<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 16 Jun 2026 09:40:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/32193 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202032193-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202032193-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 27/1/2026 tarihli ve 2020/32193 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>VİENNALİFE</strong> <strong>EMEKLİLİK</strong> <strong>VE</strong> <strong>HAYAT</strong> <strong>A.Ş. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/32193)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 27/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/6/2026- 33282</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Murat BAŞPINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Viennalife Emeklilik ve Hayat A.Ş.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekilleri</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Tuğba ÖNAL</p>

   <p>Av. Kadriye Pınar DURMAZ</p>

   <p>Av. Cem KARAKO</p>

   <p>Av. Nedim KARAKO</p>

   <p>Av. Kemal AKAN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN </strong><strong>KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, hakkında uygulanan idari para cezası nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. Başvuruda başkaca temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiaları da bulunmaktadır.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 8/10/2020 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasının gerekmesi nedeniyle kabul edilebilirlik hususu karara bağlanmadan şikâyetlerin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>5. Birinci Bölüm tarafından başvurunun Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>7. Şikâyetçi A.Y. 24/9/2018 tarihinde sigortacılık faaliyetleri konusunda konuşmak ve randevu talep edilmek üzere başvurucu Şirket tarafından telefonla arandığını belirterek kişisel verilerinin açık rızası olmadan temin edilerek kullanılması nedeniyle Kişisel Verileri Koruma Kurumuna (Kurum) 12/11/2018 tarihinde şikâyet dilekçesi vermiştir. Şikâyetçinin arayan Şirketle daha önce bir faaliyetinin bulunmamasına ve kişisel verilerinin temin edilmesine rızası olmamasına karşın telefon numarasından aranmasına ilişkin inceleme başlatılmıştır.</p>

<p>8. Kurum, yapılan şikâyet üzerine 24/1/2019 tarihli Kişisel Verileri Koruma Kurulu (Kurul) kararıyla konuyla ilgili inceleme başlatıp başvurucudan bilgi vermesini istemiştir. Başvurucu Şirket verdiği cevapta;</p>

<p>i. Şikâyetçinin adı, soyadı ve telefon bilgisinin finansal güvence danışmanlarınca teklif araması yapılmadan önce gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda <i>"hizmetburada.com"</i> adresinden bulunduğunu ve yazı tarihi itibarıyla ilgili sitede belirtilen bilgilerin halka açık bir şekilde yer aldığını,</p>

<p>ii. Bu hâliyle 24/3/2016 tarihli ve 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi uyarınca kişinin kendisi tarafından alenileştirilen kişisel verilerinin alenileştirme amacına uygun bir şekilde açık rızası aranmaksızın işlenebileceğini, alenileştirilmiş bilgilerin kullanılmasının hukuka aykırı olarak değerlendirilemeyeceğini ve Şirket tarafından mevzuata aykırı bir işlem yapılmadığını,</p>

<p>iii. Belirtilen sitede de mevcut olan ad, soyadı ve telefon bilgileri dışında başvurucu Şirket uhdesinde bilgi bulunmadığını, şikâyetçinin başvuru üzerine bir daha aranmayacağının kendisine bildirildiğini ve bu bilgilerin de Şirket tarafından işlenmediğini ifade etmiştir.</p>

<p>9. Kurum değerlendirmesinde; başvurucunun şikâyetçiye ait adı, soyadı ve telefon bilgilerini<i> "</i><i>hizmetburada.com" </i>isimli internet adresinden edindiğini belirtmesi karşısında yaptığı inceleme sonucunda söz konusu internet sitesinin çeşitli sektörlerde hizmet veren ve bu hizmetlerden faydalanmak isteyen kişileri buluşturma amacı taşıyan bir site olduğu ve hizmet sağlayan kimselerin ad, soyadı, telefon numarası ve adres gibi bilgileriyle siteye üye olduklarının anlaşıldığı belirtilmiştir. Ayrıca anılan internet sitesinde yapılan sorgulamada şikâyetçiye ait herhangi bir bilgiye ulaşılamadığı gibi başvurucu Şirket tarafından gönderilen ve ilgili sitede şikâyetçinin profilinin olduğuna dair ekran görüntüsüne ait sayfaya da erişilemediği belirtilmiştir.</p>

<p>10. Kurum tarafından yayımlanan "<i>Kişisel Verilerin Korunması Kanununa İlişkin Uygulama Rehberi</i>"nde kişisel verilerin ilgili kişi tarafından alenileştirilmiş olması terimi şöyle detaylandırılmıştır:</p>

<p>"<i>İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilen, bir başka ifadeyle herhangi bir şekilde kamuoyuna açıklanmış olan kişisel verileri işlenebilecektir. Bu duruma örnek olarak ise bir </i><i>kişinin belirli hallerde kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla iletişim bilgilerini kamuya açık şekilde ilan etmesi verilebilir. Kurumsal internet sitelerinde, çalışanların işyeri telefon numaraları ve kurumsal elektronik posta adreslerinin üçüncü kişilerin erişimine açık şekilde paylaşılması halinde de alenileştirmeden söz edilebilir. Ancak kişisel verinin aleni kabul edilebilmesi için ait olduğu kişinin aleni olmasını istemesi gerekir. Başka bir ifade ile, alenileştirmenin gerçekleştirilmesi için alenileştirme iradesinin varlığı gerekir. Yoksa bir kişinin kişisel verisinin herkesin görebileceği bir yerde olması aleni olmasını sağlamaz. Ayrıca, alenileştirme durumunda kişisel verinin amacı dışında da kullanılmaması gerekmektedir. Örneğin, ikinci el araç satışı yapılan internet sitelerinde aracını satmak isteyen ilgili kişinin iletişim bilgilerinin pazarlama amaçlarıyla kullanılması mümkün değildir</i>."</p>

<p>11. Başvurucu Şirketin kişisel verilerin bir müşterinin referans vermesiyle temin edildiği, kişisel verilerin referans yöntemiyle temin edilebileceğinin aydınlatma metniyle web sitesinden duyurulduğu ve sistemlerinden şikâyetçinin kişisel verilerinin silindiğinin beyan edildiği hususunda, konuya ilişkin şikâyetçi tarafından sunulan e-posta yazışmalarında Şirketin bu şekilde cevap verdiğine ilişkin bir bilgi bulunmadığının görülmesi, dolayısıyla şikâyetçi tarafından iddiasını tevsik edici herhangi bir bilgi, belge veya kayıt sunulmaması nedeniyle Kurulca yapılacak bir işlem bulunmadığının değerlendirildiği belirtilmiştir. Ayrıca şikâyetçinin dilekçesinde başvurucu Şirketin "<i>Kişisel Verilerin Korunması Politikası" ve "Kişisel Verilerin İmha ve Saklama Politikası</i>" dokümanlarını oluşturma ile silme ve saklama yöntemlerinin web sayfasında beyan etmediği iddialarıyla ilgili olarak gerek kanunda gerekse de yönetmelikte veri sorumlularının hazırlamakla yükümlü oldukları kişisel veri saklama ve imha politikasını web sayfasında yayımlama yükümlülüğü olmadığından başvurucu Şirket hakkında bu hususta yapılacak bir işlem bulunmadığının düşünüldüğü bildirilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucunun verdiği bilgilerin de değerlendirilmesi neticesinde 7/11/2019 tarihinde Kurulca şikâyetçinin kişisel verileri <i>"hizmetburada.com"</i> uzantılı internet sitesinde hâlihazırda görüntülenemiyor olmakla birlikte bahse konu verilerin söz konusu internet sitesinde bir dönem bulunuyor olması ihtimalinde dahi Şirketin şikâyetçinin bu bilgilerini internet sitesinde bulunma ve alenileştirilme amacıyla kullanmadığı, diğer bir deyişle şikâyetçinin mesleki yetkinliğinden faydalanmak için kendisine ulaşmaya çalışmadığı, aksine Şirket faaliyetlerine ilişkin randevu talebi ile şikâyetçiyi aradığı anlaşıldığından Şirket tarafından gerçekleştirilen veri işleme faaliyetinin 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi çerçevesinde değerlendirilemeyeceği kanaati belirtilerek kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik teknik ve idari tedbirleri almayarak aynı Kanun'un 12. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı davranmış olması nedeniyle 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca 100.000 TL idari para cezası uygulanmasına karar vermiştir. Bu karar 14/1/2020 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu, tebliği üzerine idari yaptırım kararının ortadan kaldırılması için Sulh Ceza Hâkimliğine başvurmuştur. Anılan başvuruda, şikâyetçiye ait bilgilerin herkese açık olan <i>"hizmetburada.com"</i> adlı internet sitesinden temin edildiği, şikâyetçinin söz konusu bilgileri kendi rızası ile alenileştirdiği ve eylemin 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında kalması nedeniyle hukuka aykırı olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>14. İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) 21/5/2020 tarihli kararı ile eylemin 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (d) bendi çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini ve uygulanan idari yaptırım kararının yerinde olduğunu belirterek idari para cezası uygulanırken alt sınırdan uzaklaşma nedeninin yaptırım kararında belirtilmemesi nedeniyle itirazı kısmen kabul ederek idari para cezasının 17.828 TL olarak uygulanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i><i>Şikayetçi</i> [A.Y.nin]<i> kişisel verilerinin 'hizmetburada.com' uzantılı internet sitesinde hali hazırda görüntülenemiyor olmakla birlikte bahse konu verilerin söz konusu internet sitesinde bir dönem bulunuyor olması ihtimalinde dahi muteriz şirketin, şikayetçinin mesleki yetkinliğinden faydalanmak için kendisine ulaşmaya çalışmadığı, aksine şirketin ticari faaliyetlerine ilişkin randevu talebi ile şikayetçiyi aradığı anlaşıldığından, şirket tarafından gerçekleştirilen veri işleme faaliyetinin kanunun 5. Maddesinin (2.) numaralı fıkrasının d bendi çerçevesinde değerlendirilemeyeceği ve </i><i>muteriz hakkında </i><i>düzenlenen idari yaptırımın usule ve yasaya uygun olduğu ancak</i><i> 5326 Sayılı Kabahatler Kanunun 17/2 maddesi gereğince idari para cezası düzenlenirken alt sınırdan neden uzaklaşıldığı idari yaptırım kararında açıkça belirtilmediğinden, itirazın kısmen kabulü ile 5326 Sayılı Kanunun 28/9 maddesi uyarınca idari para cezasının alt sınırdan belirlenerek</i><i> 82.172</i><i> TL</i><i>'lik kısmının kaldırılması ile </i><i>17.828</i><i> TL olarak tahsiline</i> <i> dair aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir."</i></p>

<p>15. Başvurucu, Hâkimliğin kararına itirazda bulunmuştur. İtiraz, İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 17/6/2020 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Hâkimliğin kararına Kurum da itiraz etmiştir. Anılan itiraz da İstanbul Anadolu 6. Sulh Ceza Hâkimliğinin 7/7/2020 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir. Her iki kararda da Hâkimliğin kararında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, nihai kararı 9/9/2020 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk</strong></p>

<p>17. 6698 sayılı Kanun'un <i>"Amaç"</i> başlıklı 1. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>(1)</i> <i>Bu Kanunun amacı, kişisel verilerin işlenmesinde başta özel hayatın gizliliği olmak üzere kişilerin temel hak ve özgürlüklerini korumak ve kişisel verileri işleyen gerçek ve tüzel kişilerin yükümlülükleri ile uyacakları usul ve esasları düzenlemektir."</i></p>

<p>18. 6698 sayılı Kanun'un <i>"Tanımlar" </i>başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>(1) Bu Kanunun uygulanmasında; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>d) Kişisel veri: Kimliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi, </i></p>

<p><i>e) Kişisel verilerin işlenmesi: Kişisel verilerin tamamen veya kısmen otomatik olan ya da herhangi bir veri kayıt sisteminin parçası olmak kaydıyla otomatik olmayan yollarla elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlemi, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ı</i><i>) Veri sorumlusu: Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişiyi, </i></p>

<p><i>ifade eder.</i><i>" </i></p>

<p>19. 6698 sayılı Kanun'un <i>"Kişisel verilerin işlenme şartları" </i>başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. </i></p>

<p><i>(2) Aşağıdaki şartlardan birinin varlığı hâlinde, ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>d) İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. 6698 sayılı Kanun'un <i>"Veri güvenliğine ilişkin yükümlülükler" </i>başlıklı 12. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Veri sorumlusu; </i></p>

<p><i>a) Kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek, </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>21. 6698 sayılı Kanun'un <i>"Şikâyet üzerine veya resen incelemenin usul ve esasları"</i> başlıklı 15. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurul, şikâyet üzerine veya ihlal iddiasını öğrenmesi durumunda resen, görev alanına giren konularda gerekli incelemeyi yapar. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. 6698 sayılı Kanun'un "<i>Kabahatler</i>" başlıklı 18. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Bu Kanunun; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>b) 12 nci maddesinde öngörülen veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenler hakkında 15.000 Türk lirasından 1.000.000 Türk lirasına kadar, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>idari para cezası verilir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez." </i></p>

<p>24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) <i>Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye </i>([BD], B. No: 23536/94 ve 24408/94, § 36) kararında Sözleşme'de düzenlenen 7. maddenin bir suçun ancak kanun tarafından tanımlanıp cezanın öngörülebileceği ilkesini ve ceza kanununun bir analoji ile kapsamlı şekilde sanığın aleyhine yorumlanmaması ilkesini içerdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu ilkelerden suç ve ilgili yaptırımın kanunlarda açık şekilde tanımlanması gerektiği sonucuna varmaktadır. AİHM'e göre bireyin ilgili hükmün metninin kendisinin suçtan sorumlu olmasına neden olabilecek hareket ve ihmallerinin bilinir hâle getirilmesi ile bu şart karşılanmaktadır. AİHM, ayrıca kıyas yaparak genişletici bir yorum yapmak suretiyle cezalandırma yoluna gitmenin suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Zira AİHM, somut olayda yayın sahibine verilen cezanın sorumlu müdür için öngörülen cezanın kıyas yoluyla yorumlanmasına dayanması sebebiyle Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (<i>Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye</i>, §§ 42, 43).</p>

<p>25. AİHM, bir kişinin hakkında dava açılmasına ve hüküm giymesine neden olan fiilin gerçekleştirildiği zamanda<i> bu fiilin suç olduğunu gösteren bir kanuni hükmün bulunduğunu ve uygulanan cezanın bu hükümle belirlenen sınırları aşmadığının doğrulanması gerektiğini </i>vurgulamıştır (<i>Coeme ve diğerleri/Belçika,</i> B. No: 32492/96, 32547/96,32548/96, 33209/96 ve 33210/96, 22/6/2000, §§ 146, 149-151).</p>

<p>26. AİHM; Sözleşme'nin 7. maddesinin işlevi konusunda ceza hukukunun davalının aleyhine olacak biçimde geriye dönük olarak uygulanmasını önlemekle kalmayıp aynı zamanda daha genel olarak bir suçun sadece kanunla tanımlanıp cezasının belirlenebileceği prensibini de benimsediğini belirtmektedir. AİHM'e göre anılan maddenin koruması, ceza hukukunun -örneğin kıyas gibi yollarla- suçlanan tarafın aleyhine yorumlanmamasını da kapsar. AİHM, bir suçun kanunda açık bir biçimde tanımlanması şartının kişinin ilgili hükmün ifadesinden ve/veya gerekiyorsa mahkemelerin bu hükmü yorumlamaktaki içtihatları yardımıyla hangi eylem ve kusurların kendisine atfedilebileceğini ve suçlu duruma düşebileceğini bilebilmesi sayesinde yerine getirileceğini belirtmektedir. Dolayısıyla Mahkeme, Sözleşme'nin 7. maddesinde geçen<i> "kanun"</i> teriminin yazılı olan ve yazılı olmayan kurallar ile erişilebilirlik ve öngörülebilirlik de dâhil olmak üzere niteliksel şartları zımnen ifade ettiğini vurgulamaktadır (<i>Tolstoy Miloslavsky</i>/<i>Birleşik Krallık</i>, B. No:18139/91, 19/7/1995, Seri A No: 316-B, § 37; <i>Kasymakhunov ve Saybatalov/Rusya,</i> B. No. 26261/05 ve 26377/06, 14/3/2013, § 77).</p>

<p><strong>V.</strong><strong> İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesinin 27/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>28. Başvurucu; şikâyetçinin işlenen kişisel verilerini daha önce <i>"hizmetburada.com"</i> internet sitesinde herkesin görebileceği şekilde alenileştirdiğini ve bu durumda 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesine göre kişisel verilerin işlenmesi için artık rızasının olmasının gerekmediğini ancak Kurul kararında başvurucunun söz konusu kişisel verileri<i> alenileştirme amacı dışında</i> kullandığının kabulü ile yaptırım uygulandığını ifade etmiştir. Başvurucu, <i>alenileştirme amacı</i> kavramına mevzuatta yer verilmediğini, mevzuatta düzenlenmeyen bir kavrama dayanılarak idari para cezası kararı verilmesinin öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>29. Bakanlık görüşünde; başvuruda öncelikle 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ve İçtüzük'te belirtilen kabul edilebilirlik şartlarının karşılanıp karşılanmadığının incelenmesi gerektiğini, suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edilip edilmediği konusunda ise Anayasa ve ilgili mevzuat hükümleri, Anayasa Mahkemesi içtihadı ve mevzuat hükümlerinin dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>30. Başvurucu, Bakanlık görüşüne ilişkin beyanında aleyhe belirtilen hususların hukuki dayanaktan yoksun olduğunu ve ayrıca yeterli açıklamalar içermediğini belirterek genel olarak bireysel başvuru formundaki iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>31. Anayasa'nın <i>"Suç ve cezalara ilişkin esaslar" </i>başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>''Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.'' </i></p>

<p>32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü, kanun maddesinde bulunmayan alenileştirme amacı kavramına dayanılarak idari para cezası uygulanmasıdır. Bu nedenle bu kısımdaki ihlal iddiaları suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmiştir.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>33. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kabahatler yönünden de geçerli olup olmadığını incelediği <i>Onmed Tıbbi Ürünler Paz. ve Dış Tic. Ltd. Şti.</i> ([2. B.], B. No: 2016/8342, 17/6/2020, §§ 31-37), <i>Mustafa Karakuş</i> ([GK], B. No: 2020/34781, 17/1/2023, §§ 53-60) kararlarında suçta ve cezada kanunilik ilkesinin kabahatler yönünden de geçerli olduğu ve başvuruların kabul edilebilir olduğu sonucuna ulaşmıştır (<i>B.Y.Ç. </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/4554, 15/12/2015; <i>D.M.Ç. </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2014/16941, 24/1/2018; <i>Selçuk</i> <i>Özbölük</i> [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018). Anılan kararlarda belirtilen ilkeler doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden </strong></p>

<p><strong>a</strong><strong>. Genel İlkeler</strong></p>

<p>34. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerindeki pek çok maddede kanunla düzenleme ilkesine yer verilmiştir. Bu düzenlemeler dışında Anayasa'nın 13. maddesinde ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların <i>ancak kanunla </i>yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de <i>suçta ve cezada kanunilik ilkesi </i>özel olarak güvence altına alınmıştır (<i>Karlis A.Ş. </i>[1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 31).</p>

<p>35. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra suç ve cezaların belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve öneme sahiptir. Bu ilke kapsamında kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı keyfî bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek olarak suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak uygulanması sağlanmaktadır (<i>K</i><i>arlis A.Ş., </i>§ 32).</p>

<p>36. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında "<i>Kimse, ... kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz." </i>denilerek suçta kanunilik, üçüncü fıkrasında da "<i>Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur." </i>denilerek cezada kanunilik ilkeleri güvence altına alınmıştır. Anayasa’da öngörülen suçta ve cezada kanunilik ilkesi insan hak ve özgürlüklerini esas alan bir anlayışın öne çıktığı günümüzde ceza hukukunun temel ilkelerinden birini oluşturmaktadır. Anayasa’nın 38. maddesine benzer şekilde 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 2. maddesinde düzenlenen <i>suçta ve cezada kanunilik ilkesi;</i> yasaklanan eylemlerin ve bu yasak eylemlere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesini, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olmasını gerektirmektedir. Kişilerin yasak eylemleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmaktadır (AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011).</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesi, Anayasa'da temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması gibi münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda kanunun temel esasları, ilkeleri ve çerçeveyi belirlemiş olması gerektiğini ve anayasa koyucunun açıkça kanunla düzenlemesini öngördüğü konularda yasama organının temel kurallarını saptadıktan sonra uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin hususları yürütmeye bırakmasının yasama yetkisinin devri olarak yorumlanamayacağını kabul etmiştir (AYM, E.2014/133, K.2014/165, 30/10/2014; <i>Mustafa</i> <i>Karakuş</i>, § 63).</p>

<p>38. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemlerle belirlenebileceği kabul edilmiştir (<i>Mehmet Koray Eryaşa</i> [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63; <i>Bülent Polat </i>[GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 78).</p>

<p>39. Suçlar kadar katı değerlendirilmemekle birlikte bu ilke ana hatlarıyla kabahatler için de geçerli kabul edilmektedir. Yargı organları, kabahate ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir kabahate karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; <i>Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 107).</p>

<p><strong>b</strong><strong>. İlkelerin Olaya Uygulanması </strong></p>

<p>40. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi yönünden öncelikle incelenecek mesele başvurucunun şeklî manada bir kanuna dayalı olarak cezalandırılıp cezalandırılmadığıdır. Bu yönüyle başvurucunun 6698 sayılı Kanun'un 12. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendine aykırı davranmış olması nedeniyle aynı Kanun'un 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca cezalandırıldığı görülmektedir. Anılan fıkrada veri güvenliğine ilişkin yükümlülükleri yerine getirmeyenlerin cezalandırılacağı hükme bağlanmıştır. Dolayısıyla başvurucunun şeklî manada bir kanuna dayalı olarak cezalandırıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>41. 6698 sayılı Kanun'un 3. maddesinde kişisel verinin <i>"k</i><i>imliği belirli veya belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin her türlü bilgiyi"</i> ifade ettiği belirtilmiştir. Buna göre kişinin adı, soyadı ve telefon numarası gibi iletişim bilgilerinin kişisel veri olduğunda kuşku bulunmamaktadır. Aynı maddede kişisel verilerin elde edilmesi, kaydedilmesi, depolanması, muhafaza edilmesi, değiştirilmesi, yeniden düzenlenmesi, açıklanması, aktarılması, devralınması, elde edilebilir hâle getirilmesi, sınıflandırılması ya da kullanılmasının engellenmesi gibi veriler üzerinde gerçekleştirilen her türlü işlem kişisel verilerin işlenmesi olarak tanımlanmıştır. Anılan Kanun'un 5. maddesinde ise kişisel verilerin işlenme şartları düzenlenmiştir. Buna göre kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği belirtilmiş olup bazı hâllerde ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerin işlenmesinin mümkün olduğu ifade edilmiştir. Kişisel verilerin ilgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması hâli de açık rızanın aranmayacağı hâller arasında sayılmıştır.</p>

<p>42. Başvurucu Şirket, anılan verilerin danışmanlarınca teklif araması yapılmadan önce gerçekleştirilen araştırmalar sonucunda <i>"hizmetburada.com"</i> adresinden bulunduğunu ve bir süre ilgili sitede bu bilgilerin halka açık bir şekilde yer aldığını, şikâyetçinin söz konusu bilgileri kendi rızası ile alenileştirdiğini ve eylemin 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında kalması nedeniyle hukuka aykırı olmadığını belirtmiştir. Başvurucu ayrıca Kurul kararında söz konusu kişisel verilerin<i> alenileştirme amacı dışında</i> kullanıldığının kabulü ile yaptırım uygulandığını belirterek <i>alenileştirme amacı</i> kavramına mevzuatta yer verilmediğini ve bu durumun öngörülebilirlik ve hukuki güvenlik ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>43. Anayasa'nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereği olarak kişilerin eylemi işledikleri tarihte öngörebilecekleri bir kanun hükmüyle o eylemin suç olup olmadığının ve cezanın açıklıkla belirlenmesi gerekir. Başvuru konusu olayda, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önlemek amacıyla uygun güvenlik düzeyini temin etmeye yönelik her türlü teknik ve idari tedbirleri almadığı belirtilerek başvurucuya 6698 sayılı Kanun'a göre idari para cezası uygulanmıştır. 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesinde kişisel verilerin işlenme şartları belirtilirken verilerin kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması hâlinde ilgili kişinin açık rızasının aranmayacağı belirtilmiş ancak anılan Kanun'da verilerin alenileşmesinin ne şekilde gerçekleşeceğine, alenileşme amacına ve kişisel verilerin alenileştirme amacına aykırı kullanılmasının bir yaptırıma bağlanıp bağlanmadığına ilişkin açık bir düzenlemeye yer verilmemiştir. Alenileştirme amacına ilişkin açıklamalar ise Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'na İlişkin Uygulama Rehberi'nde açıklanmaya çalışılmıştır. Buna göre şikâyetçinin herkes tarafından erişilebildiği kabul edilen bir internet sitesinde paylaşması sonucu aleniyet kazandığı değerlendirilen kişisel verilerinin paylaşılma amacına aykırı şekilde kullanıldığı belirtilerek<i> k</i><i>işisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini önleme yükümlülüğüne </i>aykırı davrandığı gerekçesiyle başvurucu hakkında idari para cezası uygulanması kanun hükmünün öngörülemez şekilde geniş yorumlanması ile mümkün olmuştur.</p>

<p>44. Öte yandan veri sorumlusu aynı Kanun'un 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (i) bendinde<i> "Kişisel verilerin işleme amaçlarını ve vasıtalarını belirleyen, veri kayıt sisteminin kurulmasından ve yönetilmesinden sorumlu olan gerçek veya tüzel kişi"</i> olarak tanımlanmıştır. Bu bağlamda kararda, belirli amaçla alenileştirildiği kabul edilen kişisel verilerle ilgili olarak başvurucunun neden veri sorumlusu olduğunun yasal dayanaklarına ve verilerin ilk paylaşıldığı sitenin sorumluluğu bulunup bulunmadığına ilişkin olarak ayrıca ve açıkça bir tartışma ve değerlendirmenin yapılmadığı da görülmektedir.</p>

<p>45. Bu itibarla şikâyet konusu olan verilerin 6698 sayılı Kanun'un 5. maddesi kapsamında yorumlanıp değerlendirilerek idari para cezası uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>46. Suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin olarak yukarıda ulaşılan ihlal sonucu dikkate alındığında kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkı kapsamındaki diğer şikâyetleri ile mülkiyet hakkına yönelik şikâyetinin ayrıca incelenmesine gerek bulunmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>47. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması taleplerinde bulunmuştur.</p>

<p>48. Başvuruda tespit edilen hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>49. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK BULUNMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Hâkimliğine (2020/784 D. İş sayılı kararı) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 27/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202032193-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 09:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="50890"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/22992 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 3/12/2025 tarihli ve 2020/22992 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>MUSTAFA</strong> <strong>BAHADIR</strong> <strong>BAĞYAPAN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/22992)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 3/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 16/6/2026 - 33282</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nur Hilal MERMER</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Mustafa Bahadır BAĞYAPAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Suat SERT</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru, kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın düşük belirlenmesi ve tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılarak ödenmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu; İzmir'in Gaziemir ilçesi, Sakarya Mahallesi, 1833 ada, 3 sayılı parselde bulunan taşınmazın hissedar malikidir. İzmir Büyükşehir Belediyesi (İdare) tarafından başvurucuya ait taşınmazın imar planında belediye hizmet alanı olarak ayrılması dolayısıyla taşınmaza yol yapılmak suretiyle el atılmıştır. Başvurucu 17/1/2013 tarihinde İdareye karşı İzmir 7. Asliye Hukuk Mahkemesinde taşınmazına el atmadan kaynaklanan tazminat davası açmıştır.</p>

<p>3. Taşınmazın diğer hissedarları tarafından açılan davalar ile işbu davanın birleştirilmesine ve yargılamanın İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin (Mahkeme) E.2012/401 sayılı dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir. Mahkemece belirtilen dosya kapsamında yapılan keşif sonucunda düzenlenen bilirkişi raporunda taşınmazın arsa niteliğinde olduğu tespit edilmiş ve değerlendirme tarihi itibarıyla emsal taşınmazın değerinin %64 oranında olduğu ifade edilmiştir. Sonuç olarak taşınmazın dava tarihindeki m² değerinin 914 TL olduğu belirtilerek başvurucunun hissesine isabet eden tazminat bedeli 2.401.159 TL olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>4. Mahkeme daha sonra dosyaların tefrikine karar vermiş ve E.2014/149 sayılı dosya üzerinden yargılamaya devam etmiştir. Mahkeme, söz konusu dosyada farklı bir bilirkişi heyeti ile yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılmasına karar vermiştir. Yapılan keşif sonucu düzenlenen bilirkişi raporunda da önceki raporda emsal alınan taşınmaz yine emsal olarak kabul edilmiş ve uyuşmazlık konusu taşınmazın söz konusu emsal taşınmaza göre değerinin %45 oranında olduğu belirtilerek taşınmazın dava tarihindeki m² değeri 642 TL olarak hesaplanmıştır. Başvurucunun payına isabet eden tutar 1.686.590,98 TL olarak hesaplanmış ancak el atılan kısmın bedelinin 146.284,52 TL olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p>5. Mahkeme 3/11/2014 tarihinde davanın kabulüne, başvurucu adına kayıtlı olan tapunun iptali ile taşınmazın İdare lehine yol olarak tapudan terkinine ve 146.284,51 TL kamulaştırmasız el atma tazminatının yasal faiziyle birlikte başvurucuya ödenmesine karar vermiştir.</p>

<p>6. Tarafların temyiz kanun yoluna başvurması üzerine (kapatılan) Yargıtay 18. Hukuk Dairesi 2/7/2015 tarihli kararıyla Mahkeme kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararda aynı taşınmazın bir kısım paydaşı tarafından açılan kamulaştırmasız el atma davasında uyuşmazlık konusu taşınmazın aynı emsalin %30 değerinde olduğu kabul edilmişken taşınmazın emsalin %45 değerinde olduğu kabul edilmek suretiyle bedel tespit edilmesinin, yargılama giderinin nispi olarak uygulanmamasının ve infazda tereddüt oluşturacak biçimde karar verilmesinin hatalı olduğu belirtilmiştir. Tarafların karar düzeltme talebinde bulunmaları üzerine bu kez Yargıtay 5. Hukuk Dairesince (Yargıtay Dairesi) uyuşmazlık konusu taşınmaza yol yapılmak suretiyle fiilen el atıldığı ve proje bütünlüğü dikkate alınarak imar planında belediye hizmet alanında kalan başvurucuya ait olan hissenin tamamının bedeline hükmedilmesi gerektiği yönündeki gerekçe de bozma kararına işlenmiş ve tarafların karar düzeltme taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>7. Mahkemece bozma kararı doğrultusunda %30 ve %45 oranındaki değer farklılığının kaynağının da açıklanması suretiyle ek bilirkişi raporu alınmasına karar verilmiştir. Bu kapsamda düzenlenen ek bilirkişi raporunda taşınmazın uydu görüntülerine bakıldığında taşınmazda %30 oranında değer farkı belirlenmesinden sonra taşınmazın çevresinde birtakım gelişmelerin (alışveriş merkezi açılması, metro güzergâhında olması) yaşandığı vurgulanarak %45 oranının uygun görüldüğü belirtilmiştir. Taşınmazın değerinin emsal taşınmazın %45'i olacağı duruma göre başvurucunun hissesine isabet eden miktar 1.686.590,98 TL olarak hesaplanmıştır.</p>

<p>8. Mahkemece 5/6/2018 tarihli kararla taşınmazın emsal taşınmaza göre değerinin %45 oranında, başvurucunun payına isabet eden tutarın ise 1.686.590,98 TL olduğu kabul edilmek suretiyle davanın kısmen kabulüne, taşınmazın tapusunun iptaline ve taşınmazın yol olarak terkininden bakiye kalan kısmın belediye hizmet alanı olarak İdare adına tesciline karar verilmiştir. Tarafların temyiz talebinde bulunması üzerine Yargıtay Dairesi tarafından gerekçeli kararda yer alan, taşınmazın tamamının tapusunun iptaline ve taşınmazdaki takyidatların kaldırılarak İdare adına tesciline ilişkin olan ibareler düzeltilmiş; kararın onanmasına karar verilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme başvurusu da Yargıtay Dairesince reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu nihai kararı 17/3/2020 tarihinde öğrenmiştir. Başvurucu COVID-19 salgını nedeniyle yasal sürelerin 13/3/2020-15/6/2020 tarihleri arasında durmasına dair düzenlemelerden istifade etmek suretiyle 16/7/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>11. Başvurucu; hissedar maliki olduğu taşınmazın komşusu konumunda olan ve aynı İdare tarafından el atılan taşınmazlara farklı değerler biçildiğini, en düşük bedelin tarafına ait taşınmaz için tespit edildiğini, Mahkemece ayırma kararı verilmeden önce alınan bilirkişi raporunda taşınmazın m² değeri 914 TL olarak belirlenmesine rağmen 642 TL üzerinden karar verildiğini, kamulaştırmasız el atma karşılığında lehine hükmedilen tazminatın düşük belirlendiğini, enflasyon karşısında değer kaybına uğradığını belirterek adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>12. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde; kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı olarak başvurucu lehine hükmedilen tazminatın ödenmiş olması hâlinde başvurucunun mağdur sıfatının devam edip etmediğinin değerlendirilmesi gerektiği, diğer hak ihlali iddialarının ise kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formunda belirtilen iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>13. Başvuru, mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p><strong>A. Kamulaştırmasız El Atma Karşılığında Hükmedilen Tazminatın Düşük Belirlenmesi Nedeniyle Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>14. Başvurunun dayanağını oluşturan kamulaştırmasız el atılan taşınmazın uğradığı zararın gerçek değerinin ödenmesi talebi, Anayasa'nın 35. maddesinde yer alan mülkiyet hakkının kapsamına dâhildir. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlandırılabileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 13. maddesi temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken devlet ve kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa'nın 46. maddesi, mülkiyet hakkının sınırlandırılmasına ilişkin özel hükümler içermektedir. Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği başvurucunun bahsedilen talebinin değerlendirilmesinde Anayasa'nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46. maddelerinin de gözönünde bulundurulması gerekir (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri </i>[1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).</p>

<p>15. Anayasa Mahkemesince olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Ayla Aydinç ve diğerleri</i> ([1. B.], B. No: 2014/10319, 14/9/2017, § 48) ve <i>Emine Kevser ve diğerleri</i> ([1. B.], B. No: 2014/312, 14/9/2017, § 30) kararlarında uzman mahkemeler tarafından yapılan tespit kapsamında hükmedilen tazminat miktarı, tutar itibarıyla belirli bir tatmin sağladığı ve taşınmazın kabul edilen durumuna göre makul seviyede olduğu sürece Anayasa Mahkemesinin tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda uzman mahkemelerin takdir yetkisine müdahalesinin söz konusu olamayacağı vurgulanmıştır.</p>

<p>16. Somut olayda yargılama sürecinde uyuşmazlık konusu taşınmazın tapu kaydının, imar durumunun ve taşınmaza emsal olabilecek taşınmaz kayıtlarının incelendiği, resen seçilen bilirkişiler katılımında taşınmazda keşif yapılarak bilirkişi raporları düzenlendiği, aynı taşınmaza ilişkin bir başka dava dosyasında %30 olarak belirlenen emsal değerlendirme oranının dava tarihi itibarıyla taşınmazın çevresinde meydana gelen gelişmeler de dikkate alınarak %45 olarak kabul edilmek suretiyle (bkz. §§ 7, 8) karar verildiği anlaşılmıştır. Anılan hususlara ilişkin olarak kararda ilgili ve yeterli gerekçeye yer verildiği görülmüştür.</p>

<p>17. Başvurucu, dava konusu taşınmazla aynı bölgede ve aynı nitelikte olduğunu iddia ettiği taşınmazların m² değerlerinin daha yüksek belirlendiğini ileri sürmüştür. Bu doğrultuda başvurucunun emsal olduğunu iddia ettiği İzmir 13. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2012/861 sayılı dosyasında Yargıtay Dairesince emsal olarak incelenen taşınmazın yüz ölçümü itibarıyla uyuşmazlığa konu taşınmaza göre çok küçük olması nedeniyle bu emsali hükme esas alan raporun inandırıcı ve hüküm kurmaya elverişli olmadığı belirtilerek ilk derece mahkemesi kararının bozulmasına karar verildiği görülmüştür (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 5/7/2018 tarihli ve E.2017/6964, K.2018/14022 sayılı kararı). Yine başvurucu tarafından emsal olduğunu iddia ettiği İzmir 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2012/93 sayılı dosyasında Yargıtay Dairesi tarafından eksik incelemeye dayalı olarak karar verilmesi dolayısıyla kararın bozulması yönünde karar verildiği anlaşılmıştır (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 2/7/2018 tarihli ve E.2017/6706, K.2018/13428 sayılı kararı). Ayrıca Mahkemece ayırma kararı öncesi alınan bilirkişi raporu (bkz. § 3) raporun alındığı dosya bakımından dahi hükme esas alınmamış, söz konusu dosyada taşınmazın emsal taşınmaza göre değeri %30 olarak kabul edilmiş, bu değer üzerinden tazminata hükmedilmiştir. Öte yandan bu husus Yargıtay Dairesince bozmaya konu edilmemiştir (Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 20/5/2019 tarihli ve E.2018/13719, K.2019/9921 sayılı kararı). Netice itibarıyla başvurucunun aynı bölgedeki taşınmazların m² değerlerinin farklı şekilde hesaplandığını öne sürmesi, Mahkemenin ulaştığı kanaatin keyfî olduğunun kabulü için tek başına yeterli değildir. Diğer yandan başvurucunun emsal olarak gösterdiği taşınmazlar hakkında Yargıtay Dairesince bozma kararları verildiği de anlaşılmıştır. Bu itibarla uyuşmazlık konusu taşınmazın değerinin emsal taşınmazlardan farklı olarak tespit edildiği yönündeki iddianın yerinde olmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>18. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca farklı gerekçeyle katılmıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Kamulaştırmasız El Atma Karşılığında Hükmedilen Tazminatın Değer Kaybına Uğratılması Nedeniyle </strong><strong>Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yıldız SEFERİNOĞLU bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>20. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Ali Şimşek ve diğerleri</i> ([1. B.], B. No: 2014/2073, 6/7/2017), <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i>, <i>Kadir Çakar</i> ([1. B.], B. No: 2015/18908, 21/3/2018),<i> Hanım Çeyiz ve Mehmet Gündüz</i> ([1. B.], B. No: 2015/19289, 17/7/2018), <i>Türkan Poyraz</i> ([1. B.], B. No: 2015/15388, 13/9/2018) ve <i>Emine Dilek Onaran ve diğerleri</i> ([1. B.], B. No: 2017/19987, 12/2/2020) kararlarında kamulaştırma bedellerinin ve kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında değer kaybına uğratılmasına veya uğratılarak ödenmesine ilişkin şikâyetleri inceleyerek uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede kamulaştırma bedellerinin ve kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın enflasyon karşısında önemli ölçüde değer kaybına uğratılmasının veya uğratılarak ödenmesinin başvuruculara şahsi olarak aşırı ve olağan dışı bir külfet yüklediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşmıştır. Somut başvuruda da anılan kararlarda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>21. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III. GİDERİM </strong></p>

<p>22. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 462.034,03 TL maddi ve 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>23. Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın değer kaybetmesi nedeniyle tespit edilen mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100). Öte yandan ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın düşük belirlendiği şikâyeti yönünden mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Kamulaştırmasız el atma karşılığında hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratılması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Yıldız SEFERİNOĞLU'nun karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının kamulaştırmasız el atmadan kaynaklı olarak hükmedilen tazminatın değer kaybına uğratılması nedeniyle İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2017/538, K.2018/333) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 3/12/2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202022992-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 09:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="69888"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARABULUCULUK MASASINDA GABİN]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-masasinda-gabin-demir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-masasinda-gabin-demir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Arabuluculuk uygulamasında anlaşma belgesine büyük bir değer atfedilmektedir. Şüphesiz olması gereken de budur. Taraflar uyuşmazlığı masada çözmüş, mahkeme yoluna gitmeden ortak bir paydada buluşmuşsa, hukuk düzeninin bu iradeye güven duyması gerekir.</p>

<p>Fakat son yıllarda yargı önüne gelen dosyalar, madalyonun diğer yüzünü de göstermiştir:</p>

<p>Her imza, her zaman serbest bir iradenin ürünü olmayabiliyor.</p>

<p>Özellikle işçilik alacakları, iş kazaları, sigorta tazminatları ve bedensel zararlara ilişkin dosyalarda arabuluculuk anlaşma belgesi, gerçek bir çözüm aracı olmaktan çıkabilmektedir. Güçlü tarafın dava riskini ucuz yoldan kapattığı, zayıf tarafın ise acil para ihtiyacı nedeniyle haklarından feragat ettiği bir "tasfiye" mekanizmasına dönüşebilmektedir.</p>

<p>Son dönemde yargının müdahale ettiği nokta da tam olarak burasıdır.</p>

<p>Hukuk düzeni, sözleşme serbestisini ve taraf iradesini elbette önemser. Ancak iradenin varlığını denetlemek için metnin imzalanmış olmasını yeterli görmez. İmzaların hangi ortamda, hangi bilgi düzeyiyle, nasıl bir baskı altında ve hangi ekonomik zorunluluklar içinde atıldığını da dikkate alır.</p>

<p>Yargıtay'ın son dönemde ortaya koyduğu içtihat çizgisi giderek netleşmektedir:</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesi dokunulmaz değildir.</p>

<p>Söz konusu belge, usul hukuku bakımından güçlü sonuçlar doğurur. Taraflar, kural olarak anlaştıkları uyuşmazlık konusu hakkında yeniden dava açamazlar. Bu, arabuluculuğun en temel hukuki sonucudur. Ancak aynı belge, maddi hukuk bakımından bir sözleşme niteliğindedir.</p>

<p>Bu nedenle Türk Borçlar Kanunu’nun sözleşmeler için öngördüğü genel denetim mekanizmalarından muaf tutulamaz. TBK m. 28’de düzenlenen aşırı yararlanma (gabin), arabuluculuk anlaşma belgesi için de ileri sürülebilir. Hata, hile ve korkutma gibi irade sakatlığı hâlleri de bu belgeler yönünden pekâlâ gündeme gelebilir.</p>

<p>Daha yalın bir ifadeyle; arabuluculuk anlaşma belgesi uyuşmazlığı görünüşte bitirebilir fakat hâkim yine de şu sorunun peşine düşer: <i>Bu uyuşmazlık gerçekten özgür iradeyle mi çözüldü?</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin iş kazasına ilişkin 11.11.2024 tarihli kararı</a>nda bu konu açıkça masaya yatırılmıştır. Daire; iş kazasından kaynaklanan tazminat davasında ihtiyari arabuluculuk tutanağı bulunsa bile, işçinin gabin ve irade fesadı iddialarının bir ön sorun olarak incelenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Yerel mahkemenin kusur ve zarar hesabı yapmadan, yalnızca “anlaşma var” gerekçesiyle davayı reddetmesi hukuka uygun bulunmamıştır.</p>

<p>Bu kararın gösterdiği yalın gerçek şudur: Arabuluculuk tutanağı; gerçek zararı, zayıf tarafın çaresizliğini ve edimler arasındaki açık dengesizliği görünmez kılan bir perde değildir.</p>

<p><strong>Gabin Nerede Başlar?</strong></p>

<p>Gabin, uygulamada çoğunlukla yalnızca “olması gerekenden düşük bir bedelle anlaşmak” şeklinde eksik yorumlanmaktadır.</p>

<p>Aşırı yararlanmanın varlığı için sadece ödenen ile ödenmesi gereken bedel arasında fahiş bir farkın bulunması yetmez. Bu farkın; taraflardan birinin zor durumundan, düşüncesizliğinden veya deneyimsizliğinden yararlanılarak ortaya çıkarılması gerekir.</p>

<p>İş kazası geçiren bir işçi, işten yeni çıkarılan bir çalışan veya trafik kazasında malul kalan bir vatandaş, çoğu zaman yalnızca alacağını elde etmek için girişimde bulunmaz. Kirasını, biriken borçlarını, tedavi masraflarını veya evinin geçimini düşünür. Önüne bir teklif getirildiğinde, bu durum zayıf taraf için “Bu benim hakkım olan miktar mı?” sorusundan önce “Bu para bugünü kurtarır mı?” çaresizliğine dönüşür.</p>

<p>Karşı tarafta ise kurumsal bir işveren, bir holding veya bir sigorta şirketi yer alır. Bu taraflar için zaman bir baskı unsuru değildir; bekleyebilirler. Davanın uzamasını bilançolarına yazar, risk hesabı yapar, bilirkişi raporunu bekler ve istinaf sürecini göze alırlar.</p>

<p>Bir tarafın zamana direnme gücü varken, diğer tarafın yoktur. Bir taraf davayı stratejik ve kârlı bir süreç olarak yürütürken, diğer taraf hayatını toparlamaya çalışmaktadır. İşte arabuluculuk masasındaki asıl eşitsizlik bu noktada başlar.</p>

<p>Bu nedenle gabin denetimi, yalnızca “Ne kadar ödendi?” sorusundan ibaret değildir. “Bu tutar hangi şartlar altında kabul ettirildi?” sorusu da en az ilki kadar hayatidir.</p>

<p><strong>İş Kazalarında Atılan İmza ve Gerçek Zarar İlişkisi</strong></p>

<p>İş kazası ve bedensel zarar davalarında mesele çok daha hassastır. Çünkü ortaya çıkan zarar, masada hemen hesaplanabilecek tek boyutlu bir meblağ değildir.</p>

<p>Kusur oranının tespiti, maluliyet derecesinin belirlenmesi, geçici ve sürekli iş göremezlik sürelerinin hesaplanması gerekir. Meslekte kazanma gücü kaybı, aktüeryal kriterler, gelecekteki olası zararlar ve manevi tazminat dengesi ancak uzmanlık gerektiren bir incelemeyle netleşir.</p>

<p>Bu teknik süreçler işletilmeden, iş kazası geçirmiş bir işçiye alelacele düşük meblağlı bir anlaşma belgesi imzalatılması sıradan bir anlaşma olarak kabul edilemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin E. 2023/11638, K. 2024/10791 sayılı kararı</a>nda davacı işçi, sırtına asit dökülmesi sonucu meydana gelen iş kazasından doğan zararını talep etmiştir. İşveren ise ihtiyari arabuluculuk tutanağına dayanarak davanın reddini istemiştir. Yargıtay, arabuluculuk anlaşma belgesinin dava engeli doğurabileceğini kabul etmekle birlikte, bunun özünde bir sulh sözleşmesi olduğunu; TBK m. 28 ve TBK m. 30-39 çerçevesinde iptalinin istenebileceğini net bir şekilde vurgulamıştır.</p>

<p>Bu karar, iş kazasından kaynaklanan uyuşmazlıklar için önemli bir emsaldir. Arabuluculuk yolu, iş kazalarında “hızlı ibraname” üretme mekanizması değildir. İşçinin gerçek zararı nesnel biçimde ortaya konulmadan, yalnızca sembolik bir ödeme yapılarak uyuşmazlık çözülmüş sayılamaz. Eğer ödenen bedel ile gerçek zarar arasında ciddi bir uçurum olduğu ileri sürülüyorsa, mahkemenin bu farkı esastan araştırması zorunludur.</p>

<p><strong>Fesih Günü Yapılan Arabuluculuk: Çözüm mü, Tasfiye mi?</strong></p>

<p>İş hukukunun en gri alanlarından biri, fesih günü veya hemen sonrasında yapılan ihtiyari arabuluculuk anlaşmalarıdır.</p>

<p>Kâğıt üzerinde her şey kusursuz görünür: İşçi ve işveren arabulucu önüne gelmiş, alacak kalemleri tek tek yazılmış, ödeme kararlaştırılmış ve anlaşma imza altına alınmıştır. Ancak arka plandaki gerçek tablo bazen bambaşkadır.</p>

<p>İşçi aynı gün işten çıkarılmakta, hemen ardından arabulucuya yönlendirilmekte ve önceden hazırlanmış matbu metinler önüne konulmaktadır. Kıdem, ihbar, fazla mesai veya yıllık izin gibi alacaklarının gerçek tutarını bilmeden, bir tür bilinçsizlik anında, sadece parmakla gösterilen yere isminin altına imza atmaktadır. Görünürde bir arabuluculuk faaliyeti vardır; fakat gerçekte işveren organizasyonu içinde yürüyen hızlı bir işten çıkış prosedürü işletilmektedir.</p>

<p>Burada sorulması gereken asıl soru şudur: <i>Bu süreç gerçekten bir uyuşmazlığın çözümü müdür, yoksa fesih anının getirdiği kırılganlıktan yararlanarak hakların bir an önce tasfiye edilmesi girişimi midir?</i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20251656-e-20254292-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2025/1656, K. 2025/4292 sayılı kararı</a>nda bu gri alanı netleştirmiştir. İş sözleşmesi kâğıt üzerinde feshedilen fakat hemen ertesi gün fiilen çalışmaya devam eden işçinin imzaladığı arabuluculuk tutanağının serbest iradeye dayanmadığı kabul edilmiştir. Tutanakta işçinin istifa ettiği yazılı olmasına rağmen kendisine kıdem ve ihbar tazminatı ödenmesinin kararlaştırılması da kendi içinde çelişkili bulunmuştur.</p>

<p>Bu içtihat oldukça nettir: İş ilişkisi fiilen devam ediyorsa, fesih yalnızca kâğıt üzerindeyse ve tutanak içeriği kendi içinde çelişiyorsa arabuluculuk, anlaşma belgesine kayıtsız şartsız bir hukuki koruma sağlanamaz. Arabuluculuk, feshin geçerli görünmesi için bir kılıf olarak kullanılamaz.</p>

<p><strong>Devam Eden İş İlişkilerinde İrade Denetimi</strong></p>

<p>İş ilişkisi aktif olarak devam ederken yapılan arabuluculuklarda, işçinin iradesinin serbestliği çok daha sıkı bir denetime tabi tutulmalıdır.</p>

<p>Çünkü çalışan bir işçi, masaya işverenle eşit bir psikolojik güçle oturmaz. İşini kaybetme korkusu, yarın yine aynı yöneticilerle yüz yüze bakacak olması ve “İmzalamazsam ne olur?” endişesi, rasyonel kararlar almasını engeller.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20252722-e-20254874-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2025/2722, K. 2025/4874 sayılı kararı</a>nda bu hassasiyete dikkat çekilmiştir. Fiili çalışması devam ederken telekonferans yoluyla arabuluculuk görüşmesine katılan işçi, tutanağı işini kaybetme baskısı altında imzaladığını ileri sürmüştür. Bölge Adliye Mahkemesi anlaşmanın geçersizliğine karar vermiş, Yargıtay da bu kararı onamıştır.</p>

<p>Bu karar, özellikle uzaktan yapılan görüşmeler yönünden de önemlidir. Telekonferans veya çevrim içi toplantı yöntemleri tek başına bir sakatlık doğurmaz; asıl olan, uzaktaki tarafın o esnada özgür iradesiyle karar verebileceği güvenli bir ortamın sağlanıp sağlanamadığıdır.</p>

<p>Arabulucular için de buradan çıkarılacak ders bellidir: Aktif çalışan işçiyle yapılan ihtiyari arabuluculuklarda süreç bir formaliteye dönüştürülmemeli; tarafın baskı altında kalmadan, neye imza attığını bilerek sürece katılımı bizzat gözlemlenmelidir.</p>

<p><strong>Avukatsız Katılım ve Ücretin İşverence Ödenmesi</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgelerinin iptali davalarında en sık sığınılan iddialar, zayıf tarafın görüşmeye avukatsız katılmış olması veya arabuluculuk ücretinin işveren tarafından ödenmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay bu konuda oldukça dengeli ve ölçülü bir çizgi izlemektedir: Avukatsız katılım veya ücretin işverence karşılanması, tek başına bir gabin ya da irade sakatlığı karinesi teşkil etmez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247540-e-202412307-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2024/7540, K. 2024/12307 sayılı kararı</a>nda, iptal için ileri sürülen aşırı yararlanma iddialarının somut delillerle ispatlanması gerektiği vurgulanmış; avukatsız katılım ve arabuluculuk ücretinin işverence ödenmesi, anlaşma belgesinin iptali için tek başına yeterli görülmemiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım hukuki güvenlik açısından yerindedir. Aksi bir kabul, avukatsız yapılan tüm geçerli anlaşmaları baştan şüpheli hâle getirirdi.</p>

<p>Öte yandan avukatsız katılım, büyük resmin tamamlayıcı bir parçası olarak önem kazanabilir: İşçi sürece avukatsız katılmış, aynı gün işten çıkarılmış, alacaklar hiç müzakere edilmemiş, kendisine düşünme süresi tanınmamış ve ödenen bedel gerçek alacağın çok altında kalmışsa; işte o zaman avukatsız katılım, iradenin sakatlandığını gösteren güçlü bir emareye dönüşür.</p>

<p>Buradaki temel ölçü şudur:</p>

<p><i>Yargı, atılan imzadan sonradan duyulan pişmanlığı değil, imza anında sakatlanmış olan iradeyi denetler.</i></p>

<p><strong>Soyut İddiaların Sınırı ve Somut Delil Kriteri</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin denetlenebilir olması, her anlaşmanın kolayca iptal edilebileceği anlamına gelmemelidir. Yargıtay’ın bu alandaki kırmızı çizgisi, somut delil kriteridir.</p>

<p>“Baskı altındaydım”, “Tam anlayamadım”, “Sonradan pişman oldum” gibi genel ve soyut iddialar anlaşmanın iptali için yeterli sayılamaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2024/8763, K. 2024/10645 sayılı kararı</a>nda bu husus titizlikle işlenmiştir. Daire, hata, hile ve korkutma iddialarının somut delillerle kanıtlanması gerektiğini; imza inkârı yoksa ve irade sakatlığı kamera kayıtları, tanık beyanları veya diğer somut verilerle ispatlanamıyorsa anlaşmanın geçerliliğinin esas olduğunu benimsemiştir.</p>

<p>Bu sınır, alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemlerinin geleceği ve hukuki istikrar için şarttır. Aksi takdirde arabuluculuk kurumu işlevini tamamen yitirirdi. Ancak soyut iddiaların ötesinde; fesih tarihi, fiili çalışma düzeni, ödeme miktarı, anlaşma içi çelişkiler, yazışmalar ve uzman raporları gibi somut olgular mevcutsa, mahkemenin de bunlara göz yumması mümkün değildir.</p>

<p><strong>Şirketler Topluluğunda Tasfiye Sınırları ve Muğlaklık</strong></p>

<p>Bir diğer kronik sorun, grup şirketlerinde ve birlikte istihdam ilişkilerinde karşımıza çıkmaktadır. İşçi yıllarca aynı işyerinde, aynı yöneticilerin talimatıyla çalışmış; fakat kâğıt üzerinde farklı grup şirketlerine giriş-çıkışı yapılmıştır.</p>

<p>Böyle bir tabloda, tek bir şirketle yapılan arabuluculuk anlaşmasının, işçinin tüm çalışma dönemini ve holdinge bağlı diğer tüm şirketleri kapsadığını ileri sürmek maddi gerçeklikle bağdaşmaz.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256197-e-20257421-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin E. 2025/6197, K. 2025/7421 sayılı kararı</a>nda, holding bünyesindeki şirketler arasındaki geçişler ve birlikte istihdam olgusu yeterince araştırılmadan arabuluculuk tutanağının geçerli kabul edilmesi bozma sebebi yapılmıştır. Daire, şirketler arasındaki organik bağın ve işçinin gerçek çalışma biçiminin tutanak kapsamıyla birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Anlaşma metninde belirsizlik varsa, bu durum güçlü tarafın lehine yorumlanamaz. Anlaşma belgesi neyi kapsıyorsa ancak ondan ibarettir; açıkça yazılmayan dönem ve alacakların zımnen tasfiye edildiği varsayılamaz <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202411418-e-202415980-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Bkz: Yargıtay 9. HD, E. 2024/11418, K. 2024/15980).</a></p>

<p><strong>Sigorta Uyuşmazlıklarında Bilgi Üstünlüğünün Kötüye Kullanılması</strong></p>

<p>Benzer bir güç ve bilgi asimetrisi sigorta ve trafik kazası uyuşmazlıklarında da yaşanmaktadır. Bir tarafta profesyonel risk yönetimi yapan, aktüerya hesabını ve mevzuatı avucunun içi gibi bilen bir sigorta şirketi; diğer tarafta ise hakkının sınırlarını bilmeyen ve bekleyecek ekonomik gücü bulunmayan mağdur yer almaktadır. Bu masada taraflar şeklen eşit görünse de gerçekte derin bir dengesizlik mevcuttur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246624-e-202514020-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin E. 2024/6624, K. 2025/14020 sayılı kararı</a>nda, trafik kazasından kaynaklanan sürekli iş göremezlik tazminatına ilişkin arabuluculuk anlaşmasının gabin yönünden incelenmesi gerektiği açıkça hükme bağlanmıştır. Kararda ayrıca davacının yabancı uyruklu olması nedeniyle teminat ve karşılıklılık araştırmasının yapılması gerektiğine de dikkat çekilmiştir.</p>

<p>Demek ki belirli bir ödemenin yapılmış olması, her zaman adil bir anlaşma yapıldığı anlamına gelmemektedir. Bilgi üstünlüğü ile ekonomik sıkışmışlık birleştiğinde, arabuluculuk masası da gabin denetiminin kapsamına girebilmektedir.</p>

<p><strong>Gabin İddiasında Hak Düşürücü Süre</strong></p>

<p>Aşırı yararlanma (gabin) iddiası hukuk düzeninde güçlü bir koruma sağlasa da süresiz bir hak arama yolu değildir. TBK m. 28 uyarınca zarar gören; düşüncesizlik veya deneyimsizliğini öğrendiği tarihten, zor durumda kalmada ise bu durumun ortadan kalktığı tarihten itibaren <strong>bir yıl</strong> ve her hâlükârda sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren <strong>beş yıl</strong> içinde bu hakkını kullanmalıdır.</p>

<p>Uygulamada sıklıkla gözden kaçırılan bu süre sınırları, gabin iddiası ne kadar haklı olursa olsun, davanın reddedilmesine yol açabilir. Bu nedenle süreç yönetilirken zamanlama hatası yapılmamalıdır.</p>

<p><strong>Sonuç Olarak</strong></p>

<p>Arabuluculuk sisteminin geleceği, anlaşma belgelerinin mutlak geçerli sayılması ile her belgenin kolayca iptal edilmesi arasındaki hassas dengede gizlidir. Gerçek anlamda müzakere edilmiş, tarafların neyi kabul ettiğini bilerek imzaladığı belgeler hukuki güvenliğin gereği olarak korunmalıdır. Ancak zayıf tarafın çaresizliğinden yararlanılan, bilgi üstünlüğünün kötüye kullanıldığı ve gerçek bir müzakerenin olmadığı hallerde yargı denetimi kaçınılmazdır. Bu denetim arabuluculuğu zayıflatmaz, aksine sisteme olan toplumsal güveni tahkim eder.</p>

<p><strong>Uygulayıcılar İçin Kontrol Listesi:</strong></p>

<p><strong>- Arabulucular İçin:</strong> Süreci yalnızca şekli bir imza tamamlama işi olarak görmeyip; özellikle iş kazası, fesih günü anlaşmaları ve aktif çalışan işçilerin söz konusu olduğu dosyalarda irade serbestliğini ve tarafların aydınlatılıp aydınlatılmadığını bizzat gözetmelidirler.</p>

<p><strong>- Şirket Vekilleri İçin:</strong> "Tutanak imzalandı, dava açılması ihtimali sonsuza dek bitti" yanılgısından uzak durulmalıdır. Gerçek zarar tespit edilmeden, alelacele ve fahiş oransızlıkla yapılan anlaşmalar, gelecekte açılacak davaların ana deliline dönüşebilir.</p>

<p><strong>- Mağdur Vekilleri İçin:</strong> Gabin iddiası soyut bir mağduriyet anlatısıyla değil; fesih tarihlerini, puantajları, WhatsApp yazışmalarını, maluliyet raporlarını ve edimler arasındaki fahiş farkı gösteren somut ve matematiksel delillerle mahkeme önüne taşınmalıdır.</p>

<p><strong>Yazıda Geçen Kararlar:</strong></p>

<p><strong>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. HD, E. 2023/11638, K. 2024/10791, T. 11.11.2024</a>:</strong> İş kazalarında arabuluculuk tutanağına karşı gabin ve irade fesadı iddialarının ön sorun olarak incelenmesi zorunluluğu.</p>

<p>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. HD, E. 2024/8763, K. 2024/10645, T. 04.07.2024:</strong> </a>İrade fesadı iddialarında somut delil aranması ve geçerlilik karinesi.</p>

<p>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247540-e-202412307-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. HD, E. 2024/7540, K. 2024/12307, T. 23.09.2024:</strong></a> Avukatsız katılım ve ücretin işverence ödenmesinin tek başına iptal nedeni sayılmaması.</p>

<p>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20251656-e-20254292-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. HD, E. 2025/1656, K. 2025/4292:</strong></a> Fesih ertesi gün çalışmaya devam edilmesi hâlinde tutanak içi çelişki ve irade sakatlığı.</p>

<p>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20252722-e-20254874-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. HD, E. 2025/2722, K. 2025/4874, T. 27.05.2025:</strong> </a>Aktif çalışan işçinin uzaktan katılımda işini kaybetme baskısıyla imza atması.</p>

<p>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256197-e-20257421-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 9. HD, E. 2025/6197, K. 2025/7421, T. 06.10.2025:</strong> </a>Grup şirketlerinde organik bağ ve birlikte istihdamın tutanak kapsamıyla ilişkisi.</p>

<p><strong>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202411418-e-202415980-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. HD, E. 2024/11418, K. 2024/15980, T. 11.12.2024</a>:</strong> Arabuluculuk belgesinin yalnızca açıkça yazılan dönem ve alacakları tasfiye edeceği kuralı.</p>

<p><strong>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246624-e-202514020-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 4. HD, E. 2024/6624, K. 2025/14020, T. 13.10.2025</a>:</strong> Trafik kazalarında sigorta şirketiyle yapılan anlaşmalarda gabin denetimi.</p>

<p><strong>- <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202410834-e-202414288-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. HD, E. 2024/10834, K. 2024/14288, T. 23.10.2024</a>:</strong> Arabuluculuk belgesinin geçerliliğinin asıl alacak davasında "ön sorun" olarak incelenebileceğine dair çoğunluk görüşü (Karşı oy: Müstakil iptal davası açılmalıdır).</p>

<p><i>- Demir, Şamil. “Arabuluculuk anlaşma belgesinin i̇rade sakatlıkları ve aşırı yararlanma sebebiyle i̇ptali”, 2025. https://doi.org/10.5281/zenodo.16361897.</i></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arabuluculuk-masasinda-gabin-demir-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 08:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/uzlassamf.jpg" type="image/jpeg" length="77856"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2024/6624 E., 2025/14020 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246624-e-202514020-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246624-e-202514020-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 13.10.2025 tarihli, 2024/6624 E., 2025/14020 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/6624 E., 2025/14020 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/399-2024/405<br />
SAYISI : 2024/İHK-22708<br />
SAYISI : K-2024/36092</p>

<p>İtiraz Hakem Heyeti kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; 07.09.2020 tarihinde davacı yayaya davalıya Karayolları Motorlu Araçlar Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası (ZMSS) Poliçesi ile sigortalı aracın çarpması sonucu oluşan trafik kazasında davacının yaralanarak malul kaldığını belirterek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 50,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatının temerrüt tarihinden itibaren işleyecek temerrüt faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davaya konu kaza nedeniyle meydana gelen zararın ödenmesi için davacı ile davalı arasında 20.06.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının imzalandığını, söz konusu anlaşmaya göre davalının davacıya tazminat ödediğini, davacının bakiye tazminata ilişkin talebinin reddi gerektiğini, maluliyet raporunun hatalı olduğunu, davalıya sigortalı aracın sürücüsünün kazanın meydana gelmesinde kusurunun bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK HAKEM HEYETİ KARARI</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davaya konu kaza nedeniyle meydana gelen zararın ödenmesi için davacı ile davalı arasında 20.06.2022 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşmasının imzalandığı, davaya konu taleplerin arabuluculuk yoluyla çözümlendiği, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18. maddesinin 5. bendinde; “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” şeklinde hüküm bulunduğu, düzenlenen arabuluculuk anlaşma belgesinin incelenmesinde tarafların sürekli ve geçici iş göremezlik, geçici bakıcı gideri, tedavi gideri, ilaç gideri ve yol gideri taleplerine ilişkin olarak anlaşmaya vardığının anlaşıldığı, yukarıda anılan hüküm uyarınca anlaşma ile sonuçlanan arabuluculuk başvurularından sonra dava yoluna gidilemeyeceğinden dolayı davacının sürekli iş göremezlik tazminatı talebinin bu kapsamda reddi gerektiği gerekçesiyle başvurunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İTİRAZ</strong></p>

<p>Uyuşmazlık Hakem Heyetinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekilince itiraz edilmesi üzerine; İtiraz Hakem Heyetinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı vekili arabuluculuk tutanaklarının dosyaya sunulmadığını iddia etmişse de, davalı vekilinin cevap dilekçesinin ekinde arabuluculuk anlaşma belgesinin dosyaya sunulduğunun görüldüğü, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18. maddesinin 5. bendinde; “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” şeklinde hüküm bulunduğu, arabuluculuk anlaşma tutanağının içeriğinde sürekli iş göremezlik tazminatı yönünden anlaşmaya varıldığının açıkça belirtildiği, bu nedenle davacının bakiye maluliyet tazminatı talebinde bulunamayacağı gerekçesiyle davacı vekilinin itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde; kararda ihtiyari arabuluculuk yoluyla daha önce ödeme alındığı belirtilmişse de dosyada buna ilişkin herhangi bir evrakın bulunmadığını, var ise bunun dosyaya kazandırılması gerektiğini, ceza dosyasında şüphelinin belirlenen tutarı iki taksit halinde ödeyeceğini taahhüt ettiğini, ancak edimini yerine getirmediğini, bu nedenle iddianame düzenlendiğini, uzlaşma ve arabuluculuğun söz konusu olmaması sebebiyle davacının zararının karşılanması gerektiğini beyan etmektedir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, davalı ... tarafından ZMSS poliçesi ile teminat altına alınan aracın karıştığı trafik kazası sonucu yaralanan davacı yayanın sürekli iş göremezlik tazminatı talebine ilişkindir.</p>

<p>1.Dosyadaki davacı tarafından verilen vekaletnamedeki kimlik numarası ve tedavi evraklarından davacının, Suriye Arap Cumhuriyeti uyruklu olduğu anlaşılmaktadır. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (MÖHUK) 48/1 hükmü uyarınca Türk mahkemesinde dava açan, davaya katılan veya icra takibinde bulunan yabancı gerçek ve tüzel kişiler, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere mahkemenin belirleyeceği teminatı göstermek zorundadırlar. Anılan Kanun, teminat gösterme yükümlülüğü konusunda “yabancılık” ölçütünü esas almış, yabancılar için karşılıklılık esasını ise teminatın istisnası olarak kabul etmiştir. Bu nedenle öncelikle yabancı gerçek veya tüzel kişinin uyruğunda bulunduğu Devlet ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti arasında akdi, fiili veya kanuni karşılıklılık bulunup bulunmadığının araştırılması gerekir.</p>

<p>Öte yandan, Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 114/1-ğ hükmü uyarınca, teminat gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin yerine getirilmesi tamamlanabilir dava şartlarındandır. Dava şartı eksikliği davanın usulden reddini gerektiren bir usul kuralı olduğundan dava şartlarının mevcut olup olmadığı, davanın her aşamasında re'sen araştırılacağı gibi taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler.</p>

<p>Yine, HMK'nın 85. maddesi uyarınca davacının adli yardımdan yararlanabilecek olması, teminat istenmesinin istisnasını teşkil etmekte olduğu gibi, aynı şekilde HMK'nın 335/1-b hükmü uyarınca yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyetin de adli yardımın kapsamında olduğu kabul edilmiştir. Bu itibarla, adli yardım konusunda karşılıklılığın bulunduğu devletin vatandaşlarının açacakları veya katılacakları davalarda ve başlatacakları icra takiplerinde teminattan muaf tutulmaları gerekir.</p>

<p>Adli yardım müessesesi, HMK'nın 334 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimselerin, iddia ve savunmalarında, geçici hukuki korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilecekleri şeklinde belirtilmiştir. Aynı Kanun'un 334. maddesinin son fıkrasında karşılıklılık şartına bağlı olmak kaydıyla yabancıların da adli yardımdan yararlanabilecekleri belirlenmiştir.</p>

<p>Karşılıklılık, iki devlet arasında imzalanan (iki taraflı) anlaşma veya iki devletin de taraf olduğu uluslararası (çok taraflı) anlaşma ile sağlanabileceği gibi, kanuni veya fiili karşılıklılık şeklinde de sağlanabilir. Türkiye ile davacının uyruğunda bulunduğu Suriye Arap Cumhuriyeti arasında akdedilen Hukuki ve Ticari Konularda Adli Yardımlaşma Anlaşması 09.04.2009 tarihinde imzalanmış, 02.11.2010 tarihli ve 6040 sayılı Kanun'la onaylanması uygun bulunmuş ve 15.06.2011 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak 2011 yılından itibaren Suriye Arap Cumhuriyetinde meydana gelen iç karışıklıklar ve sınırlarımıza yönelen terör eylemleri dolayısıyla iki ülke arasında yaşanan diplomatik sorunlar neticesinde Türkiye açısından bu iki taraflı anlaşmanın uygulaması askıya alındığından karşılıklılık esası söz konusu değildir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki Suriye Arap Cumhuriyeti, 1954 tarihli Hukuk Usulüne Dair Lahey Sözleşmesi'ne taraf olmadığından davacı bakımından bu sözleşmenin uygulanma kabiliyeti yoktur. Bunun yanında Türkiye Cumhuriyeti Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen 1951 tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsüne İlişkin Cenevre Sözleşmesini ve eki Protokolü, mülteci tabirinin tanımlanması noktasında coğrafi bakımından (Türkiye, sadece Avrupa’da yaşanan olaylar nedeniyle gelen kişilerin mülteci olarak kabul edilebileceğini belirterek çekince koymuştur.) ihtirazı kayıtla onayladığından ve 6458 sayılı Kanun'un 61. maddesi uyarınca Avrupa ülkelerinden gelmediğinden mülteci statüsü bulunmayan davacı bakımından bu Sözleşme ve eki Protokollerin uygulanması da mümkün değildir.</p>

<p>Bu durumda davacının konumu ile ilgili olarak 6458 sayılı Kanun'a bakmak gerekir. Anılan Kanun'un 61, 62... . maddeleri uyarınca uluslararası koruma çeşitleri; "mülteci", "şartlı mülteci" ve "ikincil koruma" statüleri şeklinde tanımlanmış, yine aynı Kanun'un 88. maddesinde ise uluslararası koruma statüsü sahibi kişilerin, karşılıklılık şartından muaf tutulacakları hükme bağlanmıştır.</p>

<p>6458 sayılı Kanun'un 91/1 maddesinde ise uluslararası koruma statüsü kazanamamış kişiler bakımından geçici koruma statüsü belirlenmiştir. Anılan madde ve bu maddenin uygulama esaslarını belirleyen Geçici Koruma Yönetmeliği'nin 7. maddesinde; ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel veya bu kitlesel akın döneminde bireysel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılardan haklarında bireysel olarak uluslararası koruma statüsü belirleme işlemi yapılamayan yabancılara uygulanacağı öngörülmüştür. Aynı Yönetmelik'in 7/3 maddesinde de geçici korunanların, Kanun'a göre belirlenen uluslararası koruma statülerinden herhangi birini doğrudan elde etmiş sayılamayacağı belirlenmiştir. 6458 sayılı Kanun'da ve Geçici Koruma Yönetmeliği'nde, geçici koruma sağlananların teminat gösterme yükümlülüğünden ya da karşılıklılık şartından muaf olduklarına dair bir düzenleme yer almadığından geçici koruma sağlananlar, teminat gösterme yükümlülüğünden ve karşılıklılık şartından muaf değildir.</p>

<p>Bu bağlamda Suriye Arap Cumhuriyetinden gelenler, Ekim 2011 tarihinden itibaren İçişleri Bakanlığının 1994 sayılı Yönetmeliği’nin 10. maddesi gereğince “geçici koruma statüsüne” alınmış, 30.03.2012 tarih ve 62 sayılı “Yönerge” ile de “geçici koruma” altında oldukları kabul edilmiştir.</p>

<p>Öte yandan Anayasa Mahkemesi; HMK'nın 334/3 maddesindeki karşılıklılık şartının, kişilerin öznel durumlarını (statü, ödeme gücü vs.) dikkate almadan kategorik bir yaklaşımla yabancıların adli yardımdan yararlanmalarına sınırlama getirdiğini, söz konusu yaklaşımın sosyal ve ekonomik durumları itibarıyla ödeme gücü bulunmadığı açıkça anlaşılan yabancı kişilerin sırf karşılıklılık şartı yerine getirilmediği gerekçesiyle dava açma hakkından yoksun bırakılmaları sonucunu doğuracağını, bunun ise mahkemeye erişim hakkı bağlamında ciddi sorunlara yol açabileceğini tespit etmiştir. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi; mütekabiliyet şartının kategorik olarak uygulanması zorunluluğu getirilmek suretiyle hâkime, dava açmak isteyen yabancıların her somut olay özelinde ekonomik ve sosyal durumlarını dikkate alarak gerçekten ödeme gücünden yoksun olup olmadığını değerlendirmesi konusunda herhangi bir takdir yetkisi tanınmamış olması nedeniyle herhangi bir geliri bulunmayan başvurucuların ülke şartlarına göre oldukça yüksek olan mahkeme harç ve masraflarını ödemek zorunda bırakılmalarına, ayrıca devam eden yargılamada gider avansını aşan miktarlardaki masrafları ödeme zorluğuyla karşı karşıya kalmalarına yol açarak tazminat taleplerini yargı mercileri önünde dava konusu yapma ya da devam eden davayı sürdürme imkânlarının ortadan kaldırılması veya bunun ciddi ölçüde zorlaştırılması sonucunu doğurduğu kanaatine ulaşmıştır. (Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17.05.2023, § 75, 78).</p>

<p>Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, davacının mülteci statüsünde olmadığı sabit olup mahkemece; öncelikle davacıya 6458 sayılı Kanun'un 62... . maddeleri uyarınca uluslararası koruma kapsamında "şartlı mülteci" veya "ikincil koruma" statüsünün verilip verilmediği araştırılarak uluslararası koruma statüsü var ise aynı Kanun'un 88/1 maddesi uyarınca davacı karşılıklılık esasından ve teminat göstermekten muaf tutulmalıdır. Davacı geçici koruma altında ise bu kez ekonomik ve sosyal durumu araştırılmak suretiyle adli yardımdan yararlanıp yararlanamayacağı, dolayısıyla teminat göstermekten muaf tutulup tutulmayacağı belirlenmelidir. Adli yardımdan yararlanamayacak durumda ise ve teminat göstermekten muaf olmadığının anlaşılması hâlinde ise MÖHUK'un 48/1 maddesi uyarınca, yargılama ve takip giderleriyle karşı tarafın zarar ve ziyanını karşılamak üzere İtiraz Hakem Heyetince takdir olunacak teminatı göstermek üzere, davacıya gerekli ihtarat yapılarak kesin süre verilip verilecek kesin süre içerisinde teminatın gösterilmesi hâlinde davanın esasına girilmesi, aksi hâlde dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken doğrudan işin esasına girilmesi doğru değildir. Kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir.</p>

<p>2.Bozma ilamının kapsam ve şekline göre, davacı vekilinin diğer temyiz itirazları şimdilik incelenmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı bentte açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan İtiraz Hakem Heyeti kararının BOZULMASINA,</p>

<p>2.Yukarıda (2) numaralı bentte açıklanan nedenlerle bozma ilamının kapsam ve şekline göre davacı vekilinin diğer temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde davacıya iadesine,<br />
Dosyanın mahkemeye gönderilmesine,<br />
13.10.2025 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-20246624-e-202514020-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 08:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="38195"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/10834 E., 2024/14288 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202410834-e-202414288-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202410834-e-202414288-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.10.2024 tarihli, 2024/10834 E., 2024/14288 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/10834 E., 2024/14288 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 2. İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; yapılan ön inceleme sonucunda gereği düşünüldü:</p>

<p>Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 362 nci maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun’un 366 ncı maddesi atfıyla aynı Kanun’un 352 nci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz dilekçesinin reddine karar vermek gerekir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davacı işçi ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliğini de ileri sürerek bir kısım alacaklarının tahsilini talep etmiş; Mahkemece ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersiz olduğu sonucuna varılarak davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
Dairemiz uygulamasına göre ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı hususu, alacak davasında ön sorun olarak incelenebileceğinden kararın miktar itibarıyla kesin olup olmadığının tespiti bakımından, hüküm altına alınan ya da reddedilen ve temyize konu edilen alacak miktarının dikkate alınması gerekmektedir.</p>

<p>Dosya içeriğine göre davalı vekili tarafından temyize konu edilen dava değeri (karar tarihindeki Merkez Bankası efektif satış kuru üzerinden TL'ye çevrilmekle hesaplanan), Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibarıyla kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL’nin altında kalmaktadır.</p>

<p><strong>KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin miktardan REDDİNE,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.10.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış işçilik alacaklarının anlaşma tutanağına rağmen dava konusu edilip edilemeyeceği ve edilebilecekse bunun koşulları uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Bu hususa ilişkin olarak mevzuat hükümleri incelendiğinde karşımıza çıkan hükümler, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesine 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 35 inci maddesi ile eklenen dördüncü fıkra ve aynı Kanun'un 24 üncü maddesiyle eklenen beşinci fıkradır.</p>

<p>6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre “Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır.”</p>

<p>Aynı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası ise “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>Yukarıya alınan maddelerin gerekçesi sırasıyla;<br />
“... 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesine eklenen dördüncü fıkra ile, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme yapılırken 19.03.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 'Uzlaşma sağlama' başlıklı 35/A maddesi dikkate alınmaktadır. Zira bu maddede 'Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir.' hükmü yer almaktadır. ...”</p>

<p>“... 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında 'anlaşılan hususların' net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden 'anlaşılan hususlar' net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tâbi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir. ...” şeklindedir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının ilâm niteliğinde belge kabul edilmesi, “anlaşılan hususlarda taraflarca dava açılamaz” şeklindeki hüküm, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının gerekçesi ve 6325 sayılı Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde 07.06.2012 tarihinde kabul edilen ilk metninde yer almayan 18 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının görülen ihtiyaç ve lüzum üzerine yaklaşık beş yıl sonra çıkarılan 7036 sayılı Kanun'un 24 ve 35 inci maddeleriyle Kanun'a eklenmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun açık iradesinin arabulucu önünde konuşulup anlaşma tutanağına bağlanan hususların, arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini yitirmeden hiçbir şartta dava konusu edilmesine müsade etmemek olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağındaki imzanın sahteliğinin veya taraflardan birisinin iradesinin fesada uğratılmış olduğunun veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığının tespiti durumunda, anlaşma tutanağının iptal edilmesi mümkündür ve iptal kararının kesinleşmesi ile birlikte yukarıda değinilen dava açma yasağı ortadan kalkacağından iptal edilen anlaşma tutanağındaki hususlar dava konusu edilebilecektir.</p>

<p>Anlaşma tutanağının sahteliği veya irade fesadı ile sakatlığı veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığı iddiası, doğrudan doğruya açılacak bir alacak veya işe iade davasında görülmesi mümkün bir ön sorun mudur; yoksa işe iade veya alacak davasından önce ve bağımsız bir dava olarak açılması zorunlu mudur sorusunun cevabı uyuşmazlığın özüne tekabül etmektedir.</p>

<p>Kanun'un "Anlaşılan hususlarda dava açılamaz." şeklindeki net ve emredici hükmü ile aynı doğrultudaki gerekçesi ve anlaşma tutanağını ilâm niteliğindeki belgelerden sayan yaklaşımı karşısında, dava açma yasağı ortadan kalkmadan yani arabuluculuk tutanağı iptal edilip bu karar kesinleşmeden anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılması mümkün olmadığından, bu hususun doğrudan doğruya açılacak işe iade veya alacak davası içerisinde ön sorun olarak tartışılıp karara bağlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Kanun'un açık hükmünün olduğu yerde yorum veya işçi lehine yorum gibi argümanlarla açık kanun hükmü boşa çıkarılamaz. Bu aşamada hemen belirtmek gerekir ki eğer 6325 sayılı Kanun ilk çıkarıldığı hâliyle kalsaydı yani yaklaşık beş yıl sonra 7036 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile 18 inci maddeye eklenen beşinci fıkra olmasaydı hiç kuşkusuz arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerli olup olmadığı ilgisine göre açılacak işe iade veya alacak davasında ön sorun olarak incelenebilirdi. Ancak açıkça belli ki kanun koyucu tam da bu olasılığı engellemek için bilinçli bir tercihle yukarıda değinilen ek maddeyi 6325 sayılı Kanun'a monte etmiştir. Kanun koyucunun iradesi ve kanun hükmü bu kadar açıkken bu yasal değişiklik yapılmamış gibi davranmaya devam etmenin de izahı yoktur.</p>

<p>Bu hususta bir diğer görüş de iptal davasının ön sorun olarak ele alınamayacağını benimseyip müstakil dava niteliğini kabul etmekle birlikte, anlaşma tutanağının iptali davası ile duruma göre anlaşma tutanağının konusunu oluşturan işe iade veya alacak davasının birlikte açılabileceği, ancak bu durumda müstakil iki davanın varlığı nedeniyle her ikisi bakımından da (işin doğası gereği önce iptal davası ile ilgili karar verilecektir) ayrı ayrı hüküm kurmak gerektiği şeklindedir ki, bu görüşe de katılmak mümkün değildir. Şöyle ki yukarıda da izah olunduğu üzere anlaşma tutanağının hukuken varlığını sürdürdüğü herhangi bir zaman dilimi içerisinde Kanun'dan kaynaklanan dava açma yasağı nedeniyle anlaşma tutanağının konusu olan hususların dava konusu edilmesi mümkün değildir. İlgili Kanun hükmü bu durumu açıkça ve yoruma imkân bırakmayacak netlikte düzenlemiştir. Meseleyi bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse örneğin; arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış kıdem tazminatı bakımından, hem arabuluculuk anlaşma tutanağının irade fesadı nedeniyle iptali ve hem de bakiye kıdem tazminatının tahsili talepli davada, anlaşma tutanağının konusu kıdem tazminatının dava edildiği tarih nedir? Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağının iptalinin istendiği tarihtir. Peki bu tarih itibarıyla arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçersiz midir? Yine hiç kuşkusuz henüz iptal edilip bu yöndeki karar kesinleşmediği için arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini devam ettirmektedir. Peki arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliyken anlaşma tutanağına konu husus dava konusu edilebilir mi? 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki açık ve kesin emredici düzenleme nedeniyle edilemez.</p>

<p>Meselenin tartışılması gereken bir diğer yönü de davanın miktarı veya türü bakımından kesinlik hususudur.</p>

<p>Bu hususta da iki farklı görüş ortaya çıkmış olup Dairemizin çoğunluk görüşü, iptal davası ile duruma göre işe iade veya alacak davası birlikte açılmış ve mahkemenin de iptal istemi ve sonrasındaki dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurduğu hâl ile arabuluculuk anlaşma tutanağının neden geçersiz olduğunu izahla birlikte ayrıca iptal talebinde bulunulmayan ve doğrudan işe iade veya alacak talep edilen davalarda, mahkemenin arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği iddiasını ön sorun olarak inceleyip bu yönde hüküm fıkrası kurmadan doğrudan diğer taleple ilgili karar verdiği durumda, arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği hususunun bağımsız bir dava olmayıp diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olduğu, buna bağlı olarak da ön sorun olarak incelenecek bağımsız bir dava olmayan geçersizlik hususunun kesinliğe etkisi olmadığı şeklindedir ki kanaatimizce burada ulaşılan sonuç da hukuka uygun değildir. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından yine örnek vermek gerekirse, işe iade hususunda arabulucuya gitmiş ve arabuluculuk görüşmesi anlaşma ile sonuçlanmış işçinin, iradesinin fesada uğratıldığını iddia edip arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini ve işe iadesini veya geçersizliğin nedenlerini açıkladıktan sonra arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini istemeden doğrudan işe iadesine karar verilmesini istediği bir davada, mahkeme iptal/geçersizlik hususunu ister ön sorun olarak değerlendirmiş, isterse iptal/geçersizlik hususu ile işe iadeyi ayrı iki dava olarak niteleyip iki ayrı hüküm kurmuş olsun, bölge adliye mahkemelerinin işe iadeye dair verecekleri kararlar tür itibarıyla temyizi kabil kararlardan olmadığı için bu kararın Yargıtay tarafından incelenemeyeceği yönündedir. Keza konu işe iade değil de alacak ise bu defa da temyiz edenin sıfatına göre bakılması gereken ret veya kabul miktarı temyiz sınırının altında ise temyiz incelemesinin miktar bakımından kesinlik nedeniyle yapılamayacağı yönündedir.</p>

<p>Yukarıda birkaç kez izah edildiği üzere, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan hususlarda söz konusu anlaşma tutanağı açılacak bağımsız bir davada iptal ettirilip kararın kesinleşmesi sağlanmadan dava açılamaz. Davanın bağımsız iptal davası olarak açılması hâlinde verilecek karar tür itibarıyla temyize tâbi olduğu gibi bir miktar söz konusu olmadığı için miktar bakımından kesinliğe de takılmayacak ve her hâlde temyizen incelenmesi mümkün olacaktır. Bizce birlikte dava açılması yine yukarıda izah ettiğimiz üzere mümkün olmamakla birlikte bir an için mümkün olduğunu düşündüğümüzde de tek başına iptal davası iken temyizi kabil olan bir kararın yanına ilave bir dava geldi diye temyizi kabil olmaktan çıktığını düşünmenin hukuki ve mantıki bir dayanağı da bulunmamaktadır.</p>

<p>Yine yukarıda izah edildiği üzere, birlikte açılan davalarda iptal/geçersizlik hususunun ayrı bir dava olmayıp diğer davada çözümlenmesi gereken ön sorun olduğu görüşüne katılmamız ve temyiz/kesinlik meselesine bu gözle bakmamız mümkün değildir.</p>

<p>Kabul ettiğimiz görüşün, müstakil açılacak iptal davasının yıllar sonra kesinleşeceği gerçeği karşısında, işçinin bu zaman zarfında alacaklarının zamanaşımına uğrama riski ile alacağına oldukça geç kavuşma riskini barındırması hususunda gelmesi muhtemel eleştiriler bakımından da konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda vardır. Öncelikle açık ve kesin bir kanun hükmünün uygulanmasından sosyal kaygılarla imtina edilemez. Diğer taraftan dava açmanın kanunen yasak olduğu dönem bakımından dava zamanaşımının işlemeye devam ettiği de işin mahiyeti gereği düşünülemez. Kaldı ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 153 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) ncı bendi de bu konu bakımından değerlendirilmeli ve tartışılmalıdır.</p>

<p>Son olarak değinilmesi gereken bir husus da, 6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.” hükmüdür. Buradaki düzenleme “bunu aynı mahkemede ön sorun olarak ileri sürebileceği gibi” ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, görülmekte olan bir davada taraflardan birisi tarafından sunulan delil niteliğindeki belgeye ilişkin olup ilâm niteliğindeki belgelerden sayılan ve dava açma engeli teşkil eden arabuluculuk anlaşma tutanağının bu kapsamda değerlendirilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Çünkü birisi dava açılmasına engel teşkil etmeyen ama davanın sonucunu etkileyebilecek bir delilken, diğeri doğrudan doğruya davanın açılmasına kanunen engel olan ilâm niteliğinde bir belgedir. Mahiyeti gereği de açılmış bir davada sonradan ileri sürülmesinden ziyade dava açılırken başlangıçta davacı tarafından getirilmesi beklenir. Aynı zamanda bu düzenleme sadece sahtecilik (imza inkârı) iddiasına ilişkin olup irade fesadı iddiasını ve diğer hususları kapsamaz. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un bu hükmü karşısında özel hüküm olduğu tartışmasız olan 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının varlığı karşısında uygulanma imkânı yoktur ve anılan madde hükmü nedeniyle arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline ilişkin davanın müstakil bir dava olarak açılması zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak toparlamak gerekirse;</p>

<p>6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki açık hüküm nedeniyle, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan konularda sahtecilik, irade fesadı veya arabuluculuk sürecinde usulsüzlük iddiasında bulunarak dava açmak isteyen kimse; öncelikle müstakil bir arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali davası açmalı, eğer tutanağın iptaline karar verilir ve bu karar kesinleşirse ancak bu kesinleşmeden sonra arabuluculuk anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılabilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği doğrudan açılmış bir alacak veya işe iade davasında ön sorun olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile buna bağlı olarak işe iade veya alacak talepli iki dava, dava yığılması şeklinde birlikte açılamaz ve görülemez. Birlikte açılan davalar bakımından hukuki vasıflandırma adı altında veya başka bir yöntemle iptal istemli dava diğer davanın ön sorunu olarak nitelendirilemez.</p>

<p>Birlikte açılan davalarda duruma göre işe iade veya alacak davası tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmeli ve bu talep bakımından dava tarihi itibarıyla 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali/geçersizliği hususu, bağlantılı diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olamayacağından, her ne şekilde açılırsa ve her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, sadece arabuluculuk tutanağının iptali istemli bağımsız bir dava kabul edilmesi gereken talep nedeniyle verilecek her türlü karara karşı her durumda temyiz yolunun açık olduğu kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Arabuluculuk görüşmesi sonrasında anlaşmaya varılamadığına dair düzenlenmiş tutanak eklenerek açılan davada aynı talepler bakımından daha önce arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin yargılama esnasında ortaya çıkması durumunda 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir. Bu durum dava dilekçesinde açıklanıp anlaşma tutanağının iptali istendikten sonra anlaşmaya varılamadığına dair tutanağa bağlı olarak talepte bulunulmuş olması hâlinde ise iptal istemi tefrik edilip ayrı bir esasa kayıtla davaya devam olunmalı, diğer dava ise yine aynı şekilde yukarıdaki gerekçeyle usulden reddolunmalıdır.</p>

<p>Usulüne uygun şekilde bağımsız olarak açılacak iptal davasının görülmesi süresince zamanaşımı süresinin durduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle, arabuluculuk tutanağının iptalinin gerektiği veya geçersiz olduğu savıyla gerek iptal artı buna bağlı istek, gerekse iptal talep edilmeksizin duruma göre alacak veya işe iade istemli olarak açılan davalarda, öncelikle bu şekilde de dava açılabileceği şeklindeki kabul ile arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği meselesinin ayrı bir talep ve dava olarak incelenemeyeceği, duruma göre işe iade veya alacak davasının ön sorunu olarak incelenmesi gerektiği, bu görüşe paralel olarak da işe iade davalarında arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerliliğine veya geçersizliğine ve burada oluşacak sonuca göre işe iade talebine ilişkin kararların temyizi kabil olmadığı, keza alacak davalarında da arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerliliğine veya geçersizliğine ve burada oluşacak sonuca göre alacağa ilişkin kararların temyiz edenin sıfatına göre ret veya kabul miktarı temyiz sınırının altındaysa temyizen incelenemeyeceğine ilişkin sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202410834-e-202414288-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 08:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="68734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/11418 E., 2024/15980 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202411418-e-202415980-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202411418-e-202415980-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 11.12.2024 tarihli, 2024/11418 E., 2024/15980 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/11418 E., 2024/15980 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 66. İş Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekilince istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı Şirketin Rusya ve Kazakistan'da bulunan muhtelif şantiyelerinde 03.05.2010-02.06.2019 tarihleri arasında sıva ustası olarak aylık net 2.200,00 USD ücret ile çalıştığını, ücretin bir kısmının elden avans olarak kalanının banka aracılığıyla ödendiğini, iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız ve bildirimsiz olarak feshedildiğini, işçilik alacaklarının ödenmediğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; husumet itirazı ve zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacı ile dava dışı ... ... Şirketi arasında ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin düzenlendiğini ve sürecin anlaşma ile sona erdiğini, anlaşma belgesine rağmen davacının işbu davayı açmasının mümkün olmadığını, uyuşmazlıkta Türk hukukunun uygulanamayacağını, talep konusu alacakların Rusya hukukuna göre değerlendirilmesi gerektiğini, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil alacağının ücret bordroları ile ödendiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamına göre davalı Şirket ile organik bağı olan ve davalı Şirketin yurt dışı işlerinde aktif olan ... Şirketi ile davacı arasında dava konusu tüm işçilik alacakları konusunda ihtiyari anlaşma belgesi imzalandığı, bunun aksine söz konusu arabuluculuk belgesinin iptaline yahut sakatlığına ilişkin delil de bulunmadığı, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." şeklinde düzenleme bulunduğu, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan konularda dava açılması durumunda dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerli olmadığını, arabuluculuk anlaşma belgesinde arabulucunun imzasının bulunmadığını, arabuluculuk görüşme tutanaklarında davalı Şirketin taraf olmadığını, müvekkilinin iş sözleşmesinin sona ermesi esnasında önüne konulan tüm belgeleri alacaklarının ödenmemesi korkusuyla imzalamak zorunda kaldığını, iradesinin fesada uğratıldığını, arabuluculuk son tutanağının imzalandığı tarihte müvekkilinin davalı işveren nezdinde yurt dışında çalışmaya devam ettiğini, müvekkilinin arabulucuya başvurduğuna dair herhangi bir belge veya bilgi olmadığını, arabulucu belirleme tutanağının sunulmadığını, arabuluculuk ilke ve kurallarının hiçbirine riayet edilmediğini, anlaşma belgesine itibar edilmesinin hatalı olduğunu, mahkemeye erişim hakkının engellendiğini belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve davanın kabulüne karar verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dosya kapsamındaki fesih bildirimine göre davacının iş sözleşmesinin 31.05.2019 tarihinde sona erdiği, arabuluculuk görüşmesinin 31.05.2019 tarihinde telekonferans sistemi ile gerçekleştirildiği, tarafların bu durumu kabul ettikleri, arabuluculuk ilk oturum ve açılış tutanağında arabulucu konusunda anlaşıldığı, arabulucunun arabuluculuğun temel ilkeleri konusunda verdiği bilgilerin açıkça yazılı olduğu, davacının anlatılan hususları anladığı ve anlaşmaya ilişkin son tutanağın hukuki sonuçlarını anladığını beyan ettiği, anlaşmayla ilgili konuların açıkça yazıldığı, davayla talep edilen işçilik alacaklarının da anlaşma belgesine dâhil olduğunun belirlendiği, telekonferans yoluyla gerçekleştirilen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin daha sonra fiziki ortamda imzalandığı, davacının imza inkârında bulunmadığı, arabuluculuk belgesinin tarafların imzalarını ve numarayı içerdiği, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağında 6325 sayılı Kanun ve Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği (Yönetmelik) kapsamındaki düzenlemelere aykırı bir yön tespit edilmediği, davacı tarafın yargılama aşamasında söz konusu anlaşmanın irade fesadı altında yapıldığına ilişkin delil ibraz etmediği gibi 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39 uncu maddesi uyarınca yasal bir yıllık sürede ihtiyari arabuluculuk belgesinin iptali için dava açıldığını da ispat edemediği dikkate alındığında İlk Derece Mahkemesince dava şartı yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde bir aykırılık görülmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü gerekçeleri tekrar ederek ve resen dikkate alınacak nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası kapsamında geçerli bir anlaşma belgesi olup olmadığı ve bunun sonucuna göre davacının dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı ile iş sözleşmesine uygulanacak hukuk noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 6325 sayılı Kanun'un 3, 8, 9, 11, 13, 14, 15, 16, 17 ve 18 inci maddeleri ile Yönetmelik'in 5, 10, 11, 13, 17, 20 ve 21 nci maddeleri.</p>

<p>3. 6098 sayılı Kanun'un 30 ilâ 39 uncu maddeleri.</p>

<p>4. 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27 nci maddesi şöyledir :<br />
" (1) İş sözleşmeleri, işçinin mutad işyeri hukukunun emredici hükümleri uyarınca sahip olacağı asgarî koruma saklı kalmak kaydıyla, tarafların seçtikleri hukuka tâbidir.<br />
(2) Tarafların hukuk seçimi yapmamış olmaları hâlinde iş sözleşmesine, işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukuku uygulanır. İşçinin işini geçici olarak başka bir ülkede yapması hâlinde, bu işyeri mutad işyeri sayılmaz.<br />
(3) İşçinin işini belirli bir ülkede mutad olarak yapmayıp devamlı olarak birden fazla ülkede yapması hâlinde iş sözleşmesi, işverenin esas işyerinin bulunduğu ülke hukukuna tâbidir.<br />
(4) Ancak hâlin bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukuk uygulanabilir."</p>

<p>5. 5718 sayılı Kanun'un 2, 5, 8, 24, 40 ve 44 üncü maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin birinci fıkrasına göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir ve aynı maddenin beşinci fıkrasına göre de arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamaz.</p>

<p>3. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinde açıkça ve emredici şekilde, anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır.</p>

<p>4. Somut uyuşmazlıkta dosyada mevcut 31.05.2019 tarihli ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesi ve son tutanağına göre arabuluculuk faaliyeti sırasında tarafların arabuluculuğun esasları, süreci, hukuki ve mali sonuçları konusunda bilgilendirildikleri; arabuluculuk süreci sonunda da davacı işçinin 20.03.2018-31.05.2019 tarihleri arasındaki çalışma dönemine ilişkin olarak anlaşmaya vardıkları anlaşılmaktadır. Dosyadaki delil durumuna göre söz konusu çalışma dönemi yönünden anlaşma belgesine itibar edilmesi yerindedir. Ancak bilirkişi raporunda davacının davalı işveren nezdinde yurt dışında 03.05.2010-31.05.2019 tarihleri arasında fasılalı olarak çalıştığı belirlenmiştir. O hâlde öncelikle davacının 20.03.2018 tarihinden önceki hizmet süresinin tespit edilmesi, ardından da ilgili çalışma döneminde uyuşmazlığa uygulanacak hukukun belirlenmesi ve sonucuna göre talep konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. İlk Derece Mahkemesince, açıklanan hususlar dikkate alınmaksızın ve arabuluculuk anlaşmasının kapsamı dışına çıkılarak davacının tüm çalışma dönemi yönünden davanın reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
11.12.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.<br />
(Karşı Oy)</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış işçilik alacaklarının anlaşma tutanağına rağmen dava konusu edilip edilemeyeceği ve edilebilecekse bunun koşulları uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Bu hususa ilişkin olarak mevzuat hükümleri incelendiğinde karşımıza çıkan hükümler, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesine 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 35 inci maddesi ile eklenen dördüncü fıkra ve aynı Kanun'un 24 üncü maddesiyle eklenen beşinci fıkradır.<br />
6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre “Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı haller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilam niteliğinde belge sayılır.”<br />
Aynı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrası ise “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz.” şeklindedir.</p>

<p>Yukarıya alınan maddelerin gerekçesi sırasıyla;<br />
“... 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesine eklenen dördüncü fıkra ile, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme yapılırken 19.03.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 'Uzlaşma sağlama' başlıklı 35/A maddesi dikkate alınmaktadır. Zira bu maddede 'Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir.' hükmü yer almaktadır. ...”</p>

<p>“... 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında 'anlaşılan hususların' net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla çalışma ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden 'anlaşılan hususlar' net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tâbi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir. ...” şeklindedir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının ilâm niteliğinde belge kabul edilmesi, “Anlaşılan hususlarda taraflarca dava açılamaz.” şeklindeki hüküm, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının gerekçesi ve 6325 sayılı Kanun'un Türkiye Büyük Millet Meclisinde 07.06.2012 tarihinde kabul edilen ilk metninde yer almayan 18 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkralarının görülen ihtiyaç ve lüzum üzerine yaklaşık beş yıl sonra çıkarılan 7036 sayılı Kanun'un 24 ve 35 inci maddeleriyle Kanun'a eklenmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde; kanun koyucunun açık iradesinin arabulucu önünde konuşulup anlaşma tutanağına bağlanan hususların, arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini yitirmeden hiçbir şartta dava konusu edilmesine müsade etmemek olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.</p>

<p>Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağındaki imzanın sahteliğinin veya taraflardan birisinin iradesinin fesada uğratılmış olduğunun veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığının tespiti durumunda, anlaşma tutanağının iptal edilmesi mümkündür ve iptal kararının kesinleşmesi ile birlikte yukarıda değinilen dava açma yasağı ortadan kalkacağından iptal edilen anlaşma tutanağındaki hususlar dava konusu edilebilecektir.</p>

<p>Anlaşma tutanağının sahteliği veya irade fesadı ile sakatlığı veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığı iddiası, doğrudan doğruya açılacak bir alacak veya işe iade davasında görülmesi mümkün bir ön sorun mudur; yoksa işe iade veya alacak davasından önce ve bağımsız bir dava olarak açılması zorunlu mudur sorusunun cevabı uyuşmazlığın özüne tekabül etmektedir.</p>

<p>Kanun'un "Anlaşılan hususlarda dava açılamaz." şeklindeki net ve emredici hükmü ile aynı doğrultudaki gerekçesi ve anlaşma tutanağını ilâm niteliğindeki belgelerden sayan yaklaşımı karşısında, dava açma yasağı ortadan kalkmadan yani arabuluculuk tutanağı iptal edilip bu karar kesinleşmeden anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılması mümkün olmadığından, bu hususun doğrudan doğruya açılacak işe iade veya alacak davası içerisinde ön sorun olarak tartışılıp karara bağlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Kanun'un açık hükmünün olduğu yerde yorum veya işçi lehine yorum gibi argümanlarla açık kanun hükmü boşa çıkarılamaz. Bu aşamada hemen belirtmek gerekir ki eğer 6325 sayılı Kanun ilk çıkarıldığı hâliyle kalsaydı yani yaklaşık beş yıl sonra 7036 sayılı Kanun'un 24 üncü maddesi ile 18 inci maddeye eklenen beşinci fıkra olmasaydı hiç kuşkusuz arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerli olup olmadığı ilgisine göre açılacak işe iade veya alacak davasında ön sorun olarak incelenebilirdi. Ancak açıkça belli ki kanun koyucu tam da bu olasılığı engellemek için bilinçli bir tercihle yukarıda değinilen ek maddeyi 6325 sayılı Kanun'a monte etmiştir. Kanun koyucunun iradesi ve kanun hükmü bu kadar açıkken bu yasal değişiklik yapılmamış gibi davranmaya devam etmenin de izahı yoktur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hususta bir diğer görüş de iptal davasının ön sorun olarak ele alınamayacağını benimseyip müstakil dava niteliğini kabul etmekle birlikte, anlaşma tutanağının iptali davası ile duruma göre anlaşma tutanağının konusunu oluşturan işe iade veya alacak davasının birlikte açılabileceği ancak bu durumda müstakil iki davanın varlığı nedeniyle her ikisi bakımından da (işin doğası gereği önce iptal davası ile ilgili karar verilecektir) ayrı ayrı hüküm kurmak gerektiği şeklindedir ki bu görüşe de katılmak mümkün değildir. Şöyle ki yukarıda da izah olunduğu üzere anlaşma tutanağının hukuken varlığını sürdürdüğü herhangi bir zaman dilimi içerisinde Kanun'dan kaynaklanan dava açma yasağı nedeniyle anlaşma tutanağının konusu olan hususların dava konusu edilmesi mümkün değildir. İlgili Kanun hükmü bu durumu açıkça ve yoruma imkân bırakmayacak netlikte düzenlemiştir. Meseleyi bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse örneğin; arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış kıdem tazminatı bakımından, hem arabuluculuk anlaşma tutanağının irade fesadı nedeniyle iptali ve hem de bakiye kıdem tazminatının tahsili talepli davada, anlaşma tutanağının konusu kıdem tazminatının dava edildiği tarih nedir? Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağının iptalinin istendiği tarihtir. Peki bu tarih itibarıyla arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçersiz midir? Yine hiç kuşkusuz henüz iptal edilip bu yöndeki karar kesinleşmediği için arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini devam ettirmektedir. Peki arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliyken anlaşma tutanağına konu husus dava konusu edilebilir mi? 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki açık ve kesin emredici düzenleme nedeniyle edilemez.</p>

<p>Meselenin tartışılması gereken bir diğer yönü de davanın miktarı veya türü bakımından kesinlik hususudur.</p>

<p>Bu hususta da iki farklı görüş ortaya çıkmış olup Dairemizin çoğunluk görüşü, iptal davası ile duruma göre işe iade veya alacak davası birlikte açılmış ve mahkemenin de iptal istemi ve sonrasındaki dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurduğu hâl ile arabuluculuk anlaşma tutanağının neden geçersiz olduğunu izahla birlikte ayrıca iptal talebinde bulunulmayan ve doğrudan işe iade veya alacak talep edilen davalarda, mahkemenin arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği iddiasını ön sorun olarak inceleyip bu yönde hüküm fıkrası kurmadan doğrudan diğer taleple ilgili karar verdiği durumda, arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği hususunun bağımsız bir dava olmayıp diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olduğu, buna bağlı olarak da ön sorun olarak incelenecek bağımsız bir dava olmayan geçersizlik hususunun kesinliğe etkisi olmadığı şeklindedir ki kanaatimizce burada ulaşılan sonuç da hukuka uygun değildir. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından yine örnek vermek gerekirse, işe iade hususunda arabulucuya gitmiş ve arabuluculuk görüşmesi anlaşma ile sonuçlanmış işçinin, iradesinin fesada uğratıldığını iddia edip arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini ve işe iadesini veya geçersizliğin nedenlerini açıkladıktan sonra arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini istemeden doğrudan işe iadesine karar verilmesini istediği bir davada, mahkeme iptal/geçersizlik hususunu ister ön sorun olarak değerlendirmiş, isterse iptal/geçersizlik hususu ile işe iadeyi ayrı iki dava olarak niteleyip iki ayrı hüküm kurmuş olsun, bölge adliye mahkemelerinin işe iadeye dair verecekleri kararlar tür itibarıyla temyizi kabil kararlardan olmadığı için bu kararın Yargıtay tarafından incelenemeyeceği yönündedir. Keza konu işe iade değil de alacak ise bu defa da temyiz edenin sıfatına göre bakılması gereken ret veya kabul miktarı temyiz sınırının altında ise temyiz incelemesinin miktar bakımından kesinlik nedeniyle yapılamayacağı yönündedir.</p>

<p>Yukarıda birkaç kez izah edildiği üzere, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan hususlarda söz konusu anlaşma tutanağı açılacak bağımsız bir davada iptal ettirilip kararın kesinleşmesi sağlanmadan dava açılamaz. Davanın bağımsız iptal davası olarak açılması hâlinde verilecek karar tür itibarıyla temyize tâbi olduğu gibi bir miktar söz konusu olmadığı için miktar bakımından kesinliğe de takılmayacak ve her hâlde temyizen incelenmesi mümkün olacaktır. Bizce birlikte dava açılması yine yukarıda izah ettiğimiz üzere mümkün olmamakla birlikte bir an için mümkün olduğunu düşündüğümüzde de tek başına iptal davası iken temyizi kabil olan bir kararın yanına ilave bir dava geldi diye temyizi kabil olmaktan çıktığını düşünmenin hukuki ve mantıki bir dayanağı da bulunmamaktadır.</p>

<p>Yine yukarıda izah edildiği üzere, birlikte açılan davalarda iptal/geçersizlik hususunun ayrı bir dava olmayıp diğer davada çözümlenmesi gereken ön sorun olduğu görüşüne katılmamız ve temyiz/kesinlik meselesine bu gözle bakmamız mümkün değildir.</p>

<p>Kabul ettiğimiz görüşün, müstakil açılacak iptal davasının yıllar sonra kesinleşeceği gerçeği karşısında, işçinin bu zaman zarfında alacaklarının zamanaşımına uğrama riski ile alacağına oldukça geç kavuşma riskini barındırması hususunda gelmesi muhtemel eleştiriler bakımından da konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda vardır. Öncelikle açık ve kesin bir kanun hükmünün uygulanmasından sosyal kaygılarla imtina edilemez. Diğer taraftan dava açmanın kanunen yasak olduğu dönem bakımından dava zamanaşımının işlemeye devam ettiği de işin mahiyeti gereği düşünülemez. Kaldı ki 6098 sayılı Kanun'un 153 üncü maddesinin birinci fıkrasının (6) ncı bendi de bu konu bakımından değerlendirilmeli ve tartışılmalıdır.</p>

<p>Son olarak değinilmesi gereken bir husus da, 6100 sayılı Kanun'un 208 inci maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir.” hükmüdür. Buradaki düzenleme “bunu aynı mahkemede ön sorun olarak ileri sürebileceği gibi” ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, görülmekte olan bir davada taraflardan birisi tarafından sunulan delil niteliğindeki belgeye ilişkin olup ilâm niteliğindeki belgelerden sayılan ve dava açma engeli teşkil eden arabuluculuk anlaşma tutanağının bu kapsamda değerlendirilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Çünkü birisi dava açılmasına engel teşkil etmeyen ama davanın sonucunu etkileyebilecek bir delilken, diğeri doğrudan doğruya davanın açılmasına kanunen engel olan ilâm niteliğinde bir belgedir. Mahiyeti gereği de açılmış bir davada sonradan ileri sürülmesinden ziyade dava açılırken başlangıçta davacı tarafından getirilmesi beklenir. Aynı zamanda bu düzenleme sadece sahtecilik (imza inkârı) iddiasına ilişkin olup irade fesadı iddiasını ve diğer hususları kapsamaz. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un bu hükmü karşısında özel hüküm olduğu tartışmasız olan 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının varlığı karşısında uygulanma imkânı yoktur ve anılan madde hükmü nedeniyle arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline ilişkin davanın müstakil bir dava olarak açılması zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak toparlamak gerekirse;<br />
6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasındaki açık hüküm nedeniyle, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan konularda sahtecilik, irade fesadı veya arabuluculuk sürecinde usulsüzlük iddiasında bulunarak dava açmak isteyen kimse; öncelikle müstakil bir arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali davası açmalı, eğer tutanağın iptaline karar verilir ve bu karar kesinleşirse ancak bu kesinleşmeden sonra arabuluculuk anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılabilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği doğrudan açılmış bir alacak veya işe iade davasında ön sorun olarak değerlendirilemez.<br />
Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile buna bağlı olarak işe iade veya alacak talepli iki dava, dava yığılması şeklinde birlikte açılamaz ve görülemez. Birlikte açılan davalar bakımından hukuki vasıflandırma adı altında veya başka bir yöntemle iptal istemli dava diğer davanın ön sorunu olarak nitelendirilemez.<br />
Birlikte açılan davalarda duruma göre işe iade veya alacak davası tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmeli ve bu talep bakımından dava tarihi itibarıyla 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali/geçersizliği hususu, bağlantılı diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olamayacağından, her ne şekilde açılırsa ve her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, sadece arabuluculuk tutanağının iptali istemli bağımsız bir dava kabul edilmesi gereken talep nedeniyle verilecek her türlü karara karşı her durumda temyiz yolunun açık olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk görüşmesi sonrasında anlaşmaya varılamadığına dair düzenlenmiş tutanak eklenerek açılan davada aynı talepler bakımından daha önce arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin yargılama esnasında ortaya çıkması durumunda 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasının dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir. Bu durum dava dilekçesinde açıklanıp anlaşma tutanağının iptali istendikten sonra anlaşmaya varılamadığına dair tutanağa bağlı olarak talepte bulunulmuş olması hâlinde ise iptal istemi tefrik edilip ayrı bir esasa kayıtla davaya devam olunmalı, diğer dava ise yine aynı şekilde yukarıdaki gerekçeyle usulden reddolunmalıdır.</p>

<p>Usulüne uygun şekilde bağımsız olarak açılacak iptal davasının görülmesi süresince zamanaşımı süresinin durduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Somut olay özelinde ise, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının varlığına rağmen sanki bu belge yokmuş gibi anlaşma tutanağına konu edilen ve anlaşma ile sonuçlanan hususlarda da bu belgeden hiç bahsetmeden açılan alacak davasında, davalı tarafın söz konusu belgeyi sunması sonrasında öne sürülen ve özü itibarıyla irade fesadı kapsamında olup ispatta edilemeyen itirazların bu davada değerlendirilemeyeceği, ayrı müstakil bir iptal davasına konu edilmelerinde zorunluluk bulunduğu, şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle aksi yöndeki sayın çoğunluk görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-202411418-e-202415980-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 08:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="49414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/6197 E., 2025/7421 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256197-e-20257421-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256197-e-20257421-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 06.10.2025 tarihli, 2025/6197 E., 2025/7421 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6197 E., 2025/7421 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2437 E., 2025/1400 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: Bursa 12. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/605 E., 2024/178 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... (... Şirketi) vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 21.04.2014-20.05.2019 tarihleri arasında ...( ...) alt işveren şirketleri olan diğer davalı Şirketlerde harita şefi- takograf başı olarak, 8.000,00 TL ücret ile yemek, servis ve benzeri haklarla çalıştığını, 20.05.2019 tarihinde, "Yeni yatırım alamadık, çalışma sona erdi." denilerek iş sözleşmesine son verildiğini, ... tarafından işine son verilirken birtakım evraklar imzalaması gerektiğinin söylendiğini, 31.07.2019 tarihinde 20.518,00 TL "arabuluculuk ile anlaşılan tutar" açıklaması ile hesabına para gelince durumu anladığını, arabuluculuk görüşmesi yapılmadığını, müvekkilinin arabulucuyu görmediğini, çıkış belgeleri arasında muhasebeci tarafından arabuluculuk tutanağının imzalatıldığını ileri sürerek arabuluculuk tutanağının iptali ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ...(...), ... (...), ... (...) vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davacının 20.05.2019 tarihinde arabulucuya başvurduğunu, kendisi ile anlaşma sağlandığını, anlaşılan tutarın kendisine ödendiğini, bu davayı açmakta hukuki yararı bulunmadığını, davacının müvekkili Şirketlerin çalışanı olmadığını, ... ile ... personeli olduğunu, müvekkili Şirketler sözleşmenin tarafı olmadığından fesih ile gündeme gelebilecek alacaklardan sorumlu olmadıklarını, arabuluculuk tutanağı kapsamında davacıya hak etmiş olduğu kıdem ve ihbar tazminatlarının ödendiğini, müvekkili Şirketler nezdinde başkaca alacağı bulunmadığını, davacının 07.11.2017 tarihli kendi imzasını taşıyan istifa dilekçesi bulunduğunu, müvekkili Şirketlerde kural olarak fazla çalışma yapılmadığını, nadiren de olsa fazla çalışma yapılması durumunda karşılığının bordroya yansıtıldığını, bordroların imzalı olduğunu, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil günlerinde çalışma olmadığını, davacının yıllık ücretli izin alacağı bulunmadığını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürlüğü vekili cevap dilekçesinde; davacının imzalamış olduğu ihtiyari arabuluculuk tutanağı ile anlaşmaya varıldığını, dava konusu alacaklardan müvekkilinin sorumlu tutulabilmesinin mümkün olmadığını, davacının ... ile ... iş oraklığının alt yüklenicisi olan ... ile ... bünyesinde çalıştığını savunarak davanın husumetten reddini istemiştir.</p>

<p>3. Davalı ... (...) vekili cevap dilekçesinde; arabuluculuğa konu edilen alacaklar bakımından dava açılamayacağını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını, davanın husumetten reddi gerektiğini, davacının fazla çalışma, hafta tatili, yıllık ücretli izin ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunmadığını, davacının yaptığı fazla çalışmaların kayıt altına alındığını, karşılıklarının ödendiğini, ücret bordrolarının imzalı olduğunu, davacının kıdem tazminatı hakkının bulunmadığını, ihbar öneli verildiğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>4. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; arabuluculuk görüşmesinde taraflar arasında anlaşma sağlandığını, ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının usule uygun hazırlandığını, davacı tarafın kendi iradesi ile tutanağı imzaladığını, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde taraflarca dava açılamayacağını, dava açılmasında hukuki yarar bulunmadığını, zamanaşımı def'inde bulunduklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>5. Davalı ..., süresinde cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; arabuluculuk tutanağında taraf olarak gösterilen ... yetkililerinin tutanakta imzalarının bulunmadığı, diğer taraf temsilcilerinin ise ad soyadlarının belirtilmediği, ayrıca tutanakta açıkça toplantının nerede ve hangi saatte yapıldığının belirtilmediği, davacı vekilinin müvekkilinin iradesinin fesada uğratıldığı iddiasının usulüne uygun delillerle ispatlandığı, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 39. maddesi gereğince davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, bu hâli ile taraflar arasında yapılan davaya konu 14.05.2019 tarihli, 2019/49800 sayılı ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçersizliğinin tespiti ile iptaline karar verilmesi gerektiği, davacının bünyesinde çalıştığı ... farklı projelerde farklı asıl işverene veya asıl işverenlere/adi ortaklıklara hizmet verdiği, davacının da bu farklı projelerde çalıştığı, bu kapsamda son olarak organik bağ bulunduğu belirtilen ... çalıştığı, hizmet süresinin 21.04.2014-17.05.2019 tarihleri arasında toplam 5 yıl 26 gün olduğu, TCDD İşletmesi Genel Müdürlüğünün ihale makamı olduğu ve bu davalı bakımından davanın reddi gerektiği, dinlenen tanıkların kayıt dışı ödemenin varlığını doğruladığı, emsal ücret yazı cevapları ve tanık anlatımlarının davacının iddiasını doğruladığı, davacının 364,06 TL günlük brüt ücret, 372,73 TL günlük brüt giydirilmiş ücret ile çalıştığı, davacının iş sözleşmesinin tazminata hak kazanılacak şekilde sona erdiği konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, davacının yıllık ücretli izin alacağının olduğu, imzalı bordroların bulunduğu dönemlerin hesaplamadan dışlandığı, davacının tanık beyanlarına göre hesaplanan fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili ve davalı ... vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesinin isabetli olduğu, davacının davalı işyerinde çalışmakta iken iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedilerek ayrılışının Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) Kod 04 (işveren tarafından haklı neden bildirilmeden fesih) olarak bildirildiği ve davacıya kısmi kıdem ve ihbar tazminatı ödendiği, davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazandığı, davacının hizmet süresi nazara alındığında 70 günlük yıllık ücretli izin hakkı bulunduğu, bu iznin kullanıldığı ya da ücretinin ödendiğinin usulünce kanıtlanamadığı, Mahkemece verilen kararın yerinde olduğu, davalı tarafından sunulan ücret bordroları, dinlenen taraf tanıkların beyanları dikkate alındığında, davacının ara dinlenmeler ve tahakkuk bulunan aylar düşüldükten sonra haftalık 45 saatin üzerinde dönem dönem değişen sürelerle fazla çalışma yaptığı, bir kısım ulusal bayram genel tatil günlerinde ve hafta tatili günlerinde çalıştığının anlaşıldığı, davalı işverenin bu çalışmaların karşılığının ödendiğini kanıtlayamadığı gerekçesiyle davalı ... ve davalı ... istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde;<br />
1. İhtiyari arabuluculukta anlaşma sağlandığını, davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, usulüne uygun düzenlenen son tutanağın tarafların özgür iradeleri ile imzalandığını,<br />
2. Müvekkili Şirketin, davacının ...çalışma süresinden sorumlu tutulmasının hukuka aykırı olduğunu,<br />
3. Giydirilmiş ücret hesabının hatalı olduğunu,<br />
4. Davacının kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanmadığını,<br />
5. Davacının fazla çalışma ve hafta tatili ücreti alacağının bulunmadığını,<br />
6. Ulusal bayram ve genel tatil ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğunu,<br />
7. Yıllık ücretli izin alacağının hüküm altına alınmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığı, davalı ... davacının dava dışı ...çalışmasından sorumlu olup olmadığı, davacının kıdem ve ihbar tazminatlarına hak kazanıp kazanmadığı, ücret ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ile yıllık ücretli izin alacaklarının ispatı ve hesaplanmasına ilişkindir.<br />
Davalı ... davacının dava dışı ... geçen çalışmasından sorumlu olup olmadığı hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmaktadır.<br />
... veya holdingler bünyesinde yer alan çalışmalar açısından; çalışma hayatında işçinin sigorta kayıtlarında yer alan işverenin dışında grubun başka şirketlerine hizmet verdiği, yine işçinin bilgisi dışında birbiri ile bağlantısı olan bu Şirketler tarafından sürekli giriş çıkışlarının yapıldığı sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Sadece şirketler arasında organik bağdan söz edilerek işçilik alacaklarından aralarında bağlantı bulunan işverenlerin birlikte sorumluluğuna gidilmesi veya birden fazla şirkette geçen çalışmalar için sadece bir şirketin sorumluluğunun yeterli görülmesi mümkün değildir. Belirtmek gerekir ki aynı gruba ait olan şirketlerin aralarında organik bağ bulunması olağandır. İşçilik alacaklarının belirlenmesi noktasında, kural olarak aynı gruba ya da holdinge bağlı farklı tüzel kişiliği haiz şirketlerde geçen hizmetlerin birleştirilmesi mümkün olmaz. Bu gibi durumlarda işçilik alacaklarının hesabında, hizmetlerin değerlendirilmesi ve işverenlerin sorumluluklarının belirlenmesi için şirketler/işverenler arasında işyeri devri, iş sözleşmesi devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi veya birlikte istihdam olgularının bulunup bulunmadığının somut olarak belirlenmesi gerekir.<br />
Tüzel kişiler arasında sadece organik bağ bulunması, çalışma döneminin tamamına ilişkin alacaklardan işçinin çalışmış olduğu her bir tüzel kişinin müteselsilen sorumlu olması sonucunu doğurmaz. Zira sadece organik bağın varlığı tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir.<br />
Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilinin 21.04.2014 tarihinde ... alt işverenleri olan ... harita şefi topograf başı olarak çalışmaya başladığını, 29.12.2015 tarihinde çıkışının yapılarak 30.12.2015 tarihinde ..., ..., ... ve ... giriş çıkış yapılarak çalışmasının sürekli ve hiç ara vermeden devam ettiğini, 20.05.2019 tarihinde "Yeni yatırım alamadık, çalışma durduruldu." denilerek müvekkilinin iş sözleşmesine son verildiğini iddia etmiştir. SGK kayıtlarına göre davacının 30.01.2013-13.03.2014, 21.04.2014-29.12.2015, 30.12.2015-28.02.2017, 01.03.2017-21.11.2017 tarihleri arasında ... Şirketinde, 22.11.2017-17.05.2019 tarihleri arasında dava dışı ... çalıştığı anlaşılmıştır. İlk Derece Mahkemesince Şirketler arasında organik bağ bulunduğu gerekçesi ile davacının ... geçen çalışmasından da davalı ... sorumlu tutulmuş ise de bu kabul şekli hatalıdır.</p>

<p>Dairemiz uygulamasına göre aralarında organik bağ bulunan işverenler arasında birlikte işverenlik, işyeri devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi gibi bir hukuki ilişki varsa birlikte sorumluluk söz konusu olabilir. Bunun dışında tüzel kişilik perdesinin arkasına sığınmanın hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilebileceği gibi bir durum bulunmadıkça salt organik bağdan hareketle işçi işveren ilişkisinin kabul edilmesi doğru olmaz. Dava dilekçesinde ... ile ... Şirketi arasında organik bağ bulunduğu iddiasında da bulunulmamıştır. Birlikte işverenlik, işyeri devri, asıl işveren alt işveren ilişkisi gibi bir hukuki ilişkinin ispatlanmadığı somut davada, davalı ..., davacının dava dışı ...çalışma dönemlerinden kaynaklanan işçilik alacaklarından sorumluluğu bulunmadığından, davalı ... yazılı şekilde sorumluluğuna hükmedilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. Davacının talebi ile bağlı kalınarak, davacı işçinin sadece davalı ... nezdinde sigortalı olarak çalıştığı dönemler olan 21.04.2014-29.12.2015, 30.12.2015-28.02.2017, 01.03.2017-21.11.2017 tarihleri arasındaki çalışmaları yönünden davalı ... sorumluluğu bulunduğu kabul edilmek suretiyle dava konusu alacaklar bakımından bir değerlendirme yapılarak karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,<br />
2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,<br />
Bozma sebebine göre davalı ... vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine şimdilik yer olmadığına,<br />
Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,<br />
Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
06.10.2025 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış işçilik alacaklarının anlaşma tutanağına rağmen dava konusu edilip edilemeyeceği ve edilebilecekse bunun koşulları uyuşmazlık konusudur.</p>

<p>Bu hususa ilişkin olarak mevzuat hükümleri incelendiğinde karşımıza çıkan hükümler, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'na (6325 sayılı Kanun) 7036 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile eklenen ve 4. fıkra bakımından 7445 sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 35. maddesiyle değiştirilen 18/4-5 hükümleridir.</p>

<p>6325 sayılı Kanun'un 18/4 hükmüne göre "Kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun, ticari uyuşmazlıklar bakımından ise avukatlar ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge sayılır."<br />
Aynı Kanun'un 18/5 hükmü ise "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." şeklindedir.</p>

<p>Yukarıya alınan maddelerin gerekçesi ise sırasıyla;<br />
"6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen dördüncü fıkra ile, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge sayılacağı hükme bağlanmaktadır. Bu düzenleme yapılırken 19.03.1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 'Uzlaşma sağlama' başlıklı 35/A maddesi dikkate alınmaktadır. Zira bu maddede 'Avukatlar dava açılmadan veya dava açılmış olup da henüz duruşma başlamadan önce kendilerine intikal eden iş ve davalarda, tarafların kendi iradeleriyle istem sonucu elde edebilecekleri konulara inhisar etmek kaydıyla, müvekkilleriyle birlikte karşı tarafı uzlaşmaya davet edebilirler. Karşı taraf bu davete icabet eder ve uzlaşma sağlanırsa, uzlaşma konusunu, yerini, tarihini, karşılıklı yerine getirmeleri gereken hususları içeren tutanak, avukatlar ile müvekkilleri tarafından birlikte imza altına alınır. Bu tutanaklar 09.06.1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi anlamında ilâm niteliğindedir.' hükmü yer almaktadır."</p>

<p>"6325 sayılı Kanunun 18 inci maddesine eklenen beşinci fıkra ile, arabulucu huzurunda anlaşılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı hüküm altına alınmaktadır. Anlaşılan hususların bilahare dava edilemeyeceği dikkate alındığında arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında 'anlaşılan hususların' net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır. Örneğin işçi ve işveren tarafı kıdem ve ihbar tazminatı ile fazla mesai ücreti konusunda anlaştıklarında arabulucunun bu kalemleri ayrıca ve açıkça tutanağa bağlamasında fayda görülmektedir. Anlaşma tutanağının içeriğinden 'anlaşılan hususlar' net bir şekilde görülebilmeli ve bilahare dava açma yasağına tâbi olan bu hususlar tereddüde yer vermeyecek şekilde açıkça tespit edilebilmelidir." şeklindedir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının ilâm niteliğinde belge kabul edilmesi, "Anlaşılan hususlarda taraflarca dava açılamaz." şeklindeki hüküm, 18. maddenin 4 ve 5. fıkralarının gerekçesi ve 6325 sayılı Kanun'un TBMM’de 07.06.2012 tarihinde kabul edilen ilk metninde yer almayan 18. maddenin 4 ve 5. fıkralarının görülen ihtiyaç ve lüzum üzerine yaklaşık beş yıl sonra çıkarılan 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 24. maddesiyle Kanun'a eklenmiş olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, kanun koyucunun açık iradesinin arabulucu önünde konuşulup anlaşma tutanağına bağlanan hususların, arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini yitirmeden hiçbir şartta dava konusu edilmesine müsade etmemek olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır.<br />
Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağındaki imzanın sahteliğinin veya taraflardan birisinin iradesinin fesada uğratılmış olduğunun veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığının tespiti durumunda, anlaşma tutanağının iptal edilmesi mümkündür ve iptal kararının kesinleşmesi ile birlikte yukarıda değinilen dava açma yasağı ortadan kalkacağından iptal edilen anlaşma tutanağındaki hususlar dava konusu edilebilecektir.<br />
Anlaşma tutanağının sahteliği veya irade fesadı ile sakatlığı veya arabuluculuk görüşmesinin usulüne uygun yapılmadığı iddiası, doğrudan doğruya açılacak bir alacak veya işe iade davasında görülmesi mümkün bir ön sorun mudur yoksa işe iade veya alacak davasından önce ve bağımsız bir dava olarak açılması zorunlu mudur sorusunun cevabı uyuşmazlığın özüne tekabül etmektedir.</p>

<p>Kanun'un "Anlaşılan hususlarda dava açılamaz." şeklindeki net ve emredici hükmü ile aynı doğrultudaki gerekçesi ve anlaşma tutanağını ilâm niteliğindeki belgelerden sayan yaklaşımı karşısında, dava açma yasağı ortadan kalkmadan yani arabuluculuk tutanağı iptal edilip bu karar kesinleşmeden anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılması mümkün olmadığından, bu hususun doğrudan doğruya açılacak işe iade veya alacak davası içerisinde ön sorun olarak tartışılıp karara bağlanmasına yasal olanak bulunmamaktadır. Kanunun açık hükmünün olduğu yerde yorum veya işçi lehine yorum gibi argümanlarla açık kanun hükmü boşa çıkarılamaz. Bu aşamada hemen belirtmek gerekir ki, eğer 6325 sayılı Kanun ilk çıkarıldığı hâliyle kalsaydı yani yaklaşık beş yıl sonra 7036 sayılı Kanun'un 24. maddesi ile 18. maddeye eklenen 5. fıkra olmasaydı hiç kuşkusuz arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerli olup olmadığı ilgisine göre açılacak işe iade veya alacak davasında ön sorun olarak incelenebilirdi. Ancak açıkça belli ki kanun koyucu tam da bu olasılığı engellemek için bilinçli bir tercihle yukarıda değinilen ek maddeyi 6325 sayılı Kanun'a monte etmiştir. Kanun koyucunun iradesi ve kanun hükmü bu kadar açıkken bu yasal değişiklik yapılmamış gibi davranmaya devam etmenin de izahı yoktur.</p>

<p>Bu hususta bir diğer görüş de iptal davasının ön sorun olarak ele alınamayacağını benimseyip müstakil dava niteliğini kabul etmekle birlikte, anlaşma tutanağının iptali davası ile duruma göre anlaşma tutanağının konusunu oluşturan işe iade veya alacak davasının birlikte açılabileceği ancak bu durumda müstakil iki davanın varlığı nedeniyle her ikisi bakımından da (işin doğası gereği önce iptal davası ile ilgili karar verilecektir) ayrı ayrı hüküm kurmak gerektiği şeklindedir ki, bu görüşe de katılmak mümkün değildir. Şöyle ki yukarıda da izah olunduğu üzere anlaşma tutanağının hukuken varlığını sürdürdüğü herhangi bir zaman dilimi içerisinde kanundan kaynaklanan dava açma yasağı nedeniyle anlaşma tutanağının konusu olan hususların dava konusu edilmesi mümkün değildir. İlgili kanun hükmü bu durumu açıkça ve yoruma imkan bırakmayacak netlikte düzenlemiştir. Meseleyi bir örnek üzerinden açıklamak gerekirse örneğin, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanmış kıdem tazminatı bakımından, hem arabuluculuk anlaşma tutanağının irade fesadı nedeniyle iptali ve hem de bakiye kıdem tazminatının tahsili talepli davada, anlaşma tutanağının konusu kıdem tazminatının dava edildiği tarih nedir? Hiç kuşkusuz anlaşma tutanağının iptalinin istendiği tarihtir. Peki bu tarih itibarıyla arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçersiz midir? Yine hiç kuşkusuz henüz iptal edilip bu yöndeki karar kesinleşmediği için arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliliğini devam ettirmektedir. Peki arabuluculuk anlaşma tutanağı hukuken geçerliyken anlaşma tutanağına konu husus dava konusu edilebilir mi? 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmündeki açık ve kesin emredici düzenleme nedeniyle edilemez.<br />
Meselenin tartışılması gereken bir diğer yönü de davanın miktarı veya türü bakımından kesinlik hususudur.</p>

<p>Bu hususta da iki farklı görüş ortaya çıkmış olup Dairemizin çoğunluk görüşü, iptal davası ile duruma göre işe iade veya alacak davası birlikte açılmış ve mahkemenin de iptal istemi ve sonrasındaki dava bakımından ayrı ayrı hüküm kurduğu hâl ile arabuluculuk anlaşma tutanağının neden geçersiz olduğunu izahla birlikte ayrıca iptal talebinde bulunulmayan ve doğrudan işe iade veya alacak talep edilen davalarda, mahkemenin arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği iddiasını ön sorun olarak inceleyip bu yönde hüküm fıkrası kurmadan doğrudan diğer taleple ilgili karar verdiği durumda, arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği hususunun bağımsız bir dava olmayıp diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olduğu, buna bağlı olarak da ön sorun olarak incelenecek bağımsız bir dava olmayan geçersizlik hususunun kesinliğe etkisi olmadığı şeklindedir ki kanaatimizce burada ulaşılan sonuçta hukuka uygun değildir. Konunun daha iyi anlaşılması bakımından yine örnek vermek gerekirse, işe iade hususunda arabulucuya gitmiş ve arabuluculuk görüşmesi anlaşma ile sonuçlanmış işçinin, iradesinin fesada uğratıldığını iddia edip arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini ve işe iadesini veya geçersizliğin nedenlerini açıkladıktan sonra arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini istemeden doğrudan işe iadesine karar verilmesini istediği bir davada, mahkeme iptal/geçersizlik hususunu ister ön sorun olarak değerlendirmiş isterse iptal/geçersizlik hususu ile işe iadeyi ayrı iki dava olarak niteleyip iki ayrı hüküm kurmuş olsun, bölge adliye mahkemelerinin işe iadeye dair verecekleri kararlar tür itibarıyla temyizi kabil kararlardan olmadığı için bu kararın Yargıtay tarafından incelenemeyeceği yönündedir. Keza konu işe iade değilde alacak ise bu defada temyiz edenin sıfatına göre bakılması gereken ret veya kabul miktarı temyiz sınırının altında ise temyiz incelemesinin miktar bakımından kesinlik nedeniyle yapılamayacağı yönündedir.</p>

<p>Yukarıda birkaç kez izah edildiği üzere arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan hususlarda söz konusu anlaşma tutanağı açılacak bağımsız bir davada iptal ettirilip kararın kesinleşmesi sağlanmadan dava açılamaz. Davanın bağımsız iptal davası olarak açılması hâlinde verilecek karar tür itibarıyla temyize tâbi olduğu gibi bir miktar söz konusu olmadığı için miktar bakımından kesinliğe de takılmayacak ve her hâlde temyizen incelenmesi mümkün olacaktır. Bizce birlikte dava açılması yine yukarıda izah ettiğimiz üzere mümkün olmamakla birlikte bir an için mümkün olduğunu düşündüğümüzde de tek başına iptal davası iken temyizi kabil olan bir kararın yanına ilave bir dava geldi diye temyizi kabil olmaktan çıktığını düşünmenin hukuki ve mantıki bir dayanağı da bulunmamaktadır.<br />
Yine yukarıda izah edildiği üzere birlikte açılan davalarda iptal/geçersizlik hususunun ayrı bir dava olmayıp diğer davada çözümlenmesi gereken ön sorun olduğu görüşüne katılmamız ve temyiz/kesinlik meselesine bu gözle bakmamız mümkün değildir.</p>

<p>Kabul ettiğimiz görüşün, müstakil açılacak iptal davasının yıllar sonra kesinleşeceği gerçeği karşısında, işçinin bu zaman zarfında alacaklarının zamanaşımına uğrama riski ile alacağına oldukça geç kavuşma riskini barındırması hususunda gelmesi muhtemel eleştiriler bakımından da konunun açıklığa kavuşturulmasında fayda vardır. Öncelikle açık ve kesin bir kanun hükmünün uygulanmasından sosyal kaygılarla imtina edilemez. Diğer taraftan dava açmanın kanunen yasak olduğu dönem bakımından dava zaman aşımının işlemeye devam ettiği de işin mahiyeti gereği düşünülemez; kaldı ki 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 153/6 hükmü de bu konu bakımından değerlendirilmeli ve tartışılmalıdır.</p>

<p>Son olarak değinilmesi gereken bir husus da 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 208/3 hükmündeki "Bir belgenin sahteliğini iddia eden kimse, bunu aynı mahkemede ön sorun şeklinde ileri sürebileceği gibi, bu konuda ayrı bir dava da açabilir." hükmüdür. Buradaki düzenleme "bunu aynı mahkemede ön sorun olarak ileri sürebileceği gibi" ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere görülmekte olan bir davada taraflardan birisi tarafından sunulan delil niteliğindeki belgeye ilişkin olup, ilâm niteliğindeki belgelerden sayılan ve dava açma engeli teşkil eden arabuluculuk anlaşma tutanağının bu kapsamda değerlendirilmesi kanaatimizce mümkün değildir. Çünkü birisi dava açılmasına engel teşkil etmeyen ama davanın sonucunu etkileyebilecek bir delilken, diğeri doğrudan doğruya davanın açılmasına kanunen engel olan ilâm niteliğinde bir belgedir. Mahiyeti gereği de açılmış bir davada sonradan ileri sürülmesinden ziyade dava açılırken başlangıçta davacı tarafından getirilmesi beklenir. Aynı zamanda bu düzenleme sadece sahtecilik (imza inkarı) iddiasına ilişkin olup irade fesadı iddiasını ve diğer hususları kapsamaz. Diğer taraftan 6100 sayılı Kanun'un bu hükmü karşısında özel hüküm olduğu tartışmasız olan 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmünün varlığı karşısında uygulanma imkânı yoktur ve anılan madde hükmü nedeniyle arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline ilişkin davanın müstakil bir dava olarak açılması zorunludur.</p>

<p>Sonuç olarak toparlamak gerekirse;<br />
6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmündeki açık hüküm nedeniyle, arabuluculuk anlaşma tutanağına bağlanan konularda sahtecilik, irade fesadı veya arabuluculuk sürecinde usulsüzlük iddiasında bulunarak dava açmak isteyen kimse öncelikle müstakil bir arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali davası açmalı, eğer tutanağın iptaline karar verilir ve bu karar kesinleşirse ancak bu kesinleşmeden sonra arabuluculuk anlaşma tutanağına konu hususlarda dava açılabilmelidir.<br />
Arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliği doğrudan açılmış bir alacak veya işe iade davasında ön sorun olarak değerlendirilemez.<br />
Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali ile buna bağlı olarak işe iade veya alacak talepli iki dava, dava yığılması şeklinde birlikte açılamaz ve görülemez. Birlikte açılan davalar bakımından hukuki vasıflandırma adı altında veya başka bir yöntemle iptal istemli dava diğer davanın ön sorunu olarak nitelendirilemez.<br />
Birlikte açılan davalarda duruma göre işe iade veya alacak davası tefrik edilerek ayrı bir esasa kaydedilmeli ve bu talep bakımından dava tarihi itibarıyla 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmünün dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma tutanağının iptali/geçersizliği hususu, bağlantılı diğer davada değerlendirilmesi gereken ön sorun olamayacağından, her ne şekilde açılırsa ve her ne şekilde sonuçlanırsa sonuçlansın, sadece arabuluculuk tutanağının iptali istemli bağımsız bir dava kabul edilmesi gereken talep nedeniyle verilecek her türlü karara karşı her durumda temyiz yolunun açık olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk görüşmesi sonrasında anlaşmaya varılamadığına dair düzenlenmiş tutanak eklenerek açılan davada aynı talepler bakımından daha önce arabuluculuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin yargılama esnasında ortaya çıkması durumunda 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmünün dava açılmasına izin vermemesi gerekçe gösterilerek usulden ret kararı verilmelidir. Bu durum dava dilekçesinde açıklanıp anlaşma tutanağının iptali istendikten sonra anlaşmaya varılamadığına dair tutanağa bağlı olarak talepte bulunulmuş olması hâlinde ise iptal istemi tefrik edilip ayrı bir esasa kayıtla davaya devam olunmalı diğer dava ise yine aynı şekilde yukarıdaki gerekçeyle usulden reddolunmalıdır.</p>

<p>Usulüne uygun şekilde bağımsız olarak açılacak iptal davasının görülmesi süresince zamanaşımı süresinin durduğu kabul edilmelidir.<br />
Şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle, arabuluculuk tutanağının iptali ile alacak istemli davanın birlikte açılıp görülebileceğini kabul eden Sayın Çoğunluk görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20256197-e-20257421-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="27026"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/8763 E., 2024/10645 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 04.07.2024 tarihli, 2024/8763 E., 2024/10645 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/8763 E., 2024/10645 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 34. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/237 E., 2024/779 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 31. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/683 E., 2023/519 K.<br />
MAHKEMESİ : Ankara 12. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/10 E., 2023/21 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali ve işe iade davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
1. Davacı vekili asıl dava dilekçesinde; davacının, davalı işyerinde resepsiyon görevlisi olarak 02.01.2018 tarihinden iş sözleşmesinin haksız olarak feshedildiği 19.12.2022 tarihine kadar çalıştığını, müvekkilin iş sözleşmesinin oldu bittiye getirilmek suretiyle ve planlı bir şekilde otele davet edilen bir arabulucu aracı kılınarak işverenin talepleri doğrultusunda düzenlenen arabuluculuk tutanağı ile feshedildiğini, iş sözleşmesini sonlandırma işleminin müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshini içeren ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Davacı vekili birleşen dava dilekçesinde; davacının iş sözleşmesinin 19.12.2022 tarihinde haksız ve usulsüz olarak feshedildiğini, daha önceden ayarlanan bir arabulucu ile sanki gerçek anlamda ortada taraflar arasında uzlaşarak yapılan iradi bir iş sözleşmesi feshi söz konusuymuş gibi tutanak hazırlatılıp davacıya imzalattırıldığını, iş sözleşmesi sonlandırma işleminin hem müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını hem de sözleşmesinin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, somut davanın, bağlantılı olan Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı vekili asıl davaya cevap dilekçesinde; davacının, arabuluculuk sürecini iyiniyet kurallarına aykırı şekilde reddetmesini makul bulmanın mümkün olmadığını, bütün hesapları bizzat onaylayan ve haklarını bilen davacının arabuluculuk sürecine ilişkin iddialarını kabul etmediklerini, usulüne uygun olarak yapılan arabuluculuk süreci neticesinde tarafların ... iradeleriyle anlaşmaya vardıklarını savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili birleşen davaya cevap dilekçesinde; ihtiyari arabuluculuk yoluyla aralarındaki iş ilişkisini anlaşma ile sona erdirdiklerini, söz konusu arabuluculuk dosyasının davacının işe iade davasından doğabilecek haklarını da kapsadığını, taraflar arasında geçerli ve ilâm hükmündeki anlaşma belgesine rağmen açılan davanın başkaca bir hususun araştırılmasına dahi gerek olmadan reddine karar verilmesi gerektiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; taraflar arasında yapılan ihtiyari arabuluculuk görüşmeleri sonucunda imzalanan arabuluculuk tutanağının hata, hile ve ikrah gibi irade fesadına maruz kalınması nedeniyle imzalandığı hususunun dosya kapsamındaki delillerle ispatlanamadığı, davacının haklarını ve arabuluculuk tutanağını imzaladığında sonuçlarını bilebilecek durumda olduğu, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talebinin reddi gerektiği, davacının ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığı hususunda ispat gerçekleşmediğinden arabuluculuk müzakeresi sonucu anlaşma sağlanan işe iade talebi yönünden de davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle asıl ve birleşen davaların reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinafa başvuru dilekçesinde; davacının 02.01.2018 tarihinden iş sözleşmesinin davalı tarafından haksız olarak feshedildiği 19.12.2022 tarihine kadar görevini layıkıyla yerine getirdiğini, davalının, iş sözleşmesini haksız ve usulsüz olarak feshettiğini, davalı Şirketin sözde haksız olarak iş sözleşmesini feshettiği müvekkiline kıdem tazminatı ödediğini, davalı tarafından planlanan iş sözleşmesini sonlandırma işleminin davacının gerçek iradesini yansıtmadığını ve sözleşmenin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığından, arabuluculuk tutanağının iptali ile müvekkilinin işine iade edilmesi gerektiğini, usulüne uygun bir arabuluculuk müzakeresinin/görüşmesinin dahi yapılmadığını, başvurucu işverenin işçi işveren uyuşmazlıkları için kanunen getirilen arabuluculuk uygulamasını kanuna karşı hile yapmak suretiyle uygulattığının görüldüğünü, arabuluculuk tutanağının 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 30 vd. maddelerinde yer alan hükümler nedeniyle (arabuluculuk tutanağı korku yaratmak suretiyle imzalatıldığından) iptali gerektiğini; dolayısıyla müvekkilinin de işe iadesinin gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağına göre işçilik alacakları ile işe iade konusunda taraflarca anlaşma sağlandığı, işçinin işveren nezdinde hizmet dönemine ilişkin olarak anlaşılan kalemler hariç geçmiş dönem ücret, hafta tatili, yol ve yemek, ulusal ... ve genel tatil, prim ve ikramiye, sosyal yardım, yıllık izin, fazla çalışma, asgari geçim indirimi, kötüniyet tazminatı, haksız fesih tazminatı, ayrımcılık tazminatı, maddi ve manevi tazminat alacağı bulunmadığının belirtildiği, toplam 51.772,30 TL ödeme konusunda mutabakat sağlandığı, işçinin işe iade talebinin bulunmadığı, buna bağlı parasal haklar ile işe iade sonrası boşta geçen süre ücreti ve işe başlatmama tazminatı taleplerinin olmadığı konusunda tutanağın düzenlendiği, ihtiyari arabulucunun tutanakta belirtilen adresi ile davalı işyeri adresinin aynı olmadığı, tutanak tarihi olan 20.12.2022 tarihli işyeri kamera kayıtlarının Mahkemece incelemeye alındığı, ses detayı olmayan kayıtlarda davacı ile muhasebeci olduğu belirtilen kişinin konuştukları ve el sıkışarak işçinin ayrıldığının görüldüğü, beyanlarına başvurulan tek tanığın da arabulucu görüşmesi konusunda görgüye dayalı bilgisi bulunmadığı gözetilerek ve imzaların geçerliliği konusunda da herhangi bir iddia olmadığından davacının iradesinin fesada uğratıldığının davacı tarafça ispat edilemediği, işe iade davası yönünden de ihtiyari arabuluculukta anlaşma sağlandığı göz önüne alınarak istinaf sebeplerine itibar edilmediği gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili, istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri belirterek kararı temyiz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile birleşen işe iade davasının birlikte görülüp görülemeyeceği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi.</p>

<p>2. 6100 sayılı Kanun'un "Davaların ayrılması" kenar başlıklı 167 nci maddesi şu şekildedir:<br />
" (1) Mahkeme, yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için, birlikte açılmış veya sonradan birleştirilmiş davaların ayrılmasına, davanın her aşamasında, talep üzerine veya kendiliğinden karar verebilir. Bu durumda mahkeme, ayrılmasına karar verilen davalara bakmaya devam eder.<br />
"</p>

<p>3. 6100 sayılı Kanun'un "Bekletici sorun" kenar başlıklı 165 inci maddesi ise şöyledir:<br />
"(1) Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir."</p>

<p>4. 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun (7036 sayılı Kanun) 3 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şu şekildedir:<br />
" (1) Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade talebiyle açılan davalarda, arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.<br />
(2) Davacı, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamadığına ilişkin son tutanağın aslını veya arabulucu tarafından onaylanmış bir örneğini dava dilekçesine eklemek zorundadır. Bu zorunluluğa uyulmaması hâlinde mahkemece davacıya, son tutanağın bir haftalık kesin süre içinde mahkemeye sunulması gerektiği, aksi takdirde davanın usulden reddedileceği ihtarını içeren davetiye gönderilir. İhtarın gereği yerine getirilmez ise dava dilekçesi karşı tarafa tebliğe çıkarılmaksızın davanın usulden reddine karar verilir. Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilir."</p>

<p>5. 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nun (6325 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:<br />
"(5) (Ek: 12/10/2017-7036/24 md.) Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz."</p>

<p>6. 6098 sayılı Kanun’un 27, 30, 39 ve 420 nci maddeleri.</p>

<p>7. 7036 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, asıl dava dilekçesi ile davacının iradesinin sakatlandığını ileri sürerek iş sözleşmesinin feshini içeren ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağının iptalini talep etmiş; birleşen dava ile iş sözleşmesini sonlandırma işleminin hem müvekkilinin gerçek iradesini yansıtmadığını hem de sözleşmenin feshinde müvekkilinin herhangi bir kusurunun söz konusu olmadığını belirterek iş sözleşmesinin feshinin geçersizliğinin tespiti ile işe iadesine, dava dosyasının, Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Ankara 12. İş Mahkemesinin 10.01.2023 tarihli ve 2023/10 Esas, 2023/21 Karar sayılı kararı ile aralarında fiilî ve hukuki bağlantı bulunduğu gerekçesiyle işe iade davasının, Ankara 31. İş Mahkemesinin 2022/683 Esas sayılı davası ile birleştirilmesine karar vermiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesince davacının ihtiyari arabuluculuk sürecinde iradesinin sakatlandığı hususunda ispat gerçekleşmediği gerekçesiyle asıl davanın reddine ve arabuluculuk müzakeresi sonucu anlaşma sağlanan işe iade talebine ilişkin birleşen davanın da dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesince ise davacının iradesinin fesada uğratıldığının davacı tarafça ispat edilemediği, bu yönden somut delil ibraz edilemediği, işe iade davası yönünden de ihtiyari arabuluculukta anlaşma sağlandığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Bilindiği gibi 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasına göre arabuluculuk faaliyeti sonucunda anlaşmaya varılması hâlinde anlaşılan hususlarda dava açılamaz.</p>

<p>5. Dairemizce yapılan değerlendirmede, anlaşma belgesinin veya anlaşmaya dair son tutanağın, anlaşılan hususlarda dava açılmasının önünde hukuki bir engel oluşturduğu sonucuna varılmıştır. 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinde açıkça ve emredici şekilde, anlaşılan hususlarda dava açılamayacağı öngörüldüğünden öncelikle bu engelin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Kanun, anlaşma belgesinin varlığı karşısında bu belgede anlaşıldığı belirtilen hususlarda dava açılmasına imkân tanımamaktadır. Bu bakımdan anlaşma belgesinin iptaline karar verilmedikçe alacak yahut işe iade talebi ile açılan davaların esasına yönelik inceleme yapılması mümkün değildir. Anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri süren taraf, bu belgenin iptalini ayrı bir dava ile talep edebileceği gibi anlaşma belgesinin iptali talebini, alacak veya işe iade talebi ile aynı davada da ileri sürebilir.</p>

<p>6. Davacının dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde alacak veya işe iade talep etmesi veya dava dilekçesinde anlaşma belgesinin geçersiz olduğunu ileri sürerek netice-i talep bölümünde anlaşma belgesinin iptali ile alacak veya işe iade talep etmesi durumunda tek bir dava vardır. Anlaşma belgesinin geçersizliği iddiası, açılan davada ön sorun olarak incelenir. Mahkemece, alacak veya işe iade davası ile ilgili hükümden ayrı olarak anlaşma belgesinin iptaline ilişkin bir hüküm kurulması sonucu değiştirmez. Alacak ya da işe iade davasında, cevap dilekçesinde geçerli bir anlaşma belgesi olduğunun savunulması durumunda da bu husus, davada ön sorun olarak ele alınır. Diğer bir ifade ile davacıya anlaşma belgesinin iptaline yönelik ayrı bir dava açılması için süre verilmesine gerek bulunmamaktadır. Kesinlik hususu ön soruna göre belirlenemeyeceğinden, temyiz incelemesi sırasında işe iade davası mahiyeti itibarıyla kesin kabul edilir, alacak davasında ise miktara göre kesinlik belirlenir.</p>

<p>7. Davacı tarafından anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti ile alacak veya işe iade davası birlikte talep edilmediği veya açılan davada davalı tarafça geçerli bir anlaşma belgesinin varlığı ileri sürülmediği sürece, anlaşma belgesinin iptali hususunun, 6100 sayılı Kanun'un 163 üncü maddesi bağlamında ön sorun olarak ele alınması mümkün değildir.</p>

<p>8. Öte yandan; 25.10.2017 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7036 sayılı Kanun'un 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi gereğince 4857 sayılı İş Kanunu'nun (4857 sayılı Kanun) 20 nci maddesi uyarınca açılan fesih bildirimine itiraz davalarında verilen kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamaz. 4857 sayılı Kanun'un geçici 1 inci maddesinin dördüncü fıkrasında da İlk Derece Mahkemeleri tarafından bu Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önce verilen kararların karar tarihindeki kanun yoluna ilişkin hükümlere tâbi olduğu hususu düzenlenmiştir. Belirtilen düzenlemeler uyarınca ilk derece mahkemelerinden 25.10.2017 tarihinden sonra verilen işe iade davalarındaki kararlar hakkında bölge adliye mahkemesi kararları kesindir, bu kararlara karşı temyiz yoluna başvurulamaz. Tek başına anlaşma belgesinin iptali talebine ilişkin davalarda verilen kararlar ise Yargıtay denetimine tâbidir. Bu şekilde 25.10.2017 tarihinden sonra her iki davanın kanun yolu da birbirinden farklı hâle gelmiştir.</p>

<p>9. Her iki dava için kanunlarda yer alan düzenleme ve kanun yolları farklı olduğundan, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası ile işe iade davası ayrı ayrı açıldığında, bu davaların ayrı görülmesi ve arabulucuğun iptali davası bekletici mesele yapılarak sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><br />
10. Somut uyuşmazlıkta; davacı tarafından işe iade davası ve arabuluculuk tutanağının iptali davaları ayrı ayrı açılmış olup işe iade davasında, arabuluculuk tutanağının iptali davasının sonucunun bekletici mesele yapılması gerkirken davaların birleştirilerek görülmeleri isabetsizdir.</p>

<p>11. 6100 sayılı Kanun'un 167 nci maddesi uyarınca yargılamanın iyi bir şekilde yürütülmesini sağlamak için aralarında bağlantı bulunsa bile davaların ayrılmasına, davanın her safhasında karar verilebilir.</p>

<p>12. Hâl böyle olunca Mahkemece, birleştirilen Ankara 12. İş Mahkemesinin 2023/10 Esas sayılı işe iade dava dosyası asıl davadan tefrik edilerek yeni bir esasa kaydedilmeli ve tefrik edilen davada, arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali davası bekletici mesele yapılmalıdır. Davaların birlikte görülmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının talep hâlinde davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p><br />
04.07.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Davacı işçi, asıl dava dilekçesi ile işveren tarafından süreci başlatılan ihtiyari arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma tutanağının gerçek iradesini yansıtmaması nedeniyle iptalini istemiş, daha sonra birleşen dava ile işveren tarafından yapılan feshin geçersizliğinin tespitine ve işe iadesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda asıl dava ile birleşen davanın reddine karar verilmiş, kararın davacı tarafından istinafı üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Karar davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>7036 sayılı Kanun’un 11 inci maddesi ile 4857 sayılı Kanun’un 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasında yapılan değişiklikle bölge adliye mahkemelerinin işe iade davalarına ilişkin verdiği kararlar kesin olup temyiz edilemez. Hangi gerekçe ile olursa olsun işe iade davası sonucu verilen karar kesin olduğuna göre, işe iadeye ilişkin anlaşma tutanağının geçersizliğinin tespitine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın da kesin olduğu kabul edilmelidir. Öncelikle temyiz isteğinin kesinlik nedeniyle reddi gerekirdi.</p>

<p>Diğer yandan, 6100 sayılı Kanun’un 106 ncı maddesinin ikinci fıkrasına göre kanunda belirtilen durumlar dışında tespit davası açan davacı, dava açmakta hukuken korunmaya değer güncel bir yararının bulunduğunu açıkça ortaya koymak zorundadır. Bu nedenle diğer davalarda aranan hukuki yarar yanında tespit davası açan davacının, kendisi için söz konusu olan tehlike veya tereddütlü durumun ortaya çıkaracağı zararın ancak tespit davası ile giderilebileceğini ispat etmesi gerekir. Şayet davacı, kendisini tehdit eden tehlikenin tespit davası ile giderilebileceğini ispat ederse hukuki yararının varlığından söz edilebilir. Tespit davası ile elde edilecek hukuki koruma başka bir yolla veya başka bir davayla sağlanabiliyorsa bu konuda tespit davası açmakta hukuki yarar bulunmamaktadır. Bir dava içerisinde iddia veya savunma olarak ileri sürülebilecek hususlar da tespit davasının konusu olamaz (... Pekcanıtez, Pekcanıtez Usûl, İstanbul, On Beşinci Baskı, 2018, s. 976-977).</p>

<p>Arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline yönelik dava niteliği itibarıyla bir tespit davasıdır. Bu dava ile borçlar hukuku sözleşmesi niteliğindeki anlaşmanın geçersizliğinin tespiti istenmektedir. Her tespit davasında olduğu gibi burada da davacı söz konusu davayı açmakta güncel hukuki yararının varlığını ortaya koymak durumundadır.</p>

<p>Anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespiti işe iade davasında ön sorun olarak incelenebildiğine göre tespit davası ile elde edilecek hukuki korumanın başka bir yol veya dava ile sağlanabildiği açıktır. Bu durumda davacının anlaşma belgesinin iptali istemiyle ayrı bir dava açmasında güncel hukuki yararının varlığından söz edilemez. Bir an güncel hukuki yararının bulunduğu kabul edilse bile birleşen işe iade davasında da arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliği ileri sürüldüğüne göre artık arabuluculuk anlaşma belgesinin geçersizliğinin tespitinde güncel hukuki yarar kalmadığı gibi derdestlik dava şartı sorunu da ortaya çıkacaktır. Bu nedenle arabuluculuk anlaşma belgesinin iptaline ilişkin açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden reddedilmesi gerekir.<br />
Son olarak 6100 sayılı Kanun’un 168 inci maddesinin son fıkrası uyarınca birleştirme ve ayırma hususundaki kararlar tek başına bozma sebebi teşkil etmez.</p>

<p>Yukarıda açıklanan sebeplerle sayın çoğunluğun kararın kesin olmadığı yönündeki görüşüne ve bozma gerekçesine katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20248763-e-202410645-k-sayili-karari-1</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="87296"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/2722 E., 2025/4874 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20252722-e-20254874-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20252722-e-20254874-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 27.05.2025 tarihli, 2025/2722 E., 2025/4874 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2722 E., 2025/4874 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 33. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2977 E., 2025/92 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 42. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/540 E., 2024/496 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 28.07.2006-08.03.2023 tarihleri arasında aralıksız olarak davalılardan ... International Anonim Şirketi'ne (...) ait işyerinde, alt işveren olan diğer davalı Şirket nezdinde çalıştığını, iş sözleşmesinin 08.03.2023 tarihinde emeklilik sebebiyle feshedildiğini ve işçilik alacaklarının ödenmemesi üzerine açtığı davada davalı ... tarafından 27.12.2021 tarihli 2023/348420 dosya numaralı arabuluculuk anlaşma tutanağı, ilk tutanak ve son tutanak sunduğunu, söz konusu arabuluculuk tutanağının usulüne uygun düzenlenmediğini, davacının herhangi bir şekilde arabulucuyla bir araya gelmediğini, sadece telefonla aranarak haklarını alıp almadığının sorulduğunu, zira müvekkilinin o tarihten sonra da çalışmaya devam ettiğini ve çalışmasının kesintisiz olduğunu, ihale bitiminde işe devam edebilmek için tüm işçilere bir takım evrak imzalatıldığını, kendisinin de önüne konulan tüm evrakı imzalamak zorunda kaldığını, ancak anlaşma tutanağı ya da son tutanak imzaladığını bilmediğini, davacının ihale bitiminde çalışmaya devam edebilmek için iptalini talep ettikleri 27.12.2021 tarihli arabuluculuk anlaşma ve son tutanağını imzalamak zorunda kaldığını, anlaşma ve son tutanağın, müvekkilinin çalıştığı sırada 27.12.2021 tarihinde imzalatılmışsa da davalı nezdinde çalışmaya devam ettiğini, iş sözleşmesi 08.03.2023 tarihinde sona erdiğinden işten atılma baskı ve korkutmasının kalktığı tarihten bir yıllık yasal süresi içinde anlaşma tutanağının iptali için işbu davayı açtıklarını belirterek, 27.12.2021 tarihli ve 2021/348420 Dosya numaralı arabuluculuk tutanağı ve son tutanağın iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; davanın süresinden sonra açıldığını, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun yürütüldüğünü, davacının aksi yöndeki iddialarının gerçeği yansıtmadığını, arabuluculuk tutanağının niteliği itibarıyla bir sözleşme olduğunu ve irade fesadı iddiasının iki yıl sonra ileri sürülmesinin kabul edilmez olduğunu ileri sürerek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Davalı ... (... Şirketi) vekili cevap dilekçesinde; davanın yetkisiz mahkemede açıldığını ve yetki itirazında bulunduklarını, müvekkili Şirketin kurumsal bir yapıda olduğunu ve çalışanlarını hiç bir şekilde mağdur etmediğini, bu bağlamda arabuluculuk sürecinin de kanuna ve usule uygun yürütüldüğünü, davacının sürecin usulsüz olduğu yönündeki iddiasının gerçeği yansıtmadığını, davacının çalışma süresi ile tazminatının ödenmesi için arabulucu aracılığı ile davacınını tüm hak ve ücretleri tarafların anlaşması ile nihayete erdirildiğini ve arabulucu anlaşma son tutanağında belirlenen bedelin davacıya ödendiğini, davanın haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu beyanla davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının buluşması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerektiği, karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsamasının zorunlu olmadığı, kıdem tazminatı ve ihbar tazminatının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebileceği, arabuluculuk faaliyeti sonunda elde edilen ilâm niteliğindeki anlaşma belgesi maddi anlamda kesin hüküm olmadığından, tarafların kesin hükümsüzlük, aşırı yararlanma, yanılma, aldatma, korkutma, sahtelik iddiası gibi hâllerde anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri sürmesinin mümkün olduğu, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'nda (6325 sayılı Kanun) da arabulucunun tarafların her biri ile ayrı ayrı veya birlikte görüşebileceği ve iletişim kurabileceğinin ifade edildiği, bu bağlamda arabulucunun taraflarla aynı fiziki ortamda görüşmesi şeklinde bir zorunluluk öngörülmediği, mevzuatta arabuluculuk faaliyetinin hangi iletişim araçlarıyla gerçekleştirilebileceğine yönelik bir sınırlama bulunmadığı, salt telefonla görüşme yapılmış olmasının faaliyetin usulüne uygun olmadığı şeklinde değerlendirilemeyeceği, somut olayda, davacının arabulucu tarafından arandığı ve arabulucuyla telefonda görüşme yaptığının davacı tarafından da kabul edildiği, her ne kadar davacı işe devam etmek için imzalamak zorunda kaldığını iddia etmişse de tanık anlatımlarından bir kısım işçilerin evrakı imzaladığı bir kısım işçilerin imzalamadığı, görüşme sırasında baskı olmadığını davalı ve davacı tanıklarının beyan ettiği, irade fesadı iddiasının davacı tarafından usulüne uygun olarak ispat edilemediği gerekçeleriyle davanın reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararının davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2024/10147 Esas, 2024/13332 Karar sayılı ilâmında da açıkca vurgulandığı üzere ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla düzenlenen son tutanağın veya anlaşma belgesinin, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında öngörülen bir belge anlamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, somut uyuşmazlıkta; taraflar arasında ihtiyari arabuluculuk görüşmesi yapılmış ise de tutanak tarihinde davacının iş sözleşmesinin sona ermediği ve çalışmasının devam ettiği, bu nedenle anlaşma belgesinde yer alan, sözleşmenin sona ermesine bağlı olan kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık ücretli izin alacağı yönünden taraflar arasında bir uyuşmazlık çıktığından söz edilemeyeceği, bu durumda gerçekte bir fesih söz konusu olmadığı hâlde işçiye ihbar ve kıdem tazminatı adı altında bir ödemenin arabulucu önünde yapılan anlaşma ile kararlaştırılmış olmasının, ödemenin avans niteliğini ortadan kaldırmayacağı, aynı şekilde iş sözleşmesi sona ermediği hâlde yıllık ücretli izin hakkının arabuluculuk anlaşma belgesi ile paraya tahvil edilmesinin de kabul edilemez olduğu, öte yandan tutanakta yer alan diğer ücret alacakları yönünden de arabuluculuk süreci başlamadan önce taraflar arasında uyuşmazlık bulunduğuna yönelik dosyada herhangi bir delil mevcut olmadığı, açıklanan sebeplerle davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle davacı tarafın istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü ortadan kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
Davalı ... Şirketi vekili temyiz başvurusunda;</p>

<p>1. Taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmesinin iradi bir şekilde yürütüldüğünü, davacının arabuluculuk görüşmesine telekonferans yolu ile uzaktan katılım sağladığını ve tutanağın kendisine posta yolu ile tevdii edildiğini, davacının kabul etmemesi hâlinde işten çıkarılabileceği beyanının çelişkili olup müvekkili davalı nezdinde uzun yıllar boyu çalışmış olan davacının işçilik alacakları için dava açmasının mümkün olduğunu,</p>

<p>2. Müvekkili Şirketle anlaşma yoluna gitmeyen işçiler de olduğunu, söz konusu çalışanlara herhangi bir yaptırım uygulanmadığını, tanık anlatımlarından bir kısım işçilerin imzaladığı bir kısım işçilerin imzalamadığı, görüşme sırasında baskı olmadığının sübut bulduğunu,</p>

<p>3. Davacı tarafın arabuluculuk anlaşmasının iptaline yönelik iddialarının mesnetsiz ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, her türlü alacak hakkı ile kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti, hafta tatili çalışma ücreti, ücret/maaş alacağı, asgari geçim indirimi alacağı, yıllık izin ücreti alacağı bakımından toplamda 21.302,08 TL'nin tarafına ödenmesini arabuluculuk görüşmesinde kabul ettiğini ve söz konusu tutarın davacıya banka kanalıyla ödendiğini</p>

<p>4. Konuya ilişkin emsal içtihatta davacının iddiaların soyut olmasından ve sahteliği ispat olununcaya kadar geçerli ilâm niteliğinde belge olduğundan dolayı arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilemeyeceğinden bahsedildiğini,</p>

<p>5. Davanın kabulü yönündeki kararın haksız ve dayanaksız olduğunu beyan etmiş ve inceleme sırasında resen gözetilmesi gereken diğer nedenlerle kararın bozulması gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının 6325 sayılı Kanun'un 18. maddesi bağlamında geçerli olup olmadığı noktasındadır.<br />
Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalılardan ... Şirketi vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>VI. KARAR</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20252722-e-20254874-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="82734"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2025/1656 E., 2025/4292 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20251656-e-20254292-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20251656-e-20254292-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2025 tarihli, 2025/1656 E., 2025/4292 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/1656 E., 2025/4292 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/3069 E., 2024/3367 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Alanya 3. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/266 E., 2023/364 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 22.06.2014-14.06.2022 tarihleri arasında davalı işyerinde fasılasız çalıştığını, 14.06.2022 tarihinde işten çıkartıldığını, davalı tarafından 14.06.2022 tarihinde işyerinde denetim olduğu ve müvekkilinin eksik evraklarının olduğu, bunları imzalaması gerektiği belirtilerek iş yerine çağrıldığını, müvekkiline içeriklerini bilmediği bir kısım evraklar imzalatıldığını ve aynı gün müvekkilinin işine son verildiğini, aynı gün davalı tarafından işyerine çağrıldığını, işten kendi isteğiyle istifa etmiş gibi arabulucuya gidip imza atmak zorunda bırakıldığını, müvekkilinin arabulucuyu görmeden, müzakerede bulunulmadan, işveren tarafından hazırlanan ihtiyari arabuluculuk tutanağını imzaladığını, tutanakta belirtilen tutarın ödenmediğini belirterek 2022/59723 numaralı ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının talep etmiş olduğu alacakların zamanaşımına uğradığını, davacının iş sözleşmesinin davalı Şirket yetkilisine karşı 14.06.2022 tarihinde yapmış olduğu ağır hakaretlerden ötürü (43) çıkış kodu ile haklı nedenle sonlandırıldığını, davacıyla ihtiyari arabuluculuk tutanağı imzalandığını, tutanakta yazılı bedelin davacıya ödendiğini belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, davacı tarafından arabuluculuk tutanağının sahteliği konusunda bir iddianın ileri sürülmediği, dava dilekçesinde her ne kadar davalı tarafça irade fesadına uğratılarak ihtiyari arabuluculukta anlaşmaya zorlandığı iddiasında bulunmuş ise de bu iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesi ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili temyiz dilekçesinde;<br />
1. İhtiyari arabuluculuk tutanağının usulüne uygun düzenlenmediğini,</p>

<p>2. İhtiyari arabuluculuk tutanağında müvekkilinin hem istifa ettiğinin yazılı olduğunu hem de kıdem ve ihbar tazminatının ödendiğinin yazılı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkindir.</p>

<p>1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Ülkemizde hukuk uyuşmazlıklarında alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak arabuluculuk, ilk defa 07.06.2012 tarihli ve 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (6325 sayılı Kanun) ile kabul edilmiştir. Daha sonra başta 12.10.2017 tarihli ve 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu (7036 sayılı Kanun) olmak üzere bazı kanunlarla arabuluculuk, dava şartı hâline getirilmiştir.<br />
Arabuluculuk, 6325 sayılı Kanun'un 2/1-(b) hükmünde, "Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini ..." olarak tanımlanmıştır. Uyuşmazlık ise tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri çıkar aykırılığından doğan ve özel hukuktan kaynaklanan her türlü anlaşmazlıktır.</p>

<p>Arabuluculuk süreci sonunda düzenlenen anlaşma belgesi maddi hukuka ilişkin bir borçlar hukuku sözleşmesidir (.., .. .. .., “ İş Uyuşmazlıklarına İlişkin İbra Hükmü İçeren Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Arabuluculuğa Elverişlilik Bakımından Değerlendirilmesi”, Çalışma ve Toplum, 2018/3, s. 1497; .. ..., "Arabuluculuk Anlaşma Belgesinin Borçlar Hukuku Açısından Değerlendirilmesi", Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, Y.9, S.11, Aralık 2021, s.66-67; ... .., “Arabuluculuk Faaliyeti Sonucunda Anlaşılan Hususlarda Dava Açma Yasağı ve Sonuçları”, DEÜHFD, C.20, S.2, s.16). Söz konusu belgede taraflar dışındaki bir üçüncü kişinin imzasının bulunması ve hatta bu belgenin mahkemece şerh verilebilir nitelikte olması, belgenin maddi hukuk sözleşmesi olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Tarafların ehliyeti, sözleşmenin konusunun emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, genel ahlâka, kişilik haklarına aykırı olmaması, irade beyanlarının sağlıklı olması gibi diğer tüm sözleşmeler bakımından aranan geçerlilik şartlarının, arabuluculuk sonunda düzenlenen anlaşma belgesi bakımından da aranması, bu durumun bir sonucudur (.. .. .., "Arabuluculuk Faaliyeti Sonunda Varılan Anlaşmanın Hukuki Niteliği", .. Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, 2019/1, 344).<br />
Öğretide de arabuluculuk anlaşma belgesi, arabuluculuk faaliyeti sonucunda uyuşmazlığın taraflarınca varılan anlaşmanın yazılı hâle getirildiği, taraflar ( ya da yasal veya iradi temsilcileri) ve arabulucu tarafından imzalanması sonucunda tamamlanan bir sözleşme olarak tanımlanmaktadır.</p>

<p>Borçlar hukuku sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinde bulunması gereken esaslı unsurlardan ilki, bu anlaşmaya arabuluculuk faaliyeti sonucunda ulaşılmış olmasıdır (Badur, s. 59). Tarafların kendi aralarında gerçekleşen bir müzakere veya görüşme sonucunda anlaşmaya varılması üzerine anlaşma belgesinin arabulucu tarafından imzalanması hâlinde kanuna uygun bir arabuluculuk faaliyetinden söz edilemez. Keza arabuluculuk faaliyeti sürecin başından sonuna kadar bizzat arabulucu tarafından yürütülmelidir. Anlaşmanın arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşmiş olması, tek bir aşamayı değil arabulucuya başvuru ve arabulucunun seçiminden faaliyetin sona ermesine kadarki tüm süreci ifade eder. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygunluğu, sürecin tamamında mevcut olmalıdır. Kanuna uygun biçimde yürütülen arabuluculuk faaliyetinin sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin varlığı hâlinde ilk koşul gerçekleşmiş kabul edilmelidir. İşçinin arabuluculuk faaliyetinin hiç gerçekleşmediği veya usulüne uygun olarak gerçekleştirilmediği yönündeki iddiası, bu ilke ve esaslar ile birlikte somut olayın özellikleri dikkate alınarak titizlikle araştırılmalıdır. Arabuluculuk faaliyetinin kanuna uygun olarak yürütülmediği sonucuna varıldığı takdirde arabuluculuk faaliyeti sonucunda gerçekleşen bir anlaşmadan söz edilemez. Bu hâlde anlaşma belgesinin iptaline karar verilmelidir.</p>

<p>Arabuluculuk faaliyeti sonucunda düzenlenen anlaşma belgesinin ikinci esaslı unsuru tarafların anlaşmasıdır. 6325 sayılı Kanun'un 18/1 hükmüne göre arabuluculuk faaliyeti sonunda varılan anlaşmanın kapsamı taraflarca belirlenir; anlaşma belgesi düzenlenmesi hâlinde bu belge taraflar ve arabulucu tarafından imzalanır. Kanun'un 17/2 hükmünde ise arabuluculuk faaliyeti sonunda tarafların anlaştıkları, anlaşamadıkları veya arabuluculuk faaliyetinin nasıl sonuçlandığının bir tutanak ile belgelendirileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>Tarafların hangi konularda, hangi ölçüde ve koşulda anlaştıklarının anlaşma belgesinden veya son tutanaktan tespit edilebilmesi gerekir. Aksi takdirde 6325 sayılı Kanun'un 18/4 hükmünün uygulanabilir olması mümkün değildir. Söz konusu hükümde, kanunlarda icra edilebilirlik şerhi alınmasının zorunlu kılındığı hâller hariç, taraflar ve avukatları ile arabulucunun birlikte imzaladıkları anlaşma belgesinin, icra edilebilirlik şerhi aranmaksızın ilâm niteliğinde belge olduğu ifade edilmektedir. Aynı maddenin beşinci fıkrasında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı vurgulanmıştır.</p>

<p>Her iki düzenleme, arabuluculuk faaliyeti sonucunda varılan anlaşmanın asgari unsurlarının tespit edilebilir olmasını zorunlu kılmaktadır. 6325 sayılı Kanun'un 18. maddesinin gerekçesinde de "... arabulucu tarafından düzenlenecek ve taraflar ve varsa temsilcileri veya avukatları tarafından imzalanacak anlaşma tutanağında 'anlaşılan hususların' net bir şekilde ortaya konulmasında zorunluluk bulunmaktadır." denilerek anlaşmanın açık ve net olması gerekliliği vurgulanmıştır.<br />
Bu bakımdan anlaşılan hususlarda dava açılamayacağına ilişkin kural, mahkemeye erişim hakkını sınırlayıcı bir düzenleme olduğundan, dar yorumlanmalıdır. Anlaşma belgesinden, anlaşılan hususların açık ve net bir şekilde belirlenememesi hâlinde, arabuluculuk faaliyetinin anlaşma ile sona ermediği kabul edilmelidir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki maddi hukuk sözleşmesi olan arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerliliği için uyuşmazlığın taraflarının uyuşmazlığın çözümüne dair karşılıklı ve birbirlerine uygun irade beyanlarının buluşması ve bu anlaşmayı yazılı bir hâle getirme yönündeki karşılıklı istekleri gerekir. Şüphesiz karşılıklı irade beyanlarının uyuşmazlığın tamamını kapsaması zorunlu değildir (Badur, s. 59). Kıdem tazminatı ve ihbar tazminatının uyuşmazlık konusu olduğu bir durumda, sadece kıdem tazminatının konu edildiği bir anlaşma belgesi düzenlenebilir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda elde edilen ilâm niteliğindeki anlaşma belgesi maddi anlamda kesin hüküm olmadığından, tarafların kesin hükümsüzlük, aşırı yararlanma, yanılma, aldatma, korkutma, sahtelik iddiası gibi hâllerde anlaşma belgesinin geçersizliğini ileri sürmesi mümkündür (Akkan, s. 22-23). İrade fesadı iddiasıyla arabuluculuk anlaşma belgesinin iptalinin talep edilmesi hâlinde, yanılma ve aldatmanın öğrenildiği, korkutmanın ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıl içinde iptal iradesinin ileri sürülmesi gerektiği gözden kaçırılmamalıdır.</p>

<p>Anlaşma belgesinin geçerliliği bakımından gerçekleşmesi gereken üçüncü ve son koşul şekildir. Arabuluculuk sonucunda varılan anlaşmanın geçerliliği, anlaşma belgesinin düzenlenmesi hâlinde imza dışında herhangi bir şekil kuralına tâbi kılınmamıştır. Bununla birlikte varılan anlaşmanın, arabuluculuk anlaşma belgesi olarak nitelenebilmesi için, 6325 sayılı Kanun'da belirtilen şekil kuralına uyulması gereklidir. Buna göre arabuluculuk sonucunda ortaya çıkan anlaşma tutanağında (belgesinde), arabulucunun ve tarafların imzasının bulunması zorunludur. Arabulucunun imzasının bulunmadığı tutanak, arabuluculuk anlaşma tutanağı değil ancak taraflar arasında genel hükümlere göre düzenlenmiş bir adi yazılı sözleşme niteliğinde olacaktır. Böyle bir anlaşma belgesi, icra edilebilirlik şerhi verilmesine konu edilemez (Hıdır Kırkıcı, “İş Uyuşmazlıklarında Dava Şartı Arabuluculuk ve Arabuluculuk Tutanakları", İzmir Barosu Dergisi, Mayıs 2020, 309).</p>

<p>Dairemize intikal eden dosyalardan, taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmamasına rağmen, işverence başlatılan arabuluculuk süreci sonunda anlaşma belgesi düzenlenmesi şeklinde bir uygulamaya sıklıkla başvurulduğu anlaşılmaktadır. 6325 sayılı Kanun'un 1. maddesinde arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun ön koşuludur. Ortada somut bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde ihtiyari arabuluculuk yoluyla düzenlenen son tutanağın veya anlaşma belgesinin, 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmünde öngörülen bir belge anlamında değerlendirilmesi mümkün değildir.</p>

<p>Taraflar arasında 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmü kapsamında bir anlaşmanın varlığından söz edebilmek için ise öncelikle bir uyuşmazlığın ortaya çıkmış olması ve bundan sonra arabulucuya başvurulmuş olması gerekmektedir. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünde de ifade edildiği üzere tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için, taraflardan birinin diğer tarafa karşı alacak, tazminat ve işe iade gibi bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir.</p>

<p>Örneğin; henüz iş sözleşmesinin sona ermediği durumda, taraflar arasında kıdem tazminatına ilişkin bir uyuşmazlık bulunmadığından, kıdem tazminatına ilişkin 6325 sayılı Kanun anlamında bir anlaşmanın varlığından da söz edilemez ( Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.02.2022, 2021/12911 Esas ve 2022/1387 Karar sayılı kararı). Yine işçinin fazla çalışma alacağının ödenmesi yönünde bir talepte bulunmadığı ya da yapılmak istenen ödemeyi reddetmediği; bir diğer ifadeyle taraflar arasında bu konuda henüz bir uyuşmazlık çıkmadığı hâlde, başlatılan arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen son tutanak veya anlaşma belgesi de geçerli kabul edilemez.</p>

<p>Diğer yandan, 6325 sayılı Kanun'un açıkça hukuk uyuşmazlıklarının çözümü için öngördüğü bu yöntemin amacına uygun kullanılması gerekir. Bir hakkın amacına aykırı kullanılması, bütün hukuk sistemlerinde olduğu gibi 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesine göre de hakkın kötüye kullanımı niteliği taşır. Bu nedenle arabuluculuk, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi ve feshin sonuçlarına ilişkin muhasebe işlemlerinin yapılması için bir araç olarak kullanılamaz. Başka bir anlatımla; arabuluculuk sistemi, iş sözleşmesinin sona erdirilmesi veya iş sözleşmesinden doğan alacaklara ilişkin ödeme belgelerinin düzenlenmesi amacıyla kullanılacak bir yöntem değildir. Belirtmek gerekir ki ortada bir uyuşmazlık bulunmadığı hâlde, iş sözleşmesinden doğan borcun ifasına yönelik işlemlerin arabulucu önünde yapılması gerekmez. Salt ödemeyi belgelendirmek amacıyla yapılan bu uygulama, bir uyuşmazlığı çözmeye yönelik bir yöntem değil; aksine işverenin borcu ifa işlemine, arabuluculuk anlaşma belgesi niteliği kazandırmak amacıyla başvurduğu bir yöntem olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Unutulmamalıdır ki Türkiye Arabulucular Etik Kuralları'nın (Etik Kuralları) 5/6 hükmü uyarınca arabulucu da, arabuluculuk sürecinde arabuluculuktan başka bir uyuşmazlık çözüm yöntemini yürütemez. Arabuluculuk mevzuatından kaynaklanan avantajları kullanmak amacıyla herhangi bir çözüm yolunu arabuluculuk olarak adlandıramaz. Esasen arabulucunun görevi de taraflar arasında mevcut bir uyuşmazlığın bulunmasına bağlı olup, ortada 6325 sayılı Kanun'un 1/2 hükmünün anlamında somut bir uyuşmazlık yoksa arabulucu, Etik Kuralları gereğince, arabuluculuk faaliyetini sürdürmemelidir.</p>

<p>Hiç kuşkusuz arabulucu önünde yapılan anlaşmada, ibraya ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesinin uygulanması mümkün değildir. Aksi kabulde arabulucu önünde tarafların anlaşması imkânsız hâle gelir. Nitekim 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmünde arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamayacağı öngörülmüş olup, buna göre ibraya ilişkin düzenlemelerden hareketle arabuluculuk anlaşma tutanağının geçerliliği değerlendirilemez (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 07.02.2022 tarihli ve 2022/436 Esas, 2022/1380 Karar sayılı kararı).</p>

<p>Ancak bu kabul şekli, sadece usulüne uygun gerçekleştirilmiş olan bir arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen bir son tutanak veya anlaşma belgesinin varlığı hâlinde mümkündür. Çünkü ibraya ilişkin hükümlerin emrediciliği karşısında, bu hükümleri devre dışı bırakacak bir anlaşma belgesinin de Kanun'un öngördüğü kurallar çerçevesinde yürütülen arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenmiş olması gerekir. 6325 sayılı Kanun'un 18/5 hükmü kapsamında bir anlaşma söz konusu değilse, somut olayın özelliğine göre, 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesindeki koşulların veya ifaya ilişkin hükümlerin göz önünde bulundurularak sonuca gidilmesine bir engel bulunmamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut olayda, davacı ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalini talep etmiştir. İlk Derece Mahkemesi davacının iddialarını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar vermiş, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Davacının işe giriş çıkış kayıtları incelendiğinde, davalı Şirket tarafından 18.02.2022 tarihinde (03) kodu ile işten çıkışının bildirildiği, 19.02.2022 tarihinde yeniden davalı Şirkette çalışmaya başladığı ve 14.06.2022 tarihinde bu kez (43) koduyla işten çıkışının bildirildiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında bulunan ihtiyari arabuluculuk tutanağı incelendiğinde, arabuluculuk son tutanak tarihinin 18.02.2022 olduğu, davacının istifa ettiği, kıdem ve ihbar tazminatları ile bir kısım işçilik alacaklarına karşılık 20.000,00 TL'nin 22.02.2022 tarihine kadar ödeneceğinin yazılı olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Yukarıdaki açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; davacının arabuluculuk anlaşma tutanağından sonra da işyerinde çalışmaya devam ettiği, arabuluculuk tutanağının da kendi içerisinde çelişkili olduğu, arabuluculuk sürecinin 6325 sayılı Kanun hükümlerine uygun olmadığı anlaşıldığından, Mahkemece davacının ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptaline yönelik talebinin kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçeyle davanın reddine karar verilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20251656-e-20254292-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="45721"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2023/11638 E., 2024/10791 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 11.11.2024 tarihli, 2023/11638 E., 2024/10791 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/11638 E., 2024/10791 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/820 E., 2023/800 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İskenderun 1. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/443 E., 2022/716 K.</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı iş yerinde vücudunun sırt kısmına asit dökülmesi sonucu yaralandığını, iş kazasının meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu belirterek, fazlaya dair hakları saklı olmak üzere 100 TL maddi zararın tazminini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın açılmasında hukuki yarar bulunmadığını daha öncesinde arabuluculuk görüşmelerinde anlaşma sağlandığını, davacıya ödeme yapıldığını, arabuluculuk tutanağı gereği davanın usulden reddi gerektiğini, yetki ve zamanaşımı itirazında bulunduklarını, ayrıca meydana gelen olayda müvekkilinin bir kusuru bulunmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava dosyasına sunulan 2022/121019 Arabuluculuk Daire Başkanlığı dosya numaralı arabulucu anlaşma tutanağının incelenmesinde tarafların dava konusu iş kazası nedeniyle maddi ve manevi tazminat alacağı konusunda anlaştıkları, anlaşılan hususlar konusunda tarafların dava açamayacaklarının düzenlendiği, davacının Hatay 6. Noterliğinin 08.04.2022 tarih ve 13519 yevmiye numaralı ibraname ile dava konusu tazminatlar ve bir takım hak ve alacaklarından davalı iş yerini ibra ettiğine yönündeki noter huzurundaki beyanının bulunduğu ve davalı iş yeri tarafından tarafından davacının hesabına havale edilen 100.000,00 TL havale tutarına ait "İskenderun Arabuluculuk Dairesi 2022/121019 Hatay 6, Noterliği 13519 Yev" açıklamalı 08.04.2022 işlem tarihli para havalesinin gerçekleştirildiği ve davacı tarafın arabuluculuk son tutanağı ve ibranameyi inkar etmediği ve davacının iradesinin davalı tarafça fesada uğratıldığı yönünde bir iddiasının da bulunmadığı birlikte değerlendirildiğinde buna rağmen davacı tarafından açılan davada hukuki yarar bulunmadığı, hukuki yararın 6100 sayılı HMK'nın 114/1-h bendinde dava şartı olarak düzenlendiği, dava şartı noksanlığının ise aynı Kanun'un 115/2 maddesinde düzenlendiği, dava şartının hakim tarafından re'sen davanın her aşamasında değerlendirilebileceği, taraflarca da her aşamada ileri sürülebileceği, hukuki yarar dava şartının noksanlığı halinde giderilmesi mümkün dava şartları arasında bukunmadığı, buna göre eldeki dava bakımından davanın açılmasında hukuki yarar bulunması dava şartı yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın hukuki yarar, dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının maluliyetin arttığını belirttiği, tazminat alacaklarının daha fazla olduğunu ileri sürdüğü, yanıltıldığını iddia edip, ispatlamadığı, 6325 sayılı Kanun'un 18/5. fıkrasına göre, arabuluculukta anlaşılan hususlarda yeniden dava açılamayacağından mahkemece verilen kararın yerinde olduğu, istinaf sebepleri ve kamu düzeni ile sınırlı olarak yapılan değerlendirmeye göre Mahkeme kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili, iş kazası nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararının bir kısmının ihtiyari arabuluculuk yolu ile davalı şirket tarafından karşılandığı, ancak davacıda meydana gelen zarar miktarının oldukça fazla olup bakiye zarar miktarı bulunmadığı, ayrıca davalı şirket tarafından karşılanmayan zararın mevcut olduğu, ödenen miktarın ne kadarının manevi tazminat ne kadarının maddi tazminat olduğunun, ihtiyari arabuluculuk tutanağında belirtilen ödeme miktarının hangi parametrelere göre hesaplandığının belirsiz olduğunu, dolayısıyla söz konusu ihtiyari arabuluculuk tutanağının makbuz hükmünde olduğunu, davacının maluliyet açısından gelişmekte olan zarar kısmı yönünden dava şartı yokluğu söz konusu olamayacağını belirterek temyiz etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, iş kazası nedeni ile destekten yoksun kalma tazminatında, ihtiyari arabuluculuk sonunda düzenlenen tutanağın uyuşmazlığı sona erdirip erdirmediği, arabuluculuk anlaşma tutanağı nedeni ile aynı isteklerle ilgili dava açılıp açılmayacağı noktasında olup aşırı yararlanma ve irade fesadı nedeni ile arabuluculuk anlaşma tutanağının geçersizliğine ve geçersizlik halinde fark destekten yoksun kalma nedeni ile maddi ve manevi tazminatların istemine ilişkindir.<br />
İş uyuşmazlıklarında arabuluculuğun maddi hukukta yaratacağı en önemli sorun; 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nun 18/5 maddesi düzenlemesi nedeni ile “Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz” düzenlemesidir. Bu kural bir dava şartı düzenlemesi niteliğinde değildir. Zira mahkeme kararı olmadığından maddi ve şekli anlamda kesin hüküm kabul edilemez. Bu hükmün, arabuluculuk tutanağının hukuki niteliği ile birlikte Anayasa ve İş Hukukunun emredici kuralları kapsamında değerlendirilmesi gerekir. “Dava açılamaz” düzenlemesinin, Anayasa’nın ilgili hükümleri değerlendirildiğinde pek de isabetli olmadığı, aslında alacaklarla ile ilgili tarafların hak ve yükümlülüklerinin sona erdiği, dava açılabileceği, ancak anlaşmanın geçerli olması halinde anılan alacak hakkının doğmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki hükümler dikkate alındığında, devletin yargı yetkisinin mutlak egemenliğine halel getiren her düzenleme, hak arama özgürlüğünün ihlali anlamına gelir. Yargı yoluna başvuruyu dolaylı ya da doğrudan zorlaştıran veya engelleyen düzenlemeler de hak arama özgürlüğünü ihlal eder. Bu nedenle arabuluculuk faaliyeti sonunda taraflar anlaşılan konular hakkında, anlaşmanın geçerli olmadığını ileri sürerek, iptali ile hak ve alacakların yargı yolu ile hüküm altına alınmasını talep edebilmelerine engel bir durum değildir. Kanun koyucunun genel yaklaşımı karşısında HUAK.’ın 18/5 madde hükmüne mutlak şekilde bağlı kalınamayacağını savunmak güç olsa da olması gereken hukuk bakımından kanunun emredici hükümlerine uygun biçimde yapılan anlaşmalar açısından dava açılamayacağı kabul edilmelidir(Mutlay, F. B. s: 45-46. Konuya ilişkin yapılan detaylı açıklamalar için bkz. Do-ğan Yenisey Kübra, İş Hukukunun Emredici Yapısı, Beta, İstanbul 2014, 229 vd.). Kısaca dava açılamaz kuralı hükmü, iş mevzuatının emredici hükümlerine aykırı olmayan anlaşmalar için hüküm ifade eder(Ekmekçi/Özekes/Atalı. s: 142.).</p>

<p>İş hukuku açısından işçi alacaklarına mahsus olmak üzere ibraname ile ilgili ağırlaştırılmış şekil şartları getirilmiştir. Hükme göre (TBK Mad. 420 II), ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi ge-rektiği gibi buna ilişkin ödemenin hak tutarına nazaran noksansız olarak yapılması gerekmektedir. Bu hükmü, lafzına uygun olarak, ibra konusu alacağın tamamının belirtilmesi ve ayrıca bu belirtilen alacağın tamamının ödenmesi şeklinde anlamak mümkündür (Tam ifa). İşçi ve işveren arabuluculuk sürecine hiç başvurmadan, doğrudan borcu sona erdiren bir sözleşme yaptıklarında, TBK.’nın 420. maddesi gere-ğince bu sözleşme içerik itibariyle her zaman başta Anayasa açısından ol-mak üzere iş mevzuatının emredicilik yapısı ve TBK bakımından denetime tabi olabilecektir. Dolayısıyla, işçilik alacaklarının sulh sözleşmesine ya da ibra sözleşmesine veya benzeri bir sözleşmeye konu olması halinde sözleş-meler geçersiz kabul edilebilecek veya sözleşmeler olası bir davada örneğin hizmet tespit davasında delil teşkil edecektir.</p>

<p>Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesi, her şeyden önce borçlar hukuku anlamında bir sözleşmedir. Arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenecek anlaşma belgesinin konusunu, uyuşmazlığın çözümüne yönelik taraflarca benimsenen yöntemler oluşturacaktır. Bu çözüm yöntemi, bir sulh sözleşmesi şeklinde olabilecektir. Öğretide anlaşma belgesinin sulh benzeri sözleşme olarak nitelendirildiği görülmektedir. (Kıyak, .... Arabuluculuk Sonucunda Ulaşılan Anlaşma Belgesinin Hukuki Niteliği. www.taa.gov.tr. TAAD, Yıl:6, Sayı:21 (Nisan 2015) s: 532. AŞPOLAT-TUĞSAVUL, ..., Türk Hukukunda Arabuluculuk, Yetkin, Anka-ra, 2012. S: 185). Nitekim damga vergisine ne şekilde tabi olacağını genelge ile belirleyen Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’nın yazısı üzerine verdiği cevapta “Kanunun aradığı şartlarda düzenlenmesi durumunda sulh sözleşmesi olarak değerlendirilmesi” gerektiğini belirtmiştir(Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü’nün 01.11.2017 tarihli ve 86493661-19259 sayılı yazısına, Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığı’nın verdiği 09.03.2018 gün ve E. 30833 sayılı yazı. İcra edilebilirlik şerhi verilmeden resmi işlemlerde kullanılması halinde damga vergisine tabi tutulacağı da belirtilmiştir).</p>

<p>İşçinin feragat ve irade serbestini sınırlayan hükümler bu nedenle kabul edilmiştir. Bu hükümlere örnek olarak birbirini tamamlayan 4857 sayılı İş Kanunu’nun 32/5 ve 6098 sayılı TBK’nın 420. maddeleri gösterilebilir. 6098 sayılı TBK’nın 420. maddesi uyarınca;</p>

<p>"İşçinin işverenden alacağına ilişkin ibra sözleşmesinin yazılı olma-sı, ibra tarihi itibarıyla sözleşmenin sona ermesinden başlayarak en az bir aylık sürenin geçmiş bulunması, ibra konusu alacağın türünün ve miktarının açıkça belirtilmesi, ödemenin hak tutarına nazaran noksansız ve banka aracılığıyla yapılması şarttır. Bu unsurları taşımayan ibra sözleşmeleri veya ibraname kesin olarak hükümsüzdür.</p>

<p>Hakkın gerçek tutarda ödendiğini ihtiva etmeyen ibra sözleşmeleri veya ibra beyanını muhtevi diğer ödeme belgeleri, içerdikleri miktarla sınırlı olarak makbuz hükmündedir. Bu hâlde dahi, ödemelerin banka aracılığıyla yapılmış olması zorunludur.</p>

<p>İkinci ve üçüncü fıkra hükümleri, destekten yoksun kalanlar ile işçinin diğer yakınlarının isteyebilecekleri dâhil, hizmet sözleşmesinden ... bütün tazminat alacaklarına da uygulanır".</p>

<p>TBK m. 420’de düzenlenen konu belirli bir isim taşıyan sözleşme değil, işçinin haklarından vazgeçme yasağıdır. Madde işçinin alacağının vazgeçmesiyle değil, ancak ve ancak ifa ile sona erebileceğini düzenlemiştir(Ekmekçi/Özekes/Atalı. s:137.). Taraflar arasındaki bu sözleşmeye arabulucunun dahil olması, arabuluculuk faaliyetinin olması bu olguyu değiştirmez. Zira arabulucu da sonuçta sözleşmede üçüncü kişi olarak bulunmakta, sözleşmenin niteliğini değiştirmemekte ve usul sözleşmesi niteliğini vermemektedir. Belirtmek gerekir ki arabuluculuk bir yargılama faaliyet değildir. Yargılama faaliyetinin konusu olan davada sulh ve feragat, arabuluculukta geçerli olmadığı gibi arabulucu-luk faaliyeti ile iş yargılama süreci de eş değer değildir.</p>

<p>İşçi ve işverenin arabuluculuk faaliyeti sonucunda arabulucu vasıtası ile düzenlediği tutanağın (sözleşmenin) TBK’nın belirtilen kuralarına göre şekil şartlarına tabi tutulması, aşırı yararlanma, yanılma, korkutma ve aldatma durumlarda geçersizliğini ileri sürülmesi olanaklıdır. Arabuluculuk anlaşma tutanağı, kural olarak maddi hukuka ilişkin bir sözleşme olduğuna göre, şekil şartı yönünden 6325 sayılı HUAK hükümlerine tabi tutulmalı, yasadaki şekle uygun yapılmamış ise TBK. 12/2 maddesi uyarınca geçersiz kabul edilmelidir.</p>

<p>Anlaşma tutanağının tarafların iradesi esas alınarak değerlendirilmesi gerekir (TBK. 19) . Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkansız olan arabuluculuk anlaşma tutanakları hükümsüzdür(TBK. mad. 27) .</p>

<p>Gabin (aşırı yararlanma) halinde, arabuluculuk tutanağına karşı bağlı olmadığı bildirilerek alacağın tamamının tahsili veya oransızlığın giderilmesi istemi ile dava açılabilir(TBK. mad. 28). Arabuluculuk süreçlerinin işçilik alacaklarını bertaraf etme yönünde bir amaca hizmet etmesi halinde İş Hukuku çerçevesinde bulunabilecek çözümlerden biri de, anlaşma tutanağı kapsamında yapılan ödemelerin, gerçek tazminat ve alacak tutarlarına göre aşırı oransız olması halinde, anlaşmaya varılan hususlarda dava açılabileceğinin kabulüdür(Çil, .... Dava Şartı Olarak Arabuluculuk. s:49).</p>

<p>Anlaşma tutanağı; yanılma (hata, TBK. mad. 30 vd , Ki, TBK. mad. 31/1.5 “Yanılanın, gerçekte üstlenmek istediğinden önemli ölçüde fazla bir edim için veya gerçekte istediğinden önemli ölçüde az bir karşı edim için iradesini açıklamışsa, bunun esaslı bir yanılma olduğunu kabul etmiştir. Kısaca gabin hali-ni yanılma olarak belirtmiştir), aldatma (TBK. 36.) ve korkutma (TBK. 37) hallerinde imzalanmış ise geçersizliği ileri sürülebilir.</p>

<p>6098 sayılı TBK’nın 39. maddesine göre “Yanılma veya aldatma sebebiyle ya da korkutulma sonucunda sözleşme yapan taraf, yanılma veya aldatmayı öğrendiği ya da korkutmanın etkisinin ortadan kalktığı andan başlayarak bir yıl içinde sözleşme ile bağlı olmadığını bildirmez veya verdiği şeyi geri istemezse, sözleşmeyi onamış sayılır.</p>

<p>Taraflar arasındaki ihtiyari arabuluculuk tutanağı, maddi anlamda bir sulh sözleşmesi olup, yukarda belirtilen yasal emredici kurallar kapsamında incelenmesi gerekir. Bu tutanağın özellikle aşırı yararlanma kapsamında geçersizliği ileri sürüldüğüne göre maddi tazminat yönünden kusur ve destek zararı hesaplanmalı, anlaşma ile hüküm altına alınanların ödenip ödenmediği araştırılmalı, gabin ve aşırı yararlanmanın gerçekleşip gerçekleşmediği üzerinde durulmalı sonucuna göre hüküm kurulmalıdır. İhtiyari arabuluculuk tutanağının yukarıda açıklanan maddi ve hukuki olgular kapsamında geçerliliği değerlendirilmeden, 6285 sayılı HUAK'ın 18/5 maddesi uyarınca ilam niteliğinde olduğu ve dava açılamayacağı gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi hatalıdır. Dairemizin 02.05.2023 tarih ve 2021/2800 Esas-2023/4645 Karar, 17.09.2024 tarih 2023/6024 Esas 2024/8622 Karar sayılı ve 12.09.2024 tarihli 2023/2864 Esas 2024/8516 Karar ilamları da bu yöndedir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>11.11.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-202311638-e-202410791-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="89932"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/7540 E., 2024/12307 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247540-e-202412307-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247540-e-202412307-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 23.09.2024 tarihli, 2024/7540 E., 2024/12307 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/7540 E., 2024/12307 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/2986 E., 2024/729 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 54. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/974 E., 2022/199 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki arabuluculuk tutanağının iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı asıl tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı asıl tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; emekli Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ve lisanslı uçak bakım teknisyeni olarak sosyal güvenlik destek primi dâhil olmak üzere net 7.500.00 TL ücretle 1 yıl 9 ay davalı Üniversitenin Sivil Havacılık Meslek Yüksek Okulunda pratik uygulama eğitmeni olarak çalıştığını, üst üste iki kez yapılan fasılasız ve nizasız süreli sözleşmelerle süresize dönüşmüş olan iş sözleşmesinin 30.06.2020 tarihinde sona erdiği gerekçesiyle işten çıkarma yasağının olduğu dönemde iş sözleşmesine son verildiğini, yasal haklarını koruyabilmek için işe iade talebiyle dava şartı arabuluculuğa başvurduğunu, 14.07.2020 tarihinde saat 17.00'de yapılan taraflar arasındaki toplantıda işe iade konusunun şaibesiz bir şekilde görüşülerek karara bağlanmadığını, işe iade konusunun diğer alacaklar arasında fark edilmeyecek şekilde geçiştirildiğini, bu konuda herhangi bir uzlaşmaya varılmadığını, feragat ve ibra niteliğindeki tutanağı önceden bilgilendirme yapılmaksızın sehven imzaladığını, tutanaktaki eksik bilgilendirmeler, mevzuata aykırılıklar ve davalı işveren vekilleri tarafından uygulanan aşırı yararlanma nedeniyle hak kaybına uğradığını, son tutanakta gereğinden fazla açıklama yapılarak kişisel verilerin gizliliği ilkesinin ihlal edildiğini, arabuluculuk toplantısında işveren vekillerinin arabulucunun konuşmasına izin vermeden odaya girer girmez kendisini tekrar işe başlatacakmış gibi tavır takındıklarını, işe iadenin kabulü sonucunda tarafların ayrı ayrı 2.250,00 TL ödeyeceklerini söyleyerek karmaşa yarattıklarını, kendisinin bu miktara itiraz etmesi üzerine teklifleri olan 38.500,00 TL'yi kabul etmeye zorladıklarını, sonradan öğrendiği üzere tarafların anlaşması hâlinde arabulucuya 630,00 TL ödediklerini, işe iade davası açmasının engellendiğini, arabuluculuk tutanağında 38.537,41 TL'nin hangi alacak kalemlerine ilişkin ödendiğinin belirli olmadığını, arabuluculuk tutanağından görülebileceği üzere işe iade talebinin net bir şekilde yazılı olarak karara bağlanmadığını, eksik bilgilendirme olduğunu, aşırı yararlanma bulunduğunu, tutanağın ibra/feragat niteliğinde olduğunu, eksik görüşme, talep edilenlerle yapılan ödemeler arasında orantısızlık bulunduğunu, tutanak içeriğinin belirsiz olduğunu ve tam olarak anlaşılamadığını, kişisel verilerin gizliliğinin ihlal edildiğini, çalışma saati bitiminde uygun olmayan saatte görüşmenin gerçekleştiğini, tutanakta “Taraflarca dava açılamaz.” ve “Taraflarca imzalanmış arabuluculuk tutanağı mahkeme kararı gibi ilâm niteliğindedir.” hususlarının yazılı olmadığını, işveren toplantıda kendisini iki avukatla temsil ettirmesine rağmen tutanakta sadece bir avukatın imzası bulunduğunu, arabulucunun işinde yeni olduğunu ve davalı işveren vekillerinin bu durumu lehlerine çevirdiğini, bu konuda ... Bakanlığına şikâyet başvurusu yaptığını ve süregelen soruşturmanın bulunduğunu, ibra niteliğinde bir arabuluculuk tutanağı düzenlendiğini belirterek 14.07.2020 tarihli arabuluculuk uzlaşma tutanağının iptaline, arabuluculuk tutanağında miktarı yazılı olan ve işveren tarafından daha önce ödenmiş olan miktarın işçilik alacaklarından mahsup edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; dava şartı arabuluculuk anlaşma belgesinin iptali talepli tespit davasının işçilik alacakları istemli alacak davası ile birlikte açılamayacağını, arabuluculukta anlaşılan hususlar hakkında dava açılamayacağından davanın hukuki yarar yokluğundan reddi gerektiğini, arabuluculuk neticesinde tarafların ortak ve serbest iradeleriyle anlaşma tutanağının düzenlendiğini, davacının arabuluculuk aşamasında işe iade talebinde bulunduğunu, devamında davacıya bu talebinin davalı işveren tarafından kabul edilmeyeceğinin bildirildiğini, bunun üzerine davacının işe iade talebinden vazgeçtiğini, devamında davacının bir kâğıda yazılı toplam miktar üzerinden alacak talebinde bulunduğunu, bu talepte münferit olarak hangi miktarı hangi alacak için istediğini belirtmediğini, Üniversitenin davacı ile ilgili ileride herhangi bir dava veya takiple karşılaşmamak adına davacının tüm işçilik alacaklarına yönelik ödeme yapılması ve bu işçilik alacaklarına yönelik dava ve takip ortaya konulmaması karşılığında davacı tarafa karşı bir teklifte bulunulduğunu, davacının mesleği ve deneyimi itibarıyla işe iade ve alacak ... ile bu kapsamda yapılan arabuluculuk anlaşmasının ne anlama geldiğini ayırt edebilecek konum ve bilgide olduğunu, ayrıca davacının arabuluculuk görüşmesinde avukat bir arkadaşından telefonla yardım aldığını ve bunun üzerine 38.537,41 TL ödemeyi kabul ettiğini, bu doğrultuda arabulucu tarafından anlaşma tutanağının düzenlendiğini, anılan tutarın davacının hesabına yatırıldığını, yapılan müzakereler sonucu arabuluculuk ücretinin tamamının davalı Üniversite tarafından ödendiğini, fiil ehliyetsizliği, kısıtlılık hâlleri dışında irade fesadına dayalı iddiaların somut ve kesin delillerle ortaya konulması gerekliğini, davacının soyut iddiaları dışında herhangi bir somut ve kesin delil bulunmadığını, arabuluculuk görüşmesinin mevzuata uygun şekilde, her iki tarafa da gerekli bilgilendirmelerin yapılarak gerçekleştirildiğini, davacının istediği zamanda görüşmeleri iradi olarak sonlandırma hakkının bulunduğunu ancak görüşmeleri sürdürdüğünü ve tarafların anlaştıklarını, sonrasında davacının 22.07.2020 tarihinde 2020/19402 Başvuru numarasıyla yeniden arabuluculuk başvurusu yaptığını ancak bu başvuruda görevlendirilen arabulucuya başvuruyu sehven ve mükerrer olarak yaptığına dair dilekçe göndererek başvurudan vazgeçtiğini, davacının işbu dava yoluyla ek kazanım elde etme çabası içerisinde olduğunu, anlaşma belgesinin ibraname ve feragatname niteliğinde olmadığını, aşırı yararlanmanın koşullarının somut uyuşmazlıkta bulunmadığını, arabuluculuk son tutanağının sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilâm niteliğindeki belgelerden olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davacının 17.09.2018 - 30.06.2020 tarihleri arasında 1 yıl 9 ay 13 gün hizmet süresinin bulunduğu, 30.06.2020 tarihinde iş sözleşmesinin işten ayrılış kodunun Kod- 5 (Belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi) olarak bildirilerek feshedildiği, davacının 02.07.2020 tarihinde işe iade ve bir kısım işçilik alacakları talebiyle arabuluculuk başvurusunda bulunduğu, ilk oturumun 14.07.2020 tarihinde yapıldığı, 14.07.2020 tarihinde anlaşarak anlaşma belgesini imzaladıkları, belge içeriğinde bir kısım tazminat ve alacaklara karşılık davacıya 38.537,41 TL ödeneceğinin kararlaştırıldığı, kararlaştırılan miktarın davacının hesabına 20.07.2020 tarihinde yatırıldığı, davacının 08.08.2020 tarihli şikâyeti üzerine ... Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğü Arabuluculuk Daire Başkanlığınca yapılan inceleme sonucunda soyut iddia dışında delil elde edilemediği, Daire Başkanlığının görevleri içerisinde arabulucular tarafından tutulan tulanağın iptali hususu bulunmadığından davacının bu konudaki talebine ilişkin idari yönden yapılabilecek herhangi bir işlemin bulunmadığı belirtilerek arabulucu hakkında işlem yapılmasına yer olmadığına karar verildiği, arabulucu önünde yapılan anlaşmada ibraya ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (6098 sayılı Kanun) 420 nci maddesinin uygulanmasının mümkün olmadığı, arabuluculuk tutanağının iptaline ilişkin olarak mevzuatta özel bir düzenleme bulunmadığından genel hükümlere göre değerlendirme yapılması gerektiği, dosya kapsamına göre davacı tarafından aşırı yararlanma ve irade sakatlığı iddialarıyla ilgili ispata yönelik delil sunulmadığı ve davacının iddiasını ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı asıl istinaf dilekçesinde; 14.07.2020 tarihinde arabuluculuk toplantısına avukatsız olarak katıldığını, arabuluculuk sürecinde suç unsuru olduğunu, bu konuda Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptığını, işverenin arabuluculuk toplantısında iki avukatla temsil edildiğini, bir avukatın vekâleti olmadığını ve tutanakta imzası bulunmadığını, bu şekilde sürecin gizliliğinin ihlal edildiğini, avukatı olmadığı için kendisi üzerinde baskı oluşturulduğunu ve aşırı yararlanma yoluna gidildiğini, kendisinin yanıltıldığını ve tutanağı sehven imzaladığını, işe iade konusunun toplantıda görüşülmediğini, işverenin işe iadeyi kabul edip etmediğinin yazılı olmadığını, işe iade isteminin diğer alacak kalemleri arasında kolayca fark edilemeyecek şekilde geçiştirilmiş olduğunu, arabuluculuk tutanağının içeriğinin emsal gösterilen Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu, tutanağın bilgilendirme bölümünün eksik olduğunu, tutanaktan hangi konuda neyin anlaşmasının yapıldığının anlaşılmamakta olduğunu, tutanağın mevzuata aykırı olarak hazırlanmış olduğunu, işe iade talebinden vazgeçtiğine ilişkin tutanağın hiçbir yerinde beyanı bulunmadığını, işe iade istemi karara bağlanmadan diğer alacak kalemlerinin görüşülmesine geçilemeyeceğini, gerekçeli kararda bilirkişi raporundan bahsedilmediğini, adil bir yargılama yapılmadığını, 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu'ndaki (6325 sayılı Kanun) eksikliklerin, arabuluculuğun bir yargılama türü olmayışı ancak sonucunun mahkeme hükmü niteliğinde kabul edilmesinin, mahkeme kararı gibi işlem görmesinin arabuluculuk toplantısı sonrası dava açılamayacağı hususlarının ve kanundaki kısıtlayıcı maddelerin Anayasa'ya aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ve davanın kabulüne verilmesi istemi ile istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasındaki uyuşmazlığın arabulucuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılan hâllerde üzerinde anlaşılan hususlar hakkında dava açılıp açılamayacağına ilişkin olduğu, 6325 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin beşinci fıkrasında, "Arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılması hâlinde, üzerinde anlaşılan hususlar hakkında taraflarca dava açılamaz." düzenlemesi olduğu, anlaşma belgesinin ilâm niteliğinde belge sayılacağı, dava açma yasağının dava şartlarından olan hukuki yarar bulunması şartının özel bir görünümü, özel bir dava şartı olduğundan, arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan konularda dava açılması durumunda dava şartı yokluğundan davanın usulden reddi gerektiği, dava açma yasağının istisnalarının bulunduğu, anlaşma belgesine karşı ileri sürülebilecek irade fesadı hâlleri olduğu, bu durumda anlaşmaya varılan hususlarla ilgili olarak bu sözleşmenin iptalinin 6098 sayılı Kanun'un 30 ve devamı maddeleri ile 39 uncu maddesi çerçevesinde talep edilerek dava açılabileceği, anlaşma belgesinin ehliyetsizlik, emredici hukuk kurallarına, kamu düzenine, ahlaka, kişilik haklarına ve şekle aykırılık gibi sebeplerle mutlak butlanla sakatlanmasının da düşünülebileceği, butlanın tespitinin mahkemeden istenebileceği, anlaşma belgesinin sahte olması, anlaşmanın geçersizliği, anlaşma hükümlerinin yorumlanmasına ihtiyaç bulunması, icra edilebilir bir anlaşma bulunmaması gibi durumlarda dava açılması ve bu hususların mahkemece incelenip karara bağlanmasının mümkün olduğu, taraflar arasında yapılan arabuluculuk görüşmeleri sonunda düzenlenen 14.07.2020 tarihli arabuluculuk tutanağı içeriğinde dava konusu edilen taleplerin tamamı hakkında görüşme yapılarak anlaşmaya varıldığı, arabuluculuk tutanaklarının sahteliği ispatlanıncaya kadar geçerli ilâm niteliğindeki belgelerden olduğu, sahteliği konusunda bir iddia olmadığı gibi fiil ehliyetsizliği, kısıtlılık hâlleri iddiası da bulunmadığı arabuluculuk tutanağının 14.07.2020 tarihinde imzalandığı, iş sözleşmesinin 30.06.2020 tarihinde feshedildiği, davacının iddialarının soyut olduğu, dosya kapsamına ispata yönelik olarak somut deliller sunulamadığı anlaşılmakla ve bu kapsamda arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşılan konularda dava açılamayacağından Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verişmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı asıl temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı asıl temyiz dilekçesinde; istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü sebepleri tekrar ederek Bölge Adliye Mahkemesi kararının ortadan kaldırılması ve İlk Derece Mahkemesi kararının bozulması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde yürütülüp yürütülmediğine ve buna göre dava şartı olan arabuluculuk tutanağının iptalinin gerekip gerekmediğine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 6325 sayılı Kanun'un 8, 9, 11, 14, 15, 17 ve 18 inci maddeleri, 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 3 üncü maddesi.</p>

<p>3. 02.06.2018 tarihli ve 30439 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği'nin 5, 10, 11, 13, 17, 20 ve 21 inci maddeleri.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davacı tarafça temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
23.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20247540-e-202412307-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 07:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/yargitay-avus.jpg" type="image/jpeg" length="54443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-20269</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-20269" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/9), 16 Haziran 2026 Tarihli ve 33282 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/9)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Kordsa Teknik Tekstil A.Ş. firması tarafından yapılan başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 5902.10.10.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “naylon veya diğer poliamidlerden elde edilen yüksek mukavemetli iplikten her nevi nakil vasıtası iç ve dış lastiği için kauçuk emdirilmiş mensucat (kord bezi)” eşya tanımlı naylon kord bezi; Çin Halk Cumhuriyeti ve Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti menşeli 5902.20.10.00.00 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “poliesterlerden elde edilen yüksek mukavemetli iplikten her nevi nakil vasıtası iç ve dış lastiği için kauçuk emdirilmiş mensucat (kord bezi)” eşya tanımlı poliesterlerden kord bezi ürünlerine yönelik bir damping soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>c) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>ç) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>f) Kanun: 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunu,</p>

<p>g) Karar: 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kararı,</p>

<p>ğ) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>h) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>ı) Vietnam: Vietnam Sosyalist Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>i) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 5902.10.10.00.00 GTİP’i altında sınıflandırılan “naylon veya diğer poliamidlerden elde edilen yüksek mukavemetli iplikten her nevi nakil vasıtası iç ve dış lastiği için kauçuk emdirilmiş mensucat (kord bezi)” eşya tanımlı naylon kord bezi; ÇHC ve Vietnam menşeli 5902.20.10.00.00 GTİP’i altında sınıflandırılan “poliesterlerden elde edilen yüksek mukavemetli iplikten her nevi nakil vasıtası iç ve dış lastiği için kauçuk emdirilmiş mensucat (kord bezi)” eşya tanımlı poliesterlerden kord bezidir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTİP’ler yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Kordsa Teknik Tekstil A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firma bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Damping iddiası</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Normal değerin tespitinde başvuru konusu ülkelerin geçerli iç piyasa fiyatlarına ulaşılamamıştır. Bu kapsamda, Yönetmeliğin 5 inci maddesi hükümleri çerçevesinde, normal değerin tespiti için oluşturulmuş normal değer kullanılmıştır. Bu çerçevede, başvuru konusu ürün için normal değer Türkiye’de benzer malın birim imalat maliyetine satış, genel ve idari giderler ile finansman gideri ve makul bir kârın eklenmesiyle oluşturulmuştur. Normal değerin tespitinde, başvuru konusu ülkeler koşullarına ilişkin lehte ayarlamalar yapılmıştır. Söz konusu değerin fabrika çıkış aşamasında olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>(2) İhraç fiyatının tespitinde, inceleme dönemi olan 1/10/2024-30/9/2025 dönemi için Bakanlık istatistik veri tabanında yer alan ithalat beyannameleri bazında veriler kullanılarak başvuru konusu ürünün başvuru konusu ülkelerden ithalatında oluşan CIF ağırlıklı ortalama ihraç fiyatı dikkate alınmıştır. Söz konusu ihraç fiyatından, Bakanlık istatistik veri tabanından elde edilen harici navlun ve sigorta bedelleri düşülerek anılan değerin fabrika çıkış aşamasında olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>(3) Bu maddede açıklandığı şekilde tespit edilen normal değerler ile Türkiye’ye ihraç fiyatları mümkün olduğu ölçüde aynı ticari aşamada, diğer bir ifadeyle, fabrika çıkış aşamasında karşılaştırılmış olup soruşturma konusu ürün için hesaplanan damping marjlarının Yönetmeliğin 28 inci maddesinde zikredilen ihmal edilebilir oranın üzerinde olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Zarar ve nedensellik iddiası</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yönetmeliğin 17 nci maddesi çerçevesinde zarar iddiası 1/1/2022-30/9/2025 dönemi için incelenmiştir.</p>

<p>(2) Naylon kord bezi ürününde, ÇHC menşeli başvuru konusu ürün ithalatı 1/1/2022-30/9/2025 döneminde mutlak ve nispi olarak artış göstermiştir.</p>

<p>(3) Poliesterlerden kord bezi ürününde, ÇHC ve Vietnam menşeli başvuru konusu ürün ithalatı, 1/1/2022-30/9/2025 döneminde mutlak ve nispi olarak artış göstermiştir.</p>

<p>(4) Naylon kord bezi ürününde, ÇHC menşeli ithalatın, 1/1/2022-30/9/2025 döneminde yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını kırdığı ve baskıladığı görülmüştür.</p>

<p>(5) Poliesterlerden kord bezi ürününde, ÇHC menşeli ithalatın, 1/10/2024-30/9/2025 döneminde yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını kırdığı, 1/1/2023-30/9/2025 döneminde yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını baskıladığı; Vietnam menşeli ithalatın, 1/1/2022-30/9/2025 döneminde yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını kırmadığı, 1/1/2023-30/9/2025 döneminde yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını baskıladığı görülmüştür.</p>

<p>(6) Naylon kord bezi ürününde, yerli üretim dalı tarafından zarara ilişkin olarak sunulan bilgi, belge ve deliller kullanılarak yapılan değerlendirmede, yerli üretim dalının üretim, yurt içi satış miktarı, yurt içi satışlardan kârlılık, kapasite kullanım oranı, istihdam, pazar payı, verimlilik, ürün nakit akışı ve yatırımların geri dönüş oranı gibi temel ekonomik göstergelerinde 1/1/2022-30/9/2025 döneminde bozulmalar yaşandığı tespit edilmiştir.</p>

<p>(7) Poliesterlerden kord bezi ürününde, yerli üretim dalı tarafından zarara ilişkin olarak sunulan bilgi, belge ve deliller kullanılarak yapılan değerlendirmede, yerli üretim dalının üretim, yurt içi satış miktarı, yurt içi satışlardan kârlılık, kapasite kullanım oranı, istihdam, pazar payı, verimlilik, ürün nakit akışı ve yatırımların geri dönüş oranı gibi temel ekonomik göstergelerinde 1/1/2022-30/9/2025 döneminde bozulmalar yaşandığı tespit edilmiştir.</p>

<p>(8) Başvuru aşamasında sunulan deliller ve ithalata ilişkin Bakanlık istatistik veri tabanında yer alan veriler esas alınarak yapılan tespitler ışığında, dampingli olduğu iddia edilen naylon kord bezi ürününde, ÇHC menşeli ithalatın; poliesterlerden kord bezi ürününde, ÇHC ve Vietnam menşeli ithalatın yerli üretim dalının ekonomik göstergelerinde maddi zarara yol açtığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yapılan inceleme sonucunda, damping soruşturması açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunun kararı ile ÇHC menşeli naylon kord bezi ürünü ile ÇHC ve Vietnam menşeli poliesterlerden kord bezi ürününe yönelik olarak Yönetmeliğin 20 nci maddesi çerçevesinde bir damping soruşturması açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) ÇHC ve Vietnam’da yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülke için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu malın ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili merciye bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturma konusu ülkelerin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturma konusu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “https://www.ticaret.gov.tr/ithalat” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarını sunmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T. C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP adresi: <u>ticaretbakanligi</u><u>@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys</u><u>@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekmektedir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve unvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplama süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ve 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Geçici önlem alınması ve önlemlerin geriye dönük uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Kanun ve Kararın ilgili hükümleri uyarınca, soruşturma süresince geçici önlem uygulanması kararlaştırılabilir ve kesin önlem geriye dönük olarak uygulanabilir.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-20269</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="81492"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/21)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202621</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202621" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/21), 16 Haziran 2026 Tarihli ve 33282 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/21)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Petlas Lastik Sanayi A.Ş. ve Kocaeli Lastik Sanayi A.Ş. firmaları tarafından yapılan ve Sumitomo Rubber Ako Lastik Sanayi ve Ticaret A.Ş. firması tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çek Cumhuriyeti, Kore Cumhuriyeti, Sırbistan Cumhuriyeti ve Slovak Cumhuriyeti menşeli 4011.10.00.10.00, 4011.10.00.90.11, 4011.10.00.90.12, 4011.10.00.90.13 ve 4011.10.00.90.18 gümrük tarife istatistik pozisyonları altında sınıflandırılan “binek otomobil dış lastikleri” ürününe yönelik bir damping soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimini,</p>

<p>c) Çekya: Çek Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>ç) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>f) Güney Kore: Kore Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>g) Kanun: 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanunu,</p>

<p>ğ) Karar: 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kararı,</p>

<p>h) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>ı) Sırbistan: Sırbistan Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>i) Slovakya: Slovak Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>j) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>k) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Soruşturma konusu ürün, Çekya, Güney Kore, Sırbistan ve Slovakya menşeli 4011.10.00.10.00, 4011.10.00.90.11, 4011.10.00.90.12, 4011.10.00.90.13 ve 4011.10.00.90.18 GTİP’leri altında sınıflandırılan “binek otomobil dış lastikleri”dir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTİP’ler yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya eşya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Petlas Lastik Sanayi A.Ş. tarafından yapılan ve Kocaeli Lastik Sanayi A.Ş. tarafından aktif olarak desteklenen başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Damping iddiası</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Normal değerin tespitinde başvuru konusu ülkelerin geçerli iç piyasa fiyatlarına ulaşılamamıştır. Bu kapsamda, Yönetmeliğin 5 inci maddesi hükümleri çerçevesinde, normal değerin tespiti için başvuru konusu ürünün uygun bir üçüncü ülkeye ihracatında temsil niteliği taşıyan karşılaştırılabilir ihraç fiyatı normal değer olarak kabul edilmiştir. Uluslararası Ticaret Merkezi ve Eurostat verilerinin kullanıldığı bu hesaplama yönteminde, söz konusu üçüncü ülke, başvuru konusu ürünü üretme kabiliyetleri ve başvuru konusu ülkelerin ihracatındaki yerleri dikkate alınarak belirlenmiştir. Bu yöntemle belirlenen ihraç fiyatlarının fabrika çıkış aşamasında olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>(2) İhraç fiyatının tespitinde inceleme dönemi olan 1/1/2025-31/12/2025 dönemi için Uluslararası Ticaret Merkezi ve Eurostat verileri çerçevesinde başvuru konusu ürünün başvuru konusu ülkelerden Türkiye’ye ağırlıklı ortalama ihraç fiyatları dikkate alınmıştır.</p>

<p>(3) Bu maddede açıklandığı şekilde tespit edilen normal değerler ile Türkiye’ye ihraç fiyatları mümkün olduğu ölçüde aynı ticari aşamada, diğer bir ifadeyle, fabrika çıkış aşamasında karşılaştırılmış olup soruşturma konusu ürün için hesaplanan damping marjlarının Yönetmeliğin 28 inci maddesinde zikredilen ihmal edilebilir oranın üzerinde olduğu tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>Zarar ve nedensellik iddiası</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yönetmeliğin 17 nci maddesi çerçevesinde zarar iddiası 1/1/2023-31/12/2025 dönemi için incelenmiştir.</p>

<p>(2) Söz konusu üründe, Çekya, Güney Kore, Sırbistan ve Slovakya menşeli başvuru konusu ürün ithalatı 1/1/2023-31/12/2025 döneminde mutlak ve nispi olarak artış göstermiştir.</p>

<p>(3) Güney Kore ve Sırbistan menşeli ithalatın, 2025 yılında yerli üretim dalının yurt içi birim satış fiyatlarını baskıladığı görülmüştür.</p>

<p>(4) Soruşturma konusu üründe, yerli üretim dalı tarafından zarara ilişkin sunulan bilgi, belge ve deliller kullanılarak yapılan değerlendirmede, yerli üretim dalının üretim, yurt içi satış miktarı, yurt içi ve toplam satışlardan karlılık, yurt içi ve toplam satışlardan birim karlılık, stok miktarı ve stok değeri, istihdam, pazar payı, ürün nakit akışı, kapasite kullanım oranı ve yatırımların geri dönüş oranı gibi temel ekonomik göstergelerinde 1/1/2023-31/12/2025 döneminde bozulmalar yaşandığı tespit edilmiştir.</p>

<p>(5) Başvuru aşamasında sunulan deliller ve ithalata ilişkin Bakanlık istatistik veri tabanında yer alan veriler esas alınarak yapılan tespitler ışığında, dampingli olduğu iddia edilen Çekya, Güney Kore, Sırbistan ve Slovakya menşeli ithalatın yerli üretim dalının ekonomik göstergelerinde maddi zarara yol açtığı değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yapılan inceleme sonucunda, damping soruşturması açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunun kararı ile Çekya, Güney Kore, Sırbistan ve Slovakya menşeli söz konusu ürüne yönelik olarak Yönetmeliğin 20 nci maddesi çerçevesinde bir damping soruşturması açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu malın ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 11 inci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili merciye bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturma konusu ülkelerin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturma konusu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “https://www.ticaret.gov.tr/ithalat” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarını sunmaları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T. C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP adresi:<u> ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekâletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekmektedir. Düzenlenecek vekâletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve ünvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 11 inci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) 9 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplama süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 9 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden ve 9 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Geçici önlem alınması ve önlemlerin geriye dönük uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Kanun ve Kararın ilgili hükümleri uyarınca, soruşturma süresince geçici önlem uygulanması kararlaştırılabilir ve kesin önlem geriye dönük olarak uygulanabilir.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202621</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="90791"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019/1)’de Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turizm-tesislerinin-niteliklerine-iliskin-yonetmeligin-uygulanmasina-dair-teblig-teblig-no-2</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turizm-tesislerinin-niteliklerine-iliskin-yonetmeligin-uygulanmasina-dair-teblig-teblig-no-2" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019/1)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ, 16 Haziran 2026 Tarihli ve 33282 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kültür ve Turizm Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>TURİZM TESİSLERİNİN NİTELİKLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİĞİN UYGULANMASINA DAİR TEBLİĞ (TEBLİĞ NO: 2019/1)’DE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>27/11/2019 tarihli ve 30961 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Turizm Tesislerinin Niteliklerine İlişkin Yönetmeliğin Uygulanmasına Dair Tebliğ (Tebliğ No: 2019/1)’in 4 üncü maddesinin beşinci fıkrasının ikinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Ayrıca, tesislerin genel mahallerinde müzik kullanılması halinde, 5/12/1951 tarihli ve 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında faaliyet gösteren ilgili federasyonlardan müzik lisans belgesinin alındığını gösterir belge de başvuruya eklenir, yetkili federasyonlar ve belgenin alınmasına ilişkin hususlar Bakanlıkça belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Tebliğin 18 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Bakanlığın denetiminde olduğuna” ibaresi “sınıfının Bakanlıkça belirlendiğine” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Tebliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Belgeli tesislerin müzik lisans belgesi alması için ek süre</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 5- (1) Konaklama tesisleri hariç, bu maddeyi ihdas eden Tebliğle müzik lisans belgesini Bakanlığa ibraz etme zorunluluğu getirilen tesislerden, bu madde yürürlüğe girmeden önce kısmi turizm işletmesi belgesi veya turizm işletmesi belgesi almış olanların, bu belgeyi 31/12/2026 tarihine kadar almaları zorunludur. Yapılan denetimlerde, bu zorunluluğa uyulmadığı tespit edilen tesisler hakkında, Kanun kapsamında işlem yürütülür.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Tebliğ hükümlerini Kültür ve Turizm Bakanı yürütür.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turizm-tesislerinin-niteliklerine-iliskin-yonetmeligin-uygulanmasina-dair-teblig-teblig-no-2</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/resmi/kultur-ve-turizm-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="60541"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tahsilat Genel Tebliği (Seri:B Sıra No:20)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tahsilat-genel-tebligi-serib-sira-no201</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tahsilat-genel-tebligi-serib-sira-no201" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Tahsilat Genel Tebliği (Seri:B Sıra No:20), 16 Haziran 2026 Tarihli ve 33282 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>TAHSİLAT GENEL TEBLİĞİ</strong></p>

<p><strong>(SERİ:B SIRA NO:20)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesinde düzenlenen tecil ve taksitlendirme müessesesi kapsamında borçluların belirli bir süre içinde yapacakları müracaat üzerine, cari tecil faiz oranından daha düşük oranda faiz alınması suretiyle vergi dairesine olan borçlarının taksitlendirilerek ödenmesine imkan sağlanmasına yönelik usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Kapsama giren alacakların türü ve vadesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğin kapsamına, 5/6/2026 tarihi itibarıyla (bu tarih dahil) vadesi geldiği halde bu Tebliğin yayımı tarihine kadar ödenmemiş olan ve Hazine ve Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerince takip ve tahsil edilen tüm amme alacakları girmektedir.</p>

<p>(2) Özel tüketim vergisi ve 2026 yılı gelir veya kurumlar vergisine mahsup edilecek geçici vergi ile bunlara bağlı vergi ziyaı cezaları, gecikme faizleri, gecikme zamları ve bu vergilerin beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları bu Tebliğin kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>Başvuru süresi ve şekli</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Borçluların bu Tebliğ ile şartları belirlenen tecil ve taksitlendirmeden yararlanabilmeleri için durumlarına uygun bu Tebliğ ekindeki dilekçeler (EK:1, 2) ile 31/8/2026 tarihine kadar (bu tarih dahil) başvuruda bulunmaları gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ hükümlerinden yararlanmak isteyen borçlular, başvurularını Gelir İdaresi Başkanlığının internet adresi (www.gib.gov.tr), dijital vergi dairesi (dijital.gib.gov.tr) ya da e-Devlet (www.turkiye.gov.tr) üzerinden elektronik ortamda yapabilecekleri gibi borçlu olunan vergi dairesine doğrudan veya posta yoluyla ya da diğer vergi daireleri aracılığıyla yazılı olarak yapabileceklerdir.</p>

<p>(3) Başvuru tarihi; başvuruların elektronik ortamda yapılması halinde elektronik ortamda başvurunun yapıldığı, başvuruların taahhütlü posta veya APS ile gönderilmesi halinde postaya verildiği, adi posta ile gönderilmesi halinde ise vergi dairesi kayıtlarına intikal ettiği tarih olacaktır.</p>

<p>(4) Birden fazla vergi dairesine borcun bulunması halinde, her bir vergi dairesine ayrı ayrı başvurulacaktır.</p>

<p>(5) Borçluların vergi dairesine olan tüm borçları için tecil talebinde bulunmaları şarttır.</p>

<p><strong>Taksit sayısı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlar, ilk taksit Eylül/2026 ayından başlamak üzere, aylık eşit taksitler halinde ödenecektir. Tecil edilen borçlara ilişkin taksit sayısı; çok zor durum hali, alacağın türü ve borçlunun hukuki statüsü dikkate alınarak belirlenecektir.</p>

<p>a) Çok zor durum haline göre taksit sayısı</p>

<p>Borçluların çok zor durum hallerinin tespitine yönelik Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliği ile 2014/1 Seri No.lu Tahsilat İç Genelgesinde yapılan düzenlemeler çerçevesinde taksit sayıları aşağıdaki şekilde belirlenmiştir:</p>

<p>i) Bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla faal mükellefiyet kaydı bulunan ve bilanço esasına veya işletme hesabı esasına göre defter tutan mükelleflerin borçları, mali durumlarına ilişkin likidite oranlarının;</p>

<p>- 0,50 veya 0,50’den büyük olması durumunda 36 eşit taksitte,</p>

<p>- 0,50’den küçük ve 0,30’dan büyük olması durumunda 48 eşit taksitte,</p>

<p>- 0,30 veya 0,30’dan küçük olması durumunda 72 eşit taksitte,</p>

<p>ödenecektir.</p>

<p>ii) (i) bendi kapsamında olmayan borçluların borçları 48 eşit taksitte ödenecektir.</p>

<p>b) Alacak türüne göre taksit sayısı</p>

<p>Borçluların banka ve sigorta muameleleri vergisi ve katma değer vergisinden olan borçları ile bunlara ilişkin vergi ziyaı cezaları, gecikme faizi ve gecikme zamları; bunların beyannamelerine dair damga vergileri ile gecikme zamları 12 eşit taksitte ödenecektir.</p>

<p><strong>Örnek 1)</strong> Faal mükellefiyeti olan (A) Gıda Sanayi ve Ticaret A.Ş., bağlı olduğu vergi dairesine müracaat ederek gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve gecikme zammından 468.000,00 TL, katma değer vergisi ve gecikme zammından 180.000,00 TL olmak üzere toplam 648.000,00 TL borcunun bu Tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Mükellefin likidite oranı 0,30’un altındadır.</p>

<p>Bu durumda, mükellefin katma değer vergisi ve bu vergiye ilişkin gecikme zammından olan borçları 12 eşit taksitte, gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve bu vergilere ilişkin gecikme zammından olan borçları ise 72 eşit taksitte ödenebilecektir.</p>

<p>c) Borçluların hukuki statüsüne göre taksit sayısı</p>

<p>İl özel idareleri, belediyeler ve yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıkları ile bunlara bağlı kamu tüzel kişiliğini haiz kuruluşlar ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak birlikte ya da ayrı ayrı sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları tüzel kişilerin bu Tebliğ kapsamındaki her nev’iden olan tüm borçları 72 eşit taksitte ödenecektir. Bunların borçlarından sorumlu olanlar da sorumlu oldukları bu borçlar için asıl amme borçlusuna sağlanan ödeme imkanından yararlanabileceklerdir.</p>

<p><strong>Örnek 2)</strong> Sermayesinin tamamı belediyeye ait olan (B) Personel A.Ş., bağlı olduğu vergi dairesine müracaat ederek gelir (stopaj) vergisi, damga vergisi ve gecikme zammından 380.000,00 TL, katma değer vergisi ve gecikme zammından 180.000,00 TL olmak üzere toplam 560.000,00 TL olan borcunun bu Tebliğ kapsamında tecil ve taksitlendirilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Buna göre, belediyelerin sermayesinin yarısından fazlasına sahip bulundukları şirketlerin bu Tebliğ kapsamındaki borçlarının tür ayrımı olmaksızın tamamının 72 eşit taksitte ödenebileceği dikkate alındığında, (B) Personel A.Ş.’nin toplam 560.000,00 TL olan borcu 72 eşit taksitte ödenebilecektir.</p>

<p><strong>Tecil faizi oranı</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlara yıllık %29 tecil faizi uygulanacaktır.</p>

<p>(2) Tecil faizi, Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinin Birinci Kısım, Dördüncü Bölüm, “I. Tecil” başlıklı alt bölümünün “A. Kanunun 48 inci Maddesine Göre Tecil” bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde hesaplanacaktır.</p>

<p><strong>Borç ve taksit tutarlarının tespiti</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Tebliğ uyarınca müracaatta bulunan borçluların gecikme zammı tatbiki gereken borçlarının asıllarına, vade tarihlerinden tecil talep tarihine kadar (bu tarih hariç) geçen süre için 6183 sayılı Kanun hükümlerine göre gecikme zammı hesaplanarak toplam borç tutarı belirlenecektir. Ancak, alacak aslına özel kanunlarına istinaden gecikme zammı dışında farklı bir fer’i alacak uygulanacak olması durumunda, tecil talep tarihine kadar (bu tarih hariç) ilgili mevzuat kapsamında söz konusu fer’i alacak hesaplanacaktır.</p>

<p>(2) Toplam borç tutarı taksit sayısına bölünecek ve taksitlendirmede lira kesirleri ilk taksit tutarına ilave edilecektir. Bulunacak taksit tutarlarına uygulanacak tecil faizi hazırlanan ödeme planlarında ayın son günü itibarıyla hesaplanarak gösterilecektir. Taksitlerin ödeme sürelerinin son gününden önce de ödenmesi mümkün olduğundan, tecil faizlerinin ödeme tarihleri dikkate alınarak hesaplanması gerekmektedir.</p>

<p><strong>Teminat uygulaması</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre yapılacak tecillerde;</p>

<p>- 10 milyon TL’nin altında (bu tutar dahil) olan amme alacakları için teminat alınmaması,</p>

<p>- 10 milyon TL’nin üstünde olan amme alacakları için bu tutarı aşan kısmın yarısı değerinde teminat alınması,</p>

<p>gerekmektedir.</p>

<p>(2) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak tecillerde de 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre belirlenmiş olan teminat uygulaması geçerli olduğundan, gerek teminat uygulamasına yönelik işlemlerde gerekse hacizlerin kaldırılmasına yönelik taleplerin değerlendirilmesinde Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar dikkate alınacaktır.</p>

<p><strong>Tecil yetkisi ve ödeme planı</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında yapılacak tecil başvuruları, borç tutarına bakılmaksızın vergi dairesi müdürleri tarafından değerlendirilerek bu Tebliğde yapılan açıklamalara göre sonuçlandırılacaktır. Ancak, tutarı 10 milyon TL’yi geçmeyen amme alacakları için yapılacak tecil taleplerine yönelik işlemler Gelir İdaresi Başkanlığı bilgi işlem sistemleri üzerinden doğrudan yapılabilecektir.</p>

<p>(2) Tecil edilen borçlar için borçlulara, ödenecek taksit tutarlarını, tecil faizi tutarlarını ve taksitlerin vade tarihlerini gösteren ödeme planı verilecektir.</p>

<p>Borçlular, ödeme planlarını bağlı bulundukları vergi dairelerinden alabilecekleri gibi müracaat edecekleri herhangi bir vergi dairesinden imza karşılığında elden, gerekli şartların bulunması koşuluyla Gelir İdaresi Başkanlığının internet adresi veya dijital vergi dairesi üzerinden de alabileceklerdir.</p>

<p><strong>Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla tecilli alacaklar</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla tecil edilmiş ve tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacaklarının, bu Tebliğin yayımı tarihinden sonra ödenmesi gereken taksit tutarlarına, başvuru şartı aranmaksızın tecil müracaat tarihlerinden, bu Tebliğin yayımı tarihine kadar geçen süre için geçerli olan oranlar, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren ise yıllık %29 oranında tecil faizi uygulanacaktır.</p>

<p>(2) Bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla tecil edilip de tecil şartlarına uygun olarak ödenmekte olan amme alacakları için mükelleflerin bu Tebliğ ile belirlenen tecil sürelerinden yararlanmak istemeleri halinde, 31/8/2026 tarihine kadar müracaat ederek kalan taksit tutarlarının bu Tebliğ kapsamında tecilini talep etmeleri gerekmektedir.</p>

<p>Bu takdirde borçluların, daha önce tecil şartlarına uygun olarak ödedikleri taksit tutarları için tecil hükümleri geçerli sayılacak, kalan taksit tutarlarına konu borçlar için Eylül/2026 ayından başlamak üzere bu Tebliğ kapsamında belirlenen taksit sayılarına uygun ödeme planı verilecektir. Ancak, bu şekilde yapılacak tecillerde, kalan borçlar için verilecek taksit süresi her hal ve takdirde ilk müracaat tarihinden itibaren 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesinde belirlenmiş azami süreyi geçmeyecektir.</p>

<p>Bu kapsamda başvuruda bulunanların borçları için ilk müracaat tarihinden bu Tebliğin yayımı tarihine kadar geçerli olan tecil faizi oranları, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren ise yıllık %29 oranında tecil faizi uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla değerlendirme aşamasında olan tecil talepleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) 6183 sayılı Kanunun 48 inci maddesine göre tecil talebinde bulunan ancak talepleri bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla değerlendirme aşamasında olan borçluların, bu Tebliğ hükümlerinden yararlanmak istemeleri halinde, 31/8/2026 tarihine kadar başvuruda bulunmaları gerekmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede, başvuruda bulunanların borçları için ilk müracaat tarihinden bu Tebliğin yayımı tarihine kadar geçerli olan tecil faizi oranları, bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren ise yıllık %29 oranında tecil faizi uygulanacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla tecil talebini değerlendiren tecile yetkili makamlarca bu Tebliğin yayımı tarihinden önce yapılmış tecil talepleri ivedi olarak ilgili vergi dairelerine gönderilecek, vergi dairelerince borçlularla bu Tebliğden yararlanmak için talepte bulunup bulunmayacakları hususunda irtibata geçilecektir.</p>

<p>(2) Bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla tecil talepleri değerlendirme aşamasında olan borçluların bu Tebliğ hükümlerinden yararlanmak istememeleri halinde, talepleri Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar çerçevesinde tecile yetkili makamlarca değerlendirilecektir. İlgili makamlarca tecil ve taksitlendirmenin uygun görülmesi halinde, tecil müracaat tarihinden itibaren yıllık %39 oranında tecil faizi uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Tecil taksitlerinin süresinde ödenmemesi ve tecilin ihlali</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Bu Tebliğ kapsamında tecil edilen borçlara ilişkin taksitlerin (tecil faizi dahil) ödeme süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi halinde tecil ihlal edilmiş olacaktır.</p>

<p>Ancak, bir takvim yılında en fazla iki taksitin süresinde ödenmemesi veya eksik ödenmesi ihlal sebebi sayılmayacaktır. Şu kadar ki, süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen her bir taksitin, takip eden taksit ödeme süresi içinde, ödeme tarihi dikkate alınarak hesaplanacak tecil faizi ile birlikte ödenmesi şarttır.</p>

<p>Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitin son taksit olması halinde, son taksit ödeme süresini takip eden ayın sonuna kadar, ödeme tarihi dikkate alınarak hesaplanacak tecil faiziyle birlikte bu taksitin ödenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin yukarıda yer verilen şekilde ödenmemesi halinde tecil ihlal olacak ve tecile konu amme alacakları takip ve tahsil edilecektir.</p>

<p>(2) Süresinde ödenmeyen veya eksik ödenen taksitlerin birinci fıkrada belirtilen şekilde ödenmesi durumunda, tecilin geçerli sayılması için vergi dairelerince bir işlem yapılmasına gerek bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Diğer hususlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ve 6183 sayılı Kanun ile diğer kanunlarda yer alan sorumluluk düzenlemeleri kapsamında mirasçılar, kefiller, şirket ortakları ve kanuni temsilciler gibi amme borcunun ödenmesinden sorumlu tutulan kişiler de bu Tebliğ ile getirilen düzenlemelerden sorumlu oldukları tutar için yararlanabileceklerdir.</p>

<p>Adi ve kollektif şirketlerin ortakları, şirket borçlarının tamamından müteselsilen sorumlu olduklarından, bu ortakların da sorumlu oldukları söz konusu borçlar için bu Tebliğden yararlanmaları mümkündür.</p>

<p>Bu fıkra kapsamında bu Tebliğden yararlanılabilmesi için ilgili vergi dairesine yazılı olarak başvurulması gerekmektedir.</p>

<p>(2) Özel kanunlara göre yapılandırılarak taksitlendirilmiş olan ve bu Tebliğin yayımı tarihi itibarıyla ihlal olmamış yapılandırma dosyalarına konu süresinde ödenmemiş taksitlerin ne şekilde ödenebileceğine dair özel kanunlarında düzenlemeler bulunduğundan, ödenmemiş bu yapılandırma taksitlerinin bu Tebliğ kapsamında tecilleri mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>(3) Bu Tebliğ kapsamında taksitlendirilen borçların, borç durumunu gösterir belgede yer almaması için, tecil edilen borç tutarının en az %10’unun ödenmiş olması şarttır.</p>

<p>Buna göre, tecil edilen borç tutarının (tecil faizi hariç);</p>

<p>- en az %10’unun ödenmiş olması halinde, tecil edilen borç tutarına belgede yer verilmemesi,</p>

<p>- %10’una karşılık hiç ödeme yapılmaması halinde, tecil edilen borç tutarının tamamına belgede yer verilmesi,</p>

<p>- %10’undan az ödeme yapılması halinde, tecil edilen borç tutarı ile ödeme yapılan tutar arasındaki farka belgede yer verilmesi,</p>

<p>gerekmektedir.</p>

<p>(4) Motorlu taşıtlar vergisi mükelleflerinin, bu Tebliğ ile getirilen düzenlemeden yararlanabilmeleri için her bir taşıt itibarıyla hesaplanacak toplam borç tutarı üzerinden başvuruda bulunmaları zorunludur.</p>

<p>Motorlu taşıtlar vergisi, motorlu taşıtlar vergisine ait gecikme zammı, gecikme faizi ve vergi cezası, 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununa göre verilen trafik idari para cezaları, mülga 11/2/1950 tarihli ve 5539 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğü Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun ile 25/6/2010 tarihli ve 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Hizmetleri Hakkında Kanun uyarınca tahsili gereken geçiş ücreti ve idari para cezalarından olan alacakların ve bunlara ilişkin fer’ilerin tecil edilmesi ve tecilin ihlal olmaması koşuluyla motorlu taşıta ilişkin fenni muayene izin belgesi veya uçuşa elverişlilik belgesi verilecektir.</p>

<p>Ancak, motorlu taşıtların satış ve devirlerinin yapılabilmesi için tecil edilen bu borçların tamamının ödenmesi gerekmektedir.</p>

<p>(5) Bu Tebliğ kapsamındaki borçların teciline yönelik yapılacak müracaatlarda, bu Tebliğin 5 inci maddesinde belirlenen taksit sayıları aşılmamak kaydıyla, daha az sayıda taksit talep edilebilecektir.</p>

<p>(6) Bu Tebliğden yararlanmak için süresinde yapılmayan başvurular ile vadesi 5/6/2026 tarihinden sonra olan alacaklara yönelik yapılan tecil başvuruları Seri:A Sıra No:1 Tahsilat Genel Tebliğinde yer alan esaslar dahilinde değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260616-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tahsilat-genel-tebligi-serib-sira-no201</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligia.jpg" type="image/jpeg" length="83744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 58)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-genel-uygulama-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-58</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-genel-uygulama-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-58" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 58), 16 Haziran 2026 Tarihli ve 33282 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>KATMA DEĞER VERGİSİ GENEL UYGULAMA TEBLİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 58)</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>26/4/2014 tarihli ve 28983 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Katma Değer Vergisi Genel Uygulama Tebliğinin (II/B-15.1.3.) bölümünün ikinci paragrafında yer alan “Mülkiyeti Türkiye Diyanet Vakfında bulunmakla birlikte, anılan Vakıf” ibaresi “Mülkiyeti Türkiye Diyanet Vakfında veya Vakıflar Genel Müdürlüğünün yönettiği ve temsil ettiği mazbut vakıflarda bulunmakla birlikte, anılan vakıflar” şeklinde, “söz konusu Vakfa” ibaresi “söz konusu vakıflara” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Tebliğin (II/F-1.) bölümünün birinci paragrafında yer alan “Bakanlar Kurulunca” ibaresi “Cumhurbaşkanınca” şeklinde değiştirilmiş, aynı Tebliğin (II/F-2.1.) bölümünün birinci paragrafında yer alan “gibi kuruluşlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “(Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca kurulan yükseköğretim kurumları tarafından işletilenler hariç)” ibaresi eklenmiş ve aynı bölümün ikinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraf eklenmiştir.</p>

<p>“2/4/2026 tarihli ve 7577 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla 3065 sayılı Kanunun (17/2-a) maddesinde yapılan değişiklikle 1/1/2027 tarihinden itibaren Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca kurulan yükseköğretim kurumlarınca işletilen hastane, nekahathane, klinik, dispanser, prevantoryum, sanatoryum, kan bankası ve organ nakline mahsus bankalar, anıtlar, botanik ve zooloji bahçeleri, parklar ile veteriner, bakteriyoloji, seroloji ve distofajin laboratuvarları gibi kuruluşlarca sunulan teslim ve hizmetler genel hükümler çerçevesinde KDV’ye tabi tutulur. Öte yandan, bu kuruluşların doğrudan Cumhurbaşkanınca vergi muafiyeti tanınan vakıflarca işletilmesi halinde bu kuruluşların teslim ve hizmetlerinde istisna uygulanmasına devam edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Tebliğin;</p>

<p>a) (II/F-2.5.) bölümünün başlığında yer alan “Faaliyetinde Bulunan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi, aynı bölümün birinci paragrafında yer alan “faaliyetinde bulunan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>b) (II/F-2.5.1.) bölümünün başlığında yer alan “Bağışın Yapılacağı” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülaceze,” ibaresi, aynı bölümün birinci paragrafında yer alan “bağışının” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülacezeye,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>c) (II/F-2.5.3.) bölümünün ikinci paragrafında yer alan “yapılan” ibaresinden sonra gelmek üzere “Darülaceze,” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p>ç) (II/F-2.5.4.) bölümünün başlığında yer alan “Dernek ve Vakıflarca” ibaresi “Darülaceze, Dernek ve Vakıflarca” şeklinde, aynı bölümünün birinci paragrafında yer alan “Dernek ve vakıflar” ibaresi “Darülaceze, dernek ve vakıflar” şeklinde, ikinci paragrafında yer alan “dernek ve vakıf” ibaresi “Darülaceze, dernek ve vakıf” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>d) (II/F-2.5.5.) bölümünün ikinci paragrafında yer alan “Dernek ve Vakıflara” ibaresi “Darülacezeye, Dernek ve Vakıflara” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Tebliğe (II/F-4.26.) bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“4.27. 4/11/1983 tarihli ve 2942 Sayılı Kamulaştırma Kanunu Kapsamında Taşınmazların Kamulaştırmayı Yapan Devlet ve Kamu Tüzel Kişilerine Devrinde İstisna</strong></p>

<p>3065 sayılı Kanunun 17 nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına 7577 sayılı Kanunla eklenerek 1/6/2026 tarihinde yürürlüğe giren (ğ) bendi ile 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu kapsamında kamu yararının bulunduğu hallerde kamulaştırılan taşınmazların kamulaştırmayı yapan Devlet ve kamu tüzel kişilerine devri KDV'den istisna edilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede, KDV mükelleflerine ait taşınmazların 2942 sayılı Kanun kapsamında kamulaştırılması KDV’den istisna tutulur, KDV mükelleflerince taşınmazın iktisabında yüklenilen ve indirime konu edilen KDV, teslimin yapıldığı dönem KDV beyannamesinin “Daha Önce İndirim Konusu Yapılan KDV’nin İlavesi” satırı aracılığıyla indirim hesaplarından çıkarılır. İndirim hesaplarından çıkarılan KDV gelir veya kurumlar vergisi matrahının tespitinde gider veya maliyet olarak dikkate alınır.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Tebliğin (IV/A3-1.1.) bölümünün dördüncü paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraf eklenmiştir.</p>

<p>“3065 sayılı Kanunun (21/ç) maddesi kapsamında 4760 sayılı Kanunun 16 ncı maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca teminat karşılığı ithal edilen malların teminatının hesaplanmasına esas ÖTV tutarı üzerinden ödenen KDV’nin söz konusu malların ihracı nedeniyle KDV iade hesabına dâhil edilmesi durumunda, doğrudan yüklenimler nedeniyle iade talebinde bulunulan tutarın azami iade edilebilir vergi tutarını aşan KDV için vergi inceleme raporu aranmadan genel esaslara göre iade talebi sonuçlandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Tebliğin;</p>

<p>a) 2 nci maddesi 1/1/2027 tarihinde,</p>

<p>b) 4 üncü maddesi 1/6/2026 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>c) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/katma-deger-vergisi-genel-uygulama-tebliginde-degisiklik-yapilmasina-dair-teblig-seri-no-58</guid>
      <pubDate>Tue, 16 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="77832"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="45203"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticari Alacak Davalarında Faturanın Hukuki Niteliği ve İspat Değeri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-faturanin-hukuki-niteligi-ve-ispat-degeri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-faturanin-hukuki-niteligi-ve-ispat-degeri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h2>Giriş</h2>

<p>Ticari hayatın en sık karşılaşılan uyuşmazlıklarından biri, satılan mal veya sunulan hizmet bedelinin ödenmemesi nedeniyle açılan alacak davalarıdır. Bu davalarda taraflar arasında çoğu zaman ayrıntılı bir yazılı sözleşme bulunmamakta, ticari ilişkinin varlığı ve kapsamı büyük ölçüde fatura üzerinden değerlendirilmektedir. Ancak faturanın tek başına ne ölçüde ispat gücüne sahip olduğu ve hangi şartlarda alacaklı lehine sonuç doğurduğu uygulamada önem taşımaktadır.</p>

<h2>Faturanın Yasal Tanımı ve Düzenlenme Yükümlülüğü</h2>

<p>6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 21. maddesi uyarınca, ticari işletmesi kapsamında mal satan, üreten, iş gören veya menfaat sağlayan tacirden karşı taraf fatura verilmesini isteyebilir. Fatura, ticari ilişkinin içeriğini gösteren önemli bir ticari belge olmakla birlikte, tek başına malın teslim edildiğini veya hizmetin ifa edildiğini kesin olarak ispatlamaz. Faturanın ispat gücü, gerçek bir ticari ilişkiye dayanmasına ve diğer delillerle desteklenmesine bağlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2>TTK m. 21/2 Kapsamında Sekiz Günlük İtiraz Süresi</h2>

<p>TTK m. 21/2’ye göre faturayı alan kişi, aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde içeriğine itiraz etmezse faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu düzenleme alacaklı lehine adi bir karine oluşturur. Ancak bu karine, borcun kesin olarak kabul edildiği anlamına gelmez. Süresinde itiraz edilmeyen fatura, içeriğinin doğru olduğu yönünde bir kabul karinesi yaratır; buna rağmen temel ticari ilişkinin hiç gerçekleşmediği iddiası her türlü delille ileri sürülebilir.</p>

<h2>Faturanın Muhataba Ulaşmasının İspatı</h2>

<p>Kanunda faturanın gönderilmesine ilişkin özel bir şekil şartı bulunmamaktadır. Bununla birlikte, sekiz günlük sürenin başlayabilmesi için faturanın muhataba ulaştığının ispatlanabilmesi gerekir. Uygulamada noter, iadeli taahhütlü posta, kargo teslim tutanağı, güvenli elektronik imzalı e-posta veya e-Fatura sistemi gibi yöntemler ispat kolaylığı sağlamaktadır.</p>

<h2>Ticari Defterlere Kaydın Hukuki Sonuçları</h2>

<p>Bir faturanın karşı tarafın ticari defterlerine kaydedilmiş olması, somut olayın özelliklerine göre mal tesliminin veya hizmet ifasının gerçekleştiği yönünde önemli bir emare oluşturabilir. Ancak ticari defterlerin HMK m. 222’de öngörülen şartlara uygun şekilde tutulmuş olması gerekir. Usulüne uygun tutulmayan ticari defterler sahibi lehine delil olarak kullanılamayabilir.</p>

<h2>Karinenin Sınırları ve Faturaya İtiraz</h2>

<p>Faturaya süresinde itiraz edilmesi hâlinde alacağın varlığı artık yalnızca faturaya dayanılarak ispatlanamaz. Bu durumda sözleşme, sipariş formu, teslim tutanağı, yazışmalar, bilirkişi incelemesi ve diğer deliller önem kazanır. Ayrıca itiraz edildiğini ispat yükü, itiraz eden tarafa aittir.</p>

<h2>Elektronik Fatura (e-Fatura) Bakımından Değerlendirme</h2>

<p>Günümüzde ticari işlemlerin önemli bir bölümü e-Fatura sistemi üzerinden yürütülmektedir. e-Fatura uygulaması, faturanın gönderildiği ve alıcıya ulaştığı hususlarının tespitini kolaylaştırmakta, böylece TTK m. 21/2 kapsamında doğabilecek uyuşmazlıklarda önemli bir ispat avantajı sağlamaktadır. Bununla birlikte, e-Fatura da tek başına temel ilişkinin varlığını kesin olarak ispatlayan bir belge niteliğinde değildir.</p>

<h2>Pratik Sonuçlar ve Öneriler</h2>

<p>• Faturalar eksiksiz ve gerçeğe uygun şekilde düzenlenmelidir.<br />
• Faturanın muhataba ulaştığı ispatlanabilir yöntemlerle gönderilmesi tercih edilmelidir.<br />
• Ticari defterler usulüne uygun tutulmalıdır.<br />
• Faturalara yönelik itirazlar süresinde ve mümkünse yazılı şekilde yapılmalıdır.<br />
• Özellikle yüksek tutarlı işlemlerde sözleşme, irsaliye, teslim tutanağı ve yazışmalar gibi destekleyici belgeler muhafaza edilmelidir.</p>

<h2>Sonuç</h2>

<p>Fatura, ticari yaşamın en önemli belgelerinden biri olup Türk Ticaret Kanunu tarafından belirli ölçüde özel bir ispat gücüyle desteklenmiştir. Ancak bu güç mutlak değildir. Süresinde itiraz edilmeyen ve muhataba ulaştığı ispatlanan faturalar alacaklı lehine güçlü bir karine oluşturmakla birlikte, mahkemeler somut olayın tüm delillerini birlikte değerlendirmektedir. Bu nedenle ticari ilişkilerin yalnızca faturaya bırakılmaması, sözleşme ve diğer yardımcı belgelerle desteklenmesi büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" rel="nofollow" title="Emrah Golgi̇yaz"><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-alacak-davalarinda-faturanin-hukuki-niteligi-ve-ispat-degeri</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 19:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/terazi/terazi-veraset-ilamia.jpg" type="image/jpeg" length="31062"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 2022/13888 E., 2022/3081 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202213888-e-20223081-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202213888-e-20223081-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 26.05.2022 tarihli, 2022/13888 E., 2022/3081 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/13888 E., 2022/3081 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtiraz eden : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>

<p>İtiraz yazısının tarihi : 10.03.2022</p>

<p>İtiraz edilen daire kararı : Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 25.01.2022 gün, 2021/3362 esas ve 2022/348 karar sayılı ilamı</p>

<p>İlk derece mahkemesi : Şırnak 1. Ağır Ceza Mahkemesi</p>

<p>İtirazla ilgili mahkeme kararı : Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin 26.06.20202 tarih, 2020/105 esas 2020/595 sayılı kararı</p>

<p>İtirazla ilgili hüküm : 1)TCK'nın 302/1, 31/3, 62/1, 53, 58/9, 63. maddeleri<br />
2)TCK'nın 82/1-g, 35/1, 31/3, 62/1 53, 58/9, 63. maddeleri uyarınca mahkumiyet kararına ilişkin istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İtiraza konu olan sanık : ...<br />
Suçlar : 1)Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozma</p>

<p>2) Kişiyi yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle öldürmeye teşebbüs</p>

<p>İtiraz yazısı ile dava dosyası incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 10.03.2022 tarih ve 16-2020/54069 sayılı yazısında;<br />
"İtirazın konusu, sanık cezai ehliyeti bulunup bulunmadığı hakkında Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesinin düzenlediği 13.12.2019 tarih ve 1434 karar sayılı gözlem raporunun sanığın cezai ehliyetinin bulunup bulunmadığına dair tespite esas alınamayacağı, Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kurulundan rapor aldırılması gerekirken bu yola tevessül edilmeden eksik araştırma ile karar verildiğine dairdir.</p>

<p>Kayseri Şehir Hastanesinin 26.04.2019 tarihli "Şahsın Yapılan Psikiyatrik Muayenesi, Alınan Anamnez ve Hastane Kayıtlarının İncelenmesi Sonucunda; İşlediği İddia Olunan "Devletin Birliğini ve Ülke Bütünlüğünü Bozma. Kasten Öldürmeye Teşebbüs" ve "Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma, Terör Örgütü Propagandası Yapmak" suçları ile olarak TCK'nın 32. maddesi kapsamında ve ayrıca patolojik yalancılık hastalığı olup olmadığına ilişkin olarak hakkında karar verilebilmesi için gözlem altına alınması gerektiği tıbbi kanaatine varılmıştır." şeklindeki raporuna istinaden suça sürüklenen çocuk ...'ın gözlem altına alınmasına karar verilerek Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinde gözlem altına alındığı, dairenin 13.12.2019 tarih ve 1434 karar sayılı gözlem raporunda suça sürüklenen çocuk ...'ın cezai ehliyetinin tam olduğunun bildirildiği, akabinde Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunda muayenesi yapılan suça sürüklenen çocuk hakkında düzenlenen 25.12.2019 tarih ve 8743 sayılı raporla suça sürüklenen çocuğun görmüş olduğu önceki tedavilere ilişkin belgelerin temin edilerek dosya sureti ile birlikte tekrar muayeneye gönderilmesinin istendiği, Adli Tıp Kurumu Başkanlığının yazısının 27.12.2019 olduğu, aynı gün adli tıp raporunun dosyaya girdiğinden bahisle suça sürüklenen çocuk hakkında atılı suçlardan mahkumiyet hükmü kurulduğu incelenen dosya kapsamı ile sabittir.</p>

<p>Adli Tıp Kurumunun kuruluş, görev ve yetkilerinin düzenleyen 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 19. maddesinin Gözlem İhtisas Dairesine mahkemeler ve hakimlerce gözleme tabi tutulmasına karar verilenleri gözleme tabi tutup gözlem sonucu hakkında bir rapor düzenlemek görevini verdiği, aynı Kararnamenin 17/2-ç maddesine göre ise Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunun görevinin TCK'nın 31 ve 33. maddeleri hariç olmak üzere ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenler hakkında bilimsel ve teknik görüş bildirmek olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Somut olayda ilk derece mahkemesinin Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinin raporuna dayanarak hüküm kurmasının mümkün olmadığı, zira TCK'nın 32. maddesi kapsamında ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenlerle ilgili rapor düzenleme görevinin Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunun görevi dahilinde olduğu, bu itibarla eksik araştırma ile hüküm kurulduğu ve bu nedenle istinaf isteminin kabulü gerekirken esastan reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu düşünüldüğünden Yüksek Dairenin onama kararına itiraz etmek gerekmiştir." şeklinde belirtilerek kararın düzeltilmesi için itirazda bulunduğu anlaşılmakla;</p>

<p>İtiraz ve ekli dosya 6352 sayılı Kanunun 99. maddesi ile değişik CMK'nın 308/2, 3. madde ve fıkralarınca Dairemizce incelendiğinde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının yerinde olduğu anlaşılmakla itirazın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>KARAR:</strong></p>

<p>1-Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının karar düzeltme talebinin KABULÜNE,</p>

<p>2-Dairemizin 25.01.2022 tarih, 2021/3362 esas ve 2022/348 karar sayılı ilamının onama kararı kaldırılarak;</p>

<p>"Bölge adliye mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle;</p>

<p>Temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebebine göre dosya incelendi, gereği düşünüldü;</p>

<p>Temyiz talebinin reddi nedenleri bulunmadığından işin esasına geçildi;</p>

<p>Vicdani kanının oluştuğu duruşma sürecini yansıtan tutanaklar, belgeler ve gerekçe içeriğine göre yapılan incelemede;</p>

<p>Sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Adli Tıp Kurumunun kuruluş, görev ve yetkilerinin düzenleyen 4 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 19. maddesi ile Gözlem İhtisas Dairesine mahkemeler ve hakimlerce gözleme tabi tutulmasına karar verilenleri gözleme tabi tutup gözlem sonucu hakkında bir rapor düzenleme görevi verildiği, yine aynı Kararnamenin 17-2-ç. maddesine göre ise, TCK'nın 31 ve 33. maddeleri hariç olmak üzere ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenler hakkında bilimsel ve teknik görüş bildirme görevinin Adli Tıp 4. İhtisas Kurulunun görevine girdiği görülmekle;</p>

<p>Sanık hakkında Adli Tıp Gözlem İhtisas Dairesinin raporuna dayanılarak hüküm kurulduğu anlaşılmakla, ceza sorumluluğunu kaldıran ve azaltan nedenlerle ilgili rapor düzenlemek üzere eldeki dosyanın Adli Tıp Kurumu 4. İhtisas Kuruluna gönderilmesi gerektiği gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi,<br />
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu itibarla yerinde görülmüş olduğundan hükmün bu sebepten dolayı BOZULMASINA, sanığın tutuklulukta geçirdiği süre, atılı suç için kanun maddelerinde öngörülen ceza miktarı ve bozma nedeni gözetilerek tutukluluk halinin DEVAMINA, 28.02.2019 tarihinde yürürlüğe giren 20.02.2019 tarih ve 7165 sayılı Kanunun 8. maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanunun 304. maddesi uyarınca dosyanın Şırnak 1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için Diyarbakır Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.01.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi," yazılmak suretiyle ilamın DÜZELTİLMESİNE, 26.05.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-ceza-dairesinin-202213888-e-20223081-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 19:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="98439"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/8614 E., 2023/5221 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208614-e-20235221-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208614-e-20235221-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 29.11.2023 tarihli, 2020/8614 E., 2023/5221 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/8614 E., 2023/5221 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/681 E., 2015/608 K.<br />
SUÇ : Taksirle öldürme<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1. Aksaray 3. Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.12.2015 tarihli ve 2014/681 Esas, 2015/608 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında taksirle öldürme suçundan, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ayrı ayrı beraatlerine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 21.10.2020 tarihli ve 2016/120205 sayılı onama görüşlü Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
O yer Cumhuriyet savcısının temyiz isteminin, soruşturma aşamasında alınan 02.05.2014 tarihli rapor ile yargılama sürecinde temin edilen ve sanıkların kusursuz olduklarına ilişkin bilirkişi raporları arasında çelişki adli tıp kurumu ihtisas dairesine gönderilmeden sanıkların beraatine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
1.07.04.2014 günü saat 10:00 sıralarında Aksaray ili ... ilçesi ... beldesi ... mevkiinde bulunan sanık ... 6 adet söğüt ağacının budanması konusunda sanık ... ile anlaştığı, sanık ...'in birlikte işçi olarak çalıştığı kendisine ait testere makinesi olan ...'a bu işi yevmiye karşılığı verdiği, motorlu testere ile söğüt ağaçlarının kesimi işini yaparken ...'un elektrik akımına kapılarak hayatını kaybetmesi sonucu iş kazası meydana gelmiştir.</p>

<p>2. Soruşturma aşamasında iş güvenliği uzmanı bilirkişsinden alınan 02.05.2014 tarihli bilirkişi raporuna göre, sanık ... bünyesinde çalıştırmış olduğu işçi ile ağaç kesimi işinde kalifiye eleman çalıştırmadığından, çalışanın bildiği gibi hareket etmesine gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasından bihaber şekilde çalışmasına göz yumduğundan, kişisel koruyucu ekipman temin etmediğinden, çalışanına iş sağlığı ve güvenliği eğitimi vermediğinden, çalışılan mekan yakınında yüksek gerilim hattı olduğunu bildiği halde Medaş yetkililerini haberdar edip çalışma süreci esnasında hattın elektriğinin keislmesini sağlamadığından meydana gelen iş kazasında asli kusurlu olduğu, ...’un çalıştığı iş yerinde tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu kazaya sebebiyet vermiş ve can güvenliğini hiçe saymış olması nedeniyle meydan agelen iş kazasında tali kusurlu olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>3. Mahkemece keşif üzerine iş güvenliği uzmanı bilirkişisinden alınan 29.09.2015 tarihli rapora göre, sanık ...‘in işveren olarak asli kusurlu olduğu, ölen ...’un kusursuz olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>4. Talimat yoluyla iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan 15.11.2015 tarihli rapora göre,<br />
a-Söz konusu söğüt ağaçlarının sanık ...'ın kardeşine ait olduğu, söğüt ağaçlarının dallarını para karşılığı sanık ...’e satmış olduğu, yapılan anlaşmaya göre dalların kesilmesi ve toplanıp taşınması işinin sanık ...’e ait olmadı nedeniyle sanık ...’ın kusurunun bulunmadığı,</p>

<p>b-Sanık ...’in işveren veya taşeron sıfatını taşımadığı, birlikte işçi olarak tanıdığı ölen ... ile anahtar teslim olarak anlaşma yaptıkları, kendisine ait testere makinesi ile ölen ...’un belli bir yevmiye karşılığı dalları kesmek konusunda anlaştıkları, ölenin annesinin beyanları ile de yaklaşık 10 yıldır kendisine ait seyyar hızar makinesi ile kendi nam ve hesabına çalışarak bu işte tecrübeli olduğu, dava konusu olayın 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve/veya 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olmadığı ve sanık ...’in kusurunun bulunmadığı,</p>

<p>c- Ölen ...’un sanık ... ile anahtar teslim olarak anlaşma yaptıkları, kendisine ait testere makinesi ile yaklaşık 10 yıldır kendi nam ve hesabına yevmiyeli olarak çalışan ölen ...’un bu işte tecrübeli olduğu, taraflar arasındaki işin 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve/veya 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında olmadığı, 41 yaşında olup tecrübeli olan ...‘un dalları kesmeye başlamadan önce dalların uzunluğu ile ağaç ve elektrik dağıtım hattı arasındaki mesafeyi değerlendirmemiş olması, hatalı ağaç kesim tekniği kullanmış olması emniyet kemeri kullanmamış ve kendi can güvenliğini korumada gereken dikkati göstermediğinden asli kusurlu olduğu belirlenmiştir.</p>

<p>5. Yapılan otopsi raporuna göre, kişinin ölümünün vücuttan elektrik alımı geçişine bağlı solunum ve dolaşım durması sonucu meydana geldiği tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
1.Kusur Durumuna İlişkin Temyiz Sebebi Yönünden;<br />
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 15.01.2019 tarihli ve 2017/12-709 Esas, 2019/5 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere; yargılamayı gerçekleştiren hâkim, bilirkişilerin belirledikleri kusurun varlığı ya da yokluğu ve kusur oranları ile bağlı olmayıp, bilirkişilerin yapacakları teknik belirlemeler çerçevesinde failin kusurunun bulunup bulunmadığı, varsa kusurunun ne olduğu ve bu kusurun cezanın belirlenmesinde ne derece etkin olacağını, her olayın özelliklerine göre ve kanunî gerekçelerle belirlemelidir. Olayın gerçekleşme şeklini belirleme görevi de hâkime ait olup, bilirkişi ancak bu hususta ortaya koyacağı teknik veriler ile hâkime yardımcı olacak ve tarafların taksirli davranışlarının ve kusur durumlarının nelerden ibaret olduğunu gösterecektir.</p>

<p>2. Dosyada mevcut birden çok rapor arasında çözümü hâkimin takdirine bağlı olmayan özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlarda çelişki bulunması durumunda bu çelişkinin giderilmesi gerekir. Ancak, her çelişkinin giderilmesi için de yeni bir bilirkişi incelemesi yapılması zorunlu değildir. Buradaki ölçüt maddî gerçeğin hiçbir şüpheye yer verilmeyecek biçimde ortaya çıkarılmasıdır. Bilirkişiye başvurulma nedeni olan çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar yeterince açıklığa kavuştuğu durumda, artık yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek yoktur.</p>

<p>3. Bu açıklamalar ışığında incelenen dosyada; kazanın meydana geldiği yerdeki söğüt ağaçlarının sanık ... 'a ait olup, ağaçların budanması işinin sanık ...'e ücret karşılığında verildiği, sanık ...'in de kendisinin odun kullanımı için aldığı kesme işini ölen ...'a yevmiye karşılığı verdiği, Olay ve Olgular başlığı altında ayrıntılarına yer verilen bilirkişi raporları ve teknik tespitler dikkate alındığında tarafların kusur durumuna yönelik değerlendirme farklılıkları mevcut ise de yargılamayı gerçekleştirecek hâkimin delilleri serbestçe takdir yetkisi kapsamında kusurun varlığı ya da yokluğuna ilişkin kanaatler ile bağlı olmaması ve tarafların kusurunun varlığı ya da yokluğununun dosyada mevcut deliller çerçevesinde hâkimlik mesleğinin gerektirdiği genel ve hukukî bilgi ile çözülebilecek bir konu olması karşısında, takdiri hâkime ait olan kusurun varlığı ya da yokluğu hususunda bilirkişi raporları arasındaki değerlendirme farklılıklarından kaynaklanan çelişkinin giderilmesine ve yeni bir bilirkişi incelemesi yapılmasına gerek olmadığı gibi, olayın gerçekleşme şekli ile tarafların taksirli davranışlarını dosyada mevcut delil durumuna uygun ve teknik verilere dayalı olarak açıklayan talimat yoluyla iş güvenliği uzmanlarından oluşan bilirkişi heyetinden alınan 15.11.2015 tarihli raporuna göre kazanın oluşumunda ölen ...'un asli ve tam kusurlu olup, sanıkların kusursuz oldukları anlaşıldığından, o yer Cumhuriyet savcısının kusur durumuna ilişkin temyiz sebebi yerinde görülmemiş, hükümde bu nedene dayalı hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>4.Olayda kusuru bulunmayan sanıklar hakkında 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi gerekirken, suçun unsurlarının oluşmaması gerekçe gösterilerek aynı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde (4) numaralı bentte açıklanan nedenle Aksaray 3.Asliye Ceza Mahkemesinin, 17.12.2015 tarihli ve 2014/681 Esas, 2015/608 Karar sayılı kararına yönelik o yer Cumhuriyet savcısının temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA, ancak yeniden yargılamayı gerektirmeyen bu konuda, aynı Kanunun 322 nci maddesi gereğince karar verilmesi mümkün bulunduğundan, aynı maddenin verdiği yetkiye istinaden hüküm fıkrasının birinci bendinde yer alan "suçun unsurlarının oluşmaması sebebiyle; CMK’nın 223/2-a maddesi gereğince beraatine" ibaresinin kaldırılarak, yerine "Sanıkların taksire dayalı kusurlarının bulunmaması nedeniyle 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendi gereğince beraatlerine" ibaresinin eklenmesi ve hükümdeki diğer hususların aynen bırakılması suretiyle, sair yönleri usul ve kanuna uygun bulunan hükmün Tebliğnameye aykırı olarak, oy birliğiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 29.11.2023 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208614-e-20235221-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 19:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="45481"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83075"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36943"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="78776"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39448"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="27571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="67244"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="87712"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="98520"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="93262"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="45725"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="88557"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="22206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="58208"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="23849"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
