<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Wed, 24 Jun 2026 11:39:04 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YARGITAY’DAN 'AŞIRI CİMRİ KOCA' KARARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Erkeğin aşırı cimri davrandığını, eve kimsenin gelip gitmesini istemediğini, müşterek evin yaşanabilir şartlara sahip olmadığını, "banyonun ışığını çok yaktın, sifonu çektin" gibi sebeplerle hakaret edip evden kovduğunu, bir patates dahi kalsa eve gıda malzemesi, deterjan vs almadığını, çay demlemenin dahi yasak olduğunu, erkeğin kişisel temizliğine dikkat etmediğini...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/7873 E., 2024/6154 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/788 E., 2023/969 K.<br />
KARAR : Başvurunun kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm tesisine<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ: KDZ.Ereğli 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/334 E., 2022/32 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı kadın vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin ilgili hükümlerinin kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı kadın vekili dava dilekçesinde özetle; erkeğin aşırı cimri davrandığını, eve kimsenin gelip gitmesini istemediğini, müşterek evin yaşanabilir şartlara sahip olmadığını, "banyonun ışığını çok yaktın, sifonu çektin" gibi sebeplerle hakaret edip evden kovduğunu, bir patates dahi kalsa eve gıda malzemesi, deterjan vs almadığını, çay demlemenin dahi yasak olduğunu, erkeğin kişisel temizliğine dikkat etmediğini, devamlı olarak müvekkilini aldatabileceği vurgusunu yaptığını belirterek tarafların evlilik birliğinin sarsılması sebebiyle boşanmalarına ve aylık 1.500,00 TL yoksulluk nafakasına, faizi ile 30.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle: davacının iddialarının haksız olduğunu, davacının ilgisiz davrandığını, evliliğin üzerine yüklediği kadınlık görevini yerine getirmediğini, "paran yoktu niçin evlendin" söylemlerine maruz kaldığını, kadının sürekli aşağıladığını, davacının düzenli çalıştığını belirterek davacının boşanma talebinin kabulüne, maddî manevî tazminat ve nafaka taleplerinin reddine, 50.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davalının maddî anlamda ihtiyaçlarını karşılamadığı, tam kusurlu davranışlarıyla birliğin sarsılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası uyarınca boşanmalarına, davacı kadın lehine aylık 350,00 TL tedbir, 450,00 TL yoksulluk nafakasına, 10.000,00 TL maddî, tazminata, kişilik haklarına saldırı bulunmadığından kadının manevî tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davacı kadın vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde özetle; yargılama giderlerinin yanlış hesaplandığını, erkeğin eylemlerinin süreklilik arzettiğini belirterek reddedilen manevî tazminat, maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarı ve yargılama giderleri yönünden İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılarak talepleri doğrultusunda karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarlarının düşük olduğu, ayrıca İlk Derece Mahkemesince tespit edilen kusurlu eylemin kadının kişilik haklarına saldırı niteliğinde olduğu ve manevî tazminatın koşullarının oluştuğu gerekçesi ile davacı kadın vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden hüküm tesisine, kadın yararına aylık 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına, boşanma kararının kesinleşmesinden itibaren faizi ile 30.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata, davacı kadının kusur belirlemesine yönelik istinaf başvurusunun ise esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili temyiz dilekçesinde özetle; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı olduğunu belirterek maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarı ile kabul edilen manevî tazminat ve miktarı yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, maddî ve manevî tazminat ile yoksulluk nafakası noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 166 ncı, 169 uncu, 174 üncü, 175 inci maddeleri. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 371 inci maddesi. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. İlk Derece Mahkemesince, "hastalıkla ilgilenmeme, eve gelen misafirlere kötü davranma, evin tamiri ile ilgilenmeme" vakıalarının af kapsamında kaldığı, "iletişimi kısıtlama vakıasının" ise ispatlanmadığı, dolayısıyla bu vakıaların kusur belirlemesinde hükme esas alınmadığı, buna karşılık "davalı erkeğin eşinin maddî olarak ihtiyaçlarını karşılamamak suretiyle ekonomik şiddet uyguladığı" ve bu suretle tam kusurlu olduğu kabul edilerek boşanma kararı verildiği anlaşılmıştır. Davacı kadının kusura yönelik istinafı Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddedilmiş, kadın yararına bu kusura bağlı olarak manevî tazminata hükmedilmiş, maddî tazminat ve yoksulluk nafakası miktarlarının ise az olduğu gerekçesiyle artırılmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3.Boşanma sebebiyle manevî tazminata hükmedilebilmesi için, boşanmaya sebebiyet veren vakıaların tazminat talep eden eşin kişilik haklarına saldırı niteliği taşıması zorunludur. Davalı erkeğin kabul edilen ve kesinleşen "maddî anlamda eşinin ihtiyaçlarını karşılamama" şeklindeki kusurlu davranışı davacı kadının kişilik haklarına saldırı niteliği taşımamaktadır. 4721 sayılı Kanunun 174 üncü maddesinin ikinci fıkrası koşulları kadın yararına oluşmamıştır. O halde, davacı kadının manevî tazminat talebinin reddi gerekirken, yazılı şekilde kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiş ve bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kadın lehine hükmedilen manevî tazminat yönünden BOZULMASINA,</p>

<p>2.Davalı erkek vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu diğer bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>19.09.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitaydan-asiri-cimri-koca-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="57044"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/81860 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 8/1/2026 tarihli ve 2022/81860 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Ç.</strong> <strong>Y.</strong><strong>BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/81860)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 8/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Yusuf Enes KAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 8/8/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, adli yardım talebinin kabulüne ve başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun kasten yaralama suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Bu karar 22/4/2022 tarihinde istinaf incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu hakkında hazırlanan müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023, hak ederek tahliye tarihi 15/6/2025 olarak belirlenmiştir. Başvurucu, mahkûmiyet hükmünü infaz etmek üzere 9/6/2022 tarihinde ceza infaz kurumuna girmiştir.</p>

<p>8. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığı (İdare ve Gözlem Kurulu) 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve 21/6/2022 tarihi itibarıyla denetimli serbestlikle tahliyesinin uygun olduğuna, denetimli serbestlikle ilgili karar alınmak üzere dosyanın Ödemiş İnfaz Hâkimliğine (İnfaz Hâkimliği) gönderilmesine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü hakkında servis değerlendirme raporlarına göre; hükümlünün kurumumuza 09/06/2022 günü hüküm alarak geldiği, tutum ve davranışlarında herhangi olumsuz bir duruma rastlanmadığı, kurumumuzda bulunduğu süreçte kurum asayiş ve disiplinini tehlikeye düşürecek olumsuz davranışına rastlanmadığı, kurum düzeni ve güvenliği amacı ile konulmuş kurallara uyumlu olduğu, haklarını iyi niyetle kullandığı değerlendirilmesi yapılmıştır. Hükümlü ile Ardef ve ilk değerlendirme formu doldurulmak amacıyla bireysel görüşme yapıldığı, hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı ve psikiyatri polikliniğine sevk edildiği öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede ailesi ile iyi ilişkileri olduğu öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede suçunu kabul ettiği, pişmanlık duyduğu ve tekrar suç işleme düşüncesinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Hükümlünün sorun çözme becerileri hakkında değerlendirme yapılacak kadar hükümlü hakkında bilgi sahibi olunamasa da kurumda geçirdiği süre içerisinde kurum kuralları ve kurum içerisindeki ilişkileri konusunda olumlu tutum gösterdiği bilgisi edinilmiştir. Hükümlünün tehdit, tahrik, ısrar, kavga gibi zorlayıcı tutum ve davranışlar gösterdiği gözlemlenmemiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede madde kullanımı geçmişinin bulunduğu, 2 sene önce bıraktığı ve tekrar kullanma düşüncesinin bulunmadığı öğrenilmiştir. Hükümlü ile yapılan görüşmede öz farkındalığı bulunmadığı ve değişim ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Hükümlünün psikiyatrik ilaç kullanıyor olduğu ve psikiyatri muayenesi için sevki bulunduğu göz önüne alındığında henüz toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği ve tedavi gördükten sonra denetimli serbestliğe ayrılma talebinin değerlendirileceği düşünülmüştür. Sonuç olarak hükümlünün ceza infaz kurumumuzda bulunduğu süre zarfı içinde ceza infaz kurumunun işleyişi yönünden herhangi olumsuz bir durumunun olmaması, hükümlünün tek dosyadan ceza infaz kurumumuzda bulunması ve eylemi işlediği vakit yaş kriteri göz önünde bulundurulduğunda tekrardan suç işleyeceğine dair olumsuz bir kanaatin oluşmaması nedeniyle denetime ayrılmasında herhangi bir sakınca görülmemiştir." </i></p>

<p>9. İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulu kararında belirtilen iyi hâle yönelik tespitin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek İdare ve Gözlem Kurulu kararının iptaline ve başvurucunun denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her ne kadar iyi halin tespiti konusunda takdir yetkisi infaz kurumlarında olmakla birlikte bu yetkinin kullanılması tamamen denetim dışında bırakılmamıştır. İnfaz hakimliği her ne kadar iyi hal tespitinde infaz kurumunun yerine geçerek değerlendirmede bulunamayacaksa da kullanılan yetkinin hukuka uygunluğunu denetleyebilecektir. 7242 sayılı yasa ile birçok işleme karşı infaz hakimliğine başvuru yolunun getirilmesi, iyi halin belirlenmesi başlıklı 89. madde ile kapsamlı bir düzenleme getirilmesi hususları göz önüne alındığında iyi halin belirlenmesine ilişkin tespit ve kararların hukuka uygunluk denetiminin yapılması zorunludur. Ayrıca kanuni düzenlemede açıkça belirtilmese dahi infaz hakimliğinin onayına sunulan herhangi bir talep veya karar hukuka aykırı görüldüğünde reddedilebilmelidir. Zira Anayasa hükmü gereği hakimler hukuka ve vicdanına göre karar vermekle yükümlüdür. Bu nedenlerle iyi halin belirlenmesi konusunda hakimliğimizce hukuka uygunluk denetimi yapılmış ve iyi hal tespitinin hukuka uygun olmadığı görülmüştür. </i></p>

<p><i>Denetimli serbestliğe ayrılma hakkı her hükümlü açısından zorunlu olarak uygulanması gereken bir hak niteliğinde değildir. Hükümlüler davranışlarıyla ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülükleri eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında olumlu izlenim yaratmalıdır. Aksi halin kabulünde kanun koyucunun 5275 sayılı kanunun 89 ve 14. maddelerinde açıkça ortaya koyduğu amaca aykırı davranılacak, kişiler yeterli olumlu davranış ortaya koymadan denetimli serbestliğe ayrılma hakkı elde edeceklerdir. Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>Ayrıca her ne kadar masumiyet karinesine bağlı olarak kişilerin kesinleşmiş mahkûmiyet kararları bulunmadığı müddetçe masum kabul edilmesi gerekse de iyi hale ilişkin değerlendirmenin olumsuz olmasının kişileri suçlu konumuna sokmadığı, bu nedenle masumiyet karinesini ihlal etmeyeceği anlaşılmıştır. Zira Anayasa Mahkemesinin 2019/114 Esas 2021/36 Karar sayılı kararında belirtildiği üzere 'Bununla birlikte suçsuzluk karinesi, kişileri peşinen suçlu ilan etmeden bazı tedbirlerin uygulanmasına engel teşkil etmez. Bu bağlamda suçsuzluk karinesinin tanımı ve gerekleri anayasal sınırların ötesine geçecek şekilde genişletilerek soruşturma ve kovuşturma gibi süreçlere bağlı hukuki sonuçları işlevsiz kılacak şekilde yorumlanamaz.' </i></p>

<p><i>Nasıl ki kesinleşmiş mahkûmiyet kararı olmadan kişiler hakkında tutuklama tedbiri başta olmak üzere bir çok tedbir uygulanabiliyorsa kişiler hakkında yine masumiyet karinesi korunarak iyi halin olmadığına ilişkin değerlendirmeler yapılabilecektir. Burada önemli olan husus iyi hal değerlendirmesinin olumsuz olmasının yasal dayanakları ve gerekçesinin hukuki olmasıdır. Aksi hal kabul edilirse yani hükümlüler ceza infaz kurumlarından herhangi bir nedenle çıktıktan sonra haklarında soruşturma-kovuşturmaların bulunması, tutuklanması vb (suç ortamına geri döndüğünü ispatlayan) hususlar göz önüne alınmadan kişiler hakkında iyi hal kararı verilmeye devam edilirse cezaların caydırıcı etkisi azalmakla birlikte kişiler suç işlemeye teşvik edilecektir. Zira açık ceza infaz kurumuna veya denetimli serbestliğe ayrıldıktan sonra firar etmeyen, herhangi bir suç nedeniyle hiç bir soruşturma/kovuşturma geçirmeyen kişilerle açık ceza infaz kurumuna veya denetimli serbestliğe ayrıldıktan sonra hakkında bir çok soruşturma/kovuşturma bulunan, tutuklama vb tedbirler verilen kişiler aynı muameleye tabi tutulacaktır. Elbette bir kişi hakkında soruşturma/kovuşturma bulunması, tutuklanması vb hususlar tek başına hükümlü aleyhine değerlendirme yapılması için yeterli değildir. Burada suçlamanın niteliği, ciddiyeti, hükümlünün hal ve hareketleriyle denetimli serbestlik tedbirinin amacına riayet edip etmeyeceği göz önüne alınmalıdır. Ayrıca bir kişi hakkında kovuşturma aşamasında bulunan bir davanın Cumhuriyet savcısınca kişinin suç işlediği yönünde şüphe var ise açılabileceği göz önüne alınmalıdır. </i></p>

<p><i>Kanun koyucunun hükümlülere denetimli serbestliğe ayrılma hakkı vermesinin amacının 5275 sayılı Kanunun 105. maddesinde ortaya konulduğu, amacın dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek olduğu ortadadır. Ancak bir hükümlü bu amaca aykırı davranmakta ısrar etse, suç ortamına dönmekte ve suça karışmakta sebat gösterse dahi iyi hal kararı vererek kişileri tahliye etmek infazdan beklenen amacı ortadan kaldırmakla birlikte toplumu da suça karşı savunmasız bırakmak anlamına gelecektir. Yargılamaların en hızlı sürede bitirilmesi durumunda dahi bir kişinin kesinleşmiş mahkûmiyet kararı almasının uzun bir süreyi bulabileceği düşünüldüğünde kişiler hakkında bu süreçte sırf masumiyet karinesine dayanılarak iyi hal kararı verilmeye devam edildiğinde kişiler suç işlemeye teşvik edilebilecektir. Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>Yukarıda belirtilen hususlara aykırı davranıldığında ortaya çıkacak sonuçların kamuoyunda neredeyse her gün gerçekleşen vakalarla ispat edildiği, zira bir çok suç kaydı olan, hakkında çok sayıda kovuşturma-soruşturma bulunan kişilerin infaz kurumundan çıktıktan çok kısa süre sonra yeniden suç işlemeleri tesadüfi görülmemelidir. Bir çok kadın cinayetinin ve bir çok şiddet içerikli suçun yukarıda belirtilen değerlendirmelere aykırı davranılıp çok kolay iyi hallilik verilerek tahliye edilme sonrasında gerçekleştiği gerçeği göz önüne alınmalıdır. Kamuoyunda defaatle görüldüğü üzere bir çok suç failinin 3 - 5 gün yatar çıkarım kolaycılığıyla davranışta bulunmaya başlamaları iyi hallilik tespiti konusunda kanun koyucunun ortaya koyduğu amaçlara aykırı davranılması sonucunda ortaya çıkan gelişmelerdir. </i></p>

<p><i>Hükümlülerin tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme ihtimali varsa yönetmeliğin 16/1 maddesi kapsamında iyi hal kararı verilmemelidir. </i></p>

<p><i>İyi halin değerlendirilmesinde esas alınacak hususların Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in 16. maddesinde belirlendiği, eğer bir hükümlü hakkında iyi hal değerlendirilmesi yapılacak ise yönetmelikte belirtilenler kapsamında yapılmasının gerektiği, yönetmelikte ortaya konulan ölçütlere uygun davranışı olmayan kimseler hakkında iyi hal kararı verilemeyeceği göz önünde tutulmalıdır. </i></p>

<p><i>Hükümlü hakkında düzenlenen müddetname incelendiğinde İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/365 Esas 2021/262 Karar sayılı ilamı kapsamında verilen 3 yıl 4 ay hapis cezasının kasten yaralama suçuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin 2019/365 Esas 2021/262 Karar sayılı ilamı incelendiğinde; iddianamenin çocuğu kasten öldürmeye teşebbüs suçunu oluşturduğundan bahisle düzenlendiği ancak mahkemece kabulün kasten yaralama olarak değerlendirildiği, gerekçede hükümlünün mağdurun üvey dayısı olduğundan ve bıçağı mağdurun göğsüne saplayarak hayati tehlike geçirmesine neden olacak şekilde yaraladığından bahsedildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Hükümlü hakkında düzenlenen psiko-sosyal servisi gözlem değerlendirme raporunda 'Hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı ve psikiyatri polikliniğine sevk edildiği öğrenilmiştir. Hükümlü kurumumuzda kısa bir süre bulunmuş olması nedeni ile sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlere katılmamıştır. Hükümlü ile yapılan görüşmede öz farkındalığı bulunmadığı değişim ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı gözlemlenmiştir. Hükümlünün psikiyatrik ilaç kullanıyor olduğu ve psikiyatri muayenesi için sevki bulunduğu göz önüne alındığında henüz toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği ve tedavi gördükten sonra denetimli serbestliğe ayrılma talebinin değerlendirilebileceği düşünülmektedir.' şeklinde değerlendirmeler yapılmıştır. </i></p>

<p><i>Hükümlünün işlediği suç ve suçun işleniş şekli ile psiko-sosyal servis raporlarında belirtilen hususlar birlikte düşünüldüğünde hükümlünün infaz kurumuna yeni girdiği ve hakkındaki gözlemlerin olumsuz olduğu, söz konusu gözlemin keyfi ve temelsiz olmadığı, hükümlünün sorunlarının çözümünde şiddete başvurmayacağına ve yapıcı yolları kullanacağına ilişkin bir değerlendirme yapılabilmesi için yeterli eylemin bulunmadığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Hükümlünün davranışlarının gözlemlenebilmesi açısından bir süre daha infaz kurumunda kalarak iyileştirme planı çerçevesinde işlediği suçların farkındalığını artırmak, yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek, toplumu suça karşı korumak, sosyal ve toplumsal yaşama uyum sağlamasına destek olmak amacıyla gözetime tabi tutulması gerektiği değerlendirilmesi yapılmıştır. </i></p>

<p><i>İyi hal kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle infaz kurumu tarafından verilen denetimli serbestliğe ayrılma kararı hukuka aykırı görülmekle hükümlünün denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine ve infaz kurumu kararının iptaline karar verilmesi gerekmektedir." </i></p>

<p>10. Başvurucu, karara itiraz etmiştir. İtiraz dilekçesinde infaz kurumunda kendisini İdare ve Gözlem Kurulunun izlediğini ve iyi hâlli olduğuna ve denetimli serbestliğe ayrılabileceğine karar verdiğini, psikolojik rahatsızlığı için kullandığı ilaçlar nedeniyle denetimli serbestliğe ayrılma kararının iptal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>11. Ödemiş 1. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun iyi hâlli olduğuna dair kararın 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek 22/7/2022 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.</p>

<p>12. Başvurucu nihai kararı 29/7/2022 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>13. Başvurucu 2/11/2022 tarihinde denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>14. 5275 sayılı Kanun'un <i>"Hükümlülerin değerlendirilmesi ve iyi hâlin belirlenmesi"</i> başlıklı 89. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Hükümlüler, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında idare ve gözlem kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulur. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra uyarınca yapılacak değerlendirmede, infazın tüm aşamalarında hükümlülerin katıldığı iyileştirme ve eğitim-öğretim programları ile spor ve sosyal faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu ve aldığı disiplin cezaları dikkate alınır. </i></p>

<p><i>… </i></p>

<p><i>(5) Kanunlarda iyi hâlliliğin arandığı durumlarda, hükümlülerin tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi bakımından bu madde hükümleri uygulanır. </i></p>

<p><i>(6) Açık ceza infaz kurumuna ayırmaya, denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazına ve koşullu salıverilmeye ilişkin olarak tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri bir yılı geçemez. </i></p>

<p><i>(7) İdare ve gözlem kurulu tarafından yapılacak değerlendirmelere esas olacak ilkeler ve kurulun bu maddeye ilişkin çalışma usul ve esasları ile tutum ve davranışları olumsuz değerlendirilen hükümlülerin yeniden değerlendirilmeye tabi tutulma süreleri yönetmelikle düzenlenir." </i></p>

<p>15. 5275 sayılı Kanun'un -başvuru tarihi itibarıyla- <i>"Denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak cezanın infazı"</i> başlıklı 105/A maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde, cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak, hükmün infazına ilişkin işlemleri yapan Cumhuriyet başsavcılığının bulunduğu yer infaz hâkimi tarafından karar verilebilir. </i></p>

<p><i>(2) (Değişik:14/4/2020-7242/46 md.) Açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartları oluşmasına karşın, iradesi dışındaki bir nedenle açık ceza infaz kurumuna ayrılamayan veya bu nedenle kapalı ceza infaz kurumuna geri gönderilen iyi hâlli hükümlüler, diğer şartları da taşımaları hâlinde, birinci fıkrada düzenlenen infaz usulünden yararlanabilirler." </i></p>

<p>16. 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından; 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun kasten öldürme suçları (madde 81, 82 ve 83), üstsoya, altsoya, eşe veya kardeşe ya da beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı işlenen kasten yaralama ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçları, neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçu (madde 87, fıkra iki, bent d), işkence suçu (madde 94 ve 95), eziyet suçu (madde 96), cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar (madde 102, 103, 104 ve 105), özel hayata ve hayatın gizli alanına karşı suçlar (madde 132, 133, 134, 135, 136, 137 ve 138), uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu (madde 188) ve İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü, Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlar hariç olmak üzere, 105/A maddesinin birinci fıkrasında yer alan 'bir yıl'lık süre, 'üç yıl' olarak uygulanır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) Birinci ve ikinci fıkra hükümleri, iyi hâlli olmak koşuluyla kapalı ceza infaz kurumlarında bulunan hükümlüler hakkında da uygulanır. </i></p>

<p><i>(4) 30/3/2020 tarihine kadar işlenen suçlar bakımından, tabi olduğu infaz rejimine göre belirlenen koşullu salıverilme süresinin hesaplanmasında, hükümlünün onbeş yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, üç gün; onsekiz yaşını dolduruncaya kadar ceza infaz kurumunda geçirdiği bir gün, iki gün olarak dikkate alınır."</i></p>

<p>17. 29/12/2020 tarihli ve 31349 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in (Yönetmelik) <i>"İdare ve gözlem kurulunun görevleri"</i> başlıklı 14. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) İdare ve gözlem kurulu; mevzuatta verilen diğer görevlerinin yanında hükümlünün kademeli olarak toplumla bütünleştirilmesi ile ilgili aşağıda sayılan görevleri yapar: </i></p>

<p><i>a) Hükümlüleri sınıflandırır. </i></p>

<p><i>b) Hükümlüleri gruplandırır. </i></p>

<p><i>c) Hükümlülerin durumlarına uygun infaz kurumlarına ayrılmalarına karar verir. </i></p>

<p><i>ç) Uygulanacak infaz ve iyileştirme rejimini saptar. </i></p>

<p><i>d) Mevzuatta iyi hâlliliğin arandığı diğer durumlar ile ilgili değerlendirmeleri yapar. </i></p>

<p><i>e) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin birinci fıkrası uyarınca bütün hükümlüler hakkındaki ara değerlendirmeleri en geç altı ayda bir yapar. </i></p>

<p><i>f) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası kapsamı dışında kalan hükümlülerin açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya, kalan cezasını denetimli serbestlik tedbiri altında infaz etmeye veya ceza infaz kurumlarından doğrudan koşullu salıverilmeye esas iyi hâl değerlendirmelerini yapar. </i></p>

<p><i>(2) 5275 sayılı Kanunun 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca oluşturulan idare ve gözlem kurulu; toplam on yıl ve daha fazla hapis cezasına mahkûm olanlar ile terör suçları, örgüt kurmak, yönetmek veya örgüte üye olmak suçları, örgüt faaliyeti kapsamında işlenen suçlar, kasten öldürme suçları, cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlar ve uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçlarından mahkûm olanların; açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına, denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle kalan cezalarının infazına ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmakta iken koşullu salıverilme hariç olmak üzere ceza infaz kurumlarından doğrudan koşullu salıverilmelerine ilişkin iyi hâl değerlendirmelerini yapar. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Yönetmelik'in<i> "Kurul kararları"</i> başlıklı 17. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Kurul kararları gerekçeli olarak yazılır; karara karşı başvuru yolu, mercii, süresi ve şekli kararda açıkça belirtilir. </i></p>

<p><i>(2) Açık ceza infaz (Değişik ibare:RG-10/11/2021-31655) kurumuna ayrılmaya, kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ve ceza infaz kurumundan doğrudan koşullu salıvermeye dair değerlendirmede hükümlünün iyi hâlli olmadığına karar verilmesi durumunda, hükümlü hakkında yapılacak bir sonraki değerlendirme tarihi kararda açıkça belirtilir. Yeniden değerlendirme süresi (Değişik ibare:RG-10/11/2021-31655) üç aydan az, bir yıldan fazla olamaz. Hakkında olumsuz karar verilen hükümlü hakkında psiko-sosyal yardım servisi ile eğitim ve öğretim servisince hazırlanan iyileştirme planı revize edilerek hükümlüye tebliğ edilir. </i></p>

<p><i>(3) İdare ve gözlem kurulunun, açık ceza infaz kuruma ayrılmaya, kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına ve ceza infaz kurumundan doğrudan koşullu salıvermeye esas olumlu iyi hal değerlendirmesini içeren gerekçeli kararı; 5275 sayılı Kanunun 107 nci maddesinin onbirinci fıkrasında yazılı “gerekçeli rapor” ile ilgili yönetmeliklerde belirtilen “değerlendirme raporu” ve “iyi hal kararı” yerine geçer. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>19. Yönetmelik'in<i> "Kararlara karşı başvuru"</i> başlıklı 39. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) İlgililer, ceza infaz kurumu idaresi ile idare ve gözlem kurulunun bu Yönetmelikte belirtilen kararlarına karşı, 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanununun 5 ve 6 ncı maddelerinde yazılı usul ve esaslar çerçevesinde şikâyet ve itirazda bulunabilir." </i></p>

<p>20. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun<i> "İnfaz hâkimliklerinin görevleri"</i> başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar vermek." </i></p>

<p><strong>2. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>21. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 20/12/2024 tarihli ve E.2023/7828, K.2024/8734 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"25. İnfaz hakimliğinin, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapması mümkün değil ise de, hükümlü hakkında düzenlenen gelişim değerlendirme raporunun mevzuata uygun şekilde düzenlenip düzenlenmediğini, değerlendirmeye esas dönem içinde gözlemlenen hükümlünün değerlendirmeye esas alınması gereken kriterlerde dikkate alınmak suretiyle olumlu ya da olumsuz olarak tespit edilen tutum ve </i><i>davranışları sonucu yapılan puanlamada takdir hakkının objektif olarak kullanılıp kullanılmadığını, hükümlünün hakkında düzenlenen iyileştirme planına uyumu ile ilgili yapılan değerlendirmelerin ve puanlamanın iyileştirme planına uygun ve objektif olup olmadığını denetleme, bu konuda bir hukuka aykırılık varsa tespit ettiği hukuka aykırılıkları göstermek suretiyle değerlendirme yapması ve idarenin aldığı kararı iptal etmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>26. Somut olayda, İnfaz hakimliğince '....... hükümlü hakkında bir iyileştirme planı hazırlanıp hazırlanmadığı, hükümlü hakkındaki puanlamanın bu iyileştirme planına göre yapılıp yapılmadığı konusunda açıklama bulunmaması nedeniyle bir değerlendirme ve denetleme yapılamadığı, servis raporlarında puanlama kriteri olarak gösterilmesine rağmen, hükümlüye puan verilmediği, bu durumun hükümlüden kaynaklanmadığı, cezaevi idaresinden kaynaklandığı, hükümlüye puan verilmemesinin hükümlünün aleyhine olduğu, hükümlüye tam puan verilmeyen durumlarda, bunun neden kaynaklandığının açıklanmadığı ve sebebinin belirtilmediği, bu nedenle raporların denetime olanaklı olmadığı ve yapılan puanlamanın usul ve yasaya uygun olmadığı' gerekçesiyle kararın dönem puanına ilişkin bölümünün iptaline karar verildiği anlaşılmakla, bu karara karşı yapılan itirazın reddine dair itiraz merciince verilen kararda usul ve yasaya aykırılık görülmediğinden, haklı sebebe dayanmayan ve yerinde görülmeyen kanun yararına bozma isteminin reddine karar vermek gerekmiştir."</i></p>

<p>22. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 25/12/2024 tarihli ve E.2024/5028, K.2024/8845 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>6. Yasal mevzuat bir bütün olarak değerlendirildiğinde, 5275 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesinin üçüncü fıkrası ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca oluşturulan İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâl değerlendirmelerini yapacağının ve bu değerlendirmelerin 5275 sayılı Kanun'un 89 uncu maddesi ile Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmeliğin 16 ncı maddesindeki düzenlemeler esas alınarak yapılması gerektiği hüküm altına alınmıştır. </i></p>

<p><i>7. İyi halliliğe ilişkin değerlendirmenin hükümlünün ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülükleri eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında, infazın tüm aşamalarında katıldığı eğitim-öğretim, psiko-sosyal yardım ve destek programları ile sosyal ve sportif faaliyetler, kültür ve sanat programları, aldığı sertifikalar, kitap okuma alışkanlığı, diğer hükümlü ve tutuklular ile ceza infaz kurumu görevlileri ve dışarıyla olan ilişkileri, işlediği suçtan dolayı duyduğu pişmanlığı, ceza infaz kurumu kuralları ile kurum bünyesindeki çalışma kurallarına uyumu, yükümlülüklerine riayeti, kurum güvenlik ve düzenine katkısı, aldığı disiplin cezaları ve ödüller dikkate alınmak suretiyle yapılması, yapılan değerlendirme sonucunda somut ve denetlenebilir, dosya içeriğine uygun takdir hakkının objektif ve yerinde kullanıldığını gösterecek nitelikte yeterli ve yasal gerekçe gösterilmesi ve karar verilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>8. Somut olayda; açık ceza infaz kurumuna ayrılmayı isteyen hükümlüye ait infaz evrakları ile gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan raporlar ve belgeler incelenerek, hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olduğuna dair karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>9. Açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından verilen ve İnfaz Hakimliğinin önüne gerek şikâyet üzerine gerekse de 7242 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca onaylanma talebi üzerine gelen dosyalar ile ilgili incelemenin, hükümlünün açık cezaevine ayrılma şartlarını taşıyıp taşımadığı, kurul tarafından karar alındığı sırada mevzuat gereği hükümlünün gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan rapor ve belgelerin değerlendirilip değerlendirilmediği, ulaşılan kanaate ilişkin dosya içeriğine uygun, denetime imkan verecek nitelikte gerekçe gösterilip gösterilmediğini denetlemek ile sınırlı olduğunu kabul etmek gerektiği, idarenin yerine geçerek yerindelik denetimi yapılmasının mümkün olmadığı, ancak ulaşılan kanaat ile hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin açıkça çeliştiği, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanılmadığı, hukuka aykırılık bulunduğu, eksik bilgi, belge rapor ile ya da hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin hatalı değerlendirilmesi suretiyle karar verildiğinin tespit edilmesi durumunda idarenin yerine geçerek karar verilmesi yerine eksiklik ya da hatalı değerlendirme olarak kabul edilen durum açıklanıp, gösterilmek suretiyle yeniden değerlendirme yapılması amacıyla idareye gönderilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>10. Bu açıklamalara göre somut olay değerlendirildiğinde, İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılması gerektiğine ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının onaylanmasına dair İnfaz Hakimliğince verilen karara karşı yapılan itiraz üzerine yapılan inceleme sonucunda itiraz merciince, hükümlünün iyi halli olduğuna ve açık ceza infaz kurumuna ayrılması gerektiğine ilişkin idarece verilen kararda hukuka aykırılık olarak tespit edilen eksiklik, hatalı değerlendirme açıklanıp, gösterilmek suretiyle itiraza konu İnfaz Hakimliğinin kararının kaldırılmasına ve yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyanın İdare ve Gözlem Kuruluna gönderilmesine karar verilmesi gerekirken, idarenin yerine geçerek 'hükümlünün suça yönelik farkındalığının yeterli olmadığı, hüküm almasına neden olan suça iten etkenlerin halen devam ediyor olduğu, koşullu salıverilme tarihinin uzak olduğu, bu haliyle salıverildiği takdirde tekrar suç işleme ve topluma zarar verme riskinin düşük olduğu kanaatinin oluşmadığından, ...' bahisle verilen karar Kanun’a aykırı olup, kanun yararına bozma talebi yerinde görülmüştür."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Metinleri</strong></p>

<p>23. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) <i>"Özgürlük ve güvenlik hakkı"</i> başlıklı 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz: </i></p>

<p><i>a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması; </i></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>... "</i></p>

<p><strong>2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı</strong></p>

<p>24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız, yeterli güvencelere sahip yargısal organ olarak mahkemece verilen ve özgürlükten mahrumiyete yol açan her türlü mahkûmiyet kararı, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamına girmektedir (<i>Engel ve diğerleri/Hollanda</i> [GK], B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anılan bentte belirtilen<i> "sonra"</i> ifadesi, tutmanın sadece zaman bakımından mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına gelmemektedir. Aynı zamanda tutma, mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin ardından ve mahkûmiyete bağlı olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir (<i>Weeks/Birleşik Krallık </i>[GK], B. No: 9787/82, 2/3/1987, § 42).</p>

<p>25. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (<i>Alican Demir/Türkiye</i>, B. No: 41444/09, 25/2/2014, § 89) ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır (<i>Del Rio Prada/İspanya</i> [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 126). AİHM yukarıda belirtilen <i>Alican Demir/Türkiye</i> kararında, şartlı tahliyenin süre ve iyi hâle ilişkin koşulları gerçekleştikten sonra hâkimin şartlı tahliyeye karar vermekle yükümlü olduğunu ve bu kapsamda hâkimin görevinin bu koşulların bir araya gelip gelmediğini incelemekle sınırlı olup hâkimin tahliyenin uygun olup olmadığını değerlendirme imkânına sahip olmadığını, dolayısıyla takdir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir (<i>Alican Demir/Türkiye</i>, § 91).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 8/1/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>27. Başvurucu, İnfaz Hâkimliğince iyi hâlli olduğuna ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının kaldırılması suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasının engellendiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>28. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin verdiği bazı kararlara yer verilmiş; inceleme yapılırken Anayasa'nın ve mevzuatın ilgili hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü şartlarının dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme </strong></p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu itibarla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.</p>

<p>30. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (<i>Murat Narman</i> [2. B.], B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>31. Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası<i> "mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" </i>olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan <i>suç şüphesine bağlı tutma </i>kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna <i>"bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı"</i> ifade etmektedir (benzer kararlar için bkz. <i>Hamit Kaya</i> [2. B.], B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; <i>Mehmet İlker Başbuğ</i> [2. B.], B.No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>32. Anayasa'nın bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi,<i> keyfî bir biçimde </i>bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. <i>Mithat Bakikuşağı </i>[1. B.], B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>33. Anayasa, bir hükümlünün erkenden tahliye durumundan yararlanmasını güvence altına almamaktadır. Bununla birlikte yetkili makamların, bu tür bir erkenden tahliye imkânından faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese -herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan- bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır.</p>

<p>34. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunan ve koşullu salıverilmesine bir yıl ya da daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (<i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 35).</p>

<p>35. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için hükümlünün talebinin olması, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması (ya da somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıması koşulunun aranmaması), koşullu salıverilmesine belli bir süre kalması (somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçlar dışındaki suçlardan olması nedeniyle 3 yıl), iyi hâlli olması ve ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimince hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanamamakta; anılan tedbirden hükümlünün faydalanabilmesi için Kanun'daki koşulların yerine getirilmesi gerekmekte ve ancak bu koşulların yerine getirildiğine hükmeden infaz hâkiminin kararıyla hükümlü denetimli serbestlikten yararlanabilmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmMxMGFlMGU0LTdlZjQtZjEyYi1iOWY5LTk0ZDNmYWFiN2ZiNA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.2020/44</a>, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>36. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi, infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülükler çerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışında geçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca hükümlünün talebi ve kanuni şartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi tedbirin uygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle denetimli serbestlik tedbiri kararı, yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmamıştır (<i>Halis Yurtsever</i> [1. B.], B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29; <i>Fatih Kavalcı</i> [2. B.], B. No: 2020/29968, 15/11/2023, § 17). Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infaz hâkimlerine açıkça keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu da söylenemez (<i>İbrahim Uysal</i> [2. B.], B. No: 2014/1711, 23/7/2014, § 40; <i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 38). Ayrıca denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (<i>Bayram Kaya (2)</i> [1. B.], B. No: 2020/28211, 6/10/2022, § 45).</p>

<p>37. Eldeki olayda İnfaz Hâkimliği başvurucunun iyi hâlli olduğu yönündeki kararı iptal ettiği için başvurucu denetimli serbestlikten faydalanamamıştır. Yukarıda belirtildiği gibi denetimli serbestlik tedbirinin uygulanabilmesi pek çok koşulun bir arada bulunmasına ve nihayetinde infaz hâkimliğinin kararına bağlıdır. 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki idare ve gözlem kurullarınca karar verilmekteyse de idare ve gözlem kurullarınca verilen bu kararların kanunda belirtilen şartlara uygun olarak verilip verilmediğinin denetimi infaz hâkimliğince yapılmaktadır. Yargıtay içtihadı dikkate alındığında iyi hâl tespitiyle ilgili kurul kararlarının denetimi bakımından infaz hâkimliğinin kurul yerine geçerek karar vermesi mümkün olmamakla birlikte ulaşılan kanaat ile hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin açıkça çelişmesi, takdir hakkının objektif ve yerinde kullanılmaması, eksik bilgi, belge, raporla ya da hükümlüye ait bilgi, rapor ve belgelerin hatalı değerlendirilmesi suretiyle karar verilmesi durumlarında yargısal denetimin yapılabilmesi mümkündür. Yargıtaya göre bu tür durumlarda infaz hâkimliği, idarenin yerine geçerek karar vermek yerine tespit edilen eksiklik veya hatalı değerlendirmeleri gerekçelendirerek yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı idareye iade etmelidir (bkz. §§ 21, 22).</p>

<p>38. Başvuru konusu olayda İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulu kararı ile psikososyal servis gözlem değerlendirme raporundaki bulguların çeliştiği sonucuna varmıştır (bkz. § 9). Nitekim söz konusu raporun ilgili kısmında hükümlünün psikiyatrik ilaçlar kullandığı, kurumda kısa süre kalması nedeniyle faaliyetlere katılmadığı, öz farkındalık ve gelişim motivasyonuna sahip olmadığı ve toplumla bütünleşmeye hazır olmayabileceği belirtilmiştir. Bu çerçevede İnfaz Hâkimliğinin Yargıtay kararlarında belirtilen<i> "ulaşılan kanaat ile belgelerin çelişmesi" </i>ve<i> "verilerin hatalı değerlendirilmesi" </i>ölçütlerine dayandığı, dolayısıyla denetim ve takdir yetkisi dâhilinde hareket ettiği görülmüştür.</p>

<p>39. Sonuç olarak İnfaz Hâkimliği, Ceza İnfaz Kurumunca verilen iyi hâl kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olduğu kanaatiyle iptal kararı vermiş ancak İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek başvurucunun doğrudan iyi hâlli olmadığına dair bir hüküm kurmamıştır. İnfaz Hâkimliği başvurucunun gözlemlenebilmesi için bir süre daha kurumda kalması, iyileştirme planı çerçevesinde suç farkındalığının artırılması ve toplumsal uyumun desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek yeniden değerlendirme yapılmasını vurgulamıştır (bkz. § 9). Tüm bu açıklamalar ışığında İnfaz Hâkimliğinin takdir ve denetim yetkisini keyfî şekilde kullandığını gösteren bir unsur bulunmamaktadır.</p>

<p>40. Açıklanan gerekçelerle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 8/1/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun bu iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki görüşüne katılmamaktayım.</p>

<p>2. Başvurucu başvuru yaptığı tarihte kasten yaralama suçundan hükümlü olarak cezaevinde bulunmaktadır. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu, 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve 21/6/2022 tarihi itibarıyla denetimli serbestlikle tahliyesinin uygun olduğuna, denetimli serbestlikle ilgili karar alınmak üzere dosyanın Ödemiş İnfaz Hâkimliğine gönderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>3. Ödemiş İnfaz Hâkimliği ise İdare ve Gözlem Kurulu karar gerekçesinde başvurucu ile ilgili belirtilen iyi hâle yönelik tespitin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 89. maddesine aykırı olarak verildiğini belirterek İdare ve Gözlem Kurulu kararını iptal etmiş ve başvurucunun denetimli serbestliğe ayrılma talebinin reddine hükmetmiştir.</p>

<p>4. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz da Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince reddedilerek karar kesinleşmiştir. Bunun üzerine başvurucu Anayasa Mahkemesine yaptığı bireysel başvuruda İnfaz Hâkimliğince iyi hâlli olduğuna ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararının kaldırılması suretiyle denetimli serbestlik tedbirinden yararlanmasının engellendiğini belirterek kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>5. Öncelikle ifade etmek gerekir ki mahkemelerce usulüne uygun biçimde verilen hapis cezalarının infazı Anayasa’nın 19. maddesindeki kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının sınırlandırılması için meşru nedenlerden birisidir.</p>

<p>6. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19. maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde özgürlüğünden yoksun bırakılmaya karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekmektedir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38).</p>

<p>7. Bir kimsenin "<i>Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında</i> özgürlüğünden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için herşeyden önce özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi gerekir. İkinci olarak yerine getirilecek kararın özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir karara dayanılarak bir kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılması mümkün değildir. Son olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmanın mahkemece verilen özgürlüğü kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir (Ercan Bucak (2) [1. B.], B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 40).</p>

<p>8. Bu itibarla Anayasa Mahkemesince, hükümlülerin ceza infaz kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmiştir (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014, § 26; Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 13).</p>

<p>9. Mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve bu bağlamda ceza infaz kurumunda tutulma süresi bakımından, ceza mahkemesinin kararına uygun hareket edilmesi kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının korunması açısından zorunludur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin, mahkûmiyet kararına ve ilgili mevzuata uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (İbrahim Uysal, § 32).</p>

<p>10. 6291 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Kanun'a eklenen 105/A maddesi; hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla şartla tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının şartla tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır ((Halis Yurtsever [1. B.], B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 28).</p>

<p>11. Ancak bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır Bununla birlikte denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır (Bayram Kaya (2) [1. B.], B. No: 2020/28211, 6/10/2022, § 45).</p>

<p>12. Tüm bu açıklamalar ışığında; denetimli serbestlik tedbirinin hükümlüye sağlayacağı erken tahliye imkânı göz önüne alındığında, somut olayda İnfaz Hâkimliğinin başvurucu hakkındaki denetimli serbestliğe ayrılma kararını iptal etmesi kişinin ceza infaz kurumunda geçireceği süreyi uzatmaktadır. Dolayısıyla söz konusu iptal kararı, Anayasa'nın 19. maddesi ile güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını doğrudan sınırlandıran bir müdahale niteliğindedir.</p>

<p>13. Bireysel başvuruya konu olayda uyuşmazlığın kanuni dayanakları ile ilgili olarak 5275 sayılı Kanun'un 89. ve 105/A maddelerinde ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "İnfaz hâkimliklerinin görevleri" başlıklı 4. maddesinde yer alan hükümler konunun açıklığa kavuşturulması noktasında önem arz etmektedir.</p>

<p>14. Bu bağlamda burada ilk olarak kuralların Anayasa’nın 13. ve 19. maddelerindeki kanunilik şartını sağlayıp sağlamadıkları ortaya konulmalıdır. Zira Anayasa’nın 13. maddesi bağlamında sınırlamaya ilişkin güvenceler dikkate alındığında öncelikle kuralın kanunilik şartına uygunluğu değerlendirilmelidir.</p>

<p>15. Mahkememiz yerleşik içtihadında da ifade edilmekte olduğu üzere bir temel hak ve özgürlüğe sınırlama getiren kanun hükmünün varlığı tek başına yeterli olmayıp kuralın keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenleme niteliğinde olması gerekmektedir (AYM, E.2023/126, K.2024/67, 07/03/2024, § 25).</p>

<p>16. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir. Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154).</p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesinin ilk fıkrasında hükümlülerin, ceza infaz kurumlarında bulundukları tüm aşamalarda, ceza infaz kurumlarının düzen ve güvenliği amacıyla konulmuş kurallara uyup uymadığı, haklarını iyi niyetle kullanıp kullanmadığı, yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirip getirmediği, uygulanan iyileştirme programlarına göre toplumla bütünleşmeye hazır olup olmadığı, tekrar suç işleme ve mağdura veya başkalarına zarar verme riskinin düşük olup olmadığı hususlarında İdare ve Gözlem Kurulu tarafından iyi hâlin belirlenmesine esas olmak üzere en geç altı ayda bir değerlendirmeye tabi tutulacağı öngörülmektedir.</p>

<p>18. Aynı Kanun’un 105/A maddesinde ilk fıkrasında ise bu fıkrada belirtilen şartlar dahilinde cezalarının koşullu salıverilme tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceği hüküm altına alınmaktadır.</p>

<p>19. 4675 sayılı Kanun'un 4. maddesinde ise hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tâbi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları, izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri inceleme ve karara bağlamanın infaz hakimliklerinin görevleri arasında olduğu belirtilmektedir.</p>

<p>20. Görüldüğü üzere burada denetimli serbestlik bağlamında mahkumların iyi hâl değerlendirmesine esas olacak kriterler dikkate alınarak iyi halli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki İdare ve Gözlem Kurullarınca karar verilmektedir. Bu karar verme sürecinde İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâlin değerlendirilmesindeki olumsuz kararına karşı mahkumun şikâyet yolu ile bu kararın gözden geçirilmesini ve düzeltilmesini infaz hakimliğinden talep etmesi mümkündür.</p>

<p>21. Bununla birlikte mevzuatta İnfaz Hâkimliğinin İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek mahkumun iyi hâlli olduğu tespitini geçersiz kılabilmesine imkân tanıyan “iptal etme” şeklinde bir hüküm bulunmamaktadır. Mevzuatta İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının infaz hâkiminin onayından sonra uygulanması öngörülmektedir. İnfaz hakimliğinin İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek karar veremeyecek, eksiklik ya da hatalı değerlendirme söz konusu olduğunda yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı İdare ve Gözlem Kurulu gönderebilecektir. Bu bağlamda infaz hakimliğinin yerindelik denetimi yapma yetkisi de bulunmamaktadır.</p>

<p>22. Nitekim bu konuya ilişkin Yargıtay uygulamasını yansıtan bir kararda Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma talebindeki hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiğini, iyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceğini, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceğini, infaz hâkimliğince gerek şikâyet üzerine gerekse de onaylanma talebi üzerine gelen dosyalarla ilgili tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığını, şikâyet hakkında incelemenin hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şeklî şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiğini, İnfaz Hâkimliğince açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığıyla ilgili inceleme yapılması gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme ve yerindelik denetimi yapılamayacağını içeren değerlendirmeleri yerinde görerek İnfaz Hâkimliği kararını kanun yararına bozmuştur (bkz.: Yargıtay 1. Ceza Dairesi, 6/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298. Aynı Yargıtay Dairenin benzer yönde bir diğer kararı için bkz.: 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345).</p>

<p>23 .Görüldüğü üzere eldeki başvurudaki İnfaz Hakimliğinin yorumu esasında konuya ilişkin kanun hükümlerinin açık anlamı ile uyumlu değildir. Çoğunluk kararında atıf yapılan Yargıtay kararlarına göre de hâkimlik, idarenin yerine geçerek karar vermek yerine; tespit edilen eksiklik veya hatalı değerlendirmeleri gerekçelendirerek, yeniden değerlendirme yapılması amacıyla dosyayı idareye iade etmelidir (§§ 22-23). Buna karşın somut olayda İnfaz Hâkimliği, denetimli serbestlik talebinin reddine İdare ve Gözlem Kurulu kararının iptaline karar vermiş, Yargıtay kararlarında belirtilenin aksine, dosyanın yeniden ele alınması amacıyla İdare ve Gözlem Kuruluna iade edilmesi yönünde bir hüküm kurmamıştır. Dolayısıyla bu konuda örnek gösterilen Yargıtay kararlarındaki yaklaşım da eldeki bireysel başvuruya konu uyuşmazlıktaki İnfaz Hakimliği kararının hukuken sorunlu olduğunu gözler önüne sürmektedir.</p>

<p>24. Bu yönü ile eldeki başvurudaki derece mahkemelerinin yorumunun 5275 sayılı Kanun'un 89. ve 105/A maddesi ve 4675 sayılı Kanun’un 4. maddesi hükmü bağlamında kanunun öngörülemez bir yorumu olarak değerlendirilmesi gerektiğinden müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı sonucuna ulaşmak gerekir.</p>

<p>25. Sonuç olarak derece mahkemeleri eldeki bireysel başvuruda denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebine ilişkin verdikleri kararlarda ilgili Kanun hükümlerini genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutarak başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlaline neden olmuşlardır.</p>

<p>26. Mahkememiz çoğunluğu kararında ise İnfaz Hâkimliğinin ceza infaz kurumunca verilen iyi hâl kararının 5275 sayılı Kanun'un 89. maddesine aykırı olduğu kanaatiyle iptal kararı vermiş ancak İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek başvurucunun doğrudan iyi hâlli olmadığına dair bir hüküm kurmamış olduğuna işaret etmiştir. Akabinde ise İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun gözlemlenebilmesi için bir süre daha kurumda kalması, iyileştirme planı çerçevesinde suç farkındalığının artırılması ve toplumsal uyumun desteklenmesi gerektiğine dikkati çekerek tüm bu açıklamalar ışığında İnfaz Hâkimliğinin takdir ve denetim yetkisini keyfî şekilde kullandığını gösteren bir unsur bulunmadığı gerekçesine yer vererek başvurucunun iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna hükmetmiştir (bkz.: §§ 39-40).</p>

<p>27. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğunun bu karardaki yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma işlevi yönü ile sorunludur.</p>

<p>28. Zira çoğunluk görüşü; yargısal makamların, kanunda dayanağı bulunmayan bir “iptal” yetkisi kullanmasında ve yerindelik denetimi mahiyetindeki değerlendirmeler yapmasında bir sakınca görmemiştir. Ancak İdare ve Gözlem Kurulu kararına yönelik bu iptal hükmü, başvurucunun denetimli serbestlik talebinin reddine ve dolayısıyla cezaevinde daha uzun süre kalmasına sebebiyet vermiştir. Kanunun öngörülemez bir biçimde yorumlanmasından kaynaklanan bu uygulama; Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına Anayasa’nın 13. maddesine aykırı bir müdahale oluşturmaktadır.</p>

<p>29. Öte yandan burada Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı Anayasa’nın 19. maddesinde güvence alına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği ile ilgili olarak Yargıtay yaklaşımından daha geride kalmaktadır. Denetimli serbestliğe ayrılma ile ilgili hukuki süreç noktasında, eldeki başvuruda da görüldüğü üzere, Yargıtay yaklaşımından daha az güvenceli bir içtihadı benimsemiş olması Anayasa Mahkemesinin temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olma işlevi ile de uyumlu değildir.</p>

<p>30. Anayasa Mahkemesi içtihadının somut uyuşmazlıktaki gibi şekillendiği durumlarda akla bireysel başvuru kararlarının objektif etkisinin bir gereği olarak artık Yargıtay’ın bu konudaki içtihadını değiştirip değiştirmeyeceği meselesi gelmektedir ki bu hususun da aydınlığa kavuşturulması önem arz etmektedir.</p>

<p>31. Kanaatimizce bu sorun bağlamında öncelikle şu tespitten hareket ederek konuyu açıklığa kavuşturmak uygun olacaktır: Her ne kadar Anayasa Mahkemesi, Anayasa’yı nihai ve bağlayıcı biçimde yorumlayan tek yetkili organ olsa da bu durum diğer mahkemelerin daha özgürlükçü standartlar belirlemesine engel değildir. Anayasa Mahkemesinin ihlal bulmadığı veya başvuruyu açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez gördüğü hallerde dahi, diğer yargı organları çok daha özgürlükçü bir yorumu esas alabilir. Önemle vurgulamak gerekir ki bunun önünde hiçbir anayasal engel yoktur.</p>

<p>32. Zira, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması noktasında Anayasa Mahkemesinin ihlal olmadığı anlamına gelen kararlarında ulaşılan bu hukuki sonuç Anayasa’ya uygun sınırlama konusunda uygulanabilecek olan maksimum seviyeyi ifade etmektedir. Başka bir deyişle temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması bağlamında, Anayasa Mahkemesi’nin ihlal bulmadığı kararlar; anayasal bir müdahalenin ulaşabileceği azami sınırı belirlemekte olup bu kararlar hak ve özgürlüklere yönelik meşru kısıtlamaların en üst eşiğini temsil etmektedir.</p>

<p>33. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin eldeki kararda ulaştığı açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemezlik kararına rağmen bu standarttan hareketle konumuz bağlamında Yargıtay’ın yukarıda atıf yaptığımız kararındaki yaklaşımını sürdürmesi hiçbir sorun doğurmayacağı gibi temel hak ve özgürlükler lehine bir yaklaşım örneği niteliğinde görülmelidir.</p>

<p>34. Nitekim temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması noktasında Anayasa hükümlerinin minimum insan hakları standardını oluşturduğu ve dolayısıyla daha geniş bir insan hakları standardının tesisinde Anayasa’nın hiçbir şekilde bir engel olarak görülemeyeceği Anayasa metninde de öngörülmektedir. Bu bağlamda konumuzla ilgili olarak Anayasa’nın 14. maddesinin ikinci fıkrasında Anayasa hükümlerinden hiçbirinin Devlete Anayasa’yla tanınan temel hak ve özgürlüklerin yok edilmesini veya Anayasa’da belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamayacağı ifade edilmektedir.</p>

<p>35. Anayasa Mahkemesinin Anayasa hükümlerini yorumlama noktasındaki ayrıcalıklı konumuna rağmen, burada kişi özgürlüğü ve güvenliği lehine olan Yargıtay içtihadının Anayasa Mahkemesi kararından sonra da sürdürülmesi konusunda hiçbir anayasal engel bulunmadığı kanaatindeyim. Bu bağlamda asıl sorunlu olan Mahkememiz çoğunluğunun bu konu ile ilgili olarak Yargıtay’ın yaklaşımının gerisinde kalan bir yorumu benimsemiş olmasıdır.</p>

<p>36. Yukarıda sıralanan gerekçelerle eldeki başvuruda denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiği gerekçesiyle Mahkememiz çoğunluğunun kararına katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi 2022/81860 esas sayılı dosyada, sayın çoğunluk tarafından denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p>2. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>3. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>4. Başvurucu İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin ilamına istinaden cezaevinde bulunmaktadır. Başvurucu hakkında hazırlanan müddetnamede koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023 tahliye tarihi 16/6/2025 olarak belirlenmiştir.</p>

<p>5. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu 21/6/2022 tarihli kararıyla iyi halli olduğuna ve denetimli serbestlik ile tahliyesine uygun olacağına karar verilerek dosya Ödemiş İnfaz Hakimliğine gönderilmiştir. İnfaz Hakimliğince de bu talep iptal edilmiştir.</p>

<p>6. İlgili mevzuat hükümleri gerekçeli kararda belirtildiğinden dosya içerisine konulmamıştır.</p>

<p>7. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:"...Cezasını Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz etmekte olan hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda “iyi hâlli” olarak infaz etmesi gerektiği, İyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89/1. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceği, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem kurulu tarafından hükümlünün cezaevinde bulunduğu süre içerisindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikayet yoluna başvurulabileceği, İnfaz hakimliğince, gerek şikayet üzerine gerekse de 7242 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14/4. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca onaylanma talebi üzerine gelen dosyalar ile ilgili yukarıda bahsedilen düzenlemeler nazara alındığında, tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığı, şikayet hakkında incelemenin hükümlünün açık cezaevine ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şekli şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiği, İnfaz Hakimliğince yerindelik denetimi yapılamayacağı,Somut incelemeye konu infaz dosyası incelendiğinde; ..Hükümlünün Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılma şartları oluştuğundan bahisle talepte bulunması üzerine, talep dilekçesinin hükümlü hakkında gözlem/gelişim değerlendirmesi yapılarak iyi halli olup olmadığına karar verilmek üzere İdare ve Gözlem Kurulu Sekretaryasına gönderildiği, Diyarbakır 1 Nolu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığınca, hükümlüye ait infaz evrakları ile gözlem ve değerlendirme dosyasında bulunan raporlar ve belgeler tetkik edilerek, hükümlünün iyi halli olduğuna ve 02/02/2022 tarihi itibari ile açık ceza infaz kurumuna ayrılmasının uygun olduğuna karar verildiği, 7242 sayılı Kanun'un 18. maddesi ile 5275 sayılı Kanun'un 14/4. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca Diyarbakır İnfaz Hakimliğinden, Açık Ceza İnfaz Kurumuna ayrılmasına ilişkin anılan Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü İdare ve Gözlem Kurulu Başkanlığının 02/02/2022 tarihli ve 2022/922 sayılı kararının onaylanması talebinde bulunulduğu, Diyarbakır İnfaz Hakimliğinin 04/02/2022 tarihli kararında yer alan ' ... hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süreç içerisinde birden fazla kez disiplin cezası aldığı, 15/09/2019 tarihinde Açık Ceza İnfaz Kurumundan firar ederek suç işlediği, kendisine tanınan hakları olumlu kullanmadığı, bu nedenle hükümlünün açığa ayrılması yönünden Hakimliğimizde çekince oluşturduğu, hükümlünün iyi halliliğin aradığı 'bir daha suç işlememe riskinin düşük olması' kriterini henüz karşılamadığı kanısına ulaşıldığı, bu nedenle hükümlünün toplumla bütünleşmeye hazır olmadığı anlaşılmakla, hükümlünün açıklanan neden ve gerekçelerle şu aşamada iyi halli olmadığının kabul edilmesi gerektiği kanısına ulaşılarak, onay talebinin şu aşamada reddine' şeklindeki gerekçe ile talebin reddi ile ceza infaz kurumunca 3 aylık yeniden değerlendirme süresine tabi tutulmasına karar verildiği anlaşılmış ise de, İnfaz Hakimliğince, açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığı ile ilgili inceleme yapılması gerekirken, İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme yapılamayacağı gözetilmeden, itirazın bu yönden kabulü yerine yazılı şekilde reddine karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 27/06/2022 gün ve 94660652-105-21-8391-2022-Kyb sayılı yazılı istemlerine müsteniden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü;</p>

<p>Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre açıklanan sebeple yerinde görüldüğünden, Diyarbakır 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/02/2022 tarihli ve 2022/139 değişik iş sayılı kararının 5271 sayılı CMK'nın 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına... [karar verildi.]"</p>

<p>8. Benzer yönde bir karar için bkz. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345 sayılı kararı. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/1/2018 tarihli ve E.2017/1696 , K.2018/181 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir: "Hükümlü ve Tutukluların Ödüllendirilmesi Hakkında Yönetmeliğin 5. maddesinin a bendinde hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile ulaşılmak istenen temel amacın bu kişilerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle insan haklarına saygılı, hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmek olduğunun, c bendinde ise hükümlü ve tutuklulara ödül verilirken bunların bir hak değil, teşvik esaslı ayrıcalık olarak verilebileceği göz ardı edilemeyeceğinin düzenlendiği, g bendinde ise hükümlü ve tutuklular hakkında disiplin soruşturmasına başlanılması veya ödüllendirilen tutum ve davranışlarının ortadan kalkması hâlinde ödüllendirme kararı kurul tarafından derhâl geri alınacağının düzenlendiği, Yönetmeliğin 'Ödüllendirmede yetkili merci' başlıklı 9. maddesinin ise 'Hükümlü ve tutukluların ödüllendirilmesi ile verilecek ödülün türüne, sayısına, süresine veya geri alınmasına Kurul tarafından Ek-1’de yer alan form doldurulmak suretiyle karar verilir. şeklinde emredici düzenleme getirdiği, ödüllendirme usulü başlıklı 10. maddesinde 'Kurul, re'sen veya kurumda görev yapan servislerin teklifi üzerine ilgililerin ödüllendirilmesine karar verebilir' şeklinde olduğu, eş görüşmesi ödülü başlıklı 11. maddenin ise 'Kapalı ceza infaz kurumundaki hükümlü ve tutuklulara, en geç üç ayda bir kez olmak üzere, üç saatten yirmi dört saate kadar eşleriyle kurumun bu tür ziyaretler için ayrılan bölümünde ve personelin yakın nezareti olmaksızın mahrem şekilde eş görüşmesi ödülü verilebilir.' şeklinde düzenlendiği, Yönetmeliğin 12. maddesinin 2. bendinde ise Kurulun, her bir ödüllendirme kararı ile bir kez eş görüşmesi ödülü verebileceğinin belirtildiği, tüm bu hükümler hep birlikte değerlendirildiğinde hükümlülerin ödüllendirilmesi müessesinin infazı devam etmekte olan hükümlülerin yeniden sosyalleşmesini sağlamak suretiyle hukukî ve toplumsal kurallara bağlı bireyler olmalarını teşvik etmek amacıyla ceza infaz kurumu idare ve gözlem kuruluna tanınmış bir yetki ve görev niteliğinde olduğu, bu hususta verilecek ödülün niteliği ve süresinin münhasıran idare ve gözlem kurulunun takdirinde bulunduğu ve her bir ödülün müstakil olarak belirlenerek uygulanacağı, hükümlü lehine süreklilik arz edecek nitelikte ve belirlenmiş periyodlar halinde ödüllendirme yapılamayacağı, hal böyle olunca infaz hakimliği tarafından hükümlünün idare ve gözlem kurulu kararına karşı yapmış olduğu şikayete hasren inceleme yapılarak kararın hukuki denetimini yapması gerektiği gözetilmeden, mezkur Yönetmeliğe ve 4675 sayılı İnfaz Hakimliği Kanununa aykırı şekilde idare ve gözlem kurulu yerine geçerek hükümlü hakkında her iki ayda bir Yönetmeliğin 11. maddesi uyarınca eş ile mahrem görüşme ödülünden faydalandırılmasına karar verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle ... Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının tebliğnamesi ile Dairemize ihbar ve dava evrakı gönderilmekle, incelenerek gereği düşünüldü; Kanun yararına bozma talebine dayanılarak Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen tebliğnamedeki bozma isteği incelenen dosya kapsamına göre yerinde görüldüğünden, Kocaeli İnfaz Hakimliğinin kararının 5271 sayılı CMK'nun 309. maddesi uyarınca kanun yararına bozulmasına ... [karar verildi.]"</p>

<p>9. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihadı şu şekildedir: “AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (Alican Demir/Türkiye, B. No: 41444/09, 25/2/2014, § 89). Ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013, § 126). AİHM’in yukarıda belirtilen Alican Demir/Türkiye kararında, şartlı tahliyenin süre ve iyi hâle ilişkin koşulları gerçekleştikten sonra hâkimin şartlı tahliyeye karar vermekle yükümlü olduğunu ve bu kapsamda hâkimin görevi bu koşulların bir araya gelip gelmediğini incelemekle sınırlı olup hâkimin tahliyenin uygun olup olmadığını değerlendirme imkânına sahip olmadığını ve dolayısıyla takdir yetkisinin bulunmadığını belirtmiştir (Alican Demir/Türkiye, §§ 91, 92).)”</p>

<p>10. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>11. Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ilk istisnası "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer taraftan suç şüphesine bağlı tutma kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna "bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı" ifade etmektedir (benzer kararlar için bkz. Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>12. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte herkesin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde metinlerinde belirtilmesi, keyfî bir biçimde bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır. Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Mithat Bakikuşağı, B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>13. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi; hükümlülerin dış dünyaya uyumlarını sağlamak, aileleriyle bağlarını sürdürmelerini ve güçlendirmelerini temin etmek amacıyla şartlı tahliyelerine bir yıl veya daha az süre kalan iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde cezalarının şartlı tahliye tarihine kadar olan kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına, ceza infaz kurumu idaresince hükümlü hakkında hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimi tarafından karar verilebileceğini hükme bağlamaktadır. Sonuç olarak anılan maddenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (Mithat Bakikuşağı, § 35).</p>

<p>14. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi uyarınca denetimli serbestlik tedbirinden yararlanabilmesi için hükümlünün talebinin olması, açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması (ya da somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (3) numaralı fıkrası gereği açık ceza infaz kurumunda veya çocuk eğitimevinde bulunması ya da açık ceza infaz kurumuna ayrılma şartlarını taşıması koşulunun aranmaması), koşullu salıverilmesine belli bir süre kalması (somut olayda olduğu gibi 5275 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında sayılan suçlar dışındaki suçlardan olması nedeniyle 3 yıl), iyi hâlli olması ve ceza infaz kurumu idaresince hazırlanan değerlendirme raporu dikkate alınarak infaz hâkimince hakkında karar verilmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanamamakta, anılan tedbirden hükümlünün faydalanabilmesi için Kanun’daki koşulların yerine getirilmesi gerekmekte ve ancak bu koşulların yerine getirildiğine hükmeden infaz hâkiminin kararıyla hükümlü denetimli serbestlikten yararlanabilmektedir (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>15. 5275 sayılı Kanun'un 105/A maddesi, infaz hâkiminin takdir yetkisi ve belirlenecek yükümlülükler çerçevesinde hükümlülerin infaz rejiminin şeklini belirleyip cezalarının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak ceza infaz kurumu dışında geçirmelerini sağlamaktadır. Anılan kural uyarınca hükümlünün talebi ve kanuni şartlar oluşmuş olsa dahi infaz hâkimi tedbirin uygulanması talebini reddedebilecektir. Dolayısıyla bütün hükümlüler için Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında hapis cezasının tamamının veya bir kısmının denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması suretiyle infaz edilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. Başka bir ifadeyle denetimli serbestlik tedbiri kararı, yetkili infaz hâkiminin takdir yetkisinde olduğundan tedbirin Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altına alındığından bahsetmek mümkün değildir. Ancak bu durumun kişi hürriyeti ve güvenliği açısından infaz hâkimlerine açıkça keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurduğu da söylenemez (Halis Yurtsever, B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29).</p>

<p>16. Somut olayda başvurucu, denetimli serbestlik için gereken bütün şartları sağlamış ancak İnfaz Hâkimliği iyi hâlli olduğu yönündeki kararı iptal ettiği için denetimli serbestlikten faydalanamamıştır. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespit edilebilmesi için somut olayda İnfaz Hâkimliğinin başvurucunun iyi hâlli olup olmadığının değerlendirilmesi noktasında bir takdir yetkisinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ceza infaz kurumlarındaki idare ve gözlem kurullarınca karar verilmektedir. Yine aynı fıkrada hükümlülerin iyi hâl değerlendirmesine esas olacak kriterler belirlenmiştir. Bu kriterler gözönüne alınarak idare ve gözlem kurullarınca en geç altı ayda bir hükümlülerin değerlendirmesi yapılacaktır.</p>

<p>17. Denetimli serbestlikten yararlanmak için mevzuatta öngörülen tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından denetimli serbestlik hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak hürriyetlerinden yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır. Hapis cezasının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesinde yetkili makamların takdir yetkisi bulunsa da bu durum kişi hürriyeti ve güvenliği açısından yetkili makamların keyfî bir şekilde karar vermesi sonucunu doğurmayacaktır. Yetkili makamların takdir ve değerlendirmelerinin Anayasa'daki güvencelere etkisini nihai olarak değerlendirecek merci Anayasa Mahkemesidir. Anayasa bir hükümlünün erkenden tahliye durumundan yararlanmasını güvence altına almamaktadır. Bununla birlikte yetkili makamların bu tür bir erkenden tahliye tedbirinden faydalanmak için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese, herhangi bir takdir yetkileri bulunmadan, bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum farklı olacaktır. Zira bu durum hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olmaması sonucunu doğuracaktır.</p>

<p>18. Yine aynı Kanun'un 89. maddesinin (7) numaralı fıkrasına göre hazırlanan Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik'in 14. maddesinin (f) bendinde idare ve gözlem kurulunun denetimli serbestlik tedbirine esas iyi hâl değerlendirmelerini yapacağı belirtilmiştir. Yönetmelik'in 17. maddesinin (3) numaralı fıkrasında İdare ve Gözlem Kurulunun kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına esas olumlu iyi hâl değerlendirmesini içeren gerekçeli kararının ilgili yönetmeliklerde belirtilen "değerlendirme raporu” ve “iyi hal kararı” yerine geçeceği ifade edilmiştir. Yönetmelik'in 17. maddesinin (2) numaralı fıkrasında kalan cezanın denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infazına dair değerlendirmede hükümlünün iyi hâlli olmadığına karar verilmesi durumunda, hükümlü hakkında yapılacak bir sonraki değerlendirme tarihinin kararda açıkça belirtileceği, Yönetmelik'in 39. maddesi gereğince İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceği düzenlenmiştir. Diğer bir deyişle İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâlin değerlendirilmesindeki olumsuz kararına karşı hükümlü 4675 sayılı Kanun’un 4. ve 5. maddeleri kapsamında şikâyet yolu ile bu kararın gözden geçirilmesini, düzeltilmesini talep edebilecektir.</p>

<p>19. Bu düzenlemelerde İnfaz Hâkimliğinin İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek hükümlünün iyi hâlli olduğu tespitini geçersiz kılabilmesine imkân tanıyan bir hüküm bulunmamaktadır. 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesinin (11) numaralı bendinde hükümlünün koşullu salıverilmesi hakkında ceza infaz kurumu idaresi tarafından hazırlanan gerekçeli raporun infaz işlemlerinin yapıldığı yer infaz hâkimliğine verileceği, infaz hâkimi bu raporu uygun bulursa hükümlünün koşullu salıverilmesine dosya üzerinden karar vereceği, raporu uygun bulmadığı takdirde gerekçesini kararında göstereceği belirtilmiştir. Bu düzenlemeden koşullu salıvermeyle ilgili olarak infaz hâkiminin hakkında olumlu görüş bildirilen hükümlüler yönünden koşullu salıvermenin kabulü ya da reddi hususunda serbestçe takdir hakkını kullanabileceği, İdare ve Gözlem Kurulunca verilen iyi hâl kararı ile bağlı olmadığı sonucu çıkmaktadır. Ancak denetimli serbestlikle ilgili olarak böyle bir düzenleme bulunmamaktadır.</p>

<p>20. Yargıtay, yukarıda yer verilen bir kararında açık ceza infaz kurumuna ayrılmayla ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından verilen kararın İnfaz Hâkimliğince hükümlünün iyi hâlli olmadığının kabul edilmesi gerektiği gerekçesiyle reddedilmesini kanun yararına bozma talebi üzerine incelemiştir. 5275 sayılı Kanun’un 14. maddesinin (4) numaralı fıkrası gereğince anılan fıkrada sayılan suçlardan mahkûm olanların kapalı ceza infaz kurumundan açık ceza infaz kurumuna ayrılmalarına ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararları, infaz hâkiminin onayından sonra uygulanmaktadır.</p>

<p>21. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı kanun yararına bozma talebinde hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmesi için öncelikle kanunda belirtilen süreleri kapalı ceza infaz kurumunda iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiğini, iyi hâllilik durumunun ise 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulunca belirleneceğini, açık ceza infaz kurumuna ayrılma talebiyle ilgili olarak İdare ve Gözlem Kurulu tarafından hükümlünün ceza infaz kurumunda bulunduğu süre içindeki gözlem ve raporları üzerinden yapılan değerlendirme sonucunda verilen kararlara yönelik şikâyet yoluna başvurulabileceğini, infaz hâkimliğince gerek şikâyet üzerine gerekse de onaylanma talebi üzerine gelen dosyalarla ilgili tekrar işin esasına girilerek bir karar verilmesinin mümkün olmadığını, şikâyet hakkında incelemenin hükümlünün açık ceza infaz kurumuna ayrılma koşullarını taşıyıp taşımadığı, şeklî şartların olup olmadığı ile sınırlı olarak yapılması gerektiğini, İnfaz Hâkimliğince açığa ayrılma şartlarının mevcut olup olmadığıyla ilgili inceleme yapılması gerekirken İdare ve Gözlem Kurulu yerine geçerek hükümlünün haklarını olumlu kullanmadığı şeklinde tespit ile esastan bir inceleme ve yerindelik denetimi yapılamayacağını belirtmiştir. Yargıtay, Başsavcılığın tebliğnamesindeki değerlendirmeleri yerinde görmüş ve İnfaz Hâkimliği kararını kanun yararına bozmuştur (bkz. § 21).</p>

<p>22. Yargıtayın bu kararına göre infaz hâkiminin onayından sonra uygulanabilecek açık ceza infaz kurumuna ayrılmaya ilişkin İdare ve Gözlem Kurulu kararlarının söz konusu olduğu durumda dahi infaz hâkimince iyi hâlliliğe ilişkin yerindelik denetimi yapılamayacak, açık ceza infaz kurumuna ayrılmanın şeklî şartlarının mevcut olup olmadığı ile sınırlı olarak inceleme yapılacaktır. Bu, kuşkusuz denetimli serbestlik için gerekli olan iyi hâllilik değerlendirmesi için de geçerlidir. Nitekim hükümlüyü ceza infaz kurumunda gözlemleyip onun hakkında birebir bilgi sahibi olan İdare ve Gözlem Kuruludur. İnfaz hâkimi dosya üzerinden hükümlü hakkında bilgi sahibi olmaktadır. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde İnfaz Hâkimliğinin denetimli serbestlikle cezanın infaz edilmesiyle ilgili yetkisinin şeklî şartların karşılanıp karşılanmadığını denetlemekten ibaret olduğu, İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçerek iyi hâllilikle ilgili bir karar veremeyeceği, şartları oluştuğu hâlde hükümlünün salıverilmesinin yerinde olup olmadığı konusunda herhangi bir takdir yetkisine sahip olmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>23. Sonuç olarak İnfaz Hâkimliğinin kararı başvurucunun hak ettiği tahliye durumu dikkate alındığında ceza infaz kurumunda geçirmesi gerekenden daha fazla bir süre boyunca ceza infaz kurumunda kalmasına sebep olmuştur.</p>

<p>24. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>25. Yukarıda belirttiğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, denetimli serbestlik tedbiriyle tahliye talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Başvurucu, İzmir 1. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kasten yaralama suçundan 3 yıl 4 ay hapis cezasına mahkûm edilmiş, hüküm 22/4/2022 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu 9/6/2022 tarihinde ceza infaz kurumuna girmiş; koşullu salıverilme tarihi 1/7/2023, hak ederek tahliye tarihi 16/6/2025 olarak belirlenmiştir. Ödemiş T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu 21/6/2022 tarihinde başvurucunun iyi hâlli olduğuna ve denetimli serbestlikten yararlanmasının uygun olduğuna karar vermiştir. Kararda, başvurucunun kurum kurallarına uyumlu olduğu, disiplin cezası bulunmadığı, suçunu kabul edip pişmanlık duyduğu ve tekrar suç işleme eğilimi göstermediği belirtilmiş; psiko-sosyal raporlarda yer alan bazı olumsuz tespitlere rağmen denetimli serbestliğe ayrılmasında sakınca görülmediği ifade edilmiştir.</p>

<p>3. Ödemiş İnfaz Hâkimliği, iyi hâl tespitinin 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesine aykırı olduğu gerekçesiyle İdare ve Gözlem Kurulu kararını iptal etmiş ve denetimli serbestlik talebini reddetmiştir. Kararda, denetimli serbestliğin otomatik bir hak olmadığı, suçun niteliği, işleniş biçimi, psiko-sosyal raporlardaki olumsuz değerlendirmeler ve başvurucunun cezaevinde çok kısa süre kalmış olması dikkate alınarak iyi hâl koşullarının oluşmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun bu karara yaptığı itiraz, Ödemiş Ağır Ceza Mahkemesince 22/7/2022 tarihinde reddedilmiştir. Bunun üzerine başvurucu, denetimli serbestlikten yararlanamamasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla süresinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>4. Mahkememiz çoğunluğu başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşarak başvuruyu kabul edilemez bulmuştur. Aşağıda gerekçeleri açıklanacağı üzere, başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaati ile çoğunluk görüşüne iştirak edilmemiştir.</p>

<p>5. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında ise bu haktan ancak kanunda gösterilen hâllerde ve sınırlı olarak yoksun bırakılabileceği düzenlenmiştir. Bu nedenle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına müdahale ancak Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen istisnalardan birinin varlığı hâlinde mümkündür (<i>Murat Narman</i>, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).</p>

<p>6. Anayasa’nın 19. maddesinde öngörülen ilk istisna, mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesidir. Bu kapsamda mahkûmiyet kararına bağlı olarak hapis cezasının veya güvenlik tedbirlerinin infazı kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Söz konusu istisna, suç şüphesine bağlı tutmadan farklı olarak mahkûmiyet kararına dayalı tutmayı ifade etmektedir (<i>Hamit Kaya</i>, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41; <i>Mehmet İlker Başbuğ</i>, B. No: 2014/912, 6/3/2014, § 70).</p>

<p>7. Anayasa’nın 19. maddesinde mahkûmiyet kararının infazına ilişkin açık bir hüküm bulunmamakla birlikte, hükümlülerin ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına uygun olması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında değerlendirilmelidir. Ceza infazının mahkeme kararına uygun yürütülmesi, Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi kapsamında güvence altındadır (<i>Mithat Bakikuşağı</i>, B. No: 2013/4682, 17/9/2014, § 32).</p>

<p>8. 5275 sayılı Kanun’un 105/A maddesi, iyi hâlli hükümlülerin talebi hâlinde koşullu salıverilme tarihine kadar kalan cezalarının denetimli serbestlik tedbiri uygulanmak suretiyle infazına imkân tanımaktadır. Bu düzenlemenin hükümlülerin ceza infaz kurumunda geçirecekleri süreyi kısalttığı açıktır (Mithat Bakikuşağı, § 35). Ancak denetimli serbestlikten yararlanabilmek için hükümlünün talebinin bulunması, kanunda öngörülen sürelere ve koşullara uyulması, iyi hâlli olması ve infaz hâkiminin bu yönde karar vermesi gerekmektedir. Dolayısıyla bu tedbir otomatik olarak uygulanmamaktadır (AYM, E.2020/44, K.2020/41, 17/7/2020, § 62).</p>

<p>9. Anılan düzenleme kapsamında infaz hâkiminin takdir yetkisi bulunmakta olup, bu yetki hapis cezasının bir kısmının denetimli serbestlik tedbiri uygulanarak infaz edilmesine yöneliktir. Bununla birlikte denetimli serbestlik tedbirinin uygulanması Anayasa’nın 19. maddesi kapsamında mutlak bir hak niteliğinde değildir ve infaz hâkiminin bu konuda keyfî karar verebileceği sonucuna da varılamaz (<i>Halis Yurtsever</i>, B. No: 2015/17595, 29/11/2018, § 29; <i>Mithat Bakikuşağı</i>, § 38).</p>

<p>10. Somut olayda başvurucu, denetimli serbestlikten yararlanmak için kanunda öngörülen şartları taşımasına rağmen İnfaz Hâkimliği, İdare ve Gözlem Kurulunun iyi hâl tespitini iptal ederek denetimli serbestlikten yararlanmasına engel olmuştur. 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca hükümlülerin iyi hâlli olup olmadıklarına ilişkin değerlendirme İdare ve Gözlem Kurulları tarafından yapılmaktadır.</p>

<p>11. İlgili yönetmelik hükümleri uyarınca denetimli serbestliğe esas iyi hâl değerlendirmesini yapma yetkisi İdare ve Gözlem Kuruluna aittir. Kurulun bu yöndeki kararlarına karşı hükümlülerin şikâyet yoluna başvurma imkânı bulunmakta olup, mevzuatta infaz hâkiminin Kurulun yerine geçerek iyi hâl tespiti yapmasına imkân tanıyan bir düzenleme yer almamaktadır.</p>

<p>12. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 26/9/2022 tarihli ve E.2022/8372, K.2022/7298 sayılı kararında; açık ceza infaz kurumuna ayrılabilmek için hükümlünün kapalı ceza infaz kurumunda kanunda öngörülen süreleri iyi hâlli olarak infaz etmesi gerektiği, iyi hâlliliğin 5275 sayılı Kanun’un 89. maddesi uyarınca İdare ve Gözlem Kurulu tarafından belirleneceği vurgulanmıştır. İnfaz hâkimliğinin incelemesinin, hükümlünün açığa ayrılma şeklî şartlarını taşıyıp taşımadığıyla sınırlı olduğu, Kurulun yerine geçerek yerindelik ve esasa ilişkin değerlendirme yapamayacağı belirtilmiştir. Bu ilkelere aykırı şekilde İdare ve Gözlem Kurulu kararının esastan reddedilmesi hukuka aykırı bulunarak karar kanun yararına bozulmuştur. (Benzer yönde bkz. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/12/2022 tarihli ve E.2022/13938, K.2022/10345 sayılı kararı.)</p>

<p>13. Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 23/1/2018 tarihli ve E.2017/1696, K.2018/181 sayılı kararında ise; hükümlülerin ödüllendirilmesine ilişkin kararların idare ve gözlem kurulunun takdir yetkisinde olduğu, infaz hâkimliğinin bu kararlara karşı yalnızca hukukî denetim yapabileceği, Kurulun yerine geçerek esasa dair karar veremeyeceği ifade edilmiştir. Bu yetki aşımı nedeniyle infaz hâkimliği kararı kanun yararına bozulmuştur.</p>

<p>14. Görüldüğü üzere Yargıtay içtihatlarında da infaz hâkiminin, İdare ve Gözlem Kurulu kararlarına ilişkin incelemesinin şekli şartlarla sınırlı olduğu, yerindelik ve esasa ilişkin değerlendirme yapamayacağı kabul edilmiştir. Bu yaklaşım denetimli serbestlik bakımından da geçerlidir. Hükümlüyü fiilen gözlemleyen ve hakkında doğrudan bilgi sahibi olan makam İdare ve Gözlem Kuruludur. İnfaz hâkiminin bu Kurulun yerine geçerek iyi hâl değerlendirmesi yapması mümkün değildir.</p>

<p>15. Somut olayda İnfaz Hâkimliği, başvurucunun yargılandığı davaya ve suçun niteliğine dayanarak İdare ve Gözlem Kurulunun yerine geçmiş ve iyi hâllilik konusunda esasa ilişkin değerlendirme yapmıştır. Oysa Kurul kararında denetlenebilir ve yeterli gerekçenin bulunduğu görülmektedir.</p>

<p>16. Bu nedenle İnfaz Hâkimliğinin kararı, başvurucunun hak ettiği denetimli serbestlikten yararlanamamasına ve ceza infaz kurumunda geçirmesi gerekenden daha uzun süre tutulmasına yol açmıştır. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği kanaatiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202281860-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/yargi/aymamna.jpg" type="image/jpeg" length="27420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/39476 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 16/12/2025 tarihli ve 2021/39476 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong> <strong>Ş.</strong> <strong>VE</strong> <strong>İ.</strong><strong>K.</strong><strong> BAŞVURUSU (2) </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/39476)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 16/12/2025</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Volkan SEVTEKİN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucular</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atıldığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, Cumhuriyet savcısının görüşünün tebliğ edilmemesi ve tanık dinletme talebinin karşılanmaması nedenleriyle de silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 31/8/2021 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. Başvurucular ve L.M., İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda (İnfaz Kurumu) hükümlü olarak bulunmaktadır. Diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız</i>." ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan attıkları tespitini içeren tutanak hazırlanmış ve söz konusu 17/5/2021 tarihli tutanakta “<i>Gereksiz gürültüye sebep verdiklerinden İnfaz Kurumu’nun işleyişini ve güvenliğini aksatmışlardır.</i>” tespitine yer verilmiş, bunun üzerine haklarında disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>7. Disiplin Kurulu Başkanlığı (Disiplin Kurulu) tarafından yürütülen soruşturmada başvurucuların savunmaları alınmıştır. Bu kapsamda başvurucu İ.K. İnfaz Kurumuna 2/3/2021 tarihinde Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumundan geldiklerini, slogan atma eylemini kabul ettiğini ancak bu eylemin suç unsuru içermediğini, taleplerinin meşru ve insani olduğunu, başka bir yol olmadığı için bu eylemi yapmak zorunda kaldıklarını, eylemlerini arttırarak sürdüreceklerini ifade etmiş; ayrıca “[G.G.]<i> Arkadaşımızın yanımıza gönderilmesini istiyoruz.</i>” şeklinde beyanda bulunmuştur. Başvurucu D. Ş. da slogan attıklarını kabul ederek talepleri uğruna çok bedel ödediklerini, her türlü bedeli ödemeye de hazır olduklarını, idarenin keyfî ve usulsüz uygulamalarına karşı haklarını alana kadar direnişe devam edeceklerini, bundan kaynaklanacak her türlü sorundan idarenin sorumlu olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>8. Disiplin Kurulu 27/5/2021 tarihli kararında 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan kapılara vurarak slogan atma eylemleri kapsamında gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak fiilini işledikleri gerekçesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi, 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası gereğince başvurucuların üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir.</p>

<p>9. Başvurucular, cezaya karşı İzmir 1. İnfaz Hâkimliği (İnfaz Hâkimliği) nezdinde şikâyet yoluna başvurmuş; şikâyet dilekçesinde, savunmalarını bizzat mahkeme huzuruna çıkarılmak suretiyle yüz yüzelik ilkesine uygun şekilde yapmak istediklerini belirtmiştir.</p>

<p>10. İnfaz Hâkimliği tarafından Cumhuriyet savcısının (savcılık) yazılı görüşü alınmıştır. 15/6/2021 tarihli savcılık görüşünde disiplin cezası kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir. İnfaz Hâkimliği ayrıca İnfaz Kurumuna yazılan 17/6/2021 tarihli müzekkere ile başvurucuların ifadesinin Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile alınacağını belirtmiş, duruşma gün ve saatinde SEGBİS salonunda başvurucuların hazır edilmesi gerektiğini bildirmiştir. Aynı yazıda ayrıca bu müzekkerenin başvuruculara tebliği gerektiğini belirterek başvurucuların SEGBİS ile ifade vermemeleri hâlinde susma hakkını kullanmış sayılacaklarını ve beyanları alınmaksızın karar verileceğini ihtar etmiştir.</p>

<p>11. Başvurucuların 24/6/2021 tarihinde İnfaz Kurumunun SEGBİS salonunda duruşma yapılmak suretiyle ifadeleri alınmıştır. Başvurucular COVID-19 salgınının etkilerinin ortadan kalktığını belirterek mahkemeye götürülmek suretiyle savunmalarını bizzat hâkim huzurunda yapma taleplerini yinelemiş, aksi hâlde savunma vermeyeceklerini beyan etmiş, barodan kendilerine avukat tayin edilmesini talep etmiştir.</p>

<p>12. Anılan duruşmada İnfaz Hâkimliğince disiplin cezası kararı, ekleri, savcılık görüşü ve itiraz dilekçesi okunmuştur. Akabinde başvurucuların mahkemeye götürülerek doğrudan hâkim huzurunda savunma yapma taleplerini inceleyen İnfaz Hâkimliği, bu taleplerin reddine karar vermiştir. Hâkimlik, kararın gerekçesinde kanun koyucu tarafından infaz hâkimliklerinin görev alanını genişleten düzenleme yapıldığı, bu nedenle meydana gelen günlük tahliye kararlarının yoğunluğu sebebiyle İnfaz Kurumunda dahi savunma alınamadığı hususuna yer vermiştir. Bunun yanı sıra COVID-19 salgını nedeniyle hükümlülerin ve İnfaz Kurumu görevlilerinin sağlık durumlarının tehlikeye girme ihtimali üzerinde durmuş, SEGBİS ile yapılan duruşmanın duruşma salonundakinden farklı olmadığını belirtmiştir. Başvurucuların avukat talebine yönelik olarak yaptığı incelemede ise 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'na göre barodan müdafi yardımından yararlandırılma yönündeki talebin yalnızca haklarında iddianame ile açılmış davada yargılanan sanıklara münhasır olduğunu, disiplin suçlarının bu kapsamda yer almadığını, talebin kabulüne kanunen olanak bulunmadığını ifade etmiştir. Sonuç olarak başvurucuların savunma hakkından vazgeçmiş sayılmalarına karar verilmiştir.</p>

<p>13. İnfaz Hâkimliği 30/6/2021 tarihli kararıyla, başvurucuların Disiplin Kurulunun ceza verme kararına yönelik itirazlarının ayrı ayrı reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde Hâkimlik, SEGBİS yönünden yeniden değerlendirme yapmış; kişilerin itirazlarının SEGBİS yöntemiyle alınması durumunda bir hak kısıtlamasının olmayacağını, bu şekilde alınan savunmanın ifade verme niteliğinde olduğunu, şikâyet edenin bu ifadesinde her türlü delilini ve gerekçesini bildirme özgürlüğü olduğunu belirtmiştir. Gerekli görüldüğü takdirde infaz hâkimine ceza infaz kurumunda ifade alabilme yetkisinin dahi tanındığına dikkat çeken Hâkimlik, Ceza İnfaz Kurumunda bulunan SEGBİS odasında kişilerin kendini rahatça ifade edemeyeceği söyleminin bir dayanağının olmadığı kanaatine varmıştır. Esasa yönelik değerlendirme içeren gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"</i><i>İtiraz edenlere isnat edilen eylem 5275 sayılı yasanın 42/2-e maddesinde tanımlı 'slogan atmak' disiplin suçudur. Bu disiplin suçuna yönelik isnat nedeniyle 17/05/2021 tarihli tutanak düzenlenmiştir. Tutanakta itiraz edenlerin saat 10.00, 15.00 ve 22.00 saatlerinde kapılara vurarak 'direne direne kazanacağız, sohbet hakkımız engellemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük' şeklinde slogan attıkları tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır. Zira ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında yasanın 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine varılmış, tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği, disiplin kurulunca itiraz edenler hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından itirazların ayrı ayrı reddine şeklinde karar verilmiştir."</i></p>

<p>14. Başvurucular ve L.M., İnfaz Hâkimliği kararına karşı itiraz etmiş; itiraz dilekçesinde SEGBİS ile duruşma açılması hususuna yönelik şikâyetlerini yineleyerek etkili şekilde savunma yapamadıklarını, avukat yardımından faydalanamadıklarını, tanık dinletme imkânından yararlanamadıklarını ileri sürmüş; ayrıca itiraz konusu kararın esas bakımından da ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>15. Başvurucuların itirazı, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) incelenmiş ve bu kapsamda savcılığın yazılı görüşü alınmıştır. Savcılık görüşünde İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmiştir. Mahkeme 6/8/2021 tarihli kararıyla başvurucuların itirazlarının kesin olarak reddine hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde, İnfaz Hâkimliği kararında usul ve kanuna aykırılık bulunmadığını, mütalaaya uygun şekilde karar verildiğini ifade etmiştir.</p>

<p>16. Başvurucular, nihai kararı 13/8/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p>17. 5275 sayılı Kanun'un “<i>Disiplin cezalarının niteliği ve uygulama koşulları</i>” başlıklı 37. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır. (Ek cümle:14/4/2020-7242/23 md.) Hükümlünün duruşma, sağlık, eğitim ve çalışma gibi nedenlerle geçici olarak kurum dışında bulunduğu yerler de bu fıkranın uygulanması bakımından kurum olarak kabul edilir.” </i></p>

<p>18. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>" başlıklı 42. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır. </i></p>

<p><i>(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır: </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(3) Hükümlüye gelen mektup, faks ve telgraflar, disiplin cezasının infazından sonra kendisine verilir. Aynı türden olsa bile sonraki disiplin cezasının infazına bu işlem yapılmadan başlanamaz. </i></p>

<p><i>(4) Anne, baba, eş, çocuk ve kardeşlerin ölüm veya ağır hastalıkları ile doğal afet hâllerinde yapılması gereken haberleşmeler ve avukat ile ilişkilerde bu madde hükmü uygulanmaz." </i></p>

<p>19. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma</i>" başlıklı 43. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar ziyaretçi görüşüne çıkarılmamasıdır."</i></p>

<p>20. 5275 sayılı Kanun'un "<i>Disiplin cezasını gerektiren eylemlerin tekrarı, disiplin cezalarının infazı ve kaldırılması</i>" başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Bir eylemden dolayı verilen disiplin cezası kesinleştikten sonra bu cezanın infazı tamamlanıp kaldırılması için dördüncü fıkrada belirtilen süreler geçinceye kadar yeniden disiplin cezasını gerektiren bir eylemde bulunan hükümlü hakkında, her defasında bir üst ceza uygulanır."</i></p>

<p>21. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "<i>İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar</i>" başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K/5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir. </i></p>

<p><i>İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir. </i></p>

<p><i>İnfaz hâkimi, bu Kanunda hüküm bulunmayan hallerde 4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümlerine göre inceleme ve işlemlerini yürütür ve kararını verir. </i></p>

<p><i>(Değişik beşinci fıkra:14/4/2020-7242/6 md.) İnfaz hâkiminin kararlarına karşı şikâyetçi veya ilgili Cumhuriyet savcısı tarafından, tebliğden itibaren iki hafta içinde Ceza Muhakemesi Kanunu hükümlerine göre itiraz yoluna gidilebilir. Kanunlarda infaz hâkiminin onayına tabi olduğu belirtilen hususlarda da bu hüküm uygulanır." </i></p>

<p>22. 5271 sayılı Kanun'un<i> "Karar"</i> başlıklı 271. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir. </i></p>

<p><i>(2) İtiraz yerinde görülürse merci, aynı zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir. </i></p>

<p><i>(3) Karar mümkün olan en kısa sürede verilir. </i></p>

<p><i>(4) Merciin, itiraz üzerine verdiği kararları kesindir; ancak ilk defa merci tarafından verilen tutuklama kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir.”</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 16/12/2025 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Adli Yardım Talebi </strong></p>

<p>24. Başvurucular, bireysel başvuru harç ve masraflarını karşılayacak gelirleri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>25. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay</i> ([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucuların açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım taleplerinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>26. Başvurucular, bulundukları hücrede İnfaz Kurumu idaresi tarafından kitap hakkına konulan sınırlama ve dergi yasağına karşı protesto etmek amacıyla slogan attıklarını ve bu nedenle disiplin cezası ile cezalandırıldıklarını ifade ederek Anayasa'da güvence altına alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>27. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği birçok kararda, ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu/hükümlülerin kurumda attığı slogan nedeniyle disiplin cezasıyla cezalandırılmasını ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirmiştir (ilgili kararlar için bkz. <i>Cihat Özdemir</i> [2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018, § 19; <i>Ömer Haran</i> [1. B.], B. No: 2017/33744, 1/7/2020, § 21; <i>Barış İnan (2)</i> [1. B.], B. No: 2018/38006, 17/11/2021, § 17). Bu kapsamda başvurucuların iddialarının bir bütün hâlinde ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine dair iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>29. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere, başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi çok sayıda kararında ifade özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu belirtmiştir (<i>Bekir Coşkun</i> [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 33-35;<i> Mehmet Ali Aydın</i> [GK], B. No: 2013/9343, 4/6/2015, §§ 42, 43; <i>Tansel Çölaşan </i>[1. B.], B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).</p>

<p>30. Herkes gibi hükümlü ve tutuklular da Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ortak alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına (<i>Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65) ve bu bağlamda ifade özgürlüğüne de sahiptir (<i>Murat Karayel (5) </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/6223, 7/1/2016, § 27).</p>

<p>31. Öte yandan ifade özgürlüğünün mutlak bir hak olmadığı ve Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen sebeplerle sınırlanabileceği unutulmamalıdır. Bu bağlamda ceza infaz kurumunda bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi kurumda güvenliğin ve düzenin korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda mahpusların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir (<i>Murat Karayel (5),</i> § 29).</p>

<p>32. Kurum içinde attığı slogan nedeniyle hakkında disiplin cezası uygulanan başvurucuların ifade özgürlüğüne bir müdahalede bulunulmuştur. Müdahaleye dayanak olan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kamu düzeninin korunması meşru amacı kapsamında kaldığı anlaşılmıştır. O hâlde Anayasa Mahkemesinin yapması gereken, söz konusu müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygunluğunu denetlemektir.</p>

<p>33. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun'un Sekizinci Bölümü'nde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun'un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Kanun'daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde uyarınca, bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp 37. maddedeki şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu çerçevede Kanun'da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, suçun ceza infaz kurumunda “<i>düzenli bir yaşamın sürdürülmesi</i>”ni veya “<i>güvenliğin</i>” ya da “<i>disiplinin</i>” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 42. maddedeki “<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>” cezasının uygulanabilmesi için de bu koşullar geçerlidir. Buna göre kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralda yer alan “<i>gereksiz</i>” ibaresinin -Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte değerlendirildiğinde- ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu niteliği taşımayan marş söyleme ve slogan atma eylemlerinin cezalandırılması ise Kanun gereği mümkün değildir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>34. Diğer yandan, ceza infaz kurumlarının yapıları gereği hürriyetin sınırlandırıldığı ve devletin kontrolü altındaki özel alanlar olması ve dolayısıyla devletin hem bu kurumda bulunanların güvenliklerini ve sağlıklarını koruma hem de disiplini tesis etme yükümlülüğünün bulunması karşısında, hükümlülerin ve tutukluların ceza infaz kurumlarında diledikleri şekilde eylem yapma özgürlüğünün bulunmadığı sonucu ortaya çıkmaktadır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).</p>

<p>35. Anayasa Mahkemesinin <i>Murat Karayel (3)</i> ([1. B.], B. No: 2013/5444, 6/1/2016) kararında ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak şekilde slogan atmanın disiplin müeyyidesine bağlanmasının tek başına ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurmayacağı belirtilmiştir. Anılan kararda slogan atma nedeniyle verilen disiplin cezasının kişilerin kendini ifade etmek için sarf ettiği sözler temelinde ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale oluşturduğuna kanaat getirilmiştir. Bu müdahalenin 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi kapsamında icra edildiği gözetildiğinde kanuni dayanağının bulunduğu, ceza infaz kurumunun düzeni ve güvenliğinin sağlanması ile suçun önlenmesi amacıyla yapıldığı gözetildiğinde meşru bir amaç taşıdığı belirtilmiştir. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı belirtilen kararda eylemin slogan atarak gerçekleştirilmiş olmasının bu durumu değiştirmeyeceği ifade edilmiştir. Söz konusu olayda toplu hareket ederek belirli bir organizasyon içinde hareket edilmesinin ceza infaz kurumu idaresi tarafından kurumun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirilmesi ve bu tehdide yönelik olarak çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile hareket edilmesinin ölçüsüz bir müdahale teşkil etmeyeceği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>36. Somut olayda başvurucular, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte aynı gün içinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmışlar ve ceza infaz kurumu idaresince bu durum tutanağa bağlanmıştır. Anayasa Mahkemesi 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında ceza infaz kurumunda yalnızca slogan atılmasının aynı Kanun'un 42. maddesinde öngörülen disiplin suçunu oluşturabilmesi için yeterli olmadığını, bu eylemin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerektiğini kabul etmiştir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013; <i>Murat Karayel (5)</i>, §§ 43, 44; <i>Cihat Özdemir</i>, § 22). Bununla birlikte ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması için özellikle terör örgütlerine bağlılığı canlı tutmaya katkıda bulunabilecek toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmadığı da ifade edilmiştir (<i>Murat Karayel (5)</i>, § 46; <i>Cihat Özdemir,</i> § 22). Dolayısıyla somut olayda başvurucuların gerçekleştirdiği slogan atma eyleminin kurumdaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek nitelikte kabul edilmesinin mümkün olup olmadığı ile bu hususta idare ve yargı mercilerince ilgili ve yeterli gerekçelerin ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>37. Olay günü İnfaz Kurumu idaresine yönelik söz konusu protestolarından ötürü başvurucular hakkında disiplin soruşturmasına dayanak tutanak düzenlenmiştir (bkz. § 6). Disiplin Kurulu da 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan, kapılara vurarak slogan atma eylemleri nedeniyle başvurucuların disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. §§ 7, 8). Bir başka anlatımla Disiplin Kurulu; disiplin soruşturmasına dayanak -gereksiz gürültüye sebebiyet verme nedeniyle İnfaz Kurumunun işleyişi ve güvenliğinin aksaması tespitini içeren- tutanak ve başvurucuların ifadeleri doğrultusunda, ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından ilgili mevzuat ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış kurallarını, başvurucuların kusurlu olarak ihlal ettiklerini değerlendirmiştir. Ayrıca Disiplin Kurulunun anılan sonuca varırken başvurucu İ. K.nın başka bir mahpusun kendi koğuşlarına gönderilmesi yönündeki talebinin de etkili olduğu anlaşılabilmektedir. Zira slogan atma eylemiyle dile getirilen bu talebin esasen Kurum idaresinin daha geniş takdir yetkisine sahip olduğu bir konuda Kurum otoritesini zayıflatmaya dönük -başvurucuların mahkûm olduğu suç türü de dikkate alındığında- örgütsel bir amaç taşıdığı izlenimi uyandırması mümkündür.</p>

<p>38. Başvurucuların disiplin cezasına karşı itirazları üzerine İnfaz Hâkimliği yaptığı incelemede "<i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır</i>." ve <i>"kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında</i>" şeklinde değerlendirmelerde de bulunmuştur. Sadece bu ifadelere göre yapılacak değerlendirmenin 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde disiplin cezası olarak öngörülen "<i>gereksiz yere slogan atma</i>" tipik eyleminin -Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte dikkate alındığında- ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da ceza infaz kurumundaki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde slogan atılması durumunda disiplin suçunu oluşturacağı, aksi hâlde bu niteliği taşımayan slogan atma eylemlerinin cezalandırılmasının kanun gereği mümkün olmadığını vurgulayan Anayasa Mahkemesi kararı (bkz. § 33) ile uyumlu olmadığı anlaşılmıştır. Öte yandan İnfaz Hâkimliğinin sadece anılan değerlendirmeleri üzerinden değil kurduğu gerekçenin bütünü üzerinden bir inceleme yapılarak müdahaleye konu yargısal kararda Anayasa Mahkemesi içtihadında benimsenen ilgili ve yeterli gerekçe oluşturma kriterinin karşılanıp karşılanmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>39. İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde disiplin suçuna yönelik olarak 17/5/2021 tarihli tutanağa atıfla ilgili mevzuatta slogan atmanın yasaklandığı belirtilerek ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun şikâyet konusu olayda oluştuğu açıklanmıştır (bkz. § 13). Buna göre Hâkimlik, disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğinde ihtilaf bulunmadığını kabul ettiği eylemin disiplin cezasıyla cezalandırılmasında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır.</p>

<p>40. Bu durumda İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde gerek 17/5/2021 tarihli tutanağa yapılan atıf gerekse de Disiplin Kurulu kararı dikkate alındığında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğuna dair açıklamalar karşısında karar gerekçesinin atılan sloganların <i>gereksizliğine</i> ilişkin tespit için ilgili ve yeterli olduğu kabul edilmiştir. Zira Hâkimliğin slogan atma eyleminin disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğini kabul ettiği, bu eylemin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde gerekçe kurduğu açıktır. Buna göre Hâkimliğin kurumun düzen ve disiplinini bozduğunu belirttiği eylemin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilemeyecek <i>gereksiz</i> bir eylem olduğu kanaatiyle şikâyetin reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>41. Sonuç olarak disiplin cezasına konu olayda toplu şekilde ve belirli bir organizasyon içinde hareket edilmesi İnfaz Kurumu idaresi tarafından kurumun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak İnfaz Kurumu idaresi, çok ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile (üç ay ziyaretçi görüşünden yoksun bırakma) düzenin ve güvenliğin bozulmasını engellemeyi amaçlamıştır (bkz. § 8). Öte yandan başvurucuların İnfaz Kurumu tarafından düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi ya da diğer haberleşme ve iletişim araçlarından istifade etmesinin yasaklanması söz konusu olmadığından tecrit şartlarının oluştuğu da değerlendirilemez. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının ceza infaz kurumunda düzenin ve disiplinin sağlanması amacını gerçekleştirmek için ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez.</p>

<p>42. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan <i>ifade özgürlüğünün</i> ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>C. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi ceza infaz kurumunda bulunan tutuklu ya da hükümlüler hakkında uygulanan disiplin cezalarının infazının kişiler üzerinde yaratacağı etkiyi değerlendirmek suretiyle bazı disiplin cezalarının kişisel hak ve bu bağlamda medeni hak niteliğinde olduğunu, söz konusu disiplin cezalarına karşı yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin de medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ifade etmiştir (birçok karar arasından bkz.<i> Giyasettin Aydın</i> [2. B.], B. No: 2013/1852, 25/3/2015, § 37; <i>Cihan Yeşil </i>[1. B.], B. No: 2013/8635, 6/5/2015, § 35; <i>Metin Yamalak (2)</i> [1. B.], B. No: 2013/9450, 13/4/2016, § 59). Dolayısıyla haklarında uygulanan disiplin cezası nedeniyle başvurucuların yaptığı şikâyetin İnfaz Hâkimliği tarafından incelenmesinin <i>medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin</i> uyuşmazlık kapsamında kaldığının ve somut olayda Anayasa’nın 36. maddesinin uygulanmasının mümkün olduğunun kabul edilmesi gerekir. Bu nedenle başvurucuların adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürdüğü ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir.</p>

<p><strong>1. Silahların Eşitliği ve Çelişmeli Yargılama İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>44. Başvurucular, yargılama sürecinde alınan savcılık görüşünün kendilerine tebliğ edilmediğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucuların iddiaları adil yargılanma hakkı kapsamında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir.</p>

<p>46. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un <i>"Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi"</i> başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir." </i></p>

<p>47. Başvurucuların ileri sürdüğü ihlal iddiasının niteliği nazara alınarak başvurunun bu bölümünün öncelikle kabul edilebilirlik kriterlerinden olan <i>anayasal ve kişisel önemden yoksun olma </i>yönünden incelenmesi gerekir.</p>

<p>48. Anayasa Mahkemesi <i>K.V. </i>([GK], B. No: 2014/2293, 1/12/2016) kararında anayasal ve kişisel önemden yoksun olma kriterinin nasıl anlaşılması ve uygulanması gerektiği hususuna dair genel ilkeleri belirlemiştir. Buna göre Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesi ile anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların esastan incelenmemesine imkân tanıyan ek bir kabul edilebilirlik kriteri getirildiğini belirtmiştir. Bu ilke kapsamında diğer tüm kabul edilebilirlik kriterlerini taşısa hatta esas hakkında incelemeye geçildiğinde ihlal kararı verilebilecek nitelikte olsa bile Kanun'da belirtilen nitelikteki bir başvuru kabul edilemez bulunabilecektir. Kanun'da anayasal ve kişisel önemden yoksun başvuruların kabul edilemez bulunabilmesi için iki koşulun öngörüldüğüne vurgu yapılmıştır. Bunlardan <i>anayasal önem</i> olarak adlandırılabilecek olan birinci koşul, başvurunun Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımamasını ifade etmektedir. <i>Kişisel önem</i> olarak adlandırılabilecek olan ikinci koşul ise başvurucunun önemli bir zarara uğramamasıdır. Bu koşul, somut olayın başvurucunun kişisel durumu üzerindeki olumsuz etkisinin derecesiyle ilgilidir. Somut olayda ortaya çıkan kişisel zararın önemli olup olmadığını başvurucunun subjektif algısı belirlemez. Bu husus, başvurucunun içinde bulunduğu koşullar da dâhil olmak üzere her olayın kendine özgü koşulları dikkate alınarak ve objektif verilerden hareket edilerek Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilecektir. Anayasa hükümlerinin yorumlanması açısından önem taşıma unsurunun Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru yoluyla daha önce yorumlamadığı meseleleri kapsadığında kuşku yoktur. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bir meseleyle ilgili olarak daha önce Anayasa'nın ilgili hükümlerini yorumlamış olsa bile değişen durumları dikkate alarak yeniden yorumlama ihtiyacı duyabilir.</p>

<p>49. Anayasa Mahkemesi <i>Selahattin</i> <i>Demirtaş</i><i> (4)</i> ([2. B.], B. No: 2017/27359, 10/6/2020, §§ 33-35) kararında; infaz hâkimliğine şikâyet incelemeleri sırasında alınan savcılık görüşünün şikâyetçilere bildirilmemesinin anayasal önem taşımadığını, içeriğinde başvurucunun cevap vermesini gerektirmeyen ve daha önce ileri sürülmemiş yeni bir olgudan bahsedilmeyen durumlarda savcılık görüşünün başvurucuya bildirilmemesinin önemli bir zarara da neden olmadığını ifade etmiştir. Anayasa Mahkemesi, <i>Erhan Şahin</i> ([1. B.], B. No: 2020/20877, 21/11/2023) ve <i>Erhan Şahin (2)</i> ([1. B.], B. No: 2020/22972, 17/7/2024) kararlarında da bu içtihadını sürdürmüştür.</p>

<p>50. Başvuruya konu olayda hem İnfaz Hâkimliği hem de Ağır Ceza Mahkemesi tarafından savcılıktan görüş alındığı görülmüştür. İnfaz Hâkimliği 24/6/2021 tarihinde, başvurucuların SEGBİS salonunda hazır bulunduğu duruşmada diğer belgelerle birlikte savcılık görüşünü de okumuştur. İnfaz Hâkimliği kararına itiraz üzerine Ağır Ceza Mahkemesince alınan savcılık görüşünün ise başvuruculara tebliğ edilmediği ve herhangi bir şekilde başvurucuların bu görüşten haberdar edilmediği görülmüştür. Savcılık görüşünde ise sadece İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu hususuna yer verildiği, yeni bir iddiada bulunulmadığı gibi yargılamanın sonucuna tesir edecek nitelikte esasa ilişkin bir değerlendirme de yapılmadığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 10, 12, 15).</p>

<p>51. Somut uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin olduğu hususunda tartışma bulunmamaktadır. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan incelemede savcılığın dosyaya gönderdiği görüşte İnfaz Hâkimliği kararının yasal mevzuata uygun olduğu belirtilmekle yetinilmiş, başkaca bir iddiaya yahut açıklamaya yer verilmemiştir (bkz. § 15). Dolayısıyla savcılığın görüşünün tebliğ edilmemesinin -yargılamanın bütününe bakıldığında- başvurucuları dezavantajlı duruma düşürdüğünü ve yargılamanın hakkaniyetine zarar verdiğini söylemek mümkün görünmemektedir. Anayasa Mahkemesinin medeni hak ve yükümlülükler yönüyle mevcut içtihadından ayrılmasını gerektiren bir sebep de bulunmadığı gözetildiğinde başvurucuların savcılık görüşünün tebliğ edilmemesi sebebiyle yargılamanın sonucunu etkileyecek usuli bir imkândan mahrum bırakıldığını söylemek mümkün görünmemektedir. Sonuç olarak başvuruda, <i>Selahattin</i> <i>Demirtaş</i><i> (4)</i> kararında açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>anayasal ve kişisel önemden yoksun olması</i> nedeniyle diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Tanık Dinletme Talebinin Karşılanmadığına İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları </strong></p>

<p>53. Başvurucular; disiplin cezasına konu olaya ilişkin tutanağı imzalayan infaz koruma memurlarının mahkeme huzurunda dinlenmediğini, taleplerine rağmen soru sorma haklarının engellendiğini belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>54. Başvurucunun hakkında uygulanan disiplin cezası nedeniyle yaptığı şikâyetlere benzer iddialar daha önce birçok kez adil yargılanma hakkı kapsamındaki silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri yönünden incelenmiştir (birçok karar arasından bkz. <i>Ahmet Yeter</i> [1. B.], B. No: 2014/5100, 16/2/2017, §§ 27-31; <i>Sözdar Oral</i> [2. B.], B. No: 2018/21028, 13/9/2022, §§ 32-57).</p>

<p>55. Anayasa Mahkemesi daha önce adil yargılanma hakkı güvencelerinden açık veya örtülü şekilde feragat edilmesinin mümkün olduğunu belirtmiştir. Buna göre Anayasa'nın herhangi bir maddesi, kişilerin tanık dinletme taleplerini içeren adil yargılanma hakkının güvencelerinden feragat etmelerini yasaklayan bir hüküm içermemektedir. Anayasa Mahkemesi feragatin Anayasa'ya uygun kabul edilebilmesi için feragat iradesinin kesin olarak (tereddütsüz) ortaya konulması ve feragatin sonuçlarının kişi yönünden makul ve öngörülebilir olması gerekliliğini ifade etmiştir. Buna ek olarak asgari usul güvencelerinin sağlanmış olması, ayrıca adil yargılanma hakkından feragat edilmesini meşru olmaktan çıkaran üstün bir kamu yararının da bulunmaması gerekir (<i>Selçuk Arslan</i> [GK], B. No: 2020/19752, 6/2/2025, §§ 61-63).</p>

<p>56. Örtülü feragatin hangi durumlarda Anayasa'ya uygun kabul edileceğine ilişkin ilkeler ise genel olarak <i>Ansar Onat</i> [2. B.], B. No: 2019/14515, 15/6/2022) kararında belirtilmiştir. Buna göre örtülü feragatin geçerli olabilmesi için feragat eden tarafın söz konusu eylemlerinin sonuçlarını makul olarak öngörebileceğinin ortaya konulması gerekir. Dolayısıyla yetkili yargı organları bu konuda varsayıma dayalı bir değerlendirme yapmamalıdır. Bununla birlikte adil yargılanma hakkı güvencelerinden feragat iradesi, bunu gösteren olguların bulunmasından veya ilgili kişinin tutum ve davranışlarından anlaşılabilir (bazı farklılıklarla birlikte bkz<i>. Ansar Onat, </i>§ 21).</p>

<p>57. Başvurucuların tanık dinleme yetkisine sahip olan İnfaz Hâkimliği önünde bu şikâyetini dile getirmeyip itiraz aşamasında bu talepte bulunduğu durumlarda -talebin ilk kez itiraz aşamasında ileri sürülmesini haklı kılan koşulların bulunduğu durumlar dışında- itiraz mercii bu şikâyeti karşılamamış olsa dahi örtülü feragat sonucuna ulaşılması mümkün olabilir. Çünkü başvurucu, hukukun kendine sağladığı imkânlara rağmen bu talebini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan mahkeme önünde değil bu yetkiye sahip olmayan bir kanun yolu mercii önünde dile getirmiştir (tanık sorgulama hakkı yönünden benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Selçuk Arslan</i>, § 67).</p>

<p>58. Somut olayda başvurucuların aldığı disiplin cezası infaz koruma memurlarının düzenlediği tutanağa dayanmaktadır (bkz. § 6). Başvurucuların İnfaz Hâkimliğinde devam eden yargılama sürecinde tanık dinletme talebinde bulunmadıkları görülmüştür. Diğer bir ifadeyle başvurucuların tanık dinleme yetkisine sahip İnfaz Hâkimliği önünde şikâyetini dile getirmeyip ilk defa itiraz aşamasında tanık dinletme talebinde bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>59. Eldeki uyuşmazlığın tüm bu özellikleri birlikte değerlendirildiğinde başvurucuların itiraz merciince tanık dinlenilemeyeceğinin makul bir şekilde öngörebilecek durumda oldukları, imkânları varken zamanında tanık dinletmeyi talep etmedikleri görülmüştür. Böylelikle başvurucuların hukukun kendilerine sağladığı imkânlara rağmen bu taleplerini ilk kez tanık dinleme yetkisine sahip olan infaz hâkimliği önünde (bkz. §§ 9, 11-12) değil bu yetkiye sahip olmayan itiraz mercii nezdinde (bkz. § 14) dile getirmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının bu güvencesinden zımnen feragat ettikleri sonucuna varılmıştır. Ayrıca söz konusu feragatin herhangi bir önemli kamu menfaatine de aykırı olduğu söylenemez.</p>

<p>60. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkının İhlal Ediliğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>a. Başvurucuların İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>61. Başvurucular; İnfaz Hâkimliği ve Mahkemeye yaptıkları itirazlarda SEGBİS ile duruşma yapılmasının yüz yüzelik ilkesine aykırı olduğunu, bu konuda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararlarının bulunduğunu, Hâkimliğin gerekçelerinin müdahaleyi haklı kılabilecek nitelik taşımadığını belirterek duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>62. Bakanlık görüşünde başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile somut olayın kendine özgü koşulları gözönüne alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.</p>

<p><strong>b. Değerlendirme </strong></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesi somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği <i>Emrah Yayla</i> ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve <i>Emrah Yayla (2)</i> ([2. B.], B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında, duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS'le duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 196. maddesinin söz konusu müdahalenin <i>kanunilik</i> ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik <i>meşru bir amaca</i> dayandığı değerlendirmelerine yer verilen kararda <i>ölçülülük</i> yönünden yapılan incelemede infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulandıktan sonra başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS'le katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi<i> gereklilik </i>unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>64. Öte yandan Anayasa Mahkemesi <i>Emrah Yayla</i> kararında belirtilen medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıklarda duruşmada hazır bulunma hakkının daha esnek uygulanabileceği değerlendirmesine (anılan kararda bkz. § 70) <i>Ercan Yıldız ve diğerleri </i><i>(2)</i> ([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklık getirmiştir. Buna göre ilk olarak ceza infaz kurumunda verilen disiplin cezalarına karşı şikâyette bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulması gerekmeyebileceği belirtilmiştir (aynı kararda bkz. § 59). Kararda; duruşmada hazır bulunma konusunda başvurucuların kişisel özellikleri ve davranışlarının davanın karşı tarafınca sözlü olarak sunulan görüş ve kanıtlar, bilgi ve belgeler hakkında bilgi sahibi olup olamadıkları ile bunlara karşı kendi delillerini sunma hususunda dezavantajlı konuma düşüp düşmediklerinin, yargılamanın niteliği, şekli ve teknik nitelikte bir incelemeden ibaret olup olmadığının, ceza infaz kurumundan duruşma salonuna transfer edilmedeki zorlukların, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunmak istemelerine yönelik olarak ileri sürdükleri gerekçelerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirip gerektirmediğinin, davanın konusunun, karşı tarafın konumu ve tanık sorgulama veya bu türden duruşmada bizzat hazır bulunmayı gerektirebilecek kabul edilebilir gerekliliklerin yapılacak değerlendirmede dikkate alınması gerektiği vurgulanmıştır (aynı kararda bkz. § 60).</p>

<p>65. Somut olayda başvurucuların disiplin cezasına konu eylemleri 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmalarıdır. İnfaz Kurumu atılan sloganları ve zamanını tutanağa bağlamış; söz konusu eylemlerin kurumun işleyişini ve güvenliğini aksatan gereksiz gürültü olduğunu değerlendirmiştir. Başvurucular da bu eylemi gerçekleştirdiklerini kabul etmiştir. Başka bir ifadeyle disiplin suçu yönünden olmasa da disiplin suçuna konu edilen eylemin sübutu yönünden taraflar arasında bir ihtilaf yoktur. Bu bağlamda yargılamanın karmaşık bir niteliğinin olmadığı görülmüştür. Başvurucuların da esasen -hazır bulunmak istedikleri duruşmada- işlediklerini kabul ettikleri eylemin neden disiplin suçunu oluşturmayacağı konusunda savunma yapacaklarının farkında oldukları anlaşılabilmektedir. Diğer yandan ise başvurucuların İnfaz Kurumu koşulları altında SEGBİS ile ifade vermelerinin ne gibi sakıncaları olduğuna yönelik olarak herhangi somut bir açıklamada bulunmadıkları ve bu bağlamda SEGBİS ile ifade vermek istememelerinin gerekçelerini ortaya koyamadıkları görülmüştür. Başvurucular, ses ve görüntü naklinde sorunlar yaşandığını da dile getirmemiştir. Aynı zamanda başvurucular hakkında uygulanan disiplin yaptırımının türü ve niteliği de dikkate alındığında duruşmada fiziki olarak hazır bulunmanın gerekli olduğu söylenemeyecektir.</p>

<p>66. Son olarak başvurucuların duruşmada hazır bulunmamasının yargılamanın adilliğine bir bütün hâlinde zarar verip vermediğinin ölçülülük ilkesinin diğer bir unsuru olan orantılılık açısından da değerlendirilmesi gerekir. Bu noktada somut olay incelendiğinde duruşmada bizzat hazır bulundurulmayan başvurucuların yargılamanın diğer tarafını oluşturan İnfaz Kurumunun disiplin cezası kararından, bu karara ilişkin bilgi ve belgelerden haberdar oldukları açıkça görülmektedir. Bundan başka yargılama sürecinde başvurucuların yokluğunda herhangi bir esaslı işlemin yapıldığı da tespit edilmemiştir. Somut olayda duruşmada hazır bulunma hakkına yapılan müdahalenin orantılı olmadığının söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Sonuç olarak başvuruda, aynı nitelikteki ihlal iddialarının incelendiği <i>Ercan Yıldız ve diğerleri </i><i>(2)</i> kararında açıklanan ilkelerden ve gerekçelerden ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>67. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p><strong>4. Diğer İhlal İddiaları </strong></p>

<p>68. Başvurucular; yargılamanın adil bir şekilde yürütülmediğini, iddia ve itirazlarının incelenmediğini, isnat edilen eylem ile verilen cezanın ölçülü olmadığını, bu kapsamda ileri sürülen iddia ve itirazlarının İnfaz Hâkimliği ve Mahkemece karşılanmadığını, yargılama sürecinde kendilerine müdafi atanması talebinin kabul edilmediğini belirterek hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ve savunma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>69. Başvurucuların avukat yardımından faydalandırılmama nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamındaki savunma hakkının ihlal edildiği iddiasının<i> Cihat Özdemir</i> ([2. B.], B. No: 2015/214, 9/5/2018) kararı doğrultusunda<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i>, adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının <i>Ahmet Sağlam</i> ([2. B.], B. No: 2013/3351, 18/9/2013) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i>, adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının da <i>Yasemin Ekşi</i> ([1. B.], B. No: 2013/5486, 4/12/2013) kararı doğrultusunda <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedenleriyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Başvurucuların adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. 1. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>2. Silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>a</i><i>nayasal ve kişisel önemden yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>3. Tanık dinletme talebinin karşılanmadığına yönelik iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>4. Duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>5. Diğer ihlal iddialarının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLMEDİĞİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Engin YILDIRIM, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Selahaddin MENTEŞ ve Kenan YAŞAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucuların yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 16/12/2025 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Mahkememiz çoğunluğu tarafından duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksunluk nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir. Daha önce Mahkememizin 2022/60188 sayılı başvurusuyla ilgili olarak yazdığım karşıoy gerekçelerim dolayısıyla bu başvuruda da anılan hakkın ihlal edildiği görüşündeyim.</p>

<p>2. İfade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden ulaşılan ihlal bulunmadığı sonucuna ve çoğunluk gerekçesine de aşağıda açıklanan nedenlerle katılmamaktayım.</p>

<p>3. İdarenin tutanağına göre başvurucular, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte aynı gün içinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "<i>Direne direne kazanacağız.</i>" ve "<i>Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!</i>" şeklinde slogan atmışlardır. Disiplin Kurulu da 17/5/2021 tarihli olay tutanağı ve alınan ifadeler ile sabit olan kapılara vurarak slogan atma eylemleri nedeniyle başvurucuların disiplin cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucuların disiplin cezasına karşı itirazları üzerine İnfaz Hâkimliği yaptığı incelemede "<i>Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır.</i>" ve<i> "kurum düzen ve disiplinin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında</i>" şeklinde değerlendirmelerde de bulunmuştur.</p>

<p>4. 5275 sayılı Kanunun 42/2-e madde ve bendinde disiplin yaptırımına bağlanan eylem “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” şeklinde belirlenmiştir. Mahkememiz anılan kuralı daha önce denetlemiş ve söz konusu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılıp marş söylenmesinin yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesinin gerekli olduğunu ifade etmiştir (AYM E. 2013/67 – K. 2013/164, 26.12.2013). Başka deyişle disiplin fiiline ilişkin tanımdaki “gereksiz” sözcüğü bu bağlamda kabul edilmiştir. Ayrıca Mahkememizin kimi kararlarında da bu doğrultuda değerlendirme yapılmıştır (AYM Umut Gündüz Altun, B. No: 2022/67376, 169.2025).</p>

<p>5. İlgili mevzuata ve yorumuyla ilgili emsal içtihatlarımıza karşın itirazı inceleyen mercilerin Anayasa Mahkemesi’nin belirttiği kriterlere uygun bir inceleme yapmaması ve slogan atıp marş söylemenin cezaevi güvenliği veya disiplini üzerindeki etkileri gerekçeleriyle ortaya koyamaması karşısında ifade özgürlüğünün ihlal edildiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkan</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvuru; ceza infaz kurumunda slogan atıldığı gerekçesiyle verilen disiplin cezası ile bu cezaya karşı yapılan itirazın infaz hâkimliğince yeterli inceleme yapılmaksızın reddedilmesi ve yargılama sürecinde ortaya çıkan usul eksiklikleri nedeniyle, başvurucuların ifade özgürlüğü ile adil yargılanma hakkı kapsamında güvence altına alınan gerekçeli karar hakkı, duruşmada hazır bulunma hakkı, savunma hakkı, silahların eşitliği ve çelişmeli yargılanma ilkelerinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Somut başvuruda uyuşmazlık; ceza infaz kurumunda bulunan başvurucuların sohbet, kitap ve basın yayın haklarına ilişkin taleplerini dile getirmek amacıyla gerçekleştirdikleri slogan atma eyleminin, Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadı ve 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde öngörülen koşullar gözetilmeksizin otomatik biçimde disiplin yaptırımına konu edilip edilemeyeceği ile, başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunma taleplerinin genel ve soyut gerekçelerle reddedilmesinin anayasal güvencelerle bağdaşıp bağdaşmadığı noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>3. Başvurucular, İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda 17/5/2021 tarihinde kapılara vurarak ve slogan atarak gürültü yaptıkları, söz konusu eylemin sohbet/kitap hakları ve basın özgürlüğüne ilişkin taleplerini dile getirmeye yönelik olduğu gerekçesiyle düzenlenen tutanakla tespit edilmiştir.</p>

<p>4. Disiplin Kurulu, başvurucuların eylemi kabul eden savunmaları doğrultusunda, fiilin 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 42. maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi kapsamında “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” disiplin suçu oluşturduğuna karar vermiş; başvurucular hakkında üç ay süreyle ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma cezası uygulanmasına hükmetmiştir.</p>

<p>5. Başvurucular disiplin cezasına karşı infaz hâkimliğine başvurmuş; yüz yüze savunma yapma ve avukat yardımından yararlanma taleplerinde bulunmuştur. Savunmalar, SEGBİS yoluyla alınmış; infaz hâkimliği, SEGBİS yoluyla savunma alınmasının yeterli olduğunu, COVID-19 salgını ve iş yoğunluğu gerekçeleriyle yüz yüze savunma yapılmasına gerek bulunmadığını belirtmiş; disiplin işlerinde barodan müdafi atanamayacağı gerekçesiyle savunma hakkından vazgeçildiği sonucuna ulaşarak itirazları reddetmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz da ağır ceza mahkemesince kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>6. Başvurucular, SEGBİS yoluyla yapılan yargılamada etkili savunma yapamadıklarını, avukat yardımından ve tanık sorgulama imkânından yararlanamadıklarını, eylemlerinin ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>7. Mahkememiz çoğunluğu, başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği ve duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşmıştır. Aşağıda açıklanan nedenlerle bu sonuca iştirak edilmemiştir.</p>

<p><strong>A. İfade Özgürlüğü Yönünden</strong></p>

<p>8. Disiplin cezasına konu edilen slogan atma eylemi, başvurucuların ceza infaz kurumunda sahip oldukları sohbet, kitap ve basın yayın haklarına ilişkin taleplerini ifade etmeye yönelik olup, Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında kalan bir ifade açıklamasıdır. Ceza infaz kurumlarında bulunan kişilerin ifade özgürlüğü, kaçınılmaz bazı sınırlamalara tabi olmakla birlikte, bu özgürlük tamamen ortadan kalkmaz; aksine bu kişilerin de ifade özgürlüğünün özüne saygı gösterilmesi gerekir.</p>

<p>9. Bu bağlamda slogan atma eylemine disiplin cezası uygulanması, başvurucuların ifade özgürlüğüne yönelik bir müdahale teşkil etmektedir.</p>

<p>10. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275 sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş olup, bu kapsamda disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma koşulları Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur. Söz konusu madde, disiplin hukukuna ilişkin genel hüküm niteliğindedir.</p>

<p>11. Buna göre, Kanun kapsamında bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının uygulanabilmesi için, yalnızca her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp, aynı zamanda 37. maddede öngörülen koşulların da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bu çerçevede bir disiplin suçunun oluşabilmesi için, fiilin ceza infaz kurumunda “düzenli bir yaşamın sürdürülmesini”, “güvenliği” veya “disiplini” kusurlu olarak engelleyecek nitelikte olması zorunludur.</p>

<p>12. İlgili maddede düzenlenen “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” fiilinin disiplin suçu oluşturabilmesi için de, bu fiilin ceza infaz kurumunun güvenliğini veya disiplinini bozacak yahut düzenli yaşamın sürdürülmesini somut biçimde engelleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Sadece slogan atılması veya marş söylenmesi, tek başına disiplin yaptırımı uygulanması için yeterli değildir.</p>

<p>13. Anayasa Mahkemesi, itiraz konusu kuralı yorumlu ret yoluyla Anayasa’ya uygun bulurken, slogan atma veya marş söyleme fiillerinin salt gerçekleşmesini disiplin yaptırımı için yeterli görmemiş; bu eylemlerin ceza infaz kurumunun güvenliği, disiplini veya düzenli yaşamı üzerinde somut ve kusura dayalı bir olumsuz etki doğurmasını zorunlu kabul etmiştir (AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>14. Bu itibarla, “gereksiz” ibaresi, Kanun’un 37. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde; yalnızca ceza infaz kurumunun güvenliğini veya disiplinini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini engelleyecek nitelikteki slogan atma veya marş söyleme eylemlerini kapsamaktadır. Bu niteliği taşımayan ifade açıklamalarının cezalandırılması Kanun gereği mümkün değildir.</p>

<p>15. Somut olayda infaz hâkimliği, slogan atma eyleminin kurum düzenini fiilen nasıl bozduğunu ortaya koymaksızın; toplu yaşam, farklı suç gruplarının bulunması ve düzenin bozulma ihtimali gibi soyut ve kategorik gerekçelere dayanmıştır. Eylemin süresi, yoğunluğu, içeriği ve etkilerine ilişkin herhangi bir somut değerlendirme yapılmamıştır.</p>

<p>16. Bu yaklaşım, 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde öngörülen kusurlu olarak düzeni bozma unsurunun otomatik biçimde gerçekleştiğinin varsayılması anlamına gelmektedir. Oysa bu yorum, Mahkememizin ifade özgürlüğüne yönelik disiplin yaptırımlarında somut olayın koşullarına dayalı bireyselleştirilmiş değerlendirme yapılmasını zorunlu kılan yerleşik içtihadıyla bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Yerel mahkemeler, müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığını, başvurucuların ifade özgürlüğü üzerinde yaratılan etki ile ulaşılmak istenen kamu yararı arasında adil bir denge kurulup kurulmadığını ve daha hafif tedbirlerle aynı amaca ulaşılıp ulaşılamayacağını tartışmamıştır.</p>

<p>18. Ceza infaz kurumlarında taleplerini dile getiren mahpuslara otomatik disiplin yaptırımı uygulanması, yalnızca somut başvurucular bakımından değil, diğer mahpuslar açısından da ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı bir etki yaratma potansiyeline sahiptir.</p>

<p>19. Anayasa Mahkemesine bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği, temel hak ve özgürlüklerin korunmasında öncelikli sorumluluk derece mahkemelerine aittir. Ancak somut olayda yerel mahkemeler, başvurucuların ifade özgürlüğü iddialarını Anayasa Mahkemesi içtihadı ışığında somut ve bireyselleştirilmiş bir değerlendirmeye tabi tutmamış; disiplin kuralının varlığını tek başına yeterli görerek anayasal denetim yükümlülüğünü yerine getirmemiştir.</p>

<p><strong>B. Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı Yönünden</strong></p>

<p>20. Başvurucuların duruşmada bizzat hazır bulunma talepleri, iş yükü ve COVID-19 salgını gibi genel ve soyut gerekçelere dayanılarak reddedilmiştir. Somut olay bakımından fiziki katılımın neden mümkün olmadığı, alternatif usullerin neden tercih edilmediği hususlarında herhangi bir bireyselleştirilmiş gerekçe ortaya konulmamıştır.</p>

<p>21. Anayasa Mahkemesi somut başvuru ile aynı nitelikteki ihlal iddialarını incelediği Emrah Yayla ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) ve Emrah Yayla (2) (B. No: 2017/34742, 13/10/2020) kararlarında, duruşmada hazır bulunma hakkı ile ilgili uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Anayasa Mahkemesi, bu kararlarda öncelikle disiplin cezası nedeniyle yapılan şikâyetlerin infaz hâkimliği tarafından incelenmesinin medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlık kapsamında kaldığını ve kişilerin talebine aykırı olarak SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmasının duruşmada hazır bulunma hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiğini tespit etmiştir. Kararda, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196. maddesinin, söz konusu müdahalenin kanunilik ölçütünü karşıladığı ve müdahalenin usul ekonomisinin gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı değerlendirmelerine yer verilmiştir. Ölçülülük yönünden yapılan incelemede ise infaz hâkimliği tarafından şikâyet incelemelerinde başvuruda bulunanların her durumda duruşmada bizzat hazır bulundurulmasının gerekmeyebileceği vurgulanmıştır.</p>

<p>22. Kararda, başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin hangi zorlayıcı nedene dayanılarak kabul edilmediğinin ortaya konulmadığı, SEGBİS yoluyla katıldığı celselerde ise esaslı işlemlerin yapıldığı belirtilmiş; başvurucunun duruşmada hazır bulunma talebinin alternatif yöntemler değerlendirilmeden genel ve kategorik bir yaklaşımla reddedilmesi nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkına müdahale için en uygun aracın seçilmemesinin anılan hakka yönelik müdahaleyi gereklilik unsurundan yoksun bıraktığı ve hakkın ihlaline yol açtığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>23. Somut olayda infaz hâkimliği, SEGBİS ile yapılan duruşmanın duruşma salonundakinden farklı olmadığını, iş yoğunluğunu ve COVID-19 salgınını gerekçe göstermiş; ancak bu gerekçelerin başvurucular bakımından neden zorlayıcı olduğu hususunda herhangi bir somut açıklama yapmamıştır. Oysa duruşma tarihi itibarıyla gerekli tedbirler alınarak fiziki katılımın mümkün olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>24. Ayrıca disiplin cezasının hukuki niteliği, delillerin değerlendirilmesi ve ifade özgürlüğüne ilişkin iddiaların tartışılması gibi esaslı işlemlerin yapıldığı bir incelemede, başvurucuların iradelerine rağmen yalnızca SEGBİS yoluyla duruşmaya katılmaya zorlanmaları, duruşmada hazır bulunma hakkının özünü zedelemiştir.</p>

<p>25. Bu itibarla, başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma haklarının da ihlal edildiği sonucuna ulaşılması gerekir.</p>

<p>26. Açıklanan tüm nedenlerle, başvurucular hakkında verilen disiplin cezasının ifade özgürlüğüne ölçüsüz bir müdahale oluşturduğu, yargılama sürecinde ikincillik ilkesine uygun anayasal denetim yapılmadığı ve duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği kanaati ile çoğunluk kararına iştirak edilmemiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ </strong></p>

<p>1. Cezaevinde slogan atıldığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün, duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) kullanılarak yapılması nedeniyle duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan bireysel başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edilmediğine ve duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmamaktayım.</p>

<p>2. İzmir 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunan başvurucuların, diğer tutuklu ve hükümlülerle birlikte 17/5/2021 tarihinde saat 10.00, 11.00, 15.00 ve 22.00 sıralarında kapılara vurmak suretiyle "Direne direne kazanacağız." ve "Sohbet hakkımız engellenemez, kitap hakkımız engellenemez, basına medyaya özgürlük!" şeklinde slogan attıkları tespitini içeren tutanak esas alınarak “gereksiz gürültüye sebep verdiklerinden İnfaz Kurumu’nun işleyişini ve güvenliğini aksatmışlardır” tespitine dayalı biçimde haklarında disiplin soruşturması başlatılmıştır.</p>

<p>3. Disiplin Kurulu Başkanlığı, olay tutanağı ve alınan ifadeler ile kapılara vurarak slogan atma eylemleri kapsamında “gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak” fiilînin işlendiği gerekçesiyle başvurucular hakkında üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma disiplin cezası vermiştir. Başvurucular bu cezaya karşı İzmir 1. İnfaz Hâkimliği nezdinde şikâyet yoluna gitmiş ve şikayet dilekçesinde savunmalarını bizzat mahkeme huzuruna çıkarılmak suretiyle yüz yüzelik ilkesine uygun şekilde yapmak istediklerini de belirtmişlerdir.</p>

<p>4. Buna rağmen başvurucuların mahkeme huzuruna çıkma talebi ve tayin edilen cezanın takdirinde hukuka aykırılık bulunduğu şeklindeki itirazları ayrı ayrı reddedilmiştir. İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesince de başvurucuların itirazları reddedilerek karar kesinleşmiştir.</p>

<p>5. Mahkememiz çoğunluğu başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edilmediği sonucuna ulaşırken İnfaz Hâkimliği kararının gerekçesinde gerek 17/5/2021 tarihli tutanağa yapılan atıf, gerekse de Disiplin Kurulu kararı dikkate alındığında 5275 sayılı Kanun'un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğuna dair açıklamalar karşısında, karar gerekçesinin atılan sloganların gereksizliğine ilişkin tespit için ilgili ve yeterli bir gerekçe olduğunun kabul edilmesi gerektiği ve Hâkimliğin, slogan atma eyleminin disiplin cezasına konu tutanakta belirtildiği şekilde gerçekleştiğini kabul ettiğinin bu eylemin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde gerekçe kurduğunun açık olduğu ifade edilmektedir (bkz.: § 40).</p>

<p>6. Bununla birlikte önemle not etmek gerekir ki İnfaz Hakimliği kararında başvurucuların slogan atma eyleminin kurumun düzen ve disiplinini bozduğu yönünde somutlaşmış bir gerekçe yer almamaktadır. Bu yönü ile Mahkememiz çoğunluk gerekçesi olgusal gerçeklikle bağdaşmamaktadır.</p>

<p>7. Başvurucuların ceza almasına sebep bahse konu attıkları sloganlara yukarıda aynen yer verilmiştir. Bununla birlikte derece mahkemeleri konuyla ilgili olarak verilen cezayı değerlendirirken kanun koyucunun slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamış olduğunu belirtmiştir. İnfaz Hakimliği ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması ve buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahi bozulacak olması karşısında Kanun’un 37. maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine ulaşmış ve tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği gerekçesiyle başvurucular hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>8. Oysa Anayasa Mahkemesi norm denetiminde 5275 sayılı Kanun’un bahse konu 37. maddesindeki “gereksiz” ibaresinin iptal talebini reddederken, kuralda yer alan bu ibarenin 37. madde hükmüyle birlikte değerlendirildiğinde cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı ifade edilmiştir. “Gereksiz” ibaresine ilişkin Anayasa Mahkemesinin değerlendirmesi aynen şu şekildedir:<i> “Kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir.”</i> (bkz.: AYM, E.2013/67, K.2013/164, 26/12/2013).</p>

<p>9. Esasında Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde yorumlu red kararı ile kuralı Anayasa’ya aykırı bulmayıp iptal talebini reddetmesi kuralın kategorik olarak cezaevinde slogan atmayı cezalandırmayacağı anlamına gelmektedir. Buna rağmen Mahkememiz çoğunluğunun İnfaz Hakimliğinin kararındaki<i> “Yasa koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır.”</i> şeklinde kategorik yasaklama içeren tespitinde bir sorun görmemesi mahpusların ifade özgürlüğü önünde önemli bir hukuksal engel oluşturmaktadır.</p>

<p>10. Atılan sloganın cezaevindeki düzeni ve disiplini bozup bozmamasına bakmaksızın sırf mahpusların cezaevinde slogan atmasını cezalandırmayı yeterli gören derece mahkemelerinin yaklaşımı Anayasa Mahkemesinin 5275 sayılı Kanun’un bahse konu 37. maddesindeki “gereksiz” ibaresini Anayasa’ya uygun bulurken ortaya koyduğu gerekçe ile uyumlu değildir.</p>

<p>11. Buna rağmen Mahkememiz çoğunluğunun yine de derece mahkemesinin yaklaşımında sorun görmemesi esasında Anayasa Mahkemesinin norm denetiminde dava konusu kimi kurallara ilişkin yaptığı “yorumlu red” biçimindeki değerlendirmenin bireysel başvuru incelemelerinde Mahkememiz çoğunluğu tarafından da dikkate alınmaması sonucunu doğurmaktadır. Bu yaklaşım ise kabulü asla mümkün olmayan bir durumu karşımıza çıkarmaktadır. Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımının bu yönü ile de anayasa yargısı bağlamında önemli bir yeni sorunu ortaya çıkarmakta olduğunu ifade etmek gerekir.</p>

<p>12. Öte yandan Mahkememiz çoğunluğunun İnfaz Hakimliği ve diğer yargı merci kararlarında atılan sloganın ne şekilde kurum düzenini bozduğu konusunda bir değerlendirme yapmamasında bir sorun görmemesi ve bu değerlendirmeyi kendisinin yapması bireysel başvuru inceleme yöntemi açısından da sorunludur.</p>

<p>13. Bireysel başvurunun ikincilliği ilkesi gereğince somut ihlal iddiaları ile ilgili olarak zaten Anayasa Mahkemesinin ilk elden bir inceleme yetkisi bulunmamakta olup bu konudaki yetki derece mahkemelerinindir.</p>

<p>14. Bilindiği üzere bireysel başvuru sistemi “ikincillik” esasına dayalı biçimde yapılandırılmış bir hak arama yoludur. Bu sistemde ihlal iddiaları ilk olarak derece mahkemeleri tarafından incelenip somut olarak mahkemeler tarafından karşılanmalıdır. Anayasa Mahkemesi ise ancak derece mahkemelerinin kararlarındaki gerekçelerden hareketle inceleme yaparak bu karar gerekçelerindeki hukuki yaklaşımların hak ihlaline sebebiyet verip vermediğini değerlendirme yetkisine sahiptir. Bu yönü ile Anayasa Mahkemesinin ilk elden değerlendirme yapması ve derece mahkemelerinin söylemediğini kendisinin söylemesi bireysel başvuru sistemindeki ikincillik ilkesinin tersyüz edilmesi sonucunu doğurur.</p>

<p>15. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da bireysel başvuru yolunun<i> “ikincil niteliği belirgin”</i> bir hak arama yolu olduğu vurgulanmaktadır. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde, olağan kanun yolları ile çözüme kavuşturulması esastır. Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, § 18). Bireysel başvuruya konu somut olayların oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68). Anayasa Mahkemesinin ilgili bu makamların yerine doğrudan geçecek şekilde delillerin değerlendirmesini yapmasının veya yürütülmesi gerekli olan soruşturma işlemlerini belirlemesinin söz konusu olamayacağı özellikle vurgulanmalıdır. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesinin görevi, bu makamların maddi olaylara ilişkin yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir (Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk, B. No: 2013/7832, 21/4/2016, § 185).</p>

<p>16. Oysa eldeki başvuruda derece mahkemeleri atılan sloganların cezaevindeki kamu düzenini ne şekilde bozduklarına yönelik bir değerlendirme yapmamış olduğu halde Mahkememiz çoğunluğu bu konuda ilk elden değerlendirme yapmıştır. Bu inceleme yöntemi ikincillik ilkesi ile bağdaşmamaktadır.</p>

<p>17. Dolayısıyla yukarıda sıralanan gerekçelerle Mahkememiz çoğunluğunun ulaştığı kanaatin aksine, cezaevindeki güvenliği veya disiplini ne şekilde bozduğu konusunda somut bir değerlendirme yapmayıp sırf cezaevinde slogan attıkları gerekçesiyle disiplin cezası verilmesi nedeniyle başvurucuların Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiği kanaatindeyim.</p>

<p>18. İkinci olarak başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkının da ihlal edildiği kanaatindeyim. Mahkememiz çoğunluğu bu iddiayı açıkça dayanaktan yoksunluk gerekçesiyle kabul edilemez bulurken Anayasa Mahkemesinin Ercan Yıldız ve diğerleri ([GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025) kararında açıklanan ilkelere ve gerekçelere dayanmıştır.</p>

<p>19. Kanaatimizce bu yaklaşım, bahse konu kararda yazdığım karşıoyda belirttiğim şu gerekçelerle eldeki dosyada da sorun doğurmaktadır:</p>

<p><i>“Çoğunluğun bu kararına katılmak mümkün değildir. Zira Anayasa Mahkemesi esasında benzer bir bireysel başvuruda verdiği Emrah Yayla kararında ([GK], B. No: 2017/38732, 6/2/2020) bu konuya ilişkin genel yaklaşımını ortaya koyarak başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiği kanaatine ulaşmıştır. </i></p>

<p><i>Her ne kadar eldeki bireysel başvuruya konu olay ile önceki karara konu olay arasında bazı detay farklılıklar mevcut ise de bu iki başvuruda da benzer yönler bulunmakta olup bu nedenle eldeki bireysel başvuruda da aynı şekilde ihlal sonucuna ulaşmak gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Oysa Mahkememiz çoğunluğu ihlal olmadığı sonucuna ulaşırken gerçekleştirilen yargılamada duruşmada hazır bulunma hakkının esas, SEGBİS aracılığı ile katılımın ise istisna olduğu şeklindeki temel yaklaşımı değiştirmiştir. </i></p>

<p><i>Öte yandan Mahkememiz çoğunluğu SEGBİS yolu ile katılımın ne tür sakıncalar doğuracağını başvurucuların ortaya koymasını beklemektedir. Oysa 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 196. maddesinin (4) numaralı fıkrasındaki “Hâkim veya mahkemenin zorunlu gördüğü durumlarda, aynı anda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle yurt içinde bulunan sanığın sorgusu yapılabilir veya duruşmalara katılmasına karar verilebilir”. hükmü gereğince kişinin duruşmaya SEGBİS aracılığıyla katılmasının ancak hakim veya mahkemece zorunlu görülen durumlarda mümkün olduğu ifade edilmelidir. </i></p>

<p><i>Nitekim Anayasa Mahkemesi bu konuda Emrah Yayla kararında SEGBİS'in kullanılması yoluyla duruşmaya katılmanın duruşmada bizzat hazır bulunmaya göre kişilere kendilerini yargı makamları önünde sözlü olarak ifade etme ve yargılama sürecine aktif olarak katılım sağlama yönünden daha sınırlı bir menfaat sağladığının da gözardı edilmemesi gerektiğine işaret ederek konumuz bağlamında şu değerlendirmeye yer vermiştir: “Bu durumda kişinin duruşmada bizzat hazır bulunma hakkına belirli ölçüde sınırlama getiren bir uygulama olan SEGBİS vasıtasıyla duruşmaya katılımının neden gerekli olduğu derece mahkemelerince gösterilmelidir. Bu gerekliliğin ortaya konulması bağlamında, kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmayı talep etmelerine rağmen SEGBİS yoluyla katılımlarının neden yeterli görüldüğünün ve duruşmada bizzat hazır bulunmayı imkânsız hâle getiren veya büyük ölçüde zorlaştıran koşulların neler olduğunun ifade edilmesi gerekir. Bu çerçevede talepte bulunan kişilerin duruşmada bizzat hazır bulunmasına imkân sağlayan alternatif tedbirlerin uygulanabilirliğinin hatırda tutulması önemlidir. Duruşmada bizzat hazır bulunmanın önemine istinaden kanun koyucu da 5271 sayılı Kanun'un uygulandığı durumlarda hâkim veya mahkemenin ancak zorunlu gördüğü durumlarda görüntülü ve sesli iletişim tekniğinin kullanılması suretiyle duruşmalara katılıma karar verilebileceğini düzenlemiştir” (bkz.: § 73).</i></p>

<p><i>Dolayısıyla Anayasa Mahkemesi Emrah Yayla kararında vurgulandığı ve 5271 sayılı Kanun’un 196. maddesindeki ilgili fıkra hükmü gereğince sanığın SEGBİS aracılığıyla duruşmaya katılmasının zorunlu nedeni mahkeme veya hakim tarafından mutlaka ortaya konulmalıdır. Bununla birlikte mahkemenin SEGBİS’in neden gerekli olduğunu belirtmediği görülmektedir. Mahkememiz çoğunluğu ise daha da ileri giderek SEGBİS yolu ile katılımın ne tür sakıncalar doğuracağını başvurucuların ortaya koymasını bekleyen bir yaklaşımla bu konuda SEGBİS’i adeta genel uygulamaya dönüştüren bir yaklaşımı benimsemeye başlamıştır.</i></p>

<p><i>İnfaz Hakimliğinin zorunlu olmadığı halde duruşma açmış olmasına rağmen bu durumda neden SEGBİS aracılığı ile katılımı tercih ettiğini gerekçelendirmemesi aynı zamanda 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar" başlıklı 6. maddesinin ikinci fıkrasına 2010 yılında eklenen “Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir.” hükmü ile de çelişmektedir. Zira buradaki hazır bulunmanın duruşmada hakim huzurunda bizzat bulunmak şeklinde olduğu aşikardır.</i></p>

<p><i>Başvurucunun cezaevinde aldığı bir disiplin cezası nedeniyle gerçekleştirilen yargılamada talebi hilafına SEGBİS aracılığı ile yargılamalara katılması esasında burada adil yargılanma hakkı bağlamındaki ihlali daha da bariz hale getirmektedir. Cezaevlerinde fiziksel hürriyetinden mahrum olan kişilerin aldığı disiplin cezaları konumuz bağlamında daha sıkı biçimde adil yargılanma hakkı güvencelerinden faydalanmalıdır. Zira bu kişilerle ilgili gerçekleştirilen yargılamalardaki duruşmalarda kişilerin bizzat mahkeme huzurunda hazır bulunması bu yönü ile gerçekleştirilecek yargılamadaki usuli güvenceyi daha anlamlı kılacaktır. </i></p>

<p><i>Sonuç olarak, başvurucular savunmalarında SEGBİS vasıtasıyla kendilerini ifade edemediklerini ve mahkeme huzurunda savunma yapmak istediklerini beyan etmişlerdir. Hakimlik ise SEGBİS’in neden gerekli olduğunu kararında belirtmemesine rağmen yargılamayı SEGBİS aracılığıyla gerçekleştirmiştir. Yargılamadaki temel ilke yüz yüze yargılama olmasına rağmen başvurucular hiçbir şekilde duruşmada fiziken huzurda bulunamayarak bu temel ilke anlamsız kalmış ve başvurucuların duruşmada hazır bulunma hakkı böylece ihlal edilmiştir. Dolayısıyla Mahkememiz çoğunluğunun yaklaşımı ile de SEGBİS yolu ile duruşmaya katılım adeta yargılamada temel ilke haline getirilmeye çalışılmıştır.</i></p>

<p><i>Yukarıda sıralanan gerekçelerle somut bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesinin Emrah Yayla kararındaki yaklaşımdan ayrılmayı gerektiren hiçbir farklı durum olmadığı kanaatinde olduğum için başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmamaktayım”. </i></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi 2021/39476 esas sayılı dosyada, sayın çoğunluk başvurucunun ifade özgürlüğüne ilişkin iddia ile duruşmada hazır bulunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir. Aşağıda belirteceğim gerekçelerle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<p>2. Olay ve olgular mahkememizin gerekçeli kararında özetlenmiştir.</p>

<p>3. Başvurucular; cezaevinde slogan attıkları gerekçesiyle disiplin cezası ile cezalandırılmışlardır. İnfaz hakimliğince ve ağır ceza mahkemesince yapılan değerlendirmelerde başvurucuların itirazları reddedilmiştir. Duruşmada hazır bulunma hakkına ilişkin hakkın ihlal edildiğine, (Ercan Yıldız ve Diğerleri (2) [GK], B. No: 2022/60188, 8/7/2025, § …) kararındaki karşı oyumdaki gerekçelerle katılmamaktayım.</p>

<p>4. İfade özgürlüğüne ilişkin başvurucuların şikayeti kabul edilebilir bulanarak incelenmeli ve ihlal sonucuna ulaşılmalıdır.</p>

<p>5. İlk derece mahkemesinin kararının ilgili kısmı şu şekildedir. “ Yasa Koyucu slogan atmayı bir disiplin suçu olarak yasaklamıştır. Zira ceza infaz kurumunun toplu bir yaşam alanı olması, kurumda barındırılan tutuklu ve hükümlülerin farklı suç gruplarından oluşması buna göre de kurum düzen ve disiplininin salt bu nedenle dahil bozulacak olmasına karşısında yasanın 37. Maddesindeki genel unsurun öncelikle oluştuğu kanaatine varılmış. Tutanağa göre de yasaklanan disiplin eyleminin gerçekleştiği, disiplin kurulunca itiraz edenler hakkında tayin edilen cezanın takdirinde bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından itirazların ayrı ayrı reddine şeklinde karar verilmiştir.” Mahkemenin bu gerekçesi ceza infaz kurumlarında slogan atmanın kategorik olarak yasaklanmış olduğu şeklinde anlaşıldığı ve uygulandığı sonucunu ortaya koymaktadır.</p>

<p>Başvuruya konu olaydaki müdahalenin dayanağı 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesidir. 42. maddesi şöyledir: “ (1) Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasıdır. (2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır…<strong> e) Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak. </strong></p>

<p>6. Anayasa Mahkemesi bu hükmü denetlemiş, norm denetimi vermiş olduğu E. 2013/67 K. 2013/164 26/12/2013 tarihli kararında yorumlu ret kararı vererek kuralın anlam ve kapsamını ortaya koymuştur. Anayasa Mahkemesinin 2013/164 karar sayılı kararındaki ilgili paragraflar şu şekilde belirtilmiştir: “Bu çerçevede Kanun'da yer alan herhangi bir disiplin suçunun oluşabilmesi için özel hükümde belirtilen eylemlerin 37. madde gereği, ceza infaz kurumunda “<i>düzenli bir yaşamın sürdürülmesi</i>”ni veya “<i>güvenliğin</i>” ya da “<i>disiplinin</i>” sağlanmasını kusurlu olarak engelleyecek şekilde işlenmesi gerekmektedir. İtiraz konusu kuralın yer aldığı 42. maddedeki “<i>Haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama</i>” cezasının uygulanabilmesi için de bu koşullar geçerlidir. Buna göre, kurala konu disiplin suçunun oluşabilmesi için sadece slogan atılması veya marş söylenmesi yeterli olmayıp bu eylemlerin cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, itiraz konusu kuralda yer alan<i> “gereksiz”</i> ibaresinin, Kanun'un 37. maddesindeki hükümle birlikte değerlendirildiğinde, cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde marş söylenmesi yahut slogan atılmasını karşıladığı ve ancak bu nitelikteki eylemlerin söz konusu disiplin suçunu oluşturacağı anlaşılmaktadır. Bu niteliği taşımayan marş söyleme ve slogan atma eylemlerinin cezalandırılması ise kanun gereği mümkün değildir.”</p>

<p>7. Kuralın anlam ve kapsamı belirlenirken Anayasa Mahkemesince norm denetiminde slogan atmayı değil, gereksiz (cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde) slogan atmayı yasakladığı tespitinde bulunmuştur.</p>

<p>8. Başvuruya konu somut olayda ilgili mahkemeler atılan sloganın gereksiz olup olmadığını cezaevindeki güvenliği veya disiplini bozacak ya da cezaevindeki düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde olup olmadığını incelemeden slogan atmanın kategorik olarak yasak olduğu yönünde değerlendirmelerde bulunarak sonuca ulaşmışlardır. Bu şekildeki değerlendirme müdahalenin demokratik bir toplumda zorunlu bir ihtiyaca karşılık geldiğini göstermek bakımından ilgili ve yeterli gerekçe içermemektedir.</p>

<p>9. Anayasa mahkemesi Umut Gündüz Altun B. No: 2022/67376 kararında şu şekilde değerlendirmelerde bulunmuştur: “Disiplin Kurulu kararında başvurucunun yaptığı slogan atma eyleminin Kurum düzeni ve güvenliği üzerindeki etkisi yönünden bir değerlendirmeye yer verilmemiştir(bkz. § 5). Bununla birlikte kararda yer verilen olay anına ilişkin kamera görüntülerinin tutanağa geçirilmesine ilişkin açıklamalarda başvurucunun jandarma görevlilerinin talimatları doğrultusunda hareket ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama makamlarının da başvurucunun kabul ettiği slogan atma eyleminin ceza infaz kurumundaki güvenliği veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirildiğine ilişkin bir belirlemesi bulunmamaktadır. Bununla birlikte başvurucu hakkında uygulanan 5275 sayılı Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendinde disiplin cezası öngörülen tipik eylem "gereksiz yere slogan atma" olarak düzenlenmiştir. Buna göre slogan atılmasının tespit edilmesinin bu tipikliği oluşturamayacağı açıktır. Dolayısıyla yargılama makamlarının anılan hüküm gereğince verilen disiplin cezalarında icra edilen fiilin tipikliği oluşturması kapsamında atılan sloganın gereksizliğine ilişkin belirlemelerde bulunması gerekir. Ancak somut başvuruda yargılama makamları, başvurucunun slogan attığı tespitinde bulunmanın haricinde bu sloganın gereksizliğiyle ilgili bir değerlendirmeye de yer vermemiştir.”</p>

<p>10. Anayasa Mahkemesi ifade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerinin ilgili ve yeterli olup olmadığını denetler (diğerleri arasından bkz. <i>Kemal Kılıçdaroğlu</i> [1. B.], B. No: 2014/1577, 25/10/2017, § 58; <i>Bekir Coşkun</i>, § 56;<i> Tansel Çölaşan</i>, § 56;<i>Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 120; <i>Sırrı Süreyya Önder </i>[GK], B. No: 2018/38143, 3/10/2019, § 60; hükümlü ve tutuklulara uygulanan disiplin cezaları bağlamında bkz. <i>Eşref Arslan</i>, §§ 50-54;<i> Abdulhamit Babat (3)</i> [1. B.], B. No: 2015/3370, 9/1/2020, §§ 33-37). Somut olayda idare ve yargılama makamları, başvurucunun eylemi nedeniyle disiplin cezası ile cezalandırılmasının zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşıladığını <i>ilgili</i> ve <i>yeterli</i> bir gerekçe ile gösterememiştir.</p>

<p>11. Bu nedenle başvurucuların ifade özgürlüğüne<i> üç ay ziyaretçi kabulünden yoksun bırakma </i>cezası vermek suretiyle yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olduğunun yeterli gerekçe ile ortaya konulmadığı açıktır.</p>

<p>12. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle sayın çoğunluğun görüşüne katılmadım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202139476-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:12:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="92137"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/6576 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026 tarihli ve 2022/6576 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>LİGERO</strong> <strong>TEKSTİL</strong> <strong>GIDA</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>VE</strong> <strong>DIŞ</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>LTD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/6576)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 24/6/2026- 33290</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hüseyin ERAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ligero Tekstil Gıda Sanayi ve Dış Tic. Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Mehmet ÇAVDAR</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kanunda kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari yaptırım uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 19/1/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>6. 10/7/2003 tarihli ve 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu kapsamına giren taşımacılık, acentelik, taşıma işleri komisyonculuğu, dağıtım işletmeciliği, terminal işletmeciliği ve benzeri faaliyetlerde bulunacak gerçek ve tüzel kişilerin yapacakları faaliyetlere uygun olan yetki belgesini ya da belgelerini Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığından almalarının zorunlu olduğu düzenlenmiştir. 4925 sayılı Kanun'un 34. maddesinde ise taşımacılık faaliyeti yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar ve verilecek yetki belgelerinin yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>7. 8/1/2018 tarihli 30295 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nin (Yönetmelik) 6. maddesinin (4) numaralı fıkrasında yer alan hükme göre D türü yetki belgesi, otobüsle tarifeli veya tarifesiz yurt içi yolcu taşımacılığı veya hususi taşımacılık yapacak gerçek ve tüzel kişilere verilmektedir. D türü yetki belgesinin içerdiği yetkiler bakımından alt ayrımları bulunmakta olup D2 yetki belgesi, ticari ve tarifesiz olarak yapılacak yolcu taşımacılığı için gereklidir.</p>

<p>8. Bu kapsamda başvurucu Şirket, önceden bir taşıma hattı ve güzergâhı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin grup yolcu durumuna göre arızi veya mekik sefer düzenlenerek yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımacılığını D2 yetki belgesi ekinde kayıtlı araçlarıyla ticari olarak yapma yetkisine sahiptir.</p>

<p>9. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı İstanbul I. Bölge Müdürlüğü denetim görevlilerince Silivri Selimpaşa kuzey kara yolunda yapılan denetimde başvurucu Şirkete ait D2 yetki belgesine kaydedilmiş 34 GC 8805 plakalı minibüs ile kapsam dışı (ücretlerin ayrı ayrı ödendiği planlı olmayan ve bireysel) yolcu taşımacılığı yapıldığının tespit edildiğinden bahisle 20/10/2020 tarihli İhlal Tespit Tutanağı düzenlenmiştir. Buna göre Yönetmelik'in 30. maddesine 31/12/2018 tarihli ve 30642 sayılı 4. mükerrer Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliği'nde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile eklenen (4) numaralı fıkrası kapsamında Şirkete idari para cezasıyla birlikte elli uyarma cezası verilmiştir. Denetim Tutanağı araçta bulunan yolcular ve araç sürücüsü tarafından imzalanmıştır.</p>

<p>10. Diğer taraftan Şirketin bir takvim yılı içinde aynı ihlal nedeniyle beş kez uyarı cezası aldığı gerekçesiyle de 34 GC 8805 plakalı taşıtın ilgili D2 yetki belgesi 4/11/2020 tarihinde resen iptal edilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucu Şirket, İhlal Tespit Tutanağı'na ve aracının D2 yetki belgesinden resen düşürülmesine ilişkin işleme karşı beyan edilen yolcu kapsamı dışında taşımacılık yapılmadığını ileri sürerek İstanbul 6. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde iptal davası açmıştır.</p>

<p>12. Davalı idare savunmasında; yapılan denetimde başvurucu Şirket adına kayıtlı minibüste seyahat eden dört yolcu olduğunu, yolcuların birbirlerini tanımadıklarını beyan ettikleri, başvurucu Şirketin D2 yetki belgesine sahip olması nedeniyle ancak grup yolcu taşımacılığı yapma yetkisine ve hakkına sahip iken tarifesiz yolcu taşımacılığı yapıldığının araçtaki yolcuların beyanları ile de sabit olduğunu, bu bakımdan dava konusu işlemin hukuka ve mevzuata uygun olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>13. Mahkemenin 26/2/2021 tarihli kararıyla dava reddedilmiştir. Mahkeme gerekçesinde öncelikle konuya ilişkin mevzuat hükmüne yer verilmiştir. Bu bağlamda Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrasında A1, B2 ve D2 yetki belgesi sahiplerinin yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramayacakları açıklanmıştır. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine elli uyarma cezası verileceği, ihlalde kullanılan taşıtın yetki belgesinden resen düşüleceği ve düşme tarihinden itibaren altı ay geçmeden yeniden herhangi bir yetki belgesine eklenemeyeceği belirtilmiştir. Kararda ayrıca bu fıkraya göre bir takvim yılı içinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin tebliğ edildiği tarihten itibaren otuz gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın beş kez uyarma düzenlenmesi hâlinde taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesinin iptal edileceği, iptal edilen yetki belgesi sahiplerine altı ay geçmeden aynı tür yetki belgesi düzenlenemeyeceği hükmüne yer verildiği açıklanmıştır. Sonuç itibarıyla D2 yetki belgesi kapsamı dışında yolcu taşımacılığı yapılmasına bağlı olarak tesis edilen işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu Şirket, mahkeme kararına karşı sunduğu istinaf dilekçesinde diğerlerinin yanı sıra uyarma yaptırımının 4925 sayılı Kanun'da düzenlenmediğini, ilk defa Yönetmelik tarafından getirilen uyarma cezasının suçta ve cezada kanunilik ilkesiyle bağdaşmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>15. İstinaf başvurusu, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 8. İdare Dava Dairesinin 7/12/2021 tarihli kararı ile esastan kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>16. Başvurucu, istinaf isteminin reddine dair kararı 20/12/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p>17. 4925 sayılı Kanun'un <i>"Kapsam" </i>başlıklı 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanun kamuya açık karayolunda motorlu taşıtlarla yapılan yolcu ve eşya taşımalarını, taşımacıları, taşıma acentelerini, taşıma işleri komisyoncularını, nakliyat ambarı ve kargo işletmecilerini, taşıma işlerinde çalışanlar ile taşımalarda yararlanılan her türlü taşıt, araç, gereç, yapıları ve benzerlerini kapsar. </i></p>

<p><i>Ancak, özel otomobillerle ve bunların römorklarıyla yapılan taşımalar, genel ve katma bütçeli dairelerle, il özel idareleri, belediyeler, üniversiteler ve kamu iktisadî teşebbüslerine ait otomobillerle yapılan taşımalar, Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğüne ait motorlu taşıt ve bunların römorkları ile yapılan taşımalar, lastik tekerlekli traktörlerle çekilen römorklarla yapılan taşımalar bu Kanun hükümlerine tâbi değildir. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>18. 4925 sayılı Kanun'un <i>"Tanımlar"</i> başlıklı 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunda geçen; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Bakanlık : Ulaştırma Bakanlığını, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Yolcu: Taşıtı kullanan sürücü ile hizmetliler dışında taşıtta bulunan kişileri, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Düzenli sefer: Belirli bir zaman ve ücret tarifesine göre, tespit edilmiş bir güzergâhta önceden açıklanmış yerleşme birimleri arasında yapılan taşımaları, </i></p>

<p><i>Arızî sefer: Aynı taşıtla bütün güzergâh boyunca aynı yolcu grubunun taşınması ve kalkış noktasına geri getirilmesi şeklindeki kapalı kapı seferleri ile gidişi dolu, dönüşü boş veya gidişi boş, dönüşü dolu seferleri, </i></p>

<p><i>Mekik sefer: Birden fazla gidiş ve dönüş seferinde aynı kalkış yerinden aynı varış yerine önceden gruplandırılmış yolcuların taşınmasını, </i></p>

<p><i>ifade eder."</i></p>

<p>19. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Yetki belgesi alma zorunluluğu ve taşıma hizmeti"</i> başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasında yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Taşımacılık, acentelik ve taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapılabilmesi için Bakanlıktan yetki belgesi alınması zorunludur."</i></p>

<p>20. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Yasak hâller"</i> başlıklı 14. maddesinde yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Zorunlu hallerde sınır mülkî idare amirince verilecek izin dışında, ilgili kanunlara ve taşımacı ile yolcu ve gönderen arasındaki sözleşmelere aykırı olarak, yolcu ve eşya sınır kapılarına taşınamaz, buralarda aktarmaları yapılamaz, eşya depolanamaz ve yolcular sınır kapısından yaya geçerek başka bir taşıta binemezler."</i></p>

<p>21. 4925 sayılı Kanun'un<i> "İdarî para cezaları"</i> başlıklı 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde yer alan idari yaptırım hükmü şu şekilde düzenlenmiştir:</p>

<p><i>" 5 inci maddesine göre yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı halde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara bin Türk Lirası, yetki belgesi olduğu halde taşıtını yetki belgesine kaydettirmeden kullananlara beş yüz Türk Lirası idari para cezası verilir ve aynı kabahat için 48 saat geçmeden ikinci bir ceza verilmez."</i></p>

<p>22. 4925 sayılı Kanun'un<i> "Ceza uygulaması"</i> başlıklı, 25/6/2009 tarihli ve 5917 sayılı Bütçe Kanunlarında Yer Alan Bazı Hükümlerin İlgili Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelere Eklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun'un 34. maddesi ile değişik 27. maddesinde yer alan hüküm şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunda yazılı idari para cezalarını uygulamaya Ulaştırma Bakanının yetkilendirdiği Bakanlık personeli, trafik polisi ve zabıtası, trafik polisinin görev alanı dışında kalan yerlerde rütbeli jandarma personeli, sınır kapılarında görev yapan gümrük muhafaza ve gümrük muayene memurları ile bunların amirleri, terminallerde görevli belediye zabıtası yetkilidir. </i></p>

<p><i>Bu Kanun kapsamında faaliyet gösterenlere hangi hallerde uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklinde idari müeyyideler uygulanacağına ilişkin hususlar yönetmelikle düzenlenir. </i></p>

<p><i>Bu Kanuna göre verilen idari para cezaları, yönetmelikte düzenlenen uyarma, geçici durdurma ve iptal şeklindeki idari müeyyidelerin uygulanmasına engel teşkil etmez." </i></p>

<p>23. 4925 sayılı Kanun'un "<i>Yönetmelik</i>" başlıklı 34. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Bu Kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren altı ay içinde; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>a) Taşımacılık faaliyeti yapmak isteyen gerçek ve tüzel kişilerde aranacak şartlar, verilecek yetki belgeleri, mesleki yeterlilik belgeleri ve taşıt kartları ile diğer belge ve hizmetlerin ücret, süre, kapsam, tür ve şekilleri, her belge türü için gerekli olan taşıt kapasiteleri, taşıtların yaşı, nitelikleri, istiap hadleri ve terminal hizmetlerinde öngörülecek hususları, </i></p>

<p><i>b) Belgelerin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Düzenleyen yönetmelikler Bakanlıkça hazırlanarak Resmî Gazetede yayımlanır."</i></p>

<p>24. 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun "<i>Kanunîlik ilkesi</i>" başlıklı 4. maddesi şu şekildedir:</p>

<p>"<i>(1) Hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir." hükmünü içermektedir. </i></p>

<p><i>(2) Kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarı, ancak kanunla belirlenebilir.</i>"</p>

<p>25. Yönetmelik'in "<i>Tanımlar</i>" başlıklı 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) 4925 sayılı Kanunda belirtilen tanımlara ek olarak bu Yönetmelikte geçen; </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ş) Grup yolcu: Önceden planlanmış iş, gezi, toplantı, tören ve benzeri amaçla bir araya gelen ve bu amaçla gerçekleşecek seyahatin başlangıcından bitimine kadar birlikte hareket eden, taşıttaki şoför ve yardımcı personel haricindeki yolcu topluluğunu, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ççç) Tarifeli yolcu taşıma: Önceden bir taşıma hattı ve taşıma güzergahı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenerek ve bunlara uyularak yapılan düzenli yolcu taşımalarını, </i></p>

<p><i>ddd) Tarifesiz yolcu taşıma: Önceden bir taşıma hattı ve taşıma güzergahı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin; grup yolcu durumuna göre arızi veya mekik sefer düzenlenerek yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımalarını, </i></p>

<p><i>eee) Taşıma güzergahı: Taşımacılıkta, taşımanın başladığı kalkış noktasından bittiği varış noktasına kadar ara duraklar da dahil takip edilen yolu, </i></p>

<p><i>fff) Taşıma hattı: Tarifeli taşımacılıkta, taşımanın başladığı kalkış noktası ile bittiği varış noktasındaki yerleşim yerlerini, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>üüü) Yetki belgesi: Bu Yönetmelik kapsamında faaliyette bulunacak gerçek ve tüzel kişilere çalışma izni veren ve Bakanlıkça düzenlenen belgeyi, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ifade eder." </i></p>

<p>26. Yönetmelik'in "<i>Yetki belgesi türleri</i>" başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(4) D türü yetki belgesi: Otobüsle tarifeli veya tarifesiz yurtiçi yolcu taşımacılığı veya hususi taşımacılık yapacak gerçek ve tüzel kişilere verilir ... Taşımanın şekline göre aşağıdaki türlere ayrılır: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>b) D2 yetki belgesi: Ticari ve tarifesiz olarak yapacaklara, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>verilir." </i></p>

<p>27. Yönetmelik'in "<i>Taşıt belgelerine kayıtlı taşıtların kullanılması ve istisnai hâller</i>" başlıklı 30. maddesinin 15/11/2019 tarihli ve 30949 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Karayolu Taşıma Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik'in 10. maddesi ile değiştirilmiş hâliyle (4) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"A1, B2, D2 ve servis taşımacılığı yapmak üzere D4 yetki belgesi olan yetki belgesi sahipleri, yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, 1 takvim yılı içerisinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin, tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın beş kez uyarma düzenlenmesi halinde, taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesi iptal edilir."</i></p>

<p>28. Yönetmelik'in "<i>Yetki belgesi sahiplerinin ortak yükümlülükleri</i>" başlıklı 40. maddesinin (3) ve (17) numaralı fıkraları şöyledir:</p>

<p><i>"(3) A1, A2, B2 ve D2 yetki belgesi sahipleri, yapacakları arızi, grup veya mekik seferlerinde, sefere göndereceği taşıtın plakası ve ATS bilgileri, taşıtta görevli personel bilgileri ile birlikte yolculara ait, 37 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bilgileri, seyahatin başlangıç saatinden en geç 1 saat öncesine, seyahati yapamayan veya tamamlamayan yolcu bilgilerinin ise, bu durumun meydana geldiği saatten en geç 30 dakika sonrasına kadar Bakanlığın U-ETDS sistemine işlemek/iletmek zorundadırlar ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>(17) Yetki belgesi sahipleri, almış oldukları yetki belgesinin kapsamı dışında faaliyette bulunamazlar. Bu fıkraya aykırı hareket edenlere, Kanunun 26 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde belirtilen miktarda idari para cezası uygulanır."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk</strong></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Hükümleri</strong></p>

<p>29. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p>"<i>Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>"</p>

<p><strong>2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) İçtihadı</strong></p>

<p>30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında yer bulan <i>suç isnadı</i> kavramının taraf devletlerin iç hukuklarındaki karşılıklarından bağımsız <i>otonom</i> bir yapıya sahip olduğunu vurgulamaktadır (<i>Adolf/Avusturya</i>, B. No: 8269/78, 26/3/1982, § 30). Yine AİHM'e göre tek başına <i>isnat </i>kavramı da Sözleşme'nin anlamı dâhilinde anlaşılmalıdır. Bu kapsamda <i>isnat</i> kavramı <i>yetkili makamlarca bir kişiye suç işlediği iddiasının resmî olarak bildirimi</i> şeklinde açıklanabilir. Böyle bir tanım aynı zamanda şüpheli kişilerin sonuçlarından büyük ölçüde etkilendikleri durumları da içine alır (<i>Deweer/Belçika</i>, B. No: 6903/75, 27/2/1980, §§ 42-46; <i>Eckle/Almanya</i>, B. No: 8130/78, 15/7/1982, § 73).</p>

<p>31. AİHM 6. maddenin cezai boyutunun uygulama kapsamını <i>Engel kriterleri</i> olarak bilinen üç kritere göre belirlemektedir. Bunlardan ilki suçun ulusal hukuktaki nitelendirilmesi, ikinci kriter suçun niteliği ve üçüncü kriter ise ilgili kişiye verilebilecek cezanın ağırlığıdır (<i>Ramos Nunes de Carvalho e Sá/Portekiz</i> [BD], B. No: 55391/13, 6/11/2018, § 122). AİHM ayrıca cezanın niteliğini de değerlendirmiştir (<i>Öztürk/Almanya</i> [GK], B. No: 8544/79, 21/2/1984, § 50).</p>

<p>32. AİHM'e göre birinci kriterin diğer kriterlere göre göreceli olarak ağırlığı olsa da değerlendirme için birinci kriter ancak bir başlangıç noktası oluşturur. Şöyle ki eğer taraf devletin iç hukuku bir eylemi suç olarak nitelendirmiş ise bu, 6. maddenin kapsamının uygulanması bakımından belirleyicidir. Ancak ulusal hukukta böyle bir nitelendirme yok ise AİHM yine de başvuru konusu edilen yargısal sürecin ulusal sınıflandırmasının ötesine bakacak ve maddi gerçeği inceleyecektir (<i>Engel ve diğerleri/Hollanda</i>, B. No: 5370/72, 8/6/1976, § 81).</p>

<p>33. AİHM<i> Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye</i> ([BD], B. No: 23536/94, 24408/94, 8/7/1999, § 36) kararında Sözleşme'de düzenlenen 7. maddenin bir suçun ancak kanun tarafından tanımlanıp cezanın öngörülebileceği ilkesini ve ceza kanununun bir analoji ile kapsamlı şekilde sanığın aleyhine yorumlanmaması ilkesini içerdiğini hatırlatmaktadır. AİHM, bu ilkelerden suç ve ilgili yaptırımın kanunlarda açık şekilde tanımlanması gerektiği sonucuna varmaktadır. AİHM'e göre bireyin ilgili hükmün metninin kendisinin suçtan sorumlu olmasına neden olabilecek hareket ve ihmallerinin bilinir hâle getirilmesi ile bu şart karşılanmaktadır. AİHM ayrıca kıyas yaparak genişletici bir yorum yapmak suretiyle cezalandırma yoluna gitmenin suçta ve cezada kanunilik ilkesi ile bağdaşmayacağını vurgulamıştır. Zira AİHM, somut olayda yayın sahibine verilen cezanın sorumlu müdür için öngörülen cezanın kıyas yoluyla yorumlanmasına dayanması sebebiyle Sözleşme'nin 7. maddesinin ihlal edildiğine karar vermiştir (<i>Başkaya ve Okçuoğlu/Türkiye</i>, §§ 42, 43).</p>

<p>34. AİHM, bir kişinin hakkında dava açılmasına ve hüküm giymesine neden olan fiilin gerçekleştirildiği zamanda<i> bu fiilin suç olduğunu gösteren bir kanuni hükmün olduğunu ve uygulanan cezanın bu hükümle belirlenen sınırları aşmadığının doğrulanması gerektiğini</i> vurgulamıştır (<i>Coeme ve diğerleri/Belçika</i>, B. No: 32492/96, 32547/96, 32548/96, 33209/96, 33210/96, 22/6/2000, §§ 146, 149-151).</p>

<p>35. AİHM, başvurucunun karıştığı trafik kazası sonrasında başvurucu hakkında <i>düzenleyici suç</i> niteliğinde uygulanan para cezasını değerlendirdiği <i>Lutz/Almanya </i>(B. No: 9912/82, 25/8/1987) kararında, Sözleşme'nin 6. maddesine ilişkin başlıkta bu uyuşmazlığın <i>Engel ölçütlerine </i>göre suç isnadı olarak tespit edildiğini belirttikten sonra kanun hükmünün genel niteliğinin ve cezanın hem caydırıcı hem de cezalandırıcı olan amacının söz konusu suçun 6. maddenin amaçları bakımından cezai nitelikte olduğunu göstermeye yeterli olduğu sonucuna varmıştır (<i>Lutz/Almanya</i>, § 54).</p>

<p>36. Başvurucunun geçici olarak araç kullanmaktan diskalifiye edilmesine ilişkin olayın suç isnadıyla ilişkisini <i>Malige/Fransa </i>(B. No: 68/1997/852/1059, 23/9/1998, §§ 34-37) kararında değerlendiren AİHM, Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki <i>suç </i>kavramının Sözleşme'nin 6. maddesindeki<i> suç isnadı</i> kavramına karşılık geldiğini vurgulamıştır. Buna göre Sözleşme'ye ek (7) No.lu Protokol'ün 2. maddesinin uygulanabilmesi için öncelikle ortada <i>suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık</i> olması gerekmektedir. Somut olayda AİHM, söz konusu tedbirin niteliğinin ve amacının dikkate alınmasının dışında uygulanan tedbirin ciddiyetinin de görmezden gelinemeyeceğini belirttikten sonra Sözleşme'nin 6. maddesinin uygulanabilir olduğuna karar vermiştir.</p>

<p>37. AİHM, başvurucuya ait ehliyetin derhâl geri alınması nedeniyle suç isnadı altında olup olmadığını değerlendirirken söz konusu tedbirin uygulanmasının niteliği ve sonuçları itibarıyla başvurucuya karşı fiilî bir<i> cezai suçlama</i> getirip getirmediğinin belirlenmesi gerektiğini açıklamıştır (<i>Escoubet/Belçika</i> [BD], B. No: 26780/95, 28/10/1999, §§ 13-35).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Adli Yardım Talebi </strong></p>

<p>39. Başvurucu Şirket, taşıma belgesinin iptal edilmesi nedeniyle yargılama giderlerini karşılayacak geliri olmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.</p>

<p>40. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Şerif Ay </i>([2. B.], B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. Suçta ve Cezada Kanunilik İlkesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>41. Başvurucu; aynı takvim yılı içinde beş kez elli uyarma cezası verilmesi ve bu duruma bağlı olarak aracın D2 yetki belgesi eki taşıt belgesinden resen düşürülmesine ilişkin yaptırımın bir kanun hükmüne dayanılarak verilmediğini, kanuni temeli bulunmayan idari yaptırımın Yönetmelik hükmüne istinaden uygulanamayacağını belirterek suçta ve cezada kanunilik ilkesinin, idari yaptırımla ilgili savunmasının alınmaması ve kararın gerekçesiz olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>42. Bakanlık görüşünde, suçta ve cezada kanunilik ilkesine ilişkin mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer verildikten sonra başvurucu Şirketin ileri sürdüğü ihlal iddiaları hakkında yapılacak incelemede belirtilen mevzuat hükümleri ile somut olayın kendine özgü şartları gözönüne alınarak değerlendirme yapılması gerektiği belirtilmiş; ayrıca suçların ve cezaların kanuniliği ilkesine yönelik ihlal iddialarıyla ilgili olarak inceleme yapılabilmesi için öncelikle bir suç isnadının varlığının aranması gerektiğini, derece mahkemelerince tartışılan hususun cezai bir durum veya ceza verilmesiyle ilgili olmayıp daha ziyade düzenlemelere aykırı fiiller nedeniyle uygulanan idari yaptırımın hukuka uygunluğunun değerlendirilmesine yönelik olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda belirttiği ihlal iddialarını yinelemiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>44. Anayasa'nın "<i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i>" başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p>''<i>Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>''</p>

<p>45. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun iddialarının suçta ve cezada kanunilik ilkesi kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p><strong>a.</strong><strong> Uygulanabilirlik Yönünden </strong></p>

<p>46. Anayasa Mahkemesi içtihadında suç isnadına ilişkin yargılamalarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin geçerli olduğu kabul edilmektedir. Bu nedenle öncelikle somut olayda suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık olup olmadığı belirlenmelidir.</p>

<p>47. Anayasa Mahkemesine göre <i>suç, ceza, mahkûmiyet </i>gibi kavramların sadece klasik ve teknik anlamda ceza yargılaması hukukuna özgü olarak değerlendirilmeyip bu kavramların anayasal anlamda özerk bir yoruma tabi tutulması gerekir (AYM, E.2020/21, K.2020/53, 01/10/2020, § 17).</p>

<p>48. Bir yaptırımın veya hukuki bir tasarrufun/işlemin hangi koşullarla suç isnadı niteliğinde sayılıp suç ve cezalara ilişkin güvenceler kapsamında değerlendirilebileceği daha önce Anayasa Mahkemesi kararlarında açıkça ifade edilmiştir (<i>B.Y.Ç. </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/4554, 15/12/2015; <i>D.M.Ç. </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2014/16941, 24/1/2018; <i>Selçuk</i> <i>Özbölük</i> [1. B.], B. No: 2015/7206, 14/11/2018;<i> Muhsin Hükümdar </i>[1. B.], B. No: 2016/15853, 7/11/2019, § 22). Anılan kararlarda bir yaptırımın özerk yorum kapsamında <i>ceza</i> olarak görülüp görülemeyeceğine dair AİHM'in geliştirdiği ve <i>Engel ölçütleri </i>olarak bilinen test uygulanmıştır. Diğer bir ifadeyle bu test uygulanmadan idari para cezaları ya da diğer idari yaptırımlar otomatik olarak suç isnadı kapsamında ele alınmamaktadır. Buna göre ilk olarak, verilen cezanın klasik ceza hukuku kategorilerinde yer alan bir yaptırım şeklinde düzenlenip düzenlenmediğine bakılmaktadır. Eğer ceza hukukunda düzenlenen bir yaptırım söz konusu değilse ikinci olarak fiilin niteliği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda başvuruya konu cezai sürecin herkes için bağlayıcılığı olan genel bir etki yaratıp yaratmadığı, kamu gücünü kullanan bir kamu otoritesi tarafından yürütülüp yürütülmediği, fiilin cezalandırıcı ve caydırıcı bir amacının bulunup bulunmadığı birer alt ölçüt olarak değerlendirilmektedir. Nihayet üçüncü kriter olarak kişiye verilebilecek cezanın ağırlığı ve niteliğine (özellikle cezanın hürriyeti bağlayıcı nitelikte olup olmadığına) bakılmaktadır.</p>

<p>49. Nitekim Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurudaki yerleşik içtihadına göre ceza hukuku yaptırımı olarak düzenlenmeyen ve geleneksel ceza davasına konu olmayan idari yaptırımlar (kabahatler) cezanın üst sınırı, niteliği, miktarı, kişi üzerinde oluşturduğu etki ve sonuçlar yönünden ciddiyeti ve ağırlığı gözetilerek anayasal anlamda özerk bir yorumla<i> ceza </i>olarak nitelendirilebilmektedir. Bu kapsamda idari para cezalarını konu alan ve idari yargıda görülen bazı davalar da adil yargılanma hakkının suç isnadı yönü kapsamında incelenmiştir (<i>Hasan Cihan</i> [1. B.], B. No: 2016/14869, 24/10/2019; <i>Uyaroğlu Akaryakıt İnşaat Turizm San. ve Tic. Ltd. Şti.</i> [1. B.], B. No: 2014/2303, 5/4/2018; <i>Salim Koç</i> [1. B.], B. No: 2014/2540, 29/11/2018).</p>

<p>50. Somut olayda ticari ve tarifesiz olarak yapılacak yolcu taşımacılığı için başvurucu Şirkete verilen D2 yetki belgesine aykırı olarak ücretlerin ayrı ayrı ödendiği, planlı olmayan bireysel yolcu taşımacılığı yapıldığı gerekçesiyle idari para cezası uygulanmış; aynı eylemin bir takvim yılı içinde beş defa gerçekleştirilmesi nedeniyle de Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca taşımacılık yetki belgesinin iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>51. Yukarıda belirtilen ilkeler ışığında somut başvuru değerlendirildiğinde başvurucuya isnat edilen taşıma belgesinde belirtilen kapsam dışında yolcu taşıma eyleminin hukukumuzda -birinci kriter kapsamında- suç olarak nitelendirilmediği görülmektedir. Bu nedenle yetki belgesinin geri alınması işleminin suç isnadı kapsamında kalıp kalmadığının tespiti yönünden suçun niteliğine dair ikinci kriter ile cezanın ağırlığına ilişkin üçüncü kriter karma bir şekilde ele alınmalıdır.</p>

<p>52. Başvurucu Şirket, taşıma belgesinin geri alınmasıyla birlikte ticari faaliyet olarak yürüttüğü yolcu taşımacılığı yapma işinden altı ay süreyle mahrum edilmiştir. Taşıma belgesinin iptaliyle birlikte ortaya çıkan bu durumun ciddiyet derecesi değerlendirilirken başvurucu Şirketin faaliyet konusu ve geri alınan süre gözönünde bulundurulmalıdır. Gelinen noktada başvurucu Şirketin ticari faaliyetiyle ilgili bir alanda sahip olduğu taşıma belgesinin altı aylık süreyle geri alınması şeklinde uygulanan idari yaptırımın <i>caydırıcı</i> ve <i>cezalandırıcı</i> niteliğini barındırdığı söylenebilecektir. Dolayısıyla başvuruya konu uyuşmazlığın suç isnadına ilişkin bir uyuşmazlık niteliğinde kabul edilmesi gerektiği değerlendirilmiştir (AİHM'in benzer sonuca ulaştığı karar için bkz. §§ 34-37). Dolayısıyla Anayasa'nın 38. maddesinin somut olay yönünden uygulanabilir olduğuna karar vermek gerekir.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>53. Anılan kararlarda belirtilen ilkeler doğrultusunda açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>i. Genel İlkeler</strong></p>

<p>54. Anayasa’nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği gibi 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların ancak kanunla yapılabileceği kurala bağlanmıştır. Anayasa’nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de suçta ve cezada kanunilik ilkesi özel olarak güvence altına alınmıştır (<i>Karlis A.Ş. </i>[1. B.], B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 31).</p>

<p>55. Anayasa’nın “<i>Suç ve cezalara ilişkin esaslar</i>” başlıklı 38. maddesinin birinci fıkrasında yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca hangi fiillerin yasaklandığının ve bu yasak fiillere verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belli olması gerekmektedir. Kişilerin yasak fiilleri önceden bilmeleri düşüncesine dayanan bu ilkeyle temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması amaçlanmıştır (AYM, E.2019/9, K.2019/27, 11/4/2019, § 13).</p>

<p>56. Suçta ve cezada kanunilik ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin somutlaştırıldığı uluslararası sözleşmelerde de yer almaktadır. Bu ilke Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu Sözleşme’nin “<i>Kanunsuz ceza olmaz</i>” başlıklı 7. maddesinin birinci paragrafında “<i>Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.</i>” şeklinde, Medenî ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin 15. maddesinin birinci paragrafında ise “<i>Hiç kimse, işlendiği zamanda ulusal ya da uluslararası hukuk bakımından suç sayılmayan bir fiil ya da ihmal yüzünden suçlu sayılamaz. Suç sayılan bir fiile, işlendiği zaman yürürlükte olan bir cezadan daha ağır ceza verilemez. Fiilin işlenmesinden sonra yasalarda bu fiile karşılık daha hafif bir ceza öngörülecek olursa, fiili işleyene bu ikinci ceza uygulanır.</i>” biçiminde düzenlenmiştir (AYM, E.2020/16, K.2020/33, 25/6/2020, § 16).</p>

<p>57. Anayasa Mahkemesi, vermiş olduğu norm denetimi kararlarında <i>idari suçlara</i> ilişkin normlarda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin daha <i>esnek</i> uygulanabileceğini belirtmiştir. İdari suçlarda kanun koyucunun daha az önem atfettiği bir hukuki değerin ihlal edilmesi, hürriyeti bağlayıcı ceza dışında bir yaptırımın öngörülmesi ve öngörülen yaptırımın da genellikle idari bir makam tarafından idari usuller izlenerek uygulanması nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesindeki ilkelerin aynı boyut ve kapsamıyla idari suçlara da uygulanması işin mahiyetine uygun düşmemektedir. Bu bağlamda yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek suç ve cezalarda kanunilik ilkesi idari suçlar yönünden daha esnek uygulanmalıdır. (AYM, E.2015/22, K.2015/37, 01/04/2015. Benzer yönde bkz. AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/01/2016; AYM, E.2016/182, K.2017/111, 14/06/2017; AYM, E.2018/110, K.2018/99, 17/10/2018; AYM, E.2018/14, K.2018/112, 20/12/2018; AYM, E.2018/107, K.2018/114, 20/12/2018; AYM, E.2017/103, K.2017/108, 31/05/2017; AYM, E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021; AYM, E.2023/129, K.2023/206, 30/11/2023; bireysel başvuru kararı için bkz.<i> Cem Burak Karataş </i>[GK], B. No: 2014/19152, 18/10/2017, § 94).</p>

<p>58. Bu bağlamda temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına yönelik kanuni düzenlemelerde kanun koyucu tarafından temel esaslar, ilkeler ve çerçeve belirlendikten sonra diğer ayrıntıların düzenleyici işlemlerle belirlenebileceği kabul edilmiştir (<i>Mehmet Koray </i><i>Eryaşa</i> [2. B.], B. No: 2013/6693, 16/4/2015, § 63; <i>Bülent Polat</i> [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 78). Yargı organları, kabahate ilişkin olguları değerlendirirken ve özellikle fiillerin bir kabahate karşılık gelip gelmediğini belirlerken suçta ve cezada kanunilik ilkesini anlamsız kılacak şekilde öngörülemez bir yaklaşımda bulunmamalıdır (benzer değerlendirmeler için bkz. <i>Mehmet Emin Karamehmet ve diğerleri </i>[2. B.], B. No: 2017/4902, 28/1/2020, § 47; <i>Adnan Şen</i> [GK], B. No: 2018/8903, 15/4/2021, § 107).</p>

<p>59. Anayasa Mahkemesi daha önce 30/11/2022 tarihli bir kararında spor müsabakalarından elde edilecek hasılatın spor il müdürlüklerine ve müsabaka yapan kulüplere dağıtımına ilişkin uygulama, usul ve esasların çıkarılacak yönetmelikle düzenlenmesini öngören kural hakkında yapılan itirazı incelemiştir. Anılan kararda Anayasa Mahkemesi, idare tarafından hangi müsabakalardan hasılat payı alınacağı, brüt hasılat ve gerekli masraflar kavramlarının neleri içerdiği, net hasılattan idareye dağıtılması öngörülen payın hangi amaçla ve neyin karşılığı olarak alındığı konusunda kanunda bir belirlilik bulunmadığını belirtmiştir. Bu itibarla anılan hususların ilk elden yönetmelikle düzenlenmesinin söz konusu olduğunu, ayrıca kulüplerin elde ettiği spor müsabakası hasılatı üzerinden idareye hangi oranda ödeme yapılacağı konusunda da kanunda herhangi bir düzenleme yapılmadığını vurgulamıştır. Yine bu kapsamda müsabaka hasılatından alınacak payın alt veya üst sınırlarını gösterir bir hükmün de kanunda bulunmadığını, dolayısıyla müsabaka hasılatlarından alınacak paya ilişkin oranların ilk elden yönetmelikle düzenleneceğini belirtmiştir. Bu bağlamda müsabaka hasılatlarından alınacak payın hesaplanmasının ne şekilde belirleneceğine dair kanuni çerçevenin çizilmediğini, idarenin pay oranının alt ve üst sınırlarının belirlenmediğini, konunun bütün ayrıntılarıyla düzenlenmesinin yönetmeliğe bırakılmak suretiyle yürütmeye sınırsız, belirsiz, geniş bir düzenleme yetkisi tanındığını ifade etmiştir. Bu itibarla spor müsabaka hasılatından pay almak suretiyle mülkiyet hakkına sınırlama getiren kuralın belirli ve öngörülebilir nitelikte olmadığı ve bu yönüyle kanunilik şartını taşımadığı sonucuna ulaşmıştır (AYM, 30/11/2022, E.2022/103, K.2022/150, §§ 14-16).</p>

<p><strong>d. </strong><strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>60. Somut olayda başvurucu Şirkete ticari ve tarifesiz olarak yolcu taşımacılığı yapabilmesi amacıyla D2 yetki belgesi verilmiştir. Söz konusu yetki belgesinin kapsamını önceden bir taşıma hattı ve güzergâhı ile bir zaman ve ücret tarifesi belirlenmeksizin ve bunlara uyularak yapılan düzensiz ve grup yolcu taşımalar oluşturmaktadır (bkz. §§ 25, 26).</p>

<p>61. 4925 sayılı Kanun'un 26. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde "..<i>.yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı hâlde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara</i>" idari para cezası verileceği hükme bağlanmıştır. Anılan Kanun'un 34. maddesinde ise "...[Taşıma]<i> Belgelerin</i>[in]<i> geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri</i>[n]" daha sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği belirtilmiştir (bkz. § 22). Bu doğrultuda çıkarılan Yönetmelik'in idari yaptırım tarihinde yürürlükte bulunan 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası ise "<i>A1, B2 ve D2 yetki belgesi eki taşıt belgelerinde kayıtlı taşıtlarını, taşıtın kayıtlı olduğu yetki belgesi kapsamı dışında ve/veya yetki belgesi olmayan gerçek veya tüzel kişilerin faaliyetleri için kullandıramazlar. Bu fıkraya uymayan yetki belgesi sahiplerine 50 uyarma verilir. Bu fıkraya göre, 1 takvim yılı içerisinde düzenlenen uyarmalardan ilk tebliğ edilenin, tebliğ edildiği tarihten itibaren 30 gün sonrasından başlamak üzere, toplamda tebliğ tarihine bakılmaksızın 5 kez uyarma düzenlenmesi halinde taşıtın/taşıtların kayıtlı olduğu yetki belgesi iptal edilir." </i>şeklindedir.</p>

<p>62. Başvurucu Şirkete ait D2 taşıma belgesine kayıtlı 34 GC 8805 plakalı minibüsle ilgili olarak Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı İstanbul I. Bölge Müdürlüğü denetim görevlileri tarafından taşıma belgesine aykırı olarak, planlı olmayan bireysel yolcu taşımacılığı yapıldığı gerekçesiyle bir takvim yılı içinde beş defa idari para cezası uygulanmış ve taşıma belgesi geri alınmıştır. İhlal Tespit Tutanağı ile idari yaptırım kararında uygulanan işlemin yasal dayanağı olarak Yönetmelik'in 30. maddesinin (4) numaralı fıkrası gösterilmiştir. Başvurucunun taşıma belgesinin iptaline konu idari yaptırım kararıyla ilgili itirazının temeli, geri almaya ilişkin yaptırımın kanuni dayanağı olmaksızın yönetmelikle düzenlenmiş olmasıdır.</p>

<p>63. Şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da Anayasa'ya bağlı kalmak şartıyla hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanımaktır. Bu serbestî idareye <i>keyfî</i> olarak hareket edebilme yetkisi vermemektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, §§ 195-198).</p>

<p>64. Bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için <i>suç konusunun</i> ve <i>yaptırımının</i> tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi, kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği üzere idari nitelikteki suçların kanunda belirlenerek karşılığında cezasının gösterilmesi yeterli olup suç sayılan eylemler ve cezası, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmemektedir (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21).</p>

<p>65. 4925 sayılı Kanun'un 26. maddesinde yetki belgesi almadan veya yetki belgesi aldığı hâlde yetki belgesi kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceği açıkça hükme bağlanmıştır. Buna karşın anılan Kanun'un 34. maddesinde "...[Taşıma]<i> Belgelerin</i>[in]<i> geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idarî müeyyideleri</i>[n]" ise sonradan çıkarılacak yönetmelikle düzenleneceği hükme bağlanmıştır. Söz konusu kanun hükmü incelendiğinde taşıma belgesinin hangi idari kurala aykırı hareket sonucunda geri alınacağı düzenlenmemiş olup kurala bağlanan geri almanın doğrudan bir yaptırım olarak düzenlendiği anlaşılmaktadır. Diğer bir ifadeyle geri alma yaptırımının hangi eylemin bir neticesi olarak uygulanabileceğinin çerçevesinin kanun metninde çizilmediği görülmektedir.</p>

<p>66. Sonuç olarak başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesi kanunla çizilmemiş yönetmelik hükmüne dayalı olarak verilmesi nedeniyle Anayasa'nın 38. maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>67. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu sonuca katılmamıştır.</p>

<p>68. Başvuruda suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verildiğinden kararda varılan sonuca ve uygun görülen giderime göre başvurucunun adil yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. GİDERİM </strong></p>

<p>69. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile 35.000 TL maddi, 300.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.</p>

<p>70. İncelenen başvuruda başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesi kanunla çizilmemiş yönetmelik hükmüne dayalı olarak verilmesi nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiştir.</p>

<p>71. Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> ([GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) kararında, ihlalin kanundan kaynaklandığının tespit edilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Buna göre mevcut başvurular bakımından başvurucuların mağduriyetinin<i> eski hâle getirme</i> ilkesi çerçevesinde giderilmesi Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesi uyarınca zorunludur. Bunun için ise yukarıda değinildiği üzere mümkün olduğunca ihlalden önceki duruma dönülmesi sağlanmalıdır. Aksi takdirde başvurucuların mağdur statüsü sona erdirilmemiş ve ihlalin sonuçları giderilmemiş olur. Anayasa Mahkemesi tarafından ihlale yol açtığı tespit edilen ve mevcut başvurulara konu davalarda uygulanan kanun hükmüyle ilgili olarak yasama organınca bir değişiklik yapılmadığına göre ihlalden önceki duruma dönülmesini temin etmek için ihlalin sonuçlarının gideriminin anılan maddeye göre yeniden yargılama kapsamında sağlanıp sağlanmayacağı hususunun Anayasa'da ve anılan Kanun'da yer alan hükümler çerçevesinde tartışılması gerekir (<i>Hulusi Yılmaz,</i> § 62).</p>

<p>72. Mevcut başvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığı tespit edilmiştir. Kanundan kaynaklanan ihlal durumunda giderim yöntemi olarak iki seçenek öne çıkmaktadır. Bunlardan ilki Anayasa Mahkemesinin<i> Sabri Uhrağ</i> ([GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020) kararında uygulanan eski hâle getirme kuralı çerçevesinde kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesidir. İhlalin giderimini sağlayabilecek bir diğer yöntem ise -Anayasa Mahkemesinin <i>Hulusi Yılmaz</i> kararında benimsenen- ihlale neden olan kanuni düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğu gerekçesiyle ilgili mahkemesince itiraz yoluna başvurulmasıdır. Anayasa Mahkemesi, ihlalin kanundan kaynaklandığı hâllerde giderimin ne şekilde yapılacağı ile ilgili olarak anılan kararlarda ilkeleri tespit etmiştir.</p>

<p>73. Bu çerçevede Anayasa kurallarının bağlayıcılığını düzenleyen Anayasa'nın 11. maddesi ve hâkimin öncelikle Anayasa kurallarını dikkate alarak uyuşmazlıkları çözmesini emreden Anayasa'nın 138. maddesi hâkimin Anayasa'ya uygun karar vermesini zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda Anayasa'nın 152. maddesi de hâkime davada uygulayacağı kanun hükmünün Anayasa'ya uygun olup olmadığını inceleme görevi yüklediğine dikkati çekmek gerekir. Ancak somut olayda bireysel başvuru öncesi yapılan yargılama sırasında olağan yargı yerleri, Anayasa'nın 152. maddesi kapsamında davanın esasını doğrudan etkilediği anlaşılan kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı yönünde bir itiraz başvurusunda bulunmamıştır.</p>

<p>74. Bu durumda eldeki başvuruda tespit edilen hak ihlalinin ve sonuçlarının yukarıda belirtilen şekilde ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 6216 sayılı Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir.</p>

<p>75. Temel haklara yönelik Anayasa'ya aykırı müdahalelere engel olamadığı Anayasa Mahkemesince tespit edilmiş bir kanun hükmüne göre karar verilemeyeceği açık olduğundan ihlal ve sonuçlarının giderimi amacıyla aşağıda belirtilen şu iki yöntemin birlikte uygulanması gerektiği değerlendirilmiştir:</p>

<p>i. Bireysel başvurunun amacına ve işlevine uygun şekilde benzeri ihlallerin de önüne geçmek amacıyla kanuni düzenleme yapılması hususundaki keyfiyetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>ii. Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca ilgili kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine itiraz yoluyla başvurulabileceği veya Anayasa'nın 90. maddesinin son fıkrasının uygulanabileceği dikkate alındığında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin ayrıca İstanbul 6. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR bu görüşe katılmamıştır.</p>

<p>76. Öte yandan ihlalin niteliğine göre yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından manevi tazminat, başvurucu uğradığını iddia ettiği maddi zararla ilgili bilgi ve belge sunmadığından da maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,</p>

<p>B. Suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>C. Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin İHLAL EDİLDİĞİNE Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>D. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA OYBİRLİĞİYLE,</p>

<p>E. Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) GÖNDERİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>F. Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine BİLDİRİLMESİNE Hasan Tahsin GÖKCAN, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Muhterem İNCE ve Ömer ÇINAR'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,</p>

<p>G. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>H. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>İ. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>J. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>GİDERİM YÖNTEMİYLE İLGİLİ KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Başvurunun esası hakkında Mahkememizce başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmediği halde yönetmelik hükümlerine dayanılarak uygulanan yaptırımın kanuni temelinin bulunmaması dolayısıyla suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiği sonucuna varılmış ve giderim yöntemi olarak ilgili mahkemesince itiraz yoluna başvuru imkanı sağlanabilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılması kararı verilmiştir. İhlal yönündeki karara ve gerekçeye katılmaktayım.</p>

<p>2. İhlalin giderim şekliyle ilgili olarak ise daha önce Mahkememizin 2018/313 numaralı bireysel başvurusu hakkındaki karara karşı yazdığım ayrık görüşte belirtilen gerekçelerle ihlalin giderim yöntemi olarak yeniden yargılama kararı verilmesi yerine Mahkememiz Bölümünün Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanan yetkisi kapsamında itiraz yoluyla iptal başvurusu yapması yönünde karar vermesi gerektiği görüşündeyim.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>1. Kanunda kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari yaptırım uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin hakkının ihlal edildiği iddiasıyla yapılan başvuruda Mahkememiz çoğunluğunun başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmesi gerektiği şeklindeki kararına katılmaktayım. Bununla birlikte Mahkememiz çoğunluğu giderim olarak<i> “Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) gönderilmesine” </i>ve <i>“Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesine”</i> karar vermiştir.</p>

<p>2. Bu dosyada ihlal, bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın esasını doğrudan ilgilendiren 4925 sayılı Kanun'un 27. maddesinin ikinci fıkrası ve 34. maddesinin birinci fıkrasının (b) bendi gereğince taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmeyip yönetmelik hükmüne dayalı olarak öngörülmüş olmasından kaynaklanmaktadır. Bunun içindir ki bu durumda ulaşılan ihlalin giderimi olarak kanaatimizce bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta “uygulanacak kurallar”ın Anayasa’ya aykırılığının değerlendirilmesine ilişkin hukuki zeminin tesisi gerekmektedir.</p>

<p>3. Anayasa’nın 148. maddesi kapsamında Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu bireysel hak ihlallerini giderme yetkisi, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesiyle bireysel başvuru kararları kapsamında tespit edilen ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedebilme yetkisine sahip olmak şeklinde ayrıntılı biçimde düzenlenmiştir. Bu minvalde ihlalin ve sonuçlarının nasıl giderileceği hususunda -bireysel başvuru yetkisinin doğal bir sonucu da olarak- Anayasa Mahkemesi yetkili kılınmıştır.</p>

<p>4. Bireysel başvuru inceleme görevi esnasında ihlale neden olan kanun hükmünün çoğunluk kararında belirtilen yola ihtiyaç duyulmadan, Anayasa’ya uygunluk denetiminin yapılması amacıyla Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca gerçekleştirilecek olan norm denetimi yoluna taşınması gerekmektedir.</p>

<p>5. Bu sayede ihlalin sonuçlarının giderilmesinin,<i> “Anayasaya aykırılığın diğer mahkemelerde ileri sürülmesi”</i> başlıklı Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında <i>“Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır.”</i> şeklinde tanımlanan itiraz başvurusu yoluyla gerçekleştirilmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>6. Bu hüküm gereğince bireysel başvuru incelemelerinde Anayasa Mahkemesi, ulaşılan ihlal sonucunun bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta uygulanan açık kanun hükmünden kaynaklanması durumunda, Anayasa’nın 152. maddesi gereğince <i>“davaya bakmakta olan mahkeme”</i> sıfatını haiz olduğundan bu madde hükmü gereğince kuralı norm denetimi görevi yapacak olan Anayasa Mahkemesi heyetinin incelemesine sunmalıdır.</p>

<p>7. Anayasa Mahkemesi de norm denetimi incelemesi sonucunda Anayasa’ya aykırı olduğu sonucuna ulaşırsa –ki böyle bir durumda bireysel başvuru incelemesinde Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanun hükmünden kaynaklandığı biçimindeki bir kanaate ulaşması nedeniyle norm denetiminde bu kuralın Anayasa’nın suçta ve cezada kanunilik ilkesinin güvence altına alındığı 38. maddesine aykırı olduğu sonucuna ulaşması gerekecektir- bu durumda ihlalin kaynağı olan kanun hükmü iptal edileceğinden, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereği olan asıl etkili giderim de böylece sağlanmış olacaktır.</p>

<p>8. Bu yönü ile bakıldığında Anayasa Mahkemesi, ihlalin giderimi bağlamında 50. maddede yer alan farklı seçeneklerden uygun gördüklerini devreye sokabilmektedir. Bu minvalde ihlalin bizzat bireysel başvuruya konu uyuşmazlığı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte olan kanun hükmünden kaynaklanması ve bahse konu kanun hükmünün daha farklı bir sonuca ulaşmayı engelleyen açıklıkta bir düzenleme içermesi durumunda artık bu hükmün norm denetimi yoluyla Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir.</p>

<p>9. Bununla birlikte, burada ihlalin kanundan kaynaklanması konusuyla ilgili olarak öncelikle bir hususun açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin kanundan kaynaklandığı iki farklı durum söz konusu olabilmektedir. Birincisinde, müdahalenin dayanağı olan güvenceli bir kanun hükmü bulunmamaktadır. Bu durumda bir anlamda eksik düzenleme hali söz konusudur. İkincisinde ise müdahalenin dayanağı olarak açık bir kanun hükmü mevcuttur ve ihlal, derece mahkemelerince yeniden yargılama yapılması durumunda farklı yönde karar çıkmasına imkan vermeyen bu açık kanun hükmünden kaynaklanmaktadır. İşte burada giderim yönünden ancak bu biçimde açık bir kanun hükmünün varlığı durumunda itiraz yolunun çalıştırılması mümkündür. Eksik düzenlemeye dayalı bir kanunilik ihlali söz konusu olduğu ve dolayısıyla ortada somut bir kural bulunmadığı durumlarda ise giderim yönünden niteliği gereği itiraz yolunun çalıştırılması uygun olmayacaktır.</p>

<p>10. Bireysel başvuru inceleme sürecinde uyuşmazlığın esasını çözecek kuralda Anayasa’ya aykırılık olması durumunda öncelikle vurgulamak gerekir ki Anayasa Mahkemesinin Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında bir yetki sorunu bulunmamaktadır. Bahse konu yetki, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinden ziyade Anayasa’nın 152. maddesinden kaynaklanmaktadır.</p>

<p>11. Bu konuda yetki ile ilgili şu temel ilkeye bakmak konunun daha iyi kavranmasına da yardımcı olacaktır. Kamu hukukunda <i>“yetkisizlik asıl ve yetki istisna”</i> olduğundan, kamusal yetki kullanan tüm organ, kurum ve kişilerin sadece kendilerine açıkça verilen yetkiyi kullanma imkanı bulunmaktadır. Yine bu ilkenin gereği olarak kullanılan yetkinin ya Anayasa ya da kanunda öngörülmüş olması zorunludur. Verilmemiş bir yetkinin hukuk sistemimizde içtihatla kabulü mümkün değildir.</p>

<p>12. Dolayısıyla, konumuz bağlamında açıklığa kavuşturulması gereken asıl husus şudur: Bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesinin, ihlale yol açan kanun hükmünü, norm denetimi sıfatıyla çalışan Anayasa Mahkemesinin (Genel Kurulun) önüne itiraz yoluyla taşıma konusunda açık bir yetkisi var mıdır?</p>

<p>13. Bu bağlamda ilk olarak normlar hiyerarşisinde en üstte yer alan Anayasa metnine bakmak gerekmektedir. Konumuzla ilgili yetkinin dayanağı açıkça Anayasa’nın 152. maddesinde yer almaktadır. Bu madde, şartlar gerçekleştiğinde tüm mahkemelere itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurma yetkisi tanır. Maddenin bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi için de geçerli olduğu ise izahtan varestedir. Aksi durumda bu biçimdeki temel anayasal yetki Anayasa Mahkemesinden esirgenmiş olacaktır.</p>

<p>14. Nitekim bugüne kadar Anayasa Mahkemesi, bir diğer önemli görevi olan siyasi parti kapatma davalarında önündeki davada uygulanacak kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılıkların incelenmesini istediğinde dava konusu kuralı norm denetimi sıfatıyla görev yapacak olan Anayasa Mahkemesine taşımıştır. Geçmişte bunun çok sayıda örneği mevcuttur (bu yöndeki örnek bazı kararlar için bkz.: AYM, E.1998/2, K.1998/1, 09/01/1998; E.2000/86, K.2000/50, 12/12/2000; E.2010/17, K.2010/112, 08/12/2010).</p>

<p>15. Benzer bir yaklaşımla Yüce Divan sıfatıyla gerçekleştirdiği yargılamalarda da Anayasa Mahkemesi, önündeki ceza davasının değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikteki kanun hükümlerinde Anayasa’ya aykırılık görmesi durumunda aynı şekilde kuralı norm denetimi yapacak olan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıyabilir.</p>

<p>16. Dolayısıyla bu aşamada açıklığa kavuşturulması gereken husus, Anayasa’nın 152. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen şartların bireysel başvuru kapsamında inceleme yapan Anayasa Mahkemesinde bulunup bulunmadığıdır.</p>

<p>17. Bu itibarla burada davada “uygulanacak kural” hususunun, bireysel başvuru incelemesi yapan Anayasa Mahkemesi’nin itiraz yolunu işletmesi usulü yönünden ele alınıp açıklanması gerekmektedir. Bilindiği üzere Anayasa Mahkemesi, norm denetiminde itiraz başvurularının ilk incelemesini gerçekleştirirken, “uygulanacak kural” ile kastedilenin davanın değişik evrelerinde ortaya çıkan sorunların çözümünde veya davayı sonuçlandırmada olumlu ya da olumsuz yönde etki yapacak nitelikte kurallar olduğunu kabul etmektedir (Örnek olarak bkz.: AYM, E.2000/56, K.2000/28, 17/10/2000; E.2013/14, K.2013/56, 10/4/2013; E.2015/76, K.2017/153, 15/11/2017, § 3; E. S.: 2018/8, K. S.: 2018/85, K.T.: 11/07/2018, § 2; E.2023/68, K.2024/190, 05/11/2024; E.2025/95, K.2025/92, 22/04/2025, § 2).</p>

<p>18. Yine ifade etmek gerekir ki Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru incelemelerinde davaya bakan mahkeme olduğu, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğinin tespit edilmesi ve bu ihlalin giderilmesi noktasında bağlayıcı kararlar vermek suretiyle nihai hüküm tesis etmeye yetkili bir mahkeme sıfatı taşıdığı, yargısal denetim yetkisini kullandığı, bu denetimi yargısal usullerle gerçekleştirdiği ve bireysel başvuru yolunun bir hak arama yolu olarak bir dava niteliği taşıdığı tartışmasız bir gerçektir.</p>

<p>19. Hal böyle olduğundan bireysel başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü bireysel başvuru incelemesi sürecinde Anayasa Mahkemesi tarafından açıkça Anayasa’ya aykırı görülürse, norm denetimi sıfatıyla bu konuda vereceği karara kadar Anayasa Mahkemesinin davayı geri bırakma yetkisini kullanması pekala mümkündür.</p>

<p>20. Yukarıda da belirtildiği üzere bireysel başvuru inceleme sürecinde Mahkemenin, ihlale yol açan kuralın denetimi için itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurmasının açık Anayasal dayanağı, Anayasa'nın 152. maddesi hükmüdür.</p>

<p>21. Dolayısıyla, bu konuda Anayasa'da açık bir yetki öngörülmüşken, bu yetkinin hukuksal dayanağı açısından 6216 sayılı Kanun'da veya başka bir kanunda hüküm bulunup bulunmaması hiçbir önem taşımamaktadır. Aksine, Anayasa’nın açık hükmüne rağmen 6216 sayılı Kanun’daki düzenlemelerden hareketle bu yetkinin kullanılamayacağı şeklindeki görüş önemli bir Anayasa’ya aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>22. Bu itibarla Anayasa’nın 152. maddesinin açık hükmü karşısında bireysel başvuru incelemelerinin başlayacağı dönemde 6216 sayılı Kanun’un hazırlık aşamasında bu yetkinin Anayasa Mahkemesine açıkça verilmesi şeklindeki bir düşünceye rağmen daha sonra bundan vazgeçilmesinden hareketle Anayasa Mahkemesinin bahse konu yetkiyi kullanamayacağı biçimindeki görüşe de katılmak mümkün değildir. Zira bu biçimdeki görüş hem kamu hukukunda yetki ile ilgili yukarıda yer verilen temel ilkeler hem de normlar hiyerarşisi gereği Anayasa’nın 152. maddesine aykırı bir kanun çıkarılamayacağı gerçeği karşısında hukuken savunulamaz.</p>

<p>23. Ek olarak, buradaki yetki konusunu, Anayasa Mahkemesinin siyasi sistem içerisinde bir “anayasal organ” olması yönünü de göz önünde tutarak ele almak gerekir. Zira, Anayasa Mahkemesi, gerçekleştirdiği denetimin önemine binaen bir “anayasal organ” olarak öngörülmüş olup bu minvalde Mahkemenin yetkilerinin dayanağı noktasında Anayasa hükümlerinin çok daha farklı bir değeri ve konumu bulunmaktadır.</p>

<p>24. Nitekim Anayasa Mahkemesinin anayasal organ sıfatını vurguladığım bir karşıoyumdaki açıklamalarım, Anayasa'nın 152. maddesinin bireysel başvuru incelemelerinde, ihlale neden olan kuralın Anayasa'ya aykırılığı durumunda temel bir pozitif dayanak işlevi görmesi gerektiği görüşünü güçlü bir biçimde desteklemektedir. Bu nedenle bahse konu karşıoydaki ilgili kısımlara aşağıda aynen yer vermek uygun olacaktır:</p>

<p><i>“Anayasa kurallarında da görüldüğü üzere Anayasa Koyucunun yargı erki içerisinde Anayasa Mahkemesine yönelik bu yaklaşımı, devletin yasama ve yürütme erklerini oluşturan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi Anayasa Mahkemesini de bir ‘anayasal organ’ şeklinde öngördüğünü ortaya koymaktadır. Bunun içindir ki Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Cumhurbaşkanlığı gibi bir anayasal organ olmasından hareketle Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri, sahip olduğu güvenceler ve çalışma usulü Anayasa’da oldukça detaylı biçimde düzenlenmiştir. </i></p>

<p><i>Nitekim doktrinde de Anayasa Mahkemesinin yargı organının bir parçası ve yüksek mahkeme niteliği taşımakla birlikte bir diğer özelliği olarak bir ‘anayasal organ’ olduğuna özellikle vurgu yapılmakta olup fonksiyonunun mahiyetinin Mahkemeye yargı içerisinde özel ve öncelikli bir mevki verdiği ifade edilmektedir. Avrupa doktrininde de Anayasa Mahkemelerini herhangi bir yüksek mahkeme değil, bir anayasal organ olarak görme eğilimi mevcut olup, bu bağlamda somut örnek olarak Federal Alman Anayasa Mahkemesinin aynı zamanda anayasal organ olduğu çok net biçimde ifade edilmektedir. </i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin anayasal organ olabilmesi için sadece Anayasa’da zikredilmesi yeterli değildir. Mahkemenin bir anayasal organ olarak kabul edilebilmesi için statüsü ve önemli yetkilerinin de Anayasa’da düzenlenmiş olması gerekir. Yine bir anayasal organ olmanın iki önemli sonucu olarak diğer anayasal organlar gibi Anayasa Mahkemesi de kendi içtüzüğünü çıkarma yetkisine sahiptir ve diğer anayasal organlardan daha alt bir konumda olmadığı gibi örgütlenme bakımından anayasal organlardan bağımsız konumdadır. </i></p>

<p><i>İşte bu nedenledir ki bir anayasal organ olması nedeniyle Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, görev, yetki ve işleyişinin doğrudan Anayasa tarafından ve ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiş olmasının bir sebebi vardır. Anayasa’nın kendisine verdiği görev ve yetkilerin bir gereği olarak yasama organını denetleyen Anayasa Mahkemesinin kuruluş ve işleyişinin yasama organının takdirine bırakılmamasıyla anayasa yargısının anlamının zayıflaması önlenmiştir.</i></p>

<p><i>Anayasa Mahkemesinin kuruluşu, üyelerinin statüsü, görev ve yetkileri, denetim yolları ve kapsamı, kararlarının özellikleri ve çalışma ve yargılama usullerinin Anayasa’da detaylı biçimde belirlenmiş olması nedeniyle bu konularda ayrıntı ile ilgili kanun koyucuya sadece sınırlı bir düzenleme yetkisi tanınmış olduğu görülmektedir. Bu durumun yukarıda da ifade edilmeye çalışıldığı üzere Anayasa Mahkemesinin yasama organını denetlemesinden kaynaklandığı açıktır. Zira denetleyen organın hukuki statüsü ile görev ve yetkilerini belirleme yetkisinin denetlenen organa bırakılması mümkün olamaz</i><i>1</i><i>. </i></p>

<p><i>Bunun içindir ki Anayasa Mahkemesinin kuruluşu ve yargılama usullerini düzenleyen 6216 sayılı Kanun önemli ölçüde Anayasa tarafından getirilen ayrıntılı Anayasal hükümleri açıklayıp tekrar etmektedir. Bu durum diğer yüksek mahkemelere kıyasla Anayasa Mahkemesinin konumu açısından oldukça önemli bir anayasal güvence olarak görülmektedir</i><i>2</i><i>. Anayasa Mahkemesinin oluşumu, görev ve yetkileri ve çalışma usulü ve benzeri konuların ayrıntılı biçimde Anayasa’da düzenlenmesi nedeniyle yapısında veya görevlerinde bir değişiklik yapılabilmesi ancak bu konudaki bir Anayasa değişikliği ile mümkün hale gelebilecektir</i><i>3</i><i>.”</i> (Bkz.: “AYM, E.2023/104, K.2023/177, K.T.: 11/10/2023” künyeli kararda Yusuf Şevki Hakyemez’in karşıoyu: §§ 24-29).</p>

<p>25. Yukarıda sıralananlar bağlamında, bir anayasal organ olması hususu da dikkate alındığında, Anayasa Mahkemesinin görevinin ifası noktasında sahip olduğu yetkilerle ilgili olarak asıl bakılması gereken yerin Anayasa hükümleri olduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. Bu yönüyle bakıldığında 6216 sayılı Kanun’da bahse konu yetkinin açıkça verilmemiş olmasının bu yetkinin varlığı ile ilgili değerlendirmelerde hiçbir hukuki değeri bulunmamaktadır.</p>

<p>26. Zira bir anayasal organ olarak Anayasa Mahkemesinin yetkileri ile ilgili asıl bakılması gereken hukuki düzlem Anayasa’dır. Anayasa’nın 152. maddesi, bu yönü ile siyasi parti kapatma davaları ve Yüce Divan sıfatıyla bakılan davalarda olduğu gibi bireysel başvuru incelemelerinde de Anayasa Mahkemesine davaya bakmakta olan mahkeme sıfatı ile önündeki uyuşmazlığa uygulanacak somut kanun hükmünü itiraz yolu ile norm denetimi sıfatıyla görev yapan Anayasa Mahkemesinin önüne taşıma yetkisini vermektedir.</p>

<p>27. Bununla birlikte, giderim yönünden bu şekilde bir görüş savunulduğunda hemen akla benzer başvurularda, Anayasa Mahkemesinin -bugüne kadar benim de katıldığım şekilde- ihlalin dayanağı olan kanun hükmü ile ilgili olarak ya Türkiye Büyük Millet</p>

<p>Meclisine çağrıda bulunması (örnek bazı kararlar için bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019; Bedrettin Morina [GK], B. No: 2017/40089, 5/3/2020; Sabri Uhrağ [GK], B. No: 2017/34596, 29/12/2020; Muammer Bulut [GK], B. No: 2020/9066, 21/11/2024; Caner Şafak [GK], B. No: 2024/41763, 8/7/2025) ya da derece mahkemelerinden Anayasa’nın 152. maddesindeki itiraz yolu aracılığı ile kuralı Anayasa Mahkemesinin önüne getirme yolunu devreye sokmalarını istemesi gelmektedir (örnek bazı kararlar için bkz.: (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022; Kemtaş Tekstil İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2020/22192, 17/5/2023; Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Meryem Boyacıoğlu [1. B.], B. No: 2020/9020, 13/3/2025).</p>

<p>28. Bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin bizzat uyuşmazlığın esasını çözecek olan kanun hükmünden kaynaklanması durumunda Anayasa Mahkemesinin kullandığı bu iki yol da yasama organında ve derece mahkemelerinde belli ölçüde karşılık bulmuş ve bu şekilde ihlale sebebiyet veren kanun hükmü ya yapılan çağrı üzerine yasama organı tarafından kaldırılmış veya Anayasa’ya uygun hale getirilmiş ya da itiraz yolu ile derece mahkemelerince Anayasa Mahkemesinin önüne getirildiğinde iptal edilmiştir.</p>

<p>29. Bununla birlikte, ihlal kararının giderim kısmında Anayasa Mahkemesince her iki seçeneğe de yer verilmiş olmasına rağmen, yine de ihlale sebebiyet veren somut kanun hükmünün yasama organı tarafından kaldırılmaması veya itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesinin önüne getirilmemesi durumu söz konusu olabilmektedir (İhlal kararında her iki yol dile getirilmesine rağmen 31.07.2025 tarihine kadar bu çağrılardan olumlu sonuç alınamayan örnek bazı kararlar için bkz.: Mohamma Salem Pashto ve Nazı Salem [GK], B. No: 2019/26339, 17/5/2023; Fikret Aslan [GK], B. No: 2019/41241, 25/2/2025). Böyle bir durumda ise Anayasa Mahkemesinin insan haklarını koruma noktasındaki olumlu gayreti sonuçsuz kalabilmektedir.</p>

<p>30. Oysa, bireysel başvuru mekanizması ancak farklı paydaşların her birinin insan hakları ihlallerini giderme sorumluluğunu etkin biçimde kabul etmesi ve bu konuda kendilerinden beklenen performansı sergilemesi halinde işlerlik kazanacak bir sistemdir. Bu düzeydeki bir uygulama birliğinin varlığı halinde ancak bireysel başvurudan amaçlanan sonuç elde edilebilir.</p>

<p>31. İşte bu çerçevede Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığını tespit etmesi durumunda; bu keyfiyeti yasama organına bildirdiğinde yasama organının ihlale sebebiyet veren hükme ilişkin yapması gerekenleri bir an evvel yapması; benzer şekilde derece mahkemelerinin ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine taşıması gerekmektedir.</p>

<p>32. Zira, bireysel başvuru bir hak arama yolu olarak işin merkezine Anayasa Mahkemesini koymakla birlikte, bu hak arama yolundan istenilen olumlu sonuçların elde edilebilmesi için kamusal yetki kullanan tüm kişi ve kurumların hak ihlallerine sebebiyet vermeyen bir yaklaşımla görevlerini yerine getirmeye özen göstermeleri fevkalade önem arz etmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi dışındaki mahkemelere ve yasama organına ihlallerin ortadan kaldırılması noktasında oldukça önemli görev ve sorumluluklar yüklenmiş durumdadır.</p>

<p>33. Nitekim, Anayasa'nın Başlangıç kısmında belirtildiği gibi, kuvvetler ayrılığı devlet organları arasında bir üstünlük sıralaması değil, yetki ve görevlerin kullanımıyla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliğidir. Bireysel başvuru sistemi de kamusal yetki kullanan tüm kişi, kurum ve kuruluşların bu işbirliği yaklaşımını sergilemesini gerektirmektedir.</p>

<p>34. Bununla birlikte, bireysel başvuru incelemelerinde ihlalin doğrudan kanun hükmünden kaynaklanması halinde, yasama organı ve derece mahkemeleri kendilerinden beklenen katkıyı sunmadığında, devreye artık kaçınılmaz olarak, benim giderim yönünden bu karşıoyda önerdiğim çözüm yolu sokulmalıdır.</p>

<p>35. Bu itibarla Anayasa Mahkemesinin, ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü itiraz yoluyla kendi önüne taşıması yolu çözüm olarak gündeme gelecektir. İfade etmek gerekir ki bu yöntemin “kendi kendine başvuru” biçiminde görülmesi doğru değildir; zira Anayasa’nın 152. maddesi, mahkeme sıfatını haiz tüm yargı organlarına bu yetkiyi tanımıştır. Bireysel başvuruda da Anayasa Mahkemesi aynı sıfatı taşımaktadır.</p>

<p>36. Aksi durumda ihlali giderme noktasında yasama organının kuralı kaldırma veya değiştirme ya da derece mahkemelerinin itiraz yolunu devreye sokma şeklindeki inisiyatiflerini beklemek gerekecektir. Nitekim, gelinen aşama itibariyle, daha önce verilen kimi ihlal kararları bağlamında, mahkemeler ve yasama organının kendilerinden bekleneni tam anlamıyla yapmadığı da gözlemlendiğinden, ihlale yol açan kanun hükmünün bizzat Anayasa Mahkemesi tarafından denetlenip iptal edilmesi gibi daha etkili bir giderim yolunun uygulanması artık zorunluluk halini almıştır. Bu durum bireysel başvurudaki etkin hukuki korumanın tesisi ve ihlale sebebiyet veren kanun hükmündeki Anayasa’ya aykırılığın giderilebilmesi bakımından gereklidir.</p>

<p>37. Bu kapsamda, bireysel başvuru incelemelerinde bugüne dek ihlalin kanundan kaynaklanması durumunda belirtilen giderim yollarının ne ölçüde etkili olduğunu anlayabilmek için, bu konudaki istatistikleri kısaca incelemekte fayda vardır.</p>

<p>38. Anayasa Mahkemesi ihlalin kanun hükmünden kaynaklanması nedeniyle ilk olarak 30/5/2019 tarihinde yasama organına çağrıda bulunmuştur. Bu karardan iki buçuk yıl sonra 1/12/2022 tarihinde ise Anayasa Mahkemesince derece mahkemelerine Anayasa’nın 152. maddesi gereğince itiraz yolunun çalıştırılması yolu gösterilmeye başlanmıştır.</p>

<p>39 Anayasa Mahkemesi ilk olarak Y.T. kararında (bkz.: Y.T. [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019) ihlalin kanundan kaynaklandığı gerekçesiyle 6458 sayılı Kanun'un 53. maddesinin (3) numaralı fıkrasında değişiklik yapılması hususundaki keyfîyetin yasama organına bildirilmesine karar vermiştir. Bahse konu ilk çağrı kararından 31.07.2025 tarihine kadar toplam 25 ihlal kararında yasama organına bu şekilde çağrıda bulunulmuştur. Yasama organı ise bu çağrılardan sonra sadece dört tanesinde ihlale sebebiyet veren kanun hükümlerinde değişiklik yapmıştır.</p>

<p>40. İhlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa Mahkemesi ihlalin giderimi bağlamında Hulusi Yılmaz kararıyla (Hulusi Yılmaz [GK], B. No: 2017/17428, 1/12/2022) birlikte artık ihlale sebebiyet veren ve Anayasa’ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesine başvurulmasının başvuruya konu olayın koşulları dikkate alındığında daha doğru bir yol olarak ortaya çıkmakta olduğuna işaret etmeye başlamıştır. Böylece Anayasa Mahkemesi artık ihlalin gideriminin bu şekilde sağlanabileceğini belirterek yeniden yargılama yapmak üzere dosyayı derece mahkemelerine gönderirken, aynı zamanda bu mahkemelerden somut norm denetimi yolu ile ihlale sebebiyet veren kanun hükmünü Anayasa Mahkemesinin önüne getirmelerini beklemektedir. 01/12/2022 tarihinden 31.07.2025 tarihine kadar toplam 13 kararda ihlale sebebiyet veren sekiz kurala ilişkin Anayasa’nın 152. maddesi yolu derece mahkemelerine önerilmiş olup, sadece beş kurala ilişkin somut norm denetimi başvurusu Anayasa Mahkemesine yapılmıştır.</p>

<p>41. Yukarıda yer verilen istatistiki verilerde de görüldüğü üzere Anayasa Mahkemesinin bugüne kadarki karar pratiği göz önüne alındığında, yasama organına yapılan çağrıların fevkalade sınırlı bir kısmında kanun değişikliğine gidildiği; derece mahkemelerine önerilen somut norm denetimi başvurularının ise kısmen gerçekleştirildiği görülmektedir.</p>

<p>42. Gelinen bu aşamada artık Anayasa Mahkemesinin kendisinin bireysel başvuru incelemesi sürecinde itiraz yolunu çalıştırmasının daha isabetli olacağı kanaatinde olduğum için, eldeki dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı <i>“Kararın bir örneğinin suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması ve Anayasa'ya aykırı olan kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvurulup başvurulmayacağının Anayasa'nın 152. maddesi uyarınca takdiri için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesi'ne (E.2020/1866, K. 2021/293) gönderilmesi”</i> ve <i>“Tespit edilen sorunla ilgili olarak kararın bir örneğinin bilgi ve takdiri için Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirilmesi”</i> şeklindeki sonuca katılmamaktayım.</p>

<p>43. Sonuç olarak, bireysel başvuru sisteminin etkili bir hak arama yolu olarak devam edebilmesi için, Anayasa Mahkemesinin ihlalin kanundan kaynaklandığı durumlarda Anayasa’nın 152. maddesi kapsamında itiraz yolunu bizzat işletmesi zorunluluk halini almıştır.</p>

<p>44. Dolayısıyla ihlalin giderimi yönünden eldeki bireysel başvuruda ihlale sebebiyet veren kanun hükmü için itiraz yolunun çalıştırılması gerektiği gerekçesiyle bu dosyada giderim yönünden çoğunluğun ulaştığı sonuca katılmamaktayım.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="100%">
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY </strong></p>

<p>Başvurucu, kanundan kabahat olarak sayılmayan bir fiilden dolayı idari para cezası uygulanması nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş, Mahkememiz çoğunluğu tarafından başvurucunun Anayasa’nın 38. maddesinde güvence altına alınan suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal edildiğine karar verilmiş ve giderim olarak kanuni düzenleme yapılması hususunda TBMM’ye bildirimde bulunulmuş, ayrıca ilgili kanun hükmünün iptali için Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulması hususunda mahkemelere çağrıda bulunulmuştur. Aşağıda belirttiğimiz gerekçelerle çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>Çoğunluk tarafından iptal gerekçesi olarak, 4925 sayılı Kanun’un 26. maddesinde yetki belgesi almadan veya yetkisi belgesi aldığı halde kapsamına uygun olmayan faaliyetlerde bulunanlara idari para cezası verileceğinin düzenlendiği, buna karşın Kanun’un 34. maddesinde taşıma belgelerinin geçerlilik süreleri, geri alınması ve uygulanacak idari müeyyidelerin sonradan çıkarılacak Yönetmelik ile düzenleneceğinin kararlaştırıldığı, başvurucuya ait taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin idari yaptırımın çerçevesinin kanunla çizilmediği, bu nedenlerle Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiği belirtilmiştir.</p>

<p>Öncelikle belirmek gerekir ki, genel bir düzenleme niteliğini haiz olan 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 4. maddesinde hangi fiillerin kabahat oluşturduğu, kanunda açıkça tanımlanabileceği gibi; kanunun kapsam ve koşulları bakımından belirlediği çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabileceği, kabahat karşılığı olan yaptırımların türü, süresi ve miktarının ancak kanunla belirlenebileceği düzenlenmiştir. Anayasa Mahkemesi 5326 sayılı Kabahatler Kanunu’nun 4. maddesinin 1. fıkrasında yer alan <i>“… çerçeve hükmün içeriği, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilir”</i> düzenlemesini Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine uygun bularak iptal talebini reddetmiştir (Anayasa Mahkemesi, 2023/140 E., 2024/81 K., 14/3/2024, R.G.Tarih-Sayı: 14/6/2024-32576).</p>

<p>Yine Anayasa Mahkemesi (2023/140 E. ve 2024/81 K.) sayılı kararında, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında,<i> “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz.”</i> denilerek suçun kanuniliği ilkesi; üçüncü fıkrasında da <i>“Ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur.”</i> ifadesine yer verilerek cezanın kanuniliği ilkesi getirildiğini, Anayasa’nın anılan maddesinde yer alan suçta ve cezada kanunilik ilkesi uyarınca yasaklanan eylemler ile bunlara verilecek cezaların hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde kanunda gösterilmesi, ayrıca kuralın açık, anlaşılır ve sınırlarının belirli olması gerektiğini…, Anayasa’nın anılan maddesinde idari suç ve cezalar ile adli suç ve cezalar arasında bir ayrım yapılmadığından her ikisi de bu maddede öngörülen ilkelere tabi olduğunu, ancak yasama organının ağır işleyen yapısı ile ekonomik ve teknik hayatın hızla değişen ve gelişen şartları gözetilerek, suç ve cezalarda kanunilik ilkesinin idari suçlar yönünden daha esnek uygulanması gerektiğini, (AYM, E.2015/85, K.2016/3, 13/1/2016, §14; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 19), şüphesiz hukuk devletinde ceza hukukuna ilişkin düzenlemelerde olduğu gibi kabahatler hukuku açısından da hangi eylemlerin kabahat sayılacağı, bunlara uygulanacak yaptırımın türü ve ölçüsünün belirlenmesi ve idareye yaptırım uygulama yetkisinin verilmesi gibi konularda kanun koyucunun Anayasa’ya bağlı kalmak koşuluyla takdir yetkisi bulunduğunu, ancak idareye yaptırım uygulama yetkisi verilmesinin amacı, değişen sosyal, siyasal ve ekonomik koşulların ortaya çıkardığı toplumsal gereksinimlerin yerinde, zamanında ve etkin bir biçimde karşılanabilmesi için idareye farklı çözümler arasından uygun ve yerinde olanı seçme serbestîsi tanıdığını, bu serbestî idareye keyfî olarak hareket edebilme yetkisi vermediğini (AYM, E.2014/87, K.2015/112, 8/12/2015, § 195-198), bu bağlamda Anayasa’nın 38. maddesinin gerekçesinde de belirtildiği üzere suçta ve cezada kanunilik ilkesi, kanun koyucunun açık suç hükmü koymasına engel değilse de bir idari suç ve cezanın Anayasa’nın anılan maddesine uygun kabul edilebilmesi için suç konusunun ve yaptırımının tereddüde yer bırakmayacak şekilde kanunda açıkça belirtilmesi ve kişilerin belirlenen somut suç fiilini önceden bilmelerini sağlayacak kanuni güvencenin sağlanması gerektiğini belirtmiştir (§ 8-12).</p>

<p>Anayasa Mahkemesi söz konusu kararında (2023/140 E. ve 2024/81 K. sayılı), yukarıda yer verilen ilkeleri belirterek, idari nitelikte suç sayılan eylemler ve cezasının, bireylerin hangi somut fiil ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını belirli bir açıklık ve kesinlikte öngörebilmelerine imkân verecek şekilde kanunda gösterildikten sonra yasama organının uzmanlık ve idare tekniğine ilişkin konularda alınacak önlemlerin kamu hizmetlerinin ve toplumsal ihtiyaçların değişkenliği çerçevesinde duyulan gereksinmelere uygunluğunu sağlamak amacıyla yürütme organına yetki vermesi idari kararlarla suç ihdası ve dolayısıyla kanunilik ve belirlilik ilkesinin ihlali anlamına gelmediğini (AYM, E.2018/30, K.2018/94, 25/9/2018, §15; E.2019/110, K.2021/85, 11/11/2021, § 21), kuralda çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla idareye kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını genel ve düzenleyici işlemlerle belirleme yetkisi verildiğini, kuralda da belirtildiği üzere idare bu yetkisini ancak kanunda belirtilen çerçeve sınırları dahilinde kullanabileceğini, kabahatlerin niteliği gereği birbirinden çok farklı eylemlere konu olabildiğini, kanun koyucu da bu durumu gözeterek genel çerçevesi kanunla belirlendikten sonra kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşullarını belirleme yetkisini idareye bıraktığını, dolayısıyla kabahat oluşturan fiilin kapsam ve koşulları bakımından çerçevesinin kanunla belirlenmesi şartıyla içeriğinin, idarenin genel ve düzenleyici işlemleriyle de doldurulabilmesini öngören kural suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlali etmediğini, açıklanan nedenlerle kuralın, Anayasa’nın 2. ve 38. maddelerine aykırı olmadığını belirtmiştir (§ 13-14).</p>

<p>Yine 5326 sayılı Kabahatler Kanununun 19.maddesinde, “(1) Diğer kanunlarda kabahat karşılığında öngörülen belirli bir süre için;</p>

<p>a) Bir meslek ve sanatın yerine getirilmemesi,</p>

<p>b) İşyerinin kapatılması,</p>

<p>c) Ruhsat veya ehliyetin geri alınması,</p>

<p>d) Kara, deniz veya hava nakil aracının trafikten veya seyrüseferden alıkonulması gibi yaptırımlara ilişkin hükümler, ilgili kanunlarda bu Kanun hükümlerine uygun değişiklik yapılıncaya kadar saklıdır” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Genel kanun niteliğini haiz olan Kabahatler Kanununun 19. maddesinde, idari yaptırım türleri açısından özel kanun hükümleri saklı tutulmuş olup, taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde yer alan düzenlemeler bu anlamda sonraki genel Kanun olan Kabahatler Kanununa aykırı değildir. Görüldüğü üzere, hangi fiilin kabahat sayılacağı ve idari yaptırıma tabi olacağı, yaptırımın türü, süresi ve miktarının Kanun ile düzenlenmesi zorunlu olmakla birlikte bu hususlar tamamen idarenin takdir yetkisi içinde kalmaktadır.</p>

<p>Somut olayda taşıma belgesinin geçerlik süresi, geri alınması ve müeyyideleri hususuna 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde değinilmiş olup, bu hususta çerçeve düzenleme mevcut olmaktadır. Gerek Kabahatler Kanununun 4. maddesi gerekse aynı Kanunun 19. maddesi uyarınca taşıma belgesinin geri alınması hususunda Yönetmelik ile düzenleme yapılması mümkün olduğundan başvurucuya tesis edilen işlemin kanuni dayanağının olduğu kabul edilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin yukarıda yer verilen kararlarında hangi fiilin suç sayılacağı, cezanın türü ve miktarı konusunda kanun koyucunun takdir hakkı olduğu belirtilmiş olduğundan, hangi fiilin taşıma belgesinin geri alınmasına sebebiyet vereceği hususu suç ve ceza politikası anlamında kanun koyucunun takdirine kalmaktadır. Bu nedenlerle başvurucu hakkında tesis edilen işlem Yönetmelik düzenlemesi olsa da kanunda çerçevesi çizildiğinden Anayasa’nın 38. maddesinin ihlali söz konusu değildir.</p>

<p>Çoğunluk görüşü uyarınca giderim olarak, ihlalin kanundan kaynaklandığı belirtilerek TBMM’ye bildirimde bulunulmasına ve yerel mahkemece ilgili Kanun hükmünün Anayasa’ya aykırı olduğu iddiası ile Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapması için yeniden yargılama yapılmasına karar verilmiştir. Yukarıda belirtildiği üzere, somut olayda, 4925 sayılı Kanun’un 34. maddesinde çerçeve düzenleme mevcut olup, herhalde Kabahatler Kanununun 19. maddesi uyarınca taşıma belgesinin geri alınmasına ilişkin düzenleme saklı olduğundan kanundan kaynaklanan bir ihlalin bulunmadığı kanaatine ulaşılmıştır. Bu nedenlerle çoğunluk tarafından kabul edilen TBMM’ye bildirim, yeniden yargılama yapılması ve yerel mahkemece Anayasa’ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvuru yapılması şeklinde belirtilen giderim yöntemlerine de katılmak mümkün değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 38. maddesinde düzenlenen suçta ve cezada kanunilik ilkesi ihlal edilmediğinden, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td width="50%">
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>_________________________</p>

<p><sup>1</sup> Bülent Tanör / Necmi Yüzbaşıoğlu, Türk Anayasa Hukuku, 20. Bası, Beta Yay., İstanbul, 2020, s. 486-487.</p>

<p><sup>2</sup> Mehmet Merdan Hekimoğlu, Alman Hukuku Işığında Türk Anayasa Yargısının Hukuki Boyutları, Detay Yay., Ankara, 2004, s. 66-67.</p>

<p><sup>3</sup> Yılmaz Aliefendioğlu, Anayasa Yargısı ve Türk Anayasa Mahkemesi, Yetkin Yay., Ankara, 1996, s. 212.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-20226576-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 10:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/yargi/ayma-js.jpg" type="image/jpeg" length="45634"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BABAANNE VE DEDENİN, BABAYA TANINAN KİŞİSEL İLİŞKİ SÜRESİ İÇERİSİNDE TORUNLARINI GÖRME İMKANI OLDUĞUNDAN BABANIN YURT DIŞINDA YAŞIYOR OLMASI HISIMLARA TANINAN OLAĞANÜSTÜ HAL KAPSAMINDA DEĞERLENDİRİLEMEZ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>2. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/10442</strong></p>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/1908</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 19.02.2026</strong></p>

<p><strong>TORUNLAR İLE KİŞİSEL İLİŞKİ KURULMASI</strong></p>

<p><strong>OLAĞANÜSTÜ HAL KOŞULU</strong></p>

<p><strong>ÇOCUĞUN MENFAATİ</strong></p>

<p><strong>Özeti:</strong> Somut olayda; boşanma kararı ile velayeti anneye verilen 2012 doğumlu çocuk ile davacıların oğlu olan dava dışı baba arasında kişisel ilişki düzenlendiği, kişisel ilişkinin yeterli düzeyde olduğu, davacılar babaanne ve dedenin, babaya tanınan kişisel ilişki süresi içerisinde torunlarını görme, aile bağlarını koruma ve geliştirme imkanına sahip oldukları, babanın yurt dışında yaşıyor olmasının kanunun aradığı olağanüstü hal kapsamında değerlendirmesinin mümkün olmadığı, davacılar tarafından başkaca olağanüstü halin varlığının da kanıtlanamadığı, şu halde üçüncü kişi konumunda olan davacılar ile çocuk arasında Türk Medeni Kanunu'nun ilgii maddesi uyarınca kişisel ilişki kurulmasının yasal koşulları oluşmadığından davanın reddi gerekmektedir.</p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI: 2023/... E., 2025/2480 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı anne vekili tarafından tamamı yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Davacılar babaanne ve dede, torunları 12.02.2012 doğumlu ... ile aralarında kişisel ilişki düzenlenmesini talep etmiş, Mahkemece "...küçüğün babası yurt dışında yaşadığı, yeniden evlendiği, velayet hakkı bulunan davalı annenin, boşanma sürecinden sonra küçük ... ile birlikte yaşamaya başladıkları, ardından 2020 yılı Kasım ayı içerisinde ikinci evliliğini yaptığı, dava dışı baba ...'in ise yurt dışında çalışmakta olması ve ikinci evliliğini yapması sebebiyle Türkiye'ye sık sık gelmediği, bu sebeple davacıların, torunları ... ile kişisel ilişki kurulamadığından artık olağanüstü hal koşulunun oluşmuş olduğu" gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir. Karara karşı davalı anne vekili tarafından istinaf yoluna başvurulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesince esastan ret kararı verilmiş, karar davalı anne vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 325 inci maddesi “Olağanüstü hâller mevcutsa, çocuğun menfaatine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı diğer kişilere, özellikle hısımlarına da tanınabilir. Ana ve baba için öngörülen sınırlamalar üçüncü kişiler için kıyas yoluyla uygulanır.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Somut olayda; boşanma kararı ile velayeti anneye verilen 2012 doğumlu ... ile davacıların oğlu olan dava dışı baba ... arasında kişisel ilişki düzenlendiği, kişisel ilişkinin yeterli düzeyde olduğu, davacılar babaanne ve dedenin, babaya tanınan kişisel ilişki süresi içerisinde torunlarını görme, aile bağlarını koruma ve geliştirme imkanına sahip oldukları, babanın yurt dışında yaşıyor olmasının kanunun aradığı olağanüstü hal kapsamında değerlendirmesinin mümkün olmadığı, davacılar tarafından başkaca olağanüstü halin varlığının da kanıtlanamadığı, şu halde üçüncü kişi konumunda olan davacılar ile çocuk arasında 4721 sayılı Kanun'un 325 inci maddesi uyarınca kişisel ilişki kurulmasının yasal koşullarının oluşmadığı gözetilmeden, davanın reddi yerine, yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>19.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/babaanne-ve-dedenin-babaya-taninan-kisisel-iliski-suresi-icerisinde-torunlarini-gorme-imkani</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 09:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-2.jpg" type="image/jpeg" length="87968"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/23)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/23), 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/23)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Tebliğin amacı, 25/5/2025 tarihli ve 32910 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/10) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 8541.90.00.00.11 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “fotovoltaik paneller için alüminyum çerçeveler” ürününe yönelik başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen damping soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>b) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>c) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>ç) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>d) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli soruşturma konusu ürün ithalatının dampingli olduğu ve yerli üretim dalında zarara neden olduğu tespit edilmiştir. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ve Ticaret Bakanının onayı ile aşağıdaki tabloda GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın Türkiye’ye ithalatında aşağıdaki tabloda gösterilen oranlarda dampinge karşı kesin önlemin uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="16%">
   <p><a name="_Hlk232068337"><strong>GTİP</strong></a></p>
   </td>
   <td width="15%">
   <p><strong>Eşya<br />
   Tanımı</strong></p>
   </td>
   <td width="12%">
   <p><strong>Menşe Ülke</strong></p>
   </td>
   <td width="36%">
   <p><strong>Firma Ünvanı</strong></p>
   </td>
   <td width="18%">
   <p><strong>Dampinge<br />
   Karşı Önlem<br />
   (CIF Bedelin<br />
   Yüzdesi)</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="16%">
   <p>8541.90.00.00.11</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="15%">
   <p>Fotovoltaik<br />
   paneller için<br />
   alüminyum<br />
   çerçeveler</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="7" width="12%">
   <p>Çin Halk<br />
   Cumhuriyeti</p>
   </td>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangyin Haihong New Energy Technology Co., Ltd</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" rowspan="6" width="18%">
   <p>38,26</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangsu Yuejia Metallic Technology Co., Ltd</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Anhui Krant Aluminum Products Co., Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Jiangyin Yuanshuo Metal Technology Co., Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Yangzhou Yu Xin Metal Products</p>

   <p>Co., Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="bottom" width="36%">
   <p>Zhejiang Twinsel Electronic Technology Co.,Ltd.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="36%">
   <p>Diğerleri</p>
   </td>
   <td nowrap="nowrap" width="18%">
   <p>45,99</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p><strong>Geçici önlemlerin kesin olarak tahsili</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) 13/12/2025 tarihli ve 33106 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/41) hükümlerine istinaden alınmış olan teminat şeklindeki geçici önlem, 4 üncü maddede bulunan tabloda yer alan eşya için kesin önleme dönüştürülmüş olup, kesinleşen dampinge karşı önlem 3577 sayılı Kanunun 14 üncü ve 15 inci maddeleri çerçevesinde tahsil edilir. Kesinleşen dampinge karşı önlemin daha önce alınan geçici önlemden yüksek olduğu haller için fark tahsil edilmez, düşük olduğu haller için ise fark geri ödenir.</p>

<p><strong>Uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTİP’i, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen oranlarda dampinge karşı kesin önlemleri tahsil eder.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan yürürlükteki TGTC’de yer alan GTİP ve 4 üncü maddede bulunan tabloda yer alan eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün yürürlükteki TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemler, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemlerin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlemler, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/06/20260624-7-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202623</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="35240"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>KUYUM TİCARETİ HAKKINDA YÖNETMELİKTE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>14/4/2021 tarihli ve 31454 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kuyum Ticareti Hakkında Yönetmeliğin 11 inci maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Laboratuvar ortamında üretilen veya insan müdahalesiyle oluşturulan kıymetli taş ürünlerini “sentetik”, “laboratuvar üretimi”, “yapay üretim” veya Bakanlıkça uygun görülen benzer ibarelerden en az birine etiket, ürün sertifikası, fatura, internet sayfası, reklam ve tanıtım materyallerinde tüketicinin kolaylıkla görebileceği şekilde açıkça yer vermeksizin satışa sunamaz. Bu ürünler ile doğal kıymetli taşları tüketiciyi yanıltmayacak şekilde vitrinlerde ve satış alanlarında ayrı bölümlerde, internet ortamında ayrı kategorilerde satışa sunar.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kuyum-ticareti-hakkinda-yonetmelikte-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="18129"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>MOTORLU ARAÇLAR VE RÖMORKLARI İLE BUNLARIN AKSAM, SİSTEM VE AYRI TEKNİK ÜNİTELERİNİN TİP ONAYI VE PİYASA GÖZETİMİ VE DENETİMİ HAKKINDA YÖNETMELİK (AB/2018/858)’TE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>19/4/2020 tarihli ve 31104 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Motorlu Araçlar ve Römorkları ile Bunların Aksam, Sistem ve Ayrı Teknik Ünitelerinin Tip Onayı ve Piyasa Gözetimi ve Denetimi Hakkında Yönetmelik (AB/2018/858)’e aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Elektronik ortamdaki uygunluk belgesi uygulaması</p>

<p>EK MADDE 1- (1) İmalatçılar, bu maddede belirtilen elektronik ortamdaki uygunluk belgesini Araç Sicil ve Tescil Sistemi aracılığıyla Türkiye Noterler Birliğine sunar.</p>

<p>(2) İmalatçılar ile Araç Sicil ve Tescil Sistemi arasındaki veri alışverişi, 15/1/2004 tarihli ve 5070 sayılı Elektronik İmza Kanunu çerçevesinde güvence altına alınır.</p>

<p>(3) Elektronik ortamdaki uygunluk belgesine ilişkin veri unsurlarının temel biçimi ve yapısı, Genişletilebilir İşaretleme Dili (XML) şema yapısı ve ilkelerine göre oluşturulur.</p>

<p>(4) İmalatçılar tarafından uygunluk belgesi bilgileri elektronik ortamda veri olarak iletilirken güvenli bir yerel web bağlantısı ve Türkiye Noterler Birliği tarafından belirlenen standartlaştırılmış araç bilgisi formatı kullanılır.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin geçici 1 inci maddesinin onuncu fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(10) 7/7/2026 tarihinden itibaren, yazılım güncellemesi bakımından tam araçlar halinde imal edilen M ve N kategorisi araçların bu Yönetmeliğin yazılım güncellemesi şartlarını sağlamaması halinde, bu araçların tescili, piyasaya arzı veya hizmete girmesi, O kategorisi araçların ise imali yasaklanır.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Sanayi ve Teknoloji Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/motorlu-araclar-ve-romorklari-ile-bunlarin-aksam-sistem-ve-ayri-teknik-unitelerinin-tip-onayi-ve-piyasa-gozetimi-ve-denetimi-hakkinda-yonetmelik-ab2018858te-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/04/resmi/sanayi-ve-teknoloji-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="61684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 24 Haziran 2026 Tarihli ve 33290 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığından:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>İSKÂN KANUNU UYGULAMA YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 2/12/2007 tarihli ve 26718 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İskân Kanunu Uygulama Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin ikinci cümlesinde yer alan “ailelerin” ibaresinden sonra gelmek üzere “talepte bulunmaları hâlinde ve talep tarihinden başlamak üzere” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iskan-kanunu-uygulama-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Wed, 24 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/cevre-sehircilik-ve-iklim-degisikligi-bakanligi-1.jpg" type="image/jpeg" length="21463"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adliyeye kalem görünümlü silahla girmek isterken yakalandı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası'na arkadaşıyla girmek isteyen 66 yaşındaki şüphelinin çantasında kalem görünümlü silah, neşter ve biber gazı ele geçirildi. Polislerin dikkatiyle olası bir tehlike önlenirken, şüpheli tutuklanarak cezaevine gönderildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Show TV’den Uğur Alattinoğlu’nun haberine göre, Bakırköy’de adliye girişinde polis ekiplerinin dikkati olası bir tehlikeyi önledi. Arkadaşıyla birlikte Bahçelievler’de bulunan Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası’na girmek isteyen 66 yaşındaki şüphelinin el çantasında, kalem görünümlü silah ve kesici aletler ele geçirildi.</p>

<p><strong>ADLİYE GİRİŞİNDE ALARM VERDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olay, öğleden sonra Bakırköy Adliyesi Ek Hizmet Binası girişinde meydana geldi. Bir arkadaşıyla adliyeye gelen şüpheliden, polis ekipleri elindeki çantayı X-ray cihazına koymasını istedi.</p>

<p>Çantanın cihazdan geçişi sırasında alarm verilmesi üzerine polis ekipleri hemen harekete geçti. Şüphelinin paniklediği anlarda ekipler çantayı kontrol etti.</p>

<p><strong>ÇANTADAN MİNİ CEPHANELİK ÇIKTI</strong></p>

<p>Polis ekiplerinin yaptığı aramada çantadan 1 adet kalem görünümlü silah, tükenmez kalem büyüklüğünde 1 adet neşter, 4 adet neşter başlığı ve 1 adet biber gazı çıktı.</p>

<p>Adliye girişinde ele geçirilen malzemeler nedeniyle şüpheli olay yerinde gözaltına alındı.</p>

<p><strong>SAVUNMASI ŞAŞKINLIK YARATTI</strong></p>

<p>Emniyette ifadesi alınan şüphelinin savunması da dikkat çekti. Şüphelinin, çantasındaki biber gazını kendini korumak amacıyla taşıdığını, kalem görünümlü silahın ise arkadaşının hediyesi olduğunu söylediği öğrenildi.</p>

<p>Neşterle ilgili ise “Cam filmi kesiyorum” dediği belirtildi.</p>

<p><strong>TUTUKLANARAK CEZAEVİNE GÖNDERİLDİ</strong></p>

<p>Emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilen şüpheli, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Şüpheli, işlemlerinin ardından cezaevine gönderildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adliyeye-kalem-gorunumlu-silahla-girmek-isterken-yakalandi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 23:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/bakirkoy-adliyesi-ek-hizmet-binasi.jpg" type="image/jpeg" length="64508"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kocaeli'de FETÖ/PDY operasyonu: 15 gözaltı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kocaeli'de FETÖ/PDY'nin güncel eğitim yapılanmasına yönelik düzenlenen eş zamanlı operasyonda 15 şüpheli, gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kocaeli İl Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, FETÖ/PDY'nin eylem ve faaliyetlerinin deşifre edilmesi ve engellenmesine yönelik çalışma yaptı.</p>

<p>Bu kapsamda örgütün ildeki güncel eğitim yapılanması mercek altına aldı. Teknik ve fiziki takip sonucu 10 eğitim kurumu ve burada yönetici olduğu belirlenen şüpheliler tespit edildi. Eş zamanlı baskınlarda 2'si firari olduğu saptanan 15 şüpheli, gözaltına alındı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şüphelilerin adreslerinde yapılan aramalarda; çok sayıda dijital materyal, yasaklı yayın, yüklü miktarda nakit para ve eğitim kurumlarına ilişkin çeşitli doküman ele geçirildi.</p>

<p>Şüphelilerin emniyetteki işlemleri sürerken, olayla ilgili soruşturmanın devam ettiği bildirildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kocaelide-fetopdy-operasyonu-15-gozalti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/adsiz-155.jpg" type="image/jpeg" length="96930"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2026/25 E., 2026/25 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 12/2/2026 tarihli, 2026/25 esas - 2026/25 karar sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p><strong>Esas Sayısı</strong> <strong>:</strong> <strong>2026/25</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Sayısı :</strong> <strong>2026/25</strong></p>

<p><strong>Karar</strong> <strong>Tarihi :</strong> <strong>12/2/2026</strong></p>

<p><strong>R.G.</strong> <strong>Tarih -</strong> <strong>Sayı :</strong> <strong>23/6/</strong><strong>2026 -</strong> <strong>33289</strong></p>

<p><strong>İTİRAZ YOLUNA BAŞVURAN:</strong> Ankara 16. İdare Mahkemesi</p>

<p><strong>İTİRAZIN KONUSU:</strong> 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırılığı ileri sürülerek iptaline karar verilmesi talebidir.</p>

<p><strong>OLAY:</strong> Türkiye Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler ve Yeminli Mali Müşavirler Odaları Birliğinin (Birlik) hazırladığı yönetmeliğin Gelir İdaresi Başkanlığınca uygun görülmemesine ilişkin işlemin iptali talebiyle açılan davada itiraz konusu kuralın Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varan Mahkeme, iptali için başvurmuştur.</p>

<p><strong>I. İPTALİ İSTENEN KANUN HÜKMÜ</strong></p>

<p>Kanun’un itiraz konusu kuralın da yer aldığı 10. maddesi şöyledir:</p>

<p>“<i>Yeminli mali müşavirlik sınavı</i></p>

<p><i>Madde 10 – (</i><i>Değişik :</i> <i>10/7/2008-5786/6 md.)</i></p>

<p><i>Yeminli malî müşavirlik sınavı Birlik tarafından yazılı olarak yapılır. Maliye Bakanlığı bu sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almaya yetkilidir.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonu biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşur. Sınav komisyonu başkan ve üyeleri; dördü Maliye Bakanlığı vergi denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek iki aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından Maliye Bakanı tarafından seçilir.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonu üyeliklerine aday gösterileceklerin; hukuk, iktisat, maliye, işletme, muhasebe, bankacılık veya idarî bilimler dallarının birinden lisans veya lisansüstü seviyesinde mezun olmaları ve bu konularda en az onbeş yıl çalışmış veya bu kadar süre öğretim üyeliği veya görevliliği yapmış bulunmaları şarttır.</i></p>

<p><i>Sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer usul ve esaslar</i> <i><strong><u>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle</u></strong></i> <i>Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.</i></p>

<p><i>Serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik sınav sonuçlarının yargı mercilerine intikal etmesi ve mahkemece bilirkişi incelemesine gerek görülmesi halinde, sınav komisyonunda görev almamış olmaları kaydıyla, biri Maliye Bakanlığı merkezi vergi denetim elemanı, biri alanında uzman meslek mensubu, biri ise dava edilen sınav konusunda ihtisas sahibi öğretim üyesinden oluşan üç kişilik bir bilirkişi heyeti tayin edilir.</i>”</p>

<p><strong>II. İLK İNCELEME</strong></p>

<p>1. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri uyarınca Kadir ÖZKAYA, Hasan Tahsin GÖKCAN, Basri BAĞCI, Engin YILDIRIM, Rıdvan GÜLEÇ, Recai AKYEL, Yusuf Şevki HAKYEMEZ, Yıldız SEFERİNOĞLU, Selahaddin MENTEŞ, İrfan FİDAN, Kenan YAŞAR, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI’nın katılımlarıyla 12/2/2026 tarihinde yapılan ilk inceleme toplantısında dosyada eksiklik bulunmadığından işin esasının incelenmesine OYBİRLİĞİYLE karar verilmiştir.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>ESASIN İNCELENMESİ</strong></p>

<p>2. Başvuru kararı ve ekleri, Raportör Oğuz ÇAKAR tarafından hazırlanan işin esasına ilişkin rapor, itiraz konusu kanun hükmü, dayanılan Anayasa kuralları ve bunların gerekçeleri ile diğer yasama belgeleri okunup incelendikten sonra gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Anlam ve Kapsam</strong></p>

<p>3. 3568 sayılı Kanun’un 1. maddesinde anılan Kanun’un amacının işletmelerde faaliyetlerin ve işlemlerin sağlıklı ve güvenilir bir şekilde işleyişini sağlamak, faaliyet sonuçlarını ilgili mevzuat çerçevesinde denetlemeye, değerlendirmeye tabi tutarak gerçek durumu ilgililerin ve resmî mercilerin yararlanmasına tarafsız bir şekilde sunmak ve yüksek mesleki standartları gerçekleştirmek üzere serbest muhasebeci mali müşavirlik ve yeminli mali müşavirlik meslekleri ve hizmetleri ile serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları, serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirler odaları birliğinin kurulmasına, teşkilat, faaliyet ve denetimlerine, organlarının seçimlerine dair esasları düzenlemek olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>4. Kanun’un 28. maddesinin birinci fıkrasında serbest muhasebeci mali müşavirler ve yeminli mali müşavirlere ait bütün odaların katılacağı Birliğin kurulacağı hükme bağlanmıştır. Anılan maddenin üçüncü fıkrasında da Birliğin tüzel kişiliğe sahip kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olduğu öngörülmüştür.</p>

<p>5. 10. maddede ise yeminli mali müşavirlik sınavına ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Bu kapsamda anılan maddenin birinci fıkrasında sınavın Birlik tarafından yapılacağı belirtilmiş, ikinci ve üçüncü fıkralarında sınav komisyonunun oluşumu ve komisyon üyeliğine seçimde aranacak şartlar düzenlenmiştir.</p>

<p>6. Maddenin dördüncü fıkrasında ise sınav komisyonunun çalışma usulleri, sınav konuları ve sınava ilişkin diğer usul ve esasların Hazine ve Maliye Bakanlığının (Bakanlık) uygun görüşü alınmak suretiyle Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği ifade edilmiştir. Anılan fıkrada yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresi itiraz konusu kuralı oluşturmaktadır.</p>

<p>7. Bu itibarla kurala göre Birlik tarafından söz konusu hususlara ilişkin olarak çıkarılacak yönetmeliğin yürürlüğe girmesi için Bakanlığın görüşünün alınması zorunludur.</p>

<p><strong>B. İtirazın Gerekçesi</strong></p>

<p>8. Başvuru kararında özetle; kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerinde devletin denetim yetkisinin idari ve mali denetim konularıyla sınırlı olduğu, meslek kuruluşlarının karar ve yönetim organlarının seçimle göreve gelmesinin öngörülmesinin ve sorumlu organlarının görevlerine yargı kararlarıyla son verilebileceğinin hükme bağlanmasının bu kuruluşların özerkliğine işaret ettiği, meslek kuruluşlarının çıkaracağı yönetmeliklerde Bakanlığın uygun görüşünün alınması şartı getirilmesinin bu kuruluşların yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getireceği belirtilerek kuralın Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>Anayasa’ya Aykırılık Sorunu</strong></p>

<p>9. Anayasa Mahkemesi 16/2/2023 tarihli ve <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">E.2022/142, K.2023/32 sayılı kararı</a>nda 3568 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra...</i>” ibaresini “<i>anılan maddenin birinci fıkrasının (k) bendi</i>” yönünden Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı bularak iptaline karar vermiştir.</p>

<p>10. Anılan kararda öncelikle Anayasa’nın 135. maddesi uyarınca meslek kuruluşlarının karar ve yönetim organlarının seçimle göreve gelmesinin, devletin idari ve mali denetimine tabi olmasının ve sorumlu organlarının görevlerine ancak yargı kararıyla son verilebilmesinin bu idarelerin özerkliğine işaret ettiği belirtilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">(AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, § 17).</a></p>

<p>11. Öte yandan kararda kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının çıkaracağı yönetmeliklerin devletin idari denetim kapsamında kullanacağı idari vesayet yetkisi yoluyla denetlenmesinin Anayasa’nın 135. maddesi gereğince mümkün olduğu, denetimin sağlanacağı vesayet aracının seçimi konusunda da kanun koyucunun belli ölçüde takdir yetkisinin bulunduğu ifade edilmiş ancak meslek kuruluşlarının yönetmelik çıkarma yetkisinin idari vesayet yoluyla denetlendiği durumlarda uygulanacak vesayet aracının seçiminde Anayasa’nın 124. maddesine dayanan yönetmelik çıkarma yetkisinin de gözetilmesi ve seçilecek vesayet yöntemi ile Anayasa’nın 124. maddesi uyarınca meslek kuruluşuna verilen yetkinin ortadan kaldırılmaması gerektiğine dikkat çekilmiştir (AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, § 22).</p>

<p>12. Kararda ayrıca Bakanlıkça uygun görüş verilmediği sürece yönetmeliklerin Resmî Gazete’de yayımlanamayacak, dolayısıyla yürürlüğe giremeyecek olması nedeniyle idareye tanınan uygun görüş bildirme yetkisinin, niteliği itibarıyla bir onama yetkisi olduğu belirtilmiş; Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde meslek kuruluşu tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı gözetildiğinde kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracının meslek kuruluşunun yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirdiği sonucuna ulaşılmıştır <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">(AYM, E.2022/142, K.2023/32, 16/2/2023, §§ 23, 24).</a></p>

<p>13. İtiraz konusu kural bakımından da Anayasa Mahkemesinin anılan kararından ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır. Kural gereğince Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde Birlik tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı gözetildiğinde kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracı Birliğin yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirmektedir.</p>

<p>14. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir.</p>

<p>Kadir ÖZKAYA, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ve Metin KIRATLI bu görüşe katılmamışlardır.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM</strong></p>

<p>1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…</i><i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle</i><i>...</i>” ibaresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna ve İPTALİNE, Kadir ÖZKAYA, İrfan FİDAN, Muhterem İNCE, Yılmaz AKÇİL, Ömer ÇINAR ile Metin KIRATLI’nın karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA 12/2/2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Başkan</p>

      <p>Kadir ÖZKAYA</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Başkanvekili</p>

      <p>Basri BAĞCI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Engin YILDIRIM</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Recai AKYEL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Kenan YAŞAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>KARŞIOY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğunca, 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10/7/2008 tarihli ve 5786 sayılı Kanun’un 6. maddesiyle değiştirilen 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan “<i>…Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle...</i>” ibaresinin Anayasa’nın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 4/5/2023 günlü ve 32180 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanmış bulunan ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinin iptaline ilişkin olan 16/02/2023 günlü ve <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">E:2022/142; K:2023/32 sayılı karar</a>da yer alan “Karşı Oy” da belirtilen gerekçelerle iptal talebinin reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle aksi yöndeki çoğunluk görüşüne dayalı iptal kararına katılmıyorum.</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
   <td>
   <p>Başkan</p>

   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p>​</p>

<p><strong>KARŞIOY</strong></p>

<p>Mahkememiz çoğunluğunca; 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 10. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan, <i>“Maliye Bakanlığının uygun görüşü alın</i><i>mak suretiyle</i><i>…”</i> ibaresinin Anayasanın 124. ve 135. maddelerine aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmiştir.</p>

<p>İtiraz konusu kural, yeminli mali müşavirlik sınavı için oluşturulacak sınav komisyonunun çalışma usullerinin, sınav konularının ve sınava ilişkin diğer usul ve esasların Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmak suretiyle Birlikçe çıkarılacak yönetmelikle belirleneceğini düzenlemektedir.</p>

<p>Çoğunluk görüşünde, <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 16/2/2023 tarihli ve E.2022/142, K.2023/32 sayılı</a> ve yine 23/7/2024 tarihli 2024/71 E. ve 2024/147 K. sayılı kararlarına atıfla, Bakanlık tarafından uygun görüş verilmediği takdirde meslek kuruluşu tarafından yönetmelik çıkarılamayacağı vurgulanıp, kanun koyucu tarafından seçilen vesayet aracının, meslek kuruluşunun yönetmelik çıkarma yetkisini ve dolayısıyla özerkliğini anlamsız hâle getirdiği sonucuna ulaşılmış ve somut başvuruya konu kurallar bakımından Anayasa Mahkemesinin anılan kararında belirtilen gerekçelerden ayrılmayı gerektirir bir durumun bulunmadığına işaret edilerek iptal sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>3568 sayılı Kanun’un 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan <i>“Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra...”</i> ibaresi <a href="https://www.hukukihaber.net/turkiye-serbest-muhasebeci-mali-musavirler-ve-yeminli-mali-musavirler-odalari-birligince-cikarilacak-yonetmeliklerin-bakanligin-gorus-sartina-baglanmasini-ongoren-kuralin-anayasaya-aykiri-oldugu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 16/2/2023 günlü ve E:2022/142, K:2023/32 sayılı kararı</a>yla <i>“anılan maddenin birinci fıkrasının (k) bendi”</i> yönünden iptal edilmiştir. Söz konusu karar 04/05/2023 günlü Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Yine 3568 sayılı Kanunun 50. maddesinin ikinci fıkrasının ikinci cümlesinde yer alan “<i>Maliye Bakanlığının uygun görüşü alındıktan sonra</i>…” ibaresinin “<i>anılan maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (m) bentleri</i>” yönünden Anayasa Mahkemesi’nin 23/7/2024 tarihli 2024/71 E. ve 2024/147 K. sayılı kararıyla iptaline karar verilmiş ve bu karar 10/12/2024 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararlarında yer alan karşı oylarda belirtilen gerekçeler işbu dava açısından da geçerli olup, iptal isteminin bu nedenlerle reddi gerekmektedir.</p>

<p>Yine dava konusu kural ile ilgili olarak aşağıda belirteceğimiz nedenlerle de iptal isteminin reddi gerekmektedir. Öyle ki, dava konusu kuralın yer aldığı 3568 sayılı Kanun’un 10. maddesinde yeminli mali müşavirlik sınavının yapılmasına ilişkin hükümler yer almaktadır. Maddenin ilk fıkrasında yeminli malî müşavirlik sınavının Birlik tarafından yazılı olarak yapılacağı, Maliye Bakanlığı bu sınavın adil, tarafsız ve mevzuatına uygun bir şekilde yapılması için gerekli tedbirleri almaya yetkili olduğu belirtilmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında ise, sınav komisyonunun biri başkan olmak üzere yedi üyeden oluşacağı, sınav komisyonu başkan ve üyelerinin, dördü Maliye Bakanlığı vergi denetim elemanları arasından, biri Yükseköğretim Kurulunca önerilecek iki aday arasından, ikisi ise Birlikçe önerilecek dört aday arasından Maliye Bakanı tarafından seçileceği belirtilmiştir. Dava konusu kuralda ise, sınav konuları, komisyonun çalışma usulleri ve sınava ilişkin sair hususların Bakanlığın uygun görüşü alınmak suretiyle Birlik tarafından çıkarılacak Yönetmelik ile düzenleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Görüldüğü üzere Kanun, sınav komisyonunun oluşumu ve sınavın adil ve tarafsız bir şekilde yapılması hususunda Bakanlığa yetki vermiş olup, Birlik tarafından çıkarılacak Yönetmelik’te sınav komisyonunun oluşumu ve çalışma şeklinin belirlenmesi, sınavın adil ve tarafsız yapılmasına ilişkin önlemlerin düzenlenmesi hususlarında Bakanlığın uygun görüşünün alınması, Kanun’un Bakanlığa verdiği söz konusu yetki ve görevlerin yerine getirilmesi için zorunluluk arz etmektedir. Hal böyle olunca, dava konusu kuralın meslek kuruluşunun özerkliğini ihlal etmesi söz konusu değildir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle dava konusu kurala ilişkin iptal isteminin reddi gerektiği kanaatinde olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>İrfan FİDAN</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Muhterem İNCE</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Yılmaz AKÇİL</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <table class="table table-bordered table-sm">
    <tbody>
     <tr>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Ömer ÇINAR</p>
      </td>
      <td>
      <p>Üye</p>

      <p>Metin KIRATLI</p>
      </td>
     </tr>
    </tbody>
   </table>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202625-e-202625-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="99160"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Turgut Mete Kuruç vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Turgut Mete Kuruç (2403) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. TURGUT METE KURUÇ (2403) VEFAT ETMİŞTİR</strong></p>

<p>13.12.1958 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Turgut Mete KURUÇ (2403) vefat etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cenazesi, 24.06.2026 Çarşamba günü Bilkent Doğramacızade Ali Paşa Camii’nde kılınacak öğle namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/turgut-mete-kuruc.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>YAŞAM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-turgut-mete-kuruc-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/turgut-mete-kuruc-1.jpg" type="image/jpeg" length="37198"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞİRKET DENETİMİ VEYA YÖNETİMİ İÇİN KAYYIM TAYİNİ (CMK m.133)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şirket Denetimi veya Yönetimi İçin Kayyım Tayini 
(CMK m.133)]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Giriş</strong></p>

<p>Bu yazımızda; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı 133. maddesinde düzenlenen, denetim ve yönetim kayyımını açıklayacak, ilgili düzenleme uyarınca, bu koruma tedbirine başvurulabilmesi için gerekli şartları, bu tedbire ne zamanlarda başvurulabileceğini ve bu tedbirin uygulanmasının sonuçlarının neler olabileceğini ortaya koyacağız.</p>

<p><strong>II. Düzenleme</strong></p>

<p><strong>“Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı CMK m.133’de;</strong> <i>“(1) Suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılabilmesi için gerekli olması halinde; soruşturma ve kovuşturma sürecinde, hakim veya mahkeme, şirket işlerinin yürütülmesiyle ilgili olarak kayyım atayabilir. Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir. Kayyım tayinine ilişkin karar, ticaret sicili gazetesinde ve diğer uygun vasıtalarla ilan olunur.</i></p>

<p><i>(2) Hakim veya mahkemenin kayyım hakkında takdir etmiş bulunduğu ücret, şirket bütçesinden karşılanır. Ancak, soruşturma veya kovuşturma konusu suçtan dolayı kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararının verilmesi halinde; ücret olarak şirket bütçesinden ödenen paranın tamamı, kanunî faiziyle birlikte Devlet Hazinesinden karşılanır.</i></p>

<p><i>(3) İlgililer, atanan kayyımın işlemlerine karşı, görevli mahkemeye 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu ve 29.6.1956 tarihli ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre başvurabilirler.</i></p>

<p><i>(4) Bu madde hükümleri ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir.</i></p>

<p><i>a) Türk Ceza Kanununda yer alan,</i></p>

<p><i>1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),</i></p>

<p><i>2. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</i></p>

<p><i>3. Parada sahtecilik (madde 197),</i></p>

<p><i>4. Fuhuş (madde 227),</i></p>

<p><i>5. Kumar oynanması için yer ve imkân sağlama (madde 228),</i></p>

<p><i>6. Zimmet (madde 247),</i></p>

<p><i>7. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</i></p>

<p><i>8. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),</i></p>

<p><i>9. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337),</i></p>

<p><i>Suçları,</i></p>

<p><i>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar İle Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları,</i></p>

<p><i>c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</i></p>

<p><i>d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar,</i></p>

<p><i>e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.</i></p>

<p><i>(5) Bu madde uyarınca atanan kayyımların görevleriyle ilgili iş ve işlemlerinden dolayı tazminat davaları, 142 ila 144 üncü maddeler uyarınca Devlet aleyhine açılır. Devlet, ödediği tazminattan dolayı görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle görevini kötüye kullanan kayyımlara bir yıl içinde rücu eder.”</i></p>

<p>Hükmü yer almaktadır.</p>

<p><strong>133. madde incelendiğinde;</strong> 1. fıkrada şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine başvurulması için gerekli şartların ve kayyımın türlerinin (yönetim/denetim) düzenlendiği, 2. fıkrada kayyımın çalışma sırasındaki ödemelerine ilişkin kurallara yer verildiği, 3. fıkrada ilgili kişilerin kayyımın işlemleri hakkında 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu uyarınca yargı yoluna gidebilmelerinin öngörüldüğü, 4. fıkrada bu tedbirin yalnızca belirli suçlara ilişkin uygulanabileceğinin kararlaştırıldığı ve 5. fıkrada da bu koruma tedbiri ile ilgili tazminat düzenlemelerine ilişkin kuralların yer aldığı görülmektedir.</p>

<p>Anayasa m.35’in ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1. Protokolü’nün 1. maddesinin güvencesi altında bulunan mülkiyet ve zilyetlik haklarına ve yine Anayasanın 48 ile 49. maddelerinde düzenlenen iş ve çalışma hürriyetine, bir ceza muhakemesi tedbiri olarak CMK m.133’de öngörülen kayyımlık suretiyle sınırlama getirildiği, öncelikle bu sınırlamanın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı m.13’e ve İHAS 1. Ek Protokol m.1’de öngörülen çerçeveye uygun olması gerektiğini ifade etmek isteriz.</p>

<p><strong>III. Kayyım Türleri ve Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayininin Şartları</strong></p>

<p><strong>1. Kayyım Türleri</strong></p>

<p>İlk olarak belirtmeliyiz ki; Türk Dil Kurumu “kayyum” kelimesine yer vermiştir. <strong>Sözlük anlamına göre kayyum; bir malın yönetilmesi veya bir işin yapılması için görevlendirilen kimsedir.</strong> Anlamları aynı olsa bile, CMK m.133’de “kayyım” kelimesinin kullanıldığı görülmektedir. Yazıda, Kanuna bağlı kalarak “kayyım” kelimesi kullanılacaktır.</p>

<p>Her ne kadar CMK m.133’ün başlığında <i>“… kayyım tayini” </i>denilerek tek bir ifadeye yer verilmiş olsa da, hükmün içeriğinden açıkça anlaşıldığı üzere kanun koyucu, CMK m.133 hükmünde bir şirket için başvurulabilecek iki ayrı kayyım türü öngörmüştür. <strong>Tedbirin düzenlendiği CMK m.133’ün birinci fıkrasının ikinci cümlesinde;</strong> <i>“Atama kararında, yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin kayyımın onayına bağlı kılındığı veya yönetim organının yetkilerinin </i><i>ya da yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık payları veya menkul kıymetler idare yetkilerinin</i><i> tümüyle kayyıma verildiği açıkça belirtilir.” </i>ifadesine yer verilerek, tayin edilecek kayyımın, ya ilgili şirketin yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğinin onayına ilişkin olabileceği <strong>(denetim kayyımı)</strong> ya da yönetim organının yetkileri ve ortaklık payları ile menkul kıymetler idare yetkilerinin tümüne ilişkin olabileceği <strong>(yönetim kayyımı)</strong> şeklinde iki türde olabileceği açık bir şekilde düzenleme altına alınmıştır.</p>

<p><strong>Dolayısıyla kanun koyucu;</strong> iki türlü kayyımlık öngörmüş olup, birincisi denetim kayyımlığı ve ikincisi yönetim kayyımlığıdır. Hakim veya mahkeme atama kararında; yönetim organlarının karar ve işlemlerinin geçerliliğini yalnızca kayyımın onayına bağlı kılmışsa şirkete denetim kayyımı, yönetim organının yetkilerinin tümü ile kayyıma vermişse yönetim kayyımı atandığı kabul edilecektir. Elbette yönetim kayyımı, denetim kayyımından daha geniş hak ve yetkilere sahiptir. Bu genişlik, yönetimin kayyımının sorumluluğunu da artırır. Çünkü yönetim kayyımı, şirketin icra organı olarak faaliyetlerini sürdürecek ve şirketi idare edecektir. Bu idare; şirketin faaliyetlerinin durdurulması, sekteye uğratılması veya değiştirilmesi olmamalıdır. Yönetim kayyımı, şirketin hak ve yararlarını gözetmek zorundadır. Aksi halde, kayyımın hukuki ve cezai sorumluluğu gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Bu kısımda son olarak ifade etmek gerekir ki;</strong> aşağıdaki başlıkta ayrıntılı olarak izah edeceğimiz üzere, kanun koyucu ilgili hükümde her ne kadar iki farklı kayyımlık türü öngörmüş olsa da, her ikisine başvurulması için gerekli şartlar arasında bir farklılık bulunmamakta, gerek denetim ve gerekse yönetim kayyımlığına başvurulabilmesi için gerekli olan şartlar birebir aynı niteliktedir. Ancak; her ne kadar başvurulma şartları aynı olsa da, yönetim kayyımlığının içerisinde zaten denetim kayyımlığını da barındırdığını, bunun yanında denetim kayyımlığının ise daha hafif bir tedbir olmakla birlikte yönetim kayyımlığını içinde barındırmadığı izahtan varestedir.</p>

<p><strong>2. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayininin (Yönetim veya Denetim) Şartları</strong></p>

<p><strong>a) Katalog Suç</strong></p>

<p>Şirket yönetimi için kayyım tayinine başvurulması için gereklerin şartları birçoğu CMK m.133’ün 1. fıkrasında yer almakta olsa da, en önemli dikkat edilmesi gereken ilk şart hükmün 4. fıkrasında yer almakta olup, burada yer verilen şart katalog suç, yani bu koruma tedbirine ancak maddede yer verilen suçların işlendiği iddiası kapsamında başvurulabileceği, katalog dışında bırakılan suç soruşturma ve kovuşturmalarında ise kesinlikle bu tedbirin uygulanamayacağıdır. CMK m.133/4’de katalog halinde sayılan suçlardan en az birisi ile ilgili başlatılan soruşturma veya iddianamenin kabulü ile başlayan kovuşturma sürecinde, suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı gereklidir ki, ancak bu durumda şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine başvurulabilir. Burada önemli olan; CMK m.123’de ve m.128’de tanımlanan eşyaya, kazanca, taşınmazlara, hak ve alacaklara elkoyma dışında kalan, soruşturma veya kovuşturmaya konu suçun bir şirketin faaliyeti kapsamında işlenmekte olduğuna dair kuvvetli şüphe sebeplerinin tespit edilip edilemediğidir.</p>

<p><strong>Bunun yanında dikkatle belirtmek gerekir ki;</strong> şirket yönetimi için kayyım tayin edilebilmesinde kanun koyucu, CMK m.133/4’de sayılan katalog suçlardan birisinin şirketin faaliyeti çerçevesinde işlendiğinden değil, işlenmekte olduğundan bahsetmiştir. “Suçun işlenmekte olması” demek, iddiaya konu suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmeye devam edilmesi anlamını taşımaktadır. Aksi halde uygulanacak yöntem; taşıdığı şartlara göre CMK m.123, m.127 veya m.128 olacaktır.</p>

<p><strong>b) Suçun Şirket Faaliyeti Çerçevesinde İşlenmekte Olması</strong></p>

<p>Yukarıda yaptığımız açıklamalardan da açıkça anlaşılacağı üzere; şirket yönetimi için kayyım tayini tedbirine başvurulabilmesi için gerekli diğer bir ikinci şart, katalogda yer alan ve halen işlenmeye devam edilen suçun <i>“bir şirket faaliyeti çerçevesinde işlenmekte” </i>olmasıdır. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus; şirket ile neyin kastedildiği ve hangi tür şirketlere kayyım tayin edilebileceğinin belirlenmesi olup, CMK m.133’ün üçüncü fıkrasından yola çıkılarak, kayyım tayin edilebilecek şirketlerin ancak Türk Ticaret Kanunu’nda düzenlenmiş şirketler olabileceği (kolektif, komandit, anonim ve limited), bunun yanında adi şirket türü 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nda düzenlendiğinden, adi şirketler bakımından bu tedbirin uygulanamayacağı söylenmelidir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p><strong>c) Kuvvetli Şüphe Sebeplerinin Varlığı</strong></p>

<p>CMK m.133/1’de yer alan, <i>“suçun bir şirketin faaliyeti çerçevesinde işlenmekte olduğu hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı”</i> tümcesinde geçen <i>“kuvvetli şüphe sebepleri” </i>ibaresi ve şartı dikkat çekicidir. Kanun koyucu şirket yönetimi için kayyım tayininde; iddiaya konu suç ile şirketin faaliyetleri arasında kuvvetli şüphenin olduğunu, yani illiyet bağının bulunduğunu gösteren sebeplerin varlığını aramıştır. Esasında bu ibare ile 6 Mart 2014 tarihinde 6526 sayılı Kanunla değiştirilen CMK m.128’de yer alan <i>“somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebebi” </i>şartı farklılık arz etmektedir.</p>

<p>CMK m.128; elkoyma için kuvvetli şüphe sebebini gösteren somut delil aranmasını öngörerek, elkoyma tedbirinin tatbikini zorlaştırmıştır. CMK m.133’de ise, kuvvetli şüphe sebebinin varlığı yeterlidir ve buna ek olarak somut delilin elde edilme şartı aranmamıştır. Kanaatimizce; somut delille birlikte kuvvetli şüphe sebebinin varlığı gerçekleştiğinde, bir anlamda suç veya iddiaya konu malvarlığının suçla ilgili kanıtlanmış olmaktadır.</p>

<p>Tüm bunlara rağmen, CMK m.133/1’de öngörülen şartta da suç ile şirket arasında kurulması gereken illiyet bağında, yani sebep sonuç ilişkisinde kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunduğunu gösteren somut delile ulaşılmalı, kuvvetli şüphe için en azından iz ve emarelerin varlığı tespit edilmelidir. Bu şart oluşmadığı takdirde, zaten şirket yönetimi için kayyım tayininde aranan ön şartın gerçekleştiğinden bahsedilemez.</p>

<p><strong>d) Maddi Gerçeğin Ortaya Çıkarılması İçin Gerekli Olma</strong></p>

<p>Kanun hükmünde geçen <i>“maddi gerçeğin ortaya çıkarılması için gerekli olması halinde”</i> ibaresi de bir şart ve esasında şirket yönetimi için kayyım tedbiri uygulanmasının amacıdır.</p>

<p>Suç; şirket faaliyeti çerçevesinde halen işlenmekte olduğu için, şirkete kayyım tayin edilmesindeki yakın amaç suçun işlenmesini önlemek, uzak amaç ise maddi gerçeğin ortaya çıkarılması olacaktır. Böylelikle atanan kayyımın; atanma durumuna göre şirket hesaplarını, ekipmanlarını, insan kaynaklarını veya şirketin kararlarını kontrol altına alarak, suçu önleme, suçun maddi delillerinin ortaya çıkarılmasına zemin hazırlama, delillerin yok edilmesine ve kaçırılmasına mani olma şeklinde yetkileri olup, kayyımın görev ve yetkileri bunlarla sınırlıdır ve kendisi suçu soruşturarak delilleri ortaya çıkartmakla yetkilendirilmiş kişi olmadığı gibi, gizli soruşturmacı niteliğinde bir görev ve yetkisi de bulunmamaktadır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p><strong>IV. Kayyımın Atanma Usulü</strong></p>

<p>Öncelikle hükmün lafzından açıkça anlaşıldığı üzere, şirket yönetimi için kayyım tayini koruma tedbirine ceza yargılamasının gerek soruşturma ve gerekse kovuşturma aşamasında başvurulabilmektedir. Şirket yönetimi için kayyım tayini kararını, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliği ve kovuşturma aşamasında davayı gören mahkeme verir. Kovuşturmayı yapan; bir hakimle değil de heyet halinde yargılama yapan mahkeme olduğunda, kayyım kararının oybirliği ile verilmesi zorunluluğu aranmaz.</p>

<p><strong>CMK m.267’ye göre;</strong> <i>“Hakim kararları ile kanunun gösterdiği hallerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir”. </i>Bu hükme göre, soruşturma aşamasında sulh ceza hakimliğinin ve dolayısıyla sulh ceza hakiminin verdiği kararlara karşı CMK m.133’de ayrıca bir düzenleme bulunmasına ihtiyaç olmaksızın itiraz kanun yoluna başvurulabilir. CMK m.260/1’e göre itiraz hakkı; Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık, katılan ve suçtan zarar görene, yani mağdura tanınmıştır. Ancak bu itiraz hakkı, kovuşturma aşamasında şirket yönetimi için kayyım tayinine dair mahkeme kararlarına karşı öngörülmemiştir. Çünkü CMK m.267; mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna başvuruda özel hüküm aramıştır. Mahkeme kararlarına karşı itiraz kanun yoluna başvuruda özel düzenleme olmadığı takdirde, itiraz konu karara karşı yalnızca hükümle birlikte temyiz kanun yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Tutuklama tedbiri ile ilgili CMK m.103/2’de Cumhuriyet savcısına tanınan serbest bırakma yetkisinin, şirket yönetimi için kayyım tayinini düzenleyen CMK m.133’de tanımlanmadığını görmekteyiz. Kayyım kararının uygulama ve etkisi bakımından farklılık içermesi, kayyımların ücret ve sorumlulukları, kayyım tayinine konu edilen şirket ve şirketin yetkilileri ile ortaklarının varlığı, kayyım kararının Özel Hukuka etkisi gibi sebepler düşünüldüğünde, bu kararın yine hakim tarafından kaldırılması gerektiği fikri ileri sürülebilir.</p>

<p>Elbette tutuklama gibi kişi hürriyeti ve güvenliğini sınırlandıran ağır bir tedbire son verebilen cumhuriyet savcısının, kayyım tayininde de aynı yetkiye sahip olması gerektiği, tutuklama kararını veremeyen cumhuriyet savcısının şüpheliyi serbest bıraktığı düşünüldüğünde, soruşturmanın amiri sıfatıyla kayyım konusunda da aynı yetkiye sahip olduğunun kabulünün doğru olacağı, bu sebeple soruşturma devam ederken şirket için kayyım ihtiyacının ortadan kalktığı durumda, cumhuriyet savcısının da ayrı bir hakim kararına ihtiyacı olmaksızın kayyımın görevine son verebileceği fikri savunulabilir.</p>

<p>Ancak uygulamada; CMK m.103/2’de öngörülen serbest bırakma yetkisinin çok kullanılmadığı, bunu yerine salıverilmenin hakim tarafından yapılmasının tercih edildiği dikkate alındığında, aynı uygulamanın kayyımlıkta da devam edeceğini, cumhuriyet savcısının re’sen karar vermek yerine, hakim kararıyla şirket denetimi ve yönetimi için verilen kayyım tayin kararının kaldırılmasını sağlayacağı, böylece sorumluluk üstlenmek istemeyeceği ileri sürülebilir.</p>

<p><strong>V. Kayyımın Görevleri ile Sorumluluğu</strong></p>

<p>Yukarıda ifade ettiğimiz üzere CMK m.133 iki tür kayyımlık düzenlemiş olup, bunlardan birisi denetim kayyımlığı, bir diğeri ise yönetim kayyımlığıdır. Denetim kayyımlığı, yani onay makamı olarak kayyım, şirketin yönetim organının karar ve işlemlerinin geçerliliğini denetlemekle görevli ve yetkili kayyımlık türü iken; yönetici kayyımlığı ise, yönetim organı yerine veya yönetim organının yetkileri ile birlikte ortaklık paylarını ve menkul kıymetleri idare etmek için atanan kayyımlık türüdür ve bu kayyımlık türü doğal olarak içerisinde ve yetkisinde denetim kayyımlığını da bulundurur.</p>

<p>CMK m.133/2’de; kayyımın ücretinin atandığı ve görev yaptığı şirket bünyesinden karşılanacağı öngörülmüş olup, yine isabetli şekilde fıkranın devamında soruşturma veya kovuşturma sonucunda şirket faaliyeti çerçevesinde işlendiği iddia edilen suçla ilgili olarak kovuşturmaya yer olmadığı veya beraat kararı verilmesi halinde, kayyıma şirket bütçesinden ödenen ücretin tamamının kanuni faizi ile birlikte Devlet Hazinesinden karşılanarak, ilgili şirkete geri ödeneceği düzenlenmiş ve böylelikle şirketin hakları kanun koyucu tarafından güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Bunun yanında; kayyım olarak atanan yöneticilerin, görev sürelerinde yaptıkları iş ve işlemlerden dolayı sorumlulukları da CMK m.133’ün son fıkrası olan 5. fıkrasında yer almakta olup, bu hükme göre, kayyım olarak görev yapanlarla ilgili olarak görev sürelerine ilişkin olarak yaptıkları ihlaller hakkında tazminat davalarının CMK m.141, m.142, m.143 ve m.144 uyarınca açılabileceği, fakat öncelikle bu davaların doğrudan kayyım olarak görev yapmış olan kişilere değil, Devlete karşı açılacağı, dava sonucunda kayyımların görevini kötüye kullandığı tespit edilmek suretiyle tazminata hükmedilmesi durumunda da, Devletin bu tazminatı öncelikle ödeyeceği ve sonrasında kayyım kişilere bunu rücu edeceği düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce, bu düzenleme şirket sahiplerini korumaktadır ve isabetlidir. Çünkü kayyım; kişilerin görevlerini kötüye kullanmaları suretiyle gerçekten kayyım atanan şirketlerin ciddi zararlara uğraması oldukça sık durumlarda sözkonusu olabilecek olup, kanun koyucunun bu zararın öncelikle garanti olacak şekilde Devletten tahsilini öngörmesi, mülkiyet hakkının korunması bakımından hukuken isabetli olmuştur.</p>

<p><strong>VI. Şirket Yönetimi İçin Kayyım Tayini ile İlgili Başka Kanunlarda Yapılmış Özel Bazı Düzenlemeler</strong></p>

<p>Daha önce “Kaçağın Kayyım Atanan Şirketinin veya Ortaklık Payının Satışı ve Tasfiyesi” başlıklı yazımızda; olağanüstü hal kapsamında yürütülen kayyımlık faaliyetlerinde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF) görevlendirildiğini, TMSF’nin kamu tüzel kişiliğini haiz, idari ve mali özerkliğe sahip bir kuruluş olup, görevini yaparken bağımsız olduğunu, TMSF’nin kayyım olarak atanmasının, 01.09.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 674 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu KHK’nın kanunlaşmasını sağlayan 24.11.2016 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan 6758 sayılı Kanun m.19/1-2 uyarınca gerçekleştiğini, 6758 sayılı Kanun m.19’a göre, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK m.133 uyarınca kayyım atanan şirketlerde, kayyım yetkilerinin TMSF’ye devredileceğini, yine bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten sonra ve OHAL süresince terör örgütüne aidiyeti, iltisakı veya irtibatı nedeniyle CMK m.133 uyarınca kayyım atanacak şirketlere doğrudan TMSF’nin kayyım olarak atanabileceğini, olağanüstü hal dönemi ile ilgili bu tür düzenlemelere gidildiğini ifade etmiştik.</p>

<p>Ancak; 19.07.2018 tarihinde OHAL kalkmış olmasına rağmen, 31.07.2018 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un geçici 1. maddesinde yer alan, <i>“10/11/2016 tarihli ve 6758 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanunun 19 uncu maddesinin ikinci fıkrası uyarınca Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına ilişkin hüküm, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç yıl süreyle uygulanır.” </i>hükmü ile birlikte yukarıda bahsettiğimiz 6758 sayılı Kanunun 19. maddesinin uygulanmasına devam edilmesi sağlanmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte; 28 Temmuz 2021 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7333 sayılı Kanunun 20. maddesiyle, 7145 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinin 1. fıkrasında yer alan yukarıda metnine yer verdiğimiz hükümde yine değişiklik yapılmış, <i>“3 yıl süreyle uygulanır”</i> yerine, <i>“6 yıl süreyle uygulanır”</i> ibaresi kabul edilmiş ve bu uygulamanın 3 yıl süre ile daha yürürlükte kalması ve uygulanabilmesi sağlanmış, ancak süre dolmakla bu hüküm de yürürlükten kalkmıştır.</p>

<p>Ancak buna rağmen yine 4 Şubat 2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan bir hükümle, olağan hukuk düzeninde de yukarıda yer verdiğimiz düzenlemelere yine benzer bir düzenlemeye gidildiği görülmektedir<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Bu hüküm de 5 yıl süre ile geçici olmakla birlikte, devam eden uygulamada kalıcı bir düzenlemeye dönüştüğü görülmektedir.</p>

<p>Bu yeni düzenleme (7145 sayılı Kanun geçici m.2); 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282 (suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama), 314 (silahlı örgüt) ve 315. (silah sağlama) maddelerinde veya 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkındaki Kanun’un 4. maddesinde yer alan suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, CMK m.133 gereğince şirketlere veya CMK m.128/10 gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar verilmesi halinde, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’nun (TMSF’nin) kayyım olarak atanabileceğini öngörmektedir.</p>

<p><i>Kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı </i>kriteri önemli olmakla birlikte, hakimlik ve mahkeme kararlarında bu kriterin <i>basmakalıp, </i>yani<i> </i>hükümde geçen bir unsur olarak yer aldığı, somut hukuki ve fiili sebeplerin tartışılmadığı, Anayasa m.35 ile İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi Ek 1. Protokol m.1’in güvencesi altında bulunan mülkiyet ve zilyetlik haklarının korunmadığı ve bunlara kolay sınırlamalar getirildiği görülmektedir. Oysa mülkiyet ve zilyetlik haklarına sağlanan güvenceler, 1215 Magna Carta Özgürlükler Bildirgesi’nden bu tarafa temel hak ve hürriyetlerin unsurlarından birisini teşkil eder. 7145 sayılı Kanunun geçici 2. maddesi, hem metni ve hem de benzer geçmiş uygulamaları itibariyle sorunlu, olağan hukuk düzeninde temel hak ve hürriyetleri (mülkiyet ve zilyetlik hakları ile iş ve çalışma hürriyetini) aşırı kısıtlayıcı mahiyette olup, bu hükmün tatbikinde birçok sorunla karşılaşıldığı görülmektedir.</p>

<p>Hakim veya mahkeme tarafından kayyım tayini kararının verilmesi elbette bir güvencedir, fakat temel hak ve hürriyetlerden olan mülkiyet hakkı ve ona bağlı olan zilyet hakkını tek başına korumaya yeterli değildir. Bu karara itiraz edilebileceği ve her zaman kararın gözden geçirilebileceği doğru olmakla birlikte, bilhassa soruşturma aşamasında, hatta kovuşturma evresinde bu konu ile ilgili kararı davanın sonuna bırakmak suretiyle etkin bir denetimin yapılamadığına dair birçok eleştiri ile karşılaşıldığı izahtan varestedir.</p>

<p>İncelediğimiz yeni düzenlemede; genel hüküm olan CMK m.133’de olduğu gibi soruşturma ve kovuşturma ayırımı yapılmayarak, bu hükümlerde gösterilen şekil ve şartların tatbiki suretiyle şirketlere ceza yargılamasının her aşamasında yönetim kayyımı tayin edilebileceği anlaşılmaktadır. Kararın sırf hakim veya mahkeme tarafından verilmesinden ziyade, hükümde öngörülen kayyım tayini suretiyle kısıtlamaya dönük şekil ve esas şartlarının çok iyi denetlenmesi gerekir. Sorun sadece madde metninden de değil, hatta daha ziyade uygulamadan kaynaklanmaktadır.</p>

<p><strong>Yine aynı düzenleme uyarınca; kayyım atanan şirketlerin genel kurul yetkilerinin, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın TMSF tarafından kullanılabileceği,</strong> bu şirketler ve malvarlığı değerlerinin TMSF gözetiminde TMSF’nin atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak basiretli tacir gibi yönetileceği, bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin satılmasına veya feshi ile tasfiyesine TMSF tarafından karar verilebileceği, şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere TMSF yönetim kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonunun adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahip olduğu, TMSF’nin kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında CMK m.128 uyarınca verilen elkoyma ve tedbir kararlarının, kayyım yetkisinin TMSF’ye devri ile birlikte kendiliğinden ortadan kalkacağı, kayyım atanan şirketlerin veya elkoyulan malvarlığı değerlerinin müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararının, şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin, bunların yönetim/müdür kurulları veya kayyım temsilcilikleri ya da TMSF tarafından satışı veya tasfiye edilmesi suretiyle yerine getirileceği, TMSF’nin kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar bakımından, TMSF merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinin yetkili olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> CMK m.133 uyarınca hakim veya mahkeme, atadığı kayyımın şirketin denetimini veya idaresini yapabilme bilgi ve ehliyetine sahip olduğunu tespit etmelidir. Atanan kayyım; tarafsız olmalı, şirketin denetimi ve idaresi sırasında tarafsızlığını bozabilecek tasarruflarda bulunmasına yol açabilecek özellikleri taşımamalıdır. Hakim veya mahkeme; şirketle olan ilişkisi veya husumeti nedeniyle tarafsız edemeyeceği anlaşılan bir kişiyi, ya kayyım olarak atamamalı veya bu durumunu tespit ettiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermemelidir. Çünkü kayyım görevini; tarafsız bir şekilde sürdürmek, bu sırada şirketin yararlarını korumak ve hukuka riayet etmek zorundadır. Başlangıçta veya sonradan ortaya çıkan nedenlerle kayyım adayının veya kayyımın; objektif, güvenilir, ehliyetli bir şekilde görevini yapamayacağı anlaşıldığında, hakim veya mahkeme, ya o kişiyi kayyım tayin etmemeli veya bu durum tespit edildiğinde kayyımın değiştirilmesine karar vermelidir.</p>

<p><strong>Yine aynı şekilde yukarıda birinci başlık altında açıkladığımız üzere;</strong> Anayasa m.35’de İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin ise 1. Ek Protokolünde düzenlenen ve bir temel hak olarak kabul edilen mülkiyet hakkının ve buna bağlı zilyetlik, yani malı kullanma hakkının güvenliğinin önemli olduğunu, bir iktisadi hürriyet olarak Anayasa m.48’de yer alan çalışma ve sözleşme hürriyetinin hür teşebbüs ve serbest piyasa, beraberinde istikrar ve müteşebbislerin güvenliğini öngördüğünü, halihazırda olağanüstü hal döneminden geçmediğimizi ve dolayısıyla Anayasa m.15’in geçerli olmadığını, mülkiyet hakkına ve özel teşebbüse yasa ile getirilecek sınırlamaların Anayasa m.13’e uygun şekilde düzenlenmesi gerektiğini, elbette bir suç işlendiği iddiası karşısında, soruşturulan suç, şüpheli veya sanıkla ilgili olan malvarlığının, iddiaya konu suçun faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilen şirket, hesap, kayıt ve tasarrufların gözardı edilmesinin mümkün olmadığını, ancak bu yöntemin tatbikinde, Anayasa ile kişiye sağlanan güvencelerin dikkate alınması gerektiğini, malvarlığı üzerinde genel elkoyma ile müsaderenin yasak olduğunun unutulmaması gerektiğini düşünmekteyiz.</p>

<p><strong>Hep vurguladığımız şekilde;</strong> asıl sorunun, düzenlemenin, yani kanunun varlığı veya yokluğu değil, uygulanması olduğu, çünkü birçok düzenlemenin keyfi veya kötüye kullanılarak uygulanabildiği, kanunu ve düzenlemeyi getirmenin elbette önemli bir konu olduğu, Anayasa m.13’ün ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi hükümlerinin muhakkak gözetilmesi gerektiği, ancak bir o kadar ve hatta daha fazla önemli olanın uygulamadan ve hukukilik denetiminden geçtiği, gerek bu başlıkta değerlendirdiğimiz hükme ve gerekse benzer düzenlemelere baktığımızda her ne kadar katalog suç gibi sıkı bir şarta yer verilse de, uygulamada bunun keyfi ve kötüye kullanıldığı, birçok soruşturma ve kovuşturmada bu tedbirlerin uygulanması amacıyla, dosyada şartları oluşmadığı halde, suç isnadının ve hukuki nitelendirmenin zorlama yollarla katalogda yer alan suçlarla ilgili yapıldığı, en çok da örgüt ve kara para iddialarının kullanıldığı anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Bu kapsamda son söz olarak;</strong> “Şirket yönetimi için kayyım tayini” başlıklı CMK m.133’ün 2005 yılından bu tarafa yürürlükte olduğunu, ancak ilk yıllarında fazla kullanılmadığını, daha ziyade arama ve elkoyma tedbirleri ile yetinildiğini,</p>

<p>Ceza Hukukumuzda tüzel kişinin ceza sorumluluğu olmasa bile, tüzel kişiler hakkında yaptırım niteliğinde tedbirlerin uygulandığını, Ceza Muhakemesi Hukukumuzda CMK m.133’ün etkin kullanımının ise son yıllarda gündeme geldiğini,</p>

<p>Özellikle olağanüstü hal döneminin yürürlükte olduğu 20 Temmuz 2016 ile 19 Temmuz 2018 tarihleri arasında kayyımlık müessesinin ceza yargılamalarında yoğun şekilde uygulandığını, olağanüstü hal döneminin kaldırıldığı andan itibaren de CMK m.133’ün yanında, geçici düzenlemelere yer verilmek suretiyle bazı suçlar yönünden, bilhassa TMSF’ye denetim veya yönetim kayyımlığı yetkilerinin verildiğini,</p>

<p>Mevcut durumda 7145 sayılı Kanunun geçici 2. maddesiyle bu uygulamaya devam edildiğini, olağanüstü hal döneminde getirilen bu düzenlemenin olağan hukuk düzeninde yürürlükte kalmasının mülkiyet ve zilyetlik hakları bakımından isabetli olmayacağını, bunun Anayasa m.13 ile bağdaşmayacağını, bu hususun Anayasa m.35, İHAS Ek 1. Protokolde düzenlenen mülkiyet hakkı ile Anayasa m.48’de yer alan çalışma ve sözleşme hürriyetlerinin özüne müdahale edebilecek nitelikte olduğunu,</p>

<p>Esasen; CMK m.133’ün yürürlükte olduğunu, bu nedenle m.133 üzerinden devam edilerek, bu maddenin şekle ve esasa ilişkin şartlarının iyi uygulanması ve denetlenmesi suretiyle bazı suçlar yönünden denetim, yeterli olmadığı takdirde yönetim kayyımlığının tedbir niteliğinde düşünülebileceğini,</p>

<p>Belirtmek isteriz.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Av. Cem Serdar </strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Osman Yaşar/Cengiz Otacı, Yeni İçtihatlarla Uygulamalı ve Yorumlu Ceza Muhakemesi Kanunu, 1. Cilt, Seçkin Yayıncılık, 11. Baskı, Ankara, 2025, s.942.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Yaşar/Otacı, a.g.e., s.944.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> <strong>31.01.2025 tarihinde kabul edilip, 04.02.2025 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 7539 sayılı Kanunun 7. maddesi ile 25.07.2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanuna eklenen geçici m.2’ye göre;</strong> <i>“(1) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 282 nci, 314 üncü ve 315 inci maddelerinde veya 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunun 4 üncü maddesinde düzenlenen suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde Ceza Muhakemesi Kanununun 133 üncü maddesi gereğince şirketlere veya 128 inci maddesinin onuncu fıkrası gereğince malvarlığı değerlerine kayyım atanmasına karar verildiği takdirde, <strong>bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren beş yıl süreyle Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu kayyım olarak atanabilir.</strong> Bu halde kayyımlık hak ve yetkileri bakımından 19/10/2005 tarihli ve 5411 sayılı Bankacılık Kanununda Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen hak ve yetkiler kıyasen uygulanır. Şirketlerin genel kurul yetkileri, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümlerine tabi olmaksızın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından kullanılır. Bu şirketler veya malvarlığı değerleri Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun gözetiminde, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun atadığı yöneticiler tarafından ticari teamüllere uygun olarak ve basiretli bir tacir gibi yönetilir. Bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin mali durumu, ortaklık yapısı, piyasa koşulları veya diğer sorunları nedeniyle şirketin veya varlıklarının ya da malvarlığı değerlerinin kısmen veya tamamen satılmasına veya feshi ile tasfiyesine Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından karar verilebilir. Satış ve tasfiye işlemleri, ilgili şirketin yönetim/müdürler kurulu veya malvarlığı değerleri kayyım temsilcileri ya da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yerine getirilir. Satış ve tasfiye işlemlerinde azınlık hisselerinin sahiplerinin rızası aranmaz. Satıştan elde edilen gelirden şirket veya malvarlığı değerlerinin borçları ödendikten sonra kalan tutar, şirket veya malvarlığı değerlerinin işlerinde kullanılabilir. Fesih ve tasfiye işlemleri sonunda borçlar ödendikten sonra kalan tutar, yargılamanın kesin hükümle sonuçlandırılmasına kadar açılan bir hesapta nemalandırılır. Şirketlerin tasfiye işlemlerini yürütmek üzere Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu Kurulu tarafından görevlendirilen tasfiye komisyonu, adli işlemler veya davalar bakımından taraf ehliyetine sahiptir. Kayyımlık görevi Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından yürütülen şirketler, açtıkları davalarda harçtan muaftır. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atanmasına karar verilen şirket, taşınmaz, hak, varlık ve alacaklar hakkında Ceza Muhakemesi Kanununun 128 inci maddesi uyarınca verilen el koyma ve tedbir kararları, kayyım yetkisinin Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna devriyle birlikte kendiliğinden kalkar. Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyım olarak atandığı şirketleri veya malvarlığı değerlerini yönetmek ve temsil etmek üzere atananlar veya görevlendirilenler ya da atananlar tarafından temsil yetkisini haiz olmak üzere görevlendirilenler ile bu kapsamda yapılan işlemler hakkında 5411 sayılı Kanunun 127 nci maddesi uygulanır.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>(2) Bu şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin müsaderesine karar verilmesi halinde müsadere kararı; şirketlerin veya malvarlığı değerlerinin, bunların yönetim/müdürler kurulları veya kayyım temsilcilikleri ya da Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu tarafından satışı veya tasfiye edilmesi suretiyle yerine getirilir. Bu süreçte şirket ya da malvarlığı değerlerinin yönetimine birinci fıkra kapsamında devam edilir. Şirket veya malvarlığı değerlerinin satış veya tasfiyeleri veya ticari ve iktisadi bütünlük satışları 5411 sayılı Kanun ile Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonuna verilen yetkiler çerçevesinde yapılır. Satıştan elde edilen gelirden şirket veya malvarlığı değerlerinin borçları ödendikten sonra kalan tutar şirket veya malvarlığı değerlerinin işlerinde kullanılabilir. Tasfiyeye karar verilmesi halinde işlemler tasfiye komisyonlarınca yerine getirilir. Tasfiye sonunda bakiye kalması halinde Hazineye irat kaydedilir.</i></span></p>

<p><span style="color:#999999"><i>(3) Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun kayyımlık görevi kapsamındaki karar ve işlemlerine karşı açılan davalar, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonunun merkezinin bulunduğu yer idare mahkemelerinde görülür”.</i></span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sirket-denetimi-veya-yonetimi-icin-kayyim-tayini-cmk-m133-1</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/terazi/bilirkisi-dosya.jpg" type="image/jpeg" length="11190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KVKK'dan belediyelerin turistik tanıtım amacıyla yaptığı canlı yayınlara ilişkin duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Belediyelerin turizm ve tanıtım amacıyla, gerçek kişilerin kimliklerinin tespit edilmesine yol açan ve 6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde yer alan herhangi bir hukuki sebebe dayanmayan mevcut canlı yayın faaliyetlerini ivedilikle durdurması ve söz konusu canlı yayın faaliyetlerinin ilgili kişilerin kişisel verileri işlenmeyecek şekilde alternatif yollarla sağlanması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerektiği...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Belediyelerin Turistik Tanıtım Amacıyla Yaptığı Canlı Yayınlar Hakkında Kamuoyu Duyurusu</strong></p>

<p>Belediyeler tarafından turistik tanıtım amacıyla cadde, meydan, park, sahil gibi il/ilçelerin işlek veya turistik bölgelerine kameralar kurulduğu ve kamera görüntülerinin belediyelerin internet sitesinde herkesin izleyebileceği şekilde canlı olarak yayımlandığı yönünde Kurumumuza çok sayıda ihbar ve şikâyet intikal etmiştir. Söz konusu uygulamanın ülke genelinde yaygın olduğu tespit edildiğinden, kişisel veri güvenliğinin sağlanması ve hak ihlallerinin önlenmesi amacıyla kamuoyunun bilgilendirilmesine ihtiyaç duyulmuştur.</p>

<p>Kişisel Verileri Koruma Kurulunca yürütülen incelemelerde, belediyelerce turistik tanıtım amacıyla konumlandırılan kameraların açıları sebebiyle gerçek <strong>kişilerin yüzlerinin göründüğü ve araç plakalarının okunabildiği</strong> belirlenmiştir. Bu verilerin kişisel veri niteliğinde olduğu gözetildiğinde; kamerayla izleme, görüntüler kaydedilmese dahi internet üzerinden canlı olarak yayımlanması, kişisel verileri erişilebilir kıldığından 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu kapsamında bir kişisel veri işleme faaliyeti olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle veri sorumlusu olan belediyelerin Kanun’un 12’nci maddesi uyarınca kişisel verilerin hukuka aykırı olarak işlenmesini ve bu verilere yetkisiz erişilmesini önlemek amacıyla gerekli her türlü teknik ve idari tedbiri alması zorunludur.</p>

<p>6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde kişisel verilerin işlenme şartları sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasında, kişisel verilerin ilgili kişinin açık rızası olmaksızın işlenemeyeceği; ikinci fıkrasında belirtilen şartlardan <i>(-Kanunlarda açıkça öngörülmesi, -Fiili imkânsızlık nedeniyle rızasını</i> <i>açıklayamayacak durumda bulunan veya rızasına hukuki geçerlilik tanınmayan kişinin kendisinin ya da</i> <i>bir başkasının hayatı veya beden bütünlüğünün korunması için zorunlu olması, -Bir sözleşmenin</i> <i>kurulması veya ifasıyla doğrudan doğruya ilgili olması kaydıyla, sözleşmenin taraflarına ait kişisel</i> <i>verilerin işlenmesinin gerekli olması, -Veri sorumlusunun hukuki yükümlülüğünü yerine getirebilmesi</i> <i>için zorunlu olması, -İlgili kişinin kendisi tarafından alenileştirilmiş olması, -Bir hakkın tesisi,</i> <i>kullanılması veya korunması için veri işlemenin zorunlu olması, -İlgili kişinin temel hak ve</i> <i>özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin</i> <i>zorunlu olması) </i>birinin varlığı halinde ise ilgili kişinin açık rızası aranmaksızın kişisel verilerinin işlenmesinin mümkün olduğu hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Belediyelerin görev ve sorumluluklarını düzenleyen 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 14’üncü maddesi belediyelere, mahallî müşterek nitelikte olmak şartıyla kültür ve sanat, turizm ve tanıtım hizmetlerini yapma yetkisi vermektedir.<i> </i> Ancak bu hüküm, belediyelerin turistik tanıtım amacıyla doğrudan kamerayla canlı izleme yapabileceğine dair açık bir yasal yükümlülük içermemektedir. Ayrıca bu tür yayınlar, yetkili kamu makamlarınca kamusal alanların güvenliğini sağlamak amacıyla yapılan izlemeler kapsamında da değerlendirilemeyecektir.</p>

<p>Bu tür veri işleme faaliyetlerinin Kanun’da yer alan “<i>ilgili kişinin temel hak ve özgürlüklerine zarar vermemek kaydıyla, veri sorumlusunun meşru menfaatleri için veri işlenmesinin zorunlu olması</i>” hukuki sebebine dayandırılması için ise veri sorumlusunun meşru menfaati ile ilgili kişinin menfaatleri ve temel hak ve özgürlükleri arasında ciddi bir denge testi yapılması ve işlemenin Kanun’un 4’üncü maddesi uyarınca <i>“işlendikleri amaçla bağlantılı, sınırlı ve ölçülü olma”</i> ilkesine uygun olması gerekmektedir. Ölçülülük değerlendirmesinde, ilgili kişilerin kamerayla izleme yapılmayacağına ilişkin objektif makul mahremiyet beklentileri önem arz etmekte olup, kişilerin mahremiyet beklentisi ise izlenen alana göre farklılaşmaktadır. Zira özel hayata saygı hakkı bireyin diğer insanlarla ve dış dünyayla ilişki kurma ve geliştirme hakkını (özel sosyal hayat hakkı) da içerdiğinden, kişilerin özel hayatının korunacağına dair makul beklentisinin olması halinde, kamuya açık alanlar da özel hayat kapsamında değerlendirilmektedir. Bahsedilen hususlar gözetilerek yapılan denge testinde;</p>

<p>- Kameraların meydan, yürüyüş yolu, oturma alanları ve kumsal gibi kişilerin sosyalleşerek dinlendiği ve vakit geçirdiği alanlarda <strong>davranışlarının </strong><strong>izlenmemesini bekleyebileceği</strong>, yapılan izlemelerin ilgili kişilerin özel hayata saygı hakkına müdahale teşkil ettiği,</p>

<p>- Görüntülerin anlık olarak internette yayımlanması sebebiyle sınırsız sayıda kişinin görüntülere erişebildiği, bu durumun üçüncü kişiler tarafından görüntülerin turizm dışındaki amaçlarla veyahut hırsızlık, tehdit, şantaj, şiddet gibi kötü niyetli amaçlarla kaydedilmesini, aktarılmasını ve kullanılabilmesini mümkün kıldığı için ilgili kişiler açısından telafisi güç zararlar doğurma riski barındırdığı</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>dikkate alındığında, turizm ve kentin tanıtılması amacıyla ilgili kişilerin temel hak ve özgürlüklerine yapılan müdahalenin, orantılı olmadığı, kişiler tanımlanmayacak ve kişisel veri içermeyecek şekilde görüntüleme yapılması suretiyle veya kişisel veri içermeyen görüntü ve fotoğraf yayımlanması vb alternatif yollarla da aynı amaca ulaşılabileceği değerlendirilmektedir. Bu kapsamda;</p>

<p><strong>- Belediyelerin turizm ve tanıtım amacıyla, gerçek kişilerin kimliklerinin tespit edilmesine yol açan ve 6698 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde yer alan herhangi bir hukuki sebebe dayanmayan mevcut canlı yayın faaliyetlerini ivedilikle durdurması ve söz konusu canlı yayın faaliyetlerinin ilgili kişilerin kişisel verileri işlenmeyecek şekilde alternatif yollarla sağlanması hususunda gerekli tedbirlerin alınması gerektiği,</strong></p>

<p><strong>- Kişisel veri güvenliğine yönelik gerekli tedbirlere ve Kurul Kararlarına uygun hareket etmediği tespit edilen veri sorumlusu belediyeler hakkında 6698 sayılı Kanun’un 18’inci maddesi çerçevesinde idari yaptırım tesis edilebileceği</strong></p>

<p>hususu kamuoyuna saygı ile duyurulur.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kvkkdan-belediyelerin-turistik-tanitim-amaciyla-yaptigi-canli-yayinlara-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 11:33:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/kvkk-mu.jpg" type="image/jpeg" length="98647"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZOR KULLANMA YETKİSİNDEN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERİN ZARAR GÖRMESİ DURUMUNDA İDARENİN SORUMLULUĞU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ceza hukukumuzda esas alınan suç teorisine göre suçun unsurları; maddi unsur, manevi unsur ve hukuka aykırılık unsuru olmak üzere üç kısımda incelenmektedir. Suç, kanundaki tipe uygun haksızlık oluşturan fiildir. Suç bir haksızlık türü olsa da her haksızlık, suç olarak nitelendirilmemektedir. Ceza hukukunda bir suçtan bahsedilebilmesi için ilk önce ceza kanunundaki tipe uygun bir fiil bulunması gerekir. Ceza hukukunda fiil olmadan haksızlık olmaz, haksızlık olmadan kusur olmaz, kusur olmadan ceza olmaz kuralı geçerlidir (Mahmut Koca ve İlhan Üzülmez, (2020), “Taksirli Suçların Teorik Yapısı ve Bu Bağlamda İş Kazalarından Kaynaklanan Cezai Sorumluluğa İlişkin Değerlendirmeler”, <i>Adalet Dergisi</i>, S. 64, s. 239).</p>

<p>Suçun hukuka aykırılık unsuru, suçun hukuk düzeninin tümü bakımından hukuka aykırı olduğu, hukuk düzeni ile çatıştığı anlamına gelmektedir. Hukuk düzeninin bir bütün olduğu kabul edildiğinden dolayı hukuka aykırılık unsuru bakımından bir fiil, ya hukuka uygundur veya hukuka aykırıdır. Hukuka aykırılık unsurunu kaldıran nedenler, suç oluşturan fiilleri ceza hukukunun kapsamından çıkarıp meşru olarak görülmesini sağlamaktadır. Hukuka uygunluk nedenleri tüm hukuk düzeni bakımından fiilin hukuka uygun olmasını sağlamaktadır. Başka bir ifadeyle hukuka uygunluk nedenleri, aslında “suç” olarak cezalandırılması gereken tipik fiil işlenmesine rağmen bu fiilin, hukuka uygun kabul edilmesini sağlayarak suçun oluşmasını engellemektedir.</p>

<p>Hukuka uygunluk nedenleri, belirli sınırlar içinde kalmak koşuluyla fiili meşru kılmaktadır. Sınırın aşılması durumunda yeni bir sorumluluk başlamakta, sınıra uygun olması halinde fiil hukuka uygun olmaktadır.</p>

<p>Polisin zor kullanma yetkisi bakımından üçüncü kişilerin etkilenmesi, uygulama açısından büyük bir sorundur. Olayla ilgisi olmayan üçüncü kişiler, kolluk tarafından zor kullanılan olaylarda zarar görebilir. Bu kişiler, doğrudan kolluğa direnmemesine veya kolluğa saldırmamasına rağmen kolluğun kullandığı zordan olumsuz etkilenebilmektedir. Planlı operasyonlarda üçüncü kişilerin korunması için gerekli tedbirlerin önceden alınabilmesi mümkün olabilirse de ani gelişen olaylarda üçüncü kişiler de olaya dahil olabilmektedir. Dolayısıyla hukuka uygunluk nedenlerinde sınır, kişi bakımından aşılabilmektedir. Böyle bir durumda tek fiilin iki farklı kişiyi etkilemesi (neticesi) söz konusu olmaktadır. Muhatabına karşı hukuka uygun olan fiil, üçüncü kişi bakımından nasıl değerlendirilecektir sorusu olaya göre değişmektedir. Ayrıca polisin zor kullanma yetkisi kapsamında ceza sorumluluğu, disiplin sorumluluğu ve idarenin sorumluluğuyla ilgili birbirinden bağımsız süreçler işlemektedir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/her-davaci-acisindan-talebin-ayri-ayri-gosterilmesi-maddi-ve-manevi-tazminat-istemi" rel="dofollow">Danıştay 10. Daire Esas No: 2016/186 Karar No : 2021/7077 sayılı kararı</a></strong>na konu olayla ilgili olarak;</p>

<p>"...MADDİ OLAY :</p>

<p>Hurdacılık işiyle uğraşan ..., 23/11/2012 tarihinde ... ve ... tarafından telefonla aranmış, bu kişiler kendilerinde bulunan hurda malzemeleri satmak istediklerini beyan ederek adreslerini vermişlerdir.</p>

<p>... kamyonetiyle hurda malzemelerin bulunduğu adrese gitmiş, malzemeler kamyonete yüklendikten sonra, ... kamyonete binmiş, ... ise kendi aracı ile kamyoneti takip etmeye başlamıştır.</p>

<p>Uşak İl Emniyet Müdürlüğü'nde komiser yardımcısı olarak görev yapan ... ve iki polis memuru çalıntı eşyaların hurdacıya satılacağı yönünde ihbar gelmesi üzerine olay yerine gitmiş, polis aracı ile önde giden malzeme yüklü kamyonetin önü kesilerek durdurulması sağlanmış, gelenlerin polis olduğunu anlayan ... kamyonetten inerek yaya olarak, ... ise aracı ile kaçmaya başlamıştır.</p>

<p>Komiser yardımcısı ..., yaya olarak kaçan ve daha önceki soruşturmalardan tanıdığı ...'yi önce "Samet dur kaçma" diyerek ikaz ederek yakalamak için kovalamaya başlamış, ancak ...'nin teslim olmaması üzerine zimmetli silahı ile havaya bir el ateş açmıştır.</p>

<p>Silah seslerini duyan mahalle sakinleri evlerinden çıkarak komiser yardımcısı ...'ya tepki göstermiş, bu tepkinin artması üzerine kaçmakta olan ... ve ..., ...'nın yanına gelerek ellerinde taş ve sopalar bulunan mahalle sakinleri ile birlikte ...'yı itekleyip vurmak suretiyle darp etmeye başlamış, arbede esnasında ... kafa atarak ...'nın burnunun kırılmasına neden olmuş ve zimmetli silahını elinden almaya çalışmıştır.</p>

<p>Elindeki silahı vermemek ve kendisine yapılan saldırıyı bertaraf edebilmek için ... ile boğuşması esnasında ...'nın silahı patlamış ve silahından çıkan mermi, olay mahallinde bulunan ...'ın kafa bölgesine isabet etmesi sonucu ölümüne neden olmuştur.</p>

<p>Bunun üzerine, ...'nın, telsiz ile anonslarda bulunması sonucu gelen takviye ekiplerinin müdahalesiyle olaylar sonlandırılmıştır....</p>

<p>Olayla ilgili yapılan ceza yargılamasında, .... Ağır Ceza Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla, ...'nın kalabalık bir yerde silahını ateşlemiş olması, bu nedenle birilerinin yaralanabileceğini veya ölebileceğini öngördüğü halde silahını emniyetli bir şekilde kabzasına koyması gerekirken, atışa hazır halde elinde tutmaya devam etmesi nedeniyle bilinçli taksirle hareket ettiğinin kabulü gerektiği, maktul ...'ın ise herhangi bir direnmesinin ve olayla bir ilgisinin bulunmadığı gerekçesiyle ...'nın 3 yıl 9 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Anılan kararın temyizi üzerine, Yargıtay .... Ceza Dairesinin ...tarih ve E:...K:...sayılı kararıyla, komiser yardımcısı olan sanığın (...), görevini yaparken direnişle karşılaştığı, nitekim adli raporda belirlendiği üzere sanık ...'in kafa atması sonucu burnunun kırıldığı, elindeki silahı almamaları için direndiği, yerde sanıklar ile boğuştuğu sırada elinde bulunan silahı ateşlemesi neticesinde maktul ...'ın ölümüne sebep olduğu, polis olan ve olaya müdahale eden sanık ...'nın, kendisine yönelen haksız saldırıyı bertaraf etmek amacı ile adam öldürme kastı olmaksızın silahı ateşlediği, ancak bir polisten beklenebilecek dikkat ve özen yükümlülüğünü yerine getirmeyerek kendisine saldırıda bulunmamış olan maktul ...'ın ölümüne neden olduğu hususları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın eyleminin TCK'nın 27. maddesinin 1. fıkrasında düzenlenen meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle mahkumiyet hükmü kurulması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>.... Ağır Ceza Mahkemesinin ...tarih ve E:..., K:...sayılı kararıyla bozma kararına uyulmak suretiyle sanık ...'nın meşru müdafada sınırın aşılması suretiyle işlenen <strong>taksirle adam öldürme</strong> suçundan 10 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve bu cezanın 6.000,00 TL adli para cezasına çevrilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Ayrıca, Uşak Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu'nun ...tarih ve ...sayılı kararıyla, meydana gelen olayda, olay mahallinde bulunan şahısların, görevi yaptırmamak için direnme, suçluyu kayırma, yaralama, cep telefonu ile zimmetli el telsizine karşı yapılan yağma ve boğuşma eylemleri sırasında tetiğinin kimin tarafından çekildiği belli olmayan silahının ateş alması sonucu ...'ın öldüğü, bu nedenle komiser yardımcısı ...'nın kusurlu olduğunun tespit edilemediği gerekçesiyle <strong>ceza tayinine mahal olmadığına</strong> karar verilmiştir....</p>

<p>darenin hukuki sorumluluğu, kamusal faaliyetler sonucunda, idare ile bireyler arasında bireyler zararına bozulan ekonomik dengenin yeniden kurulmasını, idari etkinliklerden dolayı bireylerin uğradığı maddi ve manevi zararların idarece tazmin edilmesini sağlayan hukuksal bir kurumdur. Bu kurum, kamusal faaliyetler nedeniyle bireylerin mal varlığında ortaya çıkan eksilmelerin ya da artış olanağından yoksunluğun giderilebilmesi, yine bu suretle kişi varlığında oluşan manevi zararların karşılanabilmesi için aranılan koşulları, uygulanması gereken kural ve ilkeleri içine almaktadır.</p>

<p>İdare kural olarak, yürüttüğü kamu hizmetiyle nedensellik bağı kurulabilen zararları tazminle yükümlü olup; idari eylem ve/veya işlemlerden doğan zararlar, idare hukuku kuralları çerçevesinde, hizmet kusuru veya kusursuz sorumluluk ilkeleri gereği tazmin edilmektedir.</p>

<p>Kusursuz (objektif) sorumluluk, kamu hizmetinin görülmesi sırasında kişilerin uğradıkları özel ve olağan dışı zararların idarece tazmini esasına dayanmakta olup; kusur sorumluluğuna oranla ikincil derecede bir sorumluluk türüdür. Başka bir anlatımla idare, hukuka uygun olarak yürüttüğü hizmetin doğrudan sonucu olan, idari faaliyet ile nedensellik bağı kurulabilen, istisnai bir risk sonucu oluşan, özel ve olağan dışı zararları kusursuz sorumluluk ilkesi gereği tazmin etmekle yükümlüdür.</p>

<p>Kusursuz sorumluluğu, “risk ilkesi” (hasar/tehlike/muhatara) ve “kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi” olmak üzere temelde iki başlık altında ele almak mümkündür.</p>

<p>Buna göre <strong>risk ilkesi</strong>, idarenin hiçbir kusuru olmasa bile, yürüttüğü tehlikeli faaliyetler veya kullandığı tehlikeli araçlar nedeniyle ortaya çıkan zararı tazmin etmekle yükümlü olmasını ifade etmektedir. İdari faaliyetin bizatihi kendisinin veya faaliyetin yürütülmesinde kullanılan araç ve gereçlerin bünyesinde taşıdığı tehlike nedeniyle hizmeti yürüten kamu görevlilerinin, hizmetten yararlanan kişilerin veya yürütülen hizmetle bağlantısı olmayan üçüncü kişilerin zarara uğraması halinde risk ilkesi uygulama alanı bulmaktadır....</p>

<p>Buna göre, suçun önlenmesi ve/veya suçlunun yakalanmasına yönelik görev yapılırken direnişle karşılaşılması durumunda silah kullanma yetkisinin yasal sınırlarda kaldığından ve ölçülü olduğundan bahsedebilmek için, emniyet güçlerince öncelikle "dur" ihtarında bulunulması, bu uyarıya uyulmaması halinde "havaya ateş" edilmek suretiyle uyarının yenilenmesi, buna rağmen kişinin "silahla karşılık vermesi" veya benzer bir sebeple "meşru müdafaa" durumuna düşülmesi gerekmektedir. <strong>Belirtilen koşulların hepsinin, aktarılan sırayla gerçekleşmemesine karşın silah kullanılması halinde, kanuni yetkinin aşılacağı, dolayısıyla hizmetin kusurlu işletilmiş olacağı açıktır.</strong></p>

<p>Uyuşmazlıkta, ihbar üzerine olay mahalline intikal eden komiser yardımcısı ...'nın, suçun önlenmesi ve suçluların yakalanması görevi kapsamında, yukarıda özetlenen mevzuat uyarınca kaçan şüpheliye önce "dur" ihtarında bulunduğu, kaçmaya devam etmesi üzerine "havaya ateş" ettiği, bu sırada olayın gerçekleştiği mahallenin sakinlerince meskun mahalde silah kullanımı nedeniyle ve suçluları kayırma amacıyla taş ve sopalarla komiser yardımcısına yönelik saldırıda bulunulduğu, polise yönelik oluşan mahalli tepkiden faydalanarak olay yerine geri dönen şüpheli ... tarafından kafa atılmak suretiyle komiser yardımcısının burnunun kırıldığı, bu suretle şüpheliye karşı "meşru müdafaa" haline düşen ...'nın silah kullanmasının kanuni yetkileri içerisinde olduğu, ancak komiser yardımcısının kendisine saldıranlarca elindeki silahın alınmaması için direndiği ve yerde boğuştuğu sırada elinde bulunan zimmetli silahı yanlışlıkla ateşlemesi sonucu çıkan merminin, olay yerinde bulunan fakat kendisine saldırıda bulunmayan ...'ın kafasına isabet ederek ölümüne neden olduğu, buna göre komiser yardımcısının olay anında bulunduğu koşullar göz önünde bulundurulduğunda, <strong>kendisine yönelen saldırıları meşru müdafaa sınırları dahilinde bertaraf etmeye çalışırken yaşanan arbede sırasında kazaen meydana gelen ölüm olayında kusurunun bulunmadığı, dolayısıyla istenmeyen sonucun oluşumunda davalı idarenin herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı kanaatine varılmıştır.</strong></p>

<p>Bununla birlikte, idarenin faaliyet alanı içerisinde gerçekleşen ve bünyesinde risk unsurunu barındıran güvenlik/asayiş hizmeti sırasında meydana gelen dava konusu olay ile idari hizmet arasında illiyet bağı bulunduğu açık olup; dava konusu zararın, müteveffa ...'ın komiser yardımcısına saldırıda bulunmadığı ve olayın meydana gelmesinde herhangi bir dahli olmadığı, olayın bütünüyle güvenlik/asayiş hizmetinin bünyesinde bulunan risk unsuru sonucu meydana geldiği anlaşıldığından, komiser yardımcısının üzerine zimmetli silahı ateşlemesi sonucu ...'ın ölümü nedeniyle oluşan özel ve olağan dışı zararın kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince davalı idarece tazmini gerektiği sonucuna ulaşılmıştır...." denilmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak yukarıdaki örnek olayda görevli polis hakkında taksirli sorumluluk nedeniyle ceza mahkumiyeti verilmiş, disiplin soruşturmasında ceza verilmemiştir. İdarenin sorumluluğu bakımından ise kusur sorumluluğu yerine kusursuz sorumluluk ilkesinin uygulanması önemlidir. Bu noktada ceza hukukundaki taksir, idare hukuku bakımından "hizmet kusuru" ile eş anlamlı olmadığını vurgulamak gerekir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zor-kullanma-yetkisinden-ucuncu-kisilerin-zarar-gormesi-durumunda-idarenin-sorumlulugu-1</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terahda.jpg" type="image/jpeg" length="41447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[FETÖ/PDY ile İltisakları ve İrtibatları Oldukları Değerlendirilerek Kamu Görevinden Çıkarılmaları Nedeniyle Yapılan Başvurulara İlişkin Kararlar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu 2/4/2026 tarihinde, M. E. O. (B. No: 2023/47320) başvurusunda Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine; D. D. (B. No:2023/1011) başvurusunda Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Olaylar</strong></p>

<p>Polis memuru ve ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduklarından bahisle kamu görevinden çıkarılan başvurucular, kararın iptali talebiyle Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) başvurmuştur. OHAL Komisyonu, başvurucuların Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmalarının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatlarını ortaya koyduğunu belirtmiş ve başvuruları reddetmiştir.</p>

<p>Başvurucuların OHAL Komisyonu kararlarının iptali talebiyle idare mahkemelerinde açtıkları davalar reddedilmiş, idare mahkemelerinin ret kararları istinaf ve temyiz kanun yolu aşamalarının ardından kesinleşmiştir.</p>

<p><strong>İddialar</strong></p>

<p>Başvurucular, devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatları oldukları değerlendirilerek olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde isimlerine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılmaları nedeniyle özel hayata saygı haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>Mahkemenin Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Genel Değerlendirme</strong></p>

<p>FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen soruşturmalar kapsamında <i>Garson </i>kod adlı gizli tanığın (Garson) beyanları alınmış ve bu şahıs soruşturmalar ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim etmiştir.</p>

<p><i>Garson</i>'un Cumhuriyet başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan <i>veri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle <i>veri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır. Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür.</p>

<p><i>Garson</i>'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında veri inceleme raporlarındaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Son tahlilde ortaya çıkan <i>veri analiz raporları</i>nın ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle veri analiz raporlarının tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine veri inceleme raporlarında yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken, veri analiz raporlarının zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır.</p>

<p><strong>A- M. E. O. Başvurusunun İncelenmesi</strong></p>

<p>Polis memuru olarak görev yapan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin yürütülen yargılamada <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup "<i>Örgüt</i> b<i>enim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklindeki kodlar davanın reddine gerekçe olarak ilgili yargısal kararlarda yer almaktadır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen başvurucunun Bank Asyadaki hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate değer görülmediği anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen <i>veri inceleme raporu</i>nda EA ("<i>Örgüt benim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda "ETÜD: 2015/1" kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ve buna yönelik yürütülen yargılama sonunda veri inceleme raporundaki veriler gerekçe gösterilerek ve başka herhangi bir delile dayanılmadan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan kodların davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da gözönüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir veri analiz raporu da getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine veri inceleme raporunun sorgulama sonucu kısmında yer alan bazı kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır.</p>

<p>Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar vermiştir.</p>

<p><strong>B- D.D. Başvurusunun İncelenmesi</strong></p>

<p>İlçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun kamu görevinden çıkarılması hakkında yürütülen yargılamada, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olması ve hakkındaki tanık beyanları davanın reddine gerekçe olarak ilgili yargısal kararlarda yer almaktadır.</p>

<p>Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının gerekçesi olarak yargısal makamlar yalnızca <i>veri inceleme raporu</i>ndaki kodlamaları değil başvurucu hakkındaki tanık beyanlarını da değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucu hakkındaki kodlama dışında bahse konu tanık beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı görülmektedir. Başvurucu ile aynı yerde görev yapan iki kişiye ait bahse konu beyanlar başvurucunun darbe teşebbüsü öncesi dönemde FETÖ/PDY'yi öven bir kişi ile ilgili tutulan rapora başvurucunun işlem yaptırmadığına, diğeri ise yine aynı dönemde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilere şubelerde görev verdiğine yöneliktir. Netice itibarıyla yargısal makamlar başvurucu hakkındaki <i>veri inceleme raporu</i>nda yer alan kodlama bilgisinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüpheyi bahse konu tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda başvurucunun demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına yönelik değerlendirmelere gerekçe olarak gösterilen olguların anayasal güvenceleri ortaya koyacak şekilde ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygun hâle getirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.</p>

<p>Olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir.</p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>M.</strong> <strong>E.</strong> <strong>O.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/47320)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin, açılan iptal davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 9/6/2023 tarihinde yapılmıştır. 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası konu yönünden hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmiş, 2024/34956 numaralı bireysel başvuru dosyası kapatılmış ve inceleme 2023/47320 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmüştür. Komisyonca başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliği olduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N.E.</i>, § 8; <i>A.S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N.E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında <i>Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili olarak önemli bilgileri içeren iki micro SD kartı ve bir cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson</i>'un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında <i>veri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin; </i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan 'TÜM LİSTE' isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır"</i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında <i>veri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"...</i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'un</i> beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“… Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59).</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson'un</i> beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım."</i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu Niğde İl Emniyet Müdürlüğünde polis memuru olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle 14/7/2017 tarihli ve 30124 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 5/6/2017 tarihli ve 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (692 sayılı KHK) ekli (1) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. Dilekçesinde başvurucu, hiçbir sebep gösterilmeden kamu görevinden çıkarıldığını, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunmadığını belirtmiştir. Bununla birlikte 1/4/2013 tarihinde faizsiz ve uygun kredi imkânları sunması nedeniyle Bank Asyadan 115.000 TL ev kredisi kullandığını ifade eden başvurucu 17/25 Aralık sürecinden sonra bu Bankadaki krediyi kapatmayı düşündüğünü fakat bu Bankaya yüklü miktarda para yatırmasının destek olarak algılanabilecek olması nedeniyle böyle bir yol tercih etmediğini, 7/8/2014 tarihine kadar kredi borçlarını yatırdığını belirtmiştir. Öte yandan başvurucu öğrenciliği döneminde FETÖ/PDY'ye ait evlerde ya da yurtlarda kalmadığını, şifreli haberleşme programlarını kullanmadığını, himmet vermediğini, çocuklarını FETÖ/PDY ile bağı bulunan eğitim kurumlarına göndermediğini vurgulamış; FETÖ/PDY mensuplarının komiserlik sınavlarını, soruları çalarak kazandığının bilinmesine karşın kendisinin 2009 yılında yapılan komiserlik sınavını kazanamadığını da ayrıca dile getirmiştir.</p>

<p>30. OHAL Komisyonu 18/6/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın <i>"İnceleme"</i> başlığı altında, başvurucunun herhangi bir örgütle iltisak ve irtibatının bulunmadığına, Bank Asyayı faizsiz olması nedeniyle tercih ettiğine, ByLock kullanmadığına yönelik beyanlarının olduğuna değinilmiş; ayrıca Niğde Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından 1/12/2017 tarihinde başvurucu hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığından ve Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişileri ifade ettiği), ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) ve öğretmen (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi) verilerinin bulunduğu tespitleri ile kodlanmış olduğu aktarılmıştır.</p>

<p>31. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>32. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle Ankara 25. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu, ilk olarak Başsavcılık tarafından silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturma sonucunda hakkında kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini belirtmiştir. Bununla birlikte başvurucu <i>Garson</i>'un beyanlarında tutarsızlıklar ve çelişkiler olduğunu, nitekim ceza yargılamalarında da bu sebeple kodlama bilgilerinin tek başına delil sayılmadığını ifade etmiştir. Öte yandan başvurucu, EA (FETÖ/PDY içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişi) olarak kodlanmış olan bir kişi hakkında başkaca hususların bulunması gerektiğini, kendisi ile ilgili olarak da örgütü sahiplendiğini gösterir nitelikte hiçbir delil bulunmadığını vurgulamıştır. Kamu görevinden çıkarılma sürecinde kendisine savunma hakkı verilmediğini ve gerekçelerin bildirilmediğini de dile getiren başvurucu, bu şekilde bir yaptırıma maruz kalmasının kendisi ve ailesi açısından maddi ve manevi olarak telafisi imkânsız zararlara sebep olduğunu ve dava konusu işlemin iptal edilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>33. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında anılan savunmanın ekinde yer alan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme- kampa kalma- her çağrıldığında gelme- sigara- karşı cins- namaz) kişileri ifade ettiği"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Ayrıca bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun başvurucu ile ilgili olarak düzenlenmiş olan sorgulama sonucu kısmı özetle şöyledir:</p>

<p><i>" TÜM LİSTE... Ad: M. Soyad: O. ... ÜNV.-LİSE: LİSE ... DERECE1: EA,DERECE 2: O, Akitif Çalıştığı Yer. ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE ... AD: M., SOYAD:O. ... 2015 MART ALAN: EA 2015 MART ALAN DIŞI: 0, ALAN:EA, AD:0, ZAAF:0 ... ETÜT 2015:1, ZÜMRE BAŞKANI:SERDAR, ÖĞRETMENİ:HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]</p>

<p>...<i>"</i></p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine oyçokluğuyla karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılması sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Bununla birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunun 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında örgüt üyesi olan veya olmayan tüm emniyet teşkilatı personelinin kodlanmasına ilişkin bilgilerin yer aldığı belirtilmiştir. Bu bağlamda İdare Mahkemesi bahse konu dijital materyallerdeki kodlama listelerinin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma hususundaki incelemeye esas alınabileceği kanaatine ulaşmıştır.</p>

<p>35. Netice itibarıyla başvurucuyla ilgili olarak örgüt arşivindeki detay bilgisinde, FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisakını ortaya koyacak şekilde mahrem yapıda EA (FETÖ içinde olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) seviyesinde, ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı), zümre başkanı (bağlı olduğu üst düzey mahrem yapı örgüt üyesi), öğretmen (bağlı olduğu mahrem yapı örgüt üyesi) şeklindeki kodlamanın olduğunu vurgulayan İdare Mahkemesi, başvurucunun FETÖ/PDY ile en az irtibat derecesinde bağının olduğu ve OHAL Komisyonu kararında hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varmıştır. Diğer taraftan İdare Mahkemesi, başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasıyla ortaya çıkan temel hak ve özgürlüklerine yönelik müdahaleyle ilgili olarak da inceleme yapmıştır. Bu bağlamda İdare Mahkemesi uyuşmazlık konusu edilen kamu görevinden çıkarma işleminin ölçülü olduğunu, uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri ihlal etmediğini ve çekirdek haklara herhangi bir müdahalenin de söz konusu olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>36. Diğer yandan İdare Mahkemesi kararının azlık oyunda, başvurucu hakkındaki <i>Garson</i>'dan ele geçen SD kartta yer alan kodlamanın herhangi bir bilgi ve bulgu ile desteklenmeksizin doğrudan terör örgütü ile irtibat veya iltisak noktasında yeterli sayılmasının genellemeye dayalı olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda kodlamaya ilişkin veri inceleme raporundaki tespiti doğrulayacak şekilde başvurucunun irtibat veya iltisakını ortaya koyabilecek somut bilgi ile güvenilir, teyit edilebilir ve hukuken denetlenebilir nitelikte bulguların yer almadığı, bu nedenle dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>37. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, dava dilekçesindeki iddialarını tekrar etmekle birlikte İdare Mahkemesi kararında yer alan azlık oyuna atıfta bulunmuş ve bazı anayasal haklarının ihlal edildiğine vurgu yapmıştır.</p>

<p>38. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesi (Daire) 17/6/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine oy çokluğuyla karar vermiştir. Kararın karşı oyunda; başvurucunun EA (FETÖ içinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan kişi) seviyesinde kodlanmış olmakla birlikte 8/11/2016 ve 2/2/2017 tarihlerinde üst amiri tarafından yapılan değerlendirmelerde <i>"Geçmişte örgütle irtibatı olsa da 17/25 Aralıktan sonra tarafsız görev yapabileceği"</i> kanaatinin bildirildiği ve dosyada başvurucunun örgütle irtibat yahut iltisakına ilişkin olarak başkaca bir tespit de bulunmadığı ifade edilerek dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>39. Başvurucu bu karara karşı temyiz kanun yoluna başvurmuştur. Temyiz dilekçesinde başvurucu, dava ve istinaf dilekçelerinde yer alan iddialarını yineleyerek Daire kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Danıştay Beşinci Dairesi 21/3/2024 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddine ve anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>40. Nihai karar 12/5/2024 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>41. Öte yandan başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen soruşturmada Başsavcılık, 1/12/2017 tarihinde kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Anılan kararda başvurucunun <i>ByLock</i> kaydına rastlanmadığı, Bank Asyada 18/1/2008 tarihinde açılan hesabın proje geri ödemesi, kart borcu ödemesi gibi işlemlerde ve 2015 ve 2016 yıllarında da benzer nitelikteki işlemler için kullanıldığı, ekonomik gerekçeler dışında kullanıldığına yönelik bir tespitin bulunmadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun okul çağındaki çocuğunun devlet okulunda okuduğu, Zaman gazetesi aboneliğine, sohbetlerde bulunduğuna, himmet verdiğine ve FETÖ/PDY soruşturmalarını protesto amacıyla toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katıldığına ilişkin bir bilgi veya belgenin tespit edilemediği vurgulanmıştır. Ayrıca başvurucunun ikametgâhında ele geçirilen dijital eşyalarda da suç unsuruna rastlanmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 692 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara … iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 692 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7089 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: 2018/24245, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir."</i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin</strong><strong> Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi" ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya] <i>yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise ' SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı." şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE','DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>... Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p><strong>d. </strong><strong>Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır. </i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez.</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89, 14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM, öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM; işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini, ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda, 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların ne şekilde ve kim tarafından oluşturulduğunun bilinmediğini, bu kodlamalar gündeme geldiğinde ortaya atılan en önemli iddialardan birinin FETÖ/PDY yargılamalarını sulandırmak olduğunu belirtmiştir. Hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda EA (örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığını vurgulayan başvurucu aksine <i>ByLock</i> ve benzeri uygulamaları kullanmadığı, Bank Asyaya talimat doğrultusunda para yatırmadığı, çocuklarını FETÖ/PDY iltisaklı okullara göndermediği gibi hususların hakkında verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla da sabit olduğunu ifade etmiştir. Yine başvurucu, hakkında düzenlenmiş olan veri inceleme raporunda yer alan "ETÜD: 2015/1" kodlamasının en az irtibat derecesinde bir bağ olarak değerlendirildiğini ancak 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir. Netice itibarıyla başvurucu; kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle sosyal durumunun ve haklarının zedelendiğini, POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) üzerinden elde edilen verilerden hareketle oluşturulan fişleme evrakına dayanılarak hakkında karar verildiğini vurgulayarak adil yargılanma hakkının, özel hayata saygı hakkının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş, yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu, bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>“<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmüştür. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun bireysel başvuru formundaki anlatımları ve FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmüştür.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A.S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük - Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOmQ0NzZkODM3LTg2M2QtNTNiNC05NGIzLTk0YTAzODkxNmQ5NA&amp;type=NormDenetimi" rel="noopener" target="_blank">E.1990/25</a>, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N. E.</i>, § 131; <i>A. S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir unvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143).</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, polis memuru olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62, 66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde EA (FETÖ içinden olup "<i>Örgüt benim örgütüm.</i>" diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) şeklinde kodlanmış olmasına dayanılmıştır. Başvurucu hakkında verilen kamu adına kovuşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin kararda değinilen Bank Asya hesap bilgisinin ise idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınmadığı anlaşılmıştır. Daha açık ifadeyle yargısal makamlar yalnızca bahse konu kodlama bilgilerinden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatının olduğu ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat yükümlülüğünü ihlal ettiği sonucuna varmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında yer aldığı üzere bahse konu kodlamalarda emniyet teşkilatında yer alan kişilerin "<i>alan dışı", "ilgi", "alan içi", "ümit" ve "serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> "alan dışı"</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise "<i>ümit</i>" kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içerisinde anlamı birbirine benzer olan kodlamaların bulunduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan "<i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla <i>4.700</i> civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır (bkz. §§ 25-27). Öncelikle <i>Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" </i>ve<i> "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde, çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum ya da gruplara ve terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B. No: 2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B. No: 2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirtildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Bakılan uyuşmazlıkta başvurucu, hakkında düzenlenen<i> veri inceleme raporu</i>nda EA ("<i>Örgüt benim örgütüm</i>." diyen ancak bazı zaafları olan) olarak kodlanmış olmasına rağmen örgütü sahiplendiğine yönelik iddiayı destekleyecek bir delil ortaya konulmadığı yönünde temel bir şikâyet ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koyan başka bir veri, idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulmamıştır. Yine başvurucu, hakkında düzenlenen raporda "ETÜD: 2015/1" kodlaması bağlamında 2015 yılında bir defa örgüt toplantısına katıldığına ilişkin bu verinin doğru olmadığını, örgütün hiçbir toplantısına katılmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>139. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson'un</i> teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>140. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>141. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>142. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasında ve buna yönelik olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>veri inceleme raporu</i>ndaki verilerin gerekçe gösterildiği ve başkaca bir delile dayanılmadığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkında düzenlenen sorgulama sonucu belgesinde yer alan EA (FETÖ içinde olup<i> "Örgüt benim örgütüm."</i> diyen ancak bazı zaafları olan kişiler) ve ETÜD: 2015/1 (sohbet adı altında katıldığı örgütsel toplantı ve faaliyet sayısı) davanın reddine gerekçe olarak belirtilmekle birlikte başvurucunun iddiaları da gözönüne alınarak anılan kodlamaları teyit edici nitelikte bir araştırma yapılmamıştır. Ayrıca başvurucu hakkında düzenlenen ve farklı listelerdeki kodlama içeriklerini sunma kabiliyetini haiz bir <i>veri analiz raporu</i> da İdareden getirtilerek yargılama safahatında değerlendirilmemiştir. Bunun yanında yine <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında yer alan "<i>ZÜMRE BAŞKANI: SERDAR, ÖĞRETMENİ: HAMZA, ASİL VEKİL: </i>[C.Y.]" gibi kodlama bilgileri de yargısal makamlar tarafından bir değerlendirilmeye tabi tutulmamıştır.</p>

<p>143. Netice itibarıyla idari ve yargısal makamların başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle anayasal düzene sadakatinin ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya koyduğu söylenemez. Dolayısıyla başvurucunun meslekten çıkarılması ile ortaya çıkan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin OHAL koşullarında durumun gerektirdiği ölçüde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>144. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın OHAL döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesindeki ölçütlere uygun olmadığına, başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>145. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde meslekten çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>146. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>147. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku, kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>148. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>149. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan ve <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olan bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>150. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>C</strong><strong>. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>151. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>152. Anayasa Mahkemesi, olay ve olguları somut başvuru ile benzer nitelikte olan <i>Veysi Ado</i> ([GK], B. No: 2022/100837, 27/4/2023) kararında uygulanacak anayasal ilkeleri belirlemiştir. Bu çerçevede Anayasa Mahkemesi 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'un geçici 2. maddesinde 28/3/2023 tarihli ve 7445 sayılı Kanun'un 40. maddesi ile yapılan değişikliğe göre 9/3/2023 tarihi (bu tarih dâhil) itibarıyla derdest olan, yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı iddialarıyla yapılan başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun<i> ikincil niteliği</i> ile bağdaşmayacağı neticesine varmıştır. Somut başvuruda da, anılan kararda açıklanan ilkelerden ve ulaşılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>153. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin <i>başvuru yollarının tüketilmemesi </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. </strong><strong>GİDERİM</strong></p>

<p>154. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesine, yeniden yargılama yapılmasına ve 50.000 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>155. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i> [1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>156. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın sonucuyla ilgili olarak bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir. Bu bağlamda yeniden yargılama yapacak olan ilgili idari yargı mercilerince somut başvurudaki hak ihlalinin gerekçesi olarak işaret edilen hususlarda verilerin tutarlılığını ve doğruluğunu ortaya koyacak şekilde yeni gerekçelerin oluşturulması durumunda ancak ihlalin giderilmesi mümkün olabilecektir.</p>

<p>157. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından başvurucunun maddi ve manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>başvuru yollarının tüketilmemesi</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>3. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 25. İdare Mahkemesine (E.2019/1115, K.2020/566) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin bilgi için Adalet Bakanlığı ile Ankara Bölge İdare Mahkemesi 13. İdari Dava Dairesine (E.2020/5901, K.2022/3787) ve Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/11942, K.2024/3773) GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p>

<p>---</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>D.</strong><strong>D.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2023/1011)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 2/4/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kemal ÖZEREN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması ile iltisak ve irtibatının olduğu değerlendirilen kamu görevlisinin olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnamesinin ekli listesinde ismine yer verilmek suretiyle meslekten çıkarılması nedeniyle özel hayata saygı hakkının, kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadan kamu görevinden çıkarma kararı verilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 26/12/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. Birinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla ulaşılan bilgi ve belgelere göre olaylar şöyledir:</p>

<p><strong>A. Arka Plan Bilgisi </strong></p>

<p><strong>1. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsüne karşı koyan güvenlik görevlileri ile bu teşebbüse tepki göstermek üzere sokaklara çıkan sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla saldırılmış; bu saldırılar sonucunda toplam 251 kişi hayatını kaybetmiş; binlerce kişi de yaralanmıştır. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü ve Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmiştir. Darbe teşebbüsüne ilişkin süreç ile FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> ([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-46) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3) </i>[GK], B. No: 2018/10286, 2/7/2020, § 10; <i>N.E.</i> [GK], B. No: 2022/62466, 29/5/2025, § 5; <i>A.S. </i>[GK], B. No: 2023/30928, 29/5/2025, § 5; <i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, § 6).</p>

<p>7. 15 Temmuz darbe teşebbüsü öncesinde Millî Güvenlik Kurulu (MGK), söz konusu yapılanmayı 2014 yılı başından itibaren sırasıyla <i>halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi tehdit eden yapılanma,</i> <i>devlet içindeki illegal yapılanma, kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten paralel yapılanma,</i> <i>paralel devlet yapılanması, terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet yapılanması </i>ve <i>bir terör örgütü </i>olarak kabul etmiştir. Söz konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde "<i>Legal Görünümlü İllegal Yapılar"</i> başlığı altında <i>"Paralel Devlet Yapılanması"</i> adıyla yer almıştır (<i>A</i><i>ydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 28, 33; <i>C.A. (3), </i>§ 11; <i>N.E.</i>, § 6; <i>A. S.</i>, § 6; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 7).</p>

<p>8. Yargı organları birçok kararda FETÖ/PDY'nin devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (<i>Selçuk Özdemir </i>[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21; <i>Alparslan Altan </i>[GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018, § 10; <i>C.A. (3), </i>§ 12; <i>N.E.</i>, § 7; <i>A.S.</i>, § 7; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 8).</p>

<p>9. Yargı organlarının kararlarında ayrıca FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi birçok özelliğinin bulunduğu ve bu örgütün diğerlerine nazaran çok daha zor ve karmaşık bir yapı olduğu ortaya konulmuştur. FETÖ/PDY'nin şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içinde, bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlendiği tespitlerine yer verilmiştir (bu konuda bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı) (<i>C.A. (3), </i>§ 13; <i>N. E.</i>, § 8; <i>A. S.</i>, § 8; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 9).</p>

<p>10. Darbe teşebbüsünün bastırılmasının ardından Bakanlar Kurulu tarafından ülke genelinde 21/7/2016 tarihinden itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl (OHAL) ilan edilmesine karar verilmiştir. Üçer aylık sürelerle uzatılan OHAL süreci 18/7/2018 tarihinde sona ermiştir. OHAL ilanı, OHAL döneminin gerektirdiği tedbirlere ilişkin detaylı açıklamalar Anayasa Mahkemesinin <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>(aynı kararda bkz. §§ 47-66) kararında yer almaktadır (<i>C.A. (3), </i>§ 14; <i>N. E.</i>, § 9; <i>A. S.</i>, § 9; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 10).</p>

<p>11. Türkiye Cumhuriyeti 21/7/2016 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (AİHS/Sözleşme) dair, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine ise Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'ye (MSHUS) dair derogasyon (askıya alma/yükümlülük azaltma) beyanında bulunmuştur. OHAL'in uzatılmasına ilişkin kararlar da Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine bildirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 50; <i>C.A. (3), </i>§ 18; <i>N. E.</i>, § 10; <i>A. S.</i>, § 10; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 11).</p>

<p>12. OHAL döneminde çıkarılan olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri (OHAL KHK'ları) ile terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut bunlarla irtibatlı olan kişiler, anılan kanun hükmünde kararnamelere ekli listelerde isimlerine yer verilmek suretiyle kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Akabinde bahse konu KHK'lar, farklı kanunlarla bazıları değiştirilerek, bazıları aynen kabul edilerek kanunlaşmıştır. Bununla birlikte yine önceki OHAL KHK'ları ile kamu görevinden çıkarılmış olan bazı kişiler sonradan çıkarılan OHAL KHK'ları ile ilgili kanun hükmünde kararnamelerin eki listelerinin ilgili sıralarından çıkarılmış, bu kişilerin kamu görevine iade edilmelerine karar verilmiştir.</p>

<p>13. OHAL süreci devam ederken 23/1/2017 tarihli ve 29957 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 2/1/2017 tarihli ve 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (685 sayılı KHK) 1. maddesi ile bahse konu usulle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL Komisyonu) kurulmuştur. Yine 685 sayılı KHK'nın 11. maddesi ile OHAL Komisyonunun kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabileceği düzenlenmiştir. Anılan hükümler 1/2/2018 tarihli ve 7075 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun'un ilgili maddeleri ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanığın Beyanları ve Kodlamalara İlişkin Bilgiler</strong></p>

<p>14. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu, Nöbetçi Sulh Ceza Hâkimliğine hitaben 18/4/2017 tarihli yazısıyla FETÖ/PDY üyeliği suçundan yürütülen 2017/68532 sayılı soruşturma kapsamında<i> Garson</i> kod adlı gizli tanığın (<i>Garson</i>) beyanlarının alındığını ve bu şahsın soruşturma ile ilgili önemli bilgileri içeren iki adet micro SD kartı ve bir adet cep telefonunu teslim ettiğini belirtmiştir. Anılan yazıda bahse konu dijital materyallere el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar verilmesi talep edilmiştir. Bununla birlikte anılan soruşturma kapsamında 18/4/2017 tarihli gizli tanık ifade tutanağına göre <i>Garson'</i>un beyanları şöyledir:</p>

<p><i>"Ben 2011 yılından beri FETÖ/PDY silahlı terör örgütü ile ilgili olarak birçok bilgiyi edindim. Bu kapsamda örgütün özellikle Emniyet teşkilatı içerisinde yer alan birçok mensubu ile ilgili fikir sahibiyim. Bu bahsettiğim kişiler ve örgütün hareket ve strateji tarzı ile ilgili ayrıntılı bilgiler size teslim ettiğim SD kartlarda ve yine size teslim ettiğim Samsung A5 marka cep telefonunda mevcuttur. Zaman zaman yapılan toplantılarda örgütün bölge sekreteri olarak tanımladığımız kişiler bu bilgileri getirirlerdi. Ayrıca benim şahsen tanıdığım kişileri de bu kartlara ben yazdım. Bu kartlarda bildiğim kadarıyla 4700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgileri vardır. İlk aklıma gelen kişiler </i>[T.A.]<i> (Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[H.S.]<i> (bu kişi de T.A.dan önce Emniyet teşkilatındaki FETÖ üyesi kişilerin üst düzey sorumlusudur), </i>[M.A.]<i> (İstanbul Emniyet Teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur), </i>[Y.K.]<i> (İzmir Emniyet teşkilatındaki FETÖ mensubu şahısların en üst düzey sorumlusudur). Söylediğim gibi benzer şekilde binlerce FETÖ mensubu ile ilgili bilgi SD kartta bulunmaktadır. Ben darbe teşebbüsü ve daha önceki süreç içerisinde bu örgütün gerçek yapısını anlayıp devlet için oldukça tehlikeli bir oluşum olduğuna kanaat getirdiğim için kendi irademle başvurma gereği duydum."</i></p>

<p>15. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yukarıda aktarılan 18/4/2017 tarihli talebine binaen Ankara 5. Sulh Ceza Hâkimliği (Sulh Ceza Hâkimliği) aynı tarihli kararıyla <i>Garson</i> tarafından teslim edilen eşyalara el konulmasına, bunlar üzerinde inceleme yapılmasına, kayıtların çözülerek metin hâline getirilmesine ve kopyaların muhafaza edilmesine izin verilmesine karar vermiştir. Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararından sonra Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından birtakım çalışmalar yapılmış, bu doğrultuda raporlar hazırlanmıştır. Yine buradan hareketle süreç içinde ilgililer hakkında bahse konu kodlamaların yer aldığı bireyselleştirilmiş raporlar tanzim edilmiştir.</p>

<p>16. Yapılan çalışmalar kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilk olarak ilgililer hakkında v<i>eri inceleme raporu</i> adı altında raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında genel mahiyetteki şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı görevlilerince imaj alma işlemi gerçekleştirilen dijital veri üzerinde yapılan incelemelerde, Emniyet Mahrem Yapılanması kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından fişlendiği ve personelin;</i></p>

<p><i>Örgüt mensubunun örgüte bağlılık derecesi, katıldığı örgütsel toplantı sayısı, örgüt evinde kalma durumu ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgütten zaman içinde ayrılmış örgüt eski üyesinin örgüte bakışı, örgüte geri dönme potansiyeli, varsa katıldığı örgütsel toplantı sayısı ve verdiği himmet miktarı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu değilse örgüte bakış açısı, sosyal hayattaki tavrı, yaşam tarzı, </i></p>

<p><i>Örgüt mensubu olsun olmasın bazı personelin özel ve meslek hayatına ilişkin kişi özelinde hazırlanmış açıklamaların yer aldığı ve örgüt perspektifiyle çeşitli sistematik kodlar verildiği tespit edilmiştir. </i></p>

<p><i>Ele geçirilen örgüte ait dijital veriden alınan imajı verisi içerisinde 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' içerisinde yer alan “TÜM LİSTE” isimli Excel tablosunda, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde: ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli tablolar olduğu görülmüştür. Excel tabloları içerisinde tüm emniyet teşkilatı personelinin yukarıda izah edilen şekilde fişlendiği (kayıt altına alındığı), personelin adının karşısındaki haneye kodlar yazıldığı belirlenmiştir. Amir/memur sınıfı personel ayrılarak ‘A4, A5, B4, B5, SAY, EA, AD, F’ vb. harf ve rakam kodlarıyla yaklaşık 80 kategoride; örgüt üyesi olan/olmayan, örgüte yakın/uzak olan, örgüte zarar verebilecek olan vb. şeklinde tüm EGM personelinin tek tek kayıt altına alındığı görülmüştür. Örgüt üyesi olan EGM personelinin, bağlı olduğu 'Öğretmen, Vekil, Zümre Başkanı' olarak nitelenen örgüt yönetici bilgileri, 'Kurs Taksidi, Ofis, Etüt' adı altında, örgüt üyesi Emniyet Teşkilatı personeli tarafından örgüte aktarılan paralar, örgüt içi faaliyetler vb. detayların bulunduğu görülmüştür. Bu fişleme listelerinde Emniyet Teşkilatı personelinin sicil, isim, TCKN, adres, telefon, eş-çocuk isim bilgileri, özel notlar vb. gibi kişisel bilgiler de yer almaktadır. </i></p>

<p><i>Tabloda 'Tüm liste' olarak belirtilen başlığın tüm EGM personeli, 'Güncel lise' olarak belirtilen başlığın Polis Memuru rütbesindeki güncel personel, 'Tüm Emekli' olarak belirtilen başlığın emekli edilen rütbeli personel olduğu değerlendirilmiştir. Verinin oluşturulduğu tarihteki personelin görev durumu ile güncel görev durumunda (aktif görevli-emekli olup olmaması, rütbe değişikliği ve görev yeri değişikliği vb.) farklılıkların olabildiği görülmüştür. Polis Memurları için 'Güncel lise' verisinin daha detaylı ve güncel bilgiler içerdiği değerlendirilmiştir. ..."</i></p>

<p>17. Öte yandan bahse konu kodlamalardan bazıları ise 22/10/2019 tarihli bir <i>veri inceleme raporu</i>nda şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"0: Hakkında bilgi olmayan personeli ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>A: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, (Normalde A'nın yanına rakam yazıldığı, ancak burada eksik yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği </i></p>

<p><i>A?: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan ancak A4 ve A5 derecesine karar verilememiş kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>A5: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>B4: FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan ve zaafı olan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL, DİL1, DİL2, DİL3: Emniyet içindeki FETÖ mensubu olmayan ancak FETÖ mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişileri ifade ettiği, (Bu kodun kendi arasında DİL1, DİL2 ve DİL3 olarak kategorilendirildiği görülmüş, kazanılmaya en yakın olanın DİL3 koduyla ifade edildiği değerlendirilmiştir) </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DC: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>E: Farklı hayat görüşünden olan, işini iyi takip eden ve hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile ilgisi olmayan kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>EA: FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>F, F1, F2, F3, F4, F5, F6: Farklı hayat görüşünden olan, hayatının hiçbir döneminde FETÖ ile bağlantısı olmamış, FETÖ tarafından zararlı görülen, örgüte zarar verebileceği düşünülen kişileri ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY: FETÖ mensubu olup her şeyiyle teslim olan ancak yönecilik vasıfları olmayan polis memurunu ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAYA: FETÖ mensubu olup 'gassalın elindeki meyyit' olarak ifade edilen, zaafları olmayan, her şeyiyle kendisini örgüte teslim etmiş polis memurlarını ifade ettiği, </i></p>

<p><i>...</i></p>

<p><i>SC: 17-25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama olarak değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SLM, SM: Yazım yanlışı olabileceği, süreçle alakalı bir kod olduğu ve 17-25 sürecinden önce FETÖ mensubu olan kişiyi ifade ettiği, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SVHT, VHT: Süreçle alakalı bir kod olduğu veya yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>TML: Yanlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>18. Anılan 22/10/2019 tarihli <i>veri inceleme raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmı olan <i>"Sorgulama Sonucu" </i>başlığı altında özetle şu bilgilere yer verilmiştir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>TÜM LİSTE </i></p>

<p><i>Sicili ..., </i><i>TCKN ..., Ad ..., Soyad ..., Medeni Durum ..., Rütbe ..., Derece 1: EA, Derece 2: 0 </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>GÜNCEL LİSE </i></p>

<p><i>Sicili ..., TCKN ..., 2015 Mart Alan: EA, 2015 Mart Alan Dışı: 0, Alan: EA, AD:0, Zaaf:0 ... </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Rapor, ele geçirilen ve imajı alınan örgüte ait dijital verinin içerisinde bulunan 'Report-Genel Rapor-Index-Microsoft_Elektronik_Tablolama_Dosyaları' başlığında yer alan 'TÜM LİSTE' isimli excel tablosu içinde, (3) ayrı sayfa (sheet) halinde bulunan ‘Tüm liste’, ‘Güncel lise’, ‘Tüm Emekli’ isimli excel sayfalarından, herhangi bir müdahale yapılmaksızın, ilgili personelin sicili karşısında yer alan hücrelerdeki tüm bilgiler aktarılmış, ‘Güncel lise’ ve ‘Tüm Emekli’ sayfasındaki personelin sicil bilgisinden TCKN bilgisi bulunarak rapora eklenmiştir. Sorgulanan personel için sayfa(lar)da birden fazla kayıt olması durumunda tüm kayıtlar ayrı ayrı listelenmiştir. Personel ile ilgili sayfa(lar)da veri olmaması durumunda sadece sayfanın ana başlığı rapora alınmıştır </i></p>

<p><i>İş bu rapor tarafımdan tanzim edilerek imza altına alınmıştır" </i></p>

<p>19. Devam eden süreçte bu kez Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından ilgililer hakkında v<i>eri analiz raporu</i> adı altında daha detaylı raporlar düzenlenmiştir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında yer alan bilgiler şöyledir:</p>

<p><i>"Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının (Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu) 18.04.2017 tarih ve 2017/68532 sayılı soruşturması kapsamında gizli tanıktan ele geçirilen '…siyah renkli, üzerinde Samsung 32 gb Micro SD HC I, beyaz açık kahve renkli, üzerinde Lexar 1000x 64 gb Micro SD XC II,…' dijital materyaller ile ilgili Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliğinin 2017/2920 D.İş kararı kapsamında, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı tarafından gerekli incelemeler yapılarak, şifresi çözümlenebilen kısıtlı sayıdaki dosya, KOM Daire Başkanlığı’na teslim edilmiş, şifresi çözümlenemeyen alanlarla ilgili çalışmalara da devam edildiği bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Çözümlenebilen alanlardan elde edilen veriler doğrultusunda, EGM personeline ilişkin ‘Veri İnceleme Raporu’ tanzim edilerek ilgili birimlere gönderilmekteyken, dijital materyaller içerisinde yer alan ve şifre çözümlemeleri yapılamayan alanların şifrelerinin çözüldüğü bildirilmiştir. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile çözümlemesi yapılan yeni alanlarla ilgili çalışmalara KOM Başkanlığı tarafından başlanılmıştır. </i></p>

<p><i>Yapılan ilk tespitlerde; her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veriler özelinde, veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğindeki yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığı görülmüştür. Kıymetlendirme sürecinde yapılan kimlik tespitlerinde, EGM personelinin özlük bilgileri ve aile bilgileri gibi kişisel bilgilerden faydalanılmıştır. (örneğin: excel tabloda erkek personelin gerçek ad bilgisinin baba adı başlıklı sütunda, kadın personel için ise anne adı başlıklı sütununda yer alması; excel tabloda personelin gerçek telefon numarasına ‘11880’, ‘11111’ vb. ekleme/çıkarma yapılarak kaydedilmesi; çalıştığı birim bilgisinin örgüt terminolojisine göre kodlanarak yazılması; mezun olduğu yıl bilgisinin harf/rakamlarla kodlanarak yazılması gibi tekniklerle listelerde yer alan şahısların gerçek kimlik bilgisinin saklanmaya çalışılması.) </i></p>

<p><i>Yapılan çalışmalar neticesinde, EGM personelinin ve listelerde yer alan diğer şahıslara ilişkin kodlama/fişleme verisi olduğu değerlendirilen (232) farklı Excel dosyası tespit edilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ilgili veriler özelinde 2023/277760 sayılı soruşturması kapsamında Gizli Tanık Garson (K)’un beyanı alınmıştır. </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının talimatları ile EGM personelinin kodlama/fişleme verileri özelinde ‘Veri Analiz Raporu’ formatı oluşturulmuştur. Orijinal veri içerisinde yer alan ilgiliye ait tüm bilgilerin birebir dışa aktarımını sağlayacak (veri tabanı tabloları oluşturma ve modelleme esnasındaki yazılım kuralları zorunlulukları hariç, adli bilişim standartlarına uygun olarak), veri bütünlüğünü de koruyacak model uygulanmıştır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>20. Yine 27/5/2024 tarihli bir <i>veri analiz raporu</i>nda bazı kodlamaların anlamları şu şekilde yer almaktadır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>AD / ALAN DIŞI / DIŞ: Emniyet içindeki örgüt yapılanmasının etki alanı dışındaki kişilerdir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL/İLGİ: Dil ibaresi ile örgüt üyesi olmayan ancak muhafazakar, kazanılabilir olduğu </i></p>

<p><i>değerlendirilerek örgüte dahil etme potansiyeli olduğu düşünülen kişiler belirtilmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DİL 3/ XDİL3/SDİL3/DİL3?: DİL3 seviyesi, grup toplantılarına katılım sağlamış, diğer grup üyeleriyle ve hatta çoğu zaman mahrem sorumlusu ile de tanışmış, alana aktarım aşamasına gelmiş ancak son noktada örgüt mahrem sorumlusu tarafından ‘bizim’ denilmemiş, henüz alana aktarılmamış kişidir. İlgili kodun ön veya arka kısmına konulan X ve S ibareleri şahıs hakkında yeni bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SÖZ: Alan içinde olmayan ve şu anda bir kategori olarak kullanılmayan ancak daha önceki yıllarda örgüt içerisinde DİL3 ile EA arasındaki bir kategoride tasniflenen kişiler için kullanılmış kodlama türüdür. </i></p>

<p><i>A/A?/SA: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>A4/SA4/XA4: Örgüt mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarlarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan kişilerdir. Zaafları yoktur. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>B/B?: Örgüt mensubiyeti, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>B4/B4?/SB4/XB4: Örgüt mensubu olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı olan ancak zaman zaman kendi çıkarılarını ön planda tutabilen ve bazı örgüt kararlarına uyma noktasında eksiklikleri bulunsa da; son noktada talimatlara uyan ve de zaafları bulunan kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>EA/EA?/EŞİT A/EŞİT AĞIRLIK/SEA/XEA/YEA: EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişileridir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SAY/SAYISAL/SSAY/XSAY: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı ancak vekil olarak grubu idare edeceğine yönelik değerlendirme bulunmayan kişidir. </i></p>

<p><i>SAY A/SAYA/SSAYA/XSAYA/SAY1: Kendisini tamamen örgüte teslim etmiş, örgütün talimatlarından dışarı çıkmayacak düzeyde bağlı, gerektiğinde vekil olarak grubu idare edebileceği değerlendirilmiş kişidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SC: 17/25 Aralık sürecinden sonra örgütten kopmuş olan ancak tekrar örgüte dahil edilmeye çalışılan kişilerdir. "</i></p>

<p>21. Bunun yanında 27/5/2024 tarihli bahse konu <i>veri analiz raporu</i>nun ilgili kişiye yönelik kısmında ise şifresi çözülen farklı dosyalar içinde ilgili kişinin yer aldığı listeler sıralanmıştır. 27/5/2024 tarihli bu raporda ilgili kişi özelindeki kısımların bazıları şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 SONBAHAR LİSTE.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: SÖZ </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...GENEL\PERSONEL\ÇALIŞAN\aralık 2012\OCAK 2013 LİSE LISTE .xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...rar\2013 haziran güncel liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...TÜMÜ LİSE ÖĞRENCİ 1 TEMMUZ - resmi list - Kopya.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: EA </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...ÖĞRENCİ LİSTELERİ\2011 ilkbhar liste.xlsx </i></p>

<p><i>ALAN: ALAN DIŞI</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>DOSYA YOLU: ...YENİ\PERSONEL\Tüm liste.xlsx </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN: EA </i></p>

<p><i>2015 MART ALAN DIŞI: 0 </i></p>

<p><i>ALAN: SC </i></p>

<p><i>AD_: SCB </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>22. Öte yandan süreç içerisinde ortaya çıkan veriler kapsamında yine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından <i>Garson'</i>un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda anılan beyanlar Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında şu şekilde aktarılmıştır:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından tespit edilen söz konusu kodlama verilerine yönelik olarak verileri teslim eden gizli tanığın 2017/68532 soruşturma sayılı dosyası kapsamında beyanlarına başvurulduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Gizli tanık 'Garson'un 27/04/2017 tarihli beyanında: '…Yaklaşık 8-9 yıl kadar önce de Emniyet mahrem yapısı olarak nitelendirdiğimiz yapıya dahil oldum. Bu yapıyı açıklamam gerekirse Türkiye Cumhuriyeti Emniyet teşkilatı ile ilgili polis okulları ve polis akademisine girişlerin takibi, giren cemaat mensuplarının davranış ve strateji tarzlarının belirlenerek uygulanması, okuldan mezun olarak emniyet görevlisi sıfatıyla işe başladıktan sonra da bu kişilerin takibini gerçekleştirir, bu doğrultuda toplantılar düzenleyerek örgüte mali kaynak sağlanması ve örgüt içerisinde yer alan emniyet görevlilerinin gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirmesine yönelik işlemleri yürütür. Bu kişiler benim dahil olduğum süre zarfında sivil kişilerden oluşmaktaydı. … Mahrem hizmetler yapısı Türkiye genelinde Marmara (İstanbul), Ankara, Ege (İzmir), Gaziantep ve Erzurum olmak üzere 5 bölgeye ayrılmıştı. … Biz mahrem imamlar olarak genellikle Ankara ilinde ayda bir olmak üzere toplantılar düzenlerdik. Aramızdaki irtibatı kendi adımıza kayıtlı olmayan telefon hatları ile çok ayrıntıya girmeden toplantı yerini kararlaştırırdık. Bu toplantılara 5 bölgenin sorumluları olan kişiler katılırdı. Bu toplantılara ben de iştirak etmekteydim. Bu kartlarda ele geçirilen bilgiler bu süreç içerisinde toplantılarda kayıt altına alınan bilgiler ve aynı süreçte öğrenerek kayda geçirdiğim bilgilerdir. Kartların incelemesi ile de anlaşılacağı üzere örgüt tarafından emniyet teşkilatı içeresinde yer alan herkesin yakın veya uzak olup olmadığı, örgüt ile ilgili kanaati, mezhebi, dünya görüşü, siyasi görüşüne göre sınıflandırmalar yapılmıştır. Bahsettiğim 5 bölge altında kendi içerisinde bu bölgelere bağlı küçük bölge olarak adlandırdığımız alt bölgeler vardır. … Alt bölgelerden toplanan bilgiler, himmet olarak tabir ettiğimiz paralar 5 bölgenin üst düzeydeki temsilcilerine aktarılır, bu şekilde bir bilgi ve maddi kaynak havuzu oluşturulmuştur. Tüm personel ile ilgili bilgiler de bu şekilde kayıt altına alınmış bulunmaktadır…. Güncel Lise Kitabı başlıklı dosyada Türkiye’de görev yapan tüm polis memurları ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tüm Emekli kitabı listesiyle, bu liste emniyet teşkilatından emekli olan çeşitli rütbelerde olan rütbeli personeli göstermektedir. Tüm Liste kitabı listesiyle, EGM de bulunan tüm personelin FETÖ açısından derecelendirmesini belirtir excel tablosudur. Bu listede FETÖ mensubu olan/olmayan tüm personel yer almakta ve bunlara aşağıda açıklayacağım kodlamalarla bir sistematik kurulmuştur. Bu liste incelendiğinde EGM de FETÖ mensubu olan ve olmayan kişiler ayırt edilebilir. Bu liste 2016 Nisan ayında hazırlanmış bir listedir…' ..." </i></p>

<p>23. Bununla birlikte yürütülen soruşturma kapsamında incelenen dijital materyal içeriklerinde tespit edilen kodlamalarla ilgili olarak <i>Garson</i>'un Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararında da yer verilen beyanları şöyledir:</p>

<p><i>“…Genel olarak EGM personelini örgütsel tasnifleme ile beşe ayırmak mümkündür. Bunlar; ALAN DIŞI, İLGİ, ALAN İÇİ, ÜMİT ve SERHAT olarak nitelendirilebilir... </i></p>

<p><i>ALAN DIŞI; Emniyet Teşkilatında görevli bulunduğu süre zarfında örgüt ile bağlantısı olmayanlar olarak nitelendirilebilir. Özellikle Alan Dışı kısmında yer alan personelin kodlamaları, birlikte çalıştığı alan içinde yer alan örgüt mensubu emniyet teşkilatı personellerinden (EA, SAY, A4, A5, B4, B5 vb. kodlamasına sahip kişiler) alınan bilgiler neticesinde verilmiştir… Ayrıca ilgili personelin hayata bakış açısı, yaşam tarzı, aile yapısı, mezhebi ve inancına ilişkin ayrıntılı araştırmalar yapılarak kodlama/fişleme yapılmıştır... </i></p>

<p><i>İLGİ; Nitelikleri itibarı ile görüşülmesi uygun görülenlerdir. İlgi alanına aktarılması düşünülen emniyet mensubunun, örgütün mahrem yapılanmasında görev alan mahrem sorumlunun toplantılarına katılan öğrencilerden (Emniyet Personellerinden) alınan bilgiler doğrultusunda, nitelikleri itibari ile görüşülmesi planlanan kişiye öncelikle öğrenciler arasından bir stajyer planlaması yapılır, başlangıçta hedef kişinin bu durumdan haberi dahi olmaz. Stajyer tarafından örgütsel bir sistematik içerisinde hedef şahsın aile yaşantısı, ilişkileri, dünya görüşü ve gündemdeki konulara bakışına kadar birçok konudaki görüşleri hakkında bilgiler toplanır, dini konular hakkında gerekli hassasiyet oluşturularak stajyer ile arasında bir vefa ilişkisi oluşturma anlamında gerekli çalışmalar yapılır. Bu çalışmalar ilk başta genel olarak insani ilişkiler üzerinden oluşturulur. Bu ilişkiler genel olarak iş yerinde birlikte yemek yeme, çay içme vb. şeklinde olur. Üç veya dört farklı safhada yaklaşık olarak dokuz aylık süreç sonrasında alana aktarımı yapılabilir. Hedef bu ilgilenme sürecinin sonunda alana aktarımı yapılmadan hemen önce, mahrem sorumluyla tanıştırma ve örgütsel toplantılar ile himmet gündeme gelir. İlgi alanındaki öğrencinin alana aktarılması, örgüt mahrem sorumlusunun üst yönetimden takdir alması açısından önemli bir eylemdir. Zaten hedef olarak kendilerine de verilir. Bu nedenle sahada görevli mahrem sorumlular ilgilendikleri öğrencilerin belirli aralıklarla alana aktarımını sağlarlar... </i></p>

<p><i>ALAN İÇİ; Bu kısımda yer alan kodlamalara sahip kişiler, örgütün içerisinde yer alan kişilerdir. Bu alanda bulunanlar belirli bir aşamadan geçtikten sonra bu alana dahil edilir. Burada birden fazla kodlama bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>Alan içinde bulunan örgüt mensupları, örgütün sohbet toplantılarına katılır, himmet verir (özel durumlar hariç) çalışmış olduğu birimdeki diğer personeller hakkında bilgi aktarabilir, eğer KOM, TEM, İstihbarat gibi kritik birimlerde çalışıyor ise örgütün herhangi bir şahıs ile ilgili olarak bilgi alması gerekiyor ise şubesinde bulunan bilgiyi temin ederek kendisinden sorumlu olan abiye aktarabilir, Vekil olarak sorumluluk alabilir. </i></p>

<p><i>Kısacası bu alandaki şahıslar gerektiğinde görevlerinin gereğine aykırı olarak örgüt talimatları doğrultusunda ve örgütün hedeflerini gerçekleştirilmesine yönelik işlemleri yürütür, örgütü tamamen benimsemiş kişilerdir. Bu kişilerin içerisinde, çekirdekten yetişmiş, örgüt tarafından gerek sınav sorularının verilmesi ile gerekse mülakatlarda referans olunmak sureti ile emniyet teşkilatına yerleştirilmiş kişiler olabileceği gibi, örgüt ile okulda veya meslekte tanışarak örgüte katılan kişiler de bulunabilir. </i></p>

<p><i>Örgüt, emniyet teşkilatındaki üst düzey atamaları, emniyet teşkilatı için önemli olan kritik birimlerde çalışacak rütbeli veya rütbesiz personeli genel olarak bu alandan seçerek yerleştirirdi. Çünkü bu alanda yer alan kişiler, yukarıda da açıkladığım gibi örgüt kendisinden bir bilgi isterse yerine getirebilecek durumdaki kişilerdir... </i></p>

<p><i>ÜMİT; Hayatının bir döneminde aidiyet duygusuna sahip olmuş, en az 6 ay boyunca örgütsel toplantılara devam etmiş, örgütün mahremiyetine ve hiyarerşik yapılanmasına dahil olmuş (istişare sistemi-dua namaz-literatür), bu yolda ilerlerken herhangi bir sebepten dolayı, örgütten kopmuş olan şahıslara ÜMİT denir. Örgütün mahrem yapılanması açısından ÜMİT durumuna düşmüş kişiler aşırı derecede önemlidir, ÜMİT konusu ile ilgili olarak hatırladığım kadarıyla özel gündemler oluşturulurdu; ÜMİT konusu ile ilgili olarak örgüt liderine atfedilen 'Beni her vakit kabeye ışınlasanız, bir ümit erinin düzelmesi kadar sevindiremezsiniz. Ümit bağrıma saplanmış bir hançerdir. Çözümü dünyada bulamazsak öbür taraftan getirmeli. Kendi evlatlarımızın kaymaması için nasıl dua ediyorsak, bu işi yapanlar olarak bizde öyle dua etmeliyiz. Normal Müslümanlık performansı yetmez ekstra Müslümanlık ister. Yoğunlaşma olmalı, yeni yöntemler keşfedilmeli, sıfırlama mümkün mü bilmiyorum ama sıfırlama peşinde olalım' şeklinde söylemlerinden bahsedilirdi. Hatta ÜMİT bir kişinin kazanılması ile ilgili nasıl bir yol izlenmesine ilişkin ayrıntılı sunum ve notlar hazırlanırdı. Dijital materyaller içerisinde de bu minvaldeki sunum ve notlarda bulunabilir. Bu noktada şu anda adını hatırlamadığım bir ümitle ilgili olarak kazanılması amacıyla hali hazırda Afrika ülkesinde görevlendirilen bir mahrem sorumlusunun (abi) masrafları karşılanarak getirilmesi ve şahısla görüşme yapılması gündeme alınmıştı. ÜMİT durumunda olan kişi, örgütün mahrem yapısının işleyişini öğrenmiş, mahrem sorumluyu tanıyan ve dolayısı ile örgütsel toplantılara diğer katılanları da bilen bir kişi olması nedeniyle, ÜMİT durumundaki şahsın, örgüte ihanet ederek karşı tarafa geçmesi halinde oluşabilecek durumlara tedbir almak amacıyla ÜMİT konusuna örgütün bu kadar yoğunlaşmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Mahrem yapının işleyişinde, bir kez mahrem sorumluyla tanışıp, örgütsel toplantılara katılan, kendisinden görevinin gereği dışında, örgütün menfaati doğrultusunda iş ve işlem yapması istenilen şahısların, örgütten ayrılması kendisi açısından mümkün ancak örgüt açısından mümkün değildir. En sert şekilde örgütü eleştirerek ayrılan kişiler bile ÜMİT olarak değerlendirilir... </i></p>

<p><i>SERHAT; 17/25 Aralık sürecinden sonra bilhassa polis memuru rütbesindeki personelde korku nedeniyle yoğun şekilde ayrılmalar söz konusu oldu, bu örgütün yine üst düzey bir toplantısında gündeme geldi, o zamana kadar rastlanılmayan şekilde yoğun bir 'ÜMİT' durumu ortaya çıktı. O toplantıda bu kadar çok ÜMİT’in olamayacağı, sürecin normale dönmesi ile pek çoğunun tekrar geri geleceği inancıyla ayrı bir kodlama yapılması gündeme geldi ve 'SÜRECİ' ifade eden 'S' kodu üretildi.” </i></p>

<p>24. Danıştay yaptığı değerlendirmeler neticesinde öncelikle bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek hukuka uygun veri niteliğinde olduğu sonucuna varmıştır. Bunun yanında Danıştay bahse konu kodlama sistematiğinin varlığına yönelik olarak da bazı kişilerin ifadelerini kararlarına yansıtmıştır. Ayrıca bir emniyet mensubunun <i>alan içi</i> kategorisinde kodlanmış olmasının, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 56-59)</p>

<p>25. Devam eden süreçte bazı ağır ceza mahkemeleri tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson</i>'un beyanları alınmıştır. İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 2016/697 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan 1/6/2018 tarihli duruşmanın tutanağının ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>" </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Peki bu verilerin güvenliği, güvenilirliği konusunda ne dersiniz? Sağlam mı bu veriler? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım verileri siviller olarak yani 2016 Nisan ayında güncellenmiş en son sivillerle alakalı ama 17-25 Aralık’dan sonra özellikle amir memur kesiminde çok gelmeyen insanlar olduğundan dolayı veya sivilden de insanların ayrılmalarından dolayı özellikle amir memur kısmındaki verilerde </i>[2015]<i>’den sonra problem olabilir, problem derken yani bir insan ismi varsa bu listede vardır ama ne diyebilir ilgili şahıs, ben 17-25’den 2015’den sonra gitmiyordum, bırakmıştım, zaten darbeden sonra hiç gitmiyordum diyebilir, bu söylemler insanların söylemi karşısında mahkemenizin vicdanına kalmış şeyler ama 2015’den sonra bazı şeylerde yani güncellenmesinde kişinin yerinde değişiklik olmuştur güncellenmemiştir, rumuzlar güncellenmemiş olabilir ama bir kişi bu listede varsa onda bir problem yoktur Sayın Başkanım, sivil olarak da amir memur olarak da ama özetlemem gerekiyorsa</i> [2015]<i>’den sonra derse ki bir polis memuru veya bir amir arkadaşımız, kardeşimiz yani ben 2015’den sonra zaten gitmiyordum, irtibatı kopartmıştım derse benim onu iddia ederek yok gidiyor diyecek bir belge yok, çünkü elimdeki belgenin özelliği </i>[2015]’<i>de güncellenmiş bir listeyi teslim ettiğim için onun üzerinden ben yorum yaparak bilgi veriyorum." </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Veri kaynağı olarak diyor bazı bilgiler var ki diyor çocuğunun ikinci ismini diyor dedesi bile unutmuş ama diyor kayıtlarda çıkıyor diyor, acaba diyor bu kayıtları diyor, bu bilgileri diyor POL-NET’ ten mi aldınız diyor? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bizim emniyet mahrem yapı sivil abilerin olduğu liste yapının kendi oluşturduğu bir excel sayfasıdır ama avukat beyin söylemiş olduğu yani tüm emniyet sınıfının dahil olduğu ne kadar emniyet mensubu varsa bu zaten birebir de aynen dendiği gibi yani personel daireden gelmiş, bizlere verilmiş yani idarecilerimiz tarafından getirilmiş formattır, dolayısı ile yani personel dairenin emniyette birebir kullandığı bir formattır yani bizim işimize yarayan kısmı da kesilmiş olabilir ama oradan alınıp getirilmiştir yani öyle bir listedir doğru söylüyor yani. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bazı bilgiler POL-NET’ ten alınmış olabilir diyorsun yani? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Evet. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>BİR KISIM SANIKLAR MÜDAFİ AV.</i> [F.Ç.]<i>: Efendim şimdi tanığı dinledik, tanık kendisinin mahrem imamlar kategorisinde olduğunu ve veri topladığını beyan etti ve bu topladığı verileri de sayman olarak işlediğini. Şimdi bu veri analiz raporlarını incelediğimizde bazı bölümlerde olmuş olabilir ya da işte bu şekilde değerlendirilmiştir gibi ibareler var, şimdi gelen verileri işlediğine göre bu kişilerin hangi kategoriye yazılması gerektiğini biliyor ve işliyor, neden bu şekilde muallak ifadeler kullanılmış? Yani tam anlamıyla bilmiyor mu bu kodların ne anlama geldiğini? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım bir kere ezberden bilemeyiz yani bu orada çok şey var çünkü yani bir amirle memurla alakalı başka mesela F’ler var, başka cemaatlere mültesipliği vardır yani parametre çok geniş olduğu için bu ezberden yapılmaz, bunun bilinenleri nedir ? mesela A5 bilinir, B5 bilinir, sayısal bilinir, sayısal A bilinir ama uzadığı gittiği zaman yani burada diller var, ondan sonra SC ve SCA’ lar yani çok fazla rumuz var, bu rumuzları yazmak için biz ve bizim gibi meslek bu işi yapan arkadaşlar onların hepsinin kayıtlı olmuş olduğu bir</i> [excel]<i> sayfasından bakarak buralara yazılır, yani oradan bu aradaki yani kafadaki karışıklık giderilir yani net yazılmış olur, dolayısı ile ister ben olayım ister başka bir veri toplayan bir kişi olsun bunu ezberden hepsini bilemez ama öne çıkmış olanlar bilinir yani çünkü öncelikle bilinmesi gereken şeylerdir çünkü sizin yol yürüdüğünüz insanlardır, A’dır, B’dir, C’dir bunlar bilinir ama uzaklaşıldığı kadarıyla o şeyler biraz az bilinir çünkü bir defa işlerseniz bir daha hiç kullanmazsınız onları, güncellemezsiniz de çünkü sizin karşınızda olan bir F tekrar sizin içinize gelecek bir insan değildir, işlersiniz biter yani unutulabilir çünkü öbürüyle sürekli iş yapıyorsunuz, bir de verilerin tamamını ben girmiyorum yani hep baştan beri ifade ettim ben bunun bir parçasıyım yani her il de var yani 160-200 dolayında veri giren insan var, dolayısı ile insan hatası da bazen olabilir yani burada bir isim burada varsa sivil olsun amir memur olsun burada bir problem yoktur ama o insanların verilerin güncellenmesinde problem olacağını hep kabul ediyorum çünkü geçenlerde devletimizin de soy ağacında açıkladığı gibi yani insan giriyor dedesi ölmemiş gözüküyor, bu tip teknolojinin getirdiği olabilir ama bir insan bu excelde varsa amir veya memur olarak veya sivil olarak dolayısı ile burada vardır ama ilk bilgilerin de bazı hataları olmuş olabilir, bunu ifade etmemizde fayda var. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.B.]<i>: Bu 160 kişi ile veriyi topladıklarını söyledi, acaba bu veriler içerisinde örgüt mensuplarının örgüt ile olan irtibatlarını gösteren örneğin para vermesinin, konuşmalarına katılmasını, çocuğunun okula gitmesini, bankasya da para olmasını, bylock kullanması gibi, örgüt ile iltisakını gösteren verilerde var mı acaba ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsunuz? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu insanların sohbete gelmesi, para vermesi bu tüm bölgelerde illerde biraz (anlaşılamadı) bırakılmış, format ortada olduğu için dolduran da var, doldurmayan da var ama normalde diyelim insanlar kimin ne kadar para verdiğini, gelip gittiğini görme açısından bunları yazarlar, işlerler buraya, en son soruyu alamadım, kusura bakmayın bir parametre daha vardı. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Diyor ki bylock kullanıp kullanmadığı, işte sohbetlere tamamen katılıp katılmadığı, himmetin hepsini verip vermediği, bankasya da bir irtibatının olup olmadığı, çocuklarını okula yazdırıp yazdırmadığı. </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON: Sayın Başkanım normalde bu başka mahkemelerde de benim karşıma geldi, ben bunu açıklıkla ifade etmem gerekirse doğruluk olarak, doğruluk düzleminde normalde zannedersem kişinin bankasya da parasının bulunması, çocuklarının bizim cemaat okullarına gidiyor olmaması bunlar sonradan ilgili emniyette ki yapının yani Kom çalışıyorsa, Tem çalışırsa bunların eklediği şey olarak düşünüyorum. Yani bylock kullandığı özellikle yani belki biz yazmış olabiliriz onu ama özellikle bankasya da parasının olması hesabının olması veyahutta çocuklarının kurumlara gidiyor olması okullara bununla alakalı bizim takibimiz yoktu, benim verdiğim formatlarda yoktu ama ilgili emniyet biriminin bu boyutlandırmak, yapmak, daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu şeyler olduğunu düşünüyorum özellikle bankasya ile çocuklarla alakalı. Bylocku da tam söyleyemiyorum, (anlaşılamadı) kalıyorum çünkü bylock ID’ leri bazen yazılıyor o da yine büyük ihtimal emniyetteki bazı ilgili birimlerimizin, soruşturmayı derinleştirmek daha bütüncül bakmak için eklemiş olduğu bir şey olabilir yani bir sütun olmuş olabilir diye düşünüyorum Sayın Başkanım. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Bunu sorma sebebim şimdi şöyle düşünüyorum ben, bu şahıs gitti emniyete, emniyette açtılar burayı, içine bazı verileri yüklediler, kapattılar. Sonra şahıs bir ay sonra tekrar geldi. Bir ay sonra geldi, teslim etti diyelim bunları. Şimdi ben böyle bir iddiada bulundum, şimdi bu benim iddiam değil mi, bir kişiyim ben. Bunu ben maddi olarak birşeyle delillendiremedikten sonra bunun bir anlamı olmayacaktır değil mi? Şimdi bu adam gelmiş birşeyi iddia ediyor ve kendisinin de bilmediği bir sürü isimleri veriyor bir şekilde. Yani kendisini şöyle söyleyeyim yani kanunlarda ve hukuk içerisinde burada mesela insanlar pandoradan yargılandılar, pandorada ismi var diye yargılandılar. Orada mağduriyetlerini dile getiriyorlar burada, onları yazanlar da var vs vs bunun için savunmalar yapıldı. Bu adamın vermiş olduğu şeyin doğru olduğunu biz nasıl anlayacağız ? </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Evet ne diyorsun? Beyanın var mı bu konuda? </i></p>

<p><i>SANIK</i> [A.A.]:<i> Ben verdim bu kesin doğrudur dediği zaman doğru oluyorsa ben dediğim zaman niye doğru olmayacak? </i></p>

<p><i>GİZLİ TANIK GARSON : Sayın Başkanım buna akıl yürüttüğümüz zaman benim doğru diyeceğime siz doğru değil diyeceksiniz o zaman şöyle, bir veri toplayan bilgisinin daha devletin ele geçirilmesi lazım, ondan veriyi alması lazım, onu eşleştirmesi lazım, öyle bir pratikteki kimseyi nereden bulucaksınız şimdi, bulamadığınız müddetçe doğru diyeceksiniz. </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Bunlar kesin delil değil zaten takdiri delil </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Şundan söylüyorum, tüm bu veriler emniyet genel müdürlüğünün </i></p>

<p><i>BAŞKAN: Senin hakkında bir veri yokmuş zaten herhalde. </i></p>

<p><i>SANIK </i>[A.A.]<i>: Sonuçta başkanım bunlar emniyet genel müdürlüğünün polnetten aldığı veriler deniyor, sadece buraya üç, beş tane veri eklenerek birşeyler yapıldığı görülüyor. Şimdi ...abinin dediği gibi biz excel tablosunu girdiniz, control F dediğiniz zaman arama yaptığı gibi, control H derseniz de değiştir butonu var. Çok basit, oraya birşey eklediniz, herkese bir şey yazabilirsiniz, ya bu adam yaptıysa böyle birşeyi bunu da şöyle söyleyelim, bugüne kadar ifade veren insanların ifadelerinde okuyoruz, şu şöyledir, bu böyledir ama yüz yüze geldiği zaman konunun öyle olmadığı şeyler de var. Yani şahsın getirileceği devlet olarak ne kadar itimat edeceğiz, benim sorularımın sebebi buydu, bundan dolayı sordum, teşekkür ederim. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p>26. Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 16/2/2018 tarihli duruşmanın Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Başkan</i> [A.T.]<i>: bu veriler nerelerde, hangi ortamlarda tutuluyordu, yedekleri var mıydı bunların </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim yedekleri var yani olur yani dolayısıyla ben zaten yedekli olarak teslim ettim iki taneydi yani genelde bu veriler kaybolduğu zaman ondan sonra yedekli olur. Ama az önce başta ifade ettiğim gibi bu bilgiler aslında çok insanda vardı yani Türkiye'de çok insan derken bu mahrem yapıyla kıyasladığınız zaman yani mahrem yapıyla ifadeyi yan yana getirdiğiniz zaman insan yoksa bu bir yerde olması lazım. Ama bu bölgelerde, bazen illerde filan da vardı dolayısıyla örneğin ben yani bu verilerimi kaybetmiş olsam 4700'le alakalı Türkiye'nin muhtelif yerindeki arkadaşlarla görüşerek, yazışarak yeniden temin etme imkanım aslında vardı yani bende olan onlarda da var, onda olan bende de var biraz efor sarf ettiğim zaman bende kaybolmuş bilgileri yeniden elde etme imkanım vardı. Ama yedekli çalışılması yine bu zahmete de girmemek için tavsiye edilirdi, saklanması ifade edilirdi. Bunların kendilerine göre güvenlik şifreleri vardı. dolayısıyla herkesin kendine göre sakladığı, muhafaza ettiği, yedekli bir sistemi vardı ama tamamen yedeğini de kaybolduğu bir zamanda Türkiye genelinde ilgili kişilerle görüşerek bunun temin edilmeside zor bir iş değildi. </i></p>

<p><i>Başkan </i>[A.T.]<i>: bazı bilgiler hatalı, eksik olabiliyor mu bu konuda. </i></p>

<p><i>Gizli tanık GARSON: efendim olabilir o şundan dolayı bilgi hata dediğimiz mesela diyelim ki il İzmir merkezi diyelim Denizli'den bilgi istedi o insanın biraz ihmali varsa hızlı bir şekilde istenmişse bazen excelin acizliğine gelebilecek yani çakıştırma, hızlı yazma yani böyle aşağıya doğru çekme yani çok yani ben teknik olarak bilmiyorum ama aşağı doğru çekildiği zaman bazen yanlış olduğu olabiliyor ama bunlar 2016 Nisan ayında diyorum en son verileri verdiğimizde zaten bu tip yanlışlıklar olduğu zaman biz bunun öncesinde bunları görüyoruz bir şekilde ortaya çıkıyor ama 2016 Nisan ayı artık yeni yeni veriler, veri bilgisi girmediğimiz, veriler, bilgilerin artık donduğu, çok hareket etmediği bir zaman olduğu için yeni bir talep de olmuyordu, yeni bir girişde olmuyordu dolayısıyla o noktada net bilgiydi. Ama önceki zamana gittiğimiz zaman yer yer eksiklikler olabiliyordu yani sizin eski verilerde beşyüz personel varmış şimdi 400 tane girmişiniz dediğimiz zaman o 100 tane tekrar unutulmuş, ihmale gelmiş yani hızlı bir şekilde gönderildiği için diye ikaz edildiği zaman o bilgiler tekrar gelme imkanı vardı. Ama 2016 Nisan ayı son güncellemenin olduğu aydı daha sonra bir güncelleme yapılmadı. Dolayısıyla bu bilgiler benim kanaatime göre net bilgilerdi efendim."</i></p>

<p>27. Yine Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 sayılı dosyası üzerinden yapılan 21/9/2018 tarihli duruşmanın SEGBİS çözüm tutanağının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i> : Peki bunların güvenirliği nedir? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Sayın başkanım normalde bu listede gerek polis, gerek amir, gerekse sivil mahrem abi listede varsa bu kişi reelde vardır. Ama 81 ilde veri toplayan kişileri de göz önünde bulundurduğunuz zaman insan faktörünü yani bu kişilerin bazı telefon bilgileri yanlış olabilir. Bu yanlışın sebebi o veriyi veren birebirde bizim sorduğumuz kişide yanlış vermiş olabilir Tc’sini eksik vermiş olabilir yani bu toplandığında, istendiğinde.</i> <i>Veyahut da bu kişilerin excelin acizliğine uğramış, bunu çekmiş te olabilir. Bizim burdaki esas şeyimiz listede bu x şahsı var mı? Bu şahıs yerinde mi başka ile bir tayin oldu mu, gitti mi buna bakarız. Yani bizim için. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Anladım. Peki </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Ama burda plakası eksikti, telefonu eksikliği çok bizim takıldığımız, takip ettiğimiz şeyler değildi. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: Peki şunu sormak istiyorum sizin yani bize gelen bazı beyanlarda, sorularda benim müvekkilim veyahut da ben yanlışlıkla bu listeye yazıldım. Beni karıştırmış diyenler var öyle bir karışmanın veyahut da hatanın olma ihtimali var mı sizin tuttuğunuz kayıtlarda bu kişinin mutlaka, bu kişi mutlaka Fetö/ Pdy örgütünün içerisinde midir yani sizin sd’de tuttuğunuz. </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Evet ... sayın başkanım. Bunlar reelde olan kişilerdir çünkü bunları biz teslim etmeden bunları …(anlaşılmadı) yapıyoruz, bunlarla iş yapıyoruz eğer burda bir insanın burdan maksat sulandırılma, karıştırılma, bunu ekleme, çıkarma, yanlışlıkla yazılma gibi şeylerden yola çıkarsak zaten biz o düz zeminde işimizi yapamayız ki böyle yanlışlıklar olduğu zamanda benim gibi bu listeyi takip eden insanlar bugün olmasa bile yarın onun farkına varacağından dolayı böyle bir yanlışlık zaten yolda yürürken takip edilir, bulunur ki bunlara da ben çok şahit olmadım. dolayısıyla buraya yazılan şeyler gerçek kişilerdir. Ama dediğiniz gibi bir ildeki bir kişi o şahsın bilgilerini ihmalkarlığından olabilir, yanlış yazmış olabilir, eksik yazmış olabilir. </i></p>

<p><i>Üye </i>[M.Y.]<i>: …(anlaşılmadı) Yani şunu sormuyorum ben size isim yazıldı yani o isim diğer bilgilerle o kişiyse bu adamın örgüt dışı birisi olup olmadığı veyahut da mutlaka sizin örgüttendir diye bir durum var mı yoksa hatayen oraya yazılma gibi bir ihtimali var mı? </i></p>

<p><i>Gizli Tanık Garson: Yok hatayen bir yazılma ihtimali olmaz sayın başkanım." </i></p>

<p><strong>B. Somut Olay Bilgisi </strong></p>

<p>28. Başvurucu, Antalya'nın Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğünde ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapmaktayken terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatlı olduğundan bahisle ve 22/11/2016 tarihli ve 29896 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 31/10/2016 tarihli ve 677 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'ye (677 sayılı KHK) ekli (3) sayılı listede ismine yer verilmek suretiyle kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>29. Başvurucu, anılan kararın iptaline karar verilmesi talebiyle OHAL Komisyonuna başvurmuştur. OHAL Komisyonu 26/2/2019 tarihinde anılan başvuruyu reddetmiştir. Kararın<i> ''İnceleme''</i> başlığı altında başvurucu hakkında devam eden ceza yargılamasında başvurucunun ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yaptığı dönemde FETÖ/PDY aleyhine bir raporu işleme almadığı hususunun tanık beyanıyla sabit olduğu, FETÖ/PDY tepe yöneticilerinden Ö.A. adına kayıtlı hat üzerinden on adet mesajlaşma kaydının bulunduğu, personel bilgi dosyasında başvurucu hakkında üst amir kanaati olarak FETÖ/PDY ile kuvvetli iltisak ve irtibatının bulunduğu yönünde görüş bildirildiği belirtilmiştir. Bununla birlikte yine aynı başlık altında Emniyet Genel Müdürlüğünden temin edilen bilgilere göre başvurucunun 2017/68532 hazırlık numaralı soruşturma dosyası kapsamında ele geçirilen Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatı personeline ilişkin örgüt arşivindeki detay bilgisinde; mahrem yapıda A4 (FETÖ/PDY'ye mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan) seviyesinde kodlanmış olduğuna yönelik tespit aktarılmıştır.</p>

<p>30. Netice itibarıyla OHAL Komisyonunun anılan kararının başvurunun değerlendirilmesi kısmında, başvurucunun FETÖ/PDY örgüt arşivinde emniyet teşkilatı mahrem yapısı içinde yer alan şahıslardan olmasının ve diğer tespitlerin FETÖ/PDY ile irtibatını ortaya koyduğu ve başvurunun reddedilmesi gerektiği sonucuna varıldığı belirtilmiştir.</p>

<p>31. Başvurucu, OHAL Komisyonu kararının iptaline karar verilmesi talebiyle dava açmıştır. Dava dilekçesinde başvurucu ilk olarak hakkında devam eden ceza yargılamasının bulunduğunu ve bu yargılama sonucunda beraat edeceğinin kuvvetle muhtemel olduğunu belirtmiştir. FETÖ/PDY aleyhine işleme almadığı bir evrakın olmadığını, mesajlaşma kaydının olduğu belirtilen Ö.A.nın da kim olduğunu bilmediğini vurgulayan başvurucu, üst amir kanaatinin de delil olarak değerlendirilemeyeceğini dile getirmiştir. Öte yandan başvurucu A4 olarak kodlanmış olmasının uydurulmuş bir belgeye dayalı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin Emniyet POL-NET personel bilgi sisteminde var olan bilgiler olduğunu, FETÖ/PDY mensuplarının kritik birimlerde çalışmış olması nedeniyle bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını, bu kodlamaların delil olarak kullanılamayacağını ifade etmiştir.</p>

<p>32. İçişleri Bakanlığı (İdare) tarafından dava dosyasına sunulan savunmada 15 Temmuz darbe girişimi ve OHAL süreci aktarılmış, FETÖ/PDY'nin yapısına ilişkin hususlara değinilmiştir. Bunun yanında başvurucu hakkında düzenlenmiş olan <i>veri inceleme raporu</i>nda emniyet teşkilatına yönelik olarak ele geçen kodlama bilgilerine yer verilmiş, buna göre <i>"A4: FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi ifade ettiği; DERECE 1: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen harf kodları; DERECE 2: Örgüt tarafından yapılan fişlemeye karşılık gelen 2. kademe harf kodları"</i> şeklinde bir açıklama yapılmıştır. Öte yandan bahse konu <i>veri inceleme raporu</i>nun sorgulama sonucu kısmında başvurucu hakkında <i>"DERECE 1: A4; DERECE 2: A4"</i> şeklinde kodlamalar yer almaktadır.</p>

<p>33. Ankara 22. İdare Mahkemesi (İdare Mahkemesi) dava devam ederken 28/2/2020 tarihli ara kararıyla UYAP üzerinden temin edilen başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantısına ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyette bulunduğuna yönelik tanık ifadelerinin başvurucuya gönderilmesine ve bunlara karşı beyanlarını dosyaya sunması için başvurucuya on beş gün süre verilmesine karar vermiştir. Başvurucu bu ara kararına yönelik cevap dilekçesinde özetle ifade sahipleri ile aralarında husumet bulunduğunu, beyanlarının gerçeği yansıtmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>34. İdare Mahkemesi 28/2/2020 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Kararda öncelikle FETÖ/PDY'nin niteliğine ilişkin genel değerlendirmeler yapılmış, FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin kamu görevinden çıkarılmaları sürecine dair genel bilgiler verilmiştir. Bu bağlamda kamu görevlilerinin sadakat yükümlülüğünden bahsedilmiş, yaşanan darbe teşebbüsü nedeniyle ivedi şekilde alınması gereken tedbirlerin zorunluluğuna vurgu yapılmıştır. Öte yandan başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yargılandığı Antalya 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (Ağır Ceza Mahkemesi) dosyasında bulunduğu belirtilen tanık beyanlarına yer verilmiştir. Anılan beyanlar şöyledir:</p>

<p>"...<i>Tanık</i> [A.K.] <i>Beyanında; '2012 yılında Aksu İlçe Emniyet Müdürlüğüne atama geldim, burada çalışmaya başladım, 2014 şubat ayında CİMER başvurumda isimlerini verdiğim kişiler Aksu İlçe Emniyette bulundukları yerlerden gönderildiler, gönderilme sebepleri dönemki adıyla cemaatle olan ilişkileriydi, hatta ilçe emniyet müdürü olan </i>[E.İ.]<i> bey bu kişiler kesinlikle bilgisayar başında olmayacak, bilgisayara oturmayacak diye sözlü olarak talimat vermişti, ben</i> [O.Ş.nin]<i> söylemlerine bu tarihten itibaren tanık oldum, kendisi Aksu İlçe Emniyetin sorumlusu gibi davranırdı, atamaları, görevlendirmeleri idare etmeye çalışırdı, bunu söylemlerinde de açıkça söylerdi, kısa bir süre sonra D.D. isimli kişi de müdür yardımcısı olarak atandı, D. D. ve </i>[O.Ş.]<i> birbirlerine çok yakın ve iyi görüşen iki kişiydi, D. D. ilçe emniyet müdürünün sözlü talimatına rağmen yavaş yavaş sahte gerekçeler uydurarak ilçeye dışarıdan gelen kişileri şubelerde görevlendirmeye başladı, bizleri şube dışına çıkarmaya başladılar, ben </i>[O.Ş.]<i> hakkında sizin hangi cemaate dahil olduğunuzu, arkanızda hangi cemaat olduğunu bilerek şikayetçi olduğumda D. D. araya aracı koyarak benden bu şikayetimi geri almamı, aksi halde hakkımda iyi olmayacağını bana iletti, bunu yine FETÖ'den ihraç olan müdür yardımcısı </i>[A.D.nin]<i> aracılığıyla yaptı,</i> [T.K.yla]<i> da </i>[O.Ş.] <i>oldukça iyi görüşürlerdi, mesai içerisinde kapıyı kapatıp uzun süre birlikte görüşürlerdi, bunlara yönelik elimde somut bir şey yoktur, ancak olayları biliyorum, anlattığım şekildedir' şeklinde beyanda bulunmuştur....Sanık D. D.müdafi Av. Hasan Atalay Gök'ün talebi üzerine tanıktan sorulduğunda: 'sistematik baskıdan kastım şudur, en ufak bir hatamızda, yani kendilerinden olmayan insanların yaptığı bir hatada her türlü zulmü yaptılar, yani işe geç kaldığımızda her türlü soruşturmayı açarım dediler, anksiyete hastalığım oldu, bu yüzden silahımı aldılar, benim bu yönden üzerime baskı yapıp piskolojik olarak yıpratınca devlet hastanesinden rapor aldım' şeklinde beyanda bulunmuştur... </i></p>

<p><i>Tanık </i>[A.K.E.] <i>Beyanında: 'Sanık D.D. Antalya Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcılığı görevini yapmaktaydı, polis memuru </i>[Ö.Ş.ye] <i>tanzim ettiğim rapordan sonra tarafıma karşı uzun bir süre katı bir tutum içerisinde olmuş, yine polis merkez amirliği görevini emniyet amiri</i> [A.Y.]<i> ile birlikte polis memuru </i>[Ö.Ş.ye]<i> herhangi bir işlem yapmamış, bu polis memurunun görev yerinin değiştirilmesini istememe rağmen yaklaşık 9 aylık süre zarfında grubumun karşılığı olan görev teslimi yaptığımız grupta mukayit olarak görevlendirilmiş ve görevlerini yapmamışlardır, söyleyeceklerim bundan ibarettir'</i><i> şeklinde beyanda bulunmuştur.</i>"</p>

<p>35. Netice itibarıyla İdare Mahkemesi başvurucu hakkındaki bahse konu tanık beyanlarını, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasını değerlendirerek başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı ve FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının bulunduğu sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>36. Başvurucu bu karara karşı istinaf kanun yolu başvurusunda bulunmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu, önceki beyanlarını tekrar etmekle birlikte, ifade sahipleri A.K.E. ile A.K.nın tanık değil kendisi ile ilgili olarak şikâyetçi pozisyonunda olduğunu, FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat içinde olduklarına ilişkin beyanlarının olmadığını, beyanlarının asılsız, soyut ve hasmane tutum içinde verildiğini vurgulamıştır. Yine başvurucu, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlamalarda hataların olduğunu, bu kodlamaların geçerliliğinin bulunmadığını dile getirmiştir.</p>

<p>37. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesi (Daire) 16/3/2022 tarihinde İdare Mahkemesi kararının usule ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektirecek bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istinaf başvurusunun reddine karar vermiştir.</p>

<p>38. Başvurucu bu karara karşı önceki iddialarını yineleyerek temyiz başvurusunda bulunmuştur. Danıştay Beşinci Dairesi 2/11/2022 tarihinde Daire kararının ve dayandığı gerekçenin hukuka ve usule uygun olduğunu ve bozulmasını gerektirecek bir sebep bulunmadığını belirterek temyiz başvurusunun reddi ile anılan kararın onanmasına karar vermiştir.</p>

<p>39. Nihai karar 20/12/2022 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.</p>

<p>40. Öte yandan Ağır Ceza Mahkemesi, hakkında silahlı terör örgütüne üyelik suçundan yürütülen yargılama sonucunda 10/10/2019 tarihinde başvurucunun 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir. Anılan kararda <i>Garson</i>'un vermiş olduğu hafıza kartı içerisindeki dijital verilerin incelenmesi sonucu düzenlenen veri inceleme raporuna göre başvurucunun tüm liste içinde<i> ''Derece 1 A4''</i>,<i> ''Derece 2 A4''</i> olarak kodlandığı, A4 kodunun<i> "FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi"</i> ifade ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte tanıklar A.K. ve A.K.E.nin beyanları değerlendirilerek başvurucunun FETÖ/PDY bağlılığını ve örgütün amacı doğrultusunda faaliyetlerini ortaya koyan eylemlerinin bulunduğu ifade edilmiştir. Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi başvurucunun Ağır Ceza Mahkemesinin bu kararına karşı yaptığı istinaf kanun yolu başvurusunun 24/12/2020 tarihinde esastan reddine karar vermiştir. Başvurucunun bu karara karşı yapmış olduğu temyiz başvurusu hakkında ise henüz bir karar verilmemiştir.</p>

<p>41. Bununla birlikte başvurucu hakkında bahse konu ceza kovuşturması öncesinde Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından düzenlenmiş olan 7/2/2018 tarihli iddianamede 10/9/2015 tarihinde Başpolis Memuru A.K.E.nin düzenlediği raporda; polis memuru Ö.Ş.nin, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'na hakaret ettiği, FETÖ/PDY'yi öven ve savunan konuşmalarının olduğunu belirttiği ancak Aksu İlçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’ın tanzim edilen rapora herhangi bir işlem yaptırmadığı iddiası ile ilgili olarak İçişleri Bakanlığı tarafından 3/7/2017 tarihli raporun düzenlendiği ifade edilmiştir. Bu raporda yer verilen H.K. isimli emniyet görevlisinin<i> “Başpolis Memuru </i>[A.K.E]<i> tarafından tutulan raporu alarak ilçe Emniyet Müdür Yardımcısı D. D.’a çıkardığını, D. D.’ın kendisine İlçe Emniyet Müdürü ile görüştükten sonra kendisi ile tekrar görüşeceğini söylediğini, İlçe Emniyet Müdürü ile görüşüp görüşmediğini bilmediğini ancak birkaç gün sonra kendisine karakol amiri konuyu halledecek, rapor bu şekilde dursun hiçbir yere yazılmasın işlem yapılmasın diyerek raporu kendisine verdiği"</i> şeklinde beyanda bulunduğu belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>42. 677 sayılı KHK'nın <i>"Kamu personeline ilişkin tedbirler" </i>başlıklı 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ... iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan;</i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c) Ekli (3) sayılı listede yer alan kişiler Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından, </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır.Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince Türk Silahlı Kuvvetlerinden, Jandarma Genel Komutanlığı teşkilatından, Emniyet Genel Müdürlüğü teşkilatından ve kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın, rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; ..."</i></p>

<p>43. 677 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7083 sayılı Kanun'un 1. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p>44. 685 sayılı KHK'nın <i>"Komisyonun oluşumu" </i>başlıklı 1. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Anayasanın 120 nci maddesi kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli ve 1116 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla onaylanan olağanüstü hal kapsamında, terör örgütlerine veya ... Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan kanun hükmünde kararname hükümleri ile tesis edilen işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu kurulmuştur."</i></p>

<p>45. 685 sayılı KHK'nın <i>"Yargı denetimi" </i>başlıklı 11. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Komisyon kararlarına karşı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenecek Ankara idare mahkemelerinde iptal davası açılabilir."</i></p>

<p>46. 685 sayılı KHK'da yer alan bahse konu düzenlemeler 7075 sayılı Kanun'un 1. ve 11. maddesi ile kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>2. İlgili Yargı Kararları</strong></p>

<p><strong>a. FETÖ/PDY'nin Yapısına İlişkin Kararlar </strong></p>

<p>47. (Kapatılan) Yargıtay 16. Ceza Dairesinin Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı ile onanarak kesinleşen 24/4/2017 tarihli ve E.2015/3, K.2017/3 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren; siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları, kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de bünyesinde barındıran atipik/suigeneris bir terör örgütüdür. </i></p>

<p><i>İstişare kurulu, ülke, bölge, il, ilçe, semt, ev imamları gibi hiyerarşik bir yapı içeren insan gücünü ve finans kaynaklarını örgütsel menfaat ve ideolojisi çerçevesinde kullanıp Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin tüm anayasal kurumlarını ele geçirme amacı taşıyan FETÖ/PDY silahlı terör örgütü 'gizli yaşamak, her zaman korkmak, doğruyu söylememek, gerçeği inkâr etmek' üzerine kuruludur. </i></p>

<p><i>Talimatlar yoluyla kollektif bir şekilde mobilize olan, kamu erkinin kritik bürokratik alanları başta olmak üzere, kamusal alanı ele geçirme refleksi ile hareket eden, mülkiye, adliye, emniyet, eğitim, istihbarat ve ordu içerisinde kendi özel hiyerarşisi ile illegal şekilde kadrolaşan, devletin tüm kurumlarına yerleştirdiği örgüt mensupları ile devlet teşkilatını kendisine hizmet eder hale getiren ve adeta devlet içinde ayrı bir devlet yapısı oluşturan örgütün lideri Fethullah Gülen tarafından; </i></p>

<p><i>'Esnek olun, sivrilmeden can damarları içinde dolanın!; bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin!' </i></p>

<p><i>'Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar bizim varlığımızın teminatıdır.' </i></p>

<p><i>'Zaman henüz uygun değil. Bütün dünyayı omuzlayıp taşıyabileceğimiz zamana dek, tamam olacağınız ve koşulların uygun olacağı zamana dek beklemelisiniz! Bilhassa, haber alma hususunda her zaman hasım cephenin çok önünde olunmalıdır.' </i></p>

<p><i>'Yani siz hâkim değilsiniz başka kuvvetler var. Bu ülkede değişik kuvvetleri hesap edecek dengeli, dikkatli, tedbirli, temkinli yürümekte yarar var ki geriye adım atmayalım...' </i></p>

<p><i>'Türkiye’deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır ... bunca kalabalık içinde ben bu dünyayı ve düşüncemi sözde mahremiyet içinde anlattım ... sırrınız sizin sırrınızdır. Söylerseniz siz esir olursunuz.' </i></p>

<p><i>'Daima tedbirli olmalıyız, daima istişare içerisinde karar alın, ana istişare organı olan Başyüceler ne karar aldıysa onu uygulayın (Kaldı ki; Başyüceler’in lideri de kendisidir) bütün güç merkezlerine ulaşmalıyız...' </i></p>

<p><i>'Bir gün bana Ankara’da bin evimiz olduğunu söyleyin, devletin paçasından şöyle bir tutacağım, devlet uyandığında yapacağı hiçbir şey kalmayacak.' şeklinde değişik yer ve zamanlarda örgüt mensuplarına verilen talimatlarda gizliliğe atfedilen önem görülmektedir." </i></p>

<p>48. FETÖ/PDY'nin anılan Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında yer alan hiyerarşik yapılanması ile ilgili diğer hususlar için bkz. <i>Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc3YjdjYWFhLWEwMzYtMWMyMS1mMDQwLWRkNTUwZGJkYzExOQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2018/24245</a>, 8/10/2020, § 63.</p>

<p>49. Danıştay Beşinci Dairesinin Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/1/2022 tarihli ve E.2020/1197, K.2022/146 sayılı kararıyla onanarak kesinleşen 17/6/2019 tarihli ve E.2016/58146, K.2019/4158 sayılı kararında <i>"FETÖ'ye İlişkin Tespit ve Değerlendirmeler" </i>başlığı altında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Öte yandan Dairemizde derdest olan dava dosyalarında yukarıda belirtilen tespitleri destekler mahiyette, FETÖ'nün niteliğine ilişkin aşağıdaki beyanların yer aldığı görülmüştür: </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ü.ye ait Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 21/10/2016 tarihli ek sorgulama tutanağı: '…Şunu söylemem gerekiyor ki cemaat farklı sınav evlerinde kalan şahısları birbiriyle tanıştırmaz. … Bu yapı sizi asla boşta bırakmaz, yani üniversiteden mezun olduğunuzda sınav çalışma eviniz hazırdır, sınavı kazanınca mülakat referans listeniz hazırdır, bunların her aşamasından sorumlu olan kişiler vardır. …Kural olarak bu yapı gizlilik üzerine kurulu olduğundan bir evde kalan diğer evde kalan kişileri tanımazdı. Ama biz bazen tanıştığımızda kimin bizden olduğunu hissediyor ve anlıyorduk. Biz staja başladıktan sonra bize yavaş yavaş tedbire riayet etmemiz hususu anlatılmaya başlandı. …bu yapıda ciddi bir hiyerarşi söz konusuydu. Ben maaşımın bekarken %15’ini, evlendikten sonra ise %10’unu cemaate himmet olarak verdim. …Evde kalan kişi sadece ev abisini tanır. Kıdemsiz birinin üst abileri tanıma şansı yoktur. Staj esnasında bize namazınızı gizli kılın gerekirse zorunlu hallerde namazlarınızı cem edin diyorlardı. Ramazan orucunuzu tutun ancak gerekirse oruç tutmuyormuş gibi davranın diyorlardı. Bunun haricinde önemli bir husus da bize evliliğin faziletleri anlatılıyordu. …Evlilikten sorumlu abi, evlendirmeyi düşündüğü erkeğe gelerek erkekten bir vesikalık fotoğraf ve bir CV ister, devamında bu CV’yi ve fotoğrafı bir havuza atardı. Aynı işlemi bayanlar için de yapıyorlardı. Devamında evlilikten sorumlu abi kendince uygun gördüğü eş adaylarını birbirleriyle tanıştırıyordu.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan A.A.ya ait Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünce düzenlenen 23/06/2017 tarihli şüpheli ifade tutanağı: '17-25 Aralık süreci sonrası örgütün sivil imamı Erdal kod adlı şahsın katıldığı …bir toplantıda sivil imam adlicilere hitaben ‘elinizde ...siyasal iktidara ilişkin yolsuzluk ihale usulsüzlüğü vs. gibi ses getirecek dosya varsa, bu tarz ses getirecek dosyaları bekletmeyin, hemen davasını açın.’ dedi. …Örgüt mensuplarının deşifre olmasını önlemek için tedbir ya da ruhsat diye tabir edilen yöntemler uygulanmaktaydı. Bu kapsamda örneğin; cuma namazına gitmememiz, adliyede namazları ima ile (göz ile) kılmamız, eğer mümkünse namaz vakti yetişiyorsa namazları cem ederek (birleştirerek) evde kılmamız, ramazan ayında eğer belli olacaksa oruç tutmamamız ve gerektiğinde alkol almamız talimatlandırılmıştı. …Bizim mezuniyet balomuzda, o dönemki yargı bürokrasisinin hassasiyeti de gözetilerek protokol masalarından görülecek açıdaki ön sıra masalara hep örgüt üyeleri oturtulmuş ve bunlara alkol almaları talimatlandırılmıştı diye biliyorum. …Seçim</i> [2014 tarihli HSYK seçimi] <i>süreciyle ilgili son olarak belirtmek istediğim, örgütün ByLock üzerinden birbirleriyle haberleşerek Facebook’taki hâkim-savcı gruplarında ya da adalet.org’da organize bir şekilde hareket ederek bağımsız aday tanıtımlarının altına adayı övücü, parlatıcı, adayı ön plana çıkartıcı yorumlar yapılmasının sağlanmasıydı. Buna örnek olarak bir olay anlatayım; R.Ş. mahkemede yanıma gelip bana tefonundaki ByLock mesajını okuttu. Yazının içeriğinde; --Tüm arkadaşların dikkatine, şu gün şu saatte Facebook’taki hâkim savcı gruplarında ve adalet.org’da ‘</i>[İ.Ç.] <i>Gerçeği’ isimli bir paylaşım yapılacaktır. Paylaşımın altına bağımsız aday </i>[İ.Ç.]<i>yi övücü yorumlar yapıp destekleyelim … Görüldüğü üzere örgüt sosyal medyada organize bir şekilde hareket ederek seçimde başarılı olmayı amaçlamıştır. ...FETÖ yargı mensuplarını T1, T2, T3, T4, T5 üst başlığı/ tasnifi adı altında grup grup, hücre tipi yapılandırılmıştır. T3’teki bir kişinin ekstra bir tanışıklık yoksa diğerlerini bilmesi mümkün olmadığı gibi, yine T3 altında yer alan grupların da birbirini tanımaması genel kuraldır. Tedbir denilen gizlilik kurallarına riayet edilerek bu gizliliğin sağlanması amaçlanmıştır. Ama özellikle Ankara’da staj döneminde bu gizliliği sağlayamadılar. Bir çok farklı gruba mensup kişi birbirlerini bir şekilde tanıdı veya başkasından duymak suretiyle öğrendi. Ancak tedbire son derece riayet edenler kendilerini gizleyebilmiştir.' </i></p>

<p><i>Yargı mensubu olarak görev yapmış olan ve ifadesine başvurulan M.Ö.ye ait Osmaniye Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 18/10/2016 tarihli sorgulama tutanağı: 'Taşra yapılanmasında o dönemki adı ile cemaatin bu yapılanması profesyonel olarak yürütülüyordu. 2002 yılından itibaren taşra yapılanması kendi içerisinde T1, T2, T3, T4, T5 şeklinde bölümlere ayrılmıştı. ('T' taşra anlamına gelen yapılanmayı simgelerdi). T1 grubu 39 bin sicilden daha önce gelenlerdi. T2 grubu 39 bin, 42 bin sicillileri, T3 grubu 92 bin 109 bin arası sicillileri, T4 grubu daha sonraki sicillileri, T5 grubu 125 bin ve sonraki sicillileri ifade ederdi.' </i></p>

<p><i>Sonuç olarak FETÖ'nün, yıllar itibarıyla takiye (olduğundan farklı görünme) esasına dayanan uzun vadeli bir projenin aşamalarını izleyerek kurduğu strateji doğrultusunda, kamu kurumlarında ve yargı organlarında demokratik devlet düzeninden ayrıksı ve ona paralel şekilde teşkilatlanmak suretiyle ülkenin bağımsızlığını, bütünlüğünü ve demokratik hukuk devletini tehdit edici, anayasal düzene sadakat yükümlülüğüne aykırı davranışlar gösteren bir yapılanma hâline geldiği anlaşılmaktadır. Nitekim bu yapılanma tarafından 15 Temmuz 2016 gecesi anayasal düzene, demokratik kurumlara ve bizatihi Türk Milletine karşı darbe teşebbüsünde bulunulmuştur. </i></p>

<p><i>Darbe teşebbüsünün bertaraf edilmesini takip eden günlerde, söz konusu kalkışmaya dâhil olan kişilerin telefon konuşmaları ve mesajları ortaya çıkmıştır. Anayasa Mahkemesinin Aydın Yavuz ve diğerleri (B. No: 2016/22169, 20/06/2017) kararında da yer alan, darbe teşebbüsünün şüphelilerinden olan Komiser Yardımcısı E.G.nin telefonunda bulunan mesajlar bunlara örnek teşkil etmektedir. E.G.nin telefonunda, 'önemli, durum kötü, çok acil duyuru. tüm il ve ilçe imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, demokrasi, seçilmiş irade falan desinler, ama fazla da asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin açıklamalarda, hepimizi alabilirler, herkes -darbeden haberim yok TV'de gördüm ilk kez- desin, asla hükümete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın, bu gurubu kapatıyorum şimdi' şeklinde mesajların bulunduğu tespit edilmiştir." </i></p>

<p>50. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 14/4/2025 tarihli ve E.2024/1375, K.2025/829 sayılı kararında şu hususlara yer verilmiştir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>İdari işlemlerin hukuka uygunluğunun yargısal denetiminin, kural olarak söz konusu işlemlerin tesis edildikleri tarihteki hukuki duruma göre yapılması esas ise de, dava konusu edilen işlemlerin niteliğine göre idari işlemin tesis edildiği tarihten önceki dönemi ilgilendirmesi koşuluyla, yargılama sürecinde veya daha sonra ortaya çıkan tüm bilgi ve belgelerin işlemin hukuka uygunluk denetiminde göz önünde bulundurulması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, FETÖ/PDY terör örgütünün, büyük bir gizlilik ve takiye içinde Devleti ele geçirmek amacıyla yasadışı faaliyetlerde bulunduğu, söz konusu örgütle olan iltisak veya irtibatın, 21/07/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hal ilan edilmesinden çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de göz önünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsadığı değerlendirilmektedir.</i></p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Garson</i></strong><strong> Kod Adlı Gizli Tanıktan Ele Geçen Kodlamalara İlişkin Kararlar </strong></p>

<p><strong>i. Anayasa Mahkemesinin Bireysel Başvuru Kararları </strong></p>

<p>51. Anayasa Mahkemesinin <i>Ulvi Kün</i> ([1. B.], B. No: 2016/72052, 10/12/2019) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>38. Rize Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak değinilmiş, ayrıca Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile irtibatlı HTS kayıtlarına ve istihbarat raporlarına atıf yapılmıştır ... </i></p>

<p><i>39. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, 2004-2010 yılları arasında ABD'de eğitim görmesine, başvurucunun çalıştığı birimlere ve aldığı eğitimlere, mesai arkadaşları nezdinde ve çevresinde yapılan araştırma sonucu FETÖ/PDY ile iltisaklı olduğu değerlendirmesine dayanılmıştır. Bunların haricinde mahkûmiyet kararında da atıf yapılan H.Ö. adlı kişiye ait 7/3/2017 tarihli tanık ifadesi ve 7/3/2018 tarihli Veri İnceleme Raporu bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>40. Başvurucu hakkındaki veri inceleme raporu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen emniyet mahrem yapılanması soruşturmasında Garson kod isimli gizli tanığın vermiş olduğu Micro SD kart içeriğindeki bilgilere istinaden hazırlanmıştır. Bu Micro SD kart içinde FETÖ/PDY tarafından emniyet personeli ile ilgili yapılan fişleme kayıtlarının bulunduğu ve örgüt perspektifiyle örgüte bağlılık düzeyine göre emniyet personeline bazı kodların verildiği belirtilmiştir. Veri inceleme raporunda başvurucunun 'FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişiyi' ifade eden A4 koduyla kodlandığı açıklanmıştır. FETÖ/PDY'nin neredeyse ülkedeki tüm kamu kurumlarında örgütlendiği ancak Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet birimleri, yargı organları ve istihbarat birimlerinde örgütlenmeye özel bir önem verdiği ve bu yerlerin mahrem alanlar olarak ifade edildiği bilinmektedir. Yine FETÖ/PDY'nin bu alanlarda görev yapan mensuplarının örgüt içindeki yapılanmada sivil imamlara bağlı olarak faaliyette bulundukları birçok soruşturma ve kovuşturma belgesinde ifade edilmiştir. Bu kapsamda emniyet müdürü olarak görev yapmakta olan başvurucu hakkındaki veri inceleme raporuna esas dijital verinin (Micro SD kartın) FETÖ/PDY'nin emniyet teşkilatından sorumlu sivil imamları tarafından ülke çapında emniyet personeli hakkında düzenlenmiş olan birtakım kayıt ve kodları içerdiğinin ve bir gizli tanık tarafından soruşturma mercilerine verildiğinin belirtilmesi karşısında bu dijital veri içinde yer alan başvurucuyla ilgili bilgi ve olguların somut olayın koşullarında FETÖ/PDY ile başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olduğunun kabulü mümkün değildir. Nitekim anılan dijital verideki olguların Yargıtay tarafından da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar bakımından örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak kabul edildiğine işaret eden yargısal kararlar mevcuttur..."</i></p>

<p>52. Anayasa Mahkemesinin <i>Hasan Hüseyin Özan</i> ([1. B.], B. No: 2022/103754, 27/5/2025) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru, terör örgütüne üye olma suçundan verilen mahkûmiyet hükmü nedeniyle suçta ve cezada kanunilik ilkesinin ve diğer anayasal hakların ihlal edildiği iddiasına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>31. Bölge Adliye Mahkemesinin mahkûmiyet hükmüne esas aldığı tanık Y.R.nin ifadesinde, başvurucuyu 2012-2013 yıllarında birkaç kez sohbet toplantılarında gördüğünü, başvurucunun toplantılarda para verdiğini görmediği yönündeki beyanları karşısında toplantıların örgütsel niteliğine ve Yargıtayca kritik olduğu belirtilen tarihlerden sonra devam edip etmediğine ilişkin herhangi bir açıklamaya yer verilmediği görülmüştür. </i></p>

<p><i>32. Yargıtay uygulamasında ise sanıkların Garson kod adlı gizli tanıktan ele geçirilen SD kart içinde 'B4' olarak kodlanması mahkûmiyet için yeterli olmayıp bunun için destekleyici bir ifade, beyan yahut başkaca bilgi ve belge bulunup bulunmadığının araştırılması gerekmektedir (birçok karar arasından bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararı; ayrıca bkz. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 4/2/2025 tarihli ve E.2022/11020, K.2025/2707 sayılı kararı.) </i></p>

<p><i>33. Somut olayda Bölge Adliye Mahkemesi tarafından tanık Y.R.nın beyanlarında bahsedilen sohbet toplantılarına katılma eyleminin -gerçekleştirildiği tarih dikkate alındığında- neden örgütsel nitelikte bir faaliyet olarak kabul edildiğine dair herhangi bir izahat yapılmadığı gözönünde bulundurulmalıdır. Başka bir deyişle sohbet adı altındaki toplantılara katılması şeklinde mahkûmiyetinde delil olarak kullanılan fiillerinin kendisini cezai yönden sorumluluk altına sokacağını makul olarak öngörebileceği somut olayda gösterilememiştir. SD karttan elde edilen verilerle ilgili olarak yeteri kadar araştırma da yapılmamıştır. Sonuç olarak başvurucunun bu şekilde terör örgütüne üye olma suçundan mahkûm edilmesi anılan suçun başvurucunun aleyhine öngörülemez biçimde genişletici bir yoruma tabi tutulması ile mümkün olmuştur. Ortaya çıkan bu sonuç, Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrası ile bağdaşmamaktadır.</i>"</p>

<p>53. Anayasa Mahkemesinin<i> H.K.</i> ([1. B.], B. No: 2021/30997, 11/6/2024) kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Başvuru; kanun yolu incelemesi aşamasında ileri sürülen, kararın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olan esaslı iddiaların karşılanmaması nedeniyle gerekçeli karar hakkının, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen delillerin hükme esas alınması nedeniyle de hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>4. Yargılama sonucunda Mahkeme, başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 10 ay 15 gün hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiş; mahkûmiyet kararında tanık İ.K.nın beyanlarına, Garson isimli gizli tanıktan ele geçirilen hafıza kartında yer alan ve Emniyet Genel Müdürlüğü personelinin FETÖ/PDY üyeleri tarafından sınıflandırıldığı listede başvurucunun 'DERECE2:B4 (FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan kişi)' olarak sınıflandırılmasına, terör örgütünün tepe yönetiminde yer alan O.H.Ö.nün kullandığı 0 506 ... 46 numaralı GSM hattından 25/5/2009 günü saat 17.15.04'te 36 saniyelik görüşme kaydının bulunmasına dayanmıştır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>14. Başvurucu, gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartı içindeki verilerin kanuna aykırı şekilde elde edilmesi ve bu delillerin hükme esas alınması nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür ... </i></p>

<p><i>.... </i></p>

<p><i>17. Başvuru konusu olayda gizli tanık Garson'dan ele geçirilen hafıza kartında yer alan bilgilerin incelenmesi ve anlamlandırılması sonucunda hazırlanan veri inceleme raporuna, tanık beyanına ve HTS kayıtlarına dayanılarak başvurucunun mahkȗmiyetine karar verilmiştir. Başvurucu; hafıza kartının elde ediliş yönteminin hukuka aykırı olduğunu, bu delilin hükme esas alınamayacağını genel ve soyut ifadelerle ileri sürmüş ancak delilin hangi nedenle hukuka aykırı olduğuna yönelik bir açıklama yapmamıştır. Diğer bir ifadeyle somut olayın koşullarında başvurucunun bu delilin ilk bakışta ve açıkça hukuka aykırılığından söz edilmesini mümkün gösterecek nitelikte bir şikâyeti yoktur. Anılan delilin kanuni düzenlemelere uygun şekilde elde edilmediği ve elde ediliş yöntemi açısından hukuka aykırı olduğu hususunda derece mahkemelerince de bir tespitte bulunulmamıştır. Bu durumda somut olayda hakkaniyete uygun yargılanma hakkına yönelik açık ve görünür bir ihlalin olmadığı sonucuna ulaşılması gerekir." </i></p>

<p><strong>ii. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>54. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 15/1/2025 tarihli ve E.2023/26776, K.2025/1399 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından düzenlenen Veri İnceleme Raporunda 4. sınıf emniyet müdürü olan sanık hakkında 'FETÖ mensubiyeti olan, sadakati ve bağlılığı olan ancak bazı konuları sorgulayan veya zaafı olan' kişileri ifade eden (B4) kodu ile kodlandığının belirtilmesi karşısında, ilgili birimlere yazı yazılarak gizli tanık Garson’dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde sanık hakkında güncel liste bilgilerinin bulunup bulunmadığı hususu araştırılarak varsa dosya içerisine getirtilmesi, ayrıca güncel liste bilgilerinde sanığın öğretmeni ve zümre başkanı olarak belirtilen şahısların açık kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ile haklarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütü üyeliğinden soruşturma veya kovuşturma yürütülüp yürütülmediği araştırılarak, tespit edilmesi halinde ilgili dava dosyaların onaylı suretlerinin getirtilip incelenmesi ile söz konusu kişilerin tanık sıfatıyla ifadelerine başvurulması ile UYAP örgütlü suçlar bilgi bankasında sanık hakkında herhangi bir beyan yahut ifade olup olmadığı araştırılıp bulunması halinde beyan ve ifadelerin onaylı örneklerinin dosya arasına getirtilerek elde edilen tüm bilgi ve belgelerin 5271 sayılı CMK’nın 217. maddesi uyarınca duruşmada sanık ve müdafiine okunarak diyecekleri sorulduktan sonra bir karar verilmesi gerekirken, eksik araştırma ile yazılı şekilde hüküm kurulması, </i>[bozmayı gerektirmiştir.]</p>

<p><i>..." </i></p>

<p>55. Yargıtay 3. Ceza Dairesinin 11/12/2023 tarihli ve E.2022/32832, K.2023/10379 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>2. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından 2017/68532 soruşturma numarasına kayden yürütülen soruşturma kapsamında, gizli tanık Garson'un, gerek Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesinin 2017/250 Esas sayılı dosyasında verdiği 16.02.2018 tarihli, gerekse Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca alınan 18.04.2017 ve 27.04.2017 tarihli (Kom Daire Başkanlığında alınan) ifade tutanaklarında belirtildiği gibi, anılan örgütün mahrem yapılanması içerisinde yer alan Emniyet Genel Müdürlüğüne sızmış mensupları ile bunlardan sorumlu mahrem imamlarının örgütle irtibatı, bağlılık derecesi ve örgütsel konumu gibi stratejik önemi haiz bilgilerin kaydedildiği dijital materyallerin, Ankara 5. Sulh Ceza Hakimliği'nden alınan 18.04.2017 tarih ve 2017/2920 Değişik iş sayılı karara istinaden incelenmesi neticesinde elde edilen bilgilere ilişkin raporların, müsnet suç yönünden; gizli tanık tarafından teslim edilen dijital materyallere dayanılarak düzenlenmiş, sanığın örgütle irtibatını ortaya koyan bir delil olarak kabul edilmesinin hukuka uygun olduğu belirlenmekle, </i></p>

<p><i>Dosya içerisinde yer alan örgüt mensubu gizli tanık Garson'dan ele geçirilen micro SD kart üzerinde yapılan inceleme sonucunda Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Daire Başkanlığı tarafından hazırlanan Veri İnceleme Raporuna göre, sanığa ilişkin 'DERECE 1' ve '2015 MART ALAN' başlıklarının 'FETÖ içerisinde olup, örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağırıldığında gelme-sigara, karşı cins-namaz)' kişileri ifade eden 'EA' koduna, 'ALAN' başlığının '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan FETÖ mensuplarının tekrar kazanılması ile ilgili bir kodlama' anlamına gelen 'SC' koduna, 'AD' başlığının ise '17/25 Aralık sürecinden etkilenmiş olan tekrar kazanılmaya üçüncü derecede yakın kişiler' anlamına gelen 'SCC' koduna karşılık geldiği şeklindeki bilgilerin bulunması karşısında, sanığın örgütün operasyonel faaliyetlerinin başlamasından ve görünen yüzünün ortaya çıkmasından sonra da örgütsel bağlantısını devam ettirip ettirmediğinin kuşkuya yol açmayacak şekilde belirlenebilmesi amacıyla; öncelikle kamuoyunda, yazılı ve görsel basında Garson adlı gizli tanıktan elde edilen SD kart üzerinde son dönemde yapılan çalışmalar neticesinde yeni bilgilerin elde edildiğinin ve şifreli dokümanların çözümlendiğinin belirtilmesi karşısında, öncelikle yeniden ilgili makamlara yazı yazılarak sanık hakkında güncellenmiş bilgiler bulunup bulunmadığının tespit edilmesi ve var ise dosya içerisine getirtilmesi, anılan raporda 'öğretmeni' olarak yer alan 'HAMİT' isimli şahsın ve vekil numarasının '162601' olduğunun belirtilmiş olması dikkate alınarak 162601 sicil numaralı polis memurunun gerçek kimlikleri tespit edilip, söz konusu şahıslara ve ayrıca -162601 sicil numaralı polis memurunun</i> [H.U.]<i> isimli şahıs olmadığının tespiti halinde- aynı Raporda 'vekili' olarak yer alan</i> [H.U.ya]<i> yönelik silahlı terör örgütüne üye olma suçundan herhangi bir soruşturma ya da kovuşturma olup olmadığının belirlenmesi, var ise söz konusu şahısların tüm aşama ifadelerinin ve veri inceleme raporlarının getirtilmesi, ayrıca UYAP'ta oluşturulan örgütlü suçlar bilgi bankasında, KOM ve TEM Daire Başkanlıkları nezdindeki tanık beyanlarını içeren veri bankası ile ByLock veri havuzunda sanık ile ilgili başkaca bir beyan yahut delil olup olmadığının tespit edilmesi, elde edilecek tüm delillerin ve hükümden sonra dosyaya UYAP sistemi üzerinden 14.10.2021 tarihinde gelen</i> [H.M.Ö.nün]<i> ve elde edilecek tüm diğer delillerin 5271 sayılı Kanun'un 217 nci maddesi uyarınca duruşmada okunup tartışılması ve var ise beyanda bulunan şahısların mahkeme huzurunda beyanlarının alınması neticesinde sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde yazılı şekilde beraat kararı verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>iii. Danıştay Kararları </strong></p>

<p>56. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/5/2024 tarihli ve E.2023/22293, K.2024/8394 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>3- Kodlama Sistematiğinin İşleyine Dair Diğer Beyanlar </i></p>

<p><i>UYAP üzerinden erişilen ceza yargılaması kayıtlarının incelenmesinden, örgüt tarafından oluşturulan kodlama verilerinin anlamlandırılmasına yönelik olarak, gizli tanık Garson tarafından ifade edilen bilgiler ile örtüşen beyanlar bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/18927 sayılı soruşturması kapsamında, M.K.’nın Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünce alınan 05/05/2017 tarihli ifadesinde, 'Benim grubumda yer alanların tamamı polis memuruydu. Çoğunluğu karakol ve asayiş birimlerinde çalışan sivil ve resmi polislerdi. KOM, TEM, İstihbarat birimleri ile rütbeli personeller özel birim olarak kabul edilir bunların sohbet verenleri de özel olarak seçilirdi o yüzden benim grubumda bu kişiler yoktu. Biz hatta bu sohbet veren kişilerinde kim olduğunu bilmezdik. O birimlerin ayrı ayrı kodları olur. Örneğin İngilizce Coğrafya Tarih gibi kod isimleri farklı verirdi. Ancak benim ilgilendiğim polislerin bir kodlaması varmı yokmu bilmiyorum. Çünkü bizim bölümlerimiz kritik bölümler değildi. İ.T. 2013-2014 ortalarına kadar bizden sorumlu idi. 2014 ten sonra Hacılarda Sosyal Bilgiler öğretmeni olan BEYAZIT kod adlı B.E. geldi. Bu sorumlularda bir flash bellek bulunur bu flash belleklerin kod adı YGS dir. Flash Bellek içerinde kim hangi bölüme bakıyor ilgilendikleri kişiler kimlerdir. Bu kişilerin bilgileri yer almaktadır. Bu bilgilerde sohbetlere katılan her bireyin mesleki ailevi ve kişisel iletişim bilgileri, bu kişileri ilgi alanları zaafları özel yetenekleri eğitim bilgileri hangi alanda kullanılabileceği, örgüte ne kadar himmet verdiği, ne kadar yardım yapabileceği bilgileri ile kimlerin cemaate dahil edilebileceği yeni atanan tüm memurların kişisel bilgileri bu memurlardan cemaate dahil edilebilecekler ve edilemeyeceklerin başka cemaatlerle ilgisi bulunanların bilgileri yer alır. Bu kişilere sınıflama kodu verilir. Sınıflama kodunda 1 Kodlu kişiler cemaate gelmeyen ancak gelme ihtimali olan özellikteki kişileri gösterir 3 Kodlu kişiler Cemaat sohbetlerine düzenli katılan kişileri gösterir, 4 KOD lu kişiler Sohbetlere düzenli gelmekle birlikte himmet ve yardımlarını düzenli yapan kişileri gösterir bu kişilere Eşit Ağırlıklı (EA) Kodu da denilir, 5 Kodlu kişiler Aktif olarak örgütçe görevlendirilebilecek kadar örgüte sadık kişileri gösterir, 5 Kodununda bölümleri vardır örneğin 5 A Kodlu kişi listesi Sorgusuz bütün verilen görevleri yapabilecek kişileri gösteren listedir. Ben bu listeyi B.E. nda gördüm bana göstermesinin nedeni de bir gün benden sohbet verdiğim kişilerle ilgili detaylı özel hayatı gerektiren bilgiler sorunca ben de neden böle bir soru soruyorsun dediğimde kendisi İnternet Bağlantısı olmayan sadece bu flaşın takılı bulunduğu ve kendi sorumluluğunda bulunan bilgisayara bu flaşı taktı ve bana bu bilgileri gösterdi. Hatta kendimi bu listede 5. KOD da gördüm. Bu flaş bellek her bilgisayarda çalışmaz TRUECRYPT denilen Disk şifreleme programı ile çalışmaktadır. Bu program yine hem flashta olmalı hem bilgisayarda olmalıdır aksi takdirde bu flash yine kullanılamaz. Bana gösterdiği EXCELL formatlı bu listede sadece benim bilgilerimin yerini bana gösterdi. Bu listede benim sohbet verdiğim Kayseri deki tüm polis memurları bu listede benim ismimin altında yer alıyordu. Bu sistemi kimseye göstermezler gizliliği için çok büyük çaba sarfederlerdi.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle kendisinin 5. derecede kodlandığını ikrar suretiyle teyit etmesinin yanı sıra, örgütün kodlama sisteminin işleyişini, veri giriş sisteminde belirli bir programa ve şifrelemeye ihtiyaç duyulduğunu, veri girişinin mahrem sorumlular tarafından yapıldığını, örgütün kodlamaya muhatap olan kişileri nasıl derecelendirdiğini açıklayan bilgiler verdiği, </i></p>

<p><i>Adana Cumhuriyet Başsavcılığı Terör Suçları Soruşturma Bürosunun 12/06/2019 tarih ve İddianame No:2019/1896 sayılı iddianamesinde yer verilen M.F.T.’nin Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/13608 sayılı soruşturma dosyası kapsamında alınan ifadesinde, '..Bizlerin bu yapı içerisindeki görevlerimize gelince Sohbet gruplarına katılan polislerin öncelikle listeleri oluşturulurdu, bu listeleri sohbet hocalığı yapan benim bir altımda bulunan sohbet grup abileri herkes kendi grubunda bulunan personelin listesini hazırlar ve bu sohbete katılan polis memurları hakkında gerekli bilgileri düzenleyerek şahısların sohbete katılımları, himmetlerini düzenli verip vermediklerini ve sadakatlarını ölçeklendirme yapılarak 1-3 ve 5 numara ile derecelendirilerek şahsın bağlılığını gösterirdi. Bu dereceler içerisinde en yüksek derece 5 oluyordu bu derece ile derecelendirilen memur Fetö Terör örgütüne cemaate yani hizmete bağlılığı olduğu anlaşılırdı, en düşük derecede bulunan memurlara da herhangi bir dışlama söz konusu olmazdı aksine şahıslar ile daha çok ilgilenilmesi gerektiği belirtilirdi. Bu hazırlanan listeler rapor halinde bizden sorumlu olan Emniyet Müdürlüğü Polis memurlarından sorumlu olan imam olan C.D.nin bizleri ziyarete geldiğinde, bende sohbet gruplarında sorumlu abileri çağırıp gerekli bilgileri bu abimize verirlerdi C.D.’de yanında getirdiği bilgisayarına bunları kayıt ederdi ...' yönünde beyanda bulunmak suretiyle kodlamanın nasıl yapıldığı hakkında bilgi verdiği: </i></p>

<p><i>Adana 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 2016/32 esas sayılı dosyasındaki 14/12/2017 tarihli duruşma tutanağında yer verildiği üzere, A.K.nın Adana Cumhuriyet Başsavcılığının 2017/56109 soruşturma sayılı dosyası kapsamında alınan 04/05/2017 tarihli ifadesinde, “Bu kamp daha önce belirttiğim villada gerçekleşti. Bu kamp yıllık olarak belirli periyotlarla yapılan personel yetiştirme programlarından birisiydi. Benim yeni katılmam nedeniyle ayrıntılı olarak gerçekleşti. Hem maneviyat olarak yani kuran tecviti, risale bilgisi dini bilgilerin yanında mesleki bilgiler öğretiliyordu. Mesleki bilgiden kasıt Emniyet Müdürlüğü teşkilatını ayrıntılı olarak anlatıp cemaatin bu teşkilattaki faliyetleri anlatılıyordu. Polis memuru ile amir arasındaki farklar, komiser olmanın şartları, müdür olabilmenin şartları, müdürlerin kaç yıldızının bulunduğu, müdürlerin dereceleri ve yükselme şartları, hangi derecedeki müdür hangi göreve getirileceği anlatılmıştı. Villada başlayan sinevizyonlu seminerlerde ayrıntılı bilgiler aldık. Cemaat için en önemli birimlerin Terör(Tarih), Kaçakçılık(kimya), istihbarat(İngilizce) olduğu belirtilmişti. Amaç özellikle bu birimlere kendi adamlarımızı yerleştirmekti. Cemaat benim geldiğimde çok kan kaybetmişti. Özellikle bu üç birimdeki elemanı azaldığı için yapılacak operasyonları eskisi gibi önceden bilemiyordu. Bazen bize özellikle soruluyordu yokmu içerden haber alabilecek biri diyerek tepki veriliyordu. Bir örnek verecek olursam; emniyet bazı araçlar ayarlamış ve bazı cemaatçileri takip ediyormuş, bu bilgi üzerine harekete geçtiler ve bize de alttakilere sormamızı istediler bu araçların plakaları nedir kim öğrenebilir diye araştırmaya başladılar. Daha önceden olsaydı cemaat bu plakaları çok çabuk bulabilirdi. Seminerlerin en önemli gündem maddesi polislerin manevi durumları hakkındaydı. Her bir memurun okuması ve dinlemesi için maneviyat hedefleri burada belirleniyordu. Tabloya yansıtılıyordu. Ayrıca bu seminerde ilgilenilen kişilerden bahsediliyordu. Cemaat kendisine yakın kişilerin yanında dışarıdan kişiler kazanıyordu, bunun listesi yapılmıştı. Bazen kendi personelini kaybediyordu fakat bunları yine bırakmıyor ve ümit arıza denilen grup oluşturup bu başlık altında sohbet ağabeylerine teslim edilip diğer memurlar tarafından ilgilenmesi sağlanıyordu. Bu şekilde geçmiş hafızası kaydedilip kontrol ediliyordu. Seminer içerisinde bütün emniyet birimleri ve alt birimleri anlatılıp bunlara kod isimler verilmişti. Dışarda konuşmalarda ve iletişim araçlarında emniyet birimlerinin kod isimleri ile bahsedilirdi. Bu yetiştirme seminerlerinde emniyetin hiyerarşik yapısı, yükselme ve terfi işlemleride anlatılmıştı. Bir personelin iş yerinde nasıl tedbir yapacağı, arkadaşları ile nasıl konuşacağı apartmandaki komşularla nasıl konuşacağı hayatını dışarıya nasıl aksettireceği çocuğunu hangi okula yazdıracağı bu kamplarda ayrıntılı anlatılmıştı. Yani bu kampta benim yapacağım işin her ayrıntısı anlatılmıştı.' şeklinde beyanda bulunmak suretiyle örgütün bütün emniyet birimleri ve alt birimleri dahil olmak üzere özellikle kadrolaşmak yönünden önemli gördüğü birimleri 'tarih (terör)', 'kimya (kaçakçılık)' ve 'ingilizce (istihbarat)' olarak kodladığı ve bu birimlerden kritik bilgiler edinmeye çalıştığı hakkında bilgi verdiği; </i></p>

<p><i>Artvin Cumhuriyet Başsavcılığının 15/02/2018 tarih ve İddianame No:2018/72 sayılı iddianamesinde yer aldığı üzere, 2017/1652 soruşturma sayılı dosyasında şüpheli olan B.Y.’nin ifadesinde özetle, '2012 ile 2016 yılları arasında Artvin ilindeki emniyet mahrem yapısı içerisinde örgüt mensubu polis memurluğundan geçme komiser ve komiser yardımcılarından sorumlu olarak görev aldığını, mahrem yapılanma hakkında detaylı şekilde bilgi sahibi olduğunu, mahrem yapının Türkiye'de beş büyük bölgeye ayrıldığını, küçük illerin birleşerek beş büyük bölgeden birine bağlandığını, bir kaç ilin birleşmesi ile alt bölgeler oluşturulduğunu, illerde 'müdür, zümre başkanı ve öğretmen' olarak adlandırılan birimlerin olduğu, öğretmenlerin kendi aralarında 'rehber, ümitçi, arama-taramacı, sosyal medyacı ve kasa' olmak üzere görev bölümü yapıldığını, akademiden mezun olan ve komiser yardımcısı ve yukarı rütbedeki memurlardan 'üniversite öğrencisi' diye adlandırıldığı, polis ve baş polis memurlarının 'lise öğrencisi' olarak adlandırıldığı, meslekten geçen komiser yardımcısı, başkomiser ve müdür rütbesinde bulunan memurların yüksek okul öğrencisi olarak adlandırıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarının özelliklerine göre harf ve rakamlarla katagorize ettiklerini, bu şekilde örgüt içerisindeki konumlarının tayin edildiğini, mahrem yapı içerisinde Uğur kod adını kullandığını, meslekten geçen komiser ve komiser yardımcılarından Artvin ilinde yalnızca kendisinin sorumlu olduğunu, emniyet içerisindeki tayinlerin bilgisi ve onayı dahilinde yapıldığını, mahiyetinde bulunan komiser ve komiser yardımcılarından düzenli olarak kendi evinde veya komiser ve komiser yardımcılarının evinde sohbet yaptığını, bir çoğuna bylock isimli programı yüklediğini, himmet adı altında maaşının belli bir kısmını aldığını, kurban parası aldığını, mahiyetinde bulunan kişilere karşı yapmış olduğu faaliyetleri Trabzon ilinde bulunan üstü konumundaki Turgut kod adlı Y.K.'ya ilettiği(ni)…' belirtmek suretiyle içerisinde mahrem sorumlu olarak görev aldığı örgütün bölge ve il yapılanması, görev dağılımı, rütbeli ve rütbesiz personelin ne şekilde kodlandığı, kodlama sistemi, kodlama sistemine bağlı olarak atamaların yapıldığı hususlarında bilgiler verdiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, örgütün kodlama sisteminin işleyişine ve ne için kullanıldığına dair bilgiler içeren yukarıdaki beyanların dışında, kodlama verilerinin ne anlama geldiğini ve doğruluğunu teyit eden ifadelerin de bulunduğu görülmektedir: </i></p>

<p><i>Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2018/10364 ve 2021/7818 iddianame numaralı iddianamelerinde yer verildiği üzere, A.K., S.K. ve H.Ş. isimli kişiler hakkında düzenlenen sırasıyla 21/12/2018, 24/10/2019 ve 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporlarında adı geçenlerin 'vekili' olarak kodlandığı görülen A.G. isimli kişinin ifadesinde '...Bana hitaben sen başka bir grupla beraber olacaksın ve grubun 4 kişi olacak dediler. Bunu bana Mesut isimli sivil şahıs söyledi. Süreçten önce sohbetlere katılan ve sonra bırakan bazı isimler vardı, Bu isimler A.K., Y.D. isimli şahıslardır. Yeni grupta ise C.E. ders verecek olan şahıs, H.Ş., S.K. ve ben yer aldık. Genel her hafta grup içinde birimizin evinde toplanıyorduk. Sohbet edip dini konular hakkında görüş alışverişinde bulunuyorduk. Bizim bu grupla Harun isimli sivil bir şahıs ilgilenmeye başladı...' beyanında bulunmak suretiyle 'vekil' kavramının sivil sorumlunun yerine görev yapan sorumlu kişi anlamına geldiği ile anılan iddianamede yer verildiği üzere A.G.nin kendisi hakkındaki 'SAYV' kodlamasının doğruluğunu teyit ettiği görülmektedir. </i></p>

<p><i>İ.B. isimli kişinin Bursa 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 09/7/2018 tarihli, E:2016/383, K:2018/235 sayılı kararında İ.K. isimli kişi hakkında verdiği ifadesinde, '2007 veya 2008 yılında olay yeri şube abisi olduğunu, sanığın (İ.K.) grup abisi olarak kendisinin yardımcısı olduğunu' belirtmek suretiyle kendisinin şube abisi olduğunu ve İ.K. isimli şahsın yardımcısı olduğunu ikrar ederken, aynı zamanda İ.K. hakkında düzenlenen 01/11/2019 tarihli veri inceleme raporunda İ.K.nın 'vekil' olarak kodlandığı yönündeki bilgiyi teyit ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>6- Kodlama Verisi Tespitinin Davacı Yönünden Değerlendirmesi </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında 'EA' olarak, 'ALAN' kısmında 'SC' olarak, 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun 'FETÖ içerisinde olup örgüt benim örgütüm diyen ancak bazı zaafları olan (himmet verme-kampa kalma-her çağrıldığında gelme-sigara-karşı cins-namaz) kişileri' ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'alan-içi' kategoride, 'EA' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Öte yandan, emniyet personeli olması nedeniyle Anayasal düzene hassasiyetle ve ara vermeksizin sadakat gösterme yükümlülüğü bulunan davacının, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle Anayasal sadakat bağı koptuğundan, daha sonra, serhat kategorisinde, 'SCD' alt kodu ile kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali ile dava konusu işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 11/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun '2015 MART ALAN' kısmında davacının 'EA' olarak, raporun 'AD' kısmında ise 'SCD' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SCD' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarenin temyiz isteminin reddi ile dava konusu işlemin iptali, işlem nedeniyle yoksun kalınan tüm özlük ve parasal haklarının dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalı idare tarafından davacıya ödenmesine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yönündeki Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla, çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>57. Danıştay Beşinci Dairesinin 30/9/2024 tarihli ve E.2024/6129, K.2024/13691 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 25/08/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun '2015 Mart Alan' ve 'ALAN' kısımlarında 'DİL' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Ayrıca, davalı idare tarafından temyiz aşamasında dosyaya sunulan, davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun incelenmesinden, davacının raporun '2011 ALAN' ve '2012 NİSAN ALAN' kısımlarında 'EA' şeklinde kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi için tek başına dikkate alınabilecek somut veri niteliğinde olduğu; öte yandan örgüt tarafından 'EA' koduyla 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmanın, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı; 'alan-içi' kategorideki 'EA' kodunun, 'EA ibaresi, örgüt üyesi olan, örgüt için çalışan ve örgütü benimseyen ancak belli başlı noktalarda eksikliği olduğunu değerlendirdiğimiz kişilerdir. Kodun ön veya arka kısmına konulan X, S ve ? ibareleri şahıs hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanılırdı.' şeklinde ifade edildiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, temyiz aşamasında dosyaya sunulan davacı hakkındaki 30/05/2024 tarihli veri analiz raporunun davacıya tebliğ edilip, varsa cevabı alındıktan sonra, davacı hakkındaki 'EA' kodunun ve bu kodun içerisinde yer aldığı kategorinin karşılığı olarak tanımlanan aşama ve faaliyetlerin değerlendirilmesi suretiyle, davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisak veya irtibatının bulunup bulunmadığının karara bağlanması gerektiğinden, 'kodlamanın FETÖ mensubu olmayan kişileri belirtmek için kullanılan kodlamalardan olduğu' gerekçesiyle dava konusu işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı özlük ve parasal haklarının yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>58. Danıştay Beşinci Dairesinin 24/9/2024 tarihli ve E.2024/6183, K.2024/13216 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, raporun '2015 MART ALAN' kısmında 'SDİL3' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; öte yandan davacının örgüt tarafından 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olmasının, örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve çoğu zaman örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak gibi faaliyetlerden geçirilmiş olması ve söz konusu bu faaliyetlerde bulunmayı iradi olarak tercih etmesi suretiyle, Dil1 ve Dil2 aşamalarını geçerek 'alan-içi' kategoriye aktarılmaya en yakın aşamaya gelmesini ifade ettiği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, 'SDİL3' şeklinde kodlanmış olması karşısında beyanlarına itibar edilmeyen davacının, FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı ve irtibatlı olduğu sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY : </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'ilgi' kategorisinde 'Dil3' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... örgüt tarafından 'Dil3' kodlamasının karşılığı olan tanımlamanın 'toplantılara katılmak, diğer grup üyeleriyle tanışmak, himmet vermek, çoğu zaman mahrem sorumlu ile tanıştırılmak, alana aktarım aşamasına gelmek, mahrem sorumlu ile tanıştırılmak' hususlarını içerdiği görülmekle birlikte, 'ilgi' kategorisinin yaklaşık 9 aylık süreçte geçirilen Dil1,Dil2 ve Dİl3 safhalarından oluştuğu, bunlardan 'Dil3' safhasının yaklaşık 3 aylık süreye tekabül ettiği, bir kişinin bir sonraki safha olan 'alan-içi' kategorideki bir kod ile kodlanmadıkça, 'Dil3' kategorisi için tanımlanan faaliyetlerin ilk aşamasında mı olduğu, yoksa bu kategori için tanımlanan faaliyetlerin hepsinden geçirilip alana aktarım aşamasına mı geldiğinin tespit edilemediği hususu, bu şekilde kodlanmış kişinin henüz örgütün etki alanı içerisine girmeyip, örgüte kazandırılma aşamasında olduğu hususu ile bir arada değerlendirildiğinde, hakkındaki veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt kısımlarındaki ek verilerle veya bakılmakta olan dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit ile desteklenmedikçe 'Dil3' olarak kodlanmış olmanın tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 30/09/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunda 'SDİL3' olarak kodlandığı ve gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında örgüt ile iltisaklı veya irtibatlı olduğunu gösterir nitelikte başka bilgi, belge veya tespit bulunmadığı görülmekle, dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idare temyiz isteminin reddiyle; dava konusu işlemin iptali yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararının yukarıda yer verilen gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p>59. Danıştay Beşinci Dairesinin 7/3/2024 tarihli ve E.2022/15622, K.2024/2527 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Davacı hakkındaki 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun incelenmesinden, davacının örgüt tarafından, veri inceleme raporunun 'DERECE 1' kısmında 'SC' olarak kodlandığı görülmektedir. </i></p>

<p><i>Yukarıda değinildiği üzere, örgüt kodlama verilerinin hukuka uygun ve örgüt ile iltisak ve irtibatın bulunup bulunmadığını ortaya koymaya tek başına yeterli olacak nitelikte somut bir veri olduğu; davacının örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlamış olmasının, daha önce örgüt tarafından 'alan-içi' kategorisinde kodlandığını teyit ettiği, 'alan-içi' kategorisinde kodlanmış olmasının ise davacının örgütün toplantılarına katılmak, diğer grup üyeleriyle tanıştırılmak, örgüt tarafından verilen görevleri yerine getirmek, örgüte himmet vermek ve örgütün mahrem sorumlusu ile tanıştırılmak şeklindeki faaliyetlerden geçirildikten sonra, mahrem sorumlunun onayını almak suretiyle örgütün etki alanı içerisine dahil edilmiş olmak anlamını taşıdığı sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, örgüt tarafından 'alan-içi' kategoride kodlanmış olması nedeniyle, örgütle iltisaklı ve irtibatlı olduğu anlaşılan ve Anayasal düzeni değiştirmeyi amaçlayan söz konusu örgüt ile itisaklı ve irtibatlı olmak suretiyle, Anayasal sadakat bağı kopan davacının, daha sonra çeşitli sebeplerle örgütten uzaklaşma sürecinde 'serhat' kategorisinde kodlanmış olmasının, bu sonucu değiştirmeyeceği anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, dava konusu işlemin iptali ve anılan işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesi yönündeki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>...</i>​</p>

<p><i>KARŞI OY: </i></p>

<p><i>Çoğunluk kararında da belirtildiği üzere, gizli tanık Garsondan elde edilen kodlama verileri, ilgililerin FETÖ/PDY terör örgütü ile irtibat ve iltisakının değerlendirilmesinde dikkate alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğindedir. </i></p>

<p><i>Bu çerçevede, 'alan-içi' kapsamında kodlanan kişilerin kodlama tanımlarına bakıldığında, örgütle irtibat ve iltisaklı olduklarında herhangi bir tereddüt bulunmamakla birlikte, örgütün kodlama sisteminde 'alan-içi' kapsamında kodlanmış iken, daha sonra 'ümit' kapsamında 'C', 'CA', 'CB', 'CC', 'CD', 'CE', 'DA' veya 'DP' olarak; 'serhat' kapsamında 'SC', 'SCA', 'SCB', 'SCC', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' olarak kodlanmış kişilerin durumunun ayrıca tartışılması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>'</i><i>alan içi' kategoride kodlanan ancak çeşitli sebeplerle örgütten ayrılan ve ayrıldıktan sonraki dönemde fiilen temasın kurulmadığını ifade eden 'CD', 'CE', 'DA', 'DP', 'SCD', 'SCE', 'SDA' veya 'SDP' ile kodlanmış olan kişi hakkında, bu kodlamanın aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmadıkça, bu kişinin örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Son olarak, 'ümit' kategorisini tanımlayan 'C' kodu ile 'serhat' kategorisini tanımlayan 'SC' kodlarından birisiyle kodlanan, ancak bu kategoriler içerisindeki alt kodlardan birisiyle kodlandığı bilgisi bulunmayan kişilerin ise, yukarıda değinildiği üzere kişinin örgütle iltisak ve irtibatını gösterdiği değerlendirilen 'CA', 'CB', 'CC' veya 'SCA', 'SCB', 'SCC' alt kodlarıyla mı, yoksa iltisak ve irtibatını göstermeye yeterli görülmeyen 'CD', 'CE', 'DA', 'DP' veya 'SCD', 'SCE', 'SDA', 'SDP' şeklindeki kodlardan birisiyle mi kodlandığı tespit edilemediğinden, 'C' veya 'SC' ile kodlanmanın başka bilgi, belge veya tespitle desteklenmedikçe, tek başına kişinin örgüt ile iltisak ve irtibatını ortaya koymaya yeterli olmayacağı anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>Davacı hakkında düzenlenen 01/11/2022 tarihli veri inceleme raporunun 'DERECE1' kısmında davacının 'SC' olarak kodlandığı bilgisine yer verilmiş olması, öte yandan gerek veri inceleme raporunun kurs taksidi, ofis, etüt başlıkları altında, gerekse dosya kapsamında, davacı hakkındaki 'SC' kodlamasının aksini ortaya koyan esasa etkili bilgi, belge veya tespit bulunmaması karşısında, davacının örgüt ile irtibat ve iltisakının kesildiği ve bu nedenle dava konusu işlemin iptali gerektiği sonucuna varılmıştır. </i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davalı idarelerin temyiz isteminin reddiyle, dava konusu işlemin iptali ve işlem nedeniyle davacının yoksun kaldığı parasal haklarının ödenmesi gereken aylar için ayrı ayrı işletilecek yasal faiziyle birlikte ödenmesi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin Bölge İdare Mahkemesi kararının yukarıdaki gerekçeyle onanması gerektiği oyuyla çoğunluk kararına katılmıyoruz." </i></p>

<p><strong>c. Yargılama Usulüne İlişkin Danıştay Kararları </strong></p>

<p>60. Danıştay Beşinci Dairesinin 28/9/2021 tarihli ve E.2019/2, K.2021/2733 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>Ankara 11. İdare Mahkemesinin 14/05/2018 tarih ve E:2016/3550, K:2018/1053 sayılı kararında; 25/07/2016 tarih ve 1075 sayılı Bakanlık Oluru ile oluşturulan kurul tarafından davacının durumunun incelenmesi üzerine terör örgütüne üyelik, mensubiyet, irtibat ya da iltisakı olduğunun değerlendirildiği, yine aynı Bakanlık bünyesinde Başkatip olarak görev yapan davacının eşi </i>[B.D.nin]<i> de kamu görevinden çıkarıldığı, buna karşı açılan davanın da Ankara 15. İdare Mahkemesinin E:2016/3572, K:2018/257 sayılı kararı ile reddedildiğinin görüldüğü, bu durumda davalı idare tarafından 667 sayılı KHK uyarınca FETÖ/PDY terör örgütüne üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut irtibatı olduğu değerlendirilen ve yapılan inceleme ile hakkındaki bu kanaat belirginleşen davacının kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>...Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 2. İdare Dava Dairesinin 27/06/2019 tarih ve E:2018/2142, K:2019/1482 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20.maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirmenin gösterildiği, Mahkemece davacının irtibat ve iltisakına yönelik değerlendirmenin dayanaklarının davalı idareden sorulması üzerine, anılan ara karara cevaben söz konusu tespitlerin davalı idarece yargılama esnasında dosyaya sunulmasına rağmen Mahkemece anılan tespitler değerlendirilmeksizin salt idarede oluşan kanaatin yeterli olduğu ve aynı Bakanlıkta görev yapan eşinin de kamu görevinden çıkarıldığı, anılan işleme karşı açılan davanın ilk derece mahkemesince reddedildiği gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Bu nedenle, Mahkemece öncelikle; davalı idarece dava dosyasına sunulan, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi, gerek görülmesi halinde yeniden sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Öte yandan, yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..."</i></p>

<p>61. Danıştay Beşinci Dairesinin 9/11/2021 tarihli ve E.2019/5096, K.2021/3539 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>...Mersin 1. İdare Mahkemesinin 08/03/2018 tarih ve E:2017/963, K:2018/338 sayılı kararında; uyuşmazlık konusu olayda; gerek davacı hakkında FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak olup olmadığı hususunun ortaya konulması amacıyla cezai soruşturmanın devam etmesi gerekse de davalı Merkez Bankasınca bu kapsamda yapılan incelemede davacının FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak değerlendirmesini yapması hususunda yetkili Merkez Bankası Yönetim Komitesinin ortak kanaatleri göz önünde bulundurularak tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır. Belirtilen gerekçelerle davanın reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... Davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvurulması üzerine Konya Bölge İdare Mahkemesi 3. İdare Dava Dairesinin 28/09/2018 tarih ve E:2018/1071, K:2018/1433 sayılı kararıyla; istinaf başvurusuna konu İdare Mahkemesi kararının hukuka ve usule uygun olduğu ve davacı tarafından ileri sürülen iddiaların söz konusu kararın kaldırılmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 45. maddesinin 3. fıkrası uyarınca istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Dava konusu işlemin sebep unsuru yönünden hukuki denetiminin yapılabilmesi; bu değerlendirmeyi haklı kılan maddi sebeplerin yargılama esnasında davalı idarece ortaya konulmasına ve izah edilmesine bağlıdır. Bu konudaki yükümlülük şüphesiz öncelikle dava konusu işlemi tesis eden davalı idareye aittir. Bununla birlikte idari yargı mercilerince 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesinde öngörülen resen araştırma ilkesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için her türlü inceleme ve araştırmanın yapılması da mümkün hatta olayın niteliğine göre gereklidir. </i></p>

<p><i>Dava dosyasının incelenmesinden; davalı idarece, davacının 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin 4. maddesi uyarınca kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işlemin gerekçesi olarak davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu yönündeki değerlendirme gösterilmiş ise de; bu değerlendirmenin dayanaklarının yargılama esnasında davalı idarece dosyaya sunulmadığı gibi mahkemece de bu yönde bir araştırma yapılmayarak salt bu değerlendirme ve davacı hakkında ceza soruşturması yürütülmesi gerekçe gösterilerek davanın reddine karar verildiği görülmüştür. </i></p>

<p><i>Öte yandan İdare Mahkemesi tarafından davacı hakkında ceza soruşturmasının devam etmesi hususu ret kararına gerekçe olarak esas alınmış ise de, davacı hakkında yürütülen ceza soruşturmasının sadece bu haliyle FETÖ/PDY ile irtibat ve iltisak noktasında aleyhe bir durum olarak değerlendirilmesi masumiyet karinesi gereğince mümkün değildir. </i></p>

<p><i>Bu nedenlerle, Mahkemece öncelikle; davalı idareye, davacı hakkında terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin sorulması, öte yandan 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 20. maddesi uyarınca uyuşmazlığın çözümü için; </i></p>

<p><i>'</i><i>Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığı ile Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Daire Başkanlığından; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait örgüt içi iletişim programı (ByLock) kullandığına ya da ankesörlü telefon görüşme kaydı bulunduğuna ilişkin tespit olup olmadığının sorulmasına, var ise tespitlere ilişkin belge ve raporların, (mahiyetleri ve kullanım bilgileri yer alacak şekilde) FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında var ise davacının adının geçtiği ifade tutanaklarının, </i></p>

<p><i>Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonundan; davacının, müflis Asya Katılım Bankası AŞ’de katılım ya da cari hesabının bulunup bulunmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, hesap no, hesap açılma tarihi, işlem tarihleri, işlemlerin mahiyeti, tutarı yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Milli Eğitim Bakanlığı Özel Öğretim Kurumları Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait özel öğretim kurum ve kuruluşlarına ilişkin eğitim kaydı ile özel öğrenci yurtları vb. ilişkin kayıt bilgileri (istihbari olanlar dâhil) olup olmadığı sorularak var ise tespitine ilişkin belge ve raporların, </i></p>

<p><i>Hazine ve Maliye Bakanlığı Mali Suçları Araştırma Kurulundan (MASAK); davacının FETÖ/PDY terör örgütü ile ilişkili gerçek (sivil imamlar vb) veya tüzel (Kimse Yok Mu Derneği vb) kişilere bağış ya da para transferinin olup olmadığının sorularak var ise ilgili belge ve raporların,(şahıs, dernek/vakıf, miktar ve tarih yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>İçişleri Bakanlığı Sivil Toplumla İlişkiler Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan dernek ya da sendika/federasyon/konfederasyonlarda yönetim/denetim/genel kurul üyelik/aidat bilgisi olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Vakıflar Genel Müdürlüğünden; davacının FETÖ/PDY terör örgütüne ait olduğu gerekçesiyle kapatılan vakıflarda üyeliği ya da mütevelli heyeti üyeliği olup olmadığı sorularak var ise ilgili belge ve raporların, (şahıs, tarih aralığı ve ilgili kuruluş yer alacak şekilde) </i></p>

<p><i>Krea İçerik Hizmetleri ve Prodüksiyon Anonim Şirketinden; davacının Digitürk aboneliğinin bulunup bulunmadığı, aboneliği bulunuyorsa bu aboneliği iptal ettirip ettirmediği, iptal ettirmiş ise hangi tarihte iptal ettirdiği, var ise müşteri hizmetleri ile yapılan görüşmenin çözümü ve diğer bilgi ve belgelerin birer örneğinin istenilmesine' yönelik yapılacak ara kararı neticesinde davalı idare ile yukarıda anılan kurum ve kuruluşlarca gönderilecek bilgi ve belgeler davacıya tebliğ edilerek karşı beyanlarının da alınmasından sonra davacının terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut irtibatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Kuşkusuz yukarıda anılan değerlendirme yapılırken davacı hakkındaki ceza soruşturmasındaki ve varsa ceza kovuşturmasındaki (kesinleşmiş takipsizlik ya da beraat kararı ile sonuçlanmış olsa dahi) tespitlerin de irtibat ve iltisak noktasında göz önüne alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>Bu itibarla, belirtilen hususlarda araştırma yapılmaksızın, eksik incelemeyle davanın reddi yönünde verilen İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki Bölge İdare Mahkemesi kararında hukuki isabet bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>..." </i></p>

<p><strong>d. Anayasa Mahkemesinin Norm Denetimi Kararları </strong></p>

<p>62. Anayasa Mahkemesinin 31/1/2018 tarihli ve 7069 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 6. maddesiyle 18/1/1972 tarihli ve 1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına eklenen <i>“…ile terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanlar…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>14. 1512 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci fıkrasında noterlik stajına engel mahkûmiyeti olanlar ile terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyecekleri hükme bağlanmakta olup fıkrada yer alan '…terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>15. Anayasa ile kurulan hür demokrasi düzenini veya temel hak ve hürriyetleri ortadan kaldırmaya yönelik yaygın şiddet hareketlerine ait ciddi belirtilerin ortaya çıkması ya da şiddet olayları sebebiyle kamu düzeninin ciddi şekilde bozulması gerekçesiyle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâlin ilanına karar verildiği gözetildiğinde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunanların noterliğe kabul edilemeyeceklerini düzenleyen kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Ancak kuralın olağanüstü hâl süresiyle sınırlı olarak uygulanmaması nedeniyle kurala ilişkin incelemenin Anayasa’nın olağan dönem kuralları yönünden öngördüğü denetim rejimine göre yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>30. Kuralda terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan kişilerin noterliğe kabul edilemeyecekleri belirtilmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan kavramlar genel kavram niteliğinde olmakla birlikte bunların belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. Bu kavramların hukuki niteliği ve objektif anlamı yargı içtihatlarıyla belirlenebilecek durumdadır. </i></p>

<p><i>31. Diğer yandan anılan kavramların, içinde bulunulan döneme göre farklı yorumlanabilmesi de mümkündür. Bu bağlamda olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikeler gözetilerek olağanüstü hâl döneminde terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunulup bulunulmadığının tespiti bakımından terör örgütleriyle üyeler arasındaki bağın varlığı konusunda yapılacak değerlendirme ile olağan dönemde yapılacak değerlendirmenin farklı olabileceğinin kabul edilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>32. Olağan dönemde anılan bağın varlığına yönelik olarak yapılacak değerlendirmenin somut olgulara dayalı bir temele sahip bulunması esasının benimsenmesi, kanunların Anayasa’ya uygun olarak yorumlanması gereğinin doğal bir sonucudur. Buna göre kural uyarınca ancak noterlik mesleğine alınmamasını haklı kılacak nitelikte olgusal temele sahip olan bağlantıların iltisak ve irtibat olarak değerlendirilmesi gerektiği açıktır. Kuşkusuz bu değerlendirme, her hâlükârda cezai sorumluluğun bulunup bulunmadığından bağımsız olarak sadece kişinin noterlik görevine alınmasının uygun olup olmadığı yönünde yapılacak bir incelemeden ibaret olacaktır. Bu kapsamdaki değerlendirme ise noterliğe atama konusunda yetkili olan Bakanlık tarafından yapılacak olup söz konusu değerlendirme sırasında Bakanlık, kendisine yapılan bildirimlerle bağlı olmaksızın her türlü olay, olgu, bilgi ve bulguyu serbestçe gözetecektir. </i></p>

<p><i>33. Bunun yanı sıra kuralda öngörülen terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olma durumu farklı şekillerde ortaya çıkabileceğinden bunların kanun koyucu tarafından önceden belirlenmesi ve kanunda tek tek sayılması zorunluluğundan da söz edilemez. Zira kanunların genel ve soyut olması; somut olayın özelliğine göre değişebilecek tüm çözümleri kuralın bünyesinde barındırma, bir başka ifadeyle kuralın amaca uygun sonuca ulaştıracak herhangi bir çözümü dışlamasını önleme ihtiyacından kaynaklanmaktadır. Bu itibarla kuralda temel hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması gerektiğine ilişkin anayasal ilkeye aykırı bir yön bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>35. Terör örgütleriyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmama koşulunun; farklı saiklerle hareket edilmesinin önüne geçmek suretiyle noterlerin görevlerini gerçeğe uygun, doğru ve tarafsız biçimde yerine getirmelerine, noterlik işlemlerine ilişkin güvenilirliğin sağlanmasına, görev sebebiyle öğrenilen sırların gerektiği gibi muhafaza edilmesine, görev ve yetkilerin kötüye kullanımının önlenmesine hizmet etmek suretiyle noterlik hizmetinin sağlıklı biçimde işleyişine katkıda bulunmayı hedeflediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kuralın noterlik hizmetinde hukuki güvenliğin ve kamu yararının sağlanmasına yönelik amaçlara ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>36. Diğer taraftan noterlik mesleğinin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilen anılan koşulla herkes için eşit bir uygulama öngörülmektedir. Başka bir anlatımla noterlik mesleğine kabul edilecekler bakımından belli bir gruba yönelik istisnai bir düzenleme getirilmemektedir. </i></p>

<p><i>37. Ayrıca kuralın uygulanmasından doğacak uyuşmazlıkların yargıya taşınabilmesi mümkündür. Bu kapsamda kural yargı yoluna başvurma güvencesi bakımından herhangi bir sınırlama getirmediğinden noterliğe kabul edilmeyen bireylerin kuralın öngördüğü koşulun gerçekleşmediği, bir başka deyişle herhangi bir terör örgütüyle iltisaklı veya irtibatlı bulunmadıkları iddiasıyla yargı yoluna başvurmalarında ve yargı yerlerince haklı bulunmaları hâlinde noterliğe girmelerinde bir engel bulunmamaktadır. Buna göre Kanun’da kuralın amacı dışında keyfi olarak kullanılmasını önleyecek yasal güvenceye yer verildiğinden kuralla ulaşılmak istenen amaca ilişkin kamu yararı ile bireyin kamu hizmetine girme hakkı arasında bulunması gereken makul dengenin gözetildiği anlaşılmaktadır. Bu itibarla kamu hizmetine girme hakkını sınırlandıran kuralın orantısız bir müdahaleye de neden olmadığı, dolayısıyla anılan hakka ölçüsüz bir sınırlama getirmediği sonucuna ulaşılmıştır. </i></p>

<p><i>38. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 13. ve 70. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>63. Anayasa Mahkemesinin 5/12/2019 tarihli ve 7194 sayılı Kanun’un 50. maddesiyle 8/11/2016 tarihli ve 6755 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 37. maddesine eklenen (3) numaralı fıkrada yer alan <i>“…Milli Güvenlik Kurulunca…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 3/6/2021 tarihli ve E.2020/18, K.2021/38 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>4. 6755 sayılı Kanun’un 37. maddesinin (3) numaralı fıkrasında terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve bu nedenle kamu görevinden çıkarılmış olan kişilerden adli veya idari soruşturma veya kovuşturması devam edenlerin sosyal güvenlik haklarına ilişkin başvuruları hakkında 31/10/2019 tarihine kadar karar alan, bu kararları yerine getiren veya işlem yapmayan kamu görevlilerinin bu karar ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğunun olmadığı öngörülmekte olup anılan fıkrada yer alan '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi dava konusu kuralı oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>9. Bu itibarla istişari nitelikte bir danışma organı olan MGK’nın icrai karar alma yetkisine sahip olmadığı gözetildiğinde Cumhurbaşkanınca ayrı bir kararla benimsenmemiş MGK kararlarına hukuki sonuç bağlanamayacağı ve bu kararların kendiliğinden icra edilemeyeceği açıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>11. Bununla birlikte dava konusu '…Milli Güvenlik Kurulunca…' ibaresi, tavsiye niteliğindeki MGK kararına kendiliğinden hukuki bir sonuç bağlamaktadır. Şüphesiz MGK’nın tavsiye niteliğindeki kararlarının yürütme organı tarafından dikkate alınması ve hukuk aleminde hayata geçirilmesi mümkündür. Ancak MGK’nın kararları hakkında başkaca icrai bir karar alınmadan bu kararlara hukuk âleminde sonuçlar bağlanması Anayasa’nın açık lafzıyla bağdaşmamaktadır.</i></p>

<p><i>12. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 118. maddesine aykırıdır. İptali gerekir." </i></p>

<p>64. Anayasa Mahkemesinin 6/2/2018 tarihli ve 7086 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan <i>“…üyeliği, mensubiyeti veya…”</i> ibaresinin iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>52. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının dava konusu kuralın da yer aldığı birinci cümlesinde, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları hüküm altına alınmıştır. Dava konusu kural cümlede yer alan '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresidir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>58. Dava konusu kural kapsamında Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler, terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üye veya mensup oldukları gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Söz konusu ibareler, Kanun’a ekli (1) sayılı listede adı geçen ve terör örgütü üyeliği suçundan ceza soruşturması veya kovuşturmasına maruz kalan ancak haklarındaki süreç tamamlanıp suçlu olduklarına dair kesin hüküm tesis edilmeyen kişilerin terör örgütü üyesi veya mensubu olarak nitelendirilmelerine sebebiyet verebilecek niteliktedir. Bunun yanında kuralda, listede yer alan kişiler hakkında kesin hükümle sonuçlanan herhangi bir yargısal sürecin varlığına yönelik açıklama da yapılmamıştır. Dolayısıyla kesinleşmiş mahkûmiyet hükmü olmadan kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadeler içeren kural masumiyet karinesini ihlal etmektedir. </i></p>

<p><i>59. Açıklanan nedenlerle olağan dönemde Anayasa’nın 36. maddesinin birinci ve 38. maddesinin dördüncü fıkralarına aykırı olarak Anayasa’nın 13. maddesindeki güvencelerin ötesinde sınırlama getiren kuralın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gerekir. </i></p>

<p><i>60. Anayasa’nın 15. maddesinde, olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının kısmen veya tamamen durdurulması ve bunlar için Anayasa’nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınmasına imkân tanınmakla birlikte bu yetki sınırsız değildir. Maddenin ikinci fıkrasında, bu durumlarda dahi kişinin yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulması, din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanması ve bunlardan dolayı suçlanması yasaklanmış; suç ve cezaların geriye yürümemesi ilkesi ile masumiyet karinesine aykırı işlem yapılamayacağı kabul edilmiştir. </i></p>

<p><i>61. Yukarıda açıklandığı üzere dava konusu kural kapsamında haklarında kesin bir mahkûmiyet kararı verilmediği halde kişilerin suçlu sayılmasına neden olabilecek ifadelerin kullanılması, olağanüstü hâl şartlarında dahi dokunulması yasaklanan masumiyet karinesine aykırılık oluşturmaktadır. </i></p>

<p><i>62. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 36. ve 38. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."</i></p>

<p>65. Anayasa Mahkemesinin 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin <i>“…ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler;…”</i> iptali talebi hakkındaki 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>151. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerini, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerini hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>161. Kamu hizmetine girme hakkı olağanüstü hâl yönetiminin benimsendiği dönemlerde Anayasa’nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, dokunulması yasaklanmış çekirdek haklar arasında bulunmadığından bu hak yönünden olağanüstü hâllerde Anayasa’daki güvencelere aykırı tedbirlerin alınması mümkündür. Ayrıca anılan hak, Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşmelerde olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden güvenceler kapsamında değildir. Kamu hizmetine girme hakkına olağanüstü dönemde getirilen sınırlamanın Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. </i></p>

<p><i>162. Kamu hizmeti adı altında yapılan faaliyetlerin kamu güvenliği ve düzeni ile yakından bir ilişkisi bulunmaktadır. Kanun koyucunun anılan hususları gözeterek kamu hizmetinde istihdam edilecek kişilere yönelik birtakım tedbirler almasında, bu konuda gerekli şartları belirlemesinde takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. Bu açıdan kuralda öngörülen şartın Anayasa’nın 70. maddesi bağlamında görevin gerektirdiği nitelikler kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. </i></p>

<p><i>163. Bu noktada dava konusu kural yönünden 15 Temmuz darbe girişiminden sonra FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı olan kamu görevlilerine karşı yürütülen tasfiye süreci ile özellikle komünizm sonrası Avrupa ülkelerinde uygulanan ve arındırma olarak adlandırılan kamu görevinden tasfiyeye yönelik uygulamalar çerçevesinde değerlendirme yapılması gerekir. Avrupa ve Türkiye’deki kamudan tasfiye süreçleri arasında birtakım benzerlikler olsa da arındırmanın temelinde yatan nedenler açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır. Avrupa’da farklı ülkelerde çıkarılan arındırma yasaları, genel olarak demokrasiye geçişten önceki devlet yapısında anayasa ve kanunlara uygun konumda çalışan kişileri kamu görevinden uzaklaştırarak kamuya dönüş imkânlarını ortadan kaldırırken dava konusu kural kapsamında kamuda çalışmalarına yasak getirilen kişiler, demokratik devlet yapısını ortadan kaldırmayı amaçlayan bir örgüt ya da oluşumla bağlantıları olduğu gerekçesiyle söz konusu tedbire maruz bırakılmışlardır. </i></p>

<p><i>164. Bu yönüyle millî güvenlik bakımından risk oluşturabilecek durumları nedeniyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli ve gerekli olmadığı söylenemez. </i></p>

<p><i>165. Kural, kişilerin devletin kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldıracak herhangi bir kısıtlama da getirmemektedir. Ayrıca kuralda öngörülen tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için ilgili kanunlarda gerekli güvencelere yer verilmiştir. Başka bir ifadeyle bireyselleştirme yapılmadan uygulanan tedbirin her bir birey yönünden hukuka uygunluğunun denetlenmesi için Komisyon ve İdare Mahkemesine başvuru imkânı getirilmek suretiyle etkili idari ve yargısal güvenceler sağlanmıştır. Buna göre keyfiliğe yol açabilecek uygulamalara karşı Kanun’da gerekli güvencelerin bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>166. Bu itibarla darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl koşullarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı listeyle kamu görevinden çıkarılan kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmemeleri ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemeleri, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilmemelerini düzenleyen kuralın kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesini sağlama bakımından kamu hizmetine girme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>167. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 40., 70., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>66. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>76. Bunun yanında kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına getirilen sınırlamanın kanuni bir temele dayanması gerekir. Kurallarla söz konusu hakka kanuna dayalı olarak kısıtlama getirildiği açıktır. Ancak Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfîliğe izin vermeyecek şekilde belirli ve öngörülebilir olması gerekir. </i></p>

<p><i>77. Esasen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren dava konusu kuralların bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinde kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlemler içermesi gerekir (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, § 153). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır (AYM, E.2018/90, K.2019/85, 14/11/2019, § 42). </i></p>

<p><i>78. Kuralda geçen iltisak ve irtibat kavramları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında, iltisaklı kavramının kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramının ise bağlantılı anlamına geldiğini, bu ibarelerin genel kavram niteliğinde olduğunu, objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini ifade etmiştir (aynı kararda bkz. §§ 30, 31). Dolayısıyla kapsam ve sınırlarının tespiti mümkün olan söz konusu ifadelerin belirsiz olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>111. Kuşkusuz kanun koyucunun demokratik düzene tehdit oluşturan durumları bertaraf etmek için başvuracağı araçların kapsamını, içeriğini tespit etmede geniş bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Nitekim devletin tehlikenin içeriği ve boyutu ile doğrudan temas hâlinde olması nedeniyle buna yönelik savunma stratejisini belirlemede her zaman öncelikli bir konumu bulunmaktadır. Ancak olağanüstü hâl yönetim usullerinde dahi söz konusu yöntemler tespit edilirken belirli ölçülerde hareket edilmesi gerekir. Dolayısıyla olağanüstü dönemde devlete tanınan yetki alanının sınırları Anayasa’nın 15. maddesinde belirtilen durumun gerektirdiği ölçü kriteri kapsamında değerlendirilmelidir. Söz konusu kriterin kapsamı da belirlenirken ülkenin içinde bulunduğu şartlar, karşılaşılan tehlikenin yakın ve acil müdahale gerektiren bir niteliğinin olup olmaması, sınırlamanın etki ve derecesi gibi hususların dikkate alınması gerekir. </i></p>

<p><i>112. 15 Temmuz darbe girişimi, ülkede terör saldırılarının yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte genel olarak bölücü terör örgütü PKK ile mücadele edilmekle birlikte DHKP/C, El Kaide ve DEAŞ gibi diğer pek çok terör örgütünün de saldırılarına maruz kalınmış ve bunlara karşı da mücadelede bulunulmuştur. Dolayısıyla darbe teşebbüsünün savuşturulmasından sonra teşebbüsle bağlantılı kişilerle veya teşebbüsle doğrudan bağlantılı olmasa bile teşebbüsün arkasındaki yapılanma ile ilgili olduğu değerlendirilen kişilere karşı etkili bir mücadele yapılması zorunluluğu ortaya çıkmıştır (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, § 101). </i></p>

<p><i>113. Tehlikenin kaynağını oluşturan FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesi ve kesinleşmiş yargı kararlarına da konu olan birçok yasa dışı faaliyeti gerçekleştirecek operasyonel bir güç hâline gelmesi nedeniyle demokratik devlet düzenine karşı oluşturduğu tehdit, darbe girişimiyle birlikte açık ve mevcut bir tehlikeye dönüşmüştür. Esasen darbe teşebbüsünden önce uzun bir zaman süreci içerisinde söz konusu tehlikeye karşı mücadele başlamıştır. Dolayısıyla tehlikenin ağırlığı ile orantılı olarak demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü hâl ilanına neden olan olayların bertaraf edilmesi ve bir daha tekrarlanmaması amacıyla devletin olağan dönemle kıyaslanmayacak ciddi ve acil yöntemlere başvurulması zorunluluğunun ortaya çıktığı anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>115. Dolayısıyla idari teşkilat içinde hangi konumda olduğu fark etmeksizin FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleri ile irtibatlı ya da iltisaklı olan tüm kamu görevlilerinin millî güvenlik açısından tehlike oluşturduğu gözetildiğinde bir kısmı önemli pozisyonlarda bulunan ve farklı kurumlarda çalışan çok sayıdaki kamu görevlisinin doğrudan darbeyle ilişkili olmasa dahi söz konusu örgütlerle bağlantıları nedeniyle acil ve ivedilikle soruşturulması ve haklarında tedbir uygulanması ihtiyacı ortaya çıkabilecektir. </i></p>

<p><i>116. Bu yönüyle olağan dönemdeki idari usul ve disiplin hukuku kuralları çerçevesinde her bir kamu görevlisi nezdinde soruşturma yapılarak tedbir uygulanmasının, yakın ve acil nitelikteki bu tehlikeyi bertaraf etmede yetersiz kalacağı söylenebilir. FETÖ/PDY’nin yapısındaki gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kripto üyelerinin tespit edilmesindeki güçlük ve bunların eylem yapma potansiyeli, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi özellikleri dikkate alındığında darbe girişiminin üzerinden belli bir sürenin geçmesi de daha hafif nitelikteki tedbirlere başvurma zorunluluğunu ortaya çıkaran bir faktör olarak değerlendirilemez. Ayrıca millî güvenliğe aykırı faaliyetlerde bulunan diğer terör örgütleriyle bağlantısı olduğu değerlendirilen kamu görevlileri açısından da FETÖ/PDY’nin oluşturduğu tehdit ortamında, anılan yöntemlere başvurulması söz konusu olabilecektir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>128. Sonuç olarak darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan FETÖ/PDY ve diğer terör örgütleriyle mücadele etmek amacıyla terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla liste usulüne göre kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetlerinin alınmasını düzenleyen kuralların, olağanüstü hâle neden olan şartlar ve özellikle bireyselleştirmeyi sağlamaya elverişli idari ve yargısal başvuru imkânları dikkate alındığında milli güvenliğin ve demokratik anayasal düzenin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>142. Açıklanan nedenlerle kurallar, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal taleplerinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>Kurallarda uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin belli bir kurumun veya mesleğin disiplinini sağlamaktan ziyade devlet kurumlarına yönelik güveni yeniden tesis etmek suretiyle demokratik anayasal düzenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi nedeniyle uygulandığı anlaşılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında tedbirler, cezalandırma amacına matuf olmadığı gibi bunlar için uygulanan usulün de ceza usul hukuku alanındaki yargısal uygulamalarla herhangi bir benzerliği bulunmamaktadır. </i></p>

<p><i>Öte yandan kuralların kişilerin özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığı gözönünde bulundurulduğunda kurallarda öngörülen tedbirlerin ciddiyet ve ağırlığının bunlara cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, kamu görevinden çıkarma tedbirinin “olağanüstü tedbir” niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. AİHM de 667 sayılı olağanüstü hâl KHK’sı uyarınca uygulanan işten çıkarma prosedürü ve buna ilişkin yargılamanın AİHS’in 6. maddesi kapsamında suç isnadı niteliğinde olmadığını belirtmiştir (Pişkin/Türkiye, B. No: 33399/18, 15/12/2020, §§ 102-109)."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>67. Sözleşme'nin <i>"Özel ve aile hayatına saygı hakkı"</i> başlıklı 8. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir." </i></p>

<p>68. Sözleşme'nin "<i>Olağanüstü hallerde yükümlülükleri askıya alma"</i> başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>1. Savaş veya ulusun varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike halinde her Yüksek Sözleşmeci Taraf, durumun kesinlikle gerektirdiği ölçüde ve uluslararası hukuktan doğan başka yükümlülüklere ters düşmemek koşuluyla, bu Sözleşme'de öngörülen yükümlülüklere aykırı tedbirler alabilir. </i></p>

<p><i>2. Yukarıdaki hüküm, meşru savaş fiilleri sonucunda meydana gelen ölüm hali dışında 2. maddeye, 3. ve 4. maddeler (fıkra 1) ile 7. maddeye aykırı tedbirlere cevaz vermez. </i></p>

<p><i>3. Aykırı tedbirler alma hakkını kullanan her Yüksek Sözleşmeci Taraf, alınan tedbirler ve bunları gerektiren nedenler hakkında Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne tam bilgi verir. Bu Yüksek Sözleşmeci Taraf, sözü geçen tedbirlerin yürürlükten kalktığı ve Sözleşme hükümlerinin tekrar tamamen geçerli olduğu tarihi de Avrupa Konseyi Genel Sekreteri'ne bildirir." </i></p>

<p>69. MSHUS'nin 4. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"1. Ulusun hayatını tehdit eden ve varlığı resmen ilan edilmiş olan olağanüstü bir durumun ortaya çıkması halinde, bu Sözleşme'ye Taraf Devletler, uluslararası hukuktan kaynaklanan diğer yükümlülüklerine aykırı olmamak ve ırk, renk, cinsiyet, dil, din ya da toplumsal kökene dayalı bir ayrımcılık içermemesi kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde olmak üzere, bu Sözleşme'den doğan yükümlülüklerinden ayrılan tedbirler alabilirler. </i></p>

<p><i>2. Bu hükme dayanılarak Sözleşme'nin 6, 7, 8 (1. ve 2. fıkralar), 11, 15, 16 ve 18nci maddelerine aykırılık getirilemez."</i></p>

<p><strong>1. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>70. Sözleşme'nin 8. maddesine yönelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına ve AİHM'in özel hayata saygı hakkı bağlamında sebebe ve sonuca dayalı yaklaşımına ilişkin açıklamalar için bkz. <i>C.A. (3), </i>§§ 62-75; <i>Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 53-67.</p>

<p><strong>a. Sözleşme'nin 15. Maddesi Bağlamında Değerlendirme </strong></p>

<p>71. Taraf devletlere tek taraflı bildirimde bulunarak sınırlı bazı hâllerde Sözleşme'deki belli hak ve özgürlüklere aykırı davranma, bir başka deyişle anılan hak ve özgürlüklere ilişkin yükümlülükleri azaltma imkânı sunan Sözleşme'nin 15. maddesine ilişkin AİHM uygulamasına ve Türkiye’deki OHAL'e ilişkin olarak Avrupa Konseyi nezdinde hazırlanan bazı raporlara Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında ayrıntılı şekilde yer verilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 148-162).</p>

<p>72. AİHM, söz konusu kararlarında özetle derogasyon bildiriminde bulunan devletler yönünden <i>ulusun varlığını tehdit eden tehlikenin olup olmadığı</i> hususunda sınırlı da olsa bir denetim yaptığını, denetim standardı belirlenirken ulusal makamların geniş takdir yetkilerinin bulunduğunu özellikle vurgulamıştır. AİHM; takdir alanının sınırsız olmadığını, taraf devletlerin <i>krizin doğurduğu zorunlulukların kesin olarak gerektirdiği ölçüde</i> hareket etmenin ötesine geçmemesi gerektiğini belirtmiştir (<i>Brannigan ve McBride/Birleşik Krallık</i>, B. No: 14553/89,14554/89, 26/5/1993, § 43).</p>

<p><strong>b. </strong><strong><i>Pişkin/Türkiye</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>73. AİHM <i>Pişkin/Türkiye </i>(B. No: 33399/18, 15/12/2020) kararında Ankara Kalkınma Ajansında çalışan başvurucunun 667 sayılı KHK uyarınca iş sözleşmesinin feshedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiasını incelemiştir. Anılan başvuruya ilişkin olayda kalkınma ajansında iş hukukuna tabi olarak çalışmakta iken başvurucunun iş sözleşmesi millî güvenliğe karşı tehdit oluşturan oluşumlara üyeliği veya bu oluşumlarla iltisaklı ya da irtibatlı olması nedeniyle feshedilmiştir. Başvurucunun işe iade talebiyle açmış olduğu davada iş mahkemesi, iş sözleşmesinin feshinin hukuka uygun olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar vermiştir. AİHM öncelikle özel sektörde iş ilişkisinin sonlandırılmasına ilişkin olanlar başta gelmek üzere iş ilişkisi hakkındaki ihtilafların Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası kapsamındaki medeni hakları ilgilendirmesi dolayısıyla başvurucunun işten çıkarılmasına ilişkin yargılamaların başvurucunun medeni hakları ile alakalı olduğunu, tedbirin cezai yönünün bulunmadığını vurgulamıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 99, 109). Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilirliği ile ilgili olarak ise AİHM, başvurucunun iş sözleşmesinin feshine ilişkin olarak açılan yargılamaların Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir cezai suç hakkında verilecek bir karara ilişkin olduğunu gösterebilecek herhangi bir nedenin mevcut olmadığı kanaatinde olduğunu belirterek bu maddenin ceza yönünün uygulanabilir olmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§ 109).</p>

<p>74. Sonuç olarak AİHM, ulusal mahkemelerin başvurucu ile idari makamlar arasındaki ihtilafı karara bağlamak için tam bir yargı yetkisine sahip olmalarına karşın Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının gerektirdiği şekilde önlerindeki ihtilafla ilgili tüm hukuksal ve olgusal sorunları incelemekten kaçındıklarını, başvurucunun ulusal makamlar tarafından dinlenmediğini ve dolayısıyla başvurucunun Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası anlamında adil yargılanma hakkının güvence altına alınmadığını belirtmiştir. AİHM ulusal mahkemelerin başvurucunun argümanlarını derinlemesine ve kapsamlı bir şekilde incelemediğini ve başvurucunun itirazlarının reddedilmesine yönelik gerekçeler sunmadığını özellikle vurgulamış, netice itibarıyla Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 150-152).</p>

<p>75. Öte yandan başvurucunun iş sözleşmesinin feshi ile ilgili olarak şikâyette bulunduğunu ve bir terör örgütüyle bağlantısı olduğu gerekçesiyle görevini kaybetmesinden bu yana <i>terörist</i> ve<i> vatan haini</i> olarak etiketlendiğini ileri sürdüğünü belirten AİHM, başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden de incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 159-166).</p>

<p>76. AİHM öncelikle ceza soruşturmasının sonucuna bakılmaksızın, işverenin ulusal mahkemelere başvurucunun yasa dışı bir yapı ile bağlantısı olduğu iddiasını kanıtlayabilecek bilgi veya olgusal delil sunabileceğini ve böylece çalışanı ile arasındaki güven ilişkisinin bozulmasının nedenlerini açıklayabileceğini kabul etmeye hazır olduğunu, hem uygulanma koşulları hem de usul rejimi açısından özerk olan söz konusu işten çıkarma usulünün ceza yargılamasının doğrudan bir sonucu olmadığını ifade etmiştir fakat AİHM, söz konusu iş sözleşmesinin feshinin başvurucunun kendi eylemlerinin öngörülebilir sonucu olduğuna dair kesinlikle hiçbir kanıt bulunmadığı sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 181-183). Neticede başvurucunun özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu değerlendirerek müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığını incelemiştir (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 209, 210).</p>

<p>77. Bu bağlamda AİHM, işverenin başvurucunun yasa dışı yapı ile iltisakı olduğu değerlendirmesini potansiyel olarak haklı çıkaracak şekilde eylemlerinin niteliğini belirtmediğini ulusal mahkemeler önündeki yargılamalar sırasında böylesi bir yapıyla iltisakı bulunduğu iddiasına ilişkin açık bir şekilde somut bir suçlama yapılmadığını vurgulamıştır. Bununla birlikte ulusal mahkemelerin dava konusu tedbiri detaylı olarak incelemeden ve bu tedbirin başvurucunun özel hayatına saygı hakkına yönelik ciddi etkileri olmasına rağmen işverenin değerlendirmesini iş sözleşmesinin sonlandırılması emri için geçerli bir gerekçe olarak kabul ettiğini belirtmiştir. Sonuç olarak mevcut davada dava konusu tedbire ilişkin yargı denetiminin yetersiz olduğunu, başvurucunun Sözleşme'nin 8. maddesinin gerektirdiği şekilde keyfî müdahaleye karşı korumadan asgari düzeyde faydalanamadığını ifade ederek özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır (<i>Pişkin/Türkiye, </i>§§ 218-229).</p>

<p><strong>c. </strong><strong><i>Polyakh ve Diğerleri/Ukrayna</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>78. <i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna</i> (B. No: 58812/15, 53217/16 ..., 17/10/2019) kararında AİHM, rejim değişikliği sonrası genel düzenlemelerle kamu görevinden çıkarılan ve on yıl boyunca kamu görevine dönmeleri yasaklanan kişilerin yaptığı başvuruları karara bağlamıştır. Öncelikle AİHM, başvuruya konu olan tedbirlerin uygulanmasına neden olan davranışların iç hukukta suç olarak tanımlandığını, yaptırımın ağırlığının söz konusu tedbirlerin cezai yönünün bulunduğunu söylemek için tek başına yeterli olmadığını belirterek Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün mevcut koşullarda uygulanabilir olmadığına karar vermiştir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna, </i>§§ 154-159). AİHM; başvurucuların kamu hizmetinden çıkarılmalarının, on yıl boyunca kamuda görev almalarının yasaklanmasının ve isimlerinin kamuoyunun erişimine açık ve çevrim içi olan bir sicile kaydedilmesinin sonuçları itibarıyla ciddi olduğunu ve doğurduğu etkilerin ağırlık düzeyine ulaştığını belirterek başvuruyu özel hayata saygı hakkı yönünden ele almıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 203-211).</p>

<p>79. AİHM; birçok kişi hakkında tesis edilen arındırma işlemlerinin bir cezalandırma veya intikam aracı olarak kullanılamayacağını ve başvurucuların durumlarının bireysel olarak değerlendirilerek görevden alınmaları veya mümkünse daha genel pozisyonlarda istihdam edilmeleri gibi daha az müdahale teşkil eden araçlarla da hedeflenen amaçlara erişilebileceğini vurgulamıştır (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 276, 277). Müdahalelerin zorunlu bir toplumsal ihtiyaca cevap vermesi ve özellikle de hizmet edilen meşru amaçla orantılı olması hâlinde demokratik bir toplumda gerekli olarak nitelendirilebileceğini hatırlatmış; uygulanan tedbirin ağırlığının ve yasal çerçevenin orantılı, öngörülen zorunlu sosyal ihtiyaca karşılık gelecek şekilde yeterince dar kapsamlı olarak düzenlenip düzenlenmediğinin önemine değinmiştir. AİHM'e göre yasal düzenlemeler hakkındaki meclis denetiminin ve bu kapsamdaki işlemlerin yargısal denetiminin niteliği de önem arz etmektedir (<i>Polyakh ve diğerleri/Ukrayna,</i> §§ 292, 293).</p>

<p><strong>d. </strong><strong><i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i></strong><strong> Kararı</strong></p>

<p>80. AİHM, <i>Xhoxhaj/Arnavutluk </i>(B. No: 15227/19, 9/2/2021) kararında, Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun meslekten çıkarılması ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğinden süresiz olarak yasaklanmasından kaynaklı iddialarını özel hayata saygı hakkı kapsamında incelemiştir. Arnavutluk'ta gerçekleştirilen yargı reformu kapsamında tüm hâkim ve savcıların mal varlıkları, organize suçlarla bağlantılarının olup olmadığı ve mesleki yönden yeterli olup olmadıkları incelenmiştir. Yapılan değerlendirme neticesinde başvurucu, mülkiyetinde yer alan bazı mal varlığı değerlerinin kaynağını açıklayamaması nedeniyle meslekten çıkarılmış; bunun bir sonucu olarak da hâkimlik yapmaktan süresiz olarak yasaklanmıştır.</p>

<p>81. AİHM öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 6. maddesinin cezai yönünün uygulanabilir olmadığına hükmetmiş, incelemesini adil yargılanma hakkının medeni hak ve yükümlülükler yönüyle yapmıştır. AİHM, bu kapsamda inceleme organlarının bağımsızlık ve tarafsızlıktan yoksun olduğu, yargılamanın adil olmadığı, itiraz makamı önünde aleni duruşma yapılmadığı ve hukuki kesinlik ilkesinin ihlal edildiği yönündeki iddiaları ayrı ayrı incelemiş ve Sözleşme'nin 6. maddesinin ihlal edilmediğine karar vermiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 230-353).</p>

<p>82. AİHM ayrıca başvurucunun hukuka aykırı ve keyfî olarak görevden alındığı ve bunun bir sonucu olarak hâkimlik mesleğini yapmaktan süresiz şekilde yasaklandığı iddiasını Sözleşme'nin 8. maddesi yönünden incelemiştir. AİHM, öncelikle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin uygulanabilir olduğunu tespit etmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 356-364). Esas yönünden AİHM, meslekten çıkarılan başvurucunun özel hayatına saygı hakkına müdahale edildiğini, bu müdahalenin hukuki dayanağının ve meşru amacının bulunduğunu belirtmiştir (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 374-393). Bununla birlikte AİHM müdahalenin demokratik toplum düzeninde gerekli olup olmadığına yönelik yaptığı incelemede öncelikle Arnavutluk'taki yargı reformunun acil bir toplumsal ihtiyaca karşılık geldiğini belirtmiş; ardından ulusal makamlar tarafından sunulan gerekçelerin meslekten çıkarma tedbiri için yeterli ve ikna edici olup olmadığını, bu gerekçelerin yeterli bir bireyselleştirmeye dayanıp dayanmadığını değerlendirmiştir. AİHM bu kapsamda yaptığı değerlendirme neticesinde ulusal makamlar tarafından başvurucunun mal varlığı hakkında yapılan gerekçelendirmenin yeterli ve ikna edici olduğu kanaatine varmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk,</i> §§ 394-412).</p>

<p>83. Öte yandan AİHM başvurucunun meslekten çıkarma tedbirinin bir sonucu olarak hâkimlik yapmaktan ömür boyu yasaklanmasının ölçülü olup olmadığı üzerinde durmuştur. AİHM, hâkimlerin ve özellikle de başvurucu gibi yüksek derecede sorumluluk gerektiren görevlerde bulunanların devletin egemenlik yetkisinin bir kısmını kullandıklarını vurgulamış; başvurucuya ve ciddi etik ihlalleri nedeniyle görevden alınan diğer kişilere getirilen ömür boyu meslekten men cezasının yargı makamının dürüstlüğünü ve halkın adalet sistemine olan güvenini sağlamak şeklindeki meşru amaçlarla uyumsuz veya orantısız olmadığını belirtmiştir. AİHM tüm bu gerekçelerle somut olayda Sözleşme'nin 8. maddesinin ihlal edilmediği sonucuna ulaşmıştır (<i>Xhoxhaj/Arnavutluk</i>, §§ 413, 414).</p>

<p><strong>e. </strong><strong><i>Naidin/Romanya</i></strong><strong> Kararı </strong></p>

<p>84. <i>Naidin/Romanya</i> (B. No: 38162/07, 21/10/2014) kararında AİHM, siyasi polis memuruyla çalıştığı konusunda yapılan tespite dayanılarak kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklanan başvurucunun iddiasını özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağı kapsamında ele almıştır.</p>

<p>85. Olayda 1990 ve 1991 yıllarında yüksek rütbeli hükûmet memuru olarak çalışan başvurucu, sonrasında parlamento üyesi olarak da görev yapmıştır. Başvurucu 2000 yılında üçüncü kez seçimlere katılmış ve bu süreçte Eski Siyasi Polis Arşivleri Araştırma Ulusal Konseyi başvurucunun geçmişi hakkında resen soruşturmalar gerçekleştirmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 1971 ve 1974 yılları arasında, şüpheli olduğu düşünülen bazı iş arkadaşları hakkında bilgi sağlamak üzere siyasi polisle iş birliği yaptığı sonucuna varılmıştır. Başvurucu, geçmiş faaliyetleriyle ilgili olarak ortaya konulan yorumlara mahkeme nezdinde itiraz etmiş ancak itirazı reddedilmiştir. 2003 yılında, siyasi polis memuruyla çalıştığı tespit edilen kişileri kamu hizmetinde görev yapmaktan yasaklayan bir yasal değişiklik getirilmiştir. Başvurucu, parlamento döneminin sonu olan 2004 yılında memur olarak çalışmalarına devam etme talebinde bulunmuş ancak bu talebi anılan düzenleme çerçevesinde reddedilmiştir. Yargılama sürecinde ayrımcılık temelli şikâyetlerini dile getiren başvurucunun iddiaları, yasama organının sahip olduğu takdir yetkisine ve mevcut koşulların zorunlu kıldığı gerekliliklere dayanılarak reddedilmiştir (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 6-17).</p>

<p>86. Başvurucu; temelde, istihdam yasağının mutlak nitelikte olması ve eylemlerinin önemsizliğinin dikkate alınmaması nedeniyle Sözleşme’nin 8. maddesiyle bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edildiğinden şikâyetçi olmuştur. AİHM, kural olarak devletlerin kamu hizmetinde istihdam şartlarını düzenlerken meşru bir menfaate sahip olduklarını ve demokratik bir devletin bünyesinde görev yapan çalışanlarından devletin kuruluşunun dayandırıldığı anayasal ilkelere sadakat göstermesini isteme haklarının olduğunu vurgulamıştır. Romanya’nın komünist rejim sırasındaki durumunun dikkate alınmasının gerektiğini ifade eden AİHM, devletin geçmişin tekerrür etmesini önlemek üzere kendisini savunabilecek nitelikte bir demokrasi temelinde kurulması gerektiğini belirtmiştir. Bu bağlamda başvurucuya uygulanan kamu hizmetinde istihdam yasağına ilişkin muamelenin ulusal güvenlik, kamu düzeni ve başkalarının haklarının ve özgürlüklerinin korunması konusunda meşru bir amaç izlediği sonucuna varmıştır (<i>Naidin/Romanya,</i> §§ 49-51).</p>

<p>87. Bununla birlikte AİHM; başvurucunun kariyer beklentilerinin yalnızca kamu hizmetinde durdurulduğunu belirtmiş ve devlet memurlarının, özellikle başvurucunun istihdam edilmek istediği gibi yüksek derecede sorumluluk getiren görevlerde bulunan kişilerin devletin egemenlik gücünden pay sahibi olduğunu vurgulamıştır. Başvurucuya uygulanan yasağın kamusal yararın korumasından sorumlu kişilerin sadakatini sağlama konusunda devlet tarafından izlenen yasal amaçla orantısız olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kararda; başvurucunun özel sektörde, devletin ekonomik, siyasi ve güvenlikle ilgili çıkarları için potansiyel öneme sahip şirketlerde ya da kamu otoritesinin uygulanmasıyla bağlantılı olmayan diğer kamu sektörü alanlarında istihdam edilme olanağını etkileyecek herhangi bir kısıtlamanın uygulanmadığını dile getirmiştir. Bunun yanı sıra başvurucunun iddialarının yargılama süreçlerinde incelendiğini ve ulusal mercilere bırakılan takdir yetkisi kapsamında yer alan fiilî unsurların oluşturulduğunu ifade etmiştir. AİHM, yerel mahkemeler tarafından ulaşılan tespitlerin yerindeliğinin sorgulanamayacağını belirterek özel hayata saygı hakkı ile bağlantılı olarak ayrımcılık yasağının ihlal edilmediği kanaatine ulaşmıştır (<i>Naidin/Romanya, </i>§§ 42-57).</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonunun 12/12/2016 tarihli Görüşü </strong></p>

<p>88. Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu (Venedik Komisyonu) 12/12/2016 tarihinde <i>"15 Temmuz 2016 Başarısız Darbe Girişimi Sonrasında Çıkarılan 667 İlâ 676 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnameleri Hakkında Görüş</i>" isimli belgeyi yayımlamıştır.</p>

<p>89. Venedik Komisyonu bir kişinin somut olay bağlamında görevinden alınması için suç örgütü ile gereken bağlantının bir kişiyi suç örgütünün üyesi olarak tanımlamak için gereken bağlantıdan daha az yoğun olabileceğini kabul ettiğini, bu bağlamda bir kamu görevlisinin görevden geçici veya kalıcı olarak alınabilmesi için suç örgütüyle daha zayıf bir bağlantı kurmuş olmasının yeterli olabileceğini ifade etmiştir. Bununla birlikte Venedik Komisyonu anılan görüşünde bahse konu zayıf bağlantının yine de anlamlı, kamu görevlisinin sadakatiyle ilgili objektif kuşku uyandırır nitelikte olması gerektiğini vurgulamıştır. Masum, tesadüfi vs. bağlantıların ise hariç tutulması gerektiğini belirtmiştir. Netice itibarıyla görevden almanın demokratik anayasal düzene sadakatte objektif olarak ciddi şüphe uyandıracak bir şekilde hareket edildiğini açıkça gösteren fiilî unsurlar kombinasyonunun varlığı hâlinde mümkün olabileceğini açıklamıştır (aynı görüşte bkz. §§ 130, 131).</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>90. Anayasa Mahkemesinin 2/4/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p><strong>1. </strong><strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>91. Başvurucu; kamu görevinden çıkarılmasına dayanak alınan kodlamaların gerçek dışı olduğunu, buradaki kişisel bilgilerin hepsinin POL-NET (Polis Bilgi Sistemi) sisteminde olan bilgileri içerdiğini ve FETÖ/PDY mensuplarının bu bilgilere ulaşmalarının zor olmadığını belirtmiştir. Kodlamalar doğru olsaydı bunu destekleyen diğer delillerin de bulunması gerektiğini vurgulayan başvurucu, bunların darbe teşebbüsünden sekiz ay sonra ortaya çıktığını dile getirmiştir. Bununla birlikte başvurucu, iltisak ve irtibat kelimelerinin hukuki kavramlar olmadığını, A.K. ve A.K.E.nin FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğuna dair bir beyanda bulunmadığını, somut, maddi, açık ve net bir belge ortaya koyamadığını ifade etmiştir. Netice itibarıyla başvurucu, adil yargılanma hakkının ve özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>92. Bakanlık görüşünde, başvuruya konu olay ve sürece ilişkin genel bilgilere yer verilmiş; yargılama safahatının özeti yapılmıştır. Ayrıca özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin kanunilik, meşru amaç ve demokratik toplumda gereklilik kriterlerine ilişkin açıklamalarla birlikte yapılacak incelemede Anayasa'nın 15. maddesinin de dikkate alınmasının yararlı olacağı belirtilmiştir. Sonuç olarak mevcut başvuru ile ilgili Anayasa, mevzuat hükümleri ve Anayasa Mahkemesi içtihadı hatırlatılarak bunlarla birlikte somut olayın kendine özgü koşullarının da dikkate alınması gerektiği bildirilmiştir. Diğer taraftan İdareden temin edilen bazı bilgi ve belgeler de görüş ekinde sunulmuştur. Başvurucu bu görüşe karşı beyanında önceki beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>a. Uygulanabilirlik Yönünden</strong></p>

<p>93. Anayasa’nın <i>"Özel hayatın gizliliği" </i>başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p>"<i>Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz." </i></p>

<p>94. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder.</p>

<p>95. Başvurucunun iddialarının mesleki hayatına kamu gücü marifetiyle bir tedbir uygulanmasına, bu doğrultuda kamu görevinden çıkarılmasına ve açtığı davanın reddedilmesine dayandığı görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının özel hayatlarıyla sıkı bir irtibatının olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Mesleki hayata yönelik bu tür tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda özel hayat bağlamında uygulanabilir olduğu hususunda belirlenen ölçütler Anayasa Mahkemesinin birçok kararında olduğu gibi somut olayla benzer nitelikteki durumlara ilişkin olarak da <i>N.E.,</i> <i>A.S. ve Halit İnciroğlu</i> kararlarında detaylı olarak açıklanmıştır (<i>N.E.</i>, §§ 89-99; <i>A.S.</i>, §§ 91-101; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 95-106).</p>

<p>96. Somut olayda başvurucu; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplardan ya da terör örgütlerinden olan FETÖ/PDY ile irtibatı yahut iltisakı bulunduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarılmıştır. Başvurucunun mesleki hayatına yönelik bu müdahalenin başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânını önemli ölçüde zayıflatmasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlara yol açacağı, neticede özel hayatına önemli bir ağırlık derecesinde yansıyacağının ve özel hayatında etki doğuracağının muhtemel olduğu değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olduğu gerekçesiyle kamu görevinden çıkarıldığı gözönüne alındığında başvurucunun hakkında tesis edilen işlemin iç ve dış dünyasında meydana getirdiği etkinin ciddi düzeye ulaştığı görülmektedir.</p>

<p>97. Bu nedenle mevcut başvuruda mesleki hayata yönelik müdahalenin başvurucunun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşıldığından başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>b. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Usulü </strong></p>

<p>98. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği, söz konusu müdahalelerin anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya OHAL dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa’nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (bu husustaki detaylı açıklamalar için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 100-108; <i>A.S.</i>, §§ 102-110; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 107-115).</p>

<p>99. Başvuruya konu olan kamu görevinden çıkarma tedbiri, olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olarak birel işlem şeklinde tesis edilmiş ve olağanüstü hâl döneminde uygulanmıştır. Tedbirle, kamu görevinden çıkarılan başvurucunun bir daha bu göreve getirilmesi engellenmiş; böylece olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde başvurucu hakkında geleceğe yönelik yasaklama getirilmiştir. Ancak burada uygulanan tedbirin düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Tedbire dayanak olan kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Söz konusu kurala dayanılarak gerçekleştirilen somut tedbir başvurucu hakkında olağanüstü hâl döneminde defaten uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Anayasa Mahkemesi, benzer şekilde kamu görevinden çıkarma usulünün dayanağı olan düzenlemelerin anayasallık denetimini yaptığı 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararında da bu hususa vurgu yapmıştır (aynı kararda bkz. § 66).</p>

<p>100. Bu durumda terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı ve irtibatlı olduğu olağanüstü hâl döneminde değerlendirilen başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasını ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemesini içeren işleme yönelik olarak gerçekleştirilen bireysel başvuruya ilişkin incelemenin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerektiği değerlendirilmektedir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, §§ 109-114; <i>A.S.</i>, §§ 111-116; <i>Halit İnciroğlu</i>, §§ 116-121).</p>

<p><strong>c</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>101. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>d. Esas Yönünden</strong></p>

<p>102. Olağanüstü hâl durumuyla bağlantılı olan ve olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 146; <i>N.E.</i>, § 116; <i>A.S.</i>, § 118; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 123).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı</strong></p>

<p>103. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz, suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 196, 197; <i>N.E.</i>, § 117; <i>A.S.</i>, § 119; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 124).</p>

<p>104. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ve dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında özel hayata saygı hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden olağanüstü hâl dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür (<i>N.E.</i>, § 118; <i>A. S.</i>, § 120; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 125)</p>

<p>105. Ayrıca Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarmaya ve memuriyetin alınmasına ilişkin tedbirlerin muhataplarının özel sektörde çalışma imkânını ortadan kaldırmadığına ve ciddiyet ve ağırlığının söz konusu tedbire cezai bir özellik kazandıracak boyutta olmadığına karar vermiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/6/2021, § 142). Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi 4/8/2016 tarihli ve E.2016/6, K.2016/12 sayılı kararında, benzer şekildeki kamu görevinden çıkarma tedbirinin<i> olağanüstü tedbir</i> niteliğinde olduğunu ifade etmiştir. Öngörülen tedbirlerin cezai niteliğinin olmamasının bir sonucu olarak başvuruya konu olan tedbire ceza hukukunun çekirdek haklarının uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 119; <i>A.S.</i>, § 121; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 126).</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>106. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir.</p>

<p>107. MSHUS'nin 4. ve AİHS'in 15. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilirler. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında; AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, AİHS'e ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülük azaltılması mümkün olmayan bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 198-201; <i>N.E.</i>, § 121; <i>A.S.</i>, § 123; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 128).</p>

<p>108. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan özel hayata saygı hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve AİHS'in 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>N.E.</i>, § 122; <i>A.S.</i>, § 124; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 129).</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>109. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 203; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 153; <i>N.E.</i>, § 123; <i>A.S.</i>, § 125; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 130).</p>

<p>110. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amacın ölçülü bir oran içinde bulunmasını ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 204; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>111. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zamanın da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönüne alınması gerekir. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşulların dikkate alınması gerekir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 155; <i>N.E.</i>, § 125; <i>A.S.</i>, § 127; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 132).</p>

<p>112. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı, ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 208; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 156; <i>N.E.</i>, § 126; <i>A.S.</i>, § 128; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 133).</p>

<p>113. Bu bağlamda alınan idari tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olduğu ilgili ve ikna edici gerekçelerle ortaya konulmalıdır. Bu durum, maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak şekilde belirlenmesini gerekli kılan ceza yargılamalarından farklı olarak olağanüstü hâl ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesine yönelik alınan tedbirin gerekliliğinin ciddi ve objektif şekilde açıklanmasının yeterli olmasını ifade etmektedir (<i>N.E.</i>, § 127; <i>A.S.</i>, § 129; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 134).</p>

<p>114. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere, bunlara karşı koyabilecekleri usule ilişkin güvencelerin olağanüstü hâl dönemlerinde de sağlanması gerekir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 157; <i>N.E.</i>, § 128; <i>A.S.</i>, § 130; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 135).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>115. Kişilerin kendilerinin, ailelerinin geleceğini ve itibarını etkileyen mesleki hayata yönelik tedbirlerin keyfî olmaması ve bu kapsamda doğan uyuşmazlıkların özel hayata saygı hakkının gereklilikleri bağlamında çözümlenmesi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de geçerli olan temel güvencelerdir (<i>Ayla Demir İşat, </i>§ 150). Bu bağlamda Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü hâl yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır (<i>N.E.</i>, § 129; <i>A.S.</i>, § 131; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 136).</p>

<p>116. 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilan edilen OHAL'e ilişkin süreçte kamu görevinden çıkarmaya ilişkin genel ve soyut normlar yürürlüğe konulmuş ve birçok kamu görevlisi hakkında doğrudan etki doğurucu nitelikte işlemler gerçekleştirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 56-61). Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ve kamu görevinden yasaklanmasına ilişkin olarak alınan tedbirin ve bu kapsamda yargı mercilerince ulaşılan sonucun <i>durumun gerektirdiği ölçüde</i> olduğunun söylenebilmesi için öncelikle keyfîlik içermemesi gerekir. Diğer taraftan söz konusu tedbirin ölçülü olup olmadığı değerlendirilirken ülkemizde OHAL ilanına sebebiyet veren durumun özellikleri ve OHAL ilanı sonrasında ortaya çıkan koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 349; <i>Ayla Demir İşat, </i>§ 152; <i>N.E.</i>, § 130; <i>A.S.</i>, § 132; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 137).</p>

<p>117. Anayasa Mahkemesince vurgulandığı üzere 15 Temmuz darbe teşebbüsü sadece demokratik anayasal düzen yönünden değil, bununla sıkı bağı olan <i>bireylerin temel hak ve özgürlükleri</i> ve <i>millî güvenlik</i> yönünden de mevcut ve ağır bir tehdit oluşturmuş ve ülke tarihinde ulusun yaşamını ve hatta varlığını hedef alan millî güvenliğe yönelik en ağır saldırılardan biri olmuştur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 215; <i>N.E.</i>, § 131; <i>A.S.</i>, § 133; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 138).</p>

<p>118. Terör faaliyetleri, tüm dünyada demokratik topluma ve bireylerin şiddetten ari bir ortamda yaşamını sürdürmesine yönelik en ciddi tehditlerin başında gelmektedir. Terör örgütleri çoğunlukla belli bir ülkenin coğrafi hudutlarıyla sınırlı olarak faaliyet göstermemekte, uluslararası mahiyeti bulunan bir küresel güvenlik sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Kendine özgü yapısı ve gizlilik esasına dayanan çalışma yöntemi, sivil organizasyonları örgütsel amaçlarına ulaşabilmek amacıyla kullanmadaki maharetiyle FETÖ/PDY, yetkili makamlarca 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olarak tespit edilmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri başta olmak üzere emniyet, yargı, eğitim ve din alanında faaliyet gösteren ülkedeki tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlenen FETÖ/PDY, faaliyetleri dünyanın her yanına yayılmış en organize ve tehlikeli terör örgütlerinden biri olarak kabul edilmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 217; <i>Bestami Eroğlu</i> [GK], B. No: 2018/23077, 17/9/2020, § 148). Yargı kararlarında FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi örgütlenme, kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyetle hareket etme gibi özelliklerinin bulunması nedeniyle çözümlenmesi zor ve karmaşık bir yapıda olduğu, büyük gizlilik içinde istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme yöntemleri ve uygulamaları ve kaynağı bilinmeyen paralar kullanarak böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi inandırmaya çalıştığı konusunda tespitlerde bulunulmuştur (bkz. §§ 9, 47, 49). Ayrıca Anayasa Mahkemesi daha az önem taşıyan bir ünvan veya pozisyon için alınan tedbirlerin niçin gerekli olduğunun ortaya konulması yönündeki ölçütün FETÖ/PDY'nin örgüt içi hiyerarşik yapısının taşıdığı söz konusu özellikler dikkate alınarak mutlak olarak uygulanamayacağını ifade etmiştir (<i>C.A. (3)</i> § 133; <i>N.E.</i>, § 132; <i>A.S.</i>, § 134; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 139).</p>

<p>119. Darbe teşebbüsü, egemenliğin kaynağı olmayan ve milletin egemenliği kullanmak üzere yetkilendirdiği organlar arasında bulunmayan bir grubun zorla demokratik anayasal düzeni ortadan kaldırmaya veya değiştirmeye kalkışmasıdır. Darbe teşebbüsünün başarılı olması hâlinde egemenlik milletten alınarak bir grubun eline geçmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 220). Böylesine kabul edilemez ağır sonuçları içeren darbe teşebbüsünün faili olduğu tespit edilen FETÖ/PDY'nin atipik yapısı, söz konusu yasa dışı yapılanmanın çözümlenmesini de güç kılmıştır. Bu nedenle FETÖ/PDY ile irtibat ya da iltisak içinde olan kişilerin tespit edilmesi, kamu görevinden çıkarılması ve yasaklanması olağanüstü hâle neden olan somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacı doğrultusunda elverişli ve gerekli bir tedbir olarak nitelendirilmeye uygundur (benzer değerlendirme için bkz. <i>N.E.</i>, § 133; <i>A.S.</i>, § 135; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 140).</p>

<p>120. Nitekim Anayasa Mahkemesince darbe teşebbüsünden kısa süre sonra verilen kararda, Türkiye Cumhuriyeti'nin millî güvenliği tehlikeye sokan ve Anayasa'nın 2. maddesinde ifadesini bulan demokratik hukuk devletini hedef alan bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalması nedeniyle söz konusu teşebbüsün arkasındaki terör örgütleriyle bağlantılı olduğu ve millî güvenliğe tehdit oluşturduğu değerlendirilen kamu görevlileri hakkında devlet tarafından bazı ilave ve olağan dışı tedbirlerin alınması, kamu hizmetinin yürütülmesi konusunda reform çalışmaları yapılması, bu bağlamda birtakım düzenlemelerin hayata geçirilmesi haklı gerekçelere dayanan gelişmeler olarak nitelendirilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 77-81; <i>N.E.</i>, § 134; <i>A.S.</i>, § 136; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 141).</p>

<p>121. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin olduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince kanun koyucunun anılan hususlar çerçevesinde anayasal düzene sadakat göstermeyen kamu görevlileriyle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir (AYM, E.2018/81, K.2021/45, 24/06/2021, § 74). Sadakatten duyulan şüphenin kamu görevlisinden kaynaklanan bir sebebe dayanması, bu sebebin de ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenmesi gerekmektedir. Ancak kamu görevlisinin sadakatinden duyulan şüphenin ağırlığı, ciddiyeti ve delillendirilmesi ifa edilen görevin önemi ve niteliği gözönünde bulundurulmak suretiyle değerlendirmeli ayrıca keyfî uygulamaları önlemek adına tarafların menfaatlerini de dengeleyecek şekilde yeterli gerekçeyle açıklanmalıdır (<i>N.E.</i>, § 135; <i>A.S.</i>, § 137; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 142).</p>

<p>122. Özellikle ayrıcalıklı kamusal yetkilerle donatılan kamu görevlilerinin sahip oldukları yetkilerin kamu düzeni ve güvenliği bağlamındaki önemi nedeniyle diğer kamu görevlilerinden farklı ve ağır yükümlülükleri olabilir. Mesleğe özgü özel kanunlarla da görünür hâle gelen personel rejimi dâhil ayrıcalıklı konumları nedeniyle anılan özelliğe sahip kamu görevlilerinden devletin özel bir sadakat ve bağlılık beklemesinin de tanınan ayrıcalığın bir sonucu olduğu söylenebilir. Bu bağlamda hâkim, savcı, polis, asker gibi özel kanunlarla diğer kamu görevlilerine göre ayrıcalıklı yetki ve yükümlülüklerle donatılan ve kamu gücünü kullanabilen kamu görevlilerinden devletin özel bir güven ve sadakat bekleyebileceğinin kabulü gerekir. Zira kamu görevlilerine tanınan ayrıcalıklı hukuki statü, yetki ve haklar ile ifa ettikleri görevin niteliğinin sadakat ve güven kavramları kapsamında devletle olan ilişkideki yükümlülükleri belirlemede de başat rol oynadığı söylenebilir (<i>N.E.</i>, § 136; <i>A.S.</i>, § 138; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 143)</p>

<p>123. Somut olaydaki tedbirin gerekçesi, ilçe emniyet müdür yardımcısı olarak görev yapan başvurucunun devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ/PDY ile irtibatı veya iltisakı olduğunun değerlendirilmesi ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasıdır. Anayasa Mahkemesi; irtibat ve iltisak kavramlarının objektif anlamının kapsam ve sınırlarının durum ve şartlara göre yargı içtihatlarıyla değerlendirilerek belirlenebileceğini, bu yönüyle anılan ifadelerin kategorik olarak belirsiz olduğunun söylenemeyeceğini daha önce ifade etmiştir (bkz. §§ 62-66; AYM, E.2018/89, K.2019/84, 14/11/2019, § 30). Yine Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında FETÖ/PDY’nin kamu kurumlarının neredeyse tamamında örgütlenmesinin ve somut darbe teşebbüsünün bu yapılanmadan kaynaklanmış olmasının potansiyel tehdidi mevcut tehlikeye dönüştürdüğü ve demokratik anayasal düzeni sürdürmek bakımından olağanüstü tedbirler alınmasının zorunlu olduğu kabul edilmiştir (AYM, E.2016/6 [D. İş], K.2016/12, 4/8/2016, § 80; <i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 26; <i>C.A. (3)</i>, § 126). Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olma hâli, demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığını ya da zayıfladığını gösteren bir olgu olarak kabul edilmiştir. Bu noktada söz konusu tedbirin keyfîlik içerip içermediğinin ve durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı ya da iltisaklı olup olmadığı konusunda ciddi ve objektif nedenlerin idari ve yargısal makamlarca ortaya konulup konulmadığının irdelenmesi gerekir (<i>N.E.</i>, § 139; <i>A.S.</i>, § 141; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 146).</p>

<p>124. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak yürütülen yargılamada verilen davanın reddi kararında, <i>Garson</i>'dan ele geçen kodlama listesinde A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanmış olmasına ve hakkındaki tanık beyanlarına dayanılmıştır.</p>

<p>125. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tedbirin Anayasa'nın 15. maddesine göre durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının ortaya konulabilmesi için yargısal makamlar tarafından açıklanan gerekçelerden hareketle başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının ciddi, önemli ve somut nitelikte objektif olay ve vakıalar ile desteklenip desteklenmediği, başvurucunun ve kamunun menfaatlerini dengeleyecek şekilde yeterli gerekçenin yargısal makamlar tarafından ortaya konulup konulmadığı incelenmelidir.</p>

<p>126. <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına teslim ettiği dijital materyallerin incelenmesi ile başlayan süreçte bahse konu dijital materyaller üzerinde Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından teknik incelemeler yapılmış ve bazı raporlar hazırlanmıştır. Erken dönemde düzenlenmiş olan v<i>eri inceleme raporları</i>ndan sonra dijital materyaller üzerinde şifre çözme ve benzeri teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla birlikte örgüt yapılanmasına ilişkin verilerin olduğu birçok yeni dijital materyalin elde edilmesi ve farklı dosya yollarının çözülmesi suretiyle elde edilen tablolarda ilgili kişilere ait birden fazla kodlama bilgisine ulaşıldığı, bu suretle v<i>eri analiz raporları</i>nın düzenlendiği anlaşılmıştır (bkz. §§ 16-21). Diğer taraftan farklı yargısal makamlar tarafından da konu ile ilgili olarak <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulduğu görülmüştür (bkz. §§ 25-27).</p>

<p>127. Danıştay kararlarında da yer aldığı üzere bahse konu kodlama listesinde emniyet teşkilatında yer alan kişilerin ''<i>alan dışı'', "ilgi", "alan içi", "ümit ve serhat"</i> şeklinde beş ana başlık altında kategorize edildiği görülmüştür. <i>Garson</i>'un beyanlarına göre<i> alan dışı</i> kategorisi FETÖ/PDY ile bağlantısı olmayan kişileri, <i>ilgi</i> kategorisi nitelikleri itibarıyla FETÖ/PDY'ye katılımının sağlanabileceği düşünülen, nitelikleri itibarıyla görüşülmesi uygun görülen ve alan içi kategorisine alınabileceği değerlendirilen kişileri, "<i>alan içi"</i> kategorisi FETÖ/PDY içinde yer alan kişileri, "<i>ümit"</i> kategorisi bir dönem FETÖ/PDY içinde yer almış fakat sonradan bir sebepten bağlantısını koparmış kişileri, "<i>serhat"</i> kategorisi ise <i>"ümit"</i> kategorisinin özelleştirilmiş bir yan kategorisi olarak 17/25 Aralık sürecinden sonra FETÖ/PDY'den ayrılmış olan kişileri ifade etmektedir.</p>

<p>128. Süreç içinde Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar ve <i>Garson</i>'un beyanları sonucunda bu beş genel kategorinin altında daha hususi hale getirilmiş birçok alt kodun ortaya çıktığı görülmektedir. Bununla birlikte Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanan<i> veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamalarla ilgili olarak <i>"Y</i><i>anlış yazılmış olabileceği değerlendirilmiştir." </i>şeklinde ibareler olduğu, diğer taraftan bu nevi kodlamaların dijital materyaller üzerindeki teknik çalışmaların ilerlemesi ile düzenlenen <i>veri analiz raporları</i>nda ise yer almadığı görülmektedir. Yine söz konusu kodlamaların içinde anlamı birbirine benzer olan kodlamalar olduğu, ayrıca bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S " ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığı belirtilmiştir (bkz. §§ 17, 20).</p>

<p>129. Konu ile ilgili olarak Yargıtay tarafından yapılan değerlendirmede, <i>Garson</i> tarafından teslim edilen dijital materyallerin Sulh Ceza Hâkimliği kararına istinaden incelenmesi neticesinde anılan kodlama verilerinin tespit edildiği ve bunların hukuka uygun veri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yine Danıştayın yaptığı değerlendirmeler de aynı şekilde bahse konu kodlama verilerinin bir kamu görevlisinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatının değerlendirilmesinde esas alınabilecek, hukuka uygun veri niteliğinde olduğu yönündedir (bkz. §§ 54-59). Bununla birlikte bahse konu kodlama bilgilerinin tek başına FETÖ/PDY ile irtibatı ya da iltisakı gösteren ciddi ve objektif nitelikte olup olmadığının ayrıca incelenmesi gerekmektedir. Nitekim vurgulandığı üzere kamu görevinden çıkarma şeklindeki tedbirin durumun gerektirdiği ölçü korunarak tesis edilip edilmediğinin belirlenebilmesi için de bu yönde bir incelemenin yapılması elzemdir.</p>

<p>130. Öncelikle bahse konu kodlama bilgilerinin yer aldığı dijital materyallerin herhangi bir arama ve elkoyma kararına istinaden ele geçirilmediğini, <i>Garson</i>'un 18/4/2017 tarihinde anılan dijital materyalleri ilgili birimlere teslim ettiğini belirtmek gerekir. <i>Garson</i> aynı zamanda bu dijital materyalleri teslim ettiği tarihte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına da bazı beyanlarda bulunmuştur (bkz. § 14). Buna göre <i>Garson</i>, 2011 yılından beri FETÖ/PDY ile ilgili olarak birçok bilgi edindiğini, örgütün özellikle emniyet teşkilatı içinde yer alan birçok mensubu ile ilgili olarak fikir sahibi olduğunu belirtmiştir. Bu bilgilerin teslim ettiği dijital materyallerde olduğunu dile getiren <i>Garson</i>, şahsen tanıdığı kişileri de bu kartlara kendisinin yazdığını, bu kartlarda bildiği kadarıyla 4.700 civarında FETÖ mensubu kişinin bilgilerinin olduğunu ifade etmiştir.</p>

<p>131. <i>Garson</i>'un dijital materyalleri teslimiyle başlayan süreçte ceza mahkemelerinde yürütülen yargılamalarda da <i>Garson</i>'un beyanlarına başvurulmuştur. Bu bağlamda İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi ve Ankara 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından yapılan duruşmalarda <i>Garson </i>teslim ettiği dijital materyallerle ilgili olarak sorulan bazı soruları cevaplandırmıştır. (bkz. §§ 25-27). Öncelikle<i> Garson</i>'un bu sorulara verdiği <i>bazı verilerde hataların olabileceği</i>ne ilişkin beyanlarının elle veri girişi yapılan her belgede karşılaşılması muhtemel istisnai hatalara yönelik olduğu belirtilmelidir. Bunun yanında bu muhtemel durumun periyodik olarak güncellenen önceki ve sonraki veriler dikkate alınarak bertaraf edilebileceği, bu yöntemin izlenmesi hâlinde belli bir dönemde yapılan hatanın verilerin genel güvenilirliğine zarar vermemiş olacağı kabul edilmelidir.</p>

<p>132. Yine <i>Garson</i>, teslim ettiği dijital materyallerdeki kodlamalara yönelik olarak bunların emniyet teşkilatının personel biriminin bire bir kullandığı bir formatın üzerine yazıldığını, teslim ettiği verilere yönelik bazı sorulara cevaben yine emniyetteki bazı birimlerin soruşturmayı derinleştirmek, bütün olarak bakmak için eklediği sütunlar olabileceğini dile getirmiştir. Bunun yanında bahse konu kodlamaların/rumuzların ezberden yazılıp yazılmadığı sorusuna cevaben de <i>Garson</i>, bu işlemi yapan ve FETÖ/PDY bağlantılı olan kişilerin bir Excel belgesine bakarak bu kodlamaları yazdığını beyan etmiştir. Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünün düzenlediği <i>veri inceleme raporları</i>nda kimi kodlamaların yanlış yazılmış olabileceğine yönelik değerlendirme, kodlarının bazılarının anlamlarının birbiriyle benzer olması, bazı kodlamalarda yer alan<i> "</i><i>X", "S" ve "?" </i>gibi ibarelerin kişi hakkında bir değerlendirme yapılması gerektiğini göstermek için kullanıldığına ilişkin tespitler gözönüne alındığında <i>veri inceleme raporları</i>nın hatalı kodlama bilgilerini içerme ihtimalini dışlamadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>133. Bunun yanında bahse konu dijital veriler üzerindeki teknik çalışmaların olgunlaşmasıyla düzenlenen <i>veri analiz raporları</i> ise daha detaylı veriler içermektedir. Bu raporların <i>"Özet"</i> başlığı altında verilen genel bilgilerde bahse konu dijital veriler üzerinde yapılan ilk tespitlerde her ne kadar dokümanların açılış şifreleri çözülmüş olsa da bir kısım veri özelinde veri içeriğinde verinin anlamlandırılmasını/kıymetlendirilmesini ve veri içeriğinde yer alanların kimlik bilgilerinin tespitini zorlayıcı şekilde şifreleme metotlarının kullanıldığının görüldüğü, yürütülen çalışmalar neticesinde 232 farklı Excel dosyasının tespit edildiği belirtilmiştir (bkz. § 19). Nitekim <i>veri analiz raporları</i>nda kodlamaların anlamlarıyla alakalı olarak yeknesak tanımlamaların ve ilgili kişilerle ilgili olarak farklı dosya yollarından elde edilen farklı listelerdeki kodlamaların birlikte yer alabildiği görülmüştür (bkz. § 21). Ayrıca Emniyet Genel Müdürlüğünce olgunlaştırılan söz konusu raporlarda, bu kodlamaların yıllara yayılmış şekilde çok sayıda ve farklı mahrem imamlar tarafından işlendiğinin ortaya konulduğu, bu suretle verilerin karşılaştırılması ve tutarlı olup olmadığı konusunda daha objektif değerlendirme yapma imkânı tanıyan içeriklerin açığa çıkarılmasıyla söz konusu delilin güçlendirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>134. FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Kamu görevinden çıkarmaya yönelik tedbirin terör örgütüne üye olma veya örgüte üye olmamakla birlikte örgüte yardım etme gibi suçlardan mahkûmiyet devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara ya da terör örgütlerine üyelik ya da mensubiyet şeklindeki birtakım nedenlerden hareketle değil bunlarla iltisaklı ya da irtibatlı olma gerekçesiyle tesis edildiği tekrar vurgulanmalı; ayrıca FETÖ/PDY ile iltisaklı veya irtibatlı olmaya ilişkin yargısal denetimin idari yargının görev ve yetkisinde olduğu akılda tutulmalıdır. Daha açık bir ifadeyle ceza hukuku bağlamında bir suç ile ilgili olarak değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi adli yargı mercilerinin iken iltisak ve irtibat bağlamında değerlendirme yapma ve hüküm verme görev ve yetkisi idari yargı mercilerinindir. Ceza mahkemeleri bir suçun maddi ve manevi tüm unsurlarının oluşması, sanığın her türlü şüpheden uzak şekilde eylemi gerçekleştirmesi hâlinde mahkûmiyete karar vermektedir. İdare mahkemeleri ise bir idari işleme ilişkin yargılamada yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden inceleme yaparak işlemin hukuka uygun olup olmadığıyla ilgili olarak bir sonuca ulaşmaktadır. Aynı olgudan hareketle her mahkemenin kendi yargı kolunun yargılama ilkeleri ve delil standardı kapsamında farklı değerlendirme yapabilmesi mümkündür. Bu bağlamda ilgililer hakkında bir suçtan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ya da beraat kararı, ilgilinin FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatlı olup olmadığı yönünden farklı bir değerlendirme yapılmasına engel teşkil etmemektedir. Öte yandan FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat yönünden inceleme yapacak olan idari yargı düzenindeki yargısal makamların adli yargı düzeninde tespit edilmiş birtakım verileri veya olay, olgu, bilgi ya da belgeleri inceleyerek bunları iltisak ve irtibat kavramları bağlamında değerlendirmeye alması ve ceza yargısından farklı yorumlaması olağandır (<i>Sinan Ulu</i> [GK], B.No:2023/57158, 25/9/2025, § 98; <i>Sümeyra Bakla</i> [GK], B.No:2023/46215, 20/11/2025, § 100).</p>

<p>135. Bu kapsamda düşünüldüğünde benzer şekilde bir koruma tedbiri olan tutuklamanın hukukiliği iddiasından hareketle bir olayın, olgunun, bilgi ya da belgenin örgütsel ilişkinin varlığı hususunda önemli bir veri olarak değerlendirilerek kuvvetli suç şüphesinin varlığının ortaya konulması da otomatik olarak aynı olay, olgu, bilgi ya da belgenin iltisak ve irtibatın varlığına yeter nitelikte olduğu anlamına gelmeyecektir.</p>

<p>136. Diğer taraftan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'nın 15. maddesi bağlamında<i> durumun gerektirdiği ölçüde</i> olabilmesi için FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu bağlamda örgütle irtibata veya iltisaka ilişkin gerekçenin somut olay, olgular ve esaslı iddialar ile kişilerin lehine ve aleyhine sayılabilecek delillerin birlikte ve bütünlük hâlinde değerlendirildiğini gösterir nitelikte olması gerekir. Anılan gereklilik irtibat ve iltisak kavramlarının içeriğinin kişiye ilişkin bir profilin çıkarılmasıyla doldurulabilir ve somutlaştırılabilir olmasının da bir sonucudur. Bu bağlamda Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunca da belirildiği üzere (bkz. § 50) FETÖ/PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma hâlinin OHAL ilanından çok daha önceki süreçte de ortaya çıkabileceği, bir anda ortaya çıkmasının mümkün olmadığı, örgütün yapılanma yöntemi de gözönünde bulundurulduğunda iltisak veya irtibatın uzun bir süreci kapsayabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>137. Bunun yanında Danıştayın FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibat nedeniyle kamu görevinden çıkarmaya ilişkin davalarda verdiği bazı kararlarda, kişilerin FETÖ/PDY ile iltisakı yahut irtibatı olduğu yönünde değerlendirme yapılmasına dayanak teşkil eden tespitlerin somutlaştırılmak suretiyle değerlendirilmesi gerektiğini belirterek bazı durumları FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı ortaya koymak konusunda yeterli bulmadığı görülmüştür. Yine Danıştay bu yöndeki bozma kararlarında uyuşmazlığın çözümü için verilecek ara kararlarıyla davacıların terör örgütleriyle veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisakı yahut irtibatı olup olmadığının araştırılması gerektiğini belirtmiştir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>138. Yukarıda da vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı tespit etmek için ilgili kişiler hakkında ortaya konulan farklı nitelikteki olay, olgu, bilgi veya belgeler idari ve yargısal makamlar tarafından dikkate alınıp bir sonuca varılabilir. Bu bağlamda <i>Garson</i>'un teslim ettiği dijital verilerin iltisak ve irtibat hususunda bir tespitte bulunabilmek için önemli olduğunu kabul etmek gerekmektedir. Nitekim FETÖ/PDY'nin gizlilik, hücre tipi yapılanma ve her kurumda örgütlenmiş olma gibi atipik özellikleri de benzer nitelikteki bilgi ya da belgelerin önemini ortaya koymaktadır.</p>

<p>139. Diğer taraftan yine yukarıda vurgulandığı üzere FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olmanın ve bu suretle demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalkmasının ciddi ve objektif nedenlerinin başvurucunun ve kamunun menfaatlerini de dengeleyecek şekilde ilgili ve yeterli gerekçeyle idari ve yargısal makamlar tarafından ortaya konulması gerekmektedir. Bu açıdan bakıldığında <i>veri inceleme raporları</i>ndaki kodlama bilgilerinin irtibat ve iltisakın olduğuna yönelik kamu makamlarınca ilgiliden duyulan bir şüpheyi ortaya çıkardığı kabul edilebilir. Bunun yanında söz konusu <i>veri inceleme raporları</i>ndaki bilgilerin FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olma yönünden meydana getirdiği şüpheden hareketle tutarlı ve doğru olduğunun teyit edilmesi gerekliliği ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>140. Bununla birlikte son tahlilde ortaya çıkan<i> veri analiz raporları</i>nın ise ilgili kişiler hakkında farklı listelerdeki kodlama bilgilerini içerdiği gözönüne alındığında bahse konu kodlamaların tutarlı ve doğru olup olmadığını değerlendirmeye imkân sağladığı düşünülebilir. Daha açık ifadeyle<i> veri analiz raporları</i>nın tutarlı ve denetime elverişli veriler içermesi durumunda bunun iltisak ve irtibatın varlığına yönelik tek başına yeterli bir delil olarak kabul edilebileceği söylenebilir. Yine <i>veri inceleme raporları</i>nda yer alan kodlama bilgisinin başka delillerle desteklenmesi durumunda ilgililer hakkında ortaya çıkan iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüphenin teyit edilmiş olduğu kabul edilebilir. Bu şekilde destekleyici/teyit edici bir durumun bulunmadığı hâlde ise idari ve yargısal makamların yapması gereken şey, <i>veri analiz raporları</i>nın zikredilen ehemmiyetini de gözönüne alarak söz konusu kodlama bilgilerinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibata yönelik şüpheden hareketle yeterli düzeyde araştırma yapmak ve ilgili kişilerin iltisak ve irtibatına yönelik olarak ortaya çıkan hususlarda karşı beyanlarını da almak suretiyle FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olup olmadığına yönelik bir sonuca varmaktır. Diğer yandan Danıştayın idari yargı düzenindeki resen araştırma ilkesinden hareketle benzer şekilde bir araştırma yöntemine ilişkin yol haritasını farklı kararlarında derece mahkemelerine gösterdiği bilinmektedir (bkz. §§ 60, 61).</p>

<p>141. Somut olayda başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasının gerekçesi olarak yargısal makamlar yalnızca<i> veri inceleme raporu</i>ndaki kodlamaları değil başvurucu hakkındaki A.K. ve A.K.E.nin beyanlarını da değerlendirmiştir. Bu değerlendirme sonucunda başvurucunun A4 (FETÖ mensubiyeti olan, teslimiyeti, sadakati ve bağlılığı üst seviyede olan kişi) olarak kodlanması yanında bahse konu tanık beyanlarının davanın reddine gerekçe olarak alındığı görülmektedir. Başvurucu ile aynı yerde görev yapan iki kişiye ait bahse konu beyanlar başvurucunun darbe teşebbüsü öncesi dönemde FETÖ/PDY'yi öven bir kişi ile ilgili tutulan rapora başvurucunun işlem yaptırmadığına, diğeri ise yine aynı dönemde başvurucunun FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu düşünülen kişilere şubelerde görev verdiğine yöneliktir (bkz. §§ 34, 41). Netice itibarıyla yargısal makamlar başvurucu hakkındaki veri inceleme raporunda yer alan kodlama bilgisinin ortaya çıkardığı iltisak ve irtibatın varlığına yönelik şüpheyi bahse konu tanık beyanlarıyla birlikte değerlendirerek başvurucunun FETÖ/PDY ile iltisak ve irtibatı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bu bağlamda başvurucunun demokratik anayasal düzene sadakat bağının ortadan kalktığına yönelik kanaate gerekçe olarak gösterilen olguların anayasal güvenceleri ortaya koyacak şekilde ilgili ve yeterli olarak nitelendirilmeye uygun hâle getirildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>142. FETÖ/PDY ile iltisak veya irtibatı olan kişilerin tespit edilmesi konusunda devletin darbe teşebbüsünün akabinde hızlı şekilde harekete geçmesi, demokratik anayasal düzene yönelen yakın ve açık tehlikenin bertaraf edilmesi açısından gereklilik unsurunu içermektedir. Ayrıca başvurucunun kamu görevinden çıkarılması ile birlikte bir daha kamu görevlisi olamayacağına dair tedbirin örgütün -gizli yapısı ve henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilemediği gözetildiğinde- kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından gerekli olduğu açıktır. Bu bağlamda başvuruya konu olan tedbirler de somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında ortaya konulan tespitler gözönüne alındığında, başvurucunun darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı ve iltisaklı olduğunu, bu suretle sadakat bağının ortadan kalktığını ilgili ve yeterli gerekçelerle kabul eden yargı mercilerince ulaşılan sonucun durumun gerektirdiği ölçüyle bağdaşmadığı söylenemez.</p>

<p>143. Öte yandan Anayasa Mahkemesi devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla iltisaklı yahut irtibatılı olan kamu personelinin kamu görevinden çıkarılmasına ve bu kişilerin görev yaptıkları teşkilata yeniden alınmamalarına ve bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmemelerine, doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendirilmemelerine ilişkin kuralı da incelemiştir. Bu kararında Anayasa Mahkemesi, Avrupa’da farklı ülkelerde gerçekleştirilen arındırma uygulamalarının Türkiye'de 15 Temmuz darbe girişiminden kaynaklanan anayasal düzeni hedef alan tehlikenin bertaraf edilmesi sürecinde hayata geçirilen tedbirlerden farklı olduğunu vurgulamıştır. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesince FETÖ/PDY ile iltisakı ve irtibatı olduğu değerlendirilen kişilerin kamu görevinden çıkarılmasının kamu otoritesiyle bağlantılı olmayan özel sektör alanında istihdam edilme imkânını ortadan kaldırmadığı belirtilmiş ve somut olaydakine benzer tedbirin millî güvenliğin ve kamu düzeninin sağlanarak kamu hizmetinin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesi amacına ulaşma bakımından elverişli, gerekli ve ölçülü olduğu kabul edilmiştir (bkz. § 65).</p>

<p>144. Bununla birlikte AİHM'in rejim değişikliği gibi radikal bir dönüşümün olmadığı durumlarda da Sözleşme'deki güvencelere riayet edilmesi koşuluyla kamu görevlilerine yönelik meslekten çıkarma ve kamu görevinden yasaklama dâhil bazı tedbirlerin alınabileceğini kabul ettiği vurgulanmalıdır. Nitekim<i> Xhoxhaj/Arnavutluk</i> ve <i>Naidin/Romanya </i>kararlarında AİHM, başvurucular hakkında tesis edilen kamu hizmetinden süresiz şekilde yasaklanmalarına ilişkin tedbirlerin ortaya konulan meşru amaçlarla uyumsuz ve orantısız olmadığı sonucuna varmıştır (bkz. §§ 80-87).</p>

<p>145. Buradan hareketle FETÖ/PDY'nin gizli yapısı, henüz tam olarak tüm üyelerinin tespit edilememesi ile terör örgütlerinin anayasal düzene karşı oluşturduğu tehdit gözetildiğinde bu tedbirin örgütün kamuda yeniden yapılanması ve güç elde ederek anayasal düzeni yıkmaya teşebbüs etmesinin önlenmesi açısından somut koşullar bağlamında elzem olduğu açıktır. Somut olayda başvurucu, demokratik anayasal düzenin korunması bakımından kamu görevinden ilgili ve ikna edici somut gerekçelerle çıkarılmış ancak özel sektörde çalışmasını engelleyen herhangi bir ilave kısıtlamaya tabi tutulmamıştır. Bu konuda bir kısıtlamanın getirilmeyerek somut tehlikenin bertaraf edilmesi amacıyla hareket edildiği değerlendirilmektedir. Dolayısıyla bu tedbirin öngörülen amaç doğrultusunda ölçülü olmadığı da söylenemez.</p>

<p>146. Diğer taraftan somut olayda ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümüne imkân sağlamaya uygun yasal düzenlemelerin mevcut olduğu ve etkili şekilde işlediği görülmektedir. Nitekim yargılama safahatında dava dosyasına sunulan ve başvuruya konu kararların gerekçelerini oluşturan tüm bilgi ve belgelerin başvurucuya tebliğ edildiği, bu bilgi ve belgelere karşı etkin bir şekilde beyanda bulunma imkânının sağlandığı görülmektedir. Bu bağlamda olağanüstü şartlarda hızlı ve basit usulde kamu görevinden çıkarma tedbirinin uygulanması gerekliliği dikkate alındığında somut olayda yargısal denetimin etkili bir şekilde işlemediği ve yargılamayı yürüten mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı söylenemez. Sonuç olarak başvurucunun yargısal makamlar önünde delillerini sunduğu, iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya kalmadan kullandığı, dolayısıyla yargılamalarda usule ilişkin güvencelerin sağlandığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>147. Neticede darbe teşebbüsünün faili olan FETÖ/PDY ile irtibatlı veya iltisaklı olunduğunu göstermesi açısından yeterli kabul edilen gerekçelerin ilgili ve ikna edici olduğu, somut başvurunun koşullarında alınan tedbirin olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli, ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olduğu ve keyfîlik içermediği değerlendirilmiştir. Dolayısıyla eldeki başvuruda, olağanüstü hâl koşullarında durumun gerektirdiği ölçünün korunduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>148. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkına yönelik müdahalenin olağanüstü hâl döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlere uygun olduğuna ve başvurucunun özel hayata saygı hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>B. </strong><strong>Masumiyet Karinesinin</strong><strong> İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>149. Başvurucu, hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı olmadığı hâlde kamu görevinden çıkarıldığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>150. Masumiyet karinesi, hakkında suç isnadı bulunan bir kişinin adil bir yargılama sonunda suçlu olduğuna dair kesin hüküm tesis edilene kadar masum sayılması gerektiğini ifade etmekte ve hukuk devleti ilkesinin de bir gereğini oluşturmaktadır (AYM, E.2013/133, K.2013/169, 26/12/2013). Anılan karine, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına almaktadır. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (<i>Kürşat Eyol </i>[2. B.], B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).</p>

<p>151. Bilindiği gibi ceza muhakemesi hukuku ile idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. İdare hukuku; kamu gücünü kullanma yetkisine sahip olan idarenin gerçekleştirdiği işlem ya da eylemlerde uygulanması gereken başta anayasa olmak üzere yürürlükteki hukuk kurallarının bütününü ifade etmektedir. Bu bakımdan idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden biriyle hukuka aykırı olduğu ve iptali, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davalarıyla ileri sürülür. Söz konusu davalar, idari yargı düzeninde yer alan yargı mercilerince idare hukuku ilkeleri kapsamında ele alınır. Bazı hâllerde kamu görevlisinin fiilî ceza hukuku kapsamında suç tanımına uymasının yanı sıra idare hukuku yönünden de sorumluluk gerektiren bir mahiyet taşıyabilir. Bunun yanı sıra ceza hukuku anlamında suç teşkil etmeyen bir eylem ya da işlem idare hukuku bağlamında bir yaptırımı gerekli kılabilir. Zira cezai sorumluluğu ortadan kalkmış olsa dahi aynı olaylar nedeniyle -daha hafif bir ispat külfeti temelinde- kişi hakkında başka tür bir sorumluluğun tesis edilmesinin önünde bir engel bulunmamaktadır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Özcan Pektaş </i>[1. B.], B. No: 2013/6879, 2/12/2015, § 25; <i>Kürşat Eyol</i>, § 30).</p>

<p>152. Ceza muhakemesiyle eş zamanlı olarak yürütülen, bir başka ifadeyle kişinin henüz suç isnadı altında olduğu, ceza makamları tarafından hakkında herhangi bir hüküm kurulmadığı süreçte devam eden idari soruşturma ve yargılamalarda masumiyet karinesi bakımından önemli olan husus; kamu makamlarının işlem ya da kararlarında belirttikleri gerekçeler veya kullandıkları dil nedeniyle bireye cezai sorumluluk yüklememeleri, ceza mahkemeleri tarafından henüz suçlu bulunmamış bireyin masumiyeti üzerine gölge düşürülmesine sebebiyet vermemeleridir (<i>Galip Şahin </i>[1. B.], B. No: 2015/6075, 11/6/2018, § 47).</p>

<p>153. Somut olayda adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütlerinin ve millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan <i>olağanüstü tedbir</i> niteliğinde bir meslekten çıkarma işlemi tesis edilmiştir. İdari yargı mercilerince eldeki başvurudan önce verilen kararlarda, bahse konu meslekten çıkarma işleminin nedeni olarak kabul edilen <i>devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen FETÖ ve/veya PDY ile iltisaklı ve irtibatlı olma</i> ölçütü çerçevesinde ve idare hukuku ilkeleri kapsamında değerlendirmelerde bulunulmuştur. Söz konusu kararlarda başvurucunun ceza yargılamasında kendisine isnat edilen eylemleri işlediği ve suçlu olduğu yönünde bir çıkarımda bulunulmadığı, kararlarda geçen ifadelerin gerek kullanılan dil gerekse bağlamı itibarıyla ceza hukuku anlamında ve teknik unsurlarıyla yargılamaya konu suça ya da bu suçun işlendiğine işaret etmediği anlaşılmıştır.</p>

<p>154. Açıklanan gerekçelerle masumiyet karinesine yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI</strong><strong>. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça dayanaktan yoksun olması </i>nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin bilgi için, Ankara 22. İdare Mahkemesine (E.2019/2582, K.2020/1521), Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesine (E.2021/8010, K.2022/1259), Danıştay Beşinci Dairesine (E.2022/7536, K.2022/7942) ve Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 2/4/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/fetopdy-ile-iltisaklari-ve-irtibatlari-olduklari-degerlendirilerek-kamu-gorevinden-cikarilmalari-nedeniyle-yapilan-basvurulara-iliskin-kararlar</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 10:13:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/anayasam.jpg" type="image/jpeg" length="70765"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Denizli Barosu Başkanı Ufuk Kök istifa etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Denizli Barosu Başkanı Avukat Ufuk Kök, hakkında yürütülen soruşturma sürecinin Baro’nun kurumsal yapısını tartışmaların odağına taşıdığı gerekçesiyle görevinden istifa ettiğini duyurdu. Kök, hukuk devletine ve adalete olan inancını vurgulayarak mesleki mücadelesine devam edeceğini açıkladı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Denizli Barosu Başkanı Avukat Ufuk Kök, hakkında yürütülen soruşturma sürecinin Baro’nun kurumsal yapısını tartışmaların odağına taşıdığı gerekçesiyle görevinden istifa ettiğini duyurdu.</p>

<p><strong>"HUKUK DEVLETİ İLKESİNE İNANCIM TAM"</strong></p>

<p>Avukat Ufuk Kök tarafından yapılan yazılı açıklamada, hukuk devletine olan inancının tam olduğu vurgulanarak, yargılama sürecinin sonunda gerçeklerin ortaya çıkacağına ve aklanacağına dair herhangi bir tereddüdü bulunmadığı ifade edildi. Kök, açıklamasında sürecin tüm aşamalarında adalete olan güvenini koruyacağını belirterek, mesleki mücadelesine hukuk sınırları içerisinde devam edeceğini dile getirdi.</p>

<p><strong>"BARO BAŞKANLIĞI KİŞİSEL BİR MAKAM DEĞİL"</strong></p>

<p>İstifasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kök, Denizli Barosu Başkanlığı makamının kişisel bir mevki olmadığını, savunmanın bağımsızlığı ve meslek onurunun temsil edildiği önemli bir görev olduğunu ifade etti.</p>

<p>Yaşanan süreç nedeniyle Baro çalışmalarının ve kurumsal yapının zarar görmemesi adına böyle bir karar almak durumunda kaldığını belirtti.</p>

<p><strong>TEŞEKKÜR MESAJI</strong></p>

<p>Görev süresi boyunca birlikte çalıştığı yönetim kurulu üyelerine, Baro organlarında görev yapan meslektaşlarına ve Türkiye Barolar Birliği başta olmak üzere destek veren herkese teşekkür eden Kök, dayanışma gösteren meslektaşlarına da minnettarlığını iletti.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/image-689.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/denizli-barosu-baskani-ufuk-kok-istifa-etti</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 09:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/ufuk-kok-1.jpg" type="image/jpeg" length="21148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurulunun Amazon Kararı: Algoritmik Fiyatlandırma Araçları ve Topla-Dağıt Koordinasyon İddiası]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Rekabet Kurulu (“<strong>Kurul</strong>”), 18.04.2025 tarihli ve 25-15/348-164 sayılı kararıyla, Amazon Turkey Perakende Hizmetleri Ltd. Şti.’nin (“<strong>Amazon</strong>”) çok kategorili e-pazaryeri pazarında satıcıların kullanımına sunduğu otomatik fiyatlandırma mekanizması aracılığıyla 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un (“<strong>4054 sayılı Kanun</strong>”) 4. maddesini ihlal edip etmediğini incelemiştir<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Rekabet Kurumunun soruşturma heyeti tarafından hazırlanan soruşturma raporu ve ek yazılı görüşte, Amazon’un otomatik fiyatlandırma mekanizması aracılığıyla 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesini ihlal ettiği ve idari para cezası uygulanması gerektiği yönünde görüş bildirilmiştir. Buna karşılık Kurul, Amazon’un 4. maddeyi ihlal etmediğine ve idari para cezası uygulanmasına gerek olmadığına oybirliği ile karar vermiştir.</p>

<p>Karar, e-pazaryeri platformlarının satıcılara sunduğu otomatik fiyatlandırma araçlarının, algoritmik koordinasyon riskleri ve ispat standardı bakımından 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde nasıl değerlendirileceğine ilişkin tespitler içermesi bakımından dikkat çekmektedir. Bu bilgi notunda, soruşturma süreci ile otomatik fiyatlandırma mekanizmasının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilmesine ilişkin Kurul tespitleri özetlenmektedir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Soruşturmanın Arka Planı</strong></p>

<p>Süreç, 2023 Ağustos’ta Hepsiburada’nın konu olduğu önaraştırma ile başlamıştır. Önaraştırma sonucunda, Hepsiburada’nın sözleşmelerinde yer alan EKM (<i>en çok kayırılan müşteri</i>) koşulu ve ayrımcı uygulamalar bakımından soruşturma açılmasına gerek olmadığına; buna karşılık otomatik fiyatlandırma mekanizmasının 4054 sayılı Kanun’u ihlal edip etmediğinin tespiti amacıyla soruşturma açılmasına 2023 yılının Ekim ayında karar verilmiştir. Kurul, Trendyol ve Amazon’un da benzer mekanizmaları kullandığını tespit ederek bu teşebbüsler hakkında da eş zamanlı olarak resen soruşturma başlatmıştır. Soruşturma süresi 21.03.2024 tarihli karar ile altı ay uzatılmıştır.</p>

<p>Soruşturma sürecinde Trendyol, Hepsiburada ve Amazon taahhüt sunma talebinde bulunmuş; Trendyol ve Hepsiburada bakımından taahhütlerin rekabetçi endişeleri gidermeye yeterli olduğu kabul edilerek Ekim 2024’te Trendyol ve Hepsiburada bakımından soruşturmalar sonlandırılmıştır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>. Amazon ise, iddia edilenin aksine, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının kullanımı ile rekabet karşıtı endişelerin ortaya çıkmadığı argümanı ile taahhüt sürecinden çekilme talebinde bulunmuştur. Bunun üzerine Kurul, 10 Ekim 2024’te Amazon bakımından taahhüt sürecini sonlandırarak soruşturmanın devamına karar vermiştir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>İlgili Pazar ve Amazon’un Pazar Gücü</strong></p>

<p>Amazon, çok kategorili bir pazaryeri platformu olarak Eylül 2018’den beri Türkiye’de faaliyet göstermektedir. Şirket, e-pazaryeri hizmetine ek olarak Eylül 2020’den bu yana Amazon Prime abonelik programını sunmakta; Prime Video hizmeti de Türkiye’de Prime aboneliği kapsamında yer almaktadır. Amazon ayrıca Twitch Interactive, Inc.’in de sahibidir.</p>

<p>İlgili ürün pazarının tanımlanmasına yönelik ikame analizinde (i) çevrim içi ve fiziki kanallar, (ii) e-pazaryerleri ile satıcıların kendi internet siteleri ve sosyal medya kanalları, (iii) çok kategorili ve tek kategorili e-pazaryerleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Kurul; sektör raporları, geçmiş Kurul kararları<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a> ve dosya kapsamındaki bilgi ve belgeleri değerlendirerek çevrim içi kanalların fiziki kanala, e-pazaryerlerinin satıcıların kendi kanallarına ve çok kategorili pazaryerlerinin tek kategorili pazaryerlerine ikame teşkil etmediği sonucuna ulaşmış; ilgili ürün pazarını “çok kategorili e-pazaryeri pazarı” olarak tanımlamıştır. Coğrafi pazar ise Türkiye olarak belirlenmiştir.</p>

<p>Pazar gücü analizinde, çok taraflı yapı nedeniyle yalnızca geleneksel pazar payı ölçütleriyle yetinilmemesi gerektiği; işlem hacmi ve işlem sayılarının yanı sıra kullanıcı sayıları, ağ etkileri, giriş engelleri ve diğer yapısal göstergelerin de dikkate alınması gerektiği belirtilmiştir. Dosya kapsamında pazar büyüklüğü ve teşebbüslerin konumu işlem hacmi ve işlem sayıları esas alınarak analiz edilmiş; platformların aracılık ettiği toplam işlem hacmi temel ölçüt olarak alınmıştır. Yapılan değerlendirmede Amazon’un işlem hacmi bazındaki payının giriş sonrası dönemde artış gösterdiği, sonrasında kısmi gerilemeye rağmen üçüncü sırada yer aldığı; işlem sayıları bakımından ise belirli bir dönemde zirveye ulaştıktan sonra dördüncü sıraya gerilediği tespit edilmiştir. İşlem hacmi ve işlem sayıları birlikte değerlendirildiğinde Amazon’un Türkiye’deki çok kategorili e-pazaryeri pazarındaki üçüncü en güçlü oyuncu konumunda bulunduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>3. </strong><strong>Amazon Tarafından Uygulanan </strong><strong>Otomatik</strong><strong> Fiyatlandırma Mekanizması</strong></p>

<p>Amazon, Türkiye’de Nisan 2020 itibarıyla otomatik fiyatlandırma mekanizmasını devreye almıştır. Mekanizma, aynı barkodlu ürünlerin birden fazla satıcı tarafından sunulduğu durumlarda Buybox (Rekabetçi Satın Alma Kutusu) rekabetini otomatikleştirmeyi amaçlamaktadır. Buybox’ta yer alan “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, platformun algoritmik metrikleri uyarınca müşteriye en yüksek faydayı sağladığı varsayılan teklif olup, “Sepete Ekle” veya “Şimdi Al” işlemleri bu teklif üzerinden gerçekleşmektedir. Bu nedenle Buybox’ta görünürlük satıcılar açısından kritik önemi haizdir.</p>

<p>Satıcılar, zorunlu olmamakla birlikte, Seller Central arayüzü üzerinden otomatik fiyatlandırma kuralları tanımlayabilmekte; fiyat değişimlerini belirli parametreler çerçevesinde otomatikleştirebilmektedir. Sistem satıcılara; “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, “Rekabetçi En Düşük Fiyat”, “Harici Rakibin Fiyatı” ve “Satılan Birimlere Dayalı” olmak üzere dört kural türü sunmaktadır. İlk üç kural fiyat referanslı olup satıcılara fiyatı eşitleme veya referans fiyatın altında kalma seçenekleri sunmaktadır. “Satılan Birimlere Dayalı” kural ise satış performansına göre fiyat değişimini tetiklemektedir.</p>

<p>Amazon, mekanizmanın isteğe bağlı olduğunu, satıcıların fiyatlarını bağımsız belirlediğini ve Öne Çıkan Teklifin yalnızca fiyata değil; stok, teslimat performansı ve satıcı güvenilirliği gibi çoklu parametrelere dayandığını belirtmektedir. İlaveten, Amazon tarafından otomatik fiyatlandırma kullanan satıcı sayısının toplam satıcılar içinde nispeten küçük bir bölüm olduğu ileri sürülmüştür.</p>

<p>Kurul, Rekabetçi Öne Çıkan Teklif’in dinamik, çok parametreli ve algoritmik bir belirleme sürecine dayandığını; fiyatın tek belirleyici unsur olmadığını, stok durumu, teslimat performansı ve satıcı güvenilirliği gibi faktörlerin de dikkate alındığını belirtmiştir. Ayrıca bu algoritmanın işleyişine ilişkin teknik detayların satıcılara açıklanmadığı; yalnızca genel performans kriterleri hakkında bilgilendirme yapıldığı ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Fiyatlandırma Algoritmalarının Yol Açtığı Rekabet Karşıtı Endişeler</strong></p>

<p>Kurul, dosya kapsamında fiyatlandırma algoritmalarının rekabet üzerindeki olası etkilerinin ortaya konulmasını gerekli görmüştür. Dijitalleşme ile birlikte teşebbüslerin fiyat belirleme, kişiselleştirme ve pazar öngörüsü amacıyla algoritmalardan yaygın biçimde yararlandığı; bu araçların veri izleme, dinamik fiyatlandırma ve kişiselleştirme algoritmaları olarak sınıflandırılabileceği belirtilmiştir. Algoritmaların maliyetleri düşürme, dinamik fiyatlama sağlama ve tüketici arama maliyetlerini azaltma gibi etkinlik artırıcı sonuçlar doğurabildiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Bununla birlikte, algoritmaların piyasa şeffaflığını artırması ve fiyat değişikliklerine hızlı tepki verilmesini mümkün kılması, teşebbüsler arasında örtülü koordinasyon riskini gündeme getirebilmektedir. Kurul, özellikle fiyatlandırma algoritmaları bakımından, resmi bir anlaşma olmaksızın paralel davranışların istikrarlı hale gelmesi ihtimalinin rekabet hukuku açısından değerlendirilmesi gerektiğini vurgulamıştır.</p>

<p>Öğretide algoritmaların rekabet üzerindeki etkileri koordineli davranış riskleri ve tek taraflı davranış riskleri çerçevesinde ele alınmaktadır. Algoritmaların fiyat tespiti, bilgi değişimi veya danışıklı teklif gibi ihlallerin gerçekleştirilmesinde araç olarak kullanılabileceği; özellikle üçüncü taraf bir yazılım sağlayıcısı aracılığıyla “hub-and-spoke” (topla-dağıt) türü bir yapının oluşabileceği belirtilmektedir. Kurul, özellikle “hub-and-spoke” modeline benzer bir yapının 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli kümülatif koşulların gerçekleşmesi gerektiğini belirtmiştir. Buna göre:</p>

<p>1. Bir satıcının geleceğe dönük fiyat niyetini platforma iletmesi,</p>

<p>2. Platformun bu bilgiyi diğer satıcılara aktarması,</p>

<p>3. Bilginin ulaştığı satıcının kaynağın fiyat stratejisini bildiğini öngörebilecek durumda olması,</p>

<p>4. Bu bilginin bilinçli biçimde fiyat stratejisinde kullanılması gerekmektedir.</p>

<p>Kurul, algoritmaların her durumda rekabet karşıtı sonuç doğurmayacağını; hukuki değerlendirmenin algoritmanın tasarımı, kullanım amacı, taraflar arasındaki sözleşme ilişkileri ve olası rekabet karşıtı sonuçların öngörülebilirliği gibi unsurlar dikkate alınarak somut olay özelinde yapılması gerektiğini belirtmiştir.</p>

<p>Dosya kapsamında, benzer nitelikte geçmiş tarihli bir Kurul kararının bulunmadığı; ancak yabancı otorite uygulamalarının algoritmaların hangi koşullarda rekabet karşıtı etkilere yol açabileceğini anlamak bakımından yol gösterici olduğu ifade edilerek Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (ABAD) E-Turas kararı<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>; Danimarka Rekabet ve Tüketici Otoritesi’nin (DCCA) Ageras kararı<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>; Birleşik Krallık Rekabet Otoritesi’nin (CMA) Trod–GBE kararı<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a> ile ABD’de görülen RealPage<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a> ve Uber<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a> davalarına atıf yapılmıştır.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>Kurul’un Değerlendirmeleri</strong></p>

<p>Önaraştırma aşamasında Bilgi Teknolojileri Dairesi Başkanlığı’ndan otomatik fiyatlandırma mekanizmasına ilişkin görüş alınmıştır. Görüş tarihinde dosya tarafı Hepsiburada olmakla birlikte, her iki platform tarafından kullanılan otomatik fiyatlandırma mekanizmalarının kural tabanlı oluşları ile yapısal olarak benzerlik gösterdiği belirtilmiştir. Bilgi Teknolojileri Dairesi Başkanlığı, otomatik fiyatlandırma aracılığıyla satıcıların fiyatlarını Buybox’ı kazanan teklifin altında, üstünde veya eşit olacak şekilde belirleyebildiğini; bu yapının satıcılar arasında koordinasyon ihtimalini artırabileceğini ve algoritma yoluyla fiyat uyumunun kolaylaşabileceğini ifade etmiştir.</p>

<p>Soruşturma aşamasında Ekonomik Analiz ve Araştırma Dairesi’nden (“<strong>EAAD</strong>”), otomatik fiyatlandırma mekanizmalarının koordinasyon doğurucu etki yaratıp yaratmadığına ilişkin analiz talep edilmiştir. EAAD, incelenen sistemlerin kural tabanlı olduğunu; makine öğrenmesi içermediğini ve satıcılara belirli referans fiyatlara göre eşitleme/altında kalma komutları verme imkânı sunduğunu belirtmiştir. Bu nedenle potansiyel rekabetçi risklerin, öğrenme temelli sistemlere kıyasla daha sınırlı olabileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca otomatik fiyatlandırma kullanan satıcı oranının düşük olduğu kaydedilmiştir.</p>

<p>01.01.2024-31.05.2024 tarihlerini kapsayan döneme ilişkin Amazon’da satılan 7 farklı üründe 67 farklı Amazon satıcısına ait saatlik veriler incelenmiş; fiyat hareketlerinin heterojen ve dinamik olduğu, koordinasyon veya rekabet karşıtı fiyatlama davranışına dair pozitif bir bulguya ulaşılamadığı belirtilmiştir. Bununla birlikte EAAD, düşük kullanım oranı ve süreklilik eksikliği nedeniyle sonuçların ihtiyatla değerlendirilmesi gerektiğini; özellikle “referans fiyata eşitle” kuralının yaygınlaşması hâlinde fiyat çeşitliliğinin azalması riskine dikkat çekmiştir.</p>

<p>Kurul, incelemeyi 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi çerçevesinde yapılandırarak öncelikle otomatik fiyatlandırma mekanizmasının hukuki niteliğini, ardından olası rekabetçi risk senaryolarını ve somut olayda neden ihlal sonucuna varılmadığını değerlendirmiştir. Bu kapsamda 4. maddenin hem yatay hem de dikey anlaşmaları kapsadığı hatırlatılmış; dosyada ilk olarak Amazon ile satıcılar arasındaki ilişkinin mahiyetinin belirlenmesi gerektiği belirtilmiştir. 2002/2 sayılı Dikey Anlaşmalara İlişkin Grup Muafiyeti Tebliği’ndeki tanım esas alınarak, satıcıların pazaryerinde ürün sunan teşebbüsler; Amazon’un ise satıcı ile tüketiciyi buluşturan bir platform hizmeti sağlayıcısı olduğu kabul edilmiş ve tarafların üretim/dağıtım zincirinin farklı seviyelerinde yer aldığı sonucuna ulaşılmıştır. Otomatik fiyatlandırma mekanizmasının da bu ilişkinin parçası olduğu değerlendirilerek ilişkinin 2002/2 sayılı Tebliğ anlamında dikey nitelik taşıdığı belirtilmiştir.</p>

<p>Kurul, ilişkinin yatay veya dikey olarak nitelendirilmesinden bağımsız şekilde 4. madde bakımından belirleyici ölçütün “amaç” ve/veya “etki” olduğunu vurgulamış; ihlal tespiti için rekabeti engelleme, bozma veya kısıtlama amacı ya da etkisi bulunan bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulması gerektiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda rekabet hukukunun temel hedefinin, her teşebbüsün ticari stratejisini rakiplerinden bağımsız biçimde belirlemesini temin etmek olduğu hatırlatılmıştır.</p>

<p>Kurul, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının algoritmik “topla-dağıt” (hub-and-spoke) risklerine benzer sonuçlar doğurmasının teorik olarak mümkün olduğunu belirtmekle birlikte, bu modelin 4. madde kapsamında değerlendirilebilmesi için belirli kümülatif koşulların gerçekleşmesi gerektiğini ifade etmiştir. Buna göre bir satıcının geleceğe dönük fiyat stratejisini, diğer satıcılara iletileceğini öngörerek platforma sağlaması; platformun bu bilgiyi aktarması; bilginin ulaştığı satıcının kaynağın hangi koşullarda bilgi verdiğini bilebilecek durumda olması ve bu bilginin fiyat stratejisinin belirlenmesinde kullanılması gerekmektedir. Somut olayda söz konusu koşulların ortaya konulamadığı ve salt algoritma kullanımının irade uyuşması olarak değerlendirilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>Algoritmik fiyatlamanın her durumda amaç bakımından ihlal teşkil etmeyeceği; bu araçların belirli koşullarda etkinlik artırıcı sonuçlar doğurabileceğinin de kabul edildiği hatırlatılmıştır. Bununla birlikte algoritmaların karar alma süreçlerini otomatikleştirerek zımni koordinasyonu kolaylaştırma potansiyelinin somut olay bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>Somut mekanizma bakımından satıcıların fiyatlarını “Rekabetçi Öne Çıkan Teklif”, “Rekabetçi En Düşük Fiyat” ve “Harici Rakibin Fiyatı” gibi referanslara göre belirleyebildiği; özellikle Rekabetçi Öne Çıkan Teklif fiyatının her ürün bakımından dinamik ve çoklu parametreye dayalı olduğu belirtilmiştir. Satıcılar arasında rekabet parametrelerine ilişkin doğrudan veya dolaylı bir temas tespit edilmediği; referans fiyatın platform içi, tüm satıcılara eşit uygulanan kriterler doğrultusunda belirlendiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede Kurul, halihazırda otomatik fiyatlandırmanın mekanizmasının zorunlu tutulmaması, satıcılar arasında söz konusu mekanizmanın kullanımı konusunda herhangi bir anlaşma ve/veya uyumlu eylem anlamına gelebilecek bir irade uyuşmasının tespit edilmemiş olması, otomatik fiyatlandırma mekanizması kapsamında oluşturulan kural setinin -büyük ölçüde- her bir satıcı tarafından farklılaştırılabilecek nitelikte tasarlanması, her bir satıcının tanımladığı kurala ilişkin olarak farklı geçerlilik süreleri belirleyebiliyor olması ve otomatik fiyatlandırma mekanizmasının öğrenme tabanlı değil de kural tabanlı bir algoritma ihtiva etmesi hususlarını birlikte değerlendirerek, somut olayda 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulamadığı sonucuna ulaşmıştır.</p>

<p>Bu değerlendirmelerin yanı sıra, 04.10.2024 tarihinde Amazon tarafından otomatik fiyatlandırma mekanizmasının geleceğine ilişkin bir bildirimde bulunulmuştur. Amazon’un soruşturmaya konu edilen kural setiyle sınırlı kalmaksızın otomatik fiyatlandırma mekanizmasının tamamının 10.02.2025 tarihi itibarıyla Türkiye’de kullanıma kapatılacağı ifade edilmiştir. Amazon savunmasında, mekanizmanın kapatılması suretiyle ileri sürülen rekabetçi endişelerin ortadan kaldırıldığını ve bu nedenle soruşturmanın sonlandırılması gerektiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte Kurul, taahhüt mekanizması işletilmediği sürece, ileriye dönük bir uygulama değişikliğinin geçmiş dönemde gerçekleştiği iddia edilen rekabet karşıtı davranışlar bakımından soruşturmanın kendiliğinden sona ermesini sağlamayacağını vurgulamıştır. Ayrıca söz konusu dilekçede, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının ilerleyen dönemde Türkiye pazarında yeniden devreye alınmayacağına dair açık ve bağlayıcı bir taahhüdün de bulunmadığına da kararda dikkat çekilmiştir. Dolayısıyla Kurul değerlendirmesini mekanizmanın kapatılacağı yönündeki beyana değil; somut olayda 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi kapsamında rekabeti sınırlayıcı bir anlaşma veya uyumlu eylemin varlığının ortaya konulup konulamadığı sorusuna dayandırmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Kurul’un değerlendirmesi, otomatik fiyatlandırma mekanizmasının satıcılar arasında 4054 sayılı Kanun’un 4. maddesi anlamında bir anlaşma veya uyumlu eylem doğurup doğurmadığı sorusu üzerinde yoğunlaşmıştır. Nihai kararda, Amazon tarafından sunulan mekanizma aracılığıyla satıcılar arasında geleceğe dönük fiyat niyetinin aktarıldığına veya koordinasyonun tesis edildiğine ilişkin yeterli delil ortaya konulamadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Karar, dijital platformlar tarafından sağlanan algoritmik fiyatlandırma araçlarının tek başına rekabet ihlali teşkil etmeyeceğini; ihlal tespiti için irade uyuşmasını ortaya koyan somut bulguların bulunması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. “Hub-and-spoke” modeline benzer teorik risklerin varlığı, somut olayda bu tür bir ihlalin söz konusu olduğunu ispatlamaya yetmemektedir.</p>

<p>Aynı soruşturma sürecinde diğer platformlar bakımından taahhüt yoluna gidilmiş olması; Amazon bakımından ise ihlal sonucuna varılmaması, Kurul’un her teşebbüs yönünden ayrı ve somut delil temelli değerlendirme yaptığını göstermektedir.</p>

<p>Bu karar, dijital pazarlarda algoritmik araçların 4. madde kapsamında değerlendirilmesinde ispat standardı ve koordinasyon analizi bakımından önemli bir referans noktası teşkil etmektedir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 18.04.2025 tarihli ve 25-15/348-164 sayılı gerekçeli kararı için bkz. www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=a15e07b0-e3e5-4c42-b43b-f2783dac6d5f</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 3.10.2024 tarihli ve 24-40/950-409 ile 24-40/951-410 sayılı kararları.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Kurul’un 12.05.2011 tarihli ve 11-30/591-187 sayılı Gittigidiyor, 03.01.2013 tarihli ve 13-01/7-7 sayılı D&amp;R, 10.11.2015 tarihli ve 15-40/662-231 sayılı Hepsiburada, 09.06.2016 tarihli ve 16-20/347-156 sayılı Yemeksepeti, 05.01.2017 tarihli ve 17-01/12-4 sayılı Booking ve 01.10.2018 tarihli ve 18-36/584-285 sayılı Sahibinden kararları. Rekabet Kurumu (2022), E-Pazaryeri Platformları Sektör İncelemesi Nihai Raporu,</span></p>

<p><span style="color:#999999">https://www.rekabet.gov.tr/Dosya/geneldosya/e-pazaryeri-si-raporu-pdf.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Case C-74/14 Eturas and other v Lietuvos Respublikos konkurencijos taryba [2016] OJ C 98/3 ECLI:EU:C:2016:42. Case C-74/14, Eturas v Others [2016], OJ C 24</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. https://en.kfst.dk/nyheder/kfst/english/decisions/20200630-danish-competition-council-ageras-has-infringed-competition-law/, https://kfst.dk/media/ws5nbdtx/20200630-ageras-final-a.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> CMA, Case 50223, https://assets.publishing.service.gov.uk/media/57ee7c2740f0b606dc000018/case-50223-final-non-confidential-infringement-decision.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Columbia Bölge Yüksek Mahkemesi, Case No. 2023 CAB 6762, https://business.cch.com/ald/DistrictofColumbiavRealPageInc792024.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999"> Spencer Meyer v Travis Kalanick, 15 Civ 9796; 2016 US. Dist. Lexis 43944.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-amazon-karari-algoritmik-fiyatlandirma-araclari-ve-topla-dagit-koordinasyon-iddiasi</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 09:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-kurumu-1.jpg" type="image/jpeg" length="45479"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/18451 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 29/1/2026 tarihli ve 2021/18451 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Y.</strong> <strong>B.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/18451)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 29/1/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 23/6/2026- 33289</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>İKİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Rıdvan GÜLEÇ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kübra ÇİFTÇİ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ</strong></p>

<p>1. Başvuru, pasaportuna hukuka aykırı olarak tahdit konulduğu yargı kararıyla tespit edilen kişinin tahdit sebebiyle yurt dışına çıkamamasından kaynaklanan zararının tazmin edilmemesi nedeniyle özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p>2. Olay tarihinde Dicle Üniversitesi Hukuk Fakültesinde araştırma görevlisi olan başvurucu 17/4/2017 tarihli ve 689 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (689 sayılı KHK) uyarınca kamu görevinden çıkarılmış, aynı KHK gereğince de başvurucunun pasaportuna tahdit konulmuştur. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin yargısal süreç, eldeki başvurunun karar tarihi itibarıyla devam etmektedir.</p>

<p>3. Ayrıca aralarında başvurucunun da olduğu bazı akademisyenler hakkında PKK/KCK terör örgütünün ideolojisi doğrultusunda düzenlendiği ileri sürülen<i> "Ortadoğu Çıkmazında Radikal Demokrasi Özyönetim Modeli" </i>adlı panele katıldıkları gerekçesiyle terör örgütü propagandası yapma suçundan Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkemece 28/9/2017 tarihinde sanıkların tümü hakkında beraat kararı verilmiştir. Anılan karar, başvurucu yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmadan 1/12/2017 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>4. Anılan kararın kesinleşmesinin ardından başvurucu, Diyarbakır Valiliğine (Valilik) verdiği 5/10/2018 tarihli dilekçeyle pasaport tahdidinin kaldırılmasını talep etmiştir. Valilik, başvurucunun hakkındaki ceza yargılamasından beraat etse de kamu görevine tekrar iade edilmediğini gerekçe göstererek 18/10/2018 tarihli işlemle talebi reddetmiştir. Başvurucu, bu işlemin iptali ve uğramış olduğu manevi zararın tazmini talebiyle Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemesi) dava açmıştır.</p>

<p>5. Bu süreçte başvurucu hakkında ayrıca <i>Barış Akademisyenleri Bildirisi</i> olarak bilinen metne imza atması nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçundan Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesinde 15/1/2018 tarihinde dava açılmıştır. Mahkeme 11/12/2019 tarihinde beraat kararı vermiştir. Anılan karar, başvurucu yönünden istinaf kanun yoluna başvurulmadan 19/12/2019 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>6. İdare Mahkemesi başvurucunun bir panele katılması nedeniyle yargılandığı davadan beraat ettiğini ve bu kararın kesinleştiğini, <i>Barış Akademisyenleri Bildirisi </i>olarak bilinen metni imzalaması nedeniyle devam eden yargılamanın ise derdest olduğunu ancak benzer davalarda verilen mahkûmiyet hükümlerine Anayasa Mahkemesince ihlal kararı verildiğini, her iki yargılamada da başvurucu hakkında yurt dışına çıkış yasağı adli kontrol tedbiri uygulanmadığını belirtmiştir. Ayrıca başvurucunun memleketten ayrılmasında genel güvenlik bakımından mahzur bulunduğunun veya terör örgütlerine aidiyeti, bu örgütlerle iltisakı veya irtibatı belirlenen yurt dışındaki her türlü eğitim, öğretim ve sağlık kuruluşları ile vakıf, dernek veya şirketlerin kurucusu veya yöneticisi olduğunun veya bu yerlerde çalıştığının İçişleri Bakanlığınca tespit de edilmediğini, sonuç olarak davalı tarafından yeterince araştırma ve inceleme yapılmadan tesis edilen işlemde hukuka uygunluk bulunmadığını ifade ederek dava konusu işlemi iptal etmiştir.</p>

<p>7. İdare Mahkemesi başvurucunun manevi tazminat talebiyle ilgili olarak ise işlemin iptalini gerektiren her hukuki yanlışlığın ve aykırılığın kendiliğinden hizmet kusuru olarak nitelendirilemeyeceğini, hizmet kusuru oluşabilmesi için saptanan hukuki sakatlığın bir dereceye kadar ağır ve önemli olması gerektiğini, her idari makamın işleyebileceği türden, olağan nitelikteki hukuki yanlışlık ve aykırılıkların hizmet kusuruna yol açmadığını, idari işleme veya eyleme muhatap olan kişinin tutum veya davranışının da idarenin sorumluluğunun belirlenmesinde önemli olduğunu, sonuç olarak 689 sayılı KHK'nın hükümlerini uygulamaya çalışan idarenin ağır kusuru bulunmadığını belirterek başvurucunun manevi tazminat talebini reddetmiştir. Anılan karar, hem başvurucu hem de idare tarafından istinaf kanun yoluna taşınmış ancak her iki tarafın talebi de Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesinin 2/3/2021 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu, nihai kararı 26/3/2021 tarihinde öğrendikten sonra 31/3/2021 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>9. Başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>10. Başvurucu; söz konusu pasaport tahdidinin hukuka aykırılığı yargı kararıyla tespit edildiği hâlde işlem tesisinde idarenin ağır kusuru bulunmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebinin reddedildiğini, bu süreçte terörist olarak damgalanması nedeniyle iş hayatının olumsuz etkilendiğini, akademisyen olduğu için yurt dışına çıkmaya ihtiyaç duyduğunu, bazı sivil toplum kuruluşlarında görev almak istediği hâlde pasaportu olmadığından iş başvurularının kabul edilmediğini, kamu görevinden çıkarıldığından bu iş başvurularının kendisi için önem arz ettiğini belirterek pasaport tahdidi sebebiyle uğradığı manevi zararın tazmin edilmemesinin özel hayata saygı hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca Fransa'daki Nantes Üniversitesinde doktoraya kabul edilmiş ve Collège De France'dan da burs kazanmış olmasına rağmen belirlenen tarihlerde yurt dışına çıkamadığı için bursunu kaybettiğini, bu sebeple yaşadığı manevi zararların giderilmemesi nedeniyle de eğitim hakkı ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>11. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, ilk olarak başvurucunun ihlal iddialarının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetkisinde olup olmadığının belirlenmesi, konu bakımından yetkili görülmesi hâlinde söz konusu iddiaların olağanüstü hal koşulları dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda zararının tazmin edilmemesi nedeniyle mağduriyetinin devam ettiğini belirterek ihlal iddialarını yinelemiştir.</p>

<p>12. Anayasa Mahkemesi; seyahat özgürlüğü bağlamında yurt dışına çıkışı engelleyen tedbirlere ilişkin yapılan bireysel başvuruların özellikle kişinin gitmek istediği ülke ile güçlü kişisel, ailevi, ekonomik ve mesleki bağlarının olduğu durumlarda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı kapsamında değerlendirilebileceğine karar vermiştir. Ancak bu şekilde inceleme yapılabilmesi için bireysel başvuru formunda başvurucuların şikâyet edilen tedbirin özel ve aile hayatları üzerindeki olumsuz sonuçlarını somut verilere dayalı olarak uygun şekilde ortaya koymaları gerekmektedir (<i>Onur Can Taştan</i> [GK], B. No: 2018/32475, 27/10/2021, §§ 47-50;<i> Yağmur Erşan</i> [GK], B. No: 2018/36451, 27/10/2021, §§ 47-50; <i>Şengül Tükel</i> [2. B.], B. No: 2018/12456, 12/1/2022, §§ 40, 41).</p>

<p>13. Başvurucunun gitmek istediği ülkeyle kişisel ve mesleki bağları olduğunu somut dayanaklarıyla ortaya koyduğu, bu suretle hakkındaki pasaport tahdidinin özel hayatını etkilediği görüldüğünden bu kapsamdaki şikâyetlerinin özel hayata saygı hakkıyla bağlantılı olduğu değerlendirilmiştir. Öte yandan başvurucunun yurt dışındaki doktora eğitimine gidememesine yönelik şikâyetlerinin ise belirli bir zamanda mevcut olan eğitim kurumuna erişememe niteliğinde olduğu görülerek eğitim hakkıyla bağlantılı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>14. Başvurucunun şikâyetinin pasaport tahdidi nedeniyle özel ve eğitim hayatının olumsuz etkilenmesinden doğan zararların giderilmemesine ilişkin olduğu anlaşılmıştır. Dolayısıyla somut olayda şikâyetin özü, pasaport tahdidi nedeniyle başvurucunun özel hayatına saygı hakkına ve eğitim hakkına yönelik müdahaleden kaynaklanan zararın idari ve yargısal süreçlerin sonucunda giderilmemesine yönelik olduğu görülmüştür. Bu durumda başvurucunun iddiaları bir bütün olarak özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkı kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>15. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>16. Etkili başvuru hakkı; anayasal bir hakkının ihlal edildiğini ileri süren herkese hakkın niteliğine uygun olarak iddialarını inceletebileceği makul, erişilebilir, ihlalin gerçekleşmesini veya sürmesini engellemeye ya da sonuçlarını ortadan kaldırmaya (yeterli giderim sağlama) elverişli idari ve yargısal yollara başvuruda bulunabilme imkânı sağlanması olarak tanımlanabilir (<i>Y.T.</i> [GK], B. No: 2016/22418, 30/5/2019, § 47).</p>

<p>17. Kişilerin etkili başvuru hakkı açısından sahip oldukları güvencenin kapsamı, ihlal iddiasına konu edilen hakkın niteliğine göre değişmektedir. Fakat genel olarak ifade edilmelidir ki Anayasa'nın 40. maddesi uyarınca sağlanması gereken başvuru yolunun hem teoride hem de uygulamada ileri sürülen ihlali önleme, ihlal devam etmekte ise sonlandırma veya gerçekleşip sona ermiş ihlallere yönelik olarak da <i>makul bir tazmin imkânı sunma açısından etkili olması</i> gerekir (<i>K.A. </i>[GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjBiNjY4MmQ0LThiMTMtN2I5Ni0wNDk3LWQ4OGVmYTRiOTE5Yw&amp;type=BireyselBasvuru" rel="nofollow" target="_blank">2014/13044</a>, 11/11/2015, § 71). Bu nitelikte bir başvuru yolu yoksa etkili başvuru hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılacaktır (<i>Mahfuz Güleryüz</i> [1. B.], B. No: 2020/25276, 9/1/2024, § 48).</p>

<p>18. Bunun yanında adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Yargılama makamlarının bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda yeterli derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira yargılama makamları tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. <i>Fatma Kılıç ve İbrahim Haldız</i> [1. B.], B. No: 2017/37387, 21/4/2021, §§ 31-37; <i>Greta</i> <i>Madeleine</i> <i>Kocaoğlu</i> [2. B.], B. No: 2020/814, 19/7/2023, § 13).</p>

<p>19. Hukuk devletinde idare, hukuka aykırı olarak tesis ettiği işlemlerin sebep olduğu ihlalleri giderme yükümlülüğü altındadır. İdare; eski hâle getirme<i> (restitutio in integrum)</i> ilkesi gereğince kişiyi, hukuka aykırı işlem tesis edilmemiş olsaydı kişi hangi durumda olacaksa ona mümkün olduğunca en yakın konuma getirmekle yükümlüdür. Bu açıdan hukuka aykırı işlem nedeniyle zarar oluşması hâlinde idari işlemin iptal edilmesiyle ihlalin bütünüyle giderildiği söylenemeyecektir. Bu hâlde ihlalin tam olarak giderildiğinden söz edilebilmesi için hukuka aykırı işlem nedeniyle oluşan zararın da kusur değerlendirmesi yapılmak suretiyle ortadan kaldırılması gerekir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. <i>Narin Nihal Parlak </i>[1. B.], B. No: 2019/16487, 3/3/2022, § 39).</p>

<p>20. Somut olayda başvurucunun pasaportuna idarece uygulanan tahdit işleminin hukuka aykırı olduğu İdare Mahkemesinin 13/9/2019 tarihli kararıyla saptanmıştır. İdare Mahkemesi, başvurucunun pasaportuna idare tarafından yeterince araştırma yapılmadan tahdit konulduğunu belirterek pasaport tahdidini iptal etmiştir (İdare Mahkemesinin iptal gerekçesi için bkz. § 6). Dolayısıyla başvurucunun anayasal haklarına yönelik ihlal, esas itibarıyla iptal kararını veren İdare Mahkemesince tespit edilmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin yapacağı inceleme, işlemin hukuka aykırı olduğu konusunda yapılan tespit de dikkate alınarak başvurucuya yeterli bir giderim sağlama konusunda etkili bir başvuru yolunun sağlanıp sağlanmadığının belirlenmesi ile sınırlı olacaktır (benzer bir değerlendirme için bkz.<i> Önder Soylo</i> [1. B.], B. No: 2021/4654, 16/7/2025, § 20).</p>

<p>21. Mevcut durumda pasaport tahdidinin yargı kararıyla iptal edilmiş olması süregelen ihlali ortadan kaldırsa da başvurucunun bu işlemden zarar görmesi hâlinde bu zarar giderilmediği müddetçe iptal kararının başvurucunun mağduriyetini tam olarak giderdiğinden bahsedilemez. Başka bir deyişle mağduriyetin gerçek manada ortadan kalkabilmesi için başvurucunun pasaport tahdidi nedeniyle uğradığı zararlar da giderilmelidir. Eldeki başvuruda başvurucu, açtığı iptal davasında ayrıca pasaport tahdidi nedeniyle oluşan manevi zararlarının karşılanmasını talep etmiş, İdare Mahkemesi ise bu talebi reddetmiştir.</p>

<p>22. İdare Mahkemesi, başvurucu hakkındaki pasaport tahdidini iptal ederken söz konusu tahdidin idarece başvurucunun somut durumuyla ilgili <i>yeterli araştırma yapılmadan </i>uygulandığını gerekçe göstermişken (bkz. § 6) manevi tazminat talebini reddederken işlemin tesisinde idareye atfı kabil bir hizmet kusuru bulunmadığını gerekçe göstermiştir (bkz. § 7). İdare Mahkemesine göre olayda hizmet kusuru bulunmamasının nedeni ise başvurucunun bu süreçteki tutum ve davranışları ile pasaport tahdidinin idarece KHK hükmü gereğince konulmuş olmasıdır.</p>

<p>23. İdare Mahkemesi kişinin tutum veya davranışlarından kastını başvurucunun olağanüstü hal döneminde kamu görevinden çıkarılması ve aynı dönemde hakkında iki ayrı ceza yargılaması yürütülmesi olarak değerlendirmiştir. Mahkemece idari işlemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırabilecek güçte görülmeyen bu nedenlerin hizmet kusurunu nasıl ortadan kaldırdığının açıklanması gerekmektedir. Öte yandan İdare Mahkemesinin tahdidin idarece 689 sayılı KHK hükümlerini uygulamak gayesiyle tesis edildiği, dolayısıyla işlemin tesisinde idarenin ağır kusuru bulunmadığı şeklindeki yorumunun başvurucunun uğradığını ileri sürdüğü zararın tazmin edilmesini neredeyse kategorik olarak engelleyecek mahiyette olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>24. Başvurucunun manevi tazminat talebinin bu şekilde reddedilmesi olayın somut koşullarının değerlendirilmediğini, dolayısıyla etkili bir başvuru yolunun gerektirdiği şekilde yargısal inceleme ve tartışma yapılmadığını göstermektedir. Bu durumda incelenen olayda makul bir tazmin imkânı sunmayan yargısal yaklaşım sona ermiş, müdahaleye ilişkin yeterli giderimde bulunma ve uygun bir telafi şansı sunma konusunda başvurucuya elverişli bir başvuru yolu imkânı sağlamamıştır.</p>

<p>25. Sonuç olarak yargılama bir bütün hâlinde incelendiğinde yargılama makamlarınca ulaşılan sonucun özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının gerçekleştirilmesi için tam yargı davası müessesesinin pratikte etkisiz hâle gelmesine ve başvurucunun doğan zararlarının giderilmemesine yol açtığı değerlendirilmiştir.</p>

<p>26. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 20. ve 42. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>III.</strong><strong> GİDERİM</strong></p>

<p>27. Başvurucu; ihlalin tespiti, yeniden yargılama yapılması ile miktar belirtmeksizin maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>28. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini etkili bir inceleme yapmak suretiyle gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri</i> <i>Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>29. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>IV. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa'nın 20. ve 42. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak Anayasa'nın 40. maddesinde teminat altına alınan etkili başvuru hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkı ve eğitim hakkıyla bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 1. İdare Mahkemesine (E.2019/33, K.2019/1439) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,</p>

<p>E. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 29/1/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202118451-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 23 Jun 2026 08:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s.jpg" type="image/jpeg" length="96467"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="34554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="52795"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="76078"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="99616"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="60191"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57138"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="63879"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="93814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="53565"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="39393"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="64986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="54151"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="93336"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="37949"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="16907"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="12420"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="50665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="27920"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
