<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sat, 18 Jul 2026 13:02:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ NEDENİNE DAYANAN TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi taşınmaz malikinin belirli bir bedel karşılığında taşınmazını ileride satmayı, karşı tarafın da satın almayı taahhüt ettiği, henüz mülkiyet devri sonucunu doğurmayan bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme ile taraflar, ileride tapuda yapılacak asıl satış işlemini gerçekleştirme borcu altına girerler. Bu demektir ki sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el değiştirmez. Ancak tarafların rızaları ile ya da satış vaadi borçlusu, satış vaadi alacaklısının hakkını kullanmak istediğinde borcunu yerine getirmediği durumlarda bu hal alıcıya mahkeme yolu ile cebri tescil isteyerek mülkiyetin el değiştirmesini sağlayacaktır. Böylelikle satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen mülkiyet hakkı tapu iptal ve tescil davası ile gerçekleşecektir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Nasıl Yapılır</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu ve Tapu Kanunu uyarınca resmi şekle tabi olması zorunludur. Buna göre:</p>

<p>- Sözleşme, noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmalıdır.</p>

<p>- Tarafların açık iradeleri, satışa konu taşınmazın tapu bilgileri ve satış bedeli sözleşmede tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>- Noterde düzenlenen sözleşme, talep edilmesi hâlinde tapu siciline şerh edilebilir. Şerh, kişisel hakkı ayni etkiye yaklaştırır ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik sağlar.</p>

<p>Resmi şekle uyulmaksızın yapılan satış vaadi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür ve hukuki sonuç doğurmaz. Öte yandan satış vaad edilen taşınmaz ifa edilebilir olması gerekmektedir. Bu demektir ki taşınmazın tek bir maliki veya paylı mülkiyet olması halinde ifa edilebilirdir. Elbirliği mülkiyeti söz konusu ise satış vaad edilen taşınmazda tescil açısından ifa olanağı bulunmamaktadır. Söz gelimi elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazı ortaklardan biri üçüncü bir şahsa satış vaadi sözleşmesi yapması durumunda ortaklığın giderilmesi gerçekleşmeden satış vaadinin ifa olanağı olmayacaktır. Buna karşılık elbirliği ortakların kendi aralarında yapacağı satış vaadi sözleşmesinde ortaklık çözülmemiş olması ifa olanağını engellememektedir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayanan Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davası, esasen <strong>kişisel hakka dayalı ayni talep</strong> niteliğindedir. Davacı, geçerli bir satış vaadi sözleşmesi bulunduğunu ve kendi edimini ifa ettiğini veya ifaya hazır olduğunu ileri sürerek, davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile kendi adına tesciline karar verilmesini talep eder. Bu dava, satış vaadine konu taşınmazın hâlen vaatte bulunan malik adına kayıtlı olması hâlinde açılabileceği gibi, tapu siciline şerh verilmişse üçüncü kişilere karşı da yöneltilebilir.</p>

<p>Yargıtay içtihatları doğrultusunda tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilebilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:</p>

<p>- Geçerli bir resmi şekle uygun satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır.</p>

<p>- Davacı, satış bedelini tamamen ödemiş olmalı ya da ödemeye hazır olduğunu ispat etmelidir.</p>

<p>- Davalı, tapuda asıl satış işlemini yapmaktan kaçınmalıdır.</p>

<p>- Taşınmaz, davanın açıldığı tarihte aynen mevcut olmalı ve hukuken devrine engel bir durum bulunmamalıdır.</p>

<p>Zamanaşımı bakımından ise taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan alacak hakkı kural olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Fakat sözleşme tapuya şerh edilmiş ise zamanaşımı def’i her somut olaya göre değerlendirilmesi elzemdir.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Tapu iptal ve tescil davalarında taşınmazın değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin Tapuya Şerhi</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunun 1009. Maddesi uyarınca; “Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.</p>

<p>Tapuya şerh ile sözleşme alacaklısı sözleşmeden doğan nispi (kişisel) hakkını kuvvetlendirmiş olur ve böylece üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilecektir. Tapu kütüğünün şerhler sütununa şerh edilir ve şerh tarihinden itibaren 5 yıllık süre boyunca üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade edecektir. Öte yandan tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için noterce düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi olması gerekmektedir. Aksi takdirde tapu kütüğüne şerh edilemez.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhini, kural olarak sözleşmenin tarafları talep edebilir. Bu demektir ki; satış vaadinde bulunan (vaat borçlusu / satıcı) ve satış vaadi alacaklısı (alıcı) tek tarafın başvurusu yeterlidir.</p>

<p><strong>Şerh İşleminin Terkini</strong></p>

<p>Tapuya şerh yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde satış gerçekleşmezse işbu şerh tapu görevlilerince re’sen terkin edilir. Bunun yanı sıra satış vaadi sözleşmesi şerh edildikten sonra şerhin süresi dolmadan, terkin harcı tahsil edilmek şartı ile şerh lehtarı tarafından talep edilmesi halinde yine terkin yapılabilir. Görüleceği şerh lehtarı istemi üzerine her zaman terkin edilebilir ancak şerh tarihinden itibaren 5 yıl geçmesi kaydıyla tapu maliki istemi üzerine terkin yapılabilir. Bu ayrıma dikkat etmek gerekir.</p>

<p><strong>TAŞINMAZIN BİRDEN FAZLA KİŞİYE SATILMIŞ OLMASI DURUMU</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; tarafların arasında yaptığı sözleşme geçersiz olmadıkça veya taraflarca feshedilmemiş ise yapılan bu sözleşmelerin hepsinin geçerli olacağını fakat eski tarihli sözleşme dikkate alınır. Önceki tarihli sözleşme hangisiyse üstünlük tanınarak tapu iptal ve tescil istemi kabul edilmesi gerekecektir.”</p>

<p><strong>TAŞINMAZ SATIŞ VAADİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARINDA İLERİ SÜRÜLEN SAVUNMALAR</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davalı konumundaki satış vaadi borçlusu (veya koşulları varsa taşınmazı devralan üçüncü kişiler) davanın reddini sağlamak amacıyla çeşitli maddi hukuk ve usul hukuku savunmalarında bulunabilirler. Yargılama pratiğinde en sık karşılaşılan ve mahkemelerin esasa girmeden veya esası incelerken dikkate aldığı temel savunmalar şunlardır.</p>

<p><strong>1. Sözleşmenin Resmi Şekil Şartına Aykırılık Savunması (Şekil Geçersizliği)</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, noter huzurunda "düzenleme şeklinde" yapılmasına bağlıdır.</p>

<p>- Davalı, taraflar arasında adi yazılı şekilde (örneğin kendi aralarında imzaladıkları bir protokol veya makbuzla) yapılan sözleşmenin hukuken geçersiz (kesin hükümsüz) olduğunu ileri sürebilir.</p>

<p>- Dürüstlük Kuralı Sınırı: Her ne kadar şekle aykırılık sözleşmeyi geçersiz kılsa da, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; satış vaadi sözleşmesi adi yazılı yapılmış olmasına rağmen taşınmaz alıcıya teslim edilmiş, üzerine inşaat yapılmış veya bedel tamamen ödenmiş ve uzun yıllar nizasız kullanılmışsa, davalının sonradan "şekil geçersizliği" savunması yapması TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder ve mahkemece dinlenmez.</p>

<p><strong>2. Zamanaşımı Def'i</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kişisel bir hak doğurduğundan, bu sözleşmeden kaynaklanan talepler kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m. 146) tabidir.</p>

<p>- Davalı, sözleşmenin ifa kabiliyeti kazandığı tarihten (veya sözleşmede kararlaştırılan ifa tarihinden) itibaren 10 yıl geçtiğini belirterek zamanaşımı def'inde bulunabilir.</p>

<p>- Zamanaşımını Kesen İstisnai Durumlar: Eğer satış vaadi alacaklısı (davacı), taşınmazı sözleşme tarihinden beri fiilen elinde bulunduruyor (zilyet) ise veya taşınmaz onun kullanımına bırakılmışsa, davalı zamanaşımı def'inde bulunamaz. Yargıtay, zilyetliğin alıcıda olduğu durumlarda zamanaşımı savunmasının ileri sürülmesini hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirir.</p>

<p><strong>3. Ödememe Def'i (Edimin İfa Edilmediği Savunması)</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir. Davacının tescil talep edebilmesi için kendi üzerine düşen edimi yerine getirmiş olması gerekir.</p>

<p>- Davalı, satış bedelinin (semenin) kendisine tamamen veya kısmen ödenmediğini ileri sürerek TBK m. 97 (Ödememe Def'i) kapsamında tescilden kaçınabilir.</p>

<p>- Bu savunma karşısında mahkeme, davacıya bakiye satış bedelini mahkeme veznesine depo etmesi için süre verir. Bedel depo edilirse tescile karar verilir, aksi halde dava "ifa sırası gelmediği" gerekçesiyle reddedilir.</p>

<p><strong>4. İfa İmkânsızlığı Savunması</strong></p>

<p>Satış vaadine konu taşınmazın hukuki veya fiili durumu, davanın açıldığı esnada mülkiyetin devrine engel teşkil edebilir.</p>

<p>- Davalı, tescilin hukuken imkânsız olduğunu savunabilir. Bu imkânsızlık halleri şunlardır:</p>

<p>Elbirliği Mülkiyeti: Taşınmaz üzerinde elbirliği mülkiyeti varsa ve ortaklık henüz tasfiye edilmemişse, tescil imkânsızdır (Makalenizde değindiğiniz üzere ortaklar arası satış vaadi hariçtir).</p>

<p>Taşınmazın Kamulaştırılması: Taşınmaz dava açılmadan önce kamulaştırılmışsa artık tescili imkansız hale gelmiştir.</p>

<p>İmar Mevzuatı Engelleri: İmar Kanunu m. 18/son uyarınca, imar planı olmayan yerlerde taşınmazın hisselere bölünerek satışının vaat edilmesi halinde ifa olanağı yoktur.</p>

<p>- Hukuki Sonuç: Haklı bir ifa imkânsızlığı varsa, tapu iptal ve tescil davası reddedilir; ancak davacı terditli (kademeli) olarak tazminat talep etmişse, davalıdan taşınmazın güncel rayiç değerini tazmin etmesi istenir.</p>

<p><strong>5. Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmiş Olması Savunması (Tapuya Güven İlkesi)</strong></p>

<p>Eğer satış vaadine konu taşınmaz, davalı tarafından dava açılmadan önce bir başka üçüncü kişiye satılmış ve tapuda devredilmişse, tescil talebi bu yeni malike yöneltilir.</p>

<p>- Yeni malik olan üçüncü kişi, TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven İlkesi) uyarınca iyiniyetli olduğunu ve tapu kaydındaki satış vaadi şerhinden haberdar olmadığını, şerh süresinin (5 yıl) dolmuş olduğunu savunarak tapunun iptal edilemeyeceğini ileri sürer.</p>

<p>- Şerhin Etkisi: Eğer tapuda süresi içinde geçerli bir şerh varsa, üçüncü kişinin iyiniyet savunması dinlenmez. Ancak şerh yoksa veya şerhin süresi dolmuşsa, davacının üçüncü kişinin "kötüniyetli" (satış vaadini bilerek veya bilmesi gerekerek taşınmazı satın aldığını) ispatlaması gerekir. İspatlayamazsa dava reddedilir.</p>

<p><strong>6. Aşırı Yararlanma (Gabin) ve Hata, Hile, Korkutma (İrade Bozukluğu) Savunmaları</strong></p>

<p>Sözleşmenin kurulması esnasında davalının iradesinin sakatlanmış olması veya taraflar arasındaki edimler arasında açık bir oransızlık bulunması durumudur.</p>

<p>- Davalı, sözleşmeyi imzalarken hileye maruz kaldığını, korkutulduğunu (tehdit) veya hata yaptığını ileri sürerek sözleşmeyi iptal ettiğini savunabilir. Ayrıca, kendisinin darda kalmasından, hafifliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak taşınmazın değerinin çok altında bir bedelle satış vaadi yapıldığını (Gabin - TBK m. 28) savunarak sözleşmeyle bağlı olmadığını belirtebilir.</p>

<p>- Süre Sınırı: Bu savunmaların dinlenebilmesi için kanunda öngörülen hak düşürücü süreler içinde (örneğin gabinde öğrenme veya zor durumun ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl, her halükarda 5 yıl) sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmiş olması şarttır.</p>

<p><strong>7. Muvazaa (Danışıklı İşlem) Savunması</strong></p>

<p>Özellikle aile içi ilişkilerde veya alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı satış vaadi sözleşmeleri sıklıkla yapılmaktadır.</p>

<p>- Davalı veya davalının diğer mirasçıları/alacaklıları, yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış iradesi taşımadığını, işlemin "inançlı işlem" veya "muvazaalı" olduğunu ileri sürebilirler. Örneğin, muris muvazaası (mirasçılardan mal kaçırma) amacıyla yapılan satış vaatleri, mirasçıların savunması üzerine mahkemece iptal edilebilir.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, mülkiyetin devrini amaçlayan ancak henüz devri gerçekleştirmeyen, taraflara karşılıklı borç yükleyen kendine özgü ön sözleşmelerdir. Bu sözleşmeden doğan tescil borcunun rızaen yerine getirilmemesi halinde açılan tapu iptal ve tescil davaları, Türk gayrimenkul hukukunun en dinamik alanlarından birini oluşturur. Davacı tarafın tescil hakkına kavuşabilmesi yalnızca şekle uygun bir sözleşmenin varlığına değil; kendi edimini eksiksiz ifa etmesine ve tescilin hukuken imkan dahilinde olmasına bağlıdır. Davalı tarafça ileri sürülecek şekil geçersizliği, zamanaşımı, ödememe def'i veya ifa imkansızlığı gibi savunmalar ise davanın kaderini doğrudan tayin eden unsurlardır. Bu nedenle, uyuşmazlıkların çözümünde dürüstlük kuralı, tapuya güven esası ve tarafların edim dengesi hassasiyetle gözetilmelidir.</p>

<p><strong>1. Zamanaşımı Savunması ve "Zilyetlik" Kriteri </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi gereğince 10 yıldır ve bu süre "sözleşmenin ifa kabiliyetinin doğduğu" tarihten itibaren başlar. Ancak, satış vaadi alacaklısına taşınmazın zilyetliği (fiilen kullanımı/teslimi) devredilmişse, davalı borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı kabul edilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 03.10.2023, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması dürüst davranma kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmayacağından dinlenmez."</i></p>

<p>- Analiz: Kararda, sözleşme tarihinin üzerinden çok uzun süre (örneğin somut olayda 20 yılı aşkın süre) geçmiş olsa dahi, alıcının taşınmazda ikamet etmeye veya taşınmazı tarımsal olarak işletmeye devam etmesi halinde zamanaşımı def'inin mahkemece doğrudan reddedilmesi gerektiği net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>2. Ödememe Def'i ve "Birlikte İfa" (Depo Kararı) İlkesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan, alıcı tescil istemeden önce satış bedelinin tamamını ödemiş olmalıdır. Davalı "bedel ödenmedi" savunması yaptığında, mahkeme davayı doğrudan reddetmez; bedelin ödenmeyen kısmını güncelleyerek davacıya depo ettirir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı</a> (Ödememe Def'i Analizi):</strong></p>

<p><i>"Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelin ödenmediği savunuluyorsa; mahkemece satış bedelinin ödenip ödenmediği, ödenmişse ne kadarının ödendiği araştırılmalı; ödenmeyen bir kısım olduğu saptanırsa, bu bakiye bedel dava tarihindeki (veya karar tarihine en yakın) objektif değer esasına göre güncellenerek davacıya mahkeme veznesine depo etmesi için önel (süre) verilmeli ve birlikte ifa kuralı uyarınca tescile karar verilmelidir."</i></p>

<p>- Analiz: Bu içtihat uyarınca, davalının "Bana bedel ödenmedi, sözleşmeyi ifa etmiyorum" şeklindeki savunması davayı tamamen sonlandırmaz. Sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi gereğince mahkeme, davacıya parayı faiziyle/güncel değeriyle mahkeme veznesine yatırarak mülkiyeti kazanma imkanı sunar.</p>

<p><strong>3. Elbirliği Mülkiyeti Altındaki Taşınmazlar ve İfa İmkânsızlığı Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) devam ettiği sürece, bir ortağın üçüncü kişiye yaptığı satış vaadinin tescili hukuken imkansızdır. Ancak bu imkansızlık savunması, elbirliği ortaklarının kendi aralarında yaptıkları satış vaatlerinde geçerli değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmediği sürece paydaşlardan bir veya birkaçının üçüncü kişiye yaptığı satış vaadi sözleşmesinin bu aşamada ifa olanağı yoktur. Fakat elbirliği ortaklığına dahil paydaşlar (mirasçılar) arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmışsa; iştirak (ortaklık) bozulmamak kaydıyla, satıcı elbirliği ortağının payının alıcı elbirliği ortağının payına ilave edilmek suretiyle yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı vardır."</i></p>

<p>- Analiz: Eğer davalı "Taşınmaz miras malıdır, elbirliği mülkiyetine tabidir, tescil edilemez" savunması yapıyorsa, mahkeme öncelikle davacının sıfatına bakar. Davacı da aynı miras ortaklığının bir üyesi ise bu savunma geçersiz kalır ve tescil işlemi davacının elbirliği payına eklenerek (iştirak bozulmadan) gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>4. Satıcının Dava Tarihinde Malik Olmaması Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi sözleşmesi yapılırken borçlunun malik olması şart değildir (çünkü bu bir borçlandırıcı işlemdir). Ancak tapu iptal ve tescil davasının kabul edilebilmesi için, dava tarihinde taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olması zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 27.09.2023, E. 2022/3453, K. 2023/4195 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Satış vaadi sözleşmesi yapılırken satıcının tapuda malik olması her zaman zorunlu değildir. Borçlandırıcı işlem her zaman yapılabilir. Ancak dava açıldığı tarihte taşınmazın satıcı adına kayıtlı olması gerekir. Satıcı dava tarihinde malik değilse, sözleşmenin ifa olanağından söz edilmesi mümkün olmayacağından tescil talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Davalı, tapu kaydını bir başkasına devrettiğini ve artık malik olmadığını savunarak davanın reddini isteyebilir. Bu durumda mahkeme davayı reddeder ancak davacının terditli (kademeli) talebi varsa, ifa imkansızlığı nedeniyle taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin davacıya tazminat olarak ödenmesine hükmeder.</p>

<p><strong>5. Muris Muvazaası (Mal Kaçırma) Savunması</strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Murisin (miras bırakanın) hayattayken mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapuda doğrudan devir yapmak yerine, gizli muvazaalı bir satış vaadi sözleşmesi kurması durumunda, diğer mirasçılar bu işlemin iptalini her zaman savunabilirler.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin En Güncel Bozma Kararlarından Biri (T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309)</a>:</strong></p>

<p><i>"Miras bırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirdiği satış vaadi sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Davalı mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası savunmasının kanıtlanması halinde, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Özellikle aile içi ilişkilerde yapılan satış vaatlerine karşı mirasçıların en güçlü savunma silahı muvazaadır. Mahkeme bu savunma karşısında; murisin ekonomik durumunu, satış bedelinin ödenip ödenmediğini ve taraflar arasındaki ailevi ilişkileri titizlikle inceleyerek sözleşmenin gerçek iradeyi yansıtıp yansıtmadığını denetler.</p>

<p>Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29'uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716'ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>(Y7HD. 2022/6905 E. 2024/140 K.)</strong></a></p>

<p>Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/3494 E. 2023/4259 K.)</strong></a></p>

<p>Birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/2243 E. 2023/3369 K.)</strong></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE"><img alt="Av. Kadir LALE" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kadir-lale.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE">Av. Kadir LALE</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="73654"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.01.2024 tarihli, 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/6905 E., 2024/140 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/502 E., 2022/1441 K.<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 7. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/288 E., 2021/175 K.</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalıların murisi ... arasında 04.10.2007 tarihli 21321 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiğini, ...'un paydaş olduğu 2821 parsel numarasına kayıtlı taşınmazını 4.000,00 TL bedelle davacıya satmayı vaat ve taahhüt ettiğini, satış bedelinin tamamının nakden ve peşinen ödendiğini, müvekkilinin tasarrufuna bırakıldığını, taşınmaz üzerindeki engellerin kaldırılmasından sonra taşınmazın mülkiyetinin müvekkiline devredileceğinin taahhüt edildiğini ileri sürerek davalılara ait hisselerin iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın muris ve murisin ölümüyle mirasçıların zilyetliğinde olduğunu, davacının tasarrufuna geçmediğini, bedelinin ödenmediğini belirterek davanın zamanaşımı yönünden usulden reddini mahkeme aksi kanaatte olursa davanın esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; sözleşmede yer alan "işbu gayrimenkulün üzerinde bulunan ipoteğin kaldırılmasına müteakip ilgili tapu sicili müdürlüğünde kat'i ferağ takririni vereceğimi beyan ve taahhüt ederim" şeklindeki şartın geciktirici şart olduğunu, şartın gerçekleşmesiyle birlikte hukuki sonuçların da tam anlamıyla doğacağını, taşınmazın 1/2'si müteveffa ..., diğer 1/2'si ... adına kayıtlı iken Akbank lehine ipotek tesis edildiğini, icra takibi sonucu Girişim (Güven) Varlık Yönetim tarafından 15.04.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ... hissesi devralınarak alacağın tahsil edildiğini, muris İsmail'in 1/2 hissesinin boşa çıkarak borçtan ari konuma geldiğini, ifa kabiliyetinin de bu tarihte doğduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ıncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ıncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ıncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 inci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz satış vaadi sözleşmesi 04.10.2007 tarihinde akdedilmiş; dava ise, 30.12.2020 tarihinde açılmıştır. Davalılar davaya karşı süresinde sundukları 02.02.2021 tarihli cevap dilekçesiyle zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Sözleşme kapsamında taşınmazın alıcının tasarrufuna terk ve teslim edildiği, vaat borçlusu tarafından açıkça beyan edilmiştir. Bu durumda taşınmazın fiilen olmasa da hukuken vaat alacaklısına teslim edildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda zamanaşımı savunmasında bulunmak, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Mahkemece davacının esas talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle<br />
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>11.01.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="26263"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2023 tarihli, 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3494 E., 2023/4259 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/100 E., 2023/183 K.<br />
DAVA TARİHİ : 04.05.2015<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p>Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; taraflar arasında yapılan Uşak 3. Noterliği'nin 24.05.2012 tarihli, 7716 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile Uşak ili, Merkez ilçesi, Kalfa Köyü, 111 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davacıya satışının vaat edildiğini, satış bedelinin büyük bir kısmının sözleşmeye uygun olarak ödendiğini, davacının bazı taksitleri ödemede temerrüde düştüğünü, davacının bakiye satış bedelini ödemeye hazır olduğunu belirterek dava konusu taşınmazdaki davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında 23.10.2020 günlü sözleşme ile dava konusunu ...'a devretmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili, müvekkilinin fesih hakkını kullandığını, iddiaların gerçek dışı olduğunu, davayı kabul etmemekle birlikte bakiye 30.600,00 TL'nin (tahsilat yapılacağı gün tekrar hesaplanmak üzere) ödenmesi halinde davalı bankanın devri uygun bulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
 </p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 12.01.2022 tarihli 2021/6537 Esas ve 2022/324 Karar sayılı ilamında özetle, "... Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinde belirlenen bedelin ödenmeyen kısmının belirlenmesine ilişkindir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca depo ettirilebilir. Ancak, sözleşme tarihinde belirlenen bedelin üzerinden uzunca bir zaman geçmesinden sonra dava tarihinde eksik kalan bedelin depo ettirilmesi TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Bu halde, sözleşmedeki bakiye bedelin depo edilmesine karar verilmesi sözleşmedeki yarar dengesinin satış vaadi sözleşmesinde mülkiyeti nakil borcu yükümlüsü davalı aleyhine bozulmasına neden olur.</p>

<p>Bu nedenle mahkemece mahallinde keşif yapılarak öncelikle çekişme konusu bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç değeri ayrıca davacının peşin ödediği bedelin satış vaadi sözleşmesindeki taşınmaz satış bedeline oranı belirlenmeli, bu bedeller belirlendikten sonra, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinden davacının ödediği bedelin oranı mahsup edildikten sonra bakiye bedeli ödenmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kabule göre de, davacı tarafından depo edilen bedelin hükümde davalı tarafa ödenmesine karar verilmemesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Diğer taraftan, dava tarihi itibariyle davacı edimlerini tam olarak yerine getirmediğinden davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi de yerinde görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkeme, talebin taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; eksik satış bedeli depo edildiğinden davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmeliydi, aksi halde dava tarihi itibariyle davacının ödemiş olduğu satış bedeli üzerinde davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; davalı aleyhine yargılama ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerektiğini, davalı bankanın harçtan muaf olduğunu belirterek ve re'sen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Vaad alacaklısı taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle mülkiyet devir borcu yüklenen vaad borçlusunun edimini yerine getirmemesi, halinde edimin hükmen yerine getirilmesini mahkemeden isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Türk Borçlar Kanunu'nun 97 nci maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik olmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukuken imkan bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yeniden kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden hükmün onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="81027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2023 tarihli, 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/2243 E., 2023/3369 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili, davalıların Mersin ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 123 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerinin 2/64'lük kısımlarının Mersin .... Noterliği'nde düzenlenen 13.01.2001 tarih ve .... yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile müvekkiline devretmeyi vaadettiklerini, davalıların satış bedelini peşin almalarına rağmen sözleşmede belirtilen sürede ferağ vermediklerini, müvekkilinin taşınmazı satış vaadi ile birlikte teslim aldığını ancak resmi olarak tapusunu alamadığını, davalılarla şifahi olarak görüşmelerinden de sonuç alamadığını belirterek; satış vaadi sözleşmesi uyarınca davalılar adına kayıtlı olan 2/64'er hisseden toplamda 4/64 hissenin iptali ile müvekkili adına tescilini kabul görmemesi halinde rayiç değerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddini, bu itirazın kabul edilmemesi halinde müvekillerine herhangi bir bedel ödenmemiş olması ve sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2018/200 Esas, 2020/ 8 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2020 tarihli ve 2020/471 Esas, 1189 Karar sayılı kararıyla; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 17.01.2022 tarih ve 2021/2100 Esas, 2022/511 Karar sayılı ilamı ile; ''... mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazların tarımsal niteliği duruma göre Tarım ve Köyişleri Bakanlığı il veya ilçe müdürlüğünden, ifrazının mümkün olup olmadığı ise taşınmaz belediye ve mücavir olan sınırları içerisinde ise belediyeden, dışında ise il idare kurulundan sorularak ifrazının veya taşınmazdan pay satışının mümkün olup olmadığının araştırılması yapılacak ve yapılan bu araştırmalar sonucunda taşınmazların ifrazının veya taşınmazlardan pay satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekecektir. Belirtilen hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...'' gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın imar parseli niteliğinde olduğu, 5403 sayılı Yasa'daki kısıtlamalara tabi olmadığı, hissedar olmayana kısmi hisse satışına engel bir durum bulunmadığı, davacının GSVS ile verilen yeri sözleşme tarihinden itibaren kullandığı, dolayısıyla zaman aşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazın tarla vasfında olduğunu ve ifrazının mümkün olmadığının belirlendiğini, imar durumunun henüz kesinleşmediğini davanın kabulü kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davanın kabulü kararının eksik incelemeye dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>3. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,</p>

<p>5. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Dosyadaki bilgi ve belgesin incelenmesinden, Mersin İl Tarım Müdürlüğü'nün 16.06.2022 tarihli yazısında; "Taşınmazın Kuru Marjinal Tarım Arazi (KTA) olarak değerlendirildiği, taşınmazın yeni oluşacak parsellerinin yüzölçümlerinin, yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün altında olması nedeniyle 5403 sayılı yasa çerçevesinde ifrazının uygun olmadığı, söz konusu taşınmazda malike ait hissenin tamamının hisselendirilerek diğer hissedarlara devrinin veya malike ait hissenin tamamının taşınmazda hissedar olmayan T.C. vatandaşı bir kişiye devrinin uygun olduğu" belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>2. Mersin Büyükşehir Belediyesinin 13.06.2022 tarih ve 336447 sayılı yazısında; dava konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planının yapıldığı ancak 1/1000 ölçekli imar planının henüz kesinleşmediği bildirilmiştir.</p>

<p>3. Dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydının incelenmesinde de '' tarla'' vasfını hala koruduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>4. O halde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, taşınmaz tarım arazisi olup 5403 sayılı Kanun'a ekli 1 sayılı listeye göre Mersin ili, Yenişehir ilçesinde yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü (kuru arazide) 190 DA (190.000 m²) dir. Mahkemece 5403 sayılı Yasa uyarınca asgari bölünemez tarım arazisi büyüklüğü dikkate alınmaksızın dava konusu 123 parsel sayılı 24.600,00 m² taşınmazdan 4/64 payın (1.537,50 m²’lik alanın) davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p>5. Mahkemece davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmeyeceği göz önüne alınarak ikinci kademede tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="99194"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3397 E., 2023/4216 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/608 E., 2022/19 K.<br />
KARAR : Kısmen kabul, kısmen ret</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın tapu iptali ve tescil talebi yönünden reddine, tazminat talebi yönünden kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; davalı ...'nün 05.06.1991 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu Antalya ili, Finike ilçesi 730 parselde yer alan 1.000 m²'lik kısmı satmayı vaat ettiğini beyanla 730 parselde yer alan hisselerinin tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini, tescil mümkün olmadığı takdirde taşınmaz bedeli olarak şimdilik 10.000,00 TL nin 05.06.1991 tarihinden günümüze kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tazminini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ... cevap dilekçesinde; sözleşmedeki imzanın zorla attırıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Mahkemenin 30.11.2015 tarihli ve 2012/182 Esas, 2015/523 Karar sayılı kararı ile; "... davalı tarafın zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi gerekmiş, yargılama sırasında dinlenen tanıklardan davacı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda evlendikten sonra 10-13 yıl kadar oturmaya devam ettiği, davalı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda 5 yıl kadar ikamet ettiği daha sonra taşındığı belirtilmiş, yaptırılan zabıta araştırmasının davacı tanıklarını doğruladığı anlaşılmış davacının davaya konu taşınmaza zilyet olduğu süre dikkate alınarak dava açıldığı tarih itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davacının zilyet olması nazara alınarak zamanaşımı itirazının TMK 2. maddesine göre dürüst davaranma ilkesine de uymadığı anlaşılmakla itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İlçe Tarım Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında davaya konu taşınmazın imar planı kapsamında tarımsal niteliği korunacak yerler içerisinde kalmıyor ise ifraz işlemi için 5403 sayılı Yasa kapsamında yapılacak işlem olmadığı yönündeki cevabi yazısı gereğince Finike Belediye Başkanlığına müzekkere yazılmış, Finike Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü cevabi yazısında davaya konu taşınmazın 1000 m2 sinin ifrazının mümkün olduğu belirtilmiş olmakla sözleşmenin ifa olanağının bulunduğu anlaşılmış bu kapsamda bilirkişiden ek rapor alınmış, sözleşme konusu bedelin ödenmiş olduğu sözleşmeden anlaşılmakla ve taşınmazı devreden ve devralan davalıların eş oldukları davalı ...'nün bu nedenle davaya konu taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle o dönemde gelini olan davacıya devredildiğini bilmemesinin mümkün olmadığı, işlemin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, bilirkişi raporlarına göre davaya konu taşınmaz değerinin 32.692,00 TL' ye tekabül ettiği anlaşılmakla yargılama giderleri bu değer üzerinden hesaplanmıştır. " gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazda A harfi ile gösterilen 1000 m²'lik kısmının davalılardan ... adına olan kaydının iptali ile bu 1000 m²'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın kalan kısmının davalı ... üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Mahkemenin 30.11.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2016/15465 Esas, 2020/4433 Karar sayılı kararıyla; "... satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmaz tarım arazisi vasfında olup, Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06.03.2015 tarihli yazıları ve 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3. maddesi gereğince bölgede belirlenen Ek-1 ( 30.04.2014 tarih- 6537/5. maddesi) sayılı listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden, mahkemece tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Yargıtay 14. Hukuk Daresinin 15465 esas 2020/4433 karar sayılı ilamında satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmazın tarım arazisi vasfında olması nedeniyle ve Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06/03/2015 tarihli yazıları ile 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3.maddesi gereğince bölgede belirlenen listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden mahkemece tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtildiğinden denkleştirici adalet ilkesi uyarınca taraflarca taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin dava tarihindeki değerinin tespiti için dosya 3'lü bilirkişi heyetine tevdii edilmiş ve 08/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda bu bedelin 28.683,42 TL olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun, denetime elverişli olduğu anlaşıldığından bedel arttırım dilekçesi sonucunda davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle; davanın tapu iptali tescil istemi yönünden reddine, tazminat istemi yönünden kabulü ile, 28.683,42 TL tazminatın 17/05/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/467 Esas, 2020/494 Karar sayılı veraset ilamı ve Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/468 Esas, 2020/495 Karar sayılı veraset ilamlarındaki miras payları oranında alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;<br />
1. Dava konusu taşınmazın tarım arazisi vasfında olmadığını, 1990 yılında yapılan imar planı kapsamında konut alanına dönüştüğünü,</p>

<p>2. Öncelikle tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiğini, aksi halde; tazminat hesabının tapu iptali ve tescil talebinin reddi kararının kesinleştiği tarih itibariyle yapılması gerekirken dava tarihindeki değer üzerinden yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.</p>

<p>2. Kaynağını 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerini getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan "dürüst davranma kuralı" ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Tapu iptali ve tescil talebi yönünden bozma ilamına uyularak reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın 1000 m²'lik kısmı yönünden davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değerleri hesaplanarak buna hükmedilmesi gerekirken bedelin güncelleştirilmiş haline hükmedilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="48560"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3453 E., 2023/4195 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/488 E., 2022/270 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/157 E., 2019/321 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı, 07.05.1990 tarihli usulüne uygun olarak noterde düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi ile İstanbul ili, Kartal ilçesi, Samandıra Bağlar Mevkii'nde bulunan 4 pafta, 196 parseldeki hak ve hisselerinin tamamını davalıdan satın aldığını ve satış bedelinin tamamının nakit olarak ödediğini, sözleşme tarihinden itibaren üzerine yapı inşa ederek dava tarihine kadar ve halen de tarafından kullanıldığını, tapu kaydının iptali ile adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde söz konusu taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı; davacının öz dayısı olduğunu, sözleşmenin konusu olan taşınmazın hiçbir zaman maliki olmadığını, bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğunu, geçerli bir sözleşme olsa dahi aradan 27 yıl geçtiği için zamanaşımına uğradığını ve sözleşmede belirtilen satış bedelinin ödenmediğini savunarak davanın husumet, esas, usul ve zamanaşımı yönünden reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>1. Tapu iptal ve tescile ilişkin talebin REDDİNE,</p>

<p>2. Tazminata ilişkin talebin kabulü ile 288.675,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Gerekçeli karar başlıklı ilam hükümde gerekçenin yer almadığını, hangi sebeple bu şekilde davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşılamadığını,</p>

<p>2. Dava konusu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi geçerli bir sözleşme olmadığını, İmar Kanunu uyarınca dava konusu taşınmaz gibi imar planı olmayan yerlerde satış vaadi sözleşmesi yapılamayacağını,</p>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesi 07.05.1990 tarihli olup, on (10) yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>4. Dava konusu taşınmaza hiçbir zaman malik olmadığı gibi hiç bir zaman zilyette olmadığını,bu nedenle davacıya teslim edilmesi gibi bir durumun da olmadığını,</p>

<p>5. Davacı tarafından ödenmiş herhangi bir satış bedeli bulunmadığını,</p>

<p>6. Davayı kabul etmemekle beraber davacının ödeme yaptığı ve zarara uğradığı düşünülüyorsa bu bedelin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca bugüne uyarlanması gerektiğini,</p>

<p>7. Bilirkişi raporuna yaptığı itirazların dikkate alınmayarak, hatalı ve eksik incelemeye dayalı işbu bilirkişi raporu ile hüküm tesis edildiğini belirterek hükmün kaldırılarak davanın reddini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 05/11/2019 tarih ve 2017/157 Esas - 2019/321 Karar sayılı ilamı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf talep dilekçesinde belirtilen aynı nedenlerle hükmü temyiz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706. ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 146. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak sözleşmenin yapıldığı tarih değil sözleşmenin ifa edileceği tarih ya da ifa olanağının doğduğu tarihtir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğine vaat borçlusunun satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapuda malik olmaması etkili değildir. Ancak dava tarihinde kayden malik değil ise sözleşmenin ifa olanağından söz edilemez.</p>

<p>2. Sözleşmede ödendiği yazılan satış bedelinin alınmadığı savunması ancak aynı güçte yazılı delille kanıtlanmalıdır.</p>

<p>3.a-Somut olayda; vaat borçlusu davalının satış sözleşmesinin düzenlendiği tarihte ve dava tarihinde kayden malik olmadığı bu hali ile sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı anlaşıldığından tapu iptali ve tescil isteminin reddinde bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>b-Davadaki ikinci kademedeki istek olarak ileri sürülen tazminat talebinin dayanağı BK'nun 96. maddesidir. Madde gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Yasal düzenlemeler ve sözleşmenin hukuki yapısı gözetildiğinde vaat edeninin mutlaka malik olması gerekmediğinden davalının satış vaadinde bulunduğu taşınmazın dava dışı 3. kişilere ait olmasının taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğini etkilemiyeceğinden, şekil bakımından geçerli bir sözleşmenin bulunduğunda ve sözleşmeye dayanarak davacının tazminat talep edebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın TB 77 ve 136. maddeleri gereğince davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değeri hesaplanarak davanın kabulüne karar verilmesinde de bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="98325"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2025/2225 E., 2025/3309 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 30.06.2025 tarihli, 2025/2225 E., 2025/3309 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/2225 E., 2025/3309 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/138 E., 2024/507 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak verilen karar davacı-birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA ve BİRLEŞTİRİLEN DAVA</strong></p>

<p>1. Asıl davada davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ile tarafların murisi ve davacının eşi olan ... arasında 04.04.2003 tarihli ve ... yevmiye No.lu düzenleme şeklinde taşınmaz satış vaadi sözleşmesi yapıldığını, bu sözleşme ile ...'ın ilk eşi olan ...'nun annesi olan müteveffa ... 'den kendisine miras kalan ... parsel sayılı 33.978 m² miktarlı tarla vasıflı taşınmazdaki hak ve hissesini davacıya satmayı vadettiğini, satış bedelinin ödendiğini ileri sürerek muris ... 'in 3/20 payından muris ...'a isabet edecek olan payın iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2. Birleştirilen davada davacılar ... ve ... dava dilekçesinde özetle; muris muvazaası nedeniyle..... Noterliğinin 04.04.2003 tarihli ve ... yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin iptaline, mümkün olmadığı takdirde denkleştirmeye ve tenkise karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Asıl davada davalılar ..., ..., ... ve ... ayrı ayrı ibraz ettikleri cevap dilekçelerinde özetle; iştirak hâlindeki mülkiyet nedeniyle sözleşmenin geçersiz olduğunu, kendilerinin murisin ilk eşinden çocukları olduklarını, muris babaları ...'ın kendilerinden mal kaçırma amacıyla ikinci eşi olan davacıya yapılan satışın muris muvazaası nedeniyle geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuşlardır.</p>

<p>2. Asıl davada davalı ..., davayı kabul ettiğini beyan etmiştir.</p>

<p>3. Birleştirilen davada davalı vekili; davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>Mahkemece, Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.02.2017 tarihli ve 2016/17496 Esas, 2017/778 Karar sayılı ilâmına uyularak 21.02.2020 tarihli ve 2018/182 Esas, 2020/40 Karar sayılı kararı ile asıl davanın davalı ... yönünden kabulüne, diğer davalılar yönünden reddine, birleştirilen davanın kabulü ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma kararı</p>

<p>Mahkemenin 21.02.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde davacı - birleştirilen davada davalı vekili ve davalılar-birleştirilen davada davacılar tarafından temyiz isteminde bulunulması üzerine, Dairemizin 20.09.2022 tarihli ve 2021/2665 Esas, 2022/5311 Karar sayılı ilâmında özetle; ".. 6100 sayılı HMK'nın 297/2. maddesinde hükmün sonuç kısmında, gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, taleplerden her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların, sıra numarası altında; açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesinin gerekli olduğu açıklanmıştır.</p>

<p>Mahkemece asıl davanın davalı ... yönünden kabulü ile; ... parsel sayılı taşınmazda ... adına düşecek paydan yine ...'a miras hissesi sonucu intikal edecek olan payın iptali ile davacı adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmiş ise de, hüküm sonucunda davalı ... 'dan iptal edilen ve davacılar adına tesciline karar verilen payın miktarının açık ve infaza elverişli şekilde gösterilmemesi doğru görülmemiş bu sebeple hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p>Kabule göre de; asıl dava yönünden davalılar ..., ..., ..., ... kendisini vekille temsil ettirdiğinden davalıların paylara tekabül eden değer üzerinden vekalet ücreti takdiri gerekirken, sadece davalılar ... ve ...'a düşen payın değeri üzerinden vekalet ücretine hükmedilmesi doğru görülmemiştir. Ayrıca; birleştirilen dava yönünden davanın kabulüne karar verildiğinden nisbi harç ve vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.<br />
" gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bozmaya uyularak verilen kararMahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; "... asıl davada davacının davasının dayanağı olan ..... Noterliğinin 04/04/2003 tarih, ... yevmiye sayılı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle geçersiz olduğu bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerektiği, birleştirilen dava yönünden; .... Noterliğinin 04/04/2003 tarih, ... yevmiye sayılı Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin mirastan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı olarak düzenlenmiş olduğu, murisin yapmış olduğu ve eşine satmayı vaat ettiği tasarrufun ivazlı olmadığı ve gizli bağış niteliğinde olduğu, yapılan bağış işleminin de şekil şartlarına uyulmadığı için geçerli olmadığı, dinlenen taraf tanıkları, murisin ve satın alan birleştirilen dava davalısı ...'ın sosyal ve ekonomik durumunun bu satışın yapılması için gerekli koşulları taşımadığı, davacı ...'ın satış vaadi karşılığında ödeme yapmadığı ve ödeme gücünün de bulunmadığı" gerekçesiyle asıl davanın davalı ... yönünden gider avansının yatırılmaması nedeniyle dava şartı yokluğundan reddine, diğer davalılar yönünden esastan reddine, birleştirilen davanın kabulü ile taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptaline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davacı - birleştirilen davada davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle;</p>

<p>1. Davalılardan ...'ın asıl davayı kabul etmesine rağmen adı geçen davalı hakkında usulden ret kararının açıkça hukuka aykırı olduğunu,</p>

<p>2. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin iptalinin ancak aynı güçte bir yazılı delil ile kanıtlanması gerekirken buna ihtiyaç duyulmaksızın birleştirilen davanın kabul edilmesinin doğru olmadığını,</p>

<p>3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürerek temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Asıl dava satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil, birleştirilen dava satış vaadi sözleşmesinin muvazaa nedeniyle iptali, denkleştirme, olmazsa tenkis istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemelerin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3/2 atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 428. maddesi ile 439/2 hükmünde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı, bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davacı-birleştirilen davada davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı-birleştirilen davada davalı vekilinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usul ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 30.06.2025 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/02/yargi/yargitay-556dfgv.jpg" type="image/jpeg" length="49697"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2026/2877 E., 2026/2766 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 05.05.2026 tarihli, 2026/2877 E., 2026/2766 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/2877 E., 2026/2766 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Sulh Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/248 E., 2025/977 K.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince kesin olarak verilen kararın kanun yararına temyizen incelenmesi Adalet Bakanlığı tarafından istenilmiş olmakla; Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; davalının 28.09.2022 tarihinde düzenlenen kira sözleşmesi uyarınca dava konusu iş yerinde kiracı olarak bulunduğunu, 23.11.2022 tarihinde düzenlediği tahliye taahhütnamesi ile iş yerini 28.09.2023 tarihinde tahliye edeceğini beyan etmiş olmasına rağmen, başlatılan tahliye talepli icra takibine karşı davalının tahliye taahhütnamesinin içeriğine ve altındaki imzaya haksız olarak itiraz ettiğini ileri sürerek; davalının itirazının iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; yaklaşık üç yıldır kiracı olduğu dava konusu taşınmazda mevcut kira ilişkisi devam ederken baskı, tehdit ve hile ile yeni kira sözleşmesi ve tahliye taahhüdü imzalamaya zorlandığını, iradesinin fesada uğratıldığını, tahliye taahhüdünün serbest iradesiyle verilmediğini, kiraya verenin taahhütname ve kira sözleşmeleri üzerinde tahrifat yaptığını, kira bedelini gerçeğe aykırı şekilde değiştirdiğini, hile, tehdit ve muvazaa sonucu düzenlenen tahliye taahhüdünün geçersiz olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; taraflar arasında 28.09.2022 başlangıç tarihli kira ilişkisinin bulunduğu, davalının kira sözleşmesinin düzenlenmesinden sonra 23.11.2022 tanzim tarihli ve 28.09.2023 tahliye tarihli yazılı tahliye taahhüdü verdiği, bu taahhüde dayanılarak süresinde icra takibi başlatıldığı, baskı ve zorlamayla imza attığı yönündeki savunmasına rağmen Adli Tıp Kurumu incelemesiyle imzanın davalıya ait olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle; davanın kabulüne, itirazın iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KANUN YARARINA TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Kanun Yararına Temyiz Sebepleri</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına yönelik Adalet Bakanlığınca; davalı vekilince, tahliye taahhüdünden sonra taraflar arasında 11.09.2024 başlangıç tarihli ve noter tasdikli yeni kira sözleşmesi imzalanarak kira ilişkisinin yenilendiği ileri sürülmüş, davacı vekilince de tarafların anlaştığı ve davanın konusuz kaldığı bildirilmiş olmasına rağmen, İlk Derece Mahkemesince tahliye taahhüdünden sonra düzenlenen ve davacı tarafça inkâr edilmeyen yeni kira sözleşmesi nedeniyle tahliye taahhüdünün hükümsüz kalıp kalmadığı hususu değerlendirilmeksizin yazılı şekilde hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu ileri sürülerek, kanun yararına temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, tahliye taahhütnamesi nedeniyle yapılan icra takibine vaki itirazın iptali ve kiralananın tahliyesi istemine ilişkindir.</p>

<p>6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 352/1 maddesinde; "Kiracı, kiralananın teslim edilmesinden sonra, kiraya verene karşı, kiralananı belli bir tarihte boşaltmayı yazılı olarak üstlendiği hâlde boşaltmamışsa kiraya veren, kira sözleşmesini bu tarihten başlayarak bir ay içinde icraya başvurmak veya dava açmak suretiyle sona erdirebilir." düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Tahliye taahhüdünün geçerli olabilmesi için; yazılı şekilde yapılması, taahhüdün kiracı ya da yetkili temsilcisi vasıtasıyla verilmesi, tahliye taahhüdünde tahliye tarihinin belirtilmiş olması ve taahhüdün kiralananın teslim edilmesinden makul bir süre sonra verilmesi gereklidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut uyuşmazlıkta, davalı vekili tarafından takibe dayanak yapılan dava konusu tahliye taahhüdünün keşide tarihinden sonra, taraflar arasında 11.09.2024 tarihli kira sözleşmesi imzalanarak kira sözleşmesinin yenilendiği ileri sürülmüş, davacı vekili tarafından da sunulan sözleşme kabul edilerek tarafların anlaştığı ve davanın konusuz kaldığına dair 22.10.2024 tarihli beyan dilekçesi ibraz edilmiş olmakla, İlk Derece Mahkemesince tahliye taahhüdünden sonra, davacı tarafça itiraz edilmeyen 11.09.2014 başlangıç tarihli sözleşme ile kira sözleşmesinin yenilendiği ve tahliye taahhüdünün hükümsüz kaldığı gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı olduğundan, Adalet Bakanlığının kanun yararına temyiz talebinin kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 363/1 maddesine dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere aynı Kanunun 363/2 maddesi uyarınca KANUN YARARINA BOZULMASINA,</p>

<p>Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına, dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>05.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20262877-e-20262766-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 00:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aaa.jpeg" type="image/jpeg" length="39679"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 18 Temmuz 2026 Tarihli ve 33313 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Karabük Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>KARABÜK ÜNİVERSİTESİ KADIN ÇALIŞMALARI UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>7/8/2016 tarihli ve 29794 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Karabük Üniversitesi Kadın Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliğinin adı “Karabük Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği” şeklinde değiştirilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 1 inci ve 2 nci maddelerinde yer alan “Kadın” ibareleri “Kadın ve Aile” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Merkez (KAMER): Karabük Üniversitesi Kadın ve Aile Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezini,”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 5 inci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“MADDE 5- (1) Merkezin amacı ve faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Ulusal sosyal politikaların ortak hedef ve çalışmalarıyla uyum içinde kadın, erkek, çocuk, genç ve yaşlı olmak üzere ailenin tüm unsurlarını kapsayan politikaların geliştirilmesine bilimsel katkı sunmak, bu doğrultuda projeler planlamak, uygulamak ve geliştirmek.</p>

<p>b) Toplumsal dinamiklerin kadın ve aile üzerindeki etkilerini bütüncül bir yaklaşımla insan hakları, toplumsal cinsiyet adaleti ve kuşaklar arası dayanışma ekseninde değerlendiren akademik çalışmalar yürütmek.</p>

<p>c) Temel insan hakları çerçevesinde aile içi tüm bireylerin haklarının korunması, yaygınlaştırılması ve geliştirilmesine yönelik toplumsal farkındalık çalışmaları yürütmek; kadın ve aile unsurlarının eğitim, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanlardaki varlığını ve çalışmalarını destekleyici faaliyetlerde bulunmak.</p>

<p>ç) Kadın ve aileyi ilgilendiren konularda Üniversitenin ilgili bölüm ve ana bilim dallarının iş birliğiyle yurt içinde ve yurt dışında bilimsel araştırmalar yapmak, projeler üretmek; ulusal ve uluslararası düzeyde sertifikalı eğitim programları, kurslar, seminerler, kongreler ve benzeri etkinlikler düzenlemek, düzenlenen etkinliklere katılım sağlamak.</p>

<p>d) Üniversitede lisans ve lisansüstü düzeyde kadın ve aile çalışmalarıyla ilgili derslerin açılmasına katkıda bulunmak, kadın ve aile alanında eğitimler vermek, öğrencilerin ve akademisyenlerin bu alandaki araştırmalarını desteklemek, gönüllü çalışma grupları oluşturulmasına katkı sağlamak ve diğer üniversitelerle bu doğrultuda iş birliği yapmak.</p>

<p>e) Kadın meselelerine, aile yapısına ve demografik değişimlere dair ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel/istatistiksel veriler toplamak; rapor, kitap ve dergi gibi süreli/süresiz yayınlar yapmak.</p>

<p>f) Aile yapısını güçlendirmek amacıyla; ailenin fiziki, psikolojik ve sosyal sağlığını koruyucu akademik çalışmalar yapmak, aile içi iletişimi desteklemek, aile bütünlüğünü sürdürücü eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermek.</p>

<p>g) Küresel süreçlerin, dijitalleşmenin, yapay zekânın ve medyanın aile, toplumsal roller ve demografik yapı üzerindeki etkilerini kuramsal ve uygulamalı olarak çalışmak.</p>

<p>ğ) Aile yapısını güçlendirecek sosyal politikaları destekleyici stratejik eylem planları ve çözüm önerileri geliştirmek; bu doğrultuda kamu kurum ve kuruluşları, yerel yönetimler ve sivil toplum örgütleri ile ortak hedefler doğrultusunda iş birliği yapmak.</p>

<p>h) Kamu kurumları, özel sektör ve her türlü tüzel kişilerden gelecek talepler doğrultusunda bilimsel incelemeler ve araştırmalar yapmak, raporlar hazırlamak, kurumsal eğitim ve danışmanlık hizmetleri vermek.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“a) Yılda en az üç kez Müdürün çağrısı üzerine Müdürün başkanlığında toplanmak,”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Karabük Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/karabuk-universitesi-kadin-calismalari-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="94775"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi 2026 yılı olağan komisyon toplantısını gerçekleştirdi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği (TBB) Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi 2026 Yılı Olağan Komisyon Toplantısı, 17 Temmuz’da, TBB Av. Özdemir Özok Kongre ve Kültür Merkezi’nde gerçekleştirildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBB Başkan Yardımcısı ve Merkez Koordinatörü Av. Ercan Demir’in yönetimindeki toplantıya TBB Başkan Yardımcısı Av. Bahar Gültekin Candemir, Genel Sekreter Av. Ahmet Erdem Ekmekçi, Merkez üyeleri ve Barolardan gelen Komisyon üyeleri katıldı.</p>

<p>Toplantının açılışında bir konuşma yapan TBB Başkan Yardımcısı Av. Ercan Demir, TBB’de 81 ilin temsil edildiği iki merkezden birinin Avukat Hakları Merkezi, diğerinin de Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi olduğunu söyledi. Son 15 yılda avukat sayısındaki hızlı artışa dikkat çeken Demir, bu artışın genç meslektaşlar açısından ekonomik ve sosyal sorunlara yol açtığını söyledi. Demir, “TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi ile ilk olarak mesleğin ilk 5 yılındaki meslektaşlarımızın yaşadıkları sorunları tespit ederek bu sorunları çözmeyi, ikinci olarak da sizlerin katılımıyla mesleğe yeni başlayan meslektaşlarımızın mesleki gelişimlerine ilişkin gereksinimlerini karşılayabilecek bir merkezi organizasyon yapmayı hedefledik” dedi.</p>

<p>Demir, Komisyon üyelerinin faaliyetlere katkı sunmasına, destek ve önerilerine açık olduklarını vurguladı.</p>

<p>Merkez Sözcüsü Av. Nalan Atay da Merkezin, hukuk fakültesi öğrencilerinden kıdemli avukatlara kadar uzanan geniş bir kitle için yaşam boyu öğrenmeyi teşvik etme ve mesleki donanımlarını artırma hedefine vurgu yaptı. Atay, bu kapsamda yabancı dil eğitimleri, dijital yetkinlik atölyeleri, kurgusal duruşma yarışmaları ve stajyer avukatların haklarını iyileştirmeye yönelik stratejik çalışmalar yaptıklarını kaydederek, “Nihai amaç, savunma mesleğinin niteliğini artırmak, teknolojik gelişmelere uyum sağlamak ve barolar arasındaki dayanışmayı güçlendirerek daha güçlü bir mesleki gelecek inşa etmektir” dedi.</p>

<p>Açış konuşmalarının ardından TBB Kariyer ve Mesleki Gelişim Merkezi Tanıtım Videosu gösterimi yapıldı. Daha sonra Merkez Sekreteri Av. Fuat Ağaoğlu, Faaliyet Raporu’nu okudu. “Strateji Belirleme Toplantısı Raporu” ile “Savunmaya Güç, Geleceğe Vizyon Stajyer Avukat Çalıştay Raporu”nun okunmasının ardından Barolardan gelen Komisyon üyeleri görüş ve önerilerini dile getirdi.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_1_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_2_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_3_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_4_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_5_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_6_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_7_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_8_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_9_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_10_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_11_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_12_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_13_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_14_17072026172935.jpeg" title="" /></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_15_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_16_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_17_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p><img alt="" src="https://www.barobirlik.org.tr/dosyalar/album/TBB/20260717_tbb_kariyer_ve_mesle/86590_18_17072026172935.jpeg" title="" /></p>

<p>Görüntüle</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tbb-kariyer-ve-mesleki-gelisim-merkezi-2026-yili-olagan-komisyon-toplantisini-gerceklestirdi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 20:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-173.jpg" type="image/jpeg" length="66084"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hâkim ve Savcı Yardımcılarının AYM'de Staj Yapmalarına İlişkin Duyuru]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hâkim ve Savcı Yardımcılarının Anayasa Mahkemesinde Staj Yapmalarına İlişkin Duyuru]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<h2>Hâkim ve Savcı Yardımcıları</h2>

<p>30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkındaki Kanun’un 73/A maddesi kapsamında, anayasa yargısı alanına ilgi duyan ve bu alanda tecrübe kazanmak isteyen hâkim ve savcı yardımcılarına Anayasa Mahkemesinde staj imkânı tanınmaktadır.</p>

<p>Anılan Kanun hükmüne dayanılarak 21/11/2024 tarihli ve 32729 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan <i>“Hâkim ve Savcı Yardımcıları ile Avukat Stajyerlerinin Anayasa Mahkemesinde Stajları Hakkında Yönetmelik”</i> (Yönetmelik) yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Staj döneminde hâkim ve savcı yardımcıları, Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkileri kapsamında farklı birimlerde deneyim kazanarak anayasa yargısına ilişkin bilgi ve becerilerini geliştirme imkânı bulmaktadır. Bu kapsamda;</p>

<p><strong>1. </strong>Hâkim ve savcı yardımcıları, Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından ilgili raportörlerin gözetim ve denetimi altında Genel Kurul, Bölümler veya Komisyonlar Raportörlüğünde görevlendirilebilir.</p>

<p><strong>2.</strong> Hâkim ve savcı yardımcılarına dosyalar inceletilerek takip edilecek usul ve sonuçlarla ilgili düşünceleri kendilerinden yazılı olarak istenebilir.</p>

<p><strong>3. </strong>Hâkim ve savcı yardımcılarına dosyalar hakkında rapor hazırlatılabilir. Bu raporlar, ilgili raportör tarafından değerlendirilir.</p>

<p><strong>4.</strong> Hâkim ve savcı yardımcıları, dosyalara ilişkin süreci görmeleri ve öğrenmeleri amacıyla raportörün gözetim ve denetiminde UYAP’a dâhil edilebilir.</p>

<p><strong>5.</strong> Hâkim ve savcı yardımcılarının seminer, sempozyum, hizmet içi eğitim ve konferans gibi kısa süreli etkinlikler ile düzenlenecek toplantılara katılımları sağlanabilir.</p>

<p><strong>Staj Dönemi, Süresi, Staj Yapacak Hâkim ve Savcı Yardımcısı Sayısı</strong></p>

<p>Staj dönemi</p>

<p><strong>HS. 2026/2 Staj Dönemi</strong></p>

<p>Staj süresi</p>

<p><strong>31 Ağustos - 25 Aralık 2026</strong></p>

<p>Kontenjan</p>

<p><strong>40 Hâkim ve Savcı Yardımcısı</strong></p>

<p></p>

<p></p>

<h3>Başvuru Şartları</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Hâkim ve savcı yardımcısı olmak</p>
 </li>
 <li>
 <p>Yönetmeliğin 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre başvuru formunu doldurarak Anayasa Mahkemesine müracaat etmiş olmak</p>
 </li>
</ul>

<h3>Başvuru Tarihleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Başvuru şartlarını taşıyan adayların başvuru formunu doldurarak <strong>7/8/2026 tarihi mesai bitimine kadar</strong> çevrim içi başvuru sistemi üzerinden iletmeleri gerekmektedir.</p>
 </li>
</ul>

<h3>Başvuru Belgeleri</h3>

<ul>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcısı Staj Başvuru Formu (aşağıdan ulaşabilirsiniz)</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcısı Görev Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Sınavı Sonuç Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı ve İdari Yargı Ön Sınavı Sonuç Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Yüksek Lisans Öğrenci veya Mezuniyet Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Doktora Öğrenci veya Mezuniyet Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Yabancı Dil Sınavı Sonuç Belgesi</p>
 </li>
 <li>
 <p>(Varsa) Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları Hukuku Konularındaki Akademik Çalışmalar</p>
 </li>
 <li>
 <p>Niyet Mektubu (Anayasa yargısına olan ilginiz ve stajdan beklentileriniz)</p>
 </li>
</ul>

<h3>Notlar</h3>

<p>Staj yapacak hâkim ve savcı yardımcıları; Hâkim ve Savcı Yardımcılığı Yazılı Sınavı, Hukuk Mesleklerine Giriş Sınavı, İdari Yargı Ön Sınavı’nda ve eğitim döneminde Akademide yapılan sınavlardan aldıkları puanlar, anayasa ve insan hakları konusunda yaptıkları akademik çalışmalar, varsa yüksek lisans ve doktora çalışmaları ile yabancı dil puanları dikkate alınarak Anayasa Mahkemesi Genel Sekreterliği tarafından belirlenir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Genel Sekreterlik tarafından belirlenen staj yapacak hâkim ve savcı yardımcıları Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne bildirilir. Genel Müdürlük staj yapacak hâkim ve savcı yardımcılarını, eğitim ve görev dönemi sürelerini de gözeterek Anayasa Mahkemesinde görevlendirir.</p>

<p>Hâkim ve savcı yardımcıları hakkında Anayasa Mahkemesindeki staj süresinin sonunda ilgili mevzuata göre Anayasa Mahkemesi Bölüm Başkanı tarafından yüz puan üzerinden değerlendirme formu düzenlenir. Değerlendirme formu staj dosyasında saklanır ve bir sureti Anayasa Mahkemesi Başkanlığı tarafından Adalet Bakanlığına gönderilir.</p>

<p>Her hâkim ve savcı yardımcısı yalnızca bir defa staj yapabilir. İlgili dönem için (örneğin HS. 2026/1 staj dönemi) staj başvurusu kabul edilmeyen hâkim ve savcı yardımcıları, takip eden staj dönemlerinde (örneğin takip eden HS. 2026/2 staj dönemi) başvurularını yineleyebilir.</p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; </span><a href="https://stajbasvuru.anayasa.gov.tr/HakimSavciBasvuru" rel="noopener" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Başvuru Sistemine Git</span></a></strong></p>

<p><strong><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; </span><a href="https://www.anayasa.gov.tr/media/9668/hakimsavci_stajform.pdf" rel="nofollow" target="_blank"><span style="color:#2980b9">Başvuru Formunu İndir</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-ve-savci-yardimcilarinin-aymde-staj-yapmalarina-iliskin-duyuru</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 20:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/adsiz-172.jpg" type="image/jpeg" length="69209"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bayburt Barosu 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması']]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Bayburt Barosu'nun 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması'nda hukuk sisteminde baştan aşağı sistem değişikliği ve yenilik getiriliyor.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bayburt Barosu tarafından hazırlanan 'Akran Zorbalığı Kanun Çalışması', Adalet Bakanlığı Adli Destek Mağdur Hizmetleri, Aile Sosyal Hizmetler Bakanlığı ve TBMM İnsan Hakları Komisyonuna iletildi.</p>

<p><i>İlgili çalışma ve detaylar şöyle;</i></p>

<p><strong>1. Akran Zorbalığı TCK’ya suç tipi olarak işlenmiştir.</strong></p>

<p>TCK ve ÇKK'da çocuk yargılaması denilince ya yetişkin bireyin çocuğa yönelik davranışları yada çocuğun yetişkine yönelik davranışı anılır. Düzenleme, yenilik olarak çocuklar arası ceza hukuku başlığını getirmiştir. Buna göre bir çocuğun başka bir çocuğa yönelik zorbalamak amacıyla üstünlük kurarak diğer çocuğun yaşam ve beden bütünlüğünü ihlal ettiğinde Akran Zorbalığı suçunu işlemiş olacaktır. Mevcut ceza hukuku sistematiğinde her fiil yönünden örneğin tehdit, yaralama veya özel hayatın gizliliği gibi suçlardan ayrı ayrı cezalandırılmaktaydı.</p>

<p><strong>2. Diğer bir yenilik ise Yapay Zeka aracılığı ile işlenen suçlar ilk defa ceza kanununda yer alabilecektir.</strong></p>

<p><strong>3. Özel gereksinimli çocuklar ilk defa ceza kanununda açıkça karşılık bulmuştur.</strong></p>

<p>Türk Hukuku sisteminde eğitim mevzuatı içinde yer almakta ancak ceza hukukunda doğrudan korunan statüsünde değillerdir. Belli suç tiplerinde yetişkinleri de kapsayan genel engellilik hali "beden bakımından kendisini savunamayacak" kişi olarak anılır. Düzenlemede ilk defa bu çocuklar ceza kanununda açıkça karşılık bulmuştur. Hatta bu yeniliğin ötesinde tehlikeye açık olan kaynaştırma öğrencileri de özel korunan çocuk kavramına girmiştir.</p>

<p><strong>4. Düzenleme ile etkin pişmanlık hali getirilmiştir:</strong></p>

<p>Ceza yargılamaları her zaman hızlı sonuç vermeyebilir ancak mağdur çocukta adil bir tatmin duygusu yaşatılmalıdır. Suça sürüklenen çocuğun soruşturma başlamadan önce kendi isteği ile olayın niteliğini ve olaya karışan çocukları kendi isteği ile bildirdiğinde ceza indirimi alacaktır. Bu sayede suça sürüklenen çocukta vicdan muhasebesi hedeflenmiş bunun karşılığında da mağdur çocuğa haklılık tatmini sağlanmıştır.</p>

<p><strong>5. Suçtan mağdur olan çocuk fiil nedeniyle yatılı tedavi tedavi görmüş ise nitelikli hal kapsamında sayılacaktır.</strong></p>

<p>Ülkede meydana gelen zorbalık fiilleri zorbalık seviyesi ile gündeme oturduğu kadar mağdur çocuğun sistematik eziyet fiilleri sonucunda ağır travma veyahut yatılı tedavi görmesine yol açabilmektedir. Ceza Hukukunda fiil karşılığı orantılı ceza verileceği belirtilir. Ceza adaletinde eylemin ağırlığı ile mağdurun suçtan daha ağır etkilendiği halde ekstra özel koruma yükümlülüğü getirmektir. Mağdur çocuğa eziyet niteliğinde ağır akran zorbalığı uygulanmış ise artık nitelikli hal sayılacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. SSÇ’lere Adli Destek Hizmeti ile diversiyon uygulaması getirilmiştir.</strong></p>

<p>Ülke gündeminde suça sürüklenen çocukların tekrar tekrar suç işleyebildiği yer almaktadır. Mevcut Ceza Hukuku sistemi fiil ile bağlı olarak ceza veya beraat kararı ile işlerken artık düzenleme ile ceza yargısına giren çocuğun tekrar suça karışmasını engellemek amacıyla kırılgan gruba alınıp koruma güvenlik tedbirleri alınabilecektir. Bu sayede suça sürüklenen çocukların tekrar hukuk sistemine girmesini engellemeyi hedefler. Evrensel hukuk sisteminde diversiyon kavramı yer alsa da Türk uygulamasında karşılığı pek fazla bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>7. Okullara özgü ihbar sistemi ve TCK’da eğitim kurumu düzenlenmesi</strong></p>

<p>Düzenlemede başka bir yenilik ise okullarda işlenen suçların denetim ve tespitine ilişkin eğitim kurumlarında ihbar sistemi getirmektedir. Yine aynı kapsamda TCK'nın tanım içerisine Eğitim Kurumu eklenmiştir. Bu sayede okul tanımından öte çocukların Anayasal Eğitim Hakkı kapsamında eğitim ortamlarında işlenen suç olarak yeni başlık ortaya çıkmıştır. Netice itibari ile bildirimin geç yapılması sonucunda mağdur çocuğun koruma tedbirlerinden ve devlet güvencesinden zamanında yararlanamadığı bu suretle mağduriyetin arttığı tespit edilirse nitelikli hal kapsamında yer alacaktır.</p>

<p><strong>8. TCK’ya yeni suç tipi eklenmiştir: Şikayet ve İhbar hakkının engellenmesi</strong></p>

<p>Uygulamanın diğer bir sorunu ise gerek şüpheli sanık tarafın mağdur üzerinde şikayetten vazgeçirmeye yönelik baskı sonucu mağdurların mahkemeye erişiminin engellenmesidir. Yenilik olarak düzenleme ile şikayet veya ihbar hakkının engellenmesi artık suç tiplerinden sayılmıştır. Akran Zorbalığı suçu neticesinde mağdur aileye veya mağdur çocuğa yönelik ihbar veya şikayetin yapılmasını engellemeye çalışmak, yapılmış olan şikayetten üstü kapalı biçimde vazgeçirmeye çalışmak ağırlaştırıcı hal kapsamında ele alınmıştır.</p>

<p><strong>9. Çocuk Koruma Kanunu’nda Akran Zorbalığına ilişkin önleyici koruyucu tedbirler ile idari sistemde bütünlük sağlanmıştır.</strong></p>

<p>Düzenlemenin en can alıcı kısmı ise Çocuk Koruma Kanunu'na idari olarak akran zorbalığına ilişkin önleyici koruyucu destekleyici tedbirler işlenmiştir. Düzenlenen madde ile okul rehberlik servislerine özerk yetkiler verilerek tüm çocukların yakından birebir takibi yapılacaktır. Okul rehberlik servisleri her çocuğun özelinde "Bireysel İhtiyaç Planı" çıkartacak; okul idaresi okul aile birliği ve aile ile işbirliği yapılarak daha suç işlenmeden önlem alınmasını sağlayacaktır. Ülkede okul içi öğretmene şiddet olduğu aşikardır. Kahramanmaraş olayında yaşandığı gibi artık çocuğun özel eğitime ihtiyacı olduğu RAM'a yönlendirilerek destek hizmetlerine ihtiyacı olduğu anlaşıldığında bireysel ihtiyaç planında bu husus yazılacak ve aile plan doğrultusunda korunmaya muhtaç çocuğu RAM'a yönlendirecektir. Öncelik okul aile birliğinin koordinatör olarak aile ile iş birliğini sağlamasıdır. Belli saiklerle ailenin işbirliğine yanaşmaması fiziki direnç göstermesi halinde kamu görevlisine karşı mukavemet hükümleri uygulanacaktır. Öte yandan okul rehberlik servisi bireysel ihtiyaç planının sağlıklı işlemediğini çocuğun mağduriyetinin devam ettiğini tespit ettiğinde aile sosyal hizmetlere bildirebileceği gibi acil hallerde doğrudan hakim tarafından ek koruma tedbiri talep edebilecektir. Bütün bunlar yapılırken diğer yandan çocukların özel durumları gizli tutulacak arşiv araştırmasına konu edilemeyecek ve çocuğun ileriki yaşamında aleyhine kullanılamayacağına ilişkin yasaklayıcı hükümler de yer almıştır.</p>

<p><strong>10. Baroların çocuk yargılamalarında etkinliği arttırılıyor.</strong></p>

<p>Son olarak aile sosyal müdürlüğü çocuk adına yargılamalarda taraf olabildiği gibi artık olayın meydana geldiği yerin barosu ile sınırlandırılarak baroların çocuk hak ihlallerinde çocuğun üstün yararı ilkesince şikayetçi olmak davaya katılmak gibi çocuğu temsil işlemlerini baro sıfatıyla sağlayabilecektir. Bu düzenleme öncesinde Çocuk Koruma Kanunu Yönetmeliğinin 16. Maddesinde yasal düzenleme zaten mevcuttur. Çocuk ile ilgili işlemlerde baroya bildirileceği yer almakta ancak uygulamada bazı sorunlarla karşılaşılmaktadır. Artık kanuni düzenleme ile ihbar edilen baro çocuğun lehine ve üstün yararına göre hem yargı sisteminde hem de idari işlemlerde talepte bulunabilecektir. Tüm bu iş ve işlemleri yaparken baro kamu hizmeti sıfatıyla hareket ettiği için herhangi bir vekalet ücretine de hükmedilmeyeceği düzenlemeye işlenmiştir.</p>

<p>--</p>

<h3><strong>5237 SAYILI TÜRK CEZA KANUNU’NDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ</strong></h3>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>"AKRAN ZORBALIĞI</strong></p>

<p>MADDE 96/A — (1) Suça sürüklenen çocuğun; bir başka çocuğa karşı güç dengesizliğinden faydalanarak özel ya da kamusal alanda fiziksel, sözlü, cinsel veya ekonomik varlığına zarar vermek ya da zarar verme tehlikesi oluşturacak biçimde, yüz yüze veya iletişim araçları kullanılarak, sürekli ya da tekrarlanan şekillerde fiziksel, sözel, psikolojik veya sosyal acı çektirmek amacıyla fiziksel müdahalede bulunması, küçük düşürücü, aşağılayıcı veya alaycı söz ve davranışlarda bulunması hâlinde bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına; ayrıca çocuklara özgü güvenlik tedbirine hükmolunur.</p>

<p>a) Akran zorbalığı suçunun yapay zeka ya da bilişim sistemleri kullanılmak suretiyle işlenmesi hâlinde verilecek ceza yarı oranında artırılır. Bu bent kapsamındaki suçun, mağdurun özel hayatına ait içeriklerin üretimi, değiştirilmesi veya yayılması suretiyle işlenmesi hâlinde ceza üçte bir oranında artırılır.</p>

<p>b) Suçun birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi hâlinde verilecek ceza, her suça sürüklenen çocuk yönünden ayrı ayrı bir kat artırılır</p>

<p>c)Suçun işlenmesinde silahtan sayılan cisim kullanılması veya suçun işlenmesi sırasında görüntü ya da ses kaydı alınması veya mağdurun özel hayatına ilişkin görüntü, ses yahut bu mahiyetteki içeriklerin hukuka aykırı olarak ifşa edilmesi hâllerinde verilecek ceza bir kat artırılır. Ayrıca suçta kullanılan eşya hakkında müsadere hükümleri uygulanır.</p>

<p>(2) Suçun mağdurunun engelli, <strong><i>özel eğitim ihtiyacı olan</i></strong> veya kaynaştırma eğitimine tabi bir çocuk olması hâlinde, birinci fıkraya göre verilecek cezanın alt sınırı iki yıl olarak uygulanır; birinci fıkrada yer alan nitelikli hâllerin gerçekleşmesi durumunda bu alt sınır esas alınarak artırıma gidilir.</p>

<p>(3) Suça fiziki biçimde iştirak etmek suretiyle suça sürüklenen çocuğun; soruşturmaya başlanmadan önce, kendi isteğiyle durumu yetkili makamlara bildirerek fiilin ortaya çıkmasına ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesine elverişli bilgi ve beyanlarda bulunması hâlinde, verilecek ceza yarı oranında indirilir. Bu fıkra hükmünün uygulanabilmesi için, mağdurun suç nedeniyle maddi zarara uğramış olması hâlinde, bu zararın suça sürüklenen çocuk yada iştirak edenlerin zararı aynen gidermesi veya tazmin etmesi esastır.</p>

<p>a. Suçun işlenmesine <strong>fiziki biçimde iştirak etmeyip</strong> yalnızca işlenen suça <strong>sessiz kalarak</strong> veya <strong>gruba uyma</strong> biçiminde eylemin sürmesine katkıda bulunan suça sürüklenen çocuğun; <strong>kovuşturma aşamasında</strong>, gerçeğin ortaya çıkmasına ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesine elverişli olacak şekilde samimi beyanda bulunması hâlinde, mahkemece olayın özellikleri ve mağdurun yaşadığı fiilin ağırlığı gözetilerek, bu çocuk hakkında verilecek cezanın yarısından dörtte üçe kadar indirim yapılabilir. Mağdurun maddi zararının diğer suça sürüklenen çocuklar tarafından giderilmiş olması hâlinde, bu fıkra kapsamında bulunan çocuk yönünden ayrıca zararın giderilip giderilmediğine bakılmaz.</p>

<p>(4) Suç sonucunda, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ihtisas kurullarınca düzenlenecek raporla mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulduğunun tespiti hâlinde, faile üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulduğu tespit edilememekle birlikte, suçun etkisiyle ortaya çıkan ruhsal bozulma nedeniyle yatılı tedavi görmesinin gerektiğinin aynı nitelikteki raporla tespiti hâlinde, faile iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası verilir.</p>

<p><strong>TCK M. 51/8’ VE M. 31/4’ E EKLENMESİ ÖNERİLEN CÜMLE:</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> 5237 sayılı Kanunun 51 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir:</p>

<p>"(8) Akran Zorbalığı bakımından Failin çocuk olması durumunda infaz edilmiş ceza hakkında infaz hakimliğince sabıka kaydı silinmesine karar verilebilir ancak 18 yaşına kadar adli destek mağdur hizmetleri müdürlüğünce takip edilir. Müdürlük, çocukların yeniden suça karışmasını önlemek amacıyla mahkeme kararı olmaksızın her zaman kırılgan gruba alabilir."</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 5237 sayılı Kanunun 278 ve 279 maddelerinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir:</p>

<p>“İlgilinin, işlenen fiili kurum içi amirine bildirmesi ceza sorumluluğunu kaldırmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>EĞİTİM KURUMLARININ SUÇU BİLDİRMEMESİ</strong></p>

<p>MADDE 279/A - (1) İlgili eğitim kurumu içerisinde veyahut kurum dışında eğitime ara verilme zamanı da dahil işlenmiş veya devam eden bir olay derhal çocuk şube müdürlüğüne veya çocuk savcılığına bildirilir. Bildirimde bulunmayı ihmal eden kurum görevlisi altı aydan iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. İlgili kurum amiri, bilgisi olduğu olay hakkında suç oluşup oluşmadığına yönelik araştırma yapamaz; suçun oluşmadığı saikiyle bildirimde bulunmaktan imtina edemez.</p>

<p>(2) Kurum içi çalışanın, olayı amirine veya bağlantılı kuruma bildirmesi ceza sorumluluğunu kaldırmaz.</p>

<p>(3) Bildirim yükümlülüğü bakımından kurumun özel veya devlet kurumu olması arasında fark yoktur.</p>

<p>(4) Bildirimin hiç yapılmaması veya gecikmeli yapılması sebebiyle çocuğun, korunma tedbirlerinden zamanında yararlanamadığının anlaşılması hâlinde verilecek ceza, bir kat artırılır.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 6. Maddesinin 1. Fıkrasına aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>(K) Eğitim kurumu deyiminden; okul öncesi eğitim, ilkokul, ortaokul, ortaöğretim, özel eğitim okulları, özel öğretim kurumları, özel öğretim kursları, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, mesleki eğitim merkezleri, hizmet içi eğitim merkezleri, uzaktan öğretim yapan kurslar, sosyal etkinlik merkezleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, yurtlar, pansiyonlar ve çocukların eğitim veya barınma amacıyla düzenli olarak bulunduğu benzeri kurumlar anlaşılır.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’na aşağıdaki madde eklenmiştir:</p>

<p><strong>ŞİKAYET VEYA İHBAR HAKKININ ENGELLENMESİ</strong></p>

<p><strong>MADDE 281/A-</strong></p>

<p>(1) Gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla, şikâyet, ihbar veya bildirim hakkına sahip olan kişi üzerinde, şikâyet, ihbar veya bildirimden vazgeçirmeye yönelik olarak baskı yapan, menfaat teklif eden, telkinde bulunan veya yıldırıcı davranışlarda bulunan kişi, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.</p>

<p>(2) Fiilin kurum amiri tarafından astına karşı işlenmesi halinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır.</p>

<p>(3) Fiilin eğitim kurumu içerisinde, ihbar edilmesi gereken bir olay hakkında mağdur çocuğu, kanuni temsilcisini, tanık konumundaki personeli veya diğer ilgilileri şikâyetten ya da bildirimden vazgeçirmeye yönelik olarak kurum amiri tarafından işlenmesi halinde, verilecek ceza iki<strong> </strong>yıldan beş yıla kadar hapis cezasıdır.</p>

<p><strong>MADDE 7</strong>- 5395 Sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p><strong>Madde 5/A- Akran zorbalığına ilişkin koruyucu ve destekleyici tedbirler</strong></p>

<p>(1) Akran zorbalığının önlenmesi, erken tespiti ve etkilerinin giderilmesi amacıyla, okul rehberlik servisi tarafından her çocuk yönünden bireysel ihtiyaç planı hazırlanır. Bu plan, çocuğun gelişim özellikleri, eğitim ortamındaki risk faktörleri, mağduriyet ihtimali, destek ihtiyacı ve gerekli koruyucu, önleyici ve yönlendirici tedbirleri içerir.</p>

<p>(2) Rehberlik servisince hazırlanan bireysel ihtiyaç planı, veliye ve okul yönetimine yazılı olarak bildirilir. Planın uygulanması sırasında aile, okul yönetimi ve sınıf öğretmenleri, rehberlik servisi ile işbirliği içinde hareket eder. Çocuğun durumunun izlenmesi, planın uygulanmasının değerlendirilmesi ve gerekli hâllerde planın güncellenmesi okul rehberlik servisi tarafından sağlanır. Okul ve aile arasındaki koordinasyon, ilgili okul aile birliği tarafından takip edilir.</p>

<p>(3) Planın uygulanmasına ilişkin tutanaklar, görüşme kayıtları, izleme formları ve yazılı bildirimler okul dosyasında gizlilik esasına uygun olarak muhafaza edilir. Bu kayıtlar, okul öncesi, ilkokul, ortaokul ve ortaöğretim dönemlerinin her biri bakımından ayrı ayrı oluşturulur; ilgili öğretim kademesinin sona ermesiyle birlikte, devam eden bir adli soruşturma, kovuşturma veya çocuk hâkimi tarafından verilmiş tedbir kararı bulunmadıkça resen silinir, yok edilir veya anonim hâle getirilir. Yeni öğretim kademesinde çocuğun durumu yeniden değerlendirilir ve yeni bir plan oluşturulur. Veli veya okul yönetimi tarafından plana aykırı hareket edilmesi, planın uygulanmasını engelleyen tutumların sürdürülmesi veya korunan çocuk açısından okul rehberlik servisi tarafından riskin devam ettiğinin anlaşılması hâlinde durum ilgili sosyal hizmet birimlerine bildirilir; gerekli hâllerde çocuk hâkiminin koruyucu ve destekleyici tedbir kararı vermesi için işlem yapılır. Bu kayıtlar, çocuğun ileride yapacağı kurum başvurularında arşiv araştırmasına konu edilemez ve aleyhe kullanılamaz.</p>

<p>(4) Millî Eğitim Bakanlığı, bu madde kapsamındaki bireysel ihtiyaç planlarının hazırlanmasına, uygulanmasına, izlenmesine ve güncellenmesine ilişkin usul ve esasları her eğitim-öğretim yılının başında belirler ve eğitim kurumlarına duyurur. Bakanlık, uygulamanın etkin şekilde yürütülmesi için rehberlik servisleri, okul yönetimleri ve ilgili birimler arasında yönetmelik ile genel hükümleri düzenler.</p>

<p>(5) Bu madde kapsamında yürütülen işlemler, çocuğun üstün yararı, gizlilik, veri güvenliği, aile ile işbirliği ve çocuğun eğitim hakkının korunması ilkelerine uygun olarak yerine getirilir. Yürütülen işlemlere karşı muhatabın fiziki müdahalesi durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 265. Maddesi uygulanır.</p>

<p><strong>MADDE </strong><strong>8 </strong>- 5395 Sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>Davaya Katılma</p>

<p>Madde 22/A - (1) Fiilin işlendiği ilgili yer barosu, bu Kanun kapsamında suça sürüklenen veya mağdur olan çocuklara ilişkin yürütülen ceza soruşturma ve kovuşturmalarına, çocuğun üstün yararının gerektirdiği hallerde suç vasfının şikayete tabi olup olmadığına bakılmaksızın savcılığa müracaatta bulunmayı, katılan sıfatıyla kabul edilmelerini talep edebilirler. İlgili yer barosu çocuk adına hem ailenin korunması hakkındaki kanun hem de bu kanun hükümleri doğrultusunda koruyucu tedbir talep edebilir; hakimden müdahale talep edebilir.</p>

<p>(2) Bu Kanun kapsamındaki katılma talepleri ve bu sıfatla yapılan işlemler her türlü harç, vergi ve masraftan muaftır.</p>

<p>(3) Katılma talebinin kabul edilmesi halinde ilgili CMK müdafiden hariç olmak üzere Avukatlık Kanunu’nun 78. Maddesi uygulanır. İlgili baro lehine vekâlet ücretine hükmedilmez.</p>

<h3><strong>GENEL GEREKÇE</strong></h3>

<p>Günümüzde çocuklar arasında görülen ve “akran zorbalığı” olarak adlandırılan davranışlar, yalnızca bireysel bir disiplin sorunu olmaktan çıkmış; çocukların fiziksel, psikolojik, sosyal ve akademik gelişimlerini tehdit eden ciddi bir toplumsal sorun hâline gelmiştir. Mevcut ceza mevzuatımızda bu fiillerin tam karşılığının bulunmaması, mağdur çocukların korunmasında ve suça sürüklenen çocukların davranışlarının onarıcı bir perspektifle değerlendirilmesinde hukuki boşluklar yaratmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle düzenleme, Türk Ceza Kanunu’nda çocuğun bedensel ve ruhsal bütünlüğüne yönelen ağır ihlallerin yer aldığı sistematik içinde, 96. maddenin devamında 96/A olarak konumlandırılmıştır. Bu tercihin temel amacı, akran zorbalığının çocuklar bakımından doğurduğu zararların, yalnızca pedagojik ya da disipliner bir mesele olarak değil; çocuğun kişilik varlığına, ruhsal bütünlüğüne ve sosyal gelişimine yönelen özel bir ceza hukuku sorunu olarak değerlendirilmesini sağlamaktır. Böylece madde, çocuğun korunmasına ilişkin özel hükümlerin bulunduğu sistematik içerisinde, fakat eziyet suçunun hemen devamında yer alarak, çocuklar arası şiddetin süreklilik ve baskı boyutunu görünür kılan müstakil bir suç tipi hâline getirilmektedir.</p>

<p>Bu norm ile hem ceza hukukunun temel ilkeleriyle uyum korunmakta hem de çocukların birbirine yönelen sistematik zarar verici davranışlarının, yalnızca disiplin alanında kalmayacak şekilde hukuki güvenceye kavuşturulması amaçlanmaktadır. Düzenleme, ileride çocuk adalet sisteminin güçlendirilmesine yönelik yapılabilecek kanuni çalışmalara temel teşkil edecek bir çerçeve sunmaktadır.</p>

<p>Mevcut ceza sistematiğinde ya yetişkin bireyin çocuğa yönelik fiilleri ya da çocuğun yetişkine yönelik fiilleri düzenlenmiş; buna karşılık çocuklar arasında güç dengesizliğinden faydalanılarak gerçekleştirilen, sürekli veya tekrarlanan nitelikteki fiziksel, sözel, cinsel veya ekonomik zarar verme davranışları, mağdur çocuğun hak kaybına uğramadan ve fiilin kendine özgü yapısı dikkate alınarak müstakil bir norm altında ele alınmamıştır. Oysa akran zorbalığı, tek seferlik bir çatışmadan farklı olarak; süreklilik, kastın yoğunluğu, mağdur üzerindeki baskı, sosyal dışlama, küçük düşürme ve psikolojik yıpratma gibi unsurlar içeren özgün bir haksızlık alanı oluşturmaktadır. Bu sebeple düzenlemenin TCK m. 96/A altında kurulması, hem normatif sistematik hem de çocukların korunması bakımından daha isabetlidir.</p>

<p>Özetle akran zorbalığında temelde baş zorba ve zorbalığa uyum sağlayan pasif zorba karakterler karşısında mağdur çocuk bulunmaktadır. Güç dengesizliğinden faydalanılarak gerçekleştirilen, sürekli veya tekrarlanan nitelikteki fiziksel, sözel, cinsel veya ekonomik zararlar, “akran zorbalığı”na özgü suç tipi olarak nitelendirilmiştir. Bu yönüyle düzenleme, çocuklar arasında ortaya çıkan şiddet biçimlerini yalnızca münferit fiiller toplamı olarak değil, süreklilik gösteren ve mağdur üzerinde birikimli etki yaratan bir bütün olarak ele almaktadır.</p>

<p>Kanun maddesini diğer maddelerden ayıran en önemli özellik; salt çocuğu cezalandırma amacı taşımamasıdır. Akran zorbalığında mağdur çocuğun korunması kadar, suça sürüklenen çocuğun gelişim özellikleri, akran baskısı ve grup davranışları nedeniyle sorumluluğun bireyselleştirilmesi, erken müdahale ve onarıcı yaklaşımların işletilmesi önem taşımaktadır. Bu nedenle, maddede öngörülen yaptırım rejimi yalnızca cezalandırıcı değil; aynı zamanda öğretici, koruyucu ve yeniden topluma kazandırıcı niteliktedir. Böylece çocuk ceza adalet sisteminin temel amacı olan üstün yarar ilkesi ile ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi birlikte gözetilmektedir.</p>

<p>Çocuğun cezalandırılmasından öte, mağdur çocuk kadar, fail durumuna düşmüş çocuk bakımından da aile, okul ve toplumun sorumluluğu göz ardı edilmemelidir. Ceza sorumluluğu tek başına çocuğun üzerine bırakılamaz. Bu nedenle düzenleme, suça sürüklenen çocuğun davranışının ortaya çıkmasında etkili olan çevresel koşulları, okul iklimini, akran baskısını ve kurumsal ihmalleri de dolaylı biçimde görünür kılan bir yapıya sahiptir. Yine kanun boşluğunda özel gereksinimli çocukların korunması ve kaynaştırma öğrencilerinin ceza hukuku bakımından açıkça zikredilmesi de, mağdurun kırılganlık durumunun göz önünde bulundurulması bakımından önemlidir.</p>

<h3><strong>MADDE GEREKÇELERİ</strong></h3>

<p><strong>Madde 1:</strong> Bu düzenleme, çocuklar arasında giderek görünür hâle gelen ve uygulamada “akran zorbalığı” olarak adlandırılan davranış fiillerinin Türk Ceza Kanunu sistematiğinde müstakil bir suç tipi olarak düzenlenmesi amaçlanmaktadır. Düzenleme, çocuğun hem mağdur hem de fail olabildiği bu özgün alanda, klasik yetişkin suç tiplerinden farklı bir ceza hukuku yaklaşımını zorunlu kılmaktadır. Akran zorbalığı, tekil bir çatışma, anlık öfke boşalması veya sıradan bir disiplin sorunu değildir; aksine güç dengesizliğinden yararlanılarak mağdur çocuğa sürekli veya tekrarlanan şekilde acı çektirilmesi, küçük düşürülmesi, dışlanması ve sosyal olarak hedef hâline getirilmesi biçiminde gelişen bir zarar verme sürecidir. Bu nedenle fiilin, çocuğun beden ve ruh bütünlüğüne yönelen bir baskı ilişkisi içinde gerçekleşmesi dikkate alınarak TCK’nın 96. maddesinin devamında 96/A olarak düzenlenmesi daha uygun görülmüştür.</p>

<p>Madde ile getirilen temel yaklaşım, yalnızca mağdur çocuğun korunması değildir. Aynı zamanda suça sürüklenen çocuğun gelişim özellikleri, akran baskısı, grup etkisi ve davranışın süreklilik kazanma biçimi de dikkate alınarak sorumluluğun bireyselleştirilmesi hedeflenmektedir. Bu nedenle düzenleme, salt cezalandırıcı bir model yerine, onarıcı ve yönlendirici bir ceza siyaseti benimsemektedir.</p>

<p>Mevcut ceza hukuku sisteminde akran zorbalığı kapsamında ortaya çıkan eylemler; somut olayın özelliklerine göre kasten yaralama, hakaret, tehdit, cinsel taciz, kişilerin huzur ve sükûnunu bozma veya eziyet gibi farklı suç tipleri içerisinde münferiden değerlendirilebilmekte ise de, bu yaklaşım çoğu durumda zorbalığın esas karakterini oluşturan <strong>güç dengesizliğinden yararlanma</strong>, <strong>süreklilik/tekrarlılık</strong> ve <strong>mağdur üzerinde birikimli biçimde gerçekleşen psikolojik ve sosyal yıkım</strong> olgusunu tek başına görünür kılmaya yetmemektedir. Şayet eylem tek hareketli biçimde olmuş ise bu maddeden değil münferit eylemin uyduğu suç tipinden sevki istenecektir.</p>

<p>Dikkate alınması gereken bir husus da özel saiki gerçekleştiren suça sürüklenen çocuk, ceza yargısında kaç fiil varsa o kadar suç vardır ilkesi gereği bütüncül fiil tiplerinden ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Örneğin özel saik kapsamında hem hakaret hem kişi hürriyetinden yoksun bırakma olduğunda iki ayrı suç tipinden ayrı ayrı cezalandırılacaktır. Çocuk ceza adaletinde yargılamanın özü mağdur çocuk olduğu kadar suça sürüklenen çocuk da eşit seviyede korunması gereklidir. Hükmedilecek cezanın bir sonucu da adli sicil kaydı olabileceği gözetildiğinde tek bir suç tipinden verilecek nitelikli halleri Türk Ceza Kanunu’nun üçüncü maddesiyle daha uyumlu olacaktır.</p>

<p>Suçun manevi unsuru bakımından da failin eylemini “şaka”, “oyun”, “dalga geçme” veya “alay etme” biçiminde nitelendirmesi, haksızlık içeriğini ortadan kaldırmaz ancak Yargıtay uygulamalarında suç cinsel davranış örüntüsü şeklinde olduğunda failin cinsel tatmin amacı gütmediği, yalnızca 'dalga geçmek' veya 'şaka' kastıyla hareket ettiği gerekçesiyle hakaret suçundan ceza verildiği; bu haliyle 6 aylık şikayet süresi içinde şikayetin yapılmaması ceza davalarında düşmeye yol açmaktadır. Suçun temel hali mağdur çocuğun ceza usul tekniği karşısında hakkının korunmasına ilişkindir. İş bu sebeple başka suç tipleri örüntüsünde hakaret şaka kastı olsa bile fiil bu suç tipinde değerlendirildiğinde artık şikâyetin yapılıp yapılmadığına bakılmayacaktır. Sonuç itibariyle önemli olan fiil veya fiillerin, mağdur üzerindeki güç dengesizliğinden yararlanması hâli ve eylemin <strong>objektif görünümü itibarıyla</strong> mağdurda acı veya huzursuzluk yaratmaya elverişli olmasıdır.</p>

<p>Aşağıda ise temel suç tipinin nitelikli halleri açıklanmıştır:</p>

<p>1. Fıkranın A bendinde, akran zorbalığı fiillerinin <strong>yapay zekâ araçları veya bilişim sistemleri kullanılarak</strong> işlenmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. Günümüzde çocuklar arasındaki zorbalık, yalnızca yüz yüze gerçekleşen eylemlerle sınırlı olmayıp; sosyal medya, mesajlaşma uygulamaları, çevrim içi oyun platformları ve benzeri dijital mecralar üzerinden hızla yayılabilen, mağduriyetin etkisini genişletebilen ve çoğu durumda kalıcı izler bırakabilen bir nitelik kazanmıştır. Dijital mecralarda gerçekleştirilen zorbalık eylemleri; mağdur çocuğun hedef gösterilmesi, aşağılanması ve dışlanmasının çok kısa sürede daha geniş kitlelere ulaşmasına, bu suretle mağdur üzerinde oluşan psikolojik ve sosyal baskının ağırlaşmasına elverişlidir.</p>

<p>Ayrıca teknolojik gelişmelerle birlikte yapay zekâ destekli araçlar, mağdura ait görüntü, ses veya içeriklerin üretilmesi, değiştirilmesi, manipüle edilmesi ve kısa sürede yayılması bakımından yeni bir risk alanı oluşturmuştur. Bu kapsamda örneğin bir görüntü üzerinde yapay zekâ aracılığıyla kıyafet, beden, mekân veya ifade değişikliği yapılarak mağdur çocuk küçük düşürülebilmekte; mağdurun gerçekte bulunmadığı bir bağlamda varmış gibi gösterilmesi suretiyle itibar suikastı, sosyal izolasyon ve yoğun psikolojik baskı meydana gelebilmektedir. Bu tür araçların kullanımı, fiilin işlenmesini kolaylaştırdığı gibi, eylemin izlerini çoğaltmakta ve mağduriyetin etkisini derinleştirmektedir.</p>

<p>Öte yandan Ceza normlarının uygulanmasında kıyasın yasak olması ve suç tiplerinin genişletici yorumla genişletilememesi karşısında, yapay zekâ araçlarının zorbalık fiillerinde ‘araç’ olarak kullanımının, uygulamada tartışma yaratmayacak şekilde açıkça düzenlenmesi zorunlu görülmüştür. Bu sayede, iletişim vasıtalarının sayılmasına ilişkin klasik kavramların yapay zekâ ile üretilen/manipüle edilen içerikleri kapsayıp kapsamadığı yönündeki tereddütlerin giderilmesi amaçlanmıştır. Ceza hukukunda bazı suç tiplerinde “sesli, yazılı veya görüntülü ileti” gibi kavramlarla iletişim vasıtaları kapsamakta ise de, içtihatlarda “Bilişim sisteminin aldatılmasından söz edilemeyeceği için, ancak bu sistemin araç olarak kullanılarak bir insanın aldatılması” olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Tüm bu sebeplerle akran zorbalığının özgü suç tipi olarak düzenlenmesi hâlinde, yapay zekâ araçlarının suçta araç olarak kullanılmasının nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>( b ) bendi ile, akran zorbalığı suçunun birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi hâlinde cezanın artırılması öngörülmüştür. Akran zorbalığı olgusunun uygulamada en ağır sonuç doğuran biçimi, mağdur çocuğun bir grup tarafından hedef hâline getirilmesi olup; bu durumda mağdur çocuğun kendisini koruma ve ortamdan uzaklaşma imkânı belirgin şekilde azalmakta, yaşadığı korku ve çaresizlik duygusu artmakta ve olayın mağdurun ruh dünyası üzerindeki olumsuz etkisi derinleşmektedir. Zira mağdur çocuk, tek bir akranla belirli ölçüde baş edebilecek iken; birden çok akranın birlikte yöneldiği eylemler karşısında sosyal baskı, utanç, yalnızlık ve değersizlik hislerini daha yoğun yaşayabilmekte, bu durum zorbalığın psikolojik yıkıcılığını ve kalıcılığını artırabilmektedir. Bu nedenle, birlikte işleme hâli, yalnızca fail sayısının artması değil, mağdur açısından eylemin korkutucu güç ve baskı kapasitesinin niteliksel biçimde yükselmesi anlamına gelmektedir.</p>

<p>Bunun yanında, çocukların grup hâlindeki davranışlarında çoğu kez bir “baş zorba” etrafında şekillenen ve akran baskısıyla beslenen bir dinamik ortaya çıkmaktadır. Uygulamada bazı çocuklar zorbalığın icrasında belirleyici ve yönlendirici konumda iken, bazı çocuklar ise “gruba uyma” eğilimiyle kimi zaman aktif, kimi zaman pasif biçimde sürece dâhil olabilmektedir. Bu düzenleme, çocukların bu tür grup süreçlerine katılımının varlığını göz ardı etmemekte; ancak ceza sorumluluğunun şahsiliği ilkesi gereği her çocuğun, kendi iradi katkısı ve kusurlu davranışı ölçüsünde sorumlu tutulması gerektiği esasını korumaktadır. Nitekim akran zorbalığına özgü suç tipinin “birden fazla çocuk tarafından birlikte işlenmesi” hâlini nitelikli hâl olarak ayrıca düzenlemesinin amacı, gruba uyan çocuklar bakımından otomatik ve tekdüze bir sorumluluk yaratmak değil; birlikte hareket edilmesi nedeniyle mağdur üzerindeki baskının artmasını ceza siyaseti bakımından görünür kılmak ve hâkime, somut olayın özelliklerini gözeten adil bir değerlendirme zemini sağlamaktır.</p>

<p>Bu çerçevede, gruba uyma şeklinde sürece katılan çocukların olay sonrası tutumları bakımından genel hükümler çerçevesinde gönüllü vazgeçme imkânları ile, zararın giderilmesi ve mağduriyetin azaltılması yönünde gösterilen çabaların (etkin pişmanlık niteliğindeki davranışların) hâkim tarafından değerlendirilmesi mümkün olup; böylelikle çocuğun fiilden sonraki davranışlarının, olayın ağırlığı ve mağdur üzerindeki etki ile birlikte ele alınmasına imkân tanınmaktadır. Bentteki nitelikli hal düzenlemesi, bu tür bireyselleştirme mekanizmalarını dışlamamakta; tersine, “çocuklar arası ceza adaleti” anlayışı içinde, hem mağdur çocuğun hassas konumunu gözetmekte hem de gruba uyma dinamiği içindeki çocukların ayrıksı durumlarının somut olayda adil biçimde değerlendirilmesine engel olmamaktadır.</p>

<p>Son olarak, birlikte işleme hâlinin cezada artırım nedeni yapılması, ceza mevzuatımızda bazı suç tiplerinde “birden fazla kişi tarafından birlikte işlenme” hâlinin nitelikli hâl sayılmasına ilişkin genel yaklaşımla benzerlik göstermekle birlikte; burada esas olan, yetişkinler bakımından öngörülen koruma düzeyi ile çocuğun aynı tehdide veya toplu baskıya maruz kalması arasında mağduriyetin niteliği bakımından fark bulunmasıdır. Çocukların gelişim düzeyi, sosyal kabul ihtiyacı ve akran değerlendirmesine karşı kırılganlığı dikkate alındığında; birden fazla akran tarafından hedef alınma hâlinin mağdur çocuk üzerindeki etkisi, yetişkin mağduriyetinden daha ağır ve kalıcı sonuçlar doğurmaya elverişli olabilmektedir. Bu sebeple bent, mağdur çocuğun ruhsal ve sosyal bütünlüğünün korunması bakımından daha yüksek bir hassasiyetle düzenlenmiştir.</p>

<p>( c ) bendi ile, akran zorbalığı suçunun işlenmesinde silah sayılan cisim kullanılması, fiilin icrası sırasında görüntü veya ses kaydı alınması ve mağdurun cinsiyetine bakılmaksızın özel hayatına yönelik görüntü veya verilerin hukuka aykırı biçimde ifşa edilmesi hâllerinde cezanın bir kat artırılması; ayrıca suçta kullanılan eşya hakkında müsadere hükümlerinin uygulanması öngörülmüştür. Bu bent, akran zorbalığı olgusunun uygulamada en ağır sonuç doğuran biçimini oluşturan “şiddetin dijitalleştirilmesi” ve “mağduriyetin alenileştirilmesi” sorununa cevap vermek amacıyla düzenlenmiştir.</p>

<p>Uygulamada, bazı zorbalık vakalarının yalnızca fiziksel saldırı veya münferit bir yaralama fiili şeklinde gerçekleşmediği; mağdur çocuğun darp edilmesi, aşağılanması veya cinsel dokunulmazlığa yönelik davranışlara maruz bırakılması sırasında kayıt alındığı bilinmektedir. Kayda alma fiili, çoğu zaman yalnızca “delil” veya “hatıra” mahiyetinde olmayıp, mağdur çocuğu küçük düşürme, utandırma, sosyal çevrede itibarsızlaştırma ve üzerinde ileri süreci etkiler biçimde sürekli baskı kurma amacıyla bir “tehdit ve kontrol aracı”na dönüşebilmektedir. Bu tür durumlarda zorbalık eylemi, mağdur üzerinde yalnızca olay anıyla sınırlı kalmayan; kayıtların yayılması ihtimali nedeniyle süreklilik gösteren ve çocuğun sosyal varlığını hedef alan bir etki doğurmaktadır. Bu nedenle, zorbalık fiili sırasında görüntü veya ses kaydı alınması ve bunun ifşa edilmesi hâllerinin, akran zorbalığının özgü suç tipi içerisinde ayrıca ve açık biçimde nitelikli hâl olarak düzenlenmesi, hem suçta ve cezada kanunilik ilkesinin gereği olan öngörülebilirliği sağlamak hem de uygulamada fiillerin parçalı biçimde değerlendirilmesi nedeniyle ortaya çıkabilen yetersiz koruma sorununu gidermek bakımından gerekli görülmüştür. Maddenin birinci fıkrasında açıklandığı üzere suçun parçası olan eylemler bakımından suça sürüklenen çocuk ayrıca ilgili maddeden cezalandırılmayacaktır.</p>

<p>Bentte ayrıca “suçta kullanılan eşya” hakkında müsadere hükümlerinin uygulanacağının belirtilmesiyle, zorbalığın icrasında araç olarak kullanılan cep telefonu, kamera ve benzeri cihazların, yalnızca fiilin işlenmesini kolaylaştıran bir unsur değil, aynı zamanda mağduriyetin yayılmasını sağlayan ve mağdur üzerinde sürekli baskı oluşturan bir “suç aracı” hâline geldiği kabul edilmiştir. Çocuk ceza adaleti bakımından, kimi vakalarda suç aracının elden alınması ve müsadere edilmesi, sırf hapis veya adlî para cezası tehdidine kıyasla daha somut ve anlaşılabilir bir sonuç doğurabilmekte; mağdur çocuk bakımından da adalet duygusunu destekleyen koruyucu bir etki yaratabilmektedir.</p>

<p>İkinci fıkra ile, suçun mağdurunun engelli, özel gereksinimli veya kaynaştırma eğitimine tabi bir çocuk olması hâlinde, suçun temel şekline ilişkin cezanın alt sınırının iki yıl olarak uygulanması öngörülmüştür. Bu düzenleme ile amaçlanan, kırılgan gruptaki çocukların akran zorbalığı karşısında kendilerini koruma, sınır koyma ve yardım isteme imkânlarının bilişsel seviyesi normal olan akranlarına görece daha sınırlıdır. Ceza sorumluluğu açısından zorbalığı yapan karakterin mağdurun bu özelliğinden faydalanması gerekir ki aynı zamanda bu husus suçun özel kast unsurunu oluşturmaktadır.</p>

<p>En genel hali ile engellilik, 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanun M. 3/C’de "Fiziksel, zihinsel, ruhsal ve duyusal yetilerinde çeşitli düzeyde kayıplarından dolayı topluma diğer bireyler ile birlikte eşit koşullarda tam ve etkin katılımı kısıtlayan tutumlar ve çevre koşullarıyla etkileşime giren birey."</p>

<p>2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu m.3/C’de</p>

<p>"Doğuştan veya sonradan herhangi bir hastalık veya kaza sonucu bedensel, zihinsel, ruhsal, duygusal ve sosyal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle normal yaşamın gereklerine uymama durumunda olup; korunma, bakım, rehabilitasyon, danışmanlık ve destek hizmetlerine ihtiyacı olan kişi." olarak tanımlanır. Belirtilen hükümler 5395 Sayılı Kanun’u M.3/1.A “daha erken ergin olsa bile 18 yaşını doldurmamış çocuklar” ile birlikte değerlendirilerek mağdurun biyopsikososyal hali içerisinde ele alınabilir. Tüm bu düzenlemeler ile beraber çocuğun özelindeki engellilik hali MEB Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği’nin 4. Maddesi olarak anlaşılmalıdır.</p>

<p>Özel Gereksinimli Çocuk deyiminden anlaşılması gereken ise 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname M 3/A’da</p>

<p>"Özel eğitim gerektiren birey": Çeşitli nedenlerle, bireysel özellikleri ve eğitim yeterlilikleri açısından akranlarından beklenilen düzeyden anlamlı farklılık gösteren birey” dir. Burada engellilikten farklı olarak ortalama akran bilişsel seviyesinden farklı olarak eğitimsel/algı performans farkıdır. Uygulamada özel gereksinimli" ve "özel eğitim ihtiyacı olan" kavramları özdeş biçimde kullanılmaktadır.</p>

<p>Kaynaştırma eğitimine tabi olmasından anlaşılması gereken ise yine 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’nin 3/C ve 12. Maddelerinde tanımlanan “Özel eğitim gerektiren bireylerin diğer bireylerle karşılıklı etkileşim içinde bulunmalarını sağlamak ve eğitim amaçlarını en üst düzeyde gerçekleştirmek amacıyla her tür ve kademedeki okullarda, ortalama biliş seviyesindeki akranlarıyla birlikte sürdürülen eğitim anlaşılmalıdır. Bu kapsamda kalan çocuğun özel eğitim kurumunda değil; eğitim programı kapsamında ilk, ortaöğretim ve lisede öğrenim görmesi gereklidir.</p>

<p>Uygulamada karşılaşılan sorunlardan birisi ise çeşitli saiklerle çocukların, Rehberlik Araştırma Merkezlerine olan erişimidir. Çocuğun kaynaştırma öğrencisi olması için öncelikle RAM tarafından tanı alması esastır. Tanı almamış bir çocuğun akran zorbalığına maruz kalması durumunda fıkranın engellilik içerisinde yer alıp almayacağı hakim tarafından heyet raporuna sevki sonrasında belirlenecektir. Verilecek cezanın belirlenmesi açısından iş bu fıkrada, 1. Fıkranın aksine oransal artırım yöntemi yerine alt sınırın yükseltilmesi tercih edilmiştir. Bu fıkra kapsamındaki mağdurlara, 1. Fıkra kapsamında mükerrer biçimde ağırlaştırma sebebi yapılması ihtimali bertaraf edilmekte; buna karşılık birinci fıkrada düzenlenen nitelikli hâllerin gerçekleşmesi hâlinde yapılacak artırımların, bu fıkra uyarınca belirlenen alt sınır esas alınarak uygulanacağı açıkça belirtilmek suretiyle uygulamada tereddütlerin önüne geçilmektedir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ve üçüncü fıkranın (a) alt düzenlemesi ile, akran zorbalığı suçunda etkin pişmanlık müessesesi, “çocuklar arası ceza adaleti” anlayışına uygun şekilde ve pedagojik amaç gözetilerek iki ayrı görünüm altında düzenlenmektedir. Kanunda suça aktif biçimde iştirak eden yani asli fail durumunda olan SSÇ’ye yönelik etkin pişmanlığın, soruşturmaya başlanmadan önce kendi isteğiyle yetkili makamlara başvurması, fiilin ortaya çıkmasına katkı sunması ve suça karışan diğer çocukların belirlenmesini sağlamaya elverişli bilgi ve beyanlarda bulunması hâlinde cezada indirim öngörülmüştür. Kanun koyucunun “soruşturmaya başlanmadan önce” ifadesiyle amaçladığı zaman dilimi, Ceza Muhakemesi Kanununun 160 ıncı maddesi uyarınca Cumhuriyet savcısının suç şüphesini öğrenmesiyle birlikte maddi gerçeği araştırma yükümlülüğünün başladığı evreden önceki dönemdir. Bu suretle, etkin pişmanlığın zaman bakımından sınırı, soruşturma evresinin başlangıcına ilişkin ceza muhakemesi sistematiği ile uyumlu hâle getirilmiştir.</p>

<p>Etkin pişmanlık, çocuk adalet sistemi bakımından yalnızca fiilin bildirilmesiyle sınırlı bir mekanizma olarak öngörülmemiş; suça sürüklenen çocuğun, eyleminin sonuçlarını kavrayarak sorumluluk almasını, mağduriyetin giderilmesine katkıda bulunmasını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını destekleyen onarıcı bir yaklaşımın parçası olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Fıkranın a bendinde, suça fiziken iştirak etmeyip gruba uyma veya sessiz kalma biçiminde olayın işlenişine katkıda bulunan çocuğun, asli fail ile aynı düzeyde değerlendirilmesinin her somut olay bakımından adaletli sonuç doğurmayabileceği dikkate alınmıştır. Bu çocukların bir kısmı, akran baskısı veya dışlanma korkusu nedeniyle olay anında pasif kalabilmekte; buna karşın gerçeğin ortaya çıkarılmasına sonraki aşamada da katkı sunabilecektir. Bu nedenle, kovuşturma aşamasında gerçeğin ortaya çıkmasına samimi ve etkin şekilde katkı sunan, suça karışan diğer çocukların belirlenmesine yardımcı olan ve pişmanlığı davranışlarıyla ortaya koyan çocuk yönünden daha yüksek bir indirim imkânı tanınarak, “gruba uyma” dinamiği içinde bulunan çocuğun öğrendiği davranış kalıbının kırılarak doğru davranışa yöneltilmesi, toplumsal sorumluluk bilincinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Kanun koyucu, yukarıdaki fıkradan farklı olarak TCK M. 40/2’de belirtili uyma şeklinde suça iştirak etmiş çocuğun etkin pişmanlığı ilk fıkradan bağımsız kovuşturma aşamasında bile ortaya çıksa; fiile kimin hangi şekilde iştirak ettiğine ilişkin açıklamalarda bulunması öz itibariyle maddi gerçeğin aydınlatılmasına hizmet etmesi yeterli görülmüştür. Maddenin birinci fıkrasının b bendine göre pasif karakterli suça sürüklenen çocuk hakkında önce artırım yapılacak sonra yardım etme maddesince indirim uygulandıktan sonra indirilen sonuç ceza yönünden etkin pişmanlık hükümleri ayrıca uygulanacaktır. Zararın giderilmesine ilişkin aynı ayrım korunmuştur. Mağdurun suç sebebiyle zararı asli fail veya failler tarafından karşılanması genel etkin pişmanlık hükümlerinin burada da uygulandığını işaret edecektir ancak a bendinde kalan TCK’nın 37/2 veya TCK M. 39 kapsamında fiile asli şekilde iştirak etmeyen çocuğun zararı giderme şartı farklıdır. Şayet mağdurun zararını asli fail gidermiş ise bu durumda çocuktan zarar şartını karşılaması beklenmez.</p>

<p>Dördüncü Fıkrada akran zorbalığı suçunun işlenmesi sonucunda mağdur çocuğun ruhsal bütünlüğünde meydana gelen ağır neticeler bakımından, fiilin haksızlık içeriğiyle orantılı bir yaptırım rejimi kurulması amaçlanmıştır. Akran zorbalığı, çoğu zaman tekil bir çatışmadan ibaret olmayıp, süreklilik veya tekrarlılık gösteren; mağduru okul ve sosyal çevre içinde hedef hâline getiren, küçük düşürme, dışlama, alay etme, tehdit ve fiziksel müdahale gibi davranışların bir arada bulunabildiği bir süreç niteliği taşımaktadır. Bu tür süreçlerin mağdur çocuk üzerinde yalnızca geçici üzüntü ve stres oluşturmakla kalmayıp, bazı hâllerde klinik düzeyde tedavi gerektiren ve kimi zaman kalıcılık arz eden psikiyatrik bozulmalara yol açabildiği görülmektedir. Bu itibarla fıkrada, suç sonucunda mağdurun ruh sağlığının kalıcı olarak bozulması hâli bakımından daha ağır bir ceza aralığı öngörülmüştür. “Kalıcı bozulma” tespiti, uygulamada keyfîliğin ve farklı yorumların önlenmesi bakımından, Adli Tıp Kurumu veya üniversitelerin ilgili ihtisas kurullarınca düzenlenecek rapora bağlanmıştır. Böylelikle, mağdurun ruh sağlığındaki bozulmanın sadece bir yakınma veya geçici bir duygudurum değişikliği düzeyinde değil; tıbben teşhis edilebilir, süreğen nitelikte ve olayla illiyet bağı kurulabilir bir netice olarak ortaya konulması hedeflenmiştir.</p>

<p>Fıkrada ayrıca, kalıcı bozulma düzeyine ulaşmamakla birlikte mağdurda meydana gelen ruhsal etkilenmenin yatılı tedavi gerektirecek ağırlıkta gerçekleştiği hâller bakımından, ayrı bir ceza aralığı belirlenmek suretiyle ikinci bir netice kategorisi düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile, akran zorbalığının mağdur çocukta doğurduğu ruhsal zararların farklı yoğunluklarda ortaya çıkabileceği gözetilmekte; kalıcı bozulma tespit edilemeyen ancak klinik düzeyde ağırlaşma gösteren olaylar bakımından da ceza adaletinin sağlanması amaçlanmaktadır. Netice sebebiyle ağırlaşmış suçlara ilişkin genel ilke gereği, bu fıkranın uygulanmasında, mağdurda meydana gelen ruhsal bozulma ile akran zorbalığı fiilleri arasında illiyet bağının bulunması aranacaktır. Ayrıca, failin bu ağır netice bakımından sorumlu tutulabilmesi için, neticenin oluşumu yönünden en azından taksirle hareket ettiğinin, diğer bir ifadeyle ağır neticenin somut olayın özelliklerine göre öngörülebilir olduğunun değerlendirilmesi gerekmektedir. Böylece, yalnızca nedensellik bağının varlığına dayanılarak objektif sorumluluk sonucuna gidilmesi önlenmekte; sorumluluk kusur ilkesine uygun biçimde belirlenmektedir.</p>

<p><strong>Madde 2:</strong> Bu madde ile, TCK’nın 51. maddesine eklenmesi önerilen fıkra vasıtasıyla, akran zorbalığı suçunu işleyen çocuğun cezasının infazı sonrası izlenmesi ve topluma yeniden kazandırılması bakımından özel bir takip mekanizması kurulmak istenmiştir. Çocuk failler bakımından yalnızca cezanın infazı yeterli değildir; çocuğun suç davranışına tekrar yönelmesini önlemek, gelişimsel destek sağlamak ve topluma uyumunu desteklemek de önemlidir. Bu nedenle ceza sonrası süreçte adli destek ve mağdur hizmetleri birimleri aracılığıyla takip yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>Fıkrada yer alan sabıka kaydının silinmesine karşılık 18 yaşına kadar takibin sürdürülmesi, bunu talep eden çocuğun devlet ile yaptığı anlaşmadır. Bu anlaşmaya göre kırılgan grup içi takip sistemi ile çocuğun tekrar tekrar suça karışmasını önlemektir. Uygulamada kırılgan grup nedeniyle toplumsal dezavantaj yaşayan ve özel desteğe ihtiyaç duyan kesim olarak tanımlanırken yenilikçi anlayış ile suça sürüklenen çocuklar da dezavantaj/özel desteğe ihtiyacı olan kategorisine alınmıştır.</p>

<p><strong>Madde 3: </strong>Uygulamada mezkur suç tipinde şüpheli veya sanık beyanı bildirimin kolluk harici makamlara yapıldığı bu suretle ceza sorumluluğunun olmadığı yönündedir. Bildirilmesi gereken olayın adli vaka olduğu açıktır ancak getirilen yeni fıkra ile konunun hassasiyeti arttırılmıştır.</p>

<p><strong>Madde 4:</strong> Bu madde ile eğitim kurumlarının suçu bildirmemesi başlığı altında, TCK’nın 278, 279 ve 280. maddelerinden farklı ve özel bir bildirim yükümlülüğü ihdas edilmektedir. Türk Ceza Kanunu’nda suçu bildirmeme fiili genel olarak 278. maddede, kamu görevlisi bakımından 279. maddede ve sağlık mesleği mensupları bakımından 280. maddede düzenlenmiş olup; bu hükümler belirli bir meslek grubunu veya genel bildirim yükümlülüğünü esas almaktadır. Ancak eğitim kurumlarında çocuklara karşı işlenen veya çocukların maruz kaldığı fiiller bakımından, olayın niteliği, mağdurun yaşı, kurum içi hiyerarşi, çocukların korunma ihtiyacı ve bildirim gecikmesinin doğuracağı ağır sonuçlar nedeniyle daha dar, daha hızlı ve daha hedefe yönelik bir düzenleme gereklidir. Bu sebeple, genel suçu bildirmeme hükümleriyle yetinilmeyip, eğitim kurumları için müstakil bir suç tipi öngörülmüştür.</p>

<p>Bu ayrımın temel gerekçesi, eğitim kurumlarının çocukların sürekli veya sürekliliğe yakın biçimde bulunduğu, gözetim ve koruma sorumluluğunun kurumsal olarak yoğunlaştığı alanlar olmasıdır. Kurum görevlisinin suçu öğrenmesine rağmen “önce araştırayım”, “suç olup olmadığından emin olayım”, “kurum içinde çözelim”, “aileyle halledelim” veya benzeri gerekçelerle adli makamlara bildirimde bulunmaması, çocuk bakımından telafisi güç sonuçlar doğurabilmektedir. Bu nedenle, burada aranılan bildirim yükümlülüğü genel anlamda herhangi bir kuruma yapılan ihbar değil; doğrudan çocuk şube birimine veya Cumhuriyet savcılığına yapılacak adli bildirimdir. Amaç, olayın idari veya sosyal hizmet niteliğinde kurumlar arasında dolaştırılmasını değil, vakit kaybetmeden çocuk koruma ve ceza soruşturması mekanizmasına intikal ettirilmesini sağlamaktır.</p>

<p>Bu çerçevede Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığına, sosyal hizmet birimlerine ya da kurum içi başka mercilere yapılan bildirimler, bu madde bakımından tek başına yeterli kabul edilmemektedir. Çünkü bu kurumlara yapılan bildirimler, çocuğun destek ve korunma ihtiyacına ilişkin idari sonuçlar doğurabilse de, suç şüphesinin adli mercilere derhâl intikalini sağlamaz. Kanun koyucu burada, suç teşkil ettiği değerlendirilen olayların öncelikle çocuğa özgü adli ve kolluk mekanizmasına ulaşmasını amaçlamaktadır. Bu nedenle, “çocuk şube” veya “çocuk savcılığı”na bildirim, yükümlülüğün asli ve belirleyici ifa biçimi olarak kabul edilmiştir; diğer kurumlara yapılan bildirimler ise bu yükümlülüğü ortadan kaldırmayacaktır.</p>

<p>Madde metninin birinci fıkrasında yer alan “İlgili kurum amiri, bilgisi olduğu olay hakkında suç oluşup oluşmadığına yönelik araştırma yapamaz; suçun oluşmadığı saikiyle bildirimde bulunmaktan imtina edemez.” cümlesi, bu özel sistematiğin en önemli unsurunu oluşturmaktadır. Kanun koyucu, önceki suçu bildirmeme düzenlemelerinde kullanılan “bir suçun işlendiğini öğrenen” formülünden bilinçli olarak ayrılmış; burada “olay” bilgisini yeterli görerek, suç vasfının ön değerlendirmesini bildirim yükümlüsünün takdirine bırakmamıştır. Zira kurum amiri, elindeki vakıayı ceza hukuku bakımından nitelendiren merci değildir; olayın suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin son değerlendirme Cumhuriyet savcılığına aittir. Bu nedenle kurum amiri, suçun oluşup oluşmadığını araştırarak bildirimden kaçınamaz ve “suç oluşmadığı” düşüncesiyle adli mercilere başvurmaktan imtina edemez. Bildirim yükümlülüğü, suçun kesin olarak sabit görülmesini değil, olaydan haberdar olunmasını yeterli saymaktadır.</p>

<p>Madde ile hedeflenen bir diğer husus, özellikle eğitim kurumlarında çocuk mağduriyetlerinin kurumsal itibar, iç düzen veya disiplin gerekçeleriyle örtülmesinin önüne geçmektir. Bildirim yapılmaması veya gecikmeli yapılması hâlinde çocuğun korunma tedbirlerinden zamanında yararlanamaması, mağduriyetin derinleşmesine ve suçun devam etmesine neden olabilir. Bu sebeple ceza yaptırımı ile birlikte artırım mekanizması öngörülmüştür.</p>

<p>Madde ayrıca kamu kurumu-özel kurum ayrımı yapmamaktadır. Çünkü çocukların korunması bakımından kurumun hukuki statüsü değil, çocuğun maruz kaldığı riskin varlığı önemlidir. Özel okul, devlet okulu, yurt, kurs veya benzeri yerler bakımından eşit ve etkin koruma sağlanmalıdır. Böylece çocukların bulunduğu her eğitim ortamında aynı adli duyarlılık temin edilmekte ve bildirim yükümlülüğünün hiç gecikmeksizin çocuk şube veya çocuk savcılığına yöneltilmesi güvence altına alınmaktadır.</p>

<p><strong>Madde 5:</strong> Bu madde ile “eğitim kurumu” kavramı tanımlanmakta ve hangi yerlerin bu kapsamda değerlendirileceği açıkça belirlenmektedir. Ceza normunun uygulanmasında belirlilik ve öngörülebilirlik esas olduğundan, eğitim kurumu kavramının sınırlarının açık biçimde çizilmesi zorunludur. Aksi hâlde hangi kurumların bildirim yükümlülüğü, şikâyet/ihbar engelleme suçunun nitelikli hâli veya akran zorbalığına ilişkin kurumsal tedbirler bakımından kapsama gireceği tereddüt yaratacaktır.</p>

<p>Tanımın kapsamına okul öncesi eğitim kurumlarından başlayarak ilkokul, ortaokul, ortaöğretim kurumları, özel eğitim okulları, özel öğretim kurumları, kurslar, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri, mesleki eğitim merkezleri, hizmet içi eğitim merkezleri, uzaktan öğretim yapan kurslar, sosyal etkinlik merkezleri, motorlu taşıt sürücüleri kursları, yurtlar, pansiyonlar ve çocukların eğitim veya barınma amacıyla düzenli olarak bulunduğu benzeri kurumlar dâhil edilmiştir. Böylece çocukların fiilen bulunduğu ve korunmaya ihtiyaç duyduğu geniş bir alan kapsanmıştır.</p>

<p>Bu tanım, yalnızca formal eğitim kurumu anlayışına dayanmaz; aynı zamanda çocukların eğitim hakkı kapsamında barınma, rehberlik, destek veya sosyal gelişimi içeren alanlar dahil edilmiştir. Çünkü çocukların maruz kaldığı riskler sadece okul binası içinde ortaya çıkmaz. Yurt, pansiyon, kurs benzeri yapılar ile okul öncesini kapsayan oyun evleri de fıkra içerisinde değerlendirilmiştir. fiilen çocukların yoğun ve sürekli biçimde bulunduğu yerlerdir. Madde içerisinde işlenen çocuklara özgü kafe gibi alanlar şayet eğitim amacı içermiyorsa fiil bu fıkra kapsamında değerlendirilemeyecektir.</p>

<p><strong>Madde 6:</strong> Bu madde ile şikâyet veya ihbar hakkının engellenmesi başlığı altında yeni bir suç tipi düzenlenmektedir. Düzenleme ile amaçlanan, gerçeğin ortaya çıkmasını engellemek için şikâyet, ihbar veya bildirim hakkına sahip kişiye yönelik baskı, telkin, menfaat vaadi, yıldırıcı davranış ve benzeri örtülü müdahalelerin cezalandırılmasıdır. Burada kanun koyucu, failin açık ve doğrudan tehdit içeren davranışlarını değil, çoğu zaman dolaylı, üstü kapalı ve iradeyi kırmaya yönelik müdahalelerini hedeflemektedir. Şikâyet veya ihbar hakkına sahip kişiye açıkça tehditte bulunulması hâlinde, somut olaya göre TCK’nın tehdit suçuna ilişkin hükümleri veya şartları varsa şantaj suçuna ilişkin hükümler uygulanabilecektir. Buna karşılık bu madde, tehdit eşiğine varmayan; ancak şikâyet, ihbar veya bildirimden vazgeçirmeyi amaçlayan baskı, telkin, menfaat teklif etme ve yıldırıcı davranışları bağımsız bir suç olarak cezalandırmaktadır. Ayrıca düzenleme yalnızca şikâyet hakkını değil, disiplin amacıyla kuruma yapılan ihbar ve bildirimleri de koruma altına almaktadır; zira mağdurun veya ilgilinin kuruma başvurmasının engellenmesi de ihbar hakkının kullanılmasının önüne geçmektedir.</p>

<p>Birinci fıkranın bir diğer özelliği, kamu kurumu-özel kurum ayrımı yapmaksızın uygulanabilmesidir. Bu yönüyle düzenleme, yalnızca ceza yargılamasına konu olayları değil, iş hayatı içinde ortaya çıkan mobbing benzeri davranışları da adli koruma kapsamına almaktadır. İş hukuku bakımından mobbing çoğu kez haklı fesih, tazminat veya iş ilişkisine ilişkin diğer hukuki sonuçlar doğurabilse de, burada korunmak istenen esas değer, mağdur işçinin ya da idari personelin maruz kaldığı eylem sonucu şikayet veya ihbar edebilme hürriyetinin kısıtlanmasıdır.</p>

<p>İkinci fıkra, kurum amirinin astına karşı fiili işlemesi hâlinde cezanın artırılmasını öngörmektedir. Kurum amirinin ast üzerinde kurduğu baskı, sıradan bir bireysel ilişki olarak değil, kurumsal otoritenin kötüye kullanılması olarak değerlendirilmiştir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ise eğitim kurumu bağlamında özel bir nitelikli hâl kurmaktadır. Bu fıkra ile, ihbar edilmesi gereken bir olay hakkında kurum amirinin mağdur çocuğu, kanuni temsilcisini, tanık konumundaki personeli veya diğer ilgilileri şikâyetten ya da bildirimden vazgeçirmeye yönelik eylemleri daha ağır yaptırıma bağlanmıştır. Burada kastedilen davranışlar yalnızca açık tehditler değildir; okul müdürünün veya benzeri kurum amirinin aileleri çağırarak uzlaştırmaya çalışması, mağdur çocuğun üstü kapalı biçimde okuldan alınmasının telkin edilmesi, olayın büyütülmemesi gerektiği yönünde baskı kurulması yahut personelin tanıklık yapmaktan caydırılması gibi örtülü baskı yöntemleri de bu kapsamda değerlendirilecektir. Özellikle önerilen TCK M. 279/A kapsamında bildirilmesi gereken fiillere ilişkin olarak öğretmen ve benzeri personel üzerinde tanıklığı veya adli mercilere başvuruyu engellemeye yönelik her türlü davranış, bu fıkra kapsamında nitelikli hâl olarak kabul edilmiştir. Böylece eğitim kurumlarında olayların üstünün örtülmesi, kurumsal itibar veya disiplin söylemiyle baskı altında tutulması önlenmek istenmektedir.</p>

<p>Bu suç tipi, özellikle akran zorbalığı ve benzeri olayların üstünün örtülmesini önleyen tamamlayıcı bir koruma normu niteliğindedir. Çocuğun, ailesinin, tanık personelin veya diğer ilgililerin iradesini baskı altına alan davranışların önlenmesi, yalnızca ihbar mekanizmasının işlerliği bakımından değil, aynı zamanda devlete güven ilkesinin tesisi bakımından da zorunludur. Kamu otoritesine duyulan güvenin güçlenmesi, vatandaşların ve özellikle çocukların karşılaştıkları fiilleri çekinmeden bildirebilmelerine bağlıdır. Bu nedenle madde, yalnızca bildirim yükümlülüğünü değil, o yükümlülüğün kullanılmasını engelleyen baskı mekanizmalarını da cezalandırmak suretiyle, çocuk koruma sisteminin bütünlüğünü ve hukuka erişimde devlete güven duygusunu güçlendirmektedir.</p>

<p><strong>Madde 7 - Madde 5/A Gerekçesi</strong></p>

<p>Akran zorbalığı, çocukların eğitim hayatı boyunca yalnızca akranlar arası çatışma olarak değil, çoğu zaman süreklilik arz eden, gelişimsel süreci etkileyen, mağdur çocuk bakımından psikolojik, sosyal ve akademik sonuçlar doğurabilen çok boyutlu bir risk alanı olarak ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle akran zorbalığına yönelik müdahale, olay meydana geldikten sonra verilen tepkilerle sınırlı tutulmamalı; erken tespit, önleyici takip, bireyselleştirilmiş destek ve okul-aile işbirliği ekseninde kurumsal bir koruma mekanizmasına dönüştürülmelidir. Maddenin amacı, çocukların okul ortamında karşılaşabilecekleri zorbalık davranışlarının mümkün olan en erken aşamada belirlenmesi, çocuk özelinde ihtiyaçların değerlendirilmesi ve mağduriyetin derinleşmesinin önüne geçilmesidir.</p>

<p>Birinci fıkra ile, akran zorbalığının önlenmesi, erken tespiti ve etkilerinin giderilmesi amacıyla okul rehberlik servisi tarafından her çocuk yönünden bireysel ihtiyaç planı hazırlanması öngörülmektedir. Bu düzenleme, çocuğu soyut ve genel bir kategori olarak değil, gelişim özellikleri, risk faktörleri, destek ihtiyacı ve korunma gereksinimleri bakımından ayrı ayrı ele alan bireyselleştirilmiş bir koruma yaklaşımını benimsemektedir. Böylelikle, zorbalığa maruz kalan çocuklar bakımından yalnızca kriz anında müdahale eden değil, risk henüz oluşum aşamasındayken önleyici tedbir geliştiren bir sistem kurulmaktadır. Aynı zamanda zorbalık davranışını sergileyen çocuklar yönünden yönlendirici ve destekleyici bir yaklaşım benimsenerek davranışın nedenleri, tetikleyicileri ve çevresel etkileri profesyonel biçimde değerlendirilmiş olacaktır.</p>

<p>İkinci fıkra ile bireysel ihtiyaç planının veliye ve okul yönetimine yazılı olarak bildirilmesi, planın uygulanmasında aile, okul yönetimi, sınıf öğretmenleri ve rehberlik servisi arasında işbirliği sağlanması ve planın düzenli biçimde güncellenmesi amaçlanmaktadır. Çocukla ilgili önleyici koruma tedbirlerinin etkili olabilmesi, ancak okul ve ailenin aynı yönde, aynı hedefe yönelmiş, eşgüdümlü bir tutum sergilemesiyle mümkündür. Bu çerçevede aile ile kurulacak iletişim, çocuğun davranışlarının “kusur”, “etiket” veya “ayıp” ekseninde değerlendirilmesine indirgenmemeli; çocuğun gelişimsel ihtiyaçlarının anlaşılması, desteklenmesi ve iyileştirilmesi yönünde pedagojik bir işlev görmelidir. Böylece, uygulamada zaman zaman karşılaşılabilen “bizim çocuğumuz kusurlu değildir”, “çocuğumuza haksızlık yapılıyor”, “etiketlenme yaratılıyor”” şeklindeki savunmaların doğurabileceği iletişim kopuklukları azaltılacak; aile, sürecin dışlayıcı değil koruyucu yönünü daha açık biçimde görebilecektir.</p>

<p>Bu yönüyle düzenleme, aileyi bir yaptırım muhatabı olarak değil, çocuğun yararına işleyen koruyucu sistemin zorunlu paydaşı olarak konumlandırmaktadır. Maddenin pedagojik temeli, çocuğun davranışının ahlaki mahkûmiyet konusu yapılması değil, davranışın hangi ihtiyaçlardan veya risklerden kaynaklandığının uzmanlar tarafından değerlendirilmesidir. Böylece hem mağdur çocuk hem de davranış riski taşıyan çocuk bakımından damgalama yerine destek, dışlama yerine izleme ve cezalandırma yerine yönlendirme esas alınmaktadır. Bu yaklaşım, okul ikliminde kutuplaşmayı azaltacak, öğretmen ile veli arasındaki gerilimi yumuşatacak ve okul idaresi üzerinde oluşabilecek “sadece disiplin cezası verilsin” ya da “çocuk olduğu için hiçbir şey yapılmasın” şeklindeki uç beklentilerin önüne geçecektir.</p>

<p>Üçüncü fıkra ile planın uygulanmasına ilişkin tutanakların, görüşme kayıtlarının, izleme formlarının ve yazılı bildirimlerin okul dosyasında muhafaza edilmesi; plana aykırı hareket edilmesi veya riskin devam etmesi hâlinde ilgili sosyal hizmet birimlerine bildirim yapılması ve gerekli görüldüğünde çocuk hâkiminin koruyucu ve destekleyici tedbir kararı vermesi için işlem tesis edilmesi düzenlenmektedir. Bu hükmün uygulanmasında beşinci maddede ki gibi özel bir aile sosyal veya hakim kararı gerekmez. Uygulamanın sadece sözlü uyarılarla sınırlı kalmamasını, izlenebilir, denetlenebilir ve gerektiğinde yargısal korumaya taşınabilir bir kayıt sistemi içinde yürütülmesini sağlar. Böylece okulun rehberlik mekanizması, hem çocuğun yararı hem de ileride ortaya çıkabilecek ihtilaflarda ispat kolaylığı bakımından kurumsal bir güvenceye kavuşur.</p>

<p>Dördüncü fıkra ile Millî Eğitim Bakanlığı’na her eğitim-öğretim yılının başında usul ve esasları belirleme ve eğitim kurumlarına duyurma görevi verilmesi, uygulamada birlik sağlanması bakımından zorunludur. Akran zorbalığı, okuldan okula, bölgeden bölgeye ve yaş grubuna göre farklı görünüm kazanabildiğinden, standart bir uygulama çerçevesi oluşturulması gerekmektedir. Bakanlığın bu yetkisi, rehberlik servislerinin işleyişine açıklık kazandıracak, okul yönetimlerinin çekimser davranmasını önleyecek ve uygulamanın ülke genelinde sistematik biçimde yürütülmesini temin edecektir.</p>

<p>Beşinci fıkra ile işlemlerin çocuğun üstün yararı, gizlilik, veri güvenliği, aile ile işbirliği ve eğitim hakkının korunması ilkelerine uygun olarak yürütülmesi güvence altına alınmaktadır.</p>

<p>Aynı fıkrada, yürütülen işlemlere karşı ailenin fiziki müdahalesi durumunda Türk Ceza Kanunu’nun 265 inci maddesinin uygulanacağının belirtilmesi ise, eğitim ortamında görev yapan öğretmen ve rehberlik personelinin güvenliğini sağlama amacını taşımaktadır. Son yıllarda eğitim kurumlarında öğretmene, idareciye veya rehberlik personeline yönelik sözlü ve fiziksel şiddetin artabildiği dikkate alınarak, bu tür müdahalelerin hukuken tolere edilmeyeceğinin açık biçimde vurgulanması gereklidir. Buradaki amaç, aileyi peşinen suçlu ilan etmek değil; çocuğun korunmasına ilişkin süreçlerin, öğretmen ve okul personelinin güvenliği zedelenmeden, hukuka uygun ve barışçıl yöntemlerle yürütülmesini sağlamaktır. Çocukların eğitim hakkı kadar öğretmenlerin mesleki güvenliği de korunmaya değerdir. Kahramanmaraş olayında olduğu gibi okul, yalnızca disiplin yaptırımının uygulandığı bir alan değil; çocuğun güvenliğinin, psikososyal desteğinin ve şiddetin önlenmesinin kurumsal olarak sağlandığı bir koruma alanı olmalıdır. Bu nedenle, süreç içerisinde itirazların ve görüş ayrılıklarının şiddet yerine iletişim, kayıt, değerlendirme ve gerektiğinde idari/ yargısal başvuru yollarıyla çözülmesi hedeflenmektedir.</p>

<p>Sonuç itibarıyla akran zorbalığına ilişkin müdahale modeli ile suça sürüklenen çocuk ile korunmaya muhtaç çocuğun korunması bakımından eşit duyarlılığı esas almakta; ihmaller sebebiyle suça sürüklenen çocuğun da çocuk hâkimi kararı aranmaksızın Millî Eğitim Bakanlığı tarafından yönetmelikle mağduriyetten korunmasını hedeflemektedir.</p>

<p><strong>MADDE 8</strong> - Bu madde ile, Çocuk Koruma Kanununun Uygulanmasına İlişkin Usûl ve Esaslar Hakkında Yönetmelik’in 16 ncı maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen baroya bildirim yükümlülüğünün, ceza muhakemesi kapsamında müdafi görevlendirilmesinden ayrı ve bağımsız bir kurumsal yükümlülük olduğu vurgulanmaktadır. Anılan Yönetmelik hükmü uyarınca, korunma ihtiyacı olan veya suça sürüklenen çocuk hakkında işlem başladığında durumun derhâl baroya ve ilgili kurumlara bildirilmesi zorunludur. Bu itibarla, Ceza Muhakemesi Kanunu kapsamında çocuğa müdafi atanması amacıyla avukat görevlendirilmesi yahut avukat talep edilmesi, baroya yapılması gereken bildirim yükümlülüğünü ortadan kaldırmaz. Zira müdafi görevlendirilmesi, savunma hakkının kullanılması bakımından usulî bir işlem niteliğinde olup; baroya bildirim, çocuğun korunmasına ilişkin sürecin kurumsal takibi, gerektiğinde müdahalesi ve çocuğun üstün yararının gözetilmesi bakımından bağımsız bir fonksiyon icra etmektedir. Nitekim Barolar Anayasa’nın 135 inci maddesinde de kamu kurumu niteliğindeki yargı makamıdır. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 76 ncı maddesinde, baroların hukukun üstünlüğünü, insan haklarını korumakla görevli kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olduğu açıkça düzenlenmiştir. Bu anayasal ve kanuni çerçeve birlikte değerlendirildiğinde, baronun sürece bildirim yoluyla dâhil edilmesi zorunlu olup; baro dışındaki bir merciden avukat talep edilmesi, baroya yapılmış bildirim sayılmaz.</p>

<p>Bu yetkinin yalnızca fiilin işlendiği yer barosuna tanınması da ayrıca isabetlidir. Böylece bölge dışı baroların sürece katılması önlenerek yetki karmaşası giderilmekte, iş yükü azaltılmakta ve yargılamada düzen sağlanmaktadır. Somut olayla en yakın ilişkili baronun sürece müdahalesi, çocuğun yargılamaya erişim hakkını güçlendirmekte ve adil yargılanma ilkesini daha etkin biçimde teminat altına almaktadır. Ayrıca bu düzenleme, baroların Anayasa’nın 135 inci maddesi ve 1136 sayılı Kanun’un 76 ncı maddesiyle belirlenen kamu yararı odaklı görev alanlarıyla tam bir uyum içindedir. Bu yönüyle hüküm, hem çocuğun korunması hem de ceza muhakemesinde etkin ve hızlı müdahale bakımından yerinde bir düzenleme niteliğindedir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK, MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bayburt-barosu-akran-zorbaligi-kanun-calismasi</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 19:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/bayburt-barosu.jpg" type="image/jpeg" length="16210"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yediemin otoparklarında milyarlık vurgun! İhale öncesi otomobillerin parçalarını söküp değerini düşürmüşler...]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul’da Yediemin otoparklarındaki otomobiller üzerinden 3 farklı yöntemle yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları tespit edilen çete üyesi 32 şüpheli İstanbul merkezli 8 ilde yapılan operasyonla yakalandı. Şüphelilerin ihaleyle satılacak otomobillerin parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobili değerini düşürüp 10’da 1 fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Asayiş Şube Müdürlüğü, Oto Hırsızlık Büro Amirliği tarafından yaklaşık 6 ay süren teknik ve fiziki takibin ardından Yediemin otoparklarından hırsızlık yapan bir çeteye yönelik operasyon yapıldı. İstanbul merkezli Ankara, Bursa, İzmir, Antalya, Şanlıurfa, Balıkesir, Tekirdağ İllerinde yapılan eş zamanlı baskın yapıldı. Baskınlarda aralarında şebekenin yöneticileri olduğu tespit edilen Ö.T., O.T, Y.K., B.T.ve İ.A.’nın aralarında bulunduğu 32 şüpheli gözaltına alındı. Baskın yapılan yerler arasında Tuzla, Maltepe, Sultanbeyli ilçesinde bulunan 3 Yediemin otoparklı ile 2 adet deponun bulunduğu belirtildi.</p>

<p><strong>ÇETENİN YÖNTEMLERİ ORTAYA ÇIKARILDI</strong></p>

<p>Oto Hırsızlık Büro Amirliğinde sorgulanan şüphelilerin hırsızlar sırasında izledikleri yöntemde ortaya çıkarıldı. Şüphelilerin ilk yöntemde Yediemin otoparklarına bırakılan araçların değerli parçalarını sökerek yedek parça olarak sattıkları öğrenildi.</p>

<p><strong>YAPAY ZEKÂYLA BİLİRKİŞİ RAPORLARI HAZIRLAMIŞLAR</strong></p>

<p>Şüphelilerin izledikleri ikinci yöntemde ise uzun süredir Yediemin otoparklarında tutulan ve ihaleyle satılacak otomobillerin, motor, kapı ve koltuk gibi parçalarını ihaleden önce söktükleri, böylece ihalede otomobilin değerinin 10’da bir fiyatına satın aldıkları, ellerindeki parçaları geri takarak araçların 3. kişilere satışını gerçekleştirdikleri tespit edildi. Şüphelilerin ihalede otomobili alamama durumunda bu defa aynı parçaları alan kişiye sattıkları öğrenildi. Şüphelilerin bazı ihalelerde ise hasarlı olmayan araçları yapay zekayla sahte bilirkişi raporları hazırladıkları, araçları hasarlı gibi ucuza satın aldıkları belirtildi.</p>

<p><strong>DEVLETİN BORCUNU ALMASINA ENGEL OLMUŞLAR</strong></p>

<p>Oto hırsızlık çetesi üyelerin ayrıca sahiplerinin vergi borcu nedeniyle satılamayan araçlarında satışını gerçekleştirdikleri belirlendi. Araç sahibinin başka işleri nedeniyle haciz konan araçları satmak için akıl almaz bir plan işleten şüphelilerin önce bu kişiyi sözde kendilerine borçlandırdıkları öğrenildi. Şahıs alacaklarının kamu alacaklarının önüne geçmesini düzenleyen maddeyi istismar eden şüphelilerin sözde alacaklarına karşılık otomobilini haciz edip, aracı 3. kişilere sattıkları komisyonlarını düştükten sonra otomobilin parasını eski sahibine verdikleri öğrenildi.</p>

<p><strong>BİR HASTANE SAHİBİ İLE İŞ İNSAANLARI DA GÖZALTINDA</strong></p>

<p>Bu yöntemle devletin vergi borcunu tahsil etmesini engelleyen şüphelilere müşteri olan Hastane sahibi bir doktor ile çok sayıda iş insanının da gözaltına alınanlar arasında bulunduğu belirtildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>1,5 MİLYAR LİRALIK VURGUN YAPMIŞLAR</strong></p>

<p>Polis soruşturması sonucunda şüphelilerin şu ana kadar bu yöntemleri kullanarak yaklaşık 1,5 milyar liralık vurgun yaptıkları ortaya çıktı. Olayla ilgili MASAK incelemesinin sürdüğü, raporun hazırlanmasının ardından gerçek vurgun rakamının ortaya çıkacağı öğrenildi.</p>

<p><strong>“ŞU ANDA NAKİT YOK ORADAN BİR KAÇ OTOMOBİL PARÇASI SÖKÜN”</strong></p>

<p>Yapılan teknik ve fiziki takip sırasında oldukça rahat olan şüphelilerin bazı konuşmalarında para lazım olduğu zaman 'Şu anda nakit yok. Oradan birkaç radyatör sökün paraya çevirin' gibi talimatlar verdikleri tespit edildi.</p>

<p>Asayiş Şube Müdürlüğünde işlemleri tamamlanan şüpheliler hakkında 71 ayrı Nitelikli dolandırıcılık, İhaleye fesat karıştırmak, Resmi Belgede sahtecilik, Güveni kötüye kullanmak suçlamasıyla Anadolu Adliyesine sevk edildiler. (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yediemin-otoparklarinda-milyarlik-vurgun-ihale-oncesi-otomobillerin-parcalarini-sokup-degerini-dusurmusler</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/6a59faed5625e6181d3fd6f0.webp" type="image/jpeg" length="37920"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ARACINIZ PERT SAYILDI DİYE HER ŞEY BİTMİYOR! BİLİRKİŞİ RAPORU HANGİ DURUMLARDA HÜKME ESAS ALINAMAZ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir sabah işe gitmek üzere aracınıza binerken hiç beklemediğiniz bir trafik kazası yaşarsınız. Araç ağır hasar alır, çekiciyle servise götürülür ve günlerce eksper raporunun çıkmasını beklersiniz. Aklınızdaki tek soru şudur: <strong>"Aracım tamir edilecek mi, yoksa pert mi sayılacak?"</strong></p>

<p>Bir süre sonra sigorta şirketinden veya servisten beklediğiniz haber gelir. Size, aracın <strong>"pert total"</strong> olduğu ya da <strong>"ekonomik tam ziya"</strong> kapsamına girdiği söylenir. Günlük hayatta sıkça duyulan bu ifade, en basit anlatımla; <strong>aracın onarım masrafının ekonomik açıdan makul görülmediği ve bu nedenle tamir edilmesi yerine aracın piyasa değeri üzerinden işlem yapılmasının daha uygun olduğu</strong> anlamına gelmektedir.</p>

<p>Peki gerçekten her ağır hasarlı araç pert midir?</p>

<p>Aracın tamir masrafının yüksek çıkması tek başına yeterli midir?</p>

<p>Üstelik araç daha sonra onarılarak yıllarca trafikte kullanılmaya devam ediyorsa, buna rağmen "onarımı ekonomik değildir" denilebilir mi?</p>

<p>Daha da önemlisi, mahkemenin karar verirken dayandığı bilirkişi raporunda sadece <strong>"araç perttir"</strong> sonucunun yazılması yeterli midir; yoksa bu sonucun hangi teknik hesaplamalara ve hangi piyasa araştırmalarına dayandığının ayrıntılı şekilde açıklanması mı gerekir?</p>

<p>İşte uygulamada en çok uyuşmazlık doğuran nokta tam olarak burasıdır.</p>

<p>Çünkü birçok kişi bilirkişi raporunun kesin doğruyu ortaya koyduğunu düşünmektedir. Oysa hukuk sistemimizde bilirkişi, uyuşmazlığı çözen kişi değil; yalnızca hâkime teknik konuda yardımcı olan uzmandır. Hazırladığı raporun da sırf bir bilirkişi tarafından düzenlenmiş olması, onu otomatik olarak doğru veya bağlayıcı hâle getirmez.</p>

<p>Gerçekten de uygulamada bazı bilirkişi raporlarında; aracın piyasa değerinin nasıl belirlendiği açıklanmamakta, onarım bedelini oluşturan parça ve işçilik kalemleri gösterilmemekte, kullanılan fiyatların hangi kaynaklardan alındığı belirtilmemekte ve tarafların teknik itirazları cevapsız bırakılmaktadır. Böyle durumlarda rapor, yalnızca bir sonuç cümlesinden ibaret kalmakta; ne tarafların ne de mahkemenin bu sonuca nasıl ulaşıldığını denetleyebilmesi mümkün olmamaktadır.</p>

<p>Bu noktada şu sorular önem kazanmaktadır:</p>

<p>- Bir aracın pert sayılabilmesi için hangi kriterler birlikte değerlendirilmelidir?</p>

<p>- Bilirkişi raporunda hangi teknik açıklamaların bulunması zorunludur?</p>

<p>- Aynı dosyada düzenlenen raporlar birbiriyle çelişiyorsa hangisine itibar edilmelidir?</p>

<p>- Aracın kazadan sonra fiilen onarılarak trafikte kullanılmaya devam etmesi pert değerlendirmesini etkiler mi?</p>

<p>- Eksik ve gerekçesiz bilirkişi raporuna dayanılarak mahkeme karar verebilir mi?</p>

<p>İşte bu sorular, yalnızca sigorta hukukunu değil; adil yargılanma hakkını ve maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını da yakından ilgilendirmektedir. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerinin yerleşik uygulamaları da, hükme esas alınacak bilirkişi raporlarının bilimsel verilere dayalı, ayrıntılı, gerekçeli ve denetlenebilir olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Öncelikle belirtmek gerekir ki, bilirkişinin görevi yalnızca bir sonuca ulaşmak değildir. Mahkemenin ara kararıyla kendisine verilen teknik incelemeyi ayrıntılı biçimde yapmak, kullandığı verileri açıklamak ve ulaştığı sonucun hangi teknik hesaplamalara dayandığını ortaya koymak zorundadır.</p>

<p>Örneğin mahkeme, bilirkişiden "kaza tarihindeki parça, malzeme, işçilik ve montaj bedelleri dikkate alınarak aracın onarımının ekonomik olup olmadığının değerlendirilmesini" istemişse; raporda sadece "onarım bedeli ... TL'dir" şeklinde tek cümlelik bir tespitin bulunması yeterli değildir. Hangi parçaların değişeceği, hangilerinin onarılacağı, işçilik sürelerinin nasıl belirlendiği, kullanılan fiyat listelerinin hangi objektif kaynaklardan alındığı ve hesaplamanın hangi yöntemle yapıldığı açıkça gösterilmelidir.</p>

<p>Aksi hâlde mahkeme de taraflar da raporun doğruluğunu denetleyemeyecek, bilirkişinin ulaştığı sonucun hangi teknik gerekçelere dayandığını anlayamayacaktır.</p>

<p>Nitekim Bölge Adliye Mahkemeleri de bu konuda aynı doğrultuda kararlar vermektedir.</p>

<p><strong>Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi 2022/3 Esas 2022/22 Karar sayılı kararında</strong>;</p>

<p><i>"Bu durumda <strong>Yargıtay 17.Hukuk Dairesi'nin yerleşik içtihatları dikkate alınarak</strong> kaza tarihindeki serbest piyasa koşullarına göre <strong>vasıtanın kazadan önceki rayici ile onarım sonrası değeri arasındaki farkın araç değer kaybı olarak belirlenmesi gerekmekte olup,</strong> mahkemece hükme esas alınan bil<strong>irkişi raporunda değer kaybı hesabının Genel Şartlardaki hükümler uyarınca </strong>yapıldığı anlaşılmaktadır.</i></p>

<p><i>Kural olarak araçta meydana gelen "<strong>değer kaybı" (istikrar kazanan yerleşik Yargıtay uygulamalarına göre</strong>); aracın serbest piyasa koşullarına göre kaza tarihi itibariyle önceki kazalar araştırılarak niteliği ve etkisi göz önüne alınarak, tartışılarak hasarsız haldeki ikinci el rayiç değeri ile aracın yaşı, modeli, özellikleri, hasar miktarı ve hasarlı kısımların özelliği dikkate alınarak kazadan sonraki tamir edilmiş halinin rayiç değeri tespit edilip bu iki miktar arasındaki azalmadan ibarettir. <strong>Daha somut bir ifade ile aracın kaza tarihindeki hasar görmemiş piyasa değeri ile onarılmış haldeki piyasa değeri arasındaki fark kriteri esas alınmalıdır. (Yargıtay 17. HD'nin 2016/16876 E - 2017/12161 K sayılı, 27/12/2017 tarihli ve 2015/5301 E - 2017/11098 K sayılı, 28/11/2017 tarihli kararları) </strong>Anayasa Mahkemesi iptal kararından sonra genel şartlar ile ekindeki formüllere göre yapılan tazminat hesabının yasal dayanağı kalmamıştır.</i></p>

<p><i>Açıklanan nedenlerle, davacıya ait araçta meydana gelen hasar ve değer kaybının belirlenmesi için mahkemece öncelikle dava konusu kaza nedeniyle davacıya ait araçta meydana gelen hasar bedelinin ve hasarlı parçaların belirlenmesi için hasar dosyası, ekspertiz raporu, servis onarım belgeleri ile kaza tarihinden önceki hasarlarının aracın piyasa değerine etkisinin belirlenmesi için önceki hasarlara ilişkin belgelerinin getirilmesi, ondan sonra aracın modeli, yaşı ve özelliklerine göre 2. el hasarlı ve hasarsız değerinin ve buna göre değer kaybının Yargıtay tarafından belirlenen uygulamaya uygun olarak belirlenmesi için <strong>gerekçeli, ayrıntılı ve denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği halde denetime uygun olmayan bilirkişi raporuna göre hüküm kurulması doğru görülmemiştir."</strong></i></p>

<p>Karardan da açıkça görüldüğü üzere, yüksek yargı uygulaması bakımından önemli olan yalnızca ulaşılan sonuç değil; o sonuca hangi bilimsel yöntemlerle ulaşıldığının ayrıntılı şekilde ortaya konulmasıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Uygulamada karşılaşılan bir diğer önemli sorun ise aynı dosyada düzenlenen bilirkişi raporlarının kendi içinde çelişkili olmasıdır. Bazı dosyalarda ilk raporda belirlenen rayiç değer ile sonraki ek raporlarda kabul edilen rayiç değer birbirinden tamamen farklı olmasına rağmen, zarar hesabı hiçbir değişiklik yapılmaksızın tekrar edilmektedir.</p>

<p>Oysa rayiç değerin değişmesi; sovtaj bedelinden ödeme tarihindeki değere, sigorta ödemelerinden bakiye zarar hesabına kadar bütün hesap kalemlerini doğrudan etkilemektedir. Yeni bir rayiç değer kabul edildiği hâlde önceki hesaplamaların aynen korunması teknik açıdan açıklanabilir değildir. Böyle bir durumda rapor, matematiksel tutarlılığını kaybetmekte ve ulaşılan sonucun hangi hesap yöntemine dayandığı denetlenememektedir.</p>

<p>Bu noktada Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 281. maddesi büyük önem taşımaktadır. Anılan düzenleme uyarınca taraflar bilirkişi raporuna itiraz edebilir; eksik gördükleri hususların tamamlanmasını veya yeni bilirkişi incelemesi yapılmasını talep edebilirler. Bunun doğal sonucu olarak düzenlenen ek raporun amacı, önceki raporu tekrar etmek değil; tarafların ileri sürdüğü teknik itirazlara somut cevap vermektir.</p>

<p>Bilirkişi; rayiç değerin neden değiştiğini, hesap yönteminin neden farklılaştığını, hangi verilerin esas alındığını ve önceki rapordaki çelişkilerin nasıl giderildiğini açıklamak zorundadır. Bu açıklamalar yapılmadan hazırlanan raporların hükme esas alınması usul hukukunun temel ilkeleriyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2018/1897 Esas 2021/627 Karar sayılı kararında</strong> da aynı ilke benimsenmiştir.</p>

<p><i>"Mahkemece hükme esas alınan ATK raporunda, davacı aracının hasar bedeli, piyasa rayiç bedellerine ilişkin hiç bir inceleme ve araştırma yapılmadan dayanaksız, gerekçesiz olarak belirlendiği gibi aracın <strong>tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekip gerekmediği hususlarında da Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri tespit edilmeden aracın pert total işlemine tabi tutulmasının uygun görülmediği belirtilmiş olup, rapor bu haliyle yetersiz, eksik, denetime ve hüküm kurmaya elverişli değildir. </strong>Mahkemece alanında uzman bilirkişiden piyasa rayiç bedellerine ilişkin inceleme ve araştırma yapılması suretiyle hasar bedeli ve aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değeri belirlenerek Yargıtay içtihatlarına uygun şekilde aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, şayet pert total işlemi yapılması gerekiyorsa sovtaj bedeli de tespit edilerek aracın kaza tarihindeki ikinci el piyasa rayiç değerinden sovtaj bedeli mahsup edilerek gerçek zarar miktarının belirlenmesine yönelik <strong>ayrıntılı, dayanaklı, gerekçeli ve denetime elverişli bilirkişi raporu alınması ve dosyadaki tüm deliller birlikte değerlendirilerek ortaya çıkacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, dayanaksız, denetime ve hükme elverişsiz ATK raporu hükme esas alınarak karar verilmesi doğru bulunmamıştır.</strong></i></p>

<p><i>Bu durumda, ilk derece mahkemesince <strong>uyuşmazlığın çözümünde etkili olabilecek ölçüde önemli deliller toplanmadan ve değerlendirilmeden karar verildiğinden, istinaf istemine konu karara yönelik denetim yapılması mümkün değildir."</strong></i></p>

<p>Pert total değerlendirmesinde üzerinde durulması gereken bir başka önemli husus ise, incelemenin yalnızca matematiksel oran hesabına indirgenememesidir.</p>

<p>Uygulamada zaman zaman onarım bedelinin rayiç değere oranı esas alınarak doğrudan "pert uygundur" sonucuna ulaşıldığı görülmektedir. Oysa bu yaklaşım eksik bir değerlendirme niteliğindedir. Çünkü teknik olarak onarılabilir durumda bulunan, güvenli biçimde kullanılabilen ve fiilen trafiğe çıkarılan bir aracın sırf belirli bir oran nedeniyle pert kabul edilmesi her somut olay bakımından doğru sonuç vermeyebilir.</p>

<p>Bu nedenle değerlendirme yapılırken; hasarın niteliği, onarımın teknik olarak mümkün olup olmadığı, onarım sonrasındaki güvenlik durumu, ikinci el piyasa değeri, sovtaj bedeli ve ekonomik onarım kriterleri birlikte incelenmelidir.</p>

<p>Özellikle aracın kazadan sonra onarılarak uzun süre trafikte kullanılmaya devam ettiğinin anlaşılması hâlinde, bilirkişinin bu olguyu ayrıca değerlendirmesi gerekir. Fiilen kullanılan bir araç bakımından "onarımı ekonomik değildir" sonucuna hangi teknik gerekçeyle ulaşıldığı ayrıntılı biçimde açıklanmalıdır. Aksi hâlde rapor, eksik incelemeye dayanmış olacaktır.</p>

<p>Bir başka önemli husus da kullanılan piyasa verilerinin objektifliğidir. Bilirkişinin yalnızca tek bir yetkili servisten alınan fiyat teklifini esas alarak onarım bedelini belirlemesi çoğu zaman yeterli kabul edilmemektedir. Gerçek piyasa koşullarının belirlenebilmesi için farklı servisler, yedek parça piyasası, emsal teklifler ve sektör verileri birlikte değerlendirilmelidir.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi 2020/1894 Esas 2022/1945 Karar sayılı kararında</strong>;</p>

<p><i>"Davalı vekilinin bir diğer itirazı olan çekme/hurda belgesi ibraz edilmeden tazminatı ödeyemeyecekleri halde, mahkemece buna dikkat edilmediği hususu bakımından yapılan değerlendirmede; <strong>mahkemece ayrıntılı, gerekçeli ve denetime açık bilirkişi heyet raporu alındığı, </strong>bu konuda seçim hakkına sahip davacının araç hurdasının sigortacıya verilmesine dair bir talebinin bulunmadığı, bilirkişi raporunda hurda bedelinin aracın rayiç bedelinden düşülmesi ve kalan tutarın sigorta şirketince ödenmesi suretiyle gerçek zararın hesaplanmış olduğu anlaşılmıştır. Yine, <strong>rapordaki sovtaj değeri, maddi hasar tutarı ve aracın rayiç değerine yönelik saptamaların da aracın tramer kayıtları, piyasadaki emsalleri, oto galeriler, ikinci el satış yapan internet siteleri, yetkili bayiler ve hasarlı araç alım satım işi yapan firmalardan araştırılmak suretiyle gerekçeli olarak belirlenmesine göre</strong>, usul ve esas yönünden bir hukuka aykırılık saptanmayan mahkeme kararına yönelik istinaf itirazlarının esastan reddi gerekmiştir (Aynı yönde bknz. Yargıtay (kapatılan) 17 HD 2016/7680 E.-2017/1041 K., 2016/17736 E.-2017/9799 K.)."</i>şeklindeki değerlendirmeyle, rayiç değer ve hasar hesaplamalarının geniş kapsamlı piyasa araştırmasına dayanması gerektiği açıkça vurgulanmıştır.</p>

<p>Son olarak uygulamada sıkça karşılaşılan bir diğer sorun, aynı bilirkişiden peş peşe ek rapor alınmasına rağmen önceki eksikliklerin giderilmemesidir. Tarafların teknik itirazlarının hiçbirine cevap verilmemesi, önceki raporun yalnızca sonuç kısmının tekrar edilmesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen hususların yine açıklanmaması hâlinde artık aynı bilirkişiden yeniden rapor alınmasının dosyaya katkı sağlamayacağı açıktır.</p>

<p>Nitekim <strong>İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi 2019/946 Esas 2021/1581 Karar sayılı kararında</strong> <i>"Somut olayda, davalı sigorta şirketleri , davaya konu kazanın şaibeli olduğunu gerçek kaza olmadığını, davaya konu kazadan önce aracın birden fazla kazaya karıştığı, 25/01/2015 tarihinde meydana gelen kazada, davacı aracının ağır hasarlandığı, bu kazada aracın parçalarının toplanarak çalışır vaziyete getirilmek sureti ile planlı kazaya dahil edildiği yönünde tespitler bulunduğu, kaza mizanseli yaratarak ve polis tutanağı düzenletilerek kazaya inandırıcılık kazandırıldığı iddia edildiği ve bu yöndeki savunmaların araştırılması için tramer kayıtları celp edildiği halde, <strong>ilk derece</strong> <strong>mahkemesince hükme esas alınan bilirkişi raporunda</strong> ; kazanın gerçek kaza olup olmadığı, davacı aracında davadan önce gerçekleşen kaza nedeniyle oluşan hasar, bu <strong>hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirildiği, davaya konu kazada hangi hasarların oluştuğu, hasarın giderilmesi için hangi parçaların onarılması ve değiştirilmesi gerektiği detaylı açıklanarak ve karşılaştırılmak suretiyle, davalı savunmaların ayrıntılı olarak irdelenmediği,</strong> bilimsel verilere dayanmadan, eksik ve yetersiz düzenlendiği, <strong>ek raporda da eksikliğin giderilmediği, davalıların gerekçeli ayrıntılı itirazlarının karşılanmadan düzenlendiği, bu haliyle raporun hükme esas alınamayacağı, delil vasfına haiz olmadığı,</strong> ilk derece mahkemesinin , münhasır delilleri toplamadan, <strong>eksik ve hatalı değerlendirmeyle karar verdiği görülmektedir.</strong> </i></p>

<p><i>Karayolları Fen Heyetinden veya İTÜ de görevli <strong>3 kişilik öğretim görevinden oluşturulan bilirkişi heyetinden,</strong> davaya konu kaza ile davacı aracında oluşan hasarın uyumlu olup olmadığı, önceki kazalarda araçta meydana gelen hasarlar ile davaya konu kazada meydana geldiği iddia olunan hasarlar karşılaştırılarak, önceki kazayla bağlantılı hasar iddiası olan ve olmayan hususlar raporda gösterilerek, davaya konu kaza nedeniyle oluşan hasar ile onarım bedelleri tespit edilerek, <strong>aracın piyasa rayiç değerine göre, aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı, pert total işlemi yapılması gerekiyor ise sovtaj değeri,</strong> tamiri ekonomik ise önceki kazaların da değer kaybına etkisi tartışılarak araçtaki değer kaybının tespiti yönünde ve emsal araştırma sonuçlar ile dayanak belgelerin açıklandığı <strong>rapor alınmadan karar verilmesi hukuka uygun bulunmamakla, davalılar vekillerinin istinaf itirazları yerindedir."</strong></i></p>

<p>Sonuç olarak; trafik kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında bilirkişi raporu çoğu zaman kararın en önemli dayanağını oluşturmaktadır. Ancak bilirkişi raporunun hükme esas alınabilmesi için yalnızca bir kanaat içermesi yeterli değildir. Raporun; bilimsel verilere dayanması, kullanılan hesap yöntemini açıklaması, tarafların teknik itirazlarını tek tek karşılaması, ulaşılan sonucun denetlenmesine imkân vermesi ve mahkemenin ara kararında belirtilen tüm hususları eksiksiz yerine getirmesi gerekir.</p>

<p>Eksik incelemeye dayanan, kendi içinde çelişkiler barındıran, hesap yöntemini açıklamayan veya objektif piyasa araştırmasına yer vermeyen bilirkişi raporları, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet etmeyeceği gibi adil yargılanma hakkını da zedeleyecektir. Bu nedenle mahkemelerce, gerektiğinde farklı uzmanlık alanlarından oluşan yeni bilirkişi kurullarından ayrıntılı, gerekçeli ve denetime elverişli rapor alınması; hem usul ekonomisinin hem de hakkaniyet ilkesinin doğal bir gereğidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER"><img alt="Av. Umut ÖZER" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/umut-ozer-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-umut-ozer" title="Av. Umut ÖZER">Av. Umut ÖZER</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/araciniz-pert-sayildi-diye-her-sey-bitmiyor-1</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/terazi/oto-sozle-arac-sozles.jpg" type="image/jpeg" length="79546"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/14563 E., 2026/6182 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 04.05.2026 tarihli, 2021/14563 E., 2026/6182 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/14563 E., 2026/6182 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/296 E., 2016/114 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların aşağıda belirtilen dışında doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Olay tutanağı ve tüm dosya kapsamına göre; hakkındaki istihbari bilgi ve durumundan şüphelenilerek durdurulan sanığa, suç unsuru olup olmadığı sorulduğunda, gömleğinin cebinden çıkardığı metamfetamini rızaen görevlilere teslim ettiği, elinde bulunan poşetin içinde ne olduğu sorulduğunda da poşeti açarak uyuşturucu olduğunu beyan ederek metamfetamini rızaen teslim ettiği olayda;</p>

<p>Sanığın herhangi bir arama kararı bulunmadığı aşamada, uyuşturucu maddeleri rızaen teslim ettiği, kolluk görevlilerinin de arama kararı alınmasına yönelik bir iradelerinin bulunduğuna ilişkin tespitin dosyaya yansımadığı anlaşılmakla, üzerinde bulunan ve poşet içerisindeki suça konu uyuşturucu maddeleri rızaen teslim eden sanığın kendi suçunun ortaya çıkmasına yardımda bulunduğu anlaşıldığından, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 192/3. maddesinde düzenlenen etkin pişmanlık hükmünün uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>04.05.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202114563-e-20266182-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi1.jpg" type="image/jpeg" length="99304"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[DERDEST OLAN BELİRSİZ ALACAK DAVALARI İÇİN GEÇİŞ HÜKMÜ KONULDU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Geçiş Hükmüne göre, belirsiz alacak davasının kaldırıldığı tarihten önce açılmış ve halen derdest olan belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir. Yeni kısıtlamalar sadece kanun yürürlüğe girdikten sonra açılacak yeni davaları kapsayacaktır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kamuoyunda "12. Yargı Paketi" olarak bilinen Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p><strong>BELİRSİZ ALACAK DAVASI VE DİĞER KONULARDA GETİRİLEN TEMEL DEĞİŞİKLİKLER AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE ÖZETLENEBİLİR</strong></p>

<p><strong>1) BELİRSİZ ALACAK DAVASI KALDIRILARAK YERİNE GENİŞLETİLMİŞ KISMİ DAVA" GETİRİLDİ</strong></p>

<p>Hangi alacakların "belirli" veya "belirsiz" olduğu konusunda mahkemeler ve Yargıtay daireleri arasında görüş ayrılıkları yaşanıyordu. Mahkemelerin "Bu alacak belirlenebilirdi, belirsiz alacak davası açamazsın" diyerek davaları hukuki yarar yokluğundan usulden reddetmesi, vatandaşların hak kaybına uğramasına ve ret kararından sonra yeni dava açarken alacağın zamanaşımına uğramasına yol açmaktaydı.</p>

<p>Yeni sistemde belirsiz alacak davasının kaldırılmasıyla doğan boşluk, HMK'nın 109. maddesindeki kısmi dava kuralları genişletilerek dolduruldu.</p>

<p>Klasik kısmi davada zamanaşımı sadece dava edilen miktar için kesilirdi. Yeni düzenlemeyle, alacağın sadece bir kısmı dava edilse bile, yargılama sırasında artırılan kalan kısım için de zamanaşımı davanın ilk açıldığı tarihten itibaren kesilmiş sayılacaktır. Bu yenilikle belirsiz alacak davası kaldırılmış olmakla birlikte belirsiz alacak davasının en büyük avantajı kısmi davaya taşınmıştır.</p>

<p>Kanundaki geçiş maddesi uyarınca, belirsiz alacak davasının kaldırıldığı tarihten önce açılmış ve halen derdest (devam eden) olan belirsiz alacak davaları eski hükümlere göre görülmeye devam edecektir.</p>

<p><strong>2) NOTERLİK İŞLEMLERİNDE DİJİTALLEŞME DÖNEMİ BAŞLIYOR</strong></p>

<p>Noterler, istenen evrak asıllarını elektronik ortamda tarayıp güvenli imza ile gönderecek.</p>

<p>Resmi dairelerin evrak taleplerinden harç, vergi veya değerli kağıt bedeli alınmayacak.</p>

<p><strong>3) DANIŞTAY YAPISINDA YAPILACAK DEĞİŞLİKLER ERTELENDİ</strong></p>

<p>Danıştay daire sayısının 10'a düşürülmesi yükümlülüğü 2030 yılına kadar ertelendi.</p>

<p>Boşalan her iki üyelik için tek üye seçilmesi uygulamasından da 4 yıl vazgeçildi.</p>

<p><strong>4) ORTAKLIĞIN GİDERİLMESİ VE İCRA SATIŞLARINDAKİ YENİ KURALLAR KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Miras kalan taşınmazların satışında ilk açık artırma sadece mirasçılar arasında yapılacak.</p>

<p><strong>5) İDARİ YARGIDA TEK HAKİMİN BAKACAĞI DAVALAR VE İSTİNAF KURALLARI YENİDEN BELİRLENDİ</strong></p>

<p><strong>6) IBAN DOLANDIRICILIĞI VE CEZA İNDİRİMİ</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçuna iştirak eden kişinin eylemi sadece banka hesabını, ödeme aracını veya IBAN bilgilerini başkasına vermekle sınırlıysa verilecek ceza yarı oranında indirilebilecek.</p>

<p>Mağdurun uğradığı zarar soruşturma aşamasında giderilirse cezada 2/3 oranında, kovuşturma (mahkeme) aşamasında giderilirse yarı oranında ek indirim uygulanacak.</p>

<p><strong>7) HAGB (HÜKMÜN AÇIKLANMASININ GERİ BIRAKILMASI) YENİDEN DÜZENLENDİ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı doğrultusunda HAGB mekanizması revize edildi.</p>

<p>İstinaf Yolu Açıldı: HAGB kararlarına karşı artık düz bir itiraz yerine Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) nezdinde istinaf yolu açık olacak. BAM kararları ise Yargıtay'a taşınabilecek.</p>

<p>Yasak Kapsamı: İşkence, eziyet ve kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği kötü muamele suçlarında HAGB uygulanamayacak.</p>

<p><strong>8) DAVALARDA 3 AY SINIRI</strong></p>

<p>Yazılı yargılama usulüne tabi davalarda iki duruşma arasındaki süre üç aydan fazla olamayacak. Bilirkişi gibi zorunlu hallerde hakim gerekçesini somut olarak tutanağa yazmak zorunda kalacak.</p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf KARASU</strong></p>

<p>Ayrıntılı bilgiler için bkz.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-tbmm-genel-kurulunda-kabul-edildi-12" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; 12. YARGI PAKETİ, TBMM GENEL KURULUNDA KABUL EDİLDİ</span></a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/derdest-olan-belirsiz-alacak-davalari-icin-gecis-hukmu-konuldu</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/terazi-kitaplad.jpg" type="image/jpeg" length="27812"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2021/21908 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026tarihli ve 2021/21908 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>Ö... </strong><strong>ASANSÖR</strong> <strong>İNŞAAT</strong> <strong>SANAYİ</strong> <strong>VE</strong> <strong>TİCARET</strong> <strong>L</strong><strong>TD. ŞTİ. BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2021/21908)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Duygu BAKAY</p>

   <p>Mehmet Yavuz YAŞAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>... Asansör İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti.</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Hasan AKKULAK</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, ihale sözleşmesinin haksız feshedildiği gerekçesiyle açılan tazminat davasında delillerin hatalı değerlendirilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 5/5/2021 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Karaman Belediye Başkanlığı (Belediye) tarafından hizmet binasında bulunan asansörlerin yenilenmesi için 21/6/2017 tarihinde ihale düzenlenmiştir. Başvurucunun ekonomik olarak en avantajlı birinci teklifi verdiğinin tespit edilmesi üzerine 4/1/2002 tarihli ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'nun 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca inceleme yapılarak hakkında herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olup olmadığı hususunda Karaman İl Emniyet Müdürlüğü (Emniyet Müdürlüğü) ile Karaman Valiliğinden (Valilik) bilgi istenmiştir.</p>

<p>6. Emniyet Müdürlüğünden gelen cevabi yazıda başvurucu Şirket hakkında Fetullahçı Terör Örgütü ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) ile ilgili yürütülen soruşturmalar kapsamında herhangi bir adli işlem yapılmadığı bildirilmiştir. Bunun üzerine Belediye ile başvurucu arasında 11/7/2017 tarihinde yapım işi sözleşmesi imzalanmıştır. Sözleşmenin imzalanmasından bir gün sonra Valilik, başvurucu Şirketin yetkilileri hakkında FETÖ/PDY üyeliğinden Denizli Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yürütüldüğünü Belediyeye bildirmiştir. Bu bildirim üzerine Belediye 17/7/2017 tarihinde sözleşmeyi tek taraflı olarak feshetmiştir. Belediye, sözleşmenin tek taraflı feshinin akabinde başvurucunun kamu ihalelerinden yasaklanması için de ayrıca başvuruda bulunmuştur. İçişleri Bakanlığı, Belediyenin talebini değerlendirmiş ve başvurucu Şirketin 12/9/2017 tarihinden itibaren bir yıl süreyle ihalelere katılmasının yasaklanmasına karar vermiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, öncelikle ihalenin feshi ile teminatın irat kaydedilmesi işlemlerine karşı iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde kendisi ve Şirket yetkilileri hakkında terör soruşturmasının yapılmadığını, sadece Şirket ortaklarının bir kısmı hakkında ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla iddianame hazırlandığını ve Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesi nezdinde yargılama başlatıldığını belirterek 4734 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi kapsamında ihalenin fesih nedeninin mevcut olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, dava dilekçesinde talep konusunu şu şekilde ifade etmiştir: <i>"Davalı kurumun 17/7/2017 tarih ve 54187544-83 sayılı sözleşmenin feshine ilişkin işlemin ve iş bu sözleşme dolayısıyla müvekkil tarafından yatırılmış olan teminatların gelir kaydedilmesine ilişkin işlemin öncelikle yürütmesinin durdurulmasını ve yapılacak olan yargılama neticesinde iptali talebinden ibarettir." </i></p>

<p>8. Konya 1. İdare Mahkemesi (Mahkeme) nezdinde görülen yargılamada 19/7/2018 tarihli kararla davanın reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde öncelikle başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY'ye üyeliği, FETÖ/PDY ile irtibat yahut iltisak kapsamında düzenlenen bir iddianamenin bulunmadığı belirtilmiştir. Öte yandan Şirket yetkilileri hakkında kamu kurum ve kuruluşlarının ihalesine fesat karıştırma suçundan soruşturma yürütüldüğü ve ceza davası açıldığı tespit edilmiş, bu durumun 5/1/2002 tarihli ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 25. maddesine aykırılık oluşturduğu gerekçesiyle feshin hukuka uygun olduğuna karar verilmiştir. Başvurucu, gerekçeli karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş ve dava dilekçesinde ileri sürdüğü iddia ve talepleri tekrarlamış ancak başvurucunun istinaf başvuru süresini kaçırdığı gerekçesiyle talebi reddedilmiştir. Başvurucunun karara itiraz etmemesi üzerine de dosya kesinleşmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, ayrıca bir yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklanmasına dair İçişleri Bakanlığının işlemine karşı da iptal davası açmıştır. Ankara 13. İdare Mahkemesinde görülen yargılamada başvurucunun terör örgütleriyle iltisaklı yahut irtibatlı olan tüzel kişi kapsamında yer almadığı tespit edilerek 4734 sayılı Kanun'un 11. maddesinin birinci fıkrasının (g) bendi uyarınca bir yıl süreyle ihalelerden yasaklanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı kanaati ile işlemin iptaline hükmedilmiştir. Gerekçeli karar, istinaf incelemesinden geçerek 7/3/2019 tarihinde kesinleşmiştir.</p>

<p>10. Başvurucu son olarak 29/1/2019 tarihli dilekçesi ile İçişleri Bakanlığı ve Belediye aleyhine maddi ve manevi zararının tazmini talebiyle tam yargı davası açmıştır. Dava dilekçesinde ihalenin haksız şekilde tek taraflı feshedilmesi nedeniyle ihale için yapılan masraflar ve mahrum kalınan kâr kapsamında 87.792,90 TL maddi tazminat talep etmiş, FETÖ/PDY kapsamında hakkında soruşturma olmadığı hâlde bu yönde yapılan değerlendirmeler nedeniyle iş hayatında itibarının zedelendiğini belirterek ayrıca 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.</p>

<p>11. Mahkeme; 29/11/2019 tarihli kararla maddi tazminat yönünden davanın reddine, manevi tazminat yönünden ise davanın kısmen kabulüne hükmetmiştir. Kararın gerekçesinde tazminat taleplerinin ihalenin haksız feshedildiği iddiasından kaynaklandığını belirten Mahkeme, feshin iptali talebiyle açılan davanın reddedildiğini yani ihalenin feshinin hukuka uygun olduğuna hükmedildiğini ifade etmiştir. Bu kapsamda feshin hukuka aykırı olduğundan bahisle, talep edilen maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine hükmetmiştir. Mahkeme; manevi tazminat talebi yönünden yaptığı değerlendirmede ise başvurucu hakkında verilen ihalelerden yasaklama kararının yargı kararıyla iptal edildiğine zira Şirket yetkilileri hakkında yapılan ceza soruşturmasının FETÖ/PDY üyeliğine değil ihaleye fesat karıştırma iddiasına dayalı olduğuna dikkat çekmiştir. Başvurucunun hatalı işlemden dolayı üzüntü duymasının olağan olduğunu belirten Mahkeme, bu nedenle sebepsiz zenginleşmeye yol açmayacak düzeyde davalı idarelerin hizmet kusur derecesi de gözetilmek suretiyle 10.000 TL manevi tazminata hükmedilmesine karar vermiştir.</p>

<p>12. Hem başvurucu hem de Belediye ve İçişleri Bakanlığı karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İdarenin işleminin hatalı olduğunun mahkeme kararları ile sabit olduğunu ifade eden başvurucu ayrıca ihalenin feshine dayanak Kanun maddesinin Anayasa Mahkemesi kararı ile iptal edildiğini belirtmiştir. Maddi tazminat talebinin reddine gerekçe yapılan kesinleşmiş mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin olmadığını, teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri süren başvurucu; bu durumda maddi tazminat talebinin reddinin hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Manevi tazminat talebi yönünden ise idare tarafından hatalı şekilde FETÖ/PDY kapsamına alındığını ve iş çevresindeki itibarının zedelendiğini belirtmiştir. Bu durumun sadece ihalenin feshinden kaynaklanmadığını, aynı zamanda uzun süre ihalelere iştirak edemediğini, çevresinde isminin bu soruşturma ile duyulması nedeniyle iş alamaz duruma geldiğini ifade ederek hükmedilen tazminat miktarının azlığından yakınmıştır. Belediye ve İçişleri Bakanlığı ise hükmedilen manevi tazminata itiraz etmiştir.</p>

<p>13. Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesi (Bölge İdare Mahkemesi) tarafından yapılan istinaf incelemesi neticesinde 18/3/2021 tarihli kararla Belediye ve İçişleri Bakanlığının istinaf talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin tamamen reddi ile buna bağlı olarak da davanın tamamen reddine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde başvurucunun manevi tazminatın sebebi olarak Valilik tarafından Belediyeye gönderilen ve başvurucu Şirketin bazı yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma yürütüldüğüne dair ibareler içeren yazıyı gösterdiğini ancak anılan yazıda hakkında hatalı bilgi verilen şahısların gerçek kişiler olduğu belirtilmiştir. Bölge İdare Mahkemesince tüzel kişilik olan başvurucu Şirketin bu yazıdan kaynaklı olarak kişilik haklarının ihlal edilmesinin ve manevi bir zarara uğramasının mümkün olmadığı ifade edilerek, dava konusu manevi tazminat talebinin başvurucu Şirketin ihaleden yasaklanmasına ilişkin karardan kaynaklı olmadığı ifade edilmek suretiyle mahkeme kararının hukuka uygun olmadığına kanaat getirilmiştir.</p>

<p>14. Başvurucu vekili, nihai kararı 19/4/2021 tarihinde öğrenmiştir.</p>

<p>15. Öte yandan Denizli 3. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama neticesinde başvurucu Şirket yetkilileri hakkında ihaleye fesat karıştırma suçundan beraat kararı verilmiş ve karar istinaf incelemesinden geçerek 8/10/2021 tarihinde kesinleşmiştir. Kararın gerekçesinde ihale dosyaları nedeniyle oluşan bir kamu zararı bulunmadığı, kamu ihale mevzuatına aykırı bir işlemin ve kamu zararının tespit edilemediği, sanıkların ihaleye fesat karıştırma iddiaları ile ilgili olarak dosya kapsamında somut ve objektif delil ya da belge olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Kanun Hükümleri </strong></p>

<p>16. 4734 sayılı Kanun'un<i> "İhaleye katılamayacak olanlar"</i> başlıklı 11. maddesine 31/10/2016 tarihli ve 678 sayılı Olağanüstü Hâl Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 30. maddesiyle eklenen ve Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/90, K.2019/85 sayılı kararıyla iptal edilen (g) bendini de içeren kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Aşağıda sayılanlar doğrudan veya dolaylı veya alt yüklenici olarak, kendileri veya başkaları adına hiçbir şekilde ihalelere katılamazlar: </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>g) Terör örgütlerine iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından bildirilen gerçek ve tüzel kişiler ile bu kapsamda olduğu Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı tarafından bildirilen yurt dışı bağlantılı gerçek ve tüzel kişiler." </i></p>

<p>17. 4735 sayılı Kanun'un <i>"İdarenin sözleşmeyi feshetmesi" </i>başlıklı 20. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Aşağıda belirtilen hallerde idare sözleşmeyi fesheder: </i></p>

<p><i>a) Yüklenicinin taahhüdünü ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak yerine getirmemesi veya işi süresinde bitirmemesi üzerine, ihale dokümanında belirlenen oranda gecikme cezası uygulanmak üzere, idarenin en az on gün süreli ve nedenleri açıkça belirtilen ihtarına rağmen aynı durumun devam etmesi, </i></p>

<p><i>b) Sözleşmenin uygulanması sırasında yüklenicinin 25 inci maddede sayılan yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun tespit edilmesi, </i></p>

<p><i>Hallerinde, ayrıca protesto çekmeye gerek kalmaksızın kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir." </i></p>

<p>18. 4735 sayılı Kanun'un<i> "Sözleşmeden önceki yasak fiil veya davranışlar nedeniyle fesih" </i>başlıklı 21. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>"Yüklenicinin, ihale sürecinde Kamu İhale Kanununa göre yasak fiil veya davranışlarda bulunduğunun sözleşme yapıldıktan sonra tespit edilmesi halinde, kesin teminat ve varsa ek kesin teminatlar gelir kaydedilir ve sözleşme feshedilerek hesabı genel hükümlere göre tasfiye edilir."</i></p>

<p>19. 4735 sayılı Kanun'un <i>"Yasak fiil ve davranışlar"</i> başlıklı 25. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Sözleşmenin uygulanması sırasında aşağıda belirtilen fiil veya davranışlarda bulunmak yasaktır: </i></p>

<p><i>a) Hile, vaat, tehdit, nüfuz kullanma, çıkar sağlama, anlaşma, irtikap, rüşvet suretiyle veya başka yollarla sözleşmeye ilişkin işlemlere fesat karıştırmak veya buna teşebbüs etmek. </i></p>

<p><i>b) Sahte belge düzenlemek, kullanmak veya bunlara teşebbüs etmek. </i></p>

<p><i>c) Sözleşme konusu işin yapılması veya teslimi sırasında hileli malzeme, araç veya usuller kullanmak, fen ve sanat kurallarına aykırı, eksik, hatalı veya kusurlu imalat yapmak. </i></p>

<p><i>d) Taahhüdünü yerine getirirken idareye zarar vermek. </i></p>

<p><i>e) Bilgi ve deneyimini idarenin zararına kullanmak veya 29 uncu madde hükümlerine aykırı hareket etmek. </i></p>

<p><i>f) Mücbir sebepler dışında, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek. </i></p>

<p><i>g) Sözleşmenin 16 ncı madde hükmüne aykırı olarak devredilmesi veya devir alınması."</i></p>

<p><strong>B. Anayasa Mahkemesi Kararı </strong></p>

<p>20. Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/90, K.2019/85 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"... </i></p>

<p><i>43. Kuralla terör örgütleriyle irtibatlı veya iltisaklı bulunan gerçek ve tüzel kişilerin kamu ihalelerine katılamayacakları öngörülmekte olup kuralda geçen iltisaklı kavramı kavuşan, bitişen, birleşen; irtibatlı kavramı ise bağlantılı anlamına gelmektedir. Anılan ibareler genel kavram niteliğinde olmakla birlikte Anayasa Mahkemesinin 14/11/2019 tarihli ve E.2018/89, K.2019/84 sayılı kararında belirtilen nedenlerle bunların katagorik olarak belirsiz ve öngörülemez nitelikte olduğu söylenemez. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>47. Emniyet Genel Müdürlüğü ve Millî İstihbarat Teşkilatı tarafından yapılan bildirimin kural olarak ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu bulunmamaktadır. Diğer bir ifadeyle bu kapsamdaki değerlendirmeye esas alınan olay ve olguların istihbarî nitelikte olması kuvvetle muhtemeldir. Bu nedenle kamu ihalelerini gerçekleştiren idarelerce tesis edilecek işlemlerle ilgili yargısal denetim daha da önemli hâle gelmektedir. Ceza soruşturmasına esas alınabilecek nitelikte bilgi ve belgelere dayanma zorunluluğu olmayan güvenlik kurumlarınca yapılacak değerlendirmenin otomatik sonuç doğurması ile idarelere ve idari işlemi denetleyecek mahkemelere gerçek ve tüzel kişilerin terör örgütleriyle iltisakı yahut irtibatı bulunup bulunmadığı hususunda değerlendirme yapma yetkisinin verilmemesi, söz konusu bildirimlerin doğruluğunu denetleme ve gerçek duruma göre idari işlem tesis etme imkânını önemli ölçüde sınırlamaktadır. Kanun’da anılan yetkinin kuralın getiriliş amacına uygun olarak kullanılmasını sağlayacak ve bu konudaki olası keyfilikleri önleyecek yasal güvencelere de yer verilmediği görülmektedir. </i></p>

<p><i>48. Belirli bir süreyle sınırlı olmayan ve kamu ihalelerini yapan idareler ile bu işlemleri denetleyecek mahkemelere kural olarak değerlendirme yapma imkânı vermeyen düzenlemenin yukarıda belirtilen sonuçları dikkate alındığında çalışma ve sözleşme hürriyetine yönelik orantısız bir sınırlama getirdiği sonucuna varılmıştır."</i></p>

<p><strong>C. Yargıtay Kararları </strong></p>

<p>21. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22/1/2016 tarihli ve E.2014/4-213, K.2016/70 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"Tüzel kişilerde hak ehliyetine ilişkin TMK m. 48 gereğince 'Tüzel kişiler, cins, yaş, hısımlık gibi yaradılış gereği insana özgü niteliklere bağlı olanlar dışındaki bütün haklara ve borçlara ehildirler'. Görüldüğü üzere, kişinin hak sahibi olabilme ve borç altına girebilme ehliyeti olarak tanımlanabilecek hak ehliyetine, tüzel kişiler de kuruldukları andan itibaren bünyesine uygun düştüğü oranda sahiptir. Bu durum, tüzel kişilerin kendisini kuran ya da kendisinden yararlanan kişilerden bağımsız birer hak süjesi olarak hukuk hayatına katılabilmesinin bir gereğidir. </i></p>

<p><i>Madde metninden anlaşıldığı üzere, kanun koyucu ana kuralı tüzel kişilerin tam hak ehliyetine sahip olması şeklinde koymuş, ancak bazı haklara fiziki ve sosyal yapısı nedeniyle sahip olamayacağını vurgulamıştır. Dolayısıyla gerçek kişinin ve tüzel kişinin hak ehliyeti arasında bir nitelik değil, içerik farkı olduğunu kabul etmiştir. Buna göre, gerçek kişilere açık olan kamu hukuku ve özel hukuk kaynaklı bütün haklara ve borçlara kural olarak sahip olabilecek durumdaki tüzel kişiler, kişilik hakkına da sahip olabilecek ve bu hakka tanınan korumadan yararlanabilecektir. </i></p>

<p><i>Bununla birlikte kişilik hakkının sınırları malvarlığı haklarının aksine belli değildir, somut müdahalelere göre değişir. Bu bakımdan nelerin kişilik hakkından sayılıp sayılmayacağını halin ve zamanın icabına bırakmak gerekir. Bu tespiti ise hakimler somut olayın özelliklerini nazara alarak yapacaklardır (DURAL Mustafa / ÖĞÜZ Tufan, Türk Özel Hukuku, Kişiler Hukuku, İstanbul 2006, s. 95). </i></p>

<p><i>Bu kapsamda, tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Bu nedenle tüzel kişi onur ve saygınlığından vazgeçemeyeceği gibi, bu değerlerini hukuka ve ahlaka aykırı olarak da sınırlayamaz. </i></p>

<p><i>Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişiliğe sahip bir şirketin ödeme gücüne ilişkin değerlendirmeler, o tüzel kişinin toplumsal şeref ve haysiyeti ile yakından ilgilidir. Kredi, toplum tarafından ödeme gücü ile ilgili olarak izafe edilen bir değer olması nedeniyle, bu değeri azaltan veya ortadan kaldıran kişiliği ihlale yönelik açıklamalar şeref ve haysiyete tecavüz niteliği taşır. </i></p>

<p><i>Kişilik haklarına saldırı halinde kişilik hakkı ister gerçek kişi isterse tüzel kişi olsun Devlete karşı Anayasa hükümleri ile idareye karşı idare hukuku hükümleri ile suç teşkil eden tecavüzlere karşı ise ceza hukuku hükümleri ile korunmuştur. Kişilik hakkının korunmasına ilişkin Medeni Kanun’daki ana düzenleme TMK m. 23 ve m. 24’te hüküm altına alınmıştır. TMK m. 23 hak sahibi tarafından vazgeçilmesine ya da aşırı sınırlanmasına karşı kişilik hakkını korurken, TMK m. 24 kişilik hakkına yönelebilecek saldırılara karşı koruma sağlar. Konuya ilişkin diğer bir temel düzenleme olan 818 sayılı BK m. 49’da (6098 sayılı TBK m. 58) ise, kişilik hakkı tecavüze uğrayan kişinin manevi tazminat talebi düzenleme altına alınmıştır. </i></p>

<p><i>Kişilik haklarının korunması için açılabilecek davalardan manevi tazminat davası genel olarak kabul edilen görüşe göre kişiliğe yönelik saldırı sebebiyle uğranılan manevi zararın, saldırı sebebiyle duyulan acı, elem ve ızdırabın tatmin edilerek giderilmesi amacıyla kişiye tanınan davadır. Manevi tazminat konusu mevzuatımızda, kişilik hakkı ihlallerinde istenebileceğini belirten MK m. 25 ve manevi tazminat davasının koşullarını belirleyen genel hüküm niteliğindeki BK m. 49 (6098 sayılı TBK m. 58) haricinde, bazı özel hükümlerde de geçmektedir. </i></p>

<p><i>Tüzel kişilerin manevi tazminat talep edip edemeyeceği tartışmalı olmakla birlikte hukuk düzeninin tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre, kişisel varlıklara yapılan saldırı nedeniyle elem ve ızdırap duymayacaklarından söz edilerek tüzel kişilerin manevî tazminat adı ile bir paranın ödetilmesi davası açamayacaklarını kabul etmek yasa koyucunun amacına aykırı düşecektir. Gerek Medenî Kanun ve gerekse Borçlar Kanunu yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerin de kişisel haklarını korumaktadır. Günümüzde doktrin ve Yargıtay tarafından yaygın olarak benimsenen görüş, gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir (Dural / Öğüz, a.g.e., s. 233; SAYMEN Ferit H., 'Kimler Manevi Tazminat Talep Edebilir?', İÜHFM (Manevi Tazminat), Y. 1940, S. 6, s. 126 – 142; KARAHASAN Mustafa Reşit, Tazminat Hukuku, 1996, s. 967-968; GÜRSOY Kemal Tahir, 'Manevi Zarar ve Tazmini', AÜHFD., C. 30, S. 1- 4, s. 12). </i></p>

<p><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da, 15.12.2004 gün ve 2004/4-709 E.- 2004/720 K.; 31.05.2000 gün ve 2000/4-900 E. - 2000/935 K. sayılı ilamlarında tüzel kişilerin de kişilik haklarına saldırıdan dolayı manevi tazminat davası açabileceklerini kabul etmiştir."</i></p>

<p>22. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 5/7/2022 tarihli ve E.2022/6929, K.2022/8687 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"3.</i><i>Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 01.02.2012 tarihli ve 2011/687 Esas, 2012/26 Karar sayılı kararında 'Hukuk düzeni tüzel kişileri hukuk sujesi olarak tanıdığına ve onlara ad, şeref, onur ve itibar gibi kişisel varlıklar bahşedilmiş olduğuna göre (TMK. m. 48), tüzel kişilerin de manevi tazminat talep edebileceklerini kabul etmek gerekir. Zaten manevi zarar, salt üzüntünün varlığı halinde değil, kişinin kişilik değerlerinin saldırıya uğraması durumunda gerçekleşen bir zarardır. Bunun içindir ki, gerek Türk Medeni Kanunu ve gerekse Borçlar Kanunu (m. 49) yalnız gerçek kişilerin değil, aynı zamanda tüzel kişilerinde kişisel haklarını korumaktadır.' denilmiştir. </i></p>

<p><i>3. Değerlendirme</i></p>

<p><i>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacının aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. </i></p>

<p><i>2</i><i>. Somut olayda, İlk Derece Mahkemesince yaptırılan bilirkişi incelemesi neticesinde, davalının davacı nezdinde çalıştığı dönemde, kendisine tahsis edilen elektronik posta adresinden davalı Şirketin satış hedeflerine, temsilcisi olduğu markanın eczane ve ürün bazlı satış verilerine ve ticari koşullarına, satış ekibinin bölge bazlı, hedef ve realizasyonlarını içeren performans sonuçlarına, ürünlerinin eczane ve ürün bazlı satış ve ticari koşullarına, eczaneye verilecek yıl sonu iskonto tutarı verilerine ilişkin bilgileri, davacının rakibi konumundaki dava dışı Şirket çalışanına gönderdiği tespit edilmiştir. Bu husus İlk Derece Mahkemesince de '...</i><i> her ne kadar davalının, şirket ile ilgili ticari sır sayılabilecek önemli bilgileri elektronik posta yoluyla gönderdiği tespit edilmiş ise de, bu bilgilerin paylaşılması nedeniyle davacının maddi bir zarara uğramadığı...' şeklindeki açıklama ile davacının ticari sır niteliğinde sayılabilecek bilgileri paylaştığı kabul edilmiş olup davacının bu yöndeki kabule bir itirazı bulunmaktadır. </i></p>

<p><i>3. Mahkemece davacı Şirketin ticari itibarına zarar verilmediği ve/veya bu durumun ispat edilemediği gerekçesiyle manevi tazminat talebi reddedilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira hukuk düzeninin, hukuk süjesi olarak tanıdığı tüzel kişilerin, kişilik hakları kanuni koruma altında olup bu bağlamda davacı Şirketin ticari bilgileri; satış ve ürün bazlı hedeflerinin, eczane ve reçete bilgilerinin paylaşılması, davacının kişilik hakkına saldırı mahiyetindedir. Bu bağlamda İlk Derece Mahkemesince manevi tazminat yükümlülüğünün itibara zarar verilmesi kavramı ile sınırlı değerlendirilmesi isabetli değildir. </i></p>

<p><i>4. Mahkemece bu maddi ve hukuki olgular nazara alınarak, davacı yararına davalının eylemi ile orantılı ve dosya kapsamına uygun miktarda manevi tazminata hükmedilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesis edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."</i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>23. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>24. Başvurucu; maddi tazminat talebinin kesinleşmiş mahkeme kararı gerekçe gösterilerek reddedilmesinin hukuka aykırı olduğunu zira ilgili mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin olmadığını, teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Mahkemece yapılan değerlendirmenin hatalı olduğunu ifade eden başvurucu; Belediyeye gönderilen yazının ortaklara ilişkin olmakla birlikte doğrudan kendisi hakkında sonuçlar doğurduğunu, eğer hatalı tespit içeren yazı gönderilmemiş olsaydı ihalenin feshi ya da ihalelerden yasaklanma gibi bir durumun söz konusu olmayacağını belirtmiştir. Ayrıca bu hatalı tespit nedeniyle itibarının da zedelendiğini ileri sürmüş; bu nedenle iş almakta zorlandığını, bu kapsamda mahkeme kararında hükmedilen manevi tazminat miktarının da düşük olduğunu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>25. Bakanlık görüşünde, başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edilip edilmediği konusunda inceleme yapılırken Anayasa ve ilgili mevzuat hükümlerinin, Anayasa Mahkemesi içtihadının ve somut olayın kendine özgü koşullarının dikkate alınması gerektiği belirtilmiş; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Belediyeden gönderilen yazılar ibraz edilmiştir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yazısında başvurucuya yönelik uygulanan bir yıl süreyle kamu ihalelerinden yasaklı olma kararının Valilikçe gönderilen belgeler çerçevesinde alındığını ve kararda başvurucunun manevi şahsına zarar verecek herhangi bir ifade kullanılmadığını ifade etmiştir. Belediye ise başvurucunun ihalenin feshi işleminden kaynaklanan zararlarına yönelik taleplerini fesih işleminin iptaline dair açılan davadan sonra dile getirmesi gerektiğini, buna mukabil başvurucunun yasaklılık kararını kaldıran mahkeme kararından sonra tam yargı davası açtığını, dolayısıyla iç hukuk yolları usulüne uygun kullanmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>26. Başvurucu; Bakanlığın görüşüne karşı beyanında Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Belediyenin itirazlarına cevap vermiştir. Buna göre maddi ve manevi zararının sadece kullanılan kelimelerden kaynaklanmadığını ifade eden başvurucu, zararının hatalı yasaklama kararının kendisinden kaynaklandığını ve bu zararın yasaklılık kararının kaldırılması ile giderilemeyeceğini belirtmiş; ayrıca iç hukuk yollarını da usulüne uygun tükettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B. Değerlendirme </strong></p>

<p>27. Anayasa'nın <i>"Hak arama hürriyeti"</i> başlıklı 36. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir. </i></p>

<p><i>Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz." </i></p>

<p>28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucu, hukuka aykırı olduğu mahkeme kararı ile tespit edilen bir idari işleme istinaden uğradığı maddi ve manevi zararların tazminine yönelik açtığı davada yapılan değerlendirmelerin hatalı olduğunu ileri sürmüştür. Başvurucunun şikâyetlerinin özü itibarıyla hakkaniyete uygun yargılanmadığı iddiasına ilişkin olduğu anlaşıldığından başvurunun hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.</p>

<p>29. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı maddi adaleti değil şeklî adaleti temin etmeye yönelik güvenceler içermektedir. Bu bakımdan adil yargılanma hakkı, davanın taraflardan biri lehine sonuçlanmasını garanti etmemektedir. Adil yargılanma hakkı, temel olarak yargılama sürecinin ve usulünün hakkaniyete uygun olarak yürütülmesini teminat altına almaktadır (<i>M.B. </i>[GK], B. No: 2018/37392, 23/7/2020, § 80).</p>

<p>30. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile uyuşmazlık konusunda varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvuru konusu olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (konuya ilişkin birçok karar arasından bkz. <i>Ahmet Sağlam </i>[2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/3351, 18/9/2013).</p>

<p>31. Diğer taraftan Anayasa Mahkemesi çok istisnai durumlarda temel hak ve özgürlüklerden biri ile doğrudan ilgili olmayan bir şikâyeti kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin yasak kapsamına girmeden inceleyebilir. Açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsıldığı ve adil yargılama hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvencelerin anlamsız hâle geldiği çok istisnai durumlarda aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bu hususun bizatihi kendisi usule ilişkin bir güvenceye dönüşmüş olur. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin yargılama mercilerinin değerlendirmelerinin usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getirip getirmediğini ve açık bir keyfîlik nedeniyle yargılamanın hakkaniyetinin temelden sarsılıp sarsılmadığını incelemesi yargılamanın sonucunu değerlendirdiği anlamına gelmez. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi yargılama makamlarının delillerle ilgili değerlendirmelerine ancak açık bir keyfîlik ve adil yargılanma hakkı kapsamındaki usule ilişkin güvenceleri anlamsız hâle getiren bir uygulama varsa müdahale edebilecektir (<i>Ferhat Kara </i>[GK], B. No: 2018/15231, 4/6/2020, § 149; M.B., § 83).</p>

<p>32. Aşağıdaki hâllerde aslında yargılamanın sonucuna ilişkin olan bir durumun bizatihi kendisinin usule dair bir güvenceye dönüştüğü kabul edilebilir:</p>

<p>i. Somut olayda uygulanan veya uygulanması gereken hukuk kurallarının kabul edilebilir herhangi bir yorumuna dayanılmaması</p>

<p>ii. Delil ile bu delilin ispat aracı olarak kullanıldığı vakıa arasında kurulan bağın kabul edilebilir bir muhakemeye dayanmaması veya mantık dışı bir çıkarıma dayanması</p>

<p>iii. Açıkça yanlış olan olguların hükme esas alınması</p>

<p>iv. Somut olayın açıkça belirli olan koşullarının gözetilmemesi</p>

<p>v. Belirli bir hususu ispat ettiğinde kuşku bulunmayan bir delilin açıkça keyfî olarak dikkate alınmaması</p>

<p>vi. Maddi olayın tespitinde aksi ispat edilemeyecek ve savunma yapmayı anlamsız kılacak varsayımlara dayanılması</p>

<p>Yargılamanın sonucuyla ilgili hususları usule ilişkin bir güvenceye dönüştüren durumlar yukarıda belirtilenlerle sınırlı değildir. Bunlara benzer hâllerde de Anayasa Mahkemesince bireysel başvuru kapsamında denetim yapılabilir. Bununla birlikte belirtilen eksikliklerin adil yargılanma hakkının ihlaline yol açabilmesi için bunların ayrıca yargılamanın hakkaniyetini zedelediğinin tespit edilmiş olması gerekir (<i>Ayşe Fahriye Tosun</i> [GK], B. No: 2021/17663, 23/2/2023, § 44; aynı yönde ilave olarak bkz<i>. İsmet Murtezaoğlu </i>[1. B.]<i>,</i> B. No: 2018/17312, 18/10/2022, § 40; <i>Cihangir Akyol</i> [GK], B. No: 2021/33759, 23/2/2023, § 49).</p>

<p>33. Somut olayda Belediye tarafından başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma bulunduğu gerekçesi ile ihale sözleşmesinin feshedildiği ve bir yıl süreyle de ihalelerden yasaklılık kararı verildiği görülmüştür. Başvurucu Şirket ise böyle bir durumun olmadığından ve bu tespitler nedeniyle zarara uğradığından bahisle çeşitli davalar açmıştır. İlk açtığı dava Mahkeme nezdinde görülen ihalenin feshi ve teminatın irat kaydedilmesine ilişkin işlemlerin iptali talebine yöneliktir. Başvurucu; her ne kadar anılan davanın sadece teminatın irat kaydedilmesi işlemine ilişkin olduğunu, ihalenin feshine dair bir talebinin olmadığını iddia etmiş ise de hem dava dilekçesinde hem de istinaf dilekçesinde açık bir şekilde ihalenin feshine ilişkin işlemin iptalinin de talep edildiği görülmektedir (bkz. §§ 7-8). Mahkeme, yaptığı inceleme neticesinde başvurucu ve Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY ile alakalı soruşturma yürütülmediği iddiasını haklı bulmuş ancak Şirket yetkilileri hakkında ihaleye fesat karıştırma suçlamasıyla yürütülen kovuşturmaya dikkat çekmiş ve bu durum karşısında feshin hukuka uygun olduğuna hükmetmiştir. Anılan karar, başvurucunun istinaf süresini kaçırması nedeniyle kesinleşmiştir. Başvurucu, bu davanın akabinde ihaleden yasaklılık kararının iptali talebiyle dava açmıştır. Ankara 13. İdare Mahkemesi tarafından incelenen davada başvurucunun terör örgütleriyle iltisaklı ya da irtibatlı olduğuna dair bir tespit bulunmadığı gerekçesiyle anılan işlemin iptaline hükmedilmiştir (bkz. § 9).</p>

<p>34. Son olarak başvurucu; ihalenin haksız feshi nedeniyle maddi tazminat, hakkında FETÖ/PDY ile ilgili asılsız iddialar ortaya atılarak yapılan işlemler nedeniyle iş hayatında itibarının zedelendiği gerekçesiyle de manevi tazminat talebiyle dava açmıştır. Başvurucunun bireysel başvuru kapsamındaki şikâyetleri de bu davaya ilişkindir. Şirket; kendi yetkilileri hakkında terör örgütüyle iltisaklı oldukları yönünde yapılan hatalı tespit nedeniyle maddi ve manevi zarara uğradığını, yargı mercilerinin ise hukuka aykırı değerlendirmeler ile taleplerini reddettiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>35. Başvuruya konu yargılamada Mahkeme, başvurucunun maddi tazminat talebine ilişkin olarak yaptığı incelemede öncelikle ihalenin feshinin iptaline dair açılan davanın reddedildiğini tespit etmiştir. Fesih işleminin hukuka uygunluğunun yargı kararı ile sabit olduğunu belirten Mahkeme, bu kapsamda başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine hükmetmiştir. Başvurucu ise bu değerlendirmenin hatalı olduğunu zira bahsi geçen mahkeme kararının ihalenin feshine ilişkin değil teminatın irat kaydedilmesine yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Ancak yukarıda da ifade edildiği üzere anılan iddianın gerçeği yansıtmadığı, başvurucunun hem dava dilekçesinde hem de istinaf dilekçesinde teminata ilişkin talebinin yanı sıra ihalenin feshinin iptalini de talep ettiği görülmüştür. Bu noktada kesinleşmiş bir mahkeme kararının başka bir yargılamada bağlayıcı bir etkisi olduğu anlaşılmakta ve kesin hükme saygı ilkesinin incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>36. Anayasa'nın 138. maddesinin dördüncü fıkrasında bulunan kesin hüküm; mahkemelerce verilen, yasa yolları izlenerek ya da izlenmesi gerekli görülmeyerek sonuçlanan, uyulması ve yerine getirilmesi zorunlu, itirazı ve konusunun yeniden ele alınması olanaksız olan kararları ifade etmektedir. Anlaşmazlıkların sürüp gitmesini önleyerek kamu düzenine katkıda bulunma düşüncesine bağlanan kesin hüküm ilkesi, yürürlükteki kurallara göre çözümlenen bir konunun o konunun ilgilileri arasında -kanunun öngördüğü iade-i muhakeme gibi ayrık durum dışında- yeniden incelenmesine engeldir. Değişik kanunlarda yer alan bu hukuksal kurum, yargı alanında kararlılık sağlamak amacına bağlanmaktadır. Biçimsel ve nesnel anlamda tanımları yapılan bu kurumun ögeleri yargı kararlarına tanınan bir nitelik olması, bu niteliğin yasalarla tanınması ve yargı kararına uyulması zorunluluğudur (AYM, E.1988/36, K.1989/24, 2/6/1989).</p>

<p>37. Söz konusu uyuşmazlıkta başvurucunun maddi tazminat talebini ihalenin haksız şekilde feshedildiği gerekçesine dayandırdığı görülmüştür. Bu kapsamda Mahkemece ihalenin feshinin hukuka uygun olduğuna dair verilen ve kesinleşen mahkeme kararı esas alınarak anılan talep reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, hukuka uygun olduğu mahkeme kararıyla tespit edilen bir idari işlemden dolayı başvurucunun zarara uğradığından bahsedilemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucunun ise anılan yargılamayla ilgili bireysel başvuru kapsamında usulüne uygun şekilde yapılmış bir şikâyeti olmadığı, aksine hem tazminat davasında hem de işbu başvuruda ısrarlı şekilde ihalenin feshine dair dava açmadığını ileri sürdüğü anlaşılmıştır. Bu iddianın gerçeği yansıtmadığı tespiti karşısında kesin hükme saygı ilkesi gereği Mahkemece yapılan değerlendirmenin keyfî olduğunu yahut bariz takdir hatası içerdiğini söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>38. Başvuruya konu yargılamada manevi tazminat talebi yönünden yapılan değerlendirme ise Mahkeme ve Bölge İdare Mahkemesi arasında farklılık göstermiştir. Mahkeme, FETÖ/PDY kapsamında yapılan hatalı tespitler nedeniyle başvurucunun şahsiyetinin zarar gördüğü iddiasını kabul ederek davanın kısmen kabulüne, Bölge İdare Mahkemesi ise Valilikten gönderilen ve fesih ile yasaklılık kararına dayanak yapılan yazının doğrudan Şirkete değil Şirketin bir kısım yetkilisine yönelik tespitler içerdiğini belirterek davanın reddine hükmetmiştir. Gerekçeli kararda, ayrı bir tüzel kişiliğe sahip olan başvurucunun, Şirket yetkilileri hakkında yapılan tespitler nedeniyle manevi olarak zarara uğramasının mümkün olmadığına dikkat çekilmiştir (bkz. § 13). Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili hatalı tespitin Şirket yetkilileri hakkında yapıldığını ancak hüküm ve sonuçlarının doğrudan Şirketin tüzel kişiliği üzerinde etkili olduğunu, bunun sadece ihalenin feshi ile de sınırlı olmadığını, uzunca bir süre ihalelerden tamamen yasaklandığını ve bu tedbirler nedeniyle ticari itibarının sarsıldığını ileri sürmüştür.</p>

<p>39. Şirketlerin ticari başarılarının ve devamlılığının korunması yalnızca hissedarların ve çalışanların değil büyüyen ekonominin de faydasına olacağından ticari uygulamalar hakkındaki tartışmalar kamusal ilgiye mazhar olsa da devletin bir şirketin itibarına zarar verme riski taşıyan iddiaların gerçeğe aykırılığını veya zararını sınırlamak için iç hukukta alacağı tedbirlere ilişkin takdir hakkı bulunmaktadır. Bu kapsamda tüzel kişilerin de itibarlarının korunması hususunda şüphe yoktur (<i>Ceyhun Tunç</i> [2. B.], B. No: 2017/20822, 14/9/2021, § 38).</p>

<p>40. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu da yukarıda değinilen 22/1/2016 tarihli kararında gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul etmektedir (bkz. § 21).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>41. Somut olayda başvurucu Şirket yetkilileri hakkında FETÖ/PDY kapsamında soruşturma olduğu tespiti üzerine doğrudan şirket tüzel kişiliği hakkında birtakım yaptırımlarda bulunulmuştur. Özellikle Şirketin kazandığı ihalenin feshedilmesi ve bir yıl süreyle ihalelerden yasaklanması yönündeki işlemlerin ciddiyeti gözetildiğinde başvurucunun ticari itibarının zedelenmediği iddiasının esaslı olmadığını söylemek mümkün görünmemektedir. Nitekim başvurucu da tam olarak bu hususa vurgu yaparak manevi tazminat talep etmekte ve Şirket yetkilileri hakkında yapılan tespitin doğrudan kendisiyle ilgili sonuçlar doğurduğunu ileri sürmektedir. Dahası -başvurucunun da ileri sürdüğü şekliyle- ihalenin feshine dayanak gösterilen düzenleme Anayasa Mahkemesi tarafından da iptal edilmiştir (bkz. § 20). Bu kapsamda Bölge İdare Mahkemesinin sadece yetkililer hakkında tespit yapıldığı, Şirketin doğrudan kendisi hakkında bir iddiada bulunulmadığı gerekçesiyle manevi tazminat talebini reddetmesinin hakkaniyete uygun olduğunu söylemek mümkün görünmemektedir.</p>

<p>42. Sonuç olarak; başvurucunun iddialarının somut gerçeklikle uyumlu olduğu gözetildiğinde Bölge İdare Mahkemesinin değerlendirmesinin başvuruya konu olayın açıkça belirli olan koşulları gözetilmeksizin yapıldığı, başvurucunun lehine sonuç doğurma ihtimali olan itirazların ise değerlendirmeye alınmadığı görülmüştür. Başka bir ifadeyle Bölge İdare Mahkemesi tarafından somut olayın koşulları gözardı edilerek karar verilmiş ve yargılamada açıkça belli olan hususların değerlendirilmemesi, adil yargılanma hakkının usule ilişkin güvencelerini anlamsız hâle getirmiştir.</p>

<p>43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM </strong></p>

<p>44. Başvurucu, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.</p>

<p>45. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz. <i>Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3) </i>[GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>46. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasının yeterli giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla Konya Bölge İdare Mahkemesi 5. İdari Dava Dairesine (E.2020/1180, K.2021/538) iletilmek üzere Konya 1. İdare Mahkemesine (E.2019/758, K.2019/1268) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>Ç. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>D. 487,60 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.487,60 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202121908-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/yargi/anayasa-m4s-2.jpg" type="image/jpeg" length="78698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2022/57308 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 24/2/2026tarihli ve 2022/57308 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ERSİN</strong> <strong>GÜVEN</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2022/57308)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 24/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>GENEL KURUL </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Kadir ÖZKAYA</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkanvekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Basri BAĞCI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Engin YILDIRIM</p>

   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Yıldız SEFERİNOĞLU</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>İrfan FİDAN</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>

   <p>Metin KIRATLI</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Cihan BAYDERE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ersin GÜVEN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Sümeyra ATAŞ</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, kamu görevinden çıkarılan kişiye emekli aylığının yanında ek ödeme yapılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 24/5/2022 tarihinde yapılmıştır. Komisyon; sosyal güvenlik hakkı ile hükmün denetlenmesini talep hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilemez olduğuna, mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetin kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.</p>

<p>4. İkinci Bölüm, başvurunun Genel Kurul tarafından incelenmesine karar vermiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:</p>

<p><strong>A. Genel Bilgiler </strong></p>

<p>6. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Devletin yetkili organları tarafından tehdit değerlendirmesi yapılarak demokratik anayasal düzene, bireylerin temel hak ve hürriyetlerine, millî güvenliğe yönelik tehdit oluşturan tüm terör örgütlerine ve illegal yapılanmalara karşı tedbirler alınması kararlaştırılmıştır (ayrıntılar için bkz. <i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017).</p>

<p>7. Anılan tedbirler kapsamında olağanüstü hâl ilan edilmiş ve olağanüstü hâl kanun hükmünde kararnameleri çıkarılmıştır. Bu çerçevede 4/6/2018 tarihli ve 701 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler Alınması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname (701 sayılı KHK) 8/7/2018 tarihli ve 30472 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>8. 701 sayılı KHK 31/10/2018 tarihli ve 7150 sayılı Kanun'un 3/11/2018 tarihli ve 30584 mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmesi sonucunda kanunlaşmıştır.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Başvurucunun Kamu Görevinden</strong><strong> Çıkarılmasına İlişkin Süreç</strong></p>

<p>9. Başvurucu, Kayseri İl Emniyet Müdürlüğünde başpolis memuru olarak görev yapmaktayken 701 sayılı KHK kapsamında kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>10. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin işleme karşı Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonuna (OHAL Komisyonu) yaptığı başvuru OHAL Komisyonunun 10/3/2020 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p>11. Başvurucunun OHAL Komisyonu kararının iptali talebiyle açtığı davada Ankara 20. İdare Mahkemesince 31/5/2022 tarihinde verilen kararla dava konusu işlemin iptaline hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen SD karttaki bilgilere göre başvurucuya, himmet adı altında örgüte verilen maddi desteği ifade eden<i> "kurs taksiti: 100</i>" ve Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) mensubu olmayan ancak FETÖ/PDY mensubu tarafından kazanılmaya çalışılan kişiyi ifade eden <i>"DİL"</i> kodlarının verildiği,</p>

<p>ii. Başvurucu hakkındaki bu kodlamaların tek başına başvurucunun FETÖ/PDY'ye iltisakı ve irtibatını göstermeyeceği,</p>

<p>iii. Başvurucu hakkındaki üst amirin kanaati onun örgütle irtibatlı ve iltisaklı olduğu yönünde ise de bu kanaatin açıklama kısmında <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen veriler nedeniyle bu kanaate sahip olunduğu belirtildiğinden üst amir kanaatinin başvurucu aleyhine hükme esas alınamayacağı,</p>

<p>iv. Yürütülen ceza soruşturmasında başvurucu hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,</p>

<p>v. Diğer kurumlar nezdinde ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden yapılan araştırmaya göre başvurucunun 17-25 Aralık sürecinden sonra örgütle irtibat ve iltisakını gösteren açık veya gizli kaynaklardan elde edilen herhangi bir istihbari bilginin, tanık ifadesinin, ihbar veya şikâyetin bulunmadığı hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>12. Söz konusu karara karşı yapılan istinaf başvurusu üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 14. İdari Dava Dairesinin 26/10/2022 tarihli kararıyla davalı idarenin istinaf başvurusu kabul edilerek davanın reddine karar verilmiştir. Kararın gerekçesinde;</p>

<p>i. Başvurucunun örgüte aidiyeti, irtibat ve iltisakı nedeniyle kapatılan bir özel eğitim kurumuna 2015-2016 yılında yaptığı ödemenin bilgisi bulunduğu,</p>

<p>ii. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen bilgiler ışığında düzenlenen inceleme raporunda başvurucu hakkında verilen "<i>kurs taksiti: 100" </i>ve<i> "DİL"</i> kodlarının yanında başvurucunun <i>zümre başkanı</i> (bağlı olduğu üst düzey mahrem örgüt üyesi) ve <i>öğretmen</i> (bağlı olduğu mahrem örgüt üyesi) bilgilerinin de bulunduğu,</p>

<p>iii. Başvurucunun örgütle irtibat ve iltisakı olduğu yönünde üst amir kanaati bulunduğu hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p>13. Davaya ilişkin temyiz incelemesi, Danıştay nezdinde devam etmektedir.</p>

<p><strong>C. Başvurucu Hakkındaki Ceza Soruşturması</strong></p>

<p>14. Kayseri Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçu nedeniyle yürütülen soruşturma sonucunda 19/9/2020 tarihinde verilen kararla delil yetersizliği nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>15. Başsavcılığın kararının gerekçesinde;</p>

<p>i. <i>Garson</i> kod adlı gizli tanıktan elde edilen bilgilere göre başvurucuya <i>DİL</i> kodunun verildiği,</p>

<p>ii. Başvurucunun FETÖ/PDY lideri Fethullah Gülen'in 25/12/2013 tarihinde verdiği Bank Asyaya para yatırma talimatı öncesinde Bankada 2005 yılında hesap açtığı ve talimat sonrasında hesap artırımında bulunmadığı,</p>

<p>iii. Başvurucunun örgüt içinde görev aldığı ya da örgütle irtibatı olduğuna dair herhangi bir bilgi, belge, itirafçı veya tanık beyanının elde edilemediği hususlarına yer verilmiştir.</p>

<p><strong>D. </strong><strong>Bireysel Başvuruya İlişkin Süreç</strong></p>

<p>16. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldıktan sonra isteğe bağlı emeklilik talebinde bulunması üzerine başvurucuya 15/7/2018 tarihinden itibaren 2.747,24 TL tutarında emekli aylığı bağlanmıştır.</p>

<p>17. Başvurucu 22/6/2021 tarihli dilekçeyle 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanunu'nun ek 81. maddesi kapsamında hak ettiği ek ödemelerin yasal faiziyle birlikte tarafına ödenmesi talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) başvurmuştur. SGK 5/8/2021 tarihli işlemle talebi reddetmiştir.</p>

<p>18. Başvurucu, SGK'nın 5/8/2021 tarihli işleminin iptali ile emekli olduğu tarihten itibaren hak ettiği ek ödemelerin yasal faiziyle birlikte ödenmesi talebiyle dava açmıştır.</p>

<p>19. Ankara 2. İdare Mahkemesince (İdare Mahkemesi) 31/12/2021 tarihinde verilen kararla, başvurucunun 701 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığı, söz konusu KHK'ya göre kamu görevinden çıkarılan kişilerin uhdesinde bulunan meslek, ünvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları, talep konusu ek ödeme de başvurucunun meslekten çıkarılmadan önceki ünvan ve sıfatına bağlı olduğundan dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılarak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>20. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 11. İdari Dava Dairesinin 24/3/2022 tarihli kararıyla istinaf başvurusu kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p>21. Nihai karar 26/4/2022 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK </strong></p>

<p><strong>A. Ulusal Hukuk </strong></p>

<p><strong>1. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>22. 5434 sayılı Kanun’un ek 81. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Millî İstihbarat Hizmetleri ve Emniyet Hizmetleri Sınıfına dâhil kadrolar ve Türk Silahlı Kuvvetleri, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına mensup subay, astsubay, uzman jandarma ve 3269 sayılı Kanunun 5 inci maddesinde 19/6/2010 tarihli ve 6000 sayılı Kanunla yapılan değişiklik gereğince Devlet memuru olarak istihdam edilip emekliliğe hak kazananlar dâhil uzman erbaşlar, 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel Kanununun geçici 32 nci maddesi uyarınca araştırmacı unvanlı kadrolara atananlar ile çarşı ve mahalle bekçisi kadro unvanı esas alınarak emekli aylığı veya adi malûllük aylığı ödenenlerden emekli aylıklarıyla birlikte makam tazminatı ödenmesine hak kazanamamış olanlara, her ay emekli aylıklarıyla birlikte 100 YTL tutarında ayrıca ödeme yapılır.” </i></p>

<p>23. 7150 sayılı Kanun’un 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) Terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan ve ekli (1) sayılı listede yer alan kişiler kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılmıştır. Bu kişilere ayrıca herhangi bir tebligat yapılmaz. Haklarında ayrıca özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edilir. </i></p>

<p><i>(2) Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkûmiyet kararı aranmaksızın rütbe ve/veya memuriyetleri alınır ve bu kişiler görev yaptıkları teşkilata yeniden kabul edilmezler; bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemezler, doğrudan veya dolaylı olarak görevlendirilemezler; bunların uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, gemi adamlığına ilişkin belgeleri ve pilot lisansları iptal edilir ve bu kişiler oturdukları kamu konutlarından veya vakıf lojmanlarından on beş gün içinde tahliye edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar. Bu kişiler hakkında bakanlıkları ve kurumlarınca ilgili pasaport birimine derhal bildirimde bulunulur. Bu bildirim üzerine pasaport birimlerince pasaportlar iptal edilir. </i></p>

<p><i>(3) Birinci fıkra kapsamında kamu görevinden çıkarılanlar, varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” </i></p>

<p>24. 7150 sayılı Kanun’un 4. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>“(1) 4/6/1937 tarihli ve 3201 sayılı Emniyet Teşkilat Kanununun 55 inci maddesinin ondokuzuncu ve yirminci fıkraları ile geçici 27 nci maddesi uyarınca resen emekliye sevk edilenler, kendi isteğiyle emekli olanlar veya Emniyet Teşkilatı Disiplin Tüzüğü hükümlerine göre meslekten veya Devlet memurluğundan çıkarılanlar ile müstafi sayılanlardan terör örgütlerine veya Milli Güvenlik Kurulunca Devletin milli güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilen ve ekli (5) sayılı listede yer alanların rütbeleri alınır. Bu kişiler görev yaptıkları teşkilata ve kamu görevlerine yeniden kabul edilmezler, doğrudan veya dolaylı görevlendirilemezler; ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar. Bu kişilerin uhdelerinde bulunan her türlü mütevelli heyet, kurul, komisyon, yönetim kurulu, denetim kurulu, tasfiye kurulu üyeliği ve sair görevleri de sona ermiş sayılır. Bunların silah ruhsatları, emekli polis kimlikleri, gemi adamlığına ilişkin belgeleri, pilot lisansları iptal edilir. Bu kişiler özel güvenlik şirketlerinin kurucusu, ortağı ve çalışanı olamazlar.</i></p>

<p><strong>2</strong><strong>. Anayasa Mahkemesi Kararları </strong></p>

<p>25. 7150 sayılı Kanun'un bazı maddelerinin iptali talebine ilişkin olarak Anayasa Mahkemesinin 9/11/2022 tarihli ve E.2018/164, K.2022/134 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"i. Kanun’un 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası </i></p>

<p><i>81. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural, ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>82. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>83. Dava konusu kural ile 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrası aynı içeriğe sahiptir. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu fıkranın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir. </i></p>

<p><i>84. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin 'Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe … alınır.' bölümüne ilişkin açıklanan gerekçelerin uygun olduğu ölçüde belirtilen kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 281). </i></p>

<p><i>85. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasının Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>86. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>ç. Kanun’un 4. Maddesinin İkinci Cümlesinin '…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.' Bölümü </i></p>

<p><i>182. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>183. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (5) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>184. Dava konusu kuralla 7086 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci cümlesinin “…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” bölümü aynı içeriğe sahip olup Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararıyla söz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığına ve iptal talebinin reddine hükmedilmiştir. </i></p>

<p><i>185. Anılan kararda, 7086 sayılı Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçelerin uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerli olduğu ifade edilmiştir (bkz. § 322). </i></p>

<p><i>186. Dava konusu kural açısından söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığından 7086 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ikinci cümlesinin “…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.” bölümünün Anayasa’ya uygunluk denetiminde belirtilen gerekçeler bu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>187. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir..." </i></p>

<p>26. Anayasa Mahkemesinin 24/6/2021 tarihli ve E.2018/81, K.2021/45 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:</p>

<p><i>"b. Kanun’un 1. Maddesinin (1) Numaralı Fıkrasının '…üyeliği, mensubiyeti veya…' İbaresi Dışında Kalan Kısmı ile (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinde Yer Alan '…ve/veya memuriyetleri…' İbaresi ve Kanun’a Ekli (1) Sayılı Liste </i></p>

<p><i>63. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>64. Dava konusu kurallarda terör örgütlerine veya MGK’ca devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olan Kanun’a ekli (1) sayılı listede yer alan kişilerin kamu görevinden başka hiçbir işleme gerek kalmaksızın çıkarılacakları ve memuriyetlerinin alınacağı, bu kişilere ayrıca tebligat yapılmayacağı ve haklarında özel kanun hükümlerine göre işlem tesis edileceği hükme bağlanmıştır. Kurallar kapsamında her bir kamu görevlisinin kanun hükmüyle görevine son verilmiş ve memuriyetleri alınmıştır. </i></p>

<p><i>65. Kurallarla devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilen kamu görevlileri hakkında uygulanan kamu görevinden çıkarma ve memuriyetin alınması tedbirlerinin olağanüstü hâlin ilanına sebep olan tehdit veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açıktır. </i></p>

<p><i>66. Kurallarda öngörülen tedbirler bu dönemde uygulanmış, hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Kuralların, tedbire muhatap kişilerin statülerinde ileriye yönelik sürekli değişiklikler meydana getirmesi, olağanüstü hâl süresince uygulanma özelliğini aşan bir niteliğe sahip olduğu anlamına gelmemektedir. Kurallar Resmî Gazete’de yayımlanmak suretiyle defaten uygulanmış ve belli kişiler hakkında hükmünü icra etmiştir. Kuralların Kanun’a ekli listede sayılan kişilerle sınırlı olarak uygulandığı dikkate alındığında geleceğe yönelik genel, soyut ve herkesi bağlayıcı bir etki meydana getirmediği açıktır. Bu yönüyle kurallar olağanüstü hâl dönemini aşan genel bir düzenleme niteliği taşımamaktadır. Bu itibarla kuralların anayasallık denetiminde Anayasa’nın olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması rejimini düzenleyen 15. maddesinin dikkate alınması gerekmektedir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>74. Dava konusu kuralların öncelikle düzenlenme amacına değinilmesi gerekir. Anayasa’nın 129. maddesinin birinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin Anayasa ve kanunlara sadık kalarak faaliyette bulunma yükümlülüklerinin bulunduğu belirtilmiştir. Anılan hüküm uyarınca devletin memurlar ve kamu görevlilerinden özel bir güven ve sadakat bağlılığı ile kamu görevini yerine getirmelerini talep etme yetkisi bulunmaktadır. Bu husus devletin faaliyetlerine güven duyulmasının bir gereğidir. Kanun koyucunun, anılan hususlar çerçevesinde kamu görevlisi olarak istihdam edilen kişilerle ilgili birtakım tedbirler alma konusunda takdir yetkisinin bulunduğu açıktır. </i></p>

<p><i>75. Anayasa’ya sadakat yükümlülüğüyle bağdaşmayacak biçimde terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplara iltisakı yahut bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle kişilerin kamu görevinden çıkarılması ve memuriyetin alınmasını öngören kuralların milli güvenlik ve kamu düzeninin sağlanarak buna ilişkin hizmetlerin etkin ve sağlıklı bir şekilde yürütülmesine yönelik meşru bir amacının bulunduğu anlaşılmaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c. Kanun’un 1. Maddesinin (2) Numaralı Fıkrasının Birinci Cümlesinin 'Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır' Bölümü </i></p>

<p><i>143. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kurallar ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>144. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınacağını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>147. Kanun’un 1. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin '…üyeliği, mensubiyeti veya…' ibaresi dışında kalan kısmı ile (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde yer alan '…ve/veya memuriyetleri…' ibaresi ve Kanun’a ekli (1) sayılı listeye ilişkin açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>148. Buna göre Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen özel hayata saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getiren kural, olağan dönemde kanunilik şartını taşımadığı gibi söz konusu sınırlamanın demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine uygun olduğu söylenemez. Buna karşın darbe girişimiyle devletin demokratik düzenine açık ve yakın bir tehlike oluşturan terör örgütleri veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı, oluşum veya gruplarla mücadele etmek amacıyla olağanüstü hâl şartlarında olağan usullerin ötesinde bir uygulamayla Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin rütbelerinin alınmasını düzenleyen kuralın, özellikle tedbire karşı etkili idari ve yargısal yolların tesis edilmesiyle birlikte demokratik anayasal düzenin ve kamu güvenliğinin korunması amacı bakımından kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesi hakkına durumun gerektirdiği ölçüyü aşacak şekilde bir sınırlama getirdiği söylenemez. </i></p>

<p><i>149. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>j. Kanun’un 1. Maddesinin (3) Numaralı Fıkrası </i></p>

<p><i>277. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40., 118. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>278. Kural, Kanun’a ekli (1) sayılı liste ile kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>279. Kuralın olağanüstü hâlin ilanına neden olan tehdit ve tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik bir düzenleme olduğu açıktır. Yukarıda Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinde düzenlenen kamu görevinden çıkarılan kişilerin bir daha kamu hizmetine alınmayacaklarına ilişkin kural kapsamında açıklandığı gibi dava konusu kural da kamu görevinden çıkarılan kişilerin meslekten kaynaklanan mesleki ad, unvan ve sıfatların kullanılmasını engelleyerek olağanüstü hâl sonrası dönemi kapsayacak şekilde geleceğe yönelik yasaklama getirmektedir. Ancak söz konusu tedbirin, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi genel ve herkesi bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Kural olağanüstü hâl dönemindeki durumları değerlendirilerek terör örgütleriyle ya da millî güvenliğe aykırı faaliyette bulunan yapı oluşum veya gruplarla irtibatlı veya iltisaklı olduğu tespit edilen kişilere özgü düzenleme getirmektedir. Başka bir ifadeyle kural, düzenleyici işlemlerde olduğu gibi benzer durumda bulunan kişilere ve olaylara olağanüstü hâl sonrası durumları da dikkate alınmak suretiyle uygulanacak şekilde geleceğe yönelik hüküm ve sonuç doğurma özelliği taşımamaktadır. Dolayısıyla kurala ilişkin Anayasa’ya uygunluk denetiminin Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında yapılması gerekir. </i></p>

<p><i>280. Kişilerin mesleklerine bağlı olarak sahip oldukları sıfat ve unvanları kullanmaları ve bunlardan kaynaklanan haklardan yararlanmalarının engellenmesi özel hayatlarını etkileyebilir. Kural, kamu görevinden çıkarılan kişilerin varsa uhdelerinde taşımış oldukları büyükelçi, vali gibi unvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacaklarını, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını öngörmekle Anayasa’nın 20. maddesinde düzenlenen kişilerin özel hayatına saygı gösterilmesini isteme hakkına sınırlama getirmektedir. </i></p>

<p><i>281. Kanun’un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin “Birinci fıkra gereğince kamu görevinden çıkarılan kişilerin, mahkumiyet kararı aranmaksızın rütbe…alınır.” bölümüne ilişkin açıklanan gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>282. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40., 118. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>c. Kanun’un 3. Maddesinin İkinci Cümlesinin '…ayrıca bunlar uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamazlar ve bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamazlar.' Bölümü </i></p>

<p><i>320. 6216 sayılı Kanun’un 43. maddesi uyarınca kural ilgisi nedeniyle Anayasa’nın 40. ve 119. maddeleri yönünden de incelenmiştir. </i></p>

<p><i>321. Kural, rütbeleri alınan Kanun’a ekli (4) sayılı listede yer alan emniyet teşkilatı personelinin uhdelerinde taşımış oldukları mesleki unvanları ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan ve sıfatlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacaklarını hükme bağlamaktadır. </i></p>

<p><i>322. Kanun’un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına ilişkin gerekçeler uygun olduğu ölçüde dava konusu kural yönünden de geçerlidir. </i></p>

<p><i>323. Açıklanan nedenlerle kural Anayasa’nın 15., 20., 40. ve 119. maddelerine aykırı değildir. İptal talebinin reddi gerekir..."</i></p>

<p><strong>B. Uluslararası Hukuk </strong></p>

<p>27. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir. </i></p>

<p><i>Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."</i></p>

<p>28. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında mülkiyet hakkının kapsamı konusunda mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan bağımsız olarak <i>özerk bir yorum</i>u esas almaktadır (<i>Depalle/Fransa</i> [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010, § 62; <i>Anheuser-Busch Inc./Portekiz</i> [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; <i>Öneryıldız/Türkiye</i> [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 124; <i>Broniowski/Polonya </i>[BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004, § 129).</p>

<p>29. AİHM, Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını kabul etmektedir (<i>Van der Mussele/Belçika </i>[GK], B. No: 8919/80, 23/11/1983, § 48; <i>Slivenko ve diğerleri/Letonya</i> [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002, § 121; <i>Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye</i>, B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).</p>

<p>30. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak müdahalenin Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin anlamı kapsamında bir <i>mülk</i> ile ilişkili olması durumunda ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği yönündeki en azından bir <i>meşru beklenti</i> de mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilebilir (<i>Kopecký/Slovakya</i> [BD], No: 44912/98, 28/9/2004, § 35; <i>Lihtenştayn Prensi Hans-Adam II/Almanya</i> [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83; meşru beklenti kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. <i>Pine Valley Developments Ltd ve diğerleri/İrlanda, </i>B. No: 12742/87, 29/11/1991, § 51; <i>Stretch/Birleşik Krallık</i>, B. No: 44277/98, 24/6/2003, § 35; <i>Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika</i>, B. No: 17849/91, 20/11/1995, § 31).</p>

<p>31. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (<i>Kopecký/Slovakya</i>, § 35; <i>Gratzinger ve Gratzingerova/Çek Cumhuriyeti</i> [BD] (k.k.), B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak reddedildiği durumlarda <i>meşru bir beklenti </i>bulunduğu sonucuna varılamaz (<i>Kopecký/Slovakya,</i> §§ 50, 52; <i>Jantner/Slovakya</i>, B. No: 39050/97, 4/3/2003, §§ 29-33).</p>

<p>32. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması, hukuki bir düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (<i>Kopecký/Slovakya</i>, § 52; <i>Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfı/Türkiye</i> (k.k), B. No: 22522/03, 9/12/2008).</p>

<p>33. AİHM, geçmişe etkili olacak şekilde çıkarılan kanunlar ile yapılan müdahalelerin mülkiyet hakkı açısından kanunilik şartını yine de taşıdığını kabul etmektedir (<i>Maurice/Fransa, </i>B. No: 11810/03, 6/10/2005, § 81; <i>Maggio/İtalya,</i> B. No: 46286/09, 52851/08, 53727/08, 54486/08 ve 56001/08, 31/5/2011, § 60). AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi yalnızca -genel yarara yönelik zorlayıcı nedenler dışında- bir uyuşmazlığın sonucunu etkilemek amacıyla yapılan yasal müdahalelere izin vermez (<i>Saliba/Malta</i> B. No: 4521/02, 8/11/2005, § 39).</p>

<p>34. AİHM, keyfîliğe imkân vermeyecek şekilde bir kanuni dayanağı olsa ve meşru bir amaç taşısa bile mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerde toplumun genel menfaatlerinin beklentileri ile bireyin temel haklarının korunmasının gerekleri arasında adil bir denge kurulması gerekliliğine işaret etmektedir. AİHM'e göre uygulanan araç ile müdahaleyle hedeflenen amaç arasında makul bir orantılılık ilişkisi bulunmalıdır (<i>R. Sz./Macaristan, </i>B. No: 41838/11, 2/7/2013, § 49).</p>

<p>35. AİHM, sosyal güvenlik alacaklarına ve bu alacaklara geçmişe etkili olarak yürürlüğe konulan kanun ile yapılan müdahalelere ilişkin olarak ilkelerini -daha önce verdiği kararlardan da yararlanarak- <i>Béláné Nagy/Macaristan </i>[GK] (B. No: 53080/13, 13/12/2016) kararında belirlemiştir. Söz konusu başvuruda mülkiyet hakkını düzenleyen Sözleşme'ye ek (1) numaralı Protokol'ün 1. maddesinin uygulanabilirliği ile ilgili olarak yaptığı değerlendirmede AİHM, kişilerin şartları sağlaması nedeniyle kendilerine sosyal güvenlik aylıklarının bağlanmasının mülk oluşturduğunu belirtmiştir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 87). Diğer yandan AİHM'e göre hukukun üstünlüğü ilkesi uyarınca meşru beklenti iddiası, dayanılan kanunun aleyhe olacak şekilde geçmişe etkili olarak değiştirilmesi hâlinde de ileri sürülebilir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 78). İlgili kişinin belirli bir sosyal güvenlik yardımı veya emekli maaşı alabilmek için iç hukukta öngörülen yasal koşulları yerine getirmemesi veya artık bu koşulları karşılamaması hâlinde; başvurucu söz konusu yardımı almaya hak kazanmış olmadan önce koşullar değişmişse bu durum (1) numaralı Protokol’ün 1. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkına müdahale teşkil etmez. Buna karşılık bir sosyal güvenlik aylığı bir kişinin sahip olduğu koşullar nedeniyle değil de ilgili kanunun ya da bu kanunun uygulamasının değişmesi nedeniyle askıya alınmış ya da azaltılmışsa mülkiyet hakkına müdahalenin varlığı kabul edilebilir (<i>Béláné Nagy/Macaristan, </i>§ 86).</p>

<p>36. AİHM'in kamu görevlilerinin işlediği suçlar veya disiplinsizlikleri nedeniyle emekli aylıklarının kesilmesi ya da azaltılması durumuyla ilgili ilkesel kararının ise <i>Banfield/Birleşik Krallık</i> (k.k. B. No: 6223/04, 18/10/2005) kararı olduğu söylenebilir. Söz konusu başvuruya konu olayda başvurucu bir emniyet teşkilatı mensubudur. Başvurucu, polis karakolunda bulunan ve kendisinin sorumlu olduğu üç kadına cinsel tacizde ve cinsel saldırıda bulunmuştur. Yine başvurucu, kendisine bir olay hakkında şikâyette bulunan ve ismi ile adresini öğrendiği başka bir kadının evine zorla girerek bu kişiye cinsel saldırı gerçekleştirmiştir. Söz konusu fiiller nedeniyle başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü dışında, başvurucunun emekli aylığı alma hakkı sosyal güvenlik primine kamunun yaptığı katkı oranı olan %65 oranında düşürülmüştür.</p>

<p>37. Söz konusu başvuruda yaptığı değerlendirmede AİHM; devletin ceza yargılamasının yanında disiplin ve emekli aylığı alma hakkının kaldırılması süreçlerini işletebileceği konusunda kuşku bulunmadığını, disiplin ve emekli aylığı alma hakkının kaldırılması süreçlerinin başvurucunun işçi ve işveren arasında olması gereken güven ilişkisini ihlal etmesiyle ilgili olduğunu ve bu güven ilişkisinin hukuk düzeninin garantörü olan polisler için özel önemi bulunduğunu belirtmiştir. AİHM; emekli aylığı alma hakkının kaldırılması sürecinin ceza yargılamasının sona ermesi ile başladığını, bu süreçle ilgili hukuki düzenlemelerin yeterince açık olduğunu, süreçte başvurucuya usule ilişkin kapsamlı güvencelerin verildiğini gözönünde bulundurarak başvurucunun emekli aylığı alma hakkından devlet katkısı oranında yoksun bırakılmasının ölçüsüz bir müdahale olmadığı sonucuna ulaşmak suretiyle başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun bulmuştur.</p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>38. Anayasa Mahkemesinin 24/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü </strong></p>

<p>39. Başvurucu; 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesinde ek ödemeye hak kazanabilmek için üç şart bulunduğunu, bu şartların kanun maddesi uyarınca belirlenen kamu görevlerinden birini yürütmüş olmak, emekli olmak ve emekli aylığının yanında makam tazminatı almamak olduğunu, kamu görevinden çıkarılmanın ek ödemenin hak edilmesi açısından farklılık arz etmediğini iddia ederek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>40. Bakanlık görüşünde; ilgili kanun hükmü incelendiğinde ek ödemeye hak kazanılabilmesi için ilgili ünvan ve rütbelerin kaybedilmemesinin şart olduğunu, başvurucunun yargı makamları nezdinde tespit edilen ya da yerleşik bir içtihada dayanan bir mülkünün ya da meşru beklentisi bulunmadığını belirtilmiştir.</p>

<p>41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru formundaki beyanlarını tekrarlamıştır.</p>

<p><strong>2. Değerlendirme </strong></p>

<p>42. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak <i>"Mülkiyet hakkı"</i> başlıklı 35. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. </i></p>

<p><i>Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. </i></p>

<p><i>Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz." </i></p>

<p>43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun şikâyetlerinin özü kendisine emekli aylığının yanında ek ödeme yapılmamasının hukuka aykırı olduğu iddiasına ilişkin olduğundan başvuru mülkiyet hakkı kapsamında incelenecektir.</p>

<p><strong>a. </strong><strong>Başvuruyu İnceleme Yönteminin Belirlenmesi </strong></p>

<p>44. Bireylerin temel hak ve hürriyetlerine yönelen müdahalelerin koşulları ve hangi hukuki rejim çerçevesinde gerçekleştirildiği anayasallık denetiminin yöntemini doğrudan belirler. 1982 Anayasası, temel hak ve hürriyetlerin korunmasına yönelik olarak olağan ve olağanüstü dönemler için iki ayrı hukuki rejim öngörmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin olağan dönemde sınırlanması rejimi Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenmişken temel hak ve hürriyetlerin savaş, seferberlik veya olağanüstü hâl (OHAL) dönemlerinde sınırlandırılması ya da kullanılmasının durdurulması rejimi Anayasa'nın 15. maddesinde yer almaktadır. Başvurunun incelenmesinde öncelikle gerçekleştirilen müdahalenin hangi hukuki rejime tabi olduğu saptanmalıdır (<i>Halit İnciroğlu</i> [GK], B. No: 2023/38006, 29/5/2025, §107).</p>

<p>45. Anayasa'nın "<i>Temel hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması</i>" başlıklı 15. maddesi şöyledir:</p>

<p>"<i>Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir. </i></p>

<p><i>Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.</i>"</p>

<p>46. Anayasa Mahkemesi <i>Aydın Yavuz ve diğerleri </i>([GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191) kararında, olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca yapılacaktır.</p>

<p>47. 15 Temmuz 2016 tarihinde yaşanan darbe teşebbüsünden sonra Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu 21/7/2016 tarihinde OHAL ilan edilmesine karar vermiş, daha sonra da OHAL birçok kez uzatılmıştır. OHAL ilanı nedenlerinin başında darbe teşebbüsü gelmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 224, 226). OHAL ilanı ile darbe teşebbüsünden kaynaklanan tehlikenin yanı sıra bu teşebbüsün arkasında olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY'den kaynaklanan tehdit ve tehlikenin de bertaraf edilmesinin amaçlandığı görülmektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 48, 229). Nitekim darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanmanın FETÖ/PDY olduğuna ilişkin olarak kamu makamlarınca ve soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmeler olgusal temellere dayanmaktadır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 216).</p>

<p>48. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldığı tarihte Türkiye'de OHAL yönetim usulü yürürlüktedir. Başvurucu, OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarıldığından başvuruya konu ek ödeme kendisine ödenmemiştir. Ayrıca başvurucunun şikâyet ettiği ek ödeme kamu görevinden çıkarılmadan önce mensubu olduğu meslek grubuna tanınan bir hak niteliğinde olduğundan başvuruya konu işlemin OHAL ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğu görülmüştür. Bu itibarla inceleme Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Nitekim başvurucuya söz konusu ek ödemenin yapılmamasına dayanak gösterilen kuralla ilgili yapılan norm denetimi incelemesi de Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılmıştır (bkz. § 25).</p>

<p><strong>b. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>49. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>c. Esas Yönünden</strong></p>

<p>50. Başvurucu, kamu görevinden çıkarıldıktan kısa süre sonra açıktan emeklilik talebinde bulunmuş; bunun üzerine kendisine emekli aylığı bağlanmıştır. Başvurucunun kamu görevinden çıkarıldığı esnada emeklilik için gereken yaş ve çalışma süresi şartlarını sağladığı hususunda bir ihtilaf yoktur. Başvurucunun emekliye ayrılmasıyla birlikte normal şartlarda alabileceği ek ödemenin bir OHAL tedbiri olarak başvurucuya ödenmemesi ve başvurucunun ek ödemeyi elde etme hususundaki meşru beklentisi dikkate alındığında başvurunun Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında mülkiyet hakkı yönünden incelenebileceği anlaşılmıştır.</p>

<p>51. OHAL durumuyla bağlantılı olan ve OHAL ilanına neden olan tehlikenin bertaraf edilmesi amacını taşıdığı tespit edilen tedbirin olağanüstü dönemde meşru olup olmadığının Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak incelemesinde;</p>

<p>i. Tedbirin Anayasa'daki çekirdek haklarla ilgili olup olmadığı,</p>

<p>ii. Milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırılık teşkil edip etmediği,</p>

<p>iii. Durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığı değerlendirilmelidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri,</i> § 186;<i> Ayla Demir İşat</i> [GK], B. No: <a href="https://kararlarbilgibankasi.anayasa.gov.tr/kbb/pages/search/Tumu?id=a2JiOjc3YjdjYWFhLWEwMzYtMWMyMS1mMDQwLWRkNTUwZGJkYzExOQ&amp;type=BireyselBasvuru" rel="noopener" target="_blank">2018/24245</a>, 8/10/2020, § 146).</p>

<p><strong>i. Tedbirin Anayasa'daki Çekirdek Haklarla İlgili Olup Olmadığı </strong></p>

<p>52. Olağanüstü yönetim usullerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden ve Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı olan tedbirin meşru kabul edilebilmesi için öncelikli olarak Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve özgürlüklere dokunmaması gerekir. Buna göre olağanüstü dönemde de olsa savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında kişinin yaşama hakkına, maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez, suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Eğer Anayasa'da yer alan güvencelere aykırı tedbir, anılan çekirdek haklarla ilgiliyse Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru kabul edilmez ve başka bir inceleme yapılmaksızın ilgili hak ve özgürlüğün ihlal edildiği sonucuna varılır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 196, 197).</p>

<p>53. Savaş, seferberlik veya OHAL ilanı gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında mülkiyet hakkı yer almamaktadır. Dolayısıyla bu hak yönünden OHAL dönemlerinde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür. Bu bağlamda başvurucuya 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesi kapsamında ek ödeme yapılmaması yönündeki tedbirde çekirdek hakların uygulanmasını gerektiren bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>ii. Tedbirin Milletlerarası Hukuktan Doğan Yükümlülüklere Aykırı Olup Olmadığı</strong></p>

<p>54. Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacak ikinci inceleme, tedbirin milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir. Bu yükümlülüklerin başında, taraf olunan insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülükler gelmektedir (<i>Halit İnciroğlu</i>, § 127).</p>

<p>55. Sözleşme'nin 15. ve Türkiye'nin tarafı olduğu Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin (MSHUS) 4. maddelerine göre ulusun yaşamını tehdit eden olağanüstü bir durum meydana geldiğinde devletler, bu sözleşmelerdeki yükümlülüklerini azaltacak tedbirler alabilir. Ancak MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, Sözleşme'ye ek 7 No.lu Protokol'ün 4., 6 No.lu Protokol'ün 3. ve 13 No.lu Protokol'ün 2. maddelerinde yükümlülüğün azaltılmasının mümkün olmadığı bazı hak ve özgürlüklere yer verilmiştir. Bunların önemli bir kısmı, Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında da yer almaktadır. Bununla birlikte Anayasa'nın 15. maddesinde sayılan çekirdek haklar arasında yer almasa da milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı olan tedbirler anılan ölçütle bağdaşmayacağından meşru görülemez (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 198-201).</p>

<p>56. Somut başvuruya konu olan tedbirle müdahalede bulunulan mülkiyet hakkı, milletlerarası hukuktan kaynaklanan yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerden özellikle MSHUS'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2) numaralı fıkralarında, bu Sözleşme'ye ek protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında sayılmamıştır. Yine somut olayda başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale içeren tedbirin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye) aykırı olduğu da saptanmamıştır.</p>

<p><strong>iii. Tedbirin Durumun Gerektirdiği Ölçüde Olup Olmadığı </strong></p>

<p><strong>(1) Genel İlkeler</strong></p>

<p>57. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca olağanüstü yönetim rejimlerinin uygulandığı dönemde temel hak ve özgürlüklere müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak son inceleme tedbirin durumun gerektirdiği ölçüde olup olmadığının belirlenmesidir. Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçülülük -Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük kavramından farklı olarak- olağanüstü yönetim usullerinin uygulanmasına neden olan durum karşısındaki ölçülülüğü belirtmektedir. Bu itibarla Anayasa'nın 15. maddesinde belirtilen ölçülülük, Anayasa'nın 13. maddesindeki ölçülülük kriterine göre temel hak ve özgürlüklere daha fazla müdahale etmeye izin vermektedir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 203;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 153).</p>

<p>58. Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesi, temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının sınırlandırılması veya durdurulması için başvurulan aracın amacı gerçekleştirmeye elverişli ve bunun için gerekli olmasını, ayrıca araçla amaç arasında ölçülü bir oran olması gerektiğini ifade etmektedir (AYM, E.1990/25, K.1991/1, 10/1/1991). Buna göre tedbir, olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikenin ortadan kaldırılması amacına ulaşma bakımından elverişli ve bu amacın gerçekleşmesi için gerekli olmalı; ayrıca ulaşılmak istenen amaç doğrultusunda ortaya çıkan kamu yararı ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandıran tedbirin birey üzerindeki olumsuz etkisi arasında orantısızlık bulunmamalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 204; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 154; <i>N.E.</i>, § 124; <i>A.S.</i>, § 126; <i>Halit İnciroğlu</i>, § 131; kıyasen birçok karar arasından bkz. AYM, E.2013/57, K.2013/162, 26/12/2013).</p>

<p>59. Ölçülülüğün unsurlarının tespitinde tedbirin alındığı dönemin tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. Bu kapsamda olağanüstü dönemde temel hak ve özgürlüklere yönelik müdahale teşkil eden tedbirin ölçülülüğüne ilişkin unsurlar değerlendirilirken olağanüstü yönetim usullerinin benimsenmesine neden olan tehdit veya tehlikenin niteliğinin öncelikle dikkate alınması gerekir. Yine müdahale edilen hak ve özgürlüğün niteliği de önemlidir. Bununla birlikte tedbirin alındığı zaman da ölçülülüğün belirlenmesinde gözönünde bulundurulmalıdır. Zira olağanüstü durumu oluşturan olayların yaşandığı ve somut tehlikenin tüm gerçekliğiyle birlikte ortada olduğu dönemde alınan bir tedbir ile tehlikenin veya bunu doğuran tehdidin büyük ölçüde bertaraf edildiği bir zamanda alınan tedbir farklı şekilde değerlendirilmelidir. Bu bakımdan değerlendirme yapılırken tedbirin alındığı andaki koşullar dikkate alınmalıdır (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 205-207; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 155).</p>

<p>60. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin süresi, kapsamı ve ağırlığı ölçülülüğün belirlenmesinde dikkate alınmalıdır. Nitekim müdahalenin süresi arttıkça bireyin üzerindeki külfet de ağırlaşmaktadır. Bunun yanında bir tedbir kısa süreli olmakla birlikte kapsamı veya ağırlığı itibarıyla temel hak ve özgürlükleri çok ciddi ölçüde etkileyebilir. Böylece tedbirin ağırlığı, süresinden bağımsız olarak bireyin aşırı bir külfet altına girmesine neden olabilir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 208;<i> Ayla Demir İşat</i>, § 156).</p>

<p>61. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere yönelik ölçüsüz veya keyfî müdahaleler karşısında bireylere koruma sağlayacak usul güvenceleri OHAL dönemlerinde de temin edilmelidir. Dolayısıyla bireylerin bu güvencelerden önemli ölçüde yoksun bırakılmaları ölçülülük ilkesiyle bağdaşmayacaktır. Ayrıca bir tedbirin olağanüstü durumu oluşturan tehdit veya tehlikeyi bertaraf etmeye elverişli, bunun için gerekli ve ulaşılmak istenen amaç ile orantılı olup olmadığı hususlarında söz konusu tehdit veya tehlike ile karşı karşıya kalan ve onunla mücadele etme bakımından öncelikli sorumluluğu bulunan kamu makamlarının geniş bir takdir alanı bulunmaktadır. Bununla birlikte -bireysel başvuruya konu edildiğinde- alınan tedbirin bu takdir alanını aşıp aşmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, §§ 209, 210; <i>Ayla Demir İşat</i>, § 157).</p>

<p><strong>(2) İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>62. Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca OHAL yönetim rejiminin uygulandığı dönemde başvurucunun mülkiyet hakkına müdahale oluşturan tedbirin meşru olup olmadığı hususunda yapılacak nihai inceleme, bu tedbirin<i> durumun gerektirdiği ölçüde </i>olup olmadığının belirlenmesine ilişkin olacaktır. Bu kapsamda, uygulanan tedbirin keyfî nitelikte olmaması ve tedbirle hedeflenen amaç karşısında kişilere yüklenen külfetin ölçüsüz olmaması gerekir.</p>

<p>63. Olayda başvurucu, kamu görevinden çıkarılmış ve başvurucunun rütbesi alınmıştır. Başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına ilişkin olarak 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasına göre kamu görevinden çıkarılanlar varsa uhdelerinde taşıdıkları büyükelçi, vali gibi ünvanları ve müsteşar, kaymakam ve benzeri meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamaz; bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan haklardan faydalanamaz.</p>

<p>64. Başvuruya konu tedbirin başvurucunun mülkiyet hakkını ihlal edip etmediğinin tespiti için öncelikle kamu görevinden çıkarılmadan önce başpolis memuru olan başvurucunun söz konusu kuralın kapsamında olup olmadığı irdelenmelidir. Kuralda bazı ünvan, meslek adı ve sıfatlardan bahsedilerek kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu ve benzeri ünvan, meslek adı ve sıfatları kullanamayacakları, bunlara sahip kişilere sağlanan haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir. Bununla birlikte söz konusu düzenlemede kuralın sadece üst düzey kamu görevlilerini kapsadığına dair açık bir ifade yoktur. Diğer yandan 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 4. maddesinde daha önce emekliye ayrılmış ya da görevine son verilmiş emniyet mensuplarının da söz konusu mesleki ünvanları ve sıfatlarını kullanamayacakları bu ünvan ve sıfatlara bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları düzenlenmiştir (bkz. § 24). Yine 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 3. ve 5. maddelerinde sırasıyla rütbesi alınan Türk Silahlı Kuvvetleri personeli ile rütbesi alınan Jandarma Genel Komutanlığı Teşkilatı personeli için de benzer hükümlere yer verilmiştir.</p>

<p>65. OHAL KHK'sı ile kamu görevinden çıkarılmadan önce emekliye ayrılmış ya da görevine son verilmiş emniyet personeli için KHK ile rütbelerinin alınması hâlinde bu kişilerin mesleklerine bağlı haklardan yararlanamayacağının düzenlenmiş olması karşısında 701 sayılı KHK ile bunun uygun bulunmasına dair 7150 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (3) numaralı fıkrasında sadece üst düzey kamu görevlilerine işaret edilmediği, emniyet personeli dâhil olmak üzere kamu görevinden çıkarılan tüm kişilerin bu görevlerinden kaynaklanan mesleki ad, ünvan ve sıfatları kullanmasının ve bunlara bağlı haklardan yararlanmasının engellendiği anlaşılmaktadır (bkz. § 26). Dolayısıyla başvurucunun anılan kuralın kapsamında kalmadığı söylenemez.</p>

<p>66. İkinci olarak başvuruya konu ek ödemenin 701 sayılı KHK ve 7150 sayılı Kanun'da öngörüldüğü şekilde kamu görevlilerine bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan bir hak olup olmadığı değerlendirilmelidir. Başvuruya konu ek ödeme sadece 5434 sayılı Kanun'un ek 81. maddesinde sayılan meslekleri ifa etmiş kişilere emekliliklerinde ödenmektedir. Diğer bir deyişle kanun koyucu, anılan hükümde sayılan meslek gruplarını diğer emeklilerden ayrıştırarak bu kişilere sosyal güvenlik sistemi kapsamında ödenen emekli aylığından ayrı bir ödeme yapılmasını öngörmüştür. Söz konusu ödeme emekli aylığının dışında yapılan bir ödeme olduğundan ve belirli meslek gruplarına dâhil kamu görevlileri için öngörüldüğünden bu ödemenin maddede sayılan kamu görevlilerine taşıdıkları ünvan ve sıfatlara bağlı olarak sağlanan bir hak niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda başvurucuya söz konusu ek ödemenin yapılmamasının objektif hukuk kurallarına dayandığı ve keyfî nitelikte bir uygulama olmadığı görülmüştür.</p>

<p>67. Kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu sıfat ve ünvanlara bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacağına dair kuralla, devlete sadakat bağı ile hizmet etmesi gerektiği hâlde millî güvenliğe açık ve yakın tehlike oluşturan terör örgütü veya benzeri yapı ve oluşumlarla iltisaklı veya irtibatlı oldukları tespit edilerek kamu görevinden çıkarılan kişilerin bu görevlerine bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanması engellenmiştir. Anayasa Mahkemesi söz konusu hükmü Anayasa'ya aykırı bulmamıştır (bkz. § 25).</p>

<p>68. Başvurucuya kamu görevinden çıkarıldıktan sonra emekli aylığı bağlanmış olup başvurucunun kamu görevinden çıkarılmış olması nedeniyle emekli aylığından herhangi bir kesinti yapılmamıştır. Başvuruya konu ek ödeme ise sahip olunan mesleki ünvan ve sıfata bağlı olarak sağlanan bir hak niteliğindedir. Söz konusu ek ödeme tutarının başvurucuya ödenen emekli aylığı karşısında oldukça düşük kaldığı da belirtilmelidir. Bu nedenle başvurucunun talep ettiği ek ödemenin verilmemesi yönündeki başvuruya konu işlemin olağanüstü hâlin gerektirdiği ölçüyü aşan bir tedbir niteliğinde olmadığı anlaşılmaktadır. Diğer yandan başvurucunun kamu görevinden çıkarılmasına karşı açtığı davanın lehine sonuçlanması hâlinde ödenmeyen ek ödemeleri alabilmesi söz konusu olabilecektir.</p>

<p>69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın <i>olağanüstü hâl</i> döneminde temel hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen 15. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>70. Anayasa'nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme'nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine yönelik iddiaların soyut olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (<i>Onurhan Solmaz</i> [1. B.]<i>,</i> B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).</p>

<p>71. Ayrımcılık iddiasının incelenebilmesi için başvurucu; kendisiyle benzer durumdaki kişilere yönelik farklı uygulamaların meşru bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koymalıdır (<i>Adnan Oktar (3)</i> [2. B.]<i>,</i> B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 50).</p>

<p>72. Somut olayda başvurucu; birinci olarak benzer durumdaki kamu görevinden çıkarılan kişilere ek ödeme yapılması yönünde açılan davaların kabul edildiğini, ikinci olarak kamu görevinden çıkarılmayan kişilere ek ödeme yapılırken kendisine yapılmamasının eşitlik ilkesine aykırı olduğunu iddia etmiştir.</p>

<p>73. Başvurucunun belirttiği mahkeme kararları ilk derece mahkemeleri kararlarıdır. Anılan hususta ilgili kanun yollarından geçerek kesinleşmiş yargı kararı veya bu hususta bilgi ve belge sunmayan başvurucunun ilk iddiasını temellendiremediği anlaşılmıştır.</p>

<p>74. Başvurucunun ikinci iddiası ile ilgili olarak ise başvuruya konu ek ödemenin sahip olunan ünvana bağlı olarak ödendiği anlaşılmaktadır. Bu bağlamda söz konusu ünvana sahip olanlar ile bu ünvana sahip olmayanların karşılaştırma yapmaya müsait olacak şekilde benzer durumda olmadığı görülmüştür.</p>

<p>75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin<i> açıkça dayanaktan yoksun olması</i> nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın <i>açıkça</i> <i>dayanaktan</i> <i>yoksun</i> <i>olması</i> nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,</p>

<p>C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,</p>

<p>Ç. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 24/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202257308-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/04/yargi/ayms4f.jpg" type="image/jpeg" length="92011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2020/40204 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 11/2/2026 tarihli ve 2020/40204 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>NUR</strong> <strong>GÖZÜKÜÇÜK</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2020/40204)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 11/2/2026</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>R.G. Tarih ve Sayı: 17/7/2026 - 33312</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>

   <p>Muhterem İNCE</p>

   <p>Yılmaz AKÇİL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Şermin BİRTANE</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Nur GÖZÜKÜÇÜK</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Av. Ahmet AKGÜL</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN </strong><strong>KONUSU </strong></p>

<p>1. Başvuru, yeminli mali müşavir hakkında uygulanan mesleki kısıtlamanın kaldırılması istemiyle açılan davanın incelenmeksizin reddi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II. BAŞVURU SÜRECİ </strong></p>

<p>2. Başvuru 30/12/2020 tarihinde yapılmıştır. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>3. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:</p>

<p>5. Başvurucu, Hazine ve Maliye Bakanlığı (davalı idare) tarafından hiçbir bildirimde bulunulmadan hakkında tedbir-kısıtlama (koda alma) şeklinde uygulama yapıldığını, temsil ettiği mükelleflerinden bazılarının sözleşmelerini iptal etmeleri üzerine hakkında kısıtlama olduğunu öğrendiğini belirterek Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığına (Başkanlık) tedbirin kaldırılması ve doğan zararların giderilmesi amacıyla yazılı başvuru yapmıştır. Yapılan başvuruya herhangi bir yanıt verilmemiş ve başvuru zımnen reddedilmiştir. Başvurucu, zımnen redde ilişkin işlemin iptali ile maddi ve manevi tazminat ödenmesi talebiyle Ankara 17. İdare Mahkemesinde dava açmıştır.</p>

<p>6. Dava dilekçesinde başvurucu; meslek mensupları hakkında mevzuatta yer almayan herhangi bir yetkinin kullanılmasının ve kısıtlama uygulanmasının kanunilik ilkesinden yoksun olduğunu, kısıtlama işlemi sonucunda, sözleşme karşılığında yaptığı işlemlerin (tasdik, teyit ve bilgi yazıları) askıya alındığını, geciktirildiğini ve söz konusu tedbir nedeniyle sözleşme yaptığı mükelleflerin vergi iade tutarlarını alamadığını, bunun sonucunda yaptıkları sözleşmeleri iptal etme ve başka bir yeminli mali müşavirle çalışma yolunu seçtiklerini, müşteri çevresinin giderek azaldığını, bundan dolayı mesleki ve sosyal çevresinde sakıncalı ve kuşkulu bir meslek mensubu durumuna düştüğünü belirtmiştir.</p>

<p>7. Ankara 17. İdare Mahkemesince 22/11/2019 tarihinde davanın incelenmeksizin reddine karar verilmiştir. Kararda, davalı idare tarafından vergi kaybına sebep olduğu değerlendirilen, daha evvel disipline sevki bulunan veya durumları riskli görülen yeminli mali müşavirlerin listesinin oluşturulduğu, tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen 13/7/2017 tarihli yazı ile bu müşavirlerin düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesi ve verilecek talimata göre işlem yapılmasının bildirildiği, başvurucunun da söz konusu listede yer aldığı belirtilmiştir. Dava konusu edilen işlemin Gelir İdaresi Başkanlığı tarafından tüm vergi dairesi başkanlıkları ve defterdarlıklara gönderilen bir iç yazışma olduğu, davacının mesleki faaliyetine yönelik bir ceza veyahut müeyyide içermediği, görev ve yetkilerine kısıtlama getirilmediği açıklanmıştır. Bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir bir işlem olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>8. Başvurucu istinaf kanun yoluna başvurmuştur. İstinaf dilekçesinde başvurucu; işlemin sadece bir iç işlem olmadığını, hakkında hukuki sonuç doğuran ve menfaatini doğrudan ihlal eden kesin ve yürütülebilir bir işlem olduğunu, sözleşme yaptığı mükellefe ait katma değer vergisi iade talebi hakkında vergi müdürlüğünce isminin kısıtlı yeminli mali müşavirler listesinde yer aldığı gerekçesiyle işlem yapılmadığını belirtmiştir. Bu hususla ilgili olarak Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısını sunmuştur.</p>

<p>9. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesi 28/10/2020 tarihli kararla istinaf istemini reddetmiş ve kararı onamıştır.</p>

<p>10. Başvurucu, nihai kararı 5/12/2020 tarihinde öğrendikten sonra 30/12/2020 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>11. Öte yandan başvurucu, Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında kısıtlı YMM listesinde isminin yer aldığı şeklindeki işlemin iptali için Ankara 6. İdare Mahkemesinde dava açmıştır. Mahkeme 22/2/2022 tarihinde dava konusu idari işlemin başvurucunun hak ve menfaatlerini etkileyecek sonuçlar doğuracağını, idari davaya konu olacak nitelikte kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem olduğunu belirtmiştir. Ayrıca davacının tasdik yetkisini kötüye kullandığının tespit edilmesi durumunda 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'nda belirtilen disiplin cezalarının uygulanmasının mümkün olduğu, mevzuatta yeminli mali müşavirlerin <i>kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması</i> şeklinde bir düzenleme bulunmadığı, dolayısıyla dava konusu işlemin hukuka uygun bulunmadığı gerekçesiyle işlemin iptaline karar vermiştir. Davalı idare tarafından söz konusu karara karşı yapılan istinaf kanun yolu başvurusu, Ankara Bölge İdare Mahkemesi 10. İdari Dava Dairesinin 9/11/2022 tarihli kararıyla kesin olarak reddedilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p><strong>A. İlgili Mevzuat </strong></p>

<p>12. İlgili mevzuat için bkz. <i>Meltem Yürekli</i> [2. B.], B. No: 2019/10203, 29/3/2023, § 16.</p>

<p><strong>B. Danıştay İçtihadı </strong></p>

<p>13. Danıştay İkinci Dairesinin 7/3/2019 tarihli ve E.2018/3320, K.2019/1063 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“Bu hükümden anlaşılacağı üzere, bir idari işlemin iptal davasına konu edilebilmesi için kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem olması gerekmektedir. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem; hukuk düzeninde sonuç doğuran, başka bir makamın onayına ihtiyaç göstermeyen ve ilgilinin hukukunda değişiklikler meydana getiren işlemdir. </i></p>

<p><i>Hazırlık işlemleri ise; idarelerin, kesin ve icrai işlemleri tesis etmeden önce yaptıkları ön çalışmalar olup, bireyler üzerinde herhangi bir hukuksal etki yaratmayan, hazırlayıcı işlem niteliğini taşıyan ve tek başına dava konusu edilemeyecek işlemlerdir. </i></p>

<p><i>Uyuşmazlık konusu bireysel işlemler incelendiğinde; turne çalışması sırasında, yüksek miktarda avans çekme ve çekilen avans tutarlarını zamanında mahsup etmeme eylemi nedeniyle hakkında tahkikat yapılması zorunluluğu doğan davacı hakkında inceleme yapmak üzere başmüfettişlerin görevlendirilmesi, bu başmüfettişlere görevlerini bildiren işlemler, davacı hakkında disiplin soruşturması yapılabilmesi için verilen izin ve başmüfettişler tarafından hazırlanan raporlar, idarece tesis edilecek nihai işlemler için bir ön çalışma niteliği taşıyan hazırlık işlemleri olup, tek başına dava konusu edilemeyecekleri gibi, bu işlemlerin hukuka aykırı olduğu iddiası da sadece hazırlık işlemlerinin sonucunda tesis edilecek esas işleme karşı açılacak davada ileri sürülebilir. </i></p>

<p><i>Bu durumda, bu haliyle kesin ve yürütülebilir niteliği bulunmayan işlemlerin iptali istemiyle açılan davanın esasının incelenme olanağı bulunmamaktadır.” </i></p>

<p>14. Danıştay Beşinci Dairesinin 6/12/2016 tarihli ve E.2016/19739, K.2016/8692 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“İcrai işlem, kamu kudretinin üçüncü kişiler üzerinde ayrıca başka işlemin varlığına gerek olmaksızın, doğrudan doğruya çeşitli hukuki sonuçlar doğurmak suretiyle etkisini gösterdiği işlemler olarak tanımlanmaktadır. İcrailik kavramından farklı bir anlam taşıyan kesinlik ise, işlemin uygulanmaya hazır, tamam bir işlem olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla bir işlemin idari davaya konu olabilmesi için hukuksal sonuç doğuran bir işlem niteliğinde bulunması, bir diğer ifadeyle hukuk düzeninde değişiklik meydana getirmesi zorunludur. </i></p>

<p><i>İdari davaya konu olması bakımından idari işlemde aranılan özellikleri taşımayan hazırlıkniteliğindekiçalışmaların,idareniniç yapısıve işleyişiyleilgili işlemlerin, tavsiye,mütalaa,teklif, düşünce gibi bilgi verici veya hazırlığa esas işlemlerin ve üçüncü kişilerin hukukunu henüz etkilemeyen işlemlerin davakonusuolamayacağıaçıktır. </i></p>

<p><i>... </i></p>

<p><i>Olayda; davacı hakkında soruşturma açılması, bu soruşturmayla ilgili olarak muhakkik atanması işlemleri birer hazırlık işlemi olup, davacının hukukunu etkileyen kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem niteliği bulunmamaktadır.” </i></p>

<p><strong>V. İNCELEME VE GEREKÇE </strong></p>

<p>15. Anayasa Mahkemesinin 11/2/2026 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A</strong><strong>. Başvurucunun İddiaları </strong></p>

<p>16. Başvurucu; hakkında getirilen mesleki kısıtlama nedeniyle iş kaybı yaşadığını, bu kısıtlamanın yasal dayanağı bulunmadığını, işlemin icrai olduğuna ilişkin kanıtlar sunduğu hâlde bunların dikkate alınmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p><strong>B</strong><strong>. Değerlendirme</strong></p>

<p>17. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:</p>

<p><i>“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”</i></p>

<p>18. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan mahkemeye erişim hakkı bakımından incelenmiştir.</p>

<p><strong>1</strong><strong>. Kabul Edilebilirlik Yönünden </strong></p>

<p>19. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>2. Esas Yönünden</strong></p>

<p><strong>a. Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı </strong></p>

<p>20. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine <i>"adil yargılanma"</i> ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme) yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (<i>Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. </i>[2. B.], B. No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).</p>

<p>21. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir (<i>Özkan Şen </i>[2. B.], B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).</p>

<p>22. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucuya mesleki kısıtlama uygulanmasına dair işlemin iptali istemiyle açılan dava, işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Davanın esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahalede bulunulduğu açıktır.</p>

<p><strong>b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>23. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."</i></p>

<p>24. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.</p>

<p>25. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.</p>

<p><strong>(1) Kanunilik</strong></p>

<p>26. İdare Mahkemesi, başvurucunun açtığı davayı 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendi uyarınca reddetmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu görülmektedir.</p>

<p><strong>(2) Meşru Amaç</strong></p>

<p>27. İdari işlemin kesinlik niteliği bulunmadığı gerekçesiyle iptal davasının incelenmeksizin reddedilmesinin usul ekonomisi ile iyi adalet ve kamu yönetimi ilkeleri gözetilerek kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır (benzer yönde değerlendirme içeren karar için bkz. <i>Muhammed Mustafa Balaban </i>[1.B.], B. No: 2018/9314, 14/9/2022, § 67) .</p>

<p><strong>(3) Ölçülülük </strong></p>

<p>28. Ölçülülük ilkesi; elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. <i>Elverişlilik</i> öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, <i>gereklilik</i> ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, <i>orantılılık</i> ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; <i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri</i> [1. B.], B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).</p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru kapsamında yaptığı değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal edebileceğini ifade etmiştir (<i>Özkan Şen,</i> § 52).</p>

<p>30. 3568 sayılı Kanun'un 12. maddesinin dördüncü fıkrasında yeminli mali müşavirlerin, yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları, doğru olmaması hâlinde -tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere- ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Bunun yanı sıra anılan Kanun'un 48. maddesinde yeminli mali müşavirler hakkında, muhasebe ve müşavirlik hizmetlerinin gereği gibi yürütülmesi maksadı ile durumun niteliğine ve ağırlık derecesine göre uyarma, kınama, mesleki faaliyetten alıkoyma,<i> ''yeminli''</i> sıfatını kaldırma, meslekten çıkarma şeklinde disiplin cezaları düzenlenmiştir. Ayrıca Kanun'un 47. maddesinde yeminli mali müşavirlik meslek mensuplarının görevleri sırasında veya görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı fiillerinin niteliğine göre 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun kamu görevlilerine ait hükümleri uyarınca cezalandırılacakları belirtilmiş, 49. maddesinde ise fiillerinin ağırlığına göre çeşitli para ve hapis cezaları öngörülmüştür.</p>

<p>31. Başvuruya konu yargılamada İdare Mahkemesi kararında dava konusu işlemin tedbir mahiyetinde bir iç işlem olduğu, bu sebeple söz konusu işlemin kesin ve yürütülebilir olmadığı ve tek başına hukuki sonuçlar doğurmadığı, dolayısıyla idari davaya konu olmasının mümkün olmadığı gerekçesine yer verilmiştir.</p>

<p>32. Somut olayda yargılama dosyasına sunulan bilgi ve belgeler ile Ankara 17. İdare Mahkemesinin kararında yer alan değerlendirmeler dikkate alındığında başvurucunun Gelir İdaresi Başkanlığı kayıtlarında kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alındığı, söz konusu kısıtlamanın da başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının Başkanlığa gönderilmesini ve Başkanlık talimatına göre işlem yapılmasını içerdiği anlaşılmıştır. Başvurucunun istinaf dilekçesi ve ekindeki Diyarbakır Gökalp Vergi Müdürlüğünün 3/1/2020 tarihli yazısında ve dayanağı olan Gelir İdaresi Başkanlığının 13/7/2017 tarihli yazısında, başvurucunun düzenlediği tüm tasdik raporlarının işleme konulmadan önce konunun detaylı bir yazı ile Başkanlığa gönderilmesi, alınacak talimata göre raporların işleme konulması, başvurucunun tam tasdik sözleşmesi düzenlediği mükellefler hakkında diğer yeminli mali müşavirlere verdiği teyit ve bilgi yazılarına itibar edilmemesinin bildirildiği görülmüştür. Başvurucunun söz konusu yazıları istinaf dilekçesine eklemek suretiyle dava konusu işlemin hak ve menfaatlerini etkilediğini, mesleki yönden kısıtlandığını, bunun müşteri çevresi ve yürüttüğü mesleği kapsamında olumsuz etkileri olduğunu yargı mercileri önünde açıkladığı ancak söz konusu iddialarına yargı kararlarında cevap verilmediği açıktır.</p>

<p>33. Bunun yanı sıra 3568 sayılı Kanun ve ilgili mevzuatta yeminli mali müşavirlerin sorumlulukları ve haklarında uygulanacak yaptırımlar düzenlenmesine rağmen idarenin <i>kısıtlı yeminli mali müşavirler listesine alınması</i> şeklindeki uygulamasının kanuni dayanaklarının ortaya konulmadığı, idarenin bu işlem bakımından yetkili olup olmadığının yargı kararlarında tartışılmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>34. Bu durumda somut olayda iptali istenen idari işlemin kesinlik niteliği taşıyıp taşımadığının, dolayısıyla davaya konu edilebilirliğinin değerlendirilmesiyle ve 2577 sayılı Kanun'da düzenlenen usul kurallarının uygulanmasıyla ilgili olarak mahkemenin yorumunun başvurucunun hukuksal durumunu etkileyen idari işlemden doğan uyuşmazlığı mahkeme önüne taşımasını engellediği, bu durumun başvurucuya ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p>35. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>36. Başvurucunun mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verildiğinden diğer ihlal iddiaları hakkında ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek olmadığına karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI. GİDERİM</strong></p>

<p>37. Başvurucu, ihlalin tespiti ve yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuştur.</p>

<p>38. Başvuruda tespit edilen anayasal hak ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar ve zorunluluk bulunmaktadır. Anayasa'nın 148. ve 153. maddeleri ile 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. ve 66. maddeleri uyarınca ihlal kararının gönderildiği yargı mercilerinin yapması gereken iş, yeniden yargılama işlemlerini başlatıp Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirtilen ilkelere ve gerekçelere uygun biçimde yürütülecek yargılama sonunda hak ihlalinin nedenlerini gidererek yeni bir karar vermektir (yeniden yargılama konusunda bkz.<i> Mehmet Doğan</i> [GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018, §§ 54-60; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2) </i>[1. B.], B. No: 2016/12506, 7/11/2019, §§ 53-60, 66; <i>Kadri Enis Berberoğlu (3)</i> [GK], B. No: 2020/32949, 21/1/2021, §§ 93-100).</p>

<p>39. Öte yandan hak ihlali kararından Anayasa Mahkemesinin davanın neticesiyle ilgili bir tutum sergilediği sonucu çıkarılmamalıdır. Anayasa Mahkemesince verilen hak ihlali kararı uyuşmazlığın sonuçlarından bağımsız olup davanın kabulüne, reddine ya da beraate veya mahkûmiyete karar verilmesi gerektiği anlamına gelmemektedir. Kural olarak yargılamanın her aşamasında olduğu gibi ihlalin sonuçlarını gidermek üzere yeniden yapılacak yargılama sonunda da delillerin dava ile ilişkisini kurma ve bunları değerlendirip sonuç çıkarma yetkisi ilgili mahkemelere aittir.</p>

<p><strong>VII. HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Diğer ihlal iddialarının İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>D. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 17. İdare Mahkemesine (E.2019/47, K.2019/2298) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>E. 446,90 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 40.446,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 11/2/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202040204-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymaasasf.jpg" type="image/jpeg" length="96615"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2024/63578 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 6/5/2026 tarihli ve 2024/63578 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>K.</strong> <strong>G.</strong><strong> BAŞVURUSU </strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>(Başvuru Numarası: 2024/63578)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p>Karar Tarihi: 6/5/2026</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>BİRİNCİ</strong> <strong>BÖLÜM</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td>
   <p><strong><strong>KARAR</strong></strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <colgroup>
  <col width="15%" />
  <col width="5%" />
  <col width="80%" />
 </colgroup>
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>İrfan FİDAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Recai AKYEL</p>

   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>

   <p>Kenan YAŞAR</p>

   <p>Ömer ÇINAR</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p>Ömer Faruk NURSAÇAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="15%">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="5%">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="80%">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>​</p>

<p><strong>I. BAŞVURUNUN ÖZETİ </strong></p>

<p>1. Başvuru; tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle de ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.</p>

<p>2. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır. Darbe teşebbüsünde bulunanlarca hazırlanan <i>sıkıyönetim direktifi </i>ile Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi maksadıyla <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>teşkil edildiği, yönetime el konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu yetkisiyle yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı, bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye başkanlığı atamalarının <i>Yurtta Sulh Konseyi </i>tarafından yapılacağı, siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktif ve ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesi darbe teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara gönderilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i> [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12, 13).</p>

<p>3. Türkiye'de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960'lı yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak nitelenen, "<i>Cemaat</i>", "<i>Gülen Cemaati</i>", "<i>Fetullah Gülen Cemaati</i>", "<i>Hizmet Hareketi</i>", "<i>Gönüllüler Hareketi</i>" ve "<i>Camia</i>" gibi isimlerle anılan bir yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilmiştir (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 22). Anılan yapılanma özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında örgütlenmiş, bunun yanı sıra başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunmuş, sivil alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenen, bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (<i>Aydın Yavuz ve diğerleri</i>, § 26; <i>Mustafa Baldır</i> [2. B.], B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 75; <i>Hasan Sarıcı</i> [GK], B. No: 2018/37695, 9/10/2024, § 26).</p>

<p>4. Yeni Asya gazetesi genel yayın yönetmeni olan başvurucu, 21/10/2024 tarihinde FETÖ/PDY liderinin ölmesi üzerine <i>"K. G./@g...</i>" ID:100063656794237 isimli/rumuzlu Facebook hesabından <i>"Fethullah Gülen de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun"</i> şeklinde paylaşımda bulunmuştur.</p>

<p>5. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu 21/10/2024 tarihli kararıyla başvurucunun paylaşımına yönelik içeriğin çıkarılması/erişimin engellenmesi kararı vermiştir. Söz konusu kararın onaylanması talebiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı gün talebin onaylanmasına karar vermiştir. Başvurucu 22/10/2024 tarihinde söz konusu paylaşımı kaldırmıştır. 30/10/2024 tarihinde başvurucu vekili Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliği kararına itiraz etmiştir. 6/11/2024 tarihinde itirazı inceleyen Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği itirazın kesin olmak üzere reddine karar vermiştir. 8/11/2024 tarihinde başvurucu vekili kesin kararı e-tebligat olarak açıp okumuştur.</p>

<p>6. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) başvurucu hakkında terör örgütünün propagandasını yapma suçundan soruşturma başlatmıştır. 22/10/2024 tarihinde Başsavcılık başvurucunun evinde arama yapılmasına izin veren kararı İstanbul Emniyet Müdürlüğüne göndererek söz konusu kararın yerine getirilmesini ve başvurucunun bir gün (24 saat) süreyle gözaltına alınmasını talep etmiştir. Aynı gün başvurucu yakalanarak gözaltına alınmıştır.</p>

<p>7. Başvurucu; vekilinin katılımı ile İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde yaptığı savunmasında soruşturmaya konu paylaşımı kendisinin yaptığını, örgütün ihanet, ticaret ve ibadet olarak üçe ayrıldığını, başsağlığı dileğinin örgütün ibadet kısmına yönelik olduğunu, Fetullah Gülen için başsağlığı dilemediğini belirtmiştir. 23/10/2024 tarihinde Başsavcılık, aralarında başvurucunun da bulunduğu kişileri tutuklanmaları istemiyle İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (Sulh Ceza Hâkimliği) sevk etmiştir. Başvurucu, Sulh Ceza Hâkimliğindeki sorgusunda propaganda amacıyla paylaşımda bulunmadığını ifade etmiştir. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı gün başvurucunun terör örgütünün propagandasını yapma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın ilgili kısmı şu şekildedir:</p>

<p><i>"...dosyada mevcut bilgi ve belgeler, Siber Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığınca tanzim edilen Araştırma Raporları, şüphelilerin savunmaları, Şüpheli K. G.'ün "Fethullah GÜLEN de imtihan dünyasından berzah alemine göçmüş. Hakkındaki iddiaların hesabı artık öbür tarafta görülecek. Bu iddialar gerekçe gösterilerek yapılan ve nice insanın mağduriyetine sebep olan hukuksuzlukların son bulması dileğimizi bir kez daha tekrarlayarak, Allah rahmet ve adaletiyle muamele eylesin diyoruz. Camianın başı sağ olsun." şeklindeki,... paylaşımlar ve tüm dosya kapsamına göre şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut deliller bulunduğu, ..., atılı suçun niteliği, terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikteki paylaşımlara karşı toplumsal duyarlılığın yüksek oluşu ve atılı suç için terörle mücadele kanununda öngörülen ceza miktarı göz önünde bulundurulduğunda şüphelilerin kaçma ihtimali bulunduğundan tutuklama tedbirinin yerinde ve ölçülü olacağı, adli kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı, şüpheliler yönünden herhangi bir tutuklama engeli bulunmadığı gözetilerek Şüpheliler K.G. ve [Ö.D.]'in 100 ve devamı maddeleri uyarınca AYRI AYRI TUTUKLANMALARINA...</i> [karar verildi.]"</p>

<p>8. Başvurucu vekilinin 24/10/2024 tarihli itirazı, İstanbul 5. Asliye Ceza Mahkemesinin 30/10/2024 tarihli kararıyla reddedilmiştir.</p>

<p>9. Başvurucu, itirazın reddi kararını 8/11/2024 tarihinde öğrenmiş; 28/11/2024 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p>10. Komisyon, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar vermiştir.</p>

<p>11. Bireysel başvuru sonrası düzenlenen 1/11/2024 tarihli iddianamede; başvurucunun sözde<i> taziye</i> adı altında paylaşım yaparak FETÖ/PDY'nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte faaliyette bulunduğu belirtilmek suretiyle başvurucunun terör örgütü propagandası yapma suçundan cezalandırılması talep edilmiştir.</p>

<p>12. İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen 19/12/2024 tarihli duruşmada başvurucu tahliye edilmiştir. 4/3/2025 tarihinde İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesi başvurucunun FETÖ/PDY'nin propagandasını yapma suçundan 1 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar vermiştir. 25/9/2025 tarihinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine karar vermiştir. Dosya bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla temyiz incelemesi aşamasındadır.</p>

<p>13. Öte yandan başvurucu 25/11/2024 tarihinde, paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarına ilişkin olarak Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. 2024/64088 numaralı bu başvuruyu görüşen Anayasa Mahkemesi Komisyonlar Başraportörlüğü 17/1/2025 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılması gerektiğinden kabul edilebilirlik hususu karara bağlanmadan başvurunun Bölüme gönderilmesine karar vermiştir. Başvuru derdesttir.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p><strong>A. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia </strong></p>

<p>14. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasına rağmen tutuklandığını, kaçma ve delilleri karartma şüphesi bulunmadığını ve tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığını belirterek tutuklamanın hukuki olmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>15. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) görüşünde, Başsavcılığın değerlendirmesi ile Sulh Ceza Hâkimliği kararına işaret edilerek yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formundaki ile benzer beyanda bulunmuştur.</p>

<p>16. Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğunun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.</p>

<p>17. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p>18. Anayasa’nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak belirtildikten sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek kaydıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının kısıtlanması, ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (<i>Ramazan Aras </i>[1. B.], B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 43).</p>

<p>19. Bir kişinin tutuklanabilmesi, öncelikli olarak suç işlediği hususunda <i>kuvvetli belirti</i> bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (<i>Hanefi Avcı </i>[2. B.], B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 46). Ancak kişinin bir suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması şart değildir. Zira tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (<i>Mustafa Ali Balbay </i>[1. B.], B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73).</p>

<p>20. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası gereğince tutuklama kararı verilebilmesi için kuvvetli suç şüphesinin bulunmasının yanı sıra bir tutuklama nedeninin de bulunması gereklidir. Anılan fıkrada tutuklama nedenleri “<i>suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin kaçmasını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek</i>” veya “<i>bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâller</i>” olarak gösterilmiştir. Tutuklama tedbirinin düzenlendiği 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesinde de tutuklama nedenlerinin neler olduğu belirtilmiştir. Buna göre ilk olarak şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa, ikinci olarak şüpheli veya sanığın davranışları delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste hâlinde belirtilmiştir (<i>Ramazan Aras</i>, § 46). Kanun'un tutuklama nedenlerine ilişkin bir karine öngörmesi durumunda bile kişi özgürlüğüne müdahaleyi gerektiren somut olguların varlığının objektif bir gözlemciyi ikna edecek biçimde ortaya konulması gerekir (<i>Engin Demir</i> [GK], B. No: 2013/2947, 17/12/2015, § 66).</p>

<p>21. Öte yandan ciddi ve ağır bir tedbir olan tutuklama ancak daha hafif başka bir tedbirin bireyin ve kamunun yararını korumak için yeterli olmayacağının ortaya konulması hâlinde makul kabul edilebilir. Bu bağlamda kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılması için suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olması tutuklama tedbirinin uygulanabilmesi için yeterli değildir. Tutuklama tedbiri somut olayın koşulları altında <i>gerekli</i> de olmalıdır (benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı için bkz.<i> Lütfiye Zengin ve diğerleri/Türkiye</i>, B. No: 36443/06, 14/4/2015, § 81). Bu, Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması ölçütleri arasında sayılan <i>ölçülülük</i> ilkesinin unsurlarından biri olan <i>gereklilik</i> unsurunun (AYM, E.2015/40, K.2016/5, 28/1/2016) da bir gereğidir. Tutukluluğa ilişkin kararlarda hedeflenen meşru amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından öncelikle adli kontrol tedbirleri değerlendirilmeli ve adli kontrolün neden yetersiz kalacağı gerekçelendirilmelidir (<i>Engin Demir</i>, § 69).</p>

<p>22. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, terör örgütünün propagandasını yapma suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.</p>

<p>23. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>24. Somut olayda başvurucunun FETÖ/PDY liderinin ölümü üzerine kendisine ait sosyal medya hesabından herkesin görebileceği şekilde taziye paylaşımında bulunduğu görülmüştür (bkz. § 4). Söz konusu paylaşım, Sulh Ceza Hâkimliğince terör örgütü lideri hakkında övücü nitelikte kabul edilmiştir. Başsavcılığın iddianamesinde de söz konusu paylaşımın sözde taziye adı altında FETÖ/PDY'nin gerçekleştirmiş olduğu cebir ve şiddet içeren eylemlerini meşru gösterir nitelikte olduğu belirtilmiştir (bkz. § 11). Başvurucunun bu paylaşımında terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek bir ifadeye rastlanmamıştır. Diğer taraftan başvurucunun paylaşımında yer alan “<i>hakkındaki iddiaların hesabı da artık öbür tarafta görülecek</i>” ve “<i>Allah .. adaletiyle muamele eylesin</i>” şeklindeki açıklamalardan terör örgütü liderinin masum olduğu yahut değerli bir insan olduğu gibi övücü bir anlam da ilk bakışta çıkarılamamaktadır. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasına göre atılı suçun oluşabilmesi için “<i>terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasının</i>” yapılması şarttır. Soruşturma makamları ve Sulh Ceza Hâkimliği, kararlarında bu unsurların varlığını gösterememiştir (benzer yönde bkz. <i>Oktay Yaşar</i> [2. B.], B. No: 2020/16865, 18/5/2021). Bu durumda somut olayın koşulları itibarıyla başvurucunun yaptığı paylaşımın, terör örgütünün propagandası suçunu işlediğine dair kuvvetli suç belirtisi olarak kabulü mümkün görülmemiştir. Bununla birlikte ulaşılan bu kanaat Anayasa Mahkemesinin başvurucu hakkında yürütülmekte olan davanın sonucuyla ilgili bir tutum sergilediği anlamına gelmemektedir. Başvurucu hakkında suçlu-suçsuz kararı vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin görevi değildir.</p>

<p>25. Bu itibarla başvurucunun savunmasına ve dosya kapsamına göre somut olayda tutuklama için gerekli olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı kanaatine ulaşılmıştır.</p>

<p>26. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.</p>

<p>27. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>B. İfade Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p>28. Başvurucu; şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelikte olmayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan paylaşımının tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini iddia etmiştir.</p>

<p>29. Bakanlık görüşünde, yapılacak incelemede Anayasa ve mevzuat hükümleri doğrultusunda somut olayın kendine özgü koşullarının gözönüne alınması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı başvuru formu ile benzer beyanda bulunmuştur.</p>

<p>30. Başvurucunun şikâyeti ifade özgürlüğü kapsamında incelenmiştir.</p>

<p>31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>32. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 191-203; Mehmet Haberal [1. B.], B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 105-116; Kemal Aktaş ve Selma Irmak [2. B.], B. No: 2014/85, 3/1/2014, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız [1. B.], B. No: 2014/9, 3/1/2014, §§ 61-75; İbrahim Ayhan [2. B.], B. No: 2013/9895, 2/1/2014, §§ 60-74; Gülser Yıldırım [1. B.], B. No: 2013/9894, 2/1/2014, §§ 60-74).</p>

<p>33. Somut olayda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbiri yönünden suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı, dolayısıyla tutuklama tedbirinin hukuki olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiası yönünden de farklı bir sonuca varılmasını gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>34. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 26. maddesi bağlamında ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.</p>

<p>35. Başvurucu ayrıca şiddete başvurmayı cesaretlendirici nitelikte olmayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan paylaşımına erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Bununla birlikte başvurucu, aynı ihlal iddialarıyla daha önce bireysel başvuru yapmıştır. Anayasa Mahkemesinin söz konusu başvuruda bu iddialar hakkında henüz karar vermemiş olması nedeniyle başvuru derdesttir (bkz. § 13). Dolayısıyla başvurucunun şikâyetinin bu kısmı diğer dosyada inceleneceğinden başvurucunun bu iddiası ayrıca değerlendirilmemiştir.</p>

<p><strong>III.</strong><strong> GİDERİM</strong></p>

<p>36. Başvurucu; ihlalin tespitini, yeniden yargılama yapılmasını ve 1.000.000 TL manevi tazminat ödenmesini talep etmiştir.</p>

<p>37. Anayasa Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Bu itibarla ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbiri sona ermiştir. Dolayısıyla ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmamaktadır. Diğer taraftan yalnızca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade özgürlüğünün ihlal edildiğinin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 325.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>HÜKÜM </strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>2. Paylaşımın tutuklamaya konu edilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. 1. Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>2. Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Paylaşıma erişimin engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,</p>

<p>Ç. Başvurucuya net 325.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer talebin REDDİNE,</p>

<p>D. 3.518,70 TL harç ve 40.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 43.518,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>E. Ödemelerin kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 8. Sulh Ceza Hâkimliğine (2024/949 Sorgu) ve İstanbul 28. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2024/335, K.2025/82) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 6/5/2026 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-202463578-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Fri, 17 Jul 2026 09:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymf.jpg" type="image/jpeg" length="64923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57625"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85836"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="40042"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="62470"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44172"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14097"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16496"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="22579"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="84543"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="14243"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="29952"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="16656"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="68048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="47831"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="92630"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68290"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="81076"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
