<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:turbo="http://turbo.yandex.ru/xmlns" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" version="2.0">
  <channel xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <title>Hukuki Haber</title>
    <link>https://www.hukukihaber.net</link>
    <description>Türkiye'den ve dünyadan hukuki haberler, makaleler, siyasetten, spora her konuda hukuki haber...</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 11 Aug 2026 11:33:00 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/rss?yandex=turbo"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HAGB KARARI VERİLEN DAVALARDA FAZLADAN TUTUKLULUK SÜRESİ İÇİN TAZMİNAT İSTEMİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Kuvvetli suç şüphesi altında olan kişinin, delilleri karartması ve kaçma tehlikesini önlemek amacıyla yargılama süreci tamamlanmadan cezaevine konulmasında tutuklama koruma tedbiri uygulanmaktadır. Tutuklama, kişi hakkında henüz kesinleşmiş bir mahkûmiyet hükmü bulunmadığından, ceza verme amacı taşımayan ve ancak kanunda öngörülen şartların varlığı hâlinde başvurulması gereken istisnai bir koruma tedbiridir. Bu nedenle tutukluluk süresinin makul sınırlar içerisinde tutulması ve kişinin gereğinden fazla özgürlüğünden yoksun bırakılmaması büyük önem taşımaktadır.</p>

<p>Tutukluluk süresi daha sonrasında kesinleşen hükümle verilen cezadan mahsup edilmektedir fakat bu durum bazen fazladan ya da boş yere tutuklu kalmasına ve hak mahrumiyeti yaşamalarına neden olmaktadır. Bu mağduriyetlerin giderilmesi için Ceza Muhakemesi Kanunu madde 141/1- f uyarınca "...Mahkûm olup da gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği süreleri, hükümlülük sürelerinden fazla olan veya işlediği suç için kanunda öngörülen cezanın sadece para cezası olması nedeniyle zorunlu olarak bu cezayla cezalandırılan... kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler." tazminat isteme hakkına sahiptirler.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu düzenleme ile kanun koyucu, ceza muhakemesi sürecinde uygulanan koruma tedbirlerinin ölçüsüz veya gereğinden fazla uygulanması nedeniyle bireyin uğradığı zararların giderilmesini amaçlamıştır. Böylece kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlali niteliğindeki gereksiz veya fazla tutukluluk sürelerinin Devlet tarafından tazmin edilmesi, hukuk devleti ilkesinin ve Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının doğal bir sonucu olarak kabul edilmiştir.</p>

<p>Keza bu hüküm hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilen davalar içinde uygulanmaktadır. HAGB kararı, mahkemece sanığın suçlu olduğuna ilişkin bir mahkûmiyet hükmü kurulmasına rağmen, bu hükmün hukuki sonuç doğurmasının belirli bir denetim süresi boyunca ertelenmesini ifade etmektedir.</p>

<p>Sanık denetim süresi içerisinde yükümlülüklere uygun davranır ve kasten yeni bir suç işlemezse açıklanmayan mahkûmiyet hükmü ortadan kalkmakta ve davanın düşmesine karar verilmektedir. Bu nedenle HAGB kararı verilen dosyalarda, CMK m. 141 kapsamında öngörülen tazminat hakkının doğup doğmadığının HAGB kararının verilmesiyle birlikte belirlenebilmesi mümkün değildir. Çünkü HAGB kararı verilmiş olsa dahi, ceza muhakemesinin hukuki sonucu henüz tamamlanmamıştır.</p>

<p>Dolayısıyla kişinin gerçekten uğradığı zararın kapsamı ile tazminata hak kazanıp kazanmadığı ancak HAGB kararının hukuki akıbeti kesinleştikten sonra belirlenebilmektedir.<strong><a href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 2017/765 Esas, 2018/406 sayılı kararı</a></strong>nda "Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir.</p>

<p>Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir. Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir." şeklinde ifade ederek eğer tutukluluk süresi uzun sürmüş ve kesinleşen ceza da hükmün açıklanmasının geriye bırakılması kararı verilmesi durumunda bu kararın sonucu beklenerek tazminata hükmedilmelidir.</p>

<p>Keza bu husus <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-12-ceza-dairesinin-201314033-e-201318314-k-sayili-karari" rel="dofollow">Yargıtay 12.Ceza Daire'sinin 2013/14033 Esas , 2013/18314 sayılı kararı</a>nda "...Davacının tutuklanmasına konu olan Adam öldürmeye teşebbüs suçu ile ilgili olarak Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/280 Esas- 2011/252 Karar sayılı dosyasında 27.07.2004 -18.12.2007 tarihleri arasında 1239 gün süreyle tutuklu kaldığı, yapılan yargılama sonunda 29.11.2011 tarihinde davacı hakkında müessir fiil suçundan CMK’nın 231/5. maddesi gereğince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, davacı bakımından dayanak mahkeme hükmünde belirtilen 5 yıllık deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi halinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması halinde tazminat talep edilebileceği gözetilerek..." buna aykırı şekilde dava açılmasını bozma sebebi olarak ifade edilmektedir.</p>

<p>Fazladan tutukluluk süresi sonrası HAGB kararına bağlı olarak tazminat isteminde şartlar aşağıda sayılanlardan ibarettir. İlk olarak sanık hakkında HAGB kararı verilmiş olmalıdır. İkinci olarak, kanunda öngörülen denetim süresi eksiksiz tamamlanmalıdır. Bu süre, suçun işlendiği tarihte on sekiz yaşını doldurmuş sanıklar bakımından beş yıl, suça sürüklenen çocuklar bakımından ise üç yıldır. Üçüncü olarak ise denetim süresi içerisinde yükümlülüklere aykırı davranılmaması nedeniyle davanın düşmesine karar verilmelidir. Ancak bu aşamadan sonra ceza muhakemesi kesin olarak sona ermiş olacak ve fazla tutukluluk nedeniyle uğranılan zararın kapsamı hukuken belirlenebilir hale gelecektir. Bunun doğal sonucu olarak, HAGB kararı verilen dosyalarda denetim süresi tamamlanmadan açılan CMK m. 141'e dayalı tazminat davalarının kabul edilmesi mümkün değildir. Mahkemenin, ceza davasının sonucunu bekletici mesele yapması veya tazminat şartlarının henüz oluşmadığı gerekçesiyle davayı reddetmesi gerekmektedir. Buna karşılık denetim süresinin başarıyla tamamlanması ve davanın düşmesi halinde kişi, gözaltı ve tutuklulukta geçirdiği sürenin infaz edilmesi gereken ceza süresini aşan kısmı nedeniyle uğradığı maddi ve manevi zararların Devletten tazminini talep edebilecektir.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK m. 141/1-f hükmü, tutukluluk veya gözaltında geçirilen sürenin hükmolunan ceza süresini aşması halinde kişiye Devletten maddi ve manevi tazminat talep etme hakkı tanımaktadır. Ancak sanık hakkında hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verilmesi durumunda, tazminat hakkının doğduğu kabul edilebilmesi için denetim süresinin tamamlanması ve davanın düşmesine karar verilmesi gerekmektedir.</p>

<p><strong>Stj. Av. Esma İrem YILMAZ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hagb-karari-verilen-davalarda-fazladan-tutukluluk-suresi-icin-tazminat-istemi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 11:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/kelepce-themisisaasd.jpg" type="image/jpeg" length="22923"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Ceza Genel Kurulu'nun 2017/765 E., 2018/406 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 04.10.2018 tarihli, 2017/765 E., 2018/406 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>Ceza Genel Kurulu</strong></p>

<p><strong>2017/765 E., 2018/406 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>Kararı Veren<br />
Yargıtay Dairesi : 12. Ceza Dairesi<br />
Mahkemesi :Ağır Ceza<br />
Sayısı : 322-22</p>

<p>Davacı ...'in uyuşturucu madde ticareti yapmak suçundan 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesinden sonra, gözaltında ve tutuklu kaldığı günler karşılığında 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminatın yasal faizi ile birlikte davalı Maliye Hazinesinden tahsili talebiyle açtığı davada, talebin kısmen kabulü ile 1.198,9 TL maddi, 2.500 TL manevi tazminatın 24.08.2001 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine ilişkin Hakkari Ağır Ceza Mahkemesince verilen 16.04.2010 tarihli ve 38-106 sayılı hükmün, davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 12. Ceza Dairesince 17.05.2012 tarih ve 15631-12429 sayı ile;<br />
"...Davalı ve davacı vekilinin sair temyiz itirazlarının reddine, ancak;</p>

<p>Davacının tutuklanmasına esas alınan suçla ilgili 819 gün tutuklu kaldığı ve yapılan yargılama sonunda hükmedilen 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezasına dair mahkûmiyetle ilgili olarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği, bu aşamadaki hükmün davacı bakımından herhangi bir sonuç doğurmadığı, deneme süresi sonunda davanın düşmesine karar verilmesi hâlinde fazladan tutuklu kalınan süreler için süresinde dava açılması hâlinde tazminat talep edilebileceği gözetilmeden yazılı gerekçelerle davanın kabulüne karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.</p>

<p>Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi ise 15.01.2013 tarih ve 322-22 sayı ile;</p>

<p>"Tazminata konu ceza dosyasının içeriği incelendiğinde özetle; davacının 466 sayılı Kanun uyarınca tazminat istemine esas teşkil eden Van 3. ACM’nin (CMK 250 maddesi ile görevli) 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı dosyasına ilişkin olarak mahkemesince verilen cevaptan ve ekinde gönderilen kesinleşme şerhini içerir ilam ile onaylı belgelerden; davacı ... hakkında 'teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapmak' suçundan kamu davası açıldığı, Van DGM Başkanlığının 2000/103 Esas sırasına kaydedildiği, ilk olarak 2002/241 Karar sayılı kararı ile davacının mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın Yargıtay 10. CD'nin 2006/6716-2600 E-K sayılı kararı ile bozulduğu; daha sonra Van 3. ACM'nin 2007/150 Esas, 2008/43 Karar sayılı kararı ile davacının yine mahkûmiyetine karar verildiği, bu kararın da Yargıtay 10. CD'nin 2008/7924-13701 E-K sayılı kararı ile bir kez daha bozulduğu; son olarak Van 3. ACM'nin 2008/337 Esas, 2009/113 Karar sayılı kararı ile davacının 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL APC ile cezalandırılmasına ve de hakkında verilen bu mahkûmiyete ilişkin Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılmasına (HAGB) karar verildiği ve de kararın temyiz/itiraz edilmeksizin 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği; kesinleşen kararın davacıya tebliğ olunmadığı, kesinleşen karardan davacının haberdar olduğuna dair dosyada bir belge bulunmadığı, tutuklukta kaldığı sürelerin başka bir cezasından mahsup edilmediği, dosyanın tefrik olmadığı, davacının yargılandığı davada CMK uyarınca görevlendirilen bir müdafi tarafından temsil edildiği anlaşılmıştır.</p>

<p>Değerlendirme</p>

<p>Bir davada, olayları açıklamak taraflara, nitelendirmek ise mahkemeye aittir. CMK'nın 231/5-son cümlesi uyarınca HAGB kararı, kurulan hükmün sanık hakkında hiçbir hukuki sonuç doğurmamasını ifade etmekte ise de, gerek 466 sayılı Kanun yürürlükteyken gerekse 5271 sayılı CMK'nın 141. maddesi yürürlüğe girdiği zaman HAGB kurumunun yürürlükte bulunmadığı, 5 yıl içerisinde davacının başka bir suç işlemesi hâlinde verilen cezadan daha fazla bir ceza verilemeyeceği, CMK'da kıyas yapmanın da mümkün olduğu, bu nedenle davacının talebinin esastan değerlendirilmesi gerektiği; somut davanın 466 sayılı Kanun hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği olayda 5271 sayılı CMK’nın 141-142 maddelerinin uygulama alanının bulunmadığı; davacı vekilinin talebinin bu çerçevede 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine dayandığı, bu maddede; 'mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar'ın bu Kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödeneceğinin düzenlendiği; bu maddeye göre koşullu salıverilme tarihinin değil toplam hükümlülük süresinin dikkate alınması gerektiği, davacının HAGB ile sonuçlanan davada tutuklu kaldığı sürelerin toplam 819 gün olduğu; eğer davacı hakkında HAGB kararı verilmemiş olsaydı kendisine verilen 1 Yıl (=365 gün) 6 Ay (=180 gün) 22 Gün hapis ve 20 TL APC'ye (ödenmeyip yine hapse çevrildiğini düşünürsek; =1 gün) ilişkin olarak davacının toplam hükümlülük süresinin 568 gün olacağı, 466 sayılı Kanun'un 1/7. maddesine göre, davacının gözaltında ve tutuklu kaldığı sürelerin hükümlülük süresinden fazla olacağı anlaşıldığından; 466 sayılı Yasa'nın 1/7. maddesi uyarınca davacının talebinin 819-568 = 251 gün üzerinden değerlendirilmesi gerektiği; bu itibarla davacının gözaltına alındığı 03.02.2000 tarihinden 23.08.2001 tarihine kadar geçen 568 günlük sürenin tazminat hesabından düşülmesi gerektiği, bu tarihe kadar cezaevinde geçirilen sürelerin haksız tutuklama sayılamayacağı, 24.08.2001 tarihinden haksız tutuklamanın başladığının kabulü gerektiği, 24.08.2001 tarihinden 02.05.2002 tarihine kadar geçen 251 günlük sürenin tazminat hesabında dikkate alınması gerektiği" gerekçesiyle bozma kararına direnmiştir.</p>

<p>Direnme kararına konu bu hükmün de davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 03.03.2014 tarihli ve 297974 sayılı "bozma" istekli tebliğnamesi ile Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca 07.12.2016 tarih ve 143-765 sayı ile; 6763 sayılı Kanun'un 38. maddesi ile 5320 sayılı Kanun'a eklenen geçici 10. madde uyarınca kararına direnilen daireye gönderilmiş, aynı madde uyarınca inceleme yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesince 20.03.2017 tarih ve 156-2168 sayı ile; direnme kararının yerinde görülmemesi üzerine Yargıtay Birinci Başkanlığına gönderilen dosya, Ceza Genel Kurulunca değerlendirilmiş ve açıklanan gerekçelerle karara bağlanmıştır.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA<br />
CEZA GENEL KURULU KARARI</strong></p>

<p>Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasında oluşan ve Ceza Genel Kurulunca çözümlenmesi gereken uyuşmazlık; davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesinin isabetli olup olmadığının belirlenmesine ilişkindir.</p>

<p>İncelenen dosya kapsamından;</p>

<p>Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile, uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin bu kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği,</p>

<p>Davacı vekilinin, 09.12.2009 havale tarihli dilekçe ile, davacının haksız yere gözaltına alındığı ve tutuklandığı gerekçesiyle yakalama tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte 10.000 TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunduğu,</p>

<p>Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 29.01.2010 tarih ve 337-113 sayılı yazısında; sanık ...'in aynı Mahkemenin 2008/337 esas sayılı dava dosyasında 03.02.2000-07.02.2000 tarihleri arasında gözaltında kaldığı, 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sanık yönünden 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, kesinleşmiş kararın sanığın kendisine tebliğ edildiğine dair herhangi bir tebliğ belgesi ile sanığın kararın kesinleştiğinden haberdar olduğuna dair herhangi bir dilekçesinin ya da beyanının olmadığı, kesinleşmiş kararın sanığın vekili Av. ...'a 03.02.2009 tarihli dilekçesine istinaden elden verildiği, dosyanın tefrik edilmediği, sanığın tutuklu kaldığı sürenin başka bir cezadan mahsup edildiğine dair herhangi bir mahsup kararının olmadığı yönünde açıklamalara yer verildiği,</p>

<p>26.03.2010 tarihli bilirkişi raporunda; davacının 03.02.2000-02.05.2002 tarihleri arasında 819 gün tutuklu kaldığı, mahkûmiyet süresi toplamı olan 568 günün mahsubu sonucu sanığın haksız yere 251 gün tutuklu kaldığı, davacının istemeye hak kazandığı maddi tazminat tutarının 1.198,9 TL olduğu yönünde görüş bildirildiği,</p>

<p>Anlaşılmaktadır.</p>

<p>466 sayılı Kanun hükümleri uyarınca açılacak tazminat davalarının hukukumuza girişi ve hukuki niteliğine değinilmek suretiyle uyuşmazlık sağlıklı bir şekilde çözümlenebilecektir.</p>

<p>Haksız ve hukuka aykırı olarak yakalanan veya tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası, ülkemizde ilk kez 1961 Anayasası'nda düzenlenmiş, 30. maddesinde, yakalama ve tutuklamanın hangi hâllerde söz konusu olacağı açıklandıktan sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında işleme tâbi tutulan kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar kanuna göre Devletçe ödenir” hükmü yer almıştır.</p>

<p>1961 Anayasası'nda yer alan bu düzenleme doğrultusunda, 15.05.1964 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesinde 7 bent hâlinde, tazminatı gerektiren hâller ayrıntılı olarak düzenlenmiş, 466 sayılı Kanun'un 1. maddesinin 8. bendinde yer alan, aynı tür suçtan mahkûm olanlar, itiyadi suçlular ve suç işlemeyi meslek veya geçinme vasıtası hâline getirenlerin tazminat isteyemeyeceklerine ilişkin hüküm 18.01.1991 tarihli ve 20759 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 3696 sayılı Kanun ile kaldırılmıştır.</p>

<p>Haksız yakalanan ve tutuklanan kimselere tazminat ödenmesi esası 1982 Anayasası'nda da sürdürülmüş ve 19. maddesinde yakalama ve tutuklama şartlarına işaret edildikten sonra maddenin son fıkrasında; “Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, kanuna göre, Devletçe ödenir” hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p>Anılan hüküm bu kez 17.10.2001 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4709 sayılı Kanun'un 4. maddesi ile; “Bu esaslar dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p>Devletimizin tarafı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5. maddesinde de kişilerin özgürlüğünün hangi hâllerde sınırlandırılabileceği belirlenmiş ve maddenin son fıkrasında bu şartlara aykırı davranılması hâlinde mağdur olan herkesin tazminat istemeye hakkı olduğu esası kabul edilerek, bireyin keyfi olarak özgürlüğünden yoksun bırakılmasının engellenmesi amaçlanmıştır.</p>

<p>1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkındaki Kanun'un 18. maddesi ile 07.05.1964 tarih ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun yürürlükten kaldırılmış ve 5271 sayılı Kanun'un Yedinci Bölümünde, Koruma Tedbirleri Nedeniyle Tazminat ana başlığı altında, 141 ila 144. maddelerinde, tazminat isteme şartları ve sonuçları yeniden kapsamlı bir şekilde düzenlenmiş ise de, 5320 sayılı Kanun'un 6. maddesindeki; “(1) Ceza Muhakemesi Kanununun 141 ilâ 144 üncü maddeleri hükümleri, 1 Haziran 2005 tarihinden itibaren yapılan işlemler hakkında uygulanır.</p>

<p>(2)Bu tarihten önceki işlemler hakkında ise, 7.5.1964 tarihli ve 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” hükmü uyarınca, 466 sayılı Kanun hükümleri 1 Haziran 2005 tarihinden önce gerçekleşen işlemler yönünden uygulanmaya devam edecektir.</p>

<p>Davaya konu işlem tarihi itibarıyla uygulanması gereken 466 sayılı Kanun Dışı Yakalanan veya Tutuklanan Kimselere Tazminat Verilmesi Hakkındaki Kanun'un 1. maddesi;</p>

<p>“1. Anayasa ve diğer kanunlarda gösterilen hal ve şartlar dışında yakalanan veya tutuklanan veyahut tutukluluklarının devamına karar verilen;</p>

<p>2. Yakalama veya tutuklama sebepleri ve haklarındaki iddialar kendilerine yazılı olarak hemen bildirilmeyen;</p>

<p>3. Yakalanıp veya tutuklanıp da kanuni süresi içinde hakim önüne çıkarılmayan;</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>4. Hakim önüne çıkarılmaları için kanunda belirtilen süre geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın hürriyetlerinden yoksun kılınan;</p>

<p>5. Yakalanıp veya tutuklanıp da bu durumları yakınlarına hemen bildirilmeyen;</p>

<p>6. Kanun dairesinde yakalandıktan veya tutuklandıktan sonra haklarında kovuşturma yapılmasına veya son soruşturmanın açılmasına yer olmadığına veyahut beraetlerine veya ceza verilmesine mahal olmadığına karar verilen;</p>

<p>7. Mahkum olup da tutuklu kaldığı süre hükümlülük süresinden fazla olan veya tutuklandıktan sonra sadece para cezasına mahkum edilen kimselerin uğrayacakları her türlü zararlar, bu kanun hükümleri dairesinde Devletçe ödenir” hükmünü içermektedir.</p>

<p>Kişilerin suçluluğu mahkeme kararı ile kesinleşmeden önce uygulanan yakalama ve tutuklama gibi koruma tedbirleri, bazen bir kısım zararların meydana gelmesine de neden olabildiğinden, hürriyetten yoksun kalanların haklarının teslim edilmesi amacıyla bu tedbirlerin uygulanması sonucu meydana gelen zararların tazminine yönelik olarak söz konusu düzenleme öngörülmüştür.</p>

<p>Uyuşmazlığın isabetli bir hukuki çözüme kavuşturulabilmesi bakımından hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu ile ilgili bazı temel bilgilerin de verilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, hukukumuzda ilk kez çocuklar hakkında 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu'nun 23. maddesi ile kabul edilmiş, 19.12.2006 tarihinde yürürlüğe giren 5560 sayılı Kanun'un 23. maddesiyle 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesine eklenen 5 ila 14. fıkralar ile büyükler için de uygulamaya konulmuş, aynı Kanun'un 40. maddesi ile 5395 sayılı Kanun'un 23. maddesi değiştirilmek suretiyle, denetim süresindeki farklılıklar hariç tutulmak kaydıyla, çocuk suçlular ile yetişkin suçlular hükmün açıklanmasının geri bırakılması açısından aynı şartlara tabi kılınmıştır.</p>

<p>Başlangıçta yetişkin sanıklar yönünden yalnızca şikâyete bağlı suçlarla sınırlı olarak, hükmolunan bir yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezaları için kabul edilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması, 5728 sayılı Kanun'un 562. maddesi ile 5271 sayılı Kanun'un 231. maddesinin 5 ve 14. fıkralarında yapılan değişiklikle, Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlar istisna olmak üzere, hükmolunan iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezalarına ilişkin suçları kapsayacak şekilde düzenlenmiş, 6008 sayılı Kanun'un 7. maddesiyle maddenin 6. fıkrasının sonuna "sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez" cümlesi, 6545 sayılı Kanun'un 72. maddesiyle de maddenin 8. fıkrasına "Denetim süresi içinde, kişi hakkında kasıtlı bir suç nedeniyle bir daha hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilemez" cümlesi eklenmiştir.</p>

<p>5560, 5728, 6008 ve 6545 sayılı Kanunlar ile 5271 sayılı CMK'nın 231. maddesinde yapılan değişiklikler göz önüne alındığında, hükmün açıklanmasının geri bırakılabilmesi için;</p>

<p>1) Suça ilişkin olarak;</p>

<p>a- Yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis ya da adli para cezası olması,</p>

<p>b- Suçun Anayasa'nın 174. maddesinde güvence altına alınan inkılap kanunlarında yer alan suçlardan olmaması,</p>

<p>2) Sanığa ilişkin olarak;</p>

<p>a- Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm edilmemiş olması,b- Yargılamaya konu kasıtlı suçun, sanık hakkında daha önce işlediği başka bir suç nedeniyle verilen hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına ilişkin denetim süresi içinde işlenmemiş olması,</p>

<p>c- Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,</p>

<p>d- Mahkemece sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önüne alınarak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması,</p>

<p>e- Sanığın, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğine dair bir beyanının olmaması,</p>

<p>Şartlarının gerçekleşmesi gerekmektedir.</p>

<p>Tüm bu şartların varlığı hâlinde, mahkemece hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve on sekiz yaşından büyük olan sanıklar beş yıl, suça sürüklenen çocuklar ise üç yıl süreyle denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır.</p>

<p>5271 sayılı CMK’nın 231. maddesinde düzenlenen ve Ceza Genel Kurulunun 19.02.2008 tarihli ve 346–25 sayılı kararı başta olmak üzere birçok kararında açıkça belirtildiği üzere; sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip olan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içerisinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması hâlinde, açıklanması geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak, kamu davasının 5271 sayılı CMK’nın 223/8. maddesi uyarınca düşmesi sonucunu doğurduğundan, bu niteliğiyle sanık ile Devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini oluşturmaktadır.</p>

<p>Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmesi veya denetimli serbestlik tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranılması hâlinde ise mahkeme hükmü açıklayacaktır. Hükmün açıklanması durumunda bu karara karşı kanun yoluna başvurulduğunda sanık hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla ceza tayin olunması ya da beraatine karar verilmesi mümkündür.</p>

<p>Bu bilgiler ışığında uyuşmazlık konusu değerlendirildiğinde;Davacının teşekkül hâlinde uyuşturucu madde imal ve ticareti yapma suçundan 03.02.2000 tarihinde gözaltına alınıp 07.02.2000 tarihinde tutuklandığı, 4 gün gözaltında, 815 gün de tutuklu kaldıktan sonra 02.05.2002 tarihinde tahliye edildiği, Van 3. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 24.03.2009 tarih ve 337-113 sayı ile uyuşturucu madde ticareti yapma suçundan 5237 sayılı TCK'nın 188/3-4, 192/3, 31/3 ve 62. maddeleri uyarınca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis ve 20 TL adli para cezası ile cezalandırılmasına, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddesi uyarınca hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve 3 yıl süre ile denetim süresine tabi tutulmasına karar verildiği, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın 20.04.2009 tarihinde kesinleştiği, davacının vekili aracılığıyla denetim süresinin bitimini beklemeden tazminat talebinde bulunduğu davada;</p>

<p>Davacının tazminat talebine dayanak teşkil eden ceza davasında, hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmiştir. Bu kapsamda, davacının denetim süresine uyması hâlinde düşme kararı verilecektir. Bu süre içinde kasten yeni bir suç işlemesi hâlinde ise mahkûmiyet hükmü açıklanacak, bu hükme karşı kanun yoluna başvurulduğu takdirde davacı hakkında mahkûmiyet hükmünün esastan denetimi sonucu daha fazla cezaya hükmedilebileceği gibi beraat kararı da verilebilecektir. Dolayısıyla bu aşamada davacı açısından doğan bir zararın bulunup bulunmadığının tespiti ve varsa miktarının hesaplanması mümkün olmadığından, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin kararın sonucunun beklenmesi gerektiği kabul edilmelidir.</p>

<p>Bu itibarla, Yerel Mahkemenin direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.</p>

<p><strong>SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p>1- Hakkari Ağır Ceza Mahkemesinin 15.01.2013 tarihli ve 322-22 sayılı direnme kararına konu hükmünün, davacı tarafından gözaltında ve tutuklu kalınan süreler nedeniyle açılan tazminat davasının, hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararının sonucu beklenmeden kabulüne karar verilmesi isabetsizliğinden diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA,</p>

<p>2- Dosyanın, mahalline gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİ EDİLMESİNE, 04.10.2018 tarihinde yapılan müzakerede oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ceza-genel-kurulunun-2017765-e-2018406-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 10:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="58341"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ŞAKA YAPMAK AMACIYLA GÜNLÜK KIYAFETLE ÇEKİLEN FOTOĞRAFIN OTOBÜS DURAĞINA ASILMASI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/saka-yapmak-amaciyla-gunluk-kiyafetle-cekilen-fotografin-otobus-duragina-asilmasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/saka-yapmak-amaciyla-gunluk-kiyafetle-cekilen-fotografin-otobus-duragina-asilmasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Çanakkale’de yurt arkadaşlarına şaka yapmak isteyen 2 üniversite öğrencisi, arkadaşlarının sosyal medya hesabındaki profil fotoğrafının çıktısını alarak yurdun yakınındaki bir otobüs durağına yapıştırdı. Sanıklara, ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçundan 1 yıl 8'er ay hapis cezası verildi. Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkeme kararını onadı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Fotoğrafının durağa yapıştırılmasına sinirlenen kişi, arkadaşlarından şikâyetçi oldu. Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturmada, 2 kişi hakkında ‘özel hayatın gizliliğini ihlal’ suçundan dava açıldı.</p>

<p>Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesi'nde görülen davada sanıklar, “suç işleme kasıtlarının bulunmadığını, arkadaşlarına şaka yapmak istediklerini” belirterek beraat talebinde bulundu.</p>

<p>“Mağdur tarafından yayımlanan ve günlük kıyafetle çekilen fotoğrafın, başkalarının görmesi ve bilmesinin istenmeyeceği özel yaşam alanına ilişkin görüntü olarak kabul edilemeyeceği” kanaatine varan mahkeme, sanıklar hakkında beraat kararı verdi.</p>

<p><strong>YARGITAY KARARI BOZDU</strong></p>

<p>Kararın temyiz edilmesi üzerine dosyaya bakan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin kararını bozdu.</p>

<p>Sanıkların, mağdurun kişisel veri niteliğindeki fotoğrafını hukuka aykırı bir yöntemle ele geçirip başkalarına yaydığına işaret eden Yargıtay, sanıklar hakkında ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçundan hüküm kurulmasını istedi.</p>

<p>Yargıtay'ın bozma kararı sonrası yeniden yargılama yapan Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesi, sanıklara, ‘verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme’ suçundan 1 yıl 8'er ay hapis cezası verdi. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 12. Ceza Dairesi, yerel mahkeme kararını onadı.</p>

<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>12. Ceza Dairesi</strong></p>

<p><strong>2025/2309 E., 2026/1977 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ :Asliye Ceza Mahkemesi<br />
SAYISI : 2024/491 E., 2024/651 K.<br />
SUÇ : Verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme<br />
HÜKÜM : Mahkûmiyet<br />
TEBLİĞNAME GÖRÜŞÜ : Onama</p>

<p>Sanık hakkında Dairemizce verilen bozma ilâmı üzerine hükmün açıklanması suretiyle kurulan hükmün; sanık müdafii tarafından temyizi üzerine yapılan ön inceleme neticesinde 1412 sayılı CMUK'un 317. maddesindeki temyiz isteğinin reddini gerektirir bir durumun bulunmadığı tespit edilmekle, işin esasına geçildi, gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. HUKUKÎ SÜREÇ</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece sanık hakkında özel hayatın gizliliğini ihlal suçundan 5271 sayılı CMK'nın 223/2-a maddesi uyarınca verilen 24.12.2014 tarihli beraat kararına yönelik katılanın temyiz isteğine dayalı olarak yapılan inceleme sonucunda Dairemizce verilen 04.04.2018 tarihli bozma ilâmı üzerine sanığın verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 136/1, 62, 53/1-2-3, 5271 sayılı CMK'nın 231/5. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına, hak yoksunluklarına ilişkin 16.11.2018 tarihli açıklanması geri bırakılan hükmün, Yerel Mahkemece 5271 sayılı CMK'nın 231/11. maddesi gereği açıklanarak, sanık hakkında verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan 5237 sayılı TCK'nın 136/1, 62/1 ve 53/1-2-3. maddeleri uyarınca 1 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hak yoksunluklarına karar verilmiş, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün onanmasına karar verilmesi görüşünü içeren 19.06.2025 tarihli Tebliğname ile dava dosyası Daireye tevdi edilmiştir.</p>

<p><strong>II. TEMYİZ SEBEPLERİ</strong></p>

<p>Sanık müdafiinin temyiz sebepleri; arkadaşına şaka yapmak amacıyla hareket eden ve suç işleme kastı bulunmayan sanığın beraati yerine mahkûmiyet kararı verilmesinin hukuka aykırı olduğuna, herkese açık aleni bir fotoğrafın sahibinin rızası olmaksızın alınmasının verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçu kapsamında hukuka aykırı bir elde etme olarak değerlendirilemeyeceğine, mahkûmiyet hükmünün sanık lehine bozulması istemine ilişkindir.</p>

<p><strong>III. OLAY VE OLGULAR</strong></p>

<p>Yerel Mahkemece, Dairemizce verilen bozma ilâmı üzerine kurulan ve açıklanması geri bırakılan hükmün, 27.11.2018 tarihinde kesinleşmesinin ve sanığın denetim süresi içinde 20.09.2023 tarihinde 5237 sayılı TCK'nın 86/2 ve 86/3-a maddesindeki eşe karşı kasten yaralama suçunu işlemesi nedeniyle ihbarda bulunulmasının ardından, yapılan yargılama sonunda; katılan ...'nın günlük kıyafetleriyle poz vermiş şekilde çektirdiği ... hesabında yer alan profil resminin, onunla aynı yurtta kalan sanık ... ve dava dışı sanık ... tarafından çıktısı alınıp, A4 kağıdına basılmış bu resmin, katılana şaka yapmak amacıyla, yurt yakınındaki bir otobüs durağına asılmasından dolayı sanık ... hakkında 5237 sayılı TCK'nın 136/1. maddesindeki verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme suçundan mahkûmiyet kararı verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. GEREKÇE VE KARAR</strong></p>

<p>Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan tüm delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, vicdanî kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eyleme uyan suç vasfı ile yaptırımların doğru biçimde belirlendiği anlaşılmakla, Çanakkale 5. Asliye Ceza Mahkemesinin kararında sanık müdafii tarafından öne sürülen temyiz sebepleri ve dikkate alınan sair hususlar yönünden herhangi bir hukuka aykırılık görülmediğinden sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin reddiyle hükmün, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle ONANMASINA,</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava dosyasının, Mahkemesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE,</p>

<p>26.02.2026 tarihinde karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/saka-yapmak-amaciyla-gunluk-kiyafetle-cekilen-fotografin-otobus-duragina-asilmasi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:48:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/yargi/yargitay-bayrak.jpg" type="image/jpeg" length="33370"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay 2 Daire'nin 2025/5039 E., 2025/6110 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20255039-e-20256110-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20255039-e-20256110-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay 2 Daire'nin 22/12/2025 tarihli, 2025/5039 E., 2025/6110 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>DANIŞTAY</strong></p>

<p><strong>İKİNCİ DAİRE</strong></p>

<p><strong>Esas No: 2025/5039</strong></p>

<p><strong>Karar No: 2025/6110</strong></p>

<p><strong>İSTEMİN KONUSU: .</strong>.. Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, dilekçede yazılı nedenlerle 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesi uyarınca temyizen incelenerek bozulması isteminden ibarettir.</p>

<p><strong>YARGILAMA SÜRECİ:</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Dava Konusu İstem:</p>

<p>Dava; davacı tarafından, ... Genel Müdürlüğü bünyesinde ... olarak görev yapmakta iken sağlık uzmanı olarak atanmasına ilişkin ... günlü, ... sayılı işlemin iptali ile işlem nedeniyle özlük haklarında meydana gelen tüm kayıpların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesi istemiyle açılmıştır.</p>

<p>İlk Derece Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... İdare Mahkemesinin ... günlü, E:..., K:... sayılı kararıyla; uyuşmazlık konusu olayda, davalı idarece takdir yetkisinin kamu yararı ve hizmet gerekleri gözardı edilerek kullanıldığına dair herhangi bir somut bilgi ve belge bulunmadığı, daire başkanlığı görevinin önem ve niteliği dikkate alınarak ve davacının durumu değerlendirilerek, memurların naklen atanmaları konusunda davalı idarelerin sahip oldukları takdir yetkisi doğrultusunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine hükmedilmiştir.</p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti:</p>

<p>... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesinin temyize konu kararıyla; istinaf başvurusuna konu kararın usul ve hukuka uygun olduğu ve kaldırılmasını gerektiren bir neden bulunmadığı belirtilerek, davacının istinaf başvurusunun reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>TEMYİZ EDENİN İDDİALARI:</strong></p>

<p>Davacı tarafından; memurların görev ve görev yerinin değiştirilmesi hususunda idarenin takdir yetkisinin bulunduğu açık ise de bu yetkinin mutlak ve sınırsız olmadığı, 9.5 yıl daire başkanı olarak görev yaptığı, hakkında adli ve idari soruşturma bulunmadığı, görevinde başarısız veya yetersiz olduğuna dair somut bir tespite yer verilmediği, bu nedenle işlemin hukuka aykırı olduğu ve kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir.</p>

<p><strong>KARŞI TARAFIN CEVABI:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin reddi gerektiği yolundadır.</p>

<p><strong>DANIŞTAY TETKİK HAKİMİ DÜŞÜNCESİ:</strong></p>

<p>Temyiz isteminin kabulü ile Bölge İdare Mahkemesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir.</p>

<p><strong>TÜRK MİLLETİ ADINA</strong></p>

<p>Karar veren Danıştay İkinci Dairesince, Tetkik Hakiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>MADDİ OLAY:</strong></p>

<p>Sağlık Bakanlığı ... Genel Müdürlüğü bünyesinde ... olarak görev yapan davacı tarafından, davalı idarenin ... günlü, ... sayılı işlemi ile daire başkanlığı görevinden alınarak sağlık uzmanı kadrosuna atanması üzerine temyizen incelenen işbu davanın açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p><strong>İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 76. maddesinin 1. fıkrasında; "Kurumlar, görev ve unvan eşitliği gözetmeden kazanılmış hak aylık dereceleriyle memurları bulundukları kadro derecelerine eşit veya 68. maddedeki esaslar çerçevesinde daha üst, kurum içinde aynı veya başka yerlerdeki diğer kadrolara naklen atayabilirler." hükmüne yer verilmiştir.</p>

<p><strong>HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Yukarıda yer verilen 657 sayılı Kanun'un 76. maddesi ile memurların naklen atanmaları konusunda idareye tanınan takdir yetkisinin kullanımının, mutlak ve sınırsız olmadığı, kamu yararı ve hizmet gerekleriyle sınırlı olduğu ve bu açıdan yargı denetimine tabi bulunduğu İdare Hukukunun bilinen ilkelerindendir.</p>

<p>2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesi uyarınca, bir idari işlem, dava konusu edilmesi halinde diğer unsurları yanında sebep unsuru yönünden de yargı merciince hukuka uygunluk denetimine tabi tutulacak olup, sebep unsuru, idareyi işlem tesis etmeye sevk eden maddi veya hukuki durumlardır. İdare hukukunda sebepsiz idari işlemin olamayacağı, idarenin tüm işlemlerinin, idari faaliyetlerin nihai amacı olan kamu yararını gerçekleştirmeye yönelen bir sebebe dayanması gerektiği, bu anlamda, hakkında idari işlem tesis edilenlerce hukuka aykırılık iddialarının etkin bir biçimde ileri sürülebilmesi ve yargı mercii tarafından idari işlemin hukuki denetiminin gerçekleştirilebilmesi için idarece, tesis edilen işlemin maddi ve hukuki sebeplerinin ortaya konulması gerektiği açıktır.</p>

<p>Somut uyuşmazlıkta; davacının Hacettepe Üniversitesi Diş hekimliği fakültesinden mezun olduğu ve ... tarihinde diş hekimi olarak kamu görevine başladığı, ... tarihinde yüksek lisans öğrenimini, ... tarihinde Gazi Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü ... Ana Bilim Dalında ... öğrenimini tamamladığı, ... tarihinde doçent olduğu, ... tarihleri arasında Kamu Hastaneleri Kurumu'nda ... olarak görev yaptığı, ... tarihinde baştabip yardımcısı olduğu, 14/12/2016 tarihinde (mülga) Kamu Hastaneleri Kurumu'na daire başkanı olarak atandığı, takdir yetkisine dayalı olarak bu görevinden alınıp, sağlık uzmanı olarak atanması suretiyle dava konusu işlemin tesis edildiği anlaşılmaktadır.</p>

<p>Bu durumda, davacının, hizmeti aksattığı veya başarısız olduğu ya da görevde kalmasında hizmetin yürütülmesi açısından sakınca olduğu yönünde hukuken geçerli somut bilgi ve belgeye dayanılmaksızın, sadece takdir yetkisine bağlı olarak işlem tesis edildiğinin anlaşılması karşısında, kamu yararı ve hizmet gereklerine aykırı şekilde kullanılan takdir yetkisine dayalı olarak daire başkanlığı görevinden alınarak, sağlık uzmanı kadrosuna atanmasına ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık, davanın reddi yolundaki İdare Mahkemesi kararına yönelik istinaf isteminin reddi yolunda verilen Bölge İdare Mahkemesi kararında ise hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p><strong>KARAR SONUCU :</strong></p>

<p>Açıklanan nedenlerle;</p>

<p><strong>1. DAVACININ TEMYİZ İSTEMİNİN KABULÜNE,</strong></p>

<p>2. ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 49. maddesinin 2/b fıkrası uyarınca BOZULMASINA,</p>

<p>3. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 6545 sayılı Kanun'la değişik 50. maddesinin 2. fıkrası gereğince ve yukarıda belirtilen hususlar da gözetilerek yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın, kararı veren ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesine gönderilmesine,</p>

<p>4. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'na 6545 sayılı Kanun'un 27. maddesi ile eklenen Geçici 8. maddesi uyarınca karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere, 22/12/2025 tarihinde oyçokluğuyla karar verildi.</p>

<p><strong>(X) KARŞI OY :</strong></p>

<p>Davacının temyiz isteminin reddi ile usule ve hukuka uygun bulunan ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdari Dava Dairesince verilen ... günlü, E:..., K:... sayılı kararın onanması gerektiği oyu ile çoğunluk kararına katılmıyoruz.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-2-dairenin-20255039-e-20256110-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 09:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/05/yargi/danistay-1.jpg" type="image/jpeg" length="21071"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Sporcu Sağlık Raporları Yönetmeliği]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/sporcu-saglik-raporlari-yonetmeligi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/sporcu-saglik-raporlari-yonetmeligi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sporcu Sağlık Raporları Yönetmeliği, 11 Ağustos 2026 Tarihli ve 33337 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>SPORCU SAĞLIK RAPORLARI YÖNETMELİĞİ</strong></p>

<p></p>

<p>BİRİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Başlangıç Hükümleri</p>

<p><strong>Amaç</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin amacı, spor faaliyetlerine katılacak sporcular ile sosyal aktivite amaçlı spor faaliyetlerine katılacak olan kişilerin sağlık durumlarının spor yapmaya elverişli olup olmadığına dair düzenlenen sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgesine ilişkin usul ve esasları belirlemektir.</p>

<p><strong>Kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>(1) Bu Yönetmelik, sporcuların lisans, vize ve transfer işlemleri için düzenlenen sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgesi ile okul spor faaliyetlerine ve sosyal aktivite amaçlı spor faaliyetlerine katılacak kişiler için düzenlenen sağlık durum belgesini kapsar.</p>

<p><strong>Dayanak</strong></p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>(1) Bu Yönetmelik, 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 508 inci maddesi ile 18/5/2026 tarihli ve 11361 sayılı Cumhurbaşkanı Kararıyla yürürlüğe konulan Sağlık Raporları Yönetmeliğinin 34 üncü maddesine dayanılarak hazırlanmıştır.</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>(1) Bu Yönetmelikte geçen;</p>

<p>a) Sağlık bilgi sistemi: Sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgesi düzenlenme süreçlerinin elektronik ortamda yürütüldüğü Sağlık Bakanlığına ait sağlık bilgi sistemini,</p>

<p>b) Sağlık durum belgesi: Kişilerin genel sağlık geçmişi hakkında bilgi veren ve Sağlık Bakanlığınca kurulan sağlık bilgi sisteminde oluşturulan belgeyi,</p>

<p>c) Spor dalları sağlık risk sınıflaması: Spor dallarını sağlık riski bakımından A, B ve C gruplarına ayıran ve Gençlik ve Spor Bakanlığı tarafından yapılan sınıflamayı,</p>

<p>ç) Spora katılım sağlık durumu değerlendirme formu: Sporcu sağlık raporu veya sağlık durum belgesi başvurusu öncesinde doldurulan ve kişisel sağlık durumu hakkında kişinin beyanını içeren EK-1’de yer alan formu,</p>

<p>d) Sporcu: Gençlik ve Spor Bakanlığı veya ilgili spor federasyonunca düzenlenen veya izin verilen spor faaliyetlerine katılan lisanslı kişiyi,</p>

<p>e) Sporcu fiziksel değerlendirme muayene formu: Sporcu sağlık raporu düzenlenmeden önce yapılacak fiziki değerlendirme sonrasında tabip tarafından doldurulacak EK-2’de yer alan formu,</p>

<p>f) Sporcu lisansı: Spor yapmaya ve yarışmalara katılmaya ilişkin sporculara verilen izin belgesini,</p>

<p>g) Sporcu sağlık raporu: Düzenlendiği tarihte sporcunun beden ve ruh sağlığının belirli bir amaca uygun olup olmadığının veya genel sağlık durumunun bir veya birden çok tabip tarafından yapılan muayene ve değerlendirme sonucunda tespit edildiği durum bildirir EK-3’te yer alan sağlık raporunu,</p>

<p>ifade eder.</p>

<p>İKİNCİ BÖLÜM</p>

<p>Sporcu Sağlık Raporu ve Sağlık Durum Belgesinin Düzenlenmesi</p>

<p><strong>Genel esaslar</strong></p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>(1) Spora katılım, sporcu sağlık raporu ya da sağlık durum belgesiyle sağlanır.</p>

<p>(2) Sporcu sağlık raporu, spor dalları sağlık risk sınıflamasına göre A grubu spor dalları için her durumda ve B grubu spor dalları için sağlık bilgi sistemi üzerinden kişinin tabibe yönlendirilmesi halinde düzenlenir. Sağlık bilgi sistemi tarafından tabibe yönlendirme yapılmayan durumlar ve C grubu spor dalları ile okul spor faaliyetlerine ve sosyal aktivite amaçlı spor faaliyetlerine katılacak kişiler için ise sağlık durum belgesi düzenlenir.</p>

<p>(3) İlgili spor dalında ilk defa lisans çıkaracak engelli bireylerden, geçerliliği devam eden engelli sağlık kurulu raporu ibraz etmeleri istenir.</p>

<p>(4) Sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgesine e-Devlet Kapısı üzerinden erişilebilir.</p>

<p>(5) 20/6/1984 tarihli ve 3028 sayılı Kanunla onaylanması uygun bulunan Yabancı Resmi Belgelerin Tasdiki Mecburiyetinin Kaldırılması Sözleşmesi hükümleri saklı kalmak kaydıyla, yurt dışında düzenlenen sağlık raporlarının yeminli tercümesinin yapılması ve noter tarafından onaylanması gerekir.</p>

<p><strong>Sporcu sağlık raporu</strong></p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>(1) Sporcu sağlık raporu düzenlenmesi gereken hallerde başvurucu tarafından öncelikle e-Devlet Kapısı veya sağlık bilgi sistemi üzerinden spora katılım sağlık durumu değerlendirme formu doldurulur veya güncellenir. Başvurucunun küçük ya da kısıtlı olması halinde bu işlemler veli ya da vasisi tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Kişinin değerlendirmesi, sporcu fiziksel değerlendirme muayene formuna göre yapılır. Değerlendirme için spora katılım sağlık durumu değerlendirme formunda kişinin kendisi, velisi veya vasisi tarafından verilen beyan ve genel tıbbi muayene esas alınır.</p>

<p>(3) Sporcu sağlık raporu, değerlendirme sonucuna göre e-Rapor sistemine uygun olarak düzenlenir.</p>

<p>(4) Sporcu sağlık raporu; yalnızca Sağlık Bakanlığına bağlı hastaneler, üniversite sağlık uygulama ve araştırma merkezleri ve aile hekimliği birimleri ile Sağlık Raporları Yönetmeliği hükümlerine göre yetkilendirilen özel hastaneler ve tıp merkezlerinde düzenlenebilir.</p>

<p><strong>Sağlık durum belgesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>(1) Sağlık durum belgesi düzenlenmesi gereken hallerde başvurucu tarafından öncelikle e-Devlet Kapısı veya sağlık bilgi sistemi üzerinden spora katılım sağlık durumu değerlendirme formu doldurularak veya güncellenerek sağlık bilgi sistemi üzerinden talepte bulunulur. Başvurucunun küçük ya da kısıtlı olması halinde bu işlemler veli ya da vasisi tarafından yapılır.</p>

<p>(2) Sağlık bilgi sistemi üzerinden talepte bulunan kişinin ya da kişi küçük veya kısıtlı ise velisi veya vasisinin sistem üzerinde beyan ettiği bilgilerle birlikte, hastalık tanıları, kişinin ilaç raporu ile kullanmakta olduğu ilaçlar, sağlık raporları ve aşılama gibi bilgileri sistem tarafından değerlendirilerek;</p>

<p>a) Uygun olması hâlinde sağlık durum belgesi düzenlenir.</p>

<p>b) Tabip değerlendirmesini gerektirecek bir sağlık durumunun tespit edilmesi hâlinde kişi sağlık raporu düzenlemeye yetkili sağlık hizmeti sunucusuna sevk edilir.</p>

<p><strong>Sporcu sağlık raporu ve sağlık durum belgesinin geçerlilik süresi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Sporcu sağlık raporu, tabiplerce daha kısa bir sürede kontrol muayenesi öngörülmediği takdirde düzenlendiği tarihten itibaren 3 yıl süreyle geçerlidir.</p>

<p>(2) Sağlık durum belgesi düzenlendiği tarihten itibaren 1 yıl süreyle geçerlidir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>(3) Kişinin beyanı üzerine veya spor faaliyetine katılım sağlanacak kurum ve kuruluş tarafından sağlık durumunda değişiklik olduğunun anlaşılması ve gerekçesi belirtilerek talep edilmesi halinde bu süreler beklenmeden sporcu sağlık raporu veya sağlık durum belgesi yeniden düzenlenebilir.</p>

<p>ÜÇÜNCÜ BÖLÜM</p>

<p>Çeşitli ve Son Hükümler</p>

<p><strong>Hüküm bulunmayan haller</strong></p>

<p><strong>MADDE 9- </strong>(1) Bu Yönetmelikte hüküm bulunmayan hallerde Sağlık Raporları Yönetmeliği hükümleri uygulanır.</p>

<p><strong>Tereddütlerin giderilmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin uygulanması ile ilgili tereddütleri gidermeye, uygulamayı düzenlemeye ve alt düzenleyici işlemler yapmaya Sağlık Bakanlığı ve Gençlik ve Spor Bakanlığı müştereken yetkilidir.</p>

<p><strong>Mevcut sporcu sağlık raporlarının geçerlilik süresi</strong></p>

<p><strong>GEÇİCİ MADDE 1- </strong>(1) Bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarihten önce düzenlenen sporcu sağlık raporları, raporda belirlenen sürenin sona ermesine kadar geçerlidir.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11- </strong>(1) Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Yönetmelik hükümlerini Sağlık Bakanı ve Gençlik ve Spor Bakanı müştereken yürütür.</p>

<p></p>

<p><strong><a href="https://www.resmigazete.gov.tr/eskiler/2026/08/20260811-2-1.pdf" rel="nofollow">Ekleri için tıklayınız.</a></strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel, SAĞLIK, SPOR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/sporcu-saglik-raporlari-yonetmeligi</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 00:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/01/resmi/resmi-g5.jpg" type="image/jpeg" length="49609"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Galatasaray Üniversitesine Bağlı Galatasaray Lisesi, Galatasaray Ortaokulu ve Galatasaray İlkokulu Yönetmeliğinde Değişiklik]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesine-bagli-galatasaray-lisesi-galatasaray-ortaokulu-ve-galatasaray-ilkokulu-yonetmeliginde-degisiklik</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesine-bagli-galatasaray-lisesi-galatasaray-ortaokulu-ve-galatasaray-ilkokulu-yonetmeliginde-degisiklik" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Galatasaray Üniversitesine Bağlı Galatasaray Lisesi, Galatasaray Ortaokulu ve Galatasaray İlkokulu Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, 11 Ağustos 2026 Tarihli ve 33337 Sayılı Resmî Gazete'de yayımlandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Millî Eğitim Bakanlığından:</strong></p>

<p><strong>GALATASARAY ÜNİVERSİTESİNE BAĞLI GALATASARAY LİSESİ, GALATASARAY ORTAOKULU VE GALATASARAY İLKOKULU YÖNETMELİĞİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR YÖNETMELİK</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>6/2/2015 tarihli ve 29259 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Galatasaray Üniversitesine Bağlı Galatasaray Lisesi, Galatasaray Ortaokulu ve Galatasaray İlkokulu Yönetmeliğinin 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (h) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.</p>

<p>“h) Merkezi sınav: Sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına öğrenci yerleştirme amacıyla Bakanlıkça yapılan sınavı,”</p>

<p><strong>MADDE 2- </strong>Aynı Yönetmeliğin 7 nci maddesinin birinci fıkrasında yer alan “ortak sınavlarda” ibaresi “merkezi sınavda” şeklinde değiştirilmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 3- </strong>Aynı Yönetmeliğin 12 nci maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Galatasaray Ortaokulunu tamamlayan” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve Bakanlıkça yapılan merkezi sınav sonuçları uyarınca ilk yüzde 4 arasında yer alan” ibaresi eklenmiştir.</p>

<p><strong>MADDE 4- </strong>Aynı Yönetmeliğe aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“Yeni kayıt yüzdelik dilimi</p>

<p>GEÇİCİ MADDE 1- (1) Bu maddeyi ihdas eden Yönetmelik ile 12 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine eklenen ibare, 2026-2027 eğitim-öğretim yılından önce İlkokul birinci sınıfa kaydolan öğrenciler hakkında uygulanmaz.”</p>

<p><strong>MADDE 5- </strong>Bu Yönetmelik yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>MADDE 6- </strong>Bu Yönetmelik hükümlerini Millî Eğitim Bakanı ile Galatasaray Üniversitesi Rektörü birlikte yürütür.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>Genel</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/galatasaray-universitesine-bagli-galatasaray-lisesi-galatasaray-ortaokulu-ve-galatasaray-ilkokulu-yonetmeliginde-degisiklik</guid>
      <pubDate>Tue, 11 Aug 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/04/resmi/milli-egi.jpg" type="image/jpeg" length="31709"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[HASAR ARAŞTIRMACILARININ YETKİ SINIRLARI]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/hasar-arastirmacilarinin-yetki-sinirlari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/hasar-arastirmacilarinin-yetki-sinirlari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Sigortacılık Destek Hizmetleri Yönetmeliği Değişikliği ve SEDDK'nın 2026/01 Sayılı Sirküleri Üzerine Bir Değerlendirme]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Sigorta uygulamasında özellikle yangın, hırsızlık, pert ve yüksek bedelli kasko dosyalarında görevlendirilen "hasar araştırma" şirketleri, uzun süredir mevzuatta tanımsız bir alanda faaliyet göstermekteydi. Araştırmacıların sigortalılara uzun sorgular yönelttiği, hasar tutarı hakkında görüş bildirdiği, hatta raporlarının ret kararlarının fiilî dayanağı hâline geldiği uygulamada sıkça gözlemlenmekteydi. Temmuz 2026'da bu alan iki adımda düzenlenmiştir: Önce 23 Temmuz 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan değişiklikle Sigortacılık Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'e "hasar araştırmacısı" tanımı ve 8/B maddesi eklenmiş; ardından Sigortacılık ve Özel Emeklilik Düzenleme ve Denetleme Kurumu (SEDDK), 29 Temmuz 2026 tarihli ve 1846 sayılı Kurul Kararı ile 2026/01 sayılı "Hasar Araştırmacıları Hakkında Kurum Sirküleri"ni yayımlayarak yetki sınırlarına ilişkin tereddütleri gidermiştir.</p>

<p>Bu çalışmada; yönetmelik değişikliğinin ve sirkülerin getirdiği çerçeve incelenmekte, eksper-araştırmacı ayrımının hukuki sonuçları değerlendirilmekte ve düzenlemenin tazminat uyuşmazlıklarına muhtemel etkileri ele alınmaktadır. Baştan ifade etmek gerekir ki, kanaatimizce 2026/01 sayılı sirküler — Kurumun bir hafta sonra yayımladığı ve tahkim başvurularını eksper raporunun tamamlanması koşuluna bağlayan 2026/02 sayılı sirkülerine yönelttiğimiz eleştirilerin aksine — sigortalıyı koruyan isabetli bir düzenlemedir.</p>

<p><strong>II. YÖNETMELİK DEĞİŞİKLİĞİNİN GETİRDİĞİ ÇERÇEVE (m. 8/B)</strong></p>

<p>23 Temmuz 2026 tarihli değişiklikle hasar araştırma faaliyeti ilk kez kapsamlı biçimde düzenlenmiştir. Öne çıkan unsurlar şunlardır:</p>

<p><strong>A. Tanım</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hasar araştırmacısı; tazminat talebine ilişkin olarak hasarın nedeni ve kapsamının, zararın niteliği ve miktarının tespiti ile sigorta suistimali bulunup bulunmadığının incelenmesi amacıyla hizmet sunan gerçek veya tüzel kişiler olarak tanımlanmıştır. Tanımdaki bu geniş ifade, aşağıda görüleceği üzere sirkülerle daraltılarak suistimal ve şüpheli hasar incelemesine hasredilmiştir.</p>

<p><strong>B. İzin ve Nitelik Şartları</strong></p>

<p>Sigorta şirketi çalışanları dışında hasar araştırmacılığı SEDDK iznine bağlanmıştır. Gerçek kişiler için en az iki yıllık yükseköğretim mezuniyeti, sektörde hasar işlemlerinde en az iki yıl deneyim, SEGEM eğitiminin başarıyla tamamlanması ve belirli suçlardan hükümlü olmama şartları aranmakta; tüzel kişilerde imza yetkililerinin izinli gerçek kişi olması gerekmektedir.</p>

<p><strong>C. Objektiflik Yükümlülüğü ve Yaptırım</strong></p>

<p>Araştırmacılar kanaatlerini somut bilgi ve belgeye dayandırmak zorundadır. Gerekli incelemeyi yapmayan, taraflı karar veren veya ilgili tarafları suçlayıcı tutum gösteren araştırmacının izni SEDDK tarafından iptal edilebilecektir. Uygulamada sigortalıların en çok yakındığı baskıcı sorgu pratiği bakımından bu hüküm önemli bir güvencedir.</p>

<p><strong>D. Geçiş Hükmü</strong></p>

<p>Hâlihazırda faaliyette olan araştırmacılara 8/B hükümlerine uyum için 31.12.2026 tarihine kadar süre tanınmış; mevcut araştırmacılar için mezuniyet şartına şartlı muafiyet getirilmiştir.</p>

<p><strong>III. SİRKÜLERİN İKİ TEMEL AÇIKLAMASI</strong></p>

<p>2026/01 sayılı Sirküler iki temel esası açıklığa kavuşturmuştur: Birincisi, hasar araştırmacılarının yetki, sorumluluk ve görev alanları sadece sigorta suistimali ve şüpheli hasarları incelemekle sınırlıdır. İkincisi, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu uyarınca "sigorta konusu risklerin gerçekleşmesi sonucunda ortaya çıkan kayıp ve hasarların miktarını, nedenlerini ve niteliklerini belirleme ve mutabakatlı kıymet tespiti, ön ekspertiz ve hasar gözetimi gibi işleri yapma" yetkileri münhasıran sigorta eksperlerine tanınmıştır ve hasar araştırmacılarının bu alanda yetkisi bulunmamaktadır.</p>

<p>Sirkülerin önemi şuradadır: Uygulamada araştırmacı raporları fiilen birer "ikinci ekspertiz raporu" gibi kullanılabilmekte; "hasar beyan edilen şekilde oluşmamıştır", "talep edilen bedel fahiştir" gibi doğrudan ekspertiz alanına giren değerlendirmelere araştırmacı raporlarında rastlanabilmekteydi. Sirküler sonrasında bu tür değerlendirmeler açık bir yetki aşımıdır. Eksperlik, 5684 sayılı Kanun sistematiğinde ruhsata bağlı ve tarafsızlık yükümlülüğü olan düzenlenmiş bir meslek iken; araştırmacılık, yönetmelikle çerçevelenen ve görev alanı suistimal incelemesiyle sınırlı bir destek hizmetidir. Hasarın miktarı, nedeni ve niteliği ancak eksper raporuyla belirlenebilir.</p>

<p><strong>IV. AYRIMIN HUKUKİ SONUÇLARI</strong></p>

<p><strong>A. Araştırmacı Raporunun Delil Değeri</strong></p>

<p>Araştırmacı raporu, ancak suistimal veya şüpheli hasar iddiası yönünden bir inceleme değeri taşır; hasar miktarına ilişkin tespitleri yetki alanı dışındadır. Buna göre, ret veya indirim kararının dayanağı bir "araştırma raporu" ise, rapordaki hangi tespitin hangi yetkiyle yapıldığı sorgulanmalı; miktara ilişkin tespitlerin sirküler karşısında yetki aşımı oluşturduğu itiraz ve tahkim aşamalarında işlenmelidir.</p>

<p><strong>B. İspat Yükü</strong></p>

<p>Suistimal iddiasında ispat yükü sigortacıdadır. Araştırmacının soyut "kanaati" yeterli olmayıp, yönetmelik gereği kanaatlerin somut bilgi ve belgeye dayanması zorunludur; teminat dışılığın ispatına ilişkin TTK m. 1409/2 kuralı burada da geçerlidir. Soyut şüpheye dayalı ret veya indirim kararlarının tahkim ve yargı denetiminde ayakta kalması beklenmemelidir.</p>

<p><strong>C. Ödeme Süreleri</strong></p>

<p>"Araştırma sürüyor" gerekçesi ödeme sürelerini uzatmaz. Trafik sigortasında KTK m. 99 uyarınca gerekli belgelerin tesliminden itibaren sekiz iş günü; diğer branşlarda TTK m. 1427/2 uyarınca araştırmalar tamamlanınca ve her hâlde ihbardan itibaren kırk beş gün (can sigortalarında on beş gün) içinde tazminat muaccel olur. Süre dolduğunda sigortacı temerrüde düşer ve faiz işlemeye başlar. Araştırma faaliyeti, muacceliyet rejimini askıya alan bir sebep değildir.</p>

<p><strong>D. Kişisel Verilerin Korunması Boyutu</strong></p>

<p>Araştırma sürecinde sigortalıdan talep edilen bilgi ve belgeler ölçülülük denetimine tabidir. Hasarla illiyeti kurulamayan banka hesap dökümü, sağlık geçmişi veya iletişim kayıtları gibi talepler, 6698 sayılı Kanun'daki veri minimizasyonu ilkesi karşısında sorunludur; bu tür taleplerin yazılı gerekçeye bağlanması gerekir. Suçlayıcı tutum ve taraflılık ise artık doğrudan izin iptali sebebi olarak düzenlendiğinden, belgelenen ihlallerin SEDDK'ya bildirilmesi hem somut dosya hem sektör pratiği bakımından sonuç doğuracaktır.</p>

<p><strong>V. DEĞERLENDİRME</strong></p>

<p>Düzenleme bütün olarak isabetlidir: Tanımsız bir alanda fiilen ekspertiz işlevi üstlenen yapıların yetkisi, kanuni sistematiğe uygun biçimde suistimal incelemesine çekilmiş; nitelik şartları, objektiflik yükümlülüğü ve izin iptali yaptırımı ile denetlenebilir bir çerçeve kurulmuştur. Bununla birlikte uygulamada izlenmesi gereken üç husus vardır. Birincisi, sirkülerin idari düzenleyici işlem niteliği gereği asıl denetimin, araştırmacı raporlarına dayanılarak tesis edilen ret ve indirim işlemlerinin tahkim ve yargı önündeki akıbetinde gerçekleşecek olmasıdır. İkincisi, 31.12.2026'ya kadar tanınan uyum süreci boyunca sahada eski pratiklerin sürmesi riskidir. Üçüncüsü, "şüpheli hasar" kavramının genişletici yorumlanarak olağan dosyaların araştırmaya sevk edilmesi ihtimalidir; kavramın, sirkülerin amacına uygun biçimde dar yorumlanması gerekir.</p>

<p>Nihayet belirtmek gerekir ki, Kurumun 2026/01 sayılı sirkülerdeki sigortalıyı koruyan yaklaşımı ile 2026/02 sayılı sirkülerdeki tahkim erişimini daraltan yaklaşımı arasındaki yön farkı dikkat çekicidir; düzenleyici tutarlılık bakımından ilk sirkülerdeki çizginin esas alınması temenni edilir.</p>

<p><strong>VI. SONUÇ</strong></p>

<p>Hasar araştırmacılarının görev alanı artık nettir: sigorta suistimali ve şüpheli hasar incelemesi. Hasarın miktarını, nedenini ve niteliğini belirleme yetkisi münhasıran sigorta eksperlerine aittir. Araştırmacı raporlarına dayalı miktar indirimlerinin ve retlerin hukuki dayanağı sirküler karşısında tartışmalı hâle gelmiş; suistimal iddiasında somut delil zorunluluğu, ödeme sürelerinin araştırma gerekçesiyle uzatılamayacağı ve veri taleplerinin ölçülülüğü kural düzeyinde teyit edilmiştir. Düzenlemenin gerçek etkisi, uyum sürecinin tamamlanması ve yargısal denetim pratiğiyle birlikte önümüzdeki dönemde görülecektir.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/melih-kucukcankurtaran.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Melih Küçükcankurtaran</strong></p>

<p></p>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">- Sigortacılık Destek Hizmetleri Hakkında Yönetmelik'te Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik, RG 23.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- SEDDK (2026). Hasar Araştırmacıları Hakkında Kurum Sirküleri (2026/01), Kurul Kararı No: 1846, 29.07.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- SEDDK (2026). Motorlu Araç Sigortaları Kapsamında Sigorta Tahkim Komisyonuna Yapılacak Başvurular Hakkında Kurum Sirküleri (2026/02), Kurul Kararı No: 1862, 05.08.2026.</span></p>

<p><span style="color:#999999">- Küçükcankurtaran, M. (2026). </span><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu"><span style="color:#2980b9">"Eksper Raporu Olmaksızın Tahkim Başvurusu Mümkün mü? SEDDK'nın 2026/02 Sayılı Sirkülerine ve Sirküleri Destekleyen Görüşe Eleştirel Bir Bakış"</span></a><span style="color:#2980b9">,</span></strong><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/eksper-raporu-olmaksizin-tahkim-basvurusu-mumkun-mu"><span style="color:#999999">hukukihaber.net.</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">- 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 1409, m. 1427; 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu m. 99; 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/hasar-arastirmacilarinin-yetki-sinirlari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 23:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/03/terazi/trafik-kaza-tokmak.jpg" type="image/jpeg" length="77951"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[TÜRK İŞ HUKUKUNDA EVDE ÇALIŞMA SÖZLEŞMESİNİN SONA ERMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calisma-sozlesmesinin-sona-ermesi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calisma-sozlesmesinin-sona-ermesi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>I. GİRİŞ</strong></p>

<p>Teknolojik gelişmeler ve değişen ekonomik modeller, iş hukuku sisteminde esnek ve atipik çalışma biçimlerinin önemini artırmıştır. Bu modeller arasında yer alan evde çalışma sözleşmesi, işçinin iş görme edimini işverenin geleneksel işyeri alanı dışında yerine getirmesi esasına dayanan özel bir iş ilişkisidir. Her hukuki bağ gibi evde çalışma sözleşmelerinin de sona erme süreçleri, tarafların hak dengelerinin korunması, tazminat haklarının güvenceye alınması ve işçinin korunması ilkesi bakımından büyük önem arz etmektedir.</p>

<p>Sözleşmenin sona erme biçimleri; tarafların karşılıklı irade beyanlarına, kanuni bildirim sürelerine veya tarafların iradesi dışında gelişen hukuki nedenlere bağlı olarak değişiklik göstermektedir. Bu çalışmada; evde çalışma sözleşmesinin belirli sürenin dolması, işçinin ölümü, tarafların karşılıklı anlaşması (ikale) ile bildirimli ve bildirimsiz fesih yollarıyla sona erme halleri, yürürlükteki mevzuat hükümleri ve doktrindeki esaslar çerçevesinde bütüncül bir yaklaşımla ele alınacaktır.</p>

<p><strong>II. EVDE ÇALIŞMA SÖZLEŞMESİNİN SONA ERME HALLERİ</strong></p>

<p><strong>1. Evde Çalışma Sözleşmesinin Süresinin Sona Ermesi</strong></p>

<p>TBK 430. maddesinde iş sözleşmesi türlerinden biri olan belirli süreli iş sözleşmesinde aksi kararlaştırmadıkça ihbar ve fesih bildirimi yapılmaksızın kendiliğinden sözleşmenin sonlanacağı düzenlenmiştir (Sümer, 2018, s. 93).</p>

<p>Sözleşmede bildirim şartı konulması halinde ise fesih ihbarında bulunulması ile sözleşme sona ermektedir. Fesih bildiriminin yapılmaması ise sözleşmenin belirsiz süreli statü kazanması sonucunu doğurmaktadır.</p>

<p>Süresi gün, ay veya yıl olarak kararlaştırılabilen belirli süreli iş sözleşmeleri, muayyen bir işin tamamlanması şartına da bağlanabilir. Bu tür durumlarda hukuken aranan ölçüt, işin biteceği tarihin sözleşmenin yapıldığı esnada tayin edilebilir ya da öngörülebilir olmasıdır. Bir ay sürecek kongre organizasyonu veya beş günlük boya tadilatı gibi işlerin tamamlanması, bu amaca yönelik kurulan sözleşmeleri nihayete erdirir (Sümer, 2018, s. 93).Hukukumuzda belirli süreli iş sözleşmeleri, öngörülen sürenin dolmasıyla kendiliğinden son bulur. Sözleşme süresinin uzatılabilmesi için nesnel ve esaslı bir nedenin varlığı şarttır. Şayet esaslı bir sebep bulunmaksızın tarafların anlaşmasıyla sözleşme uzatılır veya yenilenirse, bu sözleşme artık belirsiz süreli iş sözleşmesi olarak kabul edilir.</p>

<p><strong>2. Ölüm</strong></p>

<p>Türk Borçlar Kanunu m. 440 uyarınca, iş sözleşmesi işçinin ölümüyle kendiliğinden son bulur. Ölüm halinde işveren, işçinin eşine, ergin olmayan çocuklarına veya bakmakla yükümlü olduğu kişilere hizmet süresine göre bir ya da iki aylık ücret tutarında ödeme yapmakla yükümlüdür. İşçi odaklı bir edim söz konusu olduğundan, işveren mirasçılardan işin yapılmasını isteyemez; ancak işçinin doğmuş hak ve alacakları mirası kabul eden yasal mirasçılarına intikal eder (Sümer, 2018, s. 94; TBK m. 440).</p>

<p>Sözleşmenin tarafı olan çalışanın ölmesi hâlinde, sözleşme hüküm ifade etmez. İşveren, çalışanın mirasçılarından sözleşmede öngörülen iş ediminin yerine getirilmesini talep edemez. Ancak işçinin mirasçıları, mirası kabul ettikleri takdirde, sözleşmedeki hak ve alacaklar onlara geçmektedir.</p>

<p><strong>3. Tarafların Anlaşması (İkale)</strong></p>

<p>İş sözleşmesi tarafları, karşılıklı rızayla sözleşmeyi kurabildikleri gibi, yine karşılıklı anlaşarak sona erdirme hakkına da sahiptirler. Taraflar, karşılıklı irade beyanlarıyla iş sözleşmesinin bitiş tarihini serbestçe belirleyebilir veya sözleşmeyi sonlandırabilir. Ancak bu yöntemde işverenin düşük bir tazminat teklifi karşısında işçinin parasını alamama endişesiyle ikale sözleşmesi imzalaması, işçi aleyhine sonuçlar doğurabilir.Hukuken, işçinin alacaklarına ulaşmasını engelleyecek şekilde düzenlenen bir ikale sözleşmesi geçerli kabul edilmez. Bu nedenle, işçinin hak kaybına uğramaması adına ikale sözleşmelerinin hukuki denetimi büyük önem taşımaktadır (Ağar, 2025, s. 445).</p>

<p><strong>4. Fesihle Sona Erme</strong></p>

<p><strong>a. Bildirimli Fesih</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Fesih bildirimi; yöneltilmesi zorunlu olan, karşı tarafın kabulünü gerektirmeyen ve belirsiz süreli sözleşmeyi yasal sürenin tamamlanmasıyla ortadan kaldıran yenilik doğurucu bir irade açıklamasıdır (Mircan, 2019, s. 90). Burada sözleşmenin süresinin belirli olmasının bir önemi yoktur. Fesih bildirimi yapılırken feshin sebeplerinin sayılmasına gerek bulunmamaktadır.</p>

<p>İşverenin sebep olmaksızın bile sözleşmeyi feshetme hakkı bulunmaktadır. Toplu sözleşme ve iş sözleşmelerinde bazı fesih halleri belirlenerek ancak o hallerde fesih yapılabileceği kararlaştırılabilir (Sümer, 2018, s. 96; Süzek, 2017, s. 559).</p>

<p>Bildirim süresi boyunca işveren, İş Kanunu m. 27 gereği işçiye iş araması gereken süre için mesai saatlerinde gereken izni vermelidir. Bu sürede işçinin ücretinde kesinti yapılamaz. İşçiye verilecek olan süre için toplu sözleşme ve iş sözleşmesi ile işçi lehine değişiklikler yapılabilir. İş arama süresinin en az 2 saat olması öngörülmüştür (Sümer, 2018, s. 96-97; Süzek, 2017, s. 566-568).</p>

<p><strong>b. Bildirimsiz Fesih</strong></p>

<p>İşveren veya işçi, iş ilişkisinin devamını olumsuz etkileyecek durumlarda, sözleşme süresinin sona ermesini veya bildirim sürelerini beklemeden sözleşmeyi sonlandırabilir. Yani, kendisinden sözleşmenin devam etmesi beklenemeyen taraf, haklı sebep göstererek sözleşmeyi feshedebilir.</p>

<p>Bildirimsiz fesih beyanının şekli İş Kanunu’nda düzenlenmemiştir; ancak TBK’ya göre fesih bildirimi yazılı olarak yapılmalıdır. Evde çalışma sözleşmelerinde de fesih bildiriminin yazılı şekilde yapılması gerekmektedir.</p>

<p><strong>III. SONUÇ</strong></p>

<p>Esnek bir çalışma modeli sunan evde çalışma sözleşmelerinin sona erme halleri, mekânsal bağımsızlığa rağmen iş hukukunun temel emredici kurallarının ve işçiyi koruma felsefesinin aynen cari olduğunu göstermektedir. Belirli süreli sözleşmelerin nesnel ve esaslı bir neden bulunmaksızın yenilenmesi durumunda belirsiz süreli statü kazanması ve işçinin ölümü halinde geride kalan hak sahiplerine yasal ücret güvencesinin sağlanması bu koruyucu yaklaşımın somut yansımalarıdır.</p>

<p>Sözleşmenin tarafların karşılıklı rızasıyla sonlandırılmasını ifade eden ikale mekanizmasında ise işçinin makul yararının gözetilmesi ve parasını alamama endişesiyle iradesinin sakatlanmamış olması hukuki geçerlilik için mutlak bir kriterdir. İşçinin hak kaybına uğramasına yol açan tasfiye nitelikli anlaşmaların yargı denetimiyle geçersiz kılınması, sistemin zayıf tarafı koruma amacına hizmet etmektedir.</p>

<p>Sonuç olarak, bildirimli fesihlerde işçiye tanınan yasal iş arama izni ve haklı nedenle feshin geçerliliği için aranan yazılı şekil şartı gibi emredici kurallar, evde çalışan işçilerin de geleneksel işçilerle aynı hukuki güvencelere sahip olduğunu kanıtlamaktadır. Evde çalışmanın getirdiği mekânsal esneklik, işverenin fesih ve tasfiye süreçlerindeki yasal yükümlülüklerini ortadan kaldırmaz. Bu süreçlerin hukuka uygun ve şeffaf bir biçimde yürütülmesi, yeni nesil çalışma modellerinde iş barışının ve hukuki güvenliğin tesis edilmesinin en temel şartıdır.</p>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" rel="nofollow" title=""><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/01/hilal-turkmen.jpg" /></a></p>

<p><strong>Hilal TÜRKMEN</strong></p>

<h3><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calismanin-esaslari" rel="dofollow"><span style="color:#3498db">&gt;&gt; TÜRK İŞ HUKUKUNDA EVDE ÇALIŞMANIN ESASLARI</span></a></strong></h3>

<p><span style="color:#999999"><strong>KAYNAKÇA</strong></span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Ağar, F. N.</strong> (2025). Türk iş hukukunda evde çalışma. <i>Toplum, Ekonomi ve Yönetim Dergisi</i>, 6(3), 432-452.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Mircan, H.</strong> (2019). <i>Türk iş hukukunda evde çalışma</i> [Yayımlanmamış yüksek lisans tezi]. KTO Karatay Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Sümer, H.</strong> (2019). <i>İş sağlığı ve güvenliği hukuku</i> (3. Baskı). Seçkin Yayınevi.</span></p>

<p><span style="color:#999999">· <strong>Süzek, S.</strong> (2017). <i>İş hukuku</i> (13.Baskı). Beta Yayınevi.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turk-is-hukukunda-evde-calisma-sozlesmesinin-sona-ermesi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 18:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/1000061621.jpg" type="image/jpeg" length="48216"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay VDDK'nın 2025/15 E., 2025/16 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-202515-e-202516-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-202515-e-202516-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 17/09/2025 tarihli, 2025/15 E., 2025/16 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2025/15<br />
Karar No : 2025/16</strong></p>

<p><br />
<strong>ÖZET: </strong>Aykırılığın, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme sonrasında tescil edilen beyannameler bakımından eşyanın kıymetinin gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme başvurusu kapsamında iadesinin mümkün olmadığı yönünde giderilmesine</p>

<p><strong>BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ AYKIRILIĞIN<br />
GİDERİLMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR</strong></p>

<p>2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca konu ile ilgili kararlar ve mevzuat incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I. AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ<br />
İSTEMİNDE BULUNAN : </strong>İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu</p>

<p><strong>II. İSTEMİN ÖZETİ :</strong> 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenen vergilerin iade edilmeyeceği yolunda yapılan düzenleme sonrasında tescil edilen beyannameler yönünden, eşyanın kıymetinin, gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme başvurusunun reddine ilişkin karara vaki itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ile fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin iadesi istemiyle açılan davalarda verilen Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 30/12/2024 tarih ve E:2024/638, K:2024/1286 sayılı kararı ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. Vergi Dava Dairesinin 29/01/2025 tarih ve E:2024/1414, K:2025/259 sayılı kararı arasındaki aykırılığın, 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının "c" işaretli bendi uyarınca, İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. Vergi Dava Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi, istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanın bu yöndeki talebini uygun gören İstanbul Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 11/03/2025 tarih ve E:2025/9, K:2025/9 sayılı kararıyla istenmiştir.</p>

<p><strong>III. AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI:</strong></p>

<p>A. Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2024/638 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:<br />
Dava konusu istemin özeti: Davacı adına tescilli, ... tarih ve ... sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi (3. kalem) kapsamında ithal edilen eşyanın kıymetinin, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ'de öngörülen birim kıymete yükseltilmesi suretiyle ihtirazi kayıt ile beyan edilerek ödenen vergilerin, eşyalara ait faturada gösterilen kıymete göre hesaplanan tutardan fazlasının geri verilmesi istemiyle, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesine göre yapılan geri verme başvurusunun reddine ilişkin karara vaki itirazın reddine dair işlemin iptali ve fazladan ödenen vergilerin tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>Erzurum 2. Vergi Mahkemesinin 29/03/2024 tarih ve E:2023/705, K:2024/185 sayılı kararının özeti:<br />
Olayda, uyuşmazlığa konu beyanname muhteviyatı eşyanın, gözetim uygulamasına tabi ve fatura kıymetinin gözetim kıymetinin altında olması nedeniyle davacı tarafından ithal edilmek istenen eşyanın sorunsuz olarak serbest dolaşıma sokulabilmesi için herhangi bir yurt dışı gider yapılmadığı halde yurt dışı gider kalemine yapılan ek beyan ile eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirlenen kıymete ulaşması sağlanmıştır. Bu itibarla da davacı tarafından yapılan yurt dışı gider beyanı ile idarenin, eşyanın gerçek fiyatının tespiti amacıyla inceleme ve araştırma yapma, yasalarca kendisine verilen yetkiler çerçevesinde ticaret politikası önlemlerini uygulama ihtimalinin ortadan kaldırıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Bu durumda, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yapılan değişiklik uyarınca, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin, davacının kendi beyanı ile arttırılması sonucu tahakkuk ettirilerek ödenen vergilerin iadesi talebinin reddine dair dava konusu işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>Mahkeme, bu gerekçeyle davanın reddine karar vermiştir.</p>

<p>Davacının istinaf istemini inceleyen Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 30/12/2024 tarih ve E:2024/638, K:2024/1286 sayılı kararının özeti:</p>

<p>i. Vergi Mahkemesinin, geri verme başvurusunun reddine ilişkin karara vaki itirazın reddine dair işlem yönünden davanın reddine dair hüküm fıkrasına yönelik istinaf istemine ilişkin yapılan inceleme:</p>

<p>Mahkemece, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 7333 sayılı Kanun ile yapılan değişikliğin yürürlüğe girmesinden sonra ihtirazi kayıtla beyanda bulunulması, Kanun'un 242. maddesine göre yapılan itiraza ilişkin olarak tesis edilen işleme karşı dava açma hakkı vermekle birlikte, uyuşmazlığın çözümü için mevcut hukuk normlarının bir bütün olarak değerlendirilmesinin icap ettiği, bu bağlamda, söz konusu değişikliğin ihtirazi kayıtla verilen beyannameye istinaden tahakkuk ettirilerek ödenen vergilerin iadesi bakımından da uygulanmasının gerektiği kabul edilerek karar verilmiştir.</p>

<p>Uyuşmazlık, anılan Kanun'un 242. maddesi kapsamında ihtirazi kayıt konularak itiraz prosedürünün işletilmesi suretiyle ödenen vergilerin iadesine ilişkin olup, olayda uygulanma imkânı bulunmayan Kanun'un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yapılan değişikliğin Kanun'un 242. maddesine teşmil edilmesi suretiyle verilen mahkeme kararında hukuki isabet görülmemiştir.</p>

<p>Bu durumda, davacı tarafından ihtirazi kayıtla verilen serbest dolaşıma giriş beyannameleri kalemi muhteviyatı eşya nedeniyle tahakkuk ettirilen vergilere vaki itirazın reddine dair işlemin hukuka uygunluğu değerlendirilmek suretiyle, bu kısım için fazladan ödenen vergilerin iadesi istemi de göz önünde bulundurularak karar vermek gerekmektedir.</p>

<p>Davacı tarafından, serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı emtianın kıymeti, yurt dışı giderlere ek kıymet beyanında bulunulması suretiyle arttırılmıştır, ancak yurt dışı giderler kaleminde yer verilen ek kıymetin, dosya kapsamından da görüldüğü üzere ihtirazi kayıtla beyan edildiği anlaşıldığından, davacının beyanının bağlayıcı olduğunun kabulüne imkân bulunmamaktadır.</p>

<p>Dolayısıyla davacı tarafından ihtirazi kayıtla verilen uyuşmazlık konusu serbest dolaşıma giriş beyannameleri ile ithal edilen eşyaların, İthalatta Gözetim Uygulamasına İlişkin Tebliğ hükümlerine tabi olduğu gerekçesiyle gözetim farkına isabet eden vergilerin tahakkuk ettirilmesine karşın İthalatta Gözetim Uygulamasına İlişkin Tebliğ'de öngörülen değer, Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli olmadığından, davacı tarafından yapılan başvurunun reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı ve fazladan tahsil edilen tutarların davacıya iadesi gerektiği sonucuna varılmıştır.</p>

<p>ii. Davacının faiz istemi yönünden yapılan inceleme:</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 216. maddesi uyarınca, 10/04/2023 tarihinden sonra tescil edilen beyannamelere istinaden geri verilen vergilere "kanuni faiz" uygulanacaktır. Olayda, fazladan tahsilatın ihtirazi kayıtla beyanda bulunan davacı kusurundan kaynaklanmadığı, davalı idarenin gözetim uygulanması nedeniyle gerçekleştirildiği ve davacı adına tescilli beyannamelerin tescil tarihinin 10/04/2023 tarihinden sonra olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle fazladan tahsil edilen gümrük vergisi ve katma değer vergisinin, tahsil tarihinden itibaren hesaplanacak kanuni faiz ile birlikte davacıya iadesi gerekmekte olup davacının, dava konusu anılan vergiler için faiz isteminin kanuni faizi aşan kısmının ise reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.</p>

<p>iii. Karar Sonucu:</p>

<p>Vergi Dava Dairesi, bu gerekçelerle, Vergi Mahkemesinin, geri verme başvurusunun reddine ilişkin karara vaki itirazın reddine dair işlem yönünden davanın reddine dair hüküm fıkrasına yönelik istinaf isteminin kabulü suretiyle anılan hüküm fıkrasının kaldırılmasına ve dava konusu işlemin iptaline, fazladan ödenen vergilerin tahsil tarihinden itibaren kanuni faiz ile birlikte iadesine, kanuni faizi aşan kısım yönünden ise istinaf başvurusunun reddine kesin olarak karar vermiştir.</p>

<p>B. İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. Vergi Dava Dairesinin E:2024/1414 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:</p>

<p>Dava konusu istemin özeti: Davacı adına tescilli, ... tarih ve ...sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında ithal edilen eşyanın kıymetinin, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ'de öngörülen birim kıymete yükseltilmesi suretiyle ihtirazi kayıt ile beyan edilerek ödenen vergilerin, eşyalara ait faturada gösterilen kıymete göre hesaplanan tutardan fazlasının geri verilmesi istemiyle Gümrük Kanunu'nun 211. maddesine göre yapılan geri verme başvurusunun zımnen reddine ilişkin karara vaki itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali ve fazladan ödenen vergilerin tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>İstanbul 2. Vergi Mahkemesinin 12/03/2024 tarih ve E:2023/2540, K:2024/492 sayılı kararının özeti:</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasına 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle getirilen ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması halinde bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilemeyeceği düzenlemesi, 28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı tarihte yürürlüğe girmiştir.</p>

<p>Davaya konu vergilerin gözetim uygulamasından kaynaklı olarak davacı tarafından fazladan ödendiğinden bahisle iadesinin istendiği, gözetim uygulamasının ticaret politikası önlemleri kapsamında olduğu, dava konusu beyannamenin 7333 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile değiştirilen 211. maddesinin yürürlüğü girdiği tarihten sonraki bir tarih olan 09/10/2023 tarihinde tescil edildiği görülmüştür.</p>

<p>Yürürlüğe giren yeni mevzuat uyarınca ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması nedeniyle fazladan ödenen vergilerin geri vermeye konu olamayacağı anlaşılmaktadır. Bu durumda, gözetim uygulamasının bir ticaret politikası önlemi olduğu, davacının beyannamenin yurt dışı gider kısmında kıymet beyan ettiği yurt dışı giderlerin idarece araştırılmasının/denetlenmesinin mümkün olmadığı, bu yurt dışı gider beyanı ile ilgili ithalat rejimi kararına dayanarak gümrük idaresince uygulanan gümrük gözetim kontrolünün etkisiz kılındığı ve bu amaçla yurt dışı gider beyan edildiği anlaşıldığından beyannamenin tescil tarihinde yürürlükte olan meri mevzuat hükümlerine göre tesis edilen dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.</p>

<p>Mahkeme, bu gerekçeyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Davacının istinaf istemini inceleyen İstanbul Bölge İdare Mahkemesi 7. Vergi Dava Dairesinin 29/01/2025 tarih ve E:2024/1414, K:2025/259 sayılı kararının özeti:<br />
Vergi Dava Dairesi, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların isteme konu vergi mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle istemi kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p><strong>IV. İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>A. İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>1- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümünde şu düzenleme yer almaktadır:<br />
"1. İthal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın satış bedelidir. Satış bedeli, Türkiye'ye ihraç amacıyla yapılan satışta 27 ve 28 inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı, fiilen ödenen veya ödenecek fiyattır...<br />
"<br />
2- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 18/06/2009 tarih ve 5911 sayılı Kanun'un 66. maddesiyle değişik 25. maddesi şu şekildedir:<br />
"1. 24 üncü madde hükümlerine göre belirlenemeyen gümrük kıymeti, bu maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinin sıra halinde uygulanmasıyla belirlenir. Eşyanın gümrük kıymeti bir üst bent hükümlerine göre belirlenebildiği sürece bir alt bent hükümleri uygulanamaz. Ancak, beyan sahibinin yazılı talebinin gümrük idaresince uygun bulunması şartıyla (c) ve (d) bentlerinin uygulama sırası değiştirilebilir.</p>

<p>2. Bu madde hükümleri gereğince, gümrük kıymeti aşağıdaki yöntemlere göre belirlenir:</p>

<p>a) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen aynı eşyanın satış bedeli,</p>

<p>b) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen benzer eşyanın satış bedeli,</p>

<p>c) İthal eşyasının veya aynı ya da benzer eşyanın Türkiye içinde satıcılardan müstakil kişilere yapılan en büyük miktardaki satışına ait birim fiyata dayalı kıymet,</p>

<p>d) İthal eşyasının üretiminde kullanılan malzeme ve imalat veya diğer imal işlemlerinin bedel veya kıymetleri ile Türkiye'ye ihraç edilmek üzere ihraç ülkesindeki üreticiler tarafından üretilen, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı sınıf veya cins eşyanın satışında mutat olan kar ve genel giderlere eşit bir tutar ve 27 nci maddenin 1 inci fıkrasının (e) bendinde sayılan diğer bedel veya kıymetler toplamından oluşan hesaplanmış kıymet.</p>

<p>3. 2 nci fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."</p>

<p>3- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 61. maddesinin 18/06/2009 tarih ve 5911 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile değişik hali şu şekildedir:</p>

<p>"1. 60 ıncı maddede belirtilen şartlara uygun beyannameler, ait oldukları eşyanın gümrüğe sunulmuş olması halinde tescil edilir. Tescil işlemi, beyana ilişkin bilgilerin yerel alan ağı veya geniş alan ağı üzerinden gümrük bilgisayar sistemine girilerek sistem tarafından tescil tarihi ve sayısı verilmesini ya da beyanname veya beyanname hükmündeki belgenin üzerine mühür vurularak, sıra numarası ile tarih konulması ve bu beyannameye ait bilgilerin tescil defterine yazılmasını ifade eder.</p>

<p>2. Aksine hüküm bulunmadıkça, eşyanın beyan edildiği gümrük rejimine ilişkin tüm hükümlerin uygulanmasında esas alınacak tarih, beyannamenin (...) tescil edildiği tarihtir.</p>

<p>3. (...) tescil edilmiş (...) beyanname, ait olduğu eşyanın vergileri ve para cezalarından dolayı taahhüt niteliğinde beyan sahibini bağlar ve gümrük vergileri tahakkukuna esas tutulur."</p>

<p>4- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin 18/7/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun'un 13. maddesi ile değişik hali şu şekildedir:<br />
"1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.</p>

<p>Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.</p>

<p>2. Kanunen ödenmemeleri gereken gümrük vergileri, söz konusu vergilerin yükümlüye tebliğ edilmesi ve ilgilinin üç yıl içinde gümrük idaresine müracaatı üzerine geri verilir veya kaldırılır.<br />
Kontrol ve denetleme sonucunda, geri verme veya kaldırma hallerinden birinin tespiti durumunda, aynı süre içinde geri verme veya kaldırma işlemi doğrudan yapılır.<br />
Bu süre mücbir sebep veya beklenmeyen hallerde uzatılabilir."</p>

<p>5- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesinin 18/06/2009 tarih ve 5911 sayılı Kanun'un 64. maddesi ile değişik hali şu şekildedir:<br />
"1. Yükümlüler kendilerine tebliğ edilen gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren onbeş gün içinde bir üst makama, üst makam yoksa aynı makama verecekleri bir dilekçe ile itiraz edebilir.</p>

<p>2. İdareye intikal eden itirazlar otuz gün içinde karara bağlanarak ilgili kişiye tebliğ edilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>3. İtiraz dilekçelerinin süresi içinde yanlış makama verilmesi halinde, itiraz süresinde yapılmış sayılır ve idarece yetkili makama ulaştırılır.</p>

<p>4. İtirazın reddi kararlarına karşı işlemin yapıldığı yerdeki idari yargı mercilerine başvurulabilir."</p>

<p>6- 27/08/1993 tarih ve 21681 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma'nın 14. maddesinde bu Anlaşma'nın I. ekinde yer alan notların Anlaşma'nın ayrılmaz bir parçası olduğu, Anlaşma maddelerinin bu notlarla birlikte mütalaa edileceği ve uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Anlaşma'nın 17. maddesinde bu Anlaşma'da yer alan hiçbir hükmün gümrük idaresinin gümrük kıymetinin belirlenmesi ile ilgili olarak ibraz edilen tutanak, belge veya beyannamenin gerçeklik veya doğruluğunu araştırma hakkını sınırlamayacağı ve bu hakkı tartışma konusu haline getirecek şekilde yorumlanamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B. HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Bölge İdare Mahkemesi Vergi Dava Dairelerince kesin olarak verilen kararlar arasındaki aykırılık, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme sonrasında tescil edilen beyannameler bakımından eşyanın kıymetinin gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme başvurusu kapsamında iadesinin mümkün olup olmadığına ilişkindir.</p>

<p>Gümrük Kanunu'nun 24 ve 25. maddeleri ile GATT'ın VII. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma'nın 17. maddesinde yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle, satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde de sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması gerektiği; ayrıca gümrük idaresinin, beyanın doğruluğunu tespit amacıyla her zaman, her türlü bilgi ve belgeyi inceleyerek değerlendirme hak ve yetkisine sahip bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>İthalatta uygulanacak gözetim ve korunma önlemleri, Türk mevzuatında, 29/01/1995 tarih ve 22186 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 26/01/1995 tarih ve 4067 sayılı Kanun'la onaylanması uygun bulunan ve 25/02/1995 tarih ve 22213 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/02/1995 tarih ve 1995/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Dünya</p>

<p>Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması'nın ekinde yer alan ve bu anlaşmanın ayrılmaz parçasını teşkil eden Korunma Tedbirleri Anlaşması ile yerini almıştır.<br />
07/10/2009 tarih ve 27369 mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Yönetmeliği’nin 3. maddesinin (n) bendinde ticaret politikası önlemlerinin gözetim, korunma önlemleri, miktar kısıtlamaları ve ithalat veya ihracat yasaklamaları gibi eşyanın ithal ve ihracı ile ilgili hükümlerle belirlenmiş tarife dışı önlemleri ifade ettiği hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Bir ticaret politikası önlemi olan gözetim, dış ticaret konusu eşyaların ithalattaki gelişim seyrinin gözlemlenmesidir. Türk gümrük mevzuatında gözetim önlemi ithalatta gözetim uygulaması adıyla yer almaktadır. İthalatta gözetim uygulamasının dayanağını 29/05/2004 tarih ve 25476 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2004/7304 sayılı İthalatta Gözetim Uygulaması Hakkında Bakanlar Kurulu Kararı oluşturmaktadır.</p>

<p>Anılan Karar’ın “Gözetim uygulaması” başlıklı 4. maddesinde bir malın ithalatında gözetim uygulanmasına ilişkin kararın başvuru üzerine veya resen yapılacak bir değerlendirme sonucunda Ticaret Bakanlığı İthalat Genel Müdürlüğü tarafından verileceği, yapılacak değerlendirmede ithalatın gelişimi, ithal şartları ve ithalatın yerli üreticiler üzerindeki etkisinin dikkate alınacağı, gözetim kararının gözetim belgesi düzenlenmesi yoluyla ileriye yönelik olarak veya gerçekleşen ithalatı değerlendirmek üzere geçmişe dönük olarak uygulanabileceği, ileriye yönelik gözetime tabi bir malın ithalatında gümrük mevzuatının gerektirdiği belgelerin yanı sıra gözetim belgesinin de aranacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p>İthalatta gözetim uygulaması, eşyanın kıymeti bakımından birim başına asgari bir fiyatın belirlenmesi ve bu fiyatın altında ithalatın gerçekleştirilmesi hâlinde bu durumun izlenmesi esasına dayanan bir dış ticaret politikası aracıdır. Gözetim uygulaması başlatılması durumunda, herhangi bir korunma tedbirinden söz edilememekte, bu aşamada, o malın ithalatında herhangi bir kısıtlama, vergi oranında artış, eşik kıymet belirlenmesi veya ek mali yükümlülük uygulaması söz konusu olmamaktadır.</p>

<p>Bir eşyanın ithalatının kayda alınmak suretiyle ileriye yönelik olarak gözetim uygulamasına tabi tutulduğu durumlarda eşyanın kıymeti bakımından belirlenen birim başına asgari fiyatın altında ithalat gerçekleştirmek isteyen ithalatçıların ithalatta gözetim uygulamasına tabi olması ve ithalat sırasında gümrük mevzuatının gerektirdiği belgelerin yanı sıra İthalat Genel Müdürlüğünce düzenlenen bir gözetim belgesini ibraz etmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, ithalatının izlenmesine karar verilen eşyanın belirlenen kıymetin altında ithal edilmek istenilmesi hâlinde gümrük vergisi mükellefleri için öngörülen yükümlülük sadece gözetim belgesi ibrazı zorunluluğudur.</p>

<p>Gözetim belgesinin ibraz zorunluluğu, o malın belli bir değerin altında kıymetle ithal edilmek istenmesi durumuna münhasırdır. Bu bağlamda, gözetim önlemi uygulanmasına karar verilen eşyanın, belirlenen bir kıymetin altında ithal edilmek istenmesi hâlinde sadece ''gözetim belgesi'' ibrazı zorunluluğu getirilmekte; ancak bu zorunluluğa uyulmaması Gümrük Kanunu hükümlerine göre ek tahakkuk yapılmasını gerektiren bir durum oluşturmamaktadır.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 24. maddesine göre ithal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın satış bedeli olarak belirlendiğinden, aksi gümrük idaresince ortaya konulmadıkça satış bedeli, vergilendirmede esas alınmaktadır. İthalatta gözetim uygulanmasına ilişkin tebliğlerde belirtilen birim kıymet ise, eşyanın ithalat seyrini izlemek açısından bir ölçüt belirlemekte, dolayısıyla bu birim kıymet, eşyanın Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedelini oluşturmamaktadır.</p>

<p>Öte yandan, kanunen doğan vergi borcunun eksik ya da fazla tahakkuk ettirilmesi ve bu hâliyle ödenmiş olması mümkündür. Türk vergi mevzuatında bu tür yanlışlıkların giderilmesi amacıyla öngörülen idari başvuru yolları bulunmaktadır. Gümrük vergileri açısından bu tür yanlışlıkların düzeltilmesi için 4458 sayılı Kanun’un 210 ilâ 217. maddelerinde vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması kurumu düzenlenmiştir. Anılan kurum, fazla tahakkuk ettirilen ya da tahsil edilen gümrük vergileri ve para cezaları açısından anlaşmazlıkların idari aşamada giderilmesine hizmet eden bir idari çözüm yoludur. 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinde düzenlenen itiraz yolu ise gümrük vergileri, cezalar ve idari kararlara karşı idari dava açmadan önce tüketilmesi gereken bir idari çözüm yoludur.</p>

<p>28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması halinde ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin geri verilmesi veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği yolunda değişiklik yapılmıştır.</p>

<p>Bu değişiklikten önce ithalatçılar, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen kıymetten düşük olması durumunda, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen düzeye çıkmasını sağlayacak şekilde yurt dışı giderlerin artırılması yoluyla beyanda bulunmak suretiyle ithalatı gerçekleştirmekte, kıymetin arttırılması nedeniyle fazladan ödedikleri vergilerin iadesi için ya üç yıllık süre içinde 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesine göre geri verme veya kaldırma başvurusunda bulunmakta ya da tescil tarihinde beyannameye ihtirazi kayıt koymak suretiyle aynı Kanun'un 242. maddesi uyarınca tahakkuka itiraz ederek vergilerin iadesini talep etmekteydiler.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonraki dönemde ihtirazi kayıtla beyanda bulunarak tescil edilen beyannameler yönünden, 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinde düzenlenen itiraz yoluna başvurulmasının önünde kanuni bir engelin bulunmadığı, diğer bir ifadeyle Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişiklikte öngörülen, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması hâlinde ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği yolundaki düzenlemenin, Kanun'un 242. maddesi kapsamında yapılacak itiraz başvurularında uygulanamayacağı açıktır.</p>

<p>Nitekim, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun ve 26/3/2024 tarih ve 32501 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 24/01/2024 tarih ve E:2023/6, K:2024/1 sayılı kararı da bu yöndedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu anılan kararında, bölge idare mahkemeleri arasındaki karar aykırılığının, eşyanın kıymetinin, gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca tahakkuka yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ile vergilerin iadesi talebiyle açılan davada, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması; satış bedeli yönteminin terk edilme nedenlerinin somut olarak ortaya konulmadığı sonucuna varılması halinde işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı yönünde giderilmesine karar vermiştir.</p>

<p>Öte yandan, Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca idarece kendiliğinden yapılmış bir ek tahakkuk işlemi veya ihtirazi kayıtla verilen gümrük beyannamesine dayalı bir tahakkuk işlemi üzerine vergi mahkemesinde idari dava açılabilmesi için, söz konusu tahakkuklara karşı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesinde öngörülen idari itiraz yoluna başvurulması ve bu başvurunun zımnen ya da açık olarak reddedilmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>Gümrük yükümlüsünün herhangi bir baskı, tehdit ve endişe altında kalmaksızın, yani serbest iradeyle yapmış olduğu beyanlar hukukta yazılı ikrar hükmündedir (Turgut Candan, Açıklamalı İdari Yargılama Usulü Kanunu, Yetkin Yayınları, Ankara, 2022, s:635) ve yükümlü açısından bağlayıcıdır. Gümrük uygulamasında ihtirazi kayıt, beyanın bu bağlayıcılığını etkisiz kılmak ve hak arama yollarına başvuru hakkını saklı tutmak amacıyla gümrük beyannamelerine konulmakta ve beyanın serbest irade ürünü olmadığını gösteren açıklama olarak nitelendirilmektedir. Yine uygulamada, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme veya kaldırma başvurusunda bulunabilmek için beyannameye ihtirazi kayıt konulmuş olmasına gerek bulunmadığı, Kanun'un 242. maddesi uyarınca itiraz başvurusunda bulunabilmek için ise beyannameye ihtirazi kayıt konulması gerektiği kabul edilmektedir.</p>

<p>Aykırılığın giderilmesine konu edilen uyuşmazlıklarda, dava konusu edilen işlemler, gümrük yükümlüsünce ihtirazi kayıtla beyanda bulunulduktan sonra, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesine göre yapılan bir geri verme veya kaldırma talebi üzerine bu talebin reddi yolunda tesis edilmiştir.</p>

<p>4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinde değişiklik yapan 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun'un 13. maddesinin gerekçesi "4458 sayılı Gümrük Kanununun 211 inci maddesinin birinci fıkrasında yapılan düzenleme ile; yükümlülerin, ticaret politikası önlemlerinden kaçınmak için kendi beyanlarıyla eşyanın gümrük kıymetini artırmalarını müteakiben ödenmiş veya tahakkuk ettirilmiş vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması önlenerek, Dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlardan ithal edilen eşyaların gözetim uygulaması kapsamında izlenmesi ve ticaret politikası önlemlerinin etkisizleştirilmesinin önüne geçilmesi amaçlanmaktadır.<br />
" şeklindedir.</p>

<p>Madde gerekçesinden de anlaşıldığı üzere, değişiklik ile kanun koyucu, ticaret politikasının etkisiz hale getirilmesi sonucu doğuracak şekilde yükümlünün kendi beyanı ile ithalata konu eşyanın kıymetini artırması durumunda vergilerin geri verilmesi veya kaldırılmasının önüne geçilmesini amaçlamıştır. Bu nedenle 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tescil edilen beyannameler açısından, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen düzeye çıkmasını sağlayacak şekilde beyanda bulunulması, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması neticesini doğuracağından, bu durumda ödenen veya tahakkuk eden vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması talepleri kabul edilmeyecektir. Dolayısıyla, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması durumunda, ithalat esnasında gümrük beyannamesine ihtirazi kayıt konulmuş olması, yükümlüye, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesi kapsamında yapılan başvurularda, hak arama yolunu açık tutma imkânı sağlamayacaktır.</p>

<p>Dolayısıyla, 4458 sayılı Kanun'un sistematiği ve yukarıda belirtilen Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 24/01/2024 tarih ve E:2023/6, K:2024/1 sayılı kararı gözetildiğinde, gözetim uygulaması nedeniyle fazladan vergi ödediğini iddia eden ithalatçıların hukuken izlemesi gereken prosedür, ihtirazi kayıt konulması suretiyle beyannamelerin tescil edilmesi durumunda, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesine göre değil 242. maddesine göre başvuru yollarını tüketerek dava açmalarıdır.</p>

<p>Yukarıda yer alan belirlemelerin birlikte değerlendirilmesinden, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme sonrasında tescil edilen beyannameler bakımından eşyanın kıymetinin gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme başvurusu kapsamında iadesinin mümkün olmadığı sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V. SONUÇ:</strong></p>

<p>Açıklanan hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. maddesinin (1) numaralı fıkrasında 18/07/2021 tarih ve 7333 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme sonrasında tescil edilen beyannameler bakımından eşyanın kıymetinin gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle fazladan ödendiği iddia edilen vergilerin, Gümrük Kanunu'nun 211. maddesi uyarınca geri verme başvurusu kapsamında iadesinin mümkün olmadığı yönünde giderilmesine, 17/09/2025 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.<br />
 </p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-202515-e-202516-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 17:37:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistaysa.jpg" type="image/jpeg" length="28947"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Danıştay VDDK'nın 2023/6 E., 2024/1 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu'nun 24.01.2024 tarihli, 2023/6 E., 2024/1 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p><strong>T.C.<br />
D A N I Ş T A Y<br />
VERGİ DAVA DAİRELERİ KURULU<br />
Esas No : 2023/6<br />
Karar No : 2024/1</strong></p>

<p><br />
<strong>ÖZET: </strong>Eşyanın kıymetinin, gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca tahakkuka yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ile vergilerin iadesi talebiyle açılan davada, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması; satış bedeli yönteminin terk edilme nedenlerinin somut olarak ortaya konulmadığının anlaşılması halinde işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı sonucuna ulaşılması gerektiği hakkında.</p>

<p><strong>BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI ARASINDAKİ AYKIRILIĞIN<br />
GİDERİLMESİ İSTEMİ HAKKINDA KARAR</strong></p>

<p>2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (5) numaralı fıkrası uyarınca karar veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunca konu ile ilgili kararlar ve mevzuat incelenerek gereği görüşüldü:</p>

<p><strong>I- AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ<br />
İSTEMİNDE BULUNAN : </strong>Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulu</p>

<p><strong>II- İSTEMİN ÖZETİ: </strong>28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin geri verilmesi veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği yolunda değişiklik yapılmıştır. Bu değişiklikten sonra gözetim belgesinin sunulmaması ve gözetim tebliğlerinde belirtilen kıymete ulaşmak amacıyla yurt dışı gider olarak ihtirazi kayıtla beyan edilen tutardan kaynaklanan fark vergilere ilişkin tahakkukun iptali ve vergilerin iadesi istemiyle yapılan başvurularının reddi üzerine, işlemin iptali ve ödenen vergilerin faiziyle birlikte iadesi istemiyle açılan davalarda Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 21/06/2023 tarih ve E:2022/1032, K:2023/1271 sayılı kararı ile Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 25/01/2023 tarih ve E:2022/1429, K:2023/42 sayılı kararı arasındaki aykırılığın 2576 sayılı Bölge İdare Mahkemeleri, İdare Mahkemeleri ve Vergi Mahkemelerinin Kuruluşu ve Görevleri Hakkında Kanun'un 3/C maddesinin (4) numaralı fıkrasının "c" işaretli bendi uyarınca; ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması gerekmekte olup, satış bedeli yönteminin terk edilme nedenlerinin somut olarak ortaya konulması gerektiği gerekçesiyle aykırılığın Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 21/06/2023 tarih ve E:2022/1032, K:2023/1271 sayılı kararında yer verilen hukuksal nedenler ve gerekçeyle aynı doğrultuda giderilmesi, istinaf yoluna başvurma hakkı bulunanın bu yöndeki talebini uygun gören Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 29/09/2023 tarih ve E:2023/61, K:2023/61 sayılı kararıyla istenmiştir.</p>

<p><strong>III- AYKIRILIĞIN GİDERİLMESİ İSTEMİNE KONU BÖLGE İDARE MAHKEMESİ KARARLARI:</strong></p>

<p>A- Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2022/1032 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:<br />
Dava konusu istemin özeti: Davacı adına tescilli 11/11/2021 tarih ve 9224 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında ithal edilen eşyanın kıymetinin, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle ihtirazi kayıtla beyan edilmesi üzerine tahakkuk ettirilerek ödenen gümrük ve katma değer vergilerinin ihtirazi kayda konu kısmına karşı 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca yapılan itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali ve fazladan tahsil edilen vergilerin tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>Gaziantep 1. Vergi Mahkemesinin 29/04/2022 tarih ve E:2022/46, K:2022/330 sayılı kararının özeti:<br />
Dosyanın incelenmesinden, davacı adına tescilli 11/11/2021 tarih ve 9224 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşyanın ithalatının gözetim uygulamasına tabi olduğu, ithalatın gerçekleştirilmesi için beyannamenin yurt dışı diğer gider bölümünde ek kıymet beyanında bulunulduğu, beyannamenin tescil edildiği tarihte verilen dilekçe ile yurt dışı gider bölümünde yapılan ek kıymet beyanının ihtirazi kayıtlı olduğunun Gümrük Müdürlüğüne bildirildiği tespit edilmiştir. Akabinde 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesine göre ihtirazi kayıtla yapılan beyana isabet eden tahakkuka itiraz edilerek bu kapsamdaki vergilerin iadesinin istenildiği, Bölge Müdürlüğünün başvurunun ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca form kullanılarak yapılması gerektiği şeklinde yönlendirmede bulunarak talebi yerine getirmemesi üzerine bu cevabın kesin olmayan cevap olarak kabul edilerek itirazın zımnen reddedildiğinden bahisle, bakılan davanın açıldığı anlaşılmıştır.</p>

<p>Olayda, davalı idarece, 28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Kanun'la 4458 sayılı Kanun’un 211. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, davaya konu beyanname muhteviyatı ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin davacının kendi beyanı ile artırılması sebebiyle, beyanına göre tahakkuk eden vergilerin geri verilmesini talep hakkının bulunmadığı iddia edilmiştir. Yükümlülerce ihtirazi kayıtla verilen beyannameye dayalı tahakkukun bulunması halinde de itiraz yoluna başvurulması mümkün bulunduğundan, davacı tarafından beyannamenin tescil tarihinde ileri sürülen ihtirazi kaydın varlığı karşısında, bu iddiada hukuki isabet bulunmamaktadır.</p>

<p>Dava konusu beyanname muhteviyatı eşyanın beyan edilen birim kıymetinin ihracatçıya ödenen gerçek kıymet olmadığı yönünde davalı idarece yapılmış herhangi bir tespit bulunmamaktadır. Gözetime tabi olduğu konusunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmayan eşya için, salt gözetim kıymet farkı nedeniyle yüksek beyan edilen birim kıymetin söz konusu eşyanın, Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli olmadığı, dolayısıyla yurt dışı gider beyan edilerek arttırılan kıymet üzerinden ödenen dava konusu gümrük ve katma değer vergisinin kanunen ödenmesi gereken bir vergi olmadığı, gözetim önlemlerinin yanlış uygulanması suretiyle davacı şirketten haksız tahsil edildiği anlaşılmaktadır.<br />
Öte yandan, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ ile belirlenen birim kıymet üzerinden belirlenen kıymet, gümrük mevzuatı çerçevesinde esas alınacak kıymet olmayıp gözetim belgesi ibrazının gerekli olup olmadığının tespitinde esas alınacak değerdir.</p>

<p>Gümrük Kanunu hükümlerine göre eşyanın gümrük kıymetinin satış bedeli yöntemine göre belirlenen fiyat olduğu, satış bedeli yöntemine göre gümrük kıymetinin tespit edilemediği durumda sırasıyla diğer yöntemlere göre gümrük kıymetinin belirleneceği açıktır. Davalı idarece, davacı tarafından beyan edilen uyuşmazlık konusu beyanname eki faturadaki kıymetin gerçeği yansıtmadığı konusunda herhangi bir tespit yapılmadığı gibi eşyanın kıymetinin gerçek satış bedeline göre düşük olduğu hususunun ihracatçı firma piyasasında ve ihracatçı ülke yetkili makamları nezdinde yapılan araştırmalarla saptanmasının da söz konusu olmadığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla davacının ihtirazi kaydı dikkate alınmaksızın tahakkuk ettirilen İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ ile belirlenen birim kıymetle, eşyanın faturasında yazılı kıymeti arasındaki farka isabet eden gümrük vergisi ile katma değer vergisinin iadesi istemiyle Gümrük Kanunu’nun 242. maddesi kapsamında yapılan başvurunun zımnen reddi yolunda tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uygunluk bulunmamaktadır.</p>

<p>Davacının faiz talebi yönünden ise, vergilendirme hatası yapılarak haksız ve hukuka aykırı olarak davacıdan tahsil edilen vergilerin tahsil tarihinden itibaren 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü hakkında Kanuna göre belirlenen tecil faizi ile birlikte iadesi gerekmektedir.</p>

<p>Mahkeme, bu gerekçeyle dava konusu işlemin iptaline, fazladan ödenen vergilerin tahsil tarihinden itibaren işleyecek tecil faiziyle birlikte davacıya iadesine karar vermiştir.<br />
Davalının istinaf istemini inceleyen Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 21/06/2023 tarih ve E:2022/1032, K:2023/1271 sayılı kararının özeti:<br />
Vergi Dava Dairesi, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların isteme konu vergi mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle istemi kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p>B- Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin E:2022/1429 sayılı dosyasına konu yargılama süreci:<br />
Dava konusu istemin özeti: Davacı adına tescilli 12/10/2021 tarih ve 6442 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi kapsamında ithal edilen eşyanın kıymetinin, İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ kapsamında değerlendirilmesi nedeniyle ihtirazi kayıtla beyan edilmesi üzerine tahakkuk ettirilerek ödenen gümrük ve katma değer vergilerinin ihtirazi kayda konu kısmına karşı 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca yapılan itirazın zımnen reddine dair işlemin iptali ve fazladan tahsil edilen vergilerin tecil faiziyle birlikte iadesi istemiyle dava açılmıştır.</p>

<p>Erzurum 1. Vergi Mahkemesinin 27/01/2022 tarih ve E:2021/1569, K:2022/44 sayılı kararının özeti:<br />
Gümrük Kanunu uyarınca işlem tesis edilmesi istemiyle veya idarece re'sen ya da ilgililerin isteği üzerine tesis edilen işlemlere karşı idareye yapılacak başvuru yollarının yöntem ve süreleri ile kendisine başvuruda bulunulan idarenin cevap verme süreleri, anılan Kanun'da, genel hükümlerden ayrı olarak düzenlenmiştir. Bu nedenle, Gümrük Kanunu'na göre yapılan vergi veya fon payı tahakkukları ile ilgili olarak idari davaya konu olabilecek işlemlerin oluşumunun, başvuru usulleri ve süreleri konusunda özel kanun niteliği taşıyan, anılan Kanun hükümlerine göre, bu Kanun'da hüküm bulunmayan hallerde ise genel kanun niteliğindeki 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 10. ve 11. maddeleri hükümlerine göre belirlenmesi gerekmektedir.<br />
Davacı tarafından Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi kapsamında yapılan vergilerin iadesi yolundaki itiraz başvurusunun reddine dair kesin olmayan cevabın, 2577 sayılı Kanun'un 10. maddesi çerçevesinde istemin reddi sayılarak davanın açıldığının kabulü ile uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekmektedir.</p>

<p>28/07/2021 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair 7333 sayılı Kanun'un 13. maddesiyle, 4458 sayılı Gümrük Kanun'un 211. maddesine, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması halinde vergilerin geri verilmesi veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği düzenlemesi eklenmiştir. Söz konusu değişiklikle yasa koyucunun, eşyanın bedelinin satış bedelinden yüksek beyan edilmek suretiyle ticaret politikası önlemlerinin aşındırılarak uygulanamaz hale getirilmesini engellemeyi hedeflediği anlaşılmaktadır. Ticaret politikası önlemleri ile idare, yasalarca kendisine verilen yetkiler çerçevesinde ithalat ve ihracat işlemlerinin belirlenen politikalar çerçevesinde yürütülmesini sağlamak amacıyla her türlü denetleme, inceleme ve araştırma yetkisine sahiptir. Bu amaçla, ithal edilen eşyanın insan, bitki ve çevre sağlığına olabilecek zararlı etkilerinin engellenmesi, ithal edilen eşya miktarının tespiti ile yerli üreticiyi olumsuz etkileyecek miktarda artış olup olmadığının belirlenmesi, eşyanın gerçek fiyatı üzerinden vergilerin tahakkuk ettirilmesini sağlayarak kamu zararı oluşmasını engellemek idarenin yetki ve görevinde olup idarenin bu görevleri yerine getirmek için yapacağı işlemlerin, yükümlüler açısında haksız zorlama olarak değerlendirilmesi mümkün değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Olayda, 12/10/2021 tarih ve 6442 sayılı serbest dolaşıma giriş beyannamesi muhteviyatı eşyanın gözetim uygulamasına tabi olduğu anlaşılmakta ve davacının ithal etmek istediği eşya için İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğ uyarınca gözetim belgesi alarak idareye ibraz etmesi gerekmektedir. Ancak gözetim belgesi alma zorunluluğunu yerine getirmeden eşyanın serbest dolaşıma girmesini isteyen davacı, herhangi bir yurt dışı gider yapılmadığını ve beyan edilen kıymetin eşyanın satış kıymetine dahil olmadığını bilerek eşyanın kıymetinin gözetim tebliğindeki kıymete ulaşmasını sağlayacak miktarda yurt dışı gider kalemine ek beyanda bulunmuştur. Bu şekilde, idare tarafından gözetim belgesi istenilmesinin önüne geçilmiş ve ticaret politikası önlemlerinden olan gözetim uygulaması ve eşyanın gerçek kıymeti üzerinden vergilendirilmesi şartları ihlal edilmiştir.</p>

<p>Bu nedenle, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişiklik uyarınca, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin davacının kendi beyanı ile arttırılması sonucu tahakkuk ettirilerek ödenen gümrük ve katma değer vergilerinin iadesi talebiyle yapılan itirazın reddine dair işlemde hukuka aykırılık bulunmamıştır.<br />
Mahkeme bu gerekçeyle davayı reddetmiştir.</p>

<p>Davacının istinaf istemini inceleyen Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 25/01/2023 tarih ve E:2022/1429, K:2023/42 sayılı kararının özeti:<br />
Vergi Dava Dairesi, istinaf dilekçesinde ileri sürülen iddiaların isteme konu vergi mahkemesi kararının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı gerekçesiyle istemi kesin olarak reddetmiştir.</p>

<p><strong>IV- İNCELEME VE GEREKÇE:</strong></p>

<p><strong>A- İLGİLİ MEVZUAT:</strong></p>

<p>1-4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 24. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümünde şu düzenleme yer almaktadır:<br />
"1. İthal eşyasının gümrük kıymeti, eşyanın satış bedelidir. Satış bedeli, Türkiye'ye ihraç amacıyla yapılan satışta 27 ve 28 inci maddelere göre gerekli düzeltmelerin de yapıldığı, fiilen ödenen veya ödenecek fiyattır...<br />
"<br />
2-4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 18/06/2009 tarihli ve 5911 sayılı Kanun'un 66. maddesiyle değişik 25. maddesi şu şekildedir: "</p>

<p>1. 24 üncü madde hükümlerine göre belirlenemeyen gümrük kıymeti, bu maddenin 2 nci fıkrasının (a), (b), (c) ve (d) bentlerinin sıra halinde uygulanmasıyla belirlenir. Eşyanın gümrük kıymeti bir üst bent hükümlerine göre belirlenebildiği sürece bir alt bent hükümleri uygulanamaz. Ancak, beyan sahibinin yazılı talebinin gümrük idaresince uygun bulunması şartıyla (c) ve (d) bentlerinin uygulama sırası değiştirilebilir.</p>

<p>2. Bu madde hükümleri gereğince, gümrük kıymeti aşağıdaki yöntemlere göre belirlenir:</p>

<p>a) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen aynı eşyanın satış bedeli,</p>

<p>b) Türkiye'ye ihraç amacıyla satılarak, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı veya yakın bir tarihte ihraç edilen benzer eşyanın satış bedeli,</p>

<p>c) İthal eşyasının veya aynı ya da benzer eşyanın Türkiye içinde satıcılardan müstakil kişilere yapılan en büyük miktardaki satışına ait birim fiyata dayalı kıymet,</p>

<p>d) İthal eşyasının üretiminde kullanılan malzeme ve imalat veya diğer imal işlemlerinin bedel veya kıymetleri ile Türkiye'ye ihraç edilmek üzere ihraç ülkesindeki üreticiler tarafından üretilen, kıymeti belirlenecek eşya ile aynı sınıf veya cins eşyanın satışında mutat olan kar ve genel giderlere eşit bir tutar ve 27 nci maddenin 1 inci fıkrasının (e) bendinde sayılan diğer bedel veya kıymetler toplamından oluşan hesaplanmış kıymet.<br />
3. 2 nci fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."</p>

<p>3- 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 211. Maddesinin (1) numaralı fıkrasının 18/7/2021 tarihli ve 7333 sayılı Kanunun 13. maddesi ile değişik hali şu şekildedir:<br />
"1. Kanunen ödenmemeleri gerektiği halde ödenmiş olduğu belirlenen gümrük vergileri geri verilir. Kanunen tahakkuk ettirilmemeleri gerektiği halde tahakkuk ettirilen gümrük vergileri kaldırılır.<br />
Ancak, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergileri ilgili kişinin kasten yaptığı bir tahrifat veya ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin talepler kabul edilmez.</p>

<p>4- 27/08/1993 tarih ve 21681 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşmasının VII. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma'nın 14. maddesinde bu Anlaşma'nın I. ekinde yer alan notların Anlaşma'nın ayrılmaz bir parçası olduğu, Anlaşma maddelerinin bu notlarla birlikte mütalaa edileceği ve uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Anlaşma'nın 17. maddesinde bu Anlaşma'da yer alan hiçbir hükmün gümrük idaresinin gümrük kıymetinin belirlenmesi ile ilgili olarak ibraz edilen tutanak, belge veya beyannamenin gerçeklik veya doğruluğunu araştırma hakkını sınırlamayacağı ve bu hakkı tartışma konusu haline getirecek şekilde yorumlanamayacağı hükme bağlanmıştır.</p>

<p><strong>B- HUKUKİ DEĞERLENDİRME:</strong></p>

<p>Gümrük Kanunu'nun 24 ve 25. maddeleri ile GATT'ın VII. Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Anlaşma'nın 17. maddesinde yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle, satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde de sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması gerektiği; ayrıca gümrük idaresinin, beyanın doğruluğunu tespit amacıyla her zaman, her türlü bilgi ve belgeyi inceleyerek değerlendirme hak ve yetkisine sahip bulunduğu sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p>İthalatta uygulanacak gözetim ve korunma önlemleri, Türk mevzuatında, 29/01/1995 tarih ve 22186 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan, 26/01/1995 tarih ve 4067 sayılı Kanun'la onaylanması uygun bulunan ve 25/02/1995 tarih ve 22213 (mükerrer) sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 03/02/1995 tarih ve 1995/6525 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan Dünya Ticaret Örgütü Kuruluş Anlaşması'nın ekinde yer alan ve bu anlaşmanın ayrılmaz parçasını teşkil eden Korunma Tedbirleri Anlaşması ile yerini almıştır.</p>

<p>Ticaret Bakanlığınca yerli üreticilerin talebi üzerine veya re'sen, belli bir malın ithalatının, o malın yerli üreticileri ve ülke ekonomisi üzerinde olumsuz sonuçlar doğurup doğurmadığının tespit edilmesi amacıyla incelemeye başlanarak inceleme sonucunda gözetim uygulaması öngörülebilmektedir.</p>

<p>Gözetim uygulaması başlatılması durumunda, herhangi bir korunma tedbirinden söz edilemez. Yani bu aşamada, o malın ithalatında herhangi bir kısıtlama, vergi oranında artış, eşik kıymet belirlenmesi veya ek mali yükümlülük uygulaması söz konusu olmamaktadır. Sadece bir malın ithalatında, yerli üreticilerin zarar görmesine sebebiyet verebilecek miktarda artış olup olmadığının belirlenebilmesi için o malın ithal seyrinin izlenmesi amaçlanmakta ve bu amacın gerçekleştirilebilmesi için o malın ithalatında İthalat Genel Müdürlüğünce düzenlenen bir gözetim belgesi ibrazı zorunluluğu getirilmektedir.</p>

<p>Gözetim belgesinin ibraz zorunluluğu, o malın belli bir değerin altında kıymetle ithal edilmek istenmesi durumuna münhasır olup gözetim önlemi uygulanmasına karar verilen eşyanın, belirlenen bir kıymetin altında ithal edilmek istenilmesi halinde sadece ''gözetim belgesi'' ibrazı zorunluluğu getirildiğinden bu zorunluluğa uyulmaması Gümrük Kanunu hükümlerine göre ek tahakkuk yapılmasını gerektiren bir durum değildir.</p>

<p>Öte yandan İthalatta Gözetim Uygulanmasına İlişkin Tebliğlerde belirtilen birim kıymet, eşyanın Gümrük Kanunu hükümlerine göre belirlenmiş gerçek satış bedeli değildir.<br />
Bununla beraber 28/07/2021 tarih ve 31551 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 7333 sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 13. maddesiyle, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması halinde ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin geri verilmesi veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği yolunda değişiklik yapılmıştır.</p>

<p>Bu değişiklikten önce ithalatçılar, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen kıymetten düşük olması durumunda, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen düzeye çıkmasını sağlayacak şekilde yurt dışı diğer giderlerin artırılması yoluyla beyanda bulunmak suretiyle ithalatı gerçekleştirmekte, kıymetin arttırılması nedeniyle fazladan ödedikleri vergilerin iadesi için ya üç yıllık süre içinde 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesine göre geri verme veya kaldırma başvurusunda bulunmakta ya da tescil tarihinde beyannameye ihtirazi kayıt koymak suretiyle aynı Kanun'un 242. maddesi uyarınca tahakkuka itiraz ederek vergilerin iadesini talep etmekteydiler.</p>

<p>4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tescil edilen beyannameler açısından, eşyanın kıymetinin gözetim tebliğinde belirtilen düzeye çıkmasını sağlayacak şekilde beyanda bulunulması, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması neticesini doğuracağından, bu durumda ödenen veya tahakkuk eden vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması taleplerinin kabul edilmeyeceği açıktır.</p>

<p>Ancak, aykırılığın giderilmesine konu edilen uyuşmazlıklarda dava konusu edilen işlemler, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesine göre yapılan bir geri verme veya kaldırma talebi üzerine bu talebin reddi yolunda tesis edilmiş işlemler değil, aynı Kanun'un 242. maddesi uyarınca beyannamelere ihtirazi kayıt konulmak suretiyle yapılan itirazın zımnen reddine dair işlemlerdir.<br />
Gümrük vergileri tahakkukları dolayısıyla vergi mahkemesinde idari dava açılabilmesi için, söz konusu tahakkuklara karşı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesinde öngörülen idari itiraz yoluna başvurulması ve bu başvurunun zımnen ya da açık olarak reddedilmiş olması; itiraz yoluna başvurulabilmesi için de, idarece kendiliğinden yapılmış bir ek tahakkuk işleminin veya ihtirazi kayıtla verilen gümrük beyannamesine dayalı tahakkukun bulunması gerekmektedir. İhtirazi kayıt, uygulamada, beyanın bağlayıcılığını etkisiz kılmak ve hak arama yollarına başvuru hakkını saklı tutmak amacıyla beyannameye konulan ve beyanın serbest irade ürünü olmadığını gösteren açıklama olarak nitelendirilmektedir.</p>

<p>Karar aykırılığının giderilmesi istemine konu olaylarda beyannamelere ihtirazi kayıt konulması ve daha sonra 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesinde öngörülen idari başvuru yolu izlenerek dava açılması söz konusu olduğundan, Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişiklikte öngörülen, ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması halinde ödenen veya tahakkuk ettirilen vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına ilişkin taleplerin kabul edilmeyeceği yolundaki düzenlemenin uyuşmazlık konusu olaylarda uygulanması mümkün bulunmamaktadır.</p>

<p>Yukarıda yer alan hükümlerin birlikte değerlendirilmesinden, beyannameye ihtirazi kayıt konulması ve 4458 sayılı Kanun'un 242. maddesi uyarınca tahakkuka itiraz edilmesi halinde, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle, satış bedelinin esas alınması; satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.</p>

<p><strong>V- SONUÇ:</strong><br />
Açıklanan hukuksal nedenler ve gerekçeyle aykırılığın, eşyanın kıymetinin, gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca tahakkuka yapılan itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ile vergilerin iadesi talebiyle açılan davada, ithal edilen eşyanın gümrük kıymetinin belirlenmesinde, öncelikle satış bedelinin esas alınması, satış bedelinin esas alınması için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi halinde sırasıyla diğer yöntemlere başvurulması; satış bedeli yönteminin terk edilme nedenlerinin somut olarak ortaya konulmadığı sonucuna varılması halinde işlemde hukuka uygunluk bulunmadığı yönünde giderilmesine, 24/01/2024 tarihinde oyçokluğuyla kesin olarak karar verildi.</p>

<p><br />
<strong>X - KARŞI OY:</strong></p>

<p>Uyuşmazlık, kanunen ödenmemesi veya tahakkuk ettirilmemesi gereken gümrük vergilerinin ticaret politikası önlemlerine tabi eşyanın gümrük kıymetinin yükümlünün kendi beyanı ile artırılması sonucunda ödenmiş veya tahakkuk ettirilmişse, bu vergilerin geri verilmesine veya kaldırılmasına dair taleplerin kabul edilmeyeceği yönünde 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişikliğin söz konusu artırmanın ihtirazi kayıtla yapılmasından sonra aynı Kanun'un 242. maddesi uyarınca takip edilen itiraz sürecinin neticelenmesi üzerine açılan davalarda verilen kararları etkileyip etkilemeyeceğine ilişkindir.</p>

<p>Anılan yasal değişikliğin gerekçesinde, "yükümlülülerin, ticaret politikası önlemlerinden kaçınmak için kendi beyanlarıyla eşyanın gümrük kıymetini artırmalarını müteakiben ödenmiş veya tahakkuk ettirilmiş vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması önlenerek, dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlardan ithal edilen eşyaların gözetim uygulaması kapsamında izlenmesi ve ticaret politikası önlemlerinin etkisizleştirilmesinin önüne geçilmesinin amaçlandığı" belirtilmiştir.</p>

<p>İthalatta gözetim uygulamasına bağlı belge temini yükümlülüğünden kaçınmak isteyen gümrük vergisi mükelleflerinin vergilerin geri verilmesi veya kaldırılması taleplerinin yerine getirilmesi imkanını ortadan kaldıran kuralın; getiriliş amacı dikkate alındığında, düzenlendiği yasa maddesi ve içerdiği ifadeler yönünden ihtirazi kayıt beyanı üzerine Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi kapsamında yapılan itiraz başvurularının değerlendirilmesinde de davalı idareyi bağlayan bir kural olduğu tartışmasızdır.</p>

<p>Kanun koyucu belirtilen düzenlemeyle, gözetim belgesinin dahil olduğu ticaret politikası önleminin işlerliğini sağlamak amacıyla yükümlülerin kendi beyanıyla kıymet artırımına gitmeleri sonrasında tahakkuk eden ve ödenen vergilerin kaldırılması ve geri verilmesi taleplerinin kabul edilmemesini emredici bir kural olarak getirmiştir. Gümrük Kanunu'nun 210. maddesinde tanımları yapılan ve 211. maddesinde yöntemleri gösterilen geri verme ve kaldırma işlemleri, gümrük idaresinin gümrük vergilerinin tahakkuk ettiği veya ödendiği tarihten başlamak üzere üç yıl içinde gerçekleştirebileceği işlemler olup, beyannamenin tescilinin akabinde ihtirazi kayıtla beyan üzerine yapılan itiraz başvurularının karşılanmasında da esasen gümrük idaresinin tahakkukun kaldırılması ve ödenen verginin iadesi ile ilgili olarak tasarrufta bulunduğu açık olduğundan anılan kurallarla bağlı olmadığı söylenemez. Anılan yasa maddesinde belirtilen taleplerin dava açma süresi içinde yapılması halinde "kaldırma" ve "geri verme" kurallarının uygulanmayacağı yönünde bir düzenleme de bulunmamaktadır. İhtirazi kayıtla beyan üzerine tahakkukun kaldırılması talebini içeren anılan Kanun'un 242. maddesi kapsamındaki itiraz başvurusu ile geri verme taleplerinin reddi üzerine açılan davalarda inceleme yöntemi yönünden ayrım yapılması sadece içtihadi bakımdan dava açma süresinin etkinliğini sağlamaya yöneliktir. Başka bir deyişle, tahakkuka karşı dava açma süresini aşar şekilde üç yıl içinde geri verme müessesesinden istifade edilerek dava açılabilmesi nedeniyle 1615 sayılı mülga Gümrük Kanunu'nun 87.maddesinin yürürlükte olduğu dönemde içtihadı birleştirme yoluna gidilerek 211. madde uygulamasında verginin tahakkuk ettirilmemesi veya ödenmemesi gerektiği hususunun herhangi bir inceleme, araştırma ve yoruma hacet olmaksızın anlaşılabilir olması koşulu getirilmiş, bu suretle idari istikrar ilkesi gözetilmiştir. Bu nedenle, gümrük idaresinin ihtirazi kayıt üzerine tahakkuk eden vergilere karşı yapılan itiraz ve talepleri değerlendirirken, tahakkuka yönelik istemleri kaldırma, ödemelerin iadesi taleplerini de geri verme kurallarından bağımsız şekilde değerlendirmesi düşünülemez. Sonuçta her iki safhada da itiraz ve talep ya tahakkuka ya da ödenen verginin iadesine yönelik gerçekleşecek olup, yargısal süreçler yönünden yapılan ayrımların gümrük idaresinin uygulaması yönünden bir farklılık göstermeyeceği aşikardır. Kaldı ki, yasa metninde yükümlü talep ve itirazlarının kabulünde gözetilen ölçü "kanuna aykırılık" olarak belirlenmiş olup, bu yönüyle tahakkuku izleyen süreçte yapılan başvurularda söz konusu ölçütün her safhada geçerli olduğu açıktır.</p>

<p>Diğer taraftan, getirilen düzenleme ile birlikte, Gümrük Kanunu'ndaki kıymetle ilgili hükümlere göre tahakkuk ettirilmemesi gerekse dahi, yükümlünün kendi beyanı ile ticaret politikası önlemine tabi eşya için belge temin etme yükümlülüğünden kaçınma amacıyla kıymet artırılmakta ise bu artırmaya bağlı tahakkukun kaldırılması taleplerinin kabul edilmeyeceği düzenlenmekle, tarafların uymakla yükümlü olduğu ve kamu hukukunda da geçerli olan objektif iyi niyet ilkesi korunmaya çalışıldığı gibi ticaret politikası önlemlerine ilişkin yasal mevzuatın işlevsiz bırakılmasının önüne geçilmesinin amaçlandığı, çatışan mevzuatlar arasında yasa koyucunun dış ticaret önlemlerinin etkinliğini sağlama yönünde bir irade gösterdiği anlaşılmaktadır. Nitekim, yine aynı Kanun'un 74. maddesinde, Türkiye Gümrük Bölgesine gelen eşyanın serbest dolaşıma girişinin ticaret politikası önlemlerinin uygulanması ile mümkün olduğu belirtilmiş olup, gözetim belgesi daha önce Gümrük Yönetmeliği'nde anılan önlem kapsamında tanımlanmış iken yasa koyucu tarafından yeni değişiklikle ticaret politikası önlemleri kapsamında olduğu teyit edilerek düzenleme yapılmıştır. Bu doğrultuda gözetim belgesinin Gümrük Tarifeleri ve Ticaret Genel Anlaşması'na aykırı olmayan, Gümrük Kanunu'nun 74. maddesinde belirtilen bir ticaret politikası önlemi kapsamında ithalatın gerçekleşmesi sırasında aranan zorunlu bir belge halini aldığı ve temin edilmediği takdirde de, 235/1-c maddesi kapsamında gümrüklenmiş değerin iki katı idari para cezasının konusunu teşkil edeceği düşünüldüğünde, tahakkukun kaldırılması yönündeki kararların yükümlüler aleyhine sonuç doğurabilme ihtimalinin bulunduğu gözden ırak tutulmaması gereken bir husustur.</p>

<p>Diğer taraftan, Gümrük Kanunu'nun, 5911 sayılı Kanun'la değişik şekliyle, 61. maddesinin (3) numaralı fıkrasında, tescil edilmiş beyannamenin, ait olduğu eşyanın vergileri ve para cezalarından dolayı taahhüt niteliğinde beyan sahibini bağlayacağı ve gümrük vergileri tahakkukuna esas tutulacağı belirtilmiştir. Öte yandan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde ifade bulan "dürüstlük kuralı" gereği herkes haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorunda olup bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını ise hukuk düzeni korumamaktadır. Özel hukukta olduğu gibi kamu hukukunda da geçerli olan ve objektif iyi niyet olarak da tanımlanan bu ilke tüm hukuki ilişkilerde geçerli olduğu gibi tüm taraflar her türlü işleminde buna uymakla yükümlüdür.</p>

<p>Uyuşmazlık konusu olaylarda, ithal edilen eşyanın kıymeti, ithalatçı tarafından ticaret politikası önlemi olan gözetim uygulamasından kaçınmak amacıyla mükelleflerin kendi iradesiyle arttırılmıştır. Dış ticaret önlemleriyle ilgili gözetim belgesi temin etme yükümlülüğünden kaçınmak ve buna dair yasal düzenlemeleri etkisiz kılmak yönündeki bu amacı hukuk düzeninin korumayacağı, yükümlünün kendisini beyanı artırmaya zorladığı öne sürülen hususun dış ticaret mevzuatıyla ilgili yasal düzenlemelerden ibaret olduğu, faturada yazılı gümrük kıymetini beyan ederek gözetim belgesi temin etme yerine bu yasal yükümlülüğü bertaraf etme gayesiyle ihtirazi kayıtla beyanını yükselttiği, dolayısıyla tamamen kendi özgür iradesiyle ve dış ticaret önlemleri kapsamında öngörülen yasal ödevleri yerine getirmeme gayesiyle faturada yazılı ve gözetim belgesi gerektiren kıymeti sanki belgeye tabi değilmiş gibi yükseltme davranışının, gümrük idaresine atfedilebilir bir yönü bulunmadığı gibi mükellefin kendi seçimi ve tercihinden ibaret olduğu, idareye yapılan itiraz üzerine vergi tahakkukunun kaldırılması ve ödenen verginin iadesi talebinin 210. ve 211. maddede düzenlenen "kaldırma" ve "geri verme" işlemleri için getirilen kısıtlamalar dikkate alınmaksızın değerlendirilmesinin gümrük idaresi yönünden mümkün bulunmadığı anlaşıldığından, tahakkuka vaki itirazın ve dolayısıyla tahakkukun kaldırılması ve vergilerin iadesi talebinin reddedilmesi işleminde hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşılmaktadır.</p>

<p>Sonuç olarak eşyanın kıymetinin, gözetim tebliğindeki kıymete eşitlenecek tutarda yurt dışı gider kalemine ihtirazi kayıtla beyanda bulunmak suretiyle artırılması nedeniyle 4458 sayılı Gümrük Kanunu'nun 242. maddesi uyarınca tahakkuka yapılan itirazın reddi işleminin iptali ve vergilerin iadesine ilişkin açılan davada, 4458 sayılı Kanun'un 211. maddesinde yapılan değişikliğin yürürlüğe girdiği tarihten sonra tescil edilen beyannameler açısından, yükümlülerin kendi beyanları ile gümrük kıymetini artırmalarının dış ticaret önlemlerine tabi eşya dolayısıyla almak zorunda oldukları belgeleri temin etme ödevinden kaçınma amaçlı olduğu, dünya piyasa fiyatlarından daha düşük fiyatlardan yapılan ithalatların izlenmesini sağlayan önlemlerin etkisizleştirilmesinin önüne geçilmesi amacıyla yapılan yasal değişikliğin dava konusu işlemi de kapsamına aldığı anlaşıldığından, aykırılığın "ihtirazi kayıtla beyan üzerine yapılan tahakkukun kaldırılması veya vergilerin iadesi yönündeki taleplerin kabul edilmeyeceği" yönünde giderilmesi gerektiği oyu ile karara katılmıyorum.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 17:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/07/yargi/danistay7.jpg" type="image/jpeg" length="27873"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İTHALATTA GÖZETİM KIYMETİ GÜMRÜK KIYMETİ OLARAK KABUL EDİLEBİLİR Mİ?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-gozetim-kiymeti-gumruk-kiymeti-olarak-kabul-edilebilir-mi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/ithalatta-gozetim-kiymeti-gumruk-kiymeti-olarak-kabul-edilebilir-mi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Giriş</strong></p>

<p>İthalatta gözetim uygulaması ile gümrük kıymetinin belirlenmesi, farklı amaçlara dayanan ancak uygulamada sıkça kesişen iki ayrı hukuki alanı oluşturmaktadır. İthalatta gözetim uygulamasına tabi bir eşyanın fatura bedeli, ilgili gözetim tebliğinde belirlenen birim kıymetin altında kalabilir. Bu durumda ithalatçıdan gözetim belgesi ibraz etmesi istenir. Uygulamada ise gözetim belgesi bulunmayan ithalatçılar, eşyanın serbest dolaşıma giriş işlemlerini tamamlayabilmek için fatura bedeli ile gözetim kıymeti arasındaki farkı gümrük beyannamesinde ek kıymet olarak beyan edebilmektedir.</p>

<p>Bu uygulama ilk bakışta yalnızca beyannamede yapılan teknik bir düzeltme gibi görünse de önemli bir hukuki sonuç doğurur. Ek beyan nedeniyle gümrük kıymeti yükselmekte; gümrük vergileri ve ithalatta alınan katma değer vergisi daha yüksek bir matrah üzerinden hesaplanmaktadır. Oysa beyan edilen ek tutar, her zaman yabancı satıcıya ödenen bir bedeli veya ithalat işlemiyle bağlantılı gerçek bir gideri ifade etmez.</p>

<p>Bu nedenle uyuşmazlığın temelinde iki ayrı kurumun birbirinden ayrılması gerekir: ithalatta gözetim ve gümrük kıymeti. Gözetim, belirli malların ithalatındaki gelişmelerin izlenmesine yönelik bir ticaret politikası önlemidir. Gümrük kıymeti ise ithal eşyasının vergi matrahının kanunda öngörülen yöntemlere göre belirlenmesine ilişkin bir sistemdir. Gözetim tebliğinde yer alan birim kıymetin, bu sistemde bağımsız bir kıymet belirleme yöntemi olarak kullanılıp kullanılamayacağı uzun süre yargı kararlarına da konu olmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 24.01.2024 tarihli ve E.2023/6, K.2024/1 sayılı kararı</a>, bölge idare mahkemesi daireleri arasındaki karar aykırılığını gidererek konuya ilişkin önemli bir ölçüt ortaya koymuştur. Bu yazıda gözetim kıymetinin hukuki niteliği, ek kıymet beyanının gümrük kıymetine etkisi, ihtirazi kayıt ve başvuru yolları ile anılan kararın kapsamı incelenmektedir.</p>

<p><strong>1. Gümrük kıymetinde temel yöntem: Satış bedeli</strong></p>

<p>İthal eşyasının gümrük kıymeti, 4458 sayılı Gümrük Kanunu’nun 23 ila 31 inci maddelerinde düzenlenen yöntemlere göre belirlenir. Türk gümrük kıymet sistemi, GATT’ın VII nci Maddesinin Uygulanmasına İlişkin Dünya Ticaret Örgütü Anlaşması’na dayanır. Sistemin amacı, keyfî veya varsayımsal kıymetler yerine mümkün olduğunca somut ithalat işleminde oluşan gerçek ticari bedelin esas alınmasıdır.</p>

<p>Gümrük Kanunu’nun 24 üncü maddesine göre temel yöntem satış bedeli yöntemidir. Satış bedeli, Türkiye’ye ihraç amacıyla yapılan satışta eşya için fiilen ödenen veya ödenecek fiyatın, Kanun’un 27 ve 28 inci maddelerinde öngörülen düzeltmeler yapıldıktan sonraki tutarıdır. Bu nedenle fatura bedeli çoğu durumda hareket noktasını oluşturur; ancak gümrük kıymeti her zaman faturada yazılı tutarla aynı değildir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Satış bedeli yönteminin uygulanabilmesi için alıcının eşyayı kullanmasına veya elden çıkarmasına ilişkin kabul edilemeyecek kısıtlamaların bulunmaması, satış veya fiyatın kıymeti belirlenemeyen bir koşula bağlı olmaması ve alıcı ile satıcı arasındaki ilişkinin fiyatı etkilememiş olması gibi kanuni koşulların sağlanması gerekir. Gümrük idaresi beyan edilen kıymetin doğruluğunu ve gerçekliğini inceleyebilir; gerektiğinde fatura, sözleşme, ödeme kayıtları ve fiyatın oluşumunu açıklayan diğer belgeleri isteyebilir.</p>

<p>Bununla birlikte fiyatın düşük bulunması, satış bedelinin kendiliğinden reddedilmesi sonucunu doğurmaz. Aynı veya benzer eşya ithalatlarında daha yüksek kıymetlere rastlanması idare bakımından inceleme nedeni olabilir. Ancak sipariş miktarı, ticari düzey, ürün kalitesi, uzun süreli tedarik ilişkisi, teslim ve ödeme koşulları veya dönemsel indirimler fiyat farklılığını açıklayabilir. İdarenin somut işlemin koşullarını ve beyan sahibi tarafından sunulan belgeleri değerlendirmesi gerekir.</p>

<p>Satış bedeli yönteminin uygulanamayacağı ortaya konulursa, Kanun’un 25 inci maddesinde yer alan aynı eşyanın satış bedeli, benzer eşyanın satış bedeli, indirgeme ve hesaplanmış kıymet yöntemlerine sırasıyla geçilir. İndirgeme ve hesaplanmış kıymet yöntemlerinin sırası, ithalatçının talebi üzerine değiştirilebilir. Bu yöntemlerle de kıymet belirlenemezse Kanun’un 26 ncı maddesindeki son yöntem uygulanır. Yöntemlerdeki bu sıra emredici niteliktedir; idare önceki yöntemin neden uygulanamadığını açıklamadan doğrudan piyasa fiyatına, referans değere veya gözetim kıymetine geçemez.</p>

<p><strong>2. İthalatta gözetim neyi ifade eder?</strong></p>

<p>İthalatta gözetim, 2004/7304 sayılı İthalatta Gözetim Uygulanması Hakkında Karar, bu Kararın uygulanmasına ilişkin Yönetmelik ve ürün bazında çıkarılan gözetim tebliğleri çerçevesinde yürütülür. Gözetimin amacı, belirli bir malın ithalatında meydana gelen gelişmelerin ve ithalatın yerli üreticiler üzerindeki etkilerinin izlenmesidir.</p>

<p>2004/7304 sayılı Kararın 4 üncü maddesine göre ileriye yönelik gözetime tabi bir malın ithalatında, gümrük mevzuatının gerektirdiği belgelerin yanında gözetim belgesi de aranır. Ürün bazındaki tebliğlerde eşyanın GTİP’i, uygulanacak birim kıymet ve gözetim belgesine ilişkin diğer koşullar gösterilir.</p>

<p>Gözetim tebliğinde belirtilen birim kıymet, bu kıymetin altında ithalat yapılamayacak kanuni bir asgari fiyat değildir. İthalat bedelinin bu kıymetin altında kalması, kural olarak gözetim belgesi ibrazı yönünden sonuç doğurur. Bu değer, Gümrük Kanunu’nun 24 ila 26 ncı maddelerinde sayılan kıymet belirleme yöntemlerinden biri olmadığı gibi, eşyanın gerçek ticari değerini kesin olarak gösteren bir ölçüt de değildir.</p>

<p>Bu ayrım önemlidir. Gözetim kıymeti, ithalatın izlenmesi amacıyla belirlenen bir eşiktir. Gümrük kıymeti ise somut satış işlemi esas alınarak ve kanuni yöntemler uygulanarak tespit edilir. Fatura bedelinin gözetim kıymetinden düşük olması gümrük idaresinin beyanı incelemesine neden olabilir; ancak gözetim kıymetinin doğrudan vergi matrahı olarak kabul edilmesi için yeterli değildir.</p>

<p><strong>3. Ek kıymet beyanı ve “yurt dışı diğer giderler” kalemi</strong></p>

<p>Gözetim belgesi bulunmayan ithalatçı, fatura bedeli ile gözetim kıymeti arasındaki farkı beyannamede ek kıymet olarak gösterebilir. Uygulamada bu fark çoğu kez “yurt dışı diğer giderler” kalemine yazılmaktadır. Böylece beyan edilen kıymet gözetim tebliğinde belirtilen seviyeye ulaşmakta ve eşyanın serbest dolaşıma giriş işlemleri tamamlanmaktadır.</p>

<p>Ancak bir tutarın beyannamede belirli bir alana yazılması, onun hukuken gümrük kıymetinin bir unsuru olduğunu tek başına göstermez. Gümrük Kanunu’nun 27 nci maddesinde fiilen ödenen veya ödenecek fiyata eklenecek unsurlar düzenlenmiştir. Satın alma komisyonları dışındaki komisyonlar, ambalaj giderleri, alıcı tarafından sağlanan belirli girdiler, satış koşulu niteliğindeki bazı royalti ve lisans ücretleri ile Türkiye’deki giriş yerine kadar yapılan taşıma ve sigorta giderleri bu kapsamda gümrük kıymetine eklenebilir.</p>

<p>Buna karşılık gözetim kıymetine ulaşmak amacıyla beyan edilen fark, yabancı satıcıya ödenen veya ödenecek bir tutara karşılık gelmeyebilir. Navlun, sigorta, komisyon, royalti veya ithal eşyasıyla bağlantılı başka bir gerçek gider de olmayabilir. Tutar yalnızca gözetim belgesi ibraz edilmeden ithalat işleminin tamamlanması amacıyla beyan edilmişse, “yurt dışı diğer giderler” olarak adlandırılması onu gerçek bir gider hâline getirmez.</p>

<p>Bu değerlendirme, aynı beyan alanında gösterilen bütün tutarların gümrük kıymeti dışında kalacağı anlamına gelmez. Tutarın gerçekte hangi ödeme veya gideri temsil ettiği incelenmelidir. Mevzuatta satış bedeline eklenmesi öngörülen, objektif ve ölçülebilir bir gider söz konusuysa kıymete dâhil edilmesi gerekir. Belirleyici olan beyan alanının adı değil, tutarın gerçek hukuki ve ekonomik niteliğidir.</p>

<p><strong>4. İhtirazi kayıt ve başvuru yolları</strong></p>

<p>İthalatçı, gözetim uygulaması nedeniyle yaptığı ek kıymet beyanına ihtirazi kayıt koyarak fatura bedelinin gerçek satış bedeli olduğunu ve ek tutarı gümrük kıymetinin bir unsuru olarak kabul etmediğini açıklayabilir. İhtirazi kayıt, kıymet artırımının ithalatçının serbest iradesiyle benimsenmiş bir kıymet beyanı olmadığının ve ek tutar üzerinden hesaplanan vergilere itiraz edildiğinin ortaya konulması bakımından önem taşır.</p>

<p>Bununla birlikte ihtirazi kayıt, tahakkuku kendiliğinden hukuka aykırı hâle getirmez ve otomatik bir vergi iadesi hakkı yaratmaz. Kaydın açık biçimde oluşturulması, ek tutarın hangi nedenle beyan edildiğinin gösterilmesi ve satış bedelinin ticari belgelerle doğrulanması gerekir. İhtirazi kaydın bulunmadığı durumlarda ise idare, kıymet artırımının yükümlünün kendi beyanına dayandığını ileri sürebilir.</p>

<p>Gümrük Kanunu’nun 242 nci maddesi uyarınca yükümlüler, kendilerine tebliğ edilen gümrük vergilerine, cezalara ve idari kararlara karşı tebliğ tarihinden itibaren on beş gün içinde bir üst makama; üst makam yoksa işlemi tesis eden makama itiraz edebilir. İtirazın reddedilmesi hâlinde yetkili vergi mahkemesinde dava açılabilir. Gözetim kaynaklı kıymet uyuşmazlıklarında talep, somut olayın özelliklerine göre itirazın reddine ilişkin işlemin iptali ile ek tutar üzerinden tahsil edilen vergilerin geri verilmesine yönelik olabilir.</p>

<p>Bu noktada,<a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-202515-e-202516-k-sayili-karari" rel="dofollow"> Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 17.09.2025 tarihli ve E.2025/15, K.2025/16 sayılı kararın</a>ın da dikkate alınması gerekir. Kurul, 7333 sayılı Kanun’la Gümrük Kanunu’nun 211. maddesinde yapılan değişiklikten sonra tescil edilen beyannameler bakımından, gözetim kıymetine ulaşmak amacıyla ihtirazi kayıtla beyan edilen ek tutar nedeniyle fazladan ödendiği ileri sürülen vergilerin 211. madde kapsamında geri verme başvurusuna konu edilemeyeceğine karar vermiştir. Bununla birlikte karar, 2024 tarihli kararı ortadan kaldırmamış; bu tür uyuşmazlıklarda izlenmesi gereken yolun 211. maddeye göre geri verme başvurusu değil, ihtirazi kayıtla birlikte 242. madde uyarınca tahakkuka itiraz edilmesi olduğunu açıklığa kavuşturmuştur.</p>

<p><strong>5. Yargı kararlarındaki görüş ayrılığı</strong></p>

<p>Gözetim kıymetine ulaşmak amacıyla ihtirazi kayıtla ek kıymet beyan edilmesi üzerine fazladan tahakkuk ettirilen vergilerin iadesi istemiyle açılan davalarda bölge idare mahkemesi vergi dava daireleri arasında farklı kararlar verilmiştir. Aykırılığa konu kararlardan ilki, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin 21.06.2023 tarihli ve E.2022/1032, K.2023/1271 sayılı kararıdır. Daire, beyan edilen fatura bedelinin ihracatçıya ödenen gerçek bedel olmadığı yönünde gümrük idaresince herhangi bir tespit yapılmadığını dikkate almıştır. Yalnızca gözetim kıymetine ulaşmak amacıyla “yurt dışı gider” olarak beyan edilen tutarın, Gümrük Kanunu’nda öngörülen yöntemlere göre belirlenmiş gerçek gümrük kıymetinin bir unsuru sayılamayacağı sonucuna ulaşmış; ek tutar üzerinden tahsil edilen gümrük vergisi ve katma değer vergisinin iadesi gerektiği yönünde karar vermiştir.</p>

<p>Buna karşılık Erzurum Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesi, 25.01.2023 tarihli ve E.2022/1429, K.2023/42 sayılı kararında farklı bir yaklaşım benimsemiştir. Daireye göre ithalatçı, gözetim belgesi ibraz etmek yerine eşyanın kıymetini kendi beyanıyla gözetim seviyesine yükseltmiş ve vergilerin bu beyan üzerinden tahakkuk etmesini sağlamıştır. İthalatçının gerçekte yapılmadığını bildiği bir tutarı “yurt dışı gider” olarak beyan ederek gözetim belgesi aranmasını önlemesi karşısında, kendi beyanına göre tahakkuk eden vergilerin daha sonra iadesini istemesi mümkün değildir. Bu gerekçeyle idari işlemin hukuka uygun olduğu ve davanın reddi gerektiği kabul edilmiştir.</p>

<p>Kesin nitelikteki bu iki karar arasındaki aykırılığın giderilmesi, Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun 29.09.2023 tarihli ve E.2023/61, K.2023/61 sayılı kararıyla, 2576 sayılı Kanun’un 3/C maddesinin dördüncü fıkrasının (c) bendi uyarınca Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulundan istenmiştir. Başkanlar Kurulu, aykırılığın Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi 2. Vergi Dava Dairesinin kararı doğrultusunda giderilmesi yönünde başvuruda bulunmuştur.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 24.01.2024 tarihli ve E.2023/6, K.2024/1 sayılı kararı</a>yla aykırılığı Gaziantep Bölge İdare Mahkemesinin yaklaşımı doğrultusunda gidermiştir. Kurul, ithal eşyasının gümrük kıymetinin belirlenmesinde öncelikle satış bedeli yönteminin uygulanması gerektiğini; bu yöntemin uygulanması için gerekli koşulların bulunmadığı tespit edilirse diğer yöntemlere kanundaki sıra izlenerek geçilebileceğini belirtmiştir. Satış bedeli yönteminin neden terk edildiği somut olarak ortaya konulmadan gözetim kıymetinin esas alınması hukuka uygun bulunmamıştır. Bu karar belirli bir uyuşmazlık hakkında verilen olağan bir temyiz kararı değil, kesin bölge idare mahkemesi kararları arasındaki aykırılığı gidermeye yönelik özel nitelikte bir karardır. Bu nedenle karar, aynı nitelikteki uyuşmazlıklar bakımından izlenecek hukuki yaklaşımı ortaya koyan önemli bir içtihat niteliğindedir.</p>

<p><strong>6. VDDK’nın 24.01.2024 tarihli kararı</strong></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu, 24.01.2024 tarihli ve E.2023/6, K.2024/1 sayılı kararı</a>yla, satış bedeli yönteminin ve kıymet yöntemlerindeki kanuni sıranın esas alınması gerektiği yönündeki yaklaşımı benimsemiştir. Karar, 26.03.2024 tarihli ve 32501 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.</p>

<p>Kurula göre ithal eşyasının gümrük kıymeti belirlenirken öncelikle satış bedeli esas alınmalıdır. Satış bedelinin kabulü için gerekli koşulların mevcut olmadığının tespit edilmesi hâlinde diğer yöntemlere sırasıyla geçilebilir. Satış bedeli yönteminin neden terk edildiği somut olarak ortaya konulmadan, gözetim tebliğinde belirtilen kıymetin gümrük kıymeti yerine kullanılması hukuka uygun değildir.</p>

<p>Kararın anlamı, gözetim kıymetinin altında kalan her fatura bedelinin idare tarafından kabul edilmek zorunda olduğu değildir. Gümrük idaresi beyan edilen fiyatın doğruluğunu araştırabilir, ek bilgi ve belge isteyebilir ve satış bedeli yönteminin kanuni koşulları bulunmuyorsa bu yöntemi reddedebilir. Ancak bu sonuca yalnızca fiyatın gözetim kıymetinden düşük olmasından hareketle ulaşılamaz. Satış bedelinin neden güvenilir bulunmadığı veya yöntemin hangi koşulunun gerçekleşmediği somut biçimde açıklanmalıdır.</p>

<p>Aynı değerlendirme “yurt dışı diğer giderler” olarak beyan edilen fark bakımından da geçerlidir. Tutar, yalnız gözetim kıymetine ulaşmak amacıyla beyannamede gösterilmişse ve gerçek bir ödeme veya gideri ifade etmiyorsa, sırf beyannamede yer alması nedeniyle gümrük kıymetinin gerçek bir unsuru olarak kabul edilemez. Aksi yaklaşım, gözetim kıymetinin dolaylı biçimde asgari gümrük kıymetine dönüşmesi sonucunu doğurur.</p>

<p><strong>7. Kararın kapsamı ve sınırları</strong></p>

<p>VDDK kararı, gözetim nedeniyle ihtirazi kayıtla kıymet artıran ithalatçılar bakımından önemli bir hukuki güvence sağlamıştır. Bununla birlikte karar, bu şekilde ödenen bütün vergilerin kendiliğinden iade edileceği anlamına gelmez. Her uyuşmazlık kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.</p>

<p>İhtirazi kaydın içeriği ve zamanı, satış bedelinin fatura ve ödeme belgeleriyle doğrulanıp doğrulanmadığı, ek tutarın gerçek bir gideri temsil edip etmediği, idari ve yargısal başvuru sürelerine uyulup uyulmadığı ve idarenin satış bedelini reddetmeye elverişli somut tespitlerinin bulunup bulunmadığı davanın sonucunu etkileyebilir.</p>

<p>Karar, ithalatta gözetim uygulamasını veya gözetim belgesi ibrazı yükümlülüğünü ortadan kaldırmamıştır. Uyuşmazlık, gözetim önleminin hukuka uygunluğundan ziyade gözetim nedeniyle beyan edilen ek tutarın gümrük kıymetinin bir parçası kabul edilip edilemeyeceğine ilişkindir. Dolayısıyla gözetim kapsamındaki eşyanın ithalatında tebliğde öngörülen belge ve usul şartları ayrıca dikkate alınmaya devam edecektir.</p>

<p><strong>8. İthalatçılar bakımından uygulamaya yönelik değerlendirmeler</strong></p>

<p>Gözetim ve gümrük kıymeti uyuşmazlıklarında en önemli husus, ithalat işlemi tamamlanmadan önce gerekli değerlendirmenin yapılmasıdır. Eşyanın doğru GTİP’i, ilgili gözetim tebliği, uygulanacak birim kıymet ve gözetim belgesi gerekip gerekmediği önceden kontrol edilmelidir.</p>

<p>Fatura bedelinin gözetim kıymetinin altında kalması hâlinde düşük fiyatın ticari nedenleri belgelendirilmelidir. Özellikle şu belgeler önem taşıyabilir:</p>

<p>• Satış sözleşmesi, sipariş ve sipariş teyit belgeleri,</p>

<p>• Ticari fatura ile banka transferleri ve diğer ödeme kayıtları,</p>

<p>• Fiyat listeleri, iskonto politikaları ve fiyatın oluşumunu gösteren hesaplamalar,</p>

<p>• Miktar indirimi, ürün kalitesi veya teknik özellik farklılığını gösteren belgeler,</p>

<p>• Uzun süreli tedarik ilişkisini, dönemsel kampanyayı veya stok azaltma politikasını açıklayan yazışmalar,</p>

<p>• Navlun, sigorta ve diğer giderlerin niteliğini ve tutarını gösteren belgeler.</p>

<p>Ek kıymet beyanı yapılacaksa bu tutarın vergi etkisi ve ileride doğabilecek uyuşmazlık bakımından ihtirazi kayıt gerekip gerekmediği gümrük işlemi tamamlanmadan değerlendirilmelidir. İhtirazi kayıt kullanılacaksa yalnız genel bir itiraz ifadesiyle yetinilmemeli; fatura bedelinin gerçek satış bedeli olduğu, ek tutarın gözetim uygulaması nedeniyle beyan edildiği ve gerçek bir ödeme veya gideri temsil etmediği açıkça belirtilmelidir.</p>

<p>Son olarak, satış bedelinin doğruluğuna ilişkin belgelerin yalnız dava aşamasında oluşturulmaya çalışılması çoğu zaman yeterli değildir. Sözleşme, fatura, ödeme ve muhasebe kayıtlarının ithalat öncesinden itibaren birbiriyle uyumlu olması gerekir. Güçlü bir belge düzeni, yalnız olası bir davada delil sağlamakla kalmaz; gümrük idaresinin incelemesi sırasında fiyatın ticari gerekçelerinin anlaşılmasını da kolaylaştıracaktır.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Sonuç olarak, gözetim kıymeti ithalatın izlenmesine yönelik bir eşik olup gümrük kıymetinin belirlenmesinde bağımsız bir yöntem değildir. <a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-vddknin-20236-e-20241-k-sayili-karari" rel="dofollow">Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulunun 24.01.2024 tarihli ve E.2023/6, K.2024/1 sayılı kararı </a>uyarınca, fatura bedelinin gözetim kıymetinin altında kalması satış bedelinin incelenmesine neden olabilir; ancak satış bedeli somut gerekçelerle reddedilmeden gözetim kıymeti doğrudan vergi matrahına esas alınamaz. Benzer şekilde, yalnızca gözetim eşiğine ulaşmak amacıyla ek kıymet olarak beyan edilen tutar da gerçek bir ödeme veya gideri temsil etmedikçe gümrük kıymetine dâhil edilemez.</p>

<p>Yazarın Notu: Bu yazı, yazarın daha önce<strong><a href="http://Turkish Customs Valuation and Reference Prices: The Legal Effect of Import Surveillance Values" rel="dofollow"> İngilizce yayımlanan</a></strong> ve aynı konuyu ele alan makalesinin çevirisi olmayıp Türkçe okuyucu için yeniden kaleme alınmıştır. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/turkish-customs-valuation-and-reference-prices-the-legal-effect-of-import-surveillance-values" rel="dofollow"><span style="color:#2980b9">(Turkish Customs Valuation and Reference Prices: The Legal Effect of Import Surveillance Values)</span></a></strong></p>

<p></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN"><img alt="Av. Havva ALTAN" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/images/yazarlar/WhatsApp-Image-2021-10-01-at-15.52.55.jpeg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-havva-altan" title="Av. Havva ALTAN">Av. Havva ALTAN</a></strong></h4>

<p><span style="color:#999999"><strong>Uyarı: </strong>Bu yazı genel bilgilendirme amacıyla hazırlanmış olup hukuki görüş veya danışmanlık niteliği taşımaz. Her somut olay, kendi koşulları ve yürürlükteki mevzuat çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/ithalatta-gozetim-kiymeti-gumruk-kiymeti-olarak-kabul-edilebilir-mi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/10/terazi/1679933381phpcs-u-h98.jpeg" type="image/jpeg" length="94668"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[IBAN KULLANDIRANLARA CEZA İNDİRİMİ DÜZENLEMESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Dolandırıcılık suçlarıyla ilgili tartışmalar bir süredir kamuoyunun gündemindedir. Yaşanan mağduriyetleri gidermek amacıyla<a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow"> 12. Yargı Paketi </a>olarak bilinen <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/12-yargi-paketi-resmi-gazetede-yayimlandi" rel="dofollow">7589 Sayılı Yargının Etkin ve Verimli İşlemesine Yönelik Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun</a></strong> m. 13’de;</p>

<p>“26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 158 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.</p>

<p>(4) Bu madde ile 157 nci maddede yer alan suçlara iştirakin, kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması halinde verilecek ceza yarı oranında indirilir” hükmü eklenmiştir.</p>

<p>Aynı Kanun geçici m. 1/6’da</p>

<p>“(6) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası kanun yolu incelemesinde bulunan sanıklardan, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir” denilmektedir.</p>

<p>Aynı Kanun geçici m. 1/7’de</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>“(7) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 5237 sayılı Kanunun 157 nci veya 158 inci maddesi uyarınca haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olan ve haklarında 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesi uygulanmamış hükümlülerden, bu maddeyi ihdas eden Kanunla 5237 sayılı Kanunun 158 inci maddesine eklenen dördüncü fıkranın uygulanacağı hükümlüler, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, 5237 sayılı Kanunun 168 inci maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez. Bu fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla hüküm verilmiş olup da kanun yoluna başvurulmaması sebebiyle bu maddenin yürürlüğe girmesinden sonra kesinleşen hükümler bakımından da uygulanır” denilmektedir.</p>

<p>Bahse konu kanunun yürürlüğe girmesiyle birlikte "IBAN kullandırma" fiilinin cezai sorumluluğuyla ilgili olarak yeni bir dönem başlamıştır. Yeni durumla ilgili olarak bazı sorular ve cevaplar aşağıda ele alınmaktadır.</p>

<p><strong>1- Yeni kanuna göre IBAN kullandıran "herkes" dolandırıcılık suçunu işlemiş sayılacak mıdır?</strong></p>

<p>Yeni kanun, dolandırıcılık suçlarında IBAN kullandırma fiilini (daha doğru bir ifadeyle <i>kendisine veya başkasına ait banka veya kredi kartı gibi ödeme araçlarını ya da banka, aracı kurum, ödeme hizmeti sağlayıcıları veya kripto varlık hizmet sağlayıcıları nezdinde bulunan hesabın kullanılması</i> fiilini) açıkça suç olarak düzenlemektedir. Suçun oluşması için hesap sahibinin kasten hareket etmiş olması gerekir, hesap sahibi kendisine veya başkasına haksız bir menfaat sağlamak amacıyla dolandırıcılık suçuna iştirak etmiş olmalıdır.</p>

<p>Kamuoyunda IBAN mağduru olarak kendini ifade eden kişiler ise kendilerinde dolandırıcılık kastı olmamasına rağmen fail olarak yargılandıkları için mağdur olduklarını belirten kişilerdir. “TCK 158 mağdurları” veya "IBAN mağduru" olarak kendilerini ifade eden bu kişiler, banka hesapları dolandırıcılık suçunda kullanılanlardır. Bu kişiler, çoğu durumda yargılama aşamasında asıl işlenen “dolandırıcılık” suçundan haberdar olmadığını söylemektedir.</p>

<p>Gerçekten de hesabı kullanılan kişiler; dolandırıcılık kastıyla hareket ediyor olabilir (bu kişiler fail olarak cezalandırılması gerekir ki yeni kanun bu kişilere indirim yapılmasını düzenlemektedir), bu olaydan hiç haberi olmayabilir, belirli bir komisyon karşılığında hesabını kiralamış olabilir veya hiç haberi olmadan adına hesap açılmış olabilir.</p>

<p>Dolayısıyla hali hazırdaki durumda hesap kullandıranların, öncelikle kasten hareket edip etmedikleri araştırılmalı; kasten hareket ettiği kabul edilenlerin ise suça iştirak durumları belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2-Yeni Kanuna göre </strong><strong>IBAN kullandıran "herkes" cezada indirimden faydalanabilecek midir?</strong></p>

<p>Dolandırıcılık suçuna kasten iştirak ettiği anlaşılan IBAN kullandıran faillerden, sadece hesabın kullanılmasını sağlayan zorunlu bilgileri veya araçları başkasına vermek fiiliyle sınırlı olması gerekir. Bu cümleden anlaşılması gereken şudur IBAN kullandıran fail;</p>

<p>-Dolandırıcılık suçunu kendisi kurgulamamış olmalıdır,</p>

<p>-Dolandırıcılık suçunun işlenişine katılmamış olmalıdır,</p>

<p>-Mağduru aldatmak amacıyla hareket etmemiş olmalıdır,</p>

<p>-Mağdurdan elde edilen haksız kazançla işlem yapmamış olmalıdır,</p>

<p>-Dolandırıcılık suçu örgütlü olarak işleniyorsa bu örgütün üyesi olmamalıdır.</p>

<p>ATM’den para çekerek asıl faile götürme veya verme fiilinin de yukarıda sayılan durumlarla birlikte değerlendirilmesi gerektiği kanaatindeyim.</p>

<p><strong>3-Soruşturması ve yargılaması devam eden dosyalar hakkında süreç nasıl işleyecektir?</strong></p>

<p>Soruşturması ve yargılaması devam eden dosyalar için izlenecek usul geçici madde ile düzenlenmiştir. Bu maddeye göre yargılama neticesinde haklarında yeni kanuna göre mahkumiyet kararı verilecek veya verilmiş olup kesinleşmemiş dosyalar bakımından sanıkların bölge adliye mahkemeleri ceza dairelerinde bulunan dosyaları hakkında bozma kararı verilir ve dosya ilk derece mahkemelerine gönderilir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığında bulunan dosyalar ise gelişlerindeki usule uygun olarak ilk derece mahkemelerine gönderilir.</p>

<p><strong>4-Kesinleşmiş dosyalar hakkında süreç nasıl işleyecektir?</strong></p>

<p>Haklarında hüküm verilmiş olup da dosyası infaz aşamasında olanlar, yeni kanundan faydalanabilmesi için öncelikle TCK m.168 hükümlerinden faydalanmamış olması gerekir. Eğer fail, mağdurun uğradığı zararı mahkemece yapılacak ihtardan itibaren altı ay içinde aynen geri verme veya tazmin suretiyle tamamen gidermesi halinde, TCK m.168/2’de düzenlenen etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanabilir. Bu süre içinde mağdurun zararı tamamen giderilinceye kadar, bu fıkra uyarınca infazın ertelenmesine veya durdurulmasına karar verilemez.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI"><img alt="Doç. Dr. Enver KAŞLI" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/05/enver-kasli.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/doc-dr-enver-kasli" title="Doç. Dr. Enver KAŞLI">Doç. Dr. Enver KAŞLI</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iban-kullandiranlara-ceza-indirimi-duzenlemesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 17:07:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/terazi/banka-kredi-karti-iban.jpg" type="image/jpeg" length="43719"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Konkordato Kararının İşçilik Alacaklarına Etkisi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/konkordato-kararinin-iscilik-alacaklarina-etkisi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/konkordato-kararinin-iscilik-alacaklarina-etkisi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Ekonomik darboğazlara giren şirketlerin borçlarını yapılandırarak faaliyetlerine devam etmelerini sağlamak amacıyla düzenlenmiş olan konkordato kurumu, alacaklılar ile borçlular arasındaki dengeyi gözeten önemli bir hukuki mekanizmadır. 2018 yılında yapılan yasal değişikliklerle yeniden yapılandırılan konkordato sistemi, iflasın önüne geçmek ve ticari hayatı korumak adına sıkça başvurulan bir çözüm yolu hâline gelmiştir.</p>

<p>Ancak konkordato ilanı, sadece ticari alacaklıları değil; aynı zamanda işveren ile iş ilişkisi bulunan işçileri de doğrudan etkileyen sonuçlar doğurur. Zira işçiler, iş sözleşmesinden kaynaklanan ücret, kıdem, ihbar, fazla mesai ve yıllık izin gibi çeşitli alacaklara sahiptir. Bu tür alacaklar hem niteliği hem de sosyal koruma işlevi itibarıyla farklı bir değerlendirmeyi gerektirir.</p>

<p>Konkordato, borçlu şirketlerin, alacaklılarının izni ve mahkemenin tasdikiyle borçlarını belli bir plana göre ödemelerine imkân tanıyan, iflası önlemeyi amaçlayan bir yeniden yapılandırma sürecidir. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 285 ila 309. maddeleri arasında düzenlenen bu kurum, hem borçlunun ticari faaliyetini sürdürebilmesine hem de alacaklıların alacaklarını belirli ölçüde ve sıraya göre tahsil edebilmesine imkân tanır. Konkordato, mahkemece geçici ve kesin mühlet kararı verilmesiyle birlikte çeşitli hukuki sonuçlar doğurur. Bu süreçte borçlunun malvarlığı koruma altına alınır, alacaklıların bireysel takibi durur ve bir ödeme planı hazırlanarak mahkemeye sunulur.</p>

<p><strong>Konkordato ve İflasın İşçi Haklarına Etkisi</strong></p>

<p>Konkordato süreci, işçi alacakları açısından belirli güvenceler sağlamakla birlikte, işverenin mali durumu nedeniyle alacakların tahsilini geciktirebilir veya kısmen imkânsız hâle getirebilir. Konkordato mühleti boyunca, işçi alacaklarına ilişkin icra takipleri durur; bu durum, işçinin bireysel olarak alacağını tahsil etme imkanını sınırlandırır.</p>

<p>Buna karşın, İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi uyarınca, bazı işçilik alacakları iflas ve konkordato süreçlerinde birinci sırada imtiyazlı alacak olarak kabul edilmektedir. Ücret, kıdem ve ihbar tazminatları bu kapsamda değerlendirilir. Bu imtiyazlı alacaklar için haciz yoluyla takip yapılabilir. Ayrıca, işçinin ücretinin güvence altına alınması amacıyla, 4447 sayılı İşsizlik Sigortası Kanunu çerçevesinde kurulan Ücret Garanti Fonu devreye girebilir.</p>

<p>İflas hâlinde ise iş sözleşmeleri iflas kararının verilmesiyle birlikte feshedilmiş sayılırken; konkordato sürecinde iş ilişkileri, mahkemenin vereceği kararlara ve işverenin faaliyetini sürdürme durumuna göre devam edebilir. Bu nedenle konkordato, işçilerin çalışma hayatı ve alacaklarına etkisi bakımından özel önemde bir kurumdur.</p>

<p>İşverenin konkordato ilan etmesi, işçinin iş sözleşmesinin kendiliğinden sona ereceği anlamına gelmez. Ancak bu süreç, işçinin hem alacakları açısından hem de iş ilişkisini sürdürme bakımından dikkatli hareket etmesini zorunlu kılar. Aşağıda, işçinin atması gereken temel adımlar sıralanmıştır:</p>

<p><strong>1. Alacaklarını Takip Etmeli ve Belgelemelidir.</strong></p>

<p>- İşçi, işverenin ücret, fazla mesai, tazminat gibi borçlarını düzenli biçimde ödeyip ödemediğini izlemeli,</p>

<p>- Ödenmeyen alacaklara ilişkin bordro, banka dekontu, e-posta, tanık beyanı gibi delilleri muhafaza etmelidir.</p>

<p>- Ödenmeyen alacaklar varsa bunların toplamı, hangi aylara ait olduğu ve içeriği açıkça belirlenmelidir.</p>

<p><strong>2. Konkordato Sürecine Dair Tebligatları Takip Etmelidir.</strong></p>

<p>- Konkordato ilanı ve mühlet kararları resmî ilan yoluyla duyurulur, ancak işçiye ayrıca bildirim yapılması şart değildir.</p>

<p>- Bu nedenle işçi, ilan.gov.tr, UYAP veya İcra Mahkemesi dosyaları üzerinden süreci takip etmeli ve alacağını alacaklı listesine kaydettirmek için gerekli süreleri kaçırmamalıdır.</p>

<p>- Gerekirse konkordato komiserine başvurarak alacağını listeye kaydettirmeli, liste dışı kalması hâlinde itiraz etmelidir.</p>

<p><strong>3. Hizmet Sözleşmesinin Devam Edip Etmediğini Değerlendirmelidir.</strong></p>

<p>- İşverenin faaliyetleri devam ediyor ve işyerinde fiilen çalışma varsa, iş sözleşmesi geçerliliğini korur.</p>

<p>- Ancak ücretler düzenli ödenmiyorsa veya işveren yükümlülüklerini yerine getirmiyorsa, işçi haklı nedenle fesih hakkını kullanabilir (İK m.24).</p>

<p>Bu durumda işçi:</p>

<p>- Kıdem tazminatına hak kazanır,</p>

<p>- Feshe bağlı tüm alacaklarını talep edebilir,</p>

<p>- Konkordato kapsamında alacağını bildirerek ödeme planına dâhil olmalıdır.</p>

<p><strong>4. Ücret Garanti Fonu’na Başvuru İmkânını Araştırmalıdır.</strong></p>

<p>- Son 3 aya ait ödenmeyen ücretleri varsa ve konkordato ilanı kesinleşmişse, işçi Ücret Garanti Fonu’na başvurabilir.</p>

<p>- Bu başvuru İŞKUR üzerinden yapılır ve işçinin asgari geçimi için hayati önem taşır.</p>

<p><strong>5. Zaman Aşımı ve Hak Düşürücü Sürelere Dikkat Etmelidir.</strong></p>

<p>- İşçilik alacaklarında zaman aşımı süresi 5 yıl olsa da, konkordato planı tasdik edildikten sonra 1 yıl içinde dava açılmaması hâlinde bazı haklar kaybedilebilir.</p>

<p>- Bu nedenle, plan dışında bırakılmış alacaklar için mutlaka süre içinde yasal başvuru yapılmalıdır.</p>

<p><strong>Konkordato Kararı İşçilik Alacaklarına Etkisi İşçilik Alacaklarının Niteliği ve İmtiyazı</strong></p>

<p>İşçilik alacakları, işverenin konkordato ilan ettiği durumlarda özel bir statüye sahiptir. Bu alacakların niteliği ve mevzuattaki konumları, hem işçilerin ekonomik güvenliğini sağlamak hem de konkordato sürecinin hakkaniyetli biçimde işlemesini temin etmek açısından büyük önem taşır.</p>

<p>İşçilerin ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ücreti ve fazla mesai alacakları; iş sözleşmesinden doğan parasal haklardır. Bu alacaklar, İş Kanunu başta olmak üzere Borçlar Kanunu, Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu gibi çeşitli mevzuat hükümleriyle koruma altına alınmıştır. Bu alacaklar:</p>

<p>- Para borcu niteliğindedir.</p>

<p>- İşverenin yükümlülüğünün doğrudan sonucudur.</p>

<p>- Çalışanın geçimini sağlaması açısından zorunlu ve sosyal nitelikli haklardır.</p>

<p>- Bu nedenle, konkordato sürecinde bu tür alacaklara tanınan öncelikli ödeme imtiyazı, yalnızca ticari değil aynı zamanda sosyal bir gereklilik olarak düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Alacakların İmtiyaz Sırası</strong></p>

<p>2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 206. maddesi, alacakların iflas ve konkordato süreçlerindeki ödeme sırasını düzenler. 206. Madde, işçi alacaklarına ilişkin özel bir imtiyaz tanımaktadır. Bu hükme göre:</p>

<p>“İşçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları” Birinci sırada imtiyazlı alacaklardandır. Dolayısıyla:</p>

<p>- Ücret, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, yıllık izin ve fazla mesai alacakları birinci derecede imtiyazlı alacak sayılır.</p>

<p>- Ancak bu imtiyaz, yalnızca iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde doğan alacaklarla sınırlıdır.</p>

<p>- Konkordato sürecinde de bu imtiyaz, ödeme planının şekillenmesinde dikkate alınır; ancak konkordato tasdik edilirse ve işçi plana dahil olursa, alacağın tamamı değil, plana uygun kısmı ödenebilir.</p>

<p>Her ne kadar İcra ve İflas Kanunu’nda konkordato veya iflasta işçi alacakları ilk sırada imiş gibi görünse de aslında rehinli alacaklar ilk sırada yer almaktadır. Konkordatoda rehinle teminat altına alınmış alacaklar için icra takibi yapılabilmektedir. Uygulamada rehinli alacaklar genellikle bankalara ait bulunmaktadır. Bankaların kullandırdıkları kredi karşılığı rehinli alacakları, fiilen işçi alacaklarının önüne geçmektedir.</p>

<p>İşçi alacakları, teminatlı olup da rehinle karşılanmamış veya teminatsız bulunan alacaklar bakımından ilk sırada yer almaktadır. Rehinli alacakların tahsilinden sonra iflas masasınca malların satış tutarından pay ödenirken, ilk sırayı işçi alacakları alır. İşçilerin, iflasın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dahil alacaklarıyla iflas nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatları ilk sırada ödenir. İlk sıradaki alacaklar arasında ayrıca, işverenlerin işçiler için kurulmuş yardım sandıklarına olan borçları ile son bir yıl içinde tahakkuk etmiş olan nafaka alacakları yer alır.</p>

<p>İşçi alacaklarına ilişkin “bir yıllık” süre hesabında konkordato süresi, iflasın ertelenmesi süresi, alacak hakkında açılmış davanın devam ettiği süre dikkate alınmamaktadır. Kanuna göre, her sıranın alacaklıları kendi aralarında eşit hakka sahiptir. İşçi alacakları ve nafaka borçlarından doğan alacaklılar kendi aralarında eşittir.</p>

<p>Kanun koyucu İİK m. 294/1 ve m. 295 hükmü ile konkordato mühleti verilen bir borçluya karşı takipleri kural olarak yasaklamıştır. Bununla birlikte yasaklanan takiplerin istisnası ise İİK m. 294/2’de belirtilmiştir. Buna göre İİK 206. maddenin birinci sırasında yazılı olan imtiyazlı alacaklar konkordatoya tâbi değildir. İİK 206. maddenin birinci sırasında yazılı imtiyazlı alacaklar arasında ilk sırada işçi alacakları yer almaktadır. Madde hükmünde işçilerin, iş ilişkisine dayanan ve iflâsın açılmasından önceki bir yıl içinde tahakkuk etmiş ihbar ve kıdem tazminatları dâhil alacakları ile iflâs nedeniyle iş ilişkisinin sona ermesi üzerine hak etmiş oldukları ihbar ve kıdem tazminatı alacaklarının imtiyazlı ve takip yasağına tâbi olmadığı düzenlenmiştir. Konkordato mühleti verilen bir işveren ile işçisi arasındaki hizmet akdinin akıbetine ilişkin durum ise “Kesin Mühletin Sözleşmeler Bakımından Sonuçları” başlığı altında İİK m. 296 hükmü ile açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.</p>

<p>Tek gelir ve geçim kaynağı ücreti olan işçinin alacağının konkordato projesinin tasdiki aşamasında ödenmesini garanti altına almak isteyen kanun koyucu İİK m. 305/1-d bendi gereğince, borçlunun alacaklılara teklif etmiş olduğu konkordato teklifi alacaklılarca kabul edilmiş olsa dahi imtiyazlı alacaklardan olan işçi alacağının tam olarak ifa edilmesini tasdik şartları arasında düzenlemiştir. Konkordato ilan eden işverenden ücret alacağı bulunan işçilerin İŞKUR’a başvurarak Ücret Garanti Fonu Talep Dilekçesi vermesi, dilekçenin ekine mahkemece verilen konkordato mühlet kararı veya konkordato mühlet kararının ilan edildiğini gösteren belge, işçinin ücret alacağını aylar itibariyle gösteren işçi alacak belgesi eklemesi gerekmektedir. İşçiler bu başvuruyu bizzat yapabilecekleri gibi noter tasdikli vekâletnameye dayalı olarak vekilleri aracılığıyla da yapabilirler.</p>

<p>Ücret Garanti Fonundan yararlanabilmek için işçinin son bir yıl içerisinde konkordato ilan edilen işyerinde çalışıyor olması, ücret alacağı için beş yıllık zamanaşımı süresinin dolmamış olması gereklidir. Yapılacak ödeme işçinin ödenmeyen üç aylık ücretiyle sınırlıdır. İşçinin ücreti ne olursa olsun SGK prim tavanını geçmeyen kısmı üç ayla sınırlı olmak üzere tam olarak İŞKUR tarafından ödenecektir. İşçi alacaklarının teminat altına alınmasını amaçlayan fona ilişkin bu düzenleme de anayasal ve uluslararası normlara uymayı amaçlamaktadır. İşçi alacakları bakımından konkordato mühleti süresince takip yapma yasağının uygulanmaması, işçilerin Ücret Garanti Fonu’na başvurmasına engel değildir. İşçiler, Ücret Garanti Fonu’nun ödeme kapsamı dışında kalan alacakları bakımından ise İcra ve İflâs Kanunu madde 179/b ve 206 çerçevesinde takip yapabilirler.</p>

<p><strong>Konkordato İlanı Verilmesinin Hizmet Sözleşmesine Etkisi İşçinin Mevcut Hizmet Akdini Sona Erdirememesi</strong></p>

<p>İcra ve İflâs Kanunu’nun 296. maddesi “Sözleşmenin karşı tarafının konkordato projesinden etkilenip etkilenmediğine bakılmaksızın, borçlunun taraf olduğu ve işletmesinin faaliyetinin devamı için önem arz eden sözleşmelerde yer alıp da borçlunun konkordato talebinde bulunmasının sözleşmeye aykırılık teşkil edeceğine, haklı fesih sebebi sayılacağına yahut borcu muaccel hâle getireceğine ilişkin hükümler, borçlunun konkordato yoluna başvurması durumunda uygulanmaz.</p>

<p><strong>Konkordato Mühleti İçinde Mevcut Sözleşmenin Devam Etmesinin Sonuçları</strong></p>

<p>İşçinin iş akdine devam edilmesi, işveren tarafından da sonlandırılmaması halinde şirketin konkordato kararı almış olması tek başına işçilere haklı fesih imkânı vermez. Ücretleri düzenli ödendiği, iş koşulları ağırlaştırılmadığı sürece, kısaca konkordato dışında haklı bir neden olmadıkça işçiler iş sözleşmelerini sona erdirirlerse kıdem ve ihbar tazminatı alamazlar.</p>

<p>Konkordato mühleti verilen işveren açısından ise İsviçre İcra ve İflâs Kanunu 297/a maddesinden iktibas edilen madde gereğince konkordato mühletinden yaralanan borçlu, tarafı olduğu ve konkordatonun amacına ulaşmasını engelleyen sürekli borç ilişkilerini, komiserin uygun görüşü ve mahkemenin onayıyla karşı tarafın zararının karşılanması koşuluyla her zaman sona erecek şekilde feshedebilir. Bu borçluya tanınan olağanüstü bir fesih imkânıdır. Ancak kanun koyucu konkordatodan yararlanan borçlulara işçileriyle yapmış olduğu hizmet sözleşmelerinde bu hakkı tanımamaktadır. Buna göre işveren ancak Türk Borçlar Kanunu ve İş Kanunu hükümlerinde yer alan sebeplerle işçinin hizmet akdini sonlandırabilecektir. İşverenin hizmet akdini sonlandırması halinde işçi, doğan tazminat alacağı için konkordatonun tasdikini beklemeden mühlet zarfında da icra takibi başlatabilecek ve haciz yolu ile alacağına kavuşabilecektir.</p>

<p>Konkordato ilanı verilmesine rağmen icra takibi yasağından muaf tutulan işçi alacakları bakımından en önemli şart bu alacakların geçici konkordato mühleti verilmesinden önce bir yıl içinde tahakkuk etmiş olmasıdır. Bu ön şartı sağlayan ve icra takibine yapılabilen imtiyazlı işçi alacaklarının kapsamına ücret ile ikramiye, prim, kazançtan alınan pay, komisyon, ayni ödemeler, fazla çalışma ücreti, yıllık ücretli izne dair alacak hakkı, kıdem ve ihbar tazminatı, iş kazasından kaynaklanan maddî, manevi tazminat ve işçinin ölümü hâlinde yakınlarının hak kazandığı destekten yoksun kalma tazminatı, bonoya bağlanmış olsa bile konkordato mühleti verilmesinden önceki bir yıllık zaman dilimine ait ücret gibi kalemler dâhildir. Bu tür alacaklar konkordato mühleti içerisinde doğmuş olması halinde de icra takip yasağından muaftır. Dolayısıyla işçi bu alacakları için icra takibi başlatabileceği gibi, konkordatodan yararlanan işverenin malvarlığına haciz işlemi uygulatabilecek devamında da satış işlemi yolu ile alacağına kavuşabilecektir.</p>

<p><strong>Konkordato Tasdik Edilirse İşçinin Alacağı Ne Olur?</strong></p>

<p>Konkordatonun mahkeme tarafından tasdik edilmesi, konkordato kapsamındaki alacaklar bakımından önemli sonuçlar doğurur. Konkordato planının hangi alacakları kapsadığı, işçi alacağının imtiyazlı olup olmadığı ve ödeme planında hangi koşullara tabi tutulduğu bu aşamada önem kazanır.</p>

<p>Özellikle işçilik alacağının konkordato projesine dahil edilip edilmediği, alacağın tamamının kabul edilip edilmediği ve ödeme planının hangi tarihlerde ödeme öngördüğü incelenmelidir. Bu nedenle işçinin konkordato sürecini yalnızca “şirket konkordato ilan etti” şeklinde değerlendirmesi yeterli değildir. Konkordato dosyasının incelenmesi, alacağın bildirilmesi, varsa alacağa yönelik itirazların değerlendirilmesi ve tasdik kararının sonuçlarının takip edilmesi gerekir.</p>

<p>Konkordato hukukunda işçilik alacaklarının korunması, işçinin alacağını diğer ticari alacaklardan tamamen bağımsız ve sınırsız şekilde tahsil edebileceği anlamına da gelmemektedir. Kanunun öngördüğü imtiyazın kapsamı ile konkordatonun bağlayıcılığı birlikte değerlendirilmelidir. Doktrinde de işçilik alacaklarının konkordato mühleti bakımından özel konumunun özellikle İİK m. 206 ve m. 294 çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Konkordato kararı, işverenin işçilerine karşı doğmuş ücret ve tazminat borçlarını ortadan kaldırmaz. Ancak konkordato süreci, işçilik alacaklarının tahsili bakımından özel usul ve sınırlamalar meydana getirir. Bu nedenle konkordato ilan eden bir işverenden alacağı bulunan işçinin, alacağının niteliğini, doğum tarihini ve İİK kapsamında imtiyazlı olup olmadığını öncelikle belirlemesi gerekir.</p>

<p>Özellikle konkordato mühletinden önceki bir yıllık dönemde tahakkuk eden ve kanunda birinci sırada gösterilen işçilik alacakları bakımından takip yasağının istisnası söz konusu olabilmektedir. Bunun yanında konkordato nedeniyle iş sözleşmesinin sona ermesinden kaynaklanan kıdem ve ihbar tazminatlarının da kanunda öngörülen koşullar çerçevesinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p>İşçinin alacağının konkordato dosyasına bildirilmesi, alacak miktarının doğru belirlenmesi, konkordato projesinin incelenmesi ve gerekli olması halinde icra veya dava yollarına başvurulması, hak kaybının önlenmesi bakımından önemlidir. Konkordato sürecinin teknik niteliği nedeniyle yalnızca iş hukuku değil, aynı zamanda icra ve iflas hukuku bakımından da değerlendirme yapılması gerekir.</p>

<p><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL"><img alt="Av. Kerimhan DAL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/07/kerimhan-dal.jpg" width="96" /></a></strong></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-kerimhan-dal" title="Av. Kerimhan DAL">Av. Kerimhan DAL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/konkordato-kararinin-iscilik-alacaklarina-etkisi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 15:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/05/isci-sozlesme-57zumu3l-1.jpeg" type="image/jpeg" length="65478"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[“TURİZM CENNETİMİZİ ÇÖP RANTINA KURBAN ETMEYİN!“]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/turizm-cennetimizi-cop-rantina-kurban-etmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/turizm-cennetimizi-cop-rantina-kurban-etmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Mersin Barosu Başkanlığı ile Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye turizminin ithal çöp rantçılarının hırsı uğruna heba edildiğini, Akdeniz kıyılarında artan mikropilastik kirliliğin insan ve çevre sağlığını telafisi imkânsız devasa bir felakete sürüklediğini belirterek, “Plastik atık ithalatına derhal son verilsin. Turizm cennetimizi çöp rantına kurban etmeyin” ifadelerini kullandı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>“TÜRKİYE TURİZMİ İTHAL ÇÖP RANTÇILARININ HIRSI UĞRUNA HEBA EDİLİYOR”</strong></p>

<p>Akdeniz’deki mikroplastik alarmı konusunda yazılı açıklama yapan Mersin Barosu Başkanlığı ile Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu şu ifadelere yer verdi:</p>

<p>Son dönemde Mersin, Adana ve Antalya kıyılarında yoğun mikroplastik kirliliğini gösteren görüntülerin kamuoyuna yansıması, Akdeniz’in ve kıyılarımızın karşı karşıya bulunduğu çevresel tehdidin ciddiyetini bir kez daha ortaya koymuştur. Türkiye, Avrupa'nın plastik atıklarını ithal eden ülkeler arasında uzun yıllardır ilk sırada yer almaktadır. Bilim insanlarına göre bu kirliliğin önemli nedenlerinden birinin, Avrupa'dan ithal edilen plastik atıklar olduğu, geri dönüşüm tesislerinde işlenen plastiklerin bir bölümünün süreç sonunda mikroplastik olarak denizlere karıştığının tahmin edildiği belirtilmiştir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Türkiye’nin 17 milyar dolarlık turizm; ithal çöp rantçılarının hırsı uğruna heba ediliyor. Turizm cenneti sahillerimizi parayla ölçülemeyecek, telafisi imkânsız devasa bir doğa felaketine sürüklenmektedir. 2025 yılı bilimsel verilerine göre plastik atık ithalatı bir önceki yıla göre yüzde 19 artarak 503 bin tona ulaşmıştır. Yine bilimsel açıklamalara göre, dünyadaki plastiklerin yalnızca yüzde 9’unun geri dönüştürüldüğü, büyük bölümünün geri dönüştürülemediği, çöplüklere gönderildiği, plastiklerin fosil yakıtlardan üretildiği ve geri dönüşüm ya da yakma süreçlerinde ortaya çıkan toksik maddelerin insan sağlığı açısından ciddi risk oluşturduğu, iklim krizini derinleştirdiği kaydedilmiştir.</p>

<p><strong>ANAYASA’NIN 56. MADDESİ, HERKESİN SAĞLIKLI VE DENGELİ BİR ÇEVREDE YAŞAMA HAKKINI GÜVENCE ALTINA ALMIŞTIR</strong></p>

<p>Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye plastik atık ithalatının yüksek seviyelere ulaşması bu kapsamda kamu otoritelerince bilimsel veriler ışığında titizlikle değerlendirilmesi gereken önemli bir konudur. Plastik atıkların ülkeye girişinden nihai bertarafına kadar tüm süreçlerin etkin biçimde denetlenmesi ve çevre mevzuatına aykırı faaliyetlere karşı gerekli yaptırımların uygulanması zorunludur.</p>

<p>Anayasa’nın 56. maddesi, herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğunu açıkça güvence altına almaktadır. Aynı madde uyarınca çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek yalnızca bireylerin değil, devletin de temel görevleri arasındadır. Bu nedenle çevrenin korunması, ekonomik çıkarların gerisinde bırakılabilecek bir mesele değil; anayasal güvence altındaki temel bir haktır.</p>

<p><strong>“GELECEĞİMİZİ PLASTİK ATIKLARA TESLİM ETMEMEK İÇİN HUKUKSAL MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”</strong></p>

<p>Denizlerimizin, kıyılarımızın ve doğal yaşam alanlarımızın ekonomik kazançlar uğruna geri dönülmez biçimde zarar görmesine izin verilmemelidir. Turizm, tarım, balıkçılık ve kıyı ekosistemleri üzerinde yaratacağı uzun vadeli sonuçlar dikkate alınmadan yürütülecek bir atık politikası, yalnızca bugünün değil gelecek kuşakların da yaşam hakkını tehdit edecektir.</p>

<p>Bu nedenle; plastik atık ithalatı ve geri dönüşüm süreçlerine ilişkin etkin denetim mekanizmalarının işletilmesini, çevresel risklerin bağımsız ve bilimsel biçimde araştırılmasını, mikroplastik kirliliğinin kaynağının ortaya çıkarılmasını ve sorumlular hakkında gerekli hukuki ve idari işlemlerin gecikmeksizin yapılmasını talep ediyoruz.</p>

<p>Mersin Barosu Başkanlığı ve Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu olarak; hukukun üstünlüğünü, insan haklarını ve sağlıklı bir çevrede yaşama hakkını savunmanın sorumluluğuyla, Akdeniz’in ve kıyılarımızın korunması konusunda kamuoyunu duyarlı olmaya, yetkili kurumları ise görev ve sorumluluklarını etkin biçimde yerine getirmeye çağırıyoruz. Denizlerimizi, kıyılarımızı ve geleceğimizi plastik atıklara teslim etmemek için hukuksal mücadelemizi sürdüreceğiz.</p>

<p>Akdeniz bizim ortak yaşam alanımızdır. Plastik atık ithalatına derhal son verilsin. Turizm cennetimizi çöp rantına kurban etmeyin.”</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/turizm-cennetimizi-cop-rantina-kurban-etmeyin</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/11/mersin-baro.jpg" type="image/jpeg" length="43878"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA['Çerçeve yasa' TBMM'de kabul edilerek yasalaştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/cerceve-yasa-tbmmde-kabul-edilerek-yasalasti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/cerceve-yasa-tbmmde-kabul-edilerek-yasalasti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terörsüz Türkiye süreci kapsamında hazırlanan kamuoyunda "Çerçeve yasa" olarak bilinen 12 maddelik "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" Meclis'te oylandı. Yasa 468 oyla kabul edildi. 88 ret oyu kullanıldı. Çekimser oylar ise 6 oldu. Böylece teklif yasalaştı. TBMM Genel Kurulu 1 Ekim'de toplanmak üzere yaz tatiline girdi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>TBMM Genel Kurulu'nda, kamuoyunda "Çerçeve Yasa" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" görüşüldü.</p>

<p>"Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında hazırlanan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Adalet Komisyonu'nda 8 Ağustos Cumartesi günü kabul edilmişti.</p>

<p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı.</p>

<p><strong>ÇERÇEVE YASA MECLİS'TE KABUL EDİLDİ</strong></p>

<p>Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi, TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek yasalaştı. Yasa 468 oyla kabul edildi. 88 ret oyu kullanıldı. Çekimser oylar ise 6 oldu. Böylece teklif yasalaştı.</p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, Genel Başkanvekili Efkan Ala, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, DEM Parti Eş Genel Başkanları Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları, İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, DSP Genel Başkanı Önder Aksakal, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, TİP Genel Başkanı Erkan Baş da oylamaya katılarak oy kullandı.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/adsiz-183.jpg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><i><strong>İşte Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin kapsamı ve tüm maddeleri</strong></i></p>

<p>“Millî Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” isimli Kanun teklifi 12 maddeden oluşmaktadır. PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin tespiti ve bu tespitin teyidine yönelik olarak hazırlanan kanun teklifi metninde;</p>

<p><strong>Tespit ve Teyit Makamı:</strong></p>

<p>Kontrolü altındaki tüm örgütsel yapı ve her türlü unsurlarıyla fiili varlığını sona erdirdiği ve silahsızlandığının güvenlik kurumlarınca tespiti ve Milli Güvenlik Kurulu tarafından teyit edilmesi öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Kapsamı:</strong></p>

<p>PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsamaktadır.</p>

<p><strong>Kapsam Dışı:</strong></p>

<p>Örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 01.06.2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar kapsam dışı tutulmaktadır.</p>

<p><strong>Soruşturma ve Kovuşturma:</strong></p>

<p>Kanun kapsamına girenlere ilişkin değerlendirmeler halihazırda soruşturma ve kovuşturmaların bulunduğu merciler tarafından yapacaktır. Ancak, bu Kanundan yararlanmaya yönelik başvurunun bulunulan yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yapılabileceği düzenlenmiştir.</p>

<p><strong>Soruşturma ve Kovuşturmaların Ertelenmesi:</strong></p>

<p>Üst sınırı 15 yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlarda 5 yıl,</p>

<p>15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlarda 10 yıl süreyle soruşturma ve kovuşturmalar</p>

<p>İki hafta içinde karara karşı başvuru ve itiraz yolu açıktır.</p>

<p>Erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri koşullarının bulunması halinde kaldırılacaktır.</p>

<p>Kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında ise bozma kararı verilerek ilk derece mahkemesi tarafından erteleme kararı verilecektir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilecektir.</p>

<p><strong>Cezaların Ertelenmesi:</strong></p>

<p>Toplam 15 yıl veya daha az hapis cezası 5 yıl,</p>

<p>Toplam 15 yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûmiyet 10 yıl süreyle itiraz yolu açık olmak üzere infaz hâkiminin kararıyla ertelenecektir.</p>

<p>Erteleme süresi suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır.</p>

<p><strong>Zamanaşımı:</strong></p>

<p>Erteleme sürelerinde dava ve ceza zamanaşımı süreleri işlemeyecektir.</p>

<p><strong>Hak Yoksunlukları:</strong></p>

<p>Erteleme kararları Kurul tarafından dönemsel olarak değerlendirilecektir. Kurul gerekli görülmesi halinde soruşturma/kovuşturma/mahkûmiyet nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasını sulh ceza hâkimliği/mahkeme/infaz hâkimliğinden talep edebilecektir.</p>

<p>5 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren 2 yıl ve 10 yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması aranmaktadır.</p>

<p><strong>Takip, Koordinasyon ve Uygulama:</strong></p>

<p>Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilâtı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul Kanunun uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesini yapacaktır.</p>

<p>Kurulun koordinasyonun Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yapılması öngörülmüştür.</p>

<p>Türkiye Büyük Millet Meclisi İzleme Komisyonu (17 üye) oluşturularak bu Kanun kapsamındaki faaliyetler izlenecektir.</p>

<p><strong>Teslim ve Silahsızlanma:</strong></p>

<p>Kayıt altına alınma işlemine yönelik genelgenin güvenlik kurumlarının görüşü alınarak Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanması öngörülmüştür.</p>

<p><strong>Başvuru Süresi:</strong></p>

<p>Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanundan yararlanmak üzere yazılı başvuru yapılması aranmaktadır"</p>

<p><strong>Amaç ve kapsam</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>(1) Bu Kanunun amacı, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin belirlenmesidir.</p>

<p>Bu Kanun hükümleri, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 7/2/2013 tarihli ve 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları</p>

<p><strong>Tanımlar</strong></p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> (1) Bu Kanunda geçen;</p>

<p>Örgüt: PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını,</p>

<p>Kurul: Bu Kanunun 7 nci maddesi uyarınca oluşturulacak Kurulu, ifade eder.</p>

<p><strong>Soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar on yıl süreyle ertelenir. Erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemez. Bu suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilir. Müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verilir ve Hazineye irat kaydedilir. Karar, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edilir. Kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve mercii gösterilir.</p>

<p>Birinci fıkra uyarınca Cumhuriyet savcısı tarafından verilen kararlara karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar iki hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabilir. Birinci fıkra uyarınca kovuşturmanın ertelenmesine ilişkin mahkeme tarafından verilen kararlara karşı da iki hafta içinde itiraz</p>

<p>Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde kapsamına giren suçlardan dolayı bu tarihten sonra başlatılacak soruşturmaların yapılması, Kurulun iznine bağlıdır.</p>

<p><strong>Koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar</strong></p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> (1) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirleri, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirilir ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verilir.</p>

<p>(2) 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verilir.</p>

<p><strong>Erteleme kararlarının kaydedilmesi ve yeniden suç işlenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> (1) 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararları, bunlara mahsus bir sisteme kaydedilir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>(2) Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararı kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunur. Mahkumiyet halinde verilen cezanın infazı, 6 ncı madde uyarınca ertelenmez ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçları doğar. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde kovuşturma yapılmasına yer olmadığı veya düşme kararı verilir.</p>

<p><strong>Mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi</strong></p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> (1) Örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde kapsamına giren suçlardan;</p>

<p>Toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı beş yıl süreyle,</p>

<p>Toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazı on yıl süreyle, infaz hakiminin kararıyla ertelenir. Bu fıkranın uygulanması, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemez. Erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı işlemez.</p>

<p>Birinci fıkra uyarınca infaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına karşı itiraz</p>

<p>Birinci fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, 5 inci maddenin birinci fıkrasına göre oluşturulan sisteme Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde, dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilir.</p>

<p>Erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararı kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verilir. Belirtilen süre suç işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılır. Erteleme kararlarının takibi Cumhuriyet başsavcılıklarınca yapılır.</p>

<p><strong>Takip, koordinasyon ve uygulama</strong></p>

<p><strong>MADDE 7-</strong> (1) Bu Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesi; Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli istihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden müteşekkil Kurul tarafından yapılır. İhtiyaç halinde Kurul tarafından; alt komisyonlar oluşturulabilir, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişiler Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilir.</p>

<p>Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabilir.</p>

<p>1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabilir. Kurulun gerekli görmesi halinde adli, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte</p>

<p>Bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararları, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirilir ve gerekli görülmesi halinde;</p>

<p>Soruşturma ve kovuşturmalar nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, sulh ceza hakimliğinden veya mahkemesinden,</p>

<p>Mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılması, infaz hakimliğinden,</p>

<p>Kurul tarafından talep edilir. Talep hakkında ilgili mercii tarafından karar verilir. Bu kararlara karşı itiraz edilebilir. Bu fıkranın (b) bendi uyarınca talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekir.</p>

<p>Kurul, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendirir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu İzleme Komisyonu, bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izler ve tavsiyelerde bulunabilir.</p>

<p>Kurulun sekreterya hizmetleri Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirilir.</p>

<p><strong>Silah ve malzeme teslimi</strong></p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>(1) Bu Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme kayıt altına alınır.</p>

<p>(2) Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirlenir.</p>

<p><strong>Süre</strong></p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> (1) Bu Kanun hükümleri, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara yazılı olarak bildirenlere uygulanır.</p>

<p><strong>Görev ve sorumluluk</strong></p>

<p><strong>MADDE 10-</strong> (1) Bu Kanun kapsamında verilen görevler, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirilir.</p>

<p>(2) Bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukuki, idari veya ceza, sorumluluğu doğmaz.</p>

<p><strong>Yürürlük</strong></p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.</p>

<p><strong>Yürütme</strong></p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>(1) Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür.</p>

<p><strong>MADDE GEREKÇELERİ</strong></p>

<p><strong>MADDE 1- </strong>Maddeyle, Kanunun hazırlanma amacı ve kapsamı belirlenmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanunun amacının, PKK/KCK terör örgütünün ve bununla bağlantılı her türlü oluşumun fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakip, yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar ile verilen mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi işlemlerinin ve yapılacak diğer işlemlerin olduğu kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kanun hükümlerinin, PKK/KCK terör örgütünü kurma veya yönetme, örgüte üye olma veya bilerek ve isteyerek yardım etme ve örgütün propagandasını yapma suçları ile bu örgütün faaliyeti kapsamında işlenen suçları ve bu örgüt lehine işlenen 6415 sayılı Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunda düzenlenen suçları kapsadığı hüküm altına alınmaktadır. Böylelikle Kanunun kapsamı, yalnızca PKK/KCK terör örgütünün faaliyetiyle ilgili olarak maddede yer alan suçlarla sınırlandırılmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 2-</strong> Maddeyle, tanımlar maddesi düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 3-</strong> Maddeyle, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında</p>

<p>bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçu ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren ve üst sınırı onbeş yıl veya daha az cezayı gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların beş yıl, onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların ise on yıl süreyle ertelenmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, erteleme süresi içinde dava zamanaşımı işlemeyecektir. Erteleme kararı verilen suçlarla ilgili dosya ve suçun ispatına yarayan deliller, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresince muhafaza edilecektir. Düzenlemeyle, müsadereye konu eşya ve malvarlığı değerleri hakkında erteleme kararıyla birlikte tasfiye kararı verileceği ve bu değerlerin Hazineye irat kaydedileceği kabul edilmektedir. Ayrıca, bu fıkra uyarınca verilen kararın, kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlara tebliğ edileceği ve kararda başvuru ve itiraz hakkı ile süresi ve merciinin gösterileceği de hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, soruşturma evresinde Cumhuriyet savcısı tarafından verilen erteleme kararına karşı kanun yollarına başvurma hakkı bulunanların iki hafta içinde sulh ceza hakimliğine başvurabileceği kabul edilmektedir. Kovuşturma evresinde mahkeme tarafından verilen erteleme kararına karşı da iki hafta içinde kanun yollarına başvurma hakkı bulunanlar tarafından itiraz yoluna başvurulabilecektir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasından önce işlenmiş olup da 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı bu Kararın Resmi Gazete'de yayımlanmasından sonra soruşturma başlatılması, Kurulun iznine bağlı kılınmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 4-</strong> Maddeyle, koruma tedbirleri ve kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalarla ilgili yapılacak adli işlemlere yönelik düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlardan dolayı verilmiş olan tutuklama ve adli kontrole ilişkin koruma tedbirlerinin, soruşturma veya kovuşturmanın bulunduğu evredeki yetkili hakim veya mahkeme ile bölge adliye mahkemesi veya Yargıtay ilgili ceza dairesi tarafından değerlendirileceği ve koşullarının bulunması halinde bu tedbirlerin kaldırılmasına karar verileceği düzenlenmektedir. Böylelikle, ilgili mercii tarafından hızlı bir şekilde koruma tedbirleri hakkında karar verilmesi sağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, 3 üncü madde uyarınca erteleme kararı verilecek suçlarla ilgili istinaf veya temyiz kanun yolu incelemesinde bulunan dosyalar hakkında bozma kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p>Belirtmek gerekir ki, bu maddenin uygulanması bakımından 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanması ve 9 uncu maddede belirtilen yazılı başvurunun gerçekleşmiş olması gerekmektedir. Dolayısıyla Kanunun Resmi Gazete'de yayımlanması nedeniyle re'sen bu madde hükümlerine göre işlem yapılması söz konusu olamayacaktır.</p>

<p>Diğer yandan, beraat veya zamanaşımı nedeniyle verilen düşme kararları gibi kişinin daha lehine olan durumlar bakımından istinaf veya temyiz kanun yolundaki dosyalar hakkında bozma kararı verilmeksizin esastan inceleme yapılmak suretiyle yargılamanın neticelendirilmesi yoluna gidilecektir.</p>

<p><strong>MADDE 5-</strong> Maddeyle, erteleme kararlarının kaydedilmesi ve erteleme süresi içinde yeniden suç işlenmesi halinde yapılacak adli işlemlere ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, soruşturma ve kovuşturmaların ertelenmesine ilişkin 3 üncü madde uyarınca verilen erteleme kararlarının, bunlara mahsus bir sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde ikinci fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, erteleme kararının kaldırılarak soruşturma ve kovuşturmaya devam olunacağı, bu suretle yürütülen soruşturma veya kovuşturma sonucunda kişi hakkında mahkumiyet kararı verilmesi halinde ise verilen cezanın infazının, 6 ncı madde uyarınca ertelenmeyeceği ve mahkumiyet hükümlerinin tüm sonuçlarıyla cari olacağı düzenlenmektedir. Ayrıca, erteleme süresi içinde terör suçu işlenmemesi halinde kişi hakkında soruşturma evresindeki dosyalar bakımından kovuşturma yapılmasına yer olmadığı, kovuşturma evresindeki dosyalar bakımından ise düşme kararı verileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 6-</strong> Maddeyle, mahkumiyet hükümlerinin infazının ertelenmesine ilişkin düzenleme kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, örgütün fiili varlığına son verdiğinin ve kontrolü altında bulunan her türlü silah ve mühimmatı teslim ettiğinin güvenlik kurumlarınca tespiti ve bu tespitin teyidine dair Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmış olması koşuluyla, örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen kasten öldürme suçundan mahkum olanlar ile yine bu örgütün faaliyeti çerçevesinde 1/6/2005 tarihinden önce işlenen suçlar nedeniyle müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olanlar hariç olmak üzere, 1 inci madde uyarınca bu Kanun kapsamına giren suçlardan toplam onbeş yıl veya daha az hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazının beş yıl süreyle, toplam onbeş yıldan fazla hapis cezası ile müebbet hapis veya ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum olan hükümlülerin cezalarının infazının ise on yıl süreyle infaz hakiminin kararıyla erteleneceği düzenlenmektedir. Bu fıkra uyarınca verilen erteleme kararları, müsadere kararlarının yerine getirilmesini engellemeyecektir. Ayrıca, erteleme süresi içinde ceza zamanaşımı da işlemeyecektir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, birinci fıkra uyarınca infaz hakimi tarafından verilen erteleme kararlarına itiraz edilebileceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, birinci fıkra kapsamında verilen erteleme kararlarının 5 inci maddede belirtilen mahsus sisteme kaydedileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki bu kayıtlar, ancak bir soruşturma veya kovuşturmayla bağlantılı olarak Cumhuriyet savcısı, hakim veya mahkeme tarafından istenmesi halinde dördüncü fıkrada belirtilen amaç için kullanılabilecektir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, erteleme kararının verildiği tarihten itibaren erteleme süresi içinde terör suçlarından birinin işlenmesi halinde, infaz hakimi tarafından erteleme kararının kaldırılarak cezanın infazının devamına karar verileceği kabul edilmektedir. Belirtilen erteleme süresi terör suçu işlenmeksizin geçirildiği takdirde verilen ceza infaz edilmiş sayılacaktır. Ayrıca, erteleme kararlarının takibinin Cumhuriyet başsavcılıklarınca yerine getirilmesi öngörülmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 7- </strong>Maddeyle, sürecin takip edilmesi, koordinasyonunun sağlanması ve Kanun hükümlerinin uygulanmasına ilişkin olarak bir Kurul oluşturulması öngörülmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki faaliyetlerin uygulanmasının takibi ve değerlendirilmesinin; Kanunun ResmiGazete'de yayımlanmasını müteakiben, Cumhurbaşkanı Yardımcısının başkanlığında Adalet Bakanı, Dışişleri Bakanı, İçişleri Bakanı, Milli Savunma Bakanı, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri, Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı ve Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinden oluşan Kurul tarafından yapılacağı kabul edilmektedir. Ayrıca düzenlemeyle, ihtiyaç halinde Kurul tarafından alt komisyonlar oluşturulabilmesine, bakanlık, kurum ve kuruluşların temsilcileri ile gerekli görülen kişilerin Kurul ve komisyon toplantılarına davet edilebilmesine imkan tanınmaktadır.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, Kurul tarafından, sürecin örgüt nezdindeki ilerlemesini ve koordinasyonunu sağlamak üzere alt komisyonlarda görevlendirme yapılabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin üçüncü fıkrasıyla, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben bu Kanunun amacı ve kapsamı doğrultusunda; örgütün tamamen tasfiyesi ve bu duruma ilişkin gözlem raporları uyarınca dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirme yapılabileceği, Kurulun gerekli görmesi halinde adlı, idari ve yasal düzenlemeler konusunda talepte bulunacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin dördüncü fıkrasıyla, bu Kanun uyarınca verilen erteleme kararlarının, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben dönemsel olarak Kurul tarafından değerlendirileceği, gerekli görülmesi halinde hak yoksunluğunun tüm sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasının talep edilebileceği ve talep hakkında da ilgili mercii tarafından karar verileceği düzenlenmektedir. Belirtmek gerekir ki, mahkumiyet hükümleri nedeniyle doğan hak yoksunluğunun ortadan kaldırılmasına yönelik talepte bulunulabilmesi için beş yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından kararın verildiği tarihten itibaren iki yıl, on yıl olarak verilen erteleme kararları bakımından ise üç yıl geçmiş olması gerekmektedir.</p>

<p>Maddenin beşinci fıkrasıyla, Kurulun, çalışmaları hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisini düzenli olarak bilgilendireceği açıkça hükme bağlanmaktadır. Ayrıca düzenlemeyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bu Kanun kapsamındaki faaliyetleri izlemek üzere İzleme Komisyonu kurulacağı kabul edilmektedir. Bu Komisyon, Kanun kapsamındaki faaliyetleri izleyecek ve tavsiyelerde bulunabilecektir.</p>

<p>Maddenin altıncı fıkrasıyla, Kurulun sekreterya hizmetlerinin Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği tarafından yerine getirileceği kabul edilmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 8- </strong>Maddeyle, silah ve malzeme teslimine ilişkin düzenleme yapılmaktadır.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamındaki örgüt mensuplarının beraberinde getirdikleri yahut beyan ettikleri silah, mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzemenin kayıt altına alınacağı kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, kayıt altına alma işlemi ile kayıt altına alınan silah,</p>

<p>mühimmat, araç, gereç, patlayıcı madde ve her türlü malzeme hakkında uygulanacak usul ve esasların, güvenlik kurumlarının görüşü alınarak İçişleri Bakanlığı ve Milli Savunma Bakanlığı tarafından belirleneceği hükme bağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 9-</strong> Maddeyle, 1 inci maddede belirtilen Milli Güvenlik Kurulu Kararının Resmi Gazete'de yayımlanmasını müteakiben altı ay içinde bulundukları yerdeki Cumhuriyet başsavcılıklarına veya Kurul tarafından görev verilen kurumlara, bu Kanun hükümlerinden yararlanmak istediğini yazılı olarak bildiren kişiler hakkında bu Kanun hükümlerinin uygulanabileceği düzenlenmektedir.</p>

<p><strong>MADDE 10- </strong>Maddeyle, görev ve sorumluluk düzenlemesi kabul edilmektedir.</p>

<p>Maddenin birinci fıkrasıyla, Kanun kapsamında verilen görevlerin, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarınca ivedilikle yerine getirileceği düzenlenmektedir.</p>

<p>Maddenin ikinci fıkrasıyla, bu Kanunun amaç ve faaliyetleri kapsamında verilen görevleri yerine getiren kişilerin bu görevleri nedeniyle hukukİ, idari veya cezai sorumluluğunun doğmayacağı kabul edilmektedir. Düzenlemeyle, bu Kanunun amacını gerçekleştirmeye yönelik çalışmalar yürüten başta Mill'i Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu üyeleri olmak üzere tüm görevliler bakımından yasal güvence sağlanmaktadır.</p>

<p><strong>MADDE 11-</strong> Yürürlük maddesidir.</p>

<p><strong>MADDE 12- </strong>Yürütme maddesidir.</p>

<p><i><strong>TBMM'de yaşananlar şöyle;</strong></i></p>

<p><strong>BAHÇELİ: HAYIRLI UĞURLU OLSUN</strong></p>

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Genel Kurulu'ndan çıkışta gazetecilere 'hayırlı uğurlu olsun' dedi</p>

<p><strong>GÜLER: SAMİMİYETLE ORTAYA KONULAN BİR ÇABA VAR</strong></p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, "Raporumuza da yansıdı. Gerçekten çok emek sarf edilen, samimiyetle ortaya konulan bir çaba var. 60 sayfalık kendi raporumuzda Sayın Cumhurbaşkanımız "Türkiye'nin kaybetmesine tahammülümüz yok. Umutsuzluğa tahammülümüz yok. Türkiye'ye yeni ufuklar açmak istiyoruz. Bunun mümkün olduğuna inanıyoruz. Bedeli ne olursa olsun başaracağız. Bu kardeşlik projesini, bütünleşme projesini hep birlikte başaracağız."</p>

<p><strong>ÖZEL: BARIŞIN ÖNÜNDE DURMAYACAĞIZ</strong></p>

<p>YENİ Parti lideri Özgür Özel de "Tarihsel tutarlılık içinde hep aynı yerde durduk. Bu mesele şiddetle değil siyasetle çözülür. Bu teklife hayır deme hakkı diye sorduğunuzda YENİ Parti grubudur. En ağır saldırılara uğrayan bizleriz. Cumhurbaşkanı adayı tutuklanan, partisine butlan atanan, sahte delillerle belediye başkanları tutuklanan biziz. Yarın ülkeyi yönetecek olan da biziz. Öfkemizi milletin geleceğinin önüne koymadık, koymayacağız. Teklifin içeriği de hazırlanış şekli de sorunlu. Biz iktidarın samimiyetine güvenmiyoruz, gelecekte vereceği sözlere güvenmiyoruz. Bu süreç anayasa pazarlığına dönüşür mü sorusunu görüyorum. Bu yasaya hayır deme hakkı en çok YENİ Parti, barış hakkının önünde durmayacaktır. Barışın önünde durmayacağız" ifadelerini kullandı.</p>

<p>Ben ve arkadaşlarım bu yasaya evet diyeceğiz. Milletvekillerimiz de seçildikleri bölgelerde millet ne diyorsa ona göre karar verecektir. Milletvekillerini serbest bırakıyor değilim. Temsil ettikleri bölgelerde onları milletin vekili olma sorumluluğuyla baş başa bırakıyorum.</p>

<p><strong>BAKIRHAN: BUGÜN ATILAN BİR TEMEL</strong></p>

<p>DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da "Parlamento bu sorumluluğu taşımalı ve tarihin önünü açmalıdır. Bu irade bugün bu Meclis'te vardır. Çatışma ve şiddet sarmalından çıkma fırsatı önümüzde duruyor. Tek bir amacımız var o da başka acıların yaşanmamasıdır. Bu süreç Türkiye'nin bütünleşmesine, ortak yaşama fırsat sunacak. Bu yasada eksikler ve eleştiriler yok değil. İlk aşamanın ölçütleriyle nihai amacın ölçütlerini karıştırmamalıyız. Bugün atılan bir temeldir" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>FETİ YILDIZ: BİR DEVLET POLİTİKASIDIR</strong></p>

<p>MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız yaptığı konuşmada "Terörsüz Türkiye vizyonu, salt bir güvenlik politikası olarak görülmekten ziyade devletin bekası, iç cephenin güçlenmesi, hukukun üstünlüğü, demokratik katılım, toplumsal dayanışma ve ekonomik kalkınmayı kapsayan bir devlet politikasıdır" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>CHP: EVET OYU VERECEĞİZ</strong></p>

<p>CHP Grubu adına konuşan Kars Milletvekili İnan Akgün Alp, "Barış onurlu bir barıştır. Herkes müsterih olsun. Kazanan Türkiye olacaktır. CHP olarak teklife evet oyu vereceğiz" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>DERVİŞOĞLU: HAYIR DİYECEĞİZ</strong></p>

<p>İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu, Meclis Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada, "Bu teklifin altına imza atarken, komisyonda evet oyu verirken, bir kez olsun o yemin hiç mi aklınıza gelmedi? Peki bugün burada, o yemini bile bile çiğneyecek misiniz? Bu teklife “evet” mi diyeceksiniz? Biz, HAYIR diyeceğiz. Tarihin doğru yerinde duracağız. Milletimizin huzurunda, NAMUSUMUZ ve ŞEREFİMİZ ÜZERİNE ETTİĞİMİZ yeminimize sadık kalacağız" ifadelerini kullandı.</p>

<p><strong>MAHMUT ARIKAN: SÜRECE DESTEK VERİYORUZ</strong></p>

<p>Yeni Yol Grubu adına konuşan Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan, "Toplumsal dayanışmayı, kardeşliği, millet iradesini güçlendirecek bir anlayışla bu sürece destek veriyoruz. Desteğimiz Türkiye'nin meselelerini Türkiye'nin iradesiyle çözebilme çabasınadır" dedi.</p>

<p><strong>"ÇERÇEVE YASA GÖRÜŞMELERİ KESİNTİSİZ YAYIMLANSIN" TALEBİ</strong></p>

<p>İYİ Parti Grup Başkanvekilleri Turhan Çömez ve Uğur Poyraz, TBMM Genel Kurulu'nda görüşülen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi”nin, TRT-3'ten kesintisiz ve eş zamanlı canlı yayımlanmasını talep etti.</p>

<p><strong>BAHÇELİ VE DERVİŞOĞLU TOKALAŞMADI</strong></p>

<p>Meclis Genel Kurulu'nda MHP lideri Devlet Bahçeli ile İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu tokalaşmadı. Meclis sıralarında yan yana oturan iki liderin fotoğrafları objektiflere yansıdı.</p>

<p><strong>GÖRÜŞMELER TAMAMLANMAZSA...</strong></p>

<p>TBMM Genel Kurulu'nda AK Parti'nin Meclis'in çalışma takvimi ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine ilişkin grup önerisi kabul edildi. Buna göre, Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerinin bugün tamamlanamaması halinde görüşmeler, 11 Ağustos Salı ve 12 Ağustos Çarşamba günü sürdürülecek.</p>

<p><strong>KANUN TEKLİFİNİN GÖRÜŞÜLMESİNE GEÇİLİYOR</strong></p>

<p>Meclis Genel Kurulu’nda 12 maddelik Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi'nin görüşmelerine geçiliyor.</p>

<p>Teklifin görüşmelerini AK Parti Genel Başkanvekili Efkan Ala, AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik, DEM Parti Eş Başkanları Tulay Hatımoğulları ve TUncer Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve İYİ Parti Genel Başkanı Musavat Dervişoğlu takip ediyor.</p>

<p><strong>DEM PARTİLİLER BAHÇELİ İLE TOKALAŞTI</strong></p>

<p>DEM Parti Eş Başkanları ve İmralı heyeti, kuliste MHP lideri Devlet Bahçeli’nin yanına gelip tokalaştı. DEM Partili Pervin Buldan, "Selam vermek istedik. Hayırlı olsun" dedi.</p>

<p>DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan ile İmralı Heyeti üyeleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar kuliste oturan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin yanına giderek tokalaştı.</p>

<p><strong>MECLİS'TE TARİHİ OTURUM</strong></p>

<p>Meclis Genel Kurulu, Meclis Başkanvekili Celal Adan başkanlığında toplandı. Toplantıda milletvekilleri kanun teklifi hakkında söz aldı.</p>

<p>Adan, birleşimin açılışında, 20 milletvekiline yerlerinden gündem dışı söz verdi.</p>

<p>Daha sonra partilerin grup başkanvekilleri söz aldı. Yeni Yol adına Bülent Kaya, İYİ Parti adına Turhan Çömez, CHP adına Rahmi Aşkın Türeli, MHP adına Erkan Akçay, DEM Parti adına Gülüstan Kılıç Koçyiğit, YENİ Parti adına Murat Emir ve AK Parti adına da Abdulhamit Gül konuşma yaptı.</p>

<p><strong>İYİ PARTİLİLERDEN TÜRK BAYRAKLI KATILIM</strong></p>

<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Genel Kurul'a geldiğinde MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile selamlaşmadı. Diğer yandan İYİ Parti milletvekilleri omuzlarında Türk bayraklı şallarla ve ellerinde Türk bayrakları ile genel kurul salonuna katıldı.</p>

<p><strong>YENİ PARTİ KAPALI TOPLANDI</strong></p>

<p>Yeni Parti TBMM Grubu Meclis'te kapalı olarak toplandı.</p>

<p>Grup, Yeni Parti Genel Başkanı Özgür Özel başkanlığında bir araya geldi.</p>

<p><strong>BAHÇELİ MECLİS'E GELDİ</strong></p>

<p>MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, çerçeve yasa teklifini takip etmek üzere Meclis'e geldi.</p>

<p>Bahçeli gazetecilerin yasa tekfine ilişkin tartışmalar olduğunu hatırlatması üzerine "18 saat bekleyeceksiniz" yanıtını verdi.</p>

<p>AK Parti Grup Başkanı Abdullah Güler, CHP Grup Başkanı Faik Öztrak, Yeni Yol Partisi Grup Başkanvekili Selçuk Özdağ, oturum öncesinde Bahçeli'nin yanına giderek tokalaştı.</p>

<p><strong>DURAN: DEMOKRASİ TARİHİNİN EN ÖNEMLİ DÖNÜM NOKTALARINDAN</strong></p>

<p>İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "10 Ağustos 2014, Türk demokrasi tarihinin en önemli dönüm noktalarından biridir. Aziz milletimiz, Cumhuriyet tarihinde ilk kez Cumhurbaşkanı'nı doğrudan kendi oylarıyla seçerek milli iradenin devlet yönetimindeki belirleyici rolünü en güçlü şekilde ortaya koymuş, demokrasimize yeni bir ufuk kazandırmıştır" dedi.</p>

<p><strong>ERBAKAN: ÇEKİMSER OY VERECEĞİZ</strong></p>

<p>Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan, partisinin, “çerçeve yasa” teklifine “çekimser” oy vereceğini açıkladı. Erbakan, "Yeniden Refah Partisi olarak uzun zamandır ifade ettiğimiz gibi PKK/KCK üyesi teröristlerin akıbeti ile ilgili kararı devlet kadroları ya da hükümet ortakları değil, şehit aileleri ve gazilerimiz, yani milletimiz vermeli, 'çerçeve yasa'nın af kapsamı doğrudan referanduma götürülmelidir. Zikredilen sebepler ve sürecin içerdiği sonraki adımlarla ilgili belirsizlikler nedeniyle, Yeniden Refah Partisi olarak 'çerçeve yasa'ya 'çekimser' oy vereceğimizi aziz milletimize arz ediyoruz" dedi.</p>

<p><strong>DERVİŞOĞLU: TARİH VE MİLLET AFFETMEYECEKTİR</strong></p>

<p>İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen "Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi"ne Genel Kurul'da "hayır" diyeceklerini hatırlatarak, "Milletvekillerine sesleniyorum, Anayasa ve vatanın bütünlüğü üzerine ettiğiniz yemini çiğnemeyin. Bu teslimiyet belgesine el kaldıranları tarih ve millet affetmeyecektir" dedi.</p>

<p><strong>KILIÇDAROĞLU: SÜRECE KATKI VERECEĞİZ</strong></p>

<p>CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, "Terörsüz Türkiye" sürecine tereddütsüz katkı vereceklerini belirterek, "Ancak ülkemizde yeni bir iç karışıklık, ayrışma ve çatışma zemini oluşturmaya çalışan bölücü küresel yapılara da asla geçit vermeyeceğiz" dedi.</p>

<p><strong>BİR MADDEDE DEĞİŞİKLİK YAPILDI</strong></p>

<p>Teklifin komisyon aşamasındaki tek değişiklik 2. Madde’de oldu. Kanun kapsamına giren “örgüt”ün tanımladığı 2. Madde üzerine AK Parti ve MHP’nin ortak önergesinin kabulüyle yasada ifade edilen örgütün “PKK/KCK terör örgütünü ve bağlı bütün oluşumlarını” kapsadığına işaret eden fıkra, “PKK/KCK terör örgütünü ve bununla bağlantılı her türlü oluşumlarını” şeklinde değiştirildi.</p>

<p><strong>MECLİS TATİLE GİRECEK</strong></p>

<p>TBMM, 1 Ekim 2025’de başladığı ve 1 Temmuz’dan itibaren ise uzatma kararı aldığı yasama yılının sonuna geldi. Genel Kurul’da yarın “çerçeve yasa” olarak adlandırılan Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi’nin görüşmeleri yapılacak. Bu teklifin kanunlaşmasından sonra Meclis tatile girecek.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, SİYASET</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/cerceve-yasa-tbmmde-kabul-edilerek-yasalasti</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/resmi/meclis-kanun-t.jpg" type="image/jpeg" length="32404"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AVUKATLIK ÜCRET SÖZLEŞMESİ VE ASGARİ ÜCRET TARİFESİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ucret-sozlesmesi-ve-asgari-ucret-tarifesi-1</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ucret-sozlesmesi-ve-asgari-ucret-tarifesi-1" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Avukatlık ücreti hakkında bilinmesi gereken önemli hususlar vardır. Bunların ilki avukatlık ücretinin tanımıdır. Avukatlık ücreti avukatın yaptığı ya da yapılması kararlaştırılan iş ve faaliyetler karşısında avukata ödenmesi gereken tutar toplamıdır. Bilindiği üzere avukatlık faaliyetleri hukuki danışmanlık hizmeti şeklinde olabileceği gibi dilekçe yazımı, ihbarname, ihtarname ve sözleşme düzenlenmesi şeklinde de olabilir. Bunların dışında avukatlık faaliyetleri en çok bilinen haliyle temsil faaliyetlerine yöneliktir. Bu temsil faaliyetleri mahkemeler nezdinde olabildiği gibi icra ve iflas dairelerinde, emniyet ve jandarma birimleri dahil tüm kolluk birimlerinde, adli merciler dışındaki diğer kamu kurum ve kuruluşlarında, hatta kamu kurum ve kuruluşları dışında özel ve tüzel kişiler nezdinde olabilir. Örneğin bir avukat, müvekkili olmayan bir kişinin açacağı davanın dilekçesini ya da şahsa karşı dava açılan davanın cevap dilekçesini yazabilir. Benzer şekilde kendisine karşı suç işlendiğini düşünen ve iddia eden müştekinin suç duyurusu dilekçesini ya da şüphelinin veya sanığın savunma dilekçesini yazabilir. Avukat taraflar arasında yapılmak istenen kira sözleşmesi dahil birçok sözleşmeyi düzenleyebilir. Bunların yanı sıra avukat tarafların mahkemeler nezdinde görülen davalarında davacı veya davalı vekili, müşteki, katılan veya suçtan zarar gören vekili ya da sanık müdafi, soruşturma dosyalarında gerek savcılık gerekse kolluk birimlerinde müşteki veya suçtan zarar gören vekili ya da şüpheli müdafi olarak müvekkilini temsil edebilir. Avukat icra ve iflas daireleri nezdinde alacaklı ya da borçlu vekili olarak temsil faaliyetlerini yerine getirebilir. Avukat bir uzlaştırma dosyasında veya arabuluculuk dosyasında müvekkilini temsil edebilir. Hatta avukat tahkim sürecinde müvekkilini temsil edebilir. Avukat tapu sicil müdürlükleri dahil birçok kamu kurumunda müvekkili adına iş ve işlemler yapabilir. Bunlarla birlikte avukat gerçek veya tüzel kişilere hukuki danışmanlık hizmetinde bulunabilir. Bu danışmanlık hizmeti sözlü, yazılı, çağrı üzerine gidilen yerde danışmanlık şeklinde, aynı ya da farklı zamanlarda birden farklı şekillerde de olabilir. Örneğin eş zamanlı olarak hem sözlü bilgilendirmelerde bulunan avukat, aynı süreçte bu sözlü bilgilendirmeleri yazıya dökerek yazılı bilgilendirmede de bulunabilir. Hatta bir avukat bir şirketin sözleşmeli avukatı dahi olabilir. Görüldüğü üzere avukatlık faaliyetleri çeşitli tür ve şekillerde yapılabilen bir meslek olup uygulamada en çok karşımıza çıkan ve herkesçe bilinen haliyle serbest avukatlık şeklinde ifa ve icra edilmektedir. İşte yapılan tüm bu mesleki faaliyetler karşısında avukata ödenmesi gereken tutar toplamı avukatlık ücreti olarak karşımıza çıkmaktadır. Avukatlık ücretinin alınması yasal ve hukuka uygun olup alınmaması halinde bunun kayıtlı olunan baroya bildirilmesi zorunludur. Aksi halde avukat hakkında disiplin cezasına karar verilmektedir. Görüldüğü üzere avukatlık ücretinin alınması değil, alınmaması ve bu durumun bildirilmemesi avukat açısından sorun ve disiplin suçu teşkil etmektedir.</p>

<p>Avukatlık ücretinin ne olduğu anlaşıldıktan sonra bir diğer önemli husus, avukatlık ücretinin neye göre belirlendiğidir. Gerçekten de avukatlık ücreti birçok avukat tarafından farklı tutarlarda telaffuz edilebilmekte ve karşımıza farklı meblağlar halinde çıkabilmektedir. Burada hukuka aykırı bir durumun olup olmadığı tamamen talep edilen tutarlara bağlı olarak değişkenlik arz etmektedir. Bir başka anlatımla avukatlık ücretinin alınması yasal ise de talep edilen tutarın neye göre ya da hangi miktar veya oranda talep edilmesinin yasal olduğu, tespit edilmesi gereken önemli bir husustur. Burada karşımıza iki farklı belirleme aracı çıkmaktadır. İlki avukatlık ücretinin belirli hale gelmesi için alacaklısının ve borçlusunun kendi aralarında sözleşme yapmalarıdır. Ancak burada karıştırılmaması ve birbirinden ayrılması gereken konu, vekalet sözleşmesi ile avukatlık ücret sözleşmesinin birbirinden farklı oluşudur. Zira kişinin avukatı yetkilendirmesi yalnızca onu vekil kıldığı anlamına gelmekte, avukatın da vekil kılma iradesini açıkça veya zımnen kabul etmesi taraflar arasında kurulan vekalet sözleşmesini ortaya koymaktadır. Bu iradeyi sıklıkla vekil edenin istemi üzerine noterlikçe düzenlenen vekaletname gün yüzüne çıkarmakta ve ispatlamaktadır. Oysa avukatlık ücret sözleşmesi vekalet sözleşmesinden farklıdır. Avukatlık ücret sözleşmesinde belirli bir meblağ ya da dava edilen yahut hükmolunan şeyin değerinin ya da paranın belirli bir oranı kararlaştırılır. Avukatlık ücret sözleşmesinin hiç ya da yazılı olarak yapılmaması, vekil edenin vekile olan borcunu ödememesinin bir sebebi olamaz ve mevcut borcu ortadan kaldırmaz. Bir diğer anlatımla taraflar arasında ücret sözleşmesinin yapılmamış veya ispatlanamamış olması, avukatın ücret isteyememesine yol açmaz. Aynı sonuçlar ücret sözleşmesinin geçersiz olduğu durumlar için de geçerli olup gerek ücret sözleşmesinin yapılmadığı gerekse geçersiz olduğu veya ispatlanamadığı durumlarda avukatın ücret talep etme hakkı sona ermez. Ancak bu halde avukatın talep edebileceği tutar anlaştıkları tutardan farklı olabilir. Bu noktada devreye diğer belirleme aracı girer. Yeri gelmişken şu hususun açıklanmasında yarar bulunmaktadır ki, avukatlık ücretini belirleyen husus tarafların irade beyanları ve anlaşmalarıdır. Bu anlaşma avukatlık ücret sözleşmesinde vücut bulur. Sözleşmenin yapılmadığı durumlarda ise taraflar arasındaki vekalet sözleşmesinin varlığı ve avukat tarafından işin yapılması veya tamamlanması, vekilin ücret isteminin hukuki gerekçesini ve dayanağını oluşturur.</p>

<p>Taraflar arasında vekalet sözleşmesinden ayrı olarak ücret sözleşmesinin yapılmadığı, geçersiz olduğu, ispatlanamadığı veya kanunun deyimiyle tartışmalı olduğu durumlarda karşımıza diğer belirleme aracı olarak avukatlık asgari ücret tarifesi çıkmaktadır. Avukat asgari ücret tarifesi, her yıl Türkiye Barolar Birliğince Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren, niteliği ve şekli tebliğ olan bir mevzuat hükmüdür. Bu yüzden gerek vekil eden gerekse vekil kılınan kişilerce bu tebliğe uyulması zorunludur. Vekalet sözleşmesinin tarafları dışında mahkemelerce ve icra ve iflas müdürlüklerince de bu kurallara uyulması gerekmektedir. Avukatlık asgari ücret tarifesi, ilk olarak taraflarca kararlaştıran ücretin belirlenmesindeki temel kıstaslardan biri olmasından ötürü önem kazanmaktadır. Zira bununla, bir avukatın hangi tür dava için, asgari hangi miktardaki bir tutarı talep edebileceği ve talep edilecek tutarın asgari sınırlarının ne olması gerektiği bilinmekte, avukatın hukuki hizmetlerinden ve faaliyetlerinden yararlanmak isteyen ve/veya noterden vekaletname düzenlenmesini talep eden kişiler de karşılarına çıkacak avukat ücretleri hakkında az çok bilgi ve fikir sahibi olmaktadır. Bu haliyle aslında avukat asgari ücret tarifesi taraftarca yapılacak herhangi bir ücret sözleşmesinin çerçevesini çizmekte ve asgari sınırını oluşturmaktadır. Bu yönüyle taraflarca bilinebilirlik ve öngörülebilirlik bakımından önem arz etmekte, düzenlenecek olan yazılı ücret sözleşmesinin ya da kararlaştırılacak avukatlık ücretinin temelini oluşturmakta ve asgari sınırı tespit etmektedir. Zira avukatlık ücretlerinin asgari sınırın altında kararlaştırılması olanaksızdır. Görüldüğü üzere avukatlık asgari ücret tarifesi, taraflarca avukatlık ücret sözleşmesinin düzenlenmediği, geçersiz olduğu veya ispatlanamadığı durumlarda avukatın talep edebileceği ücreti belirlemekte ve tutarın hukuki dayanağını teşkil etmektedir. Bu sebeple taraflarca ayrı bir avukatlık ücret sözleşmesinin yapılmaması, yapılmasına rağmen geçerli olmaması veya ispatlanamaması halinde avukat, yapmış olduğu temsil faaliyetleri ve/veya hukuki hizmetler yönünden işin tamamlanmasıyla hukuki yardımın tamamlandığı veya dava sonunda hüküm verilen tarihte yürürlükte olan avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca avukatlık ücretine hak kazanmaktadır. Bu halde avukata herhangi bir ücret sözleşmesinin yapılmadığı veya ücretin tarifenin altında kararlaştırıldığı ya da yapılan sözleşmenin ispatlanamadığı yönünde bir gerekçe ve itiraz ile ücret talebine hakkının bulunmadığı iddiası ileri sürülememektedir. Avukat her durumda avukatlık ücretine hak kazanmaktadır. Yeter ki yapılan iş ve işlemler ile hukuki hizmetler ispatlanmış olsun.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Avukatlık asgari ücret tarifesi, yalnızca sözleşmenin yapılmadığı veya geçersiz olduğu durumlarda hak kazanılan ücretin tespitinde değil, bunun yanında taraflar arasında yapılan ve geçerli olan ücret sözleşmesinin asgari sınırın üzerinde olması durumunda kararlaştırılan ücretin talep edilebilmesini de sağlamaktadır. Zira arada hukuka uygun şekilde yapılmış bir ücret sözleşmesinin varlığı halinde asgari sınıra veya asgari ve azami oranlara uyulması suretiyle istenilen tutarın ya da oranın kararlaştırılması mümkündür. Ancak burada bilinmesi gereken husus, avukatlık asgari ücret tarifesinde yazılı asgari tutarların talep edilebilmesi için ayrı bir yazılı sözleşmenin yapılmasının zorunlu olmadığıdır. Bu yönde bir sözleşmenin yapılması mümkün olduğu gibi yapılmaması halinde yapılan iş ve işlemlerin ispatıyla ilgili asgari ücret tarifesi uyarınca ücret talep edilebilmektedir. İş sahibince arada yazılı ücret sözleşmesinin ve bu yönde bir borcun olmadığının belirtilmesi ise hukuka aykırılık teşkil etmektedir.</p>

<p>Kural olarak avukatlık ücretinin tamamı peşin ödenir. Ancak taraftarca ücretin daha sonraki bir tarihte veya işin sonunda ödeneceği yönünde bir belirleme yapılması ya da taksitlere bölünmesi mümkündür. Bu yönde hiçbir kararlaştırmanın bulunmaması ya da ispatlanamaması durumunda avukat işin tamamlanmasıyla, hukuki yardımın tamamlandığı veya hükmün verildiği tarihteki avukatlık asgari ücret ücretini esas alarak tarife uyarınca, sözleşmenin bulunması halindeyse geçerli olan sözleşmeye göre hak ettiği ücreti talep edebilmektedir. Ücret işin tamamlanmasıyla muaccel hale gelmektedir. Ancak muacceliyet tarihi bakımından taraflarca ayrı bir zamanın, örneğin istinaf ve/veya temyiz yasa yolları açık olan bir dosyada karar tarihinin kararlaştırılması mümkündür. Bu halde karar kesinleşmese bile avukat yerel mahkemece karar verildikten sonra ilgili mahkemede yapılan temsil faaliyetleri karşılığında tarifedeki maktu ya da sözleşmede yazılı olan tutarı talep edebilir.</p>

<p>Avukatın istifa etmesi durumunda ücret isteyip isteyememesi, istifanın haklı olup olmamasına göre değişmektedir. İşin tamamlanmamasına rağmen haklı nedenle istifa eden avukat, tarife uyarınca ya da vekil edenle anlaşılan ve ispatlanan tutarı talep edebilmektedir. Azilname halinde de durum hemen hemen aynıdır. Aradaki tek fark, avukatlık ücreti için istifanın haklı olması gerekirken azilnamenin haksız olması gereklidir. İstifa, avukatın bir ya da birden fazla, haklı ya da haksız sebebe dayanarak ya da hiçbir sebebe dayanmaksızın ilgili dosyadan ya da vekillikten çekilmesidir. Oysa azilname, bir ya da birden fazla, haklı ya da haksız sebebe dayanarak ya da hiçbir sebebe dayanmaksızın vekil edenin vekaletini geri çekmesidir. Burada azilnamenin haklı olması avukatın ücret talep edememesine, azilnamenin haksızlığı ise görevin ya da işin tamamlanmamasına rağmen avukatın ücretin tamamını talep edebilmesine yol açmaktadır. Uygulamada sıklıkla <i>"Görmüş olduğum lüzum üzerine sizi vekillikten azlediyorum." </i>şeklindeki ifadelerle azilnameler gönderildiği bilinmektedir. Ancak görülen lüzum kavramı, genel, soyut ve geniş bir kavram olup burada gerçek sebebin ne olduğu önemlidir. Örneğin avukatın hiçbir duruşmaya katılmaması, müvekkilin uzunca bir müddet ya da işin tevdinden sonra hiçbir zaman avukata ulaşamaması, avukat tarafından davanın veya işin takip edilmemesi, avukatın kusuru yüzünden davada taraf olan asilin hak kaybının doğması ya da doğacak olması, avukatın kendisine banka kanalıyla gönderilen meblağı kendisi için harcaması, açılması gereken davayı zamanında açmaması ve iş sahibince bu tutarın dava masrafı olarak gönderildiğinin ispatlanması, avukatın müvekkili adına icra dosyasına yatırılan parayı kendi adına olan vadeli hesaba yatırarak dosyaya ödeme yapıldığı konusunda müvekkiline bilgi vermemesi ve işlemiş faizi kendisi tüketmesi ve bunlara benzer hak kaybına ve güvensizliğe yol açacak nitelikteki önemli hususlar haklı azil sebepleridir. Oysa avukatı istememe, başka avukat tayin etmeyi isteme, başka avukatla anlaşma, avukatın evlenmesi, şehir değiştirmesi, ikamet adresini veya avukatlık bürosunun adresini değiştirmesi gibi tamamen avukatın insan olmasından kaynaklı yaşamsal değişikliklerinin ve özel hayatındaki taşınma ya da evlenme gibi sonradan gelişen durumların birer azilname sebebi olması mümkün değildir. Avukatın hiçbir kusurunun olmamasına rağmen yalnızca müvekkilin avukatını değiştirmek istemesi avukata kusur olarak yüklenemez. Haksız azil halinde avukatın taraflar arasında yapılan ücret sözleşmesi uyarınca kararlaştırılan ücreti talep etmesi mümkün olduğu gibi taraflar arasında bu yönde hiçbir sözleşmenin yapılmaması, yapılan sözleşmenin geçersiz olması veya ispatlanamaması durumunda avukatlık asgari ücret tarifesi uyarınca ücret talep etmesi mümkündür. Avukatın müvekkilinden olan alacağının yanı sıra haksız azil sebebiyle mahrum kaldığı karşı vekalet ücretini dahi talep etmesi mümkündür. Bir diğer anlatımla avukat müvekkilinden hiçbir ücret almadığı durumlarda her yıl Türkiye Barolar Birliğince Resmi Gazete’de yayımlanan avukat asgari ücret tarifesi uyarınca en azından asgari tutarı talep edebildiği gibi bununla birlikte mahrum kaldığı karşı vekalet ücretini de talep edebilmektedir. Avukat bunların ikisini birlikte talep edilebildiği gibi avukatlık ücretinin en başından peşin ya da azilnameden önce veya eş zamanlı, hatta azilname tarihinde sonra ödenmesine rağmen haksız azilname sebebiyle mahrum kalınan karşı vekalet ücretini tek başına dahi talep edebilir. Burada haklılığın ya da haksızlığın tespitine, avukatın talep ettiği tutarın ödenmemesi halinde açılacak alacak davasında veya yapılan icra takibine itiraz sonucunda açılacak olan itirazın iptali davasında mahkemece karar verilmektedir. Benzer hususlar haklı nedenle istifa halinde de geçerlidir.</p>

<p>Avukatlık asgari ücret tarifesinin önemli fonksiyonlarından bir diğeri de, mahkemelerce hükmolunan karşı vekalet ücretini belirlemesidir. Buna göre davada haklı çıkan taraf lehine hükmolunan karşı vekalet ücretine, avukatlık asgari ücret tarifesi esas alınarak hükmolunmaktadır. Benzer şekilde icra ve iflas müdürlüklerince de dosya borcuna, avukat asgari ücret tarifesi esas alınarak maktu olan ya da nispi oran sonucunda belirlenen tutar ilave edilmektedir. Karşı vekalet ücreti, avukatın davanın, icra veya iflas dosyasının tarafı olmaması sebebiyle mahkemelerce taraf lehine hükmolunmakta, icra ve iflas müdürlüklerince de mevcut dosya borcuna ilave edilmektedir. Ancak karşı vekalet ücreti avukata aittir. Bunun hukuki dayanağı ve gerekçesi 1136 sayılı Avukatlık Kanunu 164/son fıkra hükmüdür. İlgili madde fıkrasına göre karşı vekalet ücreti avukata aittir. Yargıtay'ın kararlarında da karşı vekalet ücretiyle avukatın başarısı ve davayı kazanması karşısında bu emek ve başarısının ödüllendirildiği ifade edilmektedir.</p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL"><img alt="Av. Arb. Ayşen GÜZEL" height="96" src="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/200x200/hukukihaber-net/uploads/2025/12/aysen-guzel-1.jpg" width="96" /></a></p>

<h4><strong><a href="https://www.hukukihaber.net/av-arb-aysen-guzel" title="Av. Arb. Ayşen GÜZEL">Av. Arb. Ayşen GÜZEL</a></strong></h4></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/avukatlik-ucret-sozlesmesi-ve-asgari-ucret-tarifesi-1</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 14:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2025/09/baro/avukat-cubbe-saat.jpg" type="image/jpeg" length="79100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 2023/4250 E., 2024/5601 K. sayılı kararı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Yargıtay 1. Hukuk Dairesi'nin 14.10.2024 tarihli, 2023/4250 E., 2024/5601 K. sayılı kararı]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>T.C.</strong></p>

<p><strong>Yargıtay</strong></p>

<p><strong>1. Hukuk Dairesi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>2023/4250 E., 2024/5601 K.</strong></p>

<p><strong>"İçtihat Metni"</strong></p>

<p>MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 1. Hukuk Dairesi<br />
SAYISI : 2021/461 E., 2022/2027 K.<br />
HÜKÜM/KARAR : Ret / Esastan Ret - Kabul - Karar Kaldırılarak Dava Ret<br />
İLK DERECE MAHKEMESİ : Büyükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi<br />
SAYISI : 2017/308 E., 2020/343 K.</p>

<p>Taraflar arasındaki tapu iptali ve tescil davasından dolayı yapılan yargılama sonunda İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Kararın davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p>Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü:</p>

<p><strong>I. DAVA</strong><br />
Davacı dava dilekçesinde; maliki olduğu ve konut olarak kullandığı 666 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 13/A blok 28 numaralı bağımsız bölümünü haciz gelmemesi için 17.09.2015 tarihinde dava dışı ......’ye devrettiğini, temlikin satış olarak gösterilmesine rağmen gerçek bir satış olmadığını, muvazaalı olduğunu, maddi sorunları bittikten sonra aralarında anlaştıkları şekilde tapunun kendisine devri için ...’yi aramasına rağmen ona ulaşamadığını, bu arada ...’nin taşınmazı ...’a, ...’ın taşınmazı ...’ya, ...’un taşınmazı ... ...’a, ...’in de taşınmazı davalı ...’e devrettiğini öğrendiğini, temliklerin tamamının mal kaçırmaya yönelik olduğunu, devirlerde para transferi yapılmadığını, kişilerin hepsinin arkadaş olduğunu, sosyal medyada birlikte resimleri olduğunu, taşınmazda kendisinin ikamet ettiğini, ...’ye ait tapu aslının kendisinin elinde olmasının muvazaayı ispatladığını, ...’nin arkadaşı olan ...’un ...’nin taşınmazı elden çıkartacağını, kendisini vekil tayin ederse durumu halledeceğini söylemesi üzerine ...’u vekil tayin ettiğini, bunun da muvazaanın kanıtı olduğunu, muvazaa nedeniyle geçersiz sözleşmeye dayanılarak yapılan devrin yolsuz tescil hükmünde olduğunu, zor zamanında bir dostuna güvenerek yaptığı işlem nedeniyle dolandırıldığını, cehaletinden yararlanılarak mağduriyetinin kullanıldığını ileri sürerek tapu kaydının iptali ile adına tesciline karar verilmesini istemiştir.</p>

<p><strong>II. CEVAP</strong><br />
Davalı cevap dilekçesinde; iş dünyasında tanınmış biri olduğunu, taşınmazı önceki maliki olan ...’den rayiç bedel olan 103.000,00 TL’yi banka aracılığı ile ödeyerek satın aldığını, iyi niyetli olduğunu, taşınmazı teminat göstererek Denizbanktan da 150.000,00 TL kredi çektiğini, davadan haberdar olunca önceki maliki arayıp onun daha önceki malikten taşınmazı nasıl satın aldığını sorduğunu, onun da Esenyurt’ta bir taşınmazını ve bir adet de şirket çeki verdiğini bildirdiğini, 150.000,00 TL krediyi ve elden de 50.000,00 TL’yi de ...’e ödediğini, toplamda taşınmazı 303.000,00 TL’ye aldığını, kendisinin davada husumeti olmadığını, tapu siciline güvenerek taşınmazı edindiğini, davacının bahsettiği sosyal medya hesabı olmadığını, içinde kiracı olduğunu bilerek taşınmazı aldığını, bu nedenle kiracıyı çıkartmadığını, satış sırasında 2017 yılı sonuna kadar alınacak kira bedelleri düşülerek anlaşma yapıldığını belirterek davanın reddini savunmuştur.</p>

<p><strong>III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI</strong><br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; inançlı işlemin yazılı delille ispatının gerektiği, davacının inançlı işlemi yazılı delil ile ispatlayamadığı, davacının davalıların el ve işbirliği içerisinde kendisini zararlandırmak amacı ile hileli ve muvazaalı devir yapıldığı olgusunu ispatlayamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>IV. İSTİNAF</strong><br />
A. İstinaf Yoluna Başvuranlar<br />
İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde taraf vekilleri istinaf başvurusunda bulunmuştur.</p>

<p>B. İstinaf Sebepleri<br />
Davacı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; Büyükçekmece 16. Asliye Ceza Mahkemesinin 2018/82 Esas sayılı dosyasının sonucunun beklenmesi gerektiğini, devirler yapılırken para transferinin gerçekleşmediğini, kişilerin hepsinin arkadaşlık ilişkisi içinde organize şekilde hareket ettiğini, tüm devirlerin iki ay içinde tamamlanmış olmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, davalının kötü niyetli olarak kira bedellerine mahsuben satışın yapıldığını beyan etmesinin gerçek dışı olduğunu, bu durum doğru olsaydı müvekkile bir ihtarname ile durumu bildirerek kira bedelinin kendi hesabına yatırılmasını istemesi gerektiğini, tanıklarının dinlenilmediği gerekçeleriyle kararın kaldırılmasını istemiştir.<br />
Davalı vekili istinaf başvuru dilekçesinde özetle; maktu vekalet ücreti yerine nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle kararın ihtiyati tedbir ve vekalet ücreti yönünden düzeltilerek onanmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe ve Sonuç<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarihi ve sayısı belirtilen kararı ile; davacı tarafından ilk devre ilişkin yazılı delil sunulmadığı, yazılı delil başlangıcı olabilecek delilin de sunulmadığı, bu nedenle tanık dinlenemeyeceği, davalının ceza davasında taraf olmadığı için sonucunun beklenilmesine gerek olmadığı, ilk malik ...'nin ve diğer maliklerin de davada taraf gösterilmediği, davalının TMK’nın 1023. maddesi kapsamında tapuya güven ilkesinden de yararlanacağı gerekçesiyle davacının istinaf başvurusunun reddine, davanın reddine karar verildiği gözetilerek davalı lehine taşınmazın değeri üzerinden nispi vekalet ücretine hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile hükmün kaldırılmasına ve yeniden hüküm kurularak davanın reddine karar verilmiştir.</p>

<p><strong>V. TEMYİZ</strong><br />
A. Temyiz Yoluna Başvuranlar<br />
Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili temyiz isteminde bulunmuştur.</p>

<p>B. Temyiz Sebepleri<br />
Davacı vekili temyiz dilekçesinde özetle; yemin deliline dayanmalarına rağmen hatırlatılmadığını, ceza davasının sonucunun beklenilmediğini, İstanbul 39. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2022/517 Esas sayılı dosyasında bir varlık yönetim şirketi tarafından davalı ... ve ... hakkında dava konusu gayrimenkule ilişkin tasarrufun iptali davası açıldığını, onun sonucunun da beklenilmesi gerektiğini, davalıya yapılan devrin muvazaalı olduğunu, devirler yapılırken para transferi yapılmadığını, kişilerin hepsinin arkadaş olduklarını ve organize şekilde hareket ettiklerini, tüm devirlerin iki ay içerisinde yapıldığını, bu durumun hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, taşınmazın kira bedeline mahsuben devralındığı iddiasının gerçek dışı olduğunu ileri sürerek kararın bozulmasını istemiştir.</p>

<p>C. Gerekçe<br />
1. Uyuşmazlık ve Hukuki Nitelendirme<br />
Dava, inançlı işlem hukuki nedenine dayalı tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir.</p>

<p>2. İlgili Hukuk<br />
05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı,<br />
14.02.1951 tarihli 17/2 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı,<br />
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) 26. maddesi,<br />
4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 1023. maddesi,<br />
Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 22.11.2023 tarihli ve 2022/1-202 Esas, 2023/1138 karar sayılı kararı.</p>

<p>3. Değerlendirme<br />
Dosya içeriğinden; davacı ...’in kayden maliki olduğu 666 ada 8 parsel sayılı taşınmazdaki 13/A blok 28 numaralı bağımsız bölümünü 17.09.2015 tarihinde dava dışı ......’ye temlik ettiği, ...’ın da taşınmazı 23.09.2016 tarihinde ...’a, ...’ın taşınmazı 31.10.2016 tarihinde ...’ya, ...’un taşınmazı 24.11.2016 tarihinde ...’a, ...’in de taşınmazı 10.03.2017 tarihinde davalı ...’a devrettiği görülmüştür.</p>

<p>Bilindiği üzere; inanç sözleşmesi, inananla inanılan arasında yapılan, onların hak ve borçlarını belirleyen, inançlı muamelenin sona erme sebeplerini ve devredilen hakkın, inanılan tarafından inanana geri verme (iade) şartlarını içeren borçlandırıcı bir muameledir. Bu sözleşme, taraflarının hak ve borçlarını kapsayan bağımsız bir akit olup alacak ve mülkiyetin naklinin hukuki sebebini teşkil eder.</p>

<p>Taraflar böyle bir sözleşme ve buna bağlı işleme genellikle, teminat teşkil etmek ve iade edilmek üzere, mal varlığına dahil bir şey veya hakkı, aynı amacı güden olağan hukuki muamelelerden daha güçlü bir hukuki durum yaratarak inanılana inançlı olarak kazandırmak için başvururlar. Diğer bir anlatımla, bu işlemle borçlu, alacaklısına malını rehin edecek, yani yalnızca sınırlı ayni bir hak tanıyacak yerde, malının mülkiyetini geçirerek rehin hakkından daha güçlü, daha ileri giden bir hak tanır.</p>

<p>Sözleşmenin ve buna bağlı temlikin, değinilen bu özellikleri nedeniyle, taşınmazı inanç sözleşmesi ile satan kimsenin artık sadece, ödünç almış olduğu parayı geri vererek taşınmazını kendisine temlik edilmesini istemek yolunda bir alacak hakkı; taşınmazı inanç sözleşmesi ile alan kimsenin de borcun ödenmesi gününe kadar taşınmazı başkasına satmamak ve borç ödenince de geri vermek yolunda yalnızca bir borcu kalmıştır.</p>

<p>Uygulamada mesele, 05.02.1947 tarihli 20/6 sayılı İçtihadı Birleştirme kararı ile ilişkilendirilip bu karar dayanak yapılmak suretiyle çözüme gidilmektedir. Söz konusu kararda; eski hukuka göre mümkün ve geçerli olan muvazaa ve nam-ı müstear iddialarının, Medeni Kanun'un yürürlüğünden sonra taşınmaz mallar hakkında dinlenip dinlenemeyeceği tartışılmış ve sonuçta, nam-ı müstear davalarının dinlenebilir ve yazılı delil ile ispatının mümkün olduğuna hükmolunmuştur.</p>

<p>İçtihadı Birleştirme kararlarının konularıyla sınırlı, sonuçlarıyla bağlayıcı bulunduğu tartışmasızdır. Nam-ı müstear için düzenleme getiren 1947 tarihli kararın, teminat amacıyla temlike dair inanç sözleşmelerini kapsadığı da kuşkusuzdur. Uygulamada anılan sözleşmeler gerek özü, gerek işleyişi açısından genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir. Belirtilen İçtihadı Birleştirme Kararında da değinildiği üzere; inanç sözleşmeleri bir yandan mülkiyeti nakil borcu doğurması bakımından tarafları bağlayıcı, diğer yandan, mülkiyetin naklinin sebebini teşkil etmesi açısından tasarruf işlemlerini bünyesinde barındıran sözleşmelerdir. Bu durumda, koşulların oluşması halinde taşınmaz mülkiyetini nakil özelliğini taşıdığı kabul edilmelidir. İçtihadı Birleştirme kararının sonuç bölümünde ifade olunduğu üzere, inançlı işleme dayalı olup dinlenilirliği kabul edilen iddiaların ispatı, şekle bağlı olmayan yazılı delildir. İnanç sözleşmesi olarak adlandırılan bu belgenin sözleşmeye taraf olanların imzasını içermesi gereklidir. Bunun dışındaki bir kabul, hem İçtihadı Birleştirme kararının kapsamının genişletilmesi, hem de taşınmazların tapu dışı satışlarına olanak sağlamak anlamını taşıyacağından kendine özgü bu sözleşmelerle bağdaştırılamaz.</p>

<p>İnançlı işlem inanç sözleşmesine dayandığından, sözleşmelere ilişkin zamanaşımı hükümlerinin inançlı işlemlere de uygulanacağı, bu sürenin inançlı işlemin türüne göre kıyasen tatbik edilecek vekalet ve rehin hükümlerine göre belirleneceği gerek uygulamada gerekse doktrinde baskın görüş olarak benimsenmektedir. Ne var ki, zamanaşımı süresinin başlaması için inanç ilişkisi sona ermeli veya alacak muaccel hale gelmelidir. Bu itibarla inanç sözleşmesi sona ermediği, inanç konusu inanılanda, alınan para inananda kaldığı sürece zamanaşımı süresinin başlamasına olanak yoktur. Açıklanan kuralın doğal sonucu olarak taraflar borcun ödenmesi için bir süre kararlaştırmış ve borç bu süre içerisinde ödenmemiş olsa dahi inanç ilişkisi devam ettiğinden inanç konusunun iadesi için dava açılabilir. İnanılan, kararlaştırılan sürenin geçtiğinden bahisle inanç konusunu iade etme yükümlülüğünün sona erdiğini savunarak iade borcunu yerine getirmemezlik yapamaz. Keza kararlaştırılan süre içerisinde borcun ödenmemesi halinde inanç konusunun inanılana geçeceği, inananın dava açamayacağı yönünde inananın müzayakasından yararlanılarak sözleşmeye konulan böyle bir koşul TMK’nın 873 ve 863. maddelerinin buyurucu hükümlerine aykırı düşeceğinden geçersiz olup sözleşme serbestisi kuralına dayanılamaz. Aksinin kabulü halinde borç veren borç alanın darda kalmasından yararlanarak daima inanç sözleşmelerine böyle bir hüküm koymak suretiyle söz konusu madde hükümlerinden kurtulma ve borç verdiği kişinin malını veya hakkını çok az bir bedel ile eline geçirme, onu istismar etme olanağını elde etmiş olur ki, bu husus sözleşme hukukunun genel prensiplerine, ahlaka, kanun koyucunun amacına ters bir sonuç doğurur ve tefeciliği teşvik eder. Nitekim böyle sözleşmelerin batıl olduğu TBK’nın 26 ve 27. (BK’nın 19 ve 20.) maddelerinde hükme bağlanmıştır.</p>

<p>Diğer taraftan, bilindiği üzere hukukumuzda, diğer çağdaş hukuk sistemlerinde olduğu gibi kişilerin huzur ve güven içerisinde alış verişte bulunmaları satın aldıkları şeylerin ilerde kendilerinden alınabileceği endişelerini taşımamaları, dolayısıyla toplum düzenini sağlamak düşüncesiyle, alan kişinin iyi niyetinin korunması ilkesi kabul edilmiştir. Bu amaçla 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) 2. maddesinin genel hükmü yanında menkul mallarda 988 ve 98, tapulu taşınmazların el değiştirmesinde ise 1023. maddelerinin özel hükümleri getirilmiştir.</p>

<p>Bir devleti oluşturan unsurlardan biri insan unsuru ise bunun kadar önemli olan ötekisi topraktır. İşte bu nedenle Devlet, nüfus sicilleri gibi tapu sicillerinin de tutulmasını üstlenmiş, bunların aleniliğini (herkese açık olmasını) sağlamış, iyi ve doğru tutulmamasından doğan sorumluluğu kabul etmiş, değinilen tüm bu sebeplerin doğal sonucu olarak da tapuya itimat edip taşınmaz mal edinen kişinin iyi niyetini korumak zorunluluğunu duymuştur. Belirtilen ilke TMK'nın 1023. maddesinde aynen "tapu kütüğündeki sicile iyi niyetle dayanarak mülkiyet veya başka bir ayni hak kazanan 3. kişinin bu kazanımı korunur" şeklinde yer almış, aynı ilke tamamlayıcı madde niteliğindeki 1024. maddenin 1. fıkrasına göre "Bir ayni hak yolsuz olarak tescil edilmiş ise bunu bilen veya bilmesi gereken 3. kişi bu tescile dayanamaz" biçiminde öngörülmüştür.</p>

<p>Ne var ki; tapulu taşınmazların intikallerinde huzur ve güveni koruma, toplum düzenini sağlama uğruna, tapu kaydında ismi geçmeyen ama asıl malik olanın hakkı feda edildiğinden, iktisapta bulunan kişinin iyi niyetli olup olmadığının tam olarak tespiti büyük önem taşımaktadır. Gerçekten bir yanda tapu sicilinin doğruluğuna inanarak iktisapta bulunduğunu ileri süren kimse, diğer yanda ise kendisi için maddi, hatta bazı hallerde manevi büyük değer taşıyan ayni hakkını yitirme tehlikesi ile karşı karşıya kalan önceki malik bulunmaktadır.</p>

<p>Bu nedenle, yüzeysel ve şekilci bir araştırma ve yaklaşımın büyük mağduriyetlere yol açacağı, kişilerin Devlete ve adalete olan güven ve saygısını sarsacağı ve yasa koyucunun amacının ilk bakışta, şeklen iyi niyetli gözükeni değil gerçekten iyiniyetli olan kişiyi korumak olduğu hususlarının daima göz önünde tutulması, bu yönde tüm delillerin toplanıp derinliğine irdelenmesi ve değerlendirilmesi gerekmektedir.</p>

<p>Nitekim bu görüşten hareketle, "kötüniyet iddiasının def'i değil itiraz olduğu, iddia ve müdafaanın genişletilmesi yasağına tabii olmaksızın her zaman ileri sürülebileceği ve mahkemece kendiliğinden (re'sen) nazara alınacağı” ilkeleri 08.11.1991 tarih l990/4 Esas, l99l/3 Karar sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında kabul edilmiş, bilimsel görüşler de aynı doğrultuda gelişmiştir.</p>

<p>Somut olayda davacı, dava dışı ...... ile yapılan inanç sözleşmesi gereğince taşınmazını bu kişiye satış suretiyle temlik ettiğini, adı geçen kişinin de inanç sözleşmesine aykırı ve muvazaalı olarak taşınmazı dava dışı üçüncü kişiye devrettiğini, taşınmazın birkaç kez el değiştirerek en son davalı kayıt malikine temlik edildiğini ileri sürerek kayıt maliki olan davalıya karşı tapu iptali ve tescili davası açılmıştır. Davacı ...’in maliki olduğu dava konusu 28 numaralı bağımsız bölümü 17.09.2015 tarihinde dava dışı ......’ye temlik ettiği dosya kapsamından kayden sabittir.</p>

<p>Hemen belirtilmelidir ki, inançlı işlem konusu olduğu iddia edilen mal, üçüncü kişiye devredilmişse, davanın kayıt maliki yanında inanılana da yöneltilmesi gerekmektedir. Zira inançlı işlem konusu malın muvazaalı olarak devredildiği iddiası nedeniyle son kayıt maliki aleyhine açılan davanın dinlenebilmesi için öncelikle davacı ile ilk el arasındaki temlikin inanç sözleşmesine dayalı olduğunun kanıtlanması gerekmektedir.</p>

<p>Hal böyle olunca, ilk el durumundaki ......’nin davada yer almasının sağlanması, ondan sonra yukarıda açıklanan ilkeler uyarınca davacının dosyaya sunduğu dava konusu taşınmazın ...adına olan tapu senedi ve arkasında yer alan yazı da değerlendirilmek suretiyle davacı ile ...arasındaki temlikin inançlı olup olmadığının açıklığa kavuşturulması, davacı tarafından ...’a yapılan temlikin inançlı olduğunun saptanması durumunda, son kayıt maliki davalı ...’in TMK'nın 1023. maddesi uyarınca iyi niyetli olup olmadığının araştırılması, bu konudaki delillerin eksiksiz toplanılması ile 14.02.1951 tarihli 17/2 sayılı YİBK’nın uygulanmasını gerektirir vakıaların bulunup bulunmadığı da değerlendirilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı olduğu üzere karar verilmesi doğru değildir.</p>

<p><strong>VI. KARAR</strong><br />
Açıklanan sebeplerle;<br />
Davacı vekilinin temyiz itirazlarının değinilen yön itibariyle kabulü ile; temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına,</p>

<p>Peşin alınan harcın istek halinde temyiz eden davacıya iadesine,</p>

<p>Dosyanın Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine,</p>

<p>14.10.2024 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>KARARLAR</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/06/yargi/yargitay-7a.jpeg" type="image/jpeg" length="72971"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İFLAS YOLUYLA TAKİPTEN VERİLEN ACİZ VESİKASINA DAYALI OLARAK İCRA TAKİBİ UYGULAMASI VE BİR DÜZENLEME ÖNERİSİ]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/iflas-yoluyla-takipten-verilen-aciz-vesikasina-dayali-olarak-icra-takibi-uygulamasi-ve-bir-duzenleme-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/iflas-yoluyla-takipten-verilen-aciz-vesikasina-dayali-olarak-icra-takibi-uygulamasi-ve-bir-duzenleme-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Aciz Vesikası</strong></p>

<p>Aciz kelimesi, köken olarak Arapça “acz” kökünden türemektedir. Sözlük anlamıyla güçsüzlük ve yetersizlik ifade etmektedir. Hukuk terminolojisinde ise aciz, ödeme güçsüzlüğü anlamında kullanılmaktadır. İcra ve İflas Kanunu’nda aciz vesikasının doğrudan bir tanımı yapılmamış olmakla birlikte, düzenlendiği maddelerdeki sistematikten hareketle şu şekilde tanımlanması mümkündür: Borçlunun mal varlığının alacağın tamamını veya bir kısmını karşılamaması hâlinde, karşılanmayan alacak miktarı için alacaklıya verilen belgedir.</p>

<p>Aciz vesikaları, nitelikleri bakımından kesin aciz vesikası ve geçici aciz vesikası olarak ayrılmaktadır. Düzenlendikleri takip türü bakımından ise haciz yoluyla icra takibinden (cüzi takip) verilen aciz vesikası ile iflas takibinden (külli takip) verilen aciz vesikası şeklinde ikiye ayrılmaktadır. Aciz vesikasına ilişkin hükümler, kanunda cüzi takip ve külli takip bakımından farklı sonuçlar doğuracak şekilde düzenlenmiştir.</p>

<p>Geçici aciz vesikası, İİK m. 105’te düzenlenmiş olup borçlunun hacze kabil malının bulunamaması hâlinde düzenlenen ve kesin aciz vesikası hükmünde kabul edilen haciz tutanağıdır.</p>

<p>Kesin aciz vesikası ise İcra ve İflas Kanunu’nda iki farklı yerde düzenlenmiştir. Bunlardan ilki, Kanun’un “Haciz Yoluyla Takip” başlıklı Dördüncü Bap’ı altında m. 143’te düzenlenen borç ödemeden aciz vesikasıdır. Buna göre kesin aciz vesikası, haciz yoluyla takipte alacağının tamamını alamamış alacaklıya, gerekli şartların yerine gelmesi hâlinde icra dairesi tarafından bakiye alacak miktarı için verilen belgedir.</p>

<p>İkinci düzenleme ise “İflasın Tasfiyesi” başlıklı Sekizinci Bap altında m. 251’de yer almaktadır. Burada aciz vesikası, iflas idaresinin paraları dağıtırken alacağının tamamını alamamış olan her alacaklıya, ödenmemiş miktar için verdiği belge olarak düzenlenmiştir.</p>

<p>Başka bir ifadeyle, haciz yoluyla takipten verilen aciz vesikası İİK m. 143’te, iflas takibinden verilen aciz vesikası ise m. 251’de düzenlenmiştir. Bu yazının konusunu ağırlıklı olarak m. 251’de düzenlenen ve iflasın tasfiyesi sonrasında verilen aciz vesikası oluşturmaktadır.</p>

<p><strong>İflas Yoluyla Takipten Verilen Aciz Vesikası</strong></p>

<p>M. 251’de düzenlenen aciz vesikası, haciz yoluyla takipten verilen aciz vesikasıyla aynı hukuki sonuçları doğurmaktadır (m. 251/2). Bu nedenle, m. 143’te düzenlenen hukuki sonuçlar kural olarak burada da geçerlidir. Bunun istisnası, iflas masasına giren alacaklarda faiz işleyeceğini ve uygulanacak faiz türünü düzenleyen m. 196 hükmüdür.</p>

<p>Her iki aciz vesikası arasındaki en önemli fark, aciz vesikasına dayanılarak başlatılacak yeni icra takibi bakımından ortaya çıkmaktadır. Haciz yoluyla takipten verilen aciz vesikası alındıktan sonra borçluya karşı doğrudan yeni bir icra takibi başlatılabilirken, iflas yoluyla takip sonrasında hakkında aciz vesikası düzenlenen müflise karşı alacaklının yeni bir takip başlatabilmesi için müflisin yeni mal edinmiş olması gerekmektedir (İİK m. 251/2, 2. cümle).</p>

<p><strong>Aciz Vesikasına Dayalı Yeni Takip</strong></p>

<p>Müflise karşı iflasın kapanmasından sonraki süreçte aciz vesikasına dayalı olarak takip yapılabilmesinin koşulu, müflisin yeni mal edinmiş olmasıdır. Kanun’un “yeni mal edinimi”nden kastı, müflisin iflasın kapanmasından sonraki tarihte gerçekleştirdiği mal edinimidir. Zira müflisin iflasın kapanmasından önce gerçekleştirdiği mal edinimlerinin iflas masasına dâhil edilmesi gerekmekte, en azından böyle olması beklenmektedir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şayet müflisin iflasın kapanmasından önce edindiği, ancak her nasılsa tasfiyeye dâhil edilmemiş bir malının bulunduğu iflasın kapanmasından sonra ortaya çıkarsa, bu durumda söz konusu malın da iflas idaresince satılması gerekmektedir (İİK m. 255). Dolayısıyla Kanun’un m. 251/2’nin 2. cümlesinde yer alan “yeni mal edinimi”nden kastın, her hâlükârda borçlunun iflasın kapanmasından sonra gerçekleştirdiği kazanımlar olduğu sonucuna varılmaktadır.</p>

<p>İflasın kapanmasından sonra alacağını tam olarak alamamış ve bakiye alacağı aciz vesikasına bağlanmış olan alacaklı, borçlunun yeni mal edindiğini tespit ettiğinde müflis hakkında yeni bir icra takibi başlatabilecektir.</p>

<p>Aciz vesikasına dayanan bu takibe borçlu tarafından “yeni mal iktisap etmediği” gerekçesiyle itiraz edilmesi hâlinde, itiraz icra mahkemesinde genel hükümler çerçevesinde ve basit yargılama usulüne göre karara bağlanacaktır (m. 251/2, 3. cümle).</p>

<p><strong>İtirazın Kaldırılması</strong></p>

<p>İtirazın kesin kaldırılmasını düzenleyen İİK m. 68’de sayılan belgelere dayanılarak yapılan takibe borçlu tarafından itiraz edilmesi halinde, alacaklı itirazın kaldırılması davası açabilmektedir. Aciz vesikası da İİK m. 68’de sayılan belgeler arasında yer almaktadır.<a href="https://www.hukukihaber.net/aciz-vesikasi-alinmasindan-sonra-baslatilan-takibe-borclunun-her-zaman-itiraz-hakki-olmasi" rel="dofollow">[1]</a> Bu nedenle, iflas takibinden verilen aciz vesikasına dayalı olarak başlatılacak takibe borçlu tarafından itiraz edilmesi durumunda, alacaklı itirazın kaldırılması davası açabilecektir.</p>

<p>Müflisin kendi adına mal edinmesi hâlinde izlenecek yol bu şekildedir. Bununla birlikte, müflisin iflasın kapanmasından sonraki dönemde, Kanun’un sağladığı korumadan yararlanmak amacıyla kendi hesabına, ancak başkası adına, başka bir ifadeyle üçüncü kişi üzerinden mal edinmesi hâlinde müflisin yeni mal edinmiş sayılıp sayılmayacağı ayrıca değerlendirilmelidir.</p>

<p>Bu durumda müflis, esasen kendisi bir malvarlığı değeri üzerinde hak sahibi olmak istemekte; ancak iflas alacaklılarının kendisine karşı yeni bir takip başlatmasından çekindiği için malın sicil kaydında, sicile kayıtlı olması hâlinde, üçüncü kişinin malik olarak görünmesini sağlamaktadır. Buna karşılık, o mal üzerinde müflisin fiilî tasarrufu bulunmaktadır.</p>

<p>Bu şekilde, müflisin yeni mal iktisap etmediği yönünde itirazda bulunabilmesini sağlamak amacıyla üçüncü kişinin hak sahibi kılındığı, ancak mal üzerinde müflisin fiilî tasarrufunun bulunduğu hâllerde, üçüncü kişi bu durumu biliyor veya bilmesi gerekiyorsa, müflis tıpkı kendisi yeni bir mal edinmiş gibi kabul edilecektir (m. 251/2, son cümle).</p>

<p>Örnek vermek gerekirse, müflis (A), iflasın kapanmasından sonraki bir dönemde satın almak istediği taşınmazın devir bedelini kendisi ödeyerek oğlu (B) adına tapuda tescil ettirmiş ancak taşınmazın kira geliri gibi semerelerinden müflisin kendisi faydalanmaktadır. Bu durumda, (A)’nın alacağı iflas takibinden verilmiş aciz vesikasına bağlanmış olan alacaklısı (Z), (A) hakkında takip başlatabilecek ve (A)’nın yeni mal edinmediği yönündeki itirazına itibar edilmeyecektir. Zira oğul (B)’nin, babasının müflislik durumunu ve alacaklılarından mal kaçırma niyetini bildiği veya bilmesi gerektiği kabul edilecektir. Böylece söz konusu mal, (A) tarafından iflasın kapanmasından sonra edinilmiş yeni bir mal gibi değerlendirilecektir.</p>

<p>İİK m. 251/2’de ayrıntılı olarak düzenlenen bu kurum, esasen adı konulmamış olmakla birlikte bir muvazaalı tasarrufu ifade etmekte ve bu muvazaalı tasarrufun sonuçlarını düzenlemektedir. Fıkrada düzenlenen durum iflas unsurundan arındırıldığında, mesele muvazaalı tasarruf nedeniyle açılacak iptal davasına dönüşmektedir. Başka bir ifadeyle, iflas hâli bulunmaksızın borçlu, alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla edineceği malı kendi adına değil de üçüncü bir kişi üzerinden edinirse, malın gerçekte borçluya ait olduğu ileri sürülerek muvazaadan söz edilecektir.</p>

<p><strong>TBK m. 19’a Dayalı Tasarrufun İptali Davası ile Farkı</strong></p>

<p>Alacaklılarından mal kaçırmak isteyen borçlunun kendi adını gizleyerek üçüncü kişi üzerinden mal edinmesi hâlinde, alacaklılar, muvazaayı düzenleyen Türk Borçlar Kanunu’nun m. 19’una dayanarak tasarrufun iptali amacıyla dava açmaktadırlar. Uygulamada bu dava “nam-ı müstear davası” olarak da adlandırılmaktadır. Mevzuatta özel olarak düzenlenmemiş olan bu dava, uygulamada ortaya çıkmış olup genel muvazaa hükümlerine dayanmaktadır.</p>

<p>Uygulamada, anılan sözleşmeler, gerek özü gerek işleyişi açısından genelde muvazaa, özelde ise nam-ı müstear başlıkları altında nitelendirilegelmektedir <a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari" rel="dofollow">[2]</a>. Esasen muvazaalı işlem ile nam-ı müstear yoluyla gerçekleştirilen işlem tamamen aynı şeyler değildir. Bununla birlikte, uygulamada bu kavramlar çoğu zaman birbirlerinin yerine kullanılmakta ve iç içe geçmiş bulunmaktadır. Her ne kadar anılan dava uygulamada “nam-ı müstear davası” olarak adlandırılmakta ise de bu nitelendirme, nam-ı müstearın hukuki niteliğiyle de tam olarak örtüşmemektedir. Nam-ı müstearın hukuki niteliği bu yazının kapsamı dışındadır.</p>

<p>Uygulamada TBK m. 19’a dayanılarak açılan bu davanın konusu, nam-ı müstear kişinin kendi adına, başkası (borçlu) hesabına gerçekleştirdiği mal edinimleridir. Mal kayden nam-ı müstear kişi adına kayıtlı olsa da alacaklı, malın gerçek malikinin kendi borçlusu olduğunu ileri sürmektedir.</p>

<p>Bir örnekle açıklamak gerekirse, borçlu (C), alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla satın almak istediği bir taşınmazı, devir bedelini kendisi ödeyerek kızı (D) adına satın almakta ve taşınmaz üzerinde fiilî tasarrufta bulunmaktadır. Bu durumda (D), nam-ı müstear kişi konumunda olacaktır. Alacaklı (Y), TBK m. 19’a dayanarak açacağı dava ile bu taşınmazın (C)’ye aitmiş gibi satılmasını ve alacağının karşılanmasını isteyebilecektir.</p>

<p>Görüleceği üzere, yukarıda açıklanan ve İİK m. 251/2’nin son cümlesinde müflis bakımından düzenlenen hüküm, esas itibarıyla adı konulmamış olmakla birlikte uygulamada nam-ı müstear olarak bilinen davanın konusuyla büyük ölçüde örtüşmektedir. Her iki durumda da borçlu veya müflis, alacaklılarının takibinden kurtulmak amacıyla bedelini kendisi ödeyerek bir malı üçüncü kişi adına tescil ettirmekte ve yeni malik olan üçüncü kişi borçlunun durumunu bilmektedir.</p>

<p>İİK m. 251/2 ile TBK m. 19 arasındaki en büyük fark ise her iki davaya ilişkin usulde ortaya çıkmaktadır. İİK m. 251/2’de, müflisin yeni mal iktisap etmediği itirazı üzerine açılacak itirazın kaldırılması davasında görevli mahkemenin icra mahkemesi olduğu ve davanın basit yargılama usulüne tabi bulunduğu belirtilmiştir. Buna karşılık TBK m. 19’a dayanan muvazaa davasında genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi görevli olup dava yazılı yargılama usulüne tabidir.</p>

<p>Görüleceği üzere, konusu aynı olan iki dava türünden birinde icra mahkemesi, diğerinde ise genel mahkeme görevlidir. Bu durumda, dar yetkili icra mahkemesinin genel mahkemenin yaptığı incelemeyi kendi sınırlı yetkisi çerçevesinde nasıl gerçekleştireceği tartışmalı hâle gelmektedir.</p>

<p>TBK m. 19’a göre açılan ve uygulamada nam-ı müstear davası olarak adlandırılan davada mahkeme, davanın niteliği gereği borçlu ile nam-ı müstear kişisi arasındaki organik bağı, malın devir bedelini gerçekte kimin ödediğini ve alacaklının alacağının varlığını inceleyecek; bu kapsamda gerekirse tanık dinleyecek, yemin delilini değerlendirebilecek ve işin niteliğine göre ticari defterleri inceleyebilecektir.</p>

<p>İcra mahkemesi ise dar yetkili bir mahkeme olup sınırlı bir inceleme yapmaktadır. İcra mahkemesinde görülen davalar kural olarak basit yargılama usulüne tabidir. İcra mahkemesinin genel mahkemelere nazaran kısıtlı inceleme yapması nedeniyle, çoğu zaman inceleme yalnızca yazılı belgeler üzerinden gerçekleştirilmektedir. Bu nedenle icra mahkemesi, kural olarak tanık dinlemeden, taraflara yemin teklif etmeden ve tarafların ticari defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırmadan yargılama yapmaktadır[3]. İcra mahkemesi takip hukukuna ilişkin ve dar yetkili bir inceleme yaptığından, icra mahkemesi kararları maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmemektedir. Bunun sonucu olarak, icra mahkemesinde verilen karar daha sonra genel mahkemelerde dava konusu yapılabilmektedir.</p>

<p>Bununla birlikte, İİK m. 251/2-son cümlesine dayanılarak açılan davada icra mahkemesinin yapacağı incelemenin sınırları ayrıca tartışma konusu olacaktır. Bir tarafta, müflisin yeni mal iktisap etmediği yönünde itirazda bulunabilmesini sağlamak amacıyla üçüncü kişinin hak sahibi kılınması ve bu durumun ispatı; diğer tarafta ise icra mahkemesinin dar yetkisi bulunmaktadır.</p>

<p>Mahkemenin, bilhassa m. 251/2’nin son cümlesine dayanılarak açılan davalarda, üçüncü kişinin hak sahibi kılındığı malda müflisin fiilî tasarrufunun bulunup bulunmadığının aydınlatılması amacıyla tanık dinleyebilmeli, ticari defterleri inceleyebilmeli ve gerekirse bu davada yemin deliline de dayanılabilmelidir. Başka bir ifadeyle, genel mahkeme gibi kapsamlı bir inceleme yapılması gerekmektedir. Ancak bu geniş inceleme ihtiyacı, icra mahkemesinin dar yetkisiyle karşı karşıya gelmektedir.</p>

<p>Bu nedenle, İİK m.251/2’deki görevli mahkemeye ilişkin düzenlemenin isabetli olmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Esasen, 18.02.1965 tarihinde kabul edilen 538 sayılı “2004 Sayılı İcra ve İflâs Kanununun Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına ve Bu Kanuna Bazı Madde ve Fıkralar Eklenmesine Dair Kanun”dan önce, müflisin yeni mal iktisap etmediği yönündeki ihtilaf icra mahkemesinde değil, genel mahkemede karara bağlanmaktaydı. Ancak bu durum alacaklı bakımından süre yönünden dezavantaj yarattığından, söz konusu itirazın da diğer itirazlar gibi icra mahkemesinde incelenmesi kanun koyucu tarafından uygun bulunmuştur. Zira aciz vesikasının alacaklıya sağladığı faydalardan biri, genel mahkemelerde itirazın iptali davası açmak yerine itirazın kaldırılması davası yoluyla, itiraz mercii olan icra mahkemesinden daha hızlı sonuç alınabilmesidir. Bu nedenle geçmişte kanun koyucuda böyle bir değişiklik yapma iradesi ortaya çıkmıştır.</p>

<p><strong>İcra ve İflas Kanununda Bir Düzenleme Önerisi</strong></p>

<p>Bu nedenle hem elinde aciz vesikası bulunan alacaklıyı korumak hem de maddi gerçeğin ortaya çıkartılabilmesi açısından, kanunda görev yönünden ikili bir ayrıma gidilmesi en hakkaniyetli çözüm olacaktır. Şöyle ki, yukarıda detaylıca bahsedildiği üzere, İİK m. 251/2’de hem müflisin doğrudan kendisinin yeni mal edinmesi durumunda itirazın kaldırılması davasına icra mahkemesinin bakması hem de müflisin kendisi tarafından değil, üçüncü bir kişi adına edinilen ancak müflisin tasarrufunda bulunan malın tespitinin icra mahkemesi tarafından yapılması öngörülmektedir.</p>

<p>Müflisin doğrudan kendisinin edindiği bir mal bulunduğu yönündeki iddianın icra mahkemesi tarafından incelenmesi; buna karşılık, müflisin yeni mal iktisap etmediği yönünde itirazda bulunabilmesini sağlamak amacıyla üçüncü kişinin hak sahibi kılındığı, ancak müflisin fiilen tasarrufunda bulunan bir mal olduğu yönündeki iddianın genel mahkeme olan Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından incelenmesi daha isabetli olacaktır. Bu yönde bir kanun değişikliğine gidilmesi, mevcut düzenlemeden kaynaklanan görev ve inceleme yetkisi sorununu daha uygun bir biçimde çözüme kavuşturacaktır.</p>

<p><img alt="" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2026/08/sedat-karakas.jpeg" style="margin-left:0px; margin-right:0px" /></p>

<p><strong>Av. Sedat KARAKAŞ</strong></p>

<p><span style="color:#999999">----------</span></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/aciz-vesikasi-alinmasindan-sonra-baslatilan-takibe-borclunun-her-zaman-itiraz-hakki-olmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[1]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/aciz-vesikasi-alinmasindan-sonra-baslatilan-takibe-borclunun-her-zaman-itiraz-hakki-olmasi" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 11. Hukuk Dairesi, 03.03.2020 tarihli ve 2019/4105 E., 2020/2310 K. sayılı kararı</span></a></p>

<p><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">[2]</span></a><span style="color:#999999"> </span><a href="https://www.hukukihaber.net/yargitay-1-hukuk-dairesinin-20234250-e-20245601-k-sayili-karari" rel="dofollow"><span style="color:#999999">Yargıtay 1. Hukuk Dairesi, 14.10.2024 tarihli ve 2023/4250 E., 2024/5601 K. sayılı kararı</span></a></p>

<p><span style="color:#999999">[3] Av. Talih UYAR, İcra ve İflas Kanunu Şerhi, Cilt 9, 2. Baskı, Ocak 2008, s. 14484</span></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/iflas-yoluyla-takipten-verilen-aciz-vesikasina-dayali-olarak-icra-takibi-uygulamasi-ve-bir-duzenleme-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 13:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/07/terazi/dosya-terazi-1.jpg" type="image/jpeg" length="90415"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İsim benzerliği yüzünden 10 gün hapis yattı, 'pardon' denilerek tahliye edildi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Antalya'da imza işlemi için çağrıldığı polis merkezinde, isim benzerliği nedeniyle başka bir kişinin 10 günlük kesinleşmiş hapis cezası yüzünden cezaevine gönderilen Ali Süslü (47), suçsuzluğunu 9'uncu günde psikoloğun T.C. kimlik numarasını kontrol etmesiyle kanıtlayabildi. Kalan cezası tamamlatılarak 10'uncu günde tahliye edilen ve bu süreçte işini kaybeden Süslü, sorumlular hakkında suç duyurusunda bulundu.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Konyaaltı ilçesinde emlak sektöründe çalışan Ali Süslü'yü 26 Temmuz günü telefonla arayan polis memuru, ‘Bir imza işiniz var, polis merkezine gelin’ diyerek kendisini davet etti. Kısa süre önce göbek fıtığı ameliyatı olan ve istirahatte olan Süslü, polis merkezine gitti. Burada gözaltına alınan Süslü, adliyeye sevk edildi. Suçunun ne olduğunu öğrenemeyen Süslü, 10 günlük kesinleşmiş hapis cezası olduğu gerekçesiyle Antalya L Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na gönderildi.</p>

<p><strong>KENDİNİ CEZAEVİNDE BULDU</strong></p>

<p>Süslü'nün neden cezaevine girdiği yönündeki sorusuna da 'Bilmiyoruz' karşılığı verildi. Cezaevinde zor günler geçiren Süslü, ameliyatlı olduğu için pansumanını koğuştakiler yaptı ve iki kez ambulansla hastanenin acil servisine götürüldü. Süslü, defalarca suçsuz olduğunu ve bir yanlışlık yapıldığını söylemesine rağmen kimseyi inandıramadı.</p>

<p><strong>“ÖZÜR DİLERİZ, BİR HATA OLDU”</strong></p>

<p>Gerçek, cezaevindeki 9'uncu günde ortaya çıktı. Psikolog ile rutin görüşmeye çıkarılan Süslü, suçunun ne olduğunu bilmediğini söyledi. Bilgisayarından kayıtları inceleyen psikolog, tutuklu Ali Süslü ile hakkında kesinleşmiş hapis cezası bulunan Ali Süslü'nün isimlerinin aynı, T.C. kimlik numaralarının farklı olduğunu fark etti. Aranan hükümlünün de Süslü gibi Adana doğumlu olduğu ancak adreslerinin uyuşmadığı anlaşıldı. İddiaya göre; yapılan hatanın anlaşılması üzerine Süslü'ye 'Özür dileriz, bir hata oldu' denildi. Gerçeğin ortaya çıkması ile tahliye olmak isteyen Süslü'ye 10 günlük cezayı tamamlaması gerektiği söylenerek, ertesi gün tahliye edildi.</p>

<p><strong>İŞİNİ DE KAYBETTİ</strong></p>

<p>Süslü, cezaevine girmesinin ardından hakkındaki iddialar nedeniyle işini de kaybetti. Psikolojisi bozulan Süslü, avukatı Abdullah İlkkahraman aracılığıyla ilgililer hakkında ‘Görevi kötüye kullanma’, ‘Görevi ihmal’ ve ‘Hürriyeti tahdit’ suçlarından suç duyurusunda bulundu.</p>

<p><strong>“KENDİ SUÇUNU BİLMİYOR MUSUN”</strong></p>

<p>Ne olduğunu anlayamadan kendini bir anda cezaevinde bulduğunu söyleyen Süslü, "Polis memuru beni aradı ve ‘Bir imza işiniz var. Lütfen karakola gelin’ dedi. Ameliyatlı olduğum halde oraya gittim. Suçumun ne olduğunu sordum. İçeriğini göremediği için ‘Mahkemeye çıkacaksın’ dedi. Beni de oradan adliyeye götürdüler ve nezarete koydular. Orada tekrar ‘Yeni ameliyat oldum, beni neden tutuyorsunuz, suçum nedir?’ diye sorduğumda ‘Sen kendi suçunu bilmiyor musun?’ denildi. Sonrasında ‘Savcıya çıkabilir miyim?’ diye sordum. Onlar da 'Kesinleşmiş cezan olduğu için savcıya çıkamazsın. Bu cezayı yatacaksın' dediler. Beni L Tipi Kapalı Cezaevi’ne götürdüler ve 10 gün boyunca tutuklu kaldım" dedi.</p>

<p><strong>“ÖZÜR DİLERİZ, SENİ BIRAKAMAYIZ”</strong></p>

<p>Yaşadıklarına inanamadığını ve çok üzgün olduğunu belirten Süslü, "9’uncu günde psikoloğa çıkacağımı söylediler. Psikolog bana sorular sordu ve ‘Suçunuz zaten belli’ dedi. Ben de ‘Suçumun ne olduğunu hala bilmiyorum’ dedim. Psikolog da bilgisayarı açtığında Ali Süslü evet, isim benim, fakat T.C. kimlik numaraları aynı değil. Gülmeye başladılar. ‘9 gün yattım beni bırakın’ dedim. Bana ‘Özür dileriz seni bırakamayız ve bir hata oldu, bunun için de özür dileriz’ dediler. Beni 1 gün sonra tahliye ettiler" diye konuştu.</p>

<p><strong>“ÇOK AĞRIMA GİTTİ”</strong></p>

<p>Bu olay yüzünden işsiz kaldığını anlatan Süslü, "Emlak sektöründe çalışıyordum, bazı müşterileri dolandırdığım için bu cezayı yattığım söylentileri çıkmış. Şu an hiçbir yerde çalışamıyorum. Yaptığım sözleşmeler de iptal oldu. Psikolojik olarak, iş hayatı olarak, yaptığım sözleşmeler, cezaevinde hepsi bozuldu. Hayatım altüst oldu bir yanlış yüzünden. 10 gün boyunca ben olmadığımı polise, jandarma kolluğuna, yattığım cezaevindeki gardiyanlara söyledim. Kimse ilgilenmedi, ‘Cezanı yatacaksın, başka yolu yok’ dediler. Cezamı yattıktan sonra 'Pardon, özür dileriz' deyip, hastaneden bıraktılar. 10 gün boyunca bilmediğim suçtan yatmam çok ağrıma gitti. Suçsuz yere 10 gün ceza çektim, itibarım kayboldu" dedi.</p>

<p><strong>3 AY ÖNCE DE POLİS EVİNİ BASTI</strong></p>

<p>Kimin yerine cezaevine girdiğini merak ettiğini ancak kendisini bulamadığını söyleyen Süslü, "Maalesef 3 ay önce sabah 05.30’da evime polisler gelip, bir yandan zili çalıp bir yandan kapıyı kıracakmış gibi vurdular. Uykulu halde kapıyı açtığımda polisler direkt beni yere yatırıp telefonuma, bilgisayarıma el koydular. Telefonumu ve bilgisayarımı incelemeye başladılar. Tutanaklar tutulurken en son her şey bittiğinde T.C. kimlik numaramı yazdıklarında fark ettiler ki bu ben değilim. Tekrar ‘Pardon, özür dileriz’ deyip evimi terk ettiler" diye konuştu.</p>

<p><strong>PARDON FİLMİ GİBİ OLAY</strong></p>

<p>Ali Süslü'nün avukatı Abdullah İlkkahraman, sorumlular hakkında hukuki süreç başlattıklarını söyledi. Olayı Ferhan Şensoy'un 'Pardon' filmine benzeten İlkkahraman, "Müvekkilimiz talihsiz bir şekilde isim benzerliğinden dolayı, T.C. ve diğer hususlar dikkate alınmadan, başka bir kişi hakkında çıkan 10 günlük zorlama hapsi için kolluk görevlileri tarafından davet edilmiştir. Davet sonrası savcılığa çıkarmışlardır. Herhangi bir ifade, müracaat alınmadan veya bir soru sorulmadan, yine adliyeden ve nezarethaneden götürülerek cezaevine konulmuştur. Bu süreçte müvekkil derdini anlatacak kimseyi bulamadığı gibi, 9’uncu gün psikologla görüşmesi esnasında 'Bu kişi ben değilim, ben haksız şekilde yatıyorum' dediğinde olay tespit edilmiştir. Maalesef 10’uncu gün tamamlatılarak müvekkil tahliye edilmiştir" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>“TAZMİNAT DAVASI AÇACAĞIZ”</strong></p>

<p>Müvekkilin yaşadığı mağduriyeti anlatan İlkkahraman, "Evrakı incelediğimizde, isim benzerliğinden dolayı, adres veya mahkemeyle hiçbir alakası olmayan müvekkilin haksız şekilde cezaevinde yattığını öğrendik. Müvekkilimiz gayrimenkul işiyle uğraşır. Bu süreçten dolayı kendisiyle ilgili farklı haberler yayıldığı için işinden dolayı da mağduriyet yaşamaktadır. Müvekkilimizin yaşadığı durumla ilgili, Cumhuriyet Başsavcılığı'na ilgililer hakkında ‘Görevi kötüye kullanma’, ‘Görevi ihmal’ ve ‘Hürriyeti tahdit’ suçlarından suç duyurusunda bulunduk. Yine tazminat davası açacağız" dedi. (Hürriyet)</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM, ÖZEL HUKUK</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/isim-benzerligi-yuzunden-10-gun-hapis-yatti-pardon-denilerek-tahliye-edildi</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 12:20:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2026/08/6a798bfd2f1329bc8150fe71.webp" type="image/jpeg" length="56474"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[PARSELASYON İŞLEMLERİNE İTİRAZ - DAVA SÜRECİ VE MUHTEMEL HUKUKA AYKIRILIKLAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Arazi ve arsa düzenlemesi, bölgeye ilişkin imar planının uygulanması amacıyla, bu plan kapmasında bulunan gayrimenkullerin maliklerinin rızası aranmaksızın ve imar durumlarına bakılmaksızın birleştirilmesi ve gerekli kesintiler yapıldıktan sonra eski sahiplerine yeniden dağıtılmasına yönelik genel düzenleyici işlemdir. Temel dayanağı İmar Kanunu’nun 18. Maddesidir. Söz konusu işlemin asli amacı inşaata elverişli imar parseli üretmektir.</p>

<p>Söz konusu idari işlem Belediye encümenince karar altına alınır ve İmar Kanunu’nun 8. Maddesi uyarınca 30 gün süreyle askı panosunda ilan edilir. İşleme karşı 30 günlük askı süresi içerisinde itiraz edilebileceği gibi askı süresinin bitiminden itibaren 60 gün içerisinde de İdare Mahkemelerinde, işlemin iptali için iptal davası ikame edilebilecektir. Bu sebeple imar planının iptali için dava açmadan önce belediye veya İl Özel İdaresine (Valiliğe) itiraz etmek, dava şartı değildir. Eğer itiraz edilmeden doğrudan dava yoluna başvurulacaksa; imar planları askıdan indikten sonra 60 gün içerisinde dava açılabilir. İmar planları henüz askıdayken dava açılması mümkün değildir.</p>

<p>Askı süresi içerisinde işlemi yapan kuruma yazılı olarak itiraz edilmişse, ret kararının ilgilisine yazılı olarak bildirilmesinden itibaren 60 gün içerisinde de dava açılabilir. Yine zımmı ret süresi geçtikten sonra da 60 gün içerisinde İdare Mahkemesinde işlemi yapan kuruma karşı dava açılabilir.</p>

<p><strong>2. Muhtemel Hukuka Aykırılık Sebepleri</strong></p>

<p><strong>2.1. İmar Planı Bulunmayan Yerlerde Veya İmar Planına Aykırı Olarak Yapılması</strong></p>

<p>Parselasyon işlemi, bir uygulama işlemi niteliğindedir. Bu sebeple sadece uygulama imar planı bulunan yerlerde ve bu plana uygun olarak yapılabilir. Bu sebeple işlem uygulanacak alanda öncelikle 1/1000 ölçekli imar planı yapılması ve bu plana uygun olarak 18. madde uygulaması yapılmalıdır. <strong><a href="https://www.hukukihaber.net/danistay-6-dairesinin-20031709-e-200426-k-sayili-karari" rel="dofollow">(Danıştay 6. Dairesi 2003/1709 E. Ve 12.01.2004 Tarihli Karar)</a></strong></p>

<p>Parselasyon planı, uygulama imar planındaki çizim, kararlar, alan fonksiyonları ve plan notlarına birebir uymak zorundadır. İmar planının yargı merciince iptal edilmesi halinde, ona dayanılarak yapılan 18. madde uygulaması da hukuki dayanaktan yoksun kalır ve iptali gerekir.</p>

<p><strong>2.2. Düzenleme Ortaklık Payı (DOP) Hesabında Yapılan Usulsüzlükler</strong></p>

<p>Düzenleme ortaklık payı; yol, meydan, park, otopark, ibadet yeri, okul gibi umumi hizmet alanları için maliklerden bedelsiz olarak alınan paydır. İmar Kanunu’nun 18. Maddesi gereği alınabilecek azami oran %45’tir. Bu oranın üzerinde kesinti yapılması açıkça hukuka aykırı olacağı gibi düzenleme alanındaki tüm parsellerden eşit oranda DOP kesintisi yapılması esastır. Bazı parsellerden %20, diğerlerinden %45 kesinti yapılması eşitlik ilkesini ihlal eder. Bu kesinti yalnızca kanunda belirtilen hizmet alanları için kesilebilir. İdarenin özel mülkiyetine geçirmek üzere kesinti yapması hukuka aykırıdır.</p>

<p>Taşınmazdan daha önceki bir imar uygulaması veya rızaen terk / ifraz işlemi esnasında kesinti yapılmışsa, yeni uygulamada ancak eski kesinti ile yeni oran arasındaki fark kadar (toplamda %45’i geçmeyecek şekilde) ilave DOP kesilebilir.</p>

<p><strong>2.3. Dağıtım ve Tahsis İlkelerinin İhlali</strong></p>

<p>Düzenleme sonrası arsa maliklerine yapılacak tahsislerde keyfilik hukuka aykırıdır. İmar Kanunu’nun 18. Maddesi uyarınca malike ilk olarak kendi kök parselinin bulunduğu yerden veya yakınından imar parseli verilmelidir. Zorunlu ve teknik bir engel bulunmadıkça kök parselden uzak, eşdeğer olmayan, değeri düşük bir alandan tahsis yapılması hukuka aykırıdır. Yine idarenin kamuya taşınmaz kazandırılması amacıyla veya başka parsellerde bulunan idare hisselerinin birleştirilmesi amacıyla parselasyon yapılması hukuka aykırı olacaktır.</p>

<p>Parselasyon işlemi yapılırken mümkün olduğunca müstakil parsel verilmeli, müstakil yapılmaya elverişli parsel sahibini teknik zorunluluk olmaksızın başkalarıyla hisseli hale getirmek hukuka aykırıdır.</p>

<p>Yine kanunun amacı yapılaşmaya elverişli parsel oluşturmak olduğundan, işlem sonrası yapılaşmaya elverişli parseller oluşturulmalı, üzerinde yapı yapmaya elverişsiz, sorunlu artık parsel oluşturulmamalıdır.</p>

<p><strong>2.4. Şekil ve Usul Kurallarına Uyulmaması</strong></p>

<p>Söz konusu kararların Belediye sınırları içerisinde belediye encümeni, belediye sınırları dışında ise İl Encümeni tarafından alınması zorunlu olup, yetkisiz kurum ve organlarca alınan kararlar geçersiz olacaktır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><a href="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/04/ali-anil-ozbag.jpg" rel="nofollow" title="fancybox"><img alt="detail-photo-fancybox-0" src="https://hukukihabernet.teimg.com/hukukihaber-net/uploads/2023/04/ali-anil-ozbag.jpg" /></a></p>

<p><strong>Av. Ali Anıl ÖZBAĞ</strong></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MAKALE</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/parselasyon-islemlerine-itiraz-dava-sureci-ve-muhtemel-hukuka-aykiriliklar</guid>
      <pubDate>Mon, 10 Aug 2026 10:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/06/kamu-proje-parsel-mahkeme.jpg" type="image/jpeg" length="41665"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Fiziksel Şiddet Nasıl Ispatlanır ve Boşanma Davasına Etkisi Nedir?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma davalarında şiddet iddiaları, hem hukuki hem de vicdani açıdan en ağır ve en hassas konuların başında gelir. Bu videoda; boşanma davasında fiziksel şiddetin nasıl ispatlandığını, mahkemelerin hangi delillere özellikle önem verdiğini ve şiddetin nafaka, tazminat ve velayet üzerindeki etkilerini tüm yönleriyle ele alıyorum.</p>

<p>Boşanma davalarında fiziksel şiddet, psikolojik şiddet, tehdit, baskı ve aile içi şiddetin her türü; Türk Medeni Kanunu ve Türk Ceza Kanunu kapsamında ağır kusur olarak değerlendirilir. Şiddetin varlığının ispatında en güçlü ve tartışmasız deliller; doktor raporları, Adli Tıp Kurumu raporları ve polis tutanaklarıdır.</p>

<p><strong><i>Videoda özellikle şu başlıklara detaylı şekilde değinilmektedir:</i></strong></p>

<p>Boşanma davasında fiziksel şiddetin hukuki anlamı</p>

<p>Doktor raporlarının ve hastane kayıtlarının delil değeri</p>

<p>Adli Tıp Kurumu raporlarının kusur tespitindeki rolü</p>

<p>Polis tutanakları, 155/112 başvuruları ve 6284 sayılı Kanun kapsamında verilen uzaklaştırma kararlarının önemi</p>

<p>Hakimin şiddet iddialarını değerlendirirken dikkate aldığı kriterler</p>

<p>Şiddetin ispatlanmasının nafaka, maddi-manevi tazminat ve velayet üzerindeki etkileri</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Şiddet iddialarının somut, resmi ve bilimsel delillerle desteklenmesi, boşanma davalarının seyrini doğrudan etkiler. Özellikle Adli Tıp raporları, acil servis ve adli muayene kayıtları ile polis tutanakları; mahkemeler nezdinde en güçlü ispat araçlarıdır. Bu deliller, şiddetin ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini objektif şekilde ortaya koyar.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-fiziksel-siddet-nasil-ispatlanir-ve-bosanma-davasina-etkisi-nedir</guid>
      <pubDate>Sat, 01 Aug 2026 13:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/_GXN6UozM2Y/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="12636"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanma Davasında Hak Kaybına Neden Olan En Büyük Hatalar]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanma-davasinda-hak-kaybina-neden-olan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 18 Jul 2026 23:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/BjdDJh1aHnQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="24033"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Eşim Boşanmak İstemiyor Ben Yine de Boşanabilir miyim?</strong></p>

<p>Boşanma davası, taraflardan birinin boşanmak istemesine rağmen diğer eşin karşı çıkması halinde de açılabilir. Türk Medeni Kanunu’na göre eşin rızası şart değildir. Mahkeme, boşanma davası kapsamında evlilik birliğinin temelinden sarsılıp sarsılmadığını inceler.</p>

<p><strong>Boşanma Türleri</strong></p>

<p>• Anlaşmalı boşanma davası: Tarafların boşanmayı ve şartlarını kabul etmesiyle hızlı ilerler.</p>

<p>• Çekişmeli boşanma davası: Eşlerden biri boşanmaya karşı çıkıyorsa açılır ve süreç daha uzun olabilir.</p>

<p><strong>Hukuki Dayanak</strong></p>

<p>Boşanma davası TMK 166. maddeye dayanır. Ortak yaşamın sürdürülemeyecek ölçüde bozulması boşanma gerekçesidir. Bir eşin boşanmak istememesi boşanma davası açılmasına engel olmaz.</p>

<p><strong>Delillerin Önemi</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma davası sürecinde mahkeme, tarafların iddialarını somut delillerle değerlendirir.</p>

<p>• Tanık anlatımları</p>

<p>• Mesaj kayıtları</p>

<p>• Raporlar</p>

<p>• Diğer yazılı veya görsel deliller</p>

<p>Delil yetersizliği durumunda boşanma davası reddedilebilir.</p>

<p><strong>Aynı Evde Yaşama Durumu</strong></p>

<p>Aynı çatı altında yaşamaya devam edilmesi boşanma davası açılmasına engel değildir. Ayrı odalarda yaşamak, iletişimin kopması, ilgisizlik gibi unsurlar evliliğin fiilen bittiğini gösterebilir.</p>

<p><strong>Sonuç</strong></p>

<p>Eşin boşanmaya karşı çıkması boşanma davası açılmasını engellemez. Önemli olan evliliğin sürdürülemez olduğunun somut şekilde ortaya konmasıdır. Boşanma davası süreci delillerin gücüyle şekillenir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-bosanmak-istemiyor-ben-yine-de-bosanabilir-miyim</guid>
      <pubDate>Mon, 15 Jun 2026 23:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/498gsBydbiA/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="29514"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>BOŞANIRKEN YAPILAN EN BÜYÜK HATALAR</strong></p>

<p><strong>1. Boşanma davası sürecinin duygusal boyutu</strong></p>

<p>Boşanma davası, tarafların en yoğun duyguları yaşadığı dönemlerden biridir. Bu duygusal yük nedeniyle boşanma davası sırasında sağduyulu karar vermek çoğu zaman zorlaşır. Ancak unutulmamalıdır ki boşanma davası sırasında yapılan her yanlış hamle, hem hukuki hem ekonomik açıdan uzun vadeli sonuçlar doğurabilir.</p>

<p><strong>2. Boşanma davası açmadan önce doğru hazırlık yapmanın önemi</strong></p>

<p>Birçok kişi ani öfke ve kırgınlıklarla boşanma davası açmaktadır. Oysa boşanma davası, sadece ayrılığı değil; mal paylaşımı, velayet, nafaka ve tazminat gibi birçok konuyu kapsayan kapsamlı bir hukuki süreçtir. Bu nedenle boşanma davası açmadan önce durumun dikkatle değerlendirilmesi gerekir.</p>

<p><strong>3. Delil olmadan boşanma davası açmanın riskleri</strong></p>

<p>Boşanma davasında en sık rastlanan hatalardan biri delilsiz başvuru yapılmasıdır. Aldatma, şiddet veya terk iddiaları somut delillerle desteklenmediği sürece mahkeme boşanma davasında istenen sonucu vermez. Mesaj kayıtları, görüntüler, tanık anlatımları veya kamera kayıtları olmadan açılan boşanma davalarının reddedilmesi çok yaygındır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>4. Mal paylaşımı ve boşanma davasındaki yanlış bilinenler</strong></p>

<p>Boşanma davası sürecinde malların paylaşımı konusunda çok sayıda yanlış bilgi bulunmaktadır. Malın bir eşin üzerine kayıtlı olması diğer eşin hakkı olmadığı anlamına gelmez. Edinilmiş mallara katılma rejimi gereğince evlilik süresince edinilen mallarda her iki eşin de hakkı vardır. Bu nedenle boşanma davası açılmadan önce mal varlığının doğru tespit edilmesi önemlidir.</p>

<p><strong>5. Nafaka ve tazminat haklarının doğru değerlendirilmesi</strong></p>

<p>Boşanma davasında tazminatın boşanmayı kimin istediğine göre belirlendiği yönünde yaygın bir yanılgı vardır. Oysa tazminat, tarafların kusur durumuna göre değerlendirilir. Daha az kusurlu olan ve boşanma davası sonucunda ekonomik kayba uğrayan taraf tazminat talep edebilir. Nafaka hakkı da aynı şekilde boşanma davası içerisindeki genel durum ve ihtiyaçlara göre değerlendirilir.</p>

<p><strong>6. Velayet konusunun boşanma davasındaki yeri</strong></p>

<p>Boşanma davası sırasında velayeti bir rekabet alanı olarak görmek ciddi bir hatadır. Mahkemeler velayet kararını ebeveynlerin duygusal beyanlarına göre değil, çocuğun üstün yararını gözeterek verir. Çocuğun gelişimini hangi ebeveynin daha iyi destekleyebileceği belirleyici unsurdur.</p>

<p><strong>7. Sosyal medyanın boşanma davasına etkisi</strong></p>

<p>Boşanma davası devam ederken yapılan sosyal medya paylaşımları sürecin seyrini olumsuz etkileyebilir. Kişinin duygusal bir anla yaptığı paylaşım, boşanma davasında karşı taraf için delil niteliği taşıyabilir ve mahkemenin bakış açısını değiştirebilir.</p>

<p><strong>8. İletişimin tamamen kopması ve boşanma davasına etkileri</strong></p>

<p>Boşanma davasında tarafların iletişimi tamamen kesmesi özellikle çocukların olduğu durumlarda büyük sorunlara yol açar. Saygılı ve kontrollü bir iletişim biçimi, hem boşanma davasının sağlıklı ilerlemesini sağlar hem de çocukların psikolojik açıdan korunmasına katkıda bulunur.</p>

<p><strong>9. Sonuç: Boşanma davası bir son değil, yeni bir başlangıçtır</strong></p>

<p>Boşanma davası, yalnızca bir evliliğin bitişi değildir; yeni bir hayatın başlangıcıdır. Bu nedenle boşanma davasının bilinçli, planlı ve hukuka uygun yürütülmesi, gelecekte karşılaşılabilecek sorunların önüne geçmek açısından büyük önem taşır</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanirken-yapilan-en-buyuk-hatalar</guid>
      <pubDate>Sat, 30 May 2026 17:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/6hqXrTPHfjE/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="87985"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK (Zina Nedeni İle Boşanma)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>EŞİM BENİ ALDATTI ŞİMDİ NE OLACAK ( Zina Nedeni İle Boşanma)</strong></p>

<p>Bu video, eşinizin sizi aldatması durumunda Türk Medeni Kanunu’nun size tanıdığı tüm hakları anlaşılır şekilde öğrenebilmeniz için hazırlanmıştır. Zina, kanunda özel boşanma sebebi olarak düzenlenmiştir ve atacağınız her adım hukuki sonucunuzu doğrudan etkiler. Aldatma fiilini öğrendiğiniz tarihten itibaren 6 ay içinde ve her hâlde fiilin üzerinden 5 yıl geçmeden dava açabilirsiniz. Eşinizi açık veya örtülü biçimde affetmişseniz dava hakkınız ortadan kalkar. Birlikte yaşamaya devam etmek dahi affetme olarak kabul edilebilir.</p>

<p>Sadakat yükümlülüğünün ihlali ağır bir kusur sayıldığından, boşanma davasında kusur tespiti maddi ve manevi tazminat taleplerinizi güçlendirir. Mahkeme tazminat miktarını tarafların ekonomik durumu, evliliğin süresi ve aldatmanın etkilerine göre belirler. Çocukların velayetinde ise çocuğun üstün yararı esastır. Sadakatsizlik çocuğun gelişimini olumsuz etkiliyorsa velayet çoğunlukla sadakatsiz olmayan tarafa verilir.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu süreçte geçerli delillerin hukuka uygun şekilde toplanması önemlidir. Tanık beyanları, otel kayıtları, sosyal medya paylaşımları ve alenileşmiş mesajlaşmalar kullanılabilir. Boşanma ile birlikte mal paylaşımı da gündeme gelir ve yasal mal rejimi gereği evlilik süresince edinilen mallar eşit şekilde paylaşılır.</p>

<p>Bu açıklama, aldatma gibi sarsıcı bir durumda haklarınızı doğru adımlarla kullanabilmeniz için hazırlanmıştır. Duygusal tepkiyle değil, hukuki bilinçle hareket etmek sürecin en önemli unsurudur.</p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/esim-beni-aldatti-simdi-ne-olacak-zina-nedeni-ile-bosanma</guid>
      <pubDate>Thu, 28 May 2026 18:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/Sy5Wvj2MyHc/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="65147"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Boşanmak İsteyen Ama Korkan Kadınların Bilmesi Gereken 5 Gerçek]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Boşanma sürecine adım atmak isteyen ancak psikolojik, ekonomik ya da toplumsal nedenlerle çekinen kadınlar için hazırlanan bu video, temel hukuki hakları sade ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymaktadır. Aile baskısı, maddi kaygılar ve çocukların geleceği gibi unsurlar çoğu zaman kadınların karar vermesini zorlaştırsa da, Türk hukuku kadınları koruyan güçlü düzenlemelere sahiptir. Bu açıklama bölümünde videoda ele alınan konuların profesyonel bir özeti yer almaktadır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Boşanma hakkı, anayasal ve yasal güvencelere sahip temel bir haktır. Türk Medeni Kanunu’na göre evlilik birliği ortak hayatı sürdürmeyi eşlerden beklenemeyecek ölçüde sarsılmışsa, kadın tek başına boşanma davası açabilir. Eşin rızası aranmaz ve kimse istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda değildir.</p>

<p>Şiddet veya baskıya maruz kalan kadınlar 6284 sayılı Kanun çerçevesinde güvence altındadır. Uzaklaştırma kararı, gizlilik tedbirleri, geçici maddi destek ve gerektiğinde devlet koruması gibi önemli hukuki mekanizmalar kadınların güvenliği için düzenlenmiştir.</p>

<p>Ekonomik endişeler de çoğu zaman gerçeği tam olarak yansıtmaz. Nafaka, maddi tazminat ve mal paylaşımı gibi süreçler, boşanma sonrası kadının ekonomik güvencesini desteklemek amacıyla kanunda düzenlenmiştir. Evlilik sürecinde edinilen mallarda her iki eşin de hakkı bulunmaktadır ve kadın yoksulluk nafakası talep edebilir.</p>

<p>Çocukların velayeti konusunda mahkemeler çocuğun üstün yararını esas alır. Özellikle küçük yaştaki çocukların bakım ve ilgisinde anne önemli bir konumda kabul edilmekte olup, annenin sorumluluk bilinci ve çocuğa sağladığı duygusal istikrar dikkate alınmaktadır.</p>

<p>Boşanma bir bitiş değil, yeni bir başlangıçtır. Hukuk sistemi bireyin özgür ve bağımsız yaşam hakkını esas alır. Kadın haklarını bildiğinde ve bilinçli hareket ettiğinde, toplumsal önyargılara rağmen kendine güçlü bir yol çizebilir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/bosanmak-isteyen-ama-korkan-kadinlarin-bilmesi-gereken-5-gercek</guid>
      <pubDate>Mon, 25 May 2026 23:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/yUapvan2SsQ/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="59269"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir, CMK 110/A]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>Adli Kontrol Altında Geçecek Azami Süreler Nelerdir,<br />
CMK 110/A Adlî Kontrol Süresi ve Hukuki Sınırlar</strong></p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110/A maddesi, adlî kontrol süresi, uzatma koşulları ve çocuklar açısından uygulanma biçimi konusunda temel düzenlemeleri içerir. Bu videoda, adlî kontrol tedbirinin ne kadar süreyle uygulanabileceğini, hangi durumlarda uzatılabileceğini ve hukuki sınırlarını ayrıntılı biçimde ele alıyoruz.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>⚖️ Bu videoda yanıt bulacağınız sorular:</strong></p>

<p>Adlî kontrol süresi ne kadar olabilir?<br />
CMK 110/A maddesi neyi düzenler?<br />
Adlî kontrol süresi hangi hâllerde uzatılabilir?<br />
Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçlarda adlî kontrol süresi kaç yıldır?<br />
Çocuklar için adlî kontrol süresi nasıl uygulanır?<br />
Adlî kontrol tedbirinin sınırları nelerdir?</p>

<p><strong>📚 Kısa Özet:</strong><br />
Ceza yargılamasında tutuklama yerine uygulanan adlî kontrol, bireyin özgürlüğünü daha az sınırlayan bir önlemdir. Ancak bu tedbirin süresiz devam etmesi hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmaz. CMK madde 110/A, hem soruşturma hem de kovuşturma aşamasında adlî kontrolün süre sınırlarını, uzatma şartlarını ve çocuklar yönünden indirimi açıkça düzenleyerek kişi özgürlüğünü korur.</p>

<p>🔹 Ağır ceza kapsamına girmeyen suçlarda: En fazla 2 yıl, zorunlu hâllerde 1 yıl uzatma<br />
🔹 Ağır ceza kapsamındaki suçlarda: En fazla 3 yıl, uzatma ile birlikte toplam 4 yıl<br />
🔹 Çocuklar bakımından: Süre yarı oranında uygulanır</p>

<p><strong>Sonuç:</strong><br />
CMK madde 110/A, adlî kontrolün süresiz hale gelmesini engelleyerek hukuk devleti ilkesini ve insan haklarına saygıyı somut biçimde güvence altına alır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-altinda-gececek-azami-sureler-nelerdir-cmk-110a</guid>
      <pubDate>Thu, 21 May 2026 10:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/eMoMx9pjrgY/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="10561"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı Tedbirine Uymamanın Sonuçları, CMK Madde 112</p>

<p>Ceza muhakemesi süreci, bir yandan toplumsal adaletin sağlanmasını, diğer yandan bireyin özgürlüğünün korunmasını amaçlar. Bu iki ilke arasında kurulan hassas denge, yargılamanın temelini oluşturur. İşte bu noktada, adli kontrol tedbirleri, tutuklamaya alternatif bir önlem olarak devreye girer. Ancak bu tedbirlerin etkili olabilmesi, şüpheli veya sanığın yükümlülüklere tam anlamıyla uymasına bağlıdır.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 112. maddesi (CMK m.112) kapsamında, adli kontrol hükümlerine uymamanın sonuçlarını tüm yönleriyle inceliyoruz. Kanun koyucu, bu maddeyle hem yargılama sürecinin güvenliğini hem de tedbirlerin ciddiyetini korumayı hedeflemiştir. Adli kontrolün bir “lütuf” değil, kamu düzenini ve yargılamanın sağlıklı yürütülmesini güvence altına alan bir yargısal sorumluluk olduğunu vurguluyoruz.</p>

<p>Videoda şu sorulara detaylı yanıtlar bulabilirsiniz:</p>

<p>- Adli kontrol yükümlülüklerine uymayan kişi hakkında ne yapılabilir?</p>

<p>- Mahkûmiyet kararı verilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse ne olur?</p>

<p>- Tutukluluk süresi dolmuş ve salıverilmiş bir kişi adli kontrolü ihlal ederse yeniden tutuklanabilir mi?</p>

<p>CMK 112’nin hukuk sistemimizdeki işlevi ve önemi nedir?</p>

<p>CMK 112’nin birinci fıkrasına göre, adlî kontrol yükümlülüklerini kasten yerine getirmeyen şüpheli veya sanık, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun derhâl tutuklanabilir. Bu düzenleme, yargılamanın disiplinini sağlamak amacıyla getirilmiştir.</p>

<p>Ayrıca 14 Nisan 2020’de yapılan değişiklikle, hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş ve bu karar istinaf veya temyiz aşamasında olan kişiler de artık aynı hükme tabidir. Yani adlî kontrolü ihlal eden bu kişiler hakkında da ilk derece mahkemesi doğrudan tutuklama kararı verebilir.</p>

<p>Öte yandan, 24 Kasım 2016 tarihli değişiklik ile getirilen bir diğer önemli hüküm, azami tutukluluk süresi dolduğu için serbest bırakılan sanıkların durumunu düzenlemiştir. Buna göre, bu kişiler hakkında adlî kontrol kararı verilmişse ve bu tedbiri ihlal ederlerse, yeniden tutuklanmaları mümkündür. Ancak bu tutuklama süresi, ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlarda en fazla dokuz ay, diğer suçlarda ise iki ayla sınırlıdır.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Bu hüküm, hem kişi özgürlüğünün korunması hem de adli sürecin güvenliği açısından son derece önemlidir. CMK 112, bireyin özgürlük hakkını ortadan kaldırmadan, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi için bir denge mekanizması kurar. Tedbirlere uymamanın ciddi sonuçları olduğunu hatırlatır ve adli kontrolün hukuk sistemimizdeki caydırıcı gücünü ortaya koyar.</p>

<p>Sonuç olarak, CMK madde 112; adli kontrol tedbirine uymamanın hukuki sonuçlarını belirleyerek, ceza muhakemesinin etkinliğini artıran ve yargı sürecinin disiplinini koruyan bir düzenlemedir. Bu madde, bireysel hak ve özgürlükleri gözetirken aynı zamanda adaletin tecellisini sağlamayı hedefler.</p>

<p>Bir yargılamada özgürlük, yükümlülüklerle anlam kazanır. Adli kontrolün ihlali, sadece bir kural ihlali değil, aynı zamanda adaletin işleyişine müdahale anlamına gelir.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-tedbirine-uymamanin-sonuclari-cmk-madde-112</guid>
      <pubDate>Tue, 12 May 2026 00:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/-vQAh0iF830/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="35254"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR, CMK 111]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p><strong>ADLİ KONTROL KARARI NASIL KALDIRILIR</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>CMK 111 – Adlî Kontrolün Kaldırılması ve İtiraz Süreci</p>

<p>Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 111 Açıklaması </p>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sürecinde bireyin özgürlüğünü sınırlayan her tedbirin geçici olması, hukuk devleti ilkesinin temel gereklerinden biridir. Adlî kontrol tedbiri, tutuklamaya alternatif olarak kişisel özgürlüğü koruyan bir güvence niteliği taşır. Ancak bu tedbirin süresiz biçimde devam etmesi, kişi hak ve özgürlükleriyle bağdaşmaz.</p>

<p>Bu videoda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 111. maddesini (CMK 111) ele alarak adlî kontrolün hangi koşullarda kaldırılabileceğini, başvuru yollarını ve itiraz sürecini ayrıntılı şekilde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan konular:</p>

<p>CMK 111 nedir?<br />
Adlî kontrolün kaldırılması nasıl talep edilir?<br />
Hâkim veya mahkeme bu talebi nasıl değerlendirir?<br />
Adlî kontrol kararına itiraz mümkün müdür?<br />
Adlî kontrol tedbirinin süresi ve ölçülülük ilkesi</p>

<p>Öne çıkan noktalar:<br />
CMK’nın 111. maddesi, adlî kontrolün kaldırılmasına ilişkin açık bir yol belirleyerek bireyin özgürlüğünü korur. Şüpheli veya sanık, adlî kontrolün kaldırılmasını talep edebilir; hâkim veya mahkeme de bu talebi en geç beş gün içinde karara bağlamak zorundadır. Ayrıca, kararlara karşı itiraz hakkı tanınarak yargısal denetim sağlanır.</p>

<p>Bu düzenleme, adil yargılanma hakkı, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkesi açısından büyük önem taşır. Adlî kontrolün bir cezaya dönüşmemesi, yalnızca yargılamanın gerektirdiği ölçüde uygulanması, hukuk devleti anlayışının bir gereğidir.</p>

<p>Bu video, ceza muhakemesi, adlî kontrol uygulaması ve kişi özgürlüğü üzerindeki yargısal güvenceler konularında bilgi edinmek isteyen hukuk öğrencileri, avukat adayları ve hukuk meraklıları için hazırlanmıştır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-nasil-kaldirilir-cmk-111</guid>
      <pubDate>Thu, 09 Apr 2026 09:47:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/l__BEvTYoto/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="33861"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Avukat Aysel Aba Kesici]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Adli Kontrol Kararı ve Bu Karara Hükmedecek Merciler</p>

<p>CMK 110 – Adlî Kontrol Kararı Nedir? | Ceza Muhakemesi Kanunu Madde 110 Açıklaması | Hukuki Haklarım</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Hukuki Haklarım programından merhaba. Ceza muhakemesi sistemimizde kişi özgürlüğü, en temel haklardan biridir. Ancak bu özgürlük, bazen adaletin sağlanması amacıyla sınırlanabilir. İşte bu noktada tutuklama tedbirine alternatif bir koruma önlemi olan adlî kontrol devreye girer.</p>

<p>Bu videoda Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 110. maddesini (CMK 110) ele alarak, adlî kontrol kararının kim tarafından verileceğini, hangi aşamalarda uygulanabileceğini ve nasıl değiştirilebileceğini ayrıntılı biçimde açıklıyoruz.</p>

<p>Videoda ele alınan başlıklar:</p>

<p>CMK 110 nedir?<br />
Adlî kontrol kararı kim tarafından verilir?<br />
Hâkim adlî kontrol kararında değişiklik yapabilir mi?<br />
Kovuşturma aşamasında adlî kontrol nasıl uygulanır?<br />
Cumhuriyet savcısının adlî kontroldeki rolü nedir?<br />
*Adlî kontrol tedbirinin amacı ve hukuk devleti ilkesiyle ilişkisi</p>

<p>Öne çıkan kavramlar:<br />
Adlî kontrol kararı, tutuklama tedbirine alternatif olarak kişi özgürlüğünü daha az kısıtlayan bir sistem getirir. Bu sayede hem yargılamanın güvenliği sağlanır hem de bireyin temel hak ve özgürlükleri korunur. CMK 110, yargılamanın her aşamasında adlî kontrolün uygulanmasına ve değiştirilebilmesine imkân tanıyarak hukuk devleti ilkesinin güçlü bir yansımasıdır.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNDEM</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/video/adli-kontrol-karari-ve-bu-karara-hukmedecek-merciler</guid>
      <pubDate>Sun, 15 Mar 2026 23:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://img.youtube.com/vi/mqXtkUoSSR4/maxresdefault.jpg" type="image/jpeg" length="49125"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'nin hak ihlali kararlarında birinci sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Anayasa Mahkemesi, bireysel başvurulara ilişkin 23 Eylül 2012 – 30 Eylül 2024 tarihlerini içeren istatistikleri yayımladı.&nbsp;</p>

<p>Anayasa Mahkemesine 2012 yılından bu yana toplam 633 bin 488 bireysel başvuru yapıldı, bunlardan 527 bin 803'ü sonuçlandırıldı. Yüksek Mahkemenin başvuruları karşılama oranı yüzde 83,3 oldu. Derdest dosya sayısı ise 105 bin 685 oldu.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>AYM’nin hak ihlali kararı verdiği 76 bin 247 başvuruda ilk sırada makul sürede yargılanma hakkının ihlali var. Bunu adil yargılanma ve mülkiyet hakkı ihlalleri takip ediyor.</p>

<p>Bireysel başvuru istatistikleri üç aylık periyotlarla güncellenerek yayımlanıyor.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aymnin-hak-ihlali-kararlarinda-birinci-sirada-makul-surede-yargilanma-hakkinin-ihlali-var</guid>
      <pubDate>Mon, 04 Nov 2024 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2024/11/bbistatistikler-1.jpg" type="image/jpeg" length="85837"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu’nda meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran 658 avukata plaket]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[İstanbul Barosu’nda 145. Yıldönümü ve Avukatlar Günü kapsamında meslekte 25, 30 ve 35. yılını dolduran 658 avukata plaketleri 8, 9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle verildi.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Törenler, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle 8, 9 ve 10 Eylül tarihlerine ertelenmişti.</p>

<p>Meslekte 35 yılını dolduran 415, 30 yılını dolduran 432, 25 yılını dolduran&nbsp;avukat olmak üzere toplam 658 avukata plaketleri, 8-9 ve 10 Eylül günlerinde düzenlenen törenlerle takdim edildi.</p>

<p>Meslekte 35 ve 30 yılını dolduran avukatların&nbsp;plaket töreni 8 Eylül Cuma günü Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda, 25 yılı dolduran avukatların plaket töreni ise 9 Eylül Cumartesi ve 10 Eylül Pazar günleri İstanbul Barosu Konferans Salonu’nda gerçekleştirildi.</p>

<p>Tören, İstiklal Marşı ve saygı duruşuyla başladı. Törende konuşan İstanbul Barosu Başkanı Av. Filiz Saraç, “Hak mücadelesine yüreğini ve emeğini koymuş tüm avukat meslektaşlarımız, hepinizi İstanbul Barosu Yönetim Kurulu adına saygıyla selamlıyorum. Avukatlık mesleğinde geride kalan yıllar, hak ve hukuk yolunda verilen mücadelenin de adıdır. 145 yıllık bir “Büyük Çınar” olan Baromuzun tarihi 35 yıllık emeğinizi ve mücadelenizi saygı ile saklayacaktır.</p>

<p>Bu töreni Baromuzun da 145. kuruluş yıl dönümü olan 5 Nisan Avukatlar Günü’nde yapacaktık. Ancak, 6 Şubat’ta meydana gelen ve büyük acılar ve kayıplara yol açan depremler nedeniyle törenimizi erteledik. Kaybettiğimiz yurttaş ve meslektaşlarımızı rahmetle ve saygıyla anıyoruz.</p>

<p>Cumhuriyetimizin 100. yılını kutladığımız bugünlerde, Cumhuriyetin kazanımlarını ve Atatürk ilke ve devrimlerini kendine rehber edinen İstanbul Barosu Cumhuriyetimizin sarsılmaz kalesi olmaya her daim devam edecektir.</p>

<p>Ülkemizde yaşanan hukuksuzluklara karşı çıkmaya ve hukuk devletini ve hukukun üstünlüğünü savunmaya devam edeceğiz” dedi.</p>

<p>Başkan Av. Filiz Saraç, meslekte 25, 30 ve 35 yılını dolduran avukatları&nbsp;kutladı ve hak ve hukuk mücadelesinde nice meslek yılları diledi.</p>

<p>Başkanın konuşmasının ardından Genel Sekreter Av. Burcu Öztoprak Alsulu, törenlerde avukatları&nbsp;10’ar kişilik gruplar halinde plaket almaya davet etti. Başkan Av. Filiz Saraç, avukatlara plaketlerini tek tek sundu ve gruplar halinde fotoğraf çekimi gerçekleştirildi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Plaket alan avukatlar arasında; İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Av. Ali Gürbüz (25 yıl), Yönetim Kurulu Sayman Üyesi Av. Bahar Güldaş (35 yıl), Yönetim Kurulu Üyesi Av. Gülderen Zerrin Kavak Yıldırım (25 yıl), CUMER Sözcüsü Av. Gülseren Aytaş (35 yıl), önceki Yönetim Kurulu Üyesi Av. Muazzez Yılmaz (35 yıl), Av. Cengiz Yaka (35 yıl), TÜKD Genel Başkanı Av. Tülay Çağlar(25 yıl), Kadıköy Belediye Başkanı Av. Şerdil Dara Odabaşı (25 yıl) da yer aldı.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosunda-meslekte-25-30-ve-35-yilini-dolduran-658-avukata-plaket</guid>
      <pubDate>Tue, 12 Sep 2023 18:32:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/09/202309plaket2023-29.jpg" type="image/jpeg" length="30600"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Şehit Savcı Mehmet Selim Kiraz anıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[Terör örgütü DHKP-C üyelerince adliyedeki odasında rehin alındıktan sonra şehit edilmesinin üzerinden 8 yıl geçen İstanbul Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz törenle anıldı.]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[<p>Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nın Atrium alanında gerçekleşen törene &nbsp;Adalet Bakanlığı Bakan Yardımcıları Zekeriya Birkan ile Akın Gürlek, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz, şehit Kiraz'ın babası Hakkı Kiraz, Adalet Komisyonu Başkanı Okan Albayrak, İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, İstanbul Emniyet Müdürü Zafer Aktaş, İstanbul'daki diğer adliyelerin başsavcıları, hakimler, savcılar ve adliye personeli katıldı.</p>

<p><strong>"ŞEHİT SAVCIMIZ ADALET TEŞKİLATININ KAHRAMANLIK SEMBOLÜ OLMUŞTUR"</strong>&nbsp;&nbsp; &nbsp;&nbsp;</p>

<p></p>

<p>Törene katılan Adalet Bakan Yardımcısı Zekeriya Birkan, "Şehit savcımız şerefli, adalet sancağının ölümsüz bir timsalidir. Aziz hatırası şahadetinden bu yana hiç unutulmamış ve adalet teşkilatının kahramanlık sembolü olmuştur.&nbsp;Mehmet Selim Kiraz&nbsp;bu vatanın fedakâr, kahraman bir evladıdır. Ömrünü devletine, milletine hizmete ve adaletin tecellisini adamıştı. O gün şehit savcımızı hedef alan kurşunlar aynı zamanda yargıya, adalete, hukukun üstünlüğüne ve demokrasiye sıkılmıştır. Bu menfur saldırıda adaleti ve ömrünü adalet yoluna adamış bir kahramanı hedef alanların asıl gayesi bellidir. Terör örgütlerinin asıl amacı ve hedefi şehit savcımızın şahsında milletimizin birliği ve bütünlüğüdür. Adalet teşkilatının gözünü korkutmak ve yıldırmaktır. Hamdolsun ki bu hainler bugüne kadar emellerine ulaşamadılar, bundan sonra da ulaşamayacaklar. Adalet camiamız köklü kurumsal yapısı ve gelenekleriyle bu hain saldırılar karşısında hiçbir zaman yılmamıştır" dedi.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p><strong>"TERÖR ÖRGÜTLERİNE AMAÇLARINA ULAŞAMADIKLARINI GÖSTERMEK İÇİN BURADAYIZ"</strong><br />
<br />
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Şaban Yılmaz ise, "Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim Kiraz kardeşimizin şahadetinin üzerinden tam 8 yıl geçti. Bugün tüm terör örgütlerine, vatan ve millet düşmanlarına birlik beraberlik içinde olduğumuzu gösteriyoruz ve buradan haykırıyoruz. Mehmet Selim savcımız gibi masum kardeşlerimizi hedef alarak husumeti, düşmanlığı körükleyen terör örgütlerine bu amaçlarına ulaşamadıklarını göstermek için buradayız" diye konuştu.</p>

<p><strong>" HEPİNİZİ OĞLUM SELİM OLARAK GÖRÜYORUM " &nbsp;</strong></p>

<p>Şehit Cumhuriyet Savcısı Mehmet Selim kiraz'ın babası Hakkı Kiraz ise, "8 yıl önce bugün bizim için gerçekten karanlık bir gündü. ama bir taraftan da imtihan günümüzdü bununla birlikte hamdolsun birlik ve beraberlik günümüz oldu. Şu anda o günkü tabloyu burada görüyorum. hepinizi oğlum Selim olarak görüyorum. Selim her sabah takvim yaprağını koparır okur benim de okumam için masaya koyardı. 31 Mart 2015 günü sabah Selim evden çıkmadan önce yine o günün takvim yaprağını masaya koymuştu ve oradaki dua şöyleydi: 'Rabbim beni, ailemi mümin olarak evime girenleri bağışla zalimler topluluğunu da daima kahrı perişan et' şeklindeydi" &nbsp;dedi.&nbsp;</p>

<p>Konuşmaların ardından&nbsp;şehit savcı&nbsp;Mehmet Selim Kiraz'ın makam odası ziyaret edildi; odasında Kur'an-ı Kerim okundu. Savcı Mehmet Selim Kiraz, 31 Mart 2015 tarihinde Çağlayan'daki İstanbul Adalet Sarayı'nda görevi başındayken DHKP-C'li teröristler tarafından odasında rehin alınmıştı. Savcı Kiraz, saatler süren müzakerelere rağmen makamında şehit edilmişti.</p></p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/sehit-savci-mehmet-selim-kiraz-anildi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Mar 2023 14:26:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/uploads/2023/03/fsi2rqxwyaadntr.jpg" type="image/jpeg" length="43100"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Türkiye Barolar Birliği 37. Olağan Genel Kurulu Çanakkale'de yapıldı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <turbo:content><![CDATA[</p><div class="article-source py-3 small ">
    </div>
]]></turbo:content>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/turkiye-barolar-birligi-37-olagan-genel-kurulu-canakkale-de-yapildi</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aaggghgggg5khıkjk001110jphaa040_1.jpg" type="image/jpeg" length="65068"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Anadolu Adalet Sarayı'nda yangın tatbikatı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/anadolu-adalet-sarayi-nda-yangin-tatbikati</guid>
      <pubDate>Sat, 17 Dec 2022 12:28:05 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa040000054.jpg" type="image/jpeg" length="48148"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu'na 358 avukat daha katıldı: Üye sayısı 58.486 oldu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-na-358-avukat-daha-katildi-uye-sayisi-58486-oldu</guid>
      <pubDate>Mon, 12 Dec 2022 13:41:26 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/00-_8uı8u8aagglhghgggg5khıkkjkat0e011110jphsaa04000005.jpg" type="image/jpeg" length="21589"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[AYM'ye bireysel başvuru 450 bini aştı]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/aym-ye-bireysel-basvuru-450-bini-asti</guid>
      <pubDate>Tue, 25 Oct 2022 11:55:04 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_70.jpg" type="image/jpeg" length="97814"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[İstanbul Barosu 52. Olağan Genel Kurulu]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>MESLEKİ</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/istanbul-barosu-52-olagan-genel-kurulu</guid>
      <pubDate>Sat, 22 Oct 2022 21:27:14 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/FfqzZ5BXwAAE8Mg.jpg" type="image/jpeg" length="26816"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Avukatlara 'farkındalık' eğitimi]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/avukatlara-farkindalik-egitimi</guid>
      <pubDate>Mon, 05 Sep 2022 11:49:13 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/IMG_9214.jpg" type="image/jpeg" length="58538"/>
    </item>
    <item turbo="true">
      <title><![CDATA[Bireysel Başvuru İstatistikleri (23 Eylül 2012 - 30 Haziran 2022)]]></title>
      <link>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <category>GÜNCEL</category>
      <guid>https://www.hukukihaber.net/foto-galeri/bireysel-basvuru-istatistikleri-23-eylul-2012-30-haziran-2022</guid>
      <pubDate>Tue, 02 Aug 2022 16:37:30 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://hukukihabernet.teimg.com/crop/1280x720/hukukihaber-net/images/album/1_61.jpg" type="image/jpeg" length="20094"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
