<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Fri, 24 Jul 2026 20:31:38 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 9 personel alacak]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay Başkanlığında görev yapmak üzere gerçekleştirilecek uygulama ve sözlü sınavı veya sözlü sınavı sonucuna göre 9 personel alınacak. Son başvuru tarihi 2 Ağustos 2026]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Danıştay Başkanlığından:</strong></p>

<p><strong>SÖZLEŞMELİ PERSONEL ALIM İLANI</strong></p>

<p>Danıştay Başkanlığında görev yapmak üzere; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4/B maddesi, 2575 sayılı Danıştay Kanunu'nun 12'nci maddesi, 06/06/1978 tarih ve 7/15754 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan Sözleşmeli Personel Çalıştırılmasına İlişkin Esaslar ve Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliği hükümleri uyarınca, 2024 KPSS (B) Grubu (KPSSP3, KPSSP93, KPSSP94) puanı ve Kurumumuz tarafından gerçekleştirilecek uygulama ve sözlü sınavı veya sözlü sınavı sonucuna göre Sözleşmeli Personel pozisyonunda 3 (üç) Koruma ve Güvenlik Görevlisi, 1 (bir) Destek Personeli (Bulaşıkçı), 3 (üç) Destek Personeli (Temizlik Hizmetlisi), 1 (bir) Destek Personeli (Aşçı/Izgaracı/Kebapçı), 1 (bir) Destek Personeli (Aşçı/Pideci) alınacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adada.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p> 
<p><strong>I) BAŞVURULARIN TARİHİ VE ŞEKLİ</strong></p>
</p>

<p>Başvurular 24.07.2026 Cuma günü Saat 00:01'de başlayacak olup. 02.08.2026 Pazar günü saat 23:59:59'da sona erecektir. Adaylar, ilana Kariyer Kapısı https://kariyerkapisi.qov.tr/iseahm adresinden başvurabileceklerdir.</p>

<p>Şahsen, posta, kargo ya da APS ile yapılan başvurular kesinlikle kabul edilmeyecektir</p>

<p>Her aday tek bir pozisyona başvuru yapabilecektir.</p>

<p><strong>II) ADAYLARDA ARANAN NİTELİKLER</strong></p>

<p><strong>A) GENEL ŞARTLAR</strong></p>

<p>1) 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 48'inci maddesinde belirtilen genel şartları taşımak.</p>

<p>2) Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliğinin Genel Şartlar Başlıklı 5'inci maddesinin Tinci fıkrasının (b) bendinde yer alan "İlk Defa Devlet Memurluğuna atanacaklar için Başkanlık tarafından ilan edilen sınavın yapılacağı yılın son günü itibarıyla 35 yaşını bitirmemiş olmak" hükmü uyarınca sınavın yapılacağı yılın son günü itibarıyla 35 yaşını bitirmemiş olmak</p>

<p>3) 2024-KPSS lisans ve 2024-KPSS ortaöğretim/önlisans sonuçlarına göre; lisans mezunları için KPSSP3, önlisans mezunları için KPSSP93, ortaöğretim mezunları için KPSSP94 puan türünden olmak üzere Koruma ve Güvenlik Görevlisi için en az 70 puan. Destek Personeli (Aşçı (Pideci, Izgaracı/Kebapçı), Bulaşıkçı, Temizlik Hizmetlisi) için en az 60 puan almış olmak.</p>

<p>4) Güvenlik Soruşturması ve Arşiv Araştırması sonucu olumlu olmak.</p>

<p>5) 657 sayılı Kanunun 4/B maddesine eklenen: "Bu şekilde istihdam edilenler, hizmet sözleşmesi esaslarına aykırı hareket etmesi nedeniyle kurumlarınca sözleşmelerinin feshedilmesi veya sözleşme dönemi içerisinde Cumhurbaşkanı kararı ile belirlenen istisnalar hariç sözleşmeyi tek taraflı feshetmeleh halinde fesih tanhinden, sözleşmeyi yenilememeleri halinde sözleşmenin bitiminden itibaren bir yıl geçmedikçe kurumların sözleşmeli personel pozisyonlarında istihdam edilemezler.' şartını sağlıyor olmak.</p>

<p>6) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>NOT : Başvuru belgelerinde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlerin sınavları geçersiz sayılacak olup, sözleşme imzalanmayacaktır. Sözleşme imzalanmış olsa dahi iptal edilecek ve bu kişiler hakkında Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulacaktır.</p>

<p><strong>B) ÖZEL ŞARTLAR</strong></p>

<p>1) Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Silahlı)</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak</p>

<p>2) 10.06.2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun 10'uncu maddesinde yer alan şartları taşıyor olmak,</p>

<p>3) Son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış özel güvenlik görevlisi kimlik kartına (silahlı) sahip olmak,</p>

<p>4) 7/24 saat esasına göre vardiyalı olarak çalışmasına engel durumu olmamak.</p>

<p>5) Erkeklerde 175 cm, kadınlarda 165 em den kısa boylu olmamak.</p>

<p>6) Boy uzunluğunun santimetre cinsinden son iki rakamı ile kilosu arasındaki fark 13'ten fazla, 17'den az olmamak (0meğin;180 cm boyunda olan bir adayın kilosunun 80+13=93ten fazla, 80-17=63'ten az olmaması gerekmektedir.)</p>

<p>7) Ataması yapılacak adaylardan, Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun Uygulanmasına ilişkin Yönetmeliğin 18. maddesinde belirtildiği şekilde, Özel Güvenlik Görevlileri Sağlık Şartları Yönetmeliği doğrultusunda "Silahlı Özel Güvenlik Görevlisi Olarak Çalışır" ibareli sağlık kurulu raporu istenecektir.</p>

<p>8) Daha önce güvenlik görevlisi olarak en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.)</p>

<p>9) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>2) Destek Personeli pozisyonunda;</p>

<p>a) Temizlik hizmetlerinde çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Daha önce temizlik işlerinde en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.)</p>

<p>3) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>b) Bulaşıkçı olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Daha önce bulaşıkçılık veya temizlik işlerinde en az bir yıl (360 gün) süreyle çalışmış olmak. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>3) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>Başkanlığımız yemekhane, kafeterya ile eğitim ve sosyal tesislerinde bulaşık yıkama hizmetlerini yenne getirmek üzere istihdam edilecektir</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><sup>c</sup>) Aşçı (Pideci) olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak,</p>

<p>2) Aşçılıkla ilgili en az meslek lisesi mezunu olmak veya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak, Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belgeye sahip olmak,</p>

<p>3) Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğunu belgelemek. (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>4) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p>d) Aşçı (Izgaracı/Kebapçı) olarak çalıştırılacaklar için başvuru şartları;</p>

<p>1) En az lise veya dengi okul mezunu olmak.</p>

<p>2) Aşçılıkla ilgili en az meslek lisesi mezunu olmak veya Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olmak veya ilgili branşta sertifika sahibi olmak, Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belgeye sahip olmak,</p>

<p>3) Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğunu belgelemek (e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir)</p>

<p>4) Başvurunun son günü itibarıyla bir yükseköğretim kurumunda örgün eğitime kayıtlı öğrenci olmamak.</p>

<p><strong>C) BAŞVURUDA İSTENEN BELGELER</strong></p>

<p>a) Koruma ve Güvenlik Görevlisi (Silahlı) pozisyonu için başvuran adaylardan, son başvuru tarihi itibarıyla geçerlilik süresi dolmamış özel güvenlik görevlisi kimlik kartının (silahlı) önlü arkalı ve okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Boy ve kilo durumunu gösteren belgenin sağlık kuruluşlarından temin edilerek okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir Ayrıca sözlü sınav öncesinde Danıştay Sağlık Merkezinde adayların boy ve kilo ölçümü yapılacaktır.</p>

<p>b) Temizlik hizmetleri pozisyonu için başvuran adaylardan, daha önce temizlik işlerinde bir yıl (360 gün) süreyle sigortalı olarak çalıştığına dair sigorta hizmet dökümüne ilişkin belgenin eklenmesi gerekmektedir (E-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir. (Ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.))</p>

<p>c) Aşçılık (Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için başvuran adaylardan, Halk Eğitim Merkezi Müdürlüklerinin veya diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurslardan mezun olduğuna dair belge veya ilgili branşa ilişkin sertifika veya Mesleki Yeterlilik Kurumu tarafından verilmiş belge</p>

<p>Adayların mesleki yeterlilik belgesi, bonservis, ustalık veya kalfalık belgesi, diğer resmi Kurum veya Kuruluşların düzenlediği kurs belgeleri veya sertifikalarının okunaklı olacak şekilde taranması ve pdf formatında sisteme yüklenmesi gerekmektedir.</p>

<p>d) Aşçılık (Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için başvuran adaylardan. Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğuna dair belge (Aşçılık mesleğinde en az iki yıl (720 gün) çalışmış olduğuna dair belgeye ilişkin olarak; e-Devlet SGK Tescil ve Hizmet Dökümü sayfasından doğrulanabilir barkodlu sigorta hizmet dökümü ve işe giriş bildirgesini ibraz etmeleri gerekmektedir.) ekran görüntüsü kabul edilmeyecektir.</p>

<p>e) Adayların son 1 yıl içerisinde 4/B sözleşmeli personel olarak çalışmadığına ılışın bilgiyi beyan etmeleri gerekmektedir.</p>

<p>f) Adayların mezuniyet bilgileri sisteme otomatik yüklenecektir. Mezuniyet bilgileri görüntülenemeyen adayların ilgili kutucuğu işaretleyip onaylı diploma örneği veya mezuniyet belgelerini manuel olarak sisteme pdf formatında yüklemeleri gerekmektedir</p>

<p>h) Yurtdışındaki üniversitelerin denk bölümlerinden mezun olup başvuru yapabilen adayların başvurularının değerlendirmeye alınabilmesi için, başvuru sırasında "Diğer Belgelerimiz" aşaması altında bulunan "Denklik Gösterir Belge" alanına ilgili dokümanı mutlaka yüklemeleri gerekmektedir</p>

<p>ı) E-Devlet üzerinden alınacak barkotlu başvuran kişiye ait vukuatlı nüfus kayıt örneği.</p>

<p><strong>Ill) UYGULAMA SINAVI, SÖZLÜ SINAV VE NİHAİ BAŞARI LİSTESİ</strong></p>

<p>A- Uygulama sınavı;</p>

<p>Uygulama sınavına alınacak adayların hangi gün, saat ve yerde sınava alınacağı http://www.danistay.gov.tr adresinde ilan edilecek ve ayrıca tebliğ yapılmayacaktır. Adaylar ayrıca sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir.</p>

<p>Uygulama sınavında 70 (Yetmiş) puan ve üzeri puan alan adaylar başarılı sayılacaktır.</p>

<p>1) Destek personeli (Aşçı Izgaracı/Kebapçı, Pideci) pozisyonu için;</p>

<p>Aranan nitelikleri taşıyıp da başvurusu kabul edilen tüm adaylar mesleki beceri ve yeterliliğe ilişkin olarak uygulama sınavına alınacaktır.</p>

<p>B- Sözlü sınavı;</p>

<p>Uygulama sınavında başarılı olan adayların tümü, uygulama sınavı yapılmayan pozisyonlarda ise merkezi sınavda alınan puanlar esas alınarak, en yüksek puandan başlamak üzere ilan edilen pozisyon sayısının beş katı kadar aday sözlü sınava çağırılacaktır. Koruma ve Güvenlik Görevlisi, Destek Personeli (Temizlik Hizmetlisi, Bulaşıkçı) istihdamı için yapılacak olan sözlü sınavına davet edilen adaylardan sözlü sınavına katılmayan olması halinde ikinci kez sözlü sınavına davet ilanı yayımlanacaktır Söz konusu ilanda en yüksek puandan başlamak suretiyle yeniden sıralama yapılacak ve bir defaya mahsus olmak üzere eksik kalan kişi sayısı kadar aday sözlü sınavına davet edilecektir. Sözlü sınavına çağırılacak en son aday ile aynı puana sahip adaylar da sözlü sınava çağırılacaktır. Adayların sözlü sınavında başarılı sayılabilmesi için yüz tam puan üzerinden en az yetmiş puan alması gerekir. Sözlü sınavın hangi gün, saat ve yerde yapılacağı http //www danistay.gov tr adresinde ilan edilecek olup, ayrıca tebliğ yapılmayacaktır Adaylar sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir.</p>

<p>C- Nihai başarı listesi;</p>

<p>Sözlü ve/veya uygulama sınavında başarılı olanlara ilişkin nihai başarı listesi; Danıştay Personeli Atama ve Nakil Yönetmeliğinin "Değerlendirme" başlıklı 13'üncü maddesi uyarınca; uygulama sınavı yapılmayan sözleşmeli personel pozisyonu için adayların merkezi sınavdan aldıkları puanın %60'ı ve sözlü sınav puanının %40'ı, uygulama sınavı yapılacak olan sözleşmeli personel pozisyonları için merkezi sınav puanının %40'ı, uygulama sınav puanının %40'ı ve sözlü sınav puanının %20'si alınmak suretiyle yapılacak hesaplama sonucuna göre belirlenecektir Başarı puanı en yüksek olan adaydan başlamak suretiyle ilanda belirtilen sözleşmeli pozisyon kadar asıl aday atanmaya hak kazanacaktır. Aynı sayıda yedek aday da belirlenecektir</p>

<p>Sınav sonuçları, http://www.danistay.gov.tr adresinde ilan edilecektir. Adaylar sınavlarına ilişkin bilgileri Kariyer Kapısı üzerinden görüntüleyebilecektir. Yayınlanma tarihi aynı zamanda tebligat tarihi olarak kabul edilecek olup, göreve başlatılacaklara ayrıca tebligat yapılmayacaktır</p>

<p>Adaylar nihai başarı listesine ilan tarihinden itibaren on gün içinde yazılı olarak itiraz edebilecektir</p>

<p><strong>IV) YERLEŞTİRME</strong></p>

<p>a) Yerleştirme işlemi öncesi istenilecek belgeler ile birlikte sözleşmenin ne zaman yapılacağı nihai başarı listesi ile birlikte duyurulacaktır</p>

<p>b) Göreve başlama şartlarını taşımadığı veya gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilen adaylarla sözleşme yapılmayacak olup, bu hususların sözleşmeden sonra tespiti halinde yapılan sözleşmeler iptal edilerek ilgililer hakkında genel hükümlere göre işlem yapılacaktır Ayrıca idare tarafından kendisine bir bedel ödenmiş ise bu bedel yasal faizi ile birlikte tazmin edilecektir.</p>

<p>c) Göreve başlamaya hak kazananlardan geçerli bir mazereti olmaksızın süresi içerisinde görevine başlamayanların veya sözleşme imzalamaktan vazgeçenlerin sözleşmeleri iptal edilerek yerine yedek adaylar arasından nihai başarı listesindeki sıralamaya göre yerleştirme yapılacaktır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-9-personel-alacak</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="37255"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM Başkanı Özkaya'dan kaymakam adaylarına tavsiyeler: Adaletten hiçbir zaman ayrılmayın]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya, 111. Dönem Kaymakam Adaylarıyla bir araya geldi. Kaymakam adaylarına meslek hayatlarına dair tavsiyelerde bulunan Başkan Özkaya, “Aklınızla, bilginizle, iradenizle, yetkiniz çerçevesinde hakkıyla ve adil bir şekilde yönetin. Doğruluktan ve adaletten hiçbir zaman ayrılmayın.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Yüce Divan Salonu’nda düzenlenen programa Anayasa Mahkemesi Üyeleri Recai Akyel ve Muhterem İnce ile İçişleri Bakan Yardımcısı Kübra Güran Yiğitbaşı katıldı.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Başkanı Kadir Özkaya programda yaptığı konuşmada, kaymakam adaylarını Anayasa Mahkemesinde ağırlamaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek mülki idare amirliğinin devlet ile vatandaş arasındaki bağın güçlendirilmesinde önemli bir sorumluluk taşıdığını kaydetti. Görev yapılan yerlerde vatandaşla iyi ilişkiler kurulmasının ve sorunların doğru şekilde tespit edilmesinin önemine değinen Başkan Özkaya, vatandaşın derdini dinleyen, ihtiyaçlarını anlayan ve çözüm üretmeye gayret gösteren bir yönetim anlayışının benimsenmesi gerektiğini belirtti.</p>

<p>Kaymakam adaylarına görev yaptıkları yerlerde insanlara ufuk açmaları, umut olmaları, özellikle çocuklarla, kimsesiz ve ihtiyaç sahibi vatandaşlarla yakından ilgilenmeleri konusunda tavsiyelerde bulunan Başkan Özkaya, “Bunu, takdir edilmek ya da görevden ayrıldıktan sonra iyi bir yönetici olarak anılmak için değil tamamen gönülden ve samimiyetle yapmalısınız. Asıl önemli olan kişinin kendi vicdanında ‘Ben bu işi en iyi şekilde yaptım, görevimi hakkıyla yerine getirdim.’ diyebilmesidir.” şeklinde konuştu.</p>

<p>Kaymakamlığın getirdiği resmî görev ve sorumlulukların yanında mülki idare amirlerinin davranışlarıyla topluma örnek olma sorumluluğu da taşıdıklarını belirten Başkan Özkaya, “Görevlerinizi yerine getirirken ‘Ülkemize ve vatandaşlarımıza ne verebilirim, nasıl daha iyi hizmet edebilirim?’ anlayışını ilke olarak benimseyin ve bu ilkeyi kendinize her gün hatırlatın.” dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Zamanın kıymetinin bilinmesi ve mesleki bilgi ve tecrübenin sürekli geliştirilmesi gerektiğine dikkat çeken Başkan Özkaya, yöneticiliğin önemli ve zor bir sorumluluk olduğunu belirterek “Aklınızla, bilginizle, iradenizle, yetkiniz çerçevesinde hakkıyla ve adil bir şekilde yönetin. Doğruluktan ve adaletten hiçbir zaman ayrılmayın.” ifadelerini kullandı. Başkan Özkaya, bu anlayışla yürütecekleri görevlerinde ülkeye ve millete en iyi şekilde hizmet edeceklerine olan inancını dile getirerek kaymakam adaylarına meslek hayatlarında başarılar diledi.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Recai Akyel de kamu hizmetinin etkin şekilde yürütülmesinde insan ilişkilerinin, mesleki ciddiyetin ve duyarlılığın önemine dikkat çekti. Kaymakamların toplumun farklı kesimleriyle sürekli iletişim hâlinde olduklarını belirten Recai Akyel, bu nedenle kullandıkları dile özen göstermeleri, ilişkilerinde ölçülü ve dikkatli olmaları, birlikte görev yaptıkları kişilere bilgi ve tecrübelerini aktarmaları gerektiğini söyledi.</p>

<p>Karar alma süreçlerinde doğru ve yeterli bilgiye dayanmanın önemine işaret eden Recai Akyel, kaymakam adaylarına meslek hayatları boyunca kendilerini geliştirmeleri ve üstlendikleri görevi en iyi şekilde yerine getirmeleri tavsiyesinde bulundu. Recai Akyel, kaymakamların görevlerini yerine getirirken devletin varlığını, milletin bekasını, vatanın bütünlüğünü ve insanların mutluluğunu gözetmeleri gerektiğini ifade etti.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi Üyesi Muhterem İnce ise kaymakam adaylarının meslek hayatlarında yeni bir döneme adım attıklarını belirterek görevlerini yerine getirirken kendi fikir ve kararlarına sahip olmalarının, inisiyatif almalarının ve sorumluluk üstlenmelerinin önemini vurguladı. Muhterem İnce, “Yeni bir hikâyeye başlıyorsunuz. Bu hikâyede kalem size ait olsun. Kendinize ait fikirleriniz, kararlarınız olsun.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Mülki idare amirlerinin halkla iç içe görev yaptıklarını ve bulundukları yerlerin huzur ve güvenliğinden adaletin tesisine kadar önemli sorumluluklar üstlendiklerini belirten Muhterem İnce, kaymakam adaylarının görevleri boyunca ilkeli ve dürüst bir duruş sergilemeleri, adalet ve hakkaniyetten ayrılmamaları ve “Nasıl daha faydalı olabilirim?” düşüncesiyle hareket etmeleri gerektiğine dikkat çekti.</p>

<p>Program kapsamında ayrıca Anayasa Mahkemesi Komisyonlar Başraportörü Mehmet Sadık Yamlı, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları hakkında kaymakam adaylarına bilgiler paylaştı.</p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/grqlz1cp/1.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/ytsbwvu2/2.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/rgif0jj4/3.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/2dgffbe2/4.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/xtqph5vx/8.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/0stc0hph/9.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/1nra3vno/10.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p>

<p><img src="https://www.anayasa.gov.tr/media/afwote2j/11.jpg?width=480&amp;height=360&amp;mode=crop&amp;anchor=center" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-baskani-ozkayadan-kaymakam-adaylarina-tavsiyeler-adaletten-hicbir-zaman-ayrilmayin</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-175.jpg" type="image/jpeg" length="64179"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 2025/312 E., 2025/3198 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 10. Daire'nin 24/06/2025 tarihli, 2025/312 E., 2025/3198 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
ONUNCU DAİRE<br />
Esas No : 2025/312<br />
Karar No : 2025/3198</strong></p>

<p>TEMYİZ EDEN (DAVACI) : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>KARŞI TARAF (DAVALI) : ... Bakanlığı<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p>DAVALI YANINDA MÜDAHİL : ...<br />
VEKİLİ : Av. ...</p>

<p><strong>İSTEMİN_KONUSU :</strong> ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir.</p>

<p><strong>DAVANIN_KONUSU : </strong>Davacı vekili tarafından. müvekkilinin göğüslerinde sarkma (meme atrofısi) ve Labioplasti şikayeti ile Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Servisine yapmış olduğu başvuruya istinaden 09/03/2022 tarihinde şahsına yapılan ameliyatın tıbbi kurallara uygun olmadığı, eksik ve hatalı yapıldığı, yapılan ameliyat sonrasında vücudunda bulunan açık yaraların zamanında iyileşmesi için steril bir ortam sağlanmadığı, pansumanlarının yapılmayarak hatalı uygulamaların devam ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 100,00-TL maddi, 100,00-TL manevi olmak üzere toplam 200,00-TL tazimatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ :</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ... İdare Mahkemesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla davanın reddine istinaf yolu açık olmak üzere karar verilmiştir.<br />
Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararıyla; 2577 sayılı Kanunun 45. ve 46. maddeleri uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınırın esas alınacağı, İdare Mahkemesince istinaf kanun yolu parasal sınırını geçmeyen dava konusu uyuşmazlıkla ilgili verilen kararın kesin olduğu, istinaf yoluna başvurulamayacağı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun incelenmeksizin reddine temyiz yolu kapalı olmak üzere karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ_EDENİN_İDDİALARI : </strong>Davacı vekili tarafından, temyize konu karar ile kararın verildiği tarihte yürürlükte olmayan yasa hükmüne göre incelenmeksizin ret kararı verilmesinin ve müvekkilin yanlış tıbbi müdahale nedeniyle halihazırda tedavisinin sürmesi sebebiyle zararının devam etmesi ve ileriye dönük olması da dikkate alındığında alacağın belirsiz olması halinde kesinlik sınırının dava edilen miktara göre değil alacağın tamamına göre belirlenmesi gerektiği, dolayısıyla alacağın istinaf sınırının altında kaldığından bahisle incelenmeksizin ret kararı verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu, davalı taraf lehine hükmedilen ayrı ayrı 20.900,00 TL toplam 41.800,00 TL vekalet ücreti miktarının Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi yönünden usul ve yasaya aykırı olduğu, Anayasa Mahkemesinin 26.10.2023 tarih ve E:2023/81, K:2023/184 sayılı iptal kararı uyarınca temyize tabilik hususu yönünden temyiz parasal sınıra ilişkin herhangi bir değerlendirme yapılmasının mümkün olmaması sebebiyle Bölge İdare Mahkemesince işin esasına girilerek karar verilmesi gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI_TARAFIN_SAVUNMASI : </strong>Davalı idare tarafından temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ : ...<br />
DÜŞÜNCESİ :</strong> Temyiz isteminin reddi ile Bölge İdare Mahkemesi kararının gerekçeli olarak onanması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay Onuncu Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Bölge idare mahkemelerinin nihai kararlarının temyizen bozulması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı halinde mümkündür.</p>

<p>Dava, davacı vekili tarafından. müvekkilinin göğüslerinde sarkma (meme atrofısi) ve Labioplasti şikayeti ile Kırklareli Eğitim ve Araştırma Hastanesi Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Servisine yapmış olduğu başvuruya istinaden 09/03/2022 tarihinde şahsına yapılan ameliyatın tıbbi kurallara uygun olmadığı, eksik ve hatalı yapıldığı, yapılan ameliyat sonrasında vücudunda bulunan açık yaraların zamanında iyileşmesi için steril bir ortam sağlanmadığı, pansumanlarının yapılmayarak hatalı uygulamaların devam ettiğinden bahisle uğranıldığı iddia edilen zararlara karşılık 100,00-TL maddi, 100,00-TL manevi olmak üzere toplam 200,00-TL tazimatın olay tarihinden itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle 29/08/2022 tarihinde kayıtlara giren dilekçe ile açılmıştır.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun "İstinaf" başlıklı 45. maddesinin 1. fıkrasında, "İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda aksine hüküm bulunsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir. Ancak, konusu beş bin Türk lirasını geçmeyen vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz" kuralına yer verilmiş, "Parasal Sınırların Artırılması" başlıklı Ek 1. madde uyarınca yeniden değerleme oranlarında arttırılan parasal sınır 2024 yılı için 31.000,00 TL olarak belirlenmiş iken, 03/08/2024 tarihli ve 32620 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7524 sayılı Kanunun 52. maddesi ile 45. maddenin 2. cümlesi değiştirilmiş, "Ancak, konusu otuz bir bin Türk lirasını geçmeyen; vergi davaları, tam yargı davaları ve idari işlemlere karşı açılan iptal davaları hakkında idare ve vergi mahkemelerince verilen kararlar kesin olup, bunlara karşı istinaf yoluna başvurulamaz." kuralına yer verilerek Ek 1. maddesinde de, "Bu Kanunda öngörülen parasal sınırlar; her yıl, bir önceki yıla ilişkin olarak 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 298 inci maddesi hükümleri uyarınca tespit ve ilan edilen yeniden değerleme oranında, takvim yılı başından geçerli olmak üzere artırılmak suretiyle uygulanır. Bu şekilde belirlenen sınırların bin Türk lirasını aşmayan kısımları dikkate alınmaz. 17 nci madde uyarınca duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davaların belirlenmesinde davanın açıldığı; 45 inci ve 46 ncı maddeler uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde ise ilk derece mahkemesi veya bölge idare mahkemesince nihai kararın verildiği tarihteki parasal sınır esas alınır. Ancak nihai karar tarihinden sonra parasal sınırlarda meydana gelen artış, bölge idare mahkemesinin kaldırma veya Danıştayın bozma kararı üzerine yeniden bakılan davalarda uygulanmaz." hükümleri yer almış, akabinde 04/06/2025 tarihli ve 32929 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanunun 7. maddesi ile Ek 1. maddesinin 2.fıkrası değiştirilmiş, anılan değişiklik ile "17 nci madde uyarınca duruşma yapılmasının zorunlu olduğu davalar ile 45 inci ve 46 ncı maddeler uyarınca istinaf veya temyiz yoluna başvurulabilecek kararların belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınır esas alınır." düzenlemesi getirilmiştir.</p>

<p>Yukarıda aktarılan düzenlemelerin incelenmesinden, istinaf kanun yolu parasal sınırının belirlenmesinde, temyizen incelenen Bölge İdare Mahkemesi karar tarihinde yürürlükte bulunan düzenleme uyarınca, İdare Mahkemesi karar tarihinin esas alınması kurala bağlanıyor iken 04/06/2025 tarihli ve 32929 sayılı (mükerrer) Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7550 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yapılan değişiklik sonucu bundan sonra istinaf kanun yolu parasal sınırının belirlenmesinde davanın açıldığı tarihteki parasal sınırın esas alınması düzenlenmiştir.</p>

<p>Bilindiği üzere, usul hukuku alanında geçerli olan temel ilke, yargılamaya ilişkin kanun hükümlerinin derhal yürürlüğe girmesidir. Bu ilkenin benimsenmesinin nedeni ise usul hükümlerinin kamu düzeni ile yakından ilgili olmasıdır.</p>

<p>Usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık kuralı ile birlikte dikkate alınması gereken diğer bir husus da yeni usul kuralı yürürlüğe girdiğinde, ilgili usul işleminin tamamlanıp tamamlanmadığıdır. Çünkü bir usul işlemi tamamlandıktan sonra yeni kural yürürlüğe girerse tamamlanmış işlem geçerli olarak kalır. Buna karşılık bir usul işlemi henüz tamamlanmamış ise yeni kanun, kural olarak hemen yürürlüğe girecektir. Başka bir deyişle, tamamlanmış usul işlemleri, yeni yürürlüğe giren usul hükmünden etkilenmeyecektir.</p>

<p>Nitekim, medeni yargılama hukukuna ilişkin usul kanunu niteliğindeki 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 448. maddesinde “Bu kanun hükümleri, tamamlanmış işlemleri etkilememek kaydıyla” derhal uygulanır denilmek suretiyle usul hükümlerinin zaman bakımından uygulanmasında derhal uygulanırlık ilkesi benimsenmiş, tamamlanmış işlemler ise istisna kapsamında tutulmuştur.</p>

<p>Dava, dava dilekçesinin mahkemeye verilmesiyle başlayan ve bir kararla sonuçlanıncaya kadar devam eden çeşitli usul işlemlerinden ve aşamalarından oluşmaktadır. Yargılama sırasında yapılan bir usul işlemi ve kesiti tamamlanmış ise artık yeni kanun o usul işlemi hakkında etkili olmayacak dolayısıyla da uygulanmayacaktır.</p>

<p>Bu açıklamalar kapsamında, usuli meselelerden biri olan bir davanın istinaf kanun yoluna tabi bir dava olup olmadığı hususu yönünden işbu temyiz incelemesinde 7550 sayılı Kanun ile 2577 sayılı Kanunun Ek 1. maddesinde yapılan değişikliğin uygulanma kabiliyeti bulunduğu görüldüğünden anılan usuli meselenin nihayete erdiğinden bahsedilemeyecek, bu sebeple usul kurallarının zaman bakımından uygulanmasında gözetilen derhal uygulanırlık ilkesi kapsamında anılan değişiklik işbu incelemede dikkate alınacaktır.</p>

<p>Bu itibarla, temyize konu kararda istinaf kanun yolunun belirlenmesinde İdare Mahkemesi kararı tarihindeki parasal sınırın esas alınmasında usul hükümlerine uyarlık görülmemekle birlikte yeni düzenleme uyarınca davanın açıldığı tarihteki parasal sınır da esas alınsa davanın 2024 yılında açıldığı ve İdare Mahkemesi kararının da yine 2024 yılında verildiği görüldüğünden dava konusu tutarın 2024 yılında geçerli olan istinaf kanun yolu parasal sınırının (31.000,00 TL) altında kaldığı anlaşılmış olup temyize konu kararda sonucu itibarıyla hukuki isabetsizlik görülmemiştir.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1. Davacının temyiz isteminin REDDİNE,</p>

<p>2 ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı temyize konu kararının yukarıda belirtilen gerekçeyle ONANMASINA,</p>

<p>3. Temyiz yargılama giderlerinin istemde bulunan üzerinde bırakılmasına, artan posta ücretinin iadesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 50. maddesi uyarınca, bu onama kararının taraflara tebliğini ve bir örneğinin de ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesini teminen dosyanın ... İdare Mahkemesine gönderilmesine, 24/06/2025 tarihinde oy birliğiyle kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="49146"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2025/531 E., 2026/1285 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 09.03.2026 tarihli, 2025/531 E., 2026/1285 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/531 E., 2026/1285 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 13. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/3038 E., 2024/2798 K.<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: ... 2. Tüketici Mahkemesi<br />
SAYISI: 2017/216 E., 2023/297 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; kör vajen tanısıyla 12.09.2015 tarihinde yapılan ameliyat neticesinde davalıların kusuru ile müvekkilinin fistül duvarında fazla kazınmaya bağlı 2.5 cm delinme meydana geldiğini, durumun ameliyattan sonraki kontrollerde fark edilmesine rağmen davalılar tarafından gerekli müdahalenin zamanında yapılmadığını, bunun sonucunda müvekkilinin sekiz büyük ameliyat ve birçok cerrahi müdahaleden geçirmek zorunda kaldığını, davalıların ameliyat öncesinde müvekkiline ameliyatın herhangi bir riski olmadığını söylediklerini, hastanın muhtemel rizikolara karşı bilgilendirilmesinin zorunluluk olduğunu ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı tutmak kaydıyla 1.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminat dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ...; dava konusu neticenin diğer davalının ameliyattaki işlemi neticesinde oluştuğunu, kendisinin herhangi bir kusurunun bulunmadığını, diğer davalı ile yaptığı görüşmelerde diğer davalının kusurlu olduğunu kabul ettiğini savunarak, davanın kendisi yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... vekili; müvekkilinin davacıya ameliyatın nasıl gerçekleştirileceğini, risklerini ve özellikle mesane ve kalın bağırsağın delinebileceğini ve ameliyatsız tedavi yöntemlerinin de bulunduğunu ve öncelikle bu yöntemleri düşünmeleri gerektiğini açıkladığını, aradan birkaç gün geçtikten sonra aniden ameliyathaneye çağrıldığını, diğer davalının ameliyata dair kendisine önceden bir bilgi vermediğini, ameliyatta uygulanması gereken işlemleri sırasına uygun gerçekleştirmediğini, ancak durumun aciliyetine binaen kendisine düşen işlemleri tamamlandığını, kalın bağırsakta 1.5 cm deliği fark etmesi üzerine dava dışı genel cerrahi uzmanı ...'yi davet ederek deliğin üç kat dikilerek tamirinin sağlandığını, sürece dair diğer davalıya bilgi verdiğini, ancak bu aşamadan sonra ameliyatı tamamlama kararının diğer davalıya ait olduğunu ve işleme devam etmesi neticesinde delik dikişlerinin attığını gördüğünü, sürece dair Başhekime bilgi verdiğini, tüm süreçte müvekkilinin ikinci/yardımcı hekim olduğunu ve dava konusu neticeyi meydana getiren kararın ve işlemlerin diğer davalı tarafından gerçekleştirildiğini, müvekkilin kusuru bulunmadığını, müvekkilin ikinci/yardımcı hekim olması nedeniyle aydınlatılmış onam alması gerektiği kabul edilse bile, Dünya Sağlık Örgütü Avrupa Bürosu'nca 1994 yılında Avrupa'da Hasta Haklarının Geliştirilmesi Bildirgesi (Amsterdam Bildirgesi) uyarınca; bilincinin kapalı olması gibi onamının alınmasının mümkün olmadığı ya da acil müdahalenin gerektiği durumlarda, hastanın daha önce uygulanacak olan girişimi reddettiğine dair bir açıklaması yoksa farazi onamının olduğu varsayılarak işlemin uygulanabileceğinin belirtildiği, Hasta Hakları Yönetmeliği'nin 24. maddesinin beşinci fıkrasında ise; “Tıbbi müdahale sırasında isteğini açıklayabilecek durumda bulunmayan bir hastanın, tıbbi müdahale ile ilgili olarak önceden açıklamış olduğu istekleri göz önüne alınır.” hükmü bulunduğu, hastaya daha önce müvekkili tarafından gerekli bilgiler, olası riskler ve öncelikli olarak ameliyatsız çözüm arayışı tavsiye edildiği, buna rağmen davacının ameliyata karar verdiği, ancak bu konuda müvekkiline bilgi dahi verilmeden ameliyata başlandığı, müvekkilinin buna rağmen karşılaştığı acil durum karşısında hastayı kendi haline terk etmeyip, meslek etiğinin bir gereği olarak müdahale ettiğini, bu durumda müvekkilinin aydınlatılmış onam alması mecburiyetinden söz edilemeyeceği savunarak, davanın müvekkili yönünden reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; dosyaya kazandırılan Adli Tıp Kurumu (ATK) ve heyet raporlarında davalı hekimler tarafından yapılan işlemlerde tıbbı gerekliliklere aykırılık bulunmadığının bildirildiği, onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı hastanede bulunduğu, hastanenin 667 sayılı KHK ile ... Dr. ... ve Araştırma hastanesine devredildiği, ayrıca devlet hastanelerine açılacak davaların da idari yargı görülmesi gerektiği gerekçesiyle, davacının maddi ve manevi tazminat taleplerinin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; ATK ve bilirkişi heyet raporları uyarınca, kör vajen operesinde fistül duvarının delinmesinin komplikasyon olduğu ve ameliyat sırasında komplikasyonun giderimi yönünden gerekli müdahalenin yapıldığı, tıbbi gerekliliklere aykırı işlem bulunmaması nedeni ile davalıların kusurlu olmadıkları, aydınlatılmış onam formu yönünden ise söz konusu belgenin saklanması sorumluluğunun sağlık kuruluşunda olduğu, hastanenin KHK ile Hazine'ye devredildiği ve eldeki davaya taraf olmadığı, Mahkemenin vardığı sonuçta istinaf sebepleri yönünden usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle, davacı vekilinin aksi yöndeki istinaf isteminin reddine karar verilmiş; karara karşı, süresi içinde davacı vekilince temyiz başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı vekili; ameliyat neticesinde davalıların kusuru ile müvekkilinin fistül duvarında fazla kazınmaya bağlı 2.5 cm delinme meydana geldiğini, durumun ameliyattan sonraki kontrollerde fark edilmesine rağmen davalılar tarafın gerekli müdahalenin yapılmadığını, buna bağlı olarak müvekkilinin ... Hastanesinde birçok ameliyat ve cerrahi müdahale geçirmek zorunda kaldığını, her iki davalının da neticeden kendilerinin kusurlu olmadığını savunurken birbirlerinin kusurlu olduğunu beyan ettiklerini, ameliyatın olası komplikasyonları hakkında müvekkilinin aydınlatılmadığını ve onamının alınmadığını, ameliyat neticesinde meydana gelen deliğin komplikasyon değil tıbbi uygulama hatası olarak değerlendirilmesi gerektiğini, müvekkili lehine olan tanık beyanlarına itibar edilmediğini, İlk Derece Mahkemesince müvekkilin maluliyetinin bulunup bulunmadığı hususunda da rapor düzenlenmesi istendiği ancak gelen raporda maluliyete ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediğini ileri sürerek, kararın bozulmasını talep edilmiştir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, tedavi hizmetini üstlenen doktorların vekalet sözleşmesinden kaynaklanan özen borcuna aykırı davrandığı iddiasına dayalı maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Davalı ...'in davacıyı gereği gibi bilgilendirildiğine ve aydınlatılmış onamının alındığına dair herhangi bir savunmasının olmadığı, diğer davalı ...'ın ise; ameliyattan bir süre önce davacıya ameliyatın nasıl gerçekleştirileceği, risklerini ve özellikle mesane ve kalın bağırsağın delinebileceği ve ameliyatsız tedavi yöntemlerinin de bulunduğu ve öncelikle bu yöntemleri düşünmeleri gerektiğini açıkladığı, ameliyatın planlanmasından habersiz olduğu ve acil olarak ameliyathaneye çağrılması üzerine, ameliyatın geldiği safha itibariyle davacıya acil müdahale etmek zorunda kaldığı, acil durum karşısında yaptığı işlemlerin farazi onam altında olduğu ve kendisi açısından aydınlatılmış onam alma yükümlülüğünden bahsedilemeyeceğini savunduğu görülmüştür.</p>

<p>Mahkemece dinlenen davalı ...'ın asistanı ve muayene sırasında odada bulunan tanık ... beyanında; davalı ...'ın ameliyattan 5-6 gün önce davacıyı muayene ederek ameliyata ve risklerine ilişkin bilgi verdiği, ancak ameliyat günü konuşulmadığı, ameliyat günü davalı ...'ın diğer davalı ...'in ameliyatı için acil olarak çağrıldığını belirtmiştir.</p>

<p>Davaya konu ameliyat sırasında müdahaleden bulunan ve o dönem hastanenin Başhekimi olan genel cerrah tanık... beyanında; davaya konu ameliyatın planlanmış bir ameliyat olmadığını, acil bir şekilde ameliyata davalı ... tarafından çağrıldığını, ameliyatın geldiği safha itibari ile ameliyatın yarıda kesilip aydınlatılmış onam sürecini başlatmanın mümkün olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>1219 Sayılı Tababet Ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun'un 70. maddesi ve Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesi gereği, aydınlatılmış onamda ispat külfeti doktor ya da hastanededir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında, davacının ameliyatın muhtemel risklerine karşı bilgilendirilmediği iddiası karşısında, davalılardan ...'in aydınlatılmış onama dair herhangi bir savunma yapmadığı, diğer davalı ...'ın ise evvelce davacıyı bilgilendirdiği, ancak dava konusu ameliyata acil çağrılması nedeniyle aydınlatılmış onam almakla yükümlü olmadığı savunmasına ve hastanın gereği gibi aydınlatıldığını ispat yükü hem davalı doktorlar hem de dava dışı hastanede olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince aydınlatılmış onam formunu saklama yükümlülüğünün dava dışı 667 sayılı KHK ile kapatılarak ... Dr. ... ve Araştırma hastanesine devredilen hastanede olduğu gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, davalı doktorlara aydınlatma yükümlülükleri hususunda ispat fırsatı tanıyıp sonucuna göre karar verilmesi gerekirken Mahkemece bu husus değerlendirilmeden yazılı şekilde karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1. Temyiz olunan İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 373. maddesinin birinci fıkrası uyarınca ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının aynı Kanunun 371. maddesi uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>Temyiz eden taraf harçtan muaf olduğundan peşin alınan temyiz karar harcının iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>09.03.2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-65437cf350acca5d8c7c48ac-1.jpg" type="image/jpeg" length="99029"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2021/2706 E., 2022/2509 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 28.04.2022 tarihli, 2021/2706 E., 2022/2509 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/2706 E., 2022/2509 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 8. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p><br />
Yukarıda tarih ve numarası yazılı olan bölge adliye mahkemesi hukuk dairesince verilen kararın temyizen tetkiki asıl davada davacı birleşen davada davalı ... vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla dosyadaki kağıtlar okundu, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>K A R A R</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 23.02.2011-26.07.2011 tarihleri arasında davalı ...’ın sahibi olduğu diğer davalı tıp merkezinde meme protez, büyütme ve dikleştirme, karın, yüz, kol, bacak germe, yağ aldırma, göz kapağı, burun ve genital bölge estetiği ile ilgili estetik operasyonlar geçirdiğini, karşılığında 18.000,00 Euro ödendiğini, ancak bazı operasyonların hiç yapılmadığını, yapılan operasyonların ise hatalı ve yanlış yapıldığını ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ameliyat bedeli olarak ödenen 18.000,00 Euro karşılığı 45.180,00 TL maddi tazminat ve 100.000,00 TL manevi tazminatın faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalılar vekili cevap dilekçesinde; müvekkili merkezin taraf sıfatı olmadığından davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkili hekimin tüm operasyonlarda tıbbın gereklerine uygun hareket ederek, hastaya yapılan müdahaleler hususunda aydınlatılıp onayının alındığını, kusurunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiş, birleşen davada ise; müvekkilinin 18 yıllık çabası ile oluşturduğu kariyerine zarar verildiğini ileri sürerek; 100.000,00 TL manevi tazminatın davacı – birleşen dosyada davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Dava, eser sözleşmesi niteliğinde estetik tıbbi müdahaleden kaynaklanan maddi ve manevi tazminat, birleşen dava ise manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Davacı-birleşen dosyada davalı iş sahibi, davalı -birleşen dosyada davacı ... ise yüklenicidir.</p>

<p>İlk derece mahkemesince; bilirkişi raporları nazara alınarak davalının kusuru, birleşen davada ise kişilik haklarına saldırı kastı bulunmadığından asıl ve birleşen davanın reddine karar verilmiş, verilen kararın davacı-birleşen dosyada davalı vekilince istinaf edilmesi üzerine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesinin 03.11.2020 tarih, 2018/1871 Esas, 2020/1340 Karar sayılı kararı ile istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile, davanın reddine, davalı Dr. ... Estetik Cerrahi ve Saç Ekim Merkezi hakkındaki davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararı, davacı-birleşen dosyada davalı vekili temyiz etmiştir.</p>

<p>1- Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenlere ve HMK’nun 355. maddedeki kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde inceleme yapılıp karar verilmiş ve verilen kararda bir isabetsizlik görülmemiş olmasına göre davacı-birleşen dosyada davalı vekilinin aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiş, reddi gerekmiştir.</p>

<p>2- Taraflar arasında imzalanan sözleşme ile davacıya estetik müdahalelerde bulunulması kararlaştırılmıştır. Bu sözleşme niteliği itibariyle hekim ile hasta arasında tedaviye ilişkin sözleşmeden farklı olduğu bu itibarla eser sözleşmesi hükümlerinin uygulanması gerektiği anlaşılmaktadır. Eser sözleşmesini düzenleyen BK'nın 355. maddesi uyarınca yüklenicinin edimi bir eser meydana getirmeyi, iş sahibinin edimi ise, karşılığında bedel ödemeyi üstlenmesidir. Eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmektedir. Davacı meme protez, büyütme ve dikleştirme, karın, yüz, kol, bacak germe, yağ aldırma, göz kapağı, burun ve genital bölge estetiği gayesiyle yani estetik amaçla davalıya başvurmuş olduğuna göre, estetik ameliyat yapılmak suretiyle istenilen ve kararlaştırılan amaca uygun güzel bir görünüm sağlanması ve sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi hususlarının taraflar arasındaki eser sözleşmesinin konusu olduğu açıktır. Burada sözleşme yapılmasının nedeni belli bir sonucun ortaya çıkmasıdır. Eser yüklenicinin sanat ve becerisini gerektiren bir emek sarfı ile gerçekleşen sonuç olup, yüklenici eseri iş sahibinin yararına olacak şekilde ve ona hiçbir zarar vermeden meydana getirmek yükümlülüğü altındadır.</p>

<p>Diğer yandan yüklenici olan hekimin edimini sadakat ve özenle ifa etmek yükümlülüğü bulunmaktadır. Yüklenicinin özen borcundan doğan sorumluluğunda benzer alanlardaki işleri üstlenen basiretli bir yüklenicinin göstermesi gereken mesleki ve teknik kuralların esas alınacağı da açıklanmıştır. Yine eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenici sonucu garanti etmiş sayılmalıdır. Komplikasyonlarda ise aydınlatma yükümlülüğü ve komplikasyon yönetiminin doğru yapılması yine yüklenicinin sorumluluğundadır.</p>

<p>Somut olayda; ilk derece mahkemesince Adli Tıp Kurulu 2. İhtisas Kurulu’ndan 20.04.2015 tarihli rapor alınmış, bu rapora itiraz üzerine Estetik, Plastik ve Rekonstürktif Cerrahi uzmanı bilirkişi kurulu 10.12.2015 tarihli raporunu mahkemeye sunmuştur. Alınan bu raporlar gözetilerek davalı hekimin kusurunun bulunmadığı gerekçesi asıl dava reddedilmiş ise de; taraflar arasındaki sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu ve yukarıda yapılan açıklamalar gözetildiğinde davacının meme protez, büyütme ve dikleştirme ile ilgili isteminin yüklenici tarafından daha güzel bir görünüme kavuşturulacağı yönünde bir garanti verilmesi ve müdahale sonrası sürecin sağlıklı bir şekilde neticelendirilmesi niteliğinde olduğu, ancak operasyon sonrasında davacının meme ucunu ve simetrisini kaybetmiş olduğu gözetildiğinde, davacıya yapılan estetik müdahalenin sonucu itibariyle davacı iş sahibi yararına sonuç vermediği anlaşılmaktadır. Bu durumda meme protez, büyütme ve dikleştirme operasyonu bakımından yeterli gerekçe içermeyen bilirkişi raporlarına dayanılması hatalı olmuştur.</p>

<p>Bu nedenlerle mahkemece yapılacak iş, davalı hekimin davacının meme ucunu ve simetrisini kaybetmesi bakımından kusurlu olduğu gözetilerek davacının istek kalemlerini değerlendirmek, hükme esas alınan 10.12.2015 tarihli bilirkişi raporunu düzenleyen bilirkişi heyetinden ek rapor alınarak davacının talep edebileceği maddi tazminat miktarını hesaplattırmak, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre manevi tazminat miktarını da değerlendirmek ve hasıl olacak sonuca uygun bir karar vermekten ibarettir. Açıklanan bu nedenlerle kararın bozulması uygun bulunmuştur.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle davacı-birleşen dosyada davalı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, 2. bentte açıklanan nedenlerle temyiz itirazlarının kabulü ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi’nin 03.11.2020 tarih, 2018/1871 Esas, 2020/1340 Karar sayılı kararının BOZULMASINA, temyiz peşin harcın talep halinde davacı- birleşen davada davalı ...'a iadesine, dosyanın kararı bozulan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi Başkanlığı'na gönderilmesine, 28.04.2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/yargi/yargitay-kapiif.jpg" type="image/jpeg" length="54059"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Genital Estetikte “Memnun Kalmadım” Demek Tazminat İçin Yeterli mi?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Hasta, genital estetik operasyonu sonrasında aynaya baktığında beklediği sonucu göremiyor. Doktor ise iyileşme sürecinin devam ettiğini, görünümün zamanla düzeleceğini veya ortaya çıkan durumun bilinen bir komplikasyon olduğunu söylüyor.</p>

<p>Aradan aylar geçmesine rağmen sorun düzelmiyor. Hasta, ilk operasyondan sonra aynı hekim tarafından yapılan revizyon ameliyatından da memnun kalmıyor. Üstelik artık yalnızca estetik bir kaygı değil; ağrı, his kaybı, asimetri veya fonksiyonel bir problem de söz konusu.</p>

<p>Peki bu durumda hastanın yalnızca “Sonuçtan memnun kalmadım” demesi tazminat davası açması ve davayı kazanması için yeterli midir?</p>

<p>Bu sorunun cevabı, salt memnuniyet veya beğeni üzerinden verilemez. Genital estetik operasyonlarında hukuki sorumluluğun belirlenebilmesi için operasyon öncesinde neyin kararlaştırıldığı, hastaya hangi vaatlerde bulunulduğu, ortaya çıkan sonucun objektif olarak kabul edilebilir olup olmadığı, müdahalenin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı ve hastanın riskler konusunda gereği gibi aydınlatılıp aydınlatılmadığı birlikte incelenmelidir.</p>

<p><strong>Her Memnuniyetsizlik Malpraktis Değildir</strong></p>

<p>Estetik müdahalelerde hastanın beklentisi, tedavi amaçlı müdahalelere göre daha belirleyici bir konumdadır. Çünkü hasta çoğu zaman herhangi bir hastalığın tedavisinden ziyade belirli bir görünüm elde etmek amacıyla hekime başvurmaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte estetik sonuçların değerlendirilmesinde kişisel beğeni de önemli bir rol oynar. Aynı sonuç bir kişi tarafından başarılı, başka bir kişi tarafından yetersiz bulunabilir. Bu nedenle hastanın yalnızca sonucu beğenmediğini söylemesi, tek başına hekimin kusurlu olduğunu veya tazminat ödemesi gerektiğini göstermez.</p>

<p>Hukuken önemli olan, subjektif memnuniyetsizliğin ötesinde objektif olarak değerlendirilebilen bir eksiklik veya zarar bulunup bulunmadığıdır. Örneğin aşağıdaki durumlar, salt estetik beğenmeme iddiasından farklı değerlendirilir:</p>

<p>- Operasyon öncesinde kararlaştırılan sonucun sağlanamaması,</p>

<p>- Belirgin ve kalıcı asimetri,</p>

<p>- Aşırı veya hatalı doku çıkarılması,</p>

<p>- Kalıcı deformite,</p>

<p>- Uzun süreli ağrı veya his kaybı,</p>

<p>- Cinsel işlevin etkilenmesi,</p>

<p>- Enfeksiyon veya ciddi yara iyileşmesi problemleri,</p>

<p>- Operasyonun kararlaştırılandan farklı ya da eksik yapılması,</p>

<p>- Yeni bir sağlık sorununun ortaya çıkması,</p>

<p>- Sorunun giderilmesi için birden fazla revizyon ameliyatı gerekmesi.</p>

<p>Dolayısıyla temel ayrım şudur:</p>

<p><strong>Her kötü veya istenmeyen sonuç malpraktis değildir. Ancak her istenmeyen sonuç da “komplikasyon” denilerek hukuki incelemenin dışında bırakılamaz.</strong></p>

<p><strong>Genital Estetik Operasyonu Neden Eser Sözleşmesi Sayılabilir?</strong></p>

<p>Yargıtay, estetik amaçlı tıbbi müdahaleleri klasik tedavi ilişkilerinden farklı değerlendirebilmektedir.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 28 Nisan 2022 tarihli kararı</a>nda; meme, karın, yüz, kol, bacak, burun ve genital bölge estetiği dâhil olmak üzere birden fazla estetik operasyon geçiren hastanın açtığı tazminat davası incelenmiştir.</p>

<p>Kararda, estetik amaçlı müdahaleye ilişkin sözleşmenin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu belirtilmiş; estetik ameliyatla hastaya istenen ve kararlaştırılan amaca uygun bir görünüm sağlanmasının ve sürecin sağlıklı şekilde sonuçlandırılmasının sözleşmenin konusu olduğu kabul edilmiştir. Yargıtay ayrıca eser sözleşmesinin niteliği gereği yüklenicinin sonucu garanti etmiş sayılacağını ifade etmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte bu kararın doğru okunması gerekir. Kararda genital bölge estetiği, hastanın geçirdiği çok sayıda operasyon arasında sayılmıştır. Yargıtayın somut bozma gerekçesi ise özellikle meme operasyonu sonrasında meme ucunun ve simetrinin kaybedilmiş olmasıdır.</p>

<p>Dolayısıyla karar, genital estetik operasyonlarında da uygulanabilecek genel bir eser sözleşmesi ilkesi ortaya koymakla birlikte, her genital estetik memnuniyetsizliğinin doğrudan tazminat gerektirdiği anlamına gelmez.</p>

<p>“Sonuç garantisi” kavramı da hastanın zihnindeki her türlü kişisel görünümün mutlaka sağlanacağı şeklinde sınırsız yorumlanmamalıdır. Öncelikle taraflar arasında hangi sonucun kararlaştırıldığı belirlenmelidir. Hekimin açıklamaları, yazışmalar, fotoğraflar, reklamlar, hastanın anatomik özellikleri ve tıbben ulaşılabilir sonuç birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>“Beğenmedim” Demek Neden Tek Başına Yeterli Değildir?</strong></p>

<p>Bir genital estetik malpraktis davasında mahkeme yalnızca hastanın memnuniyetini araştırmaz. Objektif bir hukuki ve tıbbi değerlendirme yapılması gerekir.</p>

<p>Bu kapsamda özellikle şu sorular önem taşır:</p>

<p>1. Hasta operasyon öncesinde hangi şikayetlerle hekime başvurdu?</p>

<p>2. Hangi işlemlerin yapılması kararlaştırıldı?</p>

<p>3. Hekim belirli bir görünüm, tam simetri veya kesin sonuç vaat etti mi?</p>

<p>4. Hastaya örnek fotoğraflar gösterildi mi?</p>

<p>5. Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar arasında objektif olarak değerlendirilebilir bir fark bulunuyor mu?</p>

<p>6. Ortaya çıkan görünüm tıbben kabul edilebilir sınırlar içinde mi?</p>

<p>7. Operasyon tekniğinde veya planlamasında hata var mı?</p>

<p>8. Hastada kalıcı bir fonksiyon kaybı meydana geldi mi?</p>

<p>9. Ameliyat sonrası takip uygun şekilde yapıldı mı?</p>

<p>10. Revizyon ameliyatına neden ihtiyaç duyuldu?</p>

<p>11. Hasta bu sonuçların ortaya çıkabileceği konusunda önceden bilgilendirildi mi?</p>

<p>Bu soruların önemli bir kısmı, plastik, rekonstrüktif ve estetik cerrahi ile gerektiğinde kadın hastalıkları ve doğum alanında uzman bilirkişiler tarafından değerlendirilir.</p>

<p>Hastanın kişisel beklentisi ile tıbben ve hukuken taahhüt edilen sonuç aynı şey değildir. Bu nedenle davanın güçlü olabilmesi için memnuniyetsizliğin fotoğraflar, sağlık kayıtları, uzman değerlendirmesi ve diğer delillerle somutlaştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Aydınlatılmış Onam Yalnızca Form İmzalatmak Değildir</strong></p>

<p>Genital bölgeye yapılan müdahaleler kişinin bedensel bütünlüğünün yanı sıra mahremiyetini, cinsel yaşamını ve psikolojik durumunu da etkileyebilir. Bu nedenle aydınlatılmış onam, söz konusu operasyonlarda özel bir öneme sahiptir.</p>

<p>Aydınlatılmış onam, hastaya matbu bir belge imzalatılmasından ibaret değildir. Hastanın yapılacak müdahaleyi, riskleri ve alternatifleri anlayarak özgür biçimde karar verebilmesi gerekir.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 9 Mart 2026 tarihli kararı</a>nda, kör vajen tanısıyla yapılan ameliyat sırasında fistül duvarında meydana gelen delinme ve hastanın ameliyat riskleri konusunda bilgilendirilmediği iddiası incelenmiştir.</p>

<p>Yargıtay, 1219 sayılı Kanun’un 70. maddesi ile Hekimlik Meslek Etiği Kurallarının 26. maddesine dayanarak aydınlatılmış onam konusunda ispat yükünün doktor veya hastanede olduğunu belirtmiştir. İlk derece mahkemesinin, onam formunun saklanmasından dava dışı hastanenin sorumlu olduğu gerekçesiyle davayı reddetmesi doğru bulunmamış ve karar bozulmuştur.</p>

<p>Bu karar doğrudan estetik amaçlı bir operasyonla ilgili değildir. Yargıtay da uyuşmazlığı vekalet sözleşmesine dayalı bir tedavi ilişkisi olarak nitelendirmiştir. Bununla birlikte karar, genital bölgeyi ilgilendiren cerrahi müdahalelerde hastanın aydınlatıldığını ispat yükünün hekim veya sağlık kuruluşunda olması bakımından önemlidir.</p>

<p>Genital estetik operasyonu öncesinde hastaya özellikle şu konularda bilgi verilmesi gerekir:</p>

<p>- Yapılacak işlemin niteliği ve kapsamı,</p>

<p>- Kullanılacak yöntem,</p>

<p>- İyileşme süreci,</p>

<p>- Makul tedavi veya müdahale alternatifleri,</p>

<p>- İz kalma ihtimali,</p>

<p>- Asimetri veya görünüm farklılığı riski,</p>

<p>- His değişikliği veya his kaybı,</p>

<p>- Fonksiyonel sorunlar,</p>

<p>- Enfeksiyon ve yara iyileşmesi problemleri,</p>

<p>- Revizyon ameliyatı gerekebilmesi,</p>

<p>- İstenen sonucun tam olarak elde edilememe ihtimali.</p>

<p>Onam formunda yalnızca “Operasyonun bütün risklerini kabul ediyorum” şeklinde genel ifadeler bulunması, hastanın somut ve önemli riskler hakkında gerçekten bilgilendirildiğini her olayda göstermeyebilir. Aydınlatmanın kapsamı, zamanı, içeriği ve hasta tarafından anlaşılabilir olup olmadığı ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong>“Bu bir komplikasyon” Savunması Sorumluluğu Sona Erdirir mi?</strong></p>

<p>Komplikasyon, tıbbi müdahale doğru yapılmış olsa bile ortaya çıkabilen, tıp bilimi tarafından bilinen ve her zaman önlenmesi mümkün olmayan olumsuz sonuç olarak ifade edilebilir.</p>

<p>Malpraktis ise hekimin güncel tıbbi standartlara, mesleki özen yükümlülüğüne veya uygun komplikasyon yönetimine aykırı davranması nedeniyle zararın meydana gelmesidir.</p>

<p>Ancak bir sonucun tıbben komplikasyon olarak adlandırılması, hekimin otomatik olarak sorumluluktan kurtulması anlamına gelmez.</p>

<p>Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin estetik müdahalelere ilişkin kararında da komplikasyonlar bakımından aydınlatma yükümlülüğü ile komplikasyon yönetiminin doğru yapılmasının hekimin sorumluluğunda olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle üç ayrı aşama incelenmelidir:</p>

<p>1. Hasta, söz konusu komplikasyon hakkında operasyon öncesinde gereği gibi bilgilendirildi mi?</p>

<p>2. Komplikasyon zamanında fark edildi mi?</p>

<p>3. Komplikasyon ortaya çıktıktan sonra gerekli müdahale tıbbi standartlara uygun ve zamanında yapıldı mı?</p>

<p>Örneğin enfeksiyon belirli bir operasyonun bilinen riski olabilir. Ancak enfeksiyon belirtilerinin dikkate alınmaması, hastanın kontrole çağrılmaması veya gerekli tedavinin geciktirilmesi ayrıca kusur oluşturabilir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle komplikasyonun ortaya çıkması ile komplikasyonun kötü yönetilmesi aynı hukuki mesele değildir.</p>

<p><strong>Revizyon Ameliyatı Kusurun Kabulü Anlamına Gelir mi?</strong></p>

<p>İlk operasyon sonrasında aynı hekim tarafından düzeltme veya revizyon ameliyatı yapılması, tek başına hekimin hatasını kabul ettiği anlamına gelmez.</p>

<p>Bazı estetik müdahalelerde, hekimin kusuru bulunmasa dahi iyileşmenin bireysel özellikleri nedeniyle revizyon ihtiyacı ortaya çıkabilir. Bununla birlikte revizyon ameliyatı hukuken önemsiz de değildir.</p>

<p>Revizyon yapılması;</p>

<p>- İlk sonucun yeterli bulunmadığını,</p>

<p>- Hekimin hastanın şikayetinden haberdar olduğunu,</p>

<p>- İlk operasyondaki sorunun devam ettiğini,</p>

<p>- Kararlaştırılan amaca ulaşılamamış olabileceğini</p>

<p>gösteren bir delil olarak değerlendirilebilir.</p>

<p>Özellikle aynı hekim tarafından ikinci operasyon yapılmasına rağmen görünüm düzelmemiş, yeni bir deformite oluşmuş veya fonksiyonel zarar ağırlaşmışsa hem ilk hem de ikinci müdahalenin ayrı ayrı incelenmesi gerekir.</p>

<p>Mükerrer operasyonların hekimin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmadığı ve ikinci müdahalenin bedelinin bazı olaylarda maddi zarar kapsamında değerlendirilebilmektedir. Ancak bu değerlendirmelerin doğrudan karar metinleriyle ve her somut olayın özellikleriyle ayrıca doğrulanması gerekir.</p>

<p><strong>Ameliyat Sonrası Bakım da Tıbbi Müdahalenin Parçasıdır</strong></p>

<p>Hekimin sorumluluğu ameliyatın bitmesiyle sona ermez. Pansuman, yara bakımı, enfeksiyon takibi, kontroller ve hastanın şikayetlerine zamanında cevap verilmesi de tedavi sürecinin parçasıdır.</p>

<p><a href="http://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay 10. Dairesinin 24 Haziran 2025 tarihli kararı</a>na konu olayda hasta, bir kamu hastanesinde yapılan labioplasti ve meme ameliyatının hatalı olduğunu; steril ortam sağlanmadığını ve pansumanların gereği gibi yapılmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>Ancak bu karar tıbbi kusurun bulunup bulunmadığını esastan belirleyen bir karar değildir. Danıştay incelemesi, davanın parasal tutarı nedeniyle istinaf yoluna başvurulup başvurulamayacağına ilişkin usul sorunuyla sınırlı kalmıştır. Bu nedenle karar, hekimin kusurlu olduğuna dair doğrudan bir emsal gibi sunulamaz.</p>

<p>Kararın bu makale bakımından önemi, labioplasti sonrası steril ortam, pansuman ve ameliyat sonrası bakım iddialarının da tazminat uyuşmazlığına konu olabildiğini göstermesidir.</p>

<p><strong>Genital Estetik Davasında Hangi Deliller Önemlidir?</strong></p>

<p>Genital estetik malpraktis davalarında deliller mümkün olduğunca erken toplanmalıdır. Özellikle iyileşme sürecinde görünüm değişebileceğinden fotoğrafların tarihli ve düzenli biçimde saklanması önem taşır.</p>

<p>Başlıca deliller şunlardır:</p>

<p>- Ameliyat öncesi ve sonrası fotoğraflar,</p>

<p>- Hasta dosyası ve epikriz belgeleri,</p>

<p>- Ameliyat notu,</p>

<p>- Aydınlatma ve onam formları,</p>

<p>- Reçeteler ve kontrol kayıtları,</p>

<p>- Ödeme dekontları ve faturalar,</p>

<p>- Klinikle yapılan WhatsApp yazışmaları,</p>

<p>- Hekimin sosyal medya mesajları,</p>

<p>- “İz kalmaz”, “kesin düzelir” veya “tam simetri sağlanır” gibi ifadeler,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Revizyon ameliyatına ilişkin belgeler,</p>

<p>- Başka hekimler tarafından düzenlenen muayene ve tedavi kayıtları,</p>

<p>- İlaç, bakım ve düzeltme ameliyatı giderleri,</p>

<p>- Gerektiğinde psikolojik veya psikiyatrik tedavi kayıtları,</p>

<p>- Uzman bilirkişi raporları.</p>

<p>Genital bölgeye ait fotoğraflar ve tıbbi kayıtlar özel nitelikli kişisel veri niteliğindedir. Bu nedenle deliller korunurken ve dava dosyasına sunulurken hastanın mahremiyetini koruyacak yöntemlerin kullanılması gerekir.</p>

<p><strong>Hangi Zararlar Talep Edilebilir?</strong></p>

<p>Hekimin veya sağlık kuruluşunun hukuki sorumluluğu belirlenirse, somut olayın özelliklerine göre şu zararların karşılanması talep edilebilir:</p>

<p>- Ödenen operasyon bedeli,</p>

<p>- Revizyon veya düzeltme ameliyatı giderleri,</p>

<p>- İlaç ve tedavi masrafları,</p>

<p>- Yol, konaklama ve bakım giderleri,</p>

<p>- Geçici veya sürekli kazanç kaybı,</p>

<p>- Kalıcı bedensel zararlar,</p>

<p>- Ekonomik geleceğin sarsılmasından doğan kayıplar,</p>

<p>- Manevi tazminat.</p>

<p>Ancak bu kalemlerin tamamı her davada otomatik olarak kabul edilmez. Zararın gerçekten meydana geldiği, müdahaleyle zarar arasında uygun nedensellik bağı bulunduğu ve davalı tarafın hukuken sorumlu olduğu ortaya konulmalıdır.</p>

<p>Manevi tazminat bakımından da yalnızca hastanın üzülmesi değil; yaşanan olayın ağırlığı, kalıcı etkileri, mahrem bölgeye ilişkin olması, kişinin sosyal ve özel hayatına etkisi ile tarafların durumları birlikte değerlendirilir.</p>

<p><strong>Kamu Hastanesi ile Özel Hastane Arasında Fark Var mı?</strong></p>

<p>Operasyonun nerede yapıldığı, izlenecek hukuki yolu doğrudan etkileyebilir.</p>

<p>Kamu hastanesindeki tıbbi müdahalelerden doğan zararlar kural olarak sağlık hizmetinin kötü işlemesi iddiası kapsamında idari başvuru ve tam yargı davası sürecine konu olabilir.</p>

<p>Özel hastane, tıp merkezi veya özel klinikte gerçekleştirilen operasyonlarda ise hekimle ve sağlık kuruluşuyla kurulan ilişkinin niteliğine göre adli yargı ile tüketici hukuku hükümleri gündeme gelebilir.</p>

<p>Bununla birlikte görevli mahkeme, davalıların sıfatı, sözleşmenin tarafları ve hizmetin sunulma biçimi dikkate alınarak her dosyada ayrıca belirlenmelidir. Yanlış yargı kolunda veya yanlış mahkemede dava açılması ciddi zaman kaybına yol açabilir.</p>

<p><strong>Sonuç: Memnuniyetsizlik Bazen Zararın İlk İşaretidir</strong></p>

<p>Genital estetik operasyonundan memnun kalmamak, tek başına tazminat kazanılması için yeterli değildir. Hastanın kişisel beğenisi ile objektif olarak ayıplı veya hatalı sonuç arasında ayrım yapılmalıdır.</p>

<p>Ancak operasyon öncesinde kararlaştırılan sonucun sağlanmaması, belirgin deformite, fonksiyon kaybı, teknik hata, eksik aydınlatma, hatalı komplikasyon yönetimi veya yetersiz ameliyat sonrası takip bulunuyorsa memnuniyetsizlik, hukuken tazminat doğurabilecek bir zararın işareti olabilir.</p>

<p>Bu nedenle hasta, yeni bir müdahaleye karar vermeden veya uyuşmazlığı yalnızca mesajlaşma yoluyla çözmeye çalışmadan önce sağlık kayıtlarını istemeli, fotoğraf ve yazışmaları korumalı, başka bir uzman hekim tarafından muayene edilmeli ve dosyasını sağlık hukuku alanında çalışan bir avukatla birlikte değerlendirmelidir.</p>

<p>Zamanaşımı ve başvuru süreleri, operasyonun kamu veya özel sağlık kuruluşunda yapılmasına ve hukuki ilişkinin niteliğine göre değişebileceğinden sürecin geciktirilmemesi gerekir.</p>

<p><strong>Sık Sorulan Sorular</strong></p>

<p><strong>1. Labioplasti sonucunu beğenmezsem doğrudan dava açabilir miyim?</strong></p>

<p>Dava açılması mümkündür; ancak davanın kabulü için yalnızca beğenmeme beyanı yeterli olmayabilir. Kararlaştırılan sonuç, ortaya çıkan görünüm, tıbbi uygulamanın uygunluğu, aydınlatma ve varsa fonksiyonel zarar incelenir.</p>

<p><strong>2. Onam formu imzaladıysam tazminat isteyemez miyim?</strong></p>

<p>Onam formu imzalanması, hekimin bütün sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Formun içeriği, hastanın somut riskler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve komplikasyonun doğru yönetilip yönetilmediği ayrıca değerlendirilir.</p>

<p><strong>3. Doktorun ücretsiz revizyon yapması hatasını kabul ettiği anlamına gelir mi?</strong></p>

<p>Tek başına gelmez. Ancak ilk sonucun yetersiz kaldığını ve hekimin şikayetten haberdar olduğunu gösteren önemli bir delil olabilir.</p>

<p><strong>4. Komplikasyon olduğu söylenen bir sonuç için dava açılabilir mi?</strong></p>

<p>Evet. Sonucun gerçekten komplikasyon olup olmadığı, hastanın bu risk hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği ve komplikasyonun zamanında ve doğru yönetilip yönetilmediği incelenebilir.</p>

<p><strong>5. WhatsApp yazışmaları delil olarak kullanılabilir mi?</strong></p>

<p>Hekim veya klinikle yapılan yazışmalar; vaat edilen sonuç, şikâyetlerin ne zaman bildirildiği, hekimin verdiği cevaplar ve revizyon teklifleri bakımından delil niteliği taşıyabilir. Yazışmaların bütünlüğünün ve orijinal halinin korunması önemlidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kullanılan Temel Yargı Kararları</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20212706-e-20222509-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 6. Hukuk Dairesi, E. 2021/2706, K. 2022/2509, T. 28.04.2022.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2025531-e-20261285-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Yargıtay 3. Hukuk Dairesi, E. 2025/531, K. 2026/1285, T. 09.03.2026.</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-10-dairenin-2025312-e-20253198-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">- Danıştay 10. Dairesi, E. 2025/312, K. 2025/3198, T. 24.06.2025.</span></a></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/genital-estetikte-memnun-kalmadim-demek-tazminat-icin-yeterli-mi-1</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/themsisiaf.jpg" type="image/jpeg" length="71868"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Ahmet Nejat Ağacıkoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Ahmet Nejat Ağacıkoğlu (7477) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. AHMET NEJAT AĞACIKOĞLU (7477) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>09.09.1982 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Ahmet Nejat AĞACIKOĞLU (7477) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 25.07.2026 Cumartesi günü Maltepe Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ahmet-nejat-agacikoglu.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-ahmet-nejat-agacikoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/ahmet-nejat-agacikoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="25801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İNTERNET ÜZERİNDEN YAPILAN SATIN ALIMLARDA CAYMA HAKKI, İADE VE AYIPLI MAL SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İnternet ve mobil uygulamalar üzerinden yapılan alışverişler, Türkiye’de tüketici davranışlarını köklü şekilde değiştirmiştir. Ancak ürünün fiziken görülmeden satın alınması, teslimat sürecindeki hasarlar, web sitesi görseli ile gelen ürün arasındaki farklılıklar veya iade taleplerinin satıcılarca keyfi reddi nedeniyle alıcı ve satıcı arasında yoğun hukuki uyuşmazlıklar yaşanmaktadır. Bu noktada Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun (TKHK) ve Türk Borçlar Kanunu (TBK) hükümleri, özellikle mesafeli sözleşmeler ve ayıplı ifa sorumluluğu bakımından belirleyici rol oynamaktadır.</p>

<p>Tüketici, hiçbir hukuki ve cezai sorumluluk üstlenmeksizin ve hiçbir gerekçe göstermeksizin malı teslim aldığı tarihten itibaren on dört gün içinde cayma hakkına sahiptir. Üründe gizli bir kusur, fonksiyon bozukluğu veya vaat edilen teknik özelliklerin bulunmaması söz konusuysa, bu durum "ayıplı mal" olarak değerlendirilir ve satıcının hukuki sorumluluğu devreye girer.</p>

<p><strong>CAYMA HAKKI KAVRAMI VE HUKUKİ NİTELİĞİ</strong></p>

<p>Bir internet alışverişinde;</p>

<p>• Web sitesindeki görsel, model, renk veya teknik özellikler ile gelen ürün arasında fark olması, • Kargo kaynaklı hasar, ezilme, sıvı teması veya ambalaj açılmadan iç kısımda bozukluk bulunması,</p>

<p>• Yazılım, lisans kodu veya dijital içeriklerin vaat edilen şekilde aktif edilememesi veya çalıştırılamaması,</p>

<p>• "Ön sipariş" statüsündeki ürünlerin belirtilen tarihte gönderilmemesi veya stok dışı kalması cayma hakkını veya ayıplı mal sorumluluğunu doğurur.</p>

<p>Burada önemli olan, tüketicinin ürünü fiziki mağaza ortamında olduğu gibi "inceleme ve deneme fırsatı" bulamamasıdır. Bu nedenle kanun koyucu, mesafeli sözleşmelerde tek taraflı cayma hakkını emredici şekilde düzenlemiştir. Ancak özel üretim ürünler, çabuk bozulan gıdalar, açıldığında sağlık/ hijyen riski doğuran ürünler (kozmetik, iç çamaşırı vb.) veya açıldıktan sonra münhasıran tüketiciye özel hale gelen ürünler bu hakkın kapsamı dışındadır.</p>

<p><strong>SATICININ/MAĞAZANIN SORUMLULUĞU</strong></p>

<p>TKHK ve Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği uyarınca satıcı, cayma hakkının kullanılmasını engelleyemez, süreci zorlaştıramaz veya iade karşılığında ek ücret talep edemez. <i>"İndirimli ürünlerde iade yoktur", "Kampanya ürünleri cayma hakkı kapsamı dışındadır", "Kargo bedeli iade edilmez"</i> gibi site içi beyanlar veya sözleşme şerhleri hukuka ve kamu düzenine aykırıdır.</p>

<p>Satıcının bu sorumluluktan kurtulabilmesi ancak ürünün tüketici tarafından aşırı kullanıldığını veya hasarın tüketici kusuruyla oluştuğunu bilimsel olarak ispatlaması hâlinde mümkündür. Bu durum, e-ticarette satıcı sorumluluğunun "kusursuz" (objektif) nitelikte olduğunu gösterir. Satıcı, <i>"Ürün orijinal kutusunda ve etiketi koparılmadan gelmedi"</i> gerekçesiyle iadeyi reddedemez. Zira Yargıtay kararlarında da vurgulandığı üzere, tüketicinin ürünü deneme amaçlı açması, kutuyu incelemesi veya kılıfı çıkarması cayma hakkının kullanılmasını engellemez. İade kargo bedelinin tüketiciye iadesi de satıcının yasal yükümlülüğündedir.</p>

<p><strong>TÜKETİCİNİN HAKLARI VE İADE SÜREÇLERİ</strong></p>

<p>Cayma hakkı veya ayıplı mal kapsamında tüketiciye temel haklar tanınmıştır:</p>

<p><strong>1. </strong>Sözleşmeden dönme (ürünün iadesi ve ödenen bedelin eksiksiz, aynı ödeme kanalıyla geri verilmesi),</p>

<p><strong>2.</strong> Satış bedelinden ayıp oranında indirim isteme,</p>

<p><strong>3.</strong> Ücretsiz onarım isteme (masrafları satıcıya ait olmak üzere),</p>

<p><strong>4.</strong> Ayıpsız misli ile değiştirme talep etme.</p>

<p>Bunlara ek olarak, satıcının bedeli yasal süre içinde iade etmemesi veya iade sürecini hukuksuz gerekçelerle engellemesi hâlinde tüketici, öncelikle ikametgâhının veya işlemin yapıldığı yerdeki <strong>Tüketici Hakem Heyeti’ne </strong>başvurmalıdır.</p>

<p><strong>ZAMANAŞIMI VE SÜRELER</strong></p>

<p>6502 sayılı <strong>Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'un 48. maddesi</strong> ile <strong>Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği</strong> uyarınca tüketici, herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin, mal satışına ilişkin mesafeli sözleşmelerde malın tesliminden; hizmet sözleşmelerinde ise sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren <strong>14 gün</strong> içinde cayma hakkını kullanabilir. Cayma hakkının kullanılabilmesi için bu süre içinde cayma bildiriminin satıcı veya sağlayıcıya yöneltilmesi yeterlidir.</p>

<p>Satıcı veya sağlayıcının tüketiciyi cayma hakkı konusunda usulüne uygun şekilde önceden bilgilendirmemesi hâlinde, 14 günlük cayma süresiyle bağlı kalınmaz. Bu durumda tüketici, cayma hakkını <strong>normal cayma süresinin sona ermesinden itibaren bir yıl içinde</strong> kullanabilir.</p>

<p><strong>"AÇILDI", "KULLANILDI" VEYA "İNDİRİMLİ" İDDİALARININ HUKUKİ ETKİSİ</strong></p>

<p>E-ticaret satıcıları, cayma hakkını daraltmak amacıyla sıkça <i>"Ürün açıldığı için iade almıyoruz", "İndirimli/kampanyalı ürünlerde cayma hakkı yoktur", "Kullanım izleri var"</i> savunmalarında bulunur.</p>

<p>Oysa ki;</p>

<p>• Ürünün kutusunun açılması, kılıfının çıkarılması veya deneme amaçlı çalıştırılması cayma hakkını ortadan kaldırmaz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• "İndirimli" veya "kampanyalı" ürünler de TKHK kapsamındadır. Fiyat avantajı tüketici haklarını sınırlamaz.</p>

<p>İade kargo bedeli de kural olarak satıcıya aittir. Ancak tüketici, ürünü aşırı kullanım, bilinçli hasar veya ticari amaçla iade ederse, bu durum tazminat sorumluluğu doğurabilir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>İnternet üzerinden yapılan satın alımlar, sadece ticari işlem değil, tüketici güvenine ve şeffaflığa dayalı hukuki bir ilişki doğurmaktadır. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ile Mesafeli Sözleşmeler Yönetmeliği, tüketicinin sözleşme öncesinde yeterli şekilde bilgilendirilmesini, cayma hakkını serbestçe kullanabilmesini ve ayıplı mal karşısında etkin hukuki korumadan yararlanmasını amaçlamaktadır. Satıcıların mevzuata aykırı iade politikaları geliştirmeleri veya tüketicinin kanundan doğan haklarını sözleşme hükümleriyle sınırlandırmaları hukuken geçersizdir. <i>"Açıldı", "indirimli" veya "kargo imzalandı"</i> gibi gerekçeler tüketici haklarını ortadan kaldırmaz. Yargıtay kararları da bu çerçevede, tüketicinin deneme hakkını, iade süreçlerinin şeffaflığını ve satıcının bilgilendirme yükümlülüğünü sıkı şekilde korumaktadır. Bu nedenle hem satıcıların iade politikalarını mevzuata uygun hale getirmesi hem de tüketicilerin cayma bildirimini yazılı/sistem kayıtlı yapması, delilleri (fatura, sipariş ekranı, kargo fotoğrafı) saklaması ve hak kaybı yaşamaması adına hukuki danışmanlık alması büyük önem arz etmektedir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/dilara-dulkadir-2.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Dilara DULKADİR</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/internet-uzerinden-yapilan-satin-alimlarda-cayma-hakki-iade-ve-ayipli-mal-sorumlulugu</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 13:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-bilgisayars4.jpg" type="image/jpeg" length="47423"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 15.05.2024 tarihli, 2024/3981 E., 2024/5398 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/3981 E., 2024/5398 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/1118 E., 2024/270 K.<br />
KARAR : Kabul<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Gebze 2. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/92 E., 2023/38 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasının tespiti davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin dava konusu iş kazası meydana geldiğinde, davalı işveren nezdinde mekanik bakımcı olarak çalıştığını, dava konusu iş kazasının 25.11.2019 tarihinde davalı işverenin iş yeri adresi olan Gebze OSB Mahallesi ... ... Cad. No:101/1 Gebze / Kocaeli adresinde meydana geldiğini, davalı işverenin sahibi ve işletmecisi olduğu fabrikada aylık 1 ya da en fazla 2 gün tatil yaparak hiçbir insandan çalışması beklenemeyecek kadar yoğun ve yasal düzenlemelere aykırı şekilde fazla mesai yaptırılarak mekanik bakımcı olarak çalıştırılan müvekkilinin çalışmakta olduğu sırada vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini ve işyerinin revirine götürüldüğünü, o sırada revirde bulunan hemşirenin aşırı çalışmaktan yorgun düşmüş olabileceğini, mesainin bitmesine az bir zaman kaldığını, evine gidip dinlenmesini söylediğini, o sırada orada bulunan müvekkilinin amiri ... ... bunun kalp krizi olabileceğini iş yerinin araçlarından biriyle hastahaneye götürülmesini, eğer araç yoksa kendi aracıyla hastahaneye götürebileceğini, bunun üzerine, iş yerinin araçlarından biriyle Gebze ... Devlet Hastahanesi Acil Servisine götürüldüğünü, hastanede kalp krizi geçirdiği anlaşılan müvekkiline gerekli müdahaleler yapıldığını, geçirdiği ameliyatlar neticesinde 2 adet stent takıldığını ve sürekli olarak ilaç kullanmaya başladığını, meydana gelen bu iş kazasının da herhangi bir adli merciye ve Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilmediğini, müvekkilinin Kuruma yapmış olduğu yazılı başvuruya karşılık, kurum yetkilileri tarafından yapılan inceleme sonunda hazırlanan rapora dayanılarak, taraflarına hitaben kaleme alınan 22.03.2021 tarihli cevabi nitelikli yazının meydana gelen olayın iş kazası tespitinin yapılamadığı şeklinde olduğunu, müvekkilinin geçici iş göremezlik ödeneği verilmesi, sürekli iş göremezlik geliri bağlanması ve Kurum tarafından karşılanmayan zararlarının davalı işverenden talep edilmesi konularında taşıdığı önem nedeniyle, dava konusu olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
1.Davalı şirket vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı vekilinin müvekkilinin mekanik bakımcı olarak çalıştığı iş yerinde çalışma esnasında vücudunun sol tarafında bir uyuşma hissettiğini, hastaneye gittiklerinde ise kalp krizi geçirdiğinin anlaşıldığını belirttiğini, davacı vekilinin her ne kadar olayı iş kazası olarak yorumlayarak olayın iş kazası olarak tespitini talep etmişse de; söz konusu olayın iş kazası olmaktan uzak olup SGK tarafından verilen cevabi nitelikli yazıda da komisyon kararı gereğince, 25.11.2019 tarihinde meydana gelen olayın iş kazası olarak tespit edilemediğinin belirtildiğini, davacının olaydan bir önceki gece olan 24.11.2019 tarihinde de gece uyurken iki kez aynı şekilde rahatsızlandığını, bu şikayetler iş yeri pansuman enjeksiyon defterine işlendiğini, zaten bu şikayetleri üzerine, ertesi günü iş yerine geldiğinde tansiyon ölçümü yapıldığını ve tansiyonunun 148/80 olduğunun tespit edildiğini, nabzının 102 olduğunun görüldüğünü, hasta revirde dinlendirildikten sonra ... Devlet Hastanesine sevk edildiğini, hastanede poliklinikte muayene olduktan sonra kendisine verilen sağlık raporunda hastalık provizyonu açılarak hipertansiyon teşhisi konulduğunu, kalp krizi veya benzeri bir teşhis yapılmadığını, hipertansiyon kaynaklı tedavi yapıldığını, 25.11.2019-28.11.2019 tarihleri arasında hastanede yatarak tedavi gördüğünü, 29.11.2019-08.12.2019 tarihleri arasında ise rapor aldığını, davacının rahatsızlığının kalp krizi olarak değerlendirilecek olursa da bu durumda kişinin özel yaşamı, beslenme biçimi, kalp krizini tetikleyen haller ve bünyesel özelliklerin dikkate alınmasının gerektiğini, davacının düzenli olarak sigara içmekte olan birisi olmakla birlikte, olay tarihinde oldukça kilolu bir yapıya sahip olduğunu, davacının 1972 yılı doğumlu olup sağlık sıkıntıları yaşayacak bir yaşta olduğunu, kendisinin düzensiz, sağlıksız bir yaşam sürmesinin sorumlusu asla müvekkili şirketin olmayacağını, tüm bunlarla birlikte davacı vekilinin dava dilekçesinde de belirttiği üzere davacı, iş yeri araçlarından biri ile hastaneye götürüldüğünü, bu durumdan müvekkili şirketin çalışanları ile ne kadar ilgili olduğu, çalışanlarını önemsediği ve her konuda yardımcı olmaya çalıştığının açıkça anlaşıldığını, davacının rahatsızlandığı yerin iş yeri olması, olayın salt iş kazası olarak tanımlanmasınında yeterli olmadığını, söz konusu sağlık problemi ile iş yeri arasında ve işveren müvekkili şirketin sorumluluğu hususunda bir illiyet bağı olmadığını, işçinin yaklaşık 50 yıllık yaşamının yükü işverene yüklenemeyeceğini, nitekim asla söz konusu olayın iş kazası olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, olayın iş kazası olduğu düşünüldüğünde dahi Yargıtay 21. Hukuk Dairesinin 2012/4196 E. 2012/5289 K. sayılı ve 05.04.2012 tarihli kararında, " işverenin kusurunun bulunmadığı, kendisinden beklenen özeni gereği gibi yerine getirdiği, kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı, pilotaj hatasının da kusursuz sorumluluğun tüm halleri için gerekli illiyet bağını keseceği göz ardı edilerek davanın reddi yerine yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesi usul ve kanuna aykırı olup bozma nedenidir." denmek suretiyle işverenin kazanın meydana gelmemesi için alacağı bir önlemin bulunmadığı hallerin illiyet bağını keseceği, bu sebeple işverenin sorumluluğuna gidilemeyeceğinin vurgulandığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili cevap dilekçesinde özetle; müvekkili Kurum kayıtlarında davacı şahsın çalışmış olduğu diğer davalı şirket tarafından davacı şahısla ilgili olarak müvekkili Kuruma herhangi bir bildirim yapılmadığını, ayrıca müvekkili Kurum tarafından yapılan incelemede inceleme raporunda davacı şahsın geçirmiş olduğu kazanın 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesinde yer alan hallerden hiçbirine uymadığı yönünde rapor tanzim edildiğini, müvekkili Kurum tarafından davacı şahsa ait dosyada yapılan incelemede, iş veren tarafından iş kazası bildiriminin yapılmadığı, olay hakkında adli kurumlar tarafından herhangibir soruşturmanın açılmadığı, Kurum müfettişleri tarafından düzenlenen inceleme raporunda davacının maruz kaldığı kazanın iş kazası olmadığı yönünde tespit yapıldığını belirterek davanın reddi talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının davalı şirkete ait iş yerinde çalışmakta iken 25.11.2019 tarihinde vücudunun sol tarafında uyuşma ve göğüs ağrısı hissederek revire götürüldüğü; revirde bulunan iş yeri pansuman enjeksiyon kayıt defterine davacı ile ilgili olarak açılan 25.11.2019 tarihli kayıtta "sol göğüs yanma ağrı hissi mevcut, gece de 2 kez ağrı olmuş..." şeklinde kayıt tutulduğu; davacının aynı gün saat 15.26'da Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu "Hiperlipidemi, Aterosklerotik kardiyovasküler hastalık ve göğüs ağrısı" öntanısı ile tetkikler yapıldıktan sonra taburcu edildiği; aynı gün saat 21.25'te tekrar Gebze ... Devlet Hastanesine başvurduğu, bu başvuru sonrasında davacının yatışı yapılarak kendisine 26.11.2029 tarihinde anjiyografi ile stent takıldığı ve bu tarihten sonra davacının periyodik olarak kardiyoloji polikliniğine kontrol amacıyla giriş yaptığı; Gebze SGM'nin 12.03.2021 tarihli ünite kararında meydana gelen olayın 5510 sayılı Kanun'un 13. maddesi hükümleri dahilinde meydana gelmemesi nedeniyle iş kazası tespitinin yapılamadığının belirlendiği; mahkeme bilirkişi raporunda bir olayın iş kazası sayılabilmesi için çalışanın iş yerinde bulunduğu sırada ve işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmesi gerektiği, oysa revir kayıt defterine göre davacının yakınmalarının önceki gece de mevcut olduğunun; dosyada bulunan bilgi ve belgelerden davacının ağır ve zorlayıcı bir işte baskı altında ve yasal sürelerden fazla çalıştırıldığının sübut bulmadığının belirtildiği; anılan rapora göre davacının geçirdiği kalp krizinin başlama anının belli olmadığı ve davacının geçirdiği kalp krizinin işveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle meydana gelmediğinin belirlendiği anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; işyerinde kalp krizi geçirilmesi halinde yapılacak inceleme neticesinde olayın işyerinde gerçekleşmiş olması halinde işyerinin kusuruna bakılmaksızın olayın işyerinde meydana gelmesinin iş kazasının tespiti için yeterli olduğunu, müvekkilinin gerçekleştirmiş olduğu kalp krizinin işyerinde çalışması esnasında gerçekleştiği noktasında herhangi bir tereddüt bulunmamasına rağmen Mahkeme hatalı ve eksik değerlendirme neticesinde olayın iş kazası olmadığına hükmettiğini, Mahkemece aldırılan bilirkişi raporunun eksik ve hatalı olduğunu, meydana gelen olayın bir iş kazası olduğunun kabulü gerektiğini belirterek istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile somut olayda, davalı şirket tanığı ...; " ... Tam tarihini hatırlayamadığım bir tarihte ben mekanik bakım formeni ile birlikte davacının çalıştığı yerde inceleme yapıyorduk. Davacı biz inceleme yaparken yanımıza geldi, terlemişti, bir sıkıntısı var gibiydi. Kendisini biz revire gönderdik,..... davacı terleyerek yanımıza geldiğinde mekanik bakımcı olmasından dolayı muhtemelen bir arızaya müdahale ediyordu, bu müdahale sonrası atölyele yanımıza gelmişti." şeklinde, davalı şirket tanığı ...; ".... 25.11.2019 tarihinde öğleden sonra davacı yemek yedikten sonra mide bulantısı ve göğüste yanma ve ağrı hissi ile beraber yanındaki arkadaşı ile birlikte revire gelmişti. Ben kendisini 5-10 dk dinlendikten sonra tansiyonunu ölçtüm. Tansiyonu 148-80 geldi. Nabzı da 102 idi" şeklinde ve davalı şirket tanığı ... ...; " ... Tam tarihi hatırlamadığım bir tarihte davacı üretimde yemek yedikten sonra çalışırken rahatsızlanmış, sonrasında revire gelip durumu bildirmiş" şeklinde beyanda bulundukları, dosya kapsamındaki deliller ve beyanlar birlikte ele alındığında davacının iş yerinde çalışırken sol tarafında bir uyuşma ve göğüs ağrısı üzerine revire götürüldüğü, önceki gece aynı şekilde rahatsızlanmasının sonuca etkili olmadığı, iş yerinde çalışırken yaşanan olayın iş kazası niteliğinde olduğu anlaşılmakla, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak, davanın kabulüne, davacının davalı şirket nezdinde 25.11.2019 tarihinde yaşadığı olayın iş kazası olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.Davalı şirket vekili; hastane kayıtları ile olayın iş kazası olmadığının tespit edildiğini, kararın usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2.Davalı Kurum vekili; olayın iş kazası olmadığını belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davacının kalp krizi geçirmesi ile sonuçlanan olayın iş kazası olduğunun tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, 5510 sayılı Kanun'un 13 üncü maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup, hastane kayıtları, dinlenilen tanıklarının beyanları ile dosyada yer alan tüm bilgi ve belgelerin incelenmesinde davalı taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>15.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="83513"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2022/3838 E., 2023/5980 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 25.05.2023 tarihli, 2022/3838 E., 2023/5980 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/3838 E., 2023/5980 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/106 E., 2022/164 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : ... 10. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/330 E., 2021/512 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemli davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı işyerinde çalışmakta iken 24.02.2016 tarihinde meydana gelen trafik iş kazası sonucu muris sigortalının vefat ettiğini beyan ederek tahkikat sonucunda nihai alacak miktarının kesin olarak belirlenmesinin mümkün olduğu anda artırılmak üzere, davacı eş ... için 1.000,00-TL, müşterek çocukların her biri için 500,00-TL maddi tazminatın davalı işveren ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş., sürücü ... ..., işleten Kemalpaşa Belediyesi'nden tahsili, yetersiz ödemeye ilişkin ibranamenin ( 2918 sayılı KTK md. 111/2 ye göre ) iptali ile bakiye maddi tazminatın HD Sigorta A.Ş. 'den tahsili, davacı eş ... için 150.000,00-TL, müşterek çocukların herbiri için 100.00,00-TL manevi tazminatın işveren ... Sondaj San. ve A.Ş. 'den tahsiline, faizin işveren, sürücü ve işleten yönünden olay tarihinden, sigortacı yönünden temerrüt tarihinden itibaren işletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>2. 09.01.2019 tarihli ön inceleme duruşmasında, vekaletnamesinde davadan feragat etmeye de yetkili kılınan davacılar vekili tarafından davalılar Kemalpaşa Belediyesi, ... ..., HDİ Sigorta A.Ş. yönünden bu davalılar ile sulh oldukları, bu davalılar yönünden davadan feragat ettiklerini, diğer davalı ... Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. yönünden manevi tazminat ve destekten yoksun kalma talepleri hakında davayı devam ettikleri beyan edilmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP :</strong><br />
Davalı ... Sondaj Sanayi ve Tic. A.Ş. vekili sunmuş olduğu cevap dilekçesi ile kazanın meydana gelmesinde ... plakalı araç sahibinin hem işveren hem işleten sıfatıyla kusuru olmadığını, müvekkilinin kazanın meydana gelmemesi için üzerine düşen tüm yükümlülükleri yerine getirdiğini, buna karşılık davacıların murisi... araç kullandığı esnada emniyet kemerini takmadığı sırada meydana kazanın geldiğini ve yaşamını yitirdiğini, araç sahibinin kusurunun söz konusu olmadığını, ... ATK Trafik İhtisas Dairesinin raporunun dikkate alındığında araç sürücüsünün emniyet kemereri takmaması nedeniyle kendi ölümünde alt düzeyde tali nitelikte kusurlu olduğunun bildirildiğinin görüldüğünü beyan etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili sunmuş olduğu istinaf dilekçesi ile Mahkemece hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporu ile trafik kazasının trafık mevzuatı açısından irdelendiğinin belirtildiğini, ihlal edilen mevzuat hükümlerinin, işverenin hangi önlemi almadığının, zararlı sonuçların önlenmesi için taraflara yüklenen özen ve dikkat yükümüne aykırı davranışların incelenmediğini, Mahkemece ölüme neyin ve hangi eylemin yol açtığı göz ardı edilerek neden-sonuç ilişkisinin yeterince irdelenmediğini, oysa ki, kaza esnasında işverenin kullandırmış olduğu tankerde emniyet kemerinin olmaması nedeni ile müteveffanın çarpma sonucu araçtan fırladığını ve bu durumun ölümüne yol açtığını, davalı işverenin olay tarihinde yürürlükte bulunan 4857 sayılı İş Kanunu 77 nci maddesi ile 6331 sayılı İş Güvenliği Kanunu yanında ve uluslararası sözleşme hükümleri gereğince gerekli önlemleri almadığının açık olduğunu, 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporunun göz ardı edildiğini, davalı işverenin müteveffa işçiye kusurlu, demode, kullanışsız, sakıncalı ( söz konusu tanker 1993 model olup, emniyet kemeri bulunmamaktadır) vasıta kullandırarak iş sağlığı ve güvenliği açısından gerekli önlemleri almadığını, manevi tazminatın zarar görenlerin manevi huzurunu sağlamaya yönelik bir tazminat olup Türk Borçlar Kanunu uyarınca manevi tazminata hükmedilebilmesi için kusur şartının öngörülmediğini, Yargıtay kararlarında da “Türk Borçlar Kanunu uyarınca istihdam edenin sorumluluğu için kendisinin veya çalıştırdığı kişinin kusuru koşul değildir. Buradaki sorumluluk 'özen ve gözetim ödevinin” objektif olarak yerine getirilmemesinden kaynaklanan, kusura dayanmayan bir sorumluluktur" denilmek suretiyle kusursuz sorumluluğa işaret edildiğini beyan ederek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
1.Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
" Dosya kapsamındaki yazı, bilgi ve belgelere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde usul ve esas bakımından hukuka aykırılık bulunmamasına, kararın dayandığı delillerle kanuna uygun sebeplere ve 10.09.2021 tarihli Trafik İhtisas Dairesi' nce verilen Adli Tıp Kurumu raporuna göre sürücü ... ... idaresindeki otobüs ile seyir halinde iken yola gereken dikkati vermemesi ve yol, hava ve zemin koşullarını dikkate alarak seyrini istikametine ayrılan yol bölümü içerisinde kalacak şekilde sürdürmeye gerekli ve yeterli özeni göstermesi gerekir iken bu hususlara riayet etmediği, kaza mahalli tehlikeli, virajlı ve eğimli yol bölümünde karşı şeride girip karşı yönden gelen müteveffa sürücü idaresindeki tankerin önünü kapatarak kazaya sebebiyet verdiği, araç sürücüsü ... ...' ın tam kusurlu olduğu davacının hakkında tefrik kararı verilen ... ... yönünden 2019/25 Esas sayılı dosya ile davadan feragat edildiği, yerel mahkeme kararında isabetsizlik bulunmadığı anlaşıldığından HMK'nın 359 uncu maddesine 28.07.2020 tarihli 31199 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkındaki Kanunun 38. maddesiyle eklenen fıkra ile HMK'nın 353/1. b-1 bendi uyarınca davacı vekilince yapılan istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiştir " gerekçesine dayalı olarak;</p>

<p>2- "Hakkında istinaf başvurusunda bulunulan İlk Derece Mahkemesi kararı usul ve esas yönünden hukuka uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b.1 maddesi gereğince esastan reddine," karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacılar vekili sunmuş olduğu temyiz dilekçesi ile istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü itirazlarını yinelemek suretiyle Bölge Adliye Mahkemesi kararının kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, iş kazasında vefat eden sigortalının hak sahiplerinin maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri,</p>

<p>2.6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 inci maddesi, 5510 sayılı Kanun'un 13, 16 ve 20 nci maddeleri ile 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise, taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.</p>

<p>2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.</p>

<p>3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.</p>

<p>4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.</p>

<p>6. 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile, işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur.</p>

<p>7. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur" hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>8. Yasa koyucu 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 inci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 inci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.</p>

<p>9. Anılan fıkrada "İşveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>10. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanununun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 inci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."</p>

<p>11. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.</p>

<p>12. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>13. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanununun 77 inci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanununun 77 inci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 inci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>14. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun "İşverenin Genel Yükümlülüğü" kenar başlıklı 4 üncü maddesine göre;</p>

<p>(1) İşveren, çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olup, bu çerçevede;</p>

<p>a) Mesleki risklerin önlenmesi eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınması, organizasyonun yapılması, gerekli araç ve gereçlerin sağlanması, sağlık ve güvenlik tedbirlerinin değişen şartlara uygun hale getirilmesi ve mevcut durumun iyileştirilmesi için çalışmalar yapar.</p>

<p>b) İş yerinde alınan iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulup uyulmadığını izler, denetler ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlar.</p>

<p>c) Risk değerlendirmesi yapar ve yaptırır.</p>

<p>ç) Çalışana görev verirken, çalışanın sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğu göz önüne alır.</p>

<p>d) Yeterli bilgi ve talimat verilenler dışındaki çalışanların hayati ve özel tehlike bulunan yerlere girmemesi için gerekli tedbirleri alır.</p>

<p>(2) İşyeri dışındaki uzman kişi ve kuruluşlardan hizmet alınması, işverenin sorumluluklarını ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(3) Çalışanların iş sağlığı ve güvenliği alanındaki yükümlülükleri, işverenin sorumluluklarını etkilemez.</p>

<p>(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin maliyetini çalışanlara yansıtamaz.</p>

<p>15. Aynı kanunun "Risklerden Korunma İlkeleri" kenar başlıklı 5 inci maddesine göre;</p>

<p>(1) İşverenin yükümlülüklerinin yerine getirilmesinde aşağıdaki ilkeler gözönünde bulundurulur.</p>

<p>a)Risklerden kaçınmak.</p>

<p>b)Kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek.</p>

<p>c) Risklerde kaynağında mücadele etmek.</p>

<p>ç) İşin kişilere uygun hale getirilmesi için işyerlerinin tasarımı ile iş ekipmanı çalışma şekli ve üretim metodlarının seçiminde özen göstermek, özellikle tekdüze çalışma ve üretim temposunun sağlık ve güvenliğe olumsuz etkilerini önlemek, önlenemiyor ise en aza indirmek.</p>

<p>d) Teknik gelişmelere uyum sağlamak.</p>

<p>e) Tehlikeli olanı tehlikesiz veya daha az tehlikeli olanla değiştirmek.</p>

<p>f) Teknoloji, iş organizasyonu, çalışma şartları, sosyal ilişkiler ve çalışma ortamı ile ilgili faktörlerin etkilerini kapsayan tutarlı ve genel bir önleme politikası geliştirmek.</p>

<p>g)Toplu korunma tedbirlerine, kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik vermek.</p>

<p>ğ)Çalışanlara uygun talimatlar vermek.</p>

<p>16. Yine 6331 sayılı Kanun "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" karar başlıklı 10 uncu maddesinde şu hüküm düzenlenmiştir.</p>

<p>(1) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmakla yükümlüdür. Risk değerlendirmesi yapılırken aşağıdaki hususlar dikkate alınır.</p>

<p>a) Belirli risklerden etkilenecek çalışanların durumu,</p>

<p>b) Kullanılacak iş ekipmanı ile kimyasal madde ve müstahzarların seçimi,</p>

<p>c) İşyerinin tertip ve düzeni,</p>

<p>ç) Genç, yaşlı, engelli, gebe veya emziren çalışanlar gibi özel politika gerektiren gruplar ile kadın çalışanların durumu,</p>

<p>2) İşveren, yapılacak risk değerlendirmesi sonucu alınacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri ile kullanılması gereken koruyucu donanım veya ekipmanı belirler.</p>

<p>(3) İşyerinde uygulanacak iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, çalışma şekilleri ve üretim yöntemleri, çalışanların sağlık ve güvenlik yönünden korunma düzeyini yükseltecek ve işyerinin idari yapılanmasının her kademesinde uygulanabilir nitelikte olmalıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(4) İşveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden çalışma ortamına ve çalışanların bu ortamda maruz kaldığı risklerin belirlenmesine yönelik gerekli kontrol, ölçüm, inceleme ve araştırmaların yapılmasını sağlar.</p>

<p>17. Görüldüğü üzere, işverenin çalışanlarla ilgili sağlık ve güvenliği sağlama yükümlülüğünün çerçevesi, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 4 üncü maddesinde çizilmiştir. Bu çerçevede işverenin, "Çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü olduğu belirtildikten sonra, yapacağı ve uymakla yükümlü bulunacağı bir takım esaslara yer verilmiştir. Bunun gibi 5 inci maddede işverenin anılan yükümlülüklerle gerçekleştireceği korunma sırasında uyacağı ilkeler belirlenmiştir. 10 uncu maddede ise işyerinde sağlık ve güvenlik sağlanırken, işverenin yapacağı risk değerlendirmesi çalışmasında dikkate almakla yükümlü bulunduğu hususlar belirlenmiştir. (HGK. 09/10/2013 tarih, 2013/21-102 Esas, 2013/1456 Karar)</p>

<p>18. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu işverenlerin yükümlülüklerini belirlerken aynı zamanda çalışanların da yükümlülüklerini belirlemiştir.<br />
Kanunun 19 uncu maddesine göre;</p>

<p>(1) Çalışanlar, iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili aldıkları eğitim ve işverenin bu konudaki talimatları doğrultusunda, kendilerinin ve hareketlerinden veya yaptıkları işten etkilenen diğer çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye düşünmemekle yükümlüdür.</p>

<p>(2) Çalışanların, işveren tarafından verilen eğitim talimatları doğrultusunda yükümlülükleri şunlardır.</p>

<p>a) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tehlikeli madde, taşıma ekipmanı ve diğer üretim araçlarını kurallara uygun şekilde kullanmak, bunların güvenlik donanımlarını doğru olarak kullanmak, keyfi olarak çıkarmamak ve değiştirmemek.</p>

<p>b) Kendilerine sağlanan kişisel koruyucu donanımı doğru kullanmak ve korumak.</p>

<p>c) İşyerindeki makine, cihaz, araç, gereç, tesis ve binalarda sağlık ve güvenlik yönünden ciddi ve yakın bir tehlike ile karşılaştıklarında ve koruma tedbirlerinde bir eksiklik gördüklerinde, işverene veya çalışan temsilcisine derhal haber vermek,</p>

<p>ç) Teftişe yetkili makam tarafından işyerinde tespit edilen noksanlık ve mevzuata aykırılıkların giderilmesi konusunda, işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.</p>

<p>d) Kendi görev alanında iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için işveren ve çalışan temsilcisi ile işbirliği yapmak.</p>

<p>19. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun 37 nci maddesiyle 4857 sayılı Kanunun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrası, 63 üncü maddesinin dördüncü fıkrası, 69 uncu maddesinin dördüncü, beşinci ve altınca fıkraları, 77,78,79,80,81,83,84,85,86,87,88,89,95,105 ve Geçici 2 nci maddeleri yürürlükten kaldırılmış, 4857 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde yer alan " İş Sağlığı ve güvenliği hükümleri saklı kalmak üzere" ifadesi ile 98 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan " 85 inci madde kapsamındaki işyerlerinde ise çalıştırılan her işçi için bin Yeni Türk Lirası" ifadesi metinden çıkartılmıştır.</p>

<p>20. Yine 6331 sayılı Kanunun "Atıflar" kenar başlığını taşıyan Geçici 1 inci maddesinde "(1) Diğer mevzuatta iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili olarak 4857 sayılı Kanuna yapılan atıflar bu kanuna yapılmış sayılır" hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>21. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanununun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanununun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3. fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil kanuna ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p>22. 4857 sayılı İş Kanununun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.</p>

<p>23. 6331 sayılı Kanunun 4 ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>24. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.</p>

<p>25. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, eylem ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20/03/2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)</p>

<p>26. Trafik İş Kazaları yönünden; Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından 1979 yılında benimsenen ve Ülkemizce de onaylanan Karayolu Taşımacılığında Çalışma Saatleri ve Dinlenme Sürelerine İlişkin 153 Sayılı İLO Sözleşmesi'nin 5 inci ve 6 ıncı maddelerinde karayolu taşımacılığında sürücü olarak çalışanların azami çalışma saatleri belirlenmiş, anılan maddelerde hiçbir sürücünün mola vermeksizin ve devamlı olarak dört saatten fazla araç kullanmasına izin verilemeyeceği, her ülkenin yetkili makam ya da kuruluşunun, özel ulusal koşulları dikkate alarak, sözü geçen dört saatlik süreyi bir saatten fazla olmamak üzere artırabileceği, fazla mesai dâhil, azami toplam araç kullanma süresinin günde dokuz, haftada kırk sekiz saati aşamayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Karayolları Trafik Yönetmeliğinin 98 inci maddesinin B bendi gereğince yük ve yolcu taşıması yapan araç işletenleri ile bu araçları sürenlerden; Araç işletenlerinin:</p>

<p>1) Otobüs, kamyon ve çekici araçlarında takoğraf cihazı bulundurmaları ve bunların işler durumda olmalarını sağlamaları,</p>

<p>2) Araçlarına ait takoğraf kayıtlarını, kayıt tarihinden itibaren 1 ay süreyle araçlarda, 5 yıl süreyle de işyerlerinde, işyeri yoksa araçlarında muhafaza etmeleri veya ettirmeleri,</p>

<p>3) Trafiğe çıkardıkları taşıtların cins ve plakalarını, şoförlerin kimler olduğunu, işe çıkış yer, gün ve saati ile gidilecek yeri kaydettikleri bir defter veya liste düzenleyerek kayıtlarını tutmaları,</p>

<p>4) Yük ve yolcu nakliyatı yapan kuruluş yetkililerinin şoförlerin çalışma sürelerini ve bu süre içerisindeki kural dışı hareketlerini izlemeleri ve kuralları ihlal etmeyi itiyat haline getiren şoförleri eğitmeleri ve bu konuda önleyici tedbirler almaları,</p>

<p>5) Şehirlerarası yük ve yolcu nakliyatı yapan araçlarda, bu Yönetmeliğin öngörmüş olduğu çalışma ve dinlenme sürelerini göz önünde bulundurmak suretiyle, şoförlerin gideceği yer ve güzergahları dikkate almaları ve buna göre uğrayacağı, il, ilçe veya durak yerlerinde yedek şoförleri hazır bulundurmaları, zorunludur.</p>

<p>28. Eldeki dava dosyasında, 24.02.2016 tarihinde, ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş. 'nin sigortalı çalışanı olan davacıların murisi...'in işverene ait ... plaka sayılı tanker ile Ören (Kemalpaşa) istikametinden Armutlu (Kemalpaşa) istikametine doğru seyretmekte iken ... ...’ın aynı yol üzerinde işverenine ait... plaka sayılı otobüsle Armutlu (Kemalpaşa) istikametinden Ören (Kemalpaşa) istikametine doğru seyrettiği esnada, Kent Yem Fabrikası önüne geldiğinde, sağa virajlı yolda aracını kaydırarak, şerit ihlalinde bulunarak yolun karşı yönden gelen araçlar için ayrılmış bölümüne girdiği (muş) ve aracının sol ön kısmı ile karşı yönden gelen sürücü...’in sevk ve idaresindeki ... plaka sayılı tankerin sol ön kısmına çarptığı, kaza olayı sonucunda tanker sürücüsü olan davacılar murisi...'in vefat ettiği, otobüste bulunan yolcuların çeşitli şekilde yaralandığı, olay sonrası ceza soruşturması kapsamında alınan 29.02.2016 bilirkişi raporu ile "kaza olayının meydana gelmesinde... plakalı otobüs şoförü ... ...’ın % 100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, ... plakalı tanker şoförü...’in kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, ceza yargılaması sırasında trafik uzmanı ... tarafından düzenlenen 24.10.2016 tarihli rapor ile "kazanın oluşumunda sanık sürücü ... ...’ın asli derecede tamamen kusurlu olduğu, müteveffa...’in atfı kabil kusurunun bulunmadığının" belirlendiği, yine T.C. Adli Tıp Kurumu ... Trafik İhtisas Dairesi'nce düzenlenen 28.11.2016 tarihli rapor ile "sanık sürücü ... ... sevk ve idaresindeki otobüsle seyri sırasında yola gereken dikkatini vermesi, seyrini hava ve yol durumu ile kullandığı aracın teknik yapısına göre ayarlaması, direksiyon hâkimiyetine ve aracını seyir şeridinde tutmaya özen göstermesi gerektiği halde bahsedilen bu hususlara riayet etmemiş olup şerit ihlali ile neden olduğu olayda asli kusurlu olduğu, müteveffa sürücü... sevk ve idaresindeki tanker aracı ile kendi şeridinde seyri sırasında meydana gelen kaza sonucu, emniyet kemeri takmadığından, kendi ölümünde alt düzeyde tali kusurlu olduğunun" belirlendiği, ceza yargılaması sonucunda sanık ... ... hakkında verilen mahkumiyet kararının istinaf incelemesinden geçmek suretiyle kesinleştiği, Kurum tarafından yapılan tahkikat sonucu düzenlenen 19.04.2019 tarihli inceleme raporu ile "davacılar murisi...'in 24.02.2016 tarihinde geçirdiği ve vefat ettiği kaza ile ilgili olarak olay sırasında...'in emniyet kemerinin takılı olmadığının anlaşılması nedeniyle olayda %10, ağır kusurlu olduğu, diğer araç sürücüsü üçüncü kişi ... ...'ın kazanın meydana gelmesinde %90 kusurlu olduğunun" belirlendiği, yargılama sırasında alınan 15.09.2019 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "davalı ... ...’ın, davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında % 75 (yüzde yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, ... plaka sayılı tanker sürücüsü davacılar murisi...’in kendisinin kaza olayına maruz kalmasında % 25 (yüzde yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı ... Sondaj San. ve Tic. A.Ş.’nin, davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı, davalı HDİ Sigorta A.Ş.’nin davacılar murisi...’in kaza olayına maruz kalmasında atfı kabil bir kusurunun bulunmadığı"nın belirlendiği, Bölge Adliye Mahkemesi kararı sonrası alınan 31.01.2021 tarihli bilirkişi heyet raporu ile "Davalı işveren müessesenin (... Sondaj Sanayi ve Ticaret A. Ş.) % 25 (Y. Yirmi beş) oranında kusurlu olduğu, ...plakalı Otobüsü kullanan davalı ... ...’ın % 75 (Y. Yetmiş beş) oranında kusurlu olduğu, davalı Kemalpaşa Belediye Başkanlığının kusursuz olduğu, ... plakalı su tankeri şoförü kazalı...’in kusursuz olduğu, ...plakalı araç şoförünün kusurundan dolayı davalı HDİ Sigorta A. Ş.’nin sorumluluğunun bulunduğunun" belirlendiği, davalı tarafın itirazı üzerine alınan T.C. Adli Tıp Kurumu ... Trafik İhtisas Dairesi tarafından düzenlenen 10/09/2021 tarihli raporu ile " kazanın oluşumunda salt trafik kanunu ile sürücülerin kusur durumu gözetilerek kaza irdelenmiştir" denilmek suretiyle sonuç olarak "davalı sürücü ... ...’ın %100 (yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, müteveffa sürücü...’in kusursuz olduğunun" belirlendiği, Mahkemece mevcut deliller, Yönetmelik hükümleri itibari ile alınan tüm kusur raporları da dikkate alınarak davalı işverene atfı kabil bir kusur olmadığı sonuç ve kanaatine varılarak davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>29. Bu açıklamalar doğrultusunda hükme esas alınan kusur raporlarındaki kabul ile kusur oranı tespitlerinin trafik iş kazasının gerçekleşmesine ilişkin oluşa uygun olmadığı anlaşılmaktadır. Gerçekten davalı işverenliğe ait araçta emniyet kemeri bulunup bulunmadığı hususu araştırılıp açıklığa kavuşturulduktan sonra kazanının meydana geldiği tarih itibariyle yürürlükte bulunan mevzuata göre ve bulunması halinde rücuen tazminata ilişkin dava dosyası içeriği, kararın kesinleşip kesinleşmediği de gözetilmek suretiyle mevcut raporlar arasındaki çelişki giderilmeli ve sonucuna göre bir karar verilmelidir.</p>

<p>30. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesinin istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesince verilen hüküm bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz harcının istek halinde temyiz eden ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 25.05.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="47920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 2023/3946 E., 2024/4687 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Hukuk Dairesi'nin 30.04.2024 tarihli, 2023/3946 E., 2024/4687 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/3946 E., 2024/4687 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 48. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/570 E., 2022/1575 K.<br />
KARAR : Esastan Ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 24. İş Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/147 E., 2019/666 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki iş kazasından tazminat istemi davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinafa başvurması üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf istemlerinin esastan reddine dair karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın, davacı vekili tarafından duruşma istemli temyiz edildiği duruşma talebi kabul edilerek, duruşma yapılmak üzere tayin olunan 30.04.2024 Salı günü için yapılan tebligatlar üzerine duruşmalı temyiz eden davacı adına Av. ... ile davalı adına Av. ...'ın geldikleri görüldükten, gelenlerin sözlü açıklamaları dinlenildikten sonra duruşmaya sonra verilerek dosya incelemeye alınmakla; süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi ... tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili, müvekkilinin eşi olan ...'ın 07.10.2015 tarihinde iş yerinde kalp krizi geçirmek suretiyle iş kazası geçirdiğini ve ardından tedavisi sırasında 11.10.2015 tarihinde bu nedenle hayatını kaybettiğini, sigortalının kalp krizi geçirmesinde iş yerindeki çalışma şartlarının etkisinin bulunduğu gibi kaza sonrasında da işveren tarafından kendisine zamanında ve gereken müdahalenin yapılmadığını, ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve ölümünde işveren davalının kusuru olduğunu savunarak 1.000,00 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Ölen sigortalının kalp krizi geçirmesinde ve hayatını kaybetmesinde müvekkili işveren şirketin kusurunun bulunmadığını, olay günü ölen işçinin henüz işe başlamadan rahatsızlandığını savunarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile mütevaffanın davalıya ait iş yerinde çalışmakta iken kalp krizi geçirmesi neticesinde kaldırıldığı hastanede vefat etmesi şeklinde gerçekleşen olay 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası olduğu tartışmasız olup kalp krizinde kişinin yaşının, beslenme şekli ve kültürünün, genetik özelliklerinin ve bünyevi yapısının, tütün bağımlılığı, alkol kullanımı, egzersiz durumunun, cinsiyetinin de faktör olduğu, sağlığının çeşitli faktörlerinin bir araya gelmesiyle bozulabileceği, sigortalının bünyevi yatkınlığı ve genel sağlık durumunun bir araya gelerek miyokart enfarktüsünün ortaya çıkabileceği ortadadır. Somut olayda kalp krizinin iş yerinde çalışırken geçirilmesi nedeniyle olayın iş kazası olarak kabul edilmiş ise de, iş yerinde yapılan denetimlerde (Hijyen Ölçüm Raporu ve Gürültü Ölçüm Raporlarına göre) herhangi bir olumsuz durum tespiti yapılmadığı gibi ölüm olayının "doğal ölüm" olduğu yönünde tespitin mevcut olduğu, müteveffanın işe girerken ve çalıştığı sırada kalp rahatsızlığı bulunduğuna dair bir belge olmadığı, dosya kapsamında müteveffanın işe girerken ve işin devam ettiği süreçte kalp rahatsızlığı olduğuna dair bir bilgi bulunmadığı yine davalı iş yerinde doğrudan kalp krizine etki edecek bir durum tespiti de yapılmadığı, davacı tanıklarının davacının çalışma şekline ilişkin görgüye dayalı bilgilerinin bulunmadığı böylelikle kalp krizine yapılan işin sebebiyet verdiğine dair dosya kapsamında somut delil bulunmadığı meydana gelen olayın %100 kötü tesadüf sonucu ortaya çıktığı, davalıya yüklenen müteveffanın vefatı nedeniyle atfı kabil bir kusur bulunmadığı anlaşıldığından davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuşlardır.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ölen sigortalı işçinin kalp krizi geçirmesinin ardından işverence müdahale konusunda ihmalkar davranıldığını, iş yeri hekimince de gerekli müdahalenin yapılmadığını, ölen işçinin hastaneye ulaştırılmasında gecikildiğini, işçide kalp krizi yaşanmasında iş yeri koşullarının etkisinin bulunduğunu, ölen işçinin yaşına rağmen ağır ve yorucu biçimde çalıştırıldığını, olayın kaçınılmazlık sonucunda gerçekleştiğinin kabulü halinde dahi Yargıtay (Kapatılan) 21. Hukuk Dairesinin kararları gereği kaçınılmazlık halinin büyük bölümünden işveren davalının sorumlu tutulması gerektiğini savunarak kararın kaldırılmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacının olaydan yaklaşık iki ay sonra şikayette bulunması üzerine başlatılan soruşturmada, murisin ölümünde herhangi bir kimsenin kusurunun tespit edilemediği gerekçesiyle kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiş olduğu, davacı vekili, iş yeri kamera kayıtlarının kasten silindiğini savunmuş ise de soruşturmaya olaydan yaklaşık iki ay sonra başlanarak görüntülerin talep edilmiş olması da dikkate alındığında, görüntülerin iddia edilen delilleri gizlemek saiki ile silindiği konusunda somut bir emare bulunmadığı, aldırılan ilk bilirkişi raporu hekim olmayan tek iş güvenliği uzmanı bilirkişi tarafından düzenlenmiş ise de aralarında kardiyoloji uzmanı da bulunan ikinci bilirkişi heyeti raporu ve ilk bilirkişi raporunda da davacının kalp krizi geçirmesinde davalı şirketin kusurunun bulunmadığının belirtildiği, ikinci raporda olayın kaçınılmazlık nedeniyle değil, kötü tesadüf sonucunda gerçekleştiği, bu nedenle davacının, kaçınılmazlık halinin bir kısmından da davalı işverenin sorumlu tutulmasına ilişkin itirazının yerinde olmadığı değerlendirildiği, davacı tarafın, destek murisin ölümünde davalı işverenin kusur ve ihmalinin, bu kapsamda sorumluluğunun bulunduğunu yöntemince ispatlayamadığı kanaatine varılmış olup Mahkemece davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı değerlendirilmekle; davacının istinaf başvurusunun 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; bilirkişi raporunda tespit edilen %100 oranındaki kaçınılmazlığın bir kısmından içtihatlar gereği davalın işverenin sorumlu tutulması gerekirken sorumlu tutulmamasının hatalı olduğu, işverenin yaşına göre yoğun tempoda çalıştırıldığı, 100 kişinin çalışması gereken kimyasal içeren ortamda 50 kişi istihdam edilmesinin kalp krizi üzerinde etkisi olduğu aynı zamanda sigortalının yaşı itibariyle ağır ve tehlikeli işlerde çalıştırılmasının da kazanın sebebi olduğunu, aynı zamanda iş yerinde ambulansı sürecek şoför bulunmadığı kalp krizi 15.30’da meydana geldiği halde servis şoförü işçi tarafından sigortalının 16.40’da Devlet Hastanesine yetiştirildiğinden iş yerinde risklerle ilgili tedbir alınmadığından da işverenin kusur sorumlu olduğu belirtilerek kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, iş kazası neticesinde vefat eden sigortalının eşinin maddi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
"Temyiz incelemesinin kapsamı" açısından 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri, "Tazminat miktarının tayin ve tespiti" açısından kaza tarihi itibariyle yürürlükte olan Kanun hükümleri gözetildiğinde 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci ve 114 üncü maddeleri delaletiyle 49,50,51,52,53,54,55 ve 56 ncı maddeleri, "Olayın iş kazası olarak tespiti ile SGK yönünden sonuçları" için 5510 sayılı Kanun'un 13, 16, 19, 20 ve 21 inci maddeleri, " İş Sağlığı ve Güvenliğine ilişkin alınacak tedbirler" açısında iş yerinin nitelik ve kapsamına göre 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu maddeleridir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Geniş anlamıyla sorumluluk kavramı, bir kişinin başka bir kişiye verdiği zararları giderme yükümlülüğü olarak açıklanmıştır. Hukuki anlamda sorumluluk ise taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesi sonucu doğan zararların giderilmesi (tazmin edilmesi) yükümlülüğünü içerir.</p>

<p>2. İşçi ve işverenin hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sıkı iş ilişkisi, işçi yönünden işverene içten bağlılık (sadakat borcu), işveren yönünden işçiyi korumak ve gözetmek borcu şeklinde ortaya çıkar. Gerçekten işçi, işverenin işi ve iş yeri ile ilgili çıkarlarını korumak, çıkarlarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmak, buna karşı işveren de, işçinin kişiliğine saygı göstermek, işçiyi korumak, iş yeri tehlikelerinden zarar görmemesi için iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak, işçinin özlük hakları ve diğer maddi çıkarlarının gerektirdiği uygun bildirimlerde ve davranışlarda bulunmak, işçinin çıkarına aykırı davranışlardan kaçınmakla yükümlüdür.</p>

<p>3. Sanayi ve teknolojideki gelişmeler, yeni işletmelerin açılması, fabrikaların kurulması iş yerlerindeki makinalaşmanın artmasına yol açmış, bu durum iş kazaları ile meslek hastalıklarında artışlara neden olmuştur. Bu gelişme, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin daha etkili şekilde alınması gereğini ortaya çıkarmıştır.</p>

<p>4. İşveren, gözetme borcu gereği, çalıştırdığı işçileri, iş yerinde meydana gelen tehlikelerden korumak, onların yaşam, bedensel ve ruhsal sağlık bütünlüklerini korumak için iş yerinde teknik ve tıbbi önlemler dahil olmak üzere bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm önlemleri almak zorundadır.</p>

<p>5. Anayasanın 17 nci maddesinde; "Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Tıbbi zorunluluklar ve Kanunda yazılı haller dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve tıbbi deneylere tabi tutulamaz." hükmü getirilerek yaşama hakkı güvence altına alınmış, bu yasal güvencenin yaşama geçirilmesinde İş ve Sosyal Güvenlik Mevzuatında da işçilerin korunması, işin düzenlenmesi, iş güvenliği, sosyal düzen ve adaletin sağlanması düşüncesi ile koruyucu bir takım hükümler getirilmiştir.</p>

<p>6. Mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinde; "İş sahibi, aktin özel halleri ve işin mahiyeti noktasından hakkaniyet dairesinde kendisinden istenilebileceği derecede çalışmak dolayısıyla maruz kaldığı tehlikelere karşı icap eden tedbirleri ittihaza ve münasip ve sıhhi çalışma mahalleri ile işçi birlikte ikamet etmekte ise sıhhi yatacak bir yer tedarikine mecburdur. İş sahibinin yukarıdaki fıkra hükmüne aykırı hareketi neticesinde işçinin ölmesi halinde onun yardımından mahrum kalanların bu yüzden uğradıkları zararlara karşı isteyebilecekleri tazminat dahi akde aykırı hareketten doğan tazminat davaları hakkındaki hükümlere tabi olur." hükmü düzenlenmiştir.</p>

<p>7. Kanun koyucu 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığını 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren yeni 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında düzenlemiştir.</p>

<p>8. Anılan fıkrada "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli olan her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdür." hükmü yer almaktadır. Bu fıkraya göre, işverenin, işçinin yaşam, sağlık ve bedensel bütünlüğünü korumak için gerekli önlemleri alma yükümlülüğü öngörülmektedir. Burada işverenin özellikle iş kazalarına karşı gerekli önlemleri alma yükümlülüğü söz konusudur. Buna göre işveren, hizmet ilişkisinin ve yapılan işin niteliği göz önünde tutulduğunda, hakkaniyet gereği kendisinden beklenen; deneyimlerin zorunlu kıldığı, teknik açıdan uygulanabilir ve iş yerinin özelliklerine uygun olan önlemleri almakla yükümlüdür.</p>

<p>9. Aynı maddelere paralel olarak, 4857 sayılı İş Kanunu'nun "İşverenlerin ve İşçilerin Yükümlülükleri" kenar başlıklı 77 nci maddesinin 1 inci fıkrasında da benzer bir düzenlemeye yer verilmiştir. Bu fıkraya göre "İşverenler iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak, işçiler de iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlüdürler."</p>

<p>10. Bundan başka işveren, mevzuatta öngörülmemiş olsa dahi bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı iş sağlığı ve güvenliği önlemlerini almak zorundadır. Bilim, teknik ve örgütlenme düşüncesi yönünden alınabilme olanağı bulunan, yapılacak gider ve emek ne olursa olsun bilimin, tekniğin ve örgütlenme düşüncesinin en yeni verileri göz önünde tutulduğunda işçi sakatlanmayacak, hastalanmayacak ve ölmeyecek ya da bu kötü sonuçlar daha da azalacaksa her önlem işverenin koruma önlemi alma borcu içine girer.</p>

<p>11. Bu önlemler konusunda işveren iş yerini yeni açması nedeniyle tecrübesizliğini, bilimsel ve teknik gelişmeler yönünden bilgisizliğini, ekonomik durumunun zayıflığını, benzer iş yerlerinde bu iş güvenliği önlemlerinin alınmadığını savunarak sorumluluktan kurtulamaz. Gerçekten, çalışma hayatında süregelen kötü alışkanlık ve geleneklerin varlığı işverenin önlem alma borcunu etkilemez. Işverenlerce, iş güvenliği açısından yaşamsal önem taşıyan araç ve gereçlerin işçiler tarafından kullanılması sağlandığında, kaza olasılığının tamamen ortadan kalkabileceği de tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>12. Nitekim, günümüzde gelişen sanayi ve teknoloji karşısında yukarıda açıklanan hükümler yeterli görülmemiş, insan yaşamının kutsallığı çerçevesinde işverenin, iş yerinde işçilerin sağlığını ve iş güvenliğini sağlamak için gerekli olanı yapmak ve bu husustaki şartları sağlamak ve araçları noksansız bulundurmakla yükümlü olduğu 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci maddesinin açık buyruğu iken, İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı bir kısım maddeler 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 37 nci maddesiyle yürürlükten kaldırılmış olup 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, işverenin sağlık ve güvenlik önlemlerini alma yükümlülüğünü daha ayrıntılı bir biçimde düzenlemiştir.</p>

<p>13. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4 üncü maddesinde "İşverenin Genel Yükümlülüğü" aynı Kanun'un 5 inci maddesinde "Risklerden Korunma İlkeleri" 10 uncu maddesinde "Risk Değerlendirmesi; Kontrol, Ölçüm ve Araştırma" 19 uncu maddesinde "Çalışanların Yükümlülükleri" düzenlenmiştir.</p>

<p>14. Yukarıda yapılan bu açıklamalardan sonra 818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 332 nci maddesinin karşılığı olarak çağdaş yaklaşımla düzenlenen 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 417 nci maddesinin 2 nci fıkrasında; "İşveren, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak, araç ve gereçleri noksansız bulundurmak; işçilerde iş sağlığı ve güvenliği konusunda alınan her türlü önleme uymakla yükümlü" olacağı belirtilerek, İş Kanunu'nun 77/1 inci maddesiyle bütünlük sağlandığı gibi 3 üncü fıkrasında; "İşverenin yukarıdaki hükümler dahil Kanun'a ve sözleşmeye aykırı davranışı nedeniyle işçinin ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmini sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabi" olduğu hükme bağlanmak suretiyle, hizmet sözleşmesinden kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliği konusunda tartışmalar sona erdirilmiş, sözleşmeye aykırılıktan kaynaklanan ölüme ve vücut bütünlüğünün zedelenmesine veya kişilik haklarının ihlaline bağlı zararların tazmininde sözleşmeden doğan sorumluluk hükümlerinin uygulanacağı öngörülmüştür.</p>

<p><br />
15. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 77 nci ve devamı maddelerini yürürlükten kaldıran 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu 4 üncü ve 5 inci maddelerde işverenin yükümlülüklerini, 19 uncu maddede de çalışanların yükümlülüklerinin çağdaş anlaşıyla daha ayrıntılı ve somut olarak ortaya koymuş ve kusur sorumluluğunun sınırlarını kusursuz sorumluluğun sınırlarına yaklaştırmıştır.</p>

<p>16. 6331 sayılı Kanun'un 4 üncü ve 5 inci maddeleri ile buna uygun olarak çıkarılan iş sağlığı ve güvenliği yönetmelikleri hükümleri işverenin sorumluluğunu objektifleştiren kriterler olarak değerlendirilmelidir. Bu sebeple mevzuatta yer alan teknik iş kurallarına uyulmaması işverenin kusurlu davranışı olarak kabul edilmelidir. Ancak işveren sadece anılan yazılı kurallara değil, yazılı olmayan ve teknolojinin gerekli kıldığı önlemlere aykırı davrandığında da kusurlu görülerek oluşan zararı karşılamalıdır.</p>

<p>17. Öte yandan objektifleştirilen kusur, kusur sorumluluğunu kusursuz sorumluluğa yaklaştırsa da, onu kusursuz sorumluluk haline dönüştüremez. Çünkü, bazı istisnalar dışında işverenin sorumluluğu için kusurun varlığı şarttır. Ancak Türk Borçlar Kanunu’nun 417/2 nci maddesi, Anayasa ve 6331 sayılı Kanun hükümleri objektifleştirilmiş kusur sorumluluğu ilkesi gereğince işverenin sorumluluğunu oldukça genişletmiştir.</p>

<p>18. Öte yandan işvereni, zararlandırıcı olay nedeniyle sorumluluktan kurtaracak olan durum, ... ile meydana gelen zarar arasındaki uygun illiyet rabıtasının kesilmesidir. Kusursuz sorumlulukta olduğu gibi kusur sorumluluğunda da illiyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin ve üçüncü kişinin ağır kusuru nedenleriyle kesilebilir. Uygun illiyet bağının kesildiğinin ispatı halinde, işverenin sorumluluğuna gidilmesi mümkün değildir. (HGK, 20.03.2013 tarih, 2012/21-1121 Esas, 2013/386 Karar)</p>

<p>19. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelere göre; sigortalının davalı şirkete ait ilaç üretim iş yerinde ampul ilaç bölümünde çalıştığı, olay günü olan 07.10.2015 günü saat 16.00 vardiyasında iş başı yapmak için çalışma alanına gittiği burada fenalaştığı, iş yerinin revir bölümüne haber verildiği ve acil tıp teknisyeniyle beraber iş yerinin hasta nakil aracıyla hastaneye sevk edildiği, 4 gün boyunca yoğun bakımda kaldığı ve 11.10.2015 günü hastanede vefat ettiği anlaşılmıştır. Dosya kapsamında düzenlenen tek iş güvenliği uzmanı bilirkişiden alınan 28.05.2018 tarihli rapor ile kalp damar cerrahı hekim bilirkişininde yer aldığı heyetten alınan 27.08.2019 tarihli raporlarda olayın tamamen %100 kaçınılmazlık/kötü tesadüften meydana geldiği belirtildiği, Mahkemece bu raporlara itibarla karar verilmiş ise de davacının bünyesel durumunun değerlendirilmemesi ayrıca kaçınılmazlığın işveren tarafından iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği açısından alınması gereken her türlü önlem alınmış olmasına rağmen gerçekleşmesinin önlenemediği durumlarda mümkün olduğu, kalp krizi niteliğinde iş kazaları için ise kaçınılmazlıktan değil ancak bünyesel durum, işçi, işveren veya üçüncü kişi kusurundan bahsedilebileceği halde bu niteleme ile sonuca gidilmesi hatalı olmuştur.</p>

<p>20. Bu açıklamalar doğrultusunda Mahkemece yapılacak iş, öncelikle ... ... ...'ın vefatından önce kalp damar hastalığı ile kalp krizini tetikleyecek nitelikte bir rahatsızlığı olup olmadığı, bu hususta tedavi görüp görmediği konusunda tarafların ibraz edeceği kayıtlar ile SGK MEDULA sisteminden araştırma yapmak, akabinde davacı tarafın iddiaları da dikkate alınarak işçinin yoğun biçimde kanuni çalışma süreleri aşılarak dinlendirilmeden ve olay günü olağandışı bir efor ve stres altında çalıştırılıp çalıştırılmadığını belirlemek.</p>

<p>21. Öte yandan davacıda olumsuz yaşam şekli, beslenme tarzı, genetik faktör ile sigara kullanımı gibi etkenlerin olup olmadığı var ise bu gibi durumların olayın gerçekleşmesi üzerindeki etkisi hususundaki deliller toplanmak. Toplanacak bu delillerle beraber somut ölüm olayının gerçekleşmesinde iş yeri şartları, yaşam şekli, bünyesel faktör ile olay anındaki etkenler bir bütün olarak değerlendirilerek, davacı tarafın itirazlarını karşılar mahiyette somut verilere dayalı kusur raporunun düzenlenmesi için dosyanın kardiyoloji alanında uzman hekimin de yer aldığı, A sınıf iş güvenliği uzmanlarının bulunduğu üç kişilik heyete tevdi edilerek, olayın gerçekleşmesinde tarafların kusur oranları ile bünyesel faktörün etkisini belirleyecek mahiyette rapor aldırmak alınacak bu raporla beraber dosyadaki veriler değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermekten ibarettir.</p>

<p>22. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.</p>

<p>23. O halde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve bozma sebebine göre bu aşamada sair temyiz itirazları incelenmeksizin, istinaf itirazlarının esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararı kaldırılarak İlk Derece Mahkemesi kararı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Davacı vekili tarafından temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının bu aşamada temyiz edenlerin sair temyiz itirazları incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>3.Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>4.Dairemizde icra edilen duruşmada davacı kendisini vekille temsil ettirmiş olması nedeniyle 17.100,00 TL vekalet ücretinin davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5.Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>30.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="51015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşyerinde Kalp Krizi ve Ani Sağlık Olayları: İş Kazası Niteliği, İşverenin Yükümlülükleri ve Hukuki Sorumluluk]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşyerinde meydana gelen kalp krizi, beyin kanaması, ani ritim bozukluğu veya benzeri akut sağlık olaylarının hukuki niteliği, yalnızca olayın tıbbi kaynağı üzerinden değerlendirilemez. Çalışanın önceden var olan bir rahatsızlığının bulunması, olayın kendiliğinden iş kazası kapsamı dışında kalacağı anlamına gelmez. İş kazasının tespiti, işverenin tazminat sorumluluğu ve Sosyal Güvenlik Kurumunun (SGK) sağlayacağı haklar birbirinden farklı hukuki değerlendirmeleri gerektirir.</p>

<p>Bu ayrımın doğru yapılması; çalışanların sosyal güvenlik haklarına erişimi, işverenlerin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerini gereği gibi yerine getirmesi ve olay sonrasında yürütülecek idari ve yargısal süreçlerin sağlıklı biçimde yürütülmesi bakımından önem taşır.</p>

<h4><strong>1- İşyerinde meydana gelen ani sağlık olayı iş kazası sayılabilir</strong></h4>

<p>5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun <strong>m.13</strong> hükmü uyarınca, sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen ve onu hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen engelli hâle getiren olay iş kazasıdır. Bu tanımda, olayın mutlaka dışsal bir darbe, düşme, makine kazası veya benzeri klasik bir iş kazası biçiminde gerçekleşmesi şart değildir.</p>

<p>Bu nedenle çalışanın işyerinde bulunduğu sırada ortaya çıkan kalp krizi ya da ani kardiyak rahatsızlık, olayın işin yürütümüyle doğrudan tıbben meydana getirildiği ayrıca kanıtlanamasa dahi iş kazası olarak değerlendirilebilir. Buradaki temel ölçüt, olayın kanunda sayılan zaman ve yer bağlantılarından biri içinde gerçekleşmesidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20243981-e-20245398-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, <strong>E. 2024/3981, K. 2024/5398, T. 15.05.2024</strong> sayılı kararı</a>nda, çalışanın işyerinde çalışırken yaşadığı göğüs ağrısı, uyuşma ve devamında gelişen kalp krizi yönünden, işyerinde çalışma sırasında gerçekleşen olayın iş kazası niteliğinde olduğunu kabul eden Bölge Adliye Mahkemesi kararını onamıştır. Kararda, çalışanın daha önce de benzer rahatsızlık belirtileri yaşamış olmasının, işyerindeki olayın iş kazası sayılmasına tek başına engel oluşturmayacağı ortaya konulmuştur.</p>

<p>Bu yaklaşım, ani sağlık olaylarında iş kazası değerlendirmesinin “hastalığın ilk nedeni nedir?” sorusuna indirgenemeyeceğini göstermektedir. Çalışanın işyerinde bulunması, çalışma düzeni içinde rahatsızlanması, işyeri revirine başvurması, işyerinden sağlık kuruluşuna sevk edilmesi, tanık anlatımları, giriş-çıkış kayıtları ve sağlık belgeleri; olayın iş kazası niteliğinin tespitinde önem taşıyan başlıca veriler arasındadır.</p>

<h4><strong>2- İş kazasının tespiti ile işverenin kusuru aynı mesele değildir</strong></h4>

<p>Bir olayın iş kazası sayılması, her durumda işverenin tazminatla sorumlu tutulacağı anlamına gelmez. Buna karşılık, olayın çalışanın bünyesel özelliklerinden veya önceden var olan sağlık sorunlarından kaynaklanması da işverenin sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.</p>

<p>İş kazasının tespiti, öncelikle sosyal güvenlik hukuku bakımından 5510 sayılı Kanun’un <strong>m.13</strong> hükmüne göre yapılır. İşverenin maddi ve manevi tazminat sorumluluğu ise iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırılık, kusur, zarar ve uygun illiyet bağı çerçevesinde incelenir.</p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun <strong>m.417</strong> hükmü uyarınca işveren, işyerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması için gerekli her türlü önlemi almak ve araç-gereçleri noksansız bulundurmakla yükümlüdür. İşverenin bu yükümlülüğe aykırı davranışı nedeniyle çalışanın ölümü, vücut bütünlüğünün zedelenmesi veya kişilik haklarının ihlali hâlinde doğan zararlar, sözleşmeye aykırılıktan doğan sorumluluk hükümlerine tabidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin <strong>E. 2023/3946, K. 2024/4687, T. 30.04.2024</strong> sayılı kararı</a>nda da bu ayrım açık biçimde vurgulanmıştır. Kararda, işyerinde gerçekleşen kalp krizi niteliğindeki olayın iş kazası olarak kabul edilmesinin ardından, işverenin sorumluluğu bakımından ayrıca sağlık gözetimi, çalışma koşulları, olağandışı efor, stres, dinlenme süreleri, işçinin bünyesel durumu ve işyeri şartlarının birlikte incelenmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p>Anılan karara göre, kalp krizi gibi olaylarda “kaçınılmazlık” veya “kötü tesadüf” nitelendirmesiyle doğrudan sonuca gidilemez. Kaçınılmazlıktan söz edilebilmesi için işverenin iş sağlığı ve güvenliği yönünden alması gereken tüm önlemleri eksiksiz biçimde almış olmasına rağmen olayın önlenememiş olması gerekir. Bu nedenle, işverenin gerekli sağlık gözetimini yapıp yapmadığı, riskleri değerlendirip değerlendirmediği, çalışma organizasyonunu çalışanın sağlık ve güvenliğini koruyacak şekilde kurup kurmadığı uzman incelemesiyle belirlenmelidir.</p>

<h4><strong>3- İşverenin yükümlülüğü yalnızca iş kazası sonrasında müdahale etmek değildir</strong></h4>

<p>6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nun <strong>m.4</strong> hükmü, işverene çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. Bu yükümlülük; mesleki risklerin önlenmesini, gerekli organizasyonun kurulmasını, araç ve gereçlerin sağlanmasını, alınan önlemlere uyulmasının izlenmesini, risk değerlendirmesi yapılmasını ve çalışanın sağlık yönünden işe uygunluğunun gözetilmesini içerir.</p>

<p>Kanunun <strong>m.5</strong> hükmü uyarınca işveren, risklerden kaçınmak, kaçınılması mümkün olmayan riskleri analiz etmek, risklerle kaynağında mücadele etmek, işi kişiye uygun hâle getirmek, teknik gelişmelere uyum sağlamak ve çalışma şartlarının sağlık üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük, yalnızca fiziksel tehlikeler bakımından değil; aşırı iş yükü, düzensiz vardiya, uzun çalışma süreleri, yetersiz dinlenme, yüksek tempolu üretim baskısı ve psikososyal riskler bakımından da önem taşır.</p>

<p>6331 sayılı Kanun’un <strong>m.10</strong> hükmü gereğince işveren, iş sağlığı ve güvenliği yönünden risk değerlendirmesi yapmak veya yaptırmak zorundadır. Risk değerlendirmesinin şeklen hazırlanmış bir belge niteliğinde kalmaması; işyerinin faaliyet alanı, çalışma süreleri, vardiya sistemi, iş yoğunluğu, çalışanların yaş ve sağlık yönünden özellikleri ile acil durum kapasitesi dikkate alınarak güncel tutulması gerekir.</p>

<p>Aynı Kanun’un <strong>m.17</strong> hükmü kapsamında çalışanlara iş sağlığı ve güvenliği eğitimi verilmesi de işverenin temel yükümlülüklerindendir. Ani sağlık sorunları yönünden bu eğitimlerin; kalp krizi belirtilerinin fark edilmesi, ilk yardım zincirinin işletilmesi, acil çağrı usulü, revir ve sağlık kuruluşuna sevk süreçleri ile çalışanların ciddi ve yakın tehlike karşısında başvurabilecekleri yöntemleri kapsaması gerekir.</p>

<h4><strong>4- Sağlık gözetimi ve işe uygunluk değerlendirmesi belirleyici olabilir</strong></h4>

<p>Ani kardiyak olayların hukuki değerlendirilmesinde, çalışanın işe girişte ve iş ilişkisinin devamı boyunca sağlık yönünden gözetilip gözetilmediği önem taşır. İşveren, çalışanın kişisel sağlık verilerini hukuka uygun biçimde korumakla yükümlü olmakla birlikte, işin niteliği bakımından gerekli sağlık gözetimini sağlamak ve çalışanın sağlık yönünden uygun olmadığı işte çalıştırılmasını önlemek zorundadır.</p>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.21</strong> hükmü, çalışma mevzuatında sağlık raporu alınması gereken işlerde, sağlık raporu olmaksızın veya mevcut rapora aykırı şekilde bünyece elverişli olmadığı işte çalıştırılan sigortalı bakımından SGK’nin işverene rücu edebileceğini düzenlemektedir. Bu düzenleme, sağlık gözetiminin yalnızca idari bir formalite olmadığını; işverenin hukuki ve mali sorumluluğunu doğrudan etkileyebilen bir yükümlülük olduğunu göstermektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20223838-e-20235980-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin <strong>E. 2022/3838, K. 2023/5980, T. 25.05.2023</strong> sayılı kararı</a>nda belirtildiği üzere, işverenin gözetme borcu; işçiyi işyeri tehlikelerinden korumak, yaşamını, bedensel ve ruhsal bütünlüğünü güvence altına almak için teknik ve tıbbi önlemler dâhil, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gerekli kıldığı tüm tedbirleri alma yükümlülüğünü kapsar. İşveren, mevzuatta açıkça öngörülmeyen ancak bilimsel, teknik ve organizasyonel olarak alınması mümkün olan önlemlerden de sorumlu olabilir.</p>

<p>Bu çerçevede, çalışanın mevcut rahatsızlığının işverence bilinip bilinmediği, sağlık kontrollerinin düzenliliği, çalışanın yaptığı işin fiziksel ve zihinsel yükü, vardiya düzeni, fazla çalışma uygulamaları, dinlenme olanakları, işe uygunluk değerlendirmesi ve acil sağlık müdahale sisteminin yeterliliği her olayda ayrı ayrı değerlendirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<h4><strong>5- Acil müdahale ve sevk süreci kusur incelemesinin parçasıdır</strong></h4>

<p>Ani sağlık sorununun işyerinde ortaya çıkması hâlinde işverenin yükümlülüğü, olayın meydana gelmesinden önce alınacak önlemlerle sınırlı değildir. Rahatsızlanan çalışana zamanında ve uygun şekilde müdahale edilmesi, gerekli hâllerde acil sağlık hizmeti çağrılması, sağlık kuruluşuna güvenli sevkin sağlanması ve olayın kayıt altına alınması da gözetme borcunun kapsamındadır.</p>

<p>İşyerinde ilk yardım organizasyonunun oluşturulması, yeterli sayıda eğitimli personelin bulunması, revir veya sağlık birimi olan işyerlerinde etkin müdahale düzeninin kurulması, acil iletişim zincirinin belirlenmesi ve ambulans ya da uygun nakil imkânlarının sağlanması; yalnızca iş sağlığı ve güvenliği bakımından değil, doğabilecek tazminat sorumluluğu bakımından da önemlidir.</p>

<p>Kalp krizi gibi vakalarda işverence yapılan müdahalenin ve hastaneye ulaştırılma sürecinin yeterliliğinin de kusur incelemesinde değerlendirilmesi gereklidir. Bu yönüyle, işverenin olayın meydana gelmesini önleyemediği kabul edilse dahi, olay sonrasında sağlık hizmetine erişimi geciktiren veya zorlaştıran organizasyon eksiklikleri ayrıca sorumluluk doğurabilir.</p>

<h4><strong>6- İş kazası bildirimi geciktirilmemelidir</strong></h4>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.13</strong> hükmü uyarınca işveren, iş kazasını yetkili kolluk kuvvetlerine derhal; SGK’ye ise kazadan sonraki en geç üç iş günü içinde bildirmekle yükümlüdür. İş kazasının işverenin kontrolü dışındaki bir yerde meydana gelmesi hâlinde bu süre, işverenin kazayı öğrendiği tarihten itibaren başlar.</p>

<p>İşyerinde gerçekleşen ani sağlık olaylarının “kişisel hastalık” olarak değerlendirilip iş kazası bildirimi yapılmaması, çalışan bakımından sosyal güvenlik haklarına erişimde gecikmeye yol açabilir. Ayrıca olayın sonradan iş kazası olduğunun belirlenmesi hâlinde, bildirimin süresinde yapılmamasına bağlı hukuki ve idari sonuçlar doğabilir.</p>

<p>5510 sayılı Kanun’un <strong>m.21</strong> hükmü gereğince, iş kazasının süresinde SGK’ye bildirilmemesi durumunda, bildirim tarihine kadar sigortalıya ödenen geçici iş göremezlik ödeneği işverenden tahsil edilebilir. Bu nedenle işverenlerin, olayın iş kazası niteliği konusunda kesin kanaat oluşmasını beklemeksizin, yasal bildirim yükümlülüklerini ihtiyatlı ve zamanında yerine getirmeleri gerekir.</p>

<h4><strong>7- Kusur ve illiyet bağı uzman incelemesiyle belirlenmelidir</strong></h4>

<p>Kalp krizi gibi çok etkenli sağlık olaylarında, çalışma koşulları ile olay arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi tıbbi ve teknik uzmanlık gerektirir. Yalnızca tek bir uzmanlık alanından alınan değerlendirme, olayın tüm yönlerini açıklamak bakımından yetersiz kalabilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-hukuk-dairesinin-20233946-e-20244687-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Hukuk Dairesi, <strong>E. 2023/3946, K. 2024/4687, T. 30.04.2024</strong> sayılı kararı</a>nda; işçinin sağlık geçmişi, kalp krizini tetikleyebilecek rahatsızlıkları, çalışma süreleri, olay günündeki efor ve stres düzeyi, işyeri şartları, yaşam biçimi ve bünyesel faktörlerin bir bütün olarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir. Daire, kardiyoloji alanında uzman hekim ile iş güvenliği uzmanlarının yer aldığı bilirkişi kurulundan, somut verilere dayalı ve tarafların iddialarını karşılayan rapor alınması gerektiğine işaret etmiştir.</p>

<p>Bu değerlendirme, işverenin sorumluluğunun otomatik olmadığını; ancak “önceden mevcut hastalık” veya “doğal ölüm” gibi soyut nitelendirmelerle de bertaraf edilemeyeceğini göstermektedir. İşverenin kusuru; alınması gereken önlemlerin neler olduğu, hangi önlemlerin fiilen alındığı, olayın önlenebilir olup olmadığı ve ihlal ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığı incelenerek belirlenir.</p>

<h4><strong>8- İşverenler için önleyici yaklaşım hukuki riskleri azaltır</strong></h4>

<p>İşyerinde ani sağlık olayları bakımından etkili bir iş sağlığı ve güvenliği sistemi, yalnızca tazminat ve idari yaptırım risklerini azaltmaz; her şeyden önce çalışanların yaşam ve sağlık hakkını korur. Bu sistemin temelinde, güncel risk değerlendirmesi, sağlık gözetimi, çalışma sürelerinin mevzuata uygun düzenlenmesi, vardiya ve dinlenme planlaması, çalışan eğitimi, acil müdahale protokolü ve olay sonrası kayıt-bildirim düzeni bulunur.</p>

<p>İşverenin sorumluluğu, yalnızca iş kazası gerçekleştikten sonra yapılacak incelemeyle sınırlı değildir. İşveren; işyerinin faaliyet alanına, işin fiziksel ve zihinsel yüküne, çalışan sayısına, çalışma düzenine ve çalışanların özel risk gruplarına göre koruyucu tedbirleri önceden planlamakla yükümlüdür.</p>

<p>Hülasa, işyerinde meydana gelen kalp krizi ve benzeri ani sağlık olaylarında ilk hukuki soru, olayın 5510 sayılı Kanun kapsamında iş kazası sayılıp sayılmayacağıdır. İkinci ve ayrı soru ise işverenin iş sağlığı ve güvenliği yükümlülüklerine aykırı davranıp davranmadığı, bu aykırılık ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunup bulunmadığıdır. Bu iki değerlendirme birbirine karıştırılmadığında hem çalışanların sosyal güvenlik hakları hem de işverenlerin hukuki sorumluluğu daha sağlıklı biçimde belirlenebilecektir.</p>

<p><strong>Av. Ahmet AVCI</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isyerinde-kalp-krizi-ve-ani-saglik-olaylari-is-kazasi-niteligi-isverenin-yukumlulukleri-ve-hukuki-sorumluluk</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/kalp-krizi-saglik.jpg" type="image/jpeg" length="98758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12 ilde operasyon: Aralarında adliye personeli ve avukatlarında olduğu 50 gözaltı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen soruşturmada bazı kamu görevlilerinin suç örgütü üyelerine suç ve arama kayıtları, araç sorgularıyla gümrük geçiş bilgilerine ilişkin bilgi aktardıkları belirlendi. 12 ilde eş zamanlı düzenlenen operasyonlarda, gümrük çalışanları, polis memurları, adliye personellerinin aralarında bulunduğu 37 kişi gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından suç örgütlerine yönelik yürütülen soruşturma kapsamında, örgüt üyelerinin kamu görevlileriyle irtibat halinde olduğu tespit edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Soruşturmada, örgüt yöneticileri ve üyelerinin, kamu görevlilerinden suç kaydı, aranma kaydı, yakalama kaydı, kırmızı bülten, araç sorguları ve gümrük geçişlerine ilişkin bilgi aldıkları belirlendi. Bu kapsamda suç örgütleriyle menfaat ilişkisi içerisinde hareket ettikleri değerlendirilen kamu görevlileri hakkında adli işlem başlatıldı.</p>

<p><strong>50 ŞÜPHELİ HAKKINDA GÖZALTI KARARI</strong></p>

<p>Soruşturma kapsamında İstanbul merkezli olmak üzere Muğla, Bursa, Edirne, Çanakkale, Sivas, Tekirdağ, Diyarbakır, İzmir, Balıkesir, Ankara ve Kayseri'de 20 Temmuz günü eş zamanlı operasyon düzenlendi.</p>

<p>Operasyonda aralarında 2 denetimli serbestlik memuru, 1 zabıt katibi, 1 gümrük muhafaza müdür yardımcısı, 15 gümrük muhafaza memuru, 10 polis memuru ve 2 avukatın da bulunduğu toplam 50 şüpheli hakkında gözaltı kararı verildi. Operasyonda 37 kişi gözaltına alındı.</p>

<p><strong>MİLYARLIK PARA TRAFİĞİ</strong></p>

<p>Dosyada MASAK ve banka kayıtları üzerinden yapılan incelemeler de yer aldı. Rapora göre, şüpheli Serkan Cemal G.'nin farklı bankalardaki kendi hesapları arasında yaklaşık 5 milyar 408 milyon 676 bin lira işlem hacmi bulunduğu, Serkan Cemal G. ile İbrahim T. arasında yaklaşık 79 milyon 629 bin liralık para transferi gerçekleştiğinin tespit edildiği, İbrahim T.'nin ise kendi hesapları arasında yaklaşık 193 milyon lira işlem hacmi bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>UYUŞTURUCU SEVKIYATINA İLİŞKİN KAMERA KAYITLARI DA DOSYADA</strong></p>

<p>Soruşturma dosyasında yer alan kamera kayıtları, yazışmalar ve HTS incelemelerinde, uyuşturucu madde yüklü olduğu iddia edilen TIR'ın İpsala Sınır Kapısı'nda X-Ray taramasına alınmadan 3 numaralı perondan geçirildiği öne sürüldü. Serkan Cemal G.'nin ifadesinde, "20 Aralık 2025 günü Sayım ile yapmış olduğumuz yazışmalar uyuşturucu madde yüklü TIR'ın İpsala Sınır Kapısı geçişi ile alakalıdır" sözlerine de yer verildi. Ayrıca şüphelilerin TIR'ın sınır kapısından geçmesine yönelik aralarındaki mesajlaşmalar ve gümrük sahasında çekilen fotoğrafların paylaşımına ilişkin yazışmaların da delil olarak dosyada yer aldığı kaydedildi.</p>

<p><strong>24 ŞÜPHELİ TUTUKLANDI</strong></p>

<p>Emniyetteki işlemlerin ardından adliyeye sevk edilen şüphelilerden 24'ü çıkarıldıkları mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Öte yandan 13 kişi ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-ilde-operasyon-aralarinda-adliye-personeli-ve-avukatlarinda-oldugu-50-gozalti-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 11:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/gozladfa.jpg" type="image/jpeg" length="69746"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>BRUSELLOZ İLE MÜCADELE YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 3/4/2009 tarihli ve 27189 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Bruselloz ile Mücadele Yönetmeliğinin Ek-1’inin “Ç – Resmi olarak sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi” bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, “D – Sığır brusellozu hastalığından ari statü” bölümünün birinci maddesinin (b) bendinde yer alan “otuz aylıktan küçük” ibaresi “on iki ayın üzerindeki” şeklinde değiştirilmiş, “E – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün devamı” bölümünün birinci maddesinin (b) bendinin (2) numaralı alt bendinde yer alan “otuz aylık yaştan küçük olması,” ibaresi “on iki ayın üzerindeki sığırların” şeklinde değiştirilmiş ve aynı bende aşağıdaki alt bent eklenmiş, “F – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi” bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Ç – Resmî olarak sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi</p>

<p>1– Bir sığır sürüsünün resmî olarak brusellozdan ari statüsü bu Ek’in B ve C başlıklarında yer alan koşulların yerine getirilmemesi durumunda askıya alınır.</p>

<p>2– Laboratuvar test sonuçlarına ve epidemiyolojik incelemelere dayanarak bir sürüde bakteriyolojik veya serolojik olarak brusella enfeksiyonunun varlığı tespit edilirse, hastalık çıkışı yapılır ve bu sürünün resmî brusellozdan ari statüsü iptal edilir. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır, bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık söndürülür. Bu durumdaki sürünün statüsünü tekrar kazanabilmesi için on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlar, enfekte hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra yapılan ilk test ve ilk testten otuz gün sonra yapılan ikinci testte negatif sonuç vermelidir.”</p>

<p>“(3) Brusellozdan ari olmayan sürüden gelmesi durumunda ilk testi karantina sürüsünde işletmeye geldikten 30 gün içinde yapılır. İkinci test, ilk test sonucunun negatif olması koşuluyla bu testten en erken üç ay, en geç on iki ay sonra yapılır. Sürüye gelen on iki ayın üzerindeki sığırların canlı S–19 aşısı ile aşılanmış olması, serum aglütinasyon testinde her ml. için 30 IU’dan yukarı, fakat 80 IU’ dan düşük aglütinasyon testi vermelidir. Bu durumda on iki aydan daha az zaman öncesinde aşılanmış dişi hayvanların komplement fiksasyon testinde 30 EEC ünitesinden düşük sonuç vermesi ve diğer bütün durumlarda ise 20 EEC ünitesinden düşük sonuç vermeleri gerekmektedir.”</p>

<p>“F – Sığır brusellozu hastalığından ari statünün askıya alınması, iptal edilmesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1– Bir sığır sürüsünün brusellozdan ari statüsü bu Ek’in D ve E başlıklarında belirtilen şartları yerine getirmemesi durumlarında askıya alınır.</p>

<p>2– Laboratuvar test sonuçlarına ve epidemiyolojik incelemelere dayanarak bir sürüde brusella enfeksiyonunun varlığı bakteriyolojik olarak tespit edilirse hastalık çıkışı yapılarak bu sürünün brusellozdan ari statüsü iptal edilir. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır. Bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık söndürülür. Bu durumdaki sürünün statüsünü tekrar kazanabilmesi için on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlar, enfekte hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra yapılan ilk test ve ilk testten otuz gün sonra yapılan ikinci testte negatif sonuç vermelidir. Yapılan son iki testte negatif sonuç alındığında arilik sertifikası verilir. Sürüde seropozitif hayvanların varlığı tespit edilirse hastalık şüphesi eklenir ve bu sürünün ariliği iptal edilmez. Sürü 30 gün süre ile izlemeye alınır, bu süre içerisinde atık vakası olmazsa hastalık şüphesi kaldırılır. Şüphe kaldırıldıktan sonra on iki aylık yaşın üzerindeki bütün sığırlardan, seropozitif hayvanların sürüden uzaklaştırılmasından en az otuz gün sonra ilk test yapılır. İlk testten otuz gün sonra ikinci test yapılır. Yapılan son iki testte negatif sonuç alındığında sertifika güncellenir. Belirtilen testlerin yapılacağı hayvanlar canlı S–19 aşısı ile aşılanmışlarsa komplement fiksasyon testinde on iki aydan daha az zaman öncesinde aşılanmış olan dişi hayvanlar için 30 EEC ünitesinden düşük sonuç alınması veya diğer bütün durumlarda 20 EEC ünitesinden düşük sonuç alınması gereklidir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bruselloz-ile-mucadele-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="17426"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Savunma Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MİLLİ SAVUNMA ÜNİVERSİTESİ HARP ENSTİTÜLERİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>4/7/2019 tarihli ve 30821 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Milli Savunma Üniversitesi Harp Enstitüleri Yönetmeliğinin 1 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (c) bendinde yer alan “kapsamını, eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve öğretim” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 3 üncü maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 3- (1) Bu Yönetmelik, 9/11/2016 tarihli ve 6756 sayılı Kanuna dayanılarak hazırlanmıştır.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde yer alan “temel bilimler,” ile “, diğer fen ve mühendislik bilimleri” ibareleri ile aynı fıkranın (g) bendi yürürlükten kaldırılmış, aynı fıkranın (e), (ğ), (h), (k) ve (u) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“e) Akademik yıl: Başlangıç ve bitiş tarihleri Enstitü Kurulu tarafından önerilen ve Senato tarafından onaylanan, belirli özellikleri olan ve bir veya birden fazla dönemden oluşan eğitim ve öğretim süresini,”</p>

<p>“ğ) Dönem: Başlangıç ve bitiş tarihleri her akademik yıl için Enstitü Kurulu tarafından önerilen ve Senato tarafından onaylanan, akademik yıl içindeki belirli özellikleri olan eğitim ve öğretim süresini,</p>

<p>h) Dönem projesi: Yüksek lisans eğitimi sırasında araştırılan ve/veya incelenen bilimsel bir konunun, bir bilimsel araştırma makalesi biçiminde sunulmuş şeklini,”</p>

<p>“k) Enstitü Yönetim Kurulu: Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve müdürün göstereceği altı aday arasından Enstitü Kurulunca seçilecek üç öğretim elemanından oluşan kurulu,”</p>

<p>“u) Öğretim elemanı: Milli Savunma Üniversitesinde öğretim elemanı kadrolarına atanan subaylar ve sivil öğretim elemanları ile devamlı veya geçici olarak görevlendirilen asker veya sivil Türk ve yabancı uyruklu öğretim üyeleri, öğretim görevlileri ve araştırma görevlilerini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “Eğitimde,” ibaresi “Eğitim ve öğretimde,” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “uzaktan eğitim” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve öğretim” ibaresi eklenmiş, üçüncü fıkrasında yer alan “yüz yüze eğitimi” ibaresi “yüz yüze eğitim ve öğretimi” şeklinde, dördüncü fıkrasında yer alan “Milli Savunma Bakanının” ibaresi “Millî Savunma Bakanlığının” şeklinde değiştirilmiş, beşinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “her yıl” ibaresinden sonra gelmek üzere “Millî Savunma Bakanlığı,” ibaresi eklenmiş, dokuzuncu fıkrasında yer alan “yazılı bir rapor” ibaresi “bir makale” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Müşterek Harp Enstitüsü eğitimi” ibaresi “Müşterek Harp Enstitüsü eğitim ve öğretimi” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “Milli Savunma Bakanının” ibaresi “Millî Savunma Bakanlığının” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Aynı Yönetmeliğin 9 uncu maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Enstitülerde doktora programına ilişkin, ihtiyaç duyulacak eğitim-öğretim esas, usul, yöntem, sınav ve diğer hususlar ile ilgili olarak bu Yönetmelikte yer almayan hususlar Senato tarafından çıkarılacak esaslarda düzenlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasında yer alan “bir bölümü” ibaresinden sonra gelmek üzere “veya tamamı” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>Aynı Yönetmeliğin 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin dördüncü fıkrasının (m) bendinde yer alan “Eğitim” ibaresi “Eğitim ve öğretim” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>Aynı Yönetmeliğin 25 inci maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, aynı maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Giriş sınavı” ibaresi “Yüz yüze eğitim ve öğretim başlangıç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(3) Sınav, uzaktan eğitim mehazlarından yapılır. Sınava hazırlık dokümanları, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ile koordine edilerek Senato tarafından belirlenip ilan edilir. Sınav sayısı bir veya daha fazla olabilir. Sınav tarihleri her yıl ayrıca yayımlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Aynı Yönetmeliğin 26 ncı maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde, aynı maddenin beşinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Giriş sınavı” ibaresi “Yüz yüze eğitim ve öğretim başlangıç” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(2) Sınava hazırlık dokümanları, Millî Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı ve Kuvvet Komutanlıkları ile koordine edilerek Senato tarafından belirlenip ilan edilir. Sınav sayısı bir veya daha fazla olabilir. Sınav tarihleri her yıl ayrıca yayımlanır.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>Aynı Yönetmeliğin 27 nci maddesinin dokuzuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(9) Sınavlar ve sınav evrakının tetkik ve değerlendirilmesi Senato tarafından çıkarılacak esaslara göre yapılır.”</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Aynı Yönetmeliğin 30 uncu maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“d) Birinci ve İkinci Kademe Eğitimlere giriş sınavı ve enstitülere tefrik süreci ile eğitimin herhangi bir aşamasında terör örgütlerine veya Devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunan yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı bulunduğu sonradan tespit edilenlerin adaylık/kursiyerlik/öğrenci subaylık statüleri Kuvvet Komutanlıkları/Milli Savunma Üniversitesinin teklifi ve Millî Savunma Bakanının onayı ile sonlandırılır.”</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Aynı Yönetmeliğin 33 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(4) Kuvvet Harp Enstitüleri giriş sınavları için sınav tarihinden itibaren; her adaya ait soru kitapçığı ve optik formlar beş yıl süre ile saklanır ve bilâhare Rektörlüğün bilgisi dâhilinde usulüne uygun olarak imha edilir. Soru kitapçık gruplarından her birine ait birer örnek kitapçık ile her adaya ait optik form ve sınav sonuç karnesi elektronik ortamda süresiz olarak saklanır.”</p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>Aynı Yönetmeliğin 34 üncü maddesinin üçüncü fıkrasının (b) bendinde yer alan “muharip ve ikmal sınıfı” ibaresi “muharip, ikmal ve personel sınıfı” şeklinde değiştirilmiş, aynı maddeye üçüncü fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiş ve diğer fıkra buna göre teselsül ettirilmiştir.</p>

<p>“(4) Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Komuta ve Kurmay Eğitimi giriş sınavlarına katılan personelden giriş sınavında her konudan en az alınması gereken notu alan, ancak sınıf/sınıf grubu kontenjanına veya ortak kontenjana giremeyenlerin aldıkları notlar müteakip yapılacak sınavlarda değerlendirmeye alınmaz.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 17- </strong>Aynı Yönetmeliğin 35 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“(2) Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitimine seçilen personelin müteakip eğitim ve öğretim yılına ertelemeleri yapılmaz ve bu durum kazanılmış hak sayılmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>Aynı Yönetmeliğin 40 ıncı maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Her ders/modül için en az bir dönem içi sınav ile bir dönem sonu sınavı yapılır. Bununla birlikte uygulamalı dersler için sadece dönem sonu sınavı yapılabilir. Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitiminde eğitim ve öğretim yılı başlamadan önce Enstitü Yönetim Kurulu kararı ile uygun görülen ders/modüller için dönem içi sınavın/sınavların ve dönem sonu sınavının yerine bir dönem sonu sınavı yapılabilir. Enstitü Yönetim Kurulu, sınavın/sınavların çeşidine ve ne şekilde uygulanacağına karar verebilir.</p>

<p>(2) Tüm sınavlar, kâğıt ortamında ve eş zamanlı olarak yapılabilir. Sınavlarda sorulacak soruların hazırlanması, dersi veren öğretim elemanları ve ilgili ana bilim dalı başkanlarının sorumluluğundadır.</p>

<p>(3) Bireylerin zihinsel bilgi ve becerilerini ölçmek için kullanılan sınav çeşitleri Senato tarafından çıkarılacak esaslarda belirtilir.”</p>

<p><strong>MADDE 19- </strong>Aynı Yönetmeliğin 41 inci maddesinin birinci ve onuncu fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(1) Öğrenci, öğrenci subay ve kursiyerin her bir dersten/modülden başarısı, dönem içi notuyla dönem sonu notunun birlikte değerlendirilmesiyle belirlenir. Karargâh Subaylığı Eğitimi ile Müşterek Komuta ve Kurmay Eğitiminde tek sınav yapılması durumunda, söz konusu sınav dönem sonu sınavı olarak icra edilir. Dönem içi notu; dönem içi sınav notu/notları ve/veya ödevlere, uygulamalar gibi diğer ölçme bileşenlerine verilen notlardan oluşur. Dönem sonu notu; dönem sonu sınav notu ve/veya ödev, uygulama ve benzeri diğer ölçme bileşenlerine verilen notlardan oluşur. Dönem içi notunu ve dönem sonu notunu oluşturan sınavlar ile ödev, uygulama ve benzeri diğer ölçme bileşenleri yüz tam not üzerinden puanlanır, eğitim ve öğretim yılı başlamadan önce Enstitü Yönetim Kurulunun teklifi ve Senatonun onayı ile belirlenmiş bir ağırlık oranlamasına bağlı olarak toplam değerlendirmeye dâhil edilir.”</p>

<p>“(10) Değerlendirme sonucu elde edilen kayıtlar, ilgili mevzuata göre muhafaza edilir. Mezuniyet kararları ve değerlendirme cetvelleri süresiz saklanır.”</p>

<p><strong>MADDE 20- </strong>Aynı Yönetmeliğin 42 nci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiş, aynı maddenin dördüncü fıkrasında yer alan “ilk enstitü yönetim kurulu toplantısında görüşülerek” ibaresi “Enstitü Müdürünün onayı ile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>“Sınavı yapan öğretim elemanının mazereti sebebiyle olmadığı durumlarda Enstitü Müdürünün belirleyeceği öğretim elemanı komisyona dâhil edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 21- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 22- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Savunma Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/milli-savunma-universitesi-harp-enstituleri-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/08/resmi/milli-savunma-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="39279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretim Tesislerinin İmar ve Ruhsat İşlemlerine İlişkin Yönetmelik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Rüzgâr ve Güneş Enerjisine Dayalı Elektrik Üretim Tesislerinin İmar ve Ruhsat İşlemlerine İlişkin Yönetmelik, 24 Temmuz 2026 Tarihli ve 33319 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNE DAYALI ELEKTRİK ÜRETİM TESİSLERİNİN İMAR VE RUHSAT İŞLEMLERİNE İLİŞKİN YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca yürütülen;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>a) İmar planı onayı ve parselasyon planı onayı,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı düzenlenmesi ve yapı kullanma izin belgesi verilmesi,</p>

<p>c) İşyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenmesi,</p>

<p>işlemlerinde uygulanacak usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununun 4 üncü maddesi hükmü saklı kalmak kaydıyla, ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerine ilişkin;</p>

<p>a) Her ölçekteki imar planları, parselasyon planları ve bunlara ilişkin ilave ve değişikliklerin onaylanması,</p>

<p>b) Yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi ve işyeri açma ve çalışma ruhsatının düzenlenmesi ile bunlara ilişkin değişiklik, ilave, tadilat ve yenileme,</p>

<p>işlemlerinin Bakanlıkça yürütülmesine ilişkin usul ve esasları kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 10/5/2005 tarihli ve 5346 sayılı Yenilenebilir Enerji Kaynaklarının Elektrik Enerjisi Üretimi Amaçlı Kullanımına İlişkin Kanunun ek 1 inci maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar ve kısaltmalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelikte yer alan;</p>

<p>a) Bakanlık: Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığını,</p>

<p>b) Çevre düzeni planı: Varsa mekânsal strateji planlarının hedef ve strateji kararlarına uygun olarak orman, akarsu, göl ve tarım arazileri gibi temel coğrafi verilerin gösterildiği, kentsel ve kırsal yerleşim, gelişme alanları, sanayi, tarım, turizm, ulaşım, enerji gibi sektörlere ilişkin genel arazi kullanım kararlarını belirleyen, yerleşme ve sektörler arasında ilişkiler ile koruma-kullanma dengesini sağlayan 1/50.000 veya 1/100.000 ölçekteki haritalar üzerinde ölçeğine uygun gösterim kullanılarak bölge, havza veya il düzeyinde hazırlanabilen, plan notları ve raporuyla bir bütün olarak yapılan planı,</p>

<p>c) EPDK: Enerji Piyasası Düzenleme Kurumunu,</p>

<p>ç) Fenni mesul: Yapının tüm malzemeleri ve tesisatı ile birlikte, plana, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara, teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesinin kamu adına denetimini üstlenen, ruhsat eki etüt ve projelerin gerektirdiği uzmanlığı haiz meslek mensuplarını,</p>

<p>d) Güneş enerjisi santrali (GES): Ana veya yardımcı kaynak olarak güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi ile yardımcı tesislerini,</p>

<p>e) İşyeri açma ve çalışma ruhsatı: Ön lisans veya üretim lisansı bulunan rüzgâr veya güneş enerji santrallerinin açılıp faaliyet göstermesi için verilen izni,</p>

<p>f) Lisans sahibi: EPDK tarafından ön lisans veya üretim lisansı verilmiş tüzel kişiyi,</p>

<p>g) Mekânsal strateji planı: Ülke kalkınma politikaları ve bölgesel gelişme stratejilerini mekânsal düzeyde ilişkilendiren, bölge planlarının ekonomik ve sosyal potansiyel, hedef ve stratejileri ile ulaşım ilişkileri ve fiziksel eşiklerini de dikkate alarak değerlendiren, yer altı ve yer üstü kaynakların ekonomiye kazandırılmasına, doğal, tarihi ve kültürel değerlerin korunmasına ve geliştirilmesine, yerleşmeler, ulaşım sistemi ile kentsel, sosyal ve teknik altyapının yönlendirilmesine dair mekânsal stratejileri belirleyen, sektörlere ilişkin mekânsal politika ve stratejiler arasında ilişkiyi kuran, 1/250.000, 1/500.000 veya daha üst ölçek haritalar üzerinde şematik ve grafik dil kullanılarak hazırlanan, ülke bütününde ve gerekli görülen bölgelerde yapılabilen, sektörel ve tematik paftalar ve raporu ile bütün olan planı,</p>

<p>ğ) Nazım imar planı: Mevcut ise çevre düzeni planının genel ilke, hedef ve kararlarına uygun olarak, arazi parçalarının genel kullanış biçimlerini, başlıca bölge tiplerini, bölgelerin gelecekteki nüfus yoğunluklarını, çeşitli kentsel ve kırsal yerleşme alanlarının gelişme yön ve büyüklükleri ile ilkelerini, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarını, ulaşım sistemlerini göstermek ve uygulama imar planlarının hazırlanmasına esas olmak üzere, varsa kadastral durumu işlenmiş olarak 1/5.000 ölçekte, büyükşehir belediyelerinde 1/5.000 ile 1/25.000 arasındaki her ölçekte, onaylı halihazır haritalar üzerine, plan notları ve ayrıntılı raporuyla bir bütün olarak hazırlanan planı,</p>

<p>h) Ön lisans: Üretim faaliyetinde bulunmak isteyen tüzel kişilere, üretim tesisi yatırımlarına başlamaları için gerekli onay, izin, ruhsat ve benzerlerinin alınabilmesi için belirli süreli verilen izni,</p>

<p>ı) Plan müellifi: 3194 sayılı Kanunda tanımlanan her ölçek ve türdeki mekânsal plânların yapılmasını üstlenebilmek için gerekli olan ilgili yeterlilik grubuna uygun yeterlilik belgesine sahip gerçek kişiyi veya ilgili yeterlilik grubuna uygun yeterlilik belgesine sahip tüzel kişiliklerin hissedarları içinde hisseleri ortakların meslek grubuna göre dağılımında eşit veya daha fazla paya sahip gerçek kişiyi,</p>

<p>i) Proje müellifi: Mimarlık, mühendislik tasarım hizmetlerini iştigal konusu olarak seçmiş, yapının etüt ve projelerini hazırlayan gerçek ve tüzel kişiyi,</p>

<p>j) Rüzgâr enerjisi santrali (RES): Ana veya yardımcı kaynak olarak rüzgâr enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi ile yardımcı tesislerini,</p>

<p>k) Uygulama imar planı: Nazım imar planı ilke ve esaslarına uygun olarak yörenin koşulları ve planlama alanının genel özellikleri, yapının kullanım amacı ve ihtiyacı, erişilebilirlik, sürdürülebilirlik ve çevreye etkisi dikkate alınarak; yapılaşmaya ilişkin yapı adaları, kullanımları, yapı nizamı, bina yüksekliği, taban alanı katsayısı, kat alanı kat sayısı veya emsal, yapı yaklaşma mesafesi, ön cephe hattı, ifraz hattı, kademe hattı, ada ayrım çizgisi, taşıt, yaya ve bisiklet yolları, ulaşım ilişkileri, parkları, meydanları, kentsel, sosyal ve teknik altyapı alanlarını, gerektiğinde; parsel büyüklükleri, parsel cephesi ve derinliği, arka cephe hattı, yol kotu ve bu kotun altındaki kat adedi, bağımsız bölüm sayısı gibi yapılaşma ve uygulamaya ilişkin kararları, uygulama için gerekli imar uygulama programlarına esas olacak uygulama etaplarını ve diğer bilgileri ayrıntıları ile gösteren ve varsa kadastral durumu işlenmiş olarak 1/1.000 ölçekte onaylı halihazır haritalar üzerinde, plan notları ve ayrıntılı raporuyla bir bütün olarak hazırlanan planı,</p>

<p>l) Üretim lisansı: Tüzel kişilere piyasada elektrik üretim faaliyeti gösterebilmeleri için 14/3/2013 tarihli ve 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu uyarınca EPDK tarafından verilen izni,</p>

<p>m) Vaziyet planı: Parselde inşa edilecek yapı veya yapıların; aplikasyon krokisindeki koordinatlara göre teknik mevzuata uygun olarak sayısal ve çizgisel şekilde gösterildiği, bahçe tanzimi, açık otopark ve otopark girişlerini, yangın kaçışlarını, bina yaklaşım mesafe ve kotlarını, kuzey yönünü, parseldeki teknik altyapıyı gösteren 1/500, 1/200 veya 1/100 ölçekli planı,</p>

<p>n) Yapı aplikasyon projesi: Parsele ait aplikasyon krokisine dayanılarak ve vaziyet planına göre yapının araziye aplikasyonunu sağlamak üzere, yürürlükteki imar planında gösterilen yapı yaklaşma mesafeleri, yapı projelerine göre köşe koordinatları ve röper noktaları ülke koordinat sistemine işlenmek üzere harita mühendislerince hazırlanıp imzalanan projeyi,</p>

<p>o) Yapı kullanma izin belgesi: Yapının ruhsat eki projelerine uygun olarak tamamlandığını gösteren, yapının kullanımına izin veren Bakanlıkça onaylanan belgeyi,</p>

<p>ö) Yapı ruhsatı: Bir parselde, 3/7/2017 tarihli ve 30113 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Planlı Alanlar İmar Yönetmeliğinde öngörülen belgeler ile projelerin onaylanması sonrasında ilgili idaresince tanzim edilen onaylı resmî izin belgesini,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>İmar ve Parselasyon Planları</p>

<p><strong>Planlama ilke ve esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Planlama çalışması; hâlihazır harita, jeolojik ve jeoteknik rapor ve kurumsal eşiklerden faydalanarak, ilgili kurum görüşleri ile genel şehircilik ilke ve esasları doğrultusunda plan müellifi tarafından yapılır. İmar planı ve değişiklikleri ile revizyonu; pafta, lejant, plan notları ve plan açıklama raporu ile bir bütündür.</p>

<p>(2) İmar planları, varsa mekânsal strateji planları, çevre düzeni planları gibi üst ölçek planlara uygun olarak hazırlanır. Gerekli olması halinde üst ölçek planlardaki değişiklikler plan müellifi tarafından yapılır ve üst ölçekli plan değişiklikleri ilgili idaresince onaylanmadan Bakanlık tarafından imar planları onaylanamaz.</p>

<p>(3) Halihazır haritalar, 30/4/2018 tarihli ve 2018/11962 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği hükümleri doğrultusunda lisans sahibi tarafından hazırlattırılır ve ilgili idaresine onaylatılır.</p>

<p>(4) İmar planları, koordinatlı halihazır haritalar üzerine çizilir ve varsa kadastral durum da haritalarda gösterilir. 4/4/1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu kapsamında bulunan alanlarda; kıyı kenar çizgisinin işlenmiş olması zorunludur.</p>

<p>(5) Onaylı jeolojik-jeoteknik etüt raporu bulunmayan alanlarda imar planları hazırlanamaz ve onaylanamaz. Jeolojik-jeoteknik etütler, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından düzenlenen usul ve esaslara uygun olarak hazırlanır ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanır.</p>

<p>(6) İlgili kurum ve kuruluşlardan plana ilişkin görüşler, plan müellifi tarafından alınır.</p>

<p>(7) Kurum ve kuruluşlar planlama çalışmasında kullanılacak bilgi ve belgeleri, açık ve kapsamlı görüşüyle birlikte planlamaya veri teşkil edecek şekilde sağlamakla sorumludur. Kurum ve kuruluşlar, sayısal verilerini Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi Portalından Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca belirlenen standartlarda sunar.</p>

<p>(8) Kurum ve kuruluşlar, görüşlerini en geç otuz gün içerisinde bildirmek zorundadır. Görüş bildirilmesi için etüt ve analiz gibi uzun süreli çalışma yapılması gereken hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının talebi üzerine otuz günü geçmemek üzere ilave süre verilir. Bu süre içerisinde görüş bildirilmediği takdirde plan hakkında olumsuz bir görüşün bulunmadığı kabul edilir.</p>

<p>(9) Nazım ve uygulama imar planı süreçleri eş zamanlı yürütülebilir ve onaylanabilir. Nazım imar planı hazırlanırken kurum ve kuruluş görüşlerinin veya verilerin uygulama imar planı ayrıntısında elde edilmesi ve kurum görüşlerinin güncel olması halinde, uygulama imar planı için ayrıca görüş veya veri istenmeyebilir.</p>

<p>(10) İmar planlarında, plan notlarında gösterilmek suretiyle, elektrik üretim tesisinin ihtiyaçlarına yönelik idari ve barınma amaçlı kullanımlara yer verilebilir.</p>

<p>(11) Planda belirtilen kulanım amacı dışında hiçbir tesis yapılamaz, yapılacak tesisler amacı dışında kullanılamaz.</p>

<p>(12) RES ve GES’lerde yapılacak santral yapıları için teknolojinin gerektirdiği yüksekliğe göre Yençok belirlenir.</p>

<p>(13) Planın veya plan değişikliğinin Bakanlıkça onaylanmış olması, plan müellifinin ve lisans sahibinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.</p>

<p>(14) Gerekli görülmesi halinde Bakanlık tarafından ilave bilgi ve belge istenir.</p>

<p><strong>Planların sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) İmar planı dosyaları, İmar Kanunu ve 14/6/2014 tarihli ve 29030 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği ve bu Yönetmelikte belirtilen esaslara uygun şekilde hazırlanarak Bakanlığa sunulur.</p>

<p>(2) Bakanlık, plan dosyasını içerik ve mevzuata uygunluk bakımından inceler. Uygun görülmeyen plan teklifleri ve içerik eksiklikleri plan müellifine bildirilir. Hata ve eksikliklerin giderilmesi için otuz gün süre tanınır. Bu süre zarfında düzeltmeler tamamlanarak Bakanlığa başvurulmadığı takdirde dosya iade edilir.</p>

<p><strong>Planların onayı ve yürürlüğe girmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) İmar planları onaylanarak yürürlüğe girer.</p>

<p>(2) İmar planları ile bu planlara ilişkin ilave ve değişiklikler, onaylanmadan önce Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı sistemi üzerinden Plan İşlem Numarası alınması zorunludur.</p>

<p>(3) Kesinleşen planların her bir paftasının ön yüzüne, Plan İşlem Numarası ile onay tarih ve sayısı yazılarak mühürlenir.</p>

<p><strong>Planların ilanı, askı süreci ve kesinleşmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bakanlık tarafından onaylanan imar planları, onay tarihinden itibaren Bakanlığın internet sitesinde on beş gün süreyle ilan edilir.</p>

<p>(2) Plana itiraz olmaması halinde, onaylı planlar ilan süresinin sonunda kesinleşir.</p>

<p>(3) Kesinleşen imar planları, Bakanlığın internet sitesinde yayımlanır ve elektronik ortamdaki Ulusal Coğrafi Bilgi Sistemi altyapısı üzerinden arşivlenmek üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığına gönderilir. İmar planlarının kesinleştiği hususu, ilgili valilik ve belediyelere de bildirilir.</p>

<p><strong>İtiraz değerlendirme süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bakanlıkça onaylanan planlara itiraz, ilan süresi içinde Bakanlığa yazılı olarak yapılır. Bakanlık, askı süresi bitiminden itibaren on beş gün içerisinde itirazları değerlendirerek karara bağlar. İtirazın reddedilmesi halinde başkaca bir onay işlemi yapılmaksızın ret kararı tarihinde plan kesinleşir.</p>

<p>(2) Yapılan itirazın kabul edilmesi halinde, itiraz doğrultusunda planın değişen kısımları için askı süreci tekrar başlatılır.</p>

<p><strong>Arazi ve arsa düzenleme esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Kesinleşmiş uygulama imar planına göre arazi düzenlemesi yapılır.</p>

<p>(2) Büyük Ölçekli Harita ve Harita Bilgileri Üretim Yönetmeliği, 6/8/1973 tarihli ve 14617 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Tescile Konu Olan Harita ve Planlar Yönetmeliği ve 22/2/2020 tarihli ve 31047 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik hükümlerine göre hazırlanan parselasyon planları veya değişiklik beyannameleri lisans sahibince Bakanlığa sunulur.</p>

<p>(3) Arazi ve arsa düzenlemesi kapsamında hazırlanan parselasyon planları, uygun bulunması halinde onaylanır.</p>

<p>(4) Bakanlıkça onaylanan parselasyon planları, onay tarihinden itibaren Bakanlığın internet sitesinde on beş gün süreyle ilan edilir. Plana itiraz olmaması halinde, onaylı planlar ilan süresinin sonunda kesinleşir.</p>

<p>(5) Bakanlıkça onaylanan planlara itirazlar, ilan süresi içerisinde Bakanlığa yazılı olarak yapılır. Bakanlık, askı süresi bitiminden itibaren on beş gün içerisinde itirazları değerlendirerek karara bağlar. İtirazın reddedilmesi halinde başkaca bir onay işlemi yapılmaksızın ret kararı tarihinde plan kesinleşir.</p>

<p>(6) Kesinleşen parselasyon planları veya değişiklik beyannameleri ilgili kadastro müdürlüğüne gönderilir. İlgili kadastro müdürlüğünce kontrol edilerek onaylanır ve tapu müdürlüklerince tescil edilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yapı Ruhsatı, Yapı Kullanma İzin Belgesi ve İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatı</p>

<p><strong>Yapı ruhsatı esasları</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) GES’lerde imar planı yapımı için hazırlanan jeolojik-jeoteknik etüt çalışmaları Bakanlık tarafından yeterli görüldüğü takdirde, Bakanlıkça düzenlenen yapı ruhsatı için ilave olarak zemin etüt raporu aranmaz.</p>

<p>(2) Adres ve numaralamaya ilişkin işlemler, ilgili idareleri tarafından yürütülür.</p>

<p>(3) Ruhsat tarihinden itibaren iki yıl içinde inşasına başlanmayan veya beş yıllık ruhsat süresi içinde tamamlanmayan ve süresi içinde ruhsat yenilemesi yapılmayan yapılar, ruhsatsız yapı olarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) RES’lerde yapı inşaat alanı; rüzgâr türbinlerinin tabii veya tesviye edilmiş zemin altı dâhil temel alanıdır.</p>

<p>(5) GES’lerde yapı inşaat alanı; panel taşıyıcı ayaklarının zemin yüzeyinde kapladığı alanların toplamıdır.</p>

<p>(6) Yapı ruhsatlarına ilişkin tadilat ve yenilemeler, ruhsatı düzenleyen idare tarafından yapılır.</p>

<p><strong>Yapı ruhsat süreci</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Lisans sahibi tarafından, noter onaylı vekalet verilen proje müelliflerine; ilgili kanun, plan, yönetmelik, proje düzenleme esasları, Türk Standardları Enstitüsü standartları, çevre şartları, fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olarak mimarlık ve mühendislik projeleri hazırlatılır.</p>

<p>(2) Mimari proje, parsele ait aplikasyon krokisi, yapı aplikasyon projesi, statik proje, mekanik tesisat projesi ve elektrik tesisat projesi Bakanlığa sunulur. RES'lerde rüzgâr türbinleri, GES'lerde ise güneş panelleri ve taşıyıcı sistemleri için elektrik tesisat projesi ve mekanik tesisat projesi aranmaz.</p>

<p>(3) Başvuru dilekçesinde projelere ilave olarak; tapu senedi veya tapu senedi yerine geçecek belge veya acele kamulaştırma kararına istinaden mahkemece verilen taşınmaza el koyma kararı, zemin etüt raporu, imar durum belgesi, proje müellifi taahhütnamesi, fenni mesul taahhütnamesi, şantiye şefi hizmet sözleşmesi ve taahhütnamesi ile müellifin, fenni mesulün ve şantiye şefinin ilgili meslek odası sicil ve büro tescil belgeleri ile yapı müteahhidine ilişkin belgeler sunulmalıdır. GES tesislerinde özel mülkiyete konu taşınmazlar için on yıldan az olmamak ve üretim lisansı süresiyle uyumlu olmak üzere; tapuya şerh edilmek kaydıyla irtifak sözleşmesi veya kira sözleşmesi de sunulabilir.</p>

<p>(4) İmar durum belgesi, lisans sahibi veya yetkili temsilcisinin başvurusu üzerine Bakanlıkça da düzenlenebilir.</p>

<p>(5) Ruhsat başvurusunun incelenmesi neticesinde herhangi bir eksik ve/veya hatalı hususun tespit edilmemesi halinde, müracaat tarihinden itibaren otuz gün içerisinde yapı ruhsatı düzenlenir. Aksi hâlde eksikliklerin tamamlanarak başvurunun mevzuata uygun hâle getirilmesi istenir. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra, aynı süreç izlenerek yapı ruhsatı düzenlenir.</p>

<p><strong>Yapı kullanma izin belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Yapı ruhsatı Bakanlıkça düzenlenmiş yapının tesis edilmesi akabinde, lisans sahibi veya yetkili temsilcisi tarafından ilgili mevzuat ve bu Yönetmelikte belirtilen hususlar çerçevesinde Bakanlığa yapı kullanma izin belgesi talebinde bulunulur.</p>

<p>(2) Yapı kullanma izin belgesi başvurusunda; yapının ilgili mevzuata, ruhsat eki projelere, ilgili standartlara ve fen, sanat ve sağlık kurallarına uygun olarak yapıldığına dair fenni mesullerce hazırlanan uygunluk raporu sunulur.</p>

<p>(3) Yapılan başvuruya ilişkin incelemeler neticesinde herhangi bir eksik veya hatalı hususun tespit edilmemesi durumunda, Bakanlık tarafından başvuru tarihinden itibaren otuz gün içinde yapı kullanma izin belgesi düzenlenir. Aksi hâlde, eksikliklerinin tamamlanarak yapının mevzuata uygun hâle getirilmesi istenir. Eksikliklerin tamamlanmasından sonra, aynı süreç izlenerek yapı kullanma izin belgesi düzenlenir.</p>

<p>(4) Yapının kısmen kullanılması mümkün olan kısımlarına yapı kullanma izni düzenlenebilmesi için, bu bölümlere hizmet veren ortak kullanım alanlarının tamamlanmış ve kullanılabilir olması ve yapıda mevzuata aykırılığın bulunmaması şarttır.</p>

<p>(5) Yapı kullanma izin belgesine ilişkin tadiller, belgeyi düzenleyen İdare tarafından yapılır.</p>

<p><strong>İşyeri açma ve çalışma ruhsatı</strong></p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>(1) Lisans sahibi veya yetkili temsilcisince, işyeri açma ve çalışma ruhsatı için 14/7/2005 tarihli ve 2005/9207 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe giren İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine uygun olarak Bakanlığa da başvurulabilir.</p>

<p>(2) Bakanlık tarafından yapılan incelemede başvurunun İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatlarına İlişkin Yönetmelik hükümlerine uygun olduğunun tespiti halinde, müracaat tarihinden itibaren beş gün içerisinde işyeri açma ve çalışma ruhsatı düzenlenir. Ancak beyana esas düzenlenen bu belge herhangi bir müktesep hak doğurmaz.</p>

<p>(3) İşyeri açma ve çalışma ruhsatının düzenlendiği tarihten itibaren otuz gün içerisinde sahada yapılacak kontrollerle işyeri açma ve çalışma ruhsatı kesinleşir. Yapılan kontrolde uygunsuz bir durumun tespit edilmesi halinde, bu durumun giderilmesi için bir defaya mahsus olmak üzere on beş gün süre verilir. Bu sürede uygunsuzluk giderilmezse ruhsat iptal edilir.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Ruhsatsız veya ruhsata aykırı olarak başlanan yapılar</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) İmar planları Bakanlıkça onaylanan tesislerde ruhsatsız olarak yapıma başlandığının Bakanlığa ihbarı, Bakanlıkça tespiti veya herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine 3194 sayılı Kanunun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler, Bakanlıkça tesis edilerek büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresine bilgi verilir.</p>

<p>(2) Yapı ruhsatı Bakanlıkça düzenlenen yapıların ruhsata aykırı olduğunun Bakanlığa ihbarı, Bakanlıkça veya fenni mesulce tespiti ya da herhangi bir şekilde bu duruma muttali olunması üzerine 3194 sayılı Kanunun 32 nci ve 42 nci maddeleri çerçevesinde yapılacak işlemler, Bakanlıkça tesis edilerek büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresine bilgi verilir.</p>

<p>(3) Yapılara ilişkin yıkım kararı alınması hâlinde, Bakanlığın bildirimi üzerine, ilgisine göre büyükşehir belediyesi, belediye veya il özel idaresi tarafından yıkım işlemi gerçekleştirilir. Yıkım masrafları lisans sahibinden tahsil edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>(1) Bu Yönetmelikte düzenlenmeyen hususlar için ilgili mevzuatta belirtilen esaslar uygulanır.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik kapsamında yürütülen tüm iş ve işlemler için lisans sahipleri tarafından Ek-1’de yer alan taahhütnamenin Bakanlığa verilmesi zorunludur.</p>

<p>(3) Bakanlık, bu Yönetmelik kapsamında yerinde inceleme ve araştırma yapabilir. Buna ilişkin, ilgili mevzuatı kapsamında Bakanlık tarafından karşılanması gereken masraflar hariç, masraflar lisans sahibi tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/07/20260724-16-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ruzgar-ve-gunes-enerjisine-dayali-elektrik-uretim-tesislerinin-imar-ve-ruhsat-islemlerine-iliskin-yonetmelik</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="54740"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB BAŞKANI ERİNÇ SAĞKAN’IN HUKUK EĞİTİMİ İLE İLGİLİ GÜNDEME GETİRDİĞİ TALEP VE ÖNERİLERE İLİŞKİN DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBB Başkanı’ı Erinç Sağkan, sosyal medyada bugün taptığı paylaşımında, Birlik ve Baroların ısrarlı talepleri doğrultusunda; 2021 yılından itibaren hukuk eğitimi konusunda çok önemli iyileşmeler ve reformlar yapıldığını ifade etti.</p>

<p>Sayın Erinç Sağkan’ın paylaşımı aşağıdaki şekilde:</p>

<p><i>“2021 yılından itibaren yeni hukuk fakültesi açılmadı. </i></p>

<p><i>•Hukuk fakültelerinde ikinci öğretimler kapatıldı.</i></p>

<p><i>•Adalet meslek yüksekokullarından hukuk fakültelerine dikey geçişe son verildi. </i></p>

<p><i>•HMGS etkin şekilde uygulanmaya başlandı. </i></p>

<p><i>•Bu sene ilk defa hukuk fakülteleri için 125 bin olan başarı puanı sıralaması 100 bine yükseltildi.</i></p>

<p><i>•Bir önceki sene devlet üniversitelerinde yapılan yaklaşık %30 kontenjan daraltılmasına, bu sene vakıf üniversiteleri kontenjanlarında %28 oranında daraltmaya gidilmesi eklendi. </i></p>

<p><i>Bu şekilde uzun yıllardır devam eden orantısız artışın önüne geçilmesi bakımından önemli gelişmelerin hayata geçtiğini ifade edebiliriz. </i></p>

<p><i>Bu aşamadan sonraki talebimiz, başarı puanı sıralamasının kademeli olarak 75 bine ve 50 bine yükseltilmesi ve hukuk fakültelerine akreditasyon zorunluluğu getirilmesi. İhtiyaca göre kontenjan belirlenmesi ile bu unsurların birlikte hayata geçmesi nitelik ve nicelik sorununa tam anlamıyla çözüm getirecektir.”</i></p>

<p>Bugün hayata geçirilen ve TBB Başkanı sayın Erinç Sağkan tarafından talep edilen bu reformları, 2016 yılından itibaren akademik düzeyde savunuyorum. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi’nde yayımlanan<a href="http://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/turkiye-ve-almanya-da-hukuk-egitimi-diplomalarin-denkligi.pdf" rel="dofollow"><i><u>"Türkiye ve Almanya’da Hukuk Eğitimi - Diplomaların Denkliği" </u></i></a>başlıklı makalemde, Almanya’daki eğitim istemini de inceleyerek Türkiye'deki yapısal sorunları ortaya koymuş ve tam da bugün uygulanan çözüm önerilerini yıllar öncesinden önermiştik. <strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/turkiye-ve-almanya-da-hukuk-egitimi-diplomalarin-denkligi.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">(TÜRKİYE VE ALMANYA`DA HUKUK EĞİTİMİ - DİPLOMALARIN DENKLİĞİ)</span></a></strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir ülkenin kalkınmasının temeli eğitimdir. Adil, etkin ve güvenilir bir yargı sistemi ile hukuka bağlı bir idari yapı, ancak nitelikli bir hukuk eğitimiyle inşa edilebilir. Özellikle hukuk devletinin vazgeçilmezleri olan adil, etkin ve güvenilir bir yargının varlığı ve idarenin hukuka bağlılığı, hukuk eğitiminin sağlıklı ve ihtiyaçlara uygun yürütülmesiyle doğrudan ilişkilidir.</p>

<p>Bu doğrultuda, hukuk eğitiminin kalitesini artırmak için biz hukuk akademisyenlerinin sesimizi gür bir şekilde duyuran TBB Başkanı SAYIN ERİNÇ SAĞKAN’a; bu haklı talepleri karşılıksız bırakmayarak gerekli yasal ve idari reformları hayata geçiren ADALET BAKANLARIMIZ SAYIN ABDULHAMİT GÜL, SAYIN BEKİR BOZDAĞ VE SAYIN YILMAZ TUNÇ’a ve YÖK BAŞKANIMIZ SAYIN EROL ÖZVAR’a teşekkür ve şükranlarımızı sunarız.</p>

<p>Bu vesile ile vurgulamak gerekir ki, iyi bir hukuk eğitimi almak; adil, doğru ve tarafsız kararlar vermek için gerekli şartlardan biri olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Bir hukukçu ne kadar iyi eğitim alırsa alsın; insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğü değerlerine sahip değilse, bu değerleri içselleştirmemişse adil davranamaz. Adil bir yargılama için; doğru kurallara, iyi işleyen bir yargı sürecine ve dürüst hukukçulara ihtiyaç vardır. Bu nedenle tüm hakimlerimizden beklentimiz; hiçbir kurumun veya kişinin talimatına, telkinine uymadan, sadece önlerindeki dosyaya bakarak vicdanlarına göre karar vermeleridir. Şartlar ne olursa olsun adaletten asla şaşmamalarıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" rel="nofollow" title="Rauf Karasu"><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" width="861" /></a></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Özel Hukuk Bölüm Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-baskani-erinc-sagkanin-hukuk-egitimi-ile-ilgili-gundeme-getirdigi-talep-ve-onerilere-iliskin-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 23:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/06/tbb-erinc-sagkan.jpg" type="image/jpeg" length="51992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.05.2014 tarihli, 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/468 E., 2014/268 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi : ADANA 8. Ağır Ceza<br />
Günü : 27.03.2012<br />
Sayısı : 275 - 31</p>

<p>Sanık S.. A..'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç..'in suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçundan aynı kanunun 220/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, tüm sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan aynı kanunun 188/3, 4, 5, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 150.000 Lira adli paracezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, mahsuba ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.03.2012 gün ve 275 - 31 sayılı kısmen re'sen temyize tâbi olan hükmün sanıklar S., H. O.., O. G....., M.... S., S.. müdafileri ile sanık V.. A.. tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayı ile;</p>

<p>“...C) Sanık S.. A.. hakkında suç işlemek için örgüt kurma suçundan; sanıklar V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında ise suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibarıyla devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçu nedeniyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararları alınmıştır. Bu kararlara dayanılarak dinlenen telefon görüşmeleri, ancak uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden delil olarak kullanılabilir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçları yönünden dinleme kararı bulunmadığından, sözü edilen telefon konuşmaları bu suçlarda delil olarak kullanılmaz. Öte yandan, CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin hükümler suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçu için uygulanamaz.</p>

<p>Somut olayda, örgüt oluşturmak için sanıkların sayısı yeterli ise de; suç işleme iradelerinde devamlılık ve aralarında hiyerarşik ilişki bulunduğuna ilişkin delil olmadığından, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma ve dolayısıyla suç işlemek için kurulan örgüte üye olma suçlarının unsurlarının oluşmadığı; hukuka aykırı delil niteliğindeki telefon konuşmalarının bu suçlar yönünden hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanıkların bu suçlardan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi</p>

<p>... D) Sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile ilgili bozma nedenine göre, koşulları bulunmadığı halde, sanıklar hakkında TCK‘nın 188. maddesinin 5. fıkrasının uygulanması,</p>

<p>2- TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası uygulanırken, sanıkların bu fıkranın (c) bendinde yazılı olan 'velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri' açısından yoksunluğunun, sadece kendi altsoyları üzerindekiler yönünden koşullu salıverilmesine, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar süreceği gözetilmeden; 'TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi yönünden koşullu salıverilmelerine kadar, diğer bentler açısından ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar' sürmesine karar verilerek, sözü edilen maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına aykırılık oluşturulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Y. Kocamış; "Sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu" görüşüyle kararın (C) ve (D) bentlerine yönelik karşı oy kullanmış,<br />
Daire üyesi .......... ise; "Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu, ancak somut olayda suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarının sabit olmadığı" şeklinde kararının (C) bendine ilişkin değişik gerekçe ile bozma düşüncesi açıklamıştır.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.03.2013 gün ve 157343 sayı ile;</p>

<p>“Dairenin incelemeye konu ilamının (C) ve (D) bölümlerindeki suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarına yönelik olarak sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında yapmış olduğu bozmalarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Zira, Daire ilamının (C) bölümündeki bozmanın kabulü mümkün değildir. İletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin karar alınırken eylemin örgüt kapsamında işleneceğine ilişkin baştan bir bilginin bulunmasını ve buna göre talepte bulunup karar alınmasını gerektiren bir zorunluluk bulunmamaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemede de suçun türünün belirtilmesinin yeterli olduğu, örgütlü olmasını dinleme kararlarındaki sürelerin uzatılması için aramıştır. Yine 5271 sayılı Kanun'ın 6. fıkrası 'Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
...6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),<br />
...8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),</p>

<p>7. Bu Maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.'<br />
Buradaki düzenlemenin 6. bentinde de açıklandığı gibi uyuşturucu madde imal ve ticareti madde 188 denilerek bir bütün olarak belirtilmiştir. Yani TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanmasının gerekeceği durumlar ayrıca belirtilmemiştir. Zaten bu ayırımın yapılarak iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik kararların alınmasını istemek Kanun'ın bu düzenlemesine de aykırıdır.</p>

<p>Kaldı ki uyuşturucu madde suçunun işlendiğini tespit edip en başta iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması için talepte bulunan kolluk '...yüklü miktardaki maddeyi yurtdışına sevk etme hazırlığı içerisinde bulunan suç örgütünün deşifre edilmesi ve uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi amacı ile teknik takip destekli çalışma yapılması...' şeklinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. maddesi ile görevli ve yetkili Başsavcıvekilliği)'dan talepte bulunduğu 10. Ceza Dairesi'nin 2012/9688 esas( Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15.11.2011 tarih, 2010/199 esas-2011/242 karar) sayılı dosyasında CMK 'nın 250. maddesine göre görevli Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.05.2010 tarihli 2010/834 numaralı, 26.05.2010 tarihli 2010/857 numaralı, 27.05.2010 tarihli 2010/869 numaralı, 28.05.2010 tarihli 2010/882 numaralı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2010 tarihli 2010/2269 numaralı, 01.06.2010 tarihli 2010/2270 numaralı, 04.06.2010 tarihli 2010/2359 numaralı iletişimin tespiti kararları ile yine incelemeye konu bu dosyada (10. Ceza Dairesi 1012/22375 Esas-Adana 8. Ağır Ceza mahkemesi'nin 27.03.2012 tarih, 2010/275 esas, 2012/31 karar) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18.06.2010 tarihli 2010/2694 numaralı, 30.06.2010 tarihli 2010/2743 numaralı, 01.07.2010 tarihli 2010/2759 numaralı, 27.07.2010 tarihli 2010/3143 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/3264 numaralı, 09.08.2010 tarihli 2010/3275 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3316 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3345 numaralı, 18.08.2010 tarihli 2010/3513 numaralı, 19.08.2010 tarihli 2010/3533 numaralı, 20.08.2010 tarihli 2010/3575 numaralı, 06.09.2010 tarihli 2010/3604, 06.09.2010 tarihli 2010/3605 numaralı, 13.09.2010 tarihli 2010/3800 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3853 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3858 numaralı yine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28.06.2010 tarihli 2010/949 numaralı, 12.07.2010 tarihli 2010/986 numaralı, 14.07.2010 tarihli 2010/1041 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/1205 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1268 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1269 numaralı, 23.08.2010 tarihli 2010/1362 numaralı, 26.08.2010 tarihli 2010/1428 numaralı, 02.09.2010 tarihli 2010/1540 numaralı, iletişimin tespiti kararlarının gerekçe bölümünün 'Şüphelilere atılı suçun örgütlü olduğu anlaşılan uyuşturucu madde kaçakçılığı olup CMK 250'de ve 135'de sayılı suçlardan olduğu, bu suç ile ilgili ...' biçiminde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Suçların vasıflandırmasını ve detaylı olarak şüpheliler tarafından hangi suçların işleneceğini belirlemeyi kolluktan beklemek, kolluk kuvvetlerine yargılamayı yapacak olan mahkemelerin hakimlerin yetkisini vermiş olmak anlamına gelecektir. Eğer suçun vasıflandırması ve delillerin de buna göre toplanması kolluktan beklenecekse o zaman savcılıklara da ihtiyaç kalmayacaktır. Mahkemelere de kolluk tarafından işlendiği tespit edilen ve vasıflandırılan suçlardan dolayı sadece hüküm kurmak kalacaktır.</p>

<p>Örneğin sanıkların afyon sakızı ticareti yaptıklarına ilişkin iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları alınıp buna göre takip yapılırken sanıklar yakalanmış olsa ve ticaretini yaptıkları maddenin eroin olduğu kovuşturma aşamasında tespit edilirse o zaman sanıklar hakkında TCK'nın 188. maddesinin 4. fıkrası uygulanamayacak mıdır?</p>

<p>Olayımızdaki durumda da sanıklar için hiç iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararı bulunmasaydı ancak CMK'nun 250. maddesi veya TMK'nun 10. maddesine göre görevli olmayan bir Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama yapılırken uyuşturucu madde suçunun teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilip görevsizlik kararı verilmiş olsaydı ve dosyadaki delillerle de örgütün varlığı sabit olsaydı o zaman sanıkların örgüt kurmaktan ve örgüte üye olmaktan beraatine mi karar verilecekti? Aksine bu durumda sanıkların hem TCK'nın 220. maddesine, hem de TCK'nın 188/3-4-5. maddelerine göre cezalandırılmaları yoluna gidilecekti. Bu nedenle bu şekilde elde edilen yukarıda sayılan iletişimim tespiti ve kayda alınması kararlarına göre toplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olmadığı ve örgütün varlığı için yani sanıkların TCK'nın 220. maddesine göre cezalandırılmaları ve TCK'nın 188/3-4 maddelerine göre belirlenen cezanın TCK'nın 188/5. maddesine göre artırılması içinde delil olarak kullanılabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>...Bu dosyanın da sanığı olan S.. A.. aynı zamanda 2012/9688 esas sayılı dosyanında sanığıdır ve her iki dosyada da ceza almıştır. 10. Ceza Dairesi'nin 2012/22375 Esas sayılı inceleme konusu bu dosyası ile 2012/9688 esas sayılı dosyalarındaki bozmalarda bu sanığın suçlarının sübut bulmadığından beraat etmesi gerektiğine ilişkin bir bozma bulunmamaktadır.</p>

<p>Söz konusu 2012/9688 esas sayılı dava dosyasında suça konu 313 kilo 451 gram eroinin sanık Serhan'ın da aralarında bulunduğu organizasyon tarafından yurtdışına ihraç edilemeden daha önceden başlatılan teknik takip sırasında 04.06.2010 tarihinde yapılan operasyonla ele geçirilmesinden sonra firari şüpheli olarak aranan sanık Serhan'ın da arasında bulunduğu sanıklar hakkında 26.08.2010 tarihli iddianame ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etme suçundan açılan kamu davasının yargılanması sonucunda sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık Serhan, ihracını gerçekleştirmeye çalıştığı eroinin ele geçirilmesinden sonra yeniden bir yapılanmaya girmiş, aynı yöntemle eroin ihraç etmek amacıyla sanık O.. Ç..'in yetkili müdür olarak görevlendirildiği N.. G.. P.. ve D. Ticaret Ltd. Şti. adıyla 23.07.2010 tescil tarihli bir şirket kurulmuş, yurt dışına eroin gönderme hazırlıklarına başlamışlardır.</p>

<p>...Telefon görüşmeleri sanık Serhan'ın kurduğu ilk organizasyon yakalnmasından sonra yeni bir organizasyon kurma faaliyetini açıkça göstermektedir. Suçun işlenceğinin tespit edilip ilk iletişimin kayda alınması ve tespiti kararının alındığı 26.05.2010 tarihinden bu dosyanın konusu olan uyuşturucu maddenin ele geçirildiği 18.09.2010 tarihine kadar sanıkların devamlılık arzeden bir iradeleri de mevcuttur. Ayrıca tespit edilebilen iki farklı eylem vardır. Her ne kadar her iki dosyanın tüm sanıkları aynı değilse bile ortak bir amacın gerçekleştirimesinin hedeflendiği açıkça ortadadır. Sanık Serhan'ın yönetici konumunda bulunduğu her iki dosyada ele geçirilen madde miktararı da dikkate alındığında bu miktardaki eroin maddesinin tesadüfi bir araya gelmeler ve bireysel bir takım becerilerle elde edilmesi ve pazarlanması hayatın olağan akışınada aykırıdır.</p>

<p>Yine; CGK'nın 12.06.2007 tarih 154/145 sayılı kararı da suç vasfının değişmesi durumunda iletişim kaydını tek başına hukuka aykırı delil haline getirmeyeceğine işaret etmiştir.</p>

<p>Suç konusu eroinin miktarı ile ele geçiriliş biçimi, bir kısım sanıkların yurt dışı bağlantıları, sanıklar arasında geçen ve yukarıda izah edildiği şekilde örgütün varlığı ve kabulü için delil olarak kabul edilmesi gereken telefon görüşmelerinin içeriği, daha önce araçları iki kez deneme amaçlı olarak yurt dışına göndermeleri şeklinde gerçekleşen suç işleme iradelerindeki devamlılık ve aynı yöntemlerle yurt dışına eroin göndermek amacıyla şekli olarak tabela şirketi kurmaları, aralarında gevşekte olsa hiyerarşik ilişki bulunması dikkate alınarak;</p>

<p>Sanıklar Serhan, Veli, Hacı Osman, Osman Gürkan, Mustafa Sırrı ve Sinan hakkında kurulan ve diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasındaki eksiklik yönünden düzeltilerek onanması gerekmektedir....” görşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.01.2013 gün ve 158-561 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanıklar Ş.. A...., N. D... ve S.. A.. hakkındaki yargılama dosyasının ayrılmasına ve sanık Y.. Y.. hakkında kurulan hükmün Özel Dairece savunma hakkının sınırlandığından bahisle bozulmasına karar verilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve uyuşturucu madde ticareti yapma, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.., O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2 maddeleri açısından da hükme esas alınmalarının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanıklar hakkında Ankara C.Başsavcılığınca görevsizlikle gönderilen soruşturma kapsamında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla özel görevli ağır ceza mahkemesi hakimliğinden iletişimin denetlenmesi kararlarının talep edilmesi üzerine, 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca görevli ve yetkili Ankara 11 ve 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimlerince ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ise Mersin Sulh Ceza Mahkemelerince iletişimin tespiti kararları verildiği,</p>

<p>Olay, arama, el koyma ve yakalama tutanağına göre, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş bir örgütün faaliyetleri çerçevesinde müteselsilen eroin ticareti yapan ve eroin ihraç eden şahısların deşifre edilmesi ve yakalanmalarına yönelik olarak yürütülen çalışmalarda, M.. O..'nın sevk ve idaresindeki tır aracı ile yurt dışına yasal yük arasında uyuşturucu madde göndereceğinin değerlendirilmesi üzerine, Tarsus ilçesi otoban yolu üzerinde aracın durdurulduğu, sürücü Muhsin'in yasal yükünün kavun olduğunu ve Hollanda'ya gideceğini belirttiği, tır aracının dorse kapılarının İskenderun Gümrük Müdürlüğünce mühür tatbik edilerek Kapıkule Gümrük Müdürlüğüne sevk edildiğinin tespit edilmesi üzerine araç ve içindekilerin soğuk hava deposuna götürüldüğü, yapılan aramada dorsede tahta paletler içerisindeki kavunların aralarına saklanmış 9 ayrı poşet içinde toplam 468 paket içinde eroin ele geçtiği, 115,25 kg maddenin net 72,607 kg eroin ihtiva ettiğinin Adana Kriminal Polis Labatuvarı Müdürlüğünce belirlendiği,</p>

<p>Tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma, sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, diğer sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından açılan kamu davasında mahkûmiyet hükmü kurulurken, iletişimin tespiti kararları ile elde edilen görüşme dökümanlarına da dayanıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden birisini oluşturan delillerin serbestliği ilkesi ile hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması konuları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, 5271 sayılı CMK'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.</p>

<p>Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.</p>

<p>İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nun 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.</p>

<p>Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir. Örneğin; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı kabul edilemeyecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 gün ve 147-159 ile 13.03.2012 gün ve 278-96 sayılı kararlarında da bu sonuca ulaşılmıştır. Aksi durumun kabulünün, ceza yargılamasında hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açabilecek son derece ağır sonuçları da birlikte getireceği şüphesizdir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede; "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Basit şekle aykırılıklar da dahil olmak üzere hukuka uygun şekilde elde edilmeyen her türlü delilin hükme esas alınmaması gerektiği yönünde öğretide bir kısım yazarların görüşleri olmakla birlikte, bazı yazarlar da bu hususta; "'Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller' kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36 ıncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir" (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Baskı, Beta Yayınevi, 2007 yılı, s. 1080), "Hak ihlali kriterlerine yer vermeyen böyle bir değerlendirme, herhangi bir hakkın ihlal edilmediği her türlü basit şekli aykırılıkların da mutlak bozma sebebi sayılmasını gerektireceğinden uzun vadede son derece ağır sonuçların doğmasına yol açabilir. Burada her şekli aykırılık aynı zamanda hak ihlaline de yol açar gibi toptancı bir iddianın ileri sürülmesi mümkündür; ancak, böyle bir iddianın gerçeklerle alakası bulunmamaktadır. Gündüz yapılması gereken arama gece yapılmışsa, bundan başka hiçbir hukuka aykırılık söz konusu değilse, burada hangi hak ihlal edilmiştir? Hiçbir hak ihlal edilmemiştir. Sadece şekli bir aykırılık söz konusudur." (B.Ö..., D. T....., M. R. E...., Ö. S...., Y. F.S......, E. A,,,,, N.ve Uygulamalı. Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, 2010, s. 376) şeklinde görüş bildirmişlerdir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş olan koruma tedbirleri arasında yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin de ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda sadece 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda belirli örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi noktasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun genel bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı CMK'nun 135 ve devamı maddeleri kaleme alınmıştır.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı CMK'nun 135 ila 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört çeşit tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine ilişkin olarak ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Kanunun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına ilişkin olarak şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar belirtilmiş, 137. maddede telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim içeriklerinin yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişim içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ile ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddede ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.<br />
Suç ve hüküm tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrası; "Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),</p>

<p>2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),</p>

<p>3. İşkence (madde 94, 95),</p>

<p>4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),</p>

<p>5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),</p>

<p>6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>7. Parada sahtecilik (madde 197),</p>

<p>8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3) (İlgili fıkra 5560 sayılı Kanunun 45. maddesi ile yürürlükten kaldırılıp, aynı kanunun 3. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK'nun 80. maddesinin birinci fıkrasına eklenmiştir.)</p>

<p>10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),</p>

<p>11. Rüşvet (madde 252),</p>

<p>12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</p>

<p>13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),</p>

<p>14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>

<p>c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</p>

<p>d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar" şeklinde düzenlenmiş olup, fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece maddede sınırlı olarak sayılan suçlar yönüyle başvurulabilir iken, iletişimin tespiti tedbiri yönüyle ise bir suç sınırlaması bulunmayıp, şartların varlığı halinde tüm suçlar yönüyle bu tedbire başvurulması mümkündür.</p>

<p>Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nun 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nun 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.<br />
CMK'nun "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135’inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun yürürlüğe girmesinden önce iletişimin denetlenmesi tedbirine 1412 sayılı CMUK'nda yer verilmemiş olup, bu tedbire ilk kez 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda yer verilmiş olmakla birlikte, tesadüfen elde edilen delillerin kullanılması konusunda anılan kanunda da bir düzenleme bulunmadığından, 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan iletişimin dinlenmesi tedbirleri sırasında tesadüfen elde edilen bulguların yargılamada delil olarak kullanılmasının hukuka aykırı olduğu Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 122-162 ile 22.01.2008 gün ve 101-3 sayılı kararlarında da belirtilmiştir. Ancak 5271 sayılı CMK'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden sonra uygulanacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat anılan kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde edilen delil olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasında kullanılması mümkündür.</p>

<p>Anılan kanunun 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü suçlulukla etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden olunması da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Tuncay Özkan/Türkiye kararında; "5/1. maddesi, Sözleşmeye taraf devletlerin organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz uygulanmamalıdır" şeklindeki görüşüyle, kanuni düzenlemelerin özellikle örgütlü suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır.</p>

<p>Kaldı ki 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer verilmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi" başlıklı 250. maddesinin; "Türk Ceza</p>

<p>Kanununda yer alan;</p>

<p>a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,</p>

<p>b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,</p>

<p>c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),</p>

<p>Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrası ile aynı kanunun "Soruşturma" başlıklı 251. maddesinin; "250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrasının ilk cümlesi göz önünde bulundurulduğunda, özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin soruşturmaları yapmakla yetkili ve görevlidir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 250 ve 251. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçunun işlendiği şüphesiyle yapılan soruşturma ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, uyuşturucu madde ticareti suçundan 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesi uyarınca alınan iletişim denetlenmesi tedbiri kararları üzerine hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olan delillerin yerel mahkemece, sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan hükümlere esas alınması yanında, uyuşturucu madde suçunun suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesini cezayı artıran bir hal olarak düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 188. maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması ve aynı soruşturmanın konusunu oluşturan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu yönüyle de hukuka uygun yöntemlerle elde edilen deliller olarak kabulü ile sanıklar hakkında kurulan hükümlere esas alınması usul ve kanuna uygun olup, Özel Dairenin 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca hakim kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri uyarınca kurulan hükümler yönüyle hukuka aykırı deliler olarak kabulü ile hükme esas alınamayacağı yönündeki bozma kararları yerinde değildir.</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları sonucu elde edilen delillerin 5271 sayılı CMK'nun suç ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendi uyarınca, suç işlemek amacıyla örgüt kuran veya yönetenler hakkında kurulacak hükümlere esas alınması mümkün olup, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olanlar hakkında kurulacak hükümlere esas alınamayacağı ileri sürülebilir ise de, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2007 gün ve 154-145 sayılı kararında da belirtildiği üzere, nitelik değiştirmesi mümkün bulunan suçlar yönünden de elde edilen delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delil olarak kabulü ile hükme esas alınması mümkün olup, sanıkların suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisi mi yoksa üyesi mi olduğu ancak yargılamanın sonunda belli olacağından, bu delillerin bir kısım sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak suçundan kurulan hükme esas alınmalarında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Zira, 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendinde belirtilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin 5237 sayılı TCK'nun 220. maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları yönüyle uygulanmayacağına ilişkin düzenlemenin, yapılan soruşturmada şüphelilerin baştan itibaren suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduklarının başka delillerle belirlendiği durumlar yönünden geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerindeki bozma kararının kaldırılmasına, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan A. Kınacı; "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin 8. maddesine göre, 'Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmî bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda millî güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir.'</p>

<p>AİHS'nin başlangıç bölümü ile 53. maddesi hükümlerine göre; AİHS, insan haklarını ve temel özgürlükleri asgari ölçüde koruyan bir sözleşmedir. Zamanla koruma sınırlarının genişletilmesi amaçlanmıştır. AİHS'ye taraf olan devletler, iç hukuklarında insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyacak düzenlemeler yapabilirler veya bu konuda başka bir sözleşmeyi kabul edebilirler. AİHS'nin hiçbir hükmü, bu nitelikteki düzenlemelere aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz. Başka bir anlatımla, AİHS'ye taraf olan devletlerin, iç hukuklarında veya kabul ettikleri başka bir sözleşmede yer alan insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyan hükümlerin, AİHS'ye aykırılığı ileri sürülemez</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 22. maddesinde 'Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar' hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Böylece, diğer bireysel hakların yanında, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği de temel bir insan hakkı olarak koruma altına alınmıştır.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 135. maddesinin ilk dört fıkrasında, bir suç nedeniyle yapılan soruşturma kapsamında, şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitinin, dinlenmesinin ve kayda alınmasının(haberleşmesinin gizliliğine müdahale edilebilmesinin) koşulları ve biçimsel kuralları belirlenmiş; bu soruşturma tedbirinin hangi suçlar için uygulanabileceği sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre, şüphelinin telefonu ancak hâkim kararı ile ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet savcısının yazılı kararı ile dinlenebilir. Dinlemeye Cumhuriyet savcısı karar vermiş ise, bu kararın derhal hâkimin onayına sunulması gerekir. Hâkim bu kararı onaylamadığı takdirde, telefon dinleme tedbiri derhal kaldırılır.</p>

<p>CMK'nın 'Tesadüfen elde edilen deliller' başlığını taşıyan 138. maddesinin ikinci fıkrasında ise, 'Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir' denilmiştir.</p>

<p>Gerekli koşullar bulunduğunda, bir şüphelinin telefonunun dinlenmesi için hâkim veya Cumhuriyet savcısından alınan karar, sadece o şüphelinin kararda belitilen suçuyla ilgili olarak haberleşmesinin gizliliğine müdahale yetkisi verir. Kararda yer almayan suç için ayrıca hâkim veya Cumhuriyet savcısından karar alınmalıdır.<br />
İletişimin dinlenmesi koruma tedbirine başvurulmasındaki asıl amaç, maddî delillere ulaşmada telefon konuşmalarından bir araç olarak yararlanmaktır.</p>

<p>Konuşmalardan hareket edilerek, varsa maddî deliller elde edilmelidir. Demokratik ülkelerin benimsediği pozitif ceza muhakemesi hukukunda, serbest iradeye dayalı ikrar bile mahkûmiyet için yeterli delil sayılmamaktadır. Telefon konuşmaları, somut olay ve olgularla örtüşmedikçe ve bu kapsamda maddî bulgularla desteklenmedikçe, mahkûmiyet için yeterli delil olamaz.</p>

<p>Somut olayda, sanıkların sadece 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu için telefonlarının dinlenmesine karar verilmiştir. TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Kararda uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun 'örgütlü' olarak işlendiğinin belirtilmesi, 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için de dinleme kararı verildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Telefon dinleme kararının verildiği tarih itibarıyla, CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendine göre, TCK'nın 220. maddesinde tanımlanan suçlardan sadece 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için telefon dinleme kararı verilebilir; 'örgüte üye olma' ve 'örgüte yardım etme' suçlarından dolayı iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması mümkün değildir. Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.</p>

<p>Sanıkların telefon konuşmalarının “örgüt kurma” ve 'örgütü yönetme' suçları yönünden 'tesadüfen elde edilen delil' olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir; çünkü bu konuşmalar soruşturması yapılan suçla ilgilidir. Tesadüfen elde edilen delil sayılsa bile yapılacak işlem, örgüt kurma suçuyla ilgili telefon konuşmalarına ilişkin ses kaydı ve çözüm tutanağını Cumhuriyet savcısına derhal bildirmekten ibarettir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, mevcut konuşmalara dayanarak belirtilen suçlardan dolayı soruşturma yapabilir. Soruşturma yaptığı takdirde, bu suçlar için ayrıca dinleme kararı almadıkça telefon konuşmaları delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Örgüt kurma ve örgüte üye olma suçları yönünden telefon konuşmaları dışında hiçbir delil yoktur. Telefon konuşmaları ise bu suçlarda delil olarak kullanılamaz.<br />
Öte yandan, olayda örgütün unsurları da bulunmamaktadır. Suç konusu uyuşturucu maddeyi ihraç etmek için iki kez boş araçlarla deneme yapılması, sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu devamlı olarak işlemeyi kararlaştırdıkları anlamına gelmez. Ayrıca, sanıklar arasında hiyarşik bir ilişki de saptanmış değildir.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>a) Uyuşturucu madde ticareti yapma suçu için verilen telefon dinleme kararları üzerine tespit edilen telefon konuşmaları, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suçlarda delil olarak kullanılamaz.</p>

<p>b) Sanık Serhan'ın 'suç işlemek için örgüt kurma', diğer sanıkların 'suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma' suçlarını işlediklerine ilişkin kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil yoktur.</p>

<p>c) Ortada bir örgüt bulunmadığı için sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu 'teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde' işledikleri de kabul edilemeyeceğinden, belirtilen suçtan dolayı TCK'nın 188. maddesinin 5. fıkrası uyarınca cezalarının artırılması mümkün değildir" düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi de; "itirazın reddi gerektiği" yönündeki benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayılı bozma kararının sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerinin KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="62801"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 15/12/2021 tarihli, 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/8932 E., 2021/8938 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
Hüküm : Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat<br />
Sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1- Sanık ... hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;<br />
UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinde sanık ...’in 16/10/2020 tarihinde öldüğünün tespit edilmiş olması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA;</p>

<p>2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde ise;</p>

<p>Haberleşme özgürlüğü; ulusal ve uluslararası mevzuatta açık ve korunaklı biçimde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ve Anayasamızın 22.maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğü ve bu özgürlüğe saygı gösterilmesi hakkının, kesintiye uğramadan ve başkaları tarafından sansür edilmeden, gizliliğinin ihlal edilmeden iletişim kurma hakkı olduğu konusunda şüphe ve tartışma yoktur. Aksi davranışlarda Türk Ceza Kanunun 132. maddesi ve devamı hükümlerinde, her mağdur birey ve her eylem için ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda bazı ölçütler getirilerek, bu özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin dar yorumlanması gerektiği sıkça vurgulanmaktadır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinin esas ve usulleri ayrıntılı olarak belirlenmiş ve bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin önleme ve istihbari amaçlı olarak denetlenebileceği ayrıca kanunla düzenlendiğine göre, bu hükmü, ceza muhakemesi ile sınırlı kabul etmek gerekir. Buna göre, hiç kimse, bir suç soruşturması ve kovuşturması sürecinde, 135. maddede belirlenen esas ve usuller dışında, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyecek ve kayda alamayacaktır. Aksi takdirde, bu yolla elde edilen deliller ceza muhakemesinde kullanılamayacaktır.</p>

<p>Bu hükümle aslında, bir delil elde etme ve değerlendirme yasağı getirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ve yerleşik içtihatlarda da belirtildiği üzere telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadıkları, suçun telefonda ikrar edilmesi halinin “mahkeme dışı ikrar” niteliğinde bulunduğu, “ikrarında mahkeme huzurunda dahi yapılmış olmasının” mahkumiyet için tek başına yeterli olmadığı dikkate alındığında, sadece telefon dinleme kaydına dayanılarak ceza verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Telefon konuşmalarının mutlak şekilde maddi ve destekleyici yan deliller ile kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında “ses ve görüntü kayıtlarının tek başlarına delil olmayacağı, güvenilirliğinin kuşkulu olduğu ve ancak diğer deliller ile desteklenmeleri halinde hükme dayanak oluşturabilecekleri de sık sık vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davası ile ilgili olarak; sanıkların aşamalardaki savunmalarında izinsiz kazı yapmadıklarını belirterek atılı suçlamayı kabul etmedikleri, sanıklara atılı izinsiz olarak kazı yapmak suçu 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan ise de, iletişimin tespitine ilişkin tutanak içeriklerinde, hangi mevkiide, ne zaman ve ne şekilde kazı yapıldığına, dolayısıyla kazı suçunun unsurlarının tereddütsüz şekilde tespitine yönelik görüşmelerin yer almadığı, bu itibarla sanıkların üzerine atılı izinsiz olarak kazı yapma suçlarının unsurlarının oluşup oluşmadığı hususunda oluşan şüphenin sanıklar lehine yorumlanması gerektiği, zira dosyaya konu olayda tespit edilen bir kazı çukurunun ya da suçüstü halinin söz konusu olmadığı, evlerde yapılan aramalarda ele geçirilen eserlerin izinsiz kazı suçu sonucunda elde edildiğine dair bir tespitin yapılamadığı, telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadığı hususları dikkate alındığında sanıkların izinsiz kazı yapmadıkları yönündeki savunmalarının aksine mahkumiyetlerine yeterli kesin, net inandırıcı delil bulunmaması karşısında sanıklar hakkında beraat kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla;</p>

<p>Yapılan yargılama sonunda, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,</p>

<p>3- Katılan vekilinin sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;</p>

<p>Her ne kadar sanık hakkında izinsiz olarak kültür varlığı ticareti yapmak suçunu işlediği iddia olunmuş ise de, 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddesine temas eden suçların 5271 sayılı CMK'un 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan olmadığı, bu itibarla görüşme içeriklerinin anılan suç yönünden sanık aleyhine, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil vasfında bulunmadığı, kaldı ki içeriklerde somut olarak kültür varlığı ticareti yapıldığına dair bir görüşmenin de mevcut olmadığı, 2863 sayılı Kanunun 67/2. maddesinde düzenlenen “kültür varlığı ticaretine aykırılık” suçunun oluşması için de; gerekli, bildirimi yapılmamış kültür varlığının ticaret kastı ile “satışa arz edilmesi”, “satılması”, “verilmesi”, “satın alınması” ve “kabul edilmesi” eylemlerinden hiç birinin somut olayda gerçekleşmediği, yine ticareti yasak olmayan taşınır kültür varlıklarının izinsiz olarak ticaretini yapma suçunun düzenlendiği 2863 sayılı Kanunun 67/3. maddesinin de unsurlarının oluşmadığı, sanığın evinde yapılan aramada ele geçirilen 3 adet sikkenin kendisine babasından ve dedesinden kaldığını, av tüfeğinin ise diğer sanık ...’dan emanet olarak aldığını beyan etmesi karşısında, dava konusu sikkeler ve av tüfeği üzerinde üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, mevcut durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgisi, tasnif ve tescile tabi, bildirim zorunluluğu olan, yani 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınır kültür varlığı olup olmadığı tespit edilip, anılan niteliği haiz olduklarının belirlenmesi halinde eylemin 2863 sayılı Kanunun 70/1. maddesinde düzenlenen “kültür varlığını bulundurma” suçu kapsamında değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="54710"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="13741"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="83316"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="39599"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17687"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11231"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="31517"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="36295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="85295"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="70376"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="96206"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="19047"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="22265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="84840"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="95561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="41246"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="92744"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="29732"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
