<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 13 Apr 2026 18:46:25 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[MAKUL GÜVENCE RAPORUNUN KONKORDATO UYGULAMASINDAKİ YERİ VE ÖNEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Konkordato kurumu, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 285 ve devamı maddelerinde düzenlenen, borçlunun mali durumunu iyileştirerek borçlarını belirli bir plan çerçevesinde ödeyebilmesini ve ticari faaliyetini sürdürebilmesini amaçlayan bir yeniden yapılandırma müessesesidir. 7101 sayılı Kanun ile yapılan köklü değişiklikler sonucunda konkordato sistemi, daha sıkı belge ve denetim şartlarına bağlanmış; özellikle finansal projeksiyonların bağımsız denetime tabi tutulması zorunlu hale getirilmiştir.</p>

<p>Bu çerçevede makul güvence raporu, konkordato yargılamasının hem kabul aşamasında hem de devam eden süreçte kurucu rol oynayan temel belgelerinden biri haline gelmiştir.</p>

<p><strong>I- </strong><strong>Yasal Dayanak</strong></p>

<p>Makul güvence raporunun konkordatodaki hukuki temeli, başlıca şu düzenlemelere dayanır:</p>

<p><strong>- İİK m. 285-286:</strong> Konkordato talebi ve başvuru şartları</p>

<p><strong>- İİK m. 286:</strong> Konkordato talebine eklenecek belgeler (özellikle finansal tablolar, alacaklı listeleri ve projeksiyonlar)</p>

<p><strong>- İİK m. 287:</strong> Geçici mühlet kararı ve inceleme süreci</p>

<p><strong>- İİK m. 288:</strong> Kesin mühlet şartları ve değerlendirme ölçütleri</p>

<p><strong>- İİK m. 292 ve devamı:</strong> Konkordatonun tasdiki ve mahkeme denetimi</p>

<p>Bunun yanında:</p>

<p><strong>- 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 397 ve devamı:</strong> Bağımsız denetim sistemi</p>

<p><strong>- Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu (KGK) düzenlemeleri:</strong> Makul güvence denetimi standartları</p>

<p>özellikle raporun hazırlanma yöntemi ve denetim niteliğini belirleyen temel çerçeveyi oluşturur.</p>

<p>Bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde, konkordato sürecinde sunulan finansal verilerin salt beyana değil, bağımsız denetim güvencesine dayanması gerektiği açıkça ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>II- </strong><strong>Makul Güvence Raporunun Tanımı ve Hukuki Niteliği</strong></p>

<p>Makul güvence raporu, bağımsız denetçiler tarafından KGK standartlarına uygun şekilde hazırlanan ve borçlunun konkordato ön projesinde yer alan finansal verilerin doğruluğu ile teklifin uygulanabilirliği hakkında yüksek düzeyde güvence sunan denetim raporudur.</p>

<p>Bu rapor; bilanço, gelir tablosu, nakit akım tabloları, proforma finansal projeksiyonlar, işletmenin sürekliliği değerlendirmesi ve konkordato–iflas karşılaştırmalı analizlerini içerir.</p>

<p>Hukuki niteliği itibarıyla bu rapor, İİK m. 286 kapsamında sunulması gereken finansal belgelerin doğruluğunu destekleyen ve mahkemenin konkordato talebini değerlendirmesine esas teşkil eden kurucu nitelikte bir unsurdur.</p>

<p><strong>III- </strong><strong>Yargısal İşlevi, Önemi ve Dava Şartı Niteliği </strong></p>

<p>İİK sistematiği uyarınca mahkeme, konkordato talebini değerlendirirken teknik finansal incelemeyi doğrudan yapmaz; bu değerlendirme bağımsız denetim raporları üzerinden gerçekleştirilir. Bu nedenle makul güvence raporu, konkordato projesinin uygulanabilirliğinin yargısal denetiminde zorunlu teknik altyapıyı oluşturur.</p>

<p>Konkordato sürecinde alacaklılar, İİK m. 288 ve devamı hükümler çerçevesinde teklifin gerçekçiliğini değerlendirmek zorundadır. Makul güvence raporu, alacaklıların iflas ile konkordato arasında bilinçli tercih yapmasını sağlayan objektif güven aracıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>7101 sayılı Kanun ile getirilen reformun amacı, kötü niyetli ve ekonomik temeli olmayan konkordato başvurularını engellemektir. Makul güvence raporu bu anlamda sistemin filtre mekanizmasıdır ve İİK’nın amaçladığı dürüstlük ve şeffaflık ilkesini somutlaştırır.</p>

<p>İİK m. 286 kapsamında konkordato talebine eklenmesi zorunlu belgeler arasında yer alan finansal tablolar ve projeksiyonların bağımsız denetimle desteklenmesi gerektiğinden, makul güvence raporu fiilen dava şartı niteliği taşır.</p>

<p>Çünkü:</p>

<p>- Konkordato talebi geleceğe yönelik mali projeksiyonlara dayanır,</p>

<p>- Bu projeksiyonların doğruluğu ancak bağımsız denetimle teyit edilebilir,</p>

<p>- Denetim olmadan mahkemenin sağlıklı değerlendirme yapması çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle makul güvence raporu, konkordato talebinin incelenebilirliğini sağlayan zorunlu bir ön koşuldur.</p>

<p><strong>IV- </strong><strong>Raporun Bulunmaması veya Olumsuz Görüş </strong></p>

<p>KGK standartlarına uygun olmayan, karşılaştırmalı analiz içermeyen veya eksik düzenlenen raporlar hukuken makul güvence raporu sayılmaz ve İİK m. 286 kapsamında geçerli belge niteliği taşımaz.</p>

<p>Denetçinin güvence vermemesi veya olumsuz görüş bildirmesi, işletmenin sürekliliğine ve finansal projeksiyonlara güven duyulmadığını gösterir. Bu durumda konkordato projesi ekonomik temelini kaybeder.</p>

<p><strong>V- Dava Şartı Yokluğu Nedeniyle Usulden Ret</strong></p>

<p>Makul güvence raporunun hiç sunulmaması, süresinde ibraz edilmemesi veya KGK standartlarına uygun şekilde düzenlenmemesi, İİK m. 286 kapsamında öngörülen zorunlu belgelerden birinin eksikliği sonucunu doğurur.</p>

<p>Her ne kadar İİK m. 286’da makul güvence raporu açıkça “dava şartı” olarak düzenlenmemiş ve bir hususun dava şartı olarak kabul edilebilmesi için gerekli olan klasik dava şartı kriterleri bakımından konu eleştiriye açık olmakla birlikte, konkordato yargılamasının yapısı, amacı ve finansal projeksiyonlara dayalı niteliği dikkate alındığında makul güvence raporunun uygulamada fiilen dava şartı niteliği kazandığı kabul edilmektedir.</p>

<p>Zira konkordato talebinin mahkeme tarafından esastan incelenebilir hale gelmesi, büyük ölçüde borçlunun ileriye dönük mali projeksiyonlarının bağımsız denetim güvencesi ile doğrulanmasına bağlıdır. Bu nedenle söz konusu raporun bulunmaması veya hukuken geçerliliğini yitirmesi halinde mahkemenin konkordato projesinin uygulanabilirliğini sağlıklı şekilde değerlendirmesi çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu durumda konkordato talebinin esasa girilerek incelenmesi mümkün olmadığından, başvurunun usulden reddi sonucuna gidilmesi gerekecektir.</p>

<p>Bu yaklaşım yargılamanın gereksiz şekilde uzamasının önlediği gibi konkordato kurumunun kötüye kullanımını da engellemektedir. Ayrıca makul güvence raporu, sistemin şeffaflık ile dürüstlük ilkeleri çerçevesinde işletilmesi bakımından da önem taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Makul güvence raporu, İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ve devamı maddeleri ile 286. maddesi kapsamında konkordato yargılamasının önemli unsurlarından biridir. KGK standartlarına uygun şekilde hazırlanmış bağımsız denetim raporu olmaksızın konkordato projesinin hukuken incelenebilir hale gelmesi çoğunlukla güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle makul güvence raporu, yalnızca teknik bir belge değil; İİK sistematiği içinde dava şartı niteliği taşıyan, yargılamanın temelini oluşturan zorunlu bir hukuki araçtır. Geçerli ve güvence içeren bir rapor bulunmaksızın yapılan başvuruların ise dava şartı yokluğu nedeniyle usulden reddi gerekmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/makul-guvence-raporunun-konkordato-uygulamasindaki-yeri-ve-onemi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 18:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/08/konkordato.webp" type="image/jpeg" length="52854"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2023/502 E., 2025/320 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 14.05.2025 tarihli, 2023/502 E., 2025/320 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2023/502 E., 2025/320 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/1635 E., 2022/1344 K.</p>

<p>ÖZEL DAİRE KARARI : Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 28.04.2022 tarihli ve<br />
2020/1615 Esas, 2022/3580 Karar sayılı BOZMA kararı</p>

<p>Taraflar arasındaki tazminat davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davacı ...nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...nin talebinin kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davalılar vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davalı ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketi vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden hüküm kurulmak suretiyle davacı ...nin bir kısım talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...nin talebinin davalı ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. yönünden kabulüne, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketi yönünden kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı, taraf vekillerince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 11. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Bölge Adliye Mahkemesi tarafından Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>Direnme kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne verildikten ve temyiz incelemesi sırasında duruşmanın düzenlendiği 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369. maddesinin direnme kararının temyizini kapsamadığı, direnmenin düzenlendiği aynı Kanun’un 373. maddesinde ise duruşmaya yer verilmediği gözetildiğinde direnme kararlarının temyiz incelemesinde duruşma yapılamayacağı kabul edilerek temyiz eden temyiz eden taraf vekillerinin duruşma istemlerinin reddine karar verildikten sonra Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan gündem ve dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkili ... Enerji San. ve Tic. A.Ş. (... A.Ş.) ile davalılardan ... İth. İhr. Tic. ve Nak. A.Ş. (... A.Ş.) arasında 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi akdedildiğini ve Türkmenistan’daki bir projede kullanılacak olan gaz türbini emtiasının Macaristan’dan Türkmenistan’a taşıma işinin anahtar teslimi şeklinde üstlenildiğini, davalı ... Anonim ... Sigorta Şirketinin (... Sigorta Şti.) ise taşımayı üstlenen şirketin sorumluluk sigortacısı olduğunu, ayrıca taşınan yük için müvekkili tarafından taşıma risklerine karşı davalı (temlik alan davacı) ... Sigorta A.Ş. (... A.Ş.) ile nakliyat sigorta poliçesi tanzim edildiğini, Macaristan’dan Türkmenistan’a deniz yoluyla taşınan ve Türkmenistan'da limandan karayolu taşıtına yüklenen gaz türbininin bu aşamada taşıt üzerinden düşerek hasarlandığını, emtiada oluşan hasarın 2.450.916 USD olarak tespit edildiğini ileri sürerek 2.450.916 USD hasar bedelinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep etmiş; 04.02.2016 tarihli dilekçesinde, davalı ...Ş'den dava konusu alacağın 2.000.000 USD'lik kısmının tahsil edildiğini, tahsil edilen kısım yönünden alacağı ... A.Ş’ye temlik ettiklerini, temlik edilen kısım için kendi yerine davacı olarak ... A.Ş’nin geçtiğini belirtmiş ve bakiye 450.916 USD yönünden ise tüm davalılar hakkındaki davadan feragat ettiğini beyan etmiştir. Böylece, dava dilekçesinde davalı olarak yer alan ... A.Ş. temlik aldığı kısım için davacı konumuna gelmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>1. Davalı ... A.Ş. vekili; dava konusu taşıma nedeniyle müvekkili şirkete atfı kabil bir kusur bulunmadığını, açık araçla taşıma yapıldığından müvekkilinin hasardan sorumlu olmayacağını, öte yandan müvekkilinin sorumluluğunun sınırlı olması gerektiğini, sınırlı sorumluluk miktarını aşan talebin herhâlde reddi gerektiğini belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>2. Davalı ... Şti. vekili; müvekkili tarafından dava konusu taşımayı üstlenen davalı şirketin sorumluluk risklerinin sigorta güvencesi altına alındığını, davalı taşıyıcı ile davacı arasında yasal sorumluluğu genişleten sözleşme hükümlerinin müvekkilini bağlamayacağını, bu nedenle sorumluluk sigortacısı olan müvekkilinin azami 48.100 kg x 8,33 SDR = 400.673 SDR ile sınırlı sorumlu tutulabileceğini, yüklemede davacının talimatlarının etkisi olup olmadığının ve buna göre müterafik kusur bulunup bulunmadığının incelenmesi gerektiğini, öte yandan poliçede 20.000 USD muafiyet şartı olduğunu, zarar sabit olmadığı için temerrütten söz edilemeyeceği ve talep edilen faizin fahiş olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İstanbul 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12.10.2017 tarihli ve 2014/1642 Esas, 2017/825 Karar sayılı kararı ile; dava konusu taşımanın uluslararası karma (multimodal) taşıma olduğu, bu tür taşımalara ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa 6102 sayılı ... Ticaret Kanunu (TTK) hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu kapsamda TTK’nın 903. maddesinde yapılan atıf gereğince aynı Kanun'un 863/1 maddesi gözetildiğinde hasar sebebi kazanın yükün taşıttan düşmesi şeklinde meydana geldiği, meydana gelen zarardan TTK’nın 875. maddesi gereğince davalı taşıyıcının sorumlu olduğu, somut olayda ağır kusur bulunmadığı, davalı taşıyıcının toplam 88 parçalık 537.496,81 kg yükün taşınmasını üstlendiği, hasar yükün bir kısmında meydana gelmiş olsa da hasarlı parçanın toplam yük ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği, dolayısıyla sınırlı sorumluluğun gerçek zarardan yüksek olması nedeniyle davalıların gerçek zarardan sorumlu oldukları gerekçesiyle davacı ... A.Ş 'nin 450.916 USD'lik talebinin feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...Ş'nin talebinin kabulü ile 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinden itibaren 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi gereğince yürütülecek faizi ile birlikte davalılardan müteselsilen tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar</p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç</p>

<p>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesinin 25.12.2019 tarihli ve 2018/423 Esas, 2019/1672 Karar sayılı kararı ile; dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin uluslararası sözleşme bulunmadığı gibi Karayolu ve Milletlerarası Mal Nakliyatı Mukavelesi ile İlgili Anlaşma’nın (CMR) kapsamında da olmadığı, dolayısıyla somut uyuşmazlığa CMR hükümlerinin değil TTK hükümlerinin uygulanması gerektiği, davalı taşıyan ile davacı gönderen arasındaki taşıma sözleşmesinin 8.3 maddesinde taşıyanın sorumluluğunun ağırlaştırıldığı, bu durumun TTK’nın 882. maddesi gereğince mümkün olduğu ve davalı taşıyanın zararın tamamından sorumlu olacağı, ancak kanuni sorumluluğu genişleten mutad dışı anlaşmaların sorumluluk sigortacısını bağlamayacağı, buna göre davalı ... Şti. yönünden sınırlı sorumluluğun uygulanması gerektiği, taşıma ve hasara konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğu konusunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı gibi gerek taşıma belgelerinde gerekse olay sonrası düzenlenen ekspertiz raporlarında taşımaya konu emtianın ağırlığının 48.100 kg olduğunun belirtildiği, davalı ... Şti’nin sigorta sorumluluk üst limitinin 48.100x8.33x1.54063= 617.288,44 USD ile sınırlı olması gerekirken tüm zarardan sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu, öte yandan somut olayda gönderenin müterafik kusurunun bulunmadığı, zira sözleşme gereğince yüklemenin taşıyana ait olduğu, özenli bir şekilde yükleme sorumluluğunun üstlenildiği, kara taşımasının deniz taşımasını takiben yabancı bir ülkede yapıldığı, esasen o aşamada göndericinin hazır bulunmasının veya yüke nezaret etmesinin mümkün olmadığı, muafiyet tutarının öncelikle toplam zarardan düşülebileceği, sorumluluk limitinden düşülemeyeceği, gerçek zarar miktarı dikkate alındığında, sorumluluk limitinden ayrıca indirim yapılamayacağı gerekçesiyle davalı ... A.Ş. vekilinin istinaf başvuru nedenleri yerinde görülmediğinden anılan davalının istinaf başvurusunun reddine; davalı ... Şti. vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesinin istinafa konu kararının kaldırılarak, davanın esası hakkında yeniden hüküm kurulmasına, davacı ... A.Ş. tarafından açılan davada feragat edilen 450.916 USD'ye ilişkin davanın tüm davalılar yönünden feragat nedeniyle reddine, temlik alan davacı ...Ş'nin davasının davalı ... A.Ş. yönünden kabulüne, davalı ... Şti. yönünden kısmen kabulüne, bu doğrultuda davalı ... Şti'nin sorumluluğunun 617.288,84 USD ve bu tutarın temerrüt faizleri ile sınırlı olmak kaydıyla, 2.000.000 USD alacağın ödeme tarihlerinde itibaren 3095 sayılı Kanun'un 4/a maddesi gereğince hesaplanacak temerrüt faizi ile birlikte bu davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile temlik alan davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>A. Bozma Kararı</p>

<p>1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ...Ş. vekili, davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekilince temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
"... 1) İlk Derece Mahkemesince verilen karara yönelik olarak yapılan istinaf başvurusu üzerine HMK'nın 355 vd. maddeleri kapsamında yöntemince yapılan inceleme sonucunda Bölge Adliye Mahkemesince esastan verilen nihai kararda, dosya kapsamına göre saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kurallarına aykırı bir yön olmadığı gibi HMK'nın 369/1. ve 371. maddelerinin uygulanmasını gerektirici nedenlerin de bulunmamasına göre Bölge Adliye Mahkemesi kararına yönelik taraf vekillerinin sair temyiz itirazlarının reddine karar verilmiştir.</p>

<p>2) Dava, değişik araçlarla yapılan (multimodal) uluslararası taşıma sırasında meydana gelen kaza sebebiyle emtiada oluşan hasar bedelinin davalı taşıyıcı, taşıyıcının sorumluluk sigortacısı ve nakliyat sigortacısından rücuen tahsili istemine ilişkindir. İlk Derece Mahkemesince ve Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince ... Ticaret Kanunu’nun kara taşımasına ilişkin hükümlerinin uygulanacağı tespiti ile yazılı gerekçelerle hüküm tesis edilmiş ise de; değişik araçlarla taşımaya ilişkin TTK 902. maddesi “Bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümleri, aşağıdaki şartların tamamının bir arada varlığı hâlinde, değişik tür araçlar ile taşıma sözleşmelerine de uygulanır:</p>

<p>Eşyanın taşınması bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanıyorsa, bu sözleşme bağlamında taşıma değişik türde araçlarla yapılacaksa, taraflar, her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı, söz konusu sözleşmelerin en az ikisi farklı hükümlere bağlı tutulacak idiyse, aşağıdaki hükümlerle, uygulanması gerekli milletlerarası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenleme yoksa.” hükmünü haiz olup, (d) bendinde belirtildiği ve madde gerekçesinde de açıklandığı üzere, somut uyuşmazlıkta uygulanması gereken milletlerarası sözleşme yoksa TTK’nın 850 ve devamı maddeleri uygulanır. Kural böyle olmakla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin taraf olduğu CMR Konvansiyonu’nun 2. maddesinde aksine hüküm bulunmaktadır. Anılan maddede “Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerde bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre, eğer söz konusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir mukavele yapılmış sayılır ve o mukavele konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu Sözleşmeye göre tayin edilir. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayrı kişi gibi işlem görür.” düzenlemesi yer almaktadır.</p>

<p>Diğer taraftan TTK’nın 903. maddesinde “Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğu, bu Kitabın Birinci ve İkinci Kısım hükümlerinin yerine, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü, bunu iddia eden tarafa aittir.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta, İstanbul’dan Türkmenbaşı Limanı’na kadar deniz yolu ile taşınan emtia, Limanda tıra yüklenmiş olup, tır Tükmenabat Şantiyesi’ne gitmekte iken meydana gelen kaza sebebiyle hasarlanmıştır. Hasarın meydana geldiği taşıma kesimi karayolu kısmı olup, bu husus uyuşmazlık konusu değildir. Hal böyle olunca CMR hükümlerinin uygulanması suretiyle davanın çözümüne gidilmesi gerekirken, aksi düşünce ile TTK hükümleri uygulanarak uyuşmazlığın halli isabetli olmamıştır.</p>

<p>CMR’nin 41. maddesinde “Madde 40 hükümleri saklı kalmak koşuluyla bu Sözleşmenin hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, mukavelenin diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. Özellikle, taşımacının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür” düzenlemesi yer almaktadır. Nitekim Dairemizin 30.05.2005 tarih 2004/5772 - 2005/5610 Karar sayılı ilamında da belirtildiği üzere taşımada tarafların borçlarının sözleşme ile ağırlaştırılamayacağı ilkesi mevcut olup, taraflar arasındaki taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan “….... Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir.” düzenlemesi ise, belirtilen ilkenin aksine taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırmaktadır. Bir başka deyişle, taşıyıcının tam zarardan sorumlu tutulması CMR’nin anılan hükmü gereğince geçersizdir. Zira, sınırlı sorumluluğu ortadan kaldıran bu sözleşme hükmünün geçerli olabilmesi için CMR madde 23/6, 24 ve 26. madde hükümleri gereğince ek bir ücretin kararlaştırılması gerekmekte olup, somut olayda böyle bir durum bulunmamaktadır. Bu itibarla, sözleşme hükmü nazara alınarak tam tazmine gidilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Kural olarak multımodal taşımalarda tek taşıyıcının tüm taşıma aşamalarını üstlenmesi durumunda, başka araçlara yükleme yapan taşıyıcı gönderen konumundadır. Ancak somut olayda “Ağır İndirme İncelemesi Raporu”ndan anlaşıldığı üzere, yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında gönderen yüklemeye nezaret etmiştir. Hasar tır devrilmeden, sürücünün yaptığı manevra üzerine yükün tırdan savrulmasıyla oluştuğuna göre, yükün sabitlenmesinin yetersiz olduğu kabul edilmeli ve sabitlemenin gönderene ait olduğu bu durumda, gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığının irdelenmesi ve oluşacak sonuç çerçevesinde bir karar verilmesi gerektiğinin gözetilmemesi doğru olmamıştır.</p>

<p>Yükün hasarlanan kısmının (13.093 kg) sistemin bütünlüğüne ve değerine müspet ya da menfi bir etkisinin olmadığı uzman bilirkişilerce saptanmış olmasına rağmen, Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince bu teknik değerlendirmeye itibar edilmesi, değerlendirmenin yeterli görülmemesi halinde ise yeni bir heyetten rapor alınması yoluna gidilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile yük ağırlığı 48.100 kg olarak alınmak suretiyle hesaplama yapılması da doğru olmamıştır.<br />
Yukarıda açıklanan sebeplerle hükmün davalılar yararına bozulması gerekmiştir.</p>

<p>3) Bozma sebep ve şekline göre davacı vekilinin vekalet ücretine yönelik temyizinin, davalı ... A.Ş vekilinin muafiyet ve vekalet ücretine yönelik temyizinin bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir..." gerekçesiyle karar bozulmuştur.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesince Verilen Direnme Kararı<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile önceki gerekçeye ilâveten; multimodal bir taşımanın CMR hükümlerine tâbi olabilmesi için CMR’nin 2. maddesi gereğince taşımaya konu emtianın araca yüklenmiş vaziyette gemiye binmiş olması ve yükün araçtan hiç indirilmeden (yük araç üzerindeyken araçla birlikte) gemide taşınmış olması gerektiği, oysa dava konusu taşımanın konteyner taşıması olduğu ve dolayısıyla CMR kapsamında olmasının mümkün olmadığı, somut uyuşmazlığa TTK hükümlerinin uygulanacağı, gönderen ile taşıyan arasında yapılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentleri gereğince her aşamada yüklemenin davalı taşıyana ait olduğu ve ayrıca davalının güvenli bir şekilde yükleme yapması gerektiği, sözleşmenin bu açık hükümlerine göre Türkmenistan'daki limanda konteyner içindeki emtianın kara taşıma aracına yüklenmesi işinin davalı taşıyanın sorumluluğunda olduğu, dolayısıyla gönderenin müterafik kusurundan söz edilemeyeceği, öte yandan davalı ... Şti’nin savunmasında hasara konu emtia ağırlığını 48.100 kg olarak beyan ettiği ve sınırlı sorumluluğun buna göre belirlenmesini istediği, başka bir deyişle davalının kendi beyanının kendisi için bağlayıcı olduğu, ayrıca taşıma belgelerine göre yük ağırlığının 48.100 kg olduğu hâlde bu ağırlık yerine, havayoluyla yapılan başka bir taşımaya konu ikame türbin ağırlığı olan 13.093 kg’nin esas alınmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle direnme kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen direnme kararına karşı süresi içinde temlik alan davacı ...Ş. vekili, davalı ... A.Ş. vekili ve davalı ... Şti. vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri</p>

<p>1. Temlik alan davacı ...Ş. vekili; ... Sigorta'nın sınırlı sorumlu olduğuna yönelik kararın hukuka aykırı olduğunu, ayrıca mahkemenin sınırlı sorumluluk hesaplaması ile ilgili kararının hukuka ve içtihatlara uygun olmadığını, somut olayda sınırlı sorumluluk hesaplamasında uygulanacak maddenin TTK’nın 882/2-a maddesi olduğunu, öte yandan mahkemenin vekâlet ücretini karar tarihindeki kur üzerinden hesaplanması gerekirken dava tarihindeki kur üzerinden hesaplamasının doğru olmadığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>2. Davalı ... A.Ş. vekili; dava konusu taşıma işleminin multimodal bir taşıma işi olduğunu, taşıma işinin istinaf mahkemesi tarafından hatalı şekilde yorumlanarak hukuka aykırı bir karar verildiğini, dava konusu uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralı CMR konvansiyonu olduğunu, uyuşmazlık kapsamında meydana gelmiş gerçek hasar ile müvekkilinden talep edilen hasar bedeli arasında fahiş fark bulunduğunu, müvekkilinin sıfır tribün bedeli ödemeye mahkum edilerek hakkaniyet aykırı şekilde tazminat yükü altına sokulduğunu ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>3. Davalı ... Şti. vekili; davacının zararın meydana gelmesindeki kusuru ve gerçek zarar miktarının davanın hiçbir aşamasında irdelenmediğini, zira yükleme ve sabitleme işlemlerinin bizzat davacı tarafından atanan uzmanların kontrol ve nezaretinde gerçekleştirildiğini, yükleme ve sabitlemeye ilişkin sorumluluğun sadece sözleşmede belirtildiği şekilde müvekkil şirket sigortalısına ait olduğu yönündeki tespitlerin hatalı olduğunu, davaya konu hasarın bizzat davacının talimatıyla gerçekleşen yükleme ve sabitleme kusuru sonucu meydana geldiğini, zarar miktarı yönünden dosyada hiçbir uygunluk denetimi yapılmadığını, müvekkili şirketin taşınan emtianın uğradığı gerçek zarar tutarını aşan ve davacının sigortalısının işinin garanti şartlarını sağlamak gibi dolaylı zarar niteliğinde değerlendirilebilecek talepleri karşılama yükümlülüğünün bulunmadığını, ayrıca poliçede belirlenen tenzili muafiyet tutarının müvekkil şirket bakımından hesaplanan tutardan indirilmemesi hukuka aykırı olduğunu, öte yandan ilâmda ret ve feragat yönünden vekâlet ücretinin hatalı hesaplandığını ileri sürerek direnme kararının bozulması talep etmiştir.</p>

<p>C. Uyuşmazlık</p>

<p>Direnme yoluyla Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık;</p>

<p>(1) Dava konusu uluslararası multimodel taşımaya ilişkin olarak CMR hükümlerinin mi yoksa TTK hükümlerinin mi uygulanacağı ve buradan varılacak sonuca göre gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşmede yer alan taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran düzenlemenin geçerli olup olmadığı,</p>

<p>(2) Gönderen ile davalı taşıyan arasında düzenlenen sözleşme gözetildiğinde dava konusu taşımada gönderenin müterafik kusurunun bulunup bulunmadığı,</p>

<p>(3) Dava konusu taşıma belgelerinde taşınan yük ağırlığının 48.100 kg olarak belirtilmesi, hasardan sonra ikame türbin ağırlığının ise 13.098 kg olarak tespit edilmesi karşısında sınırlı sorumluluk miktarının hesaplanmasında hangi ağırlığın esas alınması gerektiği noktalarında toplanmaktadır.</p>

<p>1. İlgili Hukuk</p>

<p>1. 6102 sayılı TTK'nın 902 ve 903. maddeleri,</p>

<p>2. CMR'nin 1, 2, 23, 24, 25, 26 ve 41. maddeleri.</p>

<p>2. Değerlendirme</p>

<p>a) Birinci Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Uyuşmazlığın çözümü için öncelikle konuya ilişkin yasal düzenlemeler ile hukuki kavram ve kurumların ortaya konulmasında yarar bulunmaktadır.</p>

<p>2. Öncelikle belirtilmelidir ki; hem mülga 6762 sayılı ... Ticaret Kanunu (6762 sayılı TTK) hem de yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK hükümleri 2675 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (MÖHUK) anlamında içinde yabancılık unsuru bulunmayan hâllerde uygulanacaktır. Buna karşılık, yabancılık unsuru bulunan uyuşmazlıklarda ise öncelikle Türkiye’nin taraf olduğu milletlerarası sözleşme hükümleri doğrudan tatbik edilecek; ayrıca MÖHUK hükümlerine göre tarafların yapmış oldukları hukuk seçimleri de dikkate alınacaktır.</p>

<p>3. Bir taşıma sözleşmesinde gönderici, eşyanın farklı ortamlarda ve araçlarla taşınmasına ilişkin olarak değişik taşımacılarla taşıma ilişkisine girebileceği gibi tek bir taşıyıcı ile tüm bu farklı ortamlarda gerçekleşecek taşımaları kapsayan tek bir sözleşme ilişkisi içerisinde de girebilir. Bu tür bir taşıma "multimodal-çoklu taşıma" olarak da adlandırılmakta olup normal taşıma sözleşmesinden farklı olarak bu tür taşımalarda eşyanın birden fazla ve farklı tür ulaştırma ortamında taşınması, tek bir taşıyıcı tarafından tek bir sözleşme ilişkisi dahilinde üstlenilmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, Ankara 2011, s. 86, 87).</p>

<p>4. Bu tür taşımalara ilişkin olarak 6102 sayılı TTK'nın 902. maddesinde "Değişik Tür Araçlar ile Taşıma" başlığı altında ayrı bir düzenleme mevcuttur. Anılan düzenlemeye göre taşıma hukukuna dair Kanun'daki düzenlemeler, eşyanın taşımasının bütünlük gösteren bir taşıma sözleşmesine dayanması, taşımanın değişik türde araçlarla yapılması, tarafların her bir türdeki araç için ayrı sözleşme yapmış olsalardı bu sözleşmelerin en az ikisinin farklı hükümlere tâbi olmasının söz konusu olması hâlinde ve devam eden hükümler ile uygulanması gerekli uluslararası sözleşmelerde aksi yolda bir düzenlemenin mevcut olmaması hâlinde multimodal taşımalara da uygulanacaktır. Öte yandan bahse konu maddenin (d) bendinde de işaret edildiği üzere multimodal taşımaya ilişkin uluslararası sözleşmelerde aksi yönde bir düzenlemenin mevcudiyeti hâlinde aksi yönde düzenleme içeren uluslararası sözleşme hükümlerinin göz önüne alınması gerekir.</p>

<p>5. Bu anlamda ülkemizin de 02.12.1994 tarihli ve 94/6322 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile katıldığı 04.01.1995 tarihli ve 22161 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan CMR hükümlerinde multimodal taşımaya dair aksi yönde bir düzenleme mevcut olup CMR'nin 2. maddesi;</p>

<p>"1. Mal yüklü taşıt, 14 üncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu anlaşma taşımanın tümü için uygulanır. Ancak diğer taşıtlarla yapılan taşımalarda ortaya çıkan kayıp, hasar veya gecikmelerin, karayolu taşımacısının bir fiil veya ihmalinden doğmayıp yüklerin diğer taşıtlarda taşınması sırasında ve nedeniyle oluşabileceği kanıtlanır ise, Karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre, eğer sözkonusu diğer taşıtlar ile yükün taşınması için yasal koşullara uygun olarak o taşıt taşıyıcısı ile gönderen arasında bir sözleşme yapılmış sayılır ve o sözleşmeye konulması gelenekleşmiş hükümlere göre tayin edilir. Ancak, konulmuş bu gibi koşulların bulunmaması hallerinde, karayolu taşıyıcısının sorumluluğu bu anlaşmaya göre tayin edilir.</p>

<p>2. Eğer, karayolu taşımacısı diğer taşıtlar ile de taşıma yapıyor ise, sorumluluğu bu maddenin 1 inci paragrafına göre tayin edilir. Ancak bu durumda, karayolu ve diğer taşıtlar ile taşıma yapan kimse, iki ayn kişi gibi işlem görür." hükmünü haizdir. Buna göre multimodal nitelikli taşımalarda da maddede belirlenen koşullar dahilinde taşımanın tümüne CMR hükümlerinin uygulanması mümkündür.</p>

<p>6. 6102 sayılı ... Ticaret Kanunu'nun 903. maddesine göre zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın, taşımanın hangi kısmında meydana geldiğinin belli olması hâlinde taşıyıcının sorumluluğu, taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenir. Zıyaa, hasara veya teslimdeki gecikmeye yol açan olayın taşımanın hangi kısmında meydana geldiğine ilişkin ispat yükü bunu iddia eden tarafa aittir. Bu kapsamda multimodel taşımada hasarın gerçekleştiği aşamanın belirli olması, buna dair uyuşmazlıklarda nazara alınması gerekli olan ulusal yahut uluslararası düzenlemelerin tayininde önem arz edecektir.</p>

<p>7. Eldeki uyuşmazlık kapsamında uygulanacak hükümlerin tayininde önem arz eden husus; dava konusu taşıma sözleşmesinde taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerliliğine ilişkindir. Zira 6102 sayılı TTK'da taşıyan kural olarak, 882. madde kapsamında zıyaa ve hasara dair sorumluluğu sınırlıdır. Kural bu olmakla birlikte taşıma ilişkisinin taraflarının yapacakları sözleşmelerde, bu sorumluluğu ağırlaştıran hükümlerin tayini mümkün olup böyle bir anlaşmanın geçersizliğine dair 6102 sayılı TTK'da emredici bir düzenleme yer almamaktadır.</p>

<p>8. Öte yandan CMR'nin uygulanması sırasında da taşınan yükün zıyaa ve hasarında taşıyıcının sorumluluğu kural olarak sınırlı ise de, 6102 sayılı TTK'dan farklı olarak, anılan Sözleşmenin 41. maddesi gereğince; CMR'nin "...hükümlerini doğrudan doğruya veya dolayısıyla ihlal eden her türlü koşul hükümsüzdür. Böyle bir koşulun hükümsüzlüğü, anlaşmanın diğer hükümlerinin hükümsüzlüğünü gerektirmez. 2. Özellikle, taşıyıcının lehinde sigorta tazminatı veya diğer herhangi benzer madde veya kanıtlama zorunluluğunu değiştiren herhangi bir madde geçersiz ve hükümsüzdür."</p>

<p>Buradan hareketle CMR hükümleri kapsamında taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu ortadan kaldıran sözleşme hükümlerinin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesinde işaret edilen 24 ve 26. maddeleri gereğince belirlenecek ücretin tayini ile mümkün olup böyle beyan ve ücret ödemesi kararlaştırılmaksızın salt taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.</p>

<p>9. Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında akdedilen 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesi kapsamında birden çok farklı taşıma araçları ile farklı ortamlarda taşınan emtianın deniz taşıması sonrasında Türkmenistan'daki Türkmenbashi limanından kara taşıma aracına yüklendiği, aracın (tırın) Türkmenabat şantiyesine taşınırken kaza sebebiyle hasara uğradığı, bu kapsamda dava konusu tazminat istemine dayanak olan hasarın, taşımanın kara yoluyla yapılan kesiminde meydana geldiği açıktır.</p>

<p>10. Dava konusu taşıma sözleşmesi, yabancılık unsuru içeren uluslararası multimodal bir taşıma sözleşmesi niteliğini haizdir. Bu taşıma sırasında yükteki hasarın, kara yolu ile taşıma sırasında gerçekleşmiş olması da göz önüne alındığında; multimodal taşımalarda 6102 sayılı TTK'nın uygulama koşullarını tayin eden 902. maddesinin (d) bendinde belirtilen uluslararası sözleşmelerin uygulanmasına dair istisna somut olayda mevcut olup ile anılan istisna ile yapılan bu yollamadan hareketle ve CMR'nin 2. maddesi gereğince dava konusu multimodal taşıma kapsamında taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın CMR hükümleri uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekir.</p>

<p>11. Bu itibarla, dava konusu taşımada taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme maddelerinin geçerliliği hakkında CMR hükümleri çerçevesinde bir değerlendirme yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinin 8. maddesinde yer alan "...... Enerji’nin uğrayacağı zararlar Nakliyeci tarafından tam olarak tazmin edilecektir..." şeklindeki hükmün davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştırdığı, bu anlamda taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu yine onun aleyhine ortadan kaldıran bir niteliği haiz olduğu açıktır. Bununla birlikte CMR hükümleri dairesinde davalı taşıyıcının sınırlı sorumluluğunu taşıyıcı aleyhine ağırlaştıran hükümlerin geçerliliği, yine CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında yapılması gereken bir beyan ile tayin olacak ek ücretin kararlaştırılmasına bağlıdır.</p>

<p>12. Uyuşmazlığa konu taşıma ilişkisinde, CMR'nin 23/5 maddesiyle işaret edilen 24 ve 26. maddeleri kapsamında bir beyan yapılıp ek bir ücretin kararlaştırıldığı yahut ödendiğine dair bir durum mevcut değildir. Dolayısıyla dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesinde yer alan ve davalı taşıyıcının sorumluluğunu, sınırlı sorumluluk ilkelerine aykırı şekilde ağırlaştıran 8. maddede yer alan ilgili sözleşme hükümleri, CMR'nin 41. maddesi gereğince geçersizdir. Bu sebeple Bölge Adliye Mahkemesince, taşıyıcının sorumluluğunu CMR hükümlerine aykırı şekilde ağırlaştıran sözleşme hükmü nazara alınarak davalı taşıyıcı yönünden zararın tamamına hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>13. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; CMR'nin 2. maddesinde belirtilen koşulların dava konusu taşıma ilişkisinde mevcut olmadığı, dolayısıyla somut olayda CMR hükümlerinin uygulanma imkânının bulunmadığı, bu sebeple uygulama alanı bulan 6102 sayılı TTK uyarınca davalı taşıyıcının sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin geçerli olduğu, dolayısıyla direnme kararının bu yönüyle uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>14. Hâl böyle olunca, direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerle bozulmalıdır.</p>

<p>b) İkinci Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Multimodal taşıma ilişkisi, birden fazla ve farklı tür ortamlarda gerçekleştirilecek taşımaların tamamına ilişkin olarak yapılan tek bir taşıma sözleşmesi ile gerçekleştirilmesidir. Bu anlamda taşıyıcı, taşımanın gerçekleşeceği tüm aşamalara ilişkin olarak sorumluluk altında olup onun gözetim ve sorumluluğu altında taşıma gerçekleştirilir.</p>

<p>2. Bu anlamda multimodal bir taşıma sözleşmesinde taşıyıcı, tek bir ortamda gerekleştirilecek taşıma sözleşmesinden farklı olarak bir kısım yükümlülükler yüklenmiş ve bu yükümlülükler asli edime bağlı yükümlülükler hâlini almıştır. Bu yükümlülükler kapsamına; yükün farklı taşıma ortamlarına aktarımı sırasında bir araçtan başka bir araca yüklenmesi, gerekli durumlarda saklama, gümrük işlemleri ile ithalat-ihracat işlemleri sebebiyle yapılması gerekli kontroller ve bu kapsamda yapılması gereken organizasyon şeklindeki yükümlülükler olabileceği gibi taşımanın gerçekleşeceği farklı türdeki ortamlar ve taşıma araçlarına göre ortaya çıkabilecek yükümlülüklerin tür ve nitelikleri de değişebilmektedir. Bu anlamda her bir somut olaya ve yapılan multimodal taşıma sözleşmesinin niteliğine uygun düşecek ölçüde değerlendirme yapılması yerinde olacaktır.</p>

<p>3. Bu itibarla multimodal taşımanın başlangıcında, yükün taşıyıcıya teslimi sonrasında kural olarak, diğer aşamalarda yükü başka araçlara yükleyen taşıyıcı gönderen konumunda olacaktır. Bu durum multimodal taşıma ilişkisinin kendine özgü niteliğinden kaynaklanmakta olup taşımanın farklı ortamlarda gerçekleştirilecek her aşamasının başında, asıl gönderenin yükün farklı araçlara yüklenmesini nezaret etmesi beklenemeyeceği gibi bu tür bir yükümlülük, multimodal taşımanın niteliği gereği olağan duruma uygun makul bir beklenti olarak kabul edilemez. Dolayısıyla yükün taşıyıcı tarafından teslim alınmasından itibaren gönderilene teslimine kadar farklı taşıma araçlarına yüklenmesinde gönderen konumunda olan taşıyıcı, durumun gereklerinden aksi anlaşılmadıkça gönderen olarak sorumluluk altında olacaktır.</p>

<p>4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu 01.10.2013 tarihli taşıma sözleşmesine göre davalı taşıyan, değişik araçlarla emtiayı Macaristan'da teslim alarak Türkmenistan'da yapılmakta olan proje sahasına taşıma işini üstlendiği, anılan sözleşmenin 2. maddesinin (a) ve (b) bentlerine göre taşımanın her aşamasında yükü sorunsuz olarak yükleme ödevinin taşıyan üzerinde olduğu, uyuşmazlığa konu hasarın yükün Türkmenbashi Limanında gemiden kara taşıtına (tır) yüklenmesi sonrasında gerçekleştiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Belirtilen sözleşme hükümlerine göre emtianın konteyner içinde Türkmenbashi Limanında kara yolu taşıtına güvenli ve taşımaya uygun şekilde yüklenmesine dair sorumluluk davalı taşıyan üzerindedir. Yapılan taşımanın kendine özgü niteliği ve buna dair sözleşme hükümleri gereğince; gönderenin yükün limanda gemiden kara yolu taşıtına yüklenmesine nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi somut olayın özelliğine göre hâlin gereklerinden, bu kabulden ayrılmayı gerektirecek ve gönderenin yüklemeye nezaret etmesi gerektiğine dair aksi durumun kabulüne imkân sağlayacak bir durum da söz konusu değildir.</p>

<p>6. Her ne kadar Özel Dairece, "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nda emtianın limanda gemiden kara yolu taşıtına (tıra) yüklenmesi sırasında gönderenin yüklemeye nezaret ettiği, hasarın yükün araçtan savrulması sonrasında meydana geldiği sabit olduğundan yükün sabitlemesinin yetersiz olduğu kabul edilerek gönderenin müterafik kusurunun değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiş ise de; bahse konu raporda gönderen olarak davalı taşıyıcının mı yoksa başka bir kimsenin mi yüklemeye nezaret ettiğine dair bir belirlilik olmadığı gibi aynı raporun bizatihi dava konusu hasarlanan emtianın yüklenmesine ilişkin olarak düzenlendiğine dair bir açıklık da somut olayda mevcut değildir. Bu anlamda gönderenin yükün gemiden tıra yüklenmesi sırasında hazır olup olmadığı yahut hazır olduğu kabul edilse dahi diğer emtialardan farklı olarak anılan "Ağır İndirme İncelemesi Raporu"nun bizzat hasara uğrayan emtianın yüklenmesine mahsus düzenlendiğine dair somut bir ispat dosya kapsamında yer almamaktadır. Zira davalı ... Şti. tarafından hazırlanan 08.09.2014 tarihli ön ekspertiz raporuna göre de; yükün tır üzerine sabitleme işleminin sigortalının (davalı taşıyıcının) elemanları tarafından gerçekleştirildiği belirtilmektedir.</p>

<p>7. Buradan hareketle; 01.10.2013 tarihli sözleşme gereğince emtianın Türkmenbashi Limanında gemiden, kazayı yapan tıra yüklenmesinde ve sabitlenmesinde sorumluluk, multimodal taşımanın niteliği gereği davalı taşıyanın üzerindedir. Dolayısıyla gönderen davacının, anılan yükleme ve sabitlemeye nezaret etme yükümlülüğü bulunmadığı gibi böyle bir nezaretin mevcudiyetine dair tereddüte mahal vermeyecek düzeyde bir durum, dosya kapsamı itibariyle de ispat edilememiştir. Bu itibarla, somut olayın koşulları ile dava konusu taşıma sözleşmesinin kendine özgü niteliği gereği gönderen davacının yüklemeye nezaret yönünden müterafik kusurundan söz edilemez.</p>

<p>8. Hâl böyle olunca; Bölge Adliye Mahkemesince yukarıda açıklanan hususlara değinilerek verilen direnme kararı bu uyuşmazlık noktası itibariyle usul ve yasaya uygun olup yerindedir.</p>

<p>c) Üçüncü Uyuşmazlık Yönünden</p>

<p>1. Somut olayda uygulama alanı bulan CMR'nin 17/1. maddesi gereğince, kural olarak taşıyıcı malları teslim aldığı andan teslim edilinceye kadar, bunların tamamen veya kısmen kaybından ve vuku bulacak hasardan sorumludur. Emtianın hasara uğraması hâlinde ödenecek tazminat ve tazminatın belirlenme yöntemi CMR’nin 23 ilâ 28. maddeleri arasında düzenlenmiştir. CMR’nin 25/1. maddesi gereğince; hasar durumunda taşımacı, CMR’nin 23/1, 2 ve 4. maddelerine göre belirlenen değerin hasar nedeniyle azalmış kısmı kadar olan bedeli tazminat olarak ödeyecektir. Bununla birlikte CMR’nin 25/2. maddesinde, emtianın tamamının hasara uğraması hâlinde tam zıyaa ilişkin tazminatın, eşyanın bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır.</p>

<p>2. Ayrıca CMR’nin 23/1. maddesi gereğince; taşıyıcı tarafından ödenecek tazminatın hesaplanmasında ilk olarak emtianın teslim alındığı yer ve zamandaki değerinin belirlenmesi gerekmektedir. CMR’nin 23/2. maddesine göre de; bu değer emtianın borsa fiyatına, böyle bir fiyatın yokluğu hâlinde piyasa fiyatına, onun da olmadığı durumlarda ise aynı tür ve nitelikteki emtianın mutad (objektif) değerine göre tespit edilir. Bununla birlikte CMR’nin 23/3. maddesinde; ödenecek tazminatın her hâlde, eksik brüt ağırlığın (zıyaa uğrayan emtianın brüt ağırlığının) beher kilogramı başına 8,33 hesap birimini (Özel Çekme Hakkı) aşmayacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>3. Belirtilen hükümlerden de anlaşılacağı üzere hasar durumunda taşıyıcının tazminat sorumluluğu sınırlıdır. Anılan düzenlemeler taşıyıcının sorumluluğunu bir yandan zarar kalemleriyle diğer yandan da belirli bir meblağ ile sınırlanmaktadır. Sınırlı sorumluluk taşımacının tazmin etmek zorunda olduğu üst sınır belirlemektedir. Zarar bu sınırın altında ise maruz kalınan zarar taşıyıcı tarafından tazmin edildir. CMR'nin 24, 26 ve 29. maddelerinde sorumluluğun sınırlarını artıran ya da kaldıran koşullara yer verilmiş olup bu şartlar dışında taşımacının sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümleri yine CMR'nin 41/1. maddesi gereğince geçersiz olacaktır.</p>

<p>4. Yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; dava konusu taşıma sırasında yükün bir kısmının hasarlandığı, hasarlanan bu kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluğun belirlenmesi amacıyla yapılan incelemelerde yükün ağırlığının 48.100 kg olduğu, öte yandan bu yükteki hasara konu kısmın ağırlığının Bölge Adliye Mahkemesince alınan bilirkişi raporlarına göre 13.093 kg olarak tespit edildiği, aynı bilirkişilerce yükteki hasarlanan kısmın sistemin bütünlüğüne ve değerine olumlu ya da olumsuz bir etkisinin bulunmadığının mütalaa edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>5. Bu kapsamda her ne kadar Bölge Adliye Mahkemesince, davalı ... Şti'nin hasarlanan kısma ilişkin olarak sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasına dair talebinde beyan ettiği yük ağırlığının 48.100 kg olduğu, bu sebeple belirtilen ağırlık hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, ayrıca bilirkişi raporunda belirtilen 13.093 kg ağırlığın hava yoluyla yapılan başka bir taşımaya ilişkin olması sebebiyle hasarlanan yük ağırlığı olarak hükme esas alınamayacağı kabul edilmiş ise de; öncelikle davalı ... Şti'nin hasarlanan yükün ağırlığına ilişkin beyanı öncesinde cevap dilekçesinde "...(kabul anlamına gelmemek kaydıyla)..." ibaresi sonrasında sınırlı sorumluluk hükümlerinin uygulanmasının talep edildiği, bu çerçevede yükün ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla anılan davalının bu beyanı ile yargılama aşamasında yapmış olduğu benzer nitelikteki beyanları, yükün hasarlı kısmına dair 48.100 kg ağırlığın kabul edildiği, bu yönüyle anılan davalı yönünden bağlayıcı olduğu şeklinde yorumlanamaz.</p>

<p>6. Bunun yanında CMR'nin 25/2. maddesi gereğince yükün bir kısmının hasara uğraması durumunda ise o kısmın zıyaa uğraması durumundaki tazminatın aşılamayacağı da hükme bağlanmıştır. Bu kapsamda Bölge Adliye Mahkemesince, hasarlanan emtianın ve sınırlı sorumlu olunacak miktarın belirlenmesi için İlk Derece Mahkemesince yapılan araştırma yeterli görülmemiş ve teknik değerlendirme için bilirkişi incelemesi yapılmıştır. Bahse konu bilirkişi incelemesi neticesinde düzenlenen 26.06.2019 tarihli ve 08.11.2019 tarihli bilirkişi raporlarında ise; yükün hasarlanan kısmının ağırlığı 48.100 kg değil 13.010 kg olarak belirlenmiştir. Anılan bilirkişi raporlarına göre bu belirleme, yükün hasarlanan kısmının yenisi ile değiştirilen parça ağırlığı esas alınarak yapılmış olup değişen bu parçanın sistemin bütünlüğüne olumlu ya da olumsuz etki etmediği, hasarlanan parçanın değişimi ile yükün öngörülen sistematik içerisinde sorunsuz olarak çalıştığı, hasarlanan parça dışında 48.100 kg ağırlığındaki yükün bütün olarak zarar görmediği ve değerini yitirmediği mütalaa edilmiştir.</p>

<p>7. Hâkimin, bilirkişi raporunu serbestçe takdir etmesi ve bilirkişi raporunun aksine de karar verebilmesi, kendisini bilirkişinin yerine koymasını haklı kılmaz. Zira hâkimin, bilirkişi raporunun aksine karar verebilmesi, sağlam gerekçeler ve dayanaklar göstermesi koşuluna bağlı olup bilirkişinin oy ve görüşünü, hâkimin serbestçe değerlendirebilme yetkisine sahip kılınmış olması, onun bu konuda keyfi bir tutum ve davranış içine girebileceği anlamına gelmez. Hâkim, raporun aksine bir çözümlemeye ulaşmışsa, bunun dayanaklarını somut, tutarlı, açık ve rasyonel bir biçimde ortaya koymak ve vereceği hükümde de, tartışmayı yapmak zorundadır (Süha Tanrıver, Hukukumuzda Bilirkişilik, Ankara 2017, s. 124).</p>

<p>8. Hâkimin bilirkişi delilini diğer (takdiri) deliller gibi serbestçe değerlendirme hakkına sahip olmasının anlamı, bilirkişi görüşünün bağlayıcı olmamasıdır. Yoksa bilirkişi görüşüne ihtiyaç duyan hâkimin, onu tümüyle göz ardı ederek şahsi bilgisi ile karar vermesi değildir. Bu bağlamda inceleme konusu hukukun dışında kalan teknik bir husus hakkında, alanında uzman bilirkişilerce hazırlanmış bilirkişi raporlarında yer alan belirlemelere itibar edilmemesi yahut incelemenin yeterli görülmemesi hâlinde alanında uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir heyetten rapor alınarak bir değerlendirme yapılması gerekir.</p>

<p>9. Bu itibarla Bölge Adliye Mahkemesince, yukarıda bahse konu edilen her iki bilirkişi raporundaki teknik belirleme ve değerlendirmeye itibar edilmeyeceğinin kabul edilmesi hâlinde, alanında uzman bilirkişilerden oluşan yeni bir heyetten rapor alınarak yapılacak değerlendirme neticesinde hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekir iken; salt davalı ... Şti'.nin beyanlarından hareketle yapılan hatalı yorum neticesinde hasarlanan yük ağırlığının 48.100 kg olduğuna dair durumun taraflar açısından bağlayıcı olduğu kabul edilip bilirkişi raporundaki teknik değerlendirme ve belirlemelerden somut dayanak olmaksızın ayrılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru olmamıştır.</p>

<p>10. Hukuk Genel Kurulundaki görüşmeler sırasında; yükün ağırlığı olan 48.100 kg hususunda taraflar arasında uyuşmazlığın bulunmadığı, bu sebeple başka bir yüke dair 13.010 kg ağırlığın esas alınamayacağından direnme gerekçesinin uygun olduğu görüşü ileri sürülmüş ise de bu görüş, Kurul çoğunluğunca benimsenmemiştir.</p>

<p>11. Hâl böyle olunca direnme kararının Özel Daire bozma kararında belirtilen ve yukarıda açıklanan genişletilmiş gerekçe ve nedenlerle bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;<br />
Birinci uyuşmazlık yönünden (a) bendinde açıklanan nedenlerle; davalı ... A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının kabulüyle direnme kararının belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerle 6100 sayılı Kanun’un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,</p>

<p>İkinci uyuşmazlık yönünden (b) bendinde açıklanan nedenlerle; DİRENME UYGUN OLDUĞUNDAN davalılar vekillerinin bu yöne ilişkin temyiz itirazlarının reddine oy birliğiyle,</p>

<p>Üçüncü uyuşmazlık yönünden (c) bendinde açıklanan nedenlere; davalılar vekillerinin temyiz itirazlarının kabulü direnme kararının belirtilen genişletilmiş gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Kanun'un 371. maddesi gereğince BOZULMASINA oy çokluğuyla,</p>

<p>Bozma nedenlerine göre temlik alan davacı vekilinin temyiz itirazları ile davalı ... Şti. vekilinin vekâlet ücretine yönelik temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harçlarının yatıranlara geri verilmesine,</p>

<p>Dosyanın 6100 sayılı Kanun’un 373. maddesinin 2. fıkrası uyarınca kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.05.2025 tarihinde kesin olarak karar verildi.</p>

<p><strong>''K A R Ş I O Y''</strong></p>

<p>Dava, uluslararası multimodal taşıma sözleşmesinden kaynaklanan tazminat istemine ilişkindir.<br />
Taşıma sözleşme türleri arasında yer alan multimodal taşıma sözleşmesi (çoklu taşıma sözleşmesi); bir eşyanın ücret karşılığında tek bir taşıyıcı tarafından havayolu, karayolu yahut deniz yolu gibi birden fazla taşıma ortamı kullanılarak taşınmasının üstlenildiği taşıma sözleşmesi olarak tanımlanabilir (Gürkan Coşkun, Çoklu Taşıma Sözleşmelerine Uygulanacak Hukuk, 2016 Ankara, s. 5). Doktrinde “karma taşıma” olarak da adlandırılan bu tür taşıma sözleşmesinde tek bir taşıyıcı, gönderene karşı eşyanın farklı tür taşıma ortamlarında taşınması işini üstlenmekte olup tek bir sözleşme ve bu sözleşme kapsamında ödenen ücret karşılığında tüm aşamalara ilişkin sorumluluk altına girmektedir (Hakan Karan, CMR Şerhi, 2011 Ankara, s. 86, 87).</p>

<p>Birinci uyuşmazlık yönünden yapılan incelemede Sayın Çoğunluk tarafından dava konusu multimodal taşıma sözleşmesine CMR hükümlerinin uygulanması gerektiği kabul edilerek sözleşmede davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran hükümlerin CMR’nin 41. maddesi gereğince geçersiz olduğuna hükmedilmiştir.<br />
Öte yandan CMR hükümlerinin multimodal taşımalara uygulanabilme koşulları CMR’nin 2. maddesinde belirtilmiştir. Anılan maddede “…Mal yüklü taşıt, 14'ncü madde hükümlerinin uygulandığı haller dışında yolun bir kısmında deniz, demiryolu, nehir, kanal veya havayoluyla yük boşaltılmadan taşındığı hallerinde de bu Sözleşme taşımanın tümü için uygulanır.” şeklindeki düzenlemeyle CMR’nin uygulama koşulları açıkça ifade edilmiştir. Bu hükme göre multimodal taşımalarda CMR hükümlerinin uygulanabilmesi, uluslararası taşıma sözleşmesine dair diğer koşullar yanında yükün kara yolu taşıtından boşaltılmaksızın taşınması koşuluna bağlıdır.<br />
Bu anlamda dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi kapsamında yük, CMR’nin 2. maddesinde belirtilenden farklı şekilde konteyner taşıması ile önce kanal gemisinde taşınmış, Köstence/Romanya limanından bir gemiye aktarılması sonrası gemiyle taşınmış ve geminin Türkmenbashi varışı sonrasında gemiden karayolu taşıtına (tıra) aktarılarak hasarın gerçekleştiği mevkiiye kadar karayolu ile taşınmıştır.</p>

<p>Görüldüğü üzere dava konusu taşıma, CMR’nin 2. maddesinde belirtilen şekilde, yükün karayolu taşıtından indirilmeksizin farklı ortamlarda taşınması yerine her bir aşamada farklı araçlara yüklenerek konteyner taşıması suretiyle gerçekleştirilmiştir. Dolayısıyla CMR’nin 2. maddesinde belirtilen koşulların somut olayda gerçekleşmediği açıktır. Bu sebeple dava konusu multimodal taşıma sözleşmesi sebebiyle taraflar arasında ortaya çıkan uyuşmazlığın çözümünde CMR hükümlerinin uygulama alanı bulunmamaktadır. Bu itibarla somut olayda 6102 sayılı TTK hükümlerinin uygulanması gerektiğine ve davalı taşıyanın sorumluluğunu ağırlaştıran sözleşme hükümlerinin geçerli olduğuna dair gerekçe yönünden Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararı yerindedir.</p>

<p>Ayrıca Sayın Çoğunluğun birinci uyuşmazlığa ilişkin görüşünün gerekçesinden hareket edilse dahi CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır. Zira multimodal taşımaya ilişkin olarak düzenlenen 6102 sayılı TTK’nın 902/1-d maddesinde uluslararası sözleşme hükümleri saklı tutulmuşsa da aynı Kanun’un 903. maddesinde; hasarın taşımanın hangi kısmında meydana geldiği belli ise, taşıyıcının sorumluluğunun taşımanın bu kısmı için ayrı bir taşıma sözleşmesi yapılmış olsaydı, o sözleşmenin bağlı olacağı hükümlere göre belirleneceği belirtilmiştir.</p>

<p>Nitekim somut olayda, dava konusu hasarın taşımanın hangi aşamasında gerçekleştiği belirlidir. 6102 sayılı TTK’nın 903. maddesindeki düzenlemeden hareket edilirse taşıyıcının sorumluluğu, Türkmenistan ülke sınırları içerisindeki Türkmenbashi limanından yine aynı ülkedeki şantiye alanına kadar karayoluyla yapılacak olan taşıma kısmına ilişkin eldeki davanın tarafları arasında ayrıca yapılacak bir taşıma sözleşmesinin bağlı olacağı hükümlere göre belirlenecektir.</p>

<p>Buradan hareketle taraflar arasında varlığı kabul edilen böyle bir sözleşme de niteliği itibariyle ulusal bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışında kalacaktır. Zira bu tür bir sözleşme, karayolu taşımasına ilişkin olsa da aynı ülke (Türkmenistan) içerisinde gerçekleşen bir taşıma ilişkisi olması sebebiyle uluslararası nitelikten mahrum bir taşıma sözleşmesi olacağından CMR’nin uygulama alanı dışındadır. Nitekim CMR’nin 1. maddesinde konvansiyonun uygulanmasına için belirtilen ilk koşul; taraflar arasında yapılacak olan karayolu taşımasının yükleme yeri ve teslim yerinden en az birinin akit ülke olduğu iki ayrı ülke için yapılacak olan bir karayolu taşıma sözleşmesinin mevcudiyetidir. Dolayısıyla Sayın Çoğunluğun kabulüne göre hareket edilse bile uluslararası taşıma niteliğinden mahrum olacak olan taşıma ilişkisine CMR hükümlerinin uygulanma imkânı bulunmamaktadır.</p>

<p>Tüm bu nedenlerle, birinci numaralı uyuşmazlık yönünden direnme kararının uygun olduğu kanaatiyle anılan uyuşmazlık bakımından Sayın Çoğunluğun görüşüne katılamıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2023502-e-2025320-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yargi/yargitaysd.jpg" type="image/jpeg" length="64345"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 2015/14027 E., 2016/3633 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 19. Hukuk Dairesi'nin 02/03/2016 tarihli, 2015/14027 E., 2016/3633 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>19. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2015/14027 E., 2016/3633 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ : ... Asliye Hukuk Mahkemesi (Ticaret Mahkemesi sıfatıyla)<br />
TARİHİ : 23/01/2014<br />
NUMARASI : 2009/49-2014/39</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki itirazın iptali davasının yapılan yargılaması sonunda ilamda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik olarak verilen hükmün davacı vekilince duruşmalı olarak temyiz edilmesi üzerine ilgililere çağrı kağıdı gönderilmişti. Belli günde davacı vek. Av. ..., davalı şirket temsilcisi ... ve vek. Av. ... ile fer'i müdahiller vek. Av. ...'ın gelmiş olmalarıyla duruşmaya başlanarak hazır bulunan avukatların ve şirket yetkili temsilcisinin sözlü açıklamaları dinlenildikten ve temyiz dilekçesinin süresinde olduğu anlaşıldıktan sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü.</p>

<p><strong>-KARAR-</strong></p>

<p>Dava, davacı şirket tarafından, düzenlenen mal ve hizmet faturalarının bedellerinin davalıdan tahsili için başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>Davalı vekili, davacının hiçbir ad altında müvekkilinden alacağının bulunmadığını bildirerek, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, toplanan deliller ve bilirkişi raporuna göre, dava konusu faturalar sebebiyle davacı şirketin alacaklı olmadığı, davacının takipte kötüniyetli olduğunun ispatlanamadığı gerekçeleriyle davanın ve davalının kötüniyet tazminatı taleplerinin reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.<br />
Dava konusu icra takibinin dayanağı olan faturalar davalı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi davalının bu faturalara dayalı olarak KDV indiriminden de yararlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, dava konusu malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekir. Mahkemece bu yön bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>SONUÇ : </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, bozma nedenine göre davacı vekilinin öteki temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, vekili Yargıtay duruşmasında hazır bulunan davacı yararına takdir olunan 1.100TL duruşma vekalet ücretinin davalı ve fer'i müdahillerden alınarak davacıya ödenmesine, peşin harcın istek halinde iadesine, 02/03/2016 gününde oybirliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargiftada.jpg" type="image/jpeg" length="94909"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adana BAM 9. Hukuk Dairesi'nin 2020/16 E., 2021/1425 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi'nin 02/12/2021 tarihli, 2020/16 E., 2021/1425 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
ADANA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
9. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><br />
<strong>DOSYA NO : 2020/16<br />
KARAR NO : 2021/1425<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2021</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
BAŞKAN : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
ÜYE : ... (...)<br />
KATİP : ... (...)</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : MERSİN 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ : ...<br />
NUMARASI : ..</p>

<p>DAVACI : ...<br />
VEKİLİ : Av...<br />
DAVALI : ...<br />
VEKİLİ : Av...<br />
DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)</p>

<p>İSTİNAF KARARININ<br />
KARAR TARİHİ : 02/12/2021<br />
YAZIM TARİHİ : ...</p>

<p>Mersin 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin .... esas ve .... karar sayılı kararı aleyhine istinaf başvurusunda bulunulmuş olup, dosya üzerinden yapılan istinaf incelemesi sonucunda;</p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ :</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin çeşitli araçların yedek parça, satış ve pazarlama iş ve işlemleri yaptığını, davalının davacıdan yedek parça alımı yaptığını, müvekkilinin davalıya sattığı ürünlerin bedelini alamadığını, bu nedenle hakkında icra takibi başlattığını, davalının takibe itiraz ederek takibi durduğunu ileri sürerek icra dosyasına yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalı borçlunun %20 icra inkar tazminatına mahkum edilmesini talep ve dava etmiştir.<br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davanın görevsiz mahkemede görüldüğünü, görevli Mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, böyle bir borcun bulunmadığını, satış sözleşmesinin bulunmadığını, davacının yedek parça satmayı teklif ettiğini, müvekkilinin teklifi değerlendirme aşamasında iken davacının fatura kestiğini ve hiçbir zaman kestiği malı müvekkiline teslim etmediğini, faturanın yeterli olmadığını, faturanın bildirilmesinin alacak hakkını doğurmayacağını, faturayı düzenleyen kişinin aralarındaki ilişkiyi ve malın tesliminin de kanıtlanması gerektiğini savunarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ'NİN KARAR ÖZETİ :</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararında özetle; takibin faturalardan kalan bakiye alacağa ilişkin açıldığı, her ne kadar davalı tarafça fatura konusu malların teslim edilmediği iddia edilmiş ise de, davacı tarafından sunulan servis fişleri ve davalının kendi ticari defterine faturaları itirazsız olarak kaydetmiş olması nedeniyle fatura konusu malların davalıya teslim edildiğinin kabul edildiği, her ne kadar davacı defterlerinde borç kaydı bulunmasa da davalının usulüne uygun şekilde tuttuğu kendi defterlerine göre davacıya borçlu olduğu görülmekle davanın kabulüne, yasal şartları oluştuğundan İ.İ.K. 67/2 maddesi gereğince davacı lehine takibe konu kabul edilen miktar oranına göre icra inkar tazminatına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>DAVALI TARAFINDAN İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ :</strong></p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacının tacir olmadığını, bu nedenle görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemeleri olduğunu, davacının davasını ispatlayamadığını, davacı defterlerine göre ve rapora göre davacının alacaklı olmadığını, davacının faturaya konu ilişkili ve teslimi ispat etmesi gerektiğini, borç ilişkisi ve sözleşmenin bulunmadığını, davacının teslimi ispat etmek zorunda olduğunu ileri sürerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLER :</strong></p>

<p>Taraf vekillerinin beyan ve dilekçeleri, takip dosyası, fatura fotokopileri, servis fişleri, bilirkişi raporu, Vergi Dairesi yazı cevabı ve tüm dosya kapsamı</p>

<p><strong>HUKUKİ NİTELENDİRME, DELİLLERİN VE İSTİNAF SEBEPLERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE :</strong></p>

<p>Dava, faturaya dayalı olarak başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kabulüne karar verildiği, karara karşı davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>İstinaf incelemesi, HMK'nın 355. maddesi uyarınca, ileri sürülen istinaf sebepleri ve kamu düzeni yönüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>İhtilaf, mahkemenin görevli olup olmadığı, ispat yükünün kimde olduğu ve mahkemece verilen kabul kararının doğru olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>Davalı yan limited şirket olup, davacı da Liman Vergi Dairesi'nin 06/09/2018 tarihli yazı cevabına göre birinci sınıf gerçek kişi tacirdir. Davanın tarafları tacir olup, uyuşmazlığın da tarafların ticari işletmesinden kaynaklı olması nedeniyle dava nispi ticari davadır ve Asliye Ticaret Mahkemesi görevlidir. Bu nedenle davalı yanın göreve ilişkin istinaf sebebi yerinde değildir.</p>

<p>Bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. Dava konusu olan faturalardaki malları teslim ettiğini iddia eden davacı tarafın, dava konusunun değerine göre teslimi yazılı belgeyle ispatlaması gerekmektedir.<br />
Taraf defterleri de incelenmek suretiyle düzenlenen 09/07/2019 tarihli bilirkişi raporunda, takibe konu faturaların taraf defterlerinde kayıtlı olduğu, davacı defter kayıtlarında, davalıdan alacağının olmadığı, davalı defter kayıtlarında, davalının davacıya 7.441,67.TL borcunun bulunduğunun belirtildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Davalının, davacı tarafından düzenlenen faturaları alıp kendi defterlerine işlemesi malların davalı tarafından teslim alındığına karine oluşturduğundan, aksinin yani malları teslim almadığının davalı tarafından ispatı gerektiği, davalı tarafça malların kendisine teslim edilmediği ispatlanamadığı gibi borcun ödendiği de iddia edilmemiştir. İspat yükü kendisine geçen davalı, kendi defterlerine göre davacıya takip miktarı kadar borçlu görünmekte olup, faturaya konu borcu ödediğini de iddia etmediğinden ve ödemeye ilişkin belge de sunmadığından, davacı defterdeki ödeme kayıtları lehine delil teşkil etmemektedir. Bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamına göre davalının davacıya takip miktarı kadar borcu bulunduğu anlaşıldığından ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir.</p>

<p>Yukarıda belirtilen sebeplerle İlk Derece Mahkemesi'nce davanın kabulüne dair verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu, davalının istinaf sebeplerinin yerinde olmadığı anlaşıldığından davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.</p>

<p><strong>HÜKÜM: </strong>Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere :</p>

<p>1-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince davalı vekilinin ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE,</p>

<p>2-492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 511,13.TL istinaf karar harcından peşin alınan 123,17.TL peşin harcın mahsubu ile bakiye 387,96.TL istinaf karar harcının davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAD KAYDINA,</p>

<p>3-6100 sayılı HMK'nın 326/1 maddesi gereğince davalı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerine BIRAKILMASINA,</p>

<p>4-6100 sayılı HMK'nın 330. maddesi gereğince inceleme duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,</p>

<p>5-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesince İADESİNE,</p>

<p>6-6100 sayılı HMK'nın 7035 sayılı yasanın 30. maddesiyle değişik 359/3 maddesi gereğince kararın kesin olması nedeniyle ilk derece mahkemesince taraf vekillerine TEBLİĞİNE,</p>

<p>Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda 6100 Sayılı HMK'nun 362/1-a maddesi gereğince karar tarihindeki dava değerinin 78.630,00.TL'nin altında olması nedeniyle KESİN olmak üzere 02/12/2021 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/yargi/adana-bolge-ad.jpg" type="image/jpeg" length="95878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2023/4153 E., 2023/4857 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 11.09.2023 tarihli, 2023/4153 E., 2023/4857 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/4153 E., 2023/4857 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 22. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/1477 Esas, 2021/1788 Karar<br />
HÜKÜM : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 4. Asliye Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/41 E., 2018/297 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki itirazın iptali davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildi. Tetkik hakimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip, gereği düşünüldü.</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; taraflar arasında imzalanan 27.01.2009 tarihli sözleşme uyarınca davalı şirketin 60 ay boyunca sarf malzemelerini davacıdan alacağının kararlaştırıldığını, müvekkilinin sarf malzemelerini davalı şirkete teslim ettiğini, bunlara ilişkin faturaların davalı şirkete teslim edildiğini, davalı tarafça fatura içeriine yapılmış bir itirazın olmadığını, davalı tarafça ödeme yapılmaması üzerine icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itiraz ettiğini ileri sürerek, davalının Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/18972 sayılı dosyasına itirazının iptaline ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>Davacı vekili, 15.05.2015 tarihli celsede, icra takibinde talep ettikleri faizden feragat etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili cevap dilekçesinde; yetki itirazlarının olduğunu, takip ekinde sunulan 16 adet fatura tutarı ile davada talep edilen meblağın uyuşmadığını, bu hususun davacı tarafa açıklattırılması gerektiğini, 16 adet faturaya ilişkin sevk irsaliyesinin dosyaya sunulmadığını, davacının malı teslimini ispatla yükümlü olduğunu, cari hesap şeklinde işleyen ticari ilişkide faturalara itiraz edilmemiş olmasının malın teslimi anlamına gelmediğini savunarak davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile takibe konu alacak bir miktar paraya ilişkin olduğundan alacaklının ödeme zamanındaki ikametgahı icra dairesi ve mahkemesi yetkili olduğundan icra dairesi ve mahkemenin yetkisine yönelik itirazın reddi gerektiği, taraflar arasında tanzim edilen sözleşme uyarınca davacı şirket tarafından davalıya ait ... Vatan Hastanesi'ne 60 ay boyunca tıbbi sarf malzemelerinin satışının kararlaştırıldığı, bedellerin teslim edilen her parti malzemenin fatura tarihinden itibaren 90 günlük döviz çeki ile ödeneceğinin kararlaştırıldığı, davacının dava konusu malları sözleşme kapsamında davacıya teslim ettiği, 16 adet faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olup aynı zamanda davalı tarafından vergi dairesine bildirdiği BA formlarında mevcut olduğu, bu bilgilerin davacının ticari defterlerinde de aynı şekilde kayıtlı olduğu, bu durumda davacının sözleşme kapsamında dava konusu faturalarda yer alan malları davalıya teslim ettiği, bu şekilde malların teslimine ilişkin ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği, davalının fatura bedellerini ödediğini ispatlaması gerektiği, buna ilişkin herhangi bir delil ve belge sunamadığı, davacının icra takibinde talep ettiği işlemiş faize yönelik talebinden feragat ettiği, davalı borçlunun takibe itirazını haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/18972 sayılı dosyasıyla yapılan takibe davalının vaki itirazının 131.387,05 TL euro asıl alacak yönünden iptali ile bu miktar yönünden takipteki koşullarla takibin devamına, hüküm altına alınan alacak miktarı üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, icra takibinde talep edilen işlemiş faiz talebinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; karara dayanak alınan bilirkişi raporunun eksik olduğunu, zira fatura konusu malların teslimine ilişkin kargo evrakının temini için yazılan müzekkere cevabının bir kısmı beklenmeden rapor hazırlandığını, her bir irsaliyeli fatura yönünden teslim olgusunun ayrı ayrı ispatlanması gerekirken davacı tarafça bu ispat külfetinin yerine getirilmediğini, faturaya itiraz edilmemiş olmasının ve davalı kaydına işlenmiş olmasının malın teslimi anlamına gelmeyeceğini, bilirkişi raporunda 16 adet faturadan 5 adetine ilişkin malzemenin teslimine dair dosyada bilgi belge bulunmadığı belirtilmesi karşısında, bu beş adet faturadan dolayı davanın reddi gerektiğini, salt vergi dairesine BA bildirim formlarının gönderilmiş olmasının mal teslimini ispatlamadığını, bahsedilen 5 adet fatura dışında da mal teslimi ispatlanamayan faturaların olduğunu, bunlara ilişkin kargo evrakında teslim alan bilgilerinin olmadığını, teslimatın davalı şirket dışındaki bir şirkete yapıldığını, sevkiyat tarihi ile fatura tarihinin birbirini tutmadığını, alacak likit olmadığından icra inkar tazminatına karar verilmeyeceğini, işlemiş faiz talebinin hukuka aykırı olduğunu belirterek İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile Mahkemece alınan hüküm kurmaya ve denetime elverişli bilirkişi raporuna göre takibe konu 16 adet faturanın davalı tarafın ticari defterlerinde kayıtlı olduğu, bu faturaların BA formları ile vergi dairesine bildirildiği, bu durumda davacı tarafın faturaya konu malları teslim ettiğinin kabulü gerektiği, dolayısıyla davalı tarafın, teslim aldığı malların bedelini ödediğini yazılı delile ispatlaması gerektiği, ancak davalı tarafın ödemeye ilişkin herhangi bir yazılı delil sunmadığı, bilirkişi raporunda davalı tarafın bütün itirazlarının karşılandığı, açıkça yemin deliline dayanılmadığından, Mahkemece yemin delilinin hatırlatılmadığı nazara alındığında davalı tarafça yapılan istinaf itirazlarının yerinde olmadığı, Mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılığın olmadığı gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili temyiz dilekçesinde özetle; istinaf aşamasındaki itirazlarını yinelemiş, ilaveten takip dayanağı faturaların TL cinsinden olduğunu ancak takipte yabancı para cinsi üzerinde talepte bulunulduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye konu 15 adet diyaliz makinasının davacı tarafından davalı aleyhine açılan dava sonunda davacıya iadesine karar verildiği dikkate alındığında, davacının bu makinelerden dolayı döviz karşılığı tahsil ettiği parayı döviz cinsi cihaza mahsup etmesi gerekirken, cihazın iadesinden sonra üstüne bir de döviz cinsinden alacak talep edilemeyeceğini, işlemiş faizden feragat edildiğinin dikkate alınması gerektiğini belirterek Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, cari hesap alacağına dayanan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>2. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p><br />
11.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 17:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="87770"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2023/1480 E., 2023/3493 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 04.12.2023 tarihli, 2023/1480 E., 2023/3493 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/1480 E., 2023/3493 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : ... Bölge Adliye Mahkemesi 3. Hukuk Dairesi</p>

<p>Taraflar arasındaki faturaya dayalı alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.<br />
Kararın davalı tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.<br />
Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; müvekkilinin davalı borçludaki alacağı için ... 3. İcra Müdürlüğünün 2019/2392 E. sayılı takip dosyası ile takip başlattıklarını, davalının itiraz ettiğini, bunun üzerine arabuluculuğa müracaat edildiğini, anlaşma sağlanamadığını, davaya konu alacağın mal alım satımından kaynaklanan faturaya dayalı bir alacak olduğunu belirterek, davanın kabulü ile fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik; 174.243,52 TL'nin davalının temerrüde düştüğü tarih olan 15.04.2019 tarihinden itibaren işleyecek reeskont faiziyle davalıdan tahsiline, davalının arabuluculuk görüşmelerine katılmadığı da dikkate alınarak yargılama giderleriyle vekalet ücretinin davalıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong></p>

<p>Davalı; davaya cevap vermemiş ve yargılamaya da katılmamıştır.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong></p>

<p>İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; faturanın bir sözleşme ilişkisini veya malın teslim edildiğini tek başına ispata yeterli bir araç olmadığı, ancak davacının dayandığı mal satımını içeren faturaların irsaliyeli fatura olduğu, davalının eşi ve eşinin kardeşi olan tanıklar ... ve ... tarafından malın davalı adına teslim alındığı, davalı adına çalıştıkları ve faturadaki imzaların kendilerine ait olduğu, bu durumda davacı malın teslim edildiğine dair iddiasını ispatlamış olduğu, davalının fatura bedellerinin karşılığını ödediğini ayrıca ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 174.243,52 TL alacağın 15.04.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong></p>

<p>A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı; davanın zamanaşımına uğradığını, süresi içerisinde itirazın iptali davası açılmadığını, dava açmakta hukuki yararı bulunmadığını, fatura içeriğindeki malları teslim almadığını, imzasının bulunmadığını, ... ve ... ile işçi işveren ilişkisi bulunmadığını, onları yetkilendirmesinin söz konusu olmadığını, davanın bu kişilere yönlendirilmesi gerektiğini, davacının tacir olduğunu, basiretli tacir gibi hareket etmesi gerektiğini, yetkisiz kişilere teslim edildiği kabul edilse bile bu kişilerin mal teslim almaya yetkili olup olmadıklarının araştırılmasının gerektiğini ileri sürerek, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; davalının davaya süresi içerisinde cevap vermediği, İlk Derece Mahkemesinde ileri sürülmeyen iddiaların istinaf aşamasında ileri sürülmesi mümkün olmadığı, davalının zamanaşımına yönelik istinaf itirazlarının yerinde görülmediği, davacının davaya dayanak teşkil eden faturaya konu malları davalıya teslim edildiğini ispat etmesi gerektiği, davacı tarafın delil olarak irsaliyeli faturalara dayanmış olduğu, söz konusu belgede teslim alan sıfatıyla imzası bulunan ... ve ...'ın belge tanığı sıfatıyla Mahkemece dinlenmiş olduğu ve tanıkların söz konusu belgelerdeki imzaların kendilerine ait olduğunu ve malları kendilerinin teslim aldığını, ... İnşaatın tüm işlemlerini kendilerinin takip ettiklerini, teslim aldıkları malların bedellerini peşin olarak ödediklerini, resmiyette işlerin davalının vergi kaydı üzerinden yapıldığını beyan ettiği, malların teslim edildiği dosyada mevcut irsaliyeli faturalar ve belge tanıklarının beyanlarından anlaşıldığı, faturaya konu malların teslim edildiği, ... İnşaatın davalı tarafından işletildiği, sahibinin davalı olduğu, işletmenin resmi sahibi olan davalının borçtan sorumlu olduğu, işletmenin fiilen davalı tarafından değil teslim belgesinde adı geçen ve davalının eşi ve akrabası olan ... ve ... tarafından işletildiği yönündeki savunmaya itibar edilmesinin mümkün olmadığı, davalı tarafın fatura bedellerini ödediğini ispatla mükellef olduğu, bu konuda davalı tarafın delili bulunmadığı gerekçesiyle, davalının istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı, süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili; davalı asilin istinaf dilekçesinde bildirdiği sebepleri tekrarlayarak, kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, faturaya dayalı olarak teslim edilen malların bedellerinin tahsili istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hakimin aydınlatma görevi" başlıklı 31 inci maddesi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 18.10.2022 tarihli ve 2022/710 E., 2022/7862 K. sayılı ilamının fatura konusu malların teslimi konusunda ilgili kısmı şöyledir:<br />
"...Dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6 ncı ve HMK 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir..."</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dava dosyasının incelenmesinde; davacının davalıya 30.09.2016 tarihli 77.687,66 TL bedelli, 31.08.2018 tarihli 96.555,86 TL bedelli faturaya konu malları teslim etmesine rağmen ödeme yapılmadığını ileri sürdüğü, davalının yargılamanın hiçbir aşamasına katılmadığı, delil bildirmediği, dava konusu yapılan 30.09.2016 tarihli 77.687,66 TL bedelli, 31.08.2018 tarihli 96.555,86 TL bedelli faturaların incelenmesinde ... ve ... tarafından teslim alındığı ve imzalarının olduğu, bu anlamda fatura konusu malların tesliminin yerleşmiş içtihatlar doğrultusunda yazılı belge ile ispat edildiği, hakimin davayı aydınlatma görevi kapsamında faturada teslim alan olarak imzası olanlar ... ve ...'ın tanık olarak dinlendiği, tanıkların da fatura konusu malların teslim edildiğini beyan ettiği, tanık olarak beyanına başvurulan ... ve ...'ın davalının eşi ve eşinin kardeşi olduğu, yargılamada ileri sürülmeyen hususların temyiz aşamasında ileri sürülemeyeceği anlaşıldığından davalı vekilinin tüm temyiz itirazlarının reddi gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>Davalı vekilinin yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun’un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye temyiz harcının temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>04.12.2023 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/02/yargi/yargi-tay-yeni122.jpg" type="image/jpeg" length="62974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2020/5729 E., 2021/5820 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205729-e-20215820-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205729-e-20215820-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 29/09/2021 tarihli, 2020/5729 E., 2021/5820 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/5729 E., 2021/5820 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :TİCARET MAHKEMESİ</p>

<p>Taraflar arasında görülen davada İstanbul 14. Asliye Ticaret Mahkemesi’nce bozmaya uyularak verilen 12.11.2019 tarih ve 2016/195-2019/1122 sayılı kararın Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenmiş ve temyiz dilekçesinin süresi içinde verildiği anlaşılmış olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve yine dosya içerisindeki dilekçeler, duruşma tutanakları ve tüm belgeler okunup, incelendikten sonra işin gereği görüşülüp, düşünüldü:</p>

<p>Davacı vekili, müvekkilinin davalı aleyhine faturalara dayalı cari hesap bakiye alacağının tahsili için başlatılan icra takibinin itiraz sonucu durduğunu ileri sürerek itirazın iptali ile takibin devamına ve icra inkar tazminatına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili, fatura içeriği emtianın davacı tarafından tesliminin kanıtlanması gerektiğini, sevk irsaliyelerinde imzaları bulunan kişilerin davalı şirket çalışanları olmadığını belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama, toplanan deliller ve tüm dosya kapsamına göre, usulüne uygun tutulmayan davacı ticari defter kayıt ve belgeleri ile sevk irsaliyelerinde teslim alan kişilerin davalı şirket çalışanları olmadıkları, sevk irsaliyelerindeki imzanın davalı tarafça kabul edilmediği, sadece fatura düzenlenmesi hususunun yeterli olmadığı, fatura konusu malların karşı tarafa teslim edildiğinin yazılı delille ispatlanamadığı, davacının önceki dönemlere ilişkin ticari defter kayıtları ve mal teslimi ilişkilerinin davalı ticari defterleriyle örtüştüğü tespit edilemediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.<br />
İşbu karara karşı davacı vekili temyiz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Mahkemece gerek bozma öncesi gerekse bozmadan sonra alınan rapor ve ek raporlar aynı bilirkişiden alınmış olup, bilirkişi raporu ve ek raporları Yargıtay bozma ilamı içeriğine uygun olmadığı gibi, mahkemenin ara kararlarını karşılar nitelikte olmayıp, yetersiz ve hüküm kurmaya elverişli değildir. Mahkemece 28.01.2014 tarihli celsede verilen ara kararı uyarınca bilirkişiye BA ve BS formlarını inceleme yetkisi verildiği halde bilirkişi raporlarında bu husus üzerinde durmamıştır.</p>

<p>Ayrıca uyuşmazlığa konu faturalardan 03.08.2010 tarih ve 293064 numaralı fatura, 80317 numaralı irsaliye ile yine 22.07.2010 tarih ve 292988 numaralı faturanın ise 80286 numaralı irsaliyesinde ... isim ve imzası olduğu ve bu kişinin de daha önce davacı tarafından düzenlenen dava konusu olmayan faturaların sevk irsaliyelerinde isim ve imzasının bulunduğu, irsaliyeye konu faturalardaki malların bedelinin de davalı tarafından ödendiği gözetildiğinde artık bu kişinin davalı çalışanı olduğunun anlaşılmış olmasına göre, yukarıda belirtilen 2 adet fatura ve sevk irsaliyelerindeki malı davalı adına teslim aldığının kabulü gerekir. Tüm bu nedenlerle bu fatura ve sevk irsaliyelerindeki malın teslim alınmadığının ispat yükü davalıya aittir.</p>

<p>Mahkemece davacı ve davalının kayıtlı bulunduğu Vergi Dairesine yazı yazılarak davaya konu 03.08.2010 tarih ve ... numaralı fatura, 27.07.2010 tarih ve v fatura, 24.08.2010 tarih ve... numaralı fatura ve 01.09.2010 tarih ve ...numaralı 4 adet faturaların BA ve BS formlarının bulunup bulunmadığı sorularak gelen yazı cevabı ve yukarıda belirtilen konularda dosya yeni bir bilikişiye tevdi edilerek icra takip tarihi itibariyle tarafların alacak ve borç durumlarının tespit edilerek varılacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Mahkemece yetersiz bilirkişi rapor ve ek raporları dikkate alınarak, eksik incelemeye dayalı dosya kapsamındaki delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucu yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle hükmün davacı yararına BOZULMASINA, ödediği peşin temyiz harcının isteği halinde temyiz edene iadesine, 29/09/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205729-e-20215820-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitadyayd1.jpg" type="image/jpeg" length="89189"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sakarya BAM 7. Hukuk Dairesi'nin 2024/1586 E., 2026/276 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-20241586-e-2026276-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-20241586-e-2026276-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi'nin 16.02.2026 tarihli, 2024/1586 E., 2026/276 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.<br />
SAKARYA<br />
BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ<br />
7. HUKUK DAİRESİ</strong></p>

<p><strong>DOSYA NO : 2024/1586<br />
KARAR NO : 2026/276</strong></p>

<p><strong>T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A<br />
İ S T İ N A F K A R A R I</strong></p>

<p>BAŞKAN :... (...)<br />
ÜYE :... (...)<br />
ÜYE :... (...)<br />
KATİP :... (...)</p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ<br />
TARİHİ :08/05/2024<br />
NUMARASI :2023/756 Esas - 2024/372 Karar</p>

<p>DAVACI :VOESTALPİNE HİGH PERFORMANCE METAL ANONİM ŞİRKETİ - ...<br />
VEKİLİ :Av. ...<br />
DAVALI :... ÇELİK SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ...<br />
VEKİLİ :Av. ...<br />
DAVA :İtirazın İptali (Ticari Satımdan Kaynaklanan)<br />
DAVA TARİHİ :28/09/2023</p>

<p>KARAR TARİHİ :16/02/2026<br />
KR. YAZIM TARİHİ :16/03/2026<br />
İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda;</p>

<p><strong>GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p><strong>TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ:</strong></p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Voestalpine High Performance Metal Anonim Şirketinin metal sektöründe faaliyet gösterdiğini, bu kapsamda performans çeliği üretmekte ve ısıl işlem, desen, kaplama, stok ve kesim gibi hizmetler sunduğunu, davalı Z Çelik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketinden davalı şirketin ürün ve hizmet tedarikinde bulunduğunu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında oluşan davacı şirketin alacağının davalı şirket tarafından ödenmediğini, davacı şirketin davalı şirketten alacaklı olduğu 2.735,56-Euro tutarındaki alacağının tahsili amacıyla, icra takibi başlatıldığını, davalı şirketin itiraz ettiğini, davalı şirket vekili tarafından Gebze İcra Dairesine sunulan itiraz dilekçesinde Gebze İcra Dairelerinin yetkisine itiraz edildiğini ancak davacı şirketin takibe konu alacağı para borcu olup TBK'nın 89. maddesinin 1. fıkrası 1. bendi uyarınca para borçları götürülecek borçlardan olup ifa yeri alacaklının yerleşim yeri ve takibe konu borç para borcu olduğundan ifa yerinin davacının şirket adresi olduğunu, davalı şirketin davacı şirkete borçlu olduğunu, davalı şirket tarafından alınan ürün ve hizmet tedariki kapsamında davacı şirkete ödeme yapıldığını ancak bakiye dava konusu borcun ödenmediğini, davalı şirketin Gebze İcra Dairesinin 2023/23558 Esas numaralı dosyasına yapmış olduğu itirazın iptali ile takibin devamına ve %20'den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı hakkında Gebze İcra Dairesinin 2023/23558 Esas sayılı dosyası üzerinden girişilen icra takibine vaki borca itirazımız üzerine davacı-alacaklı tarafından açılmış bulunan işbu itirazın iptali davası haksız ve hukuken mesnetsiz olup reddine karar verilmesi gerektiğini, alacak davalarının döviz cinsinden veya dövize endeksli taleplerle açılması mümkün olmadığından bu nedenlerle davanın usulden reddine karar verilmesi gerektiğini, taraflar arasında kur farkı ödemesi konusunda sözleşme bulunmamakta olduğunu, ayrıca aralarında bu yönde bir uygulama da mevcut olmadığını, bahsi geçen ticari ilişkiden kaynaklanan borç ödendiğini, davalı hakkında açılmış bulunan itirazın iptali davasının reddine, takibinde haksız ve kötü niyetli oları alacaklı hakkında takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere tazminata mahkum edilmesine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ:</strong></p>

<p>İlk derece mahkemesince; "... 1-Davanın KABULÜNE,</p>

<p>Davalı borçlunun Gebze İcra Müdürlüğü'nün 2023/23558 Esas sayılı dosyasına yaptığı itirazın iptaline, takibin devamına,</p>

<p>2-Davalı borçlu itirazında haksız olduğundan takip konusu asıl alacağın (80.708,32.-TL) %20'si olan 16.141,66.-TL icra inkar tazminatına mahkum edilmesine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur.</p>

<p>İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.</p>

<p><strong>İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ:</strong></p>

<p>Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; alacaklı ile davalı arasındaki ticari ilişkinin dövizle işlem yapma yasağı kapsamında olduğunu ve istisnalar kısmına girmediğini, taraflar arasında kur farkına ilişkin herhangi bir sözleşme yahut teamülün mevcut olmadığını, fatura üzerinde yer alan genel açıklamalar başlıklı kısımda yer alan hususlar faturaya itiraz edilmediği gerekçesiyle kabul edilmiş sayılamayacağını, davalının faturaya ilişkin borcun tamamını çekle ödediğini ve hiçbir borcu kalmadığını, çekle yapılan ödemelerde kur farkı istenemeyeceğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur.</p>

<p>Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının aksine taraflar arasındaki satım sözleşmesinin Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında Kanun’un istisnaları arasında yer aldığını, davalı şirketin kur farkı talep edilemeyeceğine ilişkin iddiasının huzurdaki dava ile ilgisi bulunmadığını, zira dava konusu ödenmeyen asıl alacak miktarına ilişkin olduğunu, davalı şirketin çek ile ödeme yapıldığı gerekçesi ile kur farkı talep edilemeyeceği yönündeki iddiasının hukuka aykırı olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>DELİLLER:</strong>Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/05/2024 tarih, 2023/756 Esas - 2024/372 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı.</p>

<p><strong>DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:</strong></p>

<p>Dava; faturadan kaynaklanan alacak için başlatılan takibe yapılan itirazın iptali istemine ilişkindir.<br />
İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur.<br />
İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.</p>

<p>Dosyanın incelemesinde; davacı tarafından, davalıya ticari ilişkiden kaynaklı alacakları nedeniyle fatura düzenlendiği, faturanın Euro para birimi üzerinden düzenlendiği, davalının faturalara konu borçlarını vadesi geçtikten sonra ve fiili ödeme tarihindeki kurdan farklı olarak ödemesinden kaynaklı olmak üzere faturaların Euro olarak ödenmemesi ve geç ödenmesi iddiasıyla bu bedelin tahsili için davacı tarafından davalı aleyhine Gebze İcra Dairesinin 2023/23558 Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığı, başlatılan takibe davalı tarafından itiraz edildiği, itiraz üzerine duran takibin devamı için eldeki davanın açıldığı, ilk derece mahkemesince açılan davanın kabulüne karar verildiği, verilen karara karşı davalı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır.<br />
Dosya arasına alınan Gebze İcra Dairesinin 2023/23558 Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine ticari ilişkiden kaynaklı 2.735,56 EURO alacağın tahsili istemiyle takip başlatıldığı, ödeme emrinin tebliğ edildiği ve borçlu vekilince dilekçe ile borçları olmadığından bahisle itirazda bulunulduğu görülmüştür.,</p>

<p>Kur farkı alacağının talep edilebilmesi için taraflar arasında sözleşme bulunması yahut faturaya konu malların döviz karşılığı satılması gerekir. Yabancı para üzerinden kurulan temel ilişkide fatura tarihindeki kur ile ödeme tarihindeki kur arasındaki farkın istenebilmesi için uygulama ya da teamül aranmaz ( Yargıtay 19. HD. 13/03/2019 tarih, 2018/1227 2019/1611 K.). Diğer yandan yabancı para borcu çek ile ödendiğinde kural olarak kur farkı talep edilemez (" Davacı tarafından düzenlenen faturaların Amerikan Doları cinsinden olduğu görülmekle kural olarak kur farkı istenebilmesi mümkün ise de; dava konusu uyuşmazlıkta davalının çekle ödemede bulunduğu hususunda bir ihtilaf bulunmamaktadır. Çek bir ödeme vasıtası olup, döviz üzerinden düzenlenmesi mümkün olduğu gibi, bedel hanesi verildiği andaki döviz satış kuru üzerinden hesap edilerek de doldurulabilir. Buna rağmen, ödemeyi Türk Lirası üzerinden çek olarak kabul eden davacının bu aşamadan sonra kur farkı isteyemeyeceğinin kabulü gerekirken..." Yargıtay 19. HD. 13/03/2019 tarih, 2018/1227 2019/1611 K.).</p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 08.12.2020 tarih, 2020/2682 Esas, 2020/5731 Karar sayılı kararında; "Dava, kur farkı ve cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili istemine ilişkindir. Taraflar arasındaki sözleşmede kararlaştırılan bedel yabancı para cinsinden olup, davacı, alacağının tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almış olmakla, çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı talep edemez. Davacı tüm alacağının bu bedel üzerinden ödenmesini kabul etmiş bulunmaktadır. Bu nedenle davanın reddi gerekirken, yanılgılı gerekçe ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir." demiştir.</p>

<p>Benzer bir uyuşmazlıkta Yargıtay 6. HD.,04/07/2023 T., 2022/3477 E., 2023/2592 K. Sayılı kararında "Davacı yüklenici tarafından 11.04.2018 tarihinde iki adet ve 27.04.2018 tarihinde iki adet olmak üzere düzenlenen faturaların toplam tutarı 1.300.447,50 TL'dir. Davalı iş sahibince bu faturalar karşılığında davacıya 686.103,12 TL ve 614.344,38 TL olmak üzere toplam 1.300.447,50 TL bedelli iki adet çek verilmiştir. Görüldüğü üzere davacıya verilen çeklerin bedeli faturalar ile uyumludur. Çekler ifa yerine geçmek üzere verilmiştir. Davacının çekleri teslim alırken herhangi bir ihtirazi kayıtta bulunduğu iddia ve ispat edilmiş değildir. Bu durumda davacıya çek ile yapılan ödemeler ifa yerine geçen ödeme mahiyetinde olduğundan davacının kur farkı adı altında bir talepte bulunamayacağı gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması gerekmiştir."<br />
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K.sayılı kararında, "....Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda faturalara ( bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir ) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği ve karşı tarafça TTK.nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceğine " yönünde içtihatları birleştirmiştir.</p>

<p>Davacının düzenlediği faturalar üzerinde "Döviz olarak kesilmis faturalarımızda, ödeme vadesi dolduğunda tahsilat ödeme tarihindeki döviz efektif satıs kuru karsılığı TL olarak yapılır." ibaresi bulunmaktadır.</p>

<p>Eldeki davada; davacının 12.144,75-Euro fatura düzenlediği, fatura tarihindeki karşılığını 244.320,86-TL olarak gösterdiği, davalının 244.320,79-TL çek ödemesi ile ödeme yaptığı görülmektedir. Bu durumda uyuşmazlığın yukarıda yer verilen İçtihadı Birleştirme Kararı ve Yargıtay kararları doğrultusunda çözüme kavuşturulması gerekmektedir. Davacının dava konusu faturanın üzerine "Döviz olarak kesilmis faturalarımızda, ödeme vadesi dolduğunda tahsilat ödeme tarihindeki döviz efektif satıs kuru karsılığı TL olarak yapılır." ibaresini yazması, bu hükmü taraflar arasında bir sözleşme hükmü haline getirmez. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K.sayılı kararında belirtildiği üzere sekiz gün içerisinde faturaya itiraz edilmemesi yalnızca fatura münderecatının kesinleşmesini sağlar. Bu hükmü bir sözleşme maddesi haline getirmez. Ayrıca fatura içeriğindeki bu ibare kur farkı istenebileceğine ilişkin kaydın farklı bir biçimde yazıya dökülmesi halini teşkil etmektedir. Taraflarca kur farkı istenebileceği değerlendirilse dahi, taraflar arasında tek fatura bulunduğu, faturanın hem yabancı para ile, hem de Türk Lirası ile düzenlendiği, davalı tarafından ödemenin fatura üzerinde gösterilen Türk Lirası üzerinden çek ile gerçekleştirildiği, davacının ticari defterlerinde davacının davalıdan ticari ilişki nedeniyle olan alacağını çek ile kabul ettiği, davacının çekleri teslim alırken herhangi bir ihtirazi kayıtta bulunmadığı, davacıya çek ile yapılan ödemeler ifa yerine geçen ödeme mahiyetinde olduğu (Yargıtay 6. HD.,04/07/2023 T., 2022/3477 E., 2023/2592 K.) bu durumda davacının TBK'nın 99. maddesi uyarınca ödemeleri Türk Lirası olarak kabul ettiği, davacının alacağının tahsili için davalı tarafından verilen TL cinsinden düzenlenen çekleri teslim almış olmakla, çekin bir ödeme aracı olması nedeniyle çek üzerindeki bedel dışında herhangi bir kur farkı isteyemeyeceği değerlendirildiğinden, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bu nedenle kaldırılması ve davanın reddine karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle; davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, yerel mahkemenin kararının kaldırılmasına dosyada toplanacak başkaca delil bulunmadığı anlaşıldığından ve yeniden yargılama yapılmasını gerektirir bir husus da bulunmadığından; dairemizce davanın esası hakkında HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince hüküm kurulmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>H Ü K Ü M</strong>: Yukarıda gerekçesi açıklandığı üzere ;<br />
1-Davalının ilk derece mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle ESASTAN KABULÜNE, Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/05/2024 tarih, 2023/756 Esas - 2024/372 Karar sayılı kararının HMK'nın 353/1-b.2 maddesi gereğince, KALDIRILMASINA,</p>

<p>YENİDEN YARGILAMA YAPILMASI GEREKMEDİĞİNDEN AŞAĞIDAKİ ŞEKİLDE HÜKÜM KURULMASINA,</p>

<p>a)Davanın REDDİNE,</p>

<p>b)Alınması gerekli 732,00-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 942,62-TL harçtan mahsubu ile fazla yatırılan 210,62-TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde ilk derece mahkemesince davacıya iadesine,</p>

<p>c)Davalı tarafça yapılan yargılama gideri olmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına,</p>

<p>ç)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>d)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine,</p>

<p>e)Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde ilk derece mahkemesince yatıran tarafa iadesine,</p>

<p>f)6325 sayılı HUAK'ın 18/A-11 maddesi uyarınca, suçüstü ödeneğinden karşılanan 3.120,00-TL arabuluculuk giderinin davacıdan alınarak hazineye irat kaydına,</p>

<p>2-İstinaf incelemesi yönünden harç ve yargılama masrafları;</p>

<p>a)İstinaf kanun yoluna başvuru harcının hazineye irat kaydına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>b)İstinaf karar harcının talep halinde ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,</p>

<p>c)Davalı tarafından yapılan 1.169,40-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ile 394,00-TL posta masrafının davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine,</p>

<p>ç)İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,</p>

<p>d)Davalının yatırdığı istinaf gider avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca ilk derece mahkemesince davalıya iadesine,</p>

<p>e)Kararın, 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine,</p>

<p>İlişkin; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 362. maddesi uyarınca KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.16/02/2026</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-20241586-e-2026276-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/08/yargi/sakarya-bolge-adliye-mahkemesi.jpg" type="image/jpeg" length="19782"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/1293 E., 2024/3188 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241293-e-20243188-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241293-e-20243188-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 24.04.2024 tarihli, 2024/1293 E., 2024/3188 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/1293 E., 2024/3188 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ticaret Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/836 Esas, 2022/330 Karar<br />
HÜKÜM : Kısmen kabul</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Mahkemece davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararın davacı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Dairece Mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili tarafından Dairece verilen kararın düzeltilmesi istenilmiş olmakla; kesinlik, süre ve diğer usul eksiklikler yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, karar düzeltme dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili; müvekkilinin davalıya muhtelif tarihli faturalar tahtında mal satıp sevk irsaliyeleriyle teslim ettiğini ancak davalının faturalara konu borcu ödemediği gibi gönderilen cari hesap ekstresine de cevap vermediğini, bunun üzerine sözü edilen alacağın tahsili amacıyla davalı aleyhine ilamsız icra takibi yaptıklarını, takibin, davalının itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı şirket cevap dilekçesi sunmamıştır.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava, faturaya dayalı alacak iddiasından kaynaklandığından alacaklı olduğunu ispat külfeti davacıda olduğu, davalının, davaya cevap vermediğinden davayı inkar etmiş sayılması gerektiği, incelenen davacı ticari defterleri usulüne uygun tutulmadığından sahibi lehine delil olma vasfını taşımadığı, davacının, icra takibinde, bir kısım faturalara ve dayanağı teslim belgelerine dayandığı, bu belgelerdeki imzaların davalıya ait olup olmadığı hususunda meşruhatlı davetiye tebliğine rağmen davalının beyanda bulunmadığı, bu nedenle bu teslim belgelerine dayanan faturalardaki alacağın sabit olduğunun kabul edildiği, davacı tarafından 13 adet toplam 230.255,03 TL bedelli faturanın 221.129,84 TL'lik kısmının icra takibine konu edildiği, bu faturalardan 20.04.2009 tarihli 6.181,90 TL tutarlı olan faturanın fiyat farkı faturası olduğu, zikredilen faturada davalı imzasının bulunmaması ve taraflar arasında fiyat farkı faturası düzenleneceğine dair anlaşma veya teamül olduğunun ispatlanamaması sebebiyle bu fatura tutarının davacı alacağı olarak kabul edilmediği, keza 23.07.2009 tarihli 9.119,63 TL tutarlı faturada da davalı imzası olmadığından bu fatura tutarının da davacı alacağı olarak kabul edilmediği, bu iki fatura haricindeki 11 faturanın irsaliyelerinde imza bulunduğundan ve yukarıda açıklandığı üzere bu imzaların davalıya ait olduğu kabul edildiğinden davacının bu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunun kabul edildiği, davacının ticari defterleri usulune uygun tutulmadığı için 2008 yılından devreden bakiyenin alacak olarak kabul edilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı doğrultusunda dava konusu faturalarla ilgili yapılan inceleme sonucunda davacının dava konusu faturalardan dolayı alacağının 214.953,50 TL olduğu, davacı defterlerinde 174.758,64 TL davalı ödemesinin kayıtlı olduğu, dolayısıyla davacı alacağından bu ödemelerin düşülmesi gerektiği, yapılan mahsup neticesinde davacı alacağının 40.194,86 TL olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibe vaki itirazın 40.194,86 TL bakımından iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuran<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Yargıtay Kararı<br />
Dairenin 24.10.2023 tarihli ve 2022/6915 E., 2023/6120 K. sayılı kararıyla, mahkeme kararının onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR DÜZELTME</strong><br />
A. Karar Düzeltme Yoluna Başvuran<br />
Dairenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili karar düzeltme isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Karar Düzeltme Sebepleri<br />
Davacı vekili; davalının, verilen kesin süreye rağmen ticari defterleri sunmadığını, usulüne uygun isticvap davetiyesine de iştirak etmediğini, bu nedenle takibe konu edilen faturaları kabul etmiş sayılması gerektiğini, Mahkemece, müvekkilinin 2008 yılından devreden 174.139,06 TL alacağının kabul edilmemesinin doğru olmadığını, Mahkemece, 23.07.2009 tarihli 9.119,63 TL bedelli fatura için düzenlenen 23.07.2009 tarihli sevk irsaliyesinde imza bulunmadığından bahisle bu faturaya konu alacağın ispatlanamadığı sonucuna ulaşılmış ise de uygulamada, faturanın irsaliye faturası olması halinde mutlaka faturanın düzenlendiği müşterinin veya vekilinin imzasının alındığı, söz konusu fatura incelendiğinde, bahsedilen bu teamüle uyularak imza alındığının görülebileceği, faturanın altındaki imza incelendiği takdirde ise diğer faturaların altındaki imza ile aynı olduğunun ve taraflar arasında yıllardır devam eden ticari ilişki gereğince hep aynı kişiye teslimat yapıldığının tespit edilebileceğini, söz konusu faturanın en azından yazılı delil başlangıcı olarak kabul edilip müvekkiline tanık dahil her türlü delille ispat olanağı tanınması gerektiğini, bunun yanında, Mahkemece, davalının, anılan faturayı ilgili Vergi Dairesine bildirilip bildirilmediğinin araştırılmamasının da doğru olmadığını, kararın usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kararın düzeltilmesini ve Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, faturaya dayalı alacak istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 440 ıncı ve 442 nci maddeleri, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 67 nci maddesi.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere göre, davacı vekilinin 1086 sayılı Kanun’un 440 ıncı maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme isteminin reddi gerekir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin karar düzeltme isteminin 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesi gereğince REDDİNE,</p>

<p>Aşağıda yazılı bakiye 328,85 TL karar düzeltme ret harcının ve 3506 sayılı Yasa ile değiştirilen 1086 sayılı Kanun'un 442 nci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca takdiren 2.505,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazine'ye gelir kaydedilmesine,</p>

<p>24.04.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241293-e-20243188-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargitay-logo1.jpg" type="image/jpeg" length="68589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2024/6090 E., 2025/3953 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20246090-e-20253953-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20246090-e-20253953-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 03.06.2025 tarihli, 2024/6090 E., 2025/3953 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>11. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/6090 E., 2025/3953 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/942 Esas, 2024/319 Karar<br />
KARAR : Esastan ret</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>KARAR<br />
I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 89/1 hükmü gereğince para borçlarının, alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edeceğini, para alacağının ifa yeri olan sicile kayıtlı adresinin bulunduğu Dörtyol İcra Dairesinin işin esasını incelemeye yetkili olduğunu, kanun hükmü gereğince faturalara 8 günlük yasal süre içerisinde itiraz etmeyen tacirin mal bedelinin ödenmediğini kabul etmiş olacağını ve ödeme savunmalarının yazılı deliller ile ispat edilmesi gerektiğini, faturanın akdin ifası ile ilgili bir belge olduğunu, faturanın yalnızca düzenleyeni değil kanuni süresi içerisinde faturaya itiraz etmeyen karşı tarafı da bağlayıcı bir nitelik kazandığını, fatura içeriğinin aksinin ancak yazılı delil ile ispat edilebileceğini, kötüniyetli borçlunun faturada belirtilen malların bedelini ödememek için kendi defterine kaydetmemesinin onu hukuki sorumluluktan kurtarmayacağını, icra takibine konu faturaların elektronik ortamda oluşturularak muhatabına iletildiğini, herhangi bir itiraza uğramadığını, e- faturanın muhatap tarafından kabul edilerek onay verildiğini, borçlunun Dörtyol 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/113 D.İş sayılı ihtiyati haciz dosyasına sunduğu itiraz dilekçesinde faturaların kendilerine tebliğ edildiğini kabul ettiğini, mal alışlarına ilişkin Katma Değer Vergisi (KDV) beyannamelerinin her ayın 24'üne kadar, 5.000,00 TL'nin üzerindeki alımlar için hazırlanan BA formunun ise takip eden ayın son gününe kadar bağlı bulunan vergi dairesine beyan edildiğini, davalı tarafından sunulan KDV beyannamesinde müvekkilinden alınan malın KDV'sinin mahsup edilmiş olmasına rağmen daha sonra düzeltme yapılarak kayıtlardan çıkartıldığını, BA formunun ise yasal süresi içerisinde boş olarak beyan edildiğini, takiplerinden haberdar olan davalının 10 günlük düzeltme süresi içerisinde yeni bir beyanname vererek müvekkili ile ticari ilişkisini gizlemeye çalıştığını, davalının akdi ilişkiyi dahi inkar ederek yapılan takibe itiraz edip alacaklarına kavuşmalarını engellemeye çalışması nedeniyle müvekkilinin zarara uğrayacağının açık olduğunu ileri sürerek icra takibine yapılan itirazın iptali ile % 20'den aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkum edilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı cevap dilekçesinde; yetkili mahkemenin Diyarbakır Mahkemeleri olduğunu, faturalar incelendiğinde faturaların davacı tarafça tek taraflı olarak düzenlendiğinin ve müvekkili şirketin ticari kayıtlarında hiçbir şekilde bulunmadığının görüleceğini, icra takibine dayanak faturalar incelendiğinde var olduğu iddia edilen borcun aranılacak borçlardan olduğunu, taraflar arasında herhangi bir sözleşmenin bulunmadığını, ticari defterlerde kaydının olmadığını, müvekkili şirketin davacı tarafa hiçbir borcu bulunmadığını, dava dilekçesi ekindeki faturaların muaccel bir alacağın varlığını hiçbir şekilde ispatlamadığını, taraflara ait BA-BS formlarında davaya konu faturaların bulunmadığının görüldüğünü, müvekkili şirketin davaya konu faturalarda belirtilen inşaat demiri ürünlerini teslim almadığı için davaya konu faturaların müvekkilinin BA-BS formlarında yer almadığını, faturaların altında yazılı sevk irsaliyelerinin müvekkili şirket yetkililerince teslim alınmadığını, müvekkili şirket yetkililerinin teslim ve kabule dair bir imzaları olmadığını, karşı tarafın e- faturaya konu malları müvekkili firmaya göndermediğini, müvekkili şirket kayıtlarında bu mallar müvekkiline teslim edilmediği için hiçbir evrak veya kayıtın da mevcut olmadığını, faturanın içeriğine 8 gün içerisinde itirazda bulunulmadığı takdirde sadece faturada belirtilen verilerin doğru olduğu karinesinin doğacağını, bu durumdan faturanın verilmesine neden olan iş veya hizmetin de yapılmış olduğunun kabul edildiğinin anlaşılamayacağını, uyuşmazlık halinde işin yapılmış olduğunun kanıtlanmasının gerektiğini savunarak davanın reddi ile davacının alacağın % 20'sinden aşağı olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkum edilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile bilirkişi tarafından hazırlanan rapora göre, davacının, davalı taraftan alacaklı olmadığı, .. ..... Vergi Dairesinin davalının düzeltme beyanı vermediğini bildirdiği, Dörtyol Vergi Dairesinin gönderdiği yazı ekinde gönderilen BS karşılaştırma formu üzerinde yaptığı incelemede şirketin BA formunda davacının tek taraflı olarak BS formunda beyan ettiği satışları beyan etmedikleri ve B formlarının karşılıksız kaldıklarının görüldüğü, takip konusu faturaların tek taraflı olarak sadece davacı tarafından düzenlendiği, düzenlenen faturaların sonuç belgesi olduğu, sürece dair bilgi ve belgenin bulunmadığı, BS, BA formlarının bu satışı doğrulamadığı, bahse konu olan malların teslim edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiş, hüküm davacı vekilince istinaf edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile faturaya tebliğ tarihinden itibaren sekiz gün içinde (mücerret) itiraz edilmemiş olması hâlinin, o faturada yazılı malın alıcıya daha önce teslim edilmiş olduğu anlamına gelmediği, satıcının faturada yazılı malı alıcıya veya kanuni temsilcisine teslim ettiğini ayrıca ispat etmesi gerektiği, davacı tarafından, takibe dayanak teşkil eden 2 adet fatura bedelinin davalı tarafından ödenmediğinin iddia edildiği, davalı tarafından, akdi ilişkinin kabul edilmediği, bu nedenle fatura konusu malların teslim edildiğinin ispat yükünün davacıda olduğu, davalıya ait ticari deftefterlerde dava konusu faturalara ilişkin bir kayıt bulunmadığı gibi, faturaların BA formu ile de vergi dairesine beyan edilmediği, dava konusu faturaların davacı defterlerinde kayıtlı olmasının tek başına alacağın ispatı için yeterli olmadığı, her ne kadar davacı tarafından, davalının BA formunda düzeltme yapıp, kendi lehine kayıt oluşturduğu ve dosyaya celp edilen kayıtların düzeltme sonrası oluşturulan kayıtlar olduğu ileri sürülmüş ise de, İlk Derece Mahkemesince, dava konusu fatura tarihleri belirtilmek suretiyle ilgili vergi dairesine müzekkere yazılarak, davalının BA formunda düzeltme yapıp yapmadığı hususunun sorulduğu ve vergi dairesi tarafından, ilgili faturaların beyan edilmediğinin ve düzeltme işlemi yapılmadığının belirtildiği, davacı tarafından, faturalarda yazılı malların davalıya teslim edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiş, karar davacı vekilince temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Dava ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, faturadan kaynaklanan borcun ödenmesi amacıyla başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Yapılan yargılama ve saptanan somut uyuşmazlık bakımından uygulanması gereken hukuk kuralları gözetildiğinde İlk Derece Mahkemesince verilen kararda bir isabetsizlik olmadığının anlaşılmasına göre yapılan istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (HMK) 353/1-b(1) hükmü uyarınca Bölge Adliye Mahkemesince esastan reddine ilişkin kararın usul ve yasaya uygun olduğu kanısına varıldığından Bölge Adliye Mahkemesi kararının onanmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ: </strong>Yukarıda açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin temyiz itirazlarının reddi ile Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın HMK'nın 370/1 hükmü uyarınca ONANMASINA, aynı Kanun'un 372. maddesi uyarınca işlem yapılmak üzere dava dosyasının İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine, 03.06.2025 tarihinde kesin olarak oy birliğiyle karar verildi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20246090-e-20253953-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/yargi/yargi-tay-yeni1222010kkaa.jpg" type="image/jpeg" length="57538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ticari Satımda Teslimin İspatı ve İrsaliye]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ticari-satimda-teslimin-ispati-ve-irsaliye-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ticari-satimda-teslimin-ispati-ve-irsaliye-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ömer KORAK yazdı...]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ticari davalarda ispat usulü ve delil ikamesi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun (TTK) 4. maddesinin 2. fıkrası uyarınca temelini Hukuk Muhakemeleri Kanunu’ndan (HMK) almaktadır. Söz konusu düzenleme gereği, ticari uyuşmazlıklar ile genel hukuk davaları arasında delil kuralları yönünden bir paralellik bulunsa da, tacir olmanın getirdiği fatura düzenleme ve tebliğ etme yükümlülüğü, bu sürece ticari hayatın dinamiklerine uygun özel bir hukuki nitelik kazandırmaktadır.</p>

<p>Bu çalışma, ticari satım sözleşmelerinde özel bir ispat vasıtası olan faturanın ispat kuvvetini ve hukuk aleminde doğurduğu sonuçları incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında öncelikle fatura kavramı ve TTK m. 21 çerçevesinde faturaya itiraz edilmemesinin kapsamı irdelenmiş; ardından "teslim" olgusunun ispatında faturanın yetersiz kaldığı noktalar ile imzalı sevk irsaliyesinin sahip olduğu güç ele alınmıştır.</p>

<p>Yazımızın temel odağını, faturanın akdi ilişkinin varlığına delil teşkil etmesine rağmen, fiziki teslimatın kanıtlanmasında ispat yükünün taraflar arasındaki dağılımı oluşturmaktadır. Yararlı olmasını temenni ederiz.</p>

<p>● <strong>Faturanın Hukuki Niteliği ve TTK Madde 21 Kapsamı</strong></p>

<p>Ticari hayatta fatura, kural olarak bir borç doğurucu belge veya yapılan satışın içeriğini gösteren bir vesika niteliğindedir. TTK 21/2 maddesi uyarınca; bir fatura alan kişi, aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde içeriğine itiraz etmezse, faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır.</p>

<p><u>Ancak bu kabulün hukuki sınırı net çizilmelidir;</u></p>

<p>8 günlük sürede itiraz edilmemesi; fiyat, miktar ve malın cinsi gibi hususlarda mutabık kalındığına dair bir karine oluşturur. Faturaya itiraz edilmemiş olması, o faturada yazılı malların alıcıya fiziken teslim edildiği anlamına gelmez. <strong>Teslim, maddi bir vakıadır ve fatura karinesinin dışındadır.</strong></p>

<p><i>"<u>Dolayısıyla faturaya sekiz gün içinde itiraz edilmemesi durumunda faturanın olağan içeriği dışında kalan konular bakımından 6102 sayılı Kanun'un 21/2 maddesinde öngörüldüğü şekilde ispat yükü yer değiştirmiş olmaz</u>. Yani sözleşmeye aykırı şekilde düzenlenen faturaya itiraz edilmemesi aleyhe sonuç doğurmayacak ve faturadaki bedelin kesinleşmesine neden olmayacaktır."<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-20232950-e-20241852-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong> Yargıtay, 6. Hukuk Dairesi, E. 2023/2950, K. 2024/1852, T. 30.05.2024</strong></a></i></p>

<p><i>"takip konusu faturaların <strong>tek taraflı olarak sadece davacı tarafından düzenlendiği</strong>, düzenlenen faturaların sonuç belgesi olduğu, sürece dair bilgi ve belgenin bulunmadığı, BS, BA formlarının bu satışı doğrulamadığı, bahse konu olan malların teslim edildiğinin ispatlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine, davacı aleyhine kötüniyet tazminatına hükmedilmesine yer olmadığına karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20246090-e-20253953-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/6090, K. 2025/3953, T. 03.06.2025</a></strong></i></p>

<p><i>"Fatura tek başına alacağın varlığına delil olmaz ve yine davalının da söz konusu faturaların altında yer alan teslim alan kısmında imzası bulunmamaktadır. <strong>Bu durumda dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup, ancak TMK 6. ve HMK. 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir.</strong> Dosyaya ibraz edilen faturalar malın teslim edildiğini göstermez. Davacı yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmelidir. Dava dosyasında yer alan servis fişlerinden LED TV’ye ilişkin olan servis fişi incelendiğinde; davalının imzasının yer almadığı anlaşılmaktadır. Yine dava konusu yapılan buzdolabı, saç düzleştirici ve elektrik süpürgesi bakımından teslim belgesi ve birbirini doğrulan servis fişleri de bulunmamaktadır. <u>Mahkemece, dava konusu yapılan ürünlerin davalıya tesliminin yasal delillerle ispatlanamadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken</u> yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/itirazin-iptali-istemi-faturanin-delil-niteligi" rel="dofollow">Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/7253, K. 2021/12178, T. 29.11.2021</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Fatura Üzerine Yazılan Kayıtların Geçerliliği</strong></p>

<p>Satıcıların fatura üzerine tek taraflı olarak düştüğü "Mallar eksiksiz teslim edilmiştir" veya "Ödeme nakden alınmıştır" gibi ibareler, kural olarak tek taraflı beyan niteliğindedir. Alıcının veya yetkili temsilcisinin imzasıyla onaylanmamış bir not, alıcıyı bağlamaz. Bu tür kayıtlar bazen bir delil başlangıcı teşkil etse de, karşı tarafın teslim almadığına dair savunmasını çürütmek için tek başına kesin delil vasfı taşımaz.</p>

<p>Burada dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise faturaya yazılan vade farkıdır. Faturaya vade farkı uygulanacağına ilişkin bir ibare konulması mümkündür. Ancak karşı taraf buna uymaz ise, <strong>faturayı süresinde kabul etmiş olsa bile,</strong> vade farkı yazısında yazılı faiz oranını kabul ettiği anlamına gelmez. <u>Vade farkının alınması <strong>sözleşme</strong> ile mümkündür.</u></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Yargıtay İçtihadı Birleştirme Genel Kurulu'nun 27/06/2003 tarih ve 2001/1 E., 2003/1 K.sayılı kararında, ‘... Taraflar arasında yazılı şekilde yapılmamış olmakla birlikte geçerli sözleşme ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda <strong>faturalara (bedelin belli bir sürede ödenmemesi halinde vade farkı ödenir) ibaresinin yazılarak karşı tarafa tebliği</strong> ve karşı tarafça TTK.nun 23/2. maddesi uyarınca sekiz gün içinde itiraz edilmemesi halinde bu durum sadece fatura münderecatının kesinleşmesi sonucunu doğurup vade farkının davalı yanca kabul edildiği ve istenebileceği anlamına gelmeyeceğine’ yönünde içtihatları birleştirmiştir.”</i><a href="https://www.hukukihaber.net/sakarya-bam-7-hukuk-dairesinin-20241586-e-2026276-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi, E. 2024/1586, K. 2026/276, T. 16.02.2026</strong></a></p>

<p><i>"davacı tarafından 13 adet toplam 230.255,03 TL bedelli faturanın 221.129,84 TL'lik kısmının icra takibine konu edildiği, bu faturalardan 20.04.2009 tarihli 6.181,90 TL tutarlı olan <strong>faturanın fiyat farkı faturası olduğu</strong>, zikredilen faturada davalı imzasının bulunmaması ve <strong><u>taraflar arasında fiyat farkı faturası düzenleneceğine dair anlaşma veya teamül olduğunun ispatlanamaması sebebiyle</u></strong><u> bu fatura tutarının davacı alacağı olarak kabul edilmediği</u>, keza 23.07.2009 tarihli 9.119,63 TL tutarlı faturada da davalı imzası olmadığından bu fatura tutarının da davacı alacağı olarak kabul edilmediği, bu iki fatura haricindeki 11 faturanın irsaliyelerinde imza bulunduğundan ve yukarıda açıklandığı üzere bu imzaların davalıya ait olduğu kabul edildiğinden davacının bu faturalar nedeniyle alacaklı olduğunun kabul edildiği, davacının ticari defterleri usulune uygun tutulmadığı için 2008 yılından devreden bakiyenin alacak olarak kabul edilmesi söz konusu olmadığı, dolayısıyla Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun bozma kararı doğrultusunda dava konusu faturalarla ilgili yapılan inceleme sonucunda davacının dava konusu faturalardan dolayı alacağının 214.953,50 TL olduğu, davacı defterlerinde 174.758,64 TL davalı ödemesinin kayıtlı olduğu, dolayısıyla davacı alacağından bu ödemelerin düşülmesi gerektiği, yapılan mahsup neticesinde davacı alacağının 40.194,86 TL olduğunun tespit edildiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile takibe vaki itirazın 40.194,86 TL bakımından iptaline ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20241293-e-20243188-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2024/1293, K. 2024/3188, T. 24.04.2024</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Teslimin İspatında Altın Belge: Sevk İrsaliyesi</strong></p>

<p>Ticari uyuşmazlıklarda mahkemelerin teslim olgusuna dair aradığı asıl belge, usulüne uygun düzenlenmiş ve teslim alanın imzası bulunan sevk irsaliyesidir. İrsaliye üzerindeki imzanın alıcıya veya onun sigortalı çalışanına ait olması gerekir. İmza inkar edilirse, HMK madde 208 uyarınca imza incelemesi (istibdal) yoluna gidilir.</p>

<p>Vergi Usul Kanunu (VUK) m. 230/5 uyarınca malın taşınması sırasında sevk irsaliyesi düzenlenmesi zorunludur. Bu belge, malın fiilen teslim edildiğini ispatlayan en güçlü araçtır. İrsaliye dışındaki kargo teslim fişleri veya ambar tesellüm fişleri de teslimatı ispatlamak için kullanılan yardımcı belgelerdir; ancak alıcı ile illiyet bağının kurulması şarttır.</p>

<p><i>"İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararıyla<strong>; faturanın bir sözleşme ilişkisini veya malın teslim edildiğini tek başına ispata yeterli bir araç olmadığı, ancak davacının dayandığı mal satımını içeren faturaların irsaliyeli fatura olduğu, davalının eşi ve eşinin kardeşi olan tanıklar ... ve ... tarafından malın davalı adına teslim alındığı, davalı adına çalıştıkları ve faturadaki imzaların kendilerine ait olduğu, bu durumda davacı malın teslim edildiğine dair iddiasını ispatlamış olduğu,</strong> davalının fatura bedellerinin karşılığını ödediğini ayrıca ispatlayamadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile 174.243,52 TL alacağın 15.04.2019 temerrüt tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmiştir."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-20231480-e-20233493-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2023/1480, K. 2023/3493, T. 04.12.2023</a></strong></i></p>

<p><i>"Ayrıca uyuşmazlığa konu faturalardan 03.08.2010 tarih ve 293064 numaralı fatura, 80317 numaralı irsaliye ile yine 22.07.2010 tarih ve 292988 numaralı faturanın ise 80286 numaralı irsaliyesinde <u>... isim ve imzası olduğu ve bu kişinin de daha önce davacı tarafından düzenlenen dava konusu olmayan faturaların sevk irsaliyelerinde isim ve imzasının bulunduğu, irsaliyeye konu faturalardaki malların bedelinin de davalı tarafından ödendiği gözetildiğinde artık bu kişinin davalı çalışanı olduğunun anlaşılmış olmasına göre, yukarıda belirtilen 2 adet fatura ve sevk irsaliyelerindeki malı davalı adına teslim aldığının kabulü gerekir.</u> Tüm bu nedenlerle bu fatura ve sevk irsaliyelerindeki <strong>malın teslim alınmadığının ispat yükü davalıya aittir</strong>.<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20205729-e-20215820-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2020/5729, K. 2021/5820, T. 29.09.2021</a></strong></i></p>

<p>● <strong>İspat Yükünün Dağılımı ve Usul Kuralları</strong></p>

<p>Ticari davalarda genel kural, <strong>"Müddei, iddiasını ispatla yükümlüdür"</strong> ilkesidir. Davacı (Satıcı), bir malı sattığını ve teslim ettiğini iddia ediyorsa, teslimatın yapıldığını ispatlamak zorundadır. Alıcı "Fatura geldi ama mallar gelmedi" şeklinde bir savunma yaparsa, satıcının imzalı bir teslim belgesi sunması kaçınılmaz hale gelir. <strong><u>Taraflar arasında bir "teslimat protokolü" yoksa ve irsaliyeler imzasızsa, satıcı teslimatı tanıkla ispatlayamaz</u></strong>; zira HMK uyarınca senetle ispat sınırı söz konusudur.</p>

<p><i>"Bir satım ilişkisinde davacı taraf sattığı malın miktarını ve alıcıya teslimini, davalı taraf ise yaptığı ödemeleri usulüne uygun bir şekilde ispat etmek zorundadır. <strong>Dava konusu olan faturalardaki malları teslim ettiğini iddia eden davacı tarafın, dava konusunun değerine göre teslimi yazılı belgeyle ispatlaması gerekmektedir." <a href="https://www.hukukihaber.net/adana-bam-9-hukuk-dairesinin-202016-e-20211425-k-sayili-karari" rel="dofollow">Adana Bölge Adliye Mahkemesi 9. Hukuk Dairesi, E. 2020/16, K. 2021/1425, T. 02.12.2021</a></strong></i></p>

<p><i>"Fatura tek başına alacağın varlığına delil olmaz ve yine davalının da söz konusu <strong>faturaların altında yer alan teslim alan kısmında imzası bulunmamaktadır</strong>. Bu durumda dava konusu ürünlerin teslimi hukuki bir işlem olup<u>, ancak TMK 6. ve HMK. 190 ve 200 maddeleri gereği yazılı delillerle ispat edilebilir. Dosyaya ibraz edilen faturalar malın teslim edildiğini göstermez. </u>Davacı yasal delillerle teslim olgusunu ispat etmelidir. Dava dosyasında yer alan servis fişlerinden LED TV’ye ilişkin olan servis fişi incelendiğinde; davalının imzasının yer almadığı anlaşılmaktadır. Yine dava konusu yapılan buzdolabı, saç düzleştirici ve elektrik süpürgesi bakımından teslim belgesi ve birbirini doğrulan servis fişleri de bulunmamaktadır. <u>Mahkemece, dava konusu yapılan ürünlerin davalıya tesliminin yasal delillerle ispatlanamadığı değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken yanılgılı gerekçeyle davanın kabulüne ilişkin karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir</u>."<strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/itirazin-iptali-istemi-faturanin-delil-niteligi" rel="dofollow">Yargıtay, 3. Hukuk Dairesi, E. 2021/7253, K. 2021/12178, T. 29.11.2021</a></strong></i></p>

<p>● <strong>Ticari Defterlerin İspat Gücü (HMK 222)</strong></p>

<p>Faturanın tek başına teslimi ispatlamadığı kuralının en önemli istisnası ticari defter kayıtlarıdır. <u>HMK madde 222 uyarınca, eğer alıcı faturayı kendi ticari defterlerine kaydetmiş ve KDV indiriminden yararlanmışsa, bu durum malın teslim alındığına dair çok güçlü bir karine oluşturur. Bu durumda ispat yükü yer değiştirerek, malı teslim almadığını ispat etme yükü alıcıya geçer.</u></p>

<p>Güncel Yargıtay içtihatları faturanın alıcı tarafından ticari defterlerine kaydedilmesini ve özellikle Vergi Dairesine BA formu ile bildirilmesini, teslim olgusunun gerçekleştiğine dair güçlü bir karine olarak kabul etmektedir. Bu durumda, imzasız irsaliye tartışmaları geride kalmakta ve ispat yükü yer değiştirerek, malların teslim alınmadığını veya bedelinin ödendiğini ispat külfeti alıcıya geçmektedir.</p>

<p><i>"<u>davacının dava konusu malları sözleşme kapsamında davacıya teslim ettiği, 16 adet faturanın davalı ticari defterlerinde kayıtlı olup aynı zamanda davalı tarafından vergi dairesine bildirdiği <strong>BA formlarında mevcut olduğu, bu bilgilerin davacının ticari defterlerinde de aynı şekilde kayıtlı olduğu</strong>, <strong>bu durumda davacının sözleşme kapsamında dava konusu faturalarda yer alan malları davalıya teslim ettiği,</strong> bu şekilde malların teslimine ilişkin ispat yükümlülüğünü yerine getirdiği</u>, davalının fatura bedellerini ödediğini ispatlaması gerektiği, buna ilişkin herhangi bir delil ve belge sunamadığı, davacının icra takibinde talep ettiği işlemiş faize yönelik talebinden feragat ettiği, davalı borçlunun takibe itirazını haksız olduğu gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, Ankara 6. İcra Müdürlüğünün 2013/18972 sayılı dosyasıyla yapılan takibe davalının vaki itirazının 131.387,05 TL euro asıl alacak yönünden iptali ile bu miktar yönünden takipteki koşullarla takibin devamına, hüküm altına alınan alacak miktarı üzerinden %20 oranında hesaplanacak icra inkar tazminatının davalıdan tahsili ile davacıya verilmesine, icra takibinde talep edilen işlemiş faiz talebinin feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir."</i><strong> <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-11-hukuk-dairesinin-20234153-e-20234857-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay, 11. Hukuk Dairesi, E. 2023/4153, K. 2023/4857, T. 11.09.2023</a></strong></p>

<p><i>"<u>Dava konusu icra takibinin dayanağı olan faturalar davalı defterlerinde kayıtlı olduğu gibi davalının bu faturalara dayalı olarak KDV indiriminden de yararlandığı dosya içeriğinden anlaşılmaktadır.</u> <u>Bu durumda, dava konusu malların davalıya teslim edildiğinin kabulü gerekir.</u> Mahkemece bu yön bakımından delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiştir." <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-19-hukuk-dairesinin-201514027-e-20163633-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay, 19. Hukuk Dairesi, E. 2015/14027, K. 2016/3633, T. 02.03.2016</strong></a></i></p>

<p>Fatura bir alacağın miktarını belirlese de, o alacağın muaccel olması genellikle teslim şartına bağlıdır. Hak kaybı yaşanmaması adına tacirlerin; teslimat anında mutlaka kaşeli ve imzalı irsaliye almaları fatura üzerindeki notları alıcıya imzalatmayı alışkanlık haline getirmeleri ve kargo gönderimlerinde detaylı kayıtları saklamaları hayati önem taşır.</p>

<p><strong>Av. Ömer ÇEBİ</strong></p>

<p><strong>Ömer KORAK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ticari-satimda-teslimin-ispati-ve-irsaliye-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 16:42:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/terazi/sozlesme-contract.jpg" type="image/jpeg" length="26334"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 5]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-5-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-5-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>TOPLANTI ve GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI KULLANILDIĞI SIRADAKİ MÜDAHALELER</strong></p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşü başladıktan sonra idarenin elinde bulundurduğu en önemli yetki, kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşünü <strong>dağıtma yetkisidir</strong>. Dağıtma yetkisi toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yapılan en esaslı müdahaleyi oluşturmaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşü başladıktan sonra yapılan müdahalelerden diğerleri ise, göstericiler hakkında uygulanan <strong>yakalama ve gözaltı</strong> işlemleridir. Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ile TVGYK doğrultusunda yapılacak olan yakalama ve gözaltı işlemelerinin öngörülen usul ve esaslara uygun yapılması gerekmektedir. Bu işlemler somut yasal gerekçelere dayanmalı ve eylemle orantılı olmalıdır. Hakkında bu tedbirler uygulanan kişinin yakalanması ve gözaltına alınması için öngörülen şartlar oluşmadan bu işlemlere muhatap olması toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlali niteliğinde olacaktır.</p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşünün dağıtılmasına karar verilmesi halinde kolluğun kuvvet kullanması gündeme gelmektedir.</p>

<p><strong>Toplumsal Olaylarda Kuvvet Kullanımı</strong></p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı yönünden devletlerin temel yükümlülükleri, bireylerin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kullanmaları için gerekli ortamı sağlamaktır. Bununla birlikte, zaman zaman kanuna aykırı nitelik kazanmış toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir kısmına ya da tamamına kuvvet kullanarak müdahale bulunma ihtiyacı doğmaktadır. Kuvvet kullanma ihtiyacı toplantı ve gösteri yürüyüşünün tamamının veya bir kısmının dağıtılması, yakalama ve gözaltı işlemlerinin uygulanması gibi durumlarda kendisini göstermektedir.</p>

<p>Genel olarak barışçıl nitelikte olmayan toplumsal olaylarda kuvvet kullanılmasını gerektiren şartların varlığını belirlemek daha kolay olmakla birlikte, bu halde genellikle kuvvet kullanımının orantılılığı sorunu daha çok tartışma konusu olmaktadır. Bu halde şiddet hareketinin toplantı ve gösteri yürüyüşünün geneline şamil olup olmadığı, şiddete yönelen grubun izolasyonu ile sorunun çözülüp çözülemeyeceğinin belirlenmesi de diğer bir sorunu oluşturmaktadır.</p>

<p>Barışçıl nitelikteki kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine yönelik kuvvet kullanılmasını gerektiren nedenlerin oluştuğunun belirlenmesi ise, daha karmaşık şartların varlığını gerektirmektedir. Bu halde, kuvvet kullanımının, kanuni dayanağının ve meşru amacının varlığı, meşru amacı destekleyen somut bulguların bulunması, kuvvet kullanımının demokratik toplumda gerekliliği ve ölçülülüğü, takdir payının kullanımı, hoşgörü gösterilmesi gibi birçok bileşenin gözetilmesi gerekmektedir. Bu tespitlerden, barışçıl nitelikteki toplantı ve gösteri yürüyüşlerine hiç bir şekilde zor kullanılamayacağı gibi bir anlam çıkarılmamalıdır. Bu husus AYM tarafından, “<i>Yasal düzenlemelere aykırı olarak gerçekleştirilen bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün barışçıl olsa dahi dağıtılmasının toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını kural olarak ihlal ettiği söylenemez. Ancak polisin makul ve itidalli davranışıyla yasadışı toplantı veya gösteri yürüyüşünü sonlandırılması ve yasadışı barışçıl gösteriye müdahalenin aşırı ve ölçüsüz olmaması gereklidir. Bununla birlikte, katılımcılar açısından derhal tepki verilmesinin haklı olduğu özel durumlarda ve protesto barışçıl yöntemlerle yapıldığında, bir eylemin, sadece bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmediği gerekçesiyle dağıtılması ise barışçıl toplantı hakkına ölçüsüz bir sınırlama olarak değerlendirilebilmektedir</i>” şeklinde belirtilmiştir <a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132394-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow">(Osman Erbil Başvurusu).</a></p>

<p>Kolluk görevlilerinin, görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde; fiilî bir saldırının varlığı hâlinde ise meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine sahip oldukları, bununla birlikte kuvvet kullanımının yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu ve başvurulacak gücün ölçülü ve kademeli olması gerektiği AYM tarafından kabul edilmektedir. Kuvvet kullanımının orantılılığına dair kişiselleştirme yapılması ve kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurulması kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiillerin prensip olarak ihlal oluşturacağı gözetilerek kuvvet kullanımının genele değil hedefe yönelik olması gerekmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow">(Alp Altınörs Başvurusu).</a></p>

<p>Toplumsal olaylara kuvvet uygulanması halinde, müdahaleye neden olan davranışları sergilemeyen göstericiler ile özellikle 3. kişilerin bu müdahaleden etkilenmemesi için gerekli özenin gösterilmesi gerekmektedir. Bu durum özellikle basınçlı su, göz yaşartıcı gaz ve spreyler gibi yöntemlerin kullanıldığı müdahaleler yönünden önemlidir. AYM birçok kararında, toplumsal bir olayda yaşanan kargaşa ortamında kolluk görevlilerinin kontrollü hareket etme ve müdahaleyi gerektiren duruma yol açan kişiler dışındakilerin müdahaleden mümkün olduğunca etkilenmemesi için gerekli tedbirleri alma yükümlülükleri bulunduğunu belirtmektedir (İbrahim Akan;<a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"> Alp Altınörs</a> Başvuruları).</p>

<p>Bu noktada, toplumsal olaylarda kuvvet kullanımının orantısız olması halinde, AİHM ve AYM’nin toplanma hakkı yanında kişi güvenliği, kötü muamele ve yaşam hakkı gibi diğer yönlerden de müdahaleyi değerlendirdiğini ve bu yönlerden de hak ihlali kararı verebildiğini belirtmekte fayda görüyoruz.</p>

<p>Uygulanan kuvvet kullanımının meşru olup olmadığını belirlemede, kuvvet kullanmadan önce göstericilerin şiddete başvurup başvurmadığı, şiddetin grubun geneline yaygın olup olmadığı, sadece şiddete yönelen gruba kuvvet kullanılmasının yeterli olup olmayacağı, yakalama, gözaltı işlemi ya da kuvvet kullanımına muhatap olan kişilerin şiddet içeren davranışlar gösterip göstermediği gibi hususlar önemli göstergeleri oluşturmaktadır.</p>

<p>Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün kanuna uygun başlayıp sonradan kanuna aykırı hale gelmesi hali ile baştan itibaren kanuna aykırı olması halindeki dağıtma prosedürü birbirinden farklılık göstermektedir. Bu farklılıklar ve izlenmesi gereken prosedür TVGYK’nun 24. maddesinde ayrıntılı olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>TVGYK kolluğa, toplantı ve gösteri yürüyüşü kanuna uygun başlayıp sonradan kanuna aykırı hale gelmiş olsa bile, güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya mukavemette bulunulması ya da güvenlik kuvvetlerinin korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırıda bulunulması halinde kanunda öngörülen prosedür uygulanmadan ve ihtar yapılmadan zor kullanılarak müdahalede bulunulup dağıtma yetkisini de vermiştir (TVGYK m. 24/3).</p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşüne TVGYK’nın 23/b maddesinde sayılan silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların bulunması halinde, bu kişilerin güvenlik kuvvetlerince alandan uzaklaştırılarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilmesi, bununla birlikte bu kişilerin sayıları ve davranışlarının toplantı veya gösteri yürüyüşünün kanuna aykırı addedilerek dağıtılmasını gerektirecek derecede yoğun olması halinde toplantı ve gösteri yürüyüşüne müdahalede bulunularak dağıtma işlemi yapılabileceğine de kanuni düzenlemede yer verilmiştir (TVGYK m.24/4).</p>

<p>Kanuni düzenlemelere göre, ister kanuna uygun başlayıp sonradan kanuna aykırı hale dönüşsün isterse baştan itibaren kanunsuz olsun –TVGYK 24/3. madde saklı kalmak kaydıyla- topluluğa yapılan ihtardan sonra makul süre verilerek topluluğun dağılması beklenmelidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapıldığı yerin fiziki özellikleri, konumu, katılımcı sayısı gibi hususlar gözetilerek makul sürenin ne kadar olacağı belirlenmeli ve bu süre göstericilere alanı boşaltmaları imkanını sağlayacak yeterlilikte olmalıdır.</p>

<p>Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin kuvvet kullanılarak dağıtılmasının şartlarının oluşması halinde, kuvvet kullanımının kademeli olması en temel esası oluşturmaktadır. Kademeli güç kullanımın esasları, Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu’nun (PVVSK) 16. ve Polis Çevik Kuvvet Yönetmeliği’nin (PÇKY) 4. maddesinde düzenlenmiştir. PVSK’ya göre, kolluk zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde <strong>kademeli</strong> olarak artan nispette <strong>bedenî kuvvet </strong>(direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullanılan bedenî güc), <strong>maddî kuvvet </strong>(direnen kişilere karşı veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullanılan kelepçe, cop, basınçlı ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve atları ile sair hizmet araçları) ve kanunî şartları gerçekleştiğinde <strong>ateşli silah</strong> kullanılabilme yetkisine sahiptir.</p>

<p>PÇKY’nin 4. maddesinde ise, zor kullanma; kanunsuz toplu hareket haline gelen bir toplumsal olayın etkisiz hale getirilmesi veya önlenmesi veya dağıtılması için; toplu hareketin niteliğine veya dağıtma sırasında meydana gelen cebir ve şiddet veya saldırı veya direnişin derecesine ve gereğine göre kademeli şekilde artan ölçüde <strong>bedeni kuvvet, maddi güç ve silah kullanılması</strong> hali olarak tanımlanmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA"><img alt="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/eyup-kara-2.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/hakimbam-uyesi-eyup-kara" title="Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA">Hakim/Bam Üyesi Eyüp KARA</a></strong></h4>

<p><span style="color:#ffffff">---</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-1" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 1</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">---</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-2" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 2</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">---</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-3" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 3</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#ffffff">---</span></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-4" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">&gt;&gt; TOPLANTI VE GÖSTERİ YÜRÜYÜŞÜ HAKKI VE BU HAKKA KAMU MÜDAHALESİNİN SINIRLARI - 4</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999">-----------------</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>* </strong>Bu çalışma yazarın “Toplumsal Olaylarda Adli Sorunlar” (Kara, Eyüp, Toplumsal Olaylarda Adli Sorunlar, Adli Bil. ve Kriminalistik Ansiklopedisi, 7. Cilt, s. 3639-3656, Adalet Yayınevi, 2023) adlı makalesinden yararlanılarak hazırlanmıştır.</span></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Atıf yapılan kararlar:</strong></span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Alp Altınörs Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/sorusturma-veya-kovusturmanin-makul-surede-sonuclandirilmasi-kotu-muamele-yasagina-dair-usuli-yukumlulukler</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132394-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Osman Erbil Başvurusu</span></a><span style="color:#999999">, </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132394-basvuru-numarali-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/aymnin-20132394-basvuru-numarali-karari</span></a></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/toplanti-ve-gosteri-yuruyusu-hakki-ve-bu-hakka-kamu-mudahalesinin-sinirlari-5-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/03/polis-gosteri-eylem-toplanti-cevik-kuvvet.jpg" type="image/jpeg" length="88358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 2026/243 E., 2026/1475 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2026243-e-20261475-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2026243-e-20261475-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Ceza Dairesi'nin 02.03.2026 tarihli, 2026/243 E., 2026/1475 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/243 E., 2026/1475 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2025/43 E., 2025/355 K.<br />
SUÇ : Kasten öldürmeye teşebbüs<br />
HÜKÜM : Beraat<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek Onama</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286/1. maddesi uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260/1. maddesi gereği temyiz edenlerin hükmü temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294/1. maddesi gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298/1. maddesi gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1. İnegöl Ağır Ceza Mahkemesinin, 28.04.2022 tarihli ve 2020/475 Esas, 2022/194 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında verilen beraat hükmüne yönelik Cumhuriyet Savcısı ve katılan vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 07.09.2022 tarihli ve 2022/2182 Esas, 2022/1861 Karar sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiş, bu kararın katılan vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 09.12.2024 tarihli 2023/13 94... /8196 Karar sayılı ilâmı ile "eksik inceleme" nedeniyle bozulmasına ve dava dosyasının 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>2. İnegöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.09.2025 tarihli ve 2025/43 Esas, 2025/355 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında; katılana yönelik kasten öldürmeye teşebbüs suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, karar verilerek dava dosyası 5271 sayılı Kanun'un 307/3. maddesi uyarınca doğrudan temyiz merciine gönderilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
1. Katılan vekilinin temyiz sebepleri özetle; atılı suçun sabit olduğuna, mahkumiyet kararı verilmesi gerektiğine,<br />
2. Sanık müdafinin temyiz sebepleri özetle; vekalet ücretine, ilişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
1. Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, hükme esas alınan adlî raporların yeterli olduğu, eksik inceleme bulunmadığı, mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, sanığın üzerine atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak, kesin ve inandırıcı delil bulunmadığından şüphe sanık lehine değerlendirilerek atılı suçtan beraat kararı verilmesinde bir isabetsizlik görülmediği anlaşıldığından katılan vekili ve sanık müdafinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde düzeltme nedeni dışında hukuka aykırılık bulunmamıştır.</p>

<p>2. Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 22.04.2025 tarihli ve 2025/10-67 Esas, 2025/184 Karar sayılı ilamında detayları açıklandığı üzere; 5271 sayılı Kanun'un 150/3.maddesi uyarınca yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle vekalet ücretine hükmedilmemesi suretiyle oluşan hukuka aykırılık Yargıtay tarafından giderilmiştir.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde (2) numaralı paragrafta açıklanan nedenle sanık müdafinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden, İnegöl 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, 23.09.2025 tarihli ve 2025/43 Esas, 2025/355 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği BOZULMASINA, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 303/1.maddesi gereği hüküm fıkrasının mahsus bölümüne; "5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile A.A.Ü.T.'nin 14/4. maddesi gereğince, beraat eden ve dava dosyasında müdafi ile temsil edilen sanık yararına 48.000,00 TL maktu avukatlık ücretinin Hazine'den alınarak sanık ...'e verilmesine, bu hükmün, kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ibaresinin eklenmesine karar verilmesi suretiyle, Tebliğame’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMLERİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca İnegöl 1. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>02.03.2026 tarihinde karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2025/67 E., 2025/184 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İtirazname No : 2024/24183</p>

<p></p>

<p>KARARI VEREN</p>

<p>YARGITAY DAİRESİ : 10. Ceza Dairesi</p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza</p>

<p>SAYISI : 401-37</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan sanığın, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 188/3-4(a), 62, 52/2-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay hapis ve 25.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, taksitlendirmeye, hak yoksunluğuna, müsadereye ve mahsuba ilişkin İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 30.10.2019 tarihli ve 455-494 sayılı hükmün, sanık müdafii tarafından istinaf edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 5. Ceza Dairesince 04.06.2020 tarih ve 5269-892 sayı ile istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 29.11.2021 tarih ve 5262-12659 sayı ile; "...1) CMK'nın 160. maddesinin 2. fıkrasına aykırı olarak Cumhuriyet savcısına haber verilmeden görevlilerce soruşturmaya başlanarak, sanığın şifahi ifadesinin alındığı, yapılan aramaya ilişkin herhangi bir önlem araması ya da adli arama emri/kararı olmadığı; dosya içerisinde 'Adli arama' kararı ya da Cumhuriyet savcısından alınan 'Yazılı arama emri' bulunmadığı gibi olay yeri ve tarihini kapsayan 2559 sayılı PVSK'nın 9. maddesine göre verilmiş 'önleme araması' kararı da bulunmadığı, 09.05.2019 tarihli tutanakta 'sanığın yakalandığı 'kapısı açık bina' olarak ifade edilen yerin', mahkemenin gerekçesinde sanığın ikamet ettiği bina olarak belirtildiği, iddianamede ise sanık ...'nın binada geçici olarak çalıştığının belirtildiğinin anlaşılması karşısında;</p>

<p>09.05.2019 tarihli olay, yakalama, muhafaza altına alma, Cumhuriyet savcısı görüşme talimat alma, teslim ve tesellüm tutanağını düzenleyen kolluk görevlileri de hazır bulundurulmak suretiyle mahallinde keşif yapılarak; olay tarihi itibarıyla binanın kaç katlı olduğunun, diğer katlarda ikamet eden kişiler olup olmadığının ve olay sırasında sanığın yakalandığı yerin vasfının kesin olarak tespit edilmesinden sonra; sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken eksik araştırma ile hüküm kurulması,</p>

<p>2) Adli emanetin 2019/13384 sırasında kayıtlı uyuşturucu maddeler ile şahit numunenin TCK'nun 54/4. maddesi ve suçta kullanılan hassas terazi ile tüm ambalajların TCK'nın 54/1. maddesi uyarınca müsaderesi yerine fıkra belirtilmeksizin tamamının TCK'nın 54. maddesine göre müsaderesine karar verilmek suretiyle CMK'nın 232/6. maddesine aykırı davranılması," isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Dosyanın gönderildiği İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 09.09.2022 tarih ve 113-389 sayı ile; sanığın eyleminin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturduğu kabul edilerek, sanık hakkında açılan kamu davasının 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 223. maddesinin 8. fıkrası uyarınca düşmesine karar verildiği, bu hükmün de sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 03.05.2023 tarih ve 16080-3943 sayı ile; "...İhbar ve diğer sanık...'ın yakalanmasından sonra verdiği beyan ile sanık ...'ın açık kimliği ve adresi tespit edildikten sonra sanık ... hakkında suç şüphesinin doğduğu ve bu andan sonra sanık üzerinde ve bulunduğu binada arama yapılabilmesi için Cumhuriyet savcısının yazılı emri veya adli arama kararının gerektiği, bu yönde alınmış yazılı emir veya adli arama kararı bulunmaksızın sanığın üzerinde ve bozma ilamı doğrultusunda yapılan keşif ile iş yeri olduğu tespit olunan binada yapılan aramanın hukuka aykırı olduğu ve bu arama ile hukuka aykırı yöntemle elde edilen delilin yasak delil niteliğinde olduğu anlaşıldığından hükme esas alınamaz.</p>

<p>Sanık açısından hukuka uygun olarak elde edilmiş bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, suçun maddi konusunun da bulunmadığı kabul edilmelidir. Bu durumlara bağlı olarak, isnat olunan suçun unsurları oluşmadığından, sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan beraat kararı verilmesi gerekirken, sanığın yargılamaya konu eylemi kullanma suçu olarak sabit görülüp, bu eylemin ise ihlal mahiyetinde olduğu kabul edilerek kamu davasının düşmesine karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Bozmaya uyan İlk Derece Mahkemesince yapılan yargılama neticesinde 30.01.2024 tarih ve 401-37 sayı ile; sanığın CMK'nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verildiği, söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 26.06.2024 tarih ve 3686-21095 sayı ile hüküm fıkrasına "Sanık kendisini 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen zorunlu müdafii ile temsil ettirdiğinden, karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin II. Kısmının II. Bölümü gereğince kovuşturma için ödenen 29.800,00 TL maktu vekalet ücretinden, Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafii ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife uyarınca ödenen ücretin mahsubu ile bakiye kalan vekalet ücretinin hazineden alınıp sanığa verilmesine," ibaresinin eklenmesi suretiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı 12.07.2024 tarih ve 24183 sayı ile; "...1136 sayılı Avukatlık Kanunun 168. maddesine göre; 'Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığı'na ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.</p>

<p>Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.',</p>

<p>Görüldüğü üzere vekaletnameli avukatlara ödenecek asgari avukatlık ücretini belirleme yetkisi Türkiye Barolar Birliğine aittir. Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanan tarife Adalet Bakanlığına gönderilir ve bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği takdirde veya tarife onaylandığı takdirde tarife kesinleşir.</p>

<p>Zorunlu müdafilik ücretine ilişkin kanun düzenlemesi ise 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde yazılıdır. Bu hükme göre; '1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır.</p>

<p>2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir.'</p>

<p>Görüldüğü üzere baro tarafından görevlendirilen zorunlu müdafi ve vekile, 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde belirlenen tarifeden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak, Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücretin Adalet Bakanlığı bütçesinden ödeneceği ve bu ücreti yargılama giderlerinden sayılacağı hüküm altına alınmıştır. Dolayısıyla kanun koyucu, zorunlu müdafinin ücretinin belirlenmesinde Adalet ve Maliye Bakanlıklarını yetkili kılmıştır. Buradaki amacın zorunlu müdafi için sanığa ödenecek ücretin belirlenmesinde, bütçe dengelerini korumak olduğu anlaşılmaktadır. 1136 sayılı Kanun kapsamında düzenlenecek Avukatlık Ücret Tarifesinin belirlenmesinde ise Maliye Bakanlığının söz hakkı bulunmamaktadır.</p>

<p>5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde belirtildiği şekliyle, her yıl tarifeler belirlenmekte ve Resmî Gazetede yayınlanmaktadır. Nitekim 2024 yılına ait Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2024 yılı Tarifesi 13.01.2024 günlü, 32428 sayılı Resmî Gazete yayınlanmış ve yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca düzenlenen Avukatlık Ücret Tarifelerinde, 2024 yılı için özel bir düzenleme yoluna gidildiği ve daha önceki yıllar uygulamasından ayrılındığı görülmektedir. Şöyle ki 03.09.2022 günlü, 31942 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddesine göre, '1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekili bulunan katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmın ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir.</p>

<p>(4) Beraat eden ve kendisini vekil ile temsil ettiren sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir.' hükmüne yer verilmişken ve önceki yıllarda da benzer tarife hükümleri uygulanmışken,</p>

<p>1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 168. maddesi uyarınca düzenlenen ve 21.09.2023 günlü, 32316 sayılı Resmî Gazetede yayınlanan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 14. maddenin 14. maddesine göre; '1) Kamu davasına katılma üzerine, mahkumiyete ya da hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiş ise vekil ile temsil edilen katılan lehine bu Tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde belirlenen avukatlık ücreti sanığa yükletilir. Bu hüküm, katılanın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen vekili bulunması durumunda kovuşturma için ödenen ücret mahsup edilerek uygulanır.</p>

<p>4) Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır.' hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Dolayısıyla 2024 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinde, önceki yıllardan farklı olarak zorunlu müdafilerle ilgili olarak yeni bir düzenlemeye gidilmiş ve 5320 sayılı Kanun hükümlerine aykırı olarak zorunlu müdafiiler Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine dahil edilmiştir. Bununla birlikte yukarıda yer verilen yasal düzenlemeler karşısında, bu hususun kanuna aykırı olduğu ve zorunlu müdafiler yönünden Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi ile ücret belirlenmesinin hukuka aykırı olduğu," görüşüyle itiraz yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 10. Ceza Dairesince 04.12.2024 tarih ve 6608-25607 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>III. UYUŞMAZLIK KAPSAMI VE KONUSU</strong></p>

<p>İtirazın kapsamına göre inceleme sanık hakkında kurulan beraat hükmüyle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; CMK gereğince görevlendirilen zorunlu müdafii tarafından temsil edilen ve yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine, Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca maktu avukatlık ücretine hükmedilip hükmedilmeyeceğinin belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p><strong>IV. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 06.08.2019 tarihli ve 43342-4219 sayılı iddianamesi ile; sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan TCK’nın 188/3-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması istemiyle kamu davası açıldığı,</p>

<p>Sanığa isnat edilen uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun alt sınırı, beş yıldan fazla hapis cezası gerektirdiğinden, İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 09.08.2019 tarihli tensip tutanağı ile; sanık adına CMK’nın 150. maddesinin 3. fıkrası uyarınca zorunlu müdafii görevlendirilmesi amacıyla İstanbul Baro Başkanlığına yazı yazılması yönünde ara karar kurulduğu, İstanbul Baro Başkanlığı tarafından da Av. ...’ın, sanık müdafii olarak görevlendirildiği,</p>

<p>İstanbul Anadolu 5. Ağır Ceza Mahkemesince 30.01.2024 tarih ve 401-37 sayı ile; sanığın CMK’nın 223. maddesinin 2. fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine karar verildiği, söz konusu hükmün sanık müdafii tarafından temyiz edildiği, sanık müdafiinin temyiz isteminin; beraat eden sanık lehine ve Hazine aleyhine olmak üzere, maktu avukatlık ücretine karar verilmesi gerektiği istemine hasredilerek yapıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. İlgili Mevzuat ve Uyuşmazlık Konusuna İlişkin Açıklamalar</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Konu ile ilgili hukuki düzenlemeler:</p>

<p>i. CMK’nın "Müdafiin Görevlendirilmesi" başlıklı 150. maddesi şöyledir;</p>

<p>"(1) Şüpheli veya sanıktan kendisine bir müdafi seçmesi istenir. Şüpheli veya sanık, müdafi seçebilecek durumda olmadığını beyan ederse, istemi halinde bir müdafi görevlendirilir.</p>

<p>(2) Müdafii bulunmayan şüpheli veya sanık; çocuk, kendisini savunamayacak derecede malul veya sağır ve dilsiz ise, istemi aranmaksızın bir müdafi görevlendirilir.</p>

<p>(3) Alt sınırı beş yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yapılan soruşturma ve kovuşturmada ikinci fıkra hükmü uygulanır.</p>

<p>(4) Zorunlu müdafilikle ilgili diğer hususlar, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü alınarak çıkarılacak yönetmelikle düzenlenir."</p>

<p>ii. 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un "Müdafi ve vekil ücreti" başlıklı 13. maddesi de şu şekildedir;</p>

<p>"1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile, avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecek ücret, Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla yer alan ödenekten ödenir. Bu ücret, yargılama giderlerinden sayılır.</p>

<p>2) Bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esaslar Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirlenir."</p>

<p>iii. Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik'in "Ücret" başlıklı 8. maddesi;</p>

<p>"1) Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile Avukatlık Ücret Tarifesinden ayrık olarak hazırlanacak Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin Tarife gereğince ödenecek meblağ Adalet Bakanlığı bütçesinde bu amaçla ayrılan ödenekten karşılanır.</p>

<p>2) Müdafi veya vekilin görevi gereği yaptığı zorunlu yol giderleri ile kendisi tarafından karşılanması durumunda temyiz, istinaf ve itiraz harçları ayrıca ödenir.</p>

<p>3) Müdafi veya vekile Tarife gereğince ödenen meblâğ, zorunlu yol giderleri ve müdafi veya vekil tarafından ödenen temyiz, istinaf ve itiraz harçları yargılama giderlerinden sayılır.",</p>

<p>iiii. Aynı yönetmeliğin "Tarife" başlıklı 9. maddesi; "Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğ, Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen Tarifede gösterilir. Tarife ayrıca Resmî Gazete’de yayımlanır.",</p>

<p>iiiii. CMK'nın 150/4, 5320 sayılı Kanun'un 13. ve anılan Yönetmeliğin "Ücret" başlıklı 8 ve "Tarife" başlıklı 9. maddelerine istinaden düzenlenip 13.01.2024 tarihli ve 32428 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve karar tarihinde uygulanması gereken Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Görevlendirilen Müdafi ve Vekillere Yapılacak Ödemelere İlişkin 2024 Yılı Tarifesi’nin "Ücret" başlıklı 1. maddesin; "Bu Tarifenin amacı, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine görevlendirilen müdafi veya vekillere ödenecek meblağları belirlemektir.", "Kapsam" başlıklı 2. maddesi ise; "Bu Tarife, Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafi veya vekillerin yapacakları hukuki yardımlar için uygulanır.",</p>

<p>AAÜT'nin 14. maddesinin 4. bendine göre ise; "Beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilir. Bu hüküm, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanır."</p>

<p>iiiiii. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun "Avukatlık ücret tarifesinin hazırlanması" başlıklı 168. maddesi ise şöyledir;</p>

<p>"Baronun yönetim kurulları, her yıl Eylül ayı içerisinde, yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren birer tarife hazırlayarak Türkiye Barolar Birliğine gönderirler.</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca, baro yönetim kurullarının teklifleri de göz önüne alınmak suretiyle uygulanacak tarife o yılın Ekim ayı sonuna kadar hazırlanarak Adalet Bakanlığına gönderilir. Şu kadar ki hazırlanan tarifede; genel bütçeye, il özel idareleri, belediye ve köylere ait vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler ve bunların zam ve cezaları ile tarifelere ilişkin davalar ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunun uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücreti tutarı maktu olarak belirlenir. Bu tarife Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren bir ay içinde Bakanlıkça karar verilmediği veya tarife onaylandığı takdirde kesinleşir. Ancak Adalet Bakanlığı uygun bulmadığı tarifeyi bir daha görüşülmek üzere, gösterdiği gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderir. Geri gönderilen bu tarife, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği takdirde onaylanmış, aksi halde onaylanmamış sayılır; sonuç Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilir. 8 inci maddenin altıncı fıkrası hükümleri kıyasen uygulanır.</p>

<p>Avukatlık ücretinin takdirinde, hukukî yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verildiği tarihte yürürlükte olan tarife esas alınır.".</p>

<p>Yer verilen düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlara uluşmak mümkündür;</p>

<p>a. Kural olarak yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren tarifeyi hazırlamak görev ve yetkisi Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kuruluna aittir. Bu tarife, Adalet Bakanlığınca onaylandığında veya yasada öngörülen sürede bakanlıkça karar verilmediği ya da bakanlıkça geri gönderildiği durumda Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edildiği hâllerde onaylanmış sayılmakla kesinleşir (1136 syk madde 168).</p>

<p>b. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince soruşturma ve kovuşturma makamlarının talebi üzerine baro tarafından görevlendirilen müdafi veya vekillere yapacakları hukuki yardımların karşılığı olarak ödenecek meblağlar hakkında 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 13. maddesinde özel bir düzenlemeye yer verilmiştir. Anılan madde sarahatine göre bu ücret/meblağ, "...avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak...", Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınarak Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından birlikte tespit edilecektir.</p>

<p>c. Aynı Kanun maddesinin 2. fıkrasında, bu madde uyarınca yapılacak ödeme ve uygulamaya ilişkin usûl ve esasların Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet Bakanlığı tarafından çıkarılacak yönetmelikle belirleneceği hüküm altına alınmış, Bakanlık da buna istinaden "Ceza Muhakemesi Kanunu Gereğince Müdafi ve Vekillerin Görevlendirilmeleri İle Yapılacak Ödemelerin Usul ve Esaslarına İlişkin Yönetmelik" çıkarmıştır.</p>

<p>d. Anılan Yönetmeliğin "Ücret" başlıklı 8. maddesinde, 5320 sayılı Kanun'un 13. maddesinde yer alan hüküm tekrar edilmiş, "Tarife" başlıklı 9. maddesinde ise görevlendirilen müdafi veya vekile ödenecek meblâğla ilgili tarifenin Türkiye Barolar Birliğinin görüşü de alınmak suretiyle Adalet ve Maliye Bakanlıkları tarafından her yıl Aralık ayında hazırlanan ve 1 Ocak tarihinden geçerli olmak üzere düzenlenen tarifede gösterileceği öngörülmüştür. Ancak kural olarak yargı yerlerindeki işlemler ile diğer işlemlerden alınacak avukatlık ücretinin asgarî hadlerini gösteren tarifeyi hazırlamak görev ve yetkisi 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesi gereğince</p>

<p>Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kuruluna ait olduğundan, uygulamanın zikredilen yönetmeliğin 9. maddesi değil ve fakat 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesi gereğince istikrarlı biçimde süregeldiği üzere devam ettirildiği görülmektedir. Yani Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanan tarifeye eklenen bu meblağlar (İlgili tarife madde 14/4) Adalet Bakanlığına gönderilmekte, her iki bakanlıkça uygun görüldüğü için Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmektedir. Bu haliyle, özellikle anılan düzenlemelerle ilgili iptal başvurusundan da bahsedilmediğine göre Adalet ve Maliye Bakanlıklarının kanun metnine, yönetmeliğe göre öncelik tanıyarak gönderilen tarifedeki meblağla ilgili uygunluk takdir ve değerlendirmesi yapmakla yetindiği söylenebilir. Netice itibarıyla ödenecek meblağ üzerinde kamu maliyesi bakımından takdir hakkının bakanlıklarda olduğu kanuni bir mekanizmanın kurulduğu ve sistemin 2025 yılı için de bu suretle işlemeye devam ettiği görülmektedir.</p>

<p>e. Tarifede belirlenen ve onaylanan ücret, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle ödenecektir (İlgili tarife madde 14/4).</p>

<p>f. Tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri yargılama giderlerindendir. Hüküm ve kararda yargılama giderlerinin kimlere yükletileceği gösterilir (CMK madde 324/1-2, Yönetmelik madde 8/3).</p>

<p>g. Dava sonunda, kararla tarifeye dayanılarak karşı tarafa yüklenecek vekâlet ücreti avukata aittir (1136 syk madde 164/4). 1136 sayılı Kanun'un 169. maddesinde yer alan "karşı tarafa yükletilme" kuralının ceza muhakemesi bakımından ilgili normu, CMK'nın 324. maddesi olup bu maddenin birinci fıkrasında belirtilen; "tarifesine göre ödenmesi gereken avukatlık ücretleri" ifadesi ile CMK'da yargılama gideri olarak kabul edilen avukatlık ücretinin Asgari Ücret Tarifesi'ne göre ödeneceği kabul edilmelidir.</p>

<p>h. Zikredilen düzenlemelerin, normlar hiyerarşisi bağlamında bir üst norma aykırılığı ileri sürülüp gereğine tevessül edilmedikçe uygulayıcıları bağlayacağı her türlü tartışmadan varestedir.</p>

<p>Diğer taraftan, müdafii; "Şüpheli veya sanığın ceza muhakemesinde savunmasını yapan avukatı" ifade etmektedir (CMK madde 2). Bu avukatın seçilmiş ya da görevlendirilmiş olmasının hak ve sorumlulukları itibarıyla bir fark bulunmamaktadır. Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin kanuni dayanağı olan 1136 sayılı Kanun'un 168. maddesinde, asgarî ücret belirleme hususunda zorunlu müdafi ile seçilmiş/vekâletnameli müdafi arasında herhangi bir ayrım yapılmamıştır. Kural olarak tarifeler, müdafie icra ettiği hukuki yardımın karşılığı olarak ödenmesi gereken asgarî veya maktu ücret tutarını belirlerler. Bu miktarın, ülkenin ekonomik koşulları ve ihtilaf bağlamında bütçe dengeleri gözetilerek belirlenmesi gerektiğinde şüphe yoktur.</p>

<p>Ancak unutulmamalıdır ki; avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder (1136 sayılı kanun madde 1). İHAS'ın 6. maddesinden daha geniş bir teminat alanı oluşturarak kanunda öngörülen cezanın asgarî haddi kriterine göre müdafiin hukuki yardımını zorunlu kılan hukuk sisteminin, bu hakkın etkin biçimde kullanılmasını da garanti ettiği söylenmelidir. Bu cümleden olarak, seçilmiş müdafii ile aynı görevi, aynı şartlarda eda eden, hatta bazı durumlarda (CMK madde 188 gibi) daha fazlasını yapmak mecburiyeti bulunan zorunlu/görevlendirilmiş müdafiin alacağı ücretin, seçilmiş müdafii ile eşit olması beklenmese de, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil edebilmesi adına, sarf edilen emek ve mesai ile orantılı ve meslek onuruna yaraşır bir miktara tekabül etmesi gerekir. İlgili Bakanlıkların ihtilaf konusu uygulamayı 2025 yılında da sürdüregelmesi, bu bilinç ve tercihin tezahürü olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p>B. Somut Olayda Hukuki Değerlendirme</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan eylemine uyan TCK’nın 188/3-4, 53, 54 ve 63. maddeleri uyarınca cezalandırılması iddia ve talebiyle düzenlenen iddianameye istinaden yargılanan, CMK'nın 150. maddesinin 3. fıkrası gereğince yargılama merciinin talebi üzerine Baro tarafından kendisine zorunlu müdafii görevlendirilen ve fakat yargılama sonucunda beraat eden sanık lehine; 5320 sayılı Kanun'un 13., ilgili Yönetmelik'in 8 ve 9. maddeleri ile AAÜT'nin 14/4. maddesi gereğince, "beraat eden ve vekil veya müdafi ile temsil edilen sanık yararına Hazine aleyhine maktu avukatlık ücretine hükmedilmesine, bu hükmün, sanığın 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince görevlendirilen müdafii bulunması durumunda kovuşturma için Hazineden alınan ücretin mahsubu suretiyle uygulanmasına" ilişkin Özel Daire kararında hukuki isabetsizlik bulunmadığından;</p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi; itirazın kabul edilmesi gerektiği düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının REDDİNE,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 09.04.2025 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal ve yeterli çoğunluk sağlanamadığından, 22.04.2025 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oy çokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-ceza-dairesinin-2026243-e-20261475-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 15:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/12/yargi/yargitay-av-1.jpg" type="image/jpeg" length="55259"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Rekabet Kurulunun Param/Kartek Kararı: 'Ara Dönem' Süresince Ne Yapılmaması Gerekir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-paramkartek-karari-ara-donem-suresince-ne-yapilmamasi-gerekir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-paramkartek-karari-ara-donem-suresince-ne-yapilmamasi-gerekir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Rekabet Kurulu (“<strong>Kurul</strong>”), 4 Nisan 2024 tarihli ve 24-16/390-148 sayılı kararıyla, Param Holdings International Coöperatief U.A (“<strong>Param</strong>”) tarafından Kartek Holding AŞ’nin (“<strong>Kartek</strong>”) kontrolünün devralınmasına ilişkin işlemin, Kurul izni alınmaksızın fiilen gerçekleştirilmiş olduğunu tespit etmiş ve devralan konumundaki işlem tarafı olan gerçek kişiler Emin Can Yılmaz ve Mustafa Serhan Yılmaz’a (“Yılmaz Ailesi”) idari para cezası uygulamıştır[1].</p>

<p>İşlem taraflarının, izin öncesi süreçte fiili kontrol devri gibi sonucu doğuran eylemlerde bulunması rekabet hukuku ihlali teşkil etmektedir. Bu karar, izin öncesi süreçte işlem taraflarının hangi adımlardan kaçınması gerektiğini açık şekilde ortaya koyması nedeniyle önem arz etmektedir.</p>

<p>Bu bilgi notunda, Kurul'un Param/Kartek kararı özetlenmekte ve izin öncesi süreçte işlem taraflarının dikkat etmesi gereken hukuki yükümlülükler değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>Param/Kartek Kararı: Kronoloji ve İzin Öncesi Süreçte Fiili Kontrole Dair Bulgular</strong></p>

<p>Param tarafından Kartek’in tek kontrolünün hisse devri yoluyla devralınmasına ilişkin birleşme işlemi, 29 Ağustos 2023 tarihinde Rekabet Kurumu’na (“<strong>Kurum</strong>”) bildirilmiştir. Kurum’un inceleme süreci devam ederken, Kurum kayıtlarına 15 ve 19 Şubat 2024 tarihlerinde gizli şikayet başvuruları intikal etmiştir. Şikayetlerde, Param’ın Kurul izni alınmadan Kartek üzerinde fiili kontrol kurmaya başladığı, Kartek yöneticilerinin değiştirildiği, Param’ın Kartek'in müşteri ilişkilerine müdahale ettiği, Paycore markasının Param tarafından kullanılmaya başlandığı ve Masterpass gibi rekabete hassas verilere erişim sağlandığı iddialarına yer verilmiştir.</p>

<p>Bu şikayetler üzerine Kurul, 27 Şubat 2024 tarihli toplantısında 24-11/171-M sayılı kararı ile Param, Kartek ve bağlı teşebbüslerinde yerinde inceleme yapılmasına karar vermiştir. Yerinde incelemeler 29 Şubat 2024 tarihinde gerçekleştirilmiş ve incelemeler sonucunda, izin öncesi süreçte fiili kontrolün gerçekleştiğine ilişkin çok sayıda bulgu elde edilmiştir.</p>

<p>Gerekçeli karar metninde yer alan toplam 49 bulgu dikkate alındığında, bunlardan 8 bulgunun Kurum’a işlem bildirimi dahi yapılmasından önceki döneme ait olduğu görülmektedir. Bu durum, işlem taraflarının Kurul’un değerlendirme süreci başlamadan önce dahi fiili kontrolü devralmaya yönelik eylemlerde bulunduğunu göstermektedir.</p>

<p>Param’ın, Kartek üzerindeki insan kaynakları süreçlerine fiili müdahalesi, çeşitli belgelerle ortaya konulmuştur. 21.08.2023 tarihli bir e-postada, Kartek çalışanlarına yönelik ücret iyileştirme çalışmasının, Param yöneticilerinin talimatları doğrultusunda gerçekleştirildiği tespit edilmiştir. İlgili e-posta içeriğinde, ücret iyileştirme oranlarının Param yöneticilerinin talimatı üzerine hazırlandığı ve onaya sunulduğu görülmektedir.</p>

<p>Bunun yanı sıra, Kartek’te görev yapan çalışanların pozisyon değerlendirme süreçlerine de Param'ın doğrudan müdahil olduğu anlaşılmaktadır. 10–11.09.2023 tarihli yazışmalarda, Kartek İnsan Kaynakları birimi tarafından hazırlanan mevcut çalışan pozisyon değerlendirme raporunun Param yöneticilerine iletildiği, bu rapor doğrultusunda Param yöneticilerinin terfi, unvan değişikliği ve organizasyon yapısında değişiklik yapılmasına ilişkin yönlendirmede bulunduğu belgelenmiştir. Bu süreçlerin, Kurul izni beklenmeden yürütülmesi, fiili kontrol devrinin önemli göstergeleri arasında yer almaktadır.</p>

<p>Ayrıca, yıllık performans değerlendirme süreçlerinin de Param’ın yönlendirmesiyle yapıldığı saptanmıştır. 03.11.2023 tarihli yazışmalarda, Kartek İnsan Kaynakları yetkililerinin, Param İnsan Kaynakları departmanı ile görüşme yaparak, çalışan performanslarının Param’ın belirlediği değerlendirme kriterleri esas alınarak yapılmasını kararlaştırdığı tespit edilmiştir. Performans değerlendirme sisteminde kullanılan kriterlerin tamamen Param tarafından belirlenmiş olması, kontrolün fiilen devralındığını göstermektedir.</p>

<p>Müşteri ilişkileri bakımından da Param’ın aktif müdahalesi açık şekilde belgelenmiştir. 03.08.2023 tarihli e-posta yazışmalarında, Kartek Satış Genel Müdür Yardımcısı tarafından, Paycore Pipeline dosyasının Param ve E-Çözüm yöneticilerine iletildiği görülmektedir. Bu dosyada, mevcut ve potansiyel müşterilere ilişkin detaylı bilgiler yer almakta olup, bu müşterilerle yürütülecek iş fırsatlarının değerlendirilmesi ve yönetimi için Param ile iş birliği yapılması planlanmıştır.</p>

<p>Buna ek olarak, Paycore ürünlerinin geliştirilmesine ilişkin strateji toplantılarının Param katılımıyla organize edildiği, 04.08.2023 tarihinde gerçekleştirilen toplantıda, ürünlerin yol haritalarının ve satış stratejilerinin belirlendiği anlaşılmıştır. Param’ın henüz devralmadığı bir şirketin ürün geliştirme ve stratejik yönlendirme toplantılarına bu düzeyde dahil olması, işlem tarafları arasındaki entegrasyonun boyutunu göstermektedir.</p>

<p>Finansal süreçlerde de Param’ın belirleyici rolü somut bulgularla desteklenmektedir. 19.08.2023 tarihli yazışmada, Kartek müşterileri ile yapılacak ödeme planlarının Param’ın onayı doğrultusunda belirlendiği tespit edilmiştir. Param yöneticileri, söz konusu ödeme planı taslağının içeriğine doğrudan müdahale etmiş ve revizyonlar yapmıştır.</p>

<p>IT sistemleri ve bilgi teknolojileri alanında da Param’ın Kartek üzerindeki fiili kontrolü gözlemlenmiştir. Eylül 2023 döneminde, Param çalışanlarına Kartek’in sistemlerine SSL VPN üzerinden erişim sağlandığı; belirli sunuculara doğrudan erişim yetkisi verildiği ve bazı bilgi güvenliği uygulamalarının Param’ın yönlendirmesiyle değiştirildiği yerinde inceleme sırasında belgelenmiştir.</p>

<p>Yapılan değerlendirmede; (i) çalışanların terfi ve zam süreçlerine Param yöneticilerinin doğrudan müdahale ettiği, (ii) çalışan performans değerlendirmelerinin Param’ın belirlediği kriterler üzerinden yapıldığı, (iii) Kartek müşterilerine ilişkin iş geliştirme faaliyetlerinin ve teklif süreçlerinin Param ile birlikte yürütüldüğü, (iv) Paycore markasının Param çatısı altında kullanıldığı, (v) müşterilerle yapılacak ödeme planlarının Param yöneticilerinin yönlendirmesi ile oluşturulduğu, (vi) Param çalışanlarına Kartek’in bilgi sistemlerine erişim sağlandığı, (vii) Kartek çalışanlarına Param tarafından talimat verildiği, (viii) Kartek’in IT süreçlerinin Param tarafından yönetildiği, (ix) Kartek’in operasyonlarının Param yöneticileri tarafından yönlendirildiği tespit edilmiştir. Tüm bu bulgular, birleşme bildirimi yapılmadan önce başlayan ve Kurul’un izni alınmadan devam eden bir fiili devralma sürecinin varlığını göstermektedir. İnsan kaynakları, müşteri ilişkileri, ürün geliştirme, finansal yönetim ve IT altyapısı gibi temel yönetim alanlarında Param’ın etkin kontrol sağlamış olması, Rekabet Kurulu tarafından fiili devralma olarak değerlendirilmiş ve 4054 sayılı Kanun’un 7. ve 16. maddeleri uyarınca ihlal tespiti yapılmasına yol açmıştır. İhlal üzerine, devralan taraf konumundaki Yılmaz Ailesi’ne 2022 yılı Türkiye'de elde edilen gayri safi gelirinin binde biri oranında idari para cezası uygulanmıştır.</p>

<p>Kurul, Kartek’in Param’a devrine 27.12.2024 tarihinde Param tarafından sunulan taahhütler kapsamında koşullu olarak izin vermiştir. Dosya kapsamında sunulan taahhütler; (i) KARTEK ve PARAM grubunda yer alan şirketlerin farklı tüzel kişilikler altında faaliyet göstermesi ve söz konusu şirketlerin yönetim kurullarının ayrıştırılması, (ii) KARTEK’in stratejik müşteri bilgilerine PARAM’ın veya herhangi bir çalışanının erişmemesini temin eden hukuki ve bilişim sistemleri bakımından teknik yeterlilik gerektiren birtakım taahhütler ve (iii) ve potansiyel müşterilerle sözleşmelerin belirli koşullar altında akdedilmesi ve devamlılığının gözetilmesine yönelik taahhütler olarak özetlenebilir[2].</p>

<p><strong>Kurul’un İzin Kararı Öncesinde Yapılmaması Gerekenler</strong></p>

<p>Birleşme/devralma süreci yürüten teşebbüslerin, Rekabet Kurulu tarafından söz konusu işleme izin verilmeden önce dikkat etmeleri gereken yükümlülükler bulunmakta olup, Param/Kartek kararında da görüldüğü üzere bu yükümlülüklere aykırılık ciddi yaptırımlara yol açabilmektedir.</p>

<p>Bu kapsamda, Rekabet Kurulu, henüz izin verilmeden önce işlem taraflarının bağımsız iki ayrı teşebbüs gibi hareket etmeye devam etmesini beklemektedir. Kurul izni alınmadan taraflar arasında kontrol değişikliği fiilen ya da hukuken gerçekleştirilmemelidir.</p>

<p>Nitekim, 2010/4 sayılı "Rekabet Kurulundan İzin Alınması Gereken Birleşme ve Devralmalar Hakkında Tebliğ" 5. maddesinin 2. fıkrasında da açıkça belirtildiği üzere, kontrol değişikliği sadece hukuken hak sahibi olmakla değil, fiilen bir teşebbüs üzerinde belirleyici etki kurmakla da meydana gelebilmektedir. Bu nedenle, fiili kontrol kurulması, Rekabet Kurulu'ndan izin alınmadan önce kesinlikle kaçınılması gereken bir davranıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Rekabet Kurulu uygulamasında aşağıdaki eylem ve davranışlar, henüz izin verilmeden teşebbüs üzerinde fiili kontrol tesis edildiği yönünde değerlendirmeye sebep olabilecek unsurlar olarak kabul edilmektedir:</p>

<p>- Devralınan teşebbüsün temel iş kararlarının devralan teşebbüsün yazılı veya sözlü talimatına/onayına bağlanması. Müşterilere verilecek teklif ve indirim ile personele ilişkin kararları (devralınan teşebbüs çalışanlarının atama, terfi ve zam kararlarında aktif rol alınması vb.) içerecek şekilde yönetim ve operasyonların devralan teşebbüse bırakılması. Müşterilerle yapılacak sözleşmelerin devralan teşebbüs tarafından incelenmesi, gözden geçirilmesi ve onaylanması;</p>

<p>- Devre konu teşebbüsün günlük işlemlerine müdahale edilmesi (telefon numaraları ve yayın abonelikleri seçimi, çalışanların toplantı saatlerinin belirlenmesi gibi). Müşteri paylaşım listelerinin hazırlanması, ortak çalışmalar yapılması, üretim kaynaklarının paylaşılması. Bkz.<i> </i><i>Ajans Press/PR Net </i>Kararı[3]),</p>

<p>- Teşebbüsler arasında müşterilerle sözleşmelerdeki fiyat, sözleşme şartları, indirimler vb. hassas bilgilerin paylaşılması;</p>

<p>- Üst düzey stratejik pozisyonlara (genel müdür, genel müdür yardımcısı vb.) atamalarda devralanın rol alması, satış ekiplerinin birleşmesi, çalışan transferi yapılması;</p>

<p>- Ar-Ge faaliyetlerinin devralan teşebbüs tarafından durdurulması veya ilerlemesinin engellenmesi;</p>

<p>- Devralınan teşebbüsün varlıklarının devralan tarafından kullanılması/varlıklardan yararlanılması;</p>

<p>- Devre konu teşebbüsün ofisinin devralanın binasına taşınması (Bkz.<i> </i><i>Ajans Press/PR Net </i>Kararı),</p>

<p>- Kurul’un izni henüz alınmadan birleşme/devralma işleminin kamuoyuna duyurulması veya izin alınacağına yönelik beyanlarda bulunulması ve piyasayı yanıltıcı şekilde reklam yapılması. Teşebbüslerin müşterilere birbirleri adına hareket ettiklerini bildirmeleri.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Param/Kartek kararı, Rekabet Kurulu izni alınmadan fiili kontrol tesis edilmesinin rekabet hukuku açısından ağır sonuçlar doğurabileceğini açık bir şekilde göstermektedir. Bu karar, Türk rekabet hukuku pratiğinde “gun jumping” kavramının sınırlarının net bir şekilde çizildiği önemli bir örnektir. İşlem taraflarının birleşme/devralma süreçlerinde sadece Kurum’a başvuru yükümlülüklerinin gerçekleştirilmesine değil, fiili uygulamalara da titizlikle dikkat etmeleri gerekmektedir. İzin alınmadan gerçekleştirilen her türlü yönetimsel müdahale, Kurul nezdinde ağır ihlal değerlendirmesine ve idari para cezasına yol açabilecektir. Bu doğrultuda, teşebbüslerin izin öncesi dönemde tam bağımsızlık ilkesine sıkı sıkıya bağlı kalmaları zorunludur.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/baran-bas.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Baran BAŞ</strong></p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/02/gulce-korkmaz.jpeg" /></a></p>

<p><strong>Av. Gülce KORKMAZ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">-------------</span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] Kurul'un 4 Nisan 2024 tarihli ve 24-16/390-148 sayılı gerekçeli kararı için bkz: https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=2300bafc-f3fe-4423-806a-c62670b26993</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] Rekabet Kurumu, Rekabet Haber, “Kartek’in Kontrolünün Param’a Devrine Taahhütler Kapsamında Koşullu İzin Verilmiştir”, 10.01.2025. bkz: https://haber.rekabet.gov.tr/haber/kartekin-kontrolunun-parama-devrine-taahhutler-kapsaminda-kosullu-izin-verilmistir</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Kurul'un 21 Ekim 2010 tarihli ve 10-66/1402-523 sayılı gerekçeli kararı için bkz: https://www.rekabet.gov.tr/Karar?kararId=557e4fc0-191c-4043-ae01-f1510b19f8cc</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/rekabet-kurulunun-paramkartek-karari-ara-donem-suresince-ne-yapilmamasi-gerekir</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/02/resmi/rekabet-ka.jpg" type="image/jpeg" length="43211"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin bu haftaki Genel Kurul gündemi belli oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Anayasa Mahkemesi'nin bu haftaki (14 Nisan - 16 Nisan) Genel Kurul gündemi belli oldu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<h1>14 Nisan 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td>6.4.2026</td>
   <td>14.4.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6"><strong>14 Nisan 2026 Salı Günü Saat 10.00 da Yapılacak Mahkeme Toplantısı Sözlü Açıklama Gündemi </strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Esas Sayısı</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>İnceleme Evresi</strong></td>
   <td><strong>Türü</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td>
   <p>E.2025/214</p>

   <p>Ankara 7. İdare Mahkemesi</p>

   <p><u>Birleşeni</u></p>

   <p>E.2025/225</p>

   <p>E.2025/239</p>

   <p>E.2026/5</p>
   </td>
   <td>
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="71">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="85">
   <p>İtiraz Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<h1>16 Nisan 2026 - Genel Kurul Gündemi</h1>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td>İlan Tarihi</td>
   <td>Toplantı Tarihi</td>
   <td>Sonuç Tarihi</td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td>7.4.2026</td>
   <td>16.4.2026</td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr valign="top">
   <td colspan="6"><strong>Genel Kurul Gündemi </strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>Sıra No</strong></td>
   <td><strong>Esas Sayısı</strong></td>
   <td><strong>Konusu</strong></td>
   <td><strong>İnceleme Evresi</strong></td>
   <td><strong>Türü</strong></td>
   <td><strong>Sonuç</strong></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>1</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/77</p>

   <p>İstanbul Anadolu 21. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’na 1/3/2023 tarihli ve 7438 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen geçici 95. maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan “<i>…506 sayılı Kanunun geçici 81 inci maddesinin birinci fıkrasının (B) bendi,…</i>” ve “<i>…yaşlılık…</i>” ibarelerinin iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>2</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/84</p>

   <p>Hatay 2. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>18/10/2012 tarihli ve 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun 75. maddesinin (6) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td width="198"></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>3</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/78</p>

   <p>Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>A. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 89. maddesinin (1) numaralı fıkrasının,</p>

   <p>B. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 180. maddesinin (3) numaralı fıkrasının,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>4</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/83</p>

   <p>Muğla 4. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>A. 21/6/1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’nun 6/3/1986 tarihli ve 3266 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 2. maddesinin;</p>

   <p>1. Üçüncü ve dokuzuncu fıkralarının,</p>

   <p>2. 2/7/2018 tarihli ve 703 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 38. maddesiyle değiştirilen dördüncü fıkrasının,</p>

   <p>B. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 62. maddesinin;</p>

   <p>1. (1) numaralı fıkrasının,</p>

   <p>2. (2) numaralı fıkrasının;</p>

   <p>a. Birinci cümlesinin,</p>

   <p>b. 12/5/2022 tarihli ve 7406 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ikinci cümlesinin,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>5</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/79</p>

   <p>Ankara 31. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 174. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td width="198">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>6</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/80</p>

   <p>Konya 4. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 40. maddesinin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>7</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/82</p>

   <p>Gaziantep 7. Asliye Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’na 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 37. maddesiyle eklenen geçici 1. maddenin (2) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>8</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/81</p>

   <p>Bolu 2. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 75. maddesine 24/11/2016 tarihli ve 6763 sayılı Kanun’un 12. maddesiyle eklenen (6) numaralı fıkranın (a) bendinin 24/12/2025 tarihli ve 7571 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (2) numaralı alt bendinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td>
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>9</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/85</p>

   <p>Gaziosmanpaşa 1. Sulh Ceza Hâkimliği</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>2/3/1927 tarihli ve 984 sayılı Ecza Ticarethaneleriyle Sanat ve Ziraat İşlerinde Kullanılan Zehirli ve Müessir Kimyevi Maddelerin Satıldığı Dükkanlara Mahsus Kanun’a 21/7/2025 tarihli ve 7557 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle eklenen ek 1. maddenin birinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>İlk</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>10</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2022/157</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>13/10/2022 tarihli ve 7418 sayılı Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un bazı hükümlerinin iptallerine ve yürürlüklerinin durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İptal Davası</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr valign="top">
   <td><strong>11</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/249</p>

   <p>Ankara Batı 1. Asliye Ticaret Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 28/2/2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun’un 15. maddesiyle değiştirilen 287. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “<i>…derhâl geçici mühlet kararı verir…</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>12</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/272</p>

   <p>Kırşehir 2. Aile Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 119. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (b) bendinde yer alan “<i>…ve adresleri.</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>13</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2026/34</p>

   <p>Osmaniye 13. Asliye Ceza Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 139. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme...</i>” ibaresinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>14</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/231</p>

   <p>Ankara 73. İş Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 109. maddesinin;</p>

   <p>A. Başlığının,</p>

   <p>B. (1) numaralı fıkrasının,</p>

   <p>C. (3) numaralı fıkrasında yer alan “<i>…kısmi…</i>” ibaresinin,</p>

   <p>iptallerine karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>15</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/275</p>

   <p>Sakarya 3. İcra Hukuk Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 18/2/1965 tarihli ve 538 sayılı Kanun’un 46. maddesiyle değiştirilen 82. maddesinin birinci fıkrasının 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 16. maddesiyle değiştirilen (12) numaralı bendinin iptaline ve yürürlüğünün durdurulmasına karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>16</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/265</p>

   <p>Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 4. İdari Dava Dairesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>31/1/2018 tarihli ve 7068 sayılı Genel Kolluk Disiplin Hükümleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 8. maddesinin (5) numaralı fıkrasının (a) bendinin (1) numaralı alt bendinin iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>17</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/214</p>

   <p>Ankara 7. İdare Mahkemesi</p>

   <p><u>Birleşeni</u></p>

   <p>E.2025/225</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

   <p>E.2025/239</p>

   <p>E.2026/5</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nun 17/1/2012 tarihli ve 6270 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değiştirilen 89. maddesinin ikinci fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>18</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/260</p>

   <p>Kahramanmaraş 1. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>29/7/1970 tarihli ve 1319 sayılı Emlak Vergisi Kanunu’nun 7/3/2002 tarihli ve 4751 sayılı Kanun’un 2. maddesiyle değiştirilen 29. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinin “<i>…arsalar için her mahalle ve arsa sayılacak parsellenmemiş arazide her köy için cadde, sokak veya değer bakımından farklı bölgeler (turistik bölgelerdeki cadde, sokak veya değer bakımından farklı olanlar ilgili valilerce tespit edilecek pafta, ada veya parseller),…</i>” bölümünün iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
  <tr>
   <td><strong>19</strong></td>
   <td width="123">
   <p>E.2025/267</p>

   <p>Ankara 23. İdare Mahkemesi</p>
   </td>
   <td width="387">
   <p>6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 18/6/2014 tarihli ve 6545 sayılı Kanun’un 19. maddesiyle değiştirilen 45. maddesinin (5) numaralı fıkrasının iptaline karar verilmesi talebi.</p>
   </td>
   <td width="76">
   <p>Esas</p>
   </td>
   <td width="94">
   <p>İtiraz</p>

   <p>Başvurusu</p>
   </td>
   <td></td>
  </tr>
 </tbody>
</table></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/aymnin-bu-haftaki-genel-kurul-gundemi-belli-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 10:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/h-fx-d3vsb-a-a-a-dt-m-p.jpg" type="image/jpeg" length="83161"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türk Cezaevlerine Özgü İlkeler Demeti (A Set of Principles Specific to Turkish Prisons)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-cezaevlerine-ozgu-ilkeler-demeti-a-set-of-principles-specific-to-turkish-prisons</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-cezaevlerine-ozgu-ilkeler-demeti-a-set-of-principles-specific-to-turkish-prisons" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Prof. Mustafa Tören Yücel yazdı;]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Cezaevindeki hükümlüler 7/24 tek bir şeyi düşünürler: Ne zaman çıkacağım? Tüm düşünceleri ve eylemleri bu hedefe odaklanmıştır. Cezalarının ne zaman biteceğini bilirler ve bu her zaman akıllarındadır.</strong></p>

<p></p>

<p>Son on yıl içinde “gittikçe büyüyen bir endüstri” haline gelen Türk Cezaevlerine özgü stratejiler ve beklentilerin neler olduğu? Toplumdaki kişi ve meskenlerin güvenliği için etkili cezaevi hizmetler yelpazesi nasıl olmalıdır? soruları her ülke gündeminde güncelliğini korumaktadır. İşte bu sorulara özgü bir paket oluşturmak üzere yedi başlık altında toplanan aşağıdaki ilkeler dizinine yer verilmiştir.</p>

<p></p>

<p><a name="_Toc45290549">1. Suçluların hukuka uyarlı vatandaş olmalarını aktif bir şekilde teşvik ederek <i>toplumsal savunuya</i> katkı sağlanması:</a></p>

<p></p>

<p>· Hükümlülerin yeniden topluma entegre olması için kişiye özgü potansiyelleri değerlendirme;</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Suçluda davranış değişimini hedefleyen programlara yer verilmesi;</li>
 <li>Suçluların salıverilmesine yönelik ciddi hazırlıkların yapılması; ve</li>
 <li>Salıverilen hükümlünün denetimli serbesti rejiminde hukuka uyarlık içinde topluma entegre edilmesidir.</li>
</ul>

<p></p>

<p>2. Suçluların kurumda makul, güvenli ve insanca kontrolü:</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Mahpusluğun elverdiğince <i>en az kısıtlayıcı</i> düzeyde geçirilmesi ilkesi ışığında suçluların güven- li bir ortamda muhafazası;</li>
 <li>Suçluların sağlık, korunma ve güvenliğini sağlayıcı bakım ve gözetime önem verilmesi;</li>
 <li>Kapsamlı bir şekilde toplum merkezli cezaevi hizmetlerine ağırlık verilmesi; ve</li>
 <li>Hükümlü ve tutuklu nüfusun etkili bir şekilde yönetimine odaklanılmasıdır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>3. Cezaevlerinde hukuka saygınlığın gerçekleşmesi:</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kurumdaki işlemlerin ceza ve infaz hukukuna uygunluğu denetlenmeli;</li>
 <li>İç denetim kanalları açık tutulmalı; ve</li>
 <li>İzleme kurullarının raporları ciddiye alınmalıdır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>4. İnfaz hizmetlerinin ceza adaleti sisteminin (CAS) aktif bir öğesi olduğu bilincinin yer etmesi<strong>:</strong></p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Halka danışılma yanında halkın katılımı da sağlanmalı;</li>
 <li>İnfaza ilişkin deneyim ve sonuçların halkla paylaşılması; ve</li>
 <li>İlkelere ve beklentilere uyarlılık içerisinde saydam ve sorumlu bir yönetim anlayışı ve kültürü- nün yer etmesi için çalışılmasıdır.</li>
</ul>

<p></p>

<p>5.Sağlıklı bir çevre oluşturulması:<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">1</a></p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Suçluların fiziki ve akıl sağlığına yönelik kapsamlı sağlık bakım stratejisi oluşturulması;</li>
 <li>Bulaşıcı hastalıklar, uyuşturucu madde/ilaç suiistimaline karşı kapsamlı, bütünleşmiş bir strateji geliştirilmesi;</li>
 <li>Personel ve hükümlü/tutuklular için güvenli ve sağlıklı bir çevre oluşturulması; ve</li>
 <li>Kadın hükümlüler için özel ihtiyaçlarının gerektirdiği bakım ve barınma sağlanmasıdır.<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title=""><strong>2</strong></a></li>
</ul>

<p></p>

<p>6.Güvenli ve emniyetli infaz kurumları oluşturulması:</p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Mahpusların elverdiğince en az kısıtlayıcı güvenlik seviyesinde muhafazası;</li>
 <li>Ranzaların önemli ölçüde azaltılması;</li>
 <li>Şiddet olaylarında azalma sağlanması;</li>
 <li>Personel, suçlu ve ziyaretçilerde güvenlik duygusunun geliştirilmesi;</li>
 <li>Personel-mahpus oranı üzerinde durulması; ve</li>
 <li>Zamanlıca yapılacak “risk değerlendirmesi”<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">3</a> ile müdahalelerin belirlenmesidir.</li>
</ul>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p></p>

<p><a name="_Toc45290550">7.Salıverilme sonrası topluma güvenli uy</a>umun hedeflenmesi:<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">4</a></p>

<p></p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>Kurumlarda güvenli bir şekilde topluma intibakı sağlayıcı nitelikte program çeşitlemelerine ağırlık verilmesi;</li>
 <li>Hükümlülerin salıverilme öncesi topluma hazırlayıcı nitelikli çalışmalar yapılması ve bu çalışmalara katılım için motive edilmeleridir.</li>
</ul>

<p></p>

<p>Özetle, cezaevi ilkeleri, insan onuruna, güvenliğine ve rehabilitasyonuna öncelik verir; mahkumların kaynaklarından bağımsız olarak saygıyla muamele görmelerini, işkenceden korunmalarını ve insani koşullara sahip olmalarını zorunlu kılmakta; temel standartlar arasında ayrımcılık yapmama, savunmasız grupların ayrılması ve yeniden entegrasyonu kolaylaştırmak için cezaevi yaşamının toplum normlarıyla uyumlu hale getirilmesi yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p>Bu ilkeler doğrultusunda cezaevlerinde hükümlülere uygulanacak tretman açısından öncelikli (yeniden suç işleme riski en yüksek) olanlar ile tretman modalitesini saptamak için aşağıda yoğunluk derecesine göre sıralanan gereksinme kategorileri (kriminojenik faktörler) göz ününe alınmalıdır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/174412-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Yukarıdaki tablo uyarınca kapsamlı, psiko-sosyal bir hükümlü profili inşa edilerek suçlu davranışa katkısı olan ve yeniden suç işlemeye (mükerrirliğe) yöneltici sorun alanları belirlenmeli; risklere ve gereksinmelere odaklanan zorunlu bir <i>infaz planı</i> hazırlanmalıdır.</p>

<p>Bu konuda cezaevindeki kişilerin temel haklarına saygıyı değerlendirmeyi amaçlayan karma bir endeks olarak Cezaevi Yaşam Endeksi referans alınabilir. Hürriyetten yoksunluğa özgü uluslararası belgelere dayanmakta olan bu endeks cezaevindeki kişilerin yaşam koşullarıyla ilgili 61 göstergeyi içerir ve bunlar beş boyuta ayrılmıştır: “Yemek, uyku, duş”, “Tıbbi bakım”, “Korunma”, “Aktif olma” ve “Bağlantı kurma”.<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">5</a></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Toplam Mahpus Sayısı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>412.991</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Kapasite</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>304.956</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Açık Cezaevi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>114.418</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Kapalın Cezaevi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>298.573</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Hükümlü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>348.735</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="142">
   <p>Tutuklu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="66">
   <p>64.256</p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p>Mart 2026-CİSST<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">*</a></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1sdgzfg-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Kuşkusuz, hükümlülere uygulanan infaz planındaki tretman programlarının kalite ve etkinlik açısından irdelenmesi; araştırma bulguları ile kanıtlanan programlara ağırlık verilmesi; uygulanan programların izlenmesi ve değerlendirilmesi siyaseti benimsenmelidir. Bu konuda şu dört temel ilke göz önünde bulundurulmalıdır:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Risk ilkesi</i>: Bu ilke <i>mükerrirlik</i> riski en yüksek olan suçlular, en fazla tretmana ihtiyacı olanlar ile bu müdahaleden yararlanma olasılığı en fazla olanları ifade etmektedir. Tretman kaynakları yüksek risk grubunda yer alan hükümlülere tahsis edilmelidir. Bu ilkenin önemi tretman kaynaklarının hiçbir zaman sınırsız olmaması ile planlamacı ve siyaset yapımcılarının kaynakların etkili bir şekilde kullanılması gereğinde saklı bulunmaktadır. Araştırma bulguları, <i>mükerrirlik</i> riski düşük hükümlülerin sorunları için tüketilen tretman kaynaklarının etkili olmadığını göstermiştir. Bu söylemin en rasyonel çıkarımı bu gruptaki hükümlüler için tahsis edilen kaynakların minimum ölçüde olmasıdır.<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">6</a></li>
</ol>

<p></p>

<ol start="2" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Gereksinme ilkesi</i>: İnfaz sisteminde yalnızca kriminojen ihtiyaçlara odaklanılmasını ifade eden bu ilke uyarınca mükerrirliği önlemek üzere suçluluk eylemine ilişkin <strong>dinamik risk</strong> faktörleri hedeflenmelidir. Diğer faktörler, tretmana özgü olası hedefler gibi gözükse de suçlunun mükerrirliğini azaltmakta etkili olmayacaktır. İşte gereksinme ilkesi de kriminojen etmenlerin bir değerlendirilmesini içermektedir. Bu etmenlere ait cetvele aşağıda yer verilmiştir:</li>
</ol>

<p></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="291">
   <p><strong>Kriminojenik faktörler</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="200">
   <p><strong>Non-kriminojenik faktörler</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="291">
   <p>-Suça yönelik (suçlu davranışı destekleyen<br />
   düşünce, değer ve duygular) eğilimler,</p>

   <p>-Anti-sosyal kişilik (düşük irade kontrolü,<br />
   düşmanlık besleme, maceracı, tatmin<br />
   arayışında olmak, ötekileri hiçe saymak,<br />
   ve kabalık),</p>

   <p>-Suça eğilimli olanlarla arkadaşlık,</p>

   <p>-Sosyal (eğitim, iş açısından) başarısızlık,</p>

   <p>-Aile durumu (evlilik, sorunlu bir evlilik,<br />
   çocukların davranışını yönetmede<br />
   başarısızlık, suçluluk),</p>

   <p>-Uyuşturucu madde bağımlılığı, ve</p>

   <p><strong>-</strong>Boş zamanları<strong> </strong>değerlendirme yoksunluğu.</p>
   </td>
   <td valign="top" width="200">
   <p>-Kişilik tablosu,</p>

   <p>-Duygusal rahatsızlık (kaygı,<br />
   soyutlanma duygusu),</p>

   <p>-Major akıl hastalıkları (Şizofreni,<br />
   depresyon),</p>

   <p>-Hırs/ihtiras eksikliği,</p>

   <p>-Mağdurluk özgeçmişi,</p>

   <p>-Fiziki faaliyet eksikliği.</p>

   <p></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<ol start="3" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Denklik ve duyarlık ilkesi</i>: Bu ilke tretmanın suçluya en uygun biçimde sunulmasını içermektedir. Bu önerme, tretman stilinin hükümlünün öğrenim ihtiyaçları ile uyumlu ve onun alışık olduğu stilde olmasıdır. Temel postulat, insanların özel öğrenim stilleri olduğu ve tretmanın etkinliği için bu öğrenim stillerinin göz önüne alınması gerektiğidir. Bu doğrultuda ülkemizde uygulanan algısal davranış programları en etkili olanlarıdır. Bu programlarda kullanılan öğrenim stili suçluların öğrenim stili ile uyum içerisinde, katılımcı öğrenim pratikleri, yetenek geliştirme ile tekrara dayalı bulunmaktadır.</li>
</ol>

<p></p>

<ol start="4" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li><i>Profesyonel takdir</i>: Bu ilke, hükümlülerin gözlem ve sınıflandırılmaya tabi tutulması sürecinde uygulanan test/enstrümanların her suçlu için geçerli olamayacağı göz önüne alınarak, gerektiğinde birey veya durumun özelliklerinin alınacak kararda göz önünde bulundurulmasına yöneliktir. Yalnız bu takdirin keyfi nitelikte olmayıp, dikkatlice kullanılması ve gerekçelendirilmesi gerekmektedir.</li>
</ol>

<p></p>

<p>Bu siyasete ışık tutmak açısından tretman ölçütlerine özet olarak aşağıda yer verilmiştir:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>Araştırma bulguları ile desteklenen belirgin bir değişim modeli (programın suçlunun gelecekte- ki davranışında değişim yaratmak üzere kanıta dayalı gerçekçi bir model) olması;</li>
 <li>Uygun suçluların seçilmesi (programa değişim ihtiyacı olan ve riski azaltılabilecek hükümlülerin alınması);</li>
 <li>Dinamik risk faktörlerinin hedeflenmesi (programın ihtiyaç duyulan ve etkilenebilecek risk alanlarını öngörmesi);</li>
 <li>Bir hedefler dizinin (odaklanılacak risk alanlarının) seçimi;</li>
 <li>Etkili yöntemlerin belirlenmesi (çalıştığı kanıtlananların kullanılması);</li>
 <li>Yetenek geliştirmeye odaklanılması (suçtan uzak bir yaşam sürdürmek için yeteneklerin öğretilmesi);</li>
 <li>Sıralama, yoğunluk ve süresinin saptanması (riskin azaltılması doğrultusunda maksimum etki için zaman çizelgesinin hazırlanması);</li>
 <li>Meşguliyet ve motivasyon sağlanması (kişinin olumlu yanıtlar vermek üzere cesaretlendirilmesi);</li>
 <li>Program ve hizmetlerde devamlılığın sağlanması (tretman ve izlemenin etkilerini maksimize etmek üzere etkinliklerin koordine edilmesi);</li>
 <li>Programların devamlı olarak izlenmesi (uygulanan programın kontrol edilmesi); ve</li>
 <li>Değerlendirmenin yapılması (hangi programın çalıştığının kontrol edilmesi ve geliştirilmesidir).</li>
</ol>

<p></p>

<p>İşte yukarıdaki ilkeleri göz önüne alan kaliteli infaz programlarının kullanılması sonucu hükümlülerin üretken vatandaş olmasına yardımcı olunması ve suçların genelde azalması mümkün görülmektedir. Nitekim, etkili infaz programlarının, hükümlülerin yeniden cezaevi konuğu olmaları olasılığını azalttığını göstermiştir. Bu konuda yabancı ülke tretman programlarını kopyalamak yerine ülkemize özgü kültürel normları entegre eden programlar üzerine yapılacak araştırmalarla, hükümlülere yönelik programların etkisini anlamak ve olumlu sonuçlar veren bileşenlerin belirlenerek programların niteliğini geliştirme amaçlanmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong>Performans Göstergeleri</strong></p>

<p></p>

<p>Şimdi sizlerle 1978 yılında geliştirip uygulamaya koyduğum (merkezi) <i>güvenlik amaçlı arama timi</i> ile cezaevlerinde yıllık performans ölçümlemelerine değinmek istiyorum. O tarihte Afyon merkezli olarak oluşturulan elektronik destekli arama timi ile cezaevlerinde gerçekleştirilen aramalar, kurumsal güvenlik için bunun ne derece gerekli olduğunu kanıtlamıştır. Kurum personelince yapılan aramalar korku, tehdit veya menfaat gibi çeşitli nedenlerle istenilen sonucu sağlamaktan uzak olduğundan kurumla hiçbir ilişkisi olamayan/mahpusları tanımayan arama timi kurum personeli için de güvence olmakta; kurum personelince görülmesine karşın bildirilmeyen uyuşturucu madde/ilaç, kesici alet veya silahın yaratacağı riskler giderilmektedir. Etkili olduğuna inandığım ve uzun yıllardır İsveç’te uygulaması olan bu arama timlerinin şimdilerde bölgesel olarak oluşturulması kurum güvenliği için yerinde bir tedbir olacaktır.</p>

<p></p>

<p>Cezaevlerine özgü ilkeler bağlamında önemli bir öğe de hizmette kalite için kurumsal performansın ölçülmesi ve bu konuda kamuya hesap verilmesidir. Vergilerle beslenen bu kurumlar hakkında halkın bilgi edinme hakkı gereği bu değerlendirme yapılmalıdır.<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">7</a> Bu amaçla aşağıda açık uçlu faktörlere özgü amaçlanan hedefler ile gerçekte var olanın saptanması ve üçüncü kolonda da sonuç değerlendirmesine yer verilmesi planlanmış bulunmaktadır (<i>Cezaevlerinde kontrol endeksi)</i>. Önceden vurgulandığı üzere, amaç, her zaman, kurumdaki hizmetin ne derece verildiğinin önemli birer göstergesi olan müessir fiil, adam öldürme veya firar gibi olayların etkili proaktif eylemlerle sıfıra indirgenmesi olmalıdır.</p>

<p></p>

<p><strong><u>Hedef </u> <u>Gerçek</u> <u>Sonuç</u></strong></p>

<p>· Tehlikeli suçluların kurumlardan firarını önlemek 0</p>

<p>· Kapalı cezaevleri ile nakil sırasında firar edenlerin cezaevleri nüfusuna oranı % 0.05</p>

<p></p>

<p>· Firarların açık cezaevlerindeki 1.000 hükümlüye oranı &lt;1/1.000</p>

<p>· Disiplin cezasını gerektirir nitelikte personel, mahpus ve diğerlerine karşı işlenen müessir fiillerin cezaevleri nüfusuna oranı %9.0</p>

<p>· İlaç/uyuşturucu madde Suiistimalindeki pozitif test oranı %8-10</p>

<p>· E/F/L tiplerinde oda/koğuş kapasitesinden fazla hükümlü/tutuklu barındıranların nüfusa oranı %15</p>

<p>· Mahpusların amaçlı faaliyetler için bir haftalık sürede geçirdiği zaman dilimi 24 saat</p>

<p>· Salıverilen hükümlülerden matematikte dört işlemi bilmeyenlerin oranı %1</p>

<p>· Salıverilen hükümlülerden okuma yazma %1 bilmeyenlerin oranı</p>

<p>· Sanat/eğitim türü meslek edinme programlarını tamamlayan hükümlülerin toplam hükümlüye oranı %20</p>

<p>· Çalışan hükümlülerin toplam hükümlü nüfusuna oranı %50</p>

<p>· Her personel üyesinin bir yılda hasta olarak geçirdiği gün ortalaması 15</p>

<p>· Mahpusların 20 iş gününde yanıt verilen %75 dilekçeleri ortalama oranı</p>

<p></p>

<p>İşte yukarda taslak olarak verilen bu göstergeler gelişmelere göre güncelleştirilmeli ve çıtanın olabildiğince yükseltilmesi amaçlanmalıdır. Bu bağlamda infaz sisteminin meşruiyeti de konu edinilmelidir. Meşruiyet, kuşkusuz, bireysel kararlardan ziyade sistemin veya tümden infaz rejiminin ahlaki olarak kabul görülebilirliğidir. Bu nitelik de toplumdaki değerler sistemi ile yakından ilişkili olup; infaz sisteminin meşruiyeti bu değerlere göre irdelenmelidir.</p>

<p></p>

<p><strong>Hükümlülerde Risk Ölçümü</strong></p>

<p></p>

<p>Risk değerlendirilmesi odağında yatan soru, salıverilecek hükümlünün toplumda tehlikeli bir davranış gösterip göstermeyeceğidir. “Tehlike/ tehlikeli” terimi kişinin zarar görme riskinde olduğunu göstermek için kullanılırken, “tehlikelilik” terimi, karşıt olarak, bazı eylem, durum veya kişileri tasvir için kullanıl- makta ve halk zarar görme riskiyle karşı karşıya gelmektedir.</p>

<p></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/asfasf-4.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>Hükümlülere özgü risk değerlendirilmesinde, cezaevinden salıverilme (şartlı/bihakkın) sonrası kişinin topluma uyumunu riske atabilecek içsel/ dışsal faktörlerin belirlenmesi (örneğin iş olanakları, maddi/ manevi destek sistemleri, yeni suç işleme eğilimi, tehlikelilik v.s.) gerekmektedir. Bu bağlamda “tehlikelilik” faktörlerden yalnızca biri olarak belirmektedir.</p>

<p></p>

<p>Risk değerlendirilmesinde, bazı potansiyel risk faktörleri ile tehlikelilik arasında ilişkisel illüzyona da tanık olunmaktadır. Bunun en belirgin örneği de akıl hastası kişilerin, şiddet ve tehlikeli olmalarının akıl hastası olmayanlara göre fazla olduğuna çoğu insanların inanmalarıdır. Ne var ki, bu türden kuvvetli bir ilişkiye işaret eden çok az kanıt vardır.</p>

<p></p>

<p>Davranışları tahmin etmek her zaman aynı derecede kolay olmamaktadır. Eğer davranış toplumda sıkça var olan bir davranış türü ise, örneğin çay içme, o davranışa özgü tahmin yapılması çok kolay olurken; bir şahsın çay içip içmediğini tahmin etmeniz istenildiğinde verilecek yanıtın “evet” olmasının doğruluk derecesi oldukça yüksek olurken, sıkça görülmeyen davranış türlerinde tahmin olasılığı düşük olmaktadır. Nitekim kasten öldürme oranı Türkiye’de yaklaşık 100.000’de 34 ise,<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">8</a> kimin katil ve kimin maktul olacağını tahmin etmek oldukça zor ve belki de imkânsız görülmektedir.</p>

<p></p>

<p>Tehlikeli davranış gösterisini tahmine özgü değişkenler/tahmin cetvelleri arasında Webster tarafından geliştirilen <i>TKR-20 </i><a href="#_ftn10" name="_ftnref10" title="">9</a> projesi güvenilir bir nitelik sergilemektedir. Tarihsel, klinik ve risk değişkenleri, tehlikelilik ve risk değerlendirilmesi sürecinde yararlı görülmektedir. Tarihsel değişkenler hükümlünün öz geçmişindeki sabit veya <i>statik</i> olanlarıdır. Klinik değişkenler, kişinin içinde bulunduğu mevcut faktörlere ilişkin beden ve ruh sağlığı uzmanlarının değerlendirmeleri; risk değişkenleri (<i>dinamik</i>) ise, uzmanların salıverilecek hükümlülerin farklı ortamlarda riskin üstesinden nasıl gelebileceklerini tahmin etmelerine yardımcı olanlardır.</p>

<p></p>

<p>İşte bu üç gruptaki değişkenler sırasıyla şöyledir:</p>

<p></p>

<p><strong>I.Evre: Tarihsel/Statik Değişkenler</strong></p>

<p></p>

<p>(1) <i>Önceki şiddet olgusu</i>. Gelecekteki şiddet eyleminin en iyi belirleyicilerinden biri kişinin geçmişteki şiddet içeren davranışlardır. Bir kişinin gelecekte saldırgan bir davranışta bulunma olasılığı bu türden geçmişteki her olgu oranında artış göstermektedir. Bu nedenle, kişinin geçmişte şiddet eylemleri gösterisine ait kanıt güçlü olduğunda tehlikeli davranışta bulunma olasılığı da fazla olacaktır.</p>

<p></p>

<p>(2) <i>Yaş</i>: Birincisi, yaşla gelecekteki şiddet gösterimi arasında ters bir ilişki vardır. Suçlu genç yaşta olduğunda suçlunun gelecekte şiddete başvurma olasılığı da fazladır. İkincisi ise, ilk şiddet olgusunda kişi ne kadar genç ise, şiddet suçlusu olma veya olmaya devam etmesi olasılığı da o derece fazladır. Şiddet olgusunun gelecekteki şiddet gösterimi için dayanak olmasındaki güçlük, çoğu suçlunun genç olmasından kaynaklanmaktadır. Bu nedenle, dikkatler özellikle şiddet eylemin biçimine odaklanmalıdır. Genelde, sıkça işlenen oldukça yoğun ölçekli şiddet eylemleri serisi, ara sıra işlenen şiddet olgularına göre fazlaca tahmine esas olmaktadır.</p>

<p></p>

<p>(3) <i>Dengeli bir yaşam stili</i>: İstikrarlı bir iş hayatı, aile bağları ve sosyal desteğe sahip hükümlüler şartla salıverme süresince düşük bir risk oluşturmaktadır.<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">10</a> Yalnız yaşam stilindeki dengenin şiddet eylemleri için düşük bir risk oluşturması karşısında doğrudan bir ilişkisi olduğu pek açık değildir.</p>

<p></p>

<p>(4) <i>Alkol veya uyuşturucu madde/ilaç suiistimali</i>: Madde suiistimali ile şiddet eylemleri arasında genelde bir ilişki vardır. Gelecekteki şiddet veya tehlikeli davranışı tahmin bakımından kişinin geçmişteki şiddet eylemlerinin ne ölçüde uyuşturucu maddeye ilişkili olduğu özellikle önemli görülmektedir. Şiddetin kendisini kontrol etmenin ne kadar zor olduğu göz önüne alındığında, suçluların hem şiddet eğilimleri ve hem de madde suiistimali sorunlarının üstesinden gelebilmesinin ne derece zor olduğunu düşünmek hiç de abartı olmayacaktır.</p>

<p></p>

<p>(5) <i>Akıl hastalığı</i>: Genelde kişilik bozuklukları ve özelde psikopatlık, şiddet riskine ilişkili görülmekte iken, diğer akıl hastalıkları örneğin şizofreni gerçekte şiddetle ters ilişki içinde olabilir.<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">11</a> Genelde çoğu akıl hastası kişilerin şiddet eylemleri için bir risk oluşturmadığı veya en kötüsünden, aralarında ilişkinin çok zayıf bir ilişki olduğu söylenebilir. Bu nedenle, akıl hastalığı geçmişi olan bir kişinin ilerde saldırgan olup olmayacağını tahmin etmek üzere geçmişte işlediği şiddet eylemi ile akıl hastalığı arasında bir ilişkisi olup olmadığına bakılmalıdır.</p>

<p></p>

<p>(6) <i>Psikopatlık</i>: Geçmişinde şiddet yoğunlaşmasına tanık olunan psikopat kişilerin mükerrir şiddet suçlusu olma riski oldukça fazladır. Psikopat suçlunun yaşamında tanık olduğu toplumsal tepki, işlediği suçun sosyal, kişisel ve ailevi sonuçları, çekilen hürriyeti bağlayıcı ceza ve sonrasındaki sosyal tecrit gibi ikincil faktörler, onun anormal kişiliğini daha da anormal yapmaktadır.<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">12</a></p>

<p></p>

<p>(7) <i>Okuldaki uyumsuzluklar</i>: Kişinin ilk/orta öğretimdeki (a) Akademik yeteneksizliği ve başarısızlığı (b) Sınıftaki davranışı ve okuldaki genel uyumsuzluğu şiddet eylemleri için artan derecede bir risk oluşturabilmektedir. Bu iki faktörü özellikle okul döneminde tam olarak değerlendirmek zor görülmekte ise de ilerdeki şiddet eylemleri için güçlü bir ilişkiye işaret ettikleri bilinmelidir.</p>

<p></p>

<p>(8) <i>Kişilik bozuklukları</i>: Kişilik bozuklukları şiddet açısından artan derecede bir riske işaret etmektedir. Bu durum özellikle <strong>anti-sosyal kişilik bozukluğu</strong> (psikopatlık) ve <strong>sınırdaki kişilik bozuklukları</strong> için geçerlidir.</p>

<p></p>

<p>(9) <i>Hükümlünün salıverilme sonrası başarısızlığı</i>: Daha önce işlediği bir suçtan şartla salıverilen hükümlünün başarısızlığı, özellikle sergilediği şiddet eylemleri, bu kez de yeni bir suçtan cezaevinde bulunan hükümlünün salıverilmesi sonrası başarısız olacağını gösteren güvenilir bir faktördür.</p>

<p></p>

<p><strong>(9) </strong><i>Ebeveynden ayrılık</i>: Dengeli bir yaşam ve okuldaki uyuma ilişkili olarak, on beş yaş öncesi ebeveyninden ayrılmış bulunan suçlular genelde şiddet eylemleri için artan bir risk oluşturmaktadırlar. Bu durum yalnızca ölüm dışı nedenlerle ebeveyninden soyutlanmış kişiler için geçerli görülmektedir.</p>

<p><img alt="Asfasfasf-2" height="562" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/asfasfasf-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="750" /></p>

<p><strong>II. Evre: Klinik/Mevcut Değişkenler</strong></p>

<p></p>

<p>(11) <i>İç görü</i>: Bu faktör kişinin kendi akıl hastalığına ait iç görüsüdür. Bu faktör daha genel bir anlatımla, suçlunun işlediği suçtan sorumluluğu kabul etmesine ve ne ölçüde suçlu davranışının ciddiyetini takdir etmesine ilişkin bulunmaktadır. Bu nedenle, işlediği bir suçtan dolayı suçu, toplumda/ceza adaleti sisteminde/davranışın diğer dış nedenlerinde arama yaklaşımı önemlidir.</p>

<p></p>

<p>(12) <i>Düşünceler</i>: Suçlunun taşımakta olduğu düşüncelerin toplumsal veya toplum karşıtı olup olmadığı belirlenmelidir. Suçlunun ne ölçüde düşmanca, empulsif, tutarsız, sorumsuz, saldırgan v.s. olduğuna dikkat edilmelidir. Burada sözü edilen “şiddet eylemine özgü risk” olduğundan suçlunun önceki şiddet eylemi hakkındaki düşüncelerini saptamak önemlidir. Suçlu kişi üzüntü ve nedamet duymakta mıdır? Veya eylemlerini küçümsemekte, şiddet ve niteliğini yadsımakta mıdır?</p>

<p></p>

<p>(13) <i>Semptomlar</i>: İstisnai bir görüntü sergileyen şiddet veya saldırgan davranışlara ait semptomlara değinilmektedir: Suçlu özellikle dehşet saçan bir davranış sergiledi mi? Suçlunun beslediği şiddete yönelik fantezileri var mı? Suçlunun sergilediği şiddetin herhangi bir şekilde bazı algısal veya muhakeme yetersizliğine ilişkisi var mıdır?</p>

<p></p>

<p>(14) <i>Duygusal denge</i>: Duygusal dengesizlik, şiddet olgusu için klinik risk faktörü olarak görülmektedir. Bu nedenle, suçlunun ne ölçüde duygusal denge sergilediği veya güven içinde olduğunu değerlendirmek önemlidir. Ek olarak, suçlunun geçmişindeki şiddet eylemine ilişkin risk faktörlerinin önemini göz önüne alarak, kişinin duygusal dengesizliğinin önceki şiddet gösterisine ilişkin olup olmadığı ciddi bir şekilde değerlendirilmelidir.</p>

<p></p>

<p>(15) <i>İyileşmeye yatkınlığı</i>: Bu faktör suçlu kişinin geçmişte ve şimdiki iyileştirme girişimlerine ne derece yanıt verdiğine ilişkin bulunmaktadır. Bu bağlamda, hükümlünün risk faktörlerinden (örneğin uyuşturucu madde/ilaç suiistimali, beslediği düşüncelerden) kaynaklanan sorunları halletmek için cezaevlerinde yürütülen programlara katılma/ kullanma yeteneği dikkatlice değerlendirilmelidir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/fasf-3.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>III. Evre: Risk/Gelecekteki Değişkenler</strong></p>

<p></p>

<p>(16) <i>Geçerli plan/programlar</i>: Geçmişte şiddet eylemi sergilemiş bir suçlunun yaşamında hiçbir şeyin değişmemiş olması halinde gelecekte benzer eylemleri sergilememesi için hiçbir neden yoktur. Salıverilen hükümlülerin özel gereksinmelerine (uyuşturucu madde suiistimali, duygusal dengesizlik v.s.) uyarlı programlarla risk faktörleri etkisi azaltılırken, maddi/manevi destek sistemleri artırılmalıdır. Aksi takdirde mükerrir suçluluk kaçınılmaz olmaktadır. Mükerrirlik olgusuna ait verilere bakıldığında görülen tablo şöyledir: 1/6/2000 tarihi itibariyle ülkemiz Adli Sicil veri tabanı taramasında 1994 yılında hakkında ceza fişi oluşturulan 480.289 hükümlüden %19,5 inin (94.074) 1994-1999 yıllarında birden çok suç işlediği ve ortalama suç sayısının 2 olduğu saptanmış; bunların %6,7 si hapis ve para cezasına, %52,6’sı para cezasına ve %40,5’i de hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edildiği görülmüştür.</p>

<p></p>

<p>Engin Avcı ve Aslıhan Kovancı tarafından bu konuda yapılan çalışmada şartlı salıverilen tüm mahkûmların %61'inin (452.346) üç yıllık takip süresi boyunca yeniden suç işlediği ve bu suçların toplam suçların %19'unu (8.143.240) oluşturduğu sonucuna varılmıştır. Bu hükümlülerin %31'i ilk 6 ay içinde, %49'u bir yıl içinde, %73'ü iki yıl içinde ve %87'si üç yıl içinde yeniden tutuklandı.</p>

<p></p>

<p>Bu çalışma, Covid-19 pandemisi önlemleri nedeniyle şartlı tahliye edilen mahkumlar baz alınarak, üç yıllık takip süresi için Türkiye'deki genel yeniden suç işleme oranının %61 olduğunu; hırsızlık, dolandırıcılık ve uyuşturucuyla ilgili suçların en çok yeniden işlenen suç türleri olduğunu; ayrıca, tahliye edilen mahkumların takip süresi boyunca suç oranlarında %20'lik bir artışa neden olduğunu ortaya koymuştur.<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title="">13</a> Bu doğrultudaki araştırmalar periyodik olarak UYAP veri tabanında kolaylıkla yapılabilir.</p>

<p></p>

<p>(17) <i>Temas imkânı</i>: Yukardaki 16’ıncı faktördeki bilgiyi takiben, salıverilen suçlunun şiddete yönelme riski, kendisini riske sokacak veya uyuşturucu maddeyi sağlayacak kişilerle teması ölçüsünde artacaktır: Suçlunun olası mağdurlar, silahlar, birlikte suç işleyeceği kişilerle teması olabilecek mi? Suçlunun yeniden uyuşturucu madde/ ilaç suiistimal etme riski var mı? Suçlunun suiistimali kontrol konusundaki düşünce ve planları var mı?</p>

<p></p>

<p>(18) <i>Destek</i>: Suçluların şiddete yönelme riskini azaltmasında yardımcı olacak bir destek sisteminin varlığı oldukça önemlidir. Destek sistemi bir eş, aile ve dürüst arkadaşları kapsamakta ise de yalnız onlarla da sınırlı olmayıp; gerektiğinde profesyonel destek sağlanabilmelidir.</p>

<p></p>

<p>(19) <i>Duyarlı olabilme</i>: Suçlu kendisine sunulan programlara, verilen destek veya yardıma <i>ilgisiz</i> kaldığında dünyadaki tüm plan ve destek sistemleri kendisi için yetersizlik ifade edecektir. Cezaların infazı sırasında hükümlülerin davranışlarını değiştirmeye istekli olması ve programlardan yararlanması gerekmektedir-<i>iş birliği</i>. Programların gerçekçi olmaması veya hükümlünün isteksiz olması halinde risk faktörlerinin devreye gireceğine kuşku duyulmamalıdır.</p>

<p></p>

<p>(20) <i>Stres</i>: Bu faktör, saldırgan kişide var olan şiddet eylemi riskini artırmaktadır. Bazı stres faktörlerini (örneğin iş, ihtiyaç duyulan hizmetlerin varlığı) tahmin etmek nispeten kolay ise de diğerlerini (örneğin destek sağlayan bir kişinin ölümü) tahmin etmek zor veya imkânsız görülmektedir. Yalnız, stres ve şiddet arasındaki ilişki kadar suçlunun yaşamındaki olası stres faktörlerine ait incelemeler suçlunun cezaevinden salıverilme sonrası şiddet riski oluşturmasını belirlemede yardımcı olabilecektir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/fasffg-3.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>İşte <i>TKR-20 </i>değişkenler serisi ile edinilen bilgi psiko-metrik bir ölçümleme vasıtası olmak yerine tehlike ve şiddete ilişkin güvenilir nitelikte bir tahmine rehberlik yapmaktadır (<i>risk ve ihtiyaçlara duyarlık</i>).</p>

<p>Bu nedenle, bu tahmin işleminde yapılan toplama işlemi, bir puanlama saptamak yerine belli bir hükümlüye özgü değişkenlerin ne ölçüde yoğunluk sergilediğini belirlemektir. <i>Bu süreçte, tüm değişkenlerin her suçlu için aynı derece de önemli olmadığı bilinmelidir</i>: Okuldaki uyumsuzluk veya ebeveyninden ayrılık bazı suçlularda özellikle yararlı bilgi sağlarken, diğerlerinde bu bilgi suçlunun geneldeki duygusal ve davranış sorunlarını anlama da yararlı olabilir. Aşağıda tarihsel (T), klinik (K) ve risk(R) değişkenlerini içeren tabloya yer verilmiştir.</p>

<p></p>

<p><strong>TKR-20 Değişkenler Dizini </strong></p>

<table class="table table-bordered table-sm">
 <tbody>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>Tarihsel</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p><strong>Klinik</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p><strong>Risk</strong></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T1-Önceki Şiddet</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>K1- İç görü</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>R1-Geçerlilik</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T2-İlk suç yaşı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T3-İlişkideki denge</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>K2-Düşünceler</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>R2-Temas</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T4-İşteki denge</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T5-Alkol veya uyuşturucu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>K3.Semptomlar</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>R3-Destek</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T6-Akıl hastalığı</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T7-Psikopatlık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>K4-Dengeli</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>R4-Uyum</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T8-Erken uyumsuzluk</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T9-Kişilik bozukluğu</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p></p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>T10-Önceki tahliyede</p>

   <p>başarısızlık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>K5-Tretmana</p>

   <p>yatkınlık</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>R5-Stres</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p>Geçmiş</p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p>Şimdi</p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p>Gelecek</p>
   </td>
  </tr>
  <tr>
   <td valign="top" width="144">
   <p><strong>I.Evre</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="86">
   <p><strong>II.Evre</strong></p>
   </td>
   <td valign="top" width="81">
   <p><strong>III.Evre</strong></p>
   </td>
  </tr>
 </tbody>
</table>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>İnsanlık Onuru</strong></p>

<p></p>

<p>Kuşkusuz, tüm soyut değerler gibi, insanlık onuru da yeşerdiği mekânda anlam kazanacaktır. Anayasa’- da yer alan insanlık onuru, özgürlük, eşitlik, hukuk devleti demokrasi ve sosyal devlet ilkeleri, moral tonu içeren pozitif hukuk ilkeleridir. Optimize edici emirler olan bu ilkelerin olabildiğince gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Bu ilkeler birlikte hukuki bir ideale (demokratik sosyal hukuk devletine) yönelmişlerdir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/17441-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p>· <strong>Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun (5275)</strong></p>

<p><strong>6(1)</strong>b. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve manevî koşullar altında çektirilir.</p>

<p>· <strong>Birleşmiş Milletler Mahpusların Islahı için Asgari Standart Kurallar Nelson Mandela Kuralları Temel İlkeler</strong></p>

<p><strong>Kural 1</strong>. Bütün mahpuslar, doğuştan sahip oldukları insanlık onuru ve değeri gözetilerek saygı ile muamele görecektir.</p>

<p>· <strong>Avrupa Cezaevi Kuralları</strong></p>

<p><strong>49</strong>. Cezaevinde iyi düzen, emniyet, güvenlik ve disiplin gereklerinin hesaba katılması, aynı zamanda 25. Kural gereğince mahpuslara, insanlık onurlarına saygı gösteren yaşam koşulları sağlanması ve dolu bir faaliyetler programı sunulması yoluyla sürdürülmelidir</p>

<p></p>

<p>Özgürlükten yoksun bırakarak hapsetmenin kendisi bir ceza olup, kurumda hükümlülere uygulanan rejim hapsetmenin doğasında var olan sıkıntıyı daha da ağırlaştırmamalıdır. Özgürlikten yoksunluğun var olduğu her mekânda uygulanan gayri insani muamele/işkence bir tretman öğesi olarak kabul edilemez. Burada temel ilgi alanı <i>insanlık onuru</i>dur. <i>İnsanlık onuru</i> hukukun zımni olarak kabul ettiği temel varsayımlardan biridir. Hukuk düzeni işlevlerini yerine getirebilmesi için varsayımlara mutlaka gereksinim duymaktadır.</p>

<p></p>

<p>İşte insanlık onuru ceza infaz sisteminin temel ve düzenleyici ilkesi olmalıdır. Bu ilkeyi sadece bir özlem vizyonu veya yasal güvence olarak değil, düzenleyici bir ilke olarak benimseyerek, hapis cezasının amacından tutun da hapisteki günlük yaşam deneyimine kadar her yönü kapsamalıdır.</p>

<p></p>

<p>İnsanlık onuru kavramını yalnızca aşırı adaletsiz davranışları önleyen bir kavram olmaktan çıkarıp, bir cezaevi sisteminin tepeden tırnağa nasıl örgütlenmesi gerektiğini belirleyen temel bir ilkeye dönüştürmesi; infaz sisteminin uyması gereken bir standart ve tüm cezaevi siyaseti ve uygulamalarının sınırlarını belirleyen bir kılavuz haline getirmelidir. Önemli olan, insan onuruna bağlılığın, güvenlik ve emniyet gibi temel cezaevi önceliklerini baltalamamasıdır. Aslında, insan onuru, duvarların ardındaki herkesin-hem personelin hem de mahkumların- güvende tutulmasını gerektirmektedir.</p>

<p></p>

<p>Pratik anlamda, hapis cezasını yönetmek için insan onurunu yol gösterici ideal olarak benimsemek, cezaevi yaşamının ve yönetiminin birçok yönünün değişmesini gerektirecektir; buna personel eğitimi ve felsefesi, tutuklulara<strong> </strong>sunulan programlar ve tedavi, mahkumların yaşadığı maddi koşullar ve hatta kurumun fiziksel tasarımı ve düzeni de dahildir. Cezaevleri, insan onuruna saygıyı kolaylaştıran, aynı zamanda onu zedeleyebilecek diğerlerini en aza indiren veya bunlardan kaçınan politikalar ve uygulamalar oluşturmak, iyileştirmek veya genişletmek zorunda kalacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p>Almanya gibi yalnızca birkaç ülke, cezaevi politikalarını ve uygulamalarını olumlu bir şekilde şekillendirecek biçimde insan onuruna bağlılık göstermektedir. Orada, sadece gözaltı tesislerinin değil, aynı zamanda cezaevi yöneticilerinin ve personelinin de uyması gereken standartları belirleyen Alman Cezaevi Yasası, açıkça şunu öngörüyor: “(1) Cezaevlerindeki yaşam, genel yaşam koşullarına mümkün olduğunca yakın olmalıdır, (2) Hapis cezasının olumsuz etkileri ortadan kaldırılmalıdır ve (3) Hapis cezası, mahkûmun özgür hayata yeniden entegre olmasına yardımcı olacak şekilde tasarlanmalıdır.”</p>

<p></p>

<p>İnsanlar toplumdan uzaklaştırılmak üzere hapse mahkûm edilirler; ideal amaç, tahliye olduktan sonra üretken ve yasalara uygun bir yaşam sürmeleri için rehabilite edilmeleridir. Ne yazık ki, cezaevi ortamları her zaman bu amaca uygun değildir. Bazı kurumlarda standartların altında ve güvensiz yaşam koşulları tanık olunmaktadır.</p>

<p></p>

<p><strong>İskandinav Ülkeleri ve Almanya </strong></p>

<p></p>

<p>Cezaevlerindeki kültürü dönüştürebilecek, daha rehabilitasyon odaklı ortamlar yaratabilecek ve herkes için daha fazla güvenlik sağlayabilecek modeller bulmak amacıyla Batı Avrupa ve<strong> İskandinav </strong>ülkelerine yönelime tanık olunmaktadır. Danimarka, Almanya,<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">14</a> Norveç ve İsveç gibi ülkeler, cezaevini rehabilitasyon ve topluma başarılı bir dönüşü teşvik etme fırsatı olarak görmektedir. Amaç, daha fazla ceza vermek olmayıp, cezaevi dışındaki yaşama mümkün olduğunca benzeyen destekleyici bir ortam yaratmaktır. Bu, yoğun rehabilitasyon hizmetleri, iyi eğitimli bir cezaevi personeli ve daha insancıl cezaevi koşulları aracılığıyla gerçekleştirileceğine vurgu yapılmaktadır.</p>

<p></p>

<p>Örneğin Norveç'te, cezaevi görevlileri, gözetim ve bakımları altındaki kişilerin rehabilitasyonunda aktif rol oynamak üzere eğitilir; bu eğitim, sağlık odaklı programlara katılımlarını, yoğun mentorluk sağlamayı ve olumlu sosyalleşmeyi modellemeyi içerir. Görevliler, bireyleri güçlü yönlerini kabul etmeye ve bunlardan yararlanmaya, olumsuz ve zararlı davranışlara yol açan düşünce biçimlerini yeniden gözden geçirmeye yönlendirmek için tasarlanmış bir danışmanlık yöntemi olan teşvikler ve motivasyonel görüşme tekniklerini kullanırlar.</p>

<p></p>

<p>Oslo Üniversitesi'nde doktora sonrası araştırmacı ve İskandinavya Hapishane Projesi değerlendirme sinin baş araştırmacılarından Synøve Andersen'e göre, İskandinavya'nın ıslah politikalarına yönelik artan küresel ilgi, kısmen ülkenin %20-30 gibi ABD'dekinden önemli ölçüde daha düşük olan mükerrir suçluluk oranlarına ve Norveç'in Bastøy ve Halden hapishanelerine yönelik medya ilgisine bağlanabilir.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/1744-1.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Kanıta Dayalı Denetim </strong></p>

<p></p>

<p>Suçlunun değerlendirilmesi, etkili toplum denetiminin temel taşı olmalıdır. Denetim süresi boyunca, görevliler sürekli olarak risk, ihtiyaç ve yanıt verme değerlendirmesi yapmalı ve başarıyı teşvik eden bireyselleştirilmiş denetim stratejileri geliştirmelidir. Denetim süreci, kuşkusuz, dinamiktir. Görevliler, motivasyonu artırmak ve suçla bağlantılı faktörleri hedeflemek için temel ıslah uygulamaları olarak bilinen bir dizi beceri edinmelidir.</p>

<p></p>

<p>Temel Ceza İnfaz Uygulamaları, mükerrirlik riskini azaltmayı amaçlayan beceri veya tekniklerdir. Bunlar arasında ilişki kurma becerileri, suçlu düşünce kalıplarını değiştirme teknikleri ve bireylerin sosyal becerilerini ve sorun çözme yeteneklerini geliştirmelerine yardımcı olmak yer almaktadır.</p>

<p></p>

<p>Risk değerlendirmelerinde daha yüksek puan alan bireyler genellikle daha yoğun hizmetlere ihtiyaç duyarken, daha düşük puan alanlar ise daha az ilgiye ihtiyaç duyabilir ve mahkeme veya denetimli serbestlik memuruyla sınırlı bir etkileşim içinde olabilirler. Her bireyin risk seviyesini dikkate alarak, görevliler düşük riskli bireyleri aşırı denetlemekten kaçınarak zamanlarını ve kaynaklarını en çok desteğe ihtiyaç duyan kişilere yöneltebilirler.</p>

<p></p>

<p>İhtiyaç İlkesi -Müdahaleler, bilişsel süreçler (düşünme kalıpları), madde kullanımı ve suç davranışıyla ilgili bağlantılar ve faaliyetler gibi, özellikle suçlulukla bağlantılı faktörlere göre uyarlandığında en başarılı sonuçları verir.</p>

<p></p>

<p>Kuşkusuz, bugün karşılaştığımız sorunlarla mücadele 80 yıl önce karşılaştığımızın aynısıdır: Kuşkusuz, sorunlarla başa çıkabilmek için doğru seçenekler yaratılmalı; “güçlü olan haklıdır” ideolojisine seçenek- ler gündeme getirilmelidir. Önemli olan ekonomik ve sosyal sorunları (işsiz/fuzuli insan kabarıklığı) olan bu insanlara ne yapıldığıdır. Bunlara ya sosyal yardım desteğini arttırırsınız ya da açlıktan ölmele- rine izin verirsiniz. Ya da şehir varoşlarına toplar ya da cezaevlerine kapatırsınız. Bizler son iki seçeneği seçmiş gibi mi gözükmekteyiz? Bazı araştırmacılara göre, varoş ve cezaevlerinin çok benzer yönleri vardır (Wacquaint, 2001). İnsanlara başarılı olmalarına yardım konusunda bildiklerimiz onlar başarısız olduklarında değişimleri için bildiklerimiz den daha fazlasıdır. Bu nedenle kanıta dayalı koruyucu önlemlerin etkili olmanın ötesinde de ekonomik oldukları dikkate alınmalıdır. Bu nedenle aşağıda yer verilen 6 K formülü suçlulukla mücadele (suçluluğu önleyici hizmetler ile cezaevlerindeki tretman uğraşları) için önemli parametreler olarak göz önünde bulundurulmalıdır:</p>

<p></p>

<p>1.K: Kişiye özel tanı,</p>

<p>2.K: Kestirimci/tahmine yönelik cetveller,</p>

<p>3.K: Koruyucu önlemler,</p>

<p>4.K: Kapsayıcı-kişi ötesinde ailenin de tretman kapsamına alınması,</p>

<p>5.K: Katılımcılık-hedefteki kişilerin tretman sürecine motive edilmesi ve iş birliği,</p>

<p>6.K: Kanıta dayalı yaklaşım.</p>

<p></p>

<p>Çıkarım olarak, ceza adaleti ve siyasetinde yeni projelerin önemi vurgulanmalıdır. Eskimiş, şimdiye kadar sonuç alınmamış programlara körü körüne bağlı kalmak kadar yanlış olan bir şey yoktur. Yeni yaklaşımlara yelken açılmalı ve başarısızlık riski de göz önüne alınmalı; her zaman geleneksel yaklaşımı seçme eğilimine karşı savaş da açılmalıdır: Ceza adaletine özgü oldukça müşterek bir başarısızlık kaynağının da farklı bir şey denememek isteksizliği olduğu bilinmelidir. Motive edici başlıca sorular şunlar olmalıdır:</p>

<p></p>

<ol start="1" style="list-style-type:decimal" type="1">
 <li>CAS’ta gözlediğimiz mevcut sonuçlar normatif anlamda “en iyi” midirler? Sonuçların kamu güvenliğini sağlamada ne derece adil ve ne derece etkili olduğu irdelenmelidir.<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">15</a></li>
 <li>Sorunlar ısrarlı ve girift nitelikli midir? ve sosyal yenilikçi yaklaşımları gerektirmekte midir?</li>
 <li>Veriler ölçülmeden ve analiz edilmeden mi kararlar alınmaktadır?<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">16</a></li>
</ol>

<p></p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p></p>

<p>İnfaz sistemine “standartlaşma” ve “muteberlik” olarak iki strateji egemen olmalıdır. <i>Standartlaşmanın</i> amacı, aynı kriminojenik risk faktörlerine maruz kalan hükümlülere aynı tretman olanağının tüm yurtta sağlanması; <i>muteberlikte</i> ise, sağlanan infaz rejiminin etkili tretman için teorik ve ampirik temelli ölçütleri karşılamasıdır.<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">17</a> Nihai amaç hükümlülere sağlanacak “sorunlarla baş edebilme yeteneği” ile doğru yola girmelerini sağlamak/mükerrir olmalarını önlemektir.<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">18</a> Bu doğrultuda aynı derecede etkili infaz sonrası bakım ve rehberlik hizmetleri de geliştirilmelidir. Kuşkusuz, zaman ve çaba önemli iki parametredir: İnsanın düşünce ve davranış stillerini değiştirmesi zaman ve devamlı çabayı gerektirmek- tedir. Bunun en çarpıcı örneği sigara içmeyi terk kararıdır. Bazı insanlar karar sonrası hemen terk edebilirken, diğerleri arasında 4-5 terk kararı girişiminden sonra terke tanık olunmakta, bir grup insanın da ölüm riskine karşın terk etmediği görülmektedir. Benzer gelişmeye mükerrir/itiyadı suçlularda da tanık olunmakta; suçtan arınma zamanla gerçekleşmektedir. Araştırma bulgularına göre, 25-35 yaşlar arasındaki eski hükümlüler arasında bu gelişmeyi tetikleyen faktörler arasında; sorunlu arkadaşlardan uzak kalmak, içki/uyuşturucu madde sorunun üstesinden gelebilmek, ciddi bir işe başlamak, anlamlı ve duygusal açıdan devamlı (yeni) bir beraberlik, evlilik veya sonuçta bir aile oluşturabilmek yer almakta- dır.</p>

<p></p>

<p>Bu doğrultuda Avrupa Konseyi/Avrupa Birliği Ortak Programı bağlamında yer alan “Türkiye’de Model Cezaevi Uygulamalarının Yaygınlaştırılması ve Cezaevi Reformunun Desteklenmesi Projesi” nin <a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">19</a>önemli olduğunu, hürriyeti bağlayıcı cezaların infazının ve mahpuslara yönelik muamelenin güvenlik ve disiplin şartlarını dikkate almayı gerektirdiği, cezaevi koşullarının insan onurunu rencide etmeyecek ve mahpuslara anlamlı meslekî faaliyetler ile tedavi programları sunacak, onları tekrar topluma entegre olmaya hazırlayacak mahiyette olmasını sağlamak gerektiğini vurgulamak isterim.</p>

<p></p>

<p></p>

<p><strong>“Hiç kimsenin bir ulusun cezaevlerine düşene kadar söz konusu ulusu tanıyamayacağı söylenir. Uluslar en üst düzeydeki üyelerine değil, en alt düzeydeki üyelerine nasıl davrandıklarıyla ölçülmelidir.” </strong>N. Mandela.<br />
<strong>Long Walk to Freedom</strong>, Little Brown, 1994, London.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/rxg-2.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Ceza infaz kurumlarında bulunan kişi sayısı, 31 Aralık- 2012-2024</strong></p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/jhhgfg-1.png" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<h3><strong>Prof. Mustafa Tören Yücel</strong></h3>

<p><span style="color:#999999">-----------------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">1</span></a><span style="color:#999999"> Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. <strong>Sağlık Hizmetleri El Kitabı</strong>, Ank., 2006. Ayrıca bkz. Z. Kıraç ve M. Eren. “Türkiye Hapishaneleri ve Hasta Mahkumlar” <strong>Güncel Hukuk</strong>, Mayıs 2014/5-125, ss.14-17. Bkz. A. Liebling and H. Arnold, <strong>Prisons and their Moral Performance: A Study of Values, Quality and Prison Life</strong>, Oxford: Clarendon Press, 2011. <strong>Avrupa Cezaevi Kuralları</strong>- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi Rec (2006)2-rev Tavsiye Kararı.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">2</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. United Nations. <strong>Cezaevi Müdürleri ve Politika Yapıcıları için Kadınlar ve Hapsedilme Üzerine El Kitabı</strong>, New York, 2008; United Nations Rules for the Treatment of Women Prisoners and Non-custodial Measures for Women Offenders (The Bangkok Rules)</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">3</span></a><span style="color:#999999"> Gözlem ve Sınıflandırma Merkezleri ile Hükümlülerin Değerlendirilmesine Dair Yönetmelik- Risk değerlendirme ölçeği</span></p>

<p><span style="color:#999999"><u>MADD 30</u>– (1) Hükümlü hakkında hazırlanacak iyileştirme programlarına, yapılacak iyi hâl değerlendirmelerine ve salıverilme sonrasına dair değerlendirmelere esas olmak üzere, nesnel bir risk değerlendirme ölçeği geliştirilerek(!?) hükümlülere uygulanır ve sonuçları risk değerlendirme raporunda gösterilir. UNODC. <strong>Handbook on the Management of High-Risk Prisoners</strong>, 2016. Yüksek riskli mahkumların yönetimi, s. 141: Risk değerlendirmeleri, hükümlülerin kaçma riskini, kaçmaları durumunda halka oluşturacakları riski, cezaevindeki düzen ve disipline oluşturacakları riski ve cezaevindeyken halka sürekli olarak oluşturabilecekleri riski kapsamalıdır. Hüküm Sonrası Risk Değerlendirmesi (PCRA) adı verilen bilimsel bir araç kullanırlar. The Federal Post Conviction Risk Assessment (PCRA): A Construction and Validation Study: Değerlendirme aracını oluşturmak ve ilk doğrulamayı yapmak için geniş veri bankası oluşturulmalıdır. Gözetim personeli tarafından saptanan vaka örneklerinden elde edilen verilerle beslenmelidir. Analizler ile değerlendiriciler arası uyum oranlarının yüksek olmasına yönelik hizmet içi eğitimlere öncelik verilmeli ve gelecekteki araştırmalar ve politika çıkarımları için öneriler sunulmalıdır.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">4</span></a><span style="color:#999999"> Adalet Bakanlığı-Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü. <strong>Salıverilme Öncesi Mahkûm Gelişim Programı </strong>Ank., 2006.</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">5</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. <strong>Prison Insider: </strong>The <strong>Prison Life Index</strong>; Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/cezaevi-paradoksu-the-prison-paradox" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Cezaevi-Paradoksu</span></a><span style="color:#999999"> Cezaevlerindeki Hastalıklar- Ölümler-İntiharlar TÜRK CEZAEVLERİ RAPORU (2016-2024)<strong> </strong></span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">*</span></a><span style="color:#999999"> Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği</span></p>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">6</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. <strong>Breaking the Cycle: Government Response</strong>, Cm.8070, Ministry of Justice, June 2011, London. Önceki bir mahkûmiyet zamana dayalı bir risk faktörüdür. Yapılan araştırmalar, yetişkinlerde suç işlemeksizin geçirilen 10 yıl (çocuklarda 5 yıl) sonrası risk faktörü bakımından genel nüfustakilerden anlamlı bir farklık sergilemediğini göstermekte; salıverilmeyi takip eden bir veya iki yıllık süre ise kritik bir nitelik sergilemektedir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">7</span></a><span style="color:#999999"> Bkz. A. Cangür. <strong>Ceza İnfaz Personelinin Örgüt Sorunsalında Performans Yönetimi </strong>TODEİ Kamu Yönetimi Lisans Üstü Uzmanlık Programı, Ank.,2002; 1999 yılında İngiltere’de İç İşleri Bakanlığınca kurulan, suçluların yeniden suç işleme olasılığını azaltmak için uygulanan tretman programlarının yüksek nitelikli ve etkili olmasını sağlamakla görevli<i> İnfaz Hizmetleri Değerlendirme Kurulu</i> için bkz. Home Office. <strong>Accrediting Offender Programmes: A process-based evaluation of the Joint Prison/ Probation Services Accreditation Panel</strong>. Nr.273, London, Nov.2003. Ayrıca bkz. A. Liebling and H. Arnold, <strong>Prisons and their Moral Performance: A Study of Values, Quality and Prison Life</strong>, Oxford: Clarendon Press, 2011. Ayrıca bkz. İ. Saymaz. “Telefonda Cezaevinde Linç İtirafı” <strong>Hürriyet </strong>(29/12/2017), s.17. <strong>Cezaevlerindeki Hastalıklar- Ölümler-İntiharlar Türk Cezaevleri Raporu </strong>(2016-2024), Stichting Justice Square Yayınları, 2025. Ayrıca bkz. Suat Çalışkan.</span><a href="https://www.hukukihaber.net/hukumlu-veya-tutuklularin-cezaevinde-intihar-etmesi-onlemler-yaklasim-ve-mudahale-ilkeleri" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> “Hükümlü ve Tutukluların Cezaevinde İntihar Etmesi: Önlemler, yaklaşım ve müdahale ilkeleri” <strong>Hukuki Haber</strong></span></a></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">8</span></a><span style="color:#999999"> <strong>Adalet İstatistikleri 2024</strong>. 2024 yılında kasten öldürme 29,388 olup, geçen yıldan devirle toplam 79 562’dir. 2023-2024 yılında ceza mahkemelerinde kasten öldürmeden (TCK 81-83) açılan dosya endeksi de +%8’ dir. Ayrıca bkz. Mustafa T. Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/adam-oldurme-sucu-anatomisi-anatomy-of-murder-mustafa-toren-yucel" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Adam-Öldürme-Suçu-Anatomisi</span></a><span style="color:#999999">. Tolga Şardan. “Yoktan yere ölüm”ün kol gezdiği ülke” <strong>T24</strong> (6/03/ 2026).</span></p>

<p><a href="#_ftnref10" name="_ftn10" title=""><span style="color:#999999">9</span></a><span style="color:#999999"> Risk değerlendirilmesi: Risk faktörlerini kullanarak bir nüfustaki olasılığı tahmin sürecidir. Sonuç: Örneğin suç, şiddet suçu, cinsel suç işleyenlerin değerlendirilmesi Uygulanan nüfus: Örneğin sanıklara ceza tayini, şartla tahliye, denetimli serbestideki hükümlü grubu olabilir. Çıkarım olarak, “insan yargısını ne zaman bir formülle ikame edebilirsek, en azından onu düşünmeliyiz.” Sigorta şirketlerindeki risk derecelendirilmesi infaz alanında yer alabilir. Bu tür risk değerlendirme cetvelleri uygun şekilde kullanılması halinde hiç olmamasından çok iyidir.</span></p>

<p><span style="color:#999999">Webster &amp; D. Eaves. <strong>The HCR-20: A Scheme for the Assessment of Dangerousness and Risk</strong>. 1993. Bu türden tahmin cetvelinin ne kadar gerekli olduğunu saptamak için bkz. Ç. Aydın “İyi halden izinliymiş” <strong>Hürriyet</strong> (10/09/2019), s.3:Açık cezaevinde iken izinli olarak İstanbul’a gelen katil E.Y’nin gasp, yaralama, uyuşturucu, ateşli silah bulundurmak ve hırsızlık olmak üzere 19 sabıka kaydı varmış (!?).</span></p>

<p><a href="#_ftnref11" name="_ftn11" title=""><span style="color:#999999">10</span></a><span style="color:#999999"> “Engelli ve Eski Hükümlülere Hibe” <strong>Sözcü</strong> (4/06/2019) s.10: Eski hükümlülere proje- leri için 50 bin TL’ye kadar hibe desteği verilmektedir. <u>Yüksek risk grubundaki suçlu</u>yu düşük risk grubundaki suçlulardan ayırmak için ayrıca bkz. <u>LSI-R:SV</u>: LSI-R:SV değerlendirmesi, suçlu niteliklerine ve suçlu durumlarına ilişkin nicel bir ankettir. Hükümlülerin gözetim ve tretman seviyeleri hakkında karar vermekle ilgilidir. Bu tahmin cetvelleri kısa sürede risk derecesini saptama, kaynakların tahsisinde yardımcı olmayı, sınıflandırma ve denetimli serbestlik uygulamaları, uygun güvenlik seviyesi sınıflandırmaları yapma ve tretmanı değerlendirmek üzere kullanılmaktadır. Jehle, Lewis ve diğerleri. “Avrupa'da Tehlikeli Suçlularla Başa Çıkma: İngiltere ve Galler, Almanya, Hollanda, Polonya ve İsveç'teki Düzenlemelerin Karşılaştırmalı Bir İncelemesi”,<strong> Ceza Hukuku Forumu (Criminal Law Forum) </strong>Cilt 32, 2021, ss. 181–245.</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">11</span></a><span style="color:#999999"> M.T. Yücel. <strong>Adalet Psikolojisi</strong>, Ank. 2013, ss.39-62.</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">12</span></a><span style="color:#999999"> İki olay:1) Kocaeli Gebze ilçesi’nde öldürülen Pippa Bacca adıyla tanınan İtalyan sanatçının katili Murat Karataş bir psikopat, iki çocuk babası eşinden ayrı yaşayan-sabıkası oldukça kabarık/hakkında poliste çokça şikâyet kaydı olan ve çevresinde de ‘psikopat’ olarak bilinen (sık sık olay çıkaran saldırgan bir kişi olarak tanınan) bir suçlu idi. 2) 7 ay önce 18 yaşından küçük olan kız arkadaşını kaçırmaktan tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan İ. Çakmak iki ay askerlik yaptıktan sonra psikolojik sorunu nedeniyle çürük raporu almış; en son evine zorla girerek tecavüz girişiminde bulunduğu öğretmenin direnmesi üzerine eşarpla boğarak öldürmüş. “Bana direnince eşarpla boğdum” <strong>Hürriyet </strong>(16/01/2012) s.6. Bu tür kişiler, topluma aykırı düşünce ve eylemlerini alışkanlık haline getirmişlerdir. Deneyimlerden ders almasını bilmezler, asla kaygı duymazlar; yani, bunların duygu tellerinde bozukluk vardır. Duygu körlüğü olan bu psikopatlar, nabızları düşük olup, amigdale’leri (korku, saldırı ve sosyal etkileşimde yer alan beynin bir kısmı) aktive olmuyor. Ayrıca bkz. K. Dutton. <strong>Olağan Psikopatlar </strong>(The Wisdom of Psychopaths) Çev. C. Duran, domingo, 12. Baskı, 2018.</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">13</span></a><span style="color:#999999"> E. Avcı, A. Kovancı. Türkiye’de Mükerrer Suçluluk: Şartlı Tahliye Edilen Tutuklu ve Hükümlüler Üzerine Bir Araştırma. ETÜ <strong>Sentez İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi</strong>. Sayı: 14, 2024, ss. 45-63; Ayrıca bk.</span><a href="https://www.hukukihaber.net/mukerrir-sucluluk-olgusu-the-phenomenon-of-recidivist-criminality" rel="dofollow"><span style="color:#999999"> https://hukukihaber.net/Mükerrir-Suçluluk-Olgusu</span></a><span style="color:#999999">; A. Çetin. Türkiye’deki Cezaevlerinin Durumu, <strong>Jandarma Dergisi</strong>, Sayı 110, Haziran 2006, pp. 20- <u>24.</u> Heinz Zipf, Die Behandlung des R¸ckfalls und der Vorstrafen nach Aufhebung des ß 48 StGB, in FESTSCHRIFT F‹R TR÷NDLE 439 (1989).</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">14</span></a><span style="color:#999999"> Alman cezaevlerinin kapasitesi oldukça düşüktür. En büyük cezaevi 1,200 kapasiteli <i>Tegel</i> Cezaevidir. Çoğu Alman cezaevleri kapasitesi 300-500 kişiliktir. Her mahpusun kendi müstakil hücresi olup (100 m2lik); telefonu ile tuvalet olanakları yanında yemeklerini mahpuslar kendi hücresinde yapmaktadır. Cezası altı ay ve az olanlar açık cezaevlerine sınıflandırılmak- tadır. Tek kişilik hücreler olduğu için şiddet olayları da oldukça az olmaktadır. Personelin yetkinliği açısından gardiyanların çok iyi bir eğitim geçmişi olan kişiler arasından seçilmiş olmasıdır. Bu mesleğe giriş üniversite giriş sınavlarında en zorlu üniversitelere girmek gibidir. Alman Anayasa’sı 1. md. “İnsanlık onuruna saygı gösterilmesi, korunması tüm devlet otoritelerinin görevidir.”</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">15</span></a><span style="color:#999999"> Bkz.Mustafa T.Yücel. </span><a href="https://www.hukukihaber.net/sosyal-adalet-ve-ceza-adaleti-social-justice-and-criminal-justice" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Sosyal-Adalet-ve-Ceza-Adaleti </span></a><span style="color:#999999">- </span><a href="https://www.hukukihaber.net/tutuklama-enlasyonu-inflation-in-the-pre-trial-detention" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Tutukama-Enflasyonu</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">16</span></a><span style="color:#999999"> Ulvi Saran “Tahliyelere rağmen, cezaevi nüfusumuz dünyada ilklerde...”<strong> Karar (</strong>9/01/2026), Ulvi Saran. “Aşırı cezaevi doluluğu, hangi gerçeklerin aynası? Af çözüm mü?” <strong>Karar</strong> (25/07/2025).<strong> </strong><strong>Deniz Zeyrek. Cumhurbaşkanı Erdoğan Gürlek’e neden “sus” dedi? Nefes </strong>27 Mart 2026</span></p>

<p><span style="color:#999999">Güne BİRTEK-SEN Genel Başkanı <strong>Mehmet Türkmen</strong>’in NEFES’e gönderdiği mektubu okuyarak başladım. Türkmen dokuz gündür yaşamak zorunda kaldığı ortamı şöyle anlatıyor:</span></p>

<p><span style="color:#999999">“25 kişilik koğuşta 63 kişi kalıyoruz. Mutfak kısmından tuvaletin ağzına kadar serilen yerlerdeki yataklarda yatıyoruz. Haftada sadece 2 gün sıcak su var ve 1 gün duş sırası geliyor. O da 10 dakika. 63 kişi tek bir tuvalet ile tek bir banyoyu kullanıyor. Tek yatakta iki kişi uyuyoruz. Çarşaflar leş gibi. Oturacak yer yok. Hem çok soğuk hem hijyen koşulları çok kötü. Geçici koğuştan gelenlerin hepsi yara bere içinde, çünkü tahta kurusu var.”</span></p>

<p><span style="color:#999999">Belli ki son çıkan infaz düzenlemesiyle 100 binden fazla mahkûm salıverildiği halde cezaevlerimiz hâlâ istiap haddinden fazla mahkûma ev sahipliği yapıyor. Cezaevlerindeki aşırı kalabalık,<strong> </strong>dünya genelinde kötü cezaevi koşullarının en önemli nedenlerinden biridir. Cezaevi sistemlerinin karşı karşıya olduğu en büyük sorunlardan biri olduğu söylenebilir; sonuçları en kötü ihtimalle hayatı tehdit edebilir, en iyi ihtimalle ise cezaevlerinin işlevlerini yerine getirmesini engelleyebilir.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">17</span></a><span style="color:#999999"> S. Pişkinsüt <strong>Filistin Askısından Fezlekeye</strong> Bilgi yayınevi, Ank., 2001, s.419; M. Türker. “Türk Cezaevlerinde İnsan Haklarının Korunması için Adalet Bakanlığına Pratik bir Öneri” <strong>Manisa Barosu Dergisi </strong>Y.17, S.66(Temmuz 1998) s.25 vd.</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">18</span></a><span style="color:#999999"> Ayrıca bkz. E. Zamble&amp;V.L. Quinsey. <strong>The Criminal Recidivism Process</strong>. Cambridge, M.A.: Cambridge University Press, 1997; P. Gendreau “The principle of effective intervention with offenders” <strong>Choosing correctional options that work: Defining the demand and evaluating the supply</strong> (Ed. By A.T. Harland) Thousand Oaks, CA:Sage Publications, 1996, pp.117-130; N.James. <i>Risk and Needs Assessment in the Criminal Justice System</i>, Congressional Research Service, Oct. 13, 2015. Siyaset oluşturanlar, cezaevi müdavimlerini mükerrirlikten uzaklaştırmaya ilişkin sonuçlara ve denetimli serbest rejiminde bulunan hükümlülerin sosyal bütünleşmesine ilişkin sonuçlara (geri besilere) dayanmalıdır (<i>Yazarın notu)</i>. Mustafa T. Yücel </span><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-yaptirimi-ilkeleri-principles-of-penal-sanction" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://hukukihaber.net/Ceza-Yaptırımı-İlkeleri</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">19</span></a><span style="color:#999999"> 2009/15487<strong> </strong>Türkiye'de Model Cezaevi Uygulamalarının Yaygınlaştırılması ve Cezaevi Reformunun Desteklenmesi Projesi (01/03/2009-30/09/2012). Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Ceza ve İnfaz Alanındaki Tüm Tavsiye Kararları, 2011, Ankara. Tihek. İnsan Hakları ve Ceza Adaleti Sistemi Açısından Ceza İnfaz Kurumlarının İzlenmesi Sempozyumu www.tihek.gov.tr Tebliğ Kitabı. <i>"Türkiye’deki Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Disiplin ve Ödül Uygulamalarının İyileştirilmesi Projesi”.</i><strong><i> </i></strong>Z<strong><i>.</i></strong>Öztek (Ed.). <strong>Ceza İnfaz Kurumlarında Sağlık Hizmetleri El Kitabı</strong>, İkinci baskı, TC Adalet Bakanlığı ve Avrupa Konseyi Ortak Yayını, Şen Matbaa, Ankara, 2012.<i> </i><i>"Türkiye’deki Tutuklu ve Hükümlülere Yönelik Disiplin ve Ödül Uygulamalarının İyileştirilmesi Projesi”</i><i> </i><i>“Türkiye’de Sivil İzleme Kurullarının Etkinliğinin Avrupa Standartları Doğrultusunda Artırılması Projesi”. </i>Bu bağlamda 647 sayılı Cezaların İnfazı Kanunu (1965) ile Cezaevleri Genel Müdürlüğünce yayınlanan 1978 yılı Genelgeler “infaz sistemi” adına önemli gelişmelerdir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-cezaevlerine-ozgu-ilkeler-demeti-a-set-of-principles-specific-to-turkish-prisons</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 08:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/hapis-sa.jpg" type="image/jpeg" length="65534"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[YILLIK ÜCRETLİ İZİN HAKKI: ANAYASA, KANUN VE YÖNETMELİK ÇERÇEVESİNDE GENEL BİR DEĞERLENDİRME]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-anayasa-kanun-ve-yonetmelik-cercevesinde-genel-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-anayasa-kanun-ve-yonetmelik-cercevesinde-genel-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>İşçinin yıllık ücretli izin hakkı, Türk iş hukukunun en çok konuşulan ama bir o kadar da yanlış bilinen kurumlarından biridir. Yanlış bilgi yalnızca işçi tarafından gelmez; işverenin yanılgıları da en az onunkiler kadar yaygındır, bazen işverene pahalıya da patlayabilmektedir. Kimi işverenler bu hakkı bir lütuf gibi sunarken, kimi işçiler ise kullanmadığı izinleri sözleşme döneminde nakde çevirtebileceğini sanır. Her iki tutum da hukuki gerçeklikten kopuktur.</p>

<p>Bu yazıda yalnızca genel çerçeveyi, hakkın ne zaman ve nasıl doğduğunu, kimleri kapsadığını ve izin sürelerinin nasıl belirlendiğini ele alınacaktır.</p>

<p><strong>I. Anayasal Zemin: Madde 50 ve ‘‘Vazgeçilemezlik’’ İlkesi</strong></p>

<p>1982 Anayasası'nın<i> ‘‘Çalışma şartları ve dinlenme hakkı’’ </i>alt başlıklı 50. maddesinin üçüncü fıkrası şu şekildedir: <i>"Dinlenmek, çalışanların hakkıdır."</i> Ardından dördüncü fıkra devreye girer: <i>"Ücretli hafta ve bayram tatili ile ücretli yıllık izin hakları ve şartları kanunla düzenlenir."</i> Bu iki fıkra birbirinden ayrı okunamaz. Birincisi hakkın varlığını, ikincisi ise bu hakkın yalnızca kanun güvencesiyle şekilleneceğini ortaya koyar. Yönetmelikle daraltılamaz, genelgeyle kısıtlanamaz, idari yazıyla ertelenemez. Kısıtlama ancak kanun yoluyla ve Anayasa'nın 13. maddesi çerçevesinde mümkündür.</p>

<p>Peki bu anayasal konumlanmanın pratik yansıması nedir? İşçinin kendi rızasıyla bile bu haktan feragat etmesi geçersizdir. Sözleşmeye <i>‘‘işçi yıllık iznini talep etmeyecektir.’’</i> hükmü konulsa bile o hüküm hükümsüzdür; varlığından söz edilemez. Yargıtay da bu yönde yerleşik bir tutum sergilemektedir: yıllık ücretli izin, iş sözleşmesi devam ederken ücrete dönüşmez ve tarafların rızasına bırakılmış bir tercih değil, kanunun işçiye tanıdığı emredici bir korumadır. Anayasa'nın 50. maddesi sadece bir ilke normu değildir. 4857 sayılı İş Kanunu'nun 53. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan <i>"Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez"</i> ifadesi, bu anayasal güvencenin kanun düzeyindeki doğrudan yansımasıdır. Uygulamada ne kadar çok görmezden gelinirse gelinsin, hukuki gerçeklik değişmez.</p>

<p><strong>II. 4857 Sayılı İş Kanunu Kapsamında Genel Çerçeve</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>A. Kapsam: Hangi İşçi, Hangi İşyeri?</strong></p>

<p>4857 sayılı Kanun'un 53. maddesi, yıllık ücretli izni iş kanunu kapsamındaki bütün işçileri kapsayacak biçimde düzenlemiştir. Ne var ki hemen aynı maddede önemli bir istisna öngörülmüştür: <i>"Niteliklerinden ötürü bir yıldan az süren mevsimlik veya kampanya işlerinde çalışanlara bu Kanunun yıllık ücretli izinlere ilişkin hükümleri uygulanmaz."</i> Buradaki ölçüt, mevsimlik ya da kampanya işinin işyerinin niteliğiyle bağlantılıdır; yani işçinin değil, yürütülen işin mevsimlik karakteri belirleyicidir.</p>

<p>Kısmi süreli çalışan işçiler ile çağrı üzerine iş sözleşmesiyle çalışan işçiler bu haktan tam süreli çalışanlarla eşit koşullarda yararlanır. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği'nin 13. maddesi bu eşitliği açıkça güvence altına almakta, kısmi süreli çalışanlar ve çağrı üzerine iş sözleşmesiyle çalışan işçiler ile tam süreli çalışanlar arasında izin süresi veya izin ücreti bakımından herhangi bir ayrım yapılmasını yasaklamaktadır. Geçici iş ilişkisiyle çalışanlar için ise yönetmelik hükümleri, geçici iş sözleşmesinde aksi öngörülmediği sürece uygulanır.</p>

<p><strong>B. Hakkı Kazanmak: Bir Yıllık Süre Koşulu ve İncelikleri</strong></p>

<p>Kanun'un 53. maddesinin birinci fıkrası belirleyici eşiği şu şekilde çizmiştir: <i>"İşyerinde işe başladığı günden itibaren, deneme süresi de içinde olmak üzere, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yıllık ücretli izin verilir."</i> Deneme süresinin açıkça sayılması rastlantı değildir. Kanun koyucu, deneme dönemini sanki ayrı bir statüymüş gibi dışarıda tutabilecek yorumların önünü baştan kapatmıştır.</p>

<p>Aynı işverene ait birden fazla işyerinde çalışılmış olması hâlinde, bu işyerlerinde geçen süreler toplanarak bir yıllık eşik hesaplanır. Yani bir işçi aynı işverenin A şubesinde altı ay, B şubesinde de altı ay çalışmışsa izne hak kazanmış demektir; bu sürelerin ardışık ya da kesintili olması sonucu değiştirmez. Kanun'un 54. maddesi de bunu açıklamaktadır.</p>

<p>Peki iş sözleşmesinin türü bu hesabı etkiler mi? Hayır. Belirli süreli ya da belirsiz süreli sözleşme ayrımının yıllık izin hakkının doğumu üzerinde herhangi bir etkisi yoktur. Sözleşme belirliyse ve bir yılı doldurursa, o işçi de aynı güvenceden yararlanır.</p>

<p><strong>C. Çalışılmış Sayılan Haller: Madde 55'in Gerçek Önemi</strong></p>

<p>Uygulamada en çok ihmal edilen hükümlerden biri 55. maddedir. Bu madde, fiilen çalışılmamış olsa da yıllık ücretli izin hakkının hesabında <i>çalışılmış</i> sayılacak süreleri belirler. Bu liste, işçinin korunma ihtiyacının en belirgin olduğu hâllere karşılık gelir:</p>

<p>— İş kazası veya meslek hastalığı nedeniyle işe devam edilemeyen günler (ancak 25/I-b kapsamı dışındaki kısım),</p>

<p>— Kadın işçilerin 74. madde uyarınca doğum öncesi ve sonrasında çalıştırılmadıkları süreler,</p>

<p>— Muvazzaf askerlik dışındaki ödevler nedeniyle işe gidilemeyen günler (yılda 90 güne kadar),</p>

<p>— Zorlayıcı sebepler yüzünden işin aralıksız bir haftadan uzun süre durması hâlinde bu sürenin ilk on beş günü,(Burada işçinin yeniden işe başlaması şartı mevcuttur.)</p>

<p>— Kanun'un 66. maddesi kapsamındaki çalışma süresinden sayılan zamanlar,</p>

<p>— Hafta tatili, ulusal bayram, genel tatil günleri,</p>

<p>— İlgili mevzuat uyarınca, radyoloji çalışanlarına pazar gününe ilaveten haftalık mesai süresi içinde bir yarım günlük dinlenme süresi,</p>

<p>— Arabuluculuk ve kanunda sayılan kurulların toplantılarına katılım ile sendika temsilciliği ve işçi kuruluşlarının toplantılarına katılım,</p>

<p>— İşverenin verdiği ücretli izinler ile kısa çalışma halleri.</p>

<p>Bu listeye dahil edilmeyen ve uygulamada zaman zaman tartışma yaratan konu ise uzun süreli ücretsiz izinlerdir. Kanun bu süreleri 55. madde kapsamına almadığından, iş sözleşmesi devam etse bile uzun süreli ücretsiz izinde geçen zamanlar kural olarak kıdem hesabına katılmaz. Yargıtay'ın bu noktadaki tutumu da bu yönde istikrar kazanmıştır.</p>

<p><strong>D. İzin Süreleri: Kıdeme Göre Kademelendirme ve Özel Haller</strong></p>

<p>4857 sayılı Kanun'un 53. maddesi, hak edilen yıllık izin süresini işçinin aynı işyerinde ya da aynı işverendeki toplam kıdemine göre belirlemiş ve asgari süreleri kesin biçimde çizmiştir:</p>

<p>— 1 yıldan 5 yıla kadar (beş yıl dahil): en az 14 gün,</p>

<p>— 5 yıldan fazla, 15 yıldan az: en az 20 gün,</p>

<p>— 15 yıl ve daha fazla: en az 26 gün.</p>

<p>Bu eşikler, Kanun'un emredici hükmünden kaynaklanır; azaltılamaz. Artırılmaları ise iş sözleşmesi veya toplu iş sözleşmesiyle mümkündür. Uygulamada çoğunlukla toplu iş sözleşmelerinin bu süreleri belirgin biçimde artırdığı görülmektedir. Fakat bu artışın yokluğunda dahi işveren, Kanun'da öngörülen asgari süreleri kullandırmak zorundadır; bu bir tercih değil, hukuki yükümlülüktür.</p>

<p>Kanun ayrıca iki özel güvenceye daha yer vermiştir. Birincisi yaşa dayalı güvence: onsekiz ve daha küçük yaştaki işçilerle elli ve daha yukarı yaştaki işçilere, kıdemleri ne olursa olsun en az yirmi gün izin verilmesi zorunludur. Dolayısıyla kıdemi henüz bir yılı aşan genç bir işçi ya da elli yaşına gelmiş bir çalışan, genel tablodaki 14 günlük eşiğe takılmadan doğrudan 20 gün hak kazanır. İkincisi yer altı güvencesi: maden ve benzeri yer altı işlerinde çalışan işçilerin izin süreleri kıdeme bakılmaksızın dörder gün artırılarak uygulanır. Bu artış, ağır ve tehlikeli çalışma koşullarının işçi bünyesinde bıraktığı yükün dolaylı bir kabulüdür.</p>

<p>Yine borçlar kanunu 422. madde ‘‘<i>İşveren, en az bir yıl çalışmış olan işçilere yılda en az iki hafta ve onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere de en az üç hafta ücretli yıllık izin vermekle yükümlüdür.’’</i> şeklinde düzenlenmiş olup onsekiz yaşından küçük işçiler ile elli yaşından büyük işçilere yönelik lehe bir düzenleme olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>III. Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği: Kanunun Uygulamaya Taşınması</strong></p>

<p>4857 sayılı Kanun'un 60. maddesi, yıllık ücretli izinlerin kullandırılması, izin kurulunun oluşturulması ve izin defterinin tutulmasına ilişkin usul ve esasları düzenleyecek bir yönetmelik çıkarılmasını öngörmüştür. Bu yetkiye dayanılarak hazırlanan Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği, 3 Mart 2004 tarihli ve 25381 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Yönetmeliğin 5. maddesi, işverene izin dönemini belirleme yetkisi tanımaktadır; ancak bu yetki sınırsız değildir. İşveren, izin kuruluna ya da işçi temsilcisine danışmak ve belirlenen dönemi işyerinde ilan etmek zorundadır. Keyfi bir saptama yapılması, Kanun'a ve yönetmeliğe aykırılık oluşturur.</p>

<p>Toplu izin konusu ise 10. maddede ele alınmıştır. İşveren, Nisan başı ile Ekim sonu arasındaki dönemde tüm işçilerini ya da bir bölümünü kapsayan toplu izin uygulayabilir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken bir ayrıntı vardır: toplu izin kapsamı, henüz yıllık izin hakkı kazanmamış işçileri de içerebilir; ancak bu işçiler ilerleyen dönemlerde hak kazandıklarında, önceki toplu izin genel kurallara göre hesaplamalara yansıtılır.</p>

<p>İzin süresinin bölünmesi meselesi, uygulamada sık karıştırılan başka bir konudur. Kanun'un 56. maddesi ve Yönetmelik'in 6. maddesi uyarınca yıllık izin işveren tarafından bölünemez; öngörülen süreler içinde sürekli biçimde kullandırılmak zorundadır. Bununla birlikte taraflar anlaşırsa bölünmüş kullanım mümkündür; ancak bölümlerden en az birinin on günden aşağı olmaması şartı burada zorunlu alt sınırı oluşturur. Bölünmüş kullanım, işverenin tek taraflı kararıyla değil, ancak işçiyle karşılıklı mutabakata varılmasıyla gerçekleşebilir.</p>

<p>Yönetmeliğin bir diğer önemli düzenlemesi, yıl içinde verilen diğer izinlerin yıllık izne mahsup edilemeyeceğidir. İşveren, işçiye hastalık izni, ücretli özel izin ya da ücretsiz izin vermiş olsa da bunlar yıllık izin hakkından düşülemez. İki farklı hakkın birbirinin yerine geçirilmesi, hem Kanun'a hem de Yönetmelik'e aykırıdır.</p>

<p>Son olarak, izin kayıt defteri tutma yükümlülüğüne değinmek gerekir. Yönetmelik'in 20. maddesi, işverenlere her işçinin kullandığı izin sürelerini gösterir bir kayıt belgesi düzenleme ve saklama yükümlülüğü getirmektedir. Bu belge, olası iş uyuşmazlıklarında ispat yükünü doğrudan etkiler. Kayıt düzeni olmayan işverenin izni kullandırdığını kanıtlaması güçleşir; bu güçlük, çoğu zaman işçi lehine sonuçlanır.</p>

<p>Yönetmelik yine birçok konuyu detaylandırmış olmakla birlikte hepsine değinmek bu yazının hacmini aşacaktır.</p>

<p><strong>IV. Sonuç Yerine:</strong></p>

<p>Yıllık ücretli izin, Anayasa'dan Kanun'a, Kanun'dan Yönetmelik'e uzanan sağlam bir hukuki zemine oturmaktadır. Ancak bu zemin, işçinin hakkını fiilen bilmediği ya da talep edemediği koşullarda işlevini yitirir. Hakkın bilinci olmadan koruma olmaz. Uygulamada en sık karşılaşılan sorun, hakkın tanınmaması değil; kullandırılmaması, eksik kullandırılması ya da başka izinlerle karıştırılmasıdır. İzni hiç kullandırmayan veya eksik kullandıran işveren ya da işveren vekili, 4857 sayılı Kanun'un 103. maddesi uyarınca idari yaptırımla karşılaşabilir; bu yaptırım, izni kullandırılmayan her işçi için ayrı ayrı uygulanır.</p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4>

<p></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>Başvurulan Mevzuat</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">— Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m. 13, m. 50 (RG: 9.11.1982 / S. 17863 Mükerrer)</span></p>

<p><span style="color:#999999">— 4857 Sayılı İş Kanunu, m. 53, 54, 55, 56, 57, 59, 60, 103 (RG: 10.6.2003 / S. 25134)</span></p>

<p><span style="color:#999999">— Yıllık Ücretli İzin Yönetmeliği, m. 5, 6, 9, 10, 11, 12, 13, 20 (RG: 3.3.2004 / S. 25381)</span></p>

<p><span style="color:#999999">— Türk Borçlar Kanunu, m. 422 vd. (RG: 4.2.2011 / S. 27836)</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yillik-ucretli-izin-hakki-anayasa-kanun-ve-yonetmelik-cercevesinde-genel-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/isci-insaat-hukuku.jpg" type="image/jpeg" length="71072"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 2020/559 E., 2020/2465 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2020559-e-20202465-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2020559-e-20202465-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 01/06/2020 tarihli, 2020/559 E., 2020/2465 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>3. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/559 E., 2020/2465 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ</p>

<p><br />
Taraflar arasındaki davacı hakkında uygulanan uyarılma ve cezai şart bedellerinin tahsili yönündeki işlemin iptali, yargılama sırasında kesinti yoluyla tahsilat yapılması halinde bedelin istirdadı davasının mahkemece yapılan yargılaması sonucunda davanın kabulüne yönelik olarak verilen hükmün süresi içinde davalı tarafından temyiz edilmesi üzerine; temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra, dosya içerisindeki bütün kağıtlar okunup gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>Y A R G I T A Y K A R A R I</strong></p>

<p>Davacı; kendisinin eczacı olduğunu, davalı kurum tarafından 2012 yılı protokolünün 5.3.10 maddesinin ve 2009 yılı ... Protokolünün 6.3.3, 6.3.10 maddelerinin ihlal edildiği gerekçesiyle aleyhinde uyarılma ve cezai işlem uygulandığını ancak ihlal sonucu doğuracak bir fiilinin olmadığını, işleme konu ilaçların hastaların kullanması gereken ilaçlar olduğu ve hastalar veya yakınları tarafından teslim alındığını, ayrıca 2012 protokolünün 6.17. maddesi gereğince bir reçete ile ilgili birden fazla usulsüz fiil olması halinde cezai şartın en yüksek olanının uygulanacağı belirtilmesine rağmen aleyhinde birden fazla cezai şart uygulandığını, zeyilname ile sözleşmenin 11.3.6 maddesinde öngörülen hüküm gereğince, bir fatura dönemindeki işlemlerle ilgili uygulanacak cezai şart toplamının ilgili fatura döneminden önceki son bir yıl içerisinde kuruma Medula üzerinden iletilen toplam tahakkuk tutarına göre hesaplanacak aylık ortalama tutarın %5 ‘ini geçemeyeceğini ileri sürerek, kurum işleminin haksız ve hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek, davalı kuruma cezai şart bedeli toplamı 184.722,40 TL tutarında borçlu olmadığının tespitine ve cezai şartın ödenmesine ilişkin işlemin iptaline, yargılama sürecinde cezai şartın hak edişlerinden kesilmesi halinde, bedelin iadesine karar verilmesini istemiştir.</p>

<p>Davalı; Özel Anadolu ... Tıp Merkezine hiç gitmemiş hak sahibi sigortalılara sağlık hizmeti sunulmadığı halde adlarına sahte reçete düzenlendiğini ve reçetede belirtilen ilaçların eczaneden karşılandığını, ilaçların hastalara teslim edilmediğini, teslim edilirken eksik teslim edildiğini, hastayı görmeden hastanın bilgisi dışında eczanenin yönlendirmesi ile düzenlenen reçetelerin sahte reçete olarak değerlendirildiğini savunarak, davanın reddini dilemiştir.</p>

<p>Mahkemece; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda, davacı hakkında 2009 yılı ... Protokolünün 6.3.3, 6.3.10 ve 2012 yılı ... Protokolünün 5.3.10 maddeleri uyarınca yapılan davalı kurum işleminin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulü ile, Kahramanmaraş Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü Sağlık Sosyal Güvenlik Merkez Müdürülüğünün 08/07/2013 tarih ve 83770546/11283276 sayılı işlemine istinaden davacıya uygulanan 12/02/2014 tarih ve 83770546/2/437272 sayılı işlemin iptaline, davacıların kesintiler yönünden istirdat davası açmakta muhtariyetine karar verilmiş; hüküm, davalı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Dava; davalı Kurum tarafından 2012 yılı ... Protokolünün 5.3.10. maddesi ve 2009 yılı ... protokolünün 6.3.3, 6.3.10 maddeleri uyarınca davacı hakkında uygulanan uyarılma ve cezai şart bedellerinin tahsili yönündeki işlemin iptali, yargılama sırasında kesinti yoluyla tahsilat yapılması halinde bedelin istirdadı istemine ilişkindir. Davaya konu işlemin dayanağının Kurum müfettişlerince hazırlanan inceleme raporu olduğu anlaşılmaktadır. Davalı, Kurum işleminin hukuka uygun olduğunu savunarak, davanın reddini dilemiş; Mahkemece, alınan 03/08/2015 havale tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda; davalı kurum tarafından tesis edilen cezai işlemin yerinde olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Ne var ki, cezai işlemin düzenlenmesine esas teşkil eden idarece düzenlenmiş soruşturma raporu sonrasında savcılığa suç duyurusunda bulunulduğu, bu kapsamda karar tarihi itibariyle Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı'nca yürütülen bir soruşturma bulunduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Ceza Mahkemesi kararlarının, Hukuk Mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen TBK'nın 74.maddesinde; hakimin, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı, ceza hakimi tarafından verilen beraat kararıyla bağlı bulunmadığı, aynı şekilde, ceza hakiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararının da, hukuk hakimini bağlamadığı düzenlenmiştir.</p>

<p>Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.</p>

<p>Hukuk hakiminin ceza mahkemesi kararındaki maddi olgularla bağlılığının ölçüsü; beraat kararında suçun sanık tarafından işlenip işlenmediğinin kesin olarak, delilleriyle tespit edilip edilmediğidir. Ceza mahkemesinin, kusurun ve zarar miktarının takdiri hususundaki kararı, yani, fiilin işlendiği sabit olduğu halde, kusurluluğa ya da kusursuzluğa ilişkin saptaması, hukuk hakimini bağlamaz.</p>

<p>Maddi olayları ve yasak eylemleri saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır.</p>

<p>Beraat kararının tespit ettiği vakıa bakımından kesin delil teşkil edebilmesi için, beraat kararında o vakıanın mevcut olup olmadığının delillerle kesin biçimde tespit edilmiş olması gerekir.</p>

<p>Buna göre hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kusura ilişkin değerlendirmesiyle ve buna etkili tespit edilen olgularla bağlı kalmaksızın, taraflarca ileri sürülen delilleri toplayıp, tümünü birlikte değerlendirerek bir sonuca varmalıdır.</p>

<p>Ayrıca hukukumuzda koğuşturmaya yer olmadığına dair kararın hukuk mahkemesindeki davaya etkisini düzenleyen özel bir hüküm bulunmamakta ise de; maddi olayın ne şekilde meydana geldiği, eylemin hukuka aykırılığı ve eylem ile meydana gelen sonuç arasında nedensellik bağı bulunup bulunmadığı noktalarını kesin olarak delillerle ortaya koyan kararların mahkemeyi bağlayacağını söylemekte bir sakınca bulunmamaktadır. Zira, koğuşturmaya yer olmadığına dair kararlar da tıpkı ceza yargılaması neticesinde verilen kararlar gibi taraf delilleri ile bağlı olmaksızın re’sen yapılan araştırma neticesinde edinilen kanaate göre verilen kararlar olup, kesinleşen maddi olguların hukuk yargılamasına etkisi bakımından aralarında bir farklılık bulunmamaktadır. O halde; yukarıda ceza mahkemesi kararlarının hukuk yargılaması bakımından bağlayıcılığına ilişkin açıklamalar koğuşturmaya yer olmadığı kararları bakımından da geçerlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Somut uyuşmazlıkta; dosya kapsamında davacı aleyhinde dava konusu idari işleme konu olayla ilgili ceza soruşturması başlatıldığı, ancak sonucunun ne olduğunun ilişkin dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmadığı anlaşılmaktadır. Oysa davacı eczacının, kurumu zarara uğratmak kastıyla hareket edip etmediği, bir başka ifadeyle hakkında uygulanan cezai şartın unsurlarının oluşup oluşmadığı ceza soruşturması sonucunda saptanabilecektir. Bu nedenle aleyhinde işlem yapılacak kişi hakkında başlatılan bir ceza soruşturması veya açılan bir ceza davası var ise sonucunun beklenmesi gerekir. Mahkemece, dosya kapsamında yer alan bilgi ve belgelerden soruşturma dosyasının sonucu beklenerek hasıl olacak sonuca uygun karar verilmesi gerekirken, soruşturma dosyasının sonucu beklenmemesi doğru olmamış, kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir.</p>

<p>Kabule göre ise;</p>

<p>Mahkemece; alınan 03/08/2015 tarihli bilirkişi raporu doğrultusunda davalı kurumun davacı aleyhinde tesis ettiği 2009 ve 2012 protokolü ilgili hükümlerine göre; yazılı uyarılma ve cezai şart işlemlerinin yerinde olmadığı gerekçesiyle, davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nın 266. maddesi hükmüne göre, çözümü özel veya teknik bir bilgiyi gerektiren konularda bilirkişi oy ve görüşünün alınması zorunludur. Genel hayat tecrübesi ve kültürünün sonucu olarak herkes gibi hakimin de bildiği konularda bilirkişi dinlenmesine karar verilemeyeceği gibi, hakimlik mesleğinin gereği olarak hakimin hukuki bilgisi ile çözümleyebileceği konularda da bilirkişi dinlenemez. Her halde seçilecek bilirkişinin mesleği itibarıyla konunun uzmanı olması gerekir.<br />
HMK’nun 281. maddesinde, tarafların, bilirkişi raporunda eksik gördükleri hususların, bilirkişiye tamamlattırılmasını; belirsizlik gösteren hususlar hakkında ise bilirkişinin açıklama yapmasının sağlanmasını veya yeni bilirkişi atanmasını mahkemeden talep edebilecekleri; mahkeme, bilirkişi raporundaki eksiklik yahut belirsizliğin tamamlanması veya açıklığa kavuşturulmasını sağlamak için, bilirkişiden ek rapor alabileceği; ayrıca gerçeğin ortaya çıkması için gerekli görürse, yeni görevlendireceği bilirkişi aracılığıyla, tekrar inceleme yaptırabileceği açıklanmıştır.</p>

<p>Bilirkişiler, raporlarını hazırlarken raporun dayanağı olan somut ve özel nedenleri bilimsel verilere uygun olarak göstermek zorundadır. Bilirkişi raporu aynı zamanda Yargıtay denetimine de elverişli olacak şekilde bilgi ve belgeye dayanan gerekçe ihtiva etmelidir. Ancak bu şekilde hazırlanmış raporun denetimi mümkün olup, hüküm kurmaya dayanak yapılabilir.</p>

<p>Bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz. Hâkim, raporu serbestçe takdir eder. Hâkim, raporu yeterli görmezse, bilirkişiden ek rapor isteyebileceği gibi gerçeğin ortaya çıkması için önceki bilirkişi veya yeniden seçeceği bilirkişi vasıtasıyla yeniden inceleme de yaptırabilir. Bilirkişi raporları arasındaki çelişki varsa hâkim çelişkiyi gidermeden karar veremez.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; mahkemece farklı bilirkişilerden iki rapor alınmıştır. Mahkemece gerekçesi açıklanmaksızın atıfla birbirinin aksi yönde görüş içeren raporlardan sonuncusuna itibar edilerek hüküm kurulmuştur. Oysa dosyadaki bilirkişi raporları çelişkili oldukları gibi, davacı aleyhinde başlatılan ceza soruşturması sonucu dosyaya kazandırılmadan hazırlandıklarından eksiktirler. Dava konusu kurum işleminin dayanağı olan müfettiş inceleme raporu hasta ve yakınlarına ait ifadeler, hasta kayıtları ve reçete dökümü medula ekran dökümü şekilndeki belgelerin CD olarak dosyaya sunulduğu ancak her iki bilirkişi raporunda da ayrıntılı şekilde mevzuat hükümleri çerçevesinde değerlendirilmedikleri, ilk alınan bilirkişi raporunun mevzuat hükümlerinin değerlendirilmesi bakımında da yetersiz olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>O halde mahkemece yapılması gereken; tereddüde yer vermeyecek şekilde, ayrıntılı, açıklayıcı, hüküm kurmaya elverişli ve Yargıtay denetimine uygun bir ek rapor yahut yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılarak, varılacak sonuç dairesinde bir hüküm kurulması gerekirken, ilk rapor ile çelişen ve yetersiz olan bilirkişi raporu benimsenerek ve ikinci raporun benimsenme sebebi dahi açıklanmaksızın sadece bilirkişi raporuna atıfla yazılı şekilde karar verilmiş olması da doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong> Yukarıda açıklanan esaslar gözönünde tutulmaksızın yazılı şekilde hüküm tesisi isabetsiz, davalının temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan kabulü ile hükmün HUMK'nın 428.maddesi gereğince davalı yararına BOZULMASINA 6100 sayılı HMK'nun geçici madde 3 atfıyla 1086 sayılı HUMK.nun 440.maddesi gereğince kararın tebliğinden itibaren 15 günlük süre içerisinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, 01/06/2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2020559-e-20202465-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="64324"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201117-50-e-2011231-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201117-50-e-2011231-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 27.04.2011 tarihli, 2011/17-50 E., 2011/231 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2011/17-50 E., 2011/231 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Kayseri 2.Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
TARİHİ : 24.11.2009<br />
NUMARASI : 2009/400 E- 2009/429 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki “tazminat” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda; Kayseri 2.Asliye Hukuk Mahkemesince maddi tazminat yönünden davanın kabulüne, manevi tazminat yönünden ise kısmen kabulüne dair verilen 11.09.2008 gün ve 2006/192 E., 2008/402 K. sayılı kararın incelenmesi davalılar M.. M..ve K. A... Sigorta A.Ş. vekili tarafından istenilmesi üzerine, Yargıtay 17.Hukuk Dairesinin 21.04.2009 gün ve 2009/76-2580 sayılı ilamı ile;</p>

<p>(“...Davacı vekili, davalıların işleteni-sürücüsü, trafik ve ihtiyari mali mesuliyet sigortacısı olduğu aracın neden olduğu kaza sonucunda müvekkilinin daimi maluliyete uğrayacak şekilde yaralandığını ileri sürerek, ıslah dilekçesi ile 82.699,09 YTL maddi ve 15.000,00 YTL manevi tazminatın davalılardan sigorta şirketleri maddi tazminattan sorumlu olmak üzere müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p>Davalı M..M..vekili, kazanın meydana gelmesinde müvekkilinin kusuru bulunmadığını ve talep edilen tazminatın fahiş olduğunu savunarak, davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı K. A... Sigorta A.Ş vekili, müvekkilinin temerrüdü söz konusu olmadığını, poliçe limiti ile sorumlu olacağını savunarak, davanın reddini istemiştir.<br />
Davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş vekili, davanın reddini istemiştir.</p>

<p>Mahkemece, iddia, savunma ve benimsenen bilirkişi raporuna göre, kazanın meydana gelmesinde davalı araç sürücüsünün tam kusurlu olduğu, kaza sonucunda davacının Adli Tıp Kurumu raporuna göre % 34,2 oranında daimi maluliyete uğradığının anlaşıldığı gerekçesi ile, bilirkişi raporu hükme esas alınarak, davanın kısmen kabulüne, 82.699,09 YTL maddi tazminatın davalılardan sigorta şirketleri poliçe limiti ile sorumlu olacak şekilde kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile ve 12.000,00 YTL manevi tazminatın davalı M.. M..’ten kaza tarihinden itibaren işleyecek faizi ile tahsiline karar verilmiş; hüküm, davalı M.. M..vekili ve davalı K. A... Sigorta A.Ş vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>1-Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat tazmini istemine ilişkindir.<br />
BK.nun 53.maddesine göre; ceza mahkemesi tarafından belirlenen kusur oranı hukuk mahkemesi için bağlayıcı değildir. Bu nedenle mahkemece, ceza dosyasındaki maddi olgular da değerlendirilmek suretiyle, İTÜ ya da Karayolları Genel Müdürlüğü Trafik Fen Heyeti gibi kurumlardan seçilecek trafik konusunda uzman bilirkişi heyetinden kusur durumunun belirlenmesi için ayrıntılı, gerekçeli, denetime açık rapor alınarak, sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, kesinleşmemiş ceza mahkemesi ilamının dayanağı olan bilirkişi raporunun hükme esas alınması doğru görülmemiştir.</p>

<p>Bozma neden ve şekline göre, davalı M.. M... vekilinin, maddi ve manevi tazminata ve faiz başlangıç tarihine ilişkin diğer temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine gerek görülmemiştir.</p>

<p>2-Davalı K.A... Sigorta A.Ş vekilinin temyiz itirazlarına gelince;<br />
Kabule göre de:</p>

<p>a-Davalı kazaya neden olan aracın, zorunlu mali sorumluluk sigortacısıdır. TTK'nun 1299/1.maddesi yollamasıyla aynı kanunun 1292/1, 2918 sayılı KTK'nun 98/1, 99/1.maddeleri ile Zorunlu Mali Sorumluluk Sigorta Poliçesi Genel Şartları’nın B-2-b.maddesi uyarınca rizikonun, bilgi ve belgeleri ile birlikte sigortacıya ihbar edildiği tarihten itibaren 8 iş günü içinde sigortanın tazminatı ödeme yükümlülüğü bulunmakta, bu sürenin sonunda ödememe halinde temerrüt gerçekleşmektedir. Bu nedenle mahkemece, öncelikle davalı sigorta şirketine ihbar yapılıp yapılmadığı araştırılmalı, ihbar yapılmış ise, hükmedilen maddi tazminattan sigorta poliçe limiti olan 40.000 YTL’nin belirlenecek temerrüt tarihinden itibaren işleyecek faizi ile davalıdan tahsiline karar verilmesi, dava açılmadan önce ihbar yapılmamış ise, dava dilekçesi ile talep edilen tazminat yönünden dava tarihinden, poliçe limitinin bakiye kısmı yönünden ise ıslah tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerekirken anılan düzenleme gözardı edilerek, kaza tarihinden itibaren faize hükmedilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>b-Ayrıca, sigorta genel şartlarının B.2 maddesi 5.fıkrası uyarınca, hükmolunan tazminat sigorta bedelini geçerse, sigortacı yargılama giderleri ile avukatlık ücretini sigorta bedelinin tazminata oranı dahilinde ödemekle yükümlüdür. Mahkemece anılan düzenleme dikkate alınmadan davalı sigorta şirketinin diğer davalılar aleyhine hükmolunan yargılama gideri ve vekalet ücreti miktarı ile müteselsilen sorumluluğuna karar verilmesi de doğru görülmemiştir.</p>

<p>c-Yine davalı sigorta şirketi aleyhine manevi tazminata hükmedilmediği halde, yargılama ve harç giderlerinin tamamından diğer davalılar ile birlikte sorumlu tutulması da isabetli değildir...”)<br />
gerekçesiyle bozularak dosya yerine geri çevrilmekle, yeniden yapılan yargılama sonunda, mahkemece önceki kararda direnilmiştir.</p>

<p>TEMYİZ EDENLER: Davalılar M.. M.. ve K. A.. Sigorta A.Ş. vekili</p>

<p>HUKUK GENEL KURULU KARARI</p>

<p>Hukuk Genel Kurulu’nca incelenerek direnme kararının süresinde temyiz edildiği anlaşıldıktan ve dosyadaki kağıtlar okunduktan sonra gereği görüşüldü;<br />
Dava, trafik kazasından kaynaklanan maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemenin; “Ceza dosyasında bulunan Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi’nce düzenlenen rapora göre, davalı sürücünün tam kusurlu olduğunun anlaşıldığı” gerekçesiyle maddi tazminat talebinin kabulüne, manevi tazminat talebinin ise kısmen kabulüne dair verdiği karar; hem davalı M.. M... hem de K. A.. Sigorta A.Ş. vekili tarafından temyiz edilmiştir. Özel Dairece her davalının temyiz istemi ayrı başlık altında incelenerek yukarıya başlık bölümüne aynen alındığı üzere iki ayrı bent halinde açıklanan nedenlerle hüküm bozulmuştur.</p>

<p>Yerel mahkemece bozma ilamının (1) nolu bendi yönünden hüküm bozulmuş; (2) nolu kabule göre açıklaması ile başlayan bendine ise uyulmuştur.<br />
Hükmü davalı ... vekili direnme kararı yönünden, davalı ... Sigorta A.Ş. vekili ise uyulduğu ifade edilen kısım yönünden ayrı ayrı temyiz etmişlerdir.</p>

<p>1-Davalı M.. M...vekilinin bozma ilamının (1) nolu bendinde yer alan bozma nedenine karşı verilen direnme kararına ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesinde:<br />
Özel Daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık; mahkemece ceza dosyasındaki kusur raporu esas alınarak kusur oranının tespit yönteminin yerinde olup olmadığı ve yeniden bilirkişi raporu alınmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.<br />
Öncelikle, Ceza mahkemesi kararlarının hukuk davasına etkisi, eş söyleyişle;ceza mahkemesinin hangi kararlarının hukuk mahkemelerini bağlayacağı konusu üzerinde durulmasında yarar vardır:</p>

<p>Ceza mahkemesi kararlarının hukuk mahkemesine (davasına) etkisi, hukukumuzda Borçlar Kanunu’nun 53.maddesinde düzenlenmiş olup; hukuk hakimi, ceza mahkemesinin kesinleşmiş kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.</p>

<p>Bu ilke, ceza kurallarının kamu yararı yönünden bir yasağın yaptırımını; aynı uyuşmazlığı kapsamına alan hukuk kurallarının ise, kişi ilişkilerinin Medeni Hukuk alanında düzenlenmesi ve özellikle tazmin koşullarını; öngörmesi esasına dayanmaktadır.</p>

<p>818 sayılı Borçlar Kanunu (BK)’nun “Ceza Hukuku İle Medeni Hukuk Arasında Münasebet” başlıklı 53.maddesinde: “ Hakim, kusur olup olmadığına yahut haksız fiilin faili temyiz kudretini haiz bulunup bulunmadığına karar vermek için ceza hukukunun mesuliyete dair ahkamiyle bağlı olmadığı gibi, ceza mahkemesinde verilen beraet karariyle de mukayyet değildir. Bundan başka ceza mahkemesi kararı, kusurun takdiri ve zararın miktarını tayin hususunda dahi hukuk hakimini takyit etmez.” hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Bu açık hüküm karşısında, ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır.<br />
Yargısal uygulamada; ceza davası açılan hallerde, ceza davasında alınan kusur raporu ile karar verilip, karar kesinleşse dahi, bu raporun hukuk hakimini kusur yönünden bağlamayacağı istikrarla kabul edilmektedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 25.02.2004 gün ve 2004/11-115 E.2004/108 K; 12.5.2004 gün ve 2004/4-290 E, 289 K; 14.12.2005 gün ve 2005/10-680 E, 733 K sayılı ilamları).</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, hukuk hakiminin yukarıda açıklanan bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Gerek öğretide ve gerekse Yargıtay’ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle “fiilin hukuka aykırılığı” konusu ile hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (Y.HGK.10.1.975 gün ve 1971/T-406 E. 1975/1 K. sayılı ilamı; Y.HGK.23.1.1985 gün ve 1983/10-372 E.ve 1985/21 K.sayılı ilamları ve yukarıda yer alan ilamları).</p>

<p>Bundan ayrı, hukuk mahkemesinin, ceza mahkemesinde görülmekte olan bir ceza davasının sonuçlanmasını bekletici sorun yapması halinde, ceza mahkemesinin bu konuda vereceği kararı peşinen kabul etmiş olacağından, bekletici sorun yapılan ceza davası hakkında verilen karar, hukuk davasında kesin delil teşkil eder (Prof.Dr.B.. K.. Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001, cilt:V, s:5153).</p>

<p>Bilindiği gibi kesin hüküm, ilişkin olduğu konuda uyuşmazlığı ortadan kaldırır. Bu yüzdendir ki, açılan bir dava hakkında kesin hüküm bulunmaması bir yargılama koşuludur. Özellikle bir ceza mahkemesinin, uyuşmazlık konusu olayın tespitine; diğer bir söyleyişle, olayın varlığına ve sanık tarafından işlendiğine ilişkin maddi olgulara ilişkin kesinleşmiş saptaması, aynı konudaki hukuk mahkemesinde de kesin hüküm oluşturur. Bunun nedeni, ceza yargılamasındaki ispat araçları bakımından ceza hakiminin hukuk hakiminden çok daha elverişli bir konumda olmasıdır.</p>

<p>Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hakimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hakimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O halde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hakimini bağlamasına, Borçlar Yasasının 53.maddesi bir engel oluşturmaz (Y.HGK.16.9.1981 gün 1979/1-131 E. ve 1981/587 K. sayılı ilamı, M..Ç..., Hukuk Davalarında Kesin Hüküm. 1965 s.22 vd.).</p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre, maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hakimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen, aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir(Y.HGK.11.10.1989 gün ve 1989/11-373-472 sayılı ilamı).</p>

<p>Ceza mahkemesinde bir tarafın kusurlu olduğu maddi vakıa olarak kabul edilmişse, artık hukuk mahkemesinde o kişinin kusursuz olduğuna hükmedilemez. Ne var ki, hukuk hakiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesi olanaklıdır. Bu iki durumun birbirinden iyi ayırt edilmesi gerekir.<br />
Görüldüğü üzere, hukuk mahkemesi az yukarıda bağlayıcılık yönü belirtilen ayrık durumlar dışında ceza mahkemesi kararları karşısında ilke olarak bağımsız kılınmıştır.</p>

<p>Bu noktada, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağladığı hallerde, kesin delilin etkisi nedeniyle, ceza mahkemesi kararında dayanılmış olan bilirkişi raporunun hukuk mahkemesini bağlayacağı; buna karşılık, ceza mahkemesi kararının hukuk mahkemesini bağlamadığı hallerde, ceza mahkemesinde alınmış olan bilirkişi raporunun, hukuk mahkemesini bağlamayacağı, eş deyişle hukuk mahkemesinin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırabileceği, kuşku ve duraksamaya yer olmaksızın kabul edilmektedir (Prof.Dr.B.. K.. Hukuk Muhakemeleri Usulü 6.Baskı 2001, cilt:V, s:5154-5155).</p>

<p>Özellikle tarafların, iddia ve savunmalarını ispat için, mahkemeden bilirkişi incelemesi yapılmasını istemeleri halinde; hukuk hakiminin, uyuşmazlığı kendi tespit ve takdirine, “Medeni Hukuk” alanı kurallarına göre çözümlemesi gerekir.</p>

<p>Tüm açıklamalar ışığında somut durum değerlendirildiğinde;</p>

<p>Davacının içerisinde bulunduğu dava dışı İbrahim Kaçmaz'ın sevk ve idaresindeki aracın, 22.01.2004 tarihinde, davalılardan M...M...in sevk ve idaresindeki araçla çarpıştığı, davalının bu kaza nedeniyle Kayseri 4.Asliye Ceza Mahkemesinin 2005/174 Esas sayılı dosyasıyla yargılandığı, M.. M..'in kullandığı aracın davalılardan K.A.. Sigorta A.Ş tarafından zorunlu trafik sigortası yapıldığı, davalı Yapı Kredi Sigorta A.Ş tarafından da kasko sigortalı olduğu, kaza nedeniyle davacının yaralanması üzerine eldeki davanın açıldığı dosya kapsamıyla belirgindir.Kesinleşmeyen Kayseri 4.Asliye Ceza Mahkemesinin kararında, davalı M. M..’in kırmızı ışıkta geçerek kazanın oluşumunda tam kusurlu kabul eden Adli Tıp Kurumu Başkanlığı Trafik İhtisas Dairesi raporu esas alınarak mahkûmiyetine karar verilmiş; ceza mahkemesinde görülmekte olan davanın sonucu, eldeki hukuk davası için bekletici sorun yapılmamıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Esasen davacı, davalılardan M..M..’in kırmızı ışıkta geçtiğini, davalı M.. M.. ise, kırmızı ışıkta geçenin davacının içinde bulunduğu araç olduğunu iddia etmişler; mahkemece de ceza dosyasında dinlenen tanık beyanları dikkate alınarak davalı M.. M..’in kırmızı ışıkta geçtiği kabul edilerek, kırmızı ışıkta geçme olgusu bu şekilde kabul edildikten sonra, yine anılan Ceza Mahkemesince alınan Adli Tıp Kurumu raporu dikkate alınarak davalı ... tam kusurlu kabul edilmiş ve dava bu deliller ile sonuçlandırılmıştır. Davalı M.. M.. hem ceza dosyasında, hem de görülmekte olan davada kırmızı ışıkta kendisinin geçtiği olgusuna ve alınan kusur raporlarına karşı çıkmıştır.</p>

<p>Hukuk hâkimi, ceza mahkemesi kararı, kusur durumu ve bu dosyada alınan kusur bilirkişi raporları ile bağlı değil ise de, ceza mahkemesi kararındaki maddi olgular ile bağlıdır.</p>

<p>Kırmızı ışıkta geçme olgusu uyuşmazlığın temelini oluşturduğundan, öncelikle bu olgunun tespit edilmesi ve çözümlenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Bu durumda mahkemece, ceza mahkemesinin kesinleşmemiş mahkumiyet kararı, bu karara esas alınan bilirkişi raporu ve diğer delillere dayanılarak hüküm verilemeyeceği göz önüne alınarak; öncelikle ceza mahkemesi kararının kesinleşmesinin beklenilmesi, bundan sonra maddi olguların nasıl gerçekleştiğinin saptanması ,tarafların talepleri de gözetilerek uyuşmazlığın “Medeni Hukuk” kurallarına göre çözümlenmesi gerekir.</p>

<p>O halde yerel mahkemece, aynı yönlere işaret eden Özel Daire bozma kararına uyularak; ceza davasının sonucunun beklenmesi, davalılardan M. M..’e izafe edilen kusur oranının tespit edilen maddi olgular çerçevesinde uzman bilirkişi aracılığı ile ayrıca tespit edilmesi ve sonucuna göre karar verilmesi gerekirken, yerinde olmayan gerekçelerle önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır.</p>

<p>Bu nedenle direnme kararı bozulmalıdır.</p>

<p>2-Davalı K. A... Sigorta A.Ş. vekilinin Özel Daire bozma ilamının (2) .bendinde yer alan “Kabule göre” başlığı altında yapılan eleştirilere uyulmasına ilişkin karara yönelik temyizine gelince;</p>

<p>Hemen belirtmelidir ki, bozma ilamlarında “ kabule göre de” veya “kaldı ki” gibi söz dizinleriyle başlayan, bozma sebebine göre inceleme sırası gelmemekle birlikte sadece mahkemenin hükmündeki hatanın varlığına işaret eden, hükmü o yönden eleştiren, mahkemenin aynı hataya düşmemesi için ona bir tavsiye ve yol gösterme amacına yönelik bulunan ifade ve açıklamalar; usul hukuku anlamında “bozma” niteliği taşımamaktadır. Dolayısıyla, yerel mahkemelerin, bozma ilamında yer alan bu tür ifade ve açıklamalara ilişkin direnme ya da uyma kararı veremeyecekleri belirgindir. Yargıtay’ın kararlılık kazanmış uygulaması da bu yöndedir (Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 6.3.1996 gün ve 1995/14-966 E.,1996/124 K. sayılı ; 28.02.2007 gün ve 2007/2-91 E., 2007/85 K. sayılı kararları ).</p>

<p>Mahkemece, bozma ilamının (2) nolu bendinde yer alan ve “kabule göre” açıklamasıyla başlayan, tavsiye niteliğinde bulunan açıklamaları bozma nedeni gibi kabul edilerek uyulmuş ve bu karar temyize konu edilmişse de; usuli anlamda bozma niteliği taşımayan bu hususlara uyulması da olanaklı olmadığından; davalı ... Sigorta A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>S O N U Ç : </strong></p>

<p>1-Yukarıda (1) nolu bentte açıklanan nedenlerle davalılardan M.. M.. vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile, direnme kararının Özel Daire bozma kararında ve yukarıda gösterilen ilave nedenlerden dolayı HUMK.nun 429.maddesi gereğince BOZULMASINA, bozma nedenine göre bu davalının sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, istek halinde temyiz peşin harcının geri verilmesine,</p>

<p>2-Yukarıda (2) nolu bentte açıklanan nedenlerle ortada yasal anlamda bir bozma ve uyma kararı bulunmadığından, hukuki varlık taşımayan bu karara karşı davalı K. A.. Sigorta A.Ş. vekilinin temyiz itirazlarının incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>27.04.2011 oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201117-50-e-2011231-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="49554"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargı Yetkisinin Devredilmezliği ve Bilirkişilik Kurumunun Sınırları - Danıştay İDDK Kararı Işığında Güncel Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargi-yetkisinin-devredilmezligi-ve-bilirkisilik-kurumunun-sinirlari-danistay-iddk-karari-isiginda-guncel-bir-degerlendirme</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargi-yetkisinin-devredilmezligi-ve-bilirkisilik-kurumunun-sinirlari-danistay-iddk-karari-isiginda-guncel-bir-degerlendirme" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>Günümüz yargılama pratiğinde, mahkemelerin çözümü teknik, bilimsel veya özel uzmanlık bilgisi gerektiren uyuşmazlıklarda bilirkişi incelemesine başvurmasını yalnızca pratik bir kolaylık olarak görmek mümkün değildir. Doğru ve sağlıklı bir yargılama yapılabilmesi için, çözümü uzmanlık gerektiren teknik konularda bilirkişiye başvurulması çoğu zaman bir zorunluluktur. Zira hâkimin sahip olduğu bilgi ve yetkinlik, esas itibarıyla hukuki değerlendirme ve normların somut olaya uygulanması alanına ilişkindir; buna karşılık mühendislik, tıp, finans, sigorta veya benzeri teknik alanlara ilişkin maddi vakıaların tam ve doğru biçimde ortaya konulması, uzmanlık gerektiren bir bilgi birikimini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Diğer yandan, bilirkişinin bu fonksiyonu, yargı yetkisinin özüne dokunmayacak şekilde sınırlandırılmıştır. Nitekim yargı yetkisi, Anayasa gereği bizzat ve münhasıran hâkim tarafından kullanılmalı; bilirkişi, hâkimin yerine geçerek hukuki nitelendirme ve değerlendirme yapma yetkisini üstlenmemelidir.</p>

<p>Bu çerçevede, Türk hukuk sisteminde son yılların en yoğun tartışma alanlarından birini, “bilirkişilerin kusur değerlendirmesi yapıp yapamayacağı” sorunu oluşturmaktadır. Özellikle trafik kazaları, iş kazaları ve teknik inceleme gerektiren diğer uyuşmazlıklarda bilirkişilerin raporlarında kusur oranı belirlemesi, “asli kusur”, “tali kusur” gibi nitelendirmelerde bulunması, teknik kanaat ile hukuki değerlendirme arasındaki sınırın nerede başlayıp nerede sona erdiği sorusunu gündeme getirmiştir. Bu tartışmayı yalnızca uygulamaya ilişkin bir yöntem meselesi olarak görmek doğru değildir; çok daha derin bir boyutu olan, aynı zamanda yargı yetkisinin devredilmezliği, hâkimin rolü ve bilirkişilik kurumunun işlevi bakımından temel ilkeleri doğrudan ilgilendiren yapısal bir sorun olarak değerlendirmek gerekir.</p>

<p>Söz konusu tartışma, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun 07/01/2026 tarihli kararı</a>yla yeni bir boyut kazanmış ve önemli ölçüde açık ve belirgin bir çerçeveye kavuşturulmuştur. DİDDK’nın kararıyla birlikte, bilirkişinin kusur değerlendirmesi yapıp yapamayacağı meselesi, yalnızca doktrinsel bir tartışma olmaktan çıkarak, bağlayıcı yargısal içtihat düzleminde yeniden ele alınmıştır.</p>

<p>Bu makalede, idari yargıda bilirkişilik müessesesinin teorik temelleri ortaya konulacak; ardından söz konusu <a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">DİDDK kararı</a> ayrıntılı biçimde analiz edilerek, bilirkişinin görev alanı ile yargı yetkisinin sınırları arasındaki hassas denge değerlendirilecektir.</p>

<p><strong>1. </strong><strong>Teorik Çerçeve: Bilirkişiliğin Hukuki Mahiyeti ve Temel İlkeler</strong></p>

<p>Bilirkişilik kurumu, Türk hukukunda 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) ilgili hükümlerinde düzenlenmiştir. Bu yönüyle bilirkişilik, farklı yargı kollarında ortak ilkelere dayanan, çözümü özel veya teknik bilgi gerektiren uyuşmazlıklarda mahkemeye yardımcı olan bir ispat aracıdır. Nitekim 6754 sayılı Kanun’un 2. maddesinde bilirkişi, <i>“çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde oy ve görüşünü sözlü veya yazılı olarak vermesi için başvurulan gerçek veya özel hukuk tüzel kişisi”</i> olarak tanımlanmıştır. Aynı doğrultuda HMK’nın 266. maddesinde, <i>“Mahkeme, çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde, taraflardan birinin talebi üzerine yahut kendiliğinden, bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına karar verir”</i> hükmüne yer verilmiştir. Benzer şekilde CMK’nın 63. maddesinde de, <i>“Çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişinin oy ve görüşünün alınmasına ... karar verilebilir”</i> düzenlemesi ile ceza yargılamasında da aynı ilkenin benimsendiği görülmektedir.</p>

<p>İdari yargılama usulünde bilirkişilik kurumu ise 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda (İYUK) ayrıntılı şekilde düzenlenmemiş; bunun yerine genel bir yollama sistemi tercih edilmiştir. Nitekim İYUK’un 31. maddesinde, <i>“Bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda, ... bilirkişi ... gibi hususlarda Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri uygulanır” </i>denilmek suretiyle, bilirkişiliğe ilişkin usul ve esasların HMK hükümleri çerçevesinde uygulanacağı açıkça hüküm altına alınmıştır. Bu yönüyle idari yargıda bilirkişilik, HMK sistemine tabi olmakla birlikte, re’sen araştırma ilkesi gibi idari yargıya özgü ilkelerle birlikte şekillenen kendine has bir uygulama alanına sahiptir.</p>

<p>Bilirkişilik kurumunun hukuki mahiyeti, onun bir “yardımcı ispat aracı” olmasında kendini gösterir. HMK’nın 282. maddesinde açıkça ifade edildiği üzere, <i>“Hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.”</i> Bu düzenleme, bilirkişi raporunun mahkemeyi bağlayan bir delil olmadığını; nihai değerlendirmenin ve kararın hâkime ait olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bilirkişiliğin sınırlarının ise doğrudan doğruya Anayasa’dan kaynaklandığı açıktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 9. maddesinde, <i>“Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır”</i> hükmüne yer verilmiştir. Bu anayasal düzenleme, yargı yetkisinin münhasıran mahkemelere ait olduğunu ve devredilemeyeceğini ortaya koymakta; dolayısıyla bilirkişinin, yargı yetkisini kullanır şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunmasının kabul edilemeyeceğini açıkça göstermektedir.</p>

<p>Bu anayasal ilkenin kanun düzeyindeki en belirgin yansıması ise HMK’nın 266. maddesinde görülmektedir. Söz konusu hükümde, <i>“Genel bilgi veya tecrübeyle ya da hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çözümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulamaz” </i>denilmek suretiyle, bilirkişiliğin sınırları açık ve kesin bir biçimde çizilmiştir.</p>

<p>Diğer taraftan HMK’nın 279. maddesinde de, <i>“Bilirkişi, raporunda ... çözümü uzmanlığı, özel veya teknik bilgiyi gerektiren hususlar dışında açıklama yapamaz; hâkim tarafından yapılması gereken hukukî nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz”</i> hükmüne yer verilerek, bilirkişinin hukuki değerlendirme yapmasının açıkça yasaklandığı görülmektedir.</p>

<p><strong>2. </strong><strong>Uyuşmazlık Konusu: Bilirkişilik Rehber İlkeleri Madde 27</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı Bilirkişilik Daire Başkanlığı, 07/09/2020 tarihinde yayımladığı <i>"Bilirkişilerin Uyacağı Rehber İlkeler ve Bilirkişi Raporlarında Bulunması Gereken Standartlar"</i> ile bilirkişilerin rapor yazım standartlarını belirlemiştir. Tartışmanın odağını oluşturan ve iptali talep edilen 27. madde şu düzenlemeyi içermektedir:</p>

<p><i>“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir. Bilirkişi münhasıran hâkimin yetkisinde olan, kusurluluk konusunda (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı) herhangi bir değerlendirme yapamaz. Aksi yöndeki tutum bilirkişilik görevinin sınırlarını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.”</i></p>

<p><strong>3. </strong><strong>Danıştay Onuncu Dairesi’nin İptal Gerekçesi</strong></p>

<p>Danıştay 10. Dairesi uyuşmazlığı ilk derece mahkemesi sıfatıyla incelemiş ve bu düzenlemenin kanuna aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Daire’ye göre bilirkişinin teknik bilgisini somut olaya uygulayarak bir kanaat bildirmesi, bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın bir gereğidir.</p>

<p>Daire, kararında Anayasa’dan başlayarak 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu'nun ilgili maddelerine kapsamlı atıflar yapmıştır. Daire, öncelikle bilirkişiliğin anayasal ve yasal sınırlarını çizmiştir. Kararda, bilirkişiye başvurulmasının Anayasa'nın 9. maddesinde yer alan yargı yetkisinin bir parçası olduğu, ancak bu yetkinin devri anlamına gelmemesi gerektiği vurgulanmıştır.</p>

<p>Daire, 6100 ve 6754 sayılı Kanunların lafzını, amacını ve gerekçesini birlikte değerlendirerek, kusur tespitinin bilirkişinin teknik bilgisini somut olaya uygulaması olduğunu savunmuştur. Kararda şu ifadelerle bu durum açıklanmıştır:</p>

<p><i>“...bilirkişinin hukuk bilimi dışındaki özel ve teknik bilgisini mahkemece yöneltilen sorular çerçevesinde somut olaya uygulaması suretiyle ulaştığı sonucu ifade eden 'kusurluluk (asli/tali kusurlu, kusursuz, yüzdelik kusur oranı)' tespitinin, bilirkişiye 6100 ve 6754 sayılı Kanunlar ile verilip ilgili mahkemece dosya bazında tevdi edilen görev tanımı ve yetki sınırları dahilinde kaldığı...”.</i></p>

<p>Daire'ye göre, bilirkişinin kusura dair görüş belirtmesinin yasaklanması, yargılamanın amacına zarar verecektir:</p>

<p><i>“...aksi durumda bilirkişilik kurumundan beklenen faydanın sağlanmasına, yani uyuşmazlığın çözümüne etki eden özel ve teknik bilgiye tam olarak ulaşıldığından bahsedilmesine olanak bulunmadığı...”.</i></p>

<p>Daire, bilirkişinin "hukuki nitelendirme yapma yasağı" ile "vardığı kanaati açıklama yetkisi" arasında net bir ayrım yapmıştır. Bilirkişinin vardığı teknik sonuçları aktarmasının yasak kapsamına girmediğini ve <i>“...bilirkişinin, hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamamasının, sahip olduğu özel ve teknik bilgiyi somut uyuşmazlığa uygulayarak vardığı kanaati ortaya koyamayacağı anlamına gelmediği...”</i>ni belirtmiştir.</p>

<p>Daire ayrıca, bilirkişinin kusur tespiti yapmasının yargı yetkisini gasp etmediğini, çünkü son sözün her zaman hâkimde olduğunu vurgulamıştır. HMK'nın 282. maddesine dayanarak bilirkişi raporlarının bir "delil" niteliğinde olduğunu, ancak bağlayıcı olmadığını belirtmiştir.</p>

<p>Danıştay 10. Dairesi, kapsamlı bir kanun incelemesi ile konuyu ele alıp, kanun koyucunun bilirkişiye "oy ve görüş bildirme" görevi verdiğini (HMK m. 266, 269), kusur tespitinin de bu "görüş"ün doğal bir parçası olduğunu ve hâkimin bu raporu zaten serbestçe değerlendirebileceği için yargı yetkisinin devrinden söz edilemeyeceğini savunarak ilgili düzenlemeyi iptal etmiştir.</p>

<p><strong>4. </strong><strong>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun (DİDDK) Analizi</strong></p>

<p>Adalet Bakanlığı'nın temyizi üzerine dosyayı inceleyen DİDDK, <a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">Onuncu Dairenin kararı</a>nı bozarak kusur tespiti yasağını hukuka uygun bulmuştur. Kurulun kararı, kusur kavramının "teknik" değil "normatif" olduğu doktrinine dayanmaktadır.</p>

<p><strong>A. </strong><strong>Kusurun Normatif Niteliği</strong></p>

<p>DİDDK, kusur belirlemenin bir matematik işlemi değil, hukuk normunun olaya uygulanması süreci olduğunu vurgulamıştır. Kararda aynen şu tespit yapılmıştır:</p>

<p><i>“Kusurun tespiti normatif bir değerlendirmeyle mümkündür ve sadece hâkimin yetkisindedir.”,.</i></p>

<p>Bu yaklaşımı, hem özel hukuk hem de ceza hukuku ilkeleriyle desteklemiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">DİDDK kararı</a>nda, Türk Ceza Kanunu’nun 22. maddesinin gerekçesine atıf yaparak<i>; “taksirden dolayı kusurluluğun matematiksel olarak ifadesi mümkün değildir. Ancak, normatif değerlendirmeyle hâkim tarafından belirlenen kusurluluk göz önünde bulundurulmak suretiyle, suçun cezasında belli bir oranda indirim yapılabilir”</i> demiştir.</p>

<p><strong>B. </strong><strong>Teknik Bilgi ve Hukuki Değerlendirme Ayrımı</strong></p>

<p>Kurul, bilirkişinin görevinin sadece "teknik ihlalleri" saptamak olduğunu, bu ihlallerden "kusur" sonucu çıkarmanın hâkime ait olduğunu belirtmiş ve <i>“...bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade edeceğini”</i><strong> </strong>belirtmiştir.</p>

<p>Örneğin, bir ameliyat hatasında bilirkişinin, müdahalenin tıp tekniğine uygun olup olmadığını tespit etmesi gerektiğini ancak hekimin "asli kusurlu" olup olmadığına karar verecek olan makamın yargı merci olduğu değerlendirmesinde bulunmuştur.</p>

<p><strong>5. </strong><strong>Mevzuat ve İçtihat Işığında Değerlendirme</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">DİDDK kararının</a>, HMK’nın 279/4 maddesi ve 6754 sayılı Kanun’un 3/2 maddesindeki <i>“Bilirkişi... hâkim tarafından yapılması gereken hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunamaz”</i> emredici hükmünün bir yansımasıdır diyebiliriz.</p>

<p>Keza Yargıtay içtihatlarında da, kusur tespitinin nihai olarak hâkime ait olduğu yönünde istikrarlı bir yaklaşım benimsemektedir. Her ne kadar teknik inceleme gerektiren hallerde bilirkişiden rapor alınması zorunlu ise de, bu raporun bağlayıcı olmadığı ve kusur oranının belirlenmesinin yargısal bir değerlendirme olduğu kabul edilmektedir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-201117-50-e-2011231-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 27.04.2011 tarih, E.2011/17-50, K.2011/231 sayılı kararın</a>da<i>, “hukuk hâkiminin yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırarak kusur oranını incelemesinin mümkün olduğu”</i> açıkça belirtilerek, kusur değerlendirmesinin hâkime ait olduğu vurgulanmıştır.</p>

<p>Benzer şekilde Yargıtay uygulamasında, bilirkişi raporlarının hâkimi bağlamadığı ve hâkimin raporu serbestçe değerlendireceği yönündeki ilke sürekli olarak tekrar edilmektedir. Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-3-hukuk-dairesinin-2020559-e-20202465-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 3. Hukuk Dairesi’nin 2020/559 E., 2020/2465 K. sayılı kararı</a>nda, <i>“bilirkişi raporu kural olarak hâkimi bağlamaz; hâkim, raporu serbestçe takdir eder”</i> denilmek suretiyle bu husus açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p>Öte yandan Yargıtay’ın özellikle trafik ve tazminat hukukuna ilişkin kararlarında, kusur oranının belirlenmesine ilişkin değerlendirmelerin teknik bir hesaplama faaliyeti olarak değil, hukuki nitelendirme kapsamında ele alınması gerektiği belirtilmektedir. Bu çerçevede, “kusur oranlarının belirlenmesi teknik değil hukuki bir konudur” yönündeki tespit, Yargıtay’ın yerleşik yaklaşımını yansıtan temel bir ilke haline gelmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun bu kararının, bilirkişilik kurumunun sınırlarının yeniden belirlenmesi bakımından önemli bir dönüm noktası niteliği taşıdığını söylemek mümkündür. Kararda, bilirkişiliğin “teknik bilgi sunma” fonksiyonu özellikle vurgulanmış; bu çerçevede bilirkişinin, yargı yetkisinin kullanım alanına giren hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerden kaçınması gerektiği açık bir şekilde ortaya konulmuştur. Bu kapsamda, kusur isnadı ve kusur oranına ilişkin nihai değerlendirmenin de münhasıran hâkime ait olduğu hususu açıkça ifade edilmiştir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">DİDDK’nın kararı</a>nda, bilirkişi raporlarında “asli kusurlu”, “tali kusurlu”, “kusursuz” ya da belirli oranlarda kusur isnadı içeren değerlendirmelerin, artık bilirkişinin görev sınırlarını aşan ve hukuki nitelendirme yasağını ihlal eden işlemler olarak değerlendirilmesi gerektiği ortaya konulmuştur. Keza, 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan “hukuki değerlendirme yasağı”, bu kararla birlikte uygulamada daha somut ve yaptırıma bağlanabilir bir içerik kazanmıştır.</p>

<p>Kararın dikkat çekici yönlerinden biri de, bu ilkenin soyut bir sınır çizimiyle sınırlı kalmayıp, uygulamadaki karşılığının da açıkça ortaya konulmuş olmasıdır. Nitekim kararın “Maddi Olay” kısmında, kusur durumuna göre rapor düzenleyerek hukuki nitelendirme yaptığı ileri sürülen bir bilirkişi hakkında, “Bilirkişilik Kanunu’nun 3. maddesinin 2. fıkrasına ve 13. maddesinin 1. fıkrasının (ç) bendine aykırılık teşkil edecek şekilde hukuki nitelendirme ve değerlendirmelerde bulunduğu” gerekçesiyle disiplin süreci işletildiği ve anılan Kanun’un 13. maddesi uyarınca uyarma yaptırımı uygulandığı açıkça ifade edilmiştir. Bu durum, söz konusu sınırın yalnızca teorik bir çerçeve değil, aynı zamanda doğrudan yaptırıma bağlanmış bir norm haline geldiğini göstermektedir.</p>

<p>Bu itibarla, bilirkişinin görev alanını aşarak hâkimin yerine geçecek şekilde kusur isnadı ve hukuki değerlendirmelerde bulunması, somut olayın niteliğine göre “uyarma”, “geçici olarak listeden çıkarma” veya “sicilden tamamen çıkarılma” gibi ağır disiplin yaptırımlarını gündeme getirebilecek bir ihlal olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>

<p>Belirtilmesi gereken önemli bir husus ise, DİDDK’nın kararın etkisini yalnızca idari yargılama alanı ile sınırlı görmek doğru bir değerlendirme olmayacaktır. Zira DİDDK’nın değerlendirmesi, 2577 sayılı İYUK’a özgü bir düzenlemeye değil; doğrudan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ve 6754 sayılı Bilirkişilik Kanunu’nda yer alan genel ilkelere dayanmaktadır. Bu yönüyle karar, bilirkişinin hukuki nitelendirme yapamayacağı ve görev sınırlarını aşması hâlinde disiplin yaptırımları ile karşılaşabileceği yönündeki yaklaşımı, tüm yargı kolları bakımından geçerli olabilecek bir çerçevede ortaya koymaktadır.</p>

<p>Nitekim bilirkişilik kurumu, hukuk, idare ve ceza yargılamasında ortak ilkelere tabi olup; özellikle “hukuki değerlendirme yasağı” ve “yargı yetkisinin devredilemezliği” ilkeleri, yargılamanın türüne göre değişmeyen temel esaslar arasında yer almaktadır. Bu nedenle <a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">DİDDK kararı</a>, her ne kadar idari yargı uyuşmazlığı üzerinden verilmiş olsa da, ortaya koyduğu ilkeler itibarıyla bilirkişilik kurumuna ilişkin genel bir sınır çizmekte ve tüm yargılamalar bakımından yol gösterici bir içtihat niteliği taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2024/04/ayfer-bayer1.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ayfer BAYER</strong></p>

<p><span style="color:#ecf0f1">---</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/bilirkisi-hakimin-yetkisinde-olan-kusurluluk-oranini-belirleyemez" rel="dofollow">&gt;&gt; BİLİRKİŞİ, HÂKİMİN YETKİSİNDE OLAN KUSURLULUK ORANINI BELİRLEYEMEZ</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargi-yetkisinin-devredilmezligi-ve-bilirkisilik-kurumunun-sinirlari-danistay-iddk-karari-isiginda-guncel-bir-degerlendirme</guid>
      <pubDate>Mon, 13 Apr 2026 00:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/terazi-bilgisayars-kadin.jpg" type="image/jpeg" length="83714"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="44650"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="64545"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="69885"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="97092"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="20590"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="90432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57278"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12963"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta İncelenme Süresi, Ne Kadar Süreler İle Değerlendirme Yapılır | CMK108 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesi, yani tutukluluk süresinin sınırları konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararı ne kadar süreyle uygulanabilir, hangi hâllerde uzatılabilir, çocuklar ve ağır suçlar açısından durum nasıldır? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 102 nedir?</p>

<p>Tutukluluk süresi ne kadar olabilir?<br />
Hangi suçlarda tutukluluk uzatılabilir?<br />
Katalog suçlar ve terör suçlarında tutukluluk süresi neden uzundur?<br />
18 yaşından küçükler için tutuklama süresi nasıl uygulanır?<br />
Uzatma kararlarında hangi gerekçeler aranır?<br />
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararları bu konuda ne diyor?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve masumiyet karinesinin gereği olarak keyfî tutuklulukların önlenmesi açısından büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Ayrıca, katalog suçlar ve terörle mücadele kapsamındaki suçlarda öngörülen uzun tutukluluk sürelerinin, uygulamada ne gibi sorunlara yol açtığı ve AİHM’in bu konuda Türkiye’ye yönelik kararlarında neleri eleştirdiği de detaylı biçimde açıklanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-incelenme-suresi-ne-kadar-sureler-ile-degerlendirme-yapilir-cmk108</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 22:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/3UIwS8bH73w/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="74875"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Savcının Tutuklama Kararının Geri Alınmasını İstemesi, CMK Madde 103]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 103. maddesi, yani Cumhuriyet savcısının tutukluluğa ilişkin yetkileri konusunu ele alıyoruz. Tutuklama kararının kaldırılması nasıl olur, savcı hangi durumlarda şüpheliyi serbest bırakabilir, hâkim ve savcı yetkileri arasındaki fark nedir? Tüm bu soruların yanıtlarını bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>📘 Bu videoda öğrenecekleriniz:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>CMK 103 nedir?</strong></p>

<p>Cumhuriyet savcısının serbest bırakma yetkisi hangi durumlarda uygulanır?<br />
Tutuklama kararının kaldırılmasını kim talep edebilir?<br />
Adli kontrol tedbiri nedir ve ne zaman uygulanır?<br />
Savcının serbest bırakma yetkisi hangi aşamada geçerlidir?<br />
Anayasa’nın 19. maddesi bu konuda neyi güvence altına alır?<br />
AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) özgürlük ve güvenlik hakkı ile bu düzenleme arasındaki ilişki nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının korunması, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve tutuklamanın sürekli gözden geçirilmesi gerektiği yönündeki anayasal ilkenin somut bir yansımasıdır.</p>

<p>Cumhuriyet savcısına tanınan bu yetki, tutukluluğun istisnaî olma niteliğini güçlendirir, keyfî özgürlük kısıtlamalarının önüne geçer ve özgürlük lehine yargısal denetimin etkinleşmesini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/savcinin-tutuklama-kararinin-geri-alinmasini-istemesi-cmk-madde-103</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Jan 2026 00:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/I-GtWxno8mo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12591"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="14181"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="27967"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="91034"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="87040"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="41882"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="49069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="39127"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="49962"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="78143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="86216"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
