<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Sun, 19 Jul 2026 22:42:52 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2022/8239 E., 2023/1002 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20228239-e-20231002-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20228239-e-20231002-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 28.03.2023 tarihli, 2022/8239 E., 2023/1002 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/8239 E., 2023/1002 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ: Asliye Ceza Mahkemesi</p>

<p><br />
Sanık hakkında dairemizce verilen bozma kararı üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
1.... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.10.2015 tarihli ve 2014/891 Esas, 2015/1252 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 50 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi, 52 nci maddesinin ikinci ve dördüncü fıkraları gereğince 15.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>2.... 9.Asliye Ceza Mahkemesinin, 27.10.2015 tarihli ve 2014/891 Esas, 2015/1252 Karar sayılı kararının sanık tarafından temyizi üzerine Yargıtay 12.Ceza Dairesinin 24.11.2020 tarihli ve 2019/7559 Esas, 2020/6354 Karar sayılı kararı ile bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması, uzun süreli hapis cezasının adli para cezasına çevrilmesi sırasında uygulama maddesinin gösterilmesi ve esas alınan tam gün sayısının belirtilmesi gerektiğinden bahisle 1412 sayılı Kanun'un 326 ncı maddesinin son fıkrası gereğince sanığın ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkı gözetilmek suretiyle bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>3.... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.05.2022 tarihli ve 2021/115 Esas, 2022/752 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 85 inci maddesinin birinci fıkrası, 22 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesinin birinci fıkrası, 52 nci maddesinin dördüncü fıkrası ve 5271 sayılı Kanun'un 307 nci maddesinin beşinci fıkrası gereğince 15.200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>4.Dava dosyası, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca tanzim olunan 13.10.2022 tarihli ve 2022/121546 sayılı temyiz istemlerinin reddiyle onama görüşü içeren Tebliğname ile Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanığın temyiz istemi, olayın meydana gelmesinde tek kusurlu davranışın ölene ait olduğundan bahisle hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Temyizin kapsamına göre;<br />
Yerel Mahkemenin Kabulü;<br />
1.Mahkemece, ''Sanığın dış cephe kaplamasını bir yıl öncesinde yaptığı, bu zaman zarfında düşen parçaları onarım amacıyla yanında 4 aydır sigortasız çalışan 25/12/2000 doğumlu, henüz 13 yaşında olan .ile olay mahalli olan üç katlı binaya geldiği, .'un olay günü gece vakti, 8,5 metre uzunluğunda, alüminyum merdiven üzerinde dış cephe yalıtım tamir işini yapmaktayken, başının dönmesiyle 4 metre yükseklikten aşağı düştüğü, sanığın tam kusuruyla bir kişinin ölümüne sebebiyet verdiği anlaşılmıştır.</p>

<p>... yeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre kazaya neden olan işin çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, Çocuk ve Genç İşçilerin Çalıştırılması Usul ve Esasları Hakkındaki Yönetmelikte çalıştırılabilecek yaş gruplarının belirlendiği, maktulün, 14 olan asgari yaşı dahi tamamlamadığı dolayısıyla çalıştırılmasının yasak olan grupta bulunduğu, ... Sağlığı Güvenliği Kanununca çok tehlikeli sınıfta yer alan ... yerlerinde çalışacakların, yapacakları işe uygun olduklarını belirten ... raporu olmadan işe başlatılamayacağının bildirildiği, yine aynı Kanunda çalışana yapacağı ... hakkında eğitim verilmesi ve çalışanın ... güvenliğinin sağlanmasının işverenin yükümlülüğünde olduğu düzenlemelerine yer verildiği dikkate alındığında, yasak olmasına rağmen işvereni olan sanık tarafından dış cephe yalıtım işlerinde hiçbir eğitim aldırılmadan ve gerekli güvenlik önlemleri alınmadan çalıştırıldığı anlaşılmış olup, tüm bu gerekçeler ile sanık hakkında koşulları oluşması sebebiyle TCK'nın 22/3. maddesi gereğince bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması gerektiği mahkemece değerlendirilmiştir.</p>

<p>Sanık savunması, müşteki beyanı, bilirkişi kusur raporu, adli tıp otopsi raporu, kolluk tutanakları ve tüm dosya kapsamında sanığın suç tarihinde yanında çalışan 25/12/2000 doğumlu, henüz 13 yaşında olan maktül ... ile olay mahalli olan üç katlı binaya geldiği,.'un olay günü gece vakti, 8,5 metre uzunluğunda, alüminyum merdiven üzerinde dış cephe yalıtım tamir işini yapmaktayken, başının dönmesiyle 4 metre yükseklikten aşağı düştüğü, sanığın tam kusuruyla bir kişinin ölümüne bilinçli taksir ile sebebiyet vermek suretiyle üzerine atılı Taksirle Ölüme Neden Olma suçunu işlediği mahkemece sabit görülerek sanığın eylemine uyan 5237 Sayılı TCK'nın 85/1 maddesi gereğince taktiren sanığın taksire dayalı kusurun ağırlığı dikkate alınarak alt sınırdan uzaklaşmak suretiyle sanığın cezalandırılmasına karar verilmiştir. Sanığın eyleminin bilinçli taksirle işlemiş olduğu anlaşılmakla sanık hakkında TCK'nın 22/3 maddesine göre cezasından 1/3 oranında arttırım uygulanmasına karar verilmiştir. Sanığa verilen cezanın sanığın geleceği üzerindeki olası etkileri, sanığın duruşmadaki hal ve tavırları, sosyal ilişkileri sanık lehine takdiri indirim sebebi kabul edilerek cezasından TCK'nın 62/1 maddesi gereğince takdiren 1/6 oranında indirim uygulanmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Sanığın bozma ilamı öncesinde ... 9. Asliye Ceza Mahkemesinin 2014/891 Esas, 2015/1252 Karar sayılı ilamı ile yapılan yargılaması sonucunda neticeten 15,200 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verildiği ve verilen karara karşı sanığın temyiz yoluna gittiği ve sanık aleyhine temyizin bulunmadığı görülmüş olmakla, CMK'nın 307/5. maddesi gereğince sanık aleyhine temyizin olmaması ve sadece sanığın temyiz yoluna gitmesi nedeniyle yeni verilecek kararın eski karadan daha ağır olamayacağı anlaşılmakla, sanığın neticeten 15,200 TL ADLİ PARA CEZASI İLE CEZALANDIRILMASINA karar verilmiştir.</p>

<p>Yapılan yargılama sonucunda sanığın mahkum edilmiş olduğu adli para cezasının hapis karşılığı dikkate alındığında yasal şartlar oluşmadığından sanık hakkında TCK'nın 50, 51 ve CMK'nın 231 maddelerinin uygulanmasına YER OLMADIĞINA karar verilmiş olup aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.''</p>

<p>Biçimindeki gerekçe belirtilerek sanık hakkında mahkumiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>2.07.08.2013 tarihli ölü muayene tutanağında,<br />
''...<br />
Kişinin yüksekten düşme ile de husulü mümkün genel beden travmasına bağlı yaygın kafatası kırıkları ile birlikte beyin ve beyin zarları kanaması ve harabiyeti sonucu öldüğü kanaatindeyim<br />
...''<br />
Denilmektedir.</p>

<p>3.Tanık Bahri kolluk huzurunda alınan 06.08.2013 tarihli ifadesinde, abisi olan sanığın yanında çalıştırdığı Mahmut ile birlikte kendi atölyesine gelerek katlamalı alüminyum merdiveni aldıklarını, merdiveni kayınpederi Emin Başkurt'un sahibi olduğu binanın dış cephesine ayna takmak için kullanacaklarını söyleyerek, işyerinden ayrıldıklarını, ardından kazayı duyduğunu, kendisinin sadece abisine kullandığı malzemeyi sattığını beyan etmiştir.</p>

<p>4.Sanık aşamalarda, aslında tadilatı kendisinin yapacağını ancak Mahmut'un çok ısrar etmesi üzerine O'nun merdivene çıkmasına izin verdiğini, kendisinin merdiveni sıkı sıkı tuttuğunu, aniden merdivenden düştüğünü gördüğünü, kendisinin olayda kusurunun bulunmadığını ileri sürmüştür.</p>

<p>5.... Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından aldırılan 01.12.2013 tarihli ... güvenliği uzmanı bilirkişi, 28.05.2014 tarihli üç inşaat mühendisi ve bir ... güvenliği uzmanı hukukçu dört kişiden oluşan bilirkişi heyeti, 05.12.2014 tarihli iki inşaat mühendisi, bir ... müfettişinden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti tarafından ayrı ayrı tanzim edilen üç raporda da, ölenin yaşı gereği çalışması yasak olan bir alanda eğitim aldırılmaksızın, ... taramasından geçirilmeksizin ve yüksekte çalışma sırasında düşmeyi önleyici tedbirlerin alınmaksızın çalıştırılması suretiyle sanığın temyiz dışı diğer sanık Emin Başkut ile eşit derecede kusurlu şekilde olaya sebebiyet verdikleri hususuna değinilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong><br />
Sanığın dış cephe kaplamasını bir yıl öncesinde yaptığı, bu zaman zarfında düşen parçaları onarım amacıyla yanında 4 aydır sigortasız çalışan 25.12.2000 doğumlu, henüz 13 yaşında olan Mahmut ile olay mahalli olan üç katlı binaya geldiği, Mahmut'un olay günü gece vakti, 8,5 metre uzunluğunda, alüminyum merdiven üzerinde dış cephe yalıtım tamir işini yapmaktayken, başının dönmesiyle 4 metre yükseklikten aşağı düşmesiyle, sanığın tam kusuruyla bir kişinin ölümüne sebep olduğu olayda, yapılan inceleme neticesinde yerel mahkeme kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmamıştır.</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanığın yerinde görülmeyen temyiz sebepleri reddedilmiştir.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle ... 9.Asliye Ceza Mahkemesinin, 24.05.2022 tarihli ve 2021/115 Esas, 2022/752 Karar sayılı kararında sanık tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanığın temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>28.03.2023 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20228239-e-20231002-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 20:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="32726"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2023/5113 E., 2024/7116 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235113-e-20247116-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235113-e-20247116-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 04.12.2024 tarihli, 2023/5113 E., 2024/7116 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/5113 E., 2024/7116 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/117 E., 2023/371 K.<br />
SUÇ : Taksirle öldürme<br />
HÜKÜMLER : Beraat, mahkumiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama, bozma</p>

<p>Sanıklar hakkında Dairemizce verilen bozma ilamı üzerine kurulan hükümlerin ; mahalli Cumhuriyet savcısı, katılan vekili ve sanık ... müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Mahkemece sanık ... hakkında taksirle öldürme suçundan TCK'nın TCK’nın 85/1, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca 14.600,00 TL, sanık ... hakkında TCK'nın 85/1, 62/1, 50/1-a, 52/4. Maddeleri uyarınca 18.200,00 TL adli para cezasına cezalandırılmalarına ilişkin kararların sanıklar müdafileri ve katılan vekili tarafından temyizi üzerine Dairemizin 21.12.2022 tarihli kararıyla sanık ... yönünden "...sanığın eyleminde bilinçli taksir koşullarının oluştuğu ve hakkında TCK'nın 22/3. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi..." nediyle, sanık ... yönünden ise "...sanığın asansör boşluğunda gerekli önlemi aldıklarına dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeter derecede kesin ve inandırıcı bir delil bulunmaması nedeniyle beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi," nedenleriyle bozulmasına karar verildiği, mahkemece bozma ilamına uyulmasına karar verilerek sanık ... hakkında taksirle öldürme suçundan CMK'nın 223/2-e maddesi uyarınca beraatine, sanık ... 'ın TCK'nın 85/1, 22/3, 62, 50/4, 50/1-a, 52/4. maddeleri uyarınca 24.300,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık ... hakkındaki hükmün onanmasına, sanık ... hakkındaki hükmün bozulmasına karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Katılan vekilinin temyiz sebepleri; Sanıkların birinin beraat etmesi, diğerinin ise para cezası ile cezalandırılmasının kabul edilebilir olmadığına, gencecik bir insanın hayatının söz konusu olduğuna, sanıkların bu şekilde adeta kurtulmalarının hakkaniyete uygun olmadığına, sanığa günlük 20’liradan para cezası verilmesinin hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>Mahalli Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri; Sanık ... hakkında bilinçli taksirle ölüme neden olma suçundan dolayı TCK'nın 85/1, 22/3 ve 62/1 maddeleri uygulanmak suretiyle verilen 3 yıl 4 ay hapis cezasının aynı yasanın 50/4 maddesi uyarınca 50/1 maddesine göre para cezasına çevrilerek neticeten sanığın 24.300,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasının hukuka aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri; sanığın eylemi ile netice arasında illiyet bağı olmadığına, kazanın ölen işini yaparken gerçekleşmediğine, ölenin kendi kusuru ile neticeye sebebiyet verdiğine, kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede; (temyiz dışı) sanık ...'un temsilcisi olduğu ... San. Tic. Ltd. Şti'nin dava konusu olayın yaşandığı inşaatın müteahhitliğini yaptığı, inşaatın yapı denetim işini (temyiz dışı) sanık . ...'in sorumlusu olduğu ... Denetim Ltd. Şti'nin yaptığı, sanık ...'in temsilcisi olduğu .... San. Tic. Ltd. Şti'nin, bu inşaatın asansör işini taşeron olarak üstlendiği, ... Çatı isimli firmanın sahibi olan sanık ...'ın ise ... San. Tic. Ltd. Şti'nin çatı, oluk ve su boruları işini taşeron olarak üstlendiği, mağdur ...'ın da sanık ...'ın yanında işçi olarak çalıştığı, olay tarihinde sanık ... ve ölenin de içinde bulunduğu işçilerinin olayın yaşandığı inşaatın su borularını takmak için gittikleri, inşaat içinde mağdurun üst katlarda çalıştığı sırada binanın katlarından asansör boşluklarına açılan noktalarda uyarı levhalarının bulunmaması, yeterli aydınlatmanın olmaması ve asansör boşluğuna açılan kısımlarda gerekli güvenlik önlemlerinin alınmayıp, asansör boşluklarına açılan yerlerin engellerle kapatılmamış olması nedeniyle mağdurun çalıştığı sırada asansör boşluğunu fark edemeyerek asansör boşluğuna düşerek öldüğü olayla ilgili gerek soruşturma aşamasında gerekse yargılama aşamasında iş güvenliği uzmanlarınca düzenlenen, bilirkişi raporları uyarınca meydana gelen kazada taşeron veya alt işverenin pozisyonunun asıl işverenle birlikte müteselsilen sorumluluğu gereği asıl işverene atfedilen çalışmalar esnasında gerekli güvenlik tedbirlerini almayan, çalışanına kişisel koruyucu donanım vermeyen ve kullanılmasını sağlamayan iş sağlığı ve güvenliği eğitimleri konusunda iş yerinde genel bir eğitim programı hazırlamayan, iş yerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması ve sürdürülebilmesi amacıyla çalışanlarını bilgilendirmeyen sadece yaptıkları işi öğretmek ile yetinmeyip öğretilmiş olan güvenlik tedbirlerinin çalışma sırasında uygulanmasını sağlamayan ve buna uygun bir denetim mekanizması kurarak denetlemeyen, iş yerinde çalışma alanları ve iş pozisyonlarına göre mevcut ve muhtemel durumları içeren risk değerlendirmesi yapmayan, çalışanlarına iş yerinde maruz kalacakları sağlık ve güvenlik risklerini dikkate alarak sağlık gözetimi yapmayan ve sağlık raporu aldırmayan, çalışanlara mesleki eğitim belgesi aldırmayan ölenin yanında çalıştığı alt iş veren sanık ...'ın kazanın oluşumunda asli kusurlu olduğu, olay tarihinde 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9.maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre icra edilen iş kolunun çok tehlikeli işler kapsamında yer aldığı; 6331 sayılı Kanunun 15. maddesine göre, çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacakların yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu almadan işe başlatılamayacakları, 17. maddesine göre ise, mesleki eğitim alma zorunluluğu olan çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde yapacağı işle ilgili mesleki eğitim aldığını belgeleyemeyenlerin çalıştırılamayacağı düzenlemelerine yer verildiği; dosya içeriğine göre ölenin, çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair sağlık raporu alınmadığı, icra ettiği faaliyete uygun mesleki eğitimler verilmediği anlaşılmakla, sanık ...'ın ölenin ölümünde gerekli önlemleri almayarak bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verdiği kabul edilerek sanığın 5237 sayılı yasanın 85/1, 22/3 maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık ...'in ise her ne kadar bilirkişi raporlarında asansör boşluklarının girişlerinin güvenliğini hem çalışma esnasında hem de çalışma sonrası yeterli güvenliğini alıp diğer vazifelerde çalışan işçilerin güvenliğini tehlikeye sokmaktan sorumlu olduğu, ikaz ve uyarıcı levhalar kullanmaması nedenleriyle tali kusurlu olduğu belirlenmiş ise de, sanığın aşamalarda alınan savunmalarında, olay tarihinden yaklaşık 45 gün önce asansörün ray ve kapı kasalarının montajını tamamladıklarını, montajı yapmadan önce asansör boşluklarının önünde bulunan korumalıkları kaldırarak montajı yaptıklarını, işlemleri tamamladıktan sonra tekrar korumalıkları yerlerine koyarak inşaattan ayrıldıklarını, bu vakitten sonra kendisi ve işçilerinin inşaata gitmediklerini, montajdan sonra kapı kasasının kenar duvar iç sıvası ve kapı kenarı mermerlerinin yapılması gerektiğini, kendilerinden sonra boşluklara konulan kalasların kaldırılmış olabileceğini beyan ettiği, işçileri olan tanıklar ... ve ...’nin de binadaki bütün boşluklara inşaatın bekçisi ile kalas çakıp bıraktıklarını, yaklaşık 40 gün sonra olayın meydana geldiğini belirttikleri, inşaat bekçisi tanık ...’ın ise beyanında, kendisi kalas çakarken asansör firması elemanlarının kendisine yardım ettiğini onun dışında firma elemanlarının boşluklara kalas çakmadıklarını beyan etmekle beraber asansör firması elamanlarının kazadan önce en son geldiklerinde asansörün kaynak işinin bittiğini, kaynak işi bittikten sonra boşluklara kalasları kendisinin çaktığını, kalaslar çakıldıktan sonra fayans, boyacı, sıvacı, yalıtımcı ve olukçuların inşaatta çalıştıklarını, asansör boşluğuna açılan kalasların kim tarafından çıkartıldığını bilmediğine dair beyanı gözetildiğinde, sanığın asansör boşluğunda gerekli önlemi aldıklarına dair savunmasının aksine, her türlü şüpheden uzak, mahkumiyete yeter derecede kesin ve inandırıcı bir delil bulunmaması nedeniyle CMK 223/2-e maddesi gereğince beraatine karar verildiği anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE ve KARAR</strong><br />
A-Sanık ... Hakkında Verilen Beraat Kararına Yönelik Katılan Vekilinin Temyiz İsteminin İncelenmesinde;<br />
Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun sanık tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, sanık hakkında katılan vekili tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden katılan vekilinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>B-Sanık ... Hakkında Verilen Mahkumiyet Hükmüne Yönelik Mahalli Cumhuriyet Savcısının, Katılan Vekilinin ve Sanık Müdafinin Temyiz İstemlerinin İncelenmesinde;<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, sanık müdafiinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki ve yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;</p>

<p>TCK'nın 50/4. maddesinde, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezasının uzun süreli de olsa, diğer koşulların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebileceği, ancak, bu hükmün bilinçli taksir halinde uygulanmayacağı belirtilmiş olmasına karşın, meydana gelen olayda bilinçli taksirin koşullarının oluştuğu mahkemece kabul edilen sanık hakkında, tayin edilen uzun süreli hapis cezasının paraya çevrilmesi,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenle Kayseri 4. Asliye Ceza Mahkemesinin kararına yönelik mahalli Cumhuriyet savcısının ve katılan vekilinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Kanun’un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.12.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235113-e-20247116-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/07/yargi/yargitayd4ss.jpg" type="image/jpeg" length="28392"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2021/919 E., 2024/8070 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-2021919-e-20248070-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-2021919-e-20248070-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 25.12.2024 tarihli, 2021/919 E., 2024/8070 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2021/919 E., 2024/8070 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/496 Esas, 2016/547 Karar<br />
SUÇ : Taksirle öldürme<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Yerel Mahkemece sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62/1, 50/1-a, 52/2-4. maddeleri uyarınca 18.200TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca onama kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; eksik araştırma sonucu karar verildiği, kusur raporına itiraz edildiğine, sanığın kusursuz olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede;13.05.2014 tarihinde saat 10:00 sıralarında Kışla Mahallesi Kürüm Meydana Erciş/Van adresinde müteahhitliğini sanık ...’un yaptığı bina inşaatında sanığın inşaat işlerinde dış cephe alüminyum kaplama işinde çalışan 34 yaşında ...’ın i.ç cephede inşaatın ikinci katında merdivenlerin hemen yan tarafında bulunan asansör boşluğundan yaklaşık 10 metre yükseklikten aşağıya düşerek ölümüyle sonuçlanan iş kazasında, asansör boşlukları önünde düşmeyi önleyecek yeterli sağlamlıkta toplu koruma önlemlerinin ( korkuluklar/bariyerler/platform/güvenlik ağları) alınmaması söz konusu inşaatta yüksekte olmayan ve konulduğu yerde sabitlenmemiş ahşap paletlerle kapatılmaya çalışılması ve alınacak önlemler hususunda iş güvenliği eğitimi verilmemesi, inşaatta gerekli önlemlerinin alınıp alınmadığının kontrol edilip denetlenmemesi sebebiyle asli kusurlu olduğu kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/1. maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE ve KARAR</strong><br />
Dosya içeriğine göre, sanık ...'ın sahibi ve müteahhitliğini yaptığı inşaat işleri için gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp alınmadığı, işçilere gerekli eğitimleri verilip verilmediği, işçilere yapılan iş ile ilgili kişisel koruyucu donanım ekipmanlarının temininin sağlanıp sağlanmadığı, iş ve sosyal güvenlik alanında çalışanların güvenliğini tehlikeye düşürecek eksikliklerin belirtildiği ya da alınması gereken önlemlerin yer verildiği bir raporun bulunup bulunmadığına ilişkin belgelerin dosya kapsamında mevcut olmadığı ve buna ilişkin yeterli araştırma yapılmadığı anlaşılmakla, dosya kapsamında gerekli araştırmaların yapılıp, sanık işveren ...'un sorumluluğunu belirleyecek belgelerin temininden sonra sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken, eksik araştırma neticesinde hüküm kurulması,</p>

<p>Kabule göre,<br />
Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9. maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, Van ili Erciş ilçesinde sanık ...'a ait inşaat işinde dış cephe alüminyum kaplama işinde çalışan ...'ın yeterli koruma önlemlerinin alınmaması sebebiyle asansör boşluğunda düşmesi nedeniyle ölümüyle sonuçlanan iş kazasında, binaların inşaatının çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, ayrıca Tehlikeli ve Çok tehlikeli İşlerde Çalıştırılacakların Mesleki Eğitimlerine dair Yönetmelikte de yapı işlerinde çalışacakların mesleki eğitim almalarının zorunlu olduğu düzenlemelerine yer verilmesine karşın müteahhit ve inşaat sahibi sanık ... tarafından ölenin yapı işlerinde eğitim alınmasını sağlamaksızın ve gerekli güvenlik önlemlerinin alınmasını temin etmeksizin çalıştırıldığı, asansör boşluklarının önünde düşmeyi engelleyecek yeterli sağlamlıkta toplu koruma önlemlerinin (korkuluk/bariyer/platform/güvenlik ağları) alınmadan ve risk değerlendirilmesi yaptırılması gerekirken dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlerden anlaşılacağı üzere, sanığın aksine davranışlarla çok tehlikeli işlerden sayılan binaların inşaatı faaliyeti sırasında meydana gelen kazayı öngörebilmesine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermeyerek asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiğinin mahkeme tarafından kabulü karşısında TCK'nın 22/3. maddesi gereğince bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini yapılması,</p>

<p>Hukuka aykırı olup, açıklanan nedenlerle Erciş 1. Asliye Ceza Mahkemesi kararına yönelik sanık müdafinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA, hükmün sadece sanık müdafi tarafından temyizi üzerine bozulması nedeniyle sonuç ceza miktarı sanık lehine kazanılmış hak teşkil ettiğinden, 5271 sayılı CMUK'un 326/son maddesi dikkate alınarak sanığın kazanılmış hakkının saklı tutulmasına,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.12.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-2021919-e-20248070-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="61333"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/10116 E., 2024/2795 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202010116-e-20242795-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202010116-e-20242795-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 29.05.2024 tarihli, 2020/10116 E., 2024/2795 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/10116 E., 2024/2795 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/559 E., 2016/114 K.<br />
SUÇ : Taksirle öldürme<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Onama</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong><br />
Yerel Mahkemece sanık hakkında taksirle öldürme suçundan, 5237 sayılı TCK'nın 85/1, 62/1, 50/4-1-a, 52/2-4 maddeleri uyarınca sonuç ceza olarak hapis cezasından çevrilen 12.100,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca onama kararı verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; Somut olayın meydana gelmesinde otopsi raporunda belirtildiği üzere ölenin metabolizmasında bulunan uyuşturucu ve uyarıcı maddenin neden olduğu bu nedenle kusuru bulunmayan sanık hakkında eksik inceleme ile beraat yerine mahkumiyet hükmü kurulmasının hukuka aykırı olduğu ile re'sen gözetilecek nedenlere ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong><br />
Yerel Mahkemece, dosyada mevcut belge ve bilgiler, soruşturma ve kovuşturma evrelerinde alınan beyanlarla birlikte dikkate alınarak yapılan değerlendirmede;... Organize sanayi bölgesinde bulunan 6 katlı inşaatın yapı müteahhidinin Gün-AK Hafriyat Nakliyat İnşaat Yedek Parça San. ve Tic. Ltd. Şti. olduğu, şirket sahibi ve yetkilisinin ise sanık ... olduğu, şirketin sigortalı işçisi olarak çalışan ...'nun olay tarihinde sıva yapmak üzere binanın 4. katının asansör boşluğunda bulunduğu ve bir üst kattaki çalışana kalas uzatması esnasında yüksekten düşme sonucu öldüğü, Adli Tıp Kurumu...Adli Tıp Grup Başkanlığı Morg İhtisas Dairesinin 29/09/2014 tarihli raporunda "kişinin ölümünün genel beden travmasına bağlı sağ akciger, karaciğer, dalak ve sol böbrek yaralanmaları ile yaygın retroperitoneal hematom sonucu meydana geldiği"nin belirtildiği olayda, dosya kapsamında mevcut bulunan 26/03/2015 tarihli ve 10/01/2016 tarihli bilirkişi heyet raporları doğrultusunda, inşaat alanı içerisinde gerekli iş ve işçi sağlığı ile güvenliği tedbirlerini almak veya aldırmakla yükümlü olan sanık ... Akdumlu'nun asli kusurlu olduğu kabul edilerek, sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 85/1. maddesindeki taksirle öldürme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE ve KARAR</strong></p>

<p>Yapılan yargılamaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, mahkemenin kovuşturma sonuçlarına uygun olarak oluşan kanaat ve takdirine, incelenen dosya kapsamına göre, sanık müdafinin yukarıda ilgili bölümde ileri sürdüğü bu kapsamdaki ve yerinde görülmeyen diğer temyiz sebeplerinin reddine, ancak;</p>

<p>Olay tarihinde yürürlükte bulunan 30.06.2012 tarih ve 28339 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 6331 Sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunun 9.maddesi gereğince 26.12.2012 tarihinde çıkarılan İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliğine göre, inşaat işlerinin çok tehlikeli sınıfta yer aldığı, anılan Kanun çerçevesinde, çalışanların ilk işe girişlerinde sağlık raporu aldırılması, işin konusu ile ilgili olarak çalışanlara eğitim aldırılması, risk değerlendirilmesi yaptırılması gerekirken dosyada mevcut bilirkişi raporlarındaki tespitlerden anlaşılacağı üzere, sanığın aksine davranışlarıyla, asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiği olayda, bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğu gözetilmeyerek, eksik ceza tayini yapılması,</p>

<p>Kabule göre de ;<br />
Sanık hakkında hükmedilen hapis cezasının adli para cezasının belirlenmesine esas alınan tam gün sayısının gösterilmemesi suretiyle 5237 sayılı TCK'nın 52/3 maddesine aykırı davranılması,</p>

<p>Bozmayı gerektirmiş olup, açıklanan nedenlerle...41.Asliye Ceza Mahkemesi hükmünün, 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereği, aleyhe temyiz bulunmadığından 1412 sayılı Kanun’un 326. maddesinin son fıkrası uyarınca sonuç ceza miktarı açısından sanığın kazanılmış hakkının dikkate alınması suretiyle, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>29.05.2024 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202010116-e-20242795-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 19:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="36818"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2021/281 E., 2022/78 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021281-e-202278-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021281-e-202278-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 10.02.2022 tarihli, 2021/281 E., 2022/78 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2021/281 E., 2022/78 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
Yargıtay Dairesi : 1. Ceza Dairesi</p>

<p><br />
Sanık ...'ın ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan TCK'nın 83/2-b maddesi yollamasıyla aynı Kanun'un 83/3, 53/1 ve 58. maddeleri uyarınca 16 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve cezasının mükerrirlere özgü infaz rejimine göre çektirilmesine ilişkin ...1. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.04.2017 tarihli ve 271-74 sayılı resen istinafa tabi hükme yönelik sanık müdafisi tarafından da istinaf başvurusunda bulunulması üzerine dosyayı inceleyen ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesince 19.09.2017 tarih ve 638-673 sayı ile TCK'nın 58. maddesinin uygulanmasına ilişkin kısmın hüküm fıkrasından çıkartılması suretiyle istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bu kararın da sanık müdafisi tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 21.10.2020 tarih, 3946-2481 sayı ve oy çokluğuyla temyiz itirazlarının esastan reddine karar verilmiş,</p>

<p>Daire Başkanı... ile Daire Üyesi...; "Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçundan sanık ...'ın maktul ...'e karşı eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçu olduğu ve ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin 2017-638 E. 2017- 673 sayılı kararının bozulması görüşünde olduğumuzdan esastan ret şeklinde verilen çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.</p>

<p>Dosya kapsamına göre 71 yaşındaki maktul ile 51 yaşındaki sanığın arkadaş oldukları, olaydan önce birlikte alkol aldıkları, sanığın motosiklet kullandığı, maktulün sanığın arkasına oturup kaza mahallinden 550 metre önceki kamera kaydına göre düşük hızda seyrettikleri sırada bulanık ve debisi yüksek akarsu üzerindeki köprüden geçerken virajı alamayıp köprü korkuluğuna çarpıp savruldukları, maktulün dereye düştüğü, sanığın motosikletle olay mahallinden ayrılıp evine dönerek eşine kaza yaptığını söylediği, bir süre uyuduğu, uyandıktan sonra aklına maktulün geldiği, bilahare eşi ve oğlu ile hastaneye gelip oradaki görevlilere maktulden bahsettiği, görevlilerin üç gün boyunca arama yapmalarına rağmen maktulün cesedini bulamadıkları, maktulün oğlunun maktulü üç günden sonra olay yerine 4 km uzaklıkta bulduğu açıktır.</p>

<p>Köprünün sudan yüksekliği 3 metre, suyun akış hızı saatte 3,5 km, su bulanık ve derindir. Kazadan yaklaşık 15 saat sonra sanığın 1,33 promil alkollü olduğu anlaşılmıştır. Her saatte 0,15 promilin düştüğü bilimsel veri olduğuna göre sanığın olay anında 3,58 promil alkollü olduğu, bu derece alkollü olan kişinin yaptığı kaza sonrası köprü üzerinde göremediği maktulü aramadan oradan ayrılması normaldir.</p>

<p>Maktulün, motosiklet kazası ile husulü mümkün genel beden travmasına bağlı kafatası ve femur kırığı ve suda bağulma sonucu öldüğü anlaşılmıştır.<br />
Sayın çoğunlukça sanığın eylemi TCK'nın 83. maddesinde yazılı kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi suçu olarak kabul edilmiştir. İhmal, kişiye belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğünün yüklendiği hâllerde, bu yükümlülüğe uygun davranılmamasıdır. Bu suçun oluşumu için sanığın neticeyi önleme yükümlülüğü olmalıdır.</p>

<p>Maktulün düştüğü köprü üç metre yüksekliktedir. Suyun debisi yüksek ve su bulanıktır. Maktulde kafatası ve femur kırığı oluşmuş ve maktul suda boğulma sonucu ölmüştür. Üç metre yukarıdan suya düşerek çarpma sonucu kafatası kırılan kişinin birkaç dakikada boğulacağı muhakkaktır.</p>

<p>Maktul, görevlilerce üç gün aranmış bulunamamış, maktulün oğlu onu olay yerinden 4 km uzaklıkta bulmuştur.</p>

<p>Bu durumda olay anında 3,58 promil alkollü olup alkolün etkisi ile motosiklette maktulün olduğunu dahi unutup saatler sonra hatırlayarak görevlilere söyleyen sanığın birkaç dakika içinde üç metre aşağıya düşen maktulü bulması mümkün olmadığı gibi, en seri şekilde görevlilere haber vermesi hâlinde dahi ölümü, yani neticeyi önleme imkânı bulunmayacaktır. Maktulün köprüden düştüğü an ölmüş olması da mümkündür.</p>

<p>TCK'nın 83. maddesindeki suçun oluşumu için belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda (davaya konu olayda haber vermeme sonucunda) ölümün gerçekleşmesi gerekir. Hâlbuki davaya konu olayda sanık icrai davranışta bulunsa, yani ivedi şekilde haber verse dahi neticeyi önleyemeyecektir.</p>

<p>Bu nedenlerle sanığın eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçu olduğunun kabulü ile kararın bozulması gerektiği" düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 04.02.2021 tarih ve 81610 sayı ile;</p>

<p>"...Maktulün düştüğü köprü üç metre yüksekliktedir. Suyun debisi yüksek ve su bulanıktır. Maktulde kafatası ve femur kırığı oluşmuş ve maktul suda boğulma sonucu ölmüştür. Üç metre yukarıdan suya düşerek çarpma sonucu kafatası kırılan kişinin birkaç dakikada boğulacağı muhakkaktır. Maktul, görevlilerce üç gün aranmış bulunamamış, maktulün oğlu onu olay yerinden 4 km uzaklıkta bulmuştur.</p>

<p>Bu durumda olay anında 3,58 promil alkollü olup alkolün etkisi ile motosiklette maktulün olduğunu dahi unutup saatler sonra hatırlayarak görevlilere söyleyen sanığın birkaç dakika içinde üç metre aşağıya düşen maktulü bulması mümkün olmadığı gibi, en seri şekilde görevlilere haber vermesi halinde dahi ölümü, yani neticeyi önleme imkanı bulunmayacaktır. Maktulün köprüden düştüğü an ölmüş olması da mümkündür. TCK 83. maddesindeki suçun oluşumu için belli bir icrai davranışta bulunma yükümlülüğüne aykırı olarak bu davranışın gerçekleştirilmemesi sonucunda (davaya konu olayda haber vermeme sonucunda) ölümün gerçekleşmesi gerekir. Halbuki davaya konu olayda sanık icrai davranışta bulunsa, yani ivedi şekilde haber verse dahi neticeyi önleyemeyecektir.<br />
Bu nedenlerle sanığın eyleminin bilinçli taksirle öldürme suçu olduğunun kabulü gerektiği" görüşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nın 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 14.06.2021 tarih ve 6476-10513 sayı ile itiraz nedenlerinin yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanığın eyleminin, ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu mu yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesine ilişkin olup, öncelikle sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>23.03.2016 tarihli olay yeri inceleme raporunda; aynı gün saat 11.15 sıralarında ...ili, Pehlivanköy ilçesi, ...’de trafik kazası ve kayıp şahıs olayı meydana geldiğinin bildirilmesi üzerine saat 12.15 sıralarında olay yerine gelindiği, olayın ...-İmampazarı köy yolunun 300. metresinde meydana geldiği, olay yerinde bulunan ekipten ... isimli şahsın ... Devlet Hastanesinde tedavi altında olduğu, şahsın köprü üzerinde motosikleti ile kaza yaptığını, ayrıca kaza esnasında motosiklette ... isimli arkadaşının olduğunu beyan ettiği ve ... isimli şahsın hâlen kayıp olduğunun öğrenildiği, olay yerinde yapılan incelemede, Anadere isimli derenin üzerine kurulmuş 16,9 metre uzunluğunda ve 7,7 metre genişliğinde beton yapılı köprü mevcut olduğu, köprünün her iki yanında zeminden 1,10 metre yüksekliğinde korkuluk demirlerinin olduğu, köprünün (İmampazarı köyü istikameti) çıkışında 22,5 metre motosiklet fren izi, izi takiben köprüye doğru köprü korkuluk demirine 10,3 metre trafik levhasına 7,3 metre mesafede turuncu renkli, plastik, motosiklet sinyal muhafazası parçası olduğu değerlendirilen kırık parça, yanında trafik levhasına 8 metre, köprü korkuluk demirine 9,2 metre mesafede turuncu renkli, plastik, motosiklet sinyal muhafazası parçası olduğu değerlendirilen kırık parça, trafik levhasına 9 metre, köprü korkuluk demirine 6 metre mesafede siyah renkli, 2 adet, motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça, yanında, asfalt üzerindeki toprak zemin üzerinde, korkuluk demirine 4,80 metre mesafede sürtünme izi, yol kenarında, korkuluk demirine 2,50 metre mesafede siyah renkli, motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça, yanında korkuluk demirine 1,80 metre mesafede plastik, parlak gri renkli motosiklet parçası olduğu değerlendirilen parça, köprü içinde, yol kenarındaki toprak zemin üzerinde, korkuluk demirine 85 cm mesafede, korkuluk demirinden yola doğru yaklaşık 25 derece açı ile oluşmuş 90 cm uzunluğunda sürtünme izi, köprünün, İmampazarı köyü istikametine göre, sol tarafta bulunan demir yapılı korkuluğunun, 6. dikey destek demiri üzerinde 1 adet, aynı yerde alttaki yatay destek demiri üzerinde 2 adet, ortadaki yatay destek demiri üzerinde 1 adet olmak üzere, toplam 4 adet sürtünme izi tespit edildiği, aynı yerde, üstteki korkuluk yatay destek demirin hafif şekilde aşağıya doğru eğilmiş olduğu, köprü üzerinde korkuluğa 1,75 metre mesafede, asfaltın bitimindeki toprak zemin üzerinde, Atatürk portresi kabartmalı, ezilmiş vaziyette yüzük bulunduğu, gidişe göre köprünün solunda İmampazarı köyü tarafındaki, köprü temel betonu ile dere kenarındaki 70 derece eğimli balçık zemin üzerinde 1 adet beyaz renkli tuşlu, kapalı hâlde Nokia marka cep telefonu bulunduğu, aynı yerde telefona 60 cm mesafede su kenarında siyah renkli motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça görüldüğü, köprünün 5 adet beton yapılı ayağının mevcut olduğu, dere suyunun bulanık renkte olduğu, su yüzeyinden köprü yüksekliğinin 2,75 metre olduğu, derenin kuzeyden güneye, yaklaşık olarak saatte 3,5 km debi hızının mevcut olduğu; aynı gün saat 13.40'da olay yeri incelemesine müteakip olaya karıştığı ve hâlen... ilçe merkezinde bulunduğu bildirilen motosiklet üzerinde yapılan incelemede, kırmızı/siyah renkli, ... marka, ..... plakalı motosikletin, siyah renkli sol korkuluk demirinin içe doğru eğilmiş vaziyette olduğu, dış kısmında sürtünme izlerinin bulunduğu, arka sol sinyal lambası dış muhafazası ile ön sinyal lambası muhafazasının kırık olduğu, sol sele, sol ayak koyma plastiği dış kısımlarında sürtünme izleri görüldüğü, seleye monte edilmiş sol taraftaki metal aksamlı ... üzerinde olması gereken dikiz aynasının mevcut olmadığı, hız gösterge paneli plastik muhafazasının kırık olduğu, olay yerinden elde edilen ve motosiklet parçası olduğu değerlendirilen parçalar ile motosikletin yapılan mukayesesinde, olay yerinde bulunan plastik parçalardan birinin, hız gösterge paneli dış muhafazasının parçası olduğu görülerek parça bütünlemesi yapıldığı, parlak gri renkli parçanın ise sele üzerine monteli dikiz aynasını tutan çubuğun üzerindeki plastik parça olduğunun tespit edildiği, diğer plastik parçalanın küçük boyutlarda olması sebebiyle motosikletin hangi aksamına ait olduğunun tam olarak tespit edilemediği, olay yerinde bulunamayan ve kırıldığı anlaşılan sol dikiz aynasına ait parçalar ile ön ve arka sinyal muhafazasına ait parçaların kaza esnasında dereye uçmuş olabileceği değerlendirildiği, olay yerinde ve motosiklet üzerinde yapılan incelemeler neticesind.... plakalı motosikletin ... istikametinden İmampazarı istikametine giderken köprü korkuluğu sol demirlerine çarpıp sol tarafına yan yatması neticesinde meydana geldiği kanaatine varıldığı, köprünün imampazarı istikameti çıkışında bulunan fren izinin olayla bir ilgisinin bulunmadığının belirtildiği,</p>

<p>... Devlet Hastanesince 23.03.2016 tarihinde düzenlenen genel adli muayene raporunda; sanık ...’ın sol bacak diz altında geniş abrazyon alanı ve göğsünün sol tarafında hassasiyet olduğu, yaralanmasının basit bir tıbbi tedavi ile giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte olduğu, sanığın 1,33 promil alkollü olduğunun bildirildiği,<br />
23.03.2016 tarihli alkol tutanağında; sanık ...’ın, ... Devlet Hastanesinde yapılan alkol ölçümünde 1,33 promil alkollü olduğu tespitine yer verildiği,</p>

<p>23.03.2016 tarihli ölümlü/yaralamalı trafik kazası tespit tutanağında; ...'ın beyanından, 22.03.2016 tarihinde saat 15.55 sıralarında, sürücülüğünü yaptığı 39 .... plakalı motosiklet ile... ilçesi ... istikametinden İmampazarı istikametine doğru arkasında yolcu olan ... ile birlikte seyir hâlinde iken ...-İmampazarı yolunun Anadere üzerindeki köprüye geldiğinde direksiyon hâkimiyetini kayberek kaza yaptığı, kazada yaralandığı, kazadan sonra yolcu olan ...'ü kaza yerinde bulamadığı, devamında kaza yerinden ayrılarak aynı motosiklet ile... ilçe merkezine gittiği, daha sonra buradan da başka bir araçla ... ilçe merkezinde olan oğlu ... Erbay'ın yanına gittiği, 23.03.2016 tarihinde saat 06.00 sıralarında da ... Devlet Hastanesine geldiğinin öğrenildiği, kaza yerinin... ilçesi ...-İmampazarı köy yolunun 300. metresinde Anadere üzerinde bulunan köprü üstü olduğu, kazaya karışan 39 NN 604 plakalı motosikletin... ilçe merkezinde bulunduğu, tüm aramalara rağmen kaza sonrası kaybolan ... isimli şahsın bulunamadığı, kazanın oluşumunda 39 NN 604 plakalı motosiklet sürücüsü ...'ın 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda belirtilen kurallardan 52/1-A maddesinde yazılı “Aracın hızını, kavşaklara yaklaşırken, dönemeçlere girerken, tepe üstlerine yaklaşırken, dönemeçli yollarda ilerlerken, yaya geçitlerine, hemzemin geçitlerine, tünellere, dar köprü ve menfezlere yaklaşırken, yapım ve onarım alanlarına girerken azaltmamak" kuralını, aynı Kanun’un 48/5. maddesinde yazılı "Hususi otomobil dışında kalan diğer araçları 0,20 promil üzerinde alkollü olarak kullanmak" kuralını ihlal ettiği değerlendirildiğinden kusurlu olduğu kanaatine varıldığı, ayrıca sürücü ... hakkında aynı Kanun’un 36/3-A maddesinde yazılı "Sürücü belgesiz olarak araç kullanmaktan" dolayı yasal işlem yapıldığının belirtildiği,</p>

<p>24.03.2016 tarihli tutanakta; 23.03.2016 günü saat 14.00 sıralarında ...AFAD İl Müdürlüğü personeli ile yapılan telefon görüşmesinde... ilçesine bağlı ...'de Anadere olarak bilinen dere yatağı üzerinde bulunan kara yolu köprüsü üzerinde 22.03.2016 günü saat 16.00 sıralarında üzerinde iki şahsın bulunduğu motosikletin kaza yaptığı, şahıslardan birinin daha sonradan kayıp olduğunun ve dereye düşmüş olabileceği ihtimalinin bulunduğunun bildirilmesi üzerine 24.03.2016 tarihinde saat 09.00'da olayın meydana geldiği ...'e gidildiği, saat 10.15'de başlamak üzere kayıp şahsa ait olan cep telefonunun bulunduğu noktanın 20 metre üzerinden öncelikle köprü altındaki menfezlerin arandığı, daha sonra akıntı istikametinde yaklaşık 3.000 metrelik dere yatağı satıhtan ve su altından halat destekli olarak arandığı, su sıcaklığının 11 santigrat derece olduğu, görüş mesafesinin olmadığı, derinliğin 50 cm ile 180 cm arasında değiştiği dip yapısının genellikle yumuşak toprak, yer yer balçık olduğu akıntı hızının yaklaşık 2 knot olduğu, kıyı kesimlerinin ağaçlık ve kök parçalarının bulunduğu, aramalar neticesinde kayıp şahsa ya da herhangi bir emareye rastlanılmadığı, yapılan aramalara saat 15.00’te son verildiği,</p>

<p>24.03.2016 tarihli kamera CD/DVD izleme, çözüm ve tespit tutanağında; meydana gelen tek taraflı, yaralanmalı, maddi hasarlı trafik kazası ve kayıp şahıs olayı ile ilgili olay yeri olan ... yolunu gören ... Muhtarlığında, ... Muhtarlığında ve...Muhtarlığında bulunan kamera kayıtlarının 22.03.2016 tarihi, saat 15.30 ile 16.30 saatleri arasındaki görüntüler incelendiğinde; ... köyünde köy tüzel kişiliğine ait kahvenin üzerinde köy muhtarlığına ait odada bulunan kamera saatinin güncel saatle aynı olduğu, kamera açısının ... isimli şahsın işlettiği içkili lokantanın önünü gördüğü, görüntüde ses olmadığı, görüntünün 22.03.2016 tarihinde saat 15.30’da başladığı, görüntüde şüpheli ... isimli şahsın saat 15.38.38’de ... ile birlikte lokanta önüne çıkarak 15.39.00’da bahse konu motosiklete bindiği ve çalıştırdığı, ...'ün saat 15.39.40’da işletmeden çıkarak motora bindiği, bu arada şahısların ayakta durmakta güçlük çektikleri, 22.03.2016 tarihinde saat 15.40.05’te şüpheli ve ... ...’ın birlikte...istikametinden ... istikametine doğru hareket ettikleri; ... köyünde köy tüzel kişiliğine ait kahvenin üzerinde köy muhtarlığına ait odada bulunan kamera kaydının güncel saate göre 23 dakika geride olduğu, kameranın köy meydanını gördüğü ve görüntüde ses olmadığı, görüntünün 22.03.2016 tarihinde güncel saate göre saat 15.49.00’da kamera saatine göre 15.26.00’da başladığı, şüpheli ve ... ...’ın bahse konu motosiklet ile tam olarak güncel saate göre 15.51.00’de ... köy meydanından ... istikametine doğru gittikleri, ... köyünden çıkışlarından 10 dakika sonra ... köyü istikametine doğru gittikleri, her ne kadar şüpheli ve ... ...’ın yüzleri ve şüphelinin kullandığı motosikletin plakası net olarak görüntüde belli olmasa da şüphelinin daha sonra alınan yazılı ve sözlü beyanında...köyünden ... köyüne giderken ... köy merkezinden saat 16.00 sıralarında geçtiğini ve ... çıkışında kaza yaptığını belirtmesi ve...köyünden ...’e gidebilmek için mecburen ... köyünden geçilmesi gerektiğinin bilinmesi üzerine geçen motosiklet üzerindeki 2 şahsın şüpheli ve ... ... oldukları kanaatine varıldığı, aynı zamanda...köyü ile ... köyü arasındaki mesafenin 6 km olduğu, normal hızla 10 dakikada varılabileceği, bu durumun da görüntüdeki motosikletin bahse konu motosiklet olduğunu desteklediği; ... köyünde köy tüzel kişiliğine ait kahvenin üzerinde köy muhtarlığına ait odada bulunan kamera kaydının güncel saate göre 3 dakika geride olduğu, kameranın köy meydanını gördüğü ve görüntüde ses olmadığı, görüntünün 22.03.2016 tarihinde güncel saate göre saat 15.54.00’te, kamera saatine göre 15.51.00’de başladığı, şüpheli ve ... ...’ın bahse konu motosiklet ile tam olarak güncel saate göre 15.55.00’te kamera saatine göre 15.52.00’de ... köyünün çıkışından İmampazarı köyü istikametine doğru kaza yerine yaklaşık 550 metre mesafede düşük hızla devam ettikleri ve yine aynı kameranın güncel saate göre 16.01.00’de kamera saatine göre 15.58.00’de şüpheli şahsın tek olarak gelişteki hızından daha hızlı bir şekilde İmampazarı köyü istikametinden ... köyüne geri dönerek ... köyü istikametine doğru seri bir şekilde devam ettiğinin görüldüğü, şüpheli şahsın kaza yapmasına mütakip 23.03.2016 günü hastanede alınan sözlü ve karakolda alınan yazılı beyanından, kaza yapmasına mütakiben kazalı motorsikleti olay yerinden kendi imkânı ile sürmek suretiyle... ilçe merkezinde oğlu olan... ...isimli şahsın işlettiği içkili lokantanın bahçesine park ederek eve geçtiğinin anlaşıldığı, şüphelinin kazadan sonra motosikleti park ettiği olay yerini gören kameranın bulunmadığının belirtildiği,<br />
28.03.2016 tarihli olay yeri görgü ve tespit tutanağında; 23.03.2016 tarihinde saat 05.58'de ... ile İmampazarı köyü arasındaki kara yolu üzerinde bulunan Anadere Köprüsü üzerinde ... isimli şahsın kullandığı motosiklet ile kaza yaptığı, kaza sonucunda şoförün arkasında oturan ...'ün bulunamadığı, ...'ın ... Devlet Hastanesi Acil Servisinde müşahede altında olduğunun bildirilmesi üzerine aynı gün saat 06.10'da olay mahalline gidildiği, kazanın ... ile İmampazarı köyü arasındaki kara yolunun 550. metresinde bulunan .... Köprüsü üzerinde meydana geldiği, kaza mahallinde 112 Acil Servis ekiplerinin hazır olduğunun görüldüğü, kazanın meydana geldiği köprünün 16,9 metre uzunluğunda, 7,7 m genişliğinde beton yapılı, her iki yanında zeminden 1,10 metre yüksekliğinde demir korkuluklu olduğu, ...-İmampazarı istikametinde köprünün çıkışında 22,5 metre fren izi, korkuluk demirine 10,3 metre trafik levhasına 7,3 metre mesafede turuncu renkli, plastik, motosiklet sinyal muhafazası parçası olduğu değerlendirilen kırık parça, aynı bölgede trafik levhasına 9 metre, köprü korkuluk demirine 6 metre mesafede siyah renkli 2 adet motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça, korkuluk demirine 4,80 metre mesafede asfalt ve mucur taşları üzerinde sürtünme izi, yine demir korkuluğa 1,80 metre mesafede parlak gri nikelaj kaplama motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça olduğu, köprü içinde toprak zemin üzerinde köprü demirine 85 cm mesafede 90 cm uzunluğunda sürtünme izi görüdüğü, demir korkuluklar üzerinde de sürtünme izlerinin mevcut olduğu, köprü üzerinde korkuluğa 1,75 metre mesafede, asfaltın bitimindeki toprak zemin üzerinde, Atatürk portresi kabartmalı, ezilmiş vaziyette yüzük, köprünün İmampazarı köyüne gidiş istikametinde sol tarafında derenin kenarında balçık zemin üzerinde 1 adet beyaz renkli, tuşlu,.... marka cep telefonu, aynı yerde telefona 60 cm mesafede su kenarında siyah renkli motosiklet parçası olduğu değerlendirilen plastik parça görüldüğü; olayda yaralanan motosiklet sürücüsü ... isimli şahsın hastanede alınan ilk beyanında, “Bahse konu kazanın 22.03.2016 günü saat 12.00 sıralarında kendisinin sevk ve idaresindeki, oğlu olan ... ...adına kayıtlı ..... plakalı motosiklet ile arkasına yolcu olarak maktul ... isimli şahsı da alarak ilk etapta saat 11.00 sıralarında... merkezde oğluna ait içkili lokantada biraz alkol aldıktan sonra ... isimli şahısla birlikte ... ili, Havsa ilçesine bağlı...köyünde faaliyet gösteren ... isimli şahsın içkili lokantasına gittiklerini, burada yemek yeyip ve alkol aldıklarını, 22.03.2016 günü saat 15.30 sıralarında...köyünden ayrılarak... ilçesi, ... köyü içerisinden geçerek ... istikametinden İmampazarı köyüne gittikleri esnada ... köyleri arasında bulunan .... Köprüsü üzerine geldiklerinde ... isimli şahsın motosiklet üzerinde hâkimiyetini kaybetmesi sonucu, direksiyon hâkimiyetini kaybederek motosiklet ile kaza yaptığını, meydana gelen kaza sonucunda bayıldığını, yaklaşık 10-15 dakika baygın kaldığını, ayıldığında motosikletin üzerinde olduğunu, motosikleti üzerinden kaldırmasına müteakip arkasında yolcu olarak bulunan ... isimli şahsı kaza mahallinde bulamadığını, kaza mahallinde yaklaşık 10-15 dakika ...'ü aramasına müteakip motosikletle eve gittiğini, evde üzerini değiştirerek yaklaşık 1 saat sonra ... merkezde çalışan ve ikamet eden oğlu ... ...isimli şahsı telefonla arayarak torununu özlediğini ve oraya gelmesi için kendisine taksi göndermesini söylediğini, yaklaşık yarım saat sonra gelen taksiye eşiyle birlikte bindiğini ve ...’ye oğlunun yanına gittiğini, oğlunun evinde o gece yattıktan sonra 23.03.2016 günü saat 05.00 sıralarında kalktığında eşine ve oğluna kaza esnasında arkasında yolcu olarak ...'ün de bulunduğunu, ...'ün ölmüş ya da dereye düşmüş olabileceğini” ifade ettiği, kaza mahallinde yapılan tüm araştırma, soruşturma, inceleme ve arama faaliyetleri sonucunda kayıp şahıs ...’ün bulunamadığı, ...'ü arama faaliyeti yapmak üzere...İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı deniz polisleri ile irtibata geçirilerek olay mahalline sevklerinin sağlandığı, 24.03.2016 günü saat 10.00 sıralarında kaza mahalline gelen deniz polisleri olayla ilgili bilgilendirilmelerine müteakiben aynı gün saat 10.15 sıralarında kaza noktasından suyun akış istikametinde dere yatağı içerisinde dalmak ve ayakları ile aramak sureti ile aynı gün saat 15.00 kadar yaklaşık 3 km mesafelik bölgeyi aradıkları fakat kayıp şahsı bulamadıkları, AFAD ekiplerinin 23/25.03.2016 tarihleri arasında üç gün boyunca saat 09.00 ile 16.00 saatleri arasında gerek dere içerisinde bot ile gerek dere yatağı kenarı ve arazi üzerinde gözle yaptıkları aramalar sonucunda kayıp şahsı bulamadıkları, Jandarma Asayiş Timi tarafından 23.03.2016 tarihinde olayın öğrenildiği 06.00 saatinden itibaren ...'ün bulunduğu 26.03.2016 tarihte saat 15.00’e kadar bahse konu kaza mahallinden suyun akış istikametine ve tersi istikametine sağlı sollu dere yatağı kenarında ve arazi üzerinde yapılan aramalar neticesinde kayıp şahsın bulunamadığı, olayla ilgili olarak yapılan inceleme ve araştırmada gerek incelenen kamera kayıtlarından, gerek kaza mahallinde elde edilen iz, delil ve emarelerden kazanın Anadere Köprüsü üzerinde ... isimli şahsın .....plakalı motosiklet ile ... isimli şahsın da motosiklet üzerinde bulunduğu esnada aşırı alkollü olmaları, dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucunda meydana geldiği, ...'ün kaza anında köprünün demir korkuluklarına çarparak dereye düşmüş olabileceği ve dere içerisinde akıntıya kapılmak suretiyle sürüklenebileceğinin değerlendirildiği, 26.03.2016 tarihinde saat 15.00 sıralarında ...'ün oğlu olan ...’ün telefonla arayarak babasını kaza mahallinin yaklaşık 4 km kadar derenin akış istikametinde suyun içerisinde, ağaç dallarına takılmış hâlde yüzüstü durur vaziyette bulduğunu bildirmesi üzerine olay mahallinde hâlen arama faaliyeti icra etmekte olan devriye personeline bilgi verilerek şahsın bulunduğu bölgeye sevk edildiği, 26.03.2016 tarihinde saat 15.58 sıralarında kayıp şahsın bulunduğu yere gelindiği, olay mahallinde yapılan incelemede, bahse konu noktanın kaza noktası olan Anadere Köprüsü’ne yaklaşık 4 km mesafede, suyun akış istikameti yönünde olduğunun görüldüğü, ...’ün su içerisinde ağaç dallarına takılı hâlde yüzüstü, başı ve sırtının su üzerinde, ayaklarının ise suyun altında olduğunun tespit edildiği, bölgenin yağışlı olması sebebi ile yolların çamur ve balçık olduğu, ulaşımın araç ile mümkün olmadığı, olay yerine en yakın ulaşım noktasının arazi üzerinden 8 km yaya mesafesinde olduğu, ölü muayenesinin ve ön otopsi işleminin olay mahallinde yapılmasının mümkün olamayacağının anlaşılması üzerine Cumhuriyet savcısının talimatıyla cesedin ... Devlet Hastanesine götürüldüğü,</p>

<p>... Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 26.03.2016 tarihli ölü muayene tutanağında; 23.03.2016 tarihinde saat 06.00 sıralarında alınan ihbar neticesinde.../... İmampazarı köyleri arasında kalan Anadere üzerinde bulunan köprüde ... isimli şahsın yönetimindeki 39 NN 604 plakalı, kırmızı renkli motosiklet ile arkasında yolcu olarak bulunan ... ile birlikte kaza yaptıkları, kaza sonucu ... ... Uultürk'ün köprüden dereye düşmesi sonucu kaybolduğu, yapılan aramalar sonucu 26.03.2016 tarihinde saat 15.54’te oğlu ... tarafından ... Kumluk mevkisinde düştüğü yerden yaklaşık 2,5 km mesefade nehrin akış istakemetinde bulunuğu, maktulün su üzerinde yüzüstü yattığı, ayaklarının suyun içerisinde olduğu, sırtı ve kafasının görüldüğü dere içerisinde bulunan ağaç dallarına takılı hâlde olduğu, cesedin yaklaşık 165 cm boyunda, 65 kg ağırlığında, 71 yaşında, buğday tenli bir erkeğe ait olduğu, ölü morluğunun göğüs ve boyun bölgesinde oluştuğu, ölü soğumasının ve katılığının gerçekleştiği, alın ön tarafta yüzeysel sıyrıklar görüldüğü, kafa üst sağ bölümde saçlı deride yaklaşık 7 cm çapında çarpmaya bağlı derin yırtık olduğu, sağ elde kol üst dış kısımda yaklaşık 6 cm çapında yüzeysel sıyrığa bağlı olduğu düşünülen ekimoz, ön kol üst kısımda çarpmaya bağlı gerçekleştiği düşünülen 10 cm çapında ekimoz, kol ve parmaklarda sabunlaşma görüldüğü, sol el üst kısımda 5 cm çapında sıyrık, sağ diz üst kısımda 3 cm çapında sıyrık sağ alt bacak üst kısımda sıyrık, bilek üstü iç yüzeyde 2 cm çapında ekimoz, ayak parmaklarında sabunlaşma olduğu, sol baldırda femur kemik kırığı olduğu, diz altı bacak ön tarafta çarpmaya bağlı olduğu düşünülen 5 cm çapında ekimoz olduğu belirtildikten sonra, kesin ölüm sebebinin tespiti için cesedin ... Adli Tıp Kurumuna gönderilmesine karar verildiği,</p>

<p>Adli Tıp Kurumu Morg İhdisas Dairesince düzenlenen 26.05.2016 tarihli otopsi raporunda; 171 cm boyunda, 67 kg ağırlığında, 70-75 yaşlarında, göz rengi tefrik edilemeyen, 2-3 günlük beyaz sakal-bıyıklı, beyaz tenli erkek cesedinde, ölü katılığının olmadığı, ölü lekelerinin vücut yan ve arka yüzde, göğüs ön yüzde bası görmeyen yerlerde hafif düzeyde oluştuğu, saçlı deri ön sağ lateralde açıklığı arkaya bakan 2 cm'lik yırtık olup alında ve burun sırtında yüzeyel epidermal sıyrıkla birlikte hiperemik görünüm izlendiği, boyunda göğüs üst bölgede kaz derisi görünümü izlendiği, sağ omuz üst lateralde ortasında 2x1 cm'lik sıyrık bulunan 3x4 cm'lik ekimoz, sağ kol orta dış yüzde 3x7 cm'lik epidermal soyulmanın eşlik ettiği ekimoz görüldüğü, sağ ön kol dış yüzden dirsek seviyesinden orta bölgeye uzanan epidermal soyulmalar, her iki el ve ayakta çamaşırcı eli/ayağı görünümü olduğu, alt ekstremitelerde çamur bulaşıkları görüldüğü, her iki bacak ön yüzlerde epidermal soyulmaların eşlik ettiği, solda orta bölgede 6x8 cm'lik ekimoz, sol femur distal kırığına bağlı deforme görünüm izlendiği, batın sağ alt kadranda çürümeye bağlı renk değişikliği görüldüğü, skopi ile yapılan radyolojik incelemede sol femur distalinde çok parçalı kırık dışında herhangi bir osseoz patoloji ve metalik cisim imajına rastlanılmadığı; saçlı deri altında sağda lokal kanamalı alan görüldüğü, sağ temporal adale grubunun kanamalı, sol temporal adale grubunun sağlam olduğu, sağ temporal kemik üstünde 5 cm'lik lineer kırık hattı bulunduğu, kafa kaide kemiklerinin sağlam olduğu, her iki akciğer göğüs duvarının elle ayrılacak ölçüde yapışık olduğu, göğüs boşluğunda ve perikard boşluğunda sıvama tarzında çürüme sıvısı görüldüğü, her iki akciğer yüzeyleri antrakotik ve ödemli görünümde olup kesitlerinde sıkmaksızın köpüklü sıvı çıkışı görüldüğü, sol femur distalinin kırık olduğu, kanda 186 mg/dL etanol bulunduğu, metanol bulunmadığı, göz sıvısında 154 mg/dL etanol bulunduğu, metanol bulunmadığı, kanda ve idrarda sistematikdeki maddelerin bulunmadığı, histopatolojik tetkik raporuna göre akciğerde akut şişme alanları, seyrek intraalveolar pigment yüklü histiositler, otoliz ve konjesyon olduğu; 23.03.2016 tarihinde yolcu olarak bulunduğu motosiklet kazasında köprüden aşağı dereye düştüğü, 26.03.2016 tarihinde olay yerinin 2,5 km ilerisinde dere kenarında su içinde yüzüstü şekilde bulunduğu bildirilen ...’ün ölüm nedeni hakkında ifadeleri, kaza tespit tutanağını ve olay yeri inceleme bulgularını da içeren adli soruşturma dosyasının aslı ve tamamının Adli Tıp Kurumu Birinci Adli Tıp İhtisas Dairesine gönderilerek görüş alınmasının uygun olduğu kanaatinin bildirildiği,</p>

<p>Adli Tıp Kurumu 1. İhtisas Adli Tıp Kurulunca düzenlenen 27.07.2016 tarihli raporda; otopsi sırasında alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesince yapılan incelemesinde kanında ve göz içi sıvısında tespit edilen yüksek dozda alkolün öldürücü düzeyde olmadığı, aranan toksik maddelerin bulunmadığı dikkate alındığında kişinin zehirlenerek öldüğünün tıbbi delilleri bulunmadığı, adli dosyada kayıtlı bilgilerde alkol aldığı, motosikletle seyir hâlindeyken dereye düştüğü ve su içerisinde ölü bulunduğunun bildirildiği, otopsisinde dış muayenesinde cildi sıyrıklı ekimozlar görüldüğü, iç muayenesinde kafatasında kırık olduğu, kafa içinde kanama, beyin doku harabiyeti, beyin kanaması görülmediği, iç organ ve büyük damar lezyonu tespit edilmediği, femurda kırık tespit edildiği, iç organlardan tespit edilen makroskopik bulgular, iç organları histolojik incelenmesinden elde edilen bulgular, cesedin bulunduğu ortam, bulunuş şekli, olay yeri inceleme bulguları birlikte değerlendirildiğinde; motosiklet kazası ile husulü mümkün genel beden travmasına bağlı kafatası ve femur kırığı bulunan kişinin ölümünün suda boğulma sonucu meydana gelmiş olduğunun kabulü gerektiğinin belirtildiği,</p>

<p>13.03.2017 tarihli bilirkişi raporunda; kazanın oluşumunda sanık ...’ın 2918 sayılı Kanun’un “Hızın gerekli şartlara uygunluğunu sağlamak” başlıklı 52. maddesi ile, “Alkol, uyuşturucu veya uyarıcı maddeler etkisi altında araç sürme yasağı” başlıklı 48. maddesini ihlal ettiğinden asli kusurlu olduğunu kanaatinin bildirildiği,<br />
...Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 27.04.2017 tarihli raporunda; ölen kişinin kanında saptanmış olan 186 mg/dL ile göz sıvısında saptanmış olan 154 mg/dL miktarındaki etil alkol miktarı ile şahsın beden ve ruh bakımından kendini savunabileceğinin kabulü gerektiği ifadelerine yer verildiği,</p>

<p>08.03.2017 tarihinde yapılan keşifte Mahkeme gözleminde; kazanın meydana geldiği köprünün yaklaşık 17 metre uzunluğunda, 8 metre genişliğinde beton yapılı, her iki yanında yaklaşık 95 cm yüksekliğinde demir korkuluğun bulunduğu, en alt bölme aralığının 30 cm olduğu, diğer iki aralığın tahminen 33 ve 32 cm olduğu, ... istikametinden İmampazarı istikametine doğru köprünün iki yanında trafik levhalarının bulunduğu, köprünün sonunda “Araç sollanabilir” levhasının bulunduğu, İmampazarı yönünden ... istikametine doğru yine köprünün başında trafik levhalarının bulunduğu köprünün sonunda sağ tarafta “Sağa dönülebilir” trafik levhasının bulunduğu, İmampazarı yönünden ... istikametine doğru olayın gerçekleştiği köprünün sağ tarafındaki korkuluklarda keşif günü itibarıyla herhangi bir emarenin bulunmadığı, köprünün 4 adet beton yapılı ayağının mevcut olduğu, dere suyunun bulanık renkte, keşif günü itibarıyla dere suyunun yer yer takriben 50 cm civarında, suyun dibinin göründüğü ancak yer yer derinleşerek suyun dibinin görülemediği, dere kenarının etrafının balçık olduğu, köprünün su yüzeyinden yaklaşık 4 metre yükseklikte olduğu, maktulün bulunduğu noktada küçük bir adacığın olduğu, burada suyun derinliğinin yaklaşık 1 metre civarında olduğu ve kurumuş uzun ağaç gövdesinin derenin içine doğru yatay şekilde uzandığı, etrafta uzun ağaçlık dalların olduğu, anayola uzaklığının takriben 1-2 kilometre arasında olduğunun belirtildiği,</p>

<p>23.08.2017 tarihli bilirkişi raporunda; keşif mahallinde hazır bulanan katılanlar, tanık beyanları ve dosya içeriğinde bulunan olay sonrası tutulan tutanak ve krokilerden sanığın motosikletle seyir hâlindeyken arkasında ... olduğu hâlde Anadere Köprüsü’nün korkuluk demirine çarptığı ve korkuluk demirinin yüksekliğinin 102 cm civarında olduğu, motosikletin hızının tespit edilememiş olsa da, olay yerinde bulunan ve kaza yapan motosiklete ait olduğu belli olan motosiklet parçalarının olduğu, dere kenarında bulunan cep telefonuna 65 cm yakınlıkta motosiklet parçasının olduğu düşünüldüğünde, 102 cm yüksekliğindeki demir korkuluk üzerinden motosikletin çarpma etkisi ile motosikletin arka kısmında bulunan ...’ün dere içerisine bu yükseklikteki korkuluk demiri üzerinden düşebileceği kanaatine varılmış olup, ayrıca eks şahıs ...'e ait olduğu belirtilen, korkuluk demirinden 6,5 metre mesafede ve korkuluk demirinden 60-70 derece açı ile aşağıya eğimli dere kenarında bulunduğu belirtilen cep telefonun, olay sonrası yapılan krokide belirtildiği üzere cep telefonuna 65 cm mesafede motosiklet parçasının bulunduğu belirtilmiş olup, cep telefonun dere kenarına motosiklet çarpması esnasında düşmüş olabileceği kanaatine varıldığı, olay zamanı çekilen kamera görüntüsünden derede bulunan suyun keşif mahallinde görünen suyun seviyesinden yüksek ve akış hızının daha fazla olduğunun bildirildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Katılan ... Kollukta 23.03.2016 tarihinde; “...’da ikamet ettiğimden babamla yüz yüze görüşemiyoruz ancak cep telefonuyla irtibatımız oluyor. Babamla da 3 gün önce cep telefonuyla görüşmüştük. 23.03.2016 tarihinde saat 06.59 sıralarında abim olan ...'ün beni cep telefonuyla araması üzerine babamın trafik kazası yaptığını ve bu kaza sonucunda olay yerinden kaybolduğunu öğrendim. Babamla birlikte trafik kazasına karışan ... isimli şahısla babamın arasında herhangi bir husumet yoktur. Biz de ... ile ailece görüşürüz. Şahıs daha önceden de bizim evimizde ikamet ettiğinden samimiyetimiz vardır. Ben şahsın babama herhangi bir zarar vereceğini düşünmüyorum. Ancak olayın daha kapsamlı araştırılması ve sorumlusunun bulunması açısından şüpheli konumunda bulunan ...’dan şikâyetçi ve davacıyım.”,<br />
Kollukta 29.03.2016 tarihinde; “22.03.2016 tarihinde saat 16.00 sıralarında babam ...'ün ... isimli şahsın kullandığı motosiklet ile ...-İmampazarı köyü arasında kalan Anadere Köprüsü üzerinde yaptıkları kaza sonucunda tüm arama faaliyetlerine rağmen kaza yerinde ve dere içerisinde bulunamamıştır. Ben 26.03.2016 tarihinde saat 11.30 sıralarında tekrar kaza mahall.....Köprüsü’nden başlamak üzere dere içerisini gözle ve elimde bulunan sopa ile ulaşabildiğim yerleri sopa sokmak suretiyle aramaya başladım. Yanımda aramada bana yardımcı olan ve benimle birlikte eniştem Fedai Vardar, amca oğlum .... ve teyze oğlu... de vardı. Dere içerisinde ve kenarında arama yapmak suretiyle yaklaşık 4 km mesafe gittik. Saat 15.00 sıralarında Kumluk mevkisi olarak bilinen yere geldiğimde su içerisinde kuru dal parçaları ile kütük parçasının olduğunu gördüm ve bu bölgeye dikkatlice baktım. Biraz daha yaklaştığımda babam ...'ün hareketsiz olarak su içerisinde yüzüstü, sırtı suyun üzerinde ağaç dallarına takılı hâlde olduğunu gördüm. Hemen Jandarma Karakol Komutanını aradım. Saat 15.45 sıralarında İlçe Jandarma Komutanı ve Karakol Komutanı yanıma geldiler. Babamın su içerisinde fotoğraflarını çektiler. Daha sonra hep birlikte babamı su içerisinden dışarıya çıkarttık. Karada yapılan fotoğraf çekme işleminden sonra babamı traktör ile ... köyüne getirdik. Burada hazır bekleyen cenaze aracına babamı koyarak jandarma eşliğinde ... Devlet Hastanesi morguna geldik. Burada Cumhuriyet savcısı tarafından yapılan muayene işlemine müteakip babam ... Adli Tıp Kurumuna sevk edildi. Yapılan otopsi sonucu 27.03.2016 günü saat 12.15 sıralarında babam ...’ü Adli Tıp Kurumundan teslim alarak ... Mezarlıklar Müdürlüğünün cenaze aracı ile... ilçesine geldik. İkindi namazına müteakip babam ...'ü... ilçe mezarlığına defnettik. Olayla ilgili kaza yaparak babam ...'ün ölümüne sebebiyet veren ... isimli şahıstan şikâyetçi ve davacıyım.”,<br />
İstinabe olunan Mahkemede; “Daha önce ifade vermiştim, o ifademi aynen tekrar ederim. Sanıktan şikâyetçiyim. Babam alkol kullanırdı ve sıklıkla alırdı. Ancak kazanın nasıl olduğunu görmedim. Sanık ile babam arasında bildiğim kadarı ile husumet yoktu. Olay günü bildiğim ve sonradan öğrendiğim kadarı ile sanıkla babam çok fazla alkol almamışlar. Hem az alkol alınması hem de olaydan sonra geç haber verilişi nedeni ile sanıktan şüphelendik.”,</p>

<p>Mahkemede; “Babam sadece sanık ... ile takılıyordu, kazadan sonra Hulisi kaçıp gitmiş, kendisi köprüye düşmüştür, suya düşmesi mümkün değildir, babamı muhtemelen suya atmış olabilir, kimseye söylememiş, hastaneye gitmese olay ortaya çıkmayacak. 3.54’te olay olmuş, hava kararmamıştır. Sanıktan şikâyetçim, davaya katılma talebim vardır.”,</p>

<p>Katılan ... Kollukta; “Babamla 1 hafta önce yüz yüze görüşmüştük. ...’da ikamet ettiğimden genellikle cep telefonuyla görüşüyorum ve her gün babamı ararım. En son da Pazartesi günü saat 20.00 sıralarında görüşmüştük. 23.03.2016 tarihinde saat 07.30 sıralarında kardeşim ...'ün beni cep telefonuyla araması üzerine babamın trafik kazası yaptığını ve bu kaza sonucunda olay yerinden kaybolduğunu öğrendim ve kardeşim ... ile birlikte olay yeri olan ... köyüne geldik. Babamla birlikte trafik kazasına karışan ... isimli şahısla babamın arasında herhangi bir husumet yoktur. Ben şahsın babama herhangi bir zarar vereceğini düşünmüyorum ancak olayın daha kapsamlı araştırılması ve sorumlusunun bulunması açısından şüpheli konumunda bulunan ...’dan şikâyetçi ve davacıyım.”,</p>

<p>İstinabe olunan Mahkemede; “Daha önce ifade vermiştim, o ifademi aynen tekrar ederim. Sanıktan şikâyetçiyim. Babam alkol kullanırdı ve sıklıkla alırdı. Ancak kazanın nasıl olduğunu görmedim. Sanık ile babam arasında bildiğim kadarı ile husumet yoktu.”,</p>

<p>Mahkemede; “Kardeşimin beyanlarına katılıyorum, şikâyetçiyim. Kaza olmuş olabilir ancak jandarmaya haber verebilirdi, bize telefon açabilirdi, 14 saat sonra haber veriyor. Köylülere haber verseydi babamı kurtarabilirlerdi. Neden kaçtı, yardım etmemiş, şikâyetçiyim. Davaya katılma talebim vardır.”,</p>

<p>Katılan ... Kollukta; “22.03.2016 tarihinde saat 08.00 sıralarında Kurtuluş Mahallesi, Ergene Sokak, 16/22.../...adresindeki evinden... ilçe merkezine gittiğini biliyorum. Evden çıkarken kendisini gördüm. 22.03.2016 tarihinde saat 19.30 sıralarında eve gelmemesi üzerine arkadaşı olan ve devamlı kendisiyle görüşen, gezen ...'ın... ilçe merkezi ... Bankası arkasında bulunan kendisinin işlettiği lokantaya gittim. ... eşi... ...ve oğlu... ...da lokantada idi. ...’a babamı sordum. Bana babamı görmediğini kendisi ile görüşmediğini söyledi. Ben... ilçe merkezinde kahvehanelerde ve çevrede babamı aradım. Kendisine telefon ile de ulaşamadım. Telefon ulaşılamıyor mesajı veriyordu. Daha sonra eve geldim. Babamın hâlen evde olmadığını gördüm. Gece boyunca kendisini bekledim. Bu esnada uyumuşum. 23.03.2016 tarihinde saat 06.30 sıralarında jandarma kapıma gelene, babam ...'ü sordukları ana kadar kendisini görmedim ve kendisinden haber almadım. Babamın ... ile motosiklet kazası yaptığını ve kaza mahallinde bulunamadığını jandarmalardan öğrendim. Olayla ilgili olarak kaza yapan ve babamın kaybolmasına neden olan ... isimli şahıstan şikâyetçi ve davacıyım.”,</p>

<p>Mahkemede; “Ben akşam saat 19.00’da sanığın dükkânına gittim, babamı sordum, ‘Yok’ dedi. Babamı cepten aradım ancak ulaşamadım. Bir akşam önce babam sanığın lokantasına gitmişti. O yüzden babamı kendisine sordum, evime gittim, sabah jandarma geldi. ‘Babanız kaza yapmıştır’ dedi. Kardeşlerimi aradım, hastaneye gittik. Sanık hastanede idi. Sanıktan şikâyetçiyim.”,</p>

<p>Tanık ... Kollukta; “... köyünde içkili lokanta işletmekteyim. ... isimli şahıs benim hem köylüm hem arkadaşımdır. ... isimli şahsı da 4 yıldır tanırım. ... amca ile ... ayda birkaç defa benim işlettiğim mekâna gelir, içki içer yemek yerler. Benim bildiğim iki şahsın arası gayet iyi. Herhangi bir sıkıntı yok. 22.03.2016 tarihinde saat 11.00 sıralarında ... beni cep telefonundan arayarak ‘Metin abi ben bir saate ordayım. Geleyim hem masa sandalye işini konuşalım hem de yemek yer bir şeyler içeriz’ dedi. Daha sonra aynı gün saat 13.00 sıralarında ... kullanmakta olduğu plakasını hatırlamadığım motor ile yanında ...'le birlikte geldi. Yaklaşık 2,5 saat kadar benim mekânımda yemek yediler ve yemeğin yanında Güzel Marmara marka 75 santilitrelik iki tane şarap içtiler. Bir tane daha açtım yarısını içtiler gerisini içmediler. Saat 15.30 sıralarında ... 130 TL hesabı ödeyerek plakasını hatırlayamadığım kırmızı renkli motosikletin sürücü bölümüne geçti. Arkasına ... binerek uzaklaştılar. ... istikametine doğru gittiler. ... giderken bana İmampazarı köyüne kahve içmeye gidiyorum diyerek ayrıldılar. Olay günü ben Hulisi ve ... amcadan haber alamadım. Olayı bir gün sonra jandarmadan duydum.”,</p>

<p>Tanık ... Akman Kollukta; “Ben hem... Belediyesinden emekliyim hem de... merkezde bulunan... ...isimli şahsın işlettiği içkili lokantada kebap ustası olarak çalışmaktayım. ... isimli şahsı da oğlunun lokantasında çalıştığım için Hulisi'nin sürekli oğlunun dükkânına gelip gittiği için ve... küçük olduğu için ordan tanırım. Yine ... isimli şahsı da benim çalıştığım lokantaya sürekli alkol içmeye gelip gittiğinden dolayı ve hem de... küçük bir yerleşim yeri olduğu için oradan tanırım. 22.03.2016 günü sabah saat 10.00 sıralarında benim çalışmış olduğum... ...isimli şahsın işlettiği içkili lokantaya gittim. Lokantaya girdiğimde lokanta içerisinde ... ile ... ikisi birlikte aynı masada oturarak bira içiyorlardı. Ben masaya baktığımda ikisinin önünde de birer tane bira vardı. İki şahıs birayı içtikten sonra ... amca ‘Bana bira ısmarla’ dedi. Ben de iki şahsın oturduğu masaya 10 TL para bırakarak ‘Benden birer tane bira için’ dedim ve iki şahıs birer tane daha bira içtiler. Aynı gün saat 12.00 sıralarında ... bana ‘Ben motor ile ... amcayla birlikte Nayipyusuf’a lokantacı Metin'nin masa ve sandalyelerini almaya gideceğiz. Sen dükkâna göz kulak ol’ dedi. ... motoru kullandı, arkasına da ... binerek lokantadan uzaklaştılar. Daha sonra aynı gün saat 16.30 sıralarında benim çalıştığım lokantanın önünde bulunan ... Bankasının arkasında ... isimli şahsın kullanmış olduğu motorun park hâlinde durduğunu gördüm. Sağa sola baktım fakat Hulisi ve ... ...'ı göremeyerek lokanta içerisine girdim. Aynı gün akşam saat 19.00 ile 19.30 saatleri arasında ben lokanta içerisinde çalıştığım esnada ... isimli şahıs benim yanıma gelerek bana hitaben 'Ben ...'ye torunumu görmeye gidiyorum, ... gelirse ona benden bir tane şarap ver parasını alma, bu arada... şu an evde saat 20.00 sıralarında sana yardım etmeye gelecek’ diyerek lokantadan çıkarak gitti. ... lokantadan çıktıktan sonra ben lokanta içerisinde kaldım. Hulisi'nin lokanta çıkışında taksiye bindiğini görmedim. Yine bu saatler arasında ... isimli şahsın ..., eşi... ...ve... ...ile konuştuğunu ben görmedim. Çünkü o saatlerde lokanta içerisinde müşteri vardı. Ben müşteriler ile ilgileniyordum. Aynı gün ... benimle konuşup gittikten yaklaşık 10-15 dakika sonra saat 19.30 ile 20.00 saatleri arasında... ...isimli şahıs kendisine ait lokantaya geldi ve bana ‘Ben dışarılardayım sen sıkışırsan beni cepten ara. Ben gelirim’ diyerek işletmeden çıktı ve saat 20.30 sıralarında... ...tekrar geldi. Ben...'a hesabı verdim ve ‘Benim biraz başım ağrıyor’ dedim ve yaklaşık yarım saat... ...ile muhabbet ettim ve sonra lokantadan çıkarak evirme gittim. Bu olaydan bir gün sonra 23.03.2016 günü saat 09.30 sıralarında ben lokantayı açmaya gittiğim sırada yol üstünde kömür satan ... Oktay bana 'Hulisi kaza geçirmiş haberin var mı?’ dedi. Ben de ‘Benim hiçbir şeyden haberim yok’ diyerek yolda yürümeye devam ettim. Ben yolda yürüdüğüm esnada...'de ikamet eden ve kahve işleten Aşkın Durakoğlu beni cep telefonundan arayarak bana 'Hulisi kaza geçirmiş haberin var mı?’ dedi. Ben de ‘Yok’ diyerek telofonu kapattım. Daha sonra lokantaya giderek lokantayı açtım. Lokanda içerisinde masanın üstünde... ...isimli şahsın yazmış olduğu notu gördüm. Notta ‘Babam hastanede yatıyor bugün dükkânı açma’ diye yazıyordu. Ben de bunun üzerine lokantayı kapatarak kahveye gittim. Kahvenede bulunan arkadaşlarla yapmış olduğum sohbette ... isimli şahsın kaza yaptığını ve kaza esnasında arkasında ...'ün de bulunduğunu ve ... amcanın kaza esnasında kaybolduğunu kahvehanede yapılan sohbet esnasında duydum. ... ile ... sürekli benim çalıştığım lokantada yemek yerler ve birlikte alkol alırlar bir gün hesabı birisi öder, diğer gün birisi öder. Benim bildiğim iki şahsın arasında herhangi bir husumet ve alacak davası yok. Bahse konu olayın kazadan ibaret olduğunu düşünüyorum çünkü iki şahsın arası çok iyiydi.”,</p>

<p>Tanık ... ...Kollukta; “Bahse konu kaza olayına karışan 39 NN 604 plakalı kırmızı renkli ... marka motosiklet benim adıma kayıtlıdır. Bu motosiklet ile ben geçen yıl kaza yapmıştım, o zamandan beri motora binmiyorum. Ben motoru kullanmadığım için babama verdim. Babam da motoru ben kaza yaptıktan sonra yaptırdı ve kullanıyordu. Ben hâlen ... merkezde bulunan Köşebası Lokantası’nda çalışmaktayım ve ... merkezde ikamet etmekteyim. Babam ve annem arada benim, eşimin ve çocuğum ziyaretine gelirler. ... isimli şahıs da babamın yıllardan beri çok samimi arkadaşıdır. Babam ... amca ile birlikte sürekli alkol içer ve gezerler. 22.03.2016 günü saat 16.30 sıralarında babam kendisine ait cep telefonu ile beni aradı ve bana telefonda ‘Oğlum ben bir daha motora binmek istemiyorum’ dedi. Ben de babama ‘Baba ben şu an ... yerindeyim ve çok yoğunum daha sonra konuşuruz’ diyerek telefonu kapattım. Daha sonra aynı gün saat 18.15 sıralarında babam yine kendisine ait cep telefonu ile beni aradı ve bana ‘Oğlum ben torunumu özledim, bana bir taksi gönder ben annen ile sana gelelim hem torunumu sever hem de eve bir şeyler alırız’ dedi. Ben de ‘Tamam baba gönderiyorum’ diyerek ... merkezde bulunan Bahar Taksi durağından bir tane taksi gönderdim. Aynı gün saat 18.50 sıralarında annem ile babam benim çalıştığım... Lokantası’na geldiler. Annem ve babam önce çorba içtiler, daha sonra annem ve babam çarşıya alışveriş yapmaya çıktılar. Ben de saat 19.00 sıralarında işten çıkarak çarşıya annem ve babamın yanına gittim. Annem ve babam ile birlikte akşam yemeğinde yemek için lahmacun yaptırarak bana ait eve geçtik. Eve geçer geçmez hep birlikte yemeğimizi yedik. Babam yemek yerdikten sonra salonda bulunan çekyatın üzerinde aşırı alkollü olduğu için sızarak uyudu. Ben de annem ve eşim ile birlikte saat 23.00 sıralarında uyuduk. 23.03.2016 günü sabah saat 05.00 sıralarında ben uyurken annem bana seslendi ve beni kaldırdı. Ben de annem ve babamın bulunduğu evin salon kısmına geçtim. Salon kısmında yarı uyanık şekilde bulunan babam ‘Ben dün kazada tek değildim. Kaza yaptığım esnada benim arkamda ... de vardı. ... amcayı kaza yaptıktan sonra olay yerinde bulamadım. Adam dereye mi düştü, nereye kayboldu ne yapacağımı bilmiyorum. Jandarmaya mı hastaneye mi haber verelim ne yapalım?’ dedi. Ben de ‘Önce baba seni hastaneye götürelim. Hastaneye gittikten sonra hastanedeki görevliler jandarmaya haber verir’ diyerek eve bir tane taksi çağırdım ve babamı ... Devlet Hastanesi acil bölümüne götürdüm. Hastanenin acil bölümünde babamın kaza yaptığı noktada bir şahsın daha olduğunu hastanede görevli kişilere söyledim. Onlar da Jandarmaya haber vermişler. Ben hastanedeyken saat 06.53’te babamın kullanmış olduğu cep telefonunu... İlçe Jandarmada görevli komutan aradı ve telefonda bana babamın durumu sordu ve kaza mahallinin tam olarak neresi olduğu sordu. Ben de hemen hastanede yanımda bulunan babama kaza mahallinin tam noktasını sordum. Babam da kaza yerini bana tarif etti. Ben de telefonda komutana tarif ettim. Babam ile ... isimli şahıs arasında herhangi bir husumet alacak verecek davası yoktur. Babam yıllardan beri ... isimli şahıs ile yakın arkadaştır ve sürekli birlikte alkol kullanırlar. Bahse konu olayda babamın herhangi bir kastının olduğunu düşünmüyorum. Bu olay bence trafik kazasından ibarettir. Babamın olayı karakola bildirmemesinin sebebi ise olay günü aşırı derecede alkollü olması, korkması ve şokta olmasıdır. Yine babam kaza yaptıktan sonra benim yanıma geldiği sırada ve benim evimde kesinlikle alkol kullanmadı.”,</p>

<p>Tanık... ...Kollukta; “... isimli şahıs benim eşim, ... isimli şahıs ise eşimin yakın arkadaşı olur ve bu kişiyi şahsen tanırım. Benim eşim... merkezde hâlen lokanta işletmektedir. Ben her sabah eşimin lokantasına eşim ile beraber gider lokantayı temizler daha sonra ben eve gelirim, eşim ise ... yerinde kalır. 22.03.2016 günü saat 09.30 sıralarında eşim ile birlikte eşimin işlettiği lokantaya gittik ve ben lokantayı yaklaşık yarım saat temizledikten sonra eve gittim eşim işe ... yerinde kaldı. Gün içerisinde bir defa saat 13.00 sıralarında eşim sabah ... yerine eşofmanla gittiği için üstünü değiştirmek için eve geldi ve üstünü değiştirdi. Eve geldiğinde eşim bana ‘Ben öğleden sonra Nayipyusuf köyüne masa sandalye almaya gideceğim. Senin de haberin olsun. Bir şey olursa beni ararsın’ diyerek tekrar ... yerine gitti. Aynı gün saat 17.30 sıralarında eşim eve geldi. Eşim eve geldiğinde elinde kan, pantolonunun bacağında yırtık olduğunu gördüm. Eşime ‘Hayırdır ne oldu?’ diye sondum. Eşim de bana Nayipyusuf’tan dönerken motorla kaza yaptığını söyledi. Ben de eşime fazla soru sormadım. Daha sonra ben eşime biraz bağırdım ‘Neden alkollü bir şekilde motor kullanıyorsun?’ dedim. Daha sonra eşimin elini ve ayağında bulunan yaraları temizledim ve pansuman yaptım ve eşim yaklaşık yarım saat uyudu. Eşim uyandıktan sonra ‘Ben torunumu özledim hadi ...’ye gidelim’ dedi. Daha sonra eşim kendi cep telefonu ile ... merkezde çalışan ve orada ikamet eden oğlum ... ...isimli şahsı aradı ve oğluma ‘Bir taksi yolla ben torunumu özledim’ dedi. Daha sonra eşim bana ‘Ben lokantaya gidiyorum sen hazırlan lokantaya gel, ordan beraber geçeriz’ dedi. Ben saat 18.20 sıralarında lokantanın oraya geldim. Taksi lokantanın önünde bekliyordu. Ben taksiye doğru gittim. O esnada eşim lokantanın içinde olduğundan dolayı eşime taksiye gelmesi için seslendim fakat eşim beni duymadı. Bu esnada lokantaya doğru giden ... isimli şahsın oğlu ... benim eşime seslendiğimi duydu ve bu defa eşime ... seslendi ve daha sonra eşim lokantadan çıktı ve ... ile konuşmadı, direkt taksiye bindi ve beraber oğlum ... ...isimli şahsın çalıştığı... Restoran'a gittik. Eşim ile birlikte orada birer tane çorba içtik daha sonra saat 19.00 sıralarında oğlum, ben ve eşim ile birlikte lahmacun yaptırdıktan sonra oğlumun evine gittik. Oğlumun evine gittiğimizde eşim biraz torununu sevdi daha sonra uyudu. Eşim oğlumun evinde iken yapmış olduğu kazanın detaylarını bize anlatmadı. Eşim kazayı kimle yaptı bilmiyorum. 23.03.2016 günü saat 05.00 sıralarında eşim yataktan kalkarak benden su istedi. Ben eşime suyu getirdikten sonra bu defa oğlumu kaldırmamı söyledi. Ben de olmaz çocuk işe gidecek saat yedide neden kaldırayım çocuğu dedim. Eşim de bana ‘Ben kaza yaptığım esnada benim arkamda ... de vardı. Galiba adam öldü’ dedi. Ben de eşime ‘Saçmalama ne ölmesi’ diye bağırdım. O da bana ‘Benim arkamda oturuyordu, ben kaza yaptıktan sonra ... amcayı kaza yerinde bulamadım. Galiba ... amca dereye düşmüş olabilir. Fakat ben düşerken görmedim’ dedi. Daha sonra eşim ayağı şiştiği için oğlum ile ... Devlet Hastanesine gittiler. Ben aynı gün saat 09.00 sıralarında Hastaneye gittim. Eşim ile ... isimli şahıs arasında herhangi bir husumet alacak verecek davası yoktur. Eşim yıllardan beri ... isimli şahıs ile yakın arkadaştır ve sürekli birlikte alkol kullanırlar. Bahse konu olayda eşimin herhangi bir kastının olduğunu düşünmüyorum. Bu olay bence trafik kazasından ibarettir. Eşimin olayı karakola bildirmemesinin sebebi ise olay günü aşırı derecede alkollü olması, korkması ve şokta olmasıdır.”,<br />
Tanık... ...Kollukta; “Ben hâlen... ilçe merkezinde bulunan içkili lokantayı işletmekteyim. Babam da emekli olduğu için arada dükkâna gelir bana yardım eder. Yine annem de her sabah babam ile dükkâna gelir dükkânın temizliğini yapar, ben işletmeye genelde akşamüstü giderim. 22.03.2016 günü de yine sabah saat 08.00 sıralarında annem ile babam benim işlettiğim lokantaya temizlik yapmaya gittiler. Yaklaşık bir saat sonra annem temizliği yaparak eve geldi. Ben ise Mayıs ayının onbeşinde özel güvenlik sınavım olduğu için evde ders çalışıyorum ve bahse konu olayın meydana geldiği gün de sabahtan akşama kadar evdeydim ne lokantaya gittim ne de çarşıya çıktım. Akşama kadar evdeydim. 22.03.2016 günü akşam saat 18.00 sıralarında annem benim yanıma gelerek bana ‘Baban motordan düşmüş, biraz morali bozuk, hem morali düzelsin hem de torununu sevsin diye biz ...'ye kardeşinin yanına gidiyoruz’ diyerek annem ve babam evden saat 18.30 sıralarında çıktılar. Ben babam evden çıkarken kazanın nasıl meydana geldiğini babama sormadım. Daha sonra ben işlettiğim lokantaya gittim biraz lokantada oyalandım saat 01.30 sıralarında eve gelerek yattım. 23.03.2016 günü saa 06.30 sıralarında kardeşim ... ...kullanmış olduğu cep telefonu ile beni arayarak babamın dün yapmış olduğu kazadan dolayı kaburgasında ve ayağında ağrı olduğunu şu an hastanede olduklarını babamın durumunun iyi olduğunu, fakat kaza esnasında babamın arkasında ... isimli şahsın bulunduğunu ... amcanın kaza sonrasında kaybolduğunu dereye düşmüş olabileceğini, olay yerinde jandarmanın arama çalışması yaptığını söylemesi üzerine ben de hemen duş alarak üzerimi değiştirdim ve saat 08.00 dolmuşu ile ... Devlet Hastanesine gittim. Babam ile ... isimli şahıs arasında herhangi bir husumet alacak verecek davası yoktur. Babam yıllardan beri ... isimli şahıs ile yakın arkadaştır ve sürekli birlikte alkol kullanırlar. Bahse konu olayda babamın herhangi bir kastının olduğunu düşünmüyorum. Bu olay bence trafik kazasından ibarettir. Babamın olayı karakola bildirmemesinin sebebi ise olay günü aşırı derecede alkollü olması, korkması ve şokta olmasıdır.”,</p>

<p>Zabıt Mümzi Tanık ......; “Bana... İlçe Jandarma Komutanı ... Başçavuş kaza olduğunu haber verdi. Biz olay yerine trafik timi olarak geldik, asayiş ekibi olay yerindeydi. Olayı araştırdık, izleri değerlendirdik, ölçümlerimizi yaptık ve trafik kaza tespit tutanağı tuttuk. Tutmuş olduğumuz tutanak doğrudur, altındaki imza bana aittir, motosikleti daha sonra... ilçe merkezinde bulundu, buradaki parçalarla karşılaştırıldı. O motosiklete ait olduğu kanaat oluştu, buna göre raporlarımızı tanzim ettik, kaza kamera kayıtlarına göre yaklaşık olarak saat 16.00’da oluyor ancak bize haber ertesi sabah 07.30 civarında haber verildi. Yolcu olan şahsı aramamıza rağmen kaza yeri ve çevresinde bulamadık. Daha sonradan 3-4 gün sonra bulunduğunu asayiş ekiplerinden duydum. Bulunduğunda biz olay yerine gelmedik.”,<br />
Zabıt Mümzi Tanık Ümüt Kılıç Keşifte; “Olay ... Uslu’nun anlattığı gibi olmuştur, tuttuğumuz tutanak doğrudur, altındaki imza bana aittir.”,</p>

<p>Şeklinde beyanda bulunmuşlardır.</p>

<p>Sanık ... Kollukta 23.03.2016 tarihinde müdafi eşliğinde; “... isimli şahıs benim yakın arkadaşım olmaktadır. Ben ... ... ile birlikte sürekli alkol almaktayım. Ben hem emekliyim hem de... ilçe merkezinde oğluma ait birahaneye yardım etmekteyim. 22.03.2016 günü saat 08.00 sıralarında eşim ile birlikte oğluma ait birahaneyi temizlemeye geldik. Eşim birahaneyi temizledikten sonra eve gitti. Ben ... yerinde usta ile birlikte kaldım. 22.03.2016 günü saat 10.30 sıralarında ... birahaneye geldi. Ben ... amca ile kendime birer tane bira açtım ve biraları içtik. Ben bir tane bira içtikten sonra işletmede usta olarak çalışan ... Akman da bana ve ... amcaya birer tane bira söyledi ve o biraları içtik. Ben biraları içtikten sonra...köyünde Metin isimli şahsın işlettiği birahaneyi 31 Mart’ta kapatacağını ve işletme içerisinde bulunan masa ve sandalyeleri satacağını geçen hafta duymuştum. Ben de Metin isimli şahsı kendi cep telefonumdan arayarak Metin'e ‘Nayipyusuf’taysan ben oraya geleceğim masa ve sandalyeleri alacağım. Hem de bir yemek yeriz’ dedim. Daha sonra ...’e ‘Hadi ... amca ...’a gidelim. Hem birlikte yemek ile şarap içer hem de masa ve sandalyeleri alırız’ dedim. O da bana ‘Tamam gidelim’ dedi. Ben de aynı gün saat 11.00 sıralarında benim sevk ve idaremdeki oğlum ... ...adına kayıtlı 39 NN 604 plakalı, kırmızı renkli, ... marka, 2006 model motosiklet ile motosikletin arkasına ...'ü de bindirerek...köyüne gittik. Nayipyusuf köyünde ... isimli şahsın işlettiği birahaneye gittik. ... amca ile birahanede birer porsiyon tavuk, armut, beyaz peynir, salata ve adam başı birer tane 70’lik Güzel Marmara marka şarap ile daha sonra bir tane daha aynı marka şaraptan açtırdık. Şarap ile birlikte yemekleri yedik. Daha sonra ... ile sandalye ve masaların pazarlığını yaptık. Metin abi bana ‘Benim paraya ihtiyacım yok. Nisan ayında parayı verirsin’ dedi. Daha sonra aynı gün saat 15.30 sıralarında 130 TL hesabı ödedim ve yine oğluma ait ve benim sevk ve idaremdeki motosiklete bindim ve arkama da ...'ü bindirerek İmampazarı köyünde bulunan kahvehanede kahve içmeye gitmek için yola çıktık. ...’tan sonra ...'ya geçtik orada durmadık. ...’dan ...’e girdikten sonra saat 16.00 sıralarında ... çıkışında İmampazarı girişinde bulunan köprü üzerinde ... amca bir anda dengesini kaybetti. Ben de motorun direksiyon hâkimiyetini toplamaya çalışmama rağmen direksiyonu toplayamadım. Motor ...’den İmampazarı’na doğru gidiş istikametinin sol tarafına yere düştü. Ben yere düştükten sonra motorun üzerimde olduğunu gördüm. Hemen motoru üzerimden kaldırdım ve sağıma ve soluma baktım ... amcayı olay yerinde göremedim. İlk etapta köprünün ön tarafından köprünün altını gözümle gözetledim. Fakat ... amcayı köprünün altında göremedim. Ben kaza esnasında aşırı alkollü olmam şoku ve korkusu ile olay yerinde biraz araştırma yaptıktan sonra motoru tekrar doğrultarak... ilçe merkezinde oğlumun işlettiği lokantaya geldim. Motoru lokantaya bırakarak eve geçtim. Eve geçtiğimde eşim bana ‘Hayırdır ne oldu?’ dedi. Ben de eşime ‘Kaza yaptım elim ve ayağımda yara var. Pansuman yap temizle geçer’ dedim. Eşim daha sonra yaralarımı temizledi. Ben bu esnada ... merkezde ikamet eden ve orada çalışan oğlumu arayarak bana taksi göndermesini istedim. Daha sonra eşim ile birlikte evden çıkarak lokantanın oraya geldik ve taksiye binerek ... merkeze oğlumun çalıştığı... Lokantası’na gittik. Orada eşim yemek yedi. Eşim, oğlum ile birlikte lahmacun yaptırdık ve oğlumun evine gittik. Oğlumun evine gittikten sonra oğluma ‘Ben bir daha motora binmeyeceğim. Onun yüzünden kaza yaptım’ dedim. Daha sonra ben uyudum. Ben kaza yaptıktan sonra tekrar alkol almadım. 23.03.2016 günü sabah saat 05.00 sıralarında ben kalktım ve eşime seslendim. Eşime ‘Git oğlumu kaldır, ben dün kaza yaptığım esnada arkamda ... de vardı. Adam kaza yaptıktan sonra nereye kayboldu görmedim. Ne yapmamız lazım Jandarmaya mı gideceğiz Hastaneye mi?’ dedim. Oğlum da bana ‘Önce hastaneye gidelim oradan jandarmaya haber veririz’ dedi. Daha sonra oğlum taksi çağırdı. Gelen taksiye binerek ... Devlet Hastanesi acil bölümüne gittik. Hastanede yapılan müdahaleninin ardından aynı gün taburcu oldum. Ben 22.03.2016 günü benim sevk ve idaremdeki oğluma ait.... plakalı, kırmızı renkli, ... marka, 2006 model motosiklet ile arkamda yolcu olarak bulunan ... isimli şahısla ... İmampazarı köyleri arasında bulunan köprü üstünde yapmış olduğum kazayı normal alkollü olmam sebebi ile hatırlamıyorum. Yine kaza esnasında arkamda yolcu olarak bulunan ... ... Ulıutürk isimli şahıs kaza anına kadar benim arkamda idi kaza esnasında ... amca nereye kayboldu görmedim. Muhtemelen kaza esnasında ... amca benim kaza yapmış olduğum köprü üstünden dereye düşmüş olabilir. Benim bu olayda herhangi bir kastım yoktur. Olay bir kazadan ibarettir. Ben bu olaydan dolayı son derece üzüntü duymaktayım ve pişmanım.”,</p>

<p>Savcılıkta; “Ben daha önce bu konu hakkında... İlçe Jandarma Komutanlığında şüpheli sıfatıyla 23.03.2016 tarihinde ifade vermiştim ve bu ifadem aynen geçerlidir. ... benim ikamet ettiğim... merkezde ikamet eder. Kendisini yaklaşık 35 yıldır tanırdım. Ben ... Ulutürk'ün evinde 25 sene önce kiracı olarak kalmıştım. Kendisi ile çok yakın arkadaşlığımız mevcuttu. Kendisi ile ailece sürekli görüşürdük. ... 12-13 yıl önce eşini kaybetti. Eşini kaybettikten sonra ... ile daha sık görüşmeye başladık. ... ile birlikte evinde yemek yapardık. Bahçesine sebze meyve ekerdik. Evinin inşaat işlerini birlikte yapardık. ... Devlet Demir Yollarından emeklidir. Herhangi bir geçim sıkıntısı yaşamazdı. Benim ... ile herhangi bir alacağım veya borcum mevcut değildi. Benim oğlum... Erbay'ın... merkezde köfteci dükkânı mevcuttur. ... hemen hemen her gün bu dükkâna gelir. Burada benimle birlikte oturur ve sohbet ederdik. 22.03.2016 tarihine sabah saatlerinde eşim ile birlikte oğluma ait içkili köfte dükkânına gittik, etrafı temizledik. Saat 10.30 sıralarında ... dükkâna geldi. Dükkânda ben ve ... yeri ustası ... Akman vardı. Ben ... ve kendime birer tane bira açtım, birlikte içtik. Daha sonra ... Akman bana ve ...'e birer bira açtı. O biraları da içtik. ... köyünde ... isimli şahsın köfteci dükkânında bulunan masa ve sandalyeleri satın almak amacıyla bu köye gitmek için kalktım. ...’e ‘Köye gidiyorum sen de gel birlikte hem yemek yeriz hem şarap içip masa sandalyeleri alıp geri döneriz’ dedim. Saat 11.00 gibi oğlum ... ...adına kayıtlı 39 NN 604 plakalı kırmızı renkli ... marka motosiklet ile...köyüne gittik. Burada ...'in köfteci dükkânında oturduk. Dükkânda otururken...köyünde oturan amcamın çocuğu ..., ...de yanımıza geldi. ... ile birlikte burada yaklaşık 3-4 saat oturduk. Yemek yedik ve şarap içtik. Saat 15.30 sıralarında hesabı ödeyerek buradan ayrıldık. Motosikleti ben kullanıyordum. Arkamda ... oturuyordu. Birlikte İmampazarı köyünde bulunan kahvehanede kahve içmeye gitmek için yola çıktık. ... köyünden ... köyüne geçtik. ...'dan ...’e girdikten sonra ... çıkışında İmampazarı girişinde bulunan köprü üzerine geldik. Burada motosiklet manyetik alana girer gibi kendisini sol tarafa doğru çekti. Motoru dengelemeye çalıştım fakat dengeleyemedim. Daha sonra motor yan yattı. Ben de motorun altında kaldım. Bu sırada ...'ü hiç görmedim. Köprüye geldiğimde ...'ün arkamda olduğunu fark etmedim. Jandarmada alınan ifademde ...'ün köprü üzerinde dengesini kaybettiğini bu nedenle direksiyon hâkimiyetimi kaybettim şeklinde yazılmış ben bu hususu kabul etmiyorum. Ben köprü üzerine geldiğimde ... 'ün arkamda bulunup bulunmadığını hatırlamıyorum. Motor yan yattıktan sonra sol bacağım yere sürtündüğünden dolayı yaralanmıştım. Kalktım. Köprüye ve kaza yaptığım alana baktım. Ancak ...'ü kaza yaptığım alanda göremedim. Daha sonra köprünün alt tarafına ve altından akan suya baktım. Burada da ...'ü görmedim. Olay anında aşırı derecede alkollüydüm. Kazanın vermiş olduğu heyecan ve panikle motosiklete bindim ve...’e gittim. Motosikleti oğlumun köfteci dükkânına bıraktım. Daha sonra evime geçtim. Evde eşim bana ne olduğunu sordu. Ben de motosiklet ile kaza yaptığımı söyledim. Ancak eşime ...'ten bahsetmedim. Ayağım şişmişti ve şişliği indirmek için eşimden buz getirmesini istedim. Eşim de ayağıma buz koydu. Daha sonra ...'de oturan ... Erbay'a telefon açtım ve taksi göndermesini istedim. Daha sonra taksi geldi ve saat 19.00-20.00 arasında eşim ve ben ... ilçesinde bulunan oğlumun çalıştığı... Lokantası'na geldik. Orada eşim... ...yemek yedi. Birlikte lahmacun yaptırdık ve oğlumun evine gittik. Burada oğluma motora bir daha binmeyeceğimi motor ile kaza yaptığımı söyledim ancak ...'ten bahsetmedim. Saat 22.00 sıralarında uyudum. Sabah 05.00'te uyandım. Uyandığımda aklıma kaza yaptığım geldi ve ...'ü hatırladım. Kazadan önce motosiklette birlikte olduğumuz aklıma geldi ve eşimi, oğlumu uyandırdım. Eşime ve oğluma ...'ün kaza anında yanımda olduğunu ancak daha sonrasında görmediğimi söyledim. Daha sonra taksi çağırdık ve bizi jandarmaya götürmesini söyledik. Taksici bize ‘Önce hastaneye gidelim jandarma hastaneye gelir’ dedi. Hastaneye gittik. Benim tedavim yapıldı ve jandarma geldi. Ben de olayı jandarmaya anlattım. Benim bu olayda herhangi bir kastım yoktur. Bu olay kaza sonucu meydana gelmiştir. Benim ... ile herhangi bir husumetim yoktur. Kendisi benim abim gibidir. Ben ... ile çok yakın arkadaştım. Oğluma ait köfteci dükkânının bir anahtarı da ...'te bulunurdu. Bir anahtar bende, bir anahtar da oğlumda bulunurdu. ... ile birbirimize çok güvenirdik. Gerçek anlamda abi kardeş gibiydik. Kendisi bizim olmadığımız zamanlarda dükkâna kendi dükkânı gibi girerdi. Müşteri geldiğinde kendi dükkânı gibi ilgilenirdi. Bu olaydan sonra çok büyük üzüntü duymaktayım. Üzerime atılı suçlamayı kabul etmiyorum.</p>

<p>Suçsuzum.”,</p>

<p>Mahkemede; “Eski ifademi tekrar ediyorum, maktulle birlikte alkol almıştık, motorla evimize dönüyorduk, köprü üstünde dengemi kaybettim, motor devrildi, ben altında kaldım, maktulün nereye düştüğünü bilmiyorum. Hava yeni kararıyordu, kalkınca etrafa baktım, ancak arkadaşım yoktu. Köprünün altına baktım, orada da göremedim. Sonra köye geldim, olayın ne olduğunu bilmediğim için kimseye haber vermedim. ...’ye oğlumun yanına gittim, sabah 5’te kaza yaptığımı hatırladım, ‘Jandarmaya haber verelim’ dedim. Hastaneye gittik, hastanede jandarma ifade aldı. Ben hastanede idim, kendisini aramaya jandarma ile beraber gitmedim. Kazadan sonra motorun altında kalmıştım. 3-4 dakikada motorun altından çıkabildim, kalkınca etrafa baktım, kendisine seslendim ancak ses gelmedi. Suda da bir ses duymadım, beraatimi talep ederim, mahkûmiyetim hâlinde verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul ederim.”,</p>

<p>Şeklinde savunma yapmıştır.</p>

<p>Uyuşmazlık konularının ayrı ayrı değerlendirilmesinde fayda bulunmaktadır.</p>

<p>1- Sanık hakkında eksik araştırmayla hüküm kurulup kurulmadığı;</p>

<p>Ceza muhakemesinin amacı, her somut olayda kanuna ve usulüne uygun olarak toplanan delilerle maddi gerçeğe ulaşıp adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasının önüne geçebilmek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmektir. Gerek 1412 sayılı CMUK, gerekse 5271 sayılı CMK; adil, etkin ve hukuka uygun bir yargılama yapılması suretiyle maddi gerçeğe ulaşmayı amaç edinmiştir. Bu nedenle ulaşılma imkânı bulunan bütün delillerin ele alınıp değerlendirilmesi gerekmektedir. Diğer bir deyişle adaletin tam olarak gerçekleşebilmesi için, maddi gerçeğe ulaşma amacına hizmet edebilecek tüm kanuni delillerin toplanması ve tartışılması zorunludur.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında ön sorun değerlendirildiğinde;</p>

<p>Mahkemece olay mahallinde keşif yapılarak bilirkişi raporu düzenlettirildiği, kazanın nerede, ne şekilde ve ne zaman gerçekleştiğinin gerek bilirkişi raporları gerekse dosya içerisinde bulunan fotoğraflardan net bir şekilde anlaşılabildiği, olay tarihinde kazanın meydana geldiği derenin derinliği, akış hızı, bulanık olup olmadığı gibi hususların da tutanaklarla açıklandığı, ...'ün ölüm nedeninin Adli Tıp Kurumu raporuyla net bir şekilde belirtildiği, Adli Tıp Kurumunun sanık tarafından kazanın hemen sonrasında haber verilseydi ...'ün kurtarılıp kurtarılamayacağına dair rapor düzenlenmesinin mümkün görülmediği, tüm dosya kapsamı ve mevcut delillere göre bir karar verilebileceği anlaşıldığından eksik araştırmayla hüküm kurulmadığı kabul edilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan üç Ceza Genel Kurulu üyesi; sanık hakkında eksik araştırmaya hüküm kurulduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p>2- Sanığın eyleminin, ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu mu yoksa bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu mu oluşturduğu;</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından, öncelikle taksir ve unsurları üzerinde durulması gerekmektedir.</p>

<p>Kural olarak suç, ancak kastla, işlenebilecekken, kanunda açıkça gösterilen hâllerde taksirle de işlenebilecektir. Failin cezalandırılabilmesi için kanunda açık bir düzenleme bulunmasının zorunlu olduğu istisnai bir kusurluluk şekli olan taksir, TCK’nın 22/2. maddesinde; “Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla bir davranışın, suçun yasal tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi”şeklinde tanımlanmıştır.</p>

<p>Ceza Genel Kurulunun 07.06.2001 tarihli ve 54-120 ile 06.10.2009 tarihli ve 189-220 sayılı kararlarında da; "Taksir istisnai bir kusurluluk şeklidir. Toplumsal yaşamda belli faaliyetlerde bulunan kimselerin başkalarına zarar vermemek için bir takım önlemler alması ve bazı davranış kurallarına uyma zorunlulukları bulunmaktadır. Bu kurallar toplum olarak yaşama zorunluluğundan doğabileceği gibi, Devletin müdahalesiyle de ortaya çıkabilmektedir. Taksirli suç bu kuralların ihlal edilmesi sonucu belirir, fail tedbirli ve öngörülü davranmamış olduğu için cezalandırılır. Bu bakımdan sorumluluğun nedeni, öngörebilme imkân ve ödevinin varlığına rağmen sonuca iradi bir hareketle neden olmaktan kaynaklanmaktadır." açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Öğretide de benimsendiği üzere Ceza Genel Kurulunun birçok kararında taksirin unsurları;</p>

<p>1- Fiilin taksirle işlenebilen bir suç olması,</p>

<p>2- Hareketin iradi olması,</p>

<p>3- Neticenin iradi olmaması,</p>

<p>4- Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması,</p>

<p>5- Neticenin öngörülebilir olmasına rağmen öngörülememiş olması,</p>

<p>Şeklinde kabul edilmektedir.</p>

<p>Taksirle gerçekleştirilen bazı eylemlerin suç olarak tanımlanıp cezaî yaptırıma bağlanmasıyla, insanların gittikçe yoğunlaşan ve karmaşık hâle gelen toplum hayatı içinde daha dikkatli davranmalarının temin edilmesi amaçlanmaktadır. Kanun ve ortak hayat tecrübesinin sonucu olarak kendisine toplum tarafından yüklenen dikkat ve özen görevini ihlâl eden ve bu hareketiyle öngörülebilir zararlı neticeye sebep olan kişinin taksirle işlenen suçlara ilişkin cezaî sorumluluğu benimsenmiş, fakat taksirden sözedilemek için de kanunî tarife uygun fiilin işlenebileceğinin öngörülme imkanının mevcut olması aranmıştır.</p>

<p>Bilindiği üzere, failin iradesi kasten işlenen suçlarda neticeye, taksirli suçlarda ise harekete yöneliktir. Gerek kanun tarafından konulan, gerekse ortak deneyimler ürünü olan kurallara iradi olarak riayetsizlik suretiyle dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranıldığı takdirde, bir takım zararlı neticelerin doğabileceği öngörülebiliyorsa taksir söz konusu olacaktır. Yapılan hareketin neticesi ortak tecrübeye göre öngörülemiyorsa ve hukuken de böyle bir yükümlülük getirilmemişse, taksirli hareketten söz edilemeyecek, "kaza" ya da "tesadüf" olarak adlandırılan bu hâl nedeniyle cezai sorumluluk gündeme gelmeyecektir.</p>

<p>Diğer bir anlatımla; taksirle işlenen suçlarda icrai ya da ihmali hareketin iradi olması ve meydana gelen neticenin öngörülebilir olması gerekmekte olup, iradi bir davranış bulunmadığı takdirde taksirden bahsedilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi hâlinde de kaza ya da tesadüf söz konusu olacağından, failin taksirli suçtan sorumluluğuna gidilemeyecektir. Öngörülebilme, belirli niteliklere sahip olan failin gerçekleştireceği hareketinin zararlı neticelerini tahmin edebilmesi imkanı olarak açıklanabilecek olup, öngörülebilme imkansız ise, kaza ve tesadüf söz konusu olacaktır.</p>

<p>Aslında öngörülebilirlik, taksiri kaza ve tesadüften ayırdığı gibi, ayrıca bilinçli - bilinçsiz taksir ayrımında da önem arzetmektedir. TCK’nın 22/3. fıkrasında ise bilinçli taksir; “Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi” şeklinde tanımlanmış ve bu hâlde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar arttırılacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Buna göre, basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt; taksirde failin öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememesi, bilinçli taksir hâlinde ise bu neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç, fail tarafından öngörüldüğü hâlde istenmemiştir. Gerçekten neticeyi öngördüğü hâlde, sırf şansına veya başka etkenlere, hatta kendi beceri veya bilgisine güvenerek hareket eden kimsenin hâli, bunu öngörmemiş olan kimsenin hâli ile bir tutulamayacağından ve neticeyi öngören kimse ne olursa olsun bu sonucu meydana getirecek harekette bulunmamakla yükümlü olduğundan, neticeyi öngöremeyen faile oranla yaptırımı ağırlaştırılarak cezasının artırılması öngörülmüştür. Özetle, öngörülebilir neticenin öngörülmemiş olması taksirin basit şekli, öngörülebilir neticenin öngörülmüş ancak istenmemiş olması hâli ise bilinçli taksir olarak nitelenecek, neticenin istenmesi hâlinde ise kasıt gündeme gelecektir.</p>

<p>Taksirle işlenen suçlarda "neticenin öngörülebilirliği" şartı ile ilgili olarak Ceza Genel Kurulunun 12.10.2004 tarihli ve 163-194 sayılı kararında; "Neticenin istenmemiş olması (iradi olmaması), taksirin önemli bir özelliğini oluşturmakta ve onu kasttan ayırmaktadır. Yine, neticenin öngörülebilir olması, taksirin başlıca şartını hatta sınırını oluşturur. Netice öngörülebilir değilse, bu gibi neticeleri doğurabilecek hareketlerde bulunmaktan çekinmesi kimseden doğal olarak istenemeyeceği için, ortada kusurluluk kalmaz ve artık bir kaza veya tesadüfün bulunduğundan söz edilir"; 11.05.2004 tarihli ve 97-115 sayılı kararında da; "Neticenin öngörülebilmesi (tahmin edilebilmesi) ise failin hareketlerinin sonuçlarını tahmin edebilme yeteneğini ifade eder. Bu bakımdan failce neticenin öngörülebilir olup olmadığının belirlenmesi bakımından failin yaş, görgü, meslek vs. gibi niteliklerinin nazara alınmasını zorunlu kılar. Zira öngörülebilmenin imkansız olması durumunda taksirden değil, kaza ve tesadüflerden söz edilebilir.</p>

<p>Öngörebilme olanağının belirlenmesinde nasıl bir ölçüt uygulanacağı hususu uygulama ve öğretide de tartışılmış, failin kişisel niteliklerini gözönünde bulunduran subjektif görüş eğilim kazanmıştır. Bu görüşe göre failin görgüsü, sosyal seviyesi, yaşam tecrübesi, bedeni ve akli hali, zeka düzeyi gibi hususlar öngörme olanağının belirlenmesinde nazara alınacaktır" açıklamalarına yer verilmiştir.</p>

<p>Öğretide de; sonucun öngörülebilirliğinin, failin içinde bulunduğu, sosyal çevre, mensup olduğu meslek, eğitim durumu, ortak tecrübe, bilgi düzeyi ve failin kişisel özellikleri dikkate alınarak saptanması gerektiği, öngörülebilir sonucun, fiilen meydana gelen sonuç olmayıp, failin yaptığı iradi hareketin neden olabileceği benzer sonuçlar olduğu, fiilen oluşan sonucun sadece genel olarak öngörülebilir olması taksirin varlığı için yeterli olup, sonucun bütün inceliklerinin öngörülmesine gerek bulunmadığı görüşleri ileri sürülmüştür. (Timur Demirbaş, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 8. Bası, ..., 2012, s. 358 vd.; Hamide Zafer, Ceza Hukuku Genel Hükümler, Beta Yayımcılık, 3. Bası, ..., 2013, s. 277; Mahmut Koca - İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınları, 6. Bası, ..., 2013, s.219; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, 15. Bası, ..., 2013, s.216 vd.)</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü bakımından ihmali davranışla işlenen suçlara değinmekte fayda bulunmaktadır.</p>

<p>5237 sayılı TCK'nın "Kasten öldürme" başlıklı 81. maddesi; "Bir insanı kasten öldüren kişi, müebbet hapis cezası ile cezalandırılır" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>"Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" başlıklı 83. maddesinde ise;</p>

<p>"(1) Kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması gerekir.</p>

<p>(2) İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;</p>

<p>a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,</p>

<p>b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,</p>

<p>Gerekir.</p>

<p>(3) Belli bir yükümlülüğün ihmali ile ölüme neden olan kişi hakkında, temel ceza olarak, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmi yıldan yirmibeş yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine onbeş yıldan yirmi yıla kadar, diğer hallerde ise on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezasına hükmolunabileceği gibi, cezada indirim de yapılmayabilir" hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>TCK'nın 83. maddesi uyarınca, kişinin yükümlü olduğu belli bir icrai davranışı gerçekleştirmemesi dolayısıyla meydana gelen ölüm neticesinden sorumlu tutulabilmesi için, bu neticenin oluşumuna sebebiyet veren yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. İhmali ve icrai davranışın eşdeğer kabul edilebilmesi için, kişinin;</p>

<p>a) Belli bir icrai davranışta bulunmak hususunda kanuni düzenlemelerden veya sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması,</p>

<p>b) Önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatı ile ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması,</p>

<p>Gerekir.</p>

<p>Hukuk normları, ya yasaklayıcı norm ya da emredici norm olarak ortaya çıkarlar. Yasaklayıcı norm, belli bir hareketin yapılmasını yasaklar. Zira yasaklanan hareketin yapılması halinde bir hak ihlali söz konusu olacaktır. Ceza kanunlarındaki suçların çoğu yasaklayıcı normun ihlal edilmesiyle işlenen suçlardır. Yasaklayıcı normun ihlali ancak icrai bir hareketle gerçekleştirilebilir. Emredici norm ise, belli bir hareketin yapılmasını emreder. Bu hareket yapılmadığında bir hak ihlal edilmiş olacaktır. Bu nedenle ihmali suçlar cezayı gerektiren emredici normlara karşı gelmek suretiyle işlenebilir. Bu doğrultuda Ceza Kanunumuzun özel kısımda suçlar çeşitli şekillerde tasnif edilirken, ayrımlardan birisi de gerçekleştirilen hareketin şekline göredir. Bunlar icrai suç ve ihmali suç olarak ayrıma tabi tutulmuştur.<br />
"İhmali ifade etmek üzere; olumsuz, menfi, negatif, hareket; icrai ifade etmek üzere de olumlu, müspet, pozitif hareket terimlerine rastlanmaktadır" (Hakan Hakeri, Kasten Öldürme Suçları, 2006 baskı, sayfa 69.).</p>

<p>Hukuksal yararlara saygı gösterilmesi gereği iki şekilde ihlal edilebilir. İlki, bir hukuku yarara tecavüz teşkil edilen bir hareketin yapılması, ikinci olarak da hukuki yararı koruyan hareketin yapılmaması suretiyle işlenebilir. Bununla beraber garantörsel ihmali suçları da bu ayrıma dahil ederek üçüncü bir ayrım yapılabilir. Nitekim icra ve ihmal ile işlenebilen suçların yanısıra hem icrai hem de ihmali hareketlerle işlenebilen suçlar da sözkonusu olabilir (Hakeri, Age, syf. 70).</p>

<p>İhmalin, Türkçe sözlükteki anlamı; “gereken ilgiyi göstermeme, boşlama, savsaklama, savsama, önem vermeme” olarak açıklanmaktadır. Osmanlıca-Türkçe büyük lügatta “ehemmiyet vermemek, yapılması lazım işi sonraya bırakma, dikkatsizlik, başlayıp bırakmak, terketmek” şeklinde açıklanmaktadır.</p>

<p>İhmali suçlar iki gruba ayrılmaktadır. Birinci grup gerçek ihmali suçlar olup “ihmali hareketin bizzat suç tipinde gösterildiği suçlardır.” Bu suçlarda tipiklik, kanunda tarif edilen belli bir emredici normun kasten yerine getirilmemesiyle gerçekleşir. İhmali davranışın sonucunda ayrıca bir neticenin meydana gelmesi bu suçların oluşması için zorunlu değildir. Geçek olmayan ihmali suçlar ise “tipe uygun bir neticenin engellenmemesi suretiyle gerçekleştirilen suçlardır.” Ancak bunun için failin özel bir hukuki yükümlülük (garantörlük) altında bulunması gerekir. Ancak garantör olan bir kimse gerçek olmayan ihmali suçun faili olabileceğinden, bu suçlar gerçek özgü suçlardır. Ceza kanununda düzenlenen her suç hem icrai hem de ihmali hareketle işlenebilir. Kural olarak icrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali hareketle de işlenebilmesine gerçek olmayan ihmali suç denmektedir. Keza bir suçun kanuni tanımında belli bir davranışta bulunma veya belli bir neticeye sebebiyet verme cezalandırılmaktadır. Gerçek olmayan ihmali suçlar neticeli suçlardır. Bu suçlarda, mutlaka neticeyi önleme yönünden hukuki yükümlülük bulunması gereklidir.</p>

<p>İcrai hareketle işlenebilen bir suçun ihmali davranışla işlenebildiğini kabul için, öğretide; "...İcrai hareketle işlenen suçların hangi koşullarda ihmali hareketle de işlenebileceğinin, yani ihmalin icraya eşdeğerlik koşulunun kanunun genel hükümler kısmında yapılacak bir düzenleme ile belirlenmesi gerekirdi. Ancak yeni TCK'da ihmali hareketin icrai harekete eşdeğer sayılacağı haller belirli bazı suçlarda sınırlı olarak öngörülmüştür. Bunlar, kasten öldürme, kasten yaralama ve işkence suçlarıdır. Bunların dışında kalan suçların ihmali bir hareketle işlenmesi durumunda failin cezalandırılıp cezalandırılmayacağı hususu tartışmalı hale gelmiştir.</p>

<p>Kanaatimizce kanunilik ilkesi açısından, görünüşte ihmali suçlara ilişkin bir düzenlemenin genel hükümlere konulmasında zorunluluk vardır. Mevcut düzenlemeye göre, ihmali hareketle işlenebileceği açıkça belirlenemeyen suçların ihmali hareketle işlenmesi mümkün değildir. Kanun koyucu sadece bu suçların kanuni tanımında açıkça ihmali hareketi icrai harekete eşdeğer gördüğünü belirtilmiştir. Dolayısıyla bunların dışında kalan suçların ihmali hareketle işlenebileceğini kabul etmek kanunilik ilkesine aykırı olabileceği gibi, kanun koyucunun iradesiyle de çelişecektir," görüşü ileri sürülmüştür (Koca-Üzülmez TCK. Genel Hükümler 9. baskı, syf. 381-382, atfen, Öztürk/Erdem, kn. 171, 5237 sayılı TCK. syf. 180, Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler 12. basım, sayfa 145).</p>

<p>Gerçek olmayan ihmali suçların tamamlanabilmesi için tipe uygun neticenin meydana gelmesi gerekir. Ancak, neticede faile objektif olarak isnat edilebilmelidir. İcrai suçlarda objektif isnadiyet faiilin neticeye sebebiyet vermesini gerektirmektedir. İhmali suçlarda da nedenselik bağı ve objektif isnadiyet sorumluluk için şarttır. Ancak, icrai suçlarda olduğu gibi netice hareketin fiziki bir sonucu olmasından ziyade, hukuken beklenen hareket yapılmış olsaydı tipe uygun neticenin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine bakılmalıdır. Başka bir deyişle, ihmali hareket olmasaydı, yani icrai bir hareket yapılsaydı netice meydana gelmeyecekti denilebiliyorsa, ihmali hareketle netice arasında nedensellik bağı vardır. Aksi taktirde ihmali hareketten doğan sorumluluğun sınırlarının aşırı şekilde genişletilmesi söz konusu olacaktır.<br />
Neticenin önlenmesi hususundaki yükümlülük “koruma yükümlülüğü” veya “gözetim yükümlülüğü” olarak adlandırılmaktadır. Garantörlük kavramı olarak ifade edilen bu durum; kanundan, sözleşmeden ve kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durumdan ve kaynaklanabilir.</p>

<p>Ceza hukukumuzda öldürme suçları yönünden ihmali davranışla ölüme sebebiyet vermek suçu TCK’nın 83. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre ihmali davranışın icrai davranışa eşdeğer kabul edilebilmesi için; failin, kanuni düzenlemelerden, sözleşmeden kaynaklanan bir yükümlülüğünün bulunması, önceden gerçekleştirdiği davranışın başkalarının hayatıyla ilgili olarak tehlikeli bir durum oluşturması gerekliliğine işaret edilmiştir. İhmali davranışlar meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için nedensellik bağının da bulunması gereklidir. Yani fail, yükümlülüğünü yerine getirebilmesine rağmen neticeyi önleyemeyecek ise ihmali davranış sonrası gerçekleşen neticeden sorumlu tutulamayacaktır.</p>

<p>Sanığın eylemi/araç suç ile amaç suç arasında illiyet bağının bulunup bulunmadığı sorunu değerlendirildiğinde;</p>

<p>Türk Ceza Hukuku uygulamasında kabul edilen ve uygun illiyet teorisini esas alan “karma uygunluk teorisi”ne göre; neticenin isnat edilebilirliği bakımından, nedensellik bağı gerekli fakat yeterli değildir. Neticenin sanığa isnat edilebilmesi için eyleminin, neticeyi meydana getirmeye uygun ve elverişli olmasının yanında, meydana gelen neticenin faile objektif olarak isnat edilebilmesi gereklidir. Objektif isnadiyetten bahsedebilmek için netice, “failin eseri olmalıdır.” Objektif isnadiyette, hareketin yapıldığı koşullara gidilir ve o anki somut koşullara göre üçüncü kişinin bilgi ve tecrübesine göre gerçekleştirilen hareketin söz konusu neticeyi oluşturmaya elverişli olup olmadığı belirlenir. Subjektif olarak ise failin kişisel bilgisi ve tecrübesi araştırılır. Her iki değerlendirme uyumlu ise hem nedensellik bağı hem de kusurluluk meselesi çözülmüş olacaktır. Objektif değerlendirme ile subjektif tasavvur birbiri ile uyumlu değil ise, eğer fail objektif olarak öngörülmeyen bir neticeyi öngörmüşse nedenselliğin varlığı kabul edilecek, objektif olarak öngörülen husus sanık tarafından öngörülmemiş hareket ile netice arasındaki öngörmeme durumunda sanığın kusuru mevcut ise fail neticeden sorumlu kabul edilecek, aksi halde neticenin tahmininde sanığın kusuru yoksa cezalandırma söz konusu olmayacaktır.</p>

<p>Emredici norma aykırı davranılmasıyla işlenen ihmali suçlar öğretide gerçek ihmali suçlar ve gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar olarak iki kategoride değerlendirilmektedir. Gerçek ihmali suçlar; kişinin kanunda tanımlanan icrai davranışı kasten yapmamasıyla oluşmakta olup suçun gerçekleşmesi için ayrıca neticenin de gerçekleşmesi zorunluluğu bulunmamaktadır. TCK'nun 98. maddesindeki; "yardım veya bildirim yükümlülüğünün yerine getirilmemesi", 175. maddesindeki; "akıl hastası üzerindeki bakım ve gözetim yükümlülüğünün ihlali", 176. maddedeki; "inşaat veya yıkım faaliyeti sırasında, insan hayatı veya beden bütünlüğü açısından gerekli olan tedbirlerin alınmaması", 177. maddesindeki; "gözetimi altında bulunan hayvanın kontrol altına alınmasında ihmal gösterilmesi", 178. maddesindeki; "herkesin gelip geçtiği yerlerde yapılmakta olan işlerden veya bırakılan eşyadan doğan tehlikeyi önlemek için gerekli işaret veya engellerin konulmaması", 257/2. maddesindeki; "görevin gereklerinin yapılmasında ihmal veya gecikme gösterilmesi", 278. maddesindeki; "işlenmekte olan bir suçun yetkili makamlara bildirmemesi", 279. maddedeki; "kamu adına soruşturma ve kovuşturmayı gerektiren bir suçun işlendiğini göreviyle bağlantılı olarak öğrenip de yetkili makamlara bildirimde bulunulmasının ihmal edilmesi veya bu hususta gecikme gösterilmesi", 280. maddesindeki; "... mesleği mensubunun görevini yaptığı sırada bir suçun işlendiği yönünde bir belirti ile karşılaşmasına rağmen, durumu yetkili makamlara bildirmemesi veya bu hususta gecikme göstermesi", 284. maddesindeki; "hakkında tutuklama kararı verilmiş olan veya hükümlü bir kişinin bulunduğu yerin bildiği hâlde yetkili makamlara bildirilmemesi" gerçek ihmali suçlardandır. Gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlar ise, neticenin önlenmesi bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan fail tarafından kanunda tanımlanan neticenin meydana gelmesinin engellenmemesi şeklinde işlenen suçlardır. Bu nedenle kanunda düzenlenen ve kural olarak icrai bir hareketle işlenen suçun ihmali bir hareketle de işlenmesine gerçek olmayan ya da görünüşte ihmali suç denilmektedir. Öğretide neticenin meydana gelmesinin engellenmesi yükümlülüğü "... yükümlülüğü" ya da "garantörlük" olarak da adlandırılmaktadır. Kişinin yerine getirmekle yükümlü olduğu, başka bir anlatımla ... yükümlülüğü altında bulunan davranışı gerçekleştirmemesi nedeniyle meydana gelen neticeden sorumlu tutulabilmesi için söz konusu yükümlülük ihmalinin icrai davranışa eşdeğer olması zorunludur. TCK'nın 83. maddesinde düzenlenen; "kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi" ile 88. maddesinde düzenlenen; "kasten yaralamanın ihmali davranışla işlenmesi" gerçek olmayan veya görünüşte ihmali suçlardandır. (Kayıhan İçel, Füsun Sokullu-Akıncı, İzzet Özgenç, Adem Sözüer, Fatih Selami Mahmutoğlu, Yener Ünver, Suç Teorisi (2), ..., 2004, 3.baskı, s. 62; İzzet Özgenç, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 11.bası, s.221-231; Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası, s.370-390; Hakan Hakeri, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi, ..., 2015, 18.bası, s.164-175; ... Emin Artuk, ... Gökcen, Caner Yenidünya, Ceza Hukuku Genel Hükümler, ... Yayınevi ..., 2015, 9.bası, s.240-246.).<br />
5237 sayılı TCK'nın hazırlanmasında esas alınan suç teorisinde suç, “kanunda tanımlanmış bir haksızlık” olarak öngörülmektedir. Kanun koyucunun kişilerin yaşam hakkını korumak amacıyla ihdas ettiği suçlarda neticenin ifade ettiği haksızlık aynıdır. Zira tüm bu suçlarda neticenin gerçekleştirilmesi yani kişinin hayatının sona erdirilmesi cezai yaptırıma bağlanmaktadır. Buna karşılık kişinin yaşamını sona erdiren fiiller, işleniş şekillerine başka bir anlatımla hareketin ifade ettiği haksızlığa göre farklı suç tipleri olarak düzenlenmiştir. TCK’da ölüm neticesinin cezalandırıldığı suçlar, kasten (TCK'nın 81 ve 82. md.) veya taksirle (TCK'nın 85. md) işlenip işlenmediğine, kasten işlenmişse icrai hareketle mi (TCK'nın 81 ve 82. md), ihmali hareketle mi (TCK'nın 83. md) işlendiğine göre farklı değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Hayata son vermeyi, yani öldürmeyi yasaklayan normun, kasti ve icrai bir hareketle, yani başkasının hayatını sona erdirmeye yönelik aktif bir davranışla gerçekleştirilmesi hâlinde TCK'nın 81 ve 82. maddelerinde düzenlenen kasten öldürme suçu işlenmiş olacaktır. Bu suçun oluşması bakımından önemli olan husus, başkasının hayatını ortadan kaldırmaya yönelik bir hareketin icra edilmiş olmasıdır. Buna karşılık, öldürmeyi yasaklayan norm, ihmali bir hareketle ihlal edildiğinde fail, başkasının hayatını sona erdirmek amacıyla aktif bir davranış gerçekleştirmemekte, öldürme suçu, başkasının hayatını korumakla yükümlü bulunan kişinin, bu yükümlülüğünü ihlal etmesi suretiyle işlenmektedir. Bununla birlikte bu hâlde fail, ancak hukuken (kanun, sözleşme, olay öncesindeki tehlikeli davranış nedeniyle) başkasının yaşamını korumakla yükümlü bulunan, başkasının yaşamına yönelik saldırı veya tehlikeden o kişiyi korumayı hukuken ... eden kişi olabilir.</p>

<p>Başkasının yaşamını korumak bakımından hukuki yükümlülük altında bulunan garantör konumundaki kişi, bu yükümlülüğünü ölüm neticesinin gerçekleşeceğini bilerek yerine getirmezse, kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesinden (TCK'nun 83. md.) söz edilecektir. Buna karşılık, ... yükümlülüğü altında bulunan kişi, yükümlülüğünü bilinçli bir şekilde ihmal etmekle birlikte, bunu korumakla yükümlü olduğu hayatın sona ereceği bilinciyle kasten yapmamışsa ve fakat bu yükümlülük ihlaline bağlı olarak yine de ölüm neticesi meydana gelmişse taksirle ölüme sebebiyet verme suçu (TCK'nun 85 md) söz konusu olabilecektir. Başkasının hayatını korumak ve gözetmekle yükümlü bulunan kişi, bu yükümlülüğünü dikkatsiz ve özensiz davranışıyla da ihlal edebilir. Örneğin, bir bakıcı kendisine bırakılan küçük bir çocuğun evdeki sehpaların üzerine çıkıp aşağı atlamasını görmesine rağmen diğer işlerini bitirmek için çocukla ilgilenmediği ve gerekli önlemi almadığı takdirde çocuğun düşerek ölmesi hâlinde, ölüm neticesini önleme yükümlülüğü bulunduğundan ve bu yükümlülüğünü özensiz davranışıyla ihlal etmiş olacağından taksirle ölüme neden olmadan dolayı sorumlu tutulacaktır. Bu nedenle, ölüm neticesinin ihmali bir davranışa bağlı olarak meydana geldiği hallerde somut olayın şartları dikkate alınarak, ölüm neticesi bakımından failin kasten mi, yoksa taksirle mi hareket ettiği belirlenmelidir. Bununla birlikte, ölüm neticesinin kasten meydana geldiği hâllerde olası kasıt, taksirle meydana geldiği hallerde ise bilinçli taksir şartlarının oluşup oluşmadığı da göz önünde bulundurulmalıdır. (Mahmut Koca-İlhan Üzülmez, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, Seçkin Yayınevi, ..., 2015, 8.bası,s. 366-390.).</p>

<p>Öte yandan, amacı somut olayda maddi gerçeğe ulaşarak adaleti sağlamak, suç işlediği sabit olan faili cezalandırmak, kamu düzeninin bozulmasını önlemek ve bozulan kamu düzenini yeniden tesis etmek olan ceza muhakemesinin en önemli ve evrensel nitelikteki ilkelerinden birisi de insan haklarına dayalı, demokratik rejimle yönetilen ülkelerin hukuk sistemlerinde bulunması gereken, öğreti ve uygulamada; "suçsuzluk" ya da "masumiyet karinesi" şeklinde, Latincede ise "in dubio pro reo" olarak ifade edilen "şüpheden sanık yararlanır" ilkesidir. Bu ilkenin özü, ceza davasında sanığın mahkûmiyetine karar verilebilmesi açısından göz önünde bulundurulması gereken herhangi bir soruna ilişkin şüphenin, mutlak surette sanık yararına değerlendirilmesidir. Oldukça geniş bir uygulama alanı bulunan bu kural, dava konusu suçun işlenip işlenmediği, işlenmişse sanık tarafından işlenip işlenmediği ya da gerçekleştiriliş şekli hususunda herhangi bir şüphe belirmesi hâlinde uygulanabileceği gibi, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından da geçerlidir. Ceza mahkûmiyeti, toplanan delillerin bir kısmına dayanılıp diğer kısmı göz ardı edilerek ulaşılan kanaate veya herhangi bir ihtimale değil, kesin ve açık bir ispata dayanmalı, bu ispat, hiçbir şüphe ya da başka türlü oluşa imkan vermemelidir. Yüksek de olsa bir ihtimale dayanılarak sanığı cezalandırmak, ceza muhakemesinin en önemli amacı olan gerçeğe ulaşmadan hüküm vermek anlamına gelecektir.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;</p>

<p>...ili, Pehlivanköy ilçesinde yaşayan 51 yaşındaki sanık ... ile 71 yaşındaki ölen ...’ün çok samimi arkadaş oldukları ve birlikte sık sık alkol aldıkları, 22.03.2016 tarihinde sabah erken saatlerde sanık ... ile eşi olan tanık... ...ın, oğulları olan tanık... ...ın işlettiği birahaneye gidip temizlik yaptıkları, temizlik bittikten sonra tanık...’ın evine döndüğü, saat 10.30 sıralarında ... ...’ın birahaneye gelerek sanık ... ile bira içmeye başladığı, bir süre sonra sanık ...’nin...köyünde alkollü lokanta işletmekte olan tanık ...i telefonla arayarak, yakın zamanda kapatılacak olan lokantadaki masa ve sandalyelerin satın alınması hususunu konuşmak üzere yanına geleceğini söylediği, aynı gün saat 13.00 sıralarında sanık ...’nin, sevk ve idaresindeki ...plaka sayılı ... marka motosikletle ... ... ile birlikte tanık ...in işlettiği lokantaya gittikleri, sürücü belgesi bulunmayan sanığın kullandığı motosikletin oğlu olan tanık ... ...adına kayıtlı olduğu, sanık ile ölenin tanık ...e ait lokantada yemek yiyip şarap içtikleri, saat 15.30 sıralarında lokantadan ayrılan sanık ile ölenin, yine sanığın kullandığı motosiklet ile İmampazarı köyünde bulunan kahvehanede kahve içmek üzere yola çıktıkları, ... köyünden ... köyüne oradan da ...’e giden sanık ile ölenin, kamera izleme çözüm ve tespit tutanağına göre saat 15.55’te İmampazarı köyü istikametine doğru düşük bir hızla gittikleri, kamera açısından çıkan sanık ile ölenin İmampazarı köyü girişindeki Anadere üzerinde bulunan köprüye geldiklerinde sanığın direksiyon hâkimiyetini kaybederek motosikletle köprünün sol tarafındaki korkuluklara çarpması sonucu düştükleri, kısa bir süre sonra sanığın üzerindeki motosikleti kaldırarak birkaç dakika boyunca ölen ...’ı aradığı ancak göremediği, yine kamera izleme çözüm ve tespit tutanağına göre saat 16.01’de sanık ...’nin ters yöndeki ... istikametine doğru motosikletle tek başına daha hızlı bir şekilde giderken görüldüğü, buradan... ilçe merkezine giden sanık ...’nin önce oğluna ait birahaneye giderek motosikleti buraya bıraktığı ve sonrasında evine gittiği, evde bulunan eşine motosikletle kaza yaptığını söyleyen sanık ...’nin, eşine ... ...’dan bahsetmediği, tanık...’ın sanığın yaralarına pansuman yaptığı, saat 18.15 sıralarında sanık ...’nin ... ilçesinde ikamet eden oğlu tanık ...’yi aradığı ve torununu özlediğini söyleyerek yanlarına gelmek üzere taksi göndermesini istediği, diğer oğulları...’un işlettiği birahaneye giden sanık ... ile eşi tanık...’ın, burada taksiye binerek ... ilçesine gittikleri, ... ilçesindeki oğulları olan tanık ...’nin işlettiği... Lokantası’na giden sanık ... ile tanık...’ın burada yemek yedikten sonra tanık ...’nin evine gittikleri, tanık ...’ye motosikletle kaza yaptığını ve bir daha motosiklete binmeyeceğini söyleyen sanığın, yine ... ...’dan bahsetmediği, oğlu ...’nin evinde bir süre torununu seven sanık ...’nin akşam erken saatlerde uyuduğu, ertesi sabah saat 05.00 sıralarında uyanan sanık ...’nin eşi tanık... ile oğlu tanık ...’yi uyandırarak kaza esnasında yalnız olmadığını, motosikletin arkasında arkadaşı ... ...’ın da olduğunu, kazadan sonra kendisini göremediğini söylediği, bunun üzerine saat 06.30 sularında sanık ... ile oğlu tanık ...’nin ... Devlet Hastanesine gittikleri, burada başından geçen olayı anlatan sanık ...’nin hastaneye gelen jandarma personeline kazadan sonra arkadaşı ... ...’ı bulamadığını söylediği, kazadan sonra alkol almadığını beyan eden sanığın hastanede yapılan ölçümde 1,33 promil alkollü olduğunun tespit edildiği, olay yeri inceleme ekibince yapılan çalışmalar sonucu ölene ait yüzüğün köprü üzerinde, cep telefonunun ise köprünün altındaki dere kenarında bulunması üzerine, olay yerine çağrılan su altı polis ekibi ile AFAD görevlilerince yapılan çalışmalar ve derede yapılan aramalar sonucu ölen ...’a ulaşılamadığı, kaza gününden beri babasını aramakta olan katılan ...’ün, 26.03.2016 tarihinde Anadere’nin akış istikameti yönünde, köprüden yaklaşık 4 km uzaklıkta, Kumluk mevkisi olarak bilinen yerde babasına ait cesedi dere içinde kuru dal ve kütük parçalarına takılmış hâlde gördüğü, yapılan otopsi işlemine göre kanında 1,86, göz sıvısında 1,54 promil alkol tespit edilen ve vücudunda motosiklet kazası ile husulü mümkün genel beden travmasına bağlı kafatası ve femur kırığı bulunan ...’ün, suda boğulma sonucu öldüğü olayda; aşırı derecede alkollü olduğu anlaşılan sanığın, kendi kusurlu hareketiyle neden olduğu trafik kazası neticesinde kullanmakta olduğu motosikletin arkasında oturan arkadaşı ... ...'ı görememesi üzerine arkadaşını birkaç dakika aradıktan sonra kimseye haber vermeden evine gittiği ve ertesi sabah kendisine gelip olayı hatırladığında eşi ve oğluna arkadaşı ... ...'dan bahsedip olaydan yaklaşık 15 saat sonra hastanede jandarmaya bu durumu bildirdiği anlaşılmış ise de, 23.03.2016 tarihli olay yeri inceleme raporu ile 24.03.2016 tarihli tutanakta, köprüden 2,75 metre aşağıda bulunan dere suyunun bulanık ve debi hızının saatte yaklaşık 3,5 km (2 knot) olduğu, sıcaklığı 11 santigrat derece olan suda görüş mesafesinin olmadığı, derinliği 50 ile 180 cm arasında değişen derenin dip yapısının genellikle yumuşak toprak, yer yer de balçık olduğunun belirtildiği, ...'ün cesedine olaydan 3 gün sonra, derenin akış istikameti yönünde, köprüden yaklaşık 4 km uzaklıkta ulaşıldığı ve tatlı suda boğularak ölümün 3-4 dakika gibi kısa bir sürede gerçekleştiği, deredeki suyun miktarı ve debisi de göz önüne alındığında, aşırı derecede alkollü olduğu anlaşılan 71 yaşında, 171 cm boyunda, 67 kg ağırlığında olan ... ...'ın suya düştükten kısa bir süre sonra ölmüş olması ihtimalinin bulunması, kaza anında hemen ölmediği kabul edilse bile, çarpma sonucunda kafatasında ve femur kemiğinde kırık oluştuğundan bilincini kaybetme ihtimalinin olması, diğer taraftan maktulün cesedinin olay yerinden 4 km uzaklıkta bulunduğu gözetildiğinde, akar suya düşer düşmez sürüklenmesinin doğal olduğu, tüm bu nedenlerden dolayı sanığın yapması gereken icrai davranışta bulunması (yetkili mercilere haber verme) hâlinde dahi neticenin meydana gelmeyeceğinin kabul edilemeyeceği, bu şekilde kendisinin yaratmış olduğu tehlikeli durum nedeniyle meydana gelen ölüm arasında illiyet bağı bulunduğunun, her türlü şüpheden uzak kesin ve inandırıcı delillerle ispat edilemediğinden sanığın ihmali davranışla ölüme sebebiyet vermek suçundan sorumlu tutulmasına yasal olanak bulunmadığı, bu nedenle eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğu kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itirazının kabulüne, Özel Dairenin temyiz itirazlarının esastan reddine dair kararının kaldırılmasına, Bölge Adliye Mahkemesi Ceza Dairesi kararının, sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmasına, bozma nedeni ve sanığın cezaevinde geçirdiği süre de dikkate alındığında infazın durdurulmasına ve sanığın tahliyesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan Ceza Genel Kurulu Üyesi ...; "Sanık ...’ın maktul ...’ün ölümü ile sonuçlanan olayın yargılamasında kanaatimizce eksik soruşturma olduğu ancak Genel Kurulun sayın çoğunluğu tarafından eksik soruşturma olmadığının kabulü üzerine , sanığın eyleminin kanaatimizce 'ihmal suretiyle kasten öldürme' Genel Kurulun sayın çoğunluğu tarafından ise 'bilinçli taksirle öldürme' olarak kabul edilmesi nedeniyle Genel Kurulun sayın çoğunluğu ile aramızda görüş ayrılığı doğmuştur. Şöyle ki;</p>

<p>Sanık ile maktulün olay günü saat 10:30 sularında ilk önce sanığın oğlunun köfteci dükkanında birlikte alkol almaya başladıkları, sonrasında birlikte ...in mekanında alkol aldıktan sonra saat 15:30 sularında sanığın kullandığı motosikletin arkasına maktül bindikten sonra birlikte İmam pazarı Köyü’ne doğru seyir halinde iken sanığın ... köyü çıkışındaki alkolün etkisiyle motosikletin direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu, motosikletin köprü korkuluklarına çarpmasıyla maktulün köprüden dereye/dere kenarına düşerek başından ve ayağından yaralandığı, sanığın da köprü üzerindeki yolda motosikletin altında kalacak şekilde yaralandığı, sanığın etrafına baktıktan sonra maktulü görememesi üzerine dosya içerisindeki güvenlik kamerası kayıtlarına göre 4-6 dakika içinde kaza mahallinden motosikletine binip yalnız olarak köyüne döndüğü, motosikletini oğlunun işlettiği köfteci dükkanı önüne bıraktığı, saat 19:30 sularında maktulün oğlu ...’ün merak etmesi üzerine sanığa babasını görüp görmediğini/nerede olduğunu sorduğu, sanığın maktulü o gün görmediğini söylediği sonra sanığın, yaya olarak evine gittiği, sanığın evde eşine motosikletle kaza yaptığını söylediği, ancak maktulden bahsetmediği, saat 20:00 sularında ... de oturan oğlu ... ...ı arayarak motosikletle kaza yaptığını bir taksi göndererek kendisini ...’ye aldırmasını istediği, sanık ve eşinin ...’ye oğlu ...’nin yanına gittikleri, sanığın burada da maktulden bahsetmeyip saat 22:00 sularında uyuduğu, ertesi gün saat 05:00 sularında kalktığında kaza sırasında maktulün motosikletin arakasında olduğunu eşi ve oğluna söylemesiyle birlikte hastaneye gidip orada polis ve jandarmaya kazayı bildirdikleri, kazanın ertesi gün kaza saatinden yaklaşık 15 saat geçtikten sonra jandarma ekiplerinin köprü üzerine gelip kaza izlerini tespit edip, maktulün yüzük ve cep telefonunu buldukları dere kenarı/ içerisi ve derenin akış yönünde maktulü aramalarına rağmen bulamadıkları, maktulün cesedinin kazanın 4.günü derenin akış istikametinde 4 km. uzaklıkta maktulün oğlu tarafından cesedin bulunduğu, yapılan ölü muayene ve otopsi işlemleri sonucu maktulün vücudunda motosiklet kazasına bağlı kafatasında ve femur kemiğinde kırık tespit edilmekle birlikte suda boğulma sonucu öldüğünün belirlendiği, sanığın kazanın ertesi günü saat 06:47 kayıtlı alkol raporuna göre 1.33 promil alkollü olduğu bu miktarın sanığın kaza saatinde 3.58 promil alkollü olduğunu gösterdiğinin anlaşıldığı olayda:</p>

<p>Öncelikle maktulün kafatası ve ayağındaki kırıklara bağlı olarak, sanığın makul bir sürede maktule yardım etmesi ve/veya yardım çağırması durumunda, maktulün boğulmasına kadar ne kadar süre yaşayıp /yaşamayacağı hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınması gerekirken sayın çoğunluk tarafından bu husus bir eksiklik olarak kabul edilmemiştir.</p>

<p>Sanık alkollü olarak kaza yapıp maktulün köprüden düşüp yaralanmasına sebebiyet verdikten sonra maktulü araştırıp ona yardım etme çabası gösterseydi, telefonla ... ve güvenlik birimlerini arayıp olayı bildirseydi veya yoldan geçecek vatandaşları bekleyip onlara durumu anlatıp birlikte maktulün araştırılmasını sağlasaydı ancak yine de maktul bulunup / bulunamayıp suda boğulma sonucu öldüğü belirlenseydi sanığı güvenli sürüş yeteneğini ortadan kaldıracak derecede alkollü iken direksiyon hakimiyetini kaybederek bilinçli taksirle öldürme olayından sorumlu tutacağımız kesindi. Ancak güvenlik kamera görüntülerine göre sanık kendi sebebiyet verdiği bu haksızlık içeren kazadan sonra en fazla 4-6 dakika içinde kendine gelip etrafta maktulü görmediği halde onun yaralı olabileceğini, dereye düşebileceğini, yardıma ihtiyacı olabileceğini öngörmesine rağmen maktulün görünür durumdaki cep telefonunun bulunduğu ve maktulün dereye düştüğünü kuvvetlendiren derenin o kenarına dahi inmeden , maktulü hiç arayıp, araştırmadan yoldan geçebilecek kişileri bekleyip yardım etme yolunu seçmeden, ... ve güvenlik birimlerine veya kendi yakınlarına dahi olayı bildirme gibi yükümlülüklerini yerine getirmeyerek kaza mahallinden kaçmıştır.</p>

<p>Sanık kaza mahallinden sonra köyünde oğlunun işyerine gitmiş burada maktulün oğluna maktulü o gün hiç görmediğini söylemiş, eve gittiğinde eşine kaza yaptığını söylemiş ama maktulden bahsetmemiş, yine ...’ye gidip buradaki oğluna da kaza yaptığını yarası olduğunu söylemiş ama maktulden hiç bahsetmemiş, gece uyuyup ertesi sabah saat 05:00 gibi kaza saatinden yaklaşık 15 saat geçtikten sonra durumu ailesine ve güvenlik birimlerine anlatmış ancak açıklanan şekildeki iradi ve kasti ihmali davranışlarıyla yaralı haldeki maktulün kaza mahallinden 4 km ileriye sürüklenerek suda boğularak ölmesine sebep olmuştur.<br />
Kaza sonrası bilincini kaybettiğini olayın şokunda olduğunu söyleyen sanığın açıklanan bu davranışları suçtan kurtulmak için bilinci yerinde olarak yaptığı, şokta olmadığı ortadadır. Kaldı ki sanık 3.58 promil düzeyindeki alkolü kendi özgür iradesiyle almıştır. İradi bir sarhoşluk söz konusu olduğundan aldığı aşırı alkolün etkisiyle bilincinin tam yerinde olmadığı iddiası ceza hukuku anlamında sanığın sorumluluğunu azaltmaz, bu nedenle ihmali davranışla kasten öldürme suçunda sanığı alkolsüz olarak kabul edip, sanıktan kaza sonrası kendisinden beklenen yükümlülükleri normal bir vatandaş gibi yerine getirmesini bekleriz, sanığın alkollü olduğu için bu yükümlülükleri tam olarak yerine getiremediğini söyleyemeyiz. Sanığın motosikletle maktulün yaralanmasına sebebiyet vermesi taksirli bir suçtur. Ancak sanık kendi özgür iradesi ile bu andan sonraki iradi hareketleri ile maktulü yaralı halde olay yerinde bırakıp ilgili birimleri haber verme, durumu yakınlarına haber verme, yoldan geçecek vatandaşları bekleyip yardım isteme, maktulü dere içerisinde arama ve ona yardım etme gibi kendisinden beklenen yükümlülükleri yerine getirmemesi gibi davranışları artık kasıtlı bir suça dönüşmüştür. Böylelikle sanık özgür iradesi ile taksirli suçunun hareketini keserek kasıtlı bir suç olan ihmal suretiyle kasten öldürme suçunun davranışlarını yapmıştır.</p>

<p>Tüm bu açıklamalar çerçevesinde; maktulün kafatası ve ayağındaki kırıklara bağlı olarak sanığın makul bir sürede maktule yardım etmesi ve/veya yardım çağırması durumunda, maktulün yine de boğulma sonucu ölüp ölmeyeceği hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmasına gerek görülmemesi ile dosya kapsamındaki delillerle sanığın ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan mahkumiyeti ve bu doğrultudaki itirazın reddi yerine, bilinçli taksirle öldürme suçundan mahkumiyeti yönündeki itirazın kabulüne dair Ceza Genel Kurulunun sayın çoğunluğunun görüşüne katılmamaktayız." görüşüyle,</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan dört Ceza Genel Kurulu Üyesi de; sanığın eyleminin ihmal suretiyle kasten öldürme suçunu oluşturduğu düşüncesiyle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 21.10.2020 tarihli ve 3946-2481 sayılı temyiz itirazlarının reddine dair kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- ... Bölge Adliye Mahkemesin 1. Ceza Dairesinin 19.09.2017 tarihli ve 638-673 sayılı istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararının, sanığın eyleminin bilinçli taksirle ölüme neden olma suçunu oluşturduğunun gözetilmemesi isabetsizliğinden BOZULMASINA,</p>

<p>4- Özel Dairenin temyiz itirazlarının esastan reddine dair kararı ile kesinleşen hükmün bozulması ve sanığın cezaevinde geçirdiği süre dikkate alındığında İNFAZIN DURDURULMASINA ve sanık ...'ın TAHLİYESİNE, sanığın başka suçtan tutuklu veya hükümlü değilse ihmal suretiyle kasten öldürme suçundan derhâl salıverilmesi için yazı YAZILMASINA,</p>

<p>5- Dosyanın, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca ...1. Ağır Ceza Mahkemesine, kararın bir örneğinin ... Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 10.02.2022 tarihinde yapılan müzakerede (1) ve (2) numaralı uyuşmazlıklar bakımından oy çokluğuyla, infazın durdurulması ve sanığın tahliyesi yönünden oy birliğiyle karar verildi.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021281-e-202278-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 19:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="26792"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İŞ KAZALARINDA BİLİNÇLİ TAKSİR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-bilincli-taksir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-bilincli-taksir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye'de her yıl binlerce iş kazası meydana gelmekte, bu kazalarda çok sayıda çalışan hayatını kaybetmekte ya da kalıcı biçimde sakat kalmaktadır. Bu ağır tablonun ceza hukukuna yansıyan yüzü ise çoğunlukla taksirle öldürme ve taksirle yaralama dosyalarıdır. Uygulamada bu dosyaların kaderini belirleyen soru, çoğu zaman sanığın kusurlu olup olmadığından ziyade, taksirinin basit mi yoksa bilinçli mi olduğudur. Zira bu nitelendirme yalnızca cezanın miktarını değil; hapis cezasının adli para cezasına çevrilip çevrilemeyeceğini, dolayısıyla çoğu dosyada failin gerçek anlamda bir yaptırımla karşılaşıp karşılaşmayacağını belirlemektedir. Buna rağmen ilk derece mahkemelerinin önemli bir kısmının iş kazası dosyalarında bilinçli taksir tartışması yapmaksızın doğrudan basit taksirden hüküm kurduğu, bu hükümlerin de Yargıtay tarafından istikrarlı biçimde bozulduğu görülmektedir. Bu yazıda iş kazalarında bilinçli taksirin kanuni çerçevesi, iş sağlığı ve güvenliği mevzuatıyla ilişkisi ve Yargıtay pratiği ele alınacaktır.</p>

<p><strong>I. </strong><strong>Taksirin Kanuni Çerçevesi</strong></p>

<p>5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 22. maddesinin ikinci fıkrasında taksir; <i>''Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırılık dolayısıyla, bir davranışın suçun kanuni tanımında belirtilen neticesi öngörülmeyerek gerçekleştirilmesi''</i> şeklinde tanımlanmıştır. Aynı maddenin üçüncü fıkrasında ise bilinçli taksir; <i>''Kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın, neticenin meydana gelmesi''</i> olarak ifade edilmiş ve bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarısına kadar artırılacağı hüküm altına alınmıştır. Görüldüğü üzere kanun koyucu taksiri tek tip bir kusurluluk hali olarak düzenlememiş; neticeyi hiç öngörmeyen fail ile neticeyi öngördüğü halde şansına, tecrübesine veya "nasılsa bir şey olmaz" düşüncesine güvenerek hareket eden faili birbirinden ayırmıştır.</p>

<p>Burada özellikle dikkat çekmek istediğimiz husus, madde gerekçesidir. Kanun koyucu 22. maddenin gerekçesinde bilinçli taksir kurumunun<i> iş kazalarını, trafikte meydana gelen taksirli suçları önlemek bakımından caydırıcı etki yapacağını ve suçların önlenmesinde yarar sağlayacağını </i>açıkça ifade etmiştir. Yani bilinçli taksir, kanun koyucunun zihninde doğrudan doğruya iş kazaları da düşünülerek ihdas edilmiş bir kurumdur. Uygulamada bilinçli taksirin neredeyse yalnızca trafik kazalarıyla özdeşleştirilmesi, kurumun varlık sebebiyle bağdaşmayan bir daralmadır.</p>

<p><strong>II. </strong><strong>Ayrımın Ölçütü: Neticenin Öngörülmesi</strong></p>

<p>Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırıcı ölçüt, Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik içtihatlarında net biçimde ortaya konulmuştur. <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2021281-e-202278-k-sayili-karari" rel="dofollow">Ceza Genel Kurulu'nun 10.02.2022 tarihli, 2021/281 E. ve 2022/78 K. sayılı kararı</a>nda da tekrarlandığı üzere; taksirde fail öngörülebilir nitelikteki neticeyi öngörememekte, bilinçli taksirde ise bu neticeyi öngörmekte fakat istememektedir. Neticeyi öngördüğü halde şansına, becerisine, bilgisine veya tecrübesine güvenerek hareket eden kimsenin durumu, bunu hiç öngörememiş kimsenin durumu ile bir tutulamaz. Öngörülebilir neticenin öngörülmemesi taksirin basit şeklini, öngörülüp de istenmemesi bilinçli taksiri oluşturacak; neticenin istenmesi veya kabullenilmesi halinde ise artık kast ve olası kast gündeme gelecektir.</p>

<p>Bu ölçütün iş kazalarına uygulanmasında kritik nokta şudur: Failin iç dünyasına, yani neticeyi fiilen öngörüp öngörmediğine ilişkin doğrudan delil elde etmek çoğu zaman mümkün değildir. Bu nedenle yargı mercileri, öngörmenin varlığını dış dünyaya yansıyan olgulardan hareketle tespit etmektedir. İhlal edilen güvenlik normunun niteliği, ihlalin süreklilik arz edip etmediği, tehlikenin somut olayda gözle görülür olup olmadığı, failin mesleki konumu ve tecrübesi, daha önce uyarı yapılıp yapılmadığı gibi hususlar bu değerlendirmenin yapı taşlarıdır. Yıllardır inşaat işi yapan bir müteahhidin, korkuluksuz bir asansör boşluğunun ölümcül sonuç doğurabileceğini öngörmediğini ileri sürmesi hayatın olağan akışıyla bağdaşmaz.</p>

<p>Hemen belirtmek gerekir ki bilinçli taksirin üst sınırında olası kast bulunmaktadır. Her iki kurumda da fail neticeyi öngörmektedir; ayrım, failin neticeye karşı takındığı iradi tutumdadır. Olası kastta fail öngördüğü neticeyi kabullenmekte, "olursa olsun" demektedir; bilinçli taksirde ise fail neticenin gerçekleşmeyeceğine güvenmekte, adeta "bir şey olmaz" diyerek hareket etmektedir. Ölümlü iş kazalarında bu sınırın aşıldığı, yani işverenin eyleminin olası kastla öldürme olarak nitelendirilmesi gerektiği yönündeki tartışmalar, özellikle çok sayıda işçinin hayatını kaybettiği toplu iş cinayetlerinden sonra kamuoyunda ve doktrinde yoğun biçimde dile getirilmiştir. Uygulamada bu nitelendirmeye istisnaen başvurulmakla birlikte, tehlikenin somutlaştığı ve failin açık uyarılara rağmen çalışmayı sürdürdüğü hallerde olası kastın ciddiyetle tartışılması gerektiği kanaatindeyiz.</p>

<p><strong>III. </strong><strong>İş Sağlığı ve Güvenliği Mevzuatının Çizdiği Çerçeve</strong></p>

<p>Bilinçli taksir değerlendirmesinde iş sağlığı ve güvenliği mevzuatının işlevi, kanaatimizce yeterince tartışılmamaktadır. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nun 4. maddesi, işvereni çalışanların işle ilgili sağlık ve güvenliğini sağlamakla yükümlü kılmış; mesleki risklerin önlenmesi, eğitim ve bilgi verilmesi dahil her türlü tedbirin alınmasını, alınan tedbirlere uyulup uyulmadığının izlenmesini ve denetlenmesini, risk değerlendirmesi yapılmasını ve çalışana görev verilirken sağlık ve güvenlik yönünden işe uygunluğunun gözetilmesini işverenin asli yükümlülükleri arasında saymıştır. Aynı Kanunun 5. maddesi, risklerden korunma ilkelerini sıralarken toplu korunma tedbirlerine kişisel korunma tedbirlerine göre öncelik verilmesini emretmektedir. Kanunun 15. maddesi uyarınca çok tehlikeli sınıfta yer alan işlerde çalışacaklar, yapacakları işe uygun olduklarını belirten sağlık raporu olmadan işe başlatılamaz; 17. madde uyarınca da mesleki eğitim alma zorunluluğu bulunan işlerde bu eğitimi belgeleyemeyenler çalıştırılamaz.</p>

<p>İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin İşyeri Tehlike Sınıfları Tebliği'ne göre bina inşaatı işleri çok tehlikeli sınıfta yer almaktadır. Yapı İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği ise yüksekte çalışmalarda düşmelerin toplu koruma tedbirleriyle önlenmesini, döşeme ve asansör boşluğu gibi düşme tehlikesi bulunan alanların korkuluk, kapak, güvenlik ağı gibi donanımlarla korunmasını açık biçimde zorunlu tutmaktadır.</p>

<p>Bu normların bilinçli taksir bakımından taşıdığı anlam şudur: Mevzuat, tehlikeyi bizzat tanımlamak ve alınacak tedbiri tek tek göstermek suretiyle neticenin öngörülebilirliğini objektifleştirmiştir. Kanunun "çok tehlikeli" olarak nitelendirdiği bir iş kolunda faaliyet yürüten, yönetmeliğin açıkça kapatılmasını emrettiği bir boşluğu aylarca açık bırakan işverenin veya teknik personelin "neticeyi öngörmedim" savunması, artık inandırıcılıktan yoksundur. Tehlike, failin önüne mevzuat eliyle konulmuştur. Norm ihlalinin bilinçli, sürekli ve gözle görülür olduğu hallerde öngörmenin varlığı fiili bir karine halini almaktadır.</p>

<p><strong>IV. </strong><strong>Yargıtay Pratiği</strong></p>

<p>Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin son yıllardaki kararları, iş kazalarında bilinçli taksirin uygulama alanını belirgin biçimde genişletmiştir. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-202010116-e-20242795-k-sayili-karari" rel="dofollow">Dairenin 29.05.2024 tarihli, 2020/10116 E. ve 2024/2795 K. sayılı kararı</a>na konu olayda; çok tehlikeli sınıfta yer alan inşaat işinde sağlık raporu aldırılması, eğitim verilmesi ve risk değerlendirmesi yaptırılması yükümlülüklerine aykırı davranılması sonucu işçinin asansör boşluğundan düşerek ölmesi üzerine, sanığın asli kusuruyla neticeye sebebiyet verdiği olayda bilinçli taksir hükümlerinin oluştuğunun gözetilmemesi ve bu suretle eksik ceza tayin edilmesi bozma nedeni yapılmıştır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-2021919-e-20248070-k-sayili-karari" rel="dofollow">Dairenin 25.12.2024 tarihli, 2021/919 E. ve 2024/8070 K. sayılı kararı </a>ise konumuz bakımından adeta ders niteliğindedir. Karara konu olayda işçi, asansör boşluğundan yaklaşık on metre yükseklikten düşerek hayatını kaybetmiş; boşlukların önünde korkuluk, bariyer, platform veya güvenlik ağı gibi yeterli sağlamlıkta toplu koruma önlemleri alınmamış, boşluk sabitlenmemiş ahşap paletlerle kapatılmaya çalışılmıştır. Yüksek Daire, işçiye eğitim aldırmadan ve gerekli güvenlik önlemlerini temin etmeden çalışma yaptıran müteahhidin kazayı öngörebilmesine rağmen gerekli dikkat ve özeni göstermediğini belirterek, TCK'nın 22/3. maddesinin uygulanmamasını hukuka aykırı bulmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20235113-e-20247116-k-sayili-karari" rel="dofollow">Aynı Dairenin 04.12.2024 tarihli, 2023/5113 E. ve 2024/7116 K. sayılı kararı</a>nda; çok tehlikeli işte çalışabileceğine dair sağlık raporu alınmayan ve mesleki eğitim verilmeyen işçinin ölümüyle sonuçlanan olayda, gerekli önlemleri almayan işverenin bilinçli taksirle ölüme sebebiyet verdiği kabul edilerek TCK m. 85/1 ve 22/3 uyarınca kurulan mahkumiyet hükmü isabetli görülmüştür. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20228239-e-20231002-k-sayili-karari" rel="dofollow">Dairenin 28.03.2023 tarihli, 2022/8239 E. ve 2023/1002 K. sayılı kararı</a>nda ise; çalıştırılması yasak yaş grubunda bulunan on üç yaşındaki çocuğun, gece vakti, hiçbir eğitim verilmeden ve güvenlik önlemi alınmadan dış cephe yalıtım işinde çalıştırılması sırasında düşerek ölmesi üzerine, hem bilinçli taksir hükümlerinin uygulanması hem de temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesi yönündeki yerel mahkeme kabulü onanmıştır.</p>

<p>Bu kararlar birlikte okunduğunda Yargıtay'ın çizdiği hat nettir: Çok tehlikeli sınıftaki bir işte, mevzuatın emrettiği temel yükümlülüklerin (toplu koruma, sağlık raporu, mesleki eğitim, risk değerlendirmesi) hiçbirinin yerine getirilmediği hallerde artık basit taksirden değil, bilinçli taksirden söz edilecektir.</p>

<p><strong>V. </strong><strong>Nitelendirmenin Sonuçları</strong></p>

<p>Bilinçli taksir kabulünün ilk ve görünür sonucu, TCK m. 22/3 uyarınca cezanın üçte birden yarısına kadar artırılmasıdır. Ancak uygulama açısından asıl belirleyici sonuç, TCK'nın 50. maddesinin dördüncü fıkrasında saklıdır. Anılan fıkraya göre taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli de olsa adli para cezasına çevrilebilir; fakat fıkranın son cümlesi bu imkanı bilinçli taksir halinde açıkça kapatmıştır.</p>

<p>Ayrıca hatırlatmak gerekir ki, TCK m. 61/1 uyarınca temel ceza belirlenirken failin taksire dayalı kusurunun yoğunluğu ve meydana gelen zararın ağırlığı gözetilmek zorundadır. Bir insan hayatının söz konusu olduğu ve mevzuatın açık emirlerinin topluca ihlal edildiği dosyalarda alt sınırdan ceza tayini, Yargıtay tarafından orantılılık ilkesine aykırı bulunarak bozulmaktadır. Yine taksirli suçlarda meslek veya sanatın icrasının bir ruhsatnameye bağlı olması halinde TCK m. 53/6 uyarınca meslekten yasaklama gündeme gelebilecektir.</p>

<p><strong>VI. </strong><strong>Uygulamada Görülen Sorunlar</strong></p>

<p>Meslek hayatımızda takip ettiğimiz iş kazası dosyalarında iki yapısal soruna sıklıkla tanık olmaktayız. Birincisi; mahkemelerin bilinçli taksir değerlendirmesini gerekçeli kararda hiç tartışmamasıdır. Sanığın kusur yoğunluğu bilirkişi raporlarındaki "asli kusur - tali kusur" kalıplarına indirgenmekte, taksirin türü üzerinde tek satır dahi durulmadan basit taksirden hüküm kurulmaktadır. Oysa taksirin basit mi bilinçli mi olduğu, bilirkişinin değil münhasıran hakimin değerlendireceği hukuki bir sorundur. Yargıtay ceza dairelerinin yüzlerce kararında da vurgulandığı üzere, bilirkişinin inceleme yetkisi işin tekniği ve norma aykırı davranışın belirlenmesiyle sınırlıdır; kusurluluk değerlendirmesi hakime aittir. İlgili maddenin gerekçesinde de açıkça yazıldığı üzere <i>‘‘Ancak, bu durumlarda, bilirkişinin yapacağı inceleme, işin tekniği ile sınırlı olmalıdır. Bunun dışında, bilirkişi tarafından münhasıran hâkimin yetkisinde bulunan kusurluluk konusunda herhangi bir değerlendirme yapılmamalıdır. Aksi yöndeki tutum, bilirkişilik görevinin sınırını aşmayı ve hâkimin yerine geçmeyi ifade eder.’’</i></p>

<p>İkinci sorun ise bilinçli taksirin adeta trafik hukukuna hapsedilmesi, iş kazalarında istisnai bir kurum gibi algılanmasıdır. Yukarıda aktardığımız güncel içtihatlar karşısında bu algının artık terk edilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>VII. </strong><strong>Değerlendirme ve Sonuç</strong></p>

<p>İş kazaları çalışanların makûs kaderi değildir. İş kazalarının büyük çoğunluğu, mevzuatın yıllar önce tanımladığı ve çözümünü gösterdiği risklerin göz göre göre ihmal edilmesinden kaynaklanmaktadır. Kanun koyucu bilinçli taksir kurumunu tam da bu ihmal kültürünü kırmak için ihdas etmiş, Yargıtay da son dönem kararlarıyla bu iradeye sahip çıkmıştır. Çok tehlikeli işlerde temel güvenlik yükümlülüklerini topluca ihlal eden işveren ve teknik personelin basit taksir şemsiyesi altında adli para cezasıyla dosyadan çıkması, hem cezanın caydırıcılık fonksiyonunu hem de çalışanların yaşam hakkını korumasız bırakmaktadır. İlk derece mahkemelerinin her iş kazası dosyasında bilinçli taksir tartışmasını gerekçeli kararın zorunlu bir parçası haline getirmesi, hem hukuki bir zorunluluk hem de iş cinayetlerinin önlenmesi yolunda atılacak en somut adımdır.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN"><img alt="Av. Lokman ÇETİN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/02/lokman-cetin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-lokman-cetin" title="Av. Lokman ÇETİN">Av. Lokman ÇETİN</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/is-kazalarinda-bilincli-taksir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 19:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/01/isci-kaza-dr.jpg" type="image/jpeg" length="76690"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[12. Yargı Paketinde Dolandırıcılık ve Nitelikli Dolandırıcılık Suçlarına İlişkin Düzenlemelerin İnfaz Gören Dosyalara Etkisi Bakımından Değerlendirme]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bilindiği üzere 12. Yargı Paketinde dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarında ilgili suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiili ile sınırlı olması halinde verilecek cezanın yarı oranında indirilmesine ilişkin düzenleme TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiştir.</p>

<p>7589 Sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde; <i>“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></p>

<p><i>(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmüne,</p>

<p>7589 sayılı Kanun Geçici 6. maddesinde;</p>

<p><i>“(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.” </i>şeklindeki düzenlemeye,</p>

<p>7589 sayılı Kanun Geçici 7. maddesinde;</p>

<p><i>“(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.” </i>şeklinde düzenlemeye yer verilmiştir.</p>

<p>İlgili düzenlemeyle birlikte, kendisine veya başkasına ait bankaya veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan sanıklarla sınırlı kalmak kaydıyla, TCK'nın etkin pişmanlığa ilişkin 168. maddesi uygulanmamış hükümlülere Mahkemece yapılacak ihtar üzerine 6 ay içerisinde ödeme yapılması şartı ile etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması da olanaklı hâle gelmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yasanın hükümleri açıksa da yasa değişikliğinin uygulamada yaratacağı esas ihtilaf, sanığın hesabını maddi menfaat karşılığında kullandırıp kullandırmadığının tespiti noktasında oluşacaktır.</strong> Esasen <strong>Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 04.06.2024 tarihli, 2021/16966 E. , 2024/7470 K. sayılı kararı </strong>gibi aksi yönde yorumlanmaya müsait bazı kararları mevcutsa da uygulamada Mahkemeler ve istinaf daireleri hesap sahibinin, kartını veya banka uygulamasını şifreleriyle birlikte para veya başka bir maddi menfaat karşılığında kiralamış olduğu durumda dolandırıcılık suçunun asli maddi faili olduğunu kabul ederek hüküm tesis etmekteydi.</p>

<p>Nitekim <strong>İstanbul BAM 21. Ceza Dairesi’nin 26.09.2024 tarih ve 37/5676 sayılı kararı</strong> ile bu husus; “<i>a-)Paranın gönderildiği hesap sahibinin sorumluluğu Hesap sahibi kavramı, hesabın bağlı bulunduğu bankacılık işlemlerini fiziksel yolla veya mobil bankacılık yoluyla yapmaya yetkili kişi olarak tanımlanabilir. Hesap sahibi gerçek veya tüzel kişidir. Uygulamada, mağdurda hileli yollarla elde edilen paranın bir hesaba gönderildiği görülmekte ve adli makamlarca öncelikle bu hesap sahibinin kimliğine ulaşılmaktadır. 5464 Sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu ( 15/1, 16/1, 37) uyarınca olayın ilk şüphelisi hesap sahibi olarak karşımıza çıkmaktadır. Hesap sahiplerinin, farklı dosyalarda, farklı ifadeler vererek savunma yaptıkları görülmektedir. Buna göre; aa-Hesap sahibi, kartını şifreleriyle birlikte para veya başka bir maddi menfaat karşılığında kiralamış ise; <strong>Mağduru doğrudan dolandıran, faille iletişime geçen hesap sahibi şüpheli olmasa bile, hesap sahibi kişinin kartını bir menfaat karşılığı kiralaması nedeniyle kimliği meçhul diğer kişinin eylemine doğrudan iştirak ettiği gerekçesiyle ve dolandırıcılık suçunun asli maddi faili olduğu kabul edilerek mahkumiyetine karar verilecektir. Bu koşulda, failin kartını bizzat kendisinin kullanması gerektiği, başkasına teslim etmemesi gerektiği, kartını menfaat karşılığı kiralaması halinde, bütün hukuki ve cezai sonuçlarına katlanması gerektiği kabul edilecektir.</strong> Bununla birlikte, kartı, hesap sahibinden alan kişiler hakkında da soruşturma yürütülmeli, böyle bir kişinin bulunup bulunmadığı belirlenmeli, bulunduğunun belirlenmesi halinde, bu kişi veya kişiler hakkında da soruşturma yürütülmesi önem taşımaktadır.</i>” şeklinde açıklanmıştı.</p>

<p>Ancak dolandırıcılık suçlarına ilişkin yürütülen yargılamalarda, ilk derece mahkemelerinin birden fazla sanık hakkında mahkûmiyet hükmü tesis ettiği sırada ekseriyetle kararın gerekçesinde suçun iştirak iradesiyle işlendiği belirtmek ile yetindiği, sanıkların hesaplarının kullanıldığı yönündeki savunmalarına ilişkin ayrıca bir değerlendirme yapılmadığı, yapılsa dahi ilgili savunmaların inandırıcılıktan uzak ve hayatın olağan akışına aykırı olduğuyla sınırlı değerlendirme yapıldığı görülmektedir. Mahkemelerce ekseriyetle sanıklarla ilgili mahkûmiyet hükmü tesis edilirken hesabını kullandıran veya hesabı kullanan yönünde bir ayrıma gidilmediğinden, yasa değişikliği sonrasında gerçekleştirilecek uyarlama yargılaması başvurularında hesabını kullandırdığını iddia eden sanık yönünden fiili durumun doğru bir şekilde ifade edilmesi önem kazanacaktır. Zira başvuru neticesinde Mahkemece hükümlü sanığın hesabını kullandırdığı kabulüne gidilmesi durumunda, hem sanığın cezası yarı oranında azalacak, hem de zararın giderilmediği dosyalarda etkin pişmanlık müessesinin tatbikinin mümkün olması sebebiyle yarı oranında alınacak ek bir indirimle, netice cezanın uyarlama yargılaması öncesinde tesis edilen cezanın dörtte birine kadar düşmesi mümkün olacaktır.</p>

<p>Yasada yer alan; “<i>kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması</i>” ibaresinden de anlaşılacağı üzere dolandırıcılık suçuna iştiraki noktasında elde edilmiş tek delilin hesabına para gelmesi olan, savunmasını bu yönde ifade etmiş, suça ilişkin malın satışına ilişkin ilan, yazışmalar, Web sitesi adresleri, malın kargoya teslimi veya paranın ATM’den çekilmesi gibi durumlara ilişkin kamera kayıtları, Mobil bankacılığa giriş yapılan cihazların IP ve IMEI eşleştirmeleri, para çekme anındaki fiziki konum verileri ve şüpheliler arasındaki HTS trafiklerini, tanık beyanları, dinamik IP kullanımı ve CGNAT verileri ve BTK’dan alınan log kayıtları gibi delillerde suça hesabını kullandırmanın dışında iştirak ettiğini gösterir bir delil bulunmayan sanıkların şüpheden sanık yararlanır ilkesi de gözetilerek “hesabını kullandıran” statüsünde değerlendirilmesi gerekecektir. <strong>Aksi kabul için, sanık açısından sahibi olduğu hesaba para yollanması dışında dolandırıcılık suçuna iştirak ettiğini gösterir somut delil/delillerin bulunması gerekir.</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçlarına ilişkin bazı dava dosyalarında hazırlık aşamasında etkin bir soruşturma yürütülmediği, yukarıda ifade edilen delillerin çoğunun toplanmadığı, kamera kaydı vb. delillerin ise geç talep edilmesi nedeniyle silindiği, bu nedenle yalnızca banka hesabına para gelen sanık hakkında dava açıldığı görülmektedir. Bu durumda değerlendirilmesi gereken hususlar; sanığın banka hesabını kullandırdığı yönündeki savunması açısından somut delil bulunup bulunmadığı, bu bağlamda sanığın iddiasına konu şüpheliler hakkında soruşturma yürütülüp yürütülmediği hususlarıdır. <strong>Tek sanıklı dosyalarda, Mahkemece suçun bizzat sanık tarafından işlendiği kabul edilmesi ihtimali daha kuvvetli olduğundan, uyarlama yargılamasına ilişkin talep dilekçesinde suçun esas faili olan kişi veya kişilerle ilgili durumun delilleriyle birlikte ifade edilmesi gerekir.</strong></p>

<p>Uyarlama yargılaması başvurusunun reddedilmesi durumunda, bu husustaki delillerin kuvvetli olması durumunda, dolandırıcılık ve nitelikli dolandırıcılık suçlarında suçun soruşturulmasının şikâyete tabi olmadığı da gözetilerek ilgili savcılığa ihbar dilekçesi verilerek ilgili failin soruşturulmasının sağlanması da mümkündür. Esas fail hakkında dava açılması ve neticesinde mahkûmiyet kararı verilmesi, hesap sahibinin hesabının kullanıldığı yönündeki iddiasını tasdik eder mahiyette hukuki bir durumu ifade edecektir. Belirtmek gerekir ki ilgili yasa değişikliği sonrasında, hesabını kullandıran ve hesabı kullanan suç faillerinin hukuki durumu ayrıştığından, ilgili suçlara ilişkin yürütülecek soruşturmalarda soruşturmanın hızlı ve etkin bir biçimde yürütülmesinin önemi de artmıştır.</p>

<p><strong>Sonuç itibarıyla;</strong> 12. Yargı Paketi ile getirilen bu düzenleme, eylem ile ceza arasındaki orantılılık ilkesinin tesisi adına atılmış son derece isabetli bir adımdır. Ancak kanun koyucunun iradesinin infaz aşamasındaki dosyalara hakkaniyetle yansıyabilmesi, büyük ölçüde uyarlama taleplerinin titizlikle hazırlanmasına ve maddi gerçeğin somut delillerle mahkemelerin önüne konulmasına bağlıdır. Salt banka hesabına para transferi yapılmasının ötesinde bir iştirak iradesinin ve başkaca somut delilin bulunmadığı hâllerde, Mahkemelerin "şüpheden sanık yararlanır" ilkesini merkeze alarak yapacağı değerlendirmeler yasanın amacına ulaşmasını sağlayacaktır. Bu yeni yasal zeminde müdafiilere ve yargı mensuplarına düşen en büyük görev; asıl fail ile yalnızca hesabını kullandıran kişi arasındaki hukuki statü farkını net bir şekilde ayrıştırmak ve adaletsiz infazların önüne geçecek etkin bir hukuki süreç yürütmektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-bedirhan-simsek" title="Av. Bedirhan ŞİMŞEK"><img alt="Av. Bedirhan ŞİMŞEK" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2024/09/bedirhan-simsek.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-bedirhan-simsek" title="Av. Bedirhan ŞİMŞEK">Av. Bedirhan ŞİMŞEK</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketinde-dolandiricilik-ve-nitelikli-dolandiricilik-suclarina-iliskin-duzenlemelerin-infaz-goren-dosyalara-etkisi-bakimindan-degerlendirme-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 19:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/hapis-ceza-uzlasmaa.jpg" type="image/jpeg" length="41685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bir Malpraktis Davasında En Güçlü Delil Bazen Ameliyat Kaydı Değil, Instagram Paylaşımıdır]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bir malpraktis dosyasında hekimin sorumluluğunu belirleyen tek unsur, müdahalenin tıp kurallarına uygun yapılıp yapılmadığı değildir. Bazen ameliyat öncesinde kullanılan tek bir cümle, paylaşılan bir “öncesi-sonrası” fotoğrafı veya hastaya WhatsApp üzerinden verilen güvence, yıllar sonra dava dosyasının en tartışmalı deliline dönüşebilir.</p>

<p>Hekim, tıbbi uygulamasında gerekli özeni göstermiş olsa dahi dijital mecralarda “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “kesin memnuniyet” veya “garantili değişim” gibi ifadeler kullanmışsa uyuşmazlığın hukuki çerçevesi ağırlaşabilir. Çünkü mahkeme yalnızca ne yapıldığına değil, hastaya ne vaat edildiğine, risklerin nasıl anlatıldığına ve dijital iletişimin yazılı onamla çelişip çelişmediğine de bakabilir.</p>

<p><strong>Sosyal medya paylaşımı neden malpraktis dosyasının parçası olur?</strong></p>

<p>Instagram gönderileri, hikayeler, internet sitesi açıklamaları, WhatsApp yazışmaları ve diğer dijital kayıtlar yalnızca tanıtım faaliyeti değildir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 199. maddesi kapsamında uyuşmazlığa ilişkin bilgi taşıyan elektronik veriler “belge” niteliğinde değerlendirilebilir.</p>

<p>Bu nedenle bir paylaşımın amacı reklam yapmak, hastayı bilgilendirmek veya yalnızca sosyal medya etkileşimi sağlamak olsa bile dava aşamasında farklı bir anlam kazanması mümkündür. Paylaşım;</p>

<p>-Hastaya belirli bir sonuç vaat edildiğini,</p>

<p>-Komplikasyonların küçümsendiğini,</p>

<p>-Aydınlatmanın eksik yapıldığını,</p>

<p>-Belirli bir estetik görünümün taahhüt edildiğini,</p>

<p>-Sağlık hizmetinin ticari üstünlük diliyle sunulduğunu</p>

<p>göstermek amacıyla dosyaya sunulabilir.</p>

<p>Burada temel mesele, paylaşımın tek başına hekimin kusurunu ispatlaması değildir. Asıl önem taşıyan, paylaşımın tıbbi kayıtlar, onam formu, mesajlaşmalar, hastanın beklentisi ve müdahalenin sonucu ile birlikte nasıl değerlendirildiğidir.</p>

<p><strong>Öncesi-sonrası fotoğrafları hangi riskleri doğurur?</strong></p>

<p>Öncesi-sonrası görselleri özellikle estetik cerrahi, diş hekimliği, saç ekimi ve medikal estetik alanlarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Ancak bu görseller hukuken üç ayrı risk taşır.</p>

<p>Birincisi, görsel hastada belirli bir sonucun kendisinde de gerçekleşeceği beklentisini yaratabilir. Paylaşımda kullanılan metin, görselin sunuluş biçimi ve hasta ile yapılan görüşmeler birlikte değerlendirildiğinde örnek sonuç, bir “tanıtım materyali” olmaktan çıkıp sonuç taahhüdünün parçası olarak ileri sürülebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İkincisi, ışık, açı, makyaj, filtre, pozisyon veya farklı çekim koşulları kullanılması yanıltıcı tanıtım tartışmasına yol açabilir. Görsellerin bilimsel ve objektif bilgi vermek yerine talep oluşturacak şekilde sunulması, reklam mevzuatı bakımından da risklidir.</p>

<p>Üçüncüsü, hastanın görüntüsü sağlık verisi ve kişisel veri niteliğindedir. Görüntünün paylaşılması için alınan izin, yalnızca “Fotoğrafımın kullanılmasına izin veriyorum.” şeklindeki genel bir ibareden ibaret olmamalıdır. Paylaşımın amacı, mecrası, kapsamı ve süresi bakımından ayrı, açık ve bilgilendirilmiş bir irade ortaya konulması gerekir.</p>

<p>Ayrıca hastanın izin vermesi, içeriğin reklam yasağına veya meslek etiğine aykırı olmasını kendiliğinden hukuka uygun hale getirmez.</p>

<p><strong>“%100 sonuç” ve “iz kalmaz” ifadeleri sonuç taahhüdü sayılabilir mi?</strong></p>

<p>Genel tedavi ilişkisinde hekimin yükümlülüğü, hastayı mutlaka iyileştirmek değil; tıbbi standartlara uygun, dikkatli ve özenli davranmaktır. Bu ilişki çoğunlukla vekalet sözleşmesi çerçevesinde değerlendirilir.</p>

<p>Buna karşılık estetik amaçlı müdahalelerde belirli bir sonucun açık biçimde vaat edilmesi, eser sözleşmesine ilişkin tartışmaları güçlendirebilir. “%100 sonuç”, “iz kalmaz”, “kesin başarı”, “kusursuz görünüm”, “garantili sonuç” veya “sıfır risk” gibi ifadeler, hekimin yalnızca özen değil, belirli bir sonuç taahhüt ettiği iddiasına dayanak yapılabilir.</p>

<p>Ancak her iddialı reklam cümlesinin otomatik olarak sözleşmenin niteliğini değiştireceği söylenemez. Müdahalenin amacı, hasta ile yapılan bireysel görüşmeler, sözleşme ve onam metinleri, kullanılan ifadelerin bağlamı ve hastada oluşturduğu makul beklenti birlikte değerlendirilir.</p>

<p>Bu nedenle asıl risk, tek bir kelimeden çok dijital iletişimin tamamında oluşan mesajdır. Hekim onam formunda komplikasyon ihtimalinden söz ederken sosyal medyada aynı işlemi “ağrısız, risksiz ve garantili” olarak tanıtıyorsa, iki anlatım arasındaki çelişki hastanın yeterince aydınlatılmadığı iddiasını güçlendirebilir.</p>

<p><strong>Instagram, internet sitesi ve WhatsApp yazışmaları mahkemede kullanılabilir mi?</strong></p>

<p>Elektronik içerikler, kaynağı ve doğruluğu tartışılabilmekle birlikte mahkemeye belge olarak sunulabilir. Ekran görüntüleri, mesaj kayıtları, internet sitesi arşivleri ve sosyal medya paylaşımları; gerektiğinde bilirkişi incelemesi, noter tespiti, platform kayıtları veya diğer delillerle desteklenebilir.</p>

<p>WhatsApp bakımından özellikle üç tür mesaj risklidir:</p>

<p><strong>1. Sonucu garanti eden mesajlar:</strong><br />
“Hiç merak etmeyin, iz kalmayacak.”</p>

<p><strong>2. Komplikasyonu önemsizleştiren mesajlar:</strong><br />
“Bu herkeste olur, kesin geçer.”</p>

<p><strong>3. Muayene ve değerlendirme yapılmadan kesin tıbbi kanaat bildiren mesajlar.</strong></p>

<p>WhatsApp’ın yalnızca randevu ve lojistik iletişim için kullanılması her zaman mümkün olmayabilir. Ancak kliniklerin bu kanal için standart bir iletişim politikası oluşturması, kesin sonuç bildiren cevaplardan kaçınması ve klinik değerlendirme gerektiren konuları kayıtlı tıbbi görüşme sürecine yönlendirmesi önemlidir.</p>

<p><strong>Hastanın izni varsa her görsel paylaşılabilir mi?</strong></p>

<p>Hayır. Hastanın açık rızası önemli olmakla birlikte tek başına yeterli değildir. Öncelikle sağlık verileri özel nitelikli kişisel veridir. Bu nedenle rızanın belirli, bilgilendirilmiş ve özgür iradeye dayanması gerekir. Tedaviye verilen rıza ile tanıtım amacıyla sosyal medya paylaşımına verilen rıza birbirinden ayrılmalıdır. Hasta, tedavinin yapılabilmesi için görsel paylaşımına zorlanmamalı; paylaşımı reddetmesinin tedavi ilişkisini etkilemeyeceği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>İkinci olarak açık rıza alınması, reklam mevzuatındaki yasakları ortadan kaldırmaz. Hasta memnuniyet mesajlarının, teşekkür videolarının veya talep oluşturucu öncesi-sonrası görsellerinin paylaşılması, hasta izin vermiş olsa bile reklam ve meslek etiği yönünden ayrıca değerlendirilir.</p>

<p>Üçüncü olarak kimliğin gizlenmesi her zaman anonimleştirme anlamına gelmez. Yüzün kapatılması hâlinde dahi dövme, ses, nadir bir hastalık, yaş, şehir veya olayın ayrıntıları üzerinden kişinin belirlenebilmesi mümkündür.</p>

<p><strong>Kişisel hesap ile kliniğin kurumsal hesabı arasında fark var mı?</strong></p>

<p>Hekimin kişisel hesabı, paylaşımın mesleki faaliyetiyle bağlantılı olması hâlinde hukuki denetimin dışında değildir. Hesabın “kişisel” olarak tanımlanması; tedavi sonuçlarının, hasta görsellerinin, klinik iletişim bilgilerinin veya mesleki unvanların kullanıldığı içerikleri otomatik olarak özel paylaşım haline getirmez.</p>

<p>Kurumsal hesapta yapılan paylaşımlarda ise sağlık kuruluşunun organizasyon, denetim ve veri sorumluluğu daha görünür hale gelir. İçerik bir sosyal medya yöneticisi veya reklam ajansı tarafından hazırlanmış olsa dahi hesabın sahibi olan klinik veya sağlık kuruluşu sorumluluktan tamamen kurtulmaz.</p>

<p>Bu nedenle kişisel ve kurumsal hesaplar için ortak bir yayın politikası bulunmalı; hekim, sosyal medya yöneticisi, reklam ajansı ve hasta iletişim ekibi aynı hukuki standartlara tabi olmalıdır.</p>

<p><strong>Silinen paylaşımlar delil olmaktan çıkar mı?</strong></p>

<p>Bir içeriğin silinmesi, daha önce alınmış ekran görüntülerini, noter tespitini, mesaj kayıtlarını veya başka kullanıcılar tarafından yapılan paylaşımları ortadan kaldırmaz. Hikaye formatında 24 saat sonra kaybolan içerikler de daha önce kaydedilmişse uyuşmazlıkta ileri sürülebilir.</p>

<p>Bununla birlikte tek başına ekran görüntüsünün kime ait olduğu, değiştirilip değiştirilmediği ve hangi tarihte yayımlandığı tartışılabilir. Bu nedenle mahkemeler dijital delilleri dosyadaki diğer verilerle birlikte değerlendirir.</p>

<p>Hekim açısından doğru yaklaşım, riskli içerikleri yalnızca silmek değil; eski paylaşımları sistematik olarak gözden geçirmek, kullanılan ifadeleri düzeltmek ve bundan sonraki yayınlar için bir denetim mekanizması kurmaktır.</p>

<p><strong>Hasta yorumlarına verilen cevaplar neden risklidir?</strong></p>

<p>Bir hastanın sosyal medyada komplikasyon yaşadığını yazması üzerine hekimin ayrıntılı cevap vermesi, haklı bir savunma refleksi olabilir. Ancak kamuya açık cevapta hastanın tanısı, uygulanan işlem, kontrol durumu, ilaç kullanımı veya kişisel davranışları açıklanırsa hasta mahremiyeti ihlal edilebilir.</p>

<p><i>“Kontrollerinize gelmediniz”</i>, <i>“önerilen tedaviyi uygulamadınız”</i> veya <i>“başka bir hastalığınız vardı”</i> şeklindeki cevaplar, tıbbi sırların dolaylı biçimde açıklanmasına yol açabilir. Ayrıca aceleyle verilen cevaplar, daha sonra dava dosyasında hata kabulü, kusur ikrarı veya komplikasyonun yönetilemediğine ilişkin beyan olarak yorumlanabilir. Daha güvenli yaklaşım; kamuya açık alanda tıbbi ayrıntıya girmeden, kişinin özel iletişim kanalına davet edilmesi ve sürecin hasta dosyası üzerinden inceleneceğinin belirtilmesidir.</p>

<p><strong><u>Riskli ve daha güvenli ifade örnekleri</u></strong></p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Bu yöntemle %100 başarılı sonuç alıyoruz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Sonuçlar hastanın anatomik özelliklerine, iyileşme sürecine ve tıbbi koşullara göre değişebilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Ameliyattan sonra kesinlikle iz kalmaz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“İz oluşumu ve iyileşme şekli kişiden kişiye değişebilir; olası riskler muayene sırasında ayrıntılı olarak değerlendirilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Ağrısız ve risksiz işlem.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Her tıbbi müdahalede olduğu gibi bu işlemde de kişiye göre değişen risk ve yan etkiler bulunabilir.”</p>

<p><strong>-Riskli:</strong><br />
“Siz de fotoğraftaki sonucu elde edeceksiniz.”</p>

<p><strong>Daha güvenli:</strong><br />
“Paylaşılan sonuçlar kişiye özeldir ve başka bir hasta için aynı sonucu garanti etmez.”</p>

<p><strong><u>Hekimler ve sağlık kuruluşları için dijital iletişim ve sosyal medya kontrol listesi</u></strong></p>

<p>1. Tüm sosyal medya, internet sitesi ve tanıtım metinlerinde “garanti”, “kesin”, “%100”, “iz kalmaz”, “sıfır risk” ve benzeri sonuç vaatlerini kaldırın.</p>

<p>2. Öncesi-sonrası görsellerini paylaşmadan önce içeriği reklam mevzuatı, hasta mahremiyeti ve kişisel verilerin korunması yönünden ayrı ayrı değerlendirin.</p>

<p>3. Tedavi onamı ile görsel kullanım ve sosyal medya paylaşım rızasını birbirinden ayırın.</p>

<p>4. Görsel paylaşım rızasında mecra, amaç, kapsam ve rızanın geri alınma yöntemi konusunda hastayı bilgilendirin.</p>

<p>5. Sosyal medya anlatımı ile aydınlatılmış onam formunun birbiriyle çelişmediğini kontrol edin.</p>

<p>6. WhatsApp ve diğer mesajlaşma kanalları için standart yanıtlar ile klinik iletişim protokolü oluşturun.</p>

<p>7. Sosyal medya yöneticileri ve reklam ajanslarına sağlık hukuku, reklam sınırları ve hasta mahremiyeti konusunda eğitim verin.</p>

<p>8. Hasta yorumlarına kamuya açık alanda tıbbi ayrıntı içeren cevaplar vermeyin.</p>

<p>9. Eski paylaşımları, internet sitesi metinlerini ve öne çıkan hikayeleri düzenli olarak hukuki denetimden geçirin.</p>

<p>10. Her paylaşım öncesinde şu soruyu sorun:</p>

<p><strong><i>“Bu ifade yarın bir dava dosyasına girerse, hastaya ne vaat ettiğimiz şeklinde anlaşılır?”</i></strong></p>

<p><strong>Sonuç: Dijital iletişim, tıbbi sürecin dışında değildir.</strong></p>

<p>Malpraktis risk yönetimi artık yalnızca ameliyathane, hasta dosyası ve onam formundan ibaret değildir. Hekimin Instagram’da kullandığı dil, kliniğin internet sitesindeki açıklamalar, WhatsApp üzerinden verilen cevaplar ve hasta yorumlarına yapılan müdahaleler de hukuki sürecin parçasıdır.</p>

<p>Amaç hekimlerin sosyal medyadan tamamen uzaklaşması değil; bilgilendirme ile reklam, tıbbi öngörü ile sonuç garantisi, hasta iletişimi ile mahremiyet ihlali arasındaki sınırı doğru yönetmesidir.</p>

<p>Her paylaşım tek başına sorumluluk doğurmaz ve her uyuşmazlık somut olayın özelliklerine göre değerlendirilir. Ancak dijital içerikler, hastanın beklentisinin nasıl oluşturulduğunu ve hekimin hangi sonucu üstlendiğini gösteren güçlü delillere dönüşebilir.</p>

<p>Bu nedenle sağlık kuruluşları için en etkili koruma, dava açıldıktan sonra paylaşımın ne anlama geldiğini açıklamaya çalışmak değil; paylaşım yapılmadan önce hukuki denetimi sürecin doğal bir parçası haline getirmektir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT"><img alt="Av. Fatma TOKAT" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2026/05/fatma-tokat.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-fatma-tokat" title="Av. Fatma TOKAT">Av. Fatma TOKAT</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/bir-malpraktis-davasinda-en-guclu-delil-bazen-ameliyat-kaydi-degil-instagram-paylasimidir-1</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 15:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/saglik-doktor-cep.jpg" type="image/jpeg" length="77869"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[SESİMİ DUYAN VAR MI? HUKUKUN ALTINDA KALAN ÇOCUK]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Hiç mağdur vekilliği yaptınız mı? Peki hiç mağdur çocuk vekilliği yaptınız mı? Yada son sınıf Ceza Muhakemesinde en çok ne anlatılmıştı?]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p style="text-align:justify">“Zehirli ağacın meyvesi zehirlidir.” yada “Masum bir kişinin cezalandırılmasındansa, yüz &lt;suçlu&gt;nun beraat etmesi daha iyidir.” mottolarıyla sanığın haklarından bahsedilip mağdur/şikayetçi haklarının eser miktarda anlatılmasıyla baştan attık havluyu sanki. Silahların eşitliği adil yargılama diyorduk ama o da sanığa özgülenmişti.. Mağdur çocuk vekilliği yaptığım dosyada çalakalem düzenlenen iddianameni iadesini talep edemezmişim hatta SSÇ’ler hakkında daha ağır suç tipi uygulanması için CMK M. 226 talep ettiğimde hakimden uyarı yemiştim “Avukat Bey ek savunma sanığa ait bir hak. Sizin ek savunma talep etme hakkınız yok!..” iddianameyi de hakim iade ediyormuş biz talep etme &lt;hakkımız&gt; yokmuş..</p>

<p style="text-align:justify">Kanun, mağdura ne kadar hak/yetki verdi ki akademisyenler anlatsın.. Son sınıf Ceza Muhakemesinde savcı, müdafii ve hakim üçgeni anlatıldığında tez-antitez-sentez üçgeni ile yargının rolleri anlatılmıştı. Gerektiğinde savcı, şüphelinin lehine ve aleyhine delilleri toplamak ve “şüphelinin” haklarını korumakla yükümlü idi. (CMK M. 160/2) E tabi mağdur da dolaylı olarak nasiplendi şüphelinin “aleyhine delil” toplanmasından. Bizimkisi az’a kanaat etmek.</p>

<p style="text-align:justify">Hayır hayır düşündüğünüz gibi sanık idam edilsin; mağdur kutsansın demiyorum. İdama da karşıyım. Retorik olarak idamın doğru yanlışlığı siyasiliğinden öte; yıllarca idamın uygulandığı bir ülkeyiz ancak suçun sıfırlanmadığı da &lt;İzahtan Vareste&gt;dir. Öyle ki İran’da idam olmasına rağmen 2025'te 1.639 ile 1.922 arasında idam edildiği bildirilmektedir.</p>

<p style="text-align:justify">Tek demek istediğim ceza hukuku salt bir tarafın cezalandırılması; mahkumiyeti veya beraati midir? Taraf pozisyonlarımızdan azade biçimde. (Kim demiş maddi gerçek olayını lafı güzaf)</p>

<p style="text-align:justify">Meslek hayatımın %80’i mağdur vekilliği özel biçimde mağdur çocuk vekilliği olarak geçti. Çocuk hakiminin mağdur çocuğu duruşma salonunda dinlemeye çalışmasından tutun akranları tarafından okul sınıfında anal yoldan şişe sokulmaya çalışan çocuk hakkında (şaka kastı olduğundan) SSÇ’ye verilen beraat kararına kadar. Anlayacağınız üzere akran zorbalığına uğrayan çocuklara vekillik denk gelmekte.</p>

<p style="text-align:justify">Hani derler ya instagramda manifest postudur x postudur diye. “İş” bu yazı(da) bir çeşit empati postunun &lt;geleneksel&gt; halidir. Çocuk Hakları aktivistlerinin bile nasıl olacak bu iş denilen belli düşünce kalıpları içinde sıkışan akranından zarar gören çocuktan bahsediyoruz. Çoğu zaman Çocuk Hakları Merkezlerinin/Komisyonlarının “her ikisi de çocuk, kimin vekilliğini yapacağız?” diyerek çekimser kaldığı alan burası. Burası tahmininizdeki gri alan bile değil! ya siyah; ya beyaz Beşiktaşta bile ikisi yan yana.. Ama diğer tarafta Maraş olayında silahla akranını, öğretmenini öldürenin ailesi de ceza alsın diyen bir kamuoyu var. (ölen çocuklarımız ve şehidimizin ALLAH mekanlarını cennet eylesin) Buna şahsi düşünceniz içerisinde SSÇ odaklı cadı avı da diyebilirsiniz ama gerçekte tüm öfke ve sorumluluğu SS&lt;Ç&gt;’ye yüklemeye çalışan kamuoyu denilen güruh var. Elbette cezaların şahsiliği mevcutken aile, kasten öldürme suçundan sanık durumuna düşemez ama günümüzde ayağını yorganına göre uzat felsefesiyle TCK’yı fiile göre uydur uzat esnet hatta ortasını kes başı sonu uzansın ortası açık kalsın ama uysun! Esnaf usulü “yap bi’ şeyler işte” denilen çağdayız.</p>

<p style="text-align:justify">Tek bildiğim bir konu var: Sabit düşünce kalıplarından çıkılmadığında geçen yıl sadece akran zorbalığından bahsederken bu yıl Maraş, Diyarbakır ve Urfa olaylarına şahit olduğumuz. Üstelik daha yılı yarılamadık bile! Peki ya anaokulunda SSÇ görmeye başladığımızda ne yapacağız? Atın zindana önce yetişkin koğuşunda tamamen kirlensin sonra adam olacaksa ıslahevine.. (Sanayi görmemiş çocuğu sanayiye vermekle terbiye etmek gibi) Evet evet anaokulu veledi de dahil!</p>

<p style="text-align:justify">Sahi kanunda çocuğun karşılığı ne idi? ÇKK’ya göre 18 yaşını doldurmamış olmak. Ya başka? Türkiye şartlarında mağdur çocuk deyince akla ilk gelen yetişkin tarafından (kuvvetle muhtemel) istismara uğramış; SSÇ deyince de çocuğun yetişkine karşı yaptığı fiil algılanır. (TCK M. 31) Peki zaten suç sonucu mağdur edilen çocuk neden “Yetişkin fail- Mağdur çocuk; Suça Sürüklenen Çocuk - Yetişkin” arasında sıkışmakta? Yada bu sıkışma kuralını kim koydu? Kemal Sunal’ın dedi gibi “oylarınız damlaya damlaya dağdan indim kereste” Bahsettiğimiz gibi merkezlerin bile tereddütte kaldığı akran zorbalığına uğrayan çocuk, iyimser ihtimalle neden gri alan içinde hapsedilmektedir?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p style="text-align:justify">Ne diyorduk? Çocuk Hakları aktivisti olarak bile taraf seçmek zorunluluğumuz vardı değil mi? Çocukken anneni mi seviyorsun babanı mı demek gibi bir şey bu! Biz her ikisinin de esenliğini gözetemez miyiz? Başka deyimle beraat yada mahkumiyet arasında sıkışmak zorunda mıyız? Girdiğimiz SSÇ veya mağdur çocuk dosyasında her iki çocuk için ÇKK M. 5 talep edemez miyiz? Oysa tek süper gücümüzdü “talep” etmek. (İddianamenin iadesi ve ek savunma hariç) maddi gerçek için geriye ne kaldıysa artık burada bile SSÇ’nin ikrar insafına kaldık 😏 az’a kanaat edecektik değil mi özür dilerim!</p>

<p style="text-align:justify">21. Yüzyılda mağdur vekil beyanı diye yeni bir hak elde ettik değil mi? Bence SSÇ’nin veya mağdur çocuk hakkında ister M. 5 kapsamında ister ÇKK M. 7/2 ve M. 35 kapsamında olay özgü rapor isteyebilir/isteyebilmeliyiz. Zira talep halinde ret kararının gerekçesini hakim düşünsün (ÇKK M. 35/3) veya “usul yasaya uygun olmadığından” talebin reddine diyecektir. Yine Kemal Sunal’ı andım: sahi kim çıkarttı gerekçeli karar işini?</p>

<p style="text-align:justify">Kitabın önsözünü okumamak gibi kanunun başlangıcından uzak olduğumuz; 8-17 mesai mantığıyla yerine getirdiğimiz sistemimiz var. (Tabiiki de meslektaşın tenzih hakkı saklıdır) Ceza Hukukundaki maddi gerçeği ortaya çıkartmaktan bahsediyorum aslında. Başka bir deyimle TCK’nın 3 ve 1. Maddesi. Akran zorbalığına uğrayan çocuk hakkında taraf olmamak hali. Başka deyimle AİHS’te bahsedilen çocuğun yargılamaya katılma hali.</p>

<p style="text-align:justify">CMK 160/2’de olduğu gibi dolaylı olarak akran zorbalığına mağdur çocuk da bu haktan faydalansa yeterli. Zira çocuğun katılım hakkı ceza yargısında “yetişkin tarafından mağdur edilen Çocuk” açısından değerlendirilmektedir. Dur şimdi yine aynı sarmalın içinde sıkıştık: ceza yargısında “mağdur” sanığın “en ağır şekilde” cezalandırılmasını ister “sanık” da “şüpheden yararlanmayı” yine taraf tuttuk sizde haklısınız.</p>

<p style="text-align:justify">O zaman soruyu şöyle sorayım: “Mağdur çocuğun ceza tatmini ve ceza adaleti” anlayışı nedir? Faili yetişkin ise elbette failin ağır ceza almasıdır ama ya “12’ye 1 gün kalan” yaştaki akranı ise? Ama haksızsın yazan kişi! Güvenlik tedbiri uygulanır der kanun! Evet haklısınız sayın okuyucu. Hakimin gerekçe yazma zorunluluğu gibi bir şey bu; güvenlik tedbirini uygulamadan KYOK verilmesi.</p>

<p style="text-align:justify">Bir gün akran zorbalığında mağdur vekilliği yaptığım dosyada çocuk hakimi şöyle demişti: “maddi gerçeği ortaya çıkartacağız sakin olun Avukat Bey” ben &lt;çocuk&gt; gibi sevindim ama mağdur çocuk anlamış mıdır bilemem. Fakültede hocanın masanın üstünde kalan sınav kâğıtları geçer altında kalan kalır gibi çoklu akran zorbalığında 12 yaşının suçun saati bakımından doldurup doldurmadığını hastaneden doğum raporu ile araştırıldığı 1 çocuk yönünden saat itibariyle takipsizlik kararı verildiği (güvenlik tedbiri olmaksızın) ancak saat itibari ile davayı “kurtardığımız” diğer çocukların tehdit hakaret yaralama bilişim verilerine hukuka aykırı girmek suç tiplerinden yargılandığı dava idi. TCK’yı kılıfına uydurmaya çalışıyoruz değil mi? Bu sefer kat’ien siyasi değildi lafım kimse üzerine alınmasın (önceki de değil)</p>

<p style="text-align:justify">Sadece eleştiri yapmakla kalmıyoruz çünkü bu kanun boşluğudur: Çocuk Koruma Kanunu tüm bu eleştiriler sonucu çocuğun yetişkine yönelik fiiller bazında düzenlenmiştir. Mevcut sistemde akran zorbalığına uğrayan çocuklar hakaret, yaralama, kişi hürriyetinden yoksun kılma, tehdit gibi çoklu fiillerin mağdurudur. Öğretide çocuğun istismarı sadece cinsel değildir derken TCK neden M. 103 sadece “cinsellik” ile sınırlamış ki? Neden 103/A “Akran Zorbalığı” suç tipi düzenlenmesin? Üzerinde sona erdirmek üzere olduğum kanun taslağı bu. Hiçbir destek almasam bile tek imzalı TBMM’ye göndereceğim de gönderilenleri okuyunca:</p>

<p style="text-align:justify">“"Bay" ve "bayan" kelimelerinin kullanımının yasaklanması.”</p>

<p style="text-align:justify">“Belediye başkanlarının Cumhurbaşkanı tarafından atanması” gibi istekler arasında hazırladığım M. 103/A Akran Zorbalığı taslağı fark edilirse. (Aslında diğer istekler de fena değilmiş. Bence benimki arada kaynayabilir de.)</p>

<p style="text-align:justify">İşin ciddiyetinde bir kez daha soruyorum:</p>

<p style="text-align:justify">“Ceza yargısında akran zorbalığına uğrayan mağdur çocuğun adalet tatmin veya algısı nedir?” Neden yeni literatür olarak “Çocuklar arası Ceza Hukuku” kavramını tartışmayalım? SSÇ’yi yargı dışında tutma gayretindeyken bir çocuk neden bir anda “tehdit hakaret yaralama” üçlü paket ceza sisteminden ceza alsın? Neden 3 ayrı suç sabıkaya işlensin? (Yine sevdiğimiz karın ile geldik. Mağdur çocuğun esenliğini SSÇ’den kalan pay ile sorarak)</p>

<p style="text-align:justify">Son olarak/Ez cümle akran zorbalığı suçunda mağdur çocuğunun bu kadar görünmez kılınıp SSÇ’nin gelecek kaygısından bahsettiğimiz anda SSÇ’nin nasiplenip sanık haklarından arta kalan payla; mağdur çocuğun “bila ihtimal” nasipleneceği alanda vekil değil mağdur çocuğun beyanı ile:</p>

<p style="text-align:justify"><strong><u>“SESİMİ DUYAN VAR MI!?”</u></strong><strong> </strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Avukat M. Melih KAYA</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Bayburt Barosu Çocuk Hakları Komisyon</strong></p>

<p style="text-align:justify"><strong>Başkanı</strong></p>

<p style="text-align:justify"></p>

<p style="text-align:justify"><i><strong>DİPNOT : </strong>Yukarıda hazırladığım köşe yazısı Antalya Baro Dergisine gönderdiğim yazı idi. O zamandan bu zamana TCK M.103/A olarak adlandırdığım M. 96/A olarak revize edilmiş; Bayburt Barosu tarafından Meclis Komisyonu ve bakanlıklara gönderilmiştir. İş bu platform olan <a href="http://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow">Hukukihaber </a>sitesine Bayburt Barosu olarak teşekkürlerimizi iletiriz bize ev sahipliği yaptığı için.</i></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sesimi-duyan-var-mi-hukukun-altinda-kalan-cocuk</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/terazi/cocuk-ssc.jpg" type="image/jpeg" length="52698"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2023/4980 E., 2023/7701 E. ve 2023/3218 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 21.05.2024 tarihli, 2023/4980 E., 2024/3638 K. sayılı kararı,  14.03.2024 tarihli, 2023/7701 E., 2024/1740 K. sayılı kararı ve 23.01.2024 tarihli, 2023/3218 E., 2024/423 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/4980 E., 2024/3638 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 11. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/848 E., 2023/4 K.<br />
KARAR : Başvurunun kısmen kabulü ile esas hakkında yeniden hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 4. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/616 E., 2022/157 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki karşılıklı boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince erkeğin davasının kabulü ile tarafların boşanmalarına, kadının davasının ise feragat nedeniyle reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvuruların kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı-davacı kadın vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı-davalı erkek vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin huzurlu ve mutlu bir yuvanın hayalini kurarken daha ilk yıllardan kadının müvekkiline, "ben ilk kocamı özledim keşke onunla ayrılmasaydık, seninle evlendiğime pişmanım, sen çok yaşlısın, seni içim almıyor" şeklinde söylemlerde bulunduğunu, müvekkilinin bu durumun zamanla düzeleceğini düşündüğünü ancak durumun gitgide daha kötü bir hal aldığını ve evliliklerinin çekilemez hale büründüğünü, kadının, müvekkiline ve ortak 4 çocuğa karşı olan soğuk, ilgisiz, samimiyetten uzak ve saygısız tavırlarının tartışmaların ana gündemini oluşturduğunu, söz konusu tartışmaların ve kadının anlaşılmaktan uzak tavırlarının neticesinde taraflar arasında şiddetli geçimsizliğin baş gösterdiğini, şiddetli geçimsizliğin doğal bir sonucu olarak müvekkilinin evlilik birliğinin devamına karşı duyduğu inancı yitirdiğini, yaklaşık olarak otuz yıllık evlilik birliği içerisinde bu zamanki sürece kadar müvekkilinin çocukların hatırına evliliği devam ettirmeye çalıştığını ancak artık hem yaşı sebebi ile hem de rahatsızlığı sebebi ile bu evliliğin ızdırap haline dönüştüğünü, kadının 2011 yılında Sivas'ta karakola gidip "beni dövüyorlar" şeklinde şikayette bulunduğunu, müvekkili ve ortak çocukların karakola ifadeye çağrıldıklarını, her zamanki gibi evde huzursuzluk çıkarıp "siz görürsünüz, gidip beni dövüyorlar deyip sizi içeri aldırtacağım" diye çekip gittiğini ama bu şikayetinin ortada herhangi bir delil olmadığı için sonuçsuz kaldığını, kadının amacına ulaşamadığını, müvekkilinin 2018 yılına kadar davalı taraf ile Sivas'ta ikamet ederken şiddetli ağrıları neticesinde hastaneye gidip kanser hastası olduğunu ve bu hastalığın son evresinde olduğunu öğrendiğini, doktorların çok fazla ömrünün kalmadığını ancak iyi bir tedavi ile hayata tutunabileceğini söylediklerini, müvekkilinin bu durumu kadın ile paylaştığında, kadının "öl, geber, sana bir bardak su bile vermem, git çocukların baksın" şeklinde sözler işittiğini, bunun üzerine müvekkilinin Sivas'tan İstanbul'a gelip çocuklarının evine yerleştiğini ve burada tedavi sürecinin başladığını, yaklaşık olarak iki yıldan beri kemoterapi ve radyoterapi tedavisi gördüğünü, geçmişten bu yana kadının müvekkile ve dört çocuğa karşı sürekli olarak şiddet uyguladığını, annelik ve eşlik vasfını hiçbir zaman yerine getirmediğini, ev temizliği, yemek gibi annenin yapması gereken hiçbirşeyi yapmayıp bu görevleri hep kız çocuklarına yüklediğini, çocukların bir yandan okullarına giderken bir yandan ev işleriyle ilgilenip bir yandan da karınlarını doyurmaya çalıştıklarını, evin içerisinde çocukları hep sopa ve demir ile dövüp, müvekkile de sürekli saldırdığını, müvekkilinin de üstüne tükürüp, bıçakla saldırıp, kıyafetlerini yırtmak suretiyle "ağzına sıçarım şerefsiz pezevenk" gibi sinkaflı sözler sarfettiğini, 2019 senesinde de müvekkilinin evde otururken şiddetli bir karın ağrısının başladığını, bunun üzerine kadının ne oldu bir bakayım diyerek aniden müvekkilinin karnına şiddetli bir darbe uygulayıp müvekkilinin bağırsaklarının dışarı çıktığını, kadının evlilik birliği içerisinde iken sürekli sinirli ve agresif tavırlar sergileyip ve herhangi bir duruma kızdığı zaman evdeki tüm eşyaları kırıp döküp, ortalığı dağıttığını, çocuklara ve müvekkile karşı hakaretler yağdırdığını, bunun dışında da devamlı evde tedirginlik yaratıp muska, büyü ve fal gibi işlerle uğraşıp çocuklara ve müvekkile büyük korkular saldığını, çocukların evin heryerinde çeşitli muskalar bulup ve kadının beddualarına maruz kaldıklarını, bu nedenlerle taraflar arasında kadının bu hareketlerinden ve sevgisizliğinden ötürü sevgi ve saygı ilişkisinin bittiğini bildirerek tarafların 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı-karşı davacı kadın vekili dava dilekçesinde; erkeğin beyanlarının doğru olmadığını, sürekli hakaret ve şiddetine maruz kaldığını, taraflar arasındaki geçimsizlik nedeninin erkeğin ilk evliliğinden olan çocukları olduğunu, müvekkilinin çocuklarının elinden alındığını, büyük kızın 6-7 senedir görmediğini, diğer çocukları ise sonradan gördüğünü, erkeğin hastalığı ile ilgili söylediği sözlerin tamamen asılsız olduğunu, erkeğin çocuklarının müvekkilini arayarak "babamı alıyorum, sen orada öl, geber, seni kabul etmiyoruz, işte orada tek başına gebereceksin, sen İstanbul'u rüyanda bile göremezsin, senin burada yerin yok" sözler söylediğini, erkeğin müvekkiline İstanbul'a giderken "ben gidiyorum geri geleceğim" dediğini, çocuklarını ziyarete gittiğini söyleyerek müvekkilinden habersiz oraya yerleştiğini, müvekkilini köyde 2 yıl boyunca yalnız bıraktığını, müvekkilinin hasta olmasına rağmen ev ve temizlik işlerini kendinin yaptığını, müvekkili köyde yalnız olduğu için müvekkilinin kardeşinin Sivas'tan İstanbul'a getirdiğini, müvekkilini erkeğin bulunduğu ortak konuta bıraktığını, erkeğin müvekkilini önce eve almak istemediğini sonradan kabul ettiğini ancak sürekli müvekkiline "ben seni köye göndereceğim, burada kalamazsın" diye söylemlerde bulunduğunu, 27.11.2020 tarihinde eve gelen polislerin uzaklaştırma kararı olduğunu söylediğini, okuma yazması olmayan müvekkilinin "burası benim evim bir şeyden haberim yok" demesine rağmen erkek tarafından kendisine şiddet uygulandığını, kalacak yeri olmadığı için müvekkilinin kadın sığınma evinde kalmak zorunda kaldığını bildirerek asıl davanın reddine, karşı davalarının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereği boşanmalarına, müvekkili için aylık 1.500,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakası ve tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkeğin bir süre önce kanser tedavisi görmek için İstanbul'da yaşayan ortak çocuklarının yanına gelmek istediği, kadının erkeğin hasta olması nedeniyle erkeğe telefonda "git sana çocukların baksın, sana bir bardak su vermem" dediği, bir süre sonra kadının da İstanbul'a gelmek istediği, ancak ortak çocuklarının annelerini istemediği, kadının erkeğe zaman zaman evlilik içerisinde "orospu, orospu çocukları, sizin ağzınıza..." gibi sözler söylediği, erkeğin de çocuklarının etkisinde kalarak kadını istemediği, kadını terk ettiği taraflar arasındaki evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı meydana gelen bu halde erkeğe ve çocuklarına hakaret eden, hastalandığı dönemde eşine bakmayacağını söyleyen kadının, kadını terk eden çocuklarının etkisi altında kalıp birlik görevlerini yerine getirmeyen erkeğin eşit kusurlu oldukları, kadın bizzat duruşmada alınan beyanında boşanmak istemediğini ve davasından feragat ettiğini beyan ettiği gerekçesiyle erkeğin davasının kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereği boşanmalarına, kadının davasının feragat nedeniyle reddine, kadına aylık 750,00 TL tedbir ve yoksulluk nafakasına, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.Davacı-davalı erkek vekili istinaf dilekçesinde; müvekkilin hastalığı nedeniyle yoğun bakımda olup çalışmadığı, şu anda yalnızca emekli maaşı bulunduğu, müvekkilin gerek maddî durumu gerekse yaşam koşulları göz önüne alınacak olunursa nafaka ödemesi olanaksız olduğu, bu durumda mevcut koşulların göz önüne alınarak şimdilik tedbir, kararın kesinleşmesiyle birlikte ise yoksulluk nafakası olarak nitelendirilecek olan nafakanın kaldırılmasını, aksi kanaatte ise nafaka miktarında indirime gidilmesi istemi ile nafakalar yönünden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekili istinaf dilekçesinde; kusurlu olan ya da daha fazla kusurlu olan erkek olmasına rağmen tarafların eşit kusurlu kabul edilip, boşanmaya karar verilmesinin ve aylık olarak 750,00 TL takdir edilen nafakasının da çok düşük olmasının hukuka ve hakkaniyete aykırı olduğunu ileri sürerek erkeğin kabul edilen davası ve nafakalar yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; erkek istinaf incelemesi aşamasında 12.05.2022 tarihinde vefat etmiş; boşanma kararı kesinleşmeden vefat etmiş olması nedeni ile duruşma açılarak yasal mirasçılarına 4721 sayılı Kanun'un 181 inci maddesi gereğince duruşmaya davet edilerek davaya kusur yönünden devam edip etmeyecekleri yolunda beyanlarının alınması için gerekli usuli işlemler tamamlanmış, erkek mirasçıları davaya katılma taleplerinin olduğu ve boşanma davasına devam edeceklerini beyan etmişler, evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda eşine ve çocuklarına hakaret eden, hastalandığı dönemde eşine bakmayacağını söyleyen kadın ile eşini terk eden çocuklarının etkisi altında kalıp birlik görevlerini yerine getirmeyen erkek bu halde eşit kusurlu kabul edilecekken kadın, kendi davasından feragat etmesi nedeniyle erkeğin kusurlarını affetmiş olduğundan boşanmaya neden olan olaylarda erkeğe kusur atfedilmesi mümkün olmadığı için kadının evlilik birliğinin temelden sarsılmasına neden olan olaylarda tam kusurlu olduğu gerekçesiyle tarafların istinaf başvurusunun kabulü ile İlk Derece Mahkemesinin kararının kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle evlilik ölüm ile sona erdiğinden boşanma davası hakkında karar verilmesine yer olmadığına ve kadının boşanmayı gerektirecek kadar kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı-davacı kadın vekili temyiz isteminde bulunulmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı-davacı kadın vekili temyiz dilekçesinde; kusurunun olmadığını ileri sürerek kusur belirlemesi yönünden kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, erkeğin ölümü nedeniyle evlilik ölümle son bulmuş olup kusur tespiti olarak devam eden davada sağ kalan eş olan kadının evlilik birliğinin sarsılmasında kusurunun ispatlanıp ispatlanmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun)190 ıncı maddesi, 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri. 4721 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci fıkrası, 181 inci maddesinin ikinci fıkrası.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge Adliye Mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı- davacı kadın vekilince temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.05.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/7701 E., 2024/1740 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ : Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2023/200 E., 2023/1061 K.<br />
DAVA TARİHİ : 26.01.2022<br />
KARAR : Başvurunun esastan reddi<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Ankara 17. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/56 E., 2022/849 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki boşanma davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı erkek vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı erkek vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı kadın dava dilekçesinde özetle; davalının evlilik süresince sudan sebeplerle kavga çıkardığını, sürekli hakaret ve küfür ettiğini, fiziksel şiddet uyguladığını, tehditler savurduğunu, aşırı baskıcı ve kıskanç tavırlar serglediğini belirterek, tarafların boşanmalarına, aylık 2.000,00 TL tedbir-yoksulluk nafakası ile 100.000,00 TL maddî, 100.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı erkek vekili cevap dilekçesinde özetle; kadının hakaret ve küfürler ettiğini, sürekli müvekkili kontrol etmeye çalıştığını, şiddet uygulamadığını, aksine şiddet gördüğünü belirterek davanın reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile tarafların fiilen 4 ay evli kaldıkları, davalının davacıya bağırarak "sen oruspusun, seninle evlendiğime pişmanım, senin sülaleni sinkaf ederim, ben seninle evlenmesem ortada kalırdın, seninle kimse evlenmezdi" şeklinde sözlerle hakaret ve sinkaflı şekilde küfür ettiği, davacı eşinin yaptığı şeyleri beğenmeyerek "bu nasıl yemek, bu nasıl çay demleme" şeklinde sözlerle davacı eşini küçümseyerek rencide ettiği, ailesinin yanında davacı eşini küçük düşürdüğü, eşine fiziki ve psikolojik şiddet uyguladığı, son şiddet olayından sonra davacının uzaklaştırma kararı aldığı, davacının ise evlilik birliği sürecinde sürekli eşini iş yerinde iken aradığı, bu aramaların bazen görüntülü olduğu, "kiminle duruyorsun, yanında kim var" diyerek kıskanç davranışlarda bulunduğu, davalı erkeğin ağır, davacının az kusurlu olduğu gerekçesiyle 4721 sayılı Kanunun 166 ncı maddesinin birinci fıkrası gereğince boşanmalarına, davacının biyolog olarak çalıştığı, düzenli ve sabit bir gelirinin olduğu anlaşılmakla kadının tedbir ve yoksulluk nafakasına ilişkin talebinin reddine, koşulları oluştuğundan 50.000,00 TL maddî, 40.000,00 TL manevî tazminata karar verilmiştir</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı davalı erkek vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili özetle; ceza dosyası ile hakaret suçundan beraat ettiğini belirterek boşanma davasının kabulü, kusur tespiti ve tazminatlar yönünden istinaf buşvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararıyla; kararın usul ve kanuna uygun olduğu gerekçesiyle istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 353 üncü maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin (1) inci alt bendi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı erkek vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı erkek vekili özetle; istinaf sebeplerinin tekrar ederek boşanma davasının kabulü, kusur tespiti ve tazminatlar yönünden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamında imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, kusur belirlemesine bağlı olarak kadının boşanma davasının kabulünün, kadın yararına tazminat takdirinin isabetli olup olmadığı, isabetliyse tazminat miktarlarının hakkaniyete ve dosya kapsamına uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi, 6 ncı maddesi, 166 ncı maddesinin birinci ve ikinci fıkrası, 169 uncu, 174 üncü maddesi.<br />
6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 ve 371 inci maddeleri.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1.Bölge adliye mahkemelerinin nihai kararlarının bozulması 6100 sayılı Kanun'un 371 inci maddesinde yer alan sebeplerden birinin varlığı hâlinde mümkündür.</p>

<p>2.Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı erkek vekili tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.03.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3218 E., 2024/423 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ : Gaziantep Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3129 E., 2022/3132 K.<br />
DAVA TARİHİ : 18.04.2019<br />
KARAR : İstinaf başvurusunun kısmen kabulü ile yeniden esas hakkında hüküm kurma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Malatya 1. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/218 E., 2022/472 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki asıl boşanma ve birleşen tedbir nafakası davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, birleşen davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>Gönderme kararı sonrasında yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince asıl davanın kabulüne, tarafların boşanmalarına ve fer'îlerine birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın taraf vekilleri tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kadının istinaf başvurusunun kısmen kabulüne, İlk Derece Mahkemesi karar gerekçesinin düzeltilmesine, İlk Derece Mahkemesi kararının birleşen dava yönünden kaldırılmasına, yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle birleşen tedbir nafakası davasının kısmen kabulüne, erkeğin tüm, kadının diğer istinaf taleplerinin esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı taraf vekilleri tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda;</p>

<p>Dosya içeriğine göre birleşen tedbir nafakası davasında hüküm altına alınan ve erkek vekili tarafından temyize konu edilen aylık 600,00 TL tedbir nafakasının yıllık toplam miktarı 7.200,00 TL olup Bölge Adliye Mahkemesinin karar tarihi itibari ile 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 362 nci maddesi uyarınca kesinlik sınırı olarak belirlenen 107.090,00 TL’nin altında kaldığı anlaşılmakla; ... erkek vekilinin temyiz dilekçesinin birleşen bağımsız tedbir nafakası davası yönünden reddine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>Davalı-davacı kadın vekilinin tüm yönlere, ... erkek vekilinin yukarıdaki paragrafın kapsamı dışında kalan diğer yönlere ilişkin, gerekli şartları taşıdığı anlaşılan temyiz dilekçelerinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><br />
<strong>I. DAVA</strong><br />
... erkek dava ve cevaba cevap dilekçesinde; kadının kanser rahatsızlığı olduğunu sakladığını, bu durumu hastanede öğrendiğini, kadının çocuk sahibi olmak istediğini ancak kendisinin, kadının kanser olması sebebi ile imkansız diye cevap verdiğini, kanserden ölen abisinin kalp krizinden öğrendiğini, taksit için ayırdığı paranın eksildiğini, kadına paranın ne olduğu sorulduğunda kadının alınganlık yaptığını, sürekli küstüğünü, sürekli hakaret ettiğini, aşağıladığını, yüzüne tükürdüğünü, sık sık evi terk ettiğini, en son kendisine bıçak çektiği için aralarında sürmekte olan ceza davası olduğunu, özel hayat anlattığını, sadakatsizlikle ve iktidarsızlıkla suçladığını, ailesi ve komşuları ile görüşmesini istemediğini, aile müdahalesine sessiz kaldığını, birlik görevlerini yerine getirmediğini, istemediğini soğuduğunu söylediğini, intihara teşebbüs ettiğini, izinsiz para aldığını iddia ederek 4721 sayılı Türk Medeni Kanun'un (4721 sayılı Kanun) 166 ncı maddesi gereğince tarafların boşanmalarına, erkek yararına, 20.000,00 TL maddî, 20.000,00 TL manevî tazminata karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı-davacı kadın vekili cevap ve birleşen dava dilekçesinde; erkeğin, müvekkiline sevgisiz davrandığını, seninle ev işi yap diye evlendim, istemiyorum, seninle evlendiğime pişmanım dediğini, evde düzensiz bir alan olursa bunu akrabalarına göstererek küçük düşürmeye çalıştığını, sürekli hakaret edip aşağıladığını, cinsel içerikli videolar izlediğini, ters ilişkide bulunduğunu, her tartışmada evin anahtarını değiştirip eve almadığını, müvekkilinin son olayda bebeğini düşürdüğünü, hırsızlıkla itham ettiğini, birlik görevlerini yerine getirmediğini iddia ederek asıl davanın reddine, boşanmaya karar verilmesi halinde kadın yararına, 20.000,00 TL maddî, 50.000,00 TL manevî tazminata, birleşen davanın kabulü ile kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesi gereğince aylık 750,00 TL tedbir nafakasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
A. İlk Derece Mahkemesinin Birinci Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin Malatya 1. Aile Mahkemesinin 11.02.2021 tarih, 2019/124 Esas 2021/99 Karar sayılı kararı ile asıl davanın kabulü ile, eşit kusurlu tarafların evlilik birliğinin temelinden sarsılması sebebi ile boşanmalarına, tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddine, kadın yararına aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, birleşen tedbir nafakası davası hakkında asıl davada hüküm kurulmasından dolayı karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Gönderme Kararı<br />
1.İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde ... erkek vekili, kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, tedbir nafakası ile birleşen davada vekâlet ücretine hükmedilmemesi; davalı-davacı kadın vekili ise tüm yönlerinden istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesinin 20.04.2022 tarih ve 2021/1548 Esas, 2022/970 Karar sayılı kararı ile kadının bağımsız tedbir nafakası davası konusunda olumlu olumsuz karar verilmesi ve tarafların delil olarak dayandıkları ceza dosyasının dosya arasına alınıp incelenerek karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile esasa yönelik istinaf itirazları incelenmeksizin İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.</p>

<p>C. İlk Derece Mahkemesinin Son Kararı<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıdaki başlıkta tarih ve sayısı belirtilen kararı ile kadının evden ayrılıp gittikten sonra yeniden evine gelerek eşyalarını almak istediği, erkeğin ise kapının kilidini değiştirdiğini gördüğü, kapı açıldıktan sonra kadının erkeğe bıçak çekerek tehdit ettiği, hakaret ettiği, kadının kanser hastalığını gizlediği iddiası ise ispat edilemediği, erkeğin ise kadının akrabası olan tanık ...' a gardrobun içini gösterdiği, tanığın beyanında gardropta fazlaca bir dağınıklık göremediğini ifade etmesi ile erkeğin kadını üçüncü kişilere karşı küçük düşürdüğü, erkeğin kaybolan parayı eşine sorduğu anlaşılmış ise de kadını hırsızlıkla suçlandığı iddiasının ispat edilemediği, kadının tehdit ve hakaret eylemlerinde bulunması, erkeğin ise kadını akrabası önünde küçük düşürmesi eylemleri ile evlilik birliğinin temelden sarsıldığı, boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları, boşanma sebebiyle maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için, tazminat isteyen tarafın kusursuz ya da diğerine göre az kusurlu olması gerektiğinden eşit kusurlu oldukları anlaşılan tarafların maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi gerektiği, boşanma veya ayrılık davası açılınca hakimin, davanın devamı süresince, gerekli olan özellikle eşlerin barınmasına, geçimine, malların yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici önlemleri kendiliğinden almak zorunda olduğu, tarafların ekonomik ve sosyal durumları da gözetilerek kadın yararına uygun bir miktar tedbir nafakasına hükmedilmesi gerektiği, birleşen davanın tedbir nafakasına ilişkin olduğu, kadının ayrı yaşamakta haklılığı ispat edilemediği gerekçesi ile asıl davanın kabulü ile tarafların 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesi gereğince boşanmalarına, tarafların tazminat taleplerinin ayrı ayrı reddine, kadın yararına dava tarihinden itibaren aylık 250,00 TL, 06.11.2020 tarihinden itibaren aylık 500,00 TL tedbir nafakasına, birleşen davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1.... erkek vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; kusur belirlemesi, tazminat taleplerinin reddi, tedbir nafakası yönlerinden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.Davalı-davacı kadın vekili, İlk Derece Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; her iki dava yönünden kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile toplanan deliller, dosya içine alınan ceza dava dosyası ve özellikle ceza dava dosyasındaki ifadeler birlikte değerlendirildiğinde; tarafların evlilik içinde bir kaç kere ayrılıp tekrar bir araya geldikleri, son olarak 08.02.2019 tarihinde ayrıldıkları, bu ayrılma olayında kimin kusurlu olduğunun iki tarafça ispat edilemediği, ceza dava dosyasına konu olan olayda kadının 14.02.2019 tarihinde ortak konuta geldiği, ... erkek kapı kilidini değiştirdiği için anahtarı ile kapıyı açamadığı, erkeğin kapıyı açtığı ve devamında kadına "niye geldin, senden iğreniyorum, şerefsiz, haysiyetsiz" diye hakaret ettiği, kadının da buna karşılık "pezevenk, şerefsiz" diye hakaret edip mutfağa giderek bıçak alıp erkeğe saldırıp tehdit ettiği, bu durumda tarafların iddiaları, savunmaları, bu dosyadaki deliller ve özellikle olayın akabinde alınan ceza dava dosyasındaki tanık ifadeleri değerlendirildiğinde; tarafların birbirlerine karşı ağır hakarette bulundukları, erkeğin ortak konutun kapı kilidini değiştirdiği, bu davranışını her ayrılma olayında gerçekleştirerek alışkanlık haline getirdiği, kadının da ceza dava dosyasına konu olayda erkeği tehdit ettiği, evliliğin temelinden sarsıldığı, tarafların eşit kusurlu oldukları, ... erkeğin kadına ağır hakaret etmesi, her ayrılmadan sonra aile konutunun kapı kilidini değiştirmeyi alışkanlık haline getirmesinin davalı-davacı kadın için ayrı yaşama hakkını doğurduğu, birleşen davanın da kabulü gerektiği gerekçesi ile kadının birleşen davaya ve kusur tespitine yönelik istinaf başvurusunun kısmen kabulü ile İlk Derece Mahkemesi kararının ilgili bölümlerinin kaldırılmasına yeniden esas hakkında hüküm kurmak suretiyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında tarafların eşit kusurlu olduklarının tespitine, davalı-davacı kadının birleşen davasının kısmen kabulü ile, boşanma davasında 4721 sayılı Kanun'un 169 uncu maddesine göre takdir edilen tedbir nafakası ile tahsilde tekerrür oluşturmayacak şekilde birleşen dava tarihinden itibaren davalı-davacı kadın yararına aylık 600,00 TL tedbir nafakasına, fazlaya ilişkin talebinin reddine, ... erkeğin tüm, davalı-davacı kadının diğer istinaf taleplerinin ayrı ayrı esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1.... erkek vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; birleşen davanın kabulü, kusur belirlemesi ve tazminat taleplerinin reddi yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>2.... kadın vekili; Bölge Adliye Mahkemesi kararının usul ve kanuna aykırı bulunduğunu ileri sürerek; asıl davanın kabulü, kusur belirlemesi, tazminat teleplerinin reddi yönlerinden kararın bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Asıl dava, boşanma, birleşen dava 4721 sayılı Kanun'un 197 nci maddesinde düzenlenen bağımsız tedbir nafakası davası olup, uyuşmazlık taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede bir geçimsizlik bulunup bulunmadığı, geçimsizlik var ise kusurun kimden kaynaklandığı, erkeğin boşanma davasının kabulü şartlarının oluşup oluşmadığı, taraflar yararına maddî-manevî tazminata hükmedilmesinin yasal koşullarının oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
4721 sayılı Kanun'un 4 üncü, 6 ncı, 166 ncı, 174 üncü, maddeleri; 6100 sayılı Kanun'un 369 uncu maddesinin birinci fıkrası ile 370 inci, 371 inci maddesi,</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre ... erkek vekilinin tüm, davalı-davacı kadın vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2. Bölge Adliye Mahkemesince, taraflara yüklenen ve gerçekleşen kusurlu davranışların yanında, dosya kapsamında bulunan tanık beyanlarından, erkeğin, evdeki temel ihtiyaç maddelerinin kullanımını kısıtlayarak birlik görevini ihmal ettiği, kadını akrabalarının önünde küçük düşürdüğü de anlaşılmaktadır. O hâlde, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda, ... erkeğin ağır, davalı-davacı kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerekirken, tarafların eşit kusurlu kabul edilmesi doğru görülmeyip kararın bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekmiştir.</p>

<p>3. Yukarıda (2) nolu paragrafta açıklandığı üzere; evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, bu olayların onun kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşılmıştır. O hâlde, Mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile hakkaniyet kuralları dikkate alınarak kadın yararına 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesinin birinci ve ikinci fıkraları uyarınca uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekirken, hatalı kusur belirlemesinin sonucu olarak yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
1.... erkeğin birleşen tedbir nafakası davasına yönelik temyiz dilekçesinin REDDİNE,</p>

<p>2. Davalı-davacı kadın vekilinin tüm, ... erkek vekilinin diğer temyiz itirazlarının incelenmesine gelince;</p>

<p>a) Yukarıda (2) ve (3) numaralı paragraflarda belirtildiği üzere temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının kusur belirlemesi, kadının maddî ve manevî tazminat taleplerinin reddi yönlerinden davalı-davacı kadın yararına BOZULMASINA,</p>

<p>b) Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere ... erkeğin tüm, davalı-davacı kadının diğer temyiz itirazlarının reddi ile temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının bozma kapsamı dışında kalan temyize konu bölümlerinin 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temiz eden Bülent'e yükletilmesine,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatıran Nuray'a iadesine,</p>

<p>Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>23.01.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20234980-e-20237701-e-ve-20233218-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Sun, 19 Jul 2026 10:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/yargi/yargitaysay.jpg" type="image/jpeg" length="71684"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="81011"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[UYAP LOGUNDA “EVRAK AÇILDI” KAYDI SÜRELERİN BAŞLAMASI İÇİN YETERLİ MİDİR?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi Kararının Değerlendirilmesi]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>KARARIN ÖZETİ</strong></p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/borclu-odeme-emrini-uyapta-acmis-oldugu-tarih-itibariyle-takipten-haberdar-sayilacak-olup-odeme-emri-teblig-isleminin-usulsuz-olduguna-yonelik-sikayetin-suresinde-olup-olmadigi-bu-tarihe-gore-degerlendirilir">12. HD, 2025/519 E., 2025/2154 K., 11.03.2025 T.</a></strong></p>

<p><i>“Borçlu tarafından ödeme emrinin UYAP üzerinden açılması durumunda borçlunun bu açılma tarihinde takipten haberdar olduğu kabul edilmektedir. "Somut olayda, UYAP evrak işlem kütüğünde yapılan incelemede, borçlu tarafından ödeme emrinin 26.04.2023 tarihinde 15:43 50'de Uyap tan açılmış olduğu görülmekle borçlunun bu tarih itibariyle takipten haberdar olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda borçlu tarafından şikayetin yasal 7 günlük süreden sonra 23.05.2023 tarihinde yapıldığı görülmektedir. O halde, mahkemece, ıttıla tarihinin, borçlu tarafından ödeme emrinin uyaptan açıldığı tarih olan 26.04.2023 olarak kabulü ile ödeme emri tebliğ işleminin usulsüz olduğuna yönelik 23.05.2023 tarihli şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kabulü yönünde hüküm tesisi isabetsizdir".</i></p>

<p><strong>DEĞERLENDİRME </strong></p>

<p>UYAP log; sistemdeki tüm işlem ve hareketlerin tarih, saat ve kullanıcı bilgisiyle kronolojik olarak kaydedilmesini ifade eder. Hukuki açıdan, bir belgenin veya dosyanın ilgili kişi tarafından ne zaman görüntülendiğinin kanıtlanması ve sistemde hata ayıklama yapılması amacıyla kullanılır.</p>

<p>UYAP evrak işlem kütüğüne yansıyan teknik bir log kaydı, belgenin bütünüyle okunduğunu, takip dayanağı senedin incelendiğini ve hukuki sonuçlarına tereddütsüz vakıf olunduğunu kanıtlayıp kanıtlamadığını değerlendirmek için öncelikle ıttıla ve öğrenme kavramları arasındaki farkların izah edilmesi gerekir. Zira sürelerin başlaması, hak arama hürriyeti (Anayasa m.36) ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleri arasındaki hassas dengenin korunmasını gerektirir ve bu dengenin kurulmasında, "ıttıla" ve "öğrenme" kavramlarına farklı hukuki misyonlar yüklenmiştir.</p>

<p>Ittıla (haberdar olma), kelime anlamı itibarıyla bir durumun, işlemin veya olayın varlığından genel hatlarıyla haberdar olmayı ifade eder. Buna karşılık öğrenme, hak düşürücü veya zamanaşımı sürelerini başlatan asıl olgudur. Sadece bir olayın varlığından haberdar olmayı değil; o olayın içeriğine, hukuki niteliğine, taraflarına ve doğurduğu somut sonuçlara davanın açılmasını mümkün kılacak ölçüde, şüphe ve tereddütten arınmış şekilde vakıf olmayı gerektirir.</p>

<p>Gerek maddi hukukta (haksız fiil zamanaşımı, evliliğin nisbi butlanı) gerekse usul hukukunda (hâkimin reddi, usulsüz tebligat), tarafların zihnindeki salt "şüphe", söylenti veya duyumlar hak düşürücü süreleri başlatmaz. Öğrenmenin "kesin, somut ve duraksamasız" olması ortak bir kuraldır. Sürenin geçtiğini ileri süren taraf (davalı/alacaklı), muhatabın kesin öğrenme tarihini somut ve şüphe götürmez delillerle kanıtlamak zorundadır.</p>

<p>Yargıtay içtihatları, Tebligat Kanunu m.32’nin uygulanmasında "beyan güvenliği" ilkesini benimser. Bu kapsamda öğrenme tarihi ile basit bir "haberdar olma" (ıttıla) durumu arasında keskin bir çizgi çizilmiştir. Öğrenme, usulsüz yapılan tebligatın içeriğinden ve buna bağlı hukuki sonuçlardan (örneğin ödeme emrindeki borç miktarı, itiraz süreleri) haberdar olmayı gerektirir.</p>

<p>İİK m. 62 uyarınca ödeme emrine itiraz süresi 7 gündür. Bu sürenin başlaması için borçluya usulüne uygun bir tebligatın yapılmış olması veya usulsüzlük halinde borçlunun takibi tam anlamıyla öğrendiği tarihin tereddütsüz tespiti gerekir. Teknik ve sistemsel belirsizlikler içeren log kayıtları üzerinden süre başlatılması, hak arama hürriyetini ve adil yargılanma hakkını zedeleyeceğinden kabul görmemelidir. Yine TEBK m. 32 uyarınca, usulüne aykırı tebliğ halinde muhatabın tebliği öğrendiğini beyan ettiği tarih tebliğ tarihi sayılır. Öğrenme kavramı, borçlunun takibin türü, borcun miktarı, alacaklı, icra dairesi ve dosya numarası gibi tüm esaslı unsurlardan eksiksiz şekilde haberdar olmasını gerektirir. Sadece UYAP logunda 'evrak açıldı' kaydının bulunması, belgenin tamamının okunduğunu, eklerinin incelendiğini ve hukuki sonuçlarının idrak edildiğini tek başına ispatlamaya yetmez.</p>

<p>Her ne kadar İİK m. 16’da tebliğ veya tefhim değil öğrenme ifadesi kullanılmış olsa da, öğrenme ifadesinden hareketle bir kimsenin UYAP portalına girmesi veya dosya muhteviyatındaki bir evrakı teknik olarak ekrana yansıtması, ödeme emrinin içerdiği yasal ihtarların ve eklerini öğrendiği anlamına gelmez. Zira kanun koyucu elektronik tebligat usullerini dahi Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesinde (UETS vasıtasıyla) sıkı güvencelere bağlamıştır. Resmi elektronik tebligat altyapısı dışındaki sistemsel sorgulamalar veya salt dosya inceleme logları, hukuki süreleri başlatan geçerli bir tebliğ işlemi veya öğrenme zamanı olarak vasıflandırılamaz. Nitekim tebligat hukukundaki bu emredici rejimin sınırları, <a href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 20 Nisan 2021 tarihli, E.2017/1824, K.2021/520 sayılı kararı</a> ile kesin olarak çizilmiştir. Anılan kararda; hukuki dinlenilme hakkının gereği olarak "ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır" ilkesi tesis edilmiş ve muhatabın UYAP üzerinden işlem tesis etmesinin veya süreci sistemden takip etme iradesinin kanuni tebligat yerine geçmeyeceği vurgulanmıştır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>İİK m. 16’yı Tebligat Kanunu’nun 32. maddesi ile birlikte değerlendirmek gerekir. Anılan hüküm uyarınca, usulsüz yapılan tebligat muhatap tarafından öğrenilmiş ise muteber sayılır ve MUHATABIN BEYAN ETTİĞİ TARİH TEBLİĞ TARİHİ ADDOLUNUR. Bu kapsamda vurgulamak gerekir ki, usul hukuku bağlamında "ıttıla" (öğrenme); borçlunun icra dairesini, alacaklıyı, takibin türünü, borcun miktarını, ferilerini ve en önemlisi itiraz süreleri gibi yasal haklarını tüm esaslı unsurlarıyla eksiksiz idrak etmesini gerektirir. UYAP evrak işlem kütüğüne yansıyan teknik bir log kaydı, belgenin bütünüyle okunduğunu, takip dayanağı senedin incelendiğini ve hukuki sonuçlarına tereddütsüz vakıf olunduğunu kanıtlayan mutlak bir delil değildir. İlgilinin UYAP portalına girerek evrakın mevcudiyetini sistemsel olarak görmesi, icra tehdidinin tüm hukuki ve maddi teferruatını anladığına karine teşkil etmez. Sistemsel donmalar, evrakın eksik yüklenmesi, ekranın hızla kapatılması gibi teknik varyasyonlar söz konusuyken, bir tıklama kaydı üzerinden hak düşürücü sürelerin başlatılması, Anayasal hak arama hürriyetini ihlal eder.</p>

<p>Nitekim öğrenme olgusunun somut bir okuma kaydından ziyade içeriğe vakıf olma şartına bağlı olduğu, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, E.2024/929, K.2024/5967 sayılı kararı</a></strong>nın karşı oy gerekçesinde de isabetli olarak belirtilmiştir.</p>

<p>Sonuç olarak "beyan güvenliği" ilkesi gereği, öğrenme tarihi ile basit bir "haberdar olma" (ıttıla) durumu arasında keskin bir çizginin çizilmesi gerekir. Öğrenme, usulsüz yapılan tebligatın içeriğinden ve buna bağlı hukuki sonuçlardan (örneğin ödeme emrindeki borç miktarı, itiraz süreleri) haberdar olmayı gerektirir. Bu usulsüz tebligat şikayetinde 7 günlük hak düşürücü sürenin başlangıcı olan "öğrenme, borçlunun takibin varlığından ve içeriğinden haberdar olduğu andır. UYAP portalı üzerinden yapılan görüntülemeler konusunda borçlunun beyan ettiği öğrenme tarihini öncelikli tutmak gerekir. Belirtilen nedenlerle 12. Hukuk Dairesinin kararına katılmamaktayım.</p>

<p><img alt="Rauf Karasu" height="480" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/rauf-karasu.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" width="861" /></p>

<p><strong>Prof. Dr. Rauf Karasu</strong></p>

<p><strong>Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi</strong></p>

<p><strong>Ticaret Hukuku ABD Başkanı</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/uyap-logunda-evrak-acildi-kaydi-surelerin-baslamasi-icin-yeterli-midir</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/terazi/terazi-tokmak-kumsaati-44asdf.jpg" type="image/jpeg" length="91356"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hukuk Genel Kurulu'nun 2017/1824 E., 2021/520 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 20.04.2021 tarihli, 2017/1824 E., 2021/520 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Hukuk Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2017/1824 E., 2021/520 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :İş Mahkemesi</p>

<p>1. Taraflar arasındaki “Tespit” davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, Gebze 2. İş Mahkemesince verilen davanın açılmamış sayılmasına ilişkin karar davacı vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 10. Hukuk Dairesince yapılan inceleme sonunda bozulmuş, Mahkemece Özel Daire bozma kararına karşı direnilmiştir.</p>

<p>2. Direnme kararı davacı tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p>3. Hukuk Genel Kurulunca dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. YARGILAMA SÜRECİ</strong></p>

<p>Davacı İstemi:</p>

<p>4. Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin eşi...’nin 17.11.1999 tarihinde vefat ettiğini, Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararı sonrası müvekkilinin eşinden dolayı ölüm aylığı almaya hak kazandığını, ilk ölüm aylığı talebinin reddedildiğini, 08.03.2007 tarihinde tekrar talepte bulunduklarını Kurumun cevap vermediğini belirterek eşinden ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespitini talep etmiştir.</p>

<p>Davalı Cevabı:</p>

<p>5. Davalı Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı (SGK/Kurum) vekili cevap dilekçesinde; müteveffa eşin 5 yıl sigortalılık ve 900 gün prim ödeme şartını yerine getirmediğini, Kurum işleminin usul ve yasaya uygun olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p>Mahkemenin Birinci Kararı:</p>

<p>6. Gebze 2. İş Mahkemesinin 26.03.2013 tarihli ve 2008/140 E., 2013/186 K. sayılı kararı ile; davacının eşi...’nin 930 gün prim ödemesi bulunduğu, ilk kez 10.09.1996 tarihinde sigortalı olduğu, 17.11.1999 tarihinde vefat ettiği, bu iki tarih arasında 3 yıl 2 ay 10 gün süre bulunduğu, beş yıllık sigortalılık süresinin tamamlanmadığı, askerlik süresinin tamamının borçlanılması hâlinde ölüm aylığından yararlanabileceği, Kurum işleminin yerinde olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin Birinci Bozma Kararı:</p>

<p>7. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>8. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 17.02.2014 tarihli ve 2013/19376 E., 2014/2887 K. sayılı kararı ile; “..Dava, davacıya eşinden dolayı 01.04.2007 tarihinden itibaren ölüm aylığı bağlanması istemine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Mahkemece, ilamında belirtildiği üzere davanın redddine karar verilmiştir.</p>

<p>Davacının eşi sigortalı 17/11/1999 tarihinde vefat etmiş olup davanın yasal dayanağı 506 sayılı Yasanın 65 ve devamı maddeleridir. Ölüm sigortasından aylık bağlama şartlarına ilişkin 66/c. maddesinde, “toplam olarak 1800 gün veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölen sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanacağı” düzenlenmiş iken, Anayasa Mahkemesinin 06.01.2005 gün ve 2001/479 – 2005/1 sayılı kararı ile anılan hükmün “veya en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinin her yılı için ortalama olarak 180 gün” bölümünün Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline karar verilmesi üzerine, 12/12/2006 tarihli ve 5561 sayılı Kanunun 1.maddesi ile 66. maddenin “c” bendi yeniden düzenlenmiş ve böylece sigortalının hak sahibi kimselerine aylık bağlanabilmesi için, 5 yıldan beri sigortalı bulunup, sigortalılık süresinde en az 900 gün malûllük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş durumda ölmüş olma koşulu getirilmiştir. Aynı kanunun 3. maddesi ile 506 sayılı Kanuna eklenen geçici 93. madde ise, 66. maddesinin (c) bendinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce bu değişiklikle öngörülen şartları yerine getiren sigortalının hak sahiplerinin aylıklarının, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihi takip eden ödeme dönemi başından geçerli olmak üzere başlatılacağını düzenlemiştir.<br />
Davaya konu somut olayda mahkemece davacının eşinin 5 yıllık sigortalı olma koşulu bulunmadığından davanın reddine karar verildiği anlaşılmış ise de, yapılan araştırmanın yetersiz olduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>Dava dosyasındaki 1979 ve 1980 yıllarına ait olduğu anlaşılan hizmet erbabı dönem bordrolarının irdelenerek ve davacıya hangi iş nedeniyle bu belgelerin verildiği ve kimin yanında çalışma iddiasının olduğu da açıklattırılmak suretiyle okunaklı bir suretinin eklenerek kurumdan varlığı araştırılmalı, çalışmasına ilişkin bilgi veya belgeye rastlandığı takdirde, davacının 5 yıllık sigortalılık süresinin ve aynı zamanda prim gün sayısının değişebileceği de değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmelidir.</p>

<p>Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeksizin, eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm kurması, usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>O hâlde, davacı vekilinin bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..”gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Mahkemenin İkinci Kararı:<br />
9. Gebze 2. İş Mahkemesinin 10.09.2015 tarihli ve 2014/562 E., 2015/452 K. sayılı kararı ile; davanın basit yargılama usulüne tabi olduğu, birinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 08.12.2011 tarihinde işlemden kaldırıldıktan sonra yenilenen dosyanın 10.09.2015 tarihli celsede ikinci kez takipsiz bırakılması nedeniyle 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun/HMK) 150 ve 320/4 maddelerine göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Özel Dairenin İkinci Bozma Kararı:<br />
10. Gebze 2. İş Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>11. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28.03.2016 tarihli ve 2015/23927 E., 2016/4306 K. sayılı kararı ile; “..Dava, ölüm aylığı bağlanması gerektiğinin tespiti istemine ilişkindir.</p>

<p>Mahkemece, bozma sonrası yapılan yargılamada Hukuk Muhakemeleri Kanununun 150. maddesinin 5. fıkrası gereği davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.<br />
01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun “Tarafların Duruşmaya Gelmemesi, Sonuçları ve Davanın Açılmamış Sayılması” başlığını taşıyan 150. maddesinin 1. fıkrasında “Usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflar, duruşmaya gelmedikleri veya gelip de davayı takip etmeyeceklerini bildirdikleri takdirde dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verilir.” hükmüne, 4. fıkrada “Dosyası işlemden kaldırılmış olan dava, işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde taraflardan birinin dilekçe ile başvurusu üzerine yenilenebilir. Yenileme dilekçesi, duruşma gün, saat ve yeri ile birlikte taraflara tebliğ edilir. Dosyanın işlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak bir ay geçtikten sonra yenileme talebinde bulunulursa, yeniden harç alınır, bu harç yenileyen tarafça ödenir ve karşı tarafa yüklenemez. Bu şekilde harç verilerek yenilenen dava, eski davanın devamı sayılır.” hükmüne ve 5. fıkrada da “İşlemden kaldırıldığı tarihten başlayarak üç ay içinde yenilenmeyen davalar, sürenin dolduğu gün itibarıyla açılmamış sayılır ve mahkemece kendiliğinden karar verilerek kayıt kapatılır.” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Davaya konu somut olayda; davacı vekili uyap sistemi aracılığıyla gönderdiği e-imzalı 02.04.2015 tarihli dilekçeyle mazeretli sayılmasını talep etmiştir. Mahkemece 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiştir. 10.09.2015 tarihli celsede ise, davacı vekilinin duruşmadan haberdar olduğu halde hazır olmadığı, davalı Kurum vekilinin de davayı takip etmeyeceğini belirttikleri ifade edilerek, HMK'nun 150. maddesine istinaden davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir.</p>

<p>01.10.2011 tarihinde yürürlüğe giren 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 320/4 bendi; "Basit yargılama usulüne tabi davalarda, işlemden kaldırılmasına karar verilmiş olan dosya, yenilenmesinden sonra takipsiz bırakılırsa, dava açılmamış sayılır" hükmü içermektedir.</p>

<p>Hukuk Muhakemeleri Kanununun “hukuki dinlenilme” başlıklı 27’nci maddesi, T.C. Anayasası’nın hak arama hürriyetini düzenleyen 36’ncı maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin adil yargılanma hakkına ilişkin 6’ncı maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukuki dinlenilme hakkına sahiptirler. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren bu hakkın ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır. Duruşma günü celseye katılma imkanı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir. O halde, HMK’nun 150. maddesi kapsamında duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da kaldırılmamasına karar verilecektir. Ne var ki, anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.</p>

<p>6100 sayılı HMK'nın uygulama alanını, adli yargı ilk derece hukuk mahkemeleri ve bölge adliye mahkemeleri hukuk dairelerinde tutulacak kayıtlar ile yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP'ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi gereğince tebligat işlemleri 7201 sayılı Tebligat Kanunu ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fiziki ya da elektronik ortamda yapılacaktır. Elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu'nun 7/A maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dâhil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat yönetmeliği hükümleri incelendiğinde; duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmediği görülmektedir. Kaldı ki, davacı vekilince sunulan mazeret dilekçesinde duruşma gününün sistemden öğrenileceğine dair bir talep bulunmadığı gibi talep olsa dahi mahkemece bu yönde bir karar verilemez.</p>

<p>Somut olayda; davacı vekilinin 02.04.2015 tarihli celsede davacı vekilinin mazeretinin kabulüne karar verilerek duruşma günü 10.09.2015 tarihi olarak kararlaştırılmış, duruşma gününün UYAP üzerinden öğrenilmesine karar verilmiş olmasına rağmen, davacı avukatına duruşma gününün tebliğ edilmediği anlaşıldığından, davacı vekilinin duruşma gününden haberdar edilemediğinin kabulüyle; yeniden duruşma günü bildirilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken aksinin kabulü usul ve yasaya aykırı olup, bozma nedenidir.</p>

<p>O halde; davacı avukatının bu yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır..” gerekçesi ile karar bozulmuştur.</p>

<p>Direnme Kararı:<br />
12. Gebze 2. İş Mahkemesinin 23.06.2016 tarihli ve 2016/524 E., 2016/741 K. sayılı kararı ile; bozma kararında davacının mazeret dilekçesinde duruşma gününü Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden öğreneceğine ilişkin bir talebinin bulunmadığı belirtilmiş ise de, 02.04.2015 havale tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin duruşma gününü UYAP'tan öğrenmesine karar verilmesini talep etmiş olduğu, bu durum karşısında mazereti kabul edilen davacıya yeniden duruşma gününün tebliğine gerek bulunmadığı, bu nedenle 10.09.2015 tarihli duruşmaya mazeretsiz olarak katılmayan davacı vekili üçüncü kez davayı takipsiz bıraktığından davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesi gerektiği belirtilerek direnme kararı verilmiştir.</p>

<p>Direnme Kararının Temyizi:<br />
13. Direnme kararı süresi içinde davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.</p>

<p><strong>II. UYUŞMAZLIK</strong></p>

<p>14. Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu önüne gelen uyuşmazlık; mazeret dilekçesinde duruşma gününü UYAP’tan öğreneceğine ilişkin talebi bulunan ve mazereti kabul edilen davacı tarafa yeni duruşma gün ve saatini gösterir tebligatın gönderilmesinin gerekli olup olmadığı, duruşma gününün UYAP’tan öğrenilmesine yönelik ara kararın tebliğ mahiyetinde kabul edilip edilemeyeceği, buradan varılacak sonuca göre davanın açılmamış sayılmasına karar verilmesinin usul ve yasaya uygun olup olmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>15. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) “Hukuki dinlenilme” başlıklı 27. maddesi ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) adil yargılanma hakkına ilişkin 6. maddesi nazara alındığında davanın tarafları, müdahiller ve yargılamanın diğer ilgilileri, kendi hakları ile bağlantılı olarak hukukî dinlenilme hakkına sahiptirler.</p>

<p>16. Bu çerçevede, öncelikle tarafların gerek yargı organlarınca gerek karşı tarafça yapılan işlemler konusunda bilgilendirilmeleri zorunludur. Kişinin kendisinden habersiz yargılama yapılarak karar verilmesi, kural olarak mümkün değildir. Hak sahibinin kendisi ile ilgili yargılama ve yargılamanın içeriği hakkında tam bir şekilde bilgi sahibi olması sağlanmalıdır. Tarafın bilgi sahibi olmadığı işlemler, belge ve bilgiler yargılamada esas alınamaz. Bilgilenmenin şekli bakımından, hukukî dinlenilme hakkına uygun davranılmalı, ilgilinin bilgilenmesi şeklen değil, gerçek anlamda sağlanmaya çalışılmalıdır.</p>

<p>17. Yargılama ile ilgili bilgi sahibi olunmasını, açıklama ve ispat hakkını mahkemenin açıklamaları dikkate alarak değerlendirmesini içeren hukukî dinlenilme hakkının ve yargılamanın aleniliği ilkelerinin gerçekleşmesinin en önemli aracı duruşma yapılmasıdır.</p>

<p>18. Duruşma günü celseye katılma imkânı olmayan taraf buna ilişkin mazeretini bildirip, belgeleyerek, bildirim giderlerini de yatırarak duruşmanın ertelenmesini isteme olanağına sahiptir.</p>

<p>19. O hâlde duruşma tayin edilerek, usulüne uygun şekilde davet edilmiş olan taraflardan yalnız biri duruşmaya katılırsa gelmeyen tarafın geçerli mazeret gönderip göndermediği, gerekli masrafın karşılanıp karşılanmadığı incelenerek; gelen tarafın bu mazeret dilekçesine karşı beyanına göre, dosyanın işlemden kaldırılmasına ya da yargılamaya devam edilmesine karar verilecektir. Anılan hususların uygulanabilmesi için, her şeyden önce tarafların usulüne uygun davet edilmiş olmaları gerekmektedir.</p>

<p>20. Bu bağlamda tebligat, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına alınan iddia ve savunma hakkının tam olarak kullanılmasının zorunlu unsurudur.</p>

<p>21. Savunma hakkının temelini teşkil eden hukukî dinlenilme hakkı, adil yargılanma ilkesinin en önemli görünümlerinden biridir. Bu hakkın ihlal edilmemesi için yapılan bildirimin Tebligat Kanununa uygun olması gerekir.</p>

<p>22. Muhatap usulüne uygun olarak yapılacak tebligat ile açılan davadan zamanında ve tam olarak haberdar olur. Bu nedenle tebligat, yapıldığı tarihte yürürlükteki tebligat mevzuatına aykırı yapılmışsa, sadece tebligat hukukuna aykırı davranış söz konusu olmaz; aynı zamanda hukukî dinlenilme hakkı da ihlal edilmiş olur.</p>

<p>23. Yazı işleri hizmetlerinin yürütülmesi ve bu işlemlerde UYAP’ın kullanılmasına dair usul ve esasları düzenlemek amacıyla çıkartılan 03.04.2012 tarihli ve 28253 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve dava tarihi itibariyle yürürlükte bulunan Hukuk Muhakemeleri Kanunu Yönetmeliğinin 52. maddesi ile 06.08.2015 tarihinde 29437 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren ve 2012 tarihli Yönetmeliği yürürlükten kaldıran Bölge Adliye ve Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri İle Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmeliğin 212. maddesi gereğince tebligat işlemlerinin 7201 sayılı Tebligat Kanunu (Tebligat Kanunu) ile Tebligat Kanunu uyarınca çıkarılan yönetmeliklere göre fizikî ya da elektronik ortamda yapılacağı düzenlenmiştir.</p>

<p>24. Tebligat Kanunu'nun "Tebligatın yapılması" kenar başlıklı 1. maddesinde elektronik ortam da dâhil tüm tebligatların bu Kanun hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü veya memur vasıtasıyla yapılacağı; "Tebligatın memur vasıtasıyla yapılması" kenar başlıklı 2. maddesinde ise özel hüküm bulunması hâlinde tebligatın kendi memurları veya mahalli mülkiye amirinin emriyle zabıta vasıtasıyla yaptırılacağı kabul edilmiştir.</p>

<p>25. Tebligat Kanunu anlamında elektronik tebligat, PTT tarafından kurulan ve işletilen UETS’den (Ulasal Elektronik Tebligat Sistemi) alınan elektronik tebligat adresine, tebligat yapabilecek mercilerin, tebligatın mevzuatına uygun bir şekilde yapabildiği tebligatı ifade eder (Albayrak, H.: Tebligat Hukuku, Ankara 2021, s.48).</p>

<p>26. Tebligat Kanunu’na 11.01.2011 tarihli ve 6099 sayılı Kanun’un ikinci maddesi ile eklenen 28.02.2018 tarihli ve 7101 sayılı Kanun ile değişik "Elektronik tebligat" kenar başlıklı 7/a maddesi ise;</p>

<p>“Aşağıda belirtilen gerçek ve tüzel kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>1. 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli (I), (II), (III) ve (IV) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri ile bunlara bağlı döner sermayeli kuruluşlar.</p>

<p>2. 5018 sayılı Kanunda tanımlanan mahallî idareler.</p>

<p>3. Özel kanunla kurulmuş diğer kamu kurum ve kuruluşları ile kanunla kurulan fonlar ve kefalet sandıkları.</p>

<p>4. Kamu iktisadi teşebbüsleri ile bunların bağlı ortaklıkları, müessese ve işletmeleri.</p>

<p>5. Sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıklar.</p>

<p>6. Kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları.</p>

<p>7. Kanunla kurulanlar da dahil olmak üzere tüm özel hukuk tüzel kişileri.</p>

<p>8. Noterler.</p>

<p>9. Baro levhasına yazılı avukatlar.</p>

<p>10. Sicile kayıtlı arabulucular ve bilirkişiler.</p>

<p>11. İdareleri, kamu iktisadi teşebbüslerini veya sermayesinin yüzde ellisinden fazlası kamuya ait diğer ortaklıkları; adli ve idari yargı mercileri, icra müdürlükleri veya hakemler nezdinde vekil sıfatıyla temsile yetkili olan kişilerin bağlı bulunduğu birim.</p>

<p>Birinci fıkra kapsamı dışında kalan gerçek ve tüzel kişilere, talepleri hâlinde elektronik tebligat adresi verilir. Bu durumda bu kişilere tebligatın elektronik yolla yapılması zorunludur.</p>

<p>Birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre elektronik yolla tebligatın zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Kanunda belirtilen diğer usullerle tebligat yapılır.<br />
Elektronik yolla tebligat, muhatabın elektronik adresine ulaştığı tarihi izleyen beşinci günün sonunda yapılmış sayılır.</p>

<p>Bu Kanun uyarınca yapılan elektronik tebligat işlemleri, Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi tarafından kurulan ve işletilen Ulusal Elektronik Tebligat Sistemi üzerinden yürütülür. Posta ve Telgraf Teşkilatı Anonim Şirketi, sistemin güvenliğini ve bu sistemde kayıtlı verilerin muhafazasını sağlayacak her türlü tedbiri alır.<br />
Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>27. Tebligat Kanununun Uygulanmasına Dair Yönetmelik’in “Tebligatın yapılması” kenar başlıklı 4. maddesinde “2 nci maddede belirtilen merciler tarafından yapılacak tüm tebliğler, bu Yönetmelik hükümlerine göre Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) veya memur vasıtasıyla yapılır.” hükmü “Elektronik tebligat” kenar başlıklı 12. maddesinde ise “Tebligatlar, elektronik yolla yapılabilir, zorunlu bir sebeple yapılamaması hâlinde bu Yönetmelikte belirtilen usullerle tebligat yapılır. Elektronik yolla tebligata ilişkin usul ve esaslar buna ilişkin yönetmelikle düzenlenir.” hükmü mevcuttur.</p>

<p>28. Bu düzenlemelerden de anlaşılacağı üzere elektronik tebligat usulünün düzenlendiği Tebligat Kanunu'nun 7/a maddesindeki düzenleme ve Elektronik Tebligat Yönetmeliği hükümleri de dahil olmak üzere, Tebligat Kanunu ve çıkarılan Tebligat Yönetmeliği hükümleri incelendiğinde duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenlemeye yer verilmemiştir.</p>

<p>29. Nitekim Hukuk Genel Kurulunun (HGK) 17.01.2018 tarihli ve 2017/14-1760 E., 2018/43 K.; 19.03.2019 tarihli ve 2017/12-343 E., 2019/323 K. sayılı kararlarında da aynı ilkeler benimsenmiştir.</p>

<p>30. Somut olayda ölüm aylığı bağlanması talepli açılan davada yapılan duruşmalar sürecinde davacı vekili tarafından 04.11.2008, 03.03.2009, 27.10.2009 tarihlerinde mazeret dilekçeleri verildiği, mahkemece mazereti kabul edilerek dilekçe ekindeki pullardan masrafı karşılanarak yeni duruşma gününün davacı vekiline tebliğ edildiği, 29.04.2010 tarihinde davacı vekilinin mazeretsiz olarak duruşmaya katılmaması üzerine dosyanın işlemden kaldırıldığı, 07.05.2010 tarihli yenileme dilekçesi ile davanın yenilenerek kaldığı yerden devamına karar verildiği, davacı vekilince 09.08.2011 tarihinde mazeret dilekçesi verilmesi üzerine mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma günü ile saatinin masrafı ekli puldan karşılanarak tebliğ edildiği, davacı vekilince 08.12.2011 tarihinde yeniden mazeret dilekçesi verildiği, mahkemece iki kez üst üste mazeret beyanında bulunulması, duruşma gününün tebliği için masraf verilmemesi ve usulüne uygun mazaret beyanı bulunmaması nedeni ile mazeret talebi reddedilerek dosyanın işlemden kaldırılmasına karar verildiği, 09.12.2011 tarihli yenileme dilekeçesi ile davaya devam edildiği ve davanın reddine karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>31. Özel Dairece davanın reddine ilişkin kararın araştırma yapılması yönünde bozulması üzerine 16.12.2014 tarihli ilk duruşmaya davacı vekilince UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği ve mazeretinin kabul edildiği, 02.04.2015 tarihli ikinci duruşma günü de UYAP üzerinden yeni duruşma gün ve saatini UYAP’tan öğrenme talepli mazeret dilekçesi gönderildiği, mahkemece mazeretinin kabul edildiği ve duruşma tutanağında duruşma gününü UYAP’tan öğrenmiş sayılmasına, duruşmanın 10.09.2015 tarihinde yapılmasına karar verildiği, duruşma tutanağının 03.04.2015 tarihinde hakim tarafından elektronik imza ile imzalanarak UYAP’a yüklendiği, davacı vekiline duruşma gününün tebliğ edilmediği, 10.09.2015 tarihli duruşma günü ise davacı vekilinin mazeret dilekçesi göndermediği ve mahkemece 50 (elli) dakika beklendiği belirtilerek davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>32. Bu durumda yukarıda yapılan açıklamalar ile somut olaya ilişkin maddi ve hukukî olgular bir arada değerlendirildiğinde; duruşma gününün UYAP'tan öğrenilmesi usulünün uygulanabileceğine yönelik bir düzenleme bulunmaması nedeniyle davacı vekilinin usulüne uygun davetiye ile duruşma gününden haberdar edilmediğinin kabulüyle, davacı vekiline yeniden duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>33. Ancak davacı vekilince sunulan 02.04.2015 tarihli mazeret dilekçesinde davacı vekilinin UYAP’tan öğrenme talebi bulunduğu gözetildiğinde Özel Daire bozma kararının davacı vekilinin mazeret dilekçesinde duruşma gününün UYAP’tan öğrenileceğine ilişkin talep bulunmadığına işaret eden bölümü yerinde görülmemiştir.</p>

<p>34. Bu itibarla mahkemece davacıya yeni duruşma günü tebliğ edilerek yargılamaya devam edilmesi gerekirken, önceki kararda direnilmesi doğru olmamıştır.</p>

<p>35. Hâl böyle olunca direnme kararı yukarıda açıklanan bu değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı bozulmalıdır.</p>

<p><strong>IV. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>Davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile direnme kararının yukarıda belirtilen değişik gerekçe ve nedenlerden dolayı 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun geçici 3. maddesi atfıyla uygulanmakta olan 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 429. maddesi gereğince BOZULMASINA,</p>

<p>İstek hâlinde temyiz peşin harcının yatırana geri verilmesine,</p>

<p>Karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere 20.04.2021 tarihinde oy birliği ile kesin olarak karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hukuk-genel-kurulunun-20171824-e-2021520-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="48406"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/929 E., 2024/5967 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Hukuk Dairesi'nin 06.06.2024 tarihli, 2024/929 E., 2024/5967 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/929 E., 2024/5967 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 20. Hukuk Dairesi</p>

<p>Yukarıda tarih ve numarası yazılı Bölge Adliye Mahkemesince verilen kararın müddeti içinde temyizen tetkiki davacı tarafından istenmesi üzerine bu işle ilgili dosya daireye gönderilmiş olup, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten ve dosya içerisindeki tüm belgeler okunup incelendikten sonra işin gereği görüşülüp düşünüldü:</p>

<p>Tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararında yazılı gerekçelere göre yerinde bulunmayan temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun Bölge Adliye Mahkemesi kararının 5311 Sayılı Kanun ile değişik İİK'nın 364/2. maddesi göndermesiyle uygulanması gereken 6100 Sayılı HMK'nın 370. maddeleri uyarınca ONANMASINA, alınması gereken 427,60 TL temyiz harcından, evvelce alınan harç varsa mahsubu ile eksik harcın temyiz edenden tahsiline, 06.06.2024 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>Üye Dr. ...'in Karşı Oy Yazısı</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şikayetçi borçlu icra mahkemesine verdiği 26.01.2022 tarihli dilekçe ile, şirkete gönderilen örnek 7 ödeme emri tebliğinin usulsüz olduğunu tebliğ tarihin öğrenme tarihi olan 25.01.2022 olarak düzeltilmesini talep etmiştir. İcra mahkemesi tebligatın TK 21/1 maddesine göre usulüne uygun yapıldığı gerekçesi ile şikayetin reddine karar vermiş, kararın borçlu şirketçe istinaf edilmesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi, ödeme emrinin 15.11.2021 tarihinde tebliğ edildiğini tebliğ tarihinden sonra borçlu vekili Av. ... ...'nun 17.01.2022 tarihinde vekaletname sunup harçlandırdığı, icra müdürlüğünce 18.01.2022 tarihinde vekaletnamenin onaylandığı, bu tarihten itibaren UYAP sorgu sisteminde bulunan tüm evraklara erişim imkanı elde ettiği böylece takipten en geç 18.01.2022 tarihinde haberdar olduğu, bu haberdar olma tarihinden itibaren 7 günlük şikayet süresinden sonra 26.01.2022 tarihinde yapılan şikayetin süreden reddine karar verilmesi gerektiği gerekçesi ile icra mahkeme kararının kaldırılarak şikayetin süreden reddine karar verilmiş olup bu kararın borçlu vekilince temyiz edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Şikayetçi borçlu vekilinin UYAP'tan 18.01.2022 tarihinde ödeme emrini okumuş olması, ödeme emri tebligatını okuduğu anlamına gelmez. Nitekim ödeme emri tebligatını borçlu vekilinin UYAP sistemi üzerinden 24.01.2022 tarihinde okuduğu, bu tarihe göre de süresinde ödeme emri tebligatının usulsüz olduğundan bahisle tebliğ tarihini öğrenme tarihi olarak düzeltilmesini talep ettiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Tebligat Kanunu 32. maddesinin 2. fıkrası muhatabın beyan ettiği tarih tebliğ tarihi addolunur hükmünü düzenlenmektedir. Muhatap, usulsüz tebliği öğrendiğini gösteren bazı işlemler yapmış ise bu halde muhatabın tebligatı öğrendiğini beyan ettiği tarih değil tebligatı öğrendiğini gösteren işlemi yaptığı tarih öğrenme tarihi olarak dikkate alınır. Borçlu vekilinin UYAP'tan vekalet sunması nedeniyle tüm icra evrakını okuma hakkını elde ettiğinden ödeme emri tebligatını görmese dahi tebliğ usulsüzlüğünü öğrendiğinin kabulü mümkün değildir.</p>

<p>Şu hale göre şikayet süresinde olup işin esasına girilerek ödeme emri tebligatının usulsüz olup olmadığı konusunda bir karar verilmesi gerekirken şikayetin süre yönünden reddine karar verilmesi isabetsiz olup bozulması görüşünde olduğumdan çoğunluğun onama yönündeki görüşüne katılamıyorum. 06.06.2024</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-hukuk-dairesinin-2024929-e-20245967-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 18:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4.jpg" type="image/jpeg" length="18135"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“12. Yargı Paketi” Olarak Bilinen 7589 Sayılı Kanunun Bazı Hükümleri]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I- IBAN Düzenlemesi</strong></p>

<p><strong>7589 sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un 13. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</i></p>

<p><strong><i>(4)</i></strong><i> Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir.” </i>hükmüne,</p>

<p><strong>7589 sayılı Kanun Geçici m.6’da:</strong></p>

<p><i>“<strong>(6)</strong> Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.” </i>hükmüne,</p>

<p><strong>7589 sayılı Kanun Geçici m.7’de:</strong></p>

<p><i>“<strong>(7)</strong> Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır.” </i>hükmüne,</p>

<p>Yer verilmiştir.</p>

<p>16.07.2026 tarihinde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen 7589 sayılı Kanunla; 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Nitelikli dolandırıcılık” başlıklı 158. maddesine 4. fıkra eklenmiş ve bu fıkrada, TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçlarına iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek cezanın yarı oranında indirileceği hükme bağlanmıştır. Bu düzenleme bir cezasızlık hali olmayıp, fiile bu şekilde iştirak eden faillerin cezalarında yarı oranında indirimi gündeme getirmektedir.</p>

<p>TCK m.158/4’ün uygulanması ile ilgili olarak, kabul edilen Kanuna geçici madde eklenmiş ve bu maddede ikili ayırım yapılmıştır.</p>

<p><strong>Buna göre ilk olarak;</strong> TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde, yani istinafta veya temyizde bulunan sanıklardan haklarında TCK m.158/4 tatbik edilecek sanıkların bölge adliye mahkemesinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilecek ve dosya ilk derece mahkemesine gönderilecek, yine Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalar gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilecektir.</p>

<p><strong>İkinci olarak;</strong> maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce TCK m.157’de ve m.158’de tanımlanan dolandırıcılık suçundan haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında TCK m.168 uyarınca etkin pişmanlık uygulanmamış hükümlülerden TCK m.158/4’ün uygulanacakların, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren 6 ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, TCK m.168/2’de tanımlı etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6 aylık süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemeyeceği de belirtilmiş, yine bu fıkra hükümlerinin, maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanacağı geçici maddede son olarak ifade edilmiştir.</p>

<p>Bu durumda; ilk derece mahkemesi aşamasında hesap kullandıranların cezalarının yarıya ineceği, istinaf aşamasında dosyanın bozulacağı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı aşamasında dosyaların ilk derece mahkemesine iade edileceği, cezanın kesinleşmesi durumunda ise hükümlülere 6 aylık süre verileceği ve hükümlülerden zararı aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi durumunda indirime gidileceği, o indirimin de yine TCK m.168/2 uyarınca yarı oranında olacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda cezası kesinleşenlerin, cezalarında indirime gidilmesi için 6 aylık süreye uygulamaları gerekir. Bununla birlikte cezası kesinleşmeyen sanıklarla ilgili zararın giderilmesi gibi bir şart aranmamış, cezada yarı oranında indirim doğrudan doğruya tanımlanmıştır.</p>

<p>Yine Kanun metninde; Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nda bulunan dosyalarla ilgili hüküm olmakla birlikte, Yargıtay ceza dairelerinde bulunan dosyalarla ilgili açıklama yer almaması boşluk gibi görülse de, kanaatimizce bu durumda da dosya bozma kararı ile ilk derece mahkemesine veya şartları oluştuğu durumda bölge adliye mahkemesine gönderilecektir.</p>

<p><strong>II- Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması</strong></p>

<p><strong>7589 sayılı Kanunun 15. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“5271 sayılı Kanunun 231 inci maddesinin beş ila ondördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></p>

<p><strong><i>(5)</i></strong><i> Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para cezası ise; mahkemece, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, müsadereye ilişkin hükümler hariç, kurulan hükmün sanık hakkında bir hukuki sonuç doğurmamasını ifade eder.</i></p>

<p><strong><i>(6)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;</i></p>

<p><strong><i>a)</i></strong><i> Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkum olmamış bulunması,</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın; aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi, gerekir.</i></p>

<p><strong><i>(7)</i></strong><i> Açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen hükümde, mahkum olunan hapis cezası ertelenemez ve kısa süreli olması halinde seçenek yaptırımlara çevrilemez.</i></p>

<p><strong><i>(8)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl süreyle denetim süresine tabi tutulur. Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez. Bu süre içinde bir yıldan fazla olmamak üzere mahkemenin belirleyeceği süreyle, sanığın denetimli serbestlik tedbiri olarak;</i></p>

<p><strong><i>a)</i></strong><i> Bir meslek veya sanat sahibi olmaması halinde, meslek veya sanat sahibi olmasını sağlamak amacıyla bir eğitim programına devam etmesine,</i></p>

<p><strong><i>b)</i></strong><i> Bir meslek veya sanat sahibi olması halinde, bir kamu kurumunda veya özel olarak aynı meslek veya sanatı icra eden bir başkasının gözetimi altında ücret karşılığında çalıştırılmasına,</i></p>

<p><strong><i>c)</i></strong><i> Belli yerlere gitmekten yasaklanmasına, belli yerlere devam etmek hususunda yükümlü kılınmasına ya da takdir edilecek başka yükümlülüğü yerine getirmesine, karar verilebilir. Denetim süresi içinde dava zamanaşımı durur.</i></p>

<p><strong><i>(9)</i></strong><i> Altıncı fıkranın (c) bendinde belirtilen koşulu derhal yerine getiremediği takdirde; sanık hakkında mağdura veya kamuya verdiği zararı denetim süresince aylık taksitler halinde ödemek suretiyle tamamen gidermesi koşuluyla da hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilebilir.</i></p>

<p><strong><i>(10)</i></strong><i> Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.</i></p>

<p><strong><i>(11)</i></strong><i> Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü açıklar. Ancak mahkeme, kendisine yüklenen yükümlülükleri yerine getiremeyen sanığın durumunu değerlendirerek; cezanın yarısına kadar belirleyeceği bir kısmının infaz edilmemesine ya da koşullarının varlığı halinde hükümdeki hapis cezasının ertelenmesine veya seçenek yaptırımlara çevrilmesine karar vererek yeni bir mahkumiyet hükmü kurabilir. Açıklanan veya yeni kurulan hükme itiraz edilebilir. İtiraz mercii ancak bu fıkradaki koşullarla sınırlı olarak bir değerlendirme yapabilir.</i></p>

<p><strong><i>(12)</i></strong><i> 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı istinaf yoluna başvurulabilir. Bölge adliye mahkemesi tarafından verilen kararlar hakkında 286 ncı madde hükümleri uygulanır. 272 nci maddenin üçüncü fıkrası hükümleri saklı kalmak üzere, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının ilk derece mahkemesi sıfatıyla bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilir. İstinaf ve temyiz yolunda karar ve hüküm, usul ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenir.</i></p>

<p><strong><i>(13)</i></strong><i> Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, bu maddede belirtilen amaç için kullanılabilir.</i></p>

<p><strong><i>(14)</i></strong><i> Bu maddenin hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin hükümleri, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasanın 17 nci maddesi kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlar hakkında uygulanmaz.”</i> hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>Öncelikle;</strong> bir kısım haberlerde yer bulduğunun aksine, hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararlarına karşı istinaf kanun yoluna gidilmesi, HAGB kararının ilk derece mahkemesi sıfatı ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay tarafından verilmesi halinde temyiz yoluna gidilebilmesi, istinaf ve temyiz yolunda karar ve hükmün usule ve esasa ilişkin hukuka aykırılıklar yönünden incelenmesi prosedürleri bu Kanunla getirilmemiş olup, kamuoyunda <i>8. Yargı Paketi </i>olarak tanımlanan 7499 sayılı Kanunla getirilen ve HAGB yönünden 1 Haziran 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile mümkün olmuştur.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi’nin 10.07.2025 tarihli, 2024/98 E., 2025/149 K. sayılı kararıyla HAGB’yi düzenleyen CMK m.231/5-14’nin iptal edildiği, yürürlük tarihinin ise 30.09.2026 tarihine bırakıldığı, AYM’nin iptal kararı sonrasında 16.07.2026 tarihinde kabul edilen düzenleme ile yeniden HAGB’nin aynı hükümlerinin kanunlaştığı, bu konuda yapılan tek farklılığın, HAGB uygulanmayacak istisnai suçlar yönünden olduğu, bu istisnaları düzenleyen CMK m.231/14’de daha önce sadece Anayasa m.174 ile koruma altına alınan “inkılap kanunları” yönünden istisnanın yer aldığı, yeni düzenlemede ise bu istisna yerine, işkence ve eziyet suçları ile kamu görevlisinin görevi sebebiyle işlediği ve Anayasa m.17 kapsamında kötü muamele kabul edilebilecek suçlara yer verildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>III- Medeni Usul Hukukunda Yapılan Değişiklikler</strong></p>

<p><strong>1. Belirsiz Alacak Davasının Kaldırılması</strong></p>

<p>6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nda belirsiz alacak davası türüne yer verilmiştir. Bu davayla; alacağın miktarını tam olarak tespit edemeyen davacıların belirsiz alacak davası açarak, zamanaşımı ve faiz konusunda yaşayabilecekleri dezavantajların önüne geçilmesi amaçlanmıştı. Ne var ki; bu dava türünün 15 yıllık uygulamasında çeşitli sorunlar ortaya çıkmış, bunlardan bazıları belli ölçüde yargı kararlarıyla çözülebilmişti. 7589 sayılı Kanunla bu dava türünü düzenleyen HMK m.107 kaldırılmaktadır. Buna ilişkin gerekçe şu şekildedir;</p>

<p><i>“Maddeyle, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 107 nci maddesi yürürlükten kaldırılmaktadır. 6100 sayılı Kanunla kabul edilen belirsiz alacak davası, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren uygulamada çeşitli tartışmalara neden olmuştur. Özellikle hangi alacaklar için belirsiz alacak davası açılabileceği noktasında tereddüt bulunmaktadır. Bu durum, yargılamaların uzamasına neden olabilmektedir. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuru üzerine verdiği çeşitli ihlal kararlarında, belirsiz alacak davası olmadığı halde bu şekilde açılan davaların reddedilmesini, Anayasanın 36 ncı maddesinde düzenlenen hak arama hürriyetine aykırı bulmuştur. Zira yargılama bu şekilde kesinleştiğinde alacağın zamanaşımına uğraması söz konusu olabilmektedir. Alacağın tam ve kesin olarak belirlenemediği durumlara özgü olarak açılan belirsiz alacak davası, özellikle alacağın tamamı bakımından zamanaşımını kesmektedir. Bu husus, belirsiz alacak davası açan tarafın en önemli hukuki yararlarından biridir. Teklifle, Kanunun 109 uncu maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle, kısmi dava açan tarafa ıslah hakkını kullanmaksızın bir defaya mahsus olmak üzere alacağın kalan kısmını talep etme hakkı verilmekte ve zamanaşımının davanın açıldığı tarihten itibaren kesileceği hükme bağlanmaktadır. Bu nedenle, belirsiz alacak davasının sağlamış olduğu hukuki yarar, kısmi dava ile sağlanmış olacağından madde yürürlükten kaldırılmaktadır.”</i></p>

<p>Bu değişiklik çerçevesinde, Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun kısmi davayı düzenleyen 109’uncu maddesine “4. fıkra” eklenmiştir. Buna göre; alacağın sadece bir kısmının dava edildiği durumlarda, talep konusu aynı davada bir defaya mahsus olmak üzere, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın tahkikatın sona ermesine kadar artırılabilir. Bu durumda zamanaşımı, artırılan kısım bakımından da dava tarihinden itibaren kesilmiş sayılır. Belirsiz alacak davasına ait bazı avantajların buraya alındığı görülmektedir. Bu değişiklikle kısmi davanın uygulaması önemli ölçüde artacaktır. Yine davacıların; zamanaşımı tehlikesi ortadan kalktığından, daha az yargılama harcı ödemek amacıyla son derece düşük dava değeriyle davalarını açabileceği söylenebilir. Bu durum, “silahların eşitliği” ilkesi bakımından sorunlara yol açmaya müsaittir.</p>

<p><strong>2. Görevsizlik/Yetkisizlikle İlgili Maddenin Kanun Teklifinden Çıkarılması</strong></p>

<p>Kanun teklifinde başta yer alan ancak daha sonra çıkarılan bir maddeye de değinmek gerekir. İlgili maddeye göre, temyiz aşamasında ilk derece mahkemesinin kararı görevsizlik veya yetkisizlik sebebiyle bozulamayacaktı. Esasen bu düzenleme yargı paketinden çıkarılmayıp, kabul edilse idi isabetli olurdu. Hatta mahkemenin görevli/yetkili olup olmadığı ne kadar erken bir aşamada tespit edilirse o kadar faydalı olur. Çünkü uygulamamızda (en azından görev bakımından) davayı önemli ölçüde uzatan husus, davanın başında verilen görevsizlik kararı değil, kendisini görevli zanneden mahkemenin verdiği karar sonrasında istinaf/temyizde o mahkemenin görevli olmadığının anlaşılması ve kararın bu yüzden kaldırılması/bozulmasıdır. Görev kurallarının felsefesi zedelenmeden bu sorun nasıl aşılabilir? Mahkemenin "ben görevliyim" şeklinde ön inceleme aşamasında vereceği (aslında HMK m.138/1 gereği vermesi gereken) ara kararına karşı doğrudan istinaf yolunun açılması düşünülebilir.</p>

<p><strong>IV- İcra ve Satışla İlgili Hükümler</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>7589 sayılı Kanunun 1. maddesinde;</strong></p>

<p><i>“9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 114 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümleler eklenmiş ve yedinci fıkrasının (6), (8) ve (9) numaralı bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</i></p>

<p><i>Tüm maliklerin miras yoluyla edindikleri ve mirasçılar dışında üçüncü kişilerin mülkiyet hakkının bulunmadığı taşınmazlar bakımından ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verilmesi halinde yapılacak açık artırmalarda birinci artırma sadece malik olan mirasçılar arasında yapılır. Sadece malik olan mirasçılar arasında yapılacak bu artırma usulü bir defaya mahsus olmak üzere uygulanır.</i></p>

<p><strong><i>6.</i></strong><i> Satış talep eden ve artırmaya katılmak isteyen alacaklının, en geç artırma süresinin bitiminden önceki iş günü mesai bitimine kadar satışı yapan icra dairesine müracaat etmesi halinde alacağın teminatı karşıladığı miktar kadar kendisinden teminat alınmayacağı, açık artırmalarda Hazinenin teminat göstermekten muaf olduğu.</i></p>

<p><strong><i>8.</i></strong><i> Elektronik satış portalında verilecek tekliflerin haczedilen malın muhammen kıymetinin yüzde ellisi, ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde birinci artırmanın sadece malik olan mirasçılar arasında yapıldığı durumlarda muhammen kıymetin yüzde yüzü, ikinci artırmada ise muhammen kıymetin yüzde ellisi ile o malla güvence altına alınan ve satış isteyenin alacağına rüçhanı olan alacakların toplamından hangisi fazla ise bu miktarı ve ayrıca bu miktara ilave olarak paraya çevirme ve paylaştırma masraflarını geçmesi gerektiği.</i></p>

<p><strong><i>9.</i></strong><i> İhale alıcısının en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmaması halinde, alınan teminatın iade edilmeyip öncelikle satış masraflarından mahsup edileceği, kalan miktarın icra dosyaları bakımından alacaklarına mahsuben hak sahiplerine ödeneceği; süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısının satış isteyen alacaklı olması durumunda, muhammen bedelin yüzde onunun kendi alacağından mahsup edileceği ve bu satış için yapılan masrafın kendisi üzerinde bırakılarak borçluya yüklenmeyeceği; ortaklığın satış suretiyle giderilmesinde en yüksek teklifi verip de ihale bedelini süresi içinde yatırmayan ihale alıcısından alınan teminatın kendisine iade edilmeyerek satış masrafları mahsup edildikten sonra paydaşlara payları oranında ödeneceği, süresi içinde ihale bedelini yatırmayanın paydaş olması durumunda ise alınan teminatın tamamının diğer pay sahiplerine payları oranında ödeneceği; ayrıca en yüksek teklifi verip de süresi içinde ihale bedelini yatırmayan ihale alıcısına, teklif ettiği bedelin yüzde beşi oranında satışı yapan icra dairesince veya satış memurunca idari para cezası verileceği, verilen bu cezanın 6183 sayılı Kanun hükümleri uyarınca tahsili için tahsil dairesine bildirileceği.” </i>hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>1. Ortaklığın Giderilmesi Davasında İlk Satışın Sadece Mirasçılar Arasında Olmasına İlişkin Düzenleme</strong></p>

<p>Bu düzenlemeden önce mirasçılar, <i>“biz satışın sadece mirasçılar arasında yapılmasını istiyoruz” </i>derse mahkeme de o şekilde karar vermeliydi, ama mirasçılardan birisi vazgeçerse genel açık artırma oluyordu. Bu madde bundan dolayı geldi, yani “mal mirasçılarda kalsın öncelikle” düşüncesi öne çıktı.</p>

<p><strong>Avantajı nedir?</strong> Artık çok fazla katılımcı olmayacağı için ihalenin feshedilmesi ihtimali önemli ölçüde düşmektedir. Gerekçede yer alan “suistimal” kelimesi ile kast edilen budur. Burada ortaya çıkabilecek sorun ne olabilir? Katılımcı sayısının az olması rekabeti ve verilen bedeli düşürebilir. <strong>Düzenleme bu yönü ile eleştiriye açık, parası olan, zengin olan mirasçı öne çıkar ve ihaleyi kazanır. Bunun karşısında; sadece mirasçıların katılacağı açık artırmada malın muhammen bedelinin altında bir teklifin kabul edilmeyecek olmasına ilişkin yapılan bu düzenleme, bu sorunun ortaya çıkmasına engel olabilir.</strong></p>

<p><strong>2. Paydaşın Açık Artırmaya Katıldığı Durumda Teminattan Muaf Tutulmasına İlişkin Düzenlemenin Kaldırılması</strong></p>

<p><strong>Burada sorun şuydu: </strong>Paydaş en yüksek teklifi veriyordu, hatta abartılı teklif, sonrasında ise parayı ödemiyordu, bu da ihalenin sürüncemede kalmasına neden oluyordu, zararı da ödeyemiyordu. <strong>Normalde ne oluyordu?</strong> İhaleye katılan teminat verdiği için daha sonra bu şekilde hareket ederse zarar o teminattan karşılanıyordu. <strong>Düzenleme bizce bu yönü ile isabetli gözükmektedir.</strong></p>

<p><strong>3. Kısıtlıya Ait Malın Satışının Elektronik Ortamda Yapılabilmesi</strong></p>

<p>Bu düzenlemenin yegane gerekçesi açık artırmaya katılan sayısının artırılması yoluyla rekabeti artırmak. İhale elektronik ortamda ve anlık olacağı için, açık artırmada daha fazla teklif verilmesi mümkün. <strong>Bu yönü ile düzenleme fayda sağlayacaktır.</strong></p>

<p><strong>Prof. Dr. Ersan Şen</strong></p>

<p><strong>Doç. Dr. Anıl Köroğlu</strong></p>

<p><strong>Av. Ertekin Aksüt</strong></p>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-olarak-bilinen-7589-sayili-kanunun-bazi-hukumleri-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 16:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/yazar/ersan-sen-yazdi-kitap-the.jpg" type="image/jpeg" length="26211"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TAŞINMAZ SATIŞ VAADİ SÖZLEŞMESİ NEDENİNE DAYANAN TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi taşınmaz malikinin belirli bir bedel karşılığında taşınmazını ileride satmayı, karşı tarafın da satın almayı taahhüt ettiği, henüz mülkiyet devri sonucunu doğurmayan bir ön sözleşmedir. Bu sözleşme ile taraflar, ileride tapuda yapılacak asıl satış işlemini gerçekleştirme borcu altına girerler. Bu demektir ki sözleşmenin kurulması ile sözleşmeye konu olan taşınmazın mülkiyeti el değiştirmez. Ancak tarafların rızaları ile ya da satış vaadi borçlusu, satış vaadi alacaklısının hakkını kullanmak istediğinde borcunu yerine getirmediği durumlarda bu hal alıcıya mahkeme yolu ile cebri tescil isteyerek mülkiyetin el değiştirmesini sağlayacaktır. Böylelikle satış vaadi sözleşmesine dayanılarak elde edilmesi istenilen mülkiyet hakkı tapu iptal ve tescil davası ile gerçekleşecektir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesi Nasıl Yapılır</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin geçerli olabilmesi için Türk Borçlar Kanunu ve Tapu Kanunu uyarınca resmi şekle tabi olması zorunludur. Buna göre:</p>

<p>- Sözleşme, noterlikçe düzenleme şeklinde yapılmalıdır.</p>

<p>- Tarafların açık iradeleri, satışa konu taşınmazın tapu bilgileri ve satış bedeli sözleşmede tereddüde yer vermeyecek şekilde belirtilmelidir.</p>

<p>- Noterde düzenlenen sözleşme, talep edilmesi hâlinde tapu siciline şerh edilebilir. Şerh, kişisel hakkı ayni etkiye yaklaştırır ve üçüncü kişilere karşı ileri sürülebilirlik sağlar.</p>

<p>Resmi şekle uyulmaksızın yapılan satış vaadi sözleşmeleri kesin hükümsüzdür ve hukuki sonuç doğurmaz. Öte yandan satış vaad edilen taşınmaz ifa edilebilir olması gerekmektedir. Bu demektir ki taşınmazın tek bir maliki veya paylı mülkiyet olması halinde ifa edilebilirdir. Elbirliği mülkiyeti söz konusu ise satış vaad edilen taşınmazda tescil açısından ifa olanağı bulunmamaktadır. Söz gelimi elbirliği mülkiyetine tabi taşınmazı ortaklardan biri üçüncü bir şahsa satış vaadi sözleşmesi yapması durumunda ortaklığın giderilmesi gerçekleşmeden satış vaadinin ifa olanağı olmayacaktır. Buna karşılık elbirliği ortakların kendi aralarında yapacağı satış vaadi sözleşmesinde ortaklık çözülmemiş olması ifa olanağını engellememektedir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesine Dayanan Tapu İptali ve Tescil Davası</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davası, esasen <strong>kişisel hakka dayalı ayni talep</strong> niteliğindedir. Davacı, geçerli bir satış vaadi sözleşmesi bulunduğunu ve kendi edimini ifa ettiğini veya ifaya hazır olduğunu ileri sürerek, davalı adına kayıtlı tapunun iptali ile kendi adına tesciline karar verilmesini talep eder. Bu dava, satış vaadine konu taşınmazın hâlen vaatte bulunan malik adına kayıtlı olması hâlinde açılabileceği gibi, tapu siciline şerh verilmişse üçüncü kişilere karşı da yöneltilebilir.</p>

<p>Yargıtay içtihatları doğrultusunda tapu iptali ve tescil talebinin kabul edilebilmesi için şu şartların birlikte gerçekleşmesi gerekir:</p>

<p>- Geçerli bir resmi şekle uygun satış vaadi sözleşmesi bulunmalıdır.</p>

<p>- Davacı, satış bedelini tamamen ödemiş olmalı ya da ödemeye hazır olduğunu ispat etmelidir.</p>

<p>- Davalı, tapuda asıl satış işlemini yapmaktan kaçınmalıdır.</p>

<p>- Taşınmaz, davanın açıldığı tarihte aynen mevcut olmalı ve hukuken devrine engel bir durum bulunmamalıdır.</p>

<p>Zamanaşımı bakımından ise taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan alacak hakkı kural olarak 10 yıllık zamanaşımına tabidir. Fakat sözleşme tapuya şerh edilmiş ise zamanaşımı def’i her somut olaya göre değerlendirilmesi elzemdir.</p>

<p><strong>Görevli ve Yetkili Mahkeme</strong></p>

<p>Tapu iptal ve tescil davalarında taşınmazın değerine bakılmaksızın asliye hukuk mahkemesi görevlidir. Yetkili mahkeme ise taşınmazın bulunduğu yer mahkemesi yetkilidir.</p>

<p><strong>Taşınmaz Satış Vaadi Sözleşmesinin Tapuya Şerhi</strong></p>

<p>Türk Medeni Kanunun 1009. Maddesi uyarınca; “Arsa payı karşılığı inşaat, taşınmaz satış vaadi, kira, alım, önalım, gerialım sözleşmelerinden doğan haklar ile şerhedilebileceği kanunlarda açıkça öngörülen diğer haklar tapu kütüğüne şerhedilebilir. Bunlar şerh verilmekle o taşınmaz üzerinde sonradan kazanılan hakların sahiplerine karşı ileri sürülebilir.</p>

<p>Tapuya şerh ile sözleşme alacaklısı sözleşmeden doğan nispi (kişisel) hakkını kuvvetlendirmiş olur ve böylece üçüncü kişilere karşı da ileri sürebilecektir. Tapu kütüğünün şerhler sütununa şerh edilir ve şerh tarihinden itibaren 5 yıllık süre boyunca üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade edecektir. Öte yandan tapu kütüğüne şerh edilebilmesi için noterce düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi olması gerekmektedir. Aksi takdirde tapu kütüğüne şerh edilemez.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin tapuya şerhini, kural olarak sözleşmenin tarafları talep edebilir. Bu demektir ki; satış vaadinde bulunan (vaat borçlusu / satıcı) ve satış vaadi alacaklısı (alıcı) tek tarafın başvurusu yeterlidir.</p>

<p><strong>Şerh İşleminin Terkini</strong></p>

<p>Tapuya şerh yapıldığı tarihten itibaren 5 yıl içinde satış gerçekleşmezse işbu şerh tapu görevlilerince re’sen terkin edilir. Bunun yanı sıra satış vaadi sözleşmesi şerh edildikten sonra şerhin süresi dolmadan, terkin harcı tahsil edilmek şartı ile şerh lehtarı tarafından talep edilmesi halinde yine terkin yapılabilir. Görüleceği şerh lehtarı istemi üzerine her zaman terkin edilebilir ancak şerh tarihinden itibaren 5 yıl geçmesi kaydıyla tapu maliki istemi üzerine terkin yapılabilir. Bu ayrıma dikkat etmek gerekir.</p>

<p><strong>TAŞINMAZIN BİRDEN FAZLA KİŞİYE SATILMIŞ OLMASI DURUMU</strong></p>

<p>Yargıtay’ın yerleşik uygulamasına göre; tarafların arasında yaptığı sözleşme geçersiz olmadıkça veya taraflarca feshedilmemiş ise yapılan bu sözleşmelerin hepsinin geçerli olacağını fakat eski tarihli sözleşme dikkate alınır. Önceki tarihli sözleşme hangisiyse üstünlük tanınarak tapu iptal ve tescil istemi kabul edilmesi gerekecektir.”</p>

<p><strong>TAŞINMAZ SATIŞ VAADİNE DAYALI TAPU İPTALİ VE TESCİLİ DAVALARINDA İLERİ SÜRÜLEN SAVUNMALAR</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayanılarak açılan tapu iptali ve tescil davalarında, davalı konumundaki satış vaadi borçlusu (veya koşulları varsa taşınmazı devralan üçüncü kişiler) davanın reddini sağlamak amacıyla çeşitli maddi hukuk ve usul hukuku savunmalarında bulunabilirler. Yargılama pratiğinde en sık karşılaşılan ve mahkemelerin esasa girmeden veya esası incelerken dikkate aldığı temel savunmalar şunlardır.</p>

<p><strong>1. Sözleşmenin Resmi Şekil Şartına Aykırılık Savunması (Şekil Geçersizliği)</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu’nun 237. maddesi ve Noterlik Kanunu’nun 60. maddesi uyarınca, taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliği, noter huzurunda "düzenleme şeklinde" yapılmasına bağlıdır.</p>

<p>- Davalı, taraflar arasında adi yazılı şekilde (örneğin kendi aralarında imzaladıkları bir protokol veya makbuzla) yapılan sözleşmenin hukuken geçersiz (kesin hükümsüz) olduğunu ileri sürebilir.</p>

<p>- Dürüstlük Kuralı Sınırı: Her ne kadar şekle aykırılık sözleşmeyi geçersiz kılsa da, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarına göre; satış vaadi sözleşmesi adi yazılı yapılmış olmasına rağmen taşınmaz alıcıya teslim edilmiş, üzerine inşaat yapılmış veya bedel tamamen ödenmiş ve uzun yıllar nizasız kullanılmışsa, davalının sonradan "şekil geçersizliği" savunması yapması TMK m. 2 uyarınca dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eder ve mahkemece dinlenmez.</p>

<p><strong>2. Zamanaşımı Def'i</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi kişisel bir hak doğurduğundan, bu sözleşmeden kaynaklanan talepler kural olarak 10 yıllık genel zamanaşımı süresine (TBK m. 146) tabidir.</p>

<p>- Davalı, sözleşmenin ifa kabiliyeti kazandığı tarihten (veya sözleşmede kararlaştırılan ifa tarihinden) itibaren 10 yıl geçtiğini belirterek zamanaşımı def'inde bulunabilir.</p>

<p>- Zamanaşımını Kesen İstisnai Durumlar: Eğer satış vaadi alacaklısı (davacı), taşınmazı sözleşme tarihinden beri fiilen elinde bulunduruyor (zilyet) ise veya taşınmaz onun kullanımına bırakılmışsa, davalı zamanaşımı def'inde bulunamaz. Yargıtay, zilyetliğin alıcıda olduğu durumlarda zamanaşımı savunmasının ileri sürülmesini hakkın kötüye kullanılması olarak nitelendirir.</p>

<p><strong>3. Ödememe Def'i (Edimin İfa Edilmediği Savunması)</strong></p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir. Davacının tescil talep edebilmesi için kendi üzerine düşen edimi yerine getirmiş olması gerekir.</p>

<p>- Davalı, satış bedelinin (semenin) kendisine tamamen veya kısmen ödenmediğini ileri sürerek TBK m. 97 (Ödememe Def'i) kapsamında tescilden kaçınabilir.</p>

<p>- Bu savunma karşısında mahkeme, davacıya bakiye satış bedelini mahkeme veznesine depo etmesi için süre verir. Bedel depo edilirse tescile karar verilir, aksi halde dava "ifa sırası gelmediği" gerekçesiyle reddedilir.</p>

<p><strong>4. İfa İmkânsızlığı Savunması</strong></p>

<p>Satış vaadine konu taşınmazın hukuki veya fiili durumu, davanın açıldığı esnada mülkiyetin devrine engel teşkil edebilir.</p>

<p>- Davalı, tescilin hukuken imkânsız olduğunu savunabilir. Bu imkânsızlık halleri şunlardır:</p>

<p>Elbirliği Mülkiyeti: Taşınmaz üzerinde elbirliği mülkiyeti varsa ve ortaklık henüz tasfiye edilmemişse, tescil imkânsızdır (Makalenizde değindiğiniz üzere ortaklar arası satış vaadi hariçtir).</p>

<p>Taşınmazın Kamulaştırılması: Taşınmaz dava açılmadan önce kamulaştırılmışsa artık tescili imkansız hale gelmiştir.</p>

<p>İmar Mevzuatı Engelleri: İmar Kanunu m. 18/son uyarınca, imar planı olmayan yerlerde taşınmazın hisselere bölünerek satışının vaat edilmesi halinde ifa olanağı yoktur.</p>

<p>- Hukuki Sonuç: Haklı bir ifa imkânsızlığı varsa, tapu iptal ve tescil davası reddedilir; ancak davacı terditli (kademeli) olarak tazminat talep etmişse, davalıdan taşınmazın güncel rayiç değerini tazmin etmesi istenir.</p>

<p><strong>5. Taşınmazın Üçüncü Kişiye Devredilmiş Olması Savunması (Tapuya Güven İlkesi)</strong></p>

<p>Eğer satış vaadine konu taşınmaz, davalı tarafından dava açılmadan önce bir başka üçüncü kişiye satılmış ve tapuda devredilmişse, tescil talebi bu yeni malike yöneltilir.</p>

<p>- Yeni malik olan üçüncü kişi, TMK m. 1023 (Tapu Siciline Güven İlkesi) uyarınca iyiniyetli olduğunu ve tapu kaydındaki satış vaadi şerhinden haberdar olmadığını, şerh süresinin (5 yıl) dolmuş olduğunu savunarak tapunun iptal edilemeyeceğini ileri sürer.</p>

<p>- Şerhin Etkisi: Eğer tapuda süresi içinde geçerli bir şerh varsa, üçüncü kişinin iyiniyet savunması dinlenmez. Ancak şerh yoksa veya şerhin süresi dolmuşsa, davacının üçüncü kişinin "kötüniyetli" (satış vaadini bilerek veya bilmesi gerekerek taşınmazı satın aldığını) ispatlaması gerekir. İspatlayamazsa dava reddedilir.</p>

<p><strong>6. Aşırı Yararlanma (Gabin) ve Hata, Hile, Korkutma (İrade Bozukluğu) Savunmaları</strong></p>

<p>Sözleşmenin kurulması esnasında davalının iradesinin sakatlanmış olması veya taraflar arasındaki edimler arasında açık bir oransızlık bulunması durumudur.</p>

<p>- Davalı, sözleşmeyi imzalarken hileye maruz kaldığını, korkutulduğunu (tehdit) veya hata yaptığını ileri sürerek sözleşmeyi iptal ettiğini savunabilir. Ayrıca, kendisinin darda kalmasından, hafifliğinden veya tecrübesizliğinden yararlanılarak taşınmazın değerinin çok altında bir bedelle satış vaadi yapıldığını (Gabin - TBK m. 28) savunarak sözleşmeyle bağlı olmadığını belirtebilir.</p>

<p>- Süre Sınırı: Bu savunmaların dinlenebilmesi için kanunda öngörülen hak düşürücü süreler içinde (örneğin gabinde öğrenme veya zor durumun ortadan kalkmasından itibaren 1 yıl, her halükarda 5 yıl) sözleşmenin feshedildiğinin bildirilmiş olması şarttır.</p>

<p><strong>7. Muvazaa (Danışıklı İşlem) Savunması</strong></p>

<p>Özellikle aile içi ilişkilerde veya alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla muvazaalı satış vaadi sözleşmeleri sıklıkla yapılmaktadır.</p>

<p>- Davalı veya davalının diğer mirasçıları/alacaklıları, yapılan taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin gerçek bir satış iradesi taşımadığını, işlemin "inançlı işlem" veya "muvazaalı" olduğunu ileri sürebilirler. Örneğin, muris muvazaası (mirasçılardan mal kaçırma) amacıyla yapılan satış vaatleri, mirasçıların savunması üzerine mahkemece iptal edilebilir.</p>

<p>Taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, mülkiyetin devrini amaçlayan ancak henüz devri gerçekleştirmeyen, taraflara karşılıklı borç yükleyen kendine özgü ön sözleşmelerdir. Bu sözleşmeden doğan tescil borcunun rızaen yerine getirilmemesi halinde açılan tapu iptal ve tescil davaları, Türk gayrimenkul hukukunun en dinamik alanlarından birini oluşturur. Davacı tarafın tescil hakkına kavuşabilmesi yalnızca şekle uygun bir sözleşmenin varlığına değil; kendi edimini eksiksiz ifa etmesine ve tescilin hukuken imkan dahilinde olmasına bağlıdır. Davalı tarafça ileri sürülecek şekil geçersizliği, zamanaşımı, ödememe def'i veya ifa imkansızlığı gibi savunmalar ise davanın kaderini doğrudan tayin eden unsurlardır. Bu nedenle, uyuşmazlıkların çözümünde dürüstlük kuralı, tapuya güven esası ve tarafların edim dengesi hassasiyetle gözetilmelidir.</p>

<p><strong>1. Zamanaşımı Savunması ve "Zilyetlik" Kriteri </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinde zamanaşımı süresi Türk Borçlar Kanunu’nun 146. maddesi gereğince 10 yıldır ve bu süre "sözleşmenin ifa kabiliyetinin doğduğu" tarihten itibaren başlar. Ancak, satış vaadi alacaklısına taşınmazın zilyetliği (fiilen kullanımı/teslimi) devredilmişse, davalı borçlunun zamanaşımı def'i ileri sürmesi dürüstlük kuralına aykırı kabul edilir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 03.10.2023, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise, on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması dürüst davranma kuralı (TMK m. 2) ile bağdaşmayacağından dinlenmez."</i></p>

<p>- Analiz: Kararda, sözleşme tarihinin üzerinden çok uzun süre (örneğin somut olayda 20 yılı aşkın süre) geçmiş olsa dahi, alıcının taşınmazda ikamet etmeye veya taşınmazı tarımsal olarak işletmeye devam etmesi halinde zamanaşımı def'inin mahkemece doğrudan reddedilmesi gerektiği net bir şekilde vurgulanmıştır.</p>

<p><strong>2. Ödememe Def'i ve "Birlikte İfa" (Depo Kararı) İlkesi </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşme olduğundan, alıcı tescil istemeden önce satış bedelinin tamamını ödemiş olmalıdır. Davalı "bedel ödenmedi" savunması yaptığında, mahkeme davayı doğrudan reddetmez; bedelin ödenmeyen kısmını güncelleyerek davacıya depo ettirir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, E. 2023/3397, K. 2023/4216 Sayılı Kararı</a> (Ödememe Def'i Analizi):</strong></p>

<p><i>"Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelin ödenmediği savunuluyorsa; mahkemece satış bedelinin ödenip ödenmediği, ödenmişse ne kadarının ödendiği araştırılmalı; ödenmeyen bir kısım olduğu saptanırsa, bu bakiye bedel dava tarihindeki (veya karar tarihine en yakın) objektif değer esasına göre güncellenerek davacıya mahkeme veznesine depo etmesi için önel (süre) verilmeli ve birlikte ifa kuralı uyarınca tescile karar verilmelidir."</i></p>

<p>- Analiz: Bu içtihat uyarınca, davalının "Bana bedel ödenmedi, sözleşmeyi ifa etmiyorum" şeklindeki savunması davayı tamamen sonlandırmaz. Sözleşmenin ayakta tutulması ilkesi gereğince mahkeme, davacıya parayı faiziyle/güncel değeriyle mahkeme veznesine yatırarak mülkiyeti kazanma imkanı sunar.</p>

<p><strong>3. Elbirliği Mülkiyeti Altındaki Taşınmazlar ve İfa İmkânsızlığı Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Miras ortaklığı (elbirliği mülkiyeti) devam ettiği sürece, bir ortağın üçüncü kişiye yaptığı satış vaadinin tescili hukuken imkansızdır. Ancak bu imkansızlık savunması, elbirliği ortaklarının kendi aralarında yaptıkları satış vaatlerinde geçerli değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309 Sayılı Kararı:</strong></a></p>

<p><i>"Elbirliği mülkiyeti paylı mülkiyete dönüştürülmediği sürece paydaşlardan bir veya birkaçının üçüncü kişiye yaptığı satış vaadi sözleşmesinin bu aşamada ifa olanağı yoktur. Fakat elbirliği ortaklığına dahil paydaşlar (mirasçılar) arasında gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapılmışsa; iştirak (ortaklık) bozulmamak kaydıyla, satıcı elbirliği ortağının payının alıcı elbirliği ortağının payına ilave edilmek suretiyle yapılan satış vaadi sözleşmesinin ifa olanağı vardır."</i></p>

<p>- Analiz: Eğer davalı "Taşınmaz miras malıdır, elbirliği mülkiyetine tabidir, tescil edilemez" savunması yapıyorsa, mahkeme öncelikle davacının sıfatına bakar. Davacı da aynı miras ortaklığının bir üyesi ise bu savunma geçersiz kalır ve tescil işlemi davacının elbirliği payına eklenerek (iştirak bozulmadan) gerçekleştirilir.</p>

<p><strong>4. Satıcının Dava Tarihinde Malik Olmaması Savunması </strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Satış vaadi sözleşmesi yapılırken borçlunun malik olması şart değildir (çünkü bu bir borçlandırıcı işlemdir). Ancak tapu iptal ve tescil davasının kabul edilebilmesi için, dava tarihinde taşınmazın tapuda davalı adına kayıtlı olması zorunludur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>Yargıtay 7. Hukuk Dairesi, T. 27.09.2023, E. 2022/3453, K. 2023/4195 Sayılı Kararı:</strong></a></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><i>"Satış vaadi sözleşmesi yapılırken satıcının tapuda malik olması her zaman zorunlu değildir. Borçlandırıcı işlem her zaman yapılabilir. Ancak dava açıldığı tarihte taşınmazın satıcı adına kayıtlı olması gerekir. Satıcı dava tarihinde malik değilse, sözleşmenin ifa olanağından söz edilmesi mümkün olmayacağından tescil talebinin reddi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Davalı, tapu kaydını bir başkasına devrettiğini ve artık malik olmadığını savunarak davanın reddini isteyebilir. Bu durumda mahkeme davayı reddeder ancak davacının terditli (kademeli) talebi varsa, ifa imkansızlığı nedeniyle taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinin davacıya tazminat olarak ödenmesine hükmeder.</p>

<p><strong>5. Muris Muvazaası (Mal Kaçırma) Savunması</strong></p>

<p>Yargıtay Kuralı: Murisin (miras bırakanın) hayattayken mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapuda doğrudan devir yapmak yerine, gizli muvazaalı bir satış vaadi sözleşmesi kurması durumunda, diğer mirasçılar bu işlemin iptalini her zaman savunabilirler.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20252225-e-20253309-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 7. Hukuk Dairesi’nin En Güncel Bozma Kararlarından Biri (T. 2025, E. 2025/2225, K. 2025/3309)</a>:</strong></p>

<p><i>"Miras bırakanın, mirasçılarından mal kaçırmak amacıyla muvazaalı olarak gerçekleştirdiği satış vaadi sözleşmeleri hukuken geçersizdir. Davalı mirasçılar tarafından ileri sürülen muris muvazaası savunmasının kanıtlanması halinde, satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptal ve tescil davasının reddine karar verilmesi gerekir."</i></p>

<p>- Analiz: Özellikle aile içi ilişkilerde yapılan satış vaatlerine karşı mirasçıların en güçlü savunma silahı muvazaadır. Mahkeme bu savunma karşısında; murisin ekonomik durumunu, satış bedelinin ödenip ödenmediğini ve taraflar arasındaki ailevi ilişkileri titizlikle inceleyerek sözleşmenin gerçek iradeyi yansıtıp yansıtmadığını denetler.</p>

<p>Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29'uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237'nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706'ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89'uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716'ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>(Y7HD. 2022/6905 E. 2024/140 K.)</strong></a></p>

<p>Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m. 701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/3494 E. 2023/4259 K.)</strong></a></p>

<p>Birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır. <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" rel="dofollow"><strong>(Y7HD. 2023/2243 E. 2023/3369 K.)</strong></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE"><img alt="Av. Kadir LALE" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2023/09/kadir-lale.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kadir-lale" title="Av. Kadir LALE">Av. Kadir LALE</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/tasinmaz-satis-vaadi-sozlesmesi-nedenine-dayanan-tapu-iptali-ve-tescili-davasi-1</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/11/gayrimenkul-ev-bina-kira.jpg" type="image/jpeg" length="22986"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 11.01.2024 tarihli, 2022/6905 E., 2024/140 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2022/6905 E., 2024/140 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2022/502 E., 2022/1441 K.<br />
KARAR : Esastan ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Kocaeli 7. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/288 E., 2021/175 K.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><br />
Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda, İlk Derece Mahkemesince davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili ile davalıların murisi ... arasında 04.10.2007 tarihli 21321 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesinin düzenlendiğini, ...'un paydaş olduğu 2821 parsel numarasına kayıtlı taşınmazını 4.000,00 TL bedelle davacıya satmayı vaat ve taahhüt ettiğini, satış bedelinin tamamının nakden ve peşinen ödendiğini, müvekkilinin tasarrufuna bırakıldığını, taşınmaz üzerindeki engellerin kaldırılmasından sonra taşınmazın mülkiyetinin müvekkiline devredileceğinin taahhüt edildiğini ileri sürerek davalılara ait hisselerin iptali ile davacı adına tescilini talep ve dava etmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili cevap dilekçesinde özetle; dava konusu taşınmazın muris ve murisin ölümüyle mirasçıların zilyetliğinde olduğunu, davacının tasarrufuna geçmediğini, bedelinin ödenmediğini belirterek davanın zamanaşımı yönünden usulden reddini mahkeme aksi kanaatte olursa davanın esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararında; davanın zamanaşımı nedeniyle usulden reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili; sözleşmede yer alan "işbu gayrimenkulün üzerinde bulunan ipoteğin kaldırılmasına müteakip ilgili tapu sicili müdürlüğünde kat'i ferağ takririni vereceğimi beyan ve taahhüt ederim" şeklindeki şartın geciktirici şart olduğunu, şartın gerçekleşmesiyle birlikte hukuki sonuçların da tam anlamıyla doğacağını, taşınmazın 1/2'si müteveffa ..., diğer 1/2'si ... adına kayıtlı iken Akbank lehine ipotek tesis edildiğini, icra takibi sonucu Girişim (Güven) Varlık Yönetim tarafından 15.04.2014 tarihinde ipoteğin paraya çevrilmesi yolu ile ... hissesi devralınarak alacağın tahsil edildiğini, muris İsmail'in 1/2 hissesinin boşa çıkarak borçtan ari konuma geldiğini, ifa kabiliyetinin de bu tarihte doğduğunu belirterek hükmün kaldırılmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesi yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili; istinaf dilekçesinde yer alan beyanlarını tekrar etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 inci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ıncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ıncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ıncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 inci maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Somut olaya gelince; dava konusu taşınmaz satış vaadi sözleşmesi 04.10.2007 tarihinde akdedilmiş; dava ise, 30.12.2020 tarihinde açılmıştır. Davalılar davaya karşı süresinde sundukları 02.02.2021 tarihli cevap dilekçesiyle zamanaşımı def'inde bulunmuşlardır. Sözleşme kapsamında taşınmazın alıcının tasarrufuna terk ve teslim edildiği, vaat borçlusu tarafından açıkça beyan edilmiştir. Bu durumda taşınmazın fiilen olmasa da hukuken vaat alacaklısına teslim edildiğinin kabulü gerekir. Bu durumda zamanaşımı savunmasında bulunmak, hakkın kötüye kullanılması niteliğindedir. Mahkemece davacının esas talebi hakkında olumlu olumsuz bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verilmesi doğru görülmemiş, hükmün bozulması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle<br />
Temyiz olunan, Bölge Adliye Mahkemesi kararının KALDIRILMASINA,</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin yatırılan temyiz harcının istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>11.01.2024 tarihinde kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20226905-e-2024140-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="77213"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 28.09.2023 tarihli, 2023/3494 E., 2023/4259 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3494 E., 2023/4259 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2022/100 E., 2023/183 K.<br />
DAVA TARİHİ : 04.05.2015<br />
KARAR : Davanın kabulüne</p>

<p>Taraflar arasındaki taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce Mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkemece bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Mahkeme kararı taraf vekillerince temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong></p>

<p>Davacı vekili; taraflar arasında yapılan Uşak 3. Noterliği'nin 24.05.2012 tarihli, 7716 yevmiye numaralı taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile Uşak ili, Merkez ilçesi, Kalfa Köyü, 111 ada 3 parsel sayılı taşınmazın davacıya satışının vaat edildiğini, satış bedelinin büyük bir kısmının sözleşmeye uygun olarak ödendiğini, davacının bazı taksitleri ödemede temerrüde düştüğünü, davacının bakiye satış bedelini ödemeye hazır olduğunu belirterek dava konusu taşınmazdaki davalı adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesini talep etmiş, yargılama sırasında 23.10.2020 günlü sözleşme ile dava konusunu ...'a devretmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı vekili, müvekkilinin fesih hakkını kullandığını, iddiaların gerçek dışı olduğunu, davayı kabul etmemekle birlikte bakiye 30.600,00 TL'nin (tahsilat yapılacağı gün tekrar hesaplanmak üzere) ödenmesi halinde davalı bankanın devri uygun bulduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. MAHKEME KARARI</strong><br />
Mahkemece, bozmaya uyularak davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
 </p>

<p>A. Bozma Kararı<br />
Dairemizin 12.01.2022 tarihli 2021/6537 Esas ve 2022/324 Karar sayılı ilamında özetle, "... Uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinde belirlenen bedelin ödenmeyen kısmının belirlenmesine ilişkindir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Borçlar Kanununun 81. maddesi uyarınca depo ettirilebilir. Ancak, sözleşme tarihinde belirlenen bedelin üzerinden uzunca bir zaman geçmesinden sonra dava tarihinde eksik kalan bedelin depo ettirilmesi TMK’nın 2. maddesinde düzenlenen dürüst davranma kuralı ile bağdaşmaz. Bu halde, sözleşmedeki bakiye bedelin depo edilmesine karar verilmesi sözleşmedeki yarar dengesinin satış vaadi sözleşmesinde mülkiyeti nakil borcu yükümlüsü davalı aleyhine bozulmasına neden olur.</p>

<p>Bu nedenle mahkemece mahallinde keşif yapılarak öncelikle çekişme konusu bağımsız bölümün dava tarihindeki rayiç değeri ayrıca davacının peşin ödediği bedelin satış vaadi sözleşmesindeki taşınmaz satış bedeline oranı belirlenmeli, bu bedeller belirlendikten sonra, taşınmazın dava tarihindeki rayiç değerinden davacının ödediği bedelin oranı mahsup edildikten sonra bakiye bedeli ödenmesi için davacıya süre verilerek sonucuna göre bir karar verilmesi gerekir.</p>

<p>Kabule göre de, davacı tarafından depo edilen bedelin hükümde davalı tarafa ödenmesine karar verilmemesi doğru görülmemiştir.</p>

<p>Diğer taraftan, dava tarihi itibariyle davacı edimlerini tam olarak yerine getirmediğinden davacı lehine vekalet ücreti takdir edilmesi de yerinde görülmemiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkeme, talebin taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil şartlarının oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar vermiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri temyiz isteminde bulunmuştur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
1. Davacı vekili; eksik satış bedeli depo edildiğinden davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmeliydi, aksi halde dava tarihi itibariyle davacının ödemiş olduğu satış bedeli üzerinde davacı yararına vekalet ücreti takdir edilmesi gerektiğini belirterek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>2. Davalı vekili; davalı aleyhine yargılama ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı olduğunu, dava tarihinden itibaren temerrüt faizine hükmedilmesi gerektiğini, davalı bankanın harçtan muaf olduğunu belirterek ve re'sen tespit edilecek nedenlerle kararın bozulmasını talep etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, taşınmaz satış vaadi sözleşmesine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşmelerdendir. Vaad alacaklısı taşınmaz satış vaadi sözleşmesiyle mülkiyet devir borcu yüklenen vaad borçlusunun edimini yerine getirmemesi, halinde edimin hükmen yerine getirilmesini mahkemeden isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesine dayanan tescil isteminin hüküm altına alınabilmesi için sözleşmede kararlaştırılan bedel ödenmiş olmalıdır. Ancak, bedelden ödenmeyen bir kısım var ise bu bedel Türk Borçlar Kanunu'nun 97 nci maddesi uyarınca depo ettirilmelidir.</p>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan davaların kabulüne karar verebilmek için sözleşmenin ifa olanağı bulunmalıdır. Elbirliği mülkiyetine (TMK m.701) konu bir taşınmazda elbirliği (iştirak halinde) ortaklarından birinin, ortaklık dışı bir kişiye satım vaadinde bulunması halinde, sözleşme bir taahhüt muamelesi olarak geçerli olmakla birlikte elbirliği ortaklığı çözülünceye kadar sözleşmenin ifa olanağının varlığından söz edilemez.</p>

<p><br />
3. Değerlendirme<br />
Temyizen incelenen Mahkeme kararının bozmaya uygun olduğu, kararda ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik olmadığı, bozma ile kesinleşen ve karşı taraf yararına kazanılmış hak oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukuken imkan bulunmadığı anlaşılmakla; taraf vekillerinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler yeniden kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden hükmün onanması gerekmiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Taraf vekillerinin yerinde görülmeyen tüm temyiz itirazlarının reddi ile usûl ve kanuna uygun olan kararın ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edenlere yükletilmesine,</p>

<p>Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere,</p>

<p>28.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233494-e-20234259-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="52888"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 14.06.2023 tarihli, 2023/2243 E., 2023/3369 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/2243 E., 2023/3369 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen ve istinaf incelemesinden geçen tapu iptali ve tescil, ikinci kademede tazminat davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairemizce İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davalılar vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı vekili, davalıların Mersin ili, .... ilçesi, .... Mahallesi 123 parsel sayılı taşınmazdaki hisselerinin 2/64'lük kısımlarının Mersin .... Noterliği'nde düzenlenen 13.01.2001 tarih ve .... yevmiye No.lu satış vaadi sözleşmesi ile müvekkiline devretmeyi vaadettiklerini, davalıların satış bedelini peşin almalarına rağmen sözleşmede belirtilen sürede ferağ vermediklerini, müvekkilinin taşınmazı satış vaadi ile birlikte teslim aldığını ancak resmi olarak tapusunu alamadığını, davalılarla şifahi olarak görüşmelerinden de sonuç alamadığını belirterek; satış vaadi sözleşmesi uyarınca davalılar adına kayıtlı olan 2/64'er hisseden toplamda 4/64 hissenin iptali ile müvekkili adına tescilini kabul görmemesi halinde rayiç değerinin davalılardan tahsiline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalılar vekili, davanın öncelikle zamanaşımı nedeniyle reddini, bu itirazın kabul edilmemesi halinde müvekillerine herhangi bir bedel ödenmemiş olması ve sözleşmenin geçerli olmaması nedeniyle esastan reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin 17.01.2020 tarihli ve 2018/200 Esas, 2020/ 8 Karar sayılı kararıyla; davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin 23.11.2020 tarihli ve 2020/471 Esas, 1189 Karar sayılı kararıyla; davalılar vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Dairemizin 17.01.2022 tarih ve 2021/2100 Esas, 2022/511 Karar sayılı ilamı ile; ''... mahkemece, öncelikle dava konusu taşınmazların tarımsal niteliği duruma göre Tarım ve Köyişleri Bakanlığı il veya ilçe müdürlüğünden, ifrazının mümkün olup olmadığı ise taşınmaz belediye ve mücavir olan sınırları içerisinde ise belediyeden, dışında ise il idare kurulundan sorularak ifrazının veya taşınmazdan pay satışının mümkün olup olmadığının araştırılması yapılacak ve yapılan bu araştırmalar sonucunda taşınmazların ifrazının veya taşınmazlardan pay satışının mümkün olmadığının anlaşılması halinde davanın reddine, aksi halde kabulüne karar verilmesi gerekecektir. Belirtilen hususlar gözetilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş...'' gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. İlk Derece Mahkemesince Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile dava konusu taşınmazın imar parseli niteliğinde olduğu, 5403 sayılı Yasa'daki kısıtlamalara tabi olmadığı, hissedar olmayana kısmi hisse satışına engel bir durum bulunmadığı, davacının GSVS ile verilen yeri sözleşme tarihinden itibaren kullandığı, dolayısıyla zaman aşımının söz konusu olmadığı gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p><strong>VI. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalılar vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalılar vekili temyiz dilekçesinde, dava konusu taşınmazın tarla vasfında olduğunu ve ifrazının mümkün olmadığının belirlendiğini, imar durumunun henüz kesinleşmediğini davanın kabulü kararının usul ve yasaya aykırı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Uyuşmazlık, davanın kabulü kararının eksik incelemeye dayanıp dayanmadığı noktasında toplanmaktadır.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca Noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nda toprağın korunması, geliştirilmesi, tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi ve bölünmelerinin önlenmesi, tarımsal arazi ve yeter gelirli tarımsal arazilerin çevre öncelikli sürdürülebilir kalkınma ilkesine uygun olarak planlı kullanımını sağlayacak usul ve esasları belirlemek amacıyla yeniden bazı düzenlemeler yapılmıştır.</p>

<p>3. Kanun'un “Tarım arazilerinin sınıflandırılması, asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin belirlenmesi” başlıklı 8 inci maddesi gereğince tarım arazileri; doğal özellikleri ve ülke tarımındaki önemine göre nitelikleri mutlak tarım arazileri, özel ürün arazileri, dikili tarım arazileri ve marjinal tarım arazileri olarak sınıflandırılmıştır.</p>

<p>4. Yapılan düzenlemelerle, asgari tarımsal arazi büyüklüğüne erişmiş tarımsal arazilerin bölünemez eşya niteliği kazanmış olacağı,</p>

<p>5. Asgari tarımsal arazi büyüklüğünün mutlak tarım arazileri, marjinal tarım arazileri ve özel ürün arazilerinde 2 hektar, dikili tarım arazilerinde 0,5 hektar, örtü altı tarımı yapılan arazilerde 0,3 hektardan küçük belirlenemeyeceği, ifraz edilemeyeceği, hisselendirilemeyeceği, Hazine taşınmazlarının satış işlemleri hariç olmak üzere pay ve paydaş adedinin artırılamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>6. Bu nedenle birlikte mülkiyetin söz konusu olduğu tarım arazilerinin asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altında ifrazı, dolayısıyla satışı mümkün değildir. Ancak, bu nitelikteki arazilerde asgari tarımsal arazi büyüklüklerinin altındaki yüzölçümlerine karşılık gelen mevcut payların bölünmeden üçüncü kişilere satışına bir engel bulunmamaktadır.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Dosyadaki bilgi ve belgesin incelenmesinden, Mersin İl Tarım Müdürlüğü'nün 16.06.2022 tarihli yazısında; "Taşınmazın Kuru Marjinal Tarım Arazi (KTA) olarak değerlendirildiği, taşınmazın yeni oluşacak parsellerinin yüzölçümlerinin, yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğünün altında olması nedeniyle 5403 sayılı yasa çerçevesinde ifrazının uygun olmadığı, söz konusu taşınmazda malike ait hissenin tamamının hisselendirilerek diğer hissedarlara devrinin veya malike ait hissenin tamamının taşınmazda hissedar olmayan T.C. vatandaşı bir kişiye devrinin uygun olduğu" belirtildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>2. Mersin Büyükşehir Belediyesinin 13.06.2022 tarih ve 336447 sayılı yazısında; dava konusu taşınmazın 1/5000 ölçekli nazım imar planının yapıldığı ancak 1/1000 ölçekli imar planının henüz kesinleşmediği bildirilmiştir.</p>

<p>3. Dava konusu taşınmazın güncel tapu kaydının incelenmesinde de '' tarla'' vasfını hala koruduğu anlaşılmaktadır.</p>

<p>4. O halde yukarıda yapılan açıklamalar ışığında, taşınmaz tarım arazisi olup 5403 sayılı Kanun'a ekli 1 sayılı listeye göre Mersin ili, Yenişehir ilçesinde yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğü (kuru arazide) 190 DA (190.000 m²) dir. Mahkemece 5403 sayılı Yasa uyarınca asgari bölünemez tarım arazisi büyüklüğü dikkate alınmaksızın dava konusu 123 parsel sayılı 24.600,00 m² taşınmazdan 4/64 payın (1.537,50 m²’lik alanın) davalılar adına olan tapu kaydının iptali ile davacı adına tesciline karar verilmesi doğru değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5. Mahkemece davacının tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne karar verilmeyeceği göz önüne alınarak ikinci kademede tazminat talebinin değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>VII. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davalılar vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.06.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20232243-e-20233369-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:45:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="36322"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2023/3397 E., 2023/4216 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/3397 E., 2023/4216 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2021/608 E., 2022/19 K.<br />
KARAR : Kısmen kabul, kısmen ret</p>

<p>Taraflar arasında İlk Derece Mahkemesinde görülen satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescili davasında verilen karar hakkında yapılan temyiz incelemesi sonucunda, Dairece İlk Derece Mahkemesi kararının bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesince bozmaya uyularak yeniden yapılan yargılama sonucunda; davanın tapu iptali ve tescil talebi yönünden reddine, tazminat talebi yönünden kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra, dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı asıl dava dilekçesinde; davalı ...'nün 05.06.1991 tarihli gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi ile dava konusu Antalya ili, Finike ilçesi 730 parselde yer alan 1.000 m²'lik kısmı satmayı vaat ettiğini beyanla 730 parselde yer alan hisselerinin tapu kaydının iptali ile kendi adına tescilini, tescil mümkün olmadığı takdirde taşınmaz bedeli olarak şimdilik 10.000,00 TL nin 05.06.1991 tarihinden günümüze kadar işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan tazminini talep etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı ... cevap dilekçesinde; sözleşmedeki imzanın zorla attırıldığını beyanla davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
Mahkemenin 30.11.2015 tarihli ve 2012/182 Esas, 2015/523 Karar sayılı kararı ile; "... davalı tarafın zamanaşımı itirazının değerlendirilmesi gerekmiş, yargılama sırasında dinlenen tanıklardan davacı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda evlendikten sonra 10-13 yıl kadar oturmaya devam ettiği, davalı tanıkları tarafından; davacının davaya konu taşınmazda 5 yıl kadar ikamet ettiği daha sonra taşındığı belirtilmiş, yaptırılan zabıta araştırmasının davacı tanıklarını doğruladığı anlaşılmış davacının davaya konu taşınmaza zilyet olduğu süre dikkate alınarak dava açıldığı tarih itibariyle on yıllık zamanaşımı süresinin dolmadığı ve davacının zilyet olması nazara alınarak zamanaşımı itirazının TMK 2. maddesine göre dürüst davaranma ilkesine de uymadığı anlaşılmakla itirazın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>İlçe Tarım Müdürlüğüne yazılan müzekkere cevabında davaya konu taşınmazın imar planı kapsamında tarımsal niteliği korunacak yerler içerisinde kalmıyor ise ifraz işlemi için 5403 sayılı Yasa kapsamında yapılacak işlem olmadığı yönündeki cevabi yazısı gereğince Finike Belediye Başkanlığına müzekkere yazılmış, Finike Belediye Başkanlığı İmar ve Şehircilik Müdürlüğü cevabi yazısında davaya konu taşınmazın 1000 m2 sinin ifrazının mümkün olduğu belirtilmiş olmakla sözleşmenin ifa olanağının bulunduğu anlaşılmış bu kapsamda bilirkişiden ek rapor alınmış, sözleşme konusu bedelin ödenmiş olduğu sözleşmeden anlaşılmakla ve taşınmazı devreden ve devralan davalıların eş oldukları davalı ...'nün bu nedenle davaya konu taşınmazın satış vaadi sözleşmesiyle o dönemde gelini olan davacıya devredildiğini bilmemesinin mümkün olmadığı, işlemin muvazaalı olduğu sonucuna varılarak davanın kabulüne dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuş, bilirkişi raporlarına göre davaya konu taşınmaz değerinin 32.692,00 TL' ye tekabül ettiği anlaşılmakla yargılama giderleri bu değer üzerinden hesaplanmıştır. " gerekçesiyle davanın kabulüne, dava konusu taşınmazda A harfi ile gösterilen 1000 m²'lik kısmının davalılardan ... adına olan kaydının iptali ile bu 1000 m²'lik kısmın davacı adına tapuya kayıt ve tesciline, taşınmazın kalan kısmının davalı ... üzerinde bırakılmasına karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ</strong><br />
A. Bozma Kararı<br />
1. Mahkemenin 30.11.2015 tarihli kararına karşı süresi içinde davalılar temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>2. Yargıtay (Kapatılan) 14. Hukuk Dairesinin 07.07.2020 tarihli ve 2016/15465 Esas, 2020/4433 Karar sayılı kararıyla; "... satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmaz tarım arazisi vasfında olup, Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06.03.2015 tarihli yazıları ve 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3. maddesi gereğince bölgede belirlenen Ek-1 ( 30.04.2014 tarih- 6537/5. maddesi) sayılı listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden, mahkemece tapu iptal ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bu nedenle kararın bozulması gerekmiştir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Mahkemece Bozmaya Uyularak Verilen Karar<br />
Mahkemenin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; "... Yargıtay 14. Hukuk Daresinin 15465 esas 2020/4433 karar sayılı ilamında satış vaadi sözleşmesine konu 730 parsel sayılı taşınmazın tarım arazisi vasfında olması nedeniyle ve Finike İlçe Tarım Müdürlüğünün 06/03/2015 tarihli yazıları ile 5403 sayılı Kanunun değişik 8/3.maddesi gereğince bölgede belirlenen listede belirtilen yeter gelirli tarımsal arazi büyüklüğüne erişmediğinden mahkemece tapu iptali ve tescil talebi yönünden davanın reddi ile davacının terditli tazminat talebi hakkında bir karar verilmesi gerektiği belirtildiğinden denkleştirici adalet ilkesi uyarınca taraflarca taşınmaz satış vaadi sözleşmesinde kararlaştırılan bedelin dava tarihindeki değerinin tespiti için dosya 3'lü bilirkişi heyetine tevdii edilmiş ve 08/12/2021 tarihli bilirkişi raporunda bu bedelin 28.683,42 TL olduğu tespit edilmiştir. Söz konusu bilirkişi raporunun usul ve yasaya uygun, denetime elverişli olduğu anlaşıldığından bedel arttırım dilekçesi sonucunda davanın kabulüne karar vermek gerekmiştir" gerekçesiyle; davanın tapu iptali tescil istemi yönünden reddine, tazminat istemi yönünden kabulü ile, 28.683,42 TL tazminatın 17/05/2012 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalılardan Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/467 Esas, 2020/494 Karar sayılı veraset ilamı ve Finike Sulh Hukuk Mahkemesinin 2020/468 Esas, 2020/495 Karar sayılı veraset ilamlarındaki miras payları oranında alınarak davacıya ödenmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Mahkemenin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde;<br />
1. Dava konusu taşınmazın tarım arazisi vasfında olmadığını, 1990 yılında yapılan imar planı kapsamında konut alanına dönüştüğünü,</p>

<p>2. Öncelikle tapu iptali ve tescil talebinin kabulü gerektiğini, aksi halde; tazminat hesabının tapu iptali ve tescil talebinin reddi kararının kesinleştiği tarih itibariyle yapılması gerekirken dava tarihindeki değer üzerinden yapılmasının hatalı olduğunu ileri sürmüştür.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık, satış vaadi sözleşmesinden kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası atfıyla uygulanmasına devam olunan mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun (1086 sayılı Kanun) 428 inci maddesi ile 439 uncu maddesinin ikinci fıkrası.</p>

<p>2. Kaynağını 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun 29 uncu maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237 nci maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706 ncı ve Noterlik Kanunu'nun 89 uncu maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re'sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerini getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716 ncı maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanunu'nun 146 ncı maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2 nci maddesinde yer alan "dürüst davranma kuralı" ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Tapu iptali ve tescil talebi yönünden bozma ilamına uyularak reddine karar verilmesinde isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak; bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın 1000 m²'lik kısmı yönünden davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değerleri hesaplanarak buna hükmedilmesi gerekirken bedelin güncelleştirilmiş haline hükmedilmesi doğru görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeple;<br />
Temyiz olunan Mahkeme kararının BOZULMASINA,Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine,</p>

<p>Kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere, Dosyanın Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20233397-e-20234216-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="99308"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Hukuk Dairesi'nin 27.09.2023 tarihli, 2022/3453 E., 2023/4195 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2022/3453 E., 2023/4195 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 7. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2020/488 E., 2022/270 K.<br />
KARAR : Davanın kabulüne<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/157 E., 2019/321 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince başvurunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı, 07.05.1990 tarihli usulüne uygun olarak noterde düzenlenmiş satış vaadi sözleşmesi ile İstanbul ili, Kartal ilçesi, Samandıra Bağlar Mevkii'nde bulunan 4 pafta, 196 parseldeki hak ve hisselerinin tamamını davalıdan satın aldığını ve satış bedelinin tamamının nakit olarak ödediğini, sözleşme tarihinden itibaren üzerine yapı inşa ederek dava tarihine kadar ve halen de tarafından kullanıldığını, tapu kaydının iptali ile adına tescilini, bunun mümkün olmaması halinde söz konusu taşınmazın rayiç bedelinin tespit edilerek davalıdan tahsiline karar verilmesini dava etmiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı; davacının öz dayısı olduğunu, sözleşmenin konusu olan taşınmazın hiçbir zaman maliki olmadığını, bu nedenle sözleşmenin geçersiz olduğunu, geçerli bir sözleşme olsa dahi aradan 27 yıl geçtiği için zamanaşımına uğradığını ve sözleşmede belirtilen satış bedelinin ödenmediğini savunarak davanın husumet, esas, usul ve zamanaşımı yönünden reddini istemiştir.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;</p>

<p>1. Tapu iptal ve tescile ilişkin talebin REDDİNE,</p>

<p>2. Tazminata ilişkin talebin kabulü ile 288.675,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
1. Gerekçeli karar başlıklı ilam hükümde gerekçenin yer almadığını, hangi sebeple bu şekilde davanın kabulüne karar verildiğinin anlaşılamadığını,</p>

<p>2. Dava konusu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi geçerli bir sözleşme olmadığını, İmar Kanunu uyarınca dava konusu taşınmaz gibi imar planı olmayan yerlerde satış vaadi sözleşmesi yapılamayacağını,</p>

<p>3. Satış vaadi sözleşmesi 07.05.1990 tarihli olup, on (10) yıllık zamanaşımı süresi geçtiğinden zamanaşımına uğradığını,</p>

<p>4. Dava konusu taşınmaza hiçbir zaman malik olmadığı gibi hiç bir zaman zilyette olmadığını,bu nedenle davacıya teslim edilmesi gibi bir durumun da olmadığını,</p>

<p>5. Davacı tarafından ödenmiş herhangi bir satış bedeli bulunmadığını,</p>

<p>6. Davayı kabul etmemekle beraber davacının ödeme yaptığı ve zarara uğradığı düşünülüyorsa bu bedelin denkleştirici adalet ilkesi uyarınca bugüne uyarlanması gerektiğini,</p>

<p>7. Bilirkişi raporuna yaptığı itirazların dikkate alınmayarak, hatalı ve eksik incelemeye dayalı işbu bilirkişi raporu ile hüküm tesis edildiğini belirterek hükmün kaldırılarak davanın reddini talep etmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile;<br />
İstanbul Anadolu 13. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 05/11/2019 tarih ve 2017/157 Esas - 2019/321 Karar sayılı ilamı usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davalı vekili istinaf talep dilekçesinde belirtilen aynı nedenlerle hükmü temyiz etmiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
1. Kaynağını Türk Borçlar Kanununun 29. maddesinden alan taşınmaz satış vaadi sözleşmeleri, Türk Borçlar Kanunu'nun 237. maddesi ile Türk Medeni Kanunu'nun 706. ve Noterlik Kanunu'nun 89. maddesi hükümleri uyarınca noter önünde re’sen düzenlenmesi gereken, bir başka anlatımla geçerliliği resmi şekil şartına bağlı kılınan, tam iki tarafa borç yükleyen ve kişisel hak sağlayan sözleşme türüdür. Vaat alacaklısı, taşınmaz satış vaadi sözleşmesi ile mülkiyet devir borcu yüklenen satıcıdan edim yerine getirilmediğinde Türk Medeni Kanunu'nun 716. maddesi uyarınca açacağı tapu iptali ve tescil davasında borcun hükmen yerine getirilmesini isteyebilir.</p>

<p>2. Taşınmaz mal satış vaadi sözleşmesinden doğan davalar için özel bir zamanaşımı süresi öngörülmediğinden Borçlar Kanununun 146. maddesi hükmü gereğince on yıllık zamanaşımı süresi uygulanır ve bu süre sözleşmenin ifa olanağının doğması ile işlemeye başlar. Ancak satışı vaat edilen taşınmaz, sözleşme ile veya fiilen satış vaadini kabul eden kişiye yani vaat alacaklısına teslim edilmiş ise on yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra açılan davalarda zamanaşımı savunması Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde yer alan “dürüst davranma kuralı” ile bağdaşmayacağından dinlenmez.</p>

<p>3. Zamanaşımı süresinin başlangıcı olarak sözleşmenin yapıldığı tarih değil sözleşmenin ifa edileceği tarih ya da ifa olanağının doğduğu tarihtir.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
1. Taşınmaz satış vaadi sözleşmelerinin geçerliliğine vaat borçlusunun satış vaadi sözleşmesinin yapıldığı tarihte tapuda malik olmaması etkili değildir. Ancak dava tarihinde kayden malik değil ise sözleşmenin ifa olanağından söz edilemez.</p>

<p>2. Sözleşmede ödendiği yazılan satış bedelinin alınmadığı savunması ancak aynı güçte yazılı delille kanıtlanmalıdır.</p>

<p>3.a-Somut olayda; vaat borçlusu davalının satış sözleşmesinin düzenlendiği tarihte ve dava tarihinde kayden malik olmadığı bu hali ile sözleşmenin ifa olanağı bulunmadığı anlaşıldığından tapu iptali ve tescil isteminin reddinde bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>b-Davadaki ikinci kademedeki istek olarak ileri sürülen tazminat talebinin dayanağı BK'nun 96. maddesidir. Madde gereğince ödenmesi gereken tazminat ise alacaklının müspet zararıdır. Yasal düzenlemeler ve sözleşmenin hukuki yapısı gözetildiğinde vaat edeninin mutlaka malik olması gerekmediğinden davalının satış vaadinde bulunduğu taşınmazın dava dışı 3. kişilere ait olmasının taraflar arasında düzenlenen satış vaadi sözleşmesinin geçerliliğini etkilemiyeceğinden, şekil bakımından geçerli bir sözleşmenin bulunduğunda ve sözleşmeye dayanarak davacının tazminat talep edebileceğinde kuşku bulunmamaktadır.</p>

<p>Bu nedenle bir taahhüt muamelesi olarak geçerliliğini koruyan sözleşme gereği dava konusu taşınmazın TB 77 ve 136. maddeleri gereğince davanın açıldığı tarih itibariyle rayiç değeri hesaplanarak davanın kabulüne karar verilmesinde de bir usulsüzlük görülmemiştir.</p>

<p>4. Temyizen incelenen karar, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kuralları ile hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, dava şartlarına, yargılama ve ispat kuralları ile kararda belirtilen gerekçelere göre usul ve kanuna uygun olup davalı tarafından temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenler kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının 6100 sayılı Kanun'un 370 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca ONANMASINA,</p>

<p>Aşağıda yazılı temyiz giderinin temyiz edene yükletilmesine</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>27.09.2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-hukuk-dairesinin-20223453-e-20234195-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 12:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="75843"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="71948"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="57992"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="17027"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49574"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="98190"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="79758"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="84772"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="16953"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="30086"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="85277"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="51176"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="21465"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="39218"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="21978"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="83883"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="27540"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="66857"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="15447"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="95457"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
