<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 04 Jun 2026 17:50:01 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İşte yeni kurulan 140 mahkeme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanlığı, yargı hizmetlerinin daha etkin ve hızlı yürütülmesi amacıyla 140 yeni mahkeme kurulmasına karar verdi. Karar kapsamında çok sayıda asliye ceza, asliye hukuk, iş, tüketici ve ticaret mahkemesi ile infaz hakimliği oluşturuldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan yazıyla, yargının etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına yönelik çalışmalar kapsamında Türkiye genelinde 140 yeni mahkeme kurulması kararlaştırıldı.</p>

<p>Bakanlık tarafından yapılan değerlendirmelerde bölgelerin coğrafi yapısı, yargı çevreleri ve mevcut mahkemelerin iş yükleri dikkate alındı. Hakimler ve Savcılar Kurulunun olumlu görüşleri doğrultusunda kurulan mahkemelerin ilerleyen süreçte faaliyete geçirileceği belirtildi.</p>

<p><i>Yeni kurulan mahkemeler şöyle;</i></p>

<p><strong>T.C.<br />
ADALET BAKANLIĞI<br />
Personel Genel Müdürlüğü</strong></p>

<p>Sayı : E-43807993-010.10-251/11645 03.06.2026<br />
Konu : Mahkeme Kurma</p>

<p><strong>DAĞITIM YERLERİNE</strong></p>

<p>2026 yılında yargının etkinliğinin ve verimliliğinin artırılmasına ilişkin yapılan çalışmalar kapsamında; bölgelerin coğrafî durumları, yargı çevreleri ve iş yükü dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler sonucunda, bazı mahallerde muhtelif mahkemelerin kurulmasının uygun olacağı düşünülmüştür.</p>

<p>Bu itibarla;</p>

<p>1 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 38 inci maddesinin 1/a bendi uyarınca;</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 01.04.2026 tarih 415 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Gaziosmanpaşa Çocuk Ağır Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>2- Hatay Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>3- Serik İnfaz Hâkimliğinin,</p>

<p>4- Nevşehir Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>5- Nevşehir Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>6- Suşehri İnfaz Hâkimliğinin,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 15.04.2026 tarih 788 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Karataş 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>2- Afyonkarahisar 11. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>3- Şuhut 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>4- Akhisar 2. İş Mahkemesinin,</p>

<p>5- Ankara 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108 ve 109. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>6- Ankara 6 ve 7. Çocuk Mahkemesinin,</p>

<p>7- Kemer 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>8- Bakırköy 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>9- Bakırköy 15. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>10- Balıkesir 3. İş Mahkemesinin,</p>

<p>11- Bartın 7. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>12- Biga 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>13- Bozüyük 4. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>14- Boyabat 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>15- Burdur 5. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>16- Ayvalık 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>17- Bursa 22. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>18- Marmaraereğlisi 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>19- Denizli 2. Çocuk Mahkemesinin,</p>

<p>20- Denizli 8. Aile Mahkemesinin,</p>

<p>21- Denizli 9. İş Mahkemesinin,</p>

<p>22- Denizli 2. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>23- Tavas 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>24- Dazkırı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>25- Kovancılar 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>26- Elmalı 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>27- Alaplı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>28- Eskişehir 2. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>29- Gaziantep 3. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>30- Gaziosmanpaşa 41. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>31- Gebze 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>32- Hatay 5. İş Mahkemesinin,</p>

<p>33- Isparta 9. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>34- İstanbul 4. İnfaz Hâkimliğinin,</p>

<p>35- İstanbul 14 ve 15. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>36- İzmir 8. Sulh Ceza Hâkimliğinin,</p>

<p>37- İzmir 29 ve 30. İş Mahkemelerinin,</p>

<p>38- İzmir 11. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>39- Kahramanmaraş 7. İş Mahkemesinin,</p>

<p>40- Andırın 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>41- Karşıyaka 5. İş Mahkemesinin,</p>

<p>42- Kastamonu 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>43- Kırıkkale 6. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>44- Kırşehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>45- Kırşehir 7. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>46- Konya 15, 16 ve 17. Asliye Hukuk Mahkemelerinin,</p>

<p>47- Konya 13. İş Mahkemesinin,</p>

<p>48- Konya 3. Tüketici Mahkemesinin,</p>

<p>49- Çumra 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>50- Merzifon 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>51- Perşembe 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>52- Perşembe 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>53- Patnos 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>54- Sakarya 16. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>55- Akyazı 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>56- Ferizli 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>57- Ferizli 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>58- Kula 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>59- Seydişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>60- Seydişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>61- Divriği 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>62- Siverek 6. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>63- Siverek 2. Aile Mahkemesinin,</p>

<p>64- Kırkağaç 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>65- Şanlıurfa 25, 26, 27 ve 28. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>66- Harran 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>67- Pozantı 2. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>68- Şarköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin,</p>

<p>69- Viranşehir 7 ve 8. Asliye Ceza Mahkemelerinin,</p>

<p>70- Sorgun 3. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>71- Çaycuma 4. Asliye Ceza Mahkemesinin,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 15.04.2026 tarih 563 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Çankırı İş Mahkemesi,</p>

<p>2- Çarşamba İş Mahkemesi,</p>

<p>3- Çorum Asliye Ticaret Mahkemesi,</p>

<p>4- Gaziosmanpaşa 1, 2 ve 3. İş Mahkemeleri,</p>

<p>5- Gaziosmanpaşa 1 ve 2. Tüketici Mahkemeleri,</p>

<p>6- Gemlik İş Mahkemesi,</p>

<p>7- Kemalpaşa İş Mahkemesi,</p>

<p>8- Kilis İş Mahkemesi,</p>

<p>9- Menemen Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>10- Torbalı İş Mahkemesi,</p>

<p>11- Torbalı Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>12- Van Asliye Ticaret Mahkemesinin,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13.05.2026 tarih 1095 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen;</p>

<p>1- Ankara 54, 55, 56, 57, 58, 59 ve 60. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>2- Bakırköy 22 ve 23. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>3- Bursa 23, 24 ve 25. İş Mahkemeleri,</p>

<p>4- Yumurtalık 2. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>5- Buldan 2. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>6- Diyarbakır 17. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>7- Diyarbakır 4. Tüketici Mahkemesi,</p>

<p>8- İstanbul Anadolu 15 ve 16. Tüketici Mahkemeleri,</p>

<p>9- İzmir 31, 32, 33, 34 ve 35. Asliye Hukuk Mahkemeleri,</p>

<p>10- İzmir 31 ve 32. İş Mahkemeleri,</p>

<p>11- Kocaeli 12. İş Mahkemesi,</p>

<p>12- Körfez 2. Sulh Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>13- Serik 7. Asliye Ceza Mahkemesi,</p>

<p>14- Akçaabat 5. Asliye Hukuk Mahkemesi,</p>

<p>Hâkimler ve Savcılar Kurulunun 13.05.2026 tarih 699 sayılı kararı ile olumlu görüş verildiği bildirilen Ortaca İnfaz Hâkimliği kurulmuştur.</p>

<p>Kurulan mahkemeler Hâkimler ve Savcılar Kurulu tarafından faaliyete geçirilecektir.</p>

<p>Bilgi edinilmesini ve gereğini arz/rica ederim.</p>

<p>Cahit Cihad SARI<br />
Hâkim<br />
Personel Genel Müdürü</p>

<p><br />
Dağıtım :<br />
Yargıtay Başkanlığına (Genel Sekreterlik)<br />
Danıştay Başkanlığına (Genel Sekreterlik)<br />
Hâkimler ve Savcılar Kuruluna (Genel Sekreterlik)<br />
Tüm Bakanlık Merkez Birimlerine<br />
Personel Genel Müdürlüğü Tüm Şube ve Bürolarına<br />
Tüm Bölge Adliye Mahkemesi Başkanlıklarına<br />
Tüm Bölge İdare Mahkemesi Başkanlıklarına<br />
Tüm Cumhuriyet Başsavcılıklarına<br />
Türkiye Barolar Birliği Başkanlığına<br />
Türkiye Noterler Birliği Başkanlığına</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU, KAMU HUKUKU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/durusma-mahkemes.webp" type="image/jpeg" length="17261"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ANAYASA MAHKEMESİ'NİN SÜRESİZ NAFAKANIN İPTALİNE İLİŞKİN KARARI: İPTAL HÜKMÜNÜN DEVAM EDEN DAVALARA VE KESİNLEŞMİŞ KARARLARA ETKİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>1. GİRİŞ: TÜRK AİLE HUKUKUNDA TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASI</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde yer alan ve uzun yıllardır hukuk çevrelerinde, kamuoyunda ve siyasal platformlarda tartışma konusu olan "süresiz olarak" ibaresi, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla Türk aile hukukunda yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.</p>

<p>Özellikle kısa süreli evliliklerden sonra yıllarca hatta ömür boyu devam eden nafaka yükümlülükleri, ölçülülük ilkesi, hakkaniyet ve sosyal devlet anlayışı bakımından yoğun eleştirilere konu olmaktaydı. Buna karşılık nafaka alacaklılarının korunması gerekliliği de sosyal hukuk devletinin önemli bir yükümlülüğü olarak kabul edilmekteydi.</p>

<p>Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin somut norm denetimi başvurusu üzerine yapılan inceleme sonucunda Anayasa Mahkemesi, TMK m.175'te yer alan "süresiz olarak" ibaresinin Anayasa'ya aykırı olduğuna hükmetmiş ve söz konusu ibareyi oy çokluğuyla iptal etmiştir. Böylece boşanma sonrasında taraflar arasında ömür boyu sürebilen mali bağlılığın anayasal dayanağı ortadan kalkmıştır.</p>

<p>Bununla birlikte Mahkeme, oluşabilecek hukuki boşluğun kamu düzenini sarsmaması ve yasama organına yeni bir düzenleme yapabilmesi için gerekli sürenin tanınması amacıyla iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay ertelemiştir.</p>

<p>Ancak bu karar beraberinde son derece önemli soruları da gündeme getirmiştir:</p>

<p>Devam eden nafaka davaları ne olacaktır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İstinaf ve temyiz aşamasındaki dosyalarda hangi hukuk uygulanacaktır?</p>

<p>Geçmişte kesinleşmiş nafaka kararları bu değişiklikten etkilenecek midir?</p>

<p>Mevcut nafaka yükümlüleri yeni bir dava açarak nafakalarının kaldırılmasını talep edebilecek midir?</p>

<p>Bu çalışmada söz konusu sorular, Anayasa'nın 152 ve 153. maddeleri, kazanılmış hak ilkesi ve yüksek yargı içtihatları ışığında değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>2. İPTAL KARARLARININ ZAMAN BAKIMINDAN ETKİSİ VE DERHAL UYGULANMA İLKESİ</strong></p>

<p>Anayasa'nın 153. maddesi uyarınca Anayasa Mahkemesi kararları kesindir ve iptal kararları kural olarak geriye yürümez.</p>

<p>İlk bakışta bu hüküm, nafaka kararlarının geçmişi etkilemeyeceği şeklinde yorumlanabilir. Ancak anayasal sistem yalnızca bu maddeden ibaret değildir.</p>

<p>Nitekim Anayasa'nın 152/3. maddesi şu hükmü içermektedir:</p>

<p>"Anayasa Mahkemesinin kararı, esas hakkındaki karar kesinleşinceye kadar gelirse mahkeme buna uymak zorundadır."</p>

<p>Bu düzenleme, iptal kararlarının kesinleşmemiş hukuki durumlara derhal uygulanması gerektiğini göstermektedir.</p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Genel Kurulu ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da uzun yıllardır benimsenen yaklaşım budur. Buna göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları geriye yürümez; ancak henüz kesinleşmemiş uyuşmazlıklarda uygulanmaya devam eden bir normdan söz etmek de mümkün değildir.</p>

<p>Dolayısıyla dokuz aylık sürenin sonunda iptal kararı yürürlüğe girdiğinde, halen görülmekte olan davalarda süresiz nafaka kararı verilmesi hukuken mümkün olmayacaktır.</p>

<p><strong>3. DERDEST DAVALAR AÇISINDAN SONUÇLAR</strong></p>

<p>Kararın en önemli etkisi, halen devam eden davalar üzerinde ortaya çıkacaktır.</p>

<p>Bir nafaka davası;</p>

<p>- İlk derece mahkemesinde,</p>

<p>- Bölge Adliye Mahkemesi'nde,</p>

<p>- Yargıtay incelemesinde,</p>

<p>bulunuyor ve henüz kesinleşmemiş ise, iptal kararı yürürlüğe girdikten sonra mahkemelerin artık "süresiz nafaka" hükmü kurmaları mümkün olmayacaktır.</p>

<p>Bu nedenle devam eden davalarda taraf vekillerinin iptal kararını dosyaya sunmaları ve yeni hukuki durumun değerlendirilmesini talep etmeleri büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Özellikle istinaf ve temyiz incelemesindeki dosyalarda kararın uygulanması ciddi sonuçlar doğurabilecektir.</p>

<p><strong>4. KAZANILMIŞ HAK İLKESİ VE SINIRLARI</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarının etkisini değerlendirirken "kazanılmış hak" kavramı özel önem taşımaktadır.</p>

<p>Ancak burada maddi kazanılmış hak ile usuli kazanılmış hak arasındaki ayrımın doğru yapılması gerekir.</p>

<p><strong>A. Maddi Kazanılmış Hak</strong></p>

<p>İptal kararından önce kesin hüküm haline gelmiş mahkeme kararları korunmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla geçmişte verilmiş ve kesinleşmiş bir nafaka kararının sırf Anayasa Mahkemesi'nin bu iptal kararı nedeniyle kendiliğinden ortadan kalkması mümkün değildir.</p>

<p>Kesin hüküm ilkesi hukuk güvenliğinin temel unsurlarından biridir.</p>

<p><strong>B. Usuli Kazanılmış Hak</strong></p>

<p>Yargılama sürecinde taraflar lehine doğan usuli kazanılmış haklar da kural olarak korunur.</p>

<p>Ancak Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun yerleşik uygulamasına göre Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararları usuli kazanılmış hakkın en önemli istisnalarından biridir.</p>

<p>Bu nedenle henüz kesinleşmemiş bir dosyada taraflardan biri lehine oluşmuş görünen usuli durumlar, iptal kararı karşısında korunamayabilir.</p>

<p><strong>5. MEVCUT NAFAKA BORÇLULARI NE YAPABİLİR?</strong></p>

<p>Kamuoyunda en çok sorulan soru şudur:</p>

<p>"Halen süresiz nafaka ödüyorum. Bu karara dayanarak nafakamı kaldırabilir miyim?"</p>

<p>Bu sorunun cevabı üç farklı senaryoya göre değişmektedir.</p>

<p><strong>Senaryo 1: Kesinleşmiş Nafaka Kararları</strong></p>

<p>Yalnızca Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararına dayanılarak mevcut nafakanın kaldırılması mümkün görünmemektedir.</p>

<p>Çünkü karar geriye yürümemekte ve kesinleşmiş hükümler hukuk güvenliği gereği korunmaktadır.</p>

<p><strong>Senaryo 2: Devam Eden Davalar</strong></p>

<p>Dava henüz kesinleşmemiş ise iptal kararının uygulanması mümkündür.</p>

<p>Bu durumda süresiz nafaka verilmesinin önüne geçilebilecektir.</p>

<p><strong>Senaryo 3: TMK m.176/4 Kapsamındaki Davalar</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararından bağımsız olarak;</p>

<p>- Nafaka alacaklısının çalışmaya başlaması,</p>

<p>- Fiilen evli gibi yaşaması,</p>

<p>- Düzenli gelir elde etmesi,</p>

<p>- Nafaka yükümlüsünün ekonomik durumunun ağır şekilde bozulması,</p>

<p>gibi sebepler mevcutsa nafakanın kaldırılması veya azaltılması her zaman talep edilebilir.</p>

<p><strong>6. TBMM'Yİ BEKLEYEN GÖREV</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi iptal kararı vermiş; ancak yeni sistemi belirleme görevini yasama organına bırakmıştır.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin;</p>

<p>- Belirli süreli nafaka sistemi,</p>

<p>- Hakimin takdir yetkisini genişleten model,</p>

<p>- Evlilik süresine bağlı nafaka sistemi,</p>

<p>- Toplu ödeme veya rehabilitasyon odaklı modeller,</p>

<p>üzerinde çalışması beklenmektedir.</p>

<p>Ayrıca en kritik konulardan biri de geçiş hükümleridir.</p>

<p>Meclis tarafından çıkarılacak yeni kanunda, geçmişte verilmiş nafaka kararlarının yeni sisteme uyarlanmasına ilişkin özel hükümler öngörülmesi halinde, bugün nafaka ödeyen binlerce kişi açısından yeni dava yolları gündeme gelebilecektir.</p>

<p><strong>7. SONUÇ</strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi'nin TMK m.175'te yer alan "süresiz olarak" ibaresini iptal etmesi, Türk aile hukukunda son yılların en önemli kararlarından biridir.</p>

<p>Bu karar yalnızca nafakanın süresine ilişkin teknik bir değişiklik değil; boşanma sonrasında taraflar arasındaki mali ilişkinin yeniden tanımlanması anlamına gelmektedir.</p>

<p>İptal kararı yürürlüğe girdikten sonra kesinleşmemiş davalarda süresiz nafaka kararı verilmesi mümkün olmayacak; buna karşılık geçmişte kesinleşmiş kararlar kural olarak korunacaktır. Bununla birlikte yasama organının yapacağı yeni düzenleme ve özellikle geçiş hükümleri, mevcut nafaka yükümlülerinin hukuki durumunu doğrudan etkileyebilecektir.</p>

<p>Önümüzdeki dokuz aylık süreç yalnızca yeni bir nafaka sisteminin oluşturulacağı bir dönem değil, aynı zamanda aile hukukunun geleceğinin yeniden şekilleneceği bir geçiş süreci olacaktır. Bu nedenle hem devam eden davaların hem de mevcut nafaka yükümlülüklerinin dikkatle takip edilmesi, ortaya çıkabilecek hak kayıplarının önlenmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" rel="nofollow" title="Emrah Golgi̇yaz"><img alt="Emrah Golgi̇yaz" height="220" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/emrah-golgiyaz.jpg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Emrah GOLGİYAZ</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/anayasa-mahkemesinin-suresiz-nafakanin-iptaline-iliskin-karari-iptal-hukmunun-devam-eden-davalara-ve-kesinlesmis-kararlara-etkisi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 15:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/yargi/anayasan.jpg" type="image/jpeg" length="93311"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK İŞVEREN AÇISINDAN GERÇEKTEN DE MUTLAK BİR GARANTİ Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İş hukukunda hızlı bir çözüm yolu olarak hayatımıza giren ihtiyari arabuluculuk, son yıllarda işverenler tarafından adeta bir 'dava açılmasını engelleme garantisi' olarak görülmektedir. Ancak Yargıtay kararları, arabuluculuk sürecinin tek başına mutlak bir garanti sağlamadığını bizlere hatırlatmaktadır.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" rel="dofollow">Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 10.02.2026 tarihli güncel kararı* </a>ışığında, ihtiyari arabuluculuğun hangi durumlarda işverene tam bir koruma sağlamadığını birlikte inceleyelim.</p>

<p>Yargıtay kararının özeti: 6 yıllık kıdemi olan işçinin iş sözleşmesinin feshedilmesi ve aynı gün işverenin sürekli çalıştığı arabulucuya götürülerek haklarının çok altında bir tutarda anlaşılarak arabuluculuk anlaşma tutanağı imzalanmasıdır.</p>

<p>İşçi daha sonra edimler arasında açık oransızlık bulunduğunu ve bir tarafın zor durumundan yararlanılarak arabuluculuk süreci yürütüldüğünden bahisle Türk Borçlar Kanunu madde 28’de** düzenlenen aşırı yararlanma(gabin) hükmü uyarınca arabuluculuk tutanağının iptalini talep eden dava açmıştır.</p>

<p>Mahkeme aşağıda saydığım gerekçelerle arabuluculuk tutanağının usulüne uygun olmadığına karar vererek arabuluculuk tutanağını iptal etmiştir:</p>

<p>· İşçinin arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı,</p>

<p>· İşçinin arabuluculuk görüşmelerine, arabulucunun davetiyle değil davalı işverenin dayatmasıyla katılması,</p>

<p>· İşveren şirketin, işten çıkaracağı tüm işçilerle yürüttüğü arabuluculuk görüşmelerinde hep aynı arabulucuyu görevlendirmiş olması,</p>

<p>· İşçinin, işten çıkış tarihi, arabuluculuk sürecinin başladığı ve bittiği tarihlerin aynı gün olduğu, bu durumun da işçiye yeterince düşünebilmesi ve karar alabilme imkânı sağlamaması,</p>

<p>· 6 yıllık kıdemi olan bir işçinin hak ettiğinin çok altında bir rakama anlaştığına, bu durumun da aşırı yararlanmaya sebep olduğuna,</p>

<p>· Arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirilmemesi,</p>

<p><strong>Peki, işveren açısından risk yalnızca arabuluculuk tutanağının geçersiz sayılması mıdır? Kanaatimce hayır. Asıl önemli mesele, bu usulsüzlüğün işveren bakımından </strong>doğurabileceği <strong>finansal sonuçlardır</strong>.</p>

<p>Çünkü arabuluculuk tutanağının geçersiz sayılması hâlinde, işveren yalnızca yeniden dava tehdidiyle karşı karşıya kalmamakta; çoğu zaman daha önce ödediği meblağa rağmen yüksek faiz yüküyle ek bir mali sorumluluk altına da girebilmektedir.</p>

<p>İncelediğim Yargıtay kararının metninden bu kısım tam olarak anlaşılamasa da takip ettiğim iş dosyalarındaki tecrübelerime dayanarak şunu söyleyebilirim: Arabuluculuk tutanağı iptal edildiğinde, arabuluculuk aşamasında işçiye ödenmiş olan meblağ, mahkeme tarafından faiz işletilmeden (çıplak ana para olarak) mahsup edilmektedir.</p>

<p>İş mahkemelerindeki bu genel eğilim işveren aleyhine hatalı bir uygulama olup ciddi bir hak kaybı doğurmaktadır. Bu hususu bir örnekle izah etmeye çalışayım:</p>

<p>İşçinin 400.000 TL kıdem tazminatı alacağı olduğunu; fakat arabuluculuk sürecinde işçiyle işverenin 200.000 TL kıdem tazminatının ödenmesi konusunda anlaştıklarını farz edelim.</p>

<p>Arabuluculuk tutanağı imzalansın ve işçiye ödeme 1 Ocak 2020 tarihinde yapılmış olsun. Daha sonra işçinin 1 Ocak 2021’de usulüne uygun arabuluculuk görüşmesi yapılmadığından bahisle dava açtığını farz edelim.</p>

<p>Ülkemizde yargılamaların uzun sürdüğünü de göz önüne alırsak ilk derece mahkemesinde bu davanın en az 2 yıl süreceğini öngörebiliriz. Mahkemenin 2 Ocak 2023 tarihinde karar verdiğini varsayalım: İşveren 1 Ocak 2020'de işçiye zaten 200.000 TL ödemişti. Mahkeme, gerçek alacaktan bu tutarı düşerek kalan 200.000 TL farkın, fesih tarihinden itibaren işleyecek en yüksek banka mevduat faiziyle işçiye ödenmesine karar verecektir.</p>

<p>01/01/2020 – 02/01/2023 arasındaki 3 yıllık süreçte, 200.000 TL asıl alacağa işleyecek faiz yaklaşık 122.680,22 TL olacak ve dava sonunda işçiye toplamda 322.680,22 TL daha ödeme yapılacaktır.</p>

<p>Oysa hakkaniyetli olan ve pek çok dosyamızda da dile getirdiğimiz usul; mahkemenin karar verirken, işverenin ilk etapta ödemiş olduğu alacağa da en yüksek banka mevduat faizini işleterek mahsup yapmasıdır. Yani örneğimizde, işverenin ilk başta ödediği 200.000 TL'ye de 3 yıllık faiz yürütülmelidir. Çünkü işçi o tarihten itibaren bu parayı kullanmış, işveren ise kendi parasının nemasından (faizinden) mahrum kalmıştır. Mahkemeler bu hususu göz ardı edip doğrudan ödenen asıl parayı düştüğü için işveren ilk etapta ödediği paranın nemasından faydalanamamakta ve çift taraflı bir zarara uğramaktadır.</p>

<p>En iyi ihtimalle mahkemeler ödenen paraya yasal faiz işleterek mahsup yapmaktadır ki bu durum da işvereni kurtarmamaktadır. Çünkü yıllık yasal faiz %24 iken, işçinin alacağına uygulanan en yüksek mevduat faiz oranı %45-55 bandındadır. Hakkaniyetin sağlanması açısından, işçiye hangi faiz oranı üzerinden hesaplama yapılıyorsa, işverenin işçiye erken ödediği paranın da aynı faiz oranı üzerinden mahsup işlemine konu edilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Bu riskleri önlemek açısından iş akdinin feshi sürecinde insan kaynakları biriminin dikkat etmesi gerekenler:</strong></p>

<p><strong>1. </strong>İşçinin iş akdinin feshi ile arabuluculuk süreci arasında işçiye değerlendirme yapabilmesi için en az 3-5 iş günü süre tanınmalıdır.</p>

<p><strong>2. </strong>Sürekli aynı arabulucu ile süreç yönetilmemeli, "şirketin kadrolu arabulucusu" algısı yaratılmamalıdır.</p>

<p><strong>3. </strong>İşçiye hak ediş tablosu önceden sunulmalı, taraflar arasında gerçek ve özgür bir müzakere ortamı sağlanmalıdır.</p>

<p><strong>4. </strong>Arabuluculuk görüşmesi işçinin kendisini baskı altında hissetmeyeceği, rahat ifade edebileceği tarafsız bir ortamda gerçekleştirilmelidir. Görüşmeler kesinlikle şirket adresinde yapılmamalıdır.</p>

<p><strong>5. </strong> İşçinin gerçek hak edişi çok yüksek iken, sembolik rakamlarla süreç tamamlanmaya çalışılmamalıdır.</p>

<p><strong>6. </strong>Çalışılan arabulucu da bu süreçte doğru tercih edilmelidir. Ne yazık ki uygulamada birçok arabulucunun tutanağı usulüne uygun hazırlamadığını ve işverenlere zarar verdiğini görmekteyiz. Arabuluculuk tutanağı bir mahkeme ilamı gibi net ve anlaşılır olmalıdır.</p>

<p><strong>7. </strong>Somut olayın özelliklerine göre, ihtiyari arabuluculuk yerine ikale sözleşmesi seçeneği de ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" rel="dofollow"><i>*</i> Yargıtay 9. Hukuk Dairesi Esas Numarası: 2025/9390, Karar Numarası: 2026/1065, Karar Tarihi: 10.02.2026</a></p>

<p>**TBK 28/1 “Bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir.”</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p><strong>Av. Tuğçe Gürhanlılar</strong></p>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-isveren-acisindan-gercekten-de-mutlak-bir-garanti-mi</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/05/arab-ter1.jpg" type="image/jpeg" length="49342"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2025/174 E., 2025/752 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 26.11.2025 tarihli, 2025/174 E., 2025/752 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2025/174 E., 2025/752 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 21. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/2030 E., 2024/93 K.<br />
ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 21.03.2023 tarihli ve<br />
2022/3598 Esas, 2023/700 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın her iki taraf vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacılar vekilinin başvurusunun kısmen kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı her iki taraf vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacılar; serbest avukat olarak çalıştıklarını, bazı taşınmazlarının imar planında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmış ve uzun zamandır kamulaştırmasının yapılmamış olmasıyla ilgili hukuki ihtilâfın çözümlenmesi için davalı şirketin kendilerini vekil kıldıklarını, dava süreciyle ilgili hukuki yardımın yanı sıra şehir planlamacısıyla da görüşmeler sağlandığını, bu kapsamda avukatlık ücret sözleşmesi imzalanarak İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 Esas sayılı dosyasıyla görülen kamulaştırmasız el atma davasının açıldığını, davanın kısmi dava olarak ikame edildiğini ve lehlerine sonuçlanıp temyiz incelemesinden geçerek kesinleştiğini ancak davalının herhangi bir haklı neden olmaksızın kendilerini azlederek vekâlet ücretini ödemediğini, bununla yetinmeyip zarara uğradıkları iddiasıyla tazminat talep eden ihtarname gönderdiklerini, bu iddianın gerçeği yansıtmadığını, üzerlerine düşen tüm edimleri yerine getirdiklerini, kısmi dava açılmasının zarar yaratmak bir yana adına dava açılan kişinin yararına olduğunu, azil haklı olmadığından aralarındaki ücret sözleşmesi gereği vekâlet ücretinin takip edilen yargılamada tespit olunan gerçek değer üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 15.000,00 TL vekâlet ücreti alacağı ile asılsız isnatlar nedeniyle doğan manevi zarara karşılık 15.000,00 TL manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiş, ıslah dilekçesiyle vekâlet ücreti alacağını 1.900.000,00 TL'ye yükseltmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili; azlin haklı olduğunu, davacı avukatlar tarafından rayici 15.000.000,00 TL olan taşınmazlarla ilgili 16.000,00 TL üzerinden kamulaştırmasız el atma davası açıldığını, bilirkişi raporuyla yapılan tespite rağmen davanın ıslah edilmediğini, davacıların avukatlık mesleğiyle bağdaşmayan eylemler içerisinde olduğunu ve haklarında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'na muhalefet ve görevi kötüye kullanma suçlarından şikâyetçi olduklarını, kamu davasının devam ettiğini, azlin haklı olması nedeniyle vekâlet ücreti talep edilemeyeceği gibi kendilerinin hukuka aykırı herhangi bir eylemi bulunmadığından manevi tazminat talebinin yerinde olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İzmir 14. Asliye Hukuk Mahkemesinin 10.09.2020 tarihli ve 2013/528 Esas, 2020/139 Karar sayılı kararı ile; dosya kapsamı ve alınan bilirkişi raporuna göre davacı avukatların haksız şekilde azledildikleri, kısmi dava olarak açılan ilk dava kesinleştikten sonra başka avukatlarca açılan ek dava ile alacağın tamamına hükmedildiği, taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin geçerli olduğu, bu durumda kamulaştırmasız el atma davasında taşınmazların değeri olarak tespit edilen 12.857.757,90 TL üzerinden %10 akdi vekâlet ücretinin hesaplanması gerektiği, manevi tazminat koşullarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 1.285.775,79 TL sözleşme vekâlet ücreti ile 1.920,00 TL karşı yan vekâlet ücreti olmak üzere toplam 1.287.695,79 TL brüt vekâlet ücretinin davalı şirketten tahsili ile davacı tarafa ödenmesine, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin 14.02.2022 tarihli ve 2021/420 Esas, 2022/298 Karar sayılı kararı ile; azlin haksız olduğu, sözleşmenin geçerli olmakla tarafları bağladığı ve manevi tazminat koşullarının oluşmadığı yönündeki mahkeme değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı ancak vekâlet ücretinin hesabında hataya düşüldüğü, haksız azil hâlinde avukatın takip ettiği iş nedeniyle akdi ve karşı yan vekâlet ücretini hak edeceği, somut olayda taraflar arasındaki ücret sözleşmesinin haksız azil hâlini düzenleyen 6. maddesi gereği ücretin kamulaştırmasız el atma davasında "ortaya çıkan değer" olan 13.024.040,00 TL üzerinden hesaplanması gerektiği gerekçesiyle davalı tarafın istinaf başvurusunun reddine, davacılar vekilinin başvurusunun kabulüyle İlk Derece Mahkemesi kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne, 1.304.324,00 TL'nin faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde her iki taraf vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; “…1.Davacıların temyiz taleplerinin incelenmesinde; tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile 1136 Sayılı Kanun'un 164/2. maddesi gereği dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücretinin avukata ait olacağının belirtilmesine, karşı yan vekalet ücretinin de nisbi olarak hesaplanması talebinin reddinde usule ve kanuna aykırılık olmadığının, davacı avukatların vekil olarak görev almadıkları icra dosyasından akdi ve karşı yan vekalet ücreti talep etmelerinin kanunen mümkün olmadığının ve davacıların manevi tazminat taleplerinin reddine ilişkin karar gerekçesinin doğru olduğunun anlaşılmasına göre, davacılar vekilinin temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. 1136 Sayılı Kanun'un 174/2. maddesi gereği avukatın kusur veya ihmalinden dolayı azledilmesi durumunda ücretin ödenmesi gerekmeyeceği belirtilmişse de, azleden tarafın, azlin haklı olduğunu ispatlaması gerektiği, davalının davacı avukatların haklı olarak azledildiğini ispatlayamadıkları, temyiz olunan kararın gerekçesinde de belirtildiği üzere davacı avukatların yalnızca kısmi dava açmalarının başlı başına haklı azil sebebi sayılamayacağı anlaşılmakla davalı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan sair temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>3. Taraflar arasında imzalanan 11.04.2011 tarihli sözleşmenin (sözleşmede tarih bulunmamakla birlikte, tarafların 11.04.2011 tarihinde imzalandığı yönündeki kabulü nedeniyle) 3 üncü maddesi; ''Avukatlık ücreti olarak mahkemece tazminine karar verilen bedelin ve bu bedelin tahsili tarihine kadar işleyecek faizlerin toplamının yani davalı (borçlu) tarafından ödenecek bedellerin toplamının %10'u olarak kararlaştırılmıştır.'', sözleşmenin 6 ncı maddesi; ''Davanın herhangi bir aşamasında avukatlar iş sahibi (müvekkiller) tarafından haksız olarak görevinden azledilecek olursa veya başka bir avukata görev verecek olurlarsa, davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden avukatlar bu sözleşmede kararlaştırılan ücreti istemeye hak kazanacaktır ve aynı şartlarda talep ve ahzu kabza yetkili olacaktır.'' şeklindedir.</p>

<p>6098 Sayılı Kanun'un 19/1 inci maddesi gereği yukarıda belirtilen sözleşme maddelerinin yorumlanmasında, sözleşmenin 6 ncı maddesinde belirtilen ''davanın neticelenmesi sonucu ortaya çıkan değer'' ibaresinden, davacı avukatların, davalı müvekkili adına takip ettiği İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 E. sayılı dosyasında dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece hüküm altına alınan 16.000,00 TL'nin anlaşılması gerektiği, davacı avukatların akdi vekâlet ücreti taleplerinin bu bedel üzerinden sözleşmenin 6 ve 3 üncü maddeleri gereği belirlenmesi gerektiği anlaşılmakla, aksi düşüncelerle, İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2011/211 E. sayılı dosyasında yapılan keşif sonucu belirlenen ancak dava ıslah edilmediği için mahkemece hüküm altına alınmayan 13.024.040 TL üzerinden akdi vekâlet ücretinin hesaplanmış olması usul ve kanuna aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.” gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; ilk karar gerekçesi tekrar edilmek ve avukatlık sözleşmesinde tarafların azil olmaması hâlinde ücreti "mahkemece tazminine karar verilen bedel" üzerinden hesaplamayı kararlaştırmışken azlin varlığı durumunda vekâlet ücretinin "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkacak değer" üzerinden hesaplanması yönünde ayrı bir sözleşme hükmü düzenledikleri, sözleşme bir bütün olarak yorumlandığında azil durumuna ilişkin bu ibarenin takip edilen işte dava değeri olarak gösterilen bedel olarak anlaşılmasının mümkün olmadığı belirtilmek suretiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Direnme kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili; davacıların ilk davadan başka herhangi bir dava açmadıklarını, sonraki süreçte emek ve mesai harcamadıklarını, ıslah edilmeyen taşınmaz değeri için başka bir dava açılması gerektiğini, davacı yan ile müvekkil şirket arasında vekâlet ilişkisinin sona erdiği de dikkate alındığında davacıların ileride açılacak olan davalar için ücret talep etmelerinin hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bu itirazlarının Özel Dairece haklı görüldüğünü, aksi yönde verilen direnme kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; taraflar arasındaki avukatlık ücret sözleşmesinin geçerli olduğu ve davacı avukatların haksız olarak azledildikleri hususlarının Özel Daire ve Bölge Adliye Mahkemesi arasında çekişmesiz olduğu somut olayda, sözleşmede haksız azil hâlinde vekâlet ücretinin hesaplanmasına esas olmak üzere öngörülen "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkacak değer" ibaresinden ne anlaşılması gerektiği, buradan varılacak sonuca göre akdi vekâlet ücretinin hesabında kısmi açılan ilk davada dava değeri olarak belirtilen ve mahkemece hüküm altına alınan meblağın dikkate alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>D. Gerekçe</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1. 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 18, 19, 396. maddeleri.</p>

<p>2. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 163, 164, 174. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle vekâlet sözleşmesi ve vekilin azli durumunda azlin haklı olup olmadığının hak edilecek vekâlet ücretine etkisi üzerinde durulması gerekir.</p>

<p>2. Vekâlet sözleşmesi, somut olayda uygulanması gereken mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun (BK) 386. maddesinin 1. fıkrasında “Vekâlet, bir akittir ki onunla vekil, mukavele dairesinde kendisine tahmil olunan işin idaresini veya takabbül eylediği hizmetin ifasını iltizam eyler.” şeklinde tanımlanmıştır [6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun (TBK) md. 502]. Bu sözleşmeyle vekil, müvekkiline karşı iş görme borcu altına girer.</p>

<p>3. Avukat ile müvekkil arasında imzalanan sözleşme de vekâlet sözleşmesi niteliğindedir. Bununla birlikte avukatlık sözleşmesi her iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Üstelik sözleşmenin bir tarafı mutlaka avukattır ve avukatın sözleşmeyle üstlendiği belli bir hukuki yardımının yapılması şeklindeki iş, ücret karşılığında yani ivazlı olarak yerine getirilir.</p>

<p>4. Avukat ile iş sahibi/müvekkili arasındaki sözleşme ilişkisi özel kanun niteliğindeki 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nda düzenlenmiş olup Kanun'un "Avukatlık sözleşmesinin kapsamı" başlıklı 163/1. maddesi "Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir. Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir." şeklindedir.</p>

<p>5. Avukatlık sözleşmelerinin zorunlu unsuru olan ücret konusunun mutlaka tarafların sözlü ya da yazılı bir anlaşmasıyla önceden kararlaştırılması gerekmez; zira bu hâlde ücret, Avukatlık Kanunu ve Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenecektir.</p>

<p>6. Sözleşmenin sona ermesi konusuna gelindiğinde; vekâlet sözleşmesi sözleşme ile üstlenilen edimin yerine getirilmesi veya sürenin dolması ile sona erebileceği gibi, vekâlet ilişkisi taraflar arasında güven unsuruna dayandığından sözleşmenin tarafları da istifa ve azil şeklindeki tek taraflı irade beyanlarıyla sözleşme ilişkisine diledikleri zaman son vermek hakkına sahiptir. Nitekim BK'nın 396/1. maddesi bu hususu “Vekâletten azil ve ondan istifa her zaman caizdir." şeklinde düzenlemiştir.</p>

<p>7. Anılan maddenin devamında "Şu kadarki münasip olmayan bir zamanda vekâletten azil veya ondan istifa eden kimse diğerinin zararını zamin olur.” denilmek suretiyle azlin, tazmin ile ilgili bir sonucu olacağı ortaya konulmuştur.</p>

<p>8. Aynı durum avukatlık sözleşmesinde de geçerlidir ve sözleşmenin azil ile sona ermesi hâlinde avukatlık ücreti, yapılan azil işleminin haklı olup olmadığına göre değişecektir.</p>

<p>9. Avukatlık Kanunu’nun 174/2. maddesinin birinci cümlesinde yer alan “Avukatın azlî hâlinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.” şeklindeki hüküm gereği, azledilen avukata kural olarak hak ettiği ücretin tamamı verilir.</p>

<p>10. Bu noktada azlin ancak azil tarihi itibariyle henüz sonuçlanmamış işler bakımından hukuki sonuç doğurduğu, bu sebeple de avukatın azilden önce sonuçlandırdığı işler yönünden azlin haklı olup olmadığının bir fark yaratmadığı, bunlar yönünden avukatın tam ücrete hak kazandığı göz ardı edilmemelidir.</p>

<p>11. Maddenin ikinci cümlesinde kanun koyucunun avukatın kusur veya ihmalinden dolayı azledilmesi hâline ilişkin öngördüğü durum "haklı azil" kavramını anlatır ve azil haklıysa sonuçlanmamış işler bakımından avukat ücrete hak kazanamayacaktır.</p>

<p>12. Azil haksızsa, avukatın vekâlet ücretinin tamamı dava lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi, tam olarak muaccel hâle gelir. Bu yüzden; azil haksızsa, avukatın azledilmiş olması nedeniyle işe devam edememiş olması, dolayısıyla emek ve mesaiden tasarruf etmiş olması, ücretin tamamına hak kazanmasına engel olmayacağı gibi hukuki yardımda bulunulan davanın sonuçlanmasını beklemek de gerekmez. Azledilen avukat davayı takibe devam edemeyeceğinden dava ya müvekkil tarafından bizzat ya da vekâlet verilen başka bir avukat tarafından takip edilecektir. Her iki durumda da azilden sonra takip edilen bu davanın lehe ya da aleyhe sonuçlanmış olması yahut takipsiz bırakılması sonuca etkili değildir, avukatın ücret talebini engellemeyecektir (Hukuk Genel Kurulunun 09.04.2025 tarihli, 2024/3-666 Esas, 2025/224 Karar sayılı kararı).</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>13. Bu noktada haksız azil hâlinde azil anında henüz sonuçlanmamış işler bakımından vekâlet ücretinin ne şekilde hesaplanacağı konusu önem arz eder.</p>

<p>14. Yerleşik içtihatlarla da kabul edildiği üzere bu durumda akdi vekâlet ücreti, avukatın takip ettiği davanın/işin harçlandırılmış değeri üzerinden hesaplanmalıdır. Kural bu olmakla birlikte tarafların sözleşme özgürlüğü çerçevesinde başka bir kararlaştırmada bulunabilecekleri açıktır. Böyle bir durumda ücretin takdirinde taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine itibar edilmesi zorunludur.</p>

<p>15. Yazılı ve geçerli bir ücret sözleşmesinde haksız azil hâline ilişkin olarak taraflarca yapılmış bir kararlaştırma olmasına rağmen bazı durumlarda taraflar bu anlaşmanın mahiyeti/kapsamı konusunda anlaşmazlık yaşayabilir; taraflardan biri, sözleşmenin içeriğini diğerinden farklı anlayabilir. Özellikle şüphe ve tereddütlere yol açan veya birden fazla anlama gelen sözleşme metni yahut bir hüküm taraflardan birini avantajlı duruma getiriyorsa, taraf buna dayanarak talepte bulunabilmektedir. Bu takdirde taraflar arasında yorum uyuşmazlığı söz konusu olmaktadır ve mahkemece sözleşme yorumuna ihtiyaç duyulmaktadır.</p>

<p>16. Sözleşmenin yorumu, sözleşmenin kurucu unsuru olan iradelerin anlamının ve hangi hukuksal sonuçlara yöneldiğinin araştırılıp ortaya konulması anlamına gelmektedir (Fikret Eren: Borçlar Hukuku, Genel Hükümler, 14. Baskı, Ankara 2012, s.466).</p>

<p>17. Sözleşmenin yorumuna ilişkin olarak BK'nın 18/1. maddesi "Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak, onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır." düzenlemesini öngörmüştür. Aynı husus 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 19/1. maddesinde “Bir sözleşmenin türünün ve içeriğinin belirlenmesinde ve yorumlanmasında, tarafların yanlışlıkla veya gerçek amaçlarını gizlemek için kullandıkları sözcüklere bakılmaksızın, gerçek ve ortak iradeleri esas alınır.” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>18. Buna göre sözleşmenin yorumunda amaç, ilk aşamada sözleşme taraflarının birbirine uygun gerçek iradelerini tespit edebilmektir. Hâkim sözleşmeyi yorumlarken asli yorum aracı olarak tarafların iradelerini açıklarken kullandıkları kelimeler ve deyimleri öncelikle dikkate alır. Kullanılan ifadeler ve kelimeler bireysel olarak değil beyan metninin bütünlüğü içinde yorumlanmalıdır (Hukuk Genel Kurulunun 09.12.2021 tarihli, 2018/(13)3-399 Esas, 2021/1632 Karar ve 02.07.2025 tarihli, 2024/3-752 Esas, 2025/415 Karar sayılı kararları).</p>

<p>19. Konuyla ilgili bu açıklamalardan sonra somut olaydaki hukuki süreç ortaya konulmalıdır.</p>

<p>20. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden; davacı avukatlar ile davalı şirket arasında şirkete ait bazı taşınmazlarla ilgili kamulaştırmasız el atma davası açılması hususunda vekâlet ilişkisi kurulduğu, bu kapsamda tarafların 14.04.2011 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi imzalayarak mutabık kaldıkları hususları yazılı hâle getirdikleri, davacı avukatların kısmi dava şeklinde ikame ettikleri dava ile dava dışı idareden kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat talep ettikleri, bu yargılamada alınan bilirkişi raporunda taşınmazların toplam değerinin 13.024.040,00 TL olarak tespit edildiği, dava değeri ıslah edilmeyince mahkemenin gerçek değerle ilgili tespit hükmünün yanında taleple bağlı kalarak 16.000,00 TL üzerinden davanın kabulüne karar verdiği, temyiz üzerinde kararın düzeltilerek onanmak suretiyle kesinleştiği, hemen akabinde davacı avukatların azledildiği ve yeni vekiller eliyle ek dava açılarak ilk davadan bakiye alacağın talep edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>21. Söz konusu avukatlık sözleşmesinin geçerli ve azlin haksız olduğu hususları Bölge Adliye Mahkemesi ve Özel Daire arasında çekişmesiz olup, incelenmesi ve değerlendirilmesi gereken direnmenin konusunun avukatın hak ettiği vekâlet ücretinin hesaplanmasına esas değerin ne olması gerektiği hususu oluşturmaktadır.</p>

<p>22. Bu kapsamda taraflar arasındaki sözleşme hükümleri incelendiğinde; sözleşmenin, ücreti düzenleyen 3. bendi "Avukatlık ücreti olarak mahkemece tazminine karar verilen bedelin ve bu bedelin tahsili tarihine kadar işleyecek faizlerin toplamının yani davalı (borçlu) aleyhine hükmedilecek tazminat miktarının %10'u olarak kararlaştırılmıştır." şeklindedir.</p>

<p>23. Taraflar bununla yetinmemiş, sözleşmenin 6. bendinde "Davanın herhangi bir aşamasında avukatlar iş sahibi (müvekkiller) tarafından haksız olarak görevinden azledilecek olursa veya başka bir avukata görev verecek olurlarsa, davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden avukatlar bu sözleşmede kararlaştırılan ücreti istemeye hak kazanacaktır…" şeklindeki hükme yer vermişlerdir. Bu hükme göre avukat haksız azledilecek olursa 3. bentte kararlaştırılan ücret "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer" üzerinden hesaplanacaktır.</p>

<p>24. Konuyla ilgili yapılan açıklamalar ve somut olaydaki sözleşme hükümleri çerçevesinde direnme konusu uyuşmazlık incelendiğinde; haksız azledilen avukatların vekâlet ücretinin tamamını dava kendi takipleri sırasında lehe sonuçlanıp kesinleşmiş gibi talep edebileceklerinde tereddüt bulunmamaktadır. Bu kapsamda avukatın hak ettiği akdi vekâlet ücretinin tayin ve takdirinde avukatın takip ettiği davanın harca esas ve hüküm altına alınan değeri dikkate alınmakla birlikte, taraflar ücret sözleşmelerinde bunu değiştirecek bir kararlaştırmada bulunmuşlarsa sözleşme hükümlerine itibar edilmesi kural olarak zorunludur. Nitekim somut olayda taraflar avukatlık sözleşmesini imzalarken ücret ile ilgili kararlaştırmanın yanında haksız azil hâlinde ücretin hangi değer üzerinden hesaplanacağına dair açıkça ayrı bir hükme yer vermişler ve bu durumda davanın hangi aşamasında olursa olsun haksız azil vuku bulursa "davanın neticelenmesi sonucunda ortaya çıkan değer üzerinden" hesaplama yapılacağını kabul etmişlerdir. Sözleşmenin bütününe bakıldığında bu madde ile tarafların yalnızca dava açılırken gösterilen harca esas değeri değil, yargılamada ortaya çıkacak gerçek değeri esas aldıkları; bu değerin ise kamulaştırma bedeli olarak yargılamada bilirkişi incelemesiyle tespit edilen ve mahkemece hükme esas alınmakla sonradan açılacak ek davada kesin delil teşkil eden 13.024.040,00 TL olduğu anlaşılmaktadır. Bu duruma göre, sözleşmenin haksız azle ilişkin maddesinde ücrete esas değerin kısmi davada harçlandırılan ve karara bağlanan dava değeri olan 16.000,00 TL'den ibaret olduğu şeklindeki bir yorum, tarafların haksız azil hâline özgü nüansı vurgulayan iradeleri karşısında isabetli olmayacaktır.</p>

<p>25. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmelerde; bozma kararındaki değerlendirmenin yerinde olduğu, direnme kararının aynı gerekçelerle bozulması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir.</p>

<p>26. Hâl böyle olunca usul ve yasaya uygun direnme kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Davalı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile direnme kararının ONANMASINA,</p>

<p>Harç peşin alındığından harç alınmasına yer olmadığına,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, karardan bir örneğin direnme kararını veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>26.11.2025 tarihinde oy çokluğuyla ve kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="83884"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/5447 E., 2024/212 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2024 tarihli, 2023/5447 E., 2024/212 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/5447 E., 2024/212 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/49 E., 2022/213 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraflarca temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekilinin 19.10.2023 tarihli bozma ilamında imzası bulunan Daire Başkan ve üyeleri hakkında reddi hakim talebi hakkında yapılan incelemede; 2797 sayılı Yargıtay Kanunun 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrasında “Dairelerin veya genel kurulların başkan ve üyeleri reddolunabilirler. Ret hususundaki istemler, reddedilen başkan veya üye katılmaksızın ilgili daire veya genel kurullarca incelenerek kesin karara bağlanır. Daire ve kurulların toplantılarını engelleyen toplu ret istemleri dinlenmez.” düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda, 6100 sayılı Kanun'un 36 ncı maddesinde belirtilen, reddin kaynağını oluşturan Daire kararı nedeniyle Dairede görev yapan başkan ve kararda imzası bulunan üyelerin tarafsızlıklarından şüpheye düşülebilecek bir olgu mevcut bulunmadığından reddi hakim isteğinin 2797 sayılı Yargıtay Kanununun 39 uncu maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca kesin olarak reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; davacının avukat olduğunu, taraflar arasında 25.09.2007 tarihli avukatlık sözleşmesi imzalandığını, sözleşmenin 2 nci maddesine göre, davalının taraf olduğu Ermenek Barajı, Fırtına Hes İnşaatı ve Ankara Hipodrom işlerine ilişkin dava dosyalarında davalıya hukuki yardımda bulunmayı ve ayrıca sürekli hukuki danışmanlık hizmeti vermeyi üstlendiğini, genel hukuki danışmanlık hizmetlerine karşılık olarak aylık net 2.000,00 TL ile sözleşmenin 2 nci maddesinde belirtilen dava dosyalarından dolayı da, kazanılan değer üzerinden sözleşmede kademeli olarak gösterilen oranlarda ayrıca ücret ödeneceğinin kararlaştırıldığını, taraflar arasında aylık ücretin yıllık artışı hususunda bir mutabakata varılamadığını, davalı şirketin bir süre sonra aylık danışmanlık ücretlerini ödemediğini, buna rağmen müvekkilinin vekalet görevine devam ettiğini, ancak davalı tarafından haksız bir şekilde başarısızlıkla suçlandığını, hak ettiği ücretler de ödenmediğinden 23.11.2009 tarihli ihtarla sözleşmeyi feshederek haklı olarak istifa ettiğini, haklı istifa nedeniyle aylık ve kademeli olarak ödenmesi gereken ücret ve ayrıca karşı taraf vekalet ücretlerinin ödenmesi gerektiğini ileri sürerek, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 150.000,00 TL'nin 23.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili; kadrolu çalışan avukatları olmasına rağmen, sözleşmede belirtilen tahkim davalarının takibi ve sonuçlandırılması ile hukuki danışmanlık hizmeti için 25.09.2007 tarihinde davacı avukat ile sözleşme imzalandığını, 1 yıllık sözleşme süresinin 25.9.2008 tarihinde sona erdiğini, taraflarca feshedilmeyen sözleşmenin bir yıl uzadığını, yapılan görüşmeler sonunda ücret konusunda bir uzlaşma sağlanamadığını, davacının, şirketin bilgisi ve onayı dışında sözleşmede yer almayan dava dosyalarına vekalet sunması nedeniyle davacıya 13.03.2009 tarihli yazı gönderilerek, bu dosyalardan vekaletnamesini çekmesinin istenildiğini, Ermenek Barajı ile ilgili tahkim davasının sonuçsuz kalması üzerine, davacının “adli yargıda dava açılacaksa mahkeme harcının gönderilmesi” ile ilgili talebi üzerine, göndermiş oldukları 26.10.2009 tarihli yazıda, adli yargıda dava açılmasının düşünülmediğinin bildirildiğini, iddianın aksine davacının başarısızlıkla itham edilmediğini, davacıya ücretlerinin ödenmediğinin de doğru olmadığını, istifanın haksız olduğunu savunarak, davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin 25.12.2012 tarihli ve 2009/463 E., 2012/584 K. sayılı kararıyla; davacının istifasının haklı olduğu, davalıdan talep edebileceği toplam alacağın KDV dahil 9.426.443,59 TL olduğunun tespit edildiği, davacının toplam 9.426.443,59 TL ücret talep edebileceği kabul edilmek suretiyle taleple bağlı kalınarak davanın kısmen kabulüne,150.000,00 TL’nin temerrüt tarihi olan 29.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek değişen oranlardaki yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin haklarının saklı tutulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Birinci Bozma Kararı<br />
1. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamıyla; davalının sair temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmediğine karar verildikten sonra, davacı avukatın gerek “davalı şirket tarafından başarısızlıkla suçlandığı” gerekse “ücretlerinin ödenmediği” hususlarındaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğinin kabulü gerektiği, haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği, Mahkemece açıklanan hususlar göz ardı edilerek, istifanın haklı olduğundan bahisle yazılı şekilde karar verilmiş olmasının hatalı olduğu gerekçesiyle, Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş, bozma ilamına karşı davacı vekilinin karar düzeltme talebinin, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 07.07.2014 tarihli ve 2014/12851 E., 2014/11033 K. sayılı ilamı ile reddine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İkinci Bozma Kararı<br />
1. Bozmaya uyan Mahkemenin 07.07.2015 tarihli ve 2014/388 E., 2015/259 K. sayılı kararıyla; davacı taraf haklı nedenle vekillikten istifa ettiğinden temsil ettiği tüm davalar yönünden vekalet ücreti alacağını isteyebileceği, bu nedenle 16.07.2012 ve 09.11.2012 tarihli üçüncü bilirkişi kurulu raporundaki hesaplama kabul edilerek davalının KDV dahil 9.426.443,59 TL borcu olduğu gerekçesiyle, davanın kabulü ile 150.000,00 TL'nin temerrüt tarihi olan 29.11.2009 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p>2. Mahkeme kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>3. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.10.2016 tarihli ve 2016/499 E., 2016/11693 K. sayılı ilamıyla; Mahkemenin Yargıtayca verilen bozma kararına uyması sonucunda kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yapılarak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar çerçevesinde karar vermesi gerektiği, Mahkemece, bozma ilamına uyulmasına karşın bozma ilamı doğrultusunda bir inceleme yapılmadığı, Mahkemece, bozma ilamına uyulması ile birlikte davalı yararına usuli müktesep hak oluştuğu dikkate alınarak bozma ilamına uygun bir şekilde hüküm kurulması gerekirken; müktesep hak ihlal edilerek bozma ilamı dışına çıkılarak yeniden delil toplanılarak yazılı şekilde hüküm tesisinin hatalı olduğu gerekçesiyle, kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4. Dairenin bozma ilamına karşı, davacı vekili tarafından karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>5. Dairenin 21.09.2017 tarihli ve 2017/9868 E., 2017/12478 K. sayılı ilamıyla; düzeltilmesi istenen Yargıtay ilamında açıklanan gerekçelere göre düzeltme dileğinde ileri sürülen sebepler HUMK'nın 440 ıncı maddesindeki yazılı hallerden hiç birisine uymadığından vaki düzeltme isteğinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda anılan tarih ve sayılı kararıyla; davacının istifasının haklı nedenlere dayanmadığı, haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, henüz derdest olup sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeceği, hükme esas alınan 22.02.2022 havale tarihli bilirkişi raporunda, Ermenek tahkim dosyasının ve Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 2008/507 Esas nolu dosyasının vekaletten istifa tarihi itibariyle kesinleşen işlerden olduğu, yine Kasım 2008-Kasım 2009 tarihleri arasındaki 12 aylık ücretinin davacı vekile ödenmediği, bu işler ve ücretler bakımından davacının vekalet ücretine hak kazandığı, diğer dava dosyaları ve hukuki işler bakımından ise haksız istifa nedeniyle ücret talep edilemeyeceğinin bildirildiği, bilirkişi raporunda, davacının hak kazandığı ve davalıdan talep edebileceği vekalet ücreti alacağının toplam olarak 2.879,205,54 TL olduğunun tespit edildiği, bedelden davacı tarafından tahsil edilen 191.516,50 TL'nin mahsubu ile kalan alacağın 2.687,689,04 TL olduğu kanaatine ulaşıldığı, davacı tarafın talebiyle bağlı kalınarak davanın kabulüne ile 150.000,00 TL vekalet ücreti alacağının temerrüdün gerçekleştiği 29.10.2009 tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuran<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde taraflar temyiz isteminde bulunmuşlardır.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Dairenin 21.02.2023 tarihli ve 2022/7201 E., 2023/181 K. sayılı ilamıyla; "1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına, bozmaya uyularak verilen kararda belirtilen gerekçelere göre; davacı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>2. Mahkemece verilen ilk kararın temyiz edilmesi üzerine Kapatılan 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı bozma ilamında açıkça, istifa nedenleri haklı olmadığından davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiğinin kabulü gerektiği belirtilerek, haksız olarak istifa eden avukat, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşme olan işler dışında derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği açıklanarak hüküm bozulmuştur. Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına göre, haksız istifa halinde avukat sadece kesinleşmiş işler nedeniyle ücrete hak kazanabilecektir.<br />
Davacı avukatın takip ettiği Ermenek Tahkim dosyasında, tahkim süresinin uzatılması talebinin reddedildiği anlaşılmaktadır. Bu haliyle tahkim dosyasının bitip kesinleştiğinden söz edilemez. Kaldı ki az yukarıda anılan bozma ilamında anıldığı üzere, taraflar arasında geçerli bir avukatlık ücret sözleşmesi bulunduğu, sözleşmenin 2 nci maddesinde sayılan ve etkin hukuki yardım hizmeti verilen bu davalarda ücretin hangi koşullarda ve ne şekilde ödeneceği açıkça yazılıdır. Davacı söz konusu davalarda ancak, “şirket menfaatine kazanılan değer” üzerinden ücret talep etme hakkına sahip olup, ödeme tarihi itibariyle, takip edilen davalar yönünden şirket menfaatine kazanılan bir değer bulunmadığı da aşikardır. Hal böyle olunca haksız istifa tarihi itibariyle kesinleşen bir işin bulunmaması ve de taraflar arasındaki sözleşme hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, davalı tarafından davacı avukata yapılan ödemeler de dikkate alındığında davacı avukatın davalı müvekkilinden herhangi bir hak ve alacağının kalmadığının dosya içeriği ile anlaşılmakla mahkemece, davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm tesisi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir. " şeklinde kararın bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong><br />
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran<br />
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı, davacı vekili tarafından bozma ilamında imzası bulunan Daire başkanı ile üyeler hakkında reddi hakim talebiyle birlikte karar düzeltme isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Karar Düzeltme Sebepleri<br />
Davacı vekili; 1. Hak arama hürriyeti, adil yargılanma hakkı ve mülkiyet hakkı bertaraf edildiğinden, Yargıtay incelemelerinde hukuka uygun inceleme yapılmadığından, olayda tabii hakim ilkesinin, kanun önünde eşitlik ilkesinin, etkili başvuru ilkesinin, hakimlerin tarafsızlığı ilkesinin ve ihsası reyde bulunmama ilkesinin gerçekleşmediğini, emsal yargı kararlarına ve uygulamaya aykırı olacak şekilde, Yargıtay kararının hukuka, dosya kapsamına ve hakkaniyete açıkça aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin adları belirtilen başkan ve üyelerini Yargıtay Kanunu'nun 39 uncu maddesi ile Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun ilgili maddeleri gereği reddettiklerini,</p>

<p>2. İlk bozma ilamında şirket menfaatine kazanılan değer bulunmayan işler yönünden davacı müvekkilin ücret isteyemeyeceğine dair herhangi bir hüküm bulunmadığını, Yargıtay ilk bozma ilamında istifa tarihi itibariyle “davalı lehine kazandırılan bir rakam olup olmadığı” yönünden bir bozma kararı bulunmadığından dolayı istifa tarihi itibariyle aylık maaş alacakları dışında davacı avukatın takip ettiği işlerden “hangi işlerin kesinleştiği” hususunun tespitinin önemli olduğunu, Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/507 E. sayılı dosyası, Ermenek tahkim dosyası kesinleşen işlerden olduğundan ve hükmüne uyulan ilk bozma kararıyla davacının aylık ücretlerinin de hesaplanması gerektiğinden, bozma kararında bu kez davanın tamamen reddine karar verilmesi gerektiğine yönelik kararının hukuka aykırı olup, ilk ve ikinci bozma kararları ile çeliştiğini,</p>

<p>3. Yerel Mahkemece hükmüne uyulan ilk bozma kararı kapsamında davacı müvekkilin haksız istifa ettiği tarih itibariyle kesinleşen işlerden ücret talep edebileceğinden, davacı tarafından takip edilen Ermenek Tahkim dosyasının tahkim süresinin uzatılması talebinin reddedilmesi nedeniyle bitip kesinleşmediğine yönelik kurduğu hükmün yasal mevzuata ve emsalleşmiş yargı içtihatlarına aykırı olduğunu, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin konu itibariyle gördüğü işler kapsamında Tahkim Hukuku bulunmadığını, bu noktada yetkin bir daire olmadığı, tahkim dosyalarında tahkimin ayrı bir yargılama faaliyeti olduğunu, ayrı bir yargılama faaliyeti olmasından dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 407-444 üncü maddeleri arasında düzenlendiğini, tahkim dosyalarının dava dosyasından bağımsız Avukatlık Kanunu 171 inci maddesi gereğince ayrı ücrete tabi olduğunu, Yüksek Mahkemece dosyada bulunan 10.06.2019 Tarihli Uzman Görüşü ile Yerel Mahkemece Prof. Dr. ..............ve Prof. Dr. .............'den oluşan heyetten alınan bilirkişi raporlarının temyiz incelemesinde dikkate alınmadığını,</p>

<p>4. Ermenek Tahkim Dosyası İçin Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.06.2009 tarih ve 2009/669 D.iş sayılı dosyasıyla verilen "süre uzatım talebinin reddine" dair kararın kesin hüküm niteliğinde kesin karar olduğunu, verilen "süre uzatım talebinin reddine" dair kararla tahkimin bittiği ve kesinleştiğini,</p>

<p>5. Taraflar arasındaki sözleşmedeki “şirket menfaatine kazanılan değer” bulunmadığından bahisle ücret hesaplaması yapılmaması da hem sözleşmede etkin hukuki danışmanlık hizmeti kapsamında işlerin ayrı ücrete tabi olduğu düzenlemesine, hem avukatın ücretsiz iş takip etmesi yasağına hem de Avukat Kanunu 171 inci maddeye aykırı olacağından, davacı müvekkilin vekil olarak işi yürüttüğü Ermenek tahkim dosyasının yargılamasında tespit edilen miktar üzerinden davalının Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/221 Esas (2014/195 Esas) sayılı dosyasıyla alacak davası açması karşısında en azından 46.143.661,73 Euro üzerinden davacının vekalet ücreti sözleşmenin ilgili hükmü kapsamında hesaplanması gerektiğini, hükmüne uyulan Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin kararlarında, taraflar arasında akdedilen vekalet sözleşmesinin geçersizliği konusunda nihai bir tespit yapılmadığına göre, artık bu sözleşmenin geçerli olduğunun kabulunün gerektiğini,</p>

<p>6. Yüksek Mahkemenin karar düzeltmeye konu kararında, taraflar arasında geçerli olduğu kabul edilen sözleşmeye göre Etkin Hukuki Danışmanlık Hizmetleri kapsamında tahkim dosyalarının aylık ücret dışında ayrı bir ücrete tabi olduğunu ve Avukatlık Kanunu gereği de ayrı ücrete konu işlerde bir avukatın ücretsiz iş takip edemeyeceği hususları ile birlikte taraflar arasında sözleşme ilişkisinin sona erdiği tarihte yürürlükte olan 2009 yılı AAÜT nin 16 ncı maddesinde “Tahkimde ücret" başlığı altında tahkimin ayrı ücret olarak düzenlendiğini gözetmeksizin eksik inceleme ile karar verdiğini belirterek, bozma kararının karar düzeltme yoluyla kaldırılarak, Ankara 40. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/49E., 2022/213K. sayılı kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen avukatlık ücret sözleşmesi kapsamında haklı istifa iddiasına dayalı vekalet ücreti istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1136 sayılı Avukatlık Kanunu 174 üncü maddesi; " Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret istiyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir. Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır. " şeklindedir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Yargıtay (kapatılan) 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamıyla; davacı avukatın gerek “davalı şirket tarafından başarısızlıkla suçlandığı” gerekse “ücretlerinin ödenmediği” hususlarındaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiği, bu nedenle haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği belirtilmiştir. Bir mahkemenin Yargıtay Dairesince verilen bozma kararına uyması üzerine, kendisi için o kararda gösterilen şekilde inceleme ve araştırma yaparak, yine o kararda belirtilen hukuki esaslar gereğince hüküm verme yükümlülüğü doğar. “Usuli kazanılmış hak” olarak tanımlanan bu olgu mahkemeye, hükmüne uyduğu Yargıtay bozma kararında belirtilen çerçevede işlem yapma ve hüküm kurma zorunluluğu getirmektedir (09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı YİBK). Bu durumda davacı avukatın haksız olarak istifa ettiği hususu kesinleşmiş olup buna göre sözleşme hükümlerinin incelenmesi gereklidir.</p>

<p>2. Davacı taraf sözleşme kapsamında danışmanlık ücretinin ödenmediğini belirterek karar düzeltme talebinde bulunmuş ise de; az yukarıda belirtilen (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 10.12.2013 tarihli ve 2013/8068 E., 2013/30931 K. sayılı ilamı ) bozma ilamında, davalı şirketin sözleşme gereğince hiçbir zorunluluğu olmamasına rağmen, henüz muaccel olmadığı bir zamanda 5.12.2008 tarihinde 75.000,00 Dolar, 19.12.2008 tarihinde de 25.000,00 Dolar ödeme yapmış olması, böylelikle davacı tarafından, ödenmediğini iddia ettiği aylık ücretlerinin toplamından çok daha fazla bir ücret miktarının muaccel olmadığı halde tahsil edilmiş olduğu kabul edildiğinden, davacının bu talepleri yönünden yapılan itirazların reddine karar verilmiştir.</p>

<p>3. Avukatlık Kanunu'nun 163 üncü maddesinde; "Avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenir. Avukatlık sözleşmesinin belli bir hukukî yardımı ve meblâğı yahut değeri kapsaması gerekir.Yazılı olmayan anlaşmalar, genel hükümlere göre ispatlanır. Yasaya aykırı olmayan şarta bağlı sözleşmeler geçerlidir. Avukatlık ücret tavanını aşan sözleşmeler, bu Kanunda belirtilen tavan miktarında geçerlidir. İfa edilmiş sözleşmenin geçersizliği ileri sürülemez. Yokluk halleri hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz kılmaz." şeklinde düzenleme yer almaktadır. Kanunun emredici hükümlerine aykırı olmamak şartıyla tarafların serbest iradaleri ile düzenledikleri sözleşmeler geçerli olup tarafları bağlar. Somut uyuşmazlıkta araflar arasında 25.09.2007 tarihinde düzenlenen sözleşme olup, uyuşmazlığın çözümünde sözleşmede yer alan maddelerin bir bütün olarak incelenmesi gereklidir. Söz konusu sözleşmenin işin tanımı başlıklı ikinci maddesinde "Şirketin yükümlülüğünde olan Ermenek Barajı ve HES İnşaatı Fırtına (Dilek Güroluk)HES İnşaatı ve Ankara Hipodrum İnşaatı işlerine ilişkin olarak DSİ, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Tarım ve Köy İşleri Bakanlığı ile Uyuşmazlık halinde olduğu dava dosyalarında vekilin etkin hukuki yardım hizmeti vermesi ile sürekli hukuki danışmanlık hizmetinde bulunması" şeklinde belirtilmiştir. Yine sözleşmenin devamında sözleşme bedeli başlığı altında üçünde maddede, madde 2 bağlamında yukarıda bahsedilenlerle sınırlı kalmamak üzere diğer işleri de kapsayacak biçimde genel hukuki danışmanlık hizmetlerine karşılık olarak şirketin vekile (KDV, stopaj Şirkete ait olmak üzere) net 2.000,00 TL aylık ücret ödeyeceği, vekilin bunun dışında yukarıda belirtilen dava dosyalarında sunulacak etkin hukuki yardımda bulunması durumunda takip edilen dosyalarında şirket menfaatine olarak kazanılan faiz ve tazminatlar hariç her türlü değerin aşağıda belirlenen oranlara göre kademeli olarak belirlenecek tutarının şirketin vekile ödeyeceği, bu belirlenen ücrete stopaj dahil olup sadece KDV ilave edileceğinin belirlendiği, stopajın tutarının hak edilecek ücretlerden kesileceği, Mahkemeler veya İcra Daireleri tarafından Avukatlık Ücret Tarifelerine göre takdir edilen karşı yan vekalet ücretlerinin de vekile ait olacağının düzenlendiği görülmüştür. Ermenek Tahkim dosyasından tahkim süresinin uzatılması talebinde bulunulduğu Ankara 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2009/669 D. İş sayılı dosyası üzerinden şirketin tahkim süresinin uzatılması talebinin reddine kesin olarak karar verildiği ve böylece ikinci tahkim sürecinin usulden bir sebeple karar olmaksızın sona erdiği, akabinde şirketi temsilen başka bir vekil tarafından 11.05.2017 tarihinde Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde alacak davası açıldığı dolayısıyla yargılama sürecinin devam ettiği ve bu nedenle kesinleşmiş bir karar ve şirket menfaatine kazanılan bir değer bulunmadığından haksız istifa eden avukatın sözleşme kapsamında vekalet ücretine hak kazanmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin bu hususa ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>4. Vekalet ücretine konu Ankara 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2008/507 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; tarafların sulh oldukları, davacının davadan feragati nedeniyle 02.01.2009 tarihinde feragat nedeniyle davanın reddine ve taraf vekillerinin beyanları göz önüne alınarak vekalet ücreti takdirine yer olmadığına karar verildiği görülmüştür. Davacı vekili 23.11.2009 tarihli ihtarı ile bu dava dosya nedeniyle kanuni vekalet ücreti talep etmiş olup, Mahkemece hükmedilen vekalet ücreti (karşı yan) bulunmadığından, taraflar arasında düzenlenen sözleşme kapsamında haksız istifa eden avukatın vekalet ücretine hak kazanmadığı anlaşıldığından, davacı vekilinin bu hususa ilişkin itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davacı vekilinin karar düzeltme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye karar düzeltme harcı ile para cezasının düzeltme isteyene yükletilmesine,</p>

<p>16.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="30015"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2013/17664 E., 2014/796 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201317664-e-2014796-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201317664-e-2014796-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 16.01.2014 tarihli, 2013/17664 E., 2014/796 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2013/17664 E., 2014/796 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Bodrum 3. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 06/03/2013<br />
NUMARASI : 2011/340-2013/75</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacılar, davalıya verdikleri vekalet ile avukatları olarak 2007/404 esas sayılı dosya ile karara bağlanan 170.361 TL. alacağın tahsiline ilişkin olarak, ilamı 2009/161 takip sayılı dosya ile icraya koyduğunu, takip borçlusunun 120.000 TL. tutarındaki ödemelerini davalının tahsil ettiğini yine ilam gereği hükmedilen avukatlık ücreti ile yargılama giderlerini de ayrıca yaptığı icra takibi ile tahsil ettiğini, ilamla iadesine karar verilen 8.597 TL. Peşin harcın da davalı tarafça alındığını, davalı avukata 12.800 TL. avans ödemesi yaptıklarını, davalının hesap vermediği gibi, tahsil ettiği paraları kendilerine ödemediğini bu nedenle, 3.8.2011 tarihli ihtarla haklı olarak azlettiklerini ileri sürerek, tahsil ettiği paradan fazla hakları saklı kalarak şimdilik 25.000'er TL.den toplam 50.000 TL.nin dava tarihinden yasal faizi ile ödetilmesine karar verilmesini istemişlerdir.</p>

<p>Davalı, davacıların avukatı olarak ilamı icraya koyup alacağı tahsil ettiğini ancak vekalet ücreti ödenmediğinden hapis hakkını kullandığını, harç bedelini iade ettiğini savunarak davanın reddini dilemiş, birleşen dava ile de hakettiği vekalet ücreti toplamı 58.542 TL.nin yasal faizi ile ödetilmesini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, asıl davanın kısmen kabulü ile 5.521 TL.nin davacılara 1/2 pay edilerek dava tarihinden itibaren yasal faizi ile davalıdan tahsiline, birleşen davanın da reddine karar verilmiş; hüküm, davacı ve davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Davacıların vekili olarak avukat olan davalının, 13.5.2008 tarihinde aldığı vekalet ile davacılar adına görülmekte olan 2007/404 esastaki davayı takip ettiği, 26.12.2008 tarihinde mahkeme kararı ile hükmedilen 109.465 dolar ilam alacağının tahsili için 2009/161 takip sayılı dosya ile icra takibi başlattığı, davalının takip borçlusundan muhtelif tarihlerde toplam net 108.852 TL.nı tahsil ettiği ayrıca 2009/155 takip sayılı dosya ile de, 2013/17664-2014/796<br />
Verilen mahkeme kararı ile hükmedilen vekalet ücreti ve masrafları toplamını tahsil ettiği, davacılar tarafından 3.8.2011 tarihli ihtarla azledildiği dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığı gibi tüm dosya kapsamı ile sabittir.</p>

<p>Avukatlık Kanununun, 174. maddesinde de, “Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez” hükmü mevcut olup, bu hükme göre azil işleminin haklı nedene dayandığının kanıtlanması halinde müvekkil Avukata vekalet ücreti ödemekle yükümlü değildir. Dairemizin kökleşmiş içtihatlarına göre haklı azil halinde ancak azil tarihi itibariyle sonuçlanıp, kesinleşen işlerden dolayı vekalet ücreti talep edilebilir. Buna karşılık haksız azil halinde ise avukat, hangi aşamada olursa olsun, üstlendiği işin tüm vekalet ücretini talep etme hakkına sahiptir.<br />
Somut olaya bakıldığında; taraflar arasındaki öncelikli uyuşmazlık, azlin haklı olup olmadığına ilişkindir. Davalı, azlin haksız olduğunu ileri sürerken, davacılar ise, davalının, icra dosyalarından vekaleten tahsil etmiş olduğu miktarları bildirmediğini, bu nedenle davalıyı haklı olarak azlettiklerini ileri sürmüş, davalı ise yapmış olduğu tahsilatları, hapis hakkı gereğince davacılardan olan alacaklarına mahsup ettiğini belirtmiştir.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki, Avukatlık Kanununun 166. maddesinde tanımlanan hapis hakkı, sadece vekalet ücreti alacakları ve yapılan giderler oranında kullanılabilir. Avukatın, müvekkili nam ve hesabına tahsil etmiş olduğu alacak ve değerlerden, ücret ve masraf alacağından fazla bir miktarını “hapis hakkı” adı altında elinde tutması, bu hakkın yasaya konuluş amacına aykırı olduğu gibi, avukatlık meslek kurallarına da aykırıdır. Aynı şekilde hapis hakkını kullanan avukatın, müvekkilin nam ve hesabına tahsil ettiği alacakları geciktirmeksizin iş sahibine bildirmesi, hangi işten dolayı ve ne miktarda ücret ve masraf alacağı olduğunu açıklaması ve konu ile ilgili karşı tarafı bilgilendirdikten sonra, alacağı oranında hapis hakkını kullanması gereklidir. Esasen bu durum, avukatın müvekkiline hesap verme yükümlülüğünün de tabii bir sonucudur. Nitekim, Avukatlık Kanununun 34. maddesinde, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler.” hükmü, Türkiye Barolar Birliği Meslek Kurallarının 43. maddesinde de, “Müvekkil adına alınan paralar ve başkaca değerler geciktirilmeksizin müvekkile duyurulur ve verilir.” hükmü bulunmaktadır.</p>

<p>Öte yandan avukat, ancak muaccel olan vekalet ücreti alacakları yönünden hapis hakkını kullanabilir. Yasada avukatlık ücretinin ne zaman muaccel olacağı konusunda açık bir hüküm bulunmamakla beraber, Avukatlık Kanununun 171/1 maddesinde düzenlenen “Avukat üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder” ve “Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi”nin 2. maddesinde düzenlenen “...avukatlık 2013/17664-2014/796<br />
ücreti, kesin hüküm elde edilinceye kadar olan dava, iş ve işlemler ücreti karşılığıdır” hükümleri gereğince vekalet ücreti alacağının, üstlenilen işin bitmesi ile muaccel hale geldiğinin kabulü gerekir. Bu kabule göre avukat, aksine sözleşme yoksa, işi sonuna kadar takip edip sonuçlandırmadan ücretini isteyemeyeceği gibi bu noktada hapis hakkını da kullanamaz.</p>

<p>Hapis hakkı ile ilgili bu açıklamalardan sonra dava konusu olaya bakılacak olursa; davalı avukatın, davacılara vekaleten bir kısım tahsilatlar yaptığı ve bu tahsilatları, vekalet ücreti alacaklarına ilişkin hapis hakkını kullanmak suretiyle yedinde tuttuğu anlaşılmaktadır. Vekil, Borçlar Kanununun 392. maddesi hükmüne göre yaptığı iş sırasında vekil eden adına tahsil ettiği paraları zimmetinde tutmadan müvekkiline intikal ettirmek, vekil edenin adına veya yararına yaptığı tüm işlerin hesabını müvekkiline vermek zorundadır. Davalı avukatın, icra dosyasından tahsil ettiği paraların miktarı hakkında davalı müvekkillerine makul sürede bilgi ve hesap vermediği gibi, davacıların gerçek tahsilat miktarını icra dosyasından öğrenmesi üzerine davalı avukatı azil etmesinin haklı nedene dayandığının kabulü gerekir.</p>

<p>Davalı avukat haklı olarak azil edildiğine göre, tam ücret talep etme hakkına sahip olmayıp, ancak bitirdiği işlerden dolayı hak ve nesafete göre ücret isteyebileği gözetilerek sonucuna uygun bir karar verilmesi gerekirken yanlış değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p>2-Bozma nedenine göre tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine bu aşamada gerek görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda 1. bentte açıklanan nedenlerle temyiz edilen hükmün BOZULMASINA, 2.bent gereğince tarafların diğer temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına, peşin alınan 24.30 TL harcın istek halinde davacıya, peşin alınan 94.30 TL harcın davalıya iadesine, 16.1.2014 gününde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201317664-e-2014796-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="21443"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2009/8351 E., 2009/14675 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20098351-e-200914675-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20098351-e-200914675-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 14.12.2009 tarihli, 2009/8351 E., 2009/14675 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay </strong></p>

<p><strong>(Kapatılan) 13. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2009/8351 E., 2009/14675 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı avukatınca temyiz edilmesi üzerine dosya incelendi gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Davacı, avukat olduğunu, dava dışı ... adına başlattığı İcra takibindeki alacağın davalıya temlik edilmesi üzerine, davalının vekaletini alarak icra takibine davalı adına devam ettiğini, davalının kendisini haksız olarak azlettiğini ileri sürerek vekalet ücretinin tahsili için başlattığı icra takibine vaki, haksız itirazın iptali ile icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı, davacı avukatın temlik aldığı icra dosyasındaki alacağın tahsili için vekili olarak takibe devam ettiğini, dosya borçlusu olan kooperatif aleyhine, babası adına da başka bir takipte vekillik yaptığını, babasına ait dosya için bankalara yazı yazarak alacağını tahsil ettiği halde kendi dosyası için taşınmaz hacizlerini tercih ettiğini, bu nedenle kendisini haklı olarak azlettiğini savunarak davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece, davanın kısmen kabulü ile itirazın iptaline, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacının Avukat olduğu dava dışı ... adına ... 2. İcra Dairesinin 2007/1304 esas sayılı dosyası ile dava dışı SS. ... Konut Yapı Kooperatifi aleyhinde takip başlattığı, Ömer Tekelinin alacağını 6.3.2008 tarihinde davalıya temlik etmesi neticesinde davalının vekaletini alarak dosyaya kaldığı yerden vekil olarak devam ettiği, aynı kooperatif adına alacaklısı Nevzat Tekel0i olan icra takibini 2009/8351-14675 ise ... İcra Dairesinin 2007/1124 Esas sayılı dosya üzerinden yürüttüğü, ... dosyası için icra müdürlüğünce borçlunun bankalardaki alacaklarına haciz konulması için yazılar yazdırdığı ve bunun neticesinde dosyaya borçlu kooperatife ait paraların dosyaya aktarılmasını sağladığı buna karşılık davalıya ait dosyada ise sade gayrimenkul haczine gittiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Taraflar arasındaki uyuşmazlık davacının azledilmesinin haklı nedene dayanıp dayanmadığı hususundadır. Avukatlık Kanunun 174. maddesinin 2. fıkrası avukatın kusur ve ihmalinden dolayı azledilmesi halinde ücretin ödenmesinin gerekmediğini, hükme bağlamaktadır. Davacı avukatın aynı borçluya karşı başlattığı İcra takibinde davalıya ait dosyada üçüncü şahıslara haciz ihbarnamesi göndermemekle daha çabuk ve kolay elde edilebilecek olacağının tahsil sürecinin geciktirildiği ve dolayısı ile özensiz davrandığı açıktır. Vekalet ilişkisi güvene dayanan bir sözleşme olduğuna göre davacı avukatın kendisi tevdi edilen islerde özensiz davranması müvekkilinin güvenini sarsar. Bu nedenle mÜvekkil vekili bulunan davacı avukatı azletmekte haklıdır. Böylece azil haklı olduğuna gÖre davacı avukat her hangi bir ücret isteyemez. Mahkemece bu yön gözetilmeden yazılı gerekçe ile ısteğin kabul edilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektirir.</p>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda belirtilen nedenlerle temyiz olunan kararın davalı yararına BOZULMASINA, peşin alınan 496.00 TL temyiz harcının istek halinde iadesine, 14.12.2009 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20098351-e-200914675-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi5z44.jpg" type="image/jpeg" length="10987"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin 2018/35654 başvuru numaralı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201835654-basvuru-numarali-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201835654-basvuru-numarali-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin 10/2/2021 tarihli ve 2018/35654 başvuru numaralı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>TÜRKİYE CUMHURİYETİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>ANAYASA MAHKEMESİ</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>YAVUZ ŞAHİN BAŞVURUSU</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>(Başvuru Numarası: 2018/35654)</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p>Karar Tarihi: 10/2/2021</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>BİRİNCİ BÖLÜM</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p><strong>KARAR</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td width="605">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başkan</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Hasan Tahsin GÖKCAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Üyeler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Muammer TOPAL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Recai AKYEL</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yusuf Şevki HAKYEMEZ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Selahaddin MENTEŞ</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Raportör</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Ali KOZAN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Başvurucu</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Yavuz ŞAHİN</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="160">
   <p><strong>Vekili</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="13">
   <p><strong>:</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="360">
   <p>Av. Zümrüt ŞAHİN</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p><strong>I.</strong> <strong>BAŞVURUNUN KONUSU</strong></p>

<p>1. Başvuru, kamudaki görevinden ihraç edilen hukukçunun baro levhasına yazılmasına ilişkin verilen kararın mahkemece iptal edilmesi nedeniyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.</p>

<p><strong>II.</strong> <strong>BAŞVURU SÜRECİ</strong></p>

<p>2. Başvuru 7/12/2018 tarihinde yapılmıştır.</p>

<p>3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.</p>

<p>4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.</p>

<p>7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmuştur.</p>

<p><strong>III.</strong> <strong>OLAY VE OLGULAR </strong></p>

<p>8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir.</p>

<p>9. Başvurucu Ankara Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yaparken talebi üzerine 2007 tarihinde kaydı silinmiştir. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında müşavir olarak görev yapan başvurucu, 15 Temmuz darbe girişimin akabinde 672 sayılı OHAL KHK'sı ile 1/9/2016 tarihinde kamu görevinden çıkarılmıştır.</p>

<p>10. Kamu görevinden çıkarılmasının ardından başvurucu, baro levhasına avukat olarak yeniden yazılma talebiyle Ankara Barosuna (Baro) başvurmuştur.</p>

<p>11. Baro, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına (Başsavcılık) gönderdiği yazı ile başvurucu hakkında, Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) üyesi olma suçu kapsamında bir soruşturmanın bulunup bulunmadığını sormuştur. Başsavcılık tarafından gönderilen cevap yazısında başvurucu hakkında yürütülen herhangi bir ceza soruşturmasının olmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>12. Başvurucunun talebi, yasal şartlara uygun olduğu gerekçesiyle Baro Yönetim Kurulunun 2/8/2017 tarihli kararıyla kabul edilmiştir. Söz konusu karar Türkiye Barolar Birliği (TBB) Yönetim Kurulunun 21/8/2017 tarihli kararıyla uygun bulunmuştur.</p>

<p>13. TBB tarafından verilen karar, Bakanlık tarafından yerinde görülmeyerek bir daha görüşülmek üzere TBB'ye geri gönderilmiştir. Geri gönderme kararının gerekçesinde; avukatların kamu hizmeti yapan kişilerden sayıldığı vurgulanarak, başvurucunun 672 sayılı OHAL KHK'sı ile ihraç edildiği, anılan OHAL KHK'sının 2. maddesi gereğince kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceği belirtilmiştir.</p>

<p>14. TBB Yönetim Kurulu 20/10/2017 tarihli kararıyla, önceki kararında ısrar ederek başvurucunun baro levhasına yazılma talebinin kabulüne karar vermiştir. Israr kararında; Bakanlığın geri gönderme gerekçesinin usule ve yasaya uygun olmadığı ifade edilmiştir.</p>

<p>15. Bakanlık, başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin TBB Yönetim Kurulu tarafından verilen karara karşı 1/11/2017 tarihinde Ankara 13. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) iptal davası açmıştır. Dava dilekçesinde; 672 sayılı OHAL KHK'sı ile meslekten veya kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğinin hükme bağlandığı vurgulanmıştır. Söz konusu meslekten veya kamu görevinden çıkarma tedbirinin, adli suç veya disiplin suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri ile milli güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir mahiyetinde olduğu ifade edilmiştir. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 1. ve 2. maddesinde avukatlık mesleğinin kamu hizmeti olduğunun vurgulandığı ifade edilmiştir. Yine Kanun'un 38. ve 57. maddelerinin mesleğin kamu hizmeti niteliğinde olduğunun bir göstergesi olduğu, 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6. maddesinin bu durumu teyit ettiği iddia edilmiştir.</p>

<p>16. Davalı TBB tarafından sunulan cevap dilekçesinde; ilgili mevzuat ve yargı kararlarına atıf yapılarak bir kişinin kamu görevlisi sayılabilmesi için devlet teşkilatlanması ya da kamu kesiminde yer alan bir kuruluşta çalışması gerektiği, avukatlığın sunulan hizmet açısından bir kamu hizmeti, mesleki faaliyet olarak ise serbest meslek faaliyeti olduğu ancak kamu görevlisi olarak kabul edilemeyeceği belirtilmiştir. Başvurucu hakkında herhangi bir soruşturma ve kovuşturmanın bulunmadığı, avukatlığa kabulde engel bir hâlin tespit edilmediğinden söz konusu işlemin yasaya uygun olduğu değerlendirmesine yer verilmiştir.</p>

<p>17. Başvurucu, Mahkemeye sunduğu dilekçe ile davalı TBB yanında davaya müdahale talebinde bulunmuş ve talebi Mahkemece kabul edilmiştir.</p>

<p>18. Mahkeme, 15/3/2018 tarihli kararıyla dava konusu işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; millî güvenliğe karşı büyük bir tehdit oluşturan FETÖ/PYD ile iltisakı, irtibatı ve mensubiyeti değerlendirilen örgüt üyelerinden devlet kurumlarının hızlı bir şekilde arındırılması amacıyla yürürlüğe konulan 672 sayılı KHK'nın meslekten ve kamu görevinden ihraç edilenlerin bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğine ilişkin tedbir de içerdiği vurgulanmıştır. Avukatlık mesleğinin önem ve özelliği, kamu hizmeti niteliği ve avukatın hak ve yetkileri gözetilmeden dar bir yorumla kamu görevlisi olarak kabul edilemeyeceği şeklinde değerlendirilmesinin terörle mücadeleyi sekteye uğratacağı gibi anılan KHK'nın amacıyla da bağdaşmayacağı belirtilmiştir.</p>

<p>19. TBB ve başvurucu, söz konusu karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesi, 18/10/2018 tarihli kararıyla, istinaf talebinin kesin olarak reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinde; İdare Mahkemesince verilen kararın usule ve hukuka uygun olduğu, kaldırılmasını gerektiren bir nedenin bulunmadığı belirtilmiştir.</p>

<p>20. Nihai karar 9/11/2018 tarihinde tebliğ edilmiştir.</p>

<p>21. Başvurucu, 7/12/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><strong>IV.</strong> <strong>İLGİLİ HUKUK</strong></p>

<p>22. İlgili hukuk<i> (ulusal mevzuat, Anayasa Mahkemesince ve idari yargı mercilerince verilen yargı kararları, uluslararası düzenlemeler ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları) </i>için bkz.<i> Tamer Mahmutoğlu</i> [GK], B. No: 2017/38953, 23/7/2020, §§ 37-67)</p>

<p><strong>V.</strong> <strong>İNCELEME VE GEREKÇE</strong></p>

<p>23. Mahkemenin 10/2/2021 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>A.</strong> <strong>Başvuruyu İnceleme Usulü</strong></p>

<p>24. Başvuru konusu tedbirin OHAL ilanına neden olan tehditlerin veya tehlikelerin bertaraf edilmesine yönelik olduğu açık olmakla birlikte söz konusu tedbir OHAL döneminin sona ermesinin akabinde de uygulanmıştır. Tedbirlerin OHAL'in süresini aştığı durumlara ilişkin yapılacak incelemelerde Anayasa’nın 15. maddesi dikkate alınamayacağından somut başvuru, Anayasa’nın olağan dönemde hak ve özgürlükleri sınırlama ve güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olan 13. maddesi bağlamında incelenecektir (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 76).</p>

<p><strong>B.</strong> <strong>Özel Hayata Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia</strong></p>

<p><strong>1.</strong> <strong>Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü</strong></p>

<p>25. Başvurucu; hiçbir örgütle ilişkisi olmamasına rağmen haksız bir şekilde kamu görevinden ihraç edildiğini, avukatlık yapma hakkının da sonsuza kadar elinden alındığını, böylece bütün mesleki bilgi ve tecrübesi hukuk alanında olduğu da gözetildiğinde hayatını idame ettireceği çalışma alanlarının ölçüsüz bir şekilde kapatıldığını belirtmiştir. Avukatlığın serbest meslek olduğunu ve avukatın kamu görevlisi sayılamayacağını vurgulamıştır. Bir kişinin mesleği seçmesi, mesleki ilişkiler çerçevesinde sosyal çevresini oluşturması ve kişiliğini geliştirmesi ile kazanç elde ederek geçimini sağlamasının özel hayat kapsamında kaldığını vurgulayan başvurucu, ömür boyu kamu görevine girmesinin ve avukatlık yapmasının yasaklanmasının özel hayatına ölçüsüz bir müdahale teşkil etiğini iddia etmiştir. KHK ile getirilen tedbirin OHAL şartlarını aşacak şekilde uygulama alanı bulduğunu, Mahkemenin iddia ve talepleri karşılamadan yeterli gerekçe sunmadan karar verdiğini, kanunların eşitlik ilkesini bozacak şekilde uygulanamayacağını belirten başvurucu; özel hayata saygı, adil yargılanma, mülkiyet hakları ile eşitlik ilkesinin, din ve ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>26. Bakanlık görüşünde; çalışma hakkı, adil yargılanma hakkı ve masumiyet karinesine ilişkin iddialar yönünden kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialar kapsamında ise 672 sayılı KHK ile meslekten veya kamu görevinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilemeyeceğinin hükme bağlandığı vurgulanmıştır. Terör örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran olağanüstü tedbir mahiyetinde olduğu belirtilmiştir. Avukatlığın ise ifa edilen ve görevin önemi ve mevzuat gözetildiğinde kamu görevi olarak kabul edilmesi gerektiği değerlendirmesine yer verilmiştir.</p>

<p>27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı sunduğu beyanında; bireysel başvuruda belirttiği iddialarını tekrarlamakla birlikte Bakanlığın çalışma hakkına ilişkin görüşlerinin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini, baro levhasına kaydının yapılmamasının süresiz bir şekilde engellenmesinin mülkiyet hakkına yönelik ölçüsüz bir müdahale olduğunu belirtmiştir. Avukatlığın kamu hizmeti niteliğinde serbest meslek olduğunu ancak avukatın kamu görevlisi olarak kabul edilemeyeceğini, baro levhasına kaydın da istihdam olarak tanımlanamayacağını, KHK ile getirilen sınırlamanın serbest avukatlığı da kapsayacak şekilde genişletilmesinin hukuka aykırı olduğunu vurgulamıştır.</p>

<p><strong>2.</strong> <strong>Değerlendirme</strong></p>

<p>28. Anayasa’nın<i> "Özel hayatın gizliliği"</i> kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>“Herkes, özel hayatına ... saygı gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ... gizliliğine dokunulamaz."</i></p>

<p>29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (<i>Tahir Canan</i>, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).</p>

<p>30. Başvurucunun iddialarının baro levhasına yazılmasına ilişkin TBB kararının İdare Mahkemesince iptal edilmesine, dolayısıyla serbest avukatlık yapmasının engellenmesine ilişkin olduğu görülmektedir. Kişilerin mesleki hayatlarının onların özel hayatlarıyla sıkı bir ilişkisinin olduğu ve meslek hayatına yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin söz konusu olduğu dava süreçlerinde özel hayata saygı hakkının gündeme geldiği yadsınamaz. Bununla birlikte öncelikle bu tür işlemlerin mesleki hayata yönelik tedbirlerin ya da müdahalelerin hangi durumlarda <i>özel hayat</i> kapsamında görülmeye uygun olduğu veya başvuru konusu edilen uyuşmazlıkların hangilerinin bu bağlamda uygulanabilir kabul edileceği hususlarında ölçütler belirlenmesi ve bu ölçütler dikkate alınarak değerlendirmeler yapılması gerekmektedir (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i>§ 82).</p>

<p>31. Başvuru dosyası incelendiğinde başvurucunun mesleki hayatına yönelik olarak alınan tedbirin özel hayata ilişkin herhangi bir nedene dayanmadığı görülmektedir. Bununla birlikte başvurucunun mesleki hayatına yönelik müdahalenin onun <i>özel hayatına</i> ciddi şekilde etki ettiği ve bu etkinin belirli bir ağırlık düzeyine ulaştığı anlaşılmaktadır. Zira alınan tedbirin başvurucunun başkaları ile ilişki kurabilme ve geliştirebilme imkânının önemli ölçüde zayıflamasına, sosyal ve mesleki itibarını koruyabilmesi açısından ciddi sonuçlar doğurmasına yol açacağı değerlendirilmektedir. Bu durumda sonuca dayalı nedenlerle başvurunun <i>özel hayata saygı hakkı</i> kapsamında incelenebilir nitelikte olduğu kanaatine varılmıştır (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> §§ 84-96).</p>

<p><strong>a.</strong> <strong>Kabul Edilebilirlik Yönünden</strong></p>

<p>32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>b.</strong> <strong>Esas Yönünden</strong></p>

<p>33. Özel hayata saygı hakkına yönelik negatif ve pozitif yükümlülükler arasındaki sınırların kesin biçimde tanımlanması ve birbirinden ayrılması her zaman mümkün değildir. Devlet için öngörülen negatif yükümlülükler, her durumda özel hayata saygı hakkına keyfî surette müdahaleden kaçınmayı gerekli kılar. Pozitif yükümlülükler de özel hayata saygı hakkının korunmasını ve bireyler arası ilişkiler alanında olsa da özel hayata saygının güvencelerini sağlamaya yönelik olaya özgü tedbirlerin alınmasını zorunlu kılar (benzer yönde değerlendirmeler için bkz. <i>Adnan Oktar (3)</i>, B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32; <i>Ömür Kara ve Onursal Özbek,</i> B. No: 2013/4825, 24/3/2016, § 46; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i>§ 98).</p>

<p>34. Başvurucunun serbest avukatlık yapmasına imkân sağlayan ve TBB tarafından verilen karar derece mahkemelerince iptal edilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun özel hayatına yönelen müdahalenin kamu gücünü kullanan mahkemelerce verilen karardan kaynaklandığı dikkate alındığında başvurunun devletin negatif yükümlülükleri bağlamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmektedir (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 99).</p>

<p><strong>i.</strong> <strong>Müdahalenin Varlığı</strong></p>

<p>35. Başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlemin yargı kararıyla iptal edilmesi ve bu suretle serbest avukatlık faaliyetinden alıkonulması nedeniyle başvurucunun özel hayata saygı hakkına müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>ii.</strong> <strong>Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı</strong></p>

<p>36. Anayasa’nın <i>"Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması" </i>kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:</p>

<p><i>"Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”</i></p>

<p>37. Yukarıda belirlenen müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 20. maddesini ihlal edecektir. Bu sebeple sınırlamanın Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, meşru amaç taşıma, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama kriterlerine uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (<i>Halil Berk</i>, B. No: 2017/8758, 21/3/2018, § 49; <i>Süveyda Yarkın</i>, B. No: 2017/39967, 11/12/2019, § 32; <i>Şennur Acar</i>, B. No: 2017/9370, 27/2/2020, § 34; <i>R.G</i>. [GK], B. No: 2017/31619, 23/7/2020, § 82).</p>

<p><strong>(1)</strong> <strong>Genel İlkeler</strong></p>

<p>38. Anayasa uyarınca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların öncelikle kanunla öngörülmüş olması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre de Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan kanunilik ölçütünün karşılanması için müdahale şekli anlamda bir kanuna dayanmalıdır (<i>Mehmet Akdoğan ve diğerleri,</i> B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31; <i>Bülent Polat </i>[GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, § 75; <i>Fatih Saraman</i> [GK], B. No: 2014/7256, 27/2/2019, § 65; <i>Turgut Duman</i>, B. No: 2014/15365, 29/5/2019, § 66; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 103).</p>

<p>39. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir. Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade etmekte; böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta; bu yönüyle hukuk güvenliği teminatı sağlamaktadır (<i>Halime Sare Aysal</i> [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, § 62; <i>Fatih Saraman, </i>§ 66; <i>Turgut Duman</i>, § 67; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 104).</p>

<p>40. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi için yeterince ulaşılabilir olması, vatandaşların belirli bir olaya uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması gerekmektedir (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 63; <i>Fatih Saraman, </i>§ 67; <i>Turgut Duman</i>, § 68; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 105).</p>

<p>41. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir. Diğer bir anlatımla hukuk sistemi, kamu makamlarına hangi koşullarda ve hangi sınırlar içinde müdahalelerde bulunma yetkisinin verildiğini açık ifadelerle ortaya koyacak nitelikte olmalı ve bu bağlamda ilgili müdahalenin muhataplarına müdahaleye zemin hazırlayan koşullar ile müdahalenin sonuçları açısından bir öngörüde bulunabilmeleri imkânı tanımalıdır (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 64; <i>Fatih Saraman, </i>§ 68; <i>Turgut Duman</i>, § 69; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 106).</p>

<p>42. Öte yandan her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal mevzuatın sağladığı koruma seviyesi, büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın öngörülebilirliği sağlayacak şekilde asgari bir kesinlik içermesi zaruridir (<i>Halime Sare Aysal</i>, § 65; <i>Fatih Saraman, </i>§ 69; <i>Turgut Duman</i>, § 70; <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 107).</p>

<p>43. Nihayetinde söz konusu koşulların yerine getirilip getirilmediğini denetleyecek merci olan yargı organları, müdahalelere dayanak olarak gösterilen kanuni düzenlemelerin erişilebilir, öngörülebilir ve kesin nitelikte olup olmadığını irdelemekle, en başta da ilgili kanuni düzenlemeleri önlerine gelen davalarda anılan çerçevede kalarak uygulamakla yükümlüdürler (<i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 108).</p>

<p><strong>(2)</strong> <strong>İlkelerin Olaya Uygulanması</strong></p>

<p>44. Somut olaya konu olan ve derece mahkemelerince verilen kararlardan kaynaklanan müdahalede, 672 sayılı KHK'da yer alan hükümlerin dayanak alındığı belirtilmektedir. Anılan KHK, 7080 sayılı Kanun ile aynen kanunlaşmıştır. Dolayısıyla başvurucunun baro levhasına yazılmasına ilişkin olarak TBB tarafından tesis edilen işlemin iptal edilmesi suretiyle özel hayata saygı hakkına gerçekleştirilen müdahalenin şeklî anlamda bir kanuna dayandırıldığı söylenebilir. Ancak belirtildiği üzere temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılmasına dayanak gösterilen kanunların şeklen var olması, kanunilik ölçütünün karşılandığının kabulü için tek başına yeterli değildir. Ayrıca kanunun müdahaleye imkân sağlayacak şekilde maddi içeriğinin bulunması, sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini içermesi gerekir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 110).</p>

<p>45. Derece mahkemelerince dayanak olarak gösterilen düzenlemede, kamudaki görevlerinden çıkarılanların bir daha kamu hizmetinde istihdam edilmeyecekleri, meslek adlarını ve sıfatlarını kullanamayacakları, bu unvan, sıfat ve meslek adlarına bağlı olarak sağlanan haklardan yararlanamayacakları ifade edilmektedir. Derece mahkemelerine göre kamu hizmeti yönü güçlendirilen avukatlık mesleği idare hukuku anlamında kamu hizmeti veren diğer serbest mesleklerden önemli ve farklı bir konuma taşındığından söz konusu düzenlemelere göre başvurucunun baro levhasına yazılması mümkün değildir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 112).</p>

<p>46. Müdahalenin dayanağı olarak gösterilen kanun hükmünde yer verilen <i>kamu hizmeti</i> kavramı ve bu kavramın kapsamı yoruma açık ve geniştir. Bu husus yargı kararlarında da vurgulanmaktadır (Danıştay Onuncu Dairesinin 6/2/2002 tarihli ve E.1999/2407, K.2002/347 sayılı kararı). Başta 1136 sayılı Kanun olmak üzere ilgili yasal düzenlemeler dikkate alındığında avukatlığın kamu hizmeti içeren serbest bir meslek olduğu tartışmasızdır. Ayrıca Danıştay ve Anayasa Mahkemesi tarafından verilen kararlarda da avukatlık mesleğinin hem bir kamu hizmeti niteliğinin olduğu hem de serbest meslek yönünün bulunduğu vurgulanmaktadır. Söz konusu kararlarda; sadece yürütülen hizmetin kamu hizmeti olmasından hareketle avukatlığın kamu görevlilerinin tabi olduğu kurallara tabi kılınmasının mesleğin niteliği ve gerekleri ile örtüşmeyeceği, kamu hizmeti olarak kabul edilmiş olsa da serbest avukatlık mesleğinin devlet memuriyeti görev ve hizmetleriyle aynı nitelikte görülemeyeceği ve aynı ölçütlere tabi tutulamayacağı da belirtilmektedir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 113).</p>

<p>47. Bu bağlamda müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunup bulunmadığının belirlenmesi amacıyla kamu hizmeti kapsamında olduğu açık olan avukatlığın<i> istihdam</i> boyutuyla da ele alınması gerekir.</p>

<p>48. Kamu hizmetinde istihdam kavramının kamu görevlilerini kapsadığı konusunda bir tereddüt bulunmamakla birlikte özel hukuk sözleşmeleri ile de kamu hizmetinde istihdam mümkün kılınabilir. Ancak kamu görevlisi olmayan, bir idari sözleşmeyle veya ticari ya da sınai nitelikteki bir özel hukuk sözleşmesiyle kamu hizmetinde çalıştırılmayan ve mesleklerini serbest şekilde icra eden avukatların kamu hizmetinde istihdam edildiklerinin kabulü mümkün değildir. Zira belirtilen durumlar olmadığı müddetçe avukatlık kural olarak kamu hiyerarşisine dâhil olmayan serbest bir meslektir. Serbest avukatlığın devletin namına ve hesabına yapılan bir iş olmaması, serbest avukatların baro levhasına kaydolduktan sonra çalışıp çalışmama ve müvekkillerini seçme konusunda kural olarak bağımsız olmaları, devletten herhangi bir maaş almamaları, gelirlerinin müvekkillerinden aldıkları vekâlet ücretinden oluşması, zorunlu müdafilik veya arabuluculuk gibi görevlendirmeler dışında serbest avukatlara devletin mali olarak bir katkısının bulunmaması, serbest avukatlar tarafından yapılan iş ve işlemlerin sonuçlarından devletin mali veya hukuki sorumluluğunun bulunmaması, müvekkilleri ile aralarındaki sözleşmeden kaynaklanan tüm haklara kendilerinin sahip olmaları, yükümlülüklere de kendilerinin katlanması bu yöndeki tespit ve vurguları pekiştirmektedir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 115).</p>

<p>49. Serbest avukatlık mesleğinin anılan nitelikleri ve ilgili düzenlemelerde <i>istihdam edilme </i>yasağının söz konusu olduğu dikkate alındığında derece mahkemelerince verilen iptal kararına dayanak olarak gösterilen hükümlerin müdahalenin kanuni dayanağı olarak kabul edilmesi mümkün görünmemektedir. Başka bir anlatımla, somut olayda idari, ticari veya sınai bir sözleşme ile çalıştırılma söz konusu olmadığından başvurucunun baro levhasına yazılması yönünde TBB tarafından tesis edilen işlem, ilgili yasal düzenlemelerde yer alan <i>kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı</i> kapsamında kalmamaktadır. Aksine bir yorum ilgili düzenlemelerin yalnızca avukatlık yönünden değil kamu hizmeti kapsamında görülebilecek hekimlik, mühendislik gibi serbest şekilde de icra edilebilen diğer meslekler yönünden uygulanmasına neden olabilir (bkz. <i>Tamer Mahmutoğlu,</i> § 116).</p>

<p>50. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkına yönelik bir müdahalenin Anayasa'nın öngördüğü güvencelere uygun kabul edilebilmesinin ilk ve temel koşulu müdahalenin kanuni dayanağının bulunmasıdır. Somut olayda ise başvurucunun idari, ticari ya da sınai bir sözleşme kapsamında kamu hizmetinde çalıştırılma durumunun olmadığı, başvurucunun istihdam edilmesinden bahsedilemeyeceği ve serbest avukatlığın bir istihdam ilişkisine dayanmadığı dikkate alındığında, serbest avukatlık faaliyetini <i>kamu hizmetinde istihdam edilme yasağı</i> kabul eden derece mahkemelerince anılan düzenlemelerin keyfîliğe yol açtığı izlenimi oluşturacak şekilde genişletici ve öngörülemez bir yoruma tabi tutulduğu değerlendirilmektedir. Neticede başvurucunun baro levhasına yazılmamasına yönelik olarak gerçekleştirilen müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>51. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik koşulunu sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p><strong>C.</strong> <strong>6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden</strong></p>

<p>53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:</p>

<p><i>"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…</i></p>

<p><i>(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."</i></p>

<p>54. Başvurucu; ihlalin tespit edilmesini, yargılamanın yenilenmesine ve lehine tazminata hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>55. Anayasa Mahkemesinin <i>Mehmet Doğan</i> kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875, 7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da işaret etmiştir (<i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, B. No: 2016/12506, 7/11/2019).</p>

<p>56. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 55, 57).</p>

<p>57. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (<i>Mehmet Doğan</i>, §§ 58-59; <i>Aligül Alkaya ve diğerleri (2)</i>, §§ 57-59, 66-67).</p>

<p>58. İncelenen başvuruda, serbest avukatlık mesleğini icra etmekten alıkoyan müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunmadığı gerekçesiyle özel hayata saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Söz konusu ihlalin mevcut düzenlemelerin derece mahkemelerince öngörülemez şekilde yorumlanmasından, dolayısıyla doğrudan derece mahkemelerinin kararlarından kaynaklandığı anlaşılmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>59. Bu durumda özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun şekilde yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>60. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.</p>

<p><strong>VI.</strong> <strong>HÜKÜM</strong></p>

<p>Açıklanan gerekçelerle;</p>

<p>A. Özel hayata saygı hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,</p>

<p>B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,</p>

<p>C. Kararın bir örneğinin özel hayata saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 13. İdare Mahkemesine (E.2017/3256, K.2018/512) GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,</p>

<p>E. 294,70 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.894,70 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,</p>

<p>F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,</p>

<p>G. Kararın bir örneğinin bilgi için Ankara Bölge İdare Mahkemesi 12. İdari Dava Dairesine GÖNDERİLMESİNE,</p>

<p>H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 10/2/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-201835654-basvuru-numarali-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/aymms.jpg" type="image/jpeg" length="49605"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Haksız yere azledilen avukatın ücret talebini güvence altına alan düzenlemeye ilişkin TBB'nin görüşü]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/haksiz-yere-azledilen-avukatin-ucret-talebini-guvence-altina-alan-duzenlemeye-iliskin-tbbni</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/haksiz-yere-azledilen-avukatin-ucret-talebini-guvence-altina-alan-duzenlemeye-iliskin-tbbni" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği, haksız yere azledilen avukatın ücret talebini güvence altına alan düzenlemeye ilişkin norm denetimi hakkındaki görüşünü, Anayasa Mahkemesi Başkanlığına sundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB), avukatın müvekkil tarafından haksız yere azledilmesi halinde, üstlendiği işin karşılığı olan ücreti talep edebilmesini güvence altına alan, Avukatlık Kanunu’nun 147. maddesinin 2. fıkrasının iptaline ilişkin norm denetimi hakkında üçüncü taraf görüşü, Anayasa Mahkemesi Başkanlığının değerlendirmesine sunuldu.</p>

<p>Anayasa ve Avukatlık Kanunu yönünden yapılan değerlendirmede söz konusu düzenlemenin;</p>

<p>• Avukatlık sözleşmesinde taraflar arasındaki dengeyi sağladığı,</p>

<p>• Hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine hizmet ettiği,</p>

<p>• Hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını desteklediği,</p>

<p>• Ölçülülük ilkesine uygun olduğu sonucuna ulaşıldı.</p>

<p>TBB'den yapılan açıklamada; "İtiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddi gerektiğine ilişkin görüşümüz Anayasa Mahkemesi ile paylaşılmıştır." denildi.</p>

<p><strong>TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ</strong></p>

<p><strong>1136 Sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. Maddesinin İkinci Fıkrasının İptaline İlişkin Norm Denetimi Hakkında Anayasa Mahkemesine Sunulmak Üzere Üçüncü Taraf Görüşü</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Beyanda Bulunan (Üçüncü Taraf):</strong> Türkiye Barolar Birliği (TBB)</p>

<p><strong>Konu: </strong>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kuralın iptali talebiyle açılan norm denetimi davasında, kuralın Anayasa’ya uygunluğuna ilişkin kurum görüşümüzün ve hukuki değerlendirmelerimizin, 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü hükümleri çerçevesinde Yüksek Mahkemeye sunulmasından ibarettir.</p>

<p><strong>Açıklamalar: </strong></p>

<p><strong>I. Usul ve TBB’nin Görüş Sunma Yetkisi Bakımından</strong></p>

<p>6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 49. maddesinin yedinci fıkrası ile buna koşut olarak düzenlenen Anayasa Mahkemesi İçtüzüğünün 84. maddesine göre “Bireysel başvuruların incelenmesinde, bu Kanun ve İçtüzükte hüküm bulunmayan hâllerde ilgili usul kanunlarının bireysel başvurunun niteliğine uygun hükümleri uygulanır.”</p>

<p>Anılan Kanun ve İçtüzük’te üçüncü taraf katkıları konusunda ayrıntılı hükümler bulunmamakla birlikte, diğer usul kanunları ve bu kanunlara dair içtihatlarda konu netleştirilmiştir. Bu bağlamda özellikle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 67’nci maddesinin altıncı fıkrası önem taşır. Bu hükme göre “Cumhuriyet savcısı, katılan, vekili, şüpheli veya sanık, müdafii veya kanuni temsilci, yargılama konusu olayla ilgili olarak veya bilirkişi raporunun hazırlanmasında değerlendirilmek üzere ya da bilirkişi raporu hakkında, uzmanından bilimsel mütalaa alabilirler. Sadece bu nedenle ayrıca süre istenemez”.</p>

<p>Bu madde ile taraflara, uzmanından bilimsel mütalaa alarak dosyaya sunma yetkisi vermekte olup bu kapsamda taraflar uzman hukukçulardan da bilimsel mahiyette rapor alarak iddia veya savunmalarının objektif bilimsel dayanaklarını ortaya koyabilmek için dosyaya sunabilirler. Bu raporlara uygulamada “Hukuki Mütalaa” veya “Bilimsel Görüş” denilmektedir.</p>

<p>Yargıtayın da pek çok kararında hukuki mütalaalara, hukuki niteleme açısından önem vermekte olduğu, hatta bilirkişi raporu ile hukuki mütalaa arasında çelişki olması durumunda yeni bir rapor alınması gerektiği yönünde içtihatta bulunabildiği görülmektedir.</p>

<p>İçtihat göstermektedir ki, ceza usul hukukunda üçüncü taraf görüşü olağan ve yargılamanın bir parçasıdır. AYM açısından da bu usul mevzuatı ve buna dayalı içtihat kıyasen uygulanabilir durumdadır. Üçüncü taraf görüşlerinin kabulünde kamusal bir yarar da vardır. Zira anayasa yargısında bir uyuşmazlık çözümü bir ölçüde “objektif dava” niteliği taşımaktadır. Tarafların taleplerinin ötesinde, yargılamanın sonuçları tüm diğer kişiler üzerinde etki doğurmakta, anayasaya uygunluk kamusal önem ve değer taşımaktadır. Bu nedenle de bu kamusal vurguyla bu usulün kabulünde yarar bulunmaktadır</p>

<p><strong>II. İtiraz Konusu Kural </strong></p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan:</p>

<p>“Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez.”</p>

<p>hükmünün iptali talep edilmektedir.</p>

<p><strong>III. Kuralın Kapsamı ve Hukuki Niteliği </strong></p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan kural, avukatlık sözleşmesinin tek taraflı irade beyanı olan azil ile sona ermesi halinde taraflar arasındaki menfaat dengesini ve ücretin akıbetini düzenlemektedir. Bu hüküm uyarınca, avukatın kusur veya ihmaline dayanmayan bir azil söz konusu olduğunda, avukatın üstlendiği işin karşılığı olan ücreti talep edebilmesi güvence altına alınmaktadır.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-201835654-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesinin B. 2018/35654, T. 10/2/2021 tarihli kararı</a></strong>nda da vurgulandığı üzere “Avukatlığın kamu hizmeti içeren serbest bir meslek olduğu tartışmasızdır.” Serbest meslek niteliği, avukatın gelirinin doğrudan müvekkilden alınan vekâlet ücretine dayanmasını zorunlu kılar. Kamu hizmeti niteliği ise, avukatın emeğinin sadece bireysel bir kazanç değil, adaletin tecellisi için vazgeçilmez bir unsur olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun bütünü incelendiğinde, özellikle avukatlık sözleşmesi ve ücret hükümleri bakımından kanun koyucunun, avukat ile iş sahibi arasında dengeli bir sistem kurmayı amaçladığı görülmektedir. Nitekim, iptali talep edilen bu düzenleme, avukat ile iş sahibi arasında kurulan vekâlet ilişkisinde hukuki güvenliği temin eden temel bir denge normudur. Zira kural, bir yandan avukatın kusuru olmaksızın sözleşmenin keyfi olarak sonlandırılması durumunda emeğinin karşılıksız kalmasını engellemekte; diğer yandan aynı maddede, avukatın sadakat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak kusurlu hareket etmesi hâlinde müvekkili ücret ödeme külfetinden kurtarmaktadır. Keza, avukatın haklı bir sebep olmaksızın işi bırakması hâlinde ücret talep edemeyeceği ve aldığı ücreti iade edeceği düzenlenerek iş sahibinin korunması sağlanmıştır. Bu çerçevede 174. madde, iki taraf bakımından karşılıklı yükümlülük ve güvenceler içeren bir denge normu niteliğindedir.</p>

<p><strong>IV. Anayasal Çerçeve </strong></p>

<p>İtiraz konusu kuralın değerlendirilmesinde özellikle aşağıdaki anayasal ilkeler dikkate alınmalıdır:</p>

<p>• Hukuk devleti ilkesi (Anayasa m.2)</p>

<p>• Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı (Anayasa m.36)</p>

<p>• Sözleşme özgürlüğü (Anayasa m.48)</p>

<p>• Ölçülülük ilkesi (Anayasa m.13)</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin yerleşik içtihadına göre hukuk devleti ilkesi, bireylerin hukuki durumlarının öngörülebilir olmasını ve hukuki güvenlik içinde bulunmalarını gerektirir. Ayrıca temel hak ve özgürlüklere getirilen sınırlamaların ölçülü olması; yani elverişli, gerekli ve orantılı olması zorunludur.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme </strong></p>

<p><strong>A. Hukuki Güvenlik ve Belirlilik İlkesi Yönünden</strong></p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde güvence altına alınan hukuk devleti ilkesinin en temel unsurlarından biri hukuki güvenlik ve belirlilik ilkesidir. Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da vurgulandığı üzere, hukuki güvenlik ilkesi kişilerin mevcut hukuki durumlarına güvenerek davranabilmelerini gerektirir.</p>

<p>İtiraz konusu kuralın avukatlık sözleşmesinin sona ermesi ihtimalinde hukuki sonuçları açıkça öngördüğü, dolayısıyla hukuki güvenliği ihlal etmek bir yana, esasen tam da belirsiz bir durumda ne olacağını düzenlemeye bağlayarak hukuk devletine ve gerektirdiği ilkelere tam uyum sağlanmasına yönelik olduğu görülmektedir. Nitekim, bugüne kadarki uygulamada da Yargıtayın istikrar kazanmış içtihadı, kuralın her iki taraf için de öngörülebilir, adil ve ölçülü bir uygulama alanı yarattığını şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya koymaktadır.</p>

<p>Avukatlık sözleşmesi, tarafların karşılıklı güvenine dayanan ve çoğu zaman uzun süreli hukuki ilişki doğuran bir sözleşmedir. Bu sözleşmenin en temel unsurlarından biri olan ücretin, özellikle sözleşmenin sona ermesi hâlinde ne şekilde doğacağı ve korunacağı hususunun açık ve öngörülebilir olması gerekir.</p>

<p>İtiraz konusu düzenleme, avukatın kusuru bulunmaksızın sözleşmenin sona erdirilmesi hâlinde ücret hakkını koruyarak hukuki güvenliği sağlamaktadır. Buna karşılık kuralın iptali, avukatın her aşamada ücretini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmasına yol açacak; bu durum sözleşmeye duyulan güveni ortadan kaldıracaktır.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında vurgulandığı üzere, hukuki güvenlik ilkesi, kişilerin mevcut hukuki durumlarına güvenerek davranabilmelerini gerektirir. Avukatın üstlendiği işin karşılığını alabileceğine dair makul beklentisinin ortadan kaldırılması, bu ilkeyle bağdaşmayacaktır.</p>

<p><strong>B. Sözleşme Özgürlüğü ve Taraflar Arasındaki Denge</strong></p>

<p>Anayasa’nın 48. maddesinde düzenlenen sözleşme özgürlüğü, tarafların akdi ilişkilerini serbestçe kurmalarını ve düzenlemelerini içerir. İtiraz konusu kural, bu anayasal ilkeyle tam bir uyum içindedir. Müvekkilin sözleşmeyi feshetme (azil) hakkı elinden alınmamış, yalnızca haksız feshin sonuçları düzenlenerek sözleşmenin zayıf tarafı konumuna düşebilecek olan avukatın emeği güvence altına alınmıştır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 163. maddesi uyarınca avukatlık sözleşmesi serbestçe düzenlenebilmekte olup, ücret bu sözleşmenin kurucu unsurudur. Kanun koyucu, ücret bakımından üst sınırlar öngörerek iş sahibini korumuş; buna karşılık avukatın emeğinin karşılıksız kalmasını önlemek amacıyla çeşitli güvenceler getirmiştir.</p>

<p>İtiraz konusu hüküm, bu sistem içinde avukatın kusuru bulunmaksızın sözleşmenin sona ermesi hâlinde ücret hakkını koruyan tek düzenleme niteliğindedir. Bu hükmün iptali, sözleşme özgürlüğünü fiilen tek taraf lehine bozacak ve taraflar arasındaki dengeyi ortadan kaldıracaktır.</p>

<p>Öte yandan, iptali istenen hüküm, avukatın haksız azil durumunda ücretin tamamına hak kazanmasına ilişkin olup, “haksız” olma unsuru söz konusu olduğundan, sözleşme özgürlüğünden bahisle bir ihlal hâlinden söz edilemez. Zira kanun koyucu, avukatın özen borcuna aykırı davrandığı hâllerde müvekkilin haklarını itiraz konusu kuralın ikinci cümlesi ile güvence altına almış; böylece bir denge oluşturmuştur. Kanun’un düzenlemesinin bir bütünlük arz ettiği görülmeden, dengeyi sağlayan kurallardan yalnızca birinin iptali, telafisi imkansız bir dengesizlik yaratacaktır.</p>

<p>Azlin haklı olduğu durumlarda ücret talep edilemeyeceği hususunda uygulamada en küçük bir tereddüt bulunmamaktadır. Söz gelimi,<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-20098351-e-200914675-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 14.12.2009 tarihli, E. 2009/8351, K. 2009/14675 sayılı kararı</a>nda “Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin 2. fıkrası avukatın kusur ve ihmalinden dolayı azledilmesi hâlinde ücretin ödenmesinin gerekmediğini, hükme bağlamaktadır” denilmekte, vekalet ilişkisinin doğası gereği “… güvene dayanan bir sözleşme olduğuna göre davacı avukatın kendisi tevdi edilen işlerde özensiz davranması müvekkilinin güvenini sarsar. Bu nedenle müvekkil, vekili bulunan davacı avukatı azletmekte haklıdır” tespitini yapılarak, “Böylece azil haklı olduğuna göre davacı avukat herhangi bir ücret isteyemez” sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>Ayrıca belirtilmelidir ki, yüksek yargı içtihadında “haklı azil” konusu geniş değerlendirilmektedir. Buna göre, her ne kadar azlin haklılığını ispat yükü müvekkildeyse de (<a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2025174-e-2025752-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, E. 2025/174, K. 2025/752, T. 26.11.2025 tarihli karar</a>), esasen çoğu durumda somut bir kusur veya ihmal izafe edilmeksizin “güven ilişkisinin sarsılması” şeklinde çok genel ifadelerle yapılan azlin dahi yüksek yargı makamları tarafından haklı bulunabildiği görülmektedir. Çoğu durumda avukat, haksız azli ispatlamak için aslında müvekkilinin göstermediği “haklı nedenleri” çürütmek zorunda kalmakta; yani ispat yükü, negatif bir vakıanın ispatına (kusurunun olmadığını kanıtlamaya) dönüşmektedir. Bu itibarla, uygulamadaki nitelendirmelerle birlikte, “haksız azil” nedeniyle müvekkillerin üzerine ağır bir yük yüklenmiş değildir.</p>

<p><strong>C. Avukatlık Kanunu’nun Sistematiği Yönünden </strong></p>

<p>Avukatlık sözleşmesi, niteliği itibarıyla Türk Borçlar Kanunu (TBK) 502. madde ve devamında düzenlenen vekâlet sözleşmesinin unsurlarını taşımakla birlikte, Avukatlık Kanunu ile özel bir rejime tâbi kılınmıştır. TBK 512. madde, taraflara vekâlet sözleşmesini her zaman tek taraflı olarak sona erdirme hakkı (istifa veya azil) tanırken, bu hakkın “uygunsuz bir zamanda” kullanılması hâlinde karşı tarafın zararının tazmin edilmesini öngörür. Ancak Avukatlık Kanunu 174. maddesinin ikinci fıkrası, bu genel hükmün ötesine geçerek haksız azil hâlinde “ücretin tamamının” ödenmesini emreder. Bu özel hüküm, avukatın mesleki emeğini korumayı amaçlamaktadır.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nda vekâlet ücreti sistemi bir bütünlük içinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Ücretin doğumu;</p>

<p>• işin tamamlanması (m.164),</p>

<p>• taraf iradesiyle sona erme hâlleri (m.165, m.172, m.174),</p>

<p>• vekâlet ilişkisinin kendiliğinden sona ermesi</p>

<p>gibi farklı ihtimallere göre düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu sistemde ortak ilke, avukatın kusuru olmaksızın hukuki yardımın sona ermesi hâlinde ücret hakkının korunmasıdır. Nitekim sulh (m.165), ikinci avukatın görevlendirilmesi (m.172) ve istifa (m.174/1) gibi durumlarda da benzer bir yaklaşım benimsenmiştir.</p>

<p>Taraflar arasında geçerli bir ücret sözleşmesi bulunmadığı hallerde dahi kanun sistemi kendi içinde denge kurmaktadır. Bu gibi hâllerde Avukatlık Kanunu’nun 163/son maddesi hükmünce Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi’ne göre hesaplanacak ücretin ödenmesi gerekmektedir. Sulh ile sonuçlanan işlerde ise menfaat tespiti “Sulh olunan miktar, sulh olunan miktar belli değilse, mahkemece gerçek sulh olunan miktar araştırılarak bulunacak miktar” üzerinden, bu da mümkün değilse “sulh ile sağlanan menfaatin sulh ile sonlandırılan tüm çekişmeler dikkate alınarak belirlenmesi” suretiyle yapılmaktadır.</p>

<p>Avukatın kendi kusuruyla işi bırakması (haksız istifa) halinde ise, itiraz konusu kuralın bir yansıması olarak avukat korunmamaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20235447-e-2024212-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 16.01.2024 tarihli, E. 2023/5447, K. 2024/212 sayılı kararı</a>nda “Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret isteyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez. Anlaşmaya göre avukata peşin verilmesi gereken ücret ödenmezse, avukat işe başlamakla zorunlu değildir. Bu sebeple doğabilecek her türlü sorumluluk iş sahibinindir. Yazılı sözleşmedeki diğer ödeme şartlarının yerine getirilmemesinden dolayı avukat işi takip etmek ve sonucunu elde etmekten mahrum kalırsa sorumluluk bakımından aynı hüküm uygulanır” denilmiş; “davacı avukatın gerek ‘davalı şirket tarafından başarısızlıkla suçlandığı’ gerekse ‘ücretlerinin ödenmediği’ hususlarındaki istifa nedenleri haklı olmadığından, davacının haksız olarak vekaletten istifa ettiği” tespit edilerek, “haksız olarak istifa eden avukatın, istifa tarihi itibariyle hak etmiş olduğu aylık ücret ve kesinleşmiş olan işler dışında, derdest olup henüz sonuçlanmayan işler nedeniyle ücret talep edemeyeceği” hükme bağlanmıştır. Aynı davada “tahkim süresinin uzatılması talebinin reddine kesin olarak karar verildiği ve böylece ikinci tahkim sürecinin usulden bir sebeple karar olmaksızın sona erdiği” saptanarak avukatın ücrete hak kazanmadığı tescillenmiştir. Avukatın hapis hakkı da 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 166. maddesiyle sınırlandırılmıştır (<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-13-hukuk-dairesinin-201317664-e-2014796-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 13. HD, E. 2013/17664, K. 2014/796 kararı</a>nda “hapis hakkı” sınırları çizilmiştir).</p>

<p>Bu durum, kanunun sadece avukatı değil, kusur durumuna göre her iki tarafı da koruyan muazzam bir dengeye sahip olduğunu göstermektedir. İtiraz konusu kuralın iptali, bu bütünsel yapıyı bozacak ve kanunun diğer hükümlerini de işlevsiz hâle getirecektir.</p>

<p><strong>D. Ölçülülük İlkesi Yönünden</strong></p>

<p>Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçülülük ilkesi haklara getirilen sınırlamaların elverişli, gerekli ve orantılı olmasını zorunlu kılar. Buna göre temel hak ve hürriyetler ancak kanunla ve anayasanın sözüne, ruhuna uygun olarak, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine sadık kalınarak sınırlanabilir.</p>

<p>İtiraz konusu düzenleme, müvekkilin azil hakkını ortadan kaldırmamakta; yalnızca bu hakkın kullanımının sonuçlarını düzenlemektedir. Müvekkil, her zaman avukatını azletme imkânına sahiptir. Ancak azlin haklı bir sebebe dayanması hâlinde avukatın ücret talep edemeyeceği açıkça hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Dolayısıyla düzenleme müvekkilin korunmasını tamamen ortadan kaldırmamakta, yalnızca haksız azil hâlinde avukatın emeğini korumaktadır.</p>

<p>Bu yönüyle kuralın:</p>

<p>• elverişli olduğu (dengeyi sağlama amacına hizmet ettiği),</p>

<p>• gerekli olduğu (daha hafif bir araçla aynı sonucun sağlanamayacağı),</p>

<p>• orantılı olduğu (taraflar arasında makul denge kurduğu)</p>

<p>anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>E. Hak Arama Özgürlüğü ve Savunma Hakkı Yönünden </strong></p>

<p>Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama hürriyeti, kişilerin bağımsız yargı mercileri önünde iddia ve savunmada bulunabilmelerini ifade eder. Bu hakkın etkin kullanımı, büyük ölçüde avukatların sunduğu hukuki yardıma bağlıdır. Uygulamada, avukatlık ücretinin işin sonunda elde edilecek değer üzerinden kararlaştırılması yaygındır. Bu uygulama sayesinde kişiler, hukuki yardım alabilmekte ve hak arama özgürlüğünü fiilen kullanabilmektedir. Şayet itiraz konusu kural iptal edilirse, avukatlar yıllarca süren emeklerinin müvekkilin keyfi bir azil işlemiyle yok olması riskiyle karşı karşıya kalacaklar; dolayısıyla uzun süreli ve meşakkatli davaları üstlenmekten kaçınarak, ekonomik olarak dezavantajlı vatandaşların adalete ve hak arama yollarına erişiminin fiilen engellenmesine yol açılmış olabilecektir.</p>

<p>İtiraz konusu kuralın iptali hâlinde, avukatların ücretlerini tahsil edememe riski artacak; bu durum özellikle uzun süren ve yüksek emek gerektiren işlerin üstlenilmesini zorlaştıracaktır. Bunun sonucu olarak ekonomik açıdan zayıf kesimlerin avukata erişimi güçleşecek ve hak arama özgürlüğü dolaylı biçimde sınırlanacaktır.</p>

<p>Yukarıda da ifade edildiği üzere yerleşik içtihatta, azlin haklı olup olmadığı titizlikle incelenmekte; haklı azil hâlinde avukatın ücret talep edemeyeceği kabul edilmektedir. Buna karşılık, haksız azil hâlinde avukatın ücretin tamamına hak kazandığı istikrarlı şekilde uygulanmaktadır.</p>

<p>Bu içtihat birliği, uygulamada öngörülebilirlik ve istikrar sağlamaktadır. İtiraz konusu hükmün iptali, bu yerleşik yapıyı ortadan kaldırarak hukuki belirsizliğe yol açacaktır.</p>

<p><strong>VI. Sonuç </strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasının:</p>

<p>• avukatlık sözleşmesinde taraflar arasındaki dengeyi sağlayan,</p>

<p>• hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerine hizmet eden,</p>

<p>• hak arama özgürlüğünün etkin kullanımını destekleyen,</p>

<p>• ölçülülük ilkesine uygun bir düzenleme olduğu,</p>

<p>sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu itibarla Türkiye Barolar Birliğinin itiraz konusu kuralın Anayasa’ya aykırı olmadığı ve iptal talebinin reddi gerektiği kanaatini Anayasa Mahkemesi ile paylaşma zorunluluğu hâsıl olmuştur.</p>

<p></p>

<p><strong>TBB tarafından hazırlanarak AYM'ye sunulan görüş için <a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/tbb-avukatlik-kanununun-174-maddesinin-ikinci-fikrasinin-iptali-iliskin-gorusu.pdf" rel="dofollow">TIKLAYINIZ</a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/06/tbb-avukatlik-kanununun-174-maddesinin-ikinci-fikrasinin-iptali-iliskin-gorusu.pdf" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">Anayasa Mahkemesine Sunulmak Üzere 1136 Sayılı Avukatlık Kanunu'nun 174. Maddesinin İkinci Fıkrasının İptali İlişkin Norm Denetimi Hakkında Üçüncü Taraf Görüşü</span></a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/haksiz-yere-azledilen-avukatin-ucret-talebini-guvence-altina-alan-duzenlemeye-iliskin-tbbni</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/baro/t-b-b.jpg" type="image/jpeg" length="68716"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[KAMU İHALE KANUNU SORUNU]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-kanunu-sorunu-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-kanunu-sorunu-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Kamu ihalesi ne demek? Hepimizin parası, milletin malı, garip gurabanın hakkı demektir.</strong></p>

<p><strong>Açık kaynağa yansıyan bilgilere göre, 2002 yılında yürürlüğe giren 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu toplamda 206 kez değişikliğe uğramış. Kanunda, harçlar ve istisnalar gibi konularda birçok değişikliğe gidildiği görülüyor.</strong></p>

<p>Kanunun temel ilkeleri hakkaniyet ve şeffaflık olduğuna göre, bu ilkelerden taviz verilmemeli. Peki gerçekten böyle mi? İnsanlar kazandıkları paraları harcarken ve malvarlıklarından tasarruf ederken çok dikkatli olurlar ve hata yapmamaya gayret ederler ki, olması gereken de budur. İsraf ederseniz, müsrif olursanız zarar edersiniz, kaybedersiniz ve iflas edersiniz. Dikkatsizliğin doğal sonucu budur. Bu nedenle; özellikle kamu kaynakları kullanılırken ve kamu ihaleleri düzenlenirken, millete ait olan paraların ve malvarlığının kullanılmasında her zamankinden daha dikkatli olmak, yasal düzenlemeleri ve uygulamaları her türlü zararı ve suistimali önleyecek şekilde kaleme alıp, sahaya yansıtmak gerekir.</p>

<p><strong>Kamu İhale Kanununun en şeffaf ve en doğru şekilde uygulanması 19. madde ile mümkündür. </strong>Bu madde açık ihale usulünü emretmektedir. Şeffaflık, hakkaniyet böyle sağlanır.</p>

<p><strong>“Açık ihale usulü” başlıklı m.19:</strong> <i>“Açık ihale usulü, bütün isteklilerin teklif verebildiği usuldür”</i>.</p>

<p>Bu madde, kamu ihalelerinde en uygun maddedir. Kamuda, her türlü mal ve hizmet alımının açık ihale usulü ile yapılması sağlanmalıdır.</p>

<p>4734 sayılı Kanunun m.21/1-b ve m.21/1-f pazarlık usulü olup, bugün itibariyle m.21/1-f’nin üst limiti 3.406.000 liradır, m.21/1-b’de ise limit bulunmamaktadır.</p>

<p>Uygulayıcılar bu iki hükmü de sıkça kullanmakla beraber, hakkaniyet ölçüsü sağlanamamaktadır.</p>

<p><strong>Sebebi ise;</strong></p>

<p>Bu usul, bilinçli ve isteyerek en az 3 isteklinin davet edileceği bir ihale türüdür. Bu usulde, önceden belirlenen yüklenici tarafından işin yapılmasına uygun ortam hazırlanabilmektedir. Pazarlık usulü adlı bu ihale türünden kaçınılmalıdır.</p>

<p>Bunun yanında; bir de Kanunun m.22/1-d hükmü var, burada 1.086.000 lira limit olup, doğrudan temin usulü bir ihale türü değildir. Teklif almak yeterlidir. Bir alım yöntemi olarak uygulanmaktadır. Burada da hakkaniyet, adalet ve şeffaflık bulunmamaktadır.</p>

<p>4734 sayılı Kanunun 48. maddesine istinaden m.3/1-c statüsü adı altında istisnai ihale usulü var. Bunlar 4734 sayılı Kanuna tabi tutulmazlar. Bu istisnaların üst limiti yoktur.</p>

<p><strong>Tüm ihalelerde ve açık ihalede puanlama yapılıyor. </strong>Bu da zafiyete yol açıyor, çünkü puanlama sisteminde idarelerin yükleniciye veya istekliye puanlamalarda ayırımcılık yaptığı görülmektedir. Puanlama sistemi kaldırılmalıdır.</p>

<p><strong>Bunun yerine;</strong></p>

<p>İş bitirme belgelerinin daha objektif ve <i>nokta atışlı</i> olması, yapılacak olan işin ve işlerin açık ve hatasız bir şekilde önceden yapılıyor oluşu yeterli görülmelidir.</p>

<p>En azından; Kanunun m.21/1-b, m.21/1-f ve m.22/1-d hükümlerinin uygulanmasında muallak cümleler kaldırılmalı, daha somut ve net bulguya ve olguya dayalı ibareler kullanılmalıdır. Böylece adil ve hakkaniyetli bir çalışma olur. Esasen bu hükümler kaldırılmalı, tümü ile açık ihale usulüne geçilemeyecekse, m.21/1-b’nin içeriğinin net olarak yazılması gerekir. Ucu açık ve sübjektif yoruma müsait mal ve hizmet alımı usulleri yanlıştır.</p>

<p><strong>Mal ve hizmeti satıp teslim eden müteahhidin hak ediş sorunu da çözülmelidir.</strong> Müteahhit içeride kalan parasını alabilmek için, para vermek veya menfaat temin etmek zorunda kalabilmektedir.</p>

<p><strong>4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3. maddesinde yazan istisnalar azaltılmalı, 23 istisna olmaz. Güvenlik, sağlık, temizlik dışında doğrudan temin de olmamalı. Çünkü doğrudan temin ihale değildir.</strong></p>

<p><strong>Belediyelerde suistimale açık kapılar (kamu kurumlarının ve kuruluşlarının tümünün ayrıca değerlendirmesi gerekir);</strong></p>

<p><strong>İşletmeler Müd.</strong></p>

<p>Araç kiralama, malzeme alım</p>

<p><strong>Fen işleri Müd.</strong></p>

<p>Yapım işleri, alt yapı işleri, asfalt vb. işler</p>

<p><strong>Kültür Müd.</strong></p>

<p>Konser, festival, kültür ve sanat etkinlikleri, hediyelik eşya</p>

<p><strong>Park ve Bahçe Müd.</strong></p>

<p>Yapım ve bitki alımları</p>

<p><strong>Basın ve Halkla İlişkiler Müd.</strong></p>

<p>Reklam ve matbaa baskı, temsil, ağırlama, tanıtım ve tören giderleri</p>

<p>Bu gibi ihaleler her zaman idarenin kontrolünde olur, %95’i kesin olur.</p>

<p><strong>Mali Hizmetler Müdürlüğü; ihalenin veriliş biçimine, alınan mal ve hizmetin fiyatına göre hak edişlerin ödemesini her ayın 10 ila 20’sinde yapar.</strong></p>

<p>Ödeme listesi hazırlanır, ilgili başkan yardımcısına sunulur. Başkan yardımcısı %5 ila %10 <i>örtülü ödeneğe</i> destek isteyebilir, ama her hak ediş dosyasından bu destek istenmez. İhale dosyasının konumuna göre istenebilir. Zaten ihalenin alış fiyatı ve maliyet fiyatı aşağı yukarı bilinir. Para; bazen spor kulübü, bazen dernek ve vakıf üzerinden alınabilmektedir. <i>Örtülü ödeneğe</i> fazla ihtiyaç duyulursa, bazı ihalelerde iş artışı yapılabilir ve belediyenin açık hesap harcamaları buradan ödenebilir. Bu usulün yasal olmadığı izahtan varestedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Diğer suistimale açık alanlar ise;</strong></p>

<p><strong>İmar Müd., Yapı Kontrol Müd.</strong></p>

<p>İmar uygulaması, İmar artışı, binanın yön durumu, şerefiye, iskan vb. işlerden sağlanır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kamu-ihale-kanunu-sorunu-1</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 14:16:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/terazi/terazks.jpg" type="image/jpeg" length="43504"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK AİLE HUKUKUNDA TARİHİ DEVRİM: ANAYASA MAHKEMESİ "SÜRESİZ NAFAKA" DÜZENLEMESİNİ İPTAL ETTİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-aile-hukukunda-tarihi-devrim-anayasa-mahkemesi-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-aile-hukukunda-tarihi-devrim-anayasa-mahkemesi-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş </strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesinde düzenlenen ve kamuoyunda yıllardır en büyük hukuki ve sosyal tartışma konularından biri olan "süresiz yoksulluk nafakası", Anayasa Mahkemesi'nin verdiği tarihi kararla resmen son bulmuştur. Yüksek Mahkeme, yerel mahkemenin yaptığı itiraz başvurusunu esastan görüşerek, yoksulluk nafakasının "süresiz" olarak verilmesini öngören yasa hükmünün iptaline karar vermiştir. Bu karar, Türkiye'de aile hukuku uygulamasının çehresini kökten değiştirecektir.</p>

<p><strong>I. İptal Sürecinin Arka Planı </strong></p>

<p>Süreç, Antalya 12. Aile Mahkemesi'nin 2025 yılında baktığı bir boşanma davasında, mevcut kanun hükmünün Anayasa'ya aykırı olduğu kanısına varmasıyla başlamıştır. Yerel mahkeme, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175. maddesinde hüküm altına alınan yoksulluk nafakasının "süresiz olması"na ilişkin düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuştur.</p>

<p>Başvuruyu ilk incelemenin ardından esastan görüşmek üzere Genel Kurul gündemine alan Yüksek Mahkeme, yaptığı değerlendirmeler neticesinde ilgili düzenlemede yer alan "süresiz" ibaresinin iptaline hükmetmiştir.</p>

<p><strong>II. İptal Edilen TMK Madde 175 Hükmü Ne İdi?</strong></p>

<p>İptal kararına kadar yürürlükte olan ve aile mahkemeleri tarafından uygulanan TMK'nın "Yoksulluk Nafakası" başlıklı 175. maddesi aynen şu hükmü içermekteydi:</p>

<p>"Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz."</p>

<p>AYM'nin verdiği iptal kararı, bu maddede yer alan ve hakimin takdir yetkisini sınırlayarak nafakanın ucu açık bir şekilde ömür boyu devam etmesine yol açan "süresiz" modelini hukuken ortadan kaldırmıştır</p>

<p><strong>III. 9 Aylık Geçiş Süresi ve Yasal Boşluk Önlemi </strong></p>

<p>Anayasa Mahkemesi, iptal hükmünün verilmesiyle birlikte aile hukuku sisteminde ani bir yasal boşluk doğmasını engellemek amacıyla stratejik bir karar almıştır.</p>

<p><strong>- Yürürlük Ertelemesi: </strong>İptal kararının yürürlüğe girmesi için<strong> 9 ay süre</strong> tanınmıştır.</p>

<p><strong>- TBMM'ye Reform Fırsatı: </strong>Tanınan bu 9 aylık süre zarfında, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) toplumsal ihtiyaçları, hakkaniyet dengesini ve tarafların mağduriyetlerini gözeten yeni bir yasal düzenleme yapması gerekmektedir.</p>

<p><strong>IV. Kararın Hukuki ve Pratik Sonuçları</strong></p>

<p>Bu iptal kararı, nafaka kurumunun tamamen ortadan kalktığı anlamına gelmemektedir. Kararın getireceği yeni dönem şu şekilde şekillenecektir:</p>

<p><strong>1. Süreli Nafaka Dönemi Başlıyor:</strong> Yeni yasama döneminde meclisin; evlilik süresi, eşlerin yaşı, çocuk durumu, kusur oranları ve tarafların yeniden iş gücüne katılım imkanları gibi somut kriterleri baz alan <strong>"süreli veya kademeli nafaka"</strong> modelini getirmesi beklenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. Ölçülülük ve Mülkiyet Hakkı Dengesi:</strong> Birkaç ay veya birkaç yıl süren evliliklerin ardından nafaka yükümlülerinin ömür boyu maddi pranga altında kalması durumu son bulacak; nafaka borçlusunun mülkiyet hakkı ile alacaklının korunması ihtiyacı arasında adil bir denge kurulacaktır.</p>

<p><strong>3. Kayıt Dışı İstihdamın Önlenmesi: </strong>Nafakanın kesilmemesi amacıyla resmi evlilik yapmaktan kaçınan veya sigortasız çalışmayı tercih eden kişilerin yarattığı toplumsal ve ekonomik aksaklıklar büyük oranda azalacaktır.</p>

<p><strong>Sonuç: </strong>Anayasa Mahkemesi, süresiz nafaka uygulamasını iptal ederek Türk aile hukukunda tarihi bir milada imza atmıştır. Yüksek Mahkeme bu kararıyla, ucu açık mali yükümlülüklerin oluşturduğu hak ihlallerine son vermiş ve topu adil bir sistem kurulması için yasama organına bırakmıştır. Önümüzdeki 9 aylık süreçte TBMM'nin, hem boşanma yüzünden dezavantajlı duruma düşen eşlerin mağdur olmasını engelleyecek hem de nafaka yükümlülerini ömür boyu süren bir borç sarmalından kurtaracak, Avrupa standartlarında modern bir "süreli nafaka" mevzuatı hazırlaması elzemdir.</p>

<p><img alt="Furkan Özbek" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/furkan-ozbek.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" / width="200" height="201"></p>

<p><strong>Av. Furkan ÖZBEK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-aile-hukukunda-tarihi-devrim-anayasa-mahkemesi-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 12:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/yargi/terazi-bayrak-ayms.jpg" type="image/jpeg" length="29069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM, 'süresiz nafaka' düzenlemesini iptal etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi (AYM), boşanan eşe süresiz nafaka ödenmesine ilişkin düzenlemeyi iptal etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>AYM Genel Kurulu, Antalya 12'nci Aile Mahkemesi'nin, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 175'inci maddesinde yer alan süresiz nafaka düzenlemesinin iptali için yaptığı başvuruyu görüştü. Genel Kurul, düzenlemenin oy çokluğuyla iptaline, yasal düzenleme yapılması için TBMM’ye 9 ay süre tanınmasına karar verdi. Kararın gerekçesi daha sonra yazılacak.</p>

<p>Türk Medeni Kanunu'nun 'yoksulluk nafakası' başlıklı 175'inci maddesinde, "Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz" ifadeleri yer alıyor.</p>

<p><strong>"BUNU ÇÖZECEĞİZ"</strong></p>

<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, boşanma davalarındaki sürenin uzunluğuna dikkati çekerek "Boşanma davaları 10 yıl sürüyor, bu süre zarfında nafaka ödeyen şahıs kendine yeni bir hayat kuramıyordu. Bunu çözeceğiz." demişti.</p>

<p><strong>2012'DE REDDEDİLMİŞTİ</strong></p>

<p>Benzer bir başvuru 2012 yılında Kestel Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından da yapılmış, anayasanın 2., 10. ve 40. maddelerine aykırılık iddiası gündeme getirilmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ancak Anayasa Mahkemesi, "süresiz nafaka" düzenlemesinin iptali istemini aynı yıl reddetmişti.</p>

<p>Gerekçede, "İtiraz konusu kuralda, boşanma sebebiyle yoksulluğa düşen eşi korumak için diğer eşin, koşulları bulunduğu sürece, herhangi bir süre sınırı olmaksızın yoksulluk nafakası vermesi düzenlenmiş olup bu yükümlülüğün sosyal hukuk devleti ilkesinin gereği olarak getirildiği kuşkusuzdur." vurgusu yapılmıştı.</p>

<p>Aynı kuralda yer alan "süresiz olarak" ibaresi 2015'te bir kez daha Anayasa Mahkemesi önüne farklı bir Mahkeme tarafından, Ankara 5. Aile Mahkemesi'nce getirilmiş, Anayasa'nın 152. maddesi son ve 6216 sayılı yasanın 41. maddesinin birinci fıkrasında yer alan, "Mahkemece işin esasına girerek verilmiş bir kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından itibaren 10 yıl geçmedikçe aynı kanun hükmünün Anayasa'ya aykırılığı iddiasıyla başvuru yapılamaz" hükmü gereği reddedilmişti.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aym-suresiz-nafaka-duzenlemesini-iptal-etti</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 11:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/aym-jkasf.jpg" type="image/jpeg" length="45768"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sürdürülebilirlik ve Hukuk II: Çevre Hukuku ve Sürdürülebilir Kalkınma İlkesi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/surdurulebilirlik-ve-hukuk-ii-cevre-hukuku-ve-surdurulebilir-kalkinma-ilkesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/surdurulebilirlik-ve-hukuk-ii-cevre-hukuku-ve-surdurulebilir-kalkinma-ilkesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Sürdürülebilirlik üzerine kaleme aldığım ilk yazıyı<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a> bir vaatle bitirmiştim: kavramın daha şekli ve teknik bir incelemesini yapmak ve mevzuatımızdaki yerini ele almak. O yazıda meseleye ağırlıkla kurumsal hayatın penceresinden, uyum (compliance), CSR ve ESG gibi raporlama envanterleri ekseninden bakmıştım. Şimdi merceği biraz çevirip kavramı asıl doğduğu zeminden, yani çevreden ve çevre hukukundan okumayı deniyorum. Zira sürdürülebilirlik, şirketlerin gönüllü ya da zorunlu raporlama yükümlülüklerinden çok önce, insanın tabiatla kurduğu ilişkinin bir ismidir; hukuk diline ise en olgun hâliyle “sürdürülebilir kalkınma ilkesi” olarak yerleşti.</p>

<p>İlk yazıda sürdürülebilirliği üç temel başlığa indirgemiştim uluslararası bir referansla: ekolojik, sosyal ve ekonomik gereklilikler. Bu üçlü bir tesadüf değil elbette zira literatürde ve kısmen de aşağıda görüleceği üzere sürdürülebilir kalkınma ilkesinin bizatihi kendi anatomisidir.</p>

<p>Bu yazıda ilkeyi önce içeriği itibarıyla, ardından mevzuatımızdaki dağılımı, idari yargıdaki uygulama örnekleri ve nihayet iklim değişikliği bağlamında ele almaya çalışacağım. Yazının kapsamı içerisinde önemli olduğunu düşündüğüm Türkiye Çevre Ajansı’na da bu bağlamda kısa da olsa yer verdim.</p>

<p>Çevre hukukunun bu en kuşatıcı ilkesini, Danıştay ve idare mahkemelerinin onu nasıl yorumladığını izleyerek somutlaştırmak, kanaatimce kavramı soyut bir temenni olmaktan çıkaracak ve okuyucuya iyi bir izlek sunacaktır. Bunu yaparken kavramın tarihsel seyrini ortaya koymak ve Türkiye’deki kuramsal ve kurumsal dönüşümün takibini yapabilmek gayet keyifli oldu. Birçok tartışmayı da içerisinde barındıran bu yazının gelecek çalışmalara bir havza niteliği taşımasını umut ediyorum.</p>

<p><strong>I. Kavramsal Çerçeve</strong></p>

<p>Sanayi devrimine değin insanlık, çevresel değerleri tükenmez bir hazine gibi düşündü. Kıt kaynakların tükenme emaresi göstermesi ve kirliliğin belirginleşmesiyle bu kanaatin yanlışlığı anlaşıldı. İlk refleks, çevreyi korumak adına ileri sürülen “sıfır büyüme tezi”<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a> oldu; ancak kalkınmayı ve ekonomiyi durağanlaştırmayı öngören bu tez itibar görmedi. Bu çıkmazdan çıkış için aranan orta yol, “sürdürülebilir kalkınma” anlayışını doğurdu.<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a></p>

<p>Yabancı kaynaklarda <i>sustainable development</i> olarak geçen ilke, Türkçeye “sürdürülebilir kalkınma” olarak çevrilmiştir. Kentbilim Terimleri Sözlüğü ilkeyi, çevre değerlerinin ve doğal kaynakların bugünkü ve gelecek kuşakların hak ve yararları gözetilerek, ekonomik gelişmeden ödün verilmeksizin akılcı biçimde kullanılmasını esas alan bir dünya görüşü olarak tanımlar<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>; Macmillan Dictionary of the Environment ise kavramı, çevrenin taşıma kapasitesini koruyacak biçimde, yenilenebilir kaynaklara dayanan ve çevre üzerinde sınırlı tahribat yaratan ekonomik büyüme olarak ifade eder.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a></p>

<p><strong>Bir ilkenin etkin uygulanması, onu oluşturan kelimelerin doğru tanımlanmasına bağlıdır.<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title=""><strong>[6]</strong></a> “Sürdürülebilir”, bir şeyin kesintiye uğramadan varlığını sürdürmesini; “sürdürülebilirlik” ise her şeyden önce kaynakların tükenebileceği gerçeğinin kabulünü anlatır. Bu kabulden, literatürde “3-R” olarak bilinen üçlü doğar: <i>reducing</i> (azaltma), <i>reusing</i> (yeniden kullanım) ve <i>recycling</i> (geri dönüşüm).<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title=""><strong>[7]</strong></a> “Kalkınma” ise 1994 tarihli BM Kalkınma Programı belgesinde “insanların seçim fırsatlarını artırma süreci” olarak tanımlanır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title=""><strong>[8]</strong></a></strong></p>

<p>İlkenin üç temel unsuru vardır: ekonomik, sosyal ve ekolojik sürdürülebilirlik. Ekonomik boyut kıt kaynakların kullanımını; sosyal boyut eğitim, sağlık gibi toplumsal ve beşerî ihtiyaçları; ekolojik boyut ise çevresel değerlerin korunmasını, çevrenin taşıma kapasitesinin aşılmamasını ve kendini yenileyebilmesini ifade eder.<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a> Turgut’un isabetle belirttiği üzere ilke, ekonomik büyüme asgariye indirilmezse yaşanacak çevre kalmayacağını savunan “sıfır büyümeci” yaklaşım ile ekolojik ve toplumsal gerekleri yok sayan “geleneksel kalkınmacı” yaklaşım arasında bir uzlaşı kurar.<a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">[10]</a></p>

<p>Tarihsel Seyir</p>

<p>Anlayışın izleri on sekizinci yüzyıl Alman orman hukukuna kadar geri götürülse de asıl varoluşu 1950 sonrasına tekabül eder<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>; ormancılığı düzenleyen 1960 tarihli ABD Çok Yönlü Yararlanma ve Sürdürülebilir Verim Kanunu, ilkeden yararlanılarak hazırlanan ilk kanun kabul edilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a></p>

<p>Burada bir an durup, hukukçu kimliğimin yanında zihnimi besleyen klasik geleneğe bir parantez açmak isterim. Sürdürülebilir kalkınmanın kalbindeki “nesiller arası adalet” fikri, modern çevre hukukunun bir icadı değildir. İnsanın yeryüzündeki konumunu “emanet” ve “istihlâf” (halife kılınma) kavramlarıyla okuyan bir düşünce dünyasında bu fikir zaten mündemiçtir. İnsanın tabiata mâlik değil ona emanetçi olduğu tasavvuru, “gelecek nesillerin hakkını ipotek altına almama” şeklindeki çağdaş formülün kadim bir karşılığıdır. Bu tespiti, ilkenin köksüz<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a> bir ithal olmadığını, kendi medeniyet havzamızda da derin karşılıkları bulunduğunu hatırlatmak için yapıyorum.</p>

<p>Şaşırtıcı olan, ilkenin Türk yargısındaki ilk nüvesinin de oldukça erken bir tarihe rastlamasıdır. 1949 yılında, doğal maden sularının kiraya verilmemesine ilişkin bir uyuşmazlıkta Danıştay, henüz ortada bu konuda bir mevzuat ya da doktrin yokken, koruma-kullanma dengesini bambaşka kelimelerle tarif eden bir değerlendirme yapmıştı<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">[14]</a>:</p>

<p><i>“Maden suları ile kaplıcaların sağlık ve sosyal hayattaki rolleri göz önünde tutularak… tabiatın memleketimize büyük bir cömertlikle verdiği bu millî serveti, bugünün ve yarının ekonomik prensip ve ihtiyaçlarına ve işletmeciliğin rasyonel icaplarına uygun bir şekilde işletmek imkânlarını sağlayacak yeni bir kanun tedvin edilmesi… temenniye şayan görülmüştür.”</i></p>

<p>Kararda maden sularının çevresel korunması öncelikli tutulmuş; ancak meselenin ekonomik ve kalkınma boyutu da göz ardı edilmemiş, idareye âdeta sürdürülebilir kalkınma temelli bir yasal düzenleme tavsiye edilmiştir. <i>“Bugünün ve yarının”</i> ibaresinin nesiller arası dengeye yaptığı zımni atıf, kavramın resmî doğum tarihinden onlarca yıl öncesine ait bu kararı kıymetli kılmaktadır.</p>

<p>Uluslararası düzlemde 1972 Stockholm Bildirgesi ve 1982 Doğa Şartı’nın, ekonomi-ekoloji gerilimine dikkat çekerek sürdürülebilir kalkınma ilkesine dolaylı atıfta bulunduğunu söyleyebiliriz.<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a> İlkenin dünya çapında tanınmasında asıl dönüm noktası, Norveç Başbakanı Gro Harlem Brundtland başkanlığındaki BM heyetinin 1987’de yayımladığı <i>Ortak Geleceğimiz</i> (Brundtland) Raporu oldu. Raporun meşhur tanımı şudur: <strong><i>bugünün ihtiyaçlarını, gelecek kuşakların kendi ihtiyaçlarını karşılama olanaklarını tehlikeye atmaksızın karşılayan kalkınma</i></strong>.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a></p>

<p>1992 Rio Zirvesi, ilkeyi Gündem 21 ve Sürdürülebilir Kalkınma Komisyonu ile kurumsallaştırdıysa da kuzey-güney ülkeleri arasında uzlaşı sağlanamadığından net bir tanıma ulaşılamadı.<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a> 2000 yılındaki BM Milenyum Zirvesi'nde kabul edilen Bin Yıl Kalkınma Hedefleri, çevresel sürdürülebilirliği bir hedef olarak benimsedi. <a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>; 2002 Johannesburg Zirvesi’nde ise ilke ilk kez bir ana fikir olarak kabul gördü.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a> 2012 Rio+20 sonrası yayımlanan “İstediğimiz Gelecek” raporunda ilke, “yeşil ekonomi” kavramıyla birlikte anıldı; ne var ki çevre-ekonomi çatışmasında önceliğin yine ekonomiye verilmesi eleştirildi.<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a></p>

<p>Bölgesel düzlemde en kıymetli örnekler Avrupa Birliği nezdindedir. Sands’in işaret ettiği üzere ilkenin dağınık unsurlarını tek bir hukuki metinde toplayan ilk düzenleme, 1989 tarihli Lomé Sözleşmesi’nin 33. maddesidir<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>:</p>

<p><i>“…çevrenin ve doğal kaynakların korunması ve geliştirilmesi, toprak ve ormanların tahribinin durdurulması, ekolojik dengenin yeniden sağlanması ve doğal kaynakların akılcı bir şekilde kullanılması temel amaçlardır. İlgili taraf devletler… kendi halklarının yaşam koşullarını acilen iyileştirmek ve gelecek nesillerin yaşam koşullarını korumak amacıyla… bunu başarmaya çalışacaklardır.”</i></p>

<p>İlke, AB’nin 1993 tarihli Beşinci Çevre Eylem Programı ile topluluk çevre politikasının çerçevesine yerleşti<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a>; 2009 Lizbon Antlaşması ile mevcudiyetini sürdürdü<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title="">[23]</a> ve 2010 tarihli AB Temel Haklar Şartı’nın 37. maddesinde anayasal bir değer hâline geldi.<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a> Nitekim Almanya, Fransa ve İsveç anayasalarında ilkeye yer verilmesiyle, sürdürülebilir kalkınma birçok ülkede anayasal nitelik kazanmıştır.<a href="#_ftn25" name="_ftnref25" title="">[25]</a></p>

<p><strong>II. Sürdürülebilir Kalkınma İlkesinin Mevzuatımızdaki Yeri</strong></p>

<p><strong>“Kalkınma” mı, “Gelişme” mi?</strong></p>

<p>İlkenin uluslararası kullanımı <i>sustainable development</i> şeklindedir ve esasen “sürdürülebilir gelişme” anlamını taşır. İngilizce <i>development</i> kelimesi gelişim, kalkınma, ilerleme, büyüme, yapılanma ve imar gibi zengin bir içeriğe sahiptir.<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a> TDK Sözlüğü’nde “gelişmek” ilerlemek, olgunlaşmak, inkişaf etmek; “kalkınmak” ise aşamalı biçimde gelişmek anlamına gelir.<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a> Bu hâliyle “gelişme”, “kalkınma”yı da kapsayan daha geniş bir anlam taşır; ilkenin Türkçemizde farklı bir kelime terkibiyle karşılanması da mümkün olmakla birlikte mevzuat ve yargı kararları yerleşik biçimde “sürdürülebilir kalkınma” dediği için, bu metinde de o kullanımı benimsemek gerektiği kanaatindeyim.</p>

<p><strong>Anayasal Zemin ve Çevre Kanunu</strong></p>

<p>İlkenin anayasal dayanağı, 56. maddede güvence altına alınan “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkı”dır. Üçüncü kuşak (dayanışma) haklarından olan çevre hakkı, özneleri arasında gelecek kuşakları da saymasıyla sürdürülebilir kalkınmanın anayasal yansımasıdır. Sosyal devlet ilkesi (m. 2), devletin temel amaç ve görevleri (m. 5), tabii servet ve kaynaklar ile ormanlar (m. 168-169) ve toprağın verimli işletilmesi (m. 44) hükümleriyle birlikte okunduğunda, ilke anayasal bir değer olarak kendini gösterir.</p>

<p>Pozitif hukukumuzdaki asıl yuva ise 2872 sayılı Çevre Kanunu’dur. İlginçtir, 1983 tarihli ilk metin Brundtland Raporu’ndan dört yıl önce yürürlüğe girdiği için “sürdürülebilir kalkınma” ibaresini içermez; ancak amaç maddesinde “koruma-kullanma dengesi”nden söz edilmiş ve “bugünkü ve gelecek kuşaklar”a vurgu yapılmıştır.<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a> 2006 yılında 5491 sayılı Kanunla yapılan kapsamlı değişiklikle ilke Kanun’a dâhil edildi ve çevre korumasını kalkınmanın gerisinde tutan bakış açısı tersine çevrildi.<a href="#_ftn29" name="_ftnref29" title="">[29]</a> Bu değişikliği ve ifade edilen “tersine çevirme” iddiasını farklı bir biçimde yorumlamak mümkünse de bu hususu başka bir yazıya havale ediyorum.</p>

<p>İlkeye doğrudan ya da dolaylı atıf yapan hükümler Kanun’un 1, 2, 3, 5 ve 9. maddelerinde toplanır. Amaç maddesi (m. 1), çevrenin <i>“sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma ilkeleri”</i> doğrultusunda korunmasını esas alır. Tanımlar maddesi (m. 2), sürdürülebilir kalkınmayı <strong>“bugünkü ve gelecek kuşakların sağlıklı bir çevrede yaşamasını güvence altına alan çevresel, ekonomik ve sosyal hedefler arasında denge kurulması</strong>” olarak tarif eder. Aynı maddedeki “sürdürülebilir çevre” tanımıyla, insan merkezli (antroposentrik) çevre anlayışından uzaklaşıldığı da dikkat çekicidir.<a href="#_ftn30" name="_ftnref30" title="">[30]</a></p>

<p>İlkeyi işlevsel kılan asıl hükümler 3. maddededir. (c) bendi, arazi ve kaynak kullanım kararı veren ve proje değerlendirmesi yapan yetkili kuruluşları karar süreçlerinde ilkeyi gözetmekle yükümlü tutar; (d) bendi, ekonomik faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisinin ilke çerçevesinde uzun dönemli değerlendirilmesini ister. 5. madde Yüksek Çevre Kurulu’nun ekonomik kararlarında ilkeyi gözeteceğini, 9. madde ise “koruma-kullanma dengesi” ile “özel çevre koruma bölgesi” üzerinden ilkeye vurguyu sürdürür.</p>

<p>Çevre Kanunu dışında ilkeye sıkça atıf yapan başka düzenlemeler de vardır: Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu<a href="#_ftn31" name="_ftnref31" title="">[31]</a>, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu<a href="#_ftn32" name="_ftnref32" title="">[32]</a>, Kara Avcılığı Kanunu<a href="#_ftn33" name="_ftnref33" title="">[33]</a> ve İmar Kanunu.<a href="#_ftn34" name="_ftnref34" title="">[34]</a> Kanun altı düzeyde ise ÇED Yönetmeliği, SÇD Yönetmeliği ve Mekânsal Planlar Yapım Yönetmeliği, koruma-kullanma dengesi amacını güderek ilkeden yararlanır. Bu yönüyle sürdürülebilir kalkınma, tek bir maddeye sıkışmayan, tüm çevresel ve ekonomik mevzuata sirayet eden bir “çatı ilke”dir.</p>

<p><strong>Kurumsal Bir Tezahür: Türkiye Çevre Ajansı</strong></p>

<p>Her ne kadar sürdürülebilir kalkınma ilkesine kuruluş kanununda açıkça yer vermese de, bu ilkenin hayata geçirilmesinde hayatî bir rol oynayan ve etkisini giderek artıracağını düşündüğüm Türkiye Çevre Ajansı'na ayrı bir başlık açmayı uygun gördüm. Ancak Ajans'ı; kurumsal yapısı, hâlihazırda icra ettiği ve gelecekte üstleneceği işlevler, kendisine yüklenen misyon ve buna karşılık gelen mevcut kabiliyetleri ile somut tahlil ve önerileri kapsayacak müstakil bir yazıda ele almayı daha doğru buluyorum. Bu nedenle burada yalnızca, ilke ile Ajans arasındaki bağı kuracak kadarıyla yetineceğim.</p>

<p>Bir ilke, ne kadar zengin bir içtihatla donanırsa donansın, onu hayata geçirecek kurumlar olmadıkça soyut kalmaya mahkûmdur; idarece özümsenip pratiğe dökülmedikçe kâğıt üzerinde kalır. Sürdürülebilir kalkınmanın, özellikle döngüsel ekonomi ve sıfır atık boyutunun ülkemizdeki kurumsal karşılığı ise 7261 sayılı Kanunla kurulan Türkiye Çevre Ajansı’dır (TÜÇA).<a href="#_ftn35" name="_ftnref35" title="">[35]</a></p>

<p><strong>Kanun, Ajans’ın amacını; çevre kirliliğini önlemek, yeşil alanların korunmasına katkı sağlamak, döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda kaynak verimliliğini artırmak ve ulusal ölçekte bir depozito yönetim sistemi kurmak olarak belirler. Böylece TÜÇA, I. bölümde andığım “3-R” (azaltma, yeniden kullanım, geri dönüşüm) mantığını soyut bir ilke olmaktan çıkarıp işleyen bir sisteme dönüştürme görevini üstlenir; depozito yönetim sistemi, bu döngüsel ekonomi yaklaşımının belki de en somut yüzüdür.</strong></p>

<p>Hukukçu gözüyle iki nokta özellikle dikkat çekicidir. İlki, Ajans’ın kendine özgü hukuki yapısıdır: Bakanlıkla ilgili, tüzel kişiliği haiz, ancak kendi kanununda belirtilen hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tabi melez (kamu-özel) bir kurum olarak tasarlanmış olması, onu klasik merkezî idare birimlerinden ayırır. İkincisi ve ilke tartışmamız bakımından daha kıymetlisi, TÜÇA’yı kuran aynı 7261 sayılı Kanun’un, Çevre Kanunu’nun genel ilkeleri düzenleyen 3. maddesine <i>“sıfır atığın yaygınlaştırılması, döngüsel ekonomi ilkelerinin uygulanması ve iklim değişikliği ile mücadele edilmesi”</i> ibarelerini eklemiş olmasıdır.<a href="#_ftn36" name="_ftnref36" title="">[36]</a> Bir başka deyişle Ajans’ın kuruluş kanunu, yalnızca yeni bir kurum yaratmakla kalmamış, sürdürülebilir kalkınmanın çağdaş bileşenlerini doğrudan Çevre Kanunu’nun ilke mimarisine işlemiştir; TÜÇA’nın kuruluş kanununu bu şekilde okuduğumuzda döngüsel ekonomi dağınık bir politika hedefi olmaktan çıkıp artık kanunun genel ilkeleri arasında yer alan bağlayıcı bir esas halini almıştır.</p>

<p>Bu mevzuat zincirinin en yeni ve en bağlayıcı halkası ise, 2 Temmuz 2025'te TBMM'de kabul edilen ve 9 Temmuz 2025 tarihli, 32951 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7552 sayılı İklim Kanunu'dur.</p>

<p>Türkiye'nin 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda enerji, ulaşım, sanayi ve tarım dâhil tüm sektörleri kapsayan bu çerçeve düzenleme; amacını "yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon" olarak belirlese de, ilkeler maddesinde sürdürülebilirliği, ihtiyatlılığı, iklim adaletini ve adil geçişi esas alarak sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla doğrudan örtüşen bir zemine oturur. İlkeyi ilk kez somut bir yaptırım rejimiyle (emisyon ticareti, idari para cezaları) ilişkilendiren bu metni<a href="#_ftn37" name="_ftnref37" title="">[37]</a>, iklim değişikliği bağlamında ilerleyen bölümde ayrıca ele alacağım.</p>

<p><strong>III. İdari Yargıda Sürdürülebilir Kalkınma İlkesinin Uygulama Alanları</strong></p>

<p>İlkenin nihai hedefi, çevre ile kalkınma arasında denge kurmaktır; nüfus artışının denetimi, yenilenebilir kaynakların kendini tamamlayabileceği üretim modellerine yönelme, yenilenemeyen kaynaklar için dengeli kullanım planları ya da ikame kaynak tespiti, ekosistemlerden kapasiteleri ölçüsünde yararlanma ve doğa dostu teknolojilerin tercihi gibi tedbirler bu hedefin uygulama araçlarıdır.<a href="#_ftn38" name="_ftnref38" title="">[38]</a> İlkenin pratikteki hayatı, büyük ölçüde idari yargı içtihadında somutlaşır.</p>

<p><strong>Çevre-Kalkınma Dengesinin Yargıda Kuruluşu</strong></p>

<p>Karadeniz’de planlanan bir HES projesine ilişkin uyuşmazlıkta idare mahkemesi, ilkenin esaslarını şöyle özetlemiştir<a href="#_ftn39" name="_ftnref39" title="">[39]</a>:</p>

<p><i>“…bütün canlıların ortak varlığı olan çevrenin ve doğal kaynakların sürdürülebilir çevre ve kalkınma ilkeleri doğrultusunda korunmasının esas olduğu, gerçekleştirilmesi plânlanan ekonomik faaliyetlerin de çevreye olabilecek olumsuz etkilerin… en aza indirilmesi gerektiği gibi, yapılacak faaliyetlerin faydası ile doğal kaynaklar üzerindeki etkisinin sürdürülebilir kalkınma ilkesi çerçevesinde uzun dönemli olarak değerlendirilmesi gerektiği… söz konusu kaynaklar üzerinde yapılacak düzenlemelerin, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olacak hukuki esaslara göre düzenlenmesi amaçlanmıştır.”</i></p>

<p>Bir maden arama faaliyetinin iptaline ilişkin uyuşmazlıkta ise mahkeme, “sürdürülebilirlik” kelimesini hiç anmadan, dengeyi belki de en güzel ifadelerinden biriyle kurmuştur<a href="#_ftn40" name="_ftnref40" title="">[40]</a>:</p>

<p><i>“…Çevre kirliliğine neden olacak diye, insanlığın ihtiyaçlarının karşılanması, refah düzeyinin artırılması… amacından kaçınılamayacağı gibi, insanların ve toplumun mutluluğunu olumsuz yönde etkileyecek; doğal ve kültürel değerlerin… gelecek kuşaklara bozulmadan aktarılmasına engel oluşturarak çevre kirliliğine de göz yumulamayacağı açıktır. Önemli olan bu konudaki hassas dengenin korunabilmesidir.”</i></p>

<p>İlkeyi açıkça dayanak alan kararlar da vardır. Aksaray İdare Mahkemesi, kurşun-çinko-gümüş-altın madenciliğine ilişkin bir uyuşmazlıkta, “<i>madenlerin çıkarılmasına karşı çıkmanın gelişmeye ve müreffeh bir toplum düzeyine de karşı çıkmak olduğu”, asıl önemli olanın çevreye bırakılacak etkilerin asgaride tutulması ve gelecek nesillere sağlıklı yaşam alanları bırakılması olduğu</i> yönünde hüküm kurmuştur.<a href="#_ftn41" name="_ftnref41" title="">[41]</a> Bir başka kararda ise nehir santrallerinin yenilenebilir niteliğine ve <i>“etkin bir koruma-kullanma dengesi</i>”ne vurgu yapılarak, hidroelektrik santrallerin sağlıklı ve sürdürülebilir bir ulusal kalkınma için zorunluluk arz ettiği belirtilmiştir; burada santrale ekonomik boyutundan çok çevre dostu niteliği nedeniyle sıcak bakıldığı dikkat çeker.<a href="#_ftn42" name="_ftnref42" title="">[42]</a></p>

<p>Hasılı gelecek kuşakların haklarının gözetilmesi, sürdürülebilir kalkınma ilkesinin temel unsurlarındandır ve yargı kararlarında da açık biçimde zikredilir.<a href="#_ftn43" name="_ftnref43" title="">[43]</a></p>

<p><strong>İçtihadın Seyri: Gökova’dan Aliağa’ya</strong></p>

<p>İlkenin yargıdaki seyri tek çizgide ilerlememiştir. Gökova’ya termik santral kurulmasına ilişkin davada Danıştay Tetkik Hâkimi ve Savcısı, baca gazları ve kömür tozlarının çevre ve insan sağlığına vereceği zararı, bölge turizminin yok olacağını gerekçe göstererek davacılar lehine görüş bildirmiş; buna karşın Danıştay davayı reddetmiştir.<a href="#_ftn44" name="_ftnref44" title="">[44]</a> Kararın Brundtland Raporu’ndan önceye düşmesi, ilkenin göz ardı edilmesinin başlıca nedeni sayılır; Kaboğlu Danıştay’ın siyasi otoritenin baskısına kayıtsız kalamadığını<a href="#_ftn45" name="_ftnref45" title="">[45]</a>, Memiş ise “kalkınma” yöneliminin ağır bastığını ifade etmiştir.<a href="#_ftn46" name="_ftnref46" title="">[46]</a> Yukarıda doktrinden yaptığım alıntıda da geçen “tersine çevirme” iddiası ve burada da müşahade ettiğimiz “siyasi baskı yahut kalkınma yöneliminin ağır bastığı” iddia ve tartışmaları ayrı bir tartışmanın ve daha derinlikli bir yazının konusudur.</p>

<p>“Aliağa Kararı” olarak bilinen davada ise Danıştay aksi yönde hüküm kurarak, İzmir Aliağa’da sanayi amaçlı serbest bölge kurulmasının ekolojik dengeyi olumsuz etkileyeceği, dolayısıyla kamu yararı bulunmadığı sonucuna varmıştır.<a href="#_ftn47" name="_ftnref47" title="">[47]</a> Kararda “kamu yararı” yerine, tüm canlı ve cansız varlıkları kapsayan daha geniş bir kavram olan “ekolojik denge” ölçütünün benimsenmesi dikkat çekicidir.<a href="#_ftn48" name="_ftnref48" title="">[48]</a> Porsuk Baraj Gölü çevresine yapılacak akaryakıt istasyonu ve tesislere verilen iznin iptali davasında da Danıştay, hidrokarbonların suya karışarak halk sağlığına vereceği zararı esas alıp insan sağlığından yana karar vermiştir.<a href="#_ftn49" name="_ftnref49" title="">[49]</a></p>

<p><strong>ÇED, Planlama ve İmar</strong></p>

<p>İlkenin en görünür uygulama aracı, Çevresel Etki Değerlendirmesi’dir.<a href="#_ftn50" name="_ftnref50" title="">[50]</a> ÇED Yönetmeliği’nin tanımı, olumsuz etkilerin önlenmesi ya da en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin “seçilen yer ile teknoloji alternatifleri” çerçevesinde değerlendirilmesini öngörerek, çevre ve proje boyutlarını bir arada ele alır.<a href="#_ftn51" name="_ftnref51" title="">[51]</a></p>

<p>Geleceği tüm ihtimalleriyle öngörmeyi sağlayan planlama faaliyeti ise ilkenin bir diğer uygulama alanıdır; imar ve çevre düzeni planları, çevreyle barışık kalkınma modelinin başlangıç öğesi sayılır.<a href="#_ftn52" name="_ftnref52" title="">[52]</a> Danıştay, bir projenin yerinin belirlenmesinde sürdürülebilir kalkınma ve sürdürülebilir çevre dengesini sağlayacak en uygun yerin seçilmesini esas almış<a href="#_ftn53" name="_ftnref53" title="">[53]</a>; bir başka kararında imar planlarının amacını “toprağın koruma-kullanma dengesini en rasyonel biçimde belirlemek” olarak tanımlamıştır.<a href="#_ftn54" name="_ftnref54" title="">[54]</a></p>

<p>Yapı kayıt belgelerine ilişkin bir davada Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, 3194 sayılı İmar Kanunu ile 2872 sayılı Çevre Kanunu’nu genel-özel kanun ilişkisi içinde değerlendirmiştir<a href="#_ftn55" name="_ftnref55" title="">[55]</a>:</p>

<p><i>“3194 sayılı İmar Kanunu’nun… genel nitelikte bir kanun olduğu, 2872 sayılı Kanun’un ise… özel nitelikte kanun olduğu, özel kanunlarla belirlenen alanlarda özel kanun hükümlerinin uygulanmasında zorunluluk bulunduğu… İmar Kanunu’nda yer alan hükümlerden ancak özel kanunlarla öngörülen hükümlerin lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil etmeyenlerinin tatbik edileceği…”</i></p>

<p>Karar, yatırım ve imar işlerinde sürdürülebilir kalkınma ilkesinin öncelikli dikkate alınması gerektiğini, çevre mevzuatının özel kanun olarak imar mevzuatına üstünlüğünü ortaya koyması bakımından önemlidir.</p>

<p>İlkeyi çevre lehine işleten başka örnekler de vardır: Muğla’da bir çimento fabrikasına ilişkin davada Danıştay, sanayi tesisinin ilin kültür-turizm ağırlıklı kalkınma hedefleriyle çeliştiğini saptamış<a href="#_ftn56" name="_ftnref56" title="">[56]</a>; ormanlık alanda golf sahası ve turizm tesisine ilişkin çevre düzeni planını ise “sadece kazanç amaçlı kitle turizmi baskısına teslim edilmiş” bularak, üstün kamu yararına aykırılıktan iptal etmiştir.<a href="#_ftn57" name="_ftnref57" title="">[57]</a></p>

<p><strong>Yerindelik Denetimi Sınırı ve En Gelişmiş Teknoloji</strong></p>

<p>Çevreye en az zarar veren, teknolojik olarak en gelişmiş alternatifin seçimi, ilkenin sık başvurulan uygulama alanlarındandır. Yusufeli barajlarına ilişkin uyuşmazlıkta Danıştay 14. Dairesi, idarenin yer seçiminde takdir yetkisi bulunmakla birlikte bunun kamu yararı ve çevresel etkiler gözetilerek kullanılması gerektiğini belirterek işlemi iptal etmiş<a href="#_ftn58" name="_ftnref58" title="">[58]</a>; ancak İdari Dava Daireleri Genel Kurulu, yargının iki ve üç barajlı sistemler arasında tercih yapmaya zorlanamayacağını, aksinin hukuka uygunluk denetiminin sınırlarını aşacağını gerekçe göstererek Daire kararını bozmuştur.<a href="#_ftn59" name="_ftnref59" title="">[59]</a></p>

<p>Kanaatimce burada, yerindelik denetimi yasağı doğru biçimde anılmış olsa da, ilçe merkezine su basma ihtimali karşısında kamu yararı amacının daha güçlü gözetilmesi ve en gelişmiş alternatifi esas alan ilkeye daha sadık kalınması beklenirdi. Buna karşılık İzmir 4. İdare Mahkemesi, ÇED süreçlerini en gelişmiş teknoloji alternatifiyle bağdaştırarak, olası zararların “ulusal ve uluslararası kabul edilebilir değerlerin altında” olup olmadığının keşif ve bilirkişi yoluyla saptanmasına hükmetmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, ilkenin teknoloji boyutunu usul hukukuna nasıl taşıdığını göstermesi bakımından öğreticidir.<a href="#_ftn60" name="_ftnref60" title="">[60]</a></p>

<p>Burada şu kaydı da düşmek isterim zira söz konusu yerindelik denetimi olduğunda mevzunun birden fazla boyutu olduğu da ilgilisinin malumudur. Bu hususu daha önce ele almaya çalıştığım bir yazıda da ifade etmeye çalıştığım üzere <i>“Kural elbette ki idari yargının idarenin yerine geçerek karar vermemesidir. İdarenin bir takdir yetkisini haiz olduğu ve idari yargı mercilerinin yerindelik denetimine başvurmalarının memnu olduğu izahtan varestedir. Fakat idare hukukuna hakim olan ilkelere tam manasıyla vakıf olmak gerektiğini, her kuralın incelikli hususlar barındırdığını ve ancak bu incelikli hususları bilenlerin kuralları hakkıyla uygulayabileceğini unutmamak gerekir.”<a href="#_ftn61" name="_ftnref61" title=""><strong>[61]</strong></a></i></p>

<p><strong>Altın Madenciliği ve Siyanür Davaları</strong></p>

<p>Siyanürlü altın madenciliğine ilişkin davalar, ilkenin en keskin sınandığı uyuşmazlıklardır. 1997 tarihli bir kararda Danıştay, projenin ekonomik maliyetini ve sağlayacağı dövizi tek tek hesapladıktan sonra, siyanürün insan ve çevre sağlığına etkilerini değerlendirerek dengeyi insan yaşamından yana kurmuştur<a href="#_ftn62" name="_ftnref62" title="">[62]</a>:</p>

<p><i>“…yapılacak faaliyet sonucunda elde edilecek ekonomik değerin, doğada ve doğrudan veya dolaylı olarak insan yaşamı üzerinde risk faktörünün gerçekleşmesi halinde meydana getireceği tahribatın karşılaştırılması halinde, kamu yararının öncelikle insan yaşamı lehine değerlendirilmesi doğaldır.”</i></p>

<p>Aynı yıl verilen bir başka kararda da Yüksek Mahkeme, Danıştay Savcısı’nın ekonomik katkıyı öne çıkaran mütalaasının aksine, asıl üstün kamu yararının çevre sağlığında olduğuna hükmetmiştir.<a href="#_ftn63" name="_ftnref63" title="">[63]</a> Buna karşılık, bir maden işletme projesine “ÇED Olumlu” verilmesine ilişkin uyuşmazlıkta İdare Mahkemesi, ÇED taahhütleri nedeniyle çevresel etkilerin sınırlı kalacağını kabul ederek tesisi kamu yararına uygun bulmuş; sürdürülebilirlik iddialarıyla başlayan sürecin ekonomik kaygılar lehine sonuçlanması, kanaatimce çevre ilkelerinin geri plana itildiği bir örnektir.<a href="#_ftn64" name="_ftnref64" title="">[64]</a></p>

<p><strong>Son Olarak Manifesto Niteliğinde Bir Karar ve Özel Çevre Koruma Bölgeleri</strong></p>

<p>Yargının kimi zaman idareye yol gösterdiği de olur. Rize İdare Mahkemesi’nin 2013 tarihli kararı, ilkenin yalnızca kâğıt üzerinde kalmaması gerektiğini vurgulamasıyla, tüm çevre hukuku ilkeleri için ufuk açıcıdır<a href="#_ftn65" name="_ftnref65" title="">[65]</a>:</p>

<p><strong><i>“…‘Sürdürülebilir Kalkınma’ ve ‘Sürdürülebilir Çevre’ kavramlarının idareler tarafından sadece bir temel ilke olarak kabul edilmesi yeterli olmayıp, bu ilkelerin kamu idareleri tarafından özümsenerek, bütün faaliyetlerinde… hayata da geçirilmesi gerekir. Aksi hâlde… bir söylem olarak dile getirilen bu ilkeler… mevzuat hükümleri arasında kaybolmuş ilkeler olarak kalmaya mahkûm olacaklardır.”</i></strong></p>

<p>Bu satırlar, bir mahkeme kararının olağan teknik dilini aşar; âdeta bir ilkenin nasıl yaşatılacağına dair bir manifesto niteliği taşır. Mahkemenin asıl söylediği şudur: sürdürülebilir kalkınma, mevzuata girmekle ya da gerekçelerde anılmakla var olmaz; ancak idarenin her somut işleminde bir karar ölçütüne dönüştüğünde gerçekten vardır. İlke ile onun uygulaması arasındaki bu fark, çevre hukukunun kadim sorunudur: kâğıt üzerinde en görkemli ilkeler dahi, idarenin günlük pratiğinde karşılık bulmadıkça "söylem" olmaktan öteye geçemez. Karar, bu nedenle yalnızca sürdürülebilir kalkınma ile birlikte tüm çevre hukuku ilkelerini ilgilendiren bir uyarıdır: bir ilkenin hukuki değeri, ilan edilmesinde olduğu kadar içselleştirilmesindedir.</p>

<p>İlkenin bu şekilde içselleştirilmesi gereken alanların başında, kanun koyucunun özel korumaya değer gördüğü bölgeler gelir. Çevre Kanunu'nun 9. maddesi de bu amaçla.., ekolojik, tarihsel ve kültürel zenginliğin gelecek kuşaklara ulaşmasını güvence altına almak için “özel çevre koruma bölgesi” kategorisini öngörür. UNESCO Dünya Miras Listesi’ndeki Kapadokya’ya ilişkin kentsel dönüşüm planları davasında Danıştay, tüm sit alanlarının birer “yenileme alanı” gibi görülmemesi gerektiğini, aksi hâlde değerlerin gelecek kuşaklara aktarılması hedefinin gerçekleşemeyeceğini belirtmiştir.<a href="#_ftn66" name="_ftnref66" title="">[66]</a> UNESCO’nun Türkiye’deki ilk “dünya biyosfer rezervi” ilan ettiği Artvin Macahel Vadisi’nde planlanan HES projesine ilişkin davada ise, projenin vadinin ekolojik dengesini bozacağı ve çok değerli bir ekosistemi ortadan kaldıracağı gerekçesiyle biyoçeşitliliğin korunmasında kamu yararı bulunduğuna hükmedilmiştir.<a href="#_ftn67" name="_ftnref67" title="">[67]</a></p>

<p><strong>IV. Sürdürülebilir Kalkınma İlkesi ve İklim Değişikliği</strong></p>

<p>Brundtland Raporu’nu özel kılan, “gelecek kuşaklar” üzerine yaptığı vurgu olduğunu ifade etmiştik. Raporun yayımlandığı dönemde iklim değişikliği etkileri yeterince dikkate alınmadı; ancak günümüze yaklaştıkça iklim krizi ile sürdürülebilir kalkınma arasındaki doğrudan ilişki hem hukuki metinlere hem yargı kararlarına yansıdı.<a href="#_ftn68" name="_ftnref68" title="">[68]</a> Bu ilişkinin en güçlü ekseni insan haklarıdır: Türkiye dâhil birçok ülkenin anayasasında sağlıklı bir çevrede yaşamak bir hak olarak tanımlanmıştır ve iklim davaları büyük ölçüde bu hak üzerine kurulur.<a href="#_ftn69" name="_ftnref69" title="">[69]</a></p>

<p>Türkiye 2015’te Paris Anlaşması’nı imzalamış, 2023’te güncellenmiş ulusal katkı beyanını (NDC) sunmuştur. Kendilerini iklim aktivisti olarak tanımlayan üç genç, Türkiye’nin iklim hedefinin yetersizliği iddiasıyla Danıştay’a başvurmuş; bu, ülkemizin ilk iklim davası olarak anılır.<a href="#_ftn70" name="_ftnref70" title="">[70]</a> Ancak Danıştay esasa girmeksizin, İYUK m. 14/3-(d) uyarınca “ulusal katkı beyanı”nın kesin ve yürütülebilir bir idari işlem olmadığı gerekçesiyle davayı usulden reddetmiştir.<a href="#_ftn71" name="_ftnref71" title="">[71]</a></p>

<p>Kanaatimce iklim davalarının esasa girilmeden usul engeline takılması ilkenin yargısal etkisini sınırlandırmaktadır; bu davaların esastan denetime açılması, çevre sorunlarının çözümünde bir dönüm noktası olabilir.<a href="#_ftn72" name="_ftnref72" title="">[72]</a> Nitekim 2024’te Potsdam İklim Etkileri Araştırma Enstitüsü’nün çalışması, krizin adaletsizliğini gözler önüne sermiştir: iklim değişikliğinden en az sorumlu ve uyum için en az kaynağa sahip ülkeler, yüksek gelirli ülkelere kıyasla %60, yüksek emisyonlu ülkelere kıyasla %40 daha fazla gelir kaybına uğrayacaktır.<a href="#_ftn73" name="_ftnref73" title="">[73]</a></p>

<p>Bu küresel perspektif, ilkeyi yalnızca ulusal bir pozisyona mahkum bırakmaz, böylelikle evrensel bir adalet meselesi hâline getirir: gelişmiş ülkelerin büyüme hızlarını dengelemesi, yenilenebilir enerjiye geçişin yaygınlaşması ve gelişmekte olan ülkelere teknolojik, ekonomik ve hukuki destek sağlanması, geleceğimizin güvenliği bakımından elzemdir.<a href="#_ftn74" name="_ftnref74" title="">[74]</a></p>

<p>İklim Kanunu ile Açılan Yeni Sayfa</p>

<p>Tam da bu noktada, yukarıda zikrettiğim ilk iklim davasının usulden reddedildiği ve bağlayıcı bir çerçevenin yokluğundan yakınılan tablo, 7552 sayılı İklim Kanunu ile köklü biçimde değişmiştir denebilir. Kanun, sürdürülebilir kalkınma ve net sıfır emisyon hedeflerini merkeze alan, kamu ve özel sektöre birçok sorumluluk yükleyen çok boyutlu bir düzenlemedir.<a href="#_ftn75" name="_ftnref75" title="">[75]</a></p>

<p><strong>Kanun’un hukukçular bakımından öne çıkan başlıkları şunlardır:</strong></p>

<p>İlk olarak, iklim politikalarının koordinasyonu, strateji ve eylem planlarının hazırlanması ve karbon piyasalarının düzenlenmesi için geniş yetkilerle donatılmış <strong>İklim Değişikliği Başkanlığı</strong> kurulmuştur. İkinci olarak, Türkiye’de ilk kez bir <strong>Emisyon Ticaret Sistemi (ETS)</strong> kurumsallaştırılmıştır; belirli sektörlerdeki işletmeler için idari nitelikte emisyon izni yükümlülüğü getirilmiş, tahsisatların mülkiyet hakkı doğurmadığı, haczedilemeyeceği ve rehnedilemeyeceği açıkça hükme bağlanarak kendine özgü bir idari mal rejimi kurulmuştur.<a href="#_ftn76" name="_ftnref76" title="">[76]</a> Üçüncü olarak, ithal ürünlerde gömülü emisyonlara yönelik bir <strong>Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM)</strong> kurulabilmesinin önü açılarak AB’nin CBAM düzenlemesiyle uyum hedeflenmiştir. Dördüncü olarak, yeşil ve sürdürülebilir sermaye piyasası araçları, banka finansmanı ve sigorta sistemlerinin geliştirilmesini öngören bir iklim finansmanı çerçevesi ile döngüsel ekonomi teşvikleri düzenlenmiştir.</p>

<p>Kanun, bir niyet beyanı değildir: yükümlülüklerin ihlali hâlinde yüksek tutarlı idari para cezaları, faaliyet durdurma ve izin iptali gibi ağır yaptırımlar öngörülmüştür. Halihazırda 27 Aralık 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/1 sayılı Tebliğ ile bu cezalar yeniden değerleme oranıyla güncellenerek 1 Ocak 2026’dan itibaren uygulanır kılınmıştır.<a href="#_ftn77" name="_ftnref77" title="">[77]</a></p>

<p><strong>Önemle altını çizmek isterim ki ilk yazımdaki kurumsal eksen ile bu yazıdaki çevre hukuku ekseni birleşmektedir. Bir tarafta İklim Kanunu’nun kamu hukuku zemininde getirdiği emisyon, izin ve ceza rejimi; diğer tarafta CSRD’den mülhem, Kamu Gözetimi Kurumu’nun belirlediği Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) çerçevesinde şirketlere yüklenen finansal olmayan raporlama yükümlülükleri. Sürdürülebilir kalkınma ilkesi, bu iki koridoru — kamusal yaptırım ile kurumsal şeffaflığı — aynı çatı altında buluşturan ortak paydadır.</strong></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>İlk yazımı “hayat bir bütündür” diyerek bitirmiştim. Sürdürülebilir kalkınma ilkesi de tam olarak bu bütünlüğün hukuk dilindeki ifadesidir: ekonomiyi tabiattan, bugünü gelecekten, kalkınmayı adaletten ayrı düşünmeyi reddeden bir denge fikri. İlke, 1949 tarihli Danıştay kararındaki sezgisel nüveden 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun açık hükümlerine, oradan da idari yargının zengin içtihadına ve 7552 sayılı İklim Kanunu’nun bağlayıcı yaptırım rejimine uzanan bir olgunlaşma çizgisi izlemiştir.</p>

<p>Rize İdare Mahkemesi’nin isabetle uyardığı üzere, bu ilkenin yalnızca bir söylem olarak kalmaması; idarece özümsenip her işlem ve eylemde hayata geçirilmesi gerekir. Bize, yani hukukçulara düşen ise ilkeyi ne salt bir slogana ne de bir formaliteye indirgemektir. Sürdürülebilir kalkınmayı hem kendi düşünce geleneğimizdeki emanet<a href="#_ftn78" name="_ftnref78" title="">[78]</a> tasavvuruyla derinleştirmek hem de pozitif hukukun teknik diline ve idari yargının ölçütlerine sadakatle uygulamak; ilkeye asıl kıymetini bu iki yönlü çaba kazandıracaktır.</p>

<p>Özetle bu yazıda sürdürülebilir kalkınmayı, çoğu zaman yapıldığı gibi soyut bir tanım ve birkaç uluslararası belgeyle geçiştirmek yerine, birbirini tamamlayan birden çok eksende okumaya çalıştım:</p>

<p>– Kavramı önce kendi içinde tarttım: "sıfır büyüme" tezinden üç temel unsuruna, Brundtland'dan Rio'ya uzanan soy kütüğünü izledim ve kısa da olsa kendi düşünce geleneğimizdeki "emanet" köküne bağladım.</p>

<p>– Ardından ilkenin pozitif hukuktaki izini sürdüm: Anayasa'nın 56. maddesinden Çevre Kanunu'na, oradan mevzuat zincirinin en yeni halkası İklim Kanunu'na uzanan hattı çıkardım.</p>

<p>– Bir avukat olarak asıl ağırlığı, ilkenin idari yargıdaki hayatına verdim; 1949'dan bugüne uzanan kararlarda onun nasıl bir koruma-kullanma terazisine dönüştüğünü, Gökova'dan Aliağa'ya, siyanür davalarından Rize'nin manifesto niteliğindeki kararına ve özel çevre koruma bölgelerine kadar somut örneklerde gösterdim.</p>

<p>– Son olarak bu yazının çevre hukuku eksenini ilk yazımın kuramsal ekseniyle birleştirdim: bir yanda İklim Kanunu'nun kamusal yaptırım rejimi, diğer yanda TSRS'nin kurumsal şeffaflık yükümlülüğü; bu iki koridoru aynı çatı altında okudum ve ilkeyi sahada yürüten İklim Değişikliği Başkanlığı ile Türkiye Çevre Ajansı'nı tanıttım.</p>

<p>Kanaatimce ilkeyi hem yere hem köke bağlayan bu çoklu bakış, kavramı tanımıyla, mevzuatıyla, içtihadıyla ve kurumsal karşılığıyla birlikte okuma çabası, onu bir slogan olmaktan çıkarıp işler bir hukuki ölçüte dönüştüren kıymetli bir adımdır. Bu bütünlüğü koruyarak serinin devam eden yazılarını da aynı çizgide ilerletmeye çalışacağım.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK"><img alt="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/03/muhammed-ali-ozturk.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-muhammed-ali-ozturk" title="Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK">Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">Kitaplar ve Makaleler</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aksoy, M. D. (2024). Çevre Hukuku İlkelerinin İdari Yargı Kararlarına Yansıması, İstanbul.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Alıca, S. S. (2011). <i>Kent-Çevre-Hukuk: Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı Çerçevesinde Türk Çevre Mevzuatı</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Alıca, S. S. (2019). “İklim Mücadelesinde Ekonomik, Sosyal ve Ekolojik Adalet”, <i>İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 16</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Bener, Ö. – Babaoğul, M. (2008). “Sürdürülebilir Tüketim Davranışı ve Çevre Bilinci Oluşturmada Bir Araç Olarak Tüketici Eğitimi”, <i>Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar E-Dergisi</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Bozlağan, R. (2005). “Sürdürülebilir Gelişme Düşüncesinin Tarihsel Arka Planı”, <i>Journal of Social Policy Conferences</i>, S. 50.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Grunwald, A. – Kopfmüller, J. (2006). <i>Nachhaltigkeit</i>, Frankfurt.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Güneş, A. (2023). <i>Çevre Hukuku</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Güneş, Y. – Coşkun, A. A. (2004). <i>Çevre Hukuku</i>, İstanbul.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Güven, S. (2008). “Kalkınmada İşbirliğinde Siyasi Koşulluluk: Lomé/Cotonou Ortaklığı – Eleştirel Bakış”, <i>Ankara Üniversitesi Avrupa Toplulukları Araştırma ve Uygulama Merkezi Araştırma Dizisi</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kaboğlu, İ. (1996). <i>Çevre Hakkı</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kayaer, M. (2012). <i>Hukuksal Araçlarla Çevrenin Korunması</i>, Doktora Tezi, Sakarya.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Keleş, R. – Hamamcı, C. (1993). <i>Çevrebilim</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kloepfer, M. (2004). <i>Umweltrecht</i>, München.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kluth, W. – Smeddinck, U. (2013). <i>Umweltrecht</i>, Berlin.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Memiş, E. (2006). <i>Çevre ve Çevre İdare Hukuku Teori ve Pratik</i>, İstanbul.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Özdek, E. Y. (1993). <i>İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Ramsauer, U. (2010). <i>Allgemeines Umweltverwaltungsrecht</i> (Koch Hrsg.), München.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sands, P. – Peel, J. (2012). <i>Principles of International Environmental Law</i>, Cambridge.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Sarıkaya, H. Z. (2004). “Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Çevre Politikaları ve Uygulamaları”, <i>Su Kirlenmesi Kontrolü Dergisi</i>, 14(1).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Saygılı, A. (2007). <i>Çevre Hukuku Açısından Çevresel Etki Değerlendirmesi</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Turgut, N. (2009). <i>Çevre Politikası ve Hukuk</i>, Ankara.</span></p>

<p><span style="color:#999999">UN (1994). <i>Report of the Global Conference on the Sustainable Development of Small Island Developing States</i>, New York.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Yazıcı, İ. G. (2018). “Lizbon Stratejisi ve Avrupa 2020 Hedeflerinde Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Politikalar”, <i>Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi</i>, 1(3).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mahkeme Kararları</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 1. D., E. 1949/13, K. 1949/20, K.T. 13.05.1949.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1988/2532, K. 1990/425, K.T. 20.03.1990.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1996/5273, K. 1997/2313, K.T. 13.05.1997.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1996/2745, K. 1997/2314, K.T. 13.05.1997.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2005/7663, K. 2006/1042, K.T. 13.03.2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2006/1664, K. 2008/8260, K.T. 26.11.2008.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2008/7843, K. 2011/5803, K.T. 18.12.2011.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2011/4773, K. 2014/7690, K.T. 26.11.2014.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2020/2023, K. 2022/11759, K.T. 21.12.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2022/4102, K. 2022/7696, K.T. 15.09.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 1984/2739, K. 1986/1951, K.T. 24.06.1986.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 1990/2278, K. 1992/1672, K.T. 28.04.1992.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 2001/2628, K. 2003/5289, K.T. 22.12.2003.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 2023/2600, K. 2023/3568, K.T. 14.06.2023.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">Danıştay 14. D., E. 2002/1409, K. 2005/3903, K.T. 01.07.2005.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Danıştay İDDGK, E. 2005/2950, K. 2006/51, K.T. 23.02.2006.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, E. 2021/1498, K. 2022/2238, K.T. 28.12.2022.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aksaray İdare Mahkemesi, E. 2011/1021, K. 2012/1138, K.T. 28.11.2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Aksaray İdare Mahkemesi, E. 2012/346, K. 2013/363, K.T. 30.04.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İzmir 1. İdare Mahkemesi, E. 1994/501, K. 1996/537, K.T. 02.07.1996.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İzmir 4. İdare Mahkemesi, E. 2009/42, K. 2012/2443, K.T. 28.12.2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Kastamonu İdare Mahkemesi, E. 2013/18 (Y.D.), K.T. 13.12.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rize İdare Mahkemesi, E. 2011/294, K. 2012/483, K.T. 31.07.2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Rize İdare Mahkemesi, E. 2011/769, K. 2013/51, K.T. 14.02.2013.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Trabzon İdare Mahkemesi, E. 2010/1639, K. 2012/450, K.T. 11.04.2012.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Mevzuat</span></p>

<p><span style="color:#999999">2872 sayılı Çevre Kanunu (RG 11.08.1983, S. 18132; değişik: 26.04.2006, 5491 sayılı Kanun).</span></p>

<p><span style="color:#999999">2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (RG 23.07.1983, S. 18113).</span></p>

<p><span style="color:#999999">3194 sayılı İmar Kanunu (RG 09.05.1985, S. 18749).</span></p>

<p><span style="color:#999999">4915 sayılı Kara Avcılığı Kanunu (RG 11.07.2003, S. 25165).</span></p>

<p><span style="color:#999999">5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu (RG 19.07.2005, S. 25880).</span></p>

<p><span style="color:#999999">7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (RG 30.12.2020, S. 31350).</span></p>

<p><span style="color:#999999">7552 sayılı İklim Kanunu (RG 09.07.2025, S. 32951).</span></p>

<p><span style="color:#999999">7552 sayılı İklim Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin 2026/1 sayılı Tebliğ (RG 27.12.2025). (erişim 03.06.2026)</span></p>

<p><span style="color:#999999">Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği.</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnternet Kaynakları</span></p>

<p><span style="color:#999999">Cambridge Dictionary, “development”, dictionary.cambridge.org (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük, sozluk.gov.tr (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">UNDP, İstediğimiz Gelecek (Rio+20), undp.org (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnsan Hakları Derneği, AB Temel Haklar Bildirgesi, ihd.org.tr (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">İklim Haber, “Türkiye’nin İlk İklim Davasını Danıştay İncelemeden Reddetti”, iklimhaber.org (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><span style="color:#999999">İklim Haber, “İklim Değişikliği Her Yıl 38 Trilyon Dolarlık Kayba Neden Olabilir”, iklimhaber.org (erişim 03.06.2026).</span></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/surdurulebilirlik-ve-hukuk-i-muhammed-ali-ozturk" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/surdurulebilirlik-ve-hukuk-i-muhammed-ali-ozturk</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> Meadows, D. H. – Meadows, D. L. – Randers, J. – Behrens, W. W., <i>The Limits to Growth</i>, Universe Books, New York 1972 (Club of Rome raporu). Türkçesi: <i>Büyümenin Sınırları</i>.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Online Erişime Açık Bir Eser Olup İndirme Linki: https://www.donellameadows.org/wp-content/userfiles/Limits-to-Growth-digital-scan-version.pdf</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999">Kayaer, M., <i>Hukuksal Araçlarla Çevrenin Korunması</i>, Doktora Tezi, Sakarya 2012, s. 24.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999">Keleş, R. – Hamamcı, C., <i>Çevrebilim</i>, Ankara 1993, s. 112 (Kentbilim Terimleri Sözlüğü tanımı).</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999">Bozlağan, R., “Sürdürülebilir Gelişme Düşüncesinin Tarihsel Arka Planı”, <i>Journal of Social Policy Conferences</i>, S. 50, 2005, s. 1012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999">Turgut, N., <i>Çevre Politikası ve Hukuk</i>, Ankara 2009, s. 98.</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999">Bener, Ö. – Babaoğul, M., “Sürdürülebilir Tüketim Davranışı ve Çevre Bilinci Oluşturmada Bir Araç Olarak Tüketici Eğitimi”, <i>Hacettepe Üniversitesi Sosyolojik Araştırmalar E-Dergisi</i>, 2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">UN, <i>Report of the Global Conference on the Sustainable Development of Small Island Developing States</i>, New York 1994.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, A., <i>Çevre Hukuku</i>, Ankara 2023, s. 79, 86; ayrıca Grunwald, A. – Kopfmüller, J., <i>Nachhaltigkeit</i>, Frankfurt 2006, s. 52.</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999">Turgut, age., s. 94.</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">[11]</span></a><span style="color:#999999">Kluth, W. – Smeddinck, U., <i>Umweltrecht</i>, Berlin 2013, s. 3; Kloepfer, M., <i>Umweltrecht</i>, München 2004, s. 183; Güneş, age., s. 79-80.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, Y. – Coşkun, A. A., <i>Çevre Hukuku</i>, İstanbul 2004, s. 80.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> İslamî Bir Çevre Etiğinin İnşasında Tasavvuf = Sufism in the Construction of an Islamic Envirmental Ethics / Haci Sağlık, Rıdvan Yılmaz. -- Ağrı İslâmi İlimler Dergisi (AGİİD): Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi, 2022. --sayı:11,sayfa:65-88<br />
https://makale.isam.org.tr/items/7f4d0640-c120-42f3-84d7-2ae49c9e066c</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 1. D., E. 1949/13, K. 1949/20, K.T. 13.05.1949.</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 80.</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 80; rapor hakkında ayrıntı için Grunwald – Kopfmüller, age., s. 20.</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999">Turgut, age., s. 97.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999">Alıca, S. S., <i>Kent-Çevre-Hukuk: Avrupa Birliği Çevre Mevzuatı Çerçevesinde Türk Çevre Mevzuatı</i>, Ankara 2011, s. 25-26.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999">Grunwald – Kopfmüller, age., s. 25; Güneş, age., s. 81-82.</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 82; rapor için bkz. UNDP, <i>İstediğimiz Gelecek: BM Sürdürülebilir Kalkınma Konferansı (Rio+20)</i>, Rio de Janeiro, 20-22 Haziran 2012 (undp.org, erişim 04.05.2023).</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999">Sands, P. – Peel, J., <i>Principles of International Environmental Law</i>, Cambridge 2012, s. 219. Lomé Sözleşmesi, AB ile 71 Afrika, Karayip ve Pasifik ülkesi arasında imzalanmıştır; ayrıntı için bkz. Güven, S., “Kalkınmada İşbirliğinde Siyasi Koşulluluk: Lomé/Cotonou Ortaklığı – Eleştirel Bakış”, <i>Ankara Ü. ATAUM Araştırma Dizisi</i>, 2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999">Sarıkaya, H. Z., “Avrupa Birliği Uyum Sürecinde Çevre Politikaları ve Uygulamaları”, <i>Su Kirlenmesi Kontrolü Dergisi</i>, 14(1), 2004, s. 3.</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999">Yazıcı, İ. G., “Lizbon Stratejisi ve Avrupa 2020 Hedeflerinde Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Politikalar”, <i>Uluslararası Yönetim Akademisi Dergisi</i>, 1(3), 2018, s. 442.</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999">AB Temel Haklar Şartı, m. 37 (Çevrenin Korunması); metin için bkz. ihd.org.tr/avrupa-birligi-temel-haklar-bildirgesi (erişim 04.05.2023).</span></p>

<p><a href="#_ftnref25" name="_ftn25" title=""><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999">Ramsauer, U., <i>Allgemeines Umweltverwaltungsrecht</i> (Koch Hrsg.), München 2010, s. 93; Güneş, age., s. 83-84.</span></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999">Cambridge Dictionary, “development” maddesi (dictionary.cambridge.org, erişim 04.03.2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999">Türk Dil Kurumu Güncel Türkçe Sözlük, “gelişmek” ve “kalkınmak” maddeleri (sozluk.gov.tr, erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999">1983 tarihli ilk metin (RG 11.08.1983, S. 18132), çevrenin korunmasını “bugünkü ve gelecek kuşakların sağlık, uygarlık ve yaşam düzeyinin geliştirilmesi ve güvence altına alınması” amacıyla ve “ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleriyle uyumlu olarak” düzenlemeyi öngörmekteydi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref29" name="_ftn29" title=""><span style="color:#999999">[29]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 88.</span></p>

<p><a href="#_ftnref30" name="_ftn30" title=""><span style="color:#999999">[30]</span></a><span style="color:#999999">Kayaer, age., s. 159.</span></p>

<p><a href="#_ftnref31" name="_ftn31" title=""><span style="color:#999999">[31]</span></a><span style="color:#999999">RG 19.07.2005, S. 25880.</span></p>

<p><a href="#_ftnref32" name="_ftn32" title=""><span style="color:#999999">[32]</span></a><span style="color:#999999">RG 23.07.1983, S. 18113.</span></p>

<p><a href="#_ftnref33" name="_ftn33" title=""><span style="color:#999999">[33]</span></a><span style="color:#999999">RG 11.07.2003, S. 25165.</span></p>

<p><a href="#_ftnref34" name="_ftn34" title=""><span style="color:#999999">[34]</span></a><span style="color:#999999">RG 09.05.1985, S. 18749.</span></p>

<p><a href="#_ftnref35" name="_ftn35" title=""><span style="color:#999999">[35]</span></a><span style="color:#999999">7261 sayılı Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, RG 30.12.2020, S. 31350 (Kabul: 24.12.2020).</span></p>

<p><a href="#_ftnref36" name="_ftn36" title=""><span style="color:#999999">[36]</span></a><span style="color:#999999">7261 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 3. maddesinin (h) bendinde yapılan değişiklik.</span></p>

<p><a href="#_ftnref37" name="_ftn37" title=""><span style="color:#999999">[37]</span></a><span style="color:#999999"> 7552 sayılı İklim Kanunu, RG 09.07.2025, S. 32951. Kanun amacını (m. 1) "yeşil büyüme vizyonu ve net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda iklim değişikliğiyle mücadele" olarak belirler. Kanun, <strong>"sürdürülebilir kalkınma" kavramını tanımlar maddesinde de doğrudan anar; "yeşil iş"i, çevrenin korunmasına katkıda bulunarak "sürdürülebilir kalkınmayı ve yeşil büyümeyi destekleyen işler" olarak tanımlar (m. 3).</strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref38" name="_ftn38" title=""><span style="color:#999999">[38]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 86-87; ayrıca Kloepfer, age., s. 184.</span></p>

<p><a href="#_ftnref39" name="_ftn39" title=""><span style="color:#999999">[39]</span></a><span style="color:#999999">Kastamonu İdare Mahkemesi, E. 2013/18, Yürütmenin Durdurulması Kararı, K.T. 13.12.2013.</span></p>

<p><a href="#_ftnref40" name="_ftn40" title=""><span style="color:#999999">[40]</span></a><span style="color:#999999">İzmir 1. İdare Mahkemesi, E. 1994/501, K. 1996/537, K.T. 02.07.1996.</span></p>

<p><a href="#_ftnref41" name="_ftn41" title=""><span style="color:#999999">[41]</span></a><span style="color:#999999">Aksaray İdare Mahkemesi, E. 2011/1021, K. 2012/1138, K.T. 28.11.2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref42" name="_ftn42" title=""><span style="color:#999999">[42]</span></a><span style="color:#999999">Rize İdare Mahkemesi, E. 2011/294, K. 2012/483, K.T. 31.07.2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref43" name="_ftn43" title=""><span style="color:#999999">[43]</span></a><span style="color:#999999">Örnek olarak Trabzon İdare Mahkemesi, E. 2010/1639, K. 2012/450, K.T. 11.04.2012: <strong><i>“…milyonlarca yıldır var olan tabii güzelliklerin gelecek kuşaklara en güzel bir şekilde devredilmesine özen gösterilmesi gerekmektedir.”</i></strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref44" name="_ftn44" title=""><span style="color:#999999">[44]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 1984/2739, K. 1986/1951, K.T. 24.06.1986.</span></p>

<p><a href="#_ftnref45" name="_ftn45" title=""><span style="color:#999999">[45]</span></a><span style="color:#999999">Kaboğlu, İ., <i>Çevre Hakkı</i>, Ankara 1996, s. 127.</span></p>

<p><a href="#_ftnref46" name="_ftn46" title=""><span style="color:#999999">[46]</span></a><span style="color:#999999">Memiş, E., <i>Çevre ve Çevre İdare Hukuku Teori ve Pratik</i>, İstanbul 2006, s. 393.</span></p>

<p><a href="#_ftnref47" name="_ftn47" title=""><span style="color:#999999">[47]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 1990/2278, K. 1992/1672, K.T. 28.04.1992.</span></p>

<p><a href="#_ftnref48" name="_ftn48" title=""><span style="color:#999999">[48]</span></a><span style="color:#999999">Özdek, E. Y., <i>İnsan Hakkı Olarak Çevre Hakkı</i>, Ankara 1993, s. 167.</span></p>

<p><a href="#_ftnref49" name="_ftn49" title=""><span style="color:#999999">[49]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1988/2532, K. 1990/425, K.T. 20.03.1990.</span></p>

<p><a href="#_ftnref50" name="_ftn50" title=""><span style="color:#999999">[50]</span></a><span style="color:#999999">Turgut, age., s. 100; Güneş, age., s. 87.</span></p>

<p><a href="#_ftnref51" name="_ftn51" title=""><span style="color:#999999">[51]</span></a><span style="color:#999999">ÇED Yönetmeliği, m. 4/1-(e).</span></p>

<p><a href="#_ftnref52" name="_ftn52" title=""><span style="color:#999999">[52]</span></a><span style="color:#999999">Güneş, age., s. 87.</span></p>

<p><a href="#_ftnref53" name="_ftn53" title=""><span style="color:#999999">[53]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2022/4102, K. 2022/7696, K.T. 15.09.2022.</span></p>

<p><a href="#_ftnref54" name="_ftn54" title=""><span style="color:#999999">[54]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2008/7843, K. 2011/5803, K.T. 18.12.2011.</span></p>

<p><a href="#_ftnref55" name="_ftn55" title=""><span style="color:#999999">[55]</span></a><span style="color:#999999">Gaziantep BİM, E. 2021/1498, K. 2022/2238, K.T. 28.12.2022.</span></p>

<p><a href="#_ftnref56" name="_ftn56" title=""><span style="color:#999999">[56]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2005/7663, K. 2006/1042, K.T. 13.03.2006.</span></p>

<p><a href="#_ftnref57" name="_ftn57" title=""><span style="color:#999999">[57]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2006/1664, K. 2008/8260, K.T. 26.11.2008.</span></p>

<p><a href="#_ftnref58" name="_ftn58" title=""><span style="color:#999999">[58]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 14. D., E. 2002/1409, K. 2005/3903, K.T. 01.07.2005.</span></p>

<p><a href="#_ftnref59" name="_ftn59" title=""><span style="color:#999999">[59]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay İDDGK, E. 2005/2950, K. 2006/51, K.T. 23.02.2006.</span></p>

<p><a href="#_ftnref60" name="_ftn60" title=""><span style="color:#999999">[60]</span></a><span style="color:#999999">İzmir 4. İdare Mahkemesi, E. 2009/42, K. 2012/2443, K.T. 28.12.2012.</span></p>

<p><a href="#_ftnref61" name="_ftn61" title=""><span style="color:#999999">[61]</span></a><span style="color:#999999"> İdare Hukuku Yazıları - I İdari Yargıda Yerindelik Denetimi Sorunu – Av. Muhammed Ali ÖZTÜRK</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-i-idari-yargida-yerindelik-denetimi-sorunu" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/idare-hukuku-yazilari-i-idari-yargida-yerindelik-denetimi-sorunu</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref62" name="_ftn62" title=""><span style="color:#999999">[62]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1996/5273, K. 1997/2313, K.T. 13.05.1997.</span></p>

<p><a href="#_ftnref63" name="_ftn63" title=""><span style="color:#999999">[63]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 1996/2745, K. 1997/2314, K.T. 13.05.1997.</span></p>

<p><a href="#_ftnref64" name="_ftn64" title=""><span style="color:#999999">[64]</span></a><span style="color:#999999">Aksaray İdare Mahkemesi, E. 2012/346, K. 2013/363, K.T. 30.04.2013.</span></p>

<p><a href="#_ftnref65" name="_ftn65" title=""><span style="color:#999999">[65]</span></a><span style="color:#999999">Rize İdare Mahkemesi, E. 2011/769, K. 2013/51, K.T. 14.02.2013.</span></p>

<p><a href="#_ftnref66" name="_ftn66" title=""><span style="color:#999999">[66]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2020/2023, K. 2022/11759, K.T. 21.12.2022; benzer yönde Danıştay 10. D., E. 2001/2628, K. 2003/5289, K.T. 22.12.2003.</span></p>

<p><a href="#_ftnref67" name="_ftn67" title=""><span style="color:#999999">[67]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 6. D., E. 2011/4773, K. 2014/7690, K.T. 26.11.2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref68" name="_ftn68" title=""><span style="color:#999999">[68]</span></a><span style="color:#999999">Alıca, S. S., “İklim Mücadelesinde Ekonomik, Sosyal ve Ekolojik Adalet”, <i>İklim Değişikliği Eğitim Modülleri Serisi 16</i>, Ankara 2019, s. 38.</span></p>

<p><a href="#_ftnref69" name="_ftn69" title=""><span style="color:#999999">[69]</span></a><span style="color:#999999">Alıca, agm., s. 70-71.</span></p>

<p><a href="#_ftnref70" name="_ftn70" title=""><span style="color:#999999">[70]</span></a><span style="color:#999999">İklim Haber, “Türkiye’nin İlk İklim Davasını Danıştay İncelemeden Reddetti” (iklimhaber.org, erişim 03.06.2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref71" name="_ftn71" title=""><span style="color:#999999">[71]</span></a><span style="color:#999999">Danıştay 10. D., E. 2023/2600, K. 2023/3568, K.T. 14.06.2023.</span></p>

<p><a href="#_ftnref72" name="_ftn72" title=""><span style="color:#999999">[72]</span></a><span style="color:#999999">Ayrıntı için bkz. Alıca, agm., s. 57-58.</span></p>

<p><a href="#_ftnref73" name="_ftn73" title=""><span style="color:#999999">[73]</span></a><span style="color:#999999">İklim Haber, “İklim Değişikliği Her Yıl 38 Trilyon Dolarlık Kayba Neden Olabilir” (Potsdam Enstitüsü çalışması; iklimhaber.org, erişim 20.04.2024).</span></p>

<p><a href="#_ftnref74" name="_ftn74" title=""><span style="color:#999999">[74]</span></a><span style="color:#999999">Saygılı, A., <i>Çevre Hukuku Açısından Çevresel Etki Değerlendirmesi</i>, Ankara 2007, s. 92-95; Güneş – Coşkun, age., s. 85.</span></p>

<p><a href="#_ftnref75" name="_ftn75" title=""><span style="color:#999999">[75]</span></a><span style="color:#999999">7552 sayılı İklim Kanunu, RG 09.07.2025, S. 32951; iklim hukukunun ilk çerçeve düzenlemesi niteliğindedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref76" name="_ftn76" title=""><span style="color:#999999">[76]</span></a><span style="color:#999999">Geçici hükümlerle ETS’nin pilot uygulamayla başlatılması, cezaların geçici olarak azaltılması ve işletmelere üç yıllık geçiş süresi tanınması öngörülmüştür.</span></p>

<p><a href="#_ftnref77" name="_ftn77" title=""><span style="color:#999999">[77]</span></a><span style="color:#999999">7552 sayılı İklim Kanunu Uyarınca Verilecek İdari Para Cezalarına İlişkin 2026/1 sayılı Tebliğ, RG 27.12.2025.</span></p>

<p><a href="#_ftnref78" name="_ftn78" title=""><span style="color:#999999">[78]</span></a><span style="color:#999999"> Principles OF Environmental LAW İn ISLAM,</span></p>

<p><span style="color:#999999">Haneef, Sayed Sikandar Shah İslâm’da Çevre Hukukunun Prensipleri, Çeviren Abdullah Çolak, İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, 2008, Sayı: 11, S. 331-346</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/surdurulebilirlik-ve-hukuk-ii-cevre-hukuku-ve-surdurulebilir-kalkinma-ilkesi-1</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 09:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/01/terazi/bilgis5haaa.jpg" type="image/jpeg" length="39159"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MÜNHAL BİRİNCİ VE İKİNCİ SINIF NOTERLİKLER]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL BİRİNCİ SINIF NOTERLİKLER<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi gelirleri ile isimleri yazılı olan noterliklerden birinci sınıf Gebze Onaltıncı Noterliği 21.06.2026 tarihinde, Bakırköy Yirmiyedinci Noterliği 29.06.2026 tarihinde, İstanbul Otuzikinci Noterliği 04.07.2026 tarihinde, Beykoz İkinci Noterliği 06.07.2026 tarihinde, Üsküdar Ondördüncü Noterliği 14.07.2026 tarihinde ve İstanbul İkinci Noterliği 17.07.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p><strong>SIRA NO: NOTERLİĞİN ADI: 2025 YILI GAYRİSAFİ GELİRİ</strong></p>

<p>1 GEBZE ONALTINCI NOTERLİĞİ 22.929.727,59 ₺</p>

<p>2 BAKIRKÖY YİRMİYEDİNCİ NOTERLİĞİ 17.051.057,96 ₺</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3 İSTANBUL OTUZİKİNCİ NOTERLİĞİ 27.695.646,64₺</p>

<p>4 BEYKOZ İKİNCİ NOTERLİĞİ 53.340.153,93₺</p>

<p>5 ÜSKÜDAR ONDÖRDÜNCÜ NOTERLİĞİ 13.694.864,92₺</p>

<p>6 İSTANBUL İKİNCİ NOTERLİĞİ 18.136.541,42₺</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.</p>

<p>—— • ——</p>

<p><strong>Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünden:<br />
MÜNHAL İKİNCİ SINIF NOTERLİK<br />
(Birinci ilan)</strong></p>

<p>Aşağıda 2025 yılı gayri safi geliri 8.101.388,95 Türk Lirası olan ikinci sınıf İnegöl Yedinci Noterliği 12.07.2026 tarihinde yaş tahdidi nedeniyle boşalacaktır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanununun 22 ve müteakip maddeleri gereğince birinci sınıf ve ikinci sınıf noterlerden bu noterliklere atanmaya istekli olanların ilan tarihinden itibaren bir ay içinde Bakanlığımıza www.vatandas.uyap.gov.tr adresinde yer alan başvuru ekranından güvenli elektronik imza, e-devlet şifresi veya mobil imza ile başvurmaları gerekmektedir. Başvuru sahiplerinin atanma isteğinden vazgeçmeleri halinde de yine vazgeçme talepleri ilan tarihinden itibaren bir ay içinde aynı elektronik ortamdan Bakanlığımıza iletilmesi kaydıyla atama işleminde değerlendirilecek, aksi takdirde vazgeçme talepleri dikkate alınmayacaktır.</p>

<p>Atamalar, başvuru ve vazgeçme taleplerinin elektronik ortamda alınarak sisteme işlenmesi sonucu elektronik ortamda gerçekleştirileceğinden fiziken yapılan başvurular kabul edilmeyecektir. Elektronik ortamda başvuru için başvuru kılavuzlarına, www.higm.adalet.gov.tr adresinden ulaşılabilecektir. Başvurularda UYAP kayıtları esas alınacaktır.</p>

<p>Keyfiyet Noterlik Kanununun 22 nci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca ilân olunur.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>DUYURU</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/munhal-birinci-ve-ikinci-sinif-noterlikler-0406</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/noter-odeme.jpg" type="image/jpeg" length="42881"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 04 Haziran 2026 Tarihli ve 33270 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tarım ve Orman Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>29/6/2004 tarihli ve 25507 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Yetiştiriciliği Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“f) Üretime ara vermek isteyen müteşebbis, ara verme gerekçesini belirten dilekçesiyle il müdürlüğüne müracaat eder. İl müdürlüğü, müteşebbisin dilekçesini görüşüyle birlikte Bakanlık Merkez Teşkilatına gönderir. Bakanlık Merkez Teşkilatı, müteşebbise üretime ara vermesi için bir yıl, bu sürenin sonunda müteşebbisin talebi olması durumunda en fazla bir yıl daha ek süre verebilir. Müteşebbis su kira sözleşmesinde belirtilen kiralama süresi içerisinde bir kez üretime ara verebilir. Ara verme süresi sonunda üretime başlamayan müteşebbisin su ürünleri yetiştiricilik belgesi il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından iptal edilir. 31/10/2020 tarihli ve 31290 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Su Ürünleri Üretiminde Kiralama Yönetmeliğinin 5 inci maddesinin on dördüncü fıkrası kapsamında üretime ara veren tesisler için bu bent uygulanmaz.”</p>

<p>“i) Devletin ilan ettiği doğal afet, yangın ve salgın hastalık gibi mücbir sebepler nedeniyle müteşebbisin üretime ara vermek için müracaat etmesi durumunda ara verme süresi, Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenir.”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı maddeye aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“a) Su veya arazi kira sözleşmesinden son yapılmış olanın başlangıç tarihinden itibaren on sekiz ay içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesini almayan müteşebbisin projesi iptal edilir. Sürenin aşılması durumunda, onayı il müdürlüğünce yapılan projelerin iptali il müdürlüğünce yapılır ve Bakanlık Merkez Teşkilatına bildirilir. Onayı Bakanlık Merkez Teşkilatınca yapılan projelerin iptali ise, il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık merkez teşkilatınca yapılır.</p>

<p>“e) Su Ürünleri Üretiminde Kiralama Yönetmeliğinin 9 uncu maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde su kira sözleşmesi yapılmaması durumunda, proje onay merci tarafından iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve aynı fıkraya aşağıdaki bentler eklenmiştir.</p>

<p>“a) Projesinde, tür değişikliği, kapasite artırımı/azaltılması, alan artırımı/azaltılması, ek ünite kurmak ve yer değişikliği yapmak isteyen müteşebbis, tesisinin bulunduğu il müdürlüğüne dilekçe (EK-7) ile müracaat eder. İl müdürlüğü proje değişiklik talebini Bakanlık Merkez Teşkilatına iletir. Proje değişiklik taleplerinde, 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (ç) bendi kapsamında verilen izinlere ilişkin değişiklik talepleri, Müracaat Değerlendirme Komisyonu tarafından diğer tesislere verilen izinlere ilişkin değişiklik talepleri, Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından değerlendirilir. Proje değişiklik taleplerinde Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından revize proje ön izni verilir.”</p>

<p>“f) Deniz veya baraj gölünde ağ kafeste su ürünleri yetiştiriciliği yapan tesisin, üçer yıllık dönem içinde onaylı proje kapasitesinin %75’inin altında üretim yapması halinde, gerçekleştirdiği üretim miktarı dikkate alınarak Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenen usul ve esaslara göre proje kapasitesi ve tahsis edilen su alanı yeniden belirlenir.</p>

<p>g) Tesise ait yeni proje kapasitesi ve tahsis edilen su alanı; tesis denetim raporları, nakil belgeleri ve izleme sistemlerinden elde edilen veriler esas alınarak il müdürlüğünün teklifi üzerine Bakanlık Merkez Teşkilatı tarafından belirlenir ve yeni kapasite ve tahsis edilen su alanı, il müdürlüğünce müteşebbise tebliğ edilir.</p>

<p>ğ) Müteşebbis, tebliğ tarihinden itibaren üç ay içerisinde belirlenen yeni kapasite ve tahsis edilen su alanına uygun olarak hazırlatacağı revize projesini onaylatmak ve belirlenmiş olan yeni kapasite ve tahsis edilen su alanına göre üretim yapmak zorundadır.</p>

<p>h) Su ürünleri yetiştiricilik belge onay tarihi esas alınırken kapasite değişikliği haricindeki belge değişikliklerinde ilk belge onay tarihi, tesisin devri durumunda ise devralan kişinin adına düzenlenen belge onay tarihi göz önünde bulundurulur.”</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“e) Devir işlemi tamamlanmış projeler için altmış gün içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesi düzenlenmesi zorunludur. Bu projeler için 9 uncu maddenin birinci fıkrasının (a) bendi uygulanır. Bu süre içerisinde su ürünleri yetiştiricilik belgesi düzenlenmeyen tesislerin projeleri iptal edilir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Aynı Yönetmeliğin 20 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine “Su ürünleri yetiştiricilik tesislerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve kuluçkahanelerinde” ibaresi eklenmiş ve aynı fıkranın (b) bendi yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“Geçiş hükmü</p>

<p>Geçici madde 1- Bu maddenin yayımı tarihinde halihazırda üretim yapan tesisler için 11 inci maddenin birinci fıkrasının (f) bendinde öngörülen üçer yıllık dönem bu maddenin yayımı tarihini takip eden takvim yılının birinci gününden itibaren başlar.</p>

<p>9 uncu maddenin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında üretime ara vermiş olan tesisler bakımından üretime ara verme süresi, bu maddenin yayımı tarihinden itibaren yeniden hesaplanır.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Tarım ve Orman Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/su-urunleri-yetistiriciligi-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/02/resmi/tarim-ve-orman-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="66707"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[7582 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 04 Haziran 2026 Tarihli ve 33270 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN</strong></p>

<p><strong>Kanun No. 7582</strong></p>

<p><strong>Kabul Tarihi: 21/5/2026</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>21/7/1953 tarihli ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun 48 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “36” ibaresi “72” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “ellibin Yeni Türk Lirasını” ibareleri “bir milyon Türk lirasını” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>8/6/1959 tarihli ve 7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 16 ncı maddesine ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>“31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun mükerrer 20/D maddesi kapsamında gelir vergisi istisnasından yararlananlardan, mezkûr istisna için öngörülen süre dâhilinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikalinde vergi oranı %1 olarak uygulanır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “tutarını” ibaresi “tutarının iki katını” şeklinde, ikinci fıkrasında yer alan “üç”, “dört”, “altı”, “yedi” ve “on iki” ibareleri sırasıyla “iki”, “üç”, “dört”, “beş” ve “altı” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>193 sayılı Kanuna mükerrer 20/C maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki madde eklenmiştir.</p>

<p>“Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası:</p>

<p>MÜKERRER MADDE 20/D- Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’de yerleşmiş sayılmasından önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgahının ve vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla Türkiye dışında elde ettiği kazanç ve iratları yirmi yıl boyunca gelir vergisinden müstesnadır.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki gerçek kişilerin bu madde kapsamına girmeden önce, Türkiye’de elde ettiği gayrimenkul sermaye iradı, menkul sermaye iradı veya değer artışı kazancı nedeniyle mükellefiyetinin bulunması bu istisnadan yararlanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamındaki kazanç ve iratlar için yıllık beyanname verilmez, diğer gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de bu gelirler beyannameye dahil edilmez.</p>

<p>İstisna kapsamındaki kazanç ve iratlara ilişkin gider ve maliyetler, vergiye tabi kazanç ve iratların tespitinde dikkate alınmaz.</p>

<p>Bu istisna kapsamındaki kazanç ve iratlar nedeniyle yabancı memleketlerde ödenen vergiler Türkiye’de tarh edilen gelir vergisinden mahsup edilemez.</p>

<p>İstisnaya ilişkin şartların taşınmadığının sonradan tespit edilmesi halinde tahakkuk ettirilmeyen vergiler, ziyaa uğramış sayılır.</p>

<p>Hazine ve Maliye Bakanlığı bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>193 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“20. 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununun ek 1 inci maddesinde tanımlanan nitelikli hizmet merkezlerinde istihdam edilen nitelikli hizmet personelinin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katını aşmayan kısmı (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri açısından brüt asgari ücretin beş katı olarak uygulanır.). Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan üç ve beş katlarını birlikte veya ayrı ayrı bir kata kadar belirlemeye, iki katına kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanununa aşağıdaki ek madde eklenmiştir.</p>

<p>“Nitelikli hizmet merkezi</p>

<p>EK MADDE 1- Nitelikli hizmet merkezi, en az üç farklı ülkede aktif olarak faaliyet gösteren, ilişkili şirket veya şirketler topluluğuna yönelik hizmet sunmak ve ikinci fıkrada belirtilen faaliyetleri yapmak üzere kurulan, yıllık hasılatlarının en az %80’ini yurt dışındaki ilişkili şirketlerden veya şirketler topluluğundan elde eden sermaye şirketlerini ifade eder.</p>

<p>Bu merkezler;</p>

<p>a) Finansal danışmanlık, stratejik yönetim danışmanlığı, risk yönetimi, nakit ve likidite yönetimi, fonlama ve borçlanma işlemleri, yatırım ve sermaye yapısı planlaması, bütçeleme, finansal raporlama ve analiz, uluslararası muhasebe ve uyum, denetim, dijital dönüşüm ve teknoloji danışmanlığı, yatırım ve veri analizi, hukuk danışmanlığı (yurt içi faaliyetlere veya Türk hukukuna yönelik hukuk danışmanlığı, sadece 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu kapsamında hizmet verebilecek avukat veya avukat ortaklığından alınmak suretiyle), tanıtım, marka yönetimi, insan kaynakları ve eğitim hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini,</p>

<p>b) Satış, satış sonrası destek, teknik destek, araştırma ve geliştirme, dış tedarik, yeni geliştirilen ürünlerin test edilmesi, laboratuvar hizmetleri gibi faaliyetlere ilişkin koordinasyon ve yönetim hizmetini,</p>

<p>sunar.</p>

<p>İkinci fıkra kapsamındaki hizmetleri doğrudan ifa eden ve destek personeli dışında kalan çalışanlar nitelikli hizmet personelidir.</p>

<p>Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı; Hazine ve Maliye Bakanlığı ile Ticaret Bakanlığının görüşünü almak suretiyle bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 10 uncu maddesinin birinci fıkrasının (i) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“i) Yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışında gerçekleşen mal alım satımlarına aracılık edilmesinden sağlanan kazançların %95’i (9/1/2002 tarihli ve 4737 sayılı Endüstri Bölgeleri Kanunu kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile 22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran %100 olarak uygulanır.).</p>

<p>Bu indirimden yararlanılabilmesi için kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmiş olması, aracılık faaliyetine ilişkin malların satıcısı ve alıcısının Türkiye’de olmaması şarttır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan oranları sıfıra kadar indirmeye, %100’e kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p>“j) 5/6/2003 tarihli ve 4875 sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu kapsamında nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumların, münhasıran bu faaliyetleri kapsamında yurt dışından elde ettikleri kazançların %95’i (4737 sayılı Kanun kapsamında kurulan endüstri bölgelerinden, bölgenin yabancı yatırım yoğunluğuna göre Cumhurbaşkanınca uygun bulunanlar ile 7412 sayılı Kanun hükümlerine göre katılımcı belgesi alarak İstanbul Finans Merkezi Bölgesinde nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyette bulunan kurumlar bakımından bu oran %100 olarak uygulanır.).</p>

<p>Bu indirim; kazancın elde edildiği hesap dönemine ilişkin yıllık kurumlar vergisi beyannamesinin verilmesi gereken tarihe kadar Türkiye’ye transfer edilmesi şartıyla, nitelikli hizmet merkezinin faaliyete geçtiği hesap döneminden itibaren yirmi hesap dönemi itibarıyla uygulanır. Cumhurbaşkanı, bu bentte yer alan oranları %50’ye kadar indirmeye, %100’e kadar artırmaya yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>5520 sayılı Kanunun 32 nci maddesinin sekizinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“(8) Kurumlar vergisi oranı, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların münhasıran bu üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarına %12,5 olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında indirimli orandan faydalanılan kazançlar için yedinci fıkra kapsamında ayrıca indirim uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>5520 sayılı Kanunun 32/C maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendinde yer alan “(g) ve (h)” ibaresi “(g), (h), (i) ve (j)” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.</p>

<p>“d) 7412 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan kazanç indirimi.”</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>5520 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p>

<p>“GEÇİCİ MADDE 19- (1) Vergiye gönüllü uyumu artırmak amacıyla, gerçek veya tüzel kişilerce, yurt dışında bulunan; para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilir.</p>

<p>(2) Birinci fıkra uyarınca bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda adlarına açılan hesaplara transfer edilmesi veya yurt dışından fiziki olarak getirilenlerin bu hesaplara yatırılması gerekir. Fiziki olarak yurt dışından getirilen varlıkların yurda getirildiği, Gümrük İdaresine yapılacak beyana ilişkin belgeler ile tevsik olunur. Gümrük İdaresi, bu kapsamda aldığı beyanları, alındığı ayı takip eden ayın sonuna kadar Gelir İdaresi Başkanlığına bildirir.</p>

<p>(3) Gelir veya kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak kanuni defter kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları, 31/7/2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirilir. Bildirilen varlıkların bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırılmak suretiyle tevsik edilmesi zorunludur.</p>

<p>(4) Birinci ve üçüncü fıkra kapsamında bildirilen varlıklar 213 sayılı Kanun uyarınca defter tutan mükellefler tarafından bildirim tarihi itibarıyla kanuni defterlere kaydedilir. Bilanço esasına göre defter tutan mükellefler, bu madde hükümleri uyarınca kanuni defterlerine kaydettikleri kıymetler için pasifte özel fon hesabı açarlar. Bu fon hesabı bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmedikçe işletmeden çekilemez, sermayeye ilave dışında başka bir amaçla kullanılamaz, işletmenin tasfiye edilmesi halinde ise vergilendirilmez. Serbest meslek kazanç defteri ile işletme hesabı esasına göre defter tutan mükellefler, söz konusu kıymetleri defterlerinde ayrıca gösterirler. Bu varlıklar dönem kazancının tespitinde dikkate alınmaz ve bildirim tarihinden itibaren iki yıl geçmesi koşuluyla vergiye tabi kazancın ve kurumlar için dağıtılabilir kazancın tespitinde dikkate alınmaksızın işletmeden çekilebilir.</p>

<p>(5) Gelir ve kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunmayanlar, bildirimde bulundukları varlıklarını ikinci fıkrada yer alan sürede Türkiye’ye getirmeleri, yurt içindeki varlıklarını bildirim tarihi itibarıyla banka veya aracı kurumlara yatırmak suretiyle tevsik etmeleri durumlarında dördüncü fıkrada yer alan şartlar aranmaksızın madde hükümlerinden yararlanırlar.</p>

<p>(6) Banka ve aracı kurumlar, kendilerine bildirilen varlıklara ilişkin olarak bildirim sahibinden, varlıkların değeri üzerinden %5 oranında peşin olarak tahsil ettikleri vergiyi, bildirimi izleyen ayın on beşinci günü akşamına kadar vergi sorumlusu sıfatıyla bir beyanname ile bağlı bulundukları vergi dairesine beyan eder ve aynı sürede öderler. Şu kadar ki vergi oranı, bildirilen varlığın vadeli hesaplarda, 4749 sayılı Kanun kapsamında ihraç edilen devlet iç borçlanma senetleri ile kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında; en az beş yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %0, en az dört yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %1, en az üç yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %2, en az iki yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %3, en az bir yıl bulundurulacağının taahhüt edilmesi halinde %4 olarak uygulanır. 1/1/2027 tarihinden itibaren 31/7/2027 tarihine kadar (bu tarih dahil) yapılacak bildirimlerde bu oranlara yarım puan artırım yapılır. 31/7/2027 tarihinin yetki ile uzatılması halinde ise bu tarihten sonra yapılacak bildirimlerde vergi oranı ilave yarım puan artışla toplamda 1 puan artırımlı olarak uygulanır. Bu fıkra kapsamında verilecek taahhütnamelerden damga vergisi alınmaz.</p>

<p>(7) Bu madde kapsamında ödenen vergi, hiçbir suretle gider yazılamaz ve başka bir vergiden mahsup edilemez. Bildirime konu edilen varlıkların elden çıkarılmasından doğan zararlar, gelir veya kurumlar vergisi uygulaması bakımından gider veya indirim olarak kabul edilmez.</p>

<p>(8) Bildirilen varlıklara isabet eden tutarlara ilişkin hiçbir suretle vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaz. Şu kadar ki, diğer mevzuat uyarınca alınması gereken tedbirler bu düzenlemeden etkilenmez. Diğer nedenlerle başlayan vergi incelemeleri ile takdir komisyonu kararları sonucu bulunan matrah farkının madde kapsamında bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespiti ve bildirilen varlık tutarının, bulunan matrah farkına eşit ya da fazla olması durumunda matrah farkına ilişkin tarhiyat yapılmaz. Bulunan matrah farkının, bildirilen varlıklar nedeniyle ortaya çıktığının tespitine rağmen söz konusu varlık tutarlarından büyük olması durumunda sadece aradaki fark tutar üzerinden vergi tarhiyatı yapılır. Vergi incelemesi veya takdir komisyonu kararları sonucunda bildirime konu edilen varlıklar dışındaki nedenlerle matrah farkı tespit edilmesi durumunda, bu madde kapsamında bildirilen tutarlar, bulunan matrah farkından mahsup edilmeksizin tarhiyat yapılır.</p>

<p>(9) Birinci fıkra uyarınca bildirildiği halde, bildirilen varlıkların, bildirimin yapıldığı tarihten itibaren iki ay içinde Türkiye’ye getirilmemesi veya Türkiye’deki banka ya da aracı kurumlarda açılacak bir hesaba transfer edilmemesi ya da üçüncü fıkra uyarınca bildirildiği halde aynı fıkrada belirtilen sürede banka ya da aracı kurumlara yatırılmaması ile bildirilen tutarlara ilişkin tarh edilen vergilerin süresinde ödenmemesi, taahhütlere uyulmaması ve bu maddede yer alan diğer şartların yerine getirilmemesi hallerinde sekizinci fıkra hükmünden yararlanılamaz. Ayrıca, zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler, vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil olunur. Vergi incelemesine başlanılan veya takdir komisyonuna sevk edilen tarihten sonra bu madde kapsamında yapılan bildirim dolayısıyla söz konusu inceleme veya takdir komisyonu kararları sonucunda yapılacak tarhiyatlar için de sekizinci fıkra hükmü uygulanmaz. Tahakkuk eden verginin vadesinde ödenmemesi vergi aslının gecikme zammı ile birlikte 6183 sayılı Kanun uyarınca takip ve tahsiline engel teşkil etmez. Tahsil edilmiş olan vergiler red ve iade edilmez.</p>

<p>(10) Bildirim süresi sona erdikten sonra bildirimlere ilişkin düzeltme yapılamaz.</p>

<p>(11) Cumhurbaşkanı 31/7/2027 tarihini, bitim tarihinden itibaren her defasında altı ayı geçmeyen süreler halinde bir yıla kadar uzatmaya; Hazine ve Maliye Bakanlığı, bu madde kapsamına giren varlıkların Türkiye’ye getirilmesi ve bildirimi ile işletmeye dâhil edilmelerine ilişkin hususları, bildirim ve beyana esas şekli ile maddenin uygulanmasında kullanılacak bilgi ve belgeler ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.”</p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>28/2/2008 tarihli ve 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanunun 3 üncü maddesine aşağıdaki fıkralar eklenmiştir.</p>

<p>“(15) Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca verilen teknogirişim rozetine sahip halka açık olmayan şirketlerin paya dönüştürülebilir borç sözleşmelerine dayanarak yapacakları şarta bağlı sermaye artırımlarında, 13/1/2011 tarihli ve 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununun şarta bağlı sermaye artırımına ilişkin hükümleri uygulanmaz. Bu kapsamda yer alan şirketlerin şarta bağlı sermaye artırımlarının usul ve esasları Ticaret Bakanlığının görüşü üzerine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenir.</p>

<p>(16) 4691 sayılı Kanun kapsamında kuluçka girişimcisi olmaya hak kazanmış girişimciler tarafından Sanayi ve Teknoloji Bakanlığınca belirlenecek dijital şirket tanımına uygun olarak kurulan ve işletilen şirketler, kuruluş tarihi itibarıyla üç yıla kadar, 18/5/2004 tarihli ve 5174 sayılı Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği ile Odalar ve Borsalar Kanununun 24 üncü maddesinde tanımlı ücret ve aidat ödemelerinden muaftır.”</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>22/6/2022 tarihli ve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “Katılımcı belgesi almış finansal kuruluşların” ibaresi “Katılımcıların” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki cümle eklenmiştir.</p>

<p>“Nitelikli hizmet merkezlerinin bu istisnadan yararlanan personeline, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (20) numaralı bendinde yer alan istisna uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 13- </strong>7412 sayılı Kanunun geçici 1 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “2031” ibaresi “2047” şeklinde ve ikinci fıkrasında yer alan “beş” ibaresi “yirmi” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>Bu Kanunun;</p>

<p>a) 4 üncü maddesi, 1/1/2026 tarihinden itibaren Türkiye’ye yerleşmiş sayılanlara uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>b) 7 nci ve 9 uncu maddeleri, 1/7/2026 tarihinden itibaren verilmesi gereken beyannamelerden başlamak ve 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan vergilendirme dönemine (özel hesap dönemi tayin edilen kurumlar için 1/1/2026 tarihinden itibaren başlayan hesap dönemine) ait kurum kazançları için geçerli olmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>c) 8 inci maddesi, 2027 yılı ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlara, özel hesap dönemine tabi olan kurumların ise 2027 takvim yılında başlayan özel hesap dönemi ve izleyen vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlarına uygulanmak üzere yayımı tarihinde,</p>

<p>ç) Diğer maddeleri yayımı tarihinde,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 15- </strong>Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MEVZUAT</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/7582-sayili-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun</guid>
      <pubDate>Thu, 04 Jun 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-gaz5.jpg" type="image/jpeg" length="50247"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[140 yeni mahkeme kuruluyor]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, 140 yeni mahkemenin kurulmasına karar verildiğini duyurdu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adalet Bakanı Akın Gürlek, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>"Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde adalet hizmetlerinin vatandaşlarımıza daha etkin, verimli ve hızlı bir şekilde ulaştırılması ve mahkemelerde ihtisaslaşmanın sağlanması amacıyla;</p>

<p>🔹 1 Ağır Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 1 Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 3 Çocuk Mahkemesi,<br />
🔹 46 Asliye Ceza Mahkemesi,<br />
🔹 1 Sulh Ceza Hâkimliği,<br />
🔹 4 İnfaz Hâkimliği,<br />
🔹 36 Asliye Hukuk Mahkemesi,<br />
🔹 1 Sulh Hukuk Mahkemesi,<br />
🔹 5 Asliye Ticaret Mahkemesi,<br />
🔹 2 Aile Mahkemesi,<br />
🔹 24 İş Mahkemesi,<br />
🔹 16 Tüketici Mahkemesi</p>

<p>olmak üzere toplam 140 yeni mahkemenin kurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bu adımla, yargılamaların daha makul sürede tamamlanmasını ve adalet hizmetlerinin etkinliğinin daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz.</p>

<p>Yeni kurulan mahkemelerimizin vatandaşlarımıza ve yargı teşkilatımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum."</p>

<p></p>

<h1 itemprop="headline"><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/iste-yeni-kurulan-140-mahkeme"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; Yeni kurulan 140 mahkeme için TIKLAYINIZ</span></a></strong></h1></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/140-yeni-mahkeme-kuruluyor</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 17:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/akin-gurlek-2-1.jpg" type="image/jpeg" length="35055"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SÖZLEŞME HUKUKUNA ELEŞTİREL BİR BAKIŞ: ZAYIF TARAFIN KORUNMASINA YÖNELİK KANUN KOYUCUNUN ÖNGÖRDÜĞÜ TEORİK MEKANİZMALARIN PRATİKTE İŞLEVSİZLİĞİ VE YARGI YOLUNA BAŞVURMA KÜLFETİ DOĞURMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Özel hukukun temel yapı taşlarından biri olan sözleşme özgürlüğü ilkesi, bireylerin hukuki ilişkilerini kendi iradeleri doğrultusunda şekillendirebilmelerine olanak tanımaktadır. Bu ilke kapsamında kişiler, diledikleri kişiyle sözleşme yapabilmekte, sözleşmenin içeriğini belirleyebilmekte ve hukuki ilişkinin sınırlarını kendi tercihleri doğrultusunda çizebilmektedir. Liberal hukuk anlayışının bir ürünü olan sözleşme özgürlüğü, bireysel özerkliğin ve ekonomik serbestinin hukuki alandaki yansıması olarak kabul edilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte modern ekonomik ve sosyal yaşamın ortaya çıkardığı güç dengeleri, sözleşme özgürlüğü ilkesinin teorik varsayımlarını önemli ölçüde tartışmalı hâle getirmiştir. Günümüzde sözleşmelerin önemli bir bölümü, birbirleriyle eşit pazarlık gücüne sahip bireyler arasında değil; ekonomik, kurumsal veya sosyal açıdan üstün konumda bulunan bir taraf ile belirli bir ihtiyacını karşılamak zorunda olan zayıf taraf arasında kurulmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle çağdaş hukuk sistemleri, sözleşme serbestisinin mutlak bir ilke olmadığını kabul etmiş ve sözleşmenin zayıf tarafını korumaya yönelik çeşitli mekanizmalar geliştirmiştir. Türk hukukunda da bu amaç doğrultusunda Türk Borçlar Kanunu'nda genel işlem şartlarına ilişkin hükümler öngörülmüş, tüketici hukukunda emredici düzenlemeler kabul edilmiş ve iş hukukunda işçinin korunması ilkesi benimsenmiştir.</p>

<p>Ancak söz konusu düzenlemelerin uygulamadaki etkinliği incelendiğinde, normatif düzeyde sağlanan korumanın çoğu zaman fiili hayata yansımadığı görülmektedir. Normatif düzeyde getirilen korumaların, pratikte işlevselliği sorgulanmamaktadır. Bu çalışma kapsamında, sözleşmenin zayıf tarafını koruma amacı taşıyan yasal düzenlemelerin uygulamada neden yetersiz kaldığı, teorik koruma ile fiili koruma arasındaki farklar ve bu alanda geliştirilebilecek çözüm önerileri ele alınacaktır. En basit hukuki işlem için bile yargı yoluna başvurmadan vatandaşların hakkını elde etme olanağı tartışılacaktır.</p>

<p><strong>I. Sözleşme Özgürlüğü İlkesinin Teorik Temelleri</strong></p>

<p>Sözleşme özgürlüğü ilkesi, klasik liberal hukuk düşüncesinin en önemli unsurlarından biridir. Bu anlayışa göre bireyler kendi menfaatlerini en iyi şekilde değerlendirebilecek kapasiteye sahiptir ve devlet, özel hukuk ilişkilerine mümkün olduğunca müdahale etmemelidir. Sözleşme özgürlüğünün temel unsurları; sözleşme yapıp yapmama özgürlüğü, sözleşmenin karşı tarafını seçme özgürlüğü, sözleşmenin içeriğini belirleme özgürlüğü ve sözleşmeyi sona erdirme özgürlüğü olarak sıralanmaktadır.</p>

<p>Ancak bu yaklaşımın dayandığı temel varsayım, sözleşmenin taraflarının ekonomik ve sosyal açıdan birbirine yakın güçte oldukları düşüncesidir. Klasik hukuk teorisinde tarafların sözleşme öncesinde eşit müzakere imkanına sahip olduğu kabul edilmekte, bu nedenle sözleşmenin içeriğinin tarafların ortak iradesini yansıttığı varsayılmaktadır.</p>

<p>Oysa günümüz ekonomik yapısında bu varsayım çoğu zaman gerçeği yansıtmamaktadır. Çoğu zaman sözleşmenin zayıf tarafı olan bir işçi veya kiracı sözleşmeyi okuyamaz, okumasına fırsat bile verilmez. Kaldı ki okusa dahi, sözleşmenin zayıf tarafının, sözleşmeye şerh düşmesine izin verilmez çünkü şartları kabul etmediği takdirde kabul etmek zorunda kalacak başka bir kişi kolaylıkla bulunabilmektedir. Özellikle kitlesel sözleşmelerin yaygınlaşması, standart sözleşme metinlerinin kullanılması, vatandaşın ihtiyacının elzem teşkil etmesi ve belirli sektörlerde piyasa gücünün belirli aktörlerde yoğunlaşması, taraflar arasındaki müzakere imkanını büyük ölçüde ortadan kaldırmıştır.</p>

<p>Bu nedenle günümüzde sözleşme özgürlüğü kavramının yeniden değerlendirilmesi gerektiği yönündeki görüşler doktrinde giderek güç kazanmaktadır.Biz de toplum huzurunu önemli ölçüde etkileyen bu alanda görüşlerimizi paylaşmak isteriz.</p>

<p><strong>II. Sözleşmesel İlişkilerde Yapısal Güç Eşitsizliği Sorunu</strong></p>

<p>Modern sözleşme hukukunun karşı karşıya bulunduğu en önemli sorunlardan biri, taraflar arasındaki yapısal güç eşitsizliğidir. Ekonomik açıdan güçlü taraf; sahip olduğu sermaye, kurumsal yapı, uzman kadrolar ve hukuki danışmanlık imkanları sayesinde sözleşme şartlarını belirleme gücünü elinde bulundurmaktadır. Buna karşılık zayıf taraf çoğu zaman sözleşme şartlarını müzakere etme imkanına sahip olmaksızın, önüne sunulan metni kabul etmek veya hukuki ilişkiden tamamen vazgeçmek seçenekleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Kabul etmesinde en büyük etken, sözleşme konusu ihtiyacın elzem ve zaruri olması, karşı tarafın kolayca başka bir kişi bulabilmesidir.</p>

<p>Bu durum özellikle;</p>

<p>- İş sözleşmelerinde işçi ile işveren arasında,</p>

<p>- Tüketici işlemlerinde tüketici ile büyük şirketler arasında,</p>

<p>- Kira ilişkilerinde kiracı ile mülk sahibi arasında,</p>

<p>- Bankacılık işlemlerinde müşteri ile finans kuruluşları arasında,</p>

<p>açık şekilde gözlemlenebilmektedir.</p>

<p>Hukuki açıdan bakıldığında sözleşmenin kurulabilmesi için tarafların karşılıklı ve birbirine uygun irade açıklamalarının bulunması yeterlidir. Ancak ekonomik gerçeklik dikkate alındığında, bu irade açıklamalarının her zaman özgür bir tercih sonucunda ortaya çıkmadığı görülmektedir. Gerçek iradeye dayanmayan bir onam kağıt üzerinde eşit güçte kabul edilebilir ancak baskı ve ihtiyaç sebebiyle atılan bir imzanın hukuk düzeninde kabul edilmesi etik değildir.</p>

<p><strong>Gerçekten de iş bulma ihtiyacı bulunan bir kişinin ağır çalışma koşullarını kabul etmesi, barınma ihtiyacı bulunan bir kişinin hakkaniyete aykırı kira şartlarını imzalaması veya krediye ihtiyaç duyan bir kişinin ağır sözleşme hükümlerini kabul etmesi çoğu zaman serbest iradenin değil ekonomik zorunluluğun sonucudur. </strong>Bu nedenle sözleşme hukukunun yalnızca şekli eşitlik anlayışıyla hareket etmesi, fiili eşitsizlikleri görünmez hâle getirebilmektedir.</p>

<p><strong>III. Türk Hukukunda Zayıf Tarafın Korunmasına Yönelik Düzenlemeler</strong></p>

<p>Türk hukukunda sözleşmenin zayıf tarafını koruma amacı taşıyan çeşitli mekanizmalar bulunmaktadır. Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ila 25. maddeleri arasında düzenlenen genel işlem şartları hükümleri, sözleşme içeriğinin tek taraflı olarak belirlenmesinden kaynaklanan sakıncaları önlemeyi amaçlamaktadır. Bu hükümler kapsamında dürüstlük kuralına aykırı, karşı taraf aleyhine dengesizlik yaratan veya açıkça bilgilendirme yapılmaksızın sözleşmeye dahil edilen hükümler geçersiz sayılabilmektedir.</p>

<p>Benzer şekilde, tüketici hukukunda tüketicinin ekonomik olarak daha zayıf konumda bulunduğu kabul edilmekte ve bu nedenle tüketici lehine yorum ilkesi benimsenmektedir. İş hukukunda ise işçinin ekonomik bağımlılığı dikkate alınarak işçi lehine yorum ilkesi ve işçiyi koruyucu emredici hükümler kabul edilmektedir. Bu düzenlemeler teorik açıdan son derece önemlidir. Ancak uygulama pratiği incelendiğinde korumanın çoğu zaman kağıt üzerinde kaldığı görülmektedir. Kaldı ki, kağıt üzerindeki bu korumalar, yargı önünde her zaman olması gerektiği gibi uygulanmaz. Maalesef hatalı kararlar verilip, genel hükümlere göre değerlendirme yapıldığı sıklıkça karşılanmaktadır. Çoğu zaman parasal sınır sebebiyle kesin olan bu kararlara itiraz da edilememektedir.</p>

<p><strong>IV. Teorik Koruma ile Fiili Koruma Arasındaki Uçurum</strong></p>

<p>Kanaatimizce sorunun temelinde, kanun koyucunun normatif düzenlemeleri oluştururken tarafların davranışlarını ideal koşullar altında değerlendirmesi yatmaktadır.</p>

<p><strong><u>Gerçek hayatta zayıf tarafın sahip olduğu hakları kullanabilmesi için yalnızca hukuki düzenlemenin varlığı yeterli değildir.</u></strong> Bu hakların ekonomik, psikolojik ve usuli açıdan kullanılabilir olması da gerekir.</p>

<p>Örneğin bir tüketicinin haksız sözleşme şartına karşı dava açabilmesi teorik olarak mümkündür. <u>Ancak dava masrafları, yargılamanın uzun sürmesi, ispat güçlükleri, gündelik hayatın koşturmacası ve hukuki bilgi eksikliği çoğu zaman bireyi hakkını aramaktan vazgeçirmektedir.</u> Zaten haksızlığa uğrayıp maddi kayıp yaşayan bir vatandaş, uluslararası yargıya güven endeksinde sonlarda olan ülkemizde, çoğu zaman tekrar maddi külfete maruz kalıp, hakkını elde edeceği belirsiz bir ortamda hakkını aramakla uğraşmaz.</p>

<p>Benzer şekilde işçinin hukuka aykırı çalışma koşullarına karşı yargı yoluna başvurabilmesi teorik olarak mümkündür. <u>Ancak işini kaybetme korkusu, sektörde dışlanma endişesi ve ekonomik bağımlılık nedeniyle bu hak çoğu zaman kullanılamamaktadır. </u>Dolayısıyla hukuk düzeni tarafından tanınan koruma mekanizmaları ile bu mekanizmaların fiilen kullanılabilmesi arasında ciddi bir mesafe bulunmaktadır. Bu durum, normatif koruma ile fiili koruma arasındaki yapısal uyumsuzluğu ortaya koymaktadır.</p>

<p><strong>V. Görünürdeki Rıza ve Ekonomik Zorlama Altında Oluşan Rıza</strong></p>

<p>Sözleşme hukukunda irade serbestisi temel kabul edilmekle birlikte, modern doktrinde ekonomik baskı altında verilen rızanın hukuki niteliği giderek daha fazla tartışılmaktadır. Klasik yaklaşım, sözleşmenin imzalanmasını tarafın sözleşme şartlarını kabul ettiğinin göstergesi olarak değerlendirmektedir. Ancak günümüzde birçok hukukçu, ekonomik zorunluluk altında verilen onayın gerçek anlamda özgür iradeyi yansıtmayabileceğini ileri sürmektedir.</p>

<p>Gerçekten de kişinin barınma, çalışma veya finansman ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla ağır sözleşme şartlarını kabul etmesi ile alternatif seçenekler arasında özgürce tercih yapması aynı hukuki ve ahlaki değere sahip değildir. Bu nedenle sözleşmenin kurulmuş olması tek başına tarafların eşit şartlar altında irade açıkladıkları sonucunu doğurmamalıdır.</p>

<p><strong>VI. Sosyal Devlet İlkesi Açısından Değerlendirme</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa'nın 2. maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin sosyal bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Sosyal devlet ilkesi, yalnızca devletin sosyal yardımlarda bulunmasını değil, aynı zamanda özel hukuk ilişkilerinde ortaya çıkan <strong>yapısal eşitsizlikleri giderecek tedbirler almasını da gerektirmektedir. </strong>Bu bağlamda sözleşme özgürlüğü ile sosyal adalet arasında makul bir denge kurulmalıdır.</p>

<p>Hukuk düzeni, ekonomik açıdan güçlü tarafın sözleşme özgürlüğünü korurken, zayıf tarafın insan onuruna uygun yaşam hakkını ve ekonomik varlığını sürdürebilme imkanını da güvence altına almak zorundadır. Aksi hâlde şekli anlamda özgür görünen sözleşmeler, gerçekte ekonomik zorlamanın hukuki görünüm kazanmış hâline dönüşebilecektir.</p>

<p><strong>VII. Çözüm Önerileri</strong></p>

<p>Mevcut sistemin daha etkin hâle getirilebilmesi için çeşitli reformlara ihtiyaç bulunmaktadır.</p>

<p>1-Belirli sözleşme türlerinde ispat yükünün güçlü tarafa aktarılması değerlendirilebilir. Güçlü tarafın sözleşme hükümlerinin müzakere edildiğini ve karşı tarafın yeterince bilgilendirildiğini ispat etmesi sağlanmalıdır.</p>

<p>2- Hâkimlere sözleşmesel dengeyi yeniden tesis edebilecek daha geniş müdahale yetkileri tanınmalıdır.</p>

<p>3- Özellikle bankacılık, sigortacılık, kira ve dijital platform sözleşmelerinde önleyici idari denetim mekanizmaları geliştirilmelidir.</p>

<p>4-Zayıf tarafın hak arama maliyetlerini azaltacak usuli güvenceler oluşturulmalıdır.</p>

<p>5-En basit işlem için bile yargı yoluna başvurmayı önleyecek tedbirler alınmalıdır. Bu bağlamda, baskı altında aleyhe şartları kabul eden şahsın, sözleşmenin kurulduğu tarihten itibaren örneğin bir aylık süre içinde aleyhe hususları içeren ve kabul etmediğini belirten çekince koymasına imkan tanınmalı ve bu çekince karşısında sözleşmeyi iptal etmeye çalışan karşı tarafa yüksek idari para cezası verilmelidir. Son olarak, ekonomik zorunluluk altında verilen rızanın hukuki sonuçları doktrinsel ve yasal düzeyde yeniden değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sözleşmenin zayıf tarafını korumaya yönelik mevcut düzenlemeler, hukuk devleti ve sosyal devlet anlayışının önemli kazanımları arasında yer almaktadır. Bununla birlikte söz konusu düzenlemeler çoğu zaman teorik düzeyde kalmakta, ekonomik ve sosyal gerçeklikler karşısında beklenen korumayı sağlayamamaktadır. Günlük hayatın gerçeklerini göz ardı edip, kağıt üzerinde korumaya yönelik normatif düzenlemeler daha çok dava yüküne sebebiyet vermektedir. En basit hukuki işlem için yargı yoluna başvurmak, vatandaş için maddi-manevi bir külfettir. Çoğu zaman, tüm bu olumsuzluklar ve yıpranmalar karşısında vatandaşlar haklı olmalarına rağmen hak arama hürriyetlerini kullanamamaktadırlar. Bu da hukuk düzeninin etkin olmadığını gösterir.</p>

<p>Sözleşme özgürlüğü ilkesinin temelinde yer alan taraf eşitliği varsayımı, <u>modern ekonomik yaşamın gerçekleriyle büyük ölçüde uyuşmamaktadır.</u> Günümüzde birçok sözleşme, zayıf tarafın gerçek anlamda müzakere gücüne sahip olmadığı koşullarda kurulmaktadır. Bu nedenle çağdaş sözleşme hukukunun önündeki temel görev, yalnızca şekli eşitliği değil, maddi eşitliği de gözeten yeni koruma mekanizmaları geliştirmektir. Hukukun amacı yalnızca sözleşmeleri ayakta tutmak değil, aynı zamanda sözleşmesel ilişkilerde adaleti sağlamaktır. Bu amacın gerçekleştirilebilmesi ise teorik koruma anlayışından fiili koruma anlayışına geçilmesini zorunlu kılmaktadır. Teorik korumalardan ziyade, hayatın gerçeklerinden kopuk olmayan pratik ve hakkaniyet esaslı çözümler üretilmelidir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI"><img alt="Av. Vefa VARLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/03/vefa-varli-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-vefa-varli" title="Av. Vefa VARLI">Av. Vefa VARLI</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sozlesme-hukukuna-elestirel-bir-bakis-zayif-tarafin-korunmasina-yonelik-kanun-koyucunun-ongordugu-teorik-mekanizmalarin-pratikte-islevsizligi-ve-yargi-yoluna-basvurma-kulfeti-dogurmasi-1</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 15:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/toplanti-kitap-sozlesme.jpg" type="image/jpeg" length="49357"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İHTİYARİ ARABULUCULUK TUTANAĞINDAKİ İŞÇİLİK ALACAĞI MİKTARININ İŞÇİNİN GERÇEK MAAŞI VE KIDEMİ İLE ÖRTÜŞMEMESİ HALİNDE TUTANAĞIN AŞIRI YARARLANMA (GABİN) NEDENİYLE İPTALİ GEREKİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>YARGITAY</strong></p>

<p><strong>9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>Esas Numarası: 2025/9390</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Karar Numarası: 2026/1065</strong></p>

<p><strong>Karar Tarihi: 10.02.2026</strong></p>

<p><strong>İHTİYARİ ARABULUCULUK ANLAŞMA BELGESİNİN GEÇERLİLİĞİ</strong></p>

<p><strong>GABİN</strong></p>

<p><strong>Özeti: </strong>Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir. Arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, bu durumda arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, somut olayda, anlaşma tutanağı konusu alacak kalemlerinin işçi ve işveren arasında daha öncesinde müzakere edildiğinin de ispatlanamadığı, davalı işverence fesih işlemi ve buna ilişkin ödemelerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiği, bu hâliyle ihtiyari arabuluculuk sürecinin usul ve kanuna uygun yürütülmediği, İlk Derece Mahkemesince tutanağın geçersiz olduğu yönünde davanın kabulüne ilişkin kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Tekirdağ Bölge Adliye Mahkemesi 5. Hukuk Dairesi</p>

<p>SAYISI : 2025/1578 E., 2025/1684 K.</p>

<p>İLK DERECE MAHKEMESİ : Çerkezköy 2. İş Mahkemesi</p>

<p>SAYISI : 2024/750 E., 2025/168 K.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi.</p>

<p>Davalı vekili tarafından temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılması istenilmiş ise de 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 369/2 hükmü gereğince duruşma isteğinin mahiyetten reddi ile incelemenin dosya üzerinden yapılmasına karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 14.05.2018-04.09.2024 tarihleri arasında davalı nezdinde çalıştığını, müvekkilinin ruhsal rahatsızlıkları bulunduğundan ve ağır ilaçlar kullandığından bahisle iş sözleşmesinin davalı tarafından feshedildiğini, müvekkilinin aynı tarihte davalı Şirketin sürekli çalışmış olduğu bir arabulucunun ofisine götürülerek tüm alacaklarını ödeyeceklerini, hatta işsizlik ödeneğinden de yararlandıracaklarını beyan ederek apar topar imza atmaya sürüklendiğini, kendisine 156.058,70 TL ödeneceğini öğrenen müvekkilinin hesaplama yapma hususunda bir yetkinliği olmadığından ve maddi olarak ihtiyacı olan bir dönemde bulunduğundan teklifin isabetli olduğuna inandırılarak imza attığını, davacının son net ücretinin 51.750,00 TL olduğunu, bu hususlar dikkate alındığında gabinin objektif unsurunun somut olay bakımından gerçekleştiğini, ayrıca tutanağın imza tarihinde müvekkilinin karışık anksiyete ve depresif bozukluk tanısı ile tedavi gördüğünü, bir kısım ilaçlar kullandığını, bu ilaçların yan etkileri olarak da müvekkilinin zihin karışıklığını ve uyuşukluğunu sık sık hissettiğini, çoğu olayda karar almakta dahi zorlanabildiğini, bu durumun raporlar ile sabit olduğunu, müvekkilinin bu yan etkiler altında ve Şirket yetkilisinin kendisinin paraya olan ihtiyacını fırsat bilmesi sebebiyle imzalatılan ... numaralı arabuluculuk tutanağının iptaline karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 14.05.2018–04.09.2024 tarihleri arasında müvekkili Şirketin çelikli üretim/kaynak montaj bölümünde üretim elemanı olarak çalıştığını, davacının son ücretinin aylık brüt 51.808,00 TL olduğunu, müvekkili Şirketçe her ne kadar davacı yanca iş sözleşmesinin feshi yönünde irade ortaya konulmuş ise de davacının açık ve net bir şekilde artık davalı Şirkette çalışmak istemediğini beyan etmesi üzerine, davacının işbu tutumu ve bakış açısı neticesinde bundan sonraki süreçte davacının çalışma performansından beklenen faydanın sağlanamayacağı düşüncesi ile kendisinin 6 yıllık çalışan olması, çalışma süresi boyunca işi ile ilgili yarattığı memnuniyet ve güven karşısında, kendisine uygun bir meblağ ödenmesine karar verildiğini, davacının psikolojik sorunlarının olmasının işe gelmesine ve çalışabilmesine engel değil ise hesaplama yapabilmeye ya da en azından istemediği bir durumu kabul etmemeye de engel olmaması gerektiğini, davacı yanın bilgisizliğinden ve tecrübesizliğinden faydalanıldığı iddiasının tamamen gerçek dışı olduğunu, ihtiyari arabuluculuk sürecinin usulüne uygun şekilde başlatıldığını ve yürütüldüğünü savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının davalı nezdinde çalışırken 04.09.2024 tarihinde işten çıkarıldığı, kendisine yeterli kadar düşünme süresi verilmeksizin aynı tarihte ihtiyari arabuluculuk görüşmesi gerçekleştirerek iş sözleşmesinin sona erdirildiği, sürecin başladığı tarih ile sona erdiği tarihin 04.09.2024 tarihi olduğu, arabuluculuk görüşmesi talebinin davacıdan geldiğine dair dosya kapsamında bir delil bulunmadığı, dinlenen tanık beyanlarından davacının 6 yıllık bir kıdeminin bulunduğu ve bu çalışmasının karşılığında kendisine 156.000,00 TL ödeme yapıldığı; ancak tanık olarak bildirilen ve 3 yıllık kıdemi olan L.B'ye dahi 162.000,00 TL ödeme yapıldığı, davacının alacağının çok daha fazla olduğu ve bu hâli ile iradesinin fesata uğramış olduğu; davacının iş sözleşmesinin alacakları ödenmek suretiyle feshedildiği, taraflar arasında ikale sözleşmesi yerine geçmek üzere ihtiyari arabulucuk anlaşma tutanağı düzenlendiğinin ileri sürülebileceği, işverence işçinin iş sözleşmesinin ikale ile sonlandırıldığının kabul edilmesi için işçiye makul bir yarar sağlanmış olması gerektiği, somut olayda taraf ve tanık beyanlarından ikale önerisinin işverence gerçekleştirildiği anlaşılmakla davacının bu teklifi kabul etmesinde makul yararının gözetilmiş olması gerekmekte olup davacıya hak edişleri haricinde makul yarar sağlandığının da ispat olunamadığı gerekçesiyle taraflarca imzalanan 04.09.2024 tarihli ihtiyari arabuluculuk tutanaklarının geçersizliğinin tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafça gabin nedeniyle ihtiyari arabuluculuk tutanağının iptalinin talep edildiği, fesih tarihinden hemen önce Çorlu Devlet Hastanesince düzenlenen 06.06.2024, 07.08.20 24... .08.2024 tarihli raporlara göre davacının "karışık anksiyete ve depresif bozukluk" tanısı ile bir süredir ilaç kullandığının anlaşıldığı, 29.08.2024 tarihli raporda davacının ilaca bağlı olarak sedasyon ve uyuşukluk nedeniyle iş kazası riskinden korunmak amacıyla gece vardiyasında çalışmaması yönünde tıbbi görüş bildirildiği, dinlenen davacı tanıklarınca davacının iş sözleşmesinin feshedilmeden önceki sağlık durumunun iyi olmadığının belirtildiğinin anlaşıldığı, davalı işveren nezdinde çalışması devam eden davacı tanığı M.'nin davacının ilaç kullanmaya başladıktan sonra yorgunluk ve kafa karşılıklığı ile konuşmalar yapmaya başladığını, bilinci ve algıları zayıflamış şekilde cevaplar verdiğini, fesih tarihinde çalışması olan L.B'nin ise davacının ilaç kullandıktan sonra sorularına düzgün cevaplar vermediğini, bilinci ve algıları zayıflamış şekilde cevaplar verdiğini ifade ettikleri; davacının iş sözleşmesinin işveren tarafından 04.09.2024 tarihinde sona erdirildiği ve aynı gün arabuluculuk başvurusu yapılarak yine aynı gün anlaşma tutanağı ile son tutanağın düzenlenmiş olduğu, anlaşma tutanağında, tarafların kıdem ve ihbar tazminatı, ücret alacağı, transfer ücreti, prim (bonus) ücreti, kötüniyet tazminatı, fazla çalışma alacağı, hafta tatili çalışma alacağı, dinî millî bayram çalışma alacağı, ulusal bayram ve genel tatil alacağı, yıllık ücretli izin alacağı, asgari geçim indirimi, yemek ve yol ücreti, sendikal tazminat, 06.11.2019, 12.10.2020, 13.02.2023, 15.12.2023 tarihli iş kazaları ve buna bağlı ihtilaflardan ... maddi manevi tazminat ve işe iade, boşta geçen süre ücreti, işe başlatmama tazminatı ve her nam adı altında olursa olsun tüm hak ve alacakları talebine ilişkin alacaklar için anlaştıklarına ve davalı işverenin talep edilen alacaklar için ödenecek olan net 156.058,70 TL'nin tamamının 05.10.2024 tarihinde Şirket tarafından işçiye ödeneceğinin ve işçinin de işbu ödemeyi kabul ettiğinin beyan edildiği, davacı tanığı L.B. davacıdan sonraki bir tarihte işyerinde kendisi de dâhil 6-7 kişinin daha iş sözleşmesine son verildiğini, aynı gün araba ile arabulucuyla görüşmeye götürüldüklerini ve görüştürüldükleri arabulucunun davacının tutanağını düzenleyen arabulucu ile aynı kişi olduğunu beyan ettiği, davacının 2024/ Eylül ayı ücret bordrosuna göre aylık brüt ücretinin 51.808,50 TL olarak tahakkuk ettirilmiş olduğu, davacıya ihtiyari arabuluculuk anlaşma tutanağında ödeneceği belirtilen tutarın 6 yıl 3 aydan fazla kıdem süresi bulunan davacı bakımından oldukça orantısız bir ödeme olduğu, işveren karşısında zayıf konumda olan işçi açısından anlaşma tutanağının aşırı yararlanma niteliğinde olduğu; ayrıca arabuluculuğa ilişkin tüm işlemlerin fesih tarihi ile aynı gün içerisinde gerçekleşmiş olduğunu kabul etmenin mümkün olmadığı, bu hâliyle davacı yanın arabuluculuk sürecinin başlamasında, arabulucunun seçiminde ve görüşme yeri konusunda herhangi bir iradesinin bulunmadığı, fesihle birlikte arabuluculuk görüşmelerine arabulucunun davetiyle değil davalı işverenin dayatmasıyla katıldığının kabul edilmesi gerektiği, davacı tanığı L.B'nin beyanlarından anlaşılacağı üzere davalı Şirketin işten çıkaracağı işçilerle arabuluculuk görüşmelerinde hep aynı arabulucunun görev yaptığı, davacının işten çıkış tarihi, arabuluculuk sürecinin başladığı ve bittiği tarihlerin aynı gün olması karşısında, davacıya yeterince düşünebilmesi ve karar alabilmesi için imkânın sağlanmadığı, davacının arabuluculuk görüşmelerinin temelini oluşturan müzakere aşamasının somut olayda gerçek anlamda uygulanmadığı, bu durumda arabulucu tarafından arabuluculuk süreci ve sonuçları ile ilgili aydınlatma görevinin yerine getirildiğinin kabul edilemeyeceği, arabuluculukta temel amacın mevcut bir uyuşmazlığın müzakere edilerek çözülmesi olduğu, arabuluculuğun bu amaç dışına çıkılarak özellikle salt işçinin ileride dava açmasını engellemek amacıyla kullanılabilecek bir yöntem olmadığı, somut olayda, anlaşma tutanağı konusu alacak kalemlerinin işçi ve işveren arasında daha öncesinde müzakere edildiğinin de ispatlanamadığı, davalı işverence fesih işlemi ve buna ilişkin ödemelerin arabulucu aracılığıyla gerçekleştirildiği, bu hâliyle ihtiyari arabuluculuk sürecinin usul ve kanuna uygun yürütülmediği, İlk Derece Mahkemesince tutanağın geçersiz olduğu yönünde davanın kabulüne ilişkin kararın yerinde olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri</p>

<p>Davalı vekili temyiz dilekçesinde; cevap dilekçesindeki savunmalarını tekrarla ihtiyari arabuluculuk tutanağının geçerli olduğunu, davanın reddi gerektiğini ileri sürmüştür.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe</p>

<p>Uyuşmazlık, taraflar arasında düzenlenen 04.09.2024 tarihli ve 2024/485548 ihtiyari arabuluculuk anlaşma belgesinin geçerli olup olmadığına ilişkindir.</p>

<p>Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeple;</p>

<p>Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>10.02.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">legalbank.net</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ihtiyari-arabuluculuk-tutanagindaki-iscilik-alacagi-miktarinin-iscinin-gercek-maasi-ve-kidem</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/yargi/yargi-tay-yeni1222010kka.jpg" type="image/jpeg" length="34931"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[GİZLİ KALMASI GEREKEN BİLGİLERİ AÇIKLAMA]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Gizli kalması gereken bilgileri açıklama”</strong> <strong>başlıklı</strong> <strong>madde 330: </strong><i>“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklayan kimseye müebbet hapis cezası verilir.</i></p>

<p><i>(2) Fiil, savaş zamanında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeyle karşı karşıya bırakmış ise, faile ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Madde, Devletin güvenliği veya iç ve dış siyasal yararları gereği niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgilerin açıklanmasını cezalandırmakta ve böylece ülke güvenliğini ve yararlarını korumaktadır.</i></p>

<p><i>Suçun maddi unsuru olan ‘açıklama’, yukarıda nitelikleri gösterilen Devlet sırlarının bir veya birden fazla kişiye her ne suretle olursa olsun bildirilmesini, naklini belirtmektedir.</i></p>

<p><i>İkinci fıkrada gösterilen, suça ait nitelikli unsurlar hakkında yukarıdaki maddenin ikinci fıkrasının gerekçesine bakılmalıdır.</i></p>

<p><i>Maddenin üçüncü fıkrasında, failin taksiri sonucu fiilin işlenmesine neden olunması hali cezalandırılmakta ve bu hallerde birinci ve ikinci fıkraların ihlal edilmiş olabileceği öngörülerek, ayrı ayrı yaptırım konulmaktadır. Bu fıkrayla cezalandırılan fiil, taksir sonucu Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bilgilerin, bunları açıklayan kimsenin eline geçmiş olmasıdır”</i>.</p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.330’da; TCK m.328’de tanımlanan siyasal veya askeri casusluk amacıyla gizli bilgileri temin etmeden başka, bu bilgilerin failde bulunan siyasal veya askeri casusluk (failin sahip olduğu bilgilere göre bu iki özel kast aynı anda birlikte de olabilir) maksadıyla başkalarına açıklanması suç sayılmıştır.</p>

<p>Kanun koyucu bu maddede, gizli bilgi teminin ötesine geçen eylem yönünden ceza sorumluluğunu düzenlemiştir. Gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçunun basit halinin cezası müebbet hapis ve nitelikli hali olarak öngörülen somut tehlike suç bakımından da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası öngörülmüştür.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gizli kalması gereken bilgilerin, bu bilgilere sahip olan yetkili veya yetkisiz kişiler tarafından siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklanmasına dair suçun işlenmesinde failde özel kastın varlığı tespit edilmelidir. Failin sahip olduğu gizli bilgileri, başka devlete ulaştırılması için muhatap olabileceği kişi veya bir örgüt olabilir. Failin gizli bilgileri açıklama maksadının siyasi veya askeri casusluğa dayanması yeterli olup, bundan maddi veya manevi yarar elde edip etmediği araştırılmaz.</p>

<p>Bir başka ifadeyle; casusluk suçunun oluşabilmesi için failin muhatap alabileceği en az bir yabancı devlet veya bu devlete bilgi aktarma amacı taşıyan bir yapılanmaya ihtiyaç olmakla birlikte, suçun tamam olabilmesi için failin casusluk suçundan maddi veya manevi bir yarar sağlaması da aranmaz.</p>

<p>Fail, Devlete duyduğu kızgınlıkla veya bağlı olduğu veya sempati duyduğu bir yere hizmet amacıyla sahip olduğu Devletin güvenliğine veya iç veya dış siyasal yararlara ilişkin gizli bilgileri doğrudan veya dolaylı yolla yabancı devlete açıklayabilir. Suçun oluşması için; failin, gizli bilgileri sahip olduğu özel kastla bir başkasına veya birkaç kişiye açıklaması veya paylaşması yeterli olup, bu bilgilerin yabancı devlete veya yabancı yasal veya yasal olmayan yapılanmaya ulaşması veya ulaştırılması şart değildir. Failin, gizli bilgileri taşıdığı özel casusluk kastı ile başkasına veya bir suç veya terör örgütüne aktarması yeterlidir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki; </strong>gizli kalması gereken bilgilerin başkalarına aktarılması suçu, teşebbüse elverişlidir. Failin sahip olduğu gizli bilgileri, casusluk maksadıyla başkalarına açıklamaya çalışması, bu amaçla özel görüşmeler yapması, sahip olduğu bilgileri menfaat karşılığı ve casusluk için nakle yönelik çalışmalar yapması, fakat bilgileri aktaramadan yakalanması veya bir başka nedenle suçun yarıda kalması durumunda suça teşebbüs gündeme gelecektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/gizli-kalmasi-gereken-bilgileri-aciklama-1</guid>
      <pubDate>Wed, 03 Jun 2026 09:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/terazi/ter-toka4a.jpg" type="image/jpeg" length="28570"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38219"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10300"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89614"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98485"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="66025"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16459"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="25897"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="47633"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="14196"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="48176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="55581"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="72668"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="19265"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="52489"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="84339"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="48234"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="18846"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="79510"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="18056"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
