<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 01 Sep 2026 00:40:54 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3664 E., 2026/2960 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 12.05.2026 tarihli, 2026/3664 E., 2026/2960 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3664 E., 2026/2960 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/1361 E., 2022/220 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin kiracı olarak oturmakta olduğu dava konusu taşınmaz için davalıya 300 USD depozito ödediğini, kira ilişkisi devam ederken taşınmazın satılması üzerine kira sözleşmesinin sona erdiğini, ancak ödenen depozito bedelinin iade edilmediğini ileri sürerek; depozito iadesi talepli başlatılan takibe vaki itirazın iptalini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davacının taşınmazı müvekkilinden satın almadan önce kiracı sıfatı ile oturduğunu, son kira bedelini müvekkiline ödemeyen davacının depozito bedelini kira olarak alıkoymasını talep ettiğini, aralarında bu şekilde anlaşmış olmalarına rağmen davacının kötü niyetle icra takibi başlattığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosya kapsamına alınan tapu kayıtları uyarınca, dava konusu taşınmazın 13.07.2020 tarihinde davacının eşi dava dışı ... . tarafından satın alındığı ve yeni malikin kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, bu durumda davacı tarafından dava konusu depozito alacağının tahsili için yeni malike husumet yöneltilmesi gerekirken, önceki malike karşı husumet yöneltildiği gerekçesiyle; davanın pasif husumet yokluğu nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; kiralananın davacı kiracının eşine satılmasıyla birlikte yeni malikin yasa gereği kira sözleşmesinin tarafı haline geldiği, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşme ilişkisi satış tarihi itibarıyla sona erdiğinden, önceki malik olan davalının başlangıçta aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat edemediği sürece depozitoyu kiracıya iade etmekle yükümlü olduğu, İlk Derece Mahkemesince kira sözleşmesinin devam ettiğinden bahsedilemeyeceği ve dava konusu güvence bedelinin davalı tarafından dava dışı yeni malike teslim edildiği iddiasının da bulunmadığı üzerinde durulması ve sonucuna göre karar verilmesi gerektiği ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, depozito alacağının tahsili talepli başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 310. maddesi uyarınca, kiralananın mülkiyetinin kira sözleşmesinin kurulmasından sonra herhangi bir sebeple el değiştirmesi halinde, yeni malik kendiliğinden kira sözleşmesinin tarafı haline gelir. Bu durumda yeni malik, kira sözleşmesinden doğan hak ve borçları kanun gereği devralırken, önceki malik ile kiracı arasındaki sözleşmesel ilişki de satış tarihi itibarıyla sona erer.<br />
Somut olayda; taraflar arasında imzalanan kira sözleşmesi kapsamında, davacı kiracı tarafından davalı kiraya verene güvence bedeli (depozito) ödendiği hususunda uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlığın temelini, kira ilişkisi devam ederken kiralanan davacı kiracının eşine satılması sonrasında depozito bedelinden kimin sorumlu olduğu oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda, davalı önceki malikin kira ilişkisinin başlangıcında teslim aldığı güvence bedelini yeni malike devrettiğini ispat etmesi gerekir. Zira depozito bedelinin yeni malike devredildiğinin kanıtlanamaması halinde, güvence bedelini teslim alan önceki malik bakımından iade yükümlülüğü devam edecektir.<br />
Hal böyle olunca İlk Derece Mahkemesince; kiralananın davacı kiracının eşine satılması nedeniyle kira sözleşmesinin önceki malik yönünden devam ettiğinden söz edilemeyeceği, davalının dava konusu güvence bedelini dava dışı yeni malike teslim ettiğine ilişkin herhangi bir savunmasının veya bunu doğrulayan bir delilinin de bulunmadığı gözetilerek, depozito bedelinin iadesi hususunda davalının sorumluluğunun değerlendirilmesi ve oluşacak sonuca göre hüküm kurulması gerekirken, yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>12.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263664-e-20262960-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="10965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/3665 E., 2026/2768 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/3665 E., 2026/2768 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/3665 E., 2026/2768 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/661 E., 2024/289 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin kiracısı olan davalının kira borcunu ödememesi nedeniyle aleyhine icra takibi başlatıldığını, kira sözleşmesi devam ederken davalının müvekkiline karşı hakaret, tehdit, yaralama, konut dokunulmazlığını ihlal ve iftira suçlarını işlediğini, bu nedenle kira ilişkisinin çekilmez hale geldiğini ileri sürerek; davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; dava konusu taşınmazın maliki olan dava dışı kayınpederinin akli melekelerinin yerinde olmaması nedeniyle davacı tarafından dolandırılarak taşınmazın usulsüz şekilde satın alındığını, davacının dolandırıcı olup, tahliye talebinin bir suç şebekesinin oyunu niteliğinde bulunduğunu, bu nedenle tapu iptal davası açtığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davanın, davalı kiracının kiraya verene gerekli saygıyı göstermemesi ve davacıya yönelik suç teşkil eden eylemleri nedeniyle kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiği iddiasına dayalı tahliye istemine ilişkin olduğu, Yatağan Asliye Ceza Mahkemesinin 2023/350 E., 2023/567 K. sayılı dosyası, Yatağan Asliye Hukuk Mahkemesinin 2023/539 E, 2023/600 K. sayılı dosyası ve tanık beyanları birlikte değerlendirildiğinde kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiği gerekçesiyle; davanın kabulüne ve davalının taşınmazdan tahliyesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; tarafların iddia ve savunmaları dikkate alındığında, aralarında yazılı bir kira sözleşmesi bulunmadığı, kira sözleşmesinin başlangıç tarihi ile süresinin bilinmediği, dinlenen tanık beyanına göre de taraflar arasında kira ilişkisinin bulunmadığı, İlk Derece Mahkemesince, davacının dosyaya ibraz ettiği deliller ile kira sözleşmesinin varlığını ve kira bedelini kanıtlayamadığından, davacının dava dilekçesinde dayanmış olduğu yemin delili hatırlatılarak, davalıya yemin teklif edip etmeyeceği hususu sorulmak suretiyle hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, kira ilişkisinin çekilmez hale gelmesi nedeniyle tahliye istemine ilişkindir.<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 190/1 maddesinde; "İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Kural olarak, kira ilişkisinin varlığını ve aylık kira bedelinin ne kadar olduğunu ispat külfeti kiraya verene, kabul edilen kira bedelinin ödendiğinin ispat külfeti ise kiracıya düşer. Davacı bu iddiasını yemin dahil her türlü delil ile ispat edebilir.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının davalı kiracının bulunduğu taşınmazı satın alarak malik sıfatını kazandığı ve kira ilişkisinin çekilmez hâle geldiğini ileri sürerek tahliye talebinde bulunduğu, ancak davalı tarafça kira ilişkisinin varlığının inkâr edildiği anlaşılmakla, kira ilişkisinin varlığı, başlangıç tarihi, süresi ve kira bedelinin ispat yükünün davacı üzerinde bulunduğu; ne var ki yazılı kira sözleşmesinin ibraz edilememesi ve tanık beyanlarıyla da kira ilişkisinin varlığının ortaya konulamaması karşısında, İlk Derece Mahkemesince davacıya yemin delilinin hatırlatılması ve davalıya yemin teklif edip etmeyeceği sorulup oluşacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu anlaşılmakla, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanunun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20263665-e-20262768-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/yargi/yargitay-054.jpg" type="image/jpeg" length="69461"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/1042 E., 2026/1405 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 11.03.2026 tarihli, 2026/1042 E., 2026/1405 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/1042 E., 2026/1405 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/... E., 2024/1463 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; dava konusu taşınmazın muris ...'in vefatı sebebi ile taşınmaza ilişkin kira sözleşmesi ile birlikte müvekkillerine devrolduğunu, müvekkili ...'in taşınmaya ihtiyacı olduğunu, kira sözleşmesinin süresinin dolacak olduğunu ileri sürerek, davalının kiralanandan tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı, davaya cevap vermemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; muris ile davalı arasında 25.10.2013 başlangıç tarihli, 10 yıl süreli, 10 yıllık peşin 100.000.00 TL bedelli kira sözleşmesi imzalandığı, kiralananın yediemin deposu ve otopark alanı olarak kullanılacağının belirtildiği, taşınmazın tapu kaydında niteliğinin tarla olduğu, ilgili taşınmaza ilişkin yapılan kira sözleşmesinin konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, davacı tarafın dava konusu taşınmaza ilişkin ihtiyacını terditli biçimde talep ettiği, ihtiyacın objektif, samimi, somut, açık ve gerçek olması gerektiği, ihtiyacın samimi olmadığı, taşınmazın turizm amaçlı kullanıma uygun olmadığı, bununla birlikte dava konusu taşınmaza ilişkin süre nedeni ile kira sözleşmesinin feshi ve tahliye şartlarının gerçekleşmediği gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; taşınmazın tapu kaydında 19.672,22 m² yüz ölçümü ve tarla vasfı ile tescilli olduğu, kira sözleşmesinde kiralanan şeyin cinsinin arsa, kiralanan şeyin şimdiki durumunun tarla olarak belirtildiği, Mahkemece kira sözleşmesi konut ve çatılı işyeri kirası kapsamında değerlendirilerek hüküm kurulmuşsa da, dosya kapsamından kiralananın üstün vasfının, bu anlamda Kanunun hangi hükümlerinin uygulanacağının tespit edilemediği Mahkemece, mahallinde keşif yapılarak dava konusu taşınmazın üstün vasfının belirlenmesi, tespit edilen üstün vasfa göre uyuşmazlığın çözümünde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun (TBK) konut ve çatılı işyeri kiralarına ilişkin hükümlerinin mi yoksa genel hükümlerin mi uygulanacağı belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ve inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olmasının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, tahliyesi talep edilen kiralananın üstün vasfı belirlenerek tahliye hükümlerinin değerlendirilmesi gerekip gerekmediği noktasındadır.<br />
01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren TBK ile 818 sayılı Borçlar Kanunu ve 6570 sayılı Gayrimenkul Kiraları Hakkında Kanun yürürlükten kaldırılmış, bu Kanunlardaki kira ilişkisinden kaynaklanan ihtilaflara ilişkin düzenlemeler, Kanunun dördüncü bölümünde sıralanmıştır. Kiralanan yerin gayri musakkaf vasıfta olması halinde, TBK'nın 299. maddesi ve devamı maddelerinde düzenlenen genel hükümlere tabi yerlere ilişkin kira sözleşmesi hükümleri, musakkaf vasıfta olması halinde ise 339. ve devamı maddelerinde düzenlenen konut ve çatılı işyeri kira sözleşmelerine ilişkin maddeleri uygulanacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TBK'nın 351. maddesi gereğince, ancak konut ve çatılı iş yerleri kiralarında ihtiyaç iddiasına dayalı olarak tahliye davası açılabilir. Genel hükümlere tabi olan taşınmazlar için ise tahliye nedeni olarak ihtiyaç iddiasına dayanılamayıp, belirli süreli sözleşmelerde süre bitim tarihinden itibaren bir ay içinde açılacak dava ile kiralananın tahliyesi talep edilebilir.</p>

<p>Somut olayda, kira sözleşmesinde; kiralananın arsa, durumunun ise tarla olduğu, yediemin deposu ve otopark alanı olarak kullanılmak üzere kiraya verildiği belirtilmiştir. Mahkemece taşınmaz üzerinde keşif yapılarak kiralananın galip vasfı tespit edilmemiştir. Bu haliyle dosya kapsamından sözleşmenin, genel hükümlere tabi adi kira sözleşmesi veya konut ve çatılı işyeri kirasına ilişkin hükümlere tabi çatılı iş yeri kira sözleşmesi niteliğinde olup olmadığı tespit edilememektedir. Uygulanacak kanun hükmünün tespit edilebilmesi için taşınmazın üstün vasfının belirlenmesi gerekir. Mahkemece, mahallinde yeniden keşif yapılmak suretiyle taşınmazın hakim unsuru da gözetilerek mevcut vasfı tespit edip, TBK'nın konut ve çatılı işyeri ya da genel hükümlerine tabi olup olmadığı belirlendikten sonra karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde eksik inceleme ile karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulü gerekmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 362/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>11.03.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20261042-e-20261405-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="57156"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşe İade Davası: Kimler Açabilir, Süre ve Şartlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşten çıkarıldınız ve fesih size haksız mı geldi? O zaman en kritik bilgi şu: fesih bildirimini aldığınız günden itibaren <strong>yalnızca 1 aylık</strong> başvuru süreniz var. <strong>4857 sayılı İş Kanunu’nun 18-21. maddelerindeki</strong> iş güvencesi hükümleri, geçerli bir sebep gösterilmeden işten çıkarılan işçiye işine geri dönme hakkı tanıyor, ama bu hak, kısa sürelere sıkı sıkıya bağlı.</p>

<p>Üstelik bu yol herkese açık değil: işyerindeki işçi sayısından kıdeminize kadar bir dizi şartın aynı anda sağlanması gerekiyor. Bu rehberde <strong>kimlerin işe iade davası açabileceğini</strong>, zorunlu arabuluculuk aşamasını, süreleri ve davayı kazanmanın somut sonuçlarını adım adım anlatıyoruz.</p>

<p><strong>İşe İade Davası Nedir, Ne Kazandırır?</strong></p>

<p>İşe iade davası, işvereni <strong>geçerli bir sebep göstermeden</strong> yapılan feshin geçersizliğini tespit ettirip işinize geri dönmenizi sağlayan davadır. Buradaki “geçerli sebep”, işçinin yeterliliğinden, davranışlarından ya da işletmenin gerçek gereklerinden kaynaklanan, <strong>fesih bildiriminde açıkça ve yazılı olarak</strong> gösterilmiş bir sebep demektir.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler’de bir zincir marketin deposunda 3 yıldır çalışan Hakan’a bir sabah, hiçbir yazılı gerekçe gösterilmeden “yarından itibaren gelme” denildi. Bu fesih şeklen bile sakat, çünkü sebep yazılı bildirilmedi ve Hakan’dan <strong>savunması alınmadı</strong>. Hakan şartları taşıyorsa işe iade yoluna gidebilir; kazanırsa yalnızca işine dönmekle kalmaz, aşağıda anlatacağımız <strong>ücret ve tazminat kalemlerini</strong> de talep edebilir.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>İşe iade davası ile kıdem-ihbar tazminatı davası aynı şey değildir. İş güvencesi kapsamına girmiyorsanız bile <strong>kıdem ve ihbar tazminatı</strong> hakkınız ayrıca devam eder; işe iade, bu tazminatların ötesinde “işime geri dönmek istiyorum” diyenlerin yoludur.</p>

<p><strong>Kimler Açabilir? 4 Temel Şart</strong></p>

<p>Peki bu yol kime açık? Kanun, iş güvencesinden yararlanmayı <strong>4 şartın aynı anda</strong> sağlanmasına bağlıyor. Şartlardan biri bile eksikse dava, esasına girilmeden reddedilir, bu yüzden dava açmadan önce mutlaka bu tabloyu kontrol edin.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="2"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Şart</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Açıklama</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşyerinde en az 30 işçi</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşverenin aynı iş kolundaki tüm işyerleri birlikte sayılır; şubesi çok olan zincirlerde toplam sayı esas alınır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>En az 6 ay kıdem</p>
   </td>
   <td>
   <p>Aynı işverenin farklı işyerlerinde geçen süreler toplanır (yer altı işlerinde bu şart aranmaz)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Belirsiz süreli sözleşme</p>
   </td>
   <td>
   <p>Belirli süreli (süresi bitince kendiliğinden sona eren) sözleşmeyle çalışanlar kapsam dışıdır</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>İşveren vekili olmamak</p>
   </td>
   <td>
   <p>İşletmenin bütününü yöneten ve işçi alıp çıkarma yetkisi olan üst düzey yöneticiler yararlanamaz</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Şöyle bir soruyu örnek verirsek: “Benim çalıştığım şubede 12 kişiyiz ama şirketin İstanbul’da 6 şubesi var, kapsama girer miyim?” Cevap çoğu zaman <strong>evet</strong>: Yargıtay yerleşik uygulamasında 30 işçi hesabında işverenin <strong>aynı iş kolundaki bütün işyerleri</strong> birlikte değerlendirilir. Bu ayrıntı, özellikle zincir mağaza ve restoran çalışanlarının davalarında sonucu değiştiren noktadır.</p>

<p>Şartların sağlanıp sağlanmadığı her somut dosyada ayrı incelenir; süre kaçırılmadan değerlendirme yaptırmak kritik.</p>

<p><strong>Süreler: Önce Arabulucu, Sonra Dava</strong></p>

<p>2018’den bu yana işe iade uyuşmazlıklarında <strong>arabuluculuk dava şartıdır</strong>: arabulucuya başvurmadan doğrudan dava açarsanız dava usulden reddedilir. Süre zinciri de çok sıkıdır: fesih bildiriminin tebliğinden itibaren <strong>1 ay içinde</strong> arabulucuya başvurmanız gerekir; anlaşma sağlanamazsa son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren <strong>2 hafta içinde</strong> iş mahkemesinde dava açmalısınız.</p>

<p><strong>Adım Adım Süreç</strong></p>

<p><strong>1. Fesih bildirimi tebliğ edilir:</strong> Tarihi not edin, belgeyi saklayın, süreler bu günden işler</p>

<p><strong>2. 1 ay içinde arabuluculuk başvurusu:</strong> Adliyedeki arabuluculuk bürosuna veya e-Devlet üzerinden yapılır</p>

<p><strong>3. Arabuluculuk görüşmesi:</strong> Anlaşma olursa tutanakla bağlanır; işe dönüş veya tazminat burada da kararlaştırılabilir</p>

<p><strong>4. Anlaşmazsa 2 hafta içinde dava:</strong> Son tutanak tarihinden itibaren iş mahkemesinde işe iade davası açılır</p>

<p>Geçen ay danışmaya gelen Zeynep’in durumu bu sürelerin ne kadar belirleyici olduğunu gösteriyor: fesihten sonra “önce yeni iş arayayım” diyerek 5 hafta beklemişti. Oysa 1 aylık arabuluculuk başvuru süresi <strong>hak düşürücü süredir</strong>, geçtiğinde ne kadar haklı olursanız olun işe iade yolu kapanır. Bu yüzden fesih elinize ulaştığı hafta harekete geçin.</p>

<p><strong>Mahkemede İspat Yükü Kimde?</strong></p>

<p>İşçi için en rahatlatıcı kural burada: feshin geçerli bir sebebe dayandığını <strong>ispat yükü işverendedir</strong>. Yani siz “fesih haksızdı” demekle yetinebilirsiniz; işveren, gösterdiği sebebin gerçek ve fesih için yeterli olduğunu somut delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>Örneğin işveren “performans düşüklüğü” diyorsa mahkeme şunları arar: performans ölçütleri önceden belirlenip işçiye bildirilmiş mi, <strong>yazılı savunması alınmış mı</strong>, eğitim ve gelişim fırsatı tanınmış mı, fesih gerçekten <strong>son çare</strong> mi (Yargıtay’ın “feshin son çare olması” ilkesi)? “İşletme gerekleri” deniyorsa, işten çıkarılan işçinin yerine kısa süre sonra yeni işçi alınması işverenin savunmasını çökerten tipik delildir. Bu arada işe iade sürecinde kıdem ve ihbar tazminatı haklarınızın nasıl hesaplandığını da bilmeniz, arabuluculuk masasında elinizi güçlendirir.</p>

<p>Bordro, mesaj ve yazışmalarınızı fesihten hemen sonra düzenli bir dosyada toplamak süreci hızlandırır.</p>

<p><strong>Davayı Kazanırsanız Ne Olur?</strong></p>

<p>Mahkeme feshin geçersizliğine karar verdiğinde top yeniden sizde: kararın kesinleşmesinden itibaren <strong>10 iş günü içinde</strong> işverene “işe başlamak istiyorum” diye başvurmanız gerekir. Bu başvuruyu yapmazsanız fesih geçerli hâle gelir ve dava kazanımlarının önemli kısmı elinizden kaçar, noter veya iadeli taahhütlü yolla, ispatlanabilir şekilde başvurun.</p>

<p><strong>Kazanılan Davanın Mali Sonuçları</strong></p>

<p>• <strong>Boşta geçen süre ücreti:</strong> Çalıştırılmadığınız dönem için en çok 4 aya kadar ücret ve diğer haklar</p>

<p>• <strong>İşe başlatmama tazminatı:</strong> İşveren sizi 1 ay içinde işe başlatmazsa 4 ila 8 aylık ücret tutarında tazminat</p>

<p>• <strong>Kıdeme göre artan oran:</strong> Tazminatın alt-üst sınır içindeki miktarını mahkeme, kıdem ve fesih sebebine göre belirler</p>

<p>Yani işveren “kazandın ama seni yine de almıyorum” derse bile eli boş dönmezsiniz: <strong>4-8 aylık ücret</strong> tutarındaki işe başlatmama tazminatı ile <strong>4 aya kadar</strong> boşta geçen süre ücreti birlikte gündeme gelir. Bir noktayı da ekleyelim: sürecin her aşamasında taraflar anlaşarak dosyayı <strong>arabuluculuk masasında</strong> kapatabilir, makul bir tazminatla hızlı çözüm, yıllarca süren yargılamaya çoğu zaman tercih edilebilir bir seçenektir.</p>

<p><strong>Sıkça Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>İstifa ettim ama istifaya zorlandım, işe iade davası açabilir miyim?</strong></p>

<p>Görünüşte istifa olsa da irade <strong>baskı altında</strong> sakatlanmışsa (istifa dilekçesi imzalatılması, mobbing ile istifaya zorlama), Yargıtay bu durumu işveren feshi gibi değerlendirebilir. Delil durumunuza göre işe iade yolu açık olabilir; vakit kaybetmeden hukuki değerlendirme yaptırın.</p>

<p><strong>Deneme süresindeyken çıkarıldım, dava açabilir miyim?</strong></p>

<p>İş güvencesi için <strong>en az 6 ay kıdem</strong> arandığından, deneme süresi içindeki fesihlerde işe iade davası kural olarak mümkün değildir. Ancak feshin sendikal nedene veya ayrımcılığa dayandığı iddiası varsa ayrı tazminat yolları gündeme gelebilir.</p>

<p><strong>Dava sürerken başka işte çalışabilir miyim?</strong></p>

<p>Evet, çalışabilirsiniz. Başka işte çalışmanız davanızı düşürmez; yalnızca boşta geçen süre alacağının hesabında mahkemece dikkate alınabilir.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- İşe iade için 4 şart birlikte aranır: <strong>30 işçi, 6 ay kıdem, belirsiz süreli sözleşme</strong> ve işveren vekili olmamak.</p>

<p>- Fesih bildiriminden itibaren <strong>1 ay içinde arabulucuya</strong>, anlaşmazlık tutanağından itibaren <strong>2 hafta içinde mahkemeye</strong> başvurulmalıdır, bu süreler hak düşürücüdür.</p>

<p>- Feshin geçerliliğini ispat yükü <strong>işverendedir</strong>; savunma alınmaması ve yazılı sebep gösterilmemesi işveren aleyhinedir.</p>

<p>- Kazanılan davada <strong>4 aya kadar boşta geçen süre ücreti</strong> ve işe başlatılmazsanız <strong>4-8 aylık ücret</strong> tutarında tazminat söz konusudur.</p>

<p>- Kesinleşen karardan sonra <strong>10 iş günü içinde</strong> işverene başvurmayı unutmayın; uygun dosyalarda arabuluculukla hızlı çözümü değerlendirin.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" rel="noopener" target="_blank" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ise-iade-davasi-kimler-acabilir-sure-ve-sartlar-1</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 18:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/terazi-tokmak-kumsaati-44asdf.jpg" type="image/jpeg" length="34323"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2021/16079 E., 2021/15416 E. ve 2021/16303 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 11.10.2022 tarihli, 2021/16079 E. ve 2022/14014 K. sayılı kararı, 01.03.2022 tarihli, 2021/15416 E. ve 2022/3570 K. sayılı kararı ve 25.11.2024 tarihli, 2021/16303 E. ve 2024/8986 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/16079 E., 2022/14014 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : İftira<br />
HÜKÜMLER : Beraat, hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hükümler, temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 17.05.2022 gün, 2020/14-248 Esas, 2022/359 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere ve CMK.nın 280/1-a ve 303/1-a maddelerinin açık hükümleri karşısında, Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmaksızın dosya üzerinden beraat kararı vermesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığından tebliğnamedeki görüşe iştirak edilmemiştir.</p>

<p>Mahkemece, kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat ve hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılan ... vekilinin, suçun unsurlarının oluştuğuna yönelik temyiz itirazı yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK'nın 302/1. maddesi uyarınca TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİNE, 5271 sayılı Kanunun 304/1. maddesi uyarınca dosyanın ... Asliye Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin bilgi için... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 11.10.2022 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/15416 E., 2022/3570 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p>Mahkemece kanıtlar değerlendirilip gerektirici nedenleri açıklanmak suretiyle verilen beraat kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, katılanlar vekilinin kararın usul, kanun ve hukuka aykırı olduğuna, sanığın suçu işlediğinin sabit olduğuna yönelik temyiz itirazları yerinde görülmediğinden 5271 sayılı CMK.nın 302/1. maddesi uyarınca TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA, 5271 sayılı CMK.nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın ... . Asliye Ceza Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin bilgi için ... Bölge Adliye Mahkemesi . Ceza Dairesi'ne gönderilmek üzere ... Cumhuriyet Başsavcılığı'na TEVDİİNE, 01.03.2022 gününde duruşma açılmaksızın delil tartışması yapılarak mahkumiyet hükmünün beraate çevrilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu düşüncesi ve usul yönünden oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI DÜŞÜNCE</strong></p>

<p>Karşı oyun konusu:</p>

<p>CMK.nın 280/1. fıkrası (a) 2. cümlesinin atıf yaptığı CMK. 303/1-a bendi kapsamında verilecek beraat kararlarının kapsamının ne olduğu ve delil tartışmasını gerektiren durumlarda duruşma açılmadan verilip verilemeyeceği hususundadır.</p>

<p>CMK.nın 280. maddesinin "1-2" fıkralarında Bölge Adliye Mahkemesince inceleme ve kovuşturmanın ne şekilde yapılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>Yine CMK.nın 280/1. maddesinin (a), (b), (c), (d), (e) ve (f) bentlerinde de Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmadan dosya üzerinden karar verilebilecek hallere yer verilmiştir. CMK.nın 280/1-(g) fıkrasında ise diğer hallerde duruşma hazırlığı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>işlemlerine başlanmasına karar verileceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinde yapılacak inceleme ve kovuşturma başlıklı CMK.nın 280. maddesinde beraat kararı verilmesi gereken halle ilgili bir düzenleme yapılmamış, bu konuda ... ile ilgili CMK.nın 303. maddesinin 1-(a) bendine atıf yapılmış, 303/1- (a) bendinde de beraat kararı verilebilecek hal düzenlenmiştir.<br />
CMK.nın 303/1-a bendindeki beraate ilişkin düzenlemenin iyi anlaşılabilmesi için, CMK.nın 280/1-(a) fıkrasının ve atıf yaptığı CMK.nın 303/1. maddesindeki düzenlemelerin birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. CMK.nın 280/1-a- birinci cümlesine bakıldığında davanın esasında bir değişiklik yapılmayarak başvurunun esastan reddine karar verilebilecek halin düzenlendiği görülmektedir. Burada Bölge Adliye Mahkemesinin kararı ilk derece mahkemesi kararı ile aynı yönde olduğundan mahkeme kararları arasında çelişki oluşmamaktadır. Yani Bölge Adliyenin esastan red kararında ilk derecenin verdiği hükmün zat ve mahiyetinde bir değişiklik yapılmadığından duruşma açılmadan verilmesi tartışma yaratmayacaktır. Yine CMK.nın 280/1. maddesinin (a). Fıkrası dışındaki bentlerdeki değişikliklerinde somut delillere dayalı olarak yapılabileceği ve hukuka (kanuna) aykırılıkların düzeltilmesine ilişkin olduğu için çelişki ve tartışma oluşturacak nitelikte değildir. Ancak CMK.nın 280/1-a maddesinin atıf yaptığı 303/1-a bendindeki beraat kararı verilebilmesi hususu gerek CMK.nın 280/1. maddesindeki düzenlemelerden gerekse CMK.nın 303. maddesinin (1-a) bendi dışındaki diğer bentlerdeki farklılık arzetmektedir.</p>

<p>Çünkü; Burada beraat kararı verilirken delil değerlendirmesi ve tartışması yapılarak ilk derece mahkemesinin aynı deliller üzerinden verdiği mahkumiyet kararının zat ve mahiyetinde değişiklik yapılarak beraat kararına çevrilmesi söz konusudur.</p>

<p>Gerçektende; ...'ca "davanın esasına hükmedilecek haller ve hukuka aykırılığın düzeltilmesi" başlığını taşıyan CMK.nın 303. maddesinin 1-a bendindeki beraat kararı verilebilecek hal dışında kalan kararlar ile diğer bentler dikkatlice incelendiğinde hiç birinde yorum ve takdir gerektiren bir durumun olmadığı aksine ilk bakışta anlaşılan somut deliller üzerinden düşme maddi hataların düzeltilmesi veya takdir gerektirmeden ceza uygulaması yapılabilecek kanuna ve hukuka aykırılıkların<br />
düzeltilmesi kararları olduğu açıkça görülmektedir.</p>

<p>Nitekim, CMK.nın 303/1-a bendindeki beraat kararı verilebilecek hal ile birlikte düzenlenen "davanın düşmesine karar verilebilmesinde şikayetten vazgeçme, zamanaşımı veya diğer düşme sebepleri gibi somut sebeplerin varlığı halinde davanın düşürülmesine karar verilmesinin tartışmayı gerektirmediği açıktır. Yine alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmedilme durumuda aynı şekilde somut veriler üzerinden verilen kararlardır. Görüldüğü üzere beraat kararı dışındaki değerlendirmeler delil tartışması yapılarak kararlar verilmesi şeklinde değil somut delillerin olaya uygulanması şeklindedir.</p>

<p>Bilindiği üzere CMK.ya göre ...'da temyiz incelemesi ve kararlar esas olarak duruşmasız verilmektedir. Bunun istisnası CMK.nın 299/1. maddesinde<br />
düzenlenmiştir. Bu maddede 10 yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin incelenmesinin ...'ın uygun görmesi halinde duruşma açılarakda yapılabileceği belirtilmiştir. ...'da yapılacak incelemeye ilişkin bu düzenlemenin aksine Bölge Adliye Mahkemelerinde yapılacak incelemelerde CMK.nın 280/1-(g)'ye göre esas itibari ile duruşma açılması gerektiği vurgulanmaktadır. O nedenle ilk derece mahkemesi kararlarında esaslı değişiklik yapılması gereken durumlarda kararlarını duruşmalı olarak vermesi gerektiği kabul edilmelidir. Çünkü ...'da dahi belirli bir miktarın üzerindeki cezaların incelenmesinin duruşmalı yapılması gerektiği (takdire bağlı olsa bile) kabul edilmiş iken Bölge Adliye Mahkemelerinin bundan muaf tutulduğunun kabulü doğru olmayacaktır. Basit müsadere kararlarının bile duruşma açılarak verilmesi gerektiğini düzenleyen CMK.nın 256/1. maddesi ve buna ilişkin yerleşik ... kararları nazara alındığında adli yargı sisteminin en ağır cezalarının beraate çevrilmesinin duruşma açılmadan verilmesi yargıya ve hukuka olan güvenin sarsılmasına sebebiyet vereceği açıktır.</p>

<p>Bu aşamada CMK.nın 280/1-a bendinin atıf yaptığı CMK.nın 303/1-a bendindeki "olayın daha fazla aydınlanması gerekmeden beraate hükmolunması" ifadesinin nasıl anlaşılması gerektiği hususunda yorum kurallarına da bakmak gerekir.</p>

<p>Hukuk güvenliğinin ve bireyler arasında uygulama eşitliğinin sağlanabilmesi için gerekli fikri bir faaliyet olan yorum faaliyetinin bir takım kural ve yöntemlere bağlı kalınarak yapılması gerekir. Aksi takdirde yanlış yorum sonucu uygulayanın tecrübesine ve anlayışına göre benzer olaylarda bile farklı uygulama ve sonuçların ortaya çıkmasına sebep olunabilir. Hukuk düzeninde kurallar alelade bir şekilde bir araya getirilmezler, kurallar belirli kriterlere göre oluşturulan bir bütünün parçalarıdır. Bu nedenle kurallar, kanunda düzenlendikleri yer dikkate alınarak anlamlandırılmalıdırlar.</p>

<p>Ayrıca yorum yapılırken hukukun genel ilkelerinden de ayrılınmamalıdır. Konunun ayrıntıları bu yön verici fikre uygun veya en azından aykırı düşmeyecek biçimde yorumlanmalıdır. Yani adalet, eşitlik, adil yargılanma, hukuka güven gibi ilkelerin yorumda yol gösterici olacağı da kuşkusuzdur.</p>

<p>Öte yandan yorumunda değişik yöntemleri bulunmaktadır. Bu olayda kapsamına göre yorumdan hareket edilmesinin sorunun çözümüne daha çok katkı yapabileceği kabul edilmelidir. Kapsamına göre yorumda daraltıcı ve genişletici yorum olarak iki türlüdür.</p>

<p>Daraltıcı yorum, yasada kullanılan sözcüklerin yasa koyucunun amacını aştığı hallerde söz konusu olur. Daraltıcı yorumda yasa koyucunun söylediği sözcükten, daha azının anlaşılması gerektiren durumlarda, normun anlamının bu amaca indirgenmesi yani daraltılması söz konusu olmaktadır. Örneğin CMK’nın belli ağırlıktaki durumlarda hükümlerin otomatik temyizini şart koşmuştur. Yine yasaya göre sadece lehe temyiz halinde aleyhe bozma yasağı mevcuttur. Otomatik temyiz halinde hükmün sanığın lehine mi aleyhine mi temyiz edildiği belli değildir. Öte yandan otomatik temyiz sanığın lehine getirilmiştir. O nedenle otomatik temyizin sadece lehe temyiz incelemesini sağladığı kabul edilmektedir. Bu örnekte görüldüğü üzere yasada söylenenden daha azı kabul edilmekte yani daraltıcı yorum yapılmaktadır.</p>

<p>Genişletici yorum ise Yasada kullanılan sözcüklerin yasa koyucunun amacını açıklayamadığı düşünülen durumlarda yani hukuk kuralının sözleri anlamına göre dar kaldığında sözlerinin olduğundan daha geniş anlamı içerecek şekilde yorumlanarak genişletilmesidir.</p>

<p>Yukarıda belirtildiği üzere CMK.nda sistem ilk derece ve Bölge Adliye Mahkemelerinde yargılamaların duruşma açılarak yapılması ve delillerin duruşmada tartışılarak değerlendirilmesi esası üzerine kuruludur. Bu nedenle mahkumiyet kararlarının beraate çevrilmesi gibi hükmün zat ve mahiyetinde taban tabana zıt değişiklik yapan kararlar ile ilgili yorum yapılırken bu husus göz önünde bulundurulmalıdır.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra tekrar CMK. 280/1-a ile atıf yapılan CMK. 303/1-a ve devam eden bentlerindeki düzenlemelere dikkatli bakıldığında beraat kararları ile ilgili düzenlemenin Yargıtayla ilgili CMK. 303. maddesinde ...'ın davanın esasına hükmedilebileceği haller ve hukuka aykırılıkların düzeltilmesi başlığı altında yapıldığı görülmektedir. CMK.nın 303. maddesindeki bu düzenlemede ...'ca yapılan incelemede davanın esasına hükmedilebilecek hallerin delil takdirini ve tartışmasını gerektirmeyecek, somut delil üzerinden ve uygulama hataları ile sınırlı olduğu görülmektedir. Beraat kararı verilebilecek hal de bu madde kapsamında düzenlendiğine göre beraat kararlarınında delil tartışmasını gerektirmeyen somut olaylarla sınırlı olarak yorumlanması gerekir. Yani kısaca ... için yapılan CMK.nın 303/1-a'daki beraat verilebilecek halin eski tabirle derhal beraat kararı verilebilecek hallerle sınırlı olarak dar yorumlanması gerekir. CMK.nın 280/1(a- 2) cümledeki atıf nedeni ile Bölge Adliye Mahkemesince de beraat kararlarının bu kapsamda ve dar yorumlanması ... için yapılan düzenlenmenin amacına uygun olacaktır. Aksi düşünce duruşma açarak karar vermek esas görevi olan Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmadan beraat kararı vermesine ilişkin takdir yetkisinin sınırlarının ucu açık bir biçimde genişletilmesine neden olur. Ayrıca bu durum mağdur haklarının gözardı edilmesine neden olacak ve mahkumiyetin duruşma açılmadan beraate çevrilmesi mağdurda kendi hakkının çevrilmesi mağdurda kendi hakkının korunmadığı gibi bir algı da oluşturacaktır. Çağdaş yargının bir görevinin de mağdur haklarının korunması olduğu unutulmamalıdır. Beraat kararlarının nasılsa temyiz incelemesine tabi olduğu bu süreçte mağdurun hakkının korunacağı düşüncesi mağdurdaki bu algıyı değiştirmeyecektir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinde inceleme ve kovuşturma başlıklı CMK.nın 280/1-(a) bendinin atıf yaptığı CMK.nın 303/1-(a)'daki beraat kararı verilebileceği ifadesinin dosyadaki somut maddi delillerden isnat edilen eylemin suç oluşturmadığı veya açılan davanın ve verilen kararın açıkça kanuna ve hukuka aykırı olduğu anlaşılan hallerle yani derhal beraat halleri ile sınırlı olacak şekilde yorumlanması gerekir.</p>

<p>Aksi takdirde duruşma açılmadan beraat kararı verilmesinin tartışmalara bunun da yargıya ve hukuka olan güvenin sarsılmasına sebep olacağı düşüncesi ile sayın çoğunluğun görüşüne katılmadığımı saygı ile arz ederim. 01.03.2022</p>

<p><strong>KARŞI DÜŞÜNCE</strong></p>

<p>Sayın Çoğunluk ile aramızdaki uyuşmazlık; ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusunu inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi (...)’nin duruşma açmaksızın doğrudan beraat kararı verip veremeyeceğine ilişkindir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için, istinaf denetimine ilişkin normlar, hak arama özgürlüğü ile çelişmeli yargılama ilkesi ve istinaf denetiminin niteliği bakımından olmak üzere üç farklı perspektiften konuyu irdeleyerek gerekçelerimizi açıklayacağız.</p>

<p>1) İstinaf denetimine ilişkin normlar bakımından gerekçelerimiz<br />
İstinaf denetiminde ... tarafından izlenecek olan “esastan incelenme usulü” konusunda ilk norm olan Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)’nun 280. maddesinin kenar başlığı “Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” şeklindedir. Bu norm ayrıntılı olarak irdelendiğinde;</p>

<p>-Maddenin ilk fıkrasının (a bendinin ilk cümlesinde) “istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verilebilecek durumlar,</p>

<p>-(a bendinin ikinci cümlesi ile b, c, ve d bentlerinde) “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verilebilecek haller,</p>

<p>- Aynı fıkranın (e ve f) bentlerinde ise hükmün bozulmasına karar verilebilecek haller tek tek belirtilmiş; bu haller dışında ise “…gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verileceği” kuralına yer verilmiştir (CMK md. 280/1-g).</p>

<p>Kanun koyucu CMK’nin 280. maddesi ile istinaf incelemesinde yürütülecek inceleme ve kovuşturmanın adeta yol haritasını çıkarmıştır. Buna göre, istinaf denetiminde “duruşma açmaksızın” esastan ret, bozma ve düzelterek onama kararı dışında bir karar verebilmek için “davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanması kararı” verilmelidir. Bu bağlamda, istinaf denetiminde bu yol haritası dışına çıkılması, kanuna ve dolayısıyla denetimin ruhuna aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>Uyuşmazlık konumuzun çekirdeğini oluşturan “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” verilebilecek haller yönünden CMK’nin 280/1-a maddesi “Kanun’un 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde” ibaresiyle temyiz denetimine ilişkin bir norma atıf yapmıştır. Böylelikle, ... tarafından usul ekonomisi ilkesi çerçevesinde düzeltilerek onama kararı verilebilen bazı haller yönünden istinaf yolunda da aynı kararın verilebilmesine hukuken imkan tanınmıştır.</p>

<p>Temyiz kanunyoluna dair hükümler arasında yer alan CMK’nin 303. maddesinin kenar başlığı “Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” şeklindedir. Bu normun ilk fıkrasında “Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde ... tarafından davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığın da düzeltilebileceği” düzenlenmiştir. Bir diğer ifadeyle anılan norm ile iki ayrı duruma yer verilmiştir:</p>

<p>i) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden ... tarafından davanın esasına hükmederek beraate karar verilebilecek hal (md. 303/1-a),</p>

<p>ii) Hükümdeki hukuka aykırılıkların düzeltilebileceği haller (md. 303/1, a, b, c, d, e, f, g, h).</p>

<p>Bu noktada 303. maddenin (a) bendindeki “olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden Yargıtayca beraate karar verilebilmesi” kuralının niteliğinin açıklığa kavuşturulması gereklidir. Bu norm, yukarıda söz ettiğimiz ayrımdan hareketle“... tarafından davanın esasına karar verilebilecek halden” başka bir şey değildir. Ancak bu norma atıf yapan CMK’nin 280/1-a maddesi, söz edilen durumda “hukuka aykırılığın istinaf mahkemesince düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verilebilmesinden söz etmektedir. Bir başka ifadeyle normun lafzından hareket edildiğinde ... yönünden davanın esasına karar verilebilecek hal olan bir durum istinaf mahkemesi yönünden düzeltilerek esastan ret sebebi olarak gözükmektedir. İstinaf mahkemelerine dair norm, beraat kararı verilebilmesine açıkça yetki tanımamakta; CMK’nin 303/1-a maddesindeki durumlarda “hukuka aykırılığın istinaf mahkemesince düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” karar verilmesini düzenlemektedir. Bu halde, beraat kararı verilmesi 280/1-a ile tanınan yetkinin dışına çıkmak anlamındadır.</p>

<p>Anılan durumda ... yönünden davanın esasına karar verilebilecek bir halin istinaf yönünden düzeltilme sebebi olarak benimsenmesinin kanun koyucunun bilinçli bir tercihi mi olduğu yoksa norm yapma tekniği bakımından isabetsiz bir tercihin ürünü mü olduğunun belirlenmesi hayli güç gözükmektedir.</p>

<p>Aslında 303/1-a maddesi mülga CMUK döneminde “derhal beraat kararı verilebilecek haller” olarak adlandırılan durumdan başka bir şey değildir. ...’ın duruşma açması mümkün olmadığı için bu durumlarda doğrudan davanın esasına girerek beraat kararı verebilmesi kabul edilmekteydi. Ancak, istinaf mahkemesi duruşma açabileceği ve dahi duruşma açmak suretiyle denetim yapmasının kural olduğu gözetildiğinde; Yüksek Mahkemeye tanınan bu istisnai yetkinin zaten istinafa da tanınmış olabileceği düşüncesi kabul edilemeyecektir.</p>

<p>1) Hak arama özgürlüğü ile çelişmeli yargılama ilkesi bakımından gerekçelerimiz</p>

<p>Günümüz ceza muhakemesinin demokratikliği en önemli niteliğidir. Bu vasfı gereği, ceza muhakemesinin tüm süjelerinin eşit şartlarda; aynı haklara sahip olarak muhakemeye katılmaları yargılamanın olmazsa olmazıdır. Muhakemede iddia ve savunma makamları kendi tezlerini ileri sürecek, bunların aleni celsede tartışılmasına yani çelişme ilkesinin hayata geçirilmesine hukuken imkan tanınacak ve yargılama makamını oluşturan hakim bunları vicdani kanaatine göre değerlendirerek kolektif şekilde hükme ulaşacaktır. Çelişmeli yargılama ilkesi ilk derece mahkemesinde yürütülen muhakemede olduğu gibi istinaf ve temyiz yolu denetiminde de geçerlidir. Bu yönüyledir ki, temyiz dilekçeleri karşı tarafa bildirilmekte, aynı şekilde ... Cumhuriyet Başsavcılığı tebliğnamesi taraflara tebliğ edilmektedir. Bu bağlamda, bireysel iddia makamını oluşturan katılan tarafın iddia hakkını ileri süremeyeceği şekilde bir usulle istinaf mahkemesince hüküm kurulması (somut uyuşmazlıkta olduğu üzere duruşma açılmaksızın beraat kararı verilmesi) çelişmeli yargılama ilkesine de temelden aykırılık oluşturacaktır.<br />
İstinaf mahkemesince yürütülecek kovuşturma sonucunda yeni bir hüküm kurulmasının en önemli yönlerinden birisi bu surette çelişmeli yargılama ilkesinin hayata geçirilmesi suretiyle muhakeme süjelerinin kolektif faaliyetiyle hükme ulaşılmasıdır. Bu bağlamda, sanığın savunma hakkı yanında bir muhakeme süjesi olarak katılanın da aleni duruşmada iddialarını ileri sürme, savunma makamına karşı delil ileri sürme hakkının bulunduğu kuşkusuzdur. ..., mahkumiyet hükmünü bozmak suretiyle beraat hükmü tesis ettiğinde duruşma açmamışsa muhakemenin temel süjesi olarak katılan haklarını nerede ileri sürecektir? Katılanın iddia hakkını kullanamadığı bir usulün izlendiği, çelişmeli yargılama ilkesini hayata geçirmeyen böyle bir durumun ise, hak arama özgürlüğünü engelleyeceği kuşkusuzdur. Çelişmeli yargılama olmadan yürütülecek muhakeme ise ceza muhakemesinin demokratikliği ilkesine aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>İstinaf mahkemesince verilecek beraat hükümlerine karşı kanunyoluna gidilemediği; bu kararların kesin olduğu nazara alındığında katılanın hak arama özgürlüğü daha da sınırlanmış olacaktır. Gerçekten, ilk defa istinaf mahkemesi tarafından verilen bir beraat kararı somut uyuşmazlıkta olduğu üzere hem çelişmeli yargılama ilkesi hayata geçirilmeden verilmiş bir beraat hükmü ortaya çıkacak hem de bu hüküm denetlenemeyecektir. Katılanın iddia hakkı perspektifinden bakıldığında bu durum hak arama özgürlüğüne ve hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturacaktır. Bu bağlamda, CMK’nin 303/1-a maddesine atıf yapan 280/1-a maddesindeki “…303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) … bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” dair normun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hukuk devleti, adil yargılanma ve eşitlik ilkelerine aykırı olduğu gözükmektedir. Bu bağlamda, anılan normun anayasaya aykırılığının ön sorun olarak değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.</p>

<p>2) İstinaf kanunyolunun niteliği bakımından gerekçelerimiz<br />
İstinaf kanunyolunun temyizden en önemli farkı ...’nin duruşma açmak suretiyle “öğrenme muhakemesi” gerçekleştirebilmesidir. Temyiz denetimini gerçekleştiren “... hakimlerinin hükmün hakimi olduğu” bu anlamda delil araçlarıyla doğrudan temas etme imkanlarının olmadığı ve kural olarak dava dosyası üzerinden yapılan temyiz denetiminin sınırlı bir denetim olduğu gerekçesiyle istinaf kanunyolunun ülkemiz bakımından önemli bir ihtiyaç olduğu sürekli vurgulanmıştır.<br />
Temyiz denetiminde kural olarak sadece hukukilik denetimi yapılabildiği ve bu anlamda “hukuki meselenin çözümüyle doğrudan bağlantılı olmadıkça” maddi (fiili) meselenin denetiminin yapılamayacağı kabul edilmektedir. Gerçekten, fiili sorunun çözümü görevi, öğrenme muhakemesini gerçekleştiren, vicahilik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri çerçevesinde delil araçlarıyla doğrudan temas ederek muhakemede vicdani kanaate ulaşacak ilk derece mahkemesi hakimi ile duruşma açarak denetim yapan istinaf mahkemesi hakimine aittir. Bu bağlamda, maddi meselenin de kanun yolunda incelenmesi gerektiği ve bunun da ancak istinaf denetimi yoluyla gerçekleştirilebileceği düşüncesi benimsenerek Ceza Adalet Sistemi ile istinaf mahkemelerinin kurulması kabul edilmiştir.</p>

<p>“Duruşma açmak suretiyle delil araçlarıyla doğrudan temas edebilen ve böylelikle öğrenme muhakemesi yoluyla maddi (fiili) meseleyi de denetleyerek daha etkin bir kanunyolu denetimi yapabilme kapasitesine ve yetkisine sahip bir kanunyolu sistemi oluşturma amacının” bölge adliye mahkemeleri oluşturulmasının temel gayesi olduğu kuşkusuzdur. Maddi meseleyi denetleyebilmenin yolu ise, “duruşma açmak suretiyle delil araçlarıyla doğrudan temas” edebilmektir. Duruşma açmak suretiyle, öğrenme muhakemesi yürütme yetkisine sahip kılındığı içindir ki istinaf mahkemelerine maddi meseleyi denetleme yetkisi verilmiştir. Buna dair gerçekleştirilen normatif çerçevenin de hep aynı amaç ve kurguya yönelmiş olduğu hatırdan çıkarılmamalıdır. Kısacası CMK ile, istinaf hakimine maddi meseleyi denetleme yetkisi tanınmasının sebebi; duruşma açarak delil araçlarıyla doğrudan temas etme böylelikle vicdani kanaate ulaşabilme yetkisine sahip kılındığı içindir.<br />
Gerçekten, istinaf mahkemesinin denetim faaliyeti esnasında delil takdirine girişerek mahkumiyet hükmünü bozmak suretiyle beraat hükmü kurması öğrenme muhakemesi yürütmeden bir diğer ifadeyle sadece dava dosyası üzerinden yapılacak bir incelemeyle nasıl mümkün olabilecektir? Ceza muhakemesi hukukunda delil araçlarıyla temas etmeyen bir hakimin öğrenme muhakemesi yapamayacağı bu anlamda maddi meseleyi denetleyemeyeceği kural olarak kabul edilmektedir. Bu kuralın istisnası, delil takdirine girişilmeksizin “derhal beraat kararı verilmesini gerektiren haller” olarak hem doktrin hem de ...’ın yerleşik içtihatlarıyla kabul edilmektedir. Bölge adliye mahkemesince duruşma açılmaksızın delil takdiri suretiyle beraat kararı vermesinin isabetli olmayacağı benimsenmektedir (..., ...: Ceza Muhakemesinde İstinaf, ... 2020, s. 147). Bu itibarla, eğer istinaf mahkemesi hakimi ilk derece mahkemesi hakiminin delillerin takdiri sonucunda ulaştığı kanaatiyle ulaştığı netice (hüküm) konusunda şüpheye düşmüşse kendisi delil araçlarıyla doğrudan temas etmeli ve çelişme ilkesi çerçevesinde denetim muhakemesi yürüterek yeni bir hüküm vermelidir. Aksi durum yani, duruşma açmaksızın delillerle hiç temas etmeksizin maddi meseleyi değerlendirmeye girişmek, tabiri caizse keşif mahalline hiç gitmeyen hakimin keşif tutanağı düzenleyerek olay yerini değerlendirmesi gibi bir durum ortaya çıkaracaktır. Böyle bir durum ise ceza muhakemesinin temel ilkeleri ile bağdaşmayacağı gibi istinaf kanunyolunun amacı ile mantığına da aykırılık oluşturacaktır.</p>

<p>Ezcümle, gerek istinaf denetimine dair normların ayrıntılı irdelenmesi gerekse uyuşmazlığa dair normların hak arama özgürlüğü ile çelişmeli yargılama ilkesi bakımından irdelenmesi çerçevesinde konuya bakıldığında, istinaf mahkemesinin duruşma açmaksızın yani öğrenme muhakemesi gerçekleştirmeksizin beraat hükmü tesis etmesinin normatif olarak ve ceza muhakemesinin temel ilkeleri çerçevesinde bir dayanağı bulunmamaktadır. Kaldı ki böyle bir kabul istinaf mahkemesinin hayata geçirilme amacına, kuruluş mantığına ve temyiz mahkemesinden farklı niteliği ile işlevine de aykırılık oluşturacaktır.<br />
Açıklanan gerekçelerle, Sayın Çoğunluğun kararına katılamıyorum. 01.03.2022</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/16303 E., 2024/8986 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/1002 E., 2019/1483 K.<br />
SUÇ : Çocuğa karşı eziyet<br />
HÜKÜMLER : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I.HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığının 16.01.2018 tarihli ve 2018/1476 Esas, 2017/90192 Soruşturma sayılı iddianamesi ile sanıklar ..., ... ve ...'nın 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde düzenlenen çocuğa karşı eziyet; sanık ...'nun aynı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentlerinde düzenlenen çocuğa ve altsoya karşı eziyet suçlarından cezalandırılması ve hak yoksunluklarının uygulanması istemiyle kamu davası açılmıştır.</p>

<p>B. Antalya 24. Ceza Mahkemesinin 22.02.2019 tarihli ve 2018/126 Esas, 2019/202 Karar sayılı kararı ile sanık ...'nun 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) ve (b) bentleri ile 62 nci maddesi uyarınca 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına; sanıklar ..., ... ve ...'nın ise 5237 sayılı Kanun'un 96 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi ve 62 nci maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ve hak yoksunluklarının uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>C. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 27.06.2019 tarihli ve 2019/1002 Esas, 2019/1483 Karar kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik katılan Antalya Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Antalya İl Müdürlüğü vekilinin ve sanıkların istinaf başvurularına ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılması ile sanıkların 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p>D. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca özetle; Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma açılarak karar verilmesi gerektiği şeklindeki gerekçeyle hükmün bozulması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılanlar vekillerinin temyiz istemleri;<br />
Sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü</p>

<p>1. Dava konusu olay; sanık ...'nun öz çocuğu olan katılan çocuğu sistematik ve sürekli şekilde yaralamak suretiyle çocuğa ve altsoya karşı eziyet suçunu; sanık ...'nun suç tarihinde resmi nikahlı eşi olan sanık ...'nın ve ...'nın oğulları olan sanıklar ... ve ...'nın bir süre aynı konutta yaşadıkları katılan çocuğu sistematik şekilde yaralamak suretiyle çocuğa karşı eziyet suçunu işledikleri iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesince; katılan çocuğun ve diğer katılanların iddialarıyla uyumlu doktor raporları birlikte değerlendirilerek sanıkların mahkumiyetlerine karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
Bölge Adliye Mahkemesince "Katılan ... ile sanıklar ..., ... ve ... arasında suç tarihi öncesine dayalı bıçakla yaralama olayı nedeniyle husumet bulunması ile sanıkların aşamalarda tutarlı olarak suçlamayı reddeden savunmalarının aksine atılı suçu işlediklerine dair somut hiçbir delil bulunmadığı gözetilerek atılı suçu işledikleri sabit olmadığı" şeklindeki gerekçeyle İlk Derece Mahkemesi hükümleri kaldırılarak sanıkların beraatlerine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Tebliğname yönünden;<br />
Tebliğnamede; suç tarihinin, sanıkların atılı suçu işledikleri iddia edilen tarih olan "16.12.2017 ve öncesi" olarak yazılması gerekirken sehven "01.01.2017" olarak yazıldığı tespit edilerek inceleme yapılmıştır. Sanık ... ile sanık ...'nın Tebliğname düzenlendikten sonra 17.02.2023 tarihinde boşandıkları anlaşıldığından ilamda sanık ismi "..." olarak yazılmıştır.</p>

<p>Dairemizin 29.02.2024 tarihli ve 2021/18395 Esas, 2024/1974 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere yerleşik içtihatlara göre; 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi delaletiyle aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde, duruşma açılmaksızın esastan reddine ve düzeltilerek esastan reddine karar verilebileceği, sanık hakkında yerel mahkemece kurulan mahkumiyet hükmüne karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi delaletiyle aynı Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığından Tebliğnamedeki bozma isteyen görüşe iştirak edilmemiştir.</p>

<p>B. Katılanların temyiz itirazları yönünden;<br />
Oluş, tüm dosya kapsamı, sanıkların aşamalarda değişmeyen atılı suçu işlemediklerine dair savunmaları, sanıklarla katılan ... arasında yaralama, tehdit suçlarından yargılamaların bulunduğuna dair Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) kayıtları ile doktor raporları birlikte değerlendirilmiştir. Bu itibarla; katılan çocuğun babası olan katılan ...'in 04.12.2017 tarihinde sanıklar hakkında şikayette bulunduğu, beyanında katılan çocuğun kendisine 30.11.2017 tarihinde teslim edildiğini beyan ettiği, katılan çocuk hakkında doktor raporunun 16.12.2017 tarihinde aldırıldığı ve yaralanmaların yaklaşık 4-5-7-8-10 günlük ekimoz niteliğinde olduğu, süre konusunda kesinlik bulunmaması ve yaralanmaların katılan çocuğun sanıkların yanında olduğu süreçte meydana gelip gelmediği konusunda tereddüt oluşması, sanıkların aşamalardaki inkara dayanan savunmaları ile taraflar arasında husumet bulunması ve "şüpheden sanık yararlanır ilkesi" birlikte değerlendirilmiştir. Bu nedenlerle; Bölge Adliye Mahkemesince atılı suçu işlediğine dair her türlü kuşkudan uzak, kesin ve yeterli delil bulunmayan sanıkların beraatlerine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesinin 27.06.2019 tarihli ve 2019/1002 Esas, 2019/1483 Karar sayılı kararında katılanlar vekilleri tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289 uncu maddesinin birinci fıkrası ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden; 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin birinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle TEMYİZ</p>

<p><strong>İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKÜMLERİN ONANMASINA,</strong></p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca Antalya 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.11.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/yargiyadadv21.jpg" type="image/jpeg" length="21672"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 2021/39553 E., 2025/4620 E., 2022/10197 E. ve 2022/2215 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2021/39553 E. ve 2026/504 K. sayılı kararı, 02.12.2025 tarihli, 2025/4620 E. ve 2025/15530 K. sayılı kararı, 11.09.2025 tarihli, 2022/10197 E. ve 2025/11352 K. sayılı kararı ve 28.04.2022 tarihli, 2022/2215 E. ve 2022/7546 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/39553 E., 2026/504 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2018/1791 E., 2019/629 K.<br />
SUÇ : Bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
A. İlk Derece<br />
Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 08/03/2018 tarihli ve 2015/157 Esas, 2018/72 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f, 62/1, 53, 52 inci maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 15.820 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ikinci kez mükerrir sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstinaf<br />
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 13/06/2018 tarihli ve 2018/700 Esas, 2018/673 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusu üzerine, CMK 193. Maddesine aykırılık nedeniyle hükmün CMK 289/1-e ve aynı kanunun 280/1-d maddeleri gereğince bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>C. İlk Derece<br />
Bozma üzerine yapılan yargılamada ; Bursa 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 20/09/2018 tarihli ve 2018/454 Esas, 2018/330 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında, bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 158/1-f, 62/1, 53, 52 inci maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay hapis ve 15.820 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, ikinci kez mükerrir sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>D. İstinaf<br />
Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin, 08/05/2019 tarihli ve 2019/1791 Esas, 2019/629 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun kabulü ile duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının iptali ile sanık hakkında bilişim sistemlerinin, banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası a bendi uyarınca beraatine ve düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Katılan vekili temyiz isteği; beraat kararı usul ve yasaya aykırı olduğundan hükmün bozulması talebine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
İlk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükme yönelik istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince mahkûmiyet hükmü kaldırılarak duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi delaletiyle Kanun'un 303 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; mevcut delillerin yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin kabulünden farklı olarak beraat kararı verilmesinin, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a maddesi kapsamına girmediği ve bu hususa ilişkin değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g maddesine göre duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen incelemeye konu kararının, gerekçe bölümünde açıklanan nedenle, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği,Tebliğname’ye aykırı olarak, Üye ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca takdîren Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>13.01.2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sayın çoğunluğun “Sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince dolandırıcılık suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a. maddesi delâletiyle aynı Kanun’un 303/1-a. maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; mevcut delillerin yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin kabulünden farklı olarak beraat kararı verilmesinin, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a. maddesi kapsamına girmediği ve bu hususa ilişkin değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g. maddesine göre duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması suretiyle yapılabileceği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesinin hukuka aykırı bulunduğu ” şeklindeki görüşüne aşağıdaki nedenlerle karşıyım.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerine, ilk derece mahkemesi kararlarında tespit ettikleri ve 303. maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlalleri duruşma açmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda giderebilme ve sonrasında düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verme yetkisi vermiştir.</p>

<p>Çözümlenmesi gereken sorun CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresinin neyi ifade ettiği ve İstinaf incelemesi sırasında dosya üzerinde “delil değerlendirilmesi yapılıp yapılamayacağı” na ilişkindir.</p>

<p>CMK'nın 303/1-a maddesinde olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate karar verilebilmesi için herhangi bir koşul öne sürülmemiştir. Kanun koyucu bir koşul öngörmediğine göre dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri dosyada mevcut bilgi ve belgeler ışığında, başkaca bir araştırmaya ihtiyaç duymadan dosyadaki delillere, belgelere, savunma ve iddialara göre oluşan kanaati doğrultusunda beraat kararı verebilecektir.</p>

<p>Yasa metninde delil değerlendirmesi ve tartışması yapılmasına engel bir ibare ve ima da yoktur. Yasa metni yorum ve takdire muhtaç olmayıp aksine çok nettir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada, toplanan delillerde ve yapılan işlemlerde bir eksiklik olmadığına, başkaca bir araştırmaya ihtiyaç bulunmadığına karar verdikten sonra dosya üzerinde inceleme yaparak CMK'nın 280-1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca beraat kararı vermesinde hukuka aykırı bir yön yoktur. Kanun hükmü açık olup eğer yorumlanacaksa da kanun koyucunun iradesine uygun olarak ve amaçsal yorumlanması gerekmektedir. Zira Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin yaptığı incelemeye konu dava dosyalarında sanığın savunmasının alınmamış, taraf beyanlarının tespit edilmemiş ve toplanması gereken tüm delillerin toplanmamış olması durumunda duruşma açılmasına, açılan duruşma sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına (istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine) ya da yasal olanak bulunduğu hallerde hükmün bozulmasına karar verilmektedir.</p>

<p>CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresini “derhal beraat kararı verilmesi halleri” ile sınırlandırmak da kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır. Çünkü yasa metninde böyle sınırlamaya yer verilmemiştir. Yasamıza göre derhal beraat kararı verilmesi halleri sadece duruşmaya gelmeyen sanığın yokluğunda CMK'nın 193/2. fıkrası uyarınca verilecek kararlara ilişkin olup, CMK'nın 280-1-a ve 303/1-a maddeleri ile bir ilgisi de yoktur.</p>

<p>Yargıtay kararları ve doktrinde de belirtildiği üzere hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun reddi; özü itibariyle uyuşmazlık hakkında maddi ve hukuki yönlerin tekrar ele alınarak yeni bir karar verilmesi anlamına gelmektedir. İstinaf kanun yolu incelemesinde asıl olan bozma yerine kararın düzeltilmesidir. Düzeltme ya dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ya da açılacak duruşma sonucunda verilecek kararla olmaktadır. Bu şekilde düzeltilen karar, bir bütün olarak yeni bir karar olmayıp ilk derece mahkemesi kararında tespit olunan maddi ve/veya hukuki meseleye ilişkin hataların düzeltilmesi sonucunda ortaya çıkan ve ilk derece mahkemesi kararı üzerine bina edilen kısmi bir hükümdür. Keza Bölge Adliye Mahkemelerince CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddelerine dayanılarak verilen kararlar da ilk derece mahkemesi kararı üzerine bina edilen bir hükümdür.</p>

<p>Bu bağlamda; CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresini "derhal beraat kararı verilmesi" halleri ile sınırlandırdığımızda kişilerin biran önce beraat etme hakkı ihlal edildiği gibi gereksiz birçok yargılama gideri de oluşacaktır.<br />
CMKK'nın 174. maddesinde düzenlenen iddianamenin iadesi müessesesi derhal beraat kararı verilecek halleri oldukça sınırlamıştır. Zira derhal beraat kararı verilmesini gerektirecek bir iddianameyi mahkeme iade edecektir. Bu durumda sadece kovuşturma aşamasında meydana gelen eylemin suç olmaktan çıkması gibi hallerde derhal beraat kararı verilebilecektir. Bu da yukarıda değinildiği gibi sadece sanığın yokluğunda hüküm kurulmasına ilişkin bir uygulama olacaktır.<br />
Somutlaştıracak olursak;</p>

<p>Örneğin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusu olan belgenin fotokopi olması ve aslının ele geçemediğinin dosyadan açıkça belli olmasına rağmen mahkumiyet kararı verilmesi durumunda, dolandırıcılık suçunun önceden doğan borca ilişkin olduğunun dosya kapsamı ile belirlendiği durumlarda, 213 sayılı yasaya aykırı olarak defter ve belgeleri gizleme suçunda tebliğin mali tatile gelmesi durumunda, yine örneğin ruhsatsız silah taşıma suçunda dosyada mevcut uzmanlık raporuna göre suçun maddi konusu olan silahın 6136 sayılı Yasa kapsamında olmadığının belirlenmesine rağmen mahkemenin hatalı değerlendirme ile mahkumiyet kararı vermesi durumunda duruşma açan Bölge Adliye Mahkemesi neyi araştıracaktır? Çünkü olayın daha ziyade aydınlanmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.</p>

<p>Yargıtay bozma kararlarında;</p>

<p>*...sanığa yüklenen suçun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>*Dosya kapsamı ve oluşa göre, sanığın .... şeklindeki eyleminin .... suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>* Sanığın ....... cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,....Kanuna aykırı olup......hükmün bozulmasına" şeklinde hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan beraat kararı vermesi yönünde kararlar vermiştir.<br />
Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere hükmü bozulan mahkeme çağırmasına rağmen duruşmaya gelmeyen sanığı dinlemeden ve hiçbir araştırmaya gerek duymadan beraat kararı verebilecektir.</p>

<p>İşte yargılamanın devamı niteliğinde olan istinaf inceleme aşamasında da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri bu değerlendirmeler doğrultusunda CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak hiç bir araştırma yapmadan dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda beraat kararı verebilecektir. Ayrıca beraat kararı sanık lehine olup başkaca bir araştırmaya ihtiyaç duymadan dosyadaki delillere, belgelere göre dosya üzerinden beraat kararı verilmesi makul sürede yargılama ve Anayasamızın 141. maddesinin 4. fıkrasına uygun olarak “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ilkesine uygun olacaktır.</p>

<p>Uygulamada görüldüğü üzere sadece duruşma açılmadığı belirtilerek bozulan dosyalarda Bölge Adliye Mahkemelerinin başka hiçbir araştırma yapmadan, aç-kapa yaparak aynı yönde karar verdiği görülmektedir. Bu durum dahi şunu göstermektedir ki; Sadece duruşma açılmadan beraat kararı verilemez şeklindeki bozma kararları, Yargıtay’ın yol gösterici ve içtihat geliştirici rolüne aykırılık teşkil etmekte, yargılama sürecinin uzamasına neden olmaktadır.<br />
Yargıtay'ın CMK'nın 303/1-a maddesi uyarınca duruşma açmadan dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda beraat kararı verme yetkisi vardır. Bu yetki asıl olarak Yargıtay'a verilmiştir.</p>

<p>Kaldı ki; her ne kadar yerindelik denetimi yapma yetkisi olmasa da CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen beraat kararlarına karşı CMK'nın 286. maddesi uyarınca Yargıtay temyiz yolu açıktır.</p>

<p>Bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmadan mevcut delilleri inceleyip takdir ederek beraat kararı verebileceği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun dosyanın esasına girilmeden sair yönleri incelenmeden CMK'nin 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılması gerekliliğinden hükmün bozulmasına dair görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/4620 E., 2025/15530 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2025/682 E., 2025/1159 K.<br />
SUÇ : Resmi belgede sahtecilik<br />
HÜKÜM: Direnme (Beraat)<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında bozma üzerine verilen hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Bozma<br />
... Asliye Ceza Mahkemesinin 24.09.2019 tarihli ve 2017/2590 Esas, 2019/608 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan verilen mahkumiyet kararına karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesinin, 18.11.2020 tarihli ve 200/231 Esas, 2020/2442 Karar sayılı düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair karar verildiği, bu kararın Cumhuriyet Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin, 14.01.2025 tarih ve 2022/10375 Esas, 2025/619 Karar sayılı kararı ile; "Sanık hakkında, İlk Derece Mahkemesince resmi belgede sahtecilik suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a maddesi delaletiyle aynı Kanun'un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; mevcut delillerin yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin kabulünden farklı olarak beraat kararı verilmesinin, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a maddesi kapsamına girmediği ve hususa ilişkin değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g maddesine göre duruşma duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması suretiyle yapılabileceği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesi, hukuka aykırı olduğu" gerekçesiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bozma İlamından Sonraki Yargılama Süreci<br />
Bozma üzerine, ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.05.2025 tarihli ve 2025/682 Esas, 2025/11591 Karar sayılı kararı ile bozma ilamına direnilmesine, sanık hakkında resmi belgede sahtecilik suçundan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223/2-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmek suretiyle İlk Derece Mahkemesince verilen karar düzeltilerek hükme yönelik Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Cumhuriyet savcısının temyiz istemi; Duruşma açılmadan verilen beraat hükmünün Kanun'a aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Yargıtay Ceza Dairesi kararlarına karşı direnme kararı verilebilmesi için CMK 307/2 maddesi gereğince duruşma açılması zorunlu olup, söz konusu maddenin amir hükmü uyarınca duruşma açılarak ilgililere bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra bozmaya uyulması ya da direnme hükmü kurulması gerekirken duruşma yapılmaksızın dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde hüküm kurulması, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Başkaca yönleri incelenmeyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesinin, 16.05.2025 tarihli kararına konu hükmün, gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle, 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca takdîren ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
02.12.2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/10197 E., 2025/11352 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/293 E., 2022/1145 K.<br />
SUÇ :Banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.11.2013 tarihli ve 2012/170 esas, 2013/369 karar sayılı kararı ile sanık hakkında banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık suçundan 5237 sayılı TCK'nın 158/1-j.son, 35/2, 62, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği ve bu kararın katılan vekilinin itirazı üzerine 04.02.2014 tarihinde kesinleştiği, Akçakoca Asliye Ceza Mahkemesinin 25.04.2019 tarihli 2018/460 esas, 2019/262 karar sayılı ilamı ile sanığın denetim süresi içerisinde 21.06.2018-25.07.2018 tarihinde işlediği askeri ceza kanuna muhalefet suçundan mahkumiyetine karar verilmiş ve bu kararın kesinleşmesi üzerine iş bu dosyaya ihbarda bulunulmuştur.</p>

<p>2. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesinin 19.11.2019 tarihli ve 2019/444 esas, 2020/587 karar sayılı kararı ile CMK'nın 231/5 hükmü uyarınca açıklanması geri bırakılan kararın CMK'nın 231/11 hükmü uyarınca açıklanarak sanık hakkında banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık suçundan TCK'nın 158/1-j.son, 35/2, 62, 52/2 ve 53. maddeleri uyarınca 7 ay 15 gün hapis ve 4.160TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.</p>

<p>3. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesinin 23.05.2022 tarihli ve 2020/293 esas, 2022/1145 karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanığın istinaf başvurusunun kabulü ile duruşma açılmaksızın yapılan inceleme neticesinde 5271 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak sanık hakkında banka veya kredi kurumlarınca tahsis edilmemesi gereken krediyi sağlamak amacıyla dolandırıcılık suçundan 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrası a bendi uyarınca beraatine kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekilinin temyiz isteği; sanığın atılı suçu işlediğine, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğuna, usul ve yasaya uygun olmayan bölge adliye mahkemesi beraat kararının bozulmasına ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>Sanığın temyiz dışı hakkında sanık ... ile ... Şubesine kredi başvurusunda bulundukları, sanığın üzerinde kendine ait resmi olan ancak ağabeyi ...'e ait kimlik bilgileri bulunan sahte düzenlenmiş nüfus cüzdanı aslı ile diğer sanık ... tarafından hazırlanan sahte işyeri çalışma belgesini ibraz etmek suretiyle 10.000 TL kredi alabilmek için ... Şubesine yaptıkları başvuru neticesi banka görevlilerin araştırması sonucu kimliğin sahte olduğunun belirlenmesi üzerine güvenlik güçlerine haber verilmesi neticesi sanığın yakalandığının anlaşılması karşısında, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı gözetilmeden ve ayrıca İlk Derece Mahkemesince nitelikli dolandırıcılılığa teşebbüs suçundan kurulan mahkumiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın 5271 sayılı Kanun'un 280/1-a. maddesi delâletiyle aynı Kanun’un 303/1-a. maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; mevcut delillerin yeniden değerlendirilmesi suretiyle yeni bir hüküm kurulup İlk Derece Mahkemesinin olaya ilişkin kabulünden farklı olarak beraat kararı verilmesinin, 5271 sayılı Kanun'un 303/1-a. maddesi kapsamına girmediği ve bu hususa ilişkin değerlendirmenin aynı Kanun'un 280/1-g. maddesine göre duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması suretiyle yapılabileceği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle başkaca yönleri incelenmeyen hükmün, 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 21. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>11.09.2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/2215 E., 2022/7546 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN;<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇLAR : Nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik<br />
HÜKÜMLER : Beraat</p>

<p>Suçtan katılan sıfatını alabilecek şekilde zarar görmüş bulunan ve kamu davasına katılma talebi olan ... adına ... Muhakemat Müdürlüğü (Hazine) vekilinin hükmü temyiz etmesi karşısında, şikayetçi kurumun hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu belirlenerek ve sunulan dilekçede de katılma iradesinin ortaya konulduğu anlaşılmakla, sanığın vergi dairesi adına sahteleştirdiği makbuzları sunarak menfaat sağlaması iddiası ve dolandırıcılık suçunun da nitelendirilmesinin hem iddianamede hem de ilk derece mahkemesince kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık olarak TCK'nin 158/1-e maddesine temas ettiğinin kabulü karşısında hükmün niteliği ve içeriğine göre tebliğnamedeki düşünceye iştirak edilmeksizin 5271 sayılı CMK'nin 237/2. maddesi gereğince ... adına İstanbul Muhakemet Müdürlüğünün katılan ve vekilinin ise katılan vekili sıfatıyla davaya katılmasına karar verilerek yapılan temyiz incelemesinde;</p>

<p>İlk derece mahkemesince nitelikli dolandırıcılık ve resmi belgede sahtecilik suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerine yönelik yalnızca sanık müdafisinin istinaf dilekçesi dikkate alınarak yapılan başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince mahkûmiyet hükümleri kaldırılarak duruşma açılmaksızın 5271 sayılı CMK'nin 280/1-a maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararları verilmiş ise de; bu hükmün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceği, sanık hakkındaki mahkumiyet hükümleri bakımından ise CMK'nin 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılması ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeği gibi, katılan vekilinin istinaf talebi de nazara alınarak duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesi,</p>

<p>Yasaya aykırı, katılan vekilinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, diğer yönleri incelenmeyen hükümlerin 5271 sayılı CMK'nin 302/2. maddesi uyarınca BOZULMASINA, dosyanın İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 22. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine, 28.04.2022 tarihinde Yargıtay Üyesi ...'ın ve ...'un karşı oyu ve oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p>Karşı Görüş: 22 2215 E.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesince sanık hakkında kurulan beraat hükmüne ilişkin olarak Dairemizce yapılan temyiz incelemesinde; "ilk derece mahkemesince kurulan mahkumiyet hükmünün istinafı üzerine bölge adliye mahkemesince duruşma açılmaksızın mahkumiyet hükmünün kaldırılarak CMK' nın 280/1-a yollaması ile anılan Kanunun 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; bu kanun hükmünün delil değerlendirmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilmesi hallerinde uygulanabileceği sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü bakımından ise CMK' nin 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılması ve taraflarda çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda yeniden hüküm kurulması gerekirken duruşma açılmadan dosya üzerinde inceleme ile beraat hükmü kurulduğundan bahisle bozulmasına" ilişkin sayın çoğunluğun bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır, zira;</p>

<p>CMK' nın 280/1-a maddesi " İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine , 303üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g,) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine" ve yine CMK'nın 303/1-a maddesi ise "(1)Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise aşağıdaki hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir: a) olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine yada alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmedilmesi gerekirse." hükümlerini amirdir. Görüldüğü üzere istinaf kanun yolunda " Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma başlıklı 280. maddesi 1- a bendinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi yönünden temyiz kanun yolunu düzenleyen CMK'nın 303. maddesi birinci fıkrasının a-c-d-e-f-g ve h bentlerine atıf yapmakla yetinmiş aycıca bir düzenleme yapılmamıştır.</p>

<p>Yargıtay'ın hukuka aykırılığı düzeltme yetkisi olan hallerden biri olmak üzere CMK' nın 303/1-a bendi "Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmedilmesi gerekirse" haline hasredilmiştir. Görüldüğü üzere burada asıl kriter olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeyen hallerle sınırlandırılmış olmasıdır. Maddenin uygulanması için başka bir kriter söz konusu değildir. Olayın daha ziyade aydınlatılması gereken durumlarda maddenin uygulanması mümkün olmayıp, temyiz kanun yolunda hüküm bozulacak, istinaf kanun yolunda ise duruşma açılarak ilk derece mahkemesinde yapılan ve hukuka aykırılığı tespit edilen işlemler yenilenecek, belirsizlikler giderilecek ve gerekli ise yeni delil toplanacak bu işlemlerin tamamlanmasından sonra hüküm kurulacaktır.</p>

<p>CMK' nın 282/1-d maddesi " Bölge adliye mahkemesi duruşmalarında dinlenmesi gerekli görülen tanık ve bilirkişiler çağrılır" hükmünü amir olup madde anlatımından ilk derece yargılamasından farklı olarak hukuki ve maddi denetim yapılan istinaf kanun yolunda itiraz ve şüphe bulunmayan hukuki işlemlerin tekrar yapılmasına gerek olmadığı yani istinaf kanun yolunda bölge adliye mahkemelerinin böyle bir zorunluluğu bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Evvel emirde ifade etmek gerekir ki; CMK' nın 217/1. maddesi soruşturma aşamasında toplanan delillerin duruşmada huzura getirilip tartışılmasını ifade eder. Kovuşturma evresinde delillerin bir kez huzura getirilip tartışılması zorunludur. Kovuşturma evresi iddianamenin kabulü ile başlayıp hükmün kesinleşmesine kadar olan evreyi kapsamakta olduğu nazara alındığında kovuşturma aşamasının devam ettiğine kuşku bulunmayan istinaf kanun yolu yargılamasında, delillerin ilk derece mahkemesinde toplanarak değerlendirildiği delillere ilişkin işlemlerin yeniden tekrarlanması sonucunu doğurmayacaktır.</p>

<p>Burada ceza muhakemesinin ilkelerinden olan doğrudan doğruyalık ilkesinin ihlal edilip edilmediği sorununun ortaya çıkabileceği düşünülebilir ise de; ilk derece mahkemesi hakimi tarafından yapılan ve istinaf kanun yolunda CMK' nın 282/1-d maddesi kapsamında yeniden dinlenilmesine lüzum görülmeyen tanık ve bilirkişilerin yeniden dinlenme zorunluluğu bulunmadığı ve kovuşturma evresinin ilk derece mahkemesinde iddianamenin kabulü ile başlayıp istinaf incelemesinde de devam etmekte olduğu nazara alındığında, kovuşturma aşamasında istinabe yasağı olan haller dışında sanığın sorgusu, tanık dinlenmesi, tanık ve sanıktan başka kişilerin açıklamaları yönünden, keza keşif ve bilirkişi incelemeleri de dahil duruşmada yapılması gereken işlemlerin istinabe yolu ile yapılmasına usul hükümlerinin cevaz vermesi ve yine duruşmada hakim değişikliğinin de doğrudan doğruyalık ilkesini ihlal sonucunu doğurmayacağı gözetildiğinde, ilk derece mahkemesinde yapılan usul işlemleri istinaf kanun yolunda usule aykırılık yada eksiklik nedeniyle yenilenmesi gerektiği kanaati oluşmadığı sürece bu işlemlerin yenilenmesine gerek bulunmayacaktır. İstinaf kanun yolu yargılaması ilk derece yargılamasından bağımsız ve ayrı bir yargılama değil istinaf kanun yolu yargılaması ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamanın devamı ve kovuşturmanın bir evresidir. CMK' nın 282/1-d maddesi bu durumu ifade etmektedir.</p>

<p>Öte yandan istinaf kanun yolu yargılamasında asıl olan hukuka aykırılık yada eksiklik söz konusu olmayan usul işlemlerinde usul işlemi tekrarlanmadan ve duruşma açılmadan kanun yolu incelemesinin maddi olay ve hukuka uygunluk bağlamında dosya üzerinde incelenmesidir. Usul işlemlerinde bir hukuka aykırılık yapılmış yada yapılan usul işlemi bir noktada belirsiz, mütenakıs nitelikte ise yada maddi meseleye dair toplanması gereken bir delil toplanmamışsa bu hallerde mutlaka duruşma açılmalı ve sırf bu usul işlemleri yönünden eksiklik yada hukuka aykırılık duruşmada giderildikten sonra istinaf kanun yolunda hüküm kurulmalıdır. Bunun dışında CMK' nın 282/1-f maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince tayin edilen cezadan istinaf kanun yolunda tayin olunacak ceza daha fazla ise yada CMK' nın 226. maddesinin uygulanmasını gerektiren ek savunma hakkı tanınmasının zorunlu olduğu haller dışında ilk derece mahkemesin de hukuka uygun olarak sorgusu yapılmış sanığın istinaf kanun yolunda yeniden dinlenmesi için dahi duruşma açmak gereksizdir.</p>

<p>Yine ilk derece mahkemesinin mahkumiyet hükmünün istinaf kanun yolunda duruşma açılmaksızın CMK' nın 303/1-a maddesi kapsamında kaldırılarak beraat hükmü kurulmasında suçun mağduru yada doğrudan doğruya zarar göreni yönünden hak arama hakkına aykırılık teşkil edip etmeyeceği sorunu açısından hükmün niteliğinin mahkumiyetten beraate dönüşmüş olması nedeniyle CMK' nın 286/1-d maddesi kapsamındaki bazı suçlar dışında temyiz kanun yoluna tabi olması nedeniyle hak arama hakkının ihlali sonucunu doğurmayacaktır.</p>

<p>Diğer taraftan bozma kararının gerekçesinden CMK' nın 303/1-a maddesinin ancak delil değerlendirmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceğine ilişkin ibareye de katılmak mümkün değildir. Madde metninden hükmün "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmedilmesi hallerinde uygulanabileceği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla derhal beraat kararı verilebilecek hal ibaresi kanunun lafzı ile bağdaşmamaktadır. İlk derece mahkemesinden verilen mahkumiyet hükmünün anılan maddeye dayanılmak suretiyle istinaf kanun yolunda delillerin toplanmasında hukuka aykırılık, eksiklik yada belirsizlik gibi nedenlerle yenilenmesinin gerekmediği durumlarda duruşma açılmaksızın beraat yada davanın düşmesine karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmamaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca davanın esasına girilerek temyiz nedenlerine ilişkin inceleme yapılması gerektiği görüşünde olduğumdan sayın çoğunluğun ilk derece mahkemesinde kurulan mahkumiyet hükmünün ilk derece mahkemesinde yapılan işlemlerde hukuka aykırılık, eksiklik yada belirsizlik bulunmasa dahi derhal beraat kararı verilebilecek durumlar haricinde duruşma açılmadan ve taraflar duruşmaya çağrılmadan mahkumiyet hükmü kaldırılarak beraat kararı verilemeyeceğine ilişkin bozma kararına katılmak mümkün bulunmamıştır.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Sayın çoğunluğun “İlk derece mahkemesince kurulan mahkûmiyet hükmüne yönelik istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince mahkûmiyet hükmü kaldırılarak duruşma açılmaksızın 5271 sayılı CMK'nin 280/1-a maddesi delaletiyle aynı Kanun’un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de; bu hükmün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceği, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü bakımından ise CMK'nin 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılması ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin 2. fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, duruşma açılmaksızın dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda sanığın beraatine karar verilmesinin yasaya aykırı olduğu” şeklindeki görüşüne aşağıdaki nedenlerle karşıyım.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinde;<br />
"(1) Bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;<br />
a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,... Karar verir."<br />
303/1-a maddesinde; "(1)Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:</p>

<p>a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse." ,<br />
193/2. maddesinin ikinci fıkrasında; "(2) (Ek:25/5/2005-5353/28 md.) Sanık hakkında, toplanan delillere göre mahkûmiyet dışında bir karar verilmesi gerektiği kanısına varılırsa, sorgusu yapılmamış olsa da dava yokluğunda bitirilebilir." şeklinde düzenlemelere yer verilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerine, ilk derece mahkemesi kararlarında tespit ettikleri ve 303. maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlalleri duruşma açmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda giderebilme ve sonrasında düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verme yetkisi vermiştir.</p>

<p>Çözümlenmesi gereken sorun CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresinin neyi ifade ettiğidir.<br />
CMK'nın 303/1-a maddesinde olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate karar verilebilmesi için herhangi bir koşul öne sürülmemiştir. Kanun koyucu bir koşul öngörmediğine göre dosyayı inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri dosyada mevcut bilgi ve belgeler ışığında, başkaca bir araştırmaya ihtiyaç duymadan dosyadaki delillere, belgelere, savunma ve iddialara göre oluşan kanaati doğrultusunda beraat kararı verebilecektir.</p>

<p>Yasa metninde delil değerlendirmesi ve tartışması yapılmasına engel bir ibare ve ima da yoktur. Yasa metni yorum ve takdire muhtaç olmayıp aksine çok nettir. Bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin, ilk derece mahkemesince yapılan yargılamada, toplanan delillerde ve yapılan işlemlerde bir eksiklik olmadığına, başkaca bir araştırmaya ihtiyaç bulunmadığına karar verdikten sonra dosya üzerinde inceleme yaparak CMK'nın 280-1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca beraat kararı vermesinde hukuka aykırı bir yön yoktur. Kanun hükmü açık olup eğer yorumlanacaksa da kanun koyucunun iradesine uygun olarak ve amaçsal yorumlanması gerekmektedir. Zira Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairelerinin yaptığı incelemeye konu dava dosyalarında sanığın savunmasının alınmamış, taraf beyanlarının tespit edilmemiş ve toplanması gereken tüm delillerin toplanmamış olması durumunda duruşma açılmasına, açılan duruşma sonucunda istinaf başvurusunun esastan reddine, istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine, ilk derece mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden hüküm kurulmasına (istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine) ya da yasal olanak bulunduğu hallerde hükmün bozulmasına karar verilmektedir.</p>

<p>CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresini derhal beraat kararı verilmesi halleri ile sınırlandırmak da kanun koyucunun iradesine aykırı olacaktır. Çünkü yasa metninde böyle sınırlamaya yer verilmemiştir. Yasamıza göre derhal beraat kararı verilmesi halleri sadece duruşmaya gelmeyen sanığın yokluğunda CMK'nın 193/2. fıkrası uyarınca verilecek kararlara ilişkin olup CMK'nın 280-1-a ve 303/1-a maddeleri ile bir ilgisi de yoktur.</p>

<p>Yargıtay kararları ve doktrinde de belirtildiği üzere hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun reddi; özü itibariyle uyuşmazlık hakkında maddi ve hukuki yönlerin tekrar ele alınarak yeni bir karar verilmesi anlamına gelmektedir. İstinaf kanun yolu incelemesinde asıl olan bozma yerine kararın düzeltilmesidir. Düzeltme ya dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda ya da açılacak duruşma sonucunda verilecek kararla olmaktadır. Bu şekilde düzeltilen karar, bir bütün olarak yeni bir karar olmayıp ilk derece mahkemesi kararında tespit olunan maddi ve/veya hukuki meseleye ilişkin hataların düzeltilmesi sonucunda ortaya çıkan ve ilk derece mahkemesi kararı üzerine bina edilen kısmi bir hükümdür. Keza Bölge Adliye Mahkemelerince CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddelerine dayanılarak verilen kararlarda ilk derece mahkemesi kararı üzerine bina edilen bir hükümdür.</p>

<p>Bu bağlamda; CMK'nın 303/1-a maddesinde yer verilen "olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate" ibaresini "derhal beraat kararı verilmesi" halleri ile sınırlandırdığımızda kişilerin biran önce beraat etme hakkı ihlal edildiği gibi gereksiz birçok yargılama gideri de oluşacaktır.</p>

<p>CMKK'nın 174. maddesinde düzenlenen iddianamenin iadesi müessesesi derhal beraat kararı verilecek halleri oldukça sınırlamıştır. Zira derhal beraat kararı verilmesini gerektirecek bir iddianameyi mahkeme iade edecektir. Bu durumda sadece kovuşturma aşamasında meydana gelen eylemin suç olmaktan çıkması gibi hallerde derhal beraat kararı verilebilecektir. Bu da yukarıda değinildiği gibi sadece sanığın yokluğunda hüküm kurulmasına ilişkin bir uygulama olacaktır.</p>

<p>Somutlaştıracak olursak;</p>

<p>Örneğin, resmi belgede sahtecilik suçunun konusu olan belgenin fotokopi olması ve aslının ele geçemediğinin dosyadan açıkça belli olmasına rağmen mahkumiyet kararı verilmesi durumunda, 213 sayılı yasaya aykırı olarak defter ve belgeleri gizleme suçunda tebliğin mali tatile gelmesi durumunda, yine örneğin ruhsatsız silah taşıma suçunda dosyada mevcut uzmanlık raporuna göre suçun maddi konusu olan silahın 6136 sayılı Yasa kapsamında olmadığının belirlenmesine rağmen mahkemenin hatalı değerlendirme ile mahkumiyet kararı vermesi durumunda duruşma açan Bölge Adliye Mahkemesi neyi araştıracaktır? Çünkü olayın aydınlanmasını gerektirecek bir durum söz konusu değildir.</p>

<p>Yargıtay bozma kararlarında;</p>

<p>*...sanığa yüklenen suçun unsurları itibari ile oluşmadığı gözetilmeden sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>*Dosya kapsamı ve oluşa göre, sanığın .... şeklindeki eyleminin .... suçunu oluşturmayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>* Sanığın ....... cezalandırılmasına yeterli, her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından sanığın beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi,....Kanuna aykırı olup......hükmün bozulmasına" şeklinde hiçbir araştırmaya gerek duyulmadan beraat kararı vermesi yönünde kararlar vermiştir.<br />
Bu kararlardan da anlaşılacağı üzere hükmü bozulan mahkeme çağırmasına rağmen duruşmaya gelmeyen sanığı dinlemeden ve hiçbir araştırmaya gerek duymadan beraat kararı verebilecektir.</p>

<p>İşte yargılamanın devamı niteliğinde olan istinaf inceleme aşamasında da Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Daireleri bu değerlendirmeler doğrultusunda CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddelerinin verdiği yetkiye dayanarak hiç bir araştırma yapmadan dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda beraat kararı verebilecektir. Ayrıca beraat kararı sanık lehine olup başkaca bir araştırmaya ihtiyaç duymadan dosyadaki delillere, belgelere göre dosya üzerinden beraat kararı verilmesi makul sürede yargılama ve Anayasamızın 141. maddesinin 4. fıkrasına uygun olarak “Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir” ilkesine uygun olacaktır.</p>

<p>Yargıtay'ın CMK'nın 303/1-a maddesi uyarınca duruşma açmadan dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda beraat kararı verme yetkisi vardır. Bu yetki asıl olarak Yargıtay'a verilmiştir.</p>

<p>Kaldı ki; her ne kadar yerindelik denetimi yapma yetkisi olmasa da CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca dosya üzerinden yapılan inceleme sonucu verilen beraat kararlarına karşı CMK'nın 286. maddesi uyarınca Yargıtay temyiz yolu açıktır.</p>

<p>Bu nedenlerle Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmadan mevcut delilleri inceleyip takdir ederek beraat kararı verebileceği düşüncesiyle, sayın çoğunluğun dosyanın esasına girilmeden sair yönleri incelenmeden CMK'nin 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılması gerekliliğinden hükmün bozulmasına dair görüşüne katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="13165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2018/38 E., 2018/113 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201838-e-2018113-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201838-e-2018113-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.03.2018 tarihli, 2018/38 E., 2018/113 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2018/38 E., 2018/113 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ceza Dairesi</p>

<p>Özel belgede sahtecilik suçundan sanıklar ... ve ...'nin TCK'nun 207/1, 43/1 ve 51. maddeleri uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına ve ertelemeye ilişkin Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 27.09.2016 gün ve 942-777 sayılı hükümlere yönelik sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesince 21.02.2017 gün ve 14-253 sayı ile;<br />
“...Yapılan yargılama, mağdur ...'nın çelişkili beyanları, sanıkların savunmaları, imza ve yazı incelemelerine dair bilirkişi raporları ile tüm dosya kapsamı dikkate alındığında; sanıkların üzerlerine atılı özel belgede sahtecilik suçunu işlediklerine ilişkin mahkumiyetlerine yeterli kanıt bulunmadığı gibi, Dairemizce yapılan duruşmada incelenen suça konu 17.02.2011 tarihli abonelik sözleşmesinde, abone adı '...' olarak belirtildiği halde, sözleşmenin son kısmında abone adının 'Hakan Pekol' olarak gösterilip imzalanmış olması hususu dikkate alındığında, sözleşmeleri kabul ile görevli olanlar tarafından yapılacak basit bir incelemede sahteciliğin ilk bakışta anlaşılacağı, bu durumda söz konusu suçta aranan kandırıcılık öğesinin de mevcut olmaması nedeniyle suçun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı anlaşıldığından, ilk derece mahkemesinin 27.09.2016 gün 2015/942 esas, 2016/777 karar sayılı hükmünün kaldırılarak, sanıkların CMK’nın 223/2-a,e maddeleri uyarınca ayrı ayrı beraatlerine" karar verilmiştir.</p>

<p>Bu hükümlerin de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayı ile;<br />
“5271 sayılı CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK'nun 298. maddesi uyarınca reddine" oy çokluğuyla karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyeleri A. İhsan Öztekin ve B. Savtok;<br />
“5271 sayılı CMK’nın 286/1. fıkrasında bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin kural olarak temyizinin mümkün olduğu belirtildikten sonra, aynı maddenin 2. fıkrasında bunun istisnaları 10 bend halinde tahdidi olarak sıralanmıştır. Bu bentlerde temyizi mümkün olmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının neler olduğu konusunda gerek doktrinde gerekse uygulamada bir görüş ayrılığı bulunmamakla birlikte, özellikle bölge adliye mahkemelerinin CMK’nun 280/1-e maddesi uyarınca davanın yeniden görülmesine karar vererek duruşma açmak suretiyle beraat kararı vermesi durumunda bu kararın temyizinin olanaklı olup olmadığı konusunda görüş birliği bulunmamakta ise de; aşağıda izah ettiğimiz nedenlerle CMK’nun 286/2-b maddesi gereğince verilen beraat kararlarının temyizinin mümkün olduğu düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne iştirak olunmamıştır.</p>

<p>Şöyle ki; bu konuyu düzenleyen CMK’nun 286/2-b maddesi: 'İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyiz edilemeyeceği' şeklindedir. Madde içeriğinden de anlaşılacağı üzere, 5 yıl veya daha az hapis cezası içeren (CMK’nın 286/2-d maddesindeki istisnai hal hariç) bir ilk derece mahkemesinin kararının istinaf incelemesini yapan bölge adliye mahkemesi ceza dairesi duruşma açarak mahkemenin kararındaki cezadan daha hafif bir cezaya hükmedebilecek ve bu karar temyiz edilemeyecektir. Bu sonuç, madde metninden çok açık anlaşılabilmekle birlikte, istinaf incelemesini yapan ceza dairesinin beraat yönünde bir karar tesis etmesi halinde, bu kararın kesin mi yoksa temyizi kabil mi olduğu konusunda madde metninde bir açıklık bulunmamaktadır. CMK’nun 286. maddesinde her ihtimali tek tek sıralayan kanun koyucunun böyle bir konuyu öngörmemiş olmasını düşünmek kanaatimizce mümkün değildir. Bizi bu düşünceye iten neden ise, kanunun sistematiği kadar aynı zamanda CMK’nun 286/2-d maddesindeki düzenlemedir. Kanun koyucu burada ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizinin mümkün olmadığını ifade etmiştir. Dikkat edilecek olursa burada 'her türlü' karardan bahsedilmektedir. Bu halde, ilk derece mahkemesinin yerine geçen bölge adliye mahkemesi ceza dairesi, 5271 sayılı CMK’nın 223/1. maddesindeki 'beraat' kararı da dahil tüm kararları verebilecek ve bu kararlar temyiz edilemeyecektir. Oysa CMK’nun 286/2-b fıkrasında ise kanun koyucu 'her türlü karar'dan değil sadece 'hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları'ndan bahsetmiştir. Eğer kanun koyucu CMK’nun 286/2-b fıkrasındaki 'her türlü' kararın temyizinin önünü kapatacak olsa, anılan maddenin 2-d bendinde olduğu gibi 'her türlü' karar ibaresine yer vermek suretiyle maddeyi düzenlerdi. Oysa burada bilinçli olarak sadece 'cezayı artırmayan kararlara' gönderme yapmıştır. Kanaatimizce, 5271 sayılı CMK’nun 286/2-b maddesinin mevcut düzenleniş şekliyle, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin ilk derece mahkemelerinden verilen mahkumiyet kararlarını bütün sonuçlarıyla ortadan kaldıracak şekilde verdikleri beraat kararlarının (CMK’nın 286/2-d fıkrasındaki istisnai düzenleme hariç) temyizinin mümkün olduğu" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 08.12.2017 gün ve 30591 sayı ile;</p>

<p>“İlk derece mahkemesince verilen mahkumiyet hükmünün istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemelerinin duruşma açarak beraat kararı vermesi durumunda bu kararların temyizinin olanaklı olup olmadığı hususu itirazımızın özünü oluşturmaktadır.<br />
İncelenen dosya içeriğine göre;</p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında itirazımıza konu özel belgede sahtecilik suçundan Ankara 34. Asliye Ceza Mahkemesinin 27.09.2016 gün ve 942-777 karar sayılı ilamı ile eylemlerine uyan TCK’nun 207/1, 43/1, 51 maddeleri uyarınca erteli 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verildiği, hükümlerin süresi içerisinde sanıklar müdafii ve katılan vekili tarafından istinaf edildiği, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin 21.02.2017 gün ve 14-253 sayı ile yapılan duruşma sonucunda; sanıkların özel belgede sahtecilik suçundan beraatlerine karar verildiği, bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yüksek Yargıtay 11. Ceza Dairesince 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayı ile '..5271 sayılı CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararlarının temyizi mümkün olmadığından, katılan vekilinin temyiz isteminin 5271 sayılı CMK.nın 298. maddesi uyarınca reddine' karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Temyiz yasa yolu CMK'nun 286 ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir.</p>

<p>CMK'nun 286. maddesine göre kural, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümlerinin temyize tabi olmasıdır.</p>

<p>Temyiz edilemeyecek hükümler ise CMK'nun 286/2. fıkrasında tek tek sayılmıştır.</p>

<p>Buna göre;</p>

<p>a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>c) (Ek: 20/7/2017-7035/20 md.) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</p>

<p>d) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>f) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</p>

<p>g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</p>

<p>h) (Değişik: 18/6/2014-6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</p>

<p>ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,<br />
Temyiz edilemez.</p>

<p>20/7/2017 tarihli ve 7035 sayılı Kanunun 20 nci maddesiyle, bu maddenin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi eklenmiş ve diğer bentler buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 78 inci maddesiyle bu maddenin ikinci fıkrasının (d) bendinde yer alan 'suç niteliğini değiştirmeyen' ibaresi 'her türlü' şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan 'bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile' ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.<br />
Konumuz açısından; CMK’nun 286/2-b maddesi incelendiğinde, 5 yıl veya daha az hapis cezasını içeren ilk derece mahkemesi kararının istinaf edilmesi üzerine bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açılarak daha hafif bir cezaya indirilmesi durumunda bu hükmün temyiz edilemeyeceği açıktır. Somut olayımızda bölge adliye mahkemesi 1 yıl 3 aylık cezayı 1 yıla indirseydi bunun temyiz edilemeyeceği CMK'nun 286/2-b maddesi uyarınca gayet açıktı. Ancak somut olayımızda olduğu gibi bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma sonunda beraat kararı verilmesi durumunda, artık bu hükmün temyiz edilebileceğini düşünmekteyiz. Zira yasa koyucu temyiz edilemeyecek hükümleri CMK'nun 286/2. maddede tek tek saymıştır. Sayılanlar arasında ilk derece mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet hükümlerinin duruşma açılarak beraatle sonuçlandırılmasına yer verilmemiştir. Öte yandan CMK’nun 286/2-c maddesinde; hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar, CMK’nun 286/2-d maddesinde; ilk derece mahkemesinin görevine giren kanunda üst sınırı iki yıla kadar hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezasına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının, CMK’nun 286/2-e maddesinde; adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararlarının, temyizinin mümkün olmadığını hükme bağlamıştır. Bu fıkralarda yasa koyucu 'her türlü' karardan bahsetmektedir. Buradan hareketle bölge adliye mahkemesi duruşma açtıktan sonra CMK'nun 223/1. maddesinde sayılı 'beraat' kararı dahil tüm kararları verebilecek ve bu kararlar temyiz edilemeyecektir. Yasa koyucu CMK'nun 286/2-b maddesinde 'her türlü' ibaresine yer vermediği için bölge adliye mahkemesi tarafından beraat kararı verilmesi durumunda buna karşı temyiz yasa yolunun açık olduğunu düşünmekteyiz. Yine beraat kararlarıyla ilgili olarak CMK'nun 286/2-g maddesinde; on yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlarının temyiz edilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Değişiklikten önce ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları temyiz edilemeyecek iken 18.06.2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanunun 78 inci maddesiyle bu maddenin ikinci fıkrasının (f) bendinde yer alan 'bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile' ibaresi madde metninden çıkarılmıştır. Böylece bölge adliye mahkemesi tarafından duruşma açılarak verilen beraat kararlarına karşı temyiz yasa yolu açılmıştır.<br />
Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde; sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararının istinaf edilmesi üzerine duruşma açarak beraatle sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi kararına karşı temyiz yasa yolunun açık olduğu” görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 11. Ceza Dairesince 18.12.2017 gün, 16906-8992 sayı ve oy çokluğuyla itiraz nedeninin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan kurulan beraat hükümleri Yargıtay 11. Ceza Dairesince temyiz isteminin reddine karar verilmek suretiyle kesinleşmiş olup itirazın kapsamına göre inceleme, sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan kurulan beraat hükümleri ile sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet hükmüne karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin beraat hükmü vermesi durumunda, bu hükmün temyizinin mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>07.10.2004 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazetede ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli bir yargı sistemine geçilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK'nun 280 ile bu kararlara karşı temyiz kanun yolunu düzenleyen aynı Kanunun 286. maddelerinin birlikte değerlendirilerek, kanun koyucunun bu düzenlemelerle neyi amaçladığının ve ceza yargılamasında kıyas ve yorumun hangi hallerde mümkün olduğunun irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun, Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 11. Ceza Dairesinin inceleme tarihinde yürürlükte olan "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi;</p>

<p>"(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e),</p>

<p>(f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,<br />
b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>c) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</p>

<p>Karar verir.</p>

<p>(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar" şeklinde iken; 05.08.2017 tarihinde yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 15. maddesiyle, birinci fıkranın (a) bendinde yer alan “(c)” ibaresi “(a),</p>

<p>(c), (d)” şeklinde değiştirilmiş, fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,"</p>

<p>"(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar”</p>

<p>08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanunun 92. maddesiyle maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “maddede” ibaresi “maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde” şeklinde değiştirilerek madde son halini almıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere; 5271 sayılı CMK'nun 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar "istinaf başvurusunun esastan reddine", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine", "hükmün bozulmasına" ve "davanın yeniden görülmesine" olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir. Bu kararlardan hangilerinin temyiz edilemeyecekleri, hangilerinin ise temyiz kanun yoluna tabi oldukları aynı Kanunun 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında ayrı ayrı sayılmıştır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun "Temyiz" başlıklı 286. maddesi;</p>

<p>“(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.</p>

<p>(2) Ancak;</p>

<p>a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>c) Sulh ceza mahkemesinin görevine giren suçlarla ilgili olarak ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>d) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin suç niteliğini değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararlarını değiştirmeyen bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>f) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</p>

<p>g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine veya istinaf başvurusunun reddine dair kararlar,</p>

<p>h) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,<br />
Temyiz edilemez.” şeklinde düzenlenmiş iken;</p>

<p>28.06.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanunun 78. maddesiyle ikinci fıkranın (d) bendinde yer alan "suç niteliğini değiştirmeyen" ibaresi "her türlü" şeklinde değiştirilmiş; (f) bendinde yer alan "bölge adliye mahkemesince verilen beraat kararları ile" ibaresi metinden çıkarılmış, aynı fıkranın (c), (e) ve (g) bentleri ise;</p>

<p>“c) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”</p>

<p>“e) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları”</p>

<p>“g) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Bu değişiklikler sonrasında, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”, aynı fıkranın (f) bendi ise “On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları” hâlini almıştır.</p>

<p>05.08.2017 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanunun 20. maddesiyle, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasına (b) bendinden sonra gelmek üzere “c) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,” bendi eklenmiş, diğer bentlerin buna göre teselsül ettirilmesi sonucunda CMK'nun 286. maddesi;</p>

<p>“(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir.</p>

<p>(2) Ancak;</p>

<p>a) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları ile miktarı ne olursa olsun adlî para cezalarına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine dair bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>c) (Ek: 20/7/2017 - 7035/20 md) Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</p>

<p>d) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>e) Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları,</p>

<p>f) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md) Sadece eşya veya kazanç müsaderesine veya bunlara yer olmadığına ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</p>

<p>g) On yıl veya daha az hapis cezasını veya adlî para cezasını gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları,</p>

<p>h) (Değişik: 18/6/2014 - 6545/78 md.) Davanın düşmesine, ceza verilmesine yer olmadığına, güvenlik tedbirine ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen bu tür kararlar veya istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar,</p>

<p>ı) Yukarıdaki bentlerde yer alan sınırlar içinde kalmak koşuluyla aynı hükümde, cezalardan ve kararlardan birden fazlasını içeren bölge adliye mahkemesi kararları,<br />
Temyiz edilemez.” şeklinde son hâlini almıştır.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere karşı olağan kanun yolu olarak CMK'nun 272. maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna, istinaf üzerine verilen bölge adliyesi mahkemesi hükümlerine karşı olağan kanun yolu olarak da CMK'nun 286. maddesi uyarınca temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir. Kural bu olmakla birlikte, ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlerden hangilerine karşı istinaf yoluna başvurulamayacağı CMK'nun 272. maddesinin üçüncü fıkrasında, istinaf üzerine bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen hükümlerden hangilerine karşı temyiz kanun yoluna başvurulamayacağı da CMK'nun 286. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında sayılmak suretiyle kuralın istisnaları gösterilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık konusunu oluşturan, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde “İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları”nın temyiz edilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerince verilen kararların, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilebilmesi için birinci koşul; ilk derece mahkemesinden verilen bir "mahkûmiyet" hükmünün bulunması ve bu hükmün de "beş yıl veya daha az hapis cezalarına" ilişkin olmasıdır. İkinci koşul ise; bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen, ilk derece mahkemelerince hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bir kararın varlığıdır. Birinci koşul yönünden uygulamada tereddüde yol açacak bir durum görülmemekle beraber, ikinci koşul olan bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilen ve "hapis cezalarını artırmayan" kararın niteliğinin belirlenmesi yönünden, kanun koyucunun düzenlemeyi yapmaktaki amacı, kanunun sistematiği, kıyas ve yorumun mümkün olup olmadığının değerlendirmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bir karar veya hükme ilişkin kanun yolunun belirlenmesi sırasında öncelikle kanunun sistematiği ve normları dikkate alınacak, bu belirleme yapılırken kıyas ve yorum yoluna başvurulabilecektir. Ceza muhakemesinde kıyas ve her türlü yorum mümkün olmakla birlikte, temel hak ve özgürlükleri daraltan normlar ile istisnai normlarda kıyas yasağı mevcuttur. Kanun koyucunun düzenlediğinin aksine sonuçlara ulaşmaya izin verecek şekilde, kıyas veya yorum yoluyla temel hak ve özgürlüklere ilişkin normları daraltıcı, istisnai normları genişletici şekilde hareket etmek mümkün değildir. CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinin hem uluslararası sözleşmeler ve Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen "hak arama özgürlüğü"ne ilişkin temel hak ve özgürlükler kapsamında kalması, hem de istisnai bir norm olma özelliği taşıması karşısında, bir bölge adliye mahkemesi kararının bu bent kapsamında kalıp kalmadığına ilişkin yorum yapılırken, hak arama özgürlüğünü daraltıcı nitelikte kıyas yapılamayacağı gibi bu düzenlemenin istisnai nitelikte olması nedeniyle kapsamını genişletici şekilde yorum da yapılamayacağı gözetilmelidir.</p>

<p>Bu noktadan hareketle; CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde geçen “hapis cezalarını artırmayan” ibaresinden anlaşılması gerekenin; "cezayı aynı tutan" ya da "cezayı eksilten" kararlar olduğunun, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilecek olan kararın da yine bir “hapis cezası” olacağının, ancak bu kararın ilk derece mahkemesince verilen hapis cezasını artırmamakla birlikte, aynı miktarda veya daha az bir ceza olması gerektiğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Dolayısıyla bölge adliye mahkemesi ceza dairesi tarafından verilecek "hapis cezasını artırmayan" kararın, yine hapis cezasına ilişkin bir "mahkûmiyet" kararı olması gerekmektedir. İlk derece mahkemesi ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesi arasında “mahkûmiyet” hükmü yönüyle bir uyuşmazlık bulunmaması ve ilk derece mahkemesince verilen beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin mahkûmiyet hükmünün bölge adliye mahkemesi ceza dairesince artırılmaması durumunda bu kararın “temyiz edilemez” nitelikte bir karar olmasını amaçlayan kanun koyucunun, bu düzenleme ile usul ekonomisini de gözettiğini söylemek yanlış bir yorum olmayacaktır. Buna karşın, "beraat", "düşme", "ret" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" gibi kararlar bu bent kapsamında değerlendirilemeyeceklerdir. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen mahkûmiyet kararı dışındaki "beraat", "düşme", "ret" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararların "ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan" kararlar kapsamında oldukları, bu nedenle CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalmaları nedeniyle temyiz edilemeyecekleri kabul edildiği takdirde, temel hak ve özgürlüklerden biri olan "hak arama özgürlüğü"nü daraltıcı, istisnai nitelikteki bir normu ise genişletici şekilde bir yorum yapmış olunur ki, bu durum ceza muhakemesi ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Öte yandan, yapılan bu tespitler üzerine varılan sonucun kanunun sistematiğine uygun olup olmadığının irdelenmesine gelince;<br />
5271 sayılı CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde “İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları”, aynı fıkranın (e) bendinde “Adlî para cezasını gerektiren suçlarda ilk derece mahkemelerinden verilen hükümlere ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları” ile karar tarihinden sonra 7035 sayılı Kanunla maddeye eklenen (c) bendinde “Hapis cezasından çevrilen seçenek yaptırımlara ilişkin ilk derece mahkemesi kararları ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesince verilen; seçenek yaptırımlara ilişkin her türlü kararlar ve istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararlar”ın temyizinin mümkün olmadığı hükme bağlanmıştır. Kanun koyucu bu bentlerde “her türlü” kararlardan bahsetmekteyken, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde, aynı fıkranın (c), (d) ve (e) bentlerinde olduğu gibi “her türlü” ibaresine yer vermemiştir. Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin “temyiz edilemeyecek” nitelikteki kararlarını, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasında ayrı ayrı bentler halinde ve her ihtimali tek tek sıralayarak düzenleyen kanun koyucunun, kanunun sistematiği de gözetildiğinde bu konuyu öngörmediğini, yani “her türlü” ibaresine yer vermeyi unuttuğunu düşünmek mümkün değildir. Bu nedenle CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (c), (d) ve (e) bentlerinin aksine, aynı fıkranın (b) bendinde yer alan “...bölge adliye mahkemesi kararları” ibaresinden önce “her türlü” ibaresine yer vermeyen kanun koyucunun, ilk derece mahkemesince verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları içeren hükümler hakkında, bölge adliye mahkemesi ceza dairesince verilebilecek olan mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, “düşme”, "ret" veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararların “hapis cezasını artırmayan” kararlardan olduğunu kabul ettiği söylenemeyecektir.</p>

<p>Yine, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (g) bendinde "On yıl veya daha az hapis cezasını .... gerektiren suçlardan, ilk derece mahkemesince verilen beraat kararları ile ilgili olarak istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları"nın temyiz edilemeyeceği düzenlenmiştir. Buna göre, ilk derece mahkemesinin üst sınırı itibarıyla on yıl veya daha az hapis cezasını gerektiren bir suçtan yaptığı yargılama sonucunda beraat kararı vermesi ve bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin bu kararı doğru bularak "istinaf başvurusunun esastan reddine" karar vermesi durumunda bu karar temyiz edilemeyecektir. Fakat ilk derece mahkemesinin, üst sınırı itibarıyla on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren, örneğin TCK'nun 247. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen ve üst sınırı itibarıyla 12 yıl hapis cezası öngören zimmet suçuna ilişkin olarak beş yıl veya daha az hapis cezasına hükmettiği, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise beraat kararı verdiği durumda, beraat kararının temyize tabi olmadığı söylenemeyecektir. Zira, kanunda üst sınırı on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren bir suçta ilk derece mahkemesince verilen beraat hükmü ile ilgili olarak bölge adliye mahkemesi ceza dairesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verildiğinde bu karara karşı temyiz kanun yolu açıktır. Diğer bir deyişle, aynı suça ilişkin ilk derece mahkemesinin beraat, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermesi halinde dahi temyiz yolu açık iken, ilk derece mahkemesinin beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin "mahkûmiyet", bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin ise "beraat" kararı verdiği hallerde, bu kararın temyize tabi olmayacağını söylemek mümkün değildir.</p>

<p>Üç dereceli yargı sistemi içerisinde, kesin olduğu belirtilenler dışında kalan kararlar bakımından kanun koyucunun en azından bir denetim yolu öngördüğü de gözetildiğinde, ilk derece mahkemelerince verilen "mahkûmiyet" hükmünü değiştiren ve birbirlerinden tamamen ayrı nitelikte olan bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin verebileceği "beraat", "ret", "düşme" ve "ceza verilmesine yer olmadığına" ilişkin kararlar yönünden bir denetim yolu öngörülmediği düşünülemez. Aksi düşüncenin kabulü, kanunlarımızda yer alan ve ceza miktarları itibarıyla ağır nitelikte olan bir çok suça yönelik olarak, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin vereceği mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret",“düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararlara karşı herhangi bir kanun yolu öngörülmediği anlamına gelecektir.</p>

<p>İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezaları hakkında, bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret",“düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin vereceği kararların temyize tabi olması kuralının tek istisnasını, "ilk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dâhil) hapis cezasını gerektiren suçlar ve bunlara bağlı adli para cezalarına ilişkin her türlü bölge adliye mahkemesi kararları"nın temyiz edilemeyeceğini düzenleyen CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi oluşturmaktadır. İlk derece mahkemelerinin görevine giren ve kanunda üst sınırı iki yıla kadar (iki yıl dahil) hapis cezasını gerektiren bir suç söz konusu ise bu suç ve suça bağlı olarak verilen cezalara ilişkin "her türlü" bölge adliye mahkemesi kararları temyiz edilemeyecektir.</p>

<p>Bu bağlamda; CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasında “temyiz edilemeyecek” kararları açıkça ve ayrı ayrı sayan kanun koyucunun amacının, bu sayılanlar dışında kalan kararların “temyiz” kanun yoluna tabi olacaklarını, diğer bir anlatımla sınırlayıcı hükümler kapsamında yer almayan karar ve hükümlerin temyize tabi olduklarını düzenlediğini kabul etmek, kanun koyucunun amacına ve kanunun sistematiğine uygun olup, ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarına dair kararlara ilişkin suçun, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması durumunda, kararı inceleyen bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin verebileceği mahkûmiyet dışında kalan “beraat”, "ret", “düşme” veya “ceza verilmesine yer olmadığına” ilişkin kararlar, CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında değerlendirilemeyecek ve bu kararlara karşı temyiz kanun yolu açık olacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Özel belgede sahtecilik suçundan açılan kamu davasında yapılan yargılama sonucunda, ilk derece mahkemesince 1 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmalarına karar verilen sanıkların, istinaf kanun yolu incelemesi sonucunda beraatlarına karar verilmesi karşısında; söz konusu beraat kararının CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) ve diğer bentlerinde sınırlı şekilde sayılan “temyiz edilemez” nitelikteki kararlardan olmaması, sanıklara atılı suçun CMK'nun 286. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi kapsamında kalmaması, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa ile güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir uzantısı olarak hüküm ve kararlara karşı başvurulabilecek bir kanun yolunun açık olmasının kural, kapalı olmasının ise istisna olması hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanıklar hakkında özel belgede sahtecilik suçundan ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine, davayı beraatla sonuçlandıran bölge adliye mahkemesi ceza dairesi kararına karşı temyiz kanun yolunun açık olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz isteğinin reddine dair kararının kaldırılmasına, temyiz incelemesi için dosyanın Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; "itirazın reddine karar verilmesi gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 20.11.2017 gün ve 14828-7937 sayılı temyiz isteğinin reddi kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, temyiz incelemesi yapılabilmesi amacıyla Yargıtay 11. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.03.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201838-e-2018113-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="73997"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu’nun 2020/248 E., 2022/359 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020248-e-2022359-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020248-e-2022359-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2022 tarihli, 2020/248 E., 2022/359 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2020/248 E., 2022/359 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi:Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan sanık ...'in TCK’nın 103/1-2 ve 3. cümleleri, 62, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna, cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ve mahsuba ilişkin ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.02.2018 tarihli ve 749-120 sayılı kararı ile verilen hükmün katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ile sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince 29.05.2018 tarih ve 1296-1148 sayı ile hüküm fıkrasındaki sanığın katılan mağdure ...’e yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan mahkûmiyetine ilişkin kısmın kaldırılarak "Her ne kadar sanık ... hakkında katılan mağdur ...'ye yönelik cinsel istismar suçunu işlediği iddiasıyla hakkında kamu davası açılmış ise de sanığın üzerine atılı cinsel istismar suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığından CMK'nın 223/2.c maddesi gereğince beraatine," denilmek ve diğer hususlar aynen bırakılmak suretiyle istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmiştir.Bu kararın katılan mağdure vekili ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 20.02.2019 tarih, 7890-7399 sayı ve oy çokluğu ile;</p>

<p>"İlk derece mahkemesince çocuğun sarkıntılık suretiyle basit cinsel istismarı suçunun işlendiği kabul edilerek sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 103/1-c.2,3. maddesi gereğince cezalandırılması şeklinde kurulan hükümle ilgili istinaf yoluna başvurulması üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince sanık hakkında kurulan mahkumiyet hükmünün sanığın eylemini cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delillerle anlaşılmadığı hususundaki değerlendirmenin delil takdirine ilişkin olması nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın 303/1-a. maddesi kapsamına girmediği ve bu husustaki değerlendirmenin aynı Kanunun 280/1-e. maddesi uyarınca duruşmalı yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde sanık hakkında atılı suçu cinsel amaçla gerçekleştirdiğine dair yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle anılan mahkumiyete ilişkin paragrafların hükümden çıkartılarak yerine sanığın beraatine ilişkin paragrafın eklenmesi suretiyle vaki istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiş, Daire Üyesi ;"... 4. Asliye Ceza Mahkemesince, sanık hakkında, çocuğa sarkıntılık suretiyle basit istismar suçundan açılan kamu davasının yapılan yargılaması neticesinde 5237 sayılı Kanunun 103/1-c, 2-3. maddeleri gereğince cezalandırılması şeklinde kurulan hükmün taraflarca istinafı üzerine, istinaf incelemesi yapan ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi dosya üzerinden yaptığı inceleme sonucunda sanığın atılı suçu işlediğine dair cezalandırılmasına yetecek şüpheden uzak yeterli delil bulunmadığından beraatine karar vermiştir. Bu kararın da temyizi üzerine;Yargıtay 14. Ceza Dairesince yapılan inceleme sonucunda; ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin duruşma açmadan dosya üzerinden vermiş olduğu beraat kararını delil takdirine girerek verdiğini ve 5271 sayılı CMK'nın 303/1-a maddesi kapsamına girmeyen hallerden olduğunu, bu husustaki değerlendirmenin aynı Kanunun 280/1-e maddesi uyarınca duruşmalı yapılarak karar verilmesi gerektiği gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Daire sayın çoğunluğu ile ihtilafım Bölge Adliye Mahkemesi Dairesince beraat kararı verilmesi gereken bir hal bulunduğunda bu kararın duruşmalımı yoksa dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde duruşma açılmadan da verilip verilemeyeceği hususundadır.</p>

<p>Hukuk sistemimize 5235 sayılı Kanun ile Bölge Adliye Mahkemeleri sistemi getirilmiştir. Bu mahkemeler uygulamada istinaf mahkemeleri olarak anılmaktadır. Bir ara mahkeme olan istinaf mahkemelerinin değişik ülkelerde farklı uygulamaları bulunmaktadır. Çoğu ülkede geniş anlamda istinaf uygulaması kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf uygulaması kabul edilen ülkelerde istinaf mahkemeleri ilk derece mahkemesince verilen kararın istinafı üzerine, istinaf edilen tüm ilk derece mahkemesi kararlarını dosya üzerinden inceleme yapmadan istisnasız olarak duruşma açıp, yargılama hiç yapılmamışcasına, sanıkları, müştekileri, tanıkları yeniden dinleyip diğer delilleri yeniden toplayarak 2. yargılama yapıp yeniden hüküm tesis etmektedir.5271 sayılı kanunun 280.nci maddesi; 'bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma(1)(2)(3)(4) madde 280 – (1) bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, (2)(3) b) (ek: 20/7/2017-7035/15 md.) cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) (ek: 20/7/2017-7035/15 md.) olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>d) ilk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, (3) (4)</p>

<p>e) diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, karar verir.' şeklindedir.<br />
Bu kanuni düzenlemeden de anlaşılacağı gibi istinaf mahkemeleri öncelikle dosya üzerinden inceleme yapmakta, inceleme neticesinde,istinaf isteminin reddi ile onama veya bozma yaparak dosyayı ilk hükmü veren mahkemesine gönderme ya da davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verebilmektedir.</p>

<p>Ayrıca ilk derece mahkemelerince yapılan yargılama neticesinde verilen hükümlerin taraflarca istinaf edilmesi üzerine bu kararları inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının bir kısmının kesin olması da göz önüne alındığında istinaf mahkemelerinin bir nevi denetim mahkemesi olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.</p>

<p>CMK'nın 281. maddesinde istinaf mahkemelerinde duruşmanın nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. CMK'nın 281/c bendinde 'ilk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları ve bilirkişi raporu anlatılır' hükmüne yer verilmiştir. Bu kanun metnine göre tüm delillerin yeniden toplamasına gerek yoktur. Kanun koyucu bilinçli olarak istinaf mahkemeleri için yüzyüzelik ilkesine istisna getirmiştir.Bu kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi kanun koyucu dar anlamda istinaf sistemini benimsemiştir. Bu sistemi benimsemenin bir amacı da yargının işleyişini hızlandırmaktır.<br />
5271 sayılı kanunun 303 maddesindeki hallerden birinin bulunması durumunda 'Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:</p>

<p>a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse. ....' Bölge adliye mahkemesi dairelerinin 5271 sayılı kanunun 280. maddesinin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak duruşma açmadan,dosya üzerinden karar verebileceğinden sanığın beraatine karar veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi kararında bir isabetsizliğin bulunmadığı," görüşüyle karşı oy kullanmıştır.<br />
... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi ise 12.06.2019 tarih ve 1046-841 sayı ile;</p>

<p>"...Yapılan yargılamaya, toplanan delillere, sanık savunmalarına, katılan mağdur beyanları ve tanıklar beyanlarına ile tüm dosya kapsamına göre; Sanığın dosyanın mağdurları olan ... ve ...'nin evlerinin bulunduğu sokakta kuş dükkanı bulunduğu, mağdurların olay günü kuş bakmak için sanığa ait dükkana gittikleri, dükkan içerisinde kuş tüylerinin uçuştuğu, sanığın mağdur ...'in omzunda tüy olmamasına rağmen sanki tüyü temizliyormuş gibi omzuna doğru elini attığı, mağdurun dokunmasına izin vermediği, sanığın kuşları satmadığını ancak hediye edebileceğini söylediği, mağdurlara bir kuş hediye ettiği, mağdurların kuşu alıp gittikleri, annelerinin kızacağını düşünerek başka bir kuşçu dükkanında kuşu satıp tekrar sanığın dükkanına geldikleri, bir tane daha kuş istedikleri, sanığın kuşu verdiği sırada mağdur ...'in elini tutup çektiği, mağdurun sanığın elini iterek kurtulduğu, mağdurun diğer mağdura çıkmasını söylediği, dışarı çıkarken sanığın mağdur ...'in poposunu sıktığı, mağdurların tepki göstermesi üzerine sanığın sinkaflı sözlerle mağdurlara hakaret ettiğinin kabul edildiği olayda; sanığın mağdurlardan ...'e yönelik ilk dükkana geldiğinde omuzuna elini koymak istemesi ancak mağdurun izin vermemesi, ikinci geldiklerinde ise bu sefer elini tutup çekmesinin cinsel amaçla yapıldığı ve bu mağdura yönelik cinsel arzularını tatmini amacına yönelik vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğinde olduğunun her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle anlaşılamadığından ilk derece mahkemesince verilen mahkumiyet kararı CMK'nın 280/1-a, 286/1 maddeleri uyarınca kaldırılarak dosya üzerinden sanığın CMK'nın 223/2.c maddesi gereğince beraatine karar verilmiştir.Yargıtay 14. Ceza Dairesinin verdiği bozma kararına muhalif olan sayın üye Y.Gezgin'in muhalefet gerekçesinde belirtildiği üzere;</p>

<p>'Hukuk sistemimize 5235 sayılı Kanun ile Bölge Adliye Mahkemeleri sistemi getirilmiştir. Bu mahkemeler uygulamada istinaf mahkemeleri olarak anılmaktadır. Bir ara mahkeme olan istinaf mahkemelerinin değişik ülkelerde farklı uygulamaları bulunmaktadır. Çoğu ülkede geniş anlamda istinaf uygulaması kabul edilmiştir. Geniş anlamda istinaf uygulaması kabul edilen ülkelerde istinaf mahkemeleri ilk derece mahkemesince verilen kararın istinafı üzerine, istinaf edilen tüm ilk derece mahkemesi kararlarını dosya üzerinden inceleme yapmadan istisnasız olarak duruşma açıp, yargılama hiç yapılmamışcasına, sanıkları, müştekileri, tanıkları yeniden dinleyip diğer delilleri yeniden toplayarak 2. yargılama yapıp yeniden hüküm tesis etmektedir.5271 sayılı kanunun 280.nci maddesi; 'bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma(1)(2)(3)(4) madde 280 – (1) bölge adliye mahkemesi, (…) (1) dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) ilk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, (2)(3)</p>

<p>b) (ek: 20/7/2017-7035/15 md.) cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) (ek: 20/7/2017-7035/15 md.) olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>d) ilk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine, (3) (4)</p>

<p>e) diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra (…) davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına, karar verir.' şeklindedir.Bu kanuni düzenlemeden de anlaşılacağı gibi istinaf mahkemeleri öncelikle dosya üzerinden inceleme yapmakta, inceleme neticesinde,istinaf isteminin reddi ile onama veya bozma yaparak dosyayı ilk hükmü veren mahkemesine gönderme ya da davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına karar verebilmektedir.Ayrıca ilk derece mahkemelerince yapılan yargılama neticesinde verilen hükümlerin taraflarca istinaf edilmesi üzerine bu kararları inceleyen Bölge Adliye Mahkemesi kararlarının bir kısmının kesin olması da göz önüne alındığında istinaf mahkemelerinin bir nevi denetim mahkemesi olduğunu da kabul etmek gerekmektedir.CMK'nın 281. maddesinde istinaf mahkemelerinde duruşmanın nasıl yapılacağı düzenlenmiştir. CMK'nın 281/c bendinde 'ilk derece mahkemesinde dinlenilen tanıkların ifadelerini içeren tutanaklar ile keşif tutanakları ve bilirkişi raporu anlatılır' hükmüne yer verilmiştir. Bu kanun metnine göre tüm delillerin yeniden toplamasına gerek yoktur. Kanun koyucu bilinçli olarak istinaf mahkemeleri için yüzyüzelik ilkesine istisna getirmiştir.Bu kanuni düzenlemelerden de anlaşılacağı gibi kanun koyucu dar anlamda istinaf sistemini benimsemiştir. Bu sistemi benimsemenin bir amacı da yargının işleyişini hızlandırmaktır.5271 sayılı kanunun 303 maddesindeki hallerden birinin bulunması durumunda 'Madde 303 – (1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:</p>

<p>a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse. ....' Bölge adliye mahkemesi dairelerinin 5271 sayılı kanunun 280. maddesinin kendisine tanıdığı yetkiye dayanarak duruşma açmadan,dosya üzerinden karar verebileceğinden sanığın beraatine karar veren ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesi kararında bir isabetsizliğin bulunmadığından, sayın çoğunluğun görüşüne iştirak edilmemiştir' şeklindeki gerekçelendirdiği muhalif görüşüne uygun olarak CMK'nın 280/1.a ve 303/1.a maddelerinde tanınan yetkiye dayanılarak daha fazla araştırmayı gerektirmeyen bir halin varlığı kabul edilerek duruşma açmadan verilen beraat kararının doğru olduğu," gerekçesiyle bozma kararına direnerek önceki hükümdeki gibi sanığın beraatine karar vermiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de katılan mağdure vekili ile katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 23.12.2019 tarihli ve 87307 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesiyle dosyanın gönderildiği Yargıtay (Kapatılan) 14. Ceza Dairesince 04.06.2020 tarih ve 7616-2495 sayı ile direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine, Yargıtay Birinci Başkanlığına gelen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanık hakkında inceleme dışı katılan mağdure ...’ye yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı ve katılan mağdureler ... ile ...’ye yönelik hakaret suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümleri, ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesince bu kararlara yönelik istinaf başvurularının düzeltilerek esastan reddine karar verilmesi suretiyle kesinleşmiş olup direnme kararının kapsamına göre inceleme, sanık hakkında katılan mağdure ...’ye yönelik sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan kurulan hükümle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Bölge Adliye Mahkemesi arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; İlk Derece Mahkemesince sanığın sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine ilişkin hükmün istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın beraatine karar verilip verilemeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;Katılan mağdure ...’nin suç tarihinde 11 yaş 9 aylık, sanık ...’in ise suç tarihinde 66 yaşında, evli ve çocuklu olduğu,Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2017 tarihli ve 23046-6172 sayılı iddianamesi ile katılan mağdure ...’e yönelik eylemi nedeniyle TCK’nın 103/1-2 ve 3. cümle, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yürütülen yargılama sonucu ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.02.2018 tarihli ve 749-120 sayılı kararı ile sanığın TCK’nın 103/1-2 ve 3. cümle, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün katılan mağdure vekili, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve sanık müdafisi tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 29.05.2018 tarih ve 1296-1148 sayılı kararı ile duruşma açılmaksızın dosya ve dosya ile birlikte sunulan delillerin incelenmesi sonucunda İlk Derece Mahkemesince sanığın katılan mağdure ...’e yönelik eylemi nedeniyle sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılarak yerine "...sanığın mağdurlardan ...'e yönelik ilk dükkâna geldiğinde omzuna elini koymak istemesi ancak mağdurun izin vermemesi, ikinci geldiklerinde ise bu sefer elini tutup çekmesinin cinsel amaçla yapıldığı ve bu mağdura yönelik cinsel arzularını tatmini amacına yönelik vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğinde olduğunun her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle anlaşılamadığı," şeklindeki gerekçeyle CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine denilmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 280/1-a ve 286/1. maddeleri uyarınca hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği,<br />
Anlaşılmaktadır.07.10.2004 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 ve geçici 2. maddeleri uyarınca kurulan bölge adliye mahkemeleri, 07.11.2015 tarihli ve 29525 sayılı Resmî Gazete'de ilan edildiği üzere 20.07.2016 tarihinde tüm yurtta göreve başlamıştır. Bölge adliye mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle birlikte istinaf kanun yolu uygulamaya girmiş, böylece ülkemizde fiilen üç dereceli yargı sistemine geçilmiştir. İstinaf, ilk derece mahkemelerinin henüz kesinleşmemiş hükümlerinin hem maddi hem de hukuki yönden denetlenmesi için kabul edilmiş olan olağan bir kanun yolu olup ikinci derecedir. 5235 sayılı Kanun'un 3. maddesinde de istinaf incelemesi yapacak olan bölge adliye mahkemelerinin "adli yargı ikinci derece mahkemeleri" olduğu açıkça belirtilmiştir. İstinaf kanun yolunda ilk derece mahkemesinin hükmü, hem delillerin tespiti, değerlendirilmesi ve sübut konusundaki hatalar yönünden hem de sabit kabul edilen olaylara hukuk normları uygulanırken hata yapılıp yapılmadığı yönünden incelenir.Maddi sorunun incelenmesinin kapsamına göre istinaf geniş anlamda istinaf ve dar anlamda istinaf olarak ikiye ayrılmaktadır. Klasik istinaf da denilen geniş anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmakta iken dar anlamda istinafta muhakeme baştan sona tekrarlanmaz, yalnızca gerekli görülen hususlarda öğrenme muhakemesi yapılmak suretiyle ilk derece mahkemesi tarafından yapılan tespitler kontrol edilir. Günümüzde genel eğilimin dar anlamda istinaftan yana olduğu görülmektedir. 5271 sayılı CMK'nın 282. maddesi uyarınca bölge adliye mahkemesi, gerekli görülen tanıkların, bilirkişilerin dinlenmesine ve keşfin yapılmasına karar vereceğinden, CMK'nın dar anlamda istinafı kabul ettiği söylenebilir.<br />
Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi için, bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararları düzenleyen CMK'nın 280 ve Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâllerin yer aldığı CMK’nın 303. maddelerine değinilmesi gerekmektedir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın "Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma" başlıklı 280. maddesi;</p>

<p>"(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (c), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>b) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddede belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>c) Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</p>

<p>Karar verir.</p>

<p>(2) (Ek: 18/6/2014-6545/77 md.) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar." şeklinde iken; 05.08.2017 tarihli ve 30145 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7035 sayılı Kanun'un 15. maddesiyle, birinci fıkranın (a) bendinin metninde yer alan "(c)" ibaresi "(a), (c), (d)" şeklinde değiştirilmiş, fıkraya (a) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bentler eklenmiş, mevcut (b) ve (c) bentleri, (d) ve (e) bentleri olarak teselsül ettirilmiş ve maddeye aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>c) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,"</p>

<p>"(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar.”</p>

<p>08.03.2018 tarihinde yürürlüğe giren 7079 sayılı Kanun'un 92. maddesiyle maddenin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan "maddede" ibaresi "maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde" şeklinde değiştirilmiş,</p>

<p>17.10.2019 tarihli ve 7188 sayılı Kanun'un 27. maddesiyle bu fıkranın (b) bendinden sonra gelmek üzere (c) bendi, mevcut (d) bendinden sonra gelmek üzere (f) bendi eklenmiş ve bentler buna göre teselsül ettirilmiş, madde metni;</p>

<p>"(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</p>

<p>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı hâlinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>b) Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi hâlinde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>c) Başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsî sebeplere ya da şahsî cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hâllerde, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>d) Olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hâllerde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine,</p>

<p>e) İlk derece mahkemesinin kararında 289 uncu maddenin birinci fıkrasının (g) ve (h) bentleri hariç diğer bentlerinde belirtilen bir hukuka aykırılık nedeninin bulunması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>f) Soruşturma veya kovuşturma şartının gerçekleşmediğinin veya önödeme ve uzlaştırma usulünün uygulanmadığının anlaşılması ya da davanın ilk derece mahkemesinde görülmekte olan bir dava ile birlikte yürütülmesinin zorunlu olması hâlinde hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere hükmü bozulan ilk derece mahkemesine veya kendi yargı çevresinde uygun göreceği diğer bir ilk derece mahkemesine gönderilmesine,<br />
Diğer hâllerde, gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerine başlanmasına,</p>

<p>Karar verir.</p>

<p>(2) Duruşma sonunda bölge adliye mahkemesi istinaf başvurusunu esastan reddeder veya ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kurar.</p>

<p>(3) Birinci ve ikinci fıkra uyarınca verilen kararların sanık lehine olması hâlinde, bu hususların istinaf isteminde bulunmamış olan diğer sanıklara da uygulanma olanağı varsa bu sanıklar da istinaf isteminde bulunmuşçasına verilen kararlardan yararlanırlar." şeklinde son hâlini almıştır. 20.07.2017 tarihli ve 7035 sayılı Bölge Adliye ve Bölge İdare Mahkemelerinin İşleyişinde Ortaya Çıkan Sorunların Giderilmesi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 15. maddesiyle CMK'nın 280. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendinde yer alan "(c)" ibaresi "(a), (c), (d)" şeklinde değiştirilmiş ve bu şekilde metne işlenmiştir. Bahsi geçen 7035 sayılı Kanun'un genel gerekçesinde;</p>

<p>"...Belirtilen hukuk reformuyla hak arama özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının temini bakımından hızlı ve etkili bir yargılamanın gerçekleştirilmesi için çok önemli bir adım atılmıştır. Bu şekilde ikinci kez olay yargılaması yapılarak ilk derece mahkemesinde yapılan yargılamada ve verilen kararda söz konusu olabilecek hukuki eksikliklerin maddi yönden de telafi edilmesi ve adalete hızlı erişimin sağlanması gerçekleştirilmektedir. Bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle ülkemizin de taraf olduğu İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşmeye Ek 7 No'lu Protokolde yer verilen güvenceler güçlendirilmiştir.<br />
Bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete geçmesiyle, iki dereceli olan yargı sistemimiz üç dereceli hale gelmiş ve kişi özgürlüklerinin korunması bakımından daha teminatlı bir yapıya kavuşturulmuştur. Zira ilk derece mahkemelerince verilen kararlar, istinaf kanun yolunda hem hukuka uygunluk denetimine tabi tutulmakta hem de olay yargılaması yönünden denetlenerek gerektiğinde yeniden yargılama yapılması sağlanmaktadır. Bu suretle yargılama sürecinde meydana gelen hatalar en aza indirilerek maddi gerçeğe eksiksiz şekilde ulaşılması amaçlanmaktadır.Bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin faaliyete başladığı 20 Temmuz 2016 tarihinden bugüne kadar geçen kısa sürede, oldukça etkili ve hızlı çalıştığı ve bu şekilde kamusal memnuniyeti sağlamak yönünde önemli mesafe alındığı görülmektedir. Bununla birlikte usul hükümlerinin uygulanması ve teşkilat yapılanmasından ortaya çıkan birtakım aksaklıkların giderilmesini sağlayacak kanun değişikliklerinin yapılması gerekliliği ilgili paydaşlar tarafından dile getirilmektedir. Bu kapsamda hazırlanan Tasarıyla, bölge adliye ve bölge idare mahkemelerinin daha etkin ve verimli çalışmasının sağlanması amaçlanmaktadır.</p>

<p>Tasarıyla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında olduğu gibi bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin kesin nitelikteki kararlarına karşı, olası hukuka aykırılıkların giderilmesi amacıyla bölge adliye mahkemesi Cumhuriyet başsavcılığına itiraz yetkisi verilmekte, ceza daireleri tarafından verilen kararlarda sanık lehine ortaya çıkan sonuçların, istinaf kanun yoluna başvurmayan diğer sanıklara sirayeti kabul edilmekte ve ceza dairelerinin hukuka aykırılığı düzelterek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vereceği haller genişletilmektedir..." ifadelerine yer verilmiştir.Görüldüğü üzere; 5271 sayılı CMK'nın 280. maddesinin birinci ve ikinci fıkralarında, bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra verebileceği kararlar "istinaf başvurusunun esastan reddine", "düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine", "hükmün bozulmasına" ve "davanın yeniden görülmesine" olarak sayılmış, davanın yeniden görülmesi kararını veren bölge adliye mahkemesi ceza dairesinin duruşma sonunda ya istinaf başvurusunu esastan reddedeceği ya da ilk derece mahkemesi hükmünü kaldırarak yeniden hüküm kuracağı belirtilmiştir.</p>

<p>CMK’nın "Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek hâller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi" başlıklı 303. maddesi;<br />
"Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hâllerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:</p>

<p>a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.</p>

<p>b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.</p>

<p>c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu hâlde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.</p>

<p>d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci hâlde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.</p>

<p>e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.</p>

<p>f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise.</p>

<p>g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.</p>

<p>h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa."</p>

<p>Şeklinde düzenlenmiş,</p>

<p>Maddenin gerekçesinde ise;<br />
"Maddeye göre, temyiz olunan hükmün, maddî hukuk kurallarının veya yargılama hukukuna ilişkin kuralların uygulanmaması, eksik veya yanlış uygulanması hâlinde Yargıtayca bozulması kuraldır. Ancak, istisna olarak, hükme esas kabul edilen maddî olaylara hukuk kurallarının uygulanmasında hata yapılması nedeniyle hüküm bozulmuşsa ve yeniden yargılama yapılması gerekmiyorsa, mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu değilse maddede dokuz bent hâlinde ve sınırlı olarak sayılan durumlarda davanın esasına hükmedebilecek veya hükümdeki hukuka aykırılık Yargıtayca düzeltebilecektir." açıklamasına yer verilmiştir.<br />
Madde gerekçesinde de belirtildiği üzere Yargıtayın düzeltilerek onama yetkisini kullanması ve önüne gelen uyuşmazlığı yerel mahkemeye göndermeye gerek olmadan sonlandırabilmesi için; maddi sorunun daha fazla aydınlatılması için bir araştırmanın gerekmemesi ve maddi sorun açısından mahkemeye bırakılmış bir serbest değerlendirme yetkisinin söz konusu olmaması koşullarının bir arada bulunması gerekmektedir.Sübut da denilen maddi sorun, geçmişte yaşanmış bir olayın nasıl meydana geldiğinin, ilk derece ve bölge adliye mahkemeleri tarafından sözlülük, yüz yüzelik ve doğrudan doğruyalık ilkeleri çerçevesinde değerlendirmeye tabi tutularak ortaya konulmasıdır. Hukuki mesele ise olayın hukuk karşısındaki durumunu tespit etmek anlamına gelir.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 15.06.2004 tarihli ve 115-138 sayılı kararında; "Yargıtay'ın temyiz aşamasında saptanan hukuka aykırılıkları doğrudan giderebilmesi, yeni bir karar verilmek üzere dosyanın esas mahkemesine gönderilmesine ihtiyaç duyulmayan durumlarda, yargılamanın gereksiz yere uzamasına engel olmayı ve işin temyiz incelemesi aşamasında bitirilmesini amaçlamaktadır." sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Konu öğretide de ele alınmış, kabul gören görüşe göre; "Yargıtay'ın davanın esasına karar vermesi ve davayı orada bitirmesi diğer bir değişle mahkemenin verdiği kararı kaldırıp yerine yenisini koyması istisna olup, bunun için; meselenin daha ziyade aydınlanması için soruşturma gerekmemeli, mesele bakımından mahkemeye bırakılmış serbest değerlendirme yetkisi söz konusu olmamalıdır." (Kunter-Yenisey-Nuhoğlu, Ceza Muhakemesi Hukuku, 16. Bası, s. 1425) Bu görüş uygulamada da benimsenmiş ve düzeltilerek onama ya da ıslah kararı verilmesinde bu iki temel şartın varlığı aranmıştırCMK'nın 303/1-a. maddesinin Yargıtayca süregelen uygulaması, 7035 sayılı Kanun değişikliği ve gerekçesinde ifade edilen düzenlenme amacı hep birlikte ele alındığında; ilk derece mahkemelerince kabul edilen maddi mesele değiştirilmeden ve yeni bir delil araştırmasına girilmeden bölge adliye mahkemesince duruşma açılmaksızın hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf isteminin esastan reddine karar verilebileceğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Öte yandan, ceza yargılamamızda dar anlamda istinaf sisteminin benimsenmiş ve ilk derece mahkemesince kabul edilen maddi meselede değişikliğe gidilmemiş olması nedenleriyle duruşma açılmaksızın beraat kararı verilmesinde doğrudan doğruyalık ve yüz yüzelik ilkelerinin ihlal edilmesinden de bahsedilemeyecektir. İstinaf mahkemesi, CMK'nın 280/1-a maddesi gereğince duruşma açılmasına karar vermesi hâlinde; yargılama sonucunda beraat dahil olmak üzere her türlü kararı verebilecektir. Kanun koyucu fuzuli işler ile iştigal etmeyeceğine göre; 7035 sayılı Kanun ile beraat kararı verme imkânının getirilmesi bir anlam taşımayacaktır. Bu nedenle Bölge adliye mahkemesince ilk derece mahkemesi tarafından belirlenen maddi mesele değiştirilmediği ve yeni bir delil de toplanmadığı hâlde beraat kararı verilebilmesi için duruşma açılması gerektiğinin kabulü, 7035 sayılı Kanun'un gerekçesiyle çelişebileceği gibi yargılamanın etkin ve hızlı bir biçimde sonlandırılmasına da katkı sağlamayacaktır. İlk derece mahkemesinin kabul ettiği maddi mesele değiştirilmeden dosya üzerinde yapılacak inceleme ile verilen beraat kararına karşı ilgililerce temyiz kanun yoluna başvurulabilecek olması karşısında bu durumda bir kazanılmış hak da söz konusu olmayacaktır. Diğer taraftan "sanık yararına olan hukuk kurallarına aykırılık hükmün sanık aleyhine bozulması için Cumhuriyet savcısına hak vermez." hükmü de gözetilmelidir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanık hakkında ... Cumhuriyet Başsavcılığının 19.12.2017 tarihli ve 23046-6172 sayılı iddianamesi ile katılan mağdure ...’e yönelik olarak TCK’nın 103/1-2 ve 3. cümle, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı, yürütülen yargılama sonucu ... 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 28.02.2018 tarihli ve 749-120 sayılı kararı ile sanığın TCK’nın 103/1-2 ve 3. cümle, 53, 58 ve 63. maddeleri uyarınca 4 yıl 2 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, hükmün sanık müdafisi, katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı vekili ve katılan mağdure ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 29.05.2018 tarih ve 1296-1148 sayılı kararı ile duruşma açılmaksızın dosya ve dosya ile birlikte sunulan delillerin incelenmesi sonucunda İlk Derece Mahkemesince sanığın katılan mağdure ...’e yönelik eylemi nedeniyle sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine ilişkin hüküm fıkrasının kaldırılarak yerine "...sanığın mağdurlardan ...'e yönelik ilk dükkâna geldiğinde omzuna elini koymak istemesi ancak mağdurun izin vermemesi, ikinci geldiklerinde ise bu sefer elini tutup çekmesinin cinsel amaçla yapıldığı ve bu mağdura yönelik cinsel arzularını tatmini amacına yönelik vücut dokunulmazlığının ihlali niteliğinde olduğunun her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle anlaşılamadığı," şeklindeki gerekçeyle CMK’nın 223/2-c maddesi gereğince beraatine denilmek suretiyle 5271 sayılı CMK’nın 280/1-a maddesi uyarınca hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine hükmedildiği anlaşılan dosyada;</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin, ilk derece mahkemesinin maddi olayın gerçekleşme biçimine ilişkin kabulünü değiştirmemesi, dosyaya yeni bir delil ikame etme yoluna gitmemesi, ilk derece mahkemesinin dosyada mevcut delilleri takdir etmek suretiyle ulaştığı sonucu isabetli bulmayarak aynı delilleri yeniden değerlendirip suçun manevi unsuru bakımından farklı bir sonuca ulaşması, 7035 sayılı Kanun'un gerekçesinde de belirtildiği üzere değişiklikle amaçlanan hususlardan birinin Bölge Adliye Mahkemelerinin daha etkin ve verimli bir şekilde çalışmalarının sağlanması olması hususları birlikte gözetildiğinde; Bölge Adliye Mahkemesinin duruşma açmaksızın dosya üzerinden yaptığı inceleme neticesinde İlk Derece Mahkemesince mahkûmiyetine hükmedilen ve eylemi sabit görülen sanığın kastının bulunmadığından bahisle beraatine karar verebileceğinin kabulünde zorunluluk bulunmaktadır.</p>

<p>Bu itibarla, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme gerekçesi isabetli olduğundan uygulamanın denetlenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Ceza Genel Kurulu Üyesi; İlk Derece Mahkemesince sarkıntılık suretiyle çocuğun basit cinsel istismarı suçundan mahkûmiyetine hükmedilen sanığın Bölge Adliye Mahkemesi tarafından duruşma açılmaksızın beraatine karar verilemeyeceği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- ... Bölge Adliye Mahkemesi 15. Ceza Dairesinin 12.06.2019 tarihli ve 1046-841 sayılı direnme kararına konu hükmündeki gerekçesinin İSABETLİ OLDUĞUNA,</p>

<p>2- Dosyanın, esasının incelenmesi için Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun 22.06.2021 tarihli ve 196 sayılı kararı uyarınca Yargıtay 14. Ceza Dairesinin 01.07.2021 tarihinden geçerli olarak kapatılmasına ve tüm işlerin Yargıtay 9. Ceza Dairesine devredilmesine karar verildiğinden, Yargıtay 9. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 17.05.2022 tarihinde yapılan müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020248-e-2022359-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="72816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/5536 E., 2024/7719 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20225536-e-20247719-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20225536-e-20247719-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 17.12.2024 tarihli, 2022/5536 E., 2024/7719 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/5536 E., 2024/7719 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2020/582 E., 2021/1420 K.<br />
SUÇ : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararı<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen hükme yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararın; katılan vekili tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 5271 sayılı CMK'nın 298/1. maddesindeki temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 136/1, 53. maddeleri uyarınca 3 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince sanık müdafii ve katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a ve 303/1-a maddeleri uyarınca İlk Derece Mahkemesinin mahkumiyet hükmü kaldırılarak, sanığın 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine karar verilmek suretiyle hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Katılan vekilinin temyiz sebepleri; yüzeysel incelemelerle hatalı sonuca ulaşıldığından gsm hattını kimin kullandığının netleştirilemediği, sanık ...’ın bahse konu gsm hattını kullandığına ve atılı suçu işlediğine dair tanık ifadelerinin, ibarelerin değerlendirilmesi gerektiğine, yetersiz ve dayanaksız gerekçe kurulduğuna, vesaire ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE ve KARAR</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın mahkûmiyet hükmü kaldırılarak 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesinin delaletiyle aynı Kanun'un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de, hukuki veya son derece teknik hususlarla ilgili değerlendirmeler dışında duruşma açılarak karar verilmesi gerektiği yönündeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin 12.12.2023 tarihli ve 25852/18 numaralı Deliktaş / Türkiye kararı da dikkate alındığında, anılan Kanun hükmünün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhâl beraat kararı verilebilecek hâllerde uygulanabileceği, sanık hakkındaki mahkûmiyet hükmü bakımından ise 5271 sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle CMK'nın 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık haline neden olunması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş olup, açıklanan nedenle katılan vekilinin temyiz istemi bu itibarla yerinde görüldüğünden başkaca yönleri incelenmeyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-b maddesi uyarınca bozma kararının içeriği doğrultusunda İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17.Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.12.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20225536-e-20247719-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="51673"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BAM Ceza Dairesinin Dosya Üzerinden Mahkumiyet Kararı Yerine Kesin Nitelikte Beraat Kararı Verme Sorunu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairesinin-dosya-uzerinden-mahkumiyet-karari-yerine-kesin-nitelikte-beraat-karari-verme-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairesinin-dosya-uzerinden-mahkumiyet-karari-yerine-kesin-nitelikte-beraat-karari-verme-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Bu yazımızda; </strong>bölge adliye mahkemelerinin, ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararını, dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.280/1-a ve m.303/1-a’da yer alan düzenlemeler uyarınca beraat kararı şeklinde değiştirmesi ve bu kararın kesin olarak vermesinin isabetli olup olmadığı değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>“Bölge adliye mahkemesinde inceleme ve kovuşturma” başlıklı CMK m.280/1-a’ya göre;</strong> <i>“(1) Bölge adliye mahkemesi, dosyayı ve dosyayla birlikte sunulmuş olan delilleri inceledikten sonra;</i></p>

<p><i>a) İlk derece mahkemesinin kararında usule veya esasa ilişkin herhangi bir hukuka aykırılığın bulunmadığını, delillerde veya işlemlerde herhangi bir eksiklik olmadığını, ispat bakımından değerlendirmenin yerinde olduğunu saptadığında istinaf başvurusunun esastan reddine, 303 üncü maddenin birinci fıkrasının (a), (c), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerinde yer alan ihlallerin varlığı halinde hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine, (…)</i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>Karar verir”.</i></p>

<p><strong>“Yargıtayca davanın esasına hükmedilecek haller, hukuka aykırılığın düzeltilmesi” başlıklı CMK m.303’e göre; </strong><i>“(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir:</i></p>

<p><i>a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.</i></p>

<p><i>b) Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddiasına uygun olarak sanığa kanunda yazılı cezanın en alt derecesini uygulamayı uygun görürse.</i></p>

<p><i>c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise.</i></p>

<p><i>d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci hâlde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse.</i></p>

<p><i>e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise.</i></p>

<p><i>f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddi hata yapılmış ise.</i></p>

<p><i>g) Türk Ceza Kanununun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise.</i></p>

<p><i>h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanununa göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa”.</i></p>

<p>Görüleceği üzere kanun koyucu; CMK m.303’de yer alan (b) bendi hariç diğer bentlerde gösterilen sebeplerden birisinden dolayı BAM ceza dairesinin dosya üzerinden yapacağı inceleme ile farklı bir karar verebileceğini, buna göre (a) bendinde yer alan, <i>“Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse.” </i>nedenle, ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararının dosya üzerinden kaldırılıp, yerine BAM ceza dairesi tarafından beraat kararı verebilmesi mümkün gözükmektedir. Esas itibariyle; aşağıda tartıştığımız soruna yol açmadan, ya bu yönde bir hüküm CMK m.280/1-a’da bulunmamalı veya dosya üzerinden yapılacak inceleme ile mahkumiyet yerine beraat kararı verilebilecekse, bunun da yasal şartlarının çok sıkı ve net bir şekilde yasal düzenlemede gösterilmesi gerekirdi. Çünkü CMK m.303, maddi vaka incelemesi yapan BAM ceza daireleri için değil, temyiz incelemesi sırasında yalnızca hukukilik denetimi yapan Yargıtay için öngörülmüş son derece istisnai bir düzenlemedir. İki dereceli yargılama sistemi kapsamında kabul edilen ilk derece mahkemeleri ile BAM ceza daireleri bakımından CMK m.303’e atıf yapılması isabetli olmamış, bu atıf nedeniyle de dosya üzerinden inceleme yapmak suretiyle mahkumiyet yerine kesin nitelikte beraat kararı veren BAM ceza dairelerinin kararı, bu defa temyiz incelemelerinde Yargıtay tarafından bozulmaya başlanmıştır. Gerçi dosyaların Yargıtay’a gönderilmesi de bir yeknesaklık da bulunmamaktadır. Bazen Cumhuriyet savcısının veya katılanın temyiz başvurusu kabul edilmekte veya reddedilse bile buna karşı yapılan temyizle dosya Yargıtay’a gönderilmektedir. Ancak birçok durumda, kararda “kesin” ibaresini gören katılan taraf temyize gitmekten imtina etmekte ve bu da ister istemez hak kayıplarına yol açmaktadır.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; sorunun kaynağı yasal düzenlemedir, yani CMK m.280/1-a ve bu hükümde m.303’e yapılan atıftır.</p>

<p>5 yıllık temyiz sınırı, bunu geçse bile bozulan kararın sonrasında verilen kararın 5 yıl hapis veya altında kalması, bağlı suçlar, işbu yazımızda yer verdiğimiz sorundan kaynaklanan sebeplerle, BAM ceza dairelerinin hukukilik denetiminin yanında maddi vaka denetimi yapması, bu denetimlerin mahkemeye erişimin sağlanması suretiyle duruşmalı yapılması sistemi uygulamada bir türlü yerli yerine oturtulamamıştır.</p>

<p><strong>1. Bölge Adliye Mahkemelerinin uygulaması</strong></p>

<p><strong>Uygulamada; </strong>ilk derece mahkemeleri tarafından verilen mahkumiyet kararlarının bazı dosyalarda, bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri tarafından dosya üzerinden inceleme yapıldıktan sonra mahkumiyet kararının kaldırılıp, yerine sanık hakkında beraat kararı verildiği, ancak bu kararın bozma kararı olarak değil de, CMK m.280/1-a uyarınca “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde verildiği, hüküm kısmının istinaf kararı ile değiştirildiği, bu kararın da CMK m.286/2-b kapsamına girdiği gerekçesiyle kesin olarak verildiği görülmektedir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Bu uygulama iki tartışmayı gündeme getirmektedir:</p>

<p><strong>1- </strong>İstinaf mahkemeleri duruşma açmadan, mahkumiyet kararını, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde karar vererek “beraat” kararı olarak değiştirebilir mi?</p>

<p><strong>2- </strong>İstinaf mahkemesi ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği durumda, bu karar kesin nitelikte verilebilir mi?</p>

<p>Aşağıda bu iki soruna dair değerlendirmelerimize yer vereceğiz.</p>

<p><strong>2. İstinaf mahkemelerinin duruşma açmadan, mahkumiyet kararını, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine” şeklinde beraat kararı olarak değiştirmesi sorunu</strong></p>

<p>Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri; CMK m.280/1 uyarınca, düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi kararını, <i>CMK m.303/1’de sayılan bazı hallerde<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>[2]</strong></a>, Cumhuriyet savcısının istinaf yoluna başvurma nedenine uygun olarak mahkumiyete konu suç için kanunda yazılı cezanın en alt derecesinin uygulanmasını uygun görmesi halinde, başka bir araştırmaya ihtiyaç duyulmadan cezayı kaldıran veya cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebeplere ya da şahsi cezasızlık sebeplerine bağlı olarak daha az ceza verilmesini veya ceza </i><i>verilmesine</i><i> yer olmadığına karar verilmesini gerektiren hallerde, olayın daha fazla araştırılmasına ihtiyaç duyulmadan davanın reddine karar verilmesi veya güvenlik tedbirlerine ilişkin hatalı kararın düzeltilmesi gereken hallerde</i> verebilir.</p>

<p>Bu durumlar dışında; bölge adliye mahkemesi ceza dairesi ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararının hukuka aykırı olduğu düşüncesinde ise, şartları mevcutsa CMK m.280/1-e,f uyarınca hükmün bozulmasına ve dosyanın yeniden incelenmek ve hükmolunmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine veya CMK m.280/1-g uyarınca gerekli tedbirleri aldıktan sonra davanın yeniden görülmesine ve duruşma hazırlığı işlemlerinin başlanmasına ve duruşma açılmasına karar vermesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Uygulamada; </strong>ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet hükmünün; hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek suretiyle beraat olarak değiştirilmesi, CMK m.280/1-a ve 303/1-a’da düzenlenen, <i>“</i><i>Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse,” </i>şeklindeki düzenleme<i> </i>kapsamında yapıldığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce; </strong>mahkumiyet hükmünün beraat kararı olarak değiştirilmesi, esasa yönelik yeni bir değerlendirme olup, bu değişiklik, CMK m.303/1-a’da belirtilen “olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate hükmolunması gerekirse” şeklindeki düzenleme kapsamında değerlendirilemeyeceğinden, beraat kararının duruşma açılarak verilmesi veya hükmün bozularak ilk derece mahkemesine gönderilmesi uygundur. <strong>CMK m.303/1-a kapsamında beraat kararı verilebilmesi için, delil araştırması yapılmaması veya delil toplanmaması ve delil tartışmasına girilmemesi gerekir. Bu hüküm uyarınca; hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilebilmesi için, maddi hata düzeyinde kalan ve işin esasına girilmeyen durumların bulunması ve bu hatanın veya eksikliğin giderilmesi için duruşma açılmasının gerekli olmaması zorunludur. </strong>Oysa uygulamada; maddi hatanın düzeltilmesi değil, işin esasına girilerek mahkumiyet kararının beraat olarak değiştirildiği gözetildiğinde, CMK m.303/1-a uyarınca bu kararın verilmesi isabetli değildir.</p>

<p><strong>Bunun yanında; Ceza Muhakemesi Hukukuna hakim olan “yüz yüzelik” ve “doğrudan doğruyalık” ilkeleri gereğince, delillerin tarafların katılımı sağlanarak duruşmada tartışılmasının ardından esasa yönelik yeni bir karar verilmesi gerekmektedir.</strong> “Çelişmeli yargılama” ve “silahların eşitliği” ilkeleri uyarınca; iddia makamı ile katılan taraf, ilk derece mahkemesinde kurulan mahkumiyet hükmünün hangi hukuki ve maddi gerekçelerle ortadan kaldırıldığını duruşmada tartışma hakkına sahip olmalı, dosya kapsamındaki beyanlarda yer alan çelişkilerin duruşma açılmadan giderilmesi ve yalnızca dosya üzerinden inceleme yapılarak beraat kararı verilmesi, iddia makamının ve katılan tarafın delilleri tartışma ile sözlü yargılama hakkını ihlal eder ve “silahların eşitliği” ilkesine aykırıdır.</p>

<p><strong>Nitekim<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20225536-e-20247719-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 12. Ceza Dairesi 17.12.2024 tarihli, 2022/5536 E. ve 2024/7719 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“İlk Derece Mahkemesinin kararına yönelik istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince duruşma açılmaksızın mahkumiyet hükmü kaldırılarak 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesinin delaletiyle aynı Kanun'un 303/1-a maddesi uyarınca beraat kararı verilmiş ise de,<strong> hukuki veya son derece teknik hususlarla ilgili değerlendirmeler dışında duruşma açılarak karar verilmesi gerektiği yönündeki İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 12.12.2023 tarihli ve 25852/18 numaralı Deliktaş/Türkiye kararı da dikkate alındığında, anılan Kanun hükmünün delil değerlendirilmesi yapılmaksızın derhal beraat kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceği, sanık hakkındaki mahkumiyet hükmü bakımından ise 5271 sayılı CMK'nın 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak ve taraflar da çağrılarak delillerin değerlendirilmesi sonucunda anılan Kanun maddesinin ikinci fıkrasına göre yeniden hüküm kurulması gerektiği gözetilmeden, dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda yazılı şekilde karar verilmesi suretiyle CMK'nın 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık haline neden olunması</strong>,” </i>bozma nedeni olarak belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Bu kararda Daire;</strong> CMK m.303/1-a’da yer alan düzenlemenin ancak delil değerlendirilmesi yapılmaksızın <i>“derhal beraat”</i> kararı verilebilecek hallerde uygulanabileceğini vurgulamış olup, delillerin yeniden tartışılması ve değerlendirilmesi gerektiğinde duruşma açılmasının bir zorunluluk olduğunu ifade etmiş ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’nin 12.12.2023 tarihli “Deliktaş/Türkiye” kararına da atıfta bulunarak, <strong>delil değerlendirilmesinin yapılmadığı derhal beraat hali ve teknik hususların değerlendirilmesi dışında kalan her türlü esasa ilişkin değerlendirmede duruşma açılması gerektiğini ifade etmiştir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title=""><strong>[3]</strong></a>.</strong></p>

<p><strong>Aksi görüşe göre ise; </strong>dar anlamda istinaf sisteminin temel prensiplerine dayanarak, mevcut dosya kapsamındaki delillerin beraat hükmü kurulması adına yeterli görülmesi durumunda duruşma açılmasına gerek bulunmadığını belirtmektedir. Bu görüşü benimseyen bazı Yargıtay daireleri ve Yargıtay Ceza Genel Kurulu, gereksiz usuli işlemlerin önüne geçilmesi ve yargılamanın etkinliğinin sağlanması amacıyla dosya üzerinden karar verilmesini hukuka uygun bulmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2020248-e-2022359-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.05.2022 tarihli, 2020/248 E. ve 2022/359 K. sayılı kararı</a>nda,</strong> bölge adliye mahkemelerinin dava dosyasını ve mevcut delilleri inceledikten sonra duruşma açmadan beraat kararı verebileceğini kabul etmiş olup, ilk derece mahkemesi tarafından mahkumiyetine hükmedilen bir sanığın suç işleme kastının bulunmadığının anlaşılması halinde, dosya üzerinden beraat kararı verilmesinin mümkün olduğunu belirtmiş, dar anlamda istinaf sisteminin doğası gereği <strong>ilk derece mahkemesinin olaya dair tespitlerinin değiştirilmediği sürece dosya üzerinden beraat kararı verilmesinin mümkün olduğunu ve duruşma açılmasının zorunlu tutulamayacağını vurgulamıştır<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title=""><strong>[4]</strong></a>.</strong></p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong>Yargıtay daireleri arasında, istinaf mahkemesinin ilk derece mahkemesi tarafından verilen mahkumiyet kararının CMK m.303/1-a uyarınca beraat kararı olarak dosya üzerinden değiştirilebilmesi bakımından görüş birliği olmadığı görülmektedir. <strong>Yukarıda da belirttiğimiz üzere; mahkumiyet kararının beraat kararı olarak değiştirilmesi, ancak bozma veya yeniden duruşma açılmasına karar verilerek sağlanabilir. Aksi takdirde; kanun koyucunun hiç delil değerlendirilmesi yapılmadan verilebilmesini öngördüğü “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi” kararının mantığına aykırı olarak, esasa ilişkin değerlendirme yapılarak karar verilmiş olacağı tartışmasızdır.</strong> Ayrıca; aksi görüş kabul edildiğinde, “hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesine rağmen, sanık müdafii ve/veya Cumhuriyet savcısının istinaf başvurusu kabul edilmiş olmaktadır. Kararın içeriği ile kararın ismi dahi çelişmektedir. Bu sebeple; bölge adliye mahkemeleri mahkumiyet kararını, ancak hükmü bozarak veya duruşma açarak beraat kararı olarak değiştirebilir.</p>

<p><strong>3. İstinaf mahkemesi ilk derece mahkemesinin mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği durumda, bu kararın kesin nitelikte verilmesi sorunu</strong></p>

<p><strong>Uygulamada; </strong>ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararının, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine karar vererek beraat kararı olarak değiştirildiği ve bu kararın da CMK m.286/2-b uyarınca kesin olarak verildiği, taraflara temyiz yoluna başvuru imkanının tanınmadığı görülmektedir.</p>

<p><strong>Kanaatimizce;</strong> Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını beraat kararı olarak değiştirdiği, hukuka aykırılığın düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddine dair kararları, CMK m.286/2-b’de belirtilen, <strong><i>“Beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları,”</i> kapsamına girmediğinden ve verilen beraat kararı yeni bir hüküm olduğundan, bu yeni hükme karşı temyiz kanun yoluna başvuru imkanının kısıtlanması ve hak arama hürriyetinin ihlali gündeme gelecektir.</strong></p>

<p><strong>Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen bir kararın CMK m.286/2-b kapsamında değerlendirilebilmesi için, bu kararın iki koşulu sağlaması gerekmektedir. Birinci koşul;</strong> ilk derece mahkemesi tarafından verilen bir mahkumiyet kararının bulunması ve bu kararın beş yıl veya daha az hapis cezasına ilişkin olmasıdır. <strong>İkinci koşul ise;</strong> bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen, ilk derece mahkemeleri tarafından hükmolunan beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bir kararın varlığıdır. <strong>Ancak bu karar; ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararındaki ceza miktarını azaltan veya aynı tutan mahkumiyet kararı olmalıdır ki, kesinleşmiş sayılabilsin.</strong></p>

<p>CMK m.286/2-b’de düzenlenen “hapis cezalarını artırmayan” ifadesinden anlaşılması gereken, cezayı aynı tutan veya cezayı azaltan kararlar olduğu, bu kararın ilk derece mahkemesince verilen hapis cezasını artırmamakla birlikte, aynı miktarda veya daha az bir ceza olması gerektiği, yani her halükarda ortada bir mahkumiyet kararı bulunması gerektiği açıktır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-201838-e-2018113-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 20.03.2018 tarihli, 2018/38 E. ve 2018/113 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“Buna karşın, ‘beraat’, ‘düşme’, ‘ret’ ve ‘ceza verilmesine yer olmadığına’ gibi kararlar bu bent kapsamında değerlendirilemeyeceklerdir. Bölge adliye mahkemesi ceza daireleri tarafından verilen mahkumiyet kararı dışındaki<strong> ‘beraat’, ‘düşme’, ‘ret’ ve ‘ceza verilmesine yer olmadığına’ ilişkin kararların</strong> <strong>‘ilk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan’ kararlar kapsamında oldukları, bu nedenle CMK’nın 286. maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi kapsamında kalmaları nedeniyle temyiz edilemeyecekleri kabul edildiği takdirde, temel hak ve özgürlüklerden birisi olan ‘hak arama özgürlüğü’nü daraltıcı, istisnai nitelikteki bir normu ise genişletici şekilde bir yorum yapmış olunur</strong> ki, bu durum ceza muhakemesi ilkelerine aykırılık teşkil edecektir.”</i> açıklamalarına yer verilerek, bölge adliye mahkemesinin hukuka aykırılığı düzelterek, istinaf başvurusunu esastan ret kararı vermek suretiyle beraat kararı verdiği durumda, bu kararın CMK m.286/2-b kapsamında değerlendirilmek suretiyle temyiz yolunun kapatılmasının hukuka aykırı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>Bunun yanında; </strong>istinaf incelemesinde duruşma açılmadan CMK m. 280/1-a ve 303/1-a gereğince hukuka aykırılığın düzeltilerek, istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi suretiyle <strong>sanığın beraatına hükmedilmesi, özü itibariyle uyuşmazlık hakkında maddi ve hukuki yönleri tekrar değerlendirerek yeni bir karar vermesi anlamına geldiğinden, verilen bu karar yeni bir hüküm niteliğindedir. </strong>Bu yeni hükmün kesin olarak verilmesi, verilen kararın yargı denetiminden geçmeden sonuçlandırılmasını gündeme getirir ve dolayısıyla bu uygulama, adil/dürüst yargılanma hakkını ve hak arama özgürlüğünü ölçüsüzce sınırlandırmaktadır. Bu nedenlerle; bölge adliye mahkemeleri ceza daireleri; istinaf başvurusunun esastan reddine karar vererek, ilk derece mahkemesinin verdiği mahkumiyet kararını beraat kararı ile değiştirdiği durumda, bu karara karşı katılanın ve Cumhuriyet savcısının temyiz kanun yoluna başvurma imkanının bulunması, yani kararın temyiz kanun yoluna açık olarak verilmesi isabetli olacaktır ki, her ne kadar bu kararlara karşı temyiz yoluna gidilemeyeceği söylense de bu tür kararlar temyiz edilmeli, temyiz talebi reddedilse bile, BAM ceza dairenin temyiz talebini ret kararına karşı temyize gidilmeli ve dosya Yargıtay’a gönderilmelidir.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Alperen Gözükan</strong></p>

<p><strong>Stj. Av. Alperen Kuvat</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow noopener" target="_blank"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">---------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>CMK</strong> <strong>m.286’ye göre;</strong> <i>“(1) Bölge adliye mahkemesi ceza dairelerinin bozma dışında kalan hükümleri temyiz edilebilir. (2) Ancak; (…) b) İlk derece mahkemelerinden verilen beş yıl veya daha az hapis cezalarını artırmayan bölge adliye mahkemesi kararları, (…) temyiz edilemez”.</i></span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"><strong> CMK m.303’e göre: </strong><i>“(1) Hükme esas olarak saptanan olaylara uygulanmasında hukuka aykırılıktan dolayı hüküm bozulmuş ise, aşağıdaki hallerde Yargıtay davanın esasına hükmedebileceği gibi hükümdeki hukuka aykırılığı da düzeltebilir: a) Olayın daha ziyade aydınlanması gerekmeden beraate veya davanın düşmesine ya da alt ve üst sınırı olmayan sabit bir cezaya hükmolunması gerekirse. c) Mahkemece sabit görülen suçun unsurları, niteliği ve cezası hükümde doğru gösterilmiş olduğu halde sadece kanunun madde numarası yanlış yazılmış ise. d) Hükümden sonra yürürlüğe giren kanun, suçun cezasını azaltmış ve mahkemece sanığa verilecek cezanın belirlenmesinde artırma sebebi kabul edilmemiş veya yeni bir kanun ile fiil suç olmaktan çıkarılmış ise birinci halde daha az bir cezanın hükmolunması ve ikinci halde hiç ceza hükmolunmaması gerekirse. e) Sanığın açıkça saptanmış olan doğum ve suç tarihlerine göre verilecek cezanın belirlenmesinde gerekli indirim yapılmamış veya yanlış indirim yapılmış ise. f) Artırma veya indirim sonucunda verilecek ceza süresi veya miktarının belirlenmesinde maddî hata yapılmış ise. g) Türk Ceza Kanunu’nun 61 inci maddesindeki sıralamanın gözetilmemesi yüzünden eksik veya fazla ceza verilmiş ise. h) Harçlar Kanunu ile yargılama giderlerine ilişkin hükümlere ve Avukatlık Kanunu’na göre düzenlenen ücret tarifesine aykırılık mevcutsa”</i>.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Benzer yönde bkz. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 28.04.2022 tarihli, 2022/2215 E. ve 2022/7546 K. sayılı</span></a><span style="color:#999999">; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 11.09.2025 tarihli, 2022/10197 E. ve 2025/11352 K. sayılı</span></a><span style="color:#999999">; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 13.01.2026 tarihli, 2021/39553 E. ve 2026/504 K. sayılı</span></a><span style="color:#999999">; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-ceza-dairesinin-202139553-e-20254620-e-202210197-e-ve-20222215-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Ceza Dairesi'nin 02.12.2025 tarihli, 2025/4620 E. ve 2025/15530 K. sayılı</span></a><span style="color:#999999">; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 04.04.2023 tarihli, 2022/1216 E. ve 2023/1940 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 20.03.2023 tarihli, 2021/16345 E. ve 2023/1450 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 09.06.2022 tarihli, 2021/15970 E. ve 2022/3413 K. sayılı; Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 12.06.2024 tarihli, 2024/2901 E. ve 2024/8771 K. sayılı; Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 20.10.2025 tarihli, 2023/18960 E. ve 2025/8707 K. sayılı; Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 02.05.2023 tarihli, 2022/15009 E. ve 2023/2547 K. sayılı kararları.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Aynı yönde bkz.; </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 11.10.2022 tarihli, 2021/16079 E. ve 2022/14014 K. sayıl</span></a><span style="color:#999999">ı, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 01.03.2022 tarihli, 2021/15416 E. ve 2022/3570 K. sayılı</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202116079-e-202115416-e-ve-202116303-e-sayili-kararlari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 25.11.2024 tarihli, 2021/16303 E. ve 2024/8986 K. sayılı,</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 15.05.2023 tarihli, 2021/16768 E. ve 2023/3268 K. sayılı, Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 14.12.2024 tarihli, 2022/3946 E. ve 2024/1317 K. sayılı, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 21.02.2024 tarihli, 2021/5340 E. ve 2024/1829 K. sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 26.02.2024 tarihli, 2021/19913 E. ve 2024/2759 K. sayılı, Yargıtay 3. Ceza Dairesi'nin 09.09.2024 tarihli, 2022/17287 E. ve 2024/11367 K. sayılı kararları.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bam-ceza-dairesinin-dosya-uzerinden-mahkumiyet-karari-yerine-kesin-nitelikte-beraat-karari-verme-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yazar/ersan-sen-yazdi1-tok75.jpg" type="image/jpeg" length="52600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DAVATEK KULLANIMA AÇILIYOR!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/davatek-kullanima-aciliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/davatek-kullanima-aciliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB), avukatların günlük mesleki çalışmalarını kolaylaştırmaya ve dijital imkanları mesleğin ihtiyaçları doğrultusunda geliştirmeye yönelik çalışmalarına bir yenisini ekliyor. Dijital Avukat Veri Asistanı DavaTek, 1 Eylül 2026 tarihinde avukatların kullanımına açılıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avukat Portal üzerinden gerçekleştirilen dosya takibi, sorgulama, evrak yönetimi ve kontrol işlemlerinin daha düzenli ve verimli yürütülmesine yardımcı olmak amacıyla geliştirilen DavaTek, avukatların sık gerçekleştirdiği işlemleri tek bir masaüstü uygulamasında bir araya getiriyor. Uygulama, özellikle çok sayıda dava ve icra dosyasıyla çalışan meslektaşların dosyalarını daha kolay takip edebilmesini, güncel gelişmeleri kontrol edebilmesini ve tekrarlayan işlemlerde zaman kazanmasını amaçlıyor.</p>

<p><strong>SAĞKAN: “MESLEKTAŞLARIMIZIN ZAMANINI VE EMEĞİNİ KORUYAN ARAÇLAR GELİŞTİRİYORUZ”</strong></p>

<p>DavaTek’in kullanıma açılmasına ilişkin değerlendirmede bulunan TBB Başkanı Av. R. Erinç Sağkan, teknolojinin avukatlık mesleğinin günlük ihtiyaçlarına somut çözümler üretecek biçimde kullanılmasını önemsediklerini belirterek şunları söyledi:</p>

<p>“Avukatlık mesleğinde dosya ve evrak takibinden sorgulamalara kadar her gün tekrarlanan çok sayıda işlem, meslektaşlarımız açısından ciddi bir zaman ve emek gerektiriyor. DavaTek’i hayata geçirirkenki çıkış noktamız, bu iş yükünü mümkün olduğunca azaltmak ve meslektaşlarımızın zamanlarını mesleğin asli alanlarına ayırabilmelerine katkı sağlamaktır.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği olarak dijitalleşmeyi yalnızca teknolojik bir yenilenme meselesi olarak görmüyoruz. Bizim için önemli olan, teknolojinin meslektaşlarımızın günlük çalışma pratiğinde gerçek bir karşılık bulmasıdır. Dosyaların daha düzenli takip edilebildiği, yeni safahat ve evrakların daha kolay kontrol edilebildiği, toplu işlemlerin daha etkin yürütülebildiği bir çalışma ortamının özellikle yoğun iş yükü altında çalışan meslektaşlarımız açısından önemli bir kolaylık sağlayacağına inanıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DavaTek, meslektaşlarımızın zamanını ve emeğini korumaya yönelik yaklaşımımızın yeni adımlarından biri.”</p>

<p><strong>DAVA VE İCRA DOSYALARI TEK BİR ÇALIŞMA ORTAMINDA</strong></p>

<p>DavaTek ile UYAP hesabında bulunan dava ve icra dosyaları uygulamaya aktarılabiliyor; dosyalar farklı kriterlere göre filtrelenerek ihtiyaç duyulan kayıtlara hızlı biçimde ulaşılabiliyor. Dosya detaylarında taraf ve borçlu bilgileri, safahat kayıtları, mali bilgiler ve evrakların yanı sıra kullanıcı tarafından oluşturulan not ve etiketler de bir arada görüntülenebiliyor.</p>

<p>Uygulamanın öne çıkan özelliklerinden <strong>Fark Takip Sistemi</strong>, daha önce bilgisayara indirilen dosya bilgileri ile Avukat Portal’daki güncel kayıtları karşılaştırarak yeni safahat ve evrak bilgilerinin tespit edilmesine yardımcı oluyor. Birden fazla dosyanın toplu olarak kontrol edilebildiği sistemde tespit edilen farklılıklar dosya bazında incelenebiliyor ve sonuçlar Excel formatında dışa aktarılabiliyor.</p>

<p>DavaTek’in icra sorgulama özelliğiyle desteklenen sorgular tekli veya toplu olarak gerçekleştirilebiliyor. Çok sayıda dosya, uygulama üzerinden seçilebildiği gibi desteklenen Excel şablonu aracılığıyla da toplu sorgulamaya dahil edilebiliyor.</p>

<p><strong>EVRAK TAKİBİ VE KİŞİSEL ÇALIŞMA DÜZENİ KOLAYLAŞIYOR</strong></p>

<p>Avukat Portal aracılığıyla indirilen evraklar kullanıcının bilgisayarında belirlediği klasörde dosya bazında saklanabiliyor. DavaTek üzerinden bu klasörlere erişilebiliyor; belgeler görüntülenebiliyor, önizlenebiliyor ve içeriklerinde arama yapılabiliyor.</p>

<p>Meslektaşlar dosyalarına not ve etiket ekleyebiliyor, sıklıkla takip ettikleri kayıtları favorilerine alabiliyor ve yakın zamanda görüntüledikleri dosyalara hızlı biçimde ulaşabiliyor. Uygulamadaki kayıtların yedeklenebilmesi ve gerektiğinde başka bir bilgisayara aktarılabilmesi sayesinde, bilgisayar değişikliği gibi durumlarda oluşturulan çalışma düzeninin yeni sisteme taşınması da mümkün oluyor.</p>

<p><strong>UYAP’A GİRİŞ RESMÎ UYAP EKRANI ÜZERİNDEN GERÇEKLEŞTİRİLİYOR</strong></p>

<p>DavaTek’te kullanıcı doğrulaması <strong>resmî UYAP giriş ekranı üzerinden</strong> gerçekleştiriliyor. Uygulama, kullanıcı adı veya parola ile bağımsız bir UYAP doğrulama sistemi oluşturmuyor; UYAP bağlantılı işlemler aktif kullanıcı oturumu üzerinden yürütülüyor. Oturumun sona ermesi veya geçerliliğini kaybetmesi halinde kullanıcıdan yeniden Avukat Portal’a giriş yapması isteniyor.</p>

<p>DavaTek içerisinde oluşturulan notlar, etiketler ve dosya kayıtları ile indirilen evraklara ilişkin bilgiler kullanıcının çalışma ortamının bir parçası olarak yönetiliyor. Kullanıcılar verilerini dışa aktarabiliyor, oluşturdukları yedekleri geri yükleyebiliyor veya aktif kullanıcıya ait uygulama kayıtlarını temizleyebiliyor.</p>

<p><strong>DAVATEK 1 EYLÜL’DE KULLANIMA AÇILIYOR</strong></p>

<p>Dosya yönetiminden fark takibine, toplu icra sorgulamalarından evrak yönetimine, kişisel çalışma düzeninden veri yedeklemeye uzanan özellikleriyle DavaTek, <strong>1 Eylül 2026 tarihinde avukatların kullanımına sunulacak.</strong></p>

<p>Uygulamanın özellikleri, çalışma sistemi ve kullanımına ilişkin ayrıntılı bilgilere DavaTek internet sitesi üzerinden ulaşılabilecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/davatek-kullanima-aciliyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/baro/t-b-b.jpg" type="image/jpeg" length="75498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/184 E., 2026/438 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026184-e-2026438-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026184-e-2026438-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/184 E., 2026/438 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/184 E., 2026/438 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/165 E., 2025/425 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17.10.2023 tarihli ve<br />
2022/14628 Esas, 2023/9842 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı kısmen uyulmuş, kısmen direnilmiştir.</p>

<p>Karar davacılar vekili tarafından temyiz edilmekle, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. ÖN SORUN</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnme kararına yönelik temyiz isteminin bulunup bulunmadığı, temyiz isteminin uyulan kısımlara yönelik olup olmadığı buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>B. GEREKÇE</strong></p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>1. Yapılan incelemede davacılar vekili tarafından iş kazasından kaynaklanan tazminat istemine ilişkin olarak açılan eldeki davada, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, karara karşı taraf vekillerinin yaptığı istinaf başvurusu üzerine Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin istinaf başvurusu yönünden ise dosyada mevcut yurda giriş çıkış kayıtlarına göre aktüerya bilirkişisinin murisin ayda iki sefer üzerinden hesapladığı seçenek doğrultusunda ıslah da gözetilerek maddi tazminat taleplerinin kabul edilmesi gerektiği ve manevi tazminatın da az olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılıp düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesinin kararına karşı taraf vekillerinin temyiz isteminde bulunması üzerine Özel Dairece "...a) Kusurun tespitine ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde; ...Kalp krizi sonucu gerçekleşen iş kazalarında kaçınılmazlığın söz konusu olmayacağı dikkate alınarak işveren kusuru ile bünyesel faktör arasındaki dağılımın ne miktarda olduğunun tespiti gerekmektedir. Zira, kaçınılmazlıktan farklı olarak bünyesel faktörden davalı işverenin sorumlu tutulması mümkün değildir.<br />
…..Bu kapsamda öncelikle yukarıda işaret olunan tedavi kayıt ve belgelerinin ilgili hastane/tıp merkezlerinden getirtilerek iş kazasının sebebini oluşturan bir rahatsızlığın ve kullandığı ilacın bulunup bulunmadığı, giderek olay yeri tespit tutanağı ile otopsi tutanağının (uluslarası istinabe de gözetilerek) dosyaya kazandırılarak tercümesinin temini, öte yandan yukarıda belirtilen kaza tarihinde yürürlükte bulunan ağır ve tehlikeli işler yönetmelik hükümlerine rağmen, yapılan işin niteliğine göre sigortalının işe girmeden önce sağlık raporu alınmasının gerekip gerekmediği bu rapor kapsamında sigortalıda mevcut kalp rahatsızlığının tespitinin mümkün olup olamayacağının değerlendirilmesi, öte yandan sigortalının bir müddet evrak eksikliği sebebiyle gümrük sahasında beklediği anlaşılmakla, bu durumun yapılan işin niteliğine göre sigortalıyı rutin dışında bir gerginlik ve stres içine sokacak bir durum olup olmadığı hususu da irdelenmek, var ise tedavi kayıtlarında işe giriş raporlarında bünyesel durumu, beslenme, sigara ve alkol kullanımı ile genetik yatkınlığı ortaya koyan kayıtlar da dikkate alınarak, davaya konu iş kazasında müteveffa sigortalı ile davalı işveren kusurları ile var ise bünyesel faktörün etkisinin oransal tespitine ilişkin, kadriyolog veya kalp damar cerrahi uzmanı hekim ile A sınıf iş güvenliği uzmanı bilirkişilerden teşkil edilecek heyetten kusur raporu alınarak sonucuna göre dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler de bir bütün olarak değerlendirilerek kusur oranlarının tespiti yoluna gidilmesi gerekmektedir.</p>

<p>b)Maddi tazminat alacağının hesabına esas ücrete yönelik temyiz itirazlarının incelenmesinde;</p>

<p>Sigortalının SGK hizmet dökümü cetveline göre davalı nezdinde çalıştığı süre, bu süre içerisinde yurt dışına giriş ve çıkış tarihlerine göre ayda tek sefer yapabileceği kabul edilip, davacının sefer yaptığı ülkelere göre sefer primi olarak sigortalıya teslim edilen ücretten yaptığı sefer için zorunlu masraflar da dışlanılmak suretiyle ücreti tespit edilip sonucuna göre tespit olunacak bu ücretin asgari ücrete katı ve yukarıda işaret edilen şekilde alınan kusur raporunda davalı kusur oranının varlığı halinde iş bu kusur oranının usuli kazanılmış hak kapsamında davacının talep artırımının dayanığını oluşturan 10.07.2020 tarihli hesap raporuna uygulanması (iş bu raporda dikkate alınan işlemiş devre sonundan sonra yürürlüğe giren ücret değişiklikleri rapora yansıtılmamak suretiyle) tespit edilecek maddi tazminat alacakları gözetilip talepler de dikkate alınarak davacının maddi tazminat alacakları ile manevi tazminat istemleri hakkında usule uygun bir karar vermekten ibarettir....” gerekçesiyle davacı ve davalı vekillerinin temyiz itirazları kısmen kabul edilerek bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin hükmün bozulduğu, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozma ilamına kusur yönünden uyulmasına, ücret yönünden direnilmesine karar verilerek yapılan yargılama sonucu davanın kısmen kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararını temyiz eden davacı vekili tarafından ücret yönünden direnme kararı verilmesinin hukuken isabetli olduğu, kusur yönünden ise kararı temyiz ettiklerini belirttiği anlaşılmıştır.</p>

<p>2. Görüldüğü üzere Bölge Adliye Mahkemesince bozma kararına karşı kusur oran ve aidiyeti yönünden uyulmasına, ücret yönünden ise direnilmesine verilmiş ve hüküm yalnızca kısmen direnme kararı lehine olan davacılar vekili tarafından temyiz edilmiş olmakla direnme kararına yönelik temyiz isteminin bulunmadığı, temyiz isteminin uyulan kısımlara yönelik olduğu görülmekle bu durumda direnme konusu uyuşmazlığın temyiz edilmediği dikkate alındığında Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılacak bir işlem bulunmamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Açıklanan nedenlere göre Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılacak bir işlem bulunmadığından dosyanın davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için Özel Daireye gönderilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>C. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Hukuk Genel Kurulu tarafından yapılacak bir işlem bulunmadığından davacılar vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 10. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,<br />
01.07.2026 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026184-e-2026438-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="68336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/350 E., 2026/423 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026350-e-2026423-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026350-e-2026423-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/350 E., 2026/423 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/350 E., 2026/423 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/261 E., 2025/345 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27.05.2025 tarihli ve<br />
2024/11153 Esas, 2025/8439 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasında birleştirilerek görülen 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davalarından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl ve birleşen davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.<br />
Direnme kararı davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. ASIL DAVA</strong></p>

<p>1. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu İstanbul ili Eyüp ilçesi ... Köyü 203 parsel sayılı taşınmazın Orman İdaresi tarafından açılan dava sonucunda orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiğini, müvekkili tarafından satın alınan tarihte herhangi bir şerh bulunmadığını, taşınmazın müvekkili tarafından tapu siciline güvenerek iktisap edildiğini, uğranılan zararın Hazine tarafından karşılanması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 10.000,00 TL tazminatın tahsilini talep etmiş, 08.03.2022 tarihli dilekçesi ile talebini artırmıştır.</p>

<p>2. Asli müdahil vekili; yargılama aşamasında müvekkilinin, davaya konu alacağın yarısını noter vasıtasıyla davacıdan temlik aldığını ileri sürerek temlik sözleşmesi ile tarafına devredilen alacağın tahsilini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. BİRLEŞEN DAVA</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra birleşen İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/583 Esas sayılı dosyasında davacı vekili; iş bu davanın ek dava niteliğinde olduğunu, İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/100 Esas sayılı dosyası ile konusu ve taraflarının aynı olması ve aralarında irtibat bulunması nedeniyle birleştirilmesine, tapu kaydının iptali sonucu uğranılan zarar dolayısı ile fazlaya ilişkin ek dava, istinaf ve temyize ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla İstanbul 24. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/100 Esas sayılı dosyası ile talep edilen bedeli aşan ve mahkemece kabul gören rapordaki bedel olan 1.807.789,25 TL tazminatın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın çözümünde idari yargı görevli olduğundan Hazine yönünden dosyanın tefrik edilerek yargı yolu nedeniyle reddine karar verilmesini, ayrıca esas yönünden de davanın reddi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p>2. Davalı ... İdaresi vekili cevap dilekçesinde; dava konusu taşınmazın hem kesinleşmiş orman tahdidine göre hem de mahkeme kararı uyarınca Devlet ormanı olduğunu, orman idaresine husumet yöneltilemeyeceğini, idari yolların tüketilmediğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 12.03.2020 tarihli ve 2014/140 Esas, 2020/237 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 2.658.336,16 TL tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacı ...'a, 2.658.336,16 TL tazminatın da yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak asli müdahil ...'ye ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 27.01.2021 tarihli ve 2020/1591 Esas, 2021/177 Karar sayılı kararıyla; çekişmeli taşınmazın sulu-kuru olup olmadığı, yerleşim alanına uzaklığı, iklim şartları, toprak, topografik yapısı ve bölgesindeki konumu ile objektif değer artışı sağlayacak tüm özelliklerinin araştırılarak elde edilen verilere uygun biçimde net gelir yöntemiyle değerlendirme tarihi olan 19.11.2012 tarihi itibari ile gerçek değerinin hesaplattırılması, varsa taşınmazın üzerinde bulunan ağaç değerlerinin taşınmaz değerine eklenmesi, bu şekilde gerçek zararın saptanması gerektiği gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılarak karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 19.04.2022 tarihli ve 2021/100 Esas, 2022/254 Karar sayılı kararıyla; asıl dava yönünden tazminat talebinin kabulü ile 2.658.336,16 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacı ...'a verilmesine, 2.658.336,16 TL’nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak asli müdahil ...'ye verilmesine, Orman İdaresi yönünden tazminat taleplerinin pasif husumet yokluğu nedeniyle reddine, birleşen İstanbul 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/583 Esas sayılı dosyası yönünden tazminat talebinin kabulü ile 1.781.451,86 TL’nin asıl dava tarihi olan 04.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacı ...'a verilmesine, 1.781.451,86 TL’nin asıl dava tarihi olan 04.04.2014 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak asli müdahil ...'ye verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VII. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 04.04.2024 tarihli ve 2022/2311 Esas, 2024/1230 Karar sayılı kararıyla; istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VIII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...1. Bölge adliye mahkemesinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Arazi niteliğindeki taşınmaza gelir metodu esas alınarak değer biçilmesinde ve taşınmazın gerçek bedelinin 4721 sayılı Kanun’un 1007 nci maddesi gereğince davalı Hazineden tahsiline karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre, davacı ve asli müdahil vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>4. Dosya kapsamına göre, yargılama sırasında davacının, temlikname ile iş bu davadaki alacağın yarısını asli müdahile temlik ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5. 4721 sayılı Kanun'un 1020 nci maddesinin; "Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.'' hükmü nazara alındığında tapu orman vasfıyla ... adına tescil edildikten sonra tapu kaydının iptali nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi ile açılan davadaki alacağı devir alan temlik alan asli müdahilin iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemez. Hâl böyle olunca, bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi tapu kaydının orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiğinden bahisle taşınmaza ilişkin, tapu malikinin taşınmaz hakkında mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle açılan tazminat istemli davadaki alacağı temlik almasından dolayı uğradığı zararı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyen davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın temlik alan asli müdahil yönünden reddine karar verilmesi gerektiğinin düşünülmemesi,</p>

<p>6. Tapu kaydında yer alan takyidatın hüküm altına alınan bedele yansıtılmasına karar verilmemesi hususu kamu düzenine ilişkin olup resen gözetilmesi gerektiğinden hükmün bozulması gerekmiştir....'' gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı ...’ın 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat davası açtığı, tazminat şartların oluştuğu, yargılama sırasında davacı ...’ın alacağının yarısını ...'ye temlik ettiği, işbu temlik ile birlikte 6100 sayılı Kanun’un 125/2. maddesi uyarınca davacı tarafından dava konusunun devredildiği, ...'nin yargılamada 1/2 oranında davacı yerine geçtiği ve davaya bu hâliyle devam edildiği, mahkemece daha önce ...'nin sıfatı her ne kadar asli müdahil olarak değerlendirilmişse de 6100 sayılı Kanun’un 65. maddesindeki şartların oluşmadığı, 6100 sayılı Kanun’un 125/2. maddesindeki şartlar gözetilerek işlem tesisinin gerektiği, bu hâliyle mahkemece direnme kararı verildiğinden sıfat değişikliğine gidilmediği, temlik alan ...'nin 6100 sayılı Kanun’un 125/2. maddesi uyarınca davacı yerinde geçtiği ve tazminat talep edebileceği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>IX. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı ... vekili temyiz dilekçesinde; asli müdahil lehine hükmedilen tazminatın davacı lehine hükmedilmesi gerektiğini, dava konusu taşınmazın değerinin düşük belirlendiğini ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
Asli müdahil ... vekili temyiz dilekçesinde; dava konusu taşınmazın bilirkişiler tarafından belirlenen ve mahkemece hükme esas alınan rapordaki değerinin piyasa rayicinin altında olduğunu ve gerçek değerini yansıtmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
Davalı Hazine vekili temyiz dilekçesinde; Hazinenin tazminat ödemesi gereken bir durumun bulunmadığını, zamanaşımı definin dikkate alınmamasının hukuka aykırı olduğunu, asli müdahilin iyiniyetli olmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık<br />
Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... tarafından 04.04.20 14... .12.2021 tarihlerinde açılan ve yargılama sırasında davacının, temlikname ile iş bu davadaki alacağın yarısını asli müdahile temlik ettiği eldeki 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin asıl ve birleşen davalarda, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğup doğmadığı, temlik alan asli müdahilin uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın temlik alan asli müdahil yönünden reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Ön Sorun<br />
Hukuk Genel Kurulunca 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine yapılan ikinci görüşme sırasında; 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>E. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 22. maddesi,</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.<br />
...</p>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>2. Anılan madde hükmü, 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşme öncesi 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p>3. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>X. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davacı vekili, asli müdahil vekili ve davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026350-e-2026423-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="16328"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/200 E., 2026/424 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026200-e-2026424-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026200-e-2026424-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/200 E., 2026/424 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/200 E., 2026/424 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/567 E., 2025/1075 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 24.02.2025 tarihli ve<br />
2024/8313 Esas, 2025/2444 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince temyizin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin temyiz isteminin reddine dair ek karar verilmiştir.</p>

<p>Ek kararın davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine; Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda ek kararın kaldırılmasına karar verildikten sonra hüküm bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu Çanakkale ili Biga ilçesi ... Köyü 4021 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak açılan tapu iptali ve tescil davasında verilen kararın 2015 yılında kesinleşmesi sonrasında taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle davacının zarara uğradığını, bu zarardan 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi uyarınca Hazinenin sorumlu olduğunu ileri sürerek şimdilik 1.000.000,00 TL tazminatın davalı Hazineden tahsilini talep etmiş, 14.04.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile talebini artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davaya Orman İdaresinin de dahil edilmesi gerektiğini, ayrıca zamanaşımı süresinin dolduğunu, esas yönünden de davanın reddi gerektiğini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 06.12.2017 tarihli ve 2016/290 Esas, 2017/404 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile 1.666.561,00 TL tazminatın 30.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 30.10.2018 tarihli ve 2018/672 Esas, 2018/1177 Karar sayılı kararıyla; taşınmazın arsa vasfında olup olmadığının araştırılması, arsa niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde emsal araştırması yapılması, tarım arazisi niteliğinde olduğunun belirlenmesi halinde ise gelir metoduna göre değerinin tespit edilmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılarak karar verilmek üzere İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 15.01.2020 tarihli ve 2018/284 Esas, 2020/16 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile, 1.336.666,59 TL'nin 30.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin 28.12.2023 tarihli ve 2021/1415 Esas, 2023/2387 Karar sayılı kararıyla; kuru arazi niteliğindeki dava konusu taşınmaza net ürün gelirine göre değer biçilmesinde yöntem olarak bir isabetsizlik bulunmadığı, tapu iptali ve tescil davasının 2015 yılında kesinleştiği, eldeki davanın 2016 yılında on yıllık zamanaşımı süresi içerisinde açıldığı, dava konusu taşınmazın niteliği ve konumuna göre uygulanan kapitalizasyon faizi oranı ile objektif değer artışı oranının uygun olduğu, bilirkişi heyet raporunda belirtilen münavebe ürünleri ve verilerinin bölgenin münavebe yapısı ve resmî tarım verileri ile uyumlu olduğu, bu nedenle davalı vekilinin bu yönlere ilişkin istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerektiği, ancak; davalı idare harçtan muaf olmasına rağmen kabul edilen değer üzerinden davacıdan harç alınmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, ayrıca davacılar vekilinin ilk verdiği ıslah dilekçesinde taleplerini 2.020.660,00 TL olarak ıslah etmesine karşın bir gün sonra verdiği ıslah dilekçesinde maddi hata yaptıklarını belirterek taleplerini 1.818.549,00 TL olarak ıslah ettiklerini beyan ettiği, ıslah harcını da son beyan ettikleri bedel üzerinden yatırdıkları anlaşıldığından dava değerinin harcın yatırıldığı 1.818.549,00 TL olduğu, bu bedel dikkate alınarak reddedilen değer üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, dava değerinin 2.020.660,00 TL kabul edilerek reddedilen değer üzerinden davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru görülmediği gerekçesiyle davalının istinaf başvurusunun esastan reddine, davacıların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne 1.336.666,59 TL tazminatın taşınmaz mülkiyetinin kaybedildiği 30.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı Hazineden alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2. Hükmün davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, İlk Derece Mahkemesince ek karar ile temyizin süresinde yapılmadığı gerekçesiyle temyiz isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Mahkemenin yukarıda belirtilen ek kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
''...Dosya içeriğine göre Bölge Adliye Mahkemesi kararının 23.07.2022 tarihinde emekli olan ve bu tarih itibarıyla davalı Hazine ile ilişiği kesilerek vekillik görevi son bulan Avukat ...’a 14.02.2024 tarihinde tebliğ edildiği, geçersiz olan bu tebligat dışında, davalı Hazineye kararın usulüne uygun şekilde tebliğ edilmediği, bu nedenle de davalı Hazine vekili Avukat ... tarafından 03.04.2024 tarihinde verilen temyiz dilekçesinin süresinde olduğunun kabulü gerekir.<br />
Bu durumda temyiz dilekçesinin süreden reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin 02.05.2024 tarihli ek kararının ve 13.03.2024 tarihli kesinleşme şerhinin hatalı olduğu anlaşılmakla kaldırılması gerekir.<br />
....</p>

<p>1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Dava konusu Çanakkale ili, Biga ilçesi, ... köyü 4021 parsel 500.000,00 m² yüzölçümlü taşınmazın tamamını davacının 20.10.2005 tarihinde cebri icra yoluyla satın aldığı, satış işleminin tapuya 07.11.2005 tarihinde tescil edildiği, 22.05.2002 tarihinde yapılan orman kadastrosu ile taşınmazın orman vasfında olduğu ancak tapuya 20.04.2015 tarihinde "kısmen orman olarak sınırlandırılmıştır" şeklinde şerh konulduğu, davacının Biga 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2007/767 Esas, 2012/216 Karar sayılı dosyası ile Orman İşletme Müdürlüğüne karşı orman kadastrosunun iptali istemiyle dava açtığı bu davada taşınmazın 101.033,00 m² yüzölçümlü kısmının orman vasfıyla kabul edilerek davacının tapu kaydının iptal edilerek Hazine adına tesciline karar verildiği ve iş bu kararın 30.11.2015 tarihinde kesinleştiği eldeki davanın 20.05.2016 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>4. Dosya kapsamına göre, yargılama sırasında davacı ...'in 07.10.2019 tarihinde düzenlenen temlikname ile iş bu davadaki alacağını tüm ferileriyle birlikte ...'e temlik ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5. 4721 sayılı Kanun'un 1020 nci maddesinin; "Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.'' hükmü nazara alındığında tapu orman vasfıyla Maliye Hazinesi adına tescil edildikten sonra tapu kaydının iptali nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi ile açılan davadaki alacağı devir alan temlik alanın iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemez. Hâl böyle olunca, bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi tapu kaydının orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiğinden bahisle taşınmaza ilişkin önceki tapu malikinin taşınmaz hakkında mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle açılan tazminat istemli davadaki alacağı temlik almasından dolayı uğradığı zararı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyen davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir.<br />
..'' gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava hakkı, asıl (subjektif) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkının (açılmış olan davayı takip etme hakkı) da devredilmiş olacağı, asıl hak devredilince devreden kişinin davacı sıfatının da devir alana geçeceği, dava konusu hangi aşamada devredildiyse o andan itibaren devralan kişinin davanın tarafı hâline geleceği, önceki malikin talep hakkının bulunmadığı bir durumda yeni malik talep hakkı elde edecek olsa ve devir sırf bu amaçla yapılmış olsaydı, davacının eyleminin illiyet bağının kesilmesine neden olduğunun kabul edilebileceği, zarar görenin eyleminin zararın ortaya çıkmasının bir sebebi halini almadığı durumlarda, zarar ve sorumluluk zaten doğmuş olduğundan illiyet bağının kesildiğinden söz edilemeyeceği, dava konusunu devralanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 183. maddesinde sayılan engel durumlar söz konusu olmadığı halde kötüniyetli olduğu görüşüne katılmanın mümkün olmadığı, yargılama sırasında dava konusunu devralan kişinin 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının yerine geçerek onun hak ve yetkilerini kullanacağı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>VIII. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı Hazine vekili; verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu, tazminat şartlarının oluşmadığını, zamanaşımının dikkate alınmadığını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... tarafından 20.05.2016 tarihinde açılan ve yargılama sırasında davacının 07.10.2019 tarihinde düzenlenen temlikname ile iş bu davadaki alacağını tüm fer'îleriyle birlikte ...’e temlik ettiği eldeki 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin davada, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğup doğmadığı, davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.D. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine yapılan ikinci görüşme sırasında; 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>E. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 22. maddesi,</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.<br />
...<br />
Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>2. Anılan madde hükmü, 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşme öncesi 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p>3. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026200-e-2026424-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="87352"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/323 E., 2026/426 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026323-e-2026426-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026323-e-2026426-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/323 E., 2026/426 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2026/323 E., 2026/426 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 37. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1355 E., 2025/2423 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.12.2023 tarihli ve<br />
2023/5744 Esas, 2023/12260 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı Hazine vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabul kısmen reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca yapılan inceleme sonucunda usulden bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı Hazine vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek, Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul ili Silivri ilçesi ... köyünde bulunan mera ve koru nitelikli 3.060.0 00... miktarındaki taşınmazın, 07.03.1980 tarih, 218 cilt, 94 sahife 32... yevmiye numaralı; 09.10.19 79... cilt, 38 sahife 32... yevmiye numaralı; 06.06.19 80... cilt numaralı; 01.07.1987 tarih, 223 cilt, 25 sahife 4045 yevmiye numaralı; 14.08.1986 tarih, 223 cilt, 2 sahife 6 sıra 5286 yevmiye numaralı; 24.04.1987 tarih, 8 sıra 2372 yevmiye numaralı taşınmazlara ait zabıt kayıtlarına göre muris ... oğlu ... tarafından satın alınan taşınmazların toplam yüzölçümü olan 2.083.0 35... ’ye karşılık geldiğini, kalan kısmının ise 1417, 1418, 1419, 1420, 1423, 1437, 1438, 14 39... parsel numarası ile tapu sahipleri adına kayıt ve tescil edildiğini, müvekkilinin murisi ... tarafından satın alınan ancak daha sonra orman olduğu gerekçesiyle iptal edilen toplam 2.083.0 35... yüzölçümündeki taşınmazlardaki mülkiyet hakkı karşılığı şimdilik 120.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesini talep etmiş, temlik alan davacı vekili 19.04.2022 tarihli talep artırım dilekçesi ile talebini 145.312.521,60 TL olarak artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; öncelikle davanın zamanaşımı ve hak düşürücü süre bakımından tetkiki gerektiğini, husumet itirazlarının olduğunu, davacının hak iddia ettiği gayrimenkullerin orman alanı olduğunu ve bu durumun mahkeme kararı ile kesinleştiğini, ormanın özel mülkiyete konu edilemeyeceğini, davacı adına kayıtlı bir gayrimenkul bulunmadığını, kadastro çalışmaları sırasında orman olarak kaydedilmiş olduğunu, davacının bundan sonra parsellerde hak sahipliği tesis etmeye çalışsa da hukuken geçerli olmadığını, herhangi bir hakkı bulunmadığından tazminat talep edemeyeceğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 25.05.2022 tarihli ve 2021/142 Esas, 2022/79 Karar sayılı kararıyla; davacıya ait olan dava konusu yerlerin orman sayılan yerlerden olduğu gerekçesiyle Silivri Kadastro Mahkemesinin 2004/27 Esas, 2009/1 Karar sayılı kararı ile tapu kaydının iptali ile davalı Hazine adına tesciline karar verildiği, bu kararın 06.02.2012 tarihinde kesinleştiği, bu hâli ile tapu sicilinin hatalı olarak tutulması nedeniyle 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi kapsamında Devletin kusursuz sorumluluğunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 51.638.437,65 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 03.04.2023 tarihli ve 2022/2913 Esas, 2023/922 Karar sayılı kararıyla; dava konusu Silivri ilçesi ... Köyü ... mevkii 07.03.19 80... cilt, 94 sahife 32 sıra No.lu 3060 dönüm miktarlı tapu kaydının 410/3060 hissesinin 1980 yılında, 09.10.19 79... cilt, 38 sahife 32 sıra No.lu 3060 dönüm miktarlı tapu kaydının 710/3060 hissesinin 1979 yılında, 06.06.19 80... cilt, 3060 dönüm miktarlı tapu kaydının 52/612 hissesinin 1980 yılında, 01.07.19 87... cilt, 25 sahife No.lu 281 hektar 21 40... miktarlı tapu kaydının 1/12 hissesinin 1987 yılında, 14.08.19 86... cilt, 2 sahife 6 sıra No.lu 281 hektar 21 40... miktarlı tapu kaydının 1/12 hissesinin 1986 yılında, 24.04.19 87... sıra No.lu 281 hektar 21 40... miktarlı tapu kaydının 1/12 hissesinin 1987 yılında davacının murisi ... tarafından satın alma yoluyla iktisap edildiği, yörede yapılan arazi kadastro çalışmaları sırasında davacının murisine ait pay ile diğer hissedarlara ait paylar belirtilmek suretiyle toplam 3060 dönüm miktarındaki tapu kaydının hudutları itibarıyla 1418, 1419, 1420, 1423, 1437, 1438, 1439, 14 40... nolu parselleri içine aldığı gerekçesiyle bu parsellerin davacının murisi ile diğer müşterek malikleri adına tespit edildiği, revizyon görmeyen zabıt kayıtları ile dava konusu parsellere revizyon gören 3060 dönümlü tapu kaydının 2700 dönümünün orman tahdit hattı içinde kalması nedeniyle tespit harici bırakıldığı, askı ilan süresi içerisinde davacının murisi ile diğer tespit maliklerinin tapulama tespitine esas tapu kaydının yüzölçümünün çok daha yüksek olduğu hâlde adlarına tespit edilen parsellerin 360 dönüm kadar olduğu, geriye kalan 2700 dönümünün ve revizyon görmeyen zabıt kayıtlarının tespit harici orman olarak bırakıldığı iddiası ile adlarına tespiti istemiyle kadastro komisyonuna itiraz ettikleri, davacının murisi ... ile diğer tespit malikleri tarafından kadastro komisyonu kararının iptali ve tapu kapsamında kalan taşınmazın adlarına tescili istemiyle Silivri Kadastro Mahkemesinin 1988/169 Esasına kayıtlı davanın açıldığı, yörede yapılan 2/B ve aplikasyon çalışmaları ile hazine ve orman idaresi ile diğer tespit malikleri tarafından açılan davaların Kadastro Mahkemesinin 1988/169 Esasında kayıtlı dava ile birleştirildiği, yapılan yargılama sonucunda Silivri Kadastro Mahkemesinin 2004/27 Esas, 2009/1 Karar sayılı ilâmı ile tespit malikleri tarafından açılan davanın reddi ile dava konusu 1417, 1418, 1419, 1420, 1423, 1437, 1438, 14 39... parsel sayılı taşınmazların orman vasfıyla Hazine adına tesciline karar verildiği, hükmün Yargıtay aşamasından geçerek 06.02.2012 tarihinde kesinleştiği, davacı tarafından murisinin tapuya güvenerek satın aldığı eski tapu hissesinin adına tescil edilmemesi ve tapunun kadastro çalışmaları sonucunda iptal edilmesi nedeniyle 4721 sayılı Kanun'un 1007. maddesi gereğince tazminat koşullarının oluştuğu, davacının zamanaşımı süresi içinde eldeki tazminat davasını açtığı, mahkemece tapu iptal tarihi itibarıyla taşınmazın belirlenen arazi niteliği ve net gelir yöntemi ile değerinin tespit edildiği, tespit edilen değerin dosya kapsamına göre adil ve hakkaniyete uygun olduğu, temlik işleminin usulüne uygun olarak yapıldığı gerekçesiyle davalı Hazine vekilinin istinaf itirazlarının reddine, davacı vekilinin istinaf itirazlarının kısmen kabul kısmen reddi ile İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne ve 51.638.437,65 TL tazminatın tapu iptal tarihi 06.02.2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.12.2023 tarihli ve 2023/5744 Esas, 2023/12260 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>''...1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesi ile 369 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.2. Dosya içindeki bilgi ve belgelerden; davacı ...'ın 05.01.2022 tarihli temlik sözleşmesi ile iş bu davadan kaynaklanan tüm hak ve</p>

<p>alacaklarını bütün aktifi, pasifi, riski, yükümlülükleri, sonuçları ve vecibeleri ile birlikte tamamını ...'a devir ve temlik edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Buna göre; önceki davacı olan ... murisinin tapuya güvenerek satın aldığı zabıt kaydı kapsamında genel kadastro sırasında davacı murisi adına revizyon görüp de kadastro tespitine itiraz sonucu orman vasfı ile Hazine adına kayıtlı taşınmazlar olduğunu yine genel kadastro sırasında revizyon görmeyip de orman olması sebebi ile tespit dışı bırakılan taşınmazlar olduğunun bilerek alacağın temlik alındığı gibi 4721 sayılı Kanun'un 1020 nci maddesinin: "Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.'' hükmü nazara alındığında orman vasfı ile Hazine adına tescil edilen taşınmaz üzerinde de 20 17... yıllarında orman içinde kaldığı, 2019 tarihinde Kadastro Mahkemesinde davalıdır şerhlerinin olmasına rağmen alacağı devir alan temlik alanın iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemez. Hal böyle olunca, davacının tapusunun iptali sebebiyle bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi tazminat istemli davadaki alacağı temlik almasından dolayı uğradığı zararı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyen davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir...'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 24.04.2024 tarihli ve 2024/706 Esas, 2024/1253 Karar sayılı kararı ile; direnme kararı verilmiş ise de, davalı Hazine vekilinin temyiz isteminde bulunması üzerine bu karar, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 14.05.2025 tarihli ve 2025/5-177 Esas, 2025/300 Karar sayılı kararı ile; usulüne uygun direnme kararı verilmemesi nedeniyle esasa ilişkin temyiz itirazları incelenmeksizin usulden bozulmuştur. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; şahsi hakkın devri hükmünde olan alacağın temliki işleminde davacının iyiniyetli olma şartını aramanın mümkün olmadığı, temlik alan davacının usulüne uygun olarak 6100 sayılı Kanun’un 125/2. maddesi uyarınca tazminat alacağını temlik ettiği, asıl davacı ...'ın tazminat hakkı kabul edildiği hâlde yargılama aşamasında alacağın temlik edilmesi sebebi ile temlik alan davacının iyiniyetli ve hak sahibi olmadığını kabul etmenin hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu, davacının bir kısım alacağını temlik etmesi veya birden fazla davacılardan bir kısmının alacağını temlik etmeleri hâlinde temlik edilen alacaklar yönünden bozma kararındaki görüşün kabulü hâlinde tazminat talebinin reddi gerektiği, bu durumun da hakkın özüne ve hukukun genel ilkelerine aykırı olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı Hazine vekili; davanın tamamen reddi gerektiğini, eldeki davanın Hukuk Genel Kurulunun 2023/5-637 Esas sayılı kararı ile aynı mahiyette olduğunu, ayrıca belirlenen değerin çok yüksek olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... tarafından 01.04.2021 tarihinde açılan ve yargılama sırasında davacının 05.01.2022 tarihinde düzenlenen temlik sözleşmesi ile iş bu davadaki alacağını tüm fer'îleriyle birlikte ...’e temlik ettiği eldeki 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin davada, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğup doğmadığı, davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Ön Sorun</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulunca 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine yapılan ikinci görüşme sırasında; 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>E. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 22. maddesi,</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.<br />
...</p>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>2. Anılan madde hükmü, 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşme öncesi 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p>3. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026323-e-2026426-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="84896"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/748 E., 2026/422 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025748-e-2026422-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025748-e-2026422-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2025/748 E., 2026/422 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/748 E., 2026/422 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/238 E., 2024/332 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 12.06.2024 tarihli ve<br />
2024/1189 Esas, 2024/7279 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu İstanbul ili Eyüp ilçesi ... köyü 163 parsel sayılı taşınmazın kesinleşen mahkeme kararı ile tapu kaydının iptaline, orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, bu nedenle müvekkilinin zarara uğradığını ileri sürerek şimdilik 50.000,00 TL tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş, 20.02.2019 tarihli dilekçesi ile talebini artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; davanın Orman Genel Müdürlüğü aleyhine açılması gerektiğini, dava konusu taşınmazın 1939 yılında 3116 sayılı Kanun uyarınca yapılan ilk orman tahdidinde orman sınırları içerisinde kaldığını ve bu sınırların kesinleştiğini, 1987 yılında 6831 sayılı Kanun'un 3302 sayılı Kanun ile değişik 2/b maddesi uyarınca yapılan çalışmalarda da orman tahdit sınırları içinde kalmış olup bu çalışmaların 15.06.1988 tarihinde ilan edilerek kesinleştiğini, davacının tapu kaydına güvenden dolayı zarara uğramış olduğunu iddia etmesinin iyiniyetle bağdaşmadığını, Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/322 Esas sayılı kesinleşen kararı ile taşınmazın orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiğini, davanın zamanaşımı yönünden de reddine karar verilmesi gerektiğini, davacının dava tarihi itibarıyla zararını talep etmesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 11.03.2019 tarihli ve 2015/440 Esas, 2019/66 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulü ile 4.783.000,00 TL tazminatın 05.11.2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 05.02.2020 tarihli ve 2019/1981 Esas, 2020/328 Karar sayılı kararıyla; tazminat istemine konu taşınmazın kısmen veya tamamen kamulaştırılıp kamulaştırılmadığı, kamulaştırma bedelinin ödenip ödenmediği yönünde gerekli araştırmalar yapılması, kamulaştırılmadığının tespit edilmesi hâlinde konunun uzmanı bilirkişilerden yeniden oluşturulacak bilirkişi kurulu vasıtasıyla keşif yapılması, net gelir yöntemiyle tapu kayıtlarının iptaline ilişkin hükmün kesinleştiği tarihlerdeki gerçek değerlerinin hesaplattırılması gerektiği, faiz ve harç yönünden de kararın hatalı olduğu gerekçesiyle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 17.02.2022 tarihli ve 2020/106 Esas, 2022/92 Karar sayılı kararıyla; yapılan inceleme ve araştırma sonucu istinaf kaldırma kararı doğrultusunda alınan bilirkişi raporu ile dava konusu taşınmazın değerinin 9.959.550,00 TL olarak belirlendiği, yine yapılan araştırma neticesinde dava konusu taşınmaza fiili olarak el atıldığı ve kamulaştırma bedelinin bloke edilmediği ve maliklerine ödenmediğinin anlaşıldığı, bu hâliyle alınan raporun kaldırma kararındaki eksikliklerin tamamlanması suretiyle dosya kapsamına uyumlu olarak hazırlandığı, dava dosyasında ıslah yapılmış olduğundan rapordaki miktar talepten fazla olup, taleple bağlı kalınarak karar verildiği gerekçesiyle davanın kabulü ile dava konusu 4.783.000,00 TL tazminatın 10.05.2011 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 22.11.2023 tarihli ve 2022/2610 Esas, 2023/3014 Karar sayılı kararıyla; davalı Hazine vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>''...1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.<br />
2. Dava konusu İstanbul ili, Eyüp ilçesi, ... köyü 163 parsel sayılı 100.500,00 m² yüzölçümlü taşınmazın 1967 yılında tapulama ile dava dışı Ali Gülel adına tescil edildiği, temlik eden davacı ...’nin 01.03.1994 tarihinde satın alarak malik olduğu ve 28.11.1995 tarihinde taşınmazın tapu kaydına “Bu parselin ormanla ilişkisi vardır” şeklinde şerh konulduğu, tapuda ... adına kayıtlıyken Orman İdaresi tarafından açılan Eyüp 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2006/322 Esas, 2010/172 Karar sayılı dosyasında orman vasfı ile Hazine adına tesciline karar verildiği, kararın temyiz incelemesinden geçerek 10.05.2011 tarihinde kesinleştiği ve eldeki davanın 05.11.2015 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>4. Dosya kapsamına göre, yargılama sırasında davacı ...’nin 29.12.2015 tarihinde düzenlenen “dava konusu hakların devri protokolü” başlıklı sözleşme ile iş bu davadaki alacağını tüm ferileriyle birlikte ...'a temlik ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>5. 4721 sayılı Kanun'un 1020 nci maddesinin; "Tapu sicili herkese açıktır. İlgisini inanılır kılan herkes, tapu kütüğündeki ilgili sayfanın ve belgelerin tapu memuru önünde kendisine gösterilmesini veya bunların örneklerinin verilmesini isteyebilir. Kimse tapu sicilindeki bir kaydı bilmediğini ileri süremez.'' hükmü nazara alındığında tapu orman vasfıyla ... adına tescil edildikten sonra tapu kaydının iptali nedeniyle uğranılan zararın tazmini istemi ile açılan davadaki alacağı devir alan temlik alanın iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemez. Hâl böyle olunca, bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği gibi tapu kaydının orman vasfı ile Hazine adına tescil edildiğinden bahisle taşınmaza ilişkin önceki tapu malikinin taşınmaz hakkında mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle açılan tazminat istemli davadaki alacağı temlik almasından dolayı uğradığı zararı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyen davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir....'' gerekçesiyle karar oy çokluğu ile bozulmuştur.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının dava konusunu devretmesi durumunda davalının tercihi aranmadan, devralanın davacının yerine kendiliğinden geçerek yargılamanın her aşamasında davada taraf sıfatını kazanacağı, dava konusu hangi aşamada devredildiyse, o andan itibaren devralan kişinin davanın tarafı hâline geleceği, alacağın devri, alacaklı ile onu devir alan üçüncü şahıs arasında kanun, sözleşme veya işin niteliği engel olmadıkça, borçlunun rızasına ihtiyaç olmaksızın yapılabilen yazılı şekle bağlı sözleşme, kanun ya da kazaî kararla gerçekleşen tasarrufî bir muamele olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VIII. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı Hazine vekili; davacının tazminat hakkının bulunmadığını, tapu kaydındaki orman şerhini görerek ve bilerek taşınmazı iktisap eden kimselerin sonradan taşınmazın orman olarak Hazine adına tescil edilmesinden dolayı tazminat davası ikame edemeyeceklerini, hakkın kötüye kullanılmasını hukuk düzeninin korumayacağını ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... tarafından 05.11.2015 tarihinde açılan ve yargılama sırasında davacının 29.12.2015 tarihinde düzenlenen “dava konusu hakların devri protokolü” başlıklı sözleşme ile işbu davadaki alacağını tüm fer'îleriyle birlikte ...'a temlik ettiği eldeki 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin davada, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğup doğmadığı, davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine yapılan ikinci görüşme sırasında; 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>E. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 22. maddesi,</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.<br />
...</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>2. Anılan madde hükmü, 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşme öncesi 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p>3. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025748-e-2026422-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-aaf.jpg" type="image/jpeg" length="38788"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/324 E., 2026/425 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026324-e-2026425-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026324-e-2026425-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/324 E., 2026/425 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/324 E., 2026/425 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 8. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1425 E., 2025/2014 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 18.06.2025 tarihli ve<br />
2024/13320 Esas, 2025/9124 Karar sayılı BOZMA kararı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 1007. maddesine dayalı tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı Hazine vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalının faize ilişkin istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile diğer istinaf istemlerinin esastan reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı Hazine vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin maliki olduğu Kütahya ili Merkez ilçesi... Köyü 1808 parsel sayılı taşınmazla ilgili olarak açılan tapu iptali ve tescil davasında verilen kararın kesinleşmesi sonrasında taşınmazın tapu kaydının iptal edilmesi nedeniyle davacının zarara uğradığını, bu zarardan 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesi uyarınca Hazinenin sorumlu olduğunu ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydı ile 3.000,00 TL’nin davalıdan tahsilini talep etmiş, 19.10.2017 tarihli ıslah dilekçesi ile 1.500.000,00 TL olarak talebini artırmıştır.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı Hazine vekili cevap dilekçesinde; tazminat şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 08.01.2018 tarihli ve 2012/316 Esas, 2018/11 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile idari bina için 703.237 TL, fabrika binası tadilat için 53.945,00 TL, arsa değeri olarak 127.724,50 TL, tesisatın zararı olarak 345.604,75 TL, tesisatın başka yere taşınmazı ve montaj masrafı olarak 100.000,00 TL olmak üzere toplam 1.330.511,25 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, ıslah dilekçesinde belirtilen fazlaya ilişkin talebin reddine, diğer fazlaya ilişkin davacı taleplerinin saklı tutulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli ve 2018/2246 Esas, 2020/1877 Karar sayılı kararıyla; dava konusu taşınmazın arsa mı yoksa arazi mi olduğunun tespiti ile taşınmaza değer biçme yöntemine uygun, bilirkişi heyeti oluşturularak taşınmazın değerinin belirlenmesi gerektiği gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin 21.03.2022 tarihli ve 2021/290 Esas, 2022/75 Karar sayılı kararıyla; davanın kısmen kabulü ile idari bina için 703.237,00 TL, fabrika binası tadilatı için 53.945,00 TL, taşınmaz değeri olarak 8.887,26 TL, tesisatın zararı olarak 345.604,75 TL, tesisatın başka yere taşınmazı ve montaj masrafı olarak 100.000,00 TL olmak üzere toplam 1.211.674,01 TL tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 24.09.2024 tarihli ve 2022/3835 Esas, 2024/1760 Karar sayılı kararıyla; tapu sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet sorumlu olduğundan davanın Hazine aleyhine açılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, ancak yasal faize hükmedilmesi ve davanın reddolunan bölümü için davalı Hazine lehine vekalet ücretine hükmolunmaması gerektiği gerekçesiyle davalının faize ilişkin olarak istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile diğer istinaf istemlerinin esastan reddine, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, davanın kısmen kabulü ile idari bina için 703.237,00 TL, fabrika binası tadilatı için 53.945,00 TL, taşınmaz değeri olarak 8.887,26 TL, tesisatın zararı olarak 345.604,75 TL, tesisatın başka yere taşınmazı ve montaj masrafı olarak 100.000,00 TL olmak üzere toplam 1.211.674,01 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VII. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>''...1. Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 Sayılı Kanun) 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Dava konusu Kütahya ili, Merkez ilçesi, ... köyü 1808 parsel sayılı (30.314,24 m² yüzölçümlü taşınmazın 15.08.2001 tarihli ve 2713 yevmiye numarası ile 17 96... parsel numaralı taşınmazların tevhidi sonucu 15.08.2001 tarihinde tescil edildiği, Kütahya 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/371 Esas, 2011/355 Karar sayılı dosyası ile Orman İşletme Müdürlüğünün tapu kaydının iptali ile orman vasfı ile Hazine adına tescil istemiyle dava açtığı, bu davada taşınmazın 2554,49 m² yüzölçümlü kısmının orman vasfıyla kabul edilerek tapu kaydının iptal edilerek Hazine adına tesciline karar verildiği ve iş bu kararın 02.07.2012 tarihinde kesinleştiği, eldeki davanın 27.04.2012 yılında 10 yıllık zamanaşımı süresi içinde açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>3. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukukî ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı Hazine vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p>4. Dosya kapsamına göre, yargılama sırasında davacı ... Süt Gıda Sanayi ve Ticaret Ürünleri Limited Şirketini temsilen, kendi adına asaleten ...'ın 06.09.2012 tarihinde düzenlenen temlikname ile iş bu davadaki alacağını tüm ferileriyle birlikte ...'e temlik ettiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Buna göre; dava açıldıktan sonra yargılama sırasında (temlik alan) ...'in iyi niyetli olduğundan ve 4721 sayılı Kanun'un 2 nci maddesi uyarınca dürüst davrandığından söz edilemez. Hâl böyle olunca, davacının tapusunun iptali sebebiyle bir zararının oluştuğu kabul edilse bile bu zararın tapu sicil kayıtlarının doğru tutulmamasından kaynaklandığı söylenemeyeceği alacağı temlik almasından dolayı uğradığı zararı 4721 sayılı Kanun'un 1007 nci maddesi uyarınca Devletten isteyen davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının varlığından da bahsetmek mümkün olmayacağından davacı yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesi bozmayı gerektirir...'' gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; dava hakkının, asıl (subjektif) hakkın içinde bulunan bir hak olduğu için asıl hakkın devri ile dava hakkının (açılmış olan davayı takip etme hakkı) da devredilmiş olacağı, asıl hak devredilince devreden kişinin davacı sıfatının da devir alana geçeceği, dava konusunu devralanın 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 183. maddesinde sayılan engel durumlar söz konusu olmadığı hâlde kötüniyetli olduğu görüşüne katılmanın mümkün olmadığı, yargılama sırasında dava konusunu devralan kişinin, 6100 sayılı Kanun'un 125. maddesinin 2. fıkrası uyarınca davacının yerine geçerek onun hak ve yetkilerini kullanacağı, sonuç itibariyle tapu sicilinin tutulmasından doğan zarardan Devletin sorumlu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VIII. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde davalı Hazine vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı Hazine vekili; davacının ileri sürdüğü zararın tapu sicilinin tutulmasından kaynaklanmadığını, davada idari yargının görevli olduğunu, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiğini, Hazineye husumet yöneltilemeyeceğini, davacının reddedilen oranda karşı tarafa vekalet ücreti ödemesi gerektiğini, bilirkişi raporlarının çelişkili olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacı ... Süt Gıda San. Tic. Ltd. Şti. tarafından 27.04.2012 tarihinde açılan ve yargılama sırasında davacı şirketin 06.09.2012 tarihinde düzenlenen temlikname ile işbu davadaki alacağını tüm fer'îleriyle birlikte ...'e temlik ettiği eldeki 4721 sayılı Kanun’un 1007. maddesine dayalı tazminat istemine ilişkin davada, tapu sicilinin tutulmasından kaynaklı bir zararın doğup doğmadığı, davacının uğradığı zarar ile tapu işlemleri arasında nedensellik bağının bulunup bulunmadığı, buradan varılacak sonuca göre davanın reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine yapılan ikinci görüşme sırasında; 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin eldeki davaya etkisi ve oluşan yeni durum karşısında dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesinin gerekip gerekmediği hususu ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>E. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk<br />
6831 sayılı Orman Kanunu'nun Ek 22. maddesi,</p>

<p>2. Değerlendirme<br />
1. 20.06.2026 tarihli ve 33286 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7584 sayılı Kanun'un 14. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesinin 3. ve 5. fıkraları; "...Açılan davalar sonucunda tapularının iptaline karar verilerek kesinleşen kararlardan infaz edilerek/rızaen terk edilerek tapuda Hazine adına tescil edilen taşınmazlar, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl içinde önceki malikleri veya akdi ve kanuni halefleri tarafından idareye başvurulması, taşınmaz bedeli karşılığı olarak herhangi bir ödeme yapılmamış olması veya ödeme yapılmış olması halinde yapılan toplam ödemenin Hazineye geri ödenmesi halinde ilgilisine iade edilir. Ancak Hazineye geri ödenecek bedel taşınmazın güncel rayiç bedelinden az olamaz.<br />
...</p>

<p>Bu madde kapsamındaki taşınmazlar hakkında aşağıdaki hükümler uygulanır.</p>

<p>a) Yapılacak işlemler sonuçlanıncaya kadar orman idaresi veya Hazine tarafından açılması gereken davalar açılmaz, devam eden davalar yönünden bu maddedeki işlemler bekletici mesele kabul edilerek bunun sonucuna göre işlem yapılır, bu taşınmazların aynına yönelik dava açılmasına ilişkin hak düşürücü süreler işlemez. Taraflarca vazgeçilen tapu iptali ve tescil, orman şerhinin kaldırılması ve bu madde kapsamındaki taşınmazların tapusunun iptali sebebiyle açılmış tazminat davaları da dahil olmak üzere derdest olan davaların konusuz kalmasına ve yargılama giderlerinin taraflar üzerinde bırakılmasına karar verilir ve taraflar lehine vekalet ücretine hükmedilmez..." düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>2. Anılan madde hükmü, 18.06.2026 tarihinde yapılan ilk oylamada nisap sağlanamaması üzerine 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşme öncesi 20.06.2026 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle sonradan yürürlüğe giren kanun doğrultusunda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p>3. Hâl böyle olunca temyiz isteminin incelendiği tarih itibariyle yürürlüğe giren kanun ile oluşan yeni durum karşısında, dosyanın incelenmek üzere Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IX. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>20.06.2026 tarihinde yürürlüğe giren 6831 sayılı Orman Kanunu'na eklenen Ek 22. maddesi ile oluşan yeni durum karşısında davalı Hazine vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>İlk görüşmede yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 01.07.2026 tarihinde yapılan ikinci görüşmede oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026324-e-2026425-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-binas.jpg" type="image/jpeg" length="18243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/763 E., 2026/434 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025763-e-2026434-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025763-e-2026434-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2025/763 E., 2026/434 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/763 E., 2026/434 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 16. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/652 E., 2024/1383 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 28.06.2021 tarihli ve<br />
2021/14959 Esas, 2021/3734 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı ... vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı düzeltilerek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına uyularak yapılan yargılama sonunda davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda, İlk Derece Mahkemesi kararının ortadan kaldırılmasına, dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına direnilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı davalılar vekilleri tarafından temyiz edilmekle; yapılan inceleme sonucunda gereği düşünüldü:</p>

<p>Miktar veya değeri kesinlik sınırını geçmeyen davalara ilişkin nihai kararlar, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 362. maddesi uyarınca temyiz edilemez. Temyize konu edilen miktarın kesinlik sınırının altında kalması hâlinde anılan Kanun'un 366. maddesi atfıyla aynı Kanun'un 352. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendi uyarınca temyiz başvurusunun reddine karar vermek gerekir.</p>

<p>Bilindiği üzere Anayasanın 153. maddesinin 5. fıkrasına göre iptal kararları geriye yürümez. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin 21.05.2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 26.02.2026 tarihli ve 2026/49 Esas, 2026/48 Karar sayılı kararı ile HMK'nın 362/1-a bendinin "istinaf başvurusunun kısmen veya tümden kabulü hali" yönünden iptal edilmesinin somut olaya etkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Dosya içeriğine göre, somut olayda dava değeri 111.089,58 TL olup, Bölge Adliye Mahkemesinin direnme kararını verdiği 25.06.2024 tarihi itibarıyla geçerli kesinlik sınırı olan 378.290,00 TL'nin altında kalmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının geriye yürüyeceği ve somut olaya etkisinin bulunduğu, bu nedenle Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın kesin olmadığı görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüş Kurul Çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.<br />
Hâl böyle olunca temyiz başvurusunun miktardan reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalılar vekillerinin temyiz başvurusunun MİKTARDAN REDDİNE,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>01.07.2026 tarihinde oy çokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025763-e-2026434-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-1.jpg" type="image/jpeg" length="83097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/397 E., 2026/433 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026397-e-2026433-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026397-e-2026433-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/397 E., 2026/433 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/397 E., 2026/433 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/740 E., 2025/486 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17.09.2024 tarihli ve<br />
2024/8214 Esas, 2024/11891 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki işçilik alacağı davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun'un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek davalı vekilinin duruşma isteğinin reddine karar verilerek Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>A. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnme olarak adlandırılan kararın yeni delile ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe</p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>1. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.</p>

<p>2. Mahkemenin yeni bir delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.</p>

<p>3. Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğindedir.</p>

<p>4. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen karara karşı davalı vekilinin yaptığı istinaf başvurusu Bölge Adliye Mahkemesi tarafından esastan reddedilmiştir. Bu kararın davalı vekili tarafından temyizi üzerine Özel Dairece taraflar arasında 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1. maddesi kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu, davacı tarafın dava dilekçesinde dava konusu taleplerden fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarına Türkmenistan Hukukunun uygulanması gerektiğini belirttiği, dava dilekçesinin kapsamı dikkate alındığında tarafların fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti dışındaki alacaklar yönünden Türk Hukukunun uygulanması konusunda zımni olarak anlaştıkları sonucuna varılması yerinde ise de fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından seçilen hukuk olarak Türkmenistan Hukukuna göre değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi gerektiği gerekçesiyle davalının sair temyiz itirazları incelenmeksizin karar bozulmuştur.</p>

<p>5. İlk Derece Mahkemesince bozma sonrası yapılan yargılamada 16.12.2024 tarihli tensip ile,</p>

<p>“…1- Taraflara Duruşma gününü bildirir davetiye gönderilmesine,</p>

<p>2-Türkmenistan iş hukuku kurullarının mahkememiz elinde bulunması halinde dosya içerisine alınmasına mahkememiz elinde bulunmaması halinde ilgili yerlere müzekkere yazılarak istenilmesine,</p>

<p>3- ilgili belgeler gelince veya mahkememiz elinde bulunması halinde dosyanın kaldırma (doğrusu bozma) ilamı doğrultusunda YABANCI HUKUK KONUSUNDA UZMAN HESAP BİLİRKİŞİSİNE tevdiine, bilirkişiye 4500,00TL ücret takdirine, tebligat giderleri ile birlikte 4700,00-TL masrafın gider avansından karşılanmasına, eksik olması halinde davacı vekiline eksik ücreti yatırması için 2 iki haftalık kesin süre verilmesine,</p>

<p>4- Taraf vekillerine kaldırma (doğrusu bozma) ilamına karşı beyanda bulunmak üzere iki haftalık kesin süre verilmesine,</p>

<p>5- Türkmenistan resmi tatil ve dini bayram günlerinin gönderilmesinin istenilmesine,…” karar verilerek Türkmenistan İş Kanunu ve Türkmenistan resmî tatil ve bayram günlerine ilişkin bilgiler celbedildikten sonra bilirkişiden ek rapor alındığı, 08.04.2025 tarihli duruşmada tarafların rapora karşı yasal beyan sürelerinin dolmadığı tespiti ile taraf vekillerinin beyanlarının alındığı, davacı vekilinin 5718 sayılı Kanun’un 27/1. maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini belirterek direnme kararı verilmesini, davalı vekilinin ise yürürlükte bulunan güncel mevzuata göre karar verilmesini talep ettiği, İlk Derece Mahkemesince;</p>

<p>“…1- Tarafların rapora karşı yasal beyan süresinin dolmasının beklenilmesine,</p>

<p>2- Davacının beyan dilekçesi ve Anayasa Mahkemesinin yürürlükte olan kanunu iptal ederek 6 ay sonra yürürlüğe gireceğine dair verdiği hüküm uyarınca bozma ilamına uyulup uyulmamasının gelecek celse değerlendirilmesine,..” dair ara karar kurulduğu, 15.09.2025 tarihli duruşmada ise taraf vekillerinin beyanlarından sonra önceki hükümde direnildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>6. Direnme kararında ise Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun’un 27/1. maddesinin iptal gerekçesine yer verilerek bozma kararı sonrasında çalışılan ülke ve Türk Hukuku kurallarına göre alacakların seçenekli şekilde hesaplandığı bilirkişi raporu alındığı, mutad/çalışılan ülke hukukuna göre işçiye daha yüksek standartta koruma sağlayan hukukun sıkı ilişkili olan Türk Hukuku olduğu, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere uyuşmazlık yönünden Türkmenistan İş Kanunu’nun 382/2. maddesi kapsamında sürelerin geçerli bir sebeple geçirilmiş olduğunun kabulü durumunda Türkmenistan İş Kanunu hükümlerinin daha avantajlı sonuçlar doğuracağı ancak davacı tarafından istinaf başvurusunda bulunulmamış olması nedeniyle Türk Hukukuna göre yapılan hesaplamaların davalı lehine müktesep hak oluşturduğu, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesi dikkate alınarak sıkı ilişkili olan Türk Hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesine yer verilmiştir.</p>

<p>7. Bu durumda Mahkemenin direnme olarak adlandırdığı kararın usul hukuku anlamında gerçek bir direnme kararı olmadığı, bozmadan sonra bozma konusuyla ilgili toplanan yeni delile ve gerekçeye dayalı yeni hüküm niteliğinde olduğu açıktır.</p>

<p>8. Hâl böyle olunca verilen bu yeni hükmün temyiz incelemesini yapma görevi Hukuk Genel Kuruluna değil Özel Daireye aittir.</p>

<p>9. O hâlde yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davalı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın YARGITAY 9. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>01.07.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2026397-e-2026433-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-12aa4.jpg" type="image/jpeg" length="44469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2026/76 E., 2026/431 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202676-e-2026431-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202676-e-2026431-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 01.07.2026 tarihli, 2026/76 E., 2026/431 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2026/76 E., 2026/431 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/239 E., 2025/96 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 22.03.2023 tarihli ve<br />
2022/15664 Esas, 2023/4199 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki tasarrufun iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.<br />
Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay 4. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, İlk Derece Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Ön Sorun</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında işin esasının incelenmesinden önce, direnme olarak adlandırılan kararın yeni delil ikamesi suretiyle bu delile de dayanılarak değişik gerekçe ile verilen yeni hüküm niteliğinde olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre temyiz incelemesinin Hukuk Genel Kurulu tarafından mı yoksa Özel Daire tarafından mı yapılması gerektiği hususu ön sorun olarak tartışılıp değerlendirilmiştir.</p>

<p>B. Gerekçe</p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>1. Direnme kararının varlığından söz edilebilmesi için mahkeme bozma kararından esinlenerek yeni bir delil toplamadan önceki deliller çerçevesinde karar vermeli, gerekçesini önceki kararına göre genişletebilirse de değiştirmemelidir.</p>

<p>2. Mahkemenin yeni bir delile dayanmak veya bozmadan esinlenmek suretiyle gerekçesini değiştirerek veya daha önce üzerinde durmadığı bir hususu bozmada işaret olunan şekilde değerlendirerek karar vermiş olması hâlinde direnme kararının varlığından söz edilemez.</p>

<p>3. Yargıtayın istikrar kazanmış içtihatlarına göre, mahkemece direnme kararı verilse dahi bozma kararında tartışılması gereken hususları tartışmak, bozma sonrası yapılan araştırma, inceleme veya toplanan yeni delillere dayanmak, önceki kararda yer almayan ve Özel Daire denetiminden geçmemiş olan yeni ve değişik gerekçe ile hüküm kurmak suretiyle verilen karar, direnme kararı olmayıp yeni hüküm niteliğindedir.</p>

<p>4. Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda, temlikin alacaklılara zarar verme kastıyla ve iyiniyet kurallarına aykırı olarak yapıldığının davacı tarafça ispat edilemediği, bu durum karşısında ivazlar arasındaki farkın da tek başına iptal sebebi sayılamayacağı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiş, hükmün davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Özel Dairece; ivazlar arasında önemli oransızlık olduğu İİK'nın 278/3-2. maddesi hükmüne göre davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle karar bozulmuştur. İlk Derece Mahkemesince; 17.10.2024 tarihli celsede; “Davalı tarafça sunulan ... Bankası Sanayi Sitesi Şubesi'ne yazı yazılarak, (dekontlarda eklenmek suretiyle) 02.09.20 14... .09.2014 tarihleri dekont asıllarının gönderilmesinin istenilmesine, bozmaya uyulup uyulmama hususunun yukarıdaki belgelerde incelendikten sonra değerlendirilmesine” yönünde ara karar kurularak, ara karar yerine getirildikten sonra gelen belgeler değerlendirilmek suretiyle farklı gerekçe ile direnme kararı verilmiştir. Bu hâli ile İlk Derece Mahkemesince direnme adı altında verilen kararın yeni delil ikamesi suretiyle bu delile de dayanılarak değişik gerekçe ile verilen ve Özel Daire denetiminden geçmemiş yeni hüküm niteliğinde olduğu her türlü duraksamadan uzaktır.</p>

<p>5. Hâl böyle olunca yeni hükme yönelik temyiz itirazları Özel Dairece incelenmelidir.</p>

<p>6. Bu nedenle yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerekir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Yargıtay Büyük Genel Kurulunun 26.06.2025 tarih ve 1 sayılı iş bölümü kararı görevli hâle gelen YARGITAY 12. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>01.07.2026 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-202676-e-2026431-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/hukukihaber-yazi-08-kapak.jpg" type="image/jpeg" length="16740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Çalışmayan Eş Mal Paylaşımından Hak Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/calismayan-es-mal-paylasimindan-hak-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 11:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/q9zrApwaHn0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99452"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dolandırıldım Paramı Geri Alabilir miyim? Nasıl Bir Yol İzlemeliyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/dolandirildim-parami-geri-alabilir-miyim-nasil-bir-yol-izlemeliyim</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/PwJqSY6b4hQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79045"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Cumartesi Pazar Çalışması Hangi Durumlarda Fazla Çalışma Sayılır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-cumartesi-pazar-calismasi-hangi-durumlarda-fazla-calisma-sayilir</guid>
      <pubDate>Sat, 29 Aug 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HxbnVnNAD4Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57965"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçi İşveren Tarafından Fazla Çalışmaya Zorlanabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşveren işçiyi fazla mesaiye zorlayabilir mi, fazla çalışma hangi hallerde hukuka uygundur, hangi durumlarda işçi fazla çalışmayı reddedebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda 4857 sayılı İş Kanunu çerçevesinde fazla çalışma kavramını, zorunlu fazla mesai şartlarını, yazılı onay gerekliliğini, fazla mesai ücretinin nasıl hesaplanacağını ve işçinin haklarını somut örneklerle açıklıyoruz.</p>

<p>İşverenin tek taraflı talimatının sınırlarını, fazla çalışmayı kabul etmemenin sonuçlarını ve fazla mesai alacağının nasıl talep edileceğini öğrenmek için videoyu izleyin.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/isci-isveren-tarafindan-fazla-calismaya-zorlanabilir-mi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 14:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mHIgpReRC5E/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="75096"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Taşeron İşçi Tazminatlarını ve İşçilik Alacaklarını Kimden Alır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşeron işçi alacaklarını kimden talep edebilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda; taşeron işçi ile asıl işveren arasındaki hukuki ilişki, müteselsil sorumluluk ilkesi, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin, ücret alacakları ve diğer işçilik alacaklarının hangi şartlarda taşeron firmadan veya asıl işverenden istenebileceği ayrıntılı ve sade bir dille ele alınmaktadır.</p>

<p>Alt işveren–asıl işveren ilişkisinde Yargıtay uygulamaları, muvazaa kavramı, bordro ve SGK kayıtlarının önemi, zamanaşımı süreleri ve dava sürecinde dikkat edilmesi gereken temel hususlar bu videoda açıklanmaktadır.</p>

<p>Taşeron işçilerin hak kaybı yaşamaması için hukuki çerçeve net ve anlaşılır şekilde aktarılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/taseron-isci-tazminatlarini-ve-iscilik-alacaklarini-kimden-alir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 14:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UIoYSNE_Jz4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="22783"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İbraname İmzalayan İşçi Tazminat Alabilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işten ayrılırken ibraname imzalayan işçinin kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve diğer işçilik alacaklarını alıp alamayacağı konusunu tüm hukuki yönleriyle ele aldım.</p>

<p>Uygulamada işverenler tarafından sıkça imzalatılan ibranamelerin hangi şartlarda geçerli sayıldığı, hangi durumlarda işçinin haklarını ortadan kaldırmadığı ve Yargıtay içtihatları doğrultusunda ibranamenin hukuki sonuçlarını ayrıntılı şekilde anlattım. İbranamenin tarihinin, içeriğinin, ödemenin banka yoluyla yapılıp yapılmadığının ve iş sözleşmesinin sona ermesinden sonra düzenlenip düzenlenmediğinin işçi alacakları açısından neden hayati önem taşıdığını bu videoda net örneklerle bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla mesai, yıllık izin ve diğer işçilik alacakları bakımından ibranameye rağmen hak kaybı yaşanıp yaşanmayacağı konusunda merak edilen tüm sorular bu yayında cevaplanmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/ibraname-imzalayan-isci-tazminat-alabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/IqrYkROXq9U/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davası Açıldığında Taraflar Aynı Evde Yaşamak Zorunda mıdır?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davası açıldığında tarafların aynı evde yaşamak zorunda olup olmadığı, uygulamada en çok merak edilen konulardan biridir.</p>

<p>Bu videoda; boşanma davası açıldıktan sonra eşlerin fiilen ayrı yaşamasının hukuki sonucu, ayrı yaşamanın davaya etkisi, ortak konutta kalmanın zorunlu olup olmadığı, tedbir kararları, uzaklaştırma ve barınma düzenlemeleri sade ve anlaşılır bir dille ele alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Çekişmeli ve anlaşmalı boşanma davalarında farklılık gösteren bu durumun, nafaka, kusur değerlendirmesi ve velayet sürecine etkileri de Yargıtay uygulaması çerçevesinde açıklanmaktadır.</p>

<p>Boşanma sürecinde hak kaybı yaşanmaması için bilinmesi gereken temel noktalar bu videoda yer almaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasi-acildiginda-taraflar-ayni-evde-yasamak-zorunda-midir</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Aug 2026 16:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/g2F3bNvXUls/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Istifa Eden İşçi Kıdem Tazminatı Alabilir mi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda istifa eden işçinin kıdem tazminatı alıp alamayacağı konusu ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Kural olarak istifa eden işçi kıdem tazminatı alamaz; ancak iş hukukunda bunun çok önemli istisnaları vardır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haklı nedenle fesih, evlilik, askerlik ve emeklilik nedeniyle istifa eden işçilerin kıdem tazminatı hakkı bulunmaktadır. Ayrıca işverenin ücret ödememesi, sigortasız çalıştırması, fazla mesai ücretlerini ödememesi, mobbing ve hakaret gibi durumlar da işçi açısından haklı fesih sebebi sayılmaktadır.</p>

<p>Bu videoda istifa dilekçesinin önemi, işçinin hak kaybı yaşamaması için dikkat etmesi gereken hususlar ve uygulamadaki en sık yapılan hatalar sade ve anlaşılır bir dille anlatılmaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/istifa-eden-isci-kidem-tazminati-alabilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 24 Aug 2026 13:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/5k4Zt3NOFjc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="50733"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşçinin Fazla Çalışma Alacağı Kaç Yılda Zamanaşımına Uğrar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, işçinin fazla çalışma alacağı ve işçinin fazla çalışma ücreti bakımından zamanaşımı süresini sade ve net bir şekilde ele aldım.</p>

<p>Fazla mesai alacağı kaç yıl içinde talep edilir, zamanaşımı ne zaman başlar, hangi hâllerde hak kaybı yaşanır, işçi fazla çalışma ücretini hangi delillerle ispat edebilir gibi en çok merak edilen soruları bu videoda yanıtladım. İşten çıkarılan işçiler, sigortalı ya da sigortasız çalışanlar, bordro imzalayanlar ve fazla mesai ücreti alamayanlar için yol gösterici bilgiler içeren bu video, iş davaları ve işçi alacakları konusunda temel farkındalık sağlamayı amaçlamaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İşçinin fazla çalışma alacağı, fazla mesai ücreti, iş davalarında zamanaşımı, işçilik alacakları, işçi hakları, fazla mesai davası, iş hukuku, arabuluculuk süreci ve dava açma süreleri hakkında güncel ve pratik bilgiler için videoyu dikkatle izleyiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/iscinin-fazla-calisma-alacagi-kac-yilda-zamanasimina-ugrar</guid>
      <pubDate>Sun, 23 Aug 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eBOEX3ZWvEY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24074"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sigortasız Çalıştırılan İşçi Ne Yapmalı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, uygulamada sıkça karşılaşılan sigortasız çalışma sorunu, iş hukuku çerçevesinde ele alınmaktadır. Sigortasız çalıştırılmanın işveren bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ile işçinin hangi haklara sahip olduğu, güncel mevzuat ve yargı uygulamaları ışığında açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sigortasız çalışmış olmak, işçinin hak kaybına uğradığı anlamına gelmez. Aksine, kanun koyucu, sigortasız çalıştırılan işçiyi koruyan özel düzenlemeler öngörmüştür. Bu kapsamda işçi, fiili çalışma sürelerinin tespiti için hizmet tespiti davası açabilir; geriye dönük sigorta primlerinin yatırılması ve bu sürelerin emeklilik hesabına dahil edilmesi mümkündür.</p>

<p>Videoda ayrıca, sigortasız çalıştırılan işçinin iş sözleşmesini haklı nedenle feshetme hakkı, kıdem tazminatı talep edebilme imkânı ve ücret, fazla mesai, hafta tatili ile yıllık izin alacakları ayrıntılı şekilde ele alınmaktadır. Bunun yanında, sigortasız çalışma sırasında meydana gelen iş kazalarında işverenin artan sorumluluğu ile maddi ve manevi tazminat taleplerinin hukuki dayanakları da açıklanmaktadır.</p>

<p>Sigortasız çalışma, işçi açısından değil, işveren açısından ciddi yaptırımlar ve sorumluluklar doğuran bir durumdur. Bu video, işçi ve işverenlerin hak ve yükümlülükleri konusunda hukuki farkındalık oluşturmayı amaçlamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/sigortasiz-calistirilan-isci-ne-yapmali</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Aug 2026 15:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/zlgiBMHRHVk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35705"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="49855"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="41867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="63173"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="25067"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="40345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="56417"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="64115"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="44535"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="42100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="96066"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
