<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 19 Aug 2026 20:43:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları rehberi yayımlandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hakimler ve Savcılar Kurulunca “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber” yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>HSK'dan yapılan açıklamada "IV. Yargı Reformu Stratejisi kapsamında, yargı hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, yargılama süreçlerinin hızlandırılması ve makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi amacıyla çeşitli idari ve yapısal tedbirlerin hayata geçirilmesi öngörülmüş olup performans ve verimliliğe ilişkin uygulamaya yönelik faaliyetleri yürütmek üzere “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları” oluşturulması planlanmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede, Hâkimler ve Savcılar Kurulu Genel Kurulunun 18.02.2026 tarihli ve 2026/280 sayılı kararı ile; makul sürede yargılanma hakkının güçlendirilmesi, hedef süre uygulamaları başta olmak üzere performans ve verimliliğe ilişkin araç ve süreçlerin etkin şekilde yürütülmesi, ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Adalet Bakanlığı ve yereldeki yargısal faaliyetler arasında kurumsal koordinasyonun sağlanması amacıyla, adli yargı ilk derece mahkemeleri ile bölge adliye ve bölge idare mahkemeleri adalet komisyonları bünyesinde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kurulmasına yönelik prensip kararı alınmıştır.</p>

<p>Bu doğrultuda, 30.07.2026 tarih ve E-43807993-601.01-340 sayılı Olur ile mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı gözetilerek; Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri Adalet Komisyonları ile Bölge Adliye Mahkemeleri ve Bölge İdare Mahkemeleri Adalet Komisyonları bünyesinde mülhakat adliyeleri de kapsayacak şekilde Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları kurulmuş; büroların görev ve çalışma esasları belirlenmiştir." denildi.</p>

<p><strong>UZUN SÜREN DAVALAR TESPİT EDİLECEK</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı;</p>

<p>"Hakim ve Savcılar Kurulumuz tarafından 4. Yargı Reformu Stratejimiz doğrultusunda hayata geçirdiğimiz Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının görev ve işleyişinde uygulama birliğini sağlamak amacıyla hazırlanan "Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Büroları Rehberi" yayımlandı.</p>

<p>Bu bürolarımızla;</p>

<p>•⁠ ⁠Uzun süren dava ve soruşturmaların nedenlerini erken aşamada tespit edecek,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>•⁠ ⁠Hedef süre uygulamasını ve yargı süreçlerindeki gecikmeleri yakından takip edecek,</p>

<p>•⁠ ⁠İdari ve organizasyonel sorunlara mahallinde çözüm üretecek,</p>

<p>•⁠ ⁠Kurumlar arası koordinasyonu güçlendirecek,</p>

<p>•⁠ ⁠Alo Adalet 135 üzerinden vatandaşlarımızdan gelen başvuruları etkin şekilde değerlendireceğiz.</p>

<p>Tüm çalışmalarımızı mahkemelerin bağımsızlığına, hâkimlik teminatına ve yargısal süreçlere müdahale etmeme ilkesine titizlikle bağlı kalarak yürüteceğiz.</p>

<p>Teknolojinin imkânlarından da yararlanarak vatandaşlarımız ile yargı birimleri arasındaki bağı güçlendirecek; gecikmeyen, etkin ve erişilebilir adalet anlayışımızı daha da ileri taşıyacağız.</p>

<p>Rehberin yargı teşkilatımıza ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum."</p>

<h3><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burosu-rehberpdf.pdf" rel="dofollow">&gt;&gt; “Yargı Hizmetlerinin Etkinliği Bürolarının Kuruluş ve Faaliyetlerine İlişkin Rehber” için <span style="color:#2980b9">TIKLAYINIZ</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-hizmetlerinin-etkinligi-burolari-rehberi-yayimlandi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/h-q-g-e-o-z-n-w0-a-ac-j-d-o.jpg" type="image/jpeg" length="14093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YOLDAKİ TOPRAK YIĞINI, EKSİK İŞARETLEME VE BELEDİYENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Kentlerde yürütülen yol yapım ve bakım çalışmaları, gerekli işaretleme ve güvenlik önlemleri alınmadığında sürücüler için ciddi bir tehlike kaynağına dönüşmektedir. Gece vakti aydınlatılmamış ve işaretlenmemiş bir çalışma alanındaki toprak yığınına, çukura veya malzeme birikintisine çarpan araç sahibinin zararını kimden ve hangi yargı kolunda isteyeceği sorusu, uygulamada hâlâ tereddüt doğurmaktadır. Bu yazıda; Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin 05.02.2026 tarihli, 2025/97 E., 2026/87 K. sayılı güncel kararı ekseninde, karayolunun yapım ve bakımından sorumlu idarenin hukuki sorumluluğu, görevli yargı yolu tartışması ve talep edilebilecek zarar kalemlerinin sınırları ele alınmaktadır. Anılan uyuşmazlık tarafımızca takip edilmiş olup karar, ilk derece hükmü niteliğindedir ve istinaf kanun yolu açıktır.</p>

<p><strong>I. OLAY VE KARARIN ÖZETİ</strong></p>

<p>Uyuşmazlığa konu olayda sürücü, gece saat 20.00 sularında şehir içi bir caddede seyir hâlindeyken yol çalışması yürütülen kesime gelmiş; herhangi bir uyarı levhası, duba, reflektif işaretleme veya yönlendirme bulunmaksızın yol üzerinde bırakılan toprak birikintisine çarpmıştır. Kaza tespit tutanağında, yolun yapım ve bakımından sorumlu kuruluşun yeterli işaretleme ve dubalama yapmadığı için kusurlu olduğu, sürücünün ise kusurunun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p>Yargılamada alınan bilirkişi kök ve ek raporlarında; kazanın asli ve tam sorumlusunun yolun yapım ve bakımından sorumlu büyükşehir belediyesi olduğu, olayın doğrudan hizmet kusuru kapsamında değerlendirildiği, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 10. maddesi ile idareye yüklenen yol güvenliğini sağlayıcı işaretleme yükümlülüğünün hiç yerine getirilmemesinin "hizmetin hiç işlememesi" niteliğinde ağır hizmet kusuru oluşturduğu, sürücü yönünden ise öngörülebilirlik, fark edilebilirlik ve kaçınabilirlik unsurlarının hiçbirinin gerçekleşmediği belirtilmiştir. Mahkeme bu tespitler doğrultusunda davayı hasar bedeli ve araç mahrumiyeti yönünden kabul etmiş; 259.456,09 TL onarım bedeli ile 8.160,00 TL araç mahrumiyet bedelinin kaza tarihinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı belediyeden tahsiline hükmetmiş, değer kaybı talebini ise aşağıda ayrıca inceleneceği üzere reddetmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. SORUMLULUĞUN HUKUKİ DAYANAĞI</strong></p>

<p>Karayolunun yapım ve bakımı ile görevli kuruluşlar, karayolu yapısını trafik güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmakla; yapım, bakım ve onarım çalışmalarının sürdürüldüğü yol kesimlerinde trafik güvenliğini tehlikeye düşürecek her türlü durumu önceden işaretlemekle yükümlüdür. Şehir içi yollarda bu yükümlülük belediyelere aittir. Trafik işaretlerinin ve güvenlik önlemlerinin amacı, sürücünün tehlikeyi zamanında fark edip uygun manevrayla tedbir alabileceği bir sistemin kurulmasıdır. Bu sistemin hiç kurulmamış olması, öğretide ve içtihatta hizmet kusurunun en ağır görünümü olan "hizmetin hiç işlememesi" hâli olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Uygulamada idarelerin sıkça başvurduğu savunma, çalışmanın ihale edilen yüklenici tarafından yürütüldüğü ve sözleşme uyarınca güvenlik önlemlerinin yükleniciye ait olduğudur. İncelenen kararda bu savunma isabetli biçimde reddedilmiştir: İdarenin yüklenici ile yaptığı sözleşme, zarar gören üçüncü kişiye karşı olan sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Denetim ve koordinasyon sorumluluğu devredilemez; sözleşmeyle yükleniciye bırakılan uygulama sorumluluğu, ancak idare ile yüklenici arasındaki iç ilişkide (rücuen) hüküm ifade eder. Zarar gören bakımından idare ve yüklenici, müteselsilen sorumludur.</p>

<p><strong>III. GÖREVLİ YARGI YOLU: UYGULAMADAKİ KARMAŞA</strong></p>

<p>Bu tür davalarda uygulamanın en çetrefilli sorunu, uyuşmazlığın adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görüleceğidir. Zarar, idarenin hizmet kusurundan doğmaktadır; klasik yaklaşım, hizmet kusuruna dayalı tazminat istemlerinin idari yargıda tam yargı davasıyla ileri sürülmesini gerektirir. Nitekim <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı</a></strong>nda, yoldaki çukura düşen araç bakımından yol bakım ve onarım hizmetinin kusurlu işletilmesine dayanan davanın kural olarak idari yargıda görülmesi gerektiğini ifade etmiştir.</p>

<p>Buna karşılık 2918 sayılı KTK'nın 110. maddesinin birinci fıkrası, "bu Kanundan doğan sorumluluk davalarının" adli yargıda görüleceğini açıkça düzenlemektedir. Karayolu güvenliğinin sağlanmasına ilişkin yükümlülükler de KTK'da düzenlendiğinden, Uyuşmazlık Mahkemesinin yerleşik kararlarında, KTK kapsamındaki trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğan uyuşmazlıkların — hizmet kusuruna dayanılmış olsa dahi — adli yargıda görülmesi gerektiği kabul edilmektedir. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 16.11.2021 tarihli, 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı</a></strong>nda, yol bakım çalışmasında gerekli işaretlemelerin yapılmaması nedeniyle açılan tazminat davası bakımından bu çizgiyi izlemiştir. Yakın tarihli bir örnek olarak<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı</a></strong>nda; yol üzerine bırakılan kaldırım taşına çarpılması olayında KTK m. 110 uyarınca adli yargının görevli olduğunu belirterek ilk derece mahkemesinin görevsizlik kararını bozmuştur.</p>

<p>Görüldüğü üzere içtihat tablosu tümüyle yeknesak değildir; ölçüt, zararın KTK ile idareye yüklenen trafik güvenliği yükümlülüklerinin ihlalinden doğup doğmadığıdır. Yol üzerindeki fiziki engel, işaretleme eksikliği ve çalışma alanı güvenliği KTK'nın doğrudan düzenleme alanında kaldığından, bu tip uyuşmazlıklarda adli yargıda dava açılması hem Uyuşmazlık Mahkemesi istikrarına hem de güncel Yargıtay uygulamasına uygundur. İncelenen kararda da görev itirazı benimsenmemiş ve uyuşmazlık asliye hukuk mahkemesince esastan çözülmüştür. Yine de uygulayıcının, yargı yolu itirazıyla karşılaşma ve zaman kaybı riskini hesaba katarak dava stratejisini kurması gerekir.</p>

<p><strong>IV. ZARAR KALEMLERİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>1. Hasar (onarım) bedeli: Zararın temel kalemi, aracın onarım giderleridir. Kararda, bağımsız ekspertiz raporundaki kalemlerin piyasa rayiçleriyle karşılaştırmalı olarak doğrulanması dikkat çekicidir; bilirkişi, yetkili ve özel servislerden alınan onarım teklifleri ile parça katalog bedellerini raporla kıyaslayarak talebin fahiş olmadığını ortaya koymuştur. Yargıtay uygulamasında, hasarın kaza ile uyumlu olduğu ve onarım bedelinin gerçek ve makul olduğu tespit edilmişse tazminat talebinin reddi mümkün değildir (Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.).</p>

<p>2. Araç mahrumiyeti: Aracından yoksun kalan malik, ikame ulaşım için katlandığı veya katlanacağı makul gideri isteyebilir. Burada ölçüt, aracın fiilen kaç günde onarıldığı değil, makul koşullarda kaç günde onarılabileceğidir; zarar sorumlusunun, kendisiyle illiyet bağı bulunmayan gecikmelerden (servis yoğunluğu, parça tedarik süreci gibi) sorumlu tutulması mümkün değildir. İncelenen kararda bilirkişi, onarım iş kalemlerini tek tek süreye bağlayarak makul onarım süresini belirlemiş; emsal segmentteki araçların günlük kiralama bedelinden aracın yaşına göre amortisman indirimi ve yakıt benzeri zorunlu giderler düşülerek günlük net mahrumiyet bedeli hesaplanmıştır. Bu yöntem, mahrumiyet zararının soyut beyanlarla değil, denetlenebilir teknik verilerle kanıtlanması gerektiğini gösteren iyi bir örnektir.</p>

<p>3. Değer kaybının sınırı: Kararın belki de en öğretici yönü, yüksek tutarlı hasara rağmen değer kaybı talebinin reddedilmiş olmasıdır. Araçta değer kaybının doğabilmesi için hasar gören bölgenin daha önce hasarlanmamış olması aranır; daha önce hasar görüp onarılan parça ve bölgelerin aynı nitelikte yeniden hasarlanması hâlinde, aracın ikinci el değerine yansıyan ilave bir azalma — mükerrer bir değer kaybı — oluşmaz. Yerleşik uygulama bu yöndedir ve güncel istinaf kararlarında da sürdürülmektedir (örn. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" rel="dofollow">Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.</a></strong>: aynı bölgeden önceden hasarlanmış araçta sonraki kaza nedeniyle değer kaybı oluşmayacağı). Somut olayda aracın geçmişe dönük çok sayıda hasar kaydının bulunması ve güncel hasarın büyük ölçüde aynı bölgelere isabet etmesi karşısında değer kaybı talebi reddedilmiştir. Uygulayıcı için çıkarılacak ders açıktır: Değer kaybı otomatik bir kalem değildir; dava öncesinde aracın TRAMER ve eksper kayıtları üzerinden hasar geçmişi mutlaka incelenmeli, talep buna göre şekillendirilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İncelenen karar; işaretlenmeyen yol çalışması alanında meydana gelen tek taraflı kazalarda (i) yolun yapım ve bakımından sorumlu belediyenin "hizmetin hiç işlememesi" düzeyindeki hizmet kusuru nedeniyle zararın tamamından sorumlu tutulabileceğini, (ii) yüklenici sözleşmesinin zarar görene karşı ileri sürülemeyeceğini, (iii) KTK'nın 110. maddesi ekseninde bu uyuşmazlıkların adli yargıda çözülebildiğini ve (iv) zarar kalemlerinin — özellikle değer kaybının — teknik sınırlarının titizlikle denetlendiğini ortaya koymaktadır. Araç sahipleri yönünden pratik öneri; kaza anında kolluk çağrılarak çalışma alanının işaretsiz hâlinin tutanak ve fotoğraflarla belgelenmesi, bağımsız ekspertiz raporu alınması ve aracın hasar geçmişinin talep stratejisi belirlenmeden önce incelenmesidir. İdareler yönünden ise karar, yol çalışmalarında işaretleme yükümlülüğünün ihale sözleşmeleriyle devredilemeyecek asli bir kamusal görev olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN"><img alt="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-kucukcankurtaran" title="Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN">Av. Melih KÜÇÜKCANKURTARAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA / KARAR KÜNYELERİ</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Ankara 6. Asliye Hukuk Mahkemesi, 05.02.2026, 2025/97 E., 2026/87 K. (ilk derece; istinaf yolu açık)</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 16.11.2021, 2018/99 E., 2021/1421 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 06.04.2021, 2017/1098 E., 2021/422 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay HGK, 04.11.2015, 2014/731 E., 2015/2366 K. </span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 4. HD, 08.11.2023, 2022/16605 E., 2023/12068 K. </span></a></p>

<p><span style="color:#999999">Yargıtay 17. HD, 07.06.2018, 2017/3377 E., 2018/6322 K.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Antalya BAM 13. HD, 06.07.2026, 2024/1685 E., 2026/1029 K.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 10, 13, 14, 110</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yoldaki-toprak-yigini-eksik-isaretleme-ve-belediyenin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/terad1.jpg" type="image/jpeg" length="53270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Antalya BAM 2024/1685 E., 2026/1029 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya Bölge Adliye Mahkemesi'nin 06/07/2026 tarihli, 2024/1685 E., 2026/1029 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
13. HUKUK DAİRESİ<br />
TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
İSTİNAF KARARI</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ:ALANYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ:06/02/2024<br />
DAVA:Maddi Tazminat (Trafik Kazasından Kaynaklanan)<br />
KARAR TARİHİ:06/07/2026<br />
KARAR YAZIM TARİHİ:10/07/2026</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonucunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b-1-son cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ<br />
DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 31/08/2021 tarihinde, davalı ... Sigorta AŞ nezdinde zorunlu mali sorumluluk sigorta poliçesi ile sigortalı ve diğer davalı ...'e ait ve bu davalı idaresindeki ... plaka sayılı araç ile davacıya ait ... plaka sayılı araç arasında meydana gelen trafik kazası sonucunda davacı aracında maddi hasar oluştuğu ve aracın değer kaybına uğradığı, davalının kusuru sonucunda kazanın gerçekleştiğini beyanla ve fazlaya dair hakkı saklı tutulması kaydıyla 100,00 TL değer kaybı zararının temerrüt tarihlerinden işleyecek yasal faiziyle birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DAVALI CEVABININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davalı ... Sigorta AŞ vekili davaya cevap dilekçesinde özetle; talebin zamanaşımına uğradığı, kazaya karışan ... plakalı aracın müvekkili nezdinde trafik sigorta poliçesi bulunduğu, sorumluluklarının sigortalı araç sürücüsünün kusuru oranında, sigorta genel şartları kapsamında ve azami poliçe limitiyle sınırlı olduğu, kusurun ve zararının usulünce ispatı gerektiği, soruşturma aşamasında tarafların uzlaşmış olması halinde tazminat davası açılamayacağı, dava öncesi temerrüt oluşmadığı, dava öncesi bir tarihten faiz istemini ve yasal faiz dışında faiz nevinin kabul edilmediği, dava açılmasına müvekkilinin sebebiyet vermediğinden yargılama gideriyle müvekkilinin sorumlu tutulmaması gerektiğini beyanla davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>DELİLLER:</strong></p>

<p>Trafik kazası tespit tutanağı, kusur raporu, tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>İDM KARARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; uyuşmazlık konusu olaya ilişkin ATK Ankara Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığından temin edilen kusur raporunda davalı sürücünün %100 kusurlu olduğu, davacıya ait araç park halinde olduğundan davacı yana herhangi bir kusur yüklenmediği, tazminat bilirkişi raporunda alternatifli hesaplama yapıldığı ve bunlardan ilki sigorta genel şartlarına ekli formül dikkate alınarak 1.412,87 TL araç değer kaybı zararı saptandığı, ikinci olarak ise serbest piyasa koşuluna göre değer kaybı zararı bulunmadığının belirtildiği, davacıya ait aracın markası, modeli, kilometresi, geçmiş hasar kayıtları, dava öncesi kazadan evvel 4 adet kazaya daha karışmış olması ve aynı bölgeden hasar almış olması, hasarın boyutu ve diğer olgulara göre somut kaza nedeniyle davacıya ait araçta değer kaybı oluşmadığı gerekçesiyle sübuta ermeyen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAF NEDENLERİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; müvekkiline ait aracın daha evvel aynı bölgeden hasar almış olmasından dolayı bu kaza nedeniyle yeniden değer kaybı oluşmadığı benimsenmiş ise de esasen bu değerlendirmenin hatalı olduğunu, zira önceki kazada değişmeyen orijinal parçaların bulunduğunu, daha düşük miktarlı hasarla neticelenen kazalar olduğunu, kaldı ki sigorta genel şartlarına ekli formüle göre yapılan hesaplamada değer kaybı tespit edildiğini, genel şartlar dikkate alınarak saptanan miktarın her halükarda serbest piyasa koşullarına göre belirlenen zarardan düşük çıktığını, tazminat raporunun hatalı hazırlandığını, rapora yönelik itirazların da mahkemece dikkate alınmadığını, dosyaya sunulan uzman görüşü ile bilirkişi raporu arasındaki çelişkinin giderilmediğini beyanla ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p><strong>İSTİNAFA CEVAP:</strong></p>

<p>Davalılar istinafa cevap vermemiştir.</p>

<p><strong>G E R E K Ç E</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, trafik kazası sonucu araç hasarından kaynaklı araç değer kaybı talebine dayalı maddi tazminat isteğine ilişkindir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu'nun 49. maddesi gereğince kasten veya taksirle başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 85. maddesi gereği motorlu araç işleteni doğan zararlardan sürücü ile birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. 2918 Sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun 91, 97 ve 99. maddeleri gereği trafik kazasına ve zarara sebebiyet veren motorlu aracın zorunlu mali sorumluluk sigortacısı, yasa ve genel sigorta şartları kapsamına dahil maddi zararlardan işletenle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.</p>

<p>Davacı, çift taraflı trafik kazası sonucu aracının hasarlandığını ve araçta değer kaybı oluştuğunu ileri sürerek bu kazadan dolayı oluşan maddi zararının karşı aracın sürücüsü ve maliki ile zorunlu mali sorumluluk sigortacısı olan davalılardan tahsilini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince yürütülen yargılama sonucunda davanın reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.</p>

<p>6100 Sayılı HMK'nın 355. maddesi gereğince istinaf dilekçesinde gösterilen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;</p>

<p>Yargıtay 4. Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre. araç değer kaybı zararı belirlenirken yapılması gereken; aracın kaza tarihi itibariyle serbest piyasa koşullarına göre hasarsız haldeki 2. el değerinin belirlenmesi ve aracın tamir edilmesinden sonra, aracın yaşı, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği ile aynı bölgeden daha önceden hasar alıp almadığı dikkate alındığında yine serbest piyasa koşullarında 2. el değerinde ne kadarlık bir azalma olacağının belirlenmesinden ibarettir.</p>

<p>Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesi’nin 22/03/2018 gün ve ... esas, ... karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere araçta kaza sonucu değer kaybı oluşmadığının belirlenmesinde, davacıya ait aracın söz konusu kaza öncesinde karıştığı trafik kazaları nedeniyle yine aynı bölgeden hasar görmüş olması koşulu aranmaktadır.<br />
Somut dosyada sigorta eksperi bilirkişiden alınan raporda araç değer kaybı olup olmayacağının Yargıtay'ın ve Dairemizin yerleşik uygulamalarına uygun bir şekilde belirlendiği, davacının aracının 07/04/2020 tarihli hasarının da aracın ön bölgesinden olduğu, o hasar sonrasında aynı şekilde onarım ve boya işlemleri yapıldığı, bu haliyle davacının aracındaki 07/04/2020 tarihli hasar gören bölge ile somut davaya konu kazada hasar gören bölgelerin ve tamir için yapılan işlemlerin aynı mahiyette olduğu ve bilirkişinin bu hususa yönelik değerlendirmesinin isabetli olduğu, zira iki hasar sonrası yapılan tamir işlemlerinin aynı mahiyette kabul edilebilmesi için, bire bir aynı parçalar ve aynı tamir işlemine ilişkin olması zorunlu olmayıp aynı bölgeden ve benzer şekilde bir hasar oluşması ve tamir işlemi yapılmasının yeterli olduğu, bu durum itibarı ile aynı bölgeden daha önce hasar almış olan araçta sonraki kaza nedeniyle değer kaybı oluşmayacağı yönündeki tespitin de dosya kapsamıyla uyumlu olduğu, zira aracın aynı bölgeden ikinci kez hasar almasının aracın satışı sırasında değerine etki etmeyeceği, bu itibarla alınan bilirkişi raporunun taraf, mahkeme ve istinaf denetimine açık ve hükme esas almaya elverişli olduğunun anlaşılmasına göre, davacı vekilinin bilirkişi raporuna ve tazminat miktarına yönelen istinaf itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere;</p>

<p>1-Davacı vekilinin tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkra (b-1) bendi gereğince istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-Davacı tarafından peşin yatırılan 1.169,40 TL istinaf kanun yoluna başvuru harcı ile 427,60 TL istinaf karar harcının Hazineye gelir kaydına, bakiye 304,40 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak Hazineye verilmesine,</p>

<p>3-Yapılan istinaf yargılama giderlerinin davacı üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>4-Artan istinaf gider avansının yatıranlara iadesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5-Kesin olan işbu kararın taraflara tebliği, avans iadesi, harç tahsil/ iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 6100 Sayılı HMK'nun 362. maddesi (1-a) bendi uyarınca 06/07/2026 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliğiyle ile karar verildi.<br />
....</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/antalya-bam-20241685-e-20261029-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/antalya-bolge-adliye-1.jpg" type="image/jpeg" length="58966"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 4. Hukuk Dairesi'nin 08.11.2023 tarihli, 2022/16605 E., 2023/12068 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>4. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/16605 E., 2023/12068 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
(Kapatılan Pendik 1. Sulh Hukuk Mahkemesi )<br />
SAYISI : 2009/1426 Esas, 2010/261 Karar<br />
HÜKÜM/KARAR : Kısmen Kabül</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda Mahkemece davanın Metropol İnşaat Tur.Plastik Veteriner San. ve Dış. Tic. Ltd. Şirketi bakımından kabulüne, davalı ... açısından görev yönünden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemesi kararının davacı vekili ve davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic Ltd Şti tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; kurumlarına ait olan aracın 24.02.2005 tarihinde Pendik Aydos Hilal Konutları 5A ve 5B bölgesi sosyal tesisleri yolu üzerinde dik vaziyette bırakılan kaldırım taşına çarpmak suretiyle hasarlandığını, araçta 6.096,97 TL hasar meydana geldiğini, trafik jandarma ekiplerince tutulan krokili kaza yeri tespit tutanağında davalıların asli kusurlu olarak 5/8 oranında kusur verildiğini, kazaya neden olan taşın oraya konulmasından Kiptaş AŞ ve yüklenicisi Baysel İnşaat Turizm Taşımacılık Temizlik Hizmetleri Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinin sorumlu olduğu bilgisine ulaşılmış ve bu şirketlere karşı dava açılmış ise de adı geçen kurumlara karşı mahkemenin 2006/1455 Esas sayılı dosyası ile husumet yokluğu nedeni ile ret kararı verildiğini, kararın Yargıtay 7 Hukuk Dairesi tarafından onandığını ve kararda davalıların sorumlu olduğunun açıkça belirtildiğini beyanla, fazlaya ilişkin dava hakkı saklı kalmak kaydı ile 3.810,60 TL hasar bedelinin yasal faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep etmiştir</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı ... vekili cevap dilekçesinde; hizmet kusuruna dayalı açılacak davalarda görevli mahkemenin idari yargı olduğunu , zamanaşımı def'ini ileri sürdüklerini, söz konusu yolda kaza tarihi itibari ile çalışma yapılmadığını ve diğer davalı şirket ile aralarında bir ilgi olmadığını, aksi düşünülse dahi Başkanlıkça ihale edilmiş işlerde sorumlunun müteahhit firma olduğunu savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Davalı Metropol İnşaat Turizm Plastik Veteriner Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi vekili cevap dilekçesinde; zamanaşımı def'inde bulunduklarını, olay yerinde çalışmaları bulunmadığını, olayın trafik kazası olmayıp hasarın oluşmasında kendilerinin sorumluluğunun olmadığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mahkemenin 2006/1455 Esas sayılı dosyasından verilen kararda Belediye yönünden ve Baysal İnşaat şirketi ile olayın ilgisinin olmadığı, eyleme sebebiyet veren firmanın Metropol İnşaat şirketi olduğunun belirlendiği ve husumet yönünden davanın reddine karar verildiği, söz konusu dosyasının Yargıtaydan geçerek kesinleştiği, yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde davacıya ait araç sürücüsünün %37,5 oranında kusurlu, davalı şirketin ise %62,5 kusurlu bulunduğu, meydana gelen hasarın 3.810,60 TL olduğu, davacı tesislerinde meydana gelen hasarın, davalı idarenin görev kapsamında kalan kanal çalışması sırasında meydana geldiği, kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediyenin kamu hizmeti sırasında verdiği zararlardan dolayı özel hukuk hükumlerine tabi olmadığı, hizmet kusurundan dolayı açılan davaların, İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanunu'nun 2 nci maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerektiği, görev kurallarının kamu düzenine ilişkin olup mahkemece kendiliğinden dikkate alınmasının zorunlu olduğu, davalılar arasındaki eser sözleşmesinde davalı belediyenin yapılan işi kontrol ve denetim yetkisi olduğunun anlaşıldığı, davalı ... Büyük Şehir Belediye Başkanlığının işle olan bağlantısı kesilmediğine göre söz konusu iş nedeniyle meydana gelen zararlardan iş sahibi sıfatıyla sorumlu olacağı ancak davaya konu edilen zararın ödetilmesi için davalı ... aleyhine açılan davaya bakma görevinin idari yargı yerine ait olduğu gerekçesi ile davalı Beledıye Baskanlıgı yonunden davanın görev yönünden reddine, diğer davalı şirket açısından ise davanın kabulü ile 3.810,60 TL hasar miktarının yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili ve davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti. temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1-Davacı vekili temyiz dilekçesinde; davalı ... yönünden verilen görevsizlik kararının hatalı olduğu gerekçesi ile kararın bozulmasını talep etmiştir.<br />
2-Davalı Metropol İnn. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti. vekili temyiz dilekçesinde; bilirkişi raporunun kendilerine tebliğ edilmediği, kaza ve oluşan hasar ile ilgilerinin olmadığı, davanın tarafı olamayacakları, zamanaşımı itirazlarının değerlendirilmediği gerekçeleri ile kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1.Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık; davacı idareye ait aracın, 24.02.2005 tarihinde kaldırım taşına çarpması sonucu meydana gelen hasar bedeli talebine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi, 438 inci maddesinin yedi, sekiz ve dokuzuncu fıkraları ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası, olay tarihinde yürürlükte olan 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 41 inci maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu'nun (KTK) 10 ve 110'uncu maddeleri,</p>

<p>3. Değerlendirme</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere; dosyaya sunulan ihale dokümanları, gelen yazı cevapları aynı mahkemeye ait 2009/1426 E. sayılı dosyada haksız eyleme sebep olan şirketin davalı Metropol Limited Şirketi olduğunun beyan edilmesinin anlaşılmasına anılan davadaki kararın 05.05.2009 da kesinleşip eldeki davanın 15.06.2009 da fail öğrendikten itibaren iki yıl içinde açılmış bulunmasına göre davalı şirketin haksız eylemden sorumlu olduğunun anlaşılmasına, davanın zamanaşımı süresi içinde açılmış olmasına göre davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Davacı vekilinin temyizine gelince;</p>

<p>KTK'nın 10 uncu maddesi "Bu Kanunla belediyelere verilen görevler il ve ilçe trafik komisyonları ve mahalli trafik birimleri ile işbirliği yapılarak yürütülür.</p>

<p>a) Kuruluş<br />
Her belediye başkanlığı bünyesinde, hizmet kapasitesi gözönünde tutularak İçişleri Bakanlığınca tespit edilecek ölçülere ve genel hükümlere göre, belediye trafik şube müdürlüğü, şefliği veya memurluğu kurulur.<br />
b) Görev ve yetkiler<br />
1. Yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak,<br />
2. Gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmak,<br />
3. Karayolu yapısında ve üzerinde yapılacak çalışmalarda gerekli tedbirleri almak, aldırmak ve denetlemek,<br />
4. Karayolunda trafik için tehlike teşkil eden engelleri gece veya gündüze göre kolayca görülebilecek şekilde işaretlemek veya ortadan kaldırmak,<br />
5. Yol yapısı veya işaretleme yetersizliği yüzünden trafik kazalarının vukubulduğu yerlerde, yetkililerce teklif edilen tedbirleri almak,<br />
6. Çocuklar için trafik eğitim tesisleri yapmak veya yapılmasını sağlamak,<br />
7. Bu Kanun ve bu Kanuna göre çıkarılan yönetmeliklerle verilen diğer görevleri yapmak." hükmünü haizdir.</p>

<p>Aynı Kanun'un 110 uncu maddesi ise "İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır. Motorlu araç kazalarından dolayı hukuki sorumluluğa ilişkin davalar, sigortacının merkez veya şubesinin veya sigorta sözleşmesini yapan acentenin bulunduğu yer mahkemelerinden birinde açılabileceği gibi kazanın vuku bulduğu yer mahkemesinde de açılabilir.<br />
" şeklindedir.</p>

<p>Yasama belgeleri ile anılan düzenlemenin gerekçesine bakıldığında, KTK'nın uygulanması gereken sorumluluk davalarında bir karmaşanın söz konusu olduğu, bu karmaşanın adli yargı yerlerinin görevli olduğu belirlenmek suretiyle giderilmek istendiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dosya kapsamından, dava konusu olayın yol üzerine bırakılan kaldırım taşına çarpma suretiyle meydana geldiği anlaşıldığından, Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında da istikrarlı şekilde izah edildiği üzere uyuşmazlığın çözüm yeri adli yargı yeri olup davalı ... için de işin esasının incelenmesi gerekirken yazılı şekilde görevsizlik kararı verilmiş olması doğru olmayıp bozmayı gerektirir.</p>

<p><strong>V.KARAR</strong></p>

<p>1-Değerlendirme bölümünün (1) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic. Ltd Şti vekilinin temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2-Değerlendirme bölümünün (2) nolu bendinde açıklanan sebeplerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde davalı Metropol İnş. Tur.Plastik Veteriner San ve Dış Tic Ltd Şti ve davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemeye gönderilmesine,</p>

<p>08.11.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-4-hukuk-dairesinin-202216605-e-202312068-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="71602"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2014/731 E., 2015/2366 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.11.2015 tarihli, 2014/731 E., 2015/2366 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2014/731 E., 2015/2366 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Ankara 11. Asliye Ticaret Mahkemesince davanın kısmen kabulüne dair verilen 19.11.2012 gün ve 2012/6 E., 2012/247 K. sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 13.05.2013 gün ve 2013/2610 E. - 2013/6944 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>“...Davacı vekili, müvekkili şirkete kasko sigortalı aracın, yol üzerinde bulunan çukur ve toprak yığınına çarparak devrilmesi sonucu hasarlandığını, sigortalı araçta meydana gelen 19.832,00 TL hasar bedelinin müvekkili tarafından sigortalısına ödendiğini, yolun bakım ve onarımından davalı belediyenin sorumlu olduğunu belirterek TTK'nun 1301. maddesi gereğince 19.832,00 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, kazaya neden olduğu ileri sürülen çukur ve toprak yığınına hangi kurum veya kişinin neden olduğunun belirsiz olduğunu, müvekkiline husumet yöneltilemeyeceğini ileri sürerek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, toplanan deliller ve benimsenen bilirkişi raporuna göre; davanın kısmen kabulüne, 11.899,20 TL tazminatın 24/09/2010 tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava, 6762 sayılı TTK.’nun 1301. maddesinden (6102 sayılı TTK'nun 1472. maddesi) kaynaklanan rücuan tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacıya zorunlu trafik sigortalı aracın, yol üzerindeki çukur ve toprak yığını nedeniyle tek taraflı kaza yapması sonucu hasarlandığı iddiasıyla ... aleyhine dava açılmış olup, davada hizmet kusuruna dayanılmıştır. Kamu hizmeti görmekle yükümlü olan belediyeler, kamu hizmeti sırasında verdikleri zararlardan dolayı özel hukuk hükümlerine tabi değildirler. Kamu tüzel kişilerinin yasalar tarafından kendilerine verilen görev ve yetkilerin kullanılması sırasında oluşan zararlar niteliği itibariyle hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar olup, bu zararların tazmini amacıyla hizmet kusurlarına dayalı olarak İdari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun’un 2. maddesi hükmü uyarınca idari yargı yerinde tam yargı davası ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden (re'sen) dikkate alınması zorunludur. O halde mahkemece, adli yargının yargı yolu bakımından görevsiz bulunması nedeniyle dava dilekçesinin görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir…”<br />
gerekçesi ile bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kâğıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:</p>

<p>Dava, rücuen tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davacıvekili, müvekkiline kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın davalı kurumun sorumluluğunda olan karayolunda yapılan çalışma nedeni ile hasara uğradığını ileri sürerek sigortalısına yapmış olduğu ödemenin rücuen tazminini talep etmiş, mahkemece davalı kurumun kısmen kusurunun bulunduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Davalı vekilinin temyizi üzerine karar, Özel Dairece yukarıda gösterilen nedenlerle bozulmuştur.</p>

<p>Yerel Mahkemece, önceki kararda direnilmiş; hükmü temyize davalı vekili getirmiştir.</p>

<p>Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; kamu kurumu niteliğindeki davalı kurumun yol çalışması hizmetinin kusurlu olarak verilmesi nedeni ile oluşan araç hasarının tazmini istemine yönelik olarak açılan davanın idari yargı mı yoksa adli yargı yerinde mi görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.<br />
Somut olaydaki uyuşmazlığın çözümü bakımından hizmet kusuru kavramı ve uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemelerin açıklanmasında yarar bulunmaktadır.<br />
2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yargı Yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu; diğeri ise, idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru; idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde bir takım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (SARICA Ragıp, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, “Hizmet Kusuru ve Karakterleri”, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; ATAY Ender Etem, İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; YILDIRIM Turan, İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253 ).</p>

<p>Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bu üç durum; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>Buna göre idare kural olarak yürüttüğü kamu hizmeti ile nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun “İdari Dava Türleri ve İdari Yargı Yetkisinin Sınırı” başlıklı 2. maddesinin 1. fıkrasının “b” bendi gereğince “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabilecektir. Yine İYUK 15/I-a maddesinde ise, adli yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine karar verileceği de hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Hizmet kusuruna ilişkin bu açıklamalardan sonra somut uyuşmazlığın temelini oluşturan 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesindeki düzenlemeye değinmekte yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2918 sayılı KTK’nın 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile değişik “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Özellikle maddede metninde geçen “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresinin farklı yorumlanmasının yargı yoluna ilişkin ihtilafı doğurduğu görülmektedir.</p>

<p>Buradan hareketle 2918 sayılı KTK’da sorumluluğa ilişkin düzenlemelerin hangi hallerde, kime/kimlere yönelik olduğunun belirlenmesi gerekmektedir.<br />
2918 sayılı KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almaktadır. 85. maddenin 1. fıkrası “Bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olurlar” şeklindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bunun yanında yine Kanunun “Devlete ve Kamu Kuruluşlarına Ait Araçlar” başlıklı 106. maddesi “Genel bütçeye dahil dairelerle katma bütçeli idarelere, il özel idarelerine ve belediyelere, kamu iktisadi teşebbüslerine ve kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların sebep oldukları zararlardan dolayı, bu Kanunun işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümleri uygulanır. Bu kuruluşlar, 85 inci maddenin birinci fıkrasına göre olan sorumluluklarının karşılanmasını sağlamak üzere 101 inci maddedeki şartları haiz milli sigorta şirketlerine mali sorumluluk sigortası yaptırmakla yükümlüdürler” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Görüldüğü gibi KTK’da sorumluluğa yönelik düzenlemeler 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak motorlu araç işleteni (gerçek ya da farazi işleten olabilir) ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi halinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Özellikle 106. maddede belirtildiği üzere kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır.</p>

<p>Anlaşılmaktadır ki, yapılan değişiklik ile 2918 sayılı KTK’dan doğan sorumluluk davalarının, işleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların neden olduğu zararlara ilişkin olanları da dahil olmak üzere adli yargı yerinde görüleceği, zarar görenin kamu görevlisi olmasının da sözkonusu Kanun hükmünün uygulanmasını önlemeyeceği öngörülmüştür.</p>

<p>Burada vurgulanması gereken husus ister özel hukuk isterse kamu hukuku kişisi olsun 2918 sayılı KTK gereğince sorumluluğu ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sözkonusu olabilmektedir. İşleten tanımı ise KTK’nun 3. maddesinde “Araç sahibi olan veya mülkiyeti muhafaza kaydıyla satışta alıcı sıfatıyla sicilde kayıtlı görülen veya aracın uzun süreli kiralama, ariyet veya rehni gibi hallerde kiracı, ariyet veya rehin alan kişidir. Ancak ilgili tarafından başka bir kişinin aracı kendi hesabına ve tehlikesi kendisine ait olmak üzere işlettiği ve araç üzerinde fiili tasarrufu bulunduğu ispat edilirse, bu kimse işleten sayılır” şeklinde yapılmıştır.</p>

<p>Buna ilaveten, KTK’nun 110. maddesindeki 6099 sayılı Kanunun 14. maddesi ile yapılan değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de sorunun çözümüne katkı sağlayacaktır. Gerçekten 110. maddede yapılan değişikliğin genel gerekçesinde “…Karayolları Trafik Kanunu, kamuya ait araçların karayolu üzerindeki seyrini (m.85, 86, 90, 106, 109 ve diğ.) kendi kapsamına almış ve bu nevi araçların sebebiyet verdikleri zararların tazmini davaları -doğru olarak- adli yargıda görülmüştür…”; madde gerekçesinde ise “…Komisyon; Kanunun kamu araçlarının karayolundaki seyrini ve bu sırada oluşan haksız fiilleri özel hukuka bağlı kılmış olması karşısında (m.106), bu tür fiillerden kaynaklanan davaların adli yargıda görülmesini, bu kabulün kaçınılmaz sonucu olarak görmektedir… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir…” şeklinde kanun koyucunun amacı ortaya koyulmuştur.</p>

<p>Görüldüğü gibi, anılan değişiklikle “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanunun amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>Ayrıca değinilmesi gereken diğer bir husus KTK’da kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğidir. 5216 ve 5393 sayılı kendi kuruluş yasaları yanında Büyükşehir Belediyeleri ve Belediyeler KTK’nın 10. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Belediyelerin değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile Emniyet Genel Müdürlüğü, Milli Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ve Karayolları Genel Müdürlüğü’nün de görev ve yetkileri sayılmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve Belediyelerin trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukuki sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani Büyükşehir Belediyeleri ve Belediyelerin karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütüleceği, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. Maddesi ve 2577 sayılı İYUK’nın 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği noktasında duraksama bulunmamaktadır.</p>

<p>Yukarıdan beri yapılan açıklamalar değerlendirildiğinde, KTK’dan doğan sorumluluk davaları 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen “motorlu aracın işletilmesinin” sonucu doğan zararlar nedeni ile “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibinin” sorumlu olduğu davalardır. Yani KTK 106 gereğince Devlet ve diğer kamu kuruluşlarına ait motorlu araçların işletilmesi nedeniyle araç işleticisi sıfatıyla (KTK 85 gereğince) kamu idareleri ve kuruluşlarına karşı açılacaklar da dahil bütün araç sahibi ve işleticilerine karşı açılan davalar adli yargı kolunun görev alınana girmektedir. Buna karşın kamu idareleri ve kuruluşlarının trafik güvenliği ve düzenini sağlamak amacıyla gerek kendi kuruluş yasaları gerekse 2918 sayılı KTK’ya göre yürüttükleri hizmetlerin, kamu hizmeti niteliğini taşıması ve yukarıda sözü edilen KTK’da görevlendirilen kamu idare ve kuruluşlarının sorumluluklarına ilişkin her hangi bir düzenlemenin ayrıca KTK’da yer almaması dikkate alındığında, trafik düzeni ve güvenliği hizmetlerinden kaynaklandığı iddia edilen zararların tazmini istemiyle ilgili idarelere karşı açılan davalar idari yargı kolunun görev alanına girmektedir.</p>

<p>Benzer bir uyuşmazlıkta aynı ilkeler Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2015 tarih, 2015/493 Esas, 2015/557 Karar sayılı ilamında da benimsenmiş ve idari yargı kolunun görevli olduğu değerlendirilmiştir.</p>

<p>Yapılan bu açıklamalar sonucu somut olay değerlendirildiğinde, davacıya kasko sigorta poliçesi ile sigortalı aracın davalı ... Belediyesinin trafik güvenliği bakımından yolun yapımı ve onarımı sırasında gerekli önlemleri almaması nedeni ile hasara uğradığını iddia etmiş olması bakımından KTK’nın 85 ve devamı maddelerinde düzenlenen işletenin hukuki sorumluluğuna değil, davalı idare tarafından görevlerinin tam ve eksiksiz yerine getirilmediği yani yürütülen kamu hizmetinin kusurlu işletildiği, meydana gelen kazada hizmet kusuru bulunduğu iddiasından kaynaklandığından uyuşmazlığın çözümünün idari yargının görevinde bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında bir kısım üyeler tarafından, KTK’nun 110. maddesindeki “bu Kanundan doğan sorumluluk davaları” ibaresi ile hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davalarda da görevli yargı kolunun adli yargı olduğu ve rücu davalarının idari yargıda görülebilecek dava çeşitlerinden olmadığı belirtilerek yerel mahkeme direnme kararının yerinde olduğu ileri sürülmüş ise de; bu görüşler yukarıda belirtilen ve ayrıca 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 1472. maddesi (6762 sayılı TTK m. 1301) gereğince kanundan doğan ve halefiyet hakkına dayalı olarak sigorta şirketi tarafından açılan bir dava olduğundan tam yargı davasının ancak her hangi bir idari eylem ve işlemden dolayı kişisel hakkı doğrudan muhtel olan kişisel hakkın sahiplerince açılabileceği şartının da yerine gelmiş olduğu değerlendirildiğinden Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>O halde, hizmet kusuruna dayalı olarak açılan davada idari yargı kolunun görevli olduğu yönündeki Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.<br />
Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı BOZULMASINA, istek halinde temyiz peşin harcını yatırana geri verilmesine 04.11.2015 gününde yapılan ikinci görüşmede oyçokluğu ile karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Yerel Mahkeme ile Yargıtay Özel Dairesi arasındaki uyuşmazlık; yol kusuru nedeniyle (yol çalışması hizmetinin kusurlu olması nedeniyle) araç hasarının tazmini istemiyle açılan davanın görüleceği yargı yerinin idari yargı mı, yoksa adli yargı mı? olduğu noktasındadır.<br />
Uyuşmazlıkta uygulanacak kanun maddesi, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 110. maddesidir. Anılan kanunun 11.01.2011 gün ve 6099 sayılı kanunla değişik son metni şöyledir.</p>

<p>"İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kurumları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dahil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez." Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafık kazalarında da bu kanun hükümleri uygulanır.</p>

<p>Düzenleme ile; bu kanundan doğan tüm sorumluluk davaları işleteni, sahibi, sürücüsü kim olursa olsun, zarar görenin kimliğine bakılmaksızın, ister tek taraflı olsun isterse iki taraflı olsun veya yol kusurundan kaynaklansın, kara yolu üzerinde gerçekleşmesi şartıyla Adli Yargı görevli kılınmıştır. Bununla, değişiklikten önceki uygulamada ortaya çıkan askeri yargı, idari yargı, adli yargı ayrımının kaldırılması ve bu şekilde uygulamada yeknesaklığın sağlanması amaçlanmıştır.</p>

<p>Yeni düzenlemenin Anayasaya aykırılığı ileri sürülerek iptali için hem idari hem de adli yargı tarafından Anayasa Mahkemesi önüne getirilmiştir.</p>

<p>Yüksek Mahkeme, Elazığ 2. İdare Mahkemesi tarafından yapılan başvuruyu, 08.12.2011 tarih ve 2011/124-160 sayılı kararıyla Mahkemenin yetkisizliği nedeniyle Reddine karar vermiştir.</p>

<p>Maddenin yargısal denetimi, Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ile Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurusu üzerine yapılmış ve işin esası yüksek mahkemece incelenmiştir.</p>

<p>Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuru nedeni özetle şöyledir. Dava konusu olan 2918 Sayılı Kanunun 110. maddesindeki kural, idari yargının görev alanına giren aynı kanunun 7/1-a maddesine göre idari işlemlerle ve eylemlerle yerine getirilen kamu hizmetlerinden dolayı veya eksik ve ayıplı hizmet ifasından doğan hukuki uyuşmazlıkların çözümünün adli yargı yerlerine bırakmakla Anayasanın belirlediği idari ve adli yargı ayrımına aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvuru nedeni ise özetle şöyledir.</p>

<p>2918 Sayılı Kanunun 110. maddesinde yapılan değişiklikle, aynı kanunun 1. maddesi delaletiyle aynı kanunun 7. maddesi de madde kapsamına alındığından; yapım ve bakımından sorumlu olduğu karayollarından ve hemzemin geçitte meydana gelen kazalar nedeniyle uğranılan maddi-manevi zararların tazmini istemiyle açılan davalarda adli yargı yerleri görevli ve yetkili kılınmış, değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren açılan davalar adli yargı yerlerinde görülmeye başlanmış,<br />
Ve Uyuşmazlık Mahkemesinin yol kusurundan kaynaklanan tazminat davasının Adli Yargı yerinde görülmesine dair 06.02.2012 tarih ve 2012/3-29 sayılı, aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu uğranılan zararın tazmini için açılan davanın adli yargı yerinde görülmesine dair 06.02.2012 tarih ve 2011/256 Esas 2012/25 Karar sayılı, aracın yoldaki logar kapağına çarpması sonucu oluşan zararın tazmini için açılan davanın adli yargı yerinde görülmesine dair 04.06.2012 tarih ve 2012/101 E-2012/133 K sayılı kararlarının bulunduğunu, oysa idari eylem ve işlemlerden kaynaklanan davaların idari yargıda görülmesi gerektiği şeklindedir.<br />
Yüksek Mahkemece; özetle, itiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı kolu belirsizliği giderilerek, söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı kolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemelerin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Öte yandan; 2918 sayılı Kanunda tanımlanan kara yolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi aynı kara yolu üzerinde aynı seyir çizgisinde hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayrımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur, gerekçesiyle Anayasaya aykırılık itirazının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu bağlamda; Uyuşmazlık Mahkemesinin, az yukarıda itiraz yoluna başvuran mahkemenin gerekçesine aldığı kararları dışında, yol kusurundan kaynaklanan davalara yönelik çok sayıda kararı mevcuttur. Örneğin 14.01.2013 tarih ve 2015/58-161 sayılı, aynı tarih ve 2012/326 E 2013/36 K sayılı, 01.04.2014 tarih ve 2014/473-510 sayılı kararlarında; özetle, 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren değişik 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesinin benzer bir konuda idare mahkemesinin davaya bakmakla görevli bulunmadığı yolundaki kararları gözetildiğinde, bahsi geçen kanun maddesinin, kara yollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve kanunun, trafikle ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı dolayısıyla oluşan trafik kazası nedeniyle açılacak sorumluluk davalarının görüm ve çözüm yerinin Adli Yargı olduğunu belirterek Adliye Mahkemelerince verilen görevsizlik kararlarını kaldırmıştır. Yüksek mahkeme bu yoldaki kararlarını istikrarlı bir biçimde sürdürmektedir.</p>

<p>Konuya ilişkin olarak, benzer dosyalarda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.04.2012 tarih ve 2012/4-45-284, 04.07.2012 tarih ve 2012/4-261-441 sayılı içtihatlarında da aynı görüşün benimsendiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Hal böyle olunca, somut olay yönünden de görevli yargı yeri Adli Yargı olup, Asliye Hukuk Mahkemesi görevlidir. Bu husus 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 11.01.2011 tarih ve 6099 sayılı kanunla değişik 110. maddesiyle açıkça belirlenmiştir. Düzenlemenin Anayasaya aykırı olmadığı Anayasa Mahkemesi kararı ile sabittir. Uyuşmazlık Mahkemesinin sapma göstermeyen istikrarlı kararları da aynı mahiyettedir. Bu husus, az yukarıda anılan Yargıtay Hukuk Genel Kurulu içtihatlarıyla da benimsenmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Mahkemelerin görevi ancak kanunla belirlenir. Ve kamu düzenini ilgilendiren kurallardan olup, yargılamanın her aşamasında istek üzerine yada re'sen gözetilmesi gerekir. Mahkemenin direnme kararı yerindedir. Onanması gerekirken, bozulmasına dair sayın çoğunluğun değerli görüşüne katılmıyorum.</p>

<p>Aksinin kabulü halinde; yargılamanın hiç arzu edilmeyecek şekilde, gereksiz yere uzamasına neden olunacak ve nihayetinde dosya dönüp dolaşıp yeniden adli yargı önüne gelecektir.</p>

<p>Zira, Uyuşmazlık Mahkemesi kanunundaki prosedüre göre, somut olayda dava dosyası şöyle bir seyir izleyecektir. Çoğunluk görüşünün benimsediği şekilde yerel mahkemenin işin esasını inceleyen ısrar kararı, görev yönünden bozulunca, yerel mahkeme tarafından zorunlu olarak bozma ilamına uyularak, davanın idari yargının görevli olması nedeniyle usulden reddine (görevsizlik kararı) karar verilecektir.</p>

<p>İş bu davanın kesinleşmesinden sonra, davacı idari yargıda tazminat davası açacaktır. Ancak, az yukarıda açıklandığı üzere, idari yargı tarafından da adli yargı yeri görevli diye görevsizlik kararı verilecektir.</p>

<p>Aynı konuda iki ayrı yargı kolu arasında verilip kesinleşen iki ayrı görevsizlik kararı olunca da dosya Uyuşmazlık Mahkemesi önüne gelecek ve uyuşmazlık mahkemesi adli yargının görevsizlik kararını kaldırarak dosyayı adli yargıya yani ilk kararı veren asliye hukuk mahkemesine gönderecektir. Asliye hukuk mahkemesi yargıtayca bozulan ilk kararını verecektir. Temyizi halinde bu defa Yargıtayca işin esası incelenecektir.</p>

<p>Yargılamanın mümkün olan en kısa zamanda ve az masrafla sonuçlandırılması ilkesinin Anayasa ve muhakeme yasalarına geçtiği hususu da gözetilerek, yerel mahkemenin işin esasını inceleyen ısrar kararı esastan incelenmeli ve görev nedeniyle bozulmamalıydı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2014731-e-20152366-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="96382"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 06.04.2021 tarihli, 2017/1098 E., 2021/422 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/1098 E., 2021/422 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1. Taraflar arasındaki “rücuen tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili 08.03.2013 harç tarihli dava dilekçesinde; müvekkiline kasko sigortası ile sigortalanan aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu hasarlandığını, yol üzerinde uyarı levhası konulmadığından idarenin hizmet kusurunun bulunduğunu, hasar bedeli sigortalısına ödendikten sonra müvekkili şirket tarafından davalı aleyhine ... 3. İdare Mahkemesinin 2012/1176 E. sayılı dosyasıyla açılan idari davanın görev yönünden reddine karar verildiğini ileri sürerek davalının kusuruna isabet eden 3.023TL hasar bedelinin başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı vekili 17.09.2013 tarihli cevap dilekçesinde; yol üzerindeki çukurun ... Genel Müdürlüğü tarafından açıldığından sorumluluklarının bulunmadığını savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararı:</p>

<p>6. ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 28.11.2014 tarihli ve 2014/275 E., 2014/497 K. sayılı kararı ile; kazanın meydana geldiği yerin Büyükşehir Belediyesinin sorumluluk alanı içerisinde kaldığı ve aracın yolun ortasında bulunan çukura düşmesi nedeniyle davalının %75 oranında kusurlu olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.267,25TL'nin 07.08.2012 tarihinden itibaren yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:</p>

<p>7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 17. Hukuk Dairesince 01.12.2015 tarihli ve 2015/4406 E., 2015/13101 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, trafik kazasından kaynaklanan ve hizmet kusuruna dayanılarak, davalı ... aleyhinde açılan rücuen tazminat istemine ilişkin olduğundan idari Yargılama Usulü Hakkındaki Kanun'un 2. maddesi hükmü uyarınca tam yargı davası olarak ikame edilmesi gerekmektedir. Görev kuralları kamu düzenine ilişkin olup, mahkemece kendiliğinden dikkate alınması zorunludur. Esasen 2918 sayılı KTK.nun hukuki sorumluluğa ilişkin 85 ve onu izleyen maddelerinde araç işletenin sorumluluğu düzenlenmiş olup idarenin kusurundan kaynaklanan sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.</p>

<p>2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanunun 19. maddesinde, "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.</p>

<p>(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, davacılar tarafından aynı istemli davanın öncesinde idari yargıda açıldığı, ... 3.İdare Mahkemesi'nin 2012/1176 E 2012/738 K. sayılı kararı ile, Adli Yargı'nın görevli olması nedeniyle görevsizlik kararı verildiği anlaşılmaktadır. Ancak, ... 3. İdare Mahkemesinin bu kararının kesinleşip kesinleşmediği dosya kapsamından belli değildir.</p>

<p>Bu durumda eldeki davada, kendisine ikinci dava açılan ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin, ... 3. İdare Mahkemesinin iş bu dosyasını bulunduğu yerden getirterek görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediğini araştırması, ... 3. İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmiş olması halinde elinde derdest bulunan dava dosyasındaki yargılamayı durdurmak suretiyle (UMK m. 19/I), dosyayı kül halinde, yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından Uyuşmazlık Mahkemesine göndermesi, verilecek kararı bekleyerek sonucuna göre karar vermesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı olduğu şekilde karar vermiş olması bozmayı gerektirmiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:</p>

<p>9. ... 8. Asliye Hukuk Mahkemesinin 01.06.2016 tarihli ve 2016/119 E., 2016/185 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçeler genişletilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:</p>

<p>10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği, idari yargıda görülmesi gerektiğinin kabulü hâlinde 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un (UMK) 19. maddesi gereğince aynı konuya ilişkin idare mahkemesinde daha önce açılmış bulunan kararın kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılarak kesinleşmiş ise yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından dosyanın Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>13. Yargı yolu kavramı, açılan bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Adli yargı ile idari yargı, eş söyleyişle hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisidir. Bu münasebet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında res'en araştırılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-b maddesi uyarınca da yargı yolunun caiz olması hususu dava şartı olarak sayılmıştır.</p>

<p>14. Mahkemelerin görev ve yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir ( 2709 s. ANY m 142, HMK m 1). Adli yargı kolu kapsamına girip, hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Kanun’da yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi, görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup res'en araştırılır.</p>

<p>15. HMK’nın “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E., 2012/23 K. sayılı kararı ile; “…Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez…” gerekçeleriyle Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.</p>

<p>16. 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda da (KTK) görev ve sorumluluğa ilişkin birtakım düzenlemeler bulunmaktadır. KTK’da hukuki sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup, sorumlu olarak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Kanun’un 106. maddesinde ise, kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85. ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukuki sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır. Görüldüğü gibi, özel hukuk ya da kamu hukuku kişisi olması fark etmeksizin KTK gereğince sorumluluk ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sınırlı tutulmuştur. Kanun, dolayısıyla kanun koyucu, idarenin hizmet kusurunu kapsam dışında tutmuştur.</p>

<p>17. KTK’nın “Görevli ve Yetkili Mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında ise aynen; “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.”şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>18. Maddenin başlığı daha evvel “Yetkili mahkeme” iken, bu başlık 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir. Bu değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacaktır. Maddenin taslak gerekçesinde; “…İdari ve Adli Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıkları, trafik kazalarından kaynaklanan davaların görülmesinde sürekli bir belirsizliğe, gecikmelere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Teklif, sözü edilen belirsizlikleri, hukuk devletinin ve trafik/tehlike sorumluluğunun yapısal özelliği içinde gidermektedir. Zarar görenin kamu görevlisi olması, adli yargı görevini etkilemez. Karayolları Trafik Kanunu, ne kamu araçları ve ne de o araçlar içinde bulunan zarar gören kamu görevlileri bakımından -doğru olarak- bir ayırım yapmamıştır. Yasanın amacı, karayolu trafiğinin ve araçların ürettikleri risklere dayalı hukukta yeknesak çözüm düzeni oluşturmaktır. Yargısal görev (usul) de bu amacın dışında değildir. Bir başka yönüyle teklif, yargı sistemindeki "görevsizlik tartışmalarının yükünü" ortadan kaldırmakta ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını güçlendirmektedir. Görev kuralını üretme münhasır yetkisi, anayasaya aykırı olmamak kaydı ile yasama organına aittir (Any.m.142)…” ibareleri dikkat çekmekte iken; komisyonun değişiklik gerekçesinde ise değişikliğin amacı net bir şekilde belirtilerek; “… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir. Ayrıca Karayolları Trafik Kanununun sorumluluk hukuku yönünden benimsediği "işleten" terimi ile (m. 85) yine aynı Kanunda kamuya ait araçlar yönünden benimsenen "aidiyet" terimi (m.106) arasında sorumluluk bağı yönünden bir ayrıma gidilemeyeceği hususunun Kanun düzeyinde açıklığa kavuşturulması ve kamuya aidiyetin kategorik farklılığı (mülkiyet, sınırlı ayni hak, sözleşmeye dayalı kullanım vb.) işleten kavramıyla bağdaştığı sürece ayrı bir sonuç doğurmayacağı hususları göz önünde bulundurulmuş ve mülkiyetin yanında diğer tiplerin de kapsanması amacıyla Karayolları Trafik Kanununun değiştirilmesi öngörülen 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "İşleteni" ibaresinden sonra gelmek üzere " veya sahibi" ibaresi eklenmiştir. Komisyon, bu tür kazalarda, zarar görenin kamu görevlisi olması hallerinde, farklı bir görev kuralı üretilmesinin özel hukukun sağladığı daha avantajlı duruma karşın, eşitlik ilkesine aykırı olacağı düşüncesiyle farklı bir düzenlemeye gitmemiştir…” ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>19. Kısaca özetlemek gerekir ise, 110. maddede yapılan değişiklik ile “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun’un amacına uygun biçimde adli yargıda görülüp çözümlenmesi esası benimsenmiş, bu çözümün adli ve idari yargı görev ayrımına ilişkin anayasal normlarla da uyum içinde olduğu vurgulanmış, düzenlemede, taslak ve komisyon gerekçelerinde, hizmet kusurundan kaynaklanan hukuki uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik her hangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>20. İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) çizilerek, Kanun’un 2. maddesinde; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar” idari yargı yerinde tam yargı davası açabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>21. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu, diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>22. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru, idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde birtakım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (Sarıca, R: ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; Atay, E.E.: İdare Hukuku, ... 2006, s. 571; Yıldırım, T.: İdari Yargı, ... 2008, s. 253).</p>

<p>23. Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bunlar; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>24. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir. İYUK’un 2. maddesine göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir.</p>

<p>25. Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler. Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.</p>

<p>26. Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.12.1999 tarihli ve 1999/38 E. 1999/40 K. sayılı kararında; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu” vurgulandıktan sonra; “Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ‘idari dava türleri’ arasında sayılan ‘idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası’ kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağına” işaret edilmiş ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>27. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp, o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir.</p>

<p>28. Ayrıca 11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E., 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projesine uygun olmak üzere tesisler yaptırmış olmaları, bu tesisleri kullanmaları veya bu tesislere bakmaları sebebiyle fertlerin uğramış oldukları zararların tazminine yönelik davalar tam yargı davası olarak idari yargı mercilerince çözümlenecektir. Öte yandan, yapılan işlerin plan veya projelere aykırı olması hâlinde ortada idari kararın tatbikine ilişkin bir fiil bulunmadığından, bu iddia ile açılmış bir dava ancak haksız fiilden doğan bir dava olarak ele alınacaktır.</p>

<p>29. O hâlde, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların çözümü, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine; idarece herhangi bir hakka haksız müdahalede bulunulduğu, plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak zararın tazmini davalarının haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre çözümü ise adli yargı yerine ait olacaktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2014 tarihli ve 2013/4-415 E., 2014/199 K.; 16.10.2018 tarihli ve 2017/4-1458 E., 2018/1437 K.; 22.09.2020 tarihli ve 2017/3149 E., 2020/648 K.sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>30. Eldeki davada, sigortalı aracın yolda bulunan çukura düşmesi sonucu hasarlandığı, kaza yerinin davalı ... Başkanlığının sorumluluk alanı içinde kaldığı, yol üzerinde uyarı levhası bulunmadığı ve idarenin hizmet kusuru nedeniyle oluşan zarardan sorumlu olduğu ileri sürülmüştür. 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun 13. maddesinde Büyükşehir Belediyesinin “…yetki alanındaki mahalleleri ilçe merkezine bağlayan yollar, meydan, bulvar, cadde ve ana yolları yapmak, yaptırmak, bakım ve onarımı sağlamak…” ile görevli olduğu hüküm altına alınmıştır. Davalının yol bakım ve onarımına ilişkin hizmeti temelinde ifade olunan zararın, hizmet kusuru teşkil eden eyleme dayandığı hususu ise kuşkusuzdur. Hizmet kusuruna dayalı olarak açılan bu davanın tam yargı davası ile idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki, davacı işbu dava açılmadan önce idari yargıda tam yargı davası açmıştır. Davacının ilk davadaki talebi, ... 3. İdare Mahkemesinin 2012/1176 E., 2012/738 K. sayılı kararı ile, adli yargının görevli olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir.</p>

<p>31. UMK’nın 19. maddesi; “Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.<br />
(Değişik ikinci fıkra: 23/7/2008 – 5791/9 md.) Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükmünü içermektedir.</p>

<p>32. UMK’nın 19. maddesi uyarınca, ikinci mahkeme konumunda olan yerel mahkemece (... 8. Asliye Hukuk Mahkemesi); ... 3. İdare Mahkemesinin görevsizliğe konu dava dosyasının bulunduğu yerden getirtilerek görevsizlik kararının kesinleşip kesinleşmediğinin araştırılması, ... 3. İdare Mahkemesinin kararının kesinleşmiş olması hâlinde ise, elinde derdest bulunan dava dosyasındaki yargılama durdurulmak suretiyle gerekçeli başvuru kararı ile dosyaların yargı yolu uyuşmazlığının çözümlenmesi açısından Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilmesi, Uyuşmazlık Mahkemesi kararına kadar eldeki işin incelemesinin ertelenmesi ve görevli mercii belirlendikten sonra sonucuna göre karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>33. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; KTK’nın 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesince verilen istikrarlı kararlarda, bu Kanun kapsamında açılan uyuşmazlıklarda hizmet kusuruna dayanıldığına bakılmaksızın adli yargıda görülmesinin gerektiğinin belirtildiği, somut olayda; davacılar tarafından yolun bakım ve onarımının davalıda bulunduğu, davalının gerekli uyarı levhaları bulundurmadığından sigortalı aracın çukura düştüğü, idarenin trafik kazasında kusurlu olduğunun ileri sürüldüğü, davalı idarenin varsa kusurunun ve sorumluluğunun 2918 sayılı Kanun uyarınca belirleneceği ve bu Kanun’un 110. maddesinde de başvurulacak yargı yolunun adli yargı olduğunun açıkça düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2013/68 E., 2013/165 K. sayılı kararında belirtildiği gibi aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesinin kamunun yararına olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>34. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uymak gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>35. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>HUMK’nın 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 06.04.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Uyuşmazlık davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.<br />
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır.<br />
Bu nedenle idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukuki ve maddi hayattaki görünümleridir.</p>

<p>Yargı yolu ve görev kamu düzeninden olup, kanun koyucu bazı uyuşmazlıkların çözüm yerini, kamu veya özel hukuk ayrımı yapılmadan, adli yargının görev alanı olarak belirleyebilir. Bu düzenlemelerden biri de Karayolları Trafik Kanunu’nun 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi olup, maddenin birinci fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükmünü düzenlemiştir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun:</p>

<p>1. maddesinde; Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önemleri belirlemek olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; bu Kanunun trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun karayollarında uygulanacağı,</p>

<p>10. maddesinde; yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret ve levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu,</p>

<p>Belirtilmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle ... 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi;</p>

<p>“… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirttiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuku alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinden hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile Anayasa’ya aykırılık itirazını reddetmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarih ve E. 2013/68, K.2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014 Sayı: 28954, s.136-147).<br />
Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca, tüm yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı HMK’nın “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerince bakılacağı” düzenlemesi ile ilgili 3. maddeyi iptal ederken, “Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında koruma kapsamını genişleten kavramlardır. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez” gerekçesine dayanmıştır (Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarih ve E. 2011/35, K. 2012/23 sayılı kararı. R.G.19.05.2012, Sayı: 28297)</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçelerle “ 2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar vermiştir (30.11.2015 gün ve 2015/7753 Esas, 2015/771 Karar, 11.04.2016 gün ve 2016/7163 Esas, 2016/210 Karar, 24.09.2018 gün ve 2018/530 Esas, 2018/467 Karar).</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesi anılan yasa kapsamında çıkan uyuşmazlıklarda hizmet kusuru olsun ya da olmasın idareye karşı açılan davalarda uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine istikrarlı olarak devam etmektedir ( 26.04.2019 gün ve 2019/290 Esas, 2019/356 Karar).<br />
Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlıkta adli yargı yerinin görevli olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171098-e-2021422-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 18:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitayjkf2.jpg" type="image/jpeg" length="17476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 16.11.2021 tarihli, 2018/99 E., 2021/1421 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2018/99 E., 2021/1421 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen davanın kısmen kabulüne ilişkin karar davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili nöbetçi asliye ticaret mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde; müvekkiline kasko sigortalı aracın davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmaması nedeniyle kaza yaparak hasarlandığını, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu, aynı kazadan ötürü Ankara 17. İdare Mahkemesinin 20.12.2012 tarihli ve 2012/173 E, 2012/2167 K. sayılı kararı ile idare mahkemesinin görevsizliğine karar verildiğini ileri sürerek fazlaya dair hakları saklı kalmak kaydıyla sigortalısına ödenen 2.780TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; davanın tam yargı davası olarak idari yargıda görülmesi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkeme Kararı:<br />
6. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 02.01.2013 tarihli ve 2012/740 E., 2013/1 K. sayılı kararı ile; dava dilekçesinin görev yönünden reddi ile talep hâlinde dosyanın görevli olan nöbetçi asliye hukuk mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş, süresinde verilen talep ile dosya Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmiştir.</p>

<p>7. Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 25.02.2014 tarihli ve 2013/182 E., 2014/89 K. sayılı kararı ile; her ne kadar Özel Dairece adli yargının görevsiz olduğundan bahisle mahkeme kararları bozulmakta ise de, bu hususun sonuçta hem idari yargıda hem adli yargıda verilen kararlar nedeniyle Uyuşmazlık Mahkemesine gittiği ve Uyuşmazlık Mahkemesinin de 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun (KTK) 110. maddesinin açık hükmü nedeniyle adli yargının görevli olduğunu belirttiği, yargıya başvuran kişinin en kısa sürede hakkını alması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile 2.061,31TL’nin 11.10.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince değişen oranlarda yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
8. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>9. Yargıtay (Kapatılan) 17. Hukuk Dairesinin 12.06.2014 tarihli ve 2014/9715 E., 2014/9694 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, davalı idare aleyhinde yol bakım çalışması nedeniyle gerekli işaretlemeleri yapmaması sebebine (hizmet kusuruna) dayanılarak açılan rücuen tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Yargı yolu kavramı, bir hukuk sisteminde, herhangi bir davanın o hukuk sistemine dahil yargı haklarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Uyuşmazlığın hangi yargı kolunda bakılacağı hususu, davanın genel şartlarından olup mahkemece resen dikkate alınması gerekir.</p>

<p>Bir kamu hizmeti görmekle yükümlü davalı idareye 2918 sayılı KTK'nun 7/a maddesinde; karayollarında mal ve can güvenliği yönünden gerekli işaretlemeleri yaparak önlemleri almak ve aldırma görevleri verilmiş bulunmaktadır. Bu görevin 2918 sayılı yasada verilmiş olması bunun ihlali nedeniyle oluşacak zarardan dolayı idarenin Özel Hukuk hükümlerine tabi olacağı sonucunu doğurmaz. Hizmet kusurundan kaynaklanan zararlar yönünden idare aleyhine tam yargı davasının idari yargı yerinde açılması gereklidir. Esasen 2918 Sayılı Yasanın hukuki sorumluluğa ilişkin 85. v.d. maddelerinde araç işletenin sorumluluğu bu yasa kapsamı dışında tutulmuştur.</p>

<p>Dosya kapsamına göre, aynı konuda Ankara 17. idare mahkemesinde görülen dava hakkında da 20.12.2012 gün, 2012/173 E-2012/2167 K sayılı kararı ile adli yargı yolunun görevli olduğu gerekçesi ile davanın görev yönünden reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu'nun 19. maddesinde "Adli, idari, askeri yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler. Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir." düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Bu durumda mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu'nun 19. maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken işin esasına girilerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
10. Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 11.11.2014 tarihli ve 2014/516 E., 2014/486 K. sayılı kararı ile; önceki gerekçe tekrar edilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
11. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong><br />
12. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı, yoksa idari yargıda mı çözümlenmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
13. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) “Yargı yolu” başlıklı 125. maddesinin 1. fıkrası “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” hükmünü, son fıkrası ise “İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür” düzenlemesini içermektedir.</p>

<p>14. Yargı yolu kavramı, açılan bir davanın o hukuk sistemine dâhil yargı kollarından hangisinde bakılacağını ifade eder. Adli yargı ile idari yargı, eş söyleyişle hukuk mahkemeleri ile idare mahkemeleri arasındaki ilişki yargı yolu ilişkisidir. Bu münasebet kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece yargılamanın her aşamasında re’sen araştırılmalıdır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 114/1-b maddesi uyarınca da yargı yolunun caiz olması hususu dava şartı olarak sayılmıştır.</p>

<p>15. Mahkemelerin görev ve yetkileri ancak kanunla düzenlenebilir (Anayasa m 142, HMK m. 1). Adli yargı kolu kapsamına girip, hukuk mahkemelerinde görülmesi gerekli olan davalarda görev, genel olarak HMK ve 5235 sayılı Kanun’da düzenlenmiş, ticaret mahkemelerinin görevine ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nda (TTK) yer verilmiştir. Özel mahkemelerin görev ve yetkisi ise ilgili özel kanunlarında yer almıştır. Yargı yolu gibi, görev de kamu düzenine ilişkin bir husus olup re’sen araştırılır.</p>

<p>16. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Ölüm veya vücut bütünlüğünün yitirilmesinden doğan zararların tazmini davalarında görev” başlıklı 3. maddesi Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarihli ve 2011/35 E.., 2012/23 K. sayılı kararı ile ve “…Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında korunma kapsamını genişleten kavramlardır. İdare hukukunda, idarenin hiçbir kusuru olmasa da sosyal risk, terör eylemleri, fedakârlığın denkleştirilmesi gibi kusursuz sorumluluğa ilişkin kavramlara dayanılarak kişilerin uğradığı zararların tazmin edilmesi mümkündür. Özel hukuk alanındaki kusursuz sorumluluk halleri ise belirli konular için düzenlenmiş olup sınırlıdır. İdarenin idare hukuku esaslarına dayanarak tesis ettiği tartışmasız bulunan eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlara ilişkin davaların idari yargı yerlerinde görülmesi gerektiği kuşkusuzdur. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez…” gerekçeleriyle Anayasaya aykırı bulunarak iptal edilmiştir.</p>

<p>17. Karayolları Trafik Kanunu’nda da görev ve sorumluluğa ilişkin birtakım düzenlemeler bulunmaktadır. KTK’da hukukî sorumluluğa ilişkin düzenlemeler “Hukuki Sorumluluk ve Sigorta” başlıklı 8. kısımda 85 ve devamı maddelerinde yer almakta olup sorumlu olarak; motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi belirlenmiştir. Buna göre bir motorlu aracın işletilmesi bir kimsenin ölümüne veya yaralanmasına yahut bir şeyin zarara uğramasına sebep olursa, motorlu aracın bir teşebbüsün unvanı veya işletme adı altında veya bu teşebbüs tarafından kesilen biletle işletilmesi hâlinde, “motorlu aracın işleteni ve bağlı olduğu teşebbüsün sahibi, doğan zarardan müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklardır”. Kanun’un 106. maddesinde ise, kamu kuruluşlarına ait araçların neden olduğu zararlara ilişkin sorumluluk da 85 ve devamı maddeleri gereğince işletenin hukukî sorumluluğuna ilişkin hükümlere tabi kılınmıştır. Görüldüğü gibi, özel hukuk ya da kamu hukuku kişisi olması fark etmeksizin KTK gereğince sorumluluk ancak motorlu araç işleteni ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahibi sıfatı ile sınırlı tutulmuştur. Kanun, dolayısıyla kanun koyucu, idarenin hizmet kusurunu kapsam dışında tutmuştur.</p>

<p>18. Karayolları Trafik Kanunu’nun “Görevli ve yetkili mahkeme” başlıklı 110. maddesinin 1. fıkrasında ise aynen; “ İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” şeklinde düzenleme getirilmiştir.</p>

<p>19. Maddenin başlığı daha evvel “Yetkili mahkeme” iken, bu başlık 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un 14. maddesi ile yukarıdaki şekilde değiştirilmiştir. Bu değişiklik gerekçesinin değerlendirilmesi de uyuşmazlığın çözümüne katkı sağlayacaktır. Maddenin taslak gerekçesinde; “…İdari ve Adli Yargı kolları arasındaki görev uyuşmazlıkları, trafik kazalarından kaynaklanan davaların görülmesinde sürekli bir belirsizliğe, gecikmelere ve hak kayıplarına yol açmaktadır. Teklif, sözü edilen belirsizlikleri, hukuk devletinin ve trafik/tehlike sorumluluğunun yapısal özelliği içinde gidermektedir. Zarar görenin kamu görevlisi olması, adli yargı görevini etkilemez. Karayolları Trafik Kanunu, ne kamu araçları ve ne de o araçlar içinde bulunan zarar gören kamu görevlileri bakımından -doğru olarak- bir ayırım yapmamıştır. Yasanın amacı, karayolu trafiğinin ve araçların ürettikleri risklere dayalı hukukta yeknesak çözüm düzeni oluşturmaktır. Yargısal görev (usul) de bu amacın dışında değildir. Bir başka yönüyle teklif, yargı sistemindeki "görevsizlik tartışmalarının yükünü" ortadan kaldırmakta ve hak arama özgürlüğü ile adil yargılanma hakkını güçlendirmektedir. Görev kuralını üretme münhasır yetkisi, anayasaya aykırı olmamak kaydı ile yasama organına aittir (Any.m.142)…” ibareleri dikkat çekmekte iken; komisyonun değişiklik gerekçesinde ise değişikliğin amacı net bir şekilde belirtilerek; “… Sonuç olarak, kamuya ait olan araçların sebebiyet verdiği trafik kazaları ile hemzemin geçitlerde meydana gelen tren-trafik kazaları Karayolları Trafik Kanununa bağlı kılınmış, bu uyuşmazlıklarda görevin adli yargıda olduğu yönünde düzenleme yoluna gidilmiştir. Ayrıca Karayolları Trafik Kanununun sorumluluk hukuku yönünden benimsediği "işleten" terimi ile (m. 85) yine aynı Kanunda kamuya ait araçlar yönünden benimsenen "aidiyet" terimi (m.106) arasında sorumluluk bağı yönünden bir ayrıma gidilemeyeceği hususunun Kanun düzeyinde açıklığa kavuşturulması ve kamuya aidiyetin kategorik farklılığı (mülkiyet, sınırlı ayni hak, sözleşmeye dayalı kullanım vb.) işleten kavramıyla bağdaştığı sürece ayrı bir sonuç doğurmayacağı hususları göz önünde bulundurulmuş ve mülkiyetin yanında diğer tiplerin de kapsanması amacıyla Karayolları Trafik Kanununun değiştirilmesi öngörülen 110 uncu maddesinin birinci fıkrasında geçen "İşleteni" ibaresinden sonra gelmek üzere " veya sahibi" ibaresi eklenmiştir. Komisyon, bu tür kazalarda, zarar görenin kamu görevlisi olması hallerinde, farklı bir görev kuralı üretilmesinin özel hukukun sağladığı daha avantajlı duruma karşın, eşitlik ilkesine aykırı olacağı düşüncesiyle farklı bir düzenlemeye gitmemiştir…” ifadelerine yer verilmiştir.</p>

<p>20. Kısaca özetlemek gerekir ise, 110. maddede yapılan değişiklik ile “kamu araçlarının” verdiği zararlar nedeniyle işletenin sorumluluğuna ilişkin olarak 2918 sayılı Kanun’un amacına uygun biçimde adli yargıda görüm ve çözüm esası benimsenmiş, bu çözümün adli ve idari yargı görev ayrımına ilişkin anayasal normlarla da uyum içinde olduğu vurgulanmış, düzenlemede, taslak ve komisyon gerekçelerinde, hizmet kusurundan kaynaklanan hukukî uyuşmazlıkların da bu kapsamda değerlendirileceğine yönelik herhangi bir ifadeye yer verilmemiştir.</p>

<p>21. İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) çizilerek, Kanun’un 2. maddesinde; “İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar”ın idari yargı yerinde tam yargı davası açabileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>22. İdare hukukunda idarenin iki tür sorumluluğu kabul edilmektedir. Biri idarenin özel hukuk ilkeleri doğrultusunda yaptığı sözleşmelerden kaynaklanan özel hukuk sorumluluğu, diğeri ise idarenin idare hukuku ilkeleri doğrultusunda yapmış olduğu sözleşmeler ve idarenin her türlü işlem ve eyleminden kaynaklanan kamu hukuku ilkeleri doğrultusunda oluşmuş idare hukukuna özgü sorumluluk türüdür. İdarenin kişilere verdiği zararları tazmin yükümlülüğü, idarenin “hizmet kusuruna (kusurlu sorumluluk)” ve “kusursuz sorumluluğuna” dayanmaktadır.</p>

<p>23. İdarenin kusura dayanan sorumluluğu, uygulamada “hizmet kusuru” kavramı ile anlatılmaktadır. Hizmet kusurunun tam ve kapsamlı bir tanımını yapmak zor olmakla birlikte genel olarak doktrinde hizmet kusuru, idarenin ifa ile mükellef olduğu herhangi bir kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenmesinde veya teşkilatında, bünyesinde, personelinde yahut işleyişinde birtakım aksaklık, hukuka aykırılık, bozukluk, düzensizlik, eksiklik, sakatlık veya ihmalin ortaya çıkması, şeklinde tanımlanmaktadır (Sarıca, Ragıp: İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mecmuası, Hizmet Kusuru ve Karakterleri, Y. 1949, C. 15, S. 4, s. 858; Atay, Ender Ethem: İdare Hukuku, Ankara 2006, s. 571; Yıldırım, Turhan.: İdari Yargı, İstanbul 2008, s. 253).</p>

<p>24. Hizmet kusurunun üç durumda varlığı hem yargı içtihatları hem de öğreti tarafından kabul edilmiştir. Bunlar; hizmetin hiç işlememesi, hizmetin geç işlemesi ve hizmetin kötü işlemesidir.</p>

<p>25. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukukî ve maddi hayattaki görünümleridir. İYUK’un 2. maddesine göre, idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak "tam yargı" davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir.</p>

<p>26. Kamu tüzel kişilerinin, kamu hizmetlerine ilişkin olmakla beraber özel hukuk kuralları altında, özel hukuk tüzel kişisi gibi yaptığı eylem ve işlemler ise özel hukuk alanına ilişkin olduğundan, bunlar idari eylem ve işlem olarak nitelendirilemezler. Kamu idare ve kurumlarının, kamu otoritesinin (egemenlik hakkının) bir temsilcisi olarak yaptığı faaliyetlerinde veya ondan doğan eylemlerinde hizmet unsuru söz konusu olduğu hâlde, özel hukuk tüzel kişisi olarak yürütülen faaliyetler sırasında meydana gelen zararlardan ötürü ilgili kamu tüzel kişisinin sorumluluğunun özel hukuk hükümleri ve ilkeleri uyarınca belirlenmesi gerekir.</p>

<p>27. Uyuşmazlık Mahkemesinin 06.12.1999 tarihli ve 1999/38 E. 1999/40 K. sayılı kararında; “İdarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre meydana getirdiği yol, kanal, baraj, su yolları, su şebekesi gibi tesislerin kurulması işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların görüm ve çözümünün idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları muhtel olanlar tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine ait olduğu” vurgulandıktan sonra; “Kamu hizmetinin, yöntemine ve hukuka uygun olarak yürütülüp yürütülmediğinin; kamu yararına uygun şekilde işletilip işletilmediğinin; dolayısıyla, olayda hizmet kusuru ya da başka bir nedenle idarenin sorumluluğu bulunup bulunmadığının yargısal denetiminin, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde ‘idari dava türleri’ arasında sayılan ‘idari işlem ve eylemlerden dolayı zarara uğrayanlar tarafından açılacak tam yargı davası’ kapsamında idari yargı yerlerince yapılacağına” işaret edilmiş ve idarenin görevinde olan kamu hizmetini yürüttüğü sıradaki eyleminden doğan zararın giderilmesine yönelik olarak açılan davanın idari yargı yerinde çözümlenmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>28. Zira bir kamu kurumunun görevlerinden olan bir işi yapmayı kararlaştırması idari bir karar olduğu gibi, bu kararı yerine getirmek üzere plan ve projeler yapıp, o plan ve projeler gereğince işi görmesi de kararın neticesi olan birer idari eylemdir.</p>

<p>29. Ayrıca 11.02.1959 tarihli ve 1958/17 E., 1959/15 K. sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da açıklandığı gibi, kamu kuruluşlarının verdikleri kararlar sonunda plan ve projesine uygun olmak üzere tesisler yaptırmış olmaları, bu tesisleri kullanmaları veya bu tesislere bakmaları sebebiyle fertlerin uğramış oldukları zararların tazminine yönelik davalar tam yargı davası olarak idari yargı mercilerince çözümlenecektir. Öte yandan, yapılan işlerin plan veya projelere aykırı olması hâlinde ortada idari kararın tatbikine ilişkin bir fiil bulunmadığından, bu iddia ile açılmış bir dava ancak haksız fiilden doğan bir dava olarak ele alınacaktır.</p>

<p>30. O hâlde, idarenin yürütmekle yükümlü bulunduğu kamu hizmetine ilişkin olarak uygulamaya koyduğu plan ve projeye göre tesislerin kurulması, işletilmesi ve bakımı sırasında kişilere verdiği zararların tazmini istemiyle açılacak davaların çözümü, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları ihlal edilenler tarafından açılacak tam yargı davaları kapsamında yargısal denetim yapan idari yargı yerine; idarece herhangi bir hakka haksız müdahalede bulunulduğu, plan ve projeye aykırı iş görüldüğü iddiasıyla açılacak zararın tazmini davalarının haksız fiillere ilişkin özel hukuk hükümlerine göre çözümü ise adli yargı yerine ait olacaktır. Nitekim aynı ilkeler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 05.03.2014 tarihli ve 2013/4-415 E., 2014/199 K.; 16.10.2018 tarihli ve 2017/4-1458 E., 2018/1437 K.; 22.09.2020 tarihli ve 2017/17- 3149 E., 2020/648 K. sayılı kararlarında da benimsenmiştir.</p>

<p>31. Yeri gelmiş iken Karayolları Trafik Kanunu’nda kuruluşlar ve komisyonlara verilen görev ve yetkilere ilişkin sorumluluğun bu Kanun kapsamında değerlendirilmesi gerekip gerekmediğinin de irdelenmesi gerekmektedir. ... 6001 sayılı kuruluş Kanunu yanında KTK’nın 7. maddesinde de genel olarak karayollarını emniyetle kullanılmasını sağlamakla görevli ve yetkili kılınmıştır. KTK’da yalnızca Karayolları Genel Müdürlüğünün değil, Kanun’un 2. Kısmının 4 ila 12. maddelerinde karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzen ve güvenliğini sağlamak, trafik güvenliğini ilgilendiren gerekli önlemleri belirlemek ve motorlu araçlar ile ilgili idari işlemleri düzenlemek amacı ile başka kurumların da görev ve yetkileri sayılmıştır. Bununla birlikte 2918 sayılı KTK’da diğer kamu idareleri ve Karayolları Genel Müdürlüğünün trafik düzeni ve trafik güvenliği ile ilgili üstlendikleri kamu hizmetlerinden dolayı hukukî sorumluluğu düzenlenmiş değildir. Yani Karayolları Genel Müdürlüğünün karayolu yapım, bakım ve işletilmesi şeklindeki kamu hizmetleri gibi diğer kamu kuruluşlarının kendi görev alanlarındaki kamu hizmetlerinin, idare hukuku ilke ve kurallarına göre yürütülmesi, anılan kuruluşların idari işlem ve eylemlerinden doğan uyuşmazlıkların da Anayasa’nın 125. maddesi ve İYUK’un 2. maddesine göre idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>32. Somut uyuşmazlıkta, davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmamasına ilişkin hizmetinin ve temelinde ifade olunan zararın, hizmet kusuru teşkil eden eyleme dayandığı hususu ise kuşkusuzdur. Hizmet kusuruna dayalı olarak açılan bu davanın tam yargı davası ile idari yargı yerinde çözümlenmesi gerekmektedir. Ne var ki dosya kapsamından aynı konuda Ankara 17. İdare Mahkemesinin 20.12.2012 tarihli ve 2012/173 E., 2012/2167 K. sayılı kararı ile adli yargı yolunun görevli olduğu gerekçesiyle davanın görev yönünden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>33. 2247 sayılı Uyuşmazlık Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun’un 19. maddesi;<br />
“Adli ve idari yargı mercilerinden birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin erteler.<br />
Yargı merciince, önceki görevsizlik kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir.” hükmünü haizdir.</p>

<p>34. Bu durumda mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak 2247 sayılı Kanun’un 19. maddesi gereği işlem yapılması gerekirken işin esası incelenerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında; KTK’nın 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesince verilen istikrarlı kararlarda, bu Kanun kapsamında açılan uyuşmazlıklarda hizmet kusuruna dayanıldığına bakılmaksızın adli yargıda görülmesi gerektiğinin belirtildiği, davalının görevlerinin KTK ile düzenlendiği, varsa kusurunun ve sorumluluğunun KTK uyarınca belirleneceği ve bu Kanun’un 110. maddesinde de başvurulacak yargı yolunun adli yargı olduğunun açıkça düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarihli ve 2013/68 E., 2013/165 K. sayılı kararında belirtildiği gibi aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesinin kamunun yararına olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de; bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>36. Öte yandan dava tarihinin “31.12.2012” olmasına rağmen direnme kararının başlığında "15.10.2014" olarak yazılması, mahallinde her zaman düzeltilmesi mümkün maddi hata olarak kabul edildiğinden esasa etkili görülmemiş ve bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>37. Hâl böyle olunca; Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken direnme kararı verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>38. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
Aynı Kanun’un 440/III-1. maddesi gereğince karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 16.11.2021 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>Davacı müvekkiline kasko sigortalı aracın davalının yol bakım çalışması yaparken yola mucur dökmesi ve işaretleme yapmaması nedeniyle kaza yaparak hasarlandığını, kazanın meydana gelmesinde davalının kusurlu olduğunu, aynı kazadan ötürü Ankara 17. İdare Mahkemesinin 2012/173 E., 2012/2167 K. sayılı kararı ile İdare Mahkemesinin görevsizliğine karar verildiğini ileri sürerek, fazlaya dair haklarını saklı tutarak sigortalısına ödenen 2.780,00TL’nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı, davanın reddini savunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile 2.061,31TL’nin 11.10.2011 tarihinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 1. maddesi gereğince değişen oranlarda yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>Hükmün davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 12.06.2014 gün 2014/9715 E., 2014/9694 K. sayılı kararı ile “Mahkemece, idari yargının görevli olduğu nazara alınarak Uyuşmazlık Mahkemesi Kanunu’nun 19.maddesi gereğince işlem yapılması gerekirken, işin esasına girilerek yazılı olduğu gibi hüküm kurulması doğru görülmemiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuş, mahkemece adli yargı yolunun görevli olduğu olduğu gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.<br />
Uyuşmazlık davanın yargı yolu bakımından adli yargıda mı yoksa idari yargıda mı görülmesi gerektiği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu (İYUK)’nun “İdari dava türleri ve idari yargı yetkisinin sınırı” başlıklı 2. maddesinde idari dava türleri sayılmıştır. Bu hükme göre, idari davalar; idari işlemler hakkında açılan iptal davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları ve kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalardır.<br />
Bu nedenle idari eylem ve işlemlerden dolayı zarar gören kişiler tarafından açılacak “tam yargı” davaları idari yargı yerinde görülür ve çözümlenir. İdari eylem, kamu idare ve kurumlarının kamu görevine ilişkin, idare hukuku kural ve gereklerine göre yaptığı olumlu veya olumsuz davranış ve fiillerden ibarettir. İdari işlem ise, idari kanunlara dayanılarak yapılan muamelelerdir. İdarenin eylem ve işlemleri, onun kamu hukuku alanındaki kamu gücünü (kamu otoritesini) kullanarak, idare hukuku kural ve gerekleri uyarınca yaptığı faaliyetlerin, hukukî ve maddi hayattaki görünümleridir.</p>

<p>Yargı yolu ve görev kamu düzeninden olup, kanun koyucu bazı uyuşmazlıkların çözüm yerini, kamu veya özel hukuk ayrımı yapılmadan, adli yargının görev alanı olarak belirleyebilir. Bu düzenlemelerden biri de Karayolları Trafik Kanunu’nun 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi olup, maddenin birinci fıkrası “İşleteni veya sahibi Devlet ve diğer kamu kuruluşları olan araçların sebebiyet verdiği zararlara ilişkin olanları dâhil, bu Kanundan doğan sorumluluk davaları, adli yargıda görülür. Zarar görenin kamu görevlisi olması, bu fıkra hükmünün uygulanmasını önlemez. Hemzemin geçitte meydana gelen tren-trafik kazalarında da bu Kanun hükümleri uygulanır.” hükmünü düzenlemiştir.</p>

<p>2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun:<br />
1. maddesinde; Kanunun amacının karayollarında can ve mal güvenliği yönünden trafik düzenini sağlayacak ve trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önemleri belirlemek olduğu,</p>

<p>2. maddesinde; bu Kanunun trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev, yetki ve sorumluluk, çalışma usulleri ile diğer hükümleri kapsadığı ve bu Kanunun karayollarında uygulanacağı,</p>

<p>10. maddesinde; yapım ve bakımından sorumlu olduğu yolları trafik düzeni ve güvenliğini sağlayacak durumda bulundurmak, gerekli görülen kavşaklara ve yerlere trafik ışıklı işaretleri, işaret ve levhaları koymak ve yer işaretlemeleri yapmanın belediye trafik birimlerinin görev ve yetkileri arasında olduğu,<br />
belirtilmiştir.</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrasının iptali istemiyle Bursa 3. Asliye Hukuk Mahkemesi ve Batman 2. Asliye Hukuk Mahkemesince yapılan itiraz başvuruları üzerine konuyu inceleyen Anayasa Mahkemesi;</p>

<p>“… Anayasa Mahkemesi’nin daha önceki kimi kararlarında da belirttiği üzere, tarihsel gelişime paralel olarak Anayasa’da adli ve idari yargı ayrımına gidilmiş ve idari uyuşmazlıkların çözümünde idare ve vergi mahkemeleriyle Danıştay yetkili kılınmıştır. Bu nedenle, genel olarak idare hukuku alanına giren konularda idari yargı, özel hukuku alanına giren konularda adli yargı görevli olacaktır. Bu durumda, idari yargının görev alanına giren bir uyuşmazlığın çözümünde adli yargının görevlendirilmesi konusunda kanun koyucunun mutlak bir takdir yetkisinin bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Ancak, idari yargının denetimine bağlı olması gereken idari bir uyuşmazlığın çözümü, haklı neden ve kamu yararının bulunması hâlinde kanun koyucu tarafından adli yargıya bırakılabilir. İtiraz konusu kural, trafik kazasında zarar görenin asker kişi ya da memur olmasına, aracın askeri hizmete ilişkin olmasına veya olayın hemzemin geçitte meydana gelmesi durumlarına göre farklı yargı kollarında görülmekte olan 2918 sayılı Kanun’dan kaynaklanan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görüleceğini öngörmektedir. İtiraz konusu düzenlemenin gerekçesinde de ifade edildiği gibi, askeri idari yargı, idari yargı veya adli yargı kolları arasında uygulamada var olan yargı yolu belirsizliği giderilerek söz konusu davalarla ilgili olarak yeknesak bir usul belirlenmektedir. Aynı tür davaların aynı yargı yolunda çözümlenmesi sağlanarak davaların görülmesi ve çözümlenmesinin hızlandırıldığı, bu suretle kısa sürede sonuç alınmasının olanaklı kılındığı ve bunun söz konusu davaların adli yargıda görüleceği yolunda getirilen düzenlemenin kamu yararına yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Öte yandan, 2918 sayılı Kanun’da tanımlanan Karayolu şeridi üzerindeki araç trafiğinden kaynaklanan sorumlulukların, özel hukuk alanına girdiği konusunda bir tartışma bulunmamaktadır. İdare tarafından kamu gücünden kaynaklanan bir yetkinin kullanılması söz konusu olmadığı gibi, aynı karayolu üzerinde aynı seyir çizgisinden hareket eden, bu nedenle aynı tür risk üreten araçlar arasında özel-kamu ayırımı yapılmasını gerektiren bir neden de yoktur. Açıklanan nedenlerle, itiraz konusu kural Anayasa’nın 2., 125. ve 155. maddelerine aykırı değildir. İtirazın reddi gerekir…” gerekçesi ile Anayasa’ya aykırılık itirazını reddetmiştir (Anayasa Mahkemesinin 26.12.2013 tarih ve E. 2013/68 K. 2013/165 sayılı kararı; R.G. 27.3.2014 Sayı: 28954, s.136-147).<br />
Anayasa’nın 158. maddesinin son fıkrasında “Diğer mahkemelerle, Anayasa Mahkemesi arasındaki görev uyuşmazlıklarında, Anayasa Mahkemesinin kararı esas alınır.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda gerekçesine yer verilen kararı, yasa koyucunun idari yargının görevine giren bir konuyu adli yargının görevine verebileceğine, dolayısıyla 2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin birinci fıkrası ile öngörülen, bu Kanun’dan doğan tüm sorumluluk davalarının adli yargıda görülmesi düzenlemesinin Anayasa’ya aykırı bulunmadığına dair olup, esas itibariyle görev konusunda verilmiş bir karardır ve Anayasa’nın 158. maddesi uyarınca, tüm yargı organları bakımından da uyulması zorunlu bir karar mesabesindedir.</p>

<p>Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6100 sayılı HMK’nın “Her türlü idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerin yol açtığı vücut bütünlüğünün kısmen veya tamamen yitirilmesine yahut kişinin ölümüne bağlı maddi ve manevi zararların tazminine ilişkin davalara asliye hukuk mahkemelerince bakılacağı” düzenlemesi ile ilgili 3. maddeyi iptal ederken, “Dava konusu kuralla, sadece kişinin vücut bütünlüğüne verilen maddi zararlar ile buna bağlı manevi zararların ve ölüm nedeniyle oluşan maddi ve manevi zararların tazmini konusu kapsama alınmakta ve bu tazminat davalarına bakma görevi asliye hukuk mahkemelerine verilmektedir. Buna göre, aynı idari eylem ve işlemler ile idarenin sorumlu olduğu diğer sebeplerden kaynaklanan zararlar kapsama alınmadığından, sorumluluk sebebi aynı olsa da bu zararların tazmini davaları idari yargıda görülmeye devam edecek, bu durumda, idarenin aynı yapı içinde aldığı kararın bir bölümünün idari yargıda bir bölümünün adli yargıda görülmesi yargılamanın bütünlüğünü bozacaktır. Ayrıca iki ayrı yargı kolunda görülen davalarda, idarenin sorumluluğu, bu sorumluluğun kapsamı, idarenin tazmin yükümlülüğü konularında farklı sonuçlara ulaşılabilecektir. Esasen idare hukukunda var olan hizmet kusuru ve kusursuz sorumluluk kavramları, kişilerin gördüğü zararların tazmininde kullanılan ve kişilerin idare karşısında koruma kapsamını genişleten kavramlardır. Bu nedenle, yukarıda belirtildiği gibi aynı idari eylem, işlem veya sorumluluk sebebinden kaynaklanan zararların tazminine ilişkin davaların farklı yargı yerlerinde görülmesinde kamu yararı ve haklı neden olduğu söylenemez” gerekçesine dayanmıştır (Anayasa Mahkemesinin 16.02.2012 tarih ve E.2011/35, K. 2012/23 sayılı kararı. R.G.19.05.2012, Sayı:28297).</p>

<p>Uyuşmazlık Mahkemesi de Anayasa Mahkemesi kararındaki gerekçelerle “2918 sayılı Yasanın 19.01.2011 tarihinde yürürlüğe giren 110. maddesi ile Anayasa Mahkemesi’nin işaret edilen kararı gözetildiğinde, bahsi geçen Kanun maddesinin karayollarında, can ve mal güvenliği yönünden trafik düzeninin sağlanarak trafik güvenliğini ilgilendiren tüm konularda alınacak önlemleri kapsadığı ve Kanunun, trafik ile ilgili kuralları, şartları, hak ve yükümlülükleri, bunların uygulanmasını ve denetlenmesini, ilgili kuruluşları ve bunların görev yetki ve sorumlulukları ile çalışma usullerini kapsadığı, dolayısıyla meydana gelen zararın tazmini istemiyle açılan bu davanın da adli yargı yerinde çözümlenmesi gerektiğine” karar vermiştir (30.11.2015 gün ve 2015/7753 Esas, 2015/771 Karar, 11.04.2016 gün ve 2016/7163 Esas, 2016/210 Karar, 24.09.2018 gün ve 2018/530 Esas, 2018/467 Karar).</p>

<p>2918 sayılı Kanunun 110. maddesinin yürürlüğe girmesinden sonra Uyuşmazlık Mahkemesi anılan yasa kapsamında çıkan uyuşmazlıklarda hizmet kusuru olsun ya da olmasın idareye karşı açılan davalarda uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine istikrarlı olarak devam etmektedir (26.04.2019 gün ve 2019/290 Esas, 2019/356 Karar).</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; uyuşmazlıkta adli yargı yerinin görevli olduğu düşüncesinde olduğumuzdan, sayın çoğunluğun aksi yöndeki düşüncesine katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201899-e-20211421-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 17:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="16263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYAÇ SEBEBİYLE TAHLİYE DAVASINDA UYGULAMAYA DAİR BİLGİLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İhtiyaç sebebiyle tahliye davası, kiraya verenin kiralananı kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu veya kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için gerçekten kullanma zorunluluğu bulunduğu hâllerde başvurulan bir tahliye yoludur. Bu dava, özellikle konut ve çatılı işyeri kiralarında sık gündeme gelir. Ancak uygulamada en çok hata, ihtiyacın varlığından çok, sürenin ve ihtarın nasıl hesaplanacağı noktasında yapılır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türk Borçlar Kanunu’na göre belirli süreli ve belirsiz süreli kira sözleşmelerinde aynı kurallar uygulanmaz. Bu ayrım, hem ihtar zorunluluğunu hem de dava açma süresini doğrudan etkiler. Bu nedenle “1 yıllık sözleşme bitti, artık belirsiz süreliye döndü” şeklindeki pratik yaklaşım doğru değildir. Bilindiği üzere konut ve çatılı işyeri kiralarında 1 yıllık süre bitince sözleşme belirsiz süreli hale gelmez. Türk Borçlar Kanunu’na göre sözleşme, aynı şartlarla <strong>1 yıl daha uzamış</strong> sayılır.</p>

<p>Bu noktada Yargıtay’ın yaklaşımı nettir. 1 yıllık kira sözleşmesi dolduğunda ilişki belirsiz süreli hâle gelmiş sayılmaz; TBK 347 uyarınca uzama rejimi içinde devam eder. Bu ayrım önemlidir. Çünkü ihtiyaç nedeniyle tahliye davasında süre hesabı, belirsiz süreli sözleşme mantığıyla değil, sözleşmenin uzama dönemi esas alınarak yapılır.</p>

<p><strong>İhtar ne zaman zorunludur, ne zaman değildir?</strong></p>

<p>İhtiyaç sebebiyle tahliye davasında ihtar her durumda zorunlu değildir. Belirli süreli sözleşmelerde kiraya veren, kural olarak sözleşme süresinin sonunda ve TBK 350’de öngörülen bir aylık süre içinde dava açabilir. Bu durumda, sözleşmenin sona ereceği tarihi bekleyip süre içinde dava açmak çoğu zaman yeterlidir.</p>

<p>Ancak bazı hâllerde ihtar önem kazanır. Özellikle sözleşmede taraflarca kararlaştırılmış bir bildirim şartı varsa, bu şarta uyulup uyulmadığı ayrıca incelenir. Bunun yanında yeni malik bakımından TBK 351 çerçevesinde bir aylık yazılı bildirim şartı özel olarak düzenlenmiştir. Yani her tahliye sebebinin bildirim rejimi aynı değildir.</p>

<p><strong>Belirsiz süreli kira sözleşmesinde dava açma süresi</strong></p>

<p>Belirsiz süreli konut kira sözleşmelerinde kiraya verenin, genel hükümlere göre (TBK .328 vd.) fesih ihbar sürelerine uyulmak suretiyle belirlenecek sona erme tarihinden itibaren 1 ay içinde dava açması gerekir. Ancak önce zorunlu dava şartı olan arabuluculuk kurumuna başvuru zorunludur. Arabuluculukta geçen süre dava açma süresine eklenir.</p>

<p>Sözleşmenin başlangıcı belirli, süresi belirsiz ise fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak bir ay içerisinde dava açılmalıdır. TBK 329 hükmü gereği taraflar, yerel adetlere göre belirlenen kira döneminin sonu için veya böyle bir adet yok ise altı aylık kira dönemi sonu için üç aylık fesih bildirim süresine uyarak feshedebilir. Sözleşme ister yazılı ister sözlü yapılmış olsun, süresi kanıtlanamadığında bu sözleşme belirsiz süreli sözleşme olarak kabul edilir. Uygulamada en çok karıştırılan husus altı aylık kira dönemlerinin tespiti ile üç aylık fesih bildirim sürelerinin tayinidir. Çoğu dava bu sürelere uyulmadığından reddolunmaktadır. Bu hususta bir örneklendirme ile konuyu netleştirmek isteriz. Örneğin: Kira başlangıcı 01.01.2026 olsun, fesih dönemleri 1. Dönem sonu 30.06.2026, 2. Dönem sonu 31.12.2026 tir. Bu dönem sonları için sözleşmeye son verilmek istenir ise 1. Dönem sonu için üç ay öncesine tekabül eden 31.03.2026 , 2. Dönem sonu için ise 31.09.2026 tarihi öncesinde fesih bildiriminin yazılı olarak yapılması ile dönem sonu tarihlerinden itibaren bir ay içinde tahliye davalarının açılması gerekir.</p>

<p><strong>İhtiyaç kimler için ileri sürülebilir? Birden fazla konutun varlığı davayı engeller mi?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TBK 350, ihtiyacın kimler için ileri sürülebileceğini sınırlı biçimde saymıştır. Kiraya verenin kendisi, eşi, altsoyu, üstsoyu ve kanunen bakmakla yükümlü olduğu kişiler için konut veya işyeri ihtiyacı ileri sürülebilir. Bu sayım dışına çıkılamaz.</p>

<p>İhtiyacın ayrıca gerçek, samimi ve zorunlu olması gerekir. Geçici, ileride doğabilecek veya salt tahliye amacıyla ileri sürülen ihtiyaç yeterli değildir. Davanın açıldığı tarihte ihtiyaç mevcut olmalı ve yargılama sırasında da devam etmelidir.</p>

<p>Kiraya verenin birden fazla evi bulunması ise tek başına davayı otomatik olarak engellemez. Önemli olan, kiraya verenin elindeki diğer taşınmazın ihtiyacı gerçekten karşılayıp karşılamadığıdır. Eğer kiraya verenin başka taşınmazı olsa bile o taşınmaz ihtiyaca elverişli değilse, ihtiyaç iddiası yine kabul görebilir. Buna karşılık, kiraya verenin mevcut taşınmazı ihtiyaçla bağdaşan bir seçenek olarak duruyorsa, mahkeme ihtiyaç iddiasını daha sıkı değerlendirir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İhtiyaç sebebiyle tahliye davasında başarı, yalnızca “ihtiyacım var” demekle sağlanmaz. Sözleşmenin belirli mi belirsiz mi olduğu, ihtarın ne zaman yapıldığı, tebliğin ne zaman gerçekleştiği, dava açma süresinin kaçırılıp kaçırılmadığı ve ihtiyacın gerçekten zorunlu olup olmadığı birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Kısaca söylemek gerekirse: 1 yıllık konut kira sözleşmesi süresi dolunca kendiliğinden belirsiz süreliye dönüşmez; birer yıllık uzama düzeni içinde devam eder. İhtarın zorunlu olup olmadığı, hangi tahliye sebebine dayanıldığına göre değişir. İhtar gerekiyorsa posta tarihi değil, kiracının eline ulaşma tarihi önemlidir. İhtiyaç ise soyut değil, somut; geçici değil, gerçek ve devam eden bir ihtiyaç olmalıdır.</p>

<p>Bu nedenle ihtiyaç sebebiyle tahliye davası açılmadan önce sözleşme tarihi, tebliğ tarihi ve dava tarihi birlikte kontrol edilmelidir. En küçük tarih hatası, doğru bir ihtiyacı bile usulen sonuçsuz bırakabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kardelen-durmus" title="Av. Kardelen DURMUŞ"><img alt="Av. Kardelen DURMUŞ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/Kardelen-DURMU%C5%9E.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kardelen-durmus" title="Av. Kardelen DURMUŞ">Av. Kardelen DURMUŞ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyac-sebebiyle-tahliye-davasinda-uygulamaya-dair-bilgiler-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 15:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-ev-bina-kitaps.jpg" type="image/jpeg" length="35985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kaliforniya avukatların yapay zekâ kullanımını meslek kurallarına taşımaya hazırlanıyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kaliforniya Eyalet Barosu, avukatların yapay zekâ kullanımından doğan sorumluluklarını meslek etiğinin temel kuralları içine açık biçimde yerleştirmeye hazırlanırken, revize edilen düzenleme önerisinin ikinci kamuoyu görüş süreci 6 Ağustos'ta sona erdi.</p>

<p>Teklif henüz bağlayıcı değil. Ancak kabul edilmesi halinde yapay zekâ kullanımı; avukatın mesleki yetkinliği, müvekkille iletişimi, sır saklama yükümlülüğü, mahkemeye karşı dürüstlüğü ve hukuk bürolarındaki gözetim sorumluluğu bakımından mevcut meslek kurallarının doğrudan konusu haline gelecek. Nihai değişikliklerin yürürlüğe girebilmesi için Kaliforniya Yüksek Mahkemesi'nin onayı gerekiyor.</p>

<p>Baronun önerisi yapay zekâ kullanımını yasaklamıyor. Bunun yerine temel yaklaşım, teknolojinin değişmesine rağmen avukatın mesleki sorumluluğunun değişmediği varsayımına dayanıyor.</p>

<p>Revize taslağa göre avukatın, yapay zekâ kullanımının girdiler ve çıktılar dahil bütün yönleri üzerinde mesleki muhakemesini kullanması gerekiyor. Müvekkillere, mahkemelere veya diğer taraflara hukuki kaynak gösterildiğinde ise atıf yapılan karar ve diğer kaynakların gerçekten var olduğu ve doğru biçimde aktarıldığı doğrulanmalı.</p>

<p>Bu yaklaşım, son yıllarda ABD mahkemelerinde üretken yapay zekâ sistemlerinin uydurduğu karar ve içtihatların dilekçelere girmesiyle görünür hale gelen bir mesleki sorumluluk sorununa yanıt niteliği taşıyor.</p>

<p><strong>Gizli verinin AI sistemine verilmesi ayrıca değerlendirilecek</strong></p>

<p>Teklifin dikkat çeken bölümlerinden biri avukat-müvekkil gizliliğine ilişkin.</p>

<p>Taslak, gizli bilginin bir teknoloji veya yapay zekâ sistemi tarafından avukatın sır saklama yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde erişilmesi, saklanması veya kullanılması konusunda önemli bir risk yaratılmasını da hukuki değerlendirmeye dahil ediyor.</p>

<p>Avukatın değerlendirmesi gereken unsurlar arasında hizmet sağlayıcının veriyi saklayıp saklamadığı, verilerin model eğitimi amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, sistemin güvenlik önlemleri ve bilgilere yetkisiz kişiler veya üçüncü tarafların erişebilme ihtimali bulunuyor.</p>

<p>Böylece düzenleme, “gizli bilgiyi yapay zekâya verme” sorununu yalnızca kullanıcının ekrana ne yazdığı üzerinden değil, kullanılan hizmetin arkasındaki veri işleme mimarisi üzerinden ele alıyor.</p>

<p>Taslak ayrıca avukatların yapay zekâ kullanımı nedeniyle müvekkillerini ne zaman bilgilendirmeleri gerektiğini değerlendirirken teknolojinin yeniliğini, kullanımın risk ve yararlarını, hukuki işin kapsamını ve müvekkilin konuya ilişkin bilgi düzeyini dikkate almalarını öngörüyor.</p>

<p><strong>Hukuk bürolarına kurum düzeyinde sorumluluk</strong></p>

<p>Öneri bireysel avukatın davranışıyla sınırlı değil.</p>

<p>Yönetici ve gözetici konumdaki avukatların, hukuk bürolarında yapay zekânın uygun kullanımı için iç politika ve prosedürler oluşturması; avukat olmayan çalışanların teknoloji kullanımının da gerekli talimat ve gözetim altında tutulması öngörülüyor.</p>

<p>Bu hüküm, yapay zekâyı yalnızca bir avukatın kullandığı kelime işlemci veya arama motoruyla eşdeğer gören yaklaşımdan ayrılıyor. Özellikle araştırma yapabilen, dosya okuyabilen, belge hazırlayabilen ve başka yazılım sistemleriyle işlem yapabilen yapay zekâ ajanlarının yaygınlaşması, teknoloji kullanımını hukuk büroları açısından kurumsal bir risk yönetimi konusu haline getiriyor.</p>

<p>Kaliforniya Yüksek Mahkemesi de 2025'te Barodan mevcut yapay zekâ rehberinin meslek kurallarına aktarılmasını değerlendirirken “agentic”, yani belirli görevleri daha bağımsız biçimde yerine getirebilen yapay zekâ sistemlerini de dikkate almasını istemişti.</p>

<p><strong>İlke yeni değil, kurallara aktarılması önemli</strong></p>

<p>Teklifin dayandığı “AI kullanılabilir ancak mesleki sorumluluk avukatta kalır” ilkesi ABD hukuk sistemi için bütünüyle yeni değil.</p>

<p>Amerikan Barolar Birliği (ABA), Temmuz 2024'te yayımladığı ilk resmî üretken yapay zekâ etik görüşünde yetkinlik, gizlilik, müvekkilin bilgilendirilmesi ve ücretlendirme dahil mevcut meslek kurallarının AI kullanımında da uygulanacağını açıklamıştı. Kaliforniya da 2023'ten beri avukatlar için üretken yapay zekâ rehberine sahip.</p>

<p>Yeni olan, bu ilkelerin rehber niteliğindeki tavsiyelerin ötesine geçerek meslek kurallarının yetkinlikten sır saklamaya, mahkemeye karşı dürüstlükten büro içi gözetim yükümlülüğüne kadar altı ayrı alanına yerleştirilmesinin tartışılması.</p>

<p>Kaliforniya bu konuda tek örnek de değil. Rhode Island Yüksek Mahkemesi Haziran ayında avukatların üretken yapay zekâ kullanımına ilişkin meslek kurallarında değişiklik yaparak ABD'de giderek genişleyen düzenleyici eğilime katıldı.</p>

<p><strong>İlk taslaktaki sert doğrulama dili değişti</strong></p>

<p>Kaliforniya'daki sürecin bir başka dikkat çekici yönü, ilk kamuoyu görüşlerinden sonra metnin değiştirilmesi oldu.</p>

<p>İlk taslak, yapay zekâ çıktılarının avukat tarafından bağımsız biçimde incelenmesi ve doğrulanmasına daha genel bir yükümlülük getiriyordu. Haziran ayında ikinci görüş sürecine çıkarılan metin ise avukatın girdiler ve çıktılar dahil bütün AI kullanımı üzerinde mesleki muhakemesini kullanmasını esas alırken, açık doğrulama yükümlülüğünü özellikle hukuki kaynak ve atıflar bakımından belirginleştirdi.</p>

<p>Değişiklik, yapay zekâ kullanan avukatın her teknik çıktıyı aynı yöntemle denetlemesi yerine, mesleki riskin niteliğine göre insan muhakemesi ve doğrulama sorumluluğunu öne çıkaran daha esnek bir düzenlemeye yönelimi gösteriyor.</p>

<p><strong>Türkiye'deki tartışmayla dikkat çekici paralellik</strong></p>

<p>Kaliforniya'daki çalışma Türkiye bakımından elbette çok uzak. Ancak Türkiye Barolar Birliği'nin daha iki ay önce açıkladığı yapay zekâ çalışmalarıyla önemli paralellikler taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>TBB'nin 20 Haziran'da kamuoyuyla paylaştığı “Avukatlar İçin Yapay Zekâ Kullanımı Tavsiye Rehberi” ile çalıştay sonuçlarında insan denetimi, AI çıktılarının doğrulanması, meslek sırrının korunması, kişisel veri güvenliği, şeffaflık ve nihai mesleki sorumluluğun avukatta kalması temel ilkeler arasında sıralandı.</p>

<p>TBB ayrıca hukuk alanında yapay zekâ kullanımına özgü meslek kuralları ve etki standartlarının geliştirilmesini önerdi.</p>

<p>Türkiye'de avukatların özen ve güven yükümlülüğü ile meslek sırrının korunması gibi temel sorumlulukları zaten Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarından kaynaklanıyor. Kişisel verilerin yapay zekâ sistemlerinde işlenmesi ise KVKK mevzuatına tabi. Kişisel Verileri Koruma Kurumu da 2025 sonunda üretken yapay zekâ ve kişisel verilerin korunmasına ilişkin özel bir rehber yayımladı.</p>

<p>Bu nedenle Türkiye açısından temel düzenleme sorusu, yapay zekâ kullanımında mesleki sorumluluğun bulunup bulunmadığından çok, mevcut genel yükümlülüklerin yeni teknolojiler karşısında <strong>hangi somut davranış standartlarına çevrileceği</strong> olabilir.</p>

<p>Kaliforniya önerisi bu açıdan; hukuki kaynakların doğrulanması, kullanılan yapay zekâ hizmetinin veri saklama ve model eğitimi politikalarının incelenmesi, müvekkile yapılacak açıklamanın koşullarının belirlenmesi ve hukuk bürolarında yazılı AI kullanım politikalarının oluşturulması gibi daha operasyonel kurallar için örnek oluşturabilir.</p>

<p>Taslak doğrudan bir kayıt tutma yükümlülüğü getirmiyor. Ancak bu yaklaşımın ileride hukuk bürolarında bir tür <strong>“AI denetim izi”</strong> uygulamasını teşvik etmesi mümkün.</p>

<p>Böyle bir sistemde hangi yapay zekâ aracının kullanıldığı, gizli veya kişisel verilerin hangi koşullarda işlendiği, hangi hukuki kaynakların insan tarafından doğrulandığı ve nihai belgenin kim tarafından denetlendiği kayıt altına alınabilir.</p>

<p>Bu tür kayıtlar yalnızca hata önleme aracı değil, bir uyuşmazlık halinde avukatın gerekli mesleki özeni gösterip göstermediğinin ortaya konulmasında da önem kazanabilir.</p>

<p>Kaliforniya'daki düzenleme sürecinin ortaya koyduğu temel çizgi ise şimdilik daha yalın: <strong>Yapay zekâ işi hızlandırabilir ve bazı görevleri üstlenebilir; fakat mesleki muhakeme, gizlilik ve nihai sorumluluk avukattan yapay zekâ sistemine devredilemiyor.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR"><img alt="Av. Şamil DEMİR" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/09/samil-demir.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-samil-demir" title="Av. Şamil DEMİR">Av. Şamil DEMİR</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kaliforniya-avukatlarin-yapay-zeka-kullanimini-meslek-kurallarina-tasimaya-hazirlaniyor-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 13:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/baro/yapay-avukat21.jpg" type="image/jpeg" length="17165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Kardeşlerin Velayeti Bölünebilir mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında en çok merak edilen konulardan biri olan kardeşlerin velayeti bölünür mü sorusunu hukuki ve uygulamaya dönük yönleriyle ele alıyorum. Boşanma davasında kural olarak kardeşlerin velayetinin ayrılmaması esastır. Mahkemeler, çocuğun üstün yararı ilkesi gereği kardeşler arasındaki duygusal bağın korunmasını öncelikli kabul eder. Boşanma süreci çocuklar açısından zaten zorlayıcıyken, kardeşlerin birbirinden ayrılması bu süreci daha da ağırlaştırabilir.</p>

<p>Ancak bu kural mutlak değildir. Bazı istisnai durumlarda kardeşlerin velayeti bölünebilir. Videoda; çocuklar arasındaki ciddi yaş farkı, özel sağlık veya bakım ihtiyacı bulunan çocuklar, çocuk ile ebeveyn arasında güçlü ve belirleyici duygusal bağlar, kardeşler arasında ciddi uyumsuzluk veya birlikte yaşamayı imkânsız kılan durumlar gibi hallerde velayetin nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde anlatıyorum.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Velayet kararlarında hâkimin anne ya da babanın taleplerine değil, her bir çocuğun güvenliği, sağlığı ve psikolojik gelişimine odaklandığını; sosyal inceleme raporları, pedagog ve psikolog değerlendirmelerinin neden belirleyici olduğunu bu videoda net şekilde açıklıyorum.</p>

<p>Boşanma davasında velayet, kardeşlerin ayrılması, velayet bölünmesi hangi durumlarda olur, hâkim velayet kararını neye göre verir gibi sık sorulan soruların cevaplarını bu içerikte bulabilirsiniz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-kardeslerin-velayeti-bolunebilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Blw2zak3zvI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65590"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mirası Reddetmek İçin 3 Aylık Süre: Kaçırırsanız Ne Olur?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir yakınınızı kaybettiğinizde miras olarak yalnızca ev, araba veya birikim kalmaz; <strong>borçlar da mirasçıya geçer</strong>. İşte bu yüzden <strong>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 606. maddesi</strong>, mirasçıya mirası reddetmek için yalnızca <strong>3 aylık bir süre</strong> tanır, ve bu süre çoğu ailenin haberi bile olmadan işlemeye başlar.</p>

<p>Süre dolduğunda ne olur? Kanunun cevabı nettir: reddetmeyen mirasçı, mirası <strong>borçlarıyla birlikte kayıtsız şartsız kazanmış sayılır</strong>.</p>

<p><strong>3 Aylık Süre Ne Zaman Başlar?</strong></p>

<p>Kural olarak süre, <strong>yasal mirasçılar için mirasbırakanın ölümünü öğrendikleri tarihte</strong> işlemeye başlar. Çoğu aile için bu, vefat günüdür. Mirasçı olduğunuzu daha sonra öğrendiğinizi ispat edebiliyorsanız (örneğin uzak bir akrabanın mirasçısı olduğunuzu aylar sonra fark ettiyseniz), süre <strong>öğrenme tarihinden</strong> itibaren hesaplanır.</p>

<p>Somut örnek: Bahçelievler'de yaşayan Meltem, babasını mart ayında kaybetti. Cenazeden haftalar sonra kapıya gelen ödeme emriyle babasının <strong>kredi ve kefalet borçlarını</strong> öğrendi. Meltem'in 3 aylık süresi borçları öğrendiği gün değil, <strong>ölümü öğrendiği gün</strong> başladı, yani takvim, o farkında olmadan zaten işliyordu.</p>

<p>Vasiyetnameyle mirasçı atanan kişiler içinse süre, <strong>vasiyetin kendilerine resmen bildirildiği tarihten</strong> itibaren işler. Önemli bir sebep varsa (örneğin terekenin karmaşık olması, yurt dışında yaşamanız) sulh hukuk hâkiminden <strong>sürenin uzatılmasını</strong> da isteyebilirsiniz;</p>

<p>Ret kararı vermeden önce terekenin gerçek tablosunu, mal, alacak ve borçları, çıkarmak ilk adımdır.</p>

<p><strong>Ret Beyanı Nasıl Yapılır? Adım Adım</strong></p>

<p>Mirasın reddi bir dilekçeyle biter ama öncesinde küçük bir araştırma gerektirir. Ret beyanı, <strong>mirasbırakanın son yerleşim yerindeki sulh hukuk mahkemesine</strong> yazılı veya sözlü olarak yapılır ve <strong>kayıtsız şartsız</strong> olmalıdır, "borç çıkarsa reddediyorum" gibi şartlı beyan geçersizdir.</p>

<p><strong>Adım Adım Ret Süreci</strong></p>

<p><strong>1. Terekenin fotoğrafını çekin:</strong> Bankalar, tapu, araç kaydı, icra dosyaları ve vergi borçlarını araştırın; borç mu mal mı ağır basıyor görün</p>

<p><strong>2. Süreyi işaretleyin:</strong> Ölümü öğrendiğiniz tarihten itibaren 3 ay içinde başvurmalısınız</p>

<p><strong>3. Sulh hukuk mahkemesine beyan verin:</strong> Mirasbırakanın son yerleşim yeri mahkemesine kayıtsız şartsız ret beyanınızı sunun</p>

<p><strong>4. Kaydı ve belgeyi alın:</strong> Ret beyanı mahkemenin özel kütüğüne işlenir; talep ederseniz reddi gösteren belge verilir</p>

<p>Şöyle bir soru sorun kendinize: "Reddetmek gerçekten kârlı mı?" Tereke her zaman göründüğü kadar borçlu olmayabilir. Örneğin ölen yakınınız işçiyse, ödenmemiş kıdem tazminatı alacağı da terekeye dahildir ve mirasçılara geçer. Bu yüzden karar vermeden önce <strong>aktif ve pasifin tam listesini</strong> çıkarmak, aceleyle reddetmekten çok daha güvenlidir.</p>

<p><strong>Süreyi Kaçırırsanız Ne Olur?</strong></p>

<p>Sürenin dolması sessiz ama ağır bir sonuç doğurur: mirası <strong>kayıtsız şartsız kabul etmiş sayılırsınız</strong>. Bu andan itibaren mirasbırakanın borçlarından yalnızca kalan mallarla değil, <strong>kendi kişisel malvarlığınızla da</strong> sorumlu olursunuz. Yani babanızdan kalan borç için sizin maaşınıza ve evinize haciz gündeme gelebilir.</p>

<p>Peki her şey bitti mi? Hayır. Kanun bir istisna tanır: <strong>hükmen ret</strong>. Ölüm tarihinde mirasbırakanın <strong>ödemeden aczi açıkça belli veya resmen tespit edilmiş ise</strong> miras, hiçbir beyana gerek olmadan reddedilmiş sayılır. Yargıtay'ın yerleşik uygulamasına göre bu durum <strong>süreye bağlı olmadan</strong> tespit davasıyla ileri sürülebilir; alacaklının açtığı davada savunma olarak da dile getirilebilir.</p>

<p><strong>Hükmen Ret İçin Aranan Tablo</strong></p>

<p>• <strong>Borca batıklık ölüm anında mevcut olmalı:</strong> Tereke borçları, malvarlığını açıkça aşıyor olmalı</p>

<p>• <strong>Açıkça belli veya resmen tespit edilmiş olmalı:</strong> Çevrece bilinen ödeme güçlüğü ya da aciz belgesi, sonuçsuz icra takipleri gibi resmi kayıtlar</p>

<p>• <strong>Mirasçı terekeyi sahiplenmemiş olmalı:</strong> Tereke mallarını kullanan, benimseyen mirasçı bu korumayı kaybeder</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td colspan="3"></td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong>Özellik</strong></p>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Gerçek Ret (Beyanla)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td>
   <p><strong>Hükmen Ret</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Süre</p>
   </td>
   <td>
   <p>Öğrenmeden itibaren 3 ay</p>
   </td>
   <td>
   <p>Süreye bağlı değil (tespit davası)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Şart</p>
   </td>
   <td>
   <p>Kayıtsız şartsız beyan yeterli</p>
   </td>
   <td>
   <p>Ölüm anında borca batıklık ispatı gerekli</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Nereye yapılır</p>
   </td>
   <td>
   <p>Son yerleşim yeri sulh hukuk mahkemesi</p>
   </td>
   <td>
   <p>Tespit davası veya alacaklıya karşı savunma</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Risk</p>
   </td>
   <td>
   <p>Süre kaçarsa hak düşer</p>
   </td>
   <td>
   <p>İspat yükü mirasçıda, sonuç davaya bağlı</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Ret mi, hükmen ret mi, yoksa kabul mü? Doğru strateji terekenin tablosuna göre dosya bazında belirlenir.</p>

<p><strong>Dikkat: Ret Hakkınızı Düşüren Davranışlar</strong></p>

<p>Kanunun en az bilinen tuzağı budur: 3 aylık süre dolmasa bile, <strong>tereke işlerine karışan mirasçı ret hakkını kaybeder</strong>. Terekenin olağan yönetimini aşan işler yapan, tereke mallarını gizleyen veya <strong>kendine mal eden</strong> mirasçı artık mirası reddedemez.</p>

<p>Buna karşılık her işlem hakkı düşürmez. <strong>Cenaze masraflarını karşılamak</strong>, terekeyi korumaya yönelik acil önlemler almak veya bozulacak malları satmak gibi olağan işlemler, Yargıtay uygulamasında ret hakkını ortadan kaldırmaz. Kritik çizgi şudur: <strong>koruyan işlem serbest, sahiplenen işlem yasak</strong>.</p>

<p><strong>Reddettiğinizde Miras Kime Geçer?</strong></p>

<p>Ret bencilce bir kaçış değil, zincirleme sonuç doğuran bir işlemdir. Yasal mirasçılardan biri reddederse payı, <strong>kendisi hiç sağ değilmiş gibi</strong> kendi mirasçılarına, çoğu zaman <strong>çocuklarına</strong>, geçer. Yani siz reddettiğinizde borçlu tereke bu kez çocuğunuzun kapısını çalar.</p>

<p><strong>Bunu Biliyor Muydunuz?</strong></p>

<p>Anne-baba borçlu bir mirası reddettiğinde süreç bitmez: pay <strong>çocuklara, hatta torunlara</strong> geçer. Küçük çocuklar adına ret beyanını <strong>veli olarak anne-baba birlikte</strong> verir; ihmal edilirse borç, aile içinde kuşak kuşak dolaşabilir. En yakın yasal mirasçıların <strong>tamamı</strong> reddederse tereke, sulh mahkemesince iflas hükümlerine göre tasfiye edilir ve borçlar kalan mallardan ödenir.</p>

<p>Bir uyarı da alacaklılar cephesinden: kendi borcunu ödeyemeyecek durumda olan mirasçı, <strong>alacaklılarından mal kaçırmak için</strong> mirası reddederse, alacaklılar <strong>6 ay içinde</strong> reddin iptalini dava edebilir. Ret kararını "borçtan kurtulma taktiği" olarak değil, terekenin gerçek tablosuna dayanan bir tercih olarak kurgulamak gerekir.</p>

<p>Son olarak şunu hatırlatalım: miras meseleleri çoğu zaman kardeşler arasında gerilim üretir. Kimin reddedeceği, kimin taşınmazı devralacağı, borçların nasıl paylaşılacağı gibi konularda <strong>arabuluculuk yoluyla aile içi bir mutabakat</strong> kurmak, yıllarca sürecek davalardan çok daha kalıcı bir çözümdür.</p>

<p><strong>3 aylık süre uzatılabilir mi?</strong></p>

<p>Evet. <strong>Önemli sebeplerin varlığı hâlinde</strong> sulh hukuk hâkimi, yasal süreyi uzatabilir veya yeni bir süre tanıyabilir. Terekenin dağınık olması, yurt dışında yaşamak veya borçların geç ortaya çıkması bu kapsamda değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Reddetmek için tüm mirasçıların anlaşması gerekir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Ret <strong>kişisel bir haktır</strong>; her mirasçı kendi adına karar verir. Bir kardeş reddederken diğeri mirası kabul edebilir, reddedenin payı kendi altsoyuna geçer, o da yoksa diğer mirasçılara kalır.</p>

<p><strong>Cenaze masrafını ödemek ret hakkımı düşürür mü?</strong></p>

<p>Hayır. Cenaze ve defin giderlerini karşılamak <strong>ahlaki bir görev</strong> sayılır ve terekeyi sahiplenme olarak değerlendirilmez. Buna karşılık tereke malını satmak, kiraya vermek veya üzerinize geçirmek ret hakkını <strong>düşürebilir</strong>.</p>

<p><strong>Özetle akılda tutulması gerekenler:</strong></p>

<p>- Mirası reddetme süresi <strong>3 aydır</strong> ve kural olarak ölümü öğrendiğiniz gün başlar.</p>

<p>- Ret beyanı, mirasbırakanın son yerleşim yerindeki <strong>sulh hukuk mahkemesine kayıtsız şartsız</strong> yapılır.</p>

<p>- Süre kaçarsa miras borçlarıyla birlikte <strong>kabul edilmiş sayılır</strong>; tek istisna, borca batık terekede <strong>hükmen rettir</strong>.</p>

<p>- Tereke malını <strong>sahiplenen mirasçı</strong> (satan, üzerine geçiren) ret hakkını kaybeder; cenaze masrafı gibi olağan işlemler hakkı düşürmez.</p>

<p>- Reddedilen pay <strong>çocuklara geçer</strong>, gerekiyorsa küçükler adına da ret beyanı verilmelidir.</p>

<p>- Aile içi paylaşım gerilimlerinde <strong>arabuluculukla kalıcı çözüm</strong> her zaman masada tutulmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ"><img alt="Av. Aysel ABA KESİCİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_177u8YhhhYlhlhjuauhghghhhghjhhhhhhhhjgjggjhhhhhghhghhhhhghghhjujhghhjhhjjhhhgjhjj8.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aysel-aba-kesici" title="Av. Aysel ABA KESİCİ">Av. Aysel ABA KESİCİ</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mirasi-reddetmek-icin-3-aylik-sure-kacirirsaniz-ne-olur-1</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/1000061621.jpg" type="image/jpeg" length="31313"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TASARRUF FİNANSMAN SÖZLEŞMELERİNDE CAYMA HAKKI - ORGANİZASYON ÜCRETİNİN İADESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin E. 2026/2876, K. 2026/2703 sayılı kararı, tasarruf finansman sözleşmesi fesihlerinde (14 günlük cayma süresinden sonra) organizasyon ücretinin iade edilmemesini haksız şart olarak değerlendirmemiştir. Ayrıca, birikimlerin 6 aylık süre dolmadan iade edilmemesinin hukuki yarar yokluğu oluşturduğu ve vadesi gelmeyen alacaklar için dava açılamayacağı vurgulanmıştır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/2876 E., 2026/2703 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk (Tüketici) Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/399 E., 2025/229 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; davacı ile davalı arasında 30.09.2023 tarihinde 33.000,00 TL organizasyon ücreti ödemeli, 300.000,00 TL finansman tutarlı sözleşme yapıldığını, davalının sözleşme uyarınca davacı şirkete 33.000,00 TL organizasyon ücreti ve 24.000,00 TL taksit bedeli olmak üzere toplam 57.000,00 TL ödeme yaptığını, davalı tarafından 23.10.2024 tarihli fesih talepli Hakem Heyeti başvurusu uyarınca ayrılma işlemleri başlatıldığını, sözleşme ve tasarruf finansman mevzuatı uyarınca sözleşmeyi fesheden üyeye organizasyon ücreti kesintisi yapılarak yasal 6 aylık süresi içerisinde iade ödemesi yapıldığını, iade ödemesi bakımından henüz muaccel olmuş bir borç bulunmadığını, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 0...7 66 numaralı kararında uyuşmazlığa ilişkin hiçbir inceleme yapılmadan kabul kararı verildiğini belirterek, ... İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 0...7 66 karar sayılı kararının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı, cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyl; taraflar arasındaki sözleşmede organizasyon hizmet bedelinin haricinde kalan bedellerin iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık bir süre öngörülmüş ise de sözleşmenin matbu şekilde tek yanlı davalı şirket tarafından düzenlendiği ve taraflarca müzakere edildiğinin davalı tarafından ispat edilemediği, tüketicinin katlanması beklenemeyecek uzunlukta ve aleyhine olacak şekilde iade süresinin belirlendiği, söz konusu sözleşme hükmünün haksız şart kapsamında kaldığı ve geçersiz olduğu, bu sebeple dava tarihi itibariyle davalı şirkete yapılan ödemeler yönünden davacının alacağı muaccel olduğu, organizasyon bedeli olan 33.000,00 TL'ye oranlanması neticesi hesaplanan 57.000-8.700,61=48.299,39 TL dışındaki ödenmiş bedelin davalı tüketiciye iadesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle, davanın kısmen kabulü ile Giresun İl Tüketici Hakem Heyetinin 27.11.2024 tarihli ve 0...7 66 sayılı kabul kararının 48.299,39 TL yönünden onanmasına, bakiye kısım yönünden kararın iptaline, kararın bir örneğinin ... İl Tüketici Hakem Heyetine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede Hakem Heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasında akdedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshi ile ödenen bedellerin iadesi talebinin Tüketici Hakem Heyetince kabul edilmesi sonucu Tüketici Hakem Heyeti kararının iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanunun 5/1. maddesine göre, haksız şart; tüketiciyle müzakere edilmeden sözleşmeye dâhil edilen ve tarafların sözleşmeden doğan hak ve yükümlülüklerinde dürüstlük kuralına aykırı düşecek biçimde tüketici aleyhine dengesizliğe neden olan sözleşme şartlarıdır.<br />
6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu'nun 07.03.2021 tarihinde yürürlüğe giren 7292 sayılı Kanunla değişik 39/A maddesinde;</p>

<p>"(1) Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir.</p>

<p>(2) Tasarruf finansman sözleşmesi, yazılı veya uzaktan iletişim araçlarının kullanılması suretiyle mesafeli olarak ya da mesafeli olsun olmasın Kurulun yazılı şeklin yerine geçebileceğini belirlediği ve bir bilişim veya elektronik haberleşme cihazı üzerinden gerçekleştirilecek ve müşteri kimliğinin doğrulanmasına imkân verecek yöntemler yoluyla kurulacak şekilde düzenlenir.</p>

<p>(3) Müşteri, sözleşme imzalanmasını takip eden on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin tasarruf finansman sözleşmesinden cayma hakkına sahiptir. Müşterinin söz konusu cayma hakkını kullanması hâlinde şirket, organizasyon ücreti dâhil, müşteriden aldığı tutarın tamamını cayma kararının bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde iade etmekle yükümlüdür.</p>

<p>(4) Müşteri, tasarruf finansman sözleşmesinin tasarruf dönemi bitimine kadar sözleşmede fesih hakkına sahiptir. Şirket, müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarını, Kurulca belirlenecek süre içerisinde müşteriye iade etmekle yükümlüdür. Müşterinin talebi ile tahsisat ileriki bir tarihe ertelenebilir, erteleme hâlinde müşterinin sözleşmedeki hak ve yükümlülükleri saklı kalır. Tasarruf finansman sözleşmeleri, müşterinin sözleşme kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmemesi durumu haricinde, şirket tarafından tek taraflı olarak feshedilemez.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(5) Tasarruf finansman sözleşmelerinde asgari olarak tutarlara, vadeye, organizasyon ücretine, gelir, maliyet ve masraflara, konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimine yönelik tasarruf etme ve finansman kullandırma dönem ve koşullarına, iade süre ve şartlarına, temerrüde, cayma hakkının kullanımına, sözleşmenin sona ermesine, feshine, mirasçılara intikaline, üçüncü taraflara devrine, tarafların hak ve yükümlülüklerine ilişkin hükümler yer alır. Şirketler tasarruf finansman sözleşmeleri kapsamında taahhüt ettikleri yükümlülükleri yerine getirmek zorundadır. Sözleşme kapsamında müşterinin bilgilendirilmesine ve bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir." düzenlemesine yer verilmiştir.</p>

<p>Tasarruf Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmeliği'nin 17/8. maddesinde "Müşterinin, Kanunun 39/A maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sözleşmeden cayma hakkını kullanması durumunda organizasyon ücreti de dâhil hiçbir kesinti yapılmaksızın yaptığı tüm ödemeler cayma kararının şirkete bildirilmesinden itibaren on dört gün içinde müşteriye iade edilir. (Değişik cümle:RG-29/12/2023-32414) Müşterinin sözleşmede fesih hakkını kullanması durumunda tasarrufunun iadesi, iade talep tarihinden itibaren azami altı ay içerisinde müşterinin veya yasal temsilcisinin göstereceği kendi veya yasal temsilcisinin adına açılmış banka hesabına defaten yapılır." şeklindedir.</p>

<p>Dairemizin yerleşmiş içtihatlarında "07.03.2021 tarihli ve 31416 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7292 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun; 1. maddesi ile 6361 sayılı Finansal Kiralama, Faktoring, Finansman ve Tasarruf Finansman Şirketleri Kanunu’nun 3. maddesinin birinci fıkrasına eklenen (j) bendi;“ j) Organizasyon ücreti: Müşterilerin tasarruf finansman sözleşmesi kapsamında tasarruf finansman faaliyeti ve tasarruf fon havuzunun yönetimi karşılığında ödeyecekleri tutarı,";7. maddesi ile aynı Kanun’a eklenen 39/A maddesinin birinci fıkrası; "Tasarruf finansman sözleşmesi, belirli bir tasarruf tutarı ve dönemine bağlı olarak önceden belirlenmiş koşulların gerçekleşmesi şartıyla konut, çatılı iş yeri veya taşıt edinimi için müşteriye finansman kullanma hakkı veren, şirkete ise müşteriye ait birikmiş tasarruf tutarını yönetme, geri ödeme ve finansman kullandırma yükümlülüğü ile organizasyon ücreti alma hakkı veren, faizsiz finansman esaslarına göre düzenlenen sözleşmedir." hükmünü içermektedir.<br />
Açıklanan bu kanun hükümleri yürürlüğe girmeden önce, tüketici ile şirket arasında akdedilen tasarruf finansman sözleşmesinin feshedilmiş olması (veya feshi için mahkemeye başvurulmuş olması) koşuluyla, tüketici tarafından açılan (alacak veya itirazın iptali istemli) davalarda, tüketici tarafından şirkete ödenmiş olan organizasyon ücretinin iade edilmesi gerektiğine" karar verilmiştir (Emsal; Dairemizin 2020/3408 E. 2021/6024 K. sayılı onama kararı).</p>

<p>Dosyanın incelenmesinde, taraflar arasında imzalanan sözleşmede yer alan organizasyon ücretinin tamamının iade edilmeyeceğine ilişkin düzenleme ile bedel iadesi yönünden ayrılma dilekçesinin verildiği tarihten itibaren 6 aylık süre öngörülmesinin haksız şart niteliğinde olduğu kabul edilerek organizasyon ücretinin davalının sözleşmede kaldığı süreye göre oranlanarak kısmen iadesi ile ödenen taksit tutarının tamamına ilişkin alacağın muaccel olduğuna karar verildiği, taraflar arasında imzalanan sözleşmenin 7.1.4. maddesinde müşterinin fesih hakkını kullanması hâlinde organizasyon ücreti bedeli dışında kalan toplam birikim tutarının yazılı fesih talebinin ulaştığı tarihten itibaren 6 ay içerisinde iade edileceğinin düzenlendiği, söz konusu sözleşme hükmünün yukarıda yer alan yasal düzenlemeler ışığında haksız şart olarak kabul edilemeyeceği anlaşılmıştır (Emsal: Dairemizin 07.04.2025 tarihli ve 2024/2697 E., 2025/1925 K. sayılı onama ilamı, 09.02.2026 tarihli ve 2025/3435 E., 2026/490 K. sayılı onama ilamı, 30.03.2026 tarihli ve 2025/4564 E., 2026/1722 K. sayılı ilamı, 02.03.2026 tarihli ve 2025/4004 E., 2026/1098 K. sayılı ilamı).</p>

<p>O halde Mahkemece, haksız şart olduğu kabul edilen hükümlerin haksız şart niteliğinde olmayıp yasal düzenlemelere dayandığı, taraflar arasındaki sözleşmenin 30.09.2023 tarihinde imzalanıp Hakeme başvuru tarihi olan 23.10.2024 tarihinde feshedildiği, imza ve fesih tarihinde yürürlükte bulunan 6361 sayılı Kanunun 39/A maddesinin 4. fıkrası hükmüne göre organizasyon ücretinin kısmen de olsa iadesine karar verilemeyeceği ve Hakem Heyetine başvuru tarihinde fesih hakkı kullanıldığı kabul edilen sözleşmede hakem heyetine başvuru tarihi itibarıyla talep edilebilir ve vadesi gelmiş tasarruf bedeli alacağının bulunmadığı, muaccel hale gelmemiş alacak için dava açılmasında hukuki yararın olmadığı dikkate alınarak davanın kabulü ile Hakem Heyeti Kararının iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğundan Adalet Bakanlığının bu yöne ilişen kanun yararına temyiz isteminin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının HMK’nın 363/1 hükmüne dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere HMK'nın 362/2 maddesi gereği KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına gönderilmesine,</p>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasarruf-finansman-sozlesmelerinde-cayma-hakki-organizasyon-ucretinin-iadesi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="83560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA EŞLERDEN BİRİNİN BİLGİSAYARDAN ELDE ETTİĞİ DELİLİN HUKUKA UYGUNLUĞU, SADECE DELİLİN İÇERİĞİNE BAKILARAK KARARLAŞTIRILAMAZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Esas Numarası: 2024/9995</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2025/5421</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 28.05.2025</strong></p>

<p><strong>DELİLLERİN HUKUKA AYKIRI OLUP OLMADIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ</strong></p>

<p><strong>EŞLERDEN BİRİNİN BİLGİSAYARDAN ELDE ETTİĞİ DELİLİN HUKUKA UYGUNLUĞU</strong></p>

<p><strong>ŞİFRE KORUMASI</strong></p>

<p><strong>EKSİK İNCELEME SONUCU HÜKÜM TESİSİ</strong></p>

<p><strong>ÖZETİ: </strong>Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar erkek tarafından sunulan delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de dosyanın incelenmesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında davalı -karşı davacı erkeğin "...kadının çocukluk aşkı olan N. E. isimli kişi ile onu aldattığını, kadın ile ortak kullandıkları bilgisayarda çalışırken ortak bilgisayarda kayıtlı şifreleri üzerinden açılan mail kutusunda fotoğraf önizlemesinin gözüne iliştiğini, açtığında kadının N. E. ile dudak dudağa fotoğrafını gördüğünü ..." beyan ettiği, davacı -karşı davalı kadının da "... erkeğin kendi telefonunda bulunan bahse konu fotoğrafları ve ses kayıtlarını kendisinin haberi olmadan ve iznini almadan aldığını, ortada özel hayatın gizliliğinin ihlalinin söz konusu olduğunu, erkeğin söz konusu fotoğraflarda ve ses kayıtlarında oynama yaptığını..." beyan etmesi karşısında dosyaya ibraz edilen fotoğrafların nasıl elde edildiğinin, bilgisayardan elde edildiği iddiası dikkate alındığında bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>SAYISI : 2023/1253 E., 2024/1334 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 16. Aile Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2019/487 E., 2022/1746 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı-karşı davacı erkek vekili tarafından karşı davasının reddi, kusur belirlemesi ve reddedilen manevî tazminat talebi yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı olarak karşılıklı açılan boşanma davalarının İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılaması sonucunda boşanmaya sebep olan olaylarda kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu belirtilerek her iki davanın da kabulüyle tarafların boşanmalarına ve boşanmanın fer'îlerine karar verilmiştir. Kararın davacı -davalı kadın vekili tarafından; kusur belirlemesi, erkeğin davasının kabulü, aleyhine hükmedilen manevi tazminat, kendi tazminat ve yoksulluk nafakası talebinin reddine yönelik olarak davalı - davacı erkek tarafından ise; kusur belirlemesi, lehine hükmedilen manevi tazminatın miktarı ve kadın lehine hükmedilen tedbir nafakasına yönelik olarak istinafı üzerine istinaf incelemesi yapan Bölge Adliye Mahkemesince; kadına izafe edilen "sadakatsizlik" vakıasına yönelik erkeğin, ses kayıtlarına, kadının bilgisayarından elde ettiğini beyan ettiği rezervasyon kayıtları ile fotoğraflara hukuka uygun şekilde eriştiğinin görgüye dayalı tanık anlatımları ve dosya kapsamı ile ispat edilemediği, bu delillerin hukuka aykırı yolla elde edildiği, yine kadın tanıklarının tarafların ayrılmalarına neden olan son olaylara ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı, beyanlarının genel, soyut, yer ve zaman belirtilmeyen, duyuma dayalı beyanlar oluğu, bu nedenle kadın tanıklarının beyanlarının da hükme esas alınmasının doğru olmadığı, bu durumda her iki davanın da reddi gerekirken kabulüne karar verilmesi doğru değil ise de; kadının kabul edilen davasında kurulan boşanmaya ilişkin hüküm istinafa getirilmediğinden hükmün boşanmaya ilişkin bölümünün kesinleştiği belirtilerek başvurunun kısmen kabulü ile yeniden hüküm tesisine, erkeğin karşı davasının ve manevi tazminat talebinin reddine, karşı dava yönünden harç, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin kadına yükletilmesine karar verilmiş, karar davalı- karşı davacı erkek vekili tarafından yukarıda sınırlandırıldığı şekilde temyiz edilmiştir.</p>

<p>01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “İspat hakkı” başlığını taşıyan 189.maddesinin 2.fıkrasında yer alan; “Hukuka aykırı olarak elde edilmiş olan deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz” hükmü ile açıkça hukuka aykırı olarak elde edilmiş delillerin ispat gücü olamayacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 15.02.2012 gün ve 2011/2-703 E- 2012/70 K. sayılı ilamına göre; "... Bir davada ileri sürülebilecek her türlü delilin mutlaka hukuka uygun yollardan elde edilmiş olması ve hukuka aykırı olarak elde edildiği anlaşılan delillerin, mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamayacağı, yargılama sırasında taraflarca sunulan delillerin elde ediliş biçiminin mahkeme tarafından re’sen göz önüne alınması ve delilin her ne surette olursa olsun hukuka aykırı olarak elde edildiğinin tespit edilmesi halinde, diğer tarafça bir itiraz ileri sürülmese dahi mahkemece caiz olmadığına karar verilerek, dosya kapsamında değerlendirilmemesi ilkesi benimsenmiştir.Bir delilin mahkemece kabul edilebilmesi için, gerek öğretide yer alan ağırlıklı görüş, gerekse de Hukuk Genel Kurulu Kararlarında ortaya konulan ölçüt; o delilin usulsüz olarak yaratılmamış olması ve hukuka aykırı biçimde elde edilmemesidir. Bir delilin usulsüz olarak elde edilmesi ayrı, usulsüz olarak yaratılması ayrı bir olaydır. Usulsüz olarak elde edilen bir delil somut olayın özelliğine göre değerlendirilebilirse de; usulsüz olarak yaratılan bir delilin hiçbir şekilde delil olarak kabulü olanaklı değildir..."</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar erkek tarafından sunulan delillerin hukuka uygun yollarla elde edilmediği kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de dosyanın incelenmesinde dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında davalı -karşı davacı erkeğin "...kadının çocukluk aşkı olan N. E. isimli kişi ile onu aldattığını, kadın ile ortak kullandıkları bilgisayarda çalışırken ortak bilgisayarda kayıtlı şifreleri üzerinden açılan mail kutusunda fotoğraf önizlemesinin gözüne iliştiğini, açtığında kadının N. E. ile dudak dudağa fotoğrafını gördüğünü ..." beyan ettiği, davacı -karşı davalı kadının da "... erkeğin kendi telefonunda bulunan bahse konu fotoğrafları ve ses kayıtlarını kendisinin haberi olmadan ve iznini almadan aldığını, ortada özel hayatın gizliliğinin ihlalinin söz konusu olduğunu, erkeğin söz konusu fotoğraflarda ve ses kayıtlarında oynama yaptığını..." beyan etmesi karşısında dosyaya ibraz edilen fotoğrafların nasıl elde edildiğinin, bilgisayardan elde edildiği iddiası dikkate alındığında bilgisayarın tarafların ortak kullanımda olup olmadığının, ortak kullanımda değilse kimin kullanımında olduğunun, şifresinin bulunup bulunmadığının, şifresi var ise eşler tarafından bilinip bilinmediğinin araştırılarak, çıkarılacak sonuca göre delillerin hukuka aykırı olup olmadığı değerlendirilerek erkeğin davası hakkında karar verilmesi gerekirken eksik inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma sebebine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>28.05.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bosanma-davasinda-eslerden-birinin-bilgisayardan-elde-ettigi-delilin-hukuka-uygunlugu</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 10:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="29498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN FAZLA ÖDENEN KİRANIN GERİ ALINMASINA İLİŞKİN ÖNEMLİ KARAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, kiracının 'elektrik kesme ve tahliye tehdidi' altında fazla kira ödediği iddiasıyla açtığı davada önemli bir karara imza attı. Daire, kiracının talebini "istirdat" olarak nitelendirmesinin mahkemeyi bağlamayacağını belirterek, fazla ödenen kira bedellerinin sebepsiz zenginleşme kapsamında değerlendirilmesi gerektiğine hükmetti. Daire ayrıca avukatlık ücretinin dava değerini aşacak şekilde belirlenmesini de usul ve yasaya aykırı buldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kiracılar açısından dikkat çeken karar Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nden geldi. Daire, kira sözleşmesi kapsamında fazla ödendiği ileri sürülen bedellerin iadesine ilişkin davanın, yalnızca “istirdat davası” şartları oluşmadığı gerekçesiyle reddedilemeyeceğine hükmetti.</p>

<p><strong>KİRACI 9 BİN 822 LİRA İADE İSTEDİ</strong></p>

<p>Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’ne açılan davada kiracı, 3 Ağustos 2022 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kapsamında kira ödemelerini düzenli olarak yaptığını belirtti.</p>

<p>Kiracı, kiraya verenin eşinin bildirdiği hesaba ve taraflar arasındaki fiili mutabakata göre her ayın 15’inde ödeme yaptığını savundu. Ancak davalı tarafın ekonomik gerekçelerle tahliye ve elektrik kesme tehditlerinde bulunduğunu, kira dönemi içinde hukuka aykırı şekilde sürekli artış talep ederek kendisinden fazla ödeme aldığını ileri sürdü.</p>

<p>Kiracı ayrıca, Ağustos 2024 kira bedelinin ödenmediği iddiasıyla hakkında tahliye talepli icra takibi başlatıldığını belirtti.</p>

<p>2024 Kasım ayına kadar yapılan ödemeler dikkate alınarak 9 bin 822 lira fazla ödeme yaptığını savunan kiracı, bu tutarın 15 Ekim 2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte kendisine iade edilmesini istedi.</p>

<p>Davalı taraf ise ödemelerin rızaen yapıldığını ve davacının dava açmakta hukuki yararının bulunmadığını ileri sürerek davanın reddini talep etti.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ DAVAYI REDDETTİ</strong></p>

<p>Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi, davacının talebini “istirdat davası” olarak değerlendirdi.</p>

<p>Mahkeme, istirdat davasının ancak kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında ve cebri icra tehdidi altında yapılan ödemeler için açılabileceği görüşüne vardı.</p>

<p>Kiracının son ödemeyi ödeme emri henüz tebliğ edilmeden ve takip kesinleşmeden yaptığı gerekçesiyle dava reddedildi.</p>

<p>Mahkeme ayrıca, dava değeri 9 bin 822 lira olmasına rağmen davalı lehine <strong>18 bin lira vekalet ücretine</strong> hükmetti.</p>

<p><strong>YARGITAY: TALEBİN ADI MAHKEMEYİ BAĞLAMAZ</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz istemini inceleyen Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, 5 Mayıs 2026 tarihli kararında ilk derece mahkemesinin yaklaşımını hukuka aykırı buldu.</p>

<p>Daire, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 26 ve 33. maddelerine dikkat çekerek, hakimin tarafların talep sonucuyla bağlı olduğunu ancak olayların hukuki nitelendirmesini ve uygulanacak hukuk kurallarını kendisinin belirlemek zorunda olduğunu vurguladı.</p>

<p>Yargıtay’a göre burada söz konusu olan, kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında cebri icra tehdidi altında ödenen paranın geri alınması değil.</p>

<p>Uyuşmazlık, kira ilişkisi kapsamında hukuki bir sebep olmaksızın fazla tahsil edildiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesine ilişkin.</p>

<p>Bu nedenle kiracının talebini “istirdat” olarak adlandırması mahkemeyi bağlamıyor.</p>

<p><strong>“SEBEPSİZ ZENGİNLEŞME” OLARAK DEĞERLENDİRİLMELİ</strong></p>

<p>Yargıtay, söz konusu talebin İcra ve İflas Kanunu’nun 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası kapsamında değil, sebepsiz zenginleşme ve fazla ödemenin iadesine dayalı genel hükümlere tabi bir alacak davası olarak değerlendirilmesi gerektiğine karar verdi.</p>

<p>Daire, ilk derece mahkemesinin davanın esasını incelemesi, tarafların delillerini değerlendirmesi ve sonucuna göre karar vermesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Yargıtay, yalnızca istirdat davasının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddedilmesini ise usul ve yasaya aykırı buldu.</p>

<p><strong>18 BİN LİRALIK VEKALET ÜCRETİNE DE İTİRAZ</strong></p>

<p>Yargıtay kararında dikkat çeken bir diğer nokta ise vekalet ücretine ilişkin oldu.</p>

<p>Dava değerinin 9 bin 822 lira olmasına karşın davalı lehine 18 bin lira vekalet ücreti verilmesinin, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne aykırı olduğu belirtildi.</p>

<p><strong>KARAR KANUN YARARINA BOZULDU</strong></p>

<p>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına temyiz istemini kabul ederek Polatlı 2. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin kararını sonuca etkili olmamak üzere kanun yararına bozdu.</p>

<p>Kararın bir örneği Adalet Bakanlığı’na gönderilirken dosya da ilk derece mahkemesine gönderildi.</p>

<p>Yargıtay’ın kararı, 19 Ağustos 2026 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandı.</p>

<p>---</p>

<p><i>Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/3039 E., 2026/2767 K. sayılı kararı</i><br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/3039 E., 2026/2767 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/248 E., 2025/626 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin 03.08.2022 başlangıç tarihli kira sözleşmesi kapsamında kira bedellerini kiraya veren davalının eşi tarafından bildirilen hesaba ve taraflar arasındaki fiilî mutabakat gereği her ayın 15’inde ödediğini, davalı tarafın ekonomik gerekçeler ile tahliye ve elektrik kesme tehditleriyle dönem içinde hukuka aykırı şekilde sürekli artış talep ederek fazla ödeme aldığını, ardından Ağustos 2024 kira bedelinin ödenmediği iddiasıyla usulsüz tebligata dayalı tahliye talepli icra takibi başlattığını, kira bedellerini uzun süre tahsil eden davalının eşinin sonradan “kiraya veren değilim” diyerek ödenen bedelleri iade etmeye çalıştığını, davalının ödeme kabul etmemesi nedeniyle alacaklının temerrüdünün oluştuğunu ve tevdi yeri tayin edildiğini ileri sürerek; bu süreçte 2024 Kasım ayına kadar yapılan ödemeler yönünden davalıya fazla ödenen 9.822,00 TL’nin 15.10.2024 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte istirdadına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; davanın süresinde açılmadığını, rızaen ödeme yapılmış olması nedeniyle açılan davada hukuki yarar bulunmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; istirdat davası açılabilmesi için ödemenin kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında ve cebri icra tehdidi altında yapılmış olması gerektiği, somut olayda ise davacının istirdadını talep ettiği son ödemeyi 15.10.2024 tarihinde henüz ödeme emri kendisine tebliğ edilmeden ve hakkında kesinleşmiş bir icra takibi bulunmadan yaptığı, bu nedenle 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu (2004 sayılı Kanun) kapsamında istirdat davasının takip hukukuna ilişkin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle; davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 26... . maddeleri uyarınca hâkimin tarafların talep sonucu ile bağlı olmakla birlikte vakıaların hukuki tavsifini ve uygulanacak hukuk kurallarını resen belirlemekle yükümlü olduğu, somut olayda dava dilekçesindeki istemin 2004 sayılı Kanunun 72. maddesi kapsamında bir istirdat davası olmayıp, fazla ödenen kira bedelinin tahsiline ilişkin alacak davası niteliğinde bulunduğu gözetilmeksizin ve ayrıca dava değeri 9.822,00 TL olmasına rağmen davalı lehine bu miktarı aşacak şekilde 18.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesinin usul ve yasaya aykırı bulunduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, istirdat istemine ilişkindir.</p>

<p>6100 sayılı Kanunun 33. maddesi uyarınca; taraflar yalnızca maddi vakıaları ileri sürmekle yükümlü olup, bu vakıaların hukuki tavsifini yapmak ve uygulanacak hukuk kurallarını belirlemek hâkimin görevidir. Bu kapsamda hâkim, ileri sürülen vakıaların hukuki mahiyetini resen belirlemekle yükümlüdür.</p>

<p>Öte yandan aynı Kanunun 26. maddesi gereğince hâkim talep sonucu ile bağlı ise de, talebin hangi hukuki sebebe dayandığını tarafların kullandığı kavramlarla sınırlı şekilde değerlendiremez.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının talebi, kesinleşmiş bir icra takibi kapsamında cebri icra tehdidi altında ödenen bir paranın geri alınmasına değil, kira ilişkisi kapsamında hukuki sebep olmaksızın fazla tahsil edildiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesine ilişkindir. Davacının dava dilekçesinde talebini “istirdat” olarak nitelendirmiş olması mahkemeyi bağlamayacak olup, istemin hukuki niteliğinin, 2004 sayılı Kanunun 72. maddesinde düzenlenen istirdat davası olarak değil, sebepsiz zenginleşmeye ve fazla ödemenin iadesine dayalı genel hükümler çerçevesinde bir alacak davası olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Hal böyle olunca Mahkemece; davacının amacının fazla ödendiği ileri sürülen kira bedellerinin iadesinin sağlanması olduğu, bu kapsamda uyuşmazlığın esası incelenerek taraf delilleri değerlendirilmek suretiyle karar verilmesi gerekirken, yalnızca 2004 sayılı Kanunun 72. maddesi kapsamında düzenlenen istirdat davasının şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kabule göre de; dava değeri 9.822,00 TL olmasına rağmen davalı lehine 18.000,00 TL vekâlet ücretine hükmedilmesi de, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümlerine aykırılık teşkil etmekte olup, vekâlet ücretinin, reddedilen dava değerini aşacak şekilde belirlenmesi de usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanunun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,<br />
05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-fazla-odenen-kiranin-geri-alinmasina-iliskin-onemli-karar</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargitadyada4.jpg" type="image/jpeg" length="50895"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/5682 E., 2026/2834 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 06.05.2026 tarihli, 2025/5682 E., 2026/2834 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/5682 E., 2026/2834 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/817 E., 2025/1418 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/105 E., 2025/63 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin murisi eşi ...'dan ... Merkez ... Köyü 1 44... parsel sayılı taşınmazın 2/8 hissesinin müvekkiline, kalan hisselerin ise dava dışı çocukları ... ve ...'e miras yolu ile kaldığını, dava dışı ...'in hissesini bedeli karşılığında 05.03.2018 tarihinde müvekkiline sattığını, taşınmazın tapuda arsa olarak görünmesine rağmen üzerinde 2 katlı bahçeli villa tarzında yazlık olarak kullanılan bir yapı bulunduğunu, binanın giriş katının uzun zamandan beri müvekkili, üst katını da oğlu ... tarafından kullanıldığını, müvekkili oğlu ...'in hissesini satın aldıktan birkaç ay sonra diğer oğlu ...'ın müvekkiline aralarında husumet ve küslük bulunan kardeşi ...'in kullanmasına mani olmak üzere bu yerin üst katının kendi intifasında kalması için baskı yapmaya başladığını, ailenin uzun zamandan beri muhasebeciliğini ve mali müşavirliğini yapan davalının ofisinde ve ailenin uzun yıllardan beri avukatlığını yapan dava dışı avukatın ofisinde taşınmazın hukuki konumunu konuşup tartıştıklarını, en sonunda müvekkilinin vefatından sonra bu yerin intifa hakkının ...'a bırakılması için müvekkilinin ikna edildiğini, intifa hakkının verilmesi için tapuya gittiklerinde dava dışı avukat ile oğluna ve davalı mali müşavire güvendiği için evrakları okumadan imzaladığını, tapudan geldikten sonra davalı ile oğlu ...'ın bu işin bir de adi sözleşmesi var diyerek bilmediği, okumadığı ve içeriğinde ne yazılı olduğu anlatılmayan bir A4 kağıdına yazılı başka bir evrakı da müvekkiline imzalattırdıklarını, müvekkilinin 74 yaşında olduğunu, kendisine olaylar anlatılsa idrak edecek yapıda olduğunu, ancak hiçbir ücret almadan baskı ve hile neticesinde intifa hakkını değil kendi üstündeki hissesinin tamamının davalıya satış işlemi yapıldığını, müvekkiline satış işlemi olacağının tapuda dahi söylenmediğini, müvekkilinin satış işlemden herhangi bir haberi ve bilgisinin olmadığını, iki kardeş arasında ileride niza ve huzursuzluk çıkmasın diye üst katın intifa hakkını oğlu ...'a verilmesi hususunda işlem yaptığını sanarak tapuya gittiğini, yaptıkları araştırma ile dava dışı oğlu ... tarafından davalı aleyhine ... Asliye Hukuk Mahkemesinde şufa hakkı davası açıldığını ve davaya konu yerin hisselerinin tamamının ...'a geçtiğini öğrendiklerini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL taşınmaz bedelinin yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, taşınmazın güncel bedelinin denkleştirici adalet ilkesi gereğince belirlenerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak üzere, şimdilik 1.000,00 TL'nin devir tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, 15.01.2021 tarihli ıslah dilekçesiyle dava değerini 428.125,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; davaya konu satış işleminin 28.06.2018 tarihinde yapıldığını, davanın ise 22.08.2019 tarihinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 39. maddesinde öngörülen bir yıllık hak düşürücü sürenin dolmasından sonra açıldığını, dava değerinin 2.000,00 TL olarak gösterildiğini, satış işleminin ise 100.000,00 TL bedelle yapıldığını, eksik harcın tamamlaması için kesin süre verilmesi gerektiğini, davacının iddialarının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davacının 28.06.2018 tarihli tapu resmi senedindeki imzasını ve yazısını inkar etmediğini, tapu müdürlüklerinde yapılan işlemlerin belirli usul ve esaslar dahilinde tarafların her konuda resmi görevlilerce aydınlatılması ile yapıldığını, davacının taşınmazını müvekkiline sattığını bildiğini, taşınmaz hakkında davacının dava dışı oğlu diğer taşınmaz hissedarının ön alım davası açtığını, taşınmazın müvekkilinin elinden rızası hilafına gittiğini ve taşınmazla ilgili bir tasarrufta bulunamadığını, müvekkilinin hile yapmasını gerektirecek bir niyetinin olmadığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 25.06.2021 tarihli kararıyla; davacının aldatıldığını ileri sürmesi karşısında davalının hak düşürücü süre itirazında bulunduğu, davacının dava tarihinden önce bu hususu öğrenmiş olduğuna dair davalı tarafından herhangi bir delil sunulmadığı ve savunmasını ispat edemediği, davanın 1 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı, dinlenen davacı tanıklarından ve taraf beyanlarından murisin vefatından sonra dava dışı oğullar ... ve ...'in arasının iyi olmadığı, ancak yaz tatili için taşınmaza geldikleri, taşınmaz nedeniyle oluşan hasımlık nedeni ile ortaklığın giderilmesi davası açıldığı, davacının işlem tarihinde 74 yaşında olduğu, yaşının aldatılmaya ve yanıltılmaya uygun olduğu, davacıya eşinden emekli maaşı kaldığı ve herhangi bir ekonomik sıkıntısının olmadığı, yazlık evindeki payını satması için herhangi bir nedeninin bulunmadığı, ailenin muhasebecisi olup aile fertlerince yıllardan beri tanınan davalının taşınmazın 2 ayrı kat olmasına rağmen paylaşılmadığını bildiği yada bilebilecek durumda olduğu, yazlık bir evin 5/8 payını satın alması için bir nedeninin bulunmadığı, satın aldıktan sonra da yazlık evi hiç kullanmadığı ve oturmadığı, yine 2017 yılındaki ortaklığın giderilmesi davasında taşınmazın tamamına 580.000,00 TL fiyat biçilmiş iken hiç kimsenin 5/8 payını 1 yıl sonra 100,000,00 TL bedelle satmayacağı, dava konusu işlemden sonra taşınmazda 3/8 payı bulunan dava dışı ...'ın, davalıya davacının paylarının satışını sağladıktan sonra açtığı ön alım davası ile taşınmazın tamamına sahip olduğu, davacının iradesinin davalı ve dava dışı oğlu tarafından hile yapılıp hataya düşürülerek fesada uğratıldığı, davacının gerçek iradesinin yaşlı olmasını da gözeterek oğullarının ve kendisinin 2 katlı evin ayrı ayrı kullanımını sağlamak amacıyla intifa hakkı devri olduğu, bu hususta resmi memur önünde yapılsa dahi hata/hile hukuksal nedeninin ileri sürülebileceği, dava dışı oğlu ...'ın amacının ise taşınmazın mülkiyetinin tamamını alarak davacı annesi ve arasının bozuk olduğu kardeşi ...'in yazlıktan yararlanmasının önüne geçmek olduğu, alınan oluşa uygun bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın dava tarihi itibariyle değerinin 685.000,00 TL olarak belirlendiği, davacı 5/8 oranındaki payına isabet eden bedelin 428.125,00 TL'nin olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 2.000,00 TL'nin dava ve 426.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 27.02.2024 tarihli kararıyla; aşırı yararlanma ve aldatma nedenlerine ilişkin öğrenme olgusunun maddi bir durumu ifade ettiği ve öğrenmenin ne zaman gerçekleştiği hususunun tanıkla ispat edilebileceği, tapudaki resmi senet tarihi 28.06.2018 ve dava tarihinin 22.08.2019 olduğu, davacı gerçekte satım sözleşmesi imzaladığını 2019 yılında bayramlaşmaya gelen yakınlarından öğrendiğini belirttiği, davacı tanığı ...'in ise; dava dışı abisi ile tartışmalarının karakola intikal etmesi neticesinde, karakolda abisinin evin tapusunu aldığını söylemesi üzerine satımdan haberdar olduklarını belirttiği, ancak öğrenme tarihini belirtmediği, Mahkemece tanıktan söz konusu tarih sorulmadığı gibi belirtilen karakol ifadelerinin de araştırılmadığı, Mahkemece davacı tanığı yeniden dinlenilerek davacı tarafın tapuda satım yaptığını ne zaman öğrendiği tarih belirtilmek suretiyle sorularak, tanığın bir önceki ifadesinde geçen ilgili karakol/jandarma evrakları celp edilerek, taşınmazın devrini gösterir akit tablosu, tapu kütüğü sayfası, resmi senet sureti varsa sağlık kurulu raporunun ilgili tapu müdürlüğünden celp edilerek, ilgili Belediye Başkanlığından taşınmaza ilişkin 2018 yılından itibaren yapılan ödemelere ilişkin kayıtlar celp edilerek, şufa davasına ilişkin dosya celp edilerek, davacı tarafça aşamalarda davalı ve dava dışı oğlu hakkında hileye dayalı olarak Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulduğu belirtildiğinden varsa soruşturma dosyası celp edilerek sonucuna göre hüküm tesis edilmesi gerektiği gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İlk Derece Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dava dışı ...'ın 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde "Babam rahmetli olduktan sonra ben bu evi bedelini ödeyerek satın aldım, evin tapusu benim üzerimedir" şeklinde beyanda bulunduğu, davacı tanığı ...'in 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde; "Burası benim annemin evi, ben istediğim zaman gelirim. Kardeşim ...'ın bahsettiği gibi orası sadece kendi üzerine tapulu yeri değil." şeklinde beyanda bulunduğu, davacının 27.07.2019 tarihli kolluk ifadesinde; "Burası benim evim, istediğim zaman torunum buraya gelip gidebilir, seni ilgilendirmez." şeklinde beyanda bulunduğu, davacının ifade tarihi itibariyle dava konusu yerdeki hissesini devrettiğinden haberdar olmadığı, davacı tanığı ...'in, bu olaydan sonra tapuda yaptıkları araştırmada devir işlemini öğrendiklerini beyan ettiği, dava dışı ... hakkında dolandırıcılık suçundan ... Cumhuriyet Başsavcılığının 2019/11905 E. soruşturma sayılı dosyasında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, davacının dava konusu taşınmazın sadece dava dışı oğlu ... adına kayıtlı olduğunu öğrendiği en erken tarihin 27.07.2019 olarak kabul edilmesi halinde, davanın 22.08.2019 tarihinde bir yıllık hak düşürücü süre içinde açıldığı, davaya konu satış tarihinde davacının yetmiş yaşının üzerinde olduğu, satış işlemi esnasında tapu idaresince herhangi bir sağlık raporu aldırılmadığı, dinlenen tanık beyanlarıyla da sabit olduğu üzere; davacının taşınmazın alt katını, dava dışı oğlu ...'ın ise üst katını kullandığı, davacının oğulları arasındaki anlaşmazlığın yine tanık beyanlarıyla doğrulandığı, davacının tapuda yapılan işleme ilişkin iradesinin taşınmazın üst katında dava dışı oğlu ...'a intifa hakkı tanınmasına ilişkin olduğu hususunun da yine tanık beyanlarıyla doğrulandığı, davalı yanca her ne kadar davacının satış işleminden haberdar olduğu ve işlemin resmi belge niteliğinde olduğu savunulmuş ise de, işlemin karşı tarafı olan davalının aile dostları ve muhasebecileri olduğu, işlem sırasında davacının dava dışı oğlu ...'ın da yanlarında olduğu, davacının yaşı, beraberinde gelen oğlunun varlığı ve davalının aile dostları ve muhasebecileri oluşu, davalının dava konusu taşınmaza ilişkin vergi gibi hiçbir ödemede bulunmayışı, taşınmazın devir tarihinden sonra da kesintisiz şekilde davacı yanca kullanılmaya devam edildiği, davalı yanca davacıya satış bedeli olarak ödemede bulunulduğunun davalı yanca ispatlanamadığı, davacının davalı yan ve dava dışı oğlu ...'ın intifa hakkı tesis edileceğine ilişkin hileli hareketleri sonucu aldatılarak iradesinin sakatlandığı, 28.06.2018 tarihli satış işleminden tam bir hafta sonra dava dışı ... tarafından davalı aleyhine ön alım davası ikame edildiği ve davalının bu davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da katılmadığı, davalı ile dava dışı ...'ın taşınmazın tamamının dava dışı ...'a geçişini sağlamak veya kolaylaştırmak maksadıyla danışıklı şekilde hileli hareketler sergiledikleri gerekçesiyle, davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin dava ve 427.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin ilam başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dinlenen tanık beyanlarına göre, davacı ile davalının eskiye dayalı olarak davalının muhasebecileri olmasından kaynaklı tanışıklıklarının bulunduğu, davacının dava dışı oğlu ...'la kullanım hakkı ile ilgili tapu sicil müdürlüğünde işlem yaptığını zannettiği, gerçekte davalıya taşınmaz hissesinin devrinin yapıldığını bilmediğinin ileri sürüldüğü, dinlenen tanık beyanlarına göre de davacının kullanım hakkının kendisinde olduğunu beyan ettiği, 27.07.2019 tarihinde Jandarmada alınan beyanında da davacının evin kendisine ait olduğunu beyan ettiği, bu itibarla davacının tapuda yapılan işlemin davalıya hisse devrine ilişkin olduğunu bilmediği, tapuda belirtilen satım bedeli, bilirkişi tarafından satım tarihi itibariyle taşınmazın belirlenen rayiç değeri, davalının söz konusu rayiç bedeli ödediğine ilişkin bir savunmada bulunmadığı gibi tapuda belirtilen 100.000,00 TL bedeli resmi senette ispat edildiği üzere ödediğini iddia ettiği söz konusu devir bedelinin taşınmazın belirlenen rayiç bedelinin oldukça altında olduğu, hayatın olağan akışında söz konusu bedel ile alım satımın yapılmayacağı, tapudaki devir işleminden sonra davacının dava konusu taşınmazı kullanmaya devam ettiği, taşınmazın davalı tarafça kullanılmadığı gibi taşınmazın boşaltılması yönünde davacıya ihtar yapıldığının da iddia edilmediği, böylece davacının hile iddiasını ispat ettiği, Mahkemece belirlenen rayiç bedelin tahsiline ilişkin kurulan hükümde bir isabetsizlik bulunmadığı, bilirkişi tarafından dava tarihi itibariyle belirlenen bedelin makul olduğu, ancak Mahkemece taşınmazın dava dışı ...'a geçişini sağlamak ve kolaylaştırmak maksadıyla danışıklı şekilde davalı ile dava dışı ...'ın hileli işlem yaptığı kabul edilerek hüküm tesis edilmiş ise de, dosyada dava dışı ...'ın taraf olarak bulunmadığı, davada taraf sıfatı bulunmayan kişinin de davaya dahil edilerek gerekçe oluşturulmasının yerinde olmadığı gerekçesiyle, istinaf başvurusunun kabulü ile, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, gerekçenin mezkur şekilde düzeltilmesi ve davanın kabulü ile, 1.000,00 TL'nin dava ve 427.125,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; davacının 14.08.2020 tarihinde verdiği ifadesinde "Evin kendime ait hissemi oğlum ...'a verdim." dediğini, davacıya işlemin satış olduğuna dair tapu müdürlüğünden kısa mesaj gönderildiğini, davacının bu mesaja rağmen işlemin satış olduğunu bilmediği iddiasının inandırıcı olmadığını, müvekkilinin taşınmazı aldıktan hemen sonra kendisine şufa davası açıldığından, emlak vergisi yatırma, evde düzenleme yapma ya da ikamet etmek gibi bir fırsatının olmadığını, şufa davasında davayı takip etmeme hakkını kullanmasının aleyhine değerlendirilemeyeceğini, davacının tasarruf</p>

<p>ehliyeti olmadığı yönünde iddiasının bulunmadığını, müvekkilinin dava konusu evde oturmamasının gerekçe yapılamayacağını, davacının imzaladığı tapu senedinde satış parasını aldığını açıkça beyan ettiğini, ödeme hususunda ispat yükünün Mahkemece hatalı değerlendirildiğini, dinlenen tanıkların davacının dava dışı ...'tan oturma hakkı aldığını belirttiklerini, tanık ...'in konuta satılık tabelası asıldığında, davacının "Nasılsa oturma hakkı bende, ben oturma hakkını aldım" dediğini, dava dilekçesinde davacının ...'a intifa hakkı vermek için tapuya gittiğinin iddia edildiğini, Mahkemenin bu şekilde çelişkili beyanlardan hangisine itibar ettiğini gerekçesinde açıklamadığını, davacının hile nedeni olarak sunduğu olayın belirsiz olduğunu, davacının tapu dairesine oğlu ...'a intifa hakkı vermek için mi, kendisine intifa hakkı almak için mi gittiğinin çelişkili olduğunu, davacının 2019 yılı Kurban Bayramında bayramlaşmaya gelen komşularından taşınmazın satıldığını öğrendiği beyan etmesine rağmen tanıkların ...'ın karakolda biz bu taşınmazı satın aldık demesi üzerine davacının taşınmazın satıldığını öğrendiğini beyan ettiklerini, davacının resmi senetteki imzayı inkar etmediğini, resmi senet tanzimi esnasında mevzuat gereği resmi görevlinin irade beyanlarından tarafların karşılıklı olarak bilgi sahibi olduğundan emin olması gerektiğini, tarafların resmi senet altını okudum yazarak imzaladıklarını, davacının oğlu diğer taşınmaz hissedarının, müvekkili hakkında ön alım davası açtığını, taşınmazın zaten müvekkilinin elinden rızası hilafına çıktığını, müvekkilinin taşınmazla ilgili bir tasarrufta bulunamadığını, müvekkilinin hile yapmasını gerektirecek bir niyeti olmadığını, müvekkilinin işlemler sonrasında zenginleşmediğini, davacının taşınmazın piyasa bedelinin talep etmesinin mümkün olmadığını, gerekçeli karara göre bu işlemden haksız kazanç elde eden, tüm hile ve aldatmaları yaptığı iddia edilen kişinin davacının oğlu dava dışı ... olduğunu, davacının kendisini aldattığını iddia ettiği oğluna karşı dava açmadığını, davanın belirsiz alacak davası olmadığını ve ıslahın hak düşürücü süre içerisinde yapılmadığını, hak düşürücü süre itirazlarının değerlendirilmediğini, taşınmazın tapuda arsa olarak kayıtlı olduğunu, intifa hakkının verilmesinin söz konusu olmadığını, konutun değerine yaptıkları itirazın haksız olarak reddedildiğini, belirlenen değerin fahiş olduğunu ileri sürerek, kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Uyuşmazlık, hileyle iradesi sakatlanarak tapuda devir yapıldığı iddiasıyla rayiç bedel iadesi istemine ilişkindir.<br />
Temyiz edilen kararda belirtilen gerekçeye, özellikle davacının taşınmazdaki hissesinin rayiç değerinin çok altında davalıya devredildiği, taşınmazın davalı tarafça kullanılmadığı gibi taşınmazın boşaltılması yönünde davacıya herhangi bir ihtar da yapılmadığı, taşınmazın davalıya devir tarihinden sonra da davacının kesintisiz kullanımında olduğu, davalının satış bedelini ödediğini ispat edemediği, dava dışı ... tarafından davalı aleyhine açılan ön alım davasında davalının davaya cevap vermediği gibi duruşmalara da katılmadığı, hisseli taşınmazın davalı tarafça rayiç değerinin çok altında alınmasının ve taşınmazı hiç kullanılmadan hisselerini ön alım davası takip edilmeyerek dava dışı ...'a geçmesine sebebiyet vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dosyaya kazandırılan bilirkişi raporunun denetime ve hüküm kurmaya elverişli olduğu, dava konusu taşınmazın davacının elinden hile ile çıktığının ispat edildiğinin anlaşılmasına göre, davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun bulunan kararın onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 370. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz karar harcının temyiz edene yükletilmesine,<br />
Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
06.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20255682-e-20262834-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 09:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="48569"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞVEREN İŞÇİNİN KİŞİSEL TELEFONUNA MDM UYGULAMASI YÜKLENMESİNİ ZORUNLU TUTABİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isveren-iscinin-kisisel-telefonuna-mdm-uygulamasi-yuklenmesini-zorunlu-tutabilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isveren-iscinin-kisisel-telefonuna-mdm-uygulamasi-yuklenmesini-zorunlu-tutabilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[BYOD, KONUM TAKİBİ VE UZAKTAN SİLMENİN HUKUKİ SINIRLARI]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>YAZININ ÖZETİ</strong></p>

<p>Çalışma hayatının dijitalleşmesi, işverenlerin kurumsal veri güvenliğini sağlamak amacıyla çalışanların kişisel telefonlarında mobil cihaz yönetimi (MDM) uygulamaları kullanmasını gündeme getirmiştir. Bu sistemler, teknik kurulum modeline göre cihazın güvenlik durumunun denetlenmesi, kurumsal uygulamaların yönetilmesi, belirli kayıtların oluşturulması, konum verisinin işlenmesi, cihazın uzaktan kilitlenmesi veya kurumsal verilerin silinmesi gibi yetkiler sağlayabilir. Ancak "MDM" adı, işverenin hangi verileri görebileceğini tek başına göstermez. Şirkete ait ve tam yönetilen cihaz, işçiye ait telefonda oluşturulan çalışma profili ile yalnızca kurumsal uygulamaları yöneten modellerin müdahale yoğunluğu birbirinden farklıdır. İşverenin yönetim hakkı, kurumsal bilgileri ve ticari sırları koruma yükümlülüğü ile işçinin özel hayatı, haberleşme hürriyeti ve kişisel verilerinin korunması arasında somut bir denge kurulmasını gerektirir. Bu makalede işçinin kişisel telefonuna MDM uygulaması kurulmasının zorunlu tutulup tutulamayacağı; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu, 4857 sayılı İş Kanunu, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu, Anayasa Mahkemesi kararları ve Kişisel Verileri Koruma Kurulu uygulaması çerçevesinde incelenmektedir. Özellikle açık rızanın geçerliliği, aydınlatma yükümlülüğü, konum takibi, kişisel uygulama envanteri, uzaktan silme, yurt dışına veri aktarımı, uygulamayı reddeden işçinin durumu ve MDM kayıtlarının iş yargılamasında delil niteliği değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>1. GİRİŞ</strong></p>

<p>Kurumsal e-posta, müşteri yönetimi, mesajlaşma, dosya paylaşımı, çok faktörlü kimlik doğrulama ve vardiya takibi uygulamalarının cep telefonlarında kullanılması çalışma hayatının olağan unsurlarından biri hâline gelmiştir. İşverenler bu erişimin güvenliğini sağlamak, ticari sırları korumak ve kayıp veya çalıntı cihazlardan doğabilecek veri ihlallerini önlemek amacıyla çalışanlardan mobil cihaz yönetimi uygulamasına kaydolmalarını isteyebilmektedir.</p>

<p>İşçiye ait bir telefonun kurumsal yönetime açılması, yalnızca bir iş uygulamasının yüklenmesinden farklıdır. Sistemin teknik kurulumuna göre işveren veya hizmet aldığı teknoloji sağlayıcısı cihaz modeli, işletim sistemi sürümü, güvenlik uyumluluğu, kurumsal uygulama hareketleri ve oturum kayıtları gibi verilere erişebilir; kurumsal erişimi uzaktan sonlandırabilir veya belirli verileri silebilir. Bazı yapılandırmalarda ise daha geniş yetkiler söz konusu olabilir. Bu nedenle hukuki değerlendirme, ürünün "MDM" adıyla tanıtılmasına değil, somut sistemin gerçek yetki ve veri akışına dayanmalıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a></p>

<p>Bu çalışmanın temel sorusu şudur: İşveren, işin yürütülmesi veya bilgi güvenliği gerekçesiyle işçinin kişisel telefonuna MDM uygulaması yüklenmesini zorunlu tutabilir mi? Sorunun tek kelimelik bir cevabı yoktur. Cihazın kime ait olduğu, işin niteliği, uygulamanın topladığı veriler, yönetici panelindeki yetkiler, mesai dışı izleme ihtimali, sunulan alternatifler ve işçinin önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediği birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>MDM/BYOD uygulamalarını doğrudan ve bütün yönleriyle düzenleyen özel bir kanun hükmü bulunmadığından, değerlendirme genel iş hukuku ve kişisel verilerin korunması kuralları ile çalışan denetimine ilişkin benzer yargı ve Kurul kararları üzerinden yapılmaktadır. Bu nedenle makaledeki sonuçlar, somut teknik yapılandırma ve uyuşmazlık koşulları dikkate alınarak uygulanmalıdır.</p>

<p><strong>2. MDM VE BYOD KAVRAMLARI: AYNI AD ALTINDA FARKLI MÜDAHALE DÜZEYLERİ</strong></p>

<p>MDM (Mobile Device Management), mobil cihazların kurumsal güvenlik politikalarına uygun biçimde merkezi olarak yönetilmesini sağlayan sistemleri ifade eder. BYOD (Bring Your Own Device) ise çalışanın kendisine ait cihazı iş amacıyla kullanması modelidir. Uygulamada bu iki kavram çoğu zaman birlikte kullanılsa da her BYOD düzeni cihazın tamamının işveren tarafından yönetildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Teknik açıdan en az dört farklı modelle karşılaşılabilir: işverene ait ve tamamen yönetilen cihaz; işçiye ait telefonun cihaz düzeyinde kaydedilmesi; işçiye ait telefonda kişisel alandan ayrılmış bir çalışma profili veya kurumsal konteyner oluşturulması; yalnızca kurumsal uygulamalara yönelik uygulama yönetimi. İşverenin görebileceği bilgiler ve uygulayabileceği işlemler bu modellere göre önemli ölçüde değişir. Bazı kişisel cihaz kayıtlarında işveren yalnızca kurumsal uygulamaları ve güvenlik uyumluluğunu görebilirken, tam cihaz yönetiminde daha geniş yetkiler oluşabilir.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>Dolayısıyla "işveren telefondaki her şeyi görebilir" veya "MDM kişisel verilere hiç erişmez" biçimindeki genel ifadeler hukuken de teknik olarak da isabetli değildir. İlk aşamada cihaz kayıt türü, işletim sistemi, yönetim profili, uygulama izinleri, yönetici rolleri ve hizmet sağlayıcının erişimleri somut olarak belirlenmelidir.</p>

<p><strong>3. İŞVERENİN YÖNETİM HAKKI İLE İŞÇİNİN KİŞİLİK VE MAHREMİYET ALANI</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 399. maddesi işverene işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışları hakkında genel düzenlemeler yapma ve özel talimat verme yetkisi tanımaktadır. İşçi de dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde bu talimatlara uymakla yükümlüdür. Bilgi güvenliği, müşteri sırlarının korunması ve kurumsal sistemlere yetkisiz erişimin önlenmesi, yönetim hakkı kapsamında meşru amaçlar oluşturabilir.</p>

<p>Bununla birlikte yönetim hakkı, işçinin mülkiyetindeki telefon üzerinde sınırsız bir denetim yetkisi vermez. Türk Borçlar Kanunu’nun 417. maddesi işverene işçinin kişiliğini koruma ve ona saygı gösterme borcu yüklemekte; 419. madde ise işçiye ait kişisel verilerin ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanılabileceğini düzenlemektedir. İşçinin sadakat ve sır saklama borcu da işverene, gereksiz ve sınırsız veri toplama yetkisi sağlamaz. Anayasa’nın 20. ve 22. maddeleri kapsamındaki özel hayat, kişisel verilerin korunması ve haberleşme hürriyeti de bu dengeye dâhildir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 413. maddesi uyarınca, aksine anlaşma veya yerel âdet bulunmadıkça iş için gerekli araç ve malzemeleri işveren sağlamakla yükümlüdür. İşçi, işverenle anlaşarak kendi aracını kullanırsa, aksine anlaşma veya yerel âdet bulunmadıkça uygun bir karşılık ödenmesi gerekir. Telefonun işin sürekli ve zorunlu aracı hâline geldiği durumlarda, işçiye kurumsal cihaz sağlanması daha az müdahaleci ve hukuken daha güvenli bir seçenektir. Kişisel cihazın kullanılması kararlaştırılacaksa cihaz ve internet giderleri, güvenlik kuralları, teknik yetkiler ve iş ilişkisinin sona ermesinde uygulanacak işlemler açıkça düzenlenmelidir.</p>

<p><strong>4. HUKUKİ NİTELENDİRMEDEN ÖNCE TEKNİK İŞLEYİŞ BELİRLENMELİDİR</strong></p>

<p>Bir izleme veya cihaz yönetimi sisteminin hukuka uygunluğuna yalnızca politika metni ya da ürün adı üzerinden karar verilemez. Sistemin hangi verileri fiilen topladığı, hangi saatlerde çalıştığı, hangi alanlarda aktif olduğu, verilerin nerede ve ne kadar süreyle saklandığı, kimlerin erişebildiği ve hangi işlemlerin uzaktan yapılabildiği teknik olarak ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin RFID tabanlı çalışan izleme sistemine ilişkin 22.02.2024 tarihli kararı bu bakımdan önemlidir. Daire çoğunluğu, sistemin hukuka uygun veya aykırı olduğuna doğrudan karar vermemiş; cihazın teknik çalışma şekli, elde edilen veriler, aktif olduğu yer ve zaman, veri işleme ve saklama amaçları ile hukuki sebebin uzman bilirkişi heyetince araştırılması gerektiğini belirterek eksik incelemeye dayalı hükmü bozmuştur. Karar MDM ile ilgili olmasa da kişisel veri işleyen işyeri teknolojilerinde teknik mimarinin hukuki değerlendirmenin ön şartı olduğunu göstermektedir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4]</a></p>

<p>Bu yaklaşım MDM uygulamalarına uyarlandığında, işverenin öncelikle bir "amaç-veri-yetki" matrisi hazırlaması gerekir. Her işleme amacı için gerekli veri kategorisi, erişecek kişi, saklama süresi, teknik işlem ve hukuki sebep ayrı ayrı gösterilmelidir. Böyle bir inceleme yapılmadan alınan genel onay, uygulamanın bütün özelliklerini hukuka uygun hâle getirmez.</p>

<p><strong>5. ANAYASA MAHKEMESİNİN ÇALIŞAN DENETİMİNE İLİŞKİN ÖLÇÜTLERİ</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-kurumsal-e-posta-hesabinin-incelenerek-is-akdinin-feshedilmesi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ve-haberlesme-hurriyetinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, E.Ü. kararı</a>nda işveren tarafından kurumsal e-posta hesabının incelenmesini kişisel verilerin korunmasını isteme hakkı ve haberleşme hürriyeti yönünden değerlendirmiştir. Mahkeme; denetimi haklı gösteren meşru bir neden bulunmasını, çalışanın önceden açık biçimde bilgilendirilmesini, müdahalenin amaca elverişli ve gerekli olmasını, aynı amaca daha az müdahaleci yöntemle ulaşılamamasını, kullanılan verilerin amaçla sınırlı kalmasını ve tarafların menfaatleri arasında adil denge kurulmasını temel ölçütler olarak ele almıştır.<a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-kurumsal-e-posta-hesabinin-incelenerek-is-akdinin-feshedilmesi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ve-haberlesme-hurriyetinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow">[5]</a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kurumsal-e-posta-hesabinin-isveren-tarafindan-denetlenmesinin-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakki-ve-haberlesme-hurriyetini-ihlal-etmedigi" rel="dofollow">Celal Oraj Altunörgü kararı</a>nda ise iş sözleşmesinde kurumsal e-postanın yalnızca iş amacıyla kullanılacağı ve işveren tarafından denetlenebileceği yönünde açık düzenlemeler bulunması dikkate alınmıştır. Kararın önemi, önceden bilgilendirmenin denetimin öngörülebilirliği bakımından taşıdığı ağırlıktır. Bununla birlikte her iki karar da işveren tarafından sağlanan kurumsal iletişim araçlarına ilişkindir. İşçiye ait kişisel telefonun cihaz düzeyinde yönetilmesi, kural olarak daha yoğun bir müdahale oluşturabileceğinden ölçülülük incelemesi de daha sıkı yapılmalıdır.<a href="https://www.hukukihaber.net/kurumsal-e-posta-hesabinin-isveren-tarafindan-denetlenmesinin-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakki-ve-haberlesme-hurriyetini-ihlal-etmedigiv" rel="dofollow">[6]</a></p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Bărbulescu/Romanya kararında da çalışan iletişiminin denetlenmesinde önceden bildirim, izlemenin kapsamı, işvereni haklı kılan somut neden, daha az müdahaleci yöntemler ve elde edilen verilerin kullanım sonuçları üzerinde durulmuştur. Türk hukukundaki değerlendirme, Anayasa Mahkemesi kararlarıyla birlikte bu ölçütler doğrultusunda somutlaştırılabilir.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a></p>

<p><strong>6. MDM KAYDI KAPSAMINDAKİ KİŞİSEL VERİ İŞLEME FAALİYETLERİ</strong></p>

<p>MDM sistemi üzerinden işlenen cihaz kimliği, telefon modeli, işletim sistemi sürümü, IP adresi, kullanıcı hesabı, güvenlik ve uyumluluk durumu, kurumsal uygulama kayıtları, oturum hareketleri ve varsa konum bilgisi, kimliği belirli veya belirlenebilir çalışanla ilişkilendirilebildiği ölçüde kişisel veridir. Bu verilerin elde edilmesi, kaydedilmesi, saklanması, kullanılması, aktarılması, silinmesi veya erişimin kısıtlanması da veri işleme faaliyeti oluşturur.</p>

<p>İşveren her bir veri kategorisi ve amaç için 6698 sayılı Kanun’un 5. maddesinde yer alan işleme şartlarından hangisine dayandığını belirlemelidir. İş sözleşmesinin ifası için zorunluluk, hukuki yükümlülük, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması ya da ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla meşru menfaat bazı işlemler bakımından gündeme gelebilir. Ancak bir verinin yararlı veya yönetimi kolaylaştırıcı olması, o verinin işlenmesini zorunlu kılmaz.</p>

<p>Geçerli bir işleme şartının bulunması da tek başına yeterli değildir. Verilerin belirli, açık ve meşru amaçlarla; amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü biçimde işlenmesi ve gerekli süre kadar muhafaza edilmesi gerekir. Örneğin kurumsal sisteme bağlanacak cihazın güncel işletim sistemi kullanıp kullanmadığının kontrolü ile telefondaki bütün kişisel uygulamaların listesinin sürekli kaydedilmesi aynı gereklilik düzeyinde değildir.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a></p>

<p>İşveren, veri sorumlusu sıfatıyla, hizmet aldığı MDM sağlayıcısının rolünü ayrıca belirlemelidir. Sağlayıcının veri işleyen olduğu hâllerde, 6698 sayılı Kanun’un 12. maddesinin ikinci fıkrası uyarınca veri sorumlusu ile veri işleyen, kişisel verilerin güvenliğine ilişkin tedbirlerin alınması bakımından müştereken sorumludur. Sağlayıcının belirli işlemler bakımından veri işleme amaç ve vasıtalarını kendisinin belirlemesi hâlinde ise ayrıca veri sorumlusu sıfatı gündeme gelebilir. Bu nedenle veri envanteri, erişim yetkileri, veri işleyen sözleşmeleri, alt hizmet sağlayıcılar, ihlal bildirim süreci ve hizmet sona erdiğinde silme prosedürü birlikte planlanmalıdır.</p>

<p><strong>7. AÇIK RIZA VE AYDINLATMA: TEK İMZA YETERLİ DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Açık rıza, işverenin bütün MDM işlemlerini topluca dayandırması gereken varsayılan hukuki sebep değildir. İşçi ile işveren arasındaki ekonomik ve yönetsel bağımlılık, rızanın özgür iradeyle verilip verilmediği incelemesini zorunlu kılar. Uygulamanın kurulmasının işe giriş veya işin devamı için koşul hâline getirilmesi, işçiye gerçek bir alternatif tanınmaması durumunda rızanın geçerliliği tartışmalı hâle gelebilir.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulunun kurumsal e-posta denetimine ilişkin kararları aynı sonuca ulaşmamaktadır. Kurul, 2021/1187 sayılı kararda eski çalışanın kurumsal e-posta hesabına önceden tam ve açık bilgilendirme yapılmaksızın erişilmesini hukuka aykırı değerlendirirken; 2023/86 sayılı kararda işyeri politikalarını, incelemenin feshe konu olayla bağlantısını, işverenin ispat hakkını ve amaçla sınırlılığı dikkate alarak veri sorumlusu hakkında işlem tesis edilmesine gerek görmemiştir. Bu iki karar birlikte değerlendirildiğinde sonucun yalnızca iletişim aracının işverene ait olmasına değil; önceden bilgilendirme, gereklilik, kapsam, saklama süresi ve amaçla sınırlılık ölçütlerine bağlı olduğu görülmektedir. Bu yaklaşım, işverene ait olmayan kişisel telefonlarda daha da önemlidir.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a></p>

<p>Aydınlatma yükümlülüğü ile açık rıza birbirinden ayrı işlemlerdir. Kurulun 2020/404 sayılı kararı ile 2026/347 sayılı İlke Kararı; aydınlatma metni ile açık rıza beyanının birbirine karıştırılmaması, hangi verinin hangi amaç ve hukuki sebeple işlendiğinin anlaşılır biçimde açıklanması gerektiğini ortaya koymaktadır. İşçiye tek sayfalık, bütün süreçleri kapsadığı ileri sürülen genel bir "onay ve taahhüt" belgesi imzalatılması bu şartları kendiliğinden karşılamaz. Veri işleme faaliyeti Kanun’un 5. veya 6. maddesindeki açık rıza dışındaki bir şarta dayanıyorsa, aynı faaliyet için ayrıca açık rıza talep edilmemelidir.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulunun 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı İlke Kararı doğrudan biyometrik mesai takibine ilişkindir. Bununla birlikte iş ilişkisindeki yapısal güç dengesizliği, rıza göstermeyen işçiye gerçek bir alternatif sunulması ve aynı amaca daha az müdahaleci yöntemle ulaşılıp ulaşılamayacağı yönündeki ölçütler MDM uygulamalarının değerlendirilmesinde de yol göstericidir. Bu karar, MDM bakımından doğrudan bir yasak veya izin hükmü olarak değil, ölçülülük yorumunun güncel bir örneği olarak ele alınmalıdır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a></p>

<p><strong>8. MDM AYDINLATMASININ KAPSAMI: KANUNİ ZORUNLULUKLAR VE TEKNİK ŞEFFAFLIK</strong></p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 10. maddesi ve Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ uyarınca veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği, işleme amacı, aktarım yapılacak alıcı grupları ve aktarım amaçları, veri toplama yöntemi ve hukuki sebep ile ilgili kişinin Kanun’un 11. maddesindeki hakları açıklanmalıdır. MDM uygulamasının teknik müdahale yoğunluğu nedeniyle bu zorunlu unsurların faaliyet bazlı olarak somutlaştırılması ve işçinin uygulamanın etkilerini kurulumdan önce öngörebilmesi gerekir. Bu kapsamda aşağıdaki hususlar açık, anlaşılır ve sade biçimde belirtilmelidir:</p>

<p>• Veri sorumlusunun ve varsa temsilcisinin kimliği;</p>

<p>• İşlenecek cihaz, kullanıcı, güvenlik, uygulama ve varsa konum verileri;</p>

<p>• İşverenin görebileceği ve teknik olarak göremeyeceği bilgiler;</p>

<p>• Cihazın uzaktan kilitlenip kilitlenemeyeceği ve hangi silme işlemlerinin yapılabileceği;</p>

<p>• Her veri kategorisinin işlenme amacı ve hukuki sebebi;</p>

<p>• Verilerin hangi yöntemle elde edildiği, kimlere ve hangi amaçlarla aktarılabileceği;</p>

<p>• Konum verisinin hangi görevlerde, hangi saatlerde ve hangi sıklıkta alınacağı;</p>

<p>• Kişisel uygulama listesinin, rehberin, fotoğrafların veya mesajların erişime açık olup olmadığı;</p>

<p>• Verilerin saklama süreleri, erişecek birimler ve denetim kayıtları;</p>

<p>• MDM sağlayıcısı, alt hizmet sağlayıcılar ve varsa yurt dışı aktarımlar;</p>

<p>• Uygulamayı kurmamanın veya belirli izinleri vermemenin iş ilişkisine etkisi;</p>

<p>• İş ilişkisinin sona ermesinde kurumsal profilin ve verilerin nasıl kaldırılacağı.</p>

<p>• İşçinin 6698 sayılı Kanun’un 11. maddesi kapsamındaki hakları ve veri sorumlusuna başvuru yöntemi.</p>

<p>Uygulama güncellemesiyle izinlerin veya yönetici yetkilerinin genişlemesi hâlinde ilk aydınlatma metnine dayanılması yeterli olmayabilir. Amaç, veri kategorisi veya teknik müdahale düzeyi değiştiğinde veri işleme şartı yeniden değerlendirilmeli ve çalışanlara güncel bilgi verilmelidir.</p>

<p><strong>9. İŞVEREN KİŞİSEL TELEFONDA HANGİ BİLGİLERİ GÖREBİLİR?</strong></p>

<p>Bu sorunun cevabı kurulum modeline bağlıdır. Kişisel cihazlara yönelik modern çalışma profili veya uygulama yönetimi çözümleri, kurumsal alanı kişisel alandan ayırabilir ve işverene yalnızca iş uygulamaları hakkında yetki verebilir. Buna karşılık tam cihaz yönetimi daha geniş erişim ve müdahale imkânları doğurabilir. İşverenin "bu verilere bakmayacağı" yönündeki iç politika beyanı, gereksiz erişim yetkisinin teknik olarak açık tutulmasını tek başına meşru hâle getirmez.</p>

<p>Microsoft Intune’un güncel kullanıcı dokümantasyonuna göre kişisel cihaz kaydında kuruluş; arama ve internet gezinme geçmişini, e-posta ve kısa mesajları, kişileri, takvimi, parolaları, fotoğrafları ve kullanıcı tarafından oluşturulan belgelerin içeriğini göremez; kişisel cihazın konumunu da görüntüleyemez. Kişisel cihazlarda görülebilen uygulama envanteri kural olarak yönetilen iş ve okul uygulamalarıyla sınırlıdır; bazı yapılandırmalar daha geniş görünürlük sağlayabilir. Android Work Profile ve Apple User Enrollment modellerinde de yönetim esas olarak kurumsal profil, hesap ve yönetilen uygulamalarla sınırlandırılır. Bununla birlikte tam cihaz yönetimi, ek güvenlik uygulamaları, VPN veya sertifika altyapısı ve uygulama izinleri farklı veri akışları doğurabileceğinden somut yapılandırma ayrıca incelenmelidir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p>Bu teknik sınırlamalar her ürün ve kayıt türü için aynı değildir. Kullanılan çözümün veya ek uygulama izinlerinin kişisel mesajlar, fotoğraflar, rehber, arama geçmişi, kişisel e-posta hesapları, mikrofon ya da kamera gibi alanlara erişim sağlaması hâlinde bu yetkiler olağan bilgi güvenliği ihtiyacının dışına çıkar. Son derece istisnai, somut ve açık bir hukuki dayanak bulunmadıkça bu erişimler teknik olarak kapalı tutulmalı; sistemin erişemediği alanlar da işçiye açıkça bildirilmelidir.</p>

<p>Kişisel uygulama envanteri de ayrıca değerlendirilmelidir. Bir uygulama listesi, çalışanın sağlık, finans, din, sendika veya siyasi görüşü hakkında dolaylı çıkarımlar yapılmasına imkân verebilir. İşveren yalnız belirli güvenlik risklerini önlemek istiyorsa, bütün uygulama listesini kaydetmek yerine kurumsal alana veri aktarımını sınırlayan veya yalnız uyumsuzluk sonucunu gösteren teknik yöntemleri tercih etmelidir.</p>

<p><strong>10. KONUM TAKİBİ: MDM KAYDI OTOMATİK İZLEME YETKİSİ DEĞİLDİR</strong></p>

<p>Bir cihazın MDM sistemine kaydedilmiş olması, işverenin otomatik olarak çalışanın anlık konumunu görebildiği anlamına gelmez. Konum erişimi; işletim sistemi, kayıt türü, yönetici yetkisi ve ayrıca kullanılan iş uygulamasının izinlerine göre değişir. Bu nedenle konum işleniyorsa kaynağı ve teknik yöntemi ayrıca gösterilmelidir.</p>

<p>Saha personelinin göreve yönlendirilmesi, araç veya değerli yük güvenliği, tek başına çalışan personelin iş sağlığı ve güvenliği ya da acil durum yönetimi somut olayda meşru amaç oluşturabilir. Buna karşılık "çalışanı genel olarak kontrol etmek", "verimliliğini sürekli izlemek" veya "işverenin istediği anda nerede olduğunu görebilmesi" gibi soyut amaçlar sınırsız ve kesintisiz konum takibini haklı kılmaz.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurumunun işyeri kamera sistemlerine ilişkin 2026 tarihli duyurusu doğrudan konum verisi hakkında değildir. Bununla birlikte genel kontrol şeklindeki soyut amaçların yeterli sayılmaması, çalışanın makul mahremiyet beklentisi ve izlemenin kapsamı genişledikçe müdahalenin ağırlaşması yönündeki ilkeler konum takibi bakımından da kıyasen dikkate alınabilir.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a></p>

<p>Hukuka uygunluk riskini azaltmak için konum takibi görev ve çalışma saatleriyle sınırlandırılmalı; sürekli takip yerine mümkünse görev başlangıcı, teslimat veya acil durum gibi belirli olaylara bağlı kayıt kullanılmalı; yaklaşık konum yeterliyse hassas konum alınmamalı; mesai dışında takip teknik olarak durmalı; kayıtlar kısa ve belirli sürelerle saklanmalı; çalışan takip aktifken bunu görebilmelidir. Konum verisi tek başına özel nitelikli kişisel veri sayılmasa bile sağlık kuruluşu, sendika, ibadethane veya siyasi kuruluş ziyaretleri hakkında hassas çıkarımlar doğurabileceğinden risk değerlendirmesi daha sıkı yapılmalıdır. Bu tür çıkarımların sağlık, din, sendika üyeliği veya siyasi düşünceye ilişkin bir profil hâline getirilip ayrıca kaydedilmesi durumunda, ortaya çıkan veri bakımından 6698 sayılı Kanun’un 6. maddesindeki özel nitelikli kişisel veri rejimi de değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>11. UZAKTAN KİLİTLEME VE SİLME YETKİSİNİN SINIRLARI</strong></p>

<p>MDM sistemlerinin en ağır müdahale doğurabilen özelliği cihazı uzaktan kilitleme veya silme yetkisidir. İşverene ait kurumsal telefonun kaybolması hâlinde cihazın tamamen silinmesi ile işçinin şahsi telefonundaki aile fotoğrafları, kişisel yazışmalar, banka uygulamaları, sağlık kayıtları ve belgelerin silinmesi aynı hukuki düzlemde değildir.</p>

<p>Kişisel telefonlarda öncelikle kurumsal çalışma alanının ayrılması, kurumsal verilerin şifrelenmesi, uygulama düzeyinde erişimin kesilmesi ve yalnızca kurumsal verilerin seçici olarak silinmesi yöntemleri kullanılmalıdır. Nitekim Android Work Profile kaldırıldığında iş profili içindeki uygulama ve veriler silinirken kişisel profil korunur; Apple User Enrollment’da ise yönetim kuruluşun sağladığı hesap, ayar ve bilgilerle sınırlıdır ve kayıt kaldırıldığında kurumsal unsurlar kişisel hesaba dokunulmadan kaldırılabilir. Bu modeller, tam cihaz silmeye göre daha az müdahaleci çözümlerdir.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a></p>

<p>Bütün cihazı fabrika ayarlarına döndüren tam silme işlemi, daha hafif teknik yöntemlerin yetersiz kaldığı ve ağır bir güvenlik riskinin somutlaştırıldığı istisnai hâller dışında ölçüsüz sayılma riski taşır. Böyle bir yetki teknik olarak mevcutsa kullanım olayları önceden belirlenmeli, işlem tek kişinin kararına bırakılmamalı, çok aşamalı onay ve kimlik doğrulama uygulanmalı, bütün yönetici işlemleri kaydedilmeli ve mümkünse işçiye önceden bildirim yapılmalıdır. Hatalı tam silme; somut olayın özelliklerine göre sözleşmeye aykırılık, haksız fiil, kişilik hakkının ihlali ve kişisel verilerin hukuka aykırı işlenmesi kapsamında sorumluluk doğurabilir.</p>

<p><strong>12. MDM SAĞLAYICISI, ALT HİZMET SAĞLAYICILAR VE YURT DIŞINA AKTARIM</strong></p>

<p>MDM sistemleri çoğunlukla bulut tabanlı hizmetler üzerinden çalışır. İşveren, teknoloji şirketinin yalnızca teknik aracı olduğunu ileri sürerek veri sorumlusu sıfatından doğan yükümlülüklerinden kurtulamaz. Sağlayıcının veri işleyen mi, belirli işlemler bakımından ayrıca veri sorumlusu mu olduğu; hangi alt hizmet sağlayıcıların kullanıldığı; destek personelinin verilere nereden eriştiği; ihlal bildirim süreleri ve sözleşme sona erdiğinde verilerin nasıl silineceği belirlenmelidir.</p>

<p>Verilerin veya uzaktan destek erişimlerinin yurt dışına yönelmesi hâlinde 6698 sayılı Kanun’un 9. maddesindeki güncel aktarım rejimine uyulmalıdır. Yeterlilik kararı bulunmaması hâlinde uygun güvencelerden biri sağlanmalı; bunların da sağlanamadığı durumlarda yalnız arızi olmak ve Kanun’un 9. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan sınırlı hâllerden biri bulunmak kaydıyla istisnai aktarım yapılabilir. Standart sözleşme kullanılıyorsa, imzaların tamamlanmasından itibaren beş iş günü içinde Kişisel Verileri Koruma Kurumuna bildirim yapılmalıdır.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a></p>

<p><strong>13. UYGULAMAYI KURMAYI REDDEDEN İŞÇİ İŞTEN ÇIKARILABİLİR Mİ?</strong></p>

<p>Bu soruya bütün işyerleri için geçerli tek bir cevap verilemez. Öncelikle işveren talimatının hukuka uygun, işle bağlantılı, gerekli ve ölçülü olup olmadığı belirlenmelidir. Mesai dışında konum takibi yapan, kişisel uygulama listesini gereksiz biçimde toplayan, kişisel içeriklere erişim ihtimali doğuran veya cihazın tamamını uzaktan silme yetkisi veren ölçüsüz bir uygulamanın reddedilmesi, tek başına İş Kanunu’nun 25/II-h bendi kapsamında haklı nedenle feshi haklı kılmaya yeterli görülmemelidir. Talimatın hukuka uygunluğu, işçinin yapmakla ödevli olduğu görevle bağlantısı, uyarıya rağmen ısrarın bulunup bulunmadığı ve daha hafif seçenekler somut olayda ayrıca incelenmelidir.</p>

<p>Sonradan getirilen ve işçinin kişisel cihazı üzerinde sürekli ve kapsamlı kontrol doğuran bir MDM zorunluluğu, somut olayın koşullarına göre İş Kanunu’nun 22. maddesi kapsamında çalışma koşullarında esaslı değişiklik oluşturabilir. Bu durumda değişiklik önerisinin işçiye yazılı olarak bildirilmesi gerekir; işçi tarafından altı iş günü içinde yazılı olarak kabul edilmeyen değişiklik işçiyi bağlamaz. İşveren, değişikliğin geçerli bir nedene dayandığını veya fesih için başka bir geçerli neden bulunduğunu yazılı olarak açıklayıp bildirim süresine uyarak sözleşmeyi feshedebilir; bu işlem yargı denetimine tabidir. Ancak her güvenlik uygulamasının kendiliğinden esaslı değişiklik sayılması da doğru değildir. Uygulamanın cihaz üzerindeki gerçek etkisi, işçinin özel alanına müdahalesi, mali yükü ve daha önceki çalışma koşulları birlikte incelenmelidir.</p>

<p>İş Kanunu’nun 25/II-h bendinde işçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı hâlde yapmamakta ısrar etmesi haklı fesih sebebi olarak düzenlenmiştir. Bu hükmün uygulanabilmesi için reddedilen talimatın öncelikle hukuka uygun ve işçinin göreviyle ilgili olması gerekir. İşverenin kendi bilgi güvenliği ihtiyacını işçinin kişisel cihazı üzerinde sınırsız yönetim yetkisine dönüştüren bir talimat bu şartı karşılamayabilir.</p>

<p>Buna karşılık işin niteliği gereği mobil kurumsal erişim zorunluysa, sistem yalnızca kurumsal çalışma profiliyle sınırlıysa, çalışan açıkça bilgilendirilmişse, kişisel veriler teknik olarak ayrılmışsa ve kurumsal cihaz veya eşdeğer bir alternatif sunulmasına rağmen işçi haklı bir neden olmaksızın gerekli güvenlik tedbirini sürekli reddediyorsa durum farklı değerlendirilebilir. Koşullara göre işçinin davranışından kaynaklanan geçerli neden gündeme gelebilir; haklı neden için ise İş Kanunu’nun 25. maddesindeki daha ağır ve dar şartların oluşması gerekir. İş güvencesi kapsamındaki işçiler bakımından İş Kanunu’nun 18 ve 19. maddeleri uyarınca fesih sebebinin açık ve kesin biçimde bildirilmesi, davranış veya verim nedeniyle fesihte savunma alınması, ölçülülük ve feshin son çare olması ilkesi somut olayda dikkate alınmalıdır. <a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p><strong>14. MDM KAYITLARININ İŞ DAVASINDA DELİL NİTELİĞİ</strong></p>

<p>MDM sistemi tarafından oluşturulan konum kayıtları, cihaz uyumluluk raporları, oturum hareketleri, uygulama logları ve yönetici işlem kayıtları Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi kapsamında elektronik belge niteliği taşıyabilir. Bununla birlikte bir kontrol panelinde kaydın görünmesi, kaydın kendiliğinden kesin, doğru ve hukuka uygun delil olduğu anlamına gelmez.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 189/2. maddesine göre hukuka aykırı olarak elde edilmiş deliller mahkeme tarafından bir vakıanın ispatında dikkate alınamaz. Bu nedenle kayıtların hangi hukuki sebebe dayanılarak toplandığı, işçinin önceden bilgilendirilip bilgilendirilmediği, verinin amaçla sınırlı olup olmadığı ve mesai dışı alanın izlenip izlenmediği delilin değerlendirilmesini etkiler.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a></p>

<p>Teknik güvenilirlik bakımından da kayıt kaynağı, cihaz ve uygulama sürümü, zaman dilimi, zaman damgası, kullanıcı kimliği, yönetici yetkileri, değişiklik ihtimali, saklama zinciri ve denetim izi araştırılmalıdır. Yalnızca işveren tarafından alınmış ekran görüntüsü veya özet raporla yetinilmesi, verinin bütünlüğü konusunda uyuşmazlık yaratabilir. Gerekirse sunucu kayıtları ve yönetim paneli uzman bilirkişi incelemesine konu edilmelidir.</p>

<p><strong>15. HUKUKA UYGUN BİR MDM/BYOD MODELİ İÇİN UYGULAMA ESASLARI</strong></p>

<p><strong>15.1. Öncelikle Kurumsal Cihaz veya Daha Hafif Teknik Model Değerlendirilmelidir</strong></p>

<p>İşin sürekli mobil cihaz kullanımı gerektirdiği hâllerde kurumsal telefon sağlanması ilk seçenek olmalıdır. Kişisel cihaz kullanılacaksa tam cihaz yönetimi yerine çalışma profili veya yalnızca kurumsal uygulamaları yöneten bir çözüm tercih edilmelidir.</p>

<p><strong>15.2. Amaç-Veri-Yetki Matrisi Hazırlanmalıdır</strong></p>

<p>Her amaç için hangi verinin gerekli olduğu, kimlerin erişeceği, hangi teknik işlemin yapılabileceği, saklama süresi ve hukuki sebep yazılı olarak gösterilmelidir. Kullanılmayan veya ihtiyaç dışı özellikler yönetici panelinde kapatılmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>15.3. Kişisel ve Kurumsal Alan Teknik Olarak Ayrılmalıdır</strong></p>

<p>Kurumsal verilerin ayrı bir profil veya konteyner içinde tutulması; kopyalama, ekran görüntüsü, yedekleme ve kişisel uygulamalara aktarım gibi risklerin kurumsal alan içinde yönetilmesini sağlar. İşverenin kişisel içeriğe erişmemesi yalnız politika metniyle değil, teknik mimariyle de güvence altına alınmalıdır.</p>

<p><strong>15.4. Mesai Dışı İzleme Kapatılmalı, Tam Silme İstisnai Tutulmalıdır</strong></p>

<p>Konum veya kullanım kaydı işin niteliği nedeniyle gerekliyse çalışma saatleriyle sınırlandırılmalı ve çalışan aktif takibi görebilmelidir. İş ilişkisinin sona ermesi, telefonun kaybolması veya güvenlik olayı hâlinde yalnızca kurumsal veri ve profil kaldırılmalı; kişisel cihazın tamamının silinmesi olağan prosedür olmamalıdır.</p>

<p><strong>15.5. Erişim, Saklama ve Denetim Mekanizmaları Kurulmalıdır</strong></p>

<p>MDM paneline erişim görevle sınırlı roller üzerinden sağlanmalı; konum görüntüleme, kilitleme ve silme işlemleri kayıt altına alınmalı; kritik işlemler çift onaya bağlanmalı; loglar amaç için gerekli süre sonunda otomatik olarak silinmelidir. Yetkilerin periyodik denetimi ve hizmet sağlayıcı güvenlik değerlendirmesi yapılmalıdır.</p>

<p><strong>15.6. İşe Girişten İşten Ayrılışa Kadar Yaşam Döngüsü Düzenlenmelidir</strong></p>

<p>Kurulum öncesi aydınlatma, varsa gerçek seçim imkânına dayanan açık rıza, cihaz kaydı, izin değişiklikleri, güvenlik olayları, cihaz değişikliği ve işten ayrılma adımları tek bir yaşam döngüsü prosedüründe düzenlenmelidir. İşten ayrılmada kurumsal profil kaldırılmalı, yönetim sertifikaları iptal edilmeli ve kişisel verilere dokunulmadığı işleme kaydıyla gösterilebilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İşverenin kurumsal verileri, ticari sırları ve bilgi sistemlerini korumak için uygun teknik tedbirler alma hakkı ve yükümlülüğü vardır. Ancak bu yetki, işçiye ait kişisel telefonun tamamı üzerinde genel ve sürekli bir yönetim hakkına dönüşmez. MDM uygulamasının hukuka uygunluğu, uygulamanın adına veya tek bir onay belgesine göre değil; cihazın kime ait olduğu, teknik kayıt modeli, işlenen veri kategorileri, gerçek yönetici yetkileri, işleme amacı, hukuki sebep, aydınlatma, saklama süresi ve daha az müdahaleci seçenekler birlikte değerlendirilerek belirlenir.</p>

<p>Kişisel telefonda yalnızca kurumsal çalışma alanının yönetildiği, kişisel ve kurumsal verilerin teknik olarak ayrıldığı, mesai dışında izleme yapılmadığı, tam silme yerine seçici silme kullanıldığı ve işçiye kurumsal cihaz gibi gerçek bir alternatif sunulduğu modeller hukuken daha savunulabilirdir. Buna karşılık kişisel uygulama envanterini gereksiz biçimde toplayan, özel içeriklere erişim ihtimali doğuran, kesintisiz konum takibi yapan veya cihazın tamamını uzaktan silebilen sistemlerde ölçülülük ve hukuka uygunluk riski belirgin biçimde artar.</p>

<p>Sonuç olarak, işverenin işçinin kişisel telefonuna MDM kurulmasını her durumda ve sınırsız biçimde zorunlu tutabileceği söylenemez. Hukuka uygunluk; somut iş için gereklilik, geçerli veri işleme şartı, önceden ve faaliyet bazlı aydınlatma, teknik sınırlama, daha az müdahaleci alternatifler, mesai dışı mahremiyet ve veri güvenliği tedbirlerinin birlikte sağlanmasına bağlıdır. Bu şartların bulunmaması, kişilik hakkı, kişisel verilerin korunması ve fesih uyuşmazlıkları bakımından önemli hukuki risk doğurur.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/mete-sahin-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Mete ŞAHİN</strong></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>A. MEVZUAT</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• Türkiye Cumhuriyeti Anayasası (2709 sayılı Kanun)</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 4857 sayılı İş Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılmasına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>B. YARGI VE KURUL KARARLARI</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-kurumsal-e-posta-hesabinin-incelenerek-is-akdinin-feshedilmesi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ve-haberlesme-hurriyetinin-ihlal-edilmesiv" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, E.Ü. Başvurusu, B. No: 2016/13010, 17.09.2020.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kurumsal-e-posta-hesabinin-isveren-tarafindan-denetlenmesinin-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakki-ve-haberlesme-hurriyetini-ihlal-etmedigi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Celal Oraj Altunörgü Başvurusu, B. No: 2018/31036, 12.01.2021.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">• Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Bărbulescu/Romanya, B. No: 61496/08, 05.09.2017.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">• Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/1311, K. 2024/3381, 22.02.2024.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 20.05.2020 tarihli ve 2020/404 sayılı Karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 25.11.2021 tarihli ve 2021/1187 sayılı Karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 19.01.2023 tarihli ve 2023/86 sayılı Karar.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 18.02.2026 tarihli ve 2026/347 sayılı İlke Kararı.</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı İlke Kararı.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>C. KURUMSAL VE TEKNİK KAYNAKLAR</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılması Rehberi (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Yurt Dışına Kişisel Veri Aktarımında Kullanılacak Standart Sözleşmelerde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlara İlişkin Kamuoyu Duyurusu, 27.07.2026 (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Kişisel Verileri Koruma Kurumu, İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• NIST, Guidelines for Managing the Security of Mobile Devices in the Enterprise, SP 800-124 Rev. 2 (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• NIST, Mobile Device Security: Bring Your Own Device (BYOD), SP 1800-22 (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Microsoft, What information can my organization see when I enroll my device? (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Microsoft Intune, Device action: Retire (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Microsoft Intune, Device action: Wipe (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Apple Platform Deployment, User Enrollment and device management (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">• Google Android Enterprise, What is an Android Work Profile? (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">NIST, Guidelines for Managing the Security of Mobile Devices in the Enterprise, NIST Special Publication 800-124 Revision 2, Mayıs 2023; ayrıca bkz. NIST, Mobile Device Security: Bring Your Own Device (BYOD), NIST SP 1800-22, Eylül 2023.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Teknik yetkilerin kayıt türüne göre değişmesine ilişkin bkz. Microsoft Intune, “What information can my organization see when I enroll my device?”; Apple Platform Deployment, “User Enrollment and device management”; Google Android Enterprise, “What is an Android Work Profile?” (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m.20 ve m.22; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.396, m.399, m.413, m.417 ve m.419; 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu m.4.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2024/1311, K. 2024/3381, 22.02.2024.</span></a><span style="color:#999999"> Kararda çoğunluk, RFID tabanlı izleme sisteminin hukuka uygunluğu hakkında kategorik bir sonuca varmadan; sistemin teknik işleyişi, topladığı veriler, aktif olduğu yer ve zaman, saklama ve kullanım amaçları ile hukuki sebebin uzman bilirkişi heyetiyle araştırılması gerektiği gerekçesiyle eksik incelemeye dayalı hükmü bozmuştur.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/calisanin-kurumsal-e-posta-hesabinin-incelenerek-is-akdinin-feshedilmesi-nedeniyle-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakkinin-ve-haberlesme-hurriyetinin-ihlal-edilmesi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, E.Ü. Başvurusu, B. No: 2016/13010, 17.09.2020, R.G. 14.10.2020, Sayı 31274.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/kurumsal-e-posta-hesabinin-isveren-tarafindan-denetlenmesinin-kisisel-verilerin-korunmasini-isteme-hakki-ve-haberlesme-hurriyetini-ihlal-etmedigi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]Anayasa Mahkemesi Birinci Bölümü, Celal Oraj Altunörgü Başvurusu, B. No: 2018/31036,</span></a><span style="color:#999999"> 12.01.2021, R.G. 05.02.2021, Sayı 31386.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire, Bărbulescu/Romanya, B. No: 61496/08, 05.09.2017. Kararda işveren denetiminin önceden bildirilmesi, kapsamı, gerekçesi ve daha az müdahaleci yöntemlerin bulunup bulunmadığı denetimin temel unsurları arasında sayılmıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu m.3, m.4, m.5, m.6, m.10 ve m.12.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 25.11.2021 tarihli ve 2021/1187 sayılı Karar (önceden tam ve açık bilgilendirme yapılmaksızın eski çalışanın kurumsal e-posta hesabına erişilmesi); Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 19.01.2023 tarihli ve 2023/86 sayılı Karar (işyeri politikaları, feshe konu olayla bağlantı, bir hakkın tesisi, kullanılması veya korunması ve amaçla sınırlılık çerçevesinde yapılan kurumsal e-posta incelemesi).</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> 6698 sayılı Kanun m.10; Aydınlatma Yükümlülüğünün Yerine Getirilmesinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkında Tebliğ m.4 ve m.5; Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 20.05.2020 tarihli ve 2020/404 sayılı Karar; Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 18.02.2026 tarihli ve 2026/347 sayılı İlke Kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999">Kişisel Verileri Koruma Kurulu, 29.04.2026 tarihli ve 2026/921 sayılı İlke Kararı. Kararın doğrudan konusu biyometrik verilerle mesai takibidir. Bu çalışmada kararda vurgulanan güç dengesizliği, gerçek seçim hakkı ve daha az müdahaleci yöntem ölçütleri, MDM uygulamalarına doğrudan hüküm olarak değil, yorum bakımından yol gösterici olarak kullanılmıştır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Microsoft Intune, “What information can my organization see when I enroll my device?”; Google Android Enterprise, “What is an Android Work Profile?”; Apple Platform Deployment, “User Enrollment and device management” (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999">Kişisel Verileri Koruma Kurumu, “İş Yerlerinde Güvenlik Kamerası Sistemi Kullanımında Dikkat Edilecek Hususlara Dair Kamuoyu Duyurusu”, 08.06.2026. Duyuru kamera sistemlerine ilişkin olmakla birlikte; genel kontrol şeklindeki soyut amaçların yeterli olmaması, makul mahremiyet beklentisi ve ölçülülük vurguları konum takibi bakımından da kıyasen değerlendirilebilir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Microsoft Intune, “Device action: Retire” ve “Device action: Wipe”; Apple Platform Deployment, “User Enrollment and device management”; Google Android Enterprise, “What is an Android Work Profile?” (erişim: 18.08.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> 6698 sayılı Kanun m.9; Kişisel Verileri Koruma Kurumu, Kişisel Verilerin Yurt Dışına Aktarılması Rehberi; Kişisel Verileri Koruma Kurumu, “Yurt Dışına Kişisel Veri Aktarımında Kullanılacak Standart Sözleşmelerde Dikkat Edilmesi Gereken Hususlara İlişkin Kamuoyu Duyurusu”, 27.07.2026. Standart sözleşmenin, imzaların tamamlanmasından itibaren beş iş günü içinde Kuruma bildirilmesi gerekir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999">4857 sayılı İş Kanunu m.18, m.19, m.22 ve m.25/II-h; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m.399 ve m.413.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999">6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m.189/2 ve m.199.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isveren-iscinin-kisisel-telefonuna-mdm-uygulamasi-yuklenmesini-zorunlu-tutabilir-mi</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/cep-tel-sifre-terazi.jpg" type="image/jpeg" length="88524"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Dijital Çağda Kişisel Verilerin Korunması ve Bireysel Siber Güvenlik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-kisisel-verilerin-korunmasi-ve-bireysel-siber-guvenlik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-kisisel-verilerin-korunmasi-ve-bireysel-siber-guvenlik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bugün internete bağlandığımız her an bir iz bırakıyoruz. Alışveriş sitelerinde tıkladığımız ürünler, sosyal medyada beğendiğimiz gönderiler, hatta akıllı telefonumuzun konum bilgisi bile birer veri parçasıdır. Şirketler için bu veriler altın değerinde; kullanıcı davranışlarını analiz etmek, reklam hedeflemek ve ürün geliştirmek için sürekli toplanıyor. Ancak madalyonun öbür yüzünde büyük bir risk var: veri ne kadar çok toplanırsa, kötüye kullanılma ihtimali de o kadar artıyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rakamlar da bunu doğruluyor. Küresel siber güvenlik raporlarına göre her yıl milyonlarca kişinin verisi izinsiz ele geçiriliyor, bazı yıllarda bu rakam yüz milyonları buluyor. Bir veri ihlalinin ortalama maliyeti şirketler için <a href="https://newsroom.ibm.com/2026-07-29-ibm-study-one-in-four-malicious-breaches-are-ai-enabled,-costing-companies-6-million-on-average" rel="nofollow">milyon dolarları alabiliyor</a>. Bireysel kullanıcı içinse maliyet başka türlü hesaplanıyor: kimlik hırsızlığı, banka hesabı boşaltılması, itibar kaybı.</p>

<h2><a name="_cgepnzb7wk2g"></a><strong>Kişisel Verileri Koruma Kanunu Ne Diyor?</strong></h2>

<p>Türkiye'de kişisel verilerin korunması artık sadece etik bir mesele değil, yasal bir zorunluluk. Kişisel verileri koruma kanunu, kurumların veri toplarken açık rıza almasını, verileri belirli bir amaçla sınırlı tutmasını ve gerektiğinde silmesini şart koşuyor. Kanuna aykırı davranan şirketler ciddi para cezalarıyla karşı karşıya kalabilir.</p>

<p>Peki bu kanun bireyi ne kadar koruyor? Aslında büyük ölçüde. Kullanıcıların kendi verilerine erişme, düzeltme talep etme ve hatta silinmesini isteme hakkı var. Ama burada bir gerçeği kabul etmek gerekiyor: kanun, kötü niyetli bir hackerın sizi hedef almasını engellemiyor. Yasal çerçeve önemli, fakat teknik önlemler olmadan eksik kalıyor.</p>

<h2><a name="_9du4z8ikqgix"></a><strong>Bireysel Siber Güvenlik Neden Herkesin Meselesi?</strong></h2>

<p>Çoğu insan "benim çalınacak neyim var ki" diye düşünür. Oysa e-posta adresiniz, şifreleriniz, hatta gezinme geçmişiniz bile bir siber suçlu için değerli. Halka açık Wi-Fi ağları, sahte bağlantılar, kötü amaçlı yazılımlar günlük hayatın sıradan tehlikeleri haline geldi. Özellikle kafelerde, havalimanlarında veya otellerde ücretsiz internete bağlanmak, aslında verilerinizi yabancı gözlere açmak anlamına gelebilir.</p>

<p>Bu noktada VPN kullanımı devreye giriyor. Bir VPN, internet trafiğinizi şifreleyerek üçüncü kişilerin verilerinizi görmesini zorlaştırır. VeePN gibi araçlar, gerçek IP adresinizi gizleyerek anonim bir bağlantı sağlar; böylece hem konum bilginiz hem de gezinme alışkanlıklarınız gözlerden uzak kalır. IP adresinizin ne kadar açıkta olduğunu merak ediyorsanız, <a href="https://veepn.com/tr/what-is-my-ip/" rel="nofollow">VeePN</a><a href="https://veepn.com/tr/what-is-my-ip/" rel="nofollow"> IP çözümü</a> sayfasından anında kontrol edebilir, ardından bu bilgiyi gizlemenin ne kadar kolay olduğunu görebilirsiniz. VPN korumasını kalıcı olarak aktif bırakabilirsiniz.</p>

<h2><a name="_f6c990p34se6"></a><strong>Veri Gizliliği Çözümü Olarak Neler Yapılabilir?</strong></h2>

<p>Herkesin uygulayabileceği basit ama etkili adımlar var. İşte pratik bir veri gizliliği çözümü listesi:</p>

<p>● Her hesap için farklı, güçlü şifreler kullanın</p>

<p>● İki faktörlü doğrulamayı mutlaka aktif edin</p>

<p>● Şüpheli bağlantılara ve eklere tıklamayın</p>

<p>● Uygulama izinlerini düzenli olarak gözden geçirin</p>

<p>● Halka açık ağlarda şifreleme kullanmadan bankacılık işlemi yapmayın</p>

<p>● Yazılımlarınızı güncel tutun</p>

<p>Bu liste basit görünebilir, ama uzmanlar siber saldırıların büyük çoğunluğunun aslında temel önlemlerin alınmamasından kaynaklandığını söylüyor. Karmaşık teknik bilgiye değil, disipline ihtiyaç var.</p>

<h2><a name="_kwg2cgf7advz"></a><strong>Sosyal Medyada Veri Paylaşımı Tuzakları</strong></h2>

<p>Sosyal medya platformları, kullanıcı verisi toplama konusunda en agresif alanlardan biri. Bir anket sonucuna göre kullanıcıların önemli bir kısmı, hesap oluştururken gizlilik sözleşmesini hiç okumadan kabul ediyor. Bu da platformların veriyi nasıl kullandığından habersiz kalmamıza yol açıyor.</p>

<p>Doğum tarihi, ev adresi, iş yeri gibi bilgileri profilde paylaşmak zararsız görünse de, bu detaylar bir araya geldiğinde kimlik hırsızlığı için yeterli olabiliyor. Uzmanların önerisi net: paylaşımdan önce "bu bilgiyi bir yabancıya da söyler miydim" sorusunu kendinize sorun.</p>

<h2><a name="_oa10sn9kvkng"></a><strong>Kurumların Sorumluluğu ve Bireyin Rolü</strong></h2>

<p>"Veri güvenliği bir ürün değil, bir süreçtir." — Siber güvenlik camiasında sıkça tekrarlanan bu söz, aslında meselenin özünü anlatıyor.</p>

<p>Şirketler ne kadar güçlü güvenlik altyapısı kurarsa kursun, zincirin en zayıf halkası genellikle insan faktörü oluyor. Çalışanların bilinçsiz tıklamaları ya da zayıf şifreleri, en gelişmiş sistemleri bile boşa çıkarabiliyor. Bu yüzden kurumsal eğitimler kadar bireysel farkındalık da kritik önem taşıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h2><a name="_uu0fkj2hwceu"></a><strong>Uzaktan Çalışma ve Seyahatte Veri Güvenliği</strong></h2>

<p>Pandemi sonrası yaygınlaşan uzaktan çalışma modeli, veri güvenliği açısından yeni riskler doğurdu. Ev ağları genellikle kurumsal ağlar kadar güvenli değil, bu da şirket verilerini savunmasız bırakabiliyor. Seyahat eden çalışanlar için durum daha da hassas; otel Wi-Fi'si veya havalimanı ağı üzerinden şirket sunucularına bağlanmak ciddi riskler taşıyor.</p>

<p>Böyle durumlarda güvenli bir VPN erişimi, âdeta bir can simidi işlevi görüyor. Şifreli bağlantı sayesinde hem kişisel hem kurumsal veriler dış müdahalelere karşı korunmuş oluyor. İhtiyaç duyduğunuzda hızlıca kurulum yapmak isterseniz <a href="https://veepn.com/tr/" rel="nofollow">VPN erişimi</a> üzerinden birkaç dakika içinde güvenli bağlantıyı aktif hale getirebilirsiniz. Özellikle sık seyahat edenler veya kafelerden çalışanlar için bu tarz bir çözüm artık lüks değil, neredeyse zorunluluk haline geldi.</p>

<h2><a name="_o5yrnoicct2i"></a><strong>Geleceğe Bakış: Yapay Zeka ve Veri Güvenliği</strong></h2>

<p>Yapay zeka teknolojileri hem tehdit hem çözüm olarak öne çıkıyor. Bir yandan saldırganlar yapay zeka destekli phishing e-postaları hazırlıyor, diğer yandan güvenlik firmaları anormal aktiviteleri tespit etmek için aynı teknolojiyi kullanıyor. Bu yarış önümüzdeki yıllarda daha da hızlanacak gibi görünüyor.</p>

<p>Kullanıcı olarak yapabileceğimiz en önemli şey, teknolojiyi körü körüne değil bilinçli kullanmak. Hangi uygulamanın hangi veriyi topladığını sorgulamak, gereksiz izinleri reddetmek ve güvenlik güncellemelerini ihmal etmemek uzun vadede fark yaratıyor.</p>

<h2><a name="_93k11l2zejia"></a><strong>Sonuç</strong></h2>

<p>Dijital çağda kişisel veri koruması artık isteğe bağlı bir tercih değil. Yasal düzenlemeler bir çerçeve sunuyor, ama asıl sorumluluk bireyin elinde. Güçlü şifreler kullanmaktan şüpheli bağlantılardan kaçınmaya, halka açık ağlarda dikkatli olmaktan verilerinizi şifreli tutmaya kadar birçok basit adım, sizi büyük risklerden koruyabilir. Unutmayın: siber güvenlik bir defalık işlem değil, sürekli dikkat gerektiren bir alışkanlıktır.</p>

<p></p></p>]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/dijital-cagda-kisisel-verilerin-korunmasi-ve-bireysel-siber-guvenlik</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-189.jpg" type="image/jpeg" length="41961"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2024/1311 E., 2024/3381 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 22.02.2024 tarihli, 2024/1311 E., 2024/3381 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/1311 E., 2024/3381 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 41. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1841 E., 2023/1611 K.<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/64 E., 2023/416 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tespit davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, Sendikanın toplu iş sözleşmesi imzacısı olduğu davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayında RFID Takip Sistemi kullanılmaya başlandığını, RFID sisteminin, takip cihazının takıldığı eşyanın konumunu, spesifik olarak tüm kaldırma - indirme - döndürme hareketlerini raporlayan bir takip sistemi olduğunu, ürün tanıtımında ani düşme ve uzun süre hareketsiz kalma hâllerini algıladığı yazılı ise de aslında işveren tarafından işçinin performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanılabildiğini, dağıtılan takip cihazları nedeniyle bir çok maddi ve manevi sorun yaşayan işçilerin sendikaya başvurarak şikâyetlerini ilettiklerini, somut olayda işçilerin kısa bir süre hareketsiz kalındığında takip cihazının titrediğini, bu nedenle de sürekli olarak cihazın titreyeceği dürtüsüyle hissiyat kontrolsüzlüğü yaşadıklarını, bunun sonuca olarak da sinirsel sağlık sorunlarının baş gösterdiğini, eşya takibinde kullanılan cihazın kendilerine zorla dağıtılmasının ve bir eşya gibi takip edilmelerinin ... kırıcı olduğunu, takip cihazını işyerinde bırakmak için çalınmasını engelleyecek şekilde güvenli bir emanet yeri bulunmadığını, bu nedenle iş çıkışında da yanlarında bulundurmak zorunda kaldıklarını, bu durumun özel hayatın gizliliğini ihlal ettiğini, takip cihazının oturup kalkma, esneme ve benzeri vücut hareketlerini algılayabilmesi nedeniyle işçilerin dinlenme molalarının ve tuvalette geçirdiği zamanın dahi takip edildiğini; bu durumun çalışma motivasyonunu yok ettiğini ifade ettiklerini, özellikle cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla kamuoyunda hayalet titreşim sendromu (vibranxiety) olarak bilinen, vücutta taşınan titreşimli bir cihazın bilinçaltına bıraktığı duygu nedeniyle cihaz titremediği hâlde titriyormuş gibi hissetme rahatsızlığı baş gösterdiğini, davalı ile Sendika arasında 01.07.2018 -30.06.2021 yürürlük tarihli toplu iş sözleşmesi akdedildiğini, toplu iş sözleşmesinin 22 nci maddesinin (d) bendinde "İşçinin işe devamını ve mesai planlarına uygun çalışmasını belgelendirmek hususunda işyeri uygulamasına devam edilir." hükmü yer aldığını, sözleşmenin 25 inci maddesinde ise mesailerin işveren tarafından ilan edileceği ve düzenlenmesi konusunda 4857 sayılı İş Kanunu hükümlerinin uygulanacağının yazılı olduğunu, mevzuatta takip cihazı uygulamasına izin veren hiçbir hüküm olmadığını, sözleşmenin 27 nci maddesinin (a) bendinde "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kavdı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydıdır. Her üye işe başladığı ve işten çıktığı saati tevsik için parmak izi basmak veya kendi saat kartını bizzat basmakla veya ilgili formu imzalamakla yükümlüdür." hükmü olduğunu, konuyla ilgili müvekkili Sendikanın İstanbul 2 No.lu Şube Başkanlığı tarafından davalı işverene uygulamanın hukuka aykırı olup derhâl sonlandırılması talepli 08.05.2020 tarihli yazı gönderildiğini, Türkiye Cumhuriyeti’nin imzacısı olduğu Avrupa Sosyal Şartı'nın 2 nci bölümünde yer alan 1 inci maddesinde çalışma hakkının tanımlandığını, akit taraflarca çalışma hakkının etkin bir biçimde kullanılmasını sağlamak üzere çalışanların özgürce edindikleri bir işle yaşamlarını sağlama haklarının etkin biçimde korumanın taahhüt edildiğini, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu'nun (6698 sayılı Kanun) teknolojinin gelişmesiyle birlikte vatandaşların kişisel verilerini rızasını almaksızın ve meşru bir amaç olmadan tek taraflı olarak işleyen veri sorumlularının yükümlülüklerinin düzenlenmesi amacıyla 2016 yılında yürürlüğe girdiğini belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle takip cihazı uygulamasının, sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin, bünyesinde 1.000'in üzerinde işçi çalıştıran bir sanayi şirketi olduğunu, işçilerin güvenliği ile iş yönetimi bakımından bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, bunlardan birisinin de "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen ve RFID teknolojisi kullanılan bir teknolojik konum bilgisi sisteminin olduğunu, bu teknolojinin konum belirleme işlemlerinde önemli rol oynadığını, alıcıdan uzaklaşan kartın konum bilgisi vermesinin söz konusu olmadığını, bahsi geçen sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflemekte olduğunu, kullanılan sistemin işverenin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, sistemin 6698 sayılı Kanun'a aykırılık teşkil etmediğini, RFID teknolojisinin 6698 sayılı Kanun'un genel ilkeleri arasında yer alan “İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma” ilkesiyle örtüştüğünü, kullanılan sistemin işçinin mental sağlığı açısından bir sakınca teşkil etmediğini, özel hayatı ihlal etmesi gibi durumlara sebep olmasının teknik açıdan imkânsız olduğunu belirterek ve dilekçesinde yazılı diğer sebeplerle davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işyerinde yetkili sendikanın bulunduğu, RFID takip cihazı uygulaması getirilirken sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesi ile "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı saat kartı (işverence belirlenecek başka bir yöntem dahil) veya puantaj kaydı olduğu"nun belirlendiği, işyerinde çalışma süresi boyunca takibine dair maddede hüküm bulunmadığı, tüm çalışma süresi boyunca gün içerisinde işçinin devamlı takip edilip her an nerede ne yaptığının kontrol edilmesinin çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de söz konusu cihazın sağlık sorunlarına yol açtığı ve psikolojik olarak rahatsız ettiğinin anlaşıldığı, işyerinde takım lideri, posta başı ve kameralar ile bahsedilen önlemler alınabiliyorken takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde belirttiği sebeplerle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; işverence RFID takip cihazının kişilik haklarını ihlal eder şekilde kullanıldığının dinlenen tanık beyanları ve dosya kapsamından anlaşıldığı, iş sağlığı ve güvenliği ile işçilerin çalışma düzeninde takibinin işveren tarafından alınabilecek başka tedbir ve uygulamalarla sağlanabilme imkânı varken çalışma barışını bozar şekilde söz konusu cihazın sürekli taşınmasını istemesinin insan haklarına ve hukuka aykırı olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararının isabetli olduğu gerekçesiyle başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; cevap ve istinaf dilekçelerinde belirttiği sebeplerle Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozularak ortadan kaldırılması istemi ile temyiz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, işveren tarafından işçilere kullandırılan RFID takip cihazı uygulamasının hukuka aykırı olup olmadığına ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) "Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı" kenar başlıklı 17 nci maddesinin birinci fıkrası şöyledir:<br />
"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."</p>

<p>2. Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" kenar başlıklı 20 nci maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:<br />
"Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz.<br />
...<br />
Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."</p>

<p>3. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 417 nci maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:<br />
"İşveren, hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla, özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür.<br />
İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür."</p>

<p>4. 6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir:<br />
"İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir."</p>

<p>5. 6098 sayılı Kanun'un "Düzenlemelere ve talimata uyma borcu" kenar başlıklı 399 uncu maddesinin birinci fıkrası şöyledir:<br />
"İşveren, işin görülmesi ve işçilerin işyerindeki davranışlarıyla ilgili genel düzenlemeler yapabilir ve onlara özel talimat verebilir. İşçiler, bunlara dürüstlük kurallarının gerektirdiği ölçüde uymak zorundadırlar.<br />
"</p>

<p>6. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun (6331 sayılı Kanun) "İşverenin genel yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi şöyledir:<br />
"İşyerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve<br />
uygunsuzlukların giderilmesini sağlar."</p>

<p>7. 6698 sayılı Kanun.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Somut uyuşmazlıkta davacı vekili, işyerindeki takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiş; davalı işveren iş sağlığı ve güvenliği önlemleri kapsamında uygulama yapıldığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>2. Dosya kapsamına göre dava konusu uygulama RFID takip cihazı aracılığıyla gerçekleştirilmektedir. RFID yani Radyo Frekanslı Tanıma (Radio Frequency Identification) teknolojisi ile işçinin konum ve hareketinin takip edildiği, ayrıca cihazın belli bir süre hareketsizlikte titrediği anlaşılmaktadır.</p>

<p>3. Dava dilekçesinde; RFID cihazı ile işveren tarafından işçinin performansı ve dinlenme aralarındaki eylemlerinin takip edildiği, mesai takibi yapıldığı, iş çıkışında kullanılmaya devam edildiğinden özel hayatın gizliliğinin ihlal edildiği iddiaları ileri sürülmüştür. İşveren ise RFID cihazının; teknolojik konum bilgisi sistemi olduğunu, bu sistemin yalnızca iş güvenliğini hedeflediğini, zaten bu amacın dışında da hizmet vermediğini, kart sayesinde işçinin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerinin ve özel izin gerektiren bölümlere girişlerinin kontrol altına alındığını, işçinin mesai bitiminde fabrikayı terk etmesi hâlinde kartların hiçbir şekilde konum bilgisi vermediğini savunmuştur. Bununla birlikte Mahkemece uzman bilirkişilerden oluşan bir kurul aracılığı ile keşif suretiyle inceleme yapılmadığından, iddia ve savunmalar çerçevesinde RFID cihazının çalışma sistemi, toplanan veriler, cihazın aktif olduğu alanlar ve işveren tarafından cihazın ve toplanan verilerin hangi amaçlarla kullanıldığı hususu duraksamaya yer vermeyecek şekilde belirlenmemiştir.</p>

<p>4. Diğer taraftan davacı vekili, RFID cihazının çalışma sistemi ve titreşim özelliği sebebiyle işçilerin psikolojik sorun yaşadıklarını ve insan sağlığı bakımından tehlikeli olduğunu iddia etmektedir. Bununla birlikte bu husus hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukuki bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan bir konu olmadığından ve bilirkişi görüşü alınmadığından, dosya kapsamı çerçevesinde bu iddia bakımından da bir kanaate ulaşmak olanaklı değildir.</p>

<p>5. Dava dilekçesinde, hareketsizlik durumunda RFID cihazının kısa bir süre sonra titrediği ve bu durumun sinirsel sağlık sorunlarına yol açtığı iddia edilmiştir. Davalı cevap dilekçesinde, cihazın uzun süre hareketsizlik durumunda titrediğini, bunun da işçinin bayılması ve düşmesi gibi durumlarda acil müdahale imkânı sağladığını belirtmiş, temyiz dilekçesinde de 15 dakika hareketsizlikte cihazın titrediğini ifade etmiştir. Titreşim için hareketsizlik süresi bakımından; davacı tanıkları, 2 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak, davalı tanıkları ise 5 ila 10 dakika arasında değişen süreler olarak beyanda bulunmuşlardır. Bununla birlikte Mahkemece cihazın ne kadar sürelik bir hareketsizlik sonucunda titrediği net bir şekilde tespit edilmemiş, bu konudaki çelişkiler de giderilmemiştir.</p>

<p>6. Bu noktada belirtmek gerekir ki dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelere göre işçilerin konum ve hareket bilgisine dair kişisel verilerin işlenmesinin söz konusu olduğu anlaşılmaktadır. Kişisel veri -belirli veya kimliği belirlenebilir olmak şartıyla- bir kişiye ilişkin bütün bilgileri ifade etmekte olup işçinin konum bilgisi ve çalışma süreleri de bu kapsamda yer almaktadır.</p>

<p>7. Kişisel verilerin korunması ..., kişinin insan onurunun korunmasının ve kişiliğini serbestçe geliştirebilmesi hakkının özel bir biçimi olarak bireyin hak ve özgürlüklerini kişisel verilerin işlenmesi sırasında korumayı amaçlamaktadır. Kişisel verilerin işlenmesi bakımından uyulması gereken genel ilkeler 6698 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesinde düzenlenmiştir. Hükme göre kişisel verilerin işlenmesinde "a) Hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun olma. b) Doğru ve gerektiğinde güncel olma. c) Belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme. ç) İşlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma. d) İlgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhafaza edilme." ilkelerine uygun hareket edilmelidir.<br />
8. 6698 sayılı Kanun'un 5 inci maddesinin birinci fıkrası gereğince de kural olarak kişisel veriler ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemez. Bununla birlikte aynı hükme göre "Kanunlarda açıkça öngörülmesi" veya "Bir sözleşmenin kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel verilerin işlenmesinin gerekli olması" durumlarında ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesi mümkündür. Nitekim 6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesinin ikinci fıkrasında işverenin, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerin de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü olduğu ve 6331 sayılı Kanun’un 4 üncü maddesinde de, işverenin, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu ve bu çerçevede mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dâhil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hâle getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapacağı belirtilmiştir. Belirtmek gerekir ki RFID cihazı ile toplanan kişisel verilerin niteliği ile hangi verilerin ne şekilde işlendiği, kişisel verilerin işlenmesi için ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği ve bu konuda işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı hususları araştırılmadığından, bu bağlamda hukuki bir sonuca ulaşmak da mümkün değildir.</p>

<p>9. Açıklanan bu maddi ve hukuki olgulara göre İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne ve Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş ise de yapılan araştırma eksik olup hüküm kurmaya yeterli bulunmamaktadır. Bu itibarla Mahkemece öncelikle uyuşmazlık konusu RFID takip cihazı bakımından uzman bir mühendis bilirkişi, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı bilirkişi, işyerinde yürütülen faaliyet konusunda uzman bir bilirkişi ile ruhsal ve fiziksel sağlığa zarar tespiti bakımından tıp bilirkişisinden oluşan kurul teşkil edilmeli; takip cihazının çalışma yöntemi, hangi verilerin kaydedildiği, cihazın titreme sıklığı, hangi durumlarda cihazın devreye girdiği, çalışma saatleri dışında aktif olup olmadığı, çalışma saatleri dışında veya işyeri sınırları haricinde cihazı taşıma zorunluluğu bulunup bulunmadığı, cihazın aktif olduğu alanlar, elde edilen verilerin hangi yöntemle saklandığı ve kaydedildiği, tespit edilecek uygulamanın işçinin sağlığı üzerinde olumsuz bir etkiye sebebiyet verip vermediği gibi hususlar duraksamaya yer vermeyecek şekilde tespit edilmeli; söz konusu kişisel verilerin işlenmesi bakımından ilgilinin açık rızasının gerekip gerekmediği değerlendirilmeli ve bundan sonra işçilerin rızasının bulunup bulunmadığı araştırılarak işçilerin rızası alınmış ise buna dair imzalanmış onay metinleri dosya kapsamına dâhil edilmeli ve tüm bu hususlar araştırıldıktan sonra oluşacak sonuca göre karar verilmelidir. Eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm tesisi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,<br />
22.02.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>K A R Ş I O Y</strong></p>

<p>Davacı Sendika vekili; davalı işyerinde 2020 yılı Mayıs ayından itibaren RFİD takip sisteminin kullanılmaya başlandığını, bu sistemin takıldığı eşyanın konumunu spesifik olarak tüm kaldırma-indirme -döndürme hareketlerini raporlayan bir sitem olduğunu ilk amacın taşınan eşyanın takibini kolaylaştırmak iken şimdi çalışanların performansını ve dinlenme aralarındaki eylemlerini takip için kullanıldığını, bu durumun işçilerde maddi ve manevi sıkıntılara neden olduğunu, çalışanların bu cihaz vasıtasıyla takibinin kişililik haklarına saldırı niteliği taşıdığını, çalışanın 5 ila 10 dakika gibi bir zamanda hareketsiz kalması hâlinde titreşime geçerek sisteme uyarı verdiğini, cihazın titrememesi için sürekli hareket hâlinde olma dürtüsü geliştiğini, hissiyat kontrolsüzlüğünün başladığını, motivasyonu azalttığını, işçilerin rızası alınmaksızın tek taraflı olarak toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olarak uygulanan bu takibin asıl amacının performans ölçümüne yönelik olduğunu ileri sürerek takip cihazı uygulamasının sağlık sorunlarına yol açması ve işçinin onurunu zedelemesi nedeniyle bu durumun mevzuat ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırı olduğunun tespitine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı vekili; davalı işyerinde 1.000'e yakın çalışanlarının bulunduğunu, işçilerin güvenliği ve iş yönetimi için bazı teknolojik desteklere ihtiyaç duyulduğunu, davaya konu edilen "Hassas Konum Tabanlı Mobil Personel Etiketi" adı verilen RFID teknolojisi kullanılan teknolojik konum bilgi sisteminin personel ve ekipmanın bu cihazla konumlarının belirlendiği bu yöntemle öncelikle işçilerin iş güvenliklerinin hedeflendiğini, bu sayede işçilerin yüksek riskli alanlara izinsiz girişlerini önlediklerini, özel izinle girilen alanlardaki girişlerin kontrolünü sağladıklarını, kartı taşıyan işçinin uzun süre hareketsiz kalması hâlinde sistemin devreye girerek işçinin bayılma ve düşmesi gibi durumlarda müdahale sağlandığını, 01.07.2018-30.06.2021 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin "Üyenin çalışma süresini tespit edecek belge, kendisine ait parmak izi kaydı, saat kartı (işverence tespit edilecek başka bir yöntem dahil) ve puantaj kaydı" hükmünü içerdiğini, toplu iş sözleşmesinin bu hükmünün işverene çalışma süresinin tespiti için kullanılacak belge ve sistemler konusunda yetki verdiğini, kullanılan sistemin yönetim hakkının bir sonucu olduğunu, hukuka aykırı bir durumun söz konusu olmadığını ileri sürerek davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece; takip cihazı uygulamasında davacı Sendikanın görüşünün alınmadığı, toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinin işyerinde çalışma süresi boyunca gün içersinde işçinin sürekli takibine imkân veren hükümler içermediği, işçinin sürekli takibinin ve kontrolünün çalışma barışına aykırı olduğu, tanık beyanlarına göre de bu sistemin işçilerde sağlık sorunlarına yol açtığı, kamera sistemi, ustabaşı ve takım liderleri eli ile bu takip imkânı varken bu yöntemle yönetim hakkının kullanılmasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesi hükümlerine aykırılık teşkil ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş; verilen kararın davalı tarafça istinaf edilmesi üzerine ilgili İstinaf Dairesi Mahkeme kararını yerinde bularak davalı tarafın istinaf talebini esastan reddetmiştir.</p>

<p>Dinlenen davacı tanıkları; sistem uygulamaya konulurken işçilerden ... alınmadığını, sistemin uygulanmaya başlaması ile birlikte çalışanlar üzerinde yoğun bir baskının oluştuğunu, 5 ila 10 dakika arasında hareketsizlik hâlinde cihazın titremeye başlayarak uyarı verdiğini, fabrikanını çoğu bölümünde işçilerin elleri ile üretime devam etmesine rağmen bedenleri hareketsiz olduğu için cihazın titrediğini, sisteme gönderilen uyarı uzerine posta başının gelerek kendilerini uyardığını, bu durumun işçileri psikolojik olarak rahatsız ettiğini, dinlenme aralarında bile cihazın titreşim verdiğini, kartı sürekli olarak üzerlerinde taşımak zorunda olduklarını, bu sistemle işveren ve ekip liderleri tarafından "Çalışmıyorsunuz, çalışın." şeklinde sürekli uyarılara maruz kaldıklarını, işverinin iş güvenliğini sağlamak için bu yöntemi uyguladıkları yönündeki savunmasının gerçeği yansıtmadığını, deprem anında uyarı verdiği iiddia edilmiş olsa da çıkışta kart okutulmadan geçiş mümkün olmadığından yığılmayı önleyemeyeceği, insani bir ihtiyaç olan lavabolarda bile sistemin harketsizlik hâlinde devreye girdiğini, her on dakikada bir ayağa kalkarak vücutlarını hareket ettirmek zorunda kaldıklarını, sürekli takip edilme hissi yaşadıklarını, cihazın psikolojik olarak kendilerini rahatsız ettiklerini belirtmişlerdir.</p>

<p>Davalı tanıkları anlatımlarında; cihaz kurulurken başlangıçta işçilerden onay alınmadığını, cihazın personelin iş güvenliğini sağlamak amacıyla kurulduğunu, düşme, bayılma gibi durumlarla çalışanların girmemesi gereken yerlere girilmesi hâlinde uyarı verdiğini, bu yolla iş güvenliği sağlandığını, işçinin öğle molasında uyurken uyarı verdiği için işçinin bayıldığı düşünülerek işçinin kontrolünün sağlandığını, cihazın hareketsizlik hâlinde 10 dakikalık sürelerde uyarı verdiğini, fabrika dışında bu uyarının olmadığını, uyarı durumunda işçinin kontrolü yapılarak bu durumun tutanak altına alındığını ancak tutulan tutanaklar nedeniyle herhangi bir işçiye yaptırım uygulanmadığını belirtmişlerdir.</p>

<p>Tüm dosya kapsamından davacı tanık anlatımlarına göre 5 ila 10 dakika, davalı tanık anlatımlarına göre ise 10 dakika hareketsizlik hâlinde sisteme uyarı gittiği, uyarı giden işçiler için haklarında hiç işlem yapılmamış olsa bile tutanaklar tutulduğu ya da ustabaşları tarafından uyarıldıkları, işçilerin bu uyarının gitmemesi için 10 dakikada bir harekete geçtikleri sabittir.</p>

<p>6098 sayılı Kanun'un 417 nci maddesi "İşçinin kişiliğinin korunması" başlığını taşımakta olup maddenin birinci fıkrasında "İşveren hizmet ilişkisinde işçinin kişiliğini korumak ve saygı göstermek ve işyerinde dürüstlük ilkelerine uygun bir düzeni sağlamakla özellikle işçilerin psikolojik ve cinsel tacize uğramamaları ve bu tür tacizlere uğramış olanların daha fazla zarar görmemeleri için gerekli önlemleri almakla yükümlüdür." denilmektedir.</p>

<p>6098 sayılı Kanun'un 419 uncu maddesi ise "İşveren, işçiye ait kişisel verileri, ancak işçinin işe yatkınlığıyla ilgili veya hizmet sözleşmesinin ifası için zorunlu olduğu ölçüde kullanabilir." hükmünü içermektedir.</p>

<p>6098 sayılı Kanun'un 396 ncı maddesine göre de "İşçi yüklendiği işi özenle yapmak ve işverenin haklı menfaatinin korunmasında sadakatle davranmak zorundadır."</p>

<p>İşverenlerin iş dünyasında rekabet edebilmek ve ayakta kalabilmek için çalışanları hakkında düzenli bilgilere ihtiyaç duyması ve onları üretim sahasında kontrol etmesi doğaldır. Bu kontrol bazen kanuni zorunluluk ve sorumluluklardan kaynaklanabilir; bazen de performans değerlendirme verimlilik ölçümü ve iş güvenliği sebeplerinden kaynaklanabilir.</p>

<p>İşveren bu sebeplere dayanarak gerekli izlemelerde bulunabilir. Ancak bu izlemeler gerçekleştirilirken her zaman orantılılık ilkesine uygun davranmak zorundadır. Aksi durumda işçilerin özel hayatlarının ihlali söz konusu olacaktır. İzlenmenin işçiler üzerinde oluşturacağı etki yoğunlukla strestir. İzlenme, işçiler üzerinde depresyon ve anksiyete artışlarına sebep olabilecektir.</p>

<p>6698 sayılı Kanun kişisel veriyi kimliği belirli yada belirlenebilir gerçek kişiye ilişkin "her türlü bilgi" olarak tanımlar.</p>

<p>6698 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinde yer alan kişisel verilerin işlenmesine ilişkin ... ilkeler her türlü kişisel veri işleme faaliyetlerinin içinde bulunmalı ve veri işleme faaliyetleri bu ilkelere uygun olarak yürütülmelidir. Bu ilkeler; hukuka ve dürüstlük kurallarına uygun davranma, doğru ve gerektiğinde güncel olma, belirli, açık ve meşru amaçlar için işlenme, işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma, ilgili mevzuatta öngörülen veya işlendikleri amaç için gerekli olan süre kadar muhaza edilme olarak düzenlemiştir.</p>

<p>Kanun'un 5 inci maddesi ise kişisel verilerin işlenme şartlarını düzenlenmiş olup birinci fıkrası kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceğini, ikinci fıkrası rızanın aranmayacağı ayrık durumları düzenlemiş; ancak somut olayda ikinci fıkrada sayılan durumların söz konusu olmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>İşçinin taraf tanık anlatımlarına göre her on dakikada, hareketsiz kalması hâlinde bu durumun sisteme kaydedilerek titreşim gönderilmesi ve arkasından işlem yapılmasa bile ekip başları tarafından uyarılması ya da tutanak tutulması, 6698 sayılı Kanun kapsamında özel nitelikte kişisel veri olarak kabul edilmelidir. Bu hâliyle sürekli şekilde izlenmek doğaldır ki işçiyi stres altına sokarak işçi sağlığını olumsuz etkilemekte, kişilik haklarını zedelemektedir.</p>

<p>Davalı işyerinde işçilerin başlangıçta açık rızası alınmadan uygulamaya konulan Hassas Konum Tabanlı Personel Etiketi kısaca RFID adı verilen bu takip sistemi ister davacı tarafın ileri sürdüğü gibi işçilerin performans denetimine ilişkin olsun, ister davalı tarafın ileri sürdüğü gibi ihtilaflı dönemde yürürlükte bulunan toplu iş sözleşmesinin 27 nci maddesinin (a) bendinden hareketle üyenin çalışma süresini tespiti yanında birincil amaç olarak iş sağlığı ve güvenliği için kullanılmış olsun -ki işçilerin iş sağlığı ve güvenliğinin takip sistemi dışında başka yöntemlerle sağlanması mümkün iken- her on dakikada bir yerlerinde olup olmadıklarının, hareketsiz kalıp kalmadıklarının kontrolü insan psikolojisine, orantılılık ilkesine 6098 sayılı Kanun'un 417 ve 419 uncu maddelerine, 6698 sayılı Kanun'a ve ... insan haklarına aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle RFID takip cihazı uygulamasının mevzuata ve toplu iş sözleşmesine aykırı olduğunun tespitine ilişkin İlk Derece Mahkemesi kararı ve davalı tarafın istinaf talebini esastan reddeden istinaf kararı usul ve kanuna uygun olmakla onanması gerekirken çoğunluğun bozma yönündeki kararına iştirak edilememiştir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-20241311-e-20243381-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 19 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="18235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[En yüksek ve en düşük sıralamayla öğrenci alan hukuk fakülteleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/en-yuksek-ve-en-dusuk-siralamayla-ogrenci-alan-hukuk-fakulteleri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/en-yuksek-ve-en-dusuk-siralamayla-ogrenci-alan-hukuk-fakulteleri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[2026-YKS yerleştirme sonuçlarına göre hukuk fakültelerinde en yüksek başarı sırası Koç Üniversitesi Burslu programının, devlet üniversitelerinde ise Galatasaray Üniversitesi'nin oldu. Vakıf üniversitelerinde burslu ve ücretli programlar arasındaki makas açılırken; devlet kontenjanlarında en düşük sıralama Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi'nde gerçekleşti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>2026 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) eşit ağırlık puan türü kapsamında hukuk fakültelerine yerleştirme sonuçları açıklandı. ÖSYM'nin duyurduğu verilere göre, ülke genelindeki devlet, vakıf ve KKTC'deki hukuk fakültelerinin taban ve tavan başarı sıralamaları netleşti. Adaylar sonuçlarını ÖSYM'nin ykssonuc.osym.gov.tr adresinden T.C. kimlik numarası ve aday şifresiyle görüntüleyebiliyor.</p>

<p><strong>Zirvede Koç Üniversitesi var</strong></p>

<p>2026-YKS'de hukuk fakülteleri arasında en yüksek başarı sırasıyla dolan program, Koç Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin burslu ve yüzde 30 İngilizce hazırlıklı programı oldu. Söz konusu programa 100'üncü sıradaki aday kadar yerleştirme yapılabildi. Koç'u sırasıyla Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin Fransızca programı (300'üncü sıra), İhsan Doğramacı Bilkent Üniversitesi'nin burslu ve yüzde 30 İngilizce programı (310'uncu sıra) ve TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesi'nin burslu ve yüzde 30 İngilizce programı (500'üncü sıra) izledi.</p>

<p><strong>Devlet üniversiteleri arasında en yüksek performans Galatasaray'da</strong></p>

<p>Devlet üniversitelerinin hukuk fakülteleri arasında en seçici program, Fransızca eğitim veren Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi oldu; program 300'üncü sırada tamamen doldu. Galatasaray'ı yüzde 30 İngilizce hazırlıklı Boğaziçi Üniversitesi (1.150'inci sıra) izledi. Herhangi bir burs veya İngilizce hazırlık şartı aranmayan tam kapasiteli devlet hukuk fakülteleri arasında ise Ankara Üniversitesi 2.050'nci sırayla ilk sırada yer aldı. Ankara Üniversitesi'ni Hacettepe Üniversitesi (2.910), İstanbul Üniversitesi (3.100), Marmara Üniversitesi (4.390) ve Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi (4.700) takip etti.</p>

<p><strong>En düşük sıralama Nuh Naci Yazgan Üniversitesi'nde</strong></p>

<p>2026-YKS hukuk fakülteleri arasında kontenjanını tamamen dolduran programlar içinde en düşük başarı sıralamasıyla yerleştirme, Kayseri'deki Nuh Naci Yazgan Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin yüzde 25 indirimli programında gerçekleşti. Söz konusu programa 99 bin 530'uncu sıradaki aday kadar yerleştirme yapıldı. Bu program, 2025'te 86.801'inci sırada dolmuştu; bir yılda yaklaşık 12.700 basamaklık bir gerileme yaşandı.<br />
Devlet üniversiteleri arasında ise en düşük sıralamayla dolan program, Erzincan Binali Yıldırım Üniversitesi Hukuk Fakültesi oldu. Herhangi bir burs veya indirim uygulanmayan bu devlet programı, 180 kişilik kontenjanının tamamını 37.492'nci sıradaki adaya kadar doldurdu. Türk-Alman Üniversitesi'nin Almanca ağırlıklı özel programı ise 47.242'nci sırayla dolan devlet destekli en düşük sıralamalı program oldu.</p>

<p><strong>KKTC üniversitelerinde tam ücretli programlara talep arttı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ndeki üniversitelerin hukuk fakültelerinde de dikkat çekici bir tablo ortaya çıktı. Doğu Akdeniz Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nin herhangi bir indirim uygulanmayan tam ücretli programı, yıllık 890.862 TL eğitim ücretine rağmen 50 kişilik kontenjanının tamamını 96.740'ıncı sıradaki adaya kadar doldurdu. Bu program bir önceki yıl aynı kontenjanı sadece 108.149'uncu sıraya kadar doldurabilmişti; yani 2026'da programa olan ilgi belirgin şekilde arttı.</p>

<p><strong>Vakıf üniversitelerinde burslu-ücretli makası</strong></p>

<p>Vakıf üniversitelerinin hukuk fakültelerinde burslu ve ücretli programlar arasındaki talep farkı bu yıl da öne çıktı. Koç Üniversitesi'nin herhangi bir indirim uygulanmayan tam ücretli programı, yıllık 2 milyon 180 bin TL'lik eğitim bedeliyle 2026-YKS'nin en pahalı hukuk fakültesi programı oldu; program 59 kişilik kontenjanının 54'ünü doldurabildi ve 5 kontenjan boş kaldı. Buna karşılık aynı üniversitenin burslu programı saniyeler içinde dolan programlar arasında yer aldı.</p>

<p>Bazı vakıf ve yabancı üniversitelerin tam ücretli hukuk programları ise bu yıl hiç öğrenci alamadı. İstanbul Kültür Üniversitesi, Nuh Naci Yazgan Üniversitesi, Girne Amerikan Üniversitesi, Uluslararası Final Üniversitesi ve Arnavutluk'taki Tiran New York Üniversitesi'nin tam ücretli hukuk programlarına hiçbir aday yerleşmedi.</p>

<p>Buna karşılık bazı indirimli vakıf programlarında geçen yıla kıyasla ciddi bir talep artışı yaşandı. Bahçeşehir Üniversitesi'nin tam ücretli ve yüzde 30 İngilizce hazırlıklı programı 2025'te kontenjanının yalnızca yüzde 51'ini doldururken, 2026'da kontenjanının tamamını 91.000'inci sıradaki adaya kadar doldurdu. Benzer şekilde Altınbaş Üniversitesi'nin yüzde 50 indirimli programı da geçen yıl yüzde 29 doluluktan bu yıl yüzde 100 doluluğa yükseldi. İstanbul Ticaret Üniversitesi'nin yüzde 50 indirimli programında ise taban başarı sırası bir yılda 124.250'den 33.620'ye geriledi; bu da programa yönelik rekabetin belirgin biçimde arttığını gösteriyor. (memurlar.net)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/en-yuksek-ve-en-dusuk-siralamayla-ogrenci-alan-hukuk-fakulteleri</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 19:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/hukuk-fak.jpg" type="image/jpeg" length="30459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Deepfake ve 1971 Tarihli Anayasa Mahkemesi Kararı: Delil Otantikliğine İlişkin Yarım Asırlık Bir Öngörü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/deepfake-ve-1971-tarihli-anayasa-mahkemesi-karari-delil-otantikligine-iliskin-yarim-asirlik-bir-ongoru-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/deepfake-ve-1971-tarihli-anayasa-mahkemesi-karari-delil-otantikligine-iliskin-yarim-asirlik-bir-ongoru-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Derin sahte (deepfake), insanların yüz, hareket ve sesini gerçeğe uygun olacak şekilde taklit etmek veya değiştirmek için yapay zekâ teknikleri aracılığıyla fotoğrafların, videoların veya seslerin kullanılmasıdır.<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> Kavram, Kasım 2017'de Reddit isimli sosyal medya platformunda bir kullanıcının derin sahtecilik üretiminde kullanılabilecek kodları paylaşmasının ardından ortaya çıkmış ve kısa sürede geniş kitlelere yayılmıştır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> Bu teknoloji, gerçek kişileri aslında hiçbir zaman söylemedikleri sözleri söylemiş ya da yapmadıkları eylemleri yapmış gibi gösteren ses ve video kayıtlarının oluşturulmasını mümkün kılmaktadır. Ceza muhakemesi bakımından meselenin kalbinde ise şu soru yer almaktadır: Bir ses veya görüntü kaydı, hangi koşullar altında gerçekliğin belgesi olarak hükme esas alınabilir?</p>

<p>Görsel ve işitsel medyanın nesnel bir gerçeklik belgesi olarak ele alınması, esasen on dokuzuncu yüzyıl hukukunun bir inşasıdır. Bilim insanı Tal Golan, 1850'lerden itibaren fotografik delillerin mahkemelerde kabul edilebilirliğinin olay bazında değerlendirildiğini ortaya koymuş; tanık anlatıları uzun süre boyunca mahkemelerde delillerin en güvenilir ve kıymetli ispat aracı olarak kabul edilmişken, fotoğraf ve yazılı kayıtlar giderek nesnel gerçekliğin belgesi statüsüne yükselmiştir.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> İşte bu inşanın ne denli kırılgan olduğuna ilişkin Türk hukuk tarihindeki en erken ve kanaatimizce en dikkat çekici uyarılardan biri, Anayasa Mahkemesi'nin bundan yarım asrı aşkın bir süre önce, 1971 yılında verdiği bir kararda saklıdır. Söz konusu karar, tarihi itibariyle doğal olarak doğrudan derin sahtecilikle ilgili değildir. Fakat kararda, ses kayıtlarında montaj ya da ses taklidi yöntemleriyle, usta kişilerden alınacak yardım ile sahtecilik yapılabileceği hususu değerlendirilmiştir. Bir diğer ifadeyle Yüksek Mahkeme, günümüzde deepfake kavramı içinde değerlendirilen manipülasyon riskini, dijital sentezleme ve yapay zekâ algoritmalarının tahayyül dahi edilemediği bir dönemde delil hukuku düzlemine taşımıştır.</p>

<p><strong>II. Kararın Arka Planı: Ses Bantlarına Dayanan Bir Dokunulmazlık Dosyası</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Anayasa Mahkemesi'nin 1971 tarihinde verdiği 1971/41 Esas 1971/67 Karar sayılı ilamı</span></a><span style="color:#2980b9">,</span></strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow">[4]</a> Cumhuriyet Senatosu'nun Cumhurbaşkanınca seçilmiş üyesi Osman Köksal'ın yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin Cumhuriyet Senatosu Genel Kurulu kararının iptali istemine ilişkindir. Köksal'a yöneltilen suç isnadı ise; Anayasa'yı tağyir ve tebdil ile Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüs gayesiyle gizlice ittifak kurmaktır.</p>

<p>Dönemin kamuoyunda geniş yankı uyandıran bu soruşturmada isnadın dayanağını ise büyük ölçüde tek bir Millî İstihbarat Teşkilâtı görevlisinin raporları ile bu görevlinin katılmadığı toplantılarda alındığı ileri sürülen ses bantları ve bunların çözümleri oluşturmaktadır.</p>

<p>Mahkeme, yasama dokunulmazlığının kaldırılması kararlarını denetlerken delilleri sübut yönünden değerlendirmeyeceğini, yalnızca isnadın ciddi olarak nitelendirilmesine olanak bulunup bulunmadığı bakımından ve bu yönde aydınlanacak kadar deliller üzerinde duracağını özenle vurgulamıştır. Bu çerçevede yürütülen inceleme, dosyanın omurgasını oluşturan ses bantlarının delillik gücü sorununu kaçınılmaz biçimde gündeme getirmiştir.</p>

<p><strong>III. Kararın Ses Kayıtlarına İlişkin Değerlendirmesi</strong></p>

<p>Kararın konumuz bakımından ilgi çekici kısmı aynen şöyledir:</p>

<p><i>“Ses alma alanındaki ilerleme ve gelişmeler bugün o evrededir ki bir sesin belirli bir kişiye ilişkin bulunduğunun hala parmak izlerinde olduğu gibi kuşkusuzca ve kesinlikle saptanamamasına karşılık birtakım montaj yollarıyla ve gerekirse ses taklit etmede usta kişilerin yardımlarından da yararlanılarak bantlar istenildiği gibi doldurulabilmektedir. Bir toplantıda hazır bulunanlar, zamanında ve usulünce tutanaklarla saptanarak o toplantıya ilişkin bulunduğu ileri sürülen ses bantlarına böylece destek ve güç kazandırılmadıkça bant çevirilerine hukuk yönünden tam bir güvenle bağlanıp dayanılamayacağı ortadadır.”</i></p>

<p>Bu paragraf dikkatle okunduğunda, Mahkemenin üç katmanlı bir hukuki şüphecilik geliştirdiği görülmektedir. İlk olarak ses, parmak izi gibi kuşkusuz ve kesin bir aidiyet tespitine elverişli değildir; teknik veri, kişiye aidiyet konusunda tek başına mutlak bir kanıt oluşturmaz. İkinci olarak kayıtlar, montaj ve ustalıklı taklit yöntemleriyle istenildiği gibi doldurulabilir niteliktedir; yani içerik, gerçekliğin pasif bir yansıması değil, aktif bir üretimin konusu olabilir. Üçüncü olarak, teknik verinin hukuk yönünden tam bir güvenle kabul edilebilmesi ancak dışsal ve usulüne uygun destekleyici unsurlarla, bir diğer ifadeyle zamanında ve usulünce düzenlenmiş tutanaklarla tahkim edilmesine bağlıdır.</p>

<p>Kararın devamı, bugünün adli bilişim terminolojisiyle okunduğunda daha da çarpıcıdır. Mahkeme; ses alma araçlarının ilgili ev ve bürolara kimlerce, ne vakit ve nasıl yerleştirildiğinin, nasıl uzun bir zaman korunup çalıştırılabildiğinin, bantların ne zaman ele alınıp nasıl değerlendirildiğinin, konuşanların kimliklerinin ve banda çekilmiş seslerle ilişkilerinin ne yolla saptandığının bilinmemesini, bantların isnada ciddilik verme gücünü gölgeleyen bir husus olarak değerlendirmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[5]</a></p>

<p>Bu değerlendirme, günümüz ceza muhakemesinde elektronik delilin güvenilirliğinin ön şartı sayılan delil zinciri kavramının neredeyse kelimesi kelimesine tarifidir. Yine Mahkeme, ses bantlarını inceleyen bilirkişilerin kimliklerinin raporda açıklanmamış olması karşısında, incelemelerinde böylesine kesin bir sonuca varabilen bu kimselerin ses alma alanındaki bilimsel ve teknolojik yetenek ve yetkileri üzerinde bir fikir edinilemediğini belirterek, teknik bilirkişiliğin denetlenebilirliğini delil değerlendirmesinin merkezine yerleştirmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[6]</a></p>

<p>Kararda yer alan bir başka ayrıntı ise adeta günümüz tartışmalarına ışık tutmaktadır. Osman Köksal, ses bantlarıyla saptandığı ileri sürülen 23/11/1970 ve 27/11/1970 tarihli toplantılara ilişkin olarak, ilgili günlerde İstanbul'da bulunduğunu Türk Hava Yolları'ndan aldığı belge ile; evinde konuklarını ağırladığını ise noter tasdikli yazılı ifadelerle ortaya koymuştur. Teknik kayıt ile fiziki gerçeklik arasındaki bu çelişki Mahkeme’nin ses bantlarına duyduğu güvensizliği besleyen somut olgulardan biri olmuştur. Nihayetinde Mahkeme, başkaca inandırıcı ve pekiştirici kanıtlar bulunmadıkça yalnızca ses bantlarının ve gizli ajan raporlarının böylesine ağır bir isnada ciddilik kazandırabilmesinin bir hukuk devletinde düşünülemeyeceği sonucuna ulaşmış ve dokunulmazlığın kaldırılmasına ilişkin Senato kararının Osman Köksal'a ilişkin bölümünü iptal etmiştir<a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow">.[7]</a></p>

<p><strong>IV. 1971'den Bugüne: Deepfake Çağında Kararın Anlamı</strong></p>

<p>Söz konusu kararda ses kayıtları üzerinde yapılabilecek montaj ve ustalıklı taklit yöntemlerine yönelik yapılan vurgu, henüz dijital sentezleme ve yapay zekâ algoritmalarının tahayyül dahi edilemediği bir dönemde delilin otantikliği hususunda sağlıklı bir hukuki şüphecilik ortaya koymuştur. 1971'de ses taklit etmede usta kişilerin yardımını gerektiren sahtecilik, bugün <strong><u>Çekişmeli Üretici Ağlar (Generative Adversarial Networks)</u></strong> sayesinde teknik bilgisi sınırlı kişilerin dahi erişebileceği yazılımlarla gerçekleştirilebilmektedir. Değişen şey tehdidin niteliği değil; ölçeği, değişmezliği ve erişilebilirliğidir.</p>

<p>Bu yaklaşım, günümüzün manipülatif yapay zekâ çıktılarına karşı geliştirilen şeffaflık ve etiketleme yükümlülüğü doktrininin tarihsel bir izdüşümü niteliğindedir. Nitekim Avrupa Birliği'nin 2024 tarihli Yapay Zekâ Tüzüğü'nün (EU AI Act) 50/4. maddesi, derin sahtecilik teşkil eden görüntü, ses veya video içeriği üreten ya da manipüle eden yapay zekâ sistemlerinin kullanım sunucularını ilgili içeriğin yapay yöntemlerle oluşturulduğunu veya manipüle edildiğini ifşa etmekle yükümlü kılmaktadır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> Anayasa Mahkemesi'nin yarım asır önce aradığı dışsal ve usulüne uygun destekleyici unsurlar, bugün normatif düzlemde etiketleme, teknik işaretleme ve kaynak doğrulama yükümlülükleri biçiminde karşımıza çıkmaktadır. Mahkeme’nin sesin bir parmak izi kesinliğiyle saptanamayacağı gerçeğinden hareketle geliştirdiği usuli güvence arayışı ile Avrupa Birliği'nin yapay içeriklerin ayırt edilebilir biçimde işaretlenmesini zorunlu kılan tercihi, aynı hukuki kaygının farklı yüzyıllardaki tezahürleridir.</p>

<p><strong>V. Sonuç</strong></p>

<p>Tüm açıklamalar kapsamında denilebilir ki; 1971 tarihli Anayasa Mahkemesi kararında öngörüldüğü üzere, teknik veriye duyulan hukuki güven ancak katı usuli güvencelerle ve teknoloji-hukuk eş güdümüyle korunabilecektir. Suçun soruşturulması evresinde yalnızca yasal düzenlemelerin varlığı yeterli olmayıp elektronik delillerin otantikliğini saptayabilecek gelişmiş yazılımsal altyapıların inşası ve teknik kapasitesi yüksek uzman personelin istihdamı, suçun tespiti ve normların etkin tatbiki açısından stratejik bir zorunluluktur.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Yarım asır önce ses bantları için söylenenler, bugün deepfake içerikler için aynen ve daha güçlü biçimde geçerlidir: Delil, ancak doğrulanabildiği ölçüde delildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ"><img alt="Av. Coşkun GENÇ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/06/coskun-genc.jpg" width="96" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-coskun-genc" title="Av. Coşkun GENÇ">Av. Coşkun GENÇ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999">Deepfake Bilgi Notu, Kişisel Verileri Koruma Kurulu, KVKK Yayınları, No: 75, Ankara, 2025, s. 7.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999">Yavuz, Can, Deepfake (Derin Sahte): Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Yeni Nesil Görsel-İşitsel İçerik, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2022, s. 37.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Paris, B./Donovan, J., Deepfakes And Cheap Fakes: The Manipulation of Audio and Visual Evidence, Data &amp; Society, 2019, s. 17-18.</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4]AYM'nin 17.8.1971 ve 19.8.1971 günlü, 1971/41 E., 1971/67 K. sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999"> (RG 15.1.1972, S. 14073). Kararın tam metni için bkz. Anayasa Mahkemesi Kararlar Bilgi Bankası, https://normkararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/?id=e82cdd47-66b9-4b7d-b541-a79d8515c7fe</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5]AYM, 1971/41 E., 1971/67 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6]AYM, 1971/41 E., 1971/67 K.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-197141-e-197167-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7]AYM, 1971/41 E., 1971/67 K.</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">Regulation (EU) 2024/1689 of the European Parliament and of the Council (EU AI Act), m. 50/4.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999">Konuya ilişkin ayrıntılı değerlendirmelerimiz için bkz. Genç, Coşkun, Bilişim Suçlarının Soruşturulması ve Koruma Tedbirleri, Yetkin Yayınları, Ankara, 2026, s. 408 vd.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/deepfake-ve-1971-tarihli-anayasa-mahkemesi-karari-delil-otantikligine-iliskin-yarim-asirlik-bir-ongoru-1</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/aym-tokm.jpg" type="image/jpeg" length="75498"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7594 Sayılı Kanun ve Sosyal Güvenlikte Adalet: Geçmişte Doğan Mağduriyet, Bugün Teslim Edilen Hak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-kanun-ve-sosyal-guvenlikte-adalet-gecmiste-dogan-magduriyet-bugun-teslim-edilen-hak-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-kanun-ve-sosyal-guvenlikte-adalet-gecmiste-dogan-magduriyet-bugun-teslim-edilen-hak-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir kanun bugün yürürlüğe girer; fakat bazen düzenlediği mağduriyet yıllar önce ortaya çıkmıştır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">7594 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</span></a></strong>, 9 Ağustos 2026 tarihinde kabul edilmiş ve 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Kanun, sosyal güvenlik alanında çeşitli değişiklikler getirirken; özellikle şehit ana ve babalarına aylık bağlanması, vazife malullüğü aylıkları ve terörle mücadele sırasında yaralanan bazı kişilere yeni aylık imkânı sağlanması bakımından dikkat çekmektedir.</p>

<p>Düzenlemenin konumuz açısından en önemli yönlerinden biri, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’na eklenen Geçici 20. madde ile getirilen aylık hakkıdır. Madde; terörle mücadele görevinin ifası sırasında belirli nitelikte yaralanan, ancak malul sayılmayan veya vazife malullüğü bakımından derece tespiti yapılmayan belirli askerî personel, MİT ve Emniyet personeli ile güvenlik korucularını kapsamaktadır. Şartları taşıyanlara, başvuruları üzerine, 17.135 gösterge rakamının memur aylık katsayısıyla çarpımı sonucunda bulunacak tutarda aylık bağlanması öngörülmektedir. Düzenleme, yürürlük tarihinden önce meydana gelen olaylar bakımından bir defaya mahsus uygulanacak ve başvuruların bir yıl içinde yapılması gerekecektir. Madde 1 Eylül 2026 tarihinde yürürlüğe girecektir.</p>

<p>İlk bakışta teknik bir sosyal güvenlik düzenlemesi gibi görünen bu hüküm, aslında daha temel bir hukuk sorusunu gündeme getirmektedir:</p>

<p><strong>Geçmişte meydana gelen bir olay nedeniyle ortaya çıkan mağduriyet, o tarihte yeterli hukuki korumaya kavuşmamışsa, yıllar sonra yeni bir kanunla giderilebilir mi?</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bize göre cevap açıktır:</p>

<p><strong>Evet. Hukuk, geçmişte yeterince karşılanmamış bir mağduriyeti bugün tanıyabilir ve ona yeni bir hukuki sonuç bağlayabilir.</strong></p>

<p>7594 sayılı Kanun’un asıl anlamı da burada ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin kendisi değildir</strong></p>

<p>Sosyal güvenlik hukukunda bazı hakların doğumu belirli şartlara ve ölçütlere bağlanmıştır. Maluliyet de bunlardan biridir.</p>

<p>Ancak burada temel bir ayrım yapmak gerekir:</p>

<p><strong>Bir kişinin malul sayılmaması, onun zarar görmediği anlamına gelmez.</strong></p>

<p>Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin varlık eşiği değil, belirli bir sosyal güvenlik hakkının doğum eşiğidir.</p>

<p>Bir kişi görev sırasında yaralanmış, bu yaralanma hayatında ve çalışma gücünde çeşitli sonuçlar doğurmuş olabilir. Fakat mevcut mevzuatın belirlediği maluliyet derecesine ulaşılmadığı için belirli bir aylık veya sosyal güvenlik hakkından yararlanamamış olabilir.</p>

<p>Buradan çıkarılabilecek sonuç, yalnızca <strong>belirli bir hakkın mevcut mevzuata göre doğmadığıdır.</strong></p>

<p>Bundan, kişinin mağdur olmadığı sonucu çıkarılamaz.</p>

<p>Çünkü bir zararın mevzuatın belirlediği eşiğin altında kalması, o zararın gerçekliğini ortadan kaldırmaz.</p>

<p><strong>Mağduriyet vardır; fakat hukuk onu yeterince tanımamış olabilir.</strong></p>

<p><strong>Zarar ve mağduriyet zaman içinde değişebilir</strong></p>

<p>Üstelik sosyal güvenlik hukukunu ilgilendiren zarar ve mağduriyetler her zaman meydana geldikleri anda bütün sonuçlarıyla ortaya çıkmayabilir.</p>

<p>Özellikle görev sırasında meydana gelen yaralanma ve buna bağlı maluliyetlerde, ilk anda mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan bir durum zaman içerisinde ağırlaşabilir. Kişinin çalışma gücündeki kayıp artabilir, sağlık ve yaşam koşulları üzerindeki etkiler belirginleşebilir ve başlangıçta eşik altında bulunan maluliyet veya mağduriyet ilerleyen yıllarda bu eşiği dahi aşabilir.</p>

<p>Bu nedenle bir olayın gerçekleştiği tarihte mevzuatın öngördüğü ölçütün altında kalması, o olayın doğurduğu sosyal güvenlik riskinin gelecekte de aynı düzeyde kalacağı anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Zararın zaman içinde gelişebilen niteliği, sosyal güvenlik hukukunun da yalnızca olayın gerçekleştiği andaki görünümle sınırlı kalmamasını gerektirebilir.</strong></p>

<p>Aksi hâlde başlangıçta mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan bir mağduriyetin zaman içerisinde ağırlaşması ve kişinin hayatını giderek daha fazla etkilemesi, yalnızca ilk tespit esas alınarak göz ardı edilmiş olur.</p>

<p>Bu ise adalet duygusunu zedeleyebilecek bir sonuçtur.</p>

<p>Çünkü <strong>bir mağduriyetin belirli bir tarihte eşik altında bulunması, onun zaman içerisinde büyümeyeceği veya ağırlaşmayacağı anlamına gelmez.</strong></p>

<p>7594 sayılı Kanun’un getirdiği düzenleme bu bakımdan, geçmişte yeterince karşılanmamış durumların bugün yeniden değerlendirilmesine imkân vermesi açısından ayrıca önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Geçmişte karşılanmayan mağduriyet</strong></p>

<p>Hukuk düzeni, hakların doğumu için ölçütler belirlemek zorundadır. Ancak zaman içinde bu ölçütlerin bazı gerçek hayat durumlarını yeterince karşılamadığı ortaya çıkabilir.</p>

<p>Özellikle sosyal güvenlik hukukunda hayatın bütün risklerini önceden ve eksiksiz biçimde kategorilere ayırmak kolay değildir.</p>

<p>Bir kişinin belirli bir maluliyet derecesine ulaşmaması, onun görev sırasında uğradığı zararın önemsiz olduğu anlamına gelmeyebilir.</p>

<p>Buradaki sorun çoğu zaman zararın yokluğu değil, <strong>zararın mevcut mevzuat içinde yeterli bir sosyal güvenlik sonucuna bağlanmamış olmasıdır.</strong></p>

<p>İşte bu noktada kanun koyucunun sonradan müdahalesi önem kazanır.</p>

<p>Geçmişte mevzuatın öngördüğü eşiğe ulaşmadığı için koruma dışında kalan bir kişinin durumunun bugün yeniden değerlendirilmesi, geçmişte kazanılmış bir hakkın değiştirilmesi değildir.</p>

<p>Yeni kanun, geçmişte tamamlanmış bir hukuki sonucu bozmak yerine, geçmişte yeterince karşılanmamış bir sosyal güvenlik ihtiyacına yeni bir hukuki sonuç bağlamaktadır.</p>

<p>Bu yönüyle 7594 sayılı Kanun, geçmişte ortaya çıkmış ancak dönemin mevzuatı içinde yeterince karşılanmamış bir mağduriyetin bugün giderilmesine yönelik bir düzenleme olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Geçmişe temas etmek, geçmişe yürümek değildir</strong></p>

<p>Kanunların zaman bakımından uygulanması bakımından da önemli bir ayrım bulunmaktadır.</p>

<p>Yeni kanunun geçmişte meydana gelmiş olayları esas alması, tek başına kanunun geçmişe yürüdüğü anlamına gelmez.</p>

<p>Asıl soru şudur:</p>

<p><strong>Yeni kanun geçmişte tamamlanmış bir hukuki sonucu mu değiştiriyor, yoksa geçmişte meydana gelen bir olaydan hareketle bugün ve gelecek bakımından yeni bir hukuki sonuç mu öngörüyor?</strong></p>

<p>Geçmişte kesinleşmiş ve kişiselleşmiş bir hakkın daha sonra kanunla ortadan kaldırılması ile geçmişte meydana gelen bir olay nedeniyle bugün yeni bir sosyal güvenlik hakkı tanınması aynı hukuki mesele değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7594 sayılı Kanun</a> bakımından düzenlemenin ağırlık noktası ikinci durumdur.</p>

<p>Kanun, geçmişte meydana gelen belirli olayları esas almakta; fakat bu olaylardan kaynaklanan ve daha önce yeterince karşılanmamış mağduriyetler bakımından bugün yeni bir sosyal güvenlik koruması oluşturmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla burada öncelikle geçmişe yürüyen bir kanun sorunundan değil, <strong>geçmişte eksik kalan hukuki korumanın bugün tamamlanmasından</strong> söz etmek gerekir.</p>

<p><strong>Kazanılmış hakkın ötesinde: Eksik kalan hakkın teslimi</strong></p>

<p>Kazanılmış hak, hukuk güvenliğinin önemli unsurlarındandır. Hukuk düzeni tarafından kazanılmış ve kişiselleşmiş bir hakkın sonradan keyfî biçimde ortadan kaldırılması kabul edilemez.</p>

<p>Ancak kazanılmış hakkın korunmasını yalnızca <strong>mevcut olanı korumak</strong> şeklinde anlamak da eksik olur.</p>

<p>Hukukun görevi yalnızca geçmişte kazanılmış hakları korumak değildir. Hukuk, aynı zamanda daha önce yeterince karşılanmamış ve haklı bir nedene dayanan mağduriyetleri giderebilecek imkânları da yaratabilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle kazanılmış hakkın korunması, adalet düşüncesinden bağımsız düşünülemez.</p>

<p><strong>Kazanılmış hakkın korunması, haklı bir nedene rağmen zamanında hakka dönüşememiş bir mağduriyetin hukuk düzenince sonradan giderilmesini de dışlamamalıdır.</strong></p>

<p>Burada amaç, teknik anlamda hiç doğmamış her türlü menfaatin sonradan “kazanılmış hak” hâline getirilmesi değildir.</p>

<p>Söz konusu olan; haklı bir hukuki veya sosyal nedene dayanan bir mağduriyetin, dönemin mevzuatında yer alan bir eşik veya sınırlama nedeniyle yeterli bir hukuki korumaya dönüşememiş olmasıdır.</p>

<p>Böyle bir durumda sonradan yapılan düzenleme, geçmişte kazanılmış bir hakkı değiştirmemekte; <strong>geçmişte karşılanmamış mağduriyeti gidermektedir.</strong></p>

<p>Bu nedenle mesele yalnızca kazanılmış hakkın korunması değildir.</p>

<p>Mesele aynı zamanda <strong>daha önce koruma dışında bırakılmış bir mağduriyetin bugün hakka dönüştürülmesidir.</strong></p>

<p>Adalet bazen mevcut hakkı korumaktır; bazen de zamanında teslim edilmemiş hakkı teslim etmektir.</p>

<p><strong>Eşitlik ve sosyal devlet</strong></p>

<p>Düzenlemenin eşitlik boyutu da göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>Anayasa’nın 10. maddesindeki eşitlik ilkesi, her durumda herkese aynı kuralın uygulanmasını değil, benzer durumda bulunanların haklı bir neden olmaksızın farklı muameleye tabi tutulmamasını gerektirir.</p>

<p>Geçmişte aynı veya benzer sosyal riske maruz kalan, ancak yalnızca mevzuatın belirlediği bir eşik nedeniyle yeterli korumadan yararlanamayan kişilerin durumunun sonradan yeniden değerlendirilmesi, eşitlik düşüncesiyle de ilişkilidir.</p>

<p>Ancak burada eşitlikten daha geniş bir mesele vardır:</p>

<p><strong>Daha önce yeterince karşılanmamış bir mağduriyetin sosyal devlet ilkesi doğrultusunda giderilmesi.</strong></p>

<p>Sosyal devlet yalnızca mevcut sosyal güvenlik haklarını koruyan bir devlet anlayışından ibaret değildir. Sosyal devlet aynı zamanda ortaya çıkan sosyal riskleri görmek, mağduriyetleri değerlendirmek ve gerektiğinde yeni koruma mekanizmaları geliştirmek zorundadır.</p>

<p>Bu nedenle geçmişte yeterince korunmamış bir mağduriyet alanının bugün sosyal güvenlik sistemi içine alınması, sosyal devlet ilkesinin doğal bir sonucu olarak değerlendirilebilir.</p>

<p><strong>Sosyal devlet, hukuk devletinin alternatifi değil; onun sosyal adalet boyutudur.</strong></p>

<p><strong>Geç gelen adalet, değersiz adalet değildir</strong></p>

<p>Hukuk ve adalet tartışmalarında sıkça kullanılan bir söz vardır:</p>

<p><strong>“Geç gelen adalet, adalet değildir.”</strong></p>

<p>Bu sözün taşıdığı uyarı elbette önemlidir. Çünkü geciken adalet, bazen telafisi mümkün olmayan sonuçlar doğurabilir. Zamanında tanınmayan bir hak veya zamanında giderilmeyen bir mağduriyet, kişinin hayatında kalıcı kayıplara yol açabilir.</p>

<p>Ancak bize göre adaletin gecikmesi ile adaletin hiç tecelli etmemesi arasında önemli bir fark vardır.</p>

<p><strong>Geç gelen adalet, zamanında gelen adaletin yerini tutmayabilir; fakat adalet olmaktan çıkmaz.</strong></p>

<p>Çünkü hiç tecelli etmeyen adalet ile geç de olsa tecelli eden adalet aynı şey değildir.</p>

<p>Geç gelen bir hak, geçmişte yaşanan zararı bütünüyle ortadan kaldıramaz. Yaşananları geri alamaz. Fakat mağduriyetin hukuk tarafından tanınmasını ve mümkün olduğu ölçüde telafi edilmesini sağlar.</p>

<p>Bu nedenle bize göre:</p>

<p><strong>Geç gelen adalet, gecikmiş adalettir; yok olmuş adalet değildir.</strong></p>

<p>7594 sayılı Kanun da bu düşüncenin somut bir örneği olarak görülebilir.</p>

<p>Yıllar önce meydana gelen bir olay nedeniyle ortaya çıkan mağduriyet, o tarihte mevcut hukuk düzeni içerisinde yeterli bir sosyal güvenlik korumasına kavuşmamış olabilir. Ancak kanun koyucu bugün bu mağduriyeti fark ederek yeni bir hak tanıyorsa, bu düzenleme yalnızca geçmişe ilişkin bir eksikliği değil, bugünün adalet anlayışını da düzeltmektedir.</p>

<p>Geç kalmış olması, yapılan düzenlemeyi anlamsızlaştırmaz.</p>

<p>Tam tersine, <strong>gecikmiş de olsa hakkın teslim edilmesi, hukuk düzeninin kendi eksikliğini düzeltme iradesini gösterir.</strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" rel="dofollow">7594 sayılı Kanun</a>’un önemi, yalnızca sosyal güvenlik sistemine eklediği yeni bir aylık hakkından ibaret değildir.</p>

<p>Kanun, geçmişte meydana gelen olaylar nedeniyle ortaya çıkan; ancak dönemin mevzuatının öngördüğü eşikler nedeniyle yeterince korunamamış belirli bir mağduriyet alanını bugün yeniden değerlendirmektedir.</p>

<p>Burada temel ayrımı unutmamak gerekir:</p>

<p><strong>Bir kişinin belirli bir sosyal güvenlik statüsünü kazanamaması ile hiçbir mağduriyet yaşamamış olması aynı şey değildir.</strong></p>

<p>Mevzuatın öngördüğü eşik, mağduriyetin ölçüsü değildir.</p>

<p>Kazanılmış hakkın korunması da geçmişte karşılanmamış her mağduriyetin sonsuza kadar hukukun dışında kalacağı anlamına gelmez.</p>

<p><strong>Kazanılmış hakkın korunması kadar, haklı bir nedene rağmen zamanında hakka dönüşememiş mağduriyetin giderilmesi de adaletin gereğidir.</strong></p>

<p>Bu açıdan 7594 sayılı Kanun, yalnızca yeni bir sosyal güvenlik hakkı getirmemekte; <strong>geçmişte yeterince karşılanmamış bir mağduriyeti bugün hukuk düzeninin görmesini ve ona bir sonuç bağlamasını sağlamaktadır.</strong></p>

<p>Çünkü bazı mağduriyetler ortaya çıktıkları gün bütün ağırlığıyla görünmeyebilir. Bazıları yıllar içinde büyüyebilir, derinleşebilir ve başlangıçta mevzuatın öngördüğü eşiğin altında kalan zarar, zamanla o eşiği dahi aşabilir.</p>

<p>Bu nedenle hukuk, geçmişteki bir olayın yalnızca gerçekleştiği andaki fotoğrafına değil, o olayın insan hayatında zaman içinde meydana getirdiği sonuçlara da bakabilmelidir.</p>

<p><strong>Geçmiş değiştirilemez. Fakat geçmişte eksik kalan adalet bugün tamamlanabilir.</strong></p>

<p><strong>Geç gelen adalet, zamanında gelen adalet kadar kıymetli olmayabilir; fakat yine de adalettir.</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7594-sayili-kanun-ve-sosyal-guvenlikte-adalet-gecmiste-dogan-magduriyet-bugun-teslim-edilen-hak-1</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 18:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="28642"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim Boşanma Davasında Hangi Soruları Sorar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda boşanma davalarında hâkimin hangi soruları, hangi amaçla yönelttiğini ve bu soruların hukuki anlamını ele aldım. Boşanma yargılamasında hâkim, evlilik birliğinin neden sona erme noktasına geldiğini doğru şekilde anlayabilmek için sistematik ve yönlendirici sorular sorar. Bu soruların amacı tarafları zorlamak değil, ileri sürülen iddiaların gerçekliğini, sürekliliğini ve evlilik birliği üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Çekişmeli veya anlaşmalı boşanma olmasına göre sorular değişebilse de temel çerçeve çoğu dosyada aynıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim öncelikle evliliğin genel seyrini anlamaya yönelik sorular yöneltir. Evliliğin ne zamandır sorunlu olduğu, ilk ciddi problemlerin ne zaman başladığı, sorunların geçici mi yoksa kalıcı mı hale geldiği ve evliliği kurtarmaya yönelik bir çaba gösterilip gösterilmediği bu aşamada değerlendirilir. Amaç, evlilik birliğinin temelden sarsılıp sarsılmadığını tespit etmektir.</p>

<p>Kusur iddialarının bulunduğu dosyalarda hâkim, bu iddiaları somutlaştırmaya yönelik ayrıntılı sorular sorar. Fiziksel veya psikolojik şiddet, hakaret, tehdit, aldatma, ilgisizlik, eve bakmama ya da aile müdahalesi gibi iddiaların hangi tarihlerde, hangi sıklıkta ve ne şekilde yaşandığı açıklattırılır. Böylece soyut anlatımlar yerine somut olaylara dayalı bir hukuki değerlendirme yapılır.</p>

<p>Çocuk bulunan dosyalarda ise sorular daha hassas bir noktaya odaklanır. Çocuğun mevcut yaşam düzeni, kiminle yaşadığı, bakım ve ihtiyaçlarının kim tarafından karşılandığı, ebeveynlerle kurduğu bağ ve ruhsal durumu sorgulanır. Bu değerlendirmede esas alınan ölçüt anne veya babanın talebi değil, çocuğun üstün yararıdır.</p>

<p>Nafaka, velayet ve maddi ya da manevi tazminat taleplerinin bulunduğu hallerde hâkim, tarafların ekonomik ve sosyal durumlarını anlamaya yönelik sorular yöneltir. Çalışma durumu, düzenli gelir, yaşam standartları ve giderler bu kapsamda ele alınır. Son aşamada ise hâkim, tarafların boşanma iradelerinin kesin olup olmadığını ve evliliğin fiilen sona erip ermediğini değerlendirir. Tüm bu soruların amacı dosyaya uygun, adil ve hakkaniyete dayalı bir karar verebilmektir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/hakim-bosanma-davasinda-hangi-sorulari-sorar</guid>
      <pubDate>Tue, 18 Aug 2026 12:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BcgV0SzllhI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="70867"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında WhatsApp Yazışmalarının Delil Niteliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Günümüzde en sık kullanılan iletişim araçlarından biri WhatsApp olduğu için tartışmalar, kırgınlıklar, özür mesajları, duygusal konuşmalar hatta aldatmaya ilişkin izler çoğu zaman bu uygulama üzerinden ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında son yılların en güçlü dijital delilleri arasında yer almaktadır. Ancak her mesajın otomatik olarak delil sayılmadığını ve hukuki sınırlar içinde elde edilmesi gerektiğini özellikle vurgulamak gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>WhatsApp mesajları, hukuka uygun şekilde elde edilmişse mahkeme tarafından delil olarak kabul edilir. Ancak hâkim bu yazışmaları kesin delil olarak değil, takdir yetkisi kapsamında değerlendirir. Mesajların içeriği, tarihlerinin tutarlılığı, olayla bağlantısı ve dosyadaki diğer delillerle uyumu birlikte ele alınır.</p>

<p>Hukuka uygunluk bakımından temel ilke şudur: Kişi, tarafı olduğu yazışmaları delil olarak sunabilir. Kendi telefonunuza gelen, sizin yazdığınız ya da size gönderilen mesajlar hukuka uygundur. Buna karşılık eşin telefonunun şifresini kırarak mesajlara ulaşmak, izinsiz şekilde telefonu ele geçirmek, gizli takip uygulamaları kullanmak hukuka aykırıdır. Bu şekilde elde edilen mesajlar mahkeme tarafından reddedilebildiği gibi ayrıca cezai sorumluluk da doğurabilir.</p>

<p>Ortak kullanılan cihazlarda görülen WhatsApp mesajları ise farklı değerlendirilir. Aynı evde herkesin kullandığı tablet, bilgisayar veya ortak telefon üzerinden görülen yazışmalar çoğu zaman hukuka uygun kabul edilir. Çünkü bu durumda özel hayatın gizliliğine yönelik doğrudan bir ihlal bulunmaz.</p>

<p>WhatsApp yazışmaları boşanma davalarında özellikle aldatma, hakaret, tehdit, ekonomik şiddet, fiziksel şiddet sonrası gönderilen özür mesajları, evi terk ettiğini kabul eden yazışmalar ve çocuğun bakımıyla ilgili tartışmalarda güçlü delil niteliği taşır. Bazen tek bir mesajın bile davanın seyrini tamamen değiştirdiği görülmektedir.</p>

<p>Ekran görüntüleri de delil olarak kabul edilebilir. Ancak tarih ve saat bilgilerinin görünür olması, konuşma bütünlüğünün bozulmamış olması ve mesajların karşı tarafa ait numarayla örtüşmesi gerekir. Hâkim şüphe duyarsa bilirkişi incelemesi yapılabilir, telefon yedekleri ve teknik kayıtlar incelenebilir. Bu nedenle sahte veya manipüle edilmiş ekran görüntüleri genellikle kolayca tespit edilir.</p>

<p>Karşı taraf mesajı inkâr ederse teknik inceleme süreci devreye girer. Bilirkişi, mesajların gönderim kayıtlarını, metadata bilgilerini, zaman damgalarını ve veri bütünlüğünü inceler. Mesajların silinip silinmediği ya da değiştirilip değiştirilmediği kısa sürede ortaya çıkarılabilir.</p>

<p>Tarafı olunmayan, üçüncü kişilere ait özel yazışmaların delil olarak sunulması ise mümkün değildir. Bu durum kişisel verilerin hukuka aykırı şekilde elde edilmesi anlamına gelir ve mahkemeler tarafından kabul edilmez.</p>

<p>Sonuç olarak WhatsApp yazışmaları, boşanma davalarında doğru ve hukuka uygun şekilde kullanıldığında son derece etkili bir delildir. Ancak belirleyici olan yalnızca mesajın içeriği değil, elde ediliş şekli ve olayla açık bağlantısının kurulabilmesidir. Bazı durumlarda tek bir mesaj, bazı durumlarda ise diğer delillerle birlikte davanın yönünü tamamen değiştirebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-whatsapp-yazismalarinin-delil-niteligi</guid>
      <pubDate>Mon, 17 Aug 2026 09:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/jVREWCUhxFI/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Ekonomik Şiddet Kusur mudur, Nasıl Ispatlanır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik şiddet, eşlerden birinin diğerini maddi yönden baskı altına alması, parasal gücü bir kontrol ve tahakküm aracı olarak kullanması ve ekonomik bağımlılık yaratmasıdır. Çoğu zaman fiziksel şiddet kadar görünür değildir; ancak etkisi son derece derin ve yıkıcıdır. Çalışmaya izin verilmemesi, kazanılan paraya el konulması, eve para bırakılmaması, tüm harcamaların denetlenmesi, temel ihtiyaçların kasıtlı olarak karşılanmaması gibi davranışlar ekonomik şiddetin tipik örnekleri arasında yer alır.</p>

<p>Ekonomik şiddetin ispatında en önemli unsur, bu davranışların süreklilik göstermesi ve hayatın olağan akışına aykırı olmasıdır. Mahkemeler tekil ve geçici durumlar yerine, sistematik bir baskının varlığına odaklanır.</p>

<p>Bu tür şiddetin ispatında en sık başvurulan deliller mesajlaşmalar ve WhatsApp yazışmalarıdır. “Para vermiyorum”, “Çalışmanı istemiyorum”, “Harcadığın her kuruşu bana soracaksın” gibi ifadeler, mahkeme tarafından doğrudan ekonomik baskı olarak değerlendirilir ve güçlü delil niteliği taşır.</p>

<p>Banka kayıtları da ekonomik şiddetin ispatında önemli bir yer tutar. Evin giderlerinin uzun süre karşılanmaması, eşin maaşına el konulması, hesaplara gelen paranın sürekli diğer eş tarafından çekilmesi, kartların alınması ya da borçların tek tarafa yüklenmesi banka hareketleriyle açıkça ortaya konulabilir. Nafakanın ödenmemesi veya paranın tehdit ve baskı aracı olarak kullanılması da dekontlarla desteklendiğinde güçlü delil oluşturur.</p>

<p>Tanık beyanları ekonomik şiddetin ispatında bir diğer önemli unsurdur. Aile bireyleri, komşular, iş arkadaşları veya yakın çevredeki kişiler, ekonomik baskıya tanıklık etmişse mahkemede bu durumu doğrulayabilir. Özellikle “eve para bırakılmıyordu”, “çalışmasına izin verilmiyordu”, “maaşı tamamen elinden alınıyordu” şeklindeki anlatımlar hâkim açısından dikkate alınır.</p>

<p>Faturalar, kira ödemeleri, alışveriş fişleri ve karşılanmayan temel ihtiyaçlara ilişkin belgeler de ekonomik şiddetin ispatında kullanılabilir. Bazı durumlarda ekonomik baskı, aileyi aç bırakma boyutuna kadar ulaşabilir ve bu halde hâkim, durumu ağır kusur olarak değerlendirir.</p>

<p>Polis tutanakları ve resmi şikâyet kayıtları da ekonomik şiddetin varlığını gösteren deliller arasında yer alır. Ayrıca yoğun ekonomik baskı nedeniyle yaşanan psikolojik çöküş hallerinde psikolog veya psikiyatri raporları, ekonomik şiddetin etkisini ortaya koymak açısından önemlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim tüm bu delilleri birlikte değerlendirirken ekonomik şiddetin sistematik olup olmadığına, süreklilik gösterip göstermediğine, tarafın maddi gücüne rağmen aileye katkı sağlayıp sağlamadığına ve paranın bir tahakküm aracı olarak kullanılıp kullanılmadığına bakar. Ekonomik şiddet birçok boşanma kararında ağır kusur olarak kabul edilir ve nafaka, velayet ile maddi ve manevi tazminat kararlarını doğrudan etkiler.</p>

<p>Sonuç olarak ekonomik şiddet; mesajlar, banka kayıtları, tanık beyanları, faturalar, resmi tutanaklar ve sağlık raporlarıyla çok yönlü şekilde ispatlanabilir. Aileye bilerek ekonomik baskı uygulanması ve paranın güç unsuru haline getirilmesi, Türk Medeni Kanunu kapsamında ciddi bir kusur olarak değerlendirilir ve boşanma davasının sonucunu doğrudan etkiler.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-ekonomik-siddet-kusur-mudur-nasil-ispatlanir</guid>
      <pubDate>Sun, 16 Aug 2026 11:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/s0HJ8TCblOQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82164"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Horlama, Dağınıklık, Titizlik Kusur Sayılır mı?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Av. Arb. Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu videoda, günlük hayatta basit gibi görünen ancak evlilik birliği içinde zamanla ciddi hukuki sonuçlara yol açabilen davranışların boşanma davalarında kusur sayılıp sayılmayacağını ele alıyoruz. Horlama, dağınıklık, aşırı titizlik, düzen takıntısı, ev işlerini paylaşmamak, eve maddi katkı sunmamak, kişisel alanı ihmal etmek gibi davranışların Türk Medeni Kanunu kapsamında nasıl değerlendirildiğini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’na göre eşler, birlikte yaşama, karşılıklı sadakat, saygı, yardımlaşma ve evlilik birliğinin huzurunu koruma yükümlülüğü altındadır. Bu nedenle tek başına horlama, dağınıklık ya da titizlik her zaman boşanma sebebi veya kusur olarak kabul edilmez. Ancak bu davranışlar uzun süreli bir huzursuzluk yaratıyor, eşin yaşamını zorlaştırıyor, psikolojik baskıya dönüşüyor ve evlilik birliğini temelinden sarsıyorsa, mahkemeler tarafından kusur olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Videoda özellikle horlamanın hangi durumlarda tıbbi bir sorun olarak kabul edildiği, ne zaman evlilik birliğini etkileyen bir unsur haline geldiği; dağınıklığın hangi aşamada eşe karşı duyarsızlık ve saygısızlık olarak yorumlanabildiği; aşırı titizlik ve obsesif davranışların psikolojik şiddet boyutuna nasıl ulaşabildiği detaylı şekilde ele alınmaktadır. Ayrıca hâkimin kusur değerlendirmesi yaparken davranışların sıklığına, yoğunluğuna, taraflar üzerindeki etkisine ve evlilik birliği üzerindeki sonuçlarına nasıl baktığı açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davalarında önemli olan davranışın adı değil, evlilik birliği üzerindeki etkisidir. Küçük gibi görünen alışkanlıklar zamanla sürekli tartışmaya, saygının kaybolmasına ve evliliğin çekilmez hale gelmesine yol açıyorsa, bu durum hukuki anlamda kusur olarak kabul edilebilir. Videoda kusurun ispatında mesajlaşmaların, tanık beyanlarının, psikolog raporlarının ve diğer delillerin nasıl değerlendirildiğine de yer verilmektedir.</p>

<p>Boşanma davası açmayı düşünenler, çekişmeli boşanma sürecinde kusur kavramını merak edenler ve evlilikte hangi davranışların hukuki sonuç doğurabileceğini öğrenmek isteyenler için bilgilendirici ve yol gösterici bir içeriktir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-horlama-daginiklik-titizlik-kusur-sayilir-mi</guid>
      <pubDate>Sat, 15 Aug 2026 23:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/UJCdfKREVi0/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24111"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANMA DAVASINDA ÇOCUKLAR TANIK OLARAK DİNLENİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Boşanma Davasında Çocuklar Tanık Olarak Dinlenir mi?</strong></p>

<p>Bu videoda, uygulamada en çok merak edilen ve en hassas başlıklardan biri olan boşanma davası sürecinde çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceği konusu ele alınmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların mahkemede tanık yapılmasının neden hukuken uygun görülmediği ve boşanma davası sürecinin çocukların psikolojisi üzerindeki etkileri ayrıntılı şekilde açıklanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası açıldığında, taraflar çoğu zaman çocukların tanık olarak dinlenip dinlenemeyeceğini merak etmektedir. Ancak boşanma davası uygulamasında mahkemeler, çocukların anne veya baba aleyhine tanıklık yapmasını doğru bulmamaktadır. Çünkü boşanma davası içinde çocuğun taraf seçmeye zorlanması, uzun vadeli psikolojik zararlar doğurabilmektedir. Bu nedenle boşanma davası kapsamında çocuklar duruşma salonuna alınmaz ve tanık kürsüsüne çıkarılmaz.</p>

<p>Videoda, boşanma davası sürecinde “çocuğun üstün yararı” ilkesinin neden esas alındığı, çocuğun dava içinde bir delil veya araç haline getirilmesinin neden kabul edilmediği açık bir dille anlatılmaktadır. Boşanma davası sırasında çocukların kolay yönlendirilebilir olması, beyanlarının objektifliğini tartışmalı hale getirdiği için mahkemeler bu konuda son derece hassas davranmaktadır.</p>

<p>Buna rağmen, bazı istisnai durumlarda boşanma davası kapsamında çocuğun görüşüne başvurulabilmektedir. Özellikle boşanma davası sürecinde çocuğun fiziksel şiddete, tehdide, ağır hakaretlere veya istismar şüphesine doğrudan maruz kaldığı hallerde, çocuğun anlattıkları önem kazanabilir. Ancak bu durumlarda bile boşanma davası içinde çocuk tanık olarak dinlenmez. Çocuğun görüşü, pedagog, psikolog veya sosyal hizmet uzmanı eşliğinde alınır ve uzman raporu olarak dosyaya girer.</p>

<p>Velayet davası içeren bir boşanma davası söz konusu olduğunda ise, özellikle on beş yaş ve üzeri çocukların görüşleri alınabilir. Bu görüş, boşanma davasında kusur ispatı amacıyla değil; çocuğun hangi ebeveynle daha güvenli ve sağlıklı bir yaşam süreceğinin belirlenmesi için değerlendirilir. Boşanma davası kapsamında çocuğun eğitimi, sağlığı, sosyal çevresi ve psikolojik durumu esas alınır.</p>

<p>Bu videoda ayrıca, boşanma davası sürecinde çocukların tanık yapılmasının neden travmatik sonuçlar doğurabileceği, yüksek çatışmalı boşanma davası süreçlerinde çocukların nasıl ağır bir baskı altında kaldığı ve mahkemelerin bu nedenle çocukları davanın dışında tutmaya çalıştığı detaylı şekilde açıklanmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak, boşanma davası içinde çocuklar tanık olarak dinlenmez. Boşanma davası sürecinde yalnızca çocuğun doğrudan yaşadığı olaylarda, güvenli bir ortamda ve uzman eşliğinde görüşü alınabilir. Bu görüşler tanıklık değildir; boşanma davası dosyasına giren uzman raporlarıdır. Mahkemelerin temel amacı, boşanma davası sürecinde çocuğun psikolojik ve duygusal bütünlüğünü korumaktır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-cocuklar-tanik-olarak-dinlenir-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 13 Aug 2026 16:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3Q2OnFsBZLQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97128"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94267"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="41410"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13249"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="44886"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="93750"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="11617"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="26438"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="58745"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="12574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="14946"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="83801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="25691"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="44114"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
