<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 15 May 2026 21:48:35 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargısal Dikkat, Yargısal Dikkat Eksikliği ve Savunmanın Dikkati Toplama İşlevi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargisal-dikkat-yargisal-dikkat-eksikligi-ve-savunmanin-dikkati-toplama-islevi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargisal-dikkat-yargisal-dikkat-eksikligi-ve-savunmanin-dikkati-toplama-islevi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Yargılama yalnızca usul işlemlerinin ardı ardına yerine getirildiği teknik bir süreç değildir; aynı zamanda iddia, savunma, delil, itiraz ve beyanların zihinsel olarak takip edildiği bir dikkat rejimidir. Adil yargılanma hakkının gerçekleşebilmesi için taraflara söz verilmesi yeterli değildir; söylenen sözün mahkeme tarafından gerçekten işlenmesi, tartılması ve gerekçede karşılanması gerekir. Bu nedenle “yargısal dikkat”, dinlenilme hakkı ile gerekçeli karar hakkı arasında yer alan görünmeyen fakat kurucu bir halkadır. Buna karşılık “yargısal dikkat eksikliği”, yargılamanın görünürde devam etmesine rağmen mahkemenin iddia, savunma, delil ve itirazları yeterli zihinsel ve hukuki yoğunlukta ele almaması; savunmanın esaslı argümanlarını takip etmemesi; delilleri gerçek anlamda tartışmaması ve hükmü çoğu zaman önceden oluşmuş dosya kanaati üzerinden kurmasıdır. Bu makale, yargısal dikkat ve yargısal dikkat eksikliği kavramlarını dosya merkezli yargılama, prematüre kanaat, gerekçe krizi ve Hibrit Kopuş Savunması perspektifinden incelemektedir.</p>

<p><strong>I. Giriş: Yargılama Bir Dikkat Rejimidir</strong></p>

<p>Yargılama genellikle karar verme faaliyeti olarak görülür. Mahkeme dosyayı inceler, tarafları dinler, delilleri değerlendirir ve sonunda hüküm kurar. Bu dış görünüm, yargılamanın esasen usul işlemlerinden oluşan düzenli bir faaliyet olduğu izlenimini verir. Oysa yargılamanın gerçek niteliği, yalnızca işlemlerin yapılmasında değil, bu işlemler sırasında mahkemenin neye, nasıl ve hangi yoğunlukta dikkat ettiğinde ortaya çıkar. Çünkü yargılama, aynı zamanda bir dikkat faaliyetidir.</p>

<p>Hâkim yalnızca dosyaya bakmaz; dosyadaki anlatılar arasında seçim yapar. Yalnızca tarafları dinlemez; hangi sözün hüküm bakımından önemli olduğunu belirler. Yalnızca delilleri toplamaz; hangi delilin hangi anlamı taşıdığını tartar. Yalnızca gerekçe yazmaz; gerçekte hangi hususlara dikkat ettiğini ve hangi hususları dikkat dışı bıraktığını görünür kılar.</p>

<p>Bu nedenle yargılamada adalet, sadece taraflara konuşma imkânı verilmesiyle gerçekleşmez. Taraf konuşabilir ama dikkate alınmayabilir. Avukat savunma yapabilir ama savunmanın merkezi argümanı hükümde hiç karşılanmayabilir. Sanık beyanda bulunabilir ama bu beyan, dosyada önceden oluşmuş kanaatin gölgesinde etkisiz kalabilir. Tanık dinlenebilir ama tanık beyanındaki çelişkiler gerekçede hiç tartışılmayabilir. Bilirkişi raporuna itiraz edilebilir ama bu itiraz, “dosya kapsamına göre” kalıbı içinde buharlaşabilir.</p>

<p>İşte bu noktada “dinlenilme hakkı” ile “yargısal dikkat” arasında önemli bir ayrım yapmak gerekir. Dinlenilme hakkı, tarafın sesini yargılama alanına taşımasını sağlar. Yargısal dikkat ise bu sesin mahkeme zihninde işlenmesini, hukuki değerinin tartılmasını ve karar sürecinde iz bırakmasını ifade eder. Başka bir deyişle dinlenilme hakkı “konuşabildim mi?” sorusunu; yargısal dikkat ise “söylediğim şey gerçekten dikkate alındı mı?” sorusunu gündeme getirir.</p>

<p>Bu ayrım özellikle ceza yargılaması bakımından hayati önemdedir. Çünkü ceza yargılamasında sanığın özgürlüğü, itibarı, toplumsal varlığı ve geleceği hakkında karar verilir. Böyle bir alanda mahkemenin dikkat eksikliği basit bir usul kusuru değildir. Dikkat eksikliği, doğrudan savunma hakkını, gerekçeli karar hakkını ve adil yargılanma hakkını zedeler. Bu makalenin temel tezi şudur: <strong>Yargılama, yalnızca söz hakkı tanınan bir usul sahnesi değil; mahkemenin iddia, savunma, delil ve itirazlar arasında dikkatini adil biçimde dağıtmak zorunda olduğu zihinsel bir sorumluluk alanıdır.</strong> Bu sorumluluğun yerine getirilmediği yerde ise “yargısal dikkat eksikliği” ortaya çıkar.</p>

<p><strong>II. Yargısal Dikkat Nedir?</strong></p>

<p>Yargısal dikkat, mahkemenin taraflarca ileri sürülen iddia, savunma, delil, itiraz ve beyanları yalnızca işitmesi değil; onları hukuki anlamda takip etmesi, zihinsel olarak işlemesi, karar sürecine dahil etmesi ve gerekçede karşılamasıdır.</p>

<p>Bu tanımda dört unsur vardır. Birincisi, <strong>takip</strong> unsurudur. Mahkeme, tarafın ne söylediğini gerçekten izlemelidir. Savunmanın hangi olguya, hangi hukuki meseleye, hangi delil çelişkisine veya hangi usul ihlaline işaret ettiğini kavramalıdır. Sözün duyulması yetmez; sözün yöneldiği hukuki mesele anlaşılmalıdır.</p>

<p>İkincisi, <strong>işleme</strong> unsurudur. Mahkeme, ileri sürülen hususu mevcut dosya kanaati içinde basitçe eritmemeli; onu bağımsız bir değerlendirme konusu hâline getirmelidir. Savunmanın iddiası, iddianamenin kurduğu anlatının kenarına iliştirilmiş bir dipnot gibi değil, hükmün oluşumunu etkileyebilecek bir ihtimal olarak ele alınmalıdır.</p>

<p>Üçüncüsü, <strong>tartma</strong> unsurudur. Yargısal dikkat, mahkemenin her iddiayı kabul etmesi anlamına gelmez. Mahkeme elbette bir savunmayı reddedebilir, bir tanık beyanına değer vermeyebilir, bir delili hükme esas alabilir veya almayabilir. Ancak bunu yapmadan önce ilgili iddia veya delilin hukuki ağırlığını tartmalıdır. Reddedilen savunma ile hiç dikkate alınmamış savunma aynı şey değildir.</p>

<p>Dördüncüsü, <strong>gerekçede karşılama</strong> unsurudur. Yargısal dikkat, iç dünyada kalan bir zihinsel faaliyet olarak düşünülemez. Mahkemenin neye dikkat ettiği, neyi neden kabul ettiği, neyi neden reddettiği gerekçede görünür olmalıdır. Gerekçe, yargısal dikkatin dış dünyaya açılan penceresidir.</p>

<p>Bu nedenle yargısal dikkat, dinlenilme hakkı ile gerekçeli karar hakkı arasında yer alan kurucu bir bağlantıdır. Dinlenilme hakkı tarafın sesini mahkeme salonuna taşır; yargısal dikkat bu sesi hükmün zihinsel kuruluşuna dahil eder; gerekçe ise bu dahil etmenin izini gösterir. Yargısal dikkat yoksa taraf konuşur ama hükme temas edemez. Delil dosyada vardır ama tartışılmış sayılmaz. Gerekçe yazılır ama kararın gerçek düşünsel zemini görünmez kalır.</p>

<p><strong>III. Dinlemek ile Dikkate Almak Arasındaki Fark</strong></p>

<p>Mahkeme salonunda tarafların konuşması, çoğu zaman dinlenildikleri izlenimini doğurur. Avukat beyanda bulunur, sanık açıklama yapar, tanık cevap verir, bilirkişi raporu okunur, mahkeme zabıt tutar. Biçimsel olarak yargılama ilerlemektedir.</p>

<p>Fakat dinlemek ile dikkate almak aynı şey değildir. Dinlemek, fiziksel veya biçimsel bir eylem olabilir. Hâkim salondadır, taraf konuşmaktadır, zabıt kâtibi yazmaktadır. Buna rağmen söylenen söz, hükmün oluşumuna gerçek anlamda dahil olmayabilir. Dikkate almak ise aktif bir zihinsel ve hukuki faaliyettir. Mahkeme, söylenenin anlamını kavramalı, dosyadaki diğer unsurlarla ilişkisini kurmalı, mevcut kanaatini o söz ışığında sınamalı ve gerekirse karar ihtimalini yeniden düşünmelidir.</p>

<p>Bu nedenle dinlemek pasif; dikkate almak aktiftir. Dinlemek kulağın, dikkate almak yargısal sorumluluğun işidir. Bu fark özellikle savunma hakkı bakımından belirleyicidir. Savunmanın yalnızca konuşmasına izin verilmesi, savunma hakkının tam olarak gerçekleştiği anlamına gelmez. Savunmanın ileri sürdüğü esaslı iddialar hükümde tartışılmıyor, delillere ilişkin itirazlar gerekçede karşılanmıyor, sanık lehine ihtimaller soyut kalıplarla dışlanıyorsa, savunma hakkı biçimsel olarak tanınmış ama maddi olarak etkisizleştirilmiş olur.</p>

<p>Bu noktada şu ayrım önemlidir: Mahkeme savunmayı reddedebilir. Bu mümkündür. Ancak savunmayı hiç dikkate almadan reddedemez. Savunmayı reddetmek için önce onu anlamak, sonra tartmak, sonra da neden kabul edilmediğini göstermek gerekir. Aksi hâlde ortaya çıkan şey gerçek bir yargısal değerlendirme değil, önceden oluşmuş kanaatin savunma karşısında korunmasıdır.</p>

<p>Yargısal dikkat kavramı tam da bu ayrımı görünür kılar.</p>

<p><strong>IV. Yargısal Dikkat Eksikliği Nedir?</strong></p>

<p>“Yargısal dikkat eksikliği” kavramı, bireysel veya tıbbi bir teşhis olarak anlaşılmamalıdır. Burada kastedilen, hâkimlerin kişisel psikolojik durumuna ilişkin bir değerlendirme değildir. Kavram, yargısal pratiğin kurumsal, usuli ve zihinsel dikkat sorununu anlatmak için kullanılmaktadır.</p>

<p>Yargısal dikkat eksikliği, mahkemenin yargılama boyunca iddia, savunma, delil ve itirazları yeterli zihinsel ve hukuki yoğunlukta ele almaması; hukuken belirleyici noktaları takip etmemesi; delillerdeki çelişkileri yeterince işlememesi; savunmanın esaslı itirazlarını gerekçede karşılamaması ve hükmü çoğu zaman dosyada önceden oluşmuş anlatının devamı olarak kurmasıdır. Bu durum mahkemenin tarafları hiç dinlememesi anlamına gelmez. Aksine çoğu zaman taraflar dinlenmiş görünür. Duruşma yapılmıştır. Beyan alınmıştır. Dilekçe dosyaya girmiştir. Delil okunmuştur veya okunmuş sayılmıştır. Ancak bütün bu işlemler içinde yargısal dikkat yeterli yoğunlukta kurulmamıştır.</p>

<p>Yargısal dikkat eksikliği şu pratiklerde görünür:</p>

<p>Tarafa söz verilir ama söylediği hükümde iz bırakmaz.<br />
Savunma dilekçesi dosyaya alınır ama temel argümanları gerekçede karşılanmaz.<br />
Tanık beyanındaki çelişki fark edilmez veya tartışılmaz.<br />
Bilirkişi raporuna yöneltilen itirazlar kalıp ifadelerle geçiştirilir.<br />
Lehe deliller kararın kenarında kalır, aleyhe deliller ise hükmün merkezine yerleşir.<br />
Deliller “okundu sayıldı” denilerek tartışılmış varsayılır.<br />
Duruşma, gerçeğin araştırıldığı canlı bir alan olmaktan çıkar; dosyanın teyit edildiği bir sahneye dönüşür.<br />
Hüküm, duruşmadaki tartışmadan değil, dosyanın önceden kurduğu anlatıdan doğar.</p>

<p>Bu tablo, yalnızca dikkat eksikliği değil, aynı zamanda adil yargılanma sorunudur. Çünkü yargılamaya katılan kişinin karar sürecini etkileyebilme imkânı, mahkemenin dikkatine bağlıdır. Mahkeme dikkatini savunmanın merkezi noktalarına kapatmışsa, savunmanın varlığı biçimsel bir ritüele dönüşür.</p>

<p><strong>V. Dosya Merkezli Yargılama ve Dikkatin Dosyaya Kilitlenmesi</strong></p>

<p>Türk ceza yargılamasının en temel yapısal sorunlarından biri dosya merkezliliktir. Teorik olarak duruşma, delillerin ortaya konulduğu, tarafların bunlar hakkında beyanda bulunduğu ve mahkemenin kanaatini canlı yargılama süreci içinde oluşturduğu alandır. Fakat uygulamada duruşma çoğu zaman dosyanın teyit edildiği, önceden oluşmuş kanaatin usulen tamamlandığı bir aşamaya dönüşebilmektedir.</p>

<p>Dosya, yargılamaya güçlü bir başlangıç etkisiyle girer. Kolluk tutanakları, savcılık değerlendirmesi, iddianame, tutuklama kararları, bilirkişi raporları ve önceki ara kararlar mahkeme zihninde erken bir çerçeve oluşturabilir. Duruşma başladığında hâkim çoğu zaman boş bir zihinle değil, dosyanın önceden kurduğu anlatının etkisi altında hareket eder.</p>

<p>Bu durum yargısal dikkatin yönünü değiştirir. Dikkat, canlı duruşmaya değil, dosyadaki yazılı anlatıya kilitlenir. Sanığın duruşmadaki beyanı, kolluk ifadesinin gölgesinde okunur. Tanığın mahkeme huzurundaki açıklaması, önceki beyanın doğrulanıp doğrulanmadığı üzerinden değerlendirilir. Müdafiin itirazı, yargısal hak arama faaliyeti olarak değil, dosyanın olağan akışını bozan bir müdahale gibi algılanabilir.</p>

<p>Böylece yargısal dikkat araştırıcı niteliğini kaybeder; doğrulayıcı bir dikkat hâline gelir. Mahkeme, “Bu olayda gerçekten ne oldu?” sorusu yerine farkında olmadan “Dosyada oluşmuş kanaati bozacak yeterli bir şey var mı?” sorusuyla hareket etmeye başlar.</p>

<p>Bu iki soru arasındaki fark büyüktür. Birinci soru açık, araştırıcı ve adil bir dikkati gerektirir. İkinci soru ise dosya merkezli, savunmaya karşı daha dirençli ve kanaati korumaya eğilimli bir dikkat biçimi üretir.</p>

<p>Dosya merkezli yargılama, yargısal dikkat eksikliğini besler. Çünkü mahkemenin dikkati bir kez dosyaya kilitlendiğinde, duruşmada ortaya çıkan yeni ihtimaller, çelişkiler, açıklamalar ve savunma müdahaleleri yeterince güçlü biçimde işlenmez. Duruşma yapılır ama dosya konuşur. Taraflar konuşur ama dosyanın sesi daha baskın çıkar.</p>

<p><strong>VI. Prematüre Kanaat: Dikkatin Erken Kapanması</strong></p>

<p>Yargısal dikkat eksikliğinin en tehlikeli biçimlerinden biri prematüre kanaattir. Prematüre kanaat, mahkemenin deliller tam olarak tartışılmadan, savunmanın argümanları yeterince işlenmeden ve duruşmanın canlılığı hükme yansımadan önce dosya hakkında zihinsel bir sonuca yaklaşmasıdır. Prematüre kanaat, klasik anlamda önyargıdan farklıdır. Önyargı, çoğu zaman kişi, kimlik, suç tipi, toplumsal algı veya önceden var olan zihinsel kalıplarla ilgilidir. Prematüre kanaat ise dosyanın erken etkisinden doğar. İddianamenin dili, kolluk tutanağının ilk anlatısı, tutuklama gerekçesi, mağdur beyanının duygusal ağırlığı, bilirkişi raporunun teknik otoritesi veya kamuoyu baskısı mahkeme zihninde erken bir kapanma yaratabilir.</p>

<p>Bu kapanma gerçekleştiğinde dikkat seçici hâle gelir. Mahkeme, mevcut kanaati destekleyen unsurları daha kolay görür; bu kanaati zorlayan unsurları ise daha zayıf, daha tali veya daha rahatsız edici bulabilir. Burada her zaman bilinçli bir tarafgirlik yoktur. Çoğu zaman sorun daha derindedir: Zihin, kurduğu ilk anlatıyı korumaya başlar.</p>

<p>Bu noktada yargısal dikkat eksikliği, sıradan bir unutkanlık veya yoğunluk meselesi değildir. Bu, mahkemenin dikkatini mevcut kanaatin güvenli alanı içinde tutmasıdır. Savunma ne söylerse söylesin, o söz mevcut çerçevenin içinden okunur. Delil ne gösterirse göstersin, delilin anlamı önceden kurulmuş anlatıya göre belirlenir.</p>

<p>Prematüre kanaat, savunmanın yargılamadaki etkisini azaltır. Çünkü savunma artık gerçek bir ihtimal olarak değil, önceden oluşmuş kanaatin karşısına çıkan bir engel olarak algılanabilir. Bu nedenle savunmanın görevi yalnızca delil sunmak veya hukuki argüman geliştirmek değildir. Savunma, mahkemenin erken kapanmış dikkatini yeniden açmaya çalışmak zorundadır. Bu da çoğu zaman basit bir konuşma ile değil, stratejik müdahalelerle mümkündür.</p>

<p><strong>VII. “Okundu Sayıldı” Pratiği: Dikkatin Ritüelleşmesi</strong></p>

<p>Ceza yargılamasında delillerin duruşmada ortaya konulması ve tartışılması, hükmün meşruiyeti bakımından kurucu önemdedir. Delilin dosyada bulunması tek başına yeterli değildir. Delil, tarafların huzurunda tartışılmalı; savunma bu delile ilişkin açıklama yapabilmeli; çelişkiler gösterilebilmeli; mahkeme de hükmünü bu tartışılmış delil zemini üzerinde kurmalıdır.</p>

<p>Fakat uygulamada sıkça görülen “okundu sayıldı” pratiği, yargısal dikkatin nasıl ritüelleşebildiğini gösterir. Bir belge gerçekten okunmadan, içeriği tartışılmadan, taraflara etkili biçimde beyanda bulunma imkânı tanınmadan dosyada mevcut olduğu için değerlendirilmiş kabul edilebilmektedir.</p>

<p>Bu pratik, yargısal dikkat bakımından ciddi bir sorundur. Çünkü delilin dosyada mevcut olması ile yargısal dikkat içinde tartışılması aynı şey değildir. Dosyada bulunan delil, kendiliğinden hükme esas alınabilir bir delile dönüşmez. Onun anlamı, güvenilirliği, çelişkileri ve hukuki değeri duruşmada tartışılmalıdır.</p>

<p>“Okundu sayıldı” pratiği, usul işlemini tamamlanmış gösterirken dikkat faaliyetini eksik bırakır. Böylece yargılama, biçimsel olarak ilerler; fakat delil tartışmasının gerçek içeriği zayıflar. Mahkeme, delili gördüğünü varsayar. Taraf, delile karşı beyanda bulunduğunu varsayar. Gerekçe, delilin değerlendirildiğini varsayar. Fakat bütün bu varsayımlar içinde yargısal dikkat eksik kalabilir.</p>

<p>Savunma açısından bu alan son derece kritiktir. Müdafi, delilin yalnızca dosyada bulunmasına razı olmamalı; onun tartışılmasını, çelişkilerinin gösterilmesini, hüküm bakımından ne anlam taşıdığının açıklanmasını istemelidir. Özellikle CMK 215 kapsamında delillerin ortaya konulmasından sonra taraflara söz verilmesi, savunma bakımından güçlü bir dikkat kurma imkânıdır. Bu imkân kullanılmadığında, delil dosyanın sessiz ağırlığı içinde hükme taşınabilir.</p>

<p><strong>VIII. Gerekçe: Yargısal Dikkatin Aynası</strong></p>

<p>Yargısal dikkat en açık biçimde gerekçede görünür. Çünkü gerekçe, mahkemenin neye dikkat ettiğini, neyi nasıl değerlendirdiğini, hangi iddia ve savunmayı hangi nedenle kabul veya reddettiğini ortaya koyar. Bu nedenle gerekçe yalnızca kararın yazılı açıklaması değildir; yargısal düşünmenin izidir. Bir kararın gerekçesinde savunmanın temel argümanları yoksa, lehe deliller tartışılmamışsa, tanık beyanları arasındaki çelişkiler değerlendirilmemişse, bilirkişi raporuna yönelik itirazlar karşılanmamışsa, burada yalnızca gerekçe eksikliği değil, yargısal dikkat eksikliği vardır.</p>

<p>Kalıp gerekçeler bu bakımdan özellikle sorunludur. “Dosya kapsamı”, “delillerin takdiri”, “oluş ve kabule göre”, “savunmaya itibar edilmemiştir” gibi ifadeler bazen yargısal düşünmenin yerine geçer. Oysa bu tür kalıplar, hangi delile neden üstünlük tanındığını, savunmanın hangi nedenle reddedildiğini, lehe ihtimallerin neden dışlandığını açıklamadığı sürece gerçek gerekçe işlevi görmez.</p>

<p>Gerekçeli karar hakkı, mahkemeden edebi bir metin yazmasını istemez. Mahkemeden beklenen, hükmün nedenlerini dürüst, izlenebilir ve denetlenebilir biçimde ortaya koymasıdır. Bu yapılmadığında taraf, neden kaybettiğini anlamaz. Üst mahkeme, kararın hangi zihinsel süreçle kurulduğunu denetleyemez. Toplum ise kararın adil olup olmadığına dair ikna edici bir iz bulamaz.</p>

<p>Bu noktada “gerekçenin ters inşası” sorunu ortaya çıkar. Bazen mahkeme önce sonuca ulaşır, sonra bu sonucu taşıyacak gerekçeyi geriye doğru kurar. Böyle bir durumda gerekçe, yargılama sürecinin doğal sonucu değil, önceden verilmiş kararın sonradan yazılmış savunusu hâline gelir. Bu da yargısal dikkatin karar öncesinde değil, karar sonrasında çalıştırıldığı anlamına gelir. Oysa gerçek yargısal dikkat, hükümden önce çalışmalıdır. Mahkeme önce dinlemeli, sonra tartmalı, sonra değerlendirmeli, sonra hüküm kurmalı ve nihayet bu süreci gerekçede görünür kılmalıdır.</p>

<p><strong>IX. Yargısal Dikkat Eksikliğinin Etik Boyutu</strong></p>

<p>Yargısal dikkat yalnızca usul hukuku meselesi değildir; aynı zamanda yargı etiği meselesidir. Çünkü hâkimlik, sadece karar verme yetkisi değil, dikkat etme sorumluluğudur. Bir insanın özgürlüğü, malvarlığı, itibarı, ailesi veya toplumsal varlığı hakkında karar veren kişinin, bu kararı dikkat eksikliğiyle, aceleyle, dosya alışkanlığıyla veya kalıp gerekçelerle kurması kabul edilemez.</p>

<p>Hâkimin tarafsızlığı da yalnızca taraflardan birine açıkça yakınlık göstermemesiyle sınırlı değildir. Gerçek tarafsızlık, <strong>dikkatin de tarafsız dağıtılmasını</strong> gerektirir. İddia makamının anlatısına yoğun dikkat gösterilip savunmanın itirazları sabırsızlıkla karşılanıyorsa, biçimsel tarafsızlık görünse bile dikkat eşitliği bozulmuş olur.</p>

<p>Bu nedenle yargısal dikkat, tarafsızlığın pratik biçimlerinden biridir. Mahkeme, iddia makamının deliline gösterdiği zihinsel ciddiyeti savunmanın itirazına da göstermelidir. Aleyhe beyana verdiği önemi lehe ihtimale de vermelidir. Bilirkişi raporunun teknik otoritesini kabul ederken, bu rapora yöneltilen eleştiriyi de aynı ciddiyetle tartmalıdır.</p>

<p>Yargısal dikkat eksikliği ise çoğu zaman savunmayı görünmezleştirir. Müdafi konuşur ama mahkemenin dikkat alanına giremez. Sanık anlatır ama hâkimin zihni dosyanın önceki anlatısındadır. Tanık çelişkili beyanda bulunur ama çelişki tutanağa gerektiği gibi yansımaz. Avukat itiraz eder ama itiraz, kararın akışını kesen bir rahatsızlık gibi görülür.</p>

<p>Bu tablo, yalnızca usuli eksiklik değil, yargılamanın etik niteliğini zedeleyen bir durumdur. Çünkü dikkat etmeyen yargı, dinliyormuş gibi yapar. Dinliyormuş gibi yapan yargı ise taraflarda adalet duygusu üretmez.</p>

<p><strong>X. Savunmanın Görevi: Yargısal Dikkati Toplamak</strong></p>

<p>Yargısal dikkat, yalnızca mahkemenin sorumluluğu olarak düşünülmemelidir. Elbette esas sorumluluk mahkemededir. Ancak savunma, yargısal dikkatin kurulması, sürdürülmesi ve gerektiğinde zorlanması bakımından aktif bir işleve sahiptir. Savunmanın görevi yalnızca konuşmak değildir. Savunma, mahkemenin dikkatini hukuken belirleyici noktalara yöneltmek zorundadır. İyi savunma, çok konuşan savunma değil; doğru noktayı görünür kılan savunmadır. Mahkemenin kaçırdığı ayrımı yakalayan, dosyanın örttüğü ihtimali açan, delil çelişkisini kayda bağlayan, gerekçede karşılanması gereken soruyu netleştiren savunmadır.</p>

<p>Bu nedenle savunma, yargısal dikkat eksikliği karşısında şu işlevleri yerine getirmelidir:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birincisi, <strong>odak kurmalıdır.</strong> Savunma, dosyanın dağınık unsurları arasında hüküm bakımından belirleyici olan noktaları mahkemenin önüne açık ve sınırlı biçimde koymalıdır. Her şeyi aynı anda söyleyen savunma, bazen hiçbir şeyi duyuramaz. Bu nedenle dikkat stratejisi, savunmanın hangi noktayı merkeze alacağını belirlemesiyle başlar.</p>

<p>İkincisi, <strong>çelişkiyi görünür kılmalıdır.</strong> Tanık beyanları, kolluk ifadeleri, bilirkişi raporları, kamera kayıtları veya diğer deliller arasındaki çelişkiler yalnızca dosyada bulunmakla yetinmemeli; duruşmada açıkça gösterilmeli ve tutanağa bağlanmalıdır.</p>

<p>Üçüncüsü, <strong>kayıt üretmelidir.</strong> Dikkat edilmeyen husus, çoğu zaman denetlenemez. Bu nedenle savunma, mahkemenin gözden kaçırdığı veya geçiştirdiği noktaları tutanağa geçirtmeli; reddedilen soruların, karşılanmayan itirazların, eksik değerlendirilen delillerin kaydını oluşturmalıdır.</p>

<p>Dördüncüsü, <strong>gerekçe talep etmelidir.</strong> Savunma, yalnızca itiraz etmekle kalmamalı; itirazının neden hüküm bakımından belirleyici olduğunu göstermeli ve mahkemeyi bu hususu gerekçede karşılamak zorunda bırakmalıdır.</p>

<p>Beşincisi, <strong>dikkat yoğunluğunu doğru ayarlamalıdır.</strong> Her durumda sert müdahale gerekli değildir. Bazen sakin bir hatırlatma yeterlidir. Bazen mikro müdahale gerekir. Bazen de mahkemenin savunmayı sistematik biçimde görünmezleştirdiği durumlarda kontrollü kopuş kaçınılmaz hâle gelir.</p>

<p><strong>XI. Hibrit Kopuş Savunması Perspektifinden Yargısal Dikkat</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması, yargısal dikkat ve yargısal dikkat eksikliği kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir. Çünkü HKS, savunmanın tek tonlu bir hitabet faaliyeti değil; mahkemenin tutumunu, dosyanın yapısını, duruşmanın atmosferini ve yargısal dikkatin açıklık derecesini okuyarak müdahale tonunu belirleyen stratejik bir savunma modelidir.</p>

<p>Mahkeme dikkatini açık tutuyor, savunmayı gerçekten dinliyor ve delilleri tartışmaya hazır görünüyorsa, savunma birinci derece uyum stratejisiyle ilerleyebilir. Bu durumda amaç mahkemeyle gereksiz gerilim üretmek değil, mevcut dikkat alanını verimli kullanmaktır.</p>

<p>Mahkeme dinliyor görünmekle birlikte kritik noktaları atlıyor, delil çelişkilerini geçiştiriyor veya savunmanın esaslı argümanlarını yüzeysel karşılıyorsa, ikinci derece mikro müdahale gerekir. Bu aşamada savunma, dikkat eksikliğini nazik ama net biçimde düzeltir. Örneğin, “Sayın Mahkeme, bu tanık beyanı önceki ifade ile açık çelişki içermektedir; bu hususun tutanağa geçirilmesini talep ediyoruz” şeklindeki müdahale, yargısal dikkati belirli bir noktaya toplar.</p>

<p>Mahkeme, savunmanın merkezi itirazlarını görmezden geliyor veya delil tartışmasını biçimsel geçiştiriyorsa, üçüncü derece kontrollü kopuş gündeme gelir. Burada savunma artık yalnızca açıklama yapmaz; yargılamanın dikkat eksikliğini açıkça görünür kılar. “Savunmanın bu temel itirazı karşılanmadan hüküm kurulması, delillerin tartışılması ve gerekçeli karar hakkı bakımından ciddi sakınca doğuracaktır” cümlesi bu tür bir kontrollü kopuşun ifadesidir.</p>

<p>Daha ağır durumlarda, mahkemenin savunmayı sistematik biçimde dışladığı, tutanak taleplerini gerekçesiz reddettiği, delil tartışmasını kapattığı veya duruşmayı dosya kanaatinin teyidine dönüştürdüğü hâllerde, dördüncü derece sert kopuş gündeme gelebilir. Bu aşamada savunma, yargısal dikkat eksikliğini yalnızca düzeltmeye değil, teşhir etmeye yönelir.</p>

<p>Bu bağlamda HKS, bir dikkat teorisi olarak da okunabilir. Çünkü savunmanın derecesi, mahkemenin dikkat kapasitesine ve dikkat açıklığına göre belirlenir. Dikkat açıksa uyum mümkündür. Dikkat eksiliyorsa mikro müdahale gerekir. Dikkat kapanıyorsa kontrollü kopuş zorunlu hâle gelir. Dikkat sistematik olarak savunma aleyhine işliyorsa, daha sert müdahale biçimleri hukuki ve etik olarak tartışılabilir hâle gelir.</p>

<p><strong>XII. Tutanak: Dikkatin Kayda Dönüştüğü Yer</strong></p>

<p>Yargısal dikkat mücadelesinin en somut alanlarından biri duruşma tutanağıdır. Çünkü tutanak, duruşmada olup bitenlerin hukuki hafızasıdır. Bir husus tutanağa geçmemişse, çoğu zaman üst denetim bakımından görünmez hâle gelir.</p>

<p>Savunmanın yaptığı itiraz, tanığın verdiği çelişkili cevap, bilirkişi raporuna yöneltilen somut eleştiri, hâkimin reddettiği soru, sanığın lehine olan açıklama veya delilin tartışılmasına ilişkin eksiklik tutanakta yer almıyorsa, bunların daha sonra denetlenmesi güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle tutanak, yalnızca duruşmanın teknik kaydı değildir. Tutanak, yargısal dikkatin kayda dönüşmüş hâlidir. Mahkeme bir noktaya yeterli dikkat göstermiyorsa, savunma o noktayı tutanak üzerinden görünür kılmalıdır. Çünkü tutanağa geçirilen her esaslı husus, mahkemeye şu mesajı verir:</p>

<p><strong>“Bu noktayı görmezden gelemezsiniz.”</strong></p>

<p>Bu, savunmanın dikkat kurma işlevidir. Tutanak talebi, basit bir şekilcilik değildir. Tam tersine, yargısal dikkat eksikliğine karşı savunmanın en etkili araçlarından biridir. Çünkü kayıt, dikkat eksikliğini görünür kılar; görünür olan ise denetlenebilir hâle gelir.</p>

<p><strong>XIII. Yargısal Dikkat Eksikliği ve Adil Yargılanma Hakkı</strong></p>

<p>Yargısal dikkat eksikliği, adil yargılanma hakkını doğrudan etkiler. Çünkü adil yargılanma, taraflara yalnızca usulen söz verilmesi değil, bu sözün karar sürecinde gerçek bir etki imkânına sahip olmasıdır. Taraf konuşmuş ama mahkeme dikkate almamışsa, dinlenilme hakkı biçimsel kalır. Savunma yapılmış ama gerekçede karşılanmamışsa, savunma hakkı etkisizleşir. Delil dosyada bulunmuş ama duruşmada tartışılmamışsa, delil değerlendirmesi eksik kalır. Gerekçe yazılmış ama savunmanın esaslı noktalarını içermiyorsa, gerekçeli karar hakkı zedelenir.</p>

<p>Bu nedenle yargısal dikkat eksikliği, münferit bir duruşma yönetimi sorunu olarak görülmemelidir. Bu sorun, yargılamanın kurucu haklarını birbirine bağlayan alanda ortaya çıkar. Dinlenilme hakkını, savunma hakkını, silahların eşitliğini, çelişmeli yargılama ilkesini ve gerekçeli karar hakkını aynı anda etkiler.</p>

<p>Adil yargılanma hakkının gerçek anlamda korunabilmesi için şu soru sorulmalıdır:</p>

<p>Tarafa söz verildi mi?</p>

<p>Bu soru önemlidir; fakat yeterli değildir. Onun yanına şu sorular da eklenmelidir:</p>

<p>Tarafın söylediği mahkeme tarafından anlaşıldı mı?<br />
Savunmanın temel argümanları kararda karşılandı mı?<br />
Lehe deliller aleyhe deliller kadar ciddiyetle tartışıldı mı?<br />
Tanık beyanlarındaki çelişkiler gerekçede değerlendirildi mi?<br />
Bilirkişi raporuna yönelik itirazlara somut cevap verildi mi?<br />
Mahkemenin hükmü duruşmadaki tartışmanın sonucu mu, yoksa dosyada önceden oluşmuş kanaatin devamı mı?</p>

<p>Bu sorular sorulmadan adil yargılanma hakkı yalnızca biçimsel bir güvenceye indirgenir.</p>

<p><strong>XIV. Sonuç: Adalet, Dikkatin Hukuka Dönüştüğü Yerde Başlar</strong></p>

<p>Yargılama, yalnızca tarafların konuştuğu, delillerin dosyaya girdiği ve mahkemenin hüküm kurduğu bir süreç değildir. Yargılama, aynı zamanda bir dikkat düzenidir. Bu düzende mahkeme, iddia ve savunmayı, lehe ve aleyhe delilleri, itirazları ve ihtimalleri adil bir dikkatle takip etmek zorundadır.</p>

<p>Yargısal dikkat, bu nedenle adil yargılanma hakkının görünmeyen fakat kurucu unsurudur. Tarafın sözü mahkeme salonuna dinlenilme hakkıyla girer; fakat hükmün kuruluşuna yargısal dikkatle dahil olur. Gerekçe ise bu dahil oluşun hukukî izini gösterir.</p>

<p>Yargısal dikkat eksikliği ise bu zinciri kırar. Taraf konuşur ama sözü hükme temas etmez. Savunma yapılır ama gerekçede görünmez. Delil dosyada vardır ama tartışılmış sayılmaz. Gerekçe yazılır ama kararın gerçek düşünsel sürecini göstermez. Böyle bir yargılamada usul işlemleri tamamlanmış olabilir; fakat adalet duygusu kurulamaz.</p>

<p>Savunma bakımından bu tablo pasif biçimde izlenemez. Müdafiin görevi yalnızca müvekkili adına konuşmak değildir. Müdafi, mahkemenin dikkatini hukuken belirleyici noktalara yöneltmek, dosyanın kapattığı ihtimalleri açmak, prematüre kanaati yavaşlatmak, delil tartışmasını canlı tutmak, tutanak üzerinden kayıt üretmek ve gerekçede karşılanması gereken soruları görünür kılmak zorundadır.</p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması bu nedenle yargısal dikkat bakımından özel bir anlam taşır. Çünkü savunmanın hangi tonda, hangi anda ve hangi yoğunlukta müdahale edeceği, mahkemenin dikkat açıklığına bağlıdır. Dikkat açıksa uyum mümkündür. Dikkat eksiliyorsa mikro müdahale gerekir. Dikkat kapanıyorsa kontrollü kopuş savunmanın hukuki sorumluluğu hâline gelir. Sonuç olarak, yargılamanın adaletini yalnızca “taraflara söz verildi mi?” sorusuyla ölçmek mümkün değildir. Asıl soru şudur: <strong>Mahkeme, o sözü gerçekten dikkate aldı mı?</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargisal-dikkat-yargisal-dikkat-eksikligi-ve-savunmanin-dikkati-toplama-islevi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 17:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="31937"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[RÜŞVET SUÇUNDA TEKNİK ARAÇLARLA DELİL ELDE ETME YÖNTEMLERİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-teknik-araclarla-delil-elde-etme-yontemleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-teknik-araclarla-delil-elde-etme-yontemleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Rüşvet suçu; her iki tarafın (rüşvet alan ve rüşvet veren) fail olarak kabul edildiği, karşılıklı menfaat ilişkisine dayanan ve doğası gereği gizlilik içinde işlenen bir suç tipidir. Bu özelliği nedeniyle rüşvet suçlarında doğrudan mağdur bulunmaması, delil elde etme sürecini klasik yöntemlerin ötesine taşımakta ve soruşturma makamlarını daha istisnai koruma tedbirlerine yöneltmektedir. Bu çalışmada; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesi kapsamında düzenlenen teknik araçlarla izleme tedbirinin sınırları ve özellikle rüşvet suçunda taraflardan birisine sesli/görüntülü cihaz yerleştirilerek, delil elde edilmesinin hukuki geçerliliği incelenmektedir.</p>

<p><strong>II. Teknik Araçlarla İzleme</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-araclarla-izleme" rel="dofollow">Teknik araçlarla izleme<strong><strong>[1]</strong></strong></a> adlı koruma tedbirinde; ceza soruşturmasında delil, iz, eser ve emare elde etmek amacıyla başvurulabileceği, CMK m.140’da belirtilen şartların sağlanması gerektiği, buna göre suçun işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilmemesi halinde, soruşturma aşamasında şüphelinin, kovuşturma aşamasında sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ve işyeri teknik araçlarla izlenebileceği, ses ve görüntü kaydı yapılabileceği görülmektedir. Teknik araçlarla izleme tedbirine konu olabilecek suçlar katalog halinde belirlenmiş olup, yalnızca sayılan suçlar yönünden bu tedbirin tatbiki mümkündür. CMK m.140/5’de yer alan düzenleme doğrultusunda bu tedbirin şüphelinin veya sanığın konutunda uygulanamayacağı da açıkça belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Bununla birlikte;</strong> teknik araçlarla izleme ile ilgili konut bakımından kısıtlama, rüşvet veren veya rüşvet alan veya rüşvete aracılık eden veya rüşvet suçuna iştirak eden bir kişinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Etkin pişmanlık” başlıklı hükümlerinden yararlanması ve izninin olması halinde evinde veya çevresinde veya izninin olması kaydıyla üçüncü kişinin konutunda uygulanmaz. Hem ev ve hem de işyeri olarak kullanılan yerlerde, şüphelinin veya sanığın özel ve aile hayatı ile ilgili olmamak kaydıyla CMK m.140/5’in öngördüğü yasak uygulanmaz ve “ev ofis” amacına hizmet eden bu “konut işyeri” özelliğine sahip karma tipli yerlerde teknik araçlarla izlemenin mümkün olabileceği gözardı edilmemelidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> teknik araçlarla izleme tedbiri, ceza muhakemesinde delil toplama yöntemlerinin yetersiz kaldığı durumlarda başvurulabilecek istisnai nitelikte bir koruma tedbiridir. Kanun koyucu; bu tedbirin uygulanmasını “başka suretle delil elde edilememesi” şartına bağlayarak, teknik izlemeyi tali ve <i>son çare</i> niteliğinde kabul etmiştir. Bu nedenle; teknik araçlarla izleme tedbiri geniş yorumlanabilecek bir soruşturma yöntemi olmayıp, sıkı şartlara bağlı şekilde uygulanması gereken tedbir niteliğini taşır, çünkü iletişim takibi, gizli soruşturmacı veya teknik araçlarla izleme gibi yöntemlerle delil elde etme veya faili belirleyip yakalama faaliyetleri temel hak ve hürriyetlere ciddi kısıtlamalar getirmektedir.</p>

<p>Gerçekten de teknik araçlarla izleme tedbiri; yalnızca şüpheli veya sanığın davranışlarının takibinden ibaret olmayıp, aynı zamanda özel hayatın gizliliğine müdahale niteliği taşıyan ağır bir koruma tedbiridir. Teknik araçlarla izleme tedbirinin tatbiki sırasında “ölçülülük” ilkesi büyük önem taşımaktadır. Özellikle izleme faaliyetinin kapsamı, süresi<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong><strong>[2]</strong></strong></a>, yöntemi ve elde edilen kayıtların muhafazası hususlarında kanunun öngördüğü sınırların dışına çıkılması mümkün değildir.</p>

<p>Öte yandan; teknik araçlarla izleme tedbiri ile iletişimin denetlenmesi, fiziki takip veya gizli soruşturmacı görevlendirilmesi gibi diğer koruma tedbirleri birbirlerine karıştırılmamalıdır. Teknik araçlarla izleme, doğrudan fiziki ortamın ve davranışların sesli veya görüntülü şekilde kayda alınmasına yönelik bir koruma tedbiridir. Bu nedenle; bu tedbirin kapsamı genişletilerek, diğer koruma tedbirlerinin yerine kullanılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>III. Rüşvet Suçunda Taraflardan Birisinin Üzerinden Teknik Araçlarla Delil Elde Edilmesi</strong></p>

<p><strong>Soruşturma makamları; rüşvet suçunu ortaya çıkarmak amacıyla taraflardan birisi üzerinden gizli ses ve görüntü kaydı elde ettiğinde, bu yöntem CMK m.140 uyarınca teknik araçlarla izleme koruma tedbiri kapsamında delil elde etme yöntemi midir, yoksa sınırları zorlayan bir delil üretme aracı mıdır?</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 140. maddesi, teknik araçlarla izlemeyi katalog suçlar bakımından kabul etmiş ve belirli sıkı şartlara bağlamıştır. Somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka suretle delil elde edilememesi bu şartların başında gelir. Ancak burada esas mesele yalnızca kanunda sayılan şartların varlığı değil, aynı zamanda yöntemin niteliği, yani “delil elde etme” ile “yeni bir suç oluşturma” arasındaki çizginin nerede çizileceğidir.</p>

<p><strong>Rüşvet suçu bakımından tartışma oluşturan asıl mesele; teknik araçlarla izlemenin doğrudan kolluk tarafından değil, suç ilişkisinin taraflarından birisi üzerinden gerçekleştirilmesidir. </strong>Uygulamada sıklıkla; rüşvet ilişkisine taraf olan kişinin ceketine gizli kamera yerleştirilmesi, vücuduna ses kayıt cihazı takılması veya görüşmenin canlı aktarım suretiyle kolluk tarafından eşzamanlı takip edilmesi yöntemlerine başvurulabilmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> bir taraf üzerinden teknik araçlarla delil elde edilmesini hukuka aykırı kabul etmek isabetli olmayacaktır, çünkü rüşvet suçu niteliği gereği çoğu zaman kapalı ilişki içerisinde işlenmekte ve maddi gerçeğe ulaşılabilmesi bakımından teknik kayıt dışında başkaca bir delil elde edilmesi fiilen mümkün olamamaktadır. Özellikle kamu görevlisinin menfaat talebinin, para alışverişinin veya menfaat ilişkisine dair irade açıklamalarının ortaya çıkarılabilmesi bakımından teknik kayıtlar <i>ciddi</i> şekilde önem taşımaktadır.</p>

<p>Ancak burada belirleyici olan husus, adli makamların süreç içerisindeki rolüdür. Kolluk veya taraflardan birisi; karşı tarafı suça yönlendiren, suç işlemeye azmettiren veya suç işleme fikrini oluşturan veya buna tahrik veya teşvik eden bir pozisyona geçerse, artık teknik araçlarla izlemeden değil, <i>ajan provokatörlükten </i>söz edilmesi gerekir ki, bu durumda uygulanan yöntemle elde edilen deliller de <i>hukuka aykırı </i>sayılır. Kamu otoritesinin görevi yeni bir suç oluşturmak değil, işlenmiş veya işlenmekte olan suçu ortaya çıkarmaktır, bu nedenle kolluğun delil elde etme yönteminde pasif konumda kalması teknik araçlarla izleme tedbiri yönünden zorunludur. <strong>Bu çerçevede;</strong> rüşvet suçunda teknik araçlarla izleme tedbirine başvurulduğunda, rüşvet ilişkisi önceden mevcut olmalı, taraflardan birisi yalnızca mevcut sürecin kayıt altına alınmasına aracılık etmelidir. Bir başka ifadeyle; teknik cihaz taşıyan fail tarafın görevi yeni bir suç işlemek değil, mevcut suç iradesinin ortaya çıkarılmasını sağlamaktır. Aksi halde, elde edilen kayıtların hukuka uygun delil niteliği tartışmalı hale gelecektir.</p>

<p>Nitekim uygulamada en hassas çizgi de burada ortaya çıkmaktadır. Çünkü fail taraf üzerinden gerçekleştirilen teknik kayıt faaliyetleri, niteliği gereği adli makamların suç ilişkisine belirli ölçüde dahil olmasını beraberinde getirmektedir. Bu nedenle adli makamlarının yönlendirici değil, tespit edici pozisyonda kalmaları gerekir. Özellikle kolluğun suçun kurucu unsuru haline geldiği, suçun oluşum sürecini şekillendirdiği veya normal şartlarda gerçekleşmeyecek bir suç ilişkisini oluşturduğu durumlarda, artık kabul edilebilir bir soruşturma faaliyetinden söz edilemeyecektir.</p>

<p>Bu sebeple; rüşvet suçunda taraflardan birisi üzerinden sesli ve görüntülü cihaz kullanılarak delil elde edilmesi mümkündür. Ancak bunun için teknik araçlarla izleme tedbirinin CMK m.140’da öngörülen şartlara uygun şekilde uygulanması<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong><strong>[3]</strong></strong></a>, hakim kararına veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısının kararına dayanması, başka şekilde delil elde edilmesinin mümkün olmaması, kolluğun pasif konumda bulunması ve sürecin suç üretmeye dönüşmemesi gerekir. Bu şartların varlığı halinde elde edilen ses ve görüntü kayıtlarının hukuka uygun delil niteliği taşıyabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p><strong>IV. Bu Tedbir Nerede Uygulanabilir? Taraflardan Hangisinin Evinde veya İşyerinde Bu Kayıtlar Alınabilir?</strong></p>

<p>Teknik araçlarla izlemenin uygulanabileceği yerler bakımından da kanun koyucu bilinçli şekilde sınır çizmektedir. CMK m.140 uyarınca teknik araçlarla izleme, şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetleri ile işyerinde uygulanabilecektir. Bunun dışında CMK m.140/5’de kişinin konutunda teknik araçlarla izleme yapılamayacağı düzenlenmiştir. Esasında burada korunmak istenen hukuki değer, Anayasa m.20 ve m.21 kapsamında güvence altına alınan özel hayatın gizliliği ile konut dokunulmazlığıdır.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> teknik araçlarla izleme tedbiri yorum yoluyla genişletilebilecek bir koruma tedbiri değildir, çünkü burada adli makamlara tanınan yetki, kişinin özel yaşam alanına doğrudan müdahale niteliği taşımaktadır. <strong>Ancak rüşvet suçunda ortaya çıkan tartışma, teknik cihaz taşıyan fail tarafın bulunduğu yer ile diğer failin bulunduğu yer bakımından ortaya çıkmaktadır.</strong> <strong>Kanaatimizce; burada dikkat edilmesi gereken, üzerine teknik cihaz yerleştirilen fail tarafın ofisinde, işyerinde veya kendi hakimiyet alanında bulunan bir yerde yapılan kayıt ile karşı tarafın konutunda veya özel yaşam alanında gerçekleştirilen kayıt aynı hukuki nitelikte değerlendirilemez.</strong> <strong>Örneğin; </strong>üzerine ses veya görüntü cihazı yerleştirilen tarafın, kendi ofisinde kamu görevlisi ile gerçekleştirdiği görüşmenin kayıt altına alınması, CMK m.140 kapsamında hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilen bir delil olarak değerlendirilebilecektir. Çünkü burada teknik cihaz taşıyan kişi, kendi hakimiyet alanında bulunmaktadır ve görüşme kendi kullanım alanında gerçekleşmektedir. Aynı şekilde teknik aracı taşıyan tarafın kendi işyerinde veya ticari faaliyetini yürüttüğü ofiste alınan kayıtlar da teknik araçlarla izleme kapsamında değerlendirilebilecektir.</p>

<p><strong>Buna karşılık;</strong> teknik cihaz taşıyan tarafın, karşı tarafın konutuna, ofisine, odasına veya özel yaşam alanına girerek burada kayıt alması halinde, <strong>bu kayıt artık teknik cihaz taşıyan kişinin hakimiyet alanında değil, suçun diğer failinin özel yaşam alanında gerçekleştirilmektedir.</strong> Özellikle karşı tarafın konutu bakımından CMK m.140/5’de yer alan yasak nedeniyle burada elde edilen kayıtların hukuka uygunluğu <i>ciddi</i> şekilde tartışmalı hale gelecektir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> kanun koyucunun konut bakımından getirdiği sınırlama genişletilmemelidir. Devletin doğrudan giremeyeceği ve teknik izleme yapamayacağı bir alana, fail taraf üzerinden dolaylı şekilde girilmesi de hukuk devleti ilkesi bakımından sorun oluşturacaktır. Aksi bir yaklaşım; CMK m.140/5 hükmünü işlevsiz hale getirecek olup, teknik araçlarla izleme tedbirinin kapsamının yorum yoluyla genişletilmesi sonucunu doğuracaktır. Bu nedenle teknik cihaz taşıyan fail tarafın, kendi kullanım alanında gerçekleştirdiği kayıtlar ile karşı tarafın özel yaşam alanında elde edilen kayıtlar arasında ayırım yapılmalıdır. Özellikle rüşvet suçlarında adli makamlarının maddi hakikate ulaşmak amacıyla temel hak ve hürriyetler arasında hassas dengeyi koruması oldukça mühimdir. <strong>Çünkü ceza yargılamasında amaç <i>ne pahasına olursa olsun</i> delil elde etmek değil, hukuka uygun yol ve yöntemlerle maddi gerçeğe ulaşmaktır.</strong></p>

<p>Teknik araçlarla izleme tedbirine konu olabilecek suçlar katalog halinde belirlenmiş olup, yalnızca bu suçlar yönünden bu tedbirin tatbiki mümkündür. <strong>CMK m.140/1’de dört bent halinde sayılan katalog suçlar arasında;</strong> göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti, organ veya doku ticareti, kasten insan öldürme, nitelikli hırsızlık, yağma, nitelikli dolandırıcılık, uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti, parada sahtecilik, suça işlemek amacıyla silahlı örgüt kurma, fuhuş, ihaleye fesat karıştırma, tefecilik, rüşvet, kara para aklama, Devlete ve Anayasa ile kurulu düzene karşı işlenen suçlar, Devlet sırlarına karşı suçlar ile casusluk, silah kaçakçılığı, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamına giren ve cezası hapis olarak gösterilen suçlar ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’nun 68. maddesinde düzenlenen yurt dışına çıkarma yasağına aykırı hareket etme ve 74. maddesinde tanımlanan izinsiz araştırma, kazı ve sondaj yapma suçları yer almakta olup, bu suçlardan birisinin işlendiği hususunda somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunması ve başka türlü delil elde edilememesi halinde, şüphelinin veya sanığın kamuya açık yerlerde olan faaliyetleri ile işyeri teknik araçlarla izlenebilir, ses veya görüntü kaydı alınabilir.</p>

<p>CMK m.140/5’de yer alan düzenleme doğrultusunda bu tedbirin şüphelinin veya sanığın konutunda uygulanamayacağı da açıkça belirtilmektedir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; CMK m.140/1’de sayılan katalog suçlara girmesi ve burada gösterilen şartların somut olayda gerçekleşmesi kaydıyla, </strong>teknik araçlarla izleme ile ilgili konut bakımından kısıtlama, rüşvet veren veya rüşvet alan veya rüşvete aracılık eden veya rüşvet suçuna iştirak eden bir kişinin, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Etkin pişmanlık” başlıklı hükümlerinden yararlanması ve izninin olması halinde evinde veya çevresinde veya izninin olması kaydıyla üçüncü kişinin konutunda uygulanmaz.</p>

<p><strong>Hem ev ve hem de işyeri olarak kullanılan yerlerde;</strong> şüphelinin veya sanığın özel ve aile hayatı ile ilgili olmamak kaydıyla, CMK m.140/5’in öngördüğü yasak uygulanmaz ve “ev ofis” amacına hizmet eden bu “konut işyeri” özelliğine sahip karma tipli yerlerde teknik araçlarla izlemenin mümkün olabileceği gözardı edilmemelidir.</p>

<p><strong>V. Netice</strong></p>

<p>Çok failli bir suç tipi olan ve kamu idaresinin güvenilirliği ile işleyişini temelden sarsabilen rüşvet suçu; gizli yürüyen, tarafların çoğu zaman karşılıklı menfaat ilişkisi içinde hareket ettiği ve bu nedenle dış dünyaya kapalı kalan bir suç tipidir. Toplumun temelini ve kamu otoritesinin güvenilirliğini temelden sarsan, ahlaki bozulmanın ve yolsuzluğun önünü açan, bu nedenle hiçbir şekilde müsamaha gösterilemeyecek rüşvet suçuna karşı etkin soruşturma araçları kullanabilmelidir.</p>

<p>Elbette rüşvet ve yolsuzluklarla mücadelede Ceza Hukuku ve Ceza Muhakemesi Hukuku asıl kaynak değil, yardımcı kaynak niteliği taşımaktadırlar. Rüşvete karşı toplumsal ahlakın, eğitimin öğrenimin, sosyal şartların, kamu bilincinin güçlendirilmesi, rüşvetin normalleştirilmeyip, özel ve aile hayatı ile aldığı maaş arasında denge ve tutarlılık olmayan kamu görevlilerinin yakından takibinin yapılması, 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun tüm maddeleri başta olmak üzere, özellikle 13, 14 ve 17. maddelerinin iyi işletilmesi, <i>nereden buldun </i>sisteminin kuvvetlendirilmesi gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p>Rüşvet suçunda taraflardan birisi üzerinden ses ve görüntü kaydı alınması meselesi de bu kapsamda değerlendirilmelidir. Burada belirleyici olan husus; kullanılan cihazın teknik niteliği değil, adli makamların sürece hangi ölçüde müdahil olduğudur. Adli makamlar, suçun ortaya çıkarılmasında yalnızca izleyen ve tespit eden konumda kaldığı sürece hukuk devleti sınırları içinde hareket eder. Buna karşılık; suç ilişkisinin kurulmasına katkı sağlayan, iradeyi yönlendiren veya suçu “işletir hale getiren” bir pozisyona geçildiğinde, artık teknik araçlarla izlemeden değil, mahiyeti itibarıyla tartışmalı bir delil üretme faaliyetinden söz edilecektir. Bu çerçevede temel ayırım nettir; kamu otoritesi suçu ortaya çıkarır, yoksa yeni suçlar işlenmesi için kimseyi tahrik edemez.</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> rüşvet suçunda teknik araçlarla izleme tedbiri ve bu kapsamda taraflardan birisi üzerinden elde edilen sesli ve görüntülü kayıtlar, CMK m.140’da belirtilen şartların varlığı ve adli makamların suça konu olayda aktif rol almadığı durumda, hukuka uygun yol ve yöntemlerle elde edilmiş delil niteliğinde olacaktır. Kanaatimizce; Ceza Muhakemesi Hukukunda belirleyici olan da tam olarak budur, delilin sadece güçlü olması değil, aynı zamanda hukuka uygun olmasıdır. Bu konuda Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a ve m.217/2 net hükümler içermekte olup, hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delillerin sanığın aleyhine kullanılamayacağını ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Tamer Berk Bayraklı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><i><a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-araclarla-izleme" rel="dofollow"><span style="color:#999999"><strong>[1]</strong></span></a><span style="color:#999999"> Teknik araçlarla izleme tedbiri hakkında detaylı bilgilere </span><a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-araclarla-izleme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">“Teknik Araçlarla İzleme” </span></a><span style="color:#999999">başlıklı yazımızda yer vermiştik. Bu sebeple tekrara düşmemek amacıyla konu ile ilgili detaylı bilgilere </span></i><a href="https://www.hukukihaber.net/teknik-araclarla-izleme" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/teknik-araclarla-izleme</span></a><span style="color:#999999"><i> makalesinden ulaşılabilecektir.</i></span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[2]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> CMK m.140/3 uyarınca;</strong><i> “Teknik araçlarla izleme kararı en çok üç haftalık süre için verilebilir. Bu süre gerektiğinde bir hafta daha uzatılabilir. Ancak, örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi hâlinde, hâkim yukarıdaki sürelere ek olarak her defasında bir haftadan fazla olmamak ve toplam dört haftayı geçmemek üzere uzatılmasına karar verebilir.<strong> </strong>Teknik araçlarla izleme tedbiri ile birlikte gizli soruşturmacı görevlendirilmesi halinde bu fıkrada belirtilen süreler bir kat artırılarak uygulanır”</i>.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999"><strong><strong>[3]</strong></strong></span></a><span style="color:#999999"><strong> CMK m.140/2: </strong><i>“Teknik araçlarla izlemeye hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet savcısı tarafından karar verilir. Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlar yirmi dört saat içinde hakim onayına sunulur. Hakim kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi hâlinde kayıtlar derhal imha edilir”</i>.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rusvet-sucunda-teknik-araclarla-delil-elde-etme-yontemleri-1</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/rusvetvv.jpg" type="image/jpeg" length="90943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat İsmail Islakoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ismail-islakoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ismail-islakoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat İsmail Islakoğlu (5246) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. İSMAİL ISLAKOĞLU (5246) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>27.12.1973 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. İsmail ISLAKOĞLU (5246) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 16.05.2026 Cumartesi günü Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/ismail-islakoglu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ismail-islakoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/ismail-islakoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="42387"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Aynı Hekim, Tekrar Eden Sonuçlar: Malpraktiste “Öngörülebilir Risk” Nereye Kadar?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ayni-hekim-tekrar-eden-sonuclar-malpraktiste-ongorulebilir-risk-nereye-kadar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ayni-hekim-tekrar-eden-sonuclar-malpraktiste-ongorulebilir-risk-nereye-kadar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son günlerde basına yansıyan bir olay, tıp hukuku açısından oldukça kritik bir soruyu yeniden gündeme taşıdı:</p>

<p>Bir hekimin benzer süreçlerde tekrar eden olumsuz sonuçlarla anılması, artık “kaçınılmaz komplikasyon” sınırını aşar mı?</p>

<p>İsimler, kurumlar ve olayın magazinsel yönü bir kenara bırakıldığında; bu tür vakalar aslında çok daha derin bir hukuki tartışmayı içerir.</p>

<p><strong>1. Komplikasyon mu, Malpraktis mi?</strong></p>

<p>Her tıbbi müdahalenin belirli riskler içerdiği tartışmasızdır. Ancak aynı hekimin, benzer süreçlerde tekrar eden ölüm ya da ağır zarar sonuçlarıyla ilişkilendirilmesi, artık şu soruyu doğurur:</p>

<p>Bu durum gerçekten öngörülemeyen bir komplikasyon mudur, yoksa sistematik bir ihmalin göstergesi midir?</p>

<p>Hukuken burada belirleyici olan;</p>

<p>- Tıbbi standartlara uygunluk</p>

<p>- Güncel bilimsel veriler ışığında hareket edilip edilmediği</p>

<p>- Benzer olayların tekrar etme sıklığıdır</p>

<p><strong>2. “Öngörülebilirlik” Kavramı ve Sorumluluk</strong></p>

<p>Malpraktis davalarında en kritik eşiklerden biri öngörülebilirliktir.</p>

<p>Eğer bir risk, makul bir hekim tarafından öngörülebilir ve önlenebilir nitelikteyse; artık bu durum komplikasyon değil, kusur tartışmasını doğurur.</p>

<p>Özellikle aynı hekimin önceki vakalarla bağlantısının bulunması halinde:</p>

<p>- Risk yönetimi yapılmış mı?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Önceki olaylardan ders çıkarılmış mı?</p>

<p>- Kurum içi denetim mekanizmaları işletilmiş mi?</p>

<p>Bu sorular, sorumluluğun kapsamını doğrudan etkiler.</p>

<p><strong>3. Sadece Hekim mi Sorumlu?</strong></p>

<p>Bu tür vakalarda gözden kaçırılan önemli bir nokta da kurumsal sorumluluktur.</p>

<p>Hastane yönetimi:</p>

<p>- Hekimin geçmiş uygulamalarını denetlemiş mi?</p>

<p>- Gerekli önleyici tedbirleri almış mı?</p>

<p>- Hasta güvenliği politikalarını etkin şekilde uygulamış mı?</p>

<p>Eğer bu soruların cevabı olumsuzsa, sorumluluk yalnızca bireysel değil; kurumsal boyuta da taşınır.</p>

<p><strong>4. Aydınlatılmış Onam Her Şeyi Kurtarır mı?</strong></p>

<p>Sıklıkla başvurulan savunmalardan biri de aydınlatılmış onamdır.</p>

<p>Ancak unutulmamalıdır ki;</p>

<p>Hasta bir riski kabul etmiş olsa bile, bu durum hekimin özen borcunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>Yani:</p>

<p>Onam, kusuru ortadan kaldıran değil; sadece hukuki değerlendirmede dikkate alınan bir unsurdur.</p>

<p><strong>5. Sonuç: Tekil Olay mı, Sistem Sorunu mu?</strong></p>

<p>Bu tür haberler çoğu zaman bireysel bir hata gibi sunulsa da, gerçekte şu sorunun sorulması gerekir:</p>

<p>Bu bir istisna mı, yoksa sistemin gözden kaçırdığı bir süreklilik mi?</p>

<p>Malpraktis hukukunun temel amacı cezalandırmak değil; aynı hataların tekrarını önlemektir.</p>

<p><strong>Son Söz</strong></p>

<p>Sağlık hizmeti, hata toleransının en düşük olduğu alanlardan biridir. Bu nedenle tekrar eden benzer sonuçlar, yalnızca bir davanın değil; tüm sistemin yeniden değerlendirilmesini gerektirir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" rel="nofollow" title="Fatma Tokat"><img alt="Fatma Tokat" height="206" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Fatma TOKAT</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ayni-hekim-tekrar-eden-sonuclar-malpraktiste-ongorulebilir-risk-nereye-kadar</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 12:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/saglik-malpskaks.jpg" type="image/jpeg" length="44435"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/53 E., 2026/13 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202553-e-202613-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202553-e-202613-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/53 E., 2026/13 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/53 E., 2026/13 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 32-65</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Sanığın sair tehdit ve silahla tehdit suçlarından 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bayburt Ağır Ceza Mahkemesince verilen 01.10.2014 tarihli ve 32-65 sayılı hükümlerin, Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.03.2024 tarih ve 9505-2067 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 05.07.2024 tarih ve 409960 sayı ile; "...Sanığın 20 10... yıllarında işlediği iddia edilen Silahlı tehdit ve Tehdit suçlarından dolayı Bayburt Cumhuriyet Başsavcılığının 28.04.2014 tarihli ve 2014/201 Esas sayılı iddianamesi ile kamu davası açıldığı, söz konusu suçların üst sınırları itibariyle TCK'nın 66/1-e ve 67/4 madde ve fıkraları uyarınca 8 yıllık asli, 12 yıllık kesintili dava zamanaşımı sürelerine tabi olduğu, zamanaşımını kesen son usuli işlem tarihinin sanığın sorgusunun yapıldığı 28.05.2014 tarihi olduğu, bu tarihten, temyiz incelemesinin yapıldığı 11.03.2024 tarihine kadar 8 yıllık asli zamanaşımı süresi ile birlikte, son eylem tarihi olan 2011 tarihinden yine 11.03.2024 tarihine kadar 12 yıllık kesintili zamanaşımı süresinin geçtiği anlaşılmıştır. Bu durumda TCK'nın 72/2 madde ve fıkrasındaki emredici düzenleme ile birlikte, zamanaşımı sürelerinin geçmesi sonucunda cezalandırılabilir nitelikte bir eylemin varlığından da söz edilemeyecek olması gözetilerek, öncelikle bu suçlardan açılan kamu davalarının TCK'nın 66/1-e ve 67. maddeleri uyarınca düşürülmesine karar verilmesi gerekirken, sanık hakkında kesin ve inandırıcı nitelikte delil bulunmadığı gerekçesiyle CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca sanığın beraatine ilişkin ilk derece mahkemesi hükmünün onanmasına hükmedilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK’nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 31.10.2024 tarih ve 5800-9256 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong><br />
İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında sair tehdit ve silahla tehdit suçlarından kurulan beraat hükümleriyle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; dava zamanaşımının gerçekleştiği bir durumda Yargıtay Ceza Dairesince hükmün esastan incelenerek beraat kararının onanmasının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Katılanın dedesi olan sanık hakkında, 2010-2011 yılları arasında katılana nitelikli cinsel istismarda bulunduğundan ve katılana bıçak çekip bu olanları kimseye söylememesi konusunda öldürmekle ve başkalarıyla yattığını söyleyip rezil etmekle tehdit ettiğinden bahisle kamu davası açıldığı, sanığın sorgusunun 28.05.2014 tarihinde yapıldığı ve yargılama sonucunda tüm suçlardan beraatine kararı verildiği, bu hükümlerin Cumhuriyet savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 11.03.2024 tarih ve 9505-2067 sayı ile hükümlerin onandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong><br />
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 04.05.2023 tarihli ve 38-256 sayılı kararında da belirtildiği üzere; suçun işlendiği tarihten itibaren belli bir süre geçmesine rağmen, kamu davasının açılmaması veya açılan davanın sonuçlanmaması yahut da kurulan hükmün kesinleşmemesi hâlinde izlenen suç siyaseti gereğince artık devletin o suçtan dolayı cezalandırma yetkisinden vazgeçmesinin ifadesi olarak dava zamanaşımı kabul edilmiştir. Dava zamanaşımı kanun aksini kabul etmediği müddetçe bütün suçlar bakımından geçerli olup soruşturma ve kovuşturma makamlarınca resen gözetilip uygulanacaktır. Şüpheli veya sanığın dava zamanaşımından vazgeçmesi mümkün değildir.</p>

<p>CMK'nın 223/9. maddesinde, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 253/6. maddesine paralel bir şekilde; "derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma, düşme veya ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilemeyeceği" hüküm altına alınmıştır. Anılan maddenin gerekçesinde de, "fiilin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hallerde derhal beraat kararı verilebileceği" belirtilmiştir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 23.11.2010 tarihli ve 136–229 sayılı kararı başta olmak üzere müstekar içtihadlarında; " derhal beraat kararı verilmesini gerektiren hâller hariç olmak üzere zamanaşımının gerçekleşmesi durumunda,öncelikle beraat değil zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi gerektiği" kabul edilegelmiştir.<br />
Ceza Genel Kurulunun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararında ise istikrar kazanmış uygulamadan rücu edilerek özetle; "CMK'nın 223. maddesinin 9. fıkrasında geçen 'derhâl' ibaresinin henüz yargılamanın başında olmayı değil dosyanın mevcut durumunu ifade ettiği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek bir noktayı vurguladığı, dava zamanaşımının yargılamaların makul sürede sonuçlandırılamaması sonucunda gündeme geldiği, suçluluğunun kesin hükümle sabit olmasına kadar sanığın suçsuz sayılması anlamına gelen masumiyet karinesi ile lekelenmeme hakkı arasında sıkı bir ilişki bulunduğu, ceza davası sonucunda kendisine isnat edilen suçu işlemediğinin sabit olduğu veya suçu işlediğine kesin olarak kanaat getirilemediği ve bu nedenle sanık hakkında beraat kararı verilen durumlarda kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğinin kabulü gerekeceği, yargılamanın geldiği aşama itibarıyla hakkında beraat kararı verilmesi gereken sanık yönünden zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmesi durumunda ise sanığın atılı suçu işleyip işlemediği hususu açığa çıkarılamamış olacağından bu durumun lekelenmeme hakkının ve masumiyet karinesinin yani adil yargılanma hakkının ihlali niteliğinde olacağı, ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı veya yokluğu konusundaki kesinleşmiş tespitin hukuk mahkemelerindeki yargılamaya olan etkisinin de gözetilmesi gerektiği" şeklinde tespitlere yer verildikten sonra "yargılamanın geldiği aşama itibarıyla dosyadaki mevcut delillere göre herhangi bir araştırma yapılmasına gerek olmaksızın beraat kararı verilebilecek durumlarda artık zamanaşımı nedeniyle düşme kararı değil sanığın daha lehine olan beraat kararı verilmesi gerektiği" sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi, 16.10.2014 tarihli ve 2014/23 54... .04.2019 tarihli ve 2016/66583 başvuru sayılı bireysel başvuru kararlarında; adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkının, bir uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesi ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına geldiği, mahkemeye erişme hakkının, hakkında suç isnadı bulunan bir kimsenin, bu isnat hakkında bir mahkeme tarafından bu isnadın yerinde olduğu ya da olmadığı yönünde bir karar verilmesini isteme hakkını kapsadığı, ancak suç ithamlarıyla ilgili karar elde etme hakkının mutlak olmadığı, bu hakkın, suçlanan kişiye hakkındaki isnadın bir hâkim veya mahkeme tarafından karara bağlanmasını isteme hakkı verdiği, bu nedenle İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde yer bulan adil yargılanma hakkının ceza davalarının mutlaka bir mahkûmiyet ya da beraat hükmü ile sonuçlandırılmasını isteme hakkını içermediği, suç isnadı altındaki kişilere haklarındaki ceza davasının tam olarak aklanmayı sağlayan bir hükümle sonuçlandırılmasını isteme yönünde bir güvence de sağlamadığını, kaldı ki ceza davasının düştüğü veya yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat kararı verildiği durumlarda da kişi hakkında masumiyet karinesinin devam ettiğini belirtmiştir. Yine Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında, kanun koyucunun, ilk derece mahkemelerinin iş yükünün artmaması için sanıklara zamanaşımını ret hakkı tanımadığını, başvurucu hakkında verilen "düşme" kararının, herhangi bir suçlayıcı veya cezai ifade barındırmadığı gibi bu durumun başvurucunun adli siciline de işlenmediğini, bu nedenle söz konusu kararın keyfiliğinden bahsedilemeyeceği hususları vurgulanarak, başvurucuların masumiyet karinelerinin ve mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>Yüksek Mahkemenin, anılan kararlarında yer verilen tespitler ve dava zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararlarının, adil yargılanma hakkı bağlamında mahkemeye erişim hakkının ihlali sonucunu doğurmayacağına ilişkin değerlendirmeleri nazara alındığında; Genel Kurulun 27.09.2023 tarihli ve 7-481 sayılı kararının gerekçesinde, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı argümanlarına dayanan hak ihlali endişelerinin ve buna bağlı olarak varılan sonucun isabetli olmadığı değerlendirilerek istikrar kazanmış uygulamaya rücu edilmesi gerekmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilen hâllerde gündeme gelmesi beklenen uzun süren yargılamaların, makul sürede yargılanma hakkının (İHAS madde 6) ihlali neticesini doğurabileceğinde kuşku bulunmamakta ise de, bu ihtimalin bertaraf ya da telafi edilmesi için, zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verilmemesinin etkin ve yeterli bir yöntem olmayacağı açıktır. Bu nedenle de ceza yargılama hukukunun temel ilkeleri üzerine bina edilmiş müstekar uygulama devam etmelidir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren birçok kararında açıkça vurgulandığı üzere, davaya konu suç için kanunda öngörülen zamanaşımının gerçekleşmemiş olması bir kovuşturma şartıdır. Yargılama yapılmasına engel olup davayı düşüren hâllerden biri olan zamanaşımının yargılama sırasında gerçekleşmesi durumunda, mahkeme ya da Yargıtay, kural olarak resen zamanaşımı nedeniyle kamu davasının düşmesine karar verecektir. Bu hususta taraf iradelerine bir değer verilmemiştir.</p>

<p>TCK'nın 66. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça kamu davasının maddede yazılı sürelerin geçmesiyle ortadan kalkacağı düzenlenmiş, aynı maddenin birinci fıkrasının (e) bendinde beş yıldan fazla olmamak üzere hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlarda bu sürenin 8 yıl olacağı hüküm altına alınmıştır. Aynı Kanun’un 67. maddesinin 3. fıkrası gereğince kesen bir nedenin bulunması hâlinde zamanaşımı, kesilme gününden itibaren yeniden işlemeye başlayacak, dava zamanaşımını kesen birden fazla nedenin bulunması durumunda ise son kesme nedeninin gerçekleştiği tarih esas alınacak, dördüncü fıkrası uyarınca da kesilme hâlinde, zamanaşımı süresi ilgili suça ilişkin olarak kanunda belirlenen sürenin en fazla yarısına kadar uzayacaktır.</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme<br />
Sanığa isnat edilen sair tehdit suçunun yaptırımı altı aya kadar hapis veya adlî para cezası; silahla tehdit suçunun yaptırımı ise iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası olarak belirlenmiştir. TCK'nın 66. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendi uyarınca bu suçların asli dava zamanaşımı süresi sekiz yıl, aynı Kanun’un 67. maddesi uyarınca kesintili zamanaşımı süresi ise 12 yıldır. Buna göre sanığın sorgusunun yapıldığı 28.05.2014 ile Özel Dairece incelemenin yapıldığı 11.03.2024 arasında, 28.05.2022 tarihinde asli dava zamanaşımının dolduğu anlaşılmaktadır. Eylemin suç oluşturmaması veya yeni bir yasal düzenleme ile suç olmaktan çıkarılması gibi herhangi bir araştırmayı gerektirmeyen hâlin, başka bir deyişle, derhâl beraat kararı verilmesini gerektiren bir durumun bulunmadığı ve daha ağır cezayı gerektiren başka bir suçu oluşturma ihtimali olmadığı da sabittir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan altı Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 11.03.2024 tarihli ve 9505-2067 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Bayburt Ağır Ceza Mahkemesinin 01.10.2014 tarihli ve 32-65 sayılı sair tehdit ve silahla tehdit suçlarına ilişkin kararının gerçekleşen dava zamanaşımı nedeniyle BOZULMASINA,</p>

<p>Ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, CMK'nın 303. maddesine göre karar verilmesi mümkün olduğundan, TCK'nın 66/1-e ve CMK'nın 223/8. maddeleri uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının dava zamanaşımı nedeniyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202553-e-202613-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="13660"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/309 E., 2026/3 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024309-e-20263-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024309-e-20263-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2024/309 E., 2026/3 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/309 E., 2026/3 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 87-200</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli cinsel saldırı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 102/2 ve 53. maddeleri uyarınca 8 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24.03.2015 tarihli ve 157-38 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 08.02.2023 tarih ve 5812-468 sayı ile; "Katılanın maruz kaldığını iddia ettiği nitelikli cinsel saldırı eyleminin oluş şekline yönelik aşamalarda birbiriyle çelişen beyanları, atılı suçun oluşumu bakımından eylemin rıza dışı işlenmesi gerektiği halde direncinin kırılması için kullanılan zor unsurunun nasıl gerçekleştiğine, sanığa karşı ne şekilde direnç gösterdiğine dair ayrıntı içeren bir anlatımının bulunmaması, sanık savunması ve tanık B.D.'nin savcılık ifadesinde; iddia edilen olay saatinden sonra katılanı sanığa ve yanındakilere çay ikram ederken gördüğünü, kendisinde herhangi bir anormallik olmadığını beyan etmesi yine mağdurenin iddialarının tanık ... T. Tarafından da doğrulanmaması karşısında, sanığın eylemini gerçekleştirdiği hususunda cezalandırılmasına yeter her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı bir delil bulunmadığı gözetilerek beraatine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yerel Mahkeme ise 25.10.2023 tarih ve 87-200 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün, sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 04.01.2024 tarihli ve 128425 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 03.04.2024 tarih ve 290-3054 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Karadeniz Ereğli Devlet Hastanesince katılan mağdure hakkında düzenlenen 26.08.20 13... .08.2013 tarihli raporlara göre; fiilî livataya, cinsel ilişkiye ve zorlamaya ilişkin bulgu görülmediği, cinsel saldırıya bağlı psikopatoloji oluşmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan mağdure soruşturmada; olay günü saat 11.00 sıralarında evde tek başına olduğu sırada havanın sıcak olması nedeniyle açık olan dış kapıdan içeriye giren sanığın, önce tuvaleti kullandığını, tuvaletten çıktıktan sonra belindeki silahı salonda bulunan yatağın üzerine bıraktığını ve akabinde yanına yaklaşarak yüzünü okşamaya başlayıp "Ben seninle birlikte olmak istiyorum." dediğini, karşı çıktığında ise belinden tutarak salondaki yatağın üzerine yatırdığını, iç çamaşırını çıkarttıktan sonra cinsel organını vajinasına sokmak suretiyle cinsel ilişkiye girdiğini, dışarıdan sesler gelmesi üzerine kaçan sanığın kendisini darbetmediğini ancak salona girdiğinde silahını yatağın üzerine koyması nedeniyle korktuğunu, sanığın eve girdiğini tanık ...’in gördüğünü,</p>

<p>Tanık ... savcılıkta; olay günü saat 14.00-15.00 saatleri arasında katılan mağdure ve sanığın da içine bulunduğu ortamda çay içtiğini ve katılan mağdurede bir anormallik fark etmediğini,</p>

<p>Tanık ... savcılıkta; olay günü saat 13.30’da sanığın kendisinden su istediğini, anlatılan olaya ilişkin bir bilgisi bulunmadığı gibi sanığın katılan mağdurenin evine gittiğini de görmediğini,</p>

<p>İfade etmişlerdir.</p>

<p>Sanık soruşturmada; muhtarlık seçimi nedeniyle kendisine iftira atıldığını, böyle bir olayın yaşanmadığını, katılan mağdurenin evine tuvalet ihtiyacını karşılamak için gitmediğini hatta katılan mağdureyle hiç konuşmadıklarını,</p>

<p>Kovuşturmada ise; kendisine aşık olduğunu söyleyen katılan mağdureyle iki yıldır ilişki yaşadıklarını ve en son olaydan 10 gün önce cinsel ilişkiye girdiklerini,</p>

<p>Savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 22.10.2025 tarihli ve 359-420 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;<br />
Amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede; in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.06.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).</p>

<p>Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için gerekçeli ve muhtemel şüphenin tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti ile vicdani kanaate ulaşılmasının, mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanığın zor kullanmak suretiyle katılan mağdureye nitelikli cinsel saldırıda bulunduğunun iddia edildiği olayda;</p>

<p>Sanığın, mahkeme beyanında katılan mağdureyle rızaya dayalı ilişkilerinin bulunduğu yönündeki savunması, katılan mağdurenin iddialarının tanık ... tarafından doğrulanmaması, tanık ...'in, olay saatinden sonra katılan mağdurenin aralarında sanığın da bulunduğu şahıslara çay ikram ettiğini ve katılan mağdurede bir anormallik fark etmediğini beyan etmesi ve cinsel eyleme ilişkin katılan mağdure hakkında alınan adli raporlarda zorlamaya dayalı bir bulgunun saptanmaması hususları bir bütün olarak göz önünde bulundurulduğunda; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı eyleminin, mağdurun rızası hilafına gerçekleştirildiği yönünde vicdani kanaat oluşması için yeterli olmadığı anlaşılmakla in dubio reo/şüpheden sanık yararlanır ilkesi gereğince ispat edilemeyen suçtan beraat kararı verilmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; "Sanığa isnat edilen nitelikli cinsel saldırı suçunun yasal unsurları itibarıyla oluştuğu" görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle,</p>

<p>1- Zonguldak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 25.10.2023 tarihli ve 87-200 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLMADIĞINA, söz konusu hükmün, sanığa isnat olunan nitelikli cinsel saldırı suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığının gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihli müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024309-e-20263-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="50601"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/397 E., 2026/1 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025397-e-20261-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025397-e-20261-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/397 E., 2026/1 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/397 E., 2026/1 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi (İlk Derece Mahkemesi Sıfatıyla)<br />
SAYISI : 2-3</p>

<p>HÜKÜM : Sanığın haksız mal edinme suçundan 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun 13/1, 14, 5237 sayılı TCK'nın 62... /1-2-3-5 maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis ve 33.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve zoralıma ilişkindir.</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Haksız mal edinme suçundan sanığın 3628 sayılı Kanun’un 13/1, 14, TCK'nın 62... /1-2-3-5. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay hapis ve 33.333 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, 2 yıl süre ile aynı Kanun'un 53/1-a maddesindeki hak ve yetkilerin kullanılmasından yasaklanmasına ve İzmir İli ... ilçesi 32 pafta, 97 ada ve 79 parsel sırasında kayıtlı bulunan 9 numaralı taşınmaz, İzmir İli ... ilçesi, 1 pafta ve 34 parsel sırasında kayıtlı 2 bahçeli kargir dubleks ev niteliğindeki taşınmaz ile İzmir İli ... ilçesi 1134 ada, 27... pafta 11 parsel sırasında kayıtlı ofis cinsi taşınmazın değerleri de göz önünde bulundurulmak suretiyle zoralımına ilişkin ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince verilen 10.10.2024 tarihli ve 2-3 sayılı hükmün, sanık müdafii ve malen sorumlu vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının onama istekli 09.12.20 24... .09.2025 tarihli tebliğnameleri ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafii; suça konu edilen ve zoralımına karar verilen taşınmazlar yerinde görülmeden değerleri tespit edilerek bilirkişi raporu düzenlenmesi, hüküm kurulurken üç vergi müfettişinden oluşan heyet tarafından düzenlenen bilirkişi raporuna dayanılması, bilirkişi heyetinde sanığın yaşam tarzı, sosyal durumu ve yapılan harcamalar gibi hususlarla ilgili uzmanlığı bulunan bir bilirkişinin olmaması, satın alınan taşınmazların değerinin gerçek dışı ve fahiş olarak, satılan taşınmazların değerinin ise gerçek bedelleri hesaplanmadan tapuda belirtilen bedel üzerinden belirlenmesi, İzmir ili ... ilçesindeki yazlığın ...'nda bulunan yazlıkla takas edilip üzerine bir miktar para verilerek alındığının göz ardı edilmesi, sanığa ait olduğundan bahisle zoralımına karar verilen taşınmazlardan ikisinin sanığın eşinin üzerine kayıtlı olması, sanığın eşinin maaşının ....net isimli internet sitesi üzerinden yaklaşık olarak tayin edilmesi, Yargıtay (Kapatılan) 19. Ceza Dairesi ve Ceza Genel Kurulunun içtihatlarına uygun şekilde bilirkişi heyetinden rapor aldırılmaması, suça konu taşınmazların büyük kısmının sanığın eşine kalan miras edinimlerinden ve bunların satılmasıyla alındığının dikkate alınmaması, süresinde mal beyanında bulunulmaması, gerçeğe aykırı bildirimde bulunulması ve banka aracı kılınmadan taşınmazların satın alınması hususlarının mahkûmiyet hükmünün gerekçesine yansıtılması, taşınmazlarla ilgili işlemlerin taraflarının dinlenmemesi, haksız mal edinme suçunun oluşmadığı gözetilerek beraat kararı verilmemesi, sanığa ait mallar ile eşine düşen miras payının haksız olarak edinildiği kabulüyle kanuna aykırı şekilde zoralım kararı verilmesi,</p>

<p>Malen sorumlu ... vekili; maliki olduğu taşınmazlar hakkında zoralım kararı verildiği hâlde malen sorumlunun kovuşturma aşamasında duruşmalardan haberdar edilmemesi ve karşı kanun yollarına başvurma imkânından alıkonulması, böylelikle mülkiyet hakkının ihlal edilmesi, iddianamede ya da esas hakkındaki mütalaada sanığın eşi olan malen sorumluya ait taşınmazların müsaderesi isteminde bulunulmaması, buna rağmen taşınmazların sanığa ait olduğu ve haksız edinildiği yanılgısıyla müsadere edilmesi, hüküm kurulurken satılan ve satın alınan taşınmazların kaynağı ile değerini yanlış ve eksik hesaplayan bilirkişi raporuna dayanılması, ...'nda bulunan taşınmazın satış ve ...'de bulunan yazlığın alış tarihleri ile takasa konu edildiğinin dikkate alınmaması, sanık ... malen sorumlunun yıllar içerisinde yaptıkları tasarruflar ve sanığın eşinin ailesinden kalan mirasın göz ardı edilmesi, sanığın eşinin malen sorumlu olarak davaya katılmasına, temyiz başvurularının kabulüne, taşınmazlar üzerindeki tedbirlerin ve zoralım kararının kaldırılmasına, sanık ... eşi lehine hükmün bozulmasına karar verilmesi,<br />
Gerekçe ve istemleriyle temyiz talebinde bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Suç tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcı vekili olan sanığa müsnet suçun niteliği itibarıyla, 2802 sayılı Kanun'da öngörülen soruşturma ve kovuşturma usul ve şartlarına da uyularak başlatılıp icra olunan hukuki süreçte, mahallinde hukuka uygun olarak ikame olunup, silahların eşitliği ve yüzyüzelik ilkeleri çerçevesinde usulünce tartışılan delillere ve dosya kapsamına istinad eden kabule göre;</p>

<p>01.01.2015-31.12.2019 tarihleri arasındaki dönemde ailevi gelirleri ile asgari giderlerine nazaran mal varlığındaki artışı, tasarruf edilebilir miktarın on katından fazla olduğu belirlenen sanığın haksız mal edinme suçunu işlediği kabul edilen olayda;</p>

<p>Sanığın ve ailesinin 01.01.2015-31.12.2019 tarihleri arasında mal varlığında meydana gelen artışın 8.139.218,64 TL'lik kısmının kaynağı tespit edilememiş ve mal varlığındaki söz konusu artışın sanık ... ailesinin gelirlerinden tasarruf edebilecek miktarın on katından fazla olduğu bilirkişi raporları ile de ortaya konulmuştur. Yine, dosyaya yansıyan bilgi ve belgeler uyarınca sanık ... malen sorumlu tarafından edinilen yedi adet taşınmaz ile iki adet otomobil, 06.01.2020 tarihli genel mal beyanında bildirilmesine rağmen bu hususta kanuni süreye uyulmamıştır. Genel mal beyanına konu dört adet taşınmaz ile iki adet taşıt, gerçek değerinin altında beyan edilmiştir. Malen sorumluya ait banka hesabındaki 269.146,74 TL ile çocuğuna ait taşıt ise genel mal beyanında hiç bildirilmemiştir. Yüksek tutarlı satın alma işlemlerinde ispat niteliği taşıyan bankanın aracı kılınması gerektiğini bilebilecek konumdaki sanık, taşınır ve taşınmaz mallarını nakit ödeme yoluyla satın almıştır. Yine sanık ... malen sorumluya veraset yoluyla intikal eden taşınmazlar dışında kalan menkul veya nakit değerin intikal ettiğine dair kanıtlayıcı herhangi bilgi ya da belge dosyaya sunulmamıştır. Sanığın kaynağını açıklayamadığı taşınmazların evlilik birliği içerisinde salt eşinin adına kayıtlı olmasının ise malen sorumluyu iyiniyetli üçüncü kişi konumuna getirmeyeceği kabul edilmiştir.<br />
Tüm bu hususlar bir bütün hâlinde değerlendirildiğinde;</p>

<p>3628 sayılı Kanun'un 15. maddesi uyarınca sanığın müebbeten kamu hizmetlerinden yasaklanmasına karar verilmesi gerekirken 2 yıl süre ile TCK'nın 53/1-a maddesinde belirtilen hak ve yetkileri kullanmaktan yasaklanmasına hükmedilmesi; aleyhe temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Sanığa isnat olunan haksız mal edinme eylemiyle ulaşılan çözümü haklı kılıcı zorunlu ögelerin ve bu eylemin sanık tarafından işlendiğinin kanuna uygun olarak yürütülen duruşma sonucunda saptandığı, bütün ve özellikle belirleyici delillerin ve aşamalarda ileri sürülen sonuca etkili iddia ve savunmaların temyiz denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak sergilendiği ve özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin, tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, gösterilen gerekçenin olaya ilişkin sorunlar bakımından özgün ve yeterli olduğu, eylemin doğru olarak nitelendirildiği ve Kanun'da öngörülen suç tipine uyduğu, cezanın kanuni bağlamda şahsileştirilerek uygulandığı anlaşıldığından, sanık müdafiinin ve malen sorumlu vekilinin ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmemiş olmakla temyiz davasının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmelidir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanığın eylemlerinin dört yıla yayılması ve haksız edinilen taşınmazların da bu süre zarfında farklı tarihlerde edinilmesi karşısında; sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği; ancak aleyhe temyiz olmadığından bu hususun bozma nedeni yapılamayacağı görüşündeyim." düşüncesiyle ve hükmün farklı gerekçeyle onanması gerektiği görüşüyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu Üyesi ise; ''Konusunda uzman emlak bilirkişisi, hukukçu bilirkişi ve Sayıştay denetçisinden oluşan üç kişilik bağımsız bilirkişi heyetinden rapor alınarak hüküm kurulması gerekirken uyuşmazlığı çözmeye yeterli olmayan, denetimi ve hüküm kurmaya elverişli bulunmayan raporla eksik inceleme ve araştırma sonucu karar verilmesi'' gerekçesiyle Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Yargıtay 7. Ceza Dairesinin sanığın haksız mal edinme suçundan mahkûmiyetine ilişkin 10.10.2024 tarihli ve 2-3 sayılı hükmünün ONANMASINA,2. Dosyanın, Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025397-e-20261-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="32257"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/159 E., 2026/9 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023159-e-20269-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023159-e-20269-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2023/159 E., 2026/9 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/159 E., 2026/9 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 100 D.iş</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Cinsel taciz suçundan sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 105/1, 105/2-d, 62... . maddeleri uyarınca 2.240,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin Yalova 3. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 18.11.2020 tarihli ve 361-394 sayılı karara yönelik sanık tarafından itiraz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesince 12.02.2021 tarih ve 2021-100 değişik iş sayı ile; "... Hüküm verilen TCK'nun 105. maddesinin şikayete tabi olduğu, mağdur duruşmada şikâyetçi olmadığını beyan etmekle, beyan doğrultusunda karar verilmesi gerekirken sanık hakkında hüküm kurulduğu anlaşıldığından, ... 1-Sanık ...'ın hakkında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına yönelik yaptığı itirazın kabulüne, 2-Sanık ... hakkında cinsel taciz suçu nedeniyle verilmiş bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına," karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükme yönelik Adalet Bakanlığının 26.07.2021 tarihli ve 4667-2021-Kyb sayılı talebi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 23.09.2021 tarihli ve 95575 sayılı ihbarnamede; "Benzer bir olay sebebiyle Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 31.03.2014 tarihli ve 2013/10291 esas, 2014/7904 karar sayılı ilamında '...soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete tabi olmayan TCK'nın 105/2 maddesindeki cinsel taciz suçu kapsamında...' şeklinde belirtildiği üzere, sanığın mağduru telefonla arayarak 'canım seni çok istiyor, seninle ilişkiye girmek istiyorum' şeklindeki sözleri söylemek şeklindeki fiilinin 5237 sayılı Kanun’un 105/2-d maddesinde düzenlen elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle cinsel taciz suçunu oluşturduğunun mahkemesince kabul edilmesi karşısında, müsnet suçun soruşturma ve kovuşturmasının şikâyete tabi olmadığı gözetilmeden, itirazın bu nedenle reddi yerine, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde isabet görülmemiştir." hususlarına yer verilerek kanun yararına bozma isteminde bulunulmuş, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 31.05.2022 tarih ve 26984-5170 sayı ile kanun yararına bozma isteğinin CMK'nın 309. maddesi uyarınca reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.09.2022 tarih ve 95575 sayı ile; "...TCK'nın 105/1 maddesinde belirtilen cinsel taciz suçunun TCK'nın 105/2. maddesinde belirtilen nitelikli hâllerinin şikâyete tabi olmaması nedeniyle Yalova 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 18.11.2020 tarih ve 2020/3 61... /394 karar sayılı ilamıyla sanığın cezalandırılması ve verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair HAGB kararının kaldırılmasına dair Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 12.02.2021 tarih ve 2021/100 değişik iş sayılı kararı usul ve yasa hükümlerine aykırı olduğundan bozulmasına karar verilmesi gerekirken Yüksek Dairece yazılı şekilde talebin reddine hükmedilmesinin isabetli olmadığı.. " görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.12.2022 tarih ve 11876-12294 sayı ile "... şartları oluştuğu takdirde mahkemece yeniden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesinde kanuni engel bulunmayıp, bu durumda itiraz kanun yoluna başvurulabileceği gözetildiğinde mevcut hâliyle olağanüstü kanun yolu olan kanun yararına bozma yoluna gidilemeyeceği anlaşılmakla..." itiraz nedenlerinin yerinde görülmemesinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; TCK'nın 105/2-d maddesinde düzenlenen elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle gerçekleştirilen cinsel taciz suçuna dair hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldıran merci kararının kanun yararına bozma yoluna konu edilip edilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Kanun yollarına başvurulmadan ya da başvurulmakla birlikte istemin reddi veya hükmün onanması yahut düzeltilerek onanması suretiyle kesinleşmiş olan hükümlerin, kesin yargının tartışılmazlığı ve hukuki güvenlik ilkeleri uyarınca sonradan değiştirilmeleri kural olarak mümkün değildir. Bununla birlikte yapılan yargılama neticesinde ulaşılan maddi hakikatin her zaman mutlak hakikati ifade etmeyebileceği de gözetilerek, kesinleşmiş olan hükümde ciddi hata ya da ağır bir hukuk ihlali bulunduğunun anlaşıldığı durumlarda Anayasa'da güvence altına alınan hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve kanun önünde eşitlik ilkesi kapsamında olağanüstü kanun yolları kabul edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının itiraz yetkisi (CMK'nın 308. maddesi), kanun yararına bozma (CMK'nın 309. maddesi) ve yargılamanın yenilenmesi (CMK'nın 311-323. maddeleri) kurumları olağanüstü kanun yolları olarak düzenlenmiştir.<br />
Uyuşmazlık konusuna ilişkin CMK'nın "Kanun yararına bozma" başlıklı 309. maddesi şöyledir;</p>

<p>"(1) Hâkim veya mahkeme tarafından verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini belirterek Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirir.</p>

<p>(2) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, bu nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtayın ilgili ceza dairesine verir.</p>

<p>(3) Yargıtayın ceza dairesi ileri sürülen nedenleri yerinde görürse, karar veya hükmü kanun yararına bozar.</p>

<p>(4) Bozma nedenleri:</p>

<p>a) 223 üncü maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir.</p>

<p>b) Mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.</p>

<p>c) Davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez.</p>

<p>d) Hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder.</p>

<p>(5) Bu madde uyarınca verilen bozma kararına karşı direnilemez."<br />
Madde gerekçesi ise özetle; "Maddeye göre, hâkim veya mahkemece verilen ve istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümde hukuka aykırılık olduğunu öğrenen Adalet Bakanı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması istemini, yasal nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olağanüstü temyiz de denilen bu kanun yoluna, istinaf veya temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşmiş bulunan kararlarda, gerek maddî hukuka ve gerek usul hukukuna ilişkin aykırılıkların giderilmesi için başvurulabilir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Adalet Bakanınca bildirilen nedenleri aynen yazarak karar veya hükmün bozulması istemini içeren yazısını Yargıtay ceza dairesine verir..." şeklindedir.</p>

<p>Ayrıntıları, 14.11.1977 tarihli ve 3-2 sayılı içtihadı birleştirme kararı ile Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış kararlarında (03.04.2012 tarihli ve 438-141, 10.05.2011 tarihli ve 80-90, 14.12.2010 tarihli ve 210-259, 15.06.2010 tarihli ve 117-146, 23.06.2009 tarihli ve 30-1 77... .02.2008 tarihli ve 19-31 sayılı gibi) açıklandığı üzere; CMK’nın 309. maddesinde, olağanüstü ve istisnai bir kanun yolu olarak düzenlenen kanun yararına bozma ile, hâkim ya da mahkemelerce verilen ve temyiz veya istinaf incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar yahut hükümlerdeki, gerek maddi gerekse usule ilişkin, varlığı hukuk devleti ve düzeni için kabul edilemez boyuttaki hukuka aykırılıkların hem ilgilisi hem de hukuk düzeni/kanun/toplum yönünden giderilmesi ile ülkede uygulama birliğinin sağlanması amaçlanmaktadır. Ancak, kesin kararlara/hükümlere karşı kabul edilmesi nedeniyle bu amaçlara hizmet etmeyen, sadece yapılan uygulamanın hatalı olduğunun tespiti ile yetinilmesi sonucunu doğuran hukuka aykırılıkların bu yolla çözülmesinde kanun yararı olmadığı gibi bu uygulamanın kesin hükmün otoritesini sarsacağı da açıktır.<br />
Aynı nedenlerle olağan kanun yollarına göre kapsamının dar ve sınırlı olması, hukuka aykırılığın, davanın özüne ve cezaya esaslı bir şekilde etki etmesi ve tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hâkim ya da mahkeme tarafından değiştirilmesi veya geri alınması her zaman mümkün olan kararlarda kanunun aradığı kesinlikten bahsedilemez. Ciddi boyuta ulaşmayan, maddi meseleye ilişkin olan, hâkimin kanaat ve takdir yetkisi kapsamında kalan hususlar ile infaz aşamasında, soruşturma ya da kovuşturma safhasında alınacak bir kararla giderilebilecek nitelikte olanlar gibi başka bir yol ve yöntemle giderilmesi ihtimali bulunan hukuka aykırılıkların kanun yararına bozma konusu olamayacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>Keza hem maddi hukuka hem de yargılama hukukuna ilişkin aykırılıkların, karar veya hükümlerin verildiği anda mevcut olması gerekir. Hükümden sonra ortaya çıkan veya hüküm verilinceye kadar mahkemenin bilgisine sunulmamış olup da daha sonradan belirtilen nedenlere dayanılarak kanun yararına bozma talebinde bulunulamaz.</p>

<p>Kanun yararına başvuru nedeniyle yapılan inceleme sırasında, Adalet Bakanlığının istem yazısında ileri sürülmeyen ve sonuca etkili bulunan başkaca hukuka aykırılıklar görüldüğünde, bu yönlerden de başvuruda bulunulmasını sağlamak bakımından Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulması, ihbar üzerine başvuruda bulunulması hâlinde ise tüm hukuka aykırılıkların bir defada giderilmesi gerekmektedir. Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 177-210 sayılı kararında da vurgulandığı üzere kanun yararına başvurulan ve olağanüstü temyiz denilen kanun yolunda geçerli istekle bağlılık kuralı gereği, isteme konu edilmeyen hüküm ve hukuka aykırılıklar, kanun yararına bozma konusu yapılamayacaktır.</p>

<p>CMK'nın 309. maddesi uyarınca hâkim veya mahkemece verilip istinaf ya da temyiz incelemesinden geçmeksizin kesinleşen karar veya hükümlerde, maddi hukuka veya muhakeme hukukuna ilişkin hukuka aykırılık bulunduğunu öğrenen Adalet Bakanlığı, o karar veya hükmün Yargıtayca bozulması talebini, kanuni nedenlerini açıklayarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı olarak bildirecektir. Bunun üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı da hükmün veya kararın bozulması talebini içeren yazısına bu nedenleri aynen yazarak Yargıtay ilgili ceza dairesine verecek, ileri sürülen nedenlerin Yargıtayca yerinde görülmesi hâlinde karar veya hüküm kanun yararına bozulacak, yerinde görülmezse talep reddedilecektir.</p>

<p>Bozma sonrası yapılacak işlemler ve bu işlemleri gerçekleştirecek merciler ile bozma kararının etkileri ise, bozulan hüküm veya kararın türü ve bozma nedenlerine göre CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasında düzenlenmiştir. Bu fıkranın düzenlenmesinde belirleyici olması nedeniyle yorumlanmasında da kesin hüküm (kaziyei muhkeme) kavramı temel kriter olarak nazara alınmalıdır.</p>

<p>Hukuk devletinin temel unsurlarından biri olarak hukuk güvenliği, toplum düzeni ve barışı için zorunlu olsa da son çare olarak başvurulması gereken yargılama/cezalandırma tehdidi altında sürekli olarak kalmamayı zorunlu kılar. Bu nedenle hukuk düzenleri, kesin hükmün otoritesini koruyagelmektedir.<br />
Kesin hüküm, mahkemeler tarafından verilmiş hükümlerin belli şartlar altında kazanmış oldukları kanuni gerçeklik olarak tanımlanmaktadır. (Kunter, Ceza Muhakemesi Hukuku, 9.Bası, İstanbul 1989, s.44, Kuru/Arslan/Yılmaz, 2011, s. 686, Akkaş, Ahmet Hulusi, Ceza Muhakemesi Bağlamında Yargı Mercileri Kararlarının Birbirleri Üzerindeki Etkisi, Adalet Yayınevi, s. 71,) Genel ve temel bir ilke hâlini almış bu kanuni gerçeklik ile, bir yönden kişiler arasındaki uyuşmazlıkları bir noktada çözüme kavuşturarak toplumsal düzen ve barışı tesis etmek/korumak, davaların usulen sona ermesini sağlamak (şeklî anlamda kesin hüküm), diğer taraftan hukuksal uyuşmazlıkların kesin bir şekilde son bulmasını temin etmek (maddi anlamda kesin hüküm) istenmektedir. Şeklî anlamda kesin hüküm, hüküm hakkında öngörülmüş bir kanun yolunun bulunmadığı, bulunuyorsa kanun yollarının tüketilmesi sonucunda ortaya çıkan izafi bir gerçekliği ifade ettiğinden, kesin hükümden maksadın maddi anlamda kesin hüküm olduğu açıktır. Maddi anlamda kesin hüküm, yapılan yargılama sonunda hukuki ihtilafın esasını -kural olarak- bir daha yargılama konusu yapılamayacak biçimde çözmesi itibarıyla kanuni bir gerçeklik olmayı hak eder. Bu özelliği iledir ki, hem ilgililerini mutlak surette bağlar (olumlu etkisi) hem de ne bis in idem ilkesi koruması altında, aynı şahsın, aynı fiili nedeniyle ikinci kez yargılanmasına engel olur (olumsuz etkisi).</p>

<p>Şu hâle göre, maddi anlamda kesin hüküm niteliği kazanmış bir hükmün mevcut olduğu durumlarda kural olarak ikinci kez yargılama yapılamaz ve aleyhe sonuç doğuracak biçimde yeni bir hüküm tesis edilemez. Bu nedenle de olağanüstü kanun yollarını düzenleyen normların, istisnai norm olmaları itibarıyla dar yorumlanmaları kesin hükmün otoritesinin korunması gereğinin zorunlu sonucudur.</p>

<p>Bu bağlamda CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasındaki düzenleme incelendiğinde:</p>

<p>a. Dördüncü fıkranın (a) bendi uyarınca; bozma nedeni 223. maddede tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karara ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. CMK'nın 223. maddesinde hükümler; mahkûmiyet, beraat, ceza verilmesine yer olmadığı, güvenlik tedbirine hükmedilmesi, davanın reddi ve düşmesi, adli yargı dışındaki bir yargı merciine yönelik görevsizlik kararları olarak tahdidi biçimde sayılmıştır. 03.06.1936 tarihli ve 129-11 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararına göre de bu kararlardan; "Mahkûmiyet ve beraat kararı ile zamanaşımı, af ve davadan vazgeçme gibi düşme sebeplerine dayanılarak verilen kararlar davanın esasını halleden kararlardandır".</p>

<p>Bozmaya konu hüküm, mahkûmiyet, beraat ve düşme dışında kalan, davanın esasını çözmeyen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği de taşımayan bir hüküm ise, 26.10.1932 tarihli ve 29-12 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da benimsendiği gibi (Adalet Bakanının uygulamadaki hatalardan başka esas ve hükme etkili olan usul hatalarından dolayı da yazılı emir vermeye yetkili olduğu, yazılı emir üzerine bozulan mahkeme hükmünün davanın esasını hallettiği surette yargılamanın tekrarlanmaması, davanın esasını halletmediği surette yargılamanın tekrarlanması gerektiği); kararı veren hâkim veya mahkeme, gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verir. Bu ihtimalde işin esası ile ilgili yargılama yapıp yeni bir hüküm kurmaya engel bir durumdan bahsedilemez.</p>

<p>b. Dördüncü fıkranın (b) bendi uyarınca; bozma nedeni mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözmeyen yönüne veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usul işlemlerine ilişkin ise, kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre gereken hüküm verilir. Bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamaz.</p>

<p>Bozmaya konu hükmün, bir mahkûmiyet hükmü olması itibarıyla 223. maddede sayılan ve davanın esasını çözen, maddi anlamda kesin hüküm olduğunda kuşku yoktur. Kanun koyucu bu ihtimalde yukarıda yer verilen açıklamalar doğrultusunda, bozmanın kapsamını, davanın esasını çözmeyen yönündeki veya savunma hakkını kaldırma veya kısıtlama sonucunu doğuran usuli işlemlerdeki hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla sınırlı tutmuştur. Bir anlamda maddi anlamda kesin hükmün kurulduğu yargılamanın, adil yargılanma ilkesi parametrelerine uygun olarak yapılmaması nedeniyle kararı veren hâkim veya mahkemece yeniden yapılacak yargılama sonucuna göre tekrar hüküm kurulmasına imkân tanınmaktadır. Ancak bu hüküm, önceki hükümle belirlenmiş olan cezadan daha ağır olamayacaktır.</p>

<p>c. Dördüncü fıkranın (c) bendi uyarınca; bozma sebebi davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Bu durumda bozmaya konu hüküm, beraat ve düşme gibi davanın esasını çözen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği de taşıyan bir hüküm olduğundan, Özel Dairenin varsa hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Hâl böyle olunca bozmadan sonra kararı veren mahkemece yeniden yargılama yapılması ve hüküm kurulmasının kanuni dayanağı yoktur. Bu durum göz ardı edilmek suretiyle bozmadan sonra, kararı veren mahkemece yargılamaya devam edilerek verilen yeni hüküm hukuki değerden yoksundur.</p>

<p>d. Dördüncü fıkranın (d) bendi uyarınca; bozma nedenleri hükümlünün cezasının kaldırılmasını gerektiriyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesini gerektiriyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmeder. Bozmaya konu hükmün bir mahkûmiyet hükmü olduğunda ve dolayısıyla davanın esasını çözen ve bu hâliyle esasen maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıdığında kuşku yoktur. Açıklanan nedenle bu ihtimalde kanun koyucu, hükmün aleyhe bozulmasına ve bozmadan sonra kararı veren mahkemece yargılamaya devam edilmesine izin vermemiştir. Eğer mahkûmiyet hükmüne konu cezanın kaldırılması gerekiyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesi gerekiyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmedecektir.</p>

<p>e. 309. maddenin 1. fıkrasında; "hâkim veya mahkeme tarafından verilen ... karar veya hükümlerden" bahsedildiğine göre, düzenlemenin belli ölçüde muğlak olduğu görülmekte ise de, "hakim kararı"nın da şartları varsa kanun yararına bozmaya konu olabileceğinde tereddüt yaşanmamalıdır. Uygulama bu yönde istikrar kazanmış durumdadır. Anılan kararların nitelikleri itibarıyla maddi anlamda kesin hüküm kapsamında değerlendirilemeyecekleri açık olduğundan bozmadan sonra kararı veren hâkim gerekli inceleme ve araştırma sonucunda yeniden karar verecektir. Yeni karar ilgilisinin lehine ya da aleyhine olabilir.</p>

<p>Görüldüğü üzere kanuni düzenleme; bozmanın konusunun, davanın esasını çözen ve bu hâliyle maddi anlamda kesin hüküm niteliği taşıyan bir hüküm olması durumunda, kural olarak yeniden yargılamaya ve aleyhte sonuç doğuracak biçimde yeniden hüküm tesis etmeye izin vermemektedir.</p>

<p>Bozma davanın esasını çözüp de mahkûmiyet dışındaki hükümlere ilişkin ise, aleyhte sonuç doğurmaz ve yeniden yargılamayı gerektirmez. Bu durumda Özel Dairenin hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Bozmadan sonra, kararı veren hâkim veya mahkemece yapılacak herhangi bir işlem yoktur.</p>

<p>Konuları mahkûmiyet hükmü olduğundan, dördüncü fıkranın (b) ve (d) bentlerinin birlikte değerlendirilmesi gerekir. Bu cümleden olarak, mahkûmiyete ilişkin hükmün, davanın esasını çözen yönü ile ilgili olarak ne bis in idem ilkesi gereğince bozma kararı verilemez. Şu kadar ki, hükümlünün cezasının kaldırılması gerekiyorsa cezanın kaldırılmasına, daha hafif bir cezanın verilmesi gerekiyorsa bu hafif cezaya Yargıtay ceza dairesi doğrudan hükmedecektir. Mahkûmiyet hükmünde cezanın noksan belirlenmesinin, davanın esasını çözen yönüne ilişkin olduğunda kuşku bulunmadığından Özel Dairenin işbu hukuka aykırılıkları tespit ederek hükmü, aleyhte sonuç doğurmamak ve yeniden yargılanmamak üzere bozmakla yetinmesi gerekmektedir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.09.2009 tarihli ve 145-214; 21.11.2006 tarihli ve 246-261; 04.07.2006 tarihli ve 185-175; 14.06.2005 tarihli ve 55-64 sayılı kararlarında da sanık aleyhine kanun yararına bozma yoluna başvurulabilmesinin mümkün olduğu, ancak bu hâlde hükmün aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulması gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>İhtilafla doğrudan irtibatlı ve Özel Dairenin kanun yararına bozma kararına konu hükmün açıklanmasının geri bırakılması, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildikten sonra, denetim süresi içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak kamu davasının CMK’nın 223. maddesi uyarınca düşmesine karar verilecek, denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise CMK'nın 231/11. maddesi gereğince hüküm açıklanacak, ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı hâlinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkûmiyet hükmü kurabilecektir ( CGK’nın 21.02.2024 tarihli ve 50-78, 17.02.2022 tarihli ve 90- 98... .11.2020 tarihli ve 56-438 sayılı kararları).</p>

<p>Bu bağlamda temyiz ve istinaf kanun yollarından geçmeksizin kesinleşen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların ülke sathında uygulama birliğine ulaşmak ve ciddi boyutlara ulaşan hukuka aykırılıkların toplum ve birey açısından hukuk yararına giderilmesi amacıyla olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılabileceği kabul edilmelidir. Nitekim Yüksek Kurulun 10.04.2018 tarihli ve 487-1 51... .02.2024 tarihli ve 50-78 sayılı kararlarında da aynı sonuca ulaşılmıştır.</p>

<p>Kaldı ki, Anayasa Mahkemesinin 20.07.2022 tarihli ve 121-88 sayılı kararında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları ile ilgili olarak etkin bir kanun yolu başvurusunun bulunmaması ısrarla vurgulanarak anılan normun ilgili fıkraları iptal edilmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 21. maddesi ile de; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Diğer yandan, bir suç hakkında ilgili kanunda şikâyetle ilgili bir düzenleme olmadığında o suçun resen takibi gereken suç olduğunun anlaşılması, bir suçun basit hâlinin soruşturulması ve kovuşturulmasının şikâyete tabi olmasının nitelikli hâllerini de şikâyete tabi hâle getirmemesi, nitelikli hâllerin şikâyete tabi olup olmadığı konusunda yerleşmiş içtihatlar, Kanun gerekçeleri ve doktrinde ittifakla kabul edilen görüşler karşısında; TCK'nın 105. maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin şikâyete tabi olduğunun açıkça düzenlenmediği, anılan fıkrada değişiklik yapan 5377 sayılı Kanun'un 13. maddesine ilişkin teklif gerekçesinde de cinsel taciz suçunun nitelikli unsurlarının gerçekleştiği durumlarda soruşturma ve kovuşturmanın yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığının belirtildiği anlaşıldığından, cinsel taciz suçunun nitelikli hâllerinin gerçekleştiği durumlarda, soruşturma ve kovuşturma yapılmasının mağdurun şikâyetine bağlı olmadığı kabul edilmelidir (CGK. 08.01.20 25... -8 sayılı ve 25.11.20 25... -503 sayılı kararları)</p>

<p>B. Hukuki Değerlendirme</p>

<p>Yerel mahkemece sanık hakkında sübut bulan elektronik haberleşme araçlarının sağladığı kolaylıktan faydalanmak suretiyle cinsel taciz suçundan mahkûmiyete dair kurulan hükmün, CMK’nın 231/5. maddesi uyarınca açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedildiği, sanığın bu karara yönelik itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yalova 2. Ağır Ceza Mahkemesince, 12.02.2021 tarih ve 2021-100 Değişik iş sayı ile "şikâyete tabi olan cinsel taciz suçunda mağdurun duruşmada şikâyetçi olmadığına dair beyanı dikkate alınmadan hüküm kurulması" gerekçesiyle Yerel Mahkemece verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının kaldırılmasına kesin olarak karar verildiği anlaşılan dosyada;</p>

<p>Hukuksal uyuşmazlığın kesin bir şekilde son bulmasını temin eden maddi anlamda kesin hüküm değil ve fakat şeklî anlamda bir kesinlik arz eden, CMK'nın 223. maddesinde tanımlanan ve davanın esasını çözmeyen bir karar özelliği taşıyan mercii kararının, mahiyeti itibarıyla CMK'nın 309. maddesinin dördüncü fıkrasının (a) bendi uyarınca kararı veren mahkemenin yeniden karar vermesi için bozulması gerekir. Bu nedenle, bu kararın olağanüstü bir kanun yolu olan kanun yararına bozma konusu yapılamayacağına dair Özel Dairenin gönderme kararındaki gerekçede hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının bu gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Ceza Genel Kurulu üyesi; Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını kaldıran merci kararının kanun yararına bozma yoluna konu edilemeyeceği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 29.12.2022 tarihli ve 11876-12294 sayılı kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın itiraz konusunda bir karar verilmesi için Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023159-e-20269-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargiatdts.jpg" type="image/jpeg" length="66700"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/403 E., 2026/21 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025403-e-202621-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025403-e-202621-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/403 E., 2026/21 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/403 E., 2026/21 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 410-314</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/a-2, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve ertelemeye ilişkin Kurtalan Asliye Ceza Mahkemesince verilen 19.07.2016 tarihli ve 340-314 sayılı hükmün, katılan vekili ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 31.05.2022 tarih ve 10502-10760 sayı ile; "Hükümden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de gözetilerek öncelikle lehe Kanun'un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesince 04.06.2024 tarih ve 410-314 sayı ile; sanığın aynı suçtan 213 sayılı Kanun'un 359/a-2, 359/4, TCK'nın 62... . maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, sanık müdafii ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.04.2025 tarih ve 5663-4876 sayı ile; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların 7499 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca temyizi mümkün olmayıp istinaf yoluna tabi olduğu anlaşıldığından sanık müdafii ve katılan vekilinin temyiz talebinin istinaf dilekçesi olarak kabulü ile istinaf talebinin mercisince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin iadesine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 26.06.2025 tarih ve 93345 sayı ile; "...Sanık hakkındaki hükmün daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.07.2025 tarih ve 3005-10663 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme defter, kayıt ve belgeleri gizleme suçu ile sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 04.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle de CMK'nın 231. maddesine dahil edilerek fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>Eklenen fıkralardan biri olan 12. fıkra; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir." şeklinde iken, bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince 20.07.2022 tarih ve 121-88 sayı ile; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, ancak bu hüküm de Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 120-107 sayılı kararıyla; CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin 5. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13... . fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43/4. maddesi gereğince iptalleri gerektiği gerekçesine dayanılarak yayımından 1 yıl sonra yürürlüğe girmek üzere yeniden iptal edilmiştir.</p>

<p>Bu karar sonrasında, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Yapılan düzenlemenin uygulamada karışıklığa neden olmaması için de aynı Kanun'un 22. maddesinde bir geçiş hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde ile CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrası şöyledir;</p>

<p>"a) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanır.</p>

<p>b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>d) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam olunur."<br />
Bilindiği gibi 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.<br />
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemelerle önceden itiraz yolu öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilmeleri hâlinde istinaf yoluna tabi olacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yine aynı düzenlemelerle 01.06.2024 tarihi ve sonrasında ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik başvurulabilecek kanun yolunun ise temyiz olduğu belirtilerek hukukumuzda hüküm niteliğinde sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da sınırlı olarak temyiz yolu açılmıştır. Aynı Kanun'la CMK'ya getirilen geçici 6. maddeyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin de 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği açıklanarak uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun'la getirilen yeni düzenlemelerden sonra, ilk derece mahkemelerince ilk kez 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, istinaf yoluna tabi olacağında ihtilaf yoktur. Sorun, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun ne olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Sorun ilk kez Yüksek Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli gündeminde 2025/169 Esasına kayden görülen 2025/381 Karar sayılı dosya üzerinde görüşülmüş ve özetle şu gerekçe ile sonuca bağlanmıştır:</p>

<p>"5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul sisteminde, kanun yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun vazıı bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Keza 7165 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makul sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir. Yargıtay ilgili Dairesince verilen bozma kararı sonrasında 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>Son kararın istinaf denetimine tabi olduğunun kabul edilmesi, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerine uygun olmadığı her türlü tartışmadan uzaktır. Kaldı ki, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin son kararının ortadan kaldırılarak kesinlik sınırları içinde kalacak şekilde başka bir hüküm kurulması da mümkündür. Bu hâlde olağan kanun yollarına gidilemeyeceğinden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluyla denetlenmesi de mümkün olamayacaktır.</p>

<p>Bu nedenlerle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun temyiz olduğunun kabulü gerekir."</p>

<p>Ancak şu gerekçelerle bu karardan rücu edilmiştir:</p>

<p>1.Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine halel getirmeyeceği gibi, hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile CMK'ya eklenen geçici 6. madde de bir geçiş maddesi olarak düzenlenmiştir. Buna göre, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği öngörülerek uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle norm, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin mer'iyet ve kapsamı bakımından usuli bir özel düzenleme mahiyetindedir. Bu mahiyeti itibarıyla öncelikle uygulanmalıdır.</p>

<p>2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukuki nitelik olarak; hem maddi hem de usul hukukuna temas eden yönleriyle karma bir yapı görünümündedir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarında da işaret olunduğu üzere, ontolojik yapısı ve konuluş amacına hizmet etmesi yönüyle uygulamada ciddi sorunlarla karşılaştığı bir vakıadır. Her hâlükârda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, CMK'nın 223/1. maddesinde tahdidi olarak sayılan hükümlerden biri olmadığı da tartışmadan varestedir.</p>

<p>Oysa gerek 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının gerekse 7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasının konularının, doğrudan CMK'nın 223/1. maddesi kapsamında hüküm niteliğindeki kararlar olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>3.Yargıtay tarafından verilen bozma kararı ile, bozmaya konu, derece mahkemelerince verilen her türlü hüküm ve/veya kararların ortadan kalkacağında da tereddüt edilmemelidir.</p>

<p>4.Nihayet uygulamada 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce de, daha evvel temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun itiraz olduğu (CMK madde 231/12), iş bu kararın niteliği itibarıyla temyizinin mümkün olmadığı kabul edilegelmiştir. Nitekim CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrasının b, c ve d bentleri ile de 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar yönünden önceki uygulamanın devamının gerekeceğine işaret edilmiştir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmiş bir karar da bulunmadığına göre,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 04.06.2024 olan karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesinin 19.07.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 04.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını temyizen inceleyemeyeceğinin, kararın istinaf kanun yoluna tabi olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz denetiminden geçtikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın, temyiz mi yoksa istinaf kanun yolu denetimine mi tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Bir başka deyişle; 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesi ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'ta olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça 'hemen ve derhal uygulanma' ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un 'Temyiz ve karar düzeltme' başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.' hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK'un 3 05... . maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun koyucu, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil, temyiz kanun yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yasa yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makûl sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Usul Hukukunda kıyas mümkün olduğundan daha önceden temyiz denetiminden geçerek bozma ilamı sonrasında verilen hükümlerde olduğu gibi uyarlama talebi üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yasa yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 27.06.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca, sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu,</p>

<p>Ayrıca, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesinde değişiklik yapılırken, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 6/2-b-c maddelerindeki;</p>

<p>'b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.' hükümleri nazara alındığında; sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli ve 2025/169 Esas sayılı kararı ile de Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından aynı konuda yapılan itirazın kabulüne karar verildiği, görülmüştür.)</p>

<p>Yargıtay Başsavcılığının itirazı doğru olduğundan itirazın kabul edilmesi gerekirken reddine karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,</p>

<p>Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025403-e-202621-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="69951"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/668 E., 2026/23 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025668-e-202623-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025668-e-202623-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/668 E., 2026/23 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><br />
<strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/668 E., 2026/23 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 482-812</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın resmî belgede sahtecilik suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 43/1-2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 1 yıl 13 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Gaziosmanpaşa 6. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 14.06.2016 tarihli ve 67-442 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.05.2024 tarih ve 1287-6873 sayı ile; "...1- 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesine göre 'Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi' durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanması mümkün olup aynı anda işlenen eylemlerde zincirleme suça ilişkin hükümlerin uygulanma olanağı bulunmadığı, suça konu farklı kişiler adına düzenlenmiş nüfus cüzdanlarının farklı tarihlerde düzenlediğine dair kesin delil bulunmadığı anlaşılmakla, buna göre eylemin tek bir resmî belgede sahtecilik suçunu oluşturacağı, sahte belge çeşitliliğinin 5237 sayılı Kanun'un 61 inci maddesi uyarınca temel cezanın belirlenmesinde dikkate alınabileceği gözetilmeden sanık hakkında zincirleme suç hükümlerinin uygulanması,</p>

<p>2- Sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 204 üncü maddesinin birinci fıkrası 43... nci maddeleri uyarınca uygulama yapılırken, sonuç cezanın '2 yıl 1 ay' yerine '1 yıl 13 ay' olarak hesaplanması suretiyle eksik ceza tayin edilmesi,</p>

<p>3- 5237 sayılı Kanun'un 53 üncü maddesinin uygulanmasında, Anayasa Mahkemesinin 08.10.2015 tarihli ve 2014/140 Esas ve 2015/85 Karar sayılı iptal kararının gözetilmemesi," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesince 21.11.2024 tarih ve 482-812 sayı ile; sanığın aynı suçtan TCK'nın 204/1, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 11... gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 17.06.2025 tarih ve 1199-7418 sayı ile; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların 7499 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/12. maddesi uyarınca temyizi mümkün olmayıp istinaf yoluna tabi olduğundan sanık müdafiinin temyiz talebinin istinaf dilekçesi olarak kabulü ile merciinde incelenmek üzere dosyanın incelenmeksizin mahalline iadesine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 15.10.2025 tarih ve 16616 sayı ile; "...Sanık hakkındaki hükmün daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 06.11.2025 tarih ve 4530-14320 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını temyizen incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle de CMK'nın 231. maddesine dahil edilerek fıkralar eklenmiştir.<br />
Eklenen fıkralardan biri olan 12. fıkra; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir." şeklinde iken, bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince 20.07.2022 tarih ve 121-88 sayı ile; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, ancak bu hüküm de Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 120-107 sayılı kararıyla; CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin 5. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13... . fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43/4. maddesi gereğince iptalleri gerektiği gerekçesine dayanılarak yayımından 1 yıl sonra yürürlüğe girmek üzere yeniden iptal edilmiştir.</p>

<p>Bu karar sonrasında, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Yapılan düzenlemenin uygulamada karışıklığa neden olmaması için de aynı Kanun'un 22. maddesinde bir geçiş hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde ile CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrası şöyledir;</p>

<p>"a) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanır.</p>

<p>b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>d) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam olunur."<br />
Bilindiği gibi 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.<br />
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemelerle önceden itiraz yolu öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilmeleri hâlinde istinaf yoluna tabi olacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yine aynı düzenlemelerle 01.06.2024 tarihi ve sonrasında ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik başvurulabilecek kanun yolunun ise temyiz olduğu belirtilerek hukukumuzda hüküm niteliğinde sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da sınırlı olarak temyiz yolu açılmıştır. Aynı Kanun'la CMK'ya getirilen geçici 6. maddeyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin de 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği açıklanarak uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun'la getirilen yeni düzenlemelerden sonra, ilk derece mahkemelerince ilk kez 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, istinaf yoluna tabi olacağında ihtilaf yoktur. Sorun, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun ne olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Sorun ilk kez Yüksek Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli gündeminde 2025/169 Esasına kayden görülen 2025/381 Karar sayılı dosya üzerinde görüşülmüş ve özetle şu gerekçe ile sonuca bağlanmıştır:</p>

<p>"5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul sisteminde, kanun yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun vazıı bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Keza 7165 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makul sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir. Yargıtay ilgili Dairesince verilen bozma kararı sonrasında 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>Son kararın istinaf denetimine tabi olduğunun kabul edilmesi, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerine uygun olmadığı her türlü tartışmadan uzaktır. Kaldı ki, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin son kararının ortadan kaldırılarak kesinlik sınırları içinde kalacak şekilde başka bir hüküm kurulması da mümkündür. Bu hâlde olağan kanun yollarına gidilemeyeceğinden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluyla denetlenmesi de mümkün olamayacaktır.</p>

<p>Bu nedenlerle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun temyiz olduğunun kabulü gerekir."</p>

<p>Ancak şu gerekçelerle bu karardan rücu edilmiştir:</p>

<p>1.Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine halel getirmeyeceği gibi, hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile CMK'ya eklenen geçici 6. madde de bir geçiş maddesi olarak düzenlenmiştir. Buna göre, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği öngörülerek uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle norm, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin mer'iyet ve kapsamı bakımından usuli bir özel düzenleme mahiyetindedir. Bu mahiyeti itibarıyla öncelikle uygulanmalıdır.</p>

<p>2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukuki nitelik olarak; hem maddi hem de usul hukukuna temas eden yönleriyle karma bir yapı görünümündedir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarında da işaret olunduğu üzere, ontolojik yapısı ve konuluş amacına hizmet etmesi yönüyle uygulamada ciddi sorunlarla karşılaştığı bir vakıadır. Her hâlükârda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, CMK'nın 223/1. maddesinde tahdidi olarak sayılan hükümlerden biri olmadığı da tartışmadan varestedir.</p>

<p>Oysa gerek 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının gerekse 7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasının konularının, doğrudan CMK'nın 223/1. maddesi kapsamında hüküm niteliğindeki kararlar olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>3. Yargıtay tarafından verilen bozma kararı ile, bozmaya konu, derece mahkemelerince verilen her türlü hüküm ve/veya kararların ortadan kalkacağında da tereddüt edilmemelidir.</p>

<p>4. Nihayet uygulamada 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce de, daha evvel temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun itiraz olduğu (CMK madde 231/12), iş bu kararın niteliği itibarıyla temyizinin mümkün olmadığı kabul edilegelmiştir. Nitekim CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrasının b, c ve d bentleri ile de 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar yönünden önceki uygulamanın devamının gerekeceğine işaret edilmiştir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmiş bir karar da bulunmadığına göre,<br />
İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2024 olan karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesinin 14.06.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 21.11.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını temyizen inceleyemeyeceğinin, kararın istinaf kanun yoluna tabi olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz denetiminden geçtikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın, temyiz mi yoksa istinaf kanun yolu denetimine mi tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Bir başka deyişle; 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesi ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'ta olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça 'hemen ve derhal uygulanma' ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un 'Temyiz ve karar düzeltme' başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.' hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK'un 3 05... . maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun koyucu, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil, temyiz kanun yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yasa yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makûl sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Usul Hukukunda kıyas mümkün olduğundan daha önceden temyiz denetiminden geçerek bozma ilamı sonrasında verilen hükümlerde olduğu gibi uyarlama talebi üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yasa yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 27.06.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca, sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu,</p>

<p>Ayrıca, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesinde değişiklik yapılırken, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 6/2-b-c maddelerindeki;</p>

<p>'b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.' hükümleri nazara alındığında; sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli ve 2025/169 Esas sayılı kararı ile de Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından aynı konuda yapılan itirazın kabulüne karar verildiği, görülmüştür.)</p>

<p>Yargıtay Başsavcılığının itirazı doğru olduğundan itirazın kabul edilmesi gerekirken reddine karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,</p>

<p>Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025668-e-202623-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="70125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/404 E., 2026/22 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025404-e-202622-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025404-e-202622-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 07.01.2026 tarihli, 2025/404 E., 2026/22 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/404 E., 2026/22 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 632-891</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın sahte fatura düzenleme suçundan 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'nun 359/b, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 43/1, 62... . maddeleri uyarınca (beş kez) 3 yıl 1 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Ankara 36. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 26.05.2016 tarihli ve 129-648 sayılı hükümlerin, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 31.05.2022 tarih, 8329-11001 sayı ve oy çokluğu ile; "Hükümden sonra 15.04.2022 tarihinde Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleriyle değişik 213 sayılı Kanun'un 359. maddesinin 3, 4, 5 ve 6. fıkra hükümleri uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de gözetilerek öncelikle lehe Kanun'un tespit edilip uygulama yapılması ve her iki Kanunla ilgili uygulamanın gerekçeleriyle birlikte denetime olanak verecek şekilde ayrıntılı olarak kararda gösterilmesi suretiyle sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Başkan Vekili ...; "...inceleme tarihi itibarıyla olağanüstü zamanaşımı gerçekleşen (2009 takvim yılında sahte fatura düzenleme suçundan açılan) kamu davasının düşürülmesi gerekir. Bu sebeplerle sayın çoğunluğun hükümlerin tamamının bozulması yönündeki düşüncesine katılmıyorum." düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Bozma kararına uyan İlk Derece Mahkemesince 13.12.2022 tarih ve 734-1038 sayı ile; sanığın aynı suçtan 213 sayılı Kanun'un 359/b, anılan Kanun'a eklenen geçici 34, TCK'nın 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin hükmün, sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 12.06.2024 tarih ve 1342-8172 sayı ile; "5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 61 inci maddesindeki ölçütler ve aynı Kanunun 3 üncü maddesindeki 'fiilin ağırlığıyla orantılı ceza verilmesi ilkesi'ne aykırı olarak, zararın tamamı karşılayan ve adli sicil kaydı bulunmayan sanığın durumu ile dosya kapsamına uygun düşmeyecek şekilde ve somut olarak nedenleri belirtilmeksizin alt sınırdan orantısız biçimde uzaklaşılmak suretiyle fazla ceza tayini" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince 17.12.2024 tarih ve 632-891 sayı ile; sanığın aynı suçtan 213 sayılı Kanun'un 359/b, anılan Kanun'a eklenen geçici 34, TCK'nın 43/1, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın, katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesince 22.04.2025 tarih ve 1208-4873 sayı ile; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararların 7499 sayılı Kanun ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 231/12. maddesi uyarınca temyizi mümkün olmayıp istinaf yoluna tabi olduğu anlaşıldığından; katılan vekilinin temyiz talebinin istinaf dilekçesi olarak kabulü ile istinaf talebinin mercisince incelenmesi için dosyanın incelenmeksizin iadesine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 28.06.2025 tarih ve 19777 sayı ile; "...01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece Mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 17.12.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca sanık hakkındaki hükmün daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesinin hukuka aykırılık oluşturduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 09.07.2025 tarih ve 3003-10662 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 26.05.20 16... .12.2022 tarihli hükümlerini inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar<br />
Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesiyle kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle de CMK'nın 231. maddesine dahil edilerek fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>Eklenen fıkralardan biri olan 12. fıkra; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir." şeklinde iken, bu hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu ileri sürülerek iptalinin istenmesi üzerine Anayasa Mahkemesince 20.07.2022 tarih ve 121-88 sayı ile; hükmün açıklanmasının geri bırakılmasının ve bu kurumun işleyişinin birçok temel hak ve özgürlüğe müdahale teşkil etmesi nedeniyle itiraz konusu fıkranın Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı bağlamında incelenmesi neticesinde CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yer alan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı itiraz yolunun açık olduğunu düzenleyen kuralın, bu kanun yoluna başvuranların iddia ve delillerinin dikkate alınmasında, çatışan menfaatlerin dengelenmesinde ve temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunun ve ölçülülüğünün belirlenebilmesinde belirli ve etkili bir denetim yolu öngörmediği, bu durumun temel hak ve özgürlüklere yapılan müdahalelerin giderilmesinde ve kamu gücünü kullananların keyfî davranışlarının önüne geçilmesinde bireye tanınmış olan yetkili makama başvurma imkânının sağlanmasını isteme hakkını ihlal ettiği ve etkili başvuru hakkıyla bağdaşmadığı gerekçeleriyle Anayasa'nın 40. maddesine aykırı görülerek yayımından dokuz ay sonra yürürlüğe girmek üzere iptal edilmiştir.</p>

<p>Karar tarihinden sonra 05.04.2023 tarihinde yürürlüğe giren 7445 sayılı Kanun'un 21. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir. İtiraz mercii, karar ve hükmü inceler; usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılık tespit ettiği takdirde, gerekçesini göstererek karar ve hükmü kaldırır ve gereğinin yapılması için dosyayı mahkemesine gönderir." şeklinde yeniden düzenlenmiş, ancak bu hüküm de Anayasa Mahkemesinin 01.06.2023 tarihli ve 120-107 sayılı kararıyla; CMK'nın 231. maddesinin 5. fıkrasının birinci cümlesinin iptali nedeniyle uygulanma imkânı kalmayan anılan maddenin 5. fıkrasının ikinci ve üçüncü cümleleri ile 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13... . fıkralarının 6216 sayılı Kanun'un 43/4. maddesi gereğince iptalleri gerektiği gerekçesine dayanılarak yayımından 1 yıl sonra yürürlüğe girmek üzere yeniden iptal edilmiştir.</p>

<p>Bu karar sonrasında, 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Ceza Muhakamesi Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrası; "272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir." şeklinde yeniden düzenlenmiştir.</p>

<p>Yapılan düzenlemenin uygulamada karışıklığa neden olmaması için de aynı Kanun'un 22. maddesinde bir geçiş hükmüne yer verilmiştir. Anılan madde ile CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrası şöyledir;</p>

<p>"a) Bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci ve onikinci fıkrasında yapılan kanun yoluna ilişkin değişiklikler, 1/6/2024 tarihi ve sonrasında verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında uygulanır.</p>

<p>b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.</p>

<p>d) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları bakımından sanığın kabul etmesi şartı aranmaya devam olunur."<br />
Bilindiği gibi 07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.<br />
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nda olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la yapılan düzenlemelerle önceden itiraz yolu öngörülen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilmeleri hâlinde istinaf yoluna tabi olacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yine aynı düzenlemelerle 01.06.2024 tarihi ve sonrasında ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına yönelik başvurulabilecek kanun yolunun ise temyiz olduğu belirtilerek hukukumuzda hüküm niteliğinde sayılmayan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarına karşı da sınırlı olarak temyiz yolu açılmıştır. Aynı Kanun'la CMK'ya getirilen geçici 6. maddeyle CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin de 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği açıklanarak uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır.</p>

<p>7499 sayılı Kanun'la getirilen yeni düzenlemelerden sonra, ilk derece mahkemelerince ilk kez 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilecek hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, istinaf yoluna tabi olacağında ihtilaf yoktur. Sorun, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun ne olduğu noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Sorun ilk kez Yüksek Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli gündeminde 2025/169 Esasına kayden görülen 2025/381 Karar sayılı dosya üzerinde görüşülmüş ve özetle şu gerekçe ile sonuca bağlanmıştır:</p>

<p>"5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca CMK’nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul sisteminde, kanun yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır." hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihi olan 20.07.2016 tarihinden önce verilen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun vazıı bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil temyiz yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır. Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Keza 7165 sayılı Kanun’un 9. maddesi ile değişik CMK’nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makul sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir. Yargıtay ilgili Dairesince verilen bozma kararı sonrasında 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>Son kararın istinaf denetimine tabi olduğunun kabul edilmesi, Yargıtayın yargılama sistemindeki konumunu düzenleyen Anayasa'mızın 154. maddesi hükümlerine uygun olmadığı her türlü tartışmadan uzaktır. Kaldı ki, istinaf başvurusu üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından ilk derece mahkemesinin son kararının ortadan kaldırılarak kesinlik sınırları içinde kalacak şekilde başka bir hüküm kurulması da mümkündür. Bu hâlde olağan kanun yollarına gidilemeyeceğinden bölge adliye mahkemesi kararının temyiz yoluyla denetlenmesi de mümkün olamayacaktır.</p>

<p>Bu nedenlerle hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına konu davanın/uyuşmazlığın, daha önce temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun temyiz olduğunun kabulü gerekir."</p>

<p>Ancak şu gerekçelerle bu karardan rücu edilmiştir:</p>

<p>1. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça hemen ve derhal uygulanma ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri, yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Muhakeme kanunlarında yapılan değişiklikler, icra edildikleri tarihte mer'i olan usul hükümlerine uygun olan işlemlerin hukuki sıhhatine halel getirmeyeceği gibi, hukuken sorunlu olanları da hukuka uygun hâle tahvil edemezler. Keza bu değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak ya da henüz tamamlanmamış işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine kural olarak geçmişe yürümezler.</p>

<p>12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun ile CMK'ya eklenen geçici 6. madde de bir geçiş maddesi olarak düzenlenmiştir. Buna göre, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin, 01.06.2024 tarihi ve sonrasında verilen kararlar bakımından uygulanabileceği öngörülerek uygulamada oluşabilecek tereddütler giderilmeye çalışılmıştır. Bu yönüyle norm, CMK'nın 231. maddesinin 12. fıkrasında yapılan değişikliğin mer'iyet ve kapsamı bakımından usuli bir özel düzenleme mahiyetindedir. Bu mahiyeti itibarıyla öncelikle uygulanmalıdır.</p>

<p>2. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, hukuki nitelik olarak; hem maddi hem de usul hukukuna temas eden yönleriyle karma bir yapı görünümündedir. Yukarıda yer verilen Anayasa Mahkemesi kararlarında da işaret olunduğu üzere, ontolojik yapısı ve konuluş amacına hizmet etmesi yönüyle uygulamada ciddi sorunlarla karşılaştığı bir vakıadır. Her hâlükârda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının, CMK'nın 223/1. maddesinde tahdidi olarak sayılan hükümlerden biri olmadığı da tartışmadan varestedir.</p>

<p>Oysa gerek 5320 sayılı Kanun'un "Temyiz ve karar düzeltme" başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasının gerekse 7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasının konularının, doğrudan CMK'nın 223/1. maddesi kapsamında hüküm niteliğindeki kararlar olduğunda kuşku yoktur.</p>

<p>3. Yargıtay tarafından verilen bozma kararı ile, bozmaya konu, derece mahkemelerince verilen her türlü hüküm ve/veya kararların ortadan kalkacağında da tereddüt edilmemelidir.</p>

<p>4. Nihayet uygulamada 7499 sayılı Kanun'la yapılan değişiklikten önce de, daha evvel temyizen Yargıtay tarafından incelenerek bozulması üzerine kurulan hükmün, açıklanmasının geri bırakılması hâlinde kanun yolunun itiraz olduğu (CMK madde 231/12), iş bu kararın niteliği itibarıyla temyizinin mümkün olmadığı kabul edilegelmiştir. Nitekim CMK'ya eklenen geçici 6. maddenin ikinci fıkrasının b, c ve d bentleri ile de 01.06.2024 tarihinden önce verilen kararlar yönünden önceki uygulamanın devamının gerekeceğine işaret edilmiştir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından ilk derece mahkemesi sıfatıyla verilmiş bir karar da bulunmadığına göre,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2024 olan karar tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan ve 12.03.2024 tarihinde yürürlüğe giren, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. fıkrası ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında, İlk Derece Mahkemesinin 26.05.20 16... .12.2022 tarihli hükümlerini inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 17.12.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını temyizen inceleyemeyeceğinin, kararın istinaf kanun yoluna tabi olduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının haklı nedene dayanmayan itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, temyiz denetiminden geçtikten sonra hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair verilen kararın, temyiz mi yoksa istinaf kanun yolu denetimine mi tabi olduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>Bir başka deyişle; 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesi ve CMK'ya eklenen geçici 6. madde hükümleri nazara alındığında; İlk Derece Mahkemesinin 03.03.2016 tarihli hükmünü inceleyerek bozma kararı veren Özel Dairenin, bu bozma kararı sonrasında İlk Derece Mahkemesinin 27.06.2024 tarihinde verdiği hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararını incelemesinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>1412 sayılı CMUK'ta olağan kanun yolları olarak itiraz ve temyize yer verilmişken, 5271 sayılı CMK'da itiraz, istinaf ve temyiz olağan kanun yolları olarak düzenlenmiştir. Usul kanunlarının zaman bakımından uygulanmasında asıl olan, aksi kanunda açıkça düzenlenmiş bulunmadıkça 'hemen ve derhal uygulanma' ilkesidir. Anılan ilke uyarınca usul işlemleri yapıldıkları sırada yürürlükte olan muhakeme kanunu hükümlerine tâbi olacaktır. Usul kanunlarında yapılan değişiklikler, yasa yürürlüğe girdikten sonra yapılacak işlemler hakkında uygulanacak olup maddi ceza hukuku kurallarının aksine geçmişe yürümezler.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca 5271 sayılı CMK'nın 01.06.2005 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine 1412 sayılı CMUK yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak yeni usul yasası sisteminde, yasa yolları içinde istinafa yer verilmesi ve bölge adliye mahkemelerinin 20.07.2016 tarihinden sonra göreve başlaması nedeniyle 5320 sayılı Kanun'un 'Temyiz ve karar düzeltme' başlıklı 8. maddesinin birinci fıkrasında; 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.09.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un geçici 2. maddesi uyarınca Resmî Gazete'de ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun 322. maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326. maddeleri uygulanır.' hükmüne yer verilmek suretiyle bölge adliye mahkemelerinin göreve başlamasından önce aleyhine temyiz yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında 1412 sayılı CMUK'un 3 05... . maddelerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>Böylelikle kanun koyucu, bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden önce verilerek temyiz incelemesinden geçen kararlar hakkında kesinleşinceye kadar 1412 sayılı CMUK'un, bu tarihten sonra verilen kararlar hakkında ise 5271 sayılı CMK'nın temyize ilişkin hükümlerinin uygulanacağını düzenlemek yoluyla bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce dosyanın karara bağlandığı durumlarda nihai karar kesinleşinceye kadar başvurulacak kanun yolunun istinaf değil, temyiz kanun yolu olduğunu da işaret etmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce verilen ilk hükmün, temyiz yasa yoluna tabi olması nedeniyle bozma ilamı sonucunda 20.07.2016 tarihinden sonra verilen son kararın da temyiz denetimine tabi olacağında bir kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>7165 sayılı Kanun'un 9. maddesi ile değişik CMK'nın 307. maddesinin üçüncü fıkrasında, Yargıtayın bozma kararı üzerine ilk derece mahkemesince bozmaya uyulması sonrasında verilen karara karşı istinaf veya temyiz sınırlarına bakılmaksızın sadece temyiz yoluna başvurulacağı düzenlenmiş olup maddeye dair değişiklik gerekçesinde, belirtilen hâl bakımından doğrudan temyiz incelemesine imkân sağlanarak kanun yolu incelemesinin makûl sürede sonuçlandırılmak istendiği açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Ceza Usul Hukukunda kıyas mümkün olduğundan daha önceden temyiz denetiminden geçerek bozma ilamı sonrasında verilen hükümlerde olduğu gibi uyarlama talebi üzerine bölge adliye mahkemelerinin göreve başladığı 20.07.2016 tarihinden sonra verilen kararların da daha önce Yargıtay denetiminden geçmeleri nedeniyle yine temyiz yasa yoluna tabi olması gerektiğinin kabulü, kanun koyucunun davanın makul sürede sonuçlandırılması yönündeki amacına da uygun düşmektedir.</p>

<p>01.06.2024 tarihinde yürürlüğe giren 7499 sayılı Kanun'la CMK'nın 231/12. maddesinde yapılan değişiklik ile '272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi hâlinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.' şeklinde düzenleme yapılarak ilk derece mahkemelerince verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların istinaf yasa yoluna tabi tutulduğu, usul hükümleri yönünden derhal uygulanma ilkesinin geçerli olduğu cihetle temyize konu kararın verildiği 27.06.2024 tarihi itibarıyla 7499 sayılı Yasa ile değişik CMK'nın 231/12. maddesinin yürürlükte olup hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararların itiraz yasa yoluna tabi olmadığı, 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 8. maddesindeki 'Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce verilen kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır. (Ek cümle: 1/7/2016-6723/33 md.) Bu kararlara ilişkin dosyalar bölge adliye mahkemelerine gönderilemez.' şeklindeki düzenleme uyarınca, sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırılık oluşturduğu,</p>

<p>Ayrıca, 02.03.2024 tarihli ve 7499 sayılı Kanun'la değişik CMK'nın 231/12. maddesinde değişiklik yapılırken, 5271 sayılı CMK'ya eklenen geçici 6/2-b-c maddelerindeki;</p>

<p>'b) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararları hakkında itiraz kanun yolunun uygulanmasına devam olunur. Bu itirazlar, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onikinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki hükümlere göre sonuçlandırılır.</p>

<p>c) 1/6/2024 tarihinden önce verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarıyla ilgili olarak 231 inci maddenin onbirinci fıkrası gereğince hükmün açıklanması veya yeniden kurulması hâlinde, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 231 inci maddenin onbirinci fıkrasında yapılan değişiklikten önceki kanun yoluna ilişkin hükümler uygulanır.' hükümleri nazara alındığında; sanık hakkındaki hükümlerin daha önce Yargıtay temyiz incelemesinden geçmesi nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına dair kararlar yönünden yasa yolunun temyiz olduğu ve esasa ilişkin inceleme yapılması gerektiği hâlde hükmün istinaf yasa yoluna tabi olduğu gerekçesiyle incelenmeksizin iadesine karar verilmesi hukuka aykırıdır.</p>

<p>(Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.10.2025 tarihli ve 2025/169 Esas sayılı kararı ile de Yargıtay C. Başsavcılığı tarafından aynı konuda yapılan itirazın kabulüne karar verildiği, görülmüştür.)</p>

<p>Yargıtay Başsavcılığının itirazı doğru olduğundan itirazın kabul edilmesi gerekirken reddine karar veren sayın çoğunluğun görüşüne muhalifim." düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,<br />
Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025404-e-202622-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="20838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/400 E., 2026/74 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023400-e-202674-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023400-e-202674-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2023/400 E., 2026/74 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/400 E., 2026/74 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : Yargıtay 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 592-1052</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 103/2, 62, 53... . maddeleri uyarınca 13... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 26.03.2019 tarihli ve 178-178 sayılı hükümlerin, katılan ... vekili, katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 18.10.2019 tarih ve 1911-1566 sayı ile; çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden; istinaf başvurusunun esastan reddine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden; İlk Derece Mahkemesince kurulan beraat hükmü kaldırılarak sanığın TCK'nın 109/1, 109/3-f, 109/5, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükümlerin de katılan vekili ve sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 23.06.2021 tarih ve 1033-4482 sayı ile; "Sanığın aşamalarda mağdurenin on dokuz yaşında olduğunu bildiği yönündeki savunması ve bunu destekleyen mesaj içerikleri, mağdure ile sanığın sosyal medya aracılığıyla olay tarihinden yaklaşık bir hafta önce tanışıp, ilk kez olay günü buluşmaları ve tüm dosya içeriği nazara alındığında, ilk derece mahkemesince olayda 5237 sayılı TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanma koşullarının bulunduğu nazara alınarak karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde mahkûmiyet hükümleri kurulması karşısında, çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan verilen karara yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine esastan reddedilmesi ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan mahkûmiyetine hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih ve 592-1052 sayı ile bozmaya direnilerek çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden önceki hüküm gibi istinaf başvurusunun esastan reddine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu yönünden ise sanığın mahkûmiyetine karar verilmiştir.<br />
Direnme kararına konu bu hükümlerin de katılan ... Hizmetler Bakanlığı, sanık ... müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 28.12.2021 tarihli ve 160343 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 12.04.2023 tarih, 82-2320 sayı ve oy çokluğu ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına iade edilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarında sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükmünün uygulama şartlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesine ilişkin olup Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca sanık hakkında çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden Özel Dairece bozma kararı verildikten sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulmasında zorunluluk bulunup bulunmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyet ile kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat hükümlerinin istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden istinaf isteminin reddine, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan İlk Derece Mahkemesince verilen beraat hükmü kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine ve sanık hakkında her iki suç yönünden TCK'nın 43. maddesinin uygulanması ihtimaline binaen suç duyurusunda bulunulmasına karar verilmiş, bu hükümlerin temyiz edilmesi üzerine Özel Dairece sanık hakkında TCK'nın 30. maddesinin uygulanma şartlarının oluştuğundan bahisle bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya direnilerek İlk Derece Mahkemesince çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan kurulan hükme yönelik istinaf istemi esastan reddedilmiş, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan verilen beraat hükmü ise kaldırılarak sanığın mahkûmiyetine kararı verilmiştir. Sanık hakkında suç duyurusunda bulunulmasına ilişkin bir önceki hükümde yer alan kısmada aynı şekilde yer verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 tarihli ve 248-359 sayılı, 31.05.2023 tarihli ve 315-322 sayılı, 05.07.2022 tarihli ve 359-528 sayılı, 16.10.2024 tarihli ve 216-315 sayılı ve 05.03.2025 tarihli ve 426-113 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere;</p>

<p>CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar; istinaf başvurusunun esastan reddi, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi, hükmün bozulması ve davanın yeniden görülmesi olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun istikrar kazanmış uygulamalarına göre bir hüküm bozulmuş olmakla tamamen ortadan kalkacağından, mahkemelerce direnme kararı verilirken CMK'nın 230, 2 31... . maddelerine uygun yeni bir hüküm kurulması zorunludur. CMK'nın 2 30... . maddeleri uyarınca, aynı Kanun'un 223. maddesine göre hükmün ne olduğu herhangi bir tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça gösterilmeli, bozulmakla tamamen ortadan kalkan ve infaz yeteneğini yitiren önceki hükme atıf yapılmasıyla yetinilmemeli, onandığı takdirde başka bir kararın varlığını gerektirmeden infaza esas alınabilecek nitelikte yeni bir hüküm kurulmalıdır. Bu husus Bölge Adliye Mahkemeleri kurulduktan sonra da geçerliliğini sürdürmekte, ilk derece mahkemesi için yeni bir hüküm kurulması zorunlu olduğu gibi Bölge Adliye Mahkemeleri için de bu kural geçerlidir.</p>

<p>Yargıtay, temyiz edilen hükmü başvuruda gösterilen hükmü etkileyecek nitelikteki hukuka aykırılıklar nedeniyle bozar. Bozma kararı, hukuka aykırılık nedeniyle bölge adliye mahkemesinin son kararının kaldırılmasıdır (.../Seyithan Öztürk, Ceza Yargılamasında İstinaf ve Temyiz, Adalet Yayınevi, Ankara, 2020, s. 462). Ancak Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararın temyiz incelemesi sonucunda bozulmasıyla ilk derece mahkemesi tarafından kurulan ilk hükmün de bozulduğu kabul edilmelidir. İstinaf başvurusunun esastan reddi kararı tek başına infaz yeteneği bulunan ve hukuk düzeninde sonuç doğuran bir hüküm değildir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen istinaf başvurusunun esastan reddi kararı, ilk derece mahkemesince verilen hükme sıkı sıkıya bağlı olduğundan Yargıtay incelemesi sonucu verilen bozma kararıyla ilk derece mahkemesi hükmü de tamamen ortadan kalkar. CMK'nın 223. maddesinde hükümlerin neler olduğu açıkça sayılmış olup istinaf başvurusunun esastan reddi gibi kararlar hüküm olarak kabul edilmemiştir. Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararda anılan maddede sayılan hükümlerden biri kurulmamış ve bu karar da temyiz incelemesi sonucu bozulmuş ise direnme kararı verilirken ilk derece mahkemesi tarafından verilen hüküm yeniden kurulmalıdır.</p>

<p>Öte yandan, 28.02.2019 tarihli ve 30700 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren 7165 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 8. maddesi ile CMK'nın 304. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen (a) bendi uyarınca bozma kararı, istinaf başvurusunun esastan reddi kararına ilişkin ise Yargıtay dosyayı, gereği için kararı veren ilk derece mahkemesine gönderecektir. Bu düzenlemeyle istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararın bozulmasından sonra dosya ilk derece mahkemesine gönderileceğinden direnme kararı da ilk derece mahkemesince verilebilecektir. Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddi şeklinde direnme kararı verilemeyeceğinden kanun koyucu tarafından benzer uyuşmazlıkların önüne geçildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>B- Ön Soruna İlişkin Hukuki Değerlendirme<br />
Yargıtay bozma ilamı ile bölge adliye mahkemesi kararının ortadan kalkması sonucunda, bu hükme bağlı olan ilk derece mahkemesi kararının da tamamen ortadan kalktığı gözetildiğinde, İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde kurulan 26.03.2019 tarihli ve 178-178 sayılı hükmün, davanın yeniden görülmesi kararı verilmesini müteakip duruşma açarak yargılama yapan Bölge Adliye Mahkemesince CMK'nın 280/2. maddesi uyarınca kaldırılması ve yeniden hüküm tesisi sureti ile verilen 18.10.2019 tarihli ve 1911-1566 sayılı çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden kurulan hükmün de temyiz incelemesi neticesinde Özel Dairece bozulması karşısında müsnet suç yönünden TCK'nın 61. maddesinde belirtilen esaslara göre yeniden hüküm kurulmasından sarfı nazarla istinaf talebinin esastan reddi kararı verilmesinde isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, çocuğun nitelikli cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarına konu eylemlere ilişkin olayların aynı olması, sanık hakkında TCK'nın 43. maddesinin uygulanma ihtimaline binaen Bölge Adliye Mahkemesince suç duyurusunda bulunulması, söz konusu eylemler arasında hukuki ve fiilî irtibat bulunması hususları nazara alındığında bu suç duyurusunun akıbeti de araştırılarak tüm delillerin birlikte değerlendirilip sanığın her iki suç yönünden hukuki durumunun tayini gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 13.10.2021 tarih ve 592-1052 sayı ile çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçu yönünden verilen direnme kararına konu hükmün, Özel Dairece bozulmasından sonra bozmanın niteliğine göre Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince TCK'nın 61. maddesine göre yeniden hüküm kurulması gerektiğinin ve istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesinin yeterli olmadığının, bu kapsamda kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan kurulan hükmün, tüm delillerin birlikte değerlendirilip sanığın her iki suç yönünden hukuki durumunun tayini gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliklerinden BOZULMASINA,</p>

<p>2-Dosyanın, gereği için kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine, kararın bir örneğinin de bilgi için İlk Derece Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023400-e-202674-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="85198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2025/587 E., 2026/66 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025587-e-202666-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025587-e-202666-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2025/587 E., 2026/66 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/587 E., 2026/66 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2024/106385</p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 11. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
EK KARAR TARİHİ : 12.09.2024<br />
SAYISI : 2177-934</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>Resmî belgede sahtecilik suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204/1, 62... . maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna ilişkin Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 06.07.2023 tarihli ve 432-554 sayılı hükmün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına, bu kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı ek kararı ile; "…sahtecilik suçundan verilen bozma kararı yönünden yapılan 11.09.2024 havale tarihli temyiz talebinin incelenmesine yer olmadığına…" karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 06.05.2025 tarih ve 6215-5594 sayı ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen ek kararın ve bozma kararının temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin bu kararları temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı kabul edilerek; "…İlk Derece Mahkemesinin 06.07.2023 tarihli kararı üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağırılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, yukarıda açıklanan kanun hükümlerine aykırı şekilde duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda bozma kararı verilmesi…" isabetsizliğinden bozulmasına, oy çokluğuyla karar verilmiştir.<br />
Daire Üyesi ...; "... 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunmadığı, sanık müdafiin temyiz isteminin bu gerekçe ile CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 12.07.2025 tarih ve 106385 sayı ile; "...CMK'nın 286/1. maddesinde bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyiz edilebileceği başka bir deyişle bozma kararlarının kesin olduğu ve temyiz edilemeyeceği açık ve tereddütsüz bir şekilde belirtilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi ceza dairelerinin CMK'nın 2 80... . maddelerine aykırı bir şekilde bozma kararı vermesi ve bu kararın hukuka aykırılık oluşturması CMK'nın 286. maddesindeki açık düzenleme karşısında bu kararın 'kesin ve temyiz edilemez' olması niteliğini değiştirmemektedir, bu nedenle; 5271 sayılı CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz kanun yoluna başvurma olanağının bulunmadığı, sanığın temyiz isteminin bu gerekçe ile incelenmesine yer olmadığına ilişkin ek kararın, usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından, temyiz isteminin CMK'nın 298. maddesi gereğince reddine karar verilmesi gerekirken bozma kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 07.10.2025 tarih, 3367-12733 sayı ve oy çokluğu ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong></p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen bozma kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulup başvurulamayacağının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Hukukî süreç kısmında anlatıldığı şekilde aşamalardan geçen dosya kapsamında, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca; CMK'nın 286. maddesi uyarınca, Bölge Adliye Mahkemelerinin istinaf incelemesi neticesinde vermiş oldukları bozma kararlarının kesin nitelikte olduğu, bu itibarla bozma kararlarına karşı temyiz olanağının bulunmadığı görüşüyle itiraz yoluna başvurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nın 272. maddesi uyarınca istinaf yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nın 286. maddesi uyarınca temyiz yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nın 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz yoluna başvurulamayacağı da CMK'nın 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir.</p>

<p>CMK'nın "Temyiz" başlıklı 286. maddesinin birinci fıkrasında; "Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir." denilmek suretiyle, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların kural olarak temyiz edilebileceği kabul edilirken, bu kuralın ilk istisnası da açıkça ifade edilmiş olmaktadır. Kanunun sarih metnine göre, Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararları temyiz edilemez.</p>

<p>Anılan normun ikinci fıkrasında temyize tabi olmayan diğer istisnalara yer verilmiş, 17.10.2019 tarihli 7188 sayılı Kanunun 29.maddesi ile eklenen üçüncü fıkrası ile de, iş bu istisnalar kapsamında olsa dahi temyiz yolu açılan suç tiplerine yer verilmiştir.</p>

<p>Keza CMK'nın 284. maddesinde de, itiraza ve temyize ilişkin hükümler saklı olmak üzere, bölge adliye mahkemesi karar ve hükümlerine direnilemeyeceği ve bunlara karşı herhangi bir kanun yoluna gidilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Şu hale göre, İlk Derece Mahkemesince verilen hükmün istinaf incelemesini yapan Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesince verilen usulüne uygun bozma kararına karşı ne temyiz (CMK madde 286/1), ne itiraz ne de sair bir kanun yolu öngörülmüştür. Bu kararlara karşı ilk Derece Mahkemesinin direnme hakkı da yoktur. (CMK madde 284) Kural olarak bir bozma değil ve fakat bir ıslah mahkemesi olan Bölge Adliye Mahkemesine tanınan istisnai ve sınırlı bir bozma yetkisinin, ceza yargılama sisteminin bütünü içinde, istinafın otantik yapısını da tahrif etmeden özenle kullanılmasının makul sürede yargılanma hakkına matuf bir yetki olduğu açıktır. Bu yetkinin sınırları içinde kullanıldığı hallerde CMK'nın 308/A maddesinde düzenlenen itiraza konu olamayacağında da tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Ne var ki uygulamada, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak esastan bozma kararları verilegeldiği de bilinen bir gerçektir.Böylece Bölge Adliye Mahkemeleri bölgesel Yargıtaylar gibi birer bozma/temyiz mahkemeleri rolü üstlenmişlerdir. İşin esasına ilişkin olarak doğrudan ya da Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmış hallerden addolunup kanun dolanılarak verilen, hukuki akibeti belli olduğu için "makul sürede yargılanma hakkını güçlendirme" amacına da hizmet etmesi mümkün olmayan bu yetki aşımına müstenid bozma kararlarının hukuki statüsüne ilişkin tespit, Yüksek Ceza Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 388-238 sayılı, 17.09.2025 tarihli ve 242-343 sayılı kararlarında şöyle yapılmıştır:</p>

<p>"Bölge adliye mahkemesi hem ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı bir denetim mercii hem de denetlediği hükmün hukuka aykırı olduğunu değerlendirdiğinde hukuka aykırılığı ortadan kaldıracak ölçüde yeniden yargılama yapacak bir ikinci/üst derece mahkemesidir. Her iki hâlde de ilk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olduğunda kuşku yoktur. Bu tespitlerden çıkan sonuç şudur:</p>

<p>a. Bölge adliye mahkemesi kural olarak bir ıslah mahkemesidir. Yani varsa ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerdeki tüm hukuka aykırılıkları resen belirleyerek, yeniden yapacağı yargılama ile hükmü ıslah eder. Yoksa kural olarak bir bozma mahkemesi olan Yargıtay gibi davranamaz.</p>

<p>b. İlk derece mahkemelerine göre bir üst mahkeme olması itibarıyla gerek denetim gerekse yeniden yargılama fonksiyonunu icra etsin, her halükârda taraflar açısından başlı başına bir teminat oluşturur.</p>

<p>c. Bölge adliye mahkemesi, aleyhine kural olarak bir kanun yolu öngörülmeyen ve direnilemeyen (duruşmasız/evrak üzerinden verdiği) bozma kararı ile ne tarafları bir üst mahkemede yargılanma teminatından yoksun bırakabilir ne de olay mahkemesine vicdani kanaati rağmına bir sonuca ulaşmasını amir bir müdahalede bulunabilir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin hükmün bozulmasına karar verebileceği hâller, 5271 sayılı Kanun'un 280. maddesinin birinci fıkrasının (e) ve (f) bentlerinde tahdidi olarak sayılmıştır. Bu düzenlemelere göre istinaf mahkemeleri şu hâllerde hükmün bozulması kararı verebilecektir:</p>

<p>1. İlk derece mahkemesinin kararında 5271 sayılı Kanun'un 289. maddesinde belirtilen bir mutlak hukuka aykırılık nedeninin bulunması,</p>

<p>2. Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya ön ödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması.</p>

<p>Hükmün bozulmasına karar verilen bu hâllerde bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verecektir. Bu karara karşı ilk derece mahkemesinin direnme kararı verme yetkisi bulunmadığı gibi tarafların da kanun yoluna başvurması mümkün değildir.</p>

<p>Açıkça görüldüğü gibi bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği hâller, kati surette davanın esasına ilişkin değil ve fakat yargılamaya dair usul kurallarının ağır ve açık ihlalleri ile hükme müteessir usul kurumlarının ihmali suretiyle hüküm kurulması durumlarına münhasırdır. Nitekim Yargıtay kararlarına karşı direnme yetkisi bulunan ilk derece mahkemesinin, bölge adliye mahkemelerinin bozma kararlarına direnememesinin temelinde yatan düşünce de buna dayanmaktadır. Direnme yasağına ilişkin normun, maddi ceza adaletiyle doğrudan bir ilgisinin bulunmadığı, esas itibarıyla makul sürede yargılanma hakkı bakımından bir teminat alanı oluşturduğu söylenmelidir.</p>

<p>Hukuki düzenlemeler ve yapılan açıklamalar karşısında, mesele tartışmaya ihtiyaç bırakmayacak açıklıkta olmasına karşın uygulamada, bölge adliye mahkemelerinin iş yoğunluğu gibi mülahazalarla kanunun kendisine tanımadığı bir yetkiyi kullanarak bozma kararları verilegeldiği bilinen bir gerçektir. Ancak bölge adliye mahkemelerinin kanuni dayanağı bulunmayan bozma kararları ile işbu bozma kararına istinaden ilk derece mahkemesince tesis edilen kararların, görevsiz mahkeme tarafından verilmiş olmaları nedeniyle 'hukuka açık ve ağır aykırılıkla malul olduklarından hükümsüz sayılmaları' gerekmektedir.<br />
Yüksek Mahkemenin bu görüşü Genel Kurul ve Daireler nezdinde istikrar kazanmıştır.</p>

<p>Oysa Bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bozma verebileceği durumlar ancak yukarıda belirtilen ve davanın esasını çözmeyip temyiz edilmesi ve ilk derece mahkemesince direnilmesi imkânı dahi bulunmayan kararlardır. Kanunun vermediği bir yetkiye dayanarak verilen bozma kararlarının ise kesin nitelikte sayılmasından ve bu sebeple CMK'nın 308/A maddesinde belirtilen kararlar kapsamında farz edilerek bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığının itirazına konu olmasından söz etmek mümkün değildir. Bölge adliye mahkemesinin bozma kararı verebileceği sınırlı hukuka aykırılıklarda kanun koyucu hukuka aykırılığın bir an önce çözüme kavuşturulması ile yargılamanın uzamasının önüne geçip makul sürede kesinleşmenin sağlanmasını amaçladığından olağan kanun yoluna başvurulmasını dahi öngörmemiştir."</p>

<p>Yüksek Ceza Genel Kurulu'nun 7.01.20 26... /9-319, 2026/16 sayılı kararı ile de; Bölge adliye mahkemesinin usulüne uygun bozma kararlarının, CMK'nın 308/A maddesinde düzenlenen itiraza da konu olamayacağı benimsenmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince verilen bozma kararlarının; yukarıda bahsedilen hukuka açık aykırılıkla malül olduğu hallerde, hukuki statüsünün Yüksek Ceza Genel Kurulunun 28.05.2025 tarihli ve 388-238 sayılı, 17.09.2025 tarihli ve 242-343 sayılı kararlarında saptanmış olması da gözetildiğinde, CMK'nın 286/1.maddesinin sarahati gereğince hukuka uygunluğunun temyiz yoluyla denetlenmesinin mümkün olmayacağı sonucuna ulaşılmalıdır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen bozma kararlarına karşı temyiz yoluna başvurulamayacağının kabulü gerekir.</p>

<p>B. Hukuki Nitelendirme<br />
Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında Kayseri 7. Asliye Ceza Mahkemesince 06.07.2023 tarih ve 432-554 sayı ile kurulan mahkûmiyet hükmünün, sanık ve müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesince 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına karar verildiği, bu kararın temyizi üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 12.09.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı ek kararı ile; "…Bozma kararı yönünden yapılan 11.09.2024 havale tarihli temyiz talebinin incelenmesine yer olmadığına…" hükmedildiği, bu ek kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinc 06.05.2025 tarih ve 6215-5594 sayı ile; "Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen ek kararın ve bozma kararının; temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin bu kararları temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı..." kabul edilerek dosyanın esasına girilmek suretiyle bozulmasına karar verildiği anlaşılan dosya kapsamında;</p>

<p>Resmî belgede sahtecilik suçundan sanık hakkında ilk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmünün, istinaf başvurusu üzerine Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesi tarafından 11.06.2024 tarih ve 2177-934 sayı ile bozulmasına ilişkin kararın, temyizi kabil bir karar olmadığı kabul edilmelidir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddedilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 06.05.2025 tarihli ve 6215-5594 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Sanığın, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin 11.06.2024 tarihli ve 2177-934 sayılı bozma kararına yönelik temyiz isteminin, CMK'nın 286. maddesinin 1. fıkrası gereği bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma kararlarının temyizi kabil olmadığından aynı Kanun'un 298/1. maddesi uyarınca REDDİNE,</p>

<p>4- Dosyanın, Kayseri Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2025587-e-202666-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="14675"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/302 E., 2026/73 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022302-e-202673-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022302-e-202673-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2022/302 E., 2026/73 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/302 E., 2026/73 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : Yargıtay 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 140-1286</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 103/1-1. cümle, 43/1, 53... . maddeleri uyarınca 10 yıl hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 53... . maddeleri uyarınca 6 yıl hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 12.06.2017 tarihli ve 52-157 sayılı hükümlere yönelik katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili, katılan mağdure vekili ve sanık müdafii tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince duruşma açılarak yapılan yargılama sonucunda 21.02.2018 tarih ve 2440-303 sayı ile; İlk Derece Mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükümleri kaldırılarak sanığın çocuğun cinsel istismarı suçundan TCK'nın 103/1-1.cümle, 43, 53... . maddeleri uyarınca 12... ay hapis; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçundan ise aynı Kanun'un 109/2, 109/3-f, 109/5, 43, 53... . maddeleri uyarınca 7 yıl 6 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba, bu hükümlerin de sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 09.12.2019 tarih, 4998-13095 sayı ve oy çokluğu ile; "Olayın intikal şekli ve süresi, katılan mağdurenin aşamalarda değişen çelişkili anlatımları, savunma ile tüm dosya kapsamı nazara alındığında, ilk derece mahkemesinin kabulünde yer alan sübuta ilişkin delillerin dosya içeriğiyle çelişmesi karşısında, mahkûmiyet kararlarının yerinde olmadığı anlaşıldığından, anılan hükümlere yönelik istinaf başvurusunun kabulü yerine yazılı şekilde hükümlerin kaldırılarak sanığın zincirleme şekilde çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire Üyesi ...; "...olayı ceza muhakemesi kuralları içerisinde tüm detaylarıyla inceleyen sebep ve sonuç ilişkilerini doğru kuran Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesi kararı isabetli olduğundan ve onanması gerektiği," düşüncesiyle karşı oy kullanmıştır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi ise 16.10.2020 tarih ve 140-1286 sayı ile bozma kararına direnerek önceki hükümler gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir. Direnme kararına konu bu hükümlerin sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 26.06.2021 tarihli ve 22393 sayılı bozma istekli tebliğnamesi ile dosya 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarınca kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 27.04.2022 tarih ve 23554-4137 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan nedenlerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU VE ÖN SORUN</strong></p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen zincirleme biçimde çocuğun cinsel istismarı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; ilk derece yargılamasında sanığın tutukluluk hâlinin devamına dair karara yapılan itirazı reddeden hâkimin, Yargıtay üyesi seçilmesinden sonra temyiz aşamasında üye sıfatıyla görev almasının CMK'nın 23/1. maddesi uyarınca hâkimin davaya bakamayacağı bir hâl olup olmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER</strong></p>

<p>Sanığın incelemeye konu suç nedeniyle Polatlı Sulh Ceza Hâkimliğinin 30.11.2016 tarihli ve 343 sorgu sayılı kararı tutuklandığı, bu karara karşı sanık müdafiinin itiraz etmesi üzerine Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğince Hâkim ...'nun, 07.12.2016 tarih ve 6580 değişik iş sayı ile itirazların reddine karar verdiği, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun kararı ile Yargıtay üyeliğine seçilmesinin ardından görevli olduğu Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinde, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2440-303 sayılı kararına yönelik temyiz incelemesine iştirak ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar</p>

<p>Ayrıntılarına Ceza Genel Kurulunun 05.03.2025 tarihli ve 341-112 sayılı, 28.05.2025 tarihli ve 182-230 sayılı kararlarında da yer verildiği üzere;<br />
CMK'nın "Hâkimin davaya bakamayacağı hâller" başlıklı 22. maddesinde görev yasakları sayılmış; "Yargılamaya katılamayacak hâkim" başlıklı 23. maddesinde ise bir karar veya hükme katılan hâkimin, yüksek görevli mahkemece bu hükme ilişkin olarak verilecek karar veya hükme iştirak edemeyeceği, aynı işte soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkimin de kovuşturma evresinde görev yapamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bahse konu maddenin gerekçesinde; "Hâkim verdiği itiraz yoluna başvurulmuş kararı veya temyiz edilmiş hükmü inceleyecek yüksek görevli mahkemedeki karara katılamaz. Hâkimlerin bir işe müdahâle ettiklerinde önceden fikir veya düşüncelerinin olmaması gereklidir ve tarafsız kalmanın bir koşulu da budur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşmenin altıncı maddesine dayanarak hâkimin önce soruşturmasını veya soruşturma işlemini yaptığı davadaki usul işlemlerine katılmasını hukuka aykırı saymıştır." açıklamalarına yer verilmiştir. Kanun koyucu bu düzenlemeyle, yargılamaların daha önce aynı konuda görüş açıklamamış hâkimler tarafından icra edilmesini ve böylece hâkimin tarafsızlığı konusunda oluşabilecek her türlü şüphenin ortadan kaldırılmasını amaçlamıştır (CGK'nın 07.06.2011 tarihli ve 75-114 sayılı; 21.12.2010 tarihli ve 246-266 sayılı kararları).</p>

<p>Öte yandan, CMK’nın "Hukuka kesin aykırılık hâlleri" başlıklı 289. maddesinin 1-b bendinde; "Hâkimlik görevini yapmaktan kanun gereğince yasaklanmış hâkimin hükme katılması" hukuka kesin aykırılık hâlleri içinde düzenlenerek, bu eksiklik Yargıtay tarafından dikkate alınacak bir hukuka aykırılık nedeni olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Değerlendirme</p>

<p>Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliğinde hâkim olarak görev yaptığı sırada sanık ... hakkındaki tutuklama kararına yapılan itirazı inceleyerek itirazın reddine karar vermek suretiyle görüş bildiren hâkim ...’nun, Yargıtay üyesi seçildikten sonra hükmün temyiz incelemesi sırasında Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesindeki müzakerelerde oy kullanmak suretiyle 09.12.2019 tarihli ve 4998-13095 sayılı karara katılması, CMK'nın 23/1. maddesine aykırı olup aynı Kanun’un 289/1-b bendine göre hukuka kesin aykırılık hâlini içerdiği ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca bir iç hukuk normu hâline gelen İHAS’ın 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının da ihlali niteliği taşıdığı hususunda kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan, Özel Dairenin 09.12.2019 tarihli ve 4998-13095 sayılı kararı hukuken geçerli olmayıp bu ilama karşı verilen direnme hükmünün de hukuki bir sonuç doğurmayacağı izahtan varestedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 09.12.2019 tarihli ve 4998-13095 sayılı ilamı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2440-303 sayılı direnme kararına konu hükümlerin kaldırılmasına, dosyanın Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2440-303 sayılı kararına yönelik temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesinin 09.12.2019 tarihli ve 4998-13095 sayılı ilamı ile Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin 21.02.2018 tarihli ve 2440-303 sayılı direnme kararına konu hükümlerinin KALDIRILMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, sanık hakkında Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 21.02.2018 tarih ve 2440-303 sayı ile verilen hükümlere yönelik temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022302-e-202673-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="78140"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/104 E., 2026/63 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023104-e-202663-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023104-e-202663-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2023/104 E., 2026/63 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/104 E., 2026/63 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ : İSTANBUL Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza<br />
SAYISI : 874-1108</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan sanığın 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e maddesi uyarınca beraatine ilişkin Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 20.12.2017 tarihli ve 39-406 sayılı hükmün, katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 07.09.2020 tarih ve 1143-1001 sayı ile; CMK'nın 280/2. maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesince kurulan hükmün kaldırılmasına ve sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun ile değişiklikten önceki 102/2, 102/5, 35/2, 53... . maddeleri uyarınca 5 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba; bu hükmün de sanık müdafii ile katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.02.2022 tarih ve 17631-1403 sayı ile; ''...Müştekinin soruşturma evresindeki beyanı, savunma, tanık beyanları ile tüm dosya içeriği nazara alındığında, sanığın olay gecesi zorla odaya götürdüğü reşit müştekiyi yatağa yatırıp, üzerine çıkarak eliyle taytını indirmeye çalıştığı sırada kendisine direnen müştekinin bağırması üzerine organ sokma eylemini tamamlamasına engel harici neden bulunmaksızın bırakması şeklinde sübuta eren eyleminin 5237 sayılı TCK’nın 102/1. maddesinde düzenlenen cinsel saldırı suçunu oluşturduğu gözetilerek mahkûmiyetine karar verilmesi gerekirken suç vasfının tayininde yanılgıya düşülerek nitelikli cinsel saldırıya teşebbüs suçundan hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesi ise 16.05.2022 tarih ve 874-1108 sayı ile bozmaya direnerek önceki hüküm gibi sanığın mahkûmiyetine karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafii ile katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.08.2022 tarihli ve 102581 sayılı onama istekli tebliğnamesiyle dosya, kararına direnilen Daireye gönderilmiş, inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.12.2022 tarih ve 11619-10878 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KONUSU, KAPSAMI VE ÖN SORUN</strong></p>

<p>Direnmenin kapsamına göre inceleme sanık hakkında teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın mağdura yönelik eyleminin basit cinsel saldırı suçunu mu yoksa teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin ise de Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 07.09.2020 tarihli ve 1143-1001 sayılı kararına yönelik katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekilinin 19.10.2020 tarihli temyiz talebi incelenmeksizin verilen Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 17.02.2022 tarihli ve 17631-1403 sayılı bozma ilamı ile buna istinaden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesinin 16.05.2022 tarihli ve 874-1108 sayılı direnme kararı üzerine katılan Bakanlık vekilinin 16.05.2022 tarihli temyiz istemi incelenmeksizin Özel Dairece verilen 01.12.2022 tarihli ve 11619-10878 sayılı tevdii kararı ile Ceza Genel Kuruluna gönderilen dosyada; katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekilinin incelenmeyen temyiz taleplerine yönelik Özel Dairece bir inceleme yapılması gerekip gerekmediği değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Sanık hakkında, Büyükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.10.2009 tarih ve 8085-5928 sayı ile basit cinsel saldırı suçundan cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Büyükçekmece 1. Asliye Ceza Mahkemesince 12.12.2013 tarih ve 2277-931 sayı ile iddianame anlatımına göre sanığın eyleminin TCK'nın 102/2. maddesinde tanımlanan vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle cinsel saldırı suçuna teşebbüs aşamasında kalıp kalmadığının tespiti ve delillerin takdiri yolunda görevli mahkemenin ağır ceza mahkemesi olduğu gerekçesiyle, CMK’nın 4 ve 5. maddeleri ile 5235 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca görevsizlik kararı verilerek, dosyanın TCK’nın 102/2, 35/1-2, 53... . maddeleri kapsamında yargılama yapmak üzere görevli ve yetkili Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği,</p>

<p>Yargılamanın yürütüldüğü Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesince davanın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına ihbar edildiği; 12.07.2017 tarihli duruşmada Bakanlığın davaya katılan ... Bakanlık vekilinin de katılan vekili olarak kabulüne karar verildiği; yapılan yargılama sonucunda 20.12.2017 tarih ve 39-406 sayı ile sanığın müsnet suçtan beraatine dair hüküm kurulduğu,</p>

<p>Kararın katılan ... Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Ceza Dairesince 07.09.2020 tarih ve 1143-1001 sayı ile duruşma açılarak yapılan yargılama neticesinde; ''Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince'' sanık hakkında cinsel saldırı suçundan verilen hükümlerin kaldırılmasına karar verilerek, sanığın teşebbüs aşamasında kalan nitelikli cinsel saldırı suçundan mahkûmiyetine hükmedildiği, karar başlığında incelenen kararın ''Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi'' kararı olduğunun belirtildiği,</p>

<p>Bu hükmün sanık müdafii ile gerekçeli kararı 05.10.2020 tarihinde tebliğ alan ve 19.10.2020 tarihinde temyiz dilekçesi sunan katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edildiği,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 19.10.2020 tarihli müzekkeresi ile katılan Bakanlık vekilinin temyiz dilekçesinin Bölge Adliye Mahkemesine; Bölge Adliye Mahkemesinin 28.10.2020 tarihli müzekkeresi ile de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, ayrıca temyiz dilekçesinin UYAP Bilişim Sistemi kayıtlarında da yer aldığı,<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 18.11.2020 tarih ve 94169 sayı ile sanık müdafiinin temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi gereğince esastan reddiyle hükmün onanmasının istenildiği; ancak tebliğnamede katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemine ilişkin bir görüşe yer verilmediği,</p>

<p>Yargıtay 9. Ceza Dairesince 17.02.2022 tarih ve 17631-1403 sayı ile sanık müdafiinin temyiz itirazları yerinde görülerek Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükmün bozulmasına karar verildiği fakat katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemine ilişkin bir değerlendirmede bulunulmadığı,</p>

<p>Bozma üzerine Bölge Adliye Mahkemesince 16.05.2022 tarih ve 874-1108 sayı ile bozma ilamına direnilerek sanığın önceki hükümdeki gibi cezalandırılmasına karar verildiği, karar başlığında incelenen kararın ''Bakırköy 10. Ağır Ceza Mahkemesi'' kararı olduğunun; hükümde ise ''Bakırköy 6. Ağır Ceza Mahkemesince'' sanık hakkında cinsel saldırı suçundan verilen hükümlerin kaldırılmasına karar verildiğinin belirtildiği,</p>

<p>İş bu hükmün de sanık müdafii ile katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edildiği,</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca 16.08.2022 tarih ve 102581 sayı ile sanık müdafiinin ve katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemlerinin CMK'nın 302/1. maddesi gereğince esastan reddiyle hükmün onanmasının istenildiği,</p>

<p>Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.12.2022 tarih ve 11619-10878 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden dosyanın Ceza Genel Kurulunca incelenmesi için Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verildiği fakat katılan Bakanlık vekilinin temyiz istemine ilişkin bir değerlendirmede bulunulmadığı, direnme kararının sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyanın incelendiğinin belirtildiği,<br />
Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Ön Soruna İlişkin Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 29.05.2018 tarih ve 91-249; 26.11.2020 tarih ve 624-483; 14.11.2023 tarih ve 193-600; 08.01.2025 tarih ve 368-9 ve 02.07.2025 tarih ve 306-310 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Temyiz yargılaması, usulüne uygun olarak açılmış bir temyiz davası üzerine icra olunur ve yargılama sonunda hukuki sorun; tarafların tamamı hakkında, bir seferde, def'aten ve nihai olarak çözülür. Bu nedenle temyiz kanun yoluna başvuru hakkı bulunanların tamamının, kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir zorunluluktur. Nitekim CMK’nın "Kararların açıklanması ve tebliği" başlıklı 35. maddesinin ikinci fıkrasında; "Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur." hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Aynı Kanun'un "Kanun yollarına başvurma hakkı" başlıklı 260. maddesinin birinci fıkrası ise; "(1) Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ... bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." şeklindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK'nın mağdur ... şikâyetçinin haklarını düzenleyen "Mağdur ile şikâyetçinin hakları" başlıklı 234. maddesi ile mağdur ... şikâyetçinin kovuşturma evresinde; duruşmadan haberdar edilme, kamu davasına katılma, tutanak ve belgelerden örnek isteme, tanıkların davetini isteme, vekili bulunmaması hâlinde, cinsel saldırı, çocukların cinsel istismarı veya ısrarlı takip suçları ile kadına karşı işlenen kasten yaralama, işkence veya eziyet suçlarında ve alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlarda, baro tarafından kendisine avukat görevlendirilmesini isteme ve davaya katılmış olmak şartıyla davayı sonuçlandıran kararlara karşı kanun yollarına başvurma haklarının bulunduğu hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan Yargıtay Kanunu'nun 28. ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 37. maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen kararların temyiz yoluyla incelenmesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, tüm temyiz edenlere ve temyiz edilen tüm hükümlere yönelik hukuki görüşün açıklandığı bir tebliğname düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>B. Ön Soruna İlişkin Hukuki Nitelendirme;</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince 07.09.2020 tarih ve 1143-1001 sayı ile verilen hükümlerin katılan Bakanlık vekili tarafından da temyiz edilmiş olmasına rağmen, sanık müdafiinin temyiz talebine matuf olarak tanzim olunan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 18.11.2020 tarihli ve 94169 sayılı tebliğnamesi kapsamında, Özel Dairece 17.02.2022 tarih ve 17631-1403 sayı ile yalnızca sanık müdafiinin temyiz itirazları yönünden inceleme yapılarak bozma kararı verildiği; bozma ilamına direnilerek önceki hükümdeki gibi sanığın mahkûmiyetine dair Bölge Adliye Mahkemesince 16.05.2022 tarih ve 874-1108 sayı ile kurulan hükümlerin ise sanık müdafiinin yanı sıra Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 16.08.2022 tarihli ve 102581 sayılı tebliğnamesinde belirtildiği üzere katılan Bakanlık vekili tarafından da temyiz edilmiş olduğu hâlde, Özel Dairenin 01.12.2022 tarihli ve 11619-10878 sayılı kararıyla yalnızca sanık müdafiinin temyizine hasren inceleme yapılarak tevdii kararı verilmesi karşısında, her ne kadar Özel Dairece 17.02.2022 tarihli ve 17631-1403 sayılı kararda yalnızca sanık müdafiinin temyiz itirazları yönünden inceleme yapılmış ise de bozma sonrasında devam eden yargılama sürecinde katılan Bakanlık vekilinin davaya iştirak ederek verilen direnme hükmünü temyiz etmesine nazaran, yargılamanın ulaştığı safahat itibarıyla anılan eksikliğin yargılamanın ve hükmün hukuki varlığını izale eder bir vasfının kalmadığı da gözetilerek, direnme kararına ilişkin Özel Dairece daha önce karara bağlanmamış bir hususun doğrudan Ceza Genel Kurulunca ele alınması mümkün olmadığından, dosyanın temyiz incelemesi için Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek temyiz davasının sonuçlandırılması gerektiğinden, ön sorun yönünden gelinen aşama ve usul ekonomisi de dikkate alınarak, Özel Dairece verilen 01.12.2022 tarihli ve 11619-10878 sayılı tevdii kararının kaldırılmasına, katılan Bakanlık vekilinin temyiz talebinin değerlendirilmesi için dosyanın Özel Daireye tevdiine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 01.12.2022 tarihli ve 11619-10878 sayılı tevdii kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, hükmü temyiz eden katılan ..., Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının temyiz talebinin de değerlendirilmesi için Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023104-e-202663-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="44247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/85 E., 2026/71 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202485-e-202671-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202485-e-202671-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.02.2026 tarihli, 2024/85 E., 2026/71 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/85 E., 2026/71 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 1. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ağır Ceza<br />
SAYISI : 545-87</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Sanığın nitelikli kasten öldürme suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 82/1-a-e-h, 53/1, 58... . maddeleri uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına, cezanın mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin Salihli Ağır Ceza Mahkemesince verilen 07.01.2021 tarihli ve 126-2 sayılı resen istinafa tabi hükmün, sanık müdafii ve katılan Bakanlık vekili tarafından da istinaf edilmesi üzerine İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 12.04.2021 tarih ve 968-993 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafi ve katılan Bakanlık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 07.11.2022 tarih ve 11648 -8615 sayı ile; "...Sanık ...'nin iş arkadaşı olması nedeniyle tanıdığı maktulün evinde altın ve para bulunduğu bilgisini diğer sanık ... ile paylaştığı, bu para ve altını alıp ortaklık yapma konusunda konuştukları, bu plan dahilinde sanık ...'nin diğer sanık ...'ya ulaştığı, sanıklar ... ve ...'nin olay günü maktulün evine girerek maktulle karşılaşmaları sonucu öldürdüklerine dair iddia ve kabule göre; sanık ...'nin üzerine atılı kasten öldürme suçunu işlediğine, diğer sanıklar ... ve ...'nın kasten öldürme eylemlerine katıldığına dair, mahkûmiyetine yeter her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delil elde edilemediği, atılı suçtan beraatine karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, hatalı değerlendirme ile mahkûmiyetine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Salihli Ağır Ceza Mahkemesince 21.02.2023 tarih ve 545-87 sayı ile; "...Sanık ...'nin maktulenin evine girmeleri hususunda ... ve ... ile anlaştığı, ...'ye maktulenin evini gösterdiği, altınların yerini tarif ettiği, olaydan sonra ... ile konuşarak gelişmeleri takip ettiği, öldürme olayında haberi olmasına rağmen ... ile olay akşamında evinde birlikte kaldığı, ... ile ilgilendiği ve yardımcı olduğu, sanığı ihbar etmediği, dolayısı ile kasten öldürme dahil sanıklar ... ve ...'nin eylemlerinin planlayıcısı olduğu, her durum ve sonuçta diğer sanıklar ile birlikte hareket ettiği, bu nedenlerle nitelikli kasten öldürme ve nitelikli yağma eylemlerinden sorumlu tutulması gerektiği, ancak sanıkların eylemlerine maktulenin evini göstermek, altınların yerini tarif etmek suretiyle etkin fonksiyonel şekilde icrai faaliyetlerle de katıldığından, ...'nin eylemlerinin azmettirme olarak değil, iştirak olarak nitelendirilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır.'' şeklindeki gerekçeyle bozmaya direnerek sanığın önceki hüküm gibi mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de sanık müdafileri, katılan Bakanlık vekili ve Cumhuriyet savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.06.2023 tarihli ve 40954 sayılı bozma istemli tebliğnamesi ile dosya, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 307. maddesi uyarına kararına direnilen Daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 09.01.2024 tarih ve 5354-75 sayı ile direnme kararının yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK KAPSAMI, KONUSU VE ÖN SORUN</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Direnmenin ve temyizin kapsamına göre inceleme, sanık hakkında nitelikli kasten öldürme suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.<br />
Özel Daire ile İlk Derece Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığa isnat edilen nitelikli kasten öldürme suçunun sabit olup olmadığının belirlenmesine ilişkin ise de; Yargıtay İç Yönetmeliği’nin 27. maddesi uyarınca öncelikle direnme kararına konu hüküm kurulmadan önce Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşünün usulüne uygun olarak alınıp alınmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. ÖN SORUNA İLİŞKİN BİLGİLER</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Salihli Ağır Ceza Mahkemesince bozmadan sonra yapılan yargılamada, 21.02.2023 tarihli oturumda bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısına, sanık müdafilerine, katılanlara ve katılanlar vekiline bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, Cumhuriyet savcısı tarafından "Usul ve yasaya uygun Yargıtay bozma ilamına uyulması talep ve mütalaa olunur." şeklinde talepte bulunulduğu, iddia makamından esas hakkındaki mütalaası sorulmadan ve hazır bulunan sanık müdafiilerine esasa ilişkin savunma yapma imkânı tanınmadan duruşmaya son verilip direnme kararına konu hükmün kurulduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 14.05.2025 tarih ve 197-206, 19.02.2025 tarih ve 144-80, 05.02.2025 tarih ve 110-54, 12.09.2024 tarih ve 362-243; 10.07.2024 tarih ve 307-233 sayılı kararları ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;</p>

<p>Yargıtayın bozma ilamı ile derece mahkemelerince verilen hüküm ve kararlar ortadan kalkarlar. Bozmadan sonraki serbestlik ilkesi kapsamında mahkemeler kural olarak bozmadan sonra gerek bir önceki kararlarından, gerekse bozma ilamından tamamen farklı bir sonuca ulaşıp apayrı bir hüküm/karar tesis edebilirler. Bu ilkenin istisnalarından birini direnme/ısrar kararı oluşturur (CMK madde 307/4).</p>

<p>Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak bölge adliye veya ilk derece mahkemesi, ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar (CMK madde 307/1). Cumhuriyet savcısının bozmaya karşı diyeceklerini bildirmesi ile esas hakkındaki mütalaasını sunması, prensip olarak farklı fonksiyonları ve sonuçları olan savcılık işlemleridir. Bu nedenledir ki Yargıtaydan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak derece mahkemesi, bozma kararına uysa da önceki kararında ısrar etse de Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki mütalaasının, savunma hakkının etkin kullanılabilmesine imkân sağlayacak açıklık ve yeterlilikte olması usuli bir mecburiyettir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde:</p>

<p>Bozmadan sonra yapılan yargılamanın 21.02.2023 tarihli celsesinde bozma ilamı okunarak duruşmada hazır bulunan Cumhuriyet savcısına, sanık müdafilerine, katılan ve katılan vekillerine bozma ilamına karşı diyeceklerinin sorulduğu, ancak Cumhuriyet savcısı tarafından serdedilen; "Usul ve yasaya uygun olan Yargıtay bozma ilamına uyulması talep olunur." şeklindeki düşüncenin, usule uygun geçerli ve yeterli esas hakkında mütalaa olarak kabul edilmesi mümkün bulunmadığı gibi hazır bulunan sanık müdafilerine savunma imkânı da tanınmadığından savunma hakkının kısıtlandığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, İlk Derece Mahkemesinin direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün yukarıda açıklanan usule aykırılıklar nedeniyle diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin 21.02.2023 tarihli ve 545-87 sayılı direnme kararına konu mahkûmiyet hükmünün, Cumhuriyet savcısının esas hakkındaki görüşü alınmadan ve hazır bulunan sanık müdafilerine savunma yapma hakkı tanınmadan hüküm tesis ve tefhim edilmesi suretiyle savunma haklarının kısıtlanması isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, Salihli Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-202485-e-202671-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="16167"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2022/373 E., 2026/90 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022373-e-202690-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022373-e-202690-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.02.2026 tarihli, 2022/373 E., 2026/90 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2022/373 E., 2026/90 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : Ceza Genel Kurulu<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 6-2<br />
HÜKÜMLER : Sanıklar ..., ..., ...'ün devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından mahkûmiyetlerine, sanık ...'nın devletin güvenliğine ilişkin bilgileri temin etme, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklamak, silahlı terör örgütüne üye olma suçlarından ve sanıklar ..., ... ve ...'in silahlı terör örgütüne üye olma suçundan beraatlerine ilişkindir.</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanıklar ..., ... ve ...'ün ayrı ayrı silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314/2, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun 5/1, TCK'nın 62, 53, 58/9 maddeleri gereğince 7 yıl 6 ay hapis, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etme suçundan TCK'nın 327/1, 62, 53/1, 53/5, 58/9 maddeleri gereğince 3 yıl 4 ay hapis ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama suçundan TCK'nın 329/1, 62, 53/1, 53/5, 58/9 maddeleri gereğince 5 yıl hapis cezası ile mahkûmiyetleri ile hak yoksunluklarına, 3 yıl 4 ay süreyle kamu görevinden yasaklanmalarına, haklarında mükerrirlere özgü infaz rejiminin uygulanmasına; sanık ...'nın silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-e, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk maksadıyla temin etme ve devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından CMK'nın 223/2-c, sanıklar ..., ... ve ...'in silahlı terör örgütüne üye olma suçundan CMK'nın 223/2-e maddeleri uyarınca beraatlerine ilişkin İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince verilen 09.03.2022 tarih ve 6-2 sayılı hükümlerin, sanık ... ve müdafii, sanıklar ..., ... ve ... müdafileri ve katılan ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ret, onama ve düzeltilerek onama istemli 03.06.2022 tarihli ve 82417 sayılı tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık ... ve müdafii; atılı suçların işlendiğine dair somut delil bulunmadığı, sanığın üstlerinin verdiği emirler ve görevleri doğrultusunda hareket ettiği, adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, emir ve talimatlarını yerine getirdiği Yüzbaşı ...'ın beraat etmesi karşısında en düşük rütbeli personelden biri olan sanığın cezalandırılmasının mümkün olmadığı, TCK'nın 327/1 ve 326/1. maddelerinden kurulan mahkûmiyet hükümlerinin hiçbir hukuki ve maddi temelinin bulunmadığı, ardışık arama tespitlerinin aleyhe delil olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, suçun unsurları itibarıyla oluşmadığı, her türlü kuşkudan uzak somut delil bulunmadığı, sanık ... müdafii; kararın somut delile dayanmayan, ceza hukukunun temel ilkelerine, şüpheden sanık yararlanır ilkesine aykırı olduğu, sanığın örgütle herhangi bir bağlantısının bulunmadığı, terör örgütü üyeliği açısından yalnızca HTS kayıtlarına dayanılarak ceza verilmesinin hukuka aykırı olduğu, yüksek rütbeli bir asker olmayan sanığın, devlet sırrı niteliğindeki belgelere ulaşmasının mümkün olmadığı, görevi dışında hiçbir şey yapmadığı, ardışık arama raporlarının usulüne uygun bir şekilde tartışılmadığı ve denetime elverişli olmadığı, yargılama sürecinin usulüne uygun yürütülmediği ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği, her türlü şüpheden uzak kesin deliller ortaya konamadığı, sanık ... müdafii; olayın hukuka uygunluk nedenleri kapsamında kalması sebebiyle bu hususun da gerekçeye eklenmesi ve vekalet ücretinin her bir sanık lehinde ayrı ayrı verilmesi gerektiği hâlde başka bir sanık ve vekili ile birlikte tek bir ücretin paylaştırılılacak şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, sanık ... müdafii; lehlerine vekalet ücretine hükmedilmemesinin hukuka aykırı olduğu, katılan ... vekilinin ise tüm sanıkların TCK'nın 328, 330, 3 12... /2'den mahkûmiyetlerinin gerektiği gerekçeleriyle temyiz başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p><strong>III. İNCELEME KONUSU</strong></p>

<p>Sanıklar hakkında, kurulan silahlı terör örgütüne üye olma, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri temin etme, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri açıklama, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk maksadıyla temin etme, devletin güvenliğine ve siyasal yararlarına ilişkin bilgileri casusluk maksadıyla açıklama suçlarından kurulan hükümlerin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılmıştır.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;<br />
Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin isabetli olup olmadığına ilişkin temyiz incelemesi yapılacak ise de İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Yargıtay 3. Ceza Dairesince verilen 09.03.2022 tarih ve 6-2 sayılı gerekçeli kararın sanık ...'e tebliğ edilmediği ve ayrıca sanık ... müdafiinin sanığın beraatine ilişkin hükümlerin gerekçesine yönelik temyiz talebine ilişkin olarak mevcut tebliğnamede bir görüş bildirilmediği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>V.GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Gerekçeli kararın sanık ...'e tebliğ edilmesinin gerekip gerekmediği;<br />
Hak arama hürriyeti, kararların açıklanması ve tebliği ile kanun yollarına başvurma hakkına ilişkin olarak ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 23.01.2020 tarihli ve 778-20 sayılı kararında belirtildiği üzere;</p>

<p>Anayasa'nın "Hak arama hürriyeti" başlıklı 36. maddesinde; "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir." hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>Hak arama hürriyetiyle yakından ilişkili olan CMK'nın "Kararların Açıklanması ve Tebliği" başlıklı 35. maddesi;</p>

<p>"(1) İlgili tarafın yüzüne karşı verilen karar kendisine açıklanır ve isterse kararın bir örneği de verilir.</p>

<p>(2) Koruma tedbirlerine ilişkin olanlar hariç, aleyhine kanun yoluna başvurulabilecek hâkim veya mahkeme kararları, hazır bulunamayan ilgilisine tebliğ olunur.</p>

<p>(3) İlgili taraf serbest olmayan bir kişi veya tutuklu ise tebliğ edilen karar, kendisine okunup anlatılır." şeklinde düzenlenmiştir.<br />
Görüldüğü gibi temyiz incelemesinin yapılabilmesi için, temyiz yoluna başvuru hakkı bulunanların kararı tefhim veya tebliğ yoluyla öğrenmelerinin sağlanması kanuni bir mecburiyettir.</p>

<p>CMK'nın kanun yollarına başvurma hakkını düzenleyen 260. maddesinin birinci fıkrası; "Hâkim ve mahkeme kararlarına karşı Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık ve bu Kanuna göre katılan sıfatını almış olanlar ile katılma isteği karara bağlanmamış, reddedilmiş veya katılan sıfatını alabilecek surette suçtan zarar görmüş bulunanlar için kanun yolları açıktır." hükmünü içermektedir. Bu emredici düzenleme nedeniyle temyiz mahkemesince, temyiz davasının görülmesine başlamadan önce ilgililerin tümünün davadan ve hükümden haberdar olup olmadığının denetlenmesi, kararı usulüne uygun şekilde öğrenmelerinin sağlanması ve müteakiben inceleme yaparak kanun yoluna başvuru hakkını da içeren adil yargılanma ilkesine işlerlik kazandırılması gerekmektedir.</p>

<p>Buna göre; gerekçeli kararın sanığa tebliğ edilerek yasal temyiz süresinin başlatılması, kararın sanık tarafından temyiz edilmemesi durumunda dosyanın Ceza Genel Kuruluna gönderilmesi, temyiz edilmesi durumunda ise Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca ek tebliğname düzenlendikten sonra tüm temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenerek davanın sonuçlandırılması gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, gerekçeli kararın sanık ...'e tebliğ edilmesi için dosyanın İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.</p>

<p>B. Sanık ...'nın beraatine ilişkin hükümlerin gerekçelerine yönelik müdafiinin temyiz talebine ilişkin olarak tebliğnamede bir görüş bulunmaması;<br />
İlk Derece Mahkemesi sıfatıyla yargılama yapan Özel Daire kararının sanık ... müdafii tarafından beraat hükümlerinin gerekçesiyle birlikte vekalet ücretine ilişkin olarak temyiz talebinde bulunulduğu, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.06.2022 tarihli ve 82417 sayılı tebliğnamesinde sanık hakkındaki beraat hükümlerinin gerekçesine yönelik temyiz istemi ve nedenlerinin değerlendirilmediği, temyize konu hükümlerin bu hâliyle temyiz incelemesi için Ceza Genel Kuruluna gönderildiği tespit edilmiştir.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 08.01.2025 tarihli ve 368-9 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere;<br />
2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 28. ve Yargıtay İç Yönetmeliği'nin 37. maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesince verilen kararların temyiz yoluyla incelenmesinde, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca, tüm temyiz edenlere ve temyiz edilen tüm hükümlere yönelik hukuki görüşün açıklandığı bir tebliğname düzenlenmesi zorunludur.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunca temyiz incelemesi yapılabilmesi için, öncelikle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık ... hakkında beraat hükümlerinin gerekçesine ilişkin temyizlerin de değerlendirildiği ek tebliğname düzenlendikten sonra tüm temyiz istemlerinin birlikte ve tek seferde incelenmesi gerektiğinden dosyanın ek tebliğname düzenlenmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle dosyanın,</p>

<p>1- Gerekçeli kararın Özel Dairece sanık ...'e tebliğ edilmesi ve sanığın temyiz talebinde bulunması durumunda tebliğname düzenlendikten sonra daireye gönderilmesinin sağlanması için,</p>

<p>2- Sanık ... hakkında beraat hükümlerinin gerekçesine yönelik temyiz istemlerine dair tebliğnamede görüş bulunmadığından bu hususta görüş bildirilmesi için ek tebliğname düzenlenmesi,</p>

<p>Amacıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2022373-e-202690-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="11162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2023/449 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023449-e-202687-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023449-e-202687-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.02.2026 tarihli, 2023/449 E., 2026/87 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/449 E., 2026/87 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 170-643</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Cinsel taciz suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sırasında, İstanbul Anadolu 40. Sulh Ceza Mahkemesince 14.02.2014 tarih ve 1405-169 sayı ile sanığın eyleminin cinsel saldırı suçunu oluşturabileceği gerekçesiyle verilen görevsizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesince 02.12.2014 tarih ve 170-643 sayı ile sanığın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 102/1, 3-b, 62... . maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesince 29.12.2021 tarih ve 3587-10426 sayı ile; "…5271 sayılı CMK'nın 225/1. maddesinde yer alan 'Hüküm, ancak iddianamede unsurları gösterilen suça ilişkin fiil ve faili hakkında verilir.' şeklindeki düzenleme nazara alınarak yapılan değerlendirmede, sanık hakkında hazırlanan 22.07.2013 günlü iddianamede olay günü yanında çalışan reşit mağdureye yönelik cinsel içerikli sözler sarf etmek suretiyle taciz suçunu işlediği belirtilerek kamu davası açılıp, bu kapsamda iddianamede taciz olayı anlatılırken sanığın fiziksel temas içerikli eyleminden de bahsedilmesi ayrıca cinsel saldırı suçundan da dava açıldığı anlamına gelmediği gibi davaya bakan Sulh Ceza Mahkemesince temas içerikli eylemden dolayı sanık hakkında cinsel saldırı suçundan yargılama yapılması için verilen görevsizlik kararının da iddianame yerine geçemeyeceği nazara alınıp, cinsel saldırı eylemiyle ilgili açtırılacak yeni davanın mevcut dosya ile birleştirilmesinden sonra karar verilebileceği gözetilmeden yargılamaya devamla yazılı şekilde hüküm kurulması," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 23.02.2022 tarih ve 60773 sayı ile; cinsel saldırı suçundan açılmış bir dava bulunduğu gerekçesiyle itiraz yoluna başvurmuştur.<br />
İtirazı kabul edilen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 24.11.2022 tarih ve 3567-10471 sayı ile, "Her ne kadar sanık ile mağdure arasında hizmet ilişkisi bulunmakta ise de sübut bulan eylemin gerçekleşme şeklinde sanığın hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanmadığı anlaşıldığından, 5237 sayılı TCK'nın 102/3-b maddesinin uygulama koşulları oluşmadığı hâlde yazılı şekilde hüküm tesisi ile sanık hakkında fazla ceza tayini," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 02.03.2023 tarih ve 60773 sayı ile; "...Mağdurun sanığın iş yerinde tezgâhtar olarak suç tarihi itibariyle bir haftadır çalıştığına dair bir şüphe bulunmadığı gözetildiğinde, mağdur üzerinde hizmet ilişkisinden kaynaklanan bir nüfuza sahip olduğu anlaşılan sanığın, mağdura karşı gerçekleştirdiği cinsel saldırı eylemini bu nüfuzu kötüye kullanarak işlediğinin kabulünde zorunluluk olduğu ve yerel mahkeme hükmünün onanması gerektiği" görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 01.06.2023 tarih ve 2924-3728 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong><br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK'nın 102. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinin uygulanma koşullarının bulunup bulunmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
Katılan mağdur kollukta; yaklaşık bir haftadır sanığa ait iş yerinde çalıştığını, işe başladığı günden bu yana sanığın kendisini taciz edip sürekli olarak cinsel içerikli konularla ilgili sorular sorduğunu, yine tezgâhta durduğu esnada yanından sürtünerek geçtiğini, "Sen ateşli misin, bildiğin otel varsa gidelim, eşin seni aldatıyor. Güvenme kocana!" şeklinde sözler söylediğini, 07.02.2013 tarihinde ise yanına gelip diğer mağaza çalışanı olan ...’i kastederek; "...'i göndereyim, baş başa kalalım." dediğini, ancak ...'in gitmediğini, sanığın cinsel içerikli konuşmaya başladığını, bunun üzerine rahatsız olup evine gittiğini, 08.02.2013 tarihinde saat 11.00 sıralarında iş yerinin arka kısmına ayakkabı kutularını koymak için eğildiğinde sanığın kalçasına ellediğini, tepki gösterdiği, sanığın kendisini sakinleştirmeye çalıştığını, durumu ... isimli çalışana anlattığını ve polisi aradıklarını,</p>

<p>Mahkemede; iş yerinde çalışmaya başladıktan sonra sanığın tavırlarının değiştiğini, kısa bir süre sonra sanığın aynadan kendisini izlediğini fark ettiğini, yine depo bölümüne gittiği zaman yanından vücuduna sürtünerek geçtiğini ve kötü sözler söylediğini, bir seferinde kendisinden sigorta kaydını yaptırmak için nüfus cüzdanını istediğini, ancak çalışanların kendisini uyarması üzerine nüfus cüzdanını sanığa vermediğini, yine sanığın; "Yatakta nasılsın?" şeklinde sözler söylediğini, depo bölümüne geçerken ise "Geç kızım." diyerek kalçasına ellediğini, elini kalçasında gezdirmediğini, sadece dokundurduğunu, ancak diğer sözleriyle birlikte değerlendirdiğinde sanığın iyi niyetli olmadığını anladığını,</p>

<p>Beyan etmiştir.</p>

<p>Sanık aşamalarda; katılan mağdureye kesinlikle cinsel eylemde bulunmadığını, yaklaşık bir hafta önce iş yerinde çalışmaya başlayan katılan mağdureden sigorta kaydı için nüfus cüzdanını istediğini, ancak katılan mağdurenin nüfus cüzdanını getirmediğini savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>1. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Hukuki Açıklamalar<br />
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 20.12.2023 tarihli ve 417-673 sayılı kararında açıklandığı üzere;<br />
Cinsel dokunulmazlığa karşı suçlar, TCKnın "Kişilere karşı suçlar" başlıklı TCK’nın ikinci kısmında, "Cinsel saldırı" başlığı altında düzenlenmiştir.<br />
Bu suçla korunan hukuki değer, bireyin cinsel özgürlüğüdür. Kişilerin hukuk düzeni içerisinde kendi vücutları üzerinde serbestçe tasarrufta bulunabilme hakkı korunan hukuki menfaatin temelini oluşturmaktadır.</p>

<p>Suçun faili cinsel davranışlarla bir kişinin cinsel yönden vücut dokunulmazlığını ihlâl eden herkes olabilir. Bu durumda fail erkek ya da kadın olabileceği gibi suçun mağduru da hâlen hayatta bulunan yetişkin kadın ya da erkek olabilmektedir. Ölü birine karşı gerçekleştirilen cinsel davranışlar somut olayın şartlarına göre ölünün hatırasına hakaret ya da müstehcenlik suçlarına vücut verebilir.</p>

<p>Normun birinci fıkrasının ilk cümlesinde düzenlenen suçun maddi unsuru, vücuda organ veya sair cisim sokulmaksızın ve fakat sarkıntılık düzeyini de aşacak şekilde vücut dokunulmazlığının cinsel davranışlarla ihlâl edilmesidir. Sanık cinsel arzuları tatmin amacıyla hareket etmişse şehevî arzularını tatmin edip etmediğine bakılmaksızın cinsel saldırı suçunun gerçekleştiği kabul edilebilir. Cinsel davranışların vücudun anal, oral veya genital bölgeleriyle göğüslere/erojen bölgelere tevcih edilmesi durumunda cinsel saikle hareket edildiğine dair bir karinenin varlığından bahsedilmelidir. Her halûkârda fiilin cinsel arzuları tatmin amacıyla icra edilip edilmediği her somut olay özelinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>TCK'nın 102. maddesinin birinci fıkrasının gerekçesinde de, "Maddenin birinci fıkrasında, cinsel saldırı suçunun temel şekli tanımlanmıştır. Bu suçun oluşabilmesi için, cinsel arzuları tatmin amacına yönelik davranışlarla kişinin vücut dokunulmazlığının ihlâl edilmesi gerekir." açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Aynı maddenin gerekçesinde ikinci fıkra için; "Cinsel saldırının vücuda organ veya sair bir cisim sokulması suretiyle gerçekleştirilmesi, bu suçun nitelikli hâli olarak tanımlanmıştır. Suçun bu nitelikli hâli için, vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ veya sair bir cismin ithal edilmesi gerekir. Bu bakımdan vücuda penis ithal edilebileceği gibi, vajinal veya anal yoldan cop gibi sair bir cisim de ithal edilebilir. Bu bakımdan, söz konusu suçun temel şeklinin aksine, bu fıkrada tanımlanan nitelikli hâlinin oluşabilmesi için, gerçekleştirilen davranışın cinsel arzuların tatmini amacına yönelik olması şart değildir." ifadelerine yer verilerek suçun ikinci fıkrasında düzenlenen nitelikli halin tipik eylemi yönünden yeterli açıklama da yapılmış bulunmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olan, cinsel saldırı suçunun TCK'nın 102. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde düzenlenen "kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle işlenmesi" hâlinden ne anlaşılması gerektiği hususuna gelince;</p>

<p>TCK'nın 6. maddesinde kamu görevlisi "kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi," şeklinde tanımlanmıştır. Anılan nitelikli hâlde kamu görevinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılmasından söz edildiği için failin kamusal faaliyetin yürütülmesine hangi yolla veya sürede katıldığının önemi bulunmamaktadır.</p>

<p>Türk Dil Kurumu Türkçe Sözlüğü'nde nüfuz; "Sözü geçer olma durumu." ve "İstediğini yaptırabilme gücü; erk, kuvvet." olarak tanımlanmaktadır. Nüfuz, kamu görevlisinin görevinin vermiş olduğu yetki ve imkânlar nedeniyle sahip olduğu güç ve etkinlik; bunun kötüye kullanılması ise yetki ve imkânların sağladığı ayrıcalıklı üstün konumdan yararlanmaktır.</p>

<p>Kamu görevlilerinin, kamu görevlisi olmalarından kaynaklanan nüfuzu (otoriteyi) kötüye kullanmaları eylemin işlenişi bakımından mağdurun direncini azaltacağından, bu durum daha fazla ceza verilmesini gerektiren nitelikli bir hâl olarak kabul edilmiştir (M. Emin Artuk-A.Gökcen-M.Emin Alşahin-Kerim Çakır, Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2019, 18. Baskı, s. 365.). Bu nitelikli hâlin uygulanabilmesi için failin bir kamu görevini yerine getirmesi ve bu görevin sağladığı nüfuzu kötüye kullanması gerekir. Suç, görevin sağladığı otoriteden yararlanılarak işlenmelidir. Ancak mağdur ile fail arasında bir ast-üst ilişkisinin bulunması şart değildir. Failin yaptığı görevin niteliği, görevin mağdur üzerindeki etkisi nazara alınarak nüfuzun kötüye kullanılarak fiilin işlenip işlenmediği belirlenmelidir.</p>

<p>Fail kamu görevi sayesinde mağdur üzerinde egemenlik kuracak durumda olmalıdır. Faille mağdur arasında herhangi bir hiyerarşi, otorite, tasarruf yetkisi veya nüfuz ilişkisi yoksa bu hüküm uygulanamaz (Durmuş Tezcan-M. Ruhan Erdem-Murat Önok, Teorik ve Pratik Ceza Hukuku, Seçkin Yayınevi, Ankara 2015, 12. Baskı, s.370; Veli Özer Özbek-Koray Doğan-Pınar Bacaksız, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Seçkin Yayınevi, 14. Bası, Ankara 2019, s.336.).</p>

<p>Aynı bentte nitelikli hâl olarak kabul edilen bir diğer husus, cinsel saldırı suçunun hizmet ilişkisinin sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması suretiyle işlenmesidir. Bu nitelikli hâlin uygulanması için, fail ile mağdur arasında bir hizmet ilişkisinin bulunması ve bu ilişkiden doğan nüfuzun kötüye kullanılması gerekir. Hizmet ilişkisinin kamusal veya özel bir kuruma bağlı olarak yerine getirilmesi önemli olmadığı gibi ücretsiz veya ücretli, sürekli ya da geçici olması da önemli değildir. Hizmet sözleşmesi yazılı veya sözlü bir şekilde kurulmuş olabileceği gibi yalnızca İş Kanunu çerçevesinde kurulmuş olması da gerekmemektedir.</p>

<p>Hizmet ilişkisi içerisinde hizmeti yaptıran, hizmeti yapana iş ve para verdiği, onun üzerinde bir takım yetkiler (izin, disiplin cezası, tayin, terfi, ücret, çeşitli tercihlerde bazı kişilere öncelik verme, işten çıkarma vb.) kullandığı için bir üstünlüğe sahiptir. Başka bir deyişle failin mağdur üzerinde bir otorite veya tasarruf yetkisi bulunmaktadır. Aynı iş yerinde çalışan ve birbiriyle eşit durumda olan kişiler bakımından bu nitelikli hâl uygulanmayacaktır. Ancak her ikisi de çalışan olmasına rağmen aralarında hiyerarşik ilişki bulunan kişiler arasında (örneğin mağaza müdürüyle işçi arasında) bu nitelikli hâl gündeme gelecektir (Fahri Gökçen Taner, Türk Ceza Hukukunda Cinsel Özgürlüğe Karşı Suçlar, Seçkin Yayınları, Ankara 2023, 3. Baskı, s. 233-235).</p>

<p>Gerek kamu göreviyle ilgili hiyerarşik konumun gerekse hizmet ilişkisinin, suç işlemek bakımından bir kolaylık sağlaması doğaldır. Ancak bu nitelikli hâlin uygulanması için sadece bu kolaylıktan istifade etmek yeterli değildir. Kötüye kullanılan nüfuzun doğrudan mağdurun iradesini etkilemesi ve buna bağlı olarak da saldırıya karşı direncinin kırılmış olması aranmalıdır. Ezcümle, kamu görevinin veya hizmet ilişkisinin kötüye kullanıldığı her hâlde, bu ilişkilerin sağladığı kolaylıktan da faydalanılmış olmakta ise de kolaylıktan istifade edilen her hâlde nüfuzun suistimali gerçekleşmemiş olabilir.</p>

<p>2. Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;<br />
Sanığın, iş yerinde yaklaşık bir haftadır tezgâhtar olarak çalışan katılan mağdureyi bu süre zarfında cinsel içerikli sorular sormak suretiyle rahatsız ettiği, 08.02.2013 tarihinde ise ayakkabı kutularını iş yerinin arka kısmına koymak için götüren katılan mağdurenin arkasından gelen sanığın, kutuları koymak için eğilen katılan mağdurenin kalçasına ellediği kabul edilen olayda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sanık ve katılan mağdure arasında hizmet ilişkisinin mevcut olduğu, iş veren konumunda bulunan sanığın iş yerinde çalışmaya başlayan işçi statüsündeki katılan mağdure üzerinde güç ve otoritesinin bulunduğu, bu otoritenin katılan mağdurenin direncini kıracak nitelik taşıdığı, katılan mağdurenin de bu nedenle çekinerek eyleme karşı koyamadığı anlaşılmakla, sanığın müsnet suçu hizmet ilişkisinden kaynaklanan nüfuzunu kötüye kullanmak suretiyle işlediğinin ve hakkında TCK'nın 102. maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinin uygulanma koşullarının bulunduğunun kabulü gerekir.<br />
Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu...; "Suç ve nitelikli hal ile ilgili anlatımlar tekrar ve ilave açıklamaya ihtiyaç bırakmayacak yeterliliktedir. Olayın kabulünde de bir ihtilaf yoktur. Ancak, hizmet ilişkisinin suç işlemek bakımından bir kolaylık sağlaması doğaldır. Bu nitelikli hâlin uygulanması için sadece bu kolaylıktan istifade etmek yeterli değildir. Nüfuzun suistimali doğrudan mağdurenin iradesini etkilemeli ve direncini kırmalıdır. Somut olayda katılan mağdurenin ayakkabı kutularını iş yerinin arka kısmına götürdüğü ve kutuları koymak için eğildiğinde arkasından gelerek kalçasını elleyen sanığın, hizmet ilişkisinin sağladığı kolaylıktan faydalandığı açık ise de bu ilişkiden kaynaklanan nüfuzu kötüye kullandığından bahsetme imkânı bulunmamaktadır." düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan beş Ceza Genel Kurulu Üyesi de; benzer gerekçelerle,<br />
Karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 24.11.2022 tarih ve 3567-10471 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- İstanbul Anadolu 27. Asliye Ceza Mahkemesinin 02.12.2014 tarihli ve 170-643 sayılı kararının, ONANMASINA,</p>

<p>4- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.02.2026 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2023449-e-202687-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="60405"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/170 E., 2026/88 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024170-e-202688-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024170-e-202688-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.02.2026 tarihli, 2024/170 E., 2026/88 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/170 E., 2026/88 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 9. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 814-1262<br />
KATILAN</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Sanığın çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçundan 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 30. maddesi delaletiyle 103/2-1, 62, 53... . maddeleri uyarınca 13... ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve mahsuba ilişkin Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 03.06.2022 tarihli ve 314-168 sayılı hükmün, sanık müdafii, katılan ve katılan mağdur vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesince 14.10.2022 tarih ve 814-1262 sayı ile istinaf başvurularının esastan reddine, bu kararın da sanık müdafii ve katılan ve katılan mağdur vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 10.10.2023 tarih ve 8080-6169 sayı ile onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 29.11.2023 tarih ve 139339 sayı ile; "…Sanığın mağdurun yaşının 15'ten küçük olduğunun gördüğünü, mağdura neden yalan söylediğini sorduğunun onun da yaşının küçük olduğunu söyleyince kimsenin gelmediğini beyan ettiğini, mağdura dokunmadığını, ancak yazışmaya devam ettiklerini savunduğu, bir hataya düştüğüne dair savunmasının olmadığı gözetildiğinde, mağdurun yaşının küçük olduğunu anlayan sanığın mağdurun gerçek yaşının öğrenme veya eyleminden vazgeçme imkanı varken bu yollara tevessül etmeden eylemini gerçekleştirmiş olması karşısında mağdurun yaşı esaslı bir hataya düştüğünün kabulüne imkan bulunmadığı nazara alınarak sanığın TCK'nın 103/2-2. cümlesi gereğince cezalandırılması gerekirken hataya düştüğünden bahisle ve hatanın niteliği hakkında bir değerlendirme yapılmadan yetersiz gerekçe ile sanık hakkında TCK'nın 103/2-1. cümlesi uygulama yapılarak eksik ceza tayininin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 9. Ceza Dairesince 06.02.2024 tarih ve 13723-874 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong><br />
İtirazın kapsamına göre inceleme sanığın katılan mağdura yönelik çocuğun nitelikli cinsel isitismarı suçundan kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanık hakkında TCK’nın 30. maddesinde düzenlenen hata hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının belirlenmesine ilişkindir</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
İncelenen dosya kapsamından;<br />
Katılan mağdurun suç tarihinde on bir yaş on ay yirmi sekiz günlük, sanığın ise yirmi sekiz yaşında olduğu anlaşılmaktadır.<br />
Katılan mağdur; sanık ile "s..r" isimli arkadaş bulma sitesi üzerinden tanıştıklarını, burada herkesin on sekiz yaşından büyük olduğunun göründüğünü, siteye yaşını on sekiz olarak yazdığını ancak açıklama kısmında on sekiz yaşından küçük olduğunu belirttiğini, akabinde sanık ile "S...t" isimli uygulama üzerinden konuşmaya devam ettiklerini, burada sanığın "Benim sevgilim olur musun?" şeklindeki sorusuna olumlu cevap verdiğini, ayrıca ona on dört yaşında olduğunu da yazdığını, birbirlerine çıplak fotoğraflarını gönderdiklerini, ardından sanığın kendisi ile buluşmak istediğini, buluşmayı kabul ettiği sanıkla apartmanlarının bodrumunda buluştuklarını ve sanık ile oral ve anal yoldan ilişkiye girdiğini,</p>

<p>Sanık aşamalarda; "s..r" isimli uygulamanın on sekiz yaşından büyükler tarafndan kullanılan bir uygulama olduğunu, katılan mağdurun profilinde on sekiz yaşında olduğunu yazdığını, ancak konuşmaya başladıklarında yaşının on beş olduğunu söylediğini, cinsel içerikli konuşmalar yaptıklarını, birbirlerine fotoğraflar gönderdiklerini, katılan mağdurla oturduğu apartmanın bodrum katında buluştuklarında "Sen on beş yaşında gözükmüyorsun, neden yalan söylüyorsun?" dediğini, katılan mağdurun ise "Uygulamada gerçek yaşımı söylediğim zaman kimse benimle konuşmak istemiyor. Onun için yalan söyledim." şeklinde cevap verdiğini, katılan mağdur ile on sekiz yaşından büyük olduğunu düşündüğü için konuşup görüştüğünü, aralarında herhangi bir cinsel ilişki yaşanmadığını savunmuştur.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>1- Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar ve Doktrindeki Görüşler<br />
Ayrıntıları Yüksek Ceza Genel Kurulunun 30.04.2025 tarihli ve 462-193 sayılı, 05.03.2025 tarihli ve 448-107 sayılı, 08.01.2025 tarihli ve 38-7 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 176-394 sayılı, 04.12.2024 tarihli ve 227-395 sayılı kararlarında açıklandığı üzere;<br />
TCK'nın 30. maddesinde çeşitli hata hâlleri düzenlenmiş olup maddenin birinci fıkrasında suçun maddi unsurlarında hataya ilişkin hükme yer verilmiştir.<br />
Kast, suçun kanuni tanımındaki unsurların bilerek ve istenerek gerçekleştirilmesi olup bu unsurlara ilişkin bilgisizlik, eksik ya da hatalı bilgi, maddi unsurlara ilişkin bir hatadır. Bu hatanın kastın varlığına engel olacak düzeyde bulunması hâlinde sanığa ceza verilmeyecektir. Suçun maddi unsurlarına ilişkin hata, eylemin suç teşkil etmesi için bulunması zorunlu hususlara ilişkin bir yanılmadır. Maddenin birinci fıkrasının ikinci cümlesinde, hata dolayısıyla taksirli sorumluluk hâlinin saklı olduğu belirtildiğinden, taksirle de işlenebilen bir suçun maddi unsurlarında tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu hataya düşülmesi kusurluluğu ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p>Çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunun maddi unsurlarından birisi de mağdur olup, kanun koyucu TCK'nın 103. maddesinde üç grup mağdura yer vermiştir. Birincisi on beş yaşını tamamlamamış olan çocuklar, ikincisi on beş yaşını tamamlamış olmakla birlikte fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş olan çocuklar, üçüncüsü ise on beş yaşını tamamlayıp on sekiz yaşını tamamlamamış olan çocuklardır. Birinci ve ikinci grupta yer alan çocuklara karşı cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir neden olmaksızın dahi gerçekleştirilen her türlü cinsel davranış istismar suçunu oluşturmakta, eylemin bu kişilere karşı cebir veya tehdit kullanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi ise anılan maddenin dördüncü fıkrası uyarınca cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirmektedir. Üçüncü grupta yer alan çocuklar yönüyle eylemin suç oluşturması için gerçekleştirilen cinsel davranışların cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Nitekim cebir, tehdit ve hile olmaksızın on beş yaşını bitirmiş olan çocukla cinsel ilişkide bulunan kişi, anılan Kanun'un 103. maddesinde düzenlenmiş olan çocukların cinsel istismarı suçundan cezalandırılamayacaktır.</p>

<p>Öte yandan, amacı, somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adeleti sağlamak, suçu işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de, doktrin ve uygulamada; suçsuzluk ya da masumiyet karinesi olarak adlandırılan kuralın bir uzantısı olan ve Latincede, in dubio pro reo olarak ifade edilen şüpheden sanık yararlanır ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi bakımından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlaka sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği veya gerçekleştirilme biçimi konusunda bir şüphe belirmesi hâlinde de geçerlidir. Sanığın bir suçtan cezalandırılabilmesinin temel şartı, suçun hiçbir şüpheye mahal bırakmayacak kesinlikte ispat edilmesidir. Gerçekleşme şekli şüpheli veya tam olarak aydınlatılamamış olay ve iddialar sanığın aleyhine yorumlanarak mahkûmiyet hükmü kurulamaz. Ceza mahkûmiyeti; herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık ispata dayanmalı, bu ispat hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkân vermemelidir. Toplanan delillerin bir kısmının gözetilip diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaat üzerinden yüksek de olsa bir ihtimalle sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir (YCGK, 11.6.2013 tarihli ve 36-294 sayılı).<br />
Şu hâlde, sanığa isnat edilen fiilin sanık tarafından icra edildiğinin kabulü için, muhtemel şüphenin gerekçeli bir şekilde tamamen yenilmesi gerekir. Zira kabili te'lif olmayan şüphe ile gerçeğin yan yana mevcudiyeti durumunda vicdani kanaate ulaşılmasının mantık ve hukuk kuralları bakımından mümkün olduğu söylenemez.</p>

<p>2. Somut Olayda Hukuki Nitelendirme<br />
Sanığın, "s..r" isimli sosyal medya platformu üzerinden tanıştığı suç tarihi itibarıyla on bir yaş on ay yirmi sekiz günlük olan mağdurla cinsel içerikli konuşmalar yapmak ve fotoğraflar göndermek suretiyle iletişim kurmasından sonra sanık ile mağdurun buluşmaya karar verdikleri, olay tarihinde mağdurun oturduğu apartmanın bodrum katında buluştukları, burada sanığın mağdura oral ve anal yoldan organ sokmak suretiyle çocuğun nitelikli cinsel istismarı suçunu işlediği Derece Mahkemelerince kabul edilen ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla herhangi bir uyuşmazlık bulunmayan olayda;</p>

<p>Katılan mağdurun beyanından da anlaşıldığı üzere sanıkla tanıştıkları "s..r" isimli sosyal medya platformuna kayıtlı üyelerin on sekiz yaşını doldurdukları varsayılmakla birlikte somut olaydaki gibi yaşı küçüklerin de söz konusu platformların bu durumlarını gizleyerek üye oldukları genel hayat tecrübeleriyle sabittir. Yine katılan mağdur, profilindeki özel açıklama bölümüne on sekiz yaşından küçük olduğunu yazdığını ve bir başka uygulama üzerinden sanığa on dört yaşında olduğunu söylediğini öne sürmüştür. Ancak sanık aşamalarda istikrarlı bir biçimde on sekiz yaşını doldurduğu düşüncesiyle tanışıp konuşmaya başladığı katılan mağdurun sonradan kendisine on beş yaşında olduğunu söylediğini, yüz yüze görüştüklerinde ise durumdan şüphelendiğini samimi bir şekilde ifade etmiştir. Katılan mağdurun, üçüncü kişilerin kendisiyle görüşmeyi kabul etmeleri için ifadeye yansıyan gerçek yaşını gizlemeye dönük çabaları da gözetildiğinde; mahallinde ikame olunan ve tartışılan delillerin, gerekçeli/muhtemel şüphenin tamamen ortadan kaldırılması ve sanığın, katılan mağdurun on beş yaşını tamamlamadığını bildiği yönünde vicdani kanaat oluşturması bakımından yeterli olmadığı anlaşılmakla, in dubio pro reo/ şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca, sanık hakkında TCK'nın 30/1. maddelerindeki hata hükmünün uygulanması gerektiği ve suç tarihinde on bir yaş on ay yirmi sekiz günlük olan mağdura karşı gerçekleştirdiği eylem nedeniyle TCK'nın 103/2-2. cümlesi yerine aynı Kanun'un 103/2-1. cümlesi uyarınca hüküm kurulmasının isabetli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan on Ceza Genel Kurulu Üyesi; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabul edilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 21.01.2026 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından 11.02.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024170-e-202688-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysa.jpg" type="image/jpeg" length="78701"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2024/151 E., 2026/83 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024151-e-202683-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024151-e-202683-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 11.02.2026 tarihli, 2024/151 E., 2026/83 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2024/151 E., 2026/83 K.</strong></p>

<p><br />
<strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>KARARI VEREN<br />
YARGITAY DAİRESİ : 7. Ceza Dairesi<br />
MAHKEMESİ :Asliye Ceza<br />
SAYISI : 875-1077</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Sanığın kaçakçılık suçundan mülga 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 3/a-4. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 4/a-2, 4/4 ve 20. maddeleri uyarınca 4.368.00 TL tazmini nitelikte adli para cezasıyla cezalandırılmasına, dava konusu kaçak eşya ile suçta kullanılan nakil aracının müsaderesine ilişkin Şırnak Asliye Ceza Mahkemesince verilen 07.03.2007 tarihli ve 336-105 sayılı hükmün, katılan vekili ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 12.04.2011 tarih ve 5997-3901 sayı ile; "5271 sayılı CMK'nın 5560, 57 28... sayılı Yasalar ile değişik 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikler uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması olanaklı hâle geldiğinden, 5237 sayılı TCK'nın 7.maddesi gözetilerek, yasal koşullarının oluşup oluşmadığının saptanması ve sonucuna göre uygulama yapma görevinin de yerel mahkemeye ait bulunması" isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.<br />
Dosyanın gönderildiği Şırnak Asliye Ceza Mahkemesince 15.03.2012 tarih ve 527-297 sayı ile; 4926 sayılı Kanun'un 3/a-4. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 4/a-2, 4/4 ve 20. maddeleri uyarınca 4.368.00 TL tazmini nitelikte adli para cezasıyla cezalandırılmasına, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, kaçak eşyanın müsaderesine, suçta kullanılan nakil aracının iadesine dair verilen hükmün kesinleşmesinden sonra, sanığın denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi nedeniyle dosyayı yeniden ele alan Şırnak Asliye Ceza Mahkemesince 11.10.2022 tarih ve 875-1077 sayı ile; 4926 sayılı Kanun'un 3/a-4. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 4/a-2, 4/4 ve 20. maddeleri uyarınca 4.368.00 TL tazmini nitelikte adli para cezasıyla cezalandırılmasına, kaçak eşyanın müsaderesine ve nakil aracının iadesine dair verilen kararın da katılan vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 19.10.2023 tarih ve 6973-8747 sayı ile; "Katılan ... İdaresi vekilinin, suçta kullanılan nakil aracının iadesi hakkındaki kararla sınırlı temyizi üzerine yapılan incelemede; Suçta kullanılan nakil vasıtasında ele geçirilen eşyanın, nakil vasıtasının yüküne göre miktar ve hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturmadığı ve suça konu eşyanın gümrüklenmiş değeri ile nakil aracının bilinen maddi değeri gözetildiğinde müsadere edilmemesinin hakkaniyete uygun olacağı anlaşıldığından, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 13'üncü maddesinin birinci fıkrasındaki koşulların gerçekleşmediği dikkate alınarak aracın iadesine ilişkin yerel mahkeme kararında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Şırnak Asliye Ceza Mahkemesinin, 11.10.2022 tarihli ve 2022/875 Esas, 2022/1077 Karar sayılı kararında katılan ... İdaresi vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan ... İdaresi vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle onanmasına." karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong><br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, 16.11.2023 tarih ve 1057 sayı ile;<br />
"...Katılan ... İdaresi vekilinin temyizinin sonuç ve talep kısmının 'Yukarıda açıklanan ve re'sen göz önüne alınacak nedenlerle; Şırnak Asliye Ceza Mahkemesi'nin 11/10/2022 tarihli, 2022/875 Esas ve 202/1077 K. Sayılı ilamının esas ve usul açısından kanuna aykırı olması sebebiyle ortadan kaldırılması' şeklinde olduğu,<br />
Katılanın hükmün nakil aracı ile ilgili kısmının bozulup mahkûmiyetine kısmının onanmasını talep etmediği aksine temyiz dilekçesinde hükmü re'sen göz önüne alınacak nedenlerle temyiz ettiklerini, hükmün esas ve usul açısından kanuna aykırı olduğunu belirttiği, bu nedenlerle katılanın temyizinin hükmün tamamına yönelik olduğunun kabulünün gerektiği," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 7. Ceza Dairesince 28.12.2023 tarih ve 19389-11802 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KONUSU</strong><br />
Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; katılan vekilinin temyiz talebinin sanık hakkında verilen mahkûmiyet hükmünü de kapsayıp kapsamadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. UYUŞMAZLIĞA İLİŞKİN BİLGİLER</strong><br />
Katılan vekilinin 17.10.2022 tarihli temyiz dilekçesinin;<br />
" 1-Araç müsaderesine ilişkin olarak;<br />
5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun müsadere başlıklı 13.maddesi ve devamında;<br />
'Madde 13-(1) Bu Kanunda tanımlanan suçlarla ilgili olarak 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun eşya ve kazanç müsaderesine ilişkin hükümleri uygulanır. Ancak kaçak eşya taşımasında bilerek kullanılan veya kullanılmaya teşebbüs edilen her türlü taşıma aracının müsadere edilebilmesi, için aşağıdaki koşullardan birinin gerçekleşmesi gerekir:</p>

<p>a) Kaçak eşyanın, suçun işlenmesini kolaylaştıracak veya fiilin ortaya çıkmasını engelleyecek şekilde özel olarak hazırlanmış gizli tertibat içerisinde saklanmış ve taşınmış olması</p>

<p>b) Kaçak eşyanın, taşıma aracı yüküne göre miktar veya hacim bakımından tamamını veya ağırlıklı bölümünü oluşturması veya naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması</p>

<p>c) Taşıma aracındaki kaçak eşyanın, Türkiye’ ye girmesi veya Türkiye’den çıkması yasak veya toplum veya çevre sağlığı açısından zararlı maddelerden olması.'<br />
Öte taraftan Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2011/7-346 E. ve 2012/124 K.sayılı ilamında: '....Sanığın aracında yakalanan çuvallar içerisindeki .... paket sigaranın miktar itibarıyla bir kişi tarafından taşınması olanaklı olmayıp, araçla taşınmasının zorunlu bulunması ve 'kacak eşyanın naklinin, bu aracın kullanılmasını gerekli kılması' halinde kacak eşyanın taşınmasında bilerek kullanılan her türlü tasıma aracının müsaderesini zorunlu lalan 5607 sayılı Yasanın 13. maddesi birlikte değerlendirildiğinde, suca konu eşyaların taşındığı aracın zoralımına karar verilmesi gerekmektedir.' kararına binaen kaçak eşya naklinde kullanılan aracın 5607 sayılı Kanunun 10. ve 13. maddeleri ve TCK’nın 54. Maddesi uyarınca müsaderesine kaçak eşya naklinde kullanılan aracın müsaderesinin imkansız kılınması halinde araç kasko bedeli kadar değerinin karar verilmesi gerekirken buna ilişkin bir kararın verilmemesinin kanuna aykırı olduğunu bu nedenle kararın bu hususta bozulması gerektiğini düşünmekteyiz.</p>

<p>Öte taraftan 5237 sayılı CMK 231/6-c maddesi gereğince, kamu zararının belirlenmesine ilişkin olarak Bakanlığımızca 14.11.2013 tarihli, 28821 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 5607 Sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu Uyarınca El konulan Eşya veya Alıkonulan Aracın Muhafaza, Depolama, Yükleme, Boşaltma ve Nakliye Ücretlerine Dair Tebliğ ile Bakanlığımız Gümrükler Muhafaza Genel Müdürlüğünün 2013/2 sayılı ve 2014/3 sayılı Kamu Zararı Hesabı konulu Genelgesi hükümleri doğrultusunda; heyetçe tespiti yapılan zarar tutanağında belirtilen kurum zararının (taşıma, depolama, yazışma ve diğer unsurlar) bulunduğu ve kurum zararının sanık tarafından bugüne kadar ödenmediği, eşyaların müsaderesine karar verilmesinin kurum zararının karşılanmış sayılmasına neden olmayacağı kabul edilmesi, gerektiğinden kurum zararının sanık tarafından karşılanması gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç ve talep: Yukarıda açıklanan ve resen göz önüne alınacak nedenlerle; Şırnak Asliye Ceza Mahkemesinin 11/10/2022 tarihli 2022/8 75... /1077 K. Sayılı ilamının esas ve usul açısından kanuna aykırı olması sebebiyle ortadan kaldırılmasını vekalet ücreti ile yargılama giderlerinin sanık üzerinde bırakılmasına karar verilmesini vekaleten arz ve talep ederim." hususlarını içerdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong><br />
A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlığa İlişkin Açıklamalar<br />
1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun "Temyiz sebebi" başlığını taşıyan 307. maddesi; "Temyiz ancak hükmün kanuna muhalif olması sebebine müstenit olur. Hukuki bir kaidenin tatbik edilmemesi yahut yanlış tatbik edilmesi kanuna muhalefettir." hükmünü içermektedir.</p>

<p>Yasal düzenlemeden de anlaşılacağı üzere CMUK’da temyiz sebebi kanuna aykırılık olarak belirlenmiştir. Bu kavram ''bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması'' şeklinde tanımlanmış olup öğretide de geçmişten bu yana kanuna aykırılık kavramı geniş yorumlanmış ve bu ifadenin yazılı hukukla sınırlı anlaşılmaması gerektiği, bu nedenle yazılı hukuka ek olarak; içtihada aykırılık, tecrübe ve mantık kurallarına aykırılık, öğretiye aykırılık, maruf ve meşhur olan şahsi bilgilerdeki hataların da kanuna aykırılık kapsamında denetlenebileceği, ayrıca uluslararası hukuka ve evrensel hukuki değerlere aykırılığın da temyiz nedeni olarak ileri sürülebileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>CMUK’un ''Temyiz istidası ve ihtiva edeceği noktalar'' başlığını taşıyan 313. maddesinde ise;<br />
"Temyiz eden taraf hükmün hangi cihetine itiraz ve neden dolayı bozulmasını talep etmekte olduğunu temyiz istidasında veya beyanında veyahut layihasında gösterir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Temyiz için istinad edilen sebeplerde muhakeme usulüne müteallik hukuki bir kaideye mi yoksa kanuni diğer hükümlere mi, muhalefet etmiş olmasından dolayı itiraz olunduğu gösterilir. Birinci hâlde kanuna muhalif olan vak’alar izah olunur." ibarelerine yer verilmek suretiyle temyiz dilekçesinin hangi hususları içermesi gerektiği açıklanmıştır.</p>

<p>Davasız yargılama olmaz. Temyiz yargılaması da kanunun öngördüğü usule uygun açılmış bir temyiz davasının varlığı ile mümkündür. Usulüne uygun bir temyiz davasının, temyiz edilebilir bir kararın/hükmün, temyize hakkı olanlarca, süresinde ve temyiz sebeplerini havi bir dilekçe ya da tutanakla ikame olunabileceğinde de tereddüt yoktur.</p>

<p>Ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 20.02.1995 tarihli ve 8-32 sayılı içtihadı ile diğer müstakar kararlarında açıklandığı üzere; sanık veya müdafiince temyiz edilmeyen hükmün, Cumhuriyet savcısı ya da katılan tarafından aleyhe temyiz edilmesi durumunda, hükmün sanık lehine bozulabileceği hususu açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Keza Yüksek Ceza Genel Kurulu'na göre, şahsi hakka ilişkin bir temyiz davasında, hukuka aykırılık tespit edilen esas hükmün de sanık lehine bozulmasına yasal bir engel bulunmamaktadır.( 14.05.1996 tarihli ve 1996/4-86 E; 1996/91 K. Sayılı kararı) Yeter ki şahsi hakka ilişkin temyiz davası, esas hükmü de kapsıyor olsun. Zikredilen kararda da belirtildiği gibi, (mülga)1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu'nun tatbiki döneminde ve halen uygulandığı dosyalarda; "CMUK 320. maddesinin gerekçesinde de aynen 'Temyiz Mahkemesi Kanunun doğru tatbik edilip edilmediğini araştırmakla mükellef olduğundan velevki layihai temyiz de dermeyan edilmemiş olsa bile kanunun herhangi bir suretle ihlal edildiğini gördüğü takdirde hükmü nakzedebilir...Hukuk Usulü Muhakemelerinin terviç ettiği dairede mahkemei temyizin kendisine sevk olunan işlerde resen tetkikatını teşmil ederek layihada serdedilmemiş olan ve fakat muhalifi kanun görülen esbaptan dolayı da hükümlerin nakzolunabilmesi kabul edilmiştir' denilmektedir.</p>

<p>Bu madde hükmü ve gerekçesinden anlaşılacağı üzere Yargıtay gösterilen temyiz sebepleri ile bağlı değildir. Temyiz dilekçesinde ileri sürülsün veya sürülmesin son karara etkili olan tüm yasaya aykırılıkları kendiliğinden inceleyip hükmü bozabilir." anlayışı tereddütsüz benimsenmiştir. Şüphesiz bu anlayışın arkasında hakkın ve adaletin tecellisi için, mahkemeye erişim ve kanun yoluna etkin başvurma hakkının öncelenmesi mülahazası yatmaktadır.</p>

<p>B. Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;<br />
Kaçakçılık suçundan sanığın 4926 sayılı Kanun'un 3/a-4. maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 4/a-2, 4/4 ve 20. maddeleri uyarınca 4.368.00 TL tazmini nitelikte adli para cezasıyla cezalandırılmasına, kaçak eşyanın müsaderesine ve suçta kullanılan nakil aracının iadesine dair kararın katılan vekili tarafından temyiz edildiği anlaşılan dosyada;</p>

<p>Katılan vekili tarafından sunulan temyiz dilekçesinin "Açıklamalar" bölümünde nakil aracının iadesi kararıyla birlikte mahkûmiyet hükmünün de temyiz edildiği açıkça anlaşılacak şekilde ifade edilmemiş ise de, "Konu" başlıklı bölümünde "Şırnak Asliye Ceza Mahkemesinin 11.10.2022 tarihli, 875-1077 sayılı ilamının esas ve usul açısından kanuna aykırı olması sebebiyle ortadan kaldırılması talebinden ibarettir." yazılı olması, dilekçenin "Sonuç ve Talep" kısmında "Yukarıda açıklanan ve resen göz önüne alınacak nedenlerle; Şırnak Asliye Ceza Mahkemesinin 11/10/2022 tarihli 2022/8 75... /1077 K. sayılı ilamının esas ve usul açısından kanuna aykırı olması sebebiyle ortadan kaldırılmasını..." ibarelerinin yer alması, ceza muhakemesi sistemimizde hükümlerin temyiz edilmesinin kural, edilememesinin ise istisna oluşu birlikte değerlendirildiğinde, katılan vekilinin temyiz dilekçesinin nakil aracının iadesi kararıyla birlikte mahkûmiyet kararını da kapsadığının kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne karar verilmelidir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Dosyanın, sanık hakkında kaçakçılık suçundan kurulan hükmün temyiz incelemesinin yapılması amacıyla Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 07.01.2026 tarihinde yapılan ilk müzakerede yeterli çoğunluk sağlanamadığından 11.02.2026 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2024151-e-202683-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 15 May 2026 07:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="55755"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24185"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="68991"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31274"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31566"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36201"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57021"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80828"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="52030"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="42150"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="36536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="42141"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="17742"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="44692"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="71746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="72533"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="79902"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="64944"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
