<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 25 May 2026 01:36:14 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Stoacı Düşünce ve Avukatlık Sanatı: Doğal Hukuk, İç Disiplin ve Savunmanın Ahlaki Merkezi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p></p>

<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatlık, yalnızca pozitif hukuk normlarını bilen ve usul işlemlerini takip eden teknik bir meslek değildir. Avukatlık; belirsizlik, güç, haksızlık, yenilgi ihtimali, müvekkil baskısı, yargısal otorite ve toplumsal beklenti karşısında insanın kendi ahlaki merkezini koruyabilme sanatıdır. Stoacı düşünce, bu bakımdan avukatlık mesleğine iki temel imkân sunar: Birincisi, avukatın kendi denetim alanını ayırt ederek öfke, korku, hayal kırıklığı ve mesleki tükenmişlik karşısında iç disiplin geliştirmesidir. İkincisi ise pozitif hukukun daraldığı, kanun metninin adalet duygusunu örttüğü veya yargısal pratiğin insan onurunu zedelediği anlarda doğal hukuk, evrensel akıl ve insanlık onuru fikrini canlı tutmasıdır. Bu makalede Stoacı düşüncenin doğal hukuk, kozmopolis, erdem, güç ve iç hâkimiyet kavramları üzerinden avukatlık sanatıyla ilişkisi incelenmektedir. Seneca, Cicero ve Marcus Aurelius çizgisinden hareketle Stoacı avukat tipi; haksızlığa katlanan değil, haksızlık karşısında dağılmadan, ölçüsünü kaybetmeden ve savunmanın ahlaki merkezini terk etmeden mücadele eden avukat olarak ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukatlık Neden Stoacı Bir Sanattır?</strong></p>

<p>Avukatlık mesleği, insanın kontrol edebildiği ile edemediği alanların sürekli birbirine karıştığı bir meslektir. Avukat dilekçesini hazırlayabilir, delili okuyabilir, tanığı sorgulayabilir, itirazını kurabilir, duruşma stratejisini belirleyebilir, müvekkiline dürüst bilgi verebilir, tutanağa geçmesi gereken hususları takip edebilir. Fakat hâkimin zihninde oluşan kanaati, savcının tutumunu, bilirkişinin niteliğini, dosyanın toplumsal atmosferini, müvekkilin psikolojik dalgalanmalarını, yargılamanın süresini ve nihai kararın yönünü bütünüyle kontrol edemez.</p>

<p>Avukatın trajedisi de burada başlar: Sonucu tamamen belirleyemediği bir alanda, çoğu zaman sonuçtan bütünüyle sorumluymuş gibi muamele görür. Müvekkil ondan yalnızca hukuki emek değil, bazen kader değiştirici bir güç bekler. Yargı sistemi ondan hem usule sadakat hem de sınırsız sabır ister. Toplum, avukatı kimi zaman hakkın temsilcisi, kimi zaman haksızlığın savunucusu olarak görür. Mahkeme salonu ise avukattan aynı anda hem sakin hem dirençli, hem saygılı hem etkili, hem ölçülü hem cesur olmasını bekler. Bu nedenle avukatlık, yalnızca hukuk bilgisiyle icra edilemez. Hukuk bilgisi mesleğin iskeletidir; fakat avukatlık sanatını mümkün kılan şey, bu bilginin kriz anında nasıl taşındığıdır. İşte Stoacı düşünce burada devreye girer. Stoacılık, avukata pasif bir kabulleniş öğretmez; aksine <strong>kontrol edebildiği alanda azami gayreti, kontrol edemediği alanda ise ruhsal dağılmamayı </strong>öğretir. Stoacı avukat, sonuca hükmedemeyeceğini bilir; fakat emeğine, sözüne, vakarına, etik sınırına, itirazının zamanlamasına ve savunma iradesine hükmetmek zorunda olduğunu da bilir.</p>

<p>Bu bakımdan Stoacılık, avukatlık mesleği için yalnızca kişisel gelişim düzeyinde bir “sakin kalma tekniği” değildir. Stoacı düşünce, hukuk felsefesinin derin damarlarından biri olan doğal hukuk, insan onuru, evrensel yasa ve kozmopolis fikriyle de bağlantılıdır. Stoacı düşüncede hukuk, yalnızca insanların koyduğu pozitif normlardan ibaret değildir; akıl, doğa, adalet ve evrensel düzenle ilişkili daha geniş bir normatif zemine dayanır. Stoacı gelenekte gerçek yasa, yalnızca insan iradesinin ürünü olan kurallar toplamı değil, evrenin düzenine içkin aklın ifadesi olarak görülür; doğaya uygun yaşamak da yalnızca bireysel erdemin değil, adaletin ve hukukun temeli sayılır.</p>

<p>Bu yaklaşım, avukatlığı kanun teknisyenliği olmaktan çıkarır. Avukat, yürürlükteki normu bilen kişidir; fakat yalnızca onu tekrarlayan kişi değildir. Avukat, pozitif hukukun içinde adalet imkânını arayan, kanunun lafzı ile hakkaniyet arasındaki mesafeyi gören, yargısal gücün karşısında insan onurunu hatırlatan kişidir. Bu nedenle Stoacı düşünce ve avukatlık sanatı arasındaki ilişki, hem psikolojik hem etik hem de hukuk felsefesi bakımından güçlü bir ilişki olarak kurulabilir.</p>

<p><strong>I. Stoacı Düşüncenin Temeli: Doğaya Uygun Yaşam ve Akıl Disiplini</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin merkezinde “doğaya uygun yaşam” ilkesi yer alır. Ancak burada doğa, basitçe dış çevre veya fiziksel dünya anlamına gelmez. Doğa, aynı zamanda akılsal düzen, kozmik uyum ve insanın rasyonel kapasitesidir. Stoacı düşünceye göre insan, aklı sayesinde evrensel düzeni kavrayabilir ve yaşamını bu düzene uygun biçimde kurabilir. Bu nedenle Stoacılık, yalnızca teorik bir öğreti değil, bir yaşam disiplini olarak görülmelidir.</p>

<p>Stoacı düşüncede bilgi ile eylem birbirinden kopuk değildir. Bilmek, yalnızca dış dünyayı anlamak değil; doğru eylemin ölçüsünü bulmaktır. Doğayı bilmek, ona uygun yaşamanın şartıdır. Bu anlamda Stoacı epistemoloji, salt teorik bilgiyle yetinmez; insanın eylem ilkelerini belirleyen normatif bir kavrayış üretir. Doğal hukukun bilgisine ulaşmak, aynı zamanda doğru eylemin bilgisini edinmek anlamına gelir.</p>

<p>Avukatlık pratiği açısından bunun karşılığı açıktır: Avukatın bilgisi yalnızca mevzuat bilgisi değildir. Avukatın bilgisi, aynı zamanda zamanlama bilgisidir; ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını, ne zaman itiraz edeceğini, ne zaman geri çekileceğini, ne zaman sertleşeceğini bilme bilgisidir. Hukuk metnini bilmek başka, o metni insan, zaman, dosya ve mahkeme atmosferi içinde doğru biçimde kullanmak başkadır.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı anlamda avukatlık, hukuk bilgisinin karakter disiplinine dönüşmesidir. <strong>Avukatın dosyayı bilmesi yetmez; kendisini de bilmesi gerekir</strong>. Kendi öfkesini, korkusunu, gururunu, kırgınlığını, aceleciliğini, onaylanma ihtiyacını ve tükenmişliğini tanımayan avukat, dosyayı ne kadar iyi bilirse bilsin, kritik anda savunmanın ritmini kaybedebilir.</p>

<p>Stoacı düşüncenin avukata ilk dersi şudur: <strong>Önce kendi denetim alanını tanı. Avukatın denetiminde olan şey; hazırlığı, emeği, dili, üslubu, etik sınırı, stratejisi, dikkatidir.</strong> Avukatın denetiminde olmayan şey ise hâkimin nihai kanaati, savcının psikolojisi, bilirkişinin kalitesi, sistemin yapısal kusurları ve kararın sonucudur. Fakat bu ayrım, avukatı pasifleştirmez; tam tersine onu daha doğru mücadeleye yöneltir. Çünkü insan, her şeyi kontrol etmeye çalıştığında kendi kontrol edebileceği alanı da kaybeder.</p>

<p>Stoacı avukat için sükûnet, mücadelenin karşıtı değildir. Sükûnet, mücadelenin dağılmadan sürdürülebilme şartıdır.</p>

<p><strong>II. Seneca’dan Avukata: Öfke, Korku ve Zaman Karşısında İç Hâkimiyet</strong></p>

<p>Avukatlık mesleğinde öfke çoğu zaman haklı bir duygudur. Haksız ara karar, dinlenmeyen savunma, kesilen söz, eksik tutanak, değersizleştirilen itiraz, kaba yargısal dil, müvekkilin gerçek dışı beklentisi veya meslektaşın etik dışı davranışı avukatta öfke doğurabilir. <strong>Fakat her haklı öfke, stratejik değildir. </strong>Duruşma salonunda öfke savunmanın yakıtı olabilir; fakat direksiyona geçerse savunmayı yoldan çıkarır.</p>

<p>Stoacı düşünce, öfkeyi inkâr etmez; onu dönüştürmeyi öğretir. Avukatın öfkesi bağırmaya değil, kayda; kırgınlığı kişisel siteme değil, hukuki itiraza; haksızlık duygusu dağınık tepkiye değil, usulî direnç noktasına dönüşmelidir. Avukatın Stoacı disiplini, duygusuzluk değil, duygunun mesleki akılla işlenmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Korku da avukatlık mesleğinin görünmeyen duygularından biridir. Duruşmadan önce oluşan kaygı, ağır ceza dosyasında hata yapma ihtimali, kamuoyu baskısı, müvekkilin saldırgan beklentisi, hâkimin sert tavrı, medyanın ilgisi veya dosyanın politik niteliği avukatın zihninde ikinci bir duruşma kurar. Gerçek duruşma başlamadan önce, avukat kendi zihnindeki hayali duruşmada yorulmaya başlar.</p>

<p>Stoacı disiplin burada avukata şunu söyler: Hayali felaketlerle değil, gerçek hazırlıkla meşgul ol. Korku, çoğu zaman geleceğin belirsizliğinden değil, zihnin onu kontrol etme arzusundan beslenir. Avukat, kontrol edemediği ihtimallerin içinde kaybolmak yerine, kontrol edebildiği hazırlık alanına döndüğünde mesleki kudretini yeniden kazanır.</p>

<p>Zaman meselesi de Stoacı avukatlık anlayışının merkezindedir. Avukatlıkta zaman yalnızca takvim değildir; dikkat, enerji ve zihinsel berraklıktır. Avukat bazen dosya çokluğundan değil, dikkatini hangi dosyaya, hangi anda, hangi derinlikte vereceğini belirleyememekten tükenir. Stoacı anlamda zaman disiplini, avukatın kendi zihinsel varlığını korumasıdır. Çünkü dağılmış bir dikkat, güçlü bir savunma üretemez.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı avukat, yalnızca dosyalarını değil, kendi dikkatini de yönetir. Hangi mücadeleye enerji vereceğini, hangi tartışmaya girmeyeceğini, hangi müvekkil beklentisini beslemeyeceğini, hangi yargısal tavra hangi düzeyde karşılık vereceğini bilir. Bu bilme hali, mesleki olgunluğun özüdür.</p>

<p><strong>III. Cicero ve Doğal Hukuk: Pozitif Hukukun Üzerinde Adalet Ölçüsü</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin avukatlık sanatı açısından ikinci büyük katkısı doğal hukuk fikridir. Doğal hukuk, pozitif hukuk düzeninden bağımsız, evrensel ve değişmez adalet ilkeleri bulunduğu düşüncesine dayanır. Stoacı gelenekte doğal hukuk, insan iradesine dayalı kurallar bütünü olmaktan çok, evrensel ve rasyonel doğa düzenine dayanan ilkeler olarak anlaşılır. Hukukun adalet ölçütü, insan aklı ile doğa aklının kesişiminde ortaya çıkar.</p>

<p>Bu düşünce, Roma’da özellikle Cicero aracılığıyla sistematik bir hukuk felsefesi düzeyine taşınmıştır. Cicero, Stoacıların doğa yasası öğretisini sistemleştirerek hukukun pozitif düzenlemelerin ötesinde evrensel bir ölçüt taşıdığını savunmuştur. Bu anlayışa göre yazılı yasalar adaletin kaynağı değil, ancak doğa yasasına uygun oldukları ölçüde geçerli ve meşrudur. Adaleti ihlal eden veya tiranın çıkarına hizmet eden yasa, gerçek anlamda yasa olarak görülemez.</p>

<p>Avukatlık mesleği bakımından bu yaklaşım son derece önemlidir. Çünkü avukat, her zaman adil bir pozitif hukuk düzeni içinde çalışmaz. Bazen kanun susar, bazen usul hakkaniyeti örter, bazen mahkeme pratiği normun amacını bozar, bazen yargısal konfor insan onurunu görünmez kılar. Böyle anlarda avukatın görevi, yalnızca yürürlükteki normu tekrar etmek değildir; normun adaletle bağını sorgulamak, pozitif hukukun daraldığı yerde hukukun ahlaki ufkunu açık tutmaktır. Bu, avukatın keyfi biçimde kanunu aşması anlamına gelmez. Aksine avukat, pozitif hukukun içinde kalarak onun adalet amacını hatırlatır. Kanun maddesini yalnızca lafzıyla değil, insan onuru, adil yargılanma hakkı, hakkaniyet ve savunma hakkı bağlamında okur. <strong>Stoacı doğal hukuk düşüncesi, avukata şunu hatırlatır: Hukuk, yalnızca yürürlükte olan şey değildir; aynı zamanda olması gerekenin sürekli baskısı altında bulunan bir normatif düzendir.</strong></p>

<p>Bu nedenle avukat, pozitif hukukun memuru değil, adalet fikrinin meslek içindeki taşıyıcısıdır. Hâkime, savcıya, bilirkişiye, kolluğa ve müvekkile karşı hukuk düzeninin yalnızca teknik değil, ahlaki bir düzen olduğunu hatırlatır. Stoacı perspektiften bakıldığında hukuk ve ahlak birbirinden bütünüyle koparılamaz; hukuk, insan doğasına içkin olan ve akıl yoluyla kavranabilen evrensel bir normatif düzene hizmet eder. Yazılı yasaların yetersiz kaldığı veya tiranlıkla çarpıtıldığı durumlarda başvurulacak kaynak, doğanın değişmez ilkeleri olarak görülür.</p>

<p>Bu noktada avukatın mesleki rolü daha da derinleşir. Avukat yalnızca müvekkil adına konuşmaz; hukuk adına da konuşur. Müvekkilin çıkarını savunurken hukukun ahlaki sınırını da korur. Müvekkil lehine her şeyi söyleyebileceğini değil, hukuken ve etik olarak söyleyebileceği şeyi en etkili biçimde söylemesi gerektiğini bilir.</p>

<p><strong>IV. Kozmopolis ve İnsan Onuru: Müvekkilin Evrensel Değeri</strong></p>

<p>Stoacı düşüncenin en güçlü katkılarından biri kozmopolis fikridir. Stoacılar, insanı yalnızca belirli bir sitenin, devletin veya sınıfın üyesi olarak görmez; akıl sahibi olması nedeniyle daha geniş bir insanlık topluluğunun parçası olarak düşünür. Stoacı düşüncenin özünde, insanların akıllarını kullanarak doğa yasalarını keşfetmeleri ve bu yasalara uygun yaşamaları fikri vardır; bu yetiye sahip insanlar, akılla erişilen doğal yasaların hâkim olduğu bir dünya devletinin yurttaşları olarak düşünülebilir.</p>

<p>Bu düşünce avukatlık bakımından doğrudan insan onuru fikrine bağlanır. Avukatın savunduğu kişi yalnızca bir “sanık”, “şüpheli”, “davacı”, “davalı”, “mağdur” veya “müvekkil” değildir. O kişi, dosya içindeki sıfatından önce insandır. Yargılama pratiği çoğu zaman kişiyi dosya rolüne indirger: sanık, mağdur, tanık, hükümlü, borçlu, şikâyetçi, fail, davalı. Avukatın görevi, bu indirgemeye karşı kişinin insanlık statüsünü görünür kılmaktır.</p>

<p>Stoacı kozmopolis düşüncesi burada avukata geniş bir etik perspektif sağlar. Müvekkil yalnızca yerel mahkemenin dosya kişisi değildir; insanlık ailesinin hak sahibi bir üyesidir. Onun savunulması, yalnızca bireysel bir menfaatin korunması değil, insan onurunun yargısal iktidar karşısında görünür tutulmasıdır. Bu nedenle avukatın mesleki dili, müvekkili yalnızca hukuki kategori içinde değil, insani bağlamı içinde de kurmalıdır. Bir sanık yalnızca iddianamedeki fiilden ibaret değildir; geçmişi, korkuları, sınıfsal konumu, aile ilişkileri, psikolojik savunma mekanizmaları, suskunlukları ve kırılganlıklarıyla insandır. Bir mağdur yalnızca zarar gören kişi değildir; onarılma, tanınma ve dinlenilme ihtiyacı taşıyan bir öznedir. Bir davalı yalnızca karşı taraf değildir; hukuken dinlenilmesi gereken bir insandır.</p>

<p>Stoacı düşüncede kozmopolis ve doğal hukuk fikrinin insan hakları düşüncesinin gelişimi açısından önem taşıdığı da vurgulanmaktadır. İnsan hakları, doğal hukuk temelli olarak devletten bağımsız ve hatta onu aşan bir öneme sahip hale gelir. Avukatlık da tam bu nedenle yalnızca ulusal mevzuatın teknik uygulanması değil, insan haklarının gündelik yargı pratiğinde somutlaştırılmasıdır.</p>

<p>Avukatın müvekkiline bakışı, savunmanın kalitesini belirler. Müvekkil yalnızca ücret ilişkisi içindeki kişi olarak görülürse savunma teknikleşir. Müvekkil yalnızca acı çeken kişi olarak görülürse savunma duygusallaşır. Müvekkil yalnızca hak sahibi insan olarak görülürse savunma hem hukuki hem ahlaki bir dengeye kavuşur.</p>

<p><strong>V. Marcus Aurelius ve Gücün Ahlaki Sınırı: Yargısal İktidar Karşısında Savunma</strong></p>

<p>Marcus Aurelius, Stoacı düşüncenin güçle karşılaştığı en çarpıcı figürlerden biridir. Çünkü o yalnızca filozof değil, aynı zamanda imparator olarak gücün en yüksek temsilcisidir. Bu nedenle onun düşüncesi, bireysel sükûnetin ötesinde iktidarın ahlaki sınırları meselesine de temas eder. Marcus Aurelius üzerine yapılan değerlendirmelerde, onun karakterinde Roma İmparatorluğu’nun siyasi gücü ve sorumluluğu ile Stoacılığın iç huzur, disiplin, erdem ve denge kavramlarının iç içe geçtiği belirtilmektedir.</p>

<p>Bu nokta avukatlık açısından çok önemlidir. Çünkü mahkeme salonu da gücün yoğun biçimde hissedildiği bir kamusal sahnedir. Kürsü, cübbe, zabıt, kolluk, savcılık makamı, bilirkişi raporu, tutuklama tehdidi, ara karar, süre baskısı ve dosya dili birer yargısal güç formu üretir. Avukat, bu güç formları karşısında konumlanan mesleki aktördür.</p>

<p>Stoacı düşüncede iktidarın meşruiyeti yalnızca güce veya tarihsel olguya değil, doğa yasasına ve adil düzene uygunlukla belirlenir. İktidar kendi başına değerli ya da sınırsız bir yetki mekanizması değil, adaletin uygulanması için insana verilmiş geçici bir sorumluluk olarak yorumlanır. Bu düşünce, yargısal iktidar için de geçerlidir. Hâkimlik makamı, yalnızca karar verme kudreti değildir; adaletle sınırlı bir kamusal sorumluluktur. Savcılık makamı yalnızca iddia gücü değildir; maddi gerçeği ve adil yargılamayı gözetme yükümlülüğüdür. Bilirkişilik yalnızca teknik kanaat üretme yetkisi değil; yargısal kararın bilgi temelini dürüstçe kurma sorumluluğudur.</p>

<p>Avukatın Stoacı görevi, bu güç formları karşısında iki uçtan kaçınmaktır. Birinci uç, teslimiyettir. Bu durumda avukat, yargısal gücün karşısında görünmezleşir; savunma, şekli bir ritüele dönüşür. İkinci uç ise kontrolsüz çatışmadır. Bu durumda avukat, haklı olduğu noktada bile stratejik etkisini kaybeder; savunma, kişisel gerilimin içinde eriyebilir.</p>

<p>Stoacı avukat, ne teslim olan ne de savrulan avukattır. Haksızlığa rıza göstermez; fakat haksızlık karşısında kendi merkezini de kaybetmez. <strong>Sertleşmesi gerektiğinde sertleşir; fakat sertliği kişisel öfkenin değil, hukuki zorunluluğun ürünüdür.</strong> Susması gerektiğinde susar; fakat suskunluğu korkudan değil, stratejiden doğar. İtiraz ettiğinde kayda geçirir; kayda geçirdiğinde üst denetimi düşünür; üst denetimi düşündüğünde de ilk derece mahkemesinde yalnızca anlık etki değil, uzun vadeli hukuk mücadelesi üretir.</p>

<p>Marcus Aurelius hattından çıkarılacak en önemli ders budur: Güç, erdemle sınırlandırılmadığında keyfileşir. Avukatlık da yargısal gücün erdemle sınırlandırılması talebidir.</p>

<p><strong>VI. Stoacı Avukatın Dört Erdemi: Bilgelik, Cesaret, Ölçülülük ve Adalet</strong></p>

<p>Stoacı ahlakın merkezinde bilgelik, cesaret, ölçülülük ve adalet gibi erdemler yer alır. Roma’da Stoacılığın yöneticilere erdemli bir iktidar anlayışı kazandırdığı; bu anlayışta adalet, cesaret, bilgelik ve ölçülülüğün esas kabul edildiği belirtilmektedir. Bu dört erdem, avukatlık sanatı açısından da bir mesleki karakter haritası sunar.</p>

<p><strong>Bilgelik</strong>, avukatın yalnızca bilmesi değil, bildiğini doğru zamanda ve doğru biçimde kullanmasıdır. Her hukuki bilgi duruşmada aynı etkiyi üretmez. Her itiraz yapılmalı değildir; fakat yapılması gereken itiraz da ertelenmemelidir. Bilge avukat, dosyanın hukuki yapısını, mahkemenin psikolojisini, müvekkilin durumunu ve yargılamanın ritmini birlikte okur.</p>

<p><strong>Cesaret</strong>, avukatın gerektiğinde yalnız kalmayı göze almasıdır. Duruşma salonunda herkesin sustuğu bir anda usul ihlalini dile getirmek, tutanağın eksik tutulduğunu söylemek, sanığın dinlenilme hakkının ihlal edildiğini kayda geçirmek, bilirkişi raporunun yetersizliğini göstermek cesaret ister. Fakat Stoacı cesaret, gösterişçi bir meydan okuma değildir. Cesaret, ölçülü ama geri çekilmeyen bir savunma iradesidir.</p>

<p><strong>Ölçülülük</strong>, avukatın her ihlale aynı şiddette tepki vermemesidir. Meslek pratiğinde en zor erdemlerden biri budur. Çünkü haksızlık duygusu, avukatı her şeye aynı yoğunlukta cevap vermeye itebilir. Oysa savunma sanatında etki, yalnızca tepkinin şiddetiyle değil, tepkinin yerindeliğiyle doğar. Ölçülülük, avukatı pasifleştirmez; onun müdahalesini daha isabetli hale getirir.</p>

<p><strong>Adalet</strong>, avukatın yalnızca müvekkil menfaatine değil, hukukun ahlaki sınırına da sadık kalmasıdır. Avukat müvekkilinin yanında durur; fakat müvekkilinin yalanını mesleki kimliğinin merkezine taşımaz. Müvekkilinin hakkını savunur; fakat hukuku araçsallaştırarak haksızlığı büyütmez. Stoacı adalet, avukatın mesleki ethosunu kurar: Avukat, taraflıdır; fakat ahlaken kör değildir.</p>

<p>Bu dört erdem birleştiğinde ortaya “Stoacı avukat” tipi çıkar. Stoacı avukat duygusuz değildir; duygusunu yöneten avukattır. Pasif değildir; doğru anda doğru şiddette müdahale eden avukattır. Umutsuz değildir; umudu sonuç garantisine değil, mesleki sadakate bağlayan avukattır. Sert değildir; gerektiğinde sertleşebilen ama sertliği karakter gösterisine dönüştürmeyen avukattır.</p>

<p><strong>VII. Hibrit Kopuş Savunması’nın Stoacı Zemini</strong></p>

<p>Stoacı düşünce ile Hibrit Kopuş Savunması arasında güçlü bir ilişki kurulabilir. Hibrit Kopuş Savunması, savunmanın her durumda aynı tonda, aynı sertlikte ve aynı mesafede yürütülemeyeceği fikrine dayanır. Duruşma atmosferi, hâkimin tutumu, dosyanın niteliği, delil yapısı, prematüre kanaatin yoğunluğu ve müvekkilin konumu savunmanın derecesini belirler. Kimi durumda uyum, kimi durumda mikro müdahale, kimi durumda görünür itiraz, kimi durumda sert kopuş, kimi durumda ise radikal kayıt stratejisi gerekir.</p>

<p>Stoacı düşünce, bu modelin psikolojik ve ahlaki zeminini oluşturur. Çünkü HKS’de kopuş, öfkenin değil ölçünün; itiraz, refleksin değil aklın; direnme, kişisel kırgınlığın değil adalet bilincinin ürünü olmalıdır. Avukat ne her ihlalde aynı sertlikte tepki vermeli ne de stratejik gerekçe olmadan susmalıdır. Stoacı disiplin, savunmaya ritim kazandırır.</p>

<p>Birinci derecede, yani uyum alanında, Stoacı avukat mahkeme ile güven ilişkisini korur. Fakat bu uyum kör sadakat değildir; stratejik sakinliktir. İkinci derecede, mikro müdahale alanında, avukat küçük ama etkili kayıtlar üretir; “okundu sayıldı” pratiğine karşı delilin tartışılmasını ister, tutanak hassasiyeti gösterir, sorunun reddedilmesini gerekçelendirmeye zorlar. Üçüncü derecede, görünür müdahale alanında, avukat açık itirazla dosyanın çerçevesini zorlar. Dördüncü derecede, sert kopuş alanında, usul ihlalinin artık sıradan bir hata değil, yargılamanın adil niteliğini bozan bir tavır olduğunu görünür kılar. Beşinci derecede ise savunma, üst normlara ve denetime yönelik güçlü bir kayıt üretir.</p>

<p>Stoacı avukat için bu dereceler, duygusal patlamanın değil, mesleki aklın vitesleridir. HKS’nin Stoacı zemini tam burada ortaya çıkar: Avukat, kendi duygusunun değil, savunmanın ihtiyacının gerektirdiği tona geçer. Gerekirse geri vites yapar; çünkü Stoacı ölçülülük, yalnızca ileri gitme cesareti değil, gerektiğinde geri çekilme bilgeliğidir.</p>

<p>Bu nedenle Stoacı düşünce, HKS’yi yumuşatmaz; ona iç disiplin kazandırır. Kopuşu keyfilikten, itirazı tepkisellikten, sessizliği korkaklıktan, sertliği öfke gösterisinden kurtarır. Savunma, böylece yalnızca bir hak kullanımı değil, karakter ve strateji sanatı haline gelir.</p>

<p><strong>VIII. Avukatın İç Bağımsızlığı: Müvekkil, Mahkeme ve Toplum Karşısında Merkezini Korumak</strong></p>

<p>Avukatın bağımsızlığı genellikle kurumsal ve mesleki güvence olarak tartışılır. Oysa avukatın bir de iç bağımsızlığı vardır. İç bağımsızlık, avukatın hâkimin öfkesine, savcının baskısına, müvekkilin beklentisine, medyanın gürültüsüne, meslek çevresinin onayına ve kendi egosuna teslim olmadan mesleki karar verebilmesidir.</p>

<p>Müvekkil baskısı, bu iç bağımsızlığı en çok zorlayan alanlardan biridir. Müvekkil bazen avukattan hukuki emek değil, kesin sonuç ister. “Kazanır mıyız?”, “Hakimi tanıyor musun?”, “Ne zaman biter?”, “Niye hemen sonuç alamıyoruz?”, “Neden daha sert konuşmadın?” gibi sorular avukatı sahte kudret üretmeye zorlar. Stoacı avukat burada sonucu vaat etmez. Emeği, sadakati, hazırlığı, dürüstlüğü ve mücadeleyi vaat eder.</p>

<p>Bu, müvekkile soğuk davranmak değildir. Aksine müvekkile karşı en dürüst dayanışma biçimidir. Avukatın “kesin kazanırız” demesi çoğu zaman mesleki merhamet değil, mesleki zaaftır. Stoacı avukat, umudu gerçek dışı garantiye değil, doğru mücadeleye bağlar. Müvekkile kaderin efendisi olmadığını, fakat savunmanın emekçisi olduğunu gösterir.</p>

<p>Mahkeme karşısında iç bağımsızlık ise başka bir sınavdır. Avukat bazen hâkimin hoşnutsuzluğundan çekinir, bazen savcının tavrını hesaba katar, bazen dosyada “sorun çıkaran avukat” olarak görünmekten kaçınır. Fakat savunma, yalnızca mahkemenin konfor alanına uyum sağladığında kendi varlık nedenini kaybeder. Stoacı avukat, mahkemenin saygınlığını tanır; ama bu saygınlığı savunmanın suskunluğu pahasına kutsallaştırmaz.</p>

<p>Toplum ve medya karşısında iç bağımsızlık ise özellikle infial dosyalarında önem kazanır. Avukat, kamuoyu öfkesinin nesnesi haline gelen kişiyi savunurken, yalnızca müvekkilini değil, savunma hakkının kendisini de savunur. Stoacı kozmopolis fikri burada yeniden devreye girer: <strong>İnsan, en ağır itham altında bile hukuk dışına atılacak bir nesne değildir.</strong> Avukatın görevi, toplumsal öfkenin kişiyi insanlık statüsünden düşürmesine engel olmaktır.</p>

<p><strong>IX. Pozitif Hukukun Daraldığı Yerde Savunmanın Ahlaki Merkezi</strong></p>

<p>Hukuk düzenleri yalnızca metinlerden oluşmaz; pratiklerden, alışkanlıklardan, güç ilişkilerinden ve kurum kültürlerinden de oluşur. Bu nedenle pozitif hukukta yazılı olan hak ile yargısal pratikte yaşanan hak arasında çoğu zaman mesafe bulunur. Savunma hakkı vardır; fakat savunmanın gerçekten dinlenip dinlenmediği ayrı meseledir. Delillerin duruşmada tartışılması gerekir; fakat “okundu sayıldı” pratiği bunu ritüele çevirebilir. Tutanak vardır; fakat tutanağın yargılama gerçeğini ne kadar taşıdığı tartışmalıdır. Gerekçe vardır; fakat gerekçe bazen kararın sonucu belirlendikten sonra tersinden inşa edilir.</p>

<p>Stoacı doğal hukuk düşüncesi, bu noktada avukata ahlaki bir hatırlatma yapar: Yasa, adalete yaklaştığı ölçüde hukuk değerini taşır. Pozitif hukuk, kendi başına yetmez; onu adalet, akıl ve insan onuru yönünde yorumlayacak mesleki aktörlere ihtiyaç vardır. Stoacı düşünce, doğa ile yasa arasındaki uyum arayışını merkeze almış; özellikle Stoacılar, doğayı akılla özdeşleştirerek hukuku evrensel bir normatif düzen olarak kavramsallaştırmıştır. Bu yaklaşım, insanı evrensel kozmopolis’in yurttaşı olarak görür ve adaletin sınırlarını belirli bir iktidar düzeniyle sınırlamaz.</p>

<p>Avukatlık, tam da bu nedenle, pozitif hukukun daraldığı yerde adalet fikrini canlı tutma mesleğidir. Avukat, yargısal pratiğe şunu hatırlatır: Usul, yalnızca işlemlerin sırası değildir; insanın dinlenilme biçimidir. Delil, yalnızca dosyadaki belge değildir; hükme esas alınmadan önce tartışılması gereken bilgidir. Tutanak, yalnızca yazı değildir; yargılamanın hafızasıdır. Gerekçe, yalnızca kararın süsü değildir; hükmün meşruiyet zeminidir. Bu bakımdan Stoacı avukatlık, adalet fikrine romantik bir bağlılık değildir. Aksine, adaletin kurumsal mekanizmalar içinde kaybolmaması için gösterilen dikkatli, ölçülü ve ısrarlı bir mesleki faaliyettir.</p>

<p><strong>Sonuç: Savunmanın Ahlaki Merkezi</strong></p>

<p>Stoacı düşünce, avukata dünyadan el çekmeyi değil, dünyanın gürültüsü içinde kendi merkezini kaybetmemeyi öğretir. Bu merkez, yalnızca psikolojik bir sükûnet merkezi değildir; aynı zamanda hukuki ve ahlaki bir merkezdir. <strong>Avukat, kontrol edemediği sonuçlar karşısında dağılmadan, kontrol edebildiği emeği en iyi şekilde ortaya koymakla yükümlüdür. </strong>Hâkimin kanaatine hükmedemez; fakat savunmasının niteliğine hükmedebilir. Kararın sonucunu garanti edemez; fakat itirazının doğruluğunu, tutanağın tamamlığını, dilekçesinin açıklığını, müvekkiline karşı dürüstlüğünü ve hukuka sadakatini garanti edebilir.</p>

<p>Stoacı avukat, haksızlığa katlanan avukat değildir. Haksızlık karşısında dağılmadan, ölçüsünü kaybetmeden, savunmanın ahlaki merkezini terk etmeden mücadele eden avukattır. Onun sükûneti teslimiyet değil, stratejik derinliktir. Onun ölçülülüğü pasiflik değil, savunmanın akıl disipliniyle kurulmasıdır. Onun cesareti bağırmak değil, gerektiğinde yalnız kalmayı göze almaktır. Onun adalet duygusu ise müvekkil menfaati ile hukukun ahlaki sınırını birlikte gözetebilmesidir.</p>

<p>Avukatlık sanatı, bu yüzden yalnızca kanunu bilen insanın sanatı değildir. Avukatlık sanatı; güç, öfke, korku, belirsizlik, yenilgi ve haksızlık karşısında adalet merkezini koruyabilen insanın sanatıdır. Stoacı düşünce bu sanata hem iç disiplin hem de hukuk felsefesi derinliği kazandırır. <strong>Çünkü savunma, yalnızca bir taraf faaliyeti değil; insan onurunun, adil yargılanmanın ve hukukun ahlaki iddiasının mahkeme salonundaki son sığı</strong>nağıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/stoaci-dusunce-ve-avukatlik-sanati-dogal-hukuk-ic-disiplin-ve-savunmanin-ahlaki-merkezi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/avukatadfjk.jpg" type="image/jpeg" length="56401"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair karar, yürürlükten kaldırıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararı ile Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına dair karar, yürürlükten kaldırıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kurucu Vakfına Kayyım Atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin Faaliyet İzninin Kaldırılmasına Dair 21/5/2026 Tarihli ve 11384 Sayılı Cumhurbaşkanı Kararının Yürürlükten Kaldırılması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11387), 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kararda; "Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılmasına dair 21/5/2026 tarihli ve 11384 sayılı Cumhurbaşkanı Kararının yürürlükten kaldırılmasına, Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının yazısı üzerine, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir." denildi.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/adsiz-145.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>FAALİYET İZNİNİN KALDIRILMASI HAKKINDA KARAR</strong></p>

<p>Kurucu Vakfına Kayyım Atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin Faaliyet İzninin Kaldırılması Hakkında Karar (Karar Sayısı: 11384), 22 Mayıs 2026 Tarihli ve 33261 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.</p>

<p>Kararla birlikte Türkiye'nin köklü vakıf üniversitelerinden İstanbul Bilgi Üniversitesi hakkında dikkat çeken bir adım atılmıştı.</p>

<p>Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayımlanan kararda, üniversitenin faaliyet izni kaldırılmıştı.</p>

<p>Kararda, "Kurucu vakfına kayyım atanan İstanbul Bilgi Üniversitesi'nin faaliyet izninin kaldırılmasına, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun ek 11 inci maddesi gereğince karar verilmiştir" ifadelerine yer verilmişti.</p>

<p>Üniversiteye Can Holding'e yönelik başlatılan soruşturmanın ardından Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) tarafından el konulmuştu.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/rg-20260522-002013png-d-ljt-c5j-a-rky-gbf-eg-4-z-c-bw.webp" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EĞİTİM, GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bilgi-universitesinin-faaliyet-izninin-kaldirilmasina-dair-karar-yururlukten-kaldirildi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/bilgi-universitesi.jpg" type="image/jpeg" length="18894"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>ZONGULDAK BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ TEOMAN DURALI FELSEFE-BİLİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amacına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik; 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Danışma Kurulu: Merkezin Danışma Kurulunu,</p>

<p>b) Merkez: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Teoman Duralı Felsefe-Bilim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>c) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>ç) Rektör: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>d) Üniversite: Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesini,</p>

<p>e) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amacı ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amacı; Üniversite içinde ve dışında Teoman Duralı’nın daha çok tanınmasına vesile olmak, onun çalışmalarını derlemek, Teoman Duralı üzerine çalışan araştırmacıların ve akademisyenlerin bir araya gelmesini ve ortak proje ve etkinlikler düzenlenmesini sağlamaktır.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Teoman Duralı’nın eserlerini derlemek, dijitalleştirmek, arşivlemek ve Teoman Duralı’nın düşüncesini konu alan akademik çalışmaları bir araya getirmek.</p>

<p>b) Teoman Duralı üzerine çalışan araştırmacılar ve akademisyenler arasında iş birliği ağı oluşturmak.</p>

<p>c) Ulusal ve uluslararası sempozyum, panel, çalıştay gibi akademik etkinlikler düzenlemek.</p>

<p>ç) Merkezin ilgi alanına giren konularda süreli yayınlar ve kitaplar yayımlamak.</p>

<p>d) Üniversite içinde ve dışında felsefi düşünceyi teşvik edecek eğitim ve seminer programları yürütmek.</p>

<p>e) Arşiv, kütüphane ve veri tabanı gibi bilimsel kaynaklara erişim imkânı sağlamak.</p>

<p>f) Felsefeyi bilim, kültür, psikoloji, sosyoloji ve benzeri alanlarıyla ilişkilendirerek disiplinler arası çalışmalar yürütmek.</p>

<p>g) Türkiye’de felsefi düşüncenin gelişimine katkı sağlayacak projeler tasarlamak ve uygulamak.</p>

<p>ğ) Felsefi kavramların güncel meseleler bağlamında tartışılacağı düşünce atölyeleri ve okuma grupları düzenlemek.</p>

<p>h) Toplumsal meseleleri felsefi bir bakış açısıyla ele alarak kamusal tartışma alanları oluşturmak.</p>

<p>ı) Üniversite öğrencilerinin felsefi düşünme becerilerini geliştirecek seminer ve mentorluk programları oluşturmak.</p>

<p>i) Merkezin faaliyet alanları kapsamında tematik çalışma grupları oluşturmak.</p>

<p>j) İlgili mevzuat hükümleri kapsamında verilen diğer görevleri yapmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p>c) Danışma Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilir. Görev süresi sona eren Müdür yeniden görevlendirilebilir. Müdür görev süresinin bitiminden önce Rektör tarafından görevden alınabilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere, Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından en fazla iki kişi Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Müdür yardımcılarından biri, Müdürün bulunmadığı zamanlarda Müdüre vekâlet eder. Vekâlet süresinin altı ayı aşması durumunda yeni Müdür görevlendirilir. Müdürün görev süresi sona ermesi durumunda müdür yardımcılarının da görevi kendiliğinden sona erer. Müdür yardımcıları görev süresi bitiminden önce Rektör tarafından aynı usulle değiştirebilir.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yıllık çalışma program taslağını ve tahmini bütçe önerisini hazırlamak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>c) Merkezin genel durumu ve işleyişi hakkındaki yıllık çalışma raporunu hazırlamak ve Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>ç) Gerekli durumlarda Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, koordinasyon/çalışma gruplarının oluşturulması için Yönetim Kuruluna öneride bulunmak ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak ve Merkez birimleri, koordinasyon ve/veya çalışma gruplarının çalışmalarının uyumlu bir şekilde yürütülebilmesi için Rektörlüğe koordinatör görevlendirmesini önermek.</p>

<p>d) Yönetim Kurulunun ve Danışma Kurulunun periyodik toplantılarının yanı sıra gerekli hallerde yapılacak toplantılar için gündem maddelerini oluşturmak, bu kurulları toplantıya çağırmak ve bunlara başkanlık etmek, bu kurulların kararları ile çalışma programının ve Merkezin diğer çalışmalarının Merkezin amaçları doğrultusunda yürütülmesini sağlamak.</p>

<p>e) Merkeze bağlı birimlerin veya koordinasyon/çalışma gruplarının ve idari personelin düzenli ve etkin bir şekilde çalışmasını sağlamak.</p>

<p>f) Merkez ile Üniversitenin tüm birimleri ve dış paydaş birimleri arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğini sağlamak.</p>

<p>g) Merkezin faaliyet alanları kapsamında yer alan ulusal ve uluslararası tüm etkinliklere Merkezin temsilcisi olarak katılmak veya Merkezi temsil edecek personeli görevlendirmek.</p>

<p>ğ) Gerekli durumlarda dış paydaşlardan ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili bilim insanı, araştırmacı, uzman, eğitimci, idari ve teknik personelin görevlendirilmesi için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>h) Gerekli durumlarda Merkezde görev yapacak yarı-zamanlı, tam-zamanlı, gönüllü uzmanlar ve stajyer öğrencileri belirlemek ve görevlendirmek için Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe öneride bulunmak.</p>

<p>ı) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirlemek ve Yönetim Kurulu kararıyla Rektörlük onayına sunmak.</p>

<p>i) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını gerekçesi ile birlikte Yönetim Kurulu kararı ile Rektörlüğe bildirmek.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen beş üye olmak üzere toplam en fazla sekiz üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üye yeniden görevlendirilebilir. Görev süresi dolmadan ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir. Müdürün görev süresinin bitmesi veya görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılması durumunda Yönetim Kurulu üyelerinin de görevleri kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar alınır. Oyların eşitliği halinde kapalı oylama yapılır ve kapalı oylama sonucuna göre eşitliğin bozulmaması durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin çalışmalarıyla ilgili plan ve programların hazırlanmasını ve uygulanmasını sağlamak ve kararlar almak.</p>

<p>b) Müdür tarafından hazırlanan yıllık çalışma program taslağını ve tahmini bütçe önerilerini değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p>c) Müdür tarafından hazırlanan yıllık çalışma raporunu karara bağlamak.</p>

<p>ç) Gerekli durumlarda Müdür tarafından önerilen Danışma Kurulunun, Merkez birimlerinin, koordinasyon/çalışma gruplarının oluşturulmasını karara bağlamak.</p>

<p>d) Bir koordinasyon/çalışma grubunun görevlerini, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağını ve görev süresinin ne kadar olacağını karara bağlamak.</p>

<p>e) Merkez ile Üniversitenin tüm birimleri ve dış paydaş birimleri arasında Merkezin amaçları doğrultusunda iş birliğinin sağlanmasında Müdüre yardımcı olmak.</p>

<p>f) Gerekli durumlarda dış paydaşlardan ihtiyaç duyulan alanlarda ilgili bilim insanı, araştırmacı, uzman, eğitimci, idari ve teknik personelin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>g) Gerekli durumlarda Merkezde görev yapacak, yarı-zamanlı, tam-zamanlı, gönüllü uzmanların ve stajyer öğrencilerin görevlendirilmesini karara bağlamak.</p>

<p>ğ) Merkezin ödenek ve akademik, idari ve teknik personel ihtiyaçlarını karara bağlamak.</p>

<p>h) Bir yıl içinde verilecek hizmetleri, yapılacak tüm etkinlikleri, bu hizmet ve etkinliklerde görev alacak kişileri belirleyerek karara bağlamak.</p>

<p><strong>Danışma Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Danışma Kurulu, Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ve Merkezin faaliyet alanları ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları ve/veya mensupları, kamu kurumları ve özel sektör kuruluşlarındaki kişiler arasından Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen yedi üye olmak üzere toplam en fazla on üyeden oluşur. Görev süresi sona eren üyenin yerine aynı usulle yeni üye görevlendirilir. Müdürün görev süresinin bitmesi veya görev süresi bitiminden önce görevinden ayrılması durumunda Danışma Kurulu üyelerinin de görevleri kendiliğinden sona erer.</p>

<p>(2) Danışma Kurulu, Müdürün çağrısı üzerine yılda en az bir kez toplanır. Toplantılar, davete icabet etmiş üyelerle yapılır ve kararlar toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile alınır. Oyların eşitliği halinde kapalı oylama yapılır ve kapalı oylama sonucuna göre eşitliğin bozulmaması durumunda başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış kabul edilir.</p>

<p><strong>Danışma Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Danışma Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezin genel stratejilerini ve politikalarını oluşturmaya yardımcı olmak.</p>

<p>b) Merkezin etkinlikleri doğrultusunda dış paydaşlarla iş birliğinin geliştirilmesini sağlamak üzere Yönetim Kuruluna önerilerde bulunmak.</p>

<p>c) Danışma Kurulu üyeleri kendi bulundukları birimlerin Merkez ile iş birliği kapsamında yaptıkları ve bir sonraki yıl için yapmayı planladıkları tüm etkinliklerini, görüş ve önerilerini bir rapor halinde Yönetim Kuruluna sunmak.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Merkez birimleri ve/veya koordinasyon/çalışma grupları</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Müdür tarafından gerekli görüldüğü takdirde, bir veya daha çok hizmet dalı için, işlerin daha verimli yürütülebilmesi amacıyla, Müdürün önerisi üzerine Yönetim Kurulu tarafından süreli/süresiz görev yapacak olan birimler ya da koordinasyon ve/veya çalışma grupları oluşturulabilir. Bir koordinasyon/çalışma grubunun görevleri, kimlerden ve kaç kişiden oluşacağı ve görev süresinin ne kadar olacağı Yönetim Kurulu tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Merkezin akademik, teknik ve idari personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel ile karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun ve ilgili diğer mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 18-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zonguldak-bulent-ecevit-universitesi-teoman-durali-felsefe-bilim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="10636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetmeliği, 25 Mayıs 2026 Tarihli ve 33264 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Mudanya Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>MUDANYA ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik; Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezinin amaçlarına, faaliyet alanlarına, yönetim organlarına, yönetim organlarının görevlerine ve çalışma şekline ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 7 nci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinin (2) numaralı alt bendi ile 14 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Merkez (MUDUZEM): Mudanya Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama ve Araştırma Merkezini,</p>

<p>b) Müdür: Merkezin Müdürünü,</p>

<p>c) Rektör: Mudanya Üniversitesi Rektörünü,</p>

<p>ç) Üniversite: Mudanya Üniversitesini,</p>

<p>d) Yönetim Kurulu: Merkezin Yönetim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Amaçları ve Faaliyet Alanları</p>

<p><strong>Merkezin amaçları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Merkezin amaçları şunlardır:</p>

<p>a) Bilgi ve iletişim teknolojileri destekli, ön lisans, lisans, lisansüstü, sürekli eğitim ve topluma hizmet dahil tüm eğitim programlarını uzaktan eğitim kapsamında planlamasına, geliştirilmesine ve yürütülmesine ilişkin iş ve işlemleri yürütmek.</p>

<p>b) Üniversite içi ve Üniversite dışı birim, kurum ve kuruluşlarla iş birliği içerisinde, ulusal ve uluslararası uzaktan eğitim ihtiyaçlarını sağlayacak çözümler üretmek.</p>

<p>c) Uzaktan eğitim konularında araştırmalar yapmak.</p>

<p>ç) Yapılan araştırmaların sonuçları ve güncel teknolojik gelişmeleri dikkate alarak yenilikçi teknolojilerle zenginleştirilmiş uzaktan eğitim faaliyetlerini sürekli geliştirmek ve iyileştirmek.</p>

<p><strong>Merkezin faaliyet alanları</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Merkezin faaliyet alanları şunlardır:</p>

<p>a) Üniversitede yenilikçi bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı uzaktan eğitim yoluyla oluşturulacak ders, laboratuvar, seminer, kurs ve benzeri eğitim programları ile ilgili koordinasyonu sağlamak, analiz/tasarım/geliştirme yapmak, geliştirme süreçlerine destek vermek.</p>

<p>b) Üniversite birimleri tarafından yürütülen her türlü uzaktan eğitim faaliyetleri için kullanılacak eğitsel içerikleri sektör standartlarına uygun şekilde geliştirmek, yürütme ve izleme süreçlerine destek vermek.</p>

<p>c) Uzaktan eğitime ilişkin teknik ve eğitim alt yapısını sağlamak, geliştirmek ve sürdürmek ve bu konulardaki çalışmaları Üniversite içindeki ilgili diğer teknik birimlerle koordinasyon içinde yürütmek.</p>

<p>ç) Bir bölümü veya tamamı uzaktan eğitimle yürütülen akademik programlar için öğretim elemanı ve öğrenci destek hizmetleri, ölçme ve değerlendirme çalışmaları yapmak.</p>

<p>d) Üniversitede örgün öğretim kapsamında verilmekte olan dersleri uzaktan eğitim teknolojileri ile destekleyecek programlar geliştirmek ve uygulamaları yürütmek.</p>

<p>e) Uzaktan eğitim konularına ilişkin olarak hizmet sunan diğer kurum ve kuruluşlarla iş birliği yapmak.</p>

<p>f) Uzaktan eğitim konularında halkla ilişkiler ve tanıtım faaliyetlerini yapmak, konferans, sempozyum ve yarışmalar gibi etkinlikleri organize etmek ve bu etkinlikleri organize eden birimlere destek vermek.</p>

<p>g) Uzaktan eğitim için hazırlanan sistemlerin ve ders materyallerinin kullanıcı deneyimi testlerini ve kullanabilirlik çalışmalarını yürütmek.</p>

<p>ğ) Uzaktan eğitim konusunda yenilikçi yaklaşımlar ve ürünler gelişmesine yönelik araştırma ve geliştirme çalışmaları yapmak, patentler almak, araştırmacılara kaynak ve altyapı desteğinde bulunmak.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Merkezin Yönetim Organları ve Görevleri</p>

<p><strong>Merkezin yönetim organları</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Merkezin yönetim organları şunlardır:</p>

<p>a) Müdür.</p>

<p>b) Yönetim Kurulu.</p>

<p><strong>Müdür</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Müdür, Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversitenin öğretim üyeleri arasından Rektör tarafından üç yıl süre için görevlendirilir. Süresi biten Müdür yeniden görevlendirilebilir.</p>

<p>(2) Müdüre çalışmalarında yardımcı olmak üzere Merkezin faaliyet alanı ile ilgili Üniversitede görevli öğretim elemanları arasından iki kişi üç yıllık süre için Müdürün önerisi üzerine Rektör tarafından müdür yardımcısı olarak görevlendirilir. Rektör gerektiğinde aynı usulle müdür yardımcılarını değiştirebilir.</p>

<p>(3) Müdür görevi başında bulunmadığı zamanlarda yardımcılarından birini vekil olarak bırakır. Vekâlet altı aydan fazla sürerse yeni bir Müdür görevlendirilir. Müdürün görevi sona erdiğinde yardımcılarının da görevi sona erer.</p>

<p><strong>Müdürün görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Müdürün görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Merkezi temsil etmek.</p>

<p>b) Yönetim Kurulunu toplantıya çağırmak ve toplantılara başkanlık etmek.</p>

<p>c) Yönetim Kurulu kararlarını uygulamak, gerekli koordinasyonu ve denetimi sağlamak, Merkezin idari işlerini yürütmek.</p>

<p>ç) Merkezin faaliyetlerinin amaçlara uygun, bilimsel ve etik ilkelere bağlı olarak düzenli bir biçimde sürdürülmesini ve geliştirilmesini sağlamak.</p>

<p>d) Her faaliyet dönemi sonunda, Merkezin yıllık çalışma raporu ile bir sonraki yılın çalışma programı taslağını hazırlamak ve Yönetim Kuruluna sunmak.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulu</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetim Kurulu; Müdürün başkanlığında, müdür yardımcıları ile Merkezin faaliyet alanı ile ilgili çalışmaları bulunan Üniversite öğretim elemanları arasından Rektör tarafından üç yıllık süre için görevlendirilen dört üye olmak üzere toplam yedi üyeden oluşur. Süresi biten üye yeniden görevlendirilebilir. Herhangi bir nedenle görevinden ayrılan üyenin yerine kalan süreyi tamamlamak üzere aynı usulle yeni bir üye görevlendirilir.</p>

<p>(2) Yönetim Kurulu yılda en az dört kez ve gerektiğinde Müdürün yazılı çağrısı üzerine salt çoğunlukla toplanır ve kararlar toplantıya katılanların oy çokluğu ile alınır.</p>

<p><strong>Yönetim Kurulunun görevleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Yönetim Kurulunun görevleri şunlardır:</p>

<p>a) Müdürün, Merkezin yönetimi ile ilgili getireceği konuları değerlendirerek karara bağlamak.</p>

<p>b) Merkezin faaliyet alanları doğrultusunda gerekli kararları almak.</p>

<p>c) Merkezin yıllık çalışma programını ve faaliyet raporunu değerlendirmek.</p>

<p>ç) Merkezin çalışma alanı ile ilgili kişi, kurum ve kuruluşlar ile iş birliği esaslarını belirlemek.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Personel ihtiyacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Merkezin akademik, idari ve teknik personel ihtiyacı, 2547 sayılı Kanunun 13 üncü maddesi uyarınca Rektör tarafından görevlendirilen personel tarafından karşılanır.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde, 2547 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Mudanya Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mudanya-universitesi-uzaktan-egitim-uygulama-ve-arastirma-merkezi-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g.jpg" type="image/jpeg" length="11069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ UYUŞMAZLIKLARINDA SESSİZ DEVRİM: ARABULUCULUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşınmaz hukukundan kaynaklanan uyuşmazlıklar uzun yıllar boyunca klasik yargılama sisteminin en yoğun ve en uzun süren alanlarından biri olmuştur. Özellikle kira ilişkileri, ortaklığın giderilmesi davaları, kat mülkiyetinden kaynaklanan ihtilaflar ve komşuluk hukukuna ilişkin uyuşmazlıklar; taraflar açısından yalnızca ekonomik değil, sosyal ve kişisel sonuçlar da doğurmaktadır.</p>

<p>Ancak son yıllarda Türk hukuk sisteminde dikkat çekici bir dönüşüm yaşanmaktadır. Uyuşmazlıkların çözümünde mahkeme merkezli yaklaşımın yanında, tarafların müzakere yoluyla çözüme ulaşmasını hedefleyen arabuluculuk sistemi giderek daha merkezi bir konuma gelmektedir.</p>

<p>Özellikle taşınmaz hukukunda yaşanan bu dönüşüm, uygulamada adeta “sessiz bir devrim” niteliği taşımaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Taşınmaz Uyuşmazlıklarının Özelliği</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıkları çoğu zaman uzun süreli hukuki ilişkilerden doğmaktadır. Bu uyuşmazlıklar yalnızca bir malvarlığı ihtilafı değil; aynı zamanda aile ilişkileri, ticari ortaklıklar, komşuluk ilişkileri, kiraya veren-kiracı dengesi, yatırım ve finans süreçleri üzerinde de doğrudan etkili olmaktadır.</p>

<p>Özellikle kira uyuşmazlıkları, ortaklığın giderilmesi, kat mülkiyeti uyuşmazlıkları, komşu hakkından doğan ihtilaflar ve taşınmaz satışına ilişkin sözleşmesel uyuşmazlıklar uygulamada en sık karşılaşılan alanlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Bu davaların önemli bir kısmı ise yıllarca sürebilmekte; süreç boyunca taraflar ciddi ekonomik kayıplar yaşayabilmektedir.</p>

<p><strong>Arabuluculuğun Güç Kazanmasının Sebepleri</strong></p>

<p>6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile hukuk sistemimize giren arabuluculuk kurumu, özellikle son yıllarda kapsamının genişlemesiyle birlikte taşınmaz uyuşmazlıklarında da önemli bir çözüm yöntemi haline gelmiştir.</p>

<p>7445 sayılı Kanun ile yapılan değişiklikler sonrasında; kira ilişkilerinden kaynaklanan uyuşmazlıklar, taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar, Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar ve komşu hakkına ilişkin uyuşmazlıklar bakımından dava şartı arabuluculuk sistemi kabul edilmiştir.</p>

<p>Bu değişiklikler, taşınmaz hukukunda arabuluculuğun artık istisnai değil; sistematik bir çözüm modeli haline geldiğini göstermektedir.</p>

<p><strong>Arabuluculuğun Taşınmaz Uyuşmazlıklarındaki Avantajları</strong></p>

<p><strong>1. Zaman Tasarrufu</strong></p>

<p>Taşınmaz davaları uygulamada oldukça uzun sürebilmektedir. Arabuluculuk ise uyuşmazlıkların çok daha kısa süre içerisinde çözülebilmesine imkan sağlamaktadır.</p>

<p><strong>2. Maliyet Avantajı</strong></p>

<p>Yargılama giderleri, bilirkişi ücretleri, keşif masrafları ve vekalet ücretleri dikkate alındığında arabuluculuk taraflar açısından önemli ekonomik avantajlar sağlayabilmektedir.</p>

<p><strong>3. İlişkilerin Korunması</strong></p>

<p>Özellikle aile bireyleri arasındaki taşınmaz ihtilaflarında, komşuluk hukukundan doğan uyuşmazlıklarda ve ticari kira ilişkilerinde arabuluculuk, tarafların ilişkilerini tamamen koparmadan çözüm üretebilmesine imkan tanımaktadır.</p>

<p><strong>4. Gizlilik</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıkları çoğu zaman ticari sırlar, finansal bilgiler veya özel hayatla bağlantılı hassas veriler içermektedir. Arabuluculuk sürecinin gizli yürütülmesi önemli avantaj sağlamaktadır.</p>

<p><strong>En Kritik Nokta: Tapu ve Resmî Şekil Meselesi</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıklarında arabuluculuk bakımından en hassas alanlardan biri, taşınmaz devri ve ayni haklara ilişkin işlemlerdir.</p>

<p>Bilindiği üzere Türk Medeni Kanunu ve Tapu mevzuatı gereğince taşınmaz mülkiyetinin devri resmî şekle tabidir ve tapu müdürlüğünde gerçekleştirilmelidir.</p>

<p>Bu nedenle taşınmazın devrine veya ayni hak kurulmasına ilişkin arabuluculuk anlaşmalarında; anlaşma belgesinin kapsamı, icra edilebilirlik şerhi, tapu müdürlüğü uygulamaları ve resmî şekil şartı özel önem taşımaktadır.</p>

<p>Nitekim Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü tarafından yayımlanan “Tapu Sicilinde Arabuluculuk Uygulamaları” konulu Genelge de bu sürecin uygulama esaslarını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu durum, taşınmaz uyuşmazlıklarında yürütülen arabuluculuk faaliyetlerinde hukuki teknik bilginin önemini daha da artırmaktadır.</p>

<p><strong>Avukatın Rolü Dönüşüyor mu?</strong></p>

<p>Arabuluculuk sisteminin gelişmesiyle birlikte avukatlık pratiği de dönüşmektedir.</p>

<p>Günümüzde avukat artık yalnızca dava açan ve yargılama sürecini takip eden kişi değildir. Özellikle taşınmaz uyuşmazlıklarında risk analizi yapan, çözüm stratejisi geliştiren, müzakereyi yöneten, tapu ve finans süreçlerini koordine eden ve tarafların menfaat dengesini koruyan bir çözüm yöneticisi rolü giderek daha fazla önem kazanmaktadır.</p>

<p>Özellikle gayrimenkul ve finans alanında çalışan hukukçular açısından arabuluculuk, yeni bir uzmanlık alanı oluşturma potansiyeli taşımaktadır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Taşınmaz uyuşmazlıklarında arabuluculuk yalnızca alternatif bir çözüm yöntemi değildir. Günümüzde bu sistem, klasik yargılama anlayışını dönüştüren yeni bir hukuk pratiğine dönüşmektedir.</p>

<p>Özellikle ekonomik değeri yüksek, taraf ilişkilerinin korunmasının önemli olduğu ve hızlı çözüm ihtiyacının bulunduğu taşınmaz ihtilaflarında arabuluculuğun önümüzdeki yıllarda çok daha merkezi bir rol üstleneceği açıktır.</p>

<p>Uyuşmazlıkların yalnızca mahkeme salonlarında değil; müzakere, uzlaşı ve çözüm odaklı yaklaşımlarla yönetildiği yeni bir döneme girilmektedir. Taşınmaz hukukunda yaşanan bu dönüşüm ise belki de en doğru ifadeyle “sessiz bir devrim” niteliği taşımaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL"><img alt="Av. Filiz SÜTÇİGİL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/04/filiz-sutcigil.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-filiz-sutcigil" title="Av. Filiz SÜTÇİGİL">Av. Filiz SÜTÇİGİL</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">Kaynakça</span></p>

<p><span style="color:#999999">- 6325 Sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu<br />
- 7445 Sayılı İcra ve İflas Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun<br />
- Türk Medeni Kanunu<br />
- Kat Mülkiyeti Kanunu<br />
- Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü, “Tapu Sicilinde Arabuluculuk Uygulamaları” Genelgesi<br />
- T.C. Adalet Bakanlığı Arabuluculuk Daire Başkanlığı yayınları</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-uyusmazliklarinda-sessiz-devrim-arabuluculuk-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/10/arabuluculuk-ev-kira-kapak-120756.jpg" type="image/jpeg" length="84391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Mutlak Butlan Bize Şunu Hatırlattı: Sıfat Taşımak Başka, Liyakat Başka]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Son dönemde kamuoyunda yoğun biçimde tartışılan “mutlak butlan” kavramı, aslında hukuk düzeninin öteden beri bildiği temel müesseselerden biridir. Kuruluş anından itibaren ağır ve giderilemez hukuka aykırılık taşıyan işlemlerin baştan itibaren geçersiz sayılması anlamına gelen mutlak butlan, uzun yıllardır hukuk teorisinin bilinen kurumlarından biri olmasına rağmen ilk kez böylesine büyük siyasal ve toplumsal bir olay üzerinden geniş kitlelerin gündemine girmiştir.</p>

<p>Bu durum, mutlak butlanı teknik bir hukuk terimi olmanın ötesine taşımış; toplumsal vicdanın merkezine yerleştirmiştir. Çünkü mutlak butlan yalnızca hukuki bir sonuç değildir. Aynı zamanda toplumun uzun yıllardır içinde biriktirdiği bir sorgulamanın hukuk diliyle görünür hâle gelmesidir.</p>

<p>Ve belki de bize en önemli şu gerçeği yeniden hatırlatmıştır:</p>

<p>Bir sıfatı taşımak başka, o sıfatın hakkını verebilmek başkadır.</p>

<p>Hukuk düzeni, şeklen var görünen her işlemi meşru kabul etmez. Bazı eksiklikler sonradan giderilebilir nitelikteyken, bazıları işlemin varlığını temelden sakatlar ve onu baştan itibaren hükümsüz hâle getirir. Çünkü hukuk bakımından meşruiyet yalnızca ortaya çıkan sonuca değil, o sonuca götüren sürecin hukuka uygunluğuna da bağlıdır.</p>

<p>İşte mutlak butlan tartışmaları, toplumun yalnızca hukuki işlemleri değil; makamları, unvanları, kariyerleri ve oluşturulmuş otoriteleri de yeniden değerlendirmesine neden olmuştur.</p>

<p>Artık insanlar yalnızca isimlerin önündeki sıfatlara bakmıyor. O konumların hangi süreçlerle elde edildiğini, gerçekten hak edilip edilmediğini ve taşınan unvan ile ortaya konulan birikim arasında gerçek bir uyum bulunup bulunmadığını da sorguluyor.</p>

<p>Bugün bir kişinin profesör, doçent, yönetici, başkan, uzman ya da kanaat önderi olarak anılması artık tek başına yeterli görülmemektedir. Çünkü yeni dönemde mesele yalnızca bir ünvana sahip olmak değil; o ünvanın ağırlığını taşıyabilmektir.</p>

<p>Nitekim son yıllarda bazı makamların ve statülerin kolay elde edildiğine ilişkin güçlü bir toplumsal kanaat oluşmuştur. Bu durum doğal olarak birçok alan bakımından ciddi güven ve meşruiyet tartışmalarını beraberinde getirmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İnsanlar artık haklı olarak şu soruları sormaktadır:</p>

<p>“Bu makam gerçekten ehil biri tarafından mı elde edilmiştir?”<br />
“Bu unvan meşru süreçlerle mi kazanılmıştır?”<br />
“Ortaya konulan bilgi, emek ve ehliyet ile taşınan sıfat arasında gerçek bir uyum var mıdır?”</p>

<p>İşte tam da kırılma noktası buradadır.</p>

<p>Çünkü uzun yıllar boyunca birçok alanda görünürlük ile liyakat birbirine karıştırılmıştır. Bir makamın elde edilmiş olması, o makamın hakkının verildiği anlamına geliyormuş gibi sunulmuştur. Oysa zaman ilerledikçe toplum çok önemli bir gerçekle yüzleşmeye başlamıştır:</p>

<p>Bir kalıbın içine girmek mümkündür; fakat o kalıbı doldurabilmek herkesin harcı değildir.</p>

<p>Daha da önemlisi artık şu soru daha yüksek sesle sorulmaktadır:</p>

<p>“O makama hangi yol ve yöntemlerle gelinmiştir?”</p>

<p>Çünkü meşruiyet yalnızca sonuçla değil, sonuca götüren süreçle de ilgilidir.</p>

<p>Bu nedenle bugün artık yalnızca taşınan sıfat değil, o sıfatın taşıyabildiği ağırlık da önem kazanmaktadır. Bu durum özellikle akademi, siyaset, medya, spor ve bürokrasi gibi alanlarda daha belirgin biçimde hissedilecektir. Çünkü bundan sonra insanlar yalnızca “kim olduğuna” değil, “ne ortaya koyduğuna” da bakacaktır.</p>

<p>İsmin önündeki unvan kadar; o unvanın arkasındaki emek, üretim, bilgi, karakter, ehliyet ve liyakat de sorgulanacaktır.</p>

<p>Mutlak butlanın toplumsal etkisi tam da burada ortaya çıkmaktadır. Hukuk nasıl sakat doğmuş işlemleri sonradan meşrulaştırmıyorsa, toplum vicdanı da zamanla içi boşaltılmış makamları, hak edilmemiş unvanları ve yapay biçimde oluşturulmuş otoriteleri sorgulamaya başlayacaktır.</p>

<p>Belki de yeni dönemin en önemli kırılma noktası budur.</p>

<p>Çünkü artık yalnızca görünmek yetmeyecektir; gerçekten olmak gerekecektir.</p>

<p>Önümüzdeki süreçte yalnızca hukuki işlemler değil; kariyerler, makamlar, unvanlar ve oluşturulmuş yapay otoriteler de daha yoğun biçimde tartışılacaktır. Zira çağımızın en büyük problemlerinden biri, liyakat görüntüsü altında üretilen sahte meşruiyet alanlarıdır.</p>

<p>Bu nedenle mutlak butlan tartışmaları, farkında olunmadan toplum ve ülke adına çok önemli bir işlev de görmektedir. Çünkü uzun süredir yerinden oynayan ölçülerin yeniden tartışılmasını sağlamakta; hak edilmiş olan ile yalnızca elde tutulmakta olan arasındaki farkı görünür hâle getirmektedir.</p>

<p>Belki de mutlak butlan tartışmalarının en büyük toplumsal sonucu, uzun süredir yerinden oynayan taşların yeniden yerine oturmasına vesile olmasıdır.</p>

<p>Gerçek liyakat ile yapay görünürlük arasındaki ayrım daha net ortaya çıkacaktır. Toplum; emekle kazanılan ile ilişkiyle elde edilen, ehliyetle taşınan ile yalnızca sıfat olarak kullanılan arasındaki farkı daha güçlü biçimde ayırt etmeye başlayacaktır.</p>

<p>Esasen burada temel ölçüt şudur:</p>

<p>Bir sıfatın yalnızca usulüne uygun biçimde kazanılmış olması zorunlu olmakla birlikte tek başına yeterli değildir; aynı zamanda esas bakımından da hak edilmiş olması gerekir. Çünkü bir unvanın gerçek meşruiyeti, şeklen usule uygun şekilde elde edilmiş olmasından ibaret değildir. Asıl meşruiyet, o sıfata gerçekten layık olunmasından, yani bilgi, emek, ehliyet ve liyakatle desteklenmesinden doğar.</p>

<p>Bu yönüyle bir makamın hukuki geçerliliği ile toplumsal meşruiyeti her zaman aynı şey değildir. Toplum nezdinde kalıcı saygınlık sağlayan unsur, yalnızca bir sıfatı taşımak değil; o sıfatın ağırlığını taşıyabilmektir.</p>

<p>Ve belki de mutlak butlanın bize kazandırdığı en önemli gerçeklik şudur:</p>

<p>Görünür olan her şey meşru değildir; meşru olan ise mutlaka hak edilmiş olmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN"><img alt="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/seyithan-deliduman.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-seyithan-deliduman" title="Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN">Prof. Dr. Seyithan DELİDUMAN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/mutlak-butlan-bize-sunu-hatirlatti-sifat-tasimak-baska-liyakat-baska-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/06/terazi/terazis4s.jpg" type="image/jpeg" length="27476"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatın İdeolojisi: Bağımsız Savunma, Mesleki Mesafe ve Hukuki Kamusallık]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Özet</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi denildiğinde çoğu zaman avukatın kişisel siyasal görüşü, parti aidiyeti veya dünya görüşü anlaşılır. Oysa avukatlık bakımından asıl mesele, avukatın hangi ideolojiye mensup olduğu değil; mesleğini icra ederken hangi mesleki ethos’a bağlı kaldığıdır. Avukat ideolojisiz bir teknik görevli değildir; fakat bir ideolojinin mahkeme salonundaki temsilcisi de değildir. Onun mesleki ideolojisi; bağımsız savunma, hak arama özgürlüğü, usul güvenceleri, mesleki mesafe, insan onuru ve hukuki kamusallık etrafında kurulur. Bu nedenle avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez. Siyaseti yok saymaz; fakat siyaseti slogan olarak değil, hak, usul, delil, gerekçe ve savunma dili içinde hukukileştirir. Bu makale, avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi arasındaki ayrımı tartışmakta; avukatlığın partizanlık ile teknik hizmetçilik arasında sıkışmadan, bağımsız savunma ethos’u üzerinden yeniden düşünülmesi gerektiğini savunmaktadır.</p>

<p><strong>Giriş: Avukat ideolojisiz midir?</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi yok mudur?</p>

<p>Bu soru ilk bakışta tuhaf görünür. Elbette her avukat, her insan gibi, belli bir dünyada yaşar; belli tarihsel, sınıfsal, kültürel, siyasal ve ahlaki kabullerle düşünür. Avukatın da devlete, topluma, özgürlüğe, suça, cezaya, mülkiyete, aileye, emeğe, inanca, laikliğe, güvenliğe ve adalete dair kanaatleri vardır. Bu anlamda avukat ideolojisiz değildir. Fakat asıl mesele burada başlamaktadır: Avukatın kişisel ideolojisi ile mesleki ideolojisi aynı şey midir? Avukat, cübbeyi giydiğinde kendi dünya görüşünün temsilcisi midir, yoksa müvekkilinin somut hakkını bağımsız biçimde savunmakla yükümlü bir meslek öznesi midir?</p>

<p>Bu soruya verilecek cevap, avukatlığın siyasetle, devletle, mahkemeyle, müvekkille ve toplumla ilişkisini belirler. Çünkü avukatlık ne yalnızca ücret karşılığı hukuki hizmet sunan teknik bir meslektir ne de doğrudan siyasal mücadele örgütüdür. Avukatlık; devlet kudreti ile bireysel hak arasında, toplumsal çatışma ile hukuki usul arasında, müvekkilin beklentisi ile yargısal hakikat arayışı arasında konumlanan bağımsız bir savunma faaliyetidir. Bu nedenle şu tespit, tartışmanın merkezinde durmalıdır: <strong>Avukatın kişisel ideolojisi olabilir; fakat mesleki ideolojisi bağımsız savunmadır.</strong></p>

<p>Bu bağımsız savunma, yalnızca mahkemeye karşı bağımsızlık anlamına gelmez. Avukat; devlete, müvekkile, kamuoyuna, medyaya, piyasa baskısına, meslek içi hiyerarşilere ve kendi ideolojik mahallesine karşı da mesafesini koruyabildiği ölçüde avukattır. Avukatın ideolojisi, kişisel dünya görüşünün mesleğe egemen olması değil; mesleki kimliğin kişisel ideolojiyi disipline edebilmesidir.</p>

<p><strong>I. Avukatlık ideolojisi ne demektir?</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisi, bir parti programı değildir. Avukatın hangi siyasal görüşe yakın olduğu, hangi dünya görüşünden beslendiği veya hangi toplumsal meselelerde nasıl tavır aldığı elbette önemlidir; fakat bunlar avukatın kişisel ve yurttaşlık alanına aittir. Mesleki anlamda avukatlık ideolojisi ise daha dar, daha zor ve daha kurucu bir şeyi ifade eder: Avukatın kendi mesleğine hangi tarihsel, etik ve kurumsal bilinçle baktığı.</p>

<p>Haluk İnanıcı, “Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi” başlıklı yazısında, avukatlık mesleğinde ideolojiden söz etmenin iddialı olduğunu belirtirken, asıl meselenin avukatların genel ideoloji içinden bazı unsurları alarak kendi mesleki faaliyet alanlarına özgü bir meslek ideolojisi oluşturup oluşturamadıkları olduğunu söyler. Bu yaklaşım önemlidir; çünkü avukatlık ideolojisi, avukatın kişisel siyasal kimliğini değil, mesleğin kendisini nasıl kavradığını tartışmaya açar. Bu anlamda avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini yalnızca “dava takip eden kişi”, “ücret karşılığı dilekçe yazan kişi”, “müvekkilin sözcüsü” veya “mahkemede usul bilen temsilci” olarak görmemesidir. Avukatlık ideolojisi, avukatın kendisini hak arama özgürlüğünü, savunma hakkını, adil yargılanmayı ve usul güvencelerini taşıyan bağımsız bir özne olarak kavramasıdır.</p>

<p>Burada iki yanlış uç vardır. Birinci uç, avukatı yalnızca teknik hizmet sağlayıcıya indirger. Bu anlayışta avukat; dosya yürüten, süre takip eden, dilekçe yazan, duruşmaya giren, sonuç almaya çalışan bir hukuk teknisyenidir. Bu modelde mesleğin kamusal anlamı silinir; avukatlık piyasa içinde alınıp satılan bir hizmete dönüşür.</p>

<p>İkinci uç ise avukatı siyasal militan gibi görür. Bu anlayışta avukat, her davayı ideolojik cepheye, her duruşmayı siyasal kürsüye, her savunmayı politik bildirgeye dönüştürme eğilimindedir. Bu modelde ise müvekkilin somut hukuki yararı, usul stratejisi ve mesleki mesafe zayıflar.</p>

<p>Oysa avukatlık ideolojisi, bu iki uçtan da farklıdır. Avukat ne yalnızca teknisyendir ne de yalnızca siyasal aktördür. Avukat, hukuki çatışmanın içinde müvekkilin somut hakkını savunurken, aynı zamanda savunma hakkının kamusal değerini taşıyan meslek öznesidir. Avukatlık ideolojisi, mesleği kutsallaştırmak değildir. Mesleği piyasaya teslim etmek de değildir. Mesleği parti alanına taşımak hiç değildir. Avukatlık ideolojisi, savunmayı insanın hak öznesi olarak tanınması mücadelesinin kurumsal ve mesleki biçimi olarak görmektir.</p>

<p><strong>II. Kişisel ideoloji ile mesleki ethos ayrımı</strong></p>

<p>Avukatın yurttaş olarak ideolojisi olabilir. Bir avukat muhafazakâr, sosyalist, liberal, milliyetçi, sosyal demokrat, dindar, seküler, devletçi veya özgürlükçü olabilir. Bunlar avukatın kişisel varoluşuna, düşünce dünyasına ve yurttaşlık alanına aittir. Ancak avukatın mesleki faaliyeti, kişisel ideolojisinin doğrudan uzantısı olamaz. Avukatın mahkeme salonundaki görevi, kendi dünya görüşünü gerçekleştirmek değil; müvekkilinin hukuki yararını, savunma hakkını ve adil yargılanma güvencelerini korumaktır. Bu nedenle avukat, müvekkilinin ideolojik kimliği ile kendi mesleki kimliğini özdeşleştiremez. Müvekkil siyasal bir davanın sanığı olabilir. Müvekkil ideolojik bir iddiayı savunuyor olabilir. Müvekkil, davasını tarihsel, sınıfsal, siyasal veya ahlaki bir mücadele olarak görüyor olabilir. Avukat bu bağlamı anlamak zorundadır. Fakat anlamak, aynen sahiplenmek değildir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin siyasal sözünü hukuki savunmaya dönüştürür. Müvekkilin öfkesini hak diline çevirir. Müvekkilin mağduriyetini usul güvencesine bağlar. Müvekkilin anlatısını delil, gerekçe, ölçülülük, hukuka aykırılık, kast, kusur, illiyet, hukuka uygunluk nedeni, adil yargılanma ve savunma hakkı gibi kavramlar içinde işler. Bu nedenle şu cümle, avukatlık mesleğinin en kritik sınırlarından birini gösterir: <strong>Avukat, müvekkilinin davasını sahiplenir; fakat müvekkilinin kimliğinde erimez.</strong></p>

<p>Bu erime gerçekleştiğinde avukat, mesleki mesafesini kaybeder. Artık müvekkilin hukuki temsilcisi değil, onun politik yankısı haline gelir. Bu ise savunmayı güçlendirmek yerine zayıflatabilir. Çünkü mahkeme, avukatın hukuki argümanını değil, ideolojik pozisyonunu duymaya başlar. Oysa etkili savunma, çoğu zaman tam da bu özdeşleşmeyi önleyebilen savunmadır.</p>

<p>Avukat, müvekkiline sadık olmalıdır; fakat bu sadakat akılsız bir özdeşleşme değildir. Müvekkilin her cümlesini dilekçeye taşımak, her öfkesini savunma stratejisi yapmak, her ideolojik anlatısını dosyanın merkezine koymak sadakat değil, mesleki çözülmedir. Avukatın sadakati, müvekkilin duygusuna değil, müvekkilin hukukuna sadakattir.</p>

<p><strong>III. Bağımsızlık: Avukatlık ideolojisinin merkezi</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisinin merkezinde bağımsızlık vardır. Fakat bu bağımsızlık yalnızca hâkime, savcıya veya devlete karşı bağımsızlık değildir. Avukatın bağımsızlığı daha geniştir: müvekkile, kamuoyuna, medyaya, siyasi mahalleye, meslek örgütüne, piyasaya ve kendi duygusal tepkilerine karşı da bağımsızlıktır.</p>

<p>Oğuzhan Uzar, “Avukatın Bağımsızlığının Sağlanması” başlıklı çalışmasında, mevzuatın avukatların bağımsızlığını garanti etmesine rağmen, bu güvencelerin uygulanması ve devletin uygunsuz müdahalesine karşı korunması için gerçek bir mekanizmanın bulunmadığını; bu nedenle güvencelerin uygulamada çoğu zaman beyanî kaldığını vurgular.</p>

<p>Bu tespit, avukatlık ideolojisi tartışmasını soyut bir meslek onuru söyleminden çıkarır ve çok daha somut bir zemine taşır. Avukatın bağımsızlığı yalnızca karakter meselesi değildir. Yalnızca cesaret meselesi de değildir. Bağımsızlık, kurumsal güvence ister.</p>

<p>Avukatın mesleki sırlarının korunmadığı, bürosunun veya dijital materyallerinin kolayca aranabildiği, popüler olmayan davaları üstlendiği için kamuoyu baskısına veya soruşturma tehdidine maruz kaldığı, kollukla iş birliğine zorlandığı ya da müvekkiliyle özdeşleştirilerek kriminalize edildiği bir düzende bağımsız savunmadan söz etmek güçleşir.</p>

<p>Bu nedenle avukatın ideolojisi, sadece “bağımsızım” deme cesareti değil; bağımsızlığı mümkün kılan kurumsal koşulların savunulmasıdır. Uzar, yargının ve avukatlık mesleğinin bağımsızlığını kontrol-denge sisteminin temel direklerinden biri olarak ele alır. Güçlü ve bağımsız bir hukuk mesleğinin, siyasi hesap verebilirlik mekanizması olarak da işlev görebileceğini belirtir. Bu yaklaşım, avukatın neden yalnızca müvekkilinin özel temsilcisi olmadığını gösterir. Avukat, somut dosyada müvekkilin hakkını savunurken, aynı zamanda hukuk devletinin denge mekanizmasına katkıda bulunur.</p>

<p>Bağımsız savunma, demokratik hukuk devletinin dekoratif unsuru değildir. Savunma bağımsız değilse, yargılama yalnızca iddia ve karar arasında kalan biçimsel bir ritüele dönüşür. Avukatın varlığı, yargılamaya dışarıdan eklenen bir nezaket unsuru değil; yargılamanın meşruiyet şartlarından biridir.</p>

<p><strong>IV. Bağımsızlığın somut güvenceleri</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi bağımsız savunmadır; fakat bağımsız savunma, yalnızca avukatın kişiliğine ve mesleki direncine bırakılamaz. Bağımsızlığın kurumsal, usulî, ekonomik ve disipliner güvenceleri olmalıdır. Uzar’ın çalışmasında bağımsız baroların, mesleğin bağımsızlığı bakımından taşıdığı kurumsal önem özellikle vurgulanır. Baroların güçlü yönetim yapısı, mesleğe erişim, avukatların refahı, savunuculuk faaliyetleri, adalete erişim ve mesleki destek bakımından kritik roller üstlendiği belirtilir. Bu nedenle baro bağımsızlığı, yalnızca baroların kendi kurumsal menfaati değildir. Baro bağımsızlığı, avukatın bağımsızlığına; avukatın bağımsızlığı da yurttaşın savunma hakkına bağlanır. Baro zayıfladığında avukat yalnızlaşır. Avukat yalnızlaştığında müvekkil savunmasızlaşır. Müvekkil savunmasızlaştığında yargılama iddia ve karar arasındaki bir iktidar tekniğine dönüşme riski taşır.</p>

<p>Avukatın bağımsızlığına yönelik ihlaller de soyut değildir. Mesleki gizliliğin ihlali, usule aykırı arama ve soruşturma işlemleri, avukatın kolluk kuvvetleriyle iş birliğine zorlanması, avukatın tanık olarak çağrılması ve sorgulanması gibi müdahale biçimleri, bağımsız savunmayı doğrudan zedeler. Bu ihlallerin ortak özelliği şudur: Avukat, savunma öznesi olmaktan çıkarılıp soruşturmanın nesnesi haline getirilir. Avukatın sır saklama yükümlülüğü aşındırıldığında, müvekkilin güveni kırılır. Avukatın bürosu veya evrakı kolayca müdahale alanına dönüştürüldüğünde, savunmanın mahremiyeti ortadan kalkar. Avukat müvekkili nedeniyle kriminalize edildiğinde, savunma hakkı bizzat tehlike altına girer.</p>

<p>Avukatlık ideolojisi bu yüzden yalnızca teorik bir tartışma değildir. Avukatın ideolojisi, avukat-müvekkil gizliliğinde, büro aramasında, el koymada, disiplin tehdidinde, kolluk baskısında, kamuoyu linçinde ve popüler olmayan davaları üstlenme cesaretinde sınanır. Bir avukatın herkesin alkışladığı davada bağımsız görünmesi kolaydır. Asıl bağımsızlık, toplumun, devletin, medyanın veya siyasi mahallenin sakıncalı gördüğü dosyada ortaya çıkar.</p>

<p>Uzar’ın çalışmasında bağımsızlık göstergeleri arasında, tartışmalı veya popüler olmayan davalarda kovuşturma korkusu olmaması ve temsil seçme özgürlüğü özellikle yer alır. Bu, avukatlık ideolojisinin en somut testidir: Avukat, popüler olmayanı savunabiliyor mu? Toplumun öfkesine rağmen usulü hatırlatabiliyor mu? Müvekkiliyle özdeşleştirilme riskine rağmen savunma hakkını taşıyabiliyor mu?</p>

<p>Bağımsız savunma, herkesin sevdiği kişinin hakkını savunmakla değil; herkesin susturmak istediği kişinin de hukuk öznesi olduğunu hatırlatmakla kurulur.</p>

<p><strong>V. Avukat siyasal aktör müdür?</strong></p>

<p>Avukatlık ile siyaset arasındaki ilişki, yanlış kurulduğunda iki tür yanılsama üretir. Birinci yanılsama, avukatın apolitik bir teknik eleman olduğu düşüncesidir. Bu doğru değildir. Çünkü avukat; tutuklama, ifade özgürlüğü, mülkiyet, toplantı hakkı, ceza, idare, kolluk, devlet şiddeti, aile, emek, şirket, miras ve borç ilişkileri gibi doğrudan toplumsal güç ilişkilerine temas eden alanlarda çalışır. Hukuk zaten siyasetin normatif biçimlerinden biridir.</p>

<p>İkinci yanılsama ise avukatın doğası gereği siyasal iktidara karşı mücadele eden aktör olduğu iddiasıdır. Bu da tek başına doğru değildir. Avukat, siyasal iktidarın karşısında politik örgüt gibi konumlanan kişi değildir. Avukat, somut dosyada müvekkilinin hakkını savunur. Siyasal mücadele başka, hukuki savunma başka bir alandır.</p>

<p>Bu ayrım, avukatlığın gücünü azaltmaz; aksine yerli yerine oturtur. Avukatın gücü, her davayı siyasal mücadeleye dönüştürmesinden değil, somut hakkı en güçlü hukuki form içinde savunmasından gelir. Avukat siyasal olanı görür. Ancak onu sloganlaştırmaz. Hukukileştirir.</p>

<p>Bir tutuklama dosyasında siyasal iklimi görür; fakat itirazını “ülkede hukuk yok” genel cümlesiyle değil, kuvvetli suç şüphesinin yokluğu, tutuklama nedenlerinin soyutluğu, ölçülülük ihlali, adli kontrol yeterliliği, gerekçe eksikliği ve kişi özgürlüğü hakkı üzerinden kurar. Bir ifade özgürlüğü dosyasında politik baskıyı görür; fakat savunmasını yalnızca ideolojik yakınlıkla değil, eleştiri hakkı, demokratik toplum, ölçülülük, cezalandırmanın caydırıcı etkisi ve suçun unsurları üzerinden inşa eder. Bir ceza dosyasında kamuoyu baskısını görür; fakat linç atmosferine karşı masumiyet karinesini, delil standardını, şüpheden sanık yararlanır ilkesini ve duruşmada tartışılmış delile dayanma zorunluluğunu öne çıkarır.</p>

<p>İşte avukatın ideolojisi burada belirir: <strong>Avukat, siyasetin dilini hukuka tercüme eden değil; siyasetin örttüğü hakkı hukuk diliyle görünür kılan kişidir.</strong></p>

<p><strong>VI. Mesleki mesafe: Avukatlığın zor erdemi</strong></p>

<p>Mesleki mesafe, avukatlığın en zor erdemlerinden biridir. Çünkü avukat her gün başkasının acısıyla, öfkesiyle, korkusuyla, suçlamasıyla, umuduyla ve bazen de manipülasyonuyla karşılaşır. Müvekkil çoğu zaman avukattan yalnızca hukuki temsil değil, duygusal onay da bekler. “Bana inan”, “benim tarafımda ol”, “benim gibi öfkelen”, “benim düşmanımı sen de düşman bil” der. Avukat elbette müvekkilin yanında durur. Fakat yanında durmak, müvekkilin dünyasına tamamen teslim olmak değildir. Mesleki mesafe, soğukluk değildir; sadakatin akılla birleşmiş halidir.</p>

<p>Avukat, müvekkilin hikâyesini dinler; fakat o hikâyenin hukuken neye tekabül ettiğini de sorgular. Müvekkilin mağduriyetini ciddiye alır; fakat mağduriyetin hukuki ispat yerine geçmediğini bilir. Müvekkilin haklılık duygusunu anlar; fakat mahkemenin haklılık duygusuna değil, delile ve gerekçeye bakacağını hatırlatır. Bu nedenle avukatın ideolojisi, yalnızca dışarıya karşı değil, müvekkile karşı da bağımsız kalabilmektir.</p>

<p>Bağımsız avukat, müvekkilin her anlatısını dosyaya koymaz. Her öfkeyi dilekçeye taşımaz. Her politik iddiayı savunma stratejisi yapmaz. Her mağduriyet hissini hukuki talep haline getirmez. Çünkü avukat, müvekkilin yalnızca sesi değildir; aynı zamanda onun hukuki aklıdır.</p>

<p>Bu noktada mesleki mesafe, savunmanın etik sigortasıdır. Mesleki mesafe, müvekkilin yalnız bırakılması değildir. Tam tersine, müvekkilin öfkesinin dosyaya zarar vermesini önleyen, müvekkilin haklılığını mahkemeye taşınabilir hale getiren, müvekkilin hikâyesini hukuki dile çeviren bir koruma biçimidir. Avukatın bağımsızlığı, bazen müvekkil için mahkemeye itiraz etmektir. Bazen de müvekkile karşı “bu yol doğru değil” diyebilmektir.</p>

<p><strong>VII. Baro ile avukatın siyasal sözü arasındaki fark</strong></p>

<p>Avukat ile baro aynı düzlemde konuşmaz. Avukat, somut dosyada müvekkilinin hukuki yararını savunur. Baro ise mesleğin kolektif varlığını, savunma hakkını, yargı bağımsızlığını, hukuk devletini ve meslek onurunu ilgilendiren konularda kamusal söz kurabilir.</p>

<p>Bu ayrım yapılmadığında iki hata ortaya çıkar. Birinci hata, avukatın her dosyada baro gibi konuşmasıdır. Avukat, somut dosyanın sınırlarını aşarak genel siyasal bildiriler üretmeye başladığında müvekkilin hukuki yararı gölgelenebilir.</p>

<p>İkinci hata ise baronun yalnızca ruhsat, aidat, disiplin ve idari işlemlerle sınırlı teknik bir meslek kuruluşuna indirgenmesidir. Oysa baro, savunma hakkının kurumsal hafızasıdır. Yargı bağımsızlığına, avukatların baskı altında çalışmasına, savunma hakkının daraltılmasına, hukuki güvenliğin zedelenmesine, adil yargılanma hakkının aşınmasına ilişkin kamusal söz kurması baronun mesleki varlığıyla ilgilidir. Bu nedenle doğru denge şudur: <strong>Avukat dosyada stratejik ve hukuki davranır; baro mesleğin kolektif kamusal dilini kurar.</strong></p>

<p>Avukatın siyasal sözü de olabilir; fakat bu söz, mesleki rolünü unutturmamalıdır. Baro ise siyasal partilerin diliyle değil, hukuk devletinin, savunma hakkının ve meslek onurunun diliyle konuşmalıdır. Baronun sessizliği, savunmanın kamusal hafızasını zayıflatır. Avukatın ölçüsüz politikleşmesi ise savunmanın dosya içindeki etkisini azaltır. Bu nedenle baro ile avukat arasında işlevsel bir ayrım kurulmalıdır: Baro kamusal ilke adına konuşur; avukat somut hak adına savunur.</p>

<p><strong>VIII. Avukatlık ideolojisinin üç sapması</strong></p>

<p>Avukatlık ideolojisi sağlıklı kurulmadığında üç sapma ortaya çıkar: partizanlaşma, teknisyenleşme ve meslekçi narsisizm.</p>

<p><strong>1. Partizanlaşma</strong></p>

<p>Partizanlaşma, avukatın dosyayı hukuki zeminden çıkarıp ideolojik sadakat alanına taşımasıdır. Avukat artık delili, usulü, gerekçeyi, stratejiyi değil; aidiyeti, sloganı ve mahalle sadakatini öncelemeye başlar. Bu durumda savunma zayıflar. Çünkü mahkeme, avukatı hukuki muhatap olarak değil, ideolojik taraf olarak görmeye başlar. Avukatın itirazı, usul talebi, delil değerlendirmesi ve hukuka aykırılık iddiası dahi politik pozisyon gibi algılanabilir. Oysa etkili avukat, politik olanı görüp hukuki dile dönüştürebilen avukattır.</p>

<p><strong>2. Teknisyenleşme</strong></p>

<p>Teknisyenleşme, avukatın mesleğin kamusal anlamını kaybedip yalnızca işlem yapan, süre takip eden, dilekçe üreten, dosya kapatan bir hizmet sağlayıcıya dönüşmesidir.</p>

<p>Bu modelde avukatlık piyasalaşır. Müvekkil “müşteri”, dava “iş”, savunma “hizmet kalemi”, hukuk ise “sektör” haline gelir. Elbette avukatlık serbest meslektir; emeğin, ücretin, büronun, ekonomik sürdürülebilirliğin gerçekliği vardır. Fakat avukatlık yalnızca bundan ibaret hale geldiğinde savunma ethos’u zayıflar. Avukatın ideolojisi, piyasaya karşı da mesleki onuru korumaktır.</p>

<p><strong>3. Meslekçi narsisizm</strong></p>

<p>Meslekçi narsisizm, avukatın kendi mesleğini tüm toplumsal gerçekliğin merkezi gibi görmesidir. Bu anlayışta avukat, kendisini adaletin tek gerçek temsilcisi, toplumun doğal öncüsü, hukukun mutlak sahibi gibi tahayyül eder. Bu da bir tür mesleki körleşmedir. Avukatlık değerlidir; fakat sınırsız değildir. Avukat savunmanın öznesidir; fakat adaletin tek sahibi değildir. Avukatın gücü, sınırsız siyasal iddiadan değil, hukuki rolünü titizlikle yerine getirmesinden gelir. Avukat değerlidir; çünkü her şeyi yapabilir değildir. Avukat değerlidir; çünkü sınırlarını bilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IX. HKS açısından avukatın ideolojisi</strong></p>

<p>Hibrit Kopuş Savunması açısından bakıldığında, avukatın ideolojisi kör çatışma değildir. Avukat her dosyada kopuşçu, her duruşmada sert, her durumda meydan okuyucu olmak zorunda değildir. Aynı şekilde her dosyada uyumlu, sessiz, düşük profilli ve dosya akışına teslim olmuş bir aktör de değildir. HKS’nin temel katkısı burada ortaya çıkar: Avukatın mesleki ideolojisi, ham politik karşı çıkış değil, <strong>dereceli savunma aklıdır</strong>.</p>

<p>Birinci derecede avukat, uyum ve güven üzerinden savunma alanı açar. Mahkemeye, dosyaya, usule ve yargılama ritmine dikkat eder. Burada ideolojik gösteri yoktur; mesleki görünürlük ve güven inşası vardır.</p>

<p>İkinci derecede avukat, mikro müdahalelerle dosyanın otomatik akışını keser. Tutanak hassasiyeti gösterir. Delilin tartışılmasını ister. “Okundu sayıldı” pratiğine karşı söz hakkını kullanır. Burada siyaset sloganla değil, usulle görünür hale gelir.</p>

<p>Üçüncü derecede avukat, açık müdahaleye geçer. Delilin değerlendirilmesini, tanığın sorgulanmasını, hukuka aykırılığın tartışılmasını, gerekçenin kurulmasını zorlar. Burada avukatın ideolojisi, yargısal konfor alanını bozma cesaretidir.</p>

<p>Dördüncü derecede avukat, ciddi usul ihlalleri karşısında sert kopuşa yönelir. Mahkemenin tarafsızlığı, savunma hakkının kısıtlanması, tutanağın gerçeği yansıtmaması, delil tartışmasının engellenmesi gibi hallerde daha görünür bir çatışma dili kurar.</p>

<p>Beşinci derecede ise radikal kopuş gündeme gelebilir. Ancak bu, avukatın kişisel öfkesinin değil, yargılamanın meşruiyet krizinin sonucudur. Burada amaç gösteri yapmak değil; üst denetim için kayıt üretmek, savunma hakkının ihlalini görünür kılmak ve yargılamanın hukuk dışılaşmasını teşhir etmektir.</p>

<p>Bu nedenle HKS bakımından avukatın ideolojisi şudur: <strong>Avukat, uyum ile kopuş arasında müvekkilin somut hukuki yararına, yargılamanın meşruiyet düzeyine ve savunma hakkının fiili durumuna göre vites değiştirebilen bağımsız savunma öznesidir.</strong></p>

<p>Bu model, avukatın kişisel ideolojisini mesleki stratejinin önüne geçirmez. Tam tersine, ideolojik tepkiyi mesleki akıl içinde disipline eder.</p>

<p>HKS’nin avukatlık ideolojisine katkısı, savunmanın duygusal refleks ile politik kopuş arasında sıkışmasını önlemesidir. Avukat, ne her şeyi sineye çeken uyumcu bir figürdür ne de her olayı kopuşa taşıyan kontrolsüz bir aktördür. Avukat, yargılamanın atmosferini, dosyanın niteliğini, müvekkilin yararını, usul ihlalinin ağırlığını ve kayıt üretme ihtiyacını birlikte değerlendirir. Avukatın ideolojisi burada bir tavırdan çok bir yöntem haline gelir.</p>

<p><strong>X. Avukatın ideolojisi: Hak, usul ve onur</strong></p>

<p>Avukatın mesleki ideolojisi üç temel kavram üzerine kurulabilir: hak, usul ve onur.</p>

<p><strong>Hak</strong></p>

<p>Avukat, insanı önce ideolojik kategori olarak değil, hak öznesi olarak görür. Sanık, mağdur, işçi, işveren, kiracı, malik, borçlu, alacaklı, çocuk, kadın, şirket, kamu görevlisi, yabancı, tutuklu, hükümlü… Her biri önce hak öznesidir. Avukatın ideolojisi, insanı dosyaya indirgememektir. Hukuk pratiği, insanı kolayca dosya numarasına, suç tipine, talep sonucuna, bilirkişi raporuna, kolluk tutanağına veya iddianame anlatısına indirger. Avukat, bu indirgemeye karşı insanın hak öznesi olarak yeniden görünür hale gelmesini sağlar.</p>

<p><strong>Usul</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi biraz da usuldür. <strong>Çünkü usul, hukukun ahlakıdır</strong>. Delil tartışıldı mı? Söz hakkı verildi mi? Gerekçe kuruldu mu? Tanığa soru sorulabildi mi? Savunma gerçekten dinlendi mi? Tutanak doğru tutuldu mu? Mahkeme kararını duruşmada tartışılan delile mi dayandırdı? Bu sorular teknik görünür; fakat aslında hukukun en siyasal sorularıdır. Çünkü usul güvenceleri olmadan hak, yalnızca kâğıt üzerinde kalır.</p>

<p>Usul, zayıf olanın güçlü karşısındaki sığınağıdır. Usul, acele kararın frenidir. Usul, dosya merkezli kanaatin duruşmada sınanmasıdır. Usul, savunmanın yargılama içinde gerçekten yer alıp almadığının ölçüsüdür.</p>

<p><strong>Onur</strong></p>

<p>Avukat, yalnız müvekkilin hakkını değil, insan onurunu da savunur. Onur, burada soyut bir süs kavramı değildir. Yargılamada dinlenilmek, aşağılanmamak, suçlanırken insan kalabilmek, savunma hakkını kullanırken susturulmamak, mahkeme karşısında nesneleşmemek, dosya numarasına indirgenmemek onur meselesidir. Avukatın ideolojisi, insanı yargısal mekanizmanın nesnesi olmaktan çıkarıp yeniden özne haline getirme çabasıdır.</p>

<p><strong>Sonuç: Avukatın ideolojisi savunmadır</strong></p>

<p>Avukatın ideolojisi, kişisel siyasal aidiyetlerin mahkeme salonuna taşınması değildir. Avukatın ideolojisi, müvekkilin siyasi kimliğinde erimek değildir. Avukatın ideolojisi, her davayı politik mücadeleye dönüştürmek de değildir. Fakat avukatın ideolojisi, apolitik teknikçilik de değildir.</p>

<p>Avukatın mesleki ideolojisi; bağımsız savunma, mesleki mesafe, hak arama özgürlüğü, usul güvenceleri, insan onuru ve hukuki kamusallıktır. Avukat, siyaseti yok saymaz; fakat siyasetin diline teslim olmaz. Müvekkilini yalnız bırakmaz; fakat müvekkilinin öfkesi içinde kaybolmaz. Devlete karşı mesafesini korur; fakat her dosyayı devletle hesaplaşma sahnesine çevirmez. Piyasada çalışır; fakat mesleğini yalnızca hizmet satışına indirgemez. Barosuyla birlikte kamusal söz kurar; fakat dosyada müvekkilin somut hukuki yararını unutmaz.</p>

<p>Bağımsız savunma, yalnızca avukatın iç dünyasında taşıdığı bir ideal olarak kalamaz. Mesleki gizlilik, temsil özgürlüğü, baro bağımsızlığı, ekonomik sürdürülebilirlik, disiplin güvenceleri, ifade özgürlüğü, büro dokunulmazlığı ve kamuoyu baskısına karşı koruma gibi somut mekanizmalarla desteklenmelidir. Aksi halde bağımsız savunma, cübbede temsil edilen bir ideal olarak kalır; duruşma salonunda, kollukta, büro aramasında, disiplin tehdidinde ve medya baskısında fiilen aşınır. Bu nedenle en doğru ifade belki de şudur: <strong>Avukatın ideolojisi, ideolojik özdeşleşme değil, bağımsız savunma mesafesidir.</strong> Ya da daha kısa biçimiyle: <strong>Avukatın ideolojisi savunmadır.</strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN"><img alt="Av. Fahrettin KAYHAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fahrettin-kayhan.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fahrettin-kayhan" title="Av. Fahrettin KAYHAN">Av. Fahrettin KAYHAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">İnanıcı, H. (2016). <i>Türkiye’de Avukatlık İdeolojisi</i>. Hukuk Politik.<br />
https://www.hukukpolitik.com.tr/2016/02/18/913/</span></p>

<p><span style="color:#999999">İnanıcı, H. (2007). <i>21. Yüzyılda Avukat ve Baro: Eleştirel Bir Değerlendirme</i>. Birikim.<br />
https://birikimdergisi.com/guncel/143/21-yuzyilda-avukat-ve-baro-elestirel-bir-degerlendirme</span></p>

<p><span style="color:#999999">Uzar, O. (2023). <i>Avukatın Bağımsızlığının Sağlanması</i>. Premium E-Journal of Social Sciences, 7(34), 1036–1040.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatin-ideolojisi-bagimsiz-savunma-mesleki-mesafe-ve-hukuki-kamusallik-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 12:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/baro/avukat-dr1.jpg" type="image/jpeg" length="52087"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/16-19-20)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202616-19-20</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202616-19-20" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/16), İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/19)
ve İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (No: 2026/20), 24 Mayıs 2026 Tarihli ve 33263 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/16)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, 12/12/2024 tarihli ve 32750 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2024/38) ile Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 7607.11 gümrük tarife pozisyonunda sınıflandırılan “kalınlığı 0,2 mm’yi geçmeyen, haddelenmiş fakat daha ileri bir işleme tutulmamış alüminyumdan mesnetsiz yapraklar ve şeritler” ve 7607.19 gümrük tarife pozisyonu altında sınıflandırılan “diğerleri” ürünü ithalatına yönelik başlatılan ve Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen nihai gözden geçirme soruşturmasının tamamlanması neticesinde alınan kararın yürürlüğe konulmasıdır.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>b) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>c) Kurul: İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulunu,</p>

<p>ç) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>d) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Karar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Yürütülen soruşturma sonucunda, Çin Halk Cumhuriyeti menşeli ürüne yönelik önlemin yürürlükten kalkması durumunda dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu saptanmıştır. Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından yürütülerek tamamlanan soruşturma sonucunda ulaşılan bilgi ve bulguları içeren Bilgilendirme Raporu Ek’te yer almaktadır.</p>

<p>(2) Bu çerçevede, soruşturma neticesinde ulaşılan tespitleri değerlendiren Kurulun kararı ile 4/1/2020 tarihli ve 30998 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2019/34) ile yürürlükte olan dampinge karşı önlemin, Yönetmeliğin 42 nci maddesi çerçevesinde aşağıdaki tabloda gösterilen biçimde uygulanmaya devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><img height="171" src="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260524-4_dosyalar/image002.jpg" v:shapes="_x0000_i1025" width="465" /></p>

<p><strong>Uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Gümrük idareleri, 4 üncü maddede GTP’si, eşya tanımı ve menşe ülkesi belirtilen eşyanın, diğer mevzuat hükümleri saklı kalmak kaydıyla, serbest dolaşıma giriş rejimi kapsamındaki ithalatında karşısında gösterilen tutarda/oranda dampinge karşı kesin önlemi tahsil ederler.</p>

<p>(2) Bilgilendirme Raporunda soruşturma konusu ürün ve benzer ürün ile ilgili açıklamalar genel içerikli olup uygulamaya esas olan TGTC’de yer alan GTP ve 4 üncü maddede yer alan tabloda belirtilen eşya tanımıdır.</p>

<p>(3) Önleme tabi ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonunda ve/veya tanımında yapılacak değişiklikler bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p>(4) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlem, yürürlük tarihinden itibaren 5 yıl sonra yürürlükten kalkar.</p>

<p>(5) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca bu Tebliğ kapsamındaki önlemin sona erme tarihinden önce bir nihai gözden geçirme soruşturması başlatıldığı takdirde önlem, soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Yürürlük </strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/05/20260524-4-1.pdf" rel="nofollow">Eki için tıklayınız.</a></strong></p>

<p>---</p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/19)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, yerli üretici Basmacıoğlu Makine San. A.Ş. tarafından yapılan ve Barbaros Motor Makine San. İç ve Dış Tic. Ltd. Şti., Beybolat Tarım Makinaları San. ve Tic. A.Ş., Emir Sanayi Ürünleri İthalat İhracat ve Tic. Ltd. Şti., PGM Taral Takım Makineleri Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile Sarpaş Sanayi Ürünleri Pazarlama ve Tic. A.Ş. firmaları tarafından desteklenen başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 8432.29.90.00.19 gümrük tarife istatistik pozisyonu altında sınıflandırılan “diğer çapa makineleri” ürününün ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak bir nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>c) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>ç) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) GTİP: Gümrük tarife istatistik pozisyonunu,</p>

<p>f) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>g) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>ğ) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>h) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 8432.29.90.00.19 GTİP’i altında yer alan “diğer çapa makineleri”dir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTİP yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonlarında ve/veya eşya tanımlarında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üretici Basmacıoğlu Makine San. A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) 17/4/2015 tarihli ve 29329 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/6) uyarınca, ÇHC menşeli 8432.29.90.00.19 GTİP’i altında yer alan “diğer çapa makineleri” ürününe yönelik olarak CIF bedelin %49,49’u ile %92,25’i arasında firma bazında değişen oranlarda dampinge karşı önlem yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) Söz konusu önlemin yürürlükten kalkma süresinin bitiminden önce yerli üretici tarafından yapılan başvuru üzerine açılan ilk NGGS 28/5/2021 tarihli ve 31494 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/26) ile sonuçlandırılmıştır. Söz konusu soruşturma neticesinde önlemin mevcut haliyle uygulanmaya devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce, 16/7/2025 tarihli ve 32957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/15) ile mevcut önlemlerin yürürlükte kalma sürelerinin sona ereceği ilan edilmiştir. İlgili ürünün yerli üreticileri tarafından mevzuatta öngörülen süreler içinde, önlemin sona ermesinin damping ve zararın devam etmesine veya yeniden meydana gelmesine yol açacağı iddiasını içeren yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu ve bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile ÇHC menşeli 8432.29.90.00.19 GTİP’i altında yer alan “diğer çapa makineleri” ürününe yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) ÇHC’de yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesindeki ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülke için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu ürünün ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturmaya konu ülkenin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturmaya konu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “<u>https://www.ticaret.gov.tr/ithalat</u>” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarının sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi</u><u>@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan EBYS e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys</u><u>@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekaletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekaletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve ünvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14- </strong>(1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p>

<p>---</p>

<p><strong>Ticaret Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>İTHALATTA HAKSIZ REKABETİN ÖNLENMESİNE İLİŞKİN TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(TEBLİĞ NO: 2026/20)</strong></p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Tebliğin amacı, yerli üreticiler Depar Deri Plastik San. ve Tic. A.Ş. ve Doğuş Suni Deri Kösele San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvuruya istinaden Çin Halk Cumhuriyeti menşeli 5603.14 ve 3921.13 gümrük tarife pozisyonları altında yer alan “koagüle suni deri” ürününün ithalatına yönelik yürürlükte bulunan dampinge karşı kesin önleme ilişkin olarak bir nihai gözden geçirme soruşturması açılması ve açılan soruşturmanın usul ve esaslarının belirlenmesidir.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Tebliğ, 14/6/1989 tarihli ve 3577 sayılı İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Kanun, 20/10/1999 tarihli ve 99/13482 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile yürürlüğe konulan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Karar ve 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliğe dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Tebliğde geçen;</p>

<p>a) Bakanlık: Ticaret Bakanlığını,</p>

<p>b) CIF: Masraflar, sigorta ve navlun dâhil teslimi,</p>

<p>c) ÇHC: Çin Halk Cumhuriyeti’ni,</p>

<p>ç) EBYS: Elektronik Belge Yönetim Sistemini,</p>

<p>d) Genel Müdürlük: Bakanlık İthalat Genel Müdürlüğünü,</p>

<p>e) GTP: Gümrük tarife pozisyonunu,</p>

<p>f) KEP: Kayıtlı elektronik posta adresini,</p>

<p>g) NGGS: Nihai gözden geçirme soruşturmasını,</p>

<p>ğ) TGTC: İstatistik Pozisyonlarına Bölünmüş Türk Gümrük Tarife Cetvelini,</p>

<p>h) Yönetmelik: 30/10/1999 tarihli ve 23861 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesi Hakkında Yönetmeliği,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma konusu ürün</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Soruşturma konusu ürün, ÇHC menşeli 5603.14 ve 3921.13 GTP’leri altında yer alan “koagüle suni deri”dir.</p>

<p>(2) Bahse konu GTP’ler yalnızca bilgi amaçlı verilmiş olup bağlayıcı mahiyette değildir.</p>

<p>(3) Soruşturma konusu ürünün TGTC’de yer alan tarife pozisyonlarında ve/veya eşya tanımlarında yapılacak değişiklikler, bu Tebliğ hükümlerinin uygulanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Başvurunun temsil niteliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Başvuru aşamasında sunulan delillerden, Yönetmeliğin 18 inci maddesi çerçevesinde yerli üretim dalını temsil niteliğini haiz olduğu anlaşılan yerli üreticiler Depar Deri Plastik San. ve Tic. A.Ş. ve Doğuş Suni Deri Kösele San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılan başvurunun Yönetmeliğin 20 nci maddesi uyarınca yerli üretim dalı adına yapıldığı anlaşılmıştır. Bu kapsamda, söz konusu firmalar bu Tebliğin ilgili bölümlerinde “yerli üretim dalı” olarak anılacaktır.</p>

<p><strong>Mevcut önlem</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) 18/4/2009 tarihli ve 27204 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (2009/12) uyarınca, ÇHC menşeli 5603.14 GTP’si altında yer alan “koagüle suni deri” ürününe yönelik 1,9 ABD Doları/kg tutarında dampinge karşı önlem yürürlüğe konulmuştur.</p>

<p>(2) 12/4/2015 tarihli ve 29324 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/9) ile tamamlanan ilk NGGS sonucunda yürürlükte olan dampinge karşı önlem uygulanmaya devam edilmiştir.</p>

<p>(3) 16/10/2018 tarihli ve 30567 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2015/9)’de Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ ile mevcut önlemin kapsamı 3921.13 GTP’si altında yer alan “Yalnız, dokumaya elverişli maddelerden mesnedi bulunan, m2 ağırlığı 150 gr’ı geçen deri taklitleri” tanımlı ürünleri de kapsayacak şekilde değiştirilerek uygulamaya devam edilmiştir.</p>

<p>(4) 28/5/2021 tarihli ve 31494 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2021/18) ile tamamlanan ikinci NGGS sonucunda, ÇHC menşeli 5603.14 ve 3921.13 GTP’leri altında yer alan “koagüle suni deri” ürünü ithalatına yönelik mezkûr önlemin aynen uygulanmaya devam edilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Gerekçe</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Yönetmeliğin 35 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmünce, 16/7/2025 tarihli ve 32957 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliğ (Tebliğ No: 2025/15) ile mevcut önlemlerin yürürlükte kalma sürelerinin sona ereceği ilan edilmiştir. İlgili ürünün yerli üreticileri tarafından mevzuatta öngörülen süreler içinde, önlemin sona ermesinin damping ve zararın devam etmesine veya yeniden meydana gelmesine yol açacağı iddiasını içeren yeterli delillerle desteklenmiş bir başvuru ile NGGS açılması talebinde bulunabilecekleri duyurulmuştur.</p>

<p>(2) Mezkûr ilanı müteakip yerli üretim dalı tarafından iletilen başvurunun incelenmesi neticesinde, uygulanan dampinge karşı önlemin yürürlükten kalkması halinde dampingin ve zararın devam etmesinin veya yeniden meydana gelmesinin muhtemel olduğu ve bir NGGS açılmasını haklı kılacak bilgi, belge ve delillerin mevcut olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>Karar ve işlemler</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Yapılan inceleme sonucunda, bir NGGS açılabilmesi için yeterli bilgi, belge ve delillerin bulunduğu anlaşıldığından, İthalatta Haksız Rekabeti Değerlendirme Kurulu Kararı ile ÇHC menşeli 5603.14 ve 3921.13 GTP’leri altında yer alan önlem konusu ürüne yönelik olarak Yönetmeliğin 35 inci maddesi çerçevesinde bir NGGS açılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>Piyasa ekonomisi değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) ÇHC’de yerleşik soruşturmaya tabi üretici veya üreticilerin soruşturma konusu ürünün üretiminde ve satışında Yönetmeliğin ek 1 inci maddesindeki ölçütler çerçevesinde piyasa ekonomisi koşullarının geçerli olduğunu 12 nci maddede belirtilen süreler içinde yeterli deliller ile ispat etmesi durumunda bu üretici veya üreticiler için normal değerin tespitinde Yönetmeliğin 5 inci maddesi, aksi takdirde Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümleri uygulanır. Yönetmeliğin 7 nci maddesi hükümlerinin tatbiki halinde adı geçen ülkeler için piyasa ekonomisi uygulayan emsal ülke olarak Türkiye’nin seçilmesi öngörülür.</p>

<p><strong>İlgili taraflara soruşturma açılışının bildirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Yönetmeliğin 23 üncü maddesi uyarınca, soruşturma konusu ürünün ihracatçısı, yabancı üreticisi, ithalatçısı, üye çoğunluğu bunlardan oluşan meslek kuruluşları, ihracatçı ülke hükümeti, benzer malın Türkiye’deki üreticisi, üye çoğunluğu benzer malın Türkiye’deki üreticilerinden oluşan meslek kuruluşları ilgili taraflar olarak kabul edilir. Ancak, 12 nci maddede belirtilen süreler içinde soru formlarını cevaplamak veya görüşlerini sunmak suretiyle kendilerini yetkili mercie bildirenler soruşturmada ilgili taraf olarak dikkate alınır.</p>

<p>(2) Soruşturma açılmasını müteakip, soruşturma konusu ülkelerde yerleşik bilinen üretici/ihracatçılara, soruşturmaya konu ülkenin Ankara’daki büyükelçilikleri ile başvuruda belirtilen ve Bakanlıkça tespit edilen soruşturmaya konu ürünün bilinen ithalatçılarına soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimde bulunulur.</p>

<p>(3) Bildirimde, soruşturma açılış Tebliği, başvurunun gizli olmayan özeti ve soru formlarına erişim hususunda bilgiye yer verilir.</p>

<p>(4) Bildirim gönderilemeyen veya kendilerine bildirim ulaşmayan diğer ilgili taraflar, soruşturma ile ilgili bilgilere Bakanlığın “<u>https://www.ticaret.gov.tr/ithalat</u>” uzantılı internet sitesinden sırasıyla “Ticaret Politikası Savunma Araçları”, “Damping ve Sübvansiyon”, “Soruşturmalar” sekmelerini takip ederek soruşturmaya dair ilgili başlıktan erişebilir.</p>

<p><strong>Yetkili merci, ilgili tarafların görüş ve cevaplarının sunulması</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Soruşturma, aşağıda iletişim bilgileri yer alan Genel Müdürlük tarafından yürütülür.</p>

<p>T.C. Ticaret Bakanlığı</p>

<p>İthalat Genel Müdürlüğü</p>

<p>Damping ve Sübvansiyon Dairesi</p>

<p>Adres: Söğütözü Mah. Nizami Gencevi Caddesi No:63/1 06530 Çankaya/ANKARA</p>

<p>Tel: +90 312 204 75 00</p>

<p>(2) Soruşturmada “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini kendilerine ait KEP adreslerinden Bakanlığın aşağıda yer alan KEP adresine gönderir.</p>

<p>KEP Adresi: <u>ticaretbakanligi@hs01.kep.tr</u></p>

<p>(3) Soruşturmada “yurt dışında yerleşik firma, kurum ve kuruluşlar”, soru formlarına cevapları ile resmî görüşlerini yazılı olarak, soru formu cevaplarına ve resmî görüşlerine ilişkin ekleri ise yalnızca elektronik ortamda (CD/USB ile) Bakanlığın posta adresine gönderir. Soru formu cevapları, resmî görüşler ve bunların ekleri ayrıca aşağıda yer alan EBYS e-posta adresine gönderilir.</p>

<p>EBYS e-posta adresi: <u>ithebys@ticaret.gov.tr</u></p>

<p>(4) Soruşturma kapsamında yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşların soru formu cevaplarını bir yasal temsilci vasıtasıyla Bakanlığa iletmeleri durumunda, ilgili firma, kurum ya da kuruluşların anılan yasal temsilci adına resmî bir vekaletname (yetki belgesi) düzenlemesi gerekir. Düzenlenecek vekaletnamenin soru formu cevaplarını ileten yurt dışında yerleşik firma, kurum ya da kuruluşun imza yetkilisi tarafından imzalanmış olması; Türkçe veya İngilizce tercümesinin sunulması, Yabancı Resmî Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesine uygun olarak “apostil tasdik şerhi” taşıması, apostil tasdik şerhi bulunmaması halinde o ülkedeki Türk Konsolosluğunun tasdikini içermesi gerekir.</p>

<p>(5) Soruşturmaya ilişkin yazılı ve sözlü iletişim Türkçe yapılır. Soru formuna yanıtlar hariç olmak üzere, Türkçe dışında bir dilde sunulan hiçbir bilgi, belge, görüş ve talep dikkate alınmaz.</p>

<p>(6) İlgili taraflarca soru formuna verilen cevaplar, soruşturmayla ilgili sunulan diğer bilgi, belge, görüş ve destekleyici deliller aksi belirtilmedikçe yazılı olarak sunulur. Yazılı sunumlarda ilgili tarafların isim ve ünvanı, adres bilgileri, elektronik posta adresi, telefon numaraları belirtilir. “Türkiye’de yerleşik firma, kurum ve kuruluşlardan ilgili taraf olmak isteyenler” tarafından yazılı sunumlarda kendilerine ait KEP adresleri de belirtilir.</p>

<p>(7) İlgili taraflar, soru formunda istenilen bilgiler haricinde soruşturmayla ilgili olduğu düşünülen diğer bilgi, belge ve görüşlerini, destekleyici deliller ile birlikte Genel Müdürlüğe yazılı olarak 12 nci maddenin ikinci fıkrasında belirtilen süre içerisinde sunabilir.</p>

<p>(8) Soruşturma süresince Yönetmeliğin 22 nci maddesinin ikinci fıkrası çerçevesinde gizlilik kaydıyla verilen her türlü bilgi, belge ve görüşün gizli olmayan bir özeti sunulur. Gizli olmayan özet, esas bilginin makul ölçüde anlaşılmasına olanak sağlayacak ayrıntıda olur. İlgili taraflar, istisnai hallerde bu bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olduklarını belirtebilir. Bu gibi istisnai durumlarda, bilgilerin özetlenemeyecek nitelikte olmasının nedenlerinin belirtilmesi gerekir.</p>

<p><strong>Süreler</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) 10 uncu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen bildirimin gönderildiği bütün ilgili taraflar için soru formunu cevaplandırma süresi, soruşturmanın açılışına ilişkin bildirimin gönderildiği tarihten itibaren posta süresi dâhil 37 gündür.</p>

<p>(2) 10 uncu maddenin dördüncü fıkrasında yer alan bildirimin gönderilemediği ilgili taraflar soru formuna ilişkin cevaplarını ve soruşturma ile ilgili görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren başlayacak 37 günlük süre içerisinde sunar.</p>

<p>(3) Soruşturmanın sonucundan etkilenebileceklerini iddia eden 10 uncu maddenin birinci fıkrası dışında kalan diğer yerli ve yabancı taraflar görüşlerini bu Tebliğin yayımı tarihinden itibaren soruşturmanın akışını etkilemeyecek şekilde soruşturma süreci içerisinde sunabilir.</p>

<p><strong>İş birliğine gelinmemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Yönetmeliğin 26 ncı maddesi hükmü çerçevesinde, ilgili taraflardan birinin verilen süreler dâhilinde ve istenilen biçimde gerekli bilgi ve belgeleri sağlamaması ya da bu bilgi ve belgelere erişimi reddetmesi veya soruşturmayı engellediğinin anlaşılması veya yanlış ya da yanıltıcı bilgi vermesi hallerinde söz konusu taraf iş birliğine gelmemiş sayılır. Bu gibi hallerde soruşturma kapsamındaki geçici veya nihai belirlemeler, olumlu ya da olumsuz şekilde, mevcut verilere göre yapılabilir.</p>

<p>(2) İlgili tarafların iş birliğine gelmemesi veya kısmen iş birliğine gelmesi halinde bahse konu taraf için soruşturmanın sonucu iş birliğine gelinmesine nazaran daha az avantajlı olabilir.</p>

<p><strong>Meri önlemin uygulanması</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Yönetmeliğin 35 inci maddesi uyarınca, meri önlem soruşturma sonuçlanıncaya kadar yürürlükte kalmaya devam eder.</p>

<p><strong>Soruşturmanın başlangıç tarihi</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Soruşturma, bu Tebliğin yayımı tarihinde başlamış kabul edilir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Bu Tebliğ hükümlerini Ticaret Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-haksiz-rekabetin-onlenmesine-iliskin-teblig-no-202616-19-20</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 00:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/12/resmi/ticaret-bakanligi-23-1.jpg" type="image/jpeg" length="63826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/kurumlar-vergisi-genel-tebligi-seri-no-1nde-degisiklik-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/kurumlar-vergisi-genel-tebligi-seri-no-1nde-degisiklik-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ (Seri No: 25), 24 Mayıs 2026 Tarihli ve 33263 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Hazine ve Maliye Bakanlığı (Gelir İdaresi Başkanlığı)’ndan:</strong></p>

<p><strong>KURUMLAR VERGİSİ GENEL TEBLİĞİ (SERİ NO: 1)’NDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR TEBLİĞ</strong></p>

<p><strong>(SERİ NO: 25)</strong></p>

<p>Bu Tebliğde; 28/7/2024 tarihli ve 7524 sayılı Kanunun 32 nci ve 4/12/2025 tarihli ve 7566 sayılı Kanunun 2 nci maddeleri ile 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununda ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununda yapılan düzenlemelere ilişkin açıklamalara yer verilmekte olup, 1 seri no.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinde ilgili bölümler itibarıyla aşağıdaki değişiklikler yapılmıştır.</p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Kurumlar Vergisi Genel Tebliği (Seri No: 1)’nin “5.5. Türkiye’de kurulu fonlar ile yatırım ortaklıklarının kazançlarına ilişkin istisna” başlıklı bölümünün üçüncü paragrafının birinci cümlesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki cümle, beşinci paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki paragraflar eklenmiş, mevcut yedinci ve sekizinci paragrafları aşağıdaki şekilde ve aynı bölümde yer alan “Örnek:” ibaresi “Örnek 4:” olarak değiştirilmiştir.</p>

<p>“Diğer taraftan, 1/1/2025 tarihinden itibaren elde edilen kazançlara ilişkin avans kar paylarının da kar dağıtımının hesaplanmasında dikkate alınacağı tabiidir.”</p>

<p>“Kar dağıtımına esas taşınmaz kazancı hesaplanırken, taşınmazlardan elde edilen hasılattan, bu faaliyet nedeniyle yüklenilen gider ve maliyet unsurlarının düşülmesi sonucu bulunacak kazanç dikkate alınacaktır. Taşınmazlara ilişkin faaliyetin veya toplamda tüm faaliyetlerin zararla sonuçlanması halinde, istisna uygulamasında kar dağıtımı şartının söz konusu olmayacağı tabiidir.</p>

<p>Öte yandan, taşınmazlara ilişkin faaliyetlerin karla, diğer faaliyetlerin ise zararla sonuçlanması ve toplam kazancın taşınmazlardan elde edilen kazançtan düşük olması halinde, kazancın yarısının dağıtılması istisna açısından yeterli sayılacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 1:</strong> (A) Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş. 2025 yılında taşınmazlardan 1.000.000 TL kar elde etmiş olup, Ortaklığın diğer faaliyetleri ise 600.000 TL zararla sonuçlanmıştır. Böylece anılan Ortaklığın 2025 yılında, (1.000.000 – 600.000) 400.000 TL kazancı bulunmaktadır. (Kar dağıtımına konu edilecek tutarın tespitinde kanuni yedek akçeler ihmal edilmiştir.) Buna göre, (A) Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin 2025 yılı kazancının yarısı olan (400.000 x %50) 200.000 TL’nin dağıtımı, istisnanın uygulanması için yeterlidir.</p>

<p>Taşınmazlara ilişkin faaliyetler ile bu kapsama girmeyen işlerin birlikte yürütülmesi halinde müşterek genel giderlerin, bu faaliyetler ile ilgili olarak cari yılda oluşan maliyetlerin birbirine oranı esas alınarak dağıtılması gerekmektedir.</p>

<p>Taşınmaz faaliyetleri ile bu kapsama girmeyen faaliyetlerde müştereken kullanılan tesisat, makine ve ulaştırma vasıtalarının amortismanlarının ise bunların her bir işte kullanıldıkları gün sayısına göre dağıtımının yapılması gerekmektedir. Hangi işlerde ne kadar süreyle kullanıldığı tespit edilemeyen sabit kıymetlere ilişkin amortismanlar, müşterek genel giderlerle birlikte dağıtıma tabi tutulacaktır.</p>

<p><strong>Örnek 2:</strong> (B) Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin 2025 yılında taşınmaz faaliyetine ilişkin maliyeti 9.000.000 TL, diğer faaliyetleri nedeniyle oluşan maliyeti 1.000.000 TL’dir. Ortaklığın müşterek genel giderleri ise 500.000 TL’dir. Bu durumda kar dağıtımına esas taşınmaz kazancı, [500.000 x (9.000.000 / 10.000.000)] 450.000 TL müşterek genel gider dikkate alınmak suretiyle tespit edilecektir.”</p>

<p>“Faaliyet alanı gereği portföyüne veya aktifine taşınmaz dahil edemeyen ve inşaat projeleri yapamayan fon ve ortaklıkların bahse konu gelirleri bulunmayacağından, bu fon ve ortaklıklar için kar dağıtımı şartının aranmayacağı tabiidir. Öte yandan, herhangi bir şekilde taşınmaz kazancı elde eden fon ve ortaklıkların istisnadan yararlanabilmesi için, söz konusu kazançlar bakımından kar dağıtımı şartı aranacaktır.</p>

<p>Dağıtılması gereken kazancın tespitinde, kurumların Türk Ticaret Kanunu uyarınca ayırması zorunlu olan kanuni yedek akçeler dikkate alınabilecek ve taşınmaz gelirlerine isabet eden kanuni yedek akçe tutarı düşüldükten sonraki kazancın %50'si dağıtıma konu edilecektir. Karın sermayeye eklenmesi kar dağıtımı sayılmadığından, kar paylarının sermayeye eklenmesi suretiyle kar dağıtım şartının sağlanması söz konusu değildir. Sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir kar esas alınarak kar dağıtımı yapılması gerekmektedir. Ancak net dağıtılabilir karın, Vergi Usul Kanununa göre tutulan kayıtlar kapsamında tespit edilen kar tutarını aşmaması gerekir. Sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir karın, Vergi Usul Kanununa göre tutulan kayıtlar kapsamında tespit edilen kardan daha düşük olması halinde, sermaye piyasası mevzuatına göre belirlenen net dağıtılabilir karın dikkate alınacağı tabiidir.</p>

<p><strong>Örnek 3:</strong> (C) Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı A.Ş.’nin 2025 yılında taşınmazlardan elde ettiği kazancı 8.000.000 TL’dir. Sermaye piyasası mevzuatı uyarınca Ortaklığın net dağıtılabilir karı 7.000.000 TL; Vergi Usul Kanununa göre tutulan kayıtlara göre belirlenen net dağıtılabilir karı ise 5.000.000 TL’dir. Buna göre ilgili mevzuatında aksi bir durum olmadıkça, Ortaklığın net dağıtılabilir karı olarak 5.000.000 TL esas alınacak ve bu tutarın, tamamının taşınmazlardan elde edilen kazanç kabul edilmek suretiyle istisnadan yararlanmak için yarısının dağıtılması gerekecektir.”</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Aynı Tebliğin “5.17. Kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlara isabet eden giderlerin diğer kazançlardan indirilememesi” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.</p>

<p>“<strong>5.18. İstisna uygulamalarında kar ve zararların değerlendirilmesi </strong></p>

<p>Kurumlar vergisi yönünden istisnanın belirli bir faaliyete özgülenmesi durumunda, ilgili faaliyetin bir bütün halinde değerlendirilmesi ve kazancın bu bütünlük çerçevesinde tespit edilmesi gerekmektedir. İşlem bazında uygulanan istisnalarda ise kazanç ve istisna her bir işlem bazında belirlenmektedir.</p>

<p>Faaliyet esaslı istisnalar, bir hesap döneminde aynı istisna konusundaki tüm faaliyetlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda oluşan kazançlara ilişkindir. Bu kapsama giren istisnaların bazıları aşağıdaki gibidir.</p>

<p>a) Yatırım fon ve ortaklıklarının kazanç istisnası (taşınmazlardan elde edilen kazançlar hariç) (5520 sayılı Kanun madde 5/1-d)</p>

<p>b) Yurt dışı şube kazançları istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-g)</p>

<p>c) Yurt dışı inşaat, onarım, montaj ve teknik hizmetler kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-h)</p>

<p>ç) Eğitim ve öğretim kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-ı)</p>

<p>d) Risturn kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-i)</p>

<p>e) Yabancı fon kazançlarının vergilendirilmesinde yönetici şirketlere ilişkin kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/A)</p>

<p>f) Sınai mülkiyet hakları satış kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/B)</p>

<p>g) Türk uluslararası gemi siciline kayıtlı gemilerin işletilmesinden sağlanan kazanç istisnası (4490 sayılı Kanun madde 12)</p>

<p>ğ) Serbest bölgelerde elde edilen kazanç istisnası (3218 sayılı Kanun geçici madde 3)</p>

<p>h) Teknoloji geliştirme bölgelerinde elde edilen kazanç istisnası (4691 sayılı Kanun geçici madde 2)</p>

<p>ı) Araştırma altyapılarının Ar-Ge ve yenilik faaliyetlerinden elde ettikleri kazançlarda istisna (6550 sayılı Kanun geçici madde 1/a)</p>

<p><strong>Örnek 1: </strong>(A) A.Ş. teknoloji geliştirme bölgesinde farklı projeler kapsamında yazılım, tasarım ve Ar-Ge faaliyetleri yürütmektedir. Şirket, 2025 hesap döneminde 1. Ar-Ge projesinden 2.500.000 TL kazanç elde etmiş, 2. Ar-Ge projesinden ise 1.000.000 TL zarar doğmuştur.</p>

<p>Buna göre, teknoloji geliştirme bölgesinde yürütülen faaliyetler hesap döneminde bir bütün olarak değerlendirileceğinden, istisna kapsamındaki projelerden doğan zararların bu kapsamdaki kazançlardan mahsup edilmesi gerekmekte olup, söz konusu faaliyetten elde edilen (2.500.000 - 1.000.000) 1.500.000 TL kazanç, 4691 sayılı Kanunun geçici 2 nci maddesi kapsamında kurumlar vergisinden istisna edilecek ve bu tutar beyannamenin ilgili istisna satırına yazılacaktır.</p>

<p>İşlem esaslı istisnalar, hesap dönemi içerisindeki her bir işleme bağlı olarak ayrı ayrı doğan kazançlara ilişkindir. Bu kapsama giren istisnaların bazıları aşağıdaki gibidir.</p>

<p>a) İştirak kazançları istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-a)</p>

<p>b) Yurt dışı iştirak kazançları istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-b)</p>

<p>c) Yurt dışı iştirak hissesi satış kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-c)</p>

<p>ç) Emisyon primi kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-ç)</p>

<p>d) Taşınmaz, iştirak hisseleri ve fon satış kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-e)</p>

<p>e) Bankalara, finansal kiralama ya da finansman şirketlerine veya TMSF'ye borçlu durumda olanların taşınmaz veya iştirak hisselerinin satış kazancı istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-f)</p>

<p>f) Sat-kirala-geri al işlemlerine yönelik kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-j)</p>

<p>g) Varlık kiralama işlemlerinden elde edilen kazanç istisnası (5520 sayılı Kanun madde 5/1-k)</p>

<p>ğ) Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu kapsamında düzenlenen ürün senetlerinin elden çıkarılmasından doğan kazanç istisnası (193 sayılı Kanun geçici madde 76)</p>

<p><strong>Örnek 2:</strong> (B) A.Ş. aktifinde yer alan iki ayrı taşınmazı bankaya olan borcuna karşılık alacaklı bankaya 2025 hesap döneminde satmıştır. Söz konusu satış işlemlerinin birincisinden 3.500.000 TL kazanç elde etmiş, ikincisinden ise 1.500.000 TL zarar doğmuştur.</p>

<p>Buna göre, Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi kapsamında her bir satış işleminden doğan kazanç veya zarar ayrı ayrı dikkate alınacak olup, birinci taşınmaz satışından kaynaklı 3.500.000 TL kazanç kurumlar vergisinden istisna edilecek, ikinci taşınmaz satışından doğan 1.500.000 TL zarar ise beyannamenin kanunen kabul edilmeyen gider satırına yazılacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Aynı Tebliğin “10.6.5.1.” numaralı bölümündeki “sadece” ibaresinden sonra gelmek üzere “dördüncü geçici vergilendirme dönemi ile” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Aynı Tebliğin “32.5.6. Yurt içi asgari kurumlar vergisi hesaplamasında kurum kazancından düşülmeyen istisna ve indirimler” başlıklı bölümünden sonra gelmek üzere aşağıdaki bölüm eklenmiştir.</p>

<p>“<strong>32.5.7. Asgari kurumlar vergisinden indirilen yatırıma katkı tutarının tespiti </strong></p>

<p>Kurumlar Vergisi Kanununun 32/C maddesine göre hesaplanan asgari kurumlar vergisinden indirilen yatırıma katkı tutarının tespitinde, 2/8/2024 tarihinden önce mevcut yatırım teşvik belgelerinde kayıtlı olan yatırım tutarı dikkate alınmakta, bu tarihten sonra yatırım teşvik belgesinde gerçekleştirilen revizeler sonucundaki artışlar hesaplamaya dahil edilmemektedir. Buna göre, teşvik belgesini 2/8/2024 tarihinden önce alan ve 2/8/2024 tarihinden sonra revize eden mükelleflerin, 32/A maddesine göre alınmayan vergilerini, 2/8/2024 öncesi yatırıma katkı tutarını dikkate almak veya oranlama yapmak suretiyle tespit etmeleri mümkündür.</p>

<p><strong>Örnek:</strong> (A) A.Ş.’nin 2/8/2024 tarihinden önce aldığı yatırım teşvik belgesinde kayıtlı yatırım tutarı 10.000.000 TL, yatırıma katkı oranı ise %30’dur. Şirket, 2/8/2024 tarihinden sonra yatırım teşvik belgesini revize ettirmiş ve yatırım tutarını 15.000.000 TL’ye yükseltmiştir. Buna göre şirketin, 2/8/2024 öncesi yatırıma katkı tutarı (10.000.000 x %30) 3.000.000 TL; 2/8/2024 tarihinden sonra eklenen yatırıma katkı tutarı (5.000.000 x %30) 1.500.000 TL; toplam yatırıma katkı tutarı ise (3.000.000 + 1.500.000) 4.500.000 TL’dir. Şirket, 2025 hesap dönemi öncesinde yatırıma katkı tutarının 500.000 TL’sini kullanmıştır.</p>

<p>(A) A.Ş.’nin 2025 hesap dönemine ilişkin ticari bilanço karı 3.000.000 TL, kanunen kabul edilmeyen gideri 500.000 TL’dir. Mükellef kurumun 2025 hesap dönemine ilişkin verdiği kurumlar vergisi beyannamesinde yatırım teşvik belgesi dolayısıyla indirimli kurumlar vergisine tabi matrahı 750.000 TL, indirimli vergi oranı ise %5’tir. Kurum ayrıca, 2.700.000 TL nakdi sermaye faiz indirimini matrahından indirim konusu yapmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mükellef kurumun 2025 hesap dönemine ilişkin verdiği kurumlar vergisi beyannamesinde;</p>

<p>- teşvik belgesine göre alınmayan vergi (750.000 x %20) 150.000 TL</p>

<p>- indirimli orana tabi matrah üzerinden hesaplanan vergi (750.000 x %5) 37.500 TL</p>

<p>- genel orana tabi matrah (800.000 – 750.000) 50.000 TL</p>

<p>- genel orana tabi matrah üzerinden hesaplanan vergi (50.000 x %25) 12.500 TL</p>

<p>- hesaplanan kurumlar vergisi (37.500 + 12.500) 50.000 TL</p>

<p>- (indirim öncesi) asgari vergi [(3.000.000 + 500.000) x %10] 350.000 TL</p>

<p>olarak tespit edilmiştir.</p>

<p>Asgari vergiden, 2/8/2024 tarihinden önceki belgede kayıtlı yatırıma göre hesaplanan yatırıma katkı tutarı öncelikle indirilebilecek veya oranlama yapılmak suretiyle tespit edilen tutar indirime konu edilebilecektir.</p>

<p><strong>- 1. yöntem:</strong> 150.000 TL’nin tamamının, 2/8/2024 öncesi belgede kayıtlı yatırıma göre hesaplanan yatırıma katkı tutarı olan 3.000.000 TL’den düşülmesi mümkündür. Böylece, kalan [3.000.000 – (500.000 + 150.000)] 2.350.000 TL yatırıma katkı tutarı, ileriki dönem kurumlar vergisi beyannamelerinde asgari vergiden düşülmeye devam edilecek ve 3.000.000 TL’lik yatırıma katkı tutarı kullanıldıktan sonra asgari vergiden yatırıma katkı tutarı düşülemeyecektir. Buna göre şirketin 2025 dönemi asgari vergisi (350.000 – 150.000) 200.000 TL olarak belirlenecektir.</p>

<p><strong>- 2. yöntem:</strong> 150.000 TL’nin, 2/8/2024 öncesi ve sonrası belgelerde kayıtlı yatırım tutarına göre belirlenen yatırıma katkı tutarlarına oranlanarak dikkate alınması da mümkündür. Böylece, 2/8/2024 öncesi belgeye göre hesaplanan yatırıma katkı tutarına isabet eden [150.000 x (3.000.000 / 4.500.000)] 100.000 TL, 2/8/2024 sonrası belgeye göre hesaplanan yatırıma katkı tutarına isabet eden [150.000 x (1.500.000 / 4.500.000)] 50.000 TL olacaktır. Buna göre şirketin hesaplanan asgari vergisi (350.000 – 100.000) 250.000 TL olarak belirlenecektir. Öte yandan, kalan [3.000.000 – (500.000 + 100.000)] 2.400.000 TL yatırıma katkı tutarı, ileriki dönem kurumlar vergisi beyannamelerinde asgari vergiden düşülmeye devam edilecektir. Revize sonrası belgeye göre hesaplanan yatırıma katkı tutarına isabet eden 50.000 TL’nin asgari vergiden indirilemeyeceği tabiidir.</p>

<p>Mükellefin 2025 hesap dönemi kurumlar vergisi beyannamesinde kullandığı yatırıma katkı tutarı her halükarda 150.000 TL olacaktır.”</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Bu Tebliğ yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Bu Tebliğ hükümlerini Hazine ve Maliye Bakanı yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>EKONOMİ, Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/kurumlar-vergisi-genel-tebligi-seri-no-1nde-degisiklik-1</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/hazine-ve-maliye-bakanligi.jpg" type="image/jpeg" length="57083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehirde Büyük Hareketlilik Yaşanıyor! Görenler Gözlerine İnanamadı - Olayın Ayrıntıları Belirlendi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sehirde-buyuk-hareketlilik-yasaniyor-gorenler-gozlerine-inanamadi-olayin-ayrintilari-belirlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sehirde-buyuk-hareketlilik-yasaniyor-gorenler-gozlerine-inanamadi-olayin-ayrintilari-belirlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Şehir merkezinde yürütülen saha faaliyetleri ve idari planlamalar, vatandaşların gündeminde üst sıralarda yer almaya devam ediyor. Kamu kurumlarının koordinasyonunda gerçekleştirilen uygulamalar, hem ekonomik canlılığı artırıyor hem de sosyal dokuyu güçlendiriyor. Kent sakinlerinin yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bu kritik hamlelerin, ilerleyen günlerde hangi sonuçları doğuracağı merakla bekleniyor. İşte bölgede yürütülen faaliyetlerin temel dinamikleri ve saha raporları.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bölge genelinde yürütülen bu geniş kapsamlı çalışmalar, yerel uzmanların koordinasyonuyla titizlikle ele alınıyor. Vatandaşların beklentilerine yanıt verecek şekilde dizayn edilen süreçler, kentin ekonomik altyapısını güçlendirmeyi amaçlıyor. Resmi yetkililer tarafından yapılan teknik açıklamalarda, tüm süreçlerin şeffaf bir şekilde ilerlediği ve saha ekiplerinin kesintisiz mesai harcadığı ifade edildi. Yapılan planlamalar doğrultusunda, kısa süre içerisinde somut sonuçların alınması ve kent yaşamına entegre edilmesi hedefleniyor. Bu durum, bölgedeki sosyal canlılığı üst seviyeye taşıyacak unsurlar arasında gösteriliyor.</p>

<h2>MALATYA GENELİNDEKİ GELİŞMELERDE EN ÇOK DİKKAT ÇEKEN NOKTALAR NELERDİR</h2>

<p>Malatya genelinde yürütülen projeler kapsamında resmi verilere göre toplamda 12 farklı alt bölgede eş zamanlı saha çalışması gerçekleştirilmektedir. Saha ekiplerinin aktardığı son bilgilere göre, planlanan faaliyetlerin zaman çizelgesine uygun olarak ilerlediği görülüyor. Vatandaşlar, idari birimlerin sunduğu bu hizmet kalitesinden memnuniyet duyduklarını dile getirirken, bölgedeki ekonomik gelişmelerin de önü açılıyor. Kentteki tüm bu hareketliliği yakından izlemek ve anlık verilere ulaşmak isteyenler, bölgenin en güvenilir kaynaklarından biri olan <a href="https://www.busabahmalatya.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Malatya Haber"><strong>Malatya Haber</strong></a> platformunu düzenli olarak takip ediyor. Söz konusu platform, kentte meydana gelen tüm hadiseleri tarafsız bir yayıncılık ilkesiyle kamuoyuna aktarıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Gelişmelerin sosyo-ekonomik yansımaları incelendiğinde, tarımdan sanayiye kadar pek çok alanda yapısal adımların atıldığı gözlemlenmektedir. Özellikle <strong>Malatya</strong> hususunda yaşanan son gelişmeler, bölge halkının günlük planlamalarında belirleyici bir rol oynamaktadır. Yetkililer, vatandaşların mağduriyet yaşamaması adına anlık bilgilendirmelerin yapılmasının büyük önem taşıdığını vurguluyor. Bu kapsamda anlık gelişmeleri ve anında müdahale edilen saha olaylarını öğrenmek için <a href="https://www.busabahmalatya.com" rel="dofollow" target="_blank" title="Malatya Son Dakika Haberleri"><strong>Malatya Son Dakika Haberleri</strong></a> büyük bir kaynak teşkil ediyor. Bölgedeki anlık hava durumu değişimlerinden, piyasalardaki ani dalgalanmalara kadar geniş bir yelpazede bilgi sunulması, vatandaşların işlerini kolaylaştırıyor.</p>

<p>Gelecek dönem planlamaları doğrultusunda, idari birimlerin koordinasyon mekanizmalarını daha da güçlendireceği belirtildi. Bölgesel bazda yapılan yatırımların kalıcı hale gelmesi için sivil toplum kuruluşlarının da sürece dahil edilmesi planlanıyor. Kamuoyunu bilgilendiren analistler, kentteki bu potansiyelin doğru değerlendirilmesi halinde orta vadede ciddi bir kalkınma ivmesi yakalanacağına işaret ediyor. Vatandaşların talep ve önerileri doğrultusunda revize edilen bu programlar, kentin vizyonunu geleceğe taşımak adına büyük bir kararlılıkla sürdürülüyor. Tüm bu süreçlerin tarafsız bir gözle izlenmesi ve raporlanması da yerel medyanın gücünü bir kez daha ortaya koyuyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sehirde-buyuk-hareketlilik-yasaniyor-gorenler-gozlerine-inanamadi-olayin-ayrintilari-belirlendi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/malatya-haberleri.jpg" type="image/jpeg" length="45100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Uşak Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/usak-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/usak-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Uşak Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği, 24 Mayıs 2026 Tarihli ve 33263 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Uşak Üniversitesinden:</strong></p>

<p><strong>UŞAK ÜNİVERSİTESİ LİSANSÜSTÜ EĞİTİM VE ÖĞRETİM YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1-</strong> (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Uşak Üniversitesine bağlı Lisansüstü Eğitim Enstitüsünde örgün ve/veya uzaktan öğretim yoluyla yürütülen lisansüstü eğitim-öğretim programları ile bilimsel araştırma ve uygulama faaliyetlerinin işleyişine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.</p>

<p>(2) Bu Yönetmelik, Uşak Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsüne bağlı olarak yürütülen lisansüstü programlara öğrenci kabul ve kayıt işlemleri ile eğitim-öğretim ve sınavlara ilişkin hükümleri kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Yönetmelik, 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 14 üncü ve 44 üncü maddelerine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) AKTS: Avrupa Kredi Transfer Sistemini,</p>

<p>b) ALES: Akademik Personel ve Lisansüstü Eğitimi Giriş Sınavını,</p>

<p>c) Danışman: Enstitüde kayıtlı öğrenciye ders ve tez dönemlerinde rehberlik etmek üzere Üniversite kadrosunda bulunan Enstitü Yönetim Kurulu tarafından atanan öğretim üyesini ve/veya öğretim üyesi kadrosunda olmayıp ilgili alanda doçentlik ünvanını alan öğretim elemanını,</p>

<p>ç) Dönem projesi: Tezsiz yüksek lisans programı öğrencilerince hazırlanacak proje çalışmasını,</p>

<p>d) Enstitü: Uşak Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsünü,</p>

<p>e) Enstitü ana bilim/ana sanat dalı (EABD/EASD): Enstitüdeki ana bilim dalını/ana sanat dalını,</p>

<p>f) Enstitü ana bilim/ana sanat dalı akademik kurulu: Enstitü ana bilim ya da ana sanat dalının, lisansüstü düzeyde ders veren ve/veya tez yöneten, tam zamanlı öğretim üyelerinden ve doktora/sanatta yeterlik ünvanına sahip öğretim görevlilerinden oluşan kurulu,</p>

<p>g) Enstitü ana bilim/ana sanat dalı başkanı: Enstitüdeki ana bilim/ana sanat dalı başkanını,</p>

<p>ğ) Enstitü ana bilim/ana sanat dalı kurulu: Enstitü ana bilim/ana sanat dalı başkanı başkanlığında, varsa yardımcıları ve o EABD/EASD'yi oluşturan bilim veya sanat dalları başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>h) Enstitü Kurulu (EK): Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve Enstitüde öğretim programları bulunan ve/veya ortak öğretim programı yürüten ana bilim/ana sanat dalı başkanlarından oluşan kurulu,</p>

<p>ı) Enstitü Müdürü: Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Müdürünü,</p>

<p>i) Enstitü Yönetim Kurulu (EYK): Enstitü Müdürünün başkanlığında, enstitü müdür yardımcıları ve Enstitü Müdürünün göstereceği altı aday arasından Enstitü Kurulunca üç yıl için seçilen üç öğretim üyesinden oluşan kurulu,</p>

<p>j) Eş değer diploma programı: İsimleri aynı olan veya EYK tarafından içeriklerinin en az %80’inin aynı olduğu tespit edilen diploma programlarını,</p>

<p>k) Etik kurulu: Uşak Üniversitesi bünyesinde bulunan etik kurullarını,</p>

<p>l) İntihal: Başkalarının fikirlerini, metotlarını, verilerini veya eserlerini bilimsel kurallara uygun biçimde atıf yapmadan kısmen veya tamamen kendi eseri gibi göstermeyi,</p>

<p>m) Lisansüstü uzaktan eğitim programı: Bilişim teknolojileri destekli internet aracılığı ile gerçekleştirilen lisansüstü eğitim programını,</p>

<p>n) Öğrenci: Lisansüstü öğrenim için Enstitüye kayıtlı öğrenciyi,</p>

<p>o) ÖSYM: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezini,</p>

<p>ö) Özel öğrenci: Başka bir yükseköğretim kurumunun öğrencisi iken Uşak Üniversitesinin aynı düzeydeki programlarından; farklı bir yükseköğretim ortamı, kültürü ve kazanımı edinmek amacıyla ders almak isteyen öğrenciyi,</p>

<p>p) Program: Yüksek lisans, doktora/sanatta yeterlik ünvanlarına yönelik belirli sayıda ve belirli içerikte zorunlu ve seçmeli dersler ile doktora/sanatta yeterlik, tez ve uygulamalarını,</p>

<p>r) Rektörlük: Uşak Üniversitesi Rektörlüğünü,</p>

<p>s) Seminer: Lisansüstü öğrencilerin ders döneminde aldıkları tez konusunu araştırmaya, literatür takibine, kaynak incelemeye, rapor hazırlamaya ve sunmaya dayanan, yazılı bir rapordan oluşan kredisiz uygulama dersini,</p>

<p>ş) Senato: Uşak Üniversitesi Senatosunu,</p>

<p>t) Tez: Tezli yüksek lisans ve doktora tez çalışması ile sanatta yeterlik eserini,</p>

<p>u) Tez izleme komitesi: Doktora öğrencisinin tez önerisini değerlendirmek, tez çalışmalarına rehberlik etmek, yönlendirmek görevlerini üstlenen biri tez danışmanı olmak üzere üç öğretim üyesinden, öğretim üyesi bulunmaması halinde doçentliğini almış öğretim elemanından oluşan komiteyi,</p>

<p>ü) Uzmanlık alan dersi: Kredili derslerini ve seminer dersini başarı ile bitirmiş, tez önerisi EYK tarafından kabul edilmiş öğrencinin danışmanına ihdas edilen dersi,</p>

<p>v) Üniversite: Uşak Üniversitesini,</p>

<p>y) Yabancı dil sınavı: Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen merkezi yabancı dil sınavları ile ÖSYM tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarını,</p>

<p>z) YÖK: Yükseköğretim Kurulunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Kontenjanlar, Başvuru Koşulları, Sınavlar ve Kayıt</p>

<p><strong>Kontenjan ve başvuru ilanı</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) Her program için kontenjan ve başvuru koşulları, ilgili EABD/EASD akademik kurulu görüşü, EYK kararı ve Senato onayı ile belirlenir. Lisansüstü program kontenjanları, YÖK tarafından belirlenen lisansüstü programlarda görev alabilecek öğretim elemanı sayısı ve mevcut öğretim elemanı başına düşen öğrenci sayısı dikkate alınarak Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>(2) Öğrenci kabul edilecek programlar, kontenjanlar, başvuru koşulları, gerekli belgeler ile başvuru, kabul, yazılı ve/veya sözlü sınav ile kayıt tarihleri Senatonun onayı üzerine Rektörlük tarafından ilan edilir ve ayrıca Enstitü Müdürlüğü tarafından Enstitünün internet sayfasında da duyurulur. Söz konusu ilan, her yarıyıl başında öğrenci almak üzere verilebilir.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara başvuruda tüm sorumluluk adayların kendilerine aittir. Gerçeğe aykırı beyanda bulunanların başvuruları iptal edilir.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara başvuru koşulları</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) Yüksek lisans programlarına başvuru için adayların;</p>

<p>a) Lisans diplomasına sahip olması gereklidir.</p>

<p>b) Tezli yüksek lisans programlarında ALES’ten 55 puana veya eş değerliği kabul edilen diğer sınavların birinden alınmış denk puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Tezsiz yüksek lisans programlarında ise ALES puanı şartının aranıp aranmayacağı EABD/EASD akademik kurulu teklifi ve EYK kararından sonra Senato tarafından belirlenir.</p>

<p>ç) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının yüksek lisans programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz ve bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Senato tarafından mezun olunan lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük, 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldıkları puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>3) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>d) Konservatuvar programları ile güzel sanatlar fakültelerinin sadece özel yetenek sınavı ile öğrenci kabul eden programlarının Enstitüdeki ana sanat ve ana bilim dallarına öğrenci kabulünde ALES veya eş değeri bir sınav şartı aranmaz.</p>

<p>(2) Doktora programlarına başvuru için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olması gereklidir.</p>

<p>b) ALES’ten 65 puana veya eş değerliği kabul edilen diğer sınavların birinden alınmış denk puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Doktora/sanatta yeterlik/tıpta uzmanlık/diş hekimliğinde uzmanlık/veteriner hekimliğinde uzmanlık/eczacılıkta uzmanlık mezunlarının doktora programlarına başvurularında ALES şartı aranmaz ve bu adayların değerlendirme işlemleri için;</p>

<p>1) Senato tarafından mezun olunan lisansüstü programa girişteki puan türü veya uzmanlık alanı dikkate alınmaksızın, 55’ten düşük, 75’ten fazla olmamak üzere bir puan belirlenir ve ilgili programın şartlarında ilan edilir.</p>

<p>2) Bu adaylar daha önceden aldıkları puan türü veya doktora/sanatta yeterlik/uzmanlık alanından farklı bir alanda başvuru yapabilir.</p>

<p>3) İlan edilen puan, puan türüne bakılmaksızın ALES puanı olarak hesaplamalara dâhil edilir.</p>

<p>ç) Tıp, diş hekimliği, veteriner, eczacılık fakülteleri ile hazırlık sınıfları hariç en az on yarıyıl süreli lisans diplomasına veya Sağlık Bakanlığınca düzenlenen esaslara göre bir laboratuvar dalında kazanılan uzmanlık yetkisine sahip olmaları ve ALES’ten başvurduğu programın puan türünde en az 65 puan almaları gerekir.</p>

<p>d) Doktora programlarına başvuruda, adayın son beş yıl içerisinde yapılan YDS’den en az 55 puan veya Üniversitelerarası Kurul tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından muadili bir puan almaları gerekir.</p>

<p>(3) Temel tıp bilimlerinde doktora programlarına başvuru için adayların;</p>

<p>a) Tıp fakültesi mezunlarının lisans diplomasına sahip ve Tıpta Uzmanlık Eğitimi Giriş Sınavından temel tıp alanında en az 50 puan veya ALES’in sayısal puan türünden en az 75 puan veya eş değerliği kabul edilen diğer sınavların birinden alınmış denk puana sahip olmaları gerekir. (Temel tıp puanı, TUS’ta Temel Tıp Bilimleri Testi-1 bölümünden elde edilen standart puanın 0,7 Klinik Tıp Bilimleri Testinden elde edilen standart puanın 0,3 ile çarpılarak toplanması ile bulunur).</p>

<p>b) Tıp Fakültesi mezunu olmayanların ise yüksek lisans diplomasına sahip (diş hekimliği ve veteriner fakülteleri mezunlarının lisans derecesine) ve ALES’in sayısal puan türünden en az 85 puan veya eş değerliği kabul edilen diğer sınavların birinden alınmış denk puana sahip olmaları gerekir.</p>

<p>c) Temel tıp bilimlerinde doktora programına öğrenci kabulünde, adayın son beş yıl içerisinde yapılan YDS’den en az 55 puan veya Üniversitelerarası Kurul tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından muadili bir puan alması gerekir.</p>

<p>ç) Lisans derecesiyle doktora programına başvuran adayın lisans mezuniyet not ortalamasının en az 3.00 veya muadili olması ve başvurduğu puan türünde en az 85 ALES puanına veya eş değerliği kabul edilen diğer sınavların birinden alınmış denk puana sahip olması gerekir.</p>

<p>(4) Sanatta yeterlik programlarına başvuru için adayların;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans diplomasına sahip olması gereklidir.</p>

<p>b) Sanatta yeterlik programına öğrenci kabulünde, adayın son beş yıl içerisinde yapılan YDS’den en az 55 puan veya Üniversitelerarası Kurul tarafından kabul edilen bir yabancı dil sınavından muadili bir puan alması gerekir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(5) Yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına başvurularda girilecek programların özelliklerine göre gerekirse ALES puanının yükseltilmesine, ilgili EABD/EASD başkanlığının teklifi ve EYK’nın önerisi üzerine Senato tarafından karar verilir.</p>

<p>(6) Adayların, EABD/EASD akademik kurulu tarafından önerilen, EYK tarafından uygun bulunan ve Senato tarafından belirlenen diğer koşulları sağlamaları gerekir.</p>

<p><strong>Öğrenci kabulü ile ilgili genel şartlar ve başvuruların değerlendirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) EABD/EASD akademik kurulunun talebi doğrultusunda başvurularda sözlü ve/veya yazılı sınav ya da portfolyo/yetenek sınavı uygulanacağı ilanda belirtilir.</p>

<p>(2) Tezli yüksek lisans ve doktora/sanatta yeterlik programlarına başvurularda;</p>

<p>a) Yüksek lisans ve doktora programlarına başvuranlar için ALES veya eş değer puanın %50’sinin, lisans/yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %40’ının ve yabancı dil puanının %10’unun toplamı esas alınarak yapılacak sıralamaya göre başvuranlar sözlü ve/veya yazılı sınava çağrılır.</p>

<p>b) ALES şartı aranmayan ana bilim/ana sanat dallarında ise lisans/yüksek lisans not ortalamasının %70’inin ve yabancı dil puanının %30’unun toplamı esas alınarak yapılacak sıralamaya göre başvuranlar sözlü/yetenek/portfolyo ve/veya yazılı sınava çağrılır.</p>

<p>(3) Lisansüstü programlara başvuran adayların yerleştirme başarı puanı hesaplamasında;</p>

<p>a) Tezli yüksek lisans/doktora programlarına başvuran adaylar için; ALES veya eş değer puanın %50’sinin, lisans/yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %20’sinin, yabancı dil puanının %10’unun ve sözlü ve/veya yazılı sınav puanının %20’sinin toplamı alınarak başarı puanı hesaplanır.</p>

<p>b) ALES şartı aranmayan tezli yüksek lisans/sanatta yeterlik programlarına başvuran adaylar için; lisans/yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının %50’sinin, yabancı dil puanının %10’unun ve sözlü/yetenek/portfolyo sınav puanının %40’ının toplamı alınarak başarı puanı hesaplanır.</p>

<p>c) Tezsiz yüksek lisans programına başvuran adaylar için; lisans mezuniyet not ortalamasının %60’ı ile yabancı dil puanının %40’ının toplamı alınarak başarı puanı hesaplanır. ALES puanının istenildiği durumlarda; ALES veya eş değer puanın %50’sinin, lisans mezuniyet not ortalamasının %40’ının ve yabancı dil puanının %10’unun toplamı alınarak başarı puanı hesaplanır. Yabancı dil puanı olmayan adayın puanı sıfır olarak değerlendirilir.</p>

<p>(4) Sözlü ve/veya yazılı sınav notu; tezli yüksek lisans programlarında 100 üzerinden 60 puan, doktora/sanatta yeterlik programlarında sanat sınavı/dosya değerlendirme notu 100 üzerinden 70 puanın altında olan adaylar başarısız sayılır.</p>

<p>(5) Sözlü ve yazılı sınavın bir arada uygulandığı programlarda sözlü notunun %50’si ve yazılı sınav notunun %50’si alınarak hesaplama yapılır.</p>

<p>(6) Tezli yüksek lisans/doktora/sanatta yeterlik programlarına başvuran adaylardan sözlü ve/veya yazılı sınava alınacakların sayısı ilan edilen kontenjanın en az üç katı ile sınırlandırılabilir.</p>

<p>(7) Değerlendirmede sözlü ve yazılı sınavın beraber istendiği durumlarda, yazılı sınava girmeyen ya da başarısız olan adaylar sözlü sınava giremezler.</p>

<p>(8) Yerleştirme başarı puanının eşit olması halinde sırasıyla; ALES şartı arananlarda ALES, eşitlik bozulmazsa sırasıyla lisans/yüksek lisans mezuniyet not ortalaması ve yabancı dil puanı yüksek olan adaya öncelik verilir. Sonuçlar, Enstitü tarafından ilan edilir.</p>

<p>(9) İlan edilen kontenjan dâhilinde başarılı olan asıl adayların %50’sini geçmemek üzere yedek öğrenci listeleri Enstitü Müdürlüğü tarafından ilan edilir.</p>

<p>(10) Yazılı sınavlarda sınav evrakı, sözlü sınavlarda ise adaya sorulan soru-cevapları belirten tutanak sınava müteakip üç iş günü içinde Enstitüye teslim edilir.</p>

<p>(11) Mezuniyet not ortalamalarının dönüşüm hesabında, Yükseköğretim Kurulunun 4’lük not sisteminin 100’lük sistemde eş değerliğinin gösterildiği tablo dikkate alınır.</p>

<p>(12) Tezli yüksek lisans programlarına öğrenci kabulü ve başvuru değerlendirmelerinde yabancı dil puanı olmayan adayın puanı sıfır olarak kabul edilir.</p>

<p><strong>Yabancı uyruklu öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Rektörlük, yabancı uyruklu öğrenci kabul edilecek lisansüstü programlarını, başvuru koşullarını, son başvuru tarihini, istenen belgeleri, kontenjanları ve diğer hususları ilgili EABD/EASD akademik kurulu görüşü, EYK kararı ve Senato onayı doğrultusunda ilan eder. Bu kontenjanlar ilanda ayrıca gösterilir. Bu şartların dışında yabancı uyruklu öğrenci alımı yapılamaz.</p>

<p>(2) Yurt içi ve/veya yurt dışındaki üniversitelerin lisans ve/veya yüksek lisans programlarından mezun olan yabancı uyruklu adayların lisansüstü programlara kabulü aşağıdaki şartlar ile değerlendirilir:</p>

<p>a) YÖK tarafından denkliği/tanınırlığı kabul edilmiş lisans veya tezli yüksek lisans diplomasına sahip olmaları gerekir.</p>

<p>b) Yüksek lisans başvuruları için lisans mezuniyet ortalamasının 4.00 üzerinden asgari 2.50; doktora başvuruları için yüksek lisans mezuniyet not ortalamasının 4.00 üzerinden asgari 3.00 olması gerekir.</p>

<p>c) Yabancı uyruklu olup Türkiye dışındaki bir yükseköğretim kurumundan mezun olan adayların ALES’e veya bu sınav için Üniversitelerarası Kurul tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası sınavlara girme şartı aranmaz. Fakat Türkiye içindeki bir yükseköğretim kurumundan mezun olan yabancı uyruklu adaylar için programın ilan edilen ALES puan türünden tezli yüksek lisans programı için en az 55 puan, doktora programı için en az 65 puan almaları gerekir.</p>

<p>ç) Eğitim dili Türkçe olan yüksek lisans ve doktora programlarına başvuran yabancı uyruklu adaylardan başvuru sırasında Türkçe dil yeterlik belgesi istenir. Belgenin, Türkiye’deki devlet üniversitelerinin dil merkezlerinden veya Yunus Emre Enstitüsünden alınmış en az C1 seviyesinde olması gerekir. Yurt içindeki veya yurt dışındaki herhangi bir yükseköğretim kurumunda eğitim dili Türkçe olan bir lisans veya lisansüstü programdan mezun olan ve belgeleyen yabancı uyruklu adaylardan Türkçe dil yeterlik belgesi istenmez.</p>

<p>d) Türkçe yeterlik belgesine sahip olmayan yabancı uyruklu adaylar, diğer başvuru şartlarını taşımaları halinde, Türkçe öğrenme şartlı ön kabul elde eder. Bu durumda olan adaylar, Üniversitede uluslararası öğrencilere yönelik düzenlenen Türkçe öğretim programına katılır. Bir sonraki sınav döneminde yapılacak olan Türkçe yeterlik sınavı sonucuna göre başarılı olan adaylar öğrenime başlar. Türkçe öğretim programından en fazla iki eğitim öğretim yılı kadar sürede yeterlik alamayanların Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>e) Yabancı dilde öğretim yapılan lisansüstü programlara başvuruda bulunan yabancı uyruklu adayların, öğretim göreceği dil ana dilinden farklı ise, ilgili programdaki yabancı dildeki yeterliliğini belgelemek zorundadır. Bunun için Üniversitelerarası Kurul tarafından eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarının birisinden en az 70 puan alması gerekir.</p>

<p>f) Eğitim dili Türkçe olan doktora programlarına başvuruda bulunan yabancı uyruklu adayların kabulünde anadilleri dışında, YÖK/ÖSYM tarafından kabul edilen merkezî yabancı dil sınavlarından birinden en az 55 puan veya eş değerliği kabul edilen uluslararası yabancı dil sınavlarından birinden denk bir puan almış olması gerekir.</p>

<p>g) Yabancı uyruklu olup Türkiye dışındaki bir yükseköğretim kurumundan mezun olan adayların yüksek lisans programına yerleştirilmesi, lisans diplomasının not ortalamasına göre yapılır. Türkiye içindeki bir yükseköğretim kurumundan mezun olan yabancı uyruklu adayların yüksek lisans programına yerleştirilmesinde ALES puanının %60’ı, lisans diploma notunun %40’ı esas alınır. Eşitlik halinde diploma notu yüksek olanlara öncelik verilir.</p>

<p>ğ) Yabancı uyruklu olup Türkiye dışındaki bir yükseköğretim kurumundan yüksek lisans mezunu olan adayların, doktora programına yerleştirilmesi yüksek lisans mezuniyet notunun %60’ı, yabancı dil puanının %40’ı esas alınarak yapılır. Türkiye içindeki bir yükseköğretim kurumundan mezun olan yabancı uyruklu adayların doktora programına yerleştirilmesinde ALES puanının %50’si, yüksek lisans mezuniyet notunun %25’i, yabancı dil puanının %25’i esas alınır. Eşitlik halinde ALES puanı yüksek olanlara öncelik verilir.</p>

<p>(3) Yabancı uyruklu adayların başvuruda lisans veya tezli yüksek lisans mezuniyet belgeleri ile not dökümlerinin aslı ve onaylı Türkçe tercümelerini Enstitüye teslim etmeleri zorunludur.</p>

<p><strong>Bilim/sanat dalı sınav jürilerinin belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8-</strong> (1) Lisansüstü programlarına öğrenci kabulü ile ilgili sınav jürileri; ilgili EABD/EASD akademik kurulunun önereceği ve EYK tarafından belirlenen en az üç asıl ve iki yedek üyeden oluşur. Sözlü/yetenek/portfolyo ve/veya yazılı sınav EYK tarafından görevlendirilen ilgili sınav jürisi tarafından yapılır.</p>

<p><strong>Özel şartlı öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Özel şartlı öğrenci kontenjanları tezli yüksek lisans programları için açılır ve her yarıyıl iki öğrenci ile sınırlıdır. Bu bağlamda;</p>

<p>a) Engelli öğrenci adayları, 20/2/2019 tarihli ve 30692 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkında Yönetmeliğe göre çalışma güçlerinin en az %40’ından yoksun olduklarını sağlık kurulu raporu ile belgelendirmek zorundadır.</p>

<p>b) Gazi, gazi yakınları ve birinci derece şehit yakınları durumlarını belgelendirmek zorundadır.</p>

<p>c) Sporcu adayları; Avrupa Şampiyonaları, Dünya Şampiyonaları veya Olimpiyat Oyunlarında ilk üç dereceye girmiş olduklarını belgelendirmek zorundadır.</p>

<p>(2) Özel şartlı öğrenci başarı değerlendirmesi; ilgili sınav jürisi tarafından ALES notunun %50’si, lisans mezuniyet notunun %50’si alınarak belirlenir.</p>

<p><strong>Özel öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bir yüksek lisans, doktora ya da sanatta yeterlik programına kayıtlı olan öğrenciler, Üniversitedeki lisansüstü derslere, kayıtlı oldukları EABD/EASD başkanlığının onayı ve EYK kararı ile özel öğrenci olarak kabul edilebilir. Özel öğrenci statüsüne kabul edilenler öğrencilik haklarından yararlanamazlar. Bu öğrencilere kimlik kartı verilmez, askerlik işlemleri yürütülmez.</p>

<p>(2) Lisansüstü derslere kabul edilen öğrencilerin özel öğrenci olarak aldıkları ve başarılı oldukları derslerin muafiyet işlemleri kayıtlı oldukları ilgili EABD/EASD başkanlığı önerisi ve EYK kararıyla yapılır.</p>

<p>(3) İlgili yarıyılda kayıtlı öğrencisi bulunmayan derslere özel öğrenci kabul edilmez. Özel öğrenci herhangi bir lisans programından ders, seminer, uzmanlık alan ve tez çalışması derslerini alamaz.</p>

<p>(4) Özel öğrenci, ders kayıt dönemi sonunda almış olduğu dersin açılmaması durumunda, akademik takvimde belirtilen ekle-sil süresinin bitimini izleyen iki iş günü içerisinde EABD/EASD başkanlığının uygun görüşüne istinaden Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak ders değişikliği talebinde bulunabilir.</p>

<p>(5) Özel öğrencilere herhangi bir diploma veya ünvan verilmez. Ancak kendilerine, Enstitüden aldıkları derslerin notlarını gösteren transkript ve özel öğrenci olduklarına dair bir belge verilebilir.</p>

<p>(6) Özel öğrenci kontenjanları ilan edilen kontenjanın %20’sini geçemez.</p>

<p>(7) Özel öğrenciler, dönemlik öğrenim ücretini ödemekle yükümlüdürler.</p>

<p>(8) Özel öğrenci başvuruları EABD/EASD başkanlıklarının talebi doğrultusunda Enstitü Müdürlüğü tarafından belirlenen süre içinde “Özel Öğrenci Başvuru Formu” ile alınır. Süresi dışında yapılan başvurular kabul edilmez.</p>

<p>(9) Enstitü Müdürlüğü tarafından kontenjan belirlenmiş ve başvurunun birden fazla olduğu durumlarda, özel öğrencilerin alım değerlendirmesi; yüksek lisans programına başvuranlar için lisans, doktora programına başvuranlar için yüksek lisans genel not ortalaması esas alınarak başarı sıralaması 4’lük not sistemine göre yapılır. Özel öğrenci başvurularında sadece yüzlük not sisteminde genel not ortalaması bulunan adayların not dönüşümlerinde Yükseköğretim Kurulu Başkanlığının not dönüşüm tablosu kullanılır.</p>

<p>(10) Özel öğrencilerin alabileceği derslerin belirlenmesinde EABD/EASD başkanlığı ve EYK yetkilidir.</p>

<p>(11) Özel öğrencilerin derse devamı, sınav, başarı değerlendirmesi, disiplin ve benzeri hususlardaki durumları, Enstitü öğrencilerine uygulanan esaslarla aynı olup bu konularda ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Yatay geçiş yolu ile öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bir yükseköğretim kurumunun lisansüstü programında, en az bir yarıyılı tamamlamış olan, tezli yüksek lisans programları için tez aşamasına geçmeyen, doktora/sanatta yeterlik programları için ise yeterlik sınavına başvurmayan başarılı bir öğrenci, EABD/EASD’nin görüşü ve EYK kararıyla eş değer diploma programlara yatay geçiş yoluyla kabul edilebilir.</p>

<p>(2) Yatay geçiş başvuruları ilanda belirlenen süre içinde yapılır. Yatay geçiş kontenjanı, lisansüstü programlar için ilan edilmiş öğrenci kontenjanının %50’sini aşmayacak şekilde belirlenir. Yatay geçiş kontenjanları, ilgili EABD/EASD başkanlıklarının önerisi, EYK kararı ve Senatonun onayı ile belirlenir. Bu kontenjan ve başvuru koşulları ilanda ayrıca gösterilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin yüksek lisans düzeyinde yatay geçişi için; genel not ortalamasının 4.00 üzerinden en az 2.50, 100 üzerinden en az 75, doktora düzeyinde ise genel not ortalamasının 4.00 üzerinden en az 3.00, 100 üzerinden en az 80 olması gerekir. Öğrencinin intibakı, başvurduğu EABD/EASD'de almamış olduğu dersler göz önünde bulundurularak EYK kararıyla yapılır.</p>

<p>(4) Yatay geçişle bir programa kaydolan öğrencinin programının tamamlanabilmesi için kullanacağı süre, daha önce kullandığı süre de dâhil olmak üzere, bu Yönetmelikte yer alan program süresi ile sınırlıdır.</p>

<p>(5) Yatay geçiş yolu ile öğrenci kabulü başarı değerlendirmesi; transkript notuna (ağırlıklı genel not ortalaması) göre en yüksek puandan aşağıya doğru sıralama alınarak yapılır.</p>

<p>(6) Yatay geçiş başvurusunda istenen belgeler şunlardır:</p>

<p>a) Öğrenci belgesi.</p>

<p>b) Transkript.</p>

<p>c) Onaylı ders içerikleri.</p>

<p>ç) Disiplin cezası almadığına dair belge.</p>

<p><strong>Bilimsel hazırlık programına öğrenci kabulü</strong></p>

<p><strong>MADDE 12-</strong> (1) Yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programlarına kabul edilen, ancak lisans/yüksek lisans derecesini başvurdukları lisansüstü programından farklı alanlarda yapmış olanlara, eksikliklerini gidermeleri amacıyla bilimsel hazırlık programı uygulanabilir. Bilimsel hazırlık programı kapsamında öğrencinin alması gereken dersler EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK kararıyla belirlenir. Bilimsel hazırlık programı öğrencisi, iki yarıyıl içinde EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK’nın onayıyla en az dört, en çok altı derslik bilimsel hazırlık programı derslerini almak ve başarmak zorundadır.</p>

<p>(2) Bilimsel hazırlık dersleri, lisansüstü programını tamamlamak için gerekli görülen derslerin yerine geçmez. Bilimsel hazırlık programındaki bir öğrenci, EABD/EASD başkanlığının teklifi ve EYK onayı ile yüksek lisans bilimsel hazırlık derslerini Enstitü bilimsel hazırlık programlarından; doktora/sanatta yeterlik programlarına kabul edilen bilimsel hazırlık öğrencileri ise bilimsel hazırlık programlarındaki dersleri yüksek lisans programlarından alabilirler. Alınacak dersler EABD/EASD akademik kurulunun teklifi ve EYK kararı ile tespit edilir. Ancak zorunlu hallerde EABD/EASD akademik kurulunun teklifi ve EYK kararı ile lisans programlarından ders alınabilir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programında başarılı sayılmak için bir yüksek lisans öğrencisinin, bu programdaki her dersten en az CB notu alması ve en az 2.50 genel not ortalaması elde etmesi; bir doktora/sanatta yeterlik öğrencisinin ise her dersten en az BB notu alması ve en az 3.00 genel not ortalaması elde etmesi gerekir. Bilimsel hazırlık programı ile ilgili devam, sınavlar ve diğer hususlarda ilgili mevzuat hükümleri uygulanır.</p>

<p>(4) Bilimsel hazırlık programında geçirilecek süre en fazla iki yarıyıldır. Yaz okulu, hazırlık programının süresine dâhil edilmez. Bu süre Senato tarafından belirlenmiş haklı ve geçerli nedenlere bağlı süreler dışında uzatılamaz ve süre sonunda başarılı olamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir. Bu programda geçirilen süre ilgili mevzuat hükümlerince belirlenen yüksek lisans veya doktora/sanatta yeterlik programı sürelerine dâhil edilmez.</p>

<p>(5) Bilimsel hazırlık programı uygulanacak alanlar, öğrenci kabulü için verilen ilanda belirtilir.</p>

<p><strong>Katkı payı ve öğrenim ücreti</strong></p>

<p><strong>MADDE 13-</strong> (1) Katkı payı ve/veya öğrenim ücreti ödemesi gereken öğrenciler, güz ve bahar yarıyılları başında akademik takvimde belirtilen tarihlerde ücretlerini ödemekle yükümlüdür. Süresi içinde katkı payı veya öğrenim ücretini ödemeyen ve mazeretleri EYK tarafından kabul edilmeyen öğrenciler o dönem için kayıt yaptıramaz ve öğrencilik haklarından yararlanamaz.</p>

<p><strong>Lisansüstü programlara kayıt</strong></p>

<p><strong>MADDE 14-</strong> (1) Lisansüstü programlara giriş sonuçları Enstitü internet sayfasında ilan edilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlara kayıt hakkı kazananlar, akademik takvimde belirtilen süre içinde istenilen belgelerle Enstitüye başvurarak kesin kayıtlarını yaptırmak zorundadır. Süresi içinde kesin kayıt yaptırmayan asıl adaylar mazeretleri dikkate alınmaksızın kayıt hakkını kaybeder.</p>

<p>(3) İlgili programlarda boş kontenjan kalması durumunda yedek liste ilanına çıkılır. Yedek listede olan öğrenci kayıt yaptırmadığı takdirde ikinci yedek liste ilanına çıkılmaz. Asıl listedeki adaylar, yedek liste başvuru tarihleri arasında kayıt yaptıramaz.</p>

<p>(4) Kesin kayıt işlemini tamamlayan öğrenciler akademik takvimde belirtilen kayıt yenileme tarihleri arasında ders kaydını yaptırmak zorundadır.</p>

<p>(5) Tezsiz yüksek lisans programları hariç, aynı anda birden fazla lisansüstü programa kayıt yaptırılamaz ve devam edilemez.</p>

<p><strong>Kayıt yenileme</strong></p>

<p><strong>MADDE 15-</strong> (1) Öğrenciler, akademik takvimde belirtilen süre içinde, o yarıyılda EABD/EASD’de açılan dersler arasından öğrenci bilgi sistemi üzerinden derslerini seçip danışmanlarının onayı ile kayıtlarını yenilemek zorundadırlar. Yeni kayıt yaptıran öğrenciler için sadece ders seçme işlemi yapılır.</p>

<p>(2) İlgili mevzuat hükümlerine göre katkı payını ödemeyen ve mazeretleri EYK tarafından kabul edilmeyen öğrencilerin kayıtları yenilenmez ve katkı payı ödemedikleri süre içinde kendilerine öğrenci belgesi verilmez ve askerlik tecil işlemleri yapılmaz.</p>

<p>(3) Öğrencilerin lisansüstü programa ilk kayıt yaptırdıkları tarihten itibaren mazeretsiz olarak kayıt yenileyip yenilemediklerine bakılmaksızın geçirdikleri tüm yarıyıllar azami öğrenim süresine sayılır.</p>

<p>(4) Öğrenciler her yarıyıl, akademik takvimde belirtilen tarihlerde kayıt oldukları programın asgari sürelerini aşmaları durumunda katkı payı ve/veya öğrenim ücretini ödemek zorundadır.</p>

<p>(5) Tezli yüksek lisans programı öğrencilerinin tez çalışması ve uzmanlık alan dersine kayıt yapabilmeleri için tez konularının EYK’da kabul edilmesi ve tüm derslerini başarı ile tamamlamaları gerekir.</p>

<p>(6) Danışman; akademik takvimde belirtilen süreler içinde öğrencinin seçmiş olduğu dersleri onaylamakla yükümlüdür.</p>

<p>(7) Tez aşamasındaki öğrenci, ikinci danışmanı bulunması halinde tez çalışması ve uzmanlık alan dersini birinci danışmanından alır.</p>

<p>(8) Kayıt yenilemeyen öğrencilerin mazeret başvuruları akademik takvimde belirtilen süre içinde alınır.</p>

<p>(9) Sağlık, doğal afet, tutukluluk, mahkûmiyet ve EYK tarafından kabul edilebilecek diğer nedenlerle özel durumlarını belgeleyen öğrencilerin mazeretleri EYK tarafından değerlendirilir. Mücbir sebep durumları hariç süresi dışındaki başvurular değerlendirmeye alınmaz.</p>

<p>(10) Üniversite tarafından, afet ve salgınlarda tez aşamasındaki lisansüstü eğitim öğrencilerine talepleri halinde bir dönem, afet veya salgının aşamasına göre tekrar başvurmaları durumunda bir dönem daha olmak üzere en fazla iki dönem ek süre verilebilir; verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(11) Doğum yapan lisansüstü kadın öğrencilere talepleri halinde doğum sonrası iki dönem ek süre verilebilir, verilen bu ek süreler azami süreden sayılmaz.</p>

<p>(12) Kayıt yenilemeyen öğrenci, kayıt yenilemediği dönemde öğrencilik haklarından yararlanamaz ve kayıt yenilemediği yarıyıl öğrenim süresinden sayılır. Kayıt yenilemeyen öğrenciler, kayıt yenilemedikleri yarıyılda yeterlik, tez önerisi, tez izleme sınavlarına katılamazlar ve tezlerini teslim edemezler.</p>

<p><strong>Ders değiştirme, ders muafiyeti ve uzaktan eğitim/ikinci öğretim programlarından ders alma</strong></p>

<p><strong>MADDE 16-</strong> (1) Ders değiştirme ile ilgili olarak aşağıdaki hususlara riayet edilir:</p>

<p>a) Akademik takvimde belirtilen süreler içerisinde öğrenciler, danışmanın onayı ile ders değişikliği yapabilir. Bu süreler dışında ders değişikliği işlemi yapılamaz.</p>

<p>b) Danışmanın bulunmadığı zorunlu hallerde (yurt dışı görevlendirme, hastalık, idari izin) ilgili EABD/EASD başkanlığının onayı ile ders değiştirme işlemi Enstitü tarafından yapılabilir.</p>

<p>(2) Aktarılacak krediler/ders muafiyeti ile ilgili olarak aşağıdaki hususlara riayet edilir:</p>

<p>a) Lisansüstü programlara yatay geçiş yapan veya daha önce devam ettiği herhangi bir yükseköğretim kurumu lisansüstü programlarında başarılı olduğu eş değer dersler için kredi aktarma/muafiyet talebinde bulunmak isteyen öğrenci yarıyılın ilk iki haftası içinde Enstitü Müdürlüğüne başvuruda bulunur. Başvurular, ilgili EABD/EASD komisyonları tarafından değerlendirilir ve EYK tarafından karara bağlanır.</p>

<p>b) Üniversitede kazanılan kredilerin başarı notunun tezli yüksek lisans için en az CB, doktora/sanatta yeterlik için en az BB olması gerekir.</p>

<p>c) Üniversite dışında kazanılan kredilerin başarı notunun tezli yüksek lisans için en az BB, doktora/sanatta yeterlik için en az BA veya belirtilen harf notlarına eş değer bir puan olması gerekir.</p>

<p>ç) Muafiyet istenen dersin zorunlu veya seçmeli olması durumuna bakılmaksızın, program eş değerliği dikkate alınarak başarılı olma ve ders içeriği uyumu şartı ile kredi/AKTS değerlerinden birine göre karar verilir.</p>

<p>d) Tezsiz yüksek lisans programı dersleri için muafiyet talebinde bulunulamaz.</p>

<p>(3) İkinci öğretim ve uzaktan eğitim tezsiz yüksek lisans programlarına kayıtlı öğrenciler, farklı tezsiz yüksek lisans programlarından en fazla üç ders alabilirler. Zorunlu durumlarda alınabilecek ders sayısı EYK kararı ile arttırılabilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Yüksek Lisans Programları</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 17-</strong> (1) Yüksek lisans programı, tezli ve tezsiz olmak üzere iki şekilde yürütülebilir.</p>

<p>(2) İlgili mevzuat hükümleri doğrultusunda, öğretim elemanı ve öğrencilerin aynı mekânda bulunma zorunluluğu olmaksızın, bilgi ve iletişim teknolojilerine dayalı olarak öğretim faaliyetlerinin planlandığı ve yürütüldüğü lisansüstü uzaktan öğretim programları açılabilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 18- </strong>(1) Tezli yüksek lisans programının amacı; öğrenciye bilimsel araştırma yapma becerisinin yanında bilgiye erişme, değerlendirme, yorumlama, eleştiri ve çözüm önerisi getirebilme yetkinliğini kazandırmaktır. Tezli yüksek lisans programları ikinci öğretim programı olarak da yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans ders ve kredi yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 19-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programı toplam 21 krediden az olmamak koşuluyla en az yedi ders, bir seminer dersi ve tez çalışmasından oluşur. Tezli yüksek lisans programı bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla seminer dersi dâhil en az sekiz ders ve tez çalışması olmak üzere toplam en az 120 AKTS kredisinden oluşur. Seminer dersi, uzmanlık alan dersi ve tez çalışması yeterli veya yetersiz olarak değerlendirilir ve ortalamaya katılmaz.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok iki tanesi lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması koşulu ve danışman onayı ve EYK kararı ile lisans derslerinden seçilebilir. Ayrıca Enstitü ana bilim/ana sanat dalı başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile farklı ana bilim dallarından veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan derslerden en fazla iki ders seçebilir. Öğrencinin kayıtlı olduğu program dışından alabileceği dersler, programı tamamlamak için alması gereken toplam kredisinin %50’sini aşamaz. Diğer yükseköğretim kurumlarından ders alındığı takdirde de bu suretle alınan derslere ait başarı durumu, bu Yönetmelikte mevcut değerlendirme sistemine göre değerlendirilir ve EYK kararı ile kesinleştirilir. Öğrenci, doktora programlarından ders alamaz.</p>

<p>(3) Öğrencinin lisans eğitimi sırasında almış olduğu dersler lisansüstü öğreniminde ders yüküne ve kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans başarı denetlemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 20-</strong> (1) Tezli yüksek lisans yapan öğrencinin tez aşamasına geçebilmesi için seminer dersi ve diğer derslerini başarı ile tamamlaması ve ağırlıklı genel not ortalamasının 2.50'den az olmaması gerekir. Öğrenci, azami ders alma süresi içinde ortalama şartını sağlayıncaya kadar tekrar veya yeni ders almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 21-</strong> (1) Tezli yüksek lisans programının süresi bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç, kayıt olunan programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere her yarıyıl kayıt yaptırıp yaptırılmadığına bakılmaksızın dört yarıyıl olup program en çok altı yarıyılda tamamlanır.</p>

<p>(2) Dört yarıyıl sonunda öğretim planında yer alan kredili derslerini ve seminer dersini başarıyla tamamlayamayan veya bu süre içerisinde 2.50 not ortalamasını sağlayamayan, azami süreler içerisinde ise iki yarıyıl üst üste tez çalışmasında başarısız olan veya tez savunmasına girmeyen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini, seminer dersini ve tez çalışmasını başarı ile tamamlamış ve ağırlıklı genel not ortalaması en az 2.50 olan öğrenciler üç yarıyılda mezun olabilirler.</p>

<p>(4) Azami süreler içinde tez savunma sınavına girerek, tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrencilere kullandırılan üç aylık ek süre azami süreye dahil değildir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tez konusunun belirlenmesi, değiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 22-</strong> (1) Öğrencinin en geç ikinci yarıyıl sonuna kadar danışmanı ile belirlediği tez konusunu EABD/EASD başkanlığına teslim etmesi gerekir. EABD/EASD başkanlığı tarafından Enstitüye gönderilen tez önerisi EYK kararı ile kesinleşir. Tez konusunun etik kurulu onayı gerektirdiği durumlarda danışmanın teklifi doğrultusunda etik kurulu onayı alınır.</p>

<p>(2) Öğrencinin, tez çalışması ve uzmanlık alan dersini alabilmesi için tez önerisinin EYK tarafından kabul edilmesi gerekir. Tez önerisi EYK tarafından kabul edilmeyen öğrenci, tez çalışması ve uzmanlık alan dersine kayıt yaptıramaz.</p>

<p>(3) Tez konusu değişikliği; danışmanın onayı ve EYK kararı ile kesinleşir.</p>

<p>(4) Dönem başında tez konusu değiştiren öğrenci, öğrenim süresi içinde EYK karar tarihinden itibaren en erken ilgili dönem sonunda tezini teslim edebilir.</p>

<p>(5) Dönem içerisinde tez konusu değiştiren öğrenciler en erken takip eden yarıyılda tezini teslim edebilir.</p>

<p><strong>Yüksek lisans tezinin sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 23-</strong> (1) Yüksek lisans tezinin sonuçlandırılması için öğrencinin;</p>

<p>a) Tezini EYK tarafından belirlenen tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazarak danışmanına sunması,</p>

<p>b) Tezin danışmanı tarafından intihal programında incelenmesi,</p>

<p>c) Danışmanın tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüş yazısı ile birlikte tezi Enstitüye teslim etmesi,</p>

<p>ç) Senato tarafından belirlenen yüksek lisans yayın ve/veya proje koşullarını sağlaması,</p>

<p>d) Tezini jüri önünde sözlü olarak savunması,</p>

<p>gerekir.</p>

<p><strong>Tez savunma jürisi</strong></p>

<p><strong>MADDE 24-</strong> (1) Tez savunma jürisinin oluşturulmasına ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Jüri, danışman ve ilgili EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile atanır. Jüri; öğrencinin danışmanı, en az biri Üniversite dışından olmak üzere üç öğretim üyesinden oluşur. Bu kapsamda tez danışmanı ve ilgili EABD/EASD başkanlığı, söz konusu EABD/EASD’nin bilim dalları içinden üç, Üniversite dışından üç olmak üzere toplam altı öğretim üyesi önerir. EABD/EASD başkanlığı ilgili evrakları üç iş günü içerisinde EYK’da görüşülmek üzere Enstitü Müdürlüğüne gönderir. Gerekli görülmesi durumunda EYK önerilen jüri üye sayısını artırabilir. İkinci danışman oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir.</p>

<p>b) EYK, önerilen öğretim üyeleri arasından sıralamaya bakmaksızın savunma jürisini oluşturur. Önerilen jüri üyelerinin uzmanlık alanları ile öğrencinin tez konusunun uyumlu olması gerekir. EYK gerekli gördüğü durumlarda tez konusuyla çalışmaları uyumlu yeni jüri üyeleri teklif edilmesini EABD/EASD başkanlığından talep edebilir.</p>

<p>c) İlgili alana ait tez yazım kılavuzuna uygun olarak hazırlanmayan tezlerin, EYK tarafından savunma jürileri oluşturulmaz.</p>

<p><strong>Tez savunma sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 25-</strong> (1) Tez savunma sınavıyla ilgili esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Danışman söz konusu teze ilişkin intihal yapılmadığına dair raporunu EABD/EASD aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>b) Öğrenci, Enstitü tarafından kendisine jüri bilgisinin tebliğ edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde tezini yedek üyeler de dâhil olmak üzere jüri üyelerine imza karşılığı şahsen, kargo ile veya jüri üyesinin kurumsal e-posta adresine göndermek sureti ile ulaştırır. Tez savunması, danışmanın önerisi üzerine yüz yüze, çevrim içi veya karma usul şeklinde yapılabilir. Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren yedi günden erken olmamak üzere en geç otuz gün içinde toplanarak öğrenciyi tez savunma sınavına alır.</p>

<p>c) Mazeretleri nedeniyle jüriye katılamayacak üyeler, katılamama gerekçelerini tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren en geç yedi gün içinde öğrencinin danışmanına ve Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak bildirir.</p>

<p>ç) Tez savunma sınavına mazeretsiz olarak katılmayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>d) Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümlerinden oluşur. Savunma sınavı dinleyiciye açık olarak yapılır. Sınav esnasında öğrenciye yalnız jüri üyeleri soru sorabilir.</p>

<p>e) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri üyeleri, tez çalışmasını salt çoğunlukla başarılı/başarısız veya düzeltme kararı ile değerlendirir. Bu karar danışman tarafından tez savunma sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>f) Tezi başarısız bulunarak reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>g) Düzeltme kararının verilmesi halinde, tezin düzeltilmesi için öğrenciye en fazla üç ay süre tanınır. Öğrenci düzeltme sınavı tarihinden en az on beş gün önce düzeltme kararı veren jüriye tezini teslim eder ve aynı jüri önünde tezini yeniden savunur.</p>

<p>ğ) Düzeltme kararı sonunda belirtilen süre içerisinde tez savunma sınavına mazeretsiz olarak katılmayan ya da savunma sınavı sonunda başarısız sayılan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>h) Tezi reddedilen öğrencinin talepte bulunması halinde, tezsiz yüksek lisans programının ders kredi yükü, proje yazımı ve benzeri gereklerini yerine getirmiş olması kaydıyla kendisine tezsiz yüksek lisans diploması verilir. Öğrenci, geçiş işlemi için dilekçesi ve transkripti ile Enstitü Müdürlüğüne başvurur. Geçiş işlemi EABD/EASD başkanının görüşü ve EYK kararı ile sonuçlandırılır.</p>

<p><strong>Tezli yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 26-</strong> (1) Tez sınavında başarılı olan öğrenci; tez savunma sınav tarihini takip eden bir ay içerisinde, tezinin üç adet ciltlenmiş nüshasını, Enstitü tarafından istenen belge ve dokümanları tamamlayarak Enstitüye teslim eder. EYK kararı ile öğrenci yüksek lisans derecesi almaya hak kazanır.</p>

<p>(2) EYK, talep halinde tezin teslim süresini en fazla bir ay uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını veya geçici mezuniyet belgesini alamaz, öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(4) Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(5) Diplomaya öğrencinin mezuniyet tarihi, diploma numarası ve T.C. kimlik numarası yazılır. Öğrenciye diploma ile birlikte program süresince almış olduğu derslerin not dökümü verilir.</p>

<p>(6) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde yüksek lisans tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programı</strong></p>

<p><strong>MADDE 27-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programı, öğrenciye mesleki konularda bilgi kazandırarak mevcut bilginin uygulamada nasıl kullanılacağını gösterir. Tezsiz yüksek lisans programı ikinci lisansüstü öğretimde de yürütülebilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans ders ve kredi yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 28-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programı; toplam 30 krediden ve 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla, EABD/EASD başkanlığının öngördüğü zorunlu ve seçmeli en az on ders ile dönem projesinden oluşur. Proje dersi ortalamaya katılmaz.</p>

<p>(2) Öğrencinin alacağı derslerin en çok üç tanesi lisans öğrenimi sırasında alınmamış olması koşulu ile danışmanın onayı ve EYK kararı ile lisans derslerinden seçilebilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin lisans eğitimi sırasında almış olduğu dersler lisansüstü öğreniminde ders yüküne ve kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans başarı denetlemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 29- </strong>(1) Tezsiz yüksek lisans yapan öğrencinin; mezun olabilmesi için ağırlıklı genel not ortalamasının en az 2.50 olması gerekir. Azami süre sonunda ağırlıklı genel not ortalaması 2.50’den az olan öğrencilerin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 30-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programını tamamlama süresi, kayıt olunan programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırılmadığına bakılmaksızın en az iki yarıyıl en çok üç yarıyıldır. Bu sürenin sonunda başarısız olan veya programı tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans danışmanının belirlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 31-</strong> (1) Yeni kayıt yaptıran tezsiz yüksek lisans programı öğrencilerinin danışmanlıkları, yarıyılın ilk iki haftası içerisinde EABD/EASD akademik kurulunda görüşülür. EABD/EASD aracılığı ile Enstitüye gönderilen teklifler EYK’da karara bağlanır. EYK tarafından görevlendirilen danışman aynı zamanda öğrencinin dönem projesi danışmanlığını yürütür. Öğrencinin işlemleri danışmanı atanana kadar ilgili EABD/EASD başkanlığı tarafından yürütülür.</p>

<p><strong>Dönem projesi konusunun belirlenmesi ve değiştirilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 32-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programı öğrencisi, dönem projesini aldığı yarıyılın başladığı tarihten itibaren on beş gün içinde proje konusunu Enstitüye bildirir.</p>

<p>(2) Öğrenci, proje dersini tekrarlayacağı yarıyıl başında proje dersine tekrar kayıt olmak şartıyla proje konusu değişikliği talebinde bulunabilir.</p>

<p><strong>Dönem projesi sınavının sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 33-</strong> (1) Tezsiz yüksek lisans programı öğrencileri en erken ikinci yarıyılda proje savunma sınavına alınır. Dönem projesinin sonuçlandırılması için aşağıdaki şartların yerine getirilmesi gerekir:</p>

<p>a) Öğrencinin projesini EYK tarafından belirlenen tez/proje yazım kılavuzuna uygun biçimde yazarak danışmanına sunması.</p>

<p>b) Projenin danışman tarafından intihal programında incelenmesi.</p>

<p>c) Danışmanın projenin savunulabilir olduğuna ilişkin görüş yazısı ile birlikte projeyi Enstitüye teslim etmesi.</p>

<p>ç) Öğrencinin projesini jüri önünde sözlü olarak savunması.</p>

<p><strong>Dönem projesi savunma sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 34-</strong> (1) Proje savunma sınavı aşağıdaki esaslara göre yürütülür:</p>

<p>a) EABD başkanlığının teklifi ile EYK tarafından oluşturulmuş, biri öğrencinin proje danışmanı olmak üzere üç kişilik jüri önünde proje savunma sınavı tarihinde yapılır. Savunma sınavı dinleyiciye açık olarak yapılır.</p>

<p>b) Proje savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri üyeleri, salt çoğunlukla projeyi başarılı veya başarısız olarak değerlendirir. Bu karar jüri başkanı tarafından proje savunma sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>c) Projesi jüri tarafından başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 35-</strong> (1) Proje savunma sınavında başarılı bulunan öğrenci, proje savunma sınav tarihini takip eden bir ay içerisinde Enstitü tarafından istenen belge ve dokümanları tamamlayarak Enstitüye teslim eder. Öğrenci EYK kararı ile tezsiz yüksek lisans derecesi almaya hak kazanır.</p>

<p>(2) Tezsiz yüksek lisans diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD/EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(3) Ayrıca diplomaya öğrencinin mezuniyet tarihi, diploma numarası ve T.C. kimlik numarası yazılır. Öğrenciye diploma ile birlikte program süresince almış olduğu derslerin not dökümü verilir.</p>

<p><strong>Tezsiz yüksek lisans programından tezli yüksek lisans programına geçiş</strong></p>

<p><strong>MADDE 36-</strong> (1) Öğrenci kayıtlı olduğu tezsiz yüksek lisans programından, aynı ismi taşıyan veya Enstitü Yönetim Kurulunca eş değerliği kabul edilen tezli yüksek lisans programına Enstitünün ilan ettiği tarihler arasında geçiş yapabilir. Geçiş kontenjanı, bir program için iki öğrenci ile sınırlıdır.</p>

<p>(2) Bir tezli yüksek lisans programına geçiş yapılabilmesi için bu programa ilgili yılda öğrenci alınmış olması gerekir.</p>

<p>(3) Tezli yüksek lisans programına ALES şartını sağlamak kaydıyla geçiş yapılabilir.</p>

<p>(4) Tezsiz yüksek lisans programından mezun olmuş bir öğrenci tezli yüksek lisans programına geçiş başvurusunda bulunamaz.</p>

<p>(5) Üniversitenin tezli yüksek lisans programlarına geçiş yapmak isteyen bir öğrencinin, kayıtlı olduğu tezsiz yüksek lisans programı müfredatında en az 30 AKTS değerinde dersleri almış ve başarmış olması gerekir. Ancak, dönem projesi dersini alma ve/veya başarma şartı aranmaz.</p>

<p>(6) Öğrencinin, kayıtlı olduğu tezsiz yüksek lisans programında genel ağırlıklı not ortalamasının 4.00 üzerinden en az 3.50 olması gerekir.</p>

<p>(7) Tezsiz yüksek lisans programından tezli yüksek lisans programına geçiş yapmak isteyen öğrencilerin kabulü; ALES puanının %60’ı, tezsiz yüksek lisans genel ağırlıklı not ortalamasının %40’ı alınarak ilgili EABD sınav jürisi tarafından yapılır.</p>

<p>(8) Tezli yüksek lisans programına geçiş yapacak öğrencinin ALES’ten, başvurduğu programın puan türünden en az 70 alması ve bunu belgelemesi gerekir.</p>

<p>(9) Tezli yüksek lisans programına geçiş yapan öğrencinin daha önce kayıtlı olduğu tezsiz yüksek lisans programında almış olduğu dersler Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla tezli yüksek lisans programındaki derslerin yerine sayılabilir.</p>

<p>(10) Ders intibakı yapıldıktan sonra Enstitü Yönetim Kurulu kararıyla öğrencinin, tezli yüksek lisans programına ilişkin dersler alması istenebilir.</p>

<p>(11) Tezsiz yüksek lisans programından tezli yüksek lisans programına geçiş yapan öğrencinin önceki programında geçirdiği süre öğrenim süresi hesabına katılır.</p>

<p>(12) Tezli yüksek lisans programına geçiş yapan öğrenci, programın normal öğrenim süresini aşması halinde öğrenci katkı payını öder.</p>

<p>DÖRDÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Doktora Programı</p>

<p><strong>Programın amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 37-</strong> (1) Doktora programının amacı; öğrenciye bağımsız araştırma yapma, bilimsel olayları geniş ve derin bir bakış açısı ile irdeleyerek yorum yapma, analiz etme ve yeni sentezlere ulaşmak için gerekli adımları belirleme yeteneği kazandırmaktır.</p>

<p>(2) Doktora çalışması sonunda hazırlanacak tezin, bilime yenilik getirme, yeni bir bilimsel yöntem geliştirme, bilinen bir yöntemi yeni bir alana uygulama niteliklerinden birini yerine getirmesi gerekir.</p>

<p><strong>Ders ve kredi yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 38-</strong> (1) Doktora programı; yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için 240 AKTS ve 21 krediden az olmamak koşuluyla, EABD/EASD başkanlığının öngördüğü zorunlu ve seçmeli en az yedi ders, seminer dersi, yeterlik sınavı, tez önerisi, uzmanlık alan dersi ve tez çalışmasından oluşur.</p>

<p>(2) Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için 300 AKTS kredisinden az olmamak koşuluyla, EABD/EASD başkanlığının öngördüğü en az 42 kredilik on dört ders, seminer dersi, uzmanlık alan dersi, yeterlik sınavı, tez önerisi ve tez çalışmasından oluşur.</p>

<p>(3) Doktora programlarında öğrenci, EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK’nın onayı ile Enstitüde yer alan yüksek lisans programlarından en fazla iki ders alabilir. Farklı ana bilim dallarından veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan doktora derslerinden, yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir. Bu suretle alınan derslere ait başarı, ilgili mevzuat hükümlerince belirtilen not değerlendirme sistemine göre değerlendirilir ve EYK kararı ile kesinleştirilir. Öğrencinin kayıtlı olduğu program dışından alabileceği dersler, programı tamamlamak için alınması gereken toplam kredinin %50’sini aşamaz. Aynı EABD/EASD bünyesinde bulunan yüksek lisans ve doktora programları arasında alınan dersler, asıl programın ders sayısının %50’sini geçmemek ve daha önce alınmamış olmak koşuluyla program dışı ders olarak sayılmaz.</p>

<p>(4) Lisans dersleri ders yüküne ve doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p>(5) Öğrencinin lisans ve yüksek lisans eğitiminde başarılı olduğu dersler doktora kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Başarı denetlemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 39-</strong> (1) Doktora yapan öğrencinin; yeterlik sınavına girebilmesi için ağırlıklı genel not ortalamasının en az 3.00 olması gerekir. Öğrenci, azami ders alma süresi içinde ortalama şartını sağlayıncaya kadar tekrar veya yeni ders almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 40-</strong> (1) Doktora programı, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç kayıt olunan programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırılmadığına bakılmaksızın tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki; lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Doktora programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde derslerini başarıyla tamamlayamayan veya en az 3.00 genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Derslerini başarıyla bitiren, yeterlik sınavında başarılı bulunan ve tez önerisi kabul edilen, ancak tez çalışmasını birinci fıkrada belirtilen on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile doktora programına başvurmuş öğrencilerden, kredili derslerini ve/veya azami süresi içinde tez çalışmasını tamamlayamayanlara, doktora tezinde başarılı olamayanlara, tezsiz yüksek lisans için gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(5) Gerekli yükümlülükleri yerine getiren öğrenci, doktora programından en az üç tez izleme komitesi raporu sunması şartıyla en erken altı yarıyılda mezun olabilir.</p>

<p>(6) Azami süreler içinde tez savunma sınavına girerek tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrencilere kullandırılan altı aylık ek süre azami süreye dahil değildir.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 41- </strong>(1) Yeterlik sınavı; derslerini ve seminerini başarı ile tamamlayan öğrencinin alanındaki temel konular ve kavramlar ile doktora çalışmasıyla ilgili bilimsel araştırma derinliğine sahip olup olmadığının ölçülmesidir.</p>

<p>(2) Öğrenciler, yeterlik sınavına bir yarıyılda bir kez olmak üzere en fazla iki kez girebilirler. Yüksek lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci beşinci yarıyılın, lisans derecesi ile kabul edilen öğrenci yedinci yarıyılın sonuna kadar yeterlik sınavına girmek zorundadır. Bu süre sonunda yeterlik sınavına girmeyen öğrencilerin program ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Yeterlik sınavları, EABD/EASD başkanlığı tarafından ilgili EABD/EASD’de görev yapan öğretim üyeleri arasından önerilen ve EYK tarafından onaylanan beş kişilik doktora yeterlik komitesi tarafından düzenlenir ve yürütülür.</p>

<p>(4) Doktora yeterlik komitesi; sınavları hazırlamak, uygulamak ve değerlendirmek amacıyla, tamamı ilgili alandan olmak üzere dördü Üniversite dışından, danışman dâhil dokuz kişilik sınav jürisi önerir. Her öğrenci için en az ikisi Üniversite dışından olmak şartı ile beş kişilik yeterlik jürisi, ünvan sıralaması dikkate alınarak EYK kararı ile belirlenir. Gerekli görülmesi durumunda EYK önerilen jüri üye sayısını artırabilir. Jüri üyesi teklifi, yeterlik sınav tarihinden en az bir ay önce Enstitüye bildirilir.</p>

<p>(5) Doktora yeterlik sınavı, yazılı ve sözlü olarak iki bölüm halinde yapılır. Yazılı sınavda 100 puan üzerinden en az 80 puan alan öğrenci başarılı kabul edilir ve sözlü sınava alınır. Sözlü sınav dinleyiciye açık olarak yapılır. Öğrencinin sözlü sınavdan başarılı olabilmesi için en az 80 puan alması zorunludur. Yazılı ve sözlü sınavlarda sorulan sorular ve değerlendirme tutanak altına alınır. Sınav jürileri öğrencinin yazılı ve sözlü sınavlardaki başarı durumunu değerlendirerek öğrencinin başarılı veya başarısız olduğuna salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, EABD/EASD başkanlığı tarafından yeterlik sınavını izleyen üç gün içinde Enstitüye tutanakla bildirilir.</p>

<p>(6) Yeterlik sınavında başarısız olan öğrenci, başarısız olduğu bölümden/bölümlerden bir sonraki yarıyıl aynı jüri önünde tekrar sınava alınır. Bu süre sonunda sınava girmeyen veya ikinci yeterlik sınavında başarısız olan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(7) Mazeretleri nedeniyle jüriye katılamayacak üyeler gerekçelerini, yeterlik sınavından yedi gün önce danışmana ve Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak bildirir.</p>

<p><strong>Tez izleme komitesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 42-</strong> (1) Yeterlik sınavında başarılı bulunan öğrenci için ilgili danışman ve EABD başkanlığının önerisi ve EYK onayı ile yeterlik sınavını takip eden bir ay içinde ünvan sıralaması dikkate alınarak bir tez izleme komitesi oluşturulur.</p>

<p>(2) Danışman ve EABD başkanlığı tarafından, üç üye EABD içinden, üç üye EABD dışından olmak üzere toplam altı öğretim üyesi Enstitüye önerilir. Öğretim üyesi bulunmaması halinde EABD tarafından ilgili alanda doçentliğini almış öğretim elemanı önerilebilir. Tez izleme komitesi, danışmanından başka ilgili EABD içinden ve dışından birer üye olmak üzere EYK tarafından seçilen üç üyeden oluşur. Gerekli görülmesi durumunda EYK, önerilen jüri üye sayısını artırabilir.</p>

<p>(3) Tez önerisi savunma sınavı ile takip eden izleme sınavları söz konusu komite tarafından yapılır. İkinci danışmanın olması durumunda, ikinci danışman dilerse komite toplantılarına katılabilir.</p>

<p>(4) Tez izleme komitesinin kurulmasından sonraki dönemlerde, ilgili danışmanın talebi, EABD başkanlığının gerekçeli önerisi ve EYK kararı ile üyelerde değişiklik yapılabilir. Öğrencinin tez savunma tarihi EYK’da belirlendikten sonra tez izleme komitesi üyelerinde değişiklik yapılamaz.</p>

<p><strong>Tez önerisi savunma sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 43-</strong> (1) Doktora yeterlik sınavını başarı ile tamamlayan öğrenci, sınav tarihini takip eden en geç altı ay içinde, yapacağı araştırmanın amacını, yöntemini ve çalışma planını kapsayan tez önerisini tez izleme komitesi önünde sözlü olarak savunur. Tez konusunun etik kurulu onayı gerektirdiği durumlarda danışmanın teklifi doğrultusunda etik kurulu onayı alınır.</p>

<p>(2) Öğrenci, tez önerisi ile ilgili yazılı bir raporu sözlü savunmadan en az on beş gün önce komite üyelerine ulaştırır.</p>

<p>(3) Tez önerisi savunma sınavı, sınav tarihinden en az on beş gün önce Enstitüye danışman tarafından yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(4) EYK tarafından kabul edilmiş bir mazereti bulunmadan komiteye süresi içinde rapor sunmayan veya sınava girmeyen öğrencinin tez önerisi reddedilmiş sayılır.</p>

<p>(5) Tez izleme komitesi, öğrencinin sunduğu tez önerisinin kabul veya reddine salt çoğunlukla karar verir. Bu karar, danışman tarafından sınavı izleyen üç gün içinde ilgili Enstitüye tutanak ve tez önerisi formu ile birlikte bildirilir.</p>

<p>(6) Tez önerisinin kabul edilmesi durumunda tez konusu, EYK kararı ile onaylanır.</p>

<p>(7) Tez önerisi reddedilen öğrenci, yeni bir danışman ve/veya tez konusu seçme hakkına sahiptir. Bu durumda yeni bir tez izleme komitesi atanabilir. Programa aynı danışmanla devam etmek isteyen öğrenci üç ay içinde, danışman ve tez konusunu değiştiren öğrenci ise altı ay içinde tekrar tez önerisi savunmasına alınır. Tez önerisi bu savunmada da reddedilen öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(8) Tez öneri sınavı döneminde yurt dışında resmi görevli olan komite üyeleri veya alanıyla ilgili araştırma yapmak üzere altı aydan fazla yurt dışında bulunması gereken öğrenci sınava interaktif sistem üzerinden katılabilir.</p>

<p><strong>Tez izleme sınavları</strong></p>

<p><strong>MADDE 44-</strong> (1) Tez önerisi kabul edilen öğrenci için tez izleme komitesi, ocak-haziran ve temmuz-aralık ayları arasında birer defa olmak üzere yılda iki kez toplanır.</p>

<p>(2) İki izleme sınavı arasında en az dört ay süre olması gerekir.</p>

<p>(3) Tez önerisi savunma sınavı ile birinci tez izleme komitesi toplantısı arasında en az dört ay süre olması gerekir.</p>

<p>(4) Öğrenci tez izleme sınavı tarihinden en az bir ay önce tez izleme komitesi üyelerine bir rapor sunar. Bu raporda o ana kadar yapılan çalışmaların özeti ve bir sonraki dönemde yapılacak çalışma planı belirtilir.</p>

<p>(5) Tez izleme sınavı, sınav tarihinden en az on beş gün önce Enstitüye danışman tarafından yazılı olarak bildirilir.</p>

<p>(6) Tez izleme sınavı sonucunda öğrencinin tez çalışması, tez izleme komitesi tarafından başarılı veya başarısız olarak belirlenir.</p>

<p>(7) EYK tarafından kabul edilmiş bir mazereti bulunmadan Enstitüye süresi içinde rapor sunmayan veya sınava girmeyen öğrencinin tez izleme sınavı başarısız sayılır.</p>

<p>(8) Tez izleme sınavına katılarak veya mazeretsiz olarak tez izleme sınavına katılmayarak üst üste iki kez veya aralıklı olarak üç kez başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(9) Tez önerisi savunma sınavı sonucunda tez konusu kabul edilen, ancak takip eden tez izleme sınavları sonucunda tez konusu değişikliğinin söz konusu olduğu hallerde, komite konuya ilişkin bir rapor hazırlar ve Enstitüye sunar. EYK tarafından incelenen rapor uygun görüldüğü takdirde EYK kararı tarihi itibarıyla en geç altı ay içerisinde öğrenci tez önerisi savunma sınavına girer.</p>

<p>(10) Tez izleme komitesi tarafından tez konusu değiştirilen öğrenci, yeni bir tez önerisi hazırlamak ve en az üç tez izleme sınavına girmek ve başarılı olmak zorundadır.</p>

<p>(11) Kayıt yenileyip faaliyette bulunmayan öğrenci, tez izleme sınavından başarısız sayılır.</p>

<p>(12) Tez izleme sınavı döneminde yurt dışında görevli olan komite üyeleri veya altı aydan fazla yurt dışında bulunması gereken öğrenci sınava interaktif sistem üzerinden katılabilir.</p>

<p>(13) Tez izleme sınavı, dinleyiciye açık olarak yapılır. Sınav esnasında öğrenciye yalnız jüri üyeleri soru sorabilir.</p>

<p><strong>Doktora tezinin sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 45-</strong> (1) Doktora tezinin sonuçlandırılması için aşağıdaki hususların yerine getirilmesi gerekir:</p>

<p>a) Öğrencinin tezini EYK tarafından belirlenen tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazarak danışmanına sunması.</p>

<p>b) Tezin, danışman tarafından intihal programında incelenmesi.</p>

<p>c) Danışmanın tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüş yazısı ile birlikte tezi Enstitüye teslim etmesi.</p>

<p>ç) En az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunulması.</p>

<p>d) Senato tarafından belirlenen doktora yayın ve/veya proje koşullarının sağlanması.</p>

<p>e) Tezin Enstitüye teslim edilip jüri önünde sözlü olarak savunulması.</p>

<p>(2) Tez savunma jürisinin oluşumuna ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesi üyeleri ve ikisi başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere beş öğretim üyesinden oluşur.</p>

<p>b) Danışman ve EABD başkanlığı, tez izleme komitesi üyeleri sabit olmak üzere, farklı yükseköğretim kurumlarından dört üye önerir. EABD başkanlığı ilgili evrakları üç iş günü içerisinde EYK’da görüşülmek üzere Enstitü Müdürlüğüne gönderir. İkinci danışman oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir. Gerekli görülmesi durumunda EYK önerilen jüri üye sayısını artırabilir.</p>

<p>c) Jüri, danışman ve ilgili EABD başkanlığının önerdiği üyeler arasından sıralamaya bakılmaksızın EYK kararı ile oluşturulur. Önerilen jüri üyelerinin uzmanlık alanları ile öğrencinin tez konusunun uyumlu olması gerekir.</p>

<p>ç) Tez yazım kılavuzuna uygun olarak hazırlanmayan tezlerin EYK tarafından savunma jürileri oluşturulmaz.</p>

<p>(3) Tez savunma sınavına ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Danışman söz konusu teze ilişkin intihal yapılmadığına dair raporunu EABD aracılığıyla Enstitüye gönderir.</p>

<p>b) Öğrenci, Enstitü tarafından kendisine jüri bilgisinin tebliğ edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde tezini yedek üyeler de dâhil olmak üzere jüri üyelerine imza karşılığı şahsen, kargo ile veya jüri üyesinin kurumsal e-posta adresine göndermek sureti ile ulaştırır. Tez savunması, danışmanın önerisi üzerine yüz yüze, çevrim içi veya karma usul şeklinde yapılabilir. Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren on beş günden erken olmamak üzere en geç otuz gün içinde toplanarak öğrenciyi tez savunma sınavına alır.</p>

<p>c) Mazeretleri nedeniyle jüriye katılamayacak üyeler, katılamama gerekçelerini tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde danışmana ve Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak bildirir.</p>

<p>ç) Tez savunma sınavı dinleyiciye açık olarak yapılır.</p>

<p>d) Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümlerinden oluşur. Sınav esnasında öğrenciye yalnız jüri üyeleri soru sorabilir.</p>

<p>e) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri üyeleri, tez çalışmasını salt çoğunlukla başarılı/başarısız veya düzeltme kararı ile değerlendirir. Danışman tarafından tez savunma sınavını izleyen üç gün içinde jüri üyeleri tarafından hazırlanan jüri değerlendirme rapor formları ile birlikte tez savunma tutanağı Enstitüye teslim edilir.</p>

<p>f) Düzeltme kararının verilmesi halinde, tezin düzeltilmesi için öğrenciye en fazla altı ay süre tanınır. Öğrenci sınav tarihinden en geç on beş gün önce düzeltme kararı veren jüriye tezini teslim eder ve aynı jüri önünde tezini yeniden savunur.</p>

<p>g) Düzeltme kararı sonunda belirtilen süre içerisinde mazeretsiz olarak tez savunma sınavına katılmayan ya da savunma sınavı sonunda başarısız sayılan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>ğ) Tez savunma sınavına mazeretsiz olarak katılmayan ya da savunma sınavı sonunda başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Doktora diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 46-</strong> (1) Tez sınavında başarılı olan öğrenci; tez savunma sınav tarihini takip eden bir ay içerisinde, tezinin üç adet ciltlenmiş nüshasını, Enstitü tarafından istenen belge ve dokümanları tamamlayarak Enstitüye teslim eder. EYK kararı ile öğrenci doktora derecesi almaya hak kazanır.</p>

<p>(2) EYK, talep halinde teslim süresini en fazla bir ay uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz veya kendisine geçici mezuniyet belgesi verilmez; öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Doktora diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EABD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(4) Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(5) Diplomaya mezuniyet tarihi, diploma numarası ve T.C. kimlik numarası yazılır. Öğrenciye diploma ile birlikte program süresince almış olduğu derslerin not dökümü verilir.</p>

<p>(6) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde doktora tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>BEŞİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sanatta Yeterlik Programı</p>

<p><strong>Programın amacı</strong></p>

<p><strong>MADDE 47-</strong> (1) Sanatta yeterlik programı; özgün bir sanat eserinin ortaya konulmasını, müzik ve sahne sanatlarında ise üstün bir uygulama ve yaratıcılığı amaçlayan doktora eş değeri bir yükseköğretim programıdır.</p>

<p><strong>Ders ve kredi yükü</strong></p>

<p><strong>MADDE 48-</strong> (1) Sanatta yeterlik programı, tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için toplam 21 krediden ve bir eğitim-öğretim dönemi 60 AKTS’den az olmamak koşuluyla en az yedi ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 240 AKTS kredisinden oluşur. Lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için de en az 42 kredilik on dört ders, uygulamalar ile tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalar olmak üzere en az 300 AKTS kredisinden oluşur.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programlarında EASD başkanlığının önerisi ve EYK’nın onayı ile öğrenci, kayıtlı olduğu Enstitüde yer alan yüksek lisans programlarından en fazla iki ders alabilir. Farklı EABD/EASD’den veya diğer yükseköğretim kurumlarında verilmekte olan sanatta yeterlik derslerinden, yüksek lisans derecesi ile kabul edilmiş öğrenciler için en fazla iki, lisans derecesiyle kabul edilmiş öğrenciler için en fazla dört ders seçilebilir. Öğrencinin kayıtlı olduğu program dışından alabileceği dersler, programı tamamlamak için alınması gereken toplam kredinin %50’sini aşamaz. Aynı EASD bünyesinde bulunan yüksek lisans ve sanatta yeterlik programları arasında alınan dersler, asıl programın ders sayısının %50’sini geçmemek ve daha önce alınmamış olmak koşuluyla program dışı ders olarak sayılmaz. Diğer yükseköğretim kurumlarından ders alındığı takdirde de bu suretle alınan derslere ait başarı durumu, ilgili mevzuat hükümlerince belirlenen mevcut değerlendirme sistemine göre değerlendirilir ve EYK kararı ile kesinleştirilir.</p>

<p>(3) Öğrencinin lisans ve yüksek lisans eğitiminde başarılı olduğu dersler sanatta yeterlik kredisine sayılmaz.</p>

<p><strong>Başarı denetlemesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 49-</strong> (1) Sanatta yeterlik programı öğrencisinin; yeterlik sınavına girebilmesi için ağırlıklı genel not ortalamasının en az 3.00 olması gerekir. Öğrenci, azami ders alma süresi içinde ortalama şartını sağlayıncaya kadar tekrar veya yeni ders almakla yükümlüdür.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 50-</strong> (1) Sanatta yeterlik programının tamamlanma süresi, bilimsel hazırlıkta geçen süre hariç kayıt olunan programa ilişkin derslerin verildiği dönemden başlamak üzere, her dönem için kayıt yaptırıp yaptırılmadığına bakılmaksızın tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için sekiz yarıyıl olup azami tamamlama süresi on iki yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için on yarıyıl olup azami tamamlama süresi on dört yarıyıldır.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik programı için gerekli kredili dersleri başarıyla tamamlamanın azami süresi tezli yüksek lisans derecesi ile kabul edilenler için dört yarıyıl, lisans derecesi ile kabul edilenler için altı yarıyıldır. Bu süre içinde kredili derslerini başarıyla tamamlayamayan veya en az 3.00 ağırlıklı genel not ortalamasını sağlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Kredili derslerini ve uygulamalarını başarı ile bitiren, ancak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını birinci fıkrada belirtilen azami on iki veya on dört yarıyıl sonuna kadar tamamlayamayan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(4) Lisans derecesi ile sanatta yeterlik programına başvurmuş öğrencilerden gerekli kredi yükü, proje ve benzeri diğer şartları yerine getirmiş olmaları kaydıyla sanatta yeterlik tezinde başarılı olamayanlara talepleri halinde tezsiz yüksek lisans diploması verilir.</p>

<p>(5) Gerekli yükümlülükleri yerine getiren öğrenci, sanatta yeterlik programından en az üç tez izleme komitesi raporu sunması şartıyla en erken altı yarıyılda mezun olabilir.</p>

<p>(6) Azami süreler içinde tez savunma sınavına girerek, tezi hakkında düzeltme kararı verilen öğrencilere kullandırılan altı aylık ek süre azami süreye dahil değildir.</p>

<p><strong>Yeterlik sınavı, tez izleme komitesi, tez önerisi savunması ve tez izleme sınavları</strong></p>

<p><strong>MADDE 51-</strong> (1) Sanatta yeterlik programında; yeterlik sınavı, tez izleme komitesi, tez önerisi savunması ve tez izleme sınavları ile ilgili iş ve işlemler ilgili mevzuat hükümleri kapsamında 41, 42, 43 ve 44 üncü maddelerde belirtilen usul ve esaslara göre yürütülür.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik çalışmasının sonuçlandırılması</strong></p>

<p><strong>MADDE 52-</strong> (1) Sanatta yeterlik tezinin/çalışmalarının sonuçlandırılması için aşağıdaki hususların yerine getirilmesi gerekir:</p>

<p>a) Öğrencinin tezini EYK tarafından belirlenen tez yazım kılavuzuna uygun biçimde yazarak danışmanına sunması.</p>

<p>b) Tezin, danışman tarafından intihal programında incelenmesi.</p>

<p>c) Danışmanın tezin savunulabilir olduğuna ilişkin görüş yazısı ile birlikte tezi Enstitüye teslim etmesi.</p>

<p>ç) En az üç başarılı tez izleme komitesi raporu sunulması.</p>

<p>d) Senato tarafından belirlenen sanatta yeterlik yayın ve/veya proje koşullarının sağlanması.</p>

<p>e) Tezin Enstitüye teslim edilip jüri önünde sözlü olarak savunulması.</p>

<p>(2) Sanatta yeterlik savunma jürisinin oluşumuna ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Jüri, üçü öğrencinin tez izleme komitesi üyeleri ve en az ikisi başka bir yükseköğretim kurumundan olmak üzere beş öğretim üyesinden oluşur.</p>

<p>b) Danışman ve EASD başkanlığı, tez izleme komitesi üyeleri sabit olmak üzere, farklı yükseköğretim kurumlarından dört üye önerir. EASD başkanlığı ilgili evrakları üç iş günü içerisinde EYK’da görüşülmek üzere Enstitü Müdürlüğüne gönderir. İkinci danışman oy hakkı olmaksızın jüride yer alabilir. Gerekli görülmesi durumunda EYK önerilen jüri üye sayısını artırabilir.</p>

<p>c) Jüri, danışman ve ilgili EASD başkanlığının önerisi ile önerilen üyeler arasından sıralamaya bakılmaksızın EYK kararı ile oluşturulur. Önerilen jüri üyelerinin uzmanlık alanları ile öğrencinin tez konusunun uyumlu olması gerekir.</p>

<p>ç) Tez yazım kılavuzuna uygun olarak yazılmayan tezlerin EYK tarafından savunma jürileri oluşturulmaz.</p>

<p>(3) Tez savunma sınavına ilişkin esaslar şunlardır:</p>

<p>a) Öğrenci, Enstitü tarafından kendisine jüri bilgisinin tebliğ edildiği tarihten itibaren üç iş günü içinde tezini yedek üyeler de dâhil olmak üzere jüri üyelerine imza karşılığı şahsen, kargo ile veya jüri üyesinin kurumsal e-posta adresine göndermek sureti ile ulaştırır. Tez savunması, danışmanın önerisi üzerine yüz yüze, çevrim içi veya karma usul şeklinde yapılabilir. Jüri üyeleri, söz konusu tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren on beş günden erken olmamak üzere en geç otuz gün içinde toplanarak öğrenciyi tez savunma sınavına alır.</p>

<p>b) Mazeretleri nedeniyle jüriye katılamayacak üyeler, katılamama gerekçelerini tezin kendilerine teslim edildiği tarihten itibaren yedi gün içinde danışmana ve Enstitü Müdürlüğüne yazılı olarak bildirir.</p>

<p>c) Tez savunma sınavı dinleyiciye açık olarak yapılır.</p>

<p>ç) Tez hazırlayan öğrenci elde ettiği sonuçları, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmasını açıklayan ve belgeleyen metni EYK tarafından kabul edilen yazım kurallarına uygun biçimde yazarak tez, sergi, proje, resital, konser, temsil gibi çalışmalarını jüri önünde sözlü olarak savunur.</p>

<p>d) Tez savunma sınavı, tez çalışmasının sunulması ve bunu izleyen soru-cevap bölümlerinden oluşur. Sınav esnasında öğrenciye yalnız jüri üyeleri soru sorabilir.</p>

<p>e) Tez savunma sınavının tamamlanmasından sonra jüri üyeleri, sanatta yeterlik çalışması hakkında salt çoğunlukla başarılı/başarısız veya düzeltme kararı verir. Danışman tarafından tez savunma sınavını izleyen üç gün içinde jüri üyeleri tarafından hazırlanan jüri değerlendirme rapor formları ile birlikte tez savunma tutanağı Enstitüye teslim edilir.</p>

<p>f) Düzeltme kararının verilmesi halinde, tezin düzeltilmesi için öğrenciye en fazla altı ay süre tanınır. Öğrenci sınav tarihinden en geç on beş gün önce düzeltme kararı veren jüriye çalışmasını teslim eder ve aynı jüri önünde yeniden savunur.</p>

<p>g) Düzeltme kararı sonunda belirtilen süre içerisinde mazeretsiz olarak tez savunma sınavına katılmayan ya da savunma sınavı sonunda başarısız sayılan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>ğ) Tez savunma sınavına mazeretsiz olarak katılmayan ya da savunma sınavı sonunda başarısız bulunan öğrencinin Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p><strong>Sanatta yeterlik diploması</strong></p>

<p><strong>MADDE 53-</strong> (1) Tez sınavında başarılı olan öğrenci; tez savunma sınav tarihini takip eden bir ay içerisinde, tezinin üç adet ciltlenmiş nüshasını, Enstitü tarafından istenen belge ve dokümanları tamamlayarak Enstitüye teslim eder. EYK kararı ile öğrenci sanatta yeterlik derecesi almaya hak kazanır.</p>

<p>(2) EYK, talep halinde teslim süresini en fazla bir ay uzatabilir. Bu koşulları yerine getirmeyen öğrenci, koşulları yerine getirinceye kadar diplomasını alamaz veya kendisine geçici mezuniyet belgesi verilmez; öğrencilik haklarından yararlanamaz ve azami süresinin dolması halinde Enstitü ile ilişiği kesilir.</p>

<p>(3) Sanatta yeterlik diploması üzerinde öğrencinin kayıtlı olduğu EASD’deki programın YÖK tarafından onaylanmış adı bulunur.</p>

<p>(4) Mezuniyet tarihi tezin sınav jüri komisyonu tarafından imzalı nüshasının Enstitüye teslim edildiği tarihtir.</p>

<p>(5) Ayrıca diplomaya öğrencinin mezuniyet tarihi, diploma numarası ve T.C. kimlik numarası yazılır. Öğrenciye diploma ile birlikte program süresince almış olduğu derslerin not dökümü de verilir.</p>

<p>(6) Tezin tesliminden itibaren üç ay içinde sanatta yeterlik tezinin bir kopyası elektronik ortamda, bilimsel araştırma ve faaliyetlerin hizmetine sunulmak üzere Enstitü tarafından YÖK Başkanlığına gönderilir.</p>

<p>ALTINCI BÖLÜM</p>

<p>Öğretim Programları, Ders Müfredatları, Sınavlar ve Değerlendirme</p>

<p><strong>Öğretim programları</strong></p>

<p><strong>MADDE 54-</strong> (1) Enstitü bünyesinde lisansüstü programlar; YÖK tarafından belirlenen lisansüstü program açma ölçütlerine uygun olmak koşuluyla, 3/3/1983 tarihli ve 17976 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Lisans Üstü Eğitim Öğretim Enstitülerinin Teşkilât ve İşleyiş Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde ilgili EABD/EASD başkanlığının teklifi, EK’nın uygun görüşü, Senatonun kabulü ve YÖK’ün onayı ile açılır.</p>

<p>(2) Lisansüstü programlar, ilgili mevzuat hükümleri kapsamında yurt içi ve yurt dışı ortak lisansüstü programları şeklinde de düzenlenebilir. Bu programların uygulanmasına ilişkin esaslar Senato tarafından hazırlanır ve YÖK’ün onayına sunulur.</p>

<p><strong>Ders müfredatı</strong></p>

<p><strong>MADDE 55-</strong> (1) EABD/EASD’deki lisansüstü ders müfredatı, lisansüstü programdan mezun olunabilmesi için alınması gereken zorunlu/seçmeli dersler, tez, seminer ve benzeri çalışmaları ile kredi toplamlarıdır. Ders müfredatı, Senato tarafından kararlaştırılan asgari muhtevaya uymak şartı ile EK’da görüşülerek onaylanır.</p>

<p>(2) Ders müfredatı çerçevesinde bir yarıyılda hangi derslerin açılacağı ve bu derslerin hangi öğretim elemanları tarafından verileceği, ilgili EABD/EASD akademik kurulu kararı üzerine EYK tarafından kabul edilir.</p>

<p>(3) EABD/EASD’de açılacak yeni bir ders için dersi verecek öğretim elemanınca dersin içeriği ve gerekçesini içeren müracaatın EABD/EASD başkanlığına yapılması gerekir. En geç mayıs ayı sonuna kadar teklif edilen dersler EK’nın uygun görüşü ve Senato kararı ile kabul edilir.</p>

<p>(4) Lisansüstü programların yürütülmesinde aşağıdaki esaslar uygulanır:</p>

<p>a) Dersi verecek öğretim elemanı, ilgili ana bilim/ana sanat dalındaki öğretim elemanları veya Üniversite bünyesinde aynı nitelikte eğitim-öğretim yapan ana bilim/ana sanat dallarında görevli öğretim elemanları arasından ya da ihtiyaç olduğu takdirde başka bir ana bilim/ana sanat dalından EYK tarafından görevlendirilir. Ayrıca başka bir yükseköğretim kurumundan da görevlendirme yapılabilir.</p>

<p>b) Lisansüstü düzeydeki dersler, ilke olarak öğretim üyeleri tarafından verilir. Zorunlu hallerde EABD/EASD başkanlığının önerisi ve EYK’nın onayı ile doktorası olan öğretim görevlilerine, doçentliğini alan öğretim elemanlarına ve 2547 sayılı Kanunun ek 46 ncı maddesi uyarınca görevlendirilen araştırmacılara lisansüstü düzeyde dersler verilebilir. Ayrıca alanlarında ulusal ve uluslararası düzeyde öne çıkmış kişiler EYK kararıyla lisansüstü programlarda ders verebilirler.</p>

<p>c) Şehir dışı veya yurt dışında bulunma dolayısıyla yüz yüze ders işleyemeyecek durumda olan öğretim elemanları, teknolojik imkânları kullanarak uzaktan eğitim yapabilir. Bir dönemde bu şekilde işlenen derslerin süresi, dersin o dönemdeki toplam süresinin %40’ını aşamaz. Ancak, ek ders ücretine dair işlemler ilgili mevzuat hükümlerine göre yürütülür.</p>

<p>ç) Birinci yarıyıl dersleri akademik takvimde belirtilen güz yarıyılında, ikinci yarıyıl dersleri akademik takvimde belirtilen bahar yarıyılında açılır. Gerekli durumlarda dersler ilgili yarıyılın dışında da açılabilir.</p>

<p>(5) Seminer dersi aşağıda belirtildiği şekilde uygulanır:</p>

<p>a) Öğrenci, seminer dersini EYK tarafından görevlendirilmiş danışmanından alır.</p>

<p>b) Seminer dersinin konusu öğrenci ile birlikte danışmanı tarafından belirlenir.</p>

<p>c) Seminer sunumları akademik takvimde belirtilen yarıyıl sonu sınav tarihleri arasında yapılır.</p>

<p>ç) Öğrenci hazırlamış olduğu seminer sunumunu, danışmanı, öğretim elemanları ve öğrenciler önünde sunar. Seminer konularının sunulmasını takiben her öğrenci için ayrı ayrı düzenlenen “seminer dersi değerlendirme tutanağı” ve ilgili alanın tez yazım kılavuzuna göre hazırlanmış seminer kitapçığı EABD/EASD başkanlığı aracılığıyla Enstitüye gönderilir. Seminer dersi, yeterli veya yetersiz olarak değerlendirilir. Yapılan değerlendirme ilgili danışman tarafından öğrenci bilgi sistemine girilir.</p>

<p><strong>Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 56-</strong> (1) Öğrencinin başarısı, dönem içi notlarıyla dönem sonu sınavı notunun birlikte değerlendirilmesi ile aşağıdaki esaslara göre yapılır:</p>

<p>a) Dönem içi notları; sınavlara, araştırma ödevlerine, uygulamalara, pratik çalışmalara verilen notlardan oluşur. Öğrencinin ilgili dersten başarılı sayılabilmesi için yüksek lisansta başarı harf notu en az CB; doktora programlarında başarı harf notu en az BB olmak zorundadır. Lisansüstü programlarındaki dersler aşağıdaki not sistemine göre değerlen<u>dirilir:</u></p>

<p><u>Başarı Notu</u> <u>Katsayı</u> <u>Yüzde Karşılığı</u></p>

<p>AA 4.00 90-100</p>

<p>BA 3.50 85-89</p>

<p>BB 3.00 80-84</p>

<p>CB 2.50 75-79</p>

<p>CC 2.00 70-74</p>

<p>DC 1.50 60-69</p>

<p>FF 0.00 59 ve altı</p>

<p>b) Ayrıca, YT (yeterli/başarılı), YZ (yetersiz/başarısız), EK (eksik), DV (devam ediyor), DZ (devamsız) kodlu değerlendirmeler de yapılabilir. YT ve YZ notları; not ortalamalarına katılmayan uzmanlık alan dersi, seminer, dönem projesi ve tez çalışmalarında başarının gösterilmesi için kullanılır. DV kodlu değerlendirme; dönem projesi, ödev ve araştırma içerikli dersler için dersi veren öğretim elemanının talebi, EABD/EASD başkanlığının görüşü ve EYK kararı ile uygulanır. Dersi veren öğretim elemanınca, DV kodlu değerlendirmesinin uygulama gerekçesinin belirtilmesi ve her yarıyılın ilk haftası bu uygulamayı yapmak istediğinin Enstitü Müdürlüğüne bildirilmesi gerekir. Bu bent kapsamında, final ve bütünleme döneminde tamamlanamayan projeler için DV değerlendirmesi yapılabilir. DV değerlendirmesi en geç iki ay içinde nota çevrilir. EK değerlendirmesi; proje, ödev ve araştırma içerikli dersler için, öğretim elemanınca kabul edilen mazereti nedeniyle ders için gerekli çalışmalarını zamanında bitiremeyen öğrenciye verilir. EK değerlendirmesini alan öğrenci, sınav döneminin bitiminden sonra en çok iki hafta içinde eksiklerini tamamlamak zorundadır. Eksiklerini tamamlamayan öğrencilerin EK değerlendirmesi FF ya da YZ'ye çevrilir.</p>

<p>c) Öğrenci, başarısız olduğu dersleri ilgili dönemde tekrar almak zorundadır. Dersi ikinci kez alanlar ilk aldıklarında devam koşulunu sağlamışlarsa derse devam etmek zorunda değildir. Öğrenci isterse, danışmanının uygun görüşü doğrultusunda başarısız olduğu bir seçmeli ders yerine başka bir seçmeli ders alabilir. Bu durumda ikinci ders için devam zorunluluğu aranır. Ayrıca, öğrenciler genel not ortalamalarını yükseltmek amacıyla, başarmış oldukları bazı dersleri de tekrarlayabilir ve/veya yeni dersler alabilirler.</p>

<p><strong>Derse devam, ders tekrarı ve ders sildirme</strong></p>

<p><strong>MADDE 57-</strong> (1) Öğrenciler, bir yarıyılda 30 AKTS kredilik ders almak zorundadır. Bir öğrencinin bir yarıyıl içerisinde alabileceği AKTS değeri alttan aldığı derslerle birlikte 45 AKTS’yi geçemez.</p>

<p>(2) Derslere ve uygulamalara devam zorunludur. Öğrenciler teorik derslere %70, uygulamalara %80'den az olmamak koşulu ile derslere devam ederler. Öğrencilerin devam durumları dersin öğretim elemanı tarafından takip edilir ve değerlendirilir.</p>

<p>(3) Devamsızlık nedeniyle dönem sonu sınavına giremeyen öğrenci başarısız kabul edilir ve öğrenciye o dersle ilgili olarak DZ notu verilir. Devam şartını yerine getirmediği halde sınava giren öğrencinin sınav notu iptal edilir.</p>

<p>(4) Uzaktan eğitim lisansüstü programlarda derse devam oranı, ders saatlerine internet üzerinden katılım esas alınarak belirlenir.</p>

<p><strong>Mazeret sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 58-</strong> (1) Ara sınavlarından herhangi birine Senato tarafından belirlenen haklı ve geçerli nedenlerle katılamayan öğrenciler için, bu mazeretini gösterir belgeyi aldığı tarihten itibaren beş iş günü içerisinde dilekçe ile birlikte Enstitü Müdürlüğüne başvurmaları halinde EYK kararı ile mazeret sınavı açılır. Final ve bütünleme sınavları için mazeret sınavı yapılmaz.</p>

<p><strong>Bütünleme sınavı</strong></p>

<p><strong>MADDE 59-</strong> (1) İlgili yarıyılda almış oldukları derslerde final sınavına girme hakkı elde eden öğrencilere, final sınavına girmedikleri, girdikleri halde başarısız oldukları, koşullu geçtikleri ya da notunu yükseltmek istedikleri dersler için her yarıyıl sonunda, final notunun yerine geçmek üzere bütünleme sınav hakkı tanınır.</p>

<p><strong>Sınav notuna itiraz</strong></p>

<p><strong>MADDE 60-</strong> (1) Sınavlara itiraz, Enstitü Müdürlüğüne, sınav sonuçlarının ilanını izleyen beş iş günü içerisinde yazılı olarak maddi hata yönünden yapılır. Sınav sonuçlarında maddi hataların düzeltilmesi dışında değişiklik yapılmaz. İtirazlar, dersi veren öğretim elemanınca incelenir. Öğretim elemanının raporu, EYK tarafından incelenerek karara bağlanır.</p>

<p><strong>Sınav evrakları</strong></p>

<p><strong>MADDE 61-</strong> (1) Ara sınav, yarıyıl sonu sınavı ve bütünleme sınavı evrakları dersi yürüten öğretim elemanı tarafından yasal süresi boyunca muhafaza edilir.</p>

<p><strong>Ders saydırma</strong></p>

<p><strong>MADDE 62-</strong> (1) Lisansüstü eğitime kayıt olan öğrencilerin; özel öğrencilik, yatay geçiş, değişim programı öğrenciliği ve daha önceki lisansüstü programından alıp başarılı oldukları dersler için ders saydırma veya muafiyet sınavı sonucunda bir veya daha fazla dersten muaf olma ve buna bağlı olarak süre eksiltme koşullarına ilişkin talepleri, programa ilk kayıt yaptırdıkları dönemin ikinci haftasının sonuna kadar, öğrencinin başvurusu üzerine ilgili EABD/EASD’nin değerlendirmesi alınarak EYK’nın kararı ile belirlenir ve intibakı yapılır. Ancak, sonraki dönem veya yıllarda öğrenciler tarafından yapılacak muafiyet, ders saydırma ve benzeri talepler kabul edilmez.</p>

<p><strong>Genel ağırlıklı not ortalaması ve yükseltilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 63-</strong> (1) Her yarıyıl sonunda öğrencinin başarı durumu, yarıyıl not ortalaması ve genel not ortalaması ile belirlenir. Bu amaçla, kaydolunan ve not ortalamalarına katılan her dersin AKTS kredi değeri ile o dersten alınan notun katsayısı çarpılarak bulunan değerlerin toplamının, bu derslerin toplam AKTS kredi değerine bölünmesi ile bir not ortalaması bulunur. Bu işlem bir yarıyıl içinde alınan dersler için yapılırsa yarıyıl not ortalaması, öğrencinin kayıtlı olduğu programa devam ettiği süre içinde o zamana kadar alınan tüm dersler için yapılırsa genel not ortalaması elde edilir. Genel not ortalaması hesaplanırken; tekrar edilen ders bulunması halinde bu dersten alınan en son not, bir ders yerine başka bir dersin alınması durumunda ise en son alınan dersin notu göz önünde tutulur. Not ortalamaları virgülden sonra iki basamaklı olarak gösterilir.</p>

<p>(2) Genel ağırlıklı not ortalamasının yükseltilmesi amacıyla tekrar alınan derslerde son not geçerlidir.</p>

<p><strong>Kayıt dondurma</strong></p>

<p><strong>MADDE 64-</strong> (1) Kayıt dondurmak için yapılacak başvurular yarıyılın ilk haftası içinde yapılır. Sağlık nedenine dayanan kayıt dondurma istekleri bu sürenin dışındadır. Senato tarafından belirlenen haklı ve geçerli nedenler çerçevesinde bir defada en çok iki yarıyıl ve öğrenim süresi boyunca en çok dört yarıyıl kayıt dondurulabilir. Rahatsızlığı ve tedavi sürecinin devam etmesi nedeniyle kayıt dondurma talebinde bulunan öğrencilerle hükümlü öğrenciler mazeretleri EYK tarafından değerlendirilerek dört yarıyıldan fazla kayıt dondurabilirler.</p>

<p>(2) Kayıt dondurma süresi yarıyıl başlangıcı ile yarıyıl sınavlarının sona erdiği tarihleri kapsar. Kaydı dondurulan öğrenci bu süreler içerisinde öğrenimine devam edemez, öğrencilik haklarından faydalanamaz ve bu süreler eğitim-öğretim süresinden sayılmaz. Kaydın dondurulduğu süre boyunca öğrenciye, katılamadığı sınavlar için tekrarlama hakkı verilmez, mazeret sınavları açılmaz. Kayıt donduran öğrenci, kayıt dondurma süresinin bitiminden sonraki yarıyıl başında öğrenimine devam eder.</p>

<p><strong>Kayıt silme</strong></p>

<p><strong>MADDE 65-</strong> (1) Bir öğrencinin aşağıdaki durumlarda EYK kararıyla kaydı silinir ve ödemiş olduğu katkı payı ve öğrenim giderleri iade edilmez:</p>

<p>a) Öğrencinin kendi isteği ile kaydını sildirmek istediğini yazılı olarak beyan etmesi.</p>

<p>b) Öğrencinin 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi uyarınca Üniversiteden çıkarma cezası almış olması.</p>

<p>c) Öğrencinin ders ve tez dönemlerinde başarısız olması ve azami süreler içerisinde programları tamamlayamaması.</p>

<p>(2) Kaydı silinen öğrencinin durumu ilgili birim ve kurumlara bildirilir.</p>

<p><strong>Tez çalışmasının yazımı, öğretim dili, tez yazım dili ve intihal</strong></p>

<p><strong>MADDE 66-</strong> (1) Tez çalışmasının yazımı ve çoğaltılması ile ilgili hususlar; EYK tarafından kabul edilen tez yazım kılavuzunda belirtilir.</p>

<p>(2) Lisansüstü öğretim, Türkçenin yanında bir yabancı dilde de yapılabilir. Kısmen bir yabancı dilde yürütülen programlarda öğrenciler, mezuniyet için gerekli toplam kredinin en az %30'unu ilgili yabancı dilde verilen derslerden almak zorundadır.</p>

<p>(3) Eğitim-öğretimin Türkçe yapıldığı programlarda tez yazım dili Türkçedir. Ancak yabancı dilde öğretim yapılan lisansüstü programlarda tezler, ilgili yabancı dilde yazılır.</p>

<p>(4) Rapordaki verilerde gerçek bir intihalin tespiti halinde gerekçesi ile birlikte karar verilmek üzere EYK’ya gönderilir. Benzerlik endeksi ve intihalin tespiti ile ilgili hususlar Senato tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Disiplin işleri</strong></p>

<p><strong>MADDE 67-</strong> (1) Lisansüstü ve özel öğrencilerin disiplin iş ve işlemlerinde 2547 sayılı Kanunun 54 üncü maddesi hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Tez danışmanını belirleme, ikinci danışman atama, danışman değişikliği</strong></p>

<p><strong>MADDE 68- </strong>(1) EABD/EASD akademik kurulu, her öğrenci için öğrencinin önceki çalışmaları ve çalışmak istediği alanı ile danışman tercihini de dikkate alarak en geç birinci yarıyılın sonuna kadar Üniversite kadrosunda bulunan bir öğretim üyesini tez danışmanı olarak Enstitüye önerir. EABD/EASD başkanlığı aracılığı ile Enstitüye gönderilen teklifler EYK’da karara bağlanır. Danışmanlık görevi, danışman atanıncaya kadar EABD/EASD başkanı veya program koordinatörü/başkanı tarafından yürütülür.</p>

<p>(2) EABD/EASD akademik kurulunda öğretim elemanının ilgili yarıyıldaki danışmanlık yükü ve öğrencinin yapmış olduğu tercih ile Senato tarafından belirlenen nitelikler dikkate alınarak danışman seçilir. Belirlenen niteliklere sahip öğretim elemanı bulunmaması halinde Senato tarafından belirlenen ilkeler çerçevesinde öğrencinin talebi ve EABD/EASD başkanlığı teklifi ile EYK tarafından başka bir yükseköğretim kurumundan danışman görevlendirilebilir.</p>

<p>(3) Bilimsel hazırlık programı öğrencilerinin danışmanlıkları ilgili EABD/EASD başkanları tarafından yürütülür.</p>

<p>(4) Diş hekimliği ve tıp ana bilim dalları hariç, öğretim elemanının doktora danışmanı olarak görevlendirilebilmesi için; en az bir tamamlanmış yüksek lisans tezinde danışmanlık (ortak danışmanlık hariç) yapmış olması gerekir.</p>

<p>(5) Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı kapsamındaki araştırma görevlileri için danışman görevlendirmeleri; ilgili EABD/EASD akademik kurulunda görüşülerek EABD/EASD başkanlığı tarafından Enstitü Müdürlüğüne bildirilir ve EYK kararı ile kesinleşir. EABD/EASD akademik kurulunda öğretim elemanının ilgili yarıyıldaki danışmanlık yükü dikkate alınır. Danışman, her yarıyıl sonunda öğrenci hakkında Enstitü tarafından hazırlanan “değerlendirme raporu”nu hazırlayarak Enstitüye sunar. Bu rapor düzenli olarak öğrencinin mecburi hizmet yükümlüsü olduğu yükseköğretim kurumuna gönderilir.</p>

<p>(6) Danışmanlar, 2547 sayılı Kanunun amaç ve ilkeleri doğrultusunda aşağıdaki yükümlülükleri yerine getirirler:</p>

<p>a) Öğrenciye alacağı zorunlu ve seçmeli dersler hakkında bilgi vermek.</p>

<p>b) Öğrencinin alacağı derslerin Enstitüye iletilmesini sağlamak ve öğrenim durumunu sürekli izlemek.</p>

<p>c) Öğrencinin bireysel performansını değerlendirmek ve gerekli gördüğü hallerde uyarmak.</p>

<p>ç) Akademik, sosyal, kültürel ve benzeri konularda yol gösterici olmak.</p>

<p>(7) Öğretim üyesinin danışmanlık görevi EYK tarafından görevlendirildiği tarihte başlar ve tezin tamamlandığı tarihe kadar devam eder.</p>

<p>(8) Tez çalışmasının niteliğinin birden fazla tez danışmanı gerektirdiği durumlarda atanacak ikinci tez danışmanı, Üniversite içinden veya başka bir yükseköğretim kurumundan ya da Üniversite dışında bir bilimsel kuruluşta görevli en az doktora derecesine sahip kişilerden olabilir. Bu atama, danışmanın gerekçeli önerisi ile EYK kararıyla yapılır. İkinci danışman ataması sadece tez aşamasında yapılır.</p>

<p>(9) Danışmanın çekilme isteği veya öğrencinin danışman değişikliğine ilişkin gerekçeli talebi sonucunda yeni danışman, mevcut danışmanın ve EABD/EASD başkanlığının görüşü alınarak bu maddenin ikinci fıkrasında belirtilen esaslar çerçevesinde EYK tarafından görevlendirilir.</p>

<p>(10) Emekliye ayrılma veya başka bir yükseköğretim kurumuna geçme gibi sebeplerle Üniversiteden ayrılan öğretim üyelerinin başlamış olan danışmanlıkları devam eder. Üniversiteden ayrılan veya emekli olan öğretim elemanlarının ayrılış tarihleri en geç bir ay içinde Enstitüye EABD/EASD başkanlığı tarafından bildirilir.</p>

<p>(11) Öğrenci ile ikinci derece dahil kan veya kayın hısımlık bağı olan öğretim üyeleri öğrenciye danışman ve/veya ortak danışman olarak atanamaz; öğrenci kabulü, doktora/sanatta yeterlik, tez izleme ve tez savunma sınavlarında görev alamaz.</p>

<p>YEDİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Tebligat</strong></p>

<p><strong>MADDE 69-</strong> (1) Eğitim-öğretim, sınavlar ve öğrenim sürecine ilişkin tüm konularda Enstitü tarafından Üniversitenin içerisindeki ilan panolarında veya Üniversite/Enstitü internet sitesinde yapılan tüm ilanlar öğrencinin şahsına yapılmış sayılır. Tüm ilanların takibinden ve öğrencilik süreci içerisindeki işlemlerin gerçekleştirilmesinden öğrenci şahsen sorumludur. Öğrenci hakkındaki diğer bireysel işlemler, öğrenci tarafından beyan edilen posta veya elektronik posta adresine gönderilmek suretiyle tebliğ edilir.</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 70-</strong> (1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde 2547 sayılı Kanun, ilgili diğer mevzuat hükümleri ile YÖK kararları uygulanır.</p>

<p><strong>Yürürlükten kaldırılan yönetmelik</strong></p>

<p><strong>MADDE 71-</strong> (1) 15/9/2020 tarihli ve 31245 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Uşak Üniversitesi Lisansüstü Eğitim ve Öğretim Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 72-</strong> (1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 73-</strong> (1) Bu Yönetmelik hükümlerini Uşak Üniversitesi Rektörü yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/usak-universitesi-lisansustu-egitim-ve-ogretim-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Sun, 24 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/resmi/resmi-cumhur2.jpg" type="image/jpeg" length="22358"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tahliye Taahhütnamesi ve Uygulamada Yaşanan Zorluklar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhutnamesi-ve-uygulamada-yasanan-zorluklar-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhutnamesi-ve-uygulamada-yasanan-zorluklar-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tahliye Taahhüdü kiraya veren tarafından tek taraflı düzenlenen kiracının taşınmazı belli bir tarihte boşaltmayı taahhüt ettiği bir belgedir.</p>

<p>Tahliye taahhüdü mutlaka yazılı şekilde yapılmalıdır. Taahhütnamenin geçerli olabilmesi için adi yazılı şekilde veya noterde yapılması gerekir. Sözlü olarak tahliye taahhütnamesi yapılamamaktadır. Taahhütname noterde yapıldığı taktirde kiracının taahhütnamedeki imzaya veya tarihin sonradan doldurduğuna ilişkin itiraz etmesi mümkün değildir. Tahliye taahhütnamesinde tahliye tarihi gün ,ay ve yıl şeklinde açık olarak yazılması gerekmektedir. Tahliye tarihinin belirsiz şekilde yazılması taahhüdü geçersiz hale getirecektir. Bir diğer şart ise tahliye taahhüdünün kiralananın teslimi yapıldıktan sonra yapılmasıdır. Yargıtay kira sözleşmesiyle aynı tarihte düzenlenen tahliye taahhütnamesini geçersiz saymaktadır.</p>

<p><strong><u>YARGITAY Büyük Genel Kurul Esas No: 1944/15-20 Karar No: 1944/28 Karar Tarihi: 04.10.1944 ilamında; “İlk kira sözleşmesinin yapıldığı sırada verilen tahliye taahhüdü geçerli değildir. İlk kira sözleşmelerine konulan tahliye taahhütleri, kira sözleşmelerinin, yasal olarak kendiliğinden uzamasını sağlayan hükmünü etkisiz duruma getirdiği için hukuka aykırı ve geçersizdir.”</u></strong></p>

<p>Boş şekilde verilen tahliye taahhütlerinin kiraya veren tarafından sonradan doldurulması tahliye taahhüdünün geçerliliğine halel getirmemektedir. Kiracı taahhüdün sonradan doldurulduğuna veya kiralananın tesliminden önce doldurulduğuna ilişkin iddialarını ancak yazılı delille kanıtlamalıdır.</p>

<p><strong>Kiracının tahliye taahhüdünü boş olarak verdiği ve üzerinin sonradan doldurulduğu iddiası dinlenmez. Zira belgeyi imzalamakla, boş olan kısmın ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 6. HD 2009/12238 E 2010/2452 K</a></strong></p>

<p>Kira sözleşmesinin yapılması sırasında tarihleri boş olan ve kiracı tarafından imzalanan tahliye taahhüdü alınması durumunda, bu belgenin kiralananın teslimi öncesinde tarihlerinin boş olarak verildiği ve anlaşmaya aykırı olarak sonradan tamamlandığına ilişkin savunmanın kanıtlanması gerekir.<strong> Bu şekilde yani düzenleme ve boşaltma tarihlerinin sonradan tamamlanması belgenin geçersizliğini gerekmediği gibi bu tarihlerin anlaşmaya aykırı olarak tamamlandığına ilişkin iddia kiracı tarafından ispatlanmalıdır</strong> (Kanık, s. 1293).Yapılan açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde; davacı vekili davalı …’un dava konusu taşınmazda 05.03.2010 başlangıç tarihli kira sözleşmesi gereğince aylık 3.350TL kira bedeli ile kiracı olduğunu, davalının dört yıldır kiracı olarak bulunduğu işyerini son dönem başından sonra verdiği 14.03.2013 tarihli taahhütname ile 04.03.2014 tarihinde boşaltacağını kayıtsız ve şartsız olarak kabul ettiğini, davalının yazılı taahhüdüne uymadığını ileri sürerek taahhüt nedeniyle kiralanandan tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı vekili, davaya dayanak yapılan tahliye taahhüdünün davacı tarafça kira sözleşmesinin imza edildiği tarihten önce alındığını, davacının, taşınmazın kiracı sıfatıyla kullanılabilmesinin ön şartı olarak ileri sürdüğü taahhütnameyi müvekkiline manevi cebir altında imzalattığını, bu şekilde imza edilen taahhüt tarafların gerçek iradelerini yansıtmaktan uzak olduğundan geçerli olmadığını,</p>

<p>davacının kötü niyetli olduğunu belirterek davanın reddini savunmuş ise de yukarıda da belirtildiği üzere TMK’nın 6 ve HMK’nın 190. maddesi gereğince ispat yükü, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Tahliye taahhütnamesinin kira sözleşmesinden önce imzalatıldığını iddia eden davalı kiracı bu iddiasını ispat etmekle yükümlüdür. Bu durumda mahkemece ispat yükümlülüğü ters çevrilerek davanın reddine karar verilmesi doğru değildir. Hukuk Genel Kurulunda yapılan görüşmeler sırasında, 04.10.1944 tarihli ve 1944/20 E., 1944/28 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, ilk kira sözleşmesi ile birlikte verilmiş olan tahliye taahhüdünün serbest iradeye dayanmadığından geçerli olmadığının belirtildiği, kiraya verenlerin bu İçtihadı Birleştirme Kararını aşmak için düzenleme ve boşaltma tarihleri boş olan ve kiracı tarafından imzalanan tahliye taahhüdü aldıklarını, tahliye taahhüdü noterde düzenlenseydi ispat yükünün davalıda olacağını ancak tahliye taahhüdü adi yazılı olduğu için ispat yükünün davacıda olduğu, bu nedenle direnme kararının onanması gerektiği yönünde görüş ileri sürülmüş ise de bu görüş yukarıda açıklanan nedenlerle Kurul çoğunluğu tarafından benimsenmemiştir. <u>Hâl böyle olunca; mahkemece, </u>Hukuk Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulmak gerekirken, önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır. <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-2017975-e-20211108-k-sayili-karari" rel="dofollow">(<strong>Y<strong>argıtay Hukuk Genel Kurulu 2017/975 E., 2021/1108 K.)</strong></strong></a></p>

<p>Tahliye taahhüdünde düzenleme tarihinin boş bırakılması tahliye taahhüdünü geçersiz kılmaz. Düzenleme tarihi yazıldığı taktirde kiracının fiili imkansızlık , kiralanan teslim alınmadan veya kira sözleşmesinin yapıldığı tarihte taahhüdün verildiğine ilişkin iddialarını ileri sürme hakkını tanır. Düzenleme tarihinde fiili imkansızlık halini örnekle açıklamak gerekirse;</p>

<p>Taahhüt tarihinde kiracının yurt dışında veya hasta olması durumunda kiracının taahhüdü o gün düzenlemesi fiilen imkansızdır. Kiracının bu iddiasını yazılı delille ispatlaması şarttır. Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre, yazılı tahliye taahhüdünde belirtilen düzenleme (tanzim) tarihinde kiracının yurt dışında olduğunun pasaport kayıtlarıyla ispatlanması, belgenin <strong>geçersiz sayılması için kesin bir nedendir</strong>. <strong>Kiracının ülkede bulunmadığı bir tarihin "düzenleme tarihi" olarak yazılması, belgenin o gün düzenlenmediğini somut olarak kanıtlar.</strong> Bu durum, belgenin kiracının rızası dışında ve gerçeğe aykırı (anlaşmaya aykırı) doldurulduğunu gösterir. Yargıtay, bu tür sahte düzenleme tarihlerinin genellikle <strong>kira sözleşmesiyle aynı gün (baskı altında)</strong> alınan taahhütleri yasal göstermek amacıyla sonradan düzenlendiğine hükmetmektedir.</p>

<p>Tahliye taahhütleri şarta bağlı olarak yapılabilmektedir. Türk Borçlar Kanunu’nun genel hükümleri (TBK m. 170) uyarınca taraflar, bir borcun veya taahhüdün doğmasını ya da sona ermesini bir şarta bağlama özgürlüğüne sahiptir. Yargıtay <strong>şartlı tahliye taahhütlerini geçerli olarak kabul etmektedir. Kiraya veren şartın gerçekleştiğini kesin olarak ispat etmek zorundadır. İspat edemediği taktirde taahhüt geçeriz olacaktır.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Görüşümüz;</strong></p>

<p><strong>Kiracıdan alınan tahliye taahhütlerinin sonradan doldurulması, kiracıların hakkaniyete aykırı şekilde tahliye edilmesine neden olmaktadır. Kira borcunu ödemeyen veya sözleşmeye aykırı davranan kiracıların tahliyesinde uzun süren yerel mahkeme ve istinaf sürecinde ve 1 Eylül 2023 tarihinde hatalı şekilde uygulamaya geçirilen dava öncesi zorunlu arabuluculuk süreciyle kiraya verenin tahliye hakkı geciktirilmekte olup adeta gasp edilmektedir.</strong></p>

<p><strong>Hak ve nesafet ilkeleri göz önünde bulundurularak kiracı ile kirayı verenin menfaat dengeleri eşit olarak kurulmalıdır. Tahliye taahhütleri sadece noterde yapılmalıdır. Kiradan kaynaklanan tüm uyuşmazlıklarda zorunlu arabuluculuk şartı kaldırılmalı, istinaf ve temyizdeki parasal sınırlar ülkemizdeki alım gücü ve reel ekonomik şartlara göre güncellenmeli, yerel mahkeme ve üst mahkeme süreçlerinin daha hızlı işletilmesi gerekmektedir.</strong></p>

<p><strong>"Adalet; salt güç veya menfaat değil, hak ile nesafetin vicdan terazisinde dengelenmesidir." </strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ali-kaan-fettah-kok" title="Av. Ali Kaan Fettah KÖK"><img alt="Av. Ali Kaan Fettah KÖK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/05/ali-kaan-fettah-kok.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-ali-kaan-fettah-kok" title="Av. Ali Kaan Fettah KÖK">Av. Ali Kaan Fettah KÖK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tahliye-taahhutnamesi-ve-uygulamada-yasanan-zorluklar-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 23:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/10/sozlesme-kira-ev-bina.jpg" type="image/jpeg" length="43847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 2009/12238 E., 2010/2452 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 6. Hukuk Dairesi'nin 08.03.2010 tarihli, 2009/12238 E., 2010/2452 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>6. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2009/12238 E., 2010/2452 K.</strong></p>

<p><strong>TAHLİYE TAAHHÜDÜ NEDENİYLE TAHLİYE</strong></p>

<p><strong>6570 S. GAYRİMENKUL KİRALARI HAKKINDA KANUN [ Madde 7 ]</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahalli mahkemesinden verilmiş bulunan tahliye davasına dair karar davacı tarafından süresi içinde temyiz edilmiş olmakla, dosyadaki bütün kağıtlar okunup, gereği görüşülüp düşünüldü.</p>

<p>Dava, tahliye taahhüdü nedeniyle kiralananın tahliyesine yönelik başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali ve tahliye istemine ilişkindir. Mahkemece davanın reddine karar verilmiş, hüküm davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>Davacı vekili dava dilekçesinde, müvekkilin kiracısı olan davalının kendi iradesi ile vermiş olduğu tahliye taahhüdüne dayalı olarak icra takibi yaptıklarını, davalının takibe haksız olarak itiraz ettiğini, kira sözleşmesi imzaladıktan sonra kendi serbest iradesi ile tahliye taahhüdü imzalayıp veren davalının boş kağıda imza attığını kanıtlamak zorunda olduğunu belirterek, itirazın iptali ile kiralananın tahliyesine karar verilmesini istemiştir. Davalı ise, yargılamada belge altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, belgenin tarih kısmının boş olarak düzenlendiğini, bu tarihin sonradan doldurulduğunu, ikinci ayda kiraladığı işyeri için üçüncü ayda tahliyeye yönelik belge imzalamasının mümkün olmadığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Takibe dayanak yapılan ve hükme esas alının 04.02.2009 başlangıç tarihli ve bir yıl süreli kira sözleşmesi konusunda taraflar arasında bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Davalı, 07.03.2009 tarihinde kiralananda otururken vermiş olduğu tahliye taahhüdü ile kiralananı 01.04.2009 tarihinde tahliye edeceğini beyan ve taahhüt etmiştir. Taraflar arasında düzenlenen kira sözleşmesi süresi bir yıllık ise de, kira sözleşmesi düzenlendikten sonra taraflar anlaşarak kira sözleşme süresini kısaltıp uzatabilirler. Bunu engelleyen herhangi bir yasa hükmü bulunmamaktadır. Öte yandan davalı taahhüt altındaki imzayı kabul etmiştir. Bu durumda davalının tahliye taahhüdünü boş olarak verdiği ve üzerinin sonradan doldurulduğu iddiası dinlenemez. Zira, belgeyi imza etmekle boş olan kısmın ne şekilde doldurulacağını peşinen kabul etmiş sayılır. Bu nedenle, dava süresinde açıldığına göre davanın kabulü ile kiralananın tahliyesine karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde davanın reddine karar verilmesi doğru olmadığından hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>Sonuç:</strong> Hükmün yukarıda açıklanan nedenle (BOZULMASINA),</p>

<p>istek halinde peşin alınan temyiz harcının temyiz edene iadesine, 08.03.2010 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-6-hukuk-dairesinin-200912238-e-20102452-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 23:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="12994"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukat Nuh Naci Berberoğlu vefat etti]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukat-nuh-naci-berberoglu-vefat-etti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukat-nuh-naci-berberoglu-vefat-etti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Ankara Barosu üyesi Avukat Nuh Naci Berberoğlu (7079) vefat etti.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><i>Ankara Barosu'ndan yapılan açıklama şöyle;</i></p>

<p><strong>BAROMUZ ÜYESİ AV. NUH NACİ BERBEROĞLU (7079) VEFAT ETMİŞTİR.</strong></p>

<p>28.01.1981 tarihinde avukatlık mesleğine başlayan Baromuz üyesi Av. Nuh Naci BERBEROĞLU (7079) vefat etmiştir.</p>

<p>Cenazesi, 24.05.2026 Pazar günü saat 15.00’te Karşıyaka Mezarlığı Camii’nde kılınacak cenaze namazının ardından Karşıyaka Mezarlığı’na defnedilecektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslektaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine ve Baromuz üyelerine başsağlığı dileriz.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/05/nuh-naci-berberoglu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukat-nuh-naci-berberoglu-vefat-etti</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 23:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/nuh-naci-berberoglu-1.jpg" type="image/jpeg" length="61380"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[VAKIF ÜNİVERSİTESİNİN KURULUŞU VE FAALİYET İZNİNİN KALDIRILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/vakif-universitesinin-kurulusu-ve-faaliyet-izninin-kaldirilmasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/vakif-universitesinin-kurulusu-ve-faaliyet-izninin-kaldirilmasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>16.04.2017 tarihinde yapılan Referandumla kabul edilen 6771 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’la, “Parlamenter Sistem” sonlandırılmış ve yerine “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” adlı başkanlık sistemini benimsemiştir.</p>

<p>Anayasanın “F. Cumhurbaşkanı yardımcıları, Cumhurbaşkanına vekalet ve bakanlar” başlıklı 106. maddesinin 4., 5. ve son fıkrası olan 11. fıkrasında bakanlarla ve bakanlıklar ile ilgili her türlü yetkinin Cumhurbaşkanına verildiği,</p>

<p>Bakanların Cumhurbaşkanı tarafından atandıkları ve görevden alındıkları, bakanların Cumhurbaşkanına karşı sorumlu oldukları ve bakanlıkların kurulması, kaldırılması, görevleri ve yetkileri, teşkilat yapısı ile merkez ve taşra teşkilatlarının kurulmasının Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile düzenleneceği,</p>

<p><strong>Bununla birlikte; Anayasanın “Görev ve yetkileri” başlıklı 104. maddesinin 17. fıkrasında,</strong> <i>“Cumhurbaşkanı, yürütme yetkisine ilişkin konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarabilir. Anayasanın ikinci kısmının birinci ve ikinci bölümlerinde yer alan temel haklar, kişi hakları ve ödevleriyle dördüncü bölümde yer alan siyasi haklar ve ödevler Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenlenemez. Anayasada münhasıran kanunla düzenlenmesi öngörülen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Kanunda açıkça düzenlenen konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamaz. Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” </i>hükmüne yer verildiği, ancak kanunla düzenlenebilecek konularda veya kanunun açıkça düzenlediği konularda Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılamayacağı, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde ise, kanunlarda yer alan hükümlerin uygulanacağı, kanun çıkarılan bir konuda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin hükümsüz kalacağı,</p>

<p><strong>2017 yılında Anayasaya eklenen Geçici 21. maddenin B fıkrasında;</strong> <i>“Bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Kanunla yapılan değişikliklerin gerektirdiği Meclis İçtüzüğü değişikliği ile diğer kanuni düzenlemeleri yapar. Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle düzenleneceği belirtilen değişiklikler ise Cumhurbaşkanının göreve başlama tarihinden itibaren en geç altı ay içinde Cumhurbaşkanı tarafından düzenlenir.” </i>hükmüne yer verildiği halde, yeni yönetim sistemine uygun yasal değişikliklerin tamamlanmadığı ve eksik hususların bulunduğu,</p>

<p>Cumhurbaşkanı kararının; Cumhurbaşkanlığı kararnamesinden farklı olduğu, eski yönetim sisteminde Bakanlar Kurulu kararına denk düştüğü, Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin Anayasaya aykırılığı iddiaları Anayasa Mahkemesi tarafından incelenirken, Cumhurbaşkanı kararlarının hukukilik denetiminin Danıştay tarafından yapıldığı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Bu açıklamalar ışığında;</strong></p>

<p>Anayasa m.130’un başlığının “Yükseköğretim kurumları” olduğu, bu maddenin 1. fıkrasına göre; üniversitelerin ancak Devlet tarafından kanunla kurulabileceği, bundan başka kanunda gösterilen usul ve esaslara göre, kazanç amacına yönelik olmamak şartı ile vakıflar tarafından, Devletin gözetimine ve denetimine tabi yükseköğretim kurumları kurulabileceği hususunun aynı maddenin 2. fıkrasında belirtildiği,</p>

<p>2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu incelendiğinde; Kanunun 1. ve 2. maddelerinde amacın ve kapsamın yer aldığı, bu Kanunda yükseköğretim kurumlarının teşkilatlanması ile kurum ve kuruluşların düzenlediği ve kurulan Devlet ile vakıf üniversitelerine yer verildiği, vakıf üniversitelerinin de Devlet üniversiteleri gibi kanunla kurulabileceği hususunun, Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliği’nin “Vakıf üniversitesi” başlıklı 5. maddesinde <i>“vakıflar tarafından kanunla kurulmuş bulunan kamu tüzel kişiliğine sahip” </i>ibaresi ile belirtildiği,</p>

<p><strong>2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Ek m.2’de;</strong> <i>“Vakıflar; kazanç amacına yönelik olmamak şartıyla ve mali ve idari hususlar dışında, akademik çalışmalar, öğretim elemanlarının sağlanması ve güvenlik yönlerinden bu Kanunda gösterilen esas ve usullere uymak kaydıyla, <strong>Yükseköğretim kurumları</strong> veya bunlara bağlı birimlerden birini veya birden fazlasını ya da bir üniversite veya yüksek teknoloji enstitüsüne bağlı olmaksızın, ekonominin ihtiyaç duyduğu alanlarda yüksek nitelikli işgücü yetiştirmek amacıyla, bu Kanun hükümleri çerçevesinde kalmak şartıyla meslek yüksekokulu kurabilir. Bu meslek yüksekokulu, kamu tüzel kişiliğini haiz olup, Cumhurbaşkanı kararı ile kurulur. Kurulacak meslek yüksekokullarına, meslek ve teknik eğitim bölgesinde gereksinim duyulması esastır.” </i>hükmüne yer verildiği, vakıflara bağlı meslek yüksekokullarının Cumhurbaşkanı kararı ile kurulabileceği belirtilse de, vakıf üniversitelerinin kuruluşunun kanunla mümkün olabileceğinin anlaşıldığı,</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> Anayasa m.130/2’de ve Yükseköğretim Kanunu Ek m.2’de, vakıf üniversitelerinin kuruluşunun 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’na göre yapılabileceği bir an için düşünülse de, bu fikre katılmanın mümkün olmadığı, Yükseköğretim Kanunu’nun genel usul ve esaslar bakımından dikkate alınabileceği, Anayasa m.130/2 ile Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanunu’nun 5. maddesinin, kurulacak her bir vakıf üniversitesi bakımından özel yasa çıkarılması zorunluluğunu öngördüğü, kaldı ki Yükseköğretim Kanunu’nun Ek 11. maddesinin 3. fıkrasında yer alan <i>“Bu durum, ilgili vakıf yükseköğretim kurumunun kuruluş kanununun yürürlükten kaldırılmasının sağlanması için Yükseköğretim Kurulu tarafından Millî Eğitim Bakanlığına bildirilir.” </i>hükmünden de bir üniversitenin ancak kanunla kurulabileceğinin anlaşıldığı,</p>

<p><strong>Bu nedenlerle;</strong></p>

<p>Vakıf üniversitelerinin faaliyet izinlerinin Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılabileceği, ancak bu kararın kurucu vakfın tüzel kişiliğini ortadan kaldırılmayacağı, dolayısıyla vakıf üniversitesinin kuruluşu kanunla olsa da, faaliyet izni Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılan kurucu vakfın tüzel kişiliği etkilenmeyeceğinden, “kanunla düzenlenen kanunla kaldırılır” kuralının dayanağı olan “usulde paralellik” ilkesini ihlal etmeyeceği, kurucu vakıf tüzel kişiliği varlığını koruduğundan, Anayasa m.104/17 ile m.130/2’ye de aykırılık oluşturmayacağı fikri ileri sürülse de, bu düşüncenin kabul görmeyeceği,</p>

<p><strong>Sonuçta;</strong> burada tartışma konusu yapılanın kurucu vakıf tüzel kişiliğinin olmayıp, “yükseköğretim kurumu” niteliği taşıyan üniversite kurulması olduğundan, vakıf üniversitesinin faaliyet izninin kaldırılması halinde, faaliyet izni kaldırılan üniversitenin artık akademik çalışmalarını sürdüremeyeceği, bu vakıf üniversitesine kayıtlı öğrencilerin, Yükseköğretim Kurulu tarafından garantör üniversiteye veya belirlenecek bir Devlet üniversitesine intikal ettirilmesinin ise, belirttiğimiz Anayasa hükümleri Yükseköğretim Kurumları Teşkilat Kanunu nezdinde yaşanacak Anayasaya ve hukuka aykırılığı bertaraf etmeyeceği,</p>

<p>Devlet veya vakıf üniversiteleri arasında fark gözetilmeksizin, ancak kanunla kurulabilen bir yükseköğretim kurumunun ancak kanunla kaldırılabileceği ve akademik faaliyetlerinin durdurulabileceği,</p>

<p>Mevcut durumda; 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu Ek m.11/3’de yer alan, <i>“Yapılan denetimler sonucu faaliyet izninin kaldırılmasını gerektiren durumlar tespit edilen vakıf yükseköğretim kurumları ile kurucu vakıflarına kayyım atanan vakıf yükseköğretim kurumlarının faaliyet izni, Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır.” </i>cümlenin, <i>“Cumhurbaşkanı kararı ile kaldırılır” </i>ibaresinin, Anayasa m.104/17’ye ve m.130/2’ye aykırı olduğu,</p>

<p><strong>Nitekim; <a href="http://hukukihaber.net/aymnin-202055-esas-2023228-karar-sayili-karari-yok-kanunu" rel="dofollow">Anayasa Mahkemesi’nin 28.12.2023 tarihli, 2020/55 E. ve 2023/228 K. sayılı kararı</a>nın 101. paragrafında, </strong><i>“Dolayısıyla vakıf yükseköğretim kurumunun kanunla kapatılması gerekirken bu konuda kapatma niteliğinde bir idari işlem tesis edilmesine imkan tanınması Anayasa’nın 130. maddesine aykırıdır.” </i>gerekçesine yer verilerek, vakıf üniversitelerinin faaliyet izinlerinin iptalinin kapatma niteliğinde olup, kanunla yapılması gerektiği fikrinin ortaya koyulduğu,</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> “normlar hiyerarşisi” ilkesini ortaya koyan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11 ve buna uygun Anayasa m.104/17’de yer alan <i>“Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile kanunlarda farklı hükümler bulunması halinde, kanun hükümleri uygulanır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin aynı konuda kanun çıkarması durumunda, Cumhurbaşkanlığı kararnamesi hükümsüz hale gelir.” </i>hükümlerinin uygulanması gerektiği,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Sonucuna varılmalıdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/vakif-universitesinin-kurulusu-ve-faaliyet-izninin-kaldirilmasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 18:17:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/terazi/tokmak-kitaplks.jpg" type="image/jpeg" length="53007"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sağlık Hizmetlerinde Sosyal Medya Paylaşımları: Reklam Kurulu Kararları Işığında Hukuki Bir Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/saglik-hizmetlerinde-sosyal-medya-paylasimlari-reklam-kurulu-kararlari-isiginda-hukuki-bir-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/saglik-hizmetlerinde-sosyal-medya-paylasimlari-reklam-kurulu-kararlari-isiginda-hukuki-bir-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Öz</strong></p>

<p>Sosyal medya kullanımının sağlık sektöründe yaygınlaşmasıyla birlikte, sağlık hizmetlerine ilişkin dijital mecralarda yapılan paylaşımların mesleki bilgilendirme sınırları içerisinde mi kaldığı yoksa reklam yasağını ihlal eden bir nitelik mi taşıdığı hususu; sağlık mevzuatı, meslek etik kuralları ve Reklam Kurulu uygulamaları çerçevesinde önemli bir tartışma alanı hâline gelmiştir. Özellikle hasta deneyimi paylaşımları, öncesi-sonrası görselleri, kampanya duyuruları, influencer iş birlikleri ve tedavi sonuçlarına ilişkin içerikler reklam hukuku ve tüketicinin korunması bakımından da ciddi bir denetim alanı oluşturmaktadır. Reklam Kurulu’nun son dönem kararları incelendiğinde, sağlık hizmetlerine ilişkin paylaşımların “örtülü reklam”, “talep yaratma”, “sağlık hizmetine ticari görünüm kazandırma”, “ortalama tüketicide oluşturulan algı” ve “bilgilendirme sınırının aşılması” ekseninde değerlendirildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>Sağlık Hizmetlerinde Reklam Yasağının Hukuki Dayanakları</strong></p>

<p>Türk hukukunda sağlık hizmetleri bakımından reklam serbestisi kabul edilmemiştir. Bunun temel nedeni, sağlık hizmetinin klasik anlamda ticari bir faaliyet olarak değil; kamu sağlığıyla doğrudan bağlantılı, güven ilişkisine dayanan ve etik boyutu bulunan özel bir hizmet olarak değerlendirilmesidir. Bu nedenle sağlık alanındaki tanıtım faaliyetleri; 1219 sayılı Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanun, Tıbbi Deontoloji Nizamnamesi, Ayakta Teşhis ve Tedavi Yapılan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik, Ağız ve Diş Sağlığı Hizmeti Sunulan Özel Sağlık Kuruluşları Hakkında Yönetmelik, Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik ile 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun çerçevesinde birlikte ele alınmaktadır.</p>

<p>Sağlık Hizmetlerinde Tanıtım ve Bilgilendirme Faaliyetleri Hakkında Yönetmelik uyarınca sağlık kuruluşlarının yalnızca bilgilendirme amacı taşıyan içerikler paylaşabileceği; talep yaratmaya, ticari yönlendirmeye veya haksız rekabete yol açabilecek reklam niteliğindeki faaliyetlerde bulunamayacağı açık biçimde düzenlenmiştir. Bununla birlikte dijital platformların yapısı, uygulamada bu sınırın giderek daha geçirgen hâle gelmesine yol açmaktadır. Hekimlerin, kliniklerin ve estetik merkezlerinin sosyal medya hesapları artık yalnızca kurumsal bilgi paylaşım alanı değil; aynı zamanda görünürlük, etkileşim ve hasta yönlendirmesi bakımından önemli bir mecra hâline gelmiştir.</p>

<p>Reklam Kurulu kararları incelendiğinde, sağlık alanındaki değerlendirmelerin yalnızca açık reklam ifadeleri üzerinden yapılmadığı; kullanılan görsellerin, başlıkların, yönlendirici ifadelerin ve paylaşımın bütünüyle oluşturduğu etki dikkate alınmaktadır.[1]</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Sağlık Hizmetlerinde Sosyal Medya Kullanımının Hukuki Sınırları</strong></p>

<p>Reklam Kurulu’nun sağlık alanına ilişkin kararlarında dikkat çeken temel hususlardan biri, değerlendirmelerin “ortalama tüketicide oluşan algı” esas alınarak yapılmasıdır. Başka bir ifadeyle Kurul bakımından önemli olan yalnızca paylaşımda kullanılan kelimeler değil; ilgili içeriğin tüketicide nasıl bir etki oluşturduğudur. Bu yaklaşım doğrultusunda:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>öncesi-sonrası görselleri</li>
 <li>hasta memnuniyeti videoları</li>
 <li>başarı oranı ifadeleri</li>
 <li>tedavi sonucunu kesinleştiren söylemler</li>
 <li>“mükemmel değişim”, “özgüveninizi geri kazanın” gibi duygusal yönlendirmeler</li>
 <li>kampanya ve fiyat içerikleri</li>
</ul>

<p>çoğu zaman bilgilendirme sınırını aşan tanıtımlar olarak görülmektedir.</p>

<p>Örneğin saç ekimi alanına ilişkin bir Reklam Kurulu kararında; “+99% satisfied patients”, “10.000+ mutlu müşteri”, “özlediğiniz saçlarınızı ve özgüveninizi geri kazanabilirsiniz”, “mükemmel değişim” gibi ifadelerin yanı sıra tedavi öncesi ve sonrası görsellerinin birlikte kullanıldığı tespit edilmiş; bu içeriklerin sağlık hizmetine ticari görünüm kazandırdığı sonucuna varılmıştır.[2]</p>

<p>Benzer şekilde özel bir ağız ve diş sağlığı polikliniğine ilişkin kararda da, tedavi süreçlerine ilişkin görüntüler ile hasta öncesi-sonrası görsellerinin “talep yaratıcı” nitelik taşıdığı, sağlık hizmetini yönlendirici biçimde sunduğu ve bilgilendirme sınırını aştığı belirtilmiştir.[3]</p>

<p>Bir estetik uygulamaya ilişkin “öncesi-sonrası” paylaşımı ilk bakışta yalnızca bilgilendirme gibi görünse de; tüketicide belirli bir sonucun garanti edildiği yönünde beklenti yaratabilmektedir. Aynı şekilde hasta deneyim videoları veya memnuniyet içerikleri de sıradan bir paylaşımın ötesine geçerek belirli bir sağlık hizmetine yönlendirme işlevi görebilmektedir.</p>

<p>Nitekim bir Reklam Kurulu kararında; “Ameliyat Fiyatı: 34.9999 TL. Hayatınızı değiştirecek bu fırsat için şimdi harekete geçin! Sağlıklı bir vücuda kavuşmak için doğru adres”, “40 yıllık tecrübe, tüp mide işlemi ücretsiz ön görüşme, 12 ay diyetisyen desteği, ameliyat sonrası kilo takibi” gibi tıbbi işlemlere ait kampanya bilgilerine yer verildiği, “Hastamız tüp mide işlemi ile 6 ayda 37 kilo verdi. Tüp mide işlemi ile kolay bir şekilde kilo verin! Daha kolay diyet programlarıyla, kolayca kilo verebilirsiniz. Siz de bu güzel deneyimlerden uygun fiyatlara yararlanın”, “Sağlıklı bir yaşam için ilk adım:” gibi talep yaratıcı ifadelerle birlikte hastaların tedavi öncesi sonrası görsellerine yer verildiği dolayısıyla bahsi geçen sosyal medya hesabında, hekimlik mesleğini icra eden şahıs tarafından “tüp mide”, “mide balonu” ve “mide botoksu” gibi tıbbi yöntemlere yönelik talep oluşturacak paylaşımlara yer verilerek sağlık mevzuatının izin verdiği bilgilendirme ve tanıtım faaliyetleri sınırının aşıldığı değerlendirilmiştir. Kurul, bu tür içeriklerin sağlık hizmetini ticari bir kampanya görünümüne dönüştürdüğü görüşündedir.[4]</p>

<p>Bu kararlar, sağlık alanında “başarı”, “mutluluk”, “özgüven”, “garanti sonuç” veya “kusursuz görünüm” gibi ifadelerin yalnızca pazarlama dili olarak değerlendirilmediğini; tüketicide kesin tedavi sonucu beklentisi oluşturabilecek söylemler olarak kabul edildiğini göstermektedir. Sağlık hizmetleri bakımından mesele artık yalnızca açık reklam değildir. Günümüzde asıl tartışma, sağlık hizmetine ilişkin içeriklerin hangi noktada “örtülü reklam” niteliği kazandığıdır.</p>

<p>Bu nedenle sağlık alanında yapılan paylaşımlarda; görseller, başlık dili, hashtagler, yönlendirici ifadeler ve hasta anlatıları birlikte değerlendirilmektedir. Sağlık hizmetinin diğer ticari alanlardan ayrıldığı temel nokta da burada ortaya çıkmaktadır. Bir elektronik ürün veya kozmetik ürün bakımından kabul edilebilecek agresif reklam dili, sağlık hizmetleri bakımından aynı ölçüde korunmamaktadır. Çünkü sağlık hizmetinde birey çoğu zaman tedavi umudu, estetik kaygı, psikolojik hassasiyet veya sağlık endişesi ile hareket etmektedir. Tüketicinin kırılgan konumu nedeniyle sağlık alanındaki yönlendirme etkisi çok daha hassas biçimde ele alınmaktadır.[5]</p>

<p><strong>III. </strong><strong>Güzellik Salonları ve Medikal Estetik Uygulamaları Bakımından Ayrı Bir Risk Alanı</strong></p>

<p>Sağlık hizmetlerine ilişkin reklam ve tanıtım faaliyetleri bakımından en tartışmalı alanlardan biri de güzellik salonları ile medikal estetik uygulamaları arasındaki sınırdır. Uygulamada bazı güzellik salonlarının “medikal estetik”, “klinik”, “estetik merkezi” gibi ifadeler aracılığıyla kendilerini sağlık kuruluşu gibi konumlandırdığı dikkat çekmektedir. Özellikle:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>botoks</li>
 <li>dolgu</li>
 <li>PRP</li>
 <li>mezoterapi</li>
 <li>gençlik aşısı</li>
 <li>ip askılama</li>
 <li>karbon peeling</li>
</ul>

<p>gibi tabip yetkisine giren işlemlerin sıradan kozmetik uygulama gibi tanıtılması, Reklam Kurulu kararlarında dikkat çeken temel sorun alanlarından biridir.</p>

<p>Reklam Kurulu’nun bir güzellik merkezi hakkında verdiği kararda; “Çene Ucu Dolgusu”, “Dudak Dolgusu”, “Botoks”, “Jawline”, “PRP” gibi işlemlerin tanıtıldığı, ayrıca işlem öncesi-sonrası görsellerine yer verildiği tespit edilmiştir. Benzer şekilde başka bir kararda ise “Botoks kampanyamızı duydunuz mu?”, “3 bölge botoks” gibi kampanya dilinin kullanıldığı; medikal estetik işlemlerin ticari fırsat şeklinde sunulduğu değerlendirilmiştir.[6]. Söz konusu paylaşımlar, yalnızca reklam yasağı bağlamında değil; sağlık hizmetlerinin kimler tarafından, hangi yetki ve ruhsat çerçevesinde sunulabileceği bakımından da hukuki denetime tabidir. Çünkü sağlık kuruluşu olmayan bir yapının kendisini sağlık hizmeti sunan kuruluş gibi konumlandırması veya hekim müdahalesi gerektiren işlemleri tanıtması, sağlık mevzuatına aykırıdır.</p>

<p>Nitekim Reklam Kurulu, sağlık kuruluşu niteliği taşımayan bir işletmenin; plastik cerrahi, dermatoloji, saç ekimi, medikal estetik, ağız ve diş sağlığı gibi alanlarda faaliyet gösterdiği izlenimi yaratacak şekilde tanıtım yapmasını, “hekimlerimiz”, “klinik ve hastanelerimiz” gibi ifadeler kullanmasını, ayrıca “30 dakikada 10 yaş gençleşmek”, “Hollywood Smile”, “Jawline ile estetik yüz hatları” gibi sonuç ve talep odaklı söylemlerle birlikte tedavi öncesi-sonrası görsellerine, enjeksiyon uygulamalarına ve kampanya/fiyat bilgilerine yer vermesini hukuka aykırı değerlendirmiştir. Kurul, tabipler tarafından uygulanması gereken tıbbi işlemlerin sıralanarak bu alanda hizmet sunulduğu yönünde bir izlenim oluşturulmasının; söz konusu işlemlerin doktor kontrolünde ve sağlık kuruluşu bünyesinde gerçekleştirildiği algısına yol açtığını belirtmiştir. Ayrıca Kurul, bu işlemlerin yetkili kişiler tarafından uygulanabiliyor olmasının, reklam ve talep yaratıcı biçimde tanıtılabileceği anlamına gelmediğini vurgulamıştır. [7]</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Reklam Kurulu İncelemelerine Karşı Hukuki Sürecin Yönetimi</strong></p>

<p>Reklam Kurulu kararları incelendiğinde, sağlık alanındaki incelemelerde yalnızca “reklam amacı yoktur” şeklindeki genel açıklamaların yeterli görülmediği anlaşılmaktadır. İçeriğin hazırlanış amacı, kullanılan ifadelerin niteliği, görsellerin yönlendirici etki oluşturup oluşturmadığı ve paylaşımın sağlık mevzuatı bakımından nasıl değerlendirileceği birlikte ele alınmaktadır. Bu çerçevede sağlık alanındaki tanıtımlarda:</p>

<ul style="list-style-type:disc" type="disc">
 <li>tedavi sonucu garantisi oluşturan söylemlerden</li>
 <li>“öncesi-sonrası” karşılaştırmalarından</li>
 <li>hasta memnuniyetini yönlendirici şekilde kullanan içeriklerden</li>
 <li>fiyat, kampanya ve indirim vurgularından</li>
 <li>sağlık kuruluşu algısı oluşturabilecek ifadelerden</li>
</ul>

<p>kaçınılması önem taşımaktadır. Ayrıca güzellik salonları ve estetik merkezleri bakımından kuruluşun ruhsat durumu, kullanılan unvanlar ve tanıtımı yapılan işlemlerin kapsamı da değerlendirme konusu yapılmaktadır.[8]</p>

<p>Reklam Kurulu kararlarında yaptırımın niteliği bakımından da içeriğin kapsamı belirleyici rol oynamaktadır. Bazı dosyalarda yalnızca reklamların durdurulmasına karar verilirken, bazı dosyalarda idari para cezası ile durdurma yaptırımı birlikte uygulanmaktadır. Özellikle yoğun şekilde talep yaratıcı, yanıltıcı veya sağlık hizmetini ticari kampanya görünümüne dönüştüren içerikler bakımından daha ağır yaptırımlar gündeme gelebilmektedir.</p>

<p>Bunun yanında gözden kaçırılmaması gereken bir diğer husus da, sağlık hizmetlerine ilişkin sosyal medya içeriklerinin çoğu zaman reklam ajansları veya dijital medya ekipleri aracılığıyla hazırlanmasıdır. Günümüzde birçok diş hekimi, dermatolog, plastik cerrah veya medikal estetik alanında çalışan hekim, kişisel sosyal medya hesaplarını reklam ajansları desteğiyle yönetmekte; içerik üretimi, video kurgusu, sponsorlu reklam çalışmaları ve dijital görünürlük süreçleri profesyonel ekipler aracılığıyla yürütülmektedir. Ancak söz konusu içeriklerin üçüncü kişiler tarafından hazırlanmış olması, paylaşımın reklam niteliğini ortadan kaldırmamaktadır. Nitekim sağlık alanında yapılan değerlendirmelerde, özellikle kamuoyunda oluşturulan algı, kullanılan ifadeler ve paylaşımın talep yaratıcı etkisi esas alınmaktadır. Bu noktada, nasıl ki ticari hayatta basiretli bir tacirin faaliyet gösterdiği alandaki mevzuata hâkim olması bekleniyorsa; sağlık hizmet sunucularının da sosyal medya faaliyetlerini yürüten reklam ajanslarının ilgili mevzuata uygun hareket edip etmediğini denetleme yükümlülüğünün bulunduğu kabul edilmelidir. Dolayısıyla, “paylaşımın ajans tarafından yapıldığı” yönündeki savunmaların, sağlık mevzuatından doğan reklam yasağı bakımından tek başına hukuki sorumluluğu ortadan kaldırmayacağı açıktır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Tüm bu değerlendirmeler birlikte ele alındığında, sağlık hizmetlerine ilişkin sosyal medya faaliyetlerinin artık yalnızca iletişim stratejisi değil; aynı zamanda doğrudan hukuki denetim konusu hâline gelmiştir.</p>

<p>Sağlık alanında dijital içerik üretilmesi veya bilgilendirme yapılması tek başına hukuka aykırı değildir. Ancak sağlık hizmetinin sosyal medya üzerinden pazarlanabilir bir tüketim nesnesine dönüştürülmesi, reklam yasağı bakımından ciddi hukuki riskler doğurmaktadır.</p>

<p>Bugün gelinen noktada Reklam Kurulu’nun yaklaşımı, yalnızca açık reklam faaliyetlerini değil; tüketicide oluşturulan algıyı da doğrudan denetim alanına dahil etmektedir. Bu nedenle sağlık alanında yapılan paylaşımların değerlendirilmesinde artık yalnızca “ne söylendiği” değil; “nasıl bir etki oluşturduğu” da belirleyici hâle gelmiştir. Çünkü sağlık alanında bir paylaşımın “bilgilendirme” olarak mı yoksa “reklam” olarak mı değerlendirileceği, kullanılan tek bir ifadeden değil; çoğu zaman içeriğin bütüncül etkisinden anlaşılmaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-dr-nurcin-kucukyazici" title="Av. Dr. Nurçin KÜÇÜKYAZICI"><img alt="Av. Dr. Nurçin KÜÇÜKYAZICI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/03/nurcin-kucukyazici.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-dr-nurcin-kucukyazici" title="Av. Dr. Nurçin KÜÇÜKYAZICI">Av. Dr. Nurçin KÜÇÜKYAZICI</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Kaynakça</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">[1] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 10 Temmuz 2025 tarihli ve 359 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/441.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[2] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 12 Haziran 2025 tarihli ve 358 sayılı Toplantı, Dosya No: 2024/4620.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[3] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 10 Temmuz 2025 tarihli ve 359 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/441.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[4] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 17 Nisan 2025 tarihli ve 356 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/1023.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><span style="color:#999999">[5] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 11 Aralık 2025 tarihli ve 364 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/937, 2025/940.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[6] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 12 Haziran 2025 tarihli ve 358 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/662.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[7] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 17 Nisan 2025 tarihli ve 356 sayılı Toplantı, Dosya No: 2024/2626, 2024/5689.</span></p>

<p><span style="color:#999999">[8] T.C. Ticaret Bakanlığı Reklam Kurulu Başkanlığı, 13 Kasım 2025 tarihli ve 363 sayılı Toplantı, Dosya No: 2025/2403.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/saglik-hizmetlerinde-sosyal-medya-paylasimlari-reklam-kurulu-kararlari-isiginda-hukuki-bir-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/saglik-doktor-cep.jpg" type="image/jpeg" length="61233"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SİYASAL VEYA ASKERİ CASUSLUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/siyasal-veya-askeri-casusluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/siyasal-veya-askeri-casusluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“Siyasal veya askeri casusluk” başlıklı madde 328: </strong><i>“(1) Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla kadar hapis cezası verilir.</i></p>

<p><i>(2) Fiil;</i></p>

<p><i>a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir devletin yararına işlenmişse,</i></p>

<p><i>b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askeri hareketlerini tehlikeye sokmuşsa,</i></p>

<p><i>Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır”</i>.</p>

<p><strong>Madde gerekçesine göre; </strong><i>“Maddeyle, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği, niteliği bakımından gizli kalması gerekli bilgilerin temin edilmesi cezalandırılmaktadır. Maddenin koruduğu yarar, milli savunmadır.</i></p>

<p><i>Maddenin uygulanmasında dikkat edilmesi gerekli husus temin edilen bilgilerin Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları gereği gizli kalmasının zorunlu olmasıdır. Demek oluyor ki, bilgi sır niteliğinde olacaktır. Eğer bilgi, temin olunduğu sırada sır olma vasfını kaybetmiş ise, söz gelimi temin edilmeden önce açıklanmış veya herkes tarafından bilinen bir husus hâline gelmiş ise, artık sır olmaktan çıkacağından, bunun temininden dolayı faile ceza verilemeyecektir.</i></p>

<p><i>Sırdan maksat, yetkili bulunmayan kişilerin hakkında bilgi sahibi olmaları halinde ‘Devletin güvenliğinin, milli varlığının, bütünlüğünün, anayasal düzeninin veya iç veya dış siyasal yararlarının tehlikeye düşebileceği bilgiler’dir. Ancak, vurgulamak gerekir ki, suç olgusuna ilişkin bilgi ve belgeler, bir hukuk toplumunda hiçbir surette devlet sırrı olarak koruma altına alınamaz.</i></p>

<p><i>Maddede geçen ‘temin’ kelimesi gizli kalması gereken bilgilerin öğrenilmesi için çaba göstermek, bu hususta vasıtalara başvurma gereğini ifade etmektedir. Bilgilerin böylece temini yani öğrenilmesiyle suç oluşur; bu suçun oluşabilmesi için bunların açıklanmasına gerek yoktur.</i></p>

<p><i>Elde edilen bilgilerin, ilgili mevzuat hükümlerine göre Devletin güvenliği yahut iç ve dış siyasal yararlarının gizli kalmasını gerektirdiği bir bilgi olup olmadığının belirlenmesi gerekir”</i>.</p>

<p>“Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları” kavramları ile ilgili olarak 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu m.326 ve m.327 kapsamında yaptığımız açıklamalar, TCK m.328 yönünden de dikkate alınmalıdır. TCK m.328; Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarını, korunması gereken hukuki yarar olarak tespit etmiştir. Niteliği itibariyle gizli kalması gerekip de Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgili olan bilgilerin siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temini fiili hakkında, failde bulunması gereken özel kasta bağlı olarak daha ağır ceza öngörülmüştür. Fiilin basit halinin cezası, 15 yıldan 20 yıla kadar hapis ve TCK m.328/2’de tanımlanan nitelikli halinin cezası da, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Siyasal veya askeri casusluk fiili, genel suç işleme kastı ile işlenemez. Failde, siyasal veya askeri casusluk maksadına dayalı özel suç işleme kastı, yani saik olmalıdır. Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararlarını ilgilendiren gizli bilgileri temin ettiği tespit edilen failin, siyasal veya askeri casusluktan sorumlu tutulabilmesi için özel suç işleme ile kastı ile hareket ettiği tespit edilmelidir. Failde özel suç işleme kastı, yani “siyasal veya askeri casusluk maksadı” olmadığı takdirde, TCK m.328’den değil, m.327’de tanımlanan suçun gerçekleştiğinden bahsedilebilir.</p>

<p>Failin özel kast taşıyıp taşımadığı, şart teorisine göre tespit edilmelidir. Failin icra hareketi ile gerçekleşen netice, TCK m.328 bakımından elde edilen gizli bilgilerin niteliği ve yoğunluğu, kullanım alanları, failin taşıdığı niyet ve durum ile eylemine göre sahip olduğu kusurun ağırlığı, ortada suç işleme kastının olup olmadığı, bu kastın TCK m.327’de tanımlanan suça konu manevi unsuru aşıp aşmadığı, failde tespit edilen suç işleme kastının “siyasal veya askeri casusluk maksadı” derecesine ulaşıp ulaşmadığı incelenmelidir. Bu husus aşağıda açıklanacaktır.</p>

<p>328. maddenin gerekçesi incelendiğinde, siyasal veya askeri casusluğun “yabancı devlet yararı” kıstasıyla açıklandığı görülmektedir. Gerekçeye göre siyasal casusluk, yabancı bir devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti ile vatandaşlarının veya Ülkede yaşayanların zararına olacak şekilde bilgilerin toplanmasıdır. Siyasal casusluk kapsamına; kamu sağlığı veya mali konularda veya milletin maneviyatına ilişkin gizli kalması gereken tüm bilgilerin dahil edildiği görülmektedir. Askeri casusluk ise, yabancı devlet yararına ve Türkiye Cumhuriyeti’nin zararına askeri bilgilerin toplanması olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Kanaatimizce, Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları ile ilgili olup da gizli kalması gereken her bilginin korunması ve hukuka aykırı şekilde temin edilmemesi gerekir. Failin siyasal veya askeri casusluk maksadını taşıyıp taşımadığı, suçun gerçekleşmesi bakımından yabancı bir devletin varlığını gerektirmez. Siyasal veya askeri casusluk maksadının tespitinde, ortada yararına casusluk yapılacak doğrudan yabancı devlet veya bu devlete bilgi aktaracak yerli veya yabancı kurum veya kuruluş veya vatandaş veya yabancı gerçek kişi olmasa dahi, bu maksada, yani siyasal veya askeri casusluk amacıyla hareket edip elde etiği gizli bilgilerin yabancı devlet, yerli veya yabancı unsurlarla paylaşmayı hedefleyen ve bunun için Devletin güvenliği veya iç veya dış bilgileri tespit ettiği anlaşılan fail, TCK m.327’nin ötesinde 328’den sorumlu tutulabilecektir. Bu durumda; TCK m.44’de tanımlanan fikri içtima hali gündeme geleceğinden, gerçekleşen suçun unsurlarına göre en ağır cezayı gerektiren failin sorumlu tutulacağı şüphesizdir.</p>

<p>Burada tartışma konusu; failin siyasal veya askeri casusluk suçundan sorumlu tutulabilmesi için, siyasal veya askeri casusluk suçuna hizmet eden nitelik ve yoğunlukta bilgileri temin etmesinin ötesinde, yabancı bir devlet veya unsur yararına hareket ettiğinin tespitinin şart olup olmadığıdır. “Suçta ve cezada kanunilik” prensibi uyarınca, esas olan ceza kanunlarının madde metinleridir. Madde gerekçeleri, bağlayıcı olmayan ve açıklayıcı nitelik taşıyan yardımcı kaynaklardır.</p>

<p><strong>TCK m.328 incelendiğinde;</strong> maddede “siyasal veya askeri casusluk maksadı” kavramına yer verildiği, bu unsurun suçun maddi unsurunda değil manevi unsurunda, yani objektif değil sübjektif olarak arandığı, siyasal veya askeri casusluk maksadının failde bulunmasının yeterli olduğu, bunun yabancı devlet veya unsur olarak tespitinin gerekmediği, ortada yabancı devlet yararına bilgi paylaşımı veya teşebbüsü olmasa dahi, toplanan bilgilerin özelliği, yoğunluğu ve toplayan kişinin sıfatı ile beyanlarına ve elde edilen delillere göre kim olduğu bilinmeyen veya tahmin edilebilen devlet veya kurum veya kuruluş yararına temin edildiği tespit edilen gizli bilgiler bakımından da siyasal veya askeri casusluk suçunun oluştuğunun kabulü gerekir.</p>

<p><strong>Karşı görüş ise;</strong> TCK m.328’in gerekçesinin dikkate alınmasının gerektiğini, sadece madde metnine bağlı kalarak hareket edilemeyeceğini, aksi halde TCK m.327 ile 328 arasında bir farkın kalmayacağını, farazi ve tahmine dayalı casusluk suçunun olmayacağını, bu tür geniş bir nitelendirmenin “suçta ve cezada kanunilik” prensibine aykırı olup, keyfi şekilde ceza sorumluluğunu ağırlaştıracağını, deyim yerinde ise “niyet okuyuculuğu” yapılmak suretiyle faile casusluk suçlaması yöneltilebileceğini, siyasal veya askeri casusluktan bahsedilebilmesi için, ortada temin edilmiş gizli bilgilerin yanından failin doğrudan veya dolaylı şekilde bu bilgileri aktarabileceği bir veya birkaç devletin tespit edilmesinin gerektiği, “muhtemel yabancı devlet” kavramının kabul edilemeyeceği, aksi kabulün “casusluk” kavramının tanımına ters düşeceğini, gizli bilgi temin eden failin bu bilgileri yabancı bir devlet yararına kullanma ihtimali tespit edilmeksizin TCK m.328’in tatbiki yoluna gidilmeyeceğini savunabilir.</p>

<p>TCK m.328’de tanımlanan casusluk suçunun oluşabilmesi için, yabancı bir devlete veya unsura doğrudan veya dolaylı bilgi aktarımına ihtiyaç olmadığı gibi, bu yönde bir hazırlık çalışması tespit edilmesi de şart değildir. Failin tespit edilen eylemi, sıfatı, elde ettiği gizli bilgilerin nitelik ve önemi ile yoğunluğu, temin edilen bu bilgilerin kullanım yer ve amaçları, bu bilgilerin Türkiye Cumhuriyeti ve unsurlarının zararına, diğer bir devletin, kurum veya kuruluşun yararına gizli şekilde yürütülen çalışmalara hizmet edip etmeyeceği, suçun işleniş şekli ve toplanan deliller, ortada casusluğa hizmet etmeye yönelik maksadın failde bulunduğunu net bir şekilde ortaya koymakta ise, TCK m.328’de tanımlanan suçun, bu özel maksadın tayini mümkün değilse de m.327’de unsurları gösterilen suçun işlendiği kabul edilecektir.</p>

<p><strong>Casusluk;</strong> bir devletin ve unsurlarının zararına, diğer bir devletin, kurum veya kuruluşun yararına gizli şekilde yürütülen çalışmalardır. Casusluk suçunun oluşabilmesi için, temin edilen bilgilerin Türkiye Cumhuriyeti’nin zararına olacak şekilde yabancı bir devlete doğrudan veya dolaylı aktarılmasına veya buna teşebbüs edilmesine gerek bulunmamaktadır. Casusluk suçunun ağırlığı, bu suçla korunan hukuki yarar, casusluk suçunun bilgi aktarılması anlamında Devlet, Ülke ve Millet bakımından neden olabileceği zarar dikkate alındığında, TCK m.328/1’de soyut tehlike suçu ve m.328/2’de de somut tehlike suçu olarak gizli bilgi temini tanımlanmıştır. Bir vatana ihanet suçu olan casusluk, failin hal ve hareketleri, taşıdığı niyet ve özel kast uyarınca bilgi temini aşamasında tespit edildiğinde tamamlanmış sayılır. Bu suç, teşebbüse elverişlidir. Casusluk maksadıyla gizli bilgi toplamaya çalışma ve bilgilerin failin elinde olmayan sebeplerle elde edilmemesi durumunda suçun yarıda, yani teşebbüs aşamasında kaldığı kabul edilir. Bu durumda, Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler kısmında yer alan “Suça teşebbüs” başlıklı TCK m.35’in tatbiki gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>Belirtmeliyiz ki,</strong> siyasal veya askeri casusluk maksadıyla bilgilerin temini ve açıklanması ayrı suçlar olarak düzenlenmiştir. Siyasal veya askeri casusluk maksadıyla gizli bilgi temini TCK m.328’de ve bu bilgilerin aynı maksatla paylaşılması da TCK m.330’da ayrı suçlar olarak tanımlanmıştır.</p>

<p>Siyasal veya askeri casusluk suçuna ilişkin gizli bilgilerin temini, ancak yetkisiz kişilerce yapılabilir. Bilgi temini, doğrudan yetkisiz kişi tarafından yapılabileceği gibi, gizli bilgiye sahip kişinin bu bilgileri yetkisiz kişilere aktarması da mümkündür. Bu durumda yetkisiz kişiye gizli bilgi aktaran kişi, “müşterek fail” sıfatına sahip olmaktadır. Bilgi aktaran yetkili kişi, TCK m.330’da tanımlanan gizli kalması gereken bilgileri açıklama suçundan değil, siyasal veya askeri casusluk amaçlı bilgi temin etmekten sorumlu tutulacaktır. Yetkili kişinin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamaktan sorumlu tutulabilmesi için, bu bilgileri bir başka devlete doğrudan veya dolaylı verdiğini bilmesi gerekir. Yetkili kişi bir başkasına gizli bilgi temini fiilini, hem casusluk için temin ve hem de casusluğun gerçekleşmesin yönelik icra etmekte ise, bu durumda bir fiil ile Türk Ceza Kanunu’nun suç tanımını içeren birden fazla maddesini, burada gerçekleşen sonuca göre TCK m.328 ve 330’u ihlal ettiğinden, cezası ağır olan suçtan, yani TCK m.330’dan sorumlu tutulacaktır. Bunun yanında bilgiyi temin eden yetkisiz kişinin, hem bilgiyi temin etmekten ve hem de açıklamaktan dolayı iki ayrı fiile dayalı olarak iki ayrı ceza sorumluluğu gündeme gelecektir.</p>

<p>Failin bilgi temininde veya bilgiyi elinde bulundurmakta yetkili olup olmadığı ile “kamu görevlisi” olup olmamasının önemi bulunmamaktadır. Bir başka ifadeyle, fail kamu görevlisi olsa da bilgi temini sırasında yetkisiz olduğu takdirde, doğrudan veya dolaylı temin ettiği gizli bilgi nedeniyle TCK m.328’i ihlal edebilir. Örneğin, yetkili olmadığı halde gizli bilgileri temin eden, görevinden kaynaklanan yetkisini kötüye kullanıp gizli bilgilere ulaşan, kanundan kaynaklanan veya yetkili amirinin verdiği usule uygun emir ve talimat olmaksızın gizli bilgileri temin eden kamu görevlisi, suçun unsurları dikkate alınmak kaydı ile TCK m.327 veya 328’i ihlal etmiş sayılacaktır. İdare Hukukunda asıl yetkisizlik olup, yetkinin kanunlarda tanımlanıp gösterilmesi gerekir.</p>

<p>Casusluğa konu bilgilerin mutlaka yazılı metinlerden, dosyalardan, belge ve kayıtlardan elde edilmesi zorunlu değildir. Devletin güvenliği veya iç (ulusal) veya dış (uluslararası) siyasal yararları ile gizli bilgilerin ortam veya telefon dinlemesi veya diğer teknik takip yöntemleri ile temin edilmesi mümkündür. Bireyin haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 ve Anayasa m.22’nin çizdiği çerçevede ve Anayasa m.13’de yer alan dayanakla yasalara uygun yapılması ve bu yolla elde edilen bilgilerin de hukuka uygun şekilde korunup kullanılması gerekir. Aksi halde, hukuka aykırı bilgi temini, daha sonra bu bilgileri başkalarına açıklanması veya hukuka uygun yolla elde edilen bilgilerin usulsüz şekilde kullanılması, yetkisiz kişilere verilmesi veya nakli halinde ceza sorumluluğu gündeme gelecektir.</p>

<p><strong>“Devlet sırrı”</strong> kavramına giren bilgiye sahip olan tanığın, bir ceza yargılamasında maddi hakikatin ortaya çıkarılması amacıyla nasıl açıklama yapabileceği “Devlet sırrı niteliğindeki bilgilerle ilgili tanıklık” başlıklı CMK m.47’de ve içeriği Devlet sırrı özelliği taşıyan belgelerin nasıl incelenebileceği de “İçeriği Devlet sırrı niteliğindeki belgelerin mahkemece incelenmesi” başlıklı CMK m.125’de açıklanmıştır. Görüleceği üzere kanun koyucu, “Devlet sırrı” kavramına özel önem vermiştir. Bunlar dışında, bir kamu görevlisinin “Devlet sırrı” niteliği taşıyan bilgi ve belgelerin temini yoluna başvurması, görevinden kaynaklanan yetkileri kötüye kullanmak suretiyle “Devlet sırrı” elde edeceğini bildiği bilgilere ulaşmak amacıyla şeklen hukuka uygun veya hukuka aykırı teknikler kullanması, bu bilgileri bir yerde toplayıp saklaması veya başkalarına açıklaması kabul edilemez.</p>

<p>Savcılık makamı ve kolluğun bir soruşturma sırasında veya önleyici kolluğun önleme dinlemesi yaptığı sırada “Devlet sırrı” kapsamına giren bilgilere ulaştığında, adli amaçlı teknik takiplerde suçla ilgili olup da yasal şartları taşıyan ve yasama dokunulmazlığı kapsamına girmeyen dinleme kayıtlarını hakim veya mahkeme inceleyebilir. Önleme dinlemesi sırasında da tesadüfen “Devlet sırrı” mahiyetinde bilgilere tesadüfen ulaşılması mümkündür. Polis veya kolluk suçların önlenmesi dinlemesini ve Milli İstihbarat Teşkilatı da casusluk ve terör faaliyetlerine karşı bilgi toplama amaçlı dinlemeyi, “Devlet sırrı” kavramına giren bilgileri elde etmek ve bu bilgilere sahip kişileri takip edip kayda almak amacıyla yapmaz. Çünkü adı üstünde “Devlet sırrı” kavramı; bir devletin yararları ile ilgili bilgiler olup, bu bilgilerin toplanması ve başkaları ile paylaşılması sakıncalıdır. Ancak bir suçun ortaya çıkarılması kapsamında hukuka ve usule uygun teknik takip yapılırken “Devlet sırrı” özelliği taşıyan bilgilere ulaşılmışsa, bu bilgilerin gözardı edilemeyeceği, hakim veya mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiği bir gerçektir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yeri gelmişken belirtmeliyiz ki;</strong> neyin devlet sırrı olup olmadığı konusunda yasal yetersizliğin olduğu, herkes tarafından öngörülebilir ve bilinir şekilde adı “Devlet Sırları Kanunu” olan bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulduğu, mevcut düzenlemelerin nelerin devlet sırrı sayılıp sayılmayacağı konusunda yeterli ayrıntıya sahip olmadığı görülmektedir. Devlet sırları ile ilgili yasal düzenlemeye gidilmesi, hem “suçta ve cezada kanunilik” ilkesi ve hem de “Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk” başlıklı Yedinci Bölüm altında yer alan TCK m.326 ila m.339’da tanımlanan suçların öngörülebilir ve bilinebilir olması bakımından elzemdir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/siyasal-veya-askeri-casusluk-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 11:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/casusluk-askeri.jpg" type="image/jpeg" length="87453"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİ, 2/B TAŞINMAZLARI VE YAPI KAYIT BELGESİ BULUNAN YAPILARIN YER ALDIĞI HAZİNE TAŞINMAZLARINDA BAŞVURU VE ÖDEME SÜRELERİ YENİDEN UZATILDI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hazineye-ait-tarim-arazileri-2b-tasinmazlari-ve-yapi-kayit-belgesi-bulunan-yapilarin-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hazineye-ait-tarim-arazileri-2b-tasinmazlari-ve-yapi-kayit-belgesi-bulunan-yapilarin-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>HAZİNEYE AİT TARIM ARAZİLERİ, 2/B TAŞINMAZLARI VE YAPI KAYIT BELGESİ BULUNAN YAPILARIN YER ALDIĞI HAZİNE TAŞINMAZLARINDA BAŞVURU VE ÖDEME SÜRELERİ YENİDEN UZATILDI</strong></p>

<p>Hazineye ait tarım arazileri, 2/B taşınmazları ve Yapı Kayıt Belgeli Hazine arazileriyle ilgili süreçlerde en büyük sorunlardan biri, süresinde başvuru yapılamaması veya ödeme yükümlülüklerinin zamanında yerine getirilememesi nedeniyle ortaya çıkan hak kayıplarıydı. Birçok kişi; başvuru süresini kaçırdığı, satış bedelini ödeyemediği ya da taksitlerini aksattığı için satın alma hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya kaldı. 22 Mayıs 2026 tarihli ve 33261 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/tapu-kanunu-ile-bazi-kanunlarda-ve-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik" rel="dofollow"> 7579 sayılı Kanun</a></strong> ise bu konuda yeniden önemli bir imkan getirdi. Düzenleme ile; Hazineye ait tarım arazileri, 2/B taşınmazları, yapı kayıt belgeli Hazine arazileri ve bazı özel kapsamlı Hazine taşınmazlarında başvuru, ödeme ve taksit süreleri 31.12.2026 tarihine kadar uzatıldı. Ayrıca bazı 2/B taşınmazlarında eski maliklere ve mirasçılarına tanınan iade başvuruları bakımından da yeniden başvuru yolu açıldı. Böylece geçmişte işlemlerini tamamlayamadığı için hak kaybı yaşayan birçok kişi açısından yeniden başvuru ve ödeme fırsatı doğmuş oldu.</p>

<p><strong>Hangi Taşınmazlar Kapsamda?</strong></p>

<p>Süre uzatımı;</p>

<p>• Hazineye ait tarım arazileri,</p>

<p>• 2/B taşınmazları,</p>

<p>• Yapı kayıt belgesi alınmış yapıların bulunduğu Hazine taşınmazları,</p>

<p>• 4706 sayılı Kanun kapsamındaki bazı Hazine taşınmazları,</p>

<p>• Taşkömürü Havzasındaki bazı Hazine taşınmazları için uygulanacaktır.</p>

<p><strong>Kimler Yararlanabilecek?</strong></p>

<p>Düzenleme kapsamındaki hak sahipleri, taşınmazın türüne göre farklılık göstermektedir.</p>

<p><strong>Hazineye Ait Tarım Arazilerinde</strong></p>

<p>4706 sayılı Kanun ve 6292 sayılı Kanun kapsamında bulunan Hazineye ait tarım arazilerinde;</p>

<p>• Kullanıcılar,</p>

<p>• Kiracılar,</p>

<p>• Paydaşlar</p>

<p>başvuru ve ödeme süresi uzatımından yararlanabilecektir.</p>

<p><strong>2/B Taşınmazlarında</strong></p>

<p>2/B taşınmazlarında satın alma hakkı bulunan;</p>

<p>• Süresinde başvuru yapamayan kişiler,</p>

<p>• Satış bedelini süresinde ödeyemeyenler,</p>

<p>• Taksitlerini aksatanlar</p>

<p>süre uzatımından yararlanabilecektir.</p>

<p>Ayrıca 6292 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamındaki iade işlemlerinde;</p>

<p>• Eski maliklerin,</p>

<p>• Kanuni mirasçılarının</p>

<p>yeniden başvuru yapabilme hakkı bulunmaktadır.</p>

<p><strong>Yapı Kayıt Belgeli Hazine Taşınmazlarında</strong></p>

<p>İmar Kanununun geçici 16. maddesi kapsamında;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>• Yapı kayıt belgesi sahipleri,</p>

<p>• Satın alma başvurusu yapmayanlar,</p>

<p>• Taksitlerini süresinde ödemeyenler</p>

<p>süre uzatımından yararlanabilecektir.</p>

<p><strong>Diğer Hazine Taşınmazlarında</strong></p>

<p>4706 sayılı Kanunun geçici 18. maddesi ile 3303 sayılı Kanun kapsamındaki taşınmazlarda ise;</p>

<p>• Süresinde satın alma başvurusu yapmayanlar,</p>

<p>• Devir bedelini veya taksitlerini süresinde ödemeyenler</p>

<p>yeniden başvuru ve ödeme hakkına sahip olacaktır.</p>

<p><strong>Hangi Süreler Uzatıldı?</strong></p>

<p>31.12.2026 tarihine kadar;</p>

<p>• Başvuru yapmayanlar yeniden başvuru yapabilecek,</p>

<p>• Kendisine bildirilen satış bedelini süresinde ödemeyenler ödeme yapabilecek,</p>

<p>• Taksitli satışlarda ikiden fazla taksiti gecikenler yeniden ödeme hakkı elde edecek,</p>

<p>• 2/B iade başvuruları yeniden yapılabilecek.</p>

<p><strong>2/B Taşınmazlarında İade Hakkı</strong></p>

<p>6292 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında bazı taşınmazların eski maliklerine veya mirasçılarına bedelsiz iadesi mümkündür.</p>

<p>Özellikle;</p>

<p>• Daha önce kişiler adına kayıtlı olan,</p>

<p>• Sonradan orman sınırı dışına çıkarıldığı gerekçesiyle Hazine adına tescil edilen</p>

<p>bazı taşınmazlar için yeniden başvuru imkânı tanınmıştır.</p>

<p>Başvuru süresi de 31.12.2026 tarihine kadar uzatılmıştır.</p>

<p><strong>Bedeller Nasıl Hesaplanacak?</strong></p>

<p>Kanun, eski satış bedelinin aynen korunmasını kabul etmemiştir.</p>

<p>Başvuru veya ödeme süresi geçirildiği için, geçen süreye ilişkin TÜFE artışı satış bedeline eklenecektir.</p>

<p>Ancak artış sınırsız değildir. Kanun, TÜFE artışının sınırsız şekilde uygulanmasını kabul etmemiş; her yıl için uygulanacak toplam artışa üst sınır getirmiştir. Her yıl için uygulanacak artış, yıllık kanuni faiz oranının iki katını geçemeyecektir.</p>

<p>Ayrıca ay kesirleri hesaplamaya dahil edilmeyecektir.</p>

<p><strong>Düzenleme Neden Önemli?</strong></p>

<p>Özellikle yıllardır fiilen kullanılan ancak başvuru veya ödeme eksikliği nedeniyle hukuki statüsü kesinleşmeyen birçok taşınmaz bakımından, düzenleme yeniden mülkiyet kazanma ve işlemleri tamamlama imkânı sağlamaktadır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN"><img alt="Av. Gökhan BİLGİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/gokhan-bilgin.webp" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-gokhan-bilgin" title="Av. Gökhan BİLGİN">Av. Gökhan BİLGİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hazineye-ait-tarim-arazileri-2b-tasinmazlari-ve-yapi-kayit-belgesi-bulunan-yapilarin-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 10:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/2b4sa4a-arazi.jpg" type="image/jpeg" length="95797"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNUN DÖNÜŞEN YAPISI VE MODERN SUÇ TİPOLOJİLERİ IŞIĞINDA BİREYSEL VE İŞTİRAK TEMELLİ CEZAİ SORUMLULUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-ceza-hukukunun-donusen-yapisi-ve-modern-suc-tipolojileri-isiginda-bireysel-ve-istirak-temelli-cezai-sorumluluk-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-ceza-hukukunun-donusen-yapisi-ve-modern-suc-tipolojileri-isiginda-bireysel-ve-istirak-temelli-cezai-sorumluluk-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>GİRİŞ</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukuku, tarihsel gelişim süreci içerisinde özellikle İkinci Dünya Savaşı sonrasında ortaya çıkan kitlesel insan hakları ihlalleri ve sistematik nitelik taşıyan ağır uluslararası suçlar karşısında şekillenmiş ve zaman içerisinde bireyin uluslararası hukuk süjesi olarak doğrudan sorumluluk taşıdığı bağımsız bir hukuk dalı haline gelmiştir. Bu dönüşüm, klasik uluslararası hukuk anlayışında egemen devlet merkezli sorumluluk yapısının kırılmasına neden olmuş ve bireyin uluslararası hukuk düzeni içerisinde doğrudan yargılanabilir bir aktör olarak kabul edilmesini mümkün kılmıştır.</p>

<p>Bu bağlamda Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi (International Military Tribunal – Nürnberg), bireyin “devlet emri altında hareket etmesi” olgusunu mutlak bir cezasızlık nedeni olmaktan çıkarmış ve bireysel cezai sorumluluk ilkesini uluslararası hukuk düzenine yerleştirmiştir. Bu yaklaşım, uluslararası ceza hukukunun normatif temelini oluşturmuştur.</p>

<p>Nürnberg süreci ile başlayan bu normatif kırılma, daha sonra uluslararası ceza hukukunun yalnızca tarihsel bir yargılama pratiği olmaktan çıkıp kurumsallaşmış bir yargı düzenine evrilmesine zemin hazırlamıştır. Özellikle Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR) ile birlikte, uluslararası suçların unsurlarının belirlenmesi ve bireysel cezai sorumluluğun kapsamının genişletilmesi bakımından önemli bir içtihat birikimi ortaya çıkmıştır. ICTY’nin Tadić kararı, silahlı çatışmanın niteliğine ilişkin klasik ayrımları esneterek uluslararası insancıl hukuk ile ceza hukuku arasındaki sınırları yeniden tanımlamış; ICTR’nin Akayesu kararı ise soykırım suçunun manevi unsurunu oluşturan “dolus specialis” kavramını yargısal düzlemde açık bir şekilde formüle etmiştir. Benzer şekilde Krstić kararı, soykırım suçunun kısmi imha üzerinden de oluşabileceğini kabul ederek suçun kapsamını genişletmiştir.</p>

<p>Bu içtihat çizgisi, uluslararası ceza hukukunun yalnızca norm koyucu bir alan değil, aynı zamanda yoğun biçimde yargısal yorumla gelişen bir “case-law driven system” haline geldiğini göstermektedir. Bu yönüyle uluslararası ceza hukuku, klasik kamu hukuku disiplinlerinden ayrılarak hem normatif hem de yargısal üretim kapasitesi yüksek hibrit bir yapı arz etmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu dönüşüm, yalnızca teknik bir hukuk değişimi değil, aynı zamanda uluslararası hukukta egemenlik kavramının yeniden tanımlanması anlamına gelmektedir. Zira bireyin doğrudan uluslararası suçların faili olarak yargılanabilir hale gelmesi, devlet merkezli egemenlik anlayışının mutlaklığını sınırlandıran en önemli gelişmelerden birini teşkil etmektedir.</p>

<p><strong>I. ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNUN TARİHSEL KIRILMA NOKTALARI VE YARGISAL KURUMSALLAŞMASI</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukukunun tarihsel gelişimi Nürnberg ve Tokyo Uluslararası Askeri Mahkemeleri ile başlamış, bu mahkemeler bireysel cezai sorumluluk ilkesini uluslararası hukuk sistemine kazandırmıştır. Bu gelişim, klasik uluslararası hukukta egemen devlet merkezli sorumluluk anlayışından birey merkezli cezai sorumluluk anlayışına geçişin ilk normatif kırılmasını temsil etmektedir.</p>

<p>Nürnberg Mahkemesi, crimes against peace (barışa karşı suçlar), war crimes (savaş suçları) ve crimes against humanity (insanlığa karşı suçlar) kavramlarını sistematik hale getirerek bireyin devlet adına hareket etmesinin cezai sorumluluğu ortadan kaldırmayacağını açıkça kabul etmiştir. Bu yaklaşım, “devletin arkasına sığınma” (superior orders doctrine) anlayışını ortadan kaldırmış ve bireysel cezai sorumluluğu uluslararası ceza hukukunun kurucu ilkesi haline getirmiştir. Nürnberg içtihadı aynı zamanda nullum crimen sine lege ilkesinin savaş sonrası dönemde yeniden yorumlanmasına ilişkin tartışmaları da beraberinde getirmiştir.</p>

<p>Tokyo Mahkemesi ise Asya-Pasifik bölgesinde benzer bir yargılama yaparak uluslararası ceza hukukunun evrensel niteliğini güçlendirmiştir. Bu yargılamalarda özellikle komuta sorumluluğu (command responsibility) ve askeri hiyerarşi içindeki bireysel sorumluluğun sınırları tartışma konusu olmuş; üst düzey askeri ve siyasi aktörlerin yalnızca doğrudan fiillerinden değil, aynı zamanda ihmali davranışlarından da sorumlu tutulabileceği yönünde önemli bir içtihat eğilimi ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Soğuk Savaş sonrası dönemde kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR), uluslararası ceza hukukunu norm üretiminden yoğun içtihat üretimine taşıyan en önemli kurumsal yapılardır. Bu mahkemeler, uluslararası ceza hukukunun artık yalnızca antlaşma normlarına dayalı statik bir yapı olmadığını, aynı zamanda yargısal yorum yoluyla gelişen dinamik bir hukuk sistemi olduğunu ortaya koymuştur.</p>

<p>ICTY’nin Tadić kararı, silahlı çatışma kavramını geniş yorumlamış ve uluslararası ile uluslararası olmayan çatışma ayrımını esnetmiştir. Bu karar, uluslararası insancıl hukukun uygulama alanını ciddi şekilde genişletmiş; ayrıca effective control ve overall control testleri arasındaki tartışmayı gündeme getirerek devlet ilişkili sorumluluk tartışmalarını derinleştirmiştir.</p>

<p>ICTR’nin Akayesu kararı, soykırım suçunun en önemli unsuru olan dolus specialis (özel kast) kavramını açıklığa kavuşturmuş ve cinsel şiddetin belirli koşullarda soykırım aracı olabileceğini kabul etmiştir. Bu yönüyle karar, uluslararası ceza hukukunda mağduriyet kategorilerinin genişlemesi açısından da dönüm noktası niteliği taşımaktadır.</p>

<p>ICTY Krstić kararı ise Srebrenica olayları üzerinden soykırım suçunun yalnızca tam imha değil, kısmi imha yoluyla da oluşabileceğini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, soykırım suçunun maddi unsurunun yorumunda genişletici bir içtihat çizgisini temsil etmektedir.</p>

<p>Bu içtihatlar bütünü, uluslararası ceza hukukunun yalnızca normatif bir yapı değil, aynı zamanda case-law driven (içtihat güdümlü) bir hukuk sistemi haline geldiğini göstermektedir. Bu durum, uluslararası ceza hukukunu klasik kamu hukuku disiplinlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu dönem, uluslararası ceza hukukunun normatif sistemden yargısal içtihat sistemi haline evrildiği kritik kırılma noktasını temsil etmektedir.</p>

<p>Bu kırılmanın en ileri aşaması ise Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (International Criminal Court – ICC) kurulmasıdır. 1998 Roma Statüsü ile kurulan ICC, ad hoc mahkemelerden farklı olarak kalıcı bir uluslararası ceza yargı organı niteliği taşımakta ve böylece uluslararası ceza hukukunu sürekli ve kurumsallaşmış bir yargı rejimine dönüştürmektedir.</p>

<p>Roma Statüsü’nün 25. maddesi bireysel cezai sorumluluğu açık biçimde düzenleyerek uluslararası suçların bireyler tarafından işlenebileceğini normatif olarak kesinleştirmiştir. Bu düzenleme, Nürnberg çizgisinin kodifikasyonu niteliğindedir. 28. madde ise komuta sorumluluğunu açıkça düzenleyerek askeri ve sivil üstlerin astlarının fiillerinden belirli şartlar altında sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir.</p>

<p>ICC sisteminin en önemli yapısal unsurlarından biri tamamlayıcılık ilkesi (complementarity principle) olup, Mahkeme yalnızca ulusal yargı sistemlerinin yetersiz veya isteksiz olduğu durumlarda devreye girmektedir. Bu yapı, uluslararası ceza hukukunda devlet egemenliği ile uluslararası yargı yetkisi arasında denge kuran hibrit bir mekanizma ortaya çıkarmaktadır.</p>

<p>Yine kanaatimiz odur ki, uluslararası ceza hukukunun yalnızca tarihsel bir yargılama pratiği olmaktan çıkarak, bireyin doğrudan sorumlu olduğu ve kurumsal olarak denetlenen bağımsız bir uluslararası ceza adalet sistemine evrilmesini ifade etmektedir.</p>

<p><strong>II. ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNUN NORMATİF YAPISI VE HİBRİT KARAKTERİ</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukuku tek bir kaynağa dayanmayan, çok katmanlı ve dinamik bir hukuk sistemidir. Bu sistemin temel kaynakları uluslararası sözleşmeler, teamül hukuku (customary international law), genel hukuk ilkeleri ve uluslararası mahkeme içtihatlarıdır. Bununla birlikte uluslararası ceza hukukunun normatif yapısı, yalnızca klasik uluslararası hukuk kaynaklar sistemiyle açıklanamayacak ölçüde yargısal yorum ve içtihat üretimiyle şekillenen özgün bir karakter taşımaktadır.</p>

<p>Bu nedenle uluslararası ceza hukuku, hem Kıta Avrupası hukukunun kodifikasyon temelli yapısını hem de Anglo-Sakson hukukunun içtihat (case-law) temelli yaklaşımını birlikte bünyesinde barındıran hibrit bir hukuk düzeni olarak ortaya çıkmaktadır. Roma Statüsü’nün sistematiği dahi bu hibrit karakteri yansıtarak hem yazılı normatif kurallar hem de uluslararası yargı organlarının yorum gücünü birlikte işletmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda özellikle ICTY ve ICTR içtihadı, teamül hukukunun oluşumunda belirleyici bir rol oynamış; Tadić, Akayesu ve Krstić kararları yalnızca bireysel davalara ilişkin hükümler üretmekle kalmamış, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun genel ilkelerini şekillendiren normatif referans noktaları haline gelmiştir. Bu durum, uluslararası ceza hukukunda “judge-made law” niteliğinin güçlü biçimde ortaya çıktığını göstermektedir.</p>

<p>Doktrinde bu yapı sıklıkla autonomous legal order (özerk hukuk düzeni) kavramı ile ifade edilmektedir. Bu yaklaşım, uluslararası ceza hukukunun ulusal hukuk sistemlerinden bağımsız bir norm üretme kapasitesine sahip olduğunu ve kendi iç tutarlılığı bulunan bir normatif evren oluşturduğunu ileri sürmektedir. Özellikle ICC’nin kurulmasıyla birlikte bu özerklik daha da belirgin hale gelmiş; bireysel cezai sorumluluk, uluslararası düzeyde doğrudan uygulanabilir bir normatif kategoriye dönüşmüştür.</p>

<p>Buna paralel olarak bazı yazarlar uluslararası ceza hukukunu “fragmented yet converging system” (parçalı fakat yakınsayan sistem) olarak nitelendirmekte; farklı mahkeme yapıları, bölgesel yargı organları ve ulusal uygulamaların zaman içinde ortak bir normatif çekirdeğe doğru evrildiğini savunmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce bu özellik, uluslararası ceza hukukunu klasik uluslararası kamu hukukundan ayıran en temel yapısal unsurdur. Zira bu alan, yalnızca devletler arası normatif düzenlemelere değil, aynı zamanda bireyi doğrudan hedef alan ve yargısal içtihatla sürekli gelişen bağımsız bir cezai sorumluluk rejimine dayanmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle uluslararası ceza hukukunun normatif kaynakları, statik bir hiyerarşi içinde değil, birbirini besleyen ve sürekli etkileşim halinde bulunan çok katmanlı bir yapı olarak değerlendirilmelidir. Özellikle teamül hukuku ile içtihat arasındaki etkileşim, bu alanın norm üretim kapasitesinin en önemli dinamiğini oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>III. ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİ (ICC) VE TAMAMLAYICILIK İLKESİ</strong></p>

<p>Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), 1998 Roma Statüsü ile kurulmuş daimi nitelikte bir uluslararası ceza yargı organıdır. ICC’nin kuruluşu, uluslararası ceza hukukunda ad hoc (geçici) mahkeme modelinden kalıcı, kurumsallaşmış ve süreklilik arz eden bir yargı rejimine geçişi ifade etmektedir. Bu yönüyle ICC, yalnızca yeni bir yargı organı değil, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun normatif mimarisinde yapısal bir dönüşümün ürünüdür.</p>

<p>ICC’nin temel işleyiş mantığı tamamlayıcılık ilkesi (complementarity principle) üzerine kuruludur. Bu ilke, Mahkeme’nin ulusal yargı sistemlerinin yerine geçen bir üst yargı mercii olmadığını; aksine ulusal yargı sistemlerinin yetersizliği veya isteksizliği durumunda devreye giren ikincil fakat denetleyici bir mekanizma olduğunu ifade etmektedir. Bu yapı, uluslararası ceza hukukunda egemenlik ilkesinin tamamen ortadan kaldırılmadığını, ancak sınırlandırılarak uluslararası denetime açıldığını göstermektedir. Roma Statüsü’nün 17. maddesi, bu çerçevede kabul edilebilirlik (admissibility) kriterlerini düzenleyerek ICC’nin müdahale alanını normatif olarak sınırlandırmıştır.</p>

<p>Bu noktada ICC’nin temel işlevi yalnızca bireysel cezalandırma değildir; aynı zamanda ulusal yargı sistemlerini “harekete geçmeye zorlayan bir normatif baskı mekanizması” oluşturmasıdır. Dolayısıyla tamamlayıcılık ilkesi, sadece teknik bir yargı yetkisi kuralı değil, aynı zamanda uluslararası ceza adaletinin dolaylı bir düzenleme aracıdır.</p>

<p>ICC içtihadı bu yapıyı somutlaştıran ve genişleten bir rol üstlenmiştir. Lubanga Dyilo Davası, çocuk askerlerin kullanılmasını uluslararası ceza hukukunun merkezine taşımış ve bu fiili savaş suçu olarak sistematik biçimde tanımlamıştır. Bu karar, savaş suçlarının yalnızca doğrudan fiziksel şiddet eylemleriyle sınırlı olmadığını, aynı zamanda çatışmanın sosyal dokusunu hedef alan fiilleri de kapsadığını göstermiştir.</p>

<p>Katanga Davası, dolaylı müşterek faillik (indirect co-perpetration) teorisini geliştirerek örgütlü suç yapılarında bireysel sorumluluğun sınırlarını genişletmiştir. Bu yaklaşım, fiili gerçekleştiren kişi ile karar verici yapı arasındaki mesafenin cezai sorumluluğu ortadan kaldırmadığını ortaya koymuş ve özellikle hiyerarşik suç organizasyonlarında sorumluluğun dağıtımını yeniden şekillendirmiştir.</p>

<p>Bemba Davası, komuta sorumluluğu bağlamında “effective control (fiili kontrol)” kriterini tartışarak üst düzey askeri ve siyasi aktörlerin ihmal yoluyla cezai sorumluluğunu güçlendirmiştir. Bu karar, uluslararası ceza hukukunda sorumluluğun yalnızca icrai fiillerle değil, önleme yükümlülüğünün ihlaliyle de doğabileceğini açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p>Al Mahdi Davası ise Timbuktu’daki kültürel mirasın yok edilmesini savaş suçu olarak değerlendirerek uluslararası ceza hukukunun koruma alanını genişletmiştir. Bu karar, suç tipolojisinin yalnızca insan bedeni üzerindeki şiddetle sınırlı olmadığını, kültürel ve kolektif değerlerin de cezai koruma kapsamında değerlendirilebileceğini göstermektedir.</p>

<p>Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde ICC’nin yalnızca bireysel suçluluğu tespit eden bir mahkeme olmadığı, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun normatif sınırlarını sürekli olarak genişleten ve yeniden tanımlayan bir yargısal üretim merkezi olduğu görülmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce ICC sistemi, uluslararası ceza hukukunda iki temel dönüşümü aynı anda gerçekleştirmiştir. Birincisi, bireysel cezai sorumluluğu kurumsal ve sürekli bir yargı denetimine bağlamış; ikincisi ise suç tipolojilerini fiziksel şiddet merkezli dar çerçeveden çıkararak örgütsel, yapısal ve kültürel zararları da kapsayan geniş bir normatif alana taşımıştır. Bu nedenle ICC, yalnızca bir yargı organı değil, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun normatif evrimini yönlendiren kurucu bir aktör niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>IV. ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNDA SUÇ SİSTEMİ VE YARGISAL YAKLAŞIMLAR</strong></p>

<p><strong>1. SOYKIRIM SUÇU VE DOLUS SPECIALIS</strong></p>

<p>Soykırım suçu, belirli bir ulusal, etnik, ırksal veya dini grubun tamamen veya kısmen yok edilmesini amaçlayan, uluslararası ceza hukukunun en ağır ve en spesifik suç tiplerinden biridir. Bu suçun normatif çekirdeğini, diğer uluslararası suçlardan ayıran temel unsur ise dolus specialis (özel kast) unsurudur. Bu unsur, failin yalnızca fiili gerçekleştirmesini değil, aynı zamanda belirli bir grubu yok etme yönünde özel ve yönlendirilmiş bir yok etme iradesine sahip olmasını gerektirmektedir. Bu yönüyle soykırım suçu, klasik kast türlerinden ayrılarak daha yoğun, nitelikli ve daraltıcı bir sübjektif unsur standardı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede dolus specialis, yalnızca psikolojik bir kast değerlendirmesi değil, aynı zamanda fiilin bağlamı, sistematikliği ve failin örgütsel konumu üzerinden çıkarımsal olarak tespit edilen normatif bir unsurdur. Bu durum, soykırım suçunun ispatında doğrudan niyetin (direct intent) çoğu zaman açık delillerle değil, dolaylı göstergeler (contextual evidence) üzerinden kurulmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Uluslararası içtihat, bu suçun unsurlarının yorumlanmasında belirleyici bir rol oynamış ve soykırım suçunun hem maddi hem manevi unsurlarını derinleştiren bir normatif çerçeve oluşturmuştur. ICTR’nin Akayesu Davası, soykırım suçunun yalnızca fiziksel imha fiilleriyle sınırlı olmadığını ortaya koyarak cinsel şiddetin de belirli koşullarda soykırımın icra aracı olabileceğini kabul etmiştir. Bu karar, aynı zamanda uluslararası ceza hukukunda toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin ilk kez sistematik biçimde suç tipolojisine dahil edilmesi bakımından normatif bir kırılma noktası teşkil etmektedir.</p>

<p>ICTY’nin Krstić Davası, Srebrenica olayları üzerinden soykırım suçunun “tam imha” ile sınırlı olmadığını, “kısmi imha” (partial destruction) halinde de oluşabileceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, soykırım suçunun maddi unsurunun yorumunda genişletici bir içtihat çizgisi oluşturmuş ve koruma alanını fiilen genişletmiştir. Bu yönüyle Krstić kararı, “grubun bir kısmının yok edilmesi” kavramını uluslararası ceza hukukunun merkezine yerleştirmiştir.</p>

<p>ICTR’nin Gacumbitsi Davası, mağdur grubun belirlenmesinde yalnızca objektif etnik kriterlerin değil, algısal ve sosyal tanımlamaların da önem taşıdığını ortaya koymuştur. Bu yönüyle karar, soykırım suçunda “grup” kavramının statik değil, sosyal gerçeklik tarafından şekillenen dinamik ve inşa edilen (constructed) bir yapı olduğunu göstermiştir.</p>

<p>ICTY’nin Jelisić Davası ise soykırım kastının ispatında çok yüksek bir delil standardının gerekli olduğunu vurgulamış; failin özel yok etme iradesinin açık, kesin ve tartışmasız şekilde ortaya konulması gerektiğini belirtmiştir. Bu karar, dolus specialis unsurunun ispat rejimini sıkılaştıran ve cezai sorumluluğun sınırlarını daraltan önemli bir içtihat olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu içtihatlar birlikte değerlendirildiğinde, soykırım suçunun yalnızca normatif tanım düzeyinde sabit bir kategori olmadığı, aksine yargısal yorum yoluyla sürekli genişleyen ve derinleşen dinamik bir suç tipi haline geldiği görülmektedir. Bu durum, uluslararası ceza hukukunun gelişiminde içtihat hukukunun yalnızca açıklayıcı değil, aynı zamanda kurucu bir rol oynadığını açık biçimde ortaya koymaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce bu gelişim çizgisi, uluslararası ceza hukukunda yapısal bir ikili gerilim üretmektedir. Bir yandan dolus specialis gibi sıkı sübjektif unsurların varlığı, suç tipinin cezalandırma alanını daraltarak bireysel cezai sorumluluk bakımından yüksek bir ispat standardı oluşturmakta; diğer yandan ise “grup”, “imha” ve “icra biçimi” kavramlarının yargısal yorumla genişletilmesi, koruma alanını fiilen artırmaktadır. Bu nedenle soykırım suçu, aynı anda hem “daraltıcı ispat rejimi” hem de “genişletici koruma yorumu” üreten paradoksal bir yapı arz etmektedir.</p>

<p>Bu ikili yapı, özellikle ICC ve ad hoc mahkemeler içtihadında da görüldüğü üzere, uluslararası ceza hukukunun genel karakterini belirleyen temel normatif gerilimlerden birini oluşturmaktadır. Bu gerilim, bir yandan ceza hukukunda hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerini zorlamakta; diğer yandan ise ağır insan hakları ihlallerinin cezasız kalmaması yönündeki uluslararası kamu düzeni ihtiyacını karşılamaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak soykırım suçu, uluslararası ceza hukukunun hem en katı hem de en esnek yorumlanabilen suç tipi olarak, sistemin bütünsel karakterini yansıtan ve uluslararası ceza hukukunun normatif sınırlarını görünür kılan temsili bir alan teşkil etmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2. İNSANLIĞA KARŞI SUÇLAR VE SİSTEMATİK SALDIRI</strong></p>

<p>İnsanlığa karşı suçlar, uluslararası ceza hukukunda sivil nüfusa yönelik yaygın (widespread) veya sistematik (systematic) bir saldırının parçası olarak işlenen ağır insan hakları ihlallerini ifade etmektedir. Bu suç tipi, savaş hali bulunmasa dahi işlenebilmesi bakımından, savaş suçlarından ayrılmakta ve barış zamanında dahi uluslararası ceza sorumluluğunu gündeme getirebilmektedir. Bu yönüyle insanlığa karşı suçlar, uluslararası ceza hukukunun “saf devlet dışı şiddet alanı”nı düzenleyen en geniş kapsamlı suç kategorilerinden birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Suçun kurucu unsuru olan “sistematik saldırı”, münferit eylemlerden farklı olarak, belirli bir devlet politikası veya örgütsel plan çerçevesinde sivil nüfusa yönelmiş organize bir saldırı modelini ifade etmektedir. Bu bağlamda “policy element” (saldırı politikası unsuru), suçun rastlantısal eylemlerden ayrılmasını sağlayan kritik bir normatif kriter olarak kabul edilmektedir. Dolayısıyla insanlığa karşı suçlar, bireysel fiillerin ötesinde, örgütlü ve planlı şiddet yapılarının uluslararası ceza hukuku tarafından kriminalize edilmesini sağlamaktadır.</p>

<p>Bu noktada insanlığa karşı suçların kapsamı yalnızca fiziksel şiddet eylemleriyle sınırlı olmayıp, insan bedeninin sistematik biçimde hedef alındığı tıbbi ve biyopolitik müdahaleleri de içerebilecek şekilde genişlemektedir. Özellikle zorla tıbbi müdahaleler, rıza dışı deneysel uygulamalar, zorla sterilizasyon ve üreme kapasitesine yönelik sistematik müdahaleler, modern uluslararası ceza hukukunda insan onuruna karşı saldırının tıbbi görünümünü oluşturmaktadır. Bu yönüyle suç tipi, yalnızca yaşam hakkına değil, bedensel bütünlük, tıbbi özerklik ve insanın fiziksel dokunulmazlığına yönelik sistematik ihlalleri de kapsamaktadır.</p>

<p>ICTY’nin Tadić Davası, insanlığa karşı suçlarda “sistematiklik” ve “yaygınlık” kriterlerini geliştirerek bu suç tipinin yalnızca büyük ölçekli saldırılarla sınırlı olmadığını, belirli bir organizasyonel yapı içinde tekrar eden ihlallerin de bu kapsamda değerlendirilebileceğini ortaya koymuştur. Bu karar, aynı zamanda sivil nüfus kavramının geniş yorumlanmasına katkı sağlamış ve uluslararası ceza hukukunda koruma alanını önemli ölçüde genişletmiştir.</p>

<p>ICTY’nin Kunarac Davası, cinsel şiddet eylemlerini bağımsız bir insanlığa karşı suç olarak değerlendirmiş ve bu fiillerin yalnızca savaş bağlamında değil, sistematik saldırının bir parçası olarak da cezalandırılabileceğini kabul etmiştir. Bu içtihat, cinsel şiddetin “ikincil bir ihlal” değil, doğrudan uluslararası suçun kurucu unsuru olabileceğini ortaya koyması bakımından normatif bir dönüm noktasıdır.</p>

<p>ICTY’nin Furundžija Davası ise işkence yasağının jus cogens (emredici norm) niteliğini açıkça tanımlamış ve bu yasağın hiçbir istisna veya meşruiyet alanına tabi olamayacağını ortaya koymuştur. Bu karar, insanlığa karşı suçların yalnızca cezai bir kategori değil, aynı zamanda uluslararası kamu düzeninin (ordre public international) bir parçası olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) içtihadı da insanlığa karşı suçların kapsamını genişleten bir rol üstlenmiştir. Özellikle “widespread or systematic attack directed against any civilian population” kriteri, Roma Statüsü’nün 7. maddesi çerçevesinde suçun yapısal unsurunu oluşturmaktadır. ICC uygulaması, bu suç tipinin yalnızca devlet aktörleriyle sınırlı olmadığını, devlet dışı örgütlü yapılar tarafından da işlenebileceğini kabul etmektedir.</p>

<p>Kanaatimizce insanlığa karşı suçlar, uluslararası ceza hukukunun yalnızca klasik şiddet eylemlerini değil, aynı zamanda insan bedeni üzerinde kurulan sistematik iktidar ve müdahale mekanizmalarını da kapsayan dinamik bir suç tipini temsil etmektedir. Bu yönüyle suç tipi, bir yandan sistematik devlet veya örgüt politikalarının cezalandırılmasını mümkün kılarak uluslararası koruma standardını yükseltmekte; diğer yandan ise “sistematik saldırı” ve “policy element” kavramlarının yoruma açık yapısı nedeniyle hukuki belirlilik ile etkin koruma amacı arasında yapısal bir gerilim üretmektedir. İnsanlığa karşı suçlar, uluslararası ceza hukukunda yalnızca bireysel fiillerin cezalandırılmasına indirgenemeyecek ölçüde, organize iktidar yapıları tarafından sistematik biçimde icra edilen ve doğrudan insan bedenini, toplumsal varoluş alanını ve insan onurunun maddi/bedensel tezahürlerini hedef alan çok katmanlı şiddet rejimlerini konu edinen en kapsamlı suç kategorisini oluşturmaktadır. Bu niteliğiyle söz konusu suç tipi, modern uluslararası ceza hukukunun yalnızca normatif çerçevesini değil, aynı zamanda onun yapısal mantığını ve koruma paradigmasını da belirleyen kurucu bir eksen işlevi görmekte; birey, beden ve iktidar arasındaki ilişkinin uluslararası ceza hukuku düzleminde yeniden tanımlanmasına imkan sağlamaktadır.</p>

<p><strong>3. SAVAŞ SUÇLARI VE ULUSLARARASI İNSANCIL HUKUK</strong></p>

<p>Savaş suçları, uluslararası ve uluslararası olmayan silahlı çatışmalar sırasında, Cenevre Sözleşmeleri ve teamül uluslararası insancıl hukuk kurallarının ağır ihlali niteliğindeki fiilleri ifade etmektedir. Bu suç tipi, silahlı çatışma hukuku (ius in bello) ile doğrudan bağlantılı olup, çatışmanın taraflarına belirli davranış sınırları çizerek savaşın dahi “hukuk dışı alan” olmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Savaş suçlarının normatif yapısı, özellikle ayrım ilkesi (distinction), orantılılık ilkesi (proportionality) ve askeri zorunluluk (military necessity) ilkeleri üzerinden şekillenmektedir. Bu ilkeler, sivil hedeflerin korunmasını uluslararası insancıl hukukun merkezine yerleştirmekte ve savaşın mutlak bir şiddet alanı olmadığını normatif olarak tesis etmektedir.</p>

<p>Bu normatif çerçeve içerisinde Cenevre Sözleşmeleri, özellikle yaralılar, hastalar ve savaş mağdurları bakımından tıbbi koruma rejimi kurarak savaş hukukunun insancıl boyutunu somutlaştırmaktadır. Bu kapsamda sağlık personeli, tıp çalışanları, sahra hastaneleri ve ambulanslar “özel korunmuş kişiler ve yapılar” statüsünde değerlendirilmekte; bunlara yönelik saldırılar doğrudan savaş suçu niteliği taşımaktadır. Bu durum, tıp faaliyetinin savaş koşullarında dahi nötr ve korunmuş bir alan olarak kabul edildiğini göstermektedir.</p>

<p>Ayrıca uluslararası insancıl hukukta tıbbi tarafsızlık (medical neutrality) ilkesi, sağlık personelinin yalnızca hastaya karşı sorumlu olduğunu ve çatışmanın tarafı haline getirilemeyeceğini ifade etmektedir. Buna rağmen sağlık çalışanlarının hedef alınması, zorla müdahaleye zorlanması veya tedavi faaliyetlerinin engellenmesi, savaş suçları kapsamında değerlendirilen ağır ihlaller arasında yer almaktadır. Bu yönüyle savaş hukuku, yalnızca askeri hedefleri değil, aynı zamanda insan bedeninin korunmasına yönelik tıbbi etik alanını da doğrudan güvence altına almaktadır.</p>

<p>ICTY’nin Tadić Davası, silahlı çatışmanın niteliğine ilişkin yaptığı geniş yorumla, uluslararası ve uluslararası olmayan silahlı çatışmalar arasındaki sınırın esnekleşmesine katkı sağlamış ve uluslararası insancıl hukukun uygulama alanını önemli ölçüde genişletmiştir. Bu yaklaşım, savaş suçlarının yalnızca devletler arası çatışmalarla sınırlı olmadığını, iç çatışmalar bağlamında da aynı yoğunlukta uygulanabileceğini ortaya koymuştur.</p>

<p>ICTY’nin Čelebići (Delalić) Davası, komuta sorumluluğu doktrinini sistematik biçimde açıklamış ve üst düzey askeri veya sivil otoritelerin, astları tarafından işlenen suçlardan belirli koşullar altında sorumlu tutulabileceğini kabul etmiştir. Bu karar, bireysel cezai sorumluluğun yalnızca doğrudan fiil failliği ile sınırlı olmadığını, hiyerarşik yapı içinde ihmal ve denetim yükümlülüğünün ihlali üzerinden de kurulabileceğini ortaya koymuştur.</p>

<p>Bu çerçevede komuta sorumluluğu, uluslararası ceza hukukunda üç temel unsur üzerinden değerlendirilmektedir: fiili kontrol (effective control), bilgi standardı (knowledge or reason to know) ve gerekli önlemleri almama (failure to prevent or punish). Bu yapı, özellikle askeri hiyerarşi içindeki üst düzey aktörlerin cezai sorumluluğunu genişleten normatif bir mekanizma olarak işlev görmektedir.</p>

<p>Roma Statüsü’nün 28. maddesi, komuta sorumluluğunu kodifiye ederek bu doktrini ICC sistemine taşımış ve sivil-siyasi liderlerin de belirli şartlar altında savaş suçlarından sorumlu tutulabilmesini mümkün kılmıştır. Bu düzenleme, uluslararası ceza hukukunda sorumluluğun yalnızca fiili icra eden bireylerle sınırlı olmadığını, kurumsal ve yapısal sorumluluğu da kapsadığını göstermektedir.</p>

<p>ICTY’nin Furundžija Davası ise işkence yasağının jus cogens niteliğini vurgulayarak, savaş suçlarının yalnızca çatışma hukuku ihlali değil, aynı zamanda uluslararası kamu düzenine karşı ihlal niteliği taşıdığını ortaya koymuştur.</p>

<p>Kanaatimizce savaş suçları rejimi, uluslararası ceza hukukunun en “operasyonel” alanını oluşturmaktadır. Bir yandan silahlı çatışma hukukunun teknik kurallarını cezai sorumluluk rejimiyle birleştirmekte, diğer yandan ise komuta sorumluluğu doktrini aracılığıyla bireysel sorumluluğu hiyerarşik yapılara doğru genişletmektedir. Bu durum, savaşın yalnızca askeri bir faaliyet değil, aynı zamanda tıbbi, insani ve etik sınırlarla çevrelenmiş normatif bir alan olduğunu göstermektedir.</p>

<p>Sonuç olarak savaş suçları ve komuta sorumluluğu doktrini, uluslararası ceza hukukunun normatif yapısında bireysel fail ile örgütsel yapı arasındaki sınırın bulanıklaştığı, sorumluluğun ise giderek “yukarıya doğru genişlediği” temel bir alanı temsil etmektedir.</p>

<p>Savaş suçları kapsamında tıbbi alanın korunması, uluslararası insancıl hukukun en hassas ve aynı zamanda en normatif açıdan yoğunlaşmış alanlarından birini oluşturmaktadır. Cenevre Sözleşmeleri ile tesis edilen koruma rejimi, yaralılar, hastalar ve sağlık personelini çatışmanın tarafı olmaktan bağımsız şekilde korunan kişiler kategorisine dahil ederek, savaşın dahi mutlak bir şiddet alanı olmadığını ortaya koymaktadır. Bu çerçeve, tıbbi faaliyeti yalnızca insani bir yardım alanı değil, aynı zamanda uluslararası hukukun doğrudan güvence altına aldığı normatif bir yapı olarak konumlandırmaktadır.</p>

<p>Bu normatif yapı içerisinde tıbbi tarafsızlık (medical neutrality) ilkesi, sağlık personelinin görevini yalnızca tıbbi etik ve hasta yararı doğrultusunda yerine getirmesini güvence altına almakta; sağlık çalışanlarının çatışmanın tarafı haline getirilmesini veya askeri amaçlarla araçsallaştırılmasını açıkça yasaklamaktadır. Buna rağmen modern silahlı çatışmalarda sağlık personelinin hedef alınması, hastanelerin bombalanması veya tıbbi altyapının sistematik biçimde tahrip edilmesi, bu koruma rejiminin en ağır ihlalleri arasında yer almaktadır.</p>

<p>Hastane bombalamaları, yalnızca fiziksel yapıların tahribi olarak değil, aynı zamanda yaşamın sürdürülmesine yönelik kurumsal kapasitenin ortadan kaldırılması anlamına gelen yapısal bir savaş suçu niteliği taşımaktadır. Hastanelerin korunmuş statüsüne rağmen hedef alınması, uluslararası insancıl hukukta “korunan nesneye karşı kasıtlı saldırı” kategorisi içinde değerlendirilmekte ve tıbbi alanı doğrudan çatışmanın stratejik hedeflerinden biri haline getirmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte sağlık personelinin savaş alanında hem fail hem de mağdur konumunda bulunabilmesi, uluslararası ceza hukukunun klasik fail–mağdur ayrımını önemli ölçüde karmaşıklaştırmaktadır. Sağlık çalışanları bir yandan yaralıları tedavi etme yükümlülüğünü yerine getirirken, diğer yandan baskı, zorlama veya askeri kontrol altında tıbbi müdahaleleri gerçekleştirmek zorunda bırakılabilmekte; bu durum tıbbi faaliyetin cezai sorumluluk rejimiyle kesiştiği gri bir alan yaratmaktadır. Bu ikili yapı, tıbbın nötr bir alan olmaktan çıkıp çatışma dinamikleri içinde konumlanan kırılgan bir meslek alanı haline geldiğini göstermektedir.</p>

<p>Cenevre rejimi çerçevesinde tıbbi korumanın temel amacı, savaşın insan bedeni üzerindeki doğrudan etkisini sınırlamak ve sağlık hizmetlerinin sürekliliğini güvence altına almaktır. Ancak modern çatışma pratikleri, bu koruma rejimini yalnızca ihlal etmekle kalmamakta, aynı zamanda tıbbi kapasiteyi askeri stratejinin bir parçası haline getirerek tıbbın savaş aracı olarak araçsallaştırılması sonucunu doğurmaktadır. Sağlık hizmetlerinin kesilmesi, hastanelerin kontrol altına alınması veya yaralıların tedavisinin engellenmesi, bu araçsallaştırmanın başlıca görünümlerini oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu gelişim, savaş hukukunun yalnızca silahlı çatışmayı düzenleyen teknik bir alan olmadığını, aynı zamanda insan yaşamının biyolojik ve kurumsal devamlılığını koruyan bütüncül bir normatif sistem olduğunu ortaya koymaktadır. Tıbbi alanın savaş suçları bağlamında giderek daha görünür hale gelmesi, uluslararası ceza hukukunun yalnızca ölüm ve yıkımı değil, aynı zamanda yaşamın sürdürülmesine ilişkin kurumsal yapıların korunmasını da merkezine aldığını göstermektedir.</p>

<p>Tıbbi ihlaller yalnızca savaş suçlarıyla sınırlı olmayıp, bazı durumlarda insanlığa karşı suçlar veya soykırım suçlarıyla da kesişebilmektedir. Özellikle sağlık sisteminin sistematik biçimde çökertilmesi, tıbbi hizmetlere erişimin engellenmesi veya belirli bir grubun biyolojik varlığını hedef alan müdahaleler, uluslararası ceza hukukunda tıbbın doğrudan suç aracına dönüşebildiğini göstermektedir. Bu yönüyle tıp, yalnızca korunması gereken bir alan değil, aynı zamanda ihlal ve imha pratiklerinin de merkezinde yer alabilen normatif bir çatışma sahasıdır.</p>

<p>Sonuç olarak savaş suçları ve tıbbi koruma rejimi, uluslararası ceza hukukunda şiddetin yalnızca bireysel eylem düzeyinde değil, aynı zamanda sağlık, beden ve yaşamın kurumsal örgütlenmesi üzerinden de üretilebildiğini ortaya koymakta; bu yönüyle modern uluslararası ceza hukukunun en kritik normatif gerilim alanlarından birini teşkil etmektedir.</p>

<p>Savaş suçları, Cenevre Sözleşmeleri ve teamül uluslararası insancıl hukuk kapsamında düzenlenen ve silahlı çatışma sırasında tarafların davranışlarını sınırlandıran uluslararası ceza hukuku ihlallerini ifade etmektedir. Bu suç tipi, savaşın hukuk dışı bir alan olmadığını; aksine sıkı normatif kurallarla çerçevelenmiş bir çatışma rejimi içinde yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.</p>

<p>Uluslararası içtihat, savaş suçlarını yalnızca bireysel fiiller düzeyinde değil, diğer uluslararası suç tipleriyle kesişebilen ve belirli koşullarda bu suç tiplerine evrilebilen bir yapı içinde değerlendirmektedir. ICTY’nin Kupreškić Davası, sivil hedeflere yönelik saldırıların belirli koşullar altında insanlığa karşı suç niteliği kazanabileceğini kabul ederek, suç tipleri arasındaki ayrımın mutlak değil işlevsel olduğunu göstermiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, savaş hukukunun insanlığa karşı suçlar ve soykırım gibi diğer uluslararası suç tipleriyle kesişen yapısal bir normatif alan oluşturduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle sistematik saldırı içeren durumlarda, savaş suçlarının bağımsız bir kategori olmaktan çıkıp daha geniş bir cezai sorumluluk mimarisi içinde değerlendirilmesi mümkündür.</p>

<p>ICTY’nin Blaškić Davası, komuta zinciri sorumluluğunu ele alarak, üst düzey askeri aktörlerin yalnızca doğrudan icra fiillerinden değil, astlar üzerinde kurdukları fiili kontrol ve denetim eksikliğinden de sorumlu tutulabileceğini ortaya koymuştur. ICTY’nin Hadžihasanović Davası ise emir-komuta ilişkisi bağlamında bilgi standardı ve önleme yükümlülüğünü açıklığa kavuşturmuş; komuta sorumluluğunun yalnızca hiyerarşik konumdan değil, etkin kontrol ve ihmal ilişkisinden doğduğunu ortaya koymuştur.</p>

<p>Roma Statüsü’nün 8. maddesi savaş suçlarını kodifiye ederek Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (ICC) yargı yetkisini bu alana taşımıştır. ICC uygulaması, savaş suçlarının yalnızca klasik devletlerarası çatışmalarla sınırlı olmadığını; devlet dışı aktörlerin yer aldığı asimetrik çatışma biçimlerinde de aynı şekilde uygulanabildiğini kabul etmektedir. Bu durum, modern savaşın aktör yapısının genişlemesiyle birlikte sorumluluk rejiminin de yatay olarak genişlediğini göstermektedir.</p>

<p>Savaş suçları rejimi, yalnızca suç tipleri üzerinden değil, aynı zamanda uluslararası insancıl hukukun temel ilkeleri üzerinden şekillenmektedir. Bu bağlamda ayrım ilkesi (distinction), orantılılık ilkesi (proportionality), askeri zorunluluk (military necessity), insancıllık ilkesi (humanity principle) ve tedbir alma yükümlülüğü (precautions in attack), silahlı çatışmanın hukuki sınırlarını belirleyen temel normatif çerçeveyi oluşturmaktadır. Bu ilkeler arasında orantılılık ilkesi, askeri avantaj ile sivil zarar arasındaki dengeyi kurarak güç kullanımının mutlak olmadığını ortaya koymaktadır.</p>

<p>Modern savaş pratikleri, özellikle uzaktan hedefleme sistemleri, drone teknolojileri ve algoritmik karar mekanizmaları aracılığıyla bu ilkelerin uygulanmasını daha karmaşık hale getirmiştir. Bu dönüşüm, yalnızca fiili zarar değerlendirmesini değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinin hukuki denetime tabi tutulmasını da zorunlu kılmaktadır. Böylece sorumluluk değerlendirmesi, klasik fail merkezli yapıdan çıkarak operasyonel ve teknolojik süreçleri de kapsayan bir çerçeveye evrilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede savaş suçları rejimi, uluslararası ceza hukukunun teknik boyutunu oluştururken; insancıl hukuk ilkeleri bu teknik yapının normatif sınırlarını belirlemektedir. Dolayısıyla savaş hukuku, yalnızca bir suç katalogu değil, aynı zamanda şiddetin meşruiyet sınırlarını belirleyen ilke temelli bir denge sistemidir.</p>

<p>Kanaatimiz odur ki, bu yapı uluslararası ceza hukukunun yalnızca geçmiş ihlalleri cezalandıran reaktif bir mekanizma olmadığını, aynı zamanda gelecekteki şiddet biçimlerini sınırlandıran proaktif bir normatif kontrol rejimi olduğunu göstermektedir. Bu nedenle savaş suçları alanı, hem bireysel cezai sorumluluğun hem de modern savaşın yapısal dönüşümünün kesiştiği merkezi bir normatif eksen niteliği taşımaktadır.</p>

<p><strong>4. SALDIRI SUÇU VE DEVLET MERKEZLİ SORUMLULUK</strong></p>

<p>Saldırı suçu, uluslararası ceza hukukunda devletler arası güç kullanımının en ağır biçimi olarak kabul edilmekte olup, Roma Statüsü’nün 8 bis maddesi çerçevesinde düzenlenmiştir. Bu suç, bir devletin başka bir devletin egemenliğine karşı Birleşmiş Milletler Şartı’nı açık ve ağır biçimde ihlal edecek şekilde silahlı güç kullanmasını veya bu kullanıma karar verilmesini ifade etmektedir.</p>

<p>Saldırı suçunun normatif çekirdeği, bireysel icra fiilinden ziyade devlet düzeyinde alınan stratejik ve politik kararların cezai sorumluluğa konu edilmesidir. Bu yönüyle suç, uluslararası ceza hukukunda “liderlik suçu” (leadership crime) niteliği taşıyan tek suç tipi olarak kabul edilmekte; sorumluluk alt kademelere değil, saldırı eylemini planlayan, başlatan, yöneten ve devletin askeri-siyasal aygıtı üzerinde fiili kontrol (effective control) kurabilen üst düzey aktörlere yönelmektedir. Dolayısıyla saldırı suçu, klasik fail modelinden farklı olarak, bireysel fiil ile devlet politikası arasındaki bağlantının cezai sorumluluğun merkezine yerleştirildiği özel bir suç yapısı ortaya koymaktadır.</p>

<p>Saldırı suçunun tarihsel temeli, Nürnberg Uluslararası Askeri Mahkemesi’nin “crimes against peace” yaklaşımına dayanmaktadır. Nürnberg Mahkemesi, saldırgan savaşın yalnızca devletlerarası bir ihlal olmadığını, aynı zamanda bireysel cezai sorumluluk doğuran uluslararası bir suç teşkil ettiğini kabul ederek modern saldırı suçunun normatif temelini oluşturmuştur. Bu yaklaşım, devlet egemenliğinin mutlak dokunulmazlık alanı oluşturamayacağını ortaya koymuş ve uluslararası ceza hukukunda lider düzeyindeki siyasi kararların da yargısal denetime tabi tutulabileceğini göstermiştir.</p>

<p>Roma Statüsü sistemi içerisinde saldırı suçu, diğer çekirdek suçlardan farklı olarak otomatik yargı yetkisine tabi değildir. Mahkemenin yetkisinin işletilebilmesi, devlet tarafı onay mekanizmaları, Kampala Değişiklikleri ve belirli prosedürel eşiklerin gerçekleşmesine bağlıdır. Bu durum, saldırı suçunun yalnızca hukuki değil, aynı zamanda yoğun biçimde siyasal karakter taşıyan bir suç tipi olduğunu göstermektedir. Özellikle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin rolü, uluslararası ceza hukuku ile uluslararası siyasal düzen arasındaki yapısal ilişkinin en görünür örneklerinden birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Suçun maddi unsuru bakımından her güç kullanımı saldırı suçu kapsamında değerlendirilmemekte; yalnızca Birleşmiş Milletler Şartı’nı açık, ağır ve sistematik biçimde ihlal eden “manifest violation” niteliğindeki fiiller suçun konusunu oluşturmaktadır. Bu yüksek eşik, bir yandan devletlerin meşru müdafaa ve güvenlik politikalarına belirli bir hareket alanı bırakmakta; diğer yandan ise uluslararası barışı tehdit eden saldırgan güç kullanımını kriminalize etmektedir. Böylece saldırı suçu, devletlerin güç kullanma serbestisini sınırlayan istisnai bir cezai müdahale mekanizması olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Uluslararası hukuk doktrininde saldırı suçu, çoğu zaman “devlet merkezli bireysel sorumluluk modeli” olarak tanımlanmaktadır. Çünkü bu suçta cezai sorumluluk, doğrudan savaş alanındaki fiziksel icra fiillerinden değil; siyasal, askeri ve stratejik karar alma süreçlerinden doğmaktadır. Bu nedenle saldırı suçu, uluslararası ceza hukukunda bireysel cezai sorumluluk teorisinin devlet iktidarıyla en yoğun kesiştiği alanlardan birini oluşturmaktadır.</p>

<p>Bu suç tipi aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun önleyici (preventive) fonksiyonunu en açık biçimde yansıtan alanlardan biridir. Zira saldırı suçunun amacı yalnızca gerçekleşmiş ihlalleri cezalandırmak değil, aynı zamanda devletlerin hukuka aykırı savaş politikalarını daha başlangıç aşamasında sınırlayabilmektir. Bu yönüyle saldırı suçu, uluslararası ceza hukukunun retrospektif bir cezalandırma mekanizmasının ötesine geçerek, uluslararası barışın korunmasına yönelik proaktif bir normatif güvenlik rejimi işlevi gördüğünü ortaya koymaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce saldırı suçu, uluslararası ceza hukukunun en politik, en dar yorumlanan ve aynı zamanda egemenlik tartışmalarına en açık suç tipi niteliğini taşımaktadır. Bir yandan üst düzey devlet liderlerinin uluslararası barışı ihlal eden kararlarının bireysel sorumluluk doğurabileceğini kabul ederek hesap verebilirliği güçlendirmekte; diğer yandan ise ceza hukukunun siyasal karar alma süreçlerine müdahale alanını genişlettiği gerekçesiyle yoğun meşruiyet tartışmalarına yol açmaktadır.</p>

<p>Bu yönüyle saldırı suçu, uluslararası ceza hukukunun yalnızca bireysel şiddet fiillerini değil, devletin en üst düzey güç kullanım mekanizmalarını da normatif denetime tabi tutan; bireysel cezai sorumluluk, devlet egemenliği, uluslararası barış ve küresel güvenlik arasındaki çok katmanlı ilişkinin kurucu normatif matrisi olarak ortaya çıkmaktadır.</p>

<p><strong>V. ÖRGÜTSEL SORUMLULUK VE EFFECTIVE CONTROL DOKTRİNİ</strong></p>

<p>Komuta sorumluluğu (command responsibility), uluslararası ceza hukukunda üst düzey askeri veya sivil otoritelerin, astları tarafından işlenen uluslararası suçlardan belirli koşullar altında sorumlu tutulabilmesini ifade eden özel bir sorumluluk rejimidir. Bu doktrin, bireysel cezai sorumluluğun yalnızca doğrudan faili kapsamadığını; aynı zamanda emir verme, denetleme, önleme ve cezalandırma yükümlülüğünü yerine getirmeyen üst düzey aktörlere de uzanabileceğini kabul etmektedir. Bu yönüyle komuta sorumluluğu, uluslararası ceza hukukunun bireysel fail modeli ile örgütsel suç yapıları arasındaki bağlantıyı kuran temel doktriner mekanizmalardan biridir.</p>

<p>Doktrinin tarihsel temeli Nürnberg ve Tokyo Mahkemeleri’ne kadar uzanmakla birlikte, modern içeriği özellikle ICTY ve ICTR içtihatları aracılığıyla şekillenmiştir. Uluslararası ceza mahkemeleri, modern silahlı çatışmaların çoğunlukla hiyerarşik ve örgütsel yapılar içinde gerçekleştiğini kabul ederek, yalnızca sahadaki doğrudan faillere odaklanan klasik ceza hukuku yaklaşımının yetersiz kaldığını ortaya koymuştur.</p>

<p>ICTY’nin Čelebići (Delalić) Davası, komuta sorumluluğunun en önemli unsuru olan effective control (fiili kontrol) kriterini sistematik biçimde geliştirmiştir. Mahkeme, yalnızca resmi rütbe veya unvanın sorumluluk için yeterli olmadığını; asıl belirleyici unsurun failin astlar üzerinde gerçek, etkin ve fiili bir kontrol gücüne sahip olup olmadığı olduğunu vurgulamıştır. Buna göre bir üst, suçları önleyebilme veya cezalandırabilme kapasitesine fiilen sahipse, gerekli tedbirleri almaması halinde cezai sorumluluk altına girebilecektir.</p>

<p>ICTY’nin Halilović Davası ise bilgi unsurunun (knowledge standard) önemini ortaya koymuş ve komuta sorumluluğunun yalnızca doğrudan bilgi halinde değil, “bilmesi gerekme” (had reason to know) durumunda da doğabileceğini kabul etmiştir. Bu yaklaşım, özellikle örgütsel şiddet yapılarında bilinçli kayıtsızlık veya sistematik görmezden gelme davranışlarının da cezai sorumluluk doğurabileceğini göstermektedir.</p>

<p>Komuta sorumluluğu doktrini genel olarak üç temel unsur üzerinden değerlendirilmektedir: failin astlar üzerinde effective control sahibi olması, suçlardan haberdar olması veya haberdar olabilecek durumda bulunması ve suçları önlemek ya da cezalandırmak için gerekli ve makul tedbirleri almamış olması. Bu yapı, uluslararası ceza hukukunda sorumluluğun yalnızca doğrudan icra fiiline değil, aynı zamanda ihmal ve denetim yükümlülüğünün ihlaline de dayanabileceğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Roma Statüsü’nün 28. maddesi, komuta sorumluluğunu pozitif hukuk düzeyinde kodifiye etmiş ve bu sorumluluk rejimini Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) sistemine dahil etmiştir. Statü, yalnızca askeri komutanların değil, belirli koşullar altında sivil-siyasi liderlerin de astları üzerinde kurdukları otorite nedeniyle sorumlu tutulabileceğini kabul etmektedir. Böylece uluslararası ceza hukuku, modern çatışma ortamlarında suç üretim mekanizmalarının çoğu zaman kurumsal ve hiyerarşik yapılardan beslendiğini normatif olarak tanımış olmaktadır.</p>

<p>Komuta sorumluluğu doktrini, özellikle modern asimetrik savaşlar, paramiliter yapılar ve devlet dışı silahlı örgütler bakımından daha karmaşık hale gelmiştir. Günümüzde emir-komuta ilişkisi her zaman klasik askeri hiyerarşi biçiminde ortaya çıkmamakta; fiili otorite, lojistik denetim, finansal kontrol veya operasyonel koordinasyon gibi unsurlar da effective control değerlendirmesinde dikkate alınmaktadır. Bu durum, uluslararası ceza hukukunun klasik savaş paradigmasından çıkarak daha esnek ve fonksiyonel bir sorumluluk anlayışına yöneldiğini göstermektedir.</p>

<p>Kanaatimizce komuta sorumluluğu doktrini, uluslararası ceza hukukunun en kritik yapısal araçlarından birini oluşturmaktadır. Çünkü modern uluslararası suçlar çoğu zaman bireysel sapmalardan değil, örgütlü güç yapıları ve sistematik hiyerarşik mekanizmalar aracılığıyla ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle yalnızca doğrudan faillere yönelen bir cezai sorumluluk modeli, uluslararası suçların gerçek organizasyonel niteliğini açıklamakta yetersiz kalmaktadır.</p>

<p>Bu yönüyle effective control doktrini, uluslararası ceza hukukunda bireysel sorumluluk ile örgütsel suç yapıları arasındaki teorik köprüyü oluşturmaktadır. Dolayısıyla komuta sorumluluğu, yalnızca askeri disiplinin ihlaliyle ilgili teknik bir alan değil; uluslararası ceza hukukunun örgütsel şiddeti görünür kılan ve hiyerarşik güç kullanımını yargısal denetime tabi tutan kurucu normatif mekanizmalarından biri olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>VI.</strong><strong> ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNDA NORMATİF HİYERARŞİ VE ULUSLARARASI KAMU DÜZENİ</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukuku, modern uluslararası hukuk düzeni içerisinde bireyi doğrudan sorumluluk süjesi haline getiren en gelişmiş koruma mekanizmalarından biridir. Roma Statüsü sistemi çerçevesinde bu yapı; soykırım suçu (genocide), insanlığa karşı suçlar (crimes against humanity), savaş suçları (war crimes) ve saldırı suçu (crime of aggression) olmak üzere dört temel çekirdek suç kategorisi üzerine inşa edilmiştir. Bu suç tipleri farklı maddi ve manevi unsurlara sahip olmakla birlikte, ortak şekilde uluslararası kamu düzenini ihlal eden ağır ve sistematik şiddet biçimlerini konu almaktadır.</p>

<p>Bu suç kategorilerinin ortak noktası, çoğu zaman münferit bireysel eylemlerden değil; devlet, askeri yapı, paramiliter organizasyon veya kurumsallaşmış güç mekanizmaları içerisinde üretilen örgütsel ve hiyerarşik şiddet ilişkilerinden doğmalarıdır. Soykırım suçunda belirli bir grubun yok edilmesine yönelik planlı kast, insanlığa karşı suçlarda sivil nüfusa yönelen yaygın veya sistematik saldırı, savaş suçlarında silahlı çatışma hukukunun ağır ihlalleri ve saldırı suçunda devlet düzeyinde alınan güç kullanma kararları, uluslararası suçların yapısal niteliğini ortaya koymaktadır. Bu nedenle modern uluslararası ceza hukuku, yalnızca doğrudan icra eden faili değil; suçun oluşumunu mümkün kılan organizasyonel ve hiyerarşik güç ilişkilerini de sorumluluk alanına dahil etmektedir.</p>

<p>Uluslararası ceza hukuku, bu yapısal dönüşümü tek bir kaynak üzerinden değil, çok katmanlı bir normatif yapı içinde geliştirmektedir. Treaty law (antlaşmalar hukuku), customary international law (teamül hukuku) ve general principles of law (genel hukuk ilkeleri) pozitif zemini oluştururken; ICTY, ICTR ve ICC içtihatları bu normların yorum ve uygulama alanını sürekli genişletmektedir. Özellikle teamül hukuku, yazılı düzenlemelerin ötesinde bağlayıcılık üreterek suç tiplerinin evrensel niteliğini güçlendirmektedir.</p>

<p>Bu normatif yapının en üst seviyesinde jus cogens normları ve erga omnes yükümlülükleri yer almaktadır. Soykırım yasağı, işkence yasağı, kölelik yasağı ve sivillere yönelik ağır ihlaller, uluslararası toplumun tamamını bağlayan ve hiçbir koşul altında bertaraf edilemeyen üstün normlar niteliğindedir. Bu yapı, uluslararası ceza hukukunun devlet rızasına dayalı klasik uluslararası hukuk anlayışını aşarak uluslararası kamu düzenini (ordre public international) koruyan bir sisteme dönüştüğünü göstermektedir.</p>

<p>Uluslararası suçların büyük çoğunluğu hiyerarşik organizasyonlar içerisinde işlendiğinden, bireysel fail merkezli sorumluluk anlayışı yerini örgütsel sorumluluk doktrinlerine bırakmıştır. Command responsibility (komuta sorumluluğu), effective control (fiili kontrol), joint criminal enterprise (ortak suç planı) ve indirect co-perpetration (dolaylı müşterek faillik) bu dönüşümün temel araçlarını oluşturmaktadır. Bu doktrinler sayesinde sorumluluk yalnızca fiziksel icra fiiline değil; emir veren, planlayan, yönlendiren veya ihlalleri önlemeyen aktörlere de genişletilmektedir.</p>

<p>Komuta sorumluluğu doktrini, modern çatışma yapılarında hiyerarşik sorumluluğun merkezinde yer almaktadır. Effective control ölçütü, formal rütbeden ziyade fiili otoriteyi esas alarak sorumluluğun gerçek güç ilişkileri üzerinden kurulmasını sağlamaktadır. Böylece uluslararası ceza hukuku, örgütsel şiddet yapılarının hukuki analizini mümkün kılan fonksiyonel bir sorumluluk modeli geliştirmiştir.</p>

<p>Tıbbi koruma rejimi ve medikal nötralite ilkesi de bu normatif yapının özel bir boyutunu oluşturmaktadır. Hastanelerin hedef alınması, sağlık personelinin saldırıya uğraması, insani yardımın engellenmesi ve yaralı sivillere yönelik tıbbi müdahalelerin sistematik biçimde ihlali; yalnızca savaş suçları kapsamında değil, belirli koşullarda insanlığa karşı suçlar ve soykırım suçları kapsamında da değerlendirilebilmektedir. Bu durum, insan bedeninin uluslararası ceza hukukunda özel bir koruma nesnesi olarak kabul edildiğini göstermektedir.</p>

<p>Modern savaş teknolojilerinin gelişimi, özellikle uzaktan hedefleme sistemleri, drone operasyonları, yapay zeka destekli askeri karar mekanizmaları ve siber savaş yöntemleri, orantılılık ve ayrım ilkelerinin uygulanmasını daha karmaşık hale getirmiştir. Bu gelişmeler, yalnızca fiili zarar değerlendirmesini değil, aynı zamanda karar alma süreçlerinin ve komuta zincirinin hukuki denetimini de zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce uluslararası ceza hukuku, yalnızca bireysel suçluluğu tespit eden bir mekanizma değil; aynı zamanda küresel düzeyde şiddet üretim biçimlerini sınırlandıran normatif bir kontrol rejimidir. Bu yapı, bireysel sorumluluğu örgütsel ve hiyerarşik mekanizmalarla birlikte ele alarak uluslararası kamu düzeninin korunmasına hizmet eden çok katmanlı bir sistem ortaya koymaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak uluslararası ceza hukuku; dört çekirdek suç tipi etrafında şekillenen, ancak jus cogens normları, teamül hukuku, içtihat gelişimi ve örgütsel sorumluluk doktrinleri aracılığıyla sürekli genişleyen dinamik bir normatif sistemdir. Bu sistem, yalnızca bireysel fiilleri değil, modern dünyanın kurumsallaşmış ve hiyerarşik şiddet üretim mekanizmalarını da hukuki denetime tabi tutan bütüncül bir uluslararası adalet yapısı oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>VII. ULUSAL HUKUK SİSTEMLERİNİN ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNA ETKİSİ</strong></p>

<p>ABD, Almanya, İngiltere, Kanada ve İskandinav hukuk sistemleri uluslararası ceza hukukunun gelişimine farklı normatif gelenekler üzerinden katkı sunmuştur. Bu katkılar yalnızca teknik düzenleme düzeyinde değil; suç teorisi, ceza sorumluluğunun kapsamı ve yargılama modelleri bakımından da belirgin metodolojik farklılıklar ortaya koymaktadır.</p>

<p>ABD hukuk sistemi, özellikle plea bargaining (itiraf pazarlığı) mekanizması ve federal yargı pratiğinin esnek yapısı üzerinden pragmatik ve sonuç odaklı bir ceza adaleti modeli geliştirmiştir. Bu yaklaşım, uluslararası ceza yargılamalarında delil yönetimi ve işbirliği pratiklerine dolaylı fakat etkili bir katkı üretmiştir. Buna karşılık Alman hukuk sistemi, kanunilik ilkesi (nullum crimen sine lege) ve yüksek normatif belirginlik anlayışı üzerine kurulu daha dogmatik bir yapı sergilemektedir. Bu yapı, suç tiplerinin sınırlarının netleştirilmesi ve hukuki öngörülebilirliğin sağlanması bakımından uluslararası ceza hukukunun teorik çekirdeğini güçlendiren bir işlev görmektedir.</p>

<p>İngiliz hukuk sistemi, içtihat hukuku (case law) temelli gelişim çizgisi sayesinde Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ve ICTY/ICTR içtihat pratiğiyle yüksek uyum gösteren esnek bir normatif yapı ortaya koymaktadır. Suç unsurlarının yargısal yorum yoluyla genişletilebilmesi, bu sistemin uluslararası ceza hukukunun dinamik karakteriyle örtüşmesini sağlamaktadır. Kanada ve İskandinav hukuk sistemleri ise insan hakları merkezli ceza adaleti yaklaşımı, orantılılık ilkesi ve bireysel koruma ekseni üzerinden daha dengeli ve garantici bir model geliştirmektedir.</p>

<p>Latin Avrupa hukuk gelenekleri (özellikle Fransa, İtalya ve İspanya), kıta Avrupası dogmatiği ile kodifikasyon geleneğini birleştirerek uluslararası ceza hukukuna teorik derinlik kazandırmaktadır. Fransız hukuk sistemi devlet merkezli güvenlik yaklaşımı ve sistematik suç tanımı anlayışıyla; İtalyan doktrini ise özellikle suç teorisi, kast analizi ve failin zihinsel unsurunun yorumlanması bakımından belirleyici katkılar üretmektedir. İspanya ise özellikle evrensel yargı yetkisi (universal jurisdiction) yaklaşımıyla uluslararası suçların sınır ötesi kovuşturulmasına ilişkin alanı genişletmiştir.</p>

<p>Güney Afrika ve Latin Amerika hukuk sistemleri, uluslararası ceza hukukunun insan hakları ve geçiş dönemi adaleti (transitional justice) ile kesiştiği alanlarda özgül bir normatif yoğunluk üretmektedir. Güney Afrika Anayasa Mahkemesi’nin insan onuru merkezli yaklaşımı, apartheid sonrası dönüşüm sürecinde uluslararası ceza hukukunun normatif kapasitesini güçlendiren bir örnek teşkil etmiştir. Latin Amerika’da Arjantin, Şili ve Kolombiya deneyimleri ise devlet eliyle işlenen sistematik ihlallerin yargısallaştırılması ve cezasızlık olgusunun kırılması bakımından uluslararası hukukla güçlü bir etkileşim alanı oluşturmuştur.</p>

<p>Asya hukuk sistemlerinde Japonya ve Güney Kore, kıta Avrupası etkisi altında şekillenen kodifiye ceza hukuku modeli üzerinden gelişirken; Çin hukuk sistemi devlet egemenliği merkezli yaklaşımı nedeniyle uluslararası ceza hukukuna daha sınırlı bir entegrasyon göstermektedir. Buna karşılık Hindistan, common law geleneği ile anayasal insan hakları yaklaşımını birleştiren karma yapısıyla uluslararası ceza hukukuna dolaylı fakat önemli bir katkı sunmaktadır.</p>

<p>Ortadoğu ve çevre hukuk sistemlerinde uluslararası ceza hukukunun etkisi daha çok sözleşmesel bağlanma ve teamül hukuku üzerinden dolaylı biçimde görünmektedir. Lübnan ve Ürdün gibi karma hukuk sistemleri ise uluslararası normlarla iç hukuk arasında ara geçiş alanı oluşturan yapılarıyla dikkat çekmektedir.</p>

<p>Türkiye hukuk sistemi ise bu tabloda hibrit bir konum arz etmektedir. Kıta Avrupası ceza hukuku geleneğine dayalı kodifiye yapı ile uluslararası sözleşmelere uyum pratiği birlikte değerlendirildiğinde, sistemin hem iç hukuk dogmatiği hem de uluslararası hukuk etkisi altında geliştiği görülmektedir. Her ne kadar Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taraf olunmamış olsa da, Türk ceza hukukunda özellikle soykırım ve insanlığa karşı suçların düzenlenmesi, Roma Statüsü ile önemli ölçüde paralel bir normatif çerçeve ortaya koymaktadır. Bu yönüyle Türkiye, uluslararası ceza hukukuna tam entegre bir sistemden ziyade, uluslararası normları iç hukuk içine adapte eden ara konumda bir hukuk düzeni niteliği taşımaktadır.</p>

<p>Bu farklı hukuk gelenekleri birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası ceza hukukunun tek merkezli bir norm üretim sistemine dayanmadığı; aksine çok merkezli, etkileşimli ve sürekli evrilen bir normatif ağ yapısı içerisinde geliştiği görülmektedir. Anglo-Sakson sistemlerin esnekliği, kıta Avrupası sistemlerin dogmatik kesinliği, insan hakları merkezli yaklaşımlar ve hibrit modeller birlikte ele alındığında, uluslararası ceza hukukunun tek bir modelden değil, karşılıklı etkileşimden beslenen çoğulcu bir yapı olduğu ortaya çıkmaktadır.</p>

<p>Kanaatimizce bu çoğulculuk, uluslararası ceza hukukunun yalnızca teknik bir hukuk dalı olmadığını; farklı hukuk kültürlerinin, yargısal geleneklerin ve normatif anlayışların kesişim noktasında şekillenen küresel bir adalet mimarisi niteliği taşıdığını göstermektedir. Bu nedenle uluslararası ceza hukuku, sabit bir sistem değil; karşılaştırmalı hukuk dinamikleriyle sürekli yeniden biçimlenen ve küresel normatif etkileşim üzerinden gelişen dinamik bir yapı olarak değerlendirilmelidir.</p>

<p><strong>VIII. MODERN SUÇ TİPOLOJİLERİ VE NORMATİF GENİŞLEME</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukuku günümüzde artık klasik savaş suçları paradigmasıyla sınırlı, kapalı ve statik bir suç sistemi olarak değerlendirilemez. Aksine, hem yargısal içtihatların hem de uluslararası normatif gelişimin etkisiyle, suç tipolojisi giderek genişleyen, katmanlaşan ve fonksiyonel bir yapıya dönüşmüştür. Bu dönüşüm, yalnızca yeni suç kategorilerinin ihdasıyla değil; mevcut suç tiplerinin teleolojik ve sistematik yorum yoluyla yeniden inşa edilmesiyle de karakterize edilmektedir.</p>

<p>Bu bağlamda modern uluslararası ceza hukuku, bireysel şiddet eylemlerini aşan ve doğrudan toplumsal yapıyı hedef alan yeni suç görünümlerini tanımlamaktadır. Zorla yerinden etme pratikleri, kültürel mirasın sistematik ve planlı biçimde tahribi, örgütsel şiddet yapıları içerisinde gerçekleştirilen cinsel şiddet biçimleri ve sivillere yönelik süreklilik arz eden saldırı rejimleri, artık yalnızca tali ihlaller olarak değil, uluslararası ceza hukukunun merkezi suç tipolojisi içerisinde değerlendirilen olgular haline gelmiştir. Bu suçlar, bireysel fiil düzeyini aşarak kolektif kimlik, kültürel bütünlük ve toplumsal süreklilik üzerinde yıkıcı etkiler doğuran “yapısal şiddet” formunu temsil etmektedir.</p>

<p>Uluslararası Ceza Mahkemesi içtihadı, bu genişleme sürecinin en önemli normatif katalizörlerinden biri olmuştur. Özellikle Al Mahdi davası, kültürel ve dini miras unsurlarına yönelik sistematik tahribatı bağımsız bir savaş suçu olarak nitelendirerek, uluslararası ceza hukukunda “maddi koruma nesnesi” anlayışını yalnızca insan hayatı ile sınırlı olmaktan çıkarmış; insanlığın ortak kültürel hafızasını da cezai koruma alanına dahil etmiştir. Bu karar, suç tipolojisinin yalnızca fiziksel zarara değil, aynı zamanda sembolik ve kolektif değerlerin yok edilmesine de yöneldiğini göstermesi bakımından doktriner bir kırılma noktası niteliğindedir.</p>

<p>Benzer şekilde Lubanga ve Katanga kararları, örgütsel suç yapılarında fail sorumluluğunun kapsamını genişleten kritik içtihatlar olarak öne çıkmaktadır. Bu kararlar, özellikle çocukların silahlı çatışmalarda kullanılması ve örgütsel şiddet mekanizmaları içerisindeki katmanlı sorumluluk ilişkileri bağlamında, bireysel fail kavramının dar anlamıyla icra fiiline indirgenemeyeceğini ortaya koymuştur. Böylece sorumluluk, yalnızca doğrudan icra eden özneye değil; organizasyonel yapıyı kuran, sürdüren ve mümkün kılan aktörlere de teşmil edilmektedir.</p>

<p>Bu gelişmeler ışığında modern suç tipolojisi, devlet merkezli klasik egemenlik paradigmasından uzaklaşarak, örgütsel şiddet üretim mekanizmalarını esas alan daha dinamik ve çok katmanlı bir yapıya evrilmiştir. Suç artık münferit bir ihlal değil; çoğu durumda kurumsallaşmış, süreklilik arz eden ve hiyerarşik olarak örgütlenmiş şiddet süreçlerinin hukuki formu olarak ortaya çıkmaktadır. Bu durum, uluslararası ceza hukukunun normatif odağının birey-devlet ikiliğinden çıkarak, örgüt-yapı-sistem üçlüsüne doğru genişlediğini göstermektedir.</p>

<p>Kanaatimizce bu dönüşüm, uluslararası ceza hukukunun yalnızca niceliksel bir genişlemesi değil; aynı zamanda niteliksel bir paradigma değişimidir. Suç tipolojisi, klasik egemenlik temelli hukuk anlayışından uzaklaşarak, örgütsel şiddet, kolektif failiyet ve yapısal zarar kavramları etrafında yeniden şekillenmiş; böylece uluslararası ceza hukuku daha esnek, daha kapsayıcı ve aynı zamanda daha müdahaleci bir normatif yapıya dönüşmüştür.</p>

<p><strong>IX. ULUSLARARASI CEZA HUKUKU VE TIP HUKUKU KESİŞİMİNDE TIBBİ MÜDAHALENİN CEZAİ SORUMLULUK REJİMİNE ETKİSİ</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukukunun tarihsel gelişimi, insan bedenine yönelen müdahalelerin yalnızca tıp hukuku çerçevesinde değerlendirilemeyeceğini; belirli koşullar altında doğrudan uluslararası suçların icra vasıtası ve cezai sorumluluğun kurucu unsuru haline gelebildiğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda tıbbi müdahale, rıza dışı uygulamalar, sistematik deneyler ve sağlık hizmetlerinin zorlayıcı bir mekanizma şeklinde araçsallaştırılması suretiyle, mağduriyetin doğrudan insan bedeni üzerinde yoğunlaştığı özgün bir normatif alan meydana getirmektedir.</p>

<p>Soykırım suçuna ilişkin tıbbi müdahaleler, yalnızca fiziksel yok etme fiilleriyle sınırlı kalmamakta; belirli bir grubun biyolojik devamlılığını ortadan kaldırmaya yönelen yapısal uygulamalar üzerinden de görünürlük kazanmaktadır. Özellikle üreme kapasitesini hedef alan müdahaleler, zorlayıcı biyolojik işlemler ve sistematik tıbbi uygulamalar, soykırım kastının maddi tezahür biçimlerinden biri olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>İnsanlığa karşı suçlar yönünden tıbbi müdahale, yaygın veya sistematik saldırı politikalarının kurumsal uzantısı niteliğindedir. Rıza dışı tıbbi işlemler, insan onurunu ihlal eden uygulamalar ve sağlık personelinin organize suç mekanizmaları içerisinde işlevselleştirilmesi, suçun sistematik karakterini derinleştiren unsurlar arasında yer almaktadır.</p>

<p>Savaş suçları bağlamında ise tıbbi müdahaleler, korunan kişilere yönelik hukuka aykırı işlemler üzerinden somutlaşmaktadır. Savaş esirleri veya siviller üzerinde gerçekleştirilen tıbbi gereklilik dışı müdahaleler, yalnızca uluslararası insancıl hukuk normlarının ihlaline yol açmamakta; aynı zamanda bireysel cezai sorumluluğun doğrudan tesis edilmesine neden olmaktadır.</p>

<p>Saldırı suçu bakımından tıbbi müdahale, doğrudan icra hareketinden ziyade devletin organize güç kullanımına eşlik eden yapısal bir araç görünümü taşımaktadır. Bu kapsamda sağlık sisteminin politik saiklerle yönlendirilmesi ve bireysel bedensel bütünlüğe yönelik sistematik ihlallerin kurumsallaştırılması, saldırı suçunun dolaylı sonuç alanlarından biri olarak değerlendirilebilmektedir.</p>

<p>Bu doğrultuda tıbbi müdahale, uluslararası ceza hukuku bakımından salt teknik bir sağlık uygulaması olmanın ötesine geçerek; mağduriyetin insan bedeni üzerinden kurumsallaştığı, farklı uluslararası suç tipleriyle doğrudan kesişen ve normatif sorumluluk alanını genişleten çok katmanlı bir hukuki görünüm kazanmaktadır.</p>

<p><strong>X. ULUSLARARASI CEZA MAHKEMELERİNİN ICTY, ICTR VE ICC BAĞLAMINDA KARŞILAŞTIRMALI YAPISI</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukukunun kurumsal gelişimi bakımından ad hoc nitelikte kurulan mahkemeler ile sürekli yargı yetkisine sahip uluslararası ceza mahkemeleri arasında önemli yapısal ve normatif farklılıklar bulunmaktadır. Bu kapsamda eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY), Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC), uluslararası suçların yargılanması bakımından birbirini tamamlayan ancak farklı hukuki temellere dayanan mekanizmalar olarak ortaya çıkmıştır.</p>

<p>Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi tarafından eski Yugoslavya coğrafyasında meydana gelen ağır uluslararası hukuk ihlallerinin yargılanması amacıyla kurulmuş olup, bireysel cezai sorumluluğun uluslararası düzlemde somutlaştırılmasına önemli katkılar sağlamıştır. Özellikle komuta sorumluluğu, müşterek suç işleme teorisi ve sistematik saldırı kavramlarının içeriği bakımından geliştirdiği içtihatlar, modern uluslararası ceza hukukunun normatif çerçevesini doğrudan etkilemiştir.</p>

<p>Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi ise soykırım suçunun unsurlarının belirlenmesi ve etnik temelli kitlesel şiddetin uluslararası ceza hukuku bakımından değerlendirilmesi konusunda belirleyici bir işlev üstlenmiştir. Özellikle soykırım kastının yorumlanması, cinsel şiddetin insanlığa karşı suç niteliği kazanması ve medya araçlarının suç politikaları içerisindeki rolüne ilişkin değerlendirmeler, ICTR içtihatlarının uluslararası hukuk doktrinindeki etkisini artırmıştır.</p>

<p>Buna karşılık Uluslararası Ceza Mahkemesi, süreklilik esasına dayanan ilk uluslararası ceza mahkemesi niteliğini taşımakta olup, Roma Statüsü temelinde faaliyet göstermektedir. ICC’nin en belirgin özelliği, tamamlayıcılık ilkesi doğrultusunda ulusal yargı mercilerinin yerine geçmekten ziyade, ulusal sistemlerin yetersiz veya işlevsiz kaldığı durumlarda devreye giren tamamlayıcı bir yargı mekanizması olarak yapılandırılmış olmasıdır.</p>

<p>ICTY ve ICTR, belirli coğrafi ve zamansal olaylarla sınırlı ad hoc mahkemeler niteliği taşırken, ICC evrensel nitelikte sürekli bir ceza yargılaması modeli oluşturmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte ICC’nin devletlerin taraf olma iradesine dayanması, yargı yetkisinin uygulanabilirliği bakımından çeşitli siyasal ve hukuki tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Özellikle büyük güçlerin Roma Statüsü’ne taraf olmaması veya mahkemenin yargı yetkisini sınırlı biçimde tanıması, uluslararası ceza adaletinin evrenselliği bakımından eleştirilere neden olmaktadır.</p>

<p>Karşılaştırmalı hukuk perspektifinden değerlendirildiğinde, ICTY ve ICTR’nin uluslararası suç tiplerinin normatif içeriğini belirginleştiren içtihat üretici mahkemeler olduğu; ICC’nin ise bu birikimi kurumsal süreklilik ve evrensel ceza adaleti anlayışı çerçevesinde sistematik hale getirmeyi amaçladığı görülmektedir. Bu yönüyle söz konusu mahkemeler, uluslararası ceza hukukunun gelişiminde birbirini dışlayan değil, aksine birbirini tamamlayan yapısal mekanizmalar olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><strong>XI. ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNDA DOKTRİNER İLKELER VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukuku, yalnızca pozitif normlar bütünü değil; aynı zamanda klasik Roma hukuku mirası, kıta Avrupası dogmatiği ve Anglo-Sakson yargısal içtihadının birleşiminden oluşan çok katmanlı bir kavramsal sistem üzerine inşa edilmiştir. Bu nedenle disiplinin teknik dili, büyük ölçüde Latince kökenli hukuk kavramları ve bunların modern yorumları üzerinden şekillenmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede nullum crimen sine lege ve nulla poena sine lege ilkeleri, yalnızca kanunilik güvencesini değil; aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun genişletici yorum karşısında sınırlandırıcı karakterini ifade etmektedir. Bununla birlikte, uluslararası suçların önemli bir kısmının teamül uluslararası hukuku (customary international law) ve yargısal içtihatlar yoluyla gelişmesi, kanunilik ilkesi ile evrensel cezalandırma zorunluluğu arasında sürekli bir normatif gerilim alanı yaratmaktadır.</p>

<p>Suç teorisinin merkezinde yer alan actus reus ve mens rea ayrımı, yalnızca teknik bir unsur ayrımı değil; aynı zamanda önceki bölümlerde ele alınan soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları bakımından örgütsel suç yapılarının analizinde metodolojik bir zorunluluktur. Bu bağlamda mens rea, klasik bireysel kast anlayışının ötesine geçerek çoğu durumda örgütsel niyet, hiyerarşik bilgi akışı ve sistematik planlama üzerinden değerlendirilmektedir.</p>

<p>Bu çerçevede dolus specialis, özellikle soykırım suçunda belirleyici olan en yüksek subjektif eşik olarak, failin belirli bir grubu kısmen veya tamamen yok etme yönünde özel bir kast taşımasını zorunlu kılar. Bu unsur, soykırım suçunu diğer uluslararası suçlardan ayıran temel doktriner sınırı oluşturmaktadır.</p>

<p>Buna karşılık dolus eventualis, özellikle savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar bakımından, failin sonucu öngörmesine rağmen kabullenmesi halini ifade ederek, örgütsel şiddet yapılarında “bilinçli kayıtsızlık” alanını cezai sorumluluk kapsamına dahil eder. Bu yaklaşım, önceki bölümlerde tartışılan komuta sorumluluğu (command responsibility) ve effective control doktrinleriyle birlikte değerlendirildiğinde, uluslararası ceza hukukunun yalnızca doğrudan icra eden faile değil, sistem içinde karar üreten tüm hiyerarşik aktörlere yöneldiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Uluslararası ceza hukukunun normatif yapısı bakımından jus cogens normları ve erga omnes yükümlülükleri, hiyerarşinin en üst düzeyini oluşturmaktadır. Soykırım yasağı, işkence yasağı, kölelik yasağı, saldırgan savaş yasağı ve sivillere yönelik ağır ihlaller bu kategori içinde yer almakta; böylece devlet rızasından bağımsız, mutlak ve ihlal edilemez bir uluslararası kamu düzeni (ordre public international) ortaya çıkmaktadır. Bu yapı, önceki bölümlerde ele alınan normatif hiyerarşi kavramının doktriner çekirdeğini oluşturmaktadır.</p>

<p>Buna paralel olarak command responsibility, superior responsibility, indirect co-perpetration ve joint criminal enterprise (JCE) gibi sorumluluk doktrinleri, bireysel faillik modelini aşarak örgütsel ve hiyerarşik suç üretim yapılarının cezai analizini mümkün kılmaktadır. Bu doktrinler sayesinde sorumluluk, yalnızca fiili icra eden kişiye değil; emir veren, planlayan, yönlendiren, kontrol eden veya sistematik ihlalleri önlemeyen aktörlere kadar genişletilmektedir.</p>

<p>Son olarak lex specialis derogat legi generali, lex posterior derogat legi priori, in dubio pro reo ve nullum crimen sine lege stricta ilkeleri, uluslararası ceza hukukunda normlar arası çatışmayı çözen ve yorum hiyerarşisini belirleyen temel doktriner araçlar olarak sistemin bütünlüğünü sağlamaktadır.</p>

<p><strong>XII. ULUSLARARASI CEZA HUKUKUNDA İSPAT VE DELİL STANDARTLARI</strong></p>

<p>Uluslararası ceza hukukunda ispat standardı, ceza yargılamasının en yüksek eşiği olarak kabul edilen “beyond reasonable doubt” (makul şüphenin ötesinde ispat) kriterine dayanmaktadır. Nitekim ICTY içtihadı da bu standardı merkezi ölçüt olarak kabul etmekte; özellikle Čelebići (Delalić) ve Popović kararları, mahkumiyet için delillerin parçalı değil bütüncül (holistic) bir değerlendirme içinde ele alınması gerektiğini açık biçimde ortaya koymaktadır. Ancak bu standart, klasik ulusal ceza hukuklarındaki bireysel fail merkezli yapıdan farklı olarak, uluslararası ceza hukukunda çoğu zaman örgütsel ve hiyerarşik suç yapıları içinde uygulanmaktadır.</p>

<p>Özellikle önceki bölümlerde ele alınan soykırım, insanlığa karşı suçlar ve savaş suçları, çoğunlukla münferit eylemlerden değil; komuta zinciri, kurumsal planlama ve sistematik operasyonlar aracılığıyla gerçekleştirildiğinden, ispat faaliyeti yalnızca fiili icra eden kişiye değil, aynı zamanda effective control sahibi üst düzey aktörlere yönelmektedir. Bu durum, ispat standardının yalnızca “fiilin gerçekleşip gerçekleşmediği” sorusuna değil, aynı zamanda “bu fiilin hangi örgütsel yapı içinde ve hangi hiyerarşik karar mekanizmasıyla üretildiği” sorusuna da cevap vermesini zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Bu çerçevede ICTY’nin Čelebići (Delalić) ve Popović kararları, ispat standardının parçalı delil mantığıyla değil, bütüncül ve yapısal bir değerlendirme yöntemi (holistic assessment of evidence) ile uygulanması gerektiğini ortaya koymuştur. Mahkeme, özellikle komuta sorumluluğu ve örgütsel faillik durumlarında, doğrudan delil eksikliğinin kaçınılmaz olduğu alanlarda, dolaylı delillerin (circumstantial evidence) bir araya getirilerek normatif bir “sorumluluk inşası” yapılabileceğini kabul etmiştir.</p>

<p>Bu yaklaşım, uluslararası ceza hukukunda ispat standardının klasik anlamda “tekil olay ispatı” olmaktan çıkıp, örgütsel yapıların ve hiyerarşik ilişkilerin ispatı haline geldiğini göstermektedir. Başka bir ifadeyle mahkeme, yalnızca “kim yaptı?” sorusuna değil, aynı zamanda “hangi yapı, hangi emir zinciri ve hangi kontrol mekanizması bu fiili mümkün kıldı?” sorusuna da cevap aramaktadır.</p>

<p>Bu bağlamda ispat faaliyeti, command responsibility, effective control, indirect co-perpetration ve joint criminal enterprise doktrinleriyle doğrudan bağlantılı hale gelmektedir. Zira bu doktrinler, sorumluluğun bireysel icradan örgütsel katmanlara genişlediği durumlarda, ispatın da aynı şekilde yapısal ve hiyerarşik düzeye taşınmasını zorunlu kılmaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla “beyond reasonable doubt” standardı, salt teknik bir muhakeme eşiği değil; aynı zamanda örgütsel suç yapılarının görünür kılınmasını sağlayan normatif bir araç niteliği taşımaktadır. Bu yönüyle ispat standardı, uluslararası ceza hukukunun bireysel fail merkezli klasik ceza paradigmasından örgütsel sorumluluk temelli modern yapıya geçişini mümkün kılan temel epistemolojik mekanizma olarak işlev görmektedir.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p>Bu çalışmada uluslararası ceza hukukunun tarihsel gelişim süreci içerisinde Nürnberg ve Tokyo Uluslararası Askeri Mahkemeleri ile temelleri atılan bireysel cezai sorumluluk rejiminin, Soğuk Savaş sonrası dönemde özellikle Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTY) ve Ruanda Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICTR) içtihatları aracılığıyla kurumsal ve doktriner açıdan derinleştiği; nihayetinde Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) ile kalıcı ve sistematik bir yargısal yapıya dönüştüğü ortaya konulmuştur. Bu bağlamda ICTY’nin Eski Yugoslavya çatışmaları kapsamında geliştirdiği Tadić, Čelebići, Blaškić ve Krstić gibi emsal kararlar, komuta sorumluluğu, örgütsel faillik ve effective control doktrinlerinin şekillenmesinde belirleyici olmuş; uluslararası ceza hukukunun yalnızca teorik değil, doğrudan pratik çatışma deneyimi üzerinden inşa edildiğini göstermiştir. Özellikle Tadić, Akayesu, Krstić, Lubanga, Katanga, Bemba ve Al Mahdi gibi kararlar, uluslararası ceza hukukunun yalnızca klasik savaş suçları ekseninde değil; soykırım, insanlığa karşı suçlar, kültürel yıkım ve örgütsel şiddet biçimlerini de kapsayan çok katmanlı bir sorumluluk rejimi geliştirdiğini ortaya koymaktadır.</p>

<p>Bununla birlikte uluslararası ceza hukukunun normatif yapısının yalnızca antlaşma hukukuna dayanmadığı; teamül uluslararası hukuku ve yargısal içtihadın, çoğu durumda pozitif hukuk kadar belirleyici bir işlev gördüğü tespit edilmiştir. Bu çok kaynaklı yapı, uluslararası ceza hukukunu klasik anlamda devlet rızasına dayalı bir sistem olmaktan çıkararak özerk bir uluslararası ceza düzeni (autonomous legal order) niteliğine yaklaştırmaktadır.</p>

<p>Çalışma boyunca ayrıca komuta sorumluluğu, effective control, dolus specialis ve jus cogens normları gibi temel doktriner kavramlar üzerinden bireysel cezai sorumluluğun sınırlarının nasıl genişlediği analiz edilmiştir. Karşılaştırmalı hukuk düzleminde ABD, Almanya, İngiltere ve diğer hukuk sistemlerinin katkıları değerlendirilmiş; böylece alanın tek merkezli değil, aksine çok merkezli ve hibrit bir normatif karakter taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Bu çerçevede özellikle uluslararası ceza hukukunun kesişim alanında yer alan tıbbi koruma rejimi (medical protection regime) ayrı bir normatif kategori olarak öne çıkmaktadır. Bu rejim, aynı zamanda tıp hukuku (medical law), insancıl hukuk (international humanitarian law) ve insan hakları hukuku (human rights law) arasındaki kesişim noktasında gelişen hibrit bir koruma alanı niteliği taşımaktadır. Cenevre Sözleşmeleri ve ek protokoller çerçevesinde yaralı ve hastaların korunması, sağlık personelinin dokunulmazlığı (protection of medical personnel), sağlık tesislerinin özel statüsü ve tıbbi tarafsızlık ilkesi (medical neutrality), uluslararası insancıl hukukun çekirdek normları arasında yer almaktadır.</p>

<p>Bu kapsamda hastaneler, sahra hastaneleri, ambulanslar, sağlık merkezleri ve insani tıbbi yardım hatları “özel korunan sivil yapılar” statüsünde değerlendirilmekte; bu yapılara yönelik saldırılar yalnızca savaş suçu (war crime) niteliği taşımamakta, sistematik ve yaygın nitelik kazandığı ölçüde insanlığa karşı suçlarla da kesişebilmektedir. Benzer şekilde yaralı ve hastalara tıbbi müdahalenin engellenmesi, triage (tıbbi önceliklendirme) süreçlerinin manipüle edilmesi, ilaç ve cerrahi ekipmanlara erişimin kesilmesi veya yoğun bakım kapasitesinin hedef alınması gibi fiiller, uluslararası ceza hukukunda yaşam hakkının dolaylı ve yapısal ihlali olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p>Özellikle modern çatışmalarda tıbbi yapıların “dual-use” (çift kullanımlı) gerekçesiyle askeri hedef haline getirilmesi, tıbbi koruma rejiminin normatif sınırlarını zorlamakta; bu durum insancıl hukukta ayrım ilkesi (distinction) ve orantılılık ilkesi (proportionality) ile doğrudan çatışan ciddi bir hukuki gerilim alanı yaratmaktadır. Bu yönüyle tıbbi koruma rejimi, yalnızca etik veya insani bir alan değil; aynı zamanda uluslararası ceza hukukunun en sert yaptırım alanlarından birini oluşturan normatif bir güvenlik sistemi niteliğindedir.</p>

<p>Tüm bu değerlendirmeler ışığında uluslararası ceza hukukunun günümüzde yalnızca geçmişte gerçekleşen ağır ihlallerin yargılandığı bir alan olmaktan çıktığı; bunun yerine modern şiddet biçimlerine karşı sürekli genişleyen, dönüşen ve kendini yeniden üreten dinamik bir hukuk dalı haline geldiği görülmektedir.</p>

<p>Kanaatimiz odur ki, uluslararası ceza hukuku, bireysel cezai sorumluluğu merkezine almakla birlikte, bu sorumluluğu örgütsel yapılar, hiyerarşik kontrol mekanizmaları ve normatif hiyerarşi ilkeleriyle birlikte değerlendiren; içtihat hukukuyla gelişen ve giderek güçlenen özerk bir uluslararası hukuk düzeninin en kritik bileşenlerinden biri olarak konumlanmaktadır.</p>

<p>Uluslararası ceza hukuku, bireysel cezai sorumluluğu merkezine almakla birlikte, bu sorumluluğu örgütsel yapılar, hiyerarşik kontrol mekanizmaları ve normatif hiyerarşi ilkeleriyle birlikte değerlendiren; içtihat hukukuyla gelişen ve giderek güçlenen özerk bir uluslararası hukuk düzeninin en kritik bileşenlerinden biridir. Bu yapı, yalnızca geçmişte gerçekleşen ihlallerin yargısal olarak tespitine hizmet etmemekte; aynı zamanda devlet, askeri yapı ve kurumsallaşmış güç ilişkileri aracılığıyla üretilen şiddet biçimlerini önceden görünür kılan normatif bir kontrol fonksiyonu da icra etmektedir. Bu bağlamda uluslararası ceza hukuku, klasik anlamda reaksiyoner (retrospektif) bir cezalandırma sistemi olmanın ötesine geçerek, örgütsel şiddet üretim süreçlerini hedef alan proaktif bir normatif yapı niteliği kazanmaktadır. Bu nedenle sistem, yalnızca failin cezalandırılmasına değil; suçun üretildiği hiyerarşik, kurumsal ve yapısal alanların hukuki denetime tabi tutulmasına yönelen çok katmanlı bir uluslararası kamu düzeni mekanizması olarak değerlendirilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nur-melisa-ogut" title="Av. Nur Melisa ÖĞÜT"><img alt="Av. Nur Melisa ÖĞÜT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/01/nur-melisa-ogut.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-nur-melisa-ogut" title="Av. Nur Melisa ÖĞÜT">Av. Nur Melisa ÖĞÜT</a></strong></h4>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uluslararasi-ceza-hukukunun-donusen-yapisi-ve-modern-suc-tipolojileri-isiginda-bireysel-ve-istirak-temelli-cezai-sorumluluk-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 10:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/04/terazi/terazi-avrupa-venedik.jpg" type="image/jpeg" length="74239"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Cari Hesap Sözleşmesinde Yazılılık Şartı ve Sonuçları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cari-hesap-sozlesmesinde-yazililik-sarti-ve-sonuclari-dal-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cari-hesap-sozlesmesinde-yazililik-sarti-ve-sonuclari-dal-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Cari hesap, tacirler arası uygulamadan doğan, tarafların karşılıklı alacaklarının ve borçlarının tasfiyesinde sıkça kullanılan geleneksel bir hesaplaşma yöntemidir. İlk başlarda bir muhasebe işlemi olarak gelişen bu yöntem, zamanla kanun hükümlerince düzenlenmesiyle beraber hukuki bir müessese niteliğini kazanmıştır.</p>

<p>Cari hesap uygulamasının temel işlevi, ticari hayatta kolaylık ve hız sağlayan, tacirler arası gereksiz para transferlerini ortadan kaldırarak ödeme işlemlerine bağlı masrafları azaltan bir ödeme aracı olmasıdır. Ayrıca, tarafların takas sonucu alacak ve borçları sona erdiği için tarafların borçlarına karşılık alacaklarının yer alması sayesinde bir tarafa alacaklar ile diğer tarafa ait borçlar güvence altına alınır, bu durum cari uygulamasının teminat işlevini gösterir.</p>

<p>Cari hesap sözleşmesi ise 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 89/1 uyarınca iki kişinin herhangi bir hukuki sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşmedir. Cari hesap sözleşmesi ile kurulan ilişkide belirli hesap devreleri bulunur ve bu hesap devreleri sonucunda bakiye tespiti yapılabilir.</p>

<p>Taraflar arasındaki bir hukuki ilişkinin cari hesap sözleşmesi olarak tasvir edilip edilememesi, ortaya çıkan hukuki sonuçlar bakımından önem arz etmektedir. Bu nedenle, yazımız kapsamında cari hesap sözleşmesinin oluşması için gereken şartlar, cari hesap uygulaması ile açık hesap uygulaması arasındaki farkları ve cari hesap sözleşmesinin taraflar arasındaki ilişki bakımından doğurduğu hukuki sonuçlar ele alınacaktır.</p>

<p><strong>Cari Hesap Sözleşmelerinde Yazılı Şekil Şartı</strong></p>

<p>TTK m. 89/2 uyarınca cari hesap sözleşmesi, yazılı yapılmadıkça geçerli olmaz. Dolayısıyla cari hesap sözleşmelerindeki yazılılık şartı, ispat şartı olmayıp TBK m. 13/1 anlamında bir geçerlilik şartıdır. Dolayısıyla, olası bir uyuşmazlıkta cari hesap sözleşmesinin yazılı şekle uygun akdedilip edilmediğini hakim, tarafların herhangi bir talep veya itirazı olmasa da re'sen nazara almak zorundadır.</p>

<p>Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu kararlarında da belirtilmiştir:</p>

<p>"6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 89. (6762 sayılı TTK'nin 87.) maddesine göre iki kişinin herhangi bir hukukî sebep veya ilişkiden doğan alacaklarını teker teker ve ayrı ayrı istemekten karşılıklı olarak vazgeçip bunları kalem kalem alacak ve borç şekline çevirerek hesabın kesilmesinden sonra çıkacak artan tutarı isteyebileceklerine ilişkin sözleşme cari hesap sözleşmesi olarak tanımlanmıştır. Aynı maddelerde cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağı belirtilmiştir. Buna göre, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nin cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacaktır." (HGK., E. 2017/919 K. 2019/886 T. 17.9.2019; HGK., E. 2017/1299 K. 2021/779 T. 17.6.2021)</p>

<p>Cari hesap sözleşmesi, herhangi bir sözleşmeden bağımsız bir yazılı sözleşme olarak taraflarca akdedilebileceği gibi başka bir sözleşmenin içerisinde bir kayıt olarak da</p>

<p>kararlaştırılabilir. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, 22.10.2008 tarihli ve E. 2008/560, K. 2008/639 sayılı kararında "Anılan sözleşmenin 22.maddesi "Cari Hesaplar" başlığını taşımakta olup; cari hesap ilişkisinin kurulması, devamı ve sona ermesine ilişkin esasları düzenlemektedir. Bu hüküm gereğince sözleşmenin imzalanması ile birlikte taraflar arasında cari hesap ilişkisinin kurulduğuna (...) Ayrıca yargılama aşamasında ibraz olunan müşteri cari hesap ekstresi içeriği ve bilirkişi tarafından incelenen defter kayıtları ile de bu ilişkinin varlığı belirgin biçimde ortaya konulmuştur. (...) taraflar arasında cari hesap ilişkisinin kurulduğu belirgindir." (HGK.,2008/560 E., 2008/639 K., 22.10.2008 T.) şeklinde hüküm kurmak suretiyle cari hesap sözleşmesinin başka bir sözleşmenin bir maddesi olarak düzenlenmesi neticesinde cari hesap sözleşmesi hükümlerinin taraflar arasındaki ilişkiye uygulanacağını tespit etmiştir.</p>

<p>Bununla beraber, cari hesap sözleşmesinin geçerliliği için adi yazılı şekil yeterlidir. Bu noktada, taraflar arasındaki ilişkide adi yazılı şekil şartının sağlanması için hangi asgari gerekliliklere sahip olunduğunun irdelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>Yazılı şekil 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 13 vd. hükmünde düzenlenmiş olup Türk Borçlar Kanunu'nda adili yazılı şeklin tanımı yapılmamıştır. Öğretide adi yazılı şekil, "tarafların herhangi bir makamın veya şahsın onayı ve katılımına gerek duymadan sadece anlaştıkları noktaları el ile daktilo veya başka bir aletle herhangi bir şey üzerine yazarak altı borç altına girenler tarafından imzalanarak meydana getirilen senet" olarak tanımlanmıştır. Başka bir anlatımla, adi yazılı şeklin iki gereği bulunmaktadır: (i) yazılı metin ve (ii) imza. Asıl belirleyici olan unsur, borç altına giren kişinin imzasıdır. TBK m. 15 uyarınca bu imza, elle atılmış ıslak imza olabileceği gibi teyit edilmiş olmak kaydıyla faks ve benzer iletişim araçlarıyla veya güvenli elektronik imza ile gönderilip saklanabilen metinler de yazılı şekil şartını sağlamaktadır.</p>

<p>Cari hesap sözleşmesi ile her iki taraf da borç altına girdiği için, TBK m. 14/1 ve 15/1 hükümleri uyarınca sözleşme metninin her iki tarafın irade beyanlarını ve imzalarını içermesi gerekir. Taraflarca doğrudan yazılı olarak düzenlenen ve imzalanan bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı fakat fiiliyatta cari hesap tablosu benzeri bir ilişki bulunduğu ihtimalinde, taraflarca düzenlenen cari hesap tabloları, cari hesap ekstreleri, muavin defterleri ve benzeri belgeler ile e-posta yazışmalarının niteliği bu ölçütü karşılamadığından, yazılı şekil şartını yerine getirememekte olup TTK m. 89 anlamında bir cari hesap sözleşmesinin bulunmadığının kabulü gerekir.</p>

<p>Nitekim Yargıtay uygulamasında da bu doğrultuda bir değerlendirme mevcuttur:</p>

<p>Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir uyuşmazlık, davacı tarafından iki adet fatura sebep gösterilerek davalıya karşı başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptaline ilişkin bir davadır. Bu kapsamda davalı tarafından mahkemeye cari hesap ekstreleri sunularak bu belgelere göre bir değerlendirme yapılması talep edilmiştir. Hukuk Genel Kurulu, taraflar arasında bir cari hesap ilişkisi olup olmadığını, buna göre cari hesap ilişkisine göre mi yoksa davacı tarafından sunulan iki adet fatura gözetilerek mi karar verileceği hususunu incelemiştir. Hukuk Genel Kurulu tarafından, her ne kadar mahkemeye "cari hesap ekstresi" adı altında bir belge sunulmuşsa da bu belgenin yazılı cari hesap sözleşmesi için gerekli şartı sağlamayacağı, "taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği" ve bu nedenle "sadece takip konusu faturalar ve ödeme savunması bakımından araştırma ve değerlendirme yapılarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği" sonucuna varılmıştır (HGK., E. 2017/1634 K. 2018/633 T. 28.3.2018).</p>

<p>Yine Yargıtay Hukuk Genel Kurulu önüne gelen bir itirazın iptali davası niteliğindeki uyuşmazlıkta, yerel mahkeme tarafından tarafların aralarında cari hesap ilişkisi bulunduğunu kabul ettiğinden hareketle taraflar arasındaki cari hesap ilişkisine göre birbirlerinden alacaklı olup olmadıklarının tespitinin yapılarak uyuşmazlığın çözülmesi gerektiği değerlendirmesinde bulunulmuştur. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, "taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından, aradaki ilişkinin açık hesap ilişkisi olarak değerlendirilebileceği ve Özel Daire kararında belirtildiği gibi yalnızca takibe konu faturaların ve faturalara ilişkin ödemelerin taraf defterlerinde kayıtlı olup olmadığı hususunda bilirkişi incelemesi yaptırılması" yönünde karar vermiştir ( Yargıtay HGK., E. 2017/903 K. 2018/974 T. 25.4.2018). Dolayısıyla, her ne kadar taraflar mahkeme nezdinde aralarında cari hesap ilişkisi bulunduğunu kabul etseler de aralarında yazılı bir sözleşme bulunmadıkça tarafların cari hesap ilişkisinin bulunduğu sonucuna varılamaz.</p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi nezdinde incelenen diğer bir uyuşmazlıkta, davacı taraf cari hesaptan kaynaklanan alacağın tahsili talepli icra takibi başlatmış, bu icra takibinde davacı tarafından davalının muhasebesinden alınan cari hesap ekran çıktıları delil olarak sunulmuştur, davalı tarafın itirazı üzerine işbu itirazın iptaline ilişkin dava açmıştır. Mahkeme tarafından sunulan cari hesap ekran çıktılarının yazılı cari hesap sözleşmesi bulunduğunu göstermediği tespit edilmiş, "davalının satıcı, dava dışı temlik edenin de alıcı olduğu, taraflar arasındaki ticari ilişki kapsamında satıma konu malların dava dışı temlik eden alıcı tarafından davalıya iade edildiği, iadeye konu malların davalı tarafından kabul edildiği, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığından, aradaki ilişkinin cari hesap ilişkisi değil, açık hesap ilişkisi olduğu" sonucuna varmıştır (11. HD., E. 2020/3193 K. 2021/2173 T. 9.3.2021).</p>

<p>Yine başka bir Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararına konu olayda, davacı tarafından davalının yaptığı taşıma işlerinde keşide edilen faturalar ve takip borçlusunca yapılan ödemeler cari hesaba kaydedilmektedir. Davacı, cari hesap bakiyesi ödenmediğinden davalı aleyhine icra takibi başlatmış ve davalının takibe karşı itirazı karşısında itirazın iptali davası açmıştır. Mahkeme, davacı tarafından sunulan cari hesap belgelerini yazılı anlaşma olarak kabul etmeyip "6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 89. maddesinde cari hesap sözleşmesinin tanımlandığı, anılan maddede cari hesap sözleşmelerinin yazılı yapılmadıkça geçerli olmayacağının belirtildiği, buna göre taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacağı, somut olayda, taraflar arasında açık hesap ilişkisinin bulunduğu, açık hesap ilişkisinin önceki borçların tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumunu ifade ettiği, yazılı cari hesap sözleşmenin varlığının ispat edilememesi nedeniyle (...) esastan reddine karar verilmiştir." sonucuna vararak söz konusu ilişkinin cari hesap sözleşmesindeki yazılı şekil şartını sağlamadığını, bu nedenle cari hesap sözleşmesi hükümlerinin uygulanamayacağını, taraflar arasında açık hesap ilişki olduğu sonucuna varmıştır (11. HD., E. 2019/5351 K. 2020/3138 T. 24.6.2020).</p>

<p>Daha yakın tarihli bir kararında ise Yargıtay 11. Hukuk Dairesi önüne gelen TTK anlamında taşıma işine ilişkin bir uyuşmazlıkta, "taraflar arasında yazılı bir hesap sözleşmesi bulunmamakla birlikte ilişkinin cari hesap şeklinde işlediği" tespit edilmiş; bu nedenle zamanaşımı süresi olarak cari hesap sözleşmesi zamanaşımı süresi değil, taşıma işine ilişkin bir yıllık zamanaşımı süresi mahkemece kabul edilmiştir ( 11. HD., E. 2024/4332 K. 2025/3769 T. 28.5.2025).</p>

<p><strong>Hukuki Sonuçları İtibariyle Cari Hesap Sözleşmesi</strong></p>

<p>Taraflar arası hukuki ilişki bir cari hesap sözleşmesi olarak tespit edildiğinde,</p>

<p><strong>a. Bakiye Tutarın Tespiti ve Hesap Devreleri</strong></p>

<p>Cari hesap sözleşmesinde hesaba kaydedilen alacak ve borçlar takas edilerek belirli bir hesap devresi bakiye tespit edilir (TTK m. 94/1). Hesap devresi hakkında sözleşme veya ticari teamül yoksa her takvim yılının son günü hesap kapatılır (TTK m. 94/2). Bu hesap devresinden önce bakiye tutarın tespiti ve buna dayanılarak karşı taraftan talepte bulunulması mümkün değildir.</p>

<p><strong>b. Bütünlük İlkesi</strong></p>

<p>Hesaba kaydedilen alacak ve borçlar, maddi ve hukuki sebepleri farklı olsalar dahi cari hesaba kaydedilmek suretiyle önceden aralarında bulunmayan özel bir bağa sahip olurlar. Bu bağlamda cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemlerinin birbirinden ayrılmaz bir bütün teşkil etmelerine, öğretide "bütünlük ilkesi" adı verilir.</p>

<p>Bu husus, TTK m. 97 hükmünde de "Cari hesaba geçirilen alacak ve borç kalemleri ayrılmaz bir bütün oluşturur. Cari hesabın kesilmesinden önce taraflardan hiçbiri, alacaklı veya borçlu sayılamaz. Tarafların hukuki durumunu ancak sözleşmenin sonundaki hesabın kesilmesi belirler." şeklinde belirtilmiştir.</p>

<p>Cari hesaba kaydedilmek suretiyle alacaklar, hukuki niteliklerini kaybederler ve diğer alacaklarla ayrılmaz bir hale gelirler. Bunun en önemli sonucu, muhasebesel olarak taraflar arasında alacaklı-borçlu tespiti yapılabilecekken hukuki açıdan cari hesap sözleşmesi sona erip nihai bakiye tespit edilmeden önceki hesap devreleri boyunca taraflardan hiçbirinin alacaklı veya borçlu sayılmamasıdır. Taraflar, ancak cari hesap sözleşmesi sona erdikten ve nihai bakiye tespit edildikten sonra hukuken alacaklı ve borçlu sayılabilirler.</p>

<p>Yargıtay 11. Hukuk Dairesi de süregelen içtihadında cari hesap sözleşmesini, "cari hesap sözleşmesi, hesap kesilmeden alacak talep edilmeyeceğine dair bir anlaşma" olarak tanımlamaktadır ( Yargıtay 11. HD., E. 1988/10067 K. 1989/2386 T. 20.04.1989).</p>

<p><strong>c. Zamanaşımı</strong></p>

<p>Taraflar arasında cari hesap sözleşmesi bulunduğu takdirde, cari hesabın tasfiyesine, kabul edilen veya mahkeme kararıyla saptanan artan tutara ya da faiz alacaklarına, hesap hata ve yanılmalarına, cari hesabın dışında tutulması gereken veya haksız olarak cari hesaba geçirilmiş olan kalemlere veya tekrarlanan kayıtlara ilişkin bulunan davalar bakımından zamanaşımı süresi, cari hesap sözleşmesinin sona ermesinden itibaren beş yıldır (TTK m. 101). Bu bakımdan cari hesap sözleşmesi bakımından öngörülen kanuni zamanaşımı süresi, Borçlar Kanunu'nda kabul edilen on yıllık genel zamanaşımı hükmünün (TBK m. 146) istisnasını oluşturur.</p>

<p>Taraflar arasındaki alacak ilişkilerinde on yıllık zamanaşımı süresi öngörülen sözleşmeler söz konusu olduğu takdirde, cari hesap sözleşmesinin tespiti, zamanaşımını kısaltan bir unsurdur. Bununla beraber, Ticaret Kanunu kapsamında öngörülen taşıma işleri gibi kanunen beş yıldan kısa süreli zamanaşımı öngörülen işler bakımından cari hesap sözleşmesinin tespiti, taraflar arasındaki hukuki ilişkide zamanaşımını uzatıcı bir etki gösterir.</p>

<p><strong>d. Faiz</strong></p>

<p>Tarafların her ikisi de tacir olduğu takdirde, TTK m. 95 uyarınca cari hesap ilişkisi kapsamında borç kalemlerinin birbirinden çıkarılması sonucunda bulunan bakiyeye, bakiyenin belirlenip hesaba kaydedildiği tarihten itibaren faiz işler.</p>

<p>Bileşik faiz bakımından ise, esasen Ticaret Kanunu sistematiğinde bileşik faiz kural olarak yasaktır. Bununla beraber, kanun cari hesap sözleşmeleri bakımından bir istisna tanımıştır. TTK m. 8/2 uyarınca cari hesap sözleşmesinde, her iki tarafın da tacir olması durumunda bileşik faiz işletilebilir. TTK m. 96 uyarınca bunun. İçin tarafların, üç aydan aşağı olmamak şartıyla, diledikleri andan başlamak üzere bileşik faizin uygulanmasını kararlaştırmaları gerekmektedir. Zira TTK m. 95 uyarınca, taraflarca bu yönde bir belirleme yapılmadıkça bileşik faiz kendiliğinden işlemez.</p>

<p><strong>e. Devir, rehin ve haciz</strong></p>

<p>Cari hesaba kaydedilen alacaklar bakımından devir, rehin ve haczedilme söz konusu değildir. Bu alacakların ödenmeleri istenemez, bu nedenle temerrüt durumu da oluşmaz. Söz konusu alacaklara işlemekte olan zamanaşımı süreleri durur.</p>

<p><strong>Açık Hesap Uygulaması ve Cari Hesaptan Farkları</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Açık hesap uygulaması, doğurduğu hukuki sonuçlar itibariyle cari hesap sözleşmesinden farklılık arz eder. Bu nedenle, taraflar arasındaki ilişkinin cari hesap uygulaması mı yoksa açık hesap uygulaması mı olduğu yönündeki tespitin yapılması, uyuşmazlık çözüm sürecinde büyük öneme sahiptir.</p>

<p>Açık hesap uygulamasının cari hesaptan farkları şu şekilde özetlenebilir:</p>

<p><strong>a. Uygulanacak Hükümler</strong></p>

<p>Taraflar arasında yazılılık şartını sağlayan hukuki işlemler cari hesap sözleşmesi olarak adlandırılırken bu şartı sağlamamış hukuki işlemler, TTK m. 89 hükmünün gereği olarak cari hesap sözleşmesi olarak tasnif edilemezler. Böylesi hukuki ilişkilere, "açık hesap" adı verilir ve TTK m. 89-101 kapsamında yer alan cari hesap sözleşmesi hükümleri açık hesaba uygulanmaz.</p>

<p>Bu husus Yargıtay Hukuk Genel Kurulu ve Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kararlarında da belirtilmiştir:</p>

<p>"Açık hesap ilişkisi ise önceki borçlar tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumudur. Açık hesap ilişkisinde taraflar tek taraflı ya da karşılıklı olarak alacaklarını hesaba kaydedip belirli hesap dönemlerine bağlı kalmaksızın hesaplaşma yaptıklarından, bu ilişkiye TTK'daki cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamaz." (HGK., E. 2017/919 K. 2019/886 T. 17.9.2019; HGK., E. 2017/1299 K. 2021/779 T. 17.6.2021)</p>

<p>"Mahkemece tüm dosya kapsamına göre; taraflar arasında belirtilen şekil şartına uyularak</p>

<p>yapılmış bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı, davacı tarafından düzenlenen poliçe bedellerinin zamana yayılarak ödenmesi suretiyle açık hesap şeklinde bir ticari ilişki bulunduğu, (...) gerekçesiyle davanın kısmen kabulü ile ödeme emrine vaki itirazın 622,46 TL asıl alacak üzerinden devamına karar verilmiştir." (11. HD., E. 2016/5361 K. 2017/7379 T. 19.12.2017)</p>

<p><strong>b. Bakiye Tutarın Tespiti ve Hesap Devreleri</strong></p>

<p>Açık hesap uygulamasında, cari hesaptan farklı olarak tarafların alacak ve borçlarını hesaplaşmaları, belirli bir dönemi olmaksızın gerçekleşir. Dolayısıyla açık hesapta bakiye tespiti, sadece belirli hesap devreleri sonucunda değil, her zaman yapılabilir.</p>

<p><strong>c. Bütünlük İlkesi</strong></p>

<p>Açık hesap uygulamasında bütünlük ilkesi öngörülmediği için kaydedilen alacaklar niteliklerini kaybetmezler. Taraflar açık hesaba kaydedilen alacakların ayrı ayrı ödenmesini talep edebilirler, icra takibi için hesap döneminin bitmesini ve buna göre bakiyenin belirlenmesini beklemek zorunda değillerdir. Cari hesap uygulamasında ise ancak hesap dönemi sonunda bakiye tutarın tespiti ile takip yapılabilir, her bir alacak için ayrı ayrı takip yapılması mümkün değildir.</p>

<p><strong>d. Zamanaşımı</strong></p>

<p>Açık hesap söz konusu olduğunda, TTK m. 101 hükmünde düzenlenen beş yıllık cari hesap zamanaşımı uygulanmaz, taraflar arasındaki ilişkiye uygulanan zamanaşımı hükümleri uygulama alanı bulur.</p>

<p>11. Hukuk Dairesi önüne gelen bir uyuşmazlıkta, taraflar arasında yazılı bir cari hesap sözleşmesinin varlığı ispat edilemediğinden cari hesaba ilişkin beş yıllık zamanaşımı süresi değil, TTK m. 855 uyarınca taşıma işine ilişkin bir yıllık zamanaşımı süresi uygulanmıştır:</p>

<p>"(...) taraflar arasında yazılı bircari hesapsözleşmesi bulunmadıkça TTK'nın cari hesaba ilişkin hükümleri uygulanamayacağı, somut olayda, taraflar arasındaaçık hesapilişkisinin bulunduğu,açık hesapilişkisinin önceki borçların tahsil edilmemesine rağmen taraflar arasındaki ticari ilişkinin devam etmesi durumunu ifade ettiği, yazılıcari hesapsözleşmenin varlığının ispat edilememesi nedeniyle zamanaşımı süresinin taşımaya göre belirlenmesininin yerinde olduğu (...)" ( 11. HD., E. 2019/5351 K. 2020/3138 T. 24.6.2020)</p>

<p><strong>e. Faiz</strong></p>

<p>Açık hesap ilişkisi söz konusu olduğunda, cari hesap sözleşmesine has olan faiz hükümleri de uygulanamayacağı için alacakların hesaba kaydedilmesi ile doğrudan alacaklara faiz işlemesi ve taraflar arasındaki ilişkide kararlaştırılmış olsa dahi bileşik faiz uygulanması mümkün değildir.</p>

<p><strong>f. Devir, rehin ve haciz</strong></p>

<p>Açık hesapta taraflar alacaklarını bir sınırlamaya tabi olmadan devir, rehin ve haciz edilebilirler. Ek olarak, olası bir uyuşmazlık halinde, açık hesap pozisyonları ayrı ayrı açıklanmalı ve ispatlanmalıdır.</p>

<p>Ticari hayatı kolaylaştırmak ve tacir arası ticari ilişkilerde gereksiz para transferlerini ortadan kaldırarak daha hızlı ve daha az masraflı bir ödeme aracı sağlayan cari hesap uygulaması, Türk hukukunda TTK m. 89 vd. kapsamında düzenlenmektedir.</p>

<p>Cari hesap sözleşmesinin yazılı olarak akdedilmesi gerekir, aksi takdirde TTK m. 89/2 uyarınca geçerli olmaz. Bu yazılı şeklin adi yazılı şekil olması yeterlidir. Nitekim Yargıtay da süregelen içtihadında taraflar arasında yazılı şekilde akdedilmiş bir cari hesap sözleşmesi bulunmadığı takdirde TTK cari hesap hükümlerinin uygulama alanı bulamayacağına hükmetmektedir. Bu durumda taraflar arası ilişki, açık hesap ilişkisi olarak nitelendirilir.</p>

<p>Açık hesap ilişkisinde ise cari hesap sözleşmesinden farklı olarak bütünlük ilkesi öngörülmediğinden kaydedilen alacaklar niteliklerini kaybetmez, her biri için ayrı ayrı ve hesap dönemi bitmeden icra takibi yürütülebilir. Ayrıca alacaklara TTK m. 101 kapsamında öngörülen beş yıllık cari hesap zamanaşımı değil, taraflar arasındaki ilişkiye uygulanan zamanaşımı hükümleri uygulanır. Yine açık hesap ilişkisinde bileşik faiz uygulanamaz. Taraflar; alacaklarını bir sınırlamaya tabi olmadan devir, rehin ve haciz edilebilirler, olası bir uyuşmazlık halinde, açık hesap pozisyonları ayrı ayrı açıklamaları ve ispatlamaları gerekir.</p>

<p>Bu nedenle taraflar arasında TTK hükümlerinin uygulama alanı bulacağı bir cari hesap ilişkisi kurulmak istenmekte ise car hesap sözleşmesinin yazılı şekle uygun şekilde akdedilmesi gerekliliği ticari işletmeler ve şirketler nazarında dikkate alınmalıdır.</p>

<p>Cari hesap sözleşmesinin yazılı yapılmaması halinde Türk Ticaret Kanunu’nun cari hesaba ilişkin özel hükümleri uygulanamaz. Bu durumda taraflar, hesap devresi sonunda bakiye talep etme veya mahsup esasına dayalı özel korumalardan yararlanamaz. Taraflar arasındaki alacak ilişkisi; faturalar, teslim belgeleri, ticari defter kayıtları, cari mutabakat formları ve diğer yazılı deliller üzerinden değerlendirilir. Özellikle ticari uyuşmazlıklarda yazılı sözleşme bulunmaması, alacağın tahsili aşamasında ispat güçlüğüne yol açabilmektedir. Bu nedenle tarafların cari hesap ilişkisini açık şekilde düzenleyen, hesap kesim tarihlerini ve bakiye esaslarını belirleyen yazılı bir sözleşme yapmaları büyük önem taşır.</p>

<p>Cari hesap sözleşmeleri, ticari ilişkilerin güvenli ve sistemli şekilde yürütülmesini sağlayan önemli hukuki araçlardır. Ancak yazılılık şartına uyulmaması, sözleşmenin geçersiz sayılmasına ve tarafların ciddi ispat sorunları yaşamasına neden olabilir. Özellikle yüksek meblağlı ticari ilişkilerde sözleşmenin usulüne uygun hazırlanması, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önlenmesi bakımından kritik önem taşır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cari-hesap-sozlesmesinde-yazililik-sarti-ve-sonuclari-dal-1</guid>
      <pubDate>Sat, 23 May 2026 10:19:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/terazi/terazi-sozle-1598023117531.jpg" type="image/jpeg" length="25237"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="94906"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82424"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="32703"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="28364"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="80432"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bakan Gürlek: Savunmanın güçlenmesi, yargının ve toplumsal güvenin güçlenmesidir]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek, yargı teşkilatına hitaben yaptığı konuşmada, güçlü bir adalet sisteminin ancak aynı ideale inanan ve sorumluluğu birlikte taşıyan güçlü bir teşkilatla mümkün olacağını belirterek, “Birlikte başaracağız, birlikte güçleneceğiz.” dedi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gürlek, hâkimler, savcılar, avukatlar, adalet personeli ve infaz koruma teşkilatının büyük bir aile olduğunu vurguladı.</p>

<p><strong>“AYNI KÜRSÜDEN GELİYORUM”</strong></p>

<p>Bakan Gürlek, 20 yıl boyunca hâkim ve savcı olarak görev yaptığını hatırlatarak, adliye koridorlarının sesini, dosyaların yükünü ve yargı mensuplarının sorumluluğunu yakından bildiğini söyledi.</p>

<p>“Bugün sizlere aynı kürsüde görev yapmış bir meslektaşınız olarak hitap ediyorum.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının meselelerini içeriden bildiğini ve iş yükünün farkında olduğunu ifade etti.</p>

<p><strong>YAPISAL SORUNLAR İÇİN YENİ ADIMLAR</strong></p>

<p>Göreve başladıkları andan itibaren yapısal sorunların çözümü için çalışmaları başlattıklarını dile getiren Gürlek, iş yükü analizlerinin yeniden yapılacağını, norm kadro sisteminin güncelleneceğini ve performans ölçütlerinin daha adil ve objektif bir zemine oturtulacağını açıkladı.</p>

<p>Hâkim ve savcıların mesleki gelişimini destekleyen uzmanlaşma ve eğitim modellerinin hayata geçirileceğini belirten Gürlek, adalet personelinin özlük haklarının iyileştirilmesi için somut adımlar atılacağını kaydetti.</p>

<p><strong>“ŞEFFAFLIK VE LİYAKAT ESAS OLACAK”</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adaletin yalnızca kanunu doğru uygulamak olmadığını, kurum içinde hakkaniyeti güçlendirmenin de önemli olduğunu vurgulayan Gürlek, şeffaflığın artırılacağını, liyakatin esas alınacağını ve kurumsal aidiyetin güçlendirileceğini ifade etti.</p>

<p>“Bu teşkilat benim yuvamdır.” diyen Gürlek, yargı teşkilatının tüm unsurlarının ortak emeğiyle daha güçlü bir yapıya kavuşacağını söyledi.</p>

<p><strong>AVUKATLARA MESAJ: “YARGININ VAZGEÇİLMEZ PARÇASISINIZ”</strong></p>

<p>Konuşmasında savunma makamına özel vurgu yapan Gürlek, avukatların yargının üç sacayağından biri olduğunu belirterek, “Savunma güçlü olduğunda adalet gerçek anlamda hayat bulur.” ifadelerini kullandı.</p>

<p>Avukatların mesleklerini güven içinde ve saygınlıkla sürdürebilmeleri için gerekli ortamın güçlendirileceğini kaydeden Gürlek, barolarla daha yakın ve düzenli istişare mekanizmaları kurulacağını bildirdi.</p>

<p><strong>“BÜYÜK BİR ADALET AİLESİYİZ”</strong></p>

<p>Türkiye genelinde 26 bin 765 hâkim ve savcı, 96 bin 53 adalet personeli, 83 bin 929 Ceza ve Tevkifevleri teşkilatı mensubu ve 208 bin 223 avukatla büyük bir adalet ailesi olduklarını belirten Gürlek, aynı ideale inanan güçlü bir bütün olduklarını kaydetti.</p>

<p>Gürlek, “Birlikte daha adil bir gelecek inşa edeceğiz.” ifadeleriyle konuşmasını tamamladı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bakan-gurlek-savunmanin-guclenmesi-yarginin-ve-toplumsal-guvenin-guclenmesidir</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/H5Vdk8HEEDk/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="48637"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Tutuklunun Salıverildiğinde Yükümlülükleri Nelerdir CMK 106</p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 106. maddesi kapsamında salıverilen kişinin yükümlülükleri ele alınıyor. Tutukevinden çıkan bir kişinin adres bildirim yükümlülüğü, adres değişikliğini bildirme zorunluluğu ve bildirmeme durumunda doğacak hukuki sonuçlar ayrıntılı biçimde açıklanıyor.</p>

<p>Birçok kişinin farkında olmadığı bu yükümlülükler, dava sürecinde savunma hakkını doğrudan etkileyen ve yargılamanın kesintisiz yürütülmesini sağlayan önemli konulardır. Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Salıverilen kişi hangi bilgileri bildirmek zorundadır?<br />
Adres değişikliği nasıl ve ne zaman bildirilmelidir?<br />
Bildirim yapılmazsa tebligat nasıl geçerli olur?<br />
İhtar süreci nasıl işler ve hangi belgeler düzenlenir?<br />
CMK m.106’nın amacı nedir?</p>

<p>Bu video, salıverilen kişinin sorumluluklarını, tebligatın geçerliliğini, yargılamanın adil yürütülmesini ve hak kayıplarının önlenmesini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-saliverildiginde-yukumlulukleri-nelerdir-cmk-106</guid>
      <pubDate>Tue, 17 Feb 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/vz86x23hrLw/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="18414"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adalet Bakanı Akın Gürlek gündeme ilişkin soruları yanıtladı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adalet-bakani-akin-gurlek-gundeme-iliskin-sorulari-yanitladi</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Feb 2026 23:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/bsNmtSsrlGc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="82161"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Tutuklulukta Şüpheli veya Sanığın Salıverilme İstemleri CMK 104</strong></p>

<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 104 ve 105. maddelerinde düzenlenen salıverilme istemi (tahliye talebi) kurumunu ele alıyoruz. Bu hükümler, tutuklama tedbirine karşı en önemli güvencelerden birini oluşturarak, şüpheli veya sanığın bireysel başvuru hakkını ve mahkeme tarafından tutukluluğun denetlenmesini güvence altına alır.</p>

<p><strong>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</strong></p>

<p>Salıverilme istemi nedir ve hangi aşamalarda talep edilebilir?<br />
CMK m.104 ve 105 neyi düzenler?<br />
Tutukluluk hangi makamlarca denetlenir?<br />
Sulh Ceza Hâkimi, mahkeme, Bölge Adliye Mahkemesi ve Yargıtay bu süreçte nasıl görev yapar?<br />
Salıverilme istemine ilişkin usul nasıldır ve karar süreleri nelerdir?<br />
Terör veya örgüt faaliyeti kapsamındaki suçlarda süre farkı neden vardır?<br />
Tahliye taleplerine itiraz nasıl yapılır?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu video, özgürlük hakkının korunması, tutuklama tedbirinin denetimi, itiraz yolları ve adil yargılanma hakkı konularında temel hukuki bilgiler sunmaktadır.<br />
Ayrıca, CMK 104 ve 105 hükümlerinin, bireyin özgürlüğünü koruyan hızlı, denetlenebilir ve hukuka uygun bir sistem oluşturduğunu detaylarıyla açıklamaktadır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklulukta-supheli-veya-sanigin-saliverilme-istemleri-cmk-104</guid>
      <pubDate>Thu, 12 Feb 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/HyLPmzX8YUg/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="89960"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Tutuklunun Durumunun Yakınlarına Bildirilmesi Hakkı | CMK 107 |]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 107. maddesi, yani tutuklunun durumunun yakınlarına bildirilmesi konusunu ele alıyoruz.</p>

<p>Tutuklama kararı verildiğinde yakınlara bilgi verilmesi nasıl olur, kim bilgilendirilir, yabancı uyruklular için süreç nasıl işler? Tüm detayları bu videoda bulabilirsiniz.</p>

<p>Bu videoda öğrenecekleriniz:</p>

<p>CMK 107 nedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Tutuklama kararı alındığında kim bilgilendirilir?</p>

<p>Tutuklu kişi ailesine haber verebilir mi?</p>

<p>Yabancı uyruklu tutuklular için konsolosluk bildirimi nasıl yapılır?</p>

<p>Bu düzenlemenin amacı ve insan haklarıyla bağlantısı nedir?</p>

<p>Bu düzenleme, hem kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını hem de aile bağlarının korunmasını güvence altına alır. Ayrıca yabancı uyruklu tutukluların konsolosluk korumasına erişimini sağlar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/tutuklunun-durumunun-yakinlarina-bildirilmesi-hakki-cmk-107</guid>
      <pubDate>Sat, 31 Jan 2026 15:38:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/OtFl4vYXEXo/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="86862"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="61936"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="41726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="82082"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="80959"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="97935"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="42794"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="19143"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="23235"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="68900"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="65555"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
