<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 03 May 2026 14:04:02 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2014/685 E., 2014/4382 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-2014685-e-20144382-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-2014685-e-20144382-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 26.02.2014 tarihli, 2014/685 E., 2014/4382 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2014/685 E., 2014/4382 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : EZİNE SULH HUKUK MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : 27/12/2012<br />
NUMARASI : 2012/553-2012/739</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın kısmen kabulüne ilişkin olarak verilen karar davalı vekilince yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, 1880 ve 31 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarındaki hatanın yargılama aşamasında idare tarafından resen düzeltildiği gerekçesi ile anılan parseller yönünden davanın reddine; 430, 1593 ve 1595 parsel sayılı taşınmazlar bakımından ise iddianın sabit olduğu gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere; bu tür bir davayı tapu maliki ile mirasçıları açabilir. Bundan ayrı Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası ortaklardan herbirinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngorüldüğünden elbirligi mülkiyetinde ortaklardan herhangi biride tek başına tapuda miras bırakanla ilgili düzeltme istiyebilir. Ayrıca davanın başka bir dava sebebiyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da olanaklıdır. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak dava açan kişinin aktif dava ehliyeti bulunduğu kabul edilir.</p>

<p>Somut olayda, davacı dava dilekçesinde Sulh Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan 2010/579 Esas sayılı ortaklığın giderilmesi davasında verilen ara kararına dayanarak eldeki davayı açtığını bildirmiş ise de anılan dosya içerisinde yetki belgesine rastlanılmadığından yetki belgesinin temin edilerek Dairemize gönderilmesi için dosyanın yerel mahkemesine iadesine karar verilmiş, ancak mahkemece "... ortaklığın giderilmesi davasında davacı vekiline tapu kaydında düzeltim davası açmak için yetki belgesi verilmediği, eldeki davanın ortaklığın giderilmesi dosyasının 11.10.2012 tarihli duruşmasında verilen ara karar uyarınca açıldığı" şeklinde bildirimde bulunulmuştur.</p>

<p>Bu durumda yetki belgesi mevcut olmadığına göre davacının bu davayı açmakta aktif dava ehliyeti bulunmamaktadır.</p>

<p>Hal böyle olunca; davanın, davacının dava ehliyeti yokluğundan reddi gerekirken esası hakkında karar verilmesi doğru olmadığı gibi kabule göre de davanın kısmen kabulüne karar verildiği gözetilerek kendisini vekille temsil ettiren davalı lehine vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken bu hususta olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması da isabetsizdir.</p>

<p>Davalı vekilinin bu yönlere değinen temyiz itirazları yerindedir. Kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'nun 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, 26.02.2014 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-2014685-e-20144382-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitay-776s.jpg" type="image/jpeg" length="15930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2018/1550 E., 2018/9103 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20181550-e-20189103-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20181550-e-20189103-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 16.04.2018 tarihli, 2018/1550 E., 2018/9103 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2018/1550 E., 2018/9103 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p>DAVA TÜRÜ : TAPU KAYDINDA DÜZELTİM</p>

<p>Taraflar arasında görülen tapu kaydında düzeltim davası sonunda, yerel mahkemece davanın reddine ilişkin olarak verilen karar davacı vekili tarafından yasal süre içerisinde temyiz edilmiş olmakla dosya incelendi, Tetkik Hakimi ...'in raporu okundu, açıklamaları dinlendi, gereği görüşülüp düşünüldü;</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkindir.</p>

<p>Davacı idare; 1101, 1102, 1103 ve1249 parsel sayılı taşınmazlarla ilgili 30/12/1994 ve 03/03/1999 tarihlerinde hatalı biçimde isim tashihi yapıldığını, taşınmazların evveliyatının tapu kaydına dayanmakta olduğunu, Tapu Sicili Tüzüğünün 87. Maddesi gereğince bu tür düzeltmelerin ancak mahkeme kararı ile yapılabileceğini, mahkeme kararı alınmadan taşınmazdaki ... oğlu ... isminin ... oğlu ... olarak düzeltildiğini ileri sürerek parsellerde yapılan hatalı işlemlerin düzeltilmesini ve/veya ilk tescile dönülmesini istemiştir.</p>

<p>Davalılardan bir kısmı davanın reddini savunmuşlar, bir kısmı davaya cevap vermemişlerdir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, tapu idaresinin yolsuz tescilin düzeltilmesini talep hakkı bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Dosya içeriği ve toplanan delillerden, çekişme konusu 1101, 1102, 1103 ve1249 parsel sayılı taşınmazların Nisan/1952 tarih, 114 no'lu tapu kaydına dayanarak “... oğlu ...” adına kadastroca tespit edildiği, anılan Nisan/1952 tarih, 114 no'lu tapu kaydında kayıt maliki olarak “... oğlu ...” isminin yazılı olduğu, bilahare çekişmeli 1249 sayılı parsel ... oğlu ... adına kayıtlı iken, 30.12.1994 tarih ve 3703 yevmiyeli işlem ile kayıt malikinin isminin ... oğlu ... olarak, çekişmeli 1101, 1102 ve 1103 sayılı parseller ise ... oğlu ... adına kayıtlı iken, 03.03.1999 tarih ve 461 yevmiyeli işlem ile kayıt malikinin isminin ... oğlu ... olarak düzeltildiği, davacı idarenin 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun (TMK) 1027. maddesi uyarınca yanlış işlemin düzeltilmesi amacıyla eldeki davayı açtığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Davacı idarenin, davada ileri sürülen hatalı işlemden dolayı düzeltme talebinde bulunabileceği, TMK’nun 1027. maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gereğidir. Öyle ise davada sıfat yokluğundan söz edilemez.</p>

<p>Hal böyle olunca, toplanan ve toplanacak deliller birlikte değerlendirilip, iddiaya yönelik işin esası incelenerek bir hüküm kurulması gerekirken, tapu idaresinin talep hakkı bulunmadığından söz edilerek davanın reddedilmiş olması doğru değildir.</p>

<p>Davacı vekilinin yerinde bulunan temyiz itirazlarının kabulü ile, hükmün (6100 sayılı Yasanın geçici 3.maddesi yollaması ile) 1086 sayılı HUMK'un 428.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre öteki hususların şimdilik incelenmesine yer olmadığına, 16.04.2018 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20181550-e-20189103-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi5z44.jpg" type="image/jpeg" length="99843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1210 E., 2020/548 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171210-e-2020548-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171210-e-2020548-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 08.07.2020 tarihli, 2017/1210 E., 2020/548 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1210 E., 2020/548 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki "taşınmaz maliki ile davacı murisinin aynı kişi olduğunun tespiti" davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesince verilen görevsizlik kararı davacı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin Kadıköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2005/832 E. sayılı dosyasında 631 ada 2 parsel sayılı taşınmaz hakkındaki kayyımlık kararının kaldırılarak, idaresinin mirasçı sıfatıyla kendisine verilmesini talep ettiğini, ancak mirasbırakanları...Hakkı ile ...'un isimlerinin tapu kaydında yanlışlıkla...ve ... olarak yazıldığının anlaşıldığını, mahkemece bu yanlışlığın düzeltilmesi için dava açmak üzere müvekkiline süre verildiğini, Kadıköy 1. Bölge Tapu Müdürlüğünden alınan 29.06.2006 tarih ve 157 sayılı yazıda taşınmazın 36/192 hissesinin ... oğlu ...'e, 14/192 hissesinin ise Mehmet Hamdi oğlu ...'a ait olduğunun bildirildiğini, tapu kaydında malik isimleri "..." ve "..." şeklinde gözükse de gerçekte ...'un davacının mirasbırakanı "Mehmet Hamdi oğlu ..." olduğunu, ... Hakkı'nın ise ...'un dedesi olduğunu, pay sahibi ...'un davacıyı evlat edindiğini ve tek mirasçı olarak davacının bulunduğunu ileri sürerek, tapu kaydında "..." ve "..." olarak yazılan malik isimlerinin "... Hakkı" ve "..." şeklinde düzeltilmesi isteminde bulunmuş, 20.02.2014 tarihli duruşmada ise deliller toplandıktan sonra tapu maliki ...'in davacının murisi olmadığını tespit ettiklerini, ancak ...'un müvekkilinin murisi olduğunu beyan ederek, bu yönden karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı vekili cevap dilekçesinde; taşınmazın 36/192 hissesinin ... oğlu ...'e ait olduğunu, dava dilekçesinde...Hakkı olarak düzeltilmesi istenilen ...'un dedesinin ise Halil oğlu...Hakkı olup, baba isimlerinin farklı olduğunu, bu kişilerin aynı kişi olmadıklarını, tapu kaydında bir yazım hatasının bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesinin 26.06.2014 tarihli ve 2012/338 E., 2014/465 K. sayılı kararı ile; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/ç-1 bendinde taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebep olmayacak düzeltmelerin yapılmasına ilişkin istemlerin çekişmesiz yargı işi olarak düzenlendiği, davacının ise taşınmazın mahkeme kararıyla satışından önce tapuda paydaş olan ... oğlu...ile Mehmet Hamdi oğlu ...'un mirasçısı olduğunu iddia ettiği, davanın taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmeye ilişkin bulunmadığı, davacının murisi olduğunu iddia ettiği kişilerin veraset ilamlarında gösterilen kişilerin tespiti ile bu kişilerin davaya dahili edilerek taraf teşkilinin tamamlanması ve ondan sonra davanın görülmesi gerektiği, istemin çekişmesiz yargı işi olmadığı gerekçesiyle mahkemenin görevsizliğine, kararın kesinleşmesi ve talep hâlinde dosyanın görevli İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına davacı vekili tarafından temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 09.12.2014 tarihli ve 2014/21349 E., 2014/19278 K. sayılı kararı ile;<br />
"...Dava, kayıt maliki ile davacının murisinin aynı kişi olduğunun tespiti isteğine ilişikin olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) yürürlüğü zamanında açılmış; mahkemece, davanın çekişmeli yargı olarak asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiği belirtilmek suretiyle görevsizlik kararı verilmiştir.<br />
Bilindiği üzere, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 382/1. maddesinde; "Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır" hükmüne yer verilmiş; bu ölçütler ise ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan haller, ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkın bulunmadığı haller ve hakimin re’sen harekete geçtiği haller olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Kanunda çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu, önce genel çerçevesi belirlenerek daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Ancak bu sayma sınırlı olmadığından, yasa maddesinde sayılmayan fakat çekişmesiz yargı ölçütlerini taşıyan diğer işlerin de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir. Başka bir ifadeyle, 382. maddede sayılmamakla beraber çekişmesiz yargının ölçütlerinden birini veya birkaçını taşıyan bir iş de çekişmesiz yargı işi olarak değerlendirilebilir.<br />
Bu tür işlerde, talep eden taraf ile hasım gösterilen Tapu Müdürlüğü arasında bir uyuşmazlık yoktur. Tapu Müdürlüğü davada sadece yasal hasım olarak yer almaktadır. Gerçekte, yargılamada taraf değil, sadece ilgilidir. İlgililerin uzlaşması halinde çekişmenin ortadan kalktığından söz edilemiyeceği gibi, ilgili tarafın davayı kabulü de sonuç doğurmaz. Taraflar arasında bu anlamda gerçek bir çekişmenin varlığı söz konusu değildir.</p>

<p>Diğer taraftan, 382. maddenin 2-ç/1. fıkrasında "Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması" çekişmesiz yargı işi olarak sayılmış olup, niteliği itibariyle tapu kayıt maliki ile davacının murisinin aynı kişi olduğunun tespiti işleri de bu tanıma uymaktadır.<br />
Hal böyle olunca, işin esasının incelenmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi yerine, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir..." gerekçesiyle hüküm bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. İstanbul Anadolu 16. Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.05.2015 tarihli ve 2015/146 E., 2015/313 K. sayılı kararı ile ilk hükümdeki gerekçelerle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; davacının iddiası ve dosya kapsamına göre eldeki davanın, taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek bir düzeltmeye ilişkin olup olmadığı, varılacak sonuca göre çekişmesiz yargı işi olarak sulh hukuk mahkemesinde görülmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Öncelikle belirtmek gerekir ki, tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesi için açılan davalardaki amaç, tapu kayıtlarının nüfus kayıtlarına uygun hâle getirilmesi olduğundan, bu yöndeki istemler kendi içinde tapu kayıt maliki ile davacı ya da murisinin aynı kişi olduğunun tespiti istemini de taşımaktadır.</p>

<p>13. Dava dilekçesinde de 631 ada 2 parsel sayılı taşınmaz maliklerinden...ile ...'un davacının mirasbırakanları olduğu ileri sürülerek tapu kaydında yazılı olan malik isimlerin nüfus kayıtlarına uygun şekilde düzeltilmesi talebinde bulunulmuş, davacı vekilinin 20.02.2014 tarihli beyanı ile istem kayıt maliklerinden ...'a hasredilmiştir.</p>

<p>14. Ancak, dava tarihinden önce 631 ada 2 parsel sayılı taşınmaz mahkeme kararı üzerine satılıp, 24.03.2011 tarihinde dava dışı Sıddık Paşa isimli kişi adına tescil edildiğinden artık tapu kaydında bir düzeltme yapılamayacak ise de kayıt maliki ile davacı murisinin aynı kişi olduğunun tespit edilmesinde davacının hukuki yararının bulunduğu açıktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>15. Bilindiği üzere, taşınmazların kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı, cinsiyeti, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturmaktadır.</p>

<p>16. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 1027. maddesine göre ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, Tapu Sicili Tüzüğü kuralları uyarınca resen düzeltilmesi mümkün olan basit yazı yanlışlıkları (adi yazım hataları) dışında, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararı ile düzeltebilir.</p>

<p>17. Diğer taraftan; çekişmesiz yargı çekişmeli yargıdan farklı özellikleri bulunan bir yargı çeşidi olup, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 382. maddesinin 1. bendinde; "Çekişmesiz yargı, hukukun mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır" hükmüne yer verildikten sonra üç temel ölçüt "ilgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller", "ilgililerin ileri sürebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller" ve "hâkimin resen harekete geçtiği hâller" olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>18. Bu düzenlemeden anlaşılacağı gibi çekişmeli yargıda, taraflar arasında iddia ve savunma çerçevesinde mahkemece çözümlenmesi gereken bir uyuşmazlık vardır. Çekişmesiz yargı işlerinde ise ilgililer arasında kural olarak bir uyuşmazlık yoktur. Yine, çekişmeli yargının konusunu tarafların subjektif hakları oluşturduğu hâlde, çekişmesiz yargıda talepte bulunan kişinin ilgili tarafa karşı ileri sürebileceği hiçbir subjektif hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>19. Çekişmeli yargıda kural olarak taraflarca getirilme ilkesi (HMK m. 25) geçerli iken, çekişmesiz yargı işlerinde aksine bir hüküm bulunmadığı takdirde kendiliğinden araştırma ilkesi geçerlidir.</p>

<p>20. Çekişmesiz yargı işlerinde görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadığı sürece sulh hukuk mahkemesidir (HMK m.383). Yine çekişmeli yargıda esas olan yazılı yargılama usulü olduğu hâlde, çekişmesiz yargı işlerinde, niteliğine uygun düştüğü ölçüde, basit yargılama usulü uygulanır (HMK m.385/1).</p>

<p>21. Çekişmesiz yargıda verilen kararların niteliği de HMK'nın 388. maddesinde açıkça düzenlenmiş ve kanunda aksine hüküm bulunmayan hâllerde, çekişmesiz yargı kararlarının maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyeceği hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle kararın haksız veya hatalı görülmesi hâlinde ileri sürülen delillere göre yeniden düzeltme talebinde bulunulabilmesi, hükmün değiştirilebilmesi mümkündür.</p>

<p>22. HMK'da çekişmesiz yargı işlerinin neler olduğu önce genel çerçevesi belirlenerek, daha sonra da mümkün olduğunca sayılarak belirtilmiştir. Ancak bu sayma sınırlı olmadığından yasa maddesinde sayılmayan fakat çekişmesiz yargı ölçütlerini taşıyan diğer işlerin de çekişmesiz yargı işi olarak kabulü gerekir.</p>

<p>23. Tapu müdürlüğüne husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında da gerçekte tapu müdürlüğü ile davacı arasında bir uyuşmazlık yoktur. Tapu sicilini tutmakla görevli ve sorumlu olan tapu müdürlüğü davada sadece yasal hasım olarak yer almaktadır. Yargılamada taraf değil, ilgilidir. Davacı ile tapu müdürlüğünün uzlaşması ile uyuşmazlığın sona erdiğinden söz edilemeyeceği gibi ilgili tapu müdürlüğünün davayı kabul etmesi de sonuç doğurmaz.</p>

<p>24. Bu nedenle kayıt düzeltme istemleri çekişmesiz yargı işi niteliğinde olup, sulh hukuk mahkemesi görevlidir. Mahkemece, hem çekişmesiz yargı işi olması hem de taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek, bunların tesis ve devirlerini sağlamak için tapu sicilinin tutulmasını üstlenen Devletin doğru sicil oluşturma yükümlülüğü bulunduğundan, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesi uyarınca deliller toplanılarak karar verilir.</p>

<p>25. Bu tür işlerde verilen kararlar kesin hüküm teşkil etmez ise de düzeltme ya da tespite karar verilebilmesi için mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılması ve kayıt maliki ile davacı ya da murisinin aynı kişi olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanması gerekmektedir. Yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığı takdirde istemin kabulü yoluna gidilmelidir.</p>

<p>26. Kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Çünkü, HMK'nın 382/ç-1. maddesinde sadece taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması çekişmesiz yargı işi olarak sayılmıştır.</p>

<p>27. Bu bağlamda, davacının kayıt maliki ile kendi murisinin aynı kişi olduğunu ileri sürerek tapu müdürlüğüne yönelttiği davada, dava dışı başka kişilerin kayıt malikinin kendi murisleri olduğunu ileri sürerek çekişme yaratmaları durumunda dahi görülmekte olan tespit davası çekişmesiz yargı kapsamından çıkmaz. Böylesi bir durum mülkiyetin nakline sebebiyet verilmemesi açısından ancak davanın ret sebebini oluşturabilir.</p>

<p>28. Öte yandan, verilen bir görevsizlik kararı üzerine görevli mahkemede görülmeye başlanan dava yeni bir dava olmayıp, görevsiz mahkemede açılan davanın devamı niteliğindedir. Bu nedenle kayıt düzeltme ya da tespit istemiyle açılan dava sırasında çekişme çıkması ya da mülkiyetin nakli ihtimalinin doğması durumunda görevsizlik kararı verilerek, davaya asliye hukuk mahkemesinde devam etme olanağı bulunmamaktadır. Çünkü, ortaya çıkan çekişme ya da mülkiyet ihtilafının tarafı tapu müdürlüğü olmadığından ihtilafın ona karşı görevli mahkemede sürdürülerek çözümlenmesi mümkün değildir. Davacının eldeki davada sadece ilgili sıfatıyla yer alan tapu müdürlüğünden maddi hukuk anlamında talep ettiği bir mülkiyet hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>29. Nitekim benzer bir olayda; Hukuk Genel Kurulunun 04.04.2019 tarih ve 2017/1-1261 E., 2019/408 K. sayılı kararı ile yargılama usulleri birbirinden farklı olduğundan ve çekişmesiz yargı işlerinde teknik anlamda bir hasım bulunmadığından, davaya görevsizlik kararı verilerek asliye hukuk mahkemesinde devam edilemeyeceği kabul edilmiştir.</p>

<p>30. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında, göreve ilişkin kuralların kamu düzenine ilişkin ve aynı zamanda dava şartı niteliğinde olduğu, diğer yandan bir davada davacı ve davalı sıfatının kime ait olduğunun tespiti hususunun tamamen maddi hukuk kurallarına göre görevli mahkemece tespit edileceği, somut olayda da davacının taşınmaz üzerinde mülkiyete ilişkin hak iddiasında bulunarak açtığı davanın gerçekte çekişmesiz yargı işi olmadığı ve görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu belirtilerek, yerel mahkemece verilen göreve ilişkin direnme kararının onanması gerektiği görüşü dile getirilmiş ise de bu görüş Hukuk Genel Kurulu çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>31. O hâlde, Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararında ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerle bozma kararına uyulması ve işin esası hakkında bir karar verilmesi gerekirken, mahkemece görevsiz olduğu gerekçesiyle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>32. Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong><br />
Açıklanan nedenlerle;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının Özel Daire bozma kararında gösterilen ve yukarıda açıklanan ilave nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun Geçici 3. maddesine göre uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,<br />
İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,<br />
Aynı Kanun'un 440/III-2 ve 3. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 08.07.2020 tarihinde oy çokluğu ile kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY</strong></p>

<p>1. Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki temel uyuşmazlık, murisine ait olduğunu iddia ettiği kayyumdaki taşınmazın kendisine teslimi ve kayyumluk kararının kaldırılmasını sağlama üzere taşınmazın kayden malikinin adının tapuda düzeltimi için açılan kayıt düzeltim davasının çekişmesiz yargı işi olup olmadığı, buna bağlı olarak taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek bir düzeltmeye ilişkin olup olmadığı, varılacak sonuca göre çekişmesiz yargı işi olarak sulh hukuk mahkemesinde görülmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. Yerel mahkemenin “taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin çekişmesiz yargı işi olduğu, davacının taşınmazın önceki maliki olan ve kayıtlarda belirleyici açık kimlik bilgileri ve nüfus kayıt bilgileri yazılı olmayan sadece baba isimleri ile tespit edilmiş olan tapu maliklerinin kendi murisi olduğunu iddia ettiği, bu istemin aynı zamanda davacının murislerinin taşınmazın maliki olduklarının tespitine yönelik olduğu, oysa ki tescile dayanak belgelerden tapu maliki ...'in başka mirasçılarının da bulunduğu ve bu kişilerin hatta diğer taşınmaz hissedarlarının davaya dahil edilerek taraf teşkili sağlandıktan sonra yapılacak yargılama ile karar verilmesi gerektiği, davanın 382/2-ç bendinde düzenlenen işlerden olmadığı” gerekçesi ile verdiği görevli olmadığına dair direnme kararı, çoğunluk görüşü ile Özel Daire bozma kararı ve ilave gerekçe benimsenerek “davanın kayıt düzeltim davası olduğu ve davada tapu sicil müdürlüğünün taraf gösterildiği, tapu sicil müdürlüğünün de yasal hasım olduğu, tapu kaydı malikinin mirasçılarının taraf gösterilmediği, gerçek bir çekişme olmadığı, davacının tapu kaydının mirasçısı olmadığının tespiti hâlinde, davanın reddi gerektiği” gerekçesi ile direnme kararı bozulmuş ve sulh hukuk mahkemesinin görevli olduğu kabul edilmiştir.</p>

<p>3. Sayın Çoğunluğun bozma kararı aşağıda açıklanan nedenler ve özellikle tapu kayıt malikinin mirasçısı olarak taşınmazın kendisine teslimini istemesi, mülkiyet iddiasında bulunması ve mirasçısı olmadığının anlaşılması hâlinde husumetin görevli mahkemede değerlendirilmesinin gerekmesi nedeni ile isabetli değildir.</p>

<p>4. Göreve ilişkin kurallar, kamu düzenindendir (6100 sayılı HMK. mad. 1. cümle 2) ve mahkemelerin görevli olması dava şartlarındandır (6100 sayılı HMK. mad. 114/1.c). Bu nedenle, mahkeme, (davanın her safhasında) görevli olup olmadığını kendiliğinden (resen) inceler ve görevsiz olduğu kanısına varırsa kendiliğinden görevsizlik kararı verir (mad.115,1).</p>

<p>5. Bir hakkın sahibinin (davacının) veya o hakka uymakla yükümlü olan borçlunun (davalının); bir başka deyişle o davada davacı ve davalı sıfatının kime ait olacağı tamamen maddi hukuk kurallarına göre belirlenir. Ancak, bir davanın taraflarının, o dava yönünden davacı veya davalı sıfatına sahip bulunmadığının belirlenmesi hâlinde, mahkeme dava konusu hakkın mevcut olup olmadığını inceleyemeyeceği ve sıfat yokluğundan davanın reddine karar vermek zorunda olduğu için, taraf sıfatı usul hukukunun da düzenleme alanındadır. Bir kimsenin davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı tıpkı hakkın mevcut olup olmadığının tayininde olduğu gibi maddi hukuka göre belirlenir (Kuru, Baki-Arslan, Ramazan-Yılmaz, Ejder: Medeni Usul Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara 1995, 7.baskı, s.231.,Üstündağ, Saim. Medeni Yargılama Hukuku, Alfa Basım Yayım Dağıtım, İstanbul 1997, s.307).</p>

<p>6. 6100 sayılı HMK’un 382. maddesi uyarınca genel kriter olarak “Çekişmesiz yargı, hukukun, mahkemelerce, aşağıdaki üç ölçütten birine veya birkaçına göre bu yargıya giren işlere uygulanmasıdır:</p>

<p>a) İlgililer arasında uyuşmazlık olmayan hâller.</p>

<p>b) İlgililerin, ileri sürülebileceği herhangi bir hakkının bulunmadığı hâller.</p>

<p>c) Hâkimin resen harekete geçtiği hâller.</p>

<p>Görüldüğü gibi taraflar arasında uyuşmazlık var veya taraf bir hakkının bulunduğunu iddia ediyor ise burada çekişmesiz yargı işinden söz edilemeyecektir.<br />
Diğer taraftan, aynı madde de “taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması” eşya hukukunda çekişmesiz yargı işi olarak sayılmıştır (382/ç.1). Bu hükme göre de kayıt düzeltimi isteminde taraf oluşturulacak ve hak ihlaline neden olacak ise kayıt düzeltim davası çekişmesiz yargı işi olarak görülemeyecektir.</p>

<p>7. Somut uyuşmazlıkta, davacının dava dilekçesinde açıkça tapu kaydı malikinin mirasçısı olduğunu, kayyum kararının kaldırılmasını ve taşınmazın kendisine verilmesi için, tapudaki kayıt düzeltim davasını açtığı sabittir. Davacı bir hak iddiasında bulunmaktadır ve taraf oluşturulmadığı takdirde hak ihlaline neden olunacaktır. O hâlde bu tapu kaydı düzeltim davasının çekişmesiz yargı işi olmadığı ve bu nedenle sulh hukuk mahkemesinin değil, genel mahkeme olan asliye hukuk mahkemesinin görevli olacağı açıktır. Çoğunluğun hak iddia eden davacının mirasçı olmadığının tespiti hâlinde mahkemenin husumetten reddetmesi gerektiği görüşü anılan hükümlere göre isabetli değildir. Zira maddi hukuk sorunu olan husumettin, görevli mahkemede değerlendirilmesi gerekir. Kayıt düzeltim davasında taraf oluşturulması, kısaca husumet sorunu var ise uyuşmazlık çekişmeli hâle geldiğinden, sulh hukuk mahkemesinin görevi yasa gereği ortadan kalkacaktır. Yerel mahkemenin direnme kararını yerinde bulduğumuzdan, Sayın çoğunluğun görüşüne açıklanan nedenlerle katılınmamıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171210-e-2020548-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="21536"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2023/1669 E., 2024/2833 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20231669-e-20242833-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20231669-e-20242833-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 22.04.2024 tarihli, 2023/1669 E., 2024/2833 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/1669 E., 2024/2833 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2011/14 E., 2011/73 K.<br />
HÜKÜM : Kabul</p>

<p>Taraflar arasında Mahkemesinde görülen tapu kaydında düzeltim davasına ilişkin yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı davalı ... vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının mirasbırakanının ... olan soyadının tapuda ... olarak yanlış yazdığını ileri sürerek Kayseri İli ... İlçesi 104 ada 15 parsel sayılı taşınmaz malikinin soyadının ... olarak düzeltilmesini talep etmiş, yargılama sırasında taşınmaz malikinin baba adı olarak ... adının da eklenmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili yargılama sırasında davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kolluk tarafından yapılan araştırmada davacının dedesi ...'nın köyde ... olarak tanındığının tespit edildiği, davacı tanıklarının da bu tespiti desteklediği gerekçesiyle davanın kabulü ile Kayseri İli ... İlçesi ... Köyü 104 ada 15 parsel sayılı taşınmazın tapu kaydındaki ... isminin ... oğlu ... olarak düzeltilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı ... vekili temyiz dilekçesinde özetle; davanın görevli mahkemede açılmadığını, ilamların icrası için 10 yıllık zamanaşımı süresinin geçtiğini, Mahkemece yeterli araştırma yapılmadığını belirterek Mahkeme kararının bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, tapu kaydında düzeltim istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 1 inci maddesi; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027 nci maddesi; Tapu Sicil Tüzüğü'nün 28 inci ve 72 nci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Tapu kaydında düzeltim davalarında taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Kimlik bilgileri düzeltilirken taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Bu nedenle, Mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:</p>

<p>"1-Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazın ve komşu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.</p>

<p>2-Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3-Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.</p>

<p>4-İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.</p>

<p>5-Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.</p>

<p>Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir."</p>

<p>2.Somut olayda; talep konusu taşınmazın ve komşu taşınmazların tapu kaydının (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanağının (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) getirtilmediği, nüfus müdürlüğünden usulüne uygun şekilde araştırma yapılmadığı, mahallinde keşif icra edilmediği, Mahkeme tarafından gerçekleştirilen inceleme ile toplanan delillerin hüküm vermeye yeterli ve elverişli olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>3. Hal böyle olunca, Mahkemece yukarıda açıklanan ilkeler doğrultusunda araştırmanın eksiksiz tamamlanması, tüm deliller toplandıktan sonra talebe konu taşınmazın maliki ile davacının mirasbırakanının aynı kişi olup olmadığının duraksamaya yer bırakmayacak şekilde saptanması ve hasıl olacak sonuca göre karar verilmesi gerekirken, eksik incelemeyle yetinilerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru değildir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalı ... vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün 6100 sayılı HMK'nın geçici 3 üncü maddesi yollamasıyla 1086 sayılı HUMK'un 428 inci maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>Temyiz eden Tapu Müdürlüğü 492 sayılı Harçlar Kanunu'nun 13/j maddesi uyarınca harçtan muaf olduğundan, bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>1086 sayılı HUMK'un 440/III-1 inci maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere,</p>

<p>22.04.2024 tarihinde oybirliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20231669-e-20242833-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="19477"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2012/14-203 E., 2012/402 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201214-203-e-2012402-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201214-203-e-2012402-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 15.06.2012 tarihli, 2012/14-203 E., 2012/402 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2012/14-203 E., 2012/402 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 20/10/2011<br />
NUMARASI : 2011/369-2011/373</p>

<p>Taraflar arasındaki “tapu kaydında düzeltim” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; İzmir 1.Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 16.12.2010 gün ve 2010/171-2010/486 sayılı kararın incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14.Hukuk Dairesinin 30.03.2011 gün ve 2011/2321 E.-4050 K. sayılı ilamı ile;</p>

<p>(…"...Davacılar, 41 ve 42 parsel sayılı taşınmazların tapu kayıtlarında "M.. o.. V.." olarak geçen malik isminin "M.. o.. V.. B.." şeklinde düzeltilmesini talep etmiştir.<br />
Davalı, davanın reddini savunmuş, mahkemece kayıt malikinin baba adının "M.." soyadının "Bulut" olduğunun tespitine karar verilmiş, hükmü davalı temyiz etmiştir.</p>

<p>Dava, tapu kaydında isim düzeltilmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>1-Yapılan yargılamaya, toplanan delillere ve dosya içeriğine göre davalının diğer temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>2-Davacı dava konusu taşınmazların kayıt malikinin kimlik bilgilerinin nüfus kaydına uygun olarak tapu kaydında düzeltilmesini istemiştir. HUMK'nun 74. maddesi uyarınca hakim iki tarafın iddia ve savunmaları ile bağlı olup, talepten başka bir şeye karar veremez.</p>

<p>Somut olayda da; davacının istemi tapu kayıtlarındaki kimlik bilgilerinin nüfus kayıtlarına göre düzeltilmesi olduğu halde sadece kayıt malikinin isminin tespitine karar verilmesi düzeltme talebi konusunda hüküm kurulmamış olması doğru görülmemiş...) gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDEN: Davalı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1027 maddesine dayalı, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin nüfus kaydına uygun biçimde düzeltilmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin, dava konusu taşınmazların tapu kaydında yazılı M.. o.. V.. ’nin baba adının M..; soyadının B.. olarak tespitine dair verdiği karar, yukarıda açıklanan nedenle Özel Dairece bozulmuştur. Mahkemece, tapu malikinin baba adının düzeltilmesi yönünden bozma ilamına uyulmasına; tapu malikinin soyadının eklenmesi yönünden ise tapu kaydında yazılı olmayan soyadının düzeltilmesine karar verilemeyeceği gerekçesi ile bozma ilamına direnilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; Tapu kaydında olmayan soyadının tapu kaydına eklenmesi suretiyle düzeltme yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuk Genel Kurulu'ndaki görüşmeler sırasında işin esasına geçilmeden önce, tarafların Özel Daire bozma kararına uyulmasını istemelerine karşın hakimin önceki kararda direnmesinin usulen mümkün olup olmadığı ön sorun olarak tartışılmıştır.</p>

<p>Tapu kaydında düzeltim davaları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382/2-ç-1 maddesi kapsamında çekişmesiz yargı alanına girmektedir.<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 01.02.1995 gün ve 1994/18-789 E. 1995/37 K. sayılı kararında çekişmesiz yargıda, taraflarca bozma ilamına uyulması istemesine rağmen hakimin direnme kararı verebileceği hususu benimsenmiştir.</p>

<p>Sonuçta, tapu kaydında düzeltim davaları çekişmesiz yargı alanına girdiğinden tarafların bozma ilamına uyulmasını istemeleri halinde hakimin bozma ilamına uymak zorunda olmadığı eski kararında direnebileceği oybirliğiyle kabul edilmiş ve ön sorun bu şekilde aşıldıktan sonra, işin esasının incelenmesine geçilmiştir.</p>

<p>İşin esasına gelince;</p>

<p>1-Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin kısmi direnmeye ilişkin bölümü yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dosyadaki tutanak ve kanıtlara, bozma kararında açıklanan gerektirici nedenlere ve özellikle kimlik bilgilerinin tapu kaydına eksik işlenmesinin, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturmasına, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2007 gün ve 2007/14-856 E.,2007/834 K. sayılı kararında da aynı hususların benimsenmiş bulunmasına göre Hukuk Genel Kurulu’nca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Bu nedenle kısmi direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p>2-Davalı vekilinin temyiz dilekçesinin bozmaya uyulan kısmına ilişkin bölümü yönünden yapılan incelemede;</p>

<p>Özel daire bozma ilamında davacının düzeltme istemi hakkında hüküm kurulmamasının doğru olmadığının belirtilmesi üzerine, mahkemece baba adı yönünden bozmaya açıkça uyularak bozma doğrultusunda hüküm oluşturulmuştur.</p>

<p>Bozma ilamına uyularak verilen bu yeni hükmün temyiz inceleme mercii Hukuk Genel Kurulu olmayıp Özel Dairedir.</p>

<p>Açıklanan nedenle bu yeni hükme yönelik temyiz itirazlarının incelenmesi için dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile; yukarıda (1) numaralı bentte gösterilen nedenlerden dolayı direnme kararının 6217 sayılı Kanunun 30.maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 429.maddesi gereğince gereğince BOZULMASINA; Yukarıda (2) numaralı bentte gösterilen nedenden dolayı uyulan kısım yönünden temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 14.Hukuk Dairesine GÖNDERİLMESİNE, aynı kanunun 440/1 maddesi uyarınca tebliğinden itibaren 15 gün içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 15.06.2012 gününde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201214-203-e-2012402-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="93989"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/3165 E., 2021/211 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173165-e-2021211-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173165-e-2021211-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 04.03.2021 tarihli, 2017/3165 E., 2021/211 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/3165 E., 2021/211 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
1. Taraflar arasındaki “tapu kaydında düzeltim” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Turgutlu Sulh Hukuk Mahkemesince verilen davanın kabulüne ilişkin karar, davalı vekilinin temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:<br />
4. Davacı 07.02.2014 tarihli dava dilekçesinde; Turgutlu İlçesi, Derbent Köyü, 1060 parsel sayılı taşınmazın murisi Emine Acarkurt’a ait olduğunu, taşınmazın mirasçılara intikali için Tapu Müdürlüğüne gittiklerinde kimlik bilgilerinin tapuda tam olarak yazılı olmadığı bilgisinin verildiğini ileri sürerek, taşınmazın veraset ilamı uyarınca belirlenen mirasçıları adına intikali suretiyle tesciline karar verilmesini talep ve dava etmiş; daha sonra sunduğu 03.03.2014 tarihli dilekçe ve aşamalardaki beyanında ise isteminin mirasbırakan Emine Acarkurt’un baba adının nüfus kaydında “Ali” olmasına karşın, tapu kaydında “Mehmet” olarak yazıldığından malik baba adının nüfus kaydına uygun olarak düzeltilmesine ilişkin olduğunu açıklamıştır.</p>

<p>Davalı Cevabı:<br />
5. Davalı ... vekili; davanın usulden reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi Kararı:<br />
6. Turgutlu Sulh Hukuk Mahkemesinin 23.03.2016 tarihli ve 2014/138 E., 2016/466 K. sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve toplanan delillere göre davacının murisi "Ali kızı Emine Acarkurt" ile tapu kaydında sehven yazılı olan "Mehmet kızı Emine Acarkurt’un" aynı kişiler olduğu, ilçe nüfusunda "Mehmet kızı Emine Acarkurt" adında kayıtlı bir kişinin bulunmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Daire Bozma Kararı:<br />
7. Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 16.11.2016 tarihli ve 2016/10499 E., 2016/10374 K. sayılı kararı ile;<br />
“…Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi isteğine ilişkin olup, 17.08.2013 tarih ve 28738 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren yeni Tapu Sicili Tüzüğü'nün yürürlüğü zamanında 07.02.2014 tarihinde açılmış; mahkemece, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, yeni Tapu Sicili Tüzüğü hükümleri ve özellikle 75. maddesi nazara alındığında, tapu müdürlüklerine oldukça geniş yetkiler verilerek tapudaki hataların daha kısa bir sürede, idari yoldan düzeltilmesine imkân verildiği ve kayıt düzeltmeleri için öncelikle müdürlüklere başvuru yapılmasının zorunlu tutulduğa görülmektedir.</p>

<p>Her dava açıldığı tarihteki koşullara tabidir. Bu nedenle, yeni Tapu Sicili Tüzüğünün Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdiği 17.08.2013 tarihten itibaren, ilgililerin mahkemeye müracaat etmeden önce, ilk olarak tapu müdürlüklerine yukarıda açıklanan prosedüre uygun şekilde başvurması kaçınılmaz olup, değinilen prosedür izlenmeden mahkeme önüne getirilen davanın dinlenebilme olanağı yoktur.</p>

<p>Bunun yanında, ilgililerin tapu müdürlüklerine yaptıkları yazılı ya da sözlü düzeltim başvuruları üzerine, tapu müdürlüklerinin Tüzüğün 75. maddesinde belirtilen araştırma ve soruşturmayı yapmadan verdikleri soyut içerikli ret kararları da davayı mahkeme önünde dinlenebilir hale getirmez.</p>

<p>Diğer taraftan, Tapu Sicili Tüzüğünün 75. maddesine aykırı olarak verilen bu tür ret kararlarına karşı ilgililerin aynı tüzüğün 26. maddesine göre itiraz imkânı bulunmaktadır.</p>

<p>Hâl böyle olunca, davanın usulden reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı biçimde hüküm kurulması doğru değildir…” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
9. Turgutlu Sulh Hukuk Mahkemesinin 05.04.2017 tarihli ve 2017/185 E., 2017/429 K. sayılı kararı ile; tapu kaydında düzeltme yapılabilmesi için dava açılmadan önce yasal prosedüre uygun şekilde ilgili Tapu Müdürlüğünü başvuru yapılması gerekmekte ise de davacının yargılama sırasında verilen süre içerisinde gerekli başvuruyu yaptığı, mahkemece başvuru sonucunun beklendiği ancak istemin reddine karar verildiği, böyle olunca idari başvuru şartının yerine getirildiği gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
10. Direnme kararı süresi içinde davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>11. Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; tapu kaydında malik kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkin olan davanın, Tapu Sicil Tüzüğünün 75. maddesinin 4. fıkrasına göre öncelikle yanlışlığın düzeltilmesi için ilgili tapu müdürlüğüne başvuru yapılmadan 07.02.2014 tarihinde açıldığı, mahkemece 20.11.2014 tarihli celsede başvuruyu yapması için davacıya verilen süre içerisinde düzeltme talebinde bulunulduğu, ancak yapılan başvurunun Turgutlu Tapu Müdürlüğünün 30.07.2015 tarihli kararı ile reddedildiği, ret kararına karşı ise Tüzüğün 26. maddesine göre itirazda bulunulmadığı gözetildiğinde, dava ön şartının yargılama sırasında tamamlandığının kabul edilip edilemeyeceği, burada varılacak sonuca göre davanın usulden reddine karar verilmesinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>12. Bilindiği üzere tapu sicili, Devletin sorumluluğu altında, tescil ve açıklık ilkelerine göre taşınmazlar ile üzerindeki hakların durumlarını göstermek üzere tutulan sicildir.</p>

<p>13. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) öngördüğü tapu sicillerinin düzenli bir biçimde tutulmasını sağlamak amacıyla 2013/5150 sayılı yeni Tapu Sicili Tüzüğü, 17.08.2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>14. Tüzükte, taşınmazlarla ilgili mülkiyet hakkı, sınırlı aynî haklar ve kişisel hakların tapu siciline tescil, değişiklik, terkin ve düzeltme işlemleri ile sicil ve belgelerin arşivlenmesinin usûl ve esasları gösterilmiş olup; 28. maddesinde mülkiyet hakkının tapu kütüğüne ne şekilde tescil edileceği düzenlenmiş ve kütük sayfası malik sütununda malikin adı ve soyadı, baba adı ile edinme nedeni, tarih ve yevmiye numarası ile tüzel kişilerin unvanlarının tam olarak yazılacağı ve paylı mülkiyette pay miktarı; paydaşların adı, soyadı ve baba adından sonraki kısımda, kesirli olarak gösterileceği ifade edilmiştir.</p>

<p>15. Taşınmazların kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı, cinsiyeti, doğum tarihleri gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi, kayıt düzeltme davalarının kaynağını oluşturmaktadır. Tapu kaydında kimlik bilgilerinin düzeltilmesine veya tespitine ilişkin olarak açılan bu davalardaki amaç da kayıt malikinin tapu kaydındaki kimlik bilgilerinin nüfus kaydı ile uyumlu hâle getirilmesidir.</p>

<p>16. TMK’nın 1027. maddesine göre ilgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru, Tapu Sicili Tüzüğü kuralları uyarınca resen düzeltilmesi mümkün olan basit yazı yanlışlıkları (adi yazım hataları) dışında, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararı ile düzeltebilir. Bu bağlamda Tüzüğün 74. maddesinde ana veya yardımcı siciller üzerindeki düzeltmelerin ne şekilde yapılacağı açıklanmış ve maddenin 1. fıkrasında; kütük, yevmiye defteri ve yardımcı sicillerde, belgelere aykırı basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi hâlinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, basit yazım hatalarının resen düzeltileceği öngörülmüştür. Buna göre tapu müdürü, hakkın içeriğini etkilemeyen ve kütükte belgesine aykırılık teşkil eden adi yazım hatalarını kendiliğinden hiçbir işleme gerek kalmadan düzeltebilir.</p>

<p>17. İlgili kişinin başvurusu üzerine yapılacak düzetmeler ise Tapu Sicili Tüzüğünün 75. maddesinde; “(1) Kadastro çalışmalarından kaynaklanan malikin veya hak sahibinin adı, soyadı ve baba adına ilişkin tapu kütüğündeki yazım hataları ilgilisinin başvurusu üzerine;</p>

<p>a)Senetsizden tespitlerde; nüfus kayıt örneği ve taşınmazın bulunduğu belediye veya muhtarlıktan alınacak fotoğraflı ilmühaber,</p>

<p>b)Kayda dayalı tespitlerde; dayanağı kayıt ve belgeler, incelenmek ve gerektiğinde tanık ve varsa tespit bilirkişileri dinlemek ve zeminde inceleme yapmak suretiyle istemin gerçek hak sahibinden geldiği belirlenirse, istem yevmiye defterine kaydedilerek düzeltilir.</p>

<p>(2)Zeminde incelemenin, kadastro müdürlüğü teknik personeli ile birlikte yapılacağı ve inceleme neticesinde teknik rapor düzenleneceği, zeminde incelemede, komşu parsel malikleri, muhtar ve diğer ilgililer dinleneceği; vergi kaydı ve diğer her türlü bilgi ve belgeden yararlanılır.</p>

<p>(3)Tapu sicilindeki bilgilerin güncellenmesi ve eksikliklerin giderilmesinde de yukarıdaki fıkraların uygulanır.</p>

<p>(4) Bu madde hükümleri uyarınca kayıt düzeltmeleri için müdürlüklere başvuru yapılması zorunludur” şeklinde düzenlenmiş olup; buna göre kadastro çalışmaları sırasında oluşan malikin veya hak sahibinin adı, soyadı ve baba adına ilişkin yazım hatalarının ilgilisinin başvurusu üzerine; maddede belirtilen belgelerin incelenmesi ve gerekli araştırmanın yapılması sonucunda istemin gerçek hak sahibinden geldiğinin belirlenmesi koşuluna bağlı olarak, tapu memurunca düzeltilmesi mümkündür.</p>

<p>18. Bu madde mülga Tapu Sicili Tüzüğünün 87. maddesine benzer bir düzenleme içermekle beraber yeni Tapu Sicili Tüzüğünün yukarıda metnine yer verilen 75. maddesinin 4. fıkrasında, madde hükümleri uyarınca yapılacak kayıt düzeltmeleri için tapu müdürlüklerine başvuru zorunluluğu getirilmiştir.</p>

<p>19. Diğer yandan Tüzüğün 26. maddesinde; mevzuat ve Tüzükte yer alan hükümlere uygun olmayan ve TMK’nın 1011. maddesine göre geçici tescil şerhine de imkân bulunmayan istemlerin geciktirilmeden, gerekçesi, itiraz yeri ve süresi de belirtilmek suretiyle reddedileceği, ret kararının kütüğün beyanlar sütununda belirtileceği ve kararın, istem sahibine elden veya Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edileceği, ret kararına karşı ise tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde müdürlüğün bağlı bulunduğu bölge müdürlüğüne, bölge müdürlüğü kararına karşı da tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde Genel Müdürlüğe itiraz edilebileceği düzenlenmiştir.</p>

<p>20. Tüm bu açıklamalar kapsamında somut olaya gelindiğinde, eldeki dava tapu kaydında malik baba adının düzeltilmesi istemi ile 07.02.2014 tarihinde açılmış olup, davacı kayıttaki yanlışlığın düzeltilmesi için davadan önce Tüzüğün 75/4. maddesine göre ilgili tapu müdürlüğüne müracaatta bulunmamış ise de yargılama sırasında mahkemece verilen süre içerisinde yaptığı başvuru Turgutlu Tapu Müdürlüğünün 30.07.2015 tarihli kararı ile reddedilmiş ve ilgili karar dosyaya sunulmuştur. Ancak, ret kararı verilmesi hâlinde istemde bulunan kişinin izlemesi gereken idari yol Tüzüğün 26. maddesinde gösterilmiş olmasına karşın davacı itiraz yollarını tüketmemiştir.</p>

<p>21. Böyle olunca tapu kütüğündeki yazım hatalarının düzeltilmesi istemi ile TMK’nın 1027. maddesi uyarınca açılan davalar bakımından, Tapu Sicili Tüzüğünde düzenlenen tapu müdürlüğüne başvuru zorunluluğu ve itiraz yollarına ilişkin prosedürün tamamlanmasının dava şartı niteliğinde olup olmadığının tartışılması gerekmektedir.</p>

<p>22. Dava şartları medeni usul hukukuna ait bir kurum olup, amacı; bir davanın esası hakkında incelemeye geçilebilmesi için gerekli bütün şartları ve bunların incelenmesi usulünü tespit etmek, böylece davaların daha çabuk, basit ve ekonomik bir şekilde sonuçlanmasına yardımcı olmaktır.</p>

<p>23. Mahkemenin, davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi ve karar verebilmesi için varlığı veya yokluğu mutlaka gerekli olan şartlardır. Davanın esası hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hâllere, olumlu dava şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hâllere ise olumsuz dava şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).</p>

<p>24. Dava şartları, dava açılabilmesi için değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları da denir. Dava şartlarından biri olmadan açılan dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında inceleme yapamaz; davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle yükümlüdür. Çünkü hâkim, dava şartlarının bulunup bulunmadığını davanın her aşamasında kendiliğinden inceler. Tarafların da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürmeleri mümkündür. Ancak tarafların bu konuda mutlaka talepte bulunmaları gerekli olmadığı gibi hâkim de tarafların talepleri ile bağlı değildir. Ayrıca bazı durumlarda dava şartı noksanlığının giderilmesi mümkün olabilir. Bu gibi durumlarda mahkeme dava şartı noksanlığının tamamlanması için kesin süre vermek zorundadır. Bu süre içinde dava şartı noksanlığı giderilmemiş ise ancak o zaman dava şartı yokluğu sebebiyle davayı usulden reddeder.</p>

<p>25. Genel dava şartları, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 114. maddesinde hüküm altına alınmış ise de dava şartları anılan maddede sayılanlar ile sınırlı olmayıp, başka kanunlarda öngörülen dava şartları da olabilir. Nitekim 114. maddenin 2. fıkrasında; diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>26. Diğer yandan, hiyerarşik normlar sistemi olan hukuk düzeninde, alt düzeydeki normların, yürürlüklerini üst düzeydeki normlardan aldığı kuşkusuzdur. Normlar hiyerarşisinin en üstünde evrensel hukuk ilkeleri ve Anayasa bulunmakta, daha sonra gelen kanunlar yürürlüğünü Anayasa’dan, tüzükler yürürlüğünü kanundan, yönetmelikler ise yürürlüğünü kanun ve tüzükten almaktadırlar. Bir normun kendisinden daha üst konumda bulunan ve dayanağını oluşturan bir norma aykırı veya bunu değiştirici nitelikte bir hüküm getirmesi mümkün bulunmamaktadır (Kuluçlu, E.: Türk Hukuk Sisteminde Normlar Hiyerarşisi ve Sayıştay Denetimine Etkileri, Sayıştay Dergisi, sayı: 71, s. 21; HGK’nın 23.01.2020 tarihli ve 2017/4-1323 E., 2020/59 K.).</p>

<p>27. Normlar hiyerarşisinde bir alt norm üst norma aykırılık teşkil etmemeli, üst normun kendisine verdiği hukuki sınırların dışına çıkmamalıdır. Hukuk normları arasında var olan hiyerarşinin anayasal ölçüler içerisinde temin edilmesi hususu hukuk devleti açısından da önem taşımaktadır. Zira daha üstteki normla yasaklanmayan bir husus daha alt normla yasaklandığı takdirde hukuk devleti ilkesi zedelenmektedir.</p>

<p>28. Anayasa’nın 115. maddesinde yer alan “Bakanlar Kurulu, kanunun uygulanmasını göstermek veya emrettiği işleri belirtmek üzere tüzük çıkarabilir” şeklindeki hüküm yürürlükten kaldırılmış olmakla birlikte, Anayasa değişikliğinden önce çıkarılmış olan Tüzükler hukuksal varlığını sürdürmektedir. Normlar hiyerarşisinde kanunlardan sonra gelen tüzüklerin kanunlara aykırı düzenleme içermemesi gereği de açıktır.</p>

<p>29. Bu kapsamda Tapu Sicili Tüzüğünün ilgili maddeleri değerlendirilecek olursa, tapu kayıtlarında idarece düzeltilebilecek ad, soyad, baba adı, cinsiyet gibi basit kimlik bilgileri ve buna benzer adi yazım hatalarının TMK’nın 1027. maddesi çerçevesinde çok sayıda davaya konu edildiği gözetilerek, Tüzüğün 75. maddesinde bu gibi taleplerin mahkemeye taşınmadan idari yoldan daha kolay ve hızlı şekilde düzeltilmesi imkânı tanınmıştır. Ne var ki, uygulamada bu düzeltim yolları tapu müdürlükleri tarafından yeterince işletilmeyerek, başvuruda bulunan kişiler çoğunlukla dava açmaya yöneltilerek gereksiz zaman kaybına yol açıldığı gibi Tüzüğün 75. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen tapu müdürlüğüne başvuru zorunluluğunun TMK’nın 1027. maddesine göre açılacak davalar bakımından bir dava şartı niteliğinde olduğunu söyleme imkânı da bulunmamaktadır. Zira bu husus mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olup; esas olan da mahkemeye erişim hakkının teoride kalmayıp, bireylerin bu hakkını etkili bir şekilde kullanabilmeleridir.</p>

<p>30. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biridir. Anılan maddeye göre herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. Mahkemeye erişim hakkı, bireylerin iddia ve savunmalarını bir yargı mercii önünde ileri sürebilmelerine imkân sağlayan haktır. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.</p>

<p>31. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).</p>

<p>32. Anayasa'nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre de temel hak ve hürriyetler özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Dolayısıyla kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen sınırlamalar da ancak kanunla düzenlenebilir. Normlar hiyerarşisinde kanunlardan sonra gelen tüzükle mahkemeye erişim hakkını kısıtlayan bir düzenleme yapılamayacağı gibi HMK’nın 114. maddesinin 2. fıkrasında da açıkça diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümlerin saklı olduğu belirtilmiştir. Bu nedenle Tapu Sicil Tüzüğünün 75/4. maddesindeki tapu müdürlüğüne başvuru zorunluluğu ve buna bağlı olarak idari itiraz sürecinin tamamlanmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmesi mümkün değildir.</p>

<p>33. Diğer yandan, 07.02.2014 olan dava tarihi direnmeye ilişkin gerekçeli karar başlığında 10.02.2017 olarak yazılmış ise de bu husus mahkemece her zaman düzeltilmesi mümkün maddi hata niteliğindedir.</p>

<p>34. Hâl böyle olunca, yukarıda yazılı değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı yerel mahkemece verilen direnme kararı usul ve yasaya uygun olup, yerindedir.</p>

<p>35. Ne var ki, sair temyiz itirazları Özel Dairece incelenmediğinden bu konuda inceleme yapılmak üzere dosya Özel Daireye gönderilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan değişik gerekçe ve nedenlerle;</p>

<p>Direnme uygun olup davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın 1. HUKUK DAİRESİNE GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>6217 sayılı Kanun’un 30. maddesi ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’na eklenen “Geçici Madde 3” atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 440/III-2. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 04.03.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173165-e-2021211-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="42184"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2009/14-449 E., 2009/501 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200914-449-e-2009501-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200914-449-e-2009501-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 11.11.2009 tarihli, 2009/14-449 E., 2009/501 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2009/14-449 E., 2009/501 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bursa 1. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 5.5.2009<br />
NUMARASI : 2009/148-165</p>

<p>Taraflar arasındaki “tapu kaydında düzeltim” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Bursa 1. Asliye Hukuk Mahkemesince davanın kabulüne dair verilen 05.02.2008 gün ve 2007/228 E., 2008/14 K. sayılı kararın incelenmesinin davalı vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 17.04.2008 gün ve 2008/3892 E., 2008/5278 K. sayılı ilamı ile; (...Dava, 4092 ada 1 parseldeki tapu kayıt maliki H. S.. isminin H. H.. olarak düzeltilmesi istemine ilişkindir.<br />
Davalı, tapu kaydının yolsuz tescile dayandığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece, istem kabul edilmiştir.</p>

<p>Hükmü, davalı temyiz etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taşınmaz 25.04.1969 tarihli resmi akit tablosuna göre önceki malikten H. S.. vekili olarak hareket eden H. M.. tarafından satın alınmıştır. Başka bir anlatımla işlemin bir tarafı H. M.. ile H. S.. arasındaki vekalet ilişkisine dayanmaktadır. 22.04.1969 tarih 6243 yevmiye numaralı vekaletname Bursa .. Noterliğince düzenlenmiş ise de, bu vekaletnamede ismi yazılı olan H. S.. gerçekte Türkiye Cumhuriyeti nüfusuna kayıtlı olmadığı, diğer söyleyişle vekaletnamenin sahte olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 1024. maddesinin 2. fıkrası, “Bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan tescil yolsuzdur.” hükmünü içermektedir. Davaya konu taşınmaza ilişkin ayni hakkın sahte vekaletnameye dayanarak yolsuz tescil edildiği ve Medeni Kanunun 1025. maddesi uyarınca da terkine tabi olduğu ortadadır. Düzeltilmesi istenen hak, bir nedeni olmadan (yolsuz) tescil edildiğinden bu tapu kaydına dayanan mülkiyet hakkına dayanılarak tapuda isim düzeltilmesi ve tespit istenemez. Böyle bir hakkın varlığını ileri sürmek objektif iyiniyet kuralları ile bağdaşmayacağından açılan davanın reddi yerine istem hüküm altına alınmış olmakla hükmün bozulması gerekmiştir…” gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDEN : Davalı vekili</p>

<p><strong>HUKUK GENEL KURULU KARARI</strong><br />
<br />
Hukuk Genel Kurulunca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü:<br />
Dava, tapu kayıt maliki ile davacının aynı kişi olduğunun tespiti ile kayıt malikinin isminin düzeltilmesi istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin davanın kabulüne dair verdiği karar yukarıda belirtilen nedenle Özel dairece bozulmuş, mahkemece; davacı ile kayıt malikinin aynı kişiler oldukları gerekçesiyle önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın tapu kaydının yolsuz tescile dayalı olup olmadığı ve kayıtta isim düzeltilmesi talebinde bulunulup bulunulamayacağı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>Somut olayda; Türk asıllı Yunanistan vatandaşı davacının sahte isimle vekaletname düzenlettiği, sahte isim kullanılan bu vekaletnameye dayalı olarak tapuda işlem yapıldığı ve tescilin sahte vekaletnameye dayalı olarak gerçekleştirildiği ile tapu kayıt malikinin nüfusta kaydı bulunmadığı hususları uyuşmazlık konusu değildir.</p>

<p>Dava konusu taşınmaz sahte isimle düzenlenen vekaletname ile işlem yapılması nedeniyle yolsuz tescile konu olmuştur.</p>

<p>Davacı tarafından açılabilecek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 713. maddesinde düzenlenen; yolsuz tescile dayalı tapu iptal ve tescil davasında koşulları varsa, talebinin dinlenebilmesi mümkün ise de, iş bu tapuda isim düzeltim davasında, tapuda ismi yazılı kişinin davacı ile ilgisi olmadığı, sahte isimle düzenlenen vekaletnameye dayalı olarak tapuda işlem yapıldığı anlaşılmakla bu suretle oluşan yolsuz tescilin geçerli hale getirilmesine imkan tanıyacak şekilde dava konusu yapılan tapu kaydındaki isim düzeltim talebinin dinlenmesi mümkün değildir.</p>

<p>Yerel mahkemece yukarıda açıklanan hususlar gözardı edilerek önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Direnme kararı bu nedenle bozulmalıdır.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda ve Özel Daire bozma kararında gösterilen nedenlerden dolayı HUMK.nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA, 11.11.2009 gününde oyçokluğu ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200914-449-e-2009501-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargitaty.jpg" type="image/jpeg" length="55101"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAPU KAYDINDA DÜZELTME DAVASI (TMK 1027)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tapu-kaydinda-duzeltme-davasi-tmk-1027-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tapu-kaydinda-duzeltme-davasi-tmk-1027-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Genel Olarak</strong></p>

<p>TMK’nın 1024/2. maddesinde düzenlenen hallerde baştan itibaren yolsuz tescil<!--[if supportFields]><span style='font-size:
12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Yolsuz Tescil&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> söz konusu olup, bağlayıcı olmayan bir hukuki işleme dayanan veya hukuki sebepten yoksun bulunan bu tür tescil yolsuzdur. Bu hallerde tescilin kurucu unsurlarında veya hukuki sebebinde bir sakatlık söz konusudur. Maddi hukuk bakımından gerçek hak sahipliğini yansıtmayan tapu sicili<!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;line-height:
110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span style='mso-element:field-begin'></span>
XE &quot;Tapu Sicili&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> kayıtlarının, gerçek hak sahipliğini gösterecek şekilde düzeltilmesi gerekir. Bu düzeltme, tarafların anlaşması ile yapılabileceği gibi, TMK’nın 1025. Maddesine dayalı açılan bir sicilin düzeltilmesi davası ile de yapılabilir. TMK’nın 1025. maddesine dayalı olarak açılan düzeltme (tapu iptali ile tescil) davası, esasa ilişkin koşulların eksikliği nedeniyle gerçek hak durumunu göstermeyen tapu sicili işlemlerinin, gerçek hak durumuna uygun hale getirilmesi amaçlanır.</p>

<p>Ancak sicilin gerçek hak sahipliğini göstermesine rağmen sicilde bir takım yazım yanlışlıkları örneğin kayıt malikinin kimlik bilgilerinin yanlış yazılması söz konusu olabilir. Bu yazım yanlışlıklarının da tarafların anlaşmasıyla düzeltilebilmesi mümkün olduğu gibi tapu memuru<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Memuru&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->nca görevi gereği düzeltilmesi de mümkündür. Diğer bir yol ise, bir tapu sicili<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Sicili&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> işleminin kurucu unsurları geçerli olmasına rağmen, tapu memuru tarafından belgelere aykırılık teşkil edecek bir biçimde tapu kütüğü<!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;
line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span style='mso-element:
field-begin'></span> XE &quot;Tapu Kütüğü&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->ne geçirilmesi halinde, yazım yanlışlıklarının TMK’nın 1027. maddesi gereğince dava yoluyla düzeltilmesi söz konusudur.</p>

<p>TMK’nın 1027/1. maddesine göre,</p>

<p>“İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça, tapu memuru<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Memuru&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->, tapu sicili<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Sicili&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->ndeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.”</p>

<p>TMK’nın bu hükmü, yazımdaki bir yanlışlık veya tescil belgesi<!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;line-height:
110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span style='mso-element:field-begin'></span>
XE &quot;Tescil Belgesi&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->ne aykırılık hallerinde uygulanır. Amaç, belge ile tescil arasındaki uyumsuzluğun giderilmesidir. Taşınmazların, kadastro tespiti<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Kadastro Tespiti&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> veya tapuya tescili esnasında hak sahiplerinin adı, soyadı, baba adı gibi Tapu Sicili<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Sicili&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> Tüzüğü’nün 28. maddesinde belirtilen kimlik bilgilerinin düzeltilmesi de bu hükme göre açılacak kayıt düzeltme davaları ile olur. Ancak Tapu Sicil Tüzüğü’nde belirtilmeyen yani kütükte bulunması zorunlu olmayan bilgilerin düzeltilmesi istenemez. Öte yandan Yargıtay 14. Hukuk Dairesi’nin 09.10.2012 tarih ve 10345-11443 Esas ve Karar sayılı kararında belirtildiği üzere tapu maliki nüfusta kayıtlı değilse artık tapu kaydında düzeltme yapılamaz. Bu durumlarda çoğun içinde az da vardır kuralı gereği kayıt sahibi ile davacıların mirasbırakanın aynı kişi olduğunun tespitine hükmedilmelidir. Bu durumlarda tapu memuru<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Tapu Memuru&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->nun bir hatası varsa da bu hataya rağmen tapu sicili<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Tapu Sicili&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> işlemleri asli unsurları itibariyle geçerlidir; ancak maddi hata<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Hata&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> dolayısıyla tapu sicilindeki kayıt resmi belgelere yani gerçek hak durumuna uygun değildir. Davanın amacı da sicile dayanak resmi belgelere uymayan ancak hakkın özünü de etkilemeyen yazım hatalarının düzeltilmesidir.</p>

<p>Bu dava açmadan önce Tapu Sicili Tüzüğü’nün 74. ve 75. maddeleri gereği idari yoldan düzeltmeyi sağlamaları için tapu idaresine başvurmaları koşuldur. Anayasa Mahkemesi’nce bu madde nedeniyle başvuru yapılmadan açılan davanın dava koşulu yerine getirilmediği gerekçesiyle reddinin adil yargılama hakkına aykırı olduğuna karar verilmesi üzerine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 1. Hukuk Dairesi tüzüğün bu maddesi nedeniyle davanın reddedilmeyeceğine karar vermiştir.</p>

<p>Davaya çekişmesiz yargı usulüne göre bakılır.</p>

<p>“<i>…Tapu Sicili Tüzüğünün ilgili maddeleri değerlendirilecek olursa, tapu kayıtlarında idarece düzeltilebilecek ad, soyad, baba adı, cinsiyet gibi basit kimlik bilgileri ve buna benzer adi yazım hatalarının TMK’nın 1027. maddesi çerçevesinde çok sayıda davaya konu edildiği gözetilerek, Tüzüğün 75. maddesinde bu gibi taleplerin mahkemeye taşınmadan idari yoldan daha kolay ve hızlı şekilde düzeltilmesi imkânı tanınmıştır. Ne var ki, uygulamada bu düzeltim yolları tapu müdürlükleri tarafından yeterince işletilmeyerek, başvuruda bulunan kişiler çoğunlukla dava açmaya yöneltilerek gereksiz zaman kaybına yol açıldığı gibi Tüzüğün 75. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen tapu müdürlüğüne başvuru zorunluluğunun TMK’nın 1027. maddesine göre açılacak davalar bakımından bir dava şartı niteliğinde olduğunu söyleme imkânı da bulunmamaktadır. Zira bu husus mahkemeye erişim hakkı ile ilgili olup; esas olan da mahkemeye erişim hakkının teoride kalmayıp, bireylerin bu hakkını etkili bir şekilde kullanabilmeleridir…</i></p>

<p><i>Bu nedenle Tapu Sicil Tüzüğünün 75/4. maddesindeki tapu müdürlüğüne başvuru zorunluluğu ve buna bağlı olarak idari itiraz sürecinin tamamlanmadığından bahisle davanın usulden reddine karar verilmesi mümkün değildir…</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173165-e-2021211-k-sayili-karari" rel="dofollow">[1]</a></p>

<p>“<i>...Dava, tapu kayıt maliki ile davacının aynı kişi olduğunun tespiti ile kayıt malikinin isminin düzeltilmesi istemine ilişkindir...</i></p>

<p><i>Uyuşmazlık; dava konusu taşınmazın tapu kaydının yolsuz tescil</i><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Yolsuz Tescil&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--><i>e dayalı olup olmadığı ve kayıtta isim düzeltilmesi talebinde bulunulup bulunulamayacağı noktalarında toplanmaktadır.</i></p>

<p><i>Somut olayda; Türk asıllı Yunanistan vatandaşı davacının sahte isimle vekaletname düzenlettiği, sahte isim kullanılan bu vekaletnameye dayalı olarak tapuda işlem yapıldığı ve tescilin sahte vekaletnameye dayalı olarak gerçekleştirildiği ile tapu kayıt malikinin nüfusta kaydı bulunmadığı hususları uyuşmazlık konusu değildir.</i></p>

<p><i>Dava konusu taşınmaz sahte isimle düzenlenen vekaletname ile işlem yapılması nedeniyle yolsuz tescil</i><!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;
line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span style='mso-element:
field-begin'></span> XE &quot;Yolsuz Tescil&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--><i>e konu olmuştur.</i></p>

<p><i>Davacı tarafından açılabilecek yolsuz tescil</i><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Yolsuz Tescil&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--><i>e dayalı tapu iptal ve tescil davası</i><!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;
line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;letter-spacing:-.1pt'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tescil Davası&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.1pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--><i>nda koşulları varsa, talebinin dinlenebilmesi mümkün ise de, işbu tapuda isim düzeltim davasında, tapuda ismi yazılı kişinin davacı ile ilgisi olmadığı, sahte isimle düzenlenen vekaletnameye dayalı olarak tapuda işlem yapıldığı anlaşılmakla bu suretle oluşan yolsuz tescilin geçerli hale getirilmesine imkan tanıyacak şekilde dava konusu yapılan tapu kaydındaki isim düzeltim talebinin dinlenmesi mümkün değildir...</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200914-449-e-2009501-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a></p>

<p>“<i>…Tapu kaydında düzeltim davalarında taşınmazların, kadastro tespiti ya da tapuya tescili sırasında mülkiyet hakkı sahibinin adı, soyadı, baba adı gibi kimlik bilgilerinin kayda eksik ya da hatalı işlenmesi kayıt düzeltme taleplerinin kaynağını oluşturur. Kimlik bilgileri düzeltilirken taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Bu nedenle, Mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılmalı ve kayıt maliki ile ismi düzeltilecek kişinin aynı kişi olduğu kuşkuya yer vermeyecek şekilde saptanmalıdır. Bu saptama yapılırken de aşağıda açıklanan yöntem izlenmelidir:</i></p>

<p><i>1-)Kimlik bilgilerinde düzeltme yapılması veya tespiti istenen talep konusu taşınmazın ve komşu taşınmazların tapu kayıtları (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanakları (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) ayrıca taşınmazlar kadastrodan sonra edinilmişse buna ilişkin tüm belgeler ile birlikte getirtilmelidir.</i></p>

<p><i>2-)Nüfus müdürlüğünden, talep konusu taşınmazların tapu kayıtlarında malik olarak görünen kişi ile aynı kimlik bilgilerine sahip bir başka kişi veya kişilerin nüfus kayıtlarında bulunup bulunmadığı araştırılmalı, mevcut ise bu kişi veya kişiler duruşmaya çağrılarak telep konusu taşınmazlarda mülkiyet hakkı iddiaları bulunup bulunmadığı kendilerinden sorulmalı, kaydı düzeltilecek kişilerin nüfus kayıtları, tapu kayıtları ve dayanakları ile bağlantı kurulacak şekilde incelenmelidir.</i></p>

<p><i>3-)Taşınmazın bulunduğu yerleşim yerinde zabıta aracılığı ile kayıt maliki ile aynı ismi taşıyan başka kişi veya kişilerin bulunup bulunmadığı da araştırılmalıdır.</i></p>

<p><i>4-)İstem konusunda tanıklar dinlenmelidir.</i></p>

<p><i>5-)Tüm bu araştırmalar sonucu hâlâ kesin bir kanaat oluşmamış ise mahallinde keşif yapılarak tanıklar ve varsa tespit bilirkişileri taşınmaz başında dinlenmelidir.</i></p>

<p><i>Açıklanan bu hususlar çerçevesinde yapılacak inceleme ve araştırma sonucu, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığında talebin kabulü yoluna gidilmelidir.</i></p>

<p><i>Somut olayda; talep konusu taşınmazın ve komşu taşınmazların tapu kaydının (ilk tesis ve tedavülleriyle) ve kadastro tutanağının (tespit ve tescile esas alınan tüm dayanak belgeleriyle) getirtilmediği, nüfus müdürlüğünden usulüne uygun şekilde araştırma yapılmadığı, mahallinde keşif icra edilmediği, Mahkeme tarafından gerçekleştirilen inceleme ile toplanan delillerin hüküm vermeye yeterli ve elverişli olmadığı anlaşılmaktadır…</i>”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20231669-e-20242833-k-sayili-karari" rel="dofollow">[3]</a></p>

<p><strong>2. Davanın Tarafları</strong></p>

<p><strong>2.1. Davacı</strong></p>

<p>Kimlik bilgilerinin düzeltilmesi için idari yoldan başvuru ile sonuç alınamazsa, malik veya mirasçıları ya da mahkemeden yetki alan kişi tarafından tapu kaydında düzeltme istenebilir. 01.01.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 702/son maddesi gereğince ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden TMK’nın 640/4. maddesi gereği, elbirliği (iştirak halinde) mülkiyette, ortaklardan herhangi biri murisin kimlik bilgilerindeki yanlışlığın düzeltilmesi için başvuruda bulunabilir.</p>

<p>Ayrıca dava, bir başka dava nedeniyle verilen yetkiye dayanılarak da açılabilir. Böyle bir yetki verildiğinde, yetkiye dayanılarak dava açan kişinin, aktif dava ehliyeti<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Aktif Dava Ehliyeti&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> vardır. Dava açılırken sunulmayan yetki belgesinin davanın devamı sırasında sunulması mümkün olup, dava koşulu yargılama sona ermeden yerine getirilmiş olduğundan bu nedenle davanın reddine karar verilemez.</p>

<p>“…<i>Davacı idarenin, davada ileri sürülen hatalı işlemden dolayı düzeltme talebinde bulunabileceği, TMK’nın 1027. maddesi ve Tapu Sicil Tüzüğünün 85. maddesi hükmü gereğidir...”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20181550-e-20189103-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[4]</strong></a></i></p>

<p><i>“...Dava, tapu kaydına yanlış yazılan kimlik bilgilerinin düzeltilmesi istemine ilişkindir. Bilindiği üzere; bu tür bir davayı tapu malikiyle mirasçıları açabilir. Bundan ayrı 4721 Sayılı Türk Medeni Kanununun 702. maddesinin son fıkrası ortaklardan her birinin topluluğa giren hakların korunmasını sağlayabileceği ve bu korumadan bütün ortakların yararlanabileceği öngörüldüğünden elbirliği mülkiyet</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Elbirliği Mülkiyet&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>i</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Elbirliği Mülkiyeti&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>nde ortaklardan herhangi biride tek başına tapuda miras bırakanla ilgili düzeltme isteyebilir. Ayrıca davanın başka bir dava sebebiyle verilen yetkiye dayanılarak açılması da olanaklıdır. Böyle bir yetki verildiğinde yetkiye dayanarak dava açan kişinin aktif dava ehliyeti</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Aktif Dava Ehliyeti&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> bulunduğu kabul edilir...”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-2014685-e-20144382-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[5]</strong></a></i></p>

<p><strong>2.2. Davalı</strong></p>

<p>Davalı, tapu müdürlüğü olup, yasal hasım konumundadır. Hazine<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Hazine&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> hasım gösterilmişse, dava hemen reddedilmeyip, temsilcide yanılma<!--[if supportFields]><span style='font-size:12.0pt;
line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span style='mso-element:
field-begin'></span> XE &quot;Yanılma&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]--> olarak kabul edilerek, dava dilekçesinin tapu müdürlüğüne tebliği sağlanmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>TMK’nın 1027. maddesine göre açılacak düzeltme davaları, taşınmazın aynı ile ilgili olduğundan HMK’nın 12. maddesi gereği taşınmazın bulunduğu yer sulh hukuk mahkemesi<!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Sulh Hukuk Mahkemesi&quot; </span><![endif]--><!--[if supportFields]><span
style='font-size:12.0pt;line-height:110%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span><![endif]-->nde açılır. Çünkü çekişmesiz yargıya ilişkin bir dava olup, ayrıca bu husus HMK’nın 382. maddenin 2-ç/1. maddesinde “Taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p><i>“...Tapu müdürlüğüne husumet yöneltilerek açılması gereken kayıt düzeltme davalarında da gerçekte tapu müdürlüğü ile davacı arasında bir uyuşmazlık yoktur. Tapu sicili</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tapu Sicili&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>ni tutmakla görevli ve sorumlu olan tapu müdürlüğü davada sadece yasal hasım olarak yer almaktadır. Yargılamada taraf değil, ilgilidir. Davacı ile tapu müdürlüğünün uzlaşması ile uyuşmazlığın sona erdiğinden söz edilemeyeceği gibi ilgili tapu müdürlüğünün davayı kabul etmesi de sonuç doğurmaz.</i></p>

<p><i>Bu nedenle kayıt düzeltme istemleri çekişmesiz yargı işi niteliğinde olup, sulh hukuk mahkemesi</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.3pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Sulh Hukuk Mahkemesi&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.3pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> görevlidir. Mahkemece, hem çekişmesiz yargı işi olması hem de taşınmazlar üzerindeki hakları göstermek, bunların tesis ve devirlerini sağlamak için tapu sicili</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.3pt'><span style='mso-element:field-begin'></span> XE
&quot;Tapu Sicili&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif;
letter-spacing:-.3pt'><span style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>nin tutulmasını üstlenen Devletin doğru sicil oluşturma yükümlülüğü bulunduğundan, kendiliğinden (resen) araştırma ilkesi uyarınca deliller toplanılarak karar verilir.</i></p>

<p><i>Bu tür işlerde verilen kararlar kesin hüküm</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Kesin Hüküm&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> teşkil etmez ise de düzeltme ya da tespite karar verilebilmesi için mahkemece sağlıklı bir inceleme yapılması ve kayıt maliki ile davacı ya da murisinin aynı kişi olduğunun şüpheye yer bırakmayacak şekilde saptanması gerekmektedir. Yapılacak inceleme ve araştırma sonucunda, tapu ve nüfus bilgileri arasında bağlantı ve tutarlılık sağlandığı takdirde istemin kabulü yoluna gidilmelidir.</i></p>

<p><i>Kimlik bilgileri düzeltilirken, taşınmaz malikinin değişmemesi, diğer bir anlatımla mülkiyet aktarımına neden olunmaması gerekir. Çünkü HMK’nın 382/ç-1. maddesinde sadece taşınmaz üzerinde taraf oluşturulmasına ve hak ihlaline sebebiyet vermeyecek düzeltmelerin yapılması çekişmesiz yargı işi olarak sayılmıştır.</i></p>

<p><i>Bu bağlamda, davacının kayıt maliki ile kendi murisinin aynı kişi olduğunu ileri sürerek tapu müdürlüğüne yönelttiği davada, dava dışı başka kişilerin kayıt malikinin kendi murisleri olduğunu ileri sürerek çekişme yaratmaları durumunda dahi görülmekte olan tespit davası</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Tespit Davası&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> çekişmesiz yargı kapsamından çıkmaz. Böylesi bir durum mülkiyetin nakline sebebiyet verilmemesi açısından ancak davanın ret sebebini oluşturabilir.</i></p>

<p><i>Öte yandan, verilen bir görevsizlik</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Görevsizlik&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> kararı üzerine görevli mahkeme</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Görevli Mahkeme&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>de görülmeye başlanan dava yeni bir dava olmayıp, görevsiz mahkemede açılan davanın devamı niteliğindedir. Bu nedenle kayıt düzeltme ya da tespit istemiyle açılan dava sırasında çekişme çıkması ya da mülkiyetin nakli ihtimalinin doğması durumunda görevsizlik kararı verilerek, davaya asliye hukuk mahkemesi</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Asliye Hukuk Mahkemesi&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>nde devam etme olanağı bulunmamaktadır. Çünkü ortaya çıkan çekişme ya da mülkiyet ihtilafının tarafı tapu müdürlüğü olmadığından ihtilafın ona karşı görevli mahkemede sürdürülerek çözümlenmesi mümkün değildir. Davacının eldeki davada sadece ilgili sıfatıyla yer alan tapu müdürlüğünden maddi hukuk anlamında talep ettiği bir mülkiyet hakkı</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Mülkiyet Hakkı&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> bulunmamaktadır.</i></p>

<p><i>Nitekim benzer bir olayda; HGK’nın 04.04.2019 tarih ve 2017/1-1261 E., 2019/408 K. sayılı kararı ile yargılama usulleri birbirinden farklı olduğundan ve çekişmesiz yargı işlerinde teknik anlamda bir hasım bulunmadığından, davaya görevsizlik</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Görevsizlik&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i> kararı verilerek asliye hukuk mahkemesi</i><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-begin'></span> XE &quot;Asliye Hukuk Mahkemesi&quot; </span></i><![endif]--><!--[if supportFields]><i><span
style='font-size:12.0pt;line-height:105%;font-family:"Times New Roman",serif'><span
style='mso-element:field-end'></span></span></i><![endif]--><i>nde devam edilemeyeceği kabul edilmiştir...”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171210-e-2020548-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[6]</strong></a></i></p>

<p><i>“...uyuşmazlık, Tapu kaydında olmayan soyadının tapu kaydına eklenmesi suretiyle düzeltme yapılıp yapılamayacağı noktasında toplanmaktadır... Tapu kaydında düzeltim davaları 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 382/2-ç-1 maddesi kapsamında çekişmesiz yargı alanına girmektedir...”<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201214-203-e-2012402-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>[7]</strong></a></i></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" title="Av. Aydın TEKDOĞAN"><img alt="Av. Aydın TEKDOĞAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/12/aydin-tekdogan-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-aydin-tekdogan" title="Av. Aydın TEKDOĞAN">Av. Aydın TEKDOĞAN</a></strong></h4>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi Emekli Başkanı</strong></p>

<p><span style="color:#999999">--------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">* Ayrıntılı bilgi için: Tekdoğan A., Yolsuz Tescilden Kaynaklı Tapu İptali-Tescil ve Düzeltme Davaları, 4. Baskı, Seçkin Yayınevi, Nisan 2026, 1168 Sayfa,</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20173165-e-2021211-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1] Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1-3165 K. 2021/211 T. 04.03.2021</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-200914-449-e-2009501-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2009/14-449 K. 2009/501 T. 11.11.2009</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20231669-e-20242833-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[3] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2023/1669 K. 2024/2833 T. 22.4.2024</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20181550-e-20189103-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[4] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2018/1550 K. 2018/9103 T. 16.4.2018</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-2014685-e-20144382-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[5] Yargıtay 1. Hukuk Dairesi E. 2014/685 K. 2014/4382 T. 26.2.2014</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171210-e-2020548-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[6] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/1-1210 K. 2020/548 T. 8.7.2020</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201214-203-e-2012402-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[7] Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2012/14-203 K. 2012/402 T. 15.6.2012</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tapu-kaydinda-duzeltme-davasi-tmk-1027-1</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/tok-kitpsaksg.jpg" type="image/jpeg" length="87730"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay Uygulamaları Işığında İstifa Sonrası Kıdem Tazminatı Taleplerinde “Makul Süre” Meselesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-uygulamalari-isiginda-istifa-sonrasi-kidem-tazminati-taleplerinde-makul-sure-meselesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-uygulamalari-isiginda-istifa-sonrasi-kidem-tazminati-taleplerinde-makul-sure-meselesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. Giriş</strong></p>

<p>İş hukukunda iş sözleşmesinin sona erme biçimi, işçinin kıdem tazminatına hak kazanıp kazanamayacağı bakımından büyük bir öneme sahiptir. Bu çerçevede, işçinin kendi iradesiyle işten ayrılması kural olarak kıdem tazminatı hakkını ortadan kaldırmaktadır. Ancak, 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. Maddesi işçiye belirli koşullar altında iş sözleşmesini derhal feshetme hakkı tanımakta olup bu durumda işçi kıdem tazminatına hak kazanmaktadır. Burada belirleyici olan husus ise esasen feshin şekli değil, dayandığı maddi sebeptir.</p>

<p>Uygulamada ise işçinin çoğu zaman doğrudan haklı fesih yoluna gitmek yerine istifa dilekçesi verdiği, ancak daha sonra açtığı davada gerçekte haklı nedenlerle işten ayrıldığını ileri sürdüğü görülmektedir. İşte bu noktada Yargıtay içtihatları devreye girmekte ve istifa beyanının gerçek mahiyetini ortaya koymaya yönelik bir değerlendirme yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>2. İstifa İradesinin Haklı Feshe Tahvili ve Yargıtay’ın Yaklaşımı</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulamalarında, istifa dilekçesinin tek başına kesin ve bağlayıcı bir irade açıklaması olarak değerlendirilmediği; aksine somut olayın tüm özellikleri birlikte incelenerek işçinin gerçek iradesinin tespit edilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu kapsamda işçi, istifa dilekçesinde herhangi bir neden belirtmemiş olsa dahi, açtığı davada iş sözleşmesini gerçekte haklı sebeplerle feshettiğini ileri sürebilmekte; mahkemeler de bu iddiaları belirli şartlar altında dikkate almaktadır. Özellikle işçinin ücretinin ödenmemesi, fazla çalışma alacaklarının karşılanmaması veya çalışma koşullarının ağırlaştırılması gibi durumların ispatı halinde, istifa beyanı haklı fesih olarak değerlendirilebilmektedir.</p>

<p>Ancak bu noktada önemle belirtilmesi gereken husus ise Yargıtay’ın istifa iradesinin haklı nedene tahvil edilmesini değerlendirirken işçinin bu yöndeki iddialarını belirli bir zaman dilimi içinde ileri sürmesini aramış olmasıdır. Keza Yargıtay, işçi tarafından ileri sürülen haklı fesih iddialarının dikkate alınabilmesi için davanın makul süre içinde açılması gerektiğini birçok emsal içtihadında kabul etmiştir. Ancak belirtmemiz gerekir ki burada “makul süre” kavramı kanunda açıkça düzenlenmiş bir süre olmayıp, tamamen yargısal içtihatlar çerçevesinde şekillenmektedir.</p>

<p>Bu hususta Yargıtay’a göre işçinin istifadan hemen sonra veya kısa sayılabilecek bir süre içerisinde dava açması, istifa iradesinin gerçekte haklı bir nedene dayandığının bir göstergesi olarak kabul edilmektedir. Zira böyle bir durumda işçinin iradesinin gerçek bir uyuşmazlığın sonucu olarak ortaya çıktığı kabul edilmekte olup buna karşılık, uzun süre sessiz kalan ve herhangi bir talepte bulunmayan işçinin, aradan yıllar geçtikten sonra haklı fesih iddiasında bulunmasının çoğu durumda hayatın olağan akışıyla bağdaşmadığı ifade edilmektedir. Bu nedenle Yargıtay, makul süre içinde açılan davalarda işçinin ileri sürdüğü nedenleri istifa beyanının açıklaması olarak kabul etmekte; makul sürenin aşılması halinde ise bu iddiaları “sonradan haklı neden oluşturma çabası” olarak değerlendirmektedir.</p>

<p><strong>Bu hususa ilişkin olarak <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201716715-e-202010763-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 2017/16715 Esas, 2020/10763 Karar, 06.10.2020 tarihli kararı</a>nda: “…</strong><i>Ancak, iş sözleşmesinin feshinden 3 yıldan fazla süre sonra açılan davada istifa dilekçesinin haklı feshe tahvili için gerekli olan makul süre geçmiştir. Fesih ile ilgili olarak, davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgileri bulunmayıp davacının iş sözleşmesinin haklı olarak feshedildiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Davalı tanıkları ise davacının işyerini istifa etmek suretiyle terk ettiğini açıklamışlardır. Davacının istifa dilekçesine uzun süre sonra açtığı bu dava ile haklılık kazandırma çabası içine girdiği anlaşılmakla, iş sözleşmesinin istifaen sona erdiği kabul edilmeli ve kıdem tazminatı talebinin reddine dair hüküm kurulmalıdır</i>.” şeklindeki kararıyla işçinin istifa dilekçesi ile iş akdini feshettiği durumlarda sözleşmesini haklı sebeple feshettiğini iddia edebilmesi için makul bir süre içerisinde davasını ikame etmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>3. TBK m. 39 Çerçevesinde Makul Sürenin Belirlenmesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yukarıda izah edilmeye çalışılan makul sürenin belirlenmesinde İş Kanunu kapsamında kesin bir yasal sınır bulunmamakla birlikte, Yargıtay uygulamasında bu sürenin belirlenmesinde Türk Borçlar Kanunu’nun 39. Maddesinde düzenlenen bir yıllık sürenin önemli bir referans noktası olarak alındığı görülmektedir. Anılan hükümde, yanılma, aldatma veya korkutma gibi irade fesadı hallerinde, bu durumun öğrenilmesinden itibaren bir yıl içinde sözleşmenin iptal edilmemesi halinde sözleşmenin onanmış sayılacağı hükmü amir olup Yargıtay uygulamalarındaki bu yaklaşım, istifa iradesinin gerçekte sakatlandığını ileri süren işçinin de bu iddiasını makul sayılabilecek bir süre içinde ileri sürmesi gerektiğini ifade etmektedir. Dolayısıyla uygulamada işbu bir yıllık sürenin makul süre sınırına ilişkin bir ölçüt olarak kabul edildiği söylenebilir. Bu itibarla makul süre, hakkın kullanılabilirliğini değil, hakkın dayanağını ve hukuki niteliğini etkilemektedir. Zira uzun süre sessiz kalan bir işçinin geçmişe dönük olarak haklı fesih iddiası hem işveren bakımından hukuki güvenliği zedeleyen ve öngörülemez bir durum yaratmakta hem de TMK m. 2 kapsamında dürüstlük kurallarına aykırılık olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>4. Sonuç</strong></p>

<p>Ezcümle, istifa sonrası kıdem tazminatı taleplerinde mühim olan yalnızca işçinin ileri sürdüğü haklı nedenlerin varlığı değil, aynı zamanda bu nedenlerin ne kadar süre içerisinde ileri sürüldüğüdür. Yargıtay içtihatları, istifa iradesinin haklı feshe tahvil edilebilmesini mümkün kılmakla birlikte, bu imkânı makul süre şartıyla sınırlandırmaktadır. Bu çerçevede, işçinin istifadan hemen sonra veya kısa bir süre içinde dava açması, haklı fesih iddiasının kabul edilme ihtimalini artırmakta; buna karşılık uzun süre sonra açılan davalar, çoğu durumda dürüstlük kuralına aykırı bulunarak reddedilmektedir. Özellikle Yargıtay uygulamalarına göre makul süre olarak ifade edilebilecek bir yıllık sürenin aşılması, uygulamada işçinin hak kayıpları yaşamasına neden olabilmektedir. Dolayısıyla işçinin hak kaybına uğramaması için, istifa sonrasında gecikmeksizin hukuki yollara başvurması ve haklı fesih iddialarını somut delillerle birlikte ortaya koyması büyük önem taşımaktadır. Aksi halde, zamanaşımı süresi dolmamış olsa dahi, makul sürenin aşılması nedeniyle taleplerin reddi söz konusu olabilecektir.</p>

<p><img alt="Efsun Erol" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/efsun-erol.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="200"></p>

<p><strong>Av. Efsun EROL</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-uygulamalari-isiginda-istifa-sonrasi-kidem-tazminati-taleplerinde-makul-sure-meselesi</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/terazi-tokmak-kumsaati-44asdf.jpg" type="image/jpeg" length="60542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 2017/16715 E., 2020/10763 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201716715-e-202010763-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201716715-e-202010763-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 9. Hukuk Dairesi'nin 06.10.2020 tarihli, 2017/16715 E., 2020/10763 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>9. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2017/16715 E., 2020/10763 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :İş Mahkemesi<br />
DAVA TÜRÜ : ALACAK</p>

<p>Taraflar arasında görülen dava sonucunda verilen kararın, temyizen incelenmesi davalı vekili tarafından istenilmekle, temyiz talebinin süresinde olduğu anlaşıldı. Dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı İsteminin Özeti:</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkilinin 15.08.2008 tarihinde davalı şirket tarafından işletilen petrol istasyonunda tanker şoförü olarak çalışmaya başladığını, 15/11/2011 tarihine kadar burada çalışmaya devam ettiğini, davacının 15/11/2011 tarihinde haksız olarak işine son verildiğini, davacının davalı işyerinde haftanın 7 günü çalıştığını, resmi ve dini bayramlarda izin kullanamadığını, müvekkilin haftanın 4 günü şehir dışına gittiği günlerde gece 02:00'den ertesi gün 20:00'ye kadar çalıştığını, diğer günlerde Alanya'da akaryakıt dağıtımı işi yaptığı günlerde ise saat 07:00'den akşam 20:00'ye kadar çalıştığını, bu çalışmasına karşılık ek ücret ödenmediğini, davacının en son ücretinin 1.050,00 TL olduğunu, yıllık izinlerinin kullandırılmadığını ileri sürerek, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, hafta sonu tatil ücreti, yıllık izin ücreti, fazla mesai ücreti, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarını istemiştir.</p>

<p>Davalı Cevabının Özeti:</p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının tüm hak ve alacaklarının zamanaşımına uğradığını, davacının 01/07/2011 tarihinden itibaren bir ay boyunca işe gelmediğini, kendisinin telefonla defalarca arandığını, davacının 30/07/2011 tarihinde işyerine gelerek istifa etmek istediğini beyan ettiğini ve 30/07/2011 tarihli istifa dilekçesini imzaladığını, fazla mesai, resmi tatil alacaklarının ödendiğini, ücret bordrolarının ihtirazi kayıt ileri sürülmeksizin imzalı olduğunu, davacının yıllık izinlerini kullandığını savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkeme Kararının Özeti:</p>

<p>Mahkemece toplanan deliller, tanık beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamının değerlendirilmesinde; dosya içerisinde imzası inkar olunmayan 30/07/2011 tarihli istifa dilekçesi mevcut olduğu, istifa dilekçesinde sebep gösterilmediği, davacı işçinin istifaya dayanak somut vakıaları dava dilekçesinde açıklamasının mümkün olmadığı, dinlenen davalı tanıkları 2011 yılı Temmuz ayında davacının işe gelmediğini, telefonla defalarca arandığını, temmuz ayı sonunda birkaç gün gelip çalıştıktan sonra işi bıraktığını beyan ettiği, davacı tanıklarının ise akdin feshine yönelik görgüye dayalı bilgileri bulunmadığı, 2011 yılı Temmuz ayından sonra davacının aynı işyerinde çalıştığına ilişkin tanık beyanı da dahil hiç bir delil bulunmadığı, davacının uzun yıllar çalışan kıdemli bir işçi olması ve istifa dilekçesinde sebep belirtilmemiş olması nedeniyle iş akdini ücretlerin ödenmemesi nedeniyle haklı nedenle feshetmiş olduğunun kabulü gerekeceğinden davacının kıdem tazminatı talebinin kabulüne, ihbar tazminatı talebinin reddine, davalı vekilinin zamanaşımı def'i ileri sürdüğü anlaşıldığından dava tarihi dikkate alınarak 19/12/2009 tarihinden önceki fazla mesai, hafta sonu tatil ücreti ve ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının zamanaşımına uğradığı, davalı tanıklarının beyanlarına göre davacının ulusal bayram ve dini bayramlarda çalışmadığı ve haftanın 6 günü çalışıp 1 gün izin kullandığı anlaşıldığından ulusal bayram ve genel tatil ücreti ve hafta sonu tatil ücreti alacağı taleplerinin reddine, davalı tanıklarının beyanlarına göre davacının tanık beyanlarına göre 08:00-17:00 saatleri arasında, ara dinlenme ilke kararına göre 1 saat ara dinlenmesi düşüldüğünde haftada 3 saat fazla mesai yaparak çalıştığının anlaşıldığı, tanık beyanlarına göre ispat edilen fazla mesai ücreti alacağından %30 oranında takdiri indirim uygulandığı, davacının 2 tam yıl çalışmasına karşılık 28 gün yıllık izin hakkı bulunduğu, davacının yıllık izin ücreti alacağı talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Temyiz:</p>

<p>Kararı davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>Gerekçe:</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı kanuni gerektirici sebeplere göre davalının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir.</p>

<p>2- Davacı işçi iş sözleşmesinin ödenmeyen işçilik alacakları sebebiyle haklı nedenle feshettiğini ileri sürerek kıdem tazminatı talebinde bulunmuş, davalı işveren davacının sebep belirtilmeden istifa etmek suretiyle işyerinden ayrıldığını savunmuştur.</p>

<p>Mahkemece sebep belirtilmeden istifaya dair dilekçenin içeriğinin sonradan açılan dava ile doldurulabileceği ve haklı fesih ileri sürebileceği gerekçesiyle davacının ödenmeyen fazla çalışma ücreti sebebiyle iş sözleşmesinin haklı olarak feshettiği gerekçesi ile kıdem tazminatının kabulüne karar verilmiştir. Dosya içinde bulunan istifa dilekçesi 30/07/2011 tarihli olup istifa dilekçesinde haklı fesih sebebine dayanılmamıştır.</p>

<p>İş sözleşmesinin feshinde 3 yıldan fazla süre sonra açılan davada istifa dilekçesinin haklı feshe tahvili için gerekli olan makul süre geçmiştir. Fesih ile ilgili olarak davacı tanıklarının görgüye dayalı bilgileri bulunmayıp davacının iş sözleşmesinin haklı olarak feshettiğine dair herhangi bir açıklamada bulunmamışlardır. Davalı tanıkları ise davacının işyerini istifa etmek suretiyle terkettiğini açıklamışlardır.</p>

<p>Davacının istifa dilekçesine uzun süre sonra açtığı bu dava ile haklılık kazandırma çabası içine girdiği anlaşılmakla iş sözleşmesini istifaen sona erdiği kabul edilmeli ve kıdem tazminatı talebinin reddine dair hüküm kurulmalıdır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Temyiz olunan kararın, yukarıda yazılı sebepden dolayı BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 06.10.2020 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-9-hukuk-dairesinin-201716715-e-202010763-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 09:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="61165"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/448 E., 2014/524 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013448-e-2014524-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013448-e-2014524-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 25.11.2014 tarihli, 2013/448 E., 2014/524 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/448 E., 2014/524 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Kararı veren<br />
Yargıtay Dairesi : 13. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Asliye Ceza<br />
Günü : 20.03.2008<br />
Sayısı : 93-14</p>

<p>Nitelikli hırsızlık suçundan sanık ...'in 5237 sayılı TCK'nun 142/2-e, 168/1, 62, 50 ve 52. maddeleri uyarınca 6.000 Lira adli para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin, Gördes Asliye Ceza Mahkemesince verilen 20.03.2008 gün ve 93-14 sayılı hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 13. Ceza Dairesince 30.01.2013 gün ve 26435-1955 sayı ile;</p>

<p>"Diğer temyiz itirazları da yerinde görülmemiştir. Ancak;</p>

<p>Suç tarihinde sanığın internet üzerinden girdiği şifre ile müştekinin GSM numarasından başka bir GSM numarasına, oradan da yine şifre vasıtasıyla kendi numarasına müştekinin bilgisi ve rızası dışında kontör transferi yapma şeklinde gerçekleşen eyleminin TCK'nın 244/4. maddesindeki suçu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden oyçokluğuyla bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyeleri ... ve M.H.Baydilli; "Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 17.11.2009 tarih ve 2009/11-193 esas ve 2009/268 karar sayılı kararında ayrıntısı ile açıklandığı üzere; 'Veri' Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 1. maddesinde 'bir bilgisayar sisteminin belli bir işlevi yerine getirmesini sağlayan yazılımlar da dahil olmak üzere, bir bilgisayar sisteminde işlenmeye uygun nitelikteki her türlü bilgiyi ifade eder', 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinde ise 'bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değeri' ifade eder şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan TCK'nın 243 ve 244. maddeleri ile bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.</p>

<p>TCK'nın 244. maddenin 4. fıkrasında yer alan; 'Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde…' biçimdeki ifadeden bu fıkradaki düzenlemenin tali norm niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, bilişim sistemleri aracılığıyla haksız çıkar sağlanmış olması halinde öncelikle Yasada düzenlenmiş olan bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli, şayet gerçekleştirilen eylem bu suçlardan hiçbirisinin tanımına uygun değilse, o zaman 244. maddenin 4. fıkrası hükmü uyarınca uygulama yapılmalıdır.</p>

<p>Somut olay değerlendirildiğinde; sanığın suç tarihi olan 04.09.2007 tarihinde satın aldığı 100'lük Turkcell kontörünü kendisine ait 0536 392 .. .. nolu telefonuna yüklediği, aynı gün bir internet kafeden şikayetçinin süper şifresini öğrenerek bu şifreyi girmek suretiyle şikayetçiye ait 100 kontörden 70 kontörü önce Abdullah Çelik adına kayıtlı 0536 367 .. .. nolu telefona gönderdiği, Abdullah Çelik'in haberi olmaksızın aldığı süper şifreyi kullanarak O’na gönderdiği 70 kontörü bu kez de kendi adına kayıtlı ve kendisinin kullandığı 0536 975 .. .. nolu hatta gönderdiği, bu işlem sırasında 2 kontör transfer ücreti kesilerek 68 kontörün kendi hattına transfer olduğu, şikayetçiye ait telefon hattına Turkcell tarafından 0536 367 .. .. numaralı telefona kontör transferi yapıldığına dair mesaj gelmesi üzerine kontör transferi yapılan telefonun kime ait olduğunu 2222 nolu servisten mesaj ile öğrendiği şeklinde gerçekleşen eylemdeki sanığın kastı; mağdura ait bulunan, ekonomik değeri ve doğrudan parasal karşılığı olan kontörü bilişim sistemini kullanmak suretiyle kendi telefon numarasına geçirmek suretiyle katılanın rızasına aykırı olarak malvarlığında azalmaya neden olmaya; başka bir anlatımla varolan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil ettiği ve parasal değer ifade eden 70 adet kontörü alarak mal edinmeye yönelik olduğu açıktır.</p>

<p>Yukarıda açıklanan nedenlerle somut olayda 5237 sayılı TCY'nın 142/2-e maddesinde düzenlenmiş bulunan 'bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık' suçunun gerçekleşmesi nedeniyle yerel mahkemenin uygulamasının usul ve yasaya uygun olduğundan hükmün onanmasına karar verilmesi gerektiği görüşünde olduğumuzdan sayın çoğunluk görüşüne katılmıyoruz” düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 25.03.2013 gün ve 152637 sayı ile;<br />
"...Sanığın şikayetçi ...'a ait 0536 392 .. .. nolu telefonun süper şifresini öğrenerek bigisayar ağı kullanarak bu şifreyi girmek suretiyle şikayetçiye ait 100 kontörden 70 kontörü önce Abdullah Çelik adına kayıtlı 0536 367 .. .. nolu telefona sonrada kendi adına kayıtlı ve kendisinin kullandığı 0536 975 .. .. nolu hatta göndermek suretiyle şikayetçinin kontürlerini onun rızasına aykırı olarak malvarlığında azalmaya neden olmaya; başka bir anlatımla varolan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil ettiği parayı alarak mal edinmeye yönelik mal edinmek amacıyla bigisayar veri sitemini kullandığı ve bu şekliyle sanığın eyleminin bilişim sistemi kullanılmak suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 13. Ceza Dairesince 17.04.2013 gün ve 10742-11277 sayı ile, oyçokluğuyla itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Suçun sübutuna ilişkin bir tartışma ve bu kabulde dosya içeriği itibarıyla da herhangi bir isabetsizlik bulunmayan somut olayda, Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın üzerine yüklenen eylemin 5237 sayılı TCK'nun 142/2-e maddesine uyan suçu mu, yoksa aynı kanunun 244/4. maddesine uyan suçu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanığın mağdur ... tarafından kullanılan 0 536 392 .. .. numaralı telefon hattına ait olup internet ortamında ücretsiz işlemler yapmayı sağlayan ve "süper şifre" olarak adlandırılan şifresini bir şekilde öğrenip, bilgisayar vasıtasıyla internet üzerinden bu şifreyi kullanarak mağdurun telefonunda bulunan, konuşma da dahil olmak üzere telefonun kullanılması için gerekli olan ve ekonomik bir değer ifade eden kontörlerden 70 adedini önce Abdullah Çelik isimli kişiye ait olan 0 536 367 .. .. numaralı telefona, daha sonra bu telefona ait şifreyi de kullanmak suretiyle, iki tanesi kısa mesaja harcandığı için 68 adetini kendisine ait 0 536 975 .. .. numaralı telefona aktarıp kullandığı,</p>

<p>Sanığı tanımadığını ve şifresini kesinlikle sanığa vermediğini belirten mağdurun şikayetinden yargılama aşamasında vazgeçtiği,</p>

<p>Suçlamaları kabul eden sanığın soruşturma aşamasında mağdura 100 kontör vermek suretiyle zararını giderdiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir şekilde çözümlenebilmesi için ilgili kanun maddelerine ilişkin genel açıklamalara geçmeden önce "bilişim sistemi" ve "veri" kavramları üzerinde durulması gerekmektedir.</p>

<p>5237 sayılı TCK’nun 142. maddesinin gerekçesinde, bilişim sisteminin tanımı yapılmayarak, hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesinin, daha ağır ceza ile cezalandırmayı gerektiren nitelikli bir hal olduğunun belirtilmesi ile yetinilirken; bilişim sistemi anılan kanunun 243. maddesinin gerekçesinde "verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tâbi tutma olanağı veren manyetik sistemlerdir" şeklinde tanımlanmıştır. Aynı gerekçede, sistem içindeki bütün soyut unsurların veri terimi kapsamında olduğu da dile getirilmiştir.</p>

<p>Veri, Avrupa Konseyi Siber Suç Sözleşmesinin 1. maddesinde "bir bilgisayar sisteminin belli bir işlevi yerine getirmesini sağlayan yazılımlar da dahil olmak üzere, bir bilgisayar sisteminde işlenmeye uygun nitelikteki her türlü bilgi", 5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanunun tanımlar başlıklı 2. maddesinde ise "bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değer" şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlığa konu kanun maddelerine ilişkin açıklamalara gelince;</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun kişilere karşı suçların düzenlendiği, ikinci kitap, ikinci kısmının, malvarlığına karşı suçların yer aldığı onuncu bölümünde düzenlenmiş olan hırsızlık suçunun temel şekli anılan kanunun 141. maddesinde; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malı, kendisine veya başkasına bir yarar sağlamak maksadıyla bulunduğu yerden almak şeklinde düzenlenmiş, aynı kanunun "Nitelikli hırsızlık" başlıklı 142. maddesinin ikinci fıkrasının uyuşmazlığının konusunu oluşturan (e) bendinde ise; "Suçun; ...Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi hâlinde, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezasına hükmolunur" şeklinde hırsızlık suçunun bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenmesi nitelikli hal olarak yaptırıma bağlanmıştır. Bilişim sistemlerinin kullanılmasından maksat, bilgileri otomatik olarak işleme tâbi tutan manyetik sistemler üzerinden hırsızlığın gerçekleştirilmesidir. (Mahmut Koca, İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, Adalet Yayınevi, Ankara 2013, Birinci Baskı, s. 561)</p>

<p>Hırsızlık suçunun bu nitelikli hali 765 sayılı TCK'nda yer almazken, günümüzde bilişim sistemlerinin hayatın her alanına girmiş olması ve bu sistemlerin kullanılması suretiyle suç işlenmesinin artmış bulunması karşısında fiil, kanun koyucu tarafından 5237 sayılı TCK'nda hırsızlık suçunun nitelikli halleri arasında düzenlenmiştir. Anılan kanunun 142. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendinde, hırsızlık eyleminin gerçekleştirilmesinde bilişim sistemlerinin ne şekilde kullanılacağı belirtilmemiş olup, bu husus öğretide bir kısım yazarlar tarafından eleştirilmekle birlikte, devamlı surette gelişen ve değişen bilişim teknolojileri karşısında, eylemlerin gerçekleşme şekillerinin önceden öngörülememesi nedeniyle bu şekilde bir tercihin isabetli olduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bununla birlikte, bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık eylemlerinde de hırsızlık suçunun tüm unsurlarının gerçekleşmesi gerekir. Bu anlamda zilyedin rızasının bulunmaması ve malın yarar sağlamak amacıyla alınması unsurlarının yanında, taşınır malın bulunduğu yerden alınması unsurunun da gerçekleşmesi gerekir. Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenen hırsızlık suçlarında alma eylemi, zilyedin tasarrufu altında bulunan taşınır malın bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle failin veya üçüncü bir kişinin zilyetliğine geçirilmesi suretiyle gerçekleşmiş olacaktır.</p>

<p>Değişen ve gelişen hayat şartları ile teknolojik olarak sürekli yenilenen bilişim sistemlerinin günümüzde hayatın her alanında etkinliğini artırması karşısında, kişiler ekonomik değer ifade eden ve taşınır mal olan para, hisse senedi ve altın vb. gibi menkul değerlerine ilişkin işlemleri çoğunlukla bu sistemler üzerinden gerçekleştirmektedir. Bilişim sistemleri ekonomik değer ifade eden para, hisse senedi ve altın vb. gibi taşınır mallarla fiziki temas olmaksızın işlemler yapmayı mümkün hale getirmiştir. Bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle para, hisse senedi ve altın gibi taşınır mallarla fiziki temas olmaksızın işlemler yapmak, "bilgisayar tarafından üzerinde işlem yapılabilen her türlü değeri ifade eder" şeklinde tanımlanmış olan ve bilişim sisteminde para, hisse senedi ve altın gibi taşınır malları temsil eden "veri" aracılığıyla olmaktadır.</p>

<p>Bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçlarında fail, para, hisse senedi, altın vb. gibi ekonomik değer ifade eden taşınır mallarla fiziki temasta bulunmaksızın, bilişim sisteminde bu malları temsil eden ve bir başka yere aktarılması mümkün olan verileri yer değiştirerek, hakimiyet alanına almak suretiyle eylemini gerçekleştirmektedir. (Ahmet Caner Yenidünya, Yargıtay Kararları Işığında Hırsızlık Suçu, Adalet Yayınevi, Birinci Baskı, Ankara 2013, s.69)<br />
Bu suç tipine uyan ve uygulamada en çok karşılaşılan eylem, kişilerin internet bankacılık şifrelerinin bir şekilde öğrenilip, internet üzerinden bu şifre kullanmak suretiyle ilgilinin banka hesabındaki paraları temsil eden verilerin, failin kontrolündeki başka bir hesaba aktarılarak, veriler üzerinden işlem gören suça konu paranın buradan çekilmesi şeklindeki eylemler olup, Ceza Genel Kurulunun 17.11.2009 gün ve 193-268 sayılı kararında da belirtilen surette gerçekleştirilen eylemlerin bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçunu oluşturduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlığın konusunu oluşturan ikinci suç 5237 sayılı TCK'nun özel hükümler başlıklı ikinci kitabının, topluma karşı suçlar başlıklı üçüncü kısmının, bilişim alanında suçlar başlıklı onuncu bölümünde "Sistemi engelleme, bozma, verileri yok etme veya değiştirme" başlığıyla 244. maddesinde; "(1) Bir bilişim sisteminin işleyişini engelleyen veya bozan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Bir bilişim sistemindeki verileri bozan, yok eden, değiştiren veya erişilmez kılan, sisteme veri yerleştiren, var olan verileri başka bir yere gönderen kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(3) Bu fiillerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(4) Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu düzenleme ile bilişim sistemlerinin doğru ve işlevine uygun şekilde faaliyetine devam etmesi sağlanmak istenmiş olup, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel olan fiiler bu maddeye uyan suçu oluşturmakta, sistemin doğru ve işlevine uygun olarak faaliyetine engel oluşturmayan eylemler ise bu maddede düzenlenen suçu oluşturmamaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasında, bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, ikinci fıkrasında, bilişim sistemindeki verileri bozma, yok etme, değiştirme veya erişilmez kılma, sisteme veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme fiilleri suç olarak düzenlenirken,</p>

<p>Üçüncü fıkrada, birinci ve ikinci fıkralarda belirtilen eylemlerin bir banka veya kredi kurumuna ya da bir kamu kurum veya kuruluşuna ait bilişim sistemi üzerinde gerçekleştirilmesi halinde, verilecek cezanın yarı oranında artırılacağı hükmüne yer verilmiş,</p>

<p>Uyuşmazlığa esas dördüncü fıkrada ise, birinci ve ikinci fıkralardaki fiillerin gerçekleştirilmesi suretiyle kişinin haksız çıkar sağlaması eyleminin, başka bir suçu oluşturmaması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezasını gerektiren bir suç olarak cezalandırılacağı yaptırıma bağlanmıştır.<br />
244. maddenin dördüncü fıkrasında düzenlenmiş olan suç tipinin gerçekleşebilmesi için, ya maddenin birinci fıkrasında yer aldığı şekliyle sistemin işleyişinin engellenmesi veya bozulması ya da ikinci fıkrasında belirtildiği şekliyle bilişim sistemi içerisindeki verilerin bozulması, yok edilmesi, değiştirilmesi, sisteme veri yerleştirilmesi, var olan verilerin başka bir yere gönderilmesi gerekmektedir. Bir diğer şart ise gerçekleştirilen eylem dolayısıyla fail ya da üçüncü bir kişi lehine haksız bir menfaat temin edilmiş olmasıdır. (Veli Özer Özbek, Mehmet Nihat Kanbur, Koray Doğan, Pınar Bacaksız, İlker Tepe, Türk Ceza Hukuku Özel Hükümler, 4. Baskı, Seçkin Yayınevi, Ankara 2012, sayfa 895.)</p>

<p>Anılan maddenin dördüncü fıkrasında yer alan; "Yukarıdaki fıkralarda tanımlanan fiillerin işlenmesi suretiyle kişinin kendisinin veya başkasının yararına haksız bir çıkar sağlamasının başka bir suç oluşturmaması halinde…" biçimdeki ifadeden, bu fıkradaki düzenlemenin tali norm niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, bilişim sistemleri aracılığıyla haksız çıkar sağlanmış olması halinde öncelikle kanunda düzenlenmiş olan bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle işlenebilen diğer suçların (hırsızlık, dolandırıcılık) oluşup oluşmadığı değerlendirilmeli, şayet gerçekleştirilen eylem bu suçlardan hiçbirisinin tanımına uygun değilse, o zaman TCK'nun 244. maddesinin 4. fıkrası hükmü uyarınca uygulama yapılmalıdır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nun 244. maddesi ile bilişim alanında suçlar bölümünde yer alan 243. maddede olduğu gibi bilişim sistemi ve sistemin işleyişine yönelik saldırıların önlenmesi amaçlanmış olup, sistemin soyut unsurlarına karşı işlenen zarar verici fiiller yaptırım altına alınmıştır.</p>

<p>Madde gerekçesinde; "Maddenin birinci fıkrasında bir bilişim sisteminin işleyişini engelleme, bozma, sisteme hukuka aykırı olarak veri yerleştirme, var olan verileri başka bir yere gönderme, erişilmez kılma, değiştirme ve yok etme fiilleri, suç olarak tanımlanmaktadır. Böylece sistemlere yöneltilen ızrar fiilleri özel bir suç hâline getirilmiştir" denilmek suretiyle, maddede düzenlenen suçun mala zarar verme suçunun özel bir görünüş biçimini oluşturduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Sanığın, mağdurun kullanmış olduğu telefon hattına ait olup internet ortamında ücretsiz işlemler yapmayı sağlayan ve süper şifre olarak adlandırılan şifreyi bir şekilde öğrenip, bilgisayar vasıtasıyla internet üzerinden bu şifreyi kullanarak mağdurun telefonunda bulunan, konuşma da dahil olmak üzere telefonun kullanılması için gerekli olup ekonomik bir değer ifade eden, ancak bedeli karşılığında alınabilen ve sistemde veri ile temsil edilen kontörlerden 70 adetini, kontürleri temsil eden verinin Abdullah Çelik isimli kişiye ait olan 0 536 367 .. .. numaralı telefona, bu telefona ait şifreyi de kullanmak suretiyle kendisine ait 0 536 975 .. .. numaralı telefona aktarıp kullanması şeklinde gerçekleşen, bu işlem nedeniyle bilişim sisteminin doğru ve işlevine uygun olarak çalışmasına engel bir durumun da meydana gelmediği somut olayda, sanığın eylemi, telefonun kullanılmasını sağlayan, ekonomik bir değer ifade eden ve bilişim sisteminde veri ile temsil edilen kontörleri, bilişim sistemini kullanıp veriyi yer değiştirmek suretiyle kendi telefon hattına geçirmeye, katılanın rızasına aykırı olarak malvarlığında azalmaya neden olmaya; başka bir anlatımla var olan veriyi başka bir yere göndermekten ziyade, bu verinin temsil ettiği ve ekonomik bir değeri olan, ancak bir bedel ödemek suretiyle alınabilecek olan kontörleri alarak mal edinmeye yöneliktir. Kaldı ki sanığın mağdurun telefonunda kullandığı kontörleri almak için bilişim sistemlerini araç olarak kullanmaktan başka alternatifi de yoktur. Dolayısıyla olayımızda, 5237 sayılı TCK'nun 142/2-e maddesinde düzenlenmiş bulunan “bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle hırsızlık” suçunun gerçekleştiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, itirazın kabulüne, Özel Daire bozma kararının kaldırılmasına, usul ve kanuna uygun bulunan yerel mahkeme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan Genel Kurul Üyesi ...; "Bilindiği üzere suçun maddi ve manevi unsurları ile hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç unsuru vardır.</p>

<p>Hukuka aykırılık ve manevi unsurlar bakımından; her iki suç arasında herhangi bir farklılık yoktur.</p>

<p>Her iki suçun da manevi unsuru kast olup, fiilin yararlanma maksadıyla işlenmesi gerekir.</p>

<p>Maddi unsurlara gelince:</p>

<p>Yeni suç teorisi uyarınca suçun maddi unsurları, fiil, netice, nedensellik bağı, fail, konu ve mağdur olmak üzere altı (6) ayrı alt başlıktan oluşur. Konumuzla ilgisi dolayısıyla, bu maddi unsurlardan 'konu' ve 'fiil' unsurları hakkında kısa bir açıklama yapacak olursak;</p>

<p>'... Konusuz suç olmaz. Suçun konusu, eşya veya şahsın fizikî, maddi yapısıdır, bünyesidir. Bazı suç tanımlarından, konuyu bir nesnenin oluşturduğu, açık bir şekilde anlaşılmaktadır. Örneğin, hırsızlık suçunda 'taşınır bir mal' (m. 141, f. 1), mala zarar verme suçunda 'taşınır veya taşınmaz mal' (m. 151, f. 1), güveni kötüye kullanma (m. 155, f. 1) ve zimmet suçunda (m. 247, f. 1) 'mal' gibi.' (Prof. Dr. İ. Özgenç; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s.208 )</p>

<p>6352 sayılı Kanun değişikliğinden önce; TCK'nın 141/2. maddesinde, 'Ekonomik değer taşıyan her türlü enerji de taşınır mal sayılır.' şeklinde bir düzenlemeye yer verildiği için, gerçekte taşınır bir mal olmayan elektrik enerjisi, aynı Kanun'un 142/1-f bendi hükmü uyarınca nitelikli hırsızlık olarak kabul edilmişti. Şimdi bu hükümler yürürlükten kalktığı için elektrik enerjisi artık hırsızlık suçunun değil, belli koşullar altında TCK'nın 163. maddesinde düzenlenen karşılıksız yararlanma suçunun konusu olabilir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 762. maddesi uyarınca taşınır mal, 'Nitelikleri itibariyle taşınabilen maddi şeyler ile edinmeye elverişli olan ve taşınmaz mülkiyetinin kapsamına girmeyen doğal güçlerdir.'</p>

<p>Taşınır mal deyince, esas itibariyle hacmi ve ağırlığı olan bir şey (eşya), yâni cisimden söz edildiği kuşkusuzdur. Hak ve alacakları ise, taşınır bir mal olarak kabul etmemiz mümkün değildir.</p>

<p>TCK'nın 244/4. maddesinde düzenlenen bilişim suçunun konusu ise; somut olay bağlamında ifade edecek olursak; 'VERİ'dir.</p>

<p>Veri, çoğunlukla ekonomik bir değer ifade edebilir.</p>

<p>Evrensel bir hukuk prensibi olan ve İHAS’ın 7. maddesi ile Anayasa'nın 38/1 ve TCK'nın 2. maddelerinde ifadesini bulan 'Suç ve Cezada Kanunilik Prensibi' uyarınca, bir fiilin suç olarak nitelendirilebilmesi için, kanunda açıkça suç olarak tanımlanması gerekir.</p>

<p>Yine somut olay bağlamında ve önemle belirtmek isteriz ki, 'Kanunilik Prensibi' uyarınca, veriyi taşınır mal sayan herhangi bir kanuni düzenleme olmadan, bir verinin, zilyedinin rızası olmaksızın bulunduğu yerden alınması(!) fiilini, hırsızlık olarak kabul etmemiz mümkün değildir.</p>

<p>Fiile gelince; '...kişinin iradesiyle hakim olduğu, belli bir neticeyi gerçekleştirmeye matuf ve hârici dünyada cereyan eden bir davranıştır.' ( Prof. Dr. İzzet ÖZGENÇ; Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 9. Bası, s.161 )</p>

<p>Klasik ve genel nitelikteki bir suç olan hırsızlık suçunun fiil unsuru; zilyedinin rızası olmadan başkasına ait taşınır bir malın (kendisine veya bir başkasına yarar sağlamak maksadıyla) bulunduğu yerden alınmasıdır. Bulunduğu yerden alma fiili, dış dünyada cereyan eden, elle tutulan, gözle görülen bir olgudur.</p>

<p>TCK'nın 244. maddesinin 4. fıkrasında, tâli norm niteliğinde düzenlenen bilişim suçunun (somut olay bağlamındaki) fiil unsuru nedir? Kısaca belirtecek olursak; kişinin (kendisinin veya başkasının yararına) bir bilişim sistemindeki verilerin başka bir yere gönderilmesidir. Dikkat edilecek olursa 244. maddedeki fiillerin (bozma, yok etme, değiştirme, erişilmez kılma, veri yerleştirme, var olan verileri başka yere gönderme), bilgisayar ortamında yâni elektronik ortamda işlenen sanal birer fiildir.<br />
Kanun koyucu abesle iştigal etmeyeceğine göre, TCK'nın 142/2-e maddesi hükmüyle hangi fiilleri nitelikli hırsızlık olarak kabul etmiştir? Diğer bir ifadeyle 142/2-e maddesi kapsamındaki nitelikli hırsızlık örnekleri nelerdir?</p>

<p>Bilgisayar sistemleriyle korunan bir müzeden alarm sistemlerinin bozularak tarihi eser çalınması bu maddenin tipik bir örneği olabilir.</p>

<p>Bu açıklamalardan sonra somut olayı değerlendirecek olursak; sanığın mağdura ait süper şifresini öğrenip internet vasıtasıyla Türkcell'den üçüncü bir kişinin GSM hesabına ordan da kendi GSM hesabına yâni cep telefonuna 68 adet kontür transferi yaptığı hususunda bir tereddüt yoktur.</p>

<p>Somut olayda nitelikli hırsızlık suçunun maddi unsurlarından olan konu ve fiil unsurları oluşmamıştır. Çünki;</p>

<p>Kontür, ekonomik bir değer ifade etmekte ise de; taşınır bir mal değildir. Bilgisayar ortamından temin edilen kontür, sahibine belirli süreler için telefonda görüşme yapma hakkı sağlayan bir veridir. Üstelik bulunduğu yerden fiziken de alınmış değildir.</p>

<p>Buna karşılık sanığın işlemiş olduğu fiil; TCK'nın 244. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen seçimlik hareketlerden olan 'varolan verileri başka bir yere'” göndermek olup, aynı Kanun'un 4. fıkrasında belirtilen 'haksız bir çıkar sağlama' söz konusu olduğu için TCK'nın 244. maddesinin 4. fıkrasında düzenlenen bilişim suçunu oluşturmaktadır.</p>

<p>Belirtilen gerekçeler karşısında Dairemizin kararı yerinde olup, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın itirazının reddi gerekir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle çoğunluk görüşüne karşıyım" düşüncesiyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Genel Kurul Üyesi de; benzer düşüncelerle itirazın reddine karar verilmesi gerektiği yönünde karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2-Yargıtay 13. Ceza Dairesinin 30.01.2013 gün ve 26435-1955 sayılı bozma kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Usul ve kanuna uygun bulunan Gördes Asliye Ceza Mahkemesinin 20.03.2008 gün ve 93-14 sayılı kararının ONANMASINA,</p>

<p>4-Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.11.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013448-e-2014524-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="38920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK CEZA HUKUKUNDA BİLİŞİM SİSTEMİNE GİRME SUÇU (TCK 243)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-bilisim-sistemine-girme-sucu-tck-243</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-bilisim-sistemine-girme-sucu-tck-243" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Teknolojinin hızla gelişmesi yeni teknolojik makinelerin ve sistemlerin ortaya çıkmasına nihayetinde ceza hukuku açısından da yeni suçların ortaya çıkmasına neden olmuştur.</p>

<p>Bilişim suçları Türk Ceza Hukuku’na ilk kez 1991 yılında 3756 sayılı Kanunla girmiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nda bu alandaki suçlar hem “Bilişim Alanında Suçlar” adı altında bir bölümde düzenlenmiş hem de hırsızlık, dolandırıcılık gibi suçlar içerisinde yer almışlardır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013448-e-2014524-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 25.11.2014 tarihli, 2013/448 esas, 2014/524 sayılı kararı</a>nda “Bilişim sistemi TCK’nin 243. maddesinin gerekçesinde ‘verileri toplayıp yerleştirdikten sonra bunları otomatik işlemlere tabi tutma olanağı veren manyetik sistemlerdir’’ şeklinde olduğu belirtilmiştir</p>

<p>Bilişim sistemi; windows, linux gibi işletim programları, e-mailler, facebook, instagram, whatsapp, twitter gibi sosyal medya uygulamalarını da kapsayan her türlü bilgisayar ve veri sistemlerini ifade etmektedir.</p>

<p>Zamanla Yargıtay kararlarında da görüldüğü gibi bilişim suçları atmler, pos<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> makinesi ve akıllı televizyonlarla da işlenebilir hale gelmiştir.</p>

<p><strong>TCK Madde 243/1. fıkra</strong></p>

<p>Bir bilişim sisteminin bütününe veya bir kısmına, hukuka aykırı olarak giren veya orada kalmaya devam eden kimseye bir yıla kadar hapis veya adli para cezası verilir.</p>

<p>Bilişim sistemine girme suçu için bir veri elde etme veya zarar vermek amacıyla girilmesi şart değildir, hukuka aykırı olarak girilmesi yeterlidir. Sırf hareket suçu olduğu için haksızlık bilinciyle bilişim sitemine girildiği an suç tamamlanır. Genel kastla işlenir özel kast gerekmemektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Örnekler:</strong></p>

<p>*Bir başkasının e-posta adresine izinsiz girmek. Yargıtay’a göre evli eşlerin ortak kullandıkları bilgisayardaki e-postaya girilmesi bu suçu oluşturmaz.</p>

<p>*Sosyal medya hesabına şifresi kırılarak girilmesi ( Facebook, İnstagram, Twitter) .Güvenliğin zayıf olmasının önemi yoktur.</p>

<p>*Web sitesinin şifresi kırılarak yönetim paneline ulaşılması.</p>

<p>*Yine çalışanın işten ayrıldıktan sonra patronun izni dışında sisteme girmesi. Şifreyi bilmek rıza yerine geçmez; izinsiz giriş TCK 243 kapsamındadır. <a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a></p>

<p>*Arkadaşlıklarının bitmesine rağmen sanığın arkadaş olduğu dönemde öğrendiği şifre ile katılanın e-posta hesabına izinsiz girmesi. <a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Bilişim sistemleri hırsızlık, dolandırıcılık ve hakaret gibi suçların işlenmesinde de araç olarak kullanılabilir. <a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a></p>

<p>Failin yaptığı hareketler ayrıca özel hayatın gizliliğini ihlal, haberleşmenin gizliliğini ihlal, kişisel verileri elde etme suçlarını oluşturduğu takdirde tek hareketle işlenmişse TCK m. 44 fikri içtima kuralı gereği en ağırından cezalandırılır. Farklı zamanlarda oluşmuşsa suçlar bu durumda gerçek içtima uygulanabilir.</p>

<p>Bilişim sistemine girme suçu sırf hareket suçu olduğundan teşebbüs zor da olsa mümkündür. Fail bilişim sistemine girdiği anda suç tamamlanacağından icra hareketlerine başlamasına rağmen sisteme elinde olmayan sebeplerle giremezse teşebbüs hükümleri uygulanır.</p>

<p>Temel hali dahil şikayete tabi bir suç değil, resen soruşturma ve kovuşturması yapılmaktadır.</p>

<p><strong>Hukuka uygunluk halleri</strong></p>

<p>Kanunun hükmü ve amirin emri , ilgilinin rızası bu suç için hukuka uygunluk sebebi teşkil etmektedir. Daha önce açıkladığımız gibi bilişim sistemi ilgilisinin rızası, CMK’de düzenlenmiş koruma tedbirleri kapsamında m. 134 bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma, CMK m.135’te yer alan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması, CMK m. 140 teknik araçlarla izleme hukuka uygun kabul edileceğinden suç oluşmayacaktır.</p>

<p><strong>Daha az cezayı gerektiren nitelikli hal (TCK 243/2)</strong></p>

<p>Birinci fıkrada belirtilen suçun bedeli karşılığı yararlanılabilen sistemler hakkında işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranına kadar indirilir. Abonelik esaslı veya ücretli üyelik platformları örnek verilebilir.</p>

<p>Kanun koyucu, zaten bedeli ödendiğinde girilebilen bu sistemlere ödeme yapmadan girilmesini daha az cezaya tabi tutmuştur.</p>

<p><strong>Daha fazla cezayı gerektiren nitelikli hal (TCK 243/3)</strong></p>

<p>Bu fiil nedeniyle sistemin içerdiği veriler yok olur veya değişirse, altı aydan iki yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.</p>

<p>Bu fıkra, failin kasti olarak verileri silmesini şart koşmaz; sisteme giriş neticesinde verilerin "zarar görmesi" yeterlidir. Yani fail verileri silmek istemese bile, giriş eyleminin bir sonucu olarak veriler bozulmuşsa bu ağırlaştırıcı sebep uygulanır.</p>

<p>Fail verileri değiştirme veya bozma kastıyla girerse TCK 244/2 oluşur.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><img alt="Esercan Samgar" height="209" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/esercan-samgar.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="206" /></p>

<p><strong>Esercan SAMĞAR</strong></p>

<p><span style="color:#999999">------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi ; ... 900 TL limitli kredi kartına, gerçekte harcama yapılmadığı halde 30000 TL iade yapılmak suretiyle...TCK 142/2-e (bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık)</span></p>

<p><span style="color:#999999">E: 2023/3636, K: 2025/3455, T: 30.04.2025</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11. Ceza Dairesi, E:22385 K:3683 ,T:19.03.2012</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 12. Ceza Dairesi, Karar: 2016/277</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi; bilişim sistemine girmekteki amaç veri elde etmek değilde, verinin temsil ettiği parayı aktarmaksa bilişim suçu değil TCK 142/2-e de düzenlenen bilişim sistemlerinin kullanılması suretiyle hırsızlık suçu oluşur. Karar No: 2013/28348</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi; ...sanığın müştekinin facebook hesabına girdikten sonra şifresini değiştirerek müştekinin girişine engel olması... Karar No: 2013/25987</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-ceza-hukukunda-bilisim-sistemine-girme-sucu-tck-243</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 20:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/kisisel-bilgis4.jpg" type="image/jpeg" length="72615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2017/492 E., 2017/2026 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-2017492-e-20172026-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-2017492-e-20172026-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 11.05.2017 tarihli, 2017/492 E., 2017/2026 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>15. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2017/492 E., 2017/2026 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Ticaret Mahkemesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı hükmün duruşmalı olarak temyizen tetkiki davalı vekili tarafından istenmiş olmakla duruşma için tayin edilen günde davacı vekili Avukat Orhan Karataş ve Avukat ... ile davalı vekili Avukat ... geldi. Temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşıldıktan ve hazır bulunan taraflar avukatları dinlendikten sonra, eksiklik nedeniyle mahalline iade edilen dosya ikmâl edilerek gelmiş olmakla dosyadaki kağıtlar okundu işin gereği konuşulup düşünüldü:</p>

<p><strong>- K A R A R -</strong></p>

<p>Uyuşmazlık taraflar arasında akdedilen 13.05.2005 tarihli "İstanbul Bakırköy Kartaltepe Konut İnşaatlarının Gelir Paylaşımı Esasına Göre Yapımı ve Satışı İşine Ait Sözleşme"den kaynaklanmaktadır. Davacı şirket yüklenici, davalı arsa (iş) sahibidir.</p>

<p>Taraflar arasında düzenlenen sözleşmenin 3.A maddesinde sözleşme konusu iş karşılığında elde edilecek gelirin paylaşım şekli gösterilmiştir. Buna göre bağımsız bölümlerin satışından sağlanacak toplam gelirin (STG) 105.000.000 TL + KDV, arsa (iş) sahibine ödenecek "asgari şirket payı toplam gelir miktarı"nın (SPTG) ise 57.750.000 TL + KDV olacağı, yani iş sahibi davalıya toplam gelirin %55'inin ödeneceği hükme bağlanmıştır. Aynı maddenin (d) fıkrasında ise "Teklif verme tarihinden sonra, ilgili yasa ve mevzuatlardaki değişiklikler nedeniyle ve/veya projelerin ilgili belediyesince onaylanması safhasında, inşaata esas toplam emsal değerinde artma veya eksilme olması durumunda, şirket (iş sahibi) payı gelir oranı değişmemek ve teklif edilen asgari şirket payı toplam gelirinin altın inmemek kaydıyla asgari şirket payı toplam geliri, etkileşim oranında değişecektir" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, sözleşmenin yukarıda açıklanan maddelerine değindikten sonra, dava konusu inşaatların yapıldığı 33 ve 38 parsellerin ihale şartnamesinde ve ihale sözleşmesinde 1.80 olarak gösterilen emsal değerinin 2.50'ye çıkarılmasının inşaat alanında %38,89 oranında artış sağladığını, davalının emsale esas toplam inşaat alanında %38,89 oranında artış olduğundan bahisle, sözleşmenin 3.A.d maddesi gereği bu artıştan dolayı sözleşmenin 3.A.a maddesinde yazılı olan 105.000.000 TL + KDV asgari satış toplam gelirini (STG) %38,89 oranında artırarak 145.834.500.00 TL + KDV olarak uygulamak istediğini, davalının bu hesaplama ve paylaşım yönteminin (emsale esas toplam inşaat alanında %38,89 oranında artış olduğundan bahisle sözleşmenin 3.A.a maddesi gereği asgari satış toplam gelirinin de aynı oranda artırılması gerektiğine dair yorum ve uygulamanın) sözleşme hükümlerine aykırı, tarafların edimleri arasındaki dengeyi bozan nitelikte olduğunu, sözleşmenin 3.A.d maddesinde emsal artışı olması halinde asgari satış toplam gelirinin (STG) "etkileşim" oranında artacağının açıkça belirtildiğini, davalının emsal artışı oranında asgari satış toplam gelirini (STG) arttırması ve arttırdığı bu miktara da ÜFE artışı uygulamak sureti ile yapmış olduğu hesaplama ve paylaşım yöntemi sonucunda davalının 11.299.051.60 TL tutarındaki hak ve alacağını haksız olarak uhdesinde tuttuğunu belirterek bu miktarın davalıdan tahsilini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kabulüne karar verilmiş, verilen karar davalı vekili tarafından yasal süresi içerisinde temyiz edilmiştir.<br />
Mahkemece üç kişilik bilirkişi kurulundan 19.11.2012 tarihli asıl rapor ve itirazlar üzerine iki kez 31.03.2014 ve 18.05.2015 tarihlerinde ek rapor alınmış ise de, davalı iş sahibi vekilinin itiraz dilekçesinde ileri sürdüğü ayrıntılı ve teknik içerikli itirazları ek raporlarda yeterince karşılanmamıştır. Davalı vekili bilirkişi raporlarına yaptığı itirazlarına 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesi gereğince alınan uzman görüşünü dayanak olarak eklemiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere 6100 sayılı HMK'nın 293. maddesinde düzenlenen uzman görüşü, tarafların uyuşmazlığın aydınlanabilmesi, anlaşılabilmesi ve iddia ve savunmaların ispatı için kendisinin belirlediği özel ve teknik bilirkişiden bir konuda bilgi alması olarak düzenlenmiş olup, uygulamada özel bilirkişi adı da verilmektedir. Taraflar kendi menfaatlerini koruyabilmek ve alınan bilirkişi raporundan tatmin olmamaları halinde olayın tam olarak aydınlanmasını sağlamak ve doğru ve adil kararın verilmesi için uzman görüşü alıp mahkemeye ibraz edebilecektir. Mahkeme özellikle özel ve teknik bilgiyi gerektiren konularda, tarafın sunduğu uzman görüşünün dava konusuyla ilgili olması halinde mutlaka dikkate almak ve değerlendirmek zorundadır. Bu anlamda alınan bilirkişi raporunda, taraflardan biri, uzman görüşüne dayanmak suretiyle itiraz etmiş ve bu itirazlar mahkeme tarafından hiç değerlendirmeye alınmamış ve itirazlar gerekçeli bir şekilde karşılanmamış ise uzman görüşüne dayanan tarafın 6100 sayılı HMK'nın 27., Anayasa'nın 36. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının en önemli unsuru olan hukuki dinlenme hakkı ihlal edilmiş olabilecektir.</p>

<p>Dosyaya ibraz edilen uzman görüşünde bilirkişi raporu ile tespit edilen görüşlerin aksine tespit ve görüşler ileri sürülmüş olup, bilirkişi raporu ile uzman görüşü hesaplama ve paylaşım oranı yönünden ciddi şekilde çelişkiler içermektedir. Alınan bilirkişi asıl ve ek raporları ile uzman görüşü arasındaki çelişkinin giderilmesi amacıyla dosyanın yeni bir bilirkişi heyetine tevdii edilmesi yerine esaslı itiraza uğrayan rapora dayanılarak uzman görüşü kararda gerekçeli olarak değerlendirilip tartışılmadan karar verilmiş olması doğru olmamıştır.</p>

<p>O halde mahkemece yapılması gereken iş, maddi gerçeğin ortaya çıkması için 6100 sayılı HMK'nın 266 ve devamı maddeleri ile 281/3. maddesi hükümlerine uygun olarak yeniden oluşturulacak konusunda uzman bilirkişi kurulundan, dosya kapsamında mevcut delillere, iddia ve savunmaya göre tarafların ve özellikle davalının önceki bilirkişi raporuna ve uzman görüşüne dayalı teknik ve ayrıntılı itirazları değerlendirilip karşılanmak suretiyle gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınmasından, alınacak raporun önceki raporla çelişkili olması halinde oluşturulacak yeni bir bilirkişi kurulundan rapor alınıp değerlendirilmek suretiyle oluşacak kanaate göre hüküm kurmuktan ibaret olmalıdır.</p>

<p>Açıklanan hususlar dikkate alınmadan eksik inceleme ile davanın kabulü doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle davalı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün temyiz eden davalı yararına BOZULMASINA, 1.350,00 TL duruşma vekâlet ücretinin davacıdan alınarak Yargıtay'daki duruşmada vekille temsil olunan davalıya verilmesine, ödediği temyiz peşin harcının istek halinde temyiz eden davalıya geri verilmesine, karara karşı tebliğ tarihinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme isteminde bulunulabileceğine 11.05.2017 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-15-hukuk-dairesinin-2017492-e-20172026-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="99592"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HMK m. 297 Bağlamında Görünüşte Gerekçe ve Sürpriz Karar Yasağı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hmk-m-297-baglaminda-gorunuste-gerekce-ve-surpriz-karar-yasagi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hmk-m-297-baglaminda-gorunuste-gerekce-ve-surpriz-karar-yasagi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Bir mahkeme kararının sonuç itibariyle doğru olması tek başına yeterli değildir. Kararda neden o sonuca varıldığının da gösterilmesi gerekir. Zira yargılamada tarafları tatmin eden, sadece hüküm sonucu değil, o sonuca hangi vakıa, hangi delil ve hangi hukuki değerlendirme ile ulaşıldığının ortaya konulmasıdır. Bu sebeple gerekçe, hükmün süsü değil; onun denetlenebilir, anlaşılabilir ve meşru hale gelmesini sağlayan asli unsurdur. Anayasa’nın 141/3. maddesinde bütün mahkemelerin her türlü kararının gerekçeli olarak yazılacağının açıkça belirtilmesi ve HMK m. 297’de hükmün kapsamının ayrıntılı biçimde düzenlenmesi, bu zorunluluğun tesadüf olmadığını gösterir. Gerekçe, aynı zamanda HMK m. 27’de güvence altına alınan hukuki dinlenilme hakkının somut görünümüdür. Taraf, iddia ve savunmasının gerçekten dikkate alındığını ancak gerekçede görebilir.</p>

<p>Ne var ki uygulamada “gerekçeli karar” başlığı taşımasına rağmen gerçekte gerekçe içermeyen çok sayıda kararla karşılaşılmaktadır. Dosyanın özetlenmesi, taraf beyanlarının peş peşe sıralanması, ardından <strong>“tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde”</strong> şeklinde kalıp bir cümle kurulması, HMK m. 297 anlamında yeterli gerekçe oluşturmaz. Nitekim Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 25.09.2017 tarihli kararında, bu tür genel ve soyut ifadelerin gerekçe sayılamayacağını; iddia ve savunmanın her bir talep kalemi yönünden tartışılması gerektiğini açıkça vurgulamıştır [1]. Buna göre kararın gerekçesinde maddi olay saptanmalı, hukuki niteliği ve uygulanacak hukuki kurallar belirlenmeli, bu konuda gerekli inceleme ve delillerden söz edilmeli, hukuk kuralları somut olaya uygulanmalı ve sonunda hüküm kurulmalıdır. Maddi olgularla hüküm fıkrası arasındaki hukuki bağlantı da ancak bu şekilde kurulabilecek, ayrıca yasal unsurları taşıyan bu gerekçe sayesinde, kararların doğruluğunun denetlenebilmesi mümkün olacaktır. Benzer şekilde Yargıtay 23. Hukuk Dairesi de, 27.05.2019 tarihli kararında, dosyada mevcut bilgilerin tekrar edilip uygulanacak hukuk kurallarının somut uyuşmazlıkla ilişkilendirilmemesini bozma sebebi saymıştır [2]. Bu tür kararlara doktrinde “zahiri gerekçeli karar” denmektedir. Demek ki sorun, karar metninin kısa veya uzun olması değildir. Sorun, hüküm ile dosya arasındaki zihinsel ve hukuki köprünün kurulup kurulmadığıdır.</p>

<p>Bu noktada “görünüşte gerekçe” kavramı önem kazanır. Görünüşte gerekçe, şeklen bir gerekçe varmış izlenimi veren; fakat içerik olarak neden-sonuç ilişkisini, delillerin değerlendirilmesini ve hukuki çıkarımı göstermeyen metindir. Başka bir ifadeyle; karar vardır, gerekçe başlığı vardır, hatta bazen sayfalar dolusu metin de vardır; fakat hâkimin hangi olguyu sabit kabul ettiği, hangi delile neden üstünlük tanıdığı ve hangi hukuki sonuca neden ulaştığı anlaşılamamaktadır. İşte bu durumda karar, sadece eksik gerekçeli değil; fiilen gerekçesiz hale gelir. Yargıtay uygulamasının son yıllarda özellikle bu kavrama ağırlık vermesi, usul hukukunda biçimsel değil maddi bir gerekçe anlayışının benimsendiğini göstermektedir.</p>

<p>Gerekçeli karar hakkının anayasal ve kanuni dayanakları birlikte okunduğunda, sistemin aslında oldukça açık olduğu görülür. Anayasa m. 141/3, tüm mahkeme kararlarının gerekçeli yazılmasını emreder. Bu hüküm, sadece nihai kararın sonunda birkaç hukuki cümle kurulmasını değil, yargısal faaliyetin görünür ve denetlenebilir hale getirilmesini amaçlar. HMK m. 297 ise bu anayasal buyruğu somutlaştırır; tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaşılan ve anlaşılmayan hususlar, çekişmeli vakıalar, delillerin tartışılması, sabit görülen maddi olgular, bunlardan çıkarılan sonuçlar ve hukuki sebeplerin kararda yer almasını ister. Dolayısıyla gerekçe, “kararın niçin böyle verildiğini” genel olarak belirten birkaç paragraftan ibaret değildir. Gerekçe, uyuşmazlığın anatomisini çıkaran ve hüküm fıkrasına nasıl ulaşıldığını adım adım gösteren muhakeme zinciridir. Bu zincirin herhangi bir halkası eksikse, kararın bütünlüğü sarsılır.</p>

<p>Mahkemenin verdiği karardaki bütünlük, özellikle istinaf ve temyiz denetimi bakımından belirleyicidir. Zira yeterli gerekçe içermeyen bir karar, üst derece mahkemesinin inceleme yapmasını da fiilen imkânsızlaştırır. Üst mahkeme, hangi delilin neden üstün tutulduğunu, hangi itirazın neden reddedildiğini, hâkimin hangi hukuki vasıflandırmayı benimsediğini göremiyorsa, sağlıklı bir denetim yapamaz. Bu sebeple HMK m. 353/1-a-6 ve m. 371/1-ç hükümleri teknik birer prosedür normu değil; gerekçeli karar hakkının usuli güvencesidir. Nitelikli gerekçe yoksa, çoğu durumda esasa girilmeksizin kaldırma veya bozma kararının verilmesi gerekir. Bu yaklaşım, usul ekonomisine ilk bakışta ters görünse de uzun vadede daha rasyoneldir. Çünkü gerekçesiz veya görünüşte gerekçeli kararlar, esasen uyuşmazlığı çözmez; sadece bir üst dereceye taşır.</p>

<p>Burada önemli bir yanlış anlamayı ayrıca ayırmak gerekir. Gerekçeli karar hakkı, mahkemenin tarafların her cümlesini tek tek tekrar etmesini gerektirmez. Hâkim, her ayrıntıya cevap vermek zorunda değildir. Ancak sonuca etkili olan esaslı iddia, savunma ve deliller karşısında susamaz. Özellikle davanın sonucunu değiştirme ihtimali taşıyan itirazların cevapsız bırakılması, “takdir yetkisi” ile açıklanamaz. Takdir, gerekçenin yerine geçmez. Aksine takdir yetkisi kullanıldığında, neden o yönde takdir edildiğinin daha açık biçimde gösterilmesi gerekir. Örneğin, bir tanığın diğerine neden üstün tutulduğu mutlaka gerekçede gösterilmelidir. Bu bakımdan nitelikli gerekçenin ölçüsü, metnin uzunluğu değil; sonuca etkili çekişme noktalarını aydınlatma kapasitesidir.</p>

<p>Uygulamada görülen bir başka sorun, mahkemelerin bazen gerekçeyi taraf dilekçelerinin ya da bilirkişi raporlarının uzatılmış özeti sanmasıdır. Oysa özet başka, gerekçe başkadır. Taraf ne dedi, bilirkişi ne yazdı, tanık ne anlattı sorularına cevap vermek, hâkimin ne düşündüğünü göstermez. Gerekçe, bütün bu veriler karşısında neden belirli bir sonucun benimsendiğini ortaya koymalıdır. Bunun önemi şuradadır: Mahkeme metninin uzun olması, hatta dosya içeriğini ayrıntılı aktarması dahi onu gerekçeli hale getirmez. Yargısal faaliyet, metin çoğaltma işi değildir; seçme, tartma ve hukuki sonuca bağlama işidir.</p>

<p>Vatandaş açısından bakıldığında gerekçeli karar hakkının önemi daha da görünür hale gelir. Dava kazanan taraf için bile gerekçesiz karar risklidir. Çünkü bugün lehine görünen hüküm, yarın istinafta veya temyizde neden bozulduğunu anlayamayacağı bir sürece dönüşebilir. Dava kaybeden taraf bakımından ise gerekçe, sadece hukuki başvuru yolu açısından değil, adalet duygusu açısından da belirleyicidir. İnsanlar her zaman mahkemenin sonucuna katılmaz; fakat çoğu zaman niçin kaybettiğini anlayabildiğinde kararı daha meşru görür. Tam bu yüzden gerekçeli karar hakkı, yalnızca hukuk tekniğine ilişkin bir norm değil, yargıya duyulan toplumsal güvenin de temelidir. Gerekçesiz veya görünüşte gerekçeli karar, “mahkeme beni dinlemedi” duygusunu büyütür. Bu duygu bazen maddi kaybın kendisinden daha yıkıcıdır.</p>

<p>Hâkim perspektifinden de mesele yalnızca zorunlu unsur tamamlama meselesi değildir. Nitelikli gerekçe, hâkim için bir otokontrol mekanizmasıdır. Kararını yazarken vakıa ile norm, delil ile sonuç, çelişki ile çözüm arasındaki bağı kuramayan bir yargısal muhakeme, çoğu zaman dosya içinde de olgunlaşmamış demektir. Bu nedenle güçlü gerekçe, sadece tarafı ikna etmez; hâkimin kendi kararını da sağlamlaştırır. Yetersiz gerekçenin sık bozulmasının temel nedeni de budur. Bozulan şey çoğu kez yalnızca yazım tekniği değil, eksik kurulmuş muhakemedir.</p>

<p>Avukat bakımından pratik sonuç nettir: Karşılaşılan her olumsuz kararda ilk refleks, maddi hukuka girmek olmamalıdır. Önce kararın iskeleti incelenmelidir. Hüküm sonucu açık mı? Gerekçe, hüküm sonucunu gerçekten taşıyor mu? Esaslı deliller tartışılmış mı? Karşı tarafın temel savunmaları karşılanmış mı? Mahkeme, hiç tartışılmayan bir noktadan mı hüküm kurmuş? Kısa karar ile gerekçeli karar arasında uyum var mı? Bir taleple ilgili gerekçe var da hüküm yok mu; yahut hüküm var da gerekçe yok mu? Bu soruların her biri, çoğu zaman dosyanın kaderini değiştirebilecek usuli imkânlar doğurur. İyi bir istinaf veya temyiz dilekçesi, yalnızca “karar hukuka aykırıdır” demekle yetinmez; kararın hangi sebeple denetlenemez hale geldiğini, HMK m. 297 sistematiği içinde somutlaştırır.</p>

<p><strong>GÖRÜNÜŞTE GEREKÇE SORUNU</strong></p>

<p>Bu çerçevede görünüşte gerekçe sorunu, hukuk pratiğinde küçümsenmemesi gereken stratejik bir alandır. Çünkü niteliksiz gerekçe çoğu zaman maddi hukuktaki hatanın da habercisidir. Mahkeme kararını açık kuramıyorsa, çoğu kez dosyayı da açık düşünmemiştir. Bu yüzden görünüşte gerekçe itirazı, sırf usuli bir teknik olarak görülmemeli; kararın adalet değerini ve isabet ihtimalini test eden temel bir denetim aracı olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>Görünüşte gerekçenin en tipik örneklerinden biri, bilirkişi raporuna körü körüne dayanılmasıdır. Bilirkişi raporu, hâkim açısından bir karar vekili değil, teknik değerlendirme aracıdır. Hâkim raporu olduğu gibi benimseyip “rapor dosya kapsamına uygun görüldüğünden hükme esas alınmıştır” demekle yetinemez. Nitekim Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 24.05.2017 tarihli kararında, bilirkişi raporuna soyut atıfla yetinilmesinin “görünürde gerekçe” niteliğinde olduğu ve bunun tek başına bozma sebebi sayılacağı ifade edilmiştir [3]. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi de 08.06.2021 tarihli kararında, sabit vakıalara nasıl ulaşıldığı açıklanmadan salt bilirkişi raporu doğrultusunda hüküm kurulmasını Anayasa m. 141 ve HMK m. 297’ye aykırı bulmuştur [4]. Dahası, dosyada birden fazla rapor bulunduğu hâllerde, hangi rapora niçin üstünlük tanındığının açıklanmaması da ayrı bir gerekçe kusurudur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi’nin 22.05.2017 tarihli kararı, bu konuda mahkemeye açık bir yükümlülük yüklemektedir [5]. Çünkü yargılama, rapor seçme işlemi değil; raporu hukuken değerlendirme faaliyetidir.</p>

<p>Gerekçe sorunu ilk derece yargılamasıyla sınırlı değildir. Bozma sonrasında verilen kararlar bakımından da aynı ölçüt geçerlidir. Mahkeme, bozma ilamına uyduğunda veya direnme yolunu seçtiğinde, artık önceki kararını tekrarlayarak değil; bozma gerekçesiyle gerçekten hesaplaşarak karar vermelidir. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, 31.10.2019 tarihli kararında, mahkemenin önceki kararı ve bozma ilamını özetleyip başkaca bir hukuki açıklama yapmamasını adil yargılanma hakkına aykırı bulmuştur [6]. Aynı çizgide Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da 21.02.2018 tarihli kararında, özellikle direnme kararlarında, bozma gerekçesine yasal ve mantıksal cevap verilmesinin zorunlu olduğunu vurgulamıştır [7]. Aksi halde usulüne uygun bir direnme kararından söz edilmesi mümkün değildir. Bu içtihatlar, bozma sonrası kararın kendiliğinden işleyen bir prosedür değil, yeni ve nitelikli bir muhakeme ürünü olması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Gerekçeli karar hakkının bir başka boyutu, kararın kendi içinde tutarlı olmasıdır. Hükmün gerekçe kısmı ile sonuç kısmı, hatta gerekçenin kendi içindeki ifadeler birbiriyle çatışıyorsa, artık denetlenebilir bir karardan söz edilemez. Mahkemenin aynı dosyada hem hak düşürücü süre nedeniyle usulden red, hem de ispatlanamadığı için esastan red gerekçesi kurması bunun çarpıcı örneğidir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 24.02.2016 tarihli kararı ile Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin 24.02.2023 tarihli kararı, böyle bir çelişkinin kararın denetlenmesini imkânsız hale getirdiğini açıkça ortaya koymuştur [8][9]. Çünkü usulden red ile esastan red aynı anda olamaz. Zira usulden ret nedeni var ise, mahkemenin o aşamadan sonra esasa girip karar verebilmesi mümkün değildir, usulden ret kararı vererek dosyadan el çekmelidir. Mahkeme önce “bu davayı esas bakımından inceleyemem” deyip ardından “inceledim, ispatlanamadı” sonucuna varamaz. Bu mantıksal çelişki, sadece teknik bir yazım kusuru değil; yargısal düşüncenin karara yansımamış olmasıdır.</p>

<p>Benzer şekilde kısa karar ile gerekçeli karar arasındaki uyumsuzluk da gerekçe hakkını ihlal eder. Özellikle hüküm sonucunda başka, gerekçeli kararda başka bir miktara veya sonuca yer verilmesi, tarafın hangi karara göre hareket edeceğini belirsiz hale getirir. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi’nin 06.11.2025 tarihli kararı, kısa kararda hükmedilen miktarla gerekçeli kararda yazılan miktarın farklı olmasını adil yargılanma ilkesine aykırı bulmuş ve bu nedenle kararı kaldırmıştır [10]. HMK m. 298/2’de gerekçeli kararın tefhim edilen hüküm sonucuna aykırı olamayacağının ayrıca düzenlenmiş olması da bu yüzden anlamlıdır.</p>

<p><strong>SÜRPRİZ KARAR YASAĞI</strong></p>

<p>Görünüşte gerekçe ile yakın ilişkili diğer kavram, sürpriz karar yasağıdır. Bir yargılama, sadece taraflara konuşma imkânı verilmesiyle adil hale gelmez. Tarafların hangi maddi vakıa, hangi delil ve hangi hukuki nitelendirme üzerinden karar verileceğini <strong>öngörebilmesi</strong> de gerekir. Hâkim, yargılama boyunca hiç tartışılmamış bir sebebe dayanarak veya tarafların bilgisi dışında edinilen bir veriyle hüküm kurarsa, hukuki dinlenilme hakkı biçimsel olarak tanınmış görünse bile özünde ihlal edilmiş olur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 14.11.2012 tarihli kararında yer alan değerlendirme, tarafların bilgisi dışında re’sen alınan rapora dayanılarak hüküm kurulmasının sürpriz karar niteliği taşıyabileceğini ortaya koymaktadır [11]. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi de 24.01.2018 tarihli kararında, taraf sıfatı gibi çekişmeli bir hususun tarafların tartışmasına açılmadan karara bağlanmasını hukuki dinlenilme hakkının ihlali saymıştır [12].</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sürpriz karar yasağı ile gerekçe yükümlülüğü arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Çünkü çoğu sürpriz karar, gerçekte zayıf veya görünüşte gerekçeyle birlikte ortaya çıkar. Mahkeme, tarafların hiç tartışmadığı bir noktadan hüküm kurduğunda bunu ikna edici biçimde gerekçelendiremez; gerekçelendiremediğinde de karar, denetlenebilir olmaktan çıkar. Bu sebeple sürpriz karar yasağı, gerekçeli karar hakkının ileri bir görünümüdür.</p>

<p>Uygulamada sık rastlanan başka bir kusur, tarafların temel iddia ve itirazlarının cevapsız bırakılmasıdır. Özellikle çok kalemli alacak davalarında veya birden fazla talep sonucunun bulunduğu uyuşmazlıklarda, mahkeme bazı talepleri sadece reddedip neden reddettiğini açıklamamaktadır. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi’nin 15.01.2020 tarihli kararı, bu tür taleplerin hangi nedenle reddedildiğinin açıklanmamasını adil yargılanma hakkı ihlali saymıştır [13]. Aynı şekilde Yargıtay 15. Hukuk Dairesi’nin 10.06.2019 tarihli kararında, gerekçede bir davacıya ilişkin açıklama bulunmasına rağmen hüküm fıkrasında o kişi hakkında olumlu ya da olumsuz bir hüküm kurulmamış olması HMK m. 297/1-c’ye aykırı kabul edilmiştir [14]. Bu iki karar birlikte okunduğunda, gerekçeli karar hakkının sadece “neden kabul” veya “neden red” sorusuna değil, “kim hakkında”, “hangi talep hakkında”, “hangi kapsamda” sorularına da cevap vermek zorunda olduğu anlaşılır.</p>

<p>Yine aynı çizgide, mahkemenin uyuşmazlığın çözümünde etkisiz ya da ilgisiz bir unsura dayanması da gerekçe sorununa yol açar. Çünkü gerekçe, sadece herhangi bir açıklama yapılması değil, uyuşmazlığın gerçekten belirleyici unsurlarının tartışılmasıdır. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi’nin 30.05.2023 tarihli kararında, esasa etkisi bulunmayan bir bilirkişi raporuna atıfla yetinilmesi bozma sebebi yapılmıştır [15]. Bu karar, gerekçenin sadece var olmasını değil, dosyanın omurgasına temas etmesini de zorunlu kılar. Mahkeme asıl çekişme noktasını bırakıp tali bir veriye yaslanarak hüküm kuramaz. Aksi hâlde karar, hukuken ayakta görünse de düşünsel olarak boştur.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Tüm bu içtihatlar bir arada değerlendirildiğinde, gerekçenin üç temel işlevi öne çıkar: denetim, ikna ve keyfiliği önleme. Üst mahkeme, ancak gerekçe sayesinde ilk derece veya istinaf kararını denetleyebilir. Taraf, ancak gerekçe sayesinde neden haklı ya da haksız bulunduğunu anlayabilir. Hâkim de ancak gerekçe yazarken kendi muhakemesini sınar. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi’nin 19.11.2021 tarihli kararında yer verilen “<strong>Bir hüküm, ne kadar haklı olursa olsun, gerekçesiz ise tarafları doyurmaz</strong>” tespiti bu işlevlerin özlü ifadesidir [16]. Aynı doğrultuda Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 24.02.2010 tarihli kararında da gerekçenin, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı göstermek zorunda olduğu belirtilmiştir [17].</p>

<p>Buradan hareketle şu sonuca varmak gerekir: HMK m. 297’ye aykırılık, çoğu zaman basit bir şekil eksikliği değildir. Bu aykırılık, çoğu dosyada hukuki dinlenilme hakkını, adil yargılanma güvencesini ve üst derece denetimini aynı anda sakatlayan yapısal bir usul kusuruna dönüşmektedir. Özellikle avukat bakımından bu alan, esasa ilişkin temyiz veya istinaf sebeplerinden önce incelenmesi gereken stratejik bir başlıktır. Çünkü görünüşte gerekçeli kararlar çoğu zaman maddi hukuka ilişkin tartışmaya geçilmeden bozma veya kaldırma sebebi oluşturur. Karar incelenirken “Mahkeme hangi vakıayı sabit kabul etti?”, “Hangi delile neden üstünlük tanıdı?”, “Karşı tarafın temel savunmasına ne cevap verdi?”, “Hüküm sonucu gerekçeyle uyumlu mu?”, “Dosyada hiç tartışılmayan bir sebepten mi hüküm kuruldu?” soruları sistematik biçimde sorulmalıdır. Bu sorulara açık cevap üretmeyen her karar, usul hukukunun aradığı nitelikli gerekçe standardından uzaklaşmış demektir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak gerekçe, mahkemenin kanaatini ilan ettiği yer değil; o kanaate nasıl ulaştığını ispat ettiği yerdir</strong>. Gerekçe yoksa taraf için ikna yoktur; denetim makamı için inceleme imkânı yoktur; hukuk devleti için de güven yoktur. Bu nedenle “görünüşte gerekçe” ile yetinen, bilirkişi raporuna sığınan, tarafların esaslı itirazlarını cevapsız bırakan, kendi içinde çelişen veya yargılama boyunca tartışılmamış bir sebepten hüküm kuran kararların HMK m. 297 bakımından ayakta tutulması mümkün değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ"><img alt="Av. Melih Umut YILDIZELİ" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/08/melih-umut-yildizeli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-melih-umut-yildizeli" title="Av. Melih Umut YILDIZELİ">Av. Melih Umut YILDIZELİ</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA(YARGI KARARLARI):</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">1. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2015/25095, K. 2017/14146, T. 25.09.2017<br />
2. Yargıtay 23. Hukuk Dairesi, E. 2016/5711, K. 2019/2350, T. 27.05.2019<br />
3. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2016/678, K. 2017/2233, T. 24.05.2017<br />
4. Yargıtay 16. Hukuk Dairesi, E. 2019/1962, K. 2021/4995, T. 08.06.2021<br />
5. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E. 2017/21070, K. 2017/8498, T. 22.05.2017<br />
6. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, E. 2019/4323, K. 2019/10581, T. 31.10.2019<br />
7. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2017/2555, K. 2018/247, T. 21.02.2018<br />
8. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2015/5493, K. 2016/1214, T. 24.02.2016<br />
9. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi, E. 2022/256, K. 2023/338, T. 24.02.2023<br />
10. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi, E. 2025/902, K. 2025/969, T. 06.11.2025<br />
11. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2012/860, K. 2012/796, T. 14.11.2012<br />
12. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 17. Hukuk Dairesi, E. 2017/1167, K. 2018/89, T. 24.01.2018<br />
13. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi, E. 2017/26771, K. 2020/394, T. 15.01.2020<br />
14. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi, E. 2018/5640, K. 2019/2651, T. 10.06.2019<br />
15. Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2022/1923, K. 2023/2105, T. 30.05.2023<br />
16. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesi, E. 2020/250, K. 2021/1914, T. 19.11.2021<br />
17. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2010/1-86, K. 2010/108, T. 24.02.2010</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hmk-m-297-baglaminda-gorunuste-gerekce-ve-surpriz-karar-yasagi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 17:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/thems-kitapsa.jpg" type="image/jpeg" length="18838"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İDEAYA GİDEN YOL: DAYATILAN DÜZENDEN TOPLUMSAL RUHA BİR HUKUK YOLCULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ideaya-giden-yol-dayatilan-duzenden-toplumsal-ruha-bir-hukuk-yolculugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ideaya-giden-yol-dayatilan-duzenden-toplumsal-ruha-bir-hukuk-yolculugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Bu makale, bireyin doğumuyla başlayan ve hayatının ilk yirmi yılını şekillendiren toplumsal dayatmaların, insan doğasını ve hukuk sistemini nasıl reaktif bir boyun eğişe sürüklediğini incelemektedir (Rousseau, 2006). İnsanoğlunun en saf hali olan çocukluk döneminden itibaren maruz kaldığı görünmez kurallar, güzellik ve başarı normları, aslında birer "seçim illüzyonu" yaratarak bireyi kendi gerçekliğinden koparmaktadır (Sartre, 2009; Foucault, 1992). Çalışmanın temel argümanı; mevcut düzenin ve hukukun, toplumun gerisinden gelen cezalandırıcı bir mekanizma olmaktan çıkıp, tüm doğrulara eşit mesafede duran bir "sıfır noktasına" ulaşması gerektiğidir (Kelsen, 2016). Bu incelemenin ilk bölümü, ideal düzen arayışındaki sessizliğimizi, çocukluğa yerleştirilen ilk prangaları ve seçimsizliğin aslında nasıl en büyük seçim olduğunu, sıradan bir insanın içsel sorgulamaları çerçevesinde ele almaktadır.</p>

<p><strong>TOPLUMSAL DÜZENİN İNŞASI VE MANTIK HASTALIĞI</strong></p>

<p><strong>Aklın Kendine Oynadığı Oyun ve Yabancılaşma</strong></p>

<p>Düşünsenize; hasta olduğunu söyleyen birinin, en derin acıları çekerken bile kendi kendine "Sen yanlışsın, aslında hasta değilsin" diyerek kendi gerçekliğini inkar etmesi gibi devasa bir zihinsel hastalık bu bizdeki. Her fiziksel hastalığın, her hücresel bozukluğun tedavisini laboratuvarlarda mikroskopların altında saatlerce arar, en karmaşık reaksiyon mekanizmalarını çözmeye çalışırız. Ancak kendi beynimizin içindeki, kendi ellerimizle inşa ettiğimiz bu ruhsal hastalığı "mantık" diye adlandırıp baş köşeye oturturuz. Bir zamanlar, bizden çok önceleri yaşamış, belki de korkularından başka hiçbir şeyi olmayan birilerine "mantıklı" geldi diye konulan kurallar, şu an bize zerre kadar mantıklı gelmemeye başladı. Ancak temel sorun, onlara mantıklı gelen o arkaik şeyin bize mantıklı gelmemesi değildir; asıl dehşet verici sorun, bunun bize mantıklı gelmemesini bir türlü kabullenmeyişimizde, bu düzene isyan edemeyişimizdedir.</p>

<p>İnsanoğlu sürekli değişen, hücresel bazdan toplumsal yapıya kadar durmaksızın evrilen bir varlık türüdür. Bazı değişimler, yeraltındaki tektonik plakalar gibi yavaş yavaş olsa da, bazı değişimler bir nesil içinde çok kısa sürelerde, büyük sarsıntılarla gerçekleşir. Peki, bizim o kutsal saydığımız, üzerine titrediğimiz kurallarımız bu baş döndürücü değişimlere ne kadar ayak uyduruyor? Aslına bakarsanız, kurallarımız evrime ayak uydurmak bir yana, evrimin önünde paslanmış birer demir parmaklık gibi duruyor. Bizler, adeta devasa ve yapay bir serada, gerçek toprağa hiç dokunmadan, sadece sistemin bize uygun gördüğü dozajdaki besinlerle ve suni ışıklarla büyümeye zorlanan, köklerinin nereye ait olduğunu bilmeyen fidanlar gibiyiz. Kendi doğamızdan, o toprağın karmaşasından ve özgürlüğünden koparılmışız (Rousseau, 2006). Sistemin bizim için belirlediği o kontrollü ortamda, "en verimli" şekilde büyümemiz, yani aslında sisteme en faydalı olacak şekilde şekillenmemiz bekleniyor. Bu yabancılaşma o kadar derindir ki, bir süre sonra o yapay ortamı gerçek dünyamız sanmaya başlarız. Kendi aklımızla, kendi kurduğumuz bu sera sisteminin bizi koruduğunu iddia ederken, aslında bizi asıl potansiyelimizden, o gerçek, vahşi ve özgür doğamızdan mahrum bıraktığını fark edemeyiz. İşte aklın kendine oynadığı en büyük oyun budur: Esareti güvenlik, boyun eğişi ise mantık olarak pazarlamak. Bu mantık hastalığının en tehlikeli yanı, bulaşıcı olması ve itiraz eden her sesi bir "anomali" olarak sınıflandırıp sistem dışına itmesidir. Toplumsal düzen dediğimiz bu devasa mekanizma, kendi içinde öylesine kapalı bir devre yaratmıştır ki, dışarıdan gelen en ufak bir temiz hava akımını bile bir tehdit olarak algılar.</p>

<p>"Böyle gelmiş, böyle gider" zehri, zihinlerimize henüz ilkokul sıralarındayken zerk edilir. Sorgulayan, itiraz eden, "Neden?" diye soran o saf çocukluk hali, "uslu dur", "karşılık verme", "büyüklerin daha iyi bilir" gibi görünmez kırbaç darbeleriyle terbiye edilir (Foucault, 1992). Biz zannediyoruz ki fiziksel şiddet sadece bedende iz bırakır; oysa toplumsal dayatmaların ruhumuzda açtığı yaralar, hiçbir merhemin iyileştiremeyeceği kadar derindir. Bu yaraları kapatmak için giydiğimiz zırhlar ise bizi birbirimizden, en çok da kendimizden uzaklaştırır. Zamanla o sahte mantık, iç sesimizi tamamen bastırır. Bir haksızlık gördüğümüzde, bir kuralın sırf kural olduğu için masum birini ezdiğine şahit olduğumuzda içimizde kabaran o isyan dalgası, zihnimizin kıyılarına çarpmadan "Ama kurallar böyle" yalanıyla sönümlenir. Düşünsenize, bir kural insanı korumak, toplumu daha yaşanabilir kılmak için konulmuşken, nasıl olur da insanın en büyük düşmanı haline gelebilir? İşte bu çelişkiyi görmezden gelmek, aklımızın kendi kendisine ettiği en büyük ihanettir. Biz, bu ihaneti örtbas etmek için kendimizi sürekli meşgul tutarız. Gündelik koşturmacalar, anlamsız hedefler, başkalarının gözündeki değerimizi artıracağına inandığımız sahte başarılar... Hepsi ama hepsi, asıl meseleyle yüzleşmemek için icat ettiğimiz birer kaçış rampasıdır. O rampadan hızla uçarken kendimizi özgür sanırız, oysa sadece sistemin bizim için belirlediği o güvenli fanusun içinde dönüp durmaktayızdır. Kendi koyduğumuz kuralın bize yanlış gelmesi durumunu yadırgamayışımız, aslında içimizdeki o en yüce yargıcın, yani vicdanın mahkemesini çoktan kapattığımızın en net kanıtıdır (Kant, 2009). Vicdanın sesinin kısıldığı yerde, geriye sadece mekanik, ruhsuz ve soğuk bir itaat kalır. Bu itaat, toplumu bir arada tutan bir harç değil, herkesi tek tek zehirleyen bir bataklıktır aslında.</p>

<p><strong>Hukukun Reaktif Yapısı ve Sıfır Noktası İhtiyacı</strong></p>

<p>İşte tam bu boyun eğişin ve mekanik itaatin ortasında, toplumu düzenlediği iddia edilen en büyük güce, hukuka bakmamız gerekir. Her hukukçunun derinlerde bir yerde çok iyi bildiği ama aslında yüksek sesle mahkeme salonlarında veya amfilerde söyleyemediği bir gerçeği, bir tokat gibi yüzümüze vurmak isterim: Hukuk proaktif değildir. Yani hukuk, sizi o karanlık sokakta önceden korumaz, o haksızlık yapılmadan önce araya girmez. Hukuk reaktiftir; geriden gelir (Durkheim, 2014). Sizin başınıza o felaket geldikten, o sözleşme ihlal edildikten, o can yandıktan sonra kalkanlarını ve kılıçlarını üstünüzde görürsünüz hukukun. Belki kendi kendinize, yasaların caydırıcılığı sayesinde hukukun bazen proaktif olduğunu, olayları önlediğini düşünebilirsiniz. Ancak hukuk, sadece ve sadece toplumun evrimine çoktan ayak uydurduğu, herkesin zaten "bu yanlıştır" diyerek mutabık kaldığı kısımlarda proaktiftir. Toplumun hızla evrilmesine ayak uyduramadığı, yeni gelişen ahlaki, teknolojik veya sosyal alanlarda ise hukuk tamamen reaktiftir. Yani olaylar olup biter, zararlar görülür, toplum kendi içinde bir kaosa sürüklenir; hukuk ise aylar, bazen yıllar sonra geriden gelip olan olaylara göre bir yorum, bir yama geliştirir. Çoğu zaman sonradan gelişen bu yorum işe yarıyor gibi görünür, sızıntıyı durdurur; ancak hukuk her zaman sadece olaydan doğan mekanik bir yorum demek değildir, olmamalıdır.</p>

<p>Biz, kurduğumuz sistemlerin, kaleme aldığımız yasaların veya geliştirdiğimiz o mükemmel, süper bilgili asistanların her şeyi adil bir şekilde çözeceğini sanıyoruz. Çağdaş ve her kanunu en doğru yere çekecek kusursuz bir mekanizma yaratmaya çalışıyoruz. Oysa en yetkin, en çağdaş sistem bile, eğer içine konulan temel veri reaktifse, sadece olan biteni raporlayan ve cezalandıran bir yapıdan öteye geçemez. Hukuk, sadece metinlerden ve emsal kararlardan oluşan bir algoritma yığını olamaz; hukuk insanın vicdanıdır, hukuk insanın o en saf doğrusudur (Kant, 2009). Yani hukuk aslında her insanda, her yürekte farklı bir tınıya sahiptir. Peki, her insanın doğrusu, acısı, beklentisi bu kadar farklıyken; bu hukuk nasıl herkese aynı anda doğru gelecek diye sorabilirsiniz. Bu haklı bir sorudur ve aslına bakarsanız işte o bahsettiğimiz "idea", o ulaşılamaz gibi duran ideal devlet ve toplum kurgusu tam da burada başlamaktadır (Platon, 2006). Çünkü hukuk, reaktif ve katı yapısı gereği, hiçbir zaman uygulandığı tüm insanlara aynı anda, eksiksiz bir şekilde "doğru" gelmeyecektir. Herkesin doğrusu parmak izi gibi farklıdır ve hukuk, tıpkı toplumsal normlar gibi herkesin anlık ve bencil isteğine göre rüzgar gülü gibi hareket edemeyecek, ağır ve hantal bir düzendir.</p>

<p>Ancak hukukçuların, kanun koyucuların ve hatta bu toplumun her bir ferdinin temel amacı şu olmalıdır: Ne zaman ki sistem, bir tarafın gücüne veya çoğunluğun dayatmasına göre hareket etmek yerine, bütün bu farklı doğruların "makul bir ortalamasını" bulup ona sadık kalır; işte hukuk o zaman sadece kağıt üzerinde değil, gerçek anlamda idealardaki gibi olur. Hukuk aslında sıfırdır sevgili dostlar. Matematikteki o eşsiz, taraf tutmayan sıfır. Sıfır, sayı doğrusunun tam ortasındadır; artı yöne meyledip büyümez, eksi yöne kayıp küçülmez. Her iki tarafa, tüm pozitif ve negatif uçlara eşit uzaklıktadır. İşte hukuk da tam olarak böyle olmalı; zengine de fakire de, güçlüye de zayıfa da, toplumun dayattığı o uydurma "doğrulara" da, ötekileştirilmiş "yanlışlara" da eşit uzaklıkta durabilmelidir (Kelsen, 2016). Ne zaman ki hukuk birilerinin kılıcı olmaktan çıkar, sayı doğrusundaki o sarsılmaz sıfır noktasına oturur, işte o zaman hukuk idealara varacaktır. Hukukun idealara, o vicdani sıfır noktasına vardığı her toplum, tarihi bir yükseliş dönemine geçer. Aksini beklemek ahmaklıktır. Unutmayın ki; hukuksuz, sıfır noktasını kaybetmiş, terazisi bozulmuş bir toplumun yükselmesini, refaha ermesini beklemekle; sobada çoktan yanıp bitmiş, soğumuş bir külün kendi kendine tekrar alev almasını beklemek aynı şeydir. Belki bugün içinde bulunduğumuz hukuk ve toplum yapısı bu dediğimiz idea seviyesinde, o sıfır noktasında değildir. Kararlar taraflı, kurallar boğucudur. Ancak hukuku o idea seviyesine çıkarmak, onu sadece reaktif bir ceza makinesi olmaktan çıkarıp proaktif bir toplumsal vicdan haline getirmek hala bizim elimizde, bizim çabamızla mümkündür.</p>

<p><strong>Seçim İllüzyonu: Elimizdeki İpin Boynumuza Geçmesi</strong></p>

<p>Bizim elimizde diyorum ama, gerçekten bizim elimizde ne var? Ailenizin, yani o ilk toplumsal otoritenin sizin adınıza yaptığı seçimden sonra, hayata karşı o büyük ve zorunlu atılım süreciniz başlar. Bu atılım süreci aslında filmlerdeki gibi beklediğiniz o destansı, sert ve ani kopuş olmayacaktır. Aksine, birçoğumuzun aslında o an umursamadığı, fark etmediği kadar sinsi bir yumuşaklıkla, ailenizin ve çevrenizin yönlendirmesiyle usulca başlarız hayata. Onlar bize hayatı, dünyayı, insanları tamamen kendi dar perspektifleriyle tanıtırlar. Kendi korkularını bizim doğrularımız, kendi başarısızlıklarını bizim hedeflerimiz yaparlar. Onların tanıttığı o flu perspektifle başladığımız hayatta, bize görünmez bir el gibi dayatılan toplumsal düzen baskısını yavaş yavaş, sanki yerçekimi gibi doğal bir şeymişçesine üstümüzde hissetmeye başlarız.</p>

<p>Bu dönemde hayatımız aslında trajik bir şekilde kendini tekrar eden bir döngüye girer. Adeta yazgılı bir tiyatro oyunu gibi: 0-40 yaşına kadar bize biçilen rolü oynayan, sürekli öğrenen, ezilen ve dayatmalara boyun eğen bir çocuk oluruz (Foucault, 1992). 40 yaşından sonra ise, sistemin bize öğrettiği o baskıcı kuralları ezberlemiş birer gardiyana dönüşür, kendi yetiştirdiğimiz yeni bir çocuğa aynı işkenceyi uygularız. Daha yeni geldiğimiz, havasını ilk kez soluduğumuz bu dünyada, o saf çocuksu duygularımız ve kimsenin dokunamadığı temiz fikirlerimizle birçok şeyi hayal ederiz. Mesela dünyayı değiştiren, haksızlıkları bitiren, burayı herkes için çok güzel ve adil bir yer haline getiren özel bir insan olmayı düşünürüz kalbimizin derinliklerinde. Ve inanın bana, çocukken bu yolda gerçekten de çaba sarf etmeye başlarız; kedileri severiz, böcekleri ezenlere kızarız, haksızlığa uğrayan arkadaşımızın yanında dururuz. Fakat çevremizdekiler, o "olgun" ve sisteme entegre olmuş yetişkinler, bu aşamada bizi alaycı tebessümlerle, "büyüyünce anlarsın" şeklindeki küçümsemelerle ve ağır dayatmalarla yavaş yavaş bu masum ideallerimizden vazgeçirirler. Bize "gerçekçi" olmayı öğretirler; gerçekçilik dedikleri şey ise aslında hayallerin öldürülmesinden başka bir şey değildir.</p>

<p>Bu yıkım aşamasından sonra biraz hızlı büyümeye başlarız ruhsal olarak ve o meşhur 12 yaşlarına geliriz. 12 yaşlarına geldiğimizde, önceki bütün o masum yaşadıklarımız sanki başka birine ait bir hayalmiş gibi gelmeye, hissizleşmeye başlarız. Çünkü o yaşlardan sonra artık yavaş yavaş, bize dikte edilen toplumsal normları, her ne kadar içimizde bir yerlerde derin bir yanlışlık hissetsek de kabul etmeye, onlara göre hizalanmaya başlarız. Herkesin "ergenlik dönemi" olarak adlandırıp burun kıvırdığı, isyankarlıkla suçladığı bu buhranlı dönem, aslında insanın içindeki o ölmeye yüz tutmuş saf varlığın son çırpınışlarıdır. O dönem, insanın içindeki "Bu kural yanlış, bu dayatma adaletsiz!" diyen tarafının avazı çıktığı kadar bağırmasıdır. Ancak toplum bu bağırışı asla dinlemez. Bu dönem, etraftaki herkesten dalga dalga gelen "Sen bilmezsin," "Daha küçüksün," "Hayat senin sandığın gibi değil" şeklindeki ağır psikolojik baskıların üstüne, bir de akran zorbalığı ve dışlanma korkusu eklenince tam bir kabusa dönüşür. Bu korku, yavaş yavaş aslında hepimizi o isyankar, o doğruyu arayan yanımızı kendi ellerimizle susturmaya, onu karanlık bir odaya kilitlemeye yöneltir.</p>

<p>Bir şeylerin çok net yanlış olduğunu, adaletin bu olmadığını çok iyi biliriz; ancak bu bildiğimiz yanlışı ne zaman cesaret edip dile getirsek, toplumsal düzenin yarattığı o soğuk ve affetmez dayatma ruhu bize yavaş yavaş sert yüzünü gösterir. Bize asık suratlarla, dışlamalarla ve başarısızlık tehditleriyle bir şeylerin aslında hiçbir zaman değiştirilemez olduğunu, sistemin bizden çok daha büyük olduğunu anlatmaya çalışır. Kendi ellerimizle koyduğumuz, kendi rızamızla uyduğumuz bu kuralların, bize "artık yeni bir kuralın, yeni bir umudun olmayacağı" gerçeğini öğretmesi, insanın aslında kendine hayattaki en büyük düşmanı yine kendisinin olduğunu acı bir şekilde hatırlatmaktadır. Kendi kurduğumuz hapishanenin duvarlarını yine kendi ellerimizle sağlamlaştırıyoruz. Ama işte insan dirayeti, insan psikolojisi de bir yere kadar dayanabiliyor bu baskıya. Bize dayatılan bu toplumsal normlar, biz daha isyanımızı tam anlamıyla dile getiremeden, o kırılgan aşamada önümüze aniden yepyeni, parıltılı bir "seçim" getirip koyarlar. Öyle bir illüzyondur ki bu, düzeltmeye çalıştığımız toplum düzenine yaptığımız o haklı isyanı bir anda unutup, önümüze konan o sözde "seçimi" düşünmeye, onunla oyalanmaya başlarız. Aslında bize sinsice seçtirilen o yeni düzenin merdiveninde sadece bir adım daha atmaktayızdır; ama sistem bunu bize öyle bir sunar ki, kendimize göre yepyeni, bembeyaz bir merdivene başlamak gibi hissettirir bu lise veya üniversite sınavları dönemi. Hayatımızın dönüm noktası olduğuna inandırılırız. Unuturuz değiştirmeye çalıştıklarımız o masum hayalleri, boyun eğeriz toplumsal düzene.</p>

<p>15-18 yaşlarında yaptığımız bu sözde hayat memat meselesi seçimlerle beraber, hayatımız sanki yeniden renklenmeye başlamış, kontrol nihayet bizim elimize geçmiş gibi hissederiz. Artık büyüdüğümüzü, bütün iplerin elimizde olduğunu ve bu geniş ovada istediğimiz gibi at koşturabileceğimizi, kuralları bizim koyacağımızı düşündüğümüz yanıltıcı bir 4-5 sene vardır önümüzde. Çok çabalarız o yıllarda; hayata, mesleğe, geleceğe dair ipleri sıkı sıkıya çekeriz ve gururla tutarız. Gecemizi gündüzümüze katar, o bize gösterilen havuç için durmaksızın koşarız. Fakat, önümüzden su gibi akıp geçen bu 4-5 senenin sonunda, üniversitenin veya eğitimin bitiş çizgisine geldiğimizde bize "Şimdi hayatın gerçeği başlıyor, yeni bir seçim yapman lazım, iş bulman lazım, sisteme yararlı bir dişli olman lazım" derler. İşte tam o an, o tokat gibi gerçeğin yüzümüze çarptığı an aklımız başımıza gelir. Acı bir aydınlanma yaşarız: Aslında biz başından beri hiçbir seçim falan yapmıyorduk (Sartre, 2009); biz sadece önümüze hazır sunulan, sınırları önceden çizilmiş bir hayatı, bize ait zannederek yaşamaya başlamışız. Ve işin en komik, en trajikomik yanı şudur; her bir seçimimizi tamamen özgür irademizle, kendimize ait zannettiğimiz o yükseldiğimizi sandığımız her basamakta, elimizde sıkı sıkıya tuttuğumuz o ipin ucunda meğerse kendi doğrularımız, kendi vicdanımız varmış. Biz hırsla, başarma arzusuyla o ipi sıkı sıkı tutup kendimize doğru çektikçe, o ip aslında yavaş yavaş doğrularımızın, o saf çocukluğumuzun boynuna geçirilmiş ve onları nefessiz bırakarak yavaş yavaş boğmuştur. Başarı sandığımız şey, kendi benliğimizin idamıymış meğer.</p>

<p>İşte bu aydınlanma döneminde, yirmili yaşların ortalarına doğru ruhsal bir çöküş, derin bir anksiyete gösterir kendini sessizce. İnsanın içini kemiren, dışarıdan kimsenin göremediği o boşluk hissi... Sanki koskoca evrende hiçbir yere, hiçbir kalıba, hiçbir mesleğe ait olmadığını bütün hücrelerinle fark etmeye başlamışsın gibi hissettirir. Ne aile evine aitsindir artık, ne okul sıralarına, ne de o plazaların soğuk duvarlarına. Belli bir süre debelendikten sonra, yorgun argın anlarız ki; o hırsla öldürdüğümüz doğrular, o susturduğumuz iç sesimiz, bizi aslında olduğumuz yere, yani bu hayata bağlayan yegane köklermiş. Kendi doğrularını kendi elleriyle boğan insan, artık sadece rüzgarda savrulan bir yapraktan farksızdır, olduğu yerden çoktan koparılmıştır. Mantık denilen o acımasız hastalık, "Doğrusu olmayanın yanlışı da olmaz" der bize o dönemde. Yani inandığın bir değer, uğruna savaşacağın bir "sıfır noktan" yoksa, yaptığın hataların veya sistemin sana yaptığı yanlışların da senin için bir önemi kalmamıştır artık. Hissizleşirsin. Hayatının bir dönemini, belki de en verimli olması gereken o yılları, sırf hayatta kalabilmek, toplumdan dışlanmamak adına duygusuzca, otomatik pilota bağlamış bir halde böyle geçiririz. Sabah kalk, işe git, rolünü oyna, faturalarını öde ve yat. Bu yaşlardan, bu aydınlanma ve ardından gelen çöküşten sonra yaptığımız her şey, kurduğumuz her büyük cümle aslında birer illüzyondan ibaret, özünde önemsizdir. Çünkü ruhunuzla, doğrularınızla ait olmadığınız bir yeri, inanmadığınız bir düzeni değiştiremezsiniz. Bir şeyi değiştirebilmek için önce ona dışarıdan bakabilme cesaretini göstermek, sonra da o çürük temeli kazıyacak inanca sahip olmak gerekir. Biz ise o inancı, ipleri çekerken kendi doğrularımızı boğduğumuz o sınav dönemlerinde çoktan yitirmişizdir.</p>

<p><strong>İdeaları Yıkmak Yerine Toplumu Yeniden Ekip Biçmek</strong></p>

<p>Hayata bakmamız gereken o saf, müdahalesiz yere erken yaşlarda bakmamak, o çocuksu vicdanı koruyamamak bizim tüm idealarımızı, o ütopik sıfır noktası hayallerimizi başımıza yıkar. Bizim kurduğumuz idealarımız zihnimizde yıkıldıkça da, kendi ellerimizle yarattığımız ve topluma armağan ettiğimiz o "toplumsal düzen kuralları", görünmez bir el gibi boğazımıza sarılıp bizi her geçen gün biraz daha boğmaya başlar. Söylenmeyen kelimeler, itiraz edilmeyen haksızlıklar içimizde büyüyen birer ur olur. Bu devasa çıkmazdan kurtulmanın, bütün meseleyi çözmenin tek yolu; etrafımızdaki küçük detaylarla, gündelik siyasetle veya yüzeysel kanun değişiklikleriyle oyalanmak değil, o uğruna kendi doğrularımızı feda ettiğimiz "toplumsal düzen" adını verdiğimiz ana kuralları kökünden değiştirmekte yatmaktadır. Tabii ki bu köklü değişimin, bu söküp yeniden dikme işleminin de yegane zamanı ve hedef kitlesi insanın o en çok şekillendirildiği, o iplerin henüz boğazına tam geçmediği ilk yirmi yılımızdır. O yılları kurtaramazsak, sonrası sadece hasar kontrolüdür.</p>

<p>Ama gelin, madem bu düşüncelere bazıları baştan beri "saçmalama" adıyla yaklaştı; madem farklı düşünmek hayalperestlik sayılıyor, o zaman tam da bu çizgiden yürüyelim. Bu ilk yirmi yılımızda toplumsal düzene, o boğucu dayatmalara göğüs geren, içindeki "hayır" diyen sesi korkmadan dışarı vuran, doğrusunu o iplere asmayan yepyeni bir nesil yetiştirdiğimizi varsayalım. Sanki çoraklaşmış bir tarlayı bir kenara bırakıp, son teknolojiyle, bilimin ve vicdanın ışığında, doğru besinlerle donatılmış devasa bir serada, kökleri özgürlüğe uzanan yepyeni bir toplum ektiğimizi düşünün. Kurallar, o bin yıllık tozlu kurallar yavaş yavaş değişmekte. Önceleri, sisteme boyun eğerek hastalanmış o olgunlaşmış insanlar, bu yeni ve özgür nefese uymakta, bunu anlamakta oldukça zorlanıyorlar. Direniyorlar, çünkü kendi çektikleri acıyı yeni neslin çekmemesi, onların o "güvenli" dünyasını tehdit ediyor. Ancak zamanla, o dikilen yeni fidanlar büyüdükçe, toplum düzeni artık kişiyi ezen, onu şekillendirmeye çalışan bir "dayatma" olmaktan çıkıyor. Bunun yerine, herkesin kendi doğrusuyla var olabildiği, farklılıkların birbirini ezmediği gerçek bir "düzen", organik bir "harmoni" haline geliyor.</p>

<p>İşte bu ütopik gibi görünen ama aslında bir tercih meselesi olan durumda; toplumda hukuk, o ulaşılamaz sandığımız ideaya hızla yaklaşmaya başlar ve nihayet sayı doğrusundaki o herkesin hakkı olan mutlak "sıfır noktasını" bulur. Toplumsal düzen, bireyi yok sayan bir mekanizma değil, bireyi kapsayan, onu besleyen mükemmel ve yaşanabilir bir hale gelmiştir. O sıfır noktası bulunduğunda, yani kurallar herkes için aynı mesafede ve aynı şeffaflıkta işlediğinde, insanın içindeki o mantık hastalığı da kendiliğinden iyileşmeye başlar. Çünkü artık "kendi koyduğu kuralın kendisine yanlış gelmesi" çelişkisi ortadan kalkmıştır. Kural, gücü elinde tutanın dayatması değil, o sıfır noktasında buluşan ortak vicdanın ta kendisidir artık. Böyle bir düzende devlet mekanizması da büyük bir kabuk değişimine uğrar. Devlet artık insanları sadece en ufak hatasında reaktif bir şekilde cezalandıran, onların attığı her adımdan, kazandığı her kuruştan acımasızca vergi alan ve bu vergileri onlara karşı bir güç olarak kullanan soğuk, ruhsuz bir kurum olmaktan tamamen çıkar (Weber, 2012). Bunun yerine, devasa bir bedenin her bir hücresine eşit oksijen taşıyan bir dolaşım sistemi gibi, toplumu bir arada tutan şefkatli bir "toplumsal ruh" olmaya başlar. Toplumu cezayla değil, önceden sağladığı adaletle, o proaktif dengeyle bir arada tutar. Birbirine ayak uydurma amacı, korkudan doğan bir zorunluluk değil, o toplumsal ruhun bir parçası olma isteğinden doğan gönüllü bir katılıma dönüşür (Rousseau, 2006).</p>

<p>Yetişen bu yeni nesil, 15 yaşında o yalan seçimlerin, 20 yaşında o derin çöküşlerin prangalarından kurtulmuş; sadece var olmakla yetinmeyen, kendini ve çevresini inşa edebilen bireylerden oluşur. Ve biz o zaman anlarız ki; güzellik dediğimiz şey ne bize dayatılan o kalıplardır, ne de başkalarının gözündeki değerimizdir. Gerçek güzellik, insanın kendi saf doğrusunu, toplumun sıfır noktasında özgürce yaşayabilmesi ve o doğrunun iplerini kimsenin boynuna geçirmeden hayatta kalabilmesidir. İşte bu değişimi tetikleyecek olan, yine o hepimizin içinde uyuyan, bir gün o "İdeal olan nedir?" sorusunu korkmadan yüksek sesle soracak olan cılız vicdandır.</p>

<p><strong>DEVLETİN DÖNÜŞÜMÜ: CEZALANDIRICI AYGITTAN TOPLUMSAL RUHA</strong></p>

<p><strong>Vergi Kıskacı ve Yaşama Hakkının Bedeli</strong></p>

<p>Toplumsal dayatmaların ve hukukun o reaktif, geriden gelen karanlık yapısının içinden çıkıp, bu yapının en büyük uygulayıcısı olan "devlet" kavramına biraz daha yakından bakmamız gerekiyor. Bizim zihnimize kazınan, o ilk yirmi yılımızda bize korkuyla öğretilen devlet figürü aslında nedir? Çoğumuz için devlet, devasa, soğuk duvarları olan, ulaşılmaz ve sürekli bizden bir şeyler talep eden koca bir makinedir. İdeal bir düzende devleti, toplumu bir arada tutan, o sayı doğrusundaki sıfır noktasını koruyan bir terazi olarak hayal ederiz. Ancak gerçeklik, bu ideadan fersah fersah uzaktadır. Şu anki düzende devlet, ne yazık ki insanları sadece kuralları ihlal ettiklerinde sertçe cezalandıran ve onlardan aldıkları her nefes, attıkları her adım için vergi adı altında haraç toplayan mekanik bir kuruma dönüşmüştür (Weber, 2012). Sistemin en büyük çelişkilerinden biri de tam olarak burada yatar: Bizi koruması, o sıfır noktasında bize eşit mesafede durması gereken yapı, hayatta kalmamızın, hatta var olmamızın bile sürekli bir bedelini kesmektedir bize. "Her şeyin üzerinden vergi alalım" mantığı, bir toplumun ruhunu emen en büyük parazittir aslında. Düşünsenize, daha o bahsettiğimiz 15-20 yaşlarındaki illüzyonlu seçimlerinizi yapıp, "hayata atıldığınızı" sandığınız o ilk günlerde bile, cebinizdeki üç kuruşun büyük bir kısmı siz daha ona dokunamadan sistemin o dipsiz midesine inmektedir. Biz, çalışarak özgürleştiğimizi, kendi hayatımızı kurduğumuzu sanırken, aslında sadece bu devasa çarkın dönmesi için gerekli olan yakıtı kendi terimizle sağlamaktayız.</p>

<p>Yaşamak, sadece nefes almak bile sistemin gözünde lüks bir tüketimdir ve bunun bir vergisi vardır (Locke, 2004). İçtiğiniz sudan, okuduğunuz kitaptan, barındığınız evden alınan bu dolaylı ve dolaysız vergiler, aslında devletin o reaktif ve hantal yapısını finanse etmekten başka bir işe yaramaz. Çünkü o hantal yapı, sorunları ortaya çıkmadan, proaktif bir şekilde çözemediği için sürekli büyümek, sürekli yeni hapishaneler, yeni adliyeler, yeni bürokratik binalar inşa etmek zorundadır. Ve bu bitmek bilmeyen inşaatın faturası, kendi doğrularını çoktan ipe asmış o yorgun nesillere kesilir. Bu vergi kıskacı öylesine sinsi bir şekilde işler ki, insan bir süre sonra bunu hayatın değişmez bir kuralı, doğanın bir kanunu gibi kabul etmeye başlar. "Vergi verilmeden devlet olmaz" derler bize (Weber, 2012). Elbette bir arada yaşamanın, ortak hizmetlerin bir bedeli olacaktır; buradaki mesele verginin varlığı değil, verginin adaletsizliği ve toplama mantığındaki o vahşi, umursamaz tavırdır. Her şeyden, herkesten, adeta kör bir tırpan gibi dümdüz ederek vergi almak, hukukun o sıfır noktasından tamamen saptığının en büyük ekonomik göstergesidir. Çünkü kazancı, çabası, hayat şartları birbirinden tamamen farklı olan iki insana, marketten aldıkları aynı ekmek için aynı vergiyi ödetmek eşitlik değil, sistemli bir adaletsizliktir. Bu durum, toplumsal düzen dediğimiz şeyin aslında bir "düzen" değil, alttakinin üsttekini taşıdığı bir kölelik piramidi olduğunu açıkça yüzümüze vurur.</p>

<p>İnsanoğlu bu piramidin alt basamaklarında ezilirken, yukarıya doğru baktığında o soğuk devlet yüzünü görür ve içindeki o cılız güven duygusunu da tamamen yitirir. Güvenin bittiği yerde aidiyet biter. Aidiyetin bittiği yerde ise, insanlar devleti kendi uzantıları, kendi koruyucuları olarak değil; atlatılması, kaçılması ve hatta fırsat bulunduğunda kandırılması gereken bir "düşman" olarak görmeye başlarlar. İşte bu, toplum ruhunun tamamen çürüdüğü, sadece bireysel hayatta kalma güdülerinin devrede olduğu bir distopyanın tam ortasıdır. Eğer biz o ilk yirmi yılımızda, "bu böyle gelmiş böyle gider" dayatmalarına boyun eğmek yerine itiraz eden bir nesil yetiştirebilseydik, bu vergi zulmü de şekil değiştirmek zorunda kalacaktı. İnsanların "kazançları oranında" bir katkı sunduğu, kazanamayandan almanın bir suç sayıldığı o adil sisteme geçiş, sadece ekonomik bir reform değil, aslında toplumun ve devletin vicdani bir uyanışı olacaktır. Devletin harcamalarının, vatandaşın sırtındaki kırbaç darbeleriyle değil, adil bir paylaşımla finanse edildiği gün, devlet o soğuk kurum olmaktan çıkmaya başlayacaktır. Adil bir vergi sistemi, devletin sadece kasasını doldurması değil, toplumsal ferahlığın önünü açması demektir. Çünkü cebinden haksız yere alınan o vergi yükü kalkan insan, yavaş yavaş kafasını kaldırmaya, sadece faturalarını düşünmekten çıkıp etrafına, hayata, fikirlere, sanata ve "ideaya" bakmaya fırsat bulur. Oysa bugünkü "her şeyden vergi alalım" mantığı, bireyi sürekli bir borçluluk psikolojisi içinde tutar. Borçlu insan korkar, borçlu insan itaat eder, borçlu insan asla o arzuladığımız 0-20 yaş arası isyanı yapamaz; çünkü kaybetmekten korktuğu asgari bir ücreti, ödemesi gereken devasa faturaları vardır.</p>

<p>İşte sistemin o mantık hastalığı, ekonomiyi de bir silah olarak kullanarak bizi o 40 yaşına kadarki boyun eğiş döngüsünde hapseder. Ne zaman ki vergi sistemi, devletin harcamalarının sadece ve sadece insanların gerçek kazançları oranında alınmasıyla devam eden makul bir çizgiye çekilir, işte o zaman o görünmez prangalar gevşemeye başlar. İnsanların emeklerinin karşılığını gerçekten hissettiği, harcamaların şeffaf, devletin ise vatandaşın hizmetkarı olduğu bir düzende, vergi bir "ceza" veya "haraç" olmaktan çıkar, gerçek bir "toplumsal sözleşme" haline gelir (Rousseau, 2006). İnsan, parçası olduğu ve korunduğunu bildiği o toplumsal ruh için kendi isteğiyle, gönül rahatlığıyla bu katkıyı sunar. Bu geçiş sağlandığında, devlet o güne kadar taşıdığı bütün o korkunç, cezalandırıcı maskelerini bir kenara bırakır. Artık sokaklarda devriye gezen, insanlara potansiyel suçlu gözüyle bakan bir organizma değil; her bireyin içinde yaşattığı, güven duyduğu, o sıfır noktasına ulaşmış adaletin somutlaşmış hali olur. Ferahlığa kavuşan toplum, kendi doğrularını başkalarının boynuna ip olarak geçirme telaşından kurtulur. Çünkü paylaşım adildir, çünkü sistem seni boğmuyordur. Bu ekonomik rahatlama, toplumsal psikolojinin de en büyük ilacıdır ve bizi ideal devlete götüren merdivenin en sağlam basamaklarından biridir.</p>

<p><strong>Hukukun Vicdanla Barışması ve Proaktif Akıl</strong></p>

<p>Ekonomik prangaların gevşediği, devletin bir sülük gibi toplumun kanını emmeyi bıraktığı o eşikte, hukukun da kendi doğasını baştan aşağı değiştirmesi kaçınılmazdır. Hukuk, o yıllardır alıştığı reaktif konfor alanından çıkmak, olayların peşinden süpürgeyle giden bir temizlikçi olmaktan sıyrılmak zorundadır. Daha önce de belirttiğim gibi, hukukun proaktif olmadığı, yani önceden bizi korumadığı gerçeği, hukuk sisteminin en büyük utancıdır. Ancak devletin bir "toplumsal ruh" haline geldiği o ideal düzende, hukuk da o sıfır noktasına yerleşirken proaktif bir kimliğe bürünür. Peki nedir bu proaktif hukuk? Sadece kanunları kalın kitaplara yazıp insanların onları okumasını, sonra da ihlal etmelerini beklemek değildir. Proaktif hukuk, bir suçun, bir uyuşmazlığın veya bir adaletsizliğin filizlenebileceği o bataklığı daha en başından kurutmaktır. Hukuk, toplumun evrimine geriden bakarak değil, o evrimin ta kendisi olarak, hatta bazen o evrime fener tutarak hareket etmeye başlar. Bir insanın dolandırılmasına, haksızlığa uğramasına veya fiziksel zarar görmesine seyirci kalıp sonra suçluyu yıllarca hapishanede besleyen sistem, sadece reaktif bir intikam makinesidir, adalet değil.</p>

<p>İdeal devlette hukuk, insanın vicdanıdır demiştik. Ve vicdan, bir kötülük yapıldıktan sonra sızlayan bir şey değildir sadece; asıl vicdan, o kötülüğü yapma düşüncesi daha zihne düştüğünde seni durduran, o yolu daha en başından kapatan içsel bir bariyerdir. İşte hukukun da bu toplumsal vicdanı, o içsel bariyeri sistem seviyesinde kurması gerekir. Bunu yapmak için de kuralların sadece yasaklayıcı değil, koruyucu ve yönlendirici olması, devletin tüm kurumlarının bu sıfır noktasındaki tarafsızlıkla, her doğruya eşit mesafede yaklaşarak uyuşmazlıkları doğmadan çözmesi şarttır. Bu proaktif geçiş, aslında hukukun o binlerce yıllık kör kılıcını bırakıp, her şeyi gören, anlayan ve engelleyen keskin bir akla dönüşmesidir. Bizim kendi küçük hayatlarımızda "mantık" adını verip kendi doğrularımızı boğduğumuz o hastalıklı düşünce yapısı, devletin ve hukukun şeffaflaşmasıyla yerini gerçek bir mantığa bırakır. Proaktif hukuk, uyuşmazlıkların kök nedenlerini analiz eder. Örneğin, bir yerde hırsızlık artıyorsa, cezaları artırmak reaktif bir çözümdür ve tarih boyunca hiçbir işe yaramadığı defalarca kanıtlanmıştır. Proaktif hukuk ise o bölgedeki ekonomik çöküşü, vergi adaletsizliğini, eğitimsizliği, o "toplumsal dayatmaların" insanları nasıl çaresizliğe ittiğini görür ve müdahaleyi tam o sıfır noktasından, yani kökten yapar. Sorunu doğuran adaletsizliği giderirseniz, suç da kendiliğinden buharlaşır. İşte devletin sadece insanları cezalandıran bir kurum olmaktan çıkması tam olarak budur.</p>

<p>Toplumun evrilmesine ayak uyduramadığı alanlarda geriden gelerek yorum geliştiren o eski, tozlu hukuk anlayışı, yerini; toplumla birlikte nefes alan, o değişimi öngören ve ona göre şekil alan canlı, dinamik bir organizmaya bırakır. Gelişen yorumlar artık olaydan sonra birilerini kurtarmak veya cezalandırmak için değil, toplumu o idea seviyesinde tutmak, sıfır noktasının dengesini bozmamak için yapılır. Herkesin doğrusunun farklı olduğu gerçeği, artık bir kaos sebebi değil, toplumsal zenginliğin ta kendisi olarak kabul edilir. Çünkü proaktif hukuk, o farklı doğruları birbiriyle çarpıştırmadan, herkesin kendi şeridinde özgürce ilerleyebileceği o muazzam otoyolu daha en baştan çizen mühendisliktir. Bu mühendislik, dayatmalardan uzak, sadece akıl, vicdan ve empatinin rehberliğinde inşa edildiğinde kusursuz işler. Otoyol metaforundan devam edecek olursak; eski reaktif hukuk, yola hiçbir tabela koymayan, asfaltı düzeltmeyen, sadece kaza olduktan sonra gelip hurdayı yoldan çeken ve hayatta kalanlara ceza kesen bir sistemdi. Oysa yeni ve ideal hukuk, o yoldaki virajları hesaplayan, bariyerleri tam olması gerektiği yere koyan, herkesin o farklı doğrularıyla -yani farklı hızlarda ve farklı araçlarla- aynı yolda güvenle seyahat edebilmesini sağlayan görünmez bir kılavuzdur. Hukukçuların temel amacı da artık o kazalardan sonra kanlı tutanaklar tutmak değil; bütün doğruların o makul ortalamasını bularak kazayı tamamen önlemektir. İşte hukuk o zaman o meşhur "sıfır" olur. Ne yolun sağına, ne soluna aittir; tam ortada, herkesin ortak güvencesidir.</p>

<p>Bu sıfır noktası o kadar güçlü bir kavramdır ki, toplumun genlerine işlediğinde, o ilk yirmi yıldaki "sen bilmezsin", "böyle gelmiş böyle gider" dayatmaları da kendiliğinden yok olur. Çünkü yeni yetişen nesil, kuralların onları ezmek için değil, tam aksine onların o saf, değiştirilmemiş doğrularını korumak için var olduğunu bilerek büyür. Kuralların kendisine karşı değil, kendisi için işlediğini gören bir insan, kendi koyduğu veya uyduğu kuralı "yanlış" bulma hastalığına da yakalanmaz. Çelişkiler biter. Bir hukuk öğrencisinin satır aralarında gizlediği o sessiz isyan, böyle bir toplumda yerini büyük bir inşaya bırakır. Bizim neslimiz belki o yıkıntıların arasında, o reaktif çöplüğün içinde kendi vicdanını temiz tutmaya, iplerini boynuna geçirmemeye çalışıyor. Ama bizim çabamızla bu idealar gerçeğe dönüşürse, o küller yeniden harlanıp yükseldiğinde, mahkeme salonları insanların korkuyla girdiği soğuk binalar olmaktan çıkacak, toplumsal uzlaşının, o sıfır noktasındaki adaletin şifa dağıttığı merkezler haline gelecektir.</p>

<p><strong>Suçun Azalması ve Toplumsal Ruhun İnşası</strong></p>

<p>Bütün bu yapı taşları -vergi adaleti, proaktif hukuk, sıfır noktası- bir araya gelip yerine oturduğunda, toplumda o çok korktuğumuz, yasaklarla, zindanlarla, kelepçelerle çözmeye çalıştığımız büyük mesele, yani "suç" kavramı kendiliğinden erimeye başlar (Durkheim, 2014). Suç nedir aslına bakarsanız? Suç, çoğu zaman insanın kendi doğrusuyla toplumun ona dayattığı o uydurma doğrunun vahşice çarpışmasından ortaya çıkan kıvılcımdır. Bir insan neden çalar, neden saldırır, neden sistemi dolandırmaya çalışır? Eğer o kişi psikolojik olarak klinik bir vaka değilse, bu eylemlerin temelinde yatan şey hep aynıdır: Ait hissedememek, haksızlığa uğradığını bilmek ve o büyük çarkın içinde ezildiğini, çaresizliğini hissetmektir. Devlet, o ilk yirmi yılında çocuğa sadece "şöyle ol, böyle davran" deyip, sonrasında onu adaletsiz bir vergi ve reaktif bir hukuk sisteminin içine fırlatıp attığında, aslında o suçu kendi elleriyle üretmiş olur. Sistemi yaratanların, sistemin kurbanlarını cezalandırmasından daha trajikomik bir tiyatro olamaz. Ancak, hukuk o sıfır noktasına ulaşıp da devlet sadece cezalandıran bir aygıt olmaktan çıktığında, insanların kazançları oranında bir katkı sunduğu o şeffaf sistem devreye girdiğinde, suçun ana besin kaynağı olan "çaresizlik" ve "adaletsizlik" ortadan kalkar.</p>

<p>Toplum ferahlığa kavuşmaya başlar. Sokağa çıktığınızda insanların yüzündeki o gergin, her an bir saldırı veya haksızlık bekleyen ifade, yerini yavaş yavaş güvene bırakır. Suç oranlarının azalması, sokaklara daha fazla polis koymakla değil; o sokaklarda yürüyen insanların zihnindeki o "mantık hastalığını" iyileştirmekle, onlara doğrularını boğdurtmamakla mümkündür. Suç azaldıkça, toplum kendi içindeki o görünmez duvarları yıkmaya başlar. Eskiden komşusuna şüpheyle bakan, iş arkadaşını bir rakip, devleti ise bir vergi tahsildarı olarak gören o yabancılaşmış insan modeli yavaş yavaş silinir. Onun yerine, bu yazının başından beri ulaşmaya çalıştığımız o nihai kavram, "Toplumsal Ruh" yeşermeye başlar. Toplumsal ruh, bir kalabalığın sadece aynı sınırlar içinde, aynı kanunlara tabi olarak yaşaması demek değildir. Bu sadece bir yığındır. Toplumsal ruh, her bir bireyin kendi farklı doğrusunu, kendi içsel vicdanını koruyarak, o sayı doğrusundaki sıfır noktasında diğerleriyle aynı hizaya, aynı güvene gelebilmesidir. O ruh inşa edildiğinde, devlet ve vatandaş arasındaki o kadim sürtüşme, o ezen-ezilen ikilemi sonsuza dek biter. Çünkü devlet artık dışarıda, yukarıda, ulaşılmaz bir yerde konumlanmış bir "baskı aygıtı" değildir; devlet bizatihi o toplumun ortak vicdanı, o sıfır noktasının kurumsal yansıması haline gelmiştir. Kararlar alınırken, kurallar konulurken kimse "bu bana yanlış geliyor ama mantıklı olan buna uymak" diyerek kendi kendine ihanet etmez. Çünkü kurallar o toplumsal ruhun içinden, makul olanın tam merkezinden, herkesin rızasıyla doğmuştur.</p>

<p>Belki bazılarına göre bu anlattıklarım, bir hukuk fakültesi amfisinde dinlense hocaların gülüp geçeceği, fazla ütopik, romantik bir masaldır. "İnsan doğası kötüdür, devlet baskı kurmalıdır" derler. Ama unuttukları şey, insanın doğasının kötü olmadığı, o ilk yirmi yılda dayatılan o çarpık normların, o güzellik, başarı, itaat safsatalarının insanı kötüleştirdiğidir. Saf bir çocuğu alıp onu vahşi bir arenaya atarsanız, hayatta kalmak için canavara dönüşecektir. Biz arenayı değil, çocuğu suçluyoruz yıllardır. Ama gelin, o farazi senaryomuza sadık kalalım; bu ilk yirmi yılımızda toplumsal düzene göğüs geren, arenanın kurallarını reddeden o nesli yetiştirdiğimizi varsayalım. Bu yeni nesil büyüyüp, o eskimiş kuralları değiştirmeye, yavaş yavaş toplumsal ruhu inşa etmeye başladığında, elbette sancılı bir süreç yaşanacaktır. Olgunlaşmış, o eski reaktif sisteme ve mantık hastalığına adapte olarak hayatta kalmayı başarmış o "kıdemli" insanlar, bu yeni ve şeffaf düzene uymakta inanılmaz bir zorluk çekeceklerdir. Alıştıkları bir kölelik vardır çünkü; ne yapacaklarını bildikleri, vergiden nasıl kaçacaklarını ezberledikleri, adam kayırmacılığın, ezenin ve ezilenin yerinin belli olduğu o kaotik konfor alanları ellerinden alınmaktadır. Bu yüzden yeniye direnirler. "Kurallar bozuluyor, saygı kalmadı" diye feryat ederler. Oysa bozulan şey kural değil, onların o çarpık dayatmalarıdır. Yıkılan şey ahlak değil, o sahte itaat illüzyonudur.</p>

<p>Bu geçiş döneminde, o olgunlaşmış insanlar homurdansa da, toplum düzeni hızla o köhnemiş yapısından sıyrılır. Bir dayatma, bir korku tüneli olmaktan çıkıp, insanın içinde nefes alabildiği, "Evet, burası benim, burası bizim" diyebildiği gerçek bir "düzen" haline gelir. Küllerinden doğan bu sistem, eskinin tüm yaralarını da o proaktif hukukuyla hızla sarar. Sıfır noktası sadece mahkemelerde değil, okullarda, iş yerlerinde, sokaklarda hissedilir. Toplumdaki o gerilim hattı kopar, elektrik toprağa karışır ve geriye sadece sakin, üretken, huzurlu bir akış kalır. Sonuç olarak, devletin dönüşümü dediğimiz bu devasa devrim, aslında bireyin kendi zihnindeki o hastalıklı mantığı yıkmasıyla başlayan bir kelebek etkisidir. Dayatmaların o görünmez iplerini boynumuzdan çıkardığımız gün, devletin o soğuk vergi dairesinin de, adaletsiz mahkeme salonunun da kapısına kilit vurmuş oluruz. Onların yerine, kazancın paylaşıldığı, doğruların ortalamasının bulunduğu, hukukun sıfır noktasında dimdik durduğu o toplumsal ruhu inşa ederiz.</p>

<p>Bu yazının başından beri sorduğumuz "Peki bu baş neresi, düzeltmemiz gereken yer neresi?" sorusunun cevabı da böylece tam anlamıyla netleşir. Düzeltmemiz gereken yer, tam da şu an bulunduğumuz yer, yani kendi zihnimiz, kendi seçimlerimiz sandığımız o illüzyonlu kabullenişlerimizdir. Değişim devlette başlamaz, değişim anayasada başlamaz; değişim o sıfır noktasını arayan, kendi doğrusunu boğmayı reddeden insanın cılız ama kararlı sesinde başlar. Yirmi yıllık prangaları kıran bir nesil, bin yıllık köhne devlet geleneğini sadece bir on yılda, o proaktif adaletin ve toplumsal ruhun sıcaklığıyla eritebilir. Ve unutmayın, eğer bu çabayı bugün biz göstermezsek, bizden sonrakiler de aynı illüzyonlu seçimlerle o ipi kendi boyunlarına geçirmeye devam edeceklerdir. İdeal devlete giden yol uzun ve meşakkatli görünebilir; ancak o yola hiç çıkmamak, çıkıp da kaybolmaktan çok daha büyük bir trajedidir. Şimdi, bu dönüşümün bireysel ve toplumsal sonuçlarını o nihai çerçevede toplamak üzere yolculuğumuzun son aşamasına geçmeliyiz.</p>

<p><strong>TOPLUMSAL DÜZENİN YENİDEN İNŞASI VE BİREYSEL ÖZGÜRLÜĞÜN UYANIŞI</strong></p>

<p><strong>Eğitim Sistemindeki İllüzyonun Yıkılması ve Gerçek Arayışı</strong></p>

<p>Devletin ve hukukun o reaktif, cezalandırıcı yapısından sıyrılıp toplumsal bir ruha dönüşmesi gerektiğini uzun uzun tartıştık. Ancak bu dönüşümün, gökten zembille inen bir kanun hükmünde kararnameyle veya meclisten geçen birkaç yasayla bir gecede gerçekleşmeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. Değişimin asıl savaş alanı, o çok bahsettiğimiz ilk yirmi yılımızın geçtiği, zihinlerimizin birer hamur gibi yoğrulduğu "eğitim" sisteminin ta kendisidir (Foucault, 1992). Toplumsal dayatmalar dediğimiz o görünmez canavarın en büyük fabrikası okullardır aslında. Biz okulları, bilimin, aklın ve özgür düşüncenin yuvası sanırız. Oysa aslına bakarsanız bugünkü yapısıyla eğitim sistemi, o mantık hastalığının çocuklara enjekte edildiği devasa bir aşı merkezinden farksızdır. Çocuğu alırsınız, sıraya oturtursunuz ve ona ilk öğrettiğiniz şey "konuşmadan önce parmak kaldırması", yani otoriteden izin almasıdır. Bilgiyi sorgulaması değil, öğretmenin söylediğini ezberleyip sınavda kusursuzca kağıda dökmesi beklenir. "Neden?" diye soran çocuk yaramaz, itaat eden çocuk ise "başarılı" ilan edilir. İşte güzellik ve başarı dayatmalarının akademik versiyonu tam olarak burada başlar.</p>

<p>İnsanların doğrusunun birbirinden tamamen farklı olduğunu, hukukun o sıfır noktasında herkesi kucaklaması gerektiğini söylüyoruz; ancak eğitim sistemi herkesi aynı tornadan çıkmış tek tip birer vida haline getirmeye çalışır. Herkesin matematiği sevmesi, herkesin aynı tarih ezberine sahip olması dayatılır. Farklılıklar birer zenginlik değil, düzeltilmesi gereken birer "hata" olarak görülür. Bu fabrika düzeni içinde, o saf vicdanlar törpülenir. İleride adaleti sağlayacak olan hakim, yasa yapacak olan vekil, vergi ödeyecek olan vatandaş; hepsi bu tornadan geçerken o "böyle gelmiş böyle gider" boyun eğişini ruhlarına kazırlar. Eğitimdeki bu illüzyonu yıkmak, ideaya giden yolun en büyük ve en tehlikeli virajıdır. Çünkü eğitim sisteminin o dayatmacı yüzünü değiştirmeye kalktığınızda, karşınızda sadece devleti değil, kendi çocuklarının başarısını (!) bu köhnemiş sistemdeki notlarla ölçen ebeveynleri de bulursunuz. "Benim çocuğum sınavı kazanmalı, iyi bir işe girmeli" korkusu, ebeveynleri de bu sistemin gönüllü bekçileri yapar. Oysa o 15 yaşında, 18 yaşında yapılan sözde seçimlerin, aslında ipleri kendi boynumuza geçirdiğimiz anlar olduğunu daha önce fark etmiştik.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eğer toplumsal düzeni, o sıfır noktasına ulaşmış bir hukuku inşa edeceksek; eğitim sistemini bir "itaat fabrikası" olmaktan çıkarıp, bir "gerçek arayışı" bahçesine dönüştürmek zorundayız. Çocuğa ne düşüneceğini değil, nasıl düşüneceğini öğretmek; kendi doğrusunu bulması için ona güvenli bir alan yaratmak gerekir. Yanlış yapmanın bir son veya bir ceza sebebi olmadığını, aksine öğrenmenin yegane yolu olduğunu gösteren bir eğitim, proaktif hukukun da temelini atar. Çünkü kendi doğrusunu ararken hata yapmaktan korkmayan birey, büyüdüğünde kuralları ihlal ederek değil, o kuralları akılla ve vicdanla tartışarak topluma katkı sağlar. Suçu doğuran çaresizlik ve değersizlik hissi, henüz okul sıralarındayken o çocuğa "sen özelsin, senin doğrun önemli" hissi verilerek daha en baştan proaktif bir şekilde yok edilir. Eğitim, sadece bir meslek edindirme kursu değil, insanın kendi içindeki o yargıcı, o şaşmaz vicdanı uyandırma sürecidir. Vicdanı uyanmış bir nesil, rüşvet yemez, adaletsiz vergi koymaz, haksızlık karşısında susmaz. Bu yüzden ideaya giden yolda, meclis binalarından önce sınıf tahtalarındaki o yazıları değiştirmemiz gerekmektedir.</p>

<p>Bu yeni ve özgürleştirici eğitim modeli, toplumda zincirleme bir reaksiyon başlatır. O tornadan çıkmayı reddeden, ailenin ve toplumun "güvenli yanlışlarına" boyun eğmeyen o genç beyinler, yirmili yaşlarına geldiklerinde o derin boşluk ve çöküş hissini yaşamazlar. Çünkü onlar hiçbir yere ait hissetmeme krizini değil, her yeri kendi doğrularıyla yeşertebilecekleri inancını taşırlar. Kendi doğrularını ipe asıp boğmadıkları için, ruhları özgür ve diridir. Bu dirilik, toplumsal düzenin her hücresine işlemeye başlar. İş yerlerinde mobbing, haksız rekabet veya adam kayırmacılık gibi, eski sistemin olağan kabul ettiği "mantık hastalıkları", bu yeni neslin vicdan duvarlarına çarpıp parçalanır. Onlar, yöneticilerine körü körüne itaat etmezler; saygıyı korkudan değil, liyakatten ve haktan üretirler. Böyle bir toplumda, hukukun işi de inanılmaz derecede kolaylaşır. Zira proaktif hukuk, sadece kanun koyucunun çabasıyla işlemez; proaktif hukuk, sokaktaki vatandaşın, sıradaki öğrencinin, masadaki çalışanın o hukuku içselleştirmesiyle hayat bulur. Her bir birey, o sayı doğrusundaki sıfır noktasının birer canlı temsilcisi haline geldiğinde, devletin devasa bir kontrol mekanizması kurmasına gerek kalmaz. Toplum, kendi içindeki o muazzam ahenkle, kendi kendini düzenleyen devasa ve organik bir yapıya evrilir. Güzellik dayatmaları yerini farklılıklara duyulan saygıya, başarı dayatmaları ise insanın kendi potansiyelini keşfetme huzuruna bırakır. O 0-40 yaş arası bitmek bilmeyen çocukluk ve boyun eğiş döngüsü kırılır; insan, hayatının her evresinde gerçek anlamda "yetişkin", yani kendi kararlarının ve doğrularının bilincinde olan özgür bir varlık olarak yaşar.</p>

<p><strong>Sessizliğin Kırılması ve Eski Düzenin Direnişi</strong></p>

<p>Elbette bu anlattıklarımız, zihinde canlandırması huzur verici ancak hayata geçirmesi bir o kadar devrimsel ve sarsıcı süreçlerdir. Sessizliğin kırılması asla gürültüsüz olmaz. Bizim o ilk yirmi yılımızda içimizde biriktirdiğimiz, susturduğumuz o isyan çığlıkları dışarı taşmaya başladığında, eski düzenin bekçileri bütün güçleriyle direneceklerdir. Bizim bu sessizliğimizden beslenen, kendi iktidarlarını, zenginliklerini ve konforlarını o adaletsiz vergi sistemleri ve reaktif hukuk kılıçlarıyla sürdürenler, bu yeni uyanışı bir "anarşi", bir "ahlaki çöküş" olarak etiketlemeye çalışacaklardır. İnsanoğlu, alıştığı cehennemi, hiç bilmediği bir cennete tercih etme eğilimindedir. O olgunlaşmış insanlar, yani o mantık hastalığına tamamen teslim olmuş, kendi boyunlarındaki ipi başkalarının da boynuna geçirmeyi görev edinmiş kitleler, bu yeni neslin getirdiği o proaktif, sıfır noktasına odaklı şeffaflığı anlamlandıramayacaklardır. "Eskiden böyle miydi? Herkes haddini bilirdi!" diyeceklerdir. Aslında "haddini bilmek" dedikleri şey, haksızlığa boyun eğmektir. Sessizliğin kırılması, işte bu sahte had bildirme operasyonlarına karşı dimdik durmakla başlar. İdeal olanı zihnimizde tutup, pratik hayatta susmak, bizi de o eski düzenin suç ortağı yapar.</p>

<p>Değişim, bir kişinin kendi küçük çevresinde o dayatmalara "Hayır, bu yanlış" diyebilmesiyle filizlenir. O küçücük itiraz, suya atılan bir taş gibi dalga dalga büyür. Birinin ses çıkardığını gören diğeri cesaret bulur. Korkunun imparatorluğu, aslında sadece insanların birbirinden habersiz olmasından güç alır. Herkesin içten içe nefret ettiği ama kimsenin sesini çıkarmadığı o "kral çıplak" masalı, toplumsal düzenin tam da kendisidir. Direniş sadece devleti yönetenlerden veya sistemi elinde tutanlardan gelmez; en büyük direniş, bizzat o dayatmaları bize yapan kendi ailelerimizden, en yakınlarımızdan gelir. "Yapma, başını belaya sokma", "Sen mi kurtaracaksın dünyayı?", "Sisteme uy, kendi yolunu bul" telkinleri, o bahsettiğimiz reaktif ve ezen düzene atılan en güçlü can simitleridir. Ancak ideaya giden yol, bu can simitlerini reddetmeyi gerektirir. Eğer birileri o fırtınalı denize atlayıp kıyıya doğru yüzmeye cesaret etmezse, o gemi sonsuza dek o bataklıkta dönecektir. Sessizliğin kırılması, sadece sokaklarda bağırıp çağırmak demek değildir; sessizliğin kırılması, insanın kendi işini en doğru şekilde yapması, hak ettiğinden fazlasına göz dikmemesi, kendi doğrusundan taviz vermemesidir. Bir hukukçunun, müvekkiline sadece davayı kazanmayı değil, adaletin ne olduğunu anlatabilmesidir. Bir öğretmenin, öğrencisine sadece müfredatı değil, vicdanı öğretebilmesidir. Bir bireyin, sadece devlete vergi ödeyerek değil, sokaktaki haksızlığa da müdahale ederek o toplumsal ruhu inşa etmesidir. Eski düzenin hantallığı, bu binlerce küçük ama proaktif adımın karşısında duramaz. Çünkü reaktif sistemler, sadece olan bitene tepki verebilirler; oysa yeni neslin eylemleri, o tepki mekanizmalarının çok daha ötesinde, oyunun kurallarını kökten değiştiren bir zeminde gerçekleşmektedir. Siz birine ceza vererek onu durdurabilirsiniz, ancak ona kendi vicdanının sıfır noktasını buldurduğunuzda, onu sonsuza dek özgürleştirirsiniz. Özgürleşmiş zihinleri ise hiçbir eski düzen kanunu, hiçbir adaletsiz vergi sistemi zapt edemez.</p>

<p><strong>İdeaların Gerçekliğe Dönüşmesi ve Nihai Uyum</strong></p>

<p>Tüm bu sancılı kırılmaların, eğitimdeki uyanışın ve sessizliğin yırtılmasının ardından ulaşacağımız o ufuk çizgisi, ideaların artık birer hayal olmaktan çıkıp hayatın ta kendisine dönüştüğü yerdir. Hukuksuz bir toplumun yükselmesini beklemekle külün yanmasını beklemek aynı şeydir demiştik. İşte bu yeni inşayla birlikte, o küllerin arasından sadece yükselen bir devlet değil, küllerinden arınmış bir insanlık doğar. Hukukun o idea seviyesine, yani sayı doğrusundaki "sıfır" noktasına çıkması, toplumda muazzam bir uyum yaratır. Artık "doğru" ve "yanlış", kimsenin tekelinde, hiçbir zümrenin dayatmasında değildir. Toplumsal düzen, herkesin birbirinin doğrusuna, o doğru kendi alanına tecavüz etmediği sürece saygı duyduğu devasa bir senfoniye dönüşür. Eskiden farklılıklar çatışma doğururken, bu yeni düzende farklılıklar birbirini tamamlayan birer renk haline gelir. Güzellik algısı serbest kalır; kimse saçının şekli, yüzünün hatları veya cinsiyeti üzerinden bir baskı görmez. Dayatmaların yerini kabulleniş, nefretin yerini ise anlama çabası alır.</p>

<p>Proaktif hukuk, o görünmez kılavuz, insanların bu senfonide nota kaçırmadan, kendi seslerini bulmalarını sağlar. Hukuk, elinde sopayla bekleyen bir bekçi değil, o senfoniyi yöneten tarafsız bir orkestra şefi gibidir artık. İnsanların doğuştan getirdiği o saflık, dayatmalarla kirlenmeden yetişkinliğe taşınır. Bu nihai uyum aşamasında, o çok yakındığımız seçim illüzyonu da tamamen ortadan kalkar. İnsanlar, başkalarının kendi adlarına yazdığı senaryolardaki rolleri seçmek zorunda bırakılmazlar; kendi senaryolarını kendileri yazarlar. "Hiçbir şeyi seçmemek" artık bir çaresizlik kaçışı değil, sadece anın tadını çıkarmak, bilinçli bir duruş olur. Doğrularımızı iplerin ucunda boğmadığımız için, hayatta attığımız her adım, tuttuğumuz her iş, sevdiğimiz her insan gerçekliğimizin birer parçası olur. Yirmili yaşların o çöküşü, yerini muazzam bir üretim enerjisine bırakır. Devletin bir toplumsal ruh haline gelmesi, sadece ekonomik ve adli bir rahatlama sağlamakla kalmaz; insanın varoluşsal kaygılarına da en büyük ilacı sunar. "Ben buraya aidim, bu düzen benim doğruma da, komşumun doğrusuna da eşit mesafede duruyor" inancı, dünyayı cennete çevirecek olan yegane formüldür.</p>

<p>Belki bütün bunlar bizim neslimizin ömrü boyunca tam anlamıyla tamamlanmayacak büyük bir yürüyüştür. Ancak önemli olan, o yürüyüşü başlatmak, o adımı atmaktır. Hukuku, adaleti, eğitimi, devleti ve en önemlisi kendi zihnimizi o mantık hastalığından kurtarıp şifalandırmak, bizim o küllere üfleyeceğimiz ilk nefestir. Kül yanmaz, evet; ama o külün altında hala sıcak kalan bir kor parçası varsa, ve siz ona doğru nefesi verirseniz, o ateş bütün karanlığı aydınlatacak kadar büyüyebilir. İşte bizim içimizdeki o cılız "ideal devlet" düşüncesi, o kordur. Bütün mesele, o koru toplumsal bir ruha, bir adalet ateşine dönüştürecek cesareti bulabilmektir.</p>

<p><strong>SONUÇ: İDEAYA GİDEN YOLUN SONU VE BAŞLANGICI</strong></p>

<p>Bu uzun ve derinlikli yolculuğun sonuna yaklaşırken, aslında vardığımız yerin yeni bir başlangıç çizgisi olduğunu çok net görebiliyoruz. Bireyin dünyasına gözlerini açmasıyla başlayan bu hikaye, masumiyetin, toplumsal dayatmalar adı altındaki o acımasız dişliler arasında nasıl ezildiğinin bir özetidir. Bebeklikten çocukluğa, cinsiyet dayatmalarından başarı ve "güzellik" algılarına kadar her adımda, insanın kendi doğasından nasıl koparıldığını adım adım izledik. İnsanoğlu, sorsan en mükemmel olanı yaratmaya, en kusursuz nesli yetiştirmeye çalışırken, aslında kendi korkularını ve hastalıklı mantığını yeni bir bedene hapsetmekten başka bir şey yapmıyordu. 5-6 yaşlarındaki o sözde seçimlerin, aslında ailelerin ve toplumun bizim adımıza çoktan verdiği kararların bir devamı olduğunu, "seçimsiz kalmanın" bize öğretilmeyen en büyük seçim olduğunu fark ettik (Sartre, 2009). Elimize tutuşturulan o ipin ucunda meğer iştahla çekip boğduğumuz şeyin kendi öz doğrularımız olduğunu anladığımızda, yirmili yaşlarımızın o karanlık ve boşluk hissi veren çöküşüne şahit olduk. Kendi koyduğumuz kuralların bize yanlış gelmesine rağmen, bu yanlışlığa boyun eğişimizi "mantık" olarak adlandırdığımız o korkunç zihinsel hastalığın teşhisini koyduk. Çünkü aidiyetimizi kaybettiğimiz, doğrularımızı öldürdüğümüz bir dünyayı değiştiremeyeceğimizi acı bir şekilde öğrenmiştik.</p>

<p>Ancak bu karamsar tablonun içinde, bir çıkış kapısının da her zaman aralık durduğunu gördük. O kapının anahtarı, "idea" kavramında, zihnimizin derinliklerinde bizi sürekli sorgulamaya iten o ideal devlet ve ideal hukuk rüyasında saklıydı. Hukukun olayların peşinden süpürgeyle giden reaktif bir hizmetçi olmaktan çıkıp, olayları doğmadan önleyen proaktif bir kılavuza dönüşmesi gerektiğini tespit ettik. Herkesin doğrusunun farklı olduğu bu kaotik düzende, hukukun ancak o eşsiz "sıfır noktasına" oturarak, artıya ve eksiye, tüm doğrulara eşit mesafede durarak ideaya ulaşabileceğini anlattık. Bu sıfır noktası bulunmadan, devlet sadece ceza kesen, nefes almanın bile bedelini adaletsiz vergilerle tahsil eden soğuk bir kurum olmaya mahkumdur. Ne zaman ki vergi sistemi, herkesin kazancı oranında, hakkaniyetle paylaşılır; ne zaman ki devlet, sopasını bırakıp toplumu şefkatle bir arada tutan ortak bir "toplumsal ruh" halini alır; işte o zaman suç, çaresizlik ve yabancılaşma da kendi kendine yok olacaktır. Hukuksuz, sıfır noktasını kaybetmiş bir toplumun, sönmüş bir kül gibi yanmayı beklemesinin ne kadar beyhude olduğunu, ayağa kalkışın ancak kendi ellerimizle, o ilk yirmi yılımızdaki isyan ateşini koruyarak mümkün olabileceğini ortaya koyduk.</p>

<p>Sonuç olarak, insanoğlunun çökmeye başladığı yer o dayatmaların, o boyun eğişlerin başladığı yerse; dirileceği ve ayağa kalkacağı yer de o dayatmalara "Dur!" diyeceği andır. Birçoğumuzun hakkında fikir sahibi olduğu ancak fikrini dışa vuramadığı, iş yapmaya gelince kaçtığı o "ideal", aslında bizden uzakta, gökyüzünde bir yerlerde değildir; kendi içimizde, o boğmaktan son anda kurtardığımız doğrularımızın tam merkezindedir. Eğer bizler, özellikle ilk yirmi yılımızı bu dayatmalara göğüs gererek, kendi doğrumuzu o sayı doğrusunun merkezindeki sıfır noktasında cesurca savunarak geçirebilirsek, sadece kendi kaderimizi değil, bütün bir toplumsal düzeni de baştan aşağı değiştirebiliriz. Kurallar evrimleşir, eskinin o olgunlaşmış ve hastalıklı zihinleri değişime dirense de, yeni ve proaktif bir adalet anlayışı güneş gibi doğar. Devlet o soğuk maskesini çıkarır, vicdan mahkemeleri salonları terk edip sokaklara, okullara, kalplere yerleşir. Belki bugün hukuk bu dediğimiz idea seviyesinde değildir, belki adaletsizlikler ve dayatmalar her köşe başında pusuya yatmıştır. Ancak unutmayalım ki; o hukuku idea seviyesine çıkarmak, o sıfır noktasını toplumsal bir ruha dönüştürmek hala bizim elimizdedir, bizim omuzlarımızdadır, bizim çabamızdadır. İdeaya giden yol hiçbir zaman bitmeyecek bir yürüyüştür, ve bu yürüyüşteki ilk adım, aklımızla bize oynanan bu büyük oyunu reddetmektir.</p>

<p><strong>Arif BAĞTIR</strong></p>

<p><strong>ANKARA BİLİM ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">KAYNAKÇA</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Durkheim, É. (2014). Toplumsal işbölümü (Ö. Ozankaya, Çev.). Cem Yayınevi. (Orijinal eser 1893).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Foucault, M. (1992). Hapishanenin doğuşu: Ceza evriminin tarihi (M. A. Kılıçbay, Çev.). İmge Kitabevi Yayınları. (Orijinal eser 1975).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kant, I. (2009). Ahlak metafiziğinin temellendirilmesi (İ. Kuçuradi, Çev.). Türkiye Felsefe Kurumu. (Orijinal eser 1785).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Kelsen, H. (2016). Saf hukuk kuramı (E. G. Belgesay, Çev.). Yetkin Yayınları. (Orijinal eser 1934).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Locke, J. (2004). Hükümet üzerine ikinci inceleme (F. Bakırcı, Çev.). Babil Yayınları. (Orijinal eser 1689).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Platon. (2006). Devlet (S. Eyüboğlu &amp; M. A. Cimcoz, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser M.Ö. 380 dolayları).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Rousseau, J. J. (2006). Toplum sözleşmesi (V. Günyol, Çev.). Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları. (Orijinal eser 1762).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Sartre, J. P. (2009). Varlık ve hiçlik: Fenomenolojik ontoloji denemesi (T. Ilgaz &amp; G. E. Göktürk, Çev.). İthaki Yayınları. (Orijinal eser 1943).</span></p>

<p><span style="color:#999999">· Weber, M. (2012). Ekonomi ve toplum (L. Boyacı, Çev.). Yarın Yayınları. (Orijinal eser 1922).</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ideaya-giden-yol-dayatilan-duzenden-toplumsal-ruha-bir-hukuk-yolculugu</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 14:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazidfol1.jpg" type="image/jpeg" length="54079"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Halit Çelenk Hukuk Ödülleri Belirlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/halit-celenk-hukuk-odulleri-belirlendi-2026</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/halit-celenk-hukuk-odulleri-belirlendi-2026" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) katkılarıyla düzenlenen 2026 yılı Halit Çelenk Hukuk Ödülleri belirlendi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Değerlendirme sürecini tamamlayan Ödül Seçici Kurulu’nun kararı doğrultusunda, Halit Çelenk Hukuk Ödülü bu yıl iki eser arasında paylaştırıldı. Buna göre Arzu Balan’a ait “Ceza Hukuku Teorisinde Metamorfoz: Tehlike Suçları” konulu tez ile Ceren Tuğlu Olpak’a ait “Toplumsal Düzenin İnşası ve Korunmasında Ceza Hukukunun Rolü” konulu tez ödüle layık görüldü.</p>

<p>Halit Çelenk Seçici Kurul Özel Ödülü, Hamdi Gökçe Zabunoğlu’na ait “Kamu Hukukunun Diyalektik Analizine Katkı” isimli kitaba verildi.</p>

<p>Akademik Destek Ödülü’nü alan eser, Akasya Kansu Karadağ’a ait “Güçler Ayrılığı ve Hegemonya: Kurumsal Bir Tartışma” konulu tez oldu.</p>

<p>Akademik Teşvik Ödülü iki eser arasında paylaştırıldı. Buna göre Gamze Yentür’e ait “İşçi Avukatlığın Ekonomi Politiği” konulu kitap ile Kaan Doğan’a ait “Karl Marx’ın Dönem Düşüncesinde Hukuk ve Yabancılaşma” konulu tezi ödüle layık görüldü.</p>

<p>Ödüller, Halit Çelenk’in aramızdan ayrılışının yıldönümü olan 5 Mayıs 2026’da Ankara’da, TBB’nin ev sahipliğinde düzenlenecek ödül töreninde sahiplerini bulacak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Halit Çelenk Hukuk Ödülleri Seçici ve Düzenleyici Kurulu: Prof. Dr. Korkut Boratav, Av. Ercan Demir, Serpil Çelenk Güvenç, Dr. Öğretim Üyesi İlker Kılıç, Ali Rıza Aydın, Av. Barış Aybay, Av. Özlem Şen, Av. Ümit Altaş.</p>

<p><i><strong>Tören yer ve saati: </strong></i></p>

<p>5 Mayıs 2026 Salı, saat 19.00</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi</p>

<p>Oğuzlar Mahallesi, Barış Manço Caddesi, Av. Özdemir Özok Sokağı No: 8</p>

<p>Balgat – ANKARA</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/halit-celenk-hukuk-odulleri-belirlendi-2026</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 13:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/baro/tbb-turkiye-barolar-birligi.jpg" type="image/jpeg" length="42711"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HALKI AŞAĞILAMA SUÇLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/halki-asagilama-suclari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/halki-asagilama-suclari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 216. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında halkı aşağılama suçları düzenlenmiştir. Aşağıda, halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle veya halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçları hakkında açıklamalar yapılacaktır. Halkı aşağılama suçları ile korunan hukuki yarar kamu barışıdır. Halkı aşağılama suçu, topluma ve kamu barışına karşı suçlar kapsamında düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. Halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılama suçu</strong></p>

<p><strong>“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı TCK m.216/2’ye göre; </strong><i>“Halkın bir kesimini, sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayanarak alenen aşağılayan kişi, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”</i>.</p>

<p>Hükümde; Türkiye Cumhuriyeti Halkının bir kesimini, tanımlarına yukarıda yer verdiğimiz ulusüstü değerler, özellikler veya bir milleti oluşturan kıymetler olarak kabul edilebilecek sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığına dayandırmak suretiyle alenen bir insanın, bir durumu veya bir kimseyi, kendisinden daha az sahip olduğunu sandığı/gördüğü değerler için küçük görmesi, yani aşağılaması, tahkir ve tezyifte bulunması suç olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere 2. fıkrada sayılan konular, cinsiyet haricinde ilk fıkra ile aynıdır. Bu fıkrada geçen cinsiyet kavramının ise, <i>cinsellik</i> veya “İstanbul Sözleşmesi” olarak bilinen ve Türkiye Cumhuriyeti’nin imzasını çektiği Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nde geçen <i>cinsel yönelim</i> ve <i>toplumsal cinsiyet</i> kavramlarından farklı olduğu, burada halkın bir kesiminin yalnızca kadın ve erkek olması sebebiyle alenen aşağılanmasının suç olarak düzenlendiğini belirtmek isteriz. Dolayısıyla, cinsellik üzerinden yapılan aşağılama TCK m.216/2 kapsamında suç olarak kabul edilmemiştir. Buna göre TCK m.216/2; “halkın bir kesimi” ibaresi kapsamına sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet ve bölge kavramlarını dahil etmiş, fakat bunun dışında kalan ve taşıdıkları özellikler itibariyle farklı kesim olarak değerlendirilebilecek başka kavrama yer vermemiştir.</p>

<p>Esasen 216. maddenin 1. ve 2. fıkralarında, halk kesimleri yönünden örneklemenin değil, sınırlı bir sayma metodunun izlendiği görülmektedir ki, bu yöntem hukuki öngörülebilirlik ve bilinirlik açısından “kanunilik” ilkesine de uygundur. Korunan özellik kavramının sayısının değiştirilmesi veya artırılması ise kanun koyucunun takdir ve değerlendirmesindedir. TCK m.2/1-3 gereğince, burada korunan hukuki yararın ve konunun yargı mensubu tarafından genişletilmesi veya gözardı edilmesi mümkün değildir. TCK m.216 ile korunan hukuki yarar kamu barışı ve ilk iki fıkrada koruma altına alınan unsurlar her iki fıkrada sayılan konulardır.</p>

<p>Böylece; hükümde belirtilen konular sınırlı olarak sayıldığından, bu konular haricinde gerçekleştirilen aşağılama fiilleri, bu madde gerekçe gösterilerek cezalandırılmayacaktır.</p>

<p>Bununla beraber; 2. fıkrada yalnızca aşağılama fiili yaptırıma bağlanmış, bu fiilin gerçekleştirilmesi ile herhangi bir sonucun ortaya çıkması aranmamış, söz, yazı veya başka bir şekilde halkın bir kesiminin, maddede ifade edilen konulardan birisi nedeniyle aşağılanmasının suç teşkil edeceği belirtilmiştir. İlk fıkrada olduğu gibi, suçun gerçekleştiğinin kabul edilebilmesi için aleniyet unsurunun gerçekleştirilen fiilde bulunması gerekmektedir, aleniyet burada da suçun maddi unsuru sayılmaktadır.</p>

<p>Bu suçun işleniş şekline göre teşebbüs gündeme gelebilir, bir başka ifadeyle icra hareketlerinin bölünebildiği ölçüde suç teşebbüse elverişli olacaktır. Örneğin kişi bir yazı kaleme almak suretiyle bu suçu işlemeyi amaçladığında, ancak yayımı sırasında bir hata oluştuğunda, suçun teşebbüs aşamasında kaldığı ileri sürülebilir. Kanun koyucu aşağılama suçu bakımından, somut tehlike şartını aramamış ve kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkma şartını öngörmemiştir. 216. maddenin 3. fıkrasında tanımlanan dini değerleri alenen aşağılama suçu yönünden, suça konu fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması aranmıştır. 216. maddenin 2. fıkrasında soyut ve diğerlerini somut tehlike suçları olarak tanımlayabiliriz.</p>

<p>Belirtmeliyiz ki; TCK m.216/2’de esasında halkın belirli bir kesimine yönelik hakaret gündeme geldiğinden, hakaret suçunu düzenleyen TCK m.125’in aksine, burada failin icra ettiği fiilin yöneldiği bir kişi değil, belirsiz sayıda mağdur bulunmaktadır.</p>

<p>TCK m.216/2’nin gerekçesine bakıldığında; <i>“(…) halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge bakımından farklı bir kesimini alenen aşağılanması suç sayılmıştır. Suçun oluşması için; fıkrada belirtilen özelliklere sahip ve halkın bir kesimini oluşturan gayrimuayyen sayıdaki kişilerin aşağılanması, tahkir edilmesi gerekir. Bu fıkrada, kamu barışını korumak amacıyla halk kesimlerinin alenen aşağılanması suç olarak tanımlanmıştır.” </i>açıklamasına yer vermiş, ancak hükümde TCK m.216/1’de <i>“kamu güvenliği açısından açık ve yakın bir tehlikenin ortaya çıkması” </i>ve TCK m.216/3’de <i>“fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde” </i>unsurları objektif cezalandırılabilme şartı olarak TCK m.216/2 bakımından aranmamıştır. Görüleceği üzere, failin alenen aşağılaması suçun oluşması için yeterli görülmüş ve ayrıca buna bağlı olarak objektif cezalandırılabilme şartının gerçekleşmesi halkın bir kesimini belirli özellikleri nedeniyle aşağılama suçunda öngörülmemiştir.</p>

<p>TCK m.216/1’de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçunun hapis cezasının üst haddi 2 yıldan fazla olduğundan, CMK m.100/4 gereğince tutuklama yasağı bu suç yönünden bulunmamakla birlikte, aşağılama suçları yönünden hapis cezasının üst haddi 1 yıl olarak düzenlendiğinden, aşağılama suçları yönünden tutuklama yasağı bulunmaktadır. Aşağılama suçunu işleyen fail hakkında adaletten kaçma ve/veya delil karartma ile ilgili yasal şartlar oluşmuşsa, hakim tarafından yalnızca adli kontrol tedbirine karar verilebilir.</p>

<p>TCK m.216/2’de düzenlenen aşağılama suçunda somut tehlikenin varlığı aranmamış, sadece sosyal sınıf, ırk, din, mezhep, cinsiyet veya bölge farklılığı üzerinden failin halkın bir kesimini alenen aşağılamaya dönük konuşmaları ve yazıları suçun oluşması için yeterli görülmüştür. Sosyal sınıf; halkın bir kesimini oluşturan memur, işçi, emekli, öğrenci veya iktisadi şartlara göre belirlenen sınıflardan oluşur, ancak hükümde ve gerekçesinde sosyal sınıfın net bir tanımına da yer verilmemiştir. Bu bakımdan, sosyal sınıfın ne olduğunu somut olayın özelliklerine göre belirlemek isabetli olacaktır. Her ne kadar kanun koyucu TCK m.216/1-2’de “gibi” veya “ve benzeri” demeyip, sınırlı sayma yöntemi ile kamu barışı yönünden korunmasını hedeflediği hukuki yararları saymışsa da, sosyal sınıfın, ırkın, dinin, mezhebin veya bölgenin ne olduğunu ve bunlarla ilgili farklılıklar üzerinden alenen aşağılamanın tespitini uygulamaya bırakmıştır.</p>

<p>Halkın bir kesimini taşıdığı özelliklere ve bu özelliklerin farklılıklarına dayanarak alenen aşağılama suçunun oluşabilmesi için failde suç işleme kastının varlığı ve buna ilişkin sözleri alenen, yani herkesin ulaşabileceği şekilde söylemesi veya paylaşması yeterli olup, fiilin icrası sırasında suçun kanuni tanımında yer alan maddi unsurları bilmeyen, bu nedenle esasta hataya düşen, dolayısıyla suç işleme kastı olmayan veya işlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz, yani haklı görülebilir bir hataya düşen kişinin TCK m.30/1-4 gereğince ceza sorumluluğu gündeme gelmeyecektir. TCK m.30/1 yönünden suçun manevi unsuru oluşmadığından ve m.30/4 bakımından ise haksızlık hatası varlığından bahisle failin cezalandırılması yolunda gidilmeyecektir.</p>

<p>Aşağılama; alçaltma, küçük düşürme, küçük veya hor görme olarak tanımlandığından, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi gereğince her ne kadar beddua bir aşağılama sayılmazsa da, kullanıldığı yer ve zaman dikkate alındığında ve kamu barışı açısından düşünüldüğünde, bir bütünde sosyal sınıfı, ırkı, dini, mezhebi, cinsiyeti veya bölge farklılığına dayanarak bir sınıfa ve diğer sayılan unsurlara yapılacak beddua aşağılama suçu kapsamında görülebilir, ancak bedduanın daha ziyade değerlendirilmesi gereken yerinin TCK m.216/1’de düzenlenen halkı kin ve düşmanlığa tahrik suçu olduğu söylenebilir. Tahrik ile aşağılama arasında ayırım, somut olayın özelliklerine göre ve “kanunilik” ilkesi dikkate alınarak yapılmalıdır.</p>

<p><strong>II. Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçu</strong></p>

<p><strong>“Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” başlıklı TCK m.216/3’e göre;</strong> <i>“Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılayan kişi, fiilin kamu barışını bozmaya elverişli olması halinde, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır”</i>.</p>

<p>216. maddenin 3. fıkrasında; Türkiye Cumhuriyeti Halkının bir kesiminin benimsediği dini inançtan ve buna bağlı değerlerinden dolayı alenen aşağılayan failin fiilinin kamu barışını bozmaya elverişli olduğunun tespiti halinde, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri aşağılama suçu oluşacaktır.</p>

<p>Maddenin 3. fıkrasında düzenlenen suçun tipiklik unsuru, halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen aşağılamaktır. Aleniyet, burada da suçun unsurları arasında yer almaktadır ve bu fıkrada düzenlenen suç da ikinci fıkraya paralel olarak teşebbüse icra hareketlerinin bölünebildiği ölçüde elverişli olup, burada da belirsiz sayıda mağdur bulunmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere; bir kişi hedef alınarak dini değerler üzerinden aşağılama fiili icra edildiğinde, TCK m.125’de düzenlenen hakaret suçunun nitelikli hali gündeme gelecektir.</p>

<p>Hükmün lafzında geçen “kamu barışını bozmaya elverişli olması” ifadesinden, bu suçun da m.216/1’deki gibi bir somut tehlike suçu olarak düzenlendiği sonucuna varılmalıdır. Fiilin icra edilmesi ile halkın dini değerlerinin aşağılandığı duygusuna kapılması aranmasa da, fiilin objektif olarak aşağılayıcı nitelikte ve kamu barışının bozulmasına elverişli olması gerekmektedir. Failin aşağılama içeren açıklaması, kamu barışının bozulmasına dair açık ve yakın tehlikeyi içermeli, yani yargı makamı alenen aşağılama fiilinin kamu barışını bozmaya elverişli olduğunu tespit etmelidir. Bu bakımdan; toplumun bir kesiminde huzursuzluk çıkması veya yaygın şekilde çıkma ihtimalinin doğması, tepki oluşması, halkın benimsediği din değerleri aşağılamak amacıyla protesto içeren toplantı veya gösteri yürüyüşünün yapılması, insanların yapılan açıklamaya huzursuzluklarını dile getirecek şekilde tepki göstermesi, suça konu fiilin kamu düzenini bozmaya elverişli olduğuna dair örnekler arasında gösterilebilir.</p>

<p><strong>TCK m.216/3, önce halkın bir kesiminin benimsediği dinin varlığını ve sonrasında bu dinin bilinen değerlerine karşı alenen aşağılamayı suç saymaktadır. </strong>216. maddenin genelinde; din ve dini değerlerin korunduğu, fakat bir dini inancı olmayan ve “ateist” olarak bilinen insanların ve halk kesiminin korunmadığı, ateistlik bir din olmadığından ve 216. maddede açık bir şekilde “inanç” kavramına değil de, “din” ve “mezhep” kavramına yer verildiğinden, “suçta ve cezada kanunilik” prensibi açısından bir dini inancı olmayanların koruma görmeyeceği ileri sürülebilir. Ancak bu anlayışın ve 216. maddenin düzenlenme şeklinin, Anayasanın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. ve “Din ve vicdan hürriyeti” başlıklı 24. maddesinin 1. ve 3. fıkralarına aykırı olduğu görüşü ileri sürülebilir.</p>

<p>İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü” başlıklı 9. maddesinin 1. fıkrasında, her insanın vicdan ve din özgürlüğüne sahip olduğu, din veya vicdan değiştirebileceği ve bunu açıklama özgürlüğüne sahip olduğu ifade edilmiştir. Hükümde, sadece “din” kavramına değil, “inanç” kavramına da yer verildiği ve bireyin, inanmak veya inanmamak şeklinde somutlaşabilecek inancını açıklama özgürlüğüne sahip olduğu net bir şekilde ortaya koyulmuştur.</p>

<p>Ancak belirtmeliyiz ki; ateistlik bir din veya mezhep olarak kabul edilemez, çünkü dini inancın olmadığı kabul edildiğinden, ateizm üzerinden söylenen sözler TCK m.216/1-2 kapsamında ele alınmayıp, belki suçun niteliğine göre TCK m.115/3’de tanımlanan yaşam tarzına ilişkin tercihlere müdahale veya TCK m.125/1-3’de düzenlenen hakaret suçu kapsamında değerlendirilmelidir.</p>

<p>Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerlerin alenen aşağılanması denirken, bahsedilen TCK m.216/2’de sayılan aşağılama değil, bir dini inancın benimsenmesinden kaynaklanan ve bundan dolayı kullanılan sembollerin, kıyafetlerin ve “dini değer” kapsamında ele alınabilecek tüm unsurlara yönelik aşağılamaya dönük fiiller suç sayılacak, ancak fail bu fiilin sonucunda kamu barışını bozmaya elverişli bir ortama yol açmışsa, objektif cezalandırılabilme şartının gerçekleştiği kabulü ile aşağılama suçu işlediği gerekçesiyle cezalandırılabilecektir.</p>

<p>Kamu barışına karşı işlenen aşağılama suçları soruşturulması ve kovuşturulması şikayete bağlı suçlardan da değildir. Suçun işlendiğine dair ihbarın varlığı soruşturmanın açılması ve suçun işlendiğine ilişkin yeterli şüpheyi ortaya koyan somut delillerin varlığı iddianamenin düzenlenmesi için yeterlidir.</p>

<p>Failin dini değerleri alenen aşağılama kastı olmaksızın yaptığı eleştiriler, bulunduğu ortamda ve yaşadıklarına ilişkin itirazları, bu eleştiri ile itirazların güvensizlik temelli olmasından kaynaklanması ve bunların somut olay ile ilgili kişisel değerlendirmeler olması durumunda, failin sınırı aşmamak ve sadece yaşadığı sorunla veya güvensizlikle ilgili itiraz, şikayet veya eleştirisini gündeme getirmek kaydıyla söylediği sözler ve yaptığı başvurular alenen aşağılama suçu olarak kabul edilemez. Her şeyden evvel aşağılama suçunun oluşabilmesi için failin, buna ilişkin sözlerini herkese ulaşabilir veya herkes tarafından duyulabilir, görülebilir şekilde aleni yapması gerekir. Fail tarafından söylenen sözlerin ve yazılan yazıların o an için herkes tarafından görülmesi veya duyulması şart değildir. Önemli olan; failin aşağılamaya ilişkin sözleri ve yazıları kapalı bir yerde veya başkalarının duymadığını ve okumadığını düşünerek paylaşmayıp, bunu aleni, yani herkesin duyabileceği veya okuyabileceği şekilde söyleyip söylemediği veya yazıp yazmadığıdır. Kanun koyucu TCK m.216’nın bütününde “alenen” kelimesine yer verirken, bu maddede düzenlenen suçlarla korunan hukuki yararın kamu barışı olduğunu ve bu yararın ancak suçların alenen işlenmesi halinde oluşabileceğini kabul etmiştir.</p>

<p><strong>TCK m.218’de “Ortak hüküm” başlığı altında cezada artırıma gidilmesine ilişkin bir hükme yer verildiği görülmektedir. </strong>Bu maddeye göre, dini değerleri aşağılama suçunun basın ve yayın yoluyla ve dolayısıyla Türk Ceza Kanunu m.6/1,(g) uyarınca internet vasıtasıyla işlenmesi halinde, fail hakkında tayin edilecek ceza yarı oranında artırılacaktır. Bunun için, haber verme sınırlarının aşılması ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamasının dışına çıkılması gerekir. Aksi halde, basın ve yayın yoluyla aşağılama suçunun oluşmadığı kabul edilecektir.</p>

<p>Gerek Anayasanın “Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti” başlıklı 26. maddesi ve gerekse 5187 sayılı Basın Kanunu’nun “Basın özgürlüğü” başlıklı 3. maddesi ile koruma altına alınan haber verme hakkının kapsamını aşmayan ve eleştiri amacı taşıyan ifadeler, TCK m.216’da düzenlenen suçu oluşturmayacaktır.</p>

<p><strong>III. Sonuç</strong></p>

<p>Görüldüğü üzere TCK m.216’nın tatbiki oldukça sıkı şartlara bağlanmış, birçok suçta nitelikli hal olarak kabul edilen aleniyet unsurunun burada suçun maddi unsuru olarak aranmasının yanı sıra, TCK m.216/2 hariç olmak üzere kamu güvenliği açısından somut bir tehlikenin varlığı olmaksızın da icra edilen fiillerin cezalandırılamayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Kanuni düzenlemede bu koşulların varlığından açıkça bahsedilse de, uygulamada soruşturma veya kovuşturma başlatılması hedeflenen sözlerin, kamu güvenliği açısından somut bir tehlikeye neden olup olamayacağı incelenmeksizin bu madde kapsamında değerlendirildiği, bireyler hakkında keyfi soruşturmalar başlatıldığı, TCK m.115/3’de tanımlanan yaşam tarzına hukuka aykırı müdahale ile TCK m.122’de öngörülen nefret ve ayırımcılık suçlarının tatbik edilemediği hallerde <i>torba hüküm</i> olarak 216. maddeye başvurulduğu, oysa objektif cezalandırma koşulu gerçekleşmeden soruşturma dahi başlatılamayacağı, ihbar ve şikayete konusu fiilin suç oluşturmadığının herhangi bir araştırma yapılmasını gerektirmeksizin açıkça anlaşılması veya ihbarın ve şikayetin soyut ve genel nitelikte olması durumunda CMK m.158/6 uyarınca soruşturmaya yer olmadığı kararı verilmesi gerektiği, aksi takdirde bireyin ifade hürriyeti, TCK m.2, Anayasa m.38 ve İHAS m.7 ile güvence altına alınan “kanunilik” ilkesine, aynı şekilde temel hak ve hürriyetlerin nasıl sınırlanacağını düzenleyen Anayasanın 13. maddesine aykırı olarak sınırlanacağı, çünkü bir sınırlamanın <i>kanunilik,</i> <i>ölçülülük</i> ve <i>meşruluk</i> şartlarını taşıması gerektiği, kanuni düzenlemenin bu şartları taşıdığı halde ise, maddenin uygulama alanının kıyas veya kıyasa varan genişletici yorum yapılarak genişletilemeyeceği, aksi halde hukuki öngörülebilirliğin ve bilinirliğin ortadan kalkacağı, bunun kamuoyunda caydırıcı etkiye neden olacağı, insanların fikirlerini dile getirmekten imtina edeceği, her ne kadar kovuşturma evresi sonucunda beraat kararı verilecek olsa dahi, bireylerin esasında adli sürece dahil edilerek cezalandırılacağı ve üzerlerinde ciddi baskı oluşacağı, bununda demokratik hukuk toplumu anlayışına zarar vereceği tartışmasızdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Mehmet Vedat Ervan</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/halki-asagilama-suclari-1</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/dini-degerleri-asagilama-sucu1.jpg" type="image/jpeg" length="42859"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Hatice Kocaefe'yi katleden şüpheli ile 4 arkadaşı tutuklandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-katleden-supheli-ile-4-arkadasi-tutuklandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-katleden-supheli-ile-4-arkadasi-tutuklandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bursa'nın Gürsu ilçesinde borcunu ödemediği gerekçesiyle kendisine yönelik icra takibi başlatan Avukat Hatice Kocaefe'yi (26) düzenlediği silahlı saldırıda öldüren Hakkı Çetin (49) ile kendisine yardım ve yataklık yaptığı belirlenen A.Ç., E.Ü., S.S. ve H.S. tutuklandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Olay, pazartesi günü saat 17.00 sıralarında Gürsu ilçesi Ağaköy Mahallesi’nde meydana geldi. İddiaya göre; Hakkı Çetin, soğuk hava deposu bulunan Elif Çalışkan'a armut sattı. Ödemesini yapan Çalışkan’dan ihracatta kullanılan 5 milyon TL'lik armut kasası satın alan Hakkı Çetin borcunu ödemedi. Çalışkan, İstanbul Barosu’na kayıtlı avukat olan kız kardeşi Hatice Kocaefe aracılığıyla hukuki süreç başlatınca Hakkı Çetin ile aralarında husumet oluştu. Yine iddiaya göre; kız kardeşleri telefonda tehdit eden Çetin, hakkında başlatılan icra takibinin geri çekilmesini istedi. Kocaefe, olumsuz yanıt verip hukuki sürecin devam edeceğini belirtti.</p>

<p><strong>KIZ KARDEŞLERE SİLAHLI SALDIRI</strong></p>

<p>İki kız kardeşe, babaları Rahmi Kocaefe ve erkek kardeşleri Muammer Kocaefe ile birlikte sahibi oldukları soğuk hava deposuna yürüyerek gittikleri sırada, otomobille önlerini kesen Hakkı Çetin tarafından silahla ateş açıldı. Şüpheli otomobille kaçarken, Elif Çalışkan dizinden, Hatice Kocaefe ise göğsüne isabet eden tek kurşunla yaralandı. İhbarla bölgeye jandarma ve sağlık ekipleri sevk edildi. Hatice Kocaefe, ambulansla kaldırıldığı Bursa Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kurtarılamadı. Tedaviye alınan Elif Çalışkan'ın durumunun iyi olduğu öğrenildi.</p>

<p><strong>5 SUÇ KAYDI BULUNAN ŞÜPHELİ YAKALANDI</strong></p>

<p>Olay sonrası jandarma ilk aşamada iki şüpheliyi gözaltına aldı. Soruşturmanın devredildiği Bursa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi ekipleri, Hakkı Çetin'i Nilüfer ilçesinde rezidanstaki bir evde yakaladı. Hakkı Çetin'in 5 ayrı suçtan kaydı olduğu ortaya çıktı. Soruşturmayı genişleten polis, 4 kişiyi daha gözaltına aldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefe-26-harvardda-calisma-yapip-bm-iklim-konferansinda-gorev-almis"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Avukat Hatice Kocaefe (26) Harvard'da çalışma yapıp, BM İklim Konferansı'nda görev almış</span></a></strong></h3>

<p><strong>'ÇEKLERİ İCRAYA VERDİLER, SİNİRLENDİM'</strong></p>

<p>Emniyet Müdürlüğü'nde sorgulanan Hakkı Çetin'in verdiği ifadesinde, "Birlikte ticaret yapıyorduk. Borcum karşılığında kendilerine çek verdim. Ödeme yapacağımı söylememe rağmen çekleri icraya verdiler, buna sinirlendim" dediği öğrenildi. İfadeleri alınan şüpheliler, dün akşam saatlerinde adliyeye sevk edildi. Hakkı Çetin ile kendisine yardım ve yataklık yaptıkları belirlenen A.Ç., E.Ü., S.S. ve H.S. tutuklanırken, 2 şüpheli adli kontrolle serbest bırakıldı.</p>

<p></p>

<h3 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/avukatlar-bursada-tek-ses-savunmaya-sikilan-kursun-adalete-yonelmistir"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; AVUKATLAR BURSA’DA TEK SES: “SAVUNMAYA SIKILAN KURŞUN ADALETE YÖNELMİŞTİR”</span></a></strong></h3></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-hatice-kocaefeyi-katleden-supheli-ile-4-arkadasi-tutuklandi</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 13:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/69f5c0416b59e5ac4ad8cff7.webp" type="image/jpeg" length="45004"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['ARAŞTIRMA GÖREVLİLİĞİ SINAVI İLE YÜKSEK LİSANS VE DOKTORA SINAVLARINDA ALES PUANI YERİNE HMGS PUANI ESAS ALINMALIDIR']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevliligi-sinavi-ile-yuksek-lisans-ve-doktora-sinavlarinda-ales-puani-yerine-hmgs-puani-esas-alinmalidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevliligi-sinavi-ile-yuksek-lisans-ve-doktora-sinavlarinda-ales-puani-yerine-hmgs-puani-esas-alinmalidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>7/10/2019 tarihinde yapılan değişiklikle 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenen EK 41. maddesi aşağıdaki gibidir:</p>

<p>“<i>İlgili kanunlarda belirtilen şartlara ilave olarak, hâkim ve savcı yardımcılığı sınavına girmek ve avukatlık veya noterlik stajına başlamak için Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavında veya İdari Yargı Ön Sınavında başarılı olmak şarttır.”</i></p>

<p>Bu düzenleme ile birlikte, mesleğe giriş bakımından herhangi bir sınavda başarı şartı aranmayan avukatlık ve noterlik bağlamında mevcut olan eksiklik giderilmiştir. Buna ek olarak bahse konu düzenlemeye, hâlihazırda bir mesleğe giriş sınavı bulunan hâkimlik ve savcılık mesleği de eklenmiştir. Ne var ki bu kapsamda, bir hukuk mesleği olduğunda şüphe bulunmayan hukuk alanındaki araştırma görevliliği yer almamıştır. Bu sebeple Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavını (HMGS) başarmış olmanın, hukuk alanında araştırma görevliliğine başvurabilmek için de bir ön şart olarak kabul edilmesinin isabetli olacağı kanaatindeyiz. Dolayısıyla 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununa eklenen EK 41. maddesinin bu yönde değiştirilmesi gerekir.</p>

<p>Yürürlükteki düzenlemelere göre, hukuk alanında araştırma görevliliğine atanabilmek için yapılacak sınava kadro sayısının on katı kadar aday çağrılabilmekte, on katını belirlemede ALES (Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavı) puanının yüzde 60’ı yabancı dil puanının ise yüzde 40’ı dikkate alınmaktadır. ALES ise bilindiği üzere genel yetenek becerilerinin ölçüldüğü bir sınav olup, hukuk bilgisinin ölçülmesiyle herhangi bir ilgisi bulunmamaktadır. Hukuk birikimi eksik olan adaylar bu sınava özgü tasarlanan hazırlık kitaplarına çalışarak yüksek bir puan alabilmekte ve böylece sıralamada hukuki donanımı daha yüksek olan başka adayların önüne geçmek suretiyle asistanlık sınavına girebilmektedir. Bazen ALES’ten çok yüksek puan alan ancak lisans mezuniyet not ortalaması çok düşük olan adaylar lisans mezuniyet not ortalaması çok yüksek olan, hatta fakülteyi birincilikle bitiren adayların önüne geçmektedir. Bu sistem şu ana kadar ALES sınavını ikame edecek objektif bir kriter bulunamadığı için sürdürülmüş olabilir. Ancak hukuk alanında hâkimlik ve savcılık, avukatlık ve noterlik mesleği için ihdas edilen ve nesnelliği üzerinde bir kuşku olmayan hukuk mesleklerine giriş sınavının (HMGS) bir hukuk mesleği olan araştırma görevliliği için de kabul edilmesi hâlinde, hukuk yönünden hiçbir ölçücülüğü olmayan ALES sınavının yerine daha isabetli bir kriter getirilmiş olacaktır.</p>

<p>Aynı sorun yüksek lisans ve doktora programlarına giriş sınavında da söz konusudur. YÖK Çerçeve Yönetmeliğine göre yüksek lisans ve doktora sınavına girmek için ALES’ten en az 55 puan almak gerekiyor. Bu puan yüksek bir puan olmayıp her adayın rahatlıkla alabileceği bir puandır. Ancak asıl sorun, ALES puanının adayların ön eleme değerlendirmesi ile nihai değerlendirmesindeki etkisidir. Başvuru sayısı belirlenen kontenjandan fazla olan programların Giriş Sınavlarına katılacak aday öğrencilerin belirlenmesinde ALES puanı, dil ve lisans mezuniyet puanına nazaran daha fazla etki etmektedir. ALES’in bu etkisi nihai başarı notlarının belirlenmesinde de söz konusudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Belirtilen nedenlerle YÖK Çerçeve Yönetmeliğinde yapılacak değişiklikle hem araştırma görevliliği ön elemesinde hem de giriş sınavında ALES puanı yerine HMGS sınavı esas alınmalıdır.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf KARASU</strong></p>

<p><strong>H.Ü. Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/arastirma-gorevliligi-sinavi-ile-yuksek-lisans-ve-doktora-sinavlarinda-ales-puani-yerine-hmgs-puani-esas-alinmalidir</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/terazi/tokm-sozlesme-36702374.jpg" type="image/jpeg" length="15999"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Reklam Yasağı Yönetmeliği'nde önemli değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmî Gazete'de yayımlanan yönetmelik ile Türkiye Barolar Birliği, Reklam Yasağı İhlalleri Takip Merkezi kurulacak. Takip Merkezi, reklam yasağını ihlal eden avukatları ilgili baroya bildirecek. Merkez üyeleri, avukatlık disiplin hukukundaki yeterlilikleri de göz önüne alınarak Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 02 Mayıs 2026 Tarihli ve 33241 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Yönetmelik ile Türkiye Barolar Birliği, Reklam Yasağı İhlalleri Takip Merkezi kurulacak. Takip Merkezi, reklam yasağını ihlal eden avukatları ilgili baroya bildirecek. Merkez üyeleri, avukatlık disiplin hukukundaki yeterlilikleri de göz önüne alınarak Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından belirlenecek.</p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik </strong></span></p>

<p><span style="color:#c0392b"><strong>GEREKÇE</strong></span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bilindiği üzere, Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliği’nin 7. maddesi uyarınca avukatların özellikle sosyal medyada varlık gösterirken “mesleğin itibarını korumak amacıyla uymaları gereken “mesleki kimliğiyle ilişkilendirilecek şekilde yaşamları, kazançları, mesleki faaliyetleri hakkında reklam niteliğinde paylaşımlarda bulunamama”, “yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarında, avukat ünvanının kullanıldığı durumlarda, özel yaşamlarına ilişkin paylaşımlarında mesleğin itibarını zedeleyici nitelikte davranışlardan kaçınma”, “iş elde etme amacıyla, ulaşılması herkes için mümkün olan genel ve soyut içerikli bilgiler paylaşmak suretiyle yayın yapamama, yazılı veya görsel paylaşımda bulunamama”, “her ne sıfat altında olursa olsun katıldıkları veya bir parçası oldukları yayınlarda, reklam sayılabilecek her türlü davranıştan, avukatlık mesleğinin itibarını zedeleyici her türlü açıklama ve paylaşımdan kaçınma” gibi yükümlülükleri bulunmaktadır.</p>

<p>Avukatlık mesleğinin bugün geldiği aşama ve avukatlık mesleğinin icrası süreçlerinde yaşanan büyük değişimler itibarıyla avukatların yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında yükümlülüklerinin gereği gibi yerine getirmelerinin sağlanmasını teminen gerçekleşen ihlalleri tespit ederek disiplin sürecini başlatma konusunda baroların değerlendirmesine sunmak mesleğin kamu hizmeti niteliğini korumak ve toplum nezdinde itibarını güçlendirmek adına son derece önem arz etmektedir</p>

<p>Değişiklik ile Yönetmeliğin 7. maddesi kapsamında yer alan yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia olunan reklam yasağı ihlallerini tespit etmek, Türkiye Barolar Birliğine rapor sunmak ve ihlal iddiası sonrası süreci barolar nezdinde takip etmek amacıyla Türkiye Barolar Birliği nezdinde beş kişiden oluşan Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi kurulması amaçlanmıştır.</p>

<p>Yönetmelik değişikliği ile kurulması öngörülen Merkezin üyelerinin niteliği, görev süresi ve merkezin çalışma usul ve esasları düzenlenmektedir.</p>

<p>Aynı zamanda “avukatlık onurunun ve meslek düzeninin korunmasını sağlamak,” ve “mesleğe yönelik hak ihlâllerine karşı avukatlık mesleğini savunmak,” görevleri kapsamında mesleğin kamu hizmeti niteliğinin örselenmesini önlemek üzere baroların Merkeze ihlal iddialarına ilişkin yürüttüğü yasal sürece dair bilgi vermesi Yönetmelik değişikliği ile amaçlanmıştır.</p>

<p><strong>Türkiye Barolar Birliği Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ REKLAM YASAĞI YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/11/2003 tarihli ve 25296 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Barolar Birliği Reklam Yasağı Yönetmeliğine 12 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi</p>

<p>Madde 12/A- Yazılı, işitsel, görsel ve çevrimiçi iletişim araçlarının kullanımı sırasında gerçekleştiği iddia olunan reklam yasağı ihlallerini tespit etmek, Türkiye Barolar Birliğine rapor sunmak ve süreci barolar nezdinde takip etmek amacıyla beş kişiden oluşan Reklam Yasağı İhlallerini Takip Merkezi kurulur.</p>

<p>Merkez üyeleri, avukatlık disiplin hukukundaki yeterlilikleri de göz önüne alınarak Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu tarafından en fazla iki yıllığına belirlenir. Merkez üyelerinin disiplin cezası almamış olması koşulu aranır.</p>

<p>Merkez, re’sen veya bildirim üzerine haberdar olduğu reklam yasağı ihlal iddiasını ilgili baroya gönderir.</p>

<p>İlgili baro, bildirim sonucunda vereceği kovuşturma açılması veya açılmaması yönündeki kararını diğer ilgililerle birlikte Merkeze de gönderir.</p>

<p>Merkez ayrıca, barolardan bu madde kapsamındaki ihlallere ilişkin yapılan disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemleri hakkında istatistiki bilgi talep edebilir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-reklam-yasagi-yonetmeliginde-onemli-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 02 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/baro/tbb-avukat.jpg" type="image/jpeg" length="76935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16908"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83163"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="26812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17486"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86230"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="67493"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13126"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34008"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="29036"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="36457"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="33941"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="90800"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="37550"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="52880"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="38735"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="36216"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="64469"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="85065"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
