<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 15 Apr 2026 01:26:05 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2025/4148 E., 2026/1798 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20254148-e-20261798-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20254148-e-20261798-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 05.03.2026 tarihli, 2025/4148 E., 2026/1798 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/4148 E., 2026/1798 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1068 E., 2025/354 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Midyat 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/384 E., 2022/267 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Dava, kadastro öncesi nedene dayalı tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir.</p>

<p>Kadastro sonucunda, ... ili, ... ilçesi, ... /... köyü çalışma alanında bulunan 1 88... parsel sayılı taşınmaz "hali arazi" niteliğiyle Hazine adına tespit ve tescil edilmiştir.</p>

<p>Davacı ...; mülk edinmeye elverişli irsen intikal eden eklemeli zilyetliğe dayalı olarak dava konusu taşınmazın bir bölümü hakkında tapu iptali ve adına tescil isteğinde bulunmuştur.</p>

<p>Davalı Hazine; hak düşürücü süre itirazında bulunmuş, işin esası yönünden ise dava konusu taşınmazın zilyetlikle mülk edinilemeyeceğini, öte yandan davacı yararına kazanım koşullarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince dava konusu taşınmaz üzerinde davacı yararına zilyetlikle kazanım koşullarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne, çekişmeli taşınmazın hükme esas bilirkişi raporunda (A) harfi ile gösterilen 15.121,68 metrekare ve (B) harfi ile gösterilen 3.861,08 metrekare yüz ölçümündeki bölümlerinin tapu kaydının iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş, kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, İlk Derece Mahkemesinin gerekçesi benimsenmek suretiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; 4721 sayılı TMK'nın 713/1. ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. ve 17. maddelerinde, orman sayılmayan, Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki tescil harici taşınmazlardan imar-ihya edilerek dava tarihine kadar 20 yıl süreyle çekişmesiz ve aralıksız olarak zilyet edilenlerin zilyetleri adına tescil edilebileceği hüküm altına alınmıştır. Terk edilmiş dere yatakları, kayalık, taşlık, yol ve yol boşluğu gibi taşınmazlar ancak imar-ihya yolu ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 17. maddesi uyarınca iktisap edilebilirken; ham toprak, hali arazi, köy boşluğu gibi basit ameliye ile zilyet edilebilecek yerler ise aynı Yasa'nın 14. maddesi gereğince iktisap edilebilir.</p>

<p>Somut olayda; zilyetlikle taşınmaz iktisabına ilişkin yasal koşulların davacı yararına gerçekleştiği gerekçesiyle yazılı şekilde hüküm kurulmuş ise de varılan sonuç dosya kapsamına uygun düşmemektedir.</p>

<p>Şöyle ki, dosya arasında yer alan jeodezi mühendisi bilirkişi raporlarının ekinde yer alan hava fotoğraflarına ilişkin suretler incelendiğinde, iddiaya konu taşınmaz bölümleri üzerinde zilyetlik emaresine rastlanmadığı gibi bu bölümlerin ayırıcı unsurlarının da bulunmadığı görülmektedir. Ziraat mühendisi bilirkişi raporuna ekli olup taşınmaz başında keşif günü çekilen görüntülerden ise taşınmazın zemininde ekonomik amaca uygun zilyetliğe tesadüf edilmediği, taşınmazın hali arazi niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Kural olarak objektif nitelikteki eylemli duruma aykırı düşen subjektif nitelikteki yerel bilirkişi ve tanık sözlerine de değer verilmesi olanaksızdır. Yukarıda açıklanan verilere göre hükme dayanak yapılan yerel bilirkişi ve tanık sözleri ile uzman ziraat mühendisi ve jeodezi bilirkişinin dava konusu taşınmazın özel mülkiyete konu olduğu ve davacı yararına zilyetlikle taşınmaz edinimine ilişkin koşulların oluştuğuna dair kanaate itibar edilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Hâl böyle olunca; Mahkemece bu olgular dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın kabulüne hükmedilmesi doğru değildir.</p>

<p>Davalı Hazine vekilinin temyiz itirazları açıklanan nedenden ötürü yerindedir. Kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Temyiz eden davalı Hazine 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/J maddesi uyarınca harçtan muaf bulunduğundan bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20254148-e-20261798-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 21:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="68142"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2025/1464 E., 2026/1869 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20251464-e-20261869-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20251464-e-20261869-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 10.03.2026 tarihli, 2025/1464 E., 2026/1869 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1464 E., 2026/1869 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong><br />
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/1213 E., 2024/1405 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Adıyaman 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/189 E., 2021/571 K.</p>

<p>Asıl ve birleştirilen dava, muris muvazaasına dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacılar vekili asıl davada; davacılar ..., ..., ..., ... ve diğer davacıların babası ... ile davalıların kardeş olduğunu, tarafların murisi ...'nün 2005 yılında hastalandığını, bu tarihten sonra kızı ...'yi taşınmazlarının satış yetkisini içerir şekilde vekil tayin ettiğini, amacın murisin taşınmazlarını kaçırmak olduğunu, yine davalıların babalarının parasıyla isteğe bağlı olarak SGK primi yatırdıklarını, davalıların çalışmadıklarını, aldıkları ve sattıkları tüm taşınmazların babalarının parasıyla elde edildiğini ileri sürerek davalı ... adına kayıtlı 26 07... parseldeki 8 numaralı bağımsız bölümün ve davalı ... adına kayıtlı 21 39... parseldeki 8 numaralı bağımsız bölümün terekeye dahil edilmesini talep etmiş; birleştirilen davada davacılar vekili, 33 96... parsel sayılı taşınmazın terekeye dahil edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Asıl ve birleştirilen davada davalılar vekili; murisin ölümünden önce uzun yıllar bakıma muhtaç yaşadığını, muvazaa bulunmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; iddianın kanıtlanamadığı gerekçesiyle asıl ve birleştirilen davaların reddine karar verilmiş, kararın davacılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; murise ait taşınmazların 10 yıllık zaman diliminde peyderpey satıldığı, taşınmazların satış tarihleri ile davalıların aldıkları taşınmazların alış tarihleri arasında bağlantı bulunmadığı, murisin geçirdiği hastalık nedeniyle son 10 yılını çeşitli hastanelerde tedavi görerek geçirdiği, Adıyaman'da oturan ve felçli olan bir hastanın tedavi için ..., ... ve ... illerindeki özel ve devlet hastanelerine gitmesinin tabii olarak masraf gerektirdiği, murisin sattığı taşınmazların gelirlerini tedavisi ve diğer ihtiyaçları için kullandığının dosya kapsamından anlaşıldığı, davalıların satın aldıkları yerlerin parasını muristen aldıkları iddiasının ispatlanmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik görülmediği belirtilerek davacılar vekilinin istinaf talebinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı asıl ve birleştirilen davada davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama kuralları ve kararda belirtilen gerekçelere, özellikle davaya konu taşınmazların hiçbir zaman muris adına kayıtlı olmaması nedeniyle 01.04.1974 tarihli 1/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının uygulanma olanağı bulunmadığının anlaşılmasına göre usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aşağıda yazılı asıl dava yönünden 116,60 TL bakiye onama harcının; birleştirilen dava yönünden 732,00 TL onama harcının temyiz eden asıl ve birleştirilen davada davacılardan alınmasına, Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 10.03.2026 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20251464-e-20261869-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 21:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="79008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yüzde Kalıcı/Sabit İz Nedeniyle Manevi Tazminat ve Cezai Sorumluluk: Bedensel Bütünlük, Kişilik Hakkı ve “Tatmin” Fonksiyonu Üzerine Doktrin-İçtihat Eksenli Uygulamalı İnceleme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yuzde-kalicisabit-iz-nedeniyle-manevi-tazminat-ve-cezai-sorumluluk-bedensel-butunluk-kisilik-hakki-ve-tatmin-fonksiyonu-uzerine-doktrin-ictihat-eksenli-uygulamali-inceleme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yuzde-kalicisabit-iz-nedeniyle-manevi-tazminat-ve-cezai-sorumluluk-bedensel-butunluk-kisilik-hakki-ve-tatmin-fonksiyonu-uzerine-doktrin-ictihat-eksenli-uygulamali-inceleme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Yüz bölgesinde kalıcı/sabit iz (ceza terminolojisinde çoğu zaman “yüzde sabit iz”, uygulamada “çehrede sabit eser”) meydana getiren haksız fiiller, Türk hukukunda hem özel hukuk (tazminat) hem ceza hukuku bakımından çok katmanlı sonuçlar üretir. Bu çalışma, (i) manevi tazminatın hukuki dayanaklarını TBK m.56 ve TBK m.58 ekseninde, (ii) ceza hukuku bakımından yüz bölgesindeki sabit izin TCK m.87’deki önemini, (iii) ceza yargılaması ile hukuk yargılaması arasındaki “bağlı olmama” ilkesini TBK m.74 ışığında, (iv) delillendirme ve miktar takdirinde “objektif gerekçe” zorunluluğunu Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemesi kararları temelinde incelemektedir.</p>

<p><strong>1. Giriş: Yüz Neden “Sıradan Bir Uzuv” Değildir?</strong></p>

<p>Yüz, bedensel bütünlüğün bir parçası olmakla birlikte, hukuki değerlendirmede çoğu zaman “sıradan bir bedensel zarar” kategorisine indirgenemeyecek bir görünürlük ve sosyal temsil fonksiyonu taşır. Bu nedenle yüzde kalıcı/sabit iz, yalnız “yaralanma” değildir; kişinin sosyal hayata katılımını, kendini sunuş biçimini, mesleki görünürlüğünü ve psikolojik bütünlüğünü etkileyen bileşik bir zarar türüne dönüşebilir.</p>

<p>Bu bileşiklik, hukuk düzeninde iki ayrı düzlemi aynı maddi vakıa üzerinde karşı karşıya getirir:</p>

<p>(i) <strong>Tazminat hukuku düzlemi</strong>, zararın giderilmesini ve özellikle manevi zarar bakımından tatmin fonksiyonunu öne çıkarır (TBK m.56, m.58) [K1][K2].</p>

<p>(ii) <strong>Ceza hukuku düzlemi</strong>, fiilin toplumsal kınama ve yaptırım boyutunu ele alır; yüz bölgesinde sabit iz doğması halinde neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama tartışmalarını tetikler (TCK m.87) [K6].</p>

<p>Bu çalışmanın temel iddiası şudur: Yüzde sabit iz dosyalarında “başarı”, yalnız hukuki nitelendirmeyi doğru yapmakla değil; aynı zamanda sabit iz olgusunu <strong>objektif delillerle</strong>, manevi tazminatın “ceza değil tatmin” niteliğini ise <strong>içtihat formülleriyle</strong> doğru örmekle mümkündür. Nitekim yüksek yargı, manevi tazminatın ceza olmadığı, amacının manevi huzur ve tatmin olduğu, bu nedenle miktarın da bu amaçla orantılı belirlenmesi gerektiği yönünde istikrarlı bir dil kullanmaktadır [İ1][İ2].</p>

<p><strong>2. Hukuki Nitelendirme: Bedensel Bütünlük mü, Kişilik Hakkı mı?</strong></p>

<p><strong>2.1. TBK m.56: Bedensel bütünlüğün zedelenmesi nedeniyle manevi tazminat</strong></p>

<p>TBK m.56, bedensel bütünlüğün zedelenmesi halinde hâkime, olayın özelliklerini dikkate alarak “uygun bir miktar” manevi tazminata hükmetme yetkisi tanır [K1]. Burada iki sonuç doğar:</p>

<p>1) Manevi tazminatın varlığı, matematik bir formüle değil; somut olayın özelliklerine bağlanmıştır.</p>

<p>2) “Uygun miktar” değerlendirmesi, takdir yetkisi içerir; ancak bu takdir, keyfilik değil <strong>gerekçelendirilmiş ve denetlenebilir</strong> bir değerlendirme olmak zorundadır.</p>

<p>Bu noktada Bölge Adliye Mahkemesi kararları, TBK m.56’nın fonksiyonunu açıkça “manevi huzur duygusu doğurma” olarak tarif etmekte ve “ceza değildir” vurgusunu tekrar etmektedir. İstanbul BAM 40. HD kararında, hükmedilecek paranın özgün niteliği ve takdirin objektif gerekçeyle kurulması gerektiği açık biçimde ifade edilmiştir [İ3]. Aynı yaklaşım İstanbul BAM 9. HD kararlarında da devam etmektedir [İ4].</p>

<p><strong>2.2. TBK m.58 ve TMK m.24-25: Kişilik hakkı boyutu ve karma koruma</strong></p>

<p>Yüzde sabit iz vakalarında sadece bedensel bütünlük zararından değil, aynı zamanda kişilik hakkı ihlalinden de söz etmek mümkündür. TBK m.58, kişilik hakkı zedelenen kimseye manevi tazminat talep hakkı tanır; ayrıca para yerine/yanında başka giderim biçimlerine de imkân verir [K2]. TMK m.24-25 ise kişilik hakkına saldırıların hukuka aykırılığı ve bu saldırılara karşı açılabilecek davaları düzenler [K8][K9].</p>

<p>Bu kombinasyonun pratik önemi şudur:</p>

<p>• TBK m.56 “bedensel zarar” merkezli bir manevi tazminat zemini sağlarken,</p>

<p>• TBK m.58 + TMK m.24-25, olayın “kişilik değerleri” yönünü (saygınlık, sosyal kimlik, görünürlük, özel hayatın etkilenmesi) ayrıca güçlendirebilir.</p>

<p>Doktrinde de TBK m.56 ve TBK m.58’in aynı olayda “tamamlayıcı” nitelikte gündeme gelebileceği; hâkimin hem tazminatın miktarı hem de (TBK m.58/II çerçevesinde) giderim biçimi konusunda takdir yetkisinin bulunduğu vurgulanmaktadır (doktrin notu: TBK m.56–m.58 bağlamında takdir yetkisi tartışmaları).</p>

<p><strong>3. Manevi Tazminatın Amacı: “Ceza Değil – Tatmin ve Telafi”</strong></p>

<p>Uygulamada yüzde sabit iz dosyalarının kritik kırılma noktası, manevi tazminatın fonksiyonunun doğru kurulmasıdır. Yargıtay’ın güncel kararında açıkça belirtildiği üzere, TBK m.56 kapsamında hükmedilecek manevi tazminat:</p>

<p>• adalete uygun olmalı,</p>

<p>• zarar görenin manevi huzurunu sağlayacak nitelikte bulunmalı,</p>

<p>• ceza olmamalı,</p>

<p>• mamelek zararını karşılama amacına yönelmemelidir [İ1].</p>

<p>Bu yaklaşım, aynı zamanda 26.06.1966 tarihli 7/7 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı gerekçesinde belirtilen “özel hal ve şartlar” mantığına da bağlanmaktadır [İ1]. BAM kararları ise bu formülü, “takdir edilecek miktar tatmin duygusunu sağlayacak kadar olmalıdır” şeklinde tekrar etmekte ve hâkimin karar gerekçesinde objektif ölçütleri göstermesi gerektiğini söylemektedir [İ3][İ4].</p>

<p>Bu çerçevede, yüzde sabit iz vakasında “ceza gibi” bir tutar talep etmek de “sembolik” bir tutara razı olmak da aynı ölçüde risklidir. Doğru strateji, tazminatı <strong>orantılılık + görünürlük + kalıcılık + psikolojik etki + sosyal/mesleki etki</strong> parametrelerine dayandırarak, mahkemenin takdirini denetime elverişli bir haritaya oturtmaktır.</p>

<p><strong>4. “Sabit İz / Çehrede Sabit Eser” Tespiti: Delillendirme ve Adli Tıp</strong></p>

<p><strong>4.1. Sabit iz, ceza dosyası için “netice”, tazminat dosyası için “ağırlık kriteri”dir</strong></p>

<p>Ceza hukukunda yüz bölgesindeki sabit iz, TCK m.87 kapsamında neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama değerlendirmesine konu olabilir [K7]. Bu nedenle ceza soruşturma/kovuşturmasında Adli Tıp raporu kilit önemdedir. Özel hukuk bakımından ise sabit iz tespiti, manevi tazminatın varlığından çok “miktarı” üzerinde yoğun etkiler doğurur.</p>

<p>İstanbul BAM 9. HD’nin bir kararında Adli Tıp raporuna dayanılarak, yüz sınırları içindeki yara izlerinin belirli mesafeden ilk bakışta fark edildiği ve “çehrede sabit eser” niteliğinde olduğu belirtilmiştir [İ5]. Bu tür raporlar, tazminat dosyasında şu şekilde işlevselleştirilebilir:</p>

<p>• İzin kalıcılığı ve görünürlüğü “soyut iddia” olmaktan çıkar,</p>

<p>• Manevi zararın ağırlığı için objektif dayanak oluşur,</p>

<p>• Takdirin gerekçelendirilmesi güçlenir (özellikle istinaf/temyiz denetimi açısından).</p>

<p><strong>4.2. Delil stratejisi: ATK raporu tek başına bırakılmamalıdır</strong></p>

<p>Sabit iz raporu güçlüdür; ancak tek başına bırakıldığında “miktar” tartışmasını daraltabilir. Bu nedenle uygulamada şu delil seti önerilir:</p>

<p>1) <strong>Tıbbi evrak seti:</strong> acil servis kayıtları, epikriz, dikiş/cerrahi işlem, kontrol muayeneleri.</p>

<p>2) <strong>Görsel kronoloji:</strong> olay sonrası ilk gün–1 ay–3 ay–6 ay–1 yıl gibi dönemsel fotoğraflar (tarihli, mümkünse doğrulanabilir).</p>

<p>3) <strong>Psikolojik etkilenme belgeleri:</strong> psikiyatri/psikolog görüşmeleri, reçeteler, tanı/izlem notları.</p>

<p>4) <strong>Sosyal/mesleki etki belgeleri:</strong> görünürlük gerektiren işlerde (satış, hizmet, sahne, eğitim) işyeri yazıları, performans düşüşü, görüşme iptali vb.</p>

<p>5) <strong>Tanık anlatıları:</strong> özellikle “ilk bakışta fark edilirlik” ve “sosyal kaçınma” olgusu için.</p>

<p>Bu çerçeve, mahkemenin “olayın özellikleri” değerlendirmesini somutlaştırır (TBK m.56) [K1].</p>

<p><strong>5. Manevi Tazminat Miktarının Belirlenmesi: Kriter Seti ve Gerekçelendirme</strong></p>

<p><strong>5.1. İçtihadi kriterler: objektif ölçüt, yeterlilik, makullük</strong></p>

<p>Manevi tazminat miktarı bakımından BAM kararlarında tekrar eden yaklaşım şudur: olay tarihi, kazanın oluş şekli, kusur durumu, yaralanmanın derecesi/iyileşme süresi, tarafların ekonomik-sosyal durumu birlikte değerlendirilir ve miktarın “yeterli ve makul” olup olmadığı denetlenir [İ6].</p>

<p>İstanbul BAM 9. HD’nin kararında, TBK m.56 kapsamında takdir edilen manevi tazminatın amaca ve hakkaniyete uygun bulunduğu; değerlendirmede olayın oluşu, kusur, yaralanma derecesi ve tarafların sosyal-ekonomik durumlarının birlikte ele alındığı görülür [İ6]. Bu, uygulama için çok net bir mesajdır: Dosyanın “miktar” bölümünde bu kriterlerin her birine ilişkin somut veri üretilmelidir.</p>

<p><strong>5.2. “Ceza değildir” ilkesi: miktarı sınırlayan ve meşrulaştıran iki yönlü işlev</strong></p>

<p>Yargıtay 10. HD kararı, manevi tazminatın “ceza olmadığı” ve “mamelek zararını karşılama amacı taşımadığı” ilkesini açıkça vurgular [İ1]. İstanbul BAM 40. HD ve İlk Derece kararları da aynı formülü tekrarlar [İ3][İ7]. Bunun iki yönlü bir işlevi vardır:</p>

<p>• Sınırlayıcı işlev: İstenilen miktar, failin cezalandırılması maksadıyla şişirilemez.</p>

<p>• Meşrulaştırıcı işlev: Miktar “az olsun da olsun” anlayışıyla sembolik tutulamaz; tatmin fonksiyonunu yerine getirecek ölçüde olmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle makalede “fark yaratan” öneri: Miktarı, cezalandırma retoriğiyle değil; tatmin fonksiyonunu sağlayacak objektif parametrelerle (kalıcılık, görünürlük, yaş, meslek, sosyal çevre, psikolojik etki) savunmaktır.</p>

<p><strong>5.3. Kusur, illiyet ve ceza-hukuk ayrımı</strong></p>

<p>Tazminat sorumluluğunun genel dayanağı TBK m.49’dur [K3]. Ceza dosyasındaki kusur değerlendirmesi, hukuk hâkimini otomatik bağlamaz (TBK m.74) [K5]. Bu “bağlı olmama” ilkesi, özellikle şu iki durumda kritik hale gelir:</p>

<p>• Ceza dosyasında beraat varsa: Hukuk davası yine yürüyebilir; kusur ve illiyet TBK ölçütleriyle yeniden tartışılır [K5].</p>

<p>• Ceza dosyasında mahkûmiyet varsa: Vakıa tespiti bakımından fiilen güçlü bir dayanak oluşur; ancak miktar yine TBK m.56’nın kriterleriyle bağımsız takdir edilir [K1][İ1].</p>

<p><strong>6. Cezai Sorumluluk Boyutu: TCK m.86–87 ve “Yüzde Sabit İz”in Rolü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yüzde sabit iz olgusunun cezai anlamı, esasen TCK m.86 (kasten yaralama) ve netice sebebiyle ağırlaşmış yaralama hükümleri içinde TCK m.87 ile ilişkilidir [K6][K7]. Makale bakımından kritik nokta şudur:</p>

<p>• Ceza hukukunda “sabit iz”, yaptırımın ağırlaşmasına giden bir netice olarak görülebilir (TCK m.87/1-c) [K7].</p>

<p>• Tazminat hukukunda aynı olgu, manevi tazminat miktarını artırabilen “zararın ağırlığı ve kalıcılığı” kriterine dönüşür (TBK m.56) [K1].</p>

<p>Dolayısıyla yüzde sabit iz, iki hukuk dalında da önemlidir; ancak <strong>amaçları farklıdır</strong>. Ceza hukukunda amaç yaptırım ve genel/özel önlemedir; tazminat hukukunda amaç mağdurda tatmin ve telafidir [İ1][İ2].</p>

<p><strong>7. “Görünürlük Zararı” Tezi: Uygulamada Fark Yaratan Kavramsallaştırma</strong></p>

<p>Yüklediğin metindeki “görünürlük zararı” yaklaşımı, doğru kurulduğunda tazminat hukukunda güçlü bir ikna aracıdır. Bunu daha akademik hale getirmek için kavramsal öneri şu:</p>

<p>1) Yüzde sabit iz, “kamusal alanda taşınan” bir sonuçtur.</p>

<p>2) Kamusal alanda taşınan sonuç, psikolojik etkilenmeyi ve sosyal kaçınmayı artırabilir.</p>

<p>3) Bu artış, manevi tazminatın tatmin fonksiyonu bakımından miktarı etkileyen “olayın özelliği” parametresine somut içerik kazandırır (TBK m.56) [K1].</p>

<p>4) ATK raporunda “ilk bakışta fark edilirlik / sabit eser” gibi tespitler varsa, görünürlük zararının objektif temelini güçlendirir [İ5].</p>

<p>Bu yaklaşım, mahkemenin karar gerekçesinde objektif ölçütleri göstermesi gerektiği yönündeki içtihat diliyle de uyumludur [İ3][İ4].</p>

<p><strong>8. Sonuç: Çift Eksenli Okuma (Tazminat + Ceza) ve Başarı Kriteri</strong></p>

<p>Yüzde kalıcı/sabit iz dosyaları, “tek bir dava türü” mantığıyla değil, iki ekseni birlikte gören bir hukuk tekniğiyle ele alınmalıdır:</p>

<p>• Özel hukuk ekseni: TBK m.49 + TBK m.56 (ve uygun hallerde TBK m.58 + TMK m.24-25) [K3][K1][K2][K8][K9].</p>

<p>• Ceza hukuku ekseni: TCK m.86–87 [K6][K7].</p>

<p>• Kesişim kuralı: Ceza dosyasının sonucu, hukuk hâkimini otomatik bağlamaz (TBK m.74) [K5].</p>

<p>• İçtihadi ölçüt: Manevi tazminat “ceza değildir”, “tatmin” doğurmalıdır; miktar adalete uygun ve olayın özellikleriyle orantılı kurulmalıdır [İ1][İ3][İ4][İ7].</p>

<p>Bu nedenle çalışmanın nihai önerisi şudur: Sabit iz olgusu, yalnız “vardır/yoktur” ikilemiyle değil; görünürlük-kalıcılık-psikolojik etki-sosyal/mesleki etki parametreleriyle <strong>delillendirilmiş</strong> şekilde kurulmalı; manevi tazminat miktarı da içtihatların aradığı objektif gerekçe setine bağlanmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS"><img alt="Av. Adem ARAS" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/adem-aras2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-adem-aras" title="Av. Adem ARAS">Av. Adem ARAS</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yuzde-kalicisabit-iz-nedeniyle-manevi-tazminat-ve-cezai-sorumluluk-bedensel-butunluk-kisilik-hakki-ve-tatmin-fonksiyonu-uzerine-doktrin-ictihat-eksenli-uygulamali-inceleme-1</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 17:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/themis-toka.jpg" type="image/jpeg" length="20042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SOMUT NORM DENETİMİ YOLUYLA ANAYASAYA AYKIRILIK İDDİASI VE İPTAL KARARLARININ YÜRÜRLÜK TARİHİNİN NEDEN OLDUĞU SORUNLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/somut-norm-denetimi-yoluyla-anayasaya-aykirilik-iddiasi-ve-iptal-kararlarinin-yururluk-tarihinin-neden-oldugu-sorunlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/somut-norm-denetimi-yoluyla-anayasaya-aykirilik-iddiasi-ve-iptal-kararlarinin-yururluk-tarihinin-neden-oldugu-sorunlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Görülmekte olan bir davaya bakan mahkeme kendiliğinden veya tarafların talebi üzerine dava ile ilgili uygulanması gereken kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğunu düşünürse bu kanun maddesinin anayasa aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru yapabilir. Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi olarak tanımlanan bu durum somut norm denetimi olarak bilinmektedir.</p>

<p>Somut norm denetimi yolunun işletilebilmesi için davanın taraflarının da anayasaya aykırılık iddiası ileri sürmeleri mümkündür. Ama başvuruyu taraflar doğrudan yapamazlar. Mahkemenin bu iddiayı ciddi görmesi ve somut norm denetimine müracaat etmesi gerekir. Bir başka ifadeyle somut norm denetimine gerek olup olmadığı ancak davaya bakan mahkemenin takdir ve yorum hakkına bağlıdır. Mahkemenin somut norm denetimi başvurusu yapılması gerektiğine dair başvuruyu reddetmesi davaya devam etmesi anlamına gelir. Yani yürürlükteki kanun maddesine göre bir karar verer. Mahkemenin anayasa aykırılık iddiasını ciddi görmeyerek davaya devam etmesi yani somut norm denetimine başvurmamış olması bir temyiz nedenidir ve bu konuda bu kez temyiz mahkemesi bir karar verir. Eğer temyiz incelemesinde kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğu yönünde bir kanaat oluşursa öncelikle somut norm denetimine başvurulması gerektiğine dair bozma kararı verilmelidir.</p>

<p>Mahkemenin kendiliğinden kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğunu değerlendirip kanun maddesini uygulamaktan kaçınması mümkün değildir. Mahkemenin kanun maddesini yanlış yorumlaması ile aynı anlama gelmemektedir. Mahkeme somut olayın kanundaki karşılığının Anayasa aykırı olduğunu değerlendirse ve somut norm denetimine başvurmasa dahi kanun maddesini uygulamakla yükümlüdür. Kanun maddesinin anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilebilmesi ancak Anayasa Mahkemesinin görev alanına girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanun maddesinin anayasaya aykırılığı saptandığı takdirde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı vermesiyle birlikte yeni bir hukuki durum ortaya çıkmaktadır. Anayasa mahkemesi iptal kararı ile kanun koyucunun yerine geçerek yeni bir kanun maddesi ihdas edemez. Yasama organının fonksiyonunu yerine getiremez. Ayrıca iptal kararının yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde gerekçelendirilmemesi de gerekir. Mahkeme iptal gerekçelerini kendi görev tanımına göre açıklar ama sadece iptal kararı ile yetinir. İptal gerekçeleri kanun koyucu açısından bağlayıcıdır. Yeni düzenlemede bu gerekçelerin dikkate alınması gerekir. <strong>Anayasa, madde 153/2:</strong> “Anayasa Mahkemesi bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin tamamını veya bir hükmünü iptal ederken, kanun koyucu gibi hareketle, yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez.” <strong>Anayasa, m.153/son:</strong> “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”</p>

<p>Somut norm denetimi yoluyla bir kanun maddesinin Anayasaya aykırı olduğunun iddia edilmesi halinde Anayasa Mahkemesinin 5 aylık bir süre zarfında bu başvuru hakkında bir karar vermesi gerekmektedir. Eğer 5 aylık süre zarfında bir karar verilmezse mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre bir karar verir. Hem başvurunun kısa süre içinde incelenmesi ve karar verilmesi hem de devam eden davaların sürüncemede kalmaması için böyle bir yöntem benimsenmiştir. Anayasa Mahkemesi 5 aylık süre zarfında karar veremezse ve mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermişse ama karar kesinleşmeden Anayasa Mahkemesi kanun maddesini Anayasa’ya aykırı bularak iptal etmişse bu kez iptal kararı mahkemeyi bağlayacaktır. Bu durumda mahkeme yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermemelidir. Eğer dava istinaf veya temyiz incelemesinde ise kanun maddesinin iptal edilmiş olması gözetilerek bir karar verilmelidir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin bir kanun maddesini iptal etmiş olduğu karar Resmi Gazete'de yayınlanır ve bu tarihte yürürlükten kalkmış olur. Ancak Anayasamız özellikle kamu düzeni açısından sakınca oluşma ihtimaline binaen Anayasa Mahkemesinin kararın yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilmesine imkan tanımıştır. Bu tarih iptal kararının Resmi Gazetede yayınladığı günden başlayarak bir yılı geçemez. ( Anayasa, m. 153)</p>

<p>İptal edilmiş olan bir kanun maddesinin ileri bir tarihte yürürlüğe girecek olması bazı hukuki sorunların ortaya çıkmasına neden olacaktır. Hakimin iptal edildiğini bildiği bir kanun maddesine göre hüküm ihdas etmesi göz göre hatalı bir karar verilmiş olduğunu gösterir. Asıl olan iptal kararının derhal uygulanmasıdır. Ancak Anayasa Mahkemesinin yürürlük tarihini ileri bir tarih olarak belirlemiş olması halinde mahkemenin yürürlükteki kanun maddesine göre karar vermesini gerektiren bir hukuki zemin de bulunmamaktadır. Kanunun yürürlüğünün ertelenmiş olması kamu düzeni açısından sorun oluşmaması ve iptal kararı ile yasama organının yeni bir kanuni düzenleme yapması ihtiyacı doğmuş ise yasama organına bu zeminin sağlanması amaçlarına dayandırılmaktadır.</p>

<p>Anayasamız Anayasa Mahkemesinin 5 aylık süre zarfında iptal kararı vermemesi halinde hakimin yürürlükteki mevzuata göre karar vermesini düzenlemektedir. Bu kural devam eden davaların sırf somut norm denetimi başvurusu var diye sürüncemede kalmaması içindir. Zaten karar kesinleşinceye kadar iptal kararı verilmiş olması halinde bu iptal kararı mahkemeyi bağlayacaktır. Her ne kadar Anayasa’nın 153/3 maddesi iptal edilen kanunun iptal kararının Resmi Gazetede yayınlanması ile birlikte yürürlükten kalkacağını düzenlemiş olsa da göz göre azami 1 yıllık süre zarfında yürürlüğe girecek olan bir karar ile iptal edilen bir kanun maddesinin uygulanmaya devam olunmasını savunmak adil değildir.</p>

<p>İptal kararı henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi iptal kararlarının gerçek ve tüzel kişileri, yasama, yürütme ve yargı organlarını bağlayan fonksiyonu nedeniyle, mahkemenin iptal kararının yürürlüğe girme tarihini beklemesi gerektiği yönündeki görüş doğru kabul edilmelidir. Zira iptal kararı kesin bir karar olup itiraza tabi de değildir. Mahkemenin iptal kararı henüz yürürlüğe girmedi diye iptal edilen kanun maddesine dayanarak bir hüküm kurması doğru olmayacaktır. Danıştay 5. Daire tarafından verilen kararda iptal kararının henüz yürürlüğe girmemiş olduğu hallerde iptal edilen kanun maddesine dayanılarak karar vermenin Anayasanın üstünlüğü ve hukuk devleti ilkesine uygun düşmediğine karar verilmiştir. <strong>(Danıştay 5. Daire, 23.12.1992 Tarih, 92/1219 E., 9203872 K.)</strong></p>

<p>İptal kararı henüz yürürlüğe girmemiş olsa dahi iptal edilen kanun maddesi kararın resmi gazetede yayınlanması ile birlikte hem hukuki hem de siyasi yönden bağlayıcılık vasfını yitirmiş durumdadır. Tabii ki iptal kararına rağmen yasama organının iptal gerekçeleri ile uyumlu yeni bir yasa ihdas etmemesi nedeniyle hukuki bir boşluğun ortaya çıkması durumunda mahkemenin yeni yasal düzenlemeyi beklemesi söz konusu olmayacaktır. Mahkemenin yasama organını hızlı çalışmaya sevk etmesi mümkün olmadığından böyle bir bekleyiş anlamsız da olacaktır. İptal edilen kanun maddesinin içeriğine bağlı olarak farklı yorumlar yapılması da mümkündür. Ancak iptal edilen bir kanun maddesine dayanılarak bir hakkın doğumuna veya ortadan kaldırılmasına neden olacak mahiyette bir karar vermek her şart altında yeni sorunların ortaya çıkmasına neden olabilecektir. Böyle bir durumda verilen karar bir müddet sonra iptal kararının yürürlüğe girmesiyle birlikte kanuna aykırı hale gelmiş olabilecektir.</p>

<p>Anayasa’nın 153. Maddesi uyarınca iptal kararları geriye yürümez. İptal kararlarının geriye yürümemesi iptal kararından önce iptal edilen kanun maddesine dayanılarak verilmiş olan kararların sıhhatinin etkilenmeyeceği anlamına gelir. Ancak bunun için kararın kesinleşme tarihinin iptal kararından önce gerçekleşmiş olması gerekir. İptal kararına rağmen hüküm henüz kesinleşmemişse hem yerel mahkeme hem de istinaf ve temyiz mahkemeleri iptal kararına uymakla yükümlüdür. Ayrıca iptal kararları geriye yürümediğinden iptal kararı öncesi oluşan hukuki olguların da hak sahiplerini koruyacağına, sırf kanun maddesi iptal edildi diye bu hukuki durumun yok sayılamayacağına dair kararlara rastlanılmaktadır. <strong>(HGK, 2005/5-288 E. Sayılı kararı)</strong></p>

<p>Ancak iptal kararı ile birlikte ceza sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan bir durumun ortaya çıkması durumunda sanık lehine olan kanun maddesinin uygulanması zorunludur. Anayasa Mahkemesinin ceza sorumluluğunun dayanağı olan kanun maddesini iptal etmesi halinde sanık lehine olan yeni durumdan faydalanacaktır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzullah-cihangir" title="Av. Feyzullah CİHANGİR"><img alt="Av. Feyzullah CİHANGİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Feyzullah-C%C4%B0HANG%C4%B0R.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-feyzullah-cihangir" title="Av. Feyzullah CİHANGİR">Av. Feyzullah CİHANGİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/somut-norm-denetimi-yoluyla-anayasaya-aykirilik-iddiasi-ve-iptal-kararlarinin-yururluk-tarihinin-neden-oldugu-sorunlar-1</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/anayasa-ma4.jpg" type="image/jpeg" length="78494"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HANEDEN UZAKLAŞTIRMA KARARI VERİLEN BORÇLUYA YAPILAN ÖDEME EMRİ TEBLİĞİ USULSÜZDÜR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haneden-uzaklastirma-karari-verilen-borcluya-yapilan-odeme-emri-tebligi-usulsuzdur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haneden-uzaklastirma-karari-verilen-borcluya-yapilan-odeme-emri-tebligi-usulsuzdur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tebliğ tarihi itibariyle borçlu müşterek hane/tebliğ adresinden mahkeme kararı ile 1 ay uzaklaştırıldığından ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu görülmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3540 E., 2021/7663 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki alacaklı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hâkimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü :</p>

<p>Genel haciz yoluyla takipte borçlu ödeme emrinin kendisine tebliğ edilmediğini, tebligat tarihinde hakkında uzaklaştırma kararı bulunduğundan evde olmadığını belirterek gecikmiş itirazının kabulü ile hacizlerin kaldırılmasını talep ettiği, mahkemece istemin kabulüne karar verildiği, alacaklının istinaf talebinin bölge adliye mahkemesince reddedildiği, alacaklının kararı temyiz ettiği görülmektedir.</p>

<p>İİK'nun 65. maddesinde; "Borçlunun kusuru olmaksızın bir mani sebebiyle müddeti içinde itiraz edememiş ise paraya çevirme muamelesi bitinceye kadar itiraz edebilir. Ancak borçlu maniin kaldığı günden itibaren üç gün içinde, mazeretini gösterir delilerle birlikte itiraz ve sebeplerinin ve müstenidatını bildirmeye ve müteakip fıkra için yapılacak duruşmaya taalluk eden harç ve masrafları ödemeye mecburdur." hükmüne yer verilmiştir. Buna göre, geçikmiş itiraz başvurusunda bulunabilmek için her şeyden önce usulüne uygun olarak tebliğ edilmiş bir tebligat evrakının bulunması gerekir.</p>

<p>7201 sayılı Tebligat Kanunu'nun "Tebliğ imkansızlığı ve tebellüğden imtina" başlıklı 21/1. maddesinde; "Kendisine tebligat yapılacak kimse veya yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir ve memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır" hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda, borçlu örnek 7 takipte gecikmiş itiraz istemiyle icra mahkemesine başvurmuş ise de ... l. Aile Mahkemesi kararıyla borçlu hakkında 15.08.2019 tarihinde uzaklaştırma kararı verildiği, ödeme emrinin ise 27.08.2019 tarihinde, Tebligat Kanunun 21/1. maddesine göre tebliğ edildiği; ancak tebliğ tarihi itibariyle borçlu müşterek hane /tebliğ adresinden mahkeme kararı ile 1 ay uzaklaştırıldığından ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğu görülmektedir. Gecikmiş itirazdan söz edilebilmesi için usulüne uygun tebligat gerektiğinden hukuki tavsif hakime ait olup başvuru bu hali ile 7201 sayılı Yasa'nın 32. maddesine dayalı usulsüz tebligat şikayetidir (Hukuk Genel Kurulu'nun 05.06.2001 tarih ve 1991/12-258 esas 1991/344 karar sayılı kararı).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>O halde, mahkemece uyuşmazlığın ödeme emri tebliğ işleminin usulsüzlüğüne ilişkin şikayet kapsamında değerlendirilmesi, şikayetin ıttıla tarihinden itibaren İİK'nun 16/1. maddesinde öngörülen sürede ileri sürülmüş olması halinde kabulü ile ıttıla tarihine göre tebliğ tarihinin düzeltilmesi, şikayetin süresinde olmadığının tespiti halinde ise şikayetin süre nedeniyle reddi gerekir iken yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsizdir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Alacaklının temyiz itirazlarının kabulü ile yukarıda yazılı nedenlerle 5311 sayılı Kanun ile değişik İİK'nun 364/2. maddesinin göndermesiyle uygulanması gereken 6100 sayılı HMK'nun 373/1. maddesi uyarınca, ... Bölge Adliye Mahkemesi 12. Hukuk Dairesinin 07/12/2020 tarih ve 2020/409 E. - 2020/2029 K. sayılı istinaf talebinin esastan reddine ilişkin kararının KALDIRILMASINA, ... İcra Hukuk Mahkemesinin 11/12/2019 tarih ve 2019/16 E, 2019/23 K. sayılı kararının BOZULMASINA, peşin alınan harcın istek halinde iadesine, dosyanın ilk derece mahkemesine, kararın bir örneğinin de Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 20/09/2021 gününde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haneden-uzaklastirma-karari-verilen-borcluya-yapilan-odeme-emri-tebligi-usulsuzdur</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 15:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitadyayd1.jpg" type="image/jpeg" length="18036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul merkezli 12 ilde FETÖ operasyonu: 17 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/istanbul-merkezli-12-ilde-feto-operasyonu-17-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/istanbul-merkezli-12-ilde-feto-operasyonu-17-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul merkezli 12 ilde FETÖ/PDY'ye yönelik düzenlenen operasyonda, örgütsel faaliyetlerde bulundukları belirlenen 17 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'ne yönelik operasyon düzenledi. Yürütülen çalışmalar kapsamında, örgüt tarafından hücresel yapı şeklinde 'ders çalışma' adı altında oluşturulan ve örgüte destek olan yurtlarda yapılan TUS (Tıpta Uzmanlık Sınavı) kampına katıldıkları belirlenen, örgüt üyeliğine ilişkin itirafçı beyanlarında isimleri geçen, örgütün kriptolu haberleşme programı ByLock içeriklerinde yer alan, Bank Asya hesaplarında örgüt liderinin talimatı doğrultusunda para hareketliliği tespit edilen ve ardışık aranma yöntemiyle haberleştikleri değerlendirilen şüphelilerin yakalanması için operasyon başlatıldı.</p>

<p><strong>12 İLDE EŞ ZAMANLI OPERASYON</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstanbul merkezli olmak üzere Ankara, Bingöl, Bursa, Çorum, İzmir, Kayseri, Konya, Kütahya, Muğla, Ordu ve Rize'de belirlenen adreslere eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Operasyonda toplam 17 şüpheli yakalanarak gözaltına alındı. Şüphelilerle ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü öğrenildi.</p>

<p>Öte yandan FETÖ operasyonunda gözaltına alınan 17 şüphelinin 15'inin aktif kamu görevlisi olduğu öğrenildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/istanbul-merkezli-12-ilde-feto-operasyonu-17-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/gozaltis.jpg" type="image/jpeg" length="70620"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 2020/10218 E., 2021/2665 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202010218-e-20212665-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202010218-e-20212665-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 18.02.2021 tarihli, 2020/10218 E., 2021/2665 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/10218 E., 2021/2665 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇLAR : Nitelikli yağma, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler temyiz edilmekle dosya incelenerek, gereği düşünüldü:</p>

<p>I- Sanık ... hakkında, katılan ...’a yönelik kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve banka veya kredi kartlarının kötüye kullanılması suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesinde;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hükmolunan cezaların miktar ve türü gözetildiğinde, 5271 sayılı CMK'nın 286/2-a maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, sanık ... müdafiinin temyiz istemlerinin 5271 sayılı CMK'nın 298. maddesi uyarınca tebliğnameye uygun olarak REDDİNE,</p>

<p>II- Sanık ... hakkında, katılan ...’a yönelik nitelikli yağma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmü ile sanık ... hakkında, aynı katılana yönelik nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan beraat hükümlerinin temyiz incelenmesinde;</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. maddesinin ''Temyiz, ancak hükmün hukuka aykırı olması nedenine dayanır. Bir hukuk kuralının uygulanmaması veya yanlış uygulanması hukuka aykırılıktır.'', aynı Kanunun 294. maddesinin ''Temyiz eden, hükmün neden dolayı bozulmasını istediğini temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir.'' ve aynı Kanunun 301. maddesinin ''Yargıtay, yalnız bozulmasını istediği temyiz başvurusunda göstermek zorundadır. Temyiz sebebi ancak hükmün hukukî yönüne ilişkin olabilir." ve aynı Kanunun 301. maddesinin "Yargıtay, yalnız temyiz başvurusunda belirtilen hususlar ile temyiz istemi usûle ilişkin noksanlardan kaynaklanmışsa, temyiz başvurusunda bunu belirten olaylar hakkında incelemeler yapar.'' şeklinde düzenlendiği de gözetilerek, sanık ... müdafiinin temyiz isteminin TCK’nin 150/1. maddesinin uygulanması gerektiğine ve oluşan suçun nitelikli yağma değil dolandırıcılık olduğuna; BAM Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin ise sanık ...’nın nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından mahkûm olması gerektiğine yönelik olduğu belirlenerek anılan sebeplere yönelik yapılan incelemede;</p>

<p>Oluş ve dosya içeriğine göre, olay tarihinde gece vakti sanık ... ile meçhul bir şahsın katılanı evde yağmaladıkları ve hürriyetini tahdit ettikleri, sanık ...’ın bu eylemlerde yanındaki şahsın ... olduğuna dair herhangi bir teşhisin bulunmadığı, katılanın meçhul şahıs yönünden verdiği bilgiler ile sanık ...’nın uyumluluk arz etmediği, ayrıca sanık ...’nın telefonunun sanık ... ile aynı bazdan sinyal vermesinin yakın oturmaları yüzünden olası olduğu, kezâ HTS’ye yansıyan iletişimlerin de tek başına suç delili olmasının mümkün bulunmadığı, sanık ... hakkındaki beraat kararının gerekçesinin yasal ve yeterli olduğu, yine ... lehine bir alacak söz konusu olmadığından adı geçen sanık hakkında nitelikli yağma suçu bakımından TCK’nin 150/1. maddesinin uygulanma koşullarının oluşmadığı, bu itibarla sanıklar kurulan hükümlerde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Ayrıca dosyada CMK'nın 289. maddesinde sayılan hukuka kesin aykırılık hâllerinin herhangi birinin varlığı da tespit edilememiştir.</p>

<p>Yapılan yargılamaya, dosya içeriğine göre, sanık ... hakkında nitelikli yağma kurulan mahkûmiyete dair hüküm ile sanık ... hakkında, nitelikli yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından kurulan beraat hükümlerinde ileri sürülen temyiz sebepleri yönünden bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla, 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca, sanık ... müdafii ile BAM Cumhuriyet savcısının yerinde görülmeyen TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ ile tebliğnameye uygun olarak HÜKÜMLERİN ONANMASINA, dosyanın mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına İADESİNE, 18.02.2021 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202010218-e-20212665-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="57891"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[NARİN GÜRAN CİNAYETİ DAVASI IŞIĞINDA DARALTILMIŞ BAZ ANALİZİNİN CEZA MUHAKEMESİNDE DELİL NİTELİĞİ: BİLİMSELLİK VE DENETLENEBİLİRLİK KRİZİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/narin-guran-cinayeti-davasi-isiginda-daraltilmis-baz-analizinin-ceza-muhakemesinde-delil-niteligi-bilimsellik-ve-denetlenebilirlik-krizi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/narin-guran-cinayeti-davasi-isiginda-daraltilmis-baz-analizinin-ceza-muhakemesinde-delil-niteligi-bilimsellik-ve-denetlenebilirlik-krizi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Mustafa Kağan Öztürk yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Bu makale, 21.08.2024’te Diyarbakır’da 8 yaşında katledilen Narin Güran’ın aziz ruhuna armağan edilmiştir.</i></p>

<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Daraltılmış baz analizinin kabulü, bilimsel bir temele sahip olmasından değil Narin Güran cinayeti gibi dava dosyalarında tanık, parmak izi, kamera kaydı gibi delil eksikliğini, teknik bir görünüm altında doldurma işlevinden ve algoritmaların yanılmayacağı inancından kaynaklanmaktadır.<strong> </strong>Fakat durum göründüğü gibi değildir.</p>

<p>Ceza muhakemesinde bir kişinin metre hassasiyetinde yer tespiti, doğrudan mahkûmiyet sonucunu doğurabilecek etkidedir. Ancak bu tür tespitlerin hangi bilimsel ve hukuki temele dayandığı sorgulanmadan kabul edilmesi, maddi gerçeğe ulaşma amacını zedeleyebilecek niteliktedir.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>Sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, CMK m. 135/1’de “<i>İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması</i>” başlığı altında “<i>Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması durumunda,</i><i> </i><i>hâkim</i><i> </i><i>veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri değerlendirilebilir…</i>” şeklinde düzenlenmiştir. Maddenin devamında “<i>Cumhuriyet savcısı kararını derhâl</i><i> </i><i>hâkimin onayına sunar ve</i><i> </i><i>hâkim, kararını en geç yirmi dört saat içinde verir. Sürenin dolması veya</i><i> </i><i>hâkim</i><i> </i><i>tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır</i>” şeklinde şarta bağlanmıştır.</p>

<p>Telekominikasyon sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi, öteden beri, ceza muhakemesi hukukunun en tartışmalı delilidir. Bunun sebebi, kişilerin özel hayatı ve haberleşme özgürlüklerine müdahale edilmekte, çoğunlukla suçu ispat edemeyen bir yan delil, kişilerin haberleştiği kişileri ve bulundukları yerleri alenileştirmektedir.</p>

<p>Sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi ile ilgili tartışmalar devam ederken, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin CMK’da yer almayan bir yöntem geliştirilmiştir. Telekomünasyon yoluyla suç tarihinde bazlardan alınan sinyaller, en çok sinyal alınan ilk üç baz istasyonunun kapsama alanı çakıştırılarak (triangülasyon yöntemi) kesişen üçgen alanda şüphelilerin bulunduğu iddia edilmektedir. Öyle ki, Narin Güran cinayeti davasında şüphelilerin hangi odanın karşısındaki hangi odada bulunduğuna kadar mikro düzeyde tespitler yapılmıştır. Bu kayıtlara ise “daraltılmış baz kayıtları” denilmektedir. Kısaca “Darbaz” olarak adlandırılmaktadır.</p>

<p>Çalışmamızda, sinyal bilgilerinin değerlendirilmesinin hukuki niteliği ve şartlarından ziyade, “daraltılmış baz kayıtları” olarak da adlandırılan kayıtların hukuki bir delil olup olamayacağı, olabilirse hangi şartlarda olabileceği, hukuki delil olamazsa neden olamayacağı hususları irdelenecektir.</p>

<p>Konu, daraltılmış baz verilerinin diğer davalarda da delil olabilmesi ya da olamaması yönünden ayrıca önem taşımaktadır.</p>

<p>Öncelikle konu bakımından önemli olduğu için en genel anlamıyla “<i>dijital delil</i>” kavramı ve bu kavramla bağlantılı “<i>veri</i>” kavramı incelenecek akabinde Narin Güran cinayeti davasındaki daraltılmış baz raporunu hazırlayan bilirkişilerin raporu ışığında yöntemin tekniği incelenecek, daha sonra bu verilerin hukuki delil niteliğini taşıyıp taşımayacağı irdelenecektir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>“Dijital (Elektronik) Delil” kavramı ve Bu Kavramla Bağlantılı Olarak Bağlantılı Olarak “Veri” Kavramı</strong></p>

<p>Dijital (Elektronik) delil, adli bilişimde bir araç niteliği taşıyan, soruşturma ve kovuşturma bakımından önemi olan, herhangi bir şekilde siber alanda depolanan,oluşturulan, silinen, geri getirilen, deformasyona uğrayan verilerdir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Bu tanımda “<i>veri”</i> kavramıyla kastedilen ise siber ortamda sayıların oluşturduğu ve çeşitli şekillerde oluşturulan metin, şekil, resim, video, ses ve benzerleridir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> Diğer bir tanıma göre dijital veriler <i>“ispat edilecek olayın kanıtlanmasına dolaylı olarak yardımcı olan ve vakıa ve iz şeklinde tanımlanan bir belirti” </i>olarak tanımlanabilir.<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a> Dijital delilin delil olarak kabul edilebilmesi için verilerin iç ve dış tutarlığının sağlanması gerekir.</p>

<p>Dijital delillerin bir diğer türü sayısal delillerdir. Sayısal veriler, sayısal ortamda 1 ve 0 rakamlarıyla oluşturulan, değiştirilen, depolanan,aktarılan, silinen, geri getirilen veya deformasyona uğrayan verilerdir. Şüphesiz dijital deliller hakkında belirtilen hususlar sayısal deliller bakımından da geçerlidir.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p>Dijital delilin diğer delillerden ayrılmasında önemli olan özellik delilin dijital ortamda bulunmasıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> Dijital deliller ile diğer deliller arasında ispat gücü bakımından esaslı bir fark yoktur. Sadece delillerin toplanma yöntemleri farklıdır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p>Dijital delillerin delil olarak kabul edilebilmesi için dijital delilin olayla ilgili olması gerekir. Bu kısımda kesilirken veri bütünlüğü bozulmamalıdır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Ayrıca bu nitelikteki deliller, elle tutulur, gözle görülür verilerden oluşmalıdır. Somut olarak siber yönden temas mümkün olmalıdır.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Elektronik delil mutlaka hukuka uygun olmalıdır (CMK m. 206/2-a).Müşterek olmalı, bütün tarafların değerlendirmesine sunulmalıdır. Delil güvenilir ve denetlenebilir olmalıdır.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a> Bu noktada sayısal delillerin değişeme hassas olmaları dikkat çekicidir. Bilişim sistemindeki bir hatadan dolayı veya kasten ya da sehven sayısal veriler değişikliğe uğrayabilir, hatalı sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlarda delil özgünlük niteliğini yitirir.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a> Bunun yanı sıra sayısal delillerin güvenilirliği bakımından delilin kim tarafından oluşturulduğu, doğru oluşturulup oluşturulmadığı, şayet doğru oluşturulmuş ise çıktının kayıt ile uyumlu olup olmadığı önemlidir. Ayrıca insan girdisi olmayan durumlarda girdinin kaynağı bilgisayar programının doğru çalışıp çalışmadığı uzman kişilerce denetlenmelidir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p>Son olarak delil bilimsel olmalıdır. Delilin bilimsel olmasından kasıt, elde edildiği dönemdeki bilimsel ve teknik veilerle delilin doğrulanabilirliğidir. Doğrulanabilirlik ise delilin elde edilme yöntemine ilişkin genel geçer kurallara uygunluktur. Genel geçer kabul görmeyen deliller, güvenilirlik yönünden tartışmaya açıktır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> Bunun yanısıra delili elde edecek süjenin de ehliyetli ve eğitimli olması ve sertifika sahibi olması gerekir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>HTS (Historical Traffic Search) görüşmelerin arayan, aranan, arama zamanı, arama süresi ve <strong>sinyal alınan baz istasyonları</strong> gibi verilerini içeren kayıtlardır. HTS kayıtları, BTK sisteminde depolanmaktadır. Bu bakımdan GSM operatörü ile BTK kayıtları arasında değişmezlik ve standartların sağlanması gerekmektedir. Bunun için de elektronik imza, zaman damgası ve hash değeri eşleşmesi ile güvenlik sağlanmalı ve manipülasyonlar önlenmelidir.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> Mevzuata uygun oluşturalan HTS kayıtları, hizmet alınan baz istasyonunu belirler. Kullacının noktasal konumunun belirlenmesi söz konusu değildir. Abonelerin <strong>anlık</strong> konum tespiti yöntemleriyle şehir içinde 2-3 km, şehir dışında 35 km çaptaki herhangi bir alanda bulunabileceği öngörülmektedir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a> Bir baz istasyonunun kapsama alanı dışına çıkıldığında, sinyal gücü zayıfladığında ya kapasitesi dolduğunda komşu baz istasyonu devreye girmektedir. Bağlanılan baz istasyounu görüşme ve yapı yoğunluğuna göre değişmektedir.</p>

<p>Buna karşılık navigasyon ve konum gönderme gibi baz istasyonları ile birlikte kullanılan GPS modülleri bakımından 5 dakikalık zaman farkı olabilmekte, bu fark yaz-kış uygulamasına geçilmemesinden kaynaklı olarak 1 saate kadar çıkabilmektedir.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p><strong>II. </strong><strong>Narin Güran Cinayeti ve Bu Davada Kullanılan Daraltılmış Baz Kayıtları</strong></p>

<p>Narin Güran, henüz 8 yaşındayken Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi, Tavşantepe köyünde 21.08.2024 tarihinde kaybolmuştur. Kaybolduktan 19 gün sonra 08.09.2024 tarihinde Eğertutmaz Deresinde cesedi bir çuvalın içerisinden çıkarılmıştır. Bu ölüm, bütün Türkiye’yi yasa boğmuştur.</p>

<p>Bu davada verilen hüküm hiçkimseyi hukuken tatmin etmemiş olup ceza muhakemesinin amacı olan maddi gerçek ortaya çıkmamıştır. Davada kullanılan en önemli delil daraltılmış baz kayıtlarıdır. Deyim yerindeyse bu kayıtlar hükmün omurgasını oluşturmaktadır. Ancak bu delili oluşturan raporun denetime elverişli olmadığı görülmektedir, raporun metodolojik şeffaflıktan uzak bir şekilde hazırlanması raporun güvenilirliğini azaltmaktadır.</p>

<p>Narin Güran cinayeti davasında aynı evde ikamet eden ya da komşu olan sanıkların ”ikametin bir odasında” 2 metre ve 1 dakika hata payıyla kesine yakın olarak tespitinin yapıldığı raporda iddia edilmektedir. Ancak Yargıtay, bu belirlemeyi delil olarak kabul etmemektedir:</p>

<p>“… ayrıca sanık ...’nın telefonunun sanık ... ile aynı bazdan sinyal vermesinin YAKIN OTURMALARI yüzünden olası olduğu, keza HTS’ye yansıyan iletişimlerin de tek başına suç delili olmasının mümkün bulunmadığı,sanık ... hakkındaki beraat kararının gerekçesinin yasal ve yeterli olduğu, …. anlaşılmıştır”</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-ceza-dairesinin-202010218-e-20212665-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 18.02.2021 tarihli, 2020/10218 E. ve 2021/2665 K. Sayılı kararı)</a></p>

<p>AİHM de Osman Kavala başvurusunda (Başvuru No: 28749/18) benzer gerekçelerle aynı yönde karar vermiştir:</p>

<p>“154. Mahkeme, 15 Temmuz 2016'daki darbe girişimine ilişkin suçlamalarla ilgili olarak, bunların ağırlıklı olarak, Hükümete göre, darbe girişiminin organize edilmesine iştirak ettiği gerekçesiyle hakkında ceza soruşturması yürütülen H.J.B. ile başvuran arasındaki “yoğun temasların” varlığına dayandığını gözlemlemektedir. Ancak Mahkeme'nin görüşüne göre, dava dosyasındaki deliller bu şüpheyi haklı çıkarmak için yetersizdir. Savcılık, başvuranın yabancı uyruklu kişilerle ilişkilerini sürdürdüğü ve kendisinin ve H.J.B.'nin cep telefonlarının aynı baz istasyonundan sinyal yaydığı gerçeğine dayanmıştır. Ayrıca dava dosyasından, başvuran ve H.J.B.'nin 18 Temmuz 2016 tarihinde, yani darbe girişiminden sonra bir restoranda buluştukları ve kısa bir süre selamlaştıkları anlaşılmaktadır. Mahkeme'nin görüşüne göre, dosyaya dayanarak başvuran ve söz konusu kişinin yoğun temasları olduğu tespit edilemez. Ayrıca, ilgili ve yeterli başka koşulların yokluğunda, başvuranın şüpheli bir kişiyle veya yabancı uyruklu kişilerle temas kurmuş olması, tarafsız bir gözlemciyi başvuranın anayasal düzeni yıkma girişimine karışmış olabileceği konusunda ikna etmek için yeterli bir kanıt olarak değerlendirilemez.”</p>

<p>HTS kayıtlarının dahi tek başına mahkûmiyete esas alınamayacağı kabul edilirken, bu kayıtlardan türetilen daraltılmış baz analizinin daha yüksek ispat değeri atfedilmesi hukuki tutarlılık ile bağdaşmamaktadır.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Daraltılmış Baz Verilerinin Elde Edilme Yöntemi</strong></p>

<p>“Daraltılmış baz” ifadesinin belirli bir tanımı yoktur. Kasten öldürme dosyasına sunulan bilirkişi raporundan anlaşıldığı kadarıyla “dar bir alanda, sınırlı sayıda kişi” ölçüt alınarak bu rapor hazırlanmıştır.</p>

<p>Baz istasyonları, telekominasyon yoluyla iletişimin sağlanmasında cep telefonlarının mobil şebekeye bağlanmasına aracılık etmektedir.</p>

<p>Radyo frekansları, telefonlar ile baz istasyonları arasında veri akışını sağlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mobil arama, mesaj gönderme veya internete bağlandığında veriler, radyo frekansları kanalıyla baz istasyonuna ulaşmakta, oradan da ilgili operatörün ağına bildirilmektedir.</p>

<p>Triangülasyon (üçgenleme) yöntemi daraltılmış baz kayıtlarının temelini oluşturmaktadır. Mobil telefon, en az üç baz istasyonu ile etkileşime girdiğinde, mobil telefonun baz istasyonlarıyla olan sinyal gücü ve sinyalin yayılma hızı dikkate alınarak, cep telefonlarının baz istasyonlarına uzaklığı analiz edilerek kullanıcının yaklaşık konumunun bilindiği iddia edilmektedir.</p>

<p>Kamuoyunda “Narin Güran Cinayeti Davası” olarak da bilinen davada hazırlanan 03.12.2024 tarihli bilirkişi raporuna göre, daraltılmış baz raporu şu şekilde oluşturulmuştur:</p>

<p>Tavşantepe Köyüne, suç tarihi olan 21 Ağustos 2024 tarihinden 8 gün sonra, 29.08.2024 tarihinde gidilmiş, 30.08.2024’te çalışmalar devam etmiştir. Yine, maktulün cansız bedeninin bulunduğu 08.09.2024 ve 09.09.2024 tarihinde de çalışmalar devam etmiştir. Cinayet mahalli olabilecek yerlerde görevlilerin mobil telefonları kapatılmış, şüphelilerin evleri civarında inceleme yapılmış, Open Signal, Network Cell İnfo Lite, Netmonsters gibi birden fazla program kullanılarak GSM operatörlerine ait hatların GPRS ve sinyal aldığı baz istasyonlarının sinyal gücü Exel uygulamasında algoritmik çakıştırma ve ayrıştırma yöntemi ile “hataya yer verilmeden yüzlerce işlem yapıldıktan sonra titizlikle ve net bir şekilde” tespit edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>İlgili raporda, köyün tepede olması ve en az 20 farklı baz istasyonundan sinyal almasının daraltılmış baz çalışmasını kolaylaştırdığı ifade edilmiştir. Akabinde hangi şüphelinin nerede, hatta hangi ikametin içinde olduğuna dair noktasal belirlemeler yapılmıştır. Hata payı olarak bazlar arası geçişlerden kaynaklı olarak 2 metre mesafe ve 1 dakika zaman aralığı belirlenmiştir. Yani, eş zamanlı olarak şüphelileri neredeyse tam konumunun bilindiği iddia edilmektedir.</p>

<p>Buna karşılık ilgili kayıtlar sayısal imza, hash değeri ve zaman damgası içermemektedir. Hal böyle olunca verilerin güvenliği ve değişmezliği sağlanamamaktadır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a></p>

<p>Diğer bir husus, <strong>anlık</strong> konum değerlendirmesi sağlayan üçgenleme metotlarından “yer parmak izi” yöntemine benzer bir yöntem kullanılmış, çok sayıda noktadan ölçüm yapılıp hassas GPS konumları hesaplanmış olmasına rağmen geçmiş konum verilerine nasıl ulaşıldığı raporda anlaşılmamıştır. Uzmanlar, geçmiş konumların GSM operatöründe depolanmadığını belirtmektedir. GSM sistemleri geçmişe dönük olarak triangülasyon verisi üretmemektedir. Dolayısıyla daraltılmış baz analizi, geçmişte var olmayan bir verinin sonradan yeniden inşasıdır. Bu ise delil değil, yorum üretimidir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a></p>

<p>Psödo-delil, teknik veya bilimsel görünüm altında sunulan ancak doğrulanabilirlik, denetlenebilirlik ve tekrarlanabilirlik kriterlerini karşılamayan verilerdir. Mevcut durumda, daraltılmış baz analizi psödo-delil özelliği göstermektedir.</p>

<p>Ayrıca sinyal gücünü etkileyen en yakın baz istasyonunun mesafesi, en yakın baz istasyonunun (hücresinin) yönü, baz istasyonu sinyal iletim gücü, kullanılan frekans bandı, ağ yoğunluğu, parazit, çevrede yer alan tüm elektromanyetik alan üreten cihazlar, bunların kullanım yoğunluğu, mobil cihaz donanımı, anten verimliliği, ağ optimizasyonu ve baz istasyonu konfigürasyonu, binalar, yeryüzü, nesneler, vb. her türlü engeller, hava durumu (rüzgar, yağmur, fırtına, sis, vb. sinyal gücünü zayıflatır) gibi faktörlerin de değerlendirme dışı tutulduğu görülmektedir. Bu kadar değişkenin bulunduğu bir sistemde, metre hassasiyetinde konum tespiti iddiası bilimsel görünmemektedir. Belirtmek gerekir ki usulüne uygun anlık değerlendirmelerde bile bu yöntemde hata payının yüzlerce metreyi bulabileceği değerlendirilmektedir.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p>Bilirkişiler, bazlardan alınan anlık sinyal gücünü paylaşmadığı gibi, en çok sinyal alınan ikinci ve üçüncü baz istasyonu bilgilerini de paylaşmamışlardır.<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a></p>

<p>Cinayetin işlendiği iddia edilen Tavşantepe köyünde yerinde yapılan ölçümlerde sinyal gücünün zayıf olduğu tespit edilmiştir.<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a></p>

<p>Ayrıca ilgili raporda Tavşantepe köyüyle uzaktan yakından alakası olmayan Kırşehir haritasının ekran resmi olarak raporda yer aldığı görülmektedir. Bu haritanın rapora ne gibi bir katkısı olduğu da anlaşılamamaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>IV. </strong><strong>DARALTILMIŞ BAZ KAYITLARININ HUKUKİLİĞİ ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER</strong></p>

<p><strong>A. </strong><strong>Hukuka uygunluk (CMK 206/2-a)</strong></p>

<p>Ceza muhakemesinde bir delilin kullanılabilmesi için her şeyden önce delilin hukuka uygun olması gerekir. Daraltılmış baz kayıtları ise CMK m. 135 kapsamında düzenlenen “sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi” tedbirinin öngördüğü sınırları aşmaktadır. Zira bu yöntem, mevcut verilerin değerlendirilmesinden ziyade, mevcut olmayan geçmişe yönelik bir konum verisinin sonradan üretilmesine dayanmaktadır. Dolayısıyla daraltılmış baz analizini, hukuka uygun delil kapsamında (CMK m. 217/2) değerlendirebilmek güç görünmektedir ve bu yönüyle daraltılmış baz analizi hukuki dayanak bakımından tartışmalıdır.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Elde edilebilirlik</strong></p>

<p><strong>GSM operatörleri, geçmişe yönelik triangülasyon verisi depolamamaktadır. </strong> HTS kayıtları, yalnızca o an için bağlanılan baz istasyonunu göstermektedir. Dolayısıyla, o an için en çok sinyal alınan 2. ve 3. baz istasyonlarını bilebilmek mümkün değildir. Zaten ilgili raporda da bu baz istasyonlarının hangileri olduğu belirtilmeden ve hesaplama yapılmadan doğrudan kanaat belirtilmiştir. Bu durumda daraltılmış baz analizi, mevcut bir verinin değerlendirilmesi değil, geçmişte var olmayan bir verinin sonradan yeniden inşasıdır. Bu tür bir çıktı, delil niteliğinde bir veri değil, yorum ve varsayımdır.</p>

<p><strong>C. </strong><strong>Denetlenebilirlik</strong></p>

<p>Narin Güran cinayeti davasında kullanılan daraltılmış baz raporunda ölçüm yapılan noktalardan oluşturulduğu iddia edilen koordinat veri tabanı ile geçmişe dönük baz kayıtlarına ilişkin veri tabanı açıklanmamıştır. Mevcut durumda, bu koordinatlarla geçmişe dönük sinyal bilgileri arasında nasıl bir algoritmik hesaplama yapıldığı da anlaşılamamaktadır. Bilirkişilerin, mevcut durumda yapılan testlerde anlık sinyal gücü verilerine dayanan hesaplamalarda bile yüzlerce metreyi bulan hata payına rağmen, bu dosyada nasıl sadece 2 metre ve 1 dakika yanılma payı sonucuna ulaştığının tatmin edici bir gerekçesi bulunmamaktadır. Adı geçen dava dosyasında, darbaz kayıtları ile kamera kayıtlarının da çeliştiği görülmektedir. Dolayısıyla, daraltılmış baz kayıtları ile geçmişteki olaylara yönelik reprodüksiyon yapılması mümkün görünmemektedir.</p>

<p>Daraltılmış baz analizinin, çok sayıda ölçüm ve algoritmik işlem sonucu elde edilmesi nedeniyle teknik olarak güvenilir olduğu ileri sürülebilir. Ancak bu iddia, yöntemin denetlenebilir ve tekrarlanabilir olmaması karşısında geçerliliğini yitirmektedir.</p>

<p><strong>D. </strong><strong>Bilimsellik </strong></p>

<p>Daraltılmış bazla ilgili çalışmalar yok denecek kadar azdır.<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> Narin Güran cinayeti davasında bilirkişi heyetinin hazırladığı raporun başka uzmanlarca incelenmesi yönündeki talebe rağmen bu incelemenin gerçekleşmediği görülmektedir. Rapor bu yönüyle Peer-reviewed görünmemektedir. Ayrıca mevcut bilimsel çalışmalarda, yüzlerce metreyi bulan anlık konum hata payları bulunmaktadır. Ancak daraltılmış baz raporunda sadece 2 metre ve 1 dakika yanılma payı verildiği, böylece geçmiş konuma ulaşılabildiği iddia edilmekte, buna karşılık bu sonuca nasıl ulaşıldığı anlaşılamamaktadır. Bu yönüyle de hata payı gerçekçi görünmemektedir.</p>

<p><strong>E. </strong><strong>Güvenilirlik (veri bütünlüğü)</strong></p>

<p>Verilerin değişmezliğini, güvenilirliğini sağlayan sayısal imza, hash ve zaman damgası gibi unsurların olmaması verinin bütünlüğünü, güvenilirliğini ve de değişmezliğini olumsuz etkilemektedir. Hal böyle olunca, daraltılmış baz kayıtlarının güvenilir olmadığı söylenebilir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>SONUÇ VE DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Daraltılmış baz analizine ilişkin sorun, yalnızca somut bir teknik yönteme özgü değildir. Aksine, algoritmik veya teknik yöntemlerle üretilen ve denetlenebilirliği sağlanmamış verilerin ceza muhakemesinde delil olarak kullanılmasına ilişkin daha geniş bir yapısal soruna işaret etmektedir.</p>

<p>Daraltılmış baz kayıtları, mevcut teknik ve hukuki koşullar altında, hukuka uygunluk, denetlenebilirlik, bilimsellik, güvenilirlik ve veri bütünlüğü, gerçek veri niteliği kriterlerini karşılamamaktadır.Bu nedenle söz konusu kayıtların, ceza muhakemesinde <strong>tek başına veya belirleyici delil olarak kullanılmaları mümkün değildir</strong>. Aksi yöndeki bir kabul, ceza muhakemesinin maddi gerçeğe ulaşma amacını zedeleyebileceği gibi, bilimsel temeli tartışmalı yöntemlerle kişilerin özgürlüğünün sınırlandırılması sonucunu da doğurabilir.</p>

<p>Daraltılmış baz benzeri teknik analizlerin gelecekte delil olarak kullanılabilmesi için bu tür analiz yöntemlerinin CMK’da açıkça düzenlenmesi ve sınırlarının belirlenmesi, kullanılan yöntemin akademik olarak test edilmiş, genel kabul görmüş ve hata payı belirlenmiş olması gerekir. Ayrıca, kullanılan algoritmalar, ham veriler ve analiz süreci tarafların denetimine açık olmalı, tüm veriler elektronik imza, hash ve zaman damgası ile korunmalıdır. Aynı veriler farklı uzmanlar tarafından yapılacak hesaplamalarda aynı sonuca ulaştırılabilmelidir. Ceza muhakemesinde teknik görünüm altında sunulan her veri, bilimsel gerçeklik anlamına gelmez. Bilimsel olarak doğrulanamayan bir yöntemle üretilen sonuçlar, delil değil; yalnızca kanaat üretir.</p>

<p>Mevcut durumda, bilimsel dayanaktan uzak bu tür kayıtlar, teknik görünüm altında sunulan ancak bilimsel doğrulanabilirlikten yoksun olan ‘psödo-delil’ (pseudo-evidence)) niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>Av. Mustafa Kağan ÖZTÜRK </strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça </strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Arslan, Çetin, “Dijital Delil ve İletişimin Denetlenmesi”, CHKD, C.:3, S.:2, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Beşikçi, Tuncay, Daraltılmış Baz Hikayesi, https://tuncaybesikci.com/daraltilmis-baz-hikayesi/ (Erişim Tarihi: 13.04.2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Casey Eoghan, Digital Evidence and Computer Crime, https://rishikeshpansare.wordpress.com/wp-content/uploads/2016/02/digital-evidence-and-computer-crime-third-edition.pdf (Erişim Tarihi:13.04.2026),</span></p>

<p><span style="color:#999999">Değirmenci, Olgun, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Giannelli Paul, Scientific Evidence, https://archive.gfjc.fiu.edu/trace/docs/final/Wed_800AM/giannelli_scientific%20evidence.pdf (Erişim Tarihi: 13.04.2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mazılıgüney Levent - Peksayar Koray, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ünver Yener, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015.</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Paul Giannelli, Scientific Evidence, https://archive.gfjc.fiu.edu/trace/docs/final/Wed_800AM/giannelli_scientific%20evidence.pdf (Erişim Tarihi: 13.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yener Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2015, s. 268.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 268.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Çetin Arslan, “Dijital Delil ve İletişimin Denetlenmesi”, CHKD, Cilt:3, Sayı:2, 2015, s.256.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Olgun Değirmenci, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, Seçkin Yayıncılık, Ankara, s. 29.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 268.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 269.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 270.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 270.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> Ünver, Ceza Muhakemesi Hukukunda Delil ve İspat, s. 270.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999"> Değirmenci, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, s. 138.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Değirmenci, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, s. 139.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Değirmenci, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, s. 29.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Değirmenci, Ceza Muhakemesinde Sayısal (Dijital) Delil, s.121.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Eoghan Casey, Digital Evidence and Computer Crime, https://rishikeshpansare.wordpress.com/wp-content/uploads/2016/02/digital-evidence-and-computer-crime-third-edition.pdf (Erişim Tarihi:13.04.2026), Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026); Ayrıntılar için bkz. Cenk Yiğiter, Yer Tespitine Yönelik Bir GSM Yer Parmak İzi Yönteminin Geliştirilmesi, https://tez.yok.gov.tr/UlusalTezMerkezi/tezDetay.jsp?id=hedhmcnLRm_nISOEU1pL4A&amp;no=nXke7Lc8ZSpVhiEHe8pDCw (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Levent Mazılıgüney-Koray Peksayar, HTS Kayıtlarına Dayanarak Yapıldığı İddia Edilen “Daraltılmış Baz” Analizleri Hakkında Değerlendirmeler”, https://www.academia.edu/130160652/HTS_Kay%C4%B1tlar%C4%B1na_Dayanarak_Yap%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1_%C4%B0ddia_Edilen_Daralt%C4%B1lm%C4%B1%C5%9F_Baz_Analizleri_Hakk%C4%B1nda_De%C4%9Ferlendirmeler (Erişim Tarihi: 12.04.2026)</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Tuncay Beşikçi, Daraltılmış Baz Hikayesi, https://tuncaybesikci.com/daraltilmis-baz-hikayesi/ (Erişim Tarihi: 13.04.2026)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/narin-guran-cinayeti-davasi-isiginda-daraltilmis-baz-analizinin-ceza-muhakemesinde-delil-niteligi-bilimsellik-ve-denetlenebilirlik-krizi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/baz-ist.jpg" type="image/jpeg" length="94563"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARSA PAYI KARŞILIĞI İNŞAAT SÖZLEŞMELERİNDE FESİH SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[6306 SAYILI KANUN m.6/14 VE UYGULAMA YÖNETMELİĞİ m.13/11 ÇERÇEVESİNDE KUSUR, OBJEKTİF İMKÂNSIZLIK VE YARGISAL YAKLAŞIM FARKLARI]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri, özellikle kentsel dönüşüm uygulamalarının yoğunlaşmasıyla birlikte hem özel hukuk hem de idare hukukunun kesişim alanında yer alan karma nitelikli bir uyuşmazlık alanı haline gelmiştir. Bu sözleşmelerde arsa sahibi ile yüklenici arasındaki edim dengesi, çoğu zaman yalnızca tarafların iradesine değil, aynı zamanda idari süreçlere, imar mevzuatına ve kamu hukuku kaynaklı sınırlamalara da bağlıdır. Bu nedenle sözleşmenin ifası sırasında ortaya çıkan gecikmeler, klasik borçlar hukuku değerlendirmelerinden farklı olarak çok boyutlu bir inceleme gerektirir.</p>

<p>Kentsel dönüşüm sürecinde fesih mekanizmasının temel dayanağını 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 14. fıkrası ile bu hükmün uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 13. maddesinin 11. fıkrası oluşturmaktadır. Bu düzenlemeler, sözleşmenin taraflarca serbestçe sona erdirilmesinden ziyade, belirli koşulların gerçekleşmesi halinde idare eliyle sözleşmenin sona erdirilmesini öngören özel bir fesih rejimi kurmaktadır.</p>

<p><strong>I. 6306 SAYILI KANUN m.6/14’ÜN HUKUKİ ÇERÇEVESİ VE NİTELİĞİ</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 14. fıkrası, riskli yapıların bulunduğu alanlarda yürütülen dönüşüm sürecinde, maliklerin salt çoğunlukla aldığı karar üzerine arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin idare aracılığıyla sona erdirilebilmesine imkân tanımaktadır.</p>

<p>Bu hükmün temel amacı, dönüşüm sürecinde ortaya çıkan tıkanmaların giderilmesi, projelerin âtıl kalmasının önlenmesi ve malik iradesinin toplu şekilde uygulanabilmesinin sağlanmasıdır. Ancak bu yetki idareye tanınan sınırsız bir fesih yetkisi olmayıp, Yönetmelik hükümleriyle somutlaştırılmış objektif şartlara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>II. UYGULAMA YÖNETMELİĞİ m.13/11 VE FESİH ŞARTLARI</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun’un uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 13. maddesinin 11. fıkrası, fesih sürecinin hangi şartlarda işletileceğini ayrıntılı biçimde düzenlemektedir. Bu hüküm uyarınca idare, maliklerin başvurusu üzerine aşağıdaki şartların varlığını araştırarak işlem tesis eder:</p>

<p><strong>1. İnşaata başlanmaması veya süresi içinde başlanmaması</strong></p>

<p>Bütün maliklerle anlaşma sağlanmasından veya hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar alınmasından sonra <strong>müteahhitten kaynaklanan sebeplerle bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanılmamış olması</strong> gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile feshedilebilmesi için, sözleşme hükümlerine göre yapım işinin başlanılmasından önce hak sahiplerince yerine getirilmesi gereken edimler var ise bunların yerine getirilmiş olması, yapım işine başlanılmasına engel teşkil edecek bir yargı kararı, idare kararı, idare uygulaması veya benzeri geçerli bir gerekçe olmaması ve <strong>yapım işine müteahhitten kaynaklanan sebeplerle</strong> başlanılmamış olması gerekir.</p>

<p><strong>2. İnşaatın başlamış olmakla birlikte belirli bir seviyede durması ve devam etmemesi</strong></p>

<p>Yapım işinin <strong>belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması</strong> gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile feshedilebilmesi için, yapım işinin durdurulduğunun ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin, <strong>ilgili idarenin tespit, tutanak ve kayıtları, yapı denetimi sistemindeki kayıtlar, fotoğraflar, uydu görüntüleri ve benzeri bilgi ve belgeler ile ortaya konulması gerekir.</strong></p>

<p><strong>3. Bir yıllık sürenin başlangıcı</strong></p>

<p>Yapım işine başlanılmayan <strong>bir yıllık sürenin başlangıcı</strong>, bütün maliklerle anlaşma sağlanan hallerde <strong>en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihinin, riskli yapılarda riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden</strong>, riskli ve rezerv yapı alanlarında ise <strong>alan belirleme işleminden önce mi yoksa sonra mı olduğuna bakılarak belirlenir.</strong> En son anlaşma sağlanan <strong>malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi, riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden önceki bir tarih ise bir yıllık sürenin başlangıcında riskli yapı tespitinin kesinleştiği/riskli ve rezerv yapı alanının belirlendiği tarih</strong> esas alınır. En son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden <strong>sonraki bir tarih ise, en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşme tarihi</strong> esas alınarak hesaplama yapılır. Hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar alınan hallerde ise bir yıllık sürenin başlangıcı, salt çoğunluk ile alınan karar tarihi esas alınarak hesap edilir.</p>

<p><strong>4. Salt çoğunluk kararı</strong></p>

<p>Belirtilen durumlardan birinin gerçekleşmesi halinde, sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin <strong>salt çoğunluğu ile</strong> karar alınması gerekir. Fesih kararı alınması herhangi bir <strong>şekil şartına tabi değildir</strong>. Fesih iradesi, fesih konusunda maliklerin salt çoğunlukla anlaştıklarına dair anlaşan maliklerce imzalı karar tutanağı, maliklerin salt çoğunluğu tarafından verilen fesih talebine ilişkin dilekçe, maliklerin salt çoğunluğunun başka bir müteahhitle anlaştıklarına dair sözleşme veya vekaletname örnekleri gibi sair belgeler ile ispatlanabilir.</p>

<p>Fesih müracaatı, alınan fesih kararı ve fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamış olmasının <strong>müteahhitten kaynaklandığına ilişkin bilgi ve belgeler</strong> veya en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine dair bilgi ve belgeler ile birlikte yazılı olarak Müdürlüğe veya yetki devri yapılmış ise İdareye yapılır. Müdürlük veya İdare, fesih müracaatını görevlendireceği eleman/elemanlar veya teşkil edeceği bir komisyon marifetiyle inceler.</p>

<p><strong>5. Müteahhite verilecek 15 günlük süre</strong></p>

<p>Fesih müracaatı üzerine, <strong>öncelikle müracaatın (a), (b) ve (c) bentlerinde belirtilen hususlara uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenir.</strong> Müracaat bu bendlere uygun olarak yapılmış ise, fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamasının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmemesinin sebeplerine ilişkin yazılı olarak müteahhite onbeş gün süre verilerek müteahhitten bilgi ve belge istenilir. <strong>Belirtilen sürenin sonunda fesih şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair, yapı mahallinde inceleme yapmak ve belediye, sosyal güvenlik kurumları gibi konu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla yazışma yapmak da dahil olmak üzere, her türlü inceleme ve araştırma yapılır.</strong></p>

<p><strong>6. Müteahhite verilecek 30 günlük süre</strong></p>

<p>Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde fesih şartlarının gerçekleşmediğinin tespit edilmesi durumunda bu konuda fesih müracaatında bulunan maliklere bilgi verilir. <strong>Fesih şartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi durumunda ise, müteahhide otuz gün süre verilerek fesih gerekçesine göre, yapım işine başlaması/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceği ihtar edilir. </strong>Otuz günlük sürenin sonunda müteahhitin işe başlayıp başlamadığı/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam edip etmediği mahallinde kontrol edilir. Yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin takdir hakkı incelemeyi yapan Müdürlük veya İdareye aittir<strong>. Kendisine yapılan ihtara rağmen müteahhitin işe başlamadığının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin tespit edilmesi durumunda, otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan inşaat yapımına ilişkin sözleşmeler ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılır.</strong> Sözleşmelerin feshedilmiş sayıldığı, maliklere ve müteahhite bildirilir.</p>

<p><strong>7. Sözleşmenin terkini</strong></p>

<p>Fesih sonrasında, maliklerin veya Müdürlüğün veya İdarenin talebi üzerine, taşınmazların tapu kaydına şerh edilmiş olan inşaat yapımına ilişkin sözleşmeler ilgili tapu müdürlüğünce terkin edilir.</p>

<p><strong>8. Fesih sonrası mahsuplaşma</strong></p>

<p>Fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda <strong>genel hukuk hükümleri</strong> uygulanır. Fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemeleri hak sahiplerinden geri talep edilemez.</p>

<p><strong>9. Fesih sonrası yapılacak yeni uygulama</strong></p>

<p>Fesih işleminden sonra yapılacak uygulamalara hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile karar verilir. Hisseleri oranında paydaşların salt çoğunluğu ile alınan karara katılmayanların hisseleri, Kanunun 6’ncı maddesinin birinci fıkrası kapsamında anlaşma sağlayan diğer paydaşlara veya anlaşma sağlayan paydaşların kararı ile yapılan anlaşmaya uyularak işlem yapılmasını kabul etmek şartıyla üçüncü şahıslara açık artırma usulü ile satılır.</p>

<p><strong>III. KUSUR SORUNU VE İDARENİN ROLÜNE İLİŞKİN TEMEL TARTIŞMA</strong></p>

<p>6306 sayılı Kanun sistemi, görünüşte objektif kriterlere dayalı bir fesih mekanizması öngörmekle birlikte, uygulamada en yoğun tartışma “kusur araştırması zorunlu mudur?” sorusu etrafında toplanmaktadır. Bu tartışma Danıştay içtihatlarında açık bir ikiliğe yol açmıştır.</p>

<p><strong>IV. DANIŞTAY UYGULAMASINA GÖRE</strong></p>

<p><strong>1. Kusur araştırmasını zorunlu görmeyen yaklaşımı<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[1]</strong></a> <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari" rel="dofollow">(İDDK, 2022/2496 E., 2023/308 K.)</a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun söz konusu kararında, idarenin yalnızca inşaatın durduğunu tespit etmesinin yeterli olduğunu açık biçimde ortaya konulmuştur. Kararda;</p>

<p><br />
<strong>Davacının İddiaları;</strong></p>

<p>Davacılar tarafından, sözleşmenin feshi için yükleniciden kaynaklı sebeplerin olması gerektiği ancak, uyuşmazlıkta sözleşmenin feshi sonucunu doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin sözleşmede belirtilen ödemelere ilişkin edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle <strong>%90 seviyesine kadar getirilen inşaata devam edilemediği</strong>, ayrıca, idare tarafından <strong>gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığı,</strong> taraflarına <strong>herhangi bir belge sunulmadığı,</strong> bu nedenlerle sözleşmenin feshine ilişkin <strong>dava konusu işlemin usule ve hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,</strong></p>

<p><strong>Davalıların İddiaları;</strong></p>

<p>Söz konusu <strong>inşaatın %20 seviyesinde yüklenici tarafından bırakıldığı diğer kısımların maliklerce tamamlandığı,</strong> bu durumun açıklığa kavuşması için arsa maliklerine davanın ihbar edilmesi gerektiği belirtilerek, dava konusu işlemin usul ve esas yönünden mevzuata uygun olarak tesis edildiğinin savunulduğu,</p>

<p><strong>Esasa İlişkin;</strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; gerek davacılar gerekse arsa malikleri tarafından inşaatın tamamlanma oranına ilişkin <strong>adli yargı mahkemelerinde durum tespiti yaptırdıkları,</strong> buna göre; ... Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş:… sayılı dosyasında 24/05/2019 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğu, yine … Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş: … sayılı dosyasında 10/11/2020 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğunun tespit edildiği, yapı denetim kuruluşu, yapı müteahhidi ve yapı sahibi tarafından imzalanmış 21/08/2019 tarihli yıl sonu seviye tespit tutanağında, yapının gerçekleşme oranının %95 seviyesinde olduğu, arsa maliklerince oybirliğiyle alınan sözleşmenin feshine ilişkin kararın gereğinin yapılmasının 08/08/2019 tarihinde verilen dilekçeyle … İl Müdürlüğünden talep edildiği, bunun üzerine, idare tarafından 05/09/2019 tarihinde yerinde inceleme yapılarak son hakedişi üzerinden 6 aydan fazla süre geçmesine rağmen inşaata devam edilmediğinin tutanak ile tespit edilip, <strong>10/10/2019 tarihinde birinci kez, 24/01/2020 tarihinde de ikinci kez olmak üzere, 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi de hatırlatılarak 30'ar gün süre verilmek suretiyle inşaatın bitirilmesine yönelik faaliyete başlamasının yükleniciye ihtar edildiği</strong>, son olarak 27/05/2020 tarihinde inşaatın son durumunun ve ihtarlardan sonra faaliyete başlanıp başlanmadığının tespiti için idarenin teknik elemanlarınca yerinde inceleme yapıldığı, ancak inşai faaliyete devam edilmediğinin tespit edilerek tutanak altına alındığı, bunun üzerine de 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi uyarınca dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı,</p>

<p>Bu durumda; dava konusu işlemin dayanağı olan mevzuatın, davacıların iddiaları ve davalıların savunmalarının birlikte değerlendirilmesinden; yüklenici tarafından inşaata başlandığı, sonrasında belirli bir seviyede durdurulduğu ve idare tarafından gönderilen ihtarlara rağmen inşaatı bitirmeye yönelik faaliyete devam edilmediği anlaşıldığı; dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 14. fıkrası uyarınca, inşaatın hangi seviyede durduğunun veya inşaata başlandıktan sonra durmasına <strong>hangi tarafın sebep olduğunun idare tarafından tespit edilmesine ilişkin bir zorunluluğun olmadığı, </strong>idare tarafından yapılması gerekenin, inşaatın durduktan sonra en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine ilişkin maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile aldığı sözleşmenin feshine dair karar ile inşaatın devam edip etmediğinin tespiti istemi üzerine, belirtilen durumların tespit edilmesi, yükleniciye otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceğinin ihtar edilmesi olduğunun anlaşıldığı,</p>

<p>Bu durumda, anılan hususlar dikkate alındığında, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin mevzuata uygun olarak tesis edildiği, işlemde <strong>hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna</strong> varıldığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Temyiz Edenlerin İddiaları;</strong></p>

<p>Davacılar tarafından, <strong>feshi doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı,</strong> arsa maliklerinin feshedilen sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle inşaata devam edilemediği, buna rağmen edimlerini yerine getirmeyen maliklerin istemesi ile davalı idare tarafından sözleşmenin feshedildiği, dava konusu işlemin dayanağı <strong>Yönetmelik'te belirtilen usule uyulmadan ve idarece yeterli araştırma yapılmadan tesis</strong> edilmesi nedenleriyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p></p>

<p><strong>2. Kusur araştırmasını zorunlu görmeyen diğer yaklaşım<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari" rel="dofollow">ı<strong>[2]</strong></a> <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Danıştay 6. Daire, 2020/10800 E., 2022/1325 K.)</a></strong></p>

<p>Bu kararda;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>İnşaatın belirli bir seviyede durması,</li>
 <li>Altı ay süreyle ilerleme olmaması,</li>
 <li>Maliklerin kanuni başvurusu ve usul işlemlerinin tamamlanması</li>
</ul>

<p>fesih için yeterli kabul edilmiştir.</p>

<p><strong>Mahkemeye göre idarenin görevi, kusur araştırması yapmak değil, kanunun öngördüğü objektif koşulların gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmektir.</strong> İnşaatın neden durduğunun yüklenici veya malik kaynaklı olup olmaması, idari fesih işleminin hukuka uygunluğu bakımından belirleyici değildir. Bu yaklaşım, idare hukukunun klasik “objektif durum tespiti” anlayışının bir sonucudur. Kararda <strong>özellikle karşı oy gerekçelerinde, idarenin kusur tespiti yapmadan işlem tesis etmesinin hukuki güvenlik ilkesini zedelediği vurgulanmıştır.</strong> Bu yaklaşımda idare, yalnızca fiili durumu tespit eden bir makam değil, aynı zamanda neden-sonuç ilişkisini değerlendiren bir inceleme merci olarak kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>Davacıların İddiaları; </strong></p>

<p>Dava konusu işlemin inşaata devam edilmediği gerekçesiyle tesis edildiği, feshi doğuran eylemlerin <strong>yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin fesih edilen sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle</strong> inşaata devam edilemediği, buna rağmen edimlerini yerine getirmeyen maliklerin istemesi ile davalı idare tarafından sözleşmenin feshedildiği, dava konusu işlemin dayanağı Yönetmelikte belirtilen usule uyulmadan ve idarece yeterli araştırma yapılmadan tesis edilmesi nedenleriyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>Davalıların Savunması;</strong></p>

<p>Ankara Valiliği tarafından; öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüş, daha sonra esasa ilişkin olarak ise; 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi ve 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13/11. maddesi uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde <strong>idarenin fesih yetkisinin maliklerin talebine bağlı olduğu</strong>, olayda inşaata devam edilmemesinin sebeplerinin Yapı Denetimi Şube Müdürlüğüyle yapılan yazışmalar, yükleniciye çekilen ihtarname ve bilgi isteme yazılarıyla araştırıldığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü teknik elemanlarınca yerinde yapılan inceleme sonucunda tutulan tutanak ile yüklenici davacılar tarafından 4708 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlanan son hak edişi üzerinden 6 aydan fazla bir süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin tespit edildiği, bunun üzerine mevzuatın öngördüğü usule uyularak, maliklerin talepleri üzerine bağlı yetki nedeniyle dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği savunulmuştur. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından; dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13/11. maddesine uygun olarak tesis edildiği, bu maddede sözleşmenin fesih şartları olarak “yükleniciden kaynaklanan sebeplerle bir yıl içinde yapım işine başlanılmamış olması" veya " yapım işinin belirli bir seviyede durdurularak en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilemiyor olması"nın düzenlendiği, dava konusu işlemin mevzuatta belirtilen gerekli yazışmalar ve araştırmalar neticesinde yukarıda ikinci olarak belirtilen fesih şartının gerçekleştiği gerekçesiyle tesis edildiği, takip edilen usulün ve sonuçta tesis edilen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.</p>

<p><strong>Danıştay Tetkik Hakimi ...'in Düşüncesi;</strong></p>

<p>"Yapım işinin belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması ve bu durumun ilgili idarenin tespit, tutanak ve kayıtları, yapı denetimi sistemindeki kayıtlar, fotoğraflar, uydu görüntüleri vb. bilgi ve belgeler ile ortaya konulması" halinde sözleşmenin feshedilebileceği şartına bağlı olarak feshedildiği, <strong>bu şarta bağlı gerçekleştirilen <u>fesihlerde kimden ve hangi sebeple inşaata devam edilmediğinin araştırılmasına ilişkin bir kural bulunmadığı da dikkate alındığında </u>davalı idare tarafından mevzuatta belirtilen yeterli bilgi ve belgeyle durumun ortaya konulduğu anlaşıldığından dava konusu işlemde dayanak mevzuata aykırılık bulunmadığı</strong> gerekçesiyle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>Danıştay Savcısı; </strong></p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacılar ile arsa malikleri arasında 23/11/2016 ve 12/12/2016 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin imzalanmasından sonra anlaşmazlıklar çıktığı ve Arabuluculuk Kanunu gereğince arabulucuya başvurulduğu, bu kapsamda 20/03/2018 tarihli anlaşma tutanağının imzalandığı, daha sonra <strong>arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, </strong>23/01/2019 tarihinde arsa maliklerinin Ankara 69. Noterliğince düzenlenen ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve inşaatın eksiksiz tamamlanmasını istedikleri, 13/05/2019 tarihinde <strong>arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, davacıların da Ankara 20. Noterliğince düzenlenen ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve bir kısım yapılmayan ödemeleri bildirerek gecikmeden sorumlu olmadıklarını ihtar ettikleri,</strong> bu sürecin davacıların 14/11/2019 tarihli dilekçesiyle <strong>davalı idareye de bildirildiği,</strong> arsa maliklerinden ... tarafından da 12/12/2019 tarihli dilekçeyle davalı idareye bir kısım bilgi ve belgelerin sunulduğu, öte yandan <strong>inşaatın tamamlanma oranının 31/12/2018 tarihi itibarıyla %95 seviyesinde olduğu ve kalan %5'lik kısmın bitmemiş görünmesinin iş bitirme bilgisine yer verildiği anlaşılmaktadır.</strong> Bu durumda, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca<u>, <strong>davalı idare tarafından aktarılan sürece ilişkin kapsamlı bir inceleme </strong></u><strong>tutanağının ilgili idare tarafından onaylanmasından kaynaklandığı <u>ve değerlendirme yapılarak, gecikmenin davacılardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi gerekirken, </u>6 aydan fazla süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip </strong><strong>ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin görüldüğünden bahisle, eksik incelemeyle tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.</strong> Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>Karar;</strong></p>

<p>… dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanunun 6. maddesinin 14. fıkrası uyarınca, inşaatın hangi seviyede durduğunun veya inşaata başlandıktan sonra durmasına hangi tarafın sebep olduğunun idare tarafından tespit edilmesine ilişkin bir zorunluluğun olmadığı, <strong>idare tarafından yapılması gerekenin, inşaatın durduktan sonra en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine ilişkin maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile aldığı sözleşmenin feshine dair karar ile inşaatın devam edip etmediğinin tespiti istemi üzerine, belirtilen durumların tespit edilmesi, yükleniciye otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceğinin ihtar edilmesi olduğu anlaşılmaktadır.</strong> Bu durumda, yukarıda yer verilen hususlar dikkate alındığında, sözleşmenin feshine ilişkin <strong>işlemin mevzuata uygun olarak tesis edildiği, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</strong></p>

<p><strong>Karşı Oy; </strong></p>

<p>Öte yandan, yukarıda anılan Yasa ve Yönetmelik hükümleri uyarınca, <strong>davalı idare tarafından aktarılan sürece ilişkin kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme yapılarak hazırlanacak rapor sonucuna göre işlem yapılması, gecikmenin davacılardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının açıkça ortaya konulması gerekirken,</strong> 6 aydan fazla süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin görüldüğünden bahisle, eksik incelemeyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı görüşüyle aksi yöndeki Dairemiz kararına katılmıyoruz.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong></p>

<p>Danıştay kararlarının önemli bir kısmında idarenin sözleşmeye müdahalesi kurumunun uygulanış biçimi<strong>, idare lehine geniş bir takdir yetkisi yaratacak şekilde yorumlanmaktadır.</strong> Bu yaklaşım, özellikle sözleşmede öngörülen şartların “matematiksel” biçimde gerçekleştiğinin kabulü halinde, ayrıca bir kusur araştırmasına gidilmeksizin sözleşmenin feshi sonucunu doğurabilmektedir.</p>

<p>Oysa <strong>idarenin sözleşmeye müdahalesi, niteliği gereği istisnai bir yetki olup, kamu gücünden kaynaklanması sebebiyle sıkı şartlara tabi tutulmalıdır.</strong> Buna rağmen uygulamada, Danıştay kararlarında lafzi yoruma ağırlık verilerek, sözleşme hükümlerinin amacından ve genel hukuk ilkelerinden koparıldığı görülmektedir. Bu durum, sözleşmenin tarafı olan özel kişilerin hukuki güvenliğini zedelemekte ve idare karşısında korunmasız kalmalarına yol açmaktadır.</p>

<p>Ayrıca uygulamada, idarenin sözleşmeye müdahale ederken uyması gereken <strong>usuli güvencelere de çoğu zaman riayet edilmediği</strong> görülmektedir. Savunma hakkının tanınmaması, süre verilmemesi veya ölçülülük ilkesinin gözetilmemesi gibi eksiklikler, müdahale işlemini hukuka aykırı hale getirebilecek niteliktedir. Buna rağmen bu <strong>usuli eksikliklerin yargısal denetimde yeterince dikkate alınmaması, idarenin keyfi uygulamalarına zemin hazırlamaktadır.</strong> Oysa hukuk devleti ilkesinin bir gereği olarak, idarenin sözleşmeye müdahalesi hem maddi hem de usuli açıdan sıkı bir yargısal denetime tabi tutulmalı; kusur incelemesi, ölçülülük ve hukuki güvenlik ilkeleri kararların merkezinde yer almalıdır.</p>

<p><strong>V. ÖZEL HUKUK BAKIMINDAN YARGITAY’IN YAKLAŞIMI</strong></p>

<p>Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri özel hukuk sözleşmesi niteliğinde olduğundan, Yargıtay’ın yaklaşımı esasen borçlar hukuku ilkelerine dayanmaktadır.</p>

<p><strong>1. Kusur ilkesi</strong></p>

<p>Yargıtay’a göre sözleşmenin feshi veya yüklenicinin sorumluluğu bakımından temel ölçüt kusurdur. Gecikme tek başına fesih sebebi değildir. Gecikmenin yükleniciye yüklenebilir nitelikte olması gerekir.</p>

<p><strong>2. İdari engellerin etkisi</strong></p>

<p>İmar değişiklikleri, ruhsat süreçlerinin uzaması, parselasyon işlemleri gibi idari nedenler yükleniciye yüklenemez. Bu tür durumlar objektif imkânsızlık veya en azından yüklenici kusurunu ortadan kaldıran sebepler olarak değerlendirilir.</p>

<p><strong>3. Arsa sahibinin edim borcu</strong></p>

<p>Yargıtay 6. HD. kararlarında açık biçimde, arsa sahibinin taşınmazı inşaata elverişli şekilde teslim etme borcu bulunduğu vurgulanmaktadır. Bu borcun ihlali halinde yüklenicinin temerrüde düşmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>4. Genel ilke</strong></p>

<p>Özel hukukta yerleşik yaklaşım şu şekilde özetlenebilir,</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Sadece gecikme fesih için yeterli değildir.</li>
 <li>Kusurlu gecikme aranır.</li>
 <li>Sözleşme dengesi ve tarafların edimleri birlikte değerlendirilir.</li>
</ul>

<p>Yargıtay 2023/671 E., 2023/714 K. sayılı kararı<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>, tam da bu ayrımın tartışıldığı ve “kusura dayalı gecikme” ile “mevzuat kaynaklı objektif imkânsızlık” ayrımının yapıldığı önemli bir içtihat niteliği taşımaktadır.</p>

<p>Somut olayda davacı arsa sahibi ile davalı yüklenici arasında 09.04.2019 tarihli arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmeye göre inşaatın tamamlanma süresi, yapı ruhsatının alınmasından itibaren 24 ay olarak belirlenmiştir. Taşınmazın riskli yapı olması nedeniyle yıkım süreci tamamlanmış, ardından yeniden inşa süreci başlamıştır. Yüklenici, ruhsat alınması için gerekli yola terk işlemlerine kısa süre içerisinde başlamıştır. <strong>Ancak süreç devam ederken 3194 sayılı İmar Kanunu’nda yapılan değişiklik sonucu parselasyon planı zorunluluğu doğmuş, bu kapsamda 18. madde uygulaması gereği idari süreç uzamış ve yapı ruhsatı alınması fiilen gecikmiştir</strong>.</p>

<p>Bu gelişmeler üzerine arsa sahibi, yüklenicinin süreci geciktirdiğini, bilgilendirme yükümlülüğünü yerine getirmediğini ve ekonomik olarak borca batık olduğunu ileri sürerek sözleşmenin feshi ile tapu iptali ve tescil talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>İlk Derece Mahkemesi’nin Değerlendirmesi;</strong></p>

<p>Bartın 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, yüklenicinin süreci yeterince özenli yürütmediği kanaatine ulaşmıştır. Mahkeme gerekçesinde özetle,</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Yüklenicinin yola terk işlemlerini makul sürede tamamlamadığı,</li>
 <li>Bu gecikmenin imar sürecinin 18. madde uygulamasına takılmasına neden olduğu,</li>
 <li>Yüklenicinin basiretli tacir gibi davranmadığı,</li>
 <li>Davacının riskli yapı nedeniyle mağduriyet yaşadığı,</li>
</ul>

<p>hususlarına dayanmıştır.</p>

<p>Mahkeme, TBK 473 kapsamında yüklenicinin işi süresinde tamamlayamayacağı kanaatine vararak <strong>sözleşmenin feshine ve tapu iptal–tescil talebinin kabulüne</strong> karar vermiştir.</p>

<p><strong>Bölge Adliye Mahkemesi’nin Kararı</strong></p>

<p>Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi, ilk derece mahkemesi kararını yerinde bularak istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir. Bu aşamada da temel yaklaşım, yüklenicinin süreci gereği gibi yönetmediği ve gecikmenin sözleşmeye aykırılık teşkil ettiği yönünde olmuştur.</p>

<p><strong>Yargıtay’ın Bozma Gerekçesi</strong></p>

<p>Yargıtay ise yerel mahkemelerden farklı bir değerlendirme yaparak kararı bozmuştur. Yüksek Mahkeme’ye göre,</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Yüklenici, <strong>sözleşmeden kısa süre sonra ruhsat için gerekli yola terk işlemlerine başlamıştır</strong>.</li>
 <li><strong>Sürecin uzamasının temel nedeni yükleniciden kaynaklanan bir ihmal değil,</strong> <strong>3194 sayılı İmar Kanunu’ndaki değişiklik ve zorunlu parselasyon sürecidir.</strong></li>
 <li><strong>Bu değişiklik nedeniyle idari süreç durmuş ve ruhsat alınması objektif olarak gecikmiştir. </strong></li>
 <li>Dosya kapsamında <strong>yüklenici açısından “makul sürede gecikme” veya “ağır ihmal” bulunduğu söylenemez. </strong></li>
</ul>

<p>Bu gerekçelerle Yargıtay, <strong>TBK 473 kapsamında erken fesih koşullarının oluşmadığını</strong> belirterek, davanın kabulüne ilişkin kararların hukuka aykırı olduğunu ifade etmiş ve bozma kararı vermiştir.</p>

<p>Yargıtay’ın yaklaşımı, özellikle şu üç noktada önemlidir;</p>

<p><strong>i) </strong><strong>İdari süreçlerden kaynaklanan gecikmeler yüklenici kusuru olarak değerlendirilemez. </strong></p>

<p><strong>ii) </strong>Sözleşmeye dayalı fesihlerde <strong>“erken kanaat” ile hareket edilmemelidir. </strong></p>

<p><strong>iii) </strong>TBK 473 uygulamasında, yalnızca süre aşımı değil, <strong>gecikmenin nedeni de somut olarak ortaya konulmalıdır. </strong></p>

<p>İncelenen karar, uygulamada sıkça karşılaşılan “yüklenici gecikmesi” iddialarının her zaman sözleşme ihlali olarak kabul edilemeyeceğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Yargıtay, özellikle imar mevzuatındaki değişikliklerin etkisini dikkate alarak, <strong>yüklenicinin kusuruna dayanmayan gecikmelerde fesih yoluna gidilemeyeceğini</strong> vurgulamıştır. Bu yönüyle karar, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde hem uygulayıcılar hem de yargı mercileri açısından önemli bir ölçüt niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong><i>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun’un 6. maddesinin 14. fıkrası ile Uygulama Yönetmeliği’nin 13. maddesinin 11. fıkrası birlikte değerlendirildiğinde,</i></strong> kentsel dönüşüm sürecinde sözleşmelerin feshi bakımından idareye tanınan yetkinin <strong>mutlak ve sınırsız olmadığı</strong>, aksine belirli <strong>objektif kriterlere bağlandığı</strong> açıkça görülmektedir. Bu düzenlemelerde özellikle “müteahhitten kaynaklanmayan nedenler” ibaresine yer verilmiş olması, fesih mekanizmasının yalnızca süresel gecikmeye değil, gecikmenin <strong>kaynağına</strong> bağlı olarak işletilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Ne var ki uygulamada idarenin, bu ayrımı çoğu zaman göz ardı ederek salt sürenin dolmuş olmasına dayanmak suretiyle fesih kararı verdiği; daha da önemlisi idari yargı mercilerinin de bu eksik incelemeyi yeterli görerek davaları reddettiği gözlemlenmektedir. Bu yaklaşım, kanun koyucunun açık iradesiyle bağdaşmamaktadır. Zira düzenlemenin amacı, yüklenicinin kusurundan bağımsız gelişen —örneğin imar uygulamaları, ruhsat süreçleri, maliklerle yaşanan ihtilaflar veya idarenin kendi işlemlerinden kaynaklanan gecikmeler gibi— durumlarda fesih sonucuna gidilmesini önlemektir.</p>

<p>Dolayısıyla “müteahhitten kaynaklanmayan nedenler” kriteri, basit bir yan unsur değil; fesih yetkisinin kullanılabilmesi için <strong>esaslı bir ön koşuldur</strong>. Bu kriterin somut olayda araştırılmaması, idari işlemin <strong>sebep unsuru</strong> yönünden sakatlanmasına yol açar. İdarenin bu yöndeki eksik incelemesine rağmen mahkemelerin davayı reddetmesi ise yargısal denetimin derinliği bakımından ciddi bir sorun teşkil etmektedir.</p>

<p>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun denetiminde yalnızca şekli şartların değil, aynı zamanda işlemin dayandığı maddi olguların da değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede, <strong>fesih kararına konu gecikmenin gerçekten yükleniciden kaynaklanıp kaynaklanmadığı; eğer kaynaklanmıyorsa bu durumun sözleşmenin ifasına etkisinin ne olduğu ayrıntılı şekilde ortaya konulmalıdır.</strong> Aksi halde, kanunda öngörülen koruyucu mekanizma işlevsiz hale gelir ve fesih yetkisi fiilen <strong>otomatik bir yaptırıma</strong> dönüşür.</p>

<p>Bu durum aynı zamanda <strong>hukuki güvenlik</strong> ve <strong>ölçülülük</strong> ilkeleriyle de çelişmektedir. Zira yüklenici, kontrolü dışında gelişen sebepler nedeniyle sözleşmeden dışlanma riskiyle karşı karşıya kalmakta; idare ise kendi eylem veya ihmallerinin sonuçlarından kaçınabilmektedir.</p>

<p>Dolayısıyla hem idarenin hem de idari yargının yaklaşımında, söz konusu hükümlerin lafzı kadar amacı ve sistematik yorumu da dikkate alınmalı; “müteahhitten kaynaklanmayan nedenler” kriteri somut olay bazında titizlikle incelenmelidir. Aksi yöndeki uygulama, hukuk devleti ilkesi ve adil yargılanma hakkı bakımından da tartışmalı sonuçlar doğurmaya devam edecektir.</p>

<p>Özel hukuk alanında ise Yargıtay, açık biçimde kusur ilkesine dayalı bir sistem benimsemekte; idari engelleri yüklenici aleyhine sonuç doğuracak unsurlar olarak kabul etmemektedir. Bu ikili yapı, aynı maddi olayın farklı hukuk alanlarında farklı sonuçlar doğurmasına neden olmakta ve arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinde öngörülebilirlik sorununu artırmaktadır. Bu nedenle uygulamada, fesih değerlendirmesi yapılırken yalnızca süre ve fiili duruma değil, sözleşmesel yükümlülüklerin niteliğine ve gecikmenin kaynağına ilişkin bütüncül bir inceleme yapılması zorunlu hale gelmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN"><img alt="Av. Elif COŞKUN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/04/elif-coskun.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-elif-coskun" title="Av. Elif COŞKUN">Av. Elif COŞKUN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] Danıştay Kararı - İDDK., E. 2022/2496 K. 2023/308 T. 22.2.2023</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2] Danıştay 6. Daire Başkanlığı 2020/10800 E. , 2022/1325 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 2023/671 E., 2023/714 K.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arsa-payi-karsiligi-insaat-sozlesmelerinde-fesih-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/bina-ev-dlsss-sozles-kira.jpg" type="image/jpeg" length="83980"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 6. Daire'nin 2020/10800 E., 2022/1325 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 6. Daire'nin 10/02/2022 tarihli, 2020/10800 E., 2022/1325 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ALTINCI DAİRE<br />
Esas No : 2020/10800<br />
Karar No : 2022/1325</strong></p>

<p>DAVACILAR : 1- ...<br />
2- ...<br />
VEKİLLERİ : Av. ...<br />
DAVALILAR : 1- ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : ...<br />
2-... Valiliği<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p><strong>DAVANIN KONUSU : </strong>Ankara İli, Çankaya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan yapının 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun gereğince riskli yapı olarak tespiti sonrası, yapının yıkılması ve yeniden inşa edilmesine ilişkin arsa sahipleri ile davacılar arasında imzalanan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshine ilişkin Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ... günlü, ... sayılı işleminin iptali istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVACILARIN İDDİALARI :</strong></p>

<p>Dava konusu işlemin inşaata devam edilmediği gerekçesiyle tesis edildiği, feshi doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin fesih edilen sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle inşaata devam edilemediği, buna rağmen edimlerini yerine getirmeyen maliklerin istemesi ile davalı idare tarafından sözleşmenin feshedildiği, dava konusu işlemin dayanağı Yönetmelikte belirtilen usule uyulmadan ve idarece yeterli araştırma yapılmadan tesis edilmesi nedenleriyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>DAVALILARIN SAVUNMASI :</strong></p>

<p>Ankara Valiliği tarafından; öncelikle, usule ilişkin olarak, davanın süresinde açılmadığı ileri sürülmüş, daha sonra esasa ilişkin olarak ise; 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi ve 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13/11. maddesi uyarınca tesis edilen dava konusu işlemde idarenin fesih yetkisinin maliklerin talebine bağlı olduğu, olayda inşaata devam edilmemesinin sebeplerinin Yapı Denetimi Şube Müdürlüğüyle yapılan yazışmalar, yükleniciye çekilen ihtarname ve bilgi isteme yazılarıyla araştırıldığı, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü teknik elemanlarınca yerinde yapılan inceleme sonucunda tutulan tutanak ile yüklenici davacılar tarafından 4708 sayılı Kanun hükümlerine göre hazırlanan son hak edişi üzerinden 6 aydan fazla bir süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin tespit edildiği, bunun üzerine mevzuatın öngördüğü usule uyularak, maliklerin talepleri üzerine bağlı yetki nedeniyle dava konusu işlemin hukuka uygun olarak tesis edildiği savunulmuştur.</p>

<p>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından; dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13/11. maddesine uygun olarak tesis edildiği, bu maddede sözleşmenin fesih şartları olarak" yükleniciden kaynaklanan sebeplerle bir yıl içinde yapım işine başlanılmamış olması" veya " yapım işinin belirli bir seviyede durdurularak en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilemiyor olması"nın düzenlendiği, dava konusu işlemin mevzuatta belirtilen gerekli yazışmalar ve araştırmalar neticesinde yukarıda ikinci olarak belirtilen fesih şartının gerçekleştiği gerekçesiyle tesis edildiği, takip edilen usulün ve sonuçta tesis edilen dava konusu işlemin hukuka uygun olduğu savunulmuştur.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ ...'IN DÜŞÜNCESİ : </strong>Dava konu işlemin 6306 sayılı Kanunun 13/11.maddesinin (a) bendinin 2 nolu alt bendinde belirtilen; "Yapım işinin belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması ve bu durumun ilgili idarenin tespit, tutanak ve kayıtları, yapı denetimi sistemindeki kayıtlar, fotoğraflar, uydu görüntüleri vb. bilgi ve belgeler ile ortaya konulması" halinde sözleşmenin feshedilebileceği şartına bağlı olarak feshedildiği, bu şarta bağlı gerçekleştirilen fesihlerde kimden ve hangi sebeple inşaata devam edilmediğinin araştırılmasına ilişkin bir kural bulunmadığı da dikkate alındığında davalı idare tarafından mevzuatta belirtilen yeterli bilgi ve belgeyle durumun ortaya konulduğu anlaşıldığından dava konusu işlemde dayanak mevzuata aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>DANIŞTAY SAVCISI ... 'IN DÜŞÜNCESİ :</strong> Dava, Ankara İli, Çankaya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan yapının 6306 sayılı Kanun gereğince riskli yapı tespiti sonrası, yapının yıkım ve yeniden inşasına ilişkin arsa sahipleri ile davacılar arasında imzalanan Ankara 20. Noterliğinin ... tarih,... yevmiye numaralı ile ... tarih, ... yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri"nin feshine ilişkin tesis edilen Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ... günlü, ... sayılı işleminin iptali istemiyle açılmıştır.</p>

<p>Davalı idarelerden Ankara Valiliği'nin süreaşımı itirazı yerinde görülmemiştir.</p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesine, 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 7181 sayılı Kanunun 24. maddesiyle, eklenen 14. fıkrada, "Bu Kanun kapsamındaki alanlarda ve parsellerde; oy birliği ile anlaşma sağlanmasından veya hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınıp bu karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra müteahhitten kaynaklanan sebeplerle, bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanmamış veya yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor ise, yapılan sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınabilir. Bu karar ile birlikte Bakanlığa başvurularak yeni yapının yapım işine başlanıp başlanmadığının veya yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin tespiti istenir. Bakanlıkça; belirtilen durumların tespit edilmesi hâlinde, müteahhide otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceği ihtar edilir. Bu ihtara rağmen işe başlanmaması veya devam edilmemesi durumunda, ayrıca ihtar çekmeye gerek kalmaksızın otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılır. Fesih sonrasında, taşınmazların siciline şerh edilmiş olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri maliklerin veya Bakanlığın talebi üzerine terkin edilir. Fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda genel hukuk hükümleri uygulanır. Fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemeleri hak sahiplerinden geri talep edilemez.” kuralı getirilmiş; 19.10.2019 günlü, 30923 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmeliğin 1. maddesiyle 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin 13. maddesine eklenen 11. fıkrada, "Uygulama alanında hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi, hak sahiplerince aşağıda belirtilen şartlar dâhilinde talep edilebilir.</p>

<p>a) Fesih hakkının kullanılabilmesi için;</p>

<p>1) Bütün maliklerle anlaşma sağlanmasından veya hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınıp bu karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra müteahhitten kaynaklanan sebeplerle bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanılmamış olması gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile fesih edilebilmesi için, sözleşme hükümlerine göre yapım işinin başlanılmasından önce hak sahiplerince yerine getirilmesi gereken edimler var ise bunların yerine getirilmiş olması, yapım işine başlanılmasına engel teşkil edecek bir yargı kararı, idare kararı, idare uygulaması veya benzeri geçerli bir gerekçe olmaması ve yapım işine müteahhitten kaynaklanan sebeplerle başlanılmamış olması gerekir.</p>

<p>2) Yapım işinin belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile feshedilebilmesi için, yapım işinin durdurulduğunun ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin, ilgili idarenin tespit, tutanak ve kayıtları, yapı denetimi sistemindeki kayıtlar, fotoğraflar, uydu görüntüleri vb. bilgi ve belgeler ile ortaya konulması gerekir.</p>

<p>b) Yapım işine başlanılmayan bir yıllık sürenin başlangıcı, bütün maliklerle anlaşma sağlanan hallerde en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihinin, riskli yapılarda riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden, riskli ve rezerv yapı alanlarında ise alan belirleme işleminden önce mi yoksa sonra mı olduğuna bakılarak belirlenir. En son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi, riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden önceki bir tarih ise bir yıllık sürenin başlangıcında riskli yapı tespitinin kesinleştiği/riskli ve rezerv yapı alanının belirlendiği tarih esas alınır. En son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden sonraki bir tarih ise, en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşme tarihi esas alınarak hesaplama yapılır. Hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınan hallerde ise bir yıllık sürenin başlangıcı, en az üçte iki çoğunluk ile alınan karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra tapuda yeni malik adına devir işleminin yapıldığı tarih esas alınarak hesap edilir.</p>

<p>c) (a) bendinde belirtilen durumlardan birinin gerçekleşmesi halinde, sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınması gerekir. Fesih kararı alınması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Fesih iradesi, fesih konusunda maliklerin en az üçte iki çoğunlukla anlaştıklarına dair anlaşan maliklerce imzalı karar tutanağı, maliklerin en az üçte iki çoğunluğu tarafından verilen fesih talebine ilişkin dilekçe, maliklerin en az üçte iki çoğunluğunun başka bir müteahhitle anlaştıklarına dair sözleşme veya vekaletname örnekleri gibi sair belgeler ile ispatlanabilir.</p>

<p>ç) Fesih müracaatı, alınan fesih kararı ve fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamış olmasının müteahhitten kaynaklandığına ilişkin bilgi ve belgeler veya en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine dair bilgi ve belgeler ile birlikte yazılı olarak Müdürlüğe veya Bakanlıkça yetki devri yapılması durumunda İdareye yapılır. Müdürlük veya İdare, fesih müracaatını görevlendireceği eleman/elemanlar veya teşkil edeceği bir komisyon marifetiyle inceler.</p>

<p>d) Fesih müracaatı üzerine, öncelikle müracaatın yukarıda (a), (b) ve (c) bendlerinde belirtilen hususlara uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenir. Müracaat bu bendlere uygun olarak yapılmış ise, fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamasının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmemesinin sebeplerine ilişkin yazılı olarak müteahhite onbeş gün süre verilerek müteahhitten bilgi ve belge istenilir. Belirtilen sürenin sonunda fesih şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair, yapı mahallinde inceleme yapmak ve belediye, sosyal güvenlik kurumları gibi konu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla yazışma yapmak da dahil olmak üzere, her türlü inceleme ve araştırma yapılır.</p>

<p>e) Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde fesih şartlarının gerçekleşmediğinin tespit edilmesi durumunda bu konuda fesih müracaatında bulunan maliklere bilgi verilir. Fesih şartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi durumunda ise, müteahhide otuz gün süre verilerek fesih gerekçesine göre, yapım işine başlaması/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceği ihtar edilir. Otuz günlük sürenin sonunda müteahhitin işe başlayıp başlamadığı/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam edip etmediği mahallinde kontrol edilir. Yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin takdir hakkı incelemeyi yapan Müdürlük veya İdareye aittir. Kendisine yapılan ihtara rağmen müteahhitin işe başlamadığının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin tespit edilmesi durumunda, otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılır. Sözleşmelerin feshedilmiş sayıldığı, maliklere ve müteahhite bildirilir.</p>

<p>f) Fesih sonrasında, maliklerin veya Müdürlüğün veya İdarenin talebi üzerine, taşınmazların tapu kaydına şerh edilmiş olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgili tapu müdürlüğünce terkin edilir.</p>

<p>g) Fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda genel hukuk hükümleri uygulanır. Fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemeleri hak sahiplerinden geri talep edilemez.” kuralı getirilmiştir.</p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun kapsamında kalan alanlarda yapılan inşaatlara ilişkin olarak imzalanan kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi konusunda kat malikleri tarafından alınan kararlara istinaden idareye başvurulması durumunda, idare tarafından, 6306 sayılı Kanun ve bu Kanunun Uygulama Yönetmeliğinde belirtilen usul ve esaslar çerçevesinde başlanmış olan inşaatların en az altı aydan beri devam etmediğinin tespit edilmesi üzerine, inşaatın devam etmeme nedenlerinin ve bu nedenlerin müteahhitten kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılması ve inşaatın devamının müteahhitten kaynaklandığının belirlenmesi ve de inşaatın devamının sağlanamaması halinde sözleşmenin feshine karar verilebileceği açıktır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden, davacılar ile arsa malikleri arasında 23/11/2016 ve 12/12/2016 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin imzalanmasından sonra anlaşmazlıklar çıktığı ve Arabuluculuk Kanunu gereğince arabulucuya başvurulduğu, bu kapsamda 20/03/2018 tarihli anlaşma tutanağının imzalandığı, daha sonra arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, 23/01/2019 tarihinde arsa maliklerinin Ankara 69. Noterliğince düzenlenen ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve inşaatın eksiksiz tamamlanmasını istedikleri, 13/05/2019 tarihinde arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, davacıların da Ankara 20. Noterliğince düzenlenen ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve bir kısım yapılmayan ödemeleri bildirerek gecikmeden sorumlu olmadıklarını ihtar ettikleri, bu sürecin davacıların 14/11/2019 tarihli dilekçesiyle davalı idareye de bildirildiği, arsa maliklerinden ... tarafından da 12/12/2019 tarihli dilekçeyle davalı idareye bir kısım bilgi ve belgelerin sunulduğu, öte yandan inşaatın tamamlanma oranının 31/12/2018 tarihi itibarıyla %95 seviyesinde olduğu ve kalan %5'lik kısmın bitmemiş görünmesinin iş bitirme tutanağının ilgili idare tarafından onaylanmasından kaynaklandığı bilgisine yer verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, yukarıda anılan mevzuat hükümleri uyarınca, davalı idare tarafından aktarılan sürece ilişkin kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme yapılarak, gecikmenin davacılardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının belirlenmesi gerekirken, 6 aydan fazla süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin görüldüğünden bahisle, eksik incelemeyle tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmamıştır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Altıncı Dairesince, 29/10/2021 günlü, 31643 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 85 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 1. maddesi uyarınca, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin Altıncı Kısmının Dördüncü Bölümünün başlığı "Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği" şeklinde değiştirildiğinden, husumetin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yerine Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına yöneltilmesine karar verilerek, Dairemizin 24/09/2020 tarihli, E:2020/8160 sayılı kararı ile verilen bağlantı kararı uyarınca ... İdare Mahkemesinin .. tarihli, E:..., K:... kararıyla Dairemize gönderilen dava dosyası incelenerek, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Ankara İli, Çankaya İlçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parsel sayılı taşınmazda bulunan yapı 6306 sayılı Kanun gereğince ... Yapı Kimlik Numarası ile riskli yapı olarak tespit edilmiş, riskli yapının yıkımı ve yeniden inşasına ilişkin arsa sahipleri ile davacıların ortağı olduğu ... İnşaat arasında Ankara 20. Noterliğinin ... tarih,... yevmiye numaralı ile ... tarih, ... yevmiye numaralı "Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri" imzalanmış, sonrasında taraflar arasında çıkan anlaşmazlıkların çözümü için Arabuluculuk Kanunu gereğince arabulucuya başvurularak 20/03/2018 tarihli anlaşma tutanağı imzalanmıştır.</p>

<p>Taraflar arasındaki uyuşmazlığın adli yargıya intikal eden kısmındaki olaylarda; arsa maliklerince ... Sulh Hukuk Mahkemesinde Değişik İş: ... sayılı dosyada tespit yaptırılarak, ... tarihinde Ankara 69. Noterliğince düzenlenen .. yevmiye nolu ihtarnameyle yükleniciye inşaatı eksiksiz tamamlaması ihtar edilmiş, 13/05/2019 tarihinde arsa maliklerince bir kez daha ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurularak Değişik İş:... sayılı dosyada tespit yaptırılmış, bunun üzerine davacılar tarafından Ankara 20. Noterliğince düzenlenen ... tarih ve... yevmiye nolu ihtarname gönderilip maliklerce yapılmayan ödemeler bildirilerek gecikmeden sorumlu olmadıkları ihtar edilmiş ve davacılar tarafından ... Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş: ... sayılı dosyasında 10.11.2020 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p>Bu süreç sonunda taraflarca imzalanan "Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri" inşaatın tamamlanmadığı gerekçesiyle maliklerin oybirliğiyle aldığı karar doğrultusunda, maliklerden ... 08.08.2019 tarihli dilekçesiyle Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden 6306 sayılı Kanunun 6/14.maddesi uyarınca sözleşmenin feshine dair işlem yapılmasını talep etmiş, bunun üzerine, idare tarafından yerinde yapılan incelemeler sonucunda yükleniciye ... günlü, ... sayılı ve ... günlü, ... sayılı ihtarnamelerle 30'ar günlük sürede inşaatı bitirmesi, faaliyete başlanması ihtar edilmiş, akabinde idarenin teknik elemanlarınca 27.05.2020 tarihinde yerinde yapılan denetimde, inşaatın bitirilmesi için faaliyete devam edilmediği tespit edilmiş, daha sonra, Ankara Valiliği Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün ... günlü, ... sayılı işlemiyle anılan sözleşme feshedilerek dava konusu işlem tesis edilmiş, bunun üzerine bakılan dava açılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanunun "Uygulama işlemleri" başlıklı 6.maddesinin 14.fıkrasında; "Bu Kanun kapsamındaki alanlarda ve parsellerde; oy birliği ile anlaşma sağlanmasından veya hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınıp bu karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra müteahhitten kaynaklanan sebeplerle, bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanmamış veya yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor ise, yapılan sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınabilir. Bu karar ile birlikte Bakanlığa başvurularak yeni yapının yapım işine başlanıp başlanmadığının veya yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin tespiti istenir. Bakanlıkça; belirtilen durumların tespit edilmesi hâlinde, müteahhide otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceği ihtar edilir. Bu ihtara rağmen işe başlanmaması veya devam edilmemesi durumunda, ayrıca ihtar çekmeye gerek kalmaksızın otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılır. Fesih sonrasında, taşınmazların siciline şerh edilmiş olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri maliklerin veya Bakanlığın talebi üzerine terkin edilir. Fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda genel hukuk hükümleri uygulanır. Fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemeleri hak sahiplerinden geri talep edilemez." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliğinin "Uygulama alanında hak sahipliği ve diğer uygulamalar" başlıklı 13.maddesinin 11.fıkrasında; "Uygulama alanında hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshi, hak sahiplerince aşağıda belirtilen şartlar dâhilinde talep edilebilir.</p>

<p>a) Fesih hakkının kullanılabilmesi için;</p>

<p>1) Bütün maliklerle anlaşma sağlanmasından veya hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınıp bu karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra müteahhitten kaynaklanan sebeplerle bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanılmamış olması gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile fesih edilebilmesi için, sözleşme hükümlerine göre yapım işinin başlanılmasından önce hak sahiplerince yerine getirilmesi gereken edimler var ise bunların yerine getirilmiş olması, yapım işine başlanılmasına engel teşkil edecek bir yargı kararı, idare kararı, idare uygulaması veya benzeri geçerli bir gerekçe olmaması ve yapım işine müteahhitten kaynaklanan sebeplerle başlanılmamış olması gerekir.</p>

<p>2) Yapım işinin belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması gerekir. Sözleşmelerin bu gerekçe ile feshedilebilmesi için, yapım işinin durdurulduğunun ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin, ilgili idarenin tespit, tutanak ve kayıtları, yapı denetimi sistemindeki kayıtlar, fotoğraflar, uydu görüntüleri vb. bilgi ve belgeler ile ortaya konulması gerekir.</p>

<p>b) Yapım işine başlanılmayan bir yıllık sürenin başlangıcı, bütün maliklerle anlaşma sağlanan hallerde en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihinin, riskli yapılarda riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden, riskli ve rezerv yapı alanlarında ise alan belirleme işleminden önce mi yoksa sonra mı olduğuna bakılarak belirlenir. En son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi, riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden önceki bir tarih ise bir yıllık sürenin başlangıcında riskli yapı tespitinin kesinleştiği/riskli ve rezerv yapı alanının belirlendiği tarih esas alınır. En son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşmenin tarihi riskli yapı tespitinin kesinleşmesinden/riskli ve rezerv yapı alanı belirleme işleminden sonraki bir tarih ise, en son anlaşma sağlanan malik ile imzalanan sözleşme tarihi esas alınarak hesaplama yapılır. Hisseleri oranında paydaşların en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınan hallerde ise bir yıllık sürenin başlangıcı, en az üçte iki çoğunluk ile alınan karara katılmayanların hisselerinin satışından sonra tapuda yeni malik adına devir işleminin yapıldığı tarih esas alınarak hesap edilir.</p>

<p>c) (a) bendinde belirtilen durumlardan birinin gerçekleşmesi halinde, sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınması gerekir. Fesih kararı alınması herhangi bir şekil şartına tabi değildir. Fesih iradesi, fesih konusunda maliklerin en az üçte iki çoğunlukla anlaştıklarına dair anlaşan maliklerce imzalı karar tutanağı, maliklerin en az üçte iki çoğunluğu tarafından verilen fesih talebine ilişkin dilekçe, maliklerin en az üçte iki çoğunluğunun başka bir müteahhitle anlaştıklarına dair sözleşme veya vekaletname örnekleri gibi sair belgeler ile ispatlanabilir.</p>

<p>ç) Fesih müracaatı, alınan fesih kararı ve fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamış olmasının müteahhitten kaynaklandığına ilişkin bilgi ve belgeler veya en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine dair bilgi ve belgeler ile birlikte yazılı olarak Müdürlüğe veya Bakanlıkça yetki devri yapılması durumunda İdareye yapılır. Müdürlük veya İdare, fesih müracaatını görevlendireceği eleman/elemanlar veya teşkil edeceği bir komisyon marifetiyle inceler.</p>

<p>d) Fesih müracaatı üzerine, öncelikle müracaatın yukarıda (a), (b) ve (c) bendlerinde belirtilen hususlara uygun olarak yapılıp yapılmadığı incelenir. Müracaat bu bendlere uygun olarak yapılmış ise, fesih gerekçesine göre, yeni yapının yapım işine başlanılmamasının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmemesinin sebeplerine ilişkin yazılı olarak müteahhite onbeş gün süre verilerek müteahhitten bilgi ve belge istenilir. Belirtilen sürenin sonunda fesih şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediğine dair, yapı mahallinde inceleme yapmak ve belediye, sosyal güvenlik kurumları gibi konu ile ilgili kurum ve kuruluşlarla yazışma yapmak da dahil olmak üzere, her türlü inceleme ve araştırma yapılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>e) Yapılan inceleme ve araştırma neticesinde fesih şartlarının gerçekleşmediğinin tespit edilmesi durumunda bu konuda fesih müracaatında bulunan maliklere bilgi verilir. Fesih şartlarının gerçekleştiğinin tespit edilmesi durumunda ise, müteahhide otuz gün süre verilerek fesih gerekçesine göre, yapım işine başlaması/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceği ihtar edilir. Otuz günlük sürenin sonunda müteahhitin işe başlayıp başlamadığı/projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla işe devam edip etmediği mahallinde kontrol edilir. Yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin takdir hakkı incelemeyi yapan Müdürlük veya İdareye aittir. Kendisine yapılan ihtara rağmen müteahhitin işe başlamadığının/yapım işine projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edilmediğinin tespit edilmesi durumunda, otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılır. Sözleşmelerin feshedilmiş sayıldığı, maliklere ve müteahhite bildirilir.</p>

<p>f) Fesih sonrasında, maliklerin veya Müdürlüğün veya İdarenin talebi üzerine, taşınmazların tapu kaydına şerh edilmiş olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri ilgili tapu müdürlüğünce terkin edilir.</p>

<p>g) Fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda genel hukuk hükümleri uygulanır. Fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemeleri hak sahiplerinden geri talep edilemez." hükümlerine yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Usul Yönünden:<br />
Davalı idarelerden Ankara Valiliği tarafından ileri sürülen davanın süre aşımı yönünden reddi gerektiği yönündeki itirazı yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Esas Yönünden:<br />
Davacılar tarafından, sözleşmenin feshi için yükleniciden kaynaklı sebeplerin olması gerektiği ancak, uyuşmazlıkta sözleşmenin feshi sonucunu doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin sözleşmede belirtilen ödemelere ilişkin edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle %90 seviyesine kadar getirilen inşaata devam edilemediği, ayrıca, idare tarafından gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığı, taraflarına herhangi bir belge sunulmadığı, bu nedenlerle sözleşmenin feshine ilişkin dava konusu işlemin usule ve hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>Davalılar tarafından ise, söz konusu inşaatın %20 seviyesinde yüklenici tarafından bırakıldığı diğer kısımların maliklerce tamamlandığı bu durumun açıklığa kavuşması için arsa maliklerine davanın ihbar edilmesi gerektiği belirtilerek, dava konusu işlemin usul ve esas yönünden mevzuata uygun olarak tesis edildiği savunulmaktadır.</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; gerek davacılar gerekse arsa malikleri tarafından inşaatın tamamlanma oranına ilişkin adli yargı mahkemelerinde durum tespiti yaptırdıkları, buna göre; ... Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş:... sayılı dosyasında 24.05.2019 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğu, yine ... Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş: ... sayılı dosyasında 10.11.2020 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğunun tespit edildiği, yapı denetim kuruluşu, yapı müteahhidi ve yapı sahibi tarafından imzalanmış 21.08.2019 tarihli yıl sonu seviye tespit tutanağında, yapının gerçekleşme oranının %95 seviyesinde olduğu, arsa maliklerince oybirliğiyle alınan sözleşmenin feshine ilişkin kararın gereğinin yapılmasının 08.08.2019 tarihinde verilen dilekçeyle Ankara Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünden talep edildiği, bunun üzerine, idare tarafından 05.09.2019 tarihinde yerinde inceleme yapılarak son hakedişi üzerinden 6 aydan fazla süre geçmesine rağmen inşaata devam edilmediğinin tutanak ile tespit edilip, 10.10.2019 tarihinde birinci kez 24.01.2020 tarihinde de ikinci kez olmak üzere, 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi de hatırlatılarak 30'ar gün süre verilmek suretiyle inşaatın bitirilmesine yönelik faaliyete başlamasının yükleniciye ihtar edildiği, son olarak 27.05.2020 tarihinde inşaatın son durumunun ve ihtarlardan sonra faaliyete başlanıp başlanmadığının tespiti için idarenin teknik elemanlarınca yerinde inceleme yapıldığı, ancak inşai faaliyete devam edilmediğinin tespit edilerek tutanak altına alındığı, bunun üzerine de 6306 sayılı Kanunun 6/14.maddesi uyarınca dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için arsa maliklerine dava ihbar edilmiş, maliklerce savunma verilmediği ve müdahil olarak davaya katılma talebinde bulunulmadığı görülmüştür.</p>

<p>Bu durumda; yukarıda belirtilen ve dava konusu işlemin dayanağı olan mevzuatın uyuşmazlık konusu olaya uygulanmasının davacıların iddialarıyla, davalıların savunmasının birlikte değerlendirilmesinden; yüklenici tarafından inşaata başlandığı, sonrasında belirli bir seviyede durdurulduğu ve idare tarafından gönderilen ihtarlara rağmen inşaatı bitirmeye yönelik faaliyete devam etmediği anlaşıldığından, dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanunun 6. maddesinin 14. fıkrası uyarınca, inşaatın hangi seviyede durduğunun veya inşaata başlandıktan sonra durmasına hangi tarafın sebep olduğunun idare tarafından tespit edilmesine ilişkin bir zorunluluğun olmadığı, idare tarafından yapılması gerekenin, inşaatın durduktan sonra en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine ilişkin maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile aldığı sözleşmenin feshine dair karar ile inşaatın devam edip etmediğinin tespiti istemi üzerine, belirtilen durumların tespit edilmesi, yükleniciye otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceğinin ihtar edilmesi olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, yukarıda yer verilen hususlar dikkate alındığında, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin mevzuata uygun olarak tesis edildiği, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. DAVANIN REDDİNE,</p>

<p>2. Ayrıntısı aşağıda gösterilen toplam ...-TL yargılama giderinin davacı üzerinde bırakılmasına, davalı idarelerden Ankara Valiliği tarafından yapılan ... TL yargılama giderinin ise davacılardan alınarak anılan idareye verilmesine,</p>

<p>3. Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca ... TL vekâlet ücretinin davacılardan alınarak davalı idarelere verilmesine,</p>

<p>4. Posta gideri avansından artan tutarın kararın kesinleşmesinden sonra davacıya iadesine,</p>

<p>5. Bu kararın tebliğ tarihini izleyen gün içerisinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kuruluna temyiz yolu açık olmak üzere, 10/02/2022 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY (X):</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta; davacılar ile arsa malikleri arasında 23/11/2016 ve 12/12/2016 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmelerinin imzalanmasından sonra bir kısım anlaşmazlıklar çıktığı ve Arabuluculuk Kanunu gereğince arabulucuya başvurulduğu, bu kapsamda 20/03/2018 tarihli anlaşma tutanağının imzalandığı, akabinde gerek arsa malikleri gerekse davacılar tarafından inşaatın durumu ve gecikme nedenlerine ilişkin olarak çeşitli tarihlerde ihtarname çekilmek ve tespit davaları açılmak suretiyle konunun adli ve idari makamlara intikal ettirildiği, bu kapsamda; arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, ... tarihinde arsa maliklerinin Ankara 69. Noterliğince düzenlenen ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve inşaatın eksiksiz tamamlanmasını istedikleri, 13/05/2019 tarihinde arsa maliklerinin ... Sulh Hukuk Mahkemesine başvurarak ... D.İş sayılı dosyada tespit yaptırdıkları, davacıların da Ankara 20. Noterliğince düzenlenen ... tarih ve ... yevmiye nolu ihtarnameyi gönderdikleri ve bir kısım yapılmayan ödemeleri bildirerek gecikmeden sorumlu olmadıklarını ihtar ettikleri, bu sürecin davacıların 14/11/2019 tarihli dilekçesiyle davalı idareye de bildirildiği, arsa maliklerinden ... tarafından da 12/12/2019 tarihli dilekçeyle davalı idareye bir kısım bilgi ve belgelerin sunulduğu, öte yandan inşaatın tamamlanma oranının 31/12/2018 tarihi itibarıyla %95 seviyesinde olduğu ve kalan %5'lik kısmın bitmemiş görünmesinin iş bitirme tutanağının ilgili idare tarafından onaylanmasından kaynaklandığı bilgisine yer verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dava konusu işlemin dayanağı olan kuralın, arsa paydaşlarıyla yüklenici arasında yapılan sözleşmenin tarafı, hakemi ve yargılamasını yapan makamı olmadığı halde idareye bu sözleşmeyi fesih edebilme yetkisini verdiği, anılan kuralın Anayasanın 48. maddesinde yer alan çalışma ve sözleşme hürriyeti başlıklı "herkes, dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir" hükmü uyarınca yürürlük kazanan sözleşme özgürlüğüne aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Öte yandan, yukarıda anılan Yasa ve Yönetmelik hükümleri uyarınca, davalı idare tarafından aktarılan sürece ilişkin kapsamlı bir inceleme ve değerlendirme yapılarak hazırlanacak rapor sonucuna göre işlem yapılması, gecikmenin davacılardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının açıkça ortaya konulması gerekirken, 6 aydan fazla süre geçmesi nedeniyle projenin bitirilmesini gerektirecek ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin görüldüğünden bahisle, eksik incelemeyle tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı görüşüyle aksi yöndeki Dairemiz kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairenin-202010800-e-20221325-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 09:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/danistay1-2.jpg" type="image/jpeg" length="26428"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay İDDK'nun 2022/2496 E., 2023/308 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay İdare Dava Daireleri Kurulu'nun 22/02/2023 tarihli, 2022/2496 E., 2023/308 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
İDARİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2022/2496<br />
Karar No : 2023/308</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACILAR) : 1-…<br />
2-…<br />
VEKİLİ : Av…<br />
KARŞI TARAF (DAVALILAR) : 1-… Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av…<br />
2-… Valiliği<br />
VEKİLİ : Av…<br />
İSTEMİN KONUSU : Danıştay Altıncı Dairesinin 10/02/2022 tarih ve E:2020/10800, K:2022/1325 sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong></p>

<p>Dava konusu istem: … ili, … ilçesi, … Mahallesi, … ada, … parsel sayılı taşınmazda bulunan yapının 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun gereğince riskli yapı olarak tespiti sonrası, yapının yıkılması ve yeniden inşa edilmesine ilişkin arsa sahipleri ile davacılar arasında imzalanan düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin feshine ilişkin … Valiliği … İl Müdürlüğünün … tarih ve E…. sayılı işleminin iptali istenilmiştir.</p>

<p>Daire kararının özeti: Danıştay Altıncı Dairesinin 10/02/2022 tarih ve E:2020/10800, K:2022/1325 sayılı kararıyla;</p>

<p>Dairelerinin … tarih ve E:… sayılı kararı ile verilen bağlantı kararı uyarınca … İdare Mahkemesinin … tarih ve E:…, K:… kararıyla gönderilen dava dosyası incelenerek,</p>

<p>6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesine, 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7181 sayılı Kanun'un 24. maddesiyle eklenen 14. fıkra ile bu Kanun kapsamındaki alanlarda ve parsellerde; müteahhitten kaynaklanan sebeplerle, bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanmamış veya yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor ise, yapılan sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınabileceği, bu karar ile birlikte Bakanlığa başvurularak yeni yapının yapım işine başlanıp başlanmadığının veya yapım işinin projenin bitirilmesini gerektirecek seviyedeki ekip ve ekipmanla devam edip etmediğinin tespitinin isteneceği, Bakanlıkça; belirtilen durumların tespit edilmesi hâlinde, müteahhide otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceğinin ihtar edileceği; bu ihtara rağmen işe başlanmaması veya devam edilmemesi durumunda, ayrıca ihtar çekmeye gerek kalmaksızın otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla hak sahipleri ile müteahhit arasında imzalanmış olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmelerinin ilgililerinin muvafakati aranmaksızın resen feshedilmiş sayılacağı; fesih sonrasında, taşınmazların siciline şerh edilmiş olan gayrimenkul satış vaadi sözleşmeleri ile arsa payı karşılığı inşaat sözleşmeleri maliklerin veya Bakanlığın talebi üzerine terkin edileceği; fesih tarihine kadar yapılmış olan işler, devrolunan hisseler, yapılan ödemeler ve diğer hususlarda genel hukuk hükümlerinin uygulanacağı; fesih tarihine kadar müteahhit tarafından hak sahiplerine yapılan kira yardımı ödemelerinin hak sahiplerinden geri talep edilemeyeceği kuralının getirildiği,</p>

<p>Bu hükmün uygulanmasına ilişkin hususların da 6306 sayılı Kanunun Uygulama Yönetmeliği'nin 13. maddesine eklenen 11. fıkrada düzenlendiği,</p>

<p>Davacılar tarafından, sözleşmenin feshi için yükleniciden kaynaklı sebeplerin olması gerektiği ancak, uyuşmazlıkta sözleşmenin feshi sonucunu doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin sözleşmede belirtilen ödemelere ilişkin edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle %90 seviyesine kadar getirilen inşaata devam edilemediği, ayrıca, idare tarafından gerekli inceleme ve araştırma yapılmadığı, taraflarına herhangi bir belge sunulmadığı, bu nedenlerle sözleşmenin feshine ilişkin dava konusu işlemin usule ve hukuka aykırı olduğunun ileri sürüldüğü,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalılar tarafından ise, söz konusu inşaatın %20 seviyesinde yüklenici tarafından bırakıldığı diğer kısımların maliklerce tamamlandığı, bu durumun açıklığa kavuşması için arsa maliklerine davanın ihbar edilmesi gerektiği belirtilerek, dava konusu işlemin usul ve esas yönünden mevzuata uygun olarak tesis edildiğinin savunulduğu,</p>

<p>Dosyanın incelenmesinden; gerek davacılar gerekse arsa malikleri tarafından inşaatın tamamlanma oranına ilişkin adli yargı mahkemelerinde durum tespiti yaptırdıkları, buna göre; ... Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş:… sayılı dosyasında 24/05/2019 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğu, yine … Sulh Hukuk Mahkemesinin Değişik İş: … sayılı dosyasında 10/11/2020 tarihi itibarıyla inşaatın tamamlanma seviyesinin %85 olduğunun tespit edildiği, yapı denetim kuruluşu, yapı müteahhidi ve yapı sahibi tarafından imzalanmış 21/08/2019 tarihli yıl sonu seviye tespit tutanağında, yapının gerçekleşme oranının %95 seviyesinde olduğu, arsa maliklerince oybirliğiyle alınan sözleşmenin feshine ilişkin kararın gereğinin yapılmasının 08/08/2019 tarihinde verilen dilekçeyle … İl Müdürlüğünden talep edildiği, bunun üzerine, idare tarafından 05/09/2019 tarihinde yerinde inceleme yapılarak son hakedişi üzerinden 6 aydan fazla süre geçmesine rağmen inşaata devam edilmediğinin tutanak ile tespit edilip, 10/10/2019 tarihinde birinci kez, 24/01/2020 tarihinde de ikinci kez olmak üzere, 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi de hatırlatılarak 30'ar gün süre verilmek suretiyle inşaatın bitirilmesine yönelik faaliyete başlamasının yükleniciye ihtar edildiği, son olarak 27/05/2020 tarihinde inşaatın son durumunun ve ihtarlardan sonra faaliyete başlanıp başlanmadığının tespiti için idarenin teknik elemanlarınca yerinde inceleme yapıldığı, ancak inşai faaliyete devam edilmediğinin tespit edilerek tutanak altına alındığı, bunun üzerine de 6306 sayılı Kanunun 6/14. maddesi uyarınca dava konusu işlemin tesis edildiğinin anlaşıldığı,</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için arsa maliklerine davanın ihbar edilmişse de, maliklerce müdahil olarak davaya katılma talebinde bulunulmadığının görüldüğü,</p>

<p>Bu durumda; dava konusu işlemin dayanağı olan mevzuatın, davacıların iddiaları ve davalıların savunmalarının birlikte değerlendirilmesinden; yüklenici tarafından inşaata başlandığı, sonrasında belirli bir seviyede durdurulduğu ve idare tarafından gönderilen ihtarlara rağmen inşaatı bitirmeye yönelik faaliyete devam edilmediği anlaşıldığı; dava konusu işlemin dayanağı 6306 sayılı Kanun'un 6. maddesinin 14. fıkrası uyarınca, inşaatın hangi seviyede durduğunun veya inşaata başlandıktan sonra durmasına hangi tarafın sebep olduğunun idare tarafından tespit edilmesine ilişkin bir zorunluluğun olmadığı, idare tarafından yapılması gerekenin, inşaatın durduktan sonra en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğine ilişkin maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile aldığı sözleşmenin feshine dair karar ile inşaatın devam edip etmediğinin tespiti istemi üzerine, belirtilen durumların tespit edilmesi, yükleniciye otuz gün süre verilerek işe başlaması veya devam etmesi gerektiği, aksi takdirde bu sürenin bitim tarihi itibarıyla sözleşmelerin resen feshedileceğinin ihtar edilmesi olduğunun anlaşıldığı,</p>

<p>Bu durumda, anılan hususlar dikkate alındığında, sözleşmenin feshine ilişkin işlemin mevzuata uygun olarak tesis edildiği, işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varıldığı gerekçesiyle,</p>

<p>davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : Davacılar tarafından, feshi doğuran eylemlerin yükleniciden kaynaklı olmadığı, arsa maliklerinin feshedilen sözleşmedeki edimlerini yerine getirmemesi sebebiyle inşaata devam edilemediği, buna rağmen edimlerini yerine getirmeyen maliklerin istemesi ile davalı idare tarafından sözleşmenin feshedildiği, dava konusu işlemin dayanağı Yönetmelik'te belirtilen usule uyulmadan ve idarece yeterli araştırma yapılmadan tesis edilmesi nedenleriyle hukuka aykırı olduğu ileri sürülmektedir.</p>

<p>KARŞI TARAFIN SAVUNMALARI : Davalı idareler tarafından, istemin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p>DANIŞTAY TETKİK HÂKİMİ …'UN DÜŞÜNCESİ : 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun'un "Uygulama işlemleri" başlıklı 6. maddesine, 10/07/2019 tarih ve 30827 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 7181 sayılı Kanun'un 24. maddesiyle eklenen 14. fıkra ile belli koşulların varlığı halinde Kanun kapsamındaki alanlarda ve parsellerde arsa paydaşlarıyla yüklenici arasında yapılan sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alarak Bakanlığa başvurmaları halinde yapılacak tespitler üzerine sözleşmenin feshedileceğine ilişkin düzenleme yapılmış, bu talepte bulunulabilmesi için ise müteahhitten kaynaklanan nedenlerle, bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanmamış veya yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olması şartı getirilmiştir. Yönetmelik'te, Kanun'dan farklı olarak sözleşmenin feshi için belirlenen koşullardan olan bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanmamış olması durumu müteahhitten kaynaklanan nedenler şartına bağlanmışken, yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmiyor olmasında ise bu durumun müteahhitten kaynaklanan nedenlerden ötürü olması şartı aranmamıştır. Sözleşmenin feshi konusunda böyle bir müessesenin getiriliş amacı arsa maliklerinin müteahhitten kaynalanan nedenlerle mağdur edilmesinin önlenmesi olup, bu husus Kanun değişikliğine ilişkin gerekçede de "...uygulamada malikler ve müteahhitler arasında anlaşma sağlanmış olmasına rağmen müteahhitten kaynaklanan sebeplerle uzunca bir zaman yeni yapının yapım işine başlanılmaması veya yapım işine belirli bir seviyeden sonra devam edilmemesi gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu gibi durumlarda malikler işe başka bir müteahhit ile devam etmek istediklerinde mevcut sözleşmelerin genel hükümlere göre fesih edilmesi uzunca bir zaman almakta ve bu da maliklerin daha da mağduriyetine sebep olabilmektedir. Belirtilen sebeple, Kanunun 6 ncı maddesine bir fıkra eklenmesi suretiyle; Kanun kapsamındaki alanlarda ve parsellerde maliklerce anlaşma sağlanmasından sonra bir yıl içinde yeni yapının yapım işine başlanılmamış ise veya yapım işi belirli bir seviyede durdurulmuş ve en az altı aydır inşai faaliyete devam edilmiyor ise, sözleşmelerin feshi için hisseleri oranında maliklerin en az üçte iki çoğunluğu ile karar alınabileceği, belirtilen durumlarının varlığının Bakanlıkça tespit edilmesi halinde müteahhide otuz gün süre verilerek işe başlamasının veya devam etmesinin istenileceği ve bu ihtara rağmen işe başlanılmaması veya devam edilmemesi durumunda, otuz günlük sürenin bittiği tarih itibarıyla daha önce imzalanmış olan sözleşmelerin resen fesih edilmiş sayılacağı düzenlenmektedir..." şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda, Kanun'da sözleşmenin feshi için belirtilen her iki durumun da müteahhitten kaynaklanması şartı getirilmişken, Yönetmelik'le Kanun'a aykırı biçimde düzenlenen hükümde bu yönüyle hukuka uyarlık uyarlık bulunmadığından, bu hüküm nedeniyle, sadece "yapım işinin belirli bir seviyede durdurularak en az altı aydır projenin bitirilmesini gerektirecek seviyede ekip ve ekipmanla inşai faaliyete devam edilmediğinin" tespiti ile yetinilerek, gecikmenin davacılardan kaynaklanıp kaynaklanmadığı ortaya konulmaksızın tesis edilen işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varıldığından, davacıların temyiz istemlerinin kabulü ile Daire kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong><br />
Danıştay dava dairelerinin nihai kararlarının temyizen incelenerek bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan;<br />
"a) Görev ve yetki dışında bir işe bakılmış olması,<br />
b) Hukuka aykırı karar verilmesi,<br />
c)Usul hükümlerinin uygulanmasında kararı etkileyebilecek nitelikte hata veya eksikliklerin bulunması" sebeplerinden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, temyiz dilekçesinde ileri sürülen iddialar kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU:</strong><br />
 </p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1.Davacıların temyiz istemlerinin reddine,</p>

<p>2.Davanın yukarıda özetlenen gerekçeyle reddine ilişkin Danıştay Altıncı Dairesinin temyize konu 10/02/2022 tarih ve E:2020/10800, K:2022/1325 sayılı kararının ONANMASINA,</p>

<p>3.Kesin olarak, 22/02/2023 tarihinde oybirliği ile karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-iddknun-20222496-e-2023308-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 08:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/danistay4.jpg" type="image/jpeg" length="51658"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İzmir Merkezinde Beklenen Gelişme İçin Tarih Verildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/izmir-merkezinde-beklenen-gelisme-icin-tarih-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/izmir-merkezinde-beklenen-gelisme-icin-tarih-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kış aylarının etkisini hissettirmesiyle birlikte kent genelinde vatandaşların gözü kulağı yeni uyarılara çevrildi. Meteoroloji uzmanları tarafından yapılan son değerlendirmeler, bölgedeki gündelik yaşamı etkileyecek önemli değişimlere işaret ediyor. İşte konuya dair tüm merak edilenler ve kentteki son durum.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kentte yaşayan vatandaşlar, özellikle sabah saatlerinde planlarını yaparken güncel verilere ihtiyaç duyuyor. Bu noktada <strong><a href="https://www.sonmuhur.com" rel="dofollow" target="_blank" title="İzmir Haber">İzmir Haber</a></strong> kaynaklarından alınan son bilgiler, bölgedeki sıcaklık düşüşlerinin ne zamana kadar devam edeceğini netleştiriyor. Uzmanlar, ani sıcaklık değişimlerine karşı tedbirli olunması gerektiğini vurgularken, yerel yönetimler de kendi önlemlerini almaya devam ediyor. Yetkililer tarafından yapılan açıklamalar doğrultusunda, ulaşım ve altyapı çalışmalarının bu yeni takvime göre şekilleneceği belirtiliyor.</p>

<h2>YENİ HAFTADA BEKLENEN SICAKLIK DEĞERLERİ VE UYARILAR</h2>

<p>Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre bölge genelinde hava sıcaklıkları önümüzdeki üç gün boyunca mevsim normallerinin 4 ila 6 derece altında seyredecek. Güncel <strong>izmir hava durumu</strong> raporları, kıyı şeridinde kuvvetli rüzgarın etkili olacağını ortaya koyuyor. <strong><a href="https://www.sonmuhur.com" rel="dofollow" target="_blank" title="İzmir Haberleri">İzmir Haberleri</a></strong> akışına yansıyan detaylar, yüksek kesimlerdeki don tehlikesinin tarımsal üretimi de yakından ilgilendirdiğini gösteriyor. Şehir merkezindeki ana arterlerde yaşanabilecek olası don ve buzlanma olaylarına karşı belediye ekipleri tuzlama araçlarını hazır bekletiyor. Özellikle sabahın erken saatlerinde yola çıkacak sürücülerin takip mesafelerini korumaları ve kış lastiği kullanımlarına özen göstermeleri isteniyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>KENTSEL ALTYAPI ÇALIŞMALARINDA SON DURUM</h2>

<p>Kış şartlarının ağırlaşmasıyla birlikte kentin kritik noktalarındaki altyapı projeleri de yeni bir takvime bağlandı. Ekipler, yağışların artma ihtimaline karşı mazgal temizliği ve su kanalı açma işlemlerine hız verdi. Merkez ilçelerde devam eden yol bakım onarım faaliyetleri, trafik yoğunluğunun azaldığı gece saatlerinde gerçekleştiriliyor. Vatandaşların mağduriyet yaşamaması adına, kesintiler ve güzergah değişiklikleri önceden duyuruluyor. Kapsamlı altyapı iyileştirmelerinin kısa süre içinde tamamlanması planlanıyor. Bu süreçte yerel idarelerin koordinasyon birimleri aralıksız mesai yapıyor.</p>

<p>Vatandaşların günlük yaşamını doğrudan etkileyen bu gelişmeler, şehirdeki ticaret hayatına da yansıyor. Özellikle <strong>izmir ilçeleri</strong> genelinde kurulan semt pazarları ve açık hava etkinlikleri, hava şartları göz önüne alınarak yeniden düzenleniyor. Esnaf odaları, olumsuz hava koşullarından etkilenebilecek üyeleri için bilgilendirme mesajları gönderiyor. Diğer yandan, kentte meydana gelen anlık gelişmeleri takip etmek isteyenler <strong>izmir son dakika</strong> duyurularına odaklanıyor. Şehrin yoğun nüfuslu bölgelerinde ulaşımın aksamaması adına toplu taşıma seferlerinde de ek düzenlemelere gidildi. Raylı sistemler ve otobüs hatlarındaki ek seferler sayesinde, sabah ve akşam mesai çıkışlarındaki yoğunluğun en aza indirilmesi hedefleniyor. Yapılan planlamaların, meteorolojik verilerdeki iyileşmeye kadar kesintisiz uygulanacağı ifade ediliyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/izmir-merkezinde-beklenen-gelisme-icin-tarih-verildi</guid>
      <pubDate>Tue, 14 Apr 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/izmir-haber.jpg" type="image/jpeg" length="89297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: “12. yargı paketindeki düzenlemelerle yargıyı el birliğiyle daha da hızlandıracağız”]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-12-yargi-paketindeki-duzenlemelerle-yargiyi-el-birligiyle-daha-da-hizlandiracagiz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-12-yargi-paketindeki-duzenlemelerle-yargiyi-el-birligiyle-daha-da-hizlandiracagiz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, noterlik hizmetlerinin yargının hızlandırılması sürecinde önemli olduğunu belirterek, “Noterlerimizin yargının hızlandırılması konusundaki somut önerileri bizim için çok kıymetli. 12. Yargı Paketindeki düzenlemelerle yargıyı hep birlikte daha da hızlandıracağız.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, Türkiye Noterler Birliği Başkanı Serdar Arat ve heyetini Bakanlık’ta kabul etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Noterlerin önerilerini not alan Bakan Gürlek, yargının hızlanmasında sundukları hizmetler için tüm noterlere teşekkür etti. Noterlerin sistemde tespit ettiği sorunların ve çözüm önerilerinin yargı sistemini daha da hızlandıracağına inandıklarını vurgulayan Bakan Gürlek, “Son dönemde yargının hızlandırılması alanında sizin çok büyük emeğiniz var. Araç satışları, veraset ilanlarının verilmesi gibi birçok işlem yargının hızlandırılması için atılmış önemli adımlar arasında yer alıyor.” dedi.</p>

<p>Türkiye Noterler Birliği tarafından hazırlanıp kendisine sunulan paketi de inceleyeceğini ve üzerinde çalışacaklarını belirten Bakan Gürlek sözlerine şöyle devam etti:</p>

<p>“Hazırlamış olduğunuz paket üzerinde de çalışma yapalım. Bunlar da inşallah yargının hızlandırılması için gerekli adımlar olacak. Dijital dönüşüm üzerinde de çalışıyorsunuz. Sürekli olarak yargının hızlanması için bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Özellikle sizin yargının hızlandırılması konusundaki somut önerileriniz bizim için çok kıymetli. Şu an biliyorsunuz bir çalışma başlattık. 12. Yargı Paketindeki düzenlemelerle yargıyı hep birlikte daha da hızlandıracağız.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bakan-gurlek-12-yargi-paketindeki-duzenlemelerle-yargiyi-el-birligiyle-daha-da-hizlandiracagiz</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/adsiz-14.jpg" type="image/jpeg" length="33306"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yapay Zekâ Sistemlerinin İçerik Kullanımı Nedeniyle Doğabilecek Hukuki Sorumluluk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-sistemlerinin-icerik-kullanimi-nedeniyle-dogabilecek-hukuki-sorumluluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-sistemlerinin-icerik-kullanimi-nedeniyle-dogabilecek-hukuki-sorumluluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Dijital dünyanın ekonomik yapısı, uzun yıllar boyunca içerik üretimi ile kullanıcı trafiği arasındaki doğrudan ilişki üzerine kurulmuştur. İçerik üreticileri tarafından oluşturulan metinler, haberler, analizler ve hukuki değerlendirmeler; kullanıcıyı ilgili platforma çekmekte, bu trafik ise reklam ve benzeri gelir modelleri üzerinden ekonomik değere dönüşmektedir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ancak yapay zekâ teknolojilerinin gelişimiyle birlikte bu model köklü bir dönüşüm sürecine girmiştir. Kullanıcı artık bilgiye ulaşmak için doğrudan kaynağa gitmek yerine, yapay zekâ sistemleri aracılığıyla farklı kaynaklardan derlenmiş ve yeniden yapılandırılmış bilgiye erişmektedir.</p>

<p>Bu dönüşüm, yalnızca teknik bir kolaylık olarak değerlendirilemez. Aksine bu durum, içerik üreticilerinin ekonomik haklarının sistematik biçimde aşındırılması sonucunu doğurabilecek niteliktedir.</p>

<p>Bu yazımızda, yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımı nedeniyle ortaya çıkabilecek hukuki sorumluluk; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu (FSEK), Türk Ticaret Kanunu (TTK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde detaylı şekilde incelenecektir.</p>

<p><strong>I. İÇERİĞİN HUKUKİ NİTELİĞİ VE EKONOMİK FONKSİYONU</strong></p>

<p>İnternet sitelerinde yayımlanan içerikler, belirli bir özgünlük düzeyini haiz olmaları halinde FSEK kapsamında eser niteliği kazanır. Bu noktada önemli olan, içeriğin yalnızca bilgi aktarması değil; sahibinin hususiyetini taşımasıdır.</p>

<p>Özellikle hukuki makaleler, yorum yazıları ve analizler bakımından bu husus çoğu zaman tartışmasızdır.</p>

<p>Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken esas nokta:</p>

<p>İçeriğin korunması sadece fikri haklarla sınırlı değildir; aynı zamanda ekonomik değerinin korunması da hukuk düzeninin konusu olduğu hususudur.</p>

<p>Zira içerik üretimi;</p>

<p>● Ciddi bir emek,</p>

<p>● Uzmanlık bilgisi,</p>

<p>● Zaman ve maliyet</p>

<p>gerektiren bir faaliyettir. Bu nedenle içerik, klasik anlamda bir “metin” değil; ticari değeri olan bir dijital varlıktır.</p>

<p>Yapay zekâ sistemleri bu varlığın ekonomik fonksiyonunu ortadan kaldırarak, içeriğin üretildiği platform ile kullanıcı arasındaki bağı koparmaktadır.</p>

<p><strong>II. YAPAY ZEKÂ KULLANIMININ DOĞURDUĞU SOMUT EKONOMİK ZARAR</strong></p>

<p>Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanım biçimi, yalnızca teorik bir hak ihlali tartışması yaratmamakta; somut ve ölçülebilir bir maddi zarar doğurmaktadır. Zira içerik üreticileri tarafından büyük emek, zaman ve maliyetle oluşturulan metinler, kullanıcıyı ilgili platforma çekmek suretiyle ekonomik değer üretmek üzere kurgulanmıştır. Ancak yapay zekâ uygulamaları bu içeriği kaynağından kopararak kullanıcıya doğrudan sunduğu anda, içerik üreticisinin en temel gelir mekanizması olan trafik akışı kesilmekte; buna bağlı olarak reklam gösterimleri düşmekte ve gelir elde etme imkânı ortadan kalkmaktadır. Bu durum, tesadüfi ya da dolaylı bir etki değil; sistematik ve sürekli bir gelir kaybıdır. Daha açık bir ifadeyle, yapay zekâ sistemleri içerik üreticisinin yatırımını ekonomik karşılığa dönüştürmesine engel olmakta ve bu suretle içerik sahibinin malvarlığında doğrudan bir eksilmeye sebebiyet vermektedir. Bu eksilme, klasik anlamda bir “pazar kaybı” olmanın ötesinde; dijital ekonomide varlık gösterme imkanının zedelenmesi anlamına gelmektedir. Dolayısıyla ortaya çıkan zarar, yalnızca gelir azalması değil; aynı zamanda ticari faaliyetin sürdürülebilirliğini tehdit eden yapısal bir kayıp niteliğindedir.</p>

<p><strong>III. FSEK KAPSAMINDA ESER SAHİBİNİN MALİ HAKLARI VE İHLAL İHTİMALİ</strong></p>

<p>FSEK kapsamında eser sahibine tanınan mali haklar arasında özellikle;</p>

<p>● İşleme hakkı (m.21),</p>

<p>● Çoğaltma hakkı (m.22),</p>

<p>● Yayma hakkı (m.23),</p>

<p>● Umuma iletim hakkı (m.25)</p>

<p>ön plana çıkmaktadır.</p>

<p>Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanım biçimi doğrudan çoğaltma olarak nitelendirilmese dahi, işleme hakkı bakımından ciddi bir tartışma alanı doğurmaktadır.</p>

<p>Öyle ki yapay zekâ:</p>

<p>● Mevcut eserleri analiz etmekte,</p>

<p>● Bu eserlerden elde ettiği bilgileri işlemekte,</p>

<p>● ve yeni bir anlatım formunda kullanıcıya sunmaktadır.</p>

<p>Bu noktada FSEK m.6 kapsamında düzenlenen işleme eser kavramı gündeme gelmektedir.</p>

<p>Her ne kadar yapay zekâ çıktıları belirli bir esere doğrudan bağlı olmasa da, çok sayıda eserin parçalanarak yeniden kurgulanması söz konusudur. Bu durum, özellikle doktrinde tartışılan dolaylı yararlanma kavramı ile örtüşmektedir.</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımında da kabul edildiği üzere;</p>

<p>Eserden yararlanmanın ihlal teşkil etmesi için birebir kopyalama zorunlu değildir; eserin özgün yapısının izinsiz kullanılması da ihlal sayılabilir.</p>

<p>Bu bağlamda, yapay zekâ sistemlerinin içerik üreticilerinin eserlerinden sistematik şekilde faydalanması, FSEK kapsamında mali hak ihlali iddialarını gündeme getirebilecek niteliktedir.</p>

<p><strong>IV. TÜRK TİCARET KANUNU KAPSAMINDA HAKSIZ REKABET ANALİZİ</strong></p>

<p>Türk Ticaret Kanunu m.54 ve devamı hükümleri uyarınca haksız rekabet; dürüstlük kuralına aykırı davranışlarla ekonomik rekabetin bozulması olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle önem arz eden husus, başkasının emeğinden haksız şekilde yararlanılmasıdır.</p>

<p>Yapay zekâ sistemlerinin faaliyetleri somutlaştırıldığında:</p>

<p>● İçerik üreticisi ekonomik bir yatırım yapmaktadır,</p>

<p>● Yapay zekâ bu içerikleri kullanarak çıktı üretmektedir,</p>

<p>● Kullanıcı kaynağa yönelmemektedir,</p>

<p>● Ekonomik fayda yapay zekâ sistemine kaymaktadır.</p>

<p>Bu tablo, klasik rekabet ilişkisi kalıplarını aşan yeni bir durum yaratmakla birlikte, özünde emekten sistematik yararlanma olgusunu barındırmaktadır.</p>

<p>Yargıtay uygulamasında da kabul edildiği üzere;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>başkasının emeğinden karşılıksız yararlanılması dürüstlük kuralına aykırıdır ve haksız rekabet teşkil eder.</p>

<p>Bu nedenle, yapay zekâ sistemlerinin içerik üreticilerinin ekonomik değerinden faydalanması, ilerleyen süreçte haksız rekabet davalarının temelini oluşturabilecektir.</p>

<p><strong>V. SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME VE TAZMİNAT SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu m.77 ve devamı hükümleri uyarınca sebepsiz zenginleşmenin varlığı için;</p>

<p>● Zenginleşme,</p>

<p>● Fakirleşme,</p>

<p>● İlliyet bağı bağı,</p>

<p>● Haklı sebep yokluğu</p>

<p>unsurlarının birlikte gerçekleşmesi gerekir.</p>

<p>Yapay zekâ sistemleri bakımından bu unsurlar birlikte değerlendirildiğinde:</p>

<p>● Ekonomik değer üretildiği,</p>

<p>● İçerik üreticisinin gelir kaybına uğradığı,</p>

<p>● Bu kaybın doğrudan içerik kullanımından kaynaklandığı,</p>

<p>● ve kullanım karşılığında bir bedel ödenmediği</p>

<p>görülmektedir.</p>

<p>Bu durumda, yapay zekâ sistemlerinin elde ettiği ekonomik faydanın, içerik üreticileri aleyhine gerçekleşen bir sebepsiz zenginleşme olduğu ileri sürülebilecektir.</p>

<p>Bu da doğrudan doğruya iade ve tazminat sorumluluğunu gündeme getirebilir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ VE GENEL DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımı meselesi, yüzeysel bir bakış açısıyla yalnızca teknolojik bir gelişim olarak değerlendirilemez. Bu durum, Türk hukuk sistemi bakımından; eser sahipliğinden ticari rekabete, borçlar hukukundan dijital ekonomiye kadar uzanan çok katmanlı bir sorumluluk alanı doğurmaktadır.</p>

<p>Mevcut hukuk düzeni içerisinde doğrudan yapay zekâya özgü bir düzenleme bulunmamakla birlikte; Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında mali hakların korunması, Türk Ticaret Kanunu çerçevesinde haksız rekabet hükümleri ve Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlenen sebepsiz zenginleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, yapay zekâ sistemlerinin içerik kullanımının tamamen hukuki denetim dışında olduğu söylenemez. Aksine, mevcut normatif yapı doğru yorumlandığında bu faaliyetlerin çeşitli hukuki sorumluluk türlerini doğurabileceği açıktır.</p>

<p>Özellikle uygulamada ortaya çıkacak uyuşmazlıklarda;</p>

<p>● İçerik kullanımının niteliği,</p>

<p>● Ekonomik zararın boyutu,</p>

<p>● Yapay zekâ sisteminin elde ettiği fayda,</p>

<p>● ve taraflar arasındaki illiyet bağı</p>

<p>belirleyici olacaktır.</p>

<p>Bu çerçevede ilerleyen süreçte;</p>

<p>● İçerik üreticileri tarafından açılacak tazminat davaları,</p>

<p>● Yapay zekâ şirketlerine yöneltilecek haksız rekabet iddiaları,</p>

<p>● ve eser sahipliğine dayalı mali hak ihlali talepleri</p>

<p>kaçınılmaz hale gelecektir.</p>

<p>Daha da önemlisi, bu uyuşmazlıkların bireysel boyutu aşarak sektörel bir nitelik kazanması ve toplu hak arama mekanizmalarının devreye girmesi de kuvvetle muhtemeldir.</p>

<p>Aksi yönde bir yaklaşımın benimsenmesi halinde; içerik üretimi ekonomik olarak anlamsız hale gelecek, nitelikli bilgi üretimi azalacak ve dijital ekosistem kendi sürdürülebilirliğini kaybedecektir.</p>

<p>Ayrıca göz ardı edilmemesi gereken bir diğer husus, yapay zekâ sistemleri tarafından sunulan bilgilerin her zaman doğru, güncel ve bağlamına uygun olmayabileceğidir. Zira bu sistemler, farklı kaynaklardan elde edilen verileri harmanlayarak cevap üretmekte; ancak bu süreçte bilginin bağlamı kaybolabilmekte, eksik veya hatalı sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle hukuki içerikler bakımından, somut olayın özelliklerine göre değişebilecek değerlendirmelerin yapay zekâ tarafından genelleştirilmesi ciddi riskler barındırmaktadır. Bu nedenle, elde edilen bilginin mutlaka asıl kaynağından, yani doğrudan içerik üreticisinden veya ilgili mevzuat ve içtihat metinlerinden kontrol edilmesi, hem bilgi güvenliği hem de hukuki isabet açısından zorunluluk arz etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, yapay zekâ ile içerik üreticileri arasındaki ilişki, yakın gelecekte yalnızca teknolojik bir tartışma olmaktan çıkacak; yüksek meblağlı tazminat davalarına, yeni yasal düzenlemelere ve içtihat değişimlerine konu olacak temel bir hukuk meselesi haline gelecektir.</p>

<p>Ve nihayetinde bu tartışma, tek bir soruda düğümlenecektir:</p>

<p>Bilgiyi üreten mi korunacak, yoksa bilgiyi işleyen mi?</p>

<p>Bu soruya verilecek cevap ise, yalnızca dijital ekonominin değil; hukukun geleceğini de belirleyecektir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/can-ozturk.JPG" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Can ÖZTÜRK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yapay-zeka-sistemlerinin-icerik-kullanimi-nedeniyle-dogabilecek-hukuki-sorumluluk</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 20:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/kisisel-veri-bilgisaray-ters.jpg" type="image/jpeg" length="93554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MAKUL GÜVENCE RAPORUNUN KONKORDATO UYGULAMASINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Konkordato kurumu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 285 ve devamı maddelerinde düzenlenen, borçlunun mali durumunu iyileştirerek borçlarını belirli bir plan çerçevesinde ödeyebilmesini ve ticari faaliyetini sürdürebilmesini amaçlayan bir yeniden yapılandırma müessesesidir. 7101 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklikler sonucunda konkordato sistemi, daha sıkı belge ve denetim şartlarına bağlanmış; özellikle finansal projeksiyonların bağımsız denetime tabi tutulması zorunlu hale getirilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede makul güvence raporu, konkordato yargılamasının hem kabul aşamasında hem de devam eden süreçte kurucu rol oynayan temel belgelerinden biri haline gelmiştir.</p>

<p><strong>I- </strong><strong>Yasal Dayanak</strong></p>

<p>Makul güvence raporunun konkordatodaki hukuki temeli, başlıca şu düzenlemelere dayanır:</p>

<p><strong>- İİK m. 285-286:</strong> Konkordato talebi ve başvuru şartları</p>

<p><strong>- İİK m. 286:</strong> Konkordato talebine eklenecek belgeler (özellikle finansal tablolar, alacaklı listeleri ve projeksiyonlar)</p>

<p><strong>- İİK m. 287:</strong> Geçici mühlet kararı ve inceleme süreci</p>

<p><strong>- İİK m. 288:</strong> Kesin mühlet şartları ve değerlendirme ölçütleri</p>

<p><strong>- İİK m. 292 ve devamı:</strong> Konkordatonun tasdiki ve mahkeme denetimi</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<p><strong>- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 397 ve devamı:</strong> Bağımsız denetim sistemi</p>

<p><strong>- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) düzenlemeleri:</strong> Makul güvence denetimi standartları</p>

<p>özellikle raporun hazırlanma yöntemi ve denetim niteliğini belirleyen temel çerçeveyi oluşturur.</p>

<p>Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, konkordato sürecinde sunulan finansal verilerin salt beyana değil, bağımsız denetim güvencesine dayanması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>II- </strong><strong>Makul Güvence Raporunun Tanımı ve Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Makul güvence raporu, bağımsız denetçiler tarafından KGK standartlarına uygun şekilde hazırlanan ve borçlunun konkordato ön projesinde yer alan finansal verilerin doğruluğu ile teklifin uygulanabilirliği hakkında yüksek düzeyde güvence sunan denetim raporudur.</p>

<p>Bu rapor; bilanço, gelir tablosu, nakit akım tabloları, proforma finansal projeksiyonlar, işletmenin sürekliliği değerlendirmesi ve konkordato–iflas karşılaştırmalı analizlerini içerir.</p>

<p>Hukuki niteliği itibarıyla bu rapor, İİK m. 286 kapsamında sunulması gereken finansal belgelerin doğruluğunu destekleyen ve mahkemenin konkordato talebini değerlendirmesine esas teşkil eden kurucu nitelikte bir unsurdur.</p>

<p><strong>III- </strong><strong>Yargısal İşlevi, Önemi ve Dava Şartı Niteliği </strong></p>

<p>İİK sistematiği uyarınca mahkeme, konkordato talebini değerlendirirken teknik finansal incelemeyi doğrudan yapmaz; bu değerlendirme bağımsız denetim raporları üzerinden gerçekleştirilir. Bu nedenle makul güvence raporu, konkordato projesinin uygulanabilirliğinin yargısal denetiminde zorunlu teknik altyapıyı oluşturur.</p>

<p>Konkordato sürecinde alacaklılar, İİK m. 288 ve devamı hükümler çerçevesinde teklifin gerçekçiliğini değerlendirmek zorundadır. Makul güvence raporu, alacaklıların iflas ile konkordato arasında bilinçli tercih yapmasını sağlayan objektif güven aracıdır.</p>

<p>7101 sayılı Kanun ile getirilen reformun amacı, kötü niyetli ve ekonomik temeli olmayan konkordato başvurularını engellemektir. Makul güvence raporu bu anlamda sistemin filtre mekanizmasıdır ve İİK’nın amaçladığı dürüstlük ve şeffaflık ilkesini somutlaştırır.</p>

<p>İİK m. 286 kapsamında konkordato talebine eklenmesi zorunlu belgeler arasında yer alan finansal tablolar ve projeksiyonların bağımsız denetimle desteklenmesi gerektiğinden, makul güvence raporu fiilen dava şartı niteliği taşır.</p>

<p>Çünkü:</p>

<p>- Konkordato talebi geleceğe yönelik mali projeksiyonlara dayanır,</p>

<p>- Bu projeksiyonların doğruluğu ancak bağımsız denetimle teyit edilebilir,</p>

<p>- Denetim olmadan mahkemenin sağlıklı değerlendirme yapması çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle makul güvence raporu, konkordato talebinin incelenebilirliğini sağlayan zorunlu bir ön koşuldur.</p>

<p><strong>IV- </strong><strong>Raporun Bulunmaması veya Olumsuz Görüş </strong></p>

<p>KGK standartlarına uygun olmayan, karşılaştırmalı analiz içermeyen veya eksik düzenlenen raporlar hukuken makul güvence raporu sayılmaz ve İİK m. 286 kapsamında geçerli belge niteliği taşımaz.</p>

<p>Denetçinin güvence vermemesi veya olumsuz görüş bildirmesi, işletmenin sürekliliğine ve finansal projeksiyonlara güven duyulmadığını gösterir. Bu durumda konkordato projesi ekonomik temelini kaybeder.</p>

<p><strong>V- Dava Şartı Yokluğu Nedeniyle Usulden Ret</strong></p>

<p>Makul güvence raporunun hiç sunulmaması, süresinde ibraz edilmemesi veya KGK standartlarına uygun şekilde düzenlenmemesi, İİK m. 286 kapsamında öngörülen zorunlu belgelerden birinin eksikliği sonucunu doğurur.</p>

<p>Her ne kadar İİK m. 286’da makul güvence raporu açıkça “dava şartı” olarak düzenlenmemiş ve bir hususun dava şartı olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan klasik dava şartı kriterleri bakımından konu eleştiriye açık olmakla birlikte, konkordato yargılamasının yapısı, amacı ve finansal projeksiyonlara dayalı niteliği dikkate alındığında makul güvence raporunun uygulamada fiilen dava şartı niteliği kazandığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Zira konkordato talebinin mahkeme tarafından esastan incelenebilir hale gelmesi, büyük ölçüde borçlunun ileriye dönük mali projeksiyonlarının bağımsız denetim güvencesi ile doğrulanmasına bağlıdır. Bu nedenle söz konusu raporun bulunmaması veya hukuken geçerliliğini yitirmesi halinde mahkemenin konkordato projesinin uygulanabilirliğini sağlıklı şekilde değerlendirmesi çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu durumda konkordato talebinin esasa girilerek incelenmesi mümkün olmadığından, başvurunun usulden reddi sonucuna gidilmesi gerekecektir.</p>

<p>Bu yaklaşım yargılamanın gereksiz şekilde uzamasının önlediği gibi konkordato kurumunun kötüye kullanımını da engellemektedir. Ayrıca makul güvence raporu, sistemin şeffaflık ile dürüstlük ilkeleri çerçevesinde işletilmesi bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Makul güvence raporu, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri ile 286. maddesi kapsamında konkordato yargılamasının önemli unsurlarından biridir. KGK standartlarına uygun şekilde hazırlanmış bağımsız denetim raporu olmaksızın konkordato projesinin hukuken incelenebilir hale gelmesi çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle makul güvence raporu, yalnızca teknik bir belge değil; İİK sistematiği içinde dava şartı niteliği taşıyan, yargılamanın temelini oluşturan zorunlu bir hukuki araçtır. Geçerli ve güvence içeren bir rapor bulunmaksızın yapılan başvuruların ise dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/konkordato.webp" type="image/jpeg" length="10934"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/502 E., 2025/320 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.05.2025 tarihli, 2023/502 E., 2025/320 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/502 E., 2025/320 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1635 E., 2022/1344 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.04.2022 tarihli ve<br />
2020/1615 Esas, 2022/3580 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı ...nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...nin talebinin kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacı ...nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...nin talebinin davalı ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. yönünden kabulüne, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketi yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden temyiz eden taraf vekillerinin duruşma istemlerinin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkili ... Enerji San. ve Tic. A.Ş. (... A.Ş.) ile davalılardan ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. (... A.Ş.) arasında 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi akdedildiğini ve Türkmenistan’daki bir projede kullanılacak olan gaz türbini emtiasının Macaristan’dan Türkmenistan’a taşıma işinin anahtar teslimi şeklinde üstlenildiğini, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketinin (... Sigorta Şti.) ise taşımayı üstlenen şirketin sorumluluk sigortacısı olduğunu, ayrıca taşınan yük için müvekkili tarafından taşıma risklerine karşı davalı (temlik alan davacı) ... Sigorta A.Ş. (... A.Ş.) ile nakliyat sigorta poliçesi tanzim edildiğini, Macaristan’dan Türkmenistan’a deniz yoluyla taşınan ve Türkmenistan'da limandan karayolu taşıtına yüklenen gaz türbininin bu aşamada taşıt üzerinden düşerek hasarlandığını, emtiada oluşan hasarın 2.450.916 USD olarak tespit edildiğini ileri sürerek 2.450.916 USD hasar bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 04.02.2016 tarihli dilekçesinde, davalı ...Ş'den dava konusu alacağın 2.000.000 USD'lik kısmının tahsil edildiğini, tahsil edilen kısım yönünden alacağı ... A.Ş’ye temlik ettiklerini, temlik edilen kısım için kendi yerine davacı olarak ... A.Ş’nin geçtiğini belirtmiş ve bakiye 450.916 USD yönünden ise tüm davalılar hakkındaki davadan feragat ettiğini beyan etmiştir. Böylece, dava dilekçesinde davalı olarak yer alan ... A.Ş. temlik aldığı kısım için davacı konumuna gelmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... A.Ş. vekili; dava konusu taşıma nedeniyle müvekkili şirkete atfı kabil bir kusur bulunmadığını, açık araçla taşıma yapıldığından müvekkilinin hasardan sorumlu olmayacağını, öte yandan müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olması gerektiğini, sınırlı sorumluluk miktarını aşan talebin herhâlde reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>2. Davalı ... Şti. vekili; müvekkili tarafından dava konusu taşımayı üstlenen davalı şirketin sorumluluk risklerinin sigorta güvencesi altına alındığını, davalı taşıyıcı ile davacı arasında yasal sorumluluğu genişleten sözleşme hükümlerinin müvekkilini bağlamayacağını, bu nedenle sorumluluk sigortacısı olan müvekkilinin azami 48.100 kg x 8,33 SDR = 400.673 SDR ile sınırlı sorumlu tutulabileceğini, yüklemede davacının talimatlarının etkisi olup olmadığının ve buna göre müterafik kusur bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, öte yandan poliçede 20.000 USD muafiyet şartı olduğunu, zarar sabit olmadığı için temerrütten söz edilemeyeceği ve talep edilen faizin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli ve 2014/1642 Esas, 2017/825 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşımanın uluslararası karma (multimodal) taşıma olduğu, bu tür taşımalara ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa 6102 sayılı ... Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu kapsamda TTK’nın 903. maddesinde yapılan atıf gereğince aynı Kanun'un 863/1 maddesi gözetildiğinde hasar sebebi kazanın yükün taşıttan düşmesi şeklinde meydana geldiği, meydana gelen zarardan TTK’nın 875. maddesi gereğince davalı taşıyıcının sorumlu olduğu, somut olayda ağır kusur bulunmadığı, davalı taşıyıcının toplam 88 parçalık 537.496,81 kg yükün taşınmasını üstlendiği, hasar yükün bir kısmında meydana gelmiş olsa da hasarlı parçanın toplam yük ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlı sorumluluğun gerçek zarardan yüksek olması nedeniyle davalıların gerçek zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle davacı ... A.Ş 'nin 450.916 USD'lik talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...Ş'nin talebinin kabulü ile 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 25.12.2019 tarihli ve 2018/423 Esas, 2019/1672 Karar sayılı kararı ile; dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı gibi Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi ile İlgili Anlaşma’nın (CMR) kapsamında da olmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa CMR hükümlerinin değil TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği, davalı taşıyan ile davacı gönderen arasındaki taşıma sözleşmesinin 8.3 maddesinde taşıyanın sorumluluğunun ağırlaştırıldığı, bu durumun TTK’nın 882. maddesi gereğince mümkün olduğu ve davalı taşıyanın zararın tamamından sorumlu olacağı, ancak kanuni sorumluluğu genişleten mutad dışı anlaşmaların sorumluluk sigortacısını bağlamayacağı, buna göre davalı ... Şti. yönünden sınırlı sorumluluğun uygulanması gerektiği, taşıma ve hasara konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı gibi gerek taşıma belgelerinde gerekse olay sonrası düzenlenen ekspertiz raporlarında taşımaya konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğunun belirtildiği, davalı ... Şti’nin sigorta sorumluluk üst limitinin 48.100x8.33x1.54063= 617.288,44 USD ile sınırlı olması gerekirken tüm zarardan sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan somut olayda gönderenin müterafik kusurunun bulunmadığı, zira sözleşme gereğince yüklemenin taşıyana ait olduğu, özenli bir şekilde yükleme sorumluluğunun üstlenildiği, kara taşımasının deniz taşımasını takiben yabancı bir ülkede yapıldığı, esasen o aşamada göndericinin hazır bulunmasının veya yüke nezaret etmesinin mümkün olmadığı, muafiyet tutarının öncelikle toplam zarardan düşülebileceği, sorumluluk limitinden düşülemeyeceği, gerçek zarar miktarı dikkate alındığında, sorumluluk limitinden ayrıca indirim yapılamayacağı gerekçesiyle davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden anılan davalının istinaf başvurusunun reddine; davalı ... Şti. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davacı ... A.Ş. tarafından açılan davada feragat edilen 450.916 USD'ye ilişkin davanın tüm davalılar yönünden feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...Ş'nin davasının davalı ... A.Ş. yönünden kabulüne, davalı ... Şti. yönünden kısmen kabulüne, bu doğrultuda davalı ... Şti'nin sorumluluğunun 617.288,84 USD ve bu tutarın temerrüt faizleri ile sınırlı olmak kaydıyla, 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinde itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile temlik alan davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ...Ş. vekili, davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
"... 1) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2) Dava, değişik araçlarla yapılan (multimodal) uluslararası taşıma sırasında meydana gelen kaza sebebiyle emtiada oluşan hasar bedelinin davalı taşıyıcı, taşıyıcının sorumluluk sigortacısı ve nakliyat sigortacısından rücuen tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince ... Ticaret Kanunu’nun kara taşımasına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı tespiti ile yazılı gerekçelerle hüküm tesis edilmiş ise de; değişik araçlarla taşımaya ilişkin TTK 902. maddesi “Bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümleri, aşağıdaki şartların tamamının bir arada varlığı hâlinde, değişik tür araçlar ile taşıma sözleşmelerine de uygulanır:</p>

<p>Eşyanın taşınması bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanıyorsa, bu sözleşme bağlamında taşıma değişik türde araçlarla yapılacaksa, taraflar, her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı, söz konusu sözleşmelerin en az ikisi farklı hükümlere bağlı tutulacak idiyse, aşağıdaki hükümlerle, uygulanması gerekli milletlerarası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenleme yoksa.” hükmünü haiz olup, (d) bendinde belirtildiği ve madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken milletlerarası sözleşme yoksa TTK’nın 850 ve devamı maddeleri uygulanır. Kural böyle olmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu CMR Konvansiyonu’nun 2. maddesinde aksine hüküm bulunmaktadır. Anılan maddede “Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerde bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre, eğer söz konusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir mukavele yapılmış sayılır ve o mukavele konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre tayin edilir. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayrı kişi gibi işlem görür.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan TTK’nın 903. maddesinde “Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğu, bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümlerinin yerine, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü, bunu iddia eden tarafa aittir.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, İstanbul’dan Türkmenbaşı Limanı’na kadar deniz yolu ile taşınan emtia, Limanda tıra yüklenmiş olup, tır Tükmenabat Şantiyesi’ne gitmekte iken meydana gelen kaza sebebiyle hasarlanmıştır. Hasarın meydana geldiği taşıma kesimi karayolu kısmı olup, bu husus uyuşmazlık konusu değildir. Hal böyle olunca CMR hükümlerinin uygulanması suretiyle davanın çözümüne gidilmesi gerekirken, aksi düşünce ile TTK hükümleri uygulanarak uyuşmazlığın halli isabetli olmamıştır.</p>

<p>CMR’nin 41. maddesinde “Madde 40 hükümleri saklı kalmak koşuluyla bu Sözleşmenin hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, mukavelenin diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. Özellikle, taşımacının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür” düzenlemesi yer almaktadır. Nitekim Dairemizin 30.05.2005 tarih 2004/5772 - 2005/5610 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere taşımada tarafların borçlarının sözleşme ile ağırlaştırılamayacağı ilkesi mevcut olup, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan “….... Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir.” düzenlemesi ise, belirtilen ilkenin aksine taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırmaktadır. Bir başka deyişle, taşıyıcının tam zarardan sorumlu tutulması CMR’nin anılan hükmü gereğince geçersizdir. Zira, sınırlı sorumluluğu ortadan kaldıran bu sözleşme hükmünün geçerli olabilmesi için CMR madde 23/6, 24 ve 26. madde hükümleri gereğince ek bir ücretin kararlaştırılması gerekmekte olup, somut olayda böyle bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla, sözleşme hükmü nazara alınarak tam tazmine gidilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Kural olarak multımodal taşımalarda tek taşıyıcının tüm taşıma aşamalarını üstlenmesi durumunda, başka araçlara yükleme yapan taşıyıcı gönderen konumundadır. Ancak somut olayda “Ağır İndirme İncelemesi Raporu”ndan anlaşıldığı üzere, yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında gönderen yüklemeye nezaret etmiştir. Hasar tır devrilmeden, sürücünün yaptığı manevra üzerine yükün tırdan savrulmasıyla oluştuğuna göre, yükün sabitlenmesinin yetersiz olduğu kabul edilmeli ve sabitlemenin gönderene ait olduğu bu durumda, gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Yükün hasarlanan kısmının (13.093 kg) sistemin bütünlüğüne ve değerine müspet ya da menfi bir etkisinin olmadığı uzman bilirkişilerce saptanmış olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince bu teknik değerlendirmeye itibar edilmesi, değerlendirmenin yeterli görülmemesi halinde ise yeni bir heyetten rapor alınması yoluna gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yük ağırlığı 48.100 kg olarak alınmak suretiyle hesaplama yapılması da doğru olmamıştır.<br />
Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyizinin, davalı ... A.Ş vekilinin muafiyet ve vekalet ücretine yönelik temyizinin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; multimodal bir taşımanın CMR hükümlerine tâbi olabilmesi için CMR’nin 2. maddesi gereğince taşımaya konu emtianın araca yüklenmiş vaziyette gemiye binmiş olması ve yükün araçtan hiç indirilmeden (yük araç üzerindeyken araçla birlikte) gemide taşınmış olması gerektiği, oysa dava konusu taşımanın konteyner taşıması olduğu ve dolayısıyla CMR kapsamında olmasının mümkün olmadığı, somut uyuşmazlığa TTK hükümlerinin uygulanacağı, gönderen ile taşıyan arasında yapılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince her aşamada yüklemenin davalı taşıyana ait olduğu ve ayrıca davalının güvenli bir şekilde yükleme yapması gerektiği, sözleşmenin bu açık hükümlerine göre Türkmenistan'daki limanda konteyner içindeki emtianın kara taşıma aracına yüklenmesi işinin davalı taşıyanın sorumluluğunda olduğu, dolayısıyla gönderenin müterafik kusurundan söz edilemeyeceği, öte yandan davalı ... Şti’nin savunmasında hasara konu emtia ağırlığını 48.100 kg olarak beyan ettiği ve sınırlı sorumluluğun buna göre belirlenmesini istediği, başka bir deyişle davalının kendi beyanının kendisi için bağlayıcı olduğu, ayrıca taşıma belgelerine göre yük ağırlığının 48.100 kg olduğu hâlde bu ağırlık yerine, havayoluyla yapılan başka bir taşımaya konu ikame türbin ağırlığı olan 13.093 kg’nin esas alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ...Ş. vekili, davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Temlik alan davacı ...Ş. vekili; ... Sigorta'nın sınırlı sorumlu olduğuna yönelik kararın hukuka aykırı olduğunu, ayrıca mahkemenin sınırlı sorumluluk hesaplaması ile ilgili kararının hukuka ve içtihatlara uygun olmadığını, somut olayda sınırlı sorumluluk hesaplamasında uygulanacak maddenin TTK’nın 882/2-a maddesi olduğunu, öte yandan mahkemenin vekâlet ücretini karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden hesaplamasının doğru olmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... A.Ş. vekili; dava konusu taşıma işleminin multimodal bir taşıma işi olduğunu, taşıma işinin istinaf mahkemesi tarafından hatalı şekilde yorumlanarak hukuka aykırı bir karar verildiğini, dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralı CMR konvansiyonu olduğunu, uyuşmazlık kapsamında meydana gelmiş gerçek hasar ile müvekkilinden talep edilen hasar bedeli arasında fahiş fark bulunduğunu, müvekkilinin sıfır tribün bedeli ödemeye mahkum edilerek hakkaniyet aykırı şekilde tazminat yükü altına sokulduğunu ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... Şti. vekili; davacının zararın meydana gelmesindeki kusuru ve gerçek zarar miktarının davanın hiçbir aşamasında irdelenmediğini, zira yükleme ve sabitleme işlemlerinin bizzat davacı tarafından atanan uzmanların kontrol ve nezaretinde gerçekleştirildiğini, yükleme ve sabitlemeye ilişkin sorumluluğun sadece sözleşmede belirtildiği şekilde müvekkil şirket sigortalısına ait olduğu yönündeki tespitlerin hatalı olduğunu, davaya konu hasarın bizzat davacının talimatıyla gerçekleşen yükleme ve sabitleme kusuru sonucu meydana geldiğini, zarar miktarı yönünden dosyada hiçbir uygunluk denetimi yapılmadığını, müvekkili şirketin taşınan emtianın uğradığı gerçek zarar tutarını aşan ve davacının sigortalısının işinin garanti şartlarını sağlamak gibi dolaylı zarar niteliğinde değerlendirilebilecek talepleri karşılama yükümlülüğünün bulunmadığını, ayrıca poliçede belirlenen tenzili muafiyet tutarının müvekkil şirket bakımından hesaplanan tutardan indirilmemesi hukuka aykırı olduğunu, öte yandan ilâmda ret ve feragat yönünden vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;</p>

<p>(1) Dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin olarak CMR hükümlerinin mi yoksa TTK hükümlerinin mi uygulanacağı ve buradan varılacak sonuca göre gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşmede yer alan taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran düzenlemenin geçerli olup olmadığı,</p>

<p>(2) Gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşme gözetildiğinde dava konusu taşımada gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı,</p>

<p>(3) Dava konusu taşıma belgelerinde taşınan yük ağırlığının 48.100 kg olarak belirtilmesi, hasardan sonra ikame türbin ağırlığının ise 13.098 kg olarak tespit edilmesi karşısında sınırlı sorumluluk miktarının hesaplanmasında hangi ağırlığın esas alınması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1. 6102 sayılı TTK'nın 902 ve 903. maddeleri,</p>

<p>2. CMR'nin 1, 2, 23, 24, 25, 26 ve 41. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>a) Birinci Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2. Öncelikle belirtilmelidir ki; hem mülga 6762 sayılı ... Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK hükümleri 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) anlamında içinde yabancılık unsuru bulunmayan hâllerde uygulanacaktır. Buna karşılık, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıklarda ise öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri doğrudan tatbik edilecek; ayrıca MÖHUK hükümlerine göre tarafların yapmış oldukları hukuk seçimleri de dikkate alınacaktır.</p>

<p>3. Bir taşıma sözleşmesinde gönderici, eşyanın farklı ortamlarda ve araçlarla taşınmasına ilişkin olarak değişik taşımacılarla taşıma ilişkisine girebileceği gibi tek bir taşıyıcı ile tüm bu farklı ortamlarda gerçekleşecek taşımaları kapsayan tek bir sözleşme ilişkisi içerisinde de girebilir. Bu tür bir taşıma "multimodal-çoklu taşıma" olarak da adlandırılmakta olup normal taşıma sözleşmesinden farklı olarak bu tür taşımalarda eşyanın birden fazla ve farklı tür ulaştırma ortamında taşınması, tek bir taşıyıcı tarafından tek bir sözleşme ilişkisi dahilinde üstlenilmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, Ankara 2011, s. 86, 87).</p>

<p>4. Bu tür taşımalara ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 902. maddesinde "Değişik Tür Araçlar ile Taşıma" başlığı altında ayrı bir düzenleme mevcuttur. Anılan düzenlemeye göre taşıma hukukuna dair Kanun'daki düzenlemeler, eşyanın taşımasının bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanması, taşımanın değişik türde araçlarla yapılması, tarafların her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı bu sözleşmelerin en az ikisinin farklı hükümlere tâbi olmasının söz konusu olması hâlinde ve devam eden hükümler ile uygulanması gerekli uluslararası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenlemenin mevcut olmaması hâlinde multimodal taşımalara da uygulanacaktır. Öte yandan bahse konu maddenin (d) bendinde de işaret edildiği üzere multimodal taşımaya ilişkin uluslararası sözleşmelerde aksi yönde bir düzenlemenin mevcudiyeti hâlinde aksi yönde düzenleme içeren uluslararası sözleşme hükümlerinin göz önüne alınması gerekir.</p>

<p>5. Bu anlamda ülkemizin de 02.12.1994 tarihli ve 94/6322 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katıldığı 04.01.1995 tarihli ve 22161 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan CMR hükümlerinde multimodal taşımaya dair aksi yönde bir düzenleme mevcut olup CMR'nin 2. maddesi;</p>

<p>"1. Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu anlaşma taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre, eğer sözkonusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir sözleşme yapılmış sayılır ve o sözleşmeye konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre tayin edilir.</p>

<p>2. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayn kişi gibi işlem görür." hükmünü haizdir. Buna göre multimodal nitelikli taşımalarda da maddede belirlenen koşullar dahilinde taşımanın tümüne CMR hükümlerinin uygulanması mümkündür.</p>

<p>6. 6102 sayılı ... Ticaret Kanunu'nun 903. maddesine göre zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiğinin belli olması hâlinde taşıyıcının sorumluluğu, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü bunu iddia eden tarafa aittir. Bu kapsamda multimodel taşımada hasarın gerçekleştiği aşamanın belirli olması, buna dair uyuşmazlıklarda nazara alınması gerekli olan ulusal yahut uluslararası düzenlemelerin tayininde önem arz edecektir.</p>

<p>7. Eldeki uyuşmazlık kapsamında uygulanacak hükümlerin tayininde önem arz eden husus; dava konusu taşıma sözleşmesinde taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerliliğine ilişkindir. Zira 6102 sayılı TTK'da taşıyan kural olarak, 882. madde kapsamında zıyaa ve hasara dair sorumluluğu sınırlıdır. Kural bu olmakla birlikte taşıma ilişkisinin taraflarının yapacakları sözleşmelerde, bu sorumluluğu ağırlaştıran hükümlerin tayini mümkün olup böyle bir anlaşmanın geçersizliğine dair 6102 sayılı TTK'da emredici bir düzenleme yer almamaktadır.</p>

<p>8. Öte yandan CMR'nin uygulanması sırasında da taşınan yükün zıyaa ve hasarında taşıyıcının sorumluluğu kural olarak sınırlı ise de, 6102 sayılı TTK'dan farklı olarak, anılan Sözleşmenin 41. maddesi gereğince; CMR'nin "...hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, anlaşmanın diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. 2. Özellikle, taşıyıcının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür."</p>

<p>Buradan hareketle CMR hükümleri kapsamında taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesinde işaret edilen 24 ve 26. maddeleri gereğince belirlenecek ücretin tayini ile mümkün olup böyle beyan ve ücret ödemesi kararlaştırılmaksızın salt taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.</p>

<p>9. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında akdedilen 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi kapsamında birden çok farklı taşıma araçları ile farklı ortamlarda taşınan emtianın deniz taşıması sonrasında Türkmenistan'daki Türkmenbashi limanından kara taşıma aracına yüklendiği, aracın (tırın) Türkmenabat şantiyesine taşınırken kaza sebebiyle hasara uğradığı, bu kapsamda dava konusu tazminat istemine dayanak olan hasarın, taşımanın kara yoluyla yapılan kesiminde meydana geldiği açıktır.</p>

<p>10. Dava konusu taşıma sözleşmesi, yabancılık unsuru içeren uluslararası multimodal bir taşıma sözleşmesi niteliğini haizdir. Bu taşıma sırasında yükteki hasarın, kara yolu ile taşıma sırasında gerçekleşmiş olması da göz önüne alındığında; multimodal taşımalarda 6102 sayılı TTK'nın uygulama koşullarını tayin eden 902. maddesinin (d) bendinde belirtilen uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına dair istisna somut olayda mevcut olup ile anılan istisna ile yapılan bu yollamadan hareketle ve CMR'nin 2. maddesi gereğince dava konusu multimodal taşıma kapsamında taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın CMR hükümleri uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekir.</p>

<p>11. Bu itibarla, dava konusu taşımada taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme maddelerinin geçerliliği hakkında CMR hükümleri çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan "...... Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir..." şeklindeki hükmün davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırdığı, bu anlamda taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu yine onun aleyhine ortadan kaldıran bir niteliği haiz olduğu açıktır. Bununla birlikte CMR hükümleri dairesinde davalı taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu taşıyıcı aleyhine ağırlaştıran hükümlerin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında yapılması gereken bir beyan ile tayin olacak ek ücretin kararlaştırılmasına bağlıdır.</p>

<p>12. Uyuşmazlığa konu taşıma ilişkisinde, CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında bir beyan yapılıp ek bir ücretin kararlaştırıldığı yahut ödendiğine dair bir durum mevcut değildir. Dolayısıyla dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinde yer alan ve davalı taşıyıcının sorumluluğunu, sınırlı sorumluluk ilkelerine aykırı şekilde ağırlaştıran 8. maddede yer alan ilgili sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersizdir. Bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesince, taşıyıcının sorumluluğunu CMR hükümlerine aykırı şekilde ağırlaştıran sözleşme hükmü nazara alınarak davalı taşıyıcı yönünden zararın tamamına hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; CMR'nin 2. maddesinde belirtilen koşulların dava konusu taşıma ilişkisinde mevcut olmadığı, dolayısıyla somut olayda CMR hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığı, bu sebeple uygulama alanı bulan 6102 sayılı TTK uyarınca davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerli olduğu, dolayısıyla direnme kararının bu yönüyle uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>14. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.</p>

<p>b) İkinci Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Multimodal taşıma ilişkisi, birden fazla ve farklı tür ortamlarda gerçekleştirilecek taşımaların tamamına ilişkin olarak yapılan tek bir taşıma sözleşmesi ile gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda taşıyıcı, taşımanın gerçekleşeceği tüm aşamalara ilişkin olarak sorumluluk altında olup onun gözetim ve sorumluluğu altında taşıma gerçekleştirilir.</p>

<p>2. Bu anlamda multimodal bir taşıma sözleşmesinde taşıyıcı, tek bir ortamda gerekleştirilecek taşıma sözleşmesinden farklı olarak bir kısım yükümlülükler yüklenmiş ve bu yükümlülükler asli edime bağlı yükümlülükler hâlini almıştır. Bu yükümlülükler kapsamına; yükün farklı taşıma ortamlarına aktarımı sırasında bir araçtan başka bir araca yüklenmesi, gerekli durumlarda saklama, gümrük işlemleri ile ithalat-ihracat işlemleri sebebiyle yapılması gerekli kontroller ve bu kapsamda yapılması gereken organizasyon şeklindeki yükümlülükler olabileceği gibi taşımanın gerçekleşeceği farklı türdeki ortamlar ve taşıma araçlarına göre ortaya çıkabilecek yükümlülüklerin tür ve nitelikleri de değişebilmektedir. Bu anlamda her bir somut olaya ve yapılan multimodal taşıma sözleşmesinin niteliğine uygun düşecek ölçüde değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.</p>

<p>3. Bu itibarla multimodal taşımanın başlangıcında, yükün taşıyıcıya teslimi sonrasında kural olarak, diğer aşamalarda yükü başka araçlara yükleyen taşıyıcı gönderen konumunda olacaktır. Bu durum multimodal taşıma ilişkisinin kendine özgü niteliğinden kaynaklanmakta olup taşımanın farklı ortamlarda gerçekleştirilecek her aşamasının başında, asıl gönderenin yükün farklı araçlara yüklenmesini nezaret etmesi beklenemeyeceği gibi bu tür bir yükümlülük, multimodal taşımanın niteliği gereği olağan duruma uygun makul bir beklenti olarak kabul edilemez. Dolayısıyla yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasından itibaren gönderilene teslimine kadar farklı taşıma araçlarına yüklenmesinde gönderen konumunda olan taşıyıcı, durumun gereklerinden aksi anlaşılmadıkça gönderen olarak sorumluluk altında olacaktır.</p>

<p>4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesine göre davalı taşıyan, değişik araçlarla emtiayı Macaristan'da teslim alarak Türkmenistan'da yapılmakta olan proje sahasına taşıma işini üstlendiği, anılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentlerine göre taşımanın her aşamasında yükü sorunsuz olarak yükleme ödevinin taşıyan üzerinde olduğu, uyuşmazlığa konu hasarın yükün Türkmenbashi Limanında gemiden kara taşıtına (tır) yüklenmesi sonrasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Belirtilen sözleşme hükümlerine göre emtianın konteyner içinde Türkmenbashi Limanında kara yolu taşıtına güvenli ve taşımaya uygun şekilde yüklenmesine dair sorumluluk davalı taşıyan üzerindedir. Yapılan taşımanın kendine özgü niteliği ve buna dair sözleşme hükümleri gereğince; gönderenin yükün limanda gemiden kara yolu taşıtına yüklenmesine nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi somut olayın özelliğine göre hâlin gereklerinden, bu kabulden ayrılmayı gerektirecek ve gönderenin yüklemeye nezaret etmesi gerektiğine dair aksi durumun kabulüne imkân sağlayacak bir durum da söz konusu değildir.</p>

<p>6. Her ne kadar Özel Dairece, "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nda emtianın limanda gemiden kara yolu taşıtına (tıra) yüklenmesi sırasında gönderenin yüklemeye nezaret ettiği, hasarın yükün araçtan savrulması sonrasında meydana geldiği sabit olduğundan yükün sabitlemesinin yetersiz olduğu kabul edilerek gönderenin müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bahse konu raporda gönderen olarak davalı taşıyıcının mı yoksa başka bir kimsenin mi yüklemeye nezaret ettiğine dair bir belirlilik olmadığı gibi aynı raporun bizatihi dava konusu hasarlanan emtianın yüklenmesine ilişkin olarak düzenlendiğine dair bir açıklık da somut olayda mevcut değildir. Bu anlamda gönderenin yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında hazır olup olmadığı yahut hazır olduğu kabul edilse dahi diğer emtialardan farklı olarak anılan "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nun bizzat hasara uğrayan emtianın yüklenmesine mahsus düzenlendiğine dair somut bir ispat dosya kapsamında yer almamaktadır. Zira davalı ... Şti. tarafından hazırlanan 08.09.2014 tarihli ön ekspertiz raporuna göre de; yükün tır üzerine sabitleme işleminin sigortalının (davalı taşıyıcının) elemanları tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir.</p>

<p>7. Buradan hareketle; 01.10.2013 tarihli sözleşme gereğince emtianın Türkmenbashi Limanında gemiden, kazayı yapan tıra yüklenmesinde ve sabitlenmesinde sorumluluk, multimodal taşımanın niteliği gereği davalı taşıyanın üzerindedir. Dolayısıyla gönderen davacının, anılan yükleme ve sabitlemeye nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi böyle bir nezaretin mevcudiyetine dair tereddüte mahal vermeyecek düzeyde bir durum, dosya kapsamı itibariyle de ispat edilememiştir. Bu itibarla, somut olayın koşulları ile dava konusu taşıma sözleşmesinin kendine özgü niteliği gereği gönderen davacının yüklemeye nezaret yönünden müterafik kusurundan söz edilemez.</p>

<p>8. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı bu uyuşmazlık noktası itibariyle usul ve yasaya uygun olup yerindedir.</p>

<p>c) Üçüncü Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Somut olayda uygulama alanı bulan CMR'nin 17/1. maddesi gereğince, kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vuku bulacak hasardan sorumludur. Emtianın hasara uğraması hâlinde ödenecek tazminat ve tazminatın belirlenme yöntemi CMR’nin 23 ilâ 28. maddeleri arasında düzenlenmiştir. CMR’nin 25/1. maddesi gereğince; hasar durumunda taşımacı, CMR’nin 23/1, 2 ve 4. maddelerine göre belirlenen değerin hasar nedeniyle azalmış kısmı kadar olan bedeli tazminat olarak ödeyecektir. Bununla birlikte CMR’nin 25/2. maddesinde, emtianın tamamının hasara uğraması hâlinde tam zıyaa ilişkin tazminatın, eşyanın bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır.</p>

<p>2. Ayrıca CMR’nin 23/1. maddesi gereğince; taşıyıcı tarafından ödenecek tazminatın hesaplanmasında ilk olarak emtianın teslim alındığı yer ve zamandaki değerinin belirlenmesi gerekmektedir. CMR’nin 23/2. maddesine göre de; bu değer emtianın borsa fiyatına, böyle bir fiyatın yokluğu hâlinde piyasa fiyatına, onun da olmadığı durumlarda ise aynı tür ve nitelikteki emtianın mutad (objektif) değerine göre tespit edilir. Bununla birlikte CMR’nin 23/3. maddesinde; ödenecek tazminatın her hâlde, eksik brüt ağırlığın (zıyaa uğrayan emtianın brüt ağırlığının) beher kilogramı başına 8,33 hesap birimini (Özel Çekme Hakkı) aşmayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>3. Belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere hasar durumunda taşıyıcının tazminat sorumluluğu sınırlıdır. Anılan düzenlemeler taşıyıcının sorumluluğunu bir yandan zarar kalemleriyle diğer yandan da belirli bir meblağ ile sınırlanmaktadır. Sınırlı sorumluluk taşımacının tazmin etmek zorunda olduğu üst sınır belirlemektedir. Zarar bu sınırın altında ise maruz kalınan zarar taşıyıcı tarafından tazmin edildir. CMR'nin 24, 26 ve 29. maddelerinde sorumluluğun sınırlarını artıran ya da kaldıran koşullara yer verilmiş olup bu şartlar dışında taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri yine CMR'nin 41/1. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.</p>

<p>4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu taşıma sırasında yükün bir kısmının hasarlandığı, hasarlanan bu kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluğun belirlenmesi amacıyla yapılan incelemelerde yükün ağırlığının 48.100 kg olduğu, öte yandan bu yükteki hasara konu kısmın ağırlığının Bölge Adliye Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarına göre 13.093 kg olarak tespit edildiği, aynı bilirkişilerce yükteki hasarlanan kısmın sistemin bütünlüğüne ve değerine olumlu ya da olumsuz bir etkisinin bulunmadığının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Bu kapsamda her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ... Şti'nin hasarlanan kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasına dair talebinde beyan ettiği yük ağırlığının 48.100 kg olduğu, bu sebeple belirtilen ağırlık hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, ayrıca bilirkişi raporunda belirtilen 13.093 kg ağırlığın hava yoluyla yapılan başka bir taşımaya ilişkin olması sebebiyle hasarlanan yük ağırlığı olarak hükme esas alınamayacağı kabul edilmiş ise de; öncelikle davalı ... Şti'nin hasarlanan yükün ağırlığına ilişkin beyanı öncesinde cevap dilekçesinde "...(kabul anlamına gelmemek kaydıyla)..." ibaresi sonrasında sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasının talep edildiği, bu çerçevede yükün ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan davalının bu beyanı ile yargılama aşamasında yapmış olduğu benzer nitelikteki beyanları, yükün hasarlı kısmına dair 48.100 kg ağırlığın kabul edildiği, bu yönüyle anılan davalı yönünden bağlayıcı olduğu şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>6. Bunun yanında CMR'nin 25/2. maddesi gereğince yükün bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesince, hasarlanan emtianın ve sınırlı sorumlu olunacak miktarın belirlenmesi için İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma yeterli görülmemiş ve teknik değerlendirme için bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bahse konu bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 26.06.2019 tarihli ve 08.11.2019 tarihli bilirkişi raporlarında ise; yükün hasarlanan kısmının ağırlığı 48.100 kg değil 13.010 kg olarak belirlenmiştir. Anılan bilirkişi raporlarına göre bu belirleme, yükün hasarlanan kısmının yenisi ile değiştirilen parça ağırlığı esas alınarak yapılmış olup değişen bu parçanın sistemin bütünlüğüne olumlu ya da olumsuz etki etmediği, hasarlanan parçanın değişimi ile yükün öngörülen sistematik içerisinde sorunsuz olarak çalıştığı, hasarlanan parça dışında 48.100 kg ağırlığındaki yükün bütün olarak zarar görmediği ve değerini yitirmediği mütalaa edilmiştir.</p>

<p>7. Hâkimin, bilirkişi raporunu serbestçe takdir etmesi ve bilirkişi raporunun aksine de karar verebilmesi, kendisini bilirkişinin yerine koymasını haklı kılmaz. Zira hâkimin, bilirkişi raporunun aksine karar verebilmesi, sağlam gerekçeler ve dayanaklar göstermesi koşuluna bağlı olup bilirkişinin oy ve görüşünü, hâkimin serbestçe değerlendirebilme yetkisine sahip kılınmış olması, onun bu konuda keyfi bir tutum ve davranış içine girebileceği anlamına gelmez. Hâkim, raporun aksine bir çözümlemeye ulaşmışsa, bunun dayanaklarını somut, tutarlı, açık ve rasyonel bir biçimde ortaya koymak ve vereceği hükümde de, tartışmayı yapmak zorundadır (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 124).</p>

<p>8. Hâkimin bilirkişi delilini diğer (takdiri) deliller gibi serbestçe değerlendirme hakkına sahip olmasının anlamı, bilirkişi görüşünün bağlayıcı olmamasıdır. Yoksa bilirkişi görüşüne ihtiyaç duyan hâkimin, onu tümüyle göz ardı ederek şahsi bilgisi ile karar vermesi değildir. Bu bağlamda inceleme konusu hukukun dışında kalan teknik bir husus hakkında, alanında uzman bilirkişilerce hazırlanmış bilirkişi raporlarında yer alan belirlemelere itibar edilmemesi yahut incelemenin yeterli görülmemesi hâlinde alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir heyetten rapor alınarak bir değerlendirme yapılması gerekir.</p>

<p>9. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda bahse konu edilen her iki bilirkişi raporundaki teknik belirleme ve değerlendirmeye itibar edilmeyeceğinin kabul edilmesi hâlinde, alanında uzman bilirkişilerden oluşan yeni bir heyetten rapor alınarak yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir iken; salt davalı ... Şti'.nin beyanlarından hareketle yapılan hatalı yorum neticesinde hasarlanan yük ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair durumun taraflar açısından bağlayıcı olduğu kabul edilip bilirkişi raporundaki teknik değerlendirme ve belirlemelerden somut dayanak olmaksızın ayrılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; yükün ağırlığı olan 48.100 kg hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, bu sebeple başka bir yüke dair 13.010 kg ağırlığın esas alınamayacağından direnme gerekçesinin uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Birinci uyuşmazlık yönünden (a) bendinde açıklanan nedenlerle; davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,</p>

<p>İkinci uyuşmazlık yönünden (b) bendinde açıklanan nedenlerle; DİRENME UYGUN OLDUĞUNDAN davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine oy birliğiyle,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Üçüncü uyuşmazlık yönünden (c) bendinde açıklanan nedenlere; davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü direnme kararının belirtilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,</p>

<p>Bozma nedenlerine göre temlik alan davacı vekilinin temyiz itirazları ile davalı ... Şti. vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.05.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>''K A R Ş I O Y''</strong></p>

<p>Dava, uluslararası multimodal taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br />
Taşıma sözleşme türleri arasında yer alan multimodal taşıma sözleşmesi (çoklu taşıma sözleşmesi); bir eşyanın ücret karşılığında tek bir taşıyıcı tarafından havayolu, karayolu yahut deniz yolu gibi birden fazla taşıma ortamı kullanılarak taşınmasının üstlenildiği taşıma sözleşmesi olarak tanımlanabilir (Gürkan Coşkun, Çoklu Taşıma Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, 2016 Ankara, s. 5). Doktrinde “karma taşıma” olarak da adlandırılan bu tür taşıma sözleşmesinde tek bir taşıyıcı, gönderene karşı eşyanın farklı tür taşıma ortamlarında taşınması işini üstlenmekte olup tek bir sözleşme ve bu sözleşme kapsamında ödenen ücret karşılığında tüm aşamalara ilişkin sorumluluk altına girmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, 2011 Ankara, s. 86, 87).</p>

<p>Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede Sayın Çoğunluk tarafından dava konusu multimodal taşıma sözleşmesine CMR hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilerek sözleşmede davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin CMR’nin 41. maddesi gereğince geçersiz olduğuna hükmedilmiştir.<br />
Öte yandan CMR hükümlerinin multimodal taşımalara uygulanabilme koşulları CMR’nin 2. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddede “…Mal yüklü taşıt, 14'ncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır.” şeklindeki düzenlemeyle CMR’nin uygulama koşulları açıkça ifade edilmiştir. Bu hükme göre multimodal taşımalarda CMR hükümlerinin uygulanabilmesi, uluslararası taşıma sözleşmesine dair diğer koşullar yanında yükün kara yolu taşıtından boşaltılmaksızın taşınması koşuluna bağlıdır.<br />
Bu anlamda dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi kapsamında yük, CMR’nin 2. maddesinde belirtilenden farklı şekilde konteyner taşıması ile önce kanal gemisinde taşınmış, Köstence/Romanya limanından bir gemiye aktarılması sonrası gemiyle taşınmış ve geminin Türkmenbashi varışı sonrasında gemiden karayolu taşıtına (tıra) aktarılarak hasarın gerçekleştiği mevkiiye kadar karayolu ile taşınmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere dava konusu taşıma, CMR’nin 2. maddesinde belirtilen şekilde, yükün karayolu taşıtından indirilmeksizin farklı ortamlarda taşınması yerine her bir aşamada farklı araçlara yüklenerek konteyner taşıması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla CMR’nin 2. maddesinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Bu sebeple dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi sebebiyle taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümünde CMR hükümlerinin uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu itibarla somut olayda 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğine ve davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümlerinin geçerli olduğuna dair gerekçe yönünden Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>Ayrıca Sayın Çoğunluğun birinci uyuşmazlığa ilişkin görüşünün gerekçesinden hareket edilse dahi CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira multimodal taşımaya ilişkin olarak düzenlenen 6102 sayılı TTK’nın 902/1-d maddesinde uluslararası sözleşme hükümleri saklı tutulmuşsa da aynı Kanun’un 903. maddesinde; hasarın taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğunun taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Nitekim somut olayda, dava konusu hasarın taşımanın hangi aşamasında gerçekleştiği belirlidir. 6102 sayılı TTK’nın 903. maddesindeki düzenlemeden hareket edilirse taşıyıcının sorumluluğu, Türkmenistan ülke sınırları içerisindeki Türkmenbashi limanından yine aynı ülkedeki şantiye alanına kadar karayoluyla yapılacak olan taşıma kısmına ilişkin eldeki davanın tarafları arasında ayrıca yapılacak bir taşıma sözleşmesinin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenecektir.</p>

<p>Buradan hareketle taraflar arasında varlığı kabul edilen böyle bir sözleşme de niteliği itibariyle ulusal bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışında kalacaktır. Zira bu tür bir sözleşme, karayolu taşımasına ilişkin olsa da aynı ülke (Türkmenistan) içerisinde gerçekleşen bir taşıma ilişkisi olması sebebiyle uluslararası nitelikten mahrum bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışındadır. Nitekim CMR’nin 1. maddesinde konvansiyonun uygulanmasına için belirtilen ilk koşul; taraflar arasında yapılacak olan karayolu taşımasının yükleme yeri ve teslim yerinden en az birinin akit ülke olduğu iki ayrı ülke için yapılacak olan bir karayolu taşıma sözleşmesinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla Sayın Çoğunluğun kabulüne göre hareket edilse bile uluslararası taşıma niteliğinden mahrum olacak olan taşıma ilişkisine CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle, birinci numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının uygun olduğu kanaatiyle anılan uyuşmazlık bakımından Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="62468"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2015/14027 E., 2016/3633 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2016 tarihli, 2015/14027 E., 2016/3633 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/14027 E., 2016/3633 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)<br />
TARİHİ : 23/01/2014<br />
NUMARASI : 2009/49-2014/39</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. ..., davalı şirket temsilcisi ... ve vek. Av. ... ile fer'i müdahiller vek. Av. ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların ve şirket yetkili temsilcisinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, davacı şirket tarafından, düzenlenen mal ve hizmet faturalarının bedellerinin davalıdan tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Davalı vekili, davacının hiçbir ad altında müvekkilinden alacağının bulunmadığını bildirerek, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, dava konusu faturalar sebebiyle davacı şirketin alacaklı olmadığı, davacının takipte kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın ve davalının kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava konusu icra takibinin dayanağı olan faturalar davalı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi davalının bu faturalara dayalı olarak KDV indiriminden de yararlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. Mahkemece bu yön bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 1.100TL duruşma vekalet ücretinin davalı ve fer'i müdahillerden alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 02/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="78938"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adana BAM 9. Hukuk Dairesi'nin 2020/16 E., 2021/1425 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nin 02/12/2021 tarihli, 2020/16 E., 2021/1425 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ADANA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><br />
<strong>DOSYA NO : 2020/16<br />
KARAR NO : 2021/1425<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2021</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p><br />
BAŞKAN : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
KATİP : ... (...)</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : ...<br />
NUMARASI : ..</p>

<p>DAVACI : ...<br />
VEKİLİ : Av...<br />
DAVALI : ...<br />
VEKİLİ : Av...<br />
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)</p>

<p>İSTİNAF KARARININ<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2021<br />
YAZIM TARİHİ : ...</p>

<p>Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... esas ve .... karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çeşitli araçların yedek parça, satış ve pazarlama iş ve işlemleri yaptığını, davalının davacıdan yedek parça alımı yaptığını, müvekkilinin davalıya sattığı ürünlerin bedelini alamadığını, bu nedenle hakkında icra takibi başlattığını, davalının takibe itiraz ederek takibi durduğunu ileri sürerek icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlunun %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevsiz mahkemede görüldüğünü, görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, böyle bir borcun bulunmadığını, satış sözleşmesinin bulunmadığını, davacının yedek parça satmayı teklif ettiğini, müvekkilinin teklifi değerlendirme aşamasında iken davacının fatura kestiğini ve hiçbir zaman kestiği malı müvekkiline teslim etmediğini, faturanın yeterli olmadığını, faturanın bildirilmesinin alacak hakkını doğurmayacağını, faturayı düzenleyen kişinin aralarındaki ilişkiyi ve malın tesliminin de kanıtlanması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; takibin faturalardan kalan bakiye alacağa ilişkin açıldığı, her ne kadar davalı tarafça fatura konusu malların teslim edilmediği iddia edilmiş ise de, davacı tarafından sunulan servis fişleri ve davalının kendi ticari defterine faturaları itirazsız olarak kaydetmiş olması nedeniyle fatura konusu malların davalıya teslim edildiğinin kabul edildiği, her ne kadar davacı defterlerinde borç kaydı bulunmasa da davalının usulüne uygun şekilde tuttuğu kendi defterlerine göre davacıya borçlu olduğu görülmekle davanın kabulüne, yasal şartları oluştuğundan İ.İ.K. 67/2 maddesi gereğince davacı lehine takibe konu kabul edilen miktar oranına göre icra inkar tazminatına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>DAVALI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :</strong></p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının tacir olmadığını, bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, davacı defterlerine göre ve rapora göre davacının alacaklı olmadığını, davacının faturaya konu ilişkili ve teslimi ispat etmesi gerektiğini, borç ilişkisi ve sözleşmenin bulunmadığını, davacının teslimi ispat etmek zorunda olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLER :</strong></p>

<p>Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri, takip dosyası, fatura fotokopileri, servis fişleri, bilirkişi raporu, Vergi Dairesi yazı cevabı ve tüm dosya kapsamı</p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :</strong></p>

<p>Dava, faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>İhtilaf, mahkemenin görevli olup olmadığı, ispat yükünün kimde olduğu ve mahkemece verilen kabul kararının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Davalı yan limited şirket olup, davacı da Liman Vergi Dairesi'nin 06/09/2018 tarihli yazı cevabına göre birinci sınıf gerçek kişi tacirdir. Davanın tarafları tacir olup, uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmesinden kaynaklı olması nedeniyle dava nispi ticari davadır ve Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Bu nedenle davalı yanın göreve ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir.</p>

<p>Bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Dava konusu olan faturalardaki malları teslim ettiğini iddia eden davacı tarafın, dava konusunun değerine göre teslimi yazılı belgeyle ispatlaması gerekmektedir.<br />
Taraf defterleri de incelenmek suretiyle düzenlenen 09/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda, takibe konu faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı defter kayıtlarında, davalıdan alacağının olmadığı, davalı defter kayıtlarında, davalının davacıya 7.441,67.TL borcunun bulunduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davalının, davacı tarafından düzenlenen faturaları alıp kendi defterlerine işlemesi malların davalı tarafından teslim alındığına karine oluşturduğundan, aksinin yani malları teslim almadığının davalı tarafından ispatı gerektiği, davalı tarafça malların kendisine teslim edilmediği ispatlanamadığı gibi borcun ödendiği de iddia edilmemiştir. İspat yükü kendisine geçen davalı, kendi defterlerine göre davacıya takip miktarı kadar borçlu görünmekte olup, faturaya konu borcu ödediğini de iddia etmediğinden ve ödemeye ilişkin belge de sunmadığından, davacı defterdeki ödeme kayıtları lehine delil teşkil etmemektedir. Bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalının davacıya takip miktarı kadar borcu bulunduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davalının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :</p>

<p>1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 511,13.TL istinaf karar harcından peşin alınan 123,17.TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 387,96.TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,</p>

<p>3-6100 sayılı HMK'nın 326/1 maddesi gereğince davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine BIRAKILMASINA,</p>

<p>4-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,</p>

<p>5-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,</p>

<p>6-6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a maddesi gereğince karar tarihindeki dava değerinin 78.630,00.TL'nin altında olması nedeniyle KESİN olmak üzere 02/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/adana-bolge-ad.jpg" type="image/jpeg" length="41054"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/4153 E., 2023/4857 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2023 tarihli, 2023/4153 E., 2023/4857 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4153 E., 2023/4857 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1477 Esas, 2021/1788 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/41 E., 2018/297 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 27.01.2009 tarihli sözleşme uyarınca davalı şirketin 60 ay boyunca sarf malzemelerini davacıdan alacağının kararlaştırıldığını, müvekkilinin sarf malzemelerini davalı şirkete teslim ettiğini, bunlara ilişkin faturaların davalı şirkete teslim edildiğini, davalı tarafça fatura içeriine yapılmış bir itirazın olmadığını, davalı tarafça ödeme yapılmaması üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/18972 sayılı dosyasına itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı vekili, 15.05.2015 tarihli celsede, icra takibinde talep ettikleri faizden feragat etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazlarının olduğunu, takip ekinde sunulan 16 adet fatura tutarı ile davada talep edilen meblağın uyuşmadığını, bu hususun davacı tarafa açıklattırılması gerektiğini, 16 adet faturaya ilişkin sevk irsaliyesinin dosyaya sunulmadığını, davacının malı teslimini ispatla yükümlü olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen ticari ilişkide faturalara itiraz edilmemiş olmasının malın teslimi anlamına gelmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takibe konu alacak bir miktar paraya ilişkin olduğundan alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahı icra dairesi ve mahkemesi yetkili olduğundan icra dairesi ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazın reddi gerektiği, taraflar arasında tanzim edilen sözleşme uyarınca davacı şirket tarafından davalıya ait ... Vatan Hastanesi'ne 60 ay boyunca tıbbi sarf malzemelerinin satışının kararlaştırıldığı, bedellerin teslim edilen her parti malzemenin fatura tarihinden itibaren 90 günlük döviz çeki ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının dava konusu malları sözleşme kapsamında davacıya teslim ettiği, 16 adet faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olup aynı zamanda davalı tarafından vergi dairesine bildirdiği BA formlarında mevcut olduğu, bu bilgilerin davacının ticari defterlerinde de aynı şekilde kayıtlı olduğu, bu durumda davacının sözleşme kapsamında dava konusu faturalarda yer alan malları davalıya teslim ettiği, bu şekilde malların teslimine ilişkin ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalının fatura bedellerini ödediğini ispatlaması gerektiği, buna ilişkin herhangi bir delil ve belge sunamadığı, davacının icra takibinde talep ettiği işlemiş faize yönelik talebinden feragat ettiği, davalı borçlunun takibe itirazını haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/18972 sayılı dosyasıyla yapılan takibe davalının vaki itirazının 131.387,05 TL euro asıl alacak yönünden iptali ile bu miktar yönünden takipteki koşullarla takibin devamına, hüküm altına alınan alacak miktarı üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, icra takibinde talep edilen işlemiş faiz talebinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; karara dayanak alınan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, zira fatura konusu malların teslimine ilişkin kargo evrakının temini için yazılan müzekkere cevabının bir kısmı beklenmeden rapor hazırlandığını, her bir irsaliyeli fatura yönünden teslim olgusunun ayrı ayrı ispatlanması gerekirken davacı tarafça bu ispat külfetinin yerine getirilmediğini, faturaya itiraz edilmemiş olmasının ve davalı kaydına işlenmiş olmasının malın teslimi anlamına gelmeyeceğini, bilirkişi raporunda 16 adet faturadan 5 adetine ilişkin malzemenin teslimine dair dosyada bilgi belge bulunmadığı belirtilmesi karşısında, bu beş adet faturadan dolayı davanın reddi gerektiğini, salt vergi dairesine BA bildirim formlarının gönderilmiş olmasının mal teslimini ispatlamadığını, bahsedilen 5 adet fatura dışında da mal teslimi ispatlanamayan faturaların olduğunu, bunlara ilişkin kargo evrakında teslim alan bilgilerinin olmadığını, teslimatın davalı şirket dışındaki bir şirkete yapıldığını, sevkiyat tarihi ile fatura tarihinin birbirini tutmadığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına karar verilmeyeceğini, işlemiş faiz talebinin hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece alınan hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre takibe konu 16 adet faturanın davalı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturaların BA formları ile vergi dairesine bildirildiği, bu durumda davacı tarafın faturaya konu malları teslim ettiğinin kabulü gerektiği, dolayısıyla davalı tarafın, teslim aldığı malların bedelini ödediğini yazılı delile ispatlaması gerektiği, ancak davalı tarafın ödemeye ilişkin herhangi bir yazılı delil sunmadığı, bilirkişi raporunda davalı tarafın bütün itirazlarının karşılandığı, açıkça yemin deliline dayanılmadığından, Mahkemece yemin delilinin hatırlatılmadığı nazara alındığında davalı tarafça yapılan istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, Mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yinelemiş, ilaveten takip dayanağı faturaların TL cinsinden olduğunu ancak takipte yabancı para cinsi üzerinde talepte bulunulduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye konu 15 adet diyaliz makinasının davacı tarafından davalı aleyhine açılan dava sonunda davacıya iadesine karar verildiği dikkate alındığında, davacının bu makinelerden dolayı döviz karşılığı tahsil ettiği parayı döviz cinsi cihaza mahsup etmesi gerekirken, cihazın iadesinden sonra üstüne bir de döviz cinsinden alacak talep edilemeyeceğini, işlemiş faizden feragat edildiğinin dikkate alınması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, cari hesap alacağına dayanan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
11.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="36512"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/1480 E., 2023/3493 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2023 tarihli, 2023/1480 E., 2023/3493 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/1480 E., 2023/3493 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi</p>

<p>Taraflar arasındaki faturaya dayalı alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı borçludaki alacağı için ... 3. İcra Müdürlüğünün 2019/2392 E. sayılı takip dosyası ile takip başlattıklarını, davalının itiraz ettiğini, bunun üzerine arabuluculuğa müracaat edildiğini, anlaşma sağlanamadığını, davaya konu alacağın mal alım satımından kaynaklanan faturaya dayalı bir alacak olduğunu belirterek, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; 174.243,52 TL'nin davalının temerrüde düştüğü tarih olan 15.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline, davalının arabuluculuk görüşmelerine katılmadığı da dikkate alınarak yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı; davaya cevap vermemiş ve yargılamaya da katılmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; faturanın bir sözleşme ilişkisini veya malın teslim edildiğini tek başına ispata yeterli bir araç olmadığı, ancak davacının dayandığı mal satımını içeren faturaların irsaliyeli fatura olduğu, davalının eşi ve eşinin kardeşi olan tanıklar ... ve ... tarafından malın davalı adına teslim alındığı, davalı adına çalıştıkları ve faturadaki imzaların kendilerine ait olduğu, bu durumda davacı malın teslim edildiğine dair iddiasını ispatlamış olduğu, davalının fatura bedellerinin karşılığını ödediğini ayrıca ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 174.243,52 TL alacağın 15.04.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı; davanın zamanaşımına uğradığını, süresi içerisinde itirazın iptali davası açılmadığını, dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, fatura içeriğindeki malları teslim almadığını, imzasının bulunmadığını, ... ve ... ile işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, onları yetkilendirmesinin söz konusu olmadığını, davanın bu kişilere yönlendirilmesi gerektiğini, davacının tacir olduğunu, basiretli tacir gibi hareket etmesi gerektiğini, yetkisiz kişilere teslim edildiği kabul edilse bile bu kişilerin mal teslim almaya yetkili olup olmadıklarının araştırılmasının gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının davaya süresi içerisinde cevap vermediği, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddiaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün olmadığı, davalının zamanaşımına yönelik istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, davacının davaya dayanak teşkil eden faturaya konu malları davalıya teslim edildiğini ispat etmesi gerektiği, davacı tarafın delil olarak irsaliyeli faturalara dayanmış olduğu, söz konusu belgede teslim alan sıfatıyla imzası bulunan ... ve ...'ın belge tanığı sıfatıyla Mahkemece dinlenmiş olduğu ve tanıkların söz konusu belgelerdeki imzaların kendilerine ait olduğunu ve malları kendilerinin teslim aldığını, ... İnşaatın tüm işlemlerini kendilerinin takip ettiklerini, teslim aldıkları malların bedellerini peşin olarak ödediklerini, resmiyette işlerin davalının vergi kaydı üzerinden yapıldığını beyan ettiği, malların teslim edildiği dosyada mevcut irsaliyeli faturalar ve belge tanıklarının beyanlarından anlaşıldığı, faturaya konu malların teslim edildiği, ... İnşaatın davalı tarafından işletildiği, sahibinin davalı olduğu, işletmenin resmi sahibi olan davalının borçtan sorumlu olduğu, işletmenin fiilen davalı tarafından değil teslim belgesinde adı geçen ve davalının eşi ve akrabası olan ... ve ... tarafından işletildiği yönündeki savunmaya itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafın fatura bedellerini ödediğini ispatla mükellef olduğu, bu konuda davalı tarafın delili bulunmadığı gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; davalı asilin istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, faturaya dayalı olarak teslim edilen malların bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hakimin aydınlatma görevi" başlıklı 31 inci maddesi.</p>

<p>2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.10.2022 tarihli ve 2022/710 E., 2022/7862 K. sayılı ilamının fatura konusu malların teslimi konusunda ilgili kısmı şöyledir:<br />
"...Dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6 ncı ve HMK 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir..."</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davacının davalıya 30.09.2016 tarihli 77.687,66 TL bedelli, 31.08.2018 tarihli 96.555,86 TL bedelli faturaya konu malları teslim etmesine rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürdüğü, davalının yargılamanın hiçbir aşamasına katılmadığı, delil bildirmediği, dava konusu yapılan 30.09.2016 tarihli 77.687,66 TL bedelli, 31.08.2018 tarihli 96.555,86 TL bedelli faturaların incelenmesinde ... ve ... tarafından teslim alındığı ve imzalarının olduğu, bu anlamda fatura konusu malların tesliminin yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda yazılı belge ile ispat edildiği, hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında faturada teslim alan olarak imzası olanlar ... ve ...'ın tanık olarak dinlendiği, tanıkların da fatura konusu malların teslim edildiğini beyan ettiği, tanık olarak beyanına başvurulan ... ve ...'ın davalının eşi ve eşinin kardeşi olduğu, yargılamada ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği anlaşıldığından davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.12.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="59294"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24763"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57394"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20378"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="96752"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82450"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="37750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="20827"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="51602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="93280"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="10592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="31096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="88163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="73283"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="14503"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="15227"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="26964"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
