edebilir(İİK m. 58/3). (Kuru, Baki; İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, Ankara 2013 s. 2010 vd., Pekcanıtez, Hakan/Atalay, Oğuz/Özekes, Muhammet/Özkan, Sungurtekin Meral; İcra ve İflas Hukuku Ders Kitabı, İstanbul 2022 s. 95 vd.).</p>

<p>Somut olayda, alacaklı tarafından takip talebinde 46.873,00 EURO asıl alacak, 4.687,30 EURO Çek tazminatı ve 13.053,00 EURO takip öncesi faiz olmak üzere toplam 64.613,30 EURO alacağın takip tarihinden itibaren fiili ödeme tarihine kadar işleyecek faizi ile birlikte tahsilinin talep edildiği, ayrıca harca esas değerin Türk Lirası olarak gösterildiği, icra emrinde de yabancı para alacağının takip talebinde belirtildiği şekilde yine EURO olarak talep edildiği, takip talebi ve icra emrinde "fiili ödeme tarihi'' ibaresi yazılmış ise de bu tarihteki Türk Lirası karşılığının istendiğinin belirtilmediği, dolayısıyla alacaklının takip talebinde EURO olarak talep edilen alacak kısmının aynen tahsilini istediği anlaşılmaktadır. Alacaklı tarafından icra müdürlüğünce harcın hesaplanabilmesi için harca esas değer olarak 532.477,28 TL'nin gösterilmiş olması alacağın Türk Lirası olarak talep edildiği sonucunu doğurmaz.</p>

<p>O halde, mahkemece, takip talebinde İİK'nın 58/3. maddesi uyarınca yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden ödenmesi hususunun yer almadığı, yabancı paranın aynen tahsilinin talep edildiği, bu hususun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemece re'sen de dikkate alınması gerektiği gözetilerek takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Yukarıda yazılı nedenlerle; 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 08.10.2025 tarih ve 2025/355 E.-2025/1725 K. sayılı kararının re'sen (KALDIRILMASINA), Antalya 7. İcra Hukuk Mahkemesinin 15.01.2025 tarih ve 2025/32 E.-2025/43 K. sayılı kararının (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 24.03.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p>Üye ...'ın Karşı Oy Yazısı:<br />
2004 sayılı İİK’nın 58/3. bendi “Alacağın veya istenen teminatın Türk parasıyla tutarı ve faizli alacaklarda faizin miktarı ile işlemeye başladığı gün, alacak veya teminat yabancı para ise alacağın hangi tarihteki kur üzerinden talep edildiği ve faizi;” şeklindedir.</p>

<p>Somut olayda; 25.10.2021 tarihli takip talebinde yabancı para alacağının harca esas karşılığının 532.477,28 TL olarak belirtildiği ve açıkça “Fiili Ödeme Tarihi” ibaresinin takip talebinde ve örnek 10 ödeme emrinde yer aldığı görülmektedir. Bu ibare ile yabancı para alacağının fiili ödeme tarihindeki TL karşılığı üzerinden talep edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Takip talebinde ve ödeme emrinde “yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsili talebidir” şeklinde daha açık bir ibarenin yazılması gerekmez. Nitekim böyle bir ibarenin İİK’nın 58. maddesinde de geçmediği, sadece hangi tarihteki kur üzerinden ödemenin talep edildiğinin anlaşılmasının yeterli olduğu, Kanun’da zorunlu olarak aranmayan bir ibarenin içtihat yoluyla koşul haline getirilmesinin alacaklının alacağına kavuşmasını engelleyeceği, ayrıca borçluya mal kaçırma fırsatı vereceği, öte yandan bu durumun Dairemizin öteden beri istikrarlı birçok kararında da belirtildiği üzere aşırı şekilcilik yapılarak hak kaybına neden olacağı aşikârdır.</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun olan kararın onanması gerekirken, salt “yabancı paranın fiili ödeme tarihindeki kur üzerinden tahsili talebidir” şeklindeki bir ibarenin takip talebinde yer almamasından bahisle kararın bozulması yönündeki Dairemizin sayın çoğunluğun görüşüne katılamıyorum. 24.03.2026<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20259538-e-20261836-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="91357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2025/6239 E., 2025/7199 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256239-e-20257199-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256239-e-20257199-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.11.2025 tarihli, 2025/6239 E., 2025/7199 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6239 E., 2025/7199 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Sair temyiz itirazları yerinde değil ise de;<br />
Arabuluculuk anlaşma tutanağına dayanılarak başlatılan ilamlı takipte, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda; sair şikayetleri ile birlikte mülkiyet hakkını kısıtlar şekilde icra takibi ile kira sözleşmesi yapmaya zorlanayamayacağını ileri sürerek takibin iptaline karar verilmesini istediği, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin reddine, borçlunun istinaf başvurusun da Bölge Adliye Mahkemesince; esastan reddine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Alacaklının, ilamlı icra takibi yapabilmesi için, elinde bir mahkeme ilamı veya kanunların mahkeme ilamı niteliğinde saydığı bir belgenin bulunması gerekir.</p>

<p>İlamdan başka açık kanun hükümleriyle bazı belgeler ilam niteliğinde kabul edilmiştir. İlam niteliğindeki bu belgeler, İİK’nın 38. maddesinde veya özel kanunlarda belirtilmiştir. Gerek İİK'da belirtilsin gerekse de özel kanunlarda belirtilsin, ilam niteliğinde olan bu belgeler ilamların icrası hakkındaki hükümlere tabidir.</p>

<p>Özel kanunlarda belirtilen ilam niteliğinde belgelerden biri de 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 18/2. maddesi gereğince icra edilebilirlik şerhi içeren anlaşma belgesidir. Bir başka deyişle söz konusu belgenin ilam niteliğinde belge sayılmasının koşulu icra edilebilirlik şerhi verilmesidir. Pek tabidir ki; bu durum bahsi geçen şerhi içeren belgenin her koşulda ilamlı takibe konu edileceği anlamına gelmez. Bir başka ifadeyle, ilamlı takibe konu edilmesi halinde yapılacak şikayet üzerine takibin iptaline karar verilemeyeceği sonucuna varılamaz. Zira her mahkeme ilamı da ilamlı takibe konu edilememektedir. Örneğin; eda hükmü içermemesi halinde mahkeme ilamı da ilamlı icra takibine konu edilemez.</p>

<p>Somut olayda takibe konu edilen icra edilebilirlik şerhi içeren ve tarafları ... ve ... olan 25.12.2023 tarihli anlaşma belgesinin 1. maddesinde “Taraflar 1.01.2024 tarihi itibariyle aylık kira bedelinin 10.000,00 TL (onbinTL) olmasını, 1.01.2025 tarihinden itibaren ise aylık 13.500,00 TL, 1.01.2026 tarihinden ve takip eden dönem başlarında kira bedelinin tüfe oranında artırılmasını ve kiracısı ..., tahliye tarihine kadar kefilinin ise ... olması hususunda anlaşmışlardır.</p>

<p>Taraflar bu anlaşmaya uygun olarak yeni bir kira sözleşmesi düzenlemeyi de kabul etmektedirler ...” şeklinde hüküm bulunduğu, bu belgeye dayalı olarak ... tarafından ... aleyhine anlaşma belgesinde kararlaştırılan yeni tarihli kira sözleşmesi düzenlenmesi edimi yönüyle başlatılan icra takibinde borçluya örnek 4-5 nolu ödeme emri tebliğ edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>2004 sayılı İİK'nın 30/1. maddesinde; ''Bir işin yapılmasına mütedair ilam icra dairesine verilince icra memuru 24'üncü maddede yazılı şekilde bir icra emri tebliği suretiyle borçluya ilamda gösterilen müddet içinde ve eğer müddet tayin edilmemişse işin mahiyetine göre başlama ve bitirme zamanlarını tayin ederek işin yapılmasını emreder.'' hükmüne yer verilmiştir. İİK'nın 30/II maddesi ise bir işin yapılmasına ilişkin ilamların nasıl icra edileceğini düzenler. Bu maddeye göre, yapma borçları ifa şekilleri açısından şahsa bağlı olmayan işler (borcun konusu olan iş, borçlunun kişisel özelliklerini gerektirmiyorsa - örneğin bir duvarın örülmesi edimi- borçlu tarafından yapılmaması durumunda, masrafı borçludan tahsil edilmek üzere üçüncü bir kişiye yaptırılabilir) ve şahsa bağlı olan işler (borcun sadece borçlu tarafından yapılabilecek nitelikte olması durumunda -örneğin bir ressamın tablo yapması edimi- borçlunun edimi yerine getirmeye zorlanması para cezası ve tazyik hapsi gibi yaptırımlarla sağlanır) şeklinde iki temel kategoriye ayrılır.</p>

<p>İcra takibinin konusu olan "kira sözleşmesi yapma borcu", borçlunun bizzat rıza göstermesi, imzalaması ve bu imzayla bir hukuki işlem iradesini açıklaması gereken bir eylemdir. Bu edim, paranın tahsili, taşınır veya taşınmazın teslimi gibi fiziksel olarak gerçekleştirilebilen edimlerden köklü bir şekilde ayrılır İİK m. 30/II'nin öngördüğü tazyik hapsi, borçlunun sadece fiziksel bir eylemi yerine getirmesini sağlamak için bir baskı aracıdır.</p>

<p>Bu yaptırım, borçlunun hukuki iradesini zorla beyan etmesini sağlamak amacıyla kullanılamaz.</p>

<p>Diğer taraftan, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun 15/4 maddesinde "Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hakim tarafından yapılabilecek işlemler arabulucu tarafından yapılamaz." şeklinde düzenleme mevcuttur.</p>

<p>Sözleşme yapma vaadi (ön sözleşme) borcunun cebri icrası ancak ve ancak bir mahkeme kararı ile mümkündür. Eğer borçlu sözleşmeyi imzalamaktan kaçınırsa, alacaklı (kiracı), mahkemeden aynen ifa davası açarak borçlunun iradesinin mahkeme hükmüyle ikame edilmesini talep edebilir. Bu tür bir mahkeme kararı, inşaî hüküm niteliğindedir; yani yeni bir hukuki durum (sözleşmenin kurulmuş olması) oluşturur. İcra Dairesi, bu tür bir inşaî yetkiye sahip değildir. Arabuluculuk tutanağı, tarafların sadece bir vaadini belgelemektedir; mahkemenin inşaî hükmünü içermemektedir. Bu nedenle, bu yönde hüküm içeren arabuluculuk anlaşma belgesine dayalı icra takibi başlatılarak borçlu kira sözleşmesi yapmaya zorlanamaz.</p>

<p>O halde, İlk Derece Mahkemesince; şikayetin kabulü ile borçlu hakkındaki takibin iptaline karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz olup, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Borçlunun temyiz itirazlarının kısmen kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nın 373/1. maddesi uyarınca, istinaf talebinin esastan reddine ilişkin Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi'nin 9.05.2025 tarih ve 2025/2 18... /721 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çanakkale İcra Hukuk Mahkemesi’nin 28.11.2024 tarih ve 2024/6 81... /882 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın İlk Derece Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin de, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 06.11.2025 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20256239-e-20257199-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/g-d-t-gue-x-m-a-i2-y-q.jpg" type="image/jpeg" length="61311"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2020/4814 E., 2021/693 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20204814-e-2021693-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20204814-e-2021693-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 20/01/2021 tarihli, 2020/4814 E., 2021/693 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/4814 E., 2021/693 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki borçlu tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde, borçlunun icra mahkemesine başvurusunda, sair nedenlerle dayanak senedin kambiyo vasfına haiz olmadığından bahisle takibin iptali talebinde bulunduğu, ilk derece mahkemesince, davanın reddine karar verildiği, taraflarca istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı borçlunun istinaf isteminin esastan reddine, davalı alacaklının istinaf isteminin kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın reddine karar verildiği görülmüştür.</p>

<p>Takibe konu senedin tanzim tarihi itibariyle uygulanması gereken 6102 Sayılı TTK'nun 776/1-f maddesi uyarınca; senette düzenlenme yerinin yazılı olması gereklidir. Aynı Kanun'un 777/4. maddesinde ise; düzenlendiği yer gösterilmeyen bir bononun, düzenleyenin adının yanında yazılı olan yerde düzenlenmiş sayılacağı hükme bağlanmıştır. Hukuk Genel Kurulu'nun 02.10.1996 gün ve 1996/12-590 sayılı kararında da benimsendiği üzere tanzim yeri olarak idari birim adının (kent, ilçe, bucak, köy gibi) yazılması zorunlu ve yeterlidir.</p>

<p>Öte yandan, keşide yeri unsuru bulunmayan dayanak belge bono olarak kabul edilemeyeceğinden, TTK'nun 776/1-f maddesinde öngörülen koşulu taşımayan bu belgeye dayanarak borçlu hakkında kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile takip yapılması da mümkün değildir.<br />
İİK' nun 170/a-2. maddesine göre; ''İcra mahkemesi müddetinde yapılan şikayet veya itiraz dolayısıyla, usulü dairesinde kendisine intikal eden işlerde takibin müstenidi olan kambiyo senedinin bu vasfı haiz olmadığı veya alacaklının kambiyo hukuku mucibince takip hakkına sahip bulunmadığı husularını re' sen nazara alarak bu fasla göre yapılan takibi iptal edebilir.''</p>

<p>Somut olayda, takibe dayanak senette düzenleme yeri belirtilmediği gibi, düzenleyenin adının yanında da herhangi bir idari birim adının yazılı olmadığı görülmektedir. Bu durumda, sözü edilen belgenin kambiyo senedi niteliği taşımadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>O halde, İİK' nun 170/a-2. maddesi gereğince, takibe konu 29.01.2015 düzenleme tarihli belgenin kambiyo senedi vasfı taşımadığı hususunun re'sen nazara alınarak takibin iptaline karar verilmesi gerekirken bu husus gözardı edilerek yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Borçlunun temyiz itirazlarının kabulü ile, ... Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi 05/06/2020 tarih 2019/2317 E.-2020/803 K. sayılı kararının yukarıda yazılı nedenlerle, 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/2. maddeleri uyarınca (BOZULMASINA), peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesi'ne gönderilmesine, 20/01/2021 gününde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-20204814-e-2021693-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="55856"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşandığı Eşiyle Fiilen Birlikte Yaşadığı Belirlenen Hak Sahibi Eş ve Çocukların Gelir ile Aylıklarının Kesilmesini ve Yapılan Ödemelerin Geri Alınmasını Öngören Kurala İlişkin İtiraz Başvurusu Hakkında Karar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosandigi-esiyle-fiilen-birlikte-yasadigi-belirlenen-hak-sahibi-es-ve-cocuklarin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosandigi-esiyle-fiilen-birlikte-yasadigi-belirlenen-hak-sahibi-es-ve-cocuklarin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi 26/3/2026 tarihinde E.2025/210 numaralı dosyada, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İtiraz Konusu Kural</strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralda; eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen hak sahibi eş ve çocukların gelir ile aylıklarının kesilmesi, bu kapsamda ödenmiş olan gelir ve aylıklar hakkında fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasını düzenleyen 96. madde hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Başvuru Gerekçesi</strong></p>

<p>Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuraldan kaynaklanan uyuşmazlıklarda ilgililerin boşandıkları eşleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesi hususunda Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından eksik araştırma yapılması hâlinde gereken araştırmanın mahkemelerce yapıldığı, bu durumun yargının idarenin yerine geçmesine neden olduğu ve yargılamanın makul sürede tamamlanmasına engel oluşturduğu, ayrıca ilgililerin boşandığı eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığının ortaya konulması amacıyla yapılan araştırmaların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik bir müdahaleye neden olduğu, hiç evlenmemiş kişilerle evlendikten sonra boşanan kişilerin esas itibarıyla aynı statüde bulundukları belirtilerek kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Kuralla, eş ve çocuklara bağlanan bu gelir ve aylıkların hangi hâlde kesileceği herhangi bir tereddüde neden olmayacak şekilde açık ve net olarak düzenlenmiştir. Öte yandan kuralda eş ve çocuklara bağlanan gelir ve aylıkların 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 96. maddesine göre geri alınacağının öngörüldüğü gözetildiğinde gelir ve aylığın geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar yönünden de herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu itibarla kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Boşanan eş ve çocuklara gelir ve aylık bağlanmasına ilişkin hükümlerde esas itibarıyla eş desteğinden yoksun olan hak sahiplerine sosyal sigorta yardımı yapılması suretiyle bunların sosyal güvenliklerinin sağlanmasının hedeflendiği açıktır. Buna göre kuralda eşinden boşanan ancak boşandığı eşiyle birlikte yaşayan ve bu bağlamda fiilen eşinin desteğinden yoksun kalmayan kişilere bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesi suretiyle hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesinin ve bu sayede sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki sınırlı kamu kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasının hedeflenmediği söylenemez. Bu itibarla kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan itiraz konusu kuralın hakkın kötüye kullanılmasını engelleyebileceği ve bu suretle sınırlı kaynakların kamu yararına en uygun şekilde kullanılmasına katkı sunabileceği açıktır. Ayrıca sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde ilgililere tanınacak haklar ile yüklenecek külfetler arasındaki dengeyi koruyacak hükümlerin öngörülmesi ve bu sistem kapsamında hakkın kötüye kullanılmasını engelleyecek düzenlenmelerin yapılması kanun koyucunun sosyal güvenlik politikasını belirleme yetkisi kapsamında kalmaktadır. Buna göre kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p>Boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların ilke olarak eş desteğinden fiilen mahrum kaldığı ve asgari bir yaşam standardına sahip olmak için hak sahibi sıfatıyla sosyal sigorta yardımına ihtiyaç duyduğu söylenemez. Öte yandan boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların kendilerine ödenen gelir ile aylıkların geri alınacağını öngörebilecek durumda oldukları açıktır. Bu itibarla orantılılık alt ilkesiyle de çelişmeyen kuralın ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Hak sahibi sıfatıyla aylık alan kişi konumuna boşanmak suretiyle gelmeyen ve evli olmadığı bir kişiyle fiilen birlikte yaşayanlar ile kural kapsamındaki eş ve çocukların ölüm geliri ve aylığından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulundukları söylenemez.</p>

<p>Bununla birlikte 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu hükümleri uyarınca boşanması nedeniyle hak sahibi statüsü kapsamında gelir ve aylık alan kişilerin sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda oldukları açıktır. Buna göre boşanmış olan hak sahiplerinden kural kapsamına girenlerin gelir ile aylıklarının kesilmesinin ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınmasının karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulunanlar arasında farklı muamele oluşturduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocuklara bağlanmış olan aylıkların kural gereğince kesilmesi ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınması hakkın kötüye kullanılmasını engellemeye yönelik olduğundan kuralda öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temelinin olmadığı söylenemez. Ayrıca Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan incelemede belirtilen gerekçeler kuralda öngörülen farklı muamelenin ölçülülüğü bakımından da geçerlidir. Bu itibarla hak sahipleri arasında sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayandığı ve ölçüsüz olmadığı gözetildiğinde kuralın eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>---</p>

<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2025/210</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026</strong><strong>/</strong><strong>70</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Tarihi</strong> <strong>:</strong> <strong>26</strong><strong>/</strong><strong>3</strong><strong>/</strong><strong>2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>14/7</strong><strong>/2026-33</strong><strong>310</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN: </strong>İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’nın 9., 10., 17., 20., 35., 125. ve 141. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Davacının boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı gerekçesiyle ölüm aylığının kesilmesine ve hakkında borç bildirim belgesi düzenlenmesine yönelik işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN</strong> <strong>VE İLGİLİ GÖRÜLEN</strong> <strong>KANUN HÜK</strong><strong>ÜMLERİ</strong></p>

<p><strong>A.</strong> <strong>İptali İstenen Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 56. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Gelir ve aylık bağlanmayacak haller</i></p>

<p><i>MADDE 56-</i><i> </i><i>(Değişik birinci fıkra: 17/4/2008-5754/36</i> <i>md.</i><i>) </i><i>Ölen sigortalının hak sahiplerinden;</i></p>

<p><i>a) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıyı veya gelir ya da aylık bağlanmış olan sigortalıyı kasten öldürdüğü veya öldürmeye teşebbüs ettiği veya bu Kanun gereğince sürekli iş göremez hale veya malûl duruma getirdiği,</i></p>

<p><i>b) Kendisinden aylık bağlanacak sigortalıya veya gelir ya da aylık bağlanmamış olan sigortalıya veya hak sahibine karşı ağır bir suç işlediği veya bunlara karşı aile hukukundan doğan yükümlülüklerini önemli ölçüde yerine getirmemesi nedeniyle ölüme bağlı bir tasarrufla mirasçılıktan çıkarıldıkları,</i></p>

<p><i>hususunda</i> <i>kesinleşmiş yargı kararı bulunan kişilere gelir veya aylık ödenmez. Ödenmiş bulunan gelir ve aylıklar,</i> <i>96</i> <i>ncı</i> <i>madde hükümlerine göre geri alınır</i><i>.</i></p>

<p><i><strong><u>Eşinden boşandığı halde, boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocukların, bağlanmış olan gelir ve aylıkları kesilir. Bu kişilere ödenmiş olan tutarlar,</u></strong></i> <i><strong><u>96</u></strong></i> <i><strong><u>ncı</u></strong></i> <i><strong><u>madde hükümlerine göre geri alınır.</u></strong></i>”</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>İlgili Görülen Kanun Hükmü</strong></p>

<p>Kanun’un 96. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Yersiz ödemelerin geri alınması</i></p>

<p><i>MADDE 96-</i><i> Kurumca işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere, fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen bu Kanun kapsamındaki her türlü ödemeler;</i></p>

<p><i>a) Kasıtlı veya kusurlu davranışlarından doğmuşsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla on yıllık sürede yapılan ödemeler, bu ödemelerin yapıldığı tarihlerden,</i></p>

<p><i>b) Kurumun hatalı işlemlerinden kaynaklanmışsa, hatalı işlemin tespit tarihinden geriye doğru en fazla beş yıllık sürede yapılan ödemeler toplamı, ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren</i> <i>yirmidört</i> <i>ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz,</i> <i>yirmidört</i> <i>aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan,</i></p>

<p><i>itibaren</i> <i>hesaplanacak olan kanunî faizi ile birlikte, ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edilir, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınır.</i></p>

<p><i>Alacakların yersiz ödemelere mahsubu, en eski borçtan başlanarak borç aslına yapılır, kanunî faiz kalan borca uygulanır. Bu hüküm ilgili hak sahiplerinin muvafakat etmeleri kaydıyla, aynı dosyadan diğer bir hak sahibine yapılan yersiz ödemelere mahsubunda da uygulanır.</i></p>

<p><i>Yersiz ödemenin gelir ve aylıklardan kesilmesinde, kesintinin başlayacağı ödeme dönemi başı itibarıyla kanunî faizi ile birlikte hesaplanan borç tutarı, gelir ve aylıktan</i> <i>% 25</i> <i>oranında kesilmek suretiyle uygulanır.</i></p>

<p><i>Yersiz ödemelerin tespiti ile geri alınmasına ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin</i> <i>usûl</i> <i>ve esaslar, Kurum tarafından çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 8/10/2025 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Onur MERCAN tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu ve ilgili görülen kanun hükümleri, dayanılan ve ilgili görülen Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasında; Sosyal Güvenlik Kurumunca (Kurum) işverenlere, sigortalılara, isteğe bağlı sigortalılara, gelir veya aylık almakta olanlara ve bunların hak sahiplerine, genel sağlık sigortalılarına ve bunların bakmakla yükümlü olduğu kişilere fazla veya yersiz olarak yapıldığı tespit edilen, anılan Kanun kapsamındaki her türlü ödemenin geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmiştir.</p>

<p>4. Söz konusu fıkranın (a) bendinde fazla veya yersiz ödemenin ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından dolayı yapılması hâlinde hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla on yılda yapılan ödemelerin yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı belirtilmiştir.</p>

<p>5. Fıkranın (b) bendinde ise fazla veya yersiz ödemenin Kurumun hatalı işlemlerinden dolayı yapılması durumunda hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla beş yılda yapılan ödemeler toplamının ilgiliye tebliğ edildiği tarihten itibaren yirmi dört ay içinde yapılacak ödemelerde faizsiz şekilde, yirmi dört aylık sürenin dolduğu tarihten sonra yapılacak ödemelerde ise bu süre sonundan itibaren hesaplanacak kanuni faizle birlikte ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı öngörülmüştür.</p>

<p>6. Kanun’un 56. maddesinde de gelir ve aylık bağlanmayacak hâller düzenlenmiştir. Söz konusu maddenin itiraz konusu ikinci fıkrasında eşinden boşandığı hâlde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen hak sahibi eş ve çocukların gelir ile aylıklarının kesileceği ve bunlara ödenmiş olan tutarların 96. madde hükümlerine göre geri alınacağı öngörülmüştür.</p>

<p>7. Bu itibarla kural uyarınca hak sahibi eş ve çocukların boşandıkları eşleriyle fiilen birlikte yaşadıklarının belirlenmesi durumunda gelir ve aylıkları kesilecek, bu kapsamda ödenmiş olan gelir ve aylıklar hakkında fazla veya yersiz ödemelerin geri alınmasını düzenleyen 96. madde hükümleri uygulanacaktır.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>8. Başvuru kararında özetle; itiraz konusu kuraldan kaynaklanan uyuşmazlıklarda ilgililerin boşandıkları eşleriyle birlikte yaşayıp yaşamadığının tespit edilmesi hususunda Kurum tarafından eksik araştırma yapılması hâlinde gereken araştırmanın mahkemelerce yapıldığı, bu durumun yargının idarenin yerine geçmesine neden olduğu ve yargılamanın makul sürede tamamlanmasına engel oluşturduğu, ayrıca ilgililerin boşandığı eşiyle birlikte yaşayıp yaşamadığının ortaya konulması amacıyla yapılan araştırmaların özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına yönelik bir müdahaleye neden olduğu, hiç evlenmemiş kişilerle evlendikten sonra boşanan kişilerin esas itibarıyla aynı statüde bulundukları, bu itibarla kural kapsamına girenlerin aylıklarının kesilmesinin eşitlik ilkesiyle de çeliştiği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 9., 10., 17., 20., 35., 125. ve 141. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>9. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 13. maddesi yönünden de incelenmiştir.</p>

<p>10. Anayasa’nın 35. maddesinde “<i>Herkes, mülkiyet ve miras haklarına</i> <i>sahiptir./</i> <i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./ Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.</i>” denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır.</p>

<p>11. Mülkiyet hakkı ekonomik değer ifade eden ve değeri parayla ölçülebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Mülkiyet hakkı kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına sınırlama teşkil eder (AYM, E.2021/128, K.2022/68, 1/6/2022, §§ 17, 18).</p>

<p>12. Sosyal sigorta yardımı olarak ilgililere yapılan ödemelerin mülk teşkil ettiği açıktır. Dolayısıyla boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanmış olan gelir ile aylıklarının kesilmesini ve bu kişilere ödenmiş olan tutarların 5510 sayılı Kanun’un 96. maddesi hükümlerine göre geri alınmasını öngören itiraz konusu kural mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama öngörmektedir.</p>

<p>13. Anayasa’nın 13. maddesinde “<i>Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz</i><i>.</i>” denilmiştir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>14. Kanunilik ölçütü uyarınca mülkiyet hakkını sınırlamaya yönelik bir kanuni düzenlemenin şeklen var olması yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir nitelikte olması gerekir (AYM, E.2019/62, K.2019/98, 25/12/2019, § 13).</p>

<p>15. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu nitelikleri taşıması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması icap eden bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddesinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye bağlanan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır.</p>

<p>16. Kuralda kesilmesi öngörülen gelir ve aylıkların eş ve çocuklara hak sahibi sıfatıyla bağlanan ölüm gelirleri ve aylıkları olduğu açıktır. Kuralla, eş ve çocuklara bağlanan bu gelir ve aylıkların hangi hâlde kesileceği herhangi bir tereddüde neden olmayacak şekilde açık ve net olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>17. Öte yandan kuralda eş ve çocuklara bağlanan gelir ve aylıkların anılan Kanun’un 96. maddesine göre geri alınacağının öngörüldüğü gözetildiğinde gelir ve aylığın geri alınmasına ilişkin usul ve esaslar yönünden de herhangi bir belirsizliğin bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>18. Bu itibarla boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesini ve bu kapsamda yapılan ödemelerin geri alınmasını öngören kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kanunilik şartını sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>19. Anayasa’nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Buna göre kuralda mülkiyet hakkına yönelik öngörülen sınırlamanın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olmaması gerekir.</p>

<p>20. Anayasa’nın 41. maddesinin birinci fıkrasında “<i>Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır.</i>” denilmiştir. Anayasa koyucunun toplumun temeli olarak kabul ettiği aileyi kurdukları evlilik birliğiyle meydana getiren eşlerin birbirlerine yardım etme yükümlülükleri bulunmaktadır. Nitekim 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 185. maddesinde evlenmeyle eşler arasında evlilik birliğinin kurulmuş olacağı, eşlerin bu birliğin mutluluğunu el birliğiyle sağlamak ve çocukların bakımına, eğitim ve gözetimine beraberce özen göstermekle yükümlü oldukları, birlikte yaşamak, birbirine sadık kalmak ve yardımcı olmak zorunda oldukları hükme bağlanmıştır.</p>

<p>21. Boşanan eş ve çocuklara gelir ve aylık bağlanmasına ilişkin hükümlerde esas itibarıyla eş desteğinden yoksun olan hak sahiplerine sosyal sigorta yardımı yapılması suretiyle bunların sosyal güvenliklerinin sağlanmasının hedeflendiği açıktır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmEwYzk1ZTJkLThkYWEtNTZhOS04NGRkLWJiZWNjNzU2NzRiNw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2009/86</a>, K.2011/70, 28/4/2011).</p>

<p>22. Kuralın gerekçesinde boşandığı eşiyle fiilen beraber yaşayanların gelir ve aylıklarının kesilmesi hususunun uygulamada hakkın kötüye kullanılmasını önlemek amacıyla yeniden düzenlendiği ifade edilmiştir.</p>

<p>23. Buna göre kuralda eşinden boşanan, ancak boşandığı eşiyle birlikte yaşayan ve bu bağlamda fiilen eşinin desteğinden yoksun kalmayan kişilere bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesi suretiyle hakkın kötüye kullanılmasının engellenmesinin ve bu sayede sosyal güvenlik sistemi kapsamındaki sınırlı kamu kaynaklarının verimli şekilde kullanılmasının hedeflenmediği söylenemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmEwYzk1ZTJkLThkYWEtNTZhOS04NGRkLWJiZWNjNzU2NzRiNw&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2009/86</a>, K.2011/70, 28/4/2011; <i>Ayşegül Bozoğlu</i> [2. B.], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjUxY2RjODIwLTQwZWQtZjY4YS01MDcxLWU2MzI0MjhiYzM5NQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2019/12125</a>, 14/2/2024, § 50).</p>

<p>24. Bu itibarla kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın kamu yararı dışında bir amaca yönelik olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>25. Bununla birlikte kuralın kamu yararına yönelik olmasının yanı sıra ölçülü olması da gerekir. Anayasa’nın 13. maddesinde güvence altına alınan <i>ölçülülük</i> ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen sınırlamanın amaca ulaşmaya elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını, diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise hakka getirilen sınırlama ile amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir.</p>

<p>26. Boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanan gelir ve aylıkların kesilmesi ile bu kapsamda yapılan ödemelerin geri alınmasının hakkın kötüye kullanılmasını engelleyebileceği ve bu suretle sınırlı kaynakların kamu yararına en uygun şekilde kullanılmasına katkı sunabileceği açıktır. Buna göre kuralda mülkiyet hakkına yönelik olarak öngörülen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşma bakımından elverişli olmadığı söylenemez.</p>

<p>27. Diğer yandan sosyal sigortaların kişi ve güvence sağladığı sosyal riskler bakımından kapsamı Kurumun güçlü bir mali yapıya sahip olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2022/15, K.2022/73, 1/6/2022 § 34). Nitekim Anayasa’nın 60. maddesinin gerekçesinde sosyal güvenlik haklarının geliştirilmesinin ekonomik gelişme ile istikrar içinde gerçekleşeceği ve devletin bu hususa uyması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>28. Sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliğini sağlayacak şekilde ilgililere tanınacak haklar ile yüklenecek külfetler arasındaki dengeyi koruyacak hükümlerin öngörülmesi ve bu sistem kapsamında hakkın kötüye kullanılmasını engelleyecek düzenlenmelerin yapılması kanun koyucunun sosyal güvenlik politikasını belirleme yetkisi kapsamında kalmaktadır.</p>

<p>29. Bu bağlamda boşandığı eşiyle birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanan gelir ve aylıkların kesilmesi ile bu kapsamda yapılan ödemelerin geri alınması sosyal güvenlik politikasına ilişkin bir konuyu oluşturmaktadır. Buna göre kanun koyucunun takdir yetkisi kapsamında kalan kuralla mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın anılan meşru amaca ulaşma bakımından gerekli olmadığı da söylenemez.</p>

<p>30. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocuklara bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesini ve yapılan ödemelerin geri alınmasını öngörmek kanun koyucunun takdirinde ise de orantılılık alt ilkesi gereğince kuralın ilgililere katlanamayacakları bir külfet yüklememesi gerekir.</p>

<p>31. Boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların ilke olarak eş desteğinden fiilen mahrum kaldığı ve asgari bir yaşam standardına sahip olmak için hak sahibi sıfatıyla sosyal sigorta yardımına ihtiyaç duyduğu söylenemez. Dolayısıyla bunlara bağlanan gelir ve aylıkların kesilmesinin sosyal güvenlik hakkı bağlamında önemli bir mağduriyet yaratacağı savunulamaz.</p>

<p>32. Öte yandan boşandığı eşiyle birlikte yaşayan eş ve çocukların kendilerine ödenen gelir ile aylıkların geri alınacağını öngörebilecek durumda oldukları açıktır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Emel Kavas</i> [1. B.], B. No: 2013/8032, 9/9/2015, § 36).</p>

<p>33. Kanun’un 96. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde fazla veya yersiz ödemenin ilgililerin kasıtlı veya kusurlu davranışlarından dolayı yapılmış olması hâlinde hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru en fazla on yılda yapılan ödemelerin, yapıldığı tarihlerden itibaren hesaplanacak kanunî faizle birlikte ilgililerin Kurumdan alacağı varsa bu alacaklarından mahsup edileceği, alacakları yoksa genel hükümlere göre geri alınacağı belirtilmiştir.</p>

<p>34. Bu bağlamda hatalı işlemin tespit edildiği tarihten geriye doğru on yılda yapılmış olan ilgililerin kasıtlı ve kusurlu davranışlarından kaynaklanan yersiz ödemelerin yasal faiziyle geri alınmasının katlanılmayacak bir külfet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Nitekim Anayasa Mahkemesinin 12/7/2017 tarihi ve E.2017/44, K.2017/118 sayılı kararıyla söz konusu bendin Anayasa’ya aykırı olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>35. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru alanındaki içtihadı da yersiz ödendiği tespit edilen sosyal güvenlik yardımlarının iadesinin istenebileceği, aksi hâlde sosyal adaletle bağdaşmayan sonuçların doğabileceği yönündedir (bu yöndeki kararlar arasından bkz. <i>Ayşegül Bozoğlu</i>, § 57).</p>

<p>36. Diğer yandan kural kapsamındaki eş ve çocukların ölüm geliri ile ölüm aylığı alma imkânlarının tümüyle ortadan kaldırıldığı savunulamaz. Nitekim kural uyarınca gelir ve aylıkları kesilen eş ile çocukların boşandıkları eşleriyle fiilen birlikte yaşamaya son vermeleri durumunda bunlara tekrar gelir veya aylık bağlanabileceği açıktır.</p>

<p>37. Anılan hususlar gözetildiğinde boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanan gelir ile aylıkların kesilmesinin ve bu kapsamda yapılan ödemelerin geri alınmasının katlanılamayacak bir külfet olarak değerlendirilmesi mümkün değildir. Bu itibarla orantılılık alt ilkesiyle de çelişmeyen kuralın ölçülülük ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>38. Anayasa’nın 10. maddesinde “<i>Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde</i> <i>eşittir./</i> <i>Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak</i> <i>yorumlanamaz./</i> <i>Çocuklar, yaşlılar, özürlüler, harp ve vazife şehitlerinin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı sayılmaz./ Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz./ Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.</i>” denilmiştir.</p>

<p>39. Anayasa’nın anılan maddesinde belirtilen kanun önünde eşitlik ilkesi hukuksal durumları aynı olanlar için söz konusudur. Bu ilke ile eylemli değil hukuksal eşitlik öngörülmüştür. Eşitlik ilkesini amacı aynı durumda bulunan kişilerin kanunlar karşısında aynı işleme bağlı tutulmalarını sağlamak, kişilere ayrım yapılmasını ve ayrıcalık tanınmasını önlemektir. Bu ilkeyle, aynı durumda bulunan kimi kişi ve topluluklara ayrı kurallar uygulanarak kanun karşısında eşitliğin ihlali yasaklanmıştır. Kanun önünde eşitlik, herkesin her yönden aynı kurallara bağlı tutulacağı anlamına gelmez. Durumlarındaki özellikler, kimi kişiler ya da topluluklar için değişik kuralları ve uygulamaları gerektirebilir. Aynı hukuksal durumlar aynı, ayrı hukuksal durumlar farklı kurallara bağlı tutulursa Anayasa’da öngörülen eşitlik ilkesi zedelenmez (AYM, E.2017/47, K.2017/84, 29/3/2017, § 18; E.2020/95, K.2022/3, 26/1/2022, § 25).</p>

<p>40. Eşitlik ilkesi yönünden yapılacak anayasallık denetiminde öncelikle Anayasa'nın 10. maddesi çerçevesinde aynı ya da benzer durumda bulunan kişilere farklı muamelenin mevcut olup olmadığı tespit edilmeli, bu bağlamda aynı ya da benzer durumdaki kişiler arasında farklılık gözetilip gözetilmediği belirlenmelidir. Bundan sonra farklı muamelenin nesnel ve makul bir temele dayanıp dayanmadığı, nihayetinde nesnel ve makul bir temele dayanıyorsa söz konusu farklı muamelenin ölçülü olup olmadığı hususları irdelenmelidir. Ölçülülük ilkesi, amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması gereğini ifade eder. Diğer bir ifadeyle bu ilke, farklı muamelenin öngörülen nesnel amaç ile orantılı olmasını gerektirmektedir (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 65; E.2021/1, K.2021/32, 29/4/2021, § 32).</p>

<p>41. Bu itibarla boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşadığı belirlenen eş ve çocuklara bağlanan gelir ile aylıkların kesileceğini ve bu kapsamda yapılan ödemelerin geri alınacağını düzenleyen kuralın eşitlik ilkesiyle çelişmemesi gerekir.</p>

<p>42. Hak sahibi sıfatıyla aylık alan kişi konumuna boşanmak suretiyle gelmeyen ve evli olmadığı bir kişiyle fiilen birlikte yaşayanlar ile kural kapsamındaki eş ve çocukların ölüm geliri ve aylığından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulundukları söylenemez (bazı farklılıklarla birlikte bkz. AYM, E.2009/86, K.2011/70, 28/4/2011).</p>

<p>43. Bununla birlikte 4721 sayılı Kanun hükümleri uyarınca boşanması nedeniyle hak sahibi statüsü kapsamında gelir ve aylık alan kişilerin sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda oldukları açıktır.</p>

<p>44. Buna göre boşanmış olan hak sahiplerinden kural kapsamına girenlerin gelir ile aylıklarının kesilmesinin ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınmasının karşılaştırılmaya müsait şekilde benzer durumda bulunanlar arasında farklı muamele oluşturduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>45. Boşandığı eşiyle fiilen birlikte yaşayan eş ve çocuklara bağlanmış olan aylıkların kural gereğince kesilmesi ve bunlara yapılan ödemelerin geri alınması hakkın kötüye kullanılmasını engellemeye yönelik olduğundan kuralda öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir temelinin olmadığı söylenemez.</p>

<p>46. Ayrıca Anayasa’nın 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan incelemede belirtilen gerekçeler kuralda öngörülen farklı muamelenin ölçülülüğü bakımından da geçerlidir.</p>

<p>47. Bu itibarla hak sahipleri arasında sosyal sigorta yardımlarından yararlanma bakımından öngörülen farklı muamelenin nesnel ve makul bir nedene dayandığı ve ölçüsüz olmadığı gözetildiğinde kuralın eşitlik ilkesini ihlal etmediği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>48. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 10., 13. ve 35. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerine de aykırı olduğu ileri sürülmüş ise de bu bağlamda belirtilen hususların Anayasa’nın 10., 13. ve 35. maddeleri yönünden yapılan değerlendirmeler kapsamında ele alınmış olması nedeniyle Anayasa’nın 17. ve 20. maddeleri yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>Kuralın Anayasa’nın 9., 125. ve 141. maddeleriyle ilgisi görülmemiştir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 56. maddesinin ikinci fıkrasının Anayasa’ya aykırı olmadığına ve itirazın REDDİNE 26/3/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosandigi-esiyle-fiilen-birlikte-yasadigi-belirlenen-hak-sahibi-es-ve-cocuklarin</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 10:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/yargi/anayasa-ms1.jpg" type="image/jpeg" length="59526"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 14 Temmuz 2026 Tarihli ve 33310 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>İbn Haldun Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>İBN HALDUN ÜNİVERSİTESİ KÖRFEZ ÇALIŞMALARI VE KÜRESEL POLİTİKALAR UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: İbn Haldun Üniversitesi Körfez Çalışmaları ve Küresel Politikalar Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: İbn Haldun Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: İbn Haldun Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında sürdürülebilir bir akademik köprü kurarak yükseköğretim kurumları ve düşünce kuruluşları bünyesinde ortak bilimsel projeler yürütülmesini sağlamak; bu kapsamda karşılıklı eğitim programları ve araştırmacı değişimleri ile kurumsal bağların güçlendirilmesini hedeflemek.</p>

<p>b) Körfez bölgesinin siyasi, ekonomik ve sosyo-kültürel dinamiklerini doğru perspektiflerle tanıtmak amacıyla bilimsel faaliyetler icra etmek; bölgeye dair güncel ve saha odaklı veriler üreterek yanlış algıların önüne geçilmesini ve doğru bilgi akışını sağlamak.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Türkiye ile Körfez ülkeleri arasında akademik, kültürel ve ekonomik alanlarda ortak projeler geliştirmek ve ikili ilişkilerin kurumsal derinliğini artıracak ağlar tesis etmek.</p>

<p>b) Bölgesel dinamikleri değerlendirmek üzere Körfez saati stratejik analiz oturumları, Körfez konuşmaları konferans serileri ve periyodik uzman çalıştayları organize etmek.</p>

<p>c) Körfez bölgesine dair disiplinler arası bir literatür oluşturmak amacıyla uluslararası hakemli yayınlar yapmak, yıllık strateji raporları hazırlamak ve küresel ölçekte bilimsel konferanslar düzenleyerek bilgi üretimini yönetmek.</p>

<p>ç) Körfez ülkelerine yönelik akademik saha ziyaretleri düzenlemek ve yerel kurumlarla doğrudan temas kurarak birincil kaynaklara dayalı güncel analizler oluşturmak.</p>

<p>d) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında Üniversite içerisinde panel, seminer ve öğrenci odaklı eğitim programları vasıtasıyla bölgeye dair farkındalığı artırmak ve bölge uzmanlarının yetişmesine akademik destek sağlamak.</p>

<p>e) Merkezin çalışmalarını kolaylaştırmak ve hızlandırmak amacıyla tematik akademik kaynaklar, veri tabanları, dijital arşivler ve internet siteleri kurmak.</p>

<p>f) Danışma birimleri ve merkezleri oluşturarak stratejik karar alma süreçlerine katkı sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin amaçlarına uygun diğer tüm bilimsel ve kurumsal çalışmaları planlamak ve yürütmek.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Müdür; Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süre ile görevlendirilir. Görev süresini tamamlayan Müdür aynı usulle yeniden görevlendirilebilir ve aynı usul ile görevden alınabilir. Müdürün herhangi bir sebeple altı aydan fazla bir süreyle görevi başında bulunmadığı durumlarda görevi sona erer. Görevi sona eren Müdürün yerine aynı usulle yeni bir Müdür görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Müdürün önerisi üzerine Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim elemanları arasından en fazla bir kişi üç yıl süre için Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcısının görev süresi Müdürün görev süresi ile sınırlıdır. Görev süresi biten müdür yardımcısı aynı usulle yeniden görevlendirilebilir. Müdür görevi başında olmadığı zaman yardımcısı Müdüre vekâlet eder.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkez ve bağlı birimlerin bu Yönetmelikte belirlenen amaçlar doğrultusunda düzenli ve etkin çalışmasını sağlamak, Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim ve Danışma Kurulunun gündemini oluşturmak, üyeleri toplantıya çağırmak, Yönetim Kuruluna ve Danışma Kuruluna başkanlık etmek ve alınan kararları uygulamak.</p>

<p>c) Merkezin çalışma, hedef ve planları ile yıllık faaliyet raporunu hazırlamak ve bunu Yönetim Kurulunun görüşü alındıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>ç) Sonraki yıla ait yıllık çalışma programını hazırlamak ve Yönetim Kurulunun görüşü alındıktan sonra Rektöre sunmak.</p>

<p>d) Yapılan çalışmalar hakkında Yönetim Kurulunu bilgilendirmek.</p>

<p>e) Merkezin araştırma, proje, eğitim-öğretim ve diğer faaliyetleriyle ilgili olarak ulusal ve uluslararası kuruluşlarla ilişkilerini yürütmek.</p>

<p>f) Merkez faaliyetlerini yürütmek üzere gerekli her türlü akademik, idari, teknik ve diğer personel ihtiyacını tespit etmek, görevlendirmeler için Rektöre teklifte bulunmak, çalışma birimleri ile çalışma ve proje grupları oluşturmak.</p>

<p>g) Merkezin araştırma, proje, eğitim ve benzeri faaliyetleri doğrultusunda çalışma birimi, çalışma ve proje grupları oluşturmak; oluşturulan birimlerde çalıştırılmak üzere yeterli sayıda personel ihtiyacını Rektöre sunmak ve bunların görevlendirilmesini sağlamak.</p>

<p>ğ) Merkezin amacına uygun diğer görevleri yürütmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcısı ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilen üç üye olmak üzere toplam beş üyeden oluşur. Görev süresi biten üyeler aynı usulle tekrar görevlendirilebilir. Yönetim Kurulu üyeliğinin herhangi bir nedenle boşalması halinde kalan süreyi tamamlamak üzere yeni üye görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün daveti üzerine altı ayda en az bir kez olmak üzere salt çoğunlukla toplanır ve kararlar katılanların oy çokluğu ile alınır. Oyların eşit olması halinde Müdürün oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usullerle internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışma ve yönetimi ile ilgili konularda kararlar almak.</p>

<p>b) Merkezin yıllık faaliyet raporunu ve yıllık çalışma programını görüşerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Araştırma, eğitim-öğretim, uygulama, danışmanlık, yayım ve diğer çalışma alanlarına ilişkin konularda kararlar almak.</p>

<p>ç) Merkezde görevli personelin hizmet içi eğitim programlarını planlamak.</p>

<p>d) Merkezin bünyesinde kurulacak olan birimler ile çalışma ve proje gruplarını oluşturmak, çalışma usul ve esaslarını belirlemek.</p>

<p>e) Merkezin yatırım plan ve programlarını hazırlamak.</p>

<p>f) Merkezde ücret karşılığında sunulacak hizmetlere ilişkin fiyatlandırma ve ödeme usullerini belirleyip Rektörün onayına sunmak.</p>

<p>g) Yurt içi ve yurt dışındaki kamu ve özel kuruluşlar ile ortaklaşa yürütülecek çalışmaların esas ve usullerini tespit etmek.</p>

<p>ğ) Müdürün gündeme getirdiği diğer konularda karar almak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu ve görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Danışma Kurulu; Müdürün başkanlığında Yönetim Kurulunun önerisiyle, Üniversite içinden veya dışından Merkezin faaliyet alanları ile ilgili konularda çalışmaları ve deneyimleri bulunan kişiler arasından Rektör tarafından üç yıl süreyle görevlendirilecek en fazla on üyeden oluşur. Süresi biten üyeler aynı usulle yeniden görevlendirilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(2) Danışma Kurulu Merkezin çalışmalarını değerlendirir ve yeni çalışmalar konusunda görüş ve önerilerini Yönetim Kuruluna bildirir.</p>

<p>(3) Danışma Kurulu yılda bir kez toplanır. Müdür gerekli gördüğü takdirde Danışma Kurulunu toplantıya çağırabilir. Danışma Kurulu toplantılarında salt çoğunluk aranmaz. Toplantılara katılım video konferans ve benzeri usullerle internet üzerinden de yapılabilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Merkezin amacı doğrultusunda, faaliyet alanlarıyla ilgili çeşitli birimler, çalışma grupları oluşturulabilir. Çalışma grubu Yönetim Kurulunun teklifi ve Rektörün onayıyla Merkezin çalışma alanına giren konularda iş bölümü yapmak üzere, Merkez birimleri ile çalışma grupları veya proje grupları kurulabilir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Merkezin akademik, idari ve teknik personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Harcama yetkilisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Merkezin harcama yetkilisi Mütevelli Heyet Başkanıdır. Mütevelli Heyet Başkanı bu yetkisini uygun gördüğü ölçü ve süreyle Rektöre veya Müdüre devredebilir.</p>

<p><strong>Ekipman ve demirbaş</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Merkez tarafından desteklenen araştırmalar kapsamında alınan her türlü alet, ekipman ve demirbaş Merkezin demirbaşına kaydedilerek Merkezin kullanımına tahsis edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini İbn Haldun Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ibn-haldun-universitesi-korfez-calismalari-ve-kuresel-politikalar-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="34455"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK İŞ HUKUKUNDA EVDE ÇALIŞMANIN ESASLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Çalışma hayatındaki ekonomik, teknolojik ve sosyal gelişmeler, geleneksel işyeri merkezli çalışma anlayışını dönüştürmüş; evde çalışma gibi esnek modeller iş hukuku bakımından önem kazanmıştır. Özellikle dijitalleşme süreci ve küresel gelişmeler, evde çalışmayı yaygın bir uygulama hâline getirerek hukuki boyutlarının ele alınmasını gerekli kılmıştır.</p>

<p>Bu çalışmada, Türk iş hukuku kapsamında evde çalışma kavramı tanımlanmış; hukuki niteliği, benzer çalışma türlerinden ayırt edici yönleri ve mevzuattaki yeri açıklanmıştır. Devamında evde çalışmanın unsurları ele alınarak; işçinin ve işverenin karşılıklı hak ve yükümlülükleri genel hükümler bakımından değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>1. Evde Çalışmanın Tanımı ve Özellikleri</strong></p>

<p>Evde çalışma; bir işverenin talebiyle işçinin evi veya seçtiği herhangi bir yerde ücret karşılığı mal veya hizmet sağlanması şeklinde tanımlanabilir (Civan, 2010, s. 525-527; Demirezen, 2018, s. 249). Bu model geleneksel alanların yanı sıra; çeviri, mimarlık, reklamcılık gibi alanlara da yayılmaktadır (Kandemir, 2014, s. 145). Türk iş hukukunda evde çalışmaya ilişkin ilk yasal düzenleme, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 461-469. maddeleri arasında “Evde Hizmet Sözleşmesi” başlığıyla getirilmiştir (TBK md. 461). 4857 sayılı İş Kanunu’nun 14. maddesinde düzenlenen uzaktan çalışmanın usul, esas ve sınırları, yürürlükte olan 10 Mart 2021 tarihli "Uzaktan Çalışma Yönetmeliği ile somutlaştırılmıştır. Dolayısıyla evde çalışma ilişkilerinde İş Kanunu ve Türk Borçlar Kanunu hükümleriyle birlikte bu yönetmelik esas alınmaktadır.</p>

<p><strong>2. Evde Çalışmanın Unsurları </strong>Evde çalışmanın unsurları; iş görme, iş görmenin karşılığında ücret alma ve işçi ile işveren arasındaki bağımlılık unsurlarından oluşmaktadır.</p>

<p><strong>2.1. Bağımlılık Unsuru</strong> Evde çalışmada bağımlılık unsuru zayıflasa da tamamen yok olduğu söylenemez; çünkü işçi, işverenin talimatları doğrultusunda hareket etmektedir. Bu modelde işçinin edimi karşılığında ücret alarak yaşamını idame ettirmesi ekonomik bağımlılığı ifade ederken (Ağar, 2025, s. 436); işverenin yönetim, denetim haklarını kullanabilmesi</p>

<p>ve kuralları belirlemesi ise hukuki bağımlılığı kurmaktadır; aksi halde bağımlılık ortaya çıkmaz (Dulay, 2016, s. 99). Bu nedenle, taraflar arasında az olmakla birlikte bir bağımlılık unsurunun bulunduğu kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>2.2. Ücret Unsuru</strong> Evde çalışma sözleşmesinde, işçi işverenin işini görmesi karşılığında ücrete hak kazanır. Ücret esaslı bir unsur olup evde çalışanın işi görmesi ile birlikte ücreti işveren tarafından ödenmektedir (Karaca, 2012, s. 379-381). Ücret ödemesi zaman üzerinden yapılabileceği gibi, parça veya ürün başına da gerçekleştirilebilir. Evde çalışmada en yaygın ücret ödeme yöntemi, işverenin çalışan üzerindeki denetiminin sınırlı olmasından dolayı, belirli bir işin tamamlanması karşılığında yapılan ödemelerdir. Ayrıca işveren, işin niteliği gereği yapılan giderleri karşılamak zorundadır. TBK m. 418'deki düzenlemeye göre iş sözleşmesinde özel düzenleme yapılmamış ise işin sonunda ücretle birlikte masraflar da ödenir. İşçi düzenli masraf yapıyor ise en az ayda bir kere yapılan masraf oranında avans verilir (Aydınöz, 2014, s. 148). Ücret hakkının eksiksiz doğması noktasında işverenin ürünü kabul süreci de önem taşır; TBK m. 465 uyarınca işveren, teslim aldığı evde üretim işindeki ayıpları bir hafta içinde işçiye bildirmek zorundadır, aksi halde işi kabul etmiş sayılır ve ücret ödeme borcu kesinleşir.</p>

<p><strong>2.3. Çalışmanın Evde veya İşyeri Dışında Yapılması Unsuru</strong></p>

<p>İş Kanunu'nun 2. maddesinde klasik anlamda iş yerinin tanımı yapılmış olup, bu tanımı evde çalışma sözleşmelerinden ayıran temel unsur, evde çalışanın iş görme borcunu işyerinin dışında, evinde yerine getirmesidir (Koyuncu, 2006, s. 64). Bu durum evde çalışma sözleşmesinin en belirgin özelliklerindendir.</p>

<p><strong>3. Evde Çalışanın Yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>3.1. İş Görme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Evde çalışma sözleşmesinde işçi ve işverenin karşılıklı borçları bulunmaktadır. Evde çalışanın sözleşmeden doğan ilk borcu, kararlaştırılan yerde, genellikle kendi evinde üzerine düşen işi eksiksiz ve zamanında yerine getirmektir. Bu sözleşmede çalışanın işi şahsen yerine getirme zorunluluğu vardır (Dulay, 2016b, s. 287; Kara, 2022, s. 39).</p>

<p>Bazı hallerde bu kurala istisna getirilmiştir; işin görülmesi sırasında evde bulunan aile fertlerinin yardımcı olması durumu hukuki anlamda bir "iş görme" değil, aile içi "yardım etme" faaliyeti olarak kabul edilmektedir (Karaca, 2012, s. 379).</p>

<p><strong>3.2. Özen Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Uzaktan çalışan işçi, işlerini dikkat ve özen yükümlülüklerini yerine getirerek yapmalıdır. İşçinin özen yükümlülüğü, işin gerekleri doğrultusunda işverence sözleşmede belirlenmiş olmalıdır. Bu yükümlülükler belirlenmediğinde, işin ve evde çalışanın nitelikleri dikkate alınarak ortalama bir evde çalışanın göstermesi gereken özen ölçüsü esas alınır (Dulay, 2016a, s. 161). Evde çalışan, kendisine sağlanan malzeme, araç ve gereçleri kullanırken zarar vermemeli ve gerekli özeni göstermelidir.</p>

<p><strong>3.3. Dürüstlük Borcu ve Sadakat Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Evde çalışan ile işveren arasında kişisel bir iş ilişkisi kurulduğundan, işçi işi bizzat ifa etmekle yükümlüdür. İşverenin bilgisi dışında üçüncü kişilerin işi görmesi dürüstlük kuralına aykırıdır; bu kuralın istisnası ise yakın aile fertlerinden yardım alınabilmesidir (Karaca, 2012, s. 379). Sadakat borcu sözleşme süresince devam etmekle birlikte, sözleşme sona erdikten sonra da devam ettiği durumlar bulunmaktadır (Sümer, 2019, s. 73). İşçinin sadakat yükümlülüğü kapsamında, işverenin işi ile ilgili bilgileri saklaması, koruması ve bunları başkalarıyla paylaşmaması gerekmektedir (Dulay, 2016, s. 183).</p>

<p><strong>3.4. Sır Saklama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Çalışanların iş görme edimini etkili yerine getirebilmeleri için, işveren tarafından sağlanan veya işin gereği olarak edinilen bazı mesleki ve ticari sırların öğrenilmesi gerekebilir. Bu sırlar, işin devamlılığı ve işverenin rekabet gücünün korunması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle işçi, bu sırları yalnızca işin ifası sırasında kullanmakla kalmayıp, aynı zamanda üçüncü şahıslarla paylaşmamak ve gizli tutmakla da yükümlüdür.</p>

<p><strong>4. İşverenin Yükümlülükleri</strong></p>

<p><strong>4.1. Ücret Ödeme Yükümlülüğü</strong></p>

<p>İşverenin en önemli borcu, işçinin emeğinin karşılığı olan sözleşmede kararlaştırılan ücreti, kararlaştırılmamışsa emsal ücreti ödemektir (Sümer, 2019, s. 75). 4857 sayılı İş Kanunu’na göre işverenin ücret ödemesi yapması zorunludur ve bu ödeme kural olarak en geç ayda bir kez gerçekleştirilir. Ancak tarafların anlaşması hâlinde, bu periyot bir haftaya kadar indirilebilmektedir. Ücretin düzenli ödenmesi işçinin ekonomik güvenliği açısından önem taşımakta olup, ödenmemesi veya gecikmesi durumunda işçi kanuni yollarla hakkını arama imkânına sahiptir.</p>

<p><strong>4.2. İşçiye Malzeme ve İş Sağlama Yükümlülüğü</strong> İşveren, TBK m. 413 gereği işin görülmesi için gerekli olan tüm araç-gereçleri ve malzemeleri sağlamak durumundadır; aksi halde işi kabul etmekten imtina etmiş sayılır. Ancak bu kural iş sözleşmesi için mutlak bir zorunluluk arz etmez. Tarafların iş sözleşmesiyle anlaşması halinde ya da örf adet gereği malzemenin işçi tarafından sağlanması durumunda, işverenin temin yükümlülüğü bulunmaz (Süzek, 2017, s. 517-518).</p>

<p><strong>4.3. Eşit Davranma Yükümlülüğü</strong></p>

<p>İşveren, aynı şartlardaki işçilere makul bir sebep olmadan ayrım yapmadan eşit davranmak zorundadır. Bu borç işyerinde adalet ve huzurun sağlanması için önemlidir. İşverenin bazı durumlarda farklı uygulama yapması her zaman ayrımcılık anlamına gelmez; çalışanın eğitim durumu, iş için gerekli olan zor ve az bulunan niteliklere sahip olması gibi vasıflara göre yapılan farklı uygulamalar eşit davranma borcuna aykırılık teşkil etmez (Sümer, 2019, s. 89-91).</p>

<p><strong>4.4. İş Sağlığı ve Güvenliği Sağlama Yükümlülüğü</strong></p>

<p>Çalışanın kullandığı cihazların uygun yerleştirilmesi, ayarlanması ve kullanımının sağlanması için gerekli önlemlerin işverence alınması gerekmektedir. Ayrıca çalışanın bilgilendirilmesi ve yönetmelikte belirtilen sürelerde sağlık kontrollerinin yaptırılması da işverenin sorumluluğundadır.</p>

<p><strong>SONUÇ </strong><br />
Bu çalışmada evde çalışmanın tanımı, unsurları ve tarafların yükümlülükleri incelenmiştir. İşyeri dışında yürütülen evde çalışma, iş hukuku açısından fırsatlar ve sorumluluklar yaratmaktadır. İşverenin; ücret, malzeme, eşit davranma ve iş sağlığı güvenliği sorumlulukları bulunurken; çalışan da şahsen ifa, özen, sadakat ve sır saklama ile yükümlüdür. Sonuç olarak, evde çalışma modeli doğru düzenlemelerle verimliliği artırabilir ve esnek bir ortam sağlayabilir. Esnek çalışma modellerinin gelecekte yaygınlaşması eğilimi dikkate alındığında, iş hukuku mevzuatının evde çalışma uygulamalarıyla uyumlu şekilde geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Ağar, S. (2025). <i>Türk iş hukukunda uzaktan çalışma ve uygulamada karşılaşılan sorunlar</i>. Adalet Yayınevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aydınöz, M. (2014). <i>Teknolojinin iş hukukuna yansıması: Tele çalışma ve uzaktan çalışma ilişkileri</i>. Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Civan, M. (2010). Türk iş hukukunda evde çalışma ve tele çalışma kavramlarının yasal altyapısı. <i>Sicil İş Hukuku Dergisi</i>, (18), 525-540.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Demirezen, H. (2018). Türk Borçlar Kanunu kapsamında evde hizmet sözleşmesinin kurucu unsurları. <i>Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 67(1), 245-268.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dulay, G. (2016a). <i>Uzaktan çalışma sözleşmesinde tarafların karşılıklı borçları ve sorumluluk rejimi</i>. On İki Levha Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Dulay, G. (2016b). 4857 sayılı İş Kanunu’nda yapılan son değişiklikler ışığında uzaktan çalışma modelinin analizi. <i>Kamu Hukuku Arşivi (KHUKA)</i>, 4(2), 285-302.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kandemir, M. (2014). Bilgi toplumunda yeni bir istihdam modeli: Entelektüel evde çalışma. <i>Çimento İşveren Dergisi</i>, 28(4), 142-155.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kara, T. (2022). <i>Dijitalleşen iş yaşamında işçinin şahsen ifa borcu ve istisnaları</i>. Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Karaca, C. (2012). Türk Borçlar Kanunu’nun evde hizmet sözleşmesine ilişkin hükümlerinin doktrinel açıdan değerlendirilmesi. <i>Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi</i>, 16(3), 375-398.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Koyuncu, A. (2006). <i>İş hukuku boyutunda geleneksel işyeri kavramının mekânsal dönüşümü</i>. Legal Yayıncılık.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Sümer, H. H. (2019). <i>İş hukuku</i> (24. Baskı). Seçkin Yayıncılık.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Süzek, S. (2017). <i>İş hukuku</i> (14. Baskı). Beta Basım Yayım.</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 20:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/business-and-law-course-banner.jpg" type="image/jpeg" length="56758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2024/567 E., 2025/62 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, 2024/567 E., 2025/62 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/567 E., 2025/62 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2022/33614</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 1034-2204</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın, mağdur ... ve katılan mağdur ...'e yönelik çocuğun cinsel istismarı suçundan ayrı ayrı 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 103/1-1.cümlesi, 103/3-b-d, 62/1, 53 ve 63. maddelerince 10'ar yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve mahsuba ilişkin Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 23.03.2021 tarih ve 422-133 sayılı hükümlerin, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosya üzerinden inceleme yapan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesince 24.11.2021 tarih ve 1034-2204 sayı ile sanığın eylemlerinin, ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığının kabulü ile ilgili hüküm fıkralarının çıkartılarak, her iki mağdura yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 103/3-b-d ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ibareleri eklenmek suretiyle, hükümlerin 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 303/1-a ve 280/1-a maddeleri uyarınca düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bu kararın sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince, 25.09.2023 tarih ve 16695-5543 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II.İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.12.2023 tarih ve 33614 sayı ile; ''...İtirazın konusu, bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurup kuramayacağına dairdir.<br />
...Bölge Adliye Mahkemesi ilk derece mahkemesi tarafından verilen hükmü inceleyerek ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında 'istinaf başvurusunun esastan reddine', 303’üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde 'hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine' karar verir. Ayrıca CMK'nın 280.maddesinin 1.fıkrasının b, c, d, bentlerinde yazılı hallerin varlığı halinde de hukuka aykırılığın düzeltilmesi suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verecektir. Yasada istinaf mahkemesinin düzeltilerek esastan red kararı verebileceği hallerin delil takdirine dayanıp dayanmadığına dair bir ayrımın olmadığı, daha fazla araştırmaya gerek duyulmaması halinde yasada yazılı hallerle sınırlı olarak duruşma açılmaksızın istinaf başvurusunun hükmün düzeltilerek esastan reddine karar verilebileceği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesinin çocuğun cinsel istismarı suçundan sanığa verdiği mahkûmiyet hükümlerini kaldırmak ve suç vasfını değiştirerek sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanığı cezalandırması suretiyle hükmün düzeltilmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği, kararın hukuki dayanağının CMK'nın 280/1-a maddesi yollaması ile CMK'nın 303/1-a maddesi olarak gösterildiği,<br />
CMK'nın 303/1-a maddesinde 'Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması' gerektiği hallerde düzeltilerek esastan red kararı verilebileceğinin düzenlendiği, bölge adliye mahkemesinin verdiği kararın bu kararlardan herhangi birine uymadığı, keza CMK'nın 280/1-b-c-d ve CMK'nın 303/1-c-d-e-f-g-h maddelerinde yazılı hallerin de somut olayda uygulama yerinin bulunmadığı (Suç vasfına ilişkin benzer bir olayda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16/10/2023 tarih ve 2023/2233 Esas, 2023/6376 Karar sayılı kararı da bu yöndedir.), bu nedenle bölge adliye mahkemesi kararının hukuka aykırı olduğu ve bozulması gerektiği,'' görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.10.2024 tarih, 3-8040 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenleri yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; Bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurup kuramayacağının belirlenmesine ilişkin olup ayrıca eksik araştırma ile karar verilip verilmediğinin de değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Katılan mağdur ...'nun 19.11.2001 doğumlu olduğu, 02.06.2017 tarihinde teslim edildiği ... Çocuk Destek Merkezinden nakil yoluyla 27.09.2017 tarihinde ... Çocuk Evleri Sitesine yerleştirildiği, koruma ve bakım altında bulunduğu, suç tarihi öncesinde İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesinin 2009/... sayılı geçici sağlık kurulu raporuna göre ''%20 oranında özel öğrenme güçlüğünün'' ve buna bağlı "%20 vücut fonsiyon kaybının'' olduğu, 04.11.2016 tarihli ... Üniversitesi Hastanesi raporunda "Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu'' tanısı ile tedavi altına alındığının ve takibinin yapıldığının belirtildiği, 22.09.2017 tarih ve ... sayılı sosyal inceleme raporunda; annesi ile sorunlar yaşadığı, annesinin kendisini zehirleyeceğini söyleyerek ilaçlarını içmediği, sigara içtiğinin bilindiği, 22.08.2017 tarihinde kuruma alındığında annesinde kalmak istemediği için sokakta kaldığını beyan ettiği fakat teyzesinde kaldığının anlaşıldığı, uygun hizmet modelinin belirlenmesi amaçlı eğitim gördüğü okulda 21.09.2017 tarihinde yapılan görüşmelerde rehber öğretmeni ...'nın katılan mağdurun sıklıkla kararlarını değiştirdiği, düşünce yapısının karmaşık olduğu, ilerleyen dönemlerde psikolojik sorunlarının olabileceğine dair tespit ve değerlendirmeleri içerir bilgilere yer verildiği; idari soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulanlardan Psikolog ..., Hemşire ..., Çocuk Gelişimci ..., Psikolog ..., annesi ...'ın beyanlarında da katılan mağdurun kişilik yapısı ve sağlık durumuna müşahhas birtakım tespit ve değerlendirmelerde bulundukları, yine kuruluş müdürü ...'in beyanında bu hususlara mütedair katılan mağdurun annesi ...'nin söylemlerinden bahsedildiği, 23.07.2018 tarihli adli görüşme değerlendirme raporunda görevli psikolog tarafından: ''...sözel yetisinin yaşıtlarına uygun düzeyde ve işbirliğine açık olduğunun gözlendiği, kendini ifade etme ve zihinsel kapasitesinin yaşıyla uyumlu olduğu, adli görüşmede verilen bilgilerin ön görüşme ile tutarlı olduğu, görüşme sırasında sorulara spontan, içtenlikle, tutarlı ve ayrıntılı bir şekilde cevap verdiği için görüşmenin güvenilir olduğu...cinsel istismara maruz kaldığının düşünüldüğü...'', yargılamada görev alan pedagog tarafından: ''... fiziksel ve zihinsel olarak yaşının gereklerini göstermektedir. Cinsel olayları ayırt etme gücü vardır. Verdiği beyanlara itibar edilmesinden herhangi bir sakınca yoktur...,'' şeklinde görüş ve kanaatlerin belirtildiği fakat aşamalarda beyanlarına itibar edilip edilemeyeceği ile alakalı Adli Tıp Kurumuna sevkinin sağlanarak rapor aldırılmasına yönelik sanık müdafii tarafından istemlerde de bulunulan katılan mağdurun nüfus kayıt belgesinde yer alan bilgilere istinaden UYAP sisteminden yapılan sorgulamadan, hakkında;</p>

<p>a) Beykoz 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29.01.2021 tarihli, 141-195 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 09.01.2020 tarihli yazısına istinaden hastaneye zorunlu yatışına,</p>

<p>b) İstanbul Anadolu 3. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.09.2021 tarihli, 1053-921 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 26.08.2021 tarihli zorunlu hasta yatış raporuna göre duygu durum bozuklukları (Şizofreni) teşhisi konulduğundan İstanbul Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yerleştirilmesine,</p>

<p>c) İstanbul Anadolu 22. Sulh Hukuk Mahkemesinin 22.11.2021 tarihli, 1455-1335 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesince düzenlenen 15.11.2021 tarihli zorunlu hasta yatış raporuna göre birden fazla ilaç ve diğer psikoaktif madde kullanımına bağlı psikotik bozukluk teşhisi konulduğundan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesine yerleştirilmesine,</p>

<p>d) İstanbul Anadolu 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 28.12.2021 dava ve 03.01.2022 karar tarihli, 1672-2 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesince gönderilen ihbar evrakı ekindeki zorunlu hasta yatış raporuna göre organik olmayan psikoz teşhisi konulduğundan Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine koruma ve tedavi amacıyla yerleştirilmesine,</p>

<p>e) Beykoz 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.06.2023 tarihli, 968-898 sayılı kararı ile ihbar eden vasi adayının talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine zorunlu yatışına,</p>

<p>f) İstanbul Anadolu 21. Sulh Hukuk Mahkemesinin 29.11.2023 tarihli, 1503-1582 sayılı kararı ile Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Başhekimliğinin talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine yerleştirilmesine ve alıkonulmasına,</p>

<p>g) Beykoz 1. Sulh Hukuk Mahkemesinin 20.02.2024 tarihli, 608-167 sayılı kararı ile vasi ...'ın talebi ile Erenköy Devlet Hastanesi Başhekimliğinin 22.12.2023 tarihli kişide hâlen birden fazla ilaç ve diğer psikoaktif madde kullanımına bağlı zihin ve davranış bozuklukları tanısı mevcut olup, kişinin yapılan muayene ve incelemeleri sonucunda akıl hastalığı veya zayıflığı saptanmadığı; ancak savurganlığı, alkol veya uyuşturucu madde bağımlılığı; kötü yaşam tarzı veya mal varlığını kötü yönetmesi sebebiyle kendisini veya ailesini darlık veya yoksulluğa düşürme tehlikesine yol açması ve bu yüzden devamlı korunmaya ve bakıma muhtaç olması ya da başkalarının güvenliğini tehdit etmesi nedeniyle kısıtlanmasının uygun olduğu tıbbi kanaatini bildirir sağlık kurulu raporu verildiğinden, mevcut hastalığı nedeniyle kısıtlanmasına, ...'ın vasi olarak tayinine,</p>

<p>h) Beykoz 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 03.09.2024 tarihli, 1364-1265 sayılı kararı ile ihbar eden davacı ...'ın talebine istinaden Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesine zorunlu yatışına,</p>

<p>İlişkin kararların verildiği,</p>

<p>Mağdur ...'nin, 26.07.2002 doğumlu olduğu, 2009 yılında koruma altına alınan mağdurun ... Çocuk Evleri Sitesine nakille geldiği ve yeni yerleştiği, 07.08.2017 tarihli sosyal inceleme raporunda; akademik başarısının zayıf olduğu, Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi Psikiyatri Polikliniğinde uyum bozukluğu tanısı ile takibe alındığı, 14.10.2017 tarihi öncesinde Üsküdar Devlet Hastanesinin 14.06.2012 tarihli sağlık kurulu raporuna göre ''%50 Hafif düzeyde zihinsel yetersizliğinin'' bulunduğu, idari soruşturma kapsamında ifadelerine başvurulanlardan Psikolog ..., Hemşire ..., Çocuk Gelişimci ..., Güvenlik Görevlisi ... ile bir kısım öğrencilerin beyanlarında, kendisini ifade edemeyen, sessiz, sakin, başkaları tarafından yönlendirilmeye açık, arkadaşlarına uyan, etkilenen, kendiliğinden iletişim başlatamayan, öz bakım becerilerinin yaşıtlarından geri olduğuna yönelik birtakım kişisel özelliklerine matuf değerlendirmelerde bulunulduğu, ilk derece mahkemesinde görevli pedagog tarafından ''... fiziksel ve zihinsel olarak yaşının gereklerini göstermektedir. Cinsel olayları ayırt etme yetisine sahiptir. Verdiği beyanlara itibar edilmesinden herhangi bir sakınca yoktur...," şeklinde görüşte bulunulduğu,</p>

<p>22.08.19.. doğumlu, evli ve iki çocuk babası olan sanık ...'nın, 2.5 yıldır memur kadrosunda ... Çocuk Evleri Sitesi'nde çalıştığı, Valilik Makamının oluru ile genellikle salı ve cumartesi günleri olmak üzere haftada iki gün gece nöbeti tuttuğu, idari soruşturmanın başlatılmasını müteakip 23.10.2017 tarihinde açığa alındığı ve görev yerinin değiştirildiği, Küçükçekmece Kaymakamlığının 08.12.2017 tarih ve ... No.lu kararı ile ... yönünden yapılan idari soruşturma neticesinde hakkında 4483 sayılı Kanun'un 6. maddesi uyarınca soruşturma izni verilmemesine karar verildiği,</p>

<p>İdari soruşturma kapsamında ifadesine başvurulanlardan, grup sorumlusu Öğretmen ...'nun tanıklardan ... hakkında üçüncü grubun başkanı olduğu, bir yıl önce sanık ile sorun yaşadığı, temizlik personeli ...'nın mağdur ...'in katılan mağdur ... ile birlikte gezdiği, tanık ...'in; grup abisi olduğu ve herkesin ondan çekindiği, temizlik personeli ...'in; çocukların grup abisi olan tanık ...'in sözlerini dinlediği, kuruluşta kalan ...'nun; tanık ...'in samimi olduğu kişilere iyi, diğer kişilerle diyaloğa girmeyen biri olduğuna dair beyanlarda bulundukları,</p>

<p>Katılan mağdur ...'e yönelik 17.10.2017 tarihinde gerçekleştiği belirtilen olayın 18.10.2017 tarihinde kuruluş görevlilerine bildirilmesi üzerine 20.10.2017 tarihinde adli mercilere intikalinin sağlandığı,</p>

<p>Katılan mağdur ... ile ilgili yapılan idari soruşturma kapsamında, 19.10.2017 tarihli görüşme raporu içeriğinde tarafına genel sorular sorulduğu belirtilen ve sanık ...'nın şahsına yönelik eylemlerinden bahsetmeyen mağdur ...'e yönelik olayın ise 23.10.2017 tarihinde kuruluş görevlilerine istismara maruz kaldığını bildirmesini müteakip 25.10.2017 tarihinde adli mercilere intikalinin sağlandığı,</p>

<p>... Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğünün 14.10.2017 tarihli nöbet defterinde, ''...Birinci grubun tüm oda salon ve koridorun boya badanasının tamamlandığı..." bilgisine yer</p>

<p>İdari soruşturma kapsamında alınan ifadelerde horladığı için olayın vuku bulduğu salonda uyuduğuna dair hakkında beyanlarda da bulunulan öğrencilerden ...'nın 19.10.2017 tarihli görüşme raporunda; karanlıktan korktuğu için bazen sanıktan salonda kalmasını istediğini beyan ettiğinin belirtildiği,<br />
01.12.2017 tarihli ön inceleme raporu ile süreçte dosyaya alınan 27.01.2020 tarihli inceleme raporlarında, yurt kamera kayıt sisteminin çalışmadığının tespit edildiği,<br />
İlk derece mahkemesinde dinlenen mağdur ...'in adli görüşme değerlendirme raporu ile çocuk izlem merkezinde alınan kamera kaydının dosya içerisinde bulunmadığı, dinlenen katılan mağdur ...'in ise çocuk izlem merkezinde alınan ifadesine ilişkin kaydın 14,56. saniyesinde "... ... korkuyordu söylemeye, hocalara bile yalan söylüyordu, ama ben anladım, sıkıştırdım ...'i, anlatacaksın dedim, kanıtlayacağım dedim, böyle konuşacağını bilmiyordum, çünkü adamın cezasını almasını istiyordum,...... sıkıştırınca sonunda konuşmaya başladı benimle, cinsel organını poposuna değdirdiğini söylemişti sanırım..." şeklinde beyanda bulunduğu, ifade formunun özet olarak yazıldığının belirtildiği ancak çözümünün yapılmadığı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık hakkında, mağdurlara yönelik çocuğun cinsel istismarı suçunu işlediği iddiası ile TCK'nın 103/1-1.cümlesi, 103/3-b-d-e ve 53. maddelerince cezalandırılması istemi ile kamu davasının açıldığı, Bakırköy 17. Ağır Ceza Mahkemesince 23.03.2021 tarih ve 422-133 sayı ile; "...adli görüşme değerlendirme raporuna göre mağdur ...'in beyanlarının tutarlı olduğu ve cinsel istismara maruz kaldığı düşüncesinin oluştuğu,... mağdurların duruşmada alınan beyanları ile önceki beyanıyla çelişmeyecek şekilde maruz kaldığı istismar olayını anlattıkları, sanıkla aralarında sanığa iftira etmelerini gerektiren bir husumet bulunmayan mağdurların ifadeleri arasında herhangi bir çelişki bulunmayıp tüm anlatımlarının istikrarlı olduğu göz önüne alındığında beyanlarının kurgusal olarak verilmiş olmasının mümkün olmadığı bu nedenle mağdurların beyanlarına itibar edilmesi kanaatine varıldığı, sanığın mağdurlara karşı işlediği bacağına dokunma, sarılıp öpme, kıyafetleri üzerinden cinsel organını mağdurun poposuna 3 veya 4 kez dokundurma, arkasından sarılarak cinsel organını kıyafetleri üzerinden mağdurun poposuna değdirme şeklindeki cinsel istismar eylemlerinin ani ve kesintili olmayıp belli bir süreklilik ve yoğunluk arz etmekle sarıntılık düzeyini aşarak basit cinsel istismar eylemini oluşturduğu..." gerekçesiyle sanığın mağdurlara karşı işlediği çocuğun cinsel istismarı suçundan eylemlerine uyan TCK'nın 103/1-1. cümlesi, 103/3-b-d, 62/1, 53 ve 63. maddelerince iki kez 10 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verildiği, bu hükümlerin, sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından istinafı üzerine, duruşma açılmaksızın, dosya ve dosya ile birlikte sunulan delillerin incelenmesi sonucunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesince 24.11.2021 tarih ve 1034 -2204 sayı ile; ''... ... Çocuk Evi Müdürlüğünde memur olarak görev yapan ve gece nöbeti tutan sanığın yurtta kalan her iki mağdura özel bölgelerine kıyafetleri üzerindeyken dokunma ve öpme şeklindeki eylemlerinin ani ve kesintili şekilde gerçekleşip, süreklilik arz etmemesi nedeniyle sarkıntılık düzeyinde kaldığının anlaşılması karşısında eylemin sarkıntılık suretiyle gerçekleştiğinin kabul edilmesi gerekeceğinden, ilk derece mahkemesi tarafından sanığın eyleminin TCK'nın 103/1-1.cümlesi çerçevesinde değerlendirilmesi, kanuna aykırı görülmüş olmakla, bu aykırılık daha fazla araştırmayı gerektirmediğinden ve yeniden duruşma yapılmaksızın düzeltilebilir nitelikte olduğu...,'' gerekçesiyle hüküm fıkralarının ''A-1,2,3'' ile ''B-1,2,3'' numaralı paragraflarının tümüyle çıkartılarak, sanığın her iki mağdura yönelik sarkıntılık suretiyle cinsel istismarı suçunu işlediği sabit olduğundan TCK'nın 103/1-2. cümlesi, 103/3-b-d ve 62. maddeleri uyarınca ayrı ayrı 3 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ibareleri eklenmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiği,</p>

<p>Anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi şöyledir:<br />
"(1) Bölge adliye mahkemesi, (…) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>b) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) (Ek: 17/10/2019-7188/27 md.) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>d) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>f) (Ek: 17/10/2019-7188/27 md.) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>g) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) (2) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</p>

<p>Karar verir.</p>

<p>(2) (Ek fıkra: 18/6/2014 - 6545/ 77 md.)Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.</p>

<p>(3) (Ek: 20/7/2017 - 7035/15 md) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.".</p>

<p>Aynı Kanunun 303. maddesi de şöyledir:</p>

<p>"(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:<br />
a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.<br />
b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.<br />
c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.<br />
d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.<br />
e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.<br />
f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise.<br />
g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.<br />
h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa.<br />
"</p>

<p>Aynı Kanun'un 226. maddesi ise şu şekildedir:</p>

<p>"(1) Sanık, suçun hukukî niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanunî unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemez.</p>

<p>(2) Cezanın artırılmasını veya cezaya ek olarak güvenlik tedbirlerinin uygulanmasını gerektirecek hâller, ilk defa duruşma sırasında ortaya çıktığında aynı hüküm uygulanır.</p>

<p>(3) Ek savunma verilmesini gerektiren hâllerde istem üzerine sanığa ek savunmasını hazırlaması için süre verilir.</p>

<p>(4) (Değişik: 14/11/2024-7532/16 md.) Yukarıdaki fıkralarda yazılı bildirimler, sanığa ve varsa müdafie yapılır. Müdafii sanığa tanınan haklardan onun gibi yararlanır. Sanığın dosyada var olan son adresine bildirim yapılamaması veya bildirime rağmen duruşmaya gelmemesi halinde müdafie yapılan bildirimler yeterli kabul edilir.".<br />
CMK'nın 303. maddesinin gerekçesinde de; "Temyiz olunan hükmün, maddî hukuk kurallarının veya yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanması hâlinde Yargıtayca bozulması, kuraldır. Ancak, istisna olarak, hükme esas kabul edilen maddî olaylara hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılması nedeniyle hüküm bozulmuşsa ve yeniden yargılama yapılması gerekmiyorsa, mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu değilse maddede dokuz bent hâlinde ve sınırlı olarak sayılan durumlarda davanın esasına hükmedebilecek veya hükümdeki hukuka aykırılık Yargıtayca düzeltilebilecektir." denilmiştir.</p>

<p>Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 248-359 sayılı, 31.05.2023 tarihli ve 315-322, 05.07.2022 tarihli ve 359-528 ve 16.10.2024 tarihli ve 216-315 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere;</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edilerek 20.07.2016 tarihinde göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 No.lu Protokol'de yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir.</p>

<p>CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, hükmün bozulması ve davanın yeniden görülmesi olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir.</p>

<p>Kural olarak hukuki denetim yapmakla görevli bir bozma mahkemesi olan Yargıtay'ın aksine, aynı zamanda bir derece mahkemesi olan bölge adliye mahkemesi bir ıslah merciidir. Bu nedenle istinaf incelemesinde aslolan, hukuka aykırılığın duruşma yapılarak ıslah edilmesidir.</p>

<p>Duruşma, aleniyet ve çelişmeli yargılamanın anlam kazanmasının, silahların eşitliği ve yüz yüzelik ilkelerinin hayata geçirilmesinin olmazsa olmazı, adil yargılamanın bir anlamda ruhunu barındıran vücudunu teşkil eder. Adil/hakkaniyete uygun yargılamanın en önemli unsuru olan sanığın kendini savunma hakkından faydalanmasının ilk koşulu, savunmasını yapabilmesi için mahkeme önünde hazır bulunma olanağına sahip olmasıdır. AİHS'nin 6. maddesinde açıkça belirtilmemiş olsa da duruşmada hazır bulunma hakkı AİHS'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki adil muhakeme hakkının bir parçasıdır (AİHM, Sejdovic/İtalya, B. No: 56581/00, 1/3/2006, § 81, Anayasa Mahkemesi B. No: 2013/1461, 12.11.2014) .</p>

<p>Kural olarak ilk derece mahkemesinde aleni bir duruşmanın yapıldığı hâlde bölge adliye mahkemesinin duruşma yapılması talebini her halûkârda kabul etmek gibi bir zorunluluğu bulunmasa da, suçlamanın temelini oluşturan olayların, sanık veya güvenilirliği ilk derece mahkemesinin tespiti üzerinde önemli bir etkiye sahip olabilecek tanıklar tarafından yapılan açıklamalar gibi "sübjektif ve soyut nitelikteki delillerden" oluştuğu durumlarda, bir davayı maddi ve hukuki yönden inceleme yetkisine sahip olan ikinci derece mahkemesinin, duruşma talebini cevapsız bırakamayacağı da (İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin 12.12.2023 tarihli Deliktaş/Türkiye (B. No: 25852/16) kararı) gözetilmelidir.</p>

<p>Ancak bölge adliye mahkemesince istisnaen duruşma açmaksızın; CMK'nın 303’üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentleri ile aynı Kanun'un 280. maddesinin 1. fıkrasının b, c, d, bentlerinde yazılı durumların varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilir.</p>

<p>Maamafih bölge adliye mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin maddi vakıanın kabulüne katılmakla birlikte suçun vasfına ilişkin değerlendirmesini hukuka aykırı bulduğu hâllerde, bu aykırılığı duruşma açmadan ve fakat yeni bir araştırma ya da delil ikamesi cihetine de gitmeden ıslah edip edemeyeceği, diğer bir ifade ile suç vasfını sanık lehine de olsa değiştirerek, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verip veremeyeceği hususuna gelince;</p>

<p>Öncelikle CMK'nın 280. ve 303. maddelerinin böyle bir ıslaha/düzeltmeye izin vermediği görülmektedir.</p>

<p>Diğer taraftan anılan normların temel kuralın istisnasını oluşturması ve doğrudan savunma hakkına taalluk etmesi itibarıyla kural olarak ve özellikle mahkûmiyet hükümleri yönünden dürüst yargılama hakkının ihlali sonucuna müncer olacak biçimde genişletici yoruma ve kıyasa açık olmadığının kabulü gerekir. Bu nedenledir ki, kanunda tahdidi olarak sayılan istisnalardan olmayan hukuka aykırılıkların, sanık lehine olduğu ya da istisnalar cümlesine dahil durumlara nazaran evleviyetle/ a priori ihya edilebileceği gibi mülahazalarla duruşma açılmadan düzeltilemeyeceğinin kabulünde zorunluluk vardır.</p>

<p>Esasen sanığın, suçun hukuki niteliğinin değişmesinden önce haber verilip de savunmasını yapabilecek bir hâlde bulundurulmadıkça, iddianamede kanuni unsurları gösterilen suçun değindiği kanun hükmünden başkasıyla mahkûm edilemeyeceğine dair CMK madde 226/1. maddesi sarahati de böyle bir sonuca ulaşmayı mecbur kılar.</p>

<p>Şu hale göre; bölge adliye mahkemesinin ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmü yönünden duruşma açmaksızın suç vasfını değiştirerek yeni bir mahkûmiyet hükmü kuramayacağının kabul edilmesi gerekmektedir.</p>

<p>B. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlıklar değerlendirildiğinde;</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince, duruşma açılmaksızın dosyanın ve birlikte sunulan delillerin incelenmesi ile ilk derece mahkemesinin çocuğun cinsel istismarı suçundan kurduğu mahkûmiyet hükümleri kaldırılıp sarkıntılık suretiyle çocuğun cinsel istismarı suçlarından sanığın mahkûmiyetine karar verilerek hükmün düzeltilmesine ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>Ulaşılan sonuca göre eksik araştırma ile karar verilip verilmediğine ilişkin sorun görüşülmemiştir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 25.09.2023 tarihli ve 16695-5543 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Ceza Dairesinin 24.11.2021 tarihli ve 1034-2204 sayılı kararının BOZULMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.01.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 12.02.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 19:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="20902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İSTİNAFTA İNCELEME USULÜ VE TEMYİZ HAKKI ENGELİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı 280. maddesinde, bölge adliye mahkemeleri tarafından dosya ve dosya ile birlikte sunulan deliller incelendikten sonra verilebilecek kararlar düzenlenmiştir. Bölge adliye mahkemelerinin bozma kararı verebileceği haller ise, CMK’nın 280. maddesinin 1. fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde gösterilmiştir. Buna göre;</p>

<p><i>“e) İlk derece mahkemesinin kararında <strong>289 uncu </strong></i><strong><i>maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması halinde hükmün bozulmasına</i></strong><i> ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</i></p>

<p><i>f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması halinde <strong>hükmün bozulmasına</strong> ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine”</i>,</p>

<p>Hükümlerinden hareketle, “Hukuka kesin aykırılık halleri” başlıklı CMK m.289’da düzenlenen <strong>(e) bendinde yer alan dokuz durumda</strong> ve <strong>(f) bendinde yer verilen hallerde</strong> bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma kararı verilebilmektedir.</p>

<p><strong>Hukuka kesin aykırılık halleri, CMK m.289’da;</strong></p>

<p><i>“<strong>a)</strong> Mahkemenin <strong>kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Hakimlik görevini yapmaktan <strong>kanun gereğince yasaklanmış hakimin hükme katılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Geçerli şüphe nedeniyle <strong>hakkında ret istemi öne sürülmüş olup da bu istem kabul olunduğu halde hakimin hükme katılması</strong> veya <strong>bu istemin kanuna aykırı olarak reddedilip hakimin hükme katılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>d)</i></strong><i> Mahkemenin kanuna aykırı olarak <strong>davaya bakmaya kendini görevli veya yetkili görmesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>e)</i></strong><i> Cumhuriyet savcısı veya duruşmada <strong>kanunen mutlaka hazır bulunması gereken diğer kişilerin yokluğunda duruşma yapılması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>f)</i></strong><i> Duruşmalı olarak verilen <strong>hükümde açıklık kuralının ihlal edilmesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>g)</i></strong><i> Hükmün 230 uncu madde gereğince <strong>gerekçeyi içermemesi</strong>.</i></p>

<p><strong><i>h)</i></strong><i> Hüküm için önemli olan hususlarda <strong>mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması</strong>.</i></p>

<p><strong><i>i)</i></strong><i> Hükmün <strong>hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delile dayanması</strong></i><strong>.</strong><i>”</i>,</p>

<p>Şeklinde sıralanmıştır.</p>

<p><strong>Diğer hallerde ise; </strong>CMK m.289/1-g uyarınca, bölge adliye mahkemesi tarafından gerekli tedbirler alındıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Bu yazımızda;</strong> istinaf aşamasında bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince yapılan incelemenin usulüne uygun şekilde gerçekleştirilmemesi halinde doğabilecek sorunlar ile bu sorunlardan kaynaklı olarak sanığın temyiz hakkının engellendiğini ve mahkemeye erişim hakkının kısıtlandığını Yargıtay kararları ve konu ile ilgili diğer yazılarımızın<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> ışığında değerlendireceğiz.</p>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki; </strong>24.12.2025 tarihli ve 7571 sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda ve 631 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 25. maddesi ile CMK m.289/1-g, yani <i>“Hükmün 230 uncu madde gereğince gerekçeyi içermemesi” </i>ve CMK m.289/1-h, <i>“Hüküm için önemli olan hususlarda mahkeme kararı ile savunma hakkının sınırlandırılmış olması” </i>hükümleri, bölge adliye mahkemeleri tarafından bozma sebebi yapılabilecek hukuka aykırılık sebepleri arasına alınmıştır.</p>

<p><strong>7571 sayılı Kanun öncesinde; </strong>bölge adliye mahkemeleri tarafından, ilk derece mahkemesi kararlarına karşı bozma sebebi yapılabilecek durumlardan CMK m.289/1’de yer alan (g) ve (h) bentleri hariç tutulmaktaydı. Nitekim bu değişiklikle, CMK m.289’da yer alan hukuka kesin aykırılık hallerinden BAM ceza dairelerince bozma kararı verilebilecek sebeplerin sayısı dokuza çıkmıştır.</p>

<p><strong>II. BAM Kararlarında <i>Hukuka Aykırılığın</i> Değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>Uygulamada;</strong> bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.289/1’de sayılan dokuz bozma sebebi ile yetinilmemekte olduğu, bozma sebebi yapılabilecek hukuka kesin aykırılık hallerinin sınırlı şekilde sayılmasına rağmen yorum yoluyla genişletilebildiği, bu şekilde uygulamanın, hem yukarıda değindiğimiz CMK m.280/1-g’de yer alan düzenlemeye uygun olmadığı ve hem de hukuka aykırılık teşkil ettiği,</p>

<p><strong>Bu durumun;</strong> “Direnme yasağı” başlıklı CMK m.284/1’de düzenlenen <i>“Bölge adliye mahkemesi <strong>karar ve hükümlerine karşı direnilemez</strong>” </i>hükmü de gözönüne alındığında, uygulamada sorun yarattığı, ancak maddede düzenlenen direnme yasağının yalnızca hukuka uygun şekilde verilen kararları kapsayacağı,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge adliye mahkemeleri tarafından verilen ve CMK m.289/1’de sayılan bozma sebepleri dışında bir bozma gerekçesinin hukuka uygun olduğunun kabul edilemeyeceği, bu halde bölge adliye mahkemesinin kendisine tanınan yetkileri aşmak suretiyle hukuka aykırı şekilde hareket ettiğinin kabul edileceği görülmektedir.</p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinden beklenen; </strong>hukukilik denetimi yapmakla sınırlı kalmamaları, bozma kararından ziyade iki dereceli yargılama sistemini amacına uygun olarak ve maddi vakayı da inceleme yetkisi ve yükümlülüğü olduğundan hareketle, CMK m.280’de yer alan <i>“dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra” </i>hükmü de gözönüne alınarak, hem taraflar ve hem de delillerle temasta bulunması, yani duruşma açıp, duruşmalı inceleme yapmasıdır.</p>

<p>Ceza muhakemesinde amacın maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak olduğu bilinmekle birlikte; duruşmaların yapılması, yani sanığın duruşmaya katılarak, suçlamalara cevap vermesi, savunma yapması ve delilleri tartışması bir haktır. Aksi kabulde gündeme gelecek olan husus, sanığın yokluğunda yapılan soruşturmadan ve bunun sonucunda hazırlanan iddianameden hareketle ceza tayini yoluna gitmektir. İki durum arasındaki sanık aleyhine ciddi fark gözetilerek, gerekli tüm usuli güvencelerin yerine getirilmesi, maddi gerçeğe ve adalete ulaşmak konusunda önem teşkil etmektedir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemeleri tarafından CMK m.280/1-g’ye ve m.280/2’ye aykırı hareket edildiği, yani duruşma hazırlığı işlemlerine başlanılmasına karar verilmesi gerekirken, bozma kararı ile birlikte dosyanın ilk derece mahkemesine gönderildiği durumda, yeniden yargılama yapan ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının “Temyiz” başlıklı CMK m.286/2 uyarınca temyiz edilemeyecek kararlar kapsamında kalması mümkün olabilmektedir.</p>

<p><strong>Örneğin; </strong>bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesi tarafından direnme yasağı kapsamında yapılan yargılamada, ilk derece mahkemesince verilecek mahkumiyet kararının 5 yıl ve altında kalan hapis cezasını içermesi halinde, bu hükmün temyizi mümkün olmayacaktır. <strong>Bununla birlikte;</strong> hapis cezası 5 yıl ve altında kalsa dahi, yine de kararın temyiz edilebileceği durumlar da bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Bunlar; </strong>CMK m.286/2-3’de suçun vasfından dolayı temyiz yasağından bahsedilmediğinden hareketle, hapis cezasının süresine bakılmaksızın suçun vasfından, yani hukuki nitelendirmesinden kaynaklanan sebeple temyize gidilebileceği hallerle birlikte,</p>

<p><strong>CMK m.286/3’de sayılan ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu hükümlerinden;</strong> “Hakaret” başlıklı TCK m.125/3’de, “Halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit” m.213’de, “Suç işlemeye tahrik” başlıklı m.214’de, “Suçu ve suçluyu övme” başlıklı m.215’de, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı m.216’da, “Kanunlara uymamaya tahrik” m.217’de, “Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma” başlıklı m.217/A’da, “Cumhurbaşkanına hakaret” başlıklı m.299’da, “Devletin egemenlik alametlerini aşağılama” başlıklı m.300’de, “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama” başlıklı m.301’de, “Silahlı örgüt” başlıklı m.314’de, “Halkı askerlikten soğutma” başlıklı m.318’de,</p>

<p>3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun “Açıklama ve yayınlama” başlıklı 6. maddesinin 2. ve 4. fıkrasında, “Terör örgütleri” başlıklı 7. maddesinin 2. fıkrasında,</p>

<p>2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu “Yasaklara aykırı hareket” başlıklı m.28/1’de, “Kanuna aykırı propaganda vasıtaları ve suç işlemeye teşvik” başlıklı m.31’de, “Direnme” başlıklı m.32’de,</p>

<p>Düzenlenen suçlardır. Bunlar deyim yerinde ise temyizi mümkün <i>şanslı </i>suçlardır. Bu kapsama girmeyen, istinaf kanun yolu incelemesinin duruşma açılıp yapılması gerekirken yapılmayan, her birisi 5 yıl veya altında 10 suçtan ayrı ayrı ceza almış sanığın temyiz hakkı olmayacak ve dosyası Yargıtay’da hukukilik denetiminden de geçemeyecektir. Bu örnekte sanık, hem duruşma hakkından yararlanamayacak ve hem de temyiz hakkından mahrum kalacaktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulu-2024490-e-2025197-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 30.04.2025 tarihli, 2024/6-490 E. ve 2025/197 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“(…) Bölge Adliye Mahkemelerinin kural olarak bir ıslah mahkemesi oldukları, bir <strong>bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamayacağı</strong>, bozma kararı verilebilecek hallerin davanın esasına ilişkin olmadığı, <strong>bu mahkemelerce iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetki kullanılarak bozma kararları verildiğinin bilinen bir gerçeklik olduğu</strong>” </i>tespitleri ile birlikte, <i>“Bölge Adliye Mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan (CMK’nın 280/1-e,f maddesi hariç) bozma kararları ile <strong>iş bu bozma kararına istinaden İlk Derece Mahkemesince tesis edilecek kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle hukuka açık ve ağır aykırılıklar taşımaları</strong> sebebiyle hükümsüz sayılmaları” </i>gerektiğine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 04.06.2026 tarihli, 2026/526 E. ve 2026/5677 K. sayılı kararında; </strong>sanık hakkında İlk Derece Mahkemesi tarafından verilen 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırılık suçundan verilen beraat kararı ile TCK m.184 uyarınca imar kirliliğine neden olma suçundan hükmolunan erteli 1 yıl 15 gün hapis cezasına ilişkin mahkumiyet kararının istinaf edildiği,</p>

<p>İstinaf Mahkemesi tarafından hükmün; <strong>beraat kararının yerinde olmadığına dair gerekçe ile hukuka aykırı şekilde bozulmasından sonra</strong>, açıkladığımız şekilde bu karara direnme yetkisi bulunmayan ve uymak zorunda olan İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında imar kirliliğine neden olma suçundan hüküm kurulmasına yer olmadığına dair karar ile 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan mahkumiyet hükmü kurulduğu, bu karara karşı da istinaf başvurusunda bulunulduğu,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi yeni kararında 2863 sayılı Kanuna aykırılık suçundan verilen 2 yıl 1 ay hapis ve 100,00-TL adli para cezasına ilişkin hükme yönelik istinaf başvurusunun sanığın 1 yıl 8 ay hapis ve 80,00-TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle düzeltilerek esastan reddolunması suretiyle kesin nitelikte hüküm kurulduğu, bu hükme karşı, BAM Cumhuriyet Savcısı tarafından kararın kesin olmadığı ve temyize tabi olduğu ileri sürülerek temyiz kanun yoluna başvurulduğu,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin hükme yönelik temyiz isteminin reddine dair ek karar verildiğinin anlaşıldığı, her ne kadar karardan anlaşılamasa da, kararı temyiz eden BAM Cumhuriyet Savcısının bu ek karara karşı temyize başvurduğu,</p>

<p><strong>Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin ise;</strong> istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının temyize tabi olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığını tespit ettiği,</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen bozma kararının CMK m.280/1’in (e) ve (f) bentlerinde sınırlı şekilde sayılan bozma nedenleri arasında gösterilmediği gibi, 7571 sayılı Kanunun 25. maddesi ile yapılan değişiklikle yürürlüğe giren bozma sebeplerine de uygun düşmediği gerekçeleri ile inceleme yapıp, BAM Ceza Dairesinin ilk bozma kararı ile bozma sonrasında İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet kararını, yine BAM Ceza Dairesinin esastan ret kararının hükümsüz sayılmaları gerektiğini ifade ettiği,</p>

<p>Daire tarafından; BAM Ceza Dairesince CMK m.280/1-2 uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak, delillerin değerlendirilmesinden sonra İlk Derece Mahkemesinin ilk kararı ile ilgili olarak istinaf kanun yolu denetimi yapılması gerektiği düşüncesiyle bozma kararı verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Uygulamada belirttiğimiz tüm sorunlara ek olarak, </strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024567-e-202562-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 12.02.2025 tarihli, 2024/9-567 E. ve 2025/62 K. sayılı kararı</a>nda; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından, İlk Derece Mahkemesinin verdiği mahkumiyet hükmünün duruşma açılmaksızın kaldırılıp, yerine suç vasfı değiştirilerek mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğuna dair tespit yer almaktadır. Ceza Genel Kurulu, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşmayı açmadan ve delilleri değerlendirmeden dosya üzerinden verdiği kararın doğru olmadığını belirtmiştir.</p>

<p><strong>III. Sanığın Temyiz Hakkının Engellenmesine Dair Değerlendirme</strong></p>

<p>Yukarıda yer verdiğimiz durumlar dışında kalan, yani ilk derece mahkemesi tarafından 5 yıl ve altında hapis cezasını içeren mahkumiyeti veya <i>şanslı</i> olarak nitelendirdiğimiz, yani katalog suçlardan birisinden mahkumiyeti içermeyen bir kararda; BAM ceza dairesinin usulüne uygun şekilde kurmadığı hüküm sonucunda, sanığın temyiz hakkı da kararın kesin nitelik taşımasından dolayı elinden alınmaktadır.</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> sorunlu olduğunu açıkladığımız uygulamalar sonucunda, dosyanın bozularak ilk derece mahkemesine gönderildiği, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararı sonucunda, bu karara karşı istinaf başvurusunun da esastan reddolunduğu durumda temyiz yoluna başvurma hakkının olmayacağından hareketle, mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği,</p>

<p><strong>Usulüne uygun şekilde yargılama yapılmış olsa, bunun sonucunda temyiz kanun yoluna başvurabilecek sanığın;</strong> örneklendirdiğimiz usule aykırılık hallerinden dolayı temyiz hakkının kullanılmasının önüne geçildiği, bu sebeple Anayasa m.36/1’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.6’nın güvencesi altında bulunan, adil/dürüst yargılanma hakkı ile herkese meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı sıfatıyla iddia ve savunma ile adil/dürüst yargılanma hakkı tanıyan hak arama hürriyetinin kısıtlandığı,</p>

<p>İki dereceli yargılama sistemine geçilmesi sonucu istinaftan beklenen faydanın; istinaf kanun yolunda duruşma açılmadan ve dosya üzerinden verilen kararlarda sağlanamadığı, yine mahkemeye erişim hakkının engellendiği, bu gibi sonuçların iki dereceli yargılama sisteminin kabul gerekçesine uymadığı ve hak ihlallerinin yaşandığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Dündar Can Yorgun</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairelerinin-bozma-yetkisinin-siniri</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/istinafin-hukuka-aykiri-bozma-karari-ile-temyiz-hakkini-ortadan-kaldirmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/istinafin-hukuka-aykiri-bozma-karari-ile-temyiz-hakkini-ortadan-kaldirmasi</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/usule-aykiri-istinaf-incelemesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/usule-aykiri-istinaf-incelemesi-nedeniyle-mahkemeye-erisim-hakkinin-ihlali</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istinafta-inceleme-usulu-ve-temyiz-hakki-engeli-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 19:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/terazi/terajasasf.jpg" type="image/jpeg" length="73080"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİGORTA UYUŞMAZLIKLARINDA BİLİRKİŞİ ÜCRETİNİN KESİN SÜRE İÇİNDE ÖDENMEMESİNİN SONUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Dairelerinin Konuyla ilgili Çelişkili Kararlarının Değerlendirilmesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ </strong></p>

<p>Uygulamada mahkemeler sıklıkla davacı tarafa, <strong>"Belirlenen süre içinde ilgili sağlık kuruluşuna müracaat et, muayene işlemlerini tamamlayarak raporu ibraz et ve gerekli masrafları yatır; aksi takdirde davanın reddine veya dosyadaki mevcut delillere göre karar verilecektir"</strong> şeklinde, ağır sonuçlar içeren kesin süre ihtarlı ara kararlar kurmaktadır. Ancak bu ara kararlarda öngörülen kesin sürelerin ve bu sürelere bağlanan hukuki sonuçların, her somut olayda mutlak ve katı bir şekilde uygulanması hukuken isabetli değildir.</p>

<p>Bu husus, Türk yargı pratiğinde de önemli görüş farklılıklarına neden olmuştur. Öyle ki, kesin sürenin hukuki niteliği ve doğuracağı sonuçlar konusunda Yargıtay daireleri arasında derin görüş ayrılıkları bulunmakta; hatta aynı dairenin birbirine yakın tarihlerde tam tersi yönde kararlar verdiği müşahede edilmektedir.</p>

<p>Bu çalışmada öncelikle, Yargıtay’ın ilgili hukuk daireleri tarafından verilen emsal kararların özetlerine yer verilerek yüksek mahkemenin konuya yaklaşımı ortaya konulacaktır. Ardından, söz konusu kararlar doktrindeki görüşler ve usul hukukunun temel ilkeleri ışığında analiz edilerek, adil yargılanma ve mahkemeye erişim hakları bağlamında kendi hukuki değerlendirmelerimiz ve çözüm önerilerimiz açıklanacaktır.</p>

<p><strong>A) MADDİ GERÇEĞİ VE HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜNÜ ÜSTÜN TUTAN KARARLAR</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg. 4. HD, T. 09.02.2026, E. 2025/15606 , K. 2026/1233</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı, esastan değil usulden red karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davalı kararı temyiz etmiştir. </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasının esastan red sebebi olduğunu ve usulden red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ispatlanamayan davanın esastan reddedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay kararı </strong></p>

<p>Yargıtay temyiz talebini red etmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>4. HD, T. 28.04.2025, E. 2023/13423, K. 2025/6724</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacının sunduğu maluliyet raporu ile davalının sunduğu medikal görüş arasında çelişki olduğu gerekçesiyle çelişkiyi giderecek rapor almak için bilirkişi görevlendiriyor. Ancak davacı bilirkişi ücreti kendisine verilen sürede ödemediğinden davayı usulden red ediyor.</p>

<p><strong>İtiraz Hakemi Heyeti aşağıdaki gerekçeyle itirazı red ediyor </strong></p>

<p>Gerekçe: Somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Hakem Heyetince iddianın haklı olup olmadığının belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek başvuru sahibi vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ve bu gereğin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıkça ihtar edildiği, ancak verilen kesin sürede bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu durumda başvuruya esas tazminatın varlığı ve miktarının kanıtlamadığı, bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, başvuran tarafından süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin açık olduğu, başvurunun usulden reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red ediliyor</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg 4. HD., T. 25.06.2025, E. 2024/3768, K. 2025/10003 </strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı </strong></p>

<p>Dava konusu uyuşmazlıkta, Uyuşmazlık Hakemi, davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p>Davacı kararın esastan değil usulde reddi gerektiğini ileri sürerek itiraz etmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti, verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davalı karara karşı temyiz yoluna başvuruyor</strong></p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; maluliyet raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini ancak başvurunun reddine karar vermek yerine esasa ilişkin eksikliklerin giderilmesi amacıyla bilirkişi raporu tanzim edilmesine karar verildiğini, buna rağmen davacı vekilinin süresi içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olması esastan red sebebi olup başvurunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesinin yerinde olmadığını belirtmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebini red ederek kararı onaylıyor.</p>

<p><strong>B) KESİN SÜREYİ KATI ŞEKİLDE UYGULAYAN KARARLAR </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yrg. 4. HD T. 26.5.2025, E. 2024/1951, K. 2025/8501</strong></a></p>

<p><strong>Uyuşmazlık Hakem Kararı</strong></p>

<p>Davacı tarafça sunulan maluliyet raporu ile davalı tarafça sunulan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğu ve çelişkinin giderilmesi için rapor alınmasına karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İtiraz Hakem Heyeti Kararı </strong></p>

<p>İtirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>Davacının temyiz talebi ve gerekçesi </strong></p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilince sunulan maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi ücretinin rapora itirazı olan taraftan istenmesi gerektiği, hekim olmayan hakem heyetinin dosyadaki maluliyet raporuna yönelik tıbbi değerlendirmede bulunamayacağını, kaldı ki bilirkişi ücretinin ödenmemesi halinde usulden red kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red edilmiştir<strong>. </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-23-hukuk-dairesinin-20181790-e-20194994-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>23. HD, T. 28.11.2019, E. 2018/1790, K. 2019/4994</strong></a></p>

<p>Bu karar sigorta uyuşmazlığı ile ilgili olmamakla birlikte sigorta davalarına bakan daire kararları ile diğer dairelerin aynı konuda verdikleri kararları karşılaştırmak amacıyla bu kararlar da incelenecektir.</p>

<p><strong>İl Derece Mahkemesi </strong></p>

<p>Mahkeme bilirkişi ücretini yatırmak üzere davacı vekiline iki haftalık kesin süre verilmesine dair ara karara rağmen davacının bilirkişi ücretini yatırmadığı, 08.11.2017 tarihli celsede bilirkişi ücretini yatırmak üzere son kez iki haftalık süre verildiği ve davacı tarafın yine bilirkişi ücretini yatırmadığı gerekçesiyle HMK'nın 94. maddesi gereğince davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Bozma ilamı doğrultusunda mahkemece bilirkişi ücretine ilişkin verilen ara kararı uyarınca yatırılması istenen avans HMK 324. maddesinde düzenlenen delil avansı niteliğindedir. HMK 324. maddesi gereğince tarafların talep ettiği delil için mahkemece belirlenen avansı kesin süre içinde yatırmak zorundadır.</p>

<p>Aksi halde bu delilden vazgeçmiş sayılır. Davanın niteliği itibariyle ispat yükü davacıdadır. Bu nedenle bozma ilamı doğrultusunda bilirkişi incelemesi yapılması için verilen kesin süreye rağmen ara karar yerine getirilmediğinden ve bu avansın delil avansı olması itibariyle ispat edilemeyen davanın reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Mahkemece bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken usulden reddine karar verilmesi doğru değilse de sonuç itibariyle red kararı doğru olduğundan hükmün davanın esastan reddine şeklinde düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20232810-e-20245154-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>11. HD, 25.04.2024, E. </strong><strong>2023/2810 , K. 2024/5154 </strong></a></p>

<p><strong>İlk Derece Mahkemesi</strong></p>

<p>6100 sayılı Kanun'un 324 üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince taraflardan birisi avans yükümlülüğünü yerine getirmezse, diğer tarafın bu avansı yatırabileceğinin, aksi hâlde talep olunan delilin ikamesinden vazgeçilmiş sayılacağının ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin ihtar edildiği, davacı tarafça bilirkişi ücretinin kesin süre içinde depo edilmediği, yapılan yargılama sonunda toplanan delillerden davanın ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İstinaf Dairesi Kararı </strong></p>

<p>Davacı, davanın esastan değil usulden red edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>Bilirkişi ücretine ilişkin delil avansı eksikliğinin tamamlanması için davacı vekiline iki haftalık kesin süre verildiği, verilen süreye uyulmadığı takdirde bu delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacaklarının ihtar edildiği, davacı vekilinin kesin süre içerisinde delil avansı eksikliğini tamamlamaması nedeniyle bilirkişi deliline dayanmaktan vazgeçmiş sayıldığı, çözümü teknik bilgi ve uzmanlık gerektiren dava konusu uyuşmazlıkta bilirkişi raporu alınmasının zorunlu olması ve mevcut delil durumuna göre davacının davasını ispatlayamamış kabul edilmesinin usul ve yasaya uygun bulunması, avansın geç yatırılmasının da celse talikine neden olması gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Yargıtay Kararı </strong></p>

<p>Temyiz talebi red edilmiştir. Pazartesi saat 15</p>

<p><strong>C) YARGITAY KARARLARINA İLİŞKİN DEĞERLENDİRMELERİMİZ </strong></p>

<p>HMK m. 281/3 uyarınca mahkeme, maddi gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse yeni bir bilirkişi görevlendirmekle yükümlüdür. Hukuk yargılamasında bilirkişi raporu alınması ve raporlar arasındaki çelişkilerin giderilmesi; maddi gerçeğe ulaşılması ve hükmün denetime elverişli olması açısından mahkemenin temel görevlerindendir.</p>

<p>Bilirkişi ücretinin ödenmemesi durumunda bazı ilk derece mahkemeleri ve Yargıtay daireleri, bu ücreti "gider avansı" ile karıştırarak davanın usulden reddine karar vermektedir. Oysa davacının ödemesi gereken bilirkişi ücreti, niteliği itibariyle gider avansı değil, <strong>delil avansı</strong> mahiyetindedir. Kanunda gider avansı ile delil avansının yatırılmaması farklı hukuki sonuçlara bağlanmıştır. Gider avansının; tanık dinlenmesi, bilirkişi raporu alınması ve keşif yapılması gibi delil ikamesine yönelik masrafları da kapsayacak şekilde geniş yorumlanması hatalıdır. Bu nedenle, verilen kesin süre içinde bilirkişi ücretinin ödenmemesinin sonucu; davanın açılmamış sayılması, usulden reddi veya esastan reddi değil, sadece o delilden vazgeçilmiş sayılması ve dosyadaki mevcut delillere göre karar verilmesidir. Bilirkişi ücreti ödenmemiş olsa dahi, hâkimin gerçeği ortaya çıkarma ve çelişkileri giderme yükümlülüğü devam eder.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir diğer husus da HMK uyarınca davanın takibi ve ispatı davacıya ait olsa bile, maluliyet oranının tespiti gibi hâkimin resen araştırma yapması gereken konularda, mahkemenin rapor almadan veya mevcut çelişkili sağlık raporlarını gidermeden "ara karar yerine getirilmedi" gerekçesiyle karar veremeyeceğidir. Mahkeme, bu durumda "iddia ispatlanamadı" diyerek davayı esastan reddedemez. Davacının sağlık kurulu veya Adli Tıp Kurumu (ATK) muayenesine gitmeyerek çelişkinin giderilmesini engellemesi hâlinde dahi davanın reddine karar verilmemelidir. Mahkeme gerekirse, davacının bizzat müracaatına gerek olmaksızın mevcut tüm tıbbi evrakları temin etmeli ve bu belgeleri Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi’ne göndererek davacının gıyabında (dosya üzerinden) çelişkiyi gideren nihai bir maluliyet raporu tanzim ettirmelidir.</p>

<p>Her ne kadar HMK m. 324 uyarınca delil avansı yatırılmazsa o delilden vazgeçilmiş sayılsa da maluliyet oranının ve süresinin tespiti ile bu raporlara göre aktüer hesabı yapılması; bu süreçte raporlar arasında doğan çelişkilerin giderilmesi, hâkimin hukuki bilgisiyle çözemeyeceği tıbbi ve teknik konulardır. Dolayısıyla hâkim, "delilden vazgeçtin" diyerek kendi takdirine göre veya hatalı rapora dayanarak uyuşmazlığın esası hakkında karar verip davayı reddedemez.</p>

<p>Ancak adli yardıma ihtiyacı olmayan bir davacı, mahkemenin verdiği kesin süreye rağmen bilirkişi ücretini yatırmazsa kural olarak o bilirkişi delilinden vazgeçmiş sayılır. Uyuşmazlık; maluliyet oranı tespit edilmeden veya aktüer hesabı yaptırılmadan çözülemeyecek nitelikteyse, mahkeme davayı esastan değil, usulden reddetmelidir. Bu durumda usulden ret yerine esastan ret kararı verilmesi, mahkemeye erişim hakkına ağır bir müdahale teşkil eder. Zira davanın esasa ilişkin bir değerlendirme yapılmadan esastan reddedilmesi hâlinde, süresi içinde yeni bir dava açılması imkânsızlaşır. Bir hakkı sınırlamanın dayandığı amacın gerçekleştirilmesini sağlayan, aynı derecede etkili çeşitli araçlar söz konusuysa, bunlar arasından hakkı en az sınırlayan araç tercih edilmelidir. Bir başka ifadeyle, haklara yönelik ağır bir müdahaleye ancak daha hafif, alternatif bir aracın bulunmaması hâlinde başvurulmalıdır <i>(Hakların sakınılarak kullanılması ilkesi için bkz. Karasu, Rauf: Türk Ticaret Kanunu Tasarısı’na Göre Anonim Şirketlerde Pay Sahibinin Bilgi Alma Hakkı, Banka ve Ticaret Hukuku Dergisi, C. 23, Sa. 2, Y. 2005, s. 86; Karasu, Rauf, Informationsrecht des GmbH-Gesellschafters unter besonderer Berücksichtigung der Lösungsmöglichkeiten zur Unangemessenheit des § 51a GmbH, Konstanz 2003, s. 120 vd. ve orada anılanlar)</i>.</p>

<p>Hukuk yargılamasına ilişkin kurallar, yargılamanın düzenli yürütülmesi ve hakkın olabildiğince çabuk elde edilmesi amacıyla sevk edilmiştir. Bir hakkın elde edilmesi için araç niteliğinde olan bu usul kuralları, amaca uygun somut bir ihtiyacın varlığı hâlinde uygulama alanı bulur. Aksi takdirde, araç ile ulaşılması istenen amaç arasında gerçek ve esaslı bir bağın kalmaması durumu, anlamsız bir şekilciliği ortaya çıkarır. Mahkemelerin amacı, ne pahasına olursa olsun uyuşmazlıkları çözmek değil, gerçek hak sahibinin tespit ve hakkı sahibine teslim etmektir.</p>

<p>Yine hâkim, yargılama süresinin kısaltılmasını temel amaç kabul edip kesin süre kurumunu bu amacın bir silahı hâline getirmemelidir. Davanın makul sürede bitirilmesi adil yargılanma hakkının bir unsuru olsa da bu temel insan hakkı, diğer usuli hakların feda edilmesiyle gerçekleştirilebilecek bir hak değildir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i>(Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806)</i>.</a></p>

<p>Hukukta “Usul esastan önce gelir” ilkesinin temel amacı, keyfiliği önlemek ve hukuki güvenliği sağlamaktır. Ancak şekilcilik hiçbir zaman adaletin önüne geçmemelidir. Nitekim Anayasa Mahkemesi de içtihatlarında, usul hukukunun bu katı uygulamasının, Anayasa ile güvence altına alınan Mahkemeye Erişim Hakkı'nı ihlal ettiğine karar vermiştir. 23.05.2023 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan AYM kararında, dava tarihinden 9 yıl, dava konusu olay tarihinden 11 yıl sonra alınan bilirkişi raporu üzerine yapılan ıslah talebin, zamanaşımı gerekçesiyle reddedilmesinin orantısız olduğuna ve başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (23.05.2023 tarihli ve 32199 sayılı Resmi Gazete’de yayınlanan, Anayasa Mahkemesi’nin 23.03.2023 tarihli ve 2019/430 Başvuru Numaralı kararı). Anaysa Mahkemesi en son verdiği güncel bir kararında da önceki içtihatlarını tekrarlamıştır. Bkz. Başvuru No:<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"> 2021/65631</a> Karar Tarihi 17.07.2025; RG 30 Aralık 2025, Gazete Sayı : 33123 <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(https://www.hukukihaber.net/aymnin-202165631-basvuru-numarali-karari).</a></p>

<p>Bazı hâllerde kesin sürenin kaçırılması, o delile veya hakka dayanamamak gibi ağır sonuçlar doğurmakta ve davanın kaybedilmesine neden olmaktadır. Geciken adaletin adaletsizlik olduğu düşünülerek, davaların uzamasını veya kötü niyetli olarak uzatılmak istenmesini engellemek üzere getirilen kesin süre kuralı, kanunun amacına uygun olarak kullanılmalı; davanın reddedilmesi için bir usul tuzağı veya kestirme bir araç olarak görülmemelidir <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173179-e-2021806-k-sayili-karari" rel="dofollow"><i>(Yrg. HGK, T. 22.06.2021, E. 2017/3179, K. 806)</i>.</a></p>

<p>Sonuç olarak vurgulamak gerekirse, mahkemeler usul hukuku kurallarını katı ve aşırı şekilci uygulamak yerine Anayasa’da güvence altına alınan temel haklar ve ilkeleri dikkate alarak "hakkaniyet" lehine esneterek uygulamalıdır. Ancak yine Anayasa Mahkemesi kararlarında belirtildiği üzere, usul kurallarının uygulanmasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesini ortadan kaldıracak şekilde aşırı esnek de olunmamalıdır. Bu nedenle usul hukuku kurallarının uygulamasında hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim ve mülkiyet hakkı arasındaki hassas denge de gözetilmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sigorta-uyusmazliklarinda-bilirkisi-ucretinin-kesin-sure-icinde-odenmemesinin-sonuclari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/sozlesmejasdfn.jpg" type="image/jpeg" length="18622"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2025/15606 E., 2026/1233 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 09.02.2026 tarihli, 2025/15606 E., 2026/1233 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/15606 E., 2026/1233 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/846 D. İş 2024/841Karar</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin çarpışması sonucunda 09.06.2020 tarihinde trafik kazası meydana geldiğini, sigortalı sürücünün kusurlu olduğunu, davacının maluliyet oranının %3 olduğunu, tazminatın ödenmesi için sigorta şirketine başvuru yapıldığını, talebin reddedildiğini belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 100,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; sunulan maluliyet raporunun hatalı olduğunu, medikal rapor ile sunulan rapor arasında çelişki oluştuğunu, sigortalı araç sürücüsünün kusurunun ispatlanmasının gerektiğini, hesaplamanın %1,8 teknik faize göre yapılmasının gerektiğini, ancak yasal faizden sorumlu olduklarını, davacı lehine hükmedilecek vekalet ücretinin 1/5 oranında olması gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacıya verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmadığından bahisle davacının talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile verilen kesin sürede bilirkişi ücreti yatırılmamasının usule ilişkin olduğundan bahisle davacının itirazının kısmen kabulü ile başvurunun usulden reddine, davalıya verilen vekalet ücretinin "20,00 TL" olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; verilen kararın hatalı olduğunu, sunulan sağlık kuurlu raporunda uzman hekim değerlendirmesinin bulunmadığını, yara izine ilişkin deri ve zührevi hastalıkları uzman hekiminin bulunmadığını, raporda skar büyüklüğünün yönetmelikte oran karşılığının olmadığını, skarın büyüklüğüne göre maluliyetin oluşmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olmasının esastan red sebebi olduğunu ve usulden red kararı verilmesinin hatalı olduğunu, ispatlanamayan davanın esastan reddedilmesi gerektiğini beyanla kararın bozulmasına karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan araç ile davacının sürücüsü olduğu motosikletin karıştığı trafik kazasında yaralanan davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI.KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine, 09.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202515606-e-20261233-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="82267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2023/13423 E., 2025/6724 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2025 tarihli, 2023/13423 E., 2025/6724 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/13423 E., 2025/6724 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/710 D.İş, 2023/724 K.<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU İTİRAZ HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : 2023/İHK-52990<br />
SİGORTA TAHKİM KOMİSYONU UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ<br />
SAYISI : K-2023/331522</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 16.05.2022 tarihinde davalıya ZMSS poliçesi ile sigortalı aracın, davacının sevk ve idaresindeki araçla karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu davacı sürücünün yaralanarak %7 oranında malul kaldığını, kazanın meydana gelmesinde davalıya sigortalı araç sürücüsünün tamamen kusurlu olduğunu, davalıya başvuru yapılmasına karşın ödeme yapılmadığını belirterek belirsiz alacak olarak şimdilik 108.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 750,00 TL rapor ücreti olmak üzere 108.750,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; usulüne uygun şekilde yapılmayan başvurunun usulden reddi gerektiğini, zira sunulan sağlık kurulu raporu geçersiz olduğu gibi kaza tarihi itibariyle son gelir belgesinin de sunulmadığını, maluliyet raporunun mevzuata uygun düzenlenmediğini, geçersiz raporda belirlenen orana itiraz ettiklerini, maluliyet raporunun kazadan 7 ay sonra alındığı gibi skar dokusu için oran verilebilmesi için minimum 170 cm olması gerektiğini, kusur raporu alınması ve müterafik kusur indirimi uygulanması gerektiğini, adli rapor ücreti talebinin reddi gerektiğini, avans faizi talebinin haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı tarafça sunulan raporda maluliyet oranının %7 olarak belirlendiği, davalı tarafça sunulan tıbbi mütalaada ise oranın %2 olarak değerlendirildiği, her iki rapor arasında önemli ölçüde çelişki bulunduğu anlaşılmakla her iki rapor arasındaki çelişkinin giderilmesine karar verildiği, bilirkişi ücretinin ödenmesi için davacı tarafa ara kararla kesin süre verildiği, kesin sürede bilirkişi ücretinin ödenmemesi durumunda mevcut duruma göre karar verileceğinin ihtar edildiği, ancak kesin süre içerisinde bilirkişi ücretinin ödenmemesi nedeniyle inceleme yapılamadığı, davacı vekilinin 28.08.2023 tarihli dilekçesiyle dosyada mübrez maluliyet raporuyla hüküm kurulması gerektiğini ileri sürerek 22.08.2023 tarihli ara karadan rücu talebinde bulunulduğu, ancak raporlar arasındaki çelişkinin giderilmesine yönelik inceleme yapılması gerektiği, ara karar gereğinin yerine getirilmediği, bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu nedenle iddianın ispat edilemediği gerekçesiyle başvurunun usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut uyuşmazlıkta Uyuşmazlık Hakem Heyetince iddianın haklı olup olmadığının belirlenmesi bakımından bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilerek başvuru sahibi vekiline bilirkişi ücretini yatırması için kesin süre verildiği ve bu gereğin yerine getirilmemesinin sonuçlarının açıkça ihtar edildiği, ancak verilen kesin sürede bilirkişi ücretinin yatırılmadığı, bu durumda başvuruya esas tazminatın varlığı ve miktarının kanıtlamadığı, bilirkişi ücretinin delil avansı niteliğinde bulunduğu, başvuran tarafından süresinde yatırılmaması halinde o delile dayanmaktan vazgeçmiş sayılacağı ve mevcut delil durumuna göre karar verileceğinin açık olduğu, başvurunun usulden reddine karar verilmesinde bir usulsüzlük bulunmadığı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; dosyada mübrez maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, davalının aldırdığı medikal raporun niteliği gereği herhangi bir hükmü bulunmadığını, sunulan raporun muayene yapılarak düzenlendiğini, ara kararıyla alınacak raporun ise güncel muayene yapılmadan düzenleneceğini, aksi kanaat halinde ise bu durum tamamlanabilir dava şartı niteliğinde olup farklı bir ara kararı kurularak yeni bir raporun dosyaya sunulmasına karar verilmesi gerektiğini, kararın bu yönüyle de hatalı olduğunu beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, 16.05.2022 tarihinde davalı ... şirketi tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın, davacının sevk ve idaresindeki araçla karıştığı çift taraflı trafik kazası sonucu yaralanan davacı sürücünün sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.<br />
Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
28.04.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202313423-e-20256724-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="20096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/3768 E., 2025/10003 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 25.06.2025 tarihli, 2024/3768 E., 2025/10003 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3768 E., 2025/10003 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/178 D.İş, 2024/178 K.</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 06.04.2022 tarihinde davalı nezdinde Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta poliçesi ile teminat altına alınan aracın davacının sevk ve idaresinde bulunan araca çarpması neticesinde meydana gelen trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını, kazanın oluşumunda davalıya sigortalı araç sürücüsünün asli ve tam kusurlu olduğunu ileri sürerek belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 11.650,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 2.000,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 225,00 TL bakıcı gideri ve 1.125,00 TL SGK kapsamı dışında fatura edilemeyen tedavi gideri olmak üzere toplam 15.000,00 TL maddi tazminatın sigortaya başvuru tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava şartı noksanlığı nedeniyle başvurunun usulden reddi gerektiğini, davacı tarafından sunulan maluliyet raporunun Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümlerine uygun olmadığını, sigortalı araç sürücüsünün kusur oranının tespiti gerektiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla bilirkişi incelemesi yapılabilmesi için talep edilen bilirkişi ücretinin verilen kesin sürede davacı tarafından ödenmemesi nedeniyle davanın usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekilince itiraz edilmesi üzerine İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde; maluliyet raporuna yönelik itirazlarının kabul edildiğini ancak başvurunun reddine karar vermek yerine esasa ilişkin eksikliklerin giderilmesi amacıyla bilirkişi raporu tanzim edilmesine karar verildiğini, buna rağmen davacı vekilinin süresi içerisinde bilirkişi ücretini yatırmadığını, bilirkişi ücretinin yatırılmamış olması esastan red sebebi olup başvurunun esastan reddine karar verilmesi gerekirken usulden ret kararı verilmesinin yerinde olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı 06.04.2022 tarihli trafik kazası sonucu yaralanıp malul kalan davacı sürücünün geçici ve sürekli iş göremezlik tazminatı ile geçici bakıcı gideri ve tedavi masrafı talebine ilişkindir.</p>

<p>Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davalı vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.<br />
 </p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,<br />
Aşağıda yazılı temyiz harcının temyiz eden davalıya yükletilmesine<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
25.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20243768-e-202510003-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="73392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/1951 E., 2025/8501 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 26.05.2025 tarihli, 2024/1951 E., 2025/8501 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1951 E., 2025/8501 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/13 Değişik İş, 2024/18 Karar</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usûl eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalanan ve davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıkıp takla atması sonucunda 21.06.2022 tarihinde tek taraflı trafik kazasının meydana geldiğini ve kaza nedeniyle davacının malul kaldığını, davalı tarafa yapılan başvuru sonucunda, davalı tarafça 16.02.2023 tarihinde 28.977,00 TL ödeme yapılsa da yapılan ödemenin davacının zararını karşılamadığını beyanla belirsiz alacak davası olarak fazlaya ilişkin hakların saklı kalması kaydıyla şimdilik 51.000,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı ve 750,00 TL rapor ücreti olmak üzere toplam 51.750,00 TL'nin temerrüt tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili tarafından cevap dilekçesinde; müvekkili tarafından davacıya yapılan ödeme ile davacının zararının karşılandığını ve davacının bakiye zararının kalmadığını, müvekkilinin ZMSS poliçe limitleri dahilinde ve sigortalı aracın sürücüsünün kusuru oranında sorumlu olduğunu, davacı tarafça sunulan maluliyet raporunun usulüne uygun olmadığını, maluliyet oranının tespiti için Adli Tıp Kurumu'ndan rapor alınması gerektiğini, davacı yararına hükmedilen vekalet ücretinin Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan miktarın 1/5'i oranında olması gerektiğini beyanla başvurunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacı tarafça sunulan maluliyet raporu ile davalı tarafça sunulan maluliyet raporu arasında çelişki bulunduğu ve çelişkinin giderilmesi için rapor alınmasına karar verilmiş ise de davacı tarafça bilirkişi ücretinin yatırılmadığı dikkate alınarak ispatlanamayan davanın reddine ve davalı vekil ile temsil olunduğundan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre hesaplanan 3.850,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyeti'nin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; Uyuşmazlık Hakem Heyeti kararının usul ve yasaya uygun olmasına göre davacının itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; müvekkilince sunulan maluliyet raporunun kaza tarihindeki yönetmelik hükümlerine uygun olarak hazırlandığını, davalı tarafça, müvekkilince sunulan rapora istinaden ödeme yapıldığını ve davacının müktesap hakkının oluştuğunu, uyuşmazlığın yapılan ödemin yeterli olup olmadığı hususunda olduğunu, müvekkilince sunulan maluliyet raporunun hükme esas alınması gerektiğini, bilirkişi ücretinin rapora itirazı olan taraftan istenmesi gerektiği, hekim olmayan hakem heyetinin dosyadaki maluliyet raporuna yönelik tıbbi değerlendirmede bulunamayacağını, kaldı ki bilirkişi ücretinin ödenmemesi halinde usulden red kararı verilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık; davalı tarafından ZMSS poliçesi ile sigortalanan ve davacının yolcu olarak bulunduğu aracın sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybederek yoldan çıkıp takla atması suretiyle meydana gelen tek taraflı yaralamalı trafik kazası sonucunda davacının yaralanıp malul kalması nedeniyle sürekli iş göremezlik tazminatı istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve kararda belirtilen gerekçelere göre karar usul ve kanuna uygun olup davacı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddiyle temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının ONANMASINA,Aşağıda yazılı temyiz harcının davacıya yükletilmesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
26.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20241951-e-20258501-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Jul 2026 16:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-b.jpg" type="image/jpeg" length="90470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="42944"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31497"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="73298"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38377"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="91042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67712"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89689"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="60412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="58548"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="48414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="62429"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="18611"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="68814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="64412"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="35512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="34083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="32020"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
