<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Thu, 23 Jul 2026 21:45:19 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.05.2014 tarihli, 2013/468 E., 2014/268 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu </strong></p>

<p><strong>2013/468 E., 2014/268 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi : ADANA 8. Ağır Ceza<br />
Günü : 27.03.2012<br />
Sayısı : 275 - 31</p>

<p>Sanık S.. A..'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve yönetmek suçundan 5237 sayılı TCK'nun 220/1 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç..'in suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçundan aynı kanunun 220/2 ve 62. maddeleri uyarınca 10 ay hapis, tüm sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan aynı kanunun 188/3, 4, 5, 62, 53 ve 63. maddeleri uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 150.000 Lira adli paracezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına, mahsuba ve tutukluluk hallerinin devamına ilişkin, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 27.03.2012 gün ve 275 - 31 sayılı kısmen re'sen temyize tâbi olan hükmün sanıklar S., H. O.., O. G....., M.... S., S.. müdafileri ile sanık V.. A.. tarafından da temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayı ile;</p>

<p>“...C) Sanık S.. A.. hakkında suç işlemek için örgüt kurma suçundan; sanıklar V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında ise suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>5237 sayılı TCK’nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma suçunun işlendiğinin ve örgütün varlığının kabul edilebilmesi için; üye sayısının en az üç kişi olması, üyeler arasında soyut bir birleşme değil gevşek de olsa hiyerarşik bir ilişkinin bulunması, suç işlenmese bile suç işlemek amacı etrafında fiili bir birleşmenin olması, niteliği itibarıyla devamlılık göstermesi gereklidir. Örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından, amaçlanan suçları işlemeye elverişli olması da aranmalıdır. Örgüt yapılanmasında işlenmesi amaçlanan suçların konu ve mağdur itibarıyla somutlaştırılması mümkün, ancak zorunlu değildir. Soyut olarak sanık sayısının üç kişiden fazla olması örgütün varlığının kabulü için yeterli olmayıp bu durumda iştirak ilişkisinden söz edilebilir.</p>

<p>Sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçu nedeniyle iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararları alınmıştır. Bu kararlara dayanılarak dinlenen telefon görüşmeleri, ancak uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden delil olarak kullanılabilir. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma veya suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçları yönünden dinleme kararı bulunmadığından, sözü edilen telefon konuşmaları bu suçlarda delil olarak kullanılmaz. Öte yandan, CMK'nın 135. maddesinin altıncı fıkrası uyarınca, iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin hükümler suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçu için uygulanamaz.</p>

<p>Somut olayda, örgüt oluşturmak için sanıkların sayısı yeterli ise de; suç işleme iradelerinde devamlılık ve aralarında hiyerarşik ilişki bulunduğuna ilişkin delil olmadığından, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suç işlemek için örgüt kurma ve dolayısıyla suç işlemek için kurulan örgüte üye olma suçlarının unsurlarının oluşmadığı; hukuka aykırı delil niteliğindeki telefon konuşmalarının bu suçlar yönünden hükme esas alınamayacağı gözetilmeden, sanıkların bu suçlardan beraatleri yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi</p>

<p>... D) Sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin yasaya uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı anlaşıldığından, yerinde görülmeyen diğer itirazların reddine, ancak;</p>

<p>1- Suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu ile ilgili bozma nedenine göre, koşulları bulunmadığı halde, sanıklar hakkında TCK‘nın 188. maddesinin 5. fıkrasının uygulanması,</p>

<p>2- TCK’nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası uygulanırken, sanıkların bu fıkranın (c) bendinde yazılı olan 'velayet, vesayet ve kayyımlık yetkileri' açısından yoksunluğunun, sadece kendi altsoyları üzerindekiler yönünden koşullu salıverilmesine, diğer kişiler yönünden ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar süreceği gözetilmeden; 'TCK'nın 53. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi yönünden koşullu salıverilmelerine kadar, diğer bentler açısından ise hapis cezasının infazı tamamlanıncaya kadar' sürmesine karar verilerek, sözü edilen maddenin (2) ve (3) numaralı fıkralarına aykırılık oluşturulması" isabetsizliklerinden bozulmasına karar verilmiş,</p>

<p>Daire Üyesi Y. Kocamış; "Sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu" görüşüyle kararın (C) ve (D) bentlerine yönelik karşı oy kullanmış,<br />
Daire üyesi .......... ise; "Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri kapsamında hükme esas alınmalarının mümkün olduğu, ancak somut olayda suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarının sabit olmadığı" şeklinde kararının (C) bendine ilişkin değişik gerekçe ile bozma düşüncesi açıklamıştır.<br />
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ise 14.03.2013 gün ve 157343 sayı ile;</p>

<p>“Dairenin incelemeye konu ilamının (C) ve (D) bölümlerindeki suç işlemek amacıyla örgüt kurma, suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarına yönelik olarak sanıklar S.. A.., V.. A.., H.. Ç.., O.. Ç.., M.. Ç.. ve S.. Ç.. hakkında yapmış olduğu bozmalarının yerinde olmadığı değerlendirilmiştir. Zira, Daire ilamının (C) bölümündeki bozmanın kabulü mümkün değildir. İletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına ilişkin karar alınırken eylemin örgüt kapsamında işleneceğine ilişkin baştan bir bilginin bulunmasını ve buna göre talepte bulunup karar alınmasını gerektiren bir zorunluluk bulunmamaktadır. 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinin 3. fıkrasındaki düzenlemede de suçun türünün belirtilmesinin yeterli olduğu, örgütlü olmasını dinleme kararlarındaki sürelerin uzatılması için aramıştır. Yine 5271 sayılı Kanun'ın 6. fıkrası 'Bu Madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;<br />
...6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (Madde 188),<br />
...8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),</p>

<p>7. Bu Maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez ve kayda alamaz.'<br />
Buradaki düzenlemenin 6. bentinde de açıklandığı gibi uyuşturucu madde imal ve ticareti madde 188 denilerek bir bütün olarak belirtilmiştir. Yani TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanmasının gerekeceği durumlar ayrıca belirtilmemiştir. Zaten bu ayırımın yapılarak iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasına yönelik kararların alınmasını istemek Kanun'ın bu düzenlemesine de aykırıdır.</p>

<p>Kaldı ki uyuşturucu madde suçunun işlendiğini tespit edip en başta iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması için talepte bulunan kolluk '...yüklü miktardaki maddeyi yurtdışına sevk etme hazırlığı içerisinde bulunan suç örgütünün deşifre edilmesi ve uyuşturucu maddenin ele geçirilmesi amacı ile teknik takip destekli çalışma yapılması...' şeklinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı (CMK 250. maddesi ile görevli ve yetkili Başsavcıvekilliği)'dan talepte bulunduğu 10. Ceza Dairesi'nin 2012/9688 esas( Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 15.11.2011 tarih, 2010/199 esas-2011/242 karar) sayılı dosyasında CMK 'nın 250. maddesine göre görevli Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.05.2010 tarihli 2010/834 numaralı, 26.05.2010 tarihli 2010/857 numaralı, 27.05.2010 tarihli 2010/869 numaralı, 28.05.2010 tarihli 2010/882 numaralı, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 01.06.2010 tarihli 2010/2269 numaralı, 01.06.2010 tarihli 2010/2270 numaralı, 04.06.2010 tarihli 2010/2359 numaralı iletişimin tespiti kararları ile yine incelemeye konu bu dosyada (10. Ceza Dairesi 1012/22375 Esas-Adana 8. Ağır Ceza mahkemesi'nin 27.03.2012 tarih, 2010/275 esas, 2012/31 karar) Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 18.06.2010 tarihli 2010/2694 numaralı, 30.06.2010 tarihli 2010/2743 numaralı, 01.07.2010 tarihli 2010/2759 numaralı, 27.07.2010 tarihli 2010/3143 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/3264 numaralı, 09.08.2010 tarihli 2010/3275 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3316 numaralı, 11.08.2010 tarihli 2010/3345 numaralı, 18.08.2010 tarihli 2010/3513 numaralı, 19.08.2010 tarihli 2010/3533 numaralı, 20.08.2010 tarihli 2010/3575 numaralı, 06.09.2010 tarihli 2010/3604, 06.09.2010 tarihli 2010/3605 numaralı, 13.09.2010 tarihli 2010/3800 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3853 numaralı, 14.09.2010 tarihli 2010/3858 numaralı yine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 28.06.2010 tarihli 2010/949 numaralı, 12.07.2010 tarihli 2010/986 numaralı, 14.07.2010 tarihli 2010/1041 numaralı, 02.08.2010 tarihli 2010/1205 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1268 numaralı, 04.08.2010 tarihli 2010/1269 numaralı, 23.08.2010 tarihli 2010/1362 numaralı, 26.08.2010 tarihli 2010/1428 numaralı, 02.09.2010 tarihli 2010/1540 numaralı, iletişimin tespiti kararlarının gerekçe bölümünün 'Şüphelilere atılı suçun örgütlü olduğu anlaşılan uyuşturucu madde kaçakçılığı olup CMK 250'de ve 135'de sayılı suçlardan olduğu, bu suç ile ilgili ...' biçiminde olduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>Suçların vasıflandırmasını ve detaylı olarak şüpheliler tarafından hangi suçların işleneceğini belirlemeyi kolluktan beklemek, kolluk kuvvetlerine yargılamayı yapacak olan mahkemelerin hakimlerin yetkisini vermiş olmak anlamına gelecektir. Eğer suçun vasıflandırması ve delillerin de buna göre toplanması kolluktan beklenecekse o zaman savcılıklara da ihtiyaç kalmayacaktır. Mahkemelere de kolluk tarafından işlendiği tespit edilen ve vasıflandırılan suçlardan dolayı sadece hüküm kurmak kalacaktır.</p>

<p>Örneğin sanıkların afyon sakızı ticareti yaptıklarına ilişkin iletişimin tespiti ve kayda alınması kararları alınıp buna göre takip yapılırken sanıklar yakalanmış olsa ve ticaretini yaptıkları maddenin eroin olduğu kovuşturma aşamasında tespit edilirse o zaman sanıklar hakkında TCK'nın 188. maddesinin 4. fıkrası uygulanamayacak mıdır?</p>

<p>Olayımızdaki durumda da sanıklar için hiç iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması kararı bulunmasaydı ancak CMK'nun 250. maddesi veya TMK'nun 10. maddesine göre görevli olmayan bir Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılama yapılırken uyuşturucu madde suçunun teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde işlendiği tespit edilip görevsizlik kararı verilmiş olsaydı ve dosyadaki delillerle de örgütün varlığı sabit olsaydı o zaman sanıkların örgüt kurmaktan ve örgüte üye olmaktan beraatine mi karar verilecekti? Aksine bu durumda sanıkların hem TCK'nın 220. maddesine, hem de TCK'nın 188/3-4-5. maddelerine göre cezalandırılmaları yoluna gidilecekti. Bu nedenle bu şekilde elde edilen yukarıda sayılan iletişimim tespiti ve kayda alınması kararlarına göre toplanan delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olmadığı ve örgütün varlığı için yani sanıkların TCK'nın 220. maddesine göre cezalandırılmaları ve TCK'nın 188/3-4 maddelerine göre belirlenen cezanın TCK'nın 188/5. maddesine göre artırılması içinde delil olarak kullanılabileceği kabul edilmelidir.</p>

<p>...Bu dosyanın da sanığı olan S.. A.. aynı zamanda 2012/9688 esas sayılı dosyanında sanığıdır ve her iki dosyada da ceza almıştır. 10. Ceza Dairesi'nin 2012/22375 Esas sayılı inceleme konusu bu dosyası ile 2012/9688 esas sayılı dosyalarındaki bozmalarda bu sanığın suçlarının sübut bulmadığından beraat etmesi gerektiğine ilişkin bir bozma bulunmamaktadır.</p>

<p>Söz konusu 2012/9688 esas sayılı dava dosyasında suça konu 313 kilo 451 gram eroinin sanık Serhan'ın da aralarında bulunduğu organizasyon tarafından yurtdışına ihraç edilemeden daha önceden başlatılan teknik takip sırasında 04.06.2010 tarihinde yapılan operasyonla ele geçirilmesinden sonra firari şüpheli olarak aranan sanık Serhan'ın da arasında bulunduğu sanıklar hakkında 26.08.2010 tarihli iddianame ile örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etme suçundan açılan kamu davasının yargılanması sonucunda sanıkların mahkûmiyetlerine ilişkin karar verilmiştir.</p>

<p>Sanık Serhan, ihracını gerçekleştirmeye çalıştığı eroinin ele geçirilmesinden sonra yeniden bir yapılanmaya girmiş, aynı yöntemle eroin ihraç etmek amacıyla sanık O.. Ç..'in yetkili müdür olarak görevlendirildiği N.. G.. P.. ve D. Ticaret Ltd. Şti. adıyla 23.07.2010 tescil tarihli bir şirket kurulmuş, yurt dışına eroin gönderme hazırlıklarına başlamışlardır.</p>

<p>...Telefon görüşmeleri sanık Serhan'ın kurduğu ilk organizasyon yakalnmasından sonra yeni bir organizasyon kurma faaliyetini açıkça göstermektedir. Suçun işlenceğinin tespit edilip ilk iletişimin kayda alınması ve tespiti kararının alındığı 26.05.2010 tarihinden bu dosyanın konusu olan uyuşturucu maddenin ele geçirildiği 18.09.2010 tarihine kadar sanıkların devamlılık arzeden bir iradeleri de mevcuttur. Ayrıca tespit edilebilen iki farklı eylem vardır. Her ne kadar her iki dosyanın tüm sanıkları aynı değilse bile ortak bir amacın gerçekleştirimesinin hedeflendiği açıkça ortadadır. Sanık Serhan'ın yönetici konumunda bulunduğu her iki dosyada ele geçirilen madde miktararı da dikkate alındığında bu miktardaki eroin maddesinin tesadüfi bir araya gelmeler ve bireysel bir takım becerilerle elde edilmesi ve pazarlanması hayatın olağan akışınada aykırıdır.</p>

<p>Yine; CGK'nın 12.06.2007 tarih 154/145 sayılı kararı da suç vasfının değişmesi durumunda iletişim kaydını tek başına hukuka aykırı delil haline getirmeyeceğine işaret etmiştir.</p>

<p>Suç konusu eroinin miktarı ile ele geçiriliş biçimi, bir kısım sanıkların yurt dışı bağlantıları, sanıklar arasında geçen ve yukarıda izah edildiği şekilde örgütün varlığı ve kabulü için delil olarak kabul edilmesi gereken telefon görüşmelerinin içeriği, daha önce araçları iki kez deneme amaçlı olarak yurt dışına göndermeleri şeklinde gerçekleşen suç işleme iradelerindeki devamlılık ve aynı yöntemlerle yurt dışına eroin göndermek amacıyla şekli olarak tabela şirketi kurmaları, aralarında gevşekte olsa hiyerarşik ilişki bulunması dikkate alınarak;</p>

<p>Sanıklar Serhan, Veli, Hacı Osman, Osman Gürkan, Mustafa Sırrı ve Sinan hakkında kurulan ve diğer yönleri usul ve yasaya uygun olan hükümlerin TCK'nın 53. maddesinin uygulanmasındaki eksiklik yönünden düzeltilerek onanması gerekmektedir....” görşüyle itiraz kanun yoluna başvurmuştur.</p>

<p>CMK'nun 308. maddesi uyarınca inceleme yapan Yargıtay 1. Ceza Dairesince 28.01.2013 gün ve 158-561 sayı ile, itirazın yerinde görülmediğinden bahisle Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Sanıklar Ş.. A...., N. D... ve S.. A.. hakkındaki yargılama dosyasının ayrılmasına ve sanık Y.. Y.. hakkında kurulan hükmün Özel Dairece savunma hakkının sınırlandığından bahisle bozulmasına karar verilmiş olup, itirazın kapsamına göre inceleme sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve uyuşturucu madde ticareti yapma, sanıklar V.. A.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.., O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ve uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan hükümlerle sınırlı olarak yapılmıştır.</p>

<p>Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; sanıklar hakkında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti suçundan yapılan soruşturmada, 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2 maddeleri açısından da hükme esas alınmalarının mümkün olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Sanıklar hakkında Ankara C.Başsavcılığınca görevsizlikle gönderilen soruşturma kapsamında suç işlemek için teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde kaçakçılığı yaptıkları iddiasıyla özel görevli ağır ceza mahkemesi hakimliğinden iletişimin denetlenmesi kararlarının talep edilmesi üzerine, 5271 sayılı CMK'nun 250. maddesi uyarınca görevli ve yetkili Ankara 11 ve 12. Ağır Ceza Mahkemesi üye hakimlerince ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında ise Mersin Sulh Ceza Mahkemelerince iletişimin tespiti kararları verildiği,</p>

<p>Olay, arama, el koyma ve yakalama tutanağına göre, suç işlemek amacıyla teşkil edilmiş bir örgütün faaliyetleri çerçevesinde müteselsilen eroin ticareti yapan ve eroin ihraç eden şahısların deşifre edilmesi ve yakalanmalarına yönelik olarak yürütülen çalışmalarda, M.. O..'nın sevk ve idaresindeki tır aracı ile yurt dışına yasal yük arasında uyuşturucu madde göndereceğinin değerlendirilmesi üzerine, Tarsus ilçesi otoban yolu üzerinde aracın durdurulduğu, sürücü Muhsin'in yasal yükünün kavun olduğunu ve Hollanda'ya gideceğini belirttiği, tır aracının dorse kapılarının İskenderun Gümrük Müdürlüğünce mühür tatbik edilerek Kapıkule Gümrük Müdürlüğüne sevk edildiğinin tespit edilmesi üzerine araç ve içindekilerin soğuk hava deposuna götürüldüğü, yapılan aramada dorsede tahta paletler içerisindeki kavunların aralarına saklanmış 9 ayrı poşet içinde toplam 468 paket içinde eroin ele geçtiği, 115,25 kg maddenin net 72,607 kg eroin ihtiva ettiğinin Adana Kriminal Polis Labatuvarı Müdürlüğünce belirlendiği,</p>

<p>Tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma, sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma, diğer sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma suçlarından açılan kamu davasında mahkûmiyet hükmü kurulurken, iletişimin tespiti kararları ile elde edilen görüşme dökümanlarına da dayanıldığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>Uyuşmazlığın sağlıklı bir şekilde çözümlenmesi için öncelikle ceza muhakemesi hukukunun en önemli ilkelerinden birisini oluşturan delillerin serbestliği ilkesi ile hukuka aykırı yöntemle elde edilen delillerin kullanılması konuları üzerinde durulmasında fayda bulunmaktadır.</p>

<p>Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, ceza muhakemesinin amacı, usul kurallarının öngördüğü ilkeler doğrultusunda maddi gerçeğin her türlü şüpheden uzak bir biçimde kesin olarak belirlenmesidir. Maddi gerçeğin belirlenmesinde kullanılan yegane araçlar deliller olup, 5271 sayılı CMK'nun "Delilleri takdir yetkisi" başlıklı 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile bu husus belirtilmiştir. Bu düzenleme ile ayrıca delillerin serbestliği ilkesine de vurgu yapılmaktadır. Buna göre, ceza muhakemesinde hangi hususun hangi delillerle ispat olunacağı konusunda bir sınırlama bulunmayıp, yargılamayı yapan hakim hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delili kullanmak suretiyle, sanığın aleyhine olduğu kadar lehine olan delilleri de değerlendirerek şüpheden arınmış bir sonuca ulaşmalıdır. Yargılama konusu olayın açıklığa kavuşturulması ve maddi gerçeğin bulunabilmesi için ispat amacıyla kullanılan her araç delil olarak kabul edilir.</p>

<p>Maddi gerçeğin araştırılması aşamasında kişisel ya da toplumsal değerlerin korunması zorunludur. Bu değerlerin korunması amacıyla kanun koyucu delillerin serbestliği ilkesine "delil yasakları" olarak adlandırılan bir takım sınırlamalar getirmiştir. Delil yasakları, "delil elde etme" ve "delil değerlendirme" yasağı olarak iki gruba ayrılmaktadır. Delillerin elde edilme şekline ilişkin yasaklara "delil elde etme yasakları", hukuka uygun elde edilmiş bile olsa o delilin yargılamada ortaya konulup değerlendirilebilmesine ilişkin yasaklara ise "delil değerlendirme yasakları" denilmektedir.</p>

<p>İfade alma ve sorgunun 5271 sayılı CMK'nun 148. maddesinde sayılan şekillerde yapılması, tanıklıktan çekinme hakkı olan kişiye bu hakkının hatırlatılmaması delil elde etme yasaklarına; duruşmada tanıklıktan çekinen tanığın önceki ifadesinin okunamaması, telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında elde edilen delillerin aynı kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılanlar dışında bir suçun soruşturma ve kovuşturulmasında kullanılamaması ise delil değerlendirilmesi yasaklarına örnek olarak gösterilebilir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan; "Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir" şeklindeki düzenleme ile ayrıca ceza muhakemesinde kullanılacak delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi gerektiği belirtilmiştir. Buna göre tüm deliller kanunda gösterilen yönteme uygun olarak elde edilmelidir.</p>

<p>Ancak, delil elde etmeye ilişkin her hukuka aykırılığın o delilin yargılamada kullanılmasına engel oluşturup oluşturmayacağı hususu üzerinde de ayrıca durulmalıdır. Eğer ihlal edilen kural bir hak ihlaline neden olmuyor ve adil yargılanma ilkesi zedelenmiyorsa, o delilin yargılamada değerlendirilemeyeceğinden bahsedilemeyecektir. Örneğin; usulüne göre alınmış arama kararına istinaden, herhangi bir hak ihlaline neden olunmadan yapılan arama sonunda ele geçen delillerin, sadece arama sırasında bulunması gereken kişilerin orada bulundurulmaması suretiyle şekle aykırı hareket edildiğinden bahisle mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı kabul edilemeyecektir. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 26.06.2007 gün ve 147-159 ile 13.03.2012 gün ve 278-96 sayılı kararlarında da bu sonuca ulaşılmıştır. Aksi durumun kabulünün, ceza yargılamasında hakkaniyete aykırı sonuçların doğmasına, adalet ve eşitlik ilkelerinin zedelenmesine yol açabilecek son derece ağır sonuçları da birlikte getireceği şüphesizdir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun 217. maddesinin ikinci fıkrasına ilişkin gerekçede; "Maddenin son fıkrası, usul hukuku yönünden olağanüstü önem taşıyan ve adil yargılama ile bağlantılı bir ilkeyi belirtmektedir. İlke, delilin doğruluğunu, haklılığını hakkaniyete uygunluğunu sağlamak amacını gütmektedir. Böylece ister soruşturma ister kovuşturma evrelerinde olsun, hukuka aykırı olarak, örneğin, işkence, narko analiz, hataya sürükleyici eylemler, sorgulamalar, baskılar, kişinin fizik ve moral bütünlüğüne saldırılar yolu ile elde edilmiş deliller hükme esas alınamayacaktır" denilerek, delilin hükme esas alınmasına engel oluşturan hukuka aykırılıkların "sanığın temel haklarını" ihlal eden aykırılıklar olduğu belirtilmiştir.</p>

<p>Basit şekle aykırılıklar da dahil olmak üzere hukuka uygun şekilde elde edilmeyen her türlü delilin hükme esas alınmaması gerektiği yönünde öğretide bir kısım yazarların görüşleri olmakla birlikte, bazı yazarlar da bu hususta; "'Hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen deliller' kavramındaki 'hukuka aykırılık', sanığın temel haklarını ihlal eden bir hukuka aykırılık olarak anlaşılmalıdır. Muhakemenin sonunda, yapılan işlemler bir bütün olarak değerlendirilmeli ve muhakeme neticesinde, hukuka uygun veya aykırı yöntemlerle elde edilen deliller kullanılarak verilen hüküm, Anayasanın 36 ıncı maddesinde gösterildiği biçimde 'adil' ise, bir delil hukuka aykırı bir yöntemle elde edilmiş olsa dahi kullanılabilmelidir" (Nurullah Kunter, Feridun Yenisey, Ayşe Nuhoğlu, Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku, Onaltıncı Baskı, Beta Yayınevi, 2007 yılı, s. 1080), "Hak ihlali kriterlerine yer vermeyen böyle bir değerlendirme, herhangi bir hakkın ihlal edilmediği her türlü basit şekli aykırılıkların da mutlak bozma sebebi sayılmasını gerektireceğinden uzun vadede son derece ağır sonuçların doğmasına yol açabilir. Burada her şekli aykırılık aynı zamanda hak ihlaline de yol açar gibi toptancı bir iddianın ileri sürülmesi mümkündür; ancak, böyle bir iddianın gerçeklerle alakası bulunmamaktadır. Gündüz yapılması gereken arama gece yapılmışsa, bundan başka hiçbir hukuka aykırılık söz konusu değilse, burada hangi hak ihlal edilmiştir? Hiçbir hak ihlal edilmemiştir. Sadece şekli bir aykırılık söz konusudur." (B.Ö..., D. T....., M. R. E...., Ö. S...., Y. F.S......, E. A,,,,, N.ve Uygulamalı. Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayınevi, 2010, s. 376) şeklinde görüş bildirmişlerdir.</p>

<p>Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de P.G. ve J.H/Birleşik Krallık ve Khan/Birleşik Krallık davalarında, soyut şekilde hukuka aykırı delillerin dışlanmaması gerektiğine işaret etmiş, somut olay dikkate alındığında hukuka aykırı da olsa delilin kullanılmasının söz konusu olabileceğini, asıl önemle üzerinde durulması gereken hususun yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığı konusu olduğunu belirtmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlığın çözümü için Ceza Muhakemesi Kanununda düzenlenmiş olan koruma tedbirleri arasında yer alan telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin de ele alınması gerekmektedir.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi, mevzuatımızda sadece 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda belirli örgütlü suçlar için düzenlenmiş iken, özellikle çıkar amaçlı ve örgütlü suçlulukla daha etkin bir şekilde mücadele edilebilmesi noktasında Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uygun genel bir düzenlemeye ihtiyaç duyulması sonucunda 5271 sayılı CMK'nun 135 ve devamı maddeleri kaleme alınmıştır.</p>

<p>Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbiri 5271 sayılı CMK'nun 135 ila 138. maddelerinde düzenlenmiş olup, 135. maddede iletişimin tespiti, dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi olmak üzere dört çeşit tedbire yer verilmiş, tedbirlerin yerine getirilme şartları ve usulü düzenlenmiş, verilecek kararların kapsamı ve uygulama süresine ilişkin olarak ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. Kanunun 136. maddesinde, 135. maddede sayılan tedbirlerin uygulanmasına ilişkin olarak şüpheli veya sanığın müdafii için öngörülen istisnalar belirtilmiş, 137. maddede telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması kararlarının ne suretle icra edileceği, kayda alınan iletişim içeriklerinin yazıya dökülmesi, işlemlere son verilmesi ve iletişim içeriğine ilişkin kayıtların yok edilmesi ile ilgililere bilgi verilmesi hususları düzenlenmiş, 138. maddede ise tesadüfen elde edilen deliller konusu hükme bağlanmıştır.<br />
Suç ve hüküm tarihi itibarıyla 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrası; "Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:</p>

<p>a) Türk Ceza Kanununda yer alan;</p>

<p>1. Göçmen kaçakçılığı ve insan ticareti (madde 79, 80),</p>

<p>2. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),</p>

<p>3. İşkence (madde 94, 95),</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),</p>

<p>5. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),</p>

<p>6. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),</p>

<p>7. Parada sahtecilik (madde 197),</p>

<p>8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),</p>

<p>9. Fuhuş (madde 227, fıkra 3) (İlgili fıkra 5560 sayılı Kanunun 45. maddesi ile yürürlükten kaldırılıp, aynı kanunun 3. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK'nun 80. maddesinin birinci fıkrasına eklenmiştir.)</p>

<p>10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235),</p>

<p>11. Rüşvet (madde 252),</p>

<p>12. Suçtan kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama (madde 282),</p>

<p>13. Silahlı örgüt (madde 314) veya bu örgütlere silah sağlama (madde 315),</p>

<p>14. Devlet Sırlarına Karşı Suçlar ve Casusluk (madde 328, 329, 330, 331, 333, 334, 335, 336, 337) suçları.</p>

<p>b) Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.</p>

<p>c) Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu,</p>

<p>d) Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.</p>

<p>e) Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar" şeklinde düzenlenmiş olup, fıkrada iletişimin dinlenmesi, kayda alınması ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümlerin hangi suçlarda uygulanabileceği belirtilmiştir. Buna göre, dinleme, kayda alma ve sinyal bilgilerinin değerlendirilmesi tedbirlerine sadece maddede sınırlı olarak sayılan suçlar yönüyle başvurulabilir iken, iletişimin tespiti tedbiri yönüyle ise bir suç sınırlaması bulunmayıp, şartların varlığı halinde tüm suçlar yönüyle bu tedbire başvurulması mümkündür.</p>

<p>Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nun 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nun 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.<br />
CMK'nun "Tesadüfen elde edilen deliller" başlıklı 138. maddesinin ikinci fıkrası; "Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135’inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir" şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nun yürürlüğe girmesinden önce iletişimin denetlenmesi tedbirine 1412 sayılı CMUK'nda yer verilmemiş olup, bu tedbire ilk kez 30.07.1999 tarih ve 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanununda yer verilmiş olmakla birlikte, tesadüfen elde edilen delillerin kullanılması konusunda anılan kanunda da bir düzenleme bulunmadığından, 01.06.2005 tarihinden önce uygulanan iletişimin dinlenmesi tedbirleri sırasında tesadüfen elde edilen bulguların yargılamada delil olarak kullanılmasının hukuka aykırı olduğu Ceza Genel Kurulunun 13.06.2006 gün ve 122-162 ile 22.01.2008 gün ve 101-3 sayılı kararlarında da belirtilmiştir. Ancak 5271 sayılı CMK'nun 138. maddesinin ikinci fıkrası göz önünde bulundurulduğunda, 01.06.2005 tarihinden sonra uygulanacak olan iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat anılan kanunun 135. maddesinin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilmesi halinde, tesadüfen elde edilen delil olarak adlandırılan bu delilin belirtilen suçun soruşturulması ve kovuşturulmasında kullanılması mümkündür.</p>

<p>Anılan kanunun 138. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile, iletişimin denetlenmesi tedbiri sırasında, yapılan soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olmayan, fakat 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suç veya suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delilin elde edilmesi durumunda, bu delilin kullanılabileceğinin kabul edilmiş olması, tedbirin uygulanması sonucu elde edilen delillerin 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlarla sınırlı olmak kaydıyla aynı soruşturma veya kovuşturmayla ilgili olan suçlar yönüyle evleviyetle kullanılabileceğinin kabulünü gerektirmektedir. Aksi halde, özellikle örgütlü suçlulukla etkin bir şekilde mücadele amacıyla iletişimin denetlenmesi koruma tedbirini düzenleyen kanun koyucunun amacına aykırı hareket edilmiş olmakla birlikte, örgütlü suçlulukla mücadelenin zorlaştırılması gibi bir sonuca neden olunması da söz konusu olacaktır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de Tuncay Özkan/Türkiye kararında; "5/1. maddesi, Sözleşmeye taraf devletlerin organize suçlarla yeterli önlemler alınarak mücadele etmede güvenlik güçleri için büyük zorluklara sebep olabilecek bir biçimde şüphesiz uygulanmamalıdır" şeklindeki görüşüyle, kanuni düzenlemelerin özellikle örgütlü suçlarla mücadeleyi zorlaştıracak şekilde uygulanmaması gerektiğini önemle vurgulamıştır.</p>

<p>Kaldı ki 135. maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birisi yönüyle uygulanan iletişimin denetlenmesi koruma tedbiri sonucu elde edilen delillerin, fıkrada sayılan ve aynı soruşturma veya kovuşturmanın konusunu oluşturan bir diğer suç yönüyle kullanılmasını yasaklayan bir düzenlemeye telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi tedbirinin düzenlendiği maddelerde de yer verilmemiştir.</p>

<p>Öte yandan, 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan "Görev ve yargı çevresinin belirlenmesi" başlıklı 250. maddesinin; "Türk Ceza</p>

<p>Kanununda yer alan;</p>

<p>a) Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti suçu,</p>

<p>b) Haksız ekonomik çıkar sağlamak amacıyla kurulmuş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde cebir ve tehdit uygulanarak işlenen suçlar,</p>

<p>c) İkinci Kitap Dördüncü Kısmın Dört, Beş, Altı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar (305, 318, 319, 323, 324, 325 ve 332 nci maddeler hariç),</p>

<p>Dolayısıyla açılan davalar; Adalet Bakanlığının teklifi üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca yargı çevresi birden çok ili kapsayacak şekilde belirlenecek illerde görevlendirilecek ağır ceza mahkemelerinde görülür" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrası ile aynı kanunun "Soruşturma" başlıklı 251. maddesinin; "250 nci madde kapsamına giren suçlarda soruşturma, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu suçların soruşturma ve kovuşturmasında görevlendirilen Cumhuriyet savcılarınca bizzat yapılır" şeklinde düzenlenmiş olan birinci fıkrasının ilk cümlesi göz önünde bulundurulduğunda, özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ancak örgüt faaliyeti kapsamında işlenen uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin soruşturmaları yapmakla yetkili ve görevlidir.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde;</p>

<p>Özel yetkili Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliğince 5271 sayılı CMK'nun soruşturma tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 250 ve 251. maddeleri uyarınca sanıklar hakkında örgütlü olarak uyuşturucu madde ticareti suçunun işlendiği şüphesiyle yapılan soruşturma ve Mersin Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, uyuşturucu madde ticareti suçundan 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesi uyarınca alınan iletişim denetlenmesi tedbiri kararları üzerine hukuka uygun yöntemlerle elde edilmiş olan delillerin yerel mahkemece, sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan kurulan hükümlere esas alınması yanında, uyuşturucu madde suçunun suç işlemek amacıyla kurulmuş olan bir örgütün faaliyeti kapsamında işlenmesini cezayı artıran bir hal olarak düzenleyen 5237 sayılı TCK'nun 188. maddesinin beşinci fıkrasının uygulanması ve aynı soruşturmanın konusunu oluşturan suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçu yönüyle de hukuka uygun yöntemlerle elde edilen deliller olarak kabulü ile sanıklar hakkında kurulan hükümlere esas alınması usul ve kanuna uygun olup, Özel Dairenin 5271 sayılı CMK’nun 135/6. maddesi uyarınca hakim kararı ile uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları üzerine elde edilen delillerin 5237 sayılı TCK’nun 188/5 ve 220/1-2. maddeleri uyarınca kurulan hükümler yönüyle hukuka aykırı deliler olarak kabulü ile hükme esas alınamayacağı yönündeki bozma kararları yerinde değildir.</p>

<p>Uyuşturucu madde ticareti suçundan alınan iletişimin denetlenmesi kararları sonucu elde edilen delillerin 5271 sayılı CMK'nun suç ve hüküm tarihi itibarıyla yürürlükte bulunan 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendi uyarınca, suç işlemek amacıyla örgüt kuran veya yönetenler hakkında kurulacak hükümlere esas alınması mümkün olup, suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olanlar hakkında kurulacak hükümlere esas alınamayacağı ileri sürülebilir ise de, Ceza Genel Kurulunun 12.06.2007 gün ve 154-145 sayılı kararında da belirtildiği üzere, nitelik değiştirmesi mümkün bulunan suçlar yönünden de elde edilen delillerin hukuka uygun yöntemlerle elde edilen delil olarak kabulü ile hükme esas alınması mümkün olup, sanıkların suç işlemek amacıyla kurulan örgütün yöneticisi mi yoksa üyesi mi olduğu ancak yargılamanın sonunda belli olacağından, bu delillerin bir kısım sanıklar hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olmak suçundan kurulan hükme esas alınmalarında da bir isabetsizlik bulunmamaktadır.</p>

<p>Zira, 5271 sayılı CMK'nun 135. maddesinin altıncı fıkrasının (a-8.) bendinde belirtilen iletişimin denetlenmesi tedbirinin 5237 sayılı TCK'nun 220. maddesinin ikinci ve yedinci fıkraları yönüyle uygulanmayacağına ilişkin düzenlemenin, yapılan soruşturmada şüphelilerin baştan itibaren suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olduklarının başka delillerle belirlendiği durumlar yönünden geçerli olduğunun kabulü gerekmektedir.</p>

<p>Bu itibarla, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerindeki bozma kararının kaldırılmasına, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.</p>

<p>Çoğunluk görüşüne katılmayan A. Kınacı; "Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS)'nin 8. maddesine göre, 'Her kişi özel ve aile yaşamına, konutuna ve haberleşmesine saygı gösterilmesi hakkına sahiptir. Bu hakların kullanılmasına resmî bir makamın müdahalesi demokratik bir toplumda millî güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suçların önlenmesi, sağlığın veya ahlâkın ve başkasının hak ve özgürlüklerinin korunması için zorunlu bulunduğu ölçüde ve kanunla düzenlenmesi koşuluyla olabilir.'</p>

<p>AİHS'nin başlangıç bölümü ile 53. maddesi hükümlerine göre; AİHS, insan haklarını ve temel özgürlükleri asgari ölçüde koruyan bir sözleşmedir. Zamanla koruma sınırlarının genişletilmesi amaçlanmıştır. AİHS'ye taraf olan devletler, iç hukuklarında insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyacak düzenlemeler yapabilirler veya bu konuda başka bir sözleşmeyi kabul edebilirler. AİHS'nin hiçbir hükmü, bu nitelikteki düzenlemelere aykırı düşecek şekilde yorumlanamaz. Başka bir anlatımla, AİHS'ye taraf olan devletlerin, iç hukuklarında veya kabul ettikleri başka bir sözleşmede yer alan insan haklarını ve temel özgürlükleri daha fazla koruyan hükümlerin, AİHS'ye aykırılığı ileri sürülemez</p>

<p>Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 22. maddesinde 'Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde karar kendiliğinden kalkar' hükmü yer almaktadır.</p>

<p>Böylece, diğer bireysel hakların yanında, haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliği de temel bir insan hakkı olarak koruma altına alınmıştır.</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK'nın) 135. maddesinin ilk dört fıkrasında, bir suç nedeniyle yapılan soruşturma kapsamında, şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitinin, dinlenmesinin ve kayda alınmasının(haberleşmesinin gizliliğine müdahale edilebilmesinin) koşulları ve biçimsel kuralları belirlenmiş; bu soruşturma tedbirinin hangi suçlar için uygulanabileceği sınırlı olarak sayılmıştır. Buna göre, şüphelinin telefonu ancak hâkim kararı ile ya da gecikmesinde sakınca bulunan durumlarda Cumhuriyet savcısının yazılı kararı ile dinlenebilir. Dinlemeye Cumhuriyet savcısı karar vermiş ise, bu kararın derhal hâkimin onayına sunulması gerekir. Hâkim bu kararı onaylamadığı takdirde, telefon dinleme tedbiri derhal kaldırılır.</p>

<p>CMK'nın 'Tesadüfen elde edilen deliller' başlığını taşıyan 138. maddesinin ikinci fıkrasında ise, 'Telekomünikasyon yoluyla yapılan iletişimin denetlenmesi sırasında, yapılmakta olan soruşturma veya kovuşturmayla ilgisi olmayan ve ancak, 135 inci maddenin altıncı fıkrasında sayılan suçlardan birinin işlendiği şüphesini uyandırabilecek bir delil elde edilirse; bu delil muhafaza altına alınır ve durum Cumhuriyet Savcılığına derhâl bildirilir' denilmiştir.</p>

<p>Gerekli koşullar bulunduğunda, bir şüphelinin telefonunun dinlenmesi için hâkim veya Cumhuriyet savcısından alınan karar, sadece o şüphelinin kararda belitilen suçuyla ilgili olarak haberleşmesinin gizliliğine müdahale yetkisi verir. Kararda yer almayan suç için ayrıca hâkim veya Cumhuriyet savcısından karar alınmalıdır.<br />
İletişimin dinlenmesi koruma tedbirine başvurulmasındaki asıl amaç, maddî delillere ulaşmada telefon konuşmalarından bir araç olarak yararlanmaktır.</p>

<p>Konuşmalardan hareket edilerek, varsa maddî deliller elde edilmelidir. Demokratik ülkelerin benimsediği pozitif ceza muhakemesi hukukunda, serbest iradeye dayalı ikrar bile mahkûmiyet için yeterli delil sayılmamaktadır. Telefon konuşmaları, somut olay ve olgularla örtüşmedikçe ve bu kapsamda maddî bulgularla desteklenmedikçe, mahkûmiyet için yeterli delil olamaz.</p>

<p>Somut olayda, sanıkların sadece 'uyuşturucu madde ticareti yapma' suçu için telefonlarının dinlenmesine karar verilmiştir. TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Kararda uyuşturucu madde ticareti yapma suçunun 'örgütlü' olarak işlendiğinin belirtilmesi, 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için de dinleme kararı verildiği anlamına gelmez.</p>

<p>Telefon dinleme kararının verildiği tarih itibarıyla, CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendine göre, TCK'nın 220. maddesinde tanımlanan suçlardan sadece 'örgüt kurma' ve 'örgütü yönetme' suçları için telefon dinleme kararı verilebilir; 'örgüte üye olma' ve 'örgüte yardım etme' suçlarından dolayı iletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması mümkün değildir. Hükümden sonra 06.03.2014 tarih ve 28933 sayılı mükerrer Resmi Gazete'de yayımlanan 6526 sayılı Kanunla CMK'nın 135. maddesinin 6. fıkrasının 8. bendi tümüyle yürürlükten kaldırılmış; böylece TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen tüm suçlar için iletişimin dinlenmesi, tespiti ve kayda alınmasının yolu kapatılmıştır.</p>

<p>Sanıkların telefon konuşmalarının “örgüt kurma” ve 'örgütü yönetme' suçları yönünden 'tesadüfen elde edilen delil' olarak değerlendirilmesi de mümkün değildir; çünkü bu konuşmalar soruşturması yapılan suçla ilgilidir. Tesadüfen elde edilen delil sayılsa bile yapılacak işlem, örgüt kurma suçuyla ilgili telefon konuşmalarına ilişkin ses kaydı ve çözüm tutanağını Cumhuriyet savcısına derhal bildirmekten ibarettir. Bu durumda Cumhuriyet savcısı, mevcut konuşmalara dayanarak belirtilen suçlardan dolayı soruşturma yapabilir. Soruşturma yaptığı takdirde, bu suçlar için ayrıca dinleme kararı almadıkça telefon konuşmaları delil olarak değerlendirilemez.</p>

<p>Örgüt kurma ve örgüte üye olma suçları yönünden telefon konuşmaları dışında hiçbir delil yoktur. Telefon konuşmaları ise bu suçlarda delil olarak kullanılamaz.<br />
Öte yandan, olayda örgütün unsurları da bulunmamaktadır. Suç konusu uyuşturucu maddeyi ihraç etmek için iki kez boş araçlarla deneme yapılması, sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu devamlı olarak işlemeyi kararlaştırdıkları anlamına gelmez. Ayrıca, sanıklar arasında hiyarşik bir ilişki de saptanmış değildir.</p>

<p>Sonuç olarak;</p>

<p>a) Uyuşturucu madde ticareti yapma suçu için verilen telefon dinleme kararları üzerine tespit edilen telefon konuşmaları, TCK'nın 220. maddesinde düzenlenen suçlarda delil olarak kullanılamaz.</p>

<p>b) Sanık Serhan'ın 'suç işlemek için örgüt kurma', diğer sanıkların 'suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma' suçlarını işlediklerine ilişkin kuşkuyu aşan yeterli ve kesin delil yoktur.</p>

<p>c) Ortada bir örgüt bulunmadığı için sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu 'teşkil edilmiş bir örgütün faaliyeti çerçevesinde' işledikleri de kabul edilemeyeceğinden, belirtilen suçtan dolayı TCK'nın 188. maddesinin 5. fıkrası uyarınca cezalarının artırılması mümkün değildir" düşüncesiyle,<br />
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir Genel Kurul Üyesi de; "itirazın reddi gerektiği" yönündeki benzer düşüncelerle karşı oy kullanmışlardır.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının KABULÜNE,</p>

<p>2- Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 31.01.2013 gün ve 22375 - 1077 sayılı bozma kararının sanık S.. A.. hakkında suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar V.. A.., Y.. Y.., M.. Ç.., H.. Ç.., S.. Ç.. ve O.. Ç.. hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olma ile tüm sanıklar hakkında uyuşturucu madde ticareti suçlarına ilişkin (C) ve (D) bentlerinin KALDIRILMASINA,</p>

<p>3- Dosyanın, hükümlerin esasının incelenmesi amacıyla Yargıtay 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 20.05.2014 günü yapılan müzakerede oyçokluğuyla karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/03/yargi/yargitay-42adfs.jpg" type="image/jpeg" length="31162"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 12. Ceza Dairesi'nin 15/12/2021 tarihli, 2020/8932 E., 2021/8938 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2020/8932 E., 2021/8938 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkemesi :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
Suç : 2863 sayılı Kanuna aykırılık<br />
Hüküm : Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-e maddesi uyarınca ayrı ayrı beraat<br />
Sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında;<br />
CMK’nın 223/2-a maddesi uyarınca beraat</p>

<p>2863 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle, dosya incelenerek gereği düşünüldü:</p>

<p>1- Sanık ... hakkında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde;<br />
UYAP sisteminden temin edilen nüfus kayıt örneğinde sanık ...’in 16/10/2020 tarihinde öldüğünün tespit edilmiş olması karşısında, sanık hakkında açılan kamu davasının 5237 sayılı TCK’nın 64/1. maddesi uyarınca düşmesine karar verilmesinde zorunluluk bulunması nedeniyle hükmün bu sebepten dolayı 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA;</p>

<p>2- Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz talebinin incelenmesinde ise;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Haberleşme özgürlüğü; ulusal ve uluslararası mevzuatta açık ve korunaklı biçimde düzenlenmiştir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 8. maddesinde ve Anayasamızın 22.maddesinde yer alan haberleşme özgürlüğü ve bu özgürlüğe saygı gösterilmesi hakkının, kesintiye uğramadan ve başkaları tarafından sansür edilmeden, gizliliğinin ihlal edilmeden iletişim kurma hakkı olduğu konusunda şüphe ve tartışma yoktur. Aksi davranışlarda Türk Ceza Kanunun 132. maddesi ve devamı hükümlerinde, her mağdur birey ve her eylem için ayrı ayrı yaptırıma bağlanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde, haberleşme özgürlüğünün sınırlandırılması konusunda bazı ölçütler getirilerek, bu özgürlüğün sınırlandırılmasına ilişkin hükümlerin dar yorumlanması gerektiği sıkça vurgulanmaktadır.</p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde telekomünikasyon yoluyla iletişimin denetlenmesinin esas ve usulleri ayrıntılı olarak belirlenmiş ve bu maddede belirlenen esas ve usuller dışında hiç kimsenin, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyeceği ve kayda alamayacağı hükmüne yer verilmiştir. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin önleme ve istihbari amaçlı olarak denetlenebileceği ayrıca kanunla düzenlendiğine göre, bu hükmü, ceza muhakemesi ile sınırlı kabul etmek gerekir. Buna göre, hiç kimse, bir suç soruşturması ve kovuşturması sürecinde, 135. maddede belirlenen esas ve usuller dışında, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemeyecek ve kayda alamayacaktır. Aksi takdirde, bu yolla elde edilen deliller ceza muhakemesinde kullanılamayacaktır.</p>

<p>Bu hükümle aslında, bir delil elde etme ve değerlendirme yasağı getirilmiş bulunmaktadır.</p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları ve yerleşik içtihatlarda da belirtildiği üzere telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadıkları, suçun telefonda ikrar edilmesi halinin “mahkeme dışı ikrar” niteliğinde bulunduğu, “ikrarında mahkeme huzurunda dahi yapılmış olmasının” mahkumiyet için tek başına yeterli olmadığı dikkate alındığında, sadece telefon dinleme kaydına dayanılarak ceza verilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır. Telefon konuşmalarının mutlak şekilde maddi ve destekleyici yan deliller ile kuvvetlendirilmesi gerekmektedir. Yargıtay kararlarında “ses ve görüntü kayıtlarının tek başlarına delil olmayacağı, güvenilirliğinin kuşkulu olduğu ve ancak diğer deliller ile desteklenmeleri halinde hükme dayanak oluşturabilecekleri de sık sık vurgulanmıştır.</p>

<p>Bu açıklamalar ışığında, sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... hakkında “define veya kültür varlığı bulmak amacıyla izinsiz kazı yapmak” suçundan 2863 sayılı Kanunun 74/1. maddesi uyarınca açılan kamu davası ile ilgili olarak; sanıkların aşamalardaki savunmalarında izinsiz kazı yapmadıklarını belirterek atılı suçlamayı kabul etmedikleri, sanıklara atılı izinsiz olarak kazı yapmak suçu 5271 sayılı CMK'nın 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan ise de, iletişimin tespitine ilişkin tutanak içeriklerinde, hangi mevkiide, ne zaman ve ne şekilde kazı yapıldığına, dolayısıyla kazı suçunun unsurlarının tereddütsüz şekilde tespitine yönelik görüşmelerin yer almadığı, bu itibarla sanıkların üzerine atılı izinsiz olarak kazı yapma suçlarının unsurlarının oluşup oluşmadığı hususunda oluşan şüphenin sanıklar lehine yorumlanması gerektiği, zira dosyaya konu olayda tespit edilen bir kazı çukurunun ya da suçüstü halinin söz konusu olmadığı, evlerde yapılan aramalarda ele geçirilen eserlerin izinsiz kazı suçu sonucunda elde edildiğine dair bir tespitin yapılamadığı, telefon dinleme kayıtlarının tek başlarına kesin delil niteliğinde olmadığı hususları dikkate alındığında sanıkların izinsiz kazı yapmadıkları yönündeki savunmalarının aksine mahkumiyetlerine yeterli kesin, net inandırıcı delil bulunmaması karşısında sanıklar hakkında beraat kararı verilmesinde isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmakla;</p>

<p>Yapılan yargılama sonunda, atılı suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmadığı gerekçeleri gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin isteme uygun olarak ONANMASINA,</p>

<p>3- Katılan vekilinin sanık ... hakkında 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddeleri uyarınca açılan kamu davasında kurulan beraat hükmüne yönelik temyiz isteminin incelenmesine gelince;</p>

<p>Her ne kadar sanık hakkında izinsiz olarak kültür varlığı ticareti yapmak suçunu işlediği iddia olunmuş ise de, 2863 sayılı Kanunun 67/2-3. maddesine temas eden suçların 5271 sayılı CMK'un 135. maddesinde sayılan ve iletişimin tespitine karar verilebilecek katalog suçlardan olmadığı, bu itibarla görüşme içeriklerinin anılan suç yönünden sanık aleyhine, hukuka uygun olarak elde edilmiş delil vasfında bulunmadığı, kaldı ki içeriklerde somut olarak kültür varlığı ticareti yapıldığına dair bir görüşmenin de mevcut olmadığı, 2863 sayılı Kanunun 67/2. maddesinde düzenlenen “kültür varlığı ticaretine aykırılık” suçunun oluşması için de; gerekli, bildirimi yapılmamış kültür varlığının ticaret kastı ile “satışa arz edilmesi”, “satılması”, “verilmesi”, “satın alınması” ve “kabul edilmesi” eylemlerinden hiç birinin somut olayda gerçekleşmediği, yine ticareti yasak olmayan taşınır kültür varlıklarının izinsiz olarak ticaretini yapma suçunun düzenlendiği 2863 sayılı Kanunun 67/3. maddesinin de unsurlarının oluşmadığı, sanığın evinde yapılan aramada ele geçirilen 3 adet sikkenin kendisine babasından ve dedesinden kaldığını, av tüfeğinin ise diğer sanık ...’dan emanet olarak aldığını beyan etmesi karşısında, dava konusu sikkeler ve av tüfeği üzerinde üniversitelerin arkeoloji ve sanat tarihi kürsülerine mensup öğretim üyelerinden oluşan bilirkişi kuruluna inceleme yaptırılarak, mevcut durumu itibariyle bilim, kültür, din veya güzel sanatlarla ilgisi, tasnif ve tescile tabi, bildirim zorunluluğu olan, yani 2863 sayılı Kanun kapsamında korunması gerekli taşınır kültür varlığı olup olmadığı tespit edilip, anılan niteliği haiz olduklarının belirlenmesi halinde eylemin 2863 sayılı Kanunun 70/1. maddesinde düzenlenen “kültür varlığını bulundurma” suçu kapsamında değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun tayin edilmesi gerektiğinin gözetilmemesi,</p>

<p>Kanuna aykırı olup, katılan vekilinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görülmüş olduğundan, hükmün 5320 sayılı Kanunun 8. maddesi uyarınca halen uygulanmakta olan 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi gereğince isteme aykırı olarak BOZULMASINA, 15/12/2021 tarihinde oybirliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="69048"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 17.09.2025 tarihli, 2021/4885 E., 2025/8376 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2021/4885 E., 2025/8376 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2014/561 E., 2016/49 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p>Sanığın telefon ile aranıp ''kontör lazım'' denildiğinde 30,00 TL karşılığında ikametinde uyuşturucu satın alınacağı bilgisi edinilmesi üzerine; günün nöbetçi Cumhuriyet savcısı ile görüşüldüğü seri numaraları alınmış 30,00 TL'nin verilmesi suretiyle uyuşturucu ticaretine girilmesi durumunda ikametinde arama yapılması sözlü talimatı üzerine, seri numaraları alınmış 30,00 TL ile kolluk görevlisi ....'nin sanığın ikametinin kapısını çaldığı, kapıyı açan sanığa 30,00 TL'yi uzatarak kontör istediği ve uyuşturucu</p>

<p>maddenin teslim alındığı buluşmanın gerçekleştirildiği olayda; açık kimliği, adresi ve telefon numarası belirlenen ve uyuşturucu madde suçu işlediği hususunda yeterli şüphe edinilen sanık hakkında usule uygun biçimde yapılacak fiziki ve teknik takip sonucunda delil elde edilmeye çalışılması gerektiği gözetilmeden, kolluk görevlisinin yalnızca pasif bir şekilde suç teşkil eden eylemi incelemekle sınırlı kalmayıp bir sonuca ulaşmak için yani kanıt toplamak amacıyla sanığın suç teşkil eden bir eylem hazırlığında olmadığı aşamada suça teşvik edecek nitelikte uyuşturucu madde isteyerek sanığın iradesi üzerinde etkili olduğu ve devamında Cumhuriyet savcısından alınan yazılı arama emri veya hakim kararı olmadan Cumhuriyet savcısının sözlü talimatı ile evinde arama yapıldığı, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, Tebliğname'ye aykırı olarak hükmün BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 17.09.2025 tarihinde karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="80305"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/6185 E., 2026/821 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 02.02.2026 tarihli, 2025/6185 E., 2026/821 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2025/6185 E., 2026/821 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ceza Dairesi<br />
SAYISI: 2025/2226 E., 2025/2142 K.<br />
SUÇ: Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM: İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ: Bozma</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin 5271 sayılı CMK'nın 299/1. maddesi gereği hükmolunan hapis cezasının süresine göre reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesince sanığın uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun unsurlarının oluşmadığına,<br />
2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,<br />
3. Eylemin kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçunu oluşturacağına,<br />
4. Sanık hakkında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,<br />
5. Gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararın hukuka aykırı olduğuna,<br />
6. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,<br />
7. Delillerin hukuka aykırı şekilde toplandığına, CMK'nın 140 kararı bulunmadığına,<br />
İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
Sanığın gizli soruşturmacıya uyuşturucu madde sattığı iddiasıyla açılan davada, 14.10.2024 tarihli eylemde sanık hakkında gizli soruşturmacı görevlendirilmesine ilişkin kararda 05.04.2023 tarih ve 7445 sayılı Kanun'un 19. maddesi ile değişen 04.12.2004 tarihli 5271 sayılı CMK'nın 139. maddesinin 4. fıkrasına eklenen cümle uyarınca, ilgili suç bakımından kamuya açık alanlarda ve işyerlerinde ses ve görüntü kaydı yapılmasına izin verildiği ve olayda teknik araçlarla izleme, görüntüleme ve ses alma işlemi yapıldığı, ancak görüntüleme yapılan yerin umuma açık yer olmayan araç içi olduğunun anlaşılması karşısında, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu şekilde elde edilen görüntünün hukuka<br />
aykırı olup hükme esas alınamayacağı anlaşıldığından; 14.10.2024 tarihli eyleme ilişkin rapor, fiziki takip tutanağı, kimlik tespitine ilişkin tutanak ve muhafaza altına alma tutanaklarını tanzim eden ve duruşmada dinlenilmeyen gizli soruşturmacı ve sorumlu kolluk görevlilerinin dinlenerek; gizli soruşturmacılara, araca binen ve kendisiyle raporda bahsi geçen konuşmayı ve alışverişi yaptıkları şahsın sanık olup olmadığının, sorumlu kolluk görevlilerine ise fiziki takip tutanağında gizli soruşturmacıların bindikleri ve uyuşturucu alışverişini gerçekleştirdikleri araçtaki eşgali verilen X erkek şahıs olan araç sürücüsünün sanık olup olmadığının sorulup teşhis ettirilmesi ve dosyadaki tüm delillerin birlikte değerlendirilerek, sonucuna göre sanığın hukukî durumunun tayin edilmesi yerine eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bozma nedeni ile tutukluluk süresi ve tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında sanık hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 24. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 16. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
02.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="75010"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2021/3448 E. ve 2023/14155 E. sayılı kararları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E., 2023/5427 K. sayılı kararı ile 26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E., 2023/9139 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2021/3448 E., 2023/5427 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T U T U K L U</strong></p>

<p><br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2019/667 E., 2020/686 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEMYİZ EDENLER : Sanıklar müdafileri ile sanık ...</p>

<p><br />
İlk Derece Mahkemesince verilen hükümlere yönelik istinaf incelemesi üzerine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından verilen kararların; 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 286 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Sanık ... ve müdafiinin duruşmalı inceleme taleplerinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. ... 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 20.12.2018 tarihli ve 2017/214 Esas, 2018/608 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 7 yıl 9 ay 10 gün hapis ve 7.760,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>2. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 192 nci maddesinin üçüncü fıkrası, 62 nci maddesi, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi uyarınca 5 yıl 6 ay 20 gün hapis ve 1.320,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına,</p>

<p>3. Sanık ...'nin, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesi uyarınca 14 yıl hapis ve 14.000,00TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
Karar verilmiştir.</p>

<p>B. ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükümlere yönelik sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin istinaf başvurularının 5271 sayılı Kanun’un 280 inci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p>C. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca hükümlerde hukuka aykırılık bulunmaması nedeniyle, hükümlerin onanması yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><br />
<strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın suçtan sonradan haberi olduğuna, diğer sanıklarla fikir ve eylem birlikteliği içinde bulunmadığına,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Suçun sübutuna,</p>

<p>2. Yeterli delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine,</p>

<p>3. Bölge Adliye Mahkemesi hükmünün gerekçesiz olduğuna,</p>

<p>4. Sanığın, cezaevinde sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde alınan ses kayıtlarının hukuka aykırı olduğuna, çözümü yapılan bu konuşmaların hükme esas alınamayacağına,</p>

<p>5. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p><br />
<strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Temyizin kapsamına göre;</p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesinin Kabulü<br />
Sanıklar... ve ... hakkında; alınan adli arama kararına istinaden ikametlerinde yapılan aramalarda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, sanıkların beyanları, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkûmiyetlerine; sanık ...'in beyanları ile suç ortağı sanık ...'ın suçunun açığa çıkmasına yardım etmesi ve sanık ...'nin de uyuşturucuların bulunduğu yerleri göstermek ve suçunu itiraf etmek suretiyle suç eşyasının açığa çıkmasına yardımcı olması nedeniyle haklarında etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>Sanık ... hakkında; sanık ...'in aşamalardaki beyanında evinde ele geçen uyuşturucu maddeleri sanık ...'nin dava dışı sanık ... ile beraber getirdiğini ve sanık ...'nin bu uyuşturucuları evinde saklamak için bıraktığını söylediği, sanık ...'nin cezaevine gelerek sanık ... ile yaptığı kapalı görüşlerde kaydı yapılan ses kayıtlarına ilişkin alınan bilirkişi raporunda çözümü yapılan görüşme içeriklerinin de bu hususu doğruladığı, sanık ...'in evinde ele geçen uyuşturucu maddelerin miktarı, çeşidi, ele geçirildikleri yer, kolluk araştırma tutanağı, olay yakalama, arama ve el koyma tutanağı, kriminal raporlar ve tüm dosya kapsamına göre, sanık ...'nin üzerine atılı uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu sanık ... ile iştirak halinde işlediği gerekçesiyle mahkûmiyetine,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesinin Kabulü<br />
İlk Derece Mahkemesince kabul edilen olay ve olgular konusunda, Bölge Adliye Mahkemesince, hükümlere yapılan eleştiriler dışında isabetsizlik görülmediği gerekçesiyle istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmalarının zorunluğu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06/02/2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede;</p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanıklar... ve ...'ye ait evlerde yapılan aramalar sırasında ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişinin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanıklara ait evlerde yapılan aramalar sonucunda ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükümlerine esas alınamayacağı, sanıklar... ve ...'nin tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmelerinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evlerde hukuka aykırı olarak ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca bir delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraati yerine mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanıklar müdafileri ile sanık ...'nin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesinin, 26.10.2020 tarihli ve 2019/667 Esas, 2020/686 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanık ...'ın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,<br />
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca ... 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise ... Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
12.06.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p>---</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/14155 E., 2023/9139 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>İ T İ R A Z</strong></p>

<p><br />
İNCELENEN KARARIN<br />
MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : Hükmün düzeltilerek istinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddiyle hükmün düzeltilerek<br />
onanması<br />
İTİRAZA KONU KARAR : Bozma<br />
İTİRAZ EDEN : Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı</p>

<p>Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı kararına karşı Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, 18.07.2023 tarihli ve KD-2021/8009 sayılı itirazı üzerine yapılan inceleme neticesinde;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 308 inci maddesinin birinci fıkrasında belirtilen kanunî süresinde yapılan aleyhe itiraz başvurusu üzerine dava dosyası, aynı Kanun’un 308 inci maddesinin ikinci fıkrası gereği Dairemize gönderilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. İTİRAZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının itiraz başvurusu, uyuşturucu madde sattığı şeklinde ihbar bulunan ve istihbari çalışma ile de ihbar içeriği doğrulanan sanığın evinde aynı gün 20.09.2019 tarihinde (gecikmesinde sakınca bulunan hal kapsamında) Cumhuriyet savcısı tarafından verilen arama kararı doğrultusunda yapılan aramada kişisel kullanım sınırı üzerinde 4 parça halinde kokain ve 1 parça halinde esrar ele geçirildiği, arama tutanağının hazır bulunan aza ve yine hazır bulunan sanık tarafından itiraz edilmeksizin imzalandığı, tutanağın bu haliyle hem Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararlarında olduğu gibi delillerin oraya yerleştirildiği iddialarını önleyecek şekilde olduğu ve hükme esas alınmasının Anayasa Mahkemesinin kararı gereğince adil yargılanma hakkını ihlal etmeyeceği gibi hem de yasama gerekçesindeki istisnai hali yani 5271 sayılı Kanun'un 118 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki halin gerçekleşmesi nedeniyle hazirun bulundurma zorunluluğunun bulunmaması karşısında usulüne uygun olduğu, sanığın ticari amaçla uyuşturucu madde bulundurma suçundan mahkûmiyetine dair verilen kararın onanmasına karar verilmesi gerektiğinden bahisle bozma ilamının kaldırılmasına ve sanık müdafiinin temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanmasına karar verilmesi talebine ilişkindir.</p>

<p><strong>II. GEREKÇE</strong></p>

<p>5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasında "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur" hükmünün düzenlendiği, söz konusu hüküm gereği, "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi"nin aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmasının zorunlu olduğu, Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 06.02.2020 tarih ve 2016/18-1146 Esas, 2020/68 Karar sayılı kararında bahsedildiği üzere "kollukça yapılan aramalarda arama tanığı bulundurma zorunluğunun kabul edilme sebebinin ileride doğabilecek iddiaların, aslında orada olmayan delillerin görevlilerce yerleştirildiği gibi uygulamada sıklıkla karşılaşılan suçlamaların önüne geçmek ve böylece aramanın her türlü şüpheden uzak bir şekilde yapılmasını ve arama sonucunda elde edilen delillerin güvenilirliğini sağlamak olduğu", 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak "ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılan aramanın icrası bakımından hukuka aykırı olduğu ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen delillerin de hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş olduğu", 5271 sayılı Kanun'un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede; 5271 sayılı Kanun'un 119 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı olarak sanığa ait evde yapılan arama sırasında sadece ihtiyar heyetinden bir azanın hazır bulundurulduğu, bunun dışında ihtiyar heyetinden veya komşulardan bir kişinin daha aramanın başından sonuna kadar hazır bulundurulmadığı, yukarıdaki açıklamalar ışığında sanığa ait evde yapılan arama sonucu ele geçirilen uyuşturucu maddelerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş delil niteliğinde olduğu ve mahkûmiyet hükmüne esas alınamayacağı, sanığın tüm aşamalarda hukuka aykırı arama sonucu bulunan uyuşturucu maddelerin varlığını ve zilyetliğini kabul etmesinin, delillerin hukuka aykırı olarak elde edilmiş olduğunu bertaraf etmeyeceği, evde ele geçirilen uyuşturucu madde dışında uyuşturucu madde ticareti yapıldığına ilişkin başkaca da bir delil bulunmadığı gözetilmeden beraat yerine mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı görülmesi nedeniyle, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı itirazının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>1. Gerekçe bölümünde belirtilen nedenle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı İTİRAZININ oy çokluğuyla REDDİNE,</p>

<p>2. 5271 sayılı Kanun’un 308 inci maddesinin üçüncü fıkrası uyarınca Dairemizin, 08.06.2023 tarihli ve 2022/15582 Esas, 2023/5298 Karar sayılı bozma kararı ile ilgili itirazı incelemek üzere dava dosyasının, Yargıtay Ceza Genel Kuruluna gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>26.10.2023 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>KARŞI OY GEREKÇESİ</strong></p>

<p>08.06.2023 tarihli karşı oy gerekçesi ile itirazın kabulü yerine reddine ilişkin görüşe katılmıyoruz. 26.10.2023</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4asaa.jpg" type="image/jpeg" length="50386"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 2020/736 E., 2020/1388 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 20. Ceza Dairesi'nin 02.03.2020 tarihli, 2020/736 E., 2020/1388 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>20. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2020/736 E., 2020/1388 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : SAKARYA Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi<br />
Suç : Uyuşturucu veya uyarıcı madde ticareti yapma<br />
Hükümler : 1- Mahkûmiyet: Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 19.06.2019 tarih 2018/182 esas ve 2019/ 177 karar sayılı kararı</p>

<p>2- İstinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddi: Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’nin 12.09.2019 tarih 2019/ 1991 esas ve 2019/ 1836 karar sayılı kararı</p>

<p><br />
Bölge Adliye Mahkemesince verilen hüküm sanık ve müdafii tarafından temyiz edilmekle, temyiz edenin sıfatı, başvurunun süresi, kararın niteliği ve temyiz sebeplerine göre dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>5271 sayılı CMK'nın 288. ve 294. maddelerinde yer alan düzenlemeler ile CMK'nın 289. maddesinde sayılan kesin hukuka aykırılık halleri dikkate alınarak sanık ve müdafiinin temyiz talebindeki temyiz sebeplerinin hükmün hukuki yönüne ilişkin olduğu belirlenerek anılan sebeplere bağlı olarak yapılan incelemede,<br />
Üzerinde ve evinde yapılan aramada herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçirilmeyen sanığın savunmasının aksine, hakkında uyuşturucu madde ticaretinden verilen hüküm kesinleşen diğer sanık ...'in soyut atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve içeriğine değişik anlamlar yüklenebilen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkûmiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>Kanuna aykırı sanık ve müdafiinin temyiz itirazları bu nedenlerle yerinde olduğundan, Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin istinaf başvurusunun düzeltilerek esastan reddine dair kararı hukuka aykırı bulunduğundan, 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi uyarınca, BOZULMASINA, bozmanın niteliğine ve tutuklu kaldığı süreye göre sanığın tahliyesine, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>28/02/2019 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 7165 sayılı Kanunun 8. maddesi ile değişik 5271 sayılı CMK'nın 304/1. maddesi uyarınca dosyanın Düzce 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne, kararın bir örneğinin Sakarya Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi’ne gönderilmesine 02.03.2020 tarihinde oy birliği ile karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1.jpg" type="image/jpeg" length="89136"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/16204 E., 2025/789 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 04.02.2025 tarihli, 2024/16204 E., 2025/789 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2024/16204 E., 2025/789 K.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2022/3452 E., 2023/851 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti<br />
HÜKÜM : İstinaf başvurusunun esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Düzeltilerek onama</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde; sanık hakkında kurulan hükmün temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle,<br />
Sanık müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94. maddesiyle değişik 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 299/1. maddesi gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. İlk Derece Mahkemesi Kararı<br />
İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 30.03.2022 tarihli ve 2021/125 Esas, 2022/116 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında uyuşturucu madde ticareti suçundan, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 188/3, 52. ve 53. maddeleri uyarınca 10 yıl hapis ve 20.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Bölge Adliye Mahkemesi Kararı<br />
İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.03.2023 tarihli ve 2022/3452 Esas, 2023/851 Karar sayılı kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan hükme yönelik sanık müdafiinin istinaf başvurusunun 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 280/1-a maddesi uyarınca esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ</strong></p>

<p>A. Temyiz Sebepleri<br />
Sanık Müdafiinin Temyiz İstemi<br />
Şüpheden sanık yararlanır ilkesinin uygulanması ve beraat etmesi gerektiğine, tape kayıtlarının mahkumiyete esas alınamayacağına, delil olmadığına ve cezanın orantısız olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Değerlendirme ve Gerekçe<br />
Dava dosyası kapsamına göre, sanığın, Manisa'da ele geçirilen esrarı temyiz dışı sanık ... ile temin ettiği tape kayıtları ile anlaşıldığı iddia edilen olaya ilişkin olarak;<br />
Sanığın savunmalarının aksine, ele geçirilen uyuşturucu maddelerle ilgisi olduğuna dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, iletişimin tespiti tutanaklarının maddi kanıtlarla desteklenmediği ve tek başına suçun nitelendirilmesine yeterli bilgiyi içermediği gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p><strong>III. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafiinin temyiz istemi yerinde görüldüğünden İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesinin, 06.03.2023 tarihli ve 2022/3452 Esas, 2023/851 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi uyarınca Tebliğname’ye aykırı olarak oy birliğiyle BOZULMASINA,<br />
Bozma nedenine göre sanığın SALIVERİLMESİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadığı takdirde salıverilmesinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-a maddesi uyarınca İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 17. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 04.02.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 20:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargiadtaddsa.jpg" type="image/jpeg" length="86069"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2025/1446 E., 2025/5295 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 07.05.2025 tarihli, 2025/1446 E., 2025/5295 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/1446 E., 2025/5295 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2024/2555 E., 2024/2177 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜMLER : İstinaf başvurularının esastan reddi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz istemlerinin esastan reddiyle hükümlerin onanması</p>

<p>Sanıklar hakkında kurulan hükümlerin, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenlerin hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, temyiz istemlerinin süresinde olduğu, temyiz dilekçelerinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz istemlerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong><br />
A. İstanbul Anadolu 22. Ağır Ceza Mahkemesince sanıkların uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyetlerine karar verilmiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesinin yukarıda belirtilen kararı ile sanıklar hakkında İlk Derece Mahkemesince kurulan sanıklar ... ve ... yönünden re'sen de istinafa tabi olan hükümlere yönelik istinaf başvurularının esastan reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong><br />
A. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;<br />
1. Mahkûmiyete yetecek kesin delil bulunmadığına,</p>

<p>2. Delillerinin değerlendirilmesinde yanılgıya düşüldüğüne,</p>

<p>İlişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle;<br />
1. Aramanın hukuka aykırı olduğuna,<br />
2. Suça konu uyuşturucu maddenin kullanım sınırlarında kaldığına,<br />
3. Mahkûmiyete yetecek kesin delil bulunmadığına,<br />
4. Etkin pişmanlık hükümlerinin uygulanması gerektiğine,<br />
İlişkindir.</p>

<p>C. Sanık ...'ın temyiz sebebi özetle; atılı suçu işlemediğinden hakkında beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong><br />
A. Sanıklar ... ve ... hakkında kurulan hükümler yönünden;<br />
Olay tarihinde durumundan şüphelenilerek; arka sağ tarafta sanık ...'in, arka ortada sanık ...'nin, arka sol tarafta sanık ...'ın, ön sağda ise soruşturma aşamasında bilgi sahibi olarak beyanı alınan ...'in oturduğu aracın durdurulacağı sırada görevlileri fark eden sanıklar ... ve ...'nin bir şeyler yapmaya çalıştıklarının görüldüğü, araçtakiler indirildikten sonra aracın gözle görünen yerlerin kontrol edildiği ve suça konu kilitli poşetler halinde esrar elde etmeye elverişli hint kenevirlerinin içinde bulunduğu poşetin aracın sağ arka paspas üzerinde ele geçirildiği olayda; oluşa, sanıkların savunmalarına ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşturucu maddelerin bulunduğu poşetin araç içerisine sanık ... tarafından atıldığının anlaşıldığı; 5271 sayılı CMK'nın 134. maddesi uyarınca alınmış bir karar olmaksızın, sanık ...'in cep telefonu üzerinde rızaya dayalı olarak yapılan inceleme neticesinde düzenlenen "Telefon inceleme tutanağının" hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olduğu hususu da nazara alındığında, sanıklar ... ve ...'ın, ele geçen uyuşturucu maddeyle ilgileri olduğuna ya da sanık ...'nin eylemine iştirak ettiklerine dair, savunmalarının aksine, mahkûmiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkûmiyetlerine karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p>B. Sanık ... hakkında kurulan hüküm yönünden;<br />
5237 sayılı TCK'nın 188/5. maddesinin uygulanması için müşterek faillerin "aynı yönde" hareket etmeleri ve bir olay üzerinde aynı amaç doğrultusunda üç veya daha fazla sanığın iradelerinin birleşmesi gerektiği; sanıklar ... ve ... hakkındaki bozma gerekçesine göre, sanık ... hakkında şartları oluşmamasına rağmen 5237 sayılı TCK'nın 188/5. maddesi uygulanmak suretiyle fazla cezaya hükmedilmesi hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong><br />
Gerekçe bölümünün (A) ve (B) bentlerinde açıklanan nedenlerle, sanıkların ... ve ... müdafileri ile sanıkların temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Bozma nedenine göre sanıklar ... ve ...'in SALIVERİLMELERİNE, başka bir suçtan hükümlü ya da tutuklu bulunmadıkları takdirde salıverilmelerinin sağlanması için ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazılmasına,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK’nın 304/2-a maddesi uyarınca İstanbul Anadolu 22. Ağır Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
07.05.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1a.jpg" type="image/jpeg" length="33723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2023/17379 E., 2024/15742 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 07.02.2024 tarihli, 2023/17379 E., 2024/15742 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2023/17379 E., 2024/15742 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ:Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2015/305 E., 2022/396 K.<br />
SUÇLAR: 1. Uyuşturucu madde ticareti yapma (tüm sanıklar hakkında),</p>

<p>2. Uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs (sanıklar ... ve ... hakkında), 3. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (sanık ... hakkında), 4. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma (sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında)</p>

<p>HÜKÜMLER: 1. Mahkûmiyet (sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan; sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan; sanıklar ..., ... ve ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan), hakkında)<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞLERİ : 1. İade (sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... yönünden), 2. Ret (sanıklar ... ve ... yönünden),</p>

<p>3. Onama (sanık ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat hükmüne yönelik),</p>

<p>4. Düzeltilerek onama (sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçlarından verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden),</p>

<p>5. Düşme (suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet ve sanık ... hakkında verilen beraat hükümlerine yönelik)</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 inci ve geçici 2 nci maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında verilen mahkeme kararının ilk defa 17.11.2022 tarihinde açıklandığı ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 272 nci maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu anlaşılmakla;</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında bozma üzerine kurulan hükümlerin; karar tarihi itibarıyla 6723 sayılı Kanun’un 33 üncü maddesiyle değişik 5320 sayılı Kanun’un 8 inci maddesi gereği yürürlükte bulunan 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun (1412 sayılı Kanun) 305 inci maddesi gereği temyiz edilebilir olduğu, karar tarihinde yürürlükte bulunan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenlerin (sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan verilen mahkûmiyet hükümleri yönünden re'sen de temyize tabi olan) hükümleri temyize hak ve yetkilerinin bulunduğu, 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesi gereği sanık ... müdafiinin temyiz isteği dışındaki temyiz isteklerinin süresinde olduğu, aynı Kanun’un 317 nci maddesi gereği sanık ... hakkında verilen beraat kararına yönelik sanık müdafiinin temyizinin beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanığın hukuki yararının bulunmadığı, diğer sanıklar hakkındaki temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı,</p>

<p>Yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>Temyiz incelemesi müdafilerinin isteği üzerine sanıklar ... ve ... hakkında duruşmalı; yöntemine uygun davetiye tebliğine rağmen müdafii duruşmaya gelmeyen sanıklar ..., ... ve ayrıca müdafiinin duruşmaya katılmama mazereti yerinde görülmeyen sanık ... ile duruşma talebinde bulunulmayan diğer sanıklar hakkında ise duruşmasız olarak yapılmakla, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Sanık ... hakkında, Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, 26.03.2010 tarihli ve 2009/122 Esas, 2010/54 Karar sayılı kararı ile Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 2010/5 Esas sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 2010/5 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.</p>

<p>B. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 08.01.2013 tarihli ve 2010/5 Esas, 2013/1 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davanın tefrikine,</p>

<p>2. Sanık ...'ın;<br />
a. 22.12.2008, 17.02.2009 , 06.03.2009, 13.03.2009 ve 27.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından beş kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (5237 sayılı Kanun) 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları (22.12.2008, 17.02.2009 ve 06.03.2009 tarihli olaylar bakımından 220 nci maddesinin beşinci fıkrası yollamasıyla), 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>c. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>ç. 12.04.2009 tarihli uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>3. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. 22.12.2008 ve 17.02.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından iki kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>c. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>ç. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>4. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>5. Sanıklar ... ve ...'nın, uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından iki kez ayrı ayrı olmak üzere, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanıklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6. Sanık ...'un;<br />
a. 13.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>7. Sanık ...'in;<br />
a. 27.03.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 27 yıl hapis ve 360.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 12.04.2009 tarihli uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>8. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>9. Sanık ...'in;<br />
a. 03.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
b. 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 31 yıl 6 ay hapis ve 450.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,<br />
karar verilmiştir.<br />
C. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi kararının, Cumhuriyet savcısı (sanıklar ..., ..., ... ve ... aleyhine), sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ... müdafileri ile sanıklar ... ve ... tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairemizin 16.04.2015 tarihli ve 2014/3696 Esas, 2015/31051 Karar sayılı kararı ile;<br />
"...</p>

<p>A- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) Örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma ve örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs etme suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :<br />
Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
a) Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suçlar nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>b) Kabule göre, 26.05.2009 tarihinde işlenen suç nedeniyle hükmolunacak sonuç hapis cezasının, TCK'nın 61. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca "otuz yıldan fazla olamayacağının" dikkate alınmaması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,<br />
B- ...</p>

<p>C- Sanık ... hakkında suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve örgüt faaliyeti çeçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>a) Cezaevinde tutuklu olarak bulunan ve son oturumda hazır edilmeyen sanığın, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunması alınmadan yokluğunda karar verilmek suretiyle savunma hakkının kısıtlanması,</p>

<p>b) Kabule göre, sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği ve 27.03.2009 tarihinde işlediği suç nedeniyle hakkında İstanbul 14. Ağır ceza Mahkemesi'nin 30.12.2011 tarih ve 2009/121 esas, 2011/227 karar sayılı dosyası verilen ve Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 13.03.2013 tarihinde 2012/27393 esas ve 2013/2359 karar sayılı ilamı ile onanarak kesinleşen mahkûmiyet kararı da dikkate alınarak, sanığın daha ağır sonuç doğuran suçu esas alınarak ve TCK'nın 43 maddesi uyarınca artırma da yapılarak cezalar belirlendikten sonra, kesinleşen hükümle verilen cezalar da gözetilip, aradaki fark kadar ek cezaya hükmolunması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,<br />
D- ...<br />
E) Sanık ... hakkında:<br />
1) ...</p>

<p>2) Örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi :<br />
Kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın savunmasının aksine, diğer sanıklarda ele geçirilen uyuşturucu maddelerle ilgisi bulunduğuna veya diğer sanıkların suçlarına iştirak ettiğine ilişkin, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen olaydan sonra yaptığı telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,<br />
Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle;</p>

<p>F- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 17.02.2009 ve 13.03.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>G- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 06.03.2009 ve 27.03.2009 tarilerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanığın temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>H- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) ...<br />
3) 13.03.2009 ve 03.05.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi :</p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, delillerin gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç tipi ile aşağıda</p>

<p>belirtilen dışındaki yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; diğer temyiz itirazlarının reddine, ancak;<br />
Sanığın atılı suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>I- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
2) 27.03.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma ve 12.04.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>a) Hükme esas alınan 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının dosya içinde bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu tutanağın getirtilip, sanıktan tutanağa karşı diyeceklerinin sorulması, sanığın tutanak içeriğini kabul etmemesi halinde tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi, tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre 27.03.2009 tarihli fiilin tamamlanmış uyuşturucu madde ticareti yapmak veya uyuşturucu maddeyi kabul ve nakletmeye teşebbüs etme suçunu oluşturup oluşturmadığının belirlenmesi,</p>

<p>c) Sanığın 27.03.2009 tarihli suçunun sabit olduğunun belirlenmesi halinde, sanığın 27.03.2009 ve 12.04.2009 tarihli suçları, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,<br />
Kanuna aykırı, sanık ve müdafiinin temyiz itirazları ile sanık müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle; sanığın salıverilmesi gerektiğine ilişkin Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla,</p>

<p>İ- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...</p>

<p>3) 12.04.2009 tarihinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan kurulan mahkûmiyet hükmünün incelenmesi:<br />
Hükme esas alınan 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının dosya içinde bulunmadığı anlaşılmakla, söz konusu tutanağın getirtilip, sanıktan tutanağa karşı diyeceklerinin sorulması, sanığın tutanak içeriğini kabul etmemesi halinde tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi, sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, resen de temyize tabi olan hükmün BOZULMASINA, oybirliğiyle;</p>

<p>J- ...</p>

<p>K- Sanık ... hakkında;<br />
1) ...<br />
1) ...</p>

<p>2) Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma ve 03.05.2009 ile 26.05.2009 tarihlerinde işlenen örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarından kurulan mahkûmiyet hükümlerinin incelenmesi:</p>

<p>a) Hükme esas alınan 28.04.2009 tarihli fiziki takip tutanağının sanık tarafından kabul edilmemesi karşısında, tutanak düzenleyicilerinin tanık olarak dinlenmesi,</p>

<p>b) 26.05.2009 tarihli suçla ilgili olarak hükme esas alınan telefon görüşmelerinin sanık tarafından kabul edilmemesi karşısında, görüşmelere ilişkin ses kayıtları getirtilip dinletilerek sanıktan diyeceklerinin sorulması, görüşmelerin kendisine ait olmadığına yönelik savunmasını tekrar etmesi halinde ses örneğinin alınması ve ses kayıtlarının sanığa ait olup olmadığı konusunda Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nde veya uzman bir kurum ya da kuruluşa ses analizi yaptırılarak rapor alınması,</p>

<p>Sonucuna göre tüm deliller birlikte değerlendirilerek sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükümleri kurulması,</p>

<p>c) Kabule göre;</p>

<p>1c) Sanığın 03.05.2009 ve 26.05.2009 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma suçlarını, TCK'nın 43. maddesinde belirtildiği şekilde "aynı suç işleme kararının icrası kapsamında" zincirleme suç olarak işlediği de dikkate alınarak, daha ağır sonuç doğuran suç esas alınarak bir cezaya hükmolunması ve diğer suç nedeniyle ise TCK'nın 43. maddesi uyarınca cezalarının artırılması gerekirken, her suçtan ayrı mahkûmiyet hükmü kurulması,</p>

<p>2c) 26.05.2009 tarihinde işlenen suç nedeniyle hükmolunacak sonuç hapis cezasının, TCK'nın 61. maddesinin yedinci fıkrası uyarınca "otuz yıldan fazla olamayacağının" dikkate alınmaması,</p>

<p>Kanuna aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları ile duruşmadaki sözlü savunması bu nedenle yerinde olduğundan, örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçları yönünden resen de temyize tabi olan hükümlerin BOZULMASINA, oybirliğiyle, tutuklama koşullarında bir değişiklik bulunmadığı anlaşıldığından sanık hakkındaki salıverilme isteğinin reddine, Başkan Vekili ...'nın karşı oyu ve oyçokluğuyla, "<br />
Nedenleriyle karar verilmiştir.</p>

<p>Ç. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (5271 sayılı Kanun'un 250 nci maddesi ile görevli) 13.03.2014 tarihli ve 2013/74 Esas, 2014/177 Karar sayılı kararı ile, 06.03.2014 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 6526 sayılı Kanun'la yapılan değişikler nedeniyle görevsizlik kararı verilerek dosya suç yeri itibarıyla yetkili ve görevli olduğu belirtilen Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.<br />
D. Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.01.2016 tarihli ve 2014/207 Esas, 2016/19 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında açılan davanın tefrikine,</p>

<p>2. Sanık ... hakkında, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına,</p>

<p>Karar verilmiştir.</p>

<p>E. Sanıklar ..., ..., ... ve ... hakkında, Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesinin, 21.01.2016 tarihli ve 2016/50 Esas, 2017/220 Karar sayılı kararı ile, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 esas sayılı sayılı dosyası ile aralarında hukuki ve fiili irtibat bulunması sebebiyle her iki dosyanın birleştirilmesine, yargılamaya Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2015/305 Esas sayılı dosyası üzerinden devam olunmasına karar verilmiştir.</p>

<p>F. Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin, 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararı ile;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'un, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 30 yıl hapis ve 540.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmalarına, hak yoksunluklarına ve sanıklar hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>2. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca (kesinleşen mahkûmiyeti mahsup edilerek) 18 yıl 9 ay hapis ve 520.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>4. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin beşinci fıkrası, 188 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkraları, 35 inci maddesinin ikinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 20 yıl 3 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>5. Sanık ...'in;</p>

<p>a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 22 yıl 6 ay hapis ve 270.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>6. Sanık ...'un;<br />
a. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 220 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>b. Uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin üçüncü, dördüncü ve beşinci fıkraları, 43 üncü maddesinin birinci fıkrası, 61 inci maddesinin yedinci fıkrası, 52 nci maddesinin ikinci fıkrası, 53 üncü maddesinin birinci, ikinci fıkrası ile üçüncü fıkrasının ilk cümlesi ve 58 inci maddesinin dokuzuncu fıkrası uyarınca 30 yıl hapis ve 540.000,00 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluğuna ve sanık hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasına,</p>

<p>7. Sanık ...'ın, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla örgüt kurma suçlarından, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,</p>

<p>8. Sanıklar ..., ..., ... ve ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçlarından, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatlerine,</p>

<p>9. Sanık ...'in, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan, 5271 sayılı Kanun'un 223 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (e) bendi uyarınca beraatine,<br />
Karar verilmiştir.</p>

<p>G. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca;</p>

<p>1. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında dosyanın incelenmeksizin iadesi,</p>

<p>2. Sanıklar ... ve ... hakkında "temyiz sebebi belirtilmemesi" nedeniyle temyiz isteminin reddi,</p>

<p>3. Suç işlemek amacıyla kurulmuş olan örgüte üye olma suçundan, sanıklar ... ve ... hakkında verilen mahkûmiyet hükümleri ve sanık ... hakkında verilen beraat hükmü yönünden, "olağanüstü zamanaşımı süresinin dolması" nedeniyle davaların düşmesi,</p>

<p>4. Sanık ... hakkında, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan verilen beraat hükmünün onanması,</p>

<p>5. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ve sanık ... hakkında uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçundan verilen mahkûmiyet hükümlerinin "adli para cezasının ödenmemesi halinde kamuya yararlı bir işte çalışma kararı verilebileceği belirtilerek 5237 sayılı Kanun'un 52 nci maddesinin dördüncü fıkrasına aykırı davranılması" nedeniyle düzeltilerek onanması,<br />
yönünde karar verilmesi görüşünü içeren Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>A. Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Sanık ...'ın suç örgütünün kurucusu ve yöneticisi olarak İstanbul'a sevk edilen maddelerin Avrupa'ya nakli hususunu takip ettiğine, suç örgütü kurmak ve yönetmek suçunu ve suç örgütü faaliyeti kapsamında gerçekleştirilen uyuşturucu madde ticaretlerinden sorumlu olduğuna, zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 2. Sanıklar ... ve ...'in olaylar bazında belirtilen örgütteki konumları dolayısıyla çıkar amaçlı suç örgütü üyesi olduklarına, 3. Sanık ...'in 3 üncü ve 4 üncü olay kapsamındaki eylemleri sebebiyle zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 4. Sanık ...'ın 4 üncü olay kapsamındaki eylemi sebebiyle uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 5. Sanık ...'in 6 ncı olay kapsamındaki eylemi sebebiyle uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerektiğine, 6. Sanık ...'in 5 inci ve 6 ncı olaylar kapsamında zincirleme şekilde uyuşturucu madde ticareti suçundan cezalandırılması gerekirken sadece 6 ncı olay kapsamında cezalandırılmasının usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>B. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 3. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 4. Hükmün gerekçesiz olduğuna ilişkindir.</p>

<p>C. Sanık ... ve müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Suçun unsurlarının oluşmadığına, 3. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>Ç. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Kararın yasaya ve toplanan delillere aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p>D. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Süre tutum dilekçesi verilmiştir.</p>

<p>E. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>F. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>G. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
1. Delil değerlendirmesinin hatalı yapıldığına, 2. Yeterli ve somut delil bulunmadığına, beraat kararı verilmesi gerektiğine, 3. Dördüncü olaya dair İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/118 Esas sayılı<br />
dosyasının bu dosya ile birleştirilmesi gerektiğine ilişkindir.</p>

<p>Ğ. Sanık ... müdafiinin temyiz sebepleri özetle:<br />
Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Olay yakalama ve fiziki takip tutanakları ile iletişimin tespiti tutanakları, raporlar ve tüm dosya kapsamına göre;</p>

<p>1 inci eylem: 22.12.2008 tarihinde saat 01.15 sıralarında ... Uzunyol jandarma asayiş noktasında yapılan yol kontrolü sırasında ... istikametinden arama noktasına gelen hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'ın sevk ve idaresindeki araç aracın bagaj bölümünün stepne lastik konulan kısmı ile arka koltuklarının altında zulalanmış şekilde 200 paket halinde toplam 100.791 gram eroin ele geçirildiği olayda; sanık ...'in hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ölüm sebebiyle düşme hükmü verilen temyiz dışı sanık ... ve sanık ... ile uyuşturucu maddenin nakline ilişkin yaptıkları telefon görüşmesinde şifreli olarak birbirlerine temyiz dışı sanık ...'ın telefon numarasını göndermeleri, farklı şahıslar üzerinden ... ailesine 40.000 TL para gönderilmesi, 16.02.2009 günü avukat ayarlamaları için sanık ... tarafından ... ailesine 20.000 TL para gönderilmesi, temyiz dışı sanık ...'ın kardeşi olan ve hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan beraat hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'ın olaydan sonra kendisi ile görüşmeye gelen şahısların sanık ... ve temyiz dışı sanık ... olduğunu teşhis etmesi dikkate alınarak sanıklar ... ve ...'un eylemlerinin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>2 nci eylem: 17.02.2009 tarihinde saat 13.30 sıralarında hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ... ve yanında ... bulunan aracın arka tampon bölgesinde zulalı bir şekilde 180 paket halinde toplam 92.845 gram eroin ele geçirildiği olayda; iletişimin tespit tutanakları içeriğine göre sanıklar ... ve ...'in eylemlerinin sabit olduğu, organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>3 üncü eylem: 06.03.2009 tarihinde takibe alınarak Ümraniye İlçesi, Tem Yolu Çamlıca gişelerinde durdurulan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'nün sürücülüğünü yaptığı araçta yapılan aramada aracın bagaj tabanında zulalı şekilde 182 paket halinde toplam 90.514 gram eroin ele geçirildiği olayda; temyiz dışı sanık ...'in sanık ... ile uyuşturucu maddenin nakline ilişkin yaptığı telefon görüşmesinde şifreli olarak temyiz dışı sanık ...'nün telefon numarasını göndermesi, para gönderilmesine ve buluşmaya ilişkin konuşmalar yapmaları dikkate alındığında, sanık ...'nın eyleminin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu;</p>

<p>4 üncü eylem: 13.03.2009 tarihinde yapılan operasyonda haklarında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanıklar ... ve ... tarafından 34 TCP ... plakalı ticari aracın bagajına konulduğu görülen iki ayrı karton kutu içinde 190 paket halinde toplam daralı 99 kilogram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; olay günü ve bir gün öncesinde yapılan fiziki takiplerde sanıklar ... ve ... ile X şahıs ve ... isimli şahsın buluştukları, sonrasında X şahsın temyiz dışı sanık ... ile buluşup uyuşturucu maddenin ele geçirildiği aracı ona verdiği, aracı alan temyiz dışı sanık ...'nin yakın bir adrese gelerek burada temyiz dışı sanık ... ile uyuşturucu maddeleri araca yüklerken yakalandıkları, iletişim tespit tutanakları içeriğine göre sanık ...'in fiziki takipte görünen ... isimli şahısla uyuşturucu maddenin teslimatına ilişkin görüşmeler yaptığı, yakalamadan sonra sanık ...'ın da sanık ...'i arayarak uyuşturucu maddenin yakalanmasına ilişkin görüşmeler yaptığı ve görüşme içeriğinde sanık ...'un adamının yakalanıp yakalanmadığından bahsedildiği dikkate alındığında, sanıklar ..., ..., ...'un eylemlerinin sabit olduğu;</p>

<p>5 inci eylem: 26.03.2009 günü İstanbul ili Küçükçekmece ilçesi istikametine seyir halindeki haklarında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanıklar ... ve ...'ın içerisinde bulunduğu 34 UJ ... plakalı aracın gizli bölmelerine zulalı şekilde toplam 98 kilo 700 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; iletişimin tespit tutanakları içeriğine göre bu eroin maddesinin organizasyona ait olduğu, eroin maddesini hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan ölüm sebebiyle düşme hükmü verilen temyiz dışı sanık ...’nin Yüksekova’dan Van iline sevk ettiği, sanık ...'ya teslim ettiği, taşıyıcı şahsı temin ettiği, sanık ...'nın da bu eroin maddesini zulalı araca yerleştirerek uyuşturucu kuryelerine teslim ettiği, temyiz dışı sanık ... ve sanık ...'nın sevkiyat konusunda mesajlaştığı ve altıncı olayın sanığı olan hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in ifadeleri dikkate alındığında, sanıklar ... ve ...'nın eyleminin sabit olduğu; kendisinden uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmemesi, 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağının bulunamaması sebebiyle hukuki denetimin sağlanamaması, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...'in bu eyleminin sabit olmadığı;</p>

<p>6 ncı eylem: 12.04.2009 tarihinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in kullandığı X ... BM plakalı oto ile Edirne Kapıkule Sınır Kapısından yurt dışına çıkmak üzere geldiği, araçta yapılan aramada araçta zulalı şekilde net 45.965 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; temyiz dışı sanık ...'in soruşturma aşamasında ve birleşen dosyada kovuşturma aşamasında alınan ifadesi, fiziki kakip tutanakları, telefon görüşmeleri ve mesajlaşmalardan sanık ...'in ele geçen eroin ile irtibatlı olduğu ve eyleminin sabit olduğu, organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu; 26.03.2009 tarihli fiziki takip tutanağı bulunamadığından denetiminin sağlanamaması, kendisinden uyuşturucu madde ele geçmemesi, somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...'in eyleminin sabit olmadığı;</p>

<p>7 nci eylem: 03.05.2009 tarihinde hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ...'in sürücülüğünü yaptığı 34 BB ... plakalı aracın Hakkari ilinde durdurulması sonucu yapılan detaylı aranmasında zulalı şekilde net 43.859 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin; 28.04.2009 tarihinde yapılan fiziki takipte uyuşturucu maddenin ele geçirildiği aracın İstanbul ili Silivri ilçesinde sanık ... tarafından sanık ...'e verildiği, sanık ... ile temyiz dışı sanık ... tarafından sanayi sitesine götürülerek sanık ... tarafından bakımı yapıldıktan sonra temyiz dışı sanık ...'e verildiği ve aracın Ankara istikametine gittiğinin görülmesi, iletişim tespit tutanakları ve temyiz dışı sanıklar ... ve ...'in ifadeleri dikkate alındığında, sanıklar ..., ..., ... ve ...'in ele geçen uyuşturucu madde ile irtibatlı oldukları ve eylemlerinin sabit olduğu;</p>

<p>8 inci eylem: 25.05.2009 günü hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan mahkûmiyet hükmü verilen temyiz dışı sanık ... Ü.'in sürücülüğünü yaptığı kamyon Adana ilinde durdurularak Cumhuriyet savcısının yazılı arama iznine istinaden yapılan aramada kamyonun kupa kısmına yapılmış zulalı şekilde 358 paket halinde toplam 183 kilo 500 gram eroin ele geçirildiği olaya ilişkin: fiziki takip tutanağı, iletişimin tespit tutanakları ve tüm dosya kapsamına göre, uyuşturucu madde ele geçirilen aracın sanık ... ve temyiz dışı sanık ... tarafından alınması, sanık ...'in aracı kullanması ve uyuşturucu maddenin araca yüklenmesine ilişkin telefon görüşmesi içerikleri nedeniyle, sanıklar ... ve ...'un ele geçirilen bu uyuşturucu madde ile irtibatlı olduklerı, eylemlerinin sabit olduğu ve organizasyon kapsamından işlenen bu eylemden sanık ...'ın ise örgüt lideri olması nedeniyle sorumlu olduğu anlaşılmakla;</p>

<p>Sanıklar ..., ..., ..., ..., ... ve ...'un zincirleme olarak örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işledikleri, sanık ...'in örgüt faaliyeti<br />
çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapma suçunu işlediği, sanık ...'in örgüt faaliyeti çerçevesinde uyuşturucu madde ihraç etmeye teşebbüs suçunu işlediği, yakalanan uyuşturucu madde miktarına göre ceza verilirken alt sınırdan uzaklaşıldığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında yakalanan uyuşturucu maddenin eroin olması ve atılı suç örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenmesi dikkate alınarak zincirleme suç hükümleri gereği takdiren yarı oranında artırım yapıldığı, sanık ... hakkında daha ağır sonuç doğuran uyuşturucu madde ticareti yapma suçu esas alındığı, sanık ... hakkında kesinleşen mahkûmiyet hükmü netice cezadan mahsup edildiği, sanıkların tekrardan suç işlemeyeceği konusunda olumlu kanaat hasıl olmaması nedeniyle takdiri indirim uygulanmadığı gerekçesiyle sanıklar ..., ..., ..., ..., ..., ..., ... ve ...'in mahkûmiyetlerine;</p>

<p>Sanık ...'un 1 inci ve 8 inci eylemleri; sanık ...'in 1 inci, 2 nci, 5 inci, 7 inci ve 8 inci eylemleri; sanık ...'in 7 nci eylem kapsamındaki rolleri dikkate alınarak suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçunu işledikleri gerekçesiyle mahkûmiyetlerine;</p>

<p>Sanık ... aleyhinde soyut tape kayıtlarından başka somut bir delilin bulunmaması gerekçesiyle uyuşturucu madde ticareti yapma ve suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından beraatine,</p>

<p>Kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gerekçesiyle, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ...'ın uyuşturucu madde ticareti yapma, sanık ...'ın suç işlemek amacıyla örgüt kurma ve sanıklar ..., ... ve ...'ın suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma suçlarından beraatlerine,</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan; Sanık ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" Suçundan; Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun'un 25 inci ve geçici 2 nci maddeleri uyarınca kurulan Bölge Adliye Mahkemelerinin, 07.11.2015 tarih ve 29525 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan karar uyarınca tüm yurtta 20.07.2016 tarihinde göreve başladığı, sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... hakkında<br />
verilen mahkeme kararının ilk defa 17.11.2022 tarihinde açıklandığı ve daha önce de Bölge Adliye Mahkemesi denetiminden geçmediği ve 5271 sayılı Kanun'un 272 nci maddesi uyarınca istinaf kanun yoluna tabi olduğu ve sanıklar hakkında verilen hükümlere karşı kanun yolu başvurularının istinaf olarak kabulüyle, esası incelenmeyen dosyanın görevli Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerektiği anlaşılmıştır.</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Sanığın yokluğunda ve müdafiinin ise yüzüne karşı verilen Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararının 04.03.2023 tarihinde sanık müdafiine tebliğ edildiği, gerekçeli kararın sanığa tebliğ edildiğine ilişkin tebligat parçasının da dosyada yer almadığı, sanık müdafii tarafından 1412 sayılı Kanun’un 310 uncu maddesinde öngörülen bir haftalık yasal süresinden sonra 02.01.2023 tarihli dilekçe ile hükmün temyiz edildiği anlaşılmakla, ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2022/6-599 Esas, 2023/192 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 inci maddesinin son cümlesi ve 5271 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği, temyiz edilmesi halinde temyiz dilekçesi ve buna ilişkin düzenlenecek olan ek tebliğname ile birlikte; temyiz isteminde bulunulmaması halinde ise mevcut haliyle incelenmek üzere yeniden Dairemize iade edilmek üzere, esası incelenmeyen dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine karar vermek gerekmiştir.</p>

<p>C. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Sanık müdafiinin temyizinin sanık hakkındaki beraat kararının gerekçesine yönelik olmadığı ve temyizde sanığın hukuki yararının bulunmadığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Ç. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Bozmaya uyulduğu, yapılan duruşmaya, toplanıp karar yerinde gösterilen delillere, Mahkemenin yargılama sonuçlarına uygun şekilde oluşan inanç ve takdirine, incelenen dava dosyası içeriğine göre, Mahkemenin, sanığın atılı suçu işlediğine dair yeterli delil bulunmadığına ilişkin takdirinde bir isabetsizlik görülmediğinden, Cumhuriyet savcısının temyiz sebepleri yerinde görülmemiş, hükümde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>D. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan ve Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde İhraç Etmeye Teşebbüs" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Her ne kadar tebliğnamede, sanık ... müdafiinin temyiz dilekçesinde sebep belirtmemesi ve temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmadığı nedeniyle temyiz talebinin reddi yönünde görüş bildirilmiş ise de, 1412 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani olmadığı anlaşılmakla, tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.</p>

<p>Sanıklar ... ve ... hakkında, olaylarda ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapıldığı gözetilmeden, yasal olmayan aynı gerekçelerle 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca yarı oranında artırım yapılması, sanıklar ... ve ...'in sabit olan eylem sayıları dikkate alındığında sonuca etkili görülmediğinden bozma nedeni yapılmamıştır.</p>

<p>Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, Cumhuriyet savcısının, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...'in temyiz sebepleri ile sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görülmemiş, sanıklar ... ve ... hakkındaki eleştiri dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>E. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Suç tarihinden temyiz incelemesinin yapıldığı tarihe kadar; 5237 sayılı Kanun'un 67 nci maddesinin dördüncü fıkrasında öngörülen 12 yıllık olağanüstü zamanaşımı süresinin dolduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>F. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" ve "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Sanığın, Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminden temin olunan güncel nüfus kayıt örneğine göre hüküm tarihinden sonra 08.11.2023 tarihinde öldüğünün anlaşılması karşısında, bu durumun Mahkemece araştırılarak 5237 sayılı Kanun’un 64 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca sanık hakkında açılan<br />
kamu davasının düşürülüp düşürülmeyeceğinin karar yerinde değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğu anlaşılmıştır.</p>

<p>G. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Sanık ... yönünden tebliğnamede her ne kadar sanık müdafiinin temyiz dilekçesinde sebep belirtmemesi ve temyiz nedenlerini içeren gerekçeli temyiz dilekçesi sunulmadığı nedeniyle temyiz talebinin reddi yönünde görüş bildirilmiş ise de, 1412 sayılı Kanun'un 314 üncü maddesinin ikinci fıkrası uyarınca temyiz sebeplerinin gösterilmemesi temyiz tetkikatı yapılmasına mani olmadığı anlaşılmakla, tebliğname görüşüne iştirak olunmamıştır.</p>

<p>Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemlerin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemlere uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından, sanıklar müdafilerinin temyiz sebepleri ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görülmemiş, aşağıdaki husus dışında hükümlerde hukuka aykırılık tespit edilmemiştir.</p>

<p>Sanık ...'in 17.02.2009 ve 13.03.2009 tarihli eylemlerinin ve sanık ...'nın ise 06.03.2009 ve 27.03.2009 tarihli eylemlerinin sabit olduğu, sanıklar hakkında olaylarda ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması nedeniyle 5237 sayılı Kanun'un 188 inci maddesinin beşinci fıkrası uyarınca artırım yapıldığı dikkate alınarak, iki eylemi sabit olan sanıklar hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesinin birinci fıkrasında öngörülen zincirleme suç hükümleri uygulanırken eylem sayısına göre alt sınırdan artırım yapılması gerektiği gözetilmeden, yasal olmayan "ele geçirilen suç konusu uyuşturucu maddelerin eroin olması ve suçların örgüt kapsamında işlenmiş olması" gerekçesiyle yarı oranında artırım yapılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>A. Sanıklar ..., ..., ..., ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan; Sanık ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Örgüt Kurma" Suçundan; Sanıklar ..., ..., ... ve ... Hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan</p>

<p>Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (A) bendinde açıklanan nedenlerle, sanıklar hakkında verilen hükümlere karşı kanun yolu başvurularının istinaf olarak kabulüyle, esası incelenmeyen dosyanın görevli Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (b) bendi uyarınca, Tebliğnameye uygun olarak, oy birliğiyle İNCELENMEKSİZİN İADESİNE,</p>

<p>B. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (B) bendinde açıklanan nedenlerle; ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 29.03.2023 tarihli ve 2022/6-599 Esas, 2023/192 Karar sayılı kararında açıklandığı üzere 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 11 inci maddesinin son cümlesi ve 5271 sayılı Kanun’un 35 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca gerekçeli kararın sanığa da tebliğ edilmesi gerektiği, temyiz edilmesi halinde temyiz dilekçesi ve buna ilişkin düzenlenecek olan ek tebliğname ile birlikte; temyiz isteminde bulunulmaması halinde ise mevcut haliyle incelenmek üzere yeniden Dairemize iade edilmek üzere, esası incelenmeyen dosyanın Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>C. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (C) bendinde açıklanan nedenle; sanık müdafiinin temyiz isteğinin 1412 sayılı Kanun'un 317 inci maddesi gereği, değişik gerekçe ile Tebliğname'ye uygun olarak, oy birliğiyle REDDİNE,</p>

<p>Ç. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hüküm Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (Ç) bendinde açıklanan nedenlerle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararında Cumhuriyet savcısı tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden Cumhuriyet savcısının temyiz sebeplerinin reddiyle, hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>D. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan ve Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde İhraç Etmeye Teşebbüs" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (D) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararında, Cumhuriyet savcısı, sanıklar müdafileri ve sanık ... tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ile dikkate alınan sair hususlar yönünden sanıklar ... ve ... hakkındaki eleştiri dışında herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden, Cumhuriyet savcısının, sanıklar müdafilerinin ve sanık ...'in temyiz sebeplerinin ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunmasının reddiyle, re'sen de temyize tabi olan hükümlerin, Tebliğname’ye kısmen uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p>

<p>E. Sanıklar ... ve ... hakkında "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (E) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanık ... müdafiinin temyiz istekleri yerinde görüldüğünden hükümlerin 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği BOZULMASINA; bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden aynı Kanun’un 322 nci maddesinin birinci fıkrasının (1) numaralı bendinin verdiği yetkiye dayanılarak sanıklar hakkındaki kamu davalarının 5271 sayılı Kanun’un 223 üncü maddesinin sekizinci fıkrası gereği gerçekleşen zamanaşımı nedeniyle, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle DÜŞMESİNE,</p>

<p>F. Sanık ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" ve "Suç İşlemek Amacıyla Kurulmuş Olan Örgüte Üye Olma" Suçlarından Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (F) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022 tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik sanık müdafiinin temyiz isteği yerinde görüldüğünden uyuşturucu madde ticareti yapma suçu yönünden re'sen de temyize tabi olan, hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>G. Sanıklar ... ve ... Hakkında "Uyuşturucu Madde Ticareti Yapma" Suçundan Kurulan Hükümler Yönünden<br />
Gerekçe bölümünün (G) bendinde açıklanan nedenle, Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.11.2022<br />
tarihli ve 2015/305 Esas, 2022/396 Karar sayılı kararına yönelik sanıklar müdafilerinin temyiz istekleri ve sanık ... müdafiinin duruşmadaki sözlü savunması yerinde görüldüğünden, re'sen de temyize tabi olan hükümlerin, 1412 sayılı Kanun’un 321 inci maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,<br />
Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,<br />
07.02.2024 tarihinde karar verildi.</p>

<p><strong>TEFHİM TUTANAĞI</strong></p>

<p>07/02/2024 tarihinde verilen bu karar Yargıtay Cumhuriyet savcısı ...'nın katılımıyla ve duruşmada savunmasını yapmış bulunan sanıklar ... ve ... müdafii Avukat ...'ın yüzüne karşı, 08.02.2024 tarihinde, açık olarak okunup anlatıldı.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa.jpg" type="image/jpeg" length="92542"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sky ECC Nedir? - Sky ECC Delillerinin Ceza Davalarına Yansıması]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. Sky ECC Nedir?</strong></p>

<p><strong>Sky ECC; </strong>2008 yılında Kanada Vancouver’da kurulan iletişim sağlayıcısı Sky Global tarafından şifreli mesajlaşma ağı olarak geliştirilmiş ve akıllı cep telefonlarına yüklenen uygulamanın şifrelenmesinde <i>eliptik eğri kriptografisi </i>kullanılmıştır. <strong>Sky ECC hakkında bazı açıklamalar, 30 Ocak 2025 tarihinde kaleme aldığımız “<a href="https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-iletisim-saglayicisindan-elde-edilen-delillerin-hukukiligi" rel="dofollow">Sky ECC İletişim Sağlayıcısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği</a>” başlıklı yazımızda yer almaktadır.</strong></p>

<p><strong>Açık kaynakta yer alan bilgilere göre; </strong>EncroChat gibi diğer kriptolu ağların kolluk tarafından çökertilmesinin ardından, suç örgütleri kitlesel olarak Sky ECC platformuna yöneldi. Mesajlaşma ağı, dünya çapında yaklaşık 70.000 aktif kullanıcıya ulaştı.</p>

<p><strong>İddiaya göre Sky ECC; </strong>kokain ticareti, kara para aklama ve uluslararası uyuşturucu kartellerinin operasyonel yönetim merkezi haline geldi. Platformun sahibi olan Şirket, bu cihazları ve üyelik aboneliklerini çok yüksek fiyatlarla sadece referanslı kişilere elden dağıtıyordu.</p>

<p>Belçika, Fransa ve Hollanda kolluk kuvvetleri, uzun süren teknik takibin ardından 2021 yılının başlarında Sky ECC’nin Fransa’daki ana sunucularına sızmayı ve şifreleme algoritmasını çözmeyi başardı. Kolluk kuvvetleri; çok sayıda mesajı anlık olarak okuyarak, organize suçların sevkiyat planlarını, limanlardaki rüşvet ağlarını ve cinayet talimatlarını deşifre etti.</p>

<p><strong>Açılan soruşturmalar kapsamında;</strong> Mart 2021’de Avrupa genelinde yüzlerce adrese eş zamanlı girildi, yüksek miktarda uyuşturucu, uyarıcı madde ile nakit para ele geçirildi. ABD tarafından; Sky ECC’nin sahibi olan Şirketin yöneticisi hakkında yakalama kararı çıkarıldı ve Sky Global’in web sitelerine elkoyularak, iletişim ağı tümü ile kapatıldı.</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen dijital deliller başta Belçika ve Hollanda olmak üzere Avrupa tarihinin en büyük uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti dosyalarına ve mahkumiyet kararlarına zemin hazırladı.</p>

<p><strong>Türkiye de dahil olmak üzere birçok ülkede yürütülen uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti soruşturmalarında;</strong> Sky ECC uygulaması üzerinden gönderilen yazılı ve sesli mesajların çözülmesinden elde edilen bilgiler ve dijital deliller aktif olarak kullanılarak, çıkar amaçlı suç örgütlerinin lider ve yönetici kadrolarının ortaya çıkarılmasının ve kamu davaları açılmak suretiyle sanıkların cezalandırılmasının hedeflendiği görülmektedir.</p>

<p>Nitekim yurt dışından gönderilen Sky ECC mesaj içerikleri üzerinden Cumhuriyet başsavcılıklarında soruşturmalar başlatılmış ve bazı kamu davaları açılmıştır. Kamu davaları henüz derdest olup, sanıkların lehlerinde veya aleyhlerinde sonuçlanıp kesinleşen hükümler bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>Sky ECC mesaj uygulaması; </strong>anonim, dışarıdan erişime kapalı ve korumalı bir uygulamadır. <strong>Sky ECC’de yapılan müdahale ise;</strong> bireysel kullanıcıların iletişimlerinin anlık olarak izlenmesi ve dinlenmesi değil, kriptolu iletişim altyapısına yönelik yapılan teknik müdahale sonucunda sistem genelinde tutulan, iletilen veya kaydedilen verilerin ele geçirilmesidir.</p>

<p>Sky ECC eliptik eğri kriptografisi yöntemi ile şifrelenmiş ve kullanıcıları arasında mesajlaşma imkanı sağlayan uygulamaya işaret ederken, “Sky Phone” yalnızca bu uygulamanın kullanımına özgülenmiş akıllı cep telefonlarını, yani modifiye edilmiş, tehlike şifresi (panik butonu) özelliğine sahip, ancak kamera, mikrofon ve konum takibi yapılabilen GPS gibi özelliklerin tümü ile devre dışı bırakıldığı cihazları ifade etmektedir. Bu tarz <i>kırılmış </i>akıllı cep telefonlarından; telefon görüşmesi yapılabilmesi veya cep telefonundan beklenen diğer faydaların sağlanması beklenemez, bu telefonlar yalnızca EncroChat, Sky ECC, ANOM uygulamalarının kullanımına özgülenmiş cihazlardır.</p>

<p><strong>Devam eden davalara konu olan iddianamelerden birisi incelendiğinde<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title=""><strong>[1]</strong></a>;</strong></p>

<p><i>“Özellikle 2018 yılının ortalarından itibaren Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinin kolluk birimleri tarafından, başta uyuşturucu ticareti örgütleri olmak üzere suç organizasyonlarının kullandığı kriptolu iletişim sistemlerinin ele geçirilmeleri mümkün olmuştur. Akıllı cep telefonları üzerinden kullanıma sunulmuş ve yabancı ülke kanun uygulayıcıları ile kolluk birimleri tarafından EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi yazılımlar deşifre edilmişlerdir. Sky eliptik eğri kriptografi (Sky ECC); modifiye edilmiş Nokia, Google, Apple ve BlackBerry telefonlarında çalışan abonelik tabanlı bir mesajlaşma uygulamasıdır… diğer kriptolu telefonlar gibi Sky ECC’nin birincil amacı da güçlü şifreleme kullanılan uygulamalar aracılığıyla aboneler arasında güvenli iletişimi kolaylaştırmaktır. Kameralar, mikrofonlar ve GPS devre dışı bırakılarak, Sky ECC telefonuyla normal telefon görüşmeleri yapmak imkansız hale getirilmiştir.</i></p>

<p><i>Küresel ölçekte, Sky ECC aracılığıyla her gün yaklaşık üç milyon mesaj alışverişi yapılabilmiş ve 09.03.2021 tarihiyle de Fransız, Belçika ve Hollanda kolluk kuvvetlerinin müşterek çalışmalarıyla düzenlenen operasyonların ardından Sky ECC platformu kapatılmıştır…</i></p>

<p><i>Sky ECC telefonları; şifreli e-posta, anlık sohbetler, anlık grup sohbetleri, notlar, sesli mesaj, görüntüler ve belirli bir süre sonra otomatik olarak imha edilen mesajlar için işlev sunarken, aynı zamanda söz konusu cihazların tüm verileri uzaktan silmeye olanak tanıyan ‘tehlike şifresi (panik butonu)’ gibi özelliklere de sahip olduğu tespit edilmiştir.</i></p>

<p><i>‘Sky phone’ ile telefon görüşmesi yapmak mümkün değildir… Kullanıcıların, diğer Sky ECC kullanıcılarıyla iletişim kurabilmek için bu Sky-ID’leri rehber olarak kaydetmeleri gerekmektedir. Telefonlar tamamen anonim olarak ve sadece nakit karşılığında satılmakta olup, cihazların müşterilere yılda 2.200 Euro’ya ve 3 ayda bir 600 Euro’ya mal olduğu anlaşılmıştır.</i></p>

<p><i>2015 yılında Hollanda ve Fransız yetkili makamları; çok sayıda organize suç örgütü mensuplarının ve ciddi suçlar işleyen kişilerin Sky ECC telefonlarını kullandığını tespit etmiş, birkaç yıl sonra bu kriptolu telefonları kullanan suç örgütleri hakkında daha fazla bilgi edinmek için ceza soruşturmaları başlatmaya karar vermişlerdir.</i></p>

<p><i>2018 yılında Belçika kolluk kuvvetleri, uyuşturucu dosyalarında giderek daha fazla karşılaştıkları Sky ECC telefonları ile ilgili bir soruşturma başlatmış ve aynı tarihlerde Hollanda ve Fransız kolluk kuvvetleri de bu şifreli iletişimleri sağlayan sunucuların Fransa’nın Roubaix kentindeki barındırma hizmet sağlayıcısı OVH’de bulunduğunu tespit etmiştir.</i></p>

<p><i>Fransız adli makamları; Sky ECC sunucularının alt yapısına erişim sağlayarak 13.02.2019 tarihinde Sky ECC hakkında soruşturma başlatmıştır.”</i></p>

<p>Tespitlerine yer verildiği görülmektedir.</p>

<p><strong>İddianameden anlaşıldığı üzere; </strong>bu anlatımların kaynağının Hollanda, Fransız ve Belçika yetkili makamları olduğu, bu üç ülkenin ortak soruşturma ekibi oluşturduğu, soruşturmaların bir çatı altında yürütüldüğü, daha sonra teknik ekiplerin kurulduğu, 18.12.2020 tarihinden Sky ECC soruşturmasının kamuoyuna açıklandığı 09.03.2021 tarihine kadar adli makamların verdiği kararlar ve yaptıkları denetimler çerçevesinde soruşturmaların yürütüldüğü, 09.03.2021 itibariyle Sky ECC kullanıcılarına müdahale edildiği, buna göre soruşturmaların ve davaların açıldığı,</p>

<p><strong>Yine iddianameye göre;</strong></p>

<p>Tüm dünya ülkeleri adli birimleri ve İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi kararlarına göre elde edilen delillerin hukuka uygun olması gerektiğinin bilinen bir gerçek olduğu, bu kapsamda Sky ECC soruşturmalarında, iletişimin toplu olarak dinlenebilmesi, takibe alınabilmesi için Fransız adli makamlarından gerekli izinlerin ve kararların alındığı, Hollanda, Belçika ve Fransa kolluk kuvvetlerinin iş birliği yapmak suretiyle soruşturmaları gerçekleştirdikleri ve Sky ECC’den gelen verilerin aşamalı olarak ele geçirildiği, haberleşme hürriyetine yapılan bu müdahalelerin Hollanda ve Fransa’da hukuka uygun sayıldığı, bu yolla birçok uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı ve ticareti fiillerine ilişkin iletişimin tespit edildiği,</p>

<p>Türkiye’nin uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı maddelerin ticaret güzergahında bulunması sebebiyle ülkemizde bulunan ve deşifre olmak istemeyen, bu maddelerin ticaretini yapan birçok suç örgütü lideri ve bunların üyeleri tarafından Sky ECC adlı programın, kriptolu haberleşme sistemi olması nedeniyle güvenilir görülüp kullanıldığı,</p>

<p>Özellikle İstanbul ilinde birçok kullanıcının bulunduğu, İstanbul ilinin uyuşturucu ve uyarıcı madde ticaretinin merkezinde yer aldığı, bu suçların işlenmesinde Sky ECC adlı gizli haberleşme programının kullanıldığı, suç örgütlerinin 2018 yılı sonlarından 2020 yılı ortalarına kadar EncroChat, bu tarihten 2021 yılı Mart ayına kadar Sky ECC, 2021 yılından 2022 yılı başlarına kadar ANOM adlı kripto haberleşme yazılımlarını ve bunların kullanımı için tasarlanmış özel cep telefonlarını kullandıkları, bunlardan ANOM kripto sisteminin ABD federal kolluk birimi olan FBI tarafından suç örgütlerine sızdırıldığı ve güvenilir kripto sistemi olarak yansıtıldığı,</p>

<p>Bu yolla elde edilen verilerin ABD, Avustralya ve İngiltere gibi ülkelerde soruşturmalara ve kovuşturmalara konu edildiği, birden fazla kriptolu haberleşme programının uluslararası uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının işlenmesinde kullanıldığı, bu yönde somut tespitlerin bulunduğu ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kapsamlı soruşturmaların yürütüldüğü, çok sayıda şüphelinin yakalandığı ve suçtan kaynaklandığı tespit edilen yüksek miktarda malvarlığı değerlerine elkoyulduğu,</p>

<p>Fransa, Hollanda ve Belçika merkezli Sky ECC adlı kriptolu haberleşme programının çözümü üzerine Europol’e bağlı olarak çalışmalarını yürüten OTF LIMIT adlı özel kolluk gücünün elde ettiği Türkçe ve Kürtçe dillerindeki şifreli mesajların Türkiye Cumhuriyeti ile paylaşılması konusunda bu üç ülkenin karar aldığı ve Türkiye Cumhuriyeti’nden destek talep ettiği, ülkelerin mutabakata vardığı,</p>

<p>Türkiye ve Europol arasında Sky ECC verileri konusunda yapılacak iş birliği çerçevesinde 30.01.2023 tarihli Europol Müzakere Metninin hazırlandığı, Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığına ulaşan verilerin incelendiği ve mesajlaşma içeriklerinin yapılan analizlerinde şüphelilerin kimliklerinin tespiti yoluna gidilerek, soruşturma dosyasına eklenmek üzere raporların hazırlandığı,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>II. Yurt Dışından Elde Edilen Bilgi ve Belgelerin Delil Değeri ve <i>Benedik/Slovenya</i> Kararı</strong></p>

<p><strong>Bu süreçte;</strong> 6706 sayılı Cezai Konularda Adli İş Birliği Kanunu’nun ilgili hükümlerinin uygulanmadığının anlaşıldığı, bu Kanunun adli yardımlaşmaya ilişkin 7 ila 9. maddeleri ve soruşturmanın veya kovuşturmanın devrini düzenleyen 23 ila 25. maddelerinin tatbiki yoluna gidilmediği, dolayısıyla Türk adli mercilerinin adli yardımlaşma talebini düzenleyen m.7’nin ve yabancı adli mercilerin bu yönde taleplerine ilişkin usulü öngören 8. maddenin uygulanması suretiyle Sky ECC’ye ait yabancı ülkelerde bulunan verilerin Türk adli makamları tarafından elde edildiğine ilişkin bir açıklamanın iddianamede yer almadığı,</p>

<p>Yine ortada yabancı bir ülkede yapılan soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulünün de tatbik edildiğine dair iddianamede bir açıklamanın bulunmadığı, dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun “Soruşturma veya kovuşturmanın devralınması” başlıklı 25. maddesinin 2. fıkrasında öngörülen şekilde Adalet Bakanlığının uygun görmesi suretiyle yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devrine ilişkin talebin İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmediği, <strong>dolayısıyla 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasında yer alan,</strong> <i>“Talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre yapılmış soruşturma ve kovuşturma işlemleri ile elde edilen deliller Türk hukuku bakımından geçerli sayılır.” </i>hükmünün burada uygulanma imkanının ve kabiliyetinin de bulunmadığı,</p>

<p><strong>Kaldı ki m.25/3’ün;</strong> “normlar hiyerarşisi” ilkesini güvence altına alan “Anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü” başlıklı Anayasa m.11/2’de yer alan, <i>“Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.” </i>hükmü gereğince, “Suç ve cezalara ilişkin esaslar” başlıklı Anayasa m.38/6’da bulunan, <i>“Kanuna aykırı elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edilemez.” </i>hükmüne aykırı olup,<i> </i>“Mahkemelerin bağımsızlığı” başlıklı Anayasa m.138/1’de bulunan, <i>“Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.” </i>hükmü de dikkate alındığında, talepte bulunan yabancı devlet mevzuatına göre toplanan bir delilin, iç hukukumuz bakımından kamu düzeninden olan ve emredici nitelik taşıyan hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağına dair, hem Anayasa m.38/6’da ve hem de 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu m.206/2-a, m.217/2 ile m.230/1-b ile m.289/1-i nedeniyle şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılmasının hukuka aykırı olacağı,</p>

<p><strong>“Milletlerarası anlaşmaları uygun bulma” başlıklı Anayasa m.90/5’de yer alan;</strong> <i>“Usulüne göre yürürlüğe konulmuş Milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır.” </i>hükmünün, temel hak ve hürriyetleri daha fazla güvence altına alan ve hukuka aykırı delillerin hükme esas alınamayacağını düzenleyen Anayasa m.38/6’yı bertaraf edebilmesinin mümkün olmadığı,</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin “Tanınmış insan haklarının korunması” başlıklı 53. maddesinin, hukuka aykırı delillerin şüphelinin veya sanığın aleyhine kullanılamayacağına dair görüşümüzü desteklediği, <strong>İHAS m.53’de;</strong> <i>“Bu Sözleşme hükümlerinin hiçbirisi, herhangi bir yüksek sözleşmeci tarafın yasalarına ve onun taraf olduğu başka bir sözleşme uyarınca tanınmış insan hakları ve temel özgürlükleri sınırlayacak veya onları ihlal edecek şekilde yorumlanamaz.”</i> hükmüne yer verildiği,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>05.05.2016 tarihinde yürürlüğe giren 6706 sayılı Cezai Konularda Uluslararası Adli İş Birliği Kanunu’nun “özel kanun” niteliği taşıdığı; </strong>ilk altı maddesinin genel hükümlerden oluştuğu, 4. maddesinin adli iş birliği taleplerinin reddini düzenlediği, kamu düzenini ve savunma hakkına ilişkin temel güvenceleri ihlal eden iş birliği taleplerinin reddedileceğinin bu maddede belirtildiği, adli iş birliği talepleri yerine getirilirken, 6706 sayılı Kanunda ve diğer kanunlarda hüküm bulunmayan hallerde 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun uygulanacağının 5. maddede yer aldığı, 6706 sayılı Kanunun 7 ila 9. maddelerinde adli yardımlaşmanın, 10 ila 22. maddelerinde şüphelilerin, sanıkların ve hükümlülerin iadelerinin, 23 ila 25. maddelerinde soruşturmanın ve kovuşturmanın devrinin, 26 ila 29. maddelerinde infazın devrinin, 30 ila 33. maddelerinde hükümlü naklinin, 34 ila 38. maddelerinde de son hükümlerin düzenlendiği görülmektedir.</p>

<p>Bir soruşturmanın veya kovuşturmanın sonuçlandırılması veya verilen mahkumiyet kararlarının yerine getirilmesi için ihtiyaç duyulan konularda Türk adli mercileri tarafından adli yardımlaşma talebinde bulunulabileceği 6706 sayılı Kanunun 7. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye uygun şekilde gerçekleştirilmeyen adli yardımlaşmalar ve bu yardımlaşmalardan elde edilen deliller hukuka aykırı sayılmalıdır.</p>

<p>Soruşturmanın veya kovuşturmanın devri usulü uygulanmadıkça, yabancı ülkede elde edilen delillerin Türk Ceza Muhakemesi Hukukunda geçerli sayılabilmesi mümkün değildir. Bu geçerliliğin bir sınırını da 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri göstermiştir. Dolayısıyla; bir soruşturmanın veya kovuşturmanın yabancı ülkeden Türkiye’ye devri kapsamına girmeyen ve 6706 sayılı Kanunun 7. maddesi kapsamında yabancı ülkeden adli yardım talep edildiğinde, bu yardım kapsamında gelen delillerin hukuka uygun elde edilip elde edilmediğinin muhakkak Anayasa m.38/6 ve CMK m.206/2-a ve m.217/2 kapsamında değerlendirilmesi, Ceza Muhakemesi Kanunu’na aykırı elde edilen delillerin “hukuka aykırı delil” sayılmak suretiyle CMK m.206/2-a uyarınca mahkemece reddine karar verilmesi, davada sanık aleyhine dikkate alınmaması ve hatta soruşturma aşamasında da Anayasa m.38/6 gereğince Cumhuriyet savcısı tarafından da şüpheli aleyhine kullanılmaması gerekir.</p>

<p><strong>Bunun yanında;</strong> bir soruşturmanın veya kovuşturmanın devri kapsamında ülkemize gelen dosyada bulunan delillerin de, 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrası sebebiyle otomatik olarak, yani hukuka uygun delil olup olmadığına bakılmaksızın şüpheli veya sanık aleyhine kullanılması kabul edilemez. 6706 sayılı Kanunun 4. ve 5. maddeleri ile Anayasa m.11/1, m.38/6 ve m.90/5, hatta İHAS m.53 gereğince, yabancı bir ülkeden soruşturmanın veya kovuşturmanın devri suretiyle gelen delillerin, bizim hukukumuz yönünden hukuka aykırı elde edilmesi halinin gözardı edilebileceğini söylemek, hem kamu düzenimiz ve hem de savunma hakkına sağlanması gereken usuli güvenceler bakımından mümkün değildir.</p>

<p><strong>Dolayısıyla;</strong> 6706 sayılı Kanunun 25. maddesinin 3. fıkrasının, aynı Kanunun 4. ve 5. maddeleri çerçevesinde değerlendirilmesi, Türkiye’ye aktarılması düşünülen bir soruşturma veya kovuşturma dosyasında yer alan delillerin CMK m.206/2 kapsamında önden denetiminin yapılması isabetli olacaktır. Soruşturma veya kovuşturma dosyası Türkiye’ye aktarıldıktan sonra, elbette soruşturmada Cumhuriyet savcısı ve kovuşturmada ise mahkeme tarafından delillerin hukuka uygun olup olmadığının denetimi ayrıca yapılmalı ve bu yönde ileri sürülen itirazlar dikkate alınmalıdır.</p>

<p><strong>Ceza Muhakemesi Hukukumuzda;</strong> bir kaydın, bilginin, belgenin, verinin ve bunların analizlerinin istihbari veya adli nitelik taşımasına göre “delil” sayılıp sayılmayacaklarına karar verilir. İstihbari nitelik taşıyan kayıtları, bilgiyi, belgeyi, veriyi ve bunlara ilişkin yapılan analizleri, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu Ek m.7/7 ile 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu Ek m.1/1 kapsamında değerlendirmek gerekir.</p>

<p><strong>PVSK Ek m.7/7’ye göre;</strong> <i>“Bu madde hükümlerine göre yürütülen faaliyetler çerçevesinde elde edilen kayıtlar, birinci fıkrada belirtilen amaçlar dışında kullanılamaz”</i>. <strong>PVSK Ek m.7/1’de bu amaçlar;</strong> <i>“Polis, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, Anayasa düzenine ve genel güvenliğine dair önleyici ve koruyucu tedbirleri almak, emniyet ve asayişi sağlamak üzere, ülke seviyesinde ve sanal ortamda istihbarat faaliyetlerinde bulunur, bu amaçla bilgi toplar, değerlendirir, yetkili mercilere veya kullanma alanına ulaştırır. Devletin diğer istihbarat kuruluşlarıyla işbirliği yapar.”</i> olarak gösterildiğinden, Ek m.7 vasıtasıyla elde edilen kayıtların “delil” olarak kullanılabilmesi mümkün değildir.</p>

<p><strong>Buna göre;</strong> idari kolluk teşkilatı olarak görev yapan polisin ve jandarmanın istihbari mahiyette Ek m.7 kapsamında yürüttüğü faaliyetlerden elde ettiği kayıtların “delil” değeri olmayacak ve bu kayıtlar soruşturma veya kovuşturma dosyasına delil olarak sunulmuşsa, bunların CMK m.206/2-a kapsamında reddi yoluna gidilecektir, çünkü bu kayıtların PVSK Ek m.7/1’de gösterilen amaçlar dışında kullanılması yasaklanmıştır.</p>

<p>Benzer yönde bir hüküm 2937 sayılı MİT Kanunu Ek m.1/1’de de yer almaktadır, ancak bu hükümle bazı suçlar yönünden istihbari nitelikte ulaşılan bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin “delil” değeri olduğu ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>2937 sayılı Kanun Ek m.1/1’e göre;</strong><i> “Milli İstihbarat Teşkilatı uhdesindeki istihbari nitelikteki bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizler, Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Yedinci Bölümünde yer alan suçlar hariç olmak üzere, adli mercilerce istenemez”</i>. Bu hüküm; MİT’in uhdesinde bulunan istihbari nitelikte bilgi, belge, veri ve kayıtlar ile yapılan analizlerin, prensip olarak bir ceza yargılamasında ve suçun ispatında kullanılamayacağı, ancak bundan Devlet sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçlarını düzenleyen TCK m.326 ile m.339’un istisna tutulduğu, yani bu suçların soruşturmalarında ve kovuşturmalarında istihbari kaynaklı bilgi ve belgelerin delil olarak kullanılabileceği, bunların “hukuka uygun delil” sayılacakları, diğer suçlar yönünden ise istihbari bilgi ve belgelerin delil niteliğini taşımayacakları anlaşılmaktadır.</p>

<p><strong>Sky ECC kriptolu haberleşme ağından elde edilen bilgi, belge ve kayıtların; </strong>PVSK Ek m.7/7 ve MİT Kanunu Ek m.1 uyarınca elde edilmeleri halinde, kolluk veya istihbarat birimleri tarafından elde edilen bu verilerin Devletin sırlarına karşı suçlar ve casusluk suçları dışında kalan suçların şüpheli veya sanık aleyhine delil olarak bizim hukuk sistemimizde kullanılabilmesi mümkün değildir. Türk Hukukuna göre elde edilmeyen Sky ECC kayıtlarının hukuka uygun olup olmadığının ve hukuka uygun delil olarak sayılıp sayılmayacağının denetiminin, kamu düzeninden sayılan Ceza Muhakemesi Kanunu’nun delil elde etme yol ve yöntemlerine ilişkin hükümlerine uygun şekilde Sky ECC kayıtlarına ulaşılıp ulaşılmadığının muhakkak incelemesinin yapılması, istihbari nitelikte olan kayıtların MİT Kanunu Ek m.1/1’de gösterilen suçlar hariç şüphelinin veya sanığın aleyhine delil olarak kullanılmaması gerekir.</p>

<p><strong>Kolluğun; </strong>iç hukuktaki yasal düzenlemelere uymadan, kişilerin haberleşmeye ilişkin verilerini, adli sebeple bile olsa elde edememesi gerekmektedir. İç hukukta; kolluk tarafından, haberleşmeye ilişkin verilerin elde edilmesinin, ancak hakim kararıyla veya yetkili mercii emri ile yapılabileceği yönünde hüküm varsa buna uyulmak zorundadır. Bu husus, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire’nin <i>Benedik/Slovenya </i>kararında açıklanmıştır.</p>

<p><strong>İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Dördüncü Daire, <i>Benedik/Slovenya</i> kararında; </strong>başvurucunun, “Özel ve aile hayatına saygı hakkı” başlıklı İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 uyarınca, <strong>kolluğun yasa dışı olarak internet servis sağlayıcısından kimliğinin ortaya çıkmasına neden olacak şekilde bilgi topladığından bahisle,</strong> haklarının ihlal edildiğini ileri sürdüğü başvuruyu incelemiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Kararda;</strong> İsviçre’nin Valais Kantonu adli makamları tarafından “Razorback” isimli ağın kullanıcılarına yönelik bir izleme faaliyeti yürütüldüğü, yürütülen izleme faaliyeti kapsamında İsviçre kolluk gücü tarafından tespit edilen dinamik internet protokolü (IP) adresleri arasında daha sonra başvurucu ile bağlantılı olan bir dinamik IP adresinin tespit edildiği, <strong>İsviçre tarafından yapılan bu tespit neticesinde Slovak kolluk gücü tarafından</strong> <strong>herhangi bir mahkeme kararı alınmadan,</strong> Slovenya’da internet servis sağlayıcısı şirketi olan S.’den, tespit edilen IP adresinin tahsis edildiği kişiye ait verileri bildirmesinin talep edildiği,</p>

<p><strong>Kolluğun bu talebini;</strong> elektronik haberleşme ağları operatörleri tarafından, ilgili dizinde detaylı bilgileri bulunmayan elektronik iletişim araçlarının kullanıcı veya sahipleri ile ilgili bilgileri kolluğa bildirilmesi gerektiğini düzenleyen Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’e dayandırdığı, talep üzerine; internet servis sağlayıcısı şirket tarafından, IP adresi ile ilgili internet hizmetine abone olan başvurucunun babasının adının ve adresinin kolluğa verildiği,</p>

<p><strong>Bu talepten 4 ay sonra ise, Savcılık makamınca; </strong>Sorgu Hakiminin, internet servis sağlayıcısı tarafından, IP adresi abonesinin kişisel bilgilerinin ve bu IP adresine bağlı trafik verilerinin paylaşılması için karar vermesi yönünde talepte bulunulduğu, bu talep doğrultusunda mahkeme kararı alındığı ve talep edilen verilerin kolluğa verildiği,</p>

<p><strong>Tespitten sonra yapılan işlemler doğrultusunda; </strong>Sorgu Hakiminden, başvurucunun evinde arama yapılmasına ilişkin de karar alındığı, yapılan arama neticesinde 4 bilgisayara elkoyulduğu, bu bilgisayarların sabit disklerinin kopyasının çıkartıldığı, sabit disklerin incelenmesi sonucunda ise kolluk tarafından, pornografik materyallerin bulunduğu bir dosyanın tespit edildiği,</p>

<p><strong>Nitekim;</strong> Savcı tarafından başvurucu aleyhinde adli soruşturma açılmasının talep edildiği, buna karşılık başvurucu tarafından sorgu hakimliğindeki savunmasında, diğer savunmalarına ek olarak, internet servis sağlayıcısı şirket tarafından <strong>mahkeme kararı olmaksızın, yani hukuksuz bir şekilde, adresini de içeren verilerin polise verildiğinin ileri sürüldüğü,</strong> başvurucu müdafii tarafından da ilgili IP adresi kullanıcısını kimliğine ilişkin delilerin yasa dışı şekilde elde edildiği, çünkü bu bilgilerin trafik verisi ile ilgili olup, <strong>yalnızca mahkeme kararı ile elde edilebileceğinin</strong> belirtildiği,</p>

<p><strong>Başvurucu müdafiin IP adresinin kimliğinin hukuka aykırı şekilde ele geçirilmiş olduğu itirazının;</strong> bazı belgelerin dosyadan çıkarılmasının talep edilmediği gerekçesi ile Mahkemece reddolunduğu, daha sonra yapılan yargılamada bu yönde talepte bulunulmasına rağmen, Mahkemece, elde edilen verilerin hukuka uygun elde edildiği tespitine yer verildiği,</p>

<p><strong>İsviçre kolluk kuvvetleri tarafından hakim/mahkeme kararı olmaksızın dinamik IP adresinin alınamaması gerektiği ve Slovenya adli makamlarının da IP adresi ile ilişkili abonenin kimliğine ilişkin verileri mahkeme kararı olmadan elde edememesi gerektiği itirazlarının istinaf ve temyiz aşamasında da ileri sürüldüğü; </strong>ancak istinaf aşamasında Mahkemece, IP adresini kullanan ile ilgili verilerin yasal olarak elde edildiğinin ve temyiz aşamasında Mahkemece, internet trafiğine herhangi bir müdahale bulunulmadığı, böyle bir iletişimin gizli olarak kabul edilemeyeceği gerekçelerinin gösterildiği,</p>

<p><strong>Başvurucu tarafından; </strong>diğer mahkemeler nezdinde sunulan şikayetleri yenilenerek Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulduğu, Anayasa Mahkemesince Bilgi Komisyonundan görüş alındığı,</p>

<p><strong>Bilgi Komisyonunun görüşünde; </strong>trafik verilerinin abone verilerinden ayırılmasının imkansız olduğunun, çünkü trafik verilerinin tek başına, yani bu verilerin arkasındaki kişinin kim olduğunun tespit edilemediği durumda bir anlam ifade etmediğinin, haliyle bu bilginin iletişimin gizliliğinin önemli bir unsuru olduğundan hareketle,<strong> trafikle veya kimlik verileri ile ilgili olup olmadıklarına bakılmaksızın, elektronik haberleşme ile ilgili tüm veriler hakkında mahkeme kararı gerektiğinin vurgulandığı,</strong> sonuç olarak; iletişim halinde bulunan kişilerle ilgili verileri almak için, somut olayda kolluğun dayandığı Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’ün, anayasal olarak sorunlu olduğunun ifade edildiği,</p>

<p><strong>Ancak Anayasa Mahkemesi tarafından; </strong>Anayasa m.37’nin, haberleşme içeriğine ek olarak trafik verisini de koruduğu kabul edilmesine rağmen, somut olayda internet üzerinden eriştiği IP adresini hiçbir şekilde gizlememiş başvurucunun, kendisini bilinçli olarak kamuya açık hale getirdiği ve meşru gizlilik beklentisi olmadığı, sonuç olarak, somut olayda IP adresi kullanıcısı kimliği ile ilgili verilerin, Anayasa m.37 uyarınca haberleşmenin gizliliği kapsamında korunmadığı gerekçe gösterilerek, şikayetin oyçokluğu ile reddedildiği,</p>

<p><strong>Kararda yer alan muhalefet şerhlerinde; </strong>Yargıç J. Sovdat tarafından, abonenin kimliğini almak isteyen kolluğun, <strong>öncelikle mahkeme kararı talep etmesinin şart olduğu,</strong> belirli bir iletişim ile ilgili trafik verilerinin, bu iletişimin içeriği korunduğu sürece korunmasının gerektiği ile Yargıç D. Jadek Pensa tarafından, Anayasa m.37’de yer alan anayasal güvencelerin, bu yaşam alanında <strong>gizlilik beklentisini güçlendirmeyi</strong> ve <strong>idarenin olumsuz müdahalelerini</strong> ve <strong>gücünü kötüye kullanmasını önlemeyi</strong> amaçladığının ileri sürüldüğü,</p>

<p><strong>Kararda;</strong> konu ile ilgili diğer hükümlere ek, Anayasa m.37/2’de düzenlenen “<i>Haberleşmenin ve diğer iletişim araçlarının gizliliğinin korunması ve özel hayatın dokunulmazlığı, bir ceza soruşturmasında ve ulusal güvenlik sebebiyle gerekli olan durumlarda, <strong>belirli bir süre için mahkeme kararına dayanmak kaydıyla ancak kanunla askıya alınabilir</strong>” </i>hükmü ile Slovenya Ceza Muhakemesi Kanunu m.149b/3’de düzenlenen <i>“Şayet failin re’sen soruşturulmasına neden olan bir suçun işlendiği veya hazırlandığından şüphelenmek için gerekçeler varsa ve ayrıntıları, iletişim araçlarının kullanımda olduğu ya da kullanımda olduğu zamanla ilgili bilgilerin yanı sıra ilgili dizinde bulunmayan belirli bir elektronik iletişim aracının sahibi veya kullanıcısı hakkında bilgi varsa, bu suç veya suçu ortaya çıkarmak için polis, elektronik haberleşme ağının operatöründen bilginin ilgilisi olan kişinin rızası olmasa da bunları kendilerine vermesini yazılı olarak isteyebilir” </i>hükmünün gösterildiği,</p>

<p><strong>Sonuç olarak;</strong> kararın, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi m.8 bakımından ihlal iddiasının değerlendirildiği kısmında, İHAM tarafından; İHAS m.8/2’nin anlamı dahilinde, gizlilik hakkına yapılan müdahalenin yasaya uygun olup olmadığının, öngörülen meşru amaçları güdüp gütmediğinin ve belirtilen amaç ya da amaçlara ulaşmak için demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığının incelenmesi gerektiğinin vurgulandığı,</p>

<p>“Yasaya uygunluk” ifadesinin, itiraza konu tedbirin, iç hukukta bir temelinin bulunmasını gerektirdiğinin, iç hukukun ilgili kişiye erişilebilir olması ile etkilenen kişinin iç hukukun sonuçlarını kendisi açından öngörebilmesinin ve iç hukukun, hukukun üstünlüğü ile uyum içerisinde olmasının gerektiğinin ifade edildiği,</p>

<p><strong>Özetle; </strong>Mahkemece, başvurucunun çevrimiçi aktivitelerine ilişkin kimliğinin gizli kalmaya devam edeceğine dair meşru beklentisi bulunduğu tespitinden hareketle, <strong>somut olayda mahkeme kararı gerektiğinin,</strong> abone bilgisinin alınmasından sonra birkaç aylık zaman zarfında, adli makamlarca zaten ellerinde olan aynı bilgilere göre herhangi bir soruşturma işleminin yapılmadığı da gözönüne alındığında, iç hukukta kolluk kuvvetleri tarafından mahkemeden karar alınmasında kendilerini engelleyecek hiçbir şeyin olmadığının ortaya koyulduğu,</p>

<p>İtiraza konu tedbirin, yani sözkonusu dinamik IP adresi ile ilişkili abone bilgilerinin mahkeme kararı olmaksızın kolluk tarafından alınabilmesi hükmünü içeren Kanun maddesinin dayanağının ve yerel mahkemeler tarafından uygulanma şeklinin netlikten yoksun olduğu ile İHAS m.8’le ilgili keyfi müdahalelere karşı yeterli koruma sağlamadığının açıklandığı,</p>

<p>Başvurucunun özel hayatına saygı gösterilme hakkına yapılan müdahalenin, İHAS m.8/2’de yer alan <strong>yasaya uygunluk koşulunu</strong> sağlamadığına, bu nedenle Mahkemece, itiraza konu tedbirin <strong>meşru bir amacı</strong> olup olmadığının ve <strong>“orantılılık” ilkesine</strong> uygun olup olmadığının incelenmesine gerek duyulmadığı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>III. Sky ECC Delillerinin Ceza Davalarına Yansıması</strong></p>

<p><strong>Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka uygun delil sayılıp sayılmayacağı ve tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağı, güvenilir delil niteliği taşıyıp taşımadığı mukayeseli hukukta da tartışılmış, hatta bu konu Amerika Birleşik Devletleri New York Doğu Bölgesi Mahkemesine Goran Gogic dosyası olarak yansımıştır.</strong></p>

<p>Bu Mahkeme, “delil kabulüne ilişkin talepler hakkında karar” konulu 31.10.2025 tarihinde bir karar vermiştir. Sanık Goran Gogic’e; Denizcilik Uyuşturucu Suçları İle Mücadele Kanunu’nu ihlal ettiğinden ve uluslararası uyuşturucu veya uyarıcı madde kaçakçılığı ile ilgili suçlardan dolayı çok sayıda suçlama yöneltilmiştir. Duruşma öncesinde taraflar, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından ele geçirildiği ve şifresi kırıldığı iddia edilen elektronik iletişim delilleri ile ilgili olarak duruşma öncesi talepte bulunmuşlardır. Sanığın duruşma öncesi talebi, Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin hukuka aykırı olduğu ve bu nedenle aleyhine delil olarak kullanılamayacağına ilişkindir.</p>

<p>Savcı tarafından sanık Goran’a; ticari konteyner taşıyan gemilerle Güney Amerika’dan Avrupa’ya ve ABD’ye büyük miktarda kokain götürme, bunun naklini koordine etme ve uyuşturucu ve uyarıcı madde kaçakçılığı suçlarının içinde yer alma suçlamalarını yöneltmiştir. Sky ECC’den elde edilen veriler; Fransız, Belçikalı ve Hollandalı kolluk kuvvetlerinin katıldığı ortak bir soruşturma kapsamında ele geçirilmiş ve bu uygulamanın şifresi kırılmıştır. Sky ECC’den elde edilen veriler, bu ülkeler tarafından başka ülkelerle paylaşılmıştır. Verileri paylaşan ülkeler, kendi elde ettikleri orijinal verilerin kopyalarını başka ülkelere göndermişlerdir.</p>

<p>Savcı; Sky ECC verilerinden elde edilen delillerin, iddiaya konu fiille ilgili iletişimleri gösterdiği ve bunların yargılamada delil olarak kullanılabileceğini söylemiştir. Sanık tarafı ise, birden fazla gerekçe göstermek suretiyle Sky ECC’den elde edilen verilerin delil olarak kullanılamayacağını savunmuştur. Buna göre; Fransa’dan gelen kayıtlar orijinal değildir ve sadece iletişim kayıtlarının özetlerinden ibarettir. Bu kayıtların nasıl oluşturulup gönderildiği belli değildir. Bu kayıtların, ABD’de sanık aleyhine delil olarak kullanılabilmesi mümkün değildir. Sky ECC’den elde edilen veriler ile olgular ve iddialar arasında bağlantı kurulamamıştır.</p>

<p>ABD Mahkemesi, Sky ECC’den elde edilen delillerin reddedilmesi ve/veya dışlanması için yapılan talebi tartışmaya açmıştır. Mahkeme, davalının sunduğu delillerin mükerrer nitelikte olduğunu, dolayısıyla Sky ECC’den elde edilen verilerin reddedilmesini veya bu konuda duruşma açılması için gerekli şartları sağlamadığını, bu iddianın önceden değerlendirildiğini belirtmek suretiyle delillerin reddedilmesi veya dışlanması için sunulan talebi reddetmiştir. Savcı ise, Sky ağı üzerinden sanığa ve diğer suç ortaklarına iletilen yazışmaların ve paylaşımların güvenilir olduğunu ve yargılamada kullanılması gerektiğini ileri sürmüştür. Savcıya göre, Sky ECC’den elde edilen veriler gerçektir ve güvenilirdir. Sanık tarafı ise; Sky delillerinin, iddia makamı tarafından telekomünikasyon üzerinden veya sosyal medya şirketlerinden rutin olarak elde ettiği iletişim verileri türlerine benzemediğini savunmuştur.</p>

<p>Davada; Sky delillerin oluşturulma sürecini açıklayan yegane dayanak, dosyaların Avrupa kolluk kuvvetleri tarafından Sky ECC soruşturması kapsamında toplanan verileri ve orijinal kayıtları içeren bir elektronik depolama ortamında kopyalandığını genel ve kesin şekilde belirten orijinallik sertifikası, yani orijinalliği gösteren teyit belgesidir. Dava dosyasında; şifre çözme ve kayıt tutma uygulamalarına ilişkin ek delil bulunmadığından, Sky ECC delillerinin bir telekomünikasyon şirketine ait kayıtlardan ziyade, kelime işleme dosyalarına kopyalanıp yapıştırılmış sohbet odası derlemesine benzediği düşünülmektedir. Bu tür <i>kopyala yapıştır </i>belgelerin doğrulanması mümkündür. Ancak bu doğrulama, iletişim sürecine katılmış ve konuşmanın içeriğinin doğru şekilde yansıtıldığını ifade edebilecek bir tanığın ifadesi yoluyla yapılmalıdır.</p>

<p>Bir başka ülkeden gelen orijinal kayıtların kopyalarının orijinallik sertifikasının varlığı, delillerin güvenilirliği için tek başına yeterli değildir. İletişim kayıtlarının sanığa ait olduğunu doğrulayacak yeterli derecede destekleyici delil bulunmalıdır. Sky ECC’den elde edilen verilerin bir veri tabanından tabloya aktarılması, bu verilerin orijinal verilerin özeti olduğunu göstermez. Bununla birlikte; sanığa ait olduğu söylenen iletişim kayıtlarının, suçlamaya konu fiilin ispatı ile ilgili olduğu belirlenmişse, bu delilin tümü ile gözardı edilmesi gündeme gelmeyecektir.</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen veriler; sanığın başka delillerle doğrulanan seyahat planı veya fotoğrafları ile örtüşüyorsa, bu tespit belirli bir bağlantıyı ortaya koyabilecek nitelikte sayılır. Ancak Sky verilerinin teknik olarak nasıl elde edildiği, şifresinin ne şekilde çözüldüğü, nasıl kayıt altına alındığı ve ardından dosyaya sunulan sohbet toplantılarına nasıl dönüştürüldüğü konusunda yeterli açıklama yapılmalıdır. Sky ECC’de yer alan bazı mesajların kime ait olduğunun tespiti, Fransa’dan gelen tüm Sky ECC verilerine ilişkin kayıtların güvenilir olduğunu göstermez. Sky ECC uygulamasından elde edilen verilerin güvenilirliğinin mutlaka araştırılması gerekir.</p>

<p><strong>Sky ECC delillerinin güvenilirliği konusunda uzman tanık dinletilmesi tartışmaya açıldığında ABD Mahkemesinin; </strong>Avrupa’da yapılan operasyonun hukuka aykırılığı hususunda uzman tanıklığa izin vermediği, dava dosyasına sunulan Sky tablosunun güvenilir mi, eksik mi, birbirini tekrarlayan mesajlar var mı, mesajların alınıp gönderildiğini gösteren listenin ve dijital bütünlüğün ne şekilde kontrol edildiği konularında uzman tanık dinlenebileceği sonucuna vardığı ve Savcılığın elinde Sky delillerinin nasıl ele geçirildiği, nasıl şifresinin çözüldüğü ve ne şekilde ABD’ye iletildiğini gösteren bilgiler varsa bunların savunmaya verilmesini istediği, böylelikle delile erişimin ve delilin denetlenmesinin “çelişmeli yargılama” ve “silahların eşitliği” ilkelerine uygun şekilde gerçekleştirilmesini amaçladığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Görüleceği üzere ABD New York Doğu Bölgesi Mahkemesi; Sky ECC’den elde edilen verilerin hukuka aykırı yol ve yöntemlerle elde edilen delil niteliğinde saymadığı, bu yönde tartışmaya girmediği, ancak Sky ECC’den elde edilen verilerin, bu kapsamda yazışmaların ve ses kayıtlarının ne şekilde elde edildiği, bu kayıtlar üzerinde tahrifat, ekleme ve çıkarma yapılıp yapılmadığı, bunların güvenilir olup olmadığı hususunda değerlendirme yapılması gerektiğine, bunun dışında Sky ECC’den elde edilen delillerin doğrudan ve güvenilir delil sayılamayacağına, başta kullanıcı olduğu iddia edilen sanığın kimliği doğrulanması olacak şekilde, iddiaların doğru olduğunu gösteren başka delillerle Sky ECC’den elde edilen verilerin desteklenmesi gerektiğine dair ön tespitte bulunmuş ve bu aşamada Sky ECC’den elde edilen delillerin dışlanamayacağı ve mahkemede tartışılabilecek delillerden olduğuna karar vermiştir.</p>

<p><strong>Sky ECC’den elde edilen verilerin Türk adli makamları tarafından değerlendirildiği, iddianamelerin düzenlenip kamu davalarının açıldığı, henüz kesinleşmemekle birlikte bazı kararların verildiği görülmektedir.</strong></p>

<p><strong>Buna göre;</strong></p>

<p><strong>İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli, 2025/225 E. ve 2026/49 K. sayılı kararında; </strong>Sky ECC üzerinden yazılı ve sözlü mesajlaşma kayıtlarının hukuka uygun yol ve yöntemle elde edilip edilmediğine dair tartışmaya girmeksizin, uyuşturucu ve uyarıcı madde ticareti ve suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerine aklama suçlarından yaptığı yargılamada, ele geçen bir uyuşturucu veya uyarıcı madde olmadığından, sırf mesaj içeriklerine dayanılarak mahkumiyet kararı verilemeyeceğinden, sanıkların beraatına karar vermiş, ancak Sky ECC görüşme kayıtlarının “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığına dair sanık müdafinin talebini değerlendirmemiş, herhangi bir somut gerekçe göstermeksizin CMK m.206/2-a çerçevesinde bu delilin hukuka uygun yol ve yöntemle elde edildiğini örtülü olarak kabul etmiş, fakat yurt dışı kaynaklı delilin elde edilme ve dosyaya kazandırılma şekli üzerinde tartışma yapılmadan, sadece Sky ECC görüşme kayıtları ile mahkumiyete karar verilemeyeceğinden bahisle sanıkların beraatına karar vermiştir.</p>

<p><strong>İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi 06.03.2026 tarihli kararı; İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin 18.05.2026 tarihli, 2026/1372 E. ve 2026/1344 K. sayılı kararı ile bozulmuştur.</strong></p>

<p><strong>İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 4. Ceza Dairesi’nin bozma kararının gerekçesinde Sky ECC yönünden;</strong> <i>“Kamera, mikrofon ve konum bilgilerine ilişkin uygulamaların bulunmadığı, mesajların otomatik olarak silinebildiği, sadece özel olarak modifiye edilmiş telefonlarda kullanılabilmesi gibi özellikleri nedeniyle, özellikle organize suç ağları arasında çok yaygın kullanıma sahip SKY ECC programının verilerinin yabancı mahkeme kararlarıyla yürütülen soruşturma süreçleri kapsamında elde edildikten sonra uluslararası adli yardımlaşma usullerine uygun biçimde Türk makamlarına aktarıldığı, aktarma yapılırken veri bütünlüğünün korunduğu, anılan programın verilerinin delil kıymetinin bulunduğunun <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 15/10/2024 günlü 2024/18054 esas ve 2024/7673 karar sayılı ilamı</a> içeriğinden de örtülü olarak anlaşıldığı;” </i>tespitinde bulunulduğu,</p>

<p><strong>Sayın Dairenin kararında atıf yaptığı <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 15.10.2024 tarihli, 2024/18054 E. ve 2024/7673 K. sayılı kararı</a>ndan Sky ECC verilerinin delil kıymetinin bulunduğuna dair örtülü bir sonuca varılamayacağı,</strong></p>

<p><strong>Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin bozma kararında;</strong> iadesi talep edilen şahsın iadesinin neden hukuka aykırı olduğuna dair tespitler arasında, <i>“2. Belçika Krallığı iade talepnamesine konu ceza soruşturması kapsamında iadesi talep edilene isnat edilen eylemlerin nerede, ne zaman ve nasıl işlendiğinin, suç delillerinin nelerden ibaret olduğunun açıklanarak somutlaştırılması amacıyla, iadesi talep edilenin isnat edilen suçlarla ilgisini ortaya koyan para transferiyle ilgili banka kayıtları, Sky ECC platformunda yapıldığı söylenen görüşme içerikleri ve diğer ilgili delillere ilişkin ayrıntılı bilgiler dosya içerisine getirtilmeden, sadece talepnameye dayanılarak iade kararı verilmesi,” </i>gerekçesine yer verildiği, bunun dışında Sky ECC kayıtlarının delil kıymetine sahip olup olmadığına dair bir tespitte bulunulmadığı gibi, yabancı ülkeden iadesi talep edilen şahısla ilgili işin esasına ilişkin yargılama yapılmayacağından ve ancak dosya arasına alınması talep edilen deliller getirildikten sonra bir değerlendirme yapılabileceğinden, bu konuda da 6706 sayılı Kanunun, iade ile ilgili 10 ila 22. maddeleri tarafından mahkemeye iade talebi ile sınırlı inceleme yetkisi tanıdığından, bu incelemede de 6706 sayılı Kanunun 11. ve 18. maddeleri dikkate alınacağından, İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını bozan İstanbul BAM 4. Ceza Dairesi’nin kararının isabetli olmadığı,</p>

<p>Şu an için ceza muhakemesi hukuk sistemimizde Sky ECC’den elde edilen verileri hukuka uygun sayan, bu konuda CMK m.206/2-a’ya ve m.230/1-b’ye uygun denetim yapan ve bu hukukilik denetimi yapıldıktan sonra bir an için Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygun olduğu kabulünden hareketle mahkumiyet kararı kuran, bu verilerin tek başına mahkumiyete yeterli olup olmayacağına dair değerlendirme yapan kesinleşmiş bir yargı kararının bulunmadığı,</p>

<p>Sky ECC’den elde edilen delillerin hukuka uygunluğu ve aykırılığı tartışmasına girmeksizin, bu verilerden elde edilen delillerin mahkumiyet için yeterli olmadığına dair İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 06.03.2026 tarihli kararını ise bozulduğu ve davanın İlk Derece Mahkemesinde devam ettiğinin anlaşıldığı,</p>

<p>Görülmektedir.</p>

<p><strong>Telefon ve Sky ECC görüşmeleri tek başına delil olamaz, somut delillerle desteklenmelidir.</strong></p>

<p>Künyelerine yer verdiğimiz 15 emsal karar bu tespitimizi desteklemektedir (<a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2013468-e-2014268-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay CGK, 20.05.2014, 2013/10-468 E., 2014/268 K.</a>; 26.10.2010, 2010/8-134 E., 2010/217 K.; Yargıtay 20. CD, 30.09.2019, 2018/3428 E., 2019/4902 K.; 22.04.2019, 2018/5152 E., 2019/2502 K.; 21.02.2019, 2018/4812 E., 2019/1088 K.; Yargıtay 16. CD, 19.04.2021, 2020/7753 E., 2021/3067 K.; Yargıtay 10. CD, 07.04.2022, 2021/20045 E., 2022/4522 K.; 27.01.2021, 2017/1467 E., 2021/1129 K.; 02.12.2020, 2017/5688 E., 2020/8528 K.; 01.10.2020, 2017/5691 E., 2020/8413 K.; 19.10.2020, 2020/13359 E., 2020/5800 K.; Yargıtay 9. CD, 01.03.2018, 2018/18 E., 2018/18 K.; 24.05.2017, 2017/1233 E., 2017/1258 K.; Yargıtay 6. CD, 02.06.2022, 2021/17838 E., 2022/8452 K.; <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-20208932-e-20218938-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12. CD, 15.12.2021, 2020/8932 E., 2021/8938 K.</a>).</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.12.2022 tarihli, 2022/14375 E. ve 2022/13074 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek <strong>soyut telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı</strong> gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi”</i> gerekçesine, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202317379-e-202415742-k-sayili-karari" rel="dofollow">07.02.2024 tarihli, 2023/17379 E. ve 2024/15742 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“somut olay ve olgularla örtüşmeyen ve <strong>maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında</strong>, kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmaması nedeniyle sanık ...’in bu eyleminin sabit olmadığı” </i>gerekçesine, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20251446-e-20255295-k-sayili-karari" rel="dofollow">07.05.2025 tarihli, 2025/1446 E. ve 2025/5295 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“düzenlenen ‘Telefon inceleme tutanağının’ hukuka aykırı yöntemle elde edilen delil niteliğinde olduğu nazara alındığında, sanıklar … ve …’ın, ele geçen uyuşturucu maddeyle ilgileri olduğuna ya da sanık …’in eylemine iştirak ettiklerine dair, savunmalarının aksine, mahkumiyetlerine yetecek kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden sanıkların beraatleri yerine yazılı şekilde mahkumiyetlerine karar verilmesi”</i> gerekçesine,<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" rel="dofollow"> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202416204-e-2025789-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 04.02.2025 tarihli, 2024/16204 E. ve 2025/789 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı, <strong>iletişimin tespiti tutanaklarının maddi kanıtlarla desteklenmediği ve tek başına suçun nitelendirilmesine yeterli bilgiyi içermediği gözetilmeden,</strong> sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” </i>gerekçesine ve <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-20-ceza-dairesinin-2020736-e-20201388-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay (Kapatılan) 20. Ceza Dairesi’nin 02.03.2020 tarihli, 2020/736 E. ve 2020/1388 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“diğer sanık ...’in soyut atfı cürüm niteliğindeki beyanı ve <strong>içeriğine değişik anlamlar yüklenebilen ve maddi bulgularla desteklenmeyen telefon görüşmeleri dışında</strong> yüklenen suçu işlediğine ilişkin her türlü şüpheden uzak mahkumiyetine yeterli kesin ve inandırıcı delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkumiyetine karar verilmesi” </i>gerekçesine<i> </i>yer verilerek, maddi bulgularla desteklenmeyen ve tek başına suçun nitelendirilebilmesi için yeterli bilgi içermeyen delillerin, diğer delillerle desteklenmesi ve şüphenin sanık aleyhine yenilmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p><strong>IV. Hukuka Aykırı Delil Değerlendirmesi</strong></p>

<p><strong>Sky ECC’den elde edilen delilleri de kapsayacak şekilde belirtmeliyiz ki;</strong></p>

<p>Hukuka aykırı delillerin yargılamada kullanılamayacağını söyleyen Anayasa m.38/6 ile CMK m.206/2-a ve m.217/2, hem hukuka aykırı delilin şüphelinin veya sanığın lehine olup olmadığı ve hem de hukuka aykırılığın hangi tarafça kullanıldığı hususunda ayırıma gitmemiş ve hukuka aykırı delillerin kullanılamayacağını ortaya koymuştur. CMK m.206/2-a uyarınca, ortaya koyulması istenilen delil kanuna aykırı olarak elde edilmişse reddedilmelidir. Delilin hukuka aykırılığı, CMK m.230/1-b uyarınca gerekçeli kararda gösterilmelidir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 12.06.2023 tarihli, 2021/3448 E. ve 2023/5427 K. sayılı kararı</a> ile <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20213448-e-ve-202314155-e-sayili-kararlari" rel="dofollow">26.10.2023 tarihli, 2023/14155 E. ve 2023/9139 K. sayılı kararı</a>nda;</strong> <i>“5271 sayılı Kanun’un yüklenen suçun, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebileceği hükmünü düzenleyen 217 inci maddesinin ikinci fıkrası ile kanuna aykırı olarak elde edilen delilin reddolunacağı hükmünü düzenleyen 206 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (a) bendi uyarınca <strong>hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği</strong> ve hükme esas alınmayacağı hususları gözetilerek yapılan incelemede”</i> gerekçesine yer verilerek, <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20256185-e-2026821-k-sayili-karari" rel="dofollow">02.02.2026 tarihli, 2025/6185 E. ve 2026/821 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“görüntüleme yapılan yerin umuma açık yer olmayan araç içi olduğunun anlaşılması karşısında, hukuka aykırı şekilde elde edilen görüntünün gösterilmesi sonucu sanığın olayı doğrulamasının beyanını hukuka uygun hale getirmeyeceği, bu şekilde elde edilen görüntünün <strong>hukuka aykırı olup hükme esas alınamayacağı </strong>anlaşıldığından” </i>gerekçe gösterilerek,<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" rel="dofollow"> <strong>17.09.2025 tarihli,</strong> </a><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-20214885-e-20258376-k-sayili-karari" rel="dofollow">2021/4885 E. ve 2025/8376 K. sayılı kararı</a>nda; </strong><i>“bu şekilde elde edilen delillerin hukuka aykırı delil niteliğinde olduğu, <strong>hukuka aykırı delillerin de hükme esas alınamayacağı</strong> anlaşıldığından” </i>gerekçesine yer verilmek suretiyle,<strong> </strong>hukuka uygun şekilde elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilemeyeceği ve bu sebeple hükme esas alınamayacağı ortaya koyulmuştur.</p>

<p>CMK m.230’da hükümde gerekçe gösterme yükümlülüğü mahkumiyet kararları ile sınırlı tutulmuşsa da, Anayasa m.141/3 ve CMK m.34 uyarınca mahkemece verilen tüm kararlar gerekçeli olmak zorundadır. Bu nedenle, bir beraat kararında da delilin neden hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiği açıklanmalıdır. “Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken hususlar” başlıklı CMK m.230/2’de yer alan; <i>“Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.” </i>hükmü, CMK m.206/2-a uyarınca hukuka aykırı yol ve yöntemle elde edildiğinden bahisle reddedilen delilin ve bu nedenle<i> </i>sanığın beraatına dair kararın gerekçesinin açıklanmasına engel teşkil etmez.</p>

<p><strong>Devam eden dava olduğu için künyesine yer vermediğimiz kovuşturmaya konu iddianamede yer alan “Sky-ECC görüşmeleri tespit ve değerlendirme tutanağı” isimli belgelerden;</strong> sadece kolluk görevlileri tarafından belirlenen, hangilerinin dosyaya dahil edilip hangilerinin edilmediği belli olmayan, eskiye dönük yazışmaların elde edildiği, bu yazışmaların CMK m.160/2’ye aykırı olarak sadece aleyhe yorumlandığı ve CMK m.135’de yer alan usule uygun hareket edilmediği, dolayısıyla Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a ve m.217/2 gereğince “hukuka aykırı delil” niteliği taşıdığı görülmektedir.</p>

<p>Bu şartlarda Sky ECC görüşmelerinin hükme esas alınması doğru değildir. Bu delili kim elde etti, başka bir ülkeden mi geldi; geldiyse nasıl geldi, geldiği yerde geçerli olan ceza muhakemesi kurallarına uygun mu elde edildi, ayrıca bu kurallar ceza muhakemesi kurallarımıza uygun mu, orijinalleri elimizde mi, yoksa yedek kopyaları mı gönderilmiş, gelen kayıtlar mukayeseye elverişli mi, ses ve yazışma içerikli deliller üzerinde inceleme yapılabilir mi? Mahkeme, gelen Sky ECC kayıtları ile ilgili CMK m.206/2 uyarınca inceleme yapmalı ve bir karar vermelidir (Yargıtay CGK, 16.05.2019, 2016/20-1062 E., 2019/441 K.). CMK m.289/1-i uyarınca hukuka kesin aykırılık hallerinden sayılan hukuka aykırı delil; Anayasa m.38/6, CMK m.206/2-a, m.217/2 ve m.231/1-b hükümleri uyarınca yargılamada kullanılamaz ve hükme esas alınamaz.</p>

<p><strong>V. Değerlendirme</strong></p>

<p><strong>Bu kısımda; “Sky ECC İletişim Sağlayacısından Elde Edilen Delillerin Hukukiliği” başlıklı 30.01.2025 tarihli çalışmamızın “IV. Sonuç ve Değerlendirmemiz” kısmını aynen buraya alıp, yazımızı sonlandırıyoruz.</strong></p>

<p>Toplu olarak elde edilen iletişim verilerinden yola çıkılmak suretiyle şüphelileri tespit etmeyi amaçlayan ve <i>trol ağı </i>olarak nitelendirilebilecek uygulamalar arasında EncroChat, Sky ECC, ANOM, Kakaotalk ve Eagle uygulamalarını saymak mümkündür.</p>

<p>Günümüzde en çok kullanılan iletişim uygulamalarının; WhatsApp, Telegram, Signal, Facetime, iMessage ve Google Chat olduğu bilinmektedir. Bu uygulamalar güvenilir ve meşru olduğu, elbette bireyin haberleşme, yani muhaberat hürriyetini bu uygulamaların kullanılması sırasında en yüksek derecede korunduğu, birey bakımından özel, aile ve meslek hayat alanlarının çok önemli ve mahrem olduğu, fakat bunun yanında bilim ve teknikte, özellikle de iletişimde baş döndürücü gelişmelerin olduğu, suç işlemek isteyenler, çıkar amaçlı suç örgütleri, çeteler ve suça iştirak edenler tarafından kriptolu iletişim yöntemlerinin kullanıldığı, ancak bunlara müdahalenin hukuka uygun yol ve yöntemlerle yapılması gerektiği, yargısız infaz yapılamayacağı gibi, trol ağı metodunun da kullanılamayacağı, kimseye “olağan şüpheli” muamelesi de yapılamayacağı, aksi yol ve yöntemlerin izlenmesinin temel hak ve hürriyetlerin özünü zedeleyeceği, “hukuk devleti” ilkesi başta olmak üzere hukukun evrensel ilke ve esaslarının çiğnemeyeceği, kamu yararı ve düzeni ile birey ve yararı arasında bulunması gereken ince dengenin gözetilmesinin zorunlu olduğu, bir hukuk devletinin temel hak ve hürriyetler çerçevesinde hazırlanmış kanunlarla hareket etmesinin zorunlu olduğu, serbestlik tanıyan veya sınırlandıran tüm hukuk kurallarının özde kamu otoritesini güçlendirmek ve korumaktan ziyade, insan hak ve hürriyetlerinin korunması amacına hizmet etmesi gerektiği izahtan varestedir.</p>

<p><strong><i>Peki günümüzde yaygın olarak kullanılan bu uygulamalar </i></strong><strong><i>ne kadar güvenilirdir? Bunlara müdahale ne kadar mümkündür? Hukuka uygun trol ağı olabilirler mi?</i></strong></p>

<p>Maalesef gelinen aşamada bu sorulara net yanıt verilmesi mümkün değildir; zira EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi uygulamaların da <i>trol ağı </i>niteliğinde olduğu, ansızın tüm serverlerden/sunuculardan kişilerin mesajlarının çekilip, ilgili devletlere iletilip incelenmesi ve adli işlemlere konu edilmesi ile anlaşılmıştır. Bu işlemlerin hiçbirisi için belirli bir kişi özelinde telefonun veya uygulamanın incelenmesi için savcının veya hakimin kararı aranmamış, tüm kullanıcıların özel hayatlarına ve iletişimlerine müdahale edilmiştir. <strong>Bir başka ifadeyle; </strong>kişilerin<strong> </strong>bu uygulamalar üzerinden yaptıkları iletişimin incelenmesi tedbirine başvurulması için, kişinin suç işlediğine dair şüphenin bulunması şartı dahi aranmadan müdahalede bulunulmuştur.</p>

<p><strong>Oysa; </strong>sadece bir uygulamanın kullanıcısı olmanın, o kişiyi bir suça ortak etmediği açıktır, çünkü yazımızda yer verdiğimiz hiçbir uygulama, sadece belli bir suç örgütü tarafından kullanılmamakta, dünyanın her tarafından farklı sebeplerle tercih edilmektedir. Hatta; sırf bir uygulamanın kullanılması, o kişiyi suçlu yapmayacağı gibi, o kişinin suç işlediği hakkında şüphe sebebi de teşkil etmeyecektir. <strong>Şimdiden belirtmeliyiz ki;</strong> <i>trol ağı </i>yöntemine başvurularak, hakkında hiçbir suç şüphesi bulunmayan bir kişinin tüm konuşmalarının sınırsız olarak çekilmesinin ve incelenmesinin, hem Anayasa m.20’de güvence altına alınan <i>özel hayata saygı </i>hakkını ihlal ettiği ve hem de Ceza Muhakemesi Kanunu’nun belirlediği şartları sağlamadığı, bu nedenle hukuka aykırı nitelikte olduğu izahtan varestedir.</p>

<p><strong>Konu, CMK’nın “Bilgisayarlarda, bilgisayar programlarında ve kütüklerinde arama, kopyalama ve elkoyma” başlıklı 134. ve “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve kayda alınması” m.135 kapsamında incelendiğinde; </strong>her iki tedbir yönünden de bir suç dolayısıyla yürütülen bir soruşturmanın (CMK m.135’in tatbiki kovuşturma aşamasında da mümkündür) bulunması, suç işlendiğine ilişkin somut delillere dayanan kuvvetli şüphe sebeplerinin olması ve başka suretle delil elde edilmesi imkanının bulunmaması şartlarının arandığı görülmektedir.</p>

<p><strong><i>Trol ağı </i></strong><strong>yöntemi uygulandığında ise; </strong>soruşturmanın başlamasına yol açan delil zaten, kişi özelinde bir karar alınmadan, tüm kullanıcılara ait mesajların toplu şekilde elde edilmesi suretiyle elde edilen delilin kendisidir.</p>

<p>Tedbirlerin, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine müdahale teşkil ettiği dikkate alınarak, başvurulabilecek tedbirler CMK’da ayrıca ve açıkça düzenlenmiş olup, bunların tatbiki için aranan şartlara yer verilmiştir. Yukarıda da yer verdiğimiz üzere; Kanunda gösterilen şartlar sağlanmadan başvurulan tedbirlerin, hem kendileri ve hem de bunun sonucunda elde edilen deliller hukuka aykırıdır.</p>

<p><strong><i>Trol ağı </i></strong><strong>olarak da nitelendirilen, suç işlemede kullanılması için üretilen uygulamalar üzerinden delil elde edilirken;</strong> uygulamayı kimlerin kullandığının ötesine geçilerek, içeriğin, yani verilerin sonradan ele geçirilmesi yönteminin benimsendiği, bu yöntemin ise CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartları sağlamadığı açıktır. Bu nedenle, bu şekilde elde edilen delillerin hukuka uygun olduğunun kabulü mümkün değildir.</p>

<p><strong>Nitekim <a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-20116-140-e-2011222-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 15.11.2011 tarihli, 2011/6-140 E. ve 2011/222 K. sayılı kararı</a>na göre; </strong><i>“Günün belli bir zaman diliminde baz istasyonundan görüşme yapan tüm abonelere ait açık adres ve kimlik bilgilerini kapsayacak şekilde arayan ve aranan dökümlerine ilişkin bilgilerin dökümü iletişimin tespiti işlemidir. Tüm suçlar yönünden bu tedbire başvurma olanağı bulunduğundan, işlendiği iddia olunan hırsızlık suçu yönünden iletişimin tespiti kararı verilmesi olanaklı ise de, hakkında tedbir kararı verilen kişiler yönünden tedbir kararının isabetli olup olmadığının belirlenmesi gerekmektedir. <strong>İletişim tespiti ancak, şüpheli ve sanık hakkında uygulanabilir. Haklarında iletişimin tespiti tedbiri talep edilen kişiler, baz istasyonundan hizmet alan üçüncü kişiler olup, şüpheli veya sanık sıfatına sahip olmadıklarından haklarında iletişimin tespiti tedbirine başvurulması olanağı yoktur</strong>”</i>.</p>

<p><strong>Ayrıca;</strong> sırf suç işlenmesi amacıyla geliştirilen bu uygulamaların ajan provokatörlük niteliğinde olup olmadığı ve suçun önlenmesi imkanının bulunup bulunmadığı da tartışmaya açıktır. Çünkü esas olan, suçların önlenmesidir. Hukuk sistemimiz suça tahrike kapalı olup, suç işleme eğiliminde bulunan kişiye yeni suçlar işletmek, onu suç işlemeye tahrik veya teşvik etmek, bu yolla yakalanıp daha ağır ceza almasını sağlamak, tipik şekilde görevin kötüye kullanılması sayılabilecektir. <i>Trol ağlarının, </i>suç işlemek için güvenli bir araç arayan kişilere çare olması için üretildiği ve bu şekilde suç işlemek isteyen kişilerin önünü açarak, suç işlenmesini kolaylaştırılıp mümkün kılındığı gözönünde bulundurulduğunda, amacın suçun önlenmesi olmadığı ve bu usulün hukuk sistemimiz tarafından korunmayacağı düşünülmelidir.</p>

<p><strong>Sonuç olarak; </strong><i>trol ağı </i>aracılığıyla elde edilen delillerin, Türk Hukukunda yeri olmayıp, CMK m.134’de ve m.135’de yer verilen şartlar sağlanmadan elde edilen hiçbir delilin de hukuka uygun olduğundan bahsetmek mümkün değildir. <strong>Belirtmeliyiz ki;</strong> burada kastedilen, delili elde eden devletin hukuka aykırı yol ve yöntemlere başvurduğu değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bu şekilde delil edilmesi mümkün olmayacağı için, bu delillerin Türkiye’de yapılan yargılamalarda mahkumiyet hükmüne esas alınamayacağıdır. Sırf delili elde eden devletin kendi hukukuna göre hukuka uygun hareket ettiğine dair kabul, o delili otomatik olarak Türk Hukukuna göre de hukuka uygun hale getirmeyecektir.</p>

<p><strong>Aksi halde;</strong> Türk Hukukunun kamu düzeninden ve emredici sayıp belirlediği kanuni düzenlemelerin, en önemlisi de “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması” başlıklı Anayasa m.13’ün etrafından dolanılmış olacaktır.</p>

<p><strong>Bu nedenle;</strong> EncroChat, Sky ECC ve ANOM gibi iletişim sağlayıcılarından elde edilen deliller, Türk Hukukuna göre de hukuka uygun şekilde elde edilmiş olmadıkça, bu delillerin hukuka uygunluğundan bahsedilemeyecektir. Yabancı bir ülkeden elde edilen delilin Türk Hukukunda kullanılıp kullanılamayacağına dair incelemenin, Anayasa m.38/6 dikkate alınmak suretiyle muhakkak yapılması gerekir. Anayasa m.11 ve hatta uluslararası sözleşmeler bakımından Anayasa m.90/5, temel hak ve hürriyetlerin sınırlanmasında kişi aleyhine yoruma ve uygulamaya elverişli değildir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN"><img alt="Prof. Dr. Ersan ŞEN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/_1778u8tYyuYY1Yu77.81y0yuuoUY81ouuuai5yu2uu7uYYuouuuauY9u79uuuaYYuyY_1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" title="Prof. Dr. Ersan ŞEN">Prof. Dr. Ersan ŞEN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999">(Bu makale, sayın </span><a href="https://www.hukukihaber.net/prof-dr-ersan-sen" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Prof. Dr. Ersan ŞEN </span></a><span style="color:#999999">tarafından </span><a href="https://www.hukukihaber.net/" rel="dofollow"><span style="color:#999999">www.hukukihaber.net</span></a><span style="color:#999999"> sitesinde yayınlanması için kaleme alınmıştır. Kaynak gösterilse dahi makalenin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan makalenin bir bölümü, aktif link verilerek kullanılabilir. Yazarı ve kaynağı gösterilmeden kısmen ya da tamamen yayınlanması şahsi haklara ve fikri haklara aykırılık teşkil eder.)</span></p>

<p><span style="color:#999999">--------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> Kamu davası henüz İlk Derece Mahkemesinde devam ettiği için davanın künyesine yer verilmemiştir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sky-ecc-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/01/yazar/ersan-sen-yazdi-skyecc.jpg" type="image/jpeg" length="84681"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/14375 E., 2022/13074 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 12.12.2022 tarihli, 2022/14375 E., 2022/13074 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/14375 E., 2022/13074 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Mahkeme : MUŞ 1. Ağır Ceza Mahkemesi<br />
Suç : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
Hükümler : Mahkûmiyet (Sanıklar ..., ..., ..., ...<br />
yönünden)<br />
Davanın reddi (Sanık ... yönünden)</p>

<p>Dosya incelendi.</p>

<p><strong>GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ:</strong></p>

<p>A) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Sanık müdafiinin temyiz talebinin “davanın reddi” kararının gerekçesine veya yargılama giderine yönelik olmadığı, kararı temyiz etmesinde de hukuki yarar bulunmadığından, 5320 sayılı Kanun'un 8/1. maddesi aracılığı ile 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesi gereğince sanık müdafiinin temyiz talebinin REDDİNE,</p>

<p>B) Sanıklar ..., ... ve ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükümlerin incelenmesinde:<br />
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanıklar tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ... müdafii, sanık ... müdafileri ile sanık ... ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükümlerin ONANMASINA,</p>

<p>C) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Bozmaya uyulduğu, yargılama sürecindeki işlemlerin kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, eyleme uyan suç tipi ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşıldığından; sanık ... ve müdafiinin yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle, hükmün ONANMASINA,</p>

<p>D) Sanık ... hakkında “uyuşturucu madde ticareti yapma” suçundan bozmaya uyularak yapılan yargılama neticesinde kurulan hükmün incelenmesinde:<br />
Hakkında tayin olunan cezanın süresine göre; sanık müdafiinin duruşmalı inceleme isteminin 5320 sayılı Kanun'un 8/1, 1412 sayılı CMUK’un 318/1 ve 5271 sayılı CMK’nın 299. maddeleri uyarınca reddine karar verilerek duruşmasız inceleme yapılmıştır.</p>

<p>1- Tüm dosya kapsamına göre; kendisinde herhangi bir uyuşturucu ya da uyarıcı madde ele geçmeyen sanığın, ...’a uyuşturucu madde temin ettiğine dair, içeriğine değişik anlamlar yüklenebilecek soyut telefon görüşmeleri dışında kuşku sınırlarını aşan yeterli ve kesin delil bulunmadığı gözetilmeden, sanığın atılı suçtan beraati yerine mahkûmiyetine karar verilmesi,</p>

<p>2- Muş Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/599 sırasında kayıtlı emanet eşya hakkında karar verilmişse de, emanet eşya makbuzunda kendisinden eşya el konulan şahısların ... ... ve ... olduğu, emanet eşya hakkında Muş 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 17.10.2014 tarih – 2012/353 esas ve 2014/335 sayılı ilamında karar verildiği, sanıklar ... ve ... hakkında verilen hükmün kesinleştiği halde, bozma sonrası yargılaması yapılan sanıklarla ilgisi olmayan emanet konusunda karar verilmesi,<br />
Yasaya aykırı, sanık müdafiinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, hükmün BOZULMASINA,<br />
12/12/2022 tarihinde oy birliği ile karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202214375-e-202213074-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:44:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-3a.jpg" type="image/jpeg" length="17404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 2024/18054 E., 2024/7673 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nin 15.10.2024 tarihli, 2024/18054 E., 2024/7673 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>8. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2024/18054 E., 2024/7673 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ağır Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/410 E., 2024/41 K.<br />
SUÇ : Uyuşturucu madde ticareti yapma<br />
HÜKÜM : İade talebinin kabul edilebilir olduğuna dair karar<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>İadesi talep edilen hakkında kurulan hükmün; 6706 sayılı Cezaî Konularda Uluslararası Adlî İş Birliği Kanunu'nun (6706 sayılı Kanun) 18 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca temyiz edilebilir olduğu, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (5271 sayılı Kanun) 260 ıncı maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, 291 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteğinin süresinde olduğu, 294 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, 298 inci maddesinin birinci fıkrası gereği temyiz isteklerinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmiştir.</p>

<p>İadesi talep edilen müdafiinin duruşmalı inceleme talebinin, 7079 sayılı Kanun’un 94 üncü maddesiyle değişik 5271 sayılı Kanun’un 299 uncu maddesinin birinci fıkrası gereği takdîren reddine karar verilmekle, gereği düşünüldü:</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>1. Çankırı Cumhuriyet Başsavcılığının 22.08.2023 tarihli yazısında Dışişleri Bakanlığının 10.08.2023 tarihli yazılarıyla, "Uyuşturucu Ticareti Amacıyla Organize Suç Örgütü Üyeliği" suçundan Belçika makamlarınca iadesinin talep edildiğinin bildirildiği, İçişleri Bakanlığının 16.08.2023 tarihli yazısıyla, Edirne Valiliğince 09.08.2023 tarihinde sınırdışı etme ve idari gözetim kararı alındığının tespit edildiği belirtilerek iadesi talep edilen hakkında tutuklama kararı verilmesi ve iade talebinin karara bağlanması talep edilmiştir.</p>

<p>2. Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.02.2024 tarihli kararı ile 6706 sayılı Kanun'un 18 inci maddesinin birinci fıkrası uyarınca iadesi talep edilen hakkında uyuşturucu madde ticareti yapma suçuna ilişkin iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>İadesi talep edilen müdafinin temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>Cumhurbaşkanı Kararı ile milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından sakıncalı şahıslardan olduğu gerekçesiyle 5901 sayılı Kanun'un 40. maddesine göre vatandaşlığı geri alınan iadesi talep edilen hakkında tesis edilen idari işleme karşı açılan yürütmeyi durdurma talepli iptal davasının Danıştay 10. Dairesi'nin 2023/4836 sayılı dosyası kapsamında halen derdest olmasına karşın, dava süreci sonuçlanmadan Belçika ülkesine iade edilmesinin hatalı olduğuna, telafisi imkansız zararların doğup, Anayasa ve kanun hükümlerine aykırılık oluşturulacağına, Belçika Krallığı'nın iade talebine konu dava dosyasında iadesi talep edilenin atılı suçlarla nasıl bir bağlantısı olduğu, suçun nerede, ne zaman, nasıl, hangi vasıtalarla işlendiği, bu suçtan nasıl menfaat temin ettiği yönünde hiçbir açıklama ve delilin bulunmadığına, dosyanın soruşturma aşamasında olup kovuşturma aşamasına geçilmediğine, deliller toplanıp iddianame dahi düzenlenmeden, suçla nasıl bağlantısı olduğu gösterilmeden yapılan iade talepnamesinin hukuki yeterliliği bulunmadığına, iade talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine, iade talepnamesi ve eklerinin tutarsız, çelişkili ve gerçeğe aykırı olarak düzenlendiğinden kabul edilebilir olmadığına, iadeye konu fiillerin nerede, ne zaman ve nasıl işlendiğinin açıklanarak somutlaştırılması amacıyla, iadesi talep edilenin kendisine isnat edilen suçlarla ilgisini ortaya koyan delillerin ayrıntılı şekilde dosya içerisine alınması gerektiğine, 6706 sayılı Kanun'un 11. inci maddesi hükmüne göre, iadesi talep edilen kişinin, talep tarihinde uzun zamandan beri Türkiye'de bulunuyor olması veya evli bulunması gibi kişisel halleri nedeniyle, iadenin kişinin kendisini veya ailesini, fiilin ağırlığı ile orantısız şekilde mağdur edecek olması durumunda iade talebinin kabul edilmeyebileceğine, çocuklarının Türkiye'de eğitimlerine devam ediyor olmaları, kendisi ve aile fertlerinin Türkiye'yle güçlü bağlarının bulunması nedeniyle iade talebinin reddine karar verilmesi gerektiğine, iade talebinde bulunan Belçika Krallığı'nın iade talebinde, iadesi talep edilenin iadesi durumunda ancak iade kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabileceği veya mahkum olduğu cezanın infaz edilebileceği yönünde iade yargılaması başlamadan önce, yargı sürecinde herhangi bir teminatta bulunulmadığından iade talebinin kabul edilemeyeceğine, Bolu İl Göç İdaresi'ne uluslararası koruma başvurusunda bulunulmasına karşın, başvuru sonucu beklenmeden karar verilmesinin hatalı olduğuna ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>1.Belçika Krallığı Adli Makamlarının iade talebinde özetle; iadesi talep edilen ...'ın uyuşturucu madde ticareti ve suç örgütü suçlarını işlediğinden bahisle hakkında yürütülen soruşturmada Batı Flandra, Bruges bölümündeki Birinci Asliye Ceza Mahkemesince gıyaben tutuklama kararı verildiği, bu tutuklama kararına istinaden ... hakkında kırmızı bülten düzenlendiği, iadesi talep olunanın Türkiye sınırlarında olduğunun tespit edildiği, iadesi talep olunanın üzerine atılı suçun siyasi bir suçla bağlantılı olmadığı, uyuşturucu kanununun ihlal etme suçundan kanunlarında öngörülen hapis cezasının en fazla 10 yıl olduğu, Flamur'un bu suçları işleyen örgütün yöneticisi olarak cezalandırılması durumunda ise 15 yıl hapis cezası ile cezalandırılacağı, suç örgütünde karar verici olmak suçu için öngörülen cezanın en fazla 5 yıl hapis cezası olduğu, örgüte iştirak edilmesi hâlinde en fazla 3 yıl hapis cezasının öngörüldüğü, iadesi talep olunanın üzerine atılı suçların henüz zamanaşımına uğramadığı, hakkındaki iddialardan henüz hüküm giymediği belirtilmiş, iadesi talep olunanın üzerine atılı suçlara ilişkin olayların anlatımı yapılarak, iadesi talep olunan hakkındaki yakalama emri talebe eklenmiştir.</p>

<p>2.Çankırı Ağır Ceza Mahkemesince yapılan iade yargılaması neticesinde; Arnavutluk vatandaşı ...'ın 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunun 12 nci maddesinin b bendi uyarınca, Cumhurbaşkanının 08.06.2020 tarihli ve 2606 sayılı kararı ile istisnai olarak Türk Vatandaşlığını kazandıktan sonra; Cumhurbaşkanlığı'nın 02.08.2023 tarihli ve 7462 sayılı kararı ile Türk vatandaşlığının geri alındığı, bu geri alma kararına karşı Danıştay 10. Dairesi nezdinde yürütmenin durdurulması talepli iptal davası açıldığı, Danıştay 10. Dairesinin 2023/4836 Esas, 27.12.2023 tarihli kararı ile yürütmenin durdurulması isteminin reddine dair karar verildiği, Uyuşturucu ve Psikotrop maddelerinin Kaçakçılığına Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi hükümleri nazara alındığında Belçika'nın iade talep edileni belirtmiş oldukları suçlardan dolayı yargılama yapma yetkisinin bulunduğu, ...'ın Belçika Krallığına iade edilmesi halinde ırkı, etnik kökeni, dini, vatandaşlığı, belli bir sosyal gruba mensubiyeti, siyasi görüşleri nedeniyle soruşturma veya kovuşturmaya maruz bırakılacağına veya cezalandırılacağına ya da işkence ve kötü muameleye maruz kalacağına dair dosyaya yansımış kuvvetli şüphe sebeplerinin bulunmadığı, iade talebine esas teşkil eden uyuşturucu madde ticareti ve suç örgütüne ilişkin suçların Türk Ceza Kanununa göre de suç olduğu, iade yargılamasına konu suçun mutlak surette Türkiye'nin yargılama yetkisine giren bir suç olmadığı, zamanaşımına ya da affa uğramış bir suç olmadığı, iadesi talep edilenin doğum ile Türk vatandaşlığı kazanan bir çocuğu haricinde eşinin ve diğer çocuklarının da Türk vatandaşlığını kaybettikleri, bu sebeple iadesi talep olunanın iadesi durumunda ailesini orantısız şekilde mağdur edecek bir durumun söz konusu olmadığı, iadesi talep olunanın ülkemizde ticari faaliyetleri ve şirketi var ise de; üzerine atılı suçlamaya ilişkin eylemlerin ağırlığı, talepnamede 3,2 ton olarak bahsi geçen uyuşturucu madde miktarının fazlalığı ve iadesi talep olunanın belirtilen suçlardaki konumu nazara alındığında Türkiye'deki ticari faaliyetleri dolayısıyla kendisinin ve ailesinin maddi ve kişisel olarak uğrama ihtimalinin bulunduğu zararın orantısız olduğundan bahsedilemeyeceği, bu hâliyle iadeye engel bir durumun bulunmadığı, Yargıtay'ın da teminat verilmemesi durumunda Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesinde yer alan hususilik ilkesi sebebiyle, mahkeme kararında 6706 sayılı Kanun’un ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi uyarınca kişinin iadesi halinde ancak iade kararına dayanak teşkil eden suçlardan dolayı yargılanabileceği hususunun belirtilmesinin yeterli olduğunu ifade ettiği anlaşılmış, bu itibarla Belçika Krallığından ayrıca bir teminat istenmesi gerekli görülmediği belirtilerek 6706 sayılı Kanun'un 18 inci maddesi uyarınca Belçika tarafından yapılan iade talebinin kabul edilebilir olduğuna karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE</strong></p>

<p>İadesi talep edilenin yargılama sürecinde hazır edilerek savunmasının alınmış olduğu anlaşılmakla yapılan incelemede;</p>

<p>1. Arnavut uyruklu iadesi talep edilenin Türk vatandaşlığını kazanıp, sonrasında milli güvenlik ve kamu düzeni bakımından sakıncalı şahıslardan olduğu gerekçesiyle vatandaşlığının geri alındığı, iadesi talep edilen hakkında tesis edilen idari işleme karşı açılan iptal davasının Danıştay 10. Dairesi'nin 2023/4836 sayılı dava dosyası kapsamında derdest olduğu, ayrıca iadesi talep edilenin Bolu İl Göç İdaresi'ne uluslararası koruma başvurusunda bulunduğu, henüz başvurusunun sonuçlanmadığı hususları gözönüne alındığında, Türk vatandaşlığının geri alınmasına ilişkin Cumhurbaşkanı Kararı'na karşı Danıştay 10. Dairesi'nin 2023/4836 Esas sayılı dava dosyasının sonucu ile Bolu İl Göç İdaresi'ne uluslararası koruma talepli başvuru sonucu beklenmeden, eksik araştırma ile karar verilmesi,</p>

<p>2. Belçika Krallığı iade talepnamesine konu ceza soruşturması kapsamında iadesi talep edilene isnat edilen eylemlerin nerede, ne zaman ve nasıl işlendiğinin, suçun delillerinin nelerden ibaret olduğunun açıklanarak somutlaştırılması amacıyla, iadesi talep edilenin isnat edilen suçlarla ilgisini ortaya koyan para transferiyle ilgili banka kayıtları, Sky ECC platformunda yapıldığı söylenen görüşme içerikleri ve diğer ilgili delillere ilişkin ayrıntılı bilgiler dosya içerisine getirtilmeden, sadece talepnameye dayanarak iade kararı verilmesi,</p>

<p>3. İadesi talep edilenin özellikle bir çocuğunun Türk vatandaşı olduğu hususu ile ticari faaliyetlerinin devam edip etmediği hususunun dikkate alınarak iade edilmesi durumunda 6706 sayılı Kanun'un 11 inci maddesinin dördüncü fıkrasına göre, iadenin kişinin kendisini veya ailesini, fiilin ağırlığı ile orantısız şekilde mağdur edip etmeyeceği konusunda Mahkemesince yeterince araştırma yapılmadan, eksik ve yetersiz gerekçeyle hüküm kurulması,</p>

<p>4. 6706 sayılı Kanun'un 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrası ve Suçluların İadesine Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 14 üncü maddesinin birinci fıkrasındaki düzenlemelere göre, talep eden ülke tarafından iadesi talep edilenin iade edilmesi halinde başka suçlardan dolayı yargılanmayacağı ya da mahkum olduğu cezanın infaz edilmeyeceği hususunda taahhütte bulunulması gerektiği halde, Belçika Krallığı adli makamlar iade talepnamesinde bu yönde bir taahhüt bulunmadığı gözetilmeden iadenin kabul edilebilir olduğuna dair karar verilmiş olması,<br />
Hukuka aykırı görülmüştür.</p>

<p><strong>V. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle iadesi talep edilen müdafinin temyiz istemleri yerinde görüldüğünden Çankırı Ağır Ceza Mahkemesinin, 19.02.2024 tarihli ve 2023/410 Esas, 2024/41 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302 nci maddesinin ikinci fıkrası gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Tutuklama koşullarında değişiklik bulunmaması karşısında iadesi talep edilen hakkındaki salıverilme talebinin REDDİNE,</p>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 15.10.2024 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-8-ceza-dairesinin-202418054-e-20247673-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 19:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi-4a.jpg" type="image/jpeg" length="42204"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 2022/12396 E., 2025/14426 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 10. Ceza Dairesi'nin 29.12.2025 tarihli, 2022/12396 E., 2025/14426 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>10. Ceza Dairesi </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2022/12396 E., 2025/14426 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Ceza Dairesi<br />
SAYISI : 2018/1026 E., 2020/305 K.<br />
SUÇ : Kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma<br />
HÜKÜM : İlk derece mahkemelerinin mahkûmiyet hükümleri kaldırılarak yeniden mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Temyiz isteminin esastan reddi ile hükmün onanması</p>

<p>Sanık hakkında kurulan hükmün, yapılan ön inceleme neticesinde temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz dilekçesinde temyiz sebeplerine yer verildiği, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.</p>

<p><strong>I. HUKUKİ SÜREÇ</strong></p>

<p>A. Avanos Asliye Ceza Mahkemesince ve Nevşehir 1. Asliye Ceza Mahkemesince sanık hakkında, kullanmak için uyuşturucu ve uyarıcı madde kabul etmek veya bulundurma suçundan iki ayrı mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p>B. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 10.01.2020 tarihli kararı ile "Dairemizin 2018/1026 esas sayılı dosyası arasında fiili ve hukuki bağlantı bulunması nedeniyle CMK'nın 8 ve 10. maddeleri gereğince Dairemizin 2019/1817 esas sayılı dava dosyasının, Dairemizin 2018/1026 esas sayılı dava dosyası ile BİRLEŞTİRİLMESİNE " karar verilerek; Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin, yukarıda belirtilen kararı ile sanık hakkında İlk Derece Mahkemelerince kurulan hükümlere yönelik Cumhuriyet savcısının ve sanığın istinaf başvurularına ilişkin olarak 5271 sayılı CMK'nın 280/1-e maddesi uyarınca duruşmalı yapılan inceleme neticesinde aynı Kanun’un 280/2. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesi kararlarının ayrı ayrı kaldırılması ile sanığın 5237 sayılı TCK'nın 191/1. maddesi, 43/1. maddesi, 62. maddesi, 53. maddesi, 58. maddesi uyarınca 2 yıl 1 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluğuna karar verilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanığın temyiz sebepleri özetle;</p>

<p>1. Hakkında tekerrür hükümlerinin uygulanmasının yasaya aykırı olduğuna,</p>

<p>2. Kararın usul ve yasaya aykırı olduğuna,İlişkindir.</p>

<p><strong>III. GEREKÇE</strong></p>

<p>28.06.2014 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK'nın 191/5. maddesinin olaya tatbik kabiliyeti bulunup bulunmadığının tesbiti açısından; sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan dolayı, bu suç tarihinden önce açılmış başka bir dava veya soruşturma olup olmadığının, varsa sanığın bu suçu diğer davaya konu olan suç nedeniyle verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun yürürlüğe girdikten sonra verilmiş olan bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı uyarınca tabi tutulduğu tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında işleyip işlemediğinin ve önceki dava sonucunun araştırılması, gerektiğinde Denetimli Serbestlik Müdürlüğünden suç tarihinde sanığın infazda olan başka bir tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri kararının bulunup bulunmadığı sorulup belirlendikten sonra;<br />
a. Sanık bu suçu, daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca verilmiş bir "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararının denetim süresi içinde işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet kararı verilmiş ise; 6545 sayılı Kanun'un 68. maddesi ile değiştirilen 5237 sayılı TCK'nın 191/5. maddesinde öngörülen "Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz." hüküm uyarınca, ikinci suçtan açılan bu davanın kovuşturma şartının ortadan kalkması nedeniyle, 5271 sayılı CMK'nın 223/8. maddesi uyarınca "davanın düşmesine" ve tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbiri kararı veren ilgili mahkemeye ya da kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı veren ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına ihbarda bulunulmasına karar verilmesi,</p>

<p>b. Sanık bu suçu daha önce işlediği suçtan dolayı verilen tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca verilmiş bir "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararının denetim süresi içinde işlemiş değilse veya daha önce işlediği suçtan dolayı yapılan kovuşturma aşamasında hükmolunan tedavi ve/veya denetimli serbestlik tedbirinin infazı sırasında veya 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca verilmiş bir "kamu davasının açılmasının ertelenmesi" kararının denetim süresi içinde işlemiş ve önceki suçtan mahkûmiyet dışında bir hüküm verilmiş ise; bu suç nedeniyle 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/2. maddesi uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ile birlikte, tedavi ve denetimli serbestlik tedbiri uygulanmış olan sanık hakkında 6545 sayılı Kanun'la değişik 5237 sayılı TCK'nın 191/4. maddesinin (a), (b) ve (c) bentlerinde gösterilen dava açma şartlarının gerçekleştiğinin sabit görülmesi halinde yargılamaya devam olunarak, suç tarihi itibarıyla 6545 sayılı Kanun ile değişik 5237 sayılı TCK'nın 191. maddesi hükümleri çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken,</p>

<p>Öncelikle, 5237 sayılı TCK'nın 191/4. maddesinin (b) ve (c) bentlerinde yer verilen koşulların oluşup oluşmadığının değerlendirilmesi, dolayısıyla 5237 sayılı TCK'nın 191/5. maddesinde yer alan “Erteleme süresi zarfında kişinin kullanmak için tekrar uyuşturucu veya uyarıcı madde satın alması, kabul etmesi veya bulundurması ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanması, dördüncü fıkra uyarınca ihlal nedeni sayılır ve ayrı bir soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaz.” hükmü kapsamında ihlal nedeni sayılacak eylem bulunup bulunmadığı hususunun tespiti için, sanık hakkında incelemeye konu 25.07.2017 - 28.10.2017 tarihli suç tarihlerinden sonra, ancak kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının kesinleştiği tarihten itibaren erteleme süresi olan 5 yıl içinde işlenen kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan verilen herhangi bir kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı ya da 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesi gereği doğrudan açılan kamu davaların bulunup bulunmadığının araştırılması da gerekmekle birlikte;</p>

<p>Sanığın 04.10.2014 tarihinde işlediği kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma eylemi nedeniyle kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verildiği, yükümlülüklerini ihlal etmesi nedeniyle Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 11.01.2016 tarih ve 2016/57 sayılı iddianamesi ile açılan davada, Nevşehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 19.04.2016 tarih ve 2016/73 E., 2016/379 K. sayılı mahkûmiyet hükmüne ilişkin Dairemizin 13.06.2024 tarih ve 2021/12980 E., 2024/20331 K. sayılı ilamı ile zamanaşımı nedeniyle düşme kararı verildiği ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sisteminde (UYAP) ve adli sicilde incelemede, ayrıca incelemeye konu suç tarihleri olan 25.07.2017 - 28.10.2017 tarihlerinden önce ve sonra sanık hakkında kullanmak için uyuşturucu madde bulundurma suçundan birden fazla açık ve kapalı kaydın bulunduğu anlaşılmakla,</p>

<p>Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 13.09.2023 tarihli ve 2021/303 Esas, 2023/7673 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, Dairemizin yerleşik uygulamalarına göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez" hükmü gereği, kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği şeklindeki amir hükme aykırı olarak, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği kabul edildiğinden, Cumhuriyet Başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip dosya arasına alınıp, derdest ise temyize konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle ihlal niteliğinde eylem olup olmadığı ya da eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi,<br />
Nedenleriyle hukuka aykırılık görülmüştür.</p>

<p><strong>IV. KARAR</strong></p>

<p>Gerekçe bölümünde açıklanan nedenle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi kararının 5271 sayılı CMK'nın 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle BOZULMASINA,</p>

<p>Dava dosyasının, 5271 sayılı CMK'nın 304/2-a maddesi uyarınca Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>29.12.2025 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/yargi/yargitaya-640x360.jpg" type="image/jpeg" length="33847"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 2023/488 E., 2026/7558 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 7. Ceza Dairesi'nin 25.06.2026 tarihli, 2023/488 E., 2026/7558 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>7. Ceza Dairesi </strong></p>

<p><strong>2023/488 E., 2026/7558 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2020/583 E. , 2021/617 K.<br />
SUÇ : 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'na muhalefet<br />
SUÇ TARİHLERİ : 12.07.2013, 19.08.2013, 26.09.2013<br />
HÜKÜMLER : Mahkûmiyet, eşya müsaderesi<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Bozma</p>

<p>Sanık hakkında bozma üzerine kurulan hükmün; karar tarihi itibarıyla temyiz edilebilir olduğu, temyiz edenin hükmü temyize hak ve yetkisinin bulunduğu, temyiz isteminin süresinde olduğu, temyiz isteminin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı yapılan ön inceleme neticesinde tespit edilmekle gereği düşünüldü:</p>

<p>I- Sanığın 12.07.20 13... .08.2013 tarihli Zincirleme Suça İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Ana dosyaya konu 12.07.2013 tarihli olayda, sanığa ait isimsiz iş yerinde kaçak sigara bulunduğu ve satışının yapıldığının öğrenilmesi üzerine, Sulh Ceza Hâkimliğinden alınan iş yerinde ve müştemilatında arama yapılmasına ilişkin adlî arama kararı ile sanık tarafından işletilen iş yerinde yapılan aramada, 71 karton ... kaçağı sigara ele geçirilmiş olup;</p>

<p>Dairemizce de benimsenen Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 09.04.2025 tarihli ve 2024/10-360 Esas, 2025/151 Karar sayılı, 18.06.2025 tarihli ve 2024/7-381 Esas, 2025/259 Karar sayılı kararlarında ayrıntıları belirtildiği gibi;</p>

<p>5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık, amir hükmüne aykırı olarak sanığın iş yerindeki aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş yasak delil niteliğinde olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun'un 206/2-a bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı belirterek hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınamayacağının açıkça düzenlenmiş olması, aksi yönde bir uygulamanın izah edilen gerekçelerle Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı Kanun'un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına aykırı olacağının anlaşılması karşısında; sanığın iş yerindeki arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulünün gerektiği gözetilmeden, sanığın 12.07.2013 tarihli eylemden beraati yerine, birleşen dosyadaki sanığın sübuta eren 19.08.2013 tarihli eylemle birlikte 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme suça esas alınması suretiyle hüküm tesisi, hukuka aykırılık bulunmuştur</p>

<p>I- Sanığın 26.09.2013 Tarihli Eyleme İlişkin Temyiz İstemi Yönünden;<br />
Sanığa ait tütüncü dükkanında ... kaçağı sigara satıldığının bildirilmesi üzerine iş yerinde yapılan aramada 33 karton ... kaçağı sigarayı ele geçirdikleri kabul edilen olayda;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>5271 sayılı Kanun'un 116. ve 119. maddelerinde arama kararının hangi hallerde ve ne şekilde alınacağı kanun koyucu tarafından açıkça düzenlenmiş olup, sanık ve kaçak eşya konusunda Mahkemece verilmiş usulüne uygun bir arama kararı olmadığı gibi gecikmesinde sakınca olduğu gerekçesiyle Cumhuriyet savcısı tarafından da verilmiş bir yazılı arama izni ya da Cumhuriyet savcısına ulaşılamaması nedeniyle kolluk amirince verilmiş yazılı arama emri de bulunmaması karşısında, hukuka aykırı arama sonucu ele geçen eşyanın yasak delil niteliğinde olduğu, bu eşyanın kaçak olmasının durumu değiştirmeyeceği, Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı Kanun’un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına göre hukuka aykırı surette elde edilen delillere dayanılarak mahkûmiyet hükmü kurulamayacağı gözetilmeden, sanığın beraati yerine yazılı şekilde mahkûmiyetine karar verilmesi, hukuka aykırı bulunmuştur.</p>

<p>Açıklanan nedenlerle sanığın temyiz istemi yerinde görüldüğünden hükmün, 1412 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 321. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak oy birliğiyle BOZULMASINA, 25.06.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 17:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/05/yargi/yargitayysaa1aa1.jpg" type="image/jpeg" length="84297"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ZİNCİRLEME SUÇ UYGULAMALARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/zincirleme-suc-uygulamalari-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/zincirleme-suc-uygulamalari-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Zincirleme suç kavramı TCK’nın 43. maddesinde şöyle düzenlenmektedir:<strong> </strong>(1) Bir suç işleme kararının icrası kapsamında, değişik zamanlarda bir kişiye karşı aynı suçun birden fazla işlenmesi durumunda, bir cezaya hükmedilir. Ancak bu ceza, dörtte birinden dörtte üçüne kadar artırılır. Bir suçun temel şekli ile daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekilleri, aynı suç sayılır. Mağduru belli bir kişi olmayan suçlarda da bu fıkra hükmü uygulanır. (2) Aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da, birinci fıkra hükmü uygulanır. (3) <a name="_Hlk235456997">Kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçların</a>da bu madde hükümleri uygulanmaz</p>

<p>Zincirleme suç aynı neviden suçların çokluğu anlamına gelmekte olup yasa koyucu kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçları istisna olmak üzene TCK’nın 43. maddesinin birinci fıkrasında aynı mağdura yönelik aynı suçun değişik zamanlarda işlenmesi halini zincirleme suç kapsamına almak suretiyle sanığa verilecek cezalarda suç sayısınca değil, belli oranlarda artırım yapılması esasını benimsemektedir. Aynı kapsamda olma üzere TCK’nın 43. maddesinin ikinci fıkrasında ise aynı suçun birden fazla kişiye karşı tek bir fiille işlenmesi durumunda da zincirleme suç hükümlerinin uygulanacağını kabul etmiştir.</p>

<p>Zincirleme suç hâlinde aynı suçun birden fazla işlenmiş olması söz konusudur. Ancak, bu suçlar, aynı suç işleme kararı kapsamında işlen­mektedirler, yani, bu suçlar arasında sübjektif bir bağ bulunmaktadır. Bu nedenle, kişiye bu suçların her birinden dolayı ayrı ayrı değil, bir ceza ve­rilmekte ancak cezanın miktarı artırılmaktadır<a href="#_ftn1" name="_ftnref1" title="">[1]</a>.</p>

<p>Bir suçun aynı suç işleme kararı kapsamında olsa da değişik kişilere karşı birden fazla işlenmesi hâlinde, zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Buna göre, örneğin, bir otoparkta bulunan otomobillerin camları kırılarak radyo teyplerin çalınması durumunda, her bir kişiye ait otomobildeki hırsız­lık, bağımsız bir suç olma özelliğini korur ve olayda cezaların içtimaı hü­kümleri uygulanır<a href="#_ftn2" name="_ftnref2" title="">[2]</a>.</p>

<p>Zincirleme suçların aynı mağdura yönelik işlenmesi halinde iddianame düzenleninceye kadar eylem tek suç kabul edilmekte olup iddianame düzenlendikten sonra aynı mağdura yönelik olarak aynı suçun tekrar işlenmesi hali artık zincirleme suç kapsamından çıkarak ayrı bir suç oluşturacaktır. Zincirleme suç halinde tüm suçların ortaya konulması şart olup suç yerlerinin birbirinden farklı olması zincirleme suç hükümlerinin uygulanmasını engelleyemeyecektir.</p>

<p>Zincirleme suç mütemadi yani kesintisiz suçtan farlı olup zincirleme suçta birden fazla suç işlenirken, mütemadi suçta tek bir suç işlenir ancak netice belirli bir süre devam eder<a href="#_ftn3" name="_ftnref3" title="">[3]</a>. Kesintisiz suç, neticenin devam ettiği suç oluşturan hukuka aykırılığı içermektedir. Örneğin TCK'nın 109. maddesinde düzenlenen kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçunda hürriyetten yoksunluk hali devam etmekte olup suç tarihi kesintinin sona erdiği tarihtir.</p>

<p>Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçu, mağdurun özgürlüğünün kısıtlanmasıyla tamamlanmış olmakla birlikte mağdurun bırakılmasıyla sona erer; bu süre zarfında suç işlenmeye devam eder<a href="#_ftn4" name="_ftnref4" title="">[4]</a>.</p>

<p>Zincirleme suç itiyadi suçtan da farklı olup itiyadi suç için suçların tekrarlanması gerekir. Zincirleme suçta her bir suç birbirinden bağımsız olup tekrar işlenen bir suç hali bulunmamaktadır<a href="#_ftn5" name="_ftnref5" title="">[5]</a>. İtiyadi suç deyiminden; kasıtlı bir suçun temel şeklinin ya da daha ağır veya daha az cezayı gerektiren nitelikli şekillerinin bir yıl içinde ve farklı zamanlarda ikiden fazla işlenmesi hali anlaşılmaktadır.</p>

<p>Zincirleme suç tekerrürden de farlı olup hüküm kesinleştikten sonra aynı suç veya farklı yeni bir suç işlenirse zincirleme suç değil, tekerrür hali bulunmaktadır<a href="#_ftn6" name="_ftnref6" title="">[6]</a>.</p>

<p><a name="_Hlk235532368">Zincirleme suç </a>hükümlerinin uygulanması için aynı suç işleme kararı kapsamında hareket edilmesi gerekir. Ancak bu aynı suç işleme karanının tespitinin objektif olarak değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Bir suç işleme kararı yapısı gereği kasttan farklıdır. Kast, bir suçun maddi unsurlarının bilinmesi ve istenmesidir. Oysa zincirleme suçu oluşturan her bir suçun ayrı bir kast ile işlenmesi gerekmektedir. Dolayısıyla bir zincirleme suçta birden çok fiil ve bu fiillere ait birden çok kast bulunmaktadır. Buna karşın her zincirleme suçta tek bir suç işleme kararı bulunmaktadır. Bir suç işleme kararı, kastı da içine alan, failin hareketleri arasındaki bağlantıyı sağlayan genel bir sübjektif unsurdur. Zincirleme suçu oluşturan fiiller sübjektif unsur sayesinde birbirinin devamı şeklinde görünmektedir<a href="#_ftn7" name="_ftnref7" title="">[7]</a>.</p>

<p>Zincirleme suçun varlığı açısından işlenen suçlar arasında ne kadar zaman geçmesi gerektiği yönünde kural düzeyinde bir hüküm koyma ihtimali bulunmamaktadır. Önemli olan husus, suçlar hangi süre içerisinde işlenirse işlensin, işlenen suçun başlangıçta verilen aynı suç işleme kararı kapsamında olup olmadığına göre zincirleme suç meydana gelecektir<a href="#_ftn8" name="_ftnref8" title="">[8]</a>.</p>

<p>Zincirleme suçta birden çok suç ve dolayısıyla bu suçlara ilişkin olarak failin münferit kastları olduğundan, zincirleme suçta yenilenen kastlar söz konusudur. Birden fazla suçun işlendiği her halde doğal olarak yenilenen kast vardır. Zincirleme suçun oluşmasına yenilenen kast değil ancak yenilenen karar engel olabilir. Bu açıdan yenilenen kast ile yenilenen karar birbirine karıştırılmamalıdır. Müteselsilen işlenen suçlarda sorun, kararın yenilenip yenilenmediği yani işlenen suçlar arasında failin başka bir karar verip vermediğidir<a href="#_ftn9" name="_ftnref9" title="">[9]</a>.</p>

<p>Adil yargılanma hakkı kapsamında maddi gerçeğin ortaya konulması açısından zincirleme suç işlendiği yönündeki iddia ve savunmaların talep üzerine ve/veya mahkemece re’sen araştırılması gerekir. Yargılama dosyalardaki eylemlerin aynı mağdura yönelik olarak değişik tarihlerde işlenen aynı suç kapsamında olup olmadığı, suç tarihine ve işlenen suçun niteliğine göre sanığın eylemlerinin 5237 sayılı Kanun’un 43. maddesi kapsamında zincirleme suç oluşturup oluşturmadığının takdir ve değerlendirilmesi bakımından dosyaların incelenmesi, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma ihtimalinin olduğu hallerde dosyaların birleştirilmesi ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>Zincirleme suç hükümleri uygulanırken her suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tüm yönleriyle araştırılması gerekir. Zincirleme suça konu ikinci suçun unsurlarının oluşmaması halinde zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (5271 sayılı Kanun) 119/4. maddesinin "Cumhuriyet savcısı hazır olmaksızın konut, işyeri veya diğer kapalı yerlerde arama yapabilmek için o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi bulundurulur." açık, amir hükmüne aykırı olarak sanığın iş yerindeki aramanın, o yer ihtiyar heyetinden veya komşulardan iki kişi hazır bulundurulmaksızın yapılması nedeniyle icrası bakımından hukuka aykırı ve bu arama işlemi sırasında ele geçirilen suça konu eşyanın hukuka aykırı yöntemle elde edilmiş yasak delil niteliğinde olduğu, 5271 sayılı Kanun'un 217. maddesinde hâkimin ancak hukukun izin verdiği yöntemlerle elde edilen delilleri dikkate alabileceğinin hüküm altına alındığı, anılan Kanun'un 206/2-a bendinde de ortaya konulmak istenen delilin kanuna aykırı olarak elde edilmiş olması hâlinde reddolunacağı belirtilmek suretiyle hukuka uygun elde edilmeyen delillerin ispat aracı olarak kabul edilmeyeceği ve hükme esas alınamayacağının açıkça düzenlenmiş olması, aksi yönde bir uygulamanın izah edilen gerekçelerle Anayasa'nın 38/2, 5271 sayılı Kanun'un 206/2-a, 217/2, 230/1. madde ve fıkralarına aykırı olacağının anlaşılması karşısında; sanığın iş yerindeki arama işleminin ve bu işlem sonucunda elde edilen delillerin hukuka aykırı olarak elde edildiğinin kabulünün gerektiği gözetilmeden, <strong>sanığın 12.07.2013 tarihli eylemden beraatı yerine, birleşen dosyadaki sanığın sübuta eren 19.08.2013 tarihli eylemle birlikte 5237 sayılı Kanun'un 43 üncü maddesi kapsamında zincirleme suça esas alınması suretiyle hüküm tesisi,</strong> hukuka aykırılık bulunmuştur”<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari" rel="dofollow">[10].</a></p>

<p><strong>Eylemlerinin tek suç mu, iki ayrı suç mu veya zincirleme suç mu olup olmadığının tespitinden sonra, sanığın hukukî durumunun belirlenmesi şarttır. </strong><a name="_Hlk235463022">Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” </a>Dosya ve UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede; sanık hakkında 12.05.2017 tarihli uyuşturucu madde ticareti yapma eyleminden dolayı 07.06.2017 tarihli iddianame ile temyiz incelemesine konu davanın açıldığı; sanığın 12.05.2017 tarihinde işlediği başka bir uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan dolayı 21.07.2017 tarihli iddianame ile dava açıldığı ve Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin .. esas sırasında derdest olduğu görülmüş olup, her iki dosyanın suç tarihleri dikkate alındığında; belirtilen davaların birleştirilmesi ve tüm deliller birlikte değerlendirilip, eylemlerinin tek suç, iki ayrı suç ya da zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra, sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı şekilde eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı görülmüştür”<a href="#_ftn11" name="_ftnref11" title="">[11]</a>. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Zincirleme suça ilişkin 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinin uygulanabilmesi için cezalandırılabilir nitelikte birden fazla eylemin bulunması gerektiği, olay tutanağı içeriğine göre sanığın 12.07.2015 tarihli eylemi sabit ise de; 07.08.2015 tarihinde tanık U..'a uyuşturucu madde sattığına ilişkin kesin ve yeterli delil bulunmadığı halde sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen "zincirleme suç" hükümlerinin uygulanması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, kanuna aykırı, sanık ve müdafisinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde görüldüğünden, tebliğname'ye uygun olarak hükmün bozulmasına, dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına tevdiine, 18.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi<a href="#_ftn12" name="_ftnref12" title="">[12]</a>”.</p>

<p><strong>Zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağına ilişkin değerlendirmenin titizlikle yapılması şarttır. Aynı mağdura yönelik aynı suçun farklı tarihlerde işlenip işlenmediğinin atılı suçların tüm unsurları üzerinden inceleme konusu yapılması gerekir.</strong> Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Sanığın, mahkemece mahkumiyete kabul edilen paylaşımlardan yalnızca 24.08.2017 tarihli paylaşımda geçen sözlerin hakaret suçunu oluşturduğunun anlaşılması karşısında, zincirleme suç hükümlerinin uygulanma koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeden, 5237 sayılı Kanun'un 43/1. maddesi uyarınca cezasında artırım yapılarak fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırı görülmüştür<a href="#_ftn13" name="_ftnref13" title="">[13]</a>”.<a name="_Hlk235463829"> Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” </a>UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, inceleme konusu dava dosyasının iddianame tarihinin 01.07.2020 olduğu, sanığın aynı katılana karşı 01.06.2021 tarihinde işlediği iddia edilen eylemi nedeniyle Edirne 7. Asliye Ceza Mahkemesinin 2024/.. Esas sayılı dosyasında, 21.10.2021 tarihinde işlediği iddia olunan eylemi nedeniyle de Ankara 35. Asliye Ceza Mahkemesinin 2022/. esas sayılı dosyasında yargılandığı ve bu davaya konu iddianamelerin 01.07.2020 tarihinden sonra düzenlendiğinin anlaşılması, <strong>bu kapsamda tüm eylemlerin, hukuki kesinti gerçekleşmeden önce işlenmesi karşısında; İlgili dava dosyaları getirtilip incelenerek mümkün olması hâlinde birleştirilmesi, aksi hâlde tüm deliller birlikte değerlendirilerek 5237 sayılı Kanun'un 43. üncü maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi, hukuka aykırı bulunmuştur”<a href="#_ftn14" name="_ftnref14" title=""><strong>[14]</strong></a>. </strong></p>

<p>Suç vasfının tayini eylemler üzerinden yapılarak sanığın hangi suçu işlediğinin deliller ışığında ortaya konulması gerekir. Eylemlerin mağdur bazında ayrılıp ayrılmayacağı veya tüm eylemlerin bütünlük arz edip etmediğinin ceza hukukunun gelişmesi açısından önemli olduğu açıktır. Soruşturma aşamasında yapılan yanlış suç nitelendirmesi yargılamayı olumsuz etkileyerek adaletin tecellisini yavaşlatmaktadır. <a name="_Hlk235466815">Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” </a>Sanığın uyuşturucu madde ticareti yaptığı ihbarı üzerine görevli polis memurlarının ihbarın yapıldığı adrese gittikleri, sanığın ruhsatsız tabanca ile görevlilere ateş edip direnerek kaçtığı, mağdur O..'in sanığın peşinden giderek yakalamaya çalıştığı, bu esnada mağdurun aşamalarda değişmeyen anlatımlarına göre; sanığın kendisine yakın mesafeden ateş etmek istediği, ancak silahın tutukluk yapması nedeniyle ateş almadığı ve merminin sürgüye sıkıştığı, akabinde sanığın tekrar silahın sürgüsünü çekerek doldur boşalt yapıp ateş etmeye çalıştığı, bu esnada ise mağdur ve olay yerine gelen diğer polis memurlarınca silahın alınarak etkisiz hale getirildiği olayda; mağdur anlatımının, silahın mekanizmasına ve sürgüye sıkışmış halde 2 adet ..9. Mm ibareli mermilerin bulunduğunu belirten silah inceleme tutanağıyla desteklenmesi karşısında, mağdurun anlatımına üstünlük tanınması gerektiği anlaşıldığından, sanığın, mağdur O..'e yönelik eyleminin teşebbüs aşamasında kalmış nitelikli kasten öldürme suçunu oluşturduğu gözetilmeden, suç vasfında yanılgıya düşülerek yerinde olmayan gerekçeyle sanık hakkında polis memurlarına yönelik zincirleme şekilde silahla görevi yaptırmamak için direnme suçundan hüküm kurulması suretiyle eksik ceza tayini, hukuka aykırı görülmüştür”<a href="#_ftn15" name="_ftnref15" title="">[15]</a>.</p>

<p>Zincirleme suç hükümlerinin uygulanabilmesinin koşulları objektif ve sübjektif unsurların birlikte bulunması olarak kabul edilmektedir. Bir suç işleme kararı zincirleme suçun sübjektif unsurunu oluşturmakta iken diğer koşul ise objektif unsurların varlığıdır<a href="#_ftn16" name="_ftnref16" title="">[16]</a>.</p>

<p>Yargıtay soyut bir kavram olan bir suç işleme kararının tespiti için bazı objektif kriterler belirlemiştir. Buna göre; aynı suç işleme kararının varlığı, her olayda suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, eylemlerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, eylemler arasındaki geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri olay bazında değerlendirilerek belirlenecektir<a href="#_ftn17" name="_ftnref17" title="">[17]</a>.</p>

<p>Yargıtay kararlarında en çok kullanılan objektif kriter suçların işlenme zamanı ve aralarındaki sürenin uzunluğudur<a href="#_ftn18" name="_ftnref18" title="">[18]</a>. <a name="_Hlk235466231">Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;”</a> Sanığın katılanlara yönelik hakaret sözlerini aynı kasıt ve olay bütünlüğü içerisinde, kısa zaman aralığında gerçekleştirmiş olması nedeniyle hakaret suçundan, zincirleme suç hükümleri gereğince tek hüküm kurulduktan sonra 5237 sayılı Kanun'un 43/2. maddesi uyarınca artırım yapılması gerekirken, ayrı ayrı mahkûmiyetine karar verilerek fazla ceza tayini, hukuka aykırı görülmüştür”<a href="#_ftn19" name="_ftnref19" title="">[19]</a>.</p>

<p>Hukuki kesintinin olup olmadığı ile suç tarihlerinin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması açısından araştırılması gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemede, sanığın aynı katılana yönelik 06.10.2017 tarihli hakaret eylemi dolaysıyla Ankara 55. Asliye Ceza Mahkemesi'nin 21.09.2023 tarihli 2023/.. Esas ve 2023/711 sayılı kararıyla mahkûmiyet hükmü kurulduğu, bu davaya konu iddianamenin 20.02.2023 tarihinde düzenlendiği, inceleme konusu dava dosyasının iddianame tarihinin ise 21.12.2021 olduğu, bu kapsamda tüm eylemlerin, hukuki kesinti gerçekleşmeden önce işlendiğinin anlaşılması karşısında; ilgili dava dosyası getirtilip tüm deliller birlikte değerlendirilerek 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinde düzenlenen zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tartışılması ve mahsup hükümleri de nazara alınıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi hukuka aykırı bulunmuştur”<a href="#_ftn20" name="_ftnref20" title="">[20]</a>.</p>

<p>Özel yasalarda zincirleme suç hükümlerinin TCK’ya uygun olarak düzenlenmesi şart olup uygulamanın kanuna aykırı işlemleri hukuken kabul edilemez. Aynı doğrultuda olmak üzere 15/04/2022 tarih ve 31810 sayılı Resmi Gazete ‘de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe giren, 7394 sayılı Kanun'un 4 ve 5. maddeleriyle, 213 sayılı Kanun'un 359 ve 367. maddelerinde değişiklik yapılarak aynı Kanun'un 359. maddesinde yazılı suçlar yönünden etkin zincirleme suç hükümlerinin uygulanması yönünden özel düzenlemeler yapılmış olup aynı Kanun'un 6. maddesiyle, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu'na eklenen geçici 34/3. madde ve fıkrasındaki, "Bu maddeyi ihdas eden Kanun'un yayımı tarihinde 359. madde kapsamına giren suçlardan dolayı temyiz veya istinaf kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalardan, 359. maddede bu maddeyi ihdas eden Kanun'la yapılan düzenlemeler nedeniyle lehe değerlendirme yapılması gereken dosyalar hakkında bozma kararı verilir." hükmü uyarınca 5237 sayılı TCK'nın 7/2. maddesi de gözetilerek sanıkların hukuki durumlarının değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır<a href="#_ftn21" name="_ftnref21" title="">[21]</a>.</p>

<p>Yargılama kapsamında sanığın işlediği veya işlediği iddia edilen suçların Uyap’tan araştırılarak suç tarihleri ve suçlar üzerinden zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının araştırılması gerekir. Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Dava dosyası kapsamına göre, sanığın gizli soruşturmacılara uyuşturucu madde sattığı iddiasına ilişkin olarak; Olay tutanakları, sanık savunmaları, tanık ifadeleri, uzmanlık raporları ve tüm dava dosyası kapsamına göre, olay tarihinde sanığın gizli soruşturmacılara metamfetamin maddesi sattığı olayda, dosya içerisinde yer alan evraklar ile UYAP sistemi üzerinden yapılan incelemeden de anlaşılacağı üzere sanık hakkında suç tarihi 07.04.2025 olan ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2025/.. soruşturma dosyası üzerinden uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan soruşturma yürütüldüğü ve bu soruşturma dosyasının halen derdest olduğu tespit edilmiş olup, bu soruşturma dosyasının akıbetinin araştırılması, dava açılması durumunda zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının tespit edilmesi bakımından dosyaların birleştirilerek görülmesi ve sonucuna göre hüküm kurulması gerektiği gözetilmeksizin eksik araştırma ile hüküm kurulması hukuka aykırı bulunmuştur<a href="#_ftn22" name="_ftnref22" title="">[22]</a>”.</p>

<p>Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir diğer kararında da şöyle denilmektedir;” Sanığın 30.03.2023 tarihli eyleminden dolayı 01.04.2013 tarihinde iddianame düzenlendiği, yapılan yargılama neticesinde sanık hakkında kurulan hükmün temyiz üzerine Dairemizin 20.02.2015 tarihli ve 2014/14640 Esas, 2015/15134 Karar sayılı ilamı ile bozulduğu, Adana 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 30.06.2015 tarihli ve 2015/140 Esas, 2015/340 Karar sayılı ilamı ile temyiz incelemesine konu dosya ile birleştirilmesine karar verildiği, sanığın 21.12.2012 tarihli eyleminden dolayı 08.11.2013 tarihinde iddianame düzenlendiği, <strong>her iki dosyanın suç tarihlerine göre bu eylemlerin bir suç işleme kararı icrası kapsamında işlendiğinin anlaşılması karşısında; Sanık hakkında 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde öngörülen zincirleme suç hükümlerinin uygulanması gerektiği gözetilmeden, her bir eylem için ayrı ayrı ceza verilmek suretiyle yazılı şekilde karar verilmesi hukuka aykırı görülmüştür”<a href="#_ftn23" name="_ftnref23" title=""><strong>[23]</strong></a></strong>.</p>

<p>Aynı eylemden dolayı sanık iki kez yargılanamayacağından mükerrer yargılama yapılmaması, sanığın fiillerinin her birinin yenilenen kararla işlenmiş ayrı suçları mı yoksa bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen zincirleme suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından; aynı suçla ilgili aynı müştekiye yönelik dava dosyalarının getirtilerek incelenmesi, mümkün olması halinde davaların birleştirilmesi, aksi halde bu dosyayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine alınması, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesinti olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Nitekim Yargıtay’ın aynı doğrultudaki bir kararında şöyle denilmektedir;” Sanığın üzerine atılı kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçunun mağdurunun Sosyal Güvenlik Kurumu olduğu, UYAP kayıtları incelendiğinde ise sanığın katılan Sosyal Güvenlik Kurumu’na yönelik eylemleri nedeniyle Bandırma 1 Ağır Ceza Mahkemesinin 21.05.2010 tarihli ve 2008/162 esas, 2010/90 karar sayılı kararı ile kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine hükmedildiği ve Çanakkale 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 2023/649 Esas sayılı dosyasının ise halen derdest olduğunun anlaşılması karşısında; mükerrer yargılama yapılmaması, sanığın fiillerinin her birinin yenilenen kararla işlenmiş ayrı suçları mı yoksa bir suç işleme kararının icrası kapsamında işlenen zincirleme suçu mu oluşturduğunun değerlendirilmesi açısından; ilgili dosyaların ve varsa tespit edilebilen benzer nitelikteki dosyalarının getirtilerek incelenmesi, mümkün olması halinde davaların birleştirilmesi, aksi halde bu dosyayı ilgilendiren delillerin onaylı örneklerinin dosya içine alınması, iddianame ve suç tarihlerine göre hukuki kesinti olup olmadığının belirlenmesi, bu şekilde eksiklik tamamlandıktan sonra sanık hakkında 5237 sayılı Kanun'un 43. maddesinin birinci fıkrasının uygulama şartlarının oluşup oluşmadığı tartışılarak gerekli değerlendirmelerin yapılması, kesinleşmiş hükümlerin zincirleme suç kapsamında kaldığının anlaşılması halinde de YCGK'nın 15.03.2016 tarihli ve 2014/847 esas, 2016/128 karar sayılı kararında belirtildiği üzere, tayin olunacak cezadan kesinleşmiş önceki cezaların mahsup edilmesi, tayin olunacak cezanın kesinleşmiş cezaların altında kalması halinde ise ek ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği gözetilerek sanığın hukuki durumunun tayin ve takdir edilmesi gerekirken, eksik inceleme ile mahkûmiyet hükmü kurulması, yasaya aykırı, sanık müdafinin temyiz nedenleri bu itibarla yerinde görüldüğünden, hükmün 5320 sayılı Kanun’un 8/1. maddesi gereğince uygulanması gereken 1412 sayılı CMUK'un 321. maddesi uyarınca tebliğname’ye aykırı olarak, oy birliğiyle bozulmasına, 04.06.2026 tarihinde karar verildi”<a href="#_ftn24" name="_ftnref24" title="">[24]</a>.</p>

<p>Uyuşturucu madde kullanma eylemlerinde zincirleme suç hükümlerinin uygulanması ile ilgili olarak Yargıtay 10. Ceza Dairesi, 13.09.2023 tarihli ve 2021/303 Esas, 2023/7673 Karar sayılı kararında da açıklandığı üzere, yerleşik uygulamalara göre, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçundan yürütülen soruşturmalarda, 5237 sayılı TCK'nın 191/6. maddesinde yer alan "Dördüncü fıkraya göre kamu davasının açılmasından sonra, birinci fıkrada tanımlanan suçun tekrar işlendiği iddiasıyla açılan soruşturmalarda ikinci fıkra uyarınca kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilemez" hükmü gereği, <strong>kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının sadece bir kez verilebileceği şeklindeki amir hükme aykırı olarak, kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde bulundurma suçu nedeniyle farklı tarihlerde işlediği eylemlerden dolayı birden fazla kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilmiş ise, bunlardan usulüne uygun olarak verilip kesinleşen ilk kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararının esas alınması gerektiği kabul edildiğinden, Cumhuriyet Başsavcılığı ve/veya mahkemelerden ilgili dosyaların getirtilip dosya arasına alınıp, derdest ise temyize konu dava dosyası ile birleştirilmesi; hüküm verilmiş ve kesinleşmiş ise, gerektiğinde olağanüstü kanun yollarına başvurulabileceği, sonucuna göre, tüm deliller birlikte gözetilmek suretiyle ihlal niteliğinde eylem olup olmadığı ya da eylemlerin tek suç, ayrı suç veya zincirleme suç oluşturup oluşturmadığı tartışılıp değerlendirildikten sonra sanığın hukukî durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi</strong> hukuka aykırılık oluşturmaktadır<a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari" rel="dofollow">[25].</a></p>

<p>Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 28.04.2015 tarihli ve 2014/462 Esas, 2015/135 Karar ve 2014/848 esas, 2015/136 karar sayılı kararlarında da bahsedildiği üzere; alıcı görevli tarafından sanıktan birden fazla kez uyuşturucu madde satın alınmasının, ayrıca suç oluşturmadığı ve gerçek anlamda bir "alım-satım" söz konusu olmadığı gözetilmeden atılı suçun zincirleme olarak işlendiği kabul edilerek, sanığın cezasının 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesi ile artırılması suretiyle fazla ceza tayin edilmesi, hukuka aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesince, eylem hakkında delil değerlendirmesi yapılarak İlk Derece Mahkemesinin maddi vakıayı kabulüne ilişkin tespitini kabul etmeyip sanıklar hakkındaki ilgili hüküm fıkralarından 5237 sayılı TCK'nın 43. maddesinde tanımlanan zincirleme suç hükümlerinin çıkartılabilmesi için, aynı Kanun'un 280/1-g maddesi uyarınca duruşma açılarak, delil değerlendirilmesi yapıldıktan sonra hüküm kurulması gerektiğinin gözetilmemesi, aynı Kanun'un 289/1-h maddesi kapsamında hukuka kesin aykırılık hâli olarak saptanmıştır<a href="#_ftn26" name="_ftnref26" title="">[26]</a>.</p>

<p>Taksirli suçlarda zincirleme suç hükümleri uygulanamaz<a href="#_ftn27" name="_ftnref27" title="">[27]</a>. Taksirli yaralama ve taksirle öldürme suçlarında özel bir içtima hali bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, zincirleme suç hükümleri ancak kasten işlenen suçlarda uygulama alanı bulacaktır.</p>

<p>Bir suçun diğerinin unsuru veya ağırlatıcı nedeni olması halinde zincirleme suç hükümleri uygulanamaz. Bu durumda bileşik suç bulunmaktadır. Suçun niteliği olan seçimlik hareketlerin birden fazlasının yapılması eylemi zincirleme suç haline sokmamaktadır<a href="#_ftn28" name="_ftnref28" title="">[28]</a>. Aynı suçun aynı mağdura aynı gün içerisinde birden fazla kez işlenmesi halinde zincirleme suç hükümleri uygulanmayacaktır. Yine aynı suçun aynı gün tek fiil ile birden fazla mağdura yönelik birkaç kez işlenmesi halinde de zincirleme suç nedeniyle ceza artırılmayacaktır.</p>

<p>Koşulları oluşmadığı hallerde sanık hakkında zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayin edilmesi hukuka aykırılık oluşturmaktadır. Öte yandan sanık hakkında zincirleme suç hükümleri kapsamında olmayan farklı tarihli eylemler yönünden ayrı ayrı hüküm kurulması gerekirken zincirleme suç hükümleri uygulanarak eksik ceza tayini de yasaya aykırıdır. Yine suç oluşturan eylemlerinin farklı zamanlarda gerçekleştiğine dair bir kanıt bulunmayışı hususları dikkate alındığında sanık hakkında tek suçtan mahkumiyeti yerine koşulları oluşmayan TCK’nın 43. maddesinde yer alan zincirleme suç hükümleri uygulanarak fazla ceza tayini hukuka aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p>

<p><strong>Zincirleme suç hallerinin tespiti ve uygulanması çok önemli bir konu olup soruşturma ve yargılamada titizlikle incelenmesi gerekir. Zincirleme suçta birden fazla aynı suç işlenmesine rağmen sanık hakkında tek suçtan cezaya hükmedilmekte ve bu ceza sadece dörtte birinden dörtte üçüne kadar arttırılabilmektedir. Yasa koyucu aynı suçu işleyen sanığa topluma tekrar kazanılması yönünde bir ceza indirimi uygulamak suretiyle suçluların bir anlamda topluma entegrasyonunu amaçlamaktadır. Kanun koyucu </strong><strong>kasten öldürme, kasten yaralama, işkence ve yağma suçlarında zincirleme suç hükümlerinin uygulanamayacağını belirterek korunan hukuki yararların ağırlığı gözetilerek zincirleme suç hükümlerinin belirlendiğini ortaya koymaktadır. </strong></p>

<p><strong>Zincirleme suç hali sevk maddesi olarak iddianamede belirtilmemiş ise ek savunma verilerek zincirleme suç hükümleri ancak iddianamede zincirleme oluşturan eylemlerin belirtilmesi şartıyla uygulanabilmektedir. Zincirleme suç hallerinde ek savunmanın sanığa verilmesi gerekir. Sadece müdafiye ek savunma hakkının verilmesi savunma hakkının kısıtlanması anlamına gelmektedir. </strong></p>

<p><strong>Aynı suç işleme kararının tespiti objektif olup uygulamada bu yönde bir araştırma yapılmayarak karine olarak aynı suç işleme kararının varlığı kabul edilmektedir. Uygulamada uyuşturucu madde ticareti, uyuşturucu madde kullanma, cinsel saldırı, cinsel istismar, dolandırıcılık, hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma, resmî belgede sahtecilik, kaçakçılık, hırsızlık, hakaret, tehdit, özel hayatın gizliliğini ihlal ve mala zarar verme suçlarının yoğun bir şekilde zincirleme suretiyle işlendikleri gözlemlenmektedir. </strong></p>

<p><strong>Zincirleme suç hükümlerinin uygulanması suçun işlendiği yer bakımından bir sınırlama getirmemekte olup Türkiye çapında işlenen suçlar kapsamında zincirleme suç hükümlerinin uygulanıp uygulanmayacağının hem ilk derece mahkemesi hem de istinaf mahkemeleri tarafından talep üzerine veya re’sen inceleme konusu yapılmasında hukuki ve fiili yararlar bulunmaktadır. </strong></p>

<p></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN"><img alt="Av. Cenk Ayhan APAYDIN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/11/cenk-ayhan-apaydin-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-cenk-ayhan-apaydin" title="Av. Cenk Ayhan APAYDIN">Av. Cenk Ayhan APAYDIN</a></strong></h4>

<p></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="#_ftnref1" name="_ftn1" title=""><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 43. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref2" name="_ftn2" title=""><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> TCK’nın 43. Maddesinin gerekçesi.</span></p>

<p><a href="#_ftnref3" name="_ftn3" title=""><span style="color:#999999">[3]</span></a><span style="color:#999999"> Özbek, Veli Özer / Kanbur, Mehmet Nihat/Doğan, Koray /Bacaksız, Pınar / Tepe, İlker, <strong>Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler</strong>, 5. Baskı, Ankara, 2014.</span></p>

<p><a href="#_ftnref4" name="_ftn4" title=""><span style="color:#999999">[4]</span></a><span style="color:#999999"> Artuk, M. Emin/ Gökcen, Ahmet/Alşahin, M. Emin/ Çakır, Kerim,<strong> Ceza Hukuku Özel Hükümler</strong>, 18. Baskı, Ankara,2019, s. 426</span></p>

<p><a href="#_ftnref5" name="_ftn5" title=""><span style="color:#999999">[5]</span></a><span style="color:#999999"> Öbek ve diğerleri, s. 584.</span></p>

<p><a href="#_ftnref6" name="_ftn6" title=""><span style="color:#999999">[6]</span></a><span style="color:#999999"> Öbek ve diğerleri, s. 584.</span></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="#_ftnref7" name="_ftn7" title=""><span style="color:#999999">[7]</span></a><span style="color:#999999"> Dönmezer, Sulhi/Erman, Sahir<strong>, Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt II</strong>, 15. Baskı, İstanbul, 2021, s. 19.</span></p>

<p><a href="#_ftnref8" name="_ftn8" title=""><span style="color:#999999">[8]</span></a><span style="color:#999999">[8] Koca, Mahmut/Üzülmez, İlhan, Türk Ceza Hukuku Genel Hükümler, 8. Baskı, Ankara 2015, s. 499.</span></p>

<p><a href="#_ftnref9" name="_ftn9" title=""><span style="color:#999999">[9]</span></a><span style="color:#999999"> Mahmutoğlu, Fatih Selami / Karadeniz, Serra: Türk Ceza Kanunu Genel Hükümler Şerhi, İstanbul, 2017, s.1073-1074</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[10]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 7. Ceza Dairesi’nin 25. 06. 2026 tarihli, 2023/488 esas ve 2026/7558 sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999"> (</span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">https://www.hukukihaber.net/yargitay-7-ceza-dairesinin-2023488-e-20267558-k-sayili-karari).</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">[11] Yargıtay10. Ceza Dairesi’nin 30. 06. 2026 tarihli, 2022/786 esas ve 2026/10292 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref12" name="_ftn12" title=""><span style="color:#999999">[12]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay10. Ceza Dairesi’nin 16. 06. 2026 tarihli, 2021/6087 esas ve 2026/9329 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref13" name="_ftn13" title=""><span style="color:#999999">[13]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 17. 06. 2026 tarihli, 2024/8499 esas ve 2026/11539 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref14" name="_ftn14" title=""><span style="color:#999999">[14]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 17. 06. 2026 tarihli, 2024/10231 esas ve 2026/11617 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref15" name="_ftn15" title=""><span style="color:#999999">[15]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 16. 06. 2026 tarihli, 2024/5623 esas ve 2026/11457 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref16" name="_ftn16" title=""><span style="color:#999999">[16]</span></a><span style="color:#999999"> Önder, Ayhan, <strong>Ceza Hukuku Genel Hükümler, </strong>Cilt II-III, 2. Baskı, İstanbul, 1992, s. 498</span></p>

<p><a href="#_ftnref17" name="_ftn17" title=""><span style="color:#999999">[17]</span></a><span style="color:#999999">. Yar. CGK, E. 2012/9-1475 K. 2013/577, 03.12.2013; Yar. 7. CD., E. 2013/22136 K. 2014/13750, 30.6.2014; Yar. 7. CD., E. 2019/8469 K. 2020/1953, 6.2.2020.</span></p>

<p><a href="#_ftnref18" name="_ftn18" title=""><span style="color:#999999">[18]</span></a><span style="color:#999999"> Bulut, İlhan, <strong>Zincirleme Suçta “Bir Suç İşleme Kararı” Kavramı ve Yargıtay İçtihatları Çerçevesinde İncelenmesi,</strong> İstanbul Medeniyet Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi (İMHFD)  C: 10, S: 1, Mart 2025, s. 45</span></p>

<p><a href="#_ftnref19" name="_ftn19" title=""><span style="color:#999999">[19]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 15. 06. 2026 tarihli, 2024/8376 esas ve 2026/11297 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref20" name="_ftn20" title=""><span style="color:#999999">[20]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 4. Ceza Dairesi’nin 11. 06. 2026 tarihli, 2024/9793 esas ve 2026/11172 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref21" name="_ftn21" title=""><span style="color:#999999">[21]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 12. Ceza Dairesi’nin 09. 06. 2026 tarihli, 2025/8033 esas ve 2026/5820 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref22" name="_ftn22" title=""><span style="color:#999999">[22]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 8. Ceza Dairesi’nin 09. 06. 2026 tarihli, 2025/14017 esas ve 2026/7998 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref23" name="_ftn23" title=""><span style="color:#999999">[23]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 08. 06. 2026 tarihli, 2026/1466 esas ve 2026/8136 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref24" name="_ftn24" title=""><span style="color:#999999">[24]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 11. Ceza Dairesi’nin 04. 06. 2026 tarihli, 2021/41001 esas ve 2026/6029 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[25]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 29. 12. 2025 tarihli, 2022/12396 esas ve 2025/14426 sayılı kararı</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">(https://www.hukukihaber.net/yargitay-10-ceza-dairesinin-202212396-e-202514426-k-sayili-karari).</span></a></p>

<p><a href="#_ftnref26" name="_ftn26" title=""><span style="color:#999999">[26]</span></a><span style="color:#999999"> Yargıtay 10. Ceza Dairesi’nin 03. 06. 2026 tarihli, 2026/5230 esas ve 2026/7933 sayılı kararı (UYAP isimli Yargıtay kararlarına özel erişim sağlayan sistemden alınmıştır).</span></p>

<p><a href="#_ftnref27" name="_ftn27" title=""><span style="color:#999999">[27]</span></a><span style="color:#999999"> Özbek ve diğerleri, s. 590.</span></p>

<p><a href="#_ftnref28" name="_ftn28" title=""><span style="color:#999999">[28]</span></a><span style="color:#999999"> Özbek ve diğerleri, s. 586.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/zincirleme-suc-uygulamalari-1</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/terazi/tokfmas.jpg" type="image/jpeg" length="32571"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yasa Dışı Bahiste 3 Milyon Kişilik Tespit: 7258 Sayılı Kanun Kapsamında Hukuki Gerçekler ve Hak Arama Yolları]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-3-milyon-kisilik-tespit-7258-sayili-kanun-kapsaminda-hukuki-gercekler-ve-hak-arama-yollari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-3-milyon-kisilik-tespit-7258-sayili-kanun-kapsaminda-hukuki-gercekler-ve-hak-arama-yollari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Son günlerde kamuoyuna yansıyan haberlerde, yasa dışı bahis oynadığı tespit edilen 3 milyondan fazla kişi hakkında idari süreçlerin başlatıldığı ve yüksek miktarlarda idari para cezalarının uygulanacağı bilgisi geniş yer bulmuştur.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Gerek ceza miktarlarının büyüklüğü gerekse idari süreçlerin işleyişi hakkında oluşan bilgi kirliliğini gidermek ve hak kayıplarının önüne geçmek amacıyla, 7258 sayılı Kanun ve ilgili mevzuat ışığında bilinmesi gereken temel hukuki hususları derledik.</p>

<p><strong>1. Suç Değil, Kabahat! (7258 S.K. m. 5/1-d)</strong></p>

<p>Kamuoyundaki en yaygın yanlış algılardan biri, yasa dışı bahis oynamanın hapis cezası veya sabıka kaydı (adli sicil) gerektiren bir "suç" olduğudur. Oysa kanun koyucu oynama fiilini net bir şekilde ayırmıştır.</p>

<p>7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 5. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi uyarınca:<br />
"Spor müsabakalarına dayalı sabit ihtimalli veya müşterek bahis veya şans oyunlarını oynayanlar mahalli mülki idare amiri tarafından sekiz bin liradan kırk bin liraya kadar idari para cezası ile cezalandırılır."</p>

<p>Buradaki kritik ayrım şudur: Yasa dışı bahis oynatmak, yer sağlamak veya para nakline aracılık etmek hapis cezası gerektiren ağır suçlar iken; sadece bahis oynamak bir "kabahat"tir. Dolayısıyla hapis cezası, adli kontrol veya sabıka kaydı söz konusu değildir. Süreç mahkemelerce değil, mülki idare amirlikleri (Valilik/Kaymakamlık) tarafından yürütülen idari bir para cezası sürecidir.</p>

<p><strong>2. Yeniden Değerleme Oranları ve Güncel Ceza Miktarları</strong></p>

<p>Kanun metninde yer alan 8.000 TL ile 40.000 TL arasındaki alt ve üst sınırlar, her yıl 5326 sayılı Kabahatler Kanunu uyarınca ilan edilen Yeniden Değerleme Oranı nispetinde artırılmaktadır.</p>

<p>Uygulamada yapılan en büyük hatalardan biri, ceza miktarının tebliğ edildiği tarihe göre hesaplanmasıdır. Ceza hukukunun temel ilkeleri gereği ceza miktarı, idari para cezasına konu fiilin/bahsin işlendiği tarihteki tarifeye göre belirlenir:</p>

<p>* 2024 Yılı Fiilleri İçin: 36.000 TL – 144.000 TL</p>

<p>* 2025 Yılı Fiilleri İçin: 82.244 TL – 329.106 TL</p>

<p>* 2026 Yılı Fiilleri İçin: 103.207 TL – 412.995 TL</p>

<p>İdarenin geçmiş yıllara ait bir fiil için güncel yılın artırılmış tutarlarından ceza kesmesi durumunda, karara karşı hukuki itiraz yolu açılmaktadır.</p>

<p><strong>3.</strong> <strong>Soruşturma Zamanaşımı Engeli</strong> (Kabahatler Kanunu m. 20)<br />
İdari para cezaları sonsuza kadar kesilemez. Kabahatler Kanunu’nun 20. maddesinin 2. fıkrasının (a) bendi uyarınca; 100.000 TL veya daha fazla idari para cezasını gerektiren kabahatlerde soruşturma zamanaşımı süresi 5 yıldır.</p>

<p>Buna göre; bahsin oynandığı (kabahatin işlendiği) tarihten itibaren 5 yıl içinde idari para cezası kararı verilip şahsa tebliğ edilmezse, idarenin ceza kesme yetkisi zamanaşımına uğrar. Bu süreden sonra düzenlenen idari yaptırım kararları hukuken geçersiz kılınabilir.</p>

<p><strong>4. İdari Para Cezasına İtiraz ve Yasal Süreç</strong></p>

<p>Hakkında idari para cezası uygulanan ve karar tutanağı tebliğ edilen vatandaşların izlemesi gereken hukuki yol haritası şöyledir:</p>

<p>* <strong>15 Günlük Hak Düşürücü İtiraz Süresi:</strong> İdari yaptırım kararının tebliğ veya tefhim edildiği tarihten itibaren en geç 15 gün içinde yetkili ve görevli Sulh Ceza Hakimliği’ne dilekçe ile itiraz edilmelidir (Kabahatler Kanunu m. 27/1).</p>

<p>* <strong>%25 Erken Ödeme İndirimi:</strong> İdari para cezasını yasal süresi içinde ödeyen kişilere 1/4 (%25) oranında indirim uygulanır (Kabahatler Kanunu m. 17/6). Cezaya itiraz edilmesi, erken ödeme indiriminden faydalanmaya engel değildir. İtiraz kazanıldığı takdirde ödenen tutar iade alınabilir.</p>

<p>* <strong>Kesinleşme ve Tahsilat:</strong> 15 günlük süre içinde itiraz edilmezse ceza kesinleşir ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uyarınca Vergi Dairesi aracılığıyla haciz/icra takibi başlatılır.</p>

<p><strong>SONUÇ</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Yasa dışı bahis ile mücadelede idari yaptırımların dozu artırılmış olmakla birlikte, vatandaşların ve uygulayıcıların hukuki nitelendirmeyi doğru yapması şarttır.</p>

<p>Oynama eylemi adli bir suç değil, yaptırımı idari para cezası olan bir kabahattir.</p>

<p>Usulsüz tebligatlar, yanlış yıl tarifesinden ceza kesilmesi, fiilin gerçekleştiği tarih ile tebliğ tarihi arasındaki zaman aşımı süreleri ve banka hesap bloke süreçleri ciddi hukuki detaylar barındırmaktadır. Herhangi bir hak kaybı yaşanmaması adına, tebliğ alınan kararlara karşı fiil tarihi, zamanaşımı ve 15 günlük itiraz süresi titizlikle takip edilmelidir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/furkan-ozbek.jpeg" rel="nofollow" title="Furkan Özbek"><img alt="Furkan Özbek" height="201" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/04/furkan-ozbek.jpeg" width="200" /></a></p>

<p><strong>Av. Furkan ÖZBEK</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yasa-disi-bahiste-3-milyon-kisilik-tespit-7258-sayili-kanun-kapsaminda-hukuki-gercekler-ve-hak-arama-yollari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 16:10:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/12/terazi/themiss.jpg" type="image/jpeg" length="82381"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Hakim kılığında milyonluk vurgun: Doktor eşi bile hakim sanıyormuş!]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hakim-kiliginda-milyonluk-vurgun-doktor-esi-bile-hakim-saniyormus</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hakim-kiliginda-milyonluk-vurgun-doktor-esi-bile-hakim-saniyormus" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul'da kendisini hakim olarak tanıtıp vatandaşları "İşlerinizi çözeceğiz" vaadiyle kandıran çeteye operasyon düzenlendi. Aralarında 3 avukatında bulunduğu 4 şüpheli gözaltına alındı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı koordinesinde İstanbul il Jandarma Komutanlığı KOM Şube Müdürlüğü tarafından "Suç İşlemek Amacı ile Örgüt Kurmak" ve "Nitelikli Dolandırıcılık" suçlarından soruşturma yürütüldü.</p>

<p>Soruşturma kapsamında örgüt hiyerarşisi içinde hareket eden ve örgüt lideri K.A.'nın kendisini hakim" olarak tanıtıp adli sorunları olan vatandaşları işlerini çözmek vaadiyle dolandırdığı tespit edildi.</p>

<p>Soruşturma kapsamında ele geçirilen bilgiler çerçevesinde aralarında 3 avukatında bulunduğu toplam 5 şüpheliye yönelik İstanbul'da operasyon düzenlendi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Ele geçirilenler İstanbul İl Jandarma Komutanlığı'nda sergilendi.</p>

<p><strong>MİLYONLAR ELE GEÇİRİLDİ</strong></p>

<p>Operasyon sonucu şüphelilerin evlerinde bir adet hakim cübbesi, iki adet banka dekontu, bir adet 1 milyon euro değerinde senet, 285 gram külçe altın, 6 bin 990 euro, 8 bin 80 dolar, 4 adet cep telefonu ve bir adet USB bellek ele geçirildi.</p>

<p><strong>4 ŞÜPHELİ GÖZALTINDA</strong></p>

<p>Şüphelilerden 4'ünün gözaltına alındığı bildirilirken bir şüphelinin ise başka bir suçtan tutuklu olduğu öğrenildi.</p>

<p><strong>"EŞİ DAHİL GERÇEK HAKİM ZANNEDİYORMUŞ" İDDİASI</strong></p>

<p>Öte yandan örgüt lideri K.A. hakkında da dikkat çeken bir iddia ortaya atıldı.</p>

<p>Sabah gazetesinde yer alan habere göre, jandarma baskını sırasında apartman sakinlerinin sözde hakimin kaçırıldığını zannedip polise haber verdiği iddia edildi.</p>

<p>Şebeke liderinin doktor eşinin bile kocasını gerçek bir hakim zannettiği iddialar arasında yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hakim-kiliginda-milyonluk-vurgun-doktor-esi-bile-hakim-saniyormus</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 15:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/untitled-1-17.jpg" type="image/jpeg" length="27998"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Noter aracılığıyla gönderilecek bir kısım fesih ihbarlarının damga vergisine tabi tutulmasına ilişkin genelgenin yürütmesi durduruldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/noter-araciligiyla-gonderilecek-bir-kisim-fesih-ihbarlarinin-damga-vergisine-tabi-tutulmasina-iliskin-genelgenin-yurutmesi-durduruldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/noter-araciligiyla-gonderilecek-bir-kisim-fesih-ihbarlarinin-damga-vergisine-tabi-tutulmasina-iliskin-genelgenin-yurutmesi-durduruldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği tarafından noter aracılığıyla gönderilecek bir kısım fesih ihbarlarının ve cayma hakkına ilişkin ihbarların damga vergisine tabi tutulmasına ilişkin genelgenin iptali için dava açılmıştı. Danıştay 9. Dairesi, dava konusu genelgenin yürütmesinin durdurulmasına karar verdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Türkiye Barolar Birliği (TBB) tarafından Türkiye Noterler Birliğinin bir kısım fesih ihbarlarının, cayma hakkına ilişkin ihbarların damga vergisine tabi tutulmasına ilişkin Genelgesi’nin yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle açılan davada Danıştay 9. Dairesi;</p>

<p>“6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da yer alan taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri ve ön ödemeli konut satış sözleşmeleri muhtevasında bulunan cayma hakkının kullanılmasına yönelik olarak düzenlenen ihbarnameler ile 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24 üncü ve 25 inci maddeleri muhtevasında yer alan ihbarnamelerin ve belli şartların yerine getirilmesi aksi halde sözleşmenin sonlandırıldığını belirten irade beyanlarına ilişkin fesih ihbarlarının fesihname veya fesihname ile eşdeğer bir kâğıt olarak değerlendirilmesine hukuken olanak bulunmadığı” gerekçesiyle Genelge uyarınca anılan işlemlerin Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrası kapsamında nispi damga vergisine tabi tutulmasında hukuka uyarlık bulunmadığına hükmetti.</p>

<p>TBB'den yapılan açıklamada "Sözü edilen yürütmenin durdurulması kararını kamuoyunun ve avukat meslektaşlarımızın bilgisine saygılarımızla sunarız." denildi.</p>

<h2><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/07/danistay-9-dairesi-2024-6575.pdf" rel="dofollow"><strong>&gt;&gt; Yürütmenin Durdurulması Kararı için </strong><span style="color:#2980b9"><strong>TIKLAYINIZ</strong></span></a></h2>

<p></p>

<p><i>Dava Dilekçesi şöyle;</i></p>

<p><strong>DANIŞTAY İLGİLİ DAİRE BAŞKANLIĞINA</strong></p>

<p><strong>Yürütmenin Durdurulması Taleplidir.<br />
Anayasa’ya Aykırılık İddiası Vardır.</strong></p>

<p><strong>DAVACI : </strong>Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı Oğuzlar Mah. Av. Özdemir Özok Sokağı No:8 Balgat/ANKARA</p>

<p><strong>VEKİLİ : </strong>Av. … (Aynı adreste.)</p>

<p><strong>DAVALI :</strong> Türkiye Noterler Birliği Söğütözü Cad. No:4 Söğütözü/ANKARA</p>

<p><strong>DAVA KONUSU : </strong>Türkiye Noterler Birliğinin internet sitesinde 02.09.2024 tarihinde duyurulan, 29.08.2024 tarihli, “Fesih İhbarı Hk.” konulu 12 No.lu Genelgesinin öncelikle yürütmesinin durdurulması ve iptali ile Genelge dayanağı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında yer alan “Fesihnameler (Belli parayı ihtiva eden bir kâğıda taalluk edenler dahil)” düzenlemesinin Anayasa’nın 2., 5., 7., 8., 13. ve 35. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulması talebimizdir.</p>

<p><strong>DUYURU TARİHİ : </strong>02.09.2024<br />
<strong>AÇIKLAMALAR : </strong>Türkiye Noterler Birliğine ait internet sitesinde 02.09.2024 tarihinde duyurulan 29.08.2024 tarihli, “Fesih İhbarı Hk.” konulu 12 No.lu Genelge;</p>

<p>“…Gelir İdaresi Başkanlığı görüşüne göre, fesih hükümlerinin kanuni düzenlemede yer aldığı ve bu hükümlerin sözleşme düzenlendiği anda taraflarca bilinerek kabul edilmiş sayıldığı durumlarda, tek taraflı fesih hakkının kullanıldığına dair düzenlenen kağıtların, ayrıca taraflar arasında yeni bir kağıt düzenlenmesine veya karşı tarafın kabulüne gerek duyulmaksızın ihbara konu sözleşmeyi sona erdirmesi durumunda, bu ihbarnamenin fesihname olarak değerlendirilmesi ve bu kağıtlardan binde 1,89 oranında damga vergisi tahsil edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>16.07.2021 günlü ve Mali Danışmanlık-174-26124 sayılı yazımıza konu görüş talebimize Gelir İdaresi Başkanlığınca 24.07.2024 günlü ve 58549 sayılı yazı ile cevap verilmiş olmakla, bundan böyle;</p>

<p>1- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan</p>

<p>-Taksitle satış sözleşmeleri</p>

<p>-Tüketici kredisi sözleşmeleri</p>

<p>-Ön ödemeli konut satış sözleşmeleri muhtevasında bulunan cayma hakkının kullanılmasına yönelik olarak düzenlenmek istenilen ihbarnameler ile,</p>

<p>2- 4857 sayılı İş Kanununda yer alan 24 üncü ve 25 inci maddeler muhtevasında yer alan süre bitiminden önce haklı feshe ilişkin olarak düzenlenecek olan ihbarnamelerin, taraflar arasında yeni bir kağıt düzenlenmesine veya karşı tarafın kabulüne gerek duyulmaksızın ihbara konu sözleşmeyi sona erdirmesi durumunda, fesihname olarak değerlendirilerek nispi damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir. Bu ihbarnameler üzerinde onaylama işlemi yapıldığında nispi harç da alınacağı tabiidir. Bu ihbarnameler üzerinde onaylama işlemi yapıldığında nispi harç da alınacağı tabiidir” şeklinde düzenlenmiştir.</p>

<p>Dava konusu Genelge ile duyuru tarihine değin damga vergisine tabi tutulmayan 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da düzenlenen taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri ve ön ödemeli konut satış sözleşmeleri kapsamında cayma hakkına ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri kapsamında haklı feshe ilişkin düzenlenecek ihbarnamelerin “fesihname” olarak değerlendirilerek nispi damga vergisine tabi tutulacağı belirtilmektedir.</p>

<p>Aşağıda gerekçeleriyle açıklanacağı üzere, Türkiye Noterler Birliğince nispi damga vergisine tabi tutulacağı belirtilen bir kısım ihbarnamelerin fesihname olarak değerlendirilmesi yönündeki görüş ve uygulamanın açık, net ve belirli bir kanuni dayanağı bulunmamakta olup Genelgeyle getirilen uygulama hukuki belirlilik ilkesine ve aşağıda ayrıntılı şekilde açıklanan Anayasa hükümlerine aykırılıklar içerdiğinden dava konusu Genelge’nin yürütmesinin durdurularak iptalini ve Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında yer alan “Fesihnameler (Belli parayı ihtiva eden bir kâğıda taalluk edenler dahil)” düzenlemesinin iptali istemi ile Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmasını talep ve dava zorunluluğu doğmuştur.</p>

<p><strong>A- DAVA AÇMA EHLİYETİNE İLİŞKİN AÇIKLAMALAR:</strong></p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti; insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>Anayasa’nın 135. maddesinin birinci fıkrası uyarınca kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve üst kuruluşları; belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir. 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 109. maddesi uyarınca, bütün baroların katılımıyla oluşan, kamu kurumu niteliğinde, tüzel kişiliğe sahip bir meslek kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğine, Kanun’un “Birliğin görevleri” başlıklı 110. maddesinin 3., 11. ve 17. bentleriyle “Baro mensuplarının genel menfaatlerini ve meslekin ahlak, düzen ve geleneklerini korumak”, “Kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak”, “Hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmak ve korumak, bu kavramlara işlerlik kazandırmak” görevleri; Birliğin Yönetim Kuruluna ise Kanun’un 121. maddesinin 18. bendiyle “Meslekî dayanışmanın sağlanması ve devamlılığı için her türlü çalışmalarda bulunmak, mesleğe ve meslek mensuplarına yönelik hak ihlâllerine karşı avukatlık mesleğini ve meslektaşlarını savunmak ve bu konularda her türlü yasal ve idarî girişimde bulunmak” görevleri verilmiştir.</p>

<p>Gerek Anayasa’nın kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarına verdiği yükümlülükler gerekse kanun koyucunun verdiği yukarıda alıntılanan görev ve yetkiler uyarınca, avukatlık mesleğinin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesi ile avukatların yüklendikleri görevleri tam ve şerefli bir şekilde yerine getirmesinin sağlanması, hukukun üstünlüğünün ve insan haklarının korunması konularında gerekli yasal girişimlerde bulunma görev ve yetkisine sahip Türkiye Barolar Birliği, avukatlık mesleğinin geleceğe taşınması, savunma makamının yargının kurucu unsuru olarak varlığını sürdürmesi ve hukuk devleti ilkesi ile adil yargılanma hakkının tam anlamıyla işlerlik kazanması amacıyla kuruluşundan bu yana etkin çaba göstermektedir.</p>

<p>Anayasa ile korunan hak arama hürriyeti ve adil yargılanma hakkı ile bağlantılı olan avukatlık, Avukatlık Kanunu’nun 1. maddesinde de belirtildiği üzere, kamu hizmeti ve serbest bir meslek olup avukat, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eder.</p>

<p>Avukatlık Kanunu’nun 2. maddesinde avukatlığın amacı; hukuki münasebetlerin düzenlenmesini, her türlü hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk kurallarının tam olarak uygulanmasını her derecede yargı organları, hakemler, resmi ve özel kişi, kurul ve kurumlar nezdinde sağlamak olarak düzenlenmiş; avukatların bu amaçla hukuki bilgi ve tecrübelerini adalet hizmetine ve kişilerin yararlanmasına tahsis edeceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>1512 sayılı Noterlik Kanunu’nun 40. maddesi uyarınca resmi daire sayılan noterlik dairelerinde aynı Kanun’un 60. ve devamı maddelerinde sayılan ve noterliklerce yerine getirilen işlemler, avukatlar tarafından üstlenilen vekillik görevleri kapsamında sıkça gerçekleştirilen işlemlerdir. Bu bağlamda dava konusu Genelge, kanunların avukatlara yüklediği görevleri tam ve şerefli bir şekilde yerine getirmesini sağlamak, hukukun üstünlüğünü korumak ve savunmakla kanunen görevli kılınan, savunma makamının temsilcisi Türkiye Barolar Birliğini doğrudan ilgilendirmektedir.</p>

<p>Avukatlık mesleğini, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak işlevi olan, yargının “savunma” unsurunun temsilcisi müvekkil Türkiye Barolar Birliğinin, gerek avukatlık mesleğinin amacına hizmet etmesi sağlanarak hukukun üstünlüğünün korunması gerekse vatandaşın anayasal güvence altındaki hak arama özgürlüğü ile buna bağlı iddia, savunma ve adil yargılanma haklarının korunması/savunulması noktasında işbu davayı açma hak ve ehliyetinin bulunduğunun kabulü gerekir.</p>

<p>Bunların yanında, 150 çalışanı bulunmakta olan müvekkil Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı ve İktisadi İşletmesi, İş Kanunu uyarınca fesih ihbarnamelerini noterler vasıtasıyla gerçekleştirdiğinden; müvekkil Kurum bu anlamda da dava konusu Genelge'nin muhatabı konumunda bulunmaktadır.</p>

<p><strong>B- ESASA İLİŞKİN AÇIKLAMALAR VE İPTAL NEDENLERİ:</strong></p>

<p>1- Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında yer alan “Fesihnameler (Belli parayı ihtiva eden bir kâğıda taalluk edenler dahil)” düzenlemesi; hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırı olması nedeniyle Anayasa’nın 2. ve 5. maddelerine, idareye verdiği geniş yetki sebebiyle Anayasa’nın 7. ve 8.<br />
maddelerine ve Anayasa’nın 73. maddesinde düzenlenen verginin kanuniliği ilkesine aykırı niteliktedir.</p>

<p>Hukuk devleti, devlet ve insan faaliyetlerine yön veren, yönetilenlere hukuk güvenliği sağlayan ilkeler bütünü olmakla birlikte devletin organ ve kurumları bakımından bu ilkeler birer sınırlama niteliği taşırken, vatandaşlar açısından hukuki güvenlik içinde yaşamanın araçları olarak işlev görmektedir.</p>

<p>Hukuk güvenliği, normların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin birçok kararında da değinildiği üzere: “Anayasa’nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve kanunlarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir.</p>

<p>Hukuk devletinde kanun metinlerinin ilgili kişilerin mevcut şartlar altında belirli bir işlemin ne tür sonuçlar doğurabileceğini makul bir düzeyde öngörmelerini mümkün kılacak şekilde düzenlenmesi gerekmektedir. “Belirlilik” ilkesine göre ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir tereddüde ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi de gereklidir.”</p>

<p>Hukuki güvenlikle bağlantılı olarak “öngörülebilirlik” hukuk devletinin temel unsurlarından kabul edilmektedir. Öngörülebilirlik, hukukun anlam açısından belirgin ve açıkça ifade edilmiş, istikrarlı ve birbiriyle uyumlu kurallar ile önceden tahmin edilebilir uygulamalara dayanmasıdır.</p>

<p>Bireylerin hukukun gerektirdiği şeyi önceden bilmeleri ve davranışlarını buna göre düzenlemelerini sağlayan bir ilke olarak hukuki öngörülebilirliğin hukuki belirlilik ile ilişkisinde idarenin iş ve eylemleri bakımından keyfilikten uzak anayasal ilkeler çerçevesinde yorum yapmalıdır.</p>

<p>488 sayılı Damga Vergisi Kanunu’nun 1. maddesinin 1. fıkrasında “Bu Kanuna ekli (1) sayılı tabloda yazılı kağıtlar Damga vergisine tabidir” hükmü düzenlenmiştir. Anılan Kanun’a ekli (1) sayılı Tablonun “I. Akitlerle ilgili kâğıtlar” başlığı altında “Fesihnameler (Belli parayı ihtiva eden bir kâğıda taalluk edenler dahil)” şeklinde düzenlenen A-5 fıkrası uyarınca fesihnameler nispi damga vergisine tabi tutulmaktadır.</p>

<p>İtiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasını talep ettiğimiz Damga Vergisi Kanunu’na ekli listede yer alan “fesihname” kavramı yasa koyucu tarafından ne Damga Vergisi Kanunu’nda ne de başkaca bir kanunda tanımlanmamıştır. Bu sebeple hangi belgelerin fesihname olarak değerlendirileceği konusunda idarelere çok geniş bir takdir hakkı tanınmaktadır.</p>

<p>Mevzuatta tanımlanmamış ve idarenin değişen görüşlerine göre şekillenen uygulama, vatandaş bakımından da hangi işlemlerin fesihname olarak değerlendirilerek damga vergisine tabi tutulacağı bakımından belirsiz ve öngörülemez bir durum ortaya koymaktadır.</p>

<p>Dava konusu düzenleme, uzun yıllardır damga vergisine tabi olmayan iş ve işlemlerle ilgili bir idarenin kesin ve icrai nitelikte olmayan bir görüşüne dayanılarak başka bir idarece -esasen konuya ilişkin kendilerinin de yorum ve uygulamaları farklı olduğu halde- icra edilebilir bir düzenleyici işlem halinde getirilmek suretiyle oluşturulmuştur. Dava konusu ettiğimiz düzenleyici işlemin belirtilen tesis biçimi başlı başına düzenlemenin kanuni belirlilikten ne denli uzak olduğunu ortaya koymaktadır. Genelge’de Türkiye Noterler Birliği tarafından;</p>

<p>- 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan hükümler gereği tüketicilerin, taksitle satış sözleşmelerinden yedi gün içinde, tüketici kredisi sözleşmeleri ve ön ödemeli konut satış sözleşmelerinden ise on dört gün içinde herhangi bir gerekçe göstermeksizin ve cezai şart ödemeksizin cayma hakkına sahip olduğundan;</p>

<p>4857 sayılı İş Kanununda yer alan hükümler gereği de işçi ve işverenlerin, süresi belirli olsun veya olmasın iş sözleşmelerini kanunda belirtilen hallerde sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin feshedebileceklerinden bahisle, anılan kanun hükümleri karşısında meseleye bakıldığında işlem taraflarının sözleşmede serbest iradeleri ile tayin ettikleri fesih şartlarının yer almadığı, fesih şartlarının tamamen kanuni düzenlemede yer aldığı ve ilgililerin de var olan kanuni bir hakkın kullanımı manasında fesih ihbarında bulunduğu, bu nedenle söz konusu fesih ihbarlarının damga vergisine tabı tutulmaması gerektiğinin düşünüldüğü belirtilerek Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir İdaresi Başkanlığından görüş talep edilmiş,</p>

<p>- Gelir İdaresi Başkanlığınca özetle “fesih hükümlerinin kanuni düzenlemede yer aldığı ve bu hükümlerin sözleşme düzenlendiği anda taraflarca bilinerek kabul edilmiş sayıldığı dikkate alındığında, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanunda yer alan cayma hükümlerine istinaden düzenlenen taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri ve ön ödemeli konut satış sözleşmelerinden cayma hakkının kullanılmasına ilişkin düzenlenen kağıtlar ile 4857 sayılı İş Kanunu kapsamındaki iş sözleşmelerinden fesih hakkının kullanıldığına dair düzenlenen kağıtların, ayrıca taraflar arasında yeni bir kağıt düzenlenmesine veya karşı tarafın kabulüne gerek duyulmaksızın ihbara konu sözleşmeyi sona erdirmesi durumunda, fesihname olarak değerlendirilmesi ve 488 sayılı Damga Vergisi Kanununa ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrası uyarınca damga vergisine tabi tutulması gerekmektedir” şeklinde nihai, icrai henüz uygulanabilir olmayan bir görüş verilmiş,</p>

<p>- Türkiye Noterler Birliği tarafından işbu icrai nitelikte olmayan görüş uyarınca yıllardır Damga Vergisine tabi tutulmayan kararda yer verilen işlemler bakımından, bundan böyle fesihname olarak değerlendirilerek nispi damga vergisine tabi tutulacağı yönünde icrai nitelikte düzenleyici bir işlem tesis edilerek dava konusu Genelge hazırlanarak duyurulmuştur.</p>

<p>Açıklamaya çalıştığımız üzere kanun hükmünün açık ve belirli olmaması uzun yıllardır damga vergisine tabi tutulmayan belgelerin görüşe dayalı bir Genelge ile damga vergisine tabi tutulması sonucunu doğurmuştur.</p>

<p>Anayasa’nın 73. maddesi uyarınca; “Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür. Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.” Anılan Anayasa hükmüyle herkesin, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre vergi ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiş ve maddenin üçüncü fıkrasında verginin kanuniliği ilkesi benimsenmiştir.</p>

<p>Verginin kanuniliği ilkesinin amacı, mülkiyet hakkıyla doğrudan ilintili vergilendirme işlemlerinde idarenin takdirine bağlı, keyfi uygulamaların engellenmesi, bireylerin ekonomik durumlarına müdahale etmesinin önüne geçilmesidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Anayasa Mahkemesine göre; “Vergi ve mali yükümlülüklerin kanunla konulmasını öngören Anayasa’nın 73. maddesi, mali yükümlülüğün yalnızca kanun ile koyulabileceği ve kanunun hiçbir şekilde bu konuda yürütme organını ve idareyi yetkili kılamayacağı anlamındadır” (Anayasa Mahkemesi 30.12.2015, E: 2014/183, K: 2015/122). Anayasa’nın amir hükmü uyarınca, idarenin yoruma dayalı olarak vergi işlemi uygulaması hukuken mümkün değildir.</p>

<p>Anayasa’nın çeşitli maddelerinde yer alan kanunla düzenlemeden neyin anlaşılması gerektiği Anayasa Mahkemesinin birçok kararında açıklanmıştır. Yerleşik yargı kararlarında da yer bulduğu şekilde; yasa ile düzenlenmesi öngörülen konularda, idareye genel, sınırsız, esasları ve çerçevesi belirsiz bir düzenleme yetkisi verilmesi, yasama yetkisinin devri anlamına geleceğinden Anayasa’nın 7. maddesine aykırılık teşkil edecektir.</p>

<p>Keza Anayasa’nın 8. maddesi ile de yürütme yetkisi ve görevinin Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak kullanılacağı ve yerine getirileceği hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Konuya ilişkin Anayasa Mahkemesinin 10.03.2011 tarihli, 2008/54 E., 2011/45 K. sayılı kararında; “Anayasa’nın 7. maddesinde, “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.” denilmektedir. Anayasa Mahkemesinin pek çok kararında yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesinden ne anlaşılması gerektiği hususu açıklanmıştır. Buna göre, kanunla düzenleme ilkesi, düzenlenen konudan yalnız kavram, ad ve kurum olarak söz edilmesi değil, bunların kanun metninde kurallaştırılmasıdır. Kurallaştırma ise düzenlenen alanda temel ilkelerin konulmasını ve çerçevenin çizilmiş olmasını ifade eder. Ancak bu koşulla uzmanlık ve teknik konulara ilişkin ayrıntıların belirlenmesi yürütme organının takdirine bırakılabilir.</p>

<p>Yürütme organına düzenleme yetkisi veren bir kanun hükmünün Anayasa’nın 7. maddesine uygun olabilmesi için temel ilkeleri koyması, çerçeveyi çizmesi, sınırsız, belirsiz, geniş bir alanı yürütmenin düzenlemesine bırakmaması gerekir” belirlemelerine yer verilmiş;</p>

<p>26.05.2016 tarihli, 2015/7 E., 2016/47 K. sayılı kararında ise benzer şekilde “Yasama yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisine ait olması ve bu yetkinin devredilememesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir gereğidir. Anayasa’nın açıkça kanunla düzenlenmesini öngördüğü konularda, yürütme organına genel ve sınırları belirsiz bir düzenleme yetkisinin verilmesi olanaklı değildir.”</p>

<p>denilerek kanun hükmünün uygulanmasına ilişkin yürütme organın düzenleme yetkisinin sınırlarına vurgu yapılmıştır.</p>

<p>Bu sebeple kanun hükmünün; idarenin yorum ve takdirine dayalı vergilendirme işlemi uygulamasının önüne geçilmesini temin eden Anayasa’nın 73. maddesi ile 2.<br />
maddesiyle düzenlenen hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılığı, bu şekilde Anayasa’nın 5., 7., 8. maddelerine ve sonuçları itibariyle de 35. maddesi ile korunan mülkiyet hakkına aykırılığı dikkate alınarak, itiraz yolu ile Anayasa Mahkemesine başvurulmasını talep etme zorunluluğu doğmuştur.</p>

<p>2- Hukuk devletinin temel unsurlarından olan “hukuki belirlilik ilkesi” uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması; kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.</p>

<p>Türkiye Noterler Birliğince düzenlenen dava konusu Genelge; Gelir İdaresi Başkanlığının, “Fesih hükümlerinin kanuni düzenlemede yer aldığı ve bu hükümlerin sözleşme düzenlendiği anda taraflarca bilinerek kabul edilmiş sayıldığı durumlarda, tek taraflı fesih hakkının kullanıldığına dair düzenlenen kağıtların, ayrıca taraflar arasında yeni bir kağıt düzenlenmesine veya karşı tarafın kabulüne gerek duyulmaksızın ihbara konu sözleşmeyi sona erdirmesi durumunda, bu ihbarnamenin fesihname olarak değerlendirilmesi ve bu kağıtlardan binde 1,89 oranında damga vergisi tahsil edilmesi gerektiği” görüşü doğrultusunda düzenlenmiştir.</p>

<p>Yukarıda ayrıntıları ile izah edildiği üzere Noterlik Kanunu’nda veya Damga Vergisi Kanunu’nda hangi ihbarların “fesihname” olarak nitelendirileceğine ilişkin açık bir tanım veya düzenleme mevcut değildir.</p>

<p>Noterliklerde yapılan işlemlerden hangilerinin fesih ihbarı, hangilerinin fesihname sayılacağına dair Türkiye Noterler Birliğinin 06/07/2021 tarihli, 12 No.lu Genelgesi’nde;</p>

<p>“Birliğimizin 1988/61 sayılı Genelgesinin dayanağını teşkil eden, 02.09.1988 günlü ve HARÇ: 2232314-178/54049 sayılı Gelir İdaresi Başkanlığı görüşünde,</p>

<p>“İlgi yazınızda başka bir akde atıfta bulunarak, tek taraflı olarak o akdi feshettiklerine dair bir yazının ilgililerce diğer tarafa ihbarının istenmesi halinde bu işlemin fesihname mi yoksa ihbar işlemi mi sayılacağı ve ne şekilde harç ve vergiye tabi tutulacağı hususunda Başkanlığımız görüşü sorulmaktadır.</p>

<p>Bilindiği üzere, 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı 87/12462 sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile değişik (2) sayılı tarifenin II/2 pozisyonunda (her nevi tebliğ – 6830 sayılı Kanun hükümleri muvacehesinde muhataba yapılacak tebliğler dahil – ihbar, ihtar ve protestolardan muhataba tebliğ edilecek beher nüsha için maktu) harç tahsil edileceği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Öte yandan, tek taraflı olarak önceki bir akdin feshine mütedair yazı başlı başına fesihname sayılmamakta, ilgilisi bu yazıyı içeren dilek ve kararının muhataba ihbarını istediğine göre, muhataba yapılacak bildirimin ihbar olarak kabulü gerekmektedir” yönündeki Gelir İdaresi Başkanlığı görüşüne değinilmiştir.</p>

<p>Dava konusu Genelge öncesinde, tek taraflı olarak bir akdin feshine dair dilek veya karara ilişkin muhataba yapılacak olan bildirimler ihbar olarak kabul edilmekte iken İş Kanunu ve Tüketicilerin Korunması Hakkında Kanun’da yer alan bir kısım hakların kullanımına yönelik yapılan bildirimlerin “fesihname” olarak değerlendirileceği belirtilerek herhangi bir yasal dayanağı bulunmamasına rağmen uygulama değişikliğine gidilmiştir.</p>

<p>Anayasa’nın “İdarenin bütünlüğü ve kamu tüzelkişiliği” başlıklı 123. maddesinin 1. fıkrasına göre; “İdare, kuruluş ve görevleriyle bir bütündür ve kanunla düzenlenir.” İdarenin kanuniliği ilkesi gereğince, her idari işlemin yasal dayanağının bulunması ve idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve maksat yönlerinden hukuka uygun olması gerekmektedir. Gelir İdaresi Başkanlığının bir kısım fesih ihbarlarının “fesihname” olarak değerlendirilmesi görüşüne dayalı olarak düzenlenmiş olan dava konusu Genelge, vergi tahsilatına yönelik belirli, açık ve anlaşılır bir kanuni temele dayanmamakta olup genelge yoluyla düzenlenmesi idarenin kanuniliği ilkesine de aykırıdır.</p>

<p>Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında nispi damga vergisine tabi olduğu düzenlenen “fesihname”nin Noterliklerce yapılan hangi işlemleri kapsadığına dair açık ve net bir düzenleme bulunmamakta, fesihnamenin niteliği ve bu kapsamda damga vergisine tabi tutulacak işlemler idarenin değişken görüşlerine göre uygulanmaktadır. Hangi belgelerin “fesihname” olarak tanımlanabileceği konusunda idarece kullanılan geniş takdir hakkı yukarıda alıntılanan Anayasal ilkelere aykırılık oluşturmaktadır.</p>

<p>3- Uzun süredir yürürlükte olan, hukuki belirlilik ilkesine aykırılığı nedeniyle uygulama birliği sağlanamamış Damga Vergisi Kanunu hükmünde bir değişiklik yapılmadığı halde idarenin görüşüne dayalı olarak düzenlenen dava konusu Genelge ile vergi tahsilatı uygulamasına başlanması, Anayasa’nın 73. maddesinde düzenlenen verginin kanuniliği ilkesinin ihlali ve 35. maddesiyle güvence altına alınan mülkiyet hakkına hukuka aykırı müdahale niteliğindedir.</p>

<p>Anayasa’nın 2. maddesinde, Cumhuriyet’in nitelikleri arasında sayılan hukuk devleti, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, konulan kurallarda adalet ve hakkaniyet ölçülerini göz önünde tutan, hakların elde edilmesini kolaylaştıran ve hak arama özgürlüğünün önündeki engelleri kaldıran devlettir.</p>

<p>Anayasa’nın 5. maddesiyle insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak devletin temel amaç ve görevleri arasında sayılmış, 13. maddesinde ise temel hak ve hürriyetlerin özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların da Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine<br />
aykırı olamayacağı hüküm altına alınmıştır.</p>

<p>Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır. Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler Anayasa’nın 73. maddesinin 3. fıkrası uyarınca ancak kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır. Sözü edilen Anayasa maddesi aynı zamanda yorum ve kıyas yasağını da getirdiğinden; dava konusu Genelge’nin Anayasa’ya aykırılık nedeniyle iptali gerekmektedir.</p>

<p>Devletin kişilerin mülkiyet hakkından ve hak arama hürriyetinden tam anlamıyla yararlanabilmeleri ve mülkiyet hakkının etkili bir şekilde korunması amacıyla yasal, idari, mali, yargısal ve diğer önlemleri alması gerekmektedir. Vergilendirmenin mülkiyet hakkında yönelik bir sınırlama teşkil ettiği göz önüne alındığında, bu konudaki düzenleme ve uygulamaların herhangi bir duraksamaya yer vermeyecek netlikte olması ve idarenin keyfi uygulamalarından korunması gerekir.</p>

<p>Yukarıda açıklandığı üzere, Anayasa’nın 73. maddesi ile benimsenen verginin kanuniliği ilkesi, vergi yükümlülüğüne ilişkin düzenlemelerin yasa ile yapılmasını zorunlu kılmakta ve takdire dayalı keyfî uygulamaları önleyecek sınırlamaların yasada yer almasını gerektirmektedir.</p>

<p>Vergilendirmenin mülkiyet hakkına yönelik sınırlama teşkil ettiği, bu konudaki yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerektiği ve aksi uygulamaların mülkiyet hakkı ihlali oluşturduğu hususları,</p>

<p>Anayasa Mahkemesinin 13/12/2022 tarihli, E:2022/125, K:2022/162 sayılı kararında; “17. Anayasa’nın 35. maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir./Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir./Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.” denilmektedir. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır.</p>

<p>18. Mülkiyet hakkı; kişiye başkasının hakkına zarar vermemek ve kanunların koyduğu sınırlamalara uymak şartıyla sahibi olduğu şeyi dilediği gibi kullanma, semerelerinden yararlanma ve üzerinde tasarruf etme imkânı veren bir haktır. Bu bağlamda malikin mülkünü kullanma, semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden herhangi birinin kısıtlanması veya mülkünden yoksun bırakılması mülkiyet hakkına getirilmiş bir sınırlama niteliğindedir (AYM, E.2019/100, K.2020/62, 22/10/2020, § 13).</p>

<p>19. Vergilendirmenin mülkiyet hakkına yönelik bir sınırlama teşkil ettiğinde kuşku bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında; vergi ve benzeri yükümlülükler ile sosyal güvenlik prim ve katkılarını belirlemeye, değiştirmeye ve bunların ödenmesini güvence altına almaya yönelik müdahalelerin -taşıdığı amaçlar gözetildiğinde- devletin mülkiyetin kamu yararına kullanımını kontrol veya düzenleme yetkisi kapsamında incelenmesi gerektiği kabul edilmiştir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Türkiye İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 48; İskenderun Demir ve Çelik A.Ş. [GK], B. No: 2015/941, 25/10/2018, §§ 45-46; Türkiye Sınai Kalkınma Bankası A.Ş., B. No: 2015/12721, 18/4/2019, §§ 36-37). Bu itibarla ihale üzerine bırakılan istekli ile ihaleyi yapan idare arasında imzalanan sözleşmeden kaynaklı damga vergisinin ihalenin iptali veya ihale üzerine kalan tarafın değişmesi sonucunun oluşması durumlarında ret ve iade edilmesine engel olan kural yönünden de bu ilkelerden ayrılmayı gerektirir bir durum bulunmamaktadır.</p>

<p>20. Anayasa'nın 35. maddesinin ikinci fıkrasında mülkiyet hakkının ancak kanunla sınırlanabileceği belirtilmek suretiyle mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerin kanunda öngörülmesi gerektiği ifade edilmiştir.</p>

<p>21. Öte yandan mülkiyet hakkına sınırlama getirilirken temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması gerekmektedir.</p>

<p>22. Anayasa’nın 13. maddesinde “Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.” denilmektedir. Buna göre mülkiyet hakkına sınırlama getiren düzenlemelerin kanunla yapılması, Anayasa’da öngörülen sınırlama sebebine uygun olması ve ölçülü olması gerekir.</p>

<p>23. Anayasa’nın anılan hükümleri uyarınca mülkiyet hakkına yapılan sınırlamalarda gözetilecek öncelikli ölçüt, sınırlamanın kanunla yapılmasıdır. Anayasa Mahkemesinin sıkça vurguladığı gibi temel hakları sınırlayan kanunun şeklen var olması yeterli olmayıp yasal kuralların keyfiliğe izin vermeyecek şekilde belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir düzenlemeler niteliğinde olması gerekir.</p>

<p>24. Esasen temel hakları sınırlayan kanunun bu niteliklere sahip olması, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesinin de bir gereğidir. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan hukuki belirlilik ilkesi uyarınca kanuni düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir ve nesnel olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesi gerekir.</p>

<p>Kanunda bulunması gereken bu nitelikler hukuki güvenliğin sağlanması bakımından da zorunludur. Zira bu ilke hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2015/41, K.2017/98, 4/5/2017, §§ 153, 154). Dolayısıyla Anayasa’nın 13. ve 35. maddelerinde sınırlama ölçütü olarak belirtilen kanunilik, Anayasa’nın 2. maddesinde güvenceye alınan hukuk devleti ilkesi ışığında yorumlanmalıdır” şeklinde ifade edilmiştir.</p>

<p>Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 14.02.2024 tarihli, E:2022/996, K:2024/82 sayılı kararında da Anayasa Mahkemesinin yukarıda alıntılanan kararına benzer şekilde;</p>

<p>“İdari işlemler, ancak belirli ve öngörülebilir nitelikteki hukuki sebeplere dayalı olarak tesis edilebilir. 7103 Sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği tarihten önceki dönemde tasfiye dışındaki nedenlerle tüzel kişiliği sona eren mükelleflerin tüzel kişiliğinin sona ermesinden önceki döneme ait vergi tarhiyatı ve ceza kesme işlemlerinin kanuni temsilciler adına yapılmasındaki hukuki belirsizlik, bu işlemleri sebep unsuru yönünden belirli bir kanuni dayanaktan yoksun bırakmaktadır” gerekçesine yer verilmiştir.</p>

<p>Anayasa Mahkemesi kararlarında da belirtildiği gibi, mali yükümlülüklerin kişilerin sosyal ve ekonomik durumlarını hatta temel haklarını etkileyecek çeşitli yönleri bulunduğundan, bunların, yasayla yeterince çerçevelendirilmemesi keyfi uygulamalara yol açabilmektedir. Bu nedenle Anayasa’nın 73. maddesine göre vergilendirme yetkisi yasama organına verilmiş, yürütme organına, yasal dayanağı bulunmaksızın idari işlemle vergi koyma, değiştirme ve kaldırma yetkisi tanınmamıştır.</p>

<p>Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında geçen “fesihname” ibaresinin yasal mevzuatta tanımı bulunmaması ve Gelir İdaresi Başkanlığının değişen görüşlerine göre yorumlanması nedeniyle hukuki öngörülebilirlik ve belirlilikten uzak olup bu şekilde vergi tahsilatına gidilmesi Anayasa’nın vergide kanunilik ilkesine aykırılık ve dolayısıyla mülkiyet hakkının ihlali sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>4- Dava konusu Genelgeyle, yasal düzenlemelerde yer alan kanuni hakların kullanımına yönelik ihbar niteliğindeki işlemlerin fesihname olarak değerlendirilerek<br />
damga vergisine tabi tutulması, tüketici ve iş hukukuna ilişkin kanuni düzenlemeyle korunmak istenen ve kırılgan grup olarak kabul e4dilen işçi ve tüketici menfaatleri göz önüne alındığında ölçülülük ilkesine de aykırıdır.</p>

<p>Türkiye Noterler Birliğince düzenlenen dava konusu Genelge’de; 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun’da yer alan taksitle satış sözleşmeleri, tüketici kredisi sözleşmeleri ve ön ödemeli konut satış sözleşmeleri muhtevasında bulunan cayma hakkının kullanılmasına ve 4857 sayılı İş Kanunu’nun 24. ve 25. maddeleri muhtevasında yer alan süre bitiminden önce haklı feshe ilişkin olarak düzenlenen kağıtların fesihname olarak değerlendirilerek nispi damga vergisine tabi tutulacağı belirtilmiştir.</p>

<p>Anayasa’nın “Temel Hak ve Hürriyetlerin Sınırlandırılması” kenar başlıklı 13. maddesi uyarınca temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyet’in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.</p>

<p>Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçülülük ilkesinin elverişlilik, gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluştuğu; Elverişliliğin öngörülen sınırlamanın ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gerekliliğin ulaşılmak istenen amaç bakımından sınırlamanın zorunlu olmasını (diğer bir ifadeyle aynı amaca daha hafif bir sınırlama ile ulaşılmasının mümkün olmamasını), orantılılığın ise hakka getirilen sınırlama ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade ettiği hususlarına Anayasa Mahkemesinin birçok kararında değinilmiştir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012;<br />
E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016) 6502 sayılı Kanun’un cayma hakkına ilişkin hükümleriyle, akdi ilişkide zayıf taraf olan tüketicinin iradesini tekrar gözden geçirebilmesine fırsat tanınmakta ve kendisine tanınan süre içerisinde esasen fesih niteliğinde olmayan “geri alma” iradesiyle sözleşmenin kuruluş aşamasındaki dezavantajlı durumu giderme imkânı verilmektedir. Anılan Kanun’un 73. maddesinin 2. fıkrası uyarınca tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler tarafından açılan davalar Harçlar Kanunu’nda düzenlenen harçlardan dahi muaf tutulurken hakkın kullanılmasına ilişkin irade bildiriminin vergiye tabi tutulması, düzenlemenin amacına ve korunmak istenen menfaate uygun düşmediğinden ölçülülük ilkesine aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Bundan başka, sözleşmeye dayalı iş ilişkisi içerisinde dürüstlük kuralları gereği iş ilişkisini sürdürmesi kendisinden beklenemeyecek tarafa 4857 sayılı Kanun’la tanınan hakkın kullanımı açısından da Genelgeyle getirilen uygulamanın iş ilişkini sonlandırmak isteyen tarafa -özellikle kırılgan gruplardan olan işçilere- yüklediği vergi yükümlülüğü yasal hakkın kullanılmasına engel teşkil edebileceğinden ölçülülük ilkesine uygunluğundan söz etmek mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Bunların yanında, 6502 ve 4857 sayılı Kanunlarda tanınan haklar hak düşürücü sürelere tabi olup süresi içerisinde kullanılmaması halinde yapılan bildirimler Gelir İdaresi Başkanlığı görüşünde belirtilen “ayrıca taraflar arasında yeni bir kağıt düzenlenmesine veya karşı tarafın kabulüne gerek duyulmaksızın ihbara konu sözleşmeyi sona erdirme” niteliğine haiz olmayabilir.</p>

<p>Noterlikler tarafından düzenlenecek kağıtlara konu hakların süresi içerisinde kullanılıp kullanılmadığının doğru şekilde tespitine imkân bulunmamaktadır. Ayrıca, nispi damga vergisinin tespitine esas alınacak tutarın da neye göre belirleneceği -örneğin, haklı nedenle derhal feshe ilişkin düzenlenecek bir kâğıtta yargı mercileri önünde uyuşmazlık konusu olabilecek bir alacak tutarının Noterliklerce ne şekilde belirleneceği- açık ve net olmadığından gerek düzenleme gerekse Genelge ile getirilen uygulama belirli ve öngörülebilir nitelikte olamayıp iptali gerekmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, dava konusu Türkiye Noterler Birliğinin 29.08.2024 tarihli, “Fesih İhbarı Hk.” konulu 12 No.lu Genelgesinin;</p>

<p>a) Dayanağı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında geçen “fesihname” ibaresi verginin yasallığı, hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik ilkelerine aykırılık teşkil ettiğinden, iptali istemiyle Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmasını,</p>

<p>b) Mevzuatta tanımı ve kapsamı belirlenmemiş “fesihname” işlemlerinin idarece keyfiliğe yol açacak şekilde yorumlanarak görüşe dayalı Genelde düzenlenmek suretiyle damga vergisine tabi tutulması idarenin kanuniliği ve verginin yasallığı ilkelerine aykırılık teşkil ettiğinden ve mülkiyet hakkına açıkça hukuka aykırı müdahale niteliğinde olduğundan öncelikle yürütmesinin durdurularak devamla iptaline karar verilmesini, talep ve dava zorunluluğu doğmuştur.</p>

<p><strong>C- YÜRÜTMENİN DURDURULMASI TALEBİMİZ:</strong></p>

<p>İdari Yargılama Usul Kanunu 27/2. maddesi uyarınca ‘‘Danıştay veya idari mahkemeler, idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler. Uygulanmakla etkisi tükenecek olan idari işlemlerin yürütülmesi, savunma alındıktan sonra yeniden karar verilmek üzere, idarenin savunması alınmaksızın da durdurulabilir’’.</p>

<p>6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun ve 4857 sayılı İş Kanunu kapsamında tüketicilerin, işçi ve işverenlerin kendilerine kanunla tanınmış bir hakkın kullanılması mahiyetindeki işlemlere ilişkin kağıtların herhangi bir kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır, uygulanabilir bir dayanağı bulunmaksızın Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrası kapsamında değerlendirilerek damga vergisine tabi tutulması, anılan Kanun hükümleriyle korunmak istenen menfaatlere aykırı olduğu gibi uygulanmaya devam edilmesi halinde kanunla verilmiş bulunan hakların kullanımına da engel teşkil edeceğinden ve Anayasa’nın 13. maddesine aykırı şekilde mülkiyet hakkı sınırlamasına sebep olacağından dava konusu Genelge hakkında yürütmenin durdurulmasına karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>SONUÇ VE İSTEM : Yukarıda açıklanan ve resen tespit edilecek nedenlerle;</p>

<p>1- Türkiye Noterler Birliğinin internet sitesinde 02.09.2024 tarihinde duyurulan, 29.08.2024 tarihli, “Fesih İhbarı Hk.” konulu 12 No.lu Genelge’nin öncelikle yürütmesinin durdurulmasına ve iptaline,</p>

<p>2- Genelge dayanağı Damga Vergisi Kanunu’na ekli (1) sayılı tablonun I/A-5 fıkrasında yer alan “Fesihnameler (Belli parayı ihtiva eden bir kâğıda taalluk edenler dahil)” düzenlemesinin Anayasa’nın 2., 5., 7., 8., 13., 35. ve 73. maddelerine aykırı olması nedeniyle iptali için Anayasa’nın 152. maddesi uyarınca itiraz yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurulmasına,</p>

<p>3- Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerinde bırakılmasına,</p>

<p>Karar verilmesini saygılarımızla arz ve talep ederiz.</p>

<p><strong>Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı<br />
Vekilleri</strong></p>

<p>Eki:<br />
- Onanmış vekaletname örneği ve Yetki belgesi<br />
- Türkiye Noterler Birliğinin 29.08.2024 tarihli, “Fesih İhbarı Hk.” konulu 12 No.lu Genelgesi</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/noter-araciligiyla-gonderilecek-bir-kisim-fesih-ihbarlarinin-damga-vergisine-tabi-tutulmasina-iliskin-genelgenin-yurutmesi-durduruldu</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay-tbb.jpg" type="image/jpeg" length="20723"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2026/3109 E., 2026/5688 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20263109-e-20265688-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20263109-e-20265688-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2026 tarihli, 2026/3109 E., 2026/5688 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi </strong></p>

<p><strong>2026/3109 E., 2026/5688 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Adana Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2024/582 E., 2026/401 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal ve Tescil - Aile Konutu Şerhi Konulması<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Mersin 2. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/17 E., 2023/1023 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı ... vekili tarafından tapu iptal tescil ve aile konutu şerhi konulmasının kabulü yönünden temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p>Dava, tapu iptali ve tescil ile aile konutu şerhi konulması istemine ilişkindir. Aile konutunun, hak sahibi eş tarafından devri ve konut üzerindeki hakların sınırlandırılması, diğer eşin açık rızasına bağlıdır. Bu rıza alınmadan konutla ilgili yapılan tasarruf işlemi geçersizdir. Bu geçersizliği, rızası gereken eş konutun bu vasfını devam ettirmesi koşuluyla evlilik birliği süresince ileri sürebilir. Evlilik, boşanma yahut da iptal kararıyla sona ermiş ise 4721 sayılı Kanun'un 194 üncü maddesinin "Aile Konutuna" sağladığı koruma da sona erer, diğer eşin rızası alınmadan yapılan tasarruf işlemi yapıldığı andan itibaren geçerlilik kazanır. Toplanan delillerden, tarafların yargılama sırasında 21.01.2025 tarihinde kesinleşen kararla boşandıkları anlaşılmaktadır. Evlilik boşanma ile sona erdiğine göre dava konusu taşınmaz aile konutu olma niteliğini kaybetmiştir. Bu husus gözetilerek konusuz kalan dava hakkında "Karar verilmesine yer olmadığına" dair karar vermek ve yargılama giderleri ile vekâlet ücretini, dava tarihi itibariyle tarafların haklılık durumları dikkate alınarak, tayin ve takdir etmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerekmiştir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA,</p>

<p>2.İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde yatırana iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-20263109-e-20265688-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-baskanligi.jpg" type="image/jpeg" length="63264"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 2026/270 E., 2026/5700 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2026270-e-20265700-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2026270-e-20265700-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 2. Hukuk Dairesi'nin 01.06.2026 tarihli, 2026/270 E., 2026/5700 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>2. Hukuk Dairesi</strong></p>

<p><strong>2026/270 E., 2026/5700 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : Denizli Bölge Adliye Mahkemesi 2. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2025/1463 E., 2025/2110 K.<br />
DAVA TÜRÜ : Karşılıklı Boşanma<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Denizli 3. Aile Mahkemesi<br />
SAYISI : 2023/502 E., 2025/49 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki davanın yapılan muhakemesi sonunda Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesince verilen, yukarıda tarihi ve numarası gösterilen hüküm davalı - karşı davacı erkek vekili tarafından kusur belirlemesi, asıl davanın kabulü, velayet, kişisel ilişki süresi, kadın lehine hükmedilen maddi ve manevi tazminatlar ile erkeğin reddedilen maddi ve manevi tazminat, yoksulluk nafakası talebi yönünden temyiz edilmiş olup kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü;</p>

<p>1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı-karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir.</p>

<p>2.Kişisel ilişki düzenlenirken çocuğun yüksek yararı, yaşı ile anne ve babalık duygusunun tatmini ve infaz edilebilir nitelikte olması hususları birlikte değerlendirilerek çocuğun kişisel gelişimine en uygun düzenleme tercih edilmelidir. Çocuk anne ve babası ile düzenli kişisel ilişki kurma ve bu ilişkiyi sürdürme hakkına sahiptir. Anne ve babası ayrı olan çocuğun ebeveynleriyle düzenli kişisel ilişki kurması ve bu ilişkiyi sürdürmesi çocuk için bir hak olduğu gibi, anne ve baba için de haktır. Kişisel ilişki sadece çocuğun yüksek yararı gerektirdiği takdirde kısıtlanabilir veya kaldırılabilir. Kişisel ilişkinin düzenlenmesinde çocuğun bedeni ve fikri gelişimi yanında ana ve/veya babalık duygularını tatmin de önemlidir. Çocuk ile babası arasında yeterli kişisel ilişki kurulamadığı taktirde güven duygusunun oluşamayacağı açıktır. Dosya kapsamı ve çocuğun yaşı dikkate alındığında, ortak çocuk ile baba arasında kurulan kişisel ilişki babalık duygularını tatmine elverişli olmadığı gibi, çocuğun fikri ve sosyal gelişmesi için de yetersizdir. Mahkemece baba ile çocuk arasında yatılı olacak şekilde ve daha uygun süreli kişisel ilişki tesisi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmayıp, bozmayı gerektirmiştir.</p>

<p>Ne var ki bu yanlışlığın giderilmesi yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 370 inci maddesinin ikinci fıkrası hükmü uyarınca kararın düzeltilerek onanması gerekir.</p>

<p><strong>KARAR</strong></p>

<p>Açıklanan sebeplerle;</p>

<p>1.Yukarıda (1) numaralı paragrafta belirtildiği üzere davalı-karşı davacı erkek vekilinin aşağıdaki bentlerin kapsamı dışında kalan diğer temyiz itirazlarının REDDİNE,</p>

<p>2.Davalı-karşı davacı erkek vekilinin kişisel ilişkinin süresine yönelik temyiz itirazının kabulü ile bu yöne ilişkin Bölge Adliye Mahkemesinin esastan ret kararının ortadan kaldırılmasına, İlk Derece Mahkemesi kararının hüküm fıkrasının B.2 numaralı bendinin hükümden tamamen çıkarılmasına yerine (B.2) numaralı bent olarak; " Velayeti davacı - karşı davalı anneye verilen müşterek çocuk ... ile davalı - karşı davacı baba arasında her ayın birinci ve üçüncü hafta sonu Cumartesi günü saat 10.00’dan Pazar günü saat 18.00’e kadar, dini bayramların ikinci günü saat 10.00’dan üçüncü günü saat 18.00’e kadar, her yıl babalar gününde saat 10.00'dan aynı gün saat 18.00’e kadar, her yıl iki haftalık sömestr tatilinin ilk hafta Pazartesi günü saat 10.00'dan takip eden Pazar günü saat 18.00'a kadar, her yıl 1 Temmuz günü saat 10.00’dan 31 Temmuz günü saat 18.00’a kadar kişisel ilişki kurulmasına” cümlesinin eklenmesi suretiyle İlk Derece Mahkemesi kararının DÜZELTİLEREK ONANMASINA,</p>

<p>Peşin alınan temyiz karar harcının istek halinde temyiz edene iadesine,</p>

<p>Dosyanın İlk Derece Mahkemesine, kararın bir örneğinin Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>01.06.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-2-hukuk-dairesinin-2026270-e-20265700-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 13:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7aa.jpeg" type="image/jpeg" length="53643"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="13826"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29095"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="38083"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="53977"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="23093"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="85552"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33974"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="58391"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Nedir, Nasıl Düzenlenir CMK 109]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Bu bölümde, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi kapsamında yer alan *“adlî kontrol”* tedbiri ele alınıyor. Tutuklamanın istisna, özgürlüğün ise esas olduğu anlayış doğrultusunda düzenlenen bu madde, kişi özgürlüğünü korurken kamu güvenliğini de sağlamayı amaçlıyor.</p>

<p>Adlî kontrol, şüpheli veya sanığın tutuklanmaksızın belirli yükümlülüklere tabi tutularak denetim altına alınmasıdır. Bu sistem, hem kaçma veya delilleri karartma riskini önlemeyi hem de bireyi tamamen özgürlüğünden yoksun bırakmadan yargılama sürecini güvence altına almayı hedefler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Programda şu soruların yanıtlarını bulabilirsiniz:</p>

<p>Tutuklama nedenleri bulunsa bile hâkim adlî kontrol kararı verebilir mi?<br />
Tutuklama yasağı olan hâllerde adlî kontrol uygulanabilir mi?<br />
Adlî kontrol kapsamında hangi yükümlülükler getirilebilir?<br />
“Konutu terk etmeme” yükümlülüğü ne anlama gelir?<br />
7242 ve 7331 sayılı Kanun değişiklikleri adlî kontrol sistemine ne kazandırmıştır?<br />
Adlî kontrol süresi cezadan düşülür mü?</p>

<p>Bu video, *Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 109. maddesi* kapsamında adlî kontrol kurumunun kapsamını, uygulanma koşullarını, getirilen yenilikleri ve kişi özgürlüğü üzerindeki etkilerini anlamak isteyen herkes için rehber niteliğindedir.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nedir-nasil-duzenlenir-cmk-109</guid>
      <pubDate>Sat, 07 Mar 2026 06:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Mmnn1gDQv-k/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="11665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="33685"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="65344"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="86063"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="98279"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="45103"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="53207"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="31488"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="60889"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="40270"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="83544"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
